<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-bolat-fuarcilikta-75-milyar-avroluk-bir-ekonomik-sektor-olustu-87143</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 16:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Fuarcılıkta 7,5 milyar avroluk bir ekonomik sektör oluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Texhibition İstanbul Kumaş ve Tekstil Aksesuarları Fuarı'nın açılışına katıldı. </p>
<p>Bolat burada yaptığı konuşmada, bu yıl onuncu defa düzenlenen fuarın bugün dünyanın sayılı ve Avrupa'nın da en önde gelen tekstil fuarı haline geldiğini belirtti.</p>
<p>Üç hafta önce İstanbul Hazır Giyim ve Moda Fuarı'nın (IFCO) açılışını yaptıklarını hatırlatan Bolat, bugün de iplik, kumaş, yan sanayi, aksesuar sektörü, denim alanlarını kapsayan çok önemli bir fuarın açılışını gerçekleştirdiklerini vurguladı.</p>
<p>Bugün buradan yine çok büyük ve sayılı fuarlardan olan Uluslararası Ev ve Mutfak Eşyaları Fuarı'na (ZUCHEX) gideceklerini, oradan da Tekirdağ'da sanayi fuarı ve bir lojistik merkezinin açılışını yapacaklarını ifade eden Bolat, böylece bir günde dört önemli uluslararası ticaret etkinliğinin açılışlarına katılmış olacaklarını söyledi.</p>
<p>Bolat, yaz döneminin geride kaldığını, artık herkesin şehirlere dönmeye başladığını, ekonomide, sanayide çarkların hızlandığını, ayrıca 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program'ın (OVP) da kamuoyu ve iş dünyasıyla paylaşıldığını dile getirdi. Bolat, şöyle devam etti:</p>
<p>"Son derece dengeli, istikrarlı, makro hedeflerde enflasyonla mücadelenin kesintisiz bir şekilde devamını önceleyen, üretimin, başta sanayi tarım hizmetler sektörleri olarak desteklenmesini önceleyen, ihracata dayalı büyüme modelini önceleyen ve sosyal programlarda özellikle dar gelirli vatandaşlarımızın imkanlarının artırılmasını önceleyen bütüncül bir program. İnşallah bunu da önceki programlarda olduğu gibi gerçekleştireceğiz."</p>
<p>Dünyada ve bölgede yaşanan gelişmelere değinen Bolat, son beş yılda salgın, deprem ve komşu ülkelerdeki savaşlar gibi birçok olumsuzluğun yaşandığını ve bu olumsuzlukların enflasyonla mücadeleyi zaman zaman etkilediğini belirtti.</p>
<p>Bolat, yaşanan olumsuzluklara rağmen gelinen noktada Türkiye ekonomisinin Kovid-19'un başladığı 2020 dahil olmak üzere sürekli büyüme kaydettiğini belirterek, şunları söyledi:</p>
<p>"2026'nın ikinci çeyreğindeki yüzde 2,3'lük büyümenin 0,6 puanı net mal ve hizmet ihracatı katkısından geldi. Bu çok önemli bir gelişme, net mal ihracatının ekonominin büyümesine lokomotiflik yapması. Yatırımlar yine son yedi çeyrektir büyümeye katkı yapıyor. İhracatımızı açıkladık biliyorsunuz. Nisan, haziran, temmuz, ağustos yani dört ayda rekorlar kırıldı. Sekiz ayın 5'inde de aylık ihracat artışları sağlandı. Son 40 ayın 29'unda aylık artışlar sağlandı. Son 40 ayın 22'sinde aylık rekorlar kırıldı. Bunlar hep ihracatçılarımızın zor şartlara rağmen fedakarca çalışmaları ve hükümetimizin programları, destekleri, aldığı tedbirlerle birlikte başardığımız sonuçlar. Türkiye'nin Yüzyılı hedefi Cumhurbaşkanımızın vizyonu, biz bunu Ticaretin Yüzyılı yapmaya kararlıyız. Özellikle bu yılın 8 ayında 185 milyar dolar ihracat rakamına ulaştık ve bu 4,2'lik bir artış oldu. Ağustos ayı Batı'da tamamen kapalı, tatil dönemi olmasına rağmen 1 milyar 750 milyon dolar ihracat artışı sağlayarak yüzde 8,1 artış oldu. Son 12 ayda da 280,3 milyar dolara yükseldi mal ihracatımız. Hedefe 1,7 milyar dolar kaldı. Önümüzde 4 ay var."</p>
<p><strong>"Fuarcılıkta 7,5 milyar avroluk bir ekonomik sektör oluştu"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, petrol, enerji, diğer petrokimya ürünleri, gübre gibi birçok emtia ile gıda ürünlerinde dünya piyasalarında ciddi karışıklıklar olduğunu ifade ederek, bölgedeki sıcak savaşların da can yakıcı olduğunu ve bunların navlun fiyatları ile lojistik bağlantılara olumsuz etkiler yaptığını belirtti.</p>
<p>Tüm bunlara rağmen Türkiye'nin bir tedarik, üretim, lojistik üssü olarak parlamaya devam ettiğini söyleyerek, "Türkiye aynı zamanda bir fuarlar merkezi haline geldi. Texhibition Fuarı, 3 hafta önce açtığımız IFCO, ZUCHEX gibi her biri birçok sektörde Avrupa'nın en gözde fuarları Türkiye'de yapılıyor. Fuarcılıkta 7,5 milyar avroluk bir ekonomik sektör oluştu ve bunun GSYH'ye direkt katkısı 4 milyar avro. Hedefimiz bu rakamları çok daha yukarılara taşımak." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, tekstil ve hazır giyim sektörünün Türkiye'nin sanayileşme sürecinin birinci sektörü olduğunu ve bu sektörü daha da geliştireceklerini dile getirerek, bölgesel ve konjonktürel değişiklikler ve talep şartlarında değişimlerin zaman zaman olduğundan bahsetti.</p>
<p>Türkiye'nin önemli pazarlarından biri olan Batı'da ciddi durgunluk olduğunu ifade eden Bolat, bunların aşılacağını, pazarların çeşitlendirileceğini ve destek mekanizmalarının genişletileceğini kaydetti.</p>
<p><strong>"İhracat rakamlarında artıya geçiş görülüyor"</strong></p>
<p>Ömer Bolat, bu yıl konfeksiyon, hazır giyim ve tekstilde "uçağın burnunun yükselmeye başladığını" dile getirerek, "İhracat rakamlarında artıya geçiş görülüyor. Yıl sonunda bunu çok daha belirgin bir şekilde göreceğiz. İstihdamı koruma noktasında da 2026 yılı tekstil ve hazır giyimde stabil bir yıl olarak görünüyor. Türkiye tekstil ve hazır giyimde bir dünya oyuncusudur." diye konuştu.</p>
<p>Türkiye'nin dünya tekstil ihracat liginde 4'üncü, dünya hazır giyim ihracat liginde 8'inci büyük ülke konumunda olduğunu söyleyen Bolat, tekstil ve konfeksiyon sektörünün dünyadaki ihracat hacminin geçen yıl 858 milyar dolar olduğunu, Türkiye'nin buradan 31 milyar dolar pay aldığını kaydetti.</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin söz konusu pazardan yüzde 3,6'lık pay aldığını ifade ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"(2025) Tekstil ve ham maddeleri alanındaki ihracatımız 9,4 milyar dolardı. Hazır giyim konfeksiyon ihracatımız 18,6 milyar dolardı. Buna halı ve yer kaplamaları sektöründe 2,9 milyar doları ve yaklaşık 3 milyar dolara yakın ev tekstilini eklediğimizde büyük bir sektörümüz bulunmakta. Ticaret Bakanlığı olarak bütün sektörlerimizde olduğu gibi tekstil giyim sektörlerine yoğun destek veriyoruz. Bu yıl 45 milyar liralık Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) ihracat desteklerimiz ödeniyor. 33 milyar lirası mal ihracatına 12 milyar lirası hizmet ihracatı sektörlerine harcanıyor.</p>
<p>Turquality programımız kapsamında 35 tekstil giyim firmamızın 39 markasını destekliyoruz. Marka programında 25 firmamızın 25 markasını destekliyoruz. Yeşil Mutabakat'a uyum programımızda 33 firmamızın çalışmalarını destekliyoruz. Texhibition ve IFCO prestijli fuarlar kategorisine alındı ve katılım ücretlerinin yüzde 70'i Ticaret Bakanlığımız tarafından desteklenmekte. Burada alım heyetleri var. Alım heyetlerinin finansmanı yine Ticaret Bakanlığımız tarafından desteklenmektedir. Tekstil ve hazır giyime baktığımızda yurt dışı fuar organizasyonları olarak bu yıl 270 yurt dışı fuar organizasyonunun 58'ini desteklemekteyiz. Yurt içi tekstil fuarı alanında da 64 fuarın 7'sini desteklemekteyiz. Geçen yıl bu fuar için 136 milyon lira, bu yıl da mart ayındaki Texhibition Fuarı için 68 milyon lira destek kapsamında finansman verdik. 1324 ihracatçımızı desteklemiş olduk."</p>
<p>Bakan Bolat, konuşmasında ayrıca ticari bankalarca kullandırılan reeskont kredileri kapsamında yapılan düzenlemeler ile Türk Eximbank'ın verdiği kredilerden de bahsetti.</p>
<p>Bolat, kurdele kesiminin ardından beraberindeki heyetle fuar alanını gezerek firmalardan ürünler hakkında bilgi aldı.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-bolat-fuarcilikta-75-milyar-avroluk-bir-ekonomik-sektor-olustu-87143</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/3/1280x720/63-1788960453.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Texhibition İstanbul Fuarı&quot;nın açılışında konuşan Ticaret Bakanı Bolat, &quot;Avrupa&#039;nın en gözde fuarları Türkiye&#039;de yapılıyor. Fuarcılıkta 7,5 milyar avroluk bir ekonomik sektör oluştu ve bunun GSYH&#039;ye direkt katkısı 4 milyar avro. Hedefimiz bu rakamları çok daha yukarılara taşımak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aroma-konkordatodan-cikti-rotasini-buyumeye-cevirdi-87142</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 16:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aroma konkordatodan çıktı, rotasını büyümeye çevirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Yaklaşık iki yıldır konkordato sürecinde bulunan Aroma, finansal ve operasyonel yeniden yapılanma çalışmalarının ardından konkordato sürecinden çıktı. Şirketin konkordatodan kendi iradesiyle çıkma talebi doğrultusunda 9 Eylül 2026’da gerçekleştirilen duruşmayla süreç sona erdi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Türkiye’nin köklü içecek markalarından Aroma, konkordato sürecinde üretim, tedarik ve ticari faaliyetlerini sürdürürken finansal ve operasyonel yapısını güçlendirmeye yönelik çalışmalar gerçekleştirdi. Süreç, konkordato komiser heyetinin gözetiminde ve ilgili mahkemenin denetiminde yürütüldü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa15b2203a07-1788959522.jpeg" alt="" width="377" height="670" /></p>
<h2>Yeniden yapılanmaya odaklandı</h2>
<p>Bu dönemde şirketin yönetim sorumluluğu, Duruk ailesini temsilen Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Duruk ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Onur Duruk tarafından üstlenildi. Aroma, yeniden yapılanma kapsamında verimliliğin artırılması, kurumsal yapının güçlendirilmesi, yeni ürünlerin geliştirilmesi ve ticari büyümeye yönelik projelere odaklandı. Şirket ayrıca müşteri ilişkilerinin geliştirilmesi ve markalarının güçlendirilmesine yönelik çalışmalarını sürdürdü.</p>
<h2>Yeni dönemde büyüme hedefi</h2>
<p>Konkordato sürecinin sona ermesiyle birlikte Aroma, yeni dönemde üretim kapasitesi ve ürün portföyünün yanı sıra ticari büyümeye yönelik çalışmalarını sürdürmeyi hedefliyor.</p>
<p>Aroma Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Duruk ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Onur Duruk, süreç boyunca çalışanlar, kamu kurumları, finansal kuruluşlar, tedarikçiler, bayiler, müşteriler ve diğer iş ortaklarının desteğinin şirket açısından önem taşıdığını belirtti. Yeni dönemde üretmeye, yenilikçi ürünler geliştirmeye ve pazarda değer yaratmaya devam edeceklerini ifade ederek, Aroma’nın marka mirasını geleceğe taşımaya odaklanacaklarını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aroma-konkordatodan-cikti-rotasini-buyumeye-cevirdi-87142</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/2/1280x720/aroma-konkordatodan-cikti-rotasini-buyumeye-cevirdi-1788959549.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaklaşık iki yıldır konkordato sürecinde bulunan Aroma, 9 Eylül’deki duruşmanın ardından konkordatodan çıktı. Finansal ve operasyonel yeniden yapılanmasını tamamlayan şirketin, yeni dönemde üretim, yeni ürün geliştirme ve ticari büyümeye odaklanacağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasi-ile-burgan-banktan-kredi-karti-anlasmasi-87137</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 13:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş Bankası ile Burgan Bank&#039;tan kredi kartı anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İş Bankası ve Burgan Bank'ın dijital bankacılık markası ON Dijital arasında imzalanan ortak marka kredi kartı anlaşmasıyla ON Kredi Kartı, Maximum ekosistemine dahil oldu.</p>
<p>Türkiye İş Bankası'ndan yapılan açıklamaya göre, iş birliği kapsamında, ON Kredi Kartı kullanıcıları, kapsamlı ekosistemlerden Maximum'un anlaşmalı olduğu iş yerlerinde taksitli alışveriş yapabilecek ve alışverişlerinde kazandıkları MaxiPuanlarla ek avantajlar elde edebilecek.</p>
<p>İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle, Maximum'un günlük harcamalardan seyahate, yeme içmeden spor, kültür ve sanata uzanan geniş kapsamda sunduğu ayrıcalıklarla 25 yıldır kullanıcılarına yol arkadaşlığı yaptığını belirtti.</p>
<p>Lüle, ON Kredi Kartı kullanıcılarını Maximum ekosistemine dahil etmekten mutluluk duyduklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Güçlü ve yaygın iş ortaklıklarıyla kullanıcılarımızın ihtiyaç duyduğu her an yanında hissettiği bir değerler ekosistemi olan Maximum'u daha geniş kitlelere ulaştırmak için çalışmaya devam ediyoruz. Burgan Bank ON Dijital işbirliğiyle de ON Kredi Kartı kullanıcılarını Maximum ekosistemine dahil etmekten ve onları Maximum dünyasının avantajlarıyla buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz."</p>
<p>Burgan Bank Dijital Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Murat Bozkurt da müşterilerinin ihtiyaç duyduğu her noktada yanlarında olmak istediklerini aktardı.</p>
<p>Bozkurt, ON Dijital olarak sundukları imkanlara bir yenisini eklediklerini, İş Bankası ile yaptıkları işbirliğiyle müşterilere daha geniş bir ödeme ağı ve taksit imkanı sunduklarını belirterek, "Maximum gibi kredi kartı sektörünün köklü ve güçlü markalarından biriyle gerçekleştirdiğimiz bu işbirliğini, ON Dijital'de sunduğumuz deneyimi geliştirme yolunda önemli bir adım olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde de müşterilerimizin ihtiyaçlarını odağımıza alarak, ON Dijital'in ürün ve hizmetlerini geliştirmeyi sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasi-ile-burgan-banktan-kredi-karti-anlasmasi-87137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/7/1280x720/sezgin-lule-1788950069.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle, &quot;Burgan Bank ON Dijital işbirliğiyle de ON Kredi Kartı kullanıcılarını Maximum ekosistemine dahil etmekten ve onları Maximum dünyasının avantajlarıyla buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/8-ayda-1676-milyon-yolcu-hava-yolunu-kullandi-87134</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 13:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> 8 ayda 167,6 milyon yolcu hava yolunu kullandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğünün ağustos ayına ait hava yolu uçak, yolcu ve yük verileri hakkında açıklama yaptı. </p>
<p>Söz konusu ayda yolcu ve çevre dostu havalimanlarında iniş-kalkış yapan uçak sayısının iç hatlarda 97 bin 625, dış hatlarda 106 bin 231 olduğunu ifade eden Uraloğlu, böylece toplam uçak trafiğinin üst geçişlerle 255 bin 970'e ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Uraloğlu, bu yıl ağustosta dış hatta hizmet verilen uçak trafiğinin geçen yılın aynı ayı ile kıyaslandığında yüzde 1,5 arttığını belirtti.</p>
<p>Ağustosta iç hat yolcu trafiğinin 11 milyon 144 bin 749, dış hat yolcu trafiğinin ise 17 milyon 643 bin 496 olarak gerçekleştiğine işaret eden Uraloğlu, "Ağustos ayında havalimanlarımızda direkt transit yolcularla birlikte toplam 28 milyon 794 bin 764 kişiye hizmet verildi. Yolcu trafiği geçen yılın aynı ayı ile kıyaslandığında iç hatta yüzde 6,8, dış hatta yüzde 2,7 artış, direkt transit dahil toplam yolcu trafiğinde ise yüzde 4,1 yükseliş gerçekleşti." bilgisini verdi.</p>
<p>Uraloğlu, ayrıca, geçen ay yük trafiğinin iç hatlarda 111 bin 397 ton, dış hatlarda 456 bin 124 ton olmak üzere toplam 567 bin 521 tona ulaştığına dikkati çekti.</p>
<p><strong>8 ayda uçak trafiği toplam 1,6 milyon oldu</strong></p>
<p>Ocak-ağustos döneminde havalimanlarına iniş-kalkış yapan uçak trafiğinin iç hatlarda 667 bin 653, dış hatlarda 611 bin 588 olduğunu ifade eden Uraloğlu, böylece söz konusu sayının üst geçişlerle toplam 1 milyon 619 bin 476'ya ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Uraloğlu, bu dönemde Türkiye geneli havalimanları iç hat yolcu trafiğinin 71 milyon 625 bin 767, dış hat trafiğinin 95 milyon 858 bin 691 olduğunu, direkt transit yolcularla toplam 167 milyon 552 bin 966 yolcuya hizmet verildiğini vurguladı.</p>
<p>Bu yılın ağustos sonunda hizmet verilen yolcu trafiğinin, 2025'in aynı dönemi ile kıyaslandığında, direkt transit dahil olmak üzere toplam yolcu trafiğinde yüzde 2,8 arttığını aktaran Uraloğlu, yılın 8 ayında havalimanları yük trafiğinin iç hatlarda 654 bin 295 ton, dış hatlarda 2 milyon 940 bin 674 ton olmak üzere toplam 3 milyon 594 bin 969 tona ulaştığının altını çizdi.</p>
<p><strong>İstanbul Havalimanı 8 ayda 56,6 milyon yolcuya hizmet verdi</strong></p>
<p>Uraloğlu, Türkiye'nin mega projelerinden İstanbul Havalimanı'nda geçen ay uçak trafiğinin iç hatlarda 12 bin 285, dış hatlarda 40 bin 183 olmak üzere toplam 52 bin 468'e ulaştığını ifade etti.</p>
<p>Söz konusu havalimanında ağustosta iç hatlarda 1 milyon 882 bin 925, dış hatlarda 6 milyon 697 bin 516 olmak üzere toplam 8 milyon 580 bin 441 yolcuya hizmet verildiğine işaret eden Uraloğlu, ocak-ağustos döneminde iç hatlarda 82 bin 746, dış hatlarda 282 bin 741 olmak üzere toplam 365 bin 487 uçak trafiği gerçekleştiğini kaydetti.</p>
<p>Uraloğlu, yılın 8 ayında iç hatlarda 11 milyon 934 bin 652, dış hatlarda 44 milyon 714 bin 313 olmak üzere toplam 56 milyon 648 bin 965 yolcu trafiği oluştuğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan 33,2 milyon yolcu hizmet aldı</strong></p>
<p>İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'nın uçak ve yolcu trafiği hakkında da bilgi veren Uraloğlu, "Ağustosta iniş-kalkış yapan uçak trafiği iç hatlarda 12 bin 413, dış hatlarda 15 bin 530 olmak üzere toplam 27 bin 943'e ulaştı. Yolcu trafiği ise, iç hatlarda 2 milyon 329 bin 411, dış hatlarda 2 milyon 812 bin 633 olmak üzere toplam 5 milyon 142 bin 44 oldu." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, söz konusu havalimanında 8 ayda iç hatlarda 84 bin 77, dış hatlarda 104 bin 756 olmak üzere toplam 188 bin 833 uçak trafiği gerçekleştiğini aktararak, iç hatlarda 15 milyon 261 bin 922, dış hatlarda 17 milyon 894 bin 688 olmak üzere toplam 33 milyon 156 bin 610 yolcuya hizmet verildiğini belirtti.</p>
<p>Öte yandan İstanbul Atatürk Havalimanı'nın uçak trafiğinin ağustosta 2 bin 594 olduğuna işaret eden Uraloğlu, 8 ayda da bu sayının 17 bin 903'e ulaştığını bildirdi.</p>
<p><strong>Turizm merkezleri 8 ayda 41,6 milyon yolcu ağırladı</strong></p>
<p>Uraloğlu, turizm merkezlerindeki havalimanlarında hizmet sunulan yolcu sayısının ise 8 ayda iç hatlarda 14 milyon 146 bin 256, dış hatlarda 27 milyon 465 bin 682 olmak üzere toplam 41 milyon 611 bin 938'e ulaştığını ifade etti.</p>
<p>Bu dönemde iç hatlarda 106 bin 18, dış hatlarda 171 bin 417 olmak üzere toplam 277 bin 435 uçak trafiği gerçekleştiğine dikkati çeken Uraloğlu, 8 ayda İzmir Adnan Menderes Havalimanı'nda 8 milyon 925 bin 405, Antalya Havalimanı'nda 25 milyon 103 bin 581, Muğla Dalaman Havalimanı'nda ise 3 milyon 726 bin 496 yolcuya hizmet verildiğini belirtti.</p>
<p>Uraloğlu, ocak-ağustos döneminde Milas-Bodrum Havalimanı'nda 3 milyon 240 bin 486 yolcuya hizmet sunulurken Gazipaşa Alanya Havalimanı'nda 615 bin 970 yolcu trafiği gerçekleştiğini ifade etti.</p>
<p>İstanbul Havalimanı'nın yıllık 90 milyon, Antalya Havalimanı'nın ise yıllık 82 milyon yolcu kapasitesiyle Türkiye'nin en yüksek yolcu kapasiteli iki havalimanı olduğuna dikkati çeken Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye genelindeki havalimanlarında 2002 yılında yaklaşık 34,5 milyon yolcuya hizmet veriliyordu. Ülkemizin en yüksek yolcu kapasiteli İstanbul ve Antalya havalimanları sadece 8 ayda 81,7 milyon yolcuyu ağırladı. Böylece yalnızca bu iki havalimanımızda 8 ayda ağırladığımız yolcu sayısı, 2002 yılında Türkiye genelinde hizmet verilen yolcu sayısının iki katını aştı."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/8-ayda-1676-milyon-yolcu-hava-yolunu-kullandi-87134</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ucak-ucus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yılın 8 ayında 167 milyon 552 binden fazla yolcunun hava yolu ile seyahat ettiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/adiyamanda-sulama-projeleri-icin-sozlesmeler-imzalandi-87136</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 12:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Adıyaman&#039;da sulama projeleri için sözleşmeler imzalandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Adıyaman Aksu Regülatörü ve Besni-Keysun-Kızılın Ana İletim Hattı projeleri hakkında açıklama yaptı. </p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Adıyaman'ın ve bölgenin yarınlarına 8 milyar liralık yatırım yapacaklarını belirten Yumaklı, "Aksu Regülatörü ve Besni-Keysun-Kızılın Ana İletim Hattı projeleri yapım sözleşmesi için tarihi imzalar atıldı. 8,2 kilometrelik dev tünellerle, yılda 400 milyon metreküp suyu Adıyaman'ın ve bölgenin bereketli topraklarıyla buluşturacağız. İlk etapta 223 bin dekar tarım arazisini suya kavuşturacak projemiz bölgemize, şehrimize ve üreticilerimize hayırlı olsun." ifadelerini kullandı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/adiyamanda-sulama-projeleri-icin-sozlesmeler-imzalandi-87136</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/0/1280x720/yumakli-1765096499.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 8 milyar liralık yatırımı öngören Adıyaman Aksu Regülatörü ve Besni-Keysun-Kızılın Ana İletim Hattı projeleri için yapım sözleşmelerinin imzalandığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tusas-652-milyar-liralik-ar-ge-harcamasiyla-zirvede-yer-aldi-87133</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 12:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> TUSAŞ, AR-GE yatırımında ilk sırada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ), AR-GE harcamasıyla Türkiye Ar-Ge 500 Araştırması'nda ilk sıradaki yerini korudu.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, ekonomi ve iş dünyası portalı Turkishtime tarafından bu yıl 13'üncü kez hazırlanan araştırma, Türkiye ihracat sıralamasındaki ilk 500 şirket ile AR-GE merkezlerine sahip şirketlerin 2025 yılı verileri üzerinden gerçekleştirildi. Araştırmaya göre, 500 şirketin toplam AR-GE yatırımı 257 milyar 875 milyon liraya ulaştı.</p>
<p>Şirketlerin AR-GE harcamaları, AR-GE personel sayısı, patent, faydalı model, tasarım tescili ve marka verilerinin incelendiği araştırmada TUSAŞ, 65 milyar 207 milyon 978 bin 740 liralık AR-GE yatırımıyla liderliğini sürdürdü. TUSAŞ, bir önceki yıla göre AR-GE harcamasını yüzde 26,6 artırdı.</p>
<p>Araştırmanın faydalı model tescili kategorisinde de TUSAŞ zirvede yer aldı. TUSAŞ’ın 2025 yılı içerisinde aldığı 43 faydalı model tescili dikkati çekti. TUSAŞ, 66 patentle patent sıralamasında da dördüncü sırada yer aldı.</p>
<p>Bu yıl ilk kez hazırlanan "AR-GE Ürünleriyle En Fazla İhracat Gerçekleştiren İlk 100" sıralamasında TUSAŞ, 2023-2025 döneminde AR-GE ürünlerinden elde ettiği 58 milyar 932 milyon liralık ihracatla üçüncü sırada yer aldı. Savunma ve havacılık sanayisi, bu kategoride 245,1 milyar liralık ihracatla otomotiv sektörünün ardından ikinci sırada konumlandı.</p>
<p>AR-GE merkezlerindeki istihdamda da savunma ve havacılık sanayisi şirketleri öne çıkarken, TUSAŞ 5 bin 100 AR-GE personeli ve 1190 kadın AR-GE çalışanıyla sektörün ikinci büyük istihdam sağlayıcısı konumunda yer aldı.</p>
<p>Açıklamada, elde edilen sonuçların, TUSAŞ’ın yerli ve milli teknoloji geliştirme vizyonu doğrultusunda sürdürdüğü AR-GE yatırımlarının Türkiye’nin inovasyon ekosistemindeki lider konumunu bir kez daha teyit ettiği vurgulandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tusas-652-milyar-liralik-ar-ge-harcamasiyla-zirvede-yer-aldi-87133</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/1/1280x720/tusastan-brezilyali-embraer-ile-ortak-uretim-icin-is-birligi-1743667556.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TUSAŞ, 2025 verilerinin değerlendirildiği Türkiye Ar-Ge 500 Araştırması&#039;nda 65,2 milyar liralık AR-GE harcamasıyla ilk sırada yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aktif-bank-cinin-odeme-sistemine-katilan-ilk-turk-bankasi-oldu-87132</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 12:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aktif Bank, Çin&#039;in uluslararası ödeme sistemine katılan ilk Türk bankası oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yatırım bankası Aktif Bank'ın, yuan cinsinden uluslararası ödeme ve takas işlemlerinin yürütülmesi amacıyla oluşturulan Sınır Aşırı Bankalar Arası Ödeme Sistemine (CIPS) doğrudan katılan ilk Türk bankası olduğu bildirildi.</p>
<p>Çin'in Fucien eyaletinin Şiamın kentinde gerçekleştirilen Çin Uluslararası Yatırım ve Ticaret Fuarı'nda (CIFIT), sistemin yeni uluslararası katılımcıları için imza töreni düzenlendi.</p>
<p>Törende Aktif Bank Genel Müdürü Ayşegül Adaca Oğan, banka adına katılım anlaşmasını imzaladı.</p>
<p>Genel Müdür Oğan, Aktif Bank'ın CIPS'e katılım adımı ve bunun Türk şirketlerine sağlayacağı faydalar hakkında değerlendirmede bulundu.</p>
<p>CIPS'in Çin Merkez Bankası (PBoC) tarafından geliştirilen, Çin yuanı (RMB) cinsinden ödeme ve takas işlemlerini gerçekleştiren dijital bir ödeme platformu olduğunu ifade eden Oğan, 10 yaşında genç bir platform olmasına rağmen son 5 yılda yabancı bankaların katılımıyla hızla büyüdüğünü, yaklaşık 200'ü doğrudan ve 1600'ü dolaylı katılımcı olmak üzere 1800'den fazla bankaya hizmet verdiğini belirtti.</p>
<p><strong>"Yuan cinsinden ödemelerin Çin'in dış ticaretindeki payı artıyor"</strong></p>
<p>Oğan, CIPS üzerinden gerçekleşen yuan cinsinden ödemelerin payının, son 5 yılda Çin'in 6 trilyon doları bulan dış ticaret hacminin yüzde 15'inden yüzde 28'ine kadar yükseldiğine dikkati çekti.</p>
<p>Türkiye ile Çin arasındaki dış ticaret hacminin de son 5 yılda 25 milyar dolardan 50 milyar doların üzerine çıktığına, bu artışla birlikte Türkiye'deki üretici ve tacirlerin yuan cinsinden ödeme sistemlerine olan ihtiyacının da büyüdüğüne işaret eden Oğan, "Hem Çin'in dış ticaretinde yuan ödemelerinin payının hem de Türkiye'de yuan cinsinden ödeme sistemlerine talebin artması, bu platforma dahil olmayı bizim için doğru bir potansiyel haline getirdi. Platforma dahil olmak, hem rakamlar hem de Türkiye'de böyle bir talebin varlığı açısından bize çok doğru bir potansiyel olarak göründü." diye konuştu.</p>
<p>Oğan, Aktif Bank'ın Türkiye'de faaliyet gösteren iki Çin bankası dışında sisteme doğrudan katılan ilk ve tek Türk bankası olduğuna, Türkiye'nin yakın coğrafyasında da bu konuda lider banka haline geldiğine işaret etti.</p>
<p>Aktif Bank'ın dış ticaretin finansmanı ve ödemelerde halihazırda önemli bir deneyime sahip olduğuna ve bunun Türk şirketleri tarafından bilindiğine işaret eden Oğan, Aktif Bank müşterilerinin hafta içi her gün 24 saat boyunca açık bir sistemde kendi hesaplarından Çin'deki iş ortaklarının hesaplarına anlık yuan cinsinden ödeme gerçekleştirebileceğini söyledi.</p>
<p>Oğan, CIPS'in çoklu para birimi dönüşümlerinin getirdiği zaman ve maliyet farklarını ortadan kaldıracağını, operasyonel verimliliği artıracağını belirterek, "Büyük kuruluşlarla birlikte aslında burada hedefimizde KOBİ'ler var. KOBİ'lerin ödemelerde daha fazla sıkıntı çektiğini görüyoruz, bunu her zaman bankalar üzerinden gerçekleştiremeyebiliyorlar. Şimdi kayıtlı, derli toplu, dijital olarak izlenebilecek bir yapı altında bu ihtiyaçlarını giderecekler." dedi.</p>
<p>Aktif Bank'ın dijital bankacılık platformu "N Kolay"ı bu yıl KOBİ'lere de açmayı planladıklarını aktaran Oğan, CIPS entegrasyonuyla KOBİ'lerin ödemelerini daha kolay, şeffaf ve hızlı yapmasını sağlamayı hedeflediklerini vurguladı.</p>
<p>Oğan, Aktif Bank'ın dış ticaret finansmanı ve ödemeleri konusunda uzmanlaşmış bir banka olduğunu, geniş ve yetkin bir ekiple yıllardır bu konuya yatırım yaptıklarını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Dünya genelinde 1300'den fazla bankayla muhabir ilişkimiz var. Belli koridorlarda çok güçlü bir oyuncuyuz. Örneğin Afrika platformunda 450 bankayla ilişki içinde, ticaret ödemelerinde aktif rol alır durumdayız. Koridorumuzu çevre coğrafyalar ve Avrupa ile Amerika'nın ardından Çin tarafında da geliştirmek istiyoruz. Bu fuardaki pavilyonda tek Türk bankası biziz. Çin pazarındaki fırsatları uzun süredir yakından takip ediyoruz. Türkiye ile Çin arasında giderek büyüyen dış ticaret hacmini de önemli bir potansiyel olarak görüyoruz. CIPS'e doğrudan katılımımızla bu alandaki varlığımızı güçlendirmeyi ve Çin ile gerçekleştirilen dış ticarette etkin bir oyuncu olmayı hedefliyoruz. Bu nedenle bugün burada olmamızın uzun vadeli stratejimizin önemli bir adımı olduğunu söyleyebiliriz."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aktif-bank-cinin-odeme-sistemine-katilan-ilk-turk-bankasi-oldu-87132</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/2/1280x720/aktif-b-1788948436.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aktif Bank&#039;ın Çin&#039;in uluslararası yuan ödeme sistemi olan CIPS&#039;e katılması hakkında açıklama yapan Genel Müdür Ayşegül Adaca Oğan, &quot;Hem Çin&#039;in dış ticaretinde yuan ödemelerinin payının hem de Türkiye&#039;de yuan cinsinden ödeme sistemlerine talebin artması, bu platforma dahil olmayı bizim için doğru bir potansiyel haline getirdi.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gokhan-erun-turkiyenin-gelecegine-deger-katmayi-surdurecegiz-87127</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gökhan Erün: Türkiye&#039;nin geleceğine değer katmayı sürdüreceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapı Kredi'nin, 82. kuruluş yıl dönümünü, Koç Topluluğu'nun 100. yılını kutladığı özel bir dönemde karşıladığı bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, bankanın 82. yıllık deneyimiyle ülke ekonomisinin gelişimine ve toplumsal kalkınmaya katkı sunmayı sürdürdüğü ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, ülke ekonomisinin gelişimine ve toplumsal kalkınmaya katkı sunmayı kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak gören bankanın, Koç Topluluğu'nun üretimi, yatırımı, istihdamı ve müşterek refahı odağına alan asırlık değerleriyle birleştirerek, geleceğe taşıma hedefiyle faaliyetlerini sürdürdüğü vurgulandı. </p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: "Yapı Kredi, Türkiye ekonomisine sunduğu desteği uluslararası piyasalardaki fonlama kabiliyetiyle de pekiştiriyor. Banka, 2026'nın ilk yarısında 500 milyon dolarlık ilave ana sermaye tahvili ihracını başarıyla tamamlarken, yaklaşık 1,1 milyar dolar tutarında sendikasyon kredisi anlaşmasına imza attı. Sendikasyonun iki ve üç yıl vadeli dilimlerini Sürdürülebilir Finans Çerçevesi kapsamında yapılandıran Yapı Kredi, 700 milyon dolarlık DPR işlemiyle uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş fonlama yapısını daha da güçlendirdi. Bu işlemlerle bankanın son bir yılda uluslararası piyasalardan sağladığı kaynak 5,8 milyar dolara ulaştı. Bu yıl 30. yaşını kutlayan Yapı Kredi Hollanda ile Yapı Kredi Almanya ve Yapı Kredi Bank Azerbaycan, bankanın farklı coğrafyalardaki finansal ve toplumsal etkisini de büyütmeyi sürdürüyor. Bankanın 82 yıllık yenilikçilik mirasının en güçlü örneklerinden biri de bu yıl 35. yaşını kutlayan World oldu. Yapı Kredi, geçmişten beri taşıdığı yenilikçilik kültürünü bugün dijital bankacılığın farklı alanlarına da taşıyor. Kişiselleştirilmiş bankacılık deneyimini, finansal ihtiyaçlarla günlük yaşamı Benim Dünyam ile Yapı Kredi Mobil'de bir araya getiren Banka, yeni nesil finansal hizmetlere yönelik yatırımlarını da sürdürüyor. Dijital bankacılıktaki deneyimini kripto varlık alanına taşıyan Yapı Kredi, güvenli, şeffaf ve regülasyonlarla tam uyumlu bir dijital varlık ekosistemi oluşturmayı hedefliyor. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından kripto varlık platformu kuruluş izninin onaylanması, bu vizyon doğrultusunda önemli bir kilometre taşı olurken banka, platformun faaliyete geçmesine yönelik hazırlıklarına devam ediyor."</p>
<p><strong>"Türkiye'nin geleceğine değer katmayı sürdüreceğiz"</strong></p>
<p>Yapı Kredi CEO'su Gökhan Erün, 82 yıllık birikimin kendileri için yalnızca köklü bir geçmişi değil, aynı zamanda güvenle, emekle ve ortak bir sorumluluk duygusuyla büyüyen bir hikayeyi ifade ettiğini belirtti.</p>
<p>Erün, bu yıl aynı zamanda Koç Topluluğu'nun 100. yılını kutlamanın gururunu yaşadıklarını anlatarak, "Topluluğumuzun kurucusu merhum Vehbi Koç'un 'Ülkem varsa ben de varım' sözünde karşılık bulan bu anlayış, bizim için güçlü bir finansal performans ortaya koymak kadar, bu gücü ülkemizin üretimine, ticaretine, yatırımına ve insanına aktarmak anlamına geliyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye ekonomisine 2026 yılının ilk yarısında sağladıkları 3 trilyon liralık kaynağın bu sorumluluğun en somut göstergelerinden biri olduğunu vurgulayan Erün, Koç Topluluğu'nun asırlık birikiminden ve Yapı Kredi'nin 82 yıllık öncülük kültüründen aldıkları güçle Türkiye'nin geleceğine değer katmayı sürdüreceklerini aktardı.</p>
<p><strong>"Avrupalı şirketlere de finansal çözümler sunuyoruz"</strong></p>
<p>Erün, Yapı Kredi Hollanda'nın, 1996'dan bu yana Türkiye ile Avrupa arasındaki ticaret ve yatırımlar için güçlü bir finansal köprü kurduğunu vurgulayarak, Türkiye'den Avrupa'ya açılan şirketlerin yanı sıra Türkiye'de ticaret yapan veya Türkiye'ye yatırım yapmak isteyen Avrupalı şirketlere de finansal çözümler sunduklarını kaydetti.</p>
<p>Türkiye'nin ilk kredi kartını müşterileriyle buluşturduklarını anlatan Erün, 1991'de puan ve taksit sistemlerini tek kartta birleştirerek World markasını hayata geçirdiklerini paylaştı.</p>
<p>Erün, ardından Türkiye'nin ilk elektronik POS terminalini kullanıma sunarak ödeme sistemlerinde yeni bir dönemin kapısını araladıklarının altını çizerek, 2003'te hayatlarına giren "Vadaa" ile yalnızca ürün ve hizmetlerinde değil, markalaşma alanında da fark yarattıklarını belirtti.</p>
<p>Yapı Kredi FRWRD ile girişimcilerin ihtiyaç duyduğu yatırım kaynaklarını, stratejik iş birliklerini ve küresel bağlantıları aynı çatı altında buluşturduklarını kaydeden Erün, FRWRD Girişim Sermayesi Yatırım Fonu aracılığıyla da girişimlere yatırım imkanı sağladıklarını anlattı.</p>
<p>Erün, FRWRD Global programıyla yüksek büyüme potansiyeline sahip Türk girişimlerinin uluslararası pazarlara açılmasını desteklediklerini anlatarak, programlarım kapsamında bugüne kadar destekledikleri girişimlerin toplamda 5,9 milyon doların üzerinde yatırım aldığına dikkati çekti.</p>
<p>Yapı Kredi Step ile sürdürülebilirliği gündelik yaşamın doğal bir parçası haline getiridiklerini paylaşan Erün, "2026 yılının ilk yarısı itibarıyla 1,5 milyon aktif kullanıcıya ulaşan Step aracılığıyla, dijital tercihler sayesinde 26 binden fazla ağacın korunmasına katkıda bulunuldu. Kullanıcılarımızın Step puanlarını sivil toplum kuruluşlarının sürdürülebilirlik projelerine aktarabilmesi sayesinde bireysel tercihleri toplumsal faydaya dönüştürüyoruz." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>Erün, Türkiye için yapılabilecek en değerli yatırımlardan birinin çocuklara yapılan yatırım olduğuna inandıklarının altını çizerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu inançla Cumhuriyetimizin 100. yılında hayata geçirdiğimiz Yarınlara Kartopu, uzun vadeli toplumsal fayda yaklaşımımızın en güçlü örneklerinden biri. Yarınlara Kartopu bugüne kadar yaklaşık 620 bin kullanıcıya ulaşırken, 320 bine yakın çocuk ve ebeveynin yaşamına dokundu. Dijital eğitim platformunu saha uygulamalarıyla buluşturan projemiz kapsamında toplam süresi 18 saati aşan 212 eğitim videosunu, podcastleri ve eğitim materyallerini ailelerin kullanımına ücretsiz olarak sunuyoruz. Yapı Kredi Gönüllüleri de projenin Türkiye genelinde yaygınlaşmasında aktif rol üstleniyor. Koç Topluluğu'nun ikinci yüzyılına adım attığı bu özel dönemde, köklü geçmişimizden aldığımız güç, teknoloji yetkinliğimiz, iştiraklerimiz, insan kaynağımız ve toplumsal faydayı odağına alan yaklaşımımızla Türkiye'nin geleceğine değer katmayı ve daima bir adım önde olmayı sürdüreceğiz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gokhan-erun-turkiyenin-gelecegine-deger-katmayi-surdurecegiz-87127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/7/1280x720/gokhan-erun-1762532626.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankanın 82. kuruluş yıl dönümünü kutlayan Yapı Kredi CEO&#039;su Gökhan Erün, &quot;Koç Topluluğu&#039;nun ikinci yüzyılına adım attığı bu özel dönemde; köklü geçmişimizden aldığımız güç, teknoloji yetkinliğimiz, iştiraklerimiz, insan kaynağımız ve toplumsal faydayı odağına alan yaklaşımımızla Türkiye&#039;nin geleceğine değer katmayı ve daima bir adım önde olmayı sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyeti-temmuzda-yuzde-115-artti-87126</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 10:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat maliyeti temmuzda yüzde 1,15 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz dönemine ait inşaat maliyet endeksi verilerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre endeks, temmuzda bir önceki aya kıyasla yüzde 1,15, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,33 yükseldi.</p>
<p>Aylık bazda malzeme endeksi yüzde 1,28, işçilik endeksi yüzde 0,92 arttı.</p>
<p>Yıllık bazda malzeme endeksi yüzde 27,13, işçilik endeksi yüzde 30,51 artış gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı maliyet endeksi, temmuzda bir önceki aya göre yüzde 1,08, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,37 artış kaydetti.</p>
<p>Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 1,21, işçilik endeksi yüzde 0,86 yükseldi. Geçen yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 27,34, işçilik endeksi yüzde 30,19 arttı.</p>
<p>Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksi, temmuzda bir önceki aya göre yüzde 1,38, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,19 arttı.</p>
<p>Söz konusu yapılarda bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 1,49, işçilik endeksi yüzde 1,15 arttı. Malzeme endeksi, temmuzda yıllık bazda yüzde 26,5, işçilik endeksi yüzde 31,65 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyeti-temmuzda-yuzde-115-artti-87126</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/7/1280x720/insaat-1768207410.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre inşaat maliyet endeksi, aylık yüzde 1,15, yıllık yüzde 28,33 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/makineciler-ihtisas-gumrugu-talebinde-israrci-10-yasindaki-makineler-allanip-pullanip-2-yasinda-diye-ithal-ediliyor-87117</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 10:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;40 yaşında makineler allanıp pullanıp 2 yaşında diye ülkeye giriyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>Makine sektörü temsilcileri İzmir Atatürk OSB (İAOSB) tarafından düzenlenen "Makineciler Buluşuyor – Birlikte Üretelim, Birlikte Yönetelim" konulu toplantıda bir araya geldi.</p>
<p>Makinecilerin tüm sektörleri etkileyen yüksek enflasyon, yüksek faiz, düşük kur, kalifiye eleman gibi sorunların yanında düşük kaliteli ve kullanılmış makine ithalatı sorunuyla boğuştuğunu anlatan sektör temsilcileri, ihtisas gümrüğü kurulmasını istediler.</p>
<p>Toplantıya ev sahipliği yapan İAOSB Yönetim Kurulu Başkanı Cenk Karace sanayicinin ortak sorunlarını talep azalması, yüksek enflasyon, yüksek faiz, kalifiye eleman eksikliği, verimlilik ve yatırım için uygun yer bulamamak şeklinde sıraladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa10f64beed8-1788940132.jpeg" alt="" width="700" height="466" />Karace, “Makineciler olarak bunlara Asya’dan gelen kuvvetli ithalat rüzgarlarını da eklememiz lazım. Çok başarılı meslektaşlarımız var ama genel anlamda makineciler olarak mutsuzuz. Sorunlarımızın daha etkili şekilde takip edilmesi için yaklaşan Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) seçimlerinde, oda yönetiminde daha fazla makine imalatçısı görmek istiyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Ekim ayında gerçekleştirilecek seçimlerde EBSO başkanlığı için aday olan İAOSB Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Mustafa Karabağlı da makine sektörünün dış ticaret fazlası verecek potansiyele sahip olmasına rağmen bunun tam tersi bir durumun yaşandığına dikkat çekerek, “Burada ihtisas gümrüklerinin önemi ortaya çıkıyor. 10 hatta 40 yaşında makineler allanıp pullanıp 2 yaşında diye ülkeye giriyor. Burası kimsenin çöplüğü değil. Çin’den uyduruk belgeler geliyor. Sektörün ayrıca kalifiye eleman, test laboratuvarı gibi eksikleri var. İzmir’i Türkiye’nin teknoloji başkenti yapmayı hedefliyoruz. EBSO olarak buna öncülük edeceğiz. Makine sektörü de yüksek katma değerli yapısıyla bu anlamda öne çıkıyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa10a2088f57-1788938784.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“21 sektörün ihtisas gümrüğü var, makinenin yok”</h2>
<p>Geçen yıl Türkiye’nin makine ihracatının 28.7 milyar dolar, ithalatının 46 milyar dolar olduğunu hatırlatan EBSO Meclis Başkanı İbrahim Gökçüoğlu da, “Türkiye’nin ortalama kilogram başına ihracat değeri 1.5 dolar seviyesindeyken, makinede bu rakam geçen yıl 8.1 dolar oldu. Bu yıl ilk 6 ayda makine ihracatımız dünyadaki kriz ortamına rağmen yüzde 11 artışla 14 milyar dolara çıktı. İthalatımız ise yüzde 23.1 artışla 23 milyar dolara yükseldi. Sevindirici olan ise krize rağmen ortalama kilogram ihraç değerinin 8.1 dolardan, 8.7 dolara çıkması. Kendi kıymetimizi bilelim ama kıymetimizin bilinmesi için de çabalayalım” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa10a137c6c9-1788938771.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Uzun yıllardır makine ihtisas gümrüğü kurulması için mücadele ettiğini belirten Gökçüoğlu, “İhtisas gümrüğü olsa özellikle Uzak Doğu’dan gelen makinelerin yüzde 70’i Türkiye’ye giremez. Bu, istihdama da olumlu katkı yapar. Makineciler olarak lobimizi güçlendirmemiz gerekiyor. Türkiye’de 21 sektörün ihtisas gümrüğü var. Katma değerimiz ortalamanın 8 katına yakın olsa da ihtisas gümrüğü kurduramadık. Birlikte hareket etmemiz lazım” görüşünü dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/makineciler-ihtisas-gumrugu-talebinde-israrci-10-yasindaki-makineler-allanip-pullanip-2-yasinda-diye-ithal-ediliyor-87117</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/7/1280x720/54-1788939905.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Makineciler Buluşuyor – Birlikte Üretelim, Birlikte Yönetelim&quot; toplantısında buluşan İzmirli makine üreticileri genel ekonomik sorunlar yanında sektöre özel olarak standart dışı ve ikinci el makine ithalatı sıkıntısıyla boğuştuklarını, bunun çözümünün ihtisas gümrüğü kurulmasından geçtiğini belirttiler. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/trposun-faaliyet-izni-iptal-edildi-87123</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TRPOS&#039;un faaliyet izni iptal edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) TRPOS Ödeme Kuruluşu AŞ’nin faaliyet izninin iptal edilmesine ilişkin tebliği Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, TRPOS Ödeme Kuruluşu AŞ’nin 20 Haziran 2013 tarihli ve 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun kapsamında 29 Eylül 2023 tarih ve 11506/21105 sayılı TCMB kararıyla verilen ödeme kuruluşu olarak faaliyette bulunma izni, Kanun'un 16'ncı maddesinin birinci fıkrasının (ç) uyarınca iptal edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/trposun-faaliyet-izni-iptal-edildi-87123</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası, TRPOS&#039;un faaliyet iznini ​​​​​​​iptal etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pasifikin-cop31-talebi-temiz-enerji-icin-finansman-87101</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pasifik’in COP31 talebi: Temiz enerji için finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Pasifik ada ülkeleri dünyanın en düşük emisyon üreten ekonomileri arasında. Buna karşılık enerji için ödedikleri bedel çok yüksek. University of New South Wales'in yeni araştırmasına göre, bölge ülkeleri GSYH'lerinin yüzde 10 ila 25'ini fosil yakıt ithalatına harcıyor. Elektrik üretiminde kullanılan dizelin yıllık faturası yaklaşık 1 milyar dolar. Güneş, batarya ve şebeke yatırımlarıyla bu faturadan yılda 700 milyon dolar tasarruf etmek mümkün. Ancak dönüşümün önünde önemli bir engel var: Finansman.</p>
<p>Pasifik ada ülkeleri, iklim krizine en az katkıda bulunan ama sonuçlarını en ağır yaşayan ülkeler arasında. Şimdi bu kırılganlığa bir de fosil yakıta bağımlılığın giderek ağırlaşan faturası ekleniyor. Enerjisinin büyük bölümünü ithal petrol ürünlerinden karşılayan bölge için yenilenebilir enerjiye geçiş artık yalnızca bir iklim hedefi değil; enerji güvenliğini sağlamak, ekonomiyi petrol fiyatlarındaki dalgalanmalardan korumak ve kamu kaynaklarını fosil yakıt ithalatı yerine kalkınmaya yönlendirmek anlamına geliyor.</p>
<p>University of New South Wales bünyesindeki Institute for Climate Risk &amp; Response tarafından yayımlanan “Counting the Cost of Fossil Fuels in the Pacific” araştırması, bu bağımlılığın ekonomik maliyetini çarpıcı rakamlarla ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Pasifik ülkeleri, GSYH’lerinin yüzde 10 ila 25’ini fosil yakıt ithalatına harcıyor. Karşılaştırmak gerekirse bölgede eğitime ayrılan kaynağın GSYH içindeki ortalaması yüzde 8, sağlığın ise yüzde 6 civarında.</p>
<p>Pasifik’in enerji arzının yaklaşık yüzde 80’i ithal petrol ürünlerine dayanıyor. Sadece elektrik üretiminde kullanılan dizelin ithalatı için her yıl yaklaşık 1 milyar dolar harcanıyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Yılda 700 milyon dolar tasarruf mümkün</span></strong></p>
<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonucu fosil yakıttan çıkışın yaratabileceği ekonomik kazanç.</p>
<p>Dizelle çalışan elektrik üretiminin güneş enerjisi, batarya depolama sistemleri ve güçlendirilmiş elektrik şebekeleriyle değiştirilmesi halinde Pasifik ülkelerinin yılda yaklaşık 700 milyon dolar tasarruf edebileceği hesaplanıyor.</p>
<p>Bunun için bölgenin yaklaşık 2,2 GW yeni yenilenebilir enerji kapasitesine ve 8 bin 800 MWh batarya depolama kapasitesine ihtiyacı var.</p>
<p>UNSW araştırmacısı Dr. Wesley Morgan’a göre yenilenebilir enerji, Pasifik açısından enerji güvenliğini artırabilecek ve ekonomileri küresel petrol fiyatlarındaki dalgalanmalardan koruyabilecek bir araç haline geliyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">İhtiyaç 650 milyon dolar, gelen 216 milyon dolar</span></strong></p>
<p>Pasifik ülkelerinin hedefi iddialı: Dünyanın tamamen yenilenebilir enerjiyle çalışan ilk bölgesi olmak. Fakat UNSW araştırmasının ortaya koyduğu tablo, teknoloji kadar finansmanın da belirleyici olacağını gösteriyor. Bölgenin yenilenebilir enerji hedeflerini gerçekleştirebilmesi için her yıl yaklaşık 650 milyon dolar uluslararası finansmana ihtiyacı olduğu hesaplanıyor.</p>
<p>2024 yılında sağlanan finansman ise sadece 216 milyon dolar oldu. Başka bir ifadeyle Pasifik, enerji dönüşümü için ihtiyaç duyduğu finansmanın ancak üçte birine ulaşabiliyor.</p>
<p>Sorunun bir başka boyutu da yatırım ölçeği. Ada ülkelerindeki projelerin küçük olması, yüksek ulaşım ve inşaat maliyetleri ve yatırımcıların risk algısı, projelerin uluslararası sermaye açısından cazibesini azaltıyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">COP31 için somut bir test</span></strong></p>
<p>Tam da bu nedenle araştırma, 9-20 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek COP31 açısından önemli bir mesaj taşıyor.</p>
<p>Ve aslında bu mesaj COP31’in önündeki daha büyük soruyu da özetliyor: Teknoloji var. Yenilenebilir enerji potansiyeli var. Ekonomik karşılığı var. Hatta yatırımın sağlayacağı tasarruf da hesaplanabiliyor.</p>
<p>Eksik olan, dönüşümü gerçekleştirecek ölçekte finansman.</p>
<p>Antalya’da tartışılması gereken soru da burada başlıyor: İklim hedeflerini bir kez daha konuşmak mı, yoksa bu hedefleri sahada yatırıma dönüştürecek parayı gerçekten harekete geçirmek mi?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pasifikin-cop31-talebi-temiz-enerji-icin-finansman-87101</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/1/1280x720/surdurulebilir-economy-yesil-finance-1788933107.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pasifik’in COP31 talebi: Temiz enerji için finansman ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakir-rekora-kablo-cekti-87096</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakır rekora kablo çekti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0eeb51304b-1788931765.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Dünyanın dijitalleşmesi hızlandıkça bakırın yükseliş grafiği dikleşiyor Bir dönem ağırlıklı olarak inşaat, otomotiv ve sanayinin metali olarak görülen bakır, bugün yapay zeka ekonomisinin altyapısında kritik girdisi olmasından faydalanıyor. Veri merkezlerinin elektrik bağlantıları, enerji şebekelerinin genişletilmesi, elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji yatırımları aynı anda bakır talebini yukarı çekiyor.</p>
<h2>14.533 dolarlık zirve testi </h2>
<p>Bu tablo fiyatlara yeni bir rekor olarak yansıdı. LME’de üç aylık bakır kontratı bu hafta 14.533 dolar/ton ile tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı ve ocakta görülen 14.527,50 dolarlık önceki rekoru geride bıraktı. Bakır böylece yıl başından bu yana yaklaşık yüzde 17, son 12 ayda ise yaklaşık yüzde 47 değer kazanmış oldu.</p>
<h2>ABD tarifesi endişesi </h2>
<p>Rallinin kısa vadeli yakıtında ise ABD faktörü öne çıkıyor. Washington’ın rafine bakıra yönelik yeni tarifeler getirme ihtimali, metalin ABD’ye yönelmesine ve ABD dışındaki piyasalarda fiziki arzın sıkışmasına neden oluyor. Yılın ilk yarısında ABD’nin bakır ithalatı 885 bin tona ulaşırken, LME depolarındaki çekiliş emirleri de ABD dışındaki arzın daraldığına işaret ediyor.</p>
<h2>Rekorun arkasında arz sorunu var </h2>
<p>Bakır piyasasında dikkat çeken nokta yalnızca fiyat değil, üretim tarafındaki zorluklar. 2026’nın ilk yarısında küresel bakır madeni üretimi yüzde 1,1 gerilerken, konsantre üretimindeki düşüş yüzde 2,6’yı buldu. Şili, Endonezya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki üretim kayıpları piyasadaki sıkışıklığı artırdı.</p>
<p>S&amp;P Global, küresel bakır talebinin 2025’teki yaklaşık 28 milyon tondan 2040’ta 42 milyon tona çıkacağını, yani yüzde 50 artacağını öngörüyor. Ancak yeni maden yatırımları yeterince hızlı devreye girmezse aynı dönemde 10 milyon tonluk arz açığı oluşabileceği hesaplanıyor. Üstelik yeni bir bakır madeninin keşiften üretime geçmesi ortalama 17 yılı buluyor.</p>
<p>Bu nedenle bakırdaki yükseliş yalnızca spekülatif bir emtia rallisi değil; arzın talebin gerisinde kalabileceği uzun vadeli bir dönüşüm olarak görülüyor.</p>
<h2>Önünde iki yol var </h2>
<p>Mevcut rekor, bazı analistlerin yılbaşında yaptığı tahminlerin çok üzerinde. ABD’nin tarife kaynaklı stoklama etkisinin geçici olması ve arzın yeniden dengelenmesi halinde rekor seviyelerden düzeltme gelebilir. Buna karşılık maden arzındaki kayıplar kalıcılaşır, veri merkezleri ve elektrik şebekelerinden gelen talep beklenenden güçlü kalırsa fiyatların mevcut tahminleri yeniden yukarı zorlaması mümkün.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yükselişi besleyen 4 damar</span></h2>
<p><strong>■ YAPAY ZEKA VE VERİ MERKEZLERİ </strong></p>
<p>Yapay zeka yatırımlarıyla hızla büyüyen veri merkezleri; elektrik üretimi, iletimi ve soğutma altyapısı için bakır talebi yaratıyor. S&amp;P Global, veri merkezlerinin bakır talebinin 2025’teki 1,1 milyon tondan 2040’ta 2,5 milyon tona çıkmasını bekliyor. </p>
<p><strong>■ ELEKTRİK ŞEBEKELERİ </strong></p>
<p>Dünyanın giderek daha fazla elektrik tüketmesi, eskiyen iletim ve dağıtım hatlarının yenilenmesini ve yeni şebekeler kurulmasını zorunlu kılıyor. S&amp;P Global’e göre küresel elektrik talebi 2040’a kadar yaklaşık %50 artacak. </p>
<p><strong>■ ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ VE ELEKTRİKLİ ARAÇLAR </strong></p>
<p>Elektrikli araçlar, güneş ve rüzgâr santralleri, batarya sistemleri ve bunların şebekeye bağlanması geleneksel enerji sistemlerinden daha fazla bakır gerektiriyor. Enerji dönüşümünün 2025-2040 arasında yıllık bakır talebine 7,1 milyon ton eklemesi bekleniyor. </p>
<p><strong>■ SAVUNMA VE ELEKTRONİK </strong></p>
<p>Dronlar, gelişmiş füze sistemleri, radarlar, haberleşme ve elektronik harp teknolojilerinin yaygınlaşması da bakırı stratejik bir hammaddeye dönüştürüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakir-rekora-kablo-cekti-87096</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/bakir.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka veri merkezleri, elektrik şebekeleri ve enerji dönüşümü bakıra olan ihtiyacı hızla artırırken, ABD’nin olası tarifeleri piyasadaki metali de yeniden dağıtıyor. LME bakır bu hafta 14 bin 533 dolar/tonla tarihi zirveyi aşarken, gözler şimdi rekorun kalıcı olup olmayacağına ve 2027 fiyatlarına çevrildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbon-fiyati-verimliligin-hesabini-degistirir-87103</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karbon fiyatı verimliliğin hesabını değiştirir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi için yeni bir dönemin kapısını aralayan Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği’ni konuşmaya bu hafta da devam edelim. Bugüne kadar birçok işletme için emisyon yönetimi daha çok sürdürülebilirlik raporları, müşteri beklentileri veya ihracat pazarlarındaki düzenlemeler üzerinden ele alınıyordu. Artık konu yalnızca raporlanan bir veri olmaktan çıkıp daha doğrudan finansal bir zemine taşınacak. Ölçülen, doğrulanan ve tahsisatlarla karşılaştırılan emisyon miktarı, işletmenin karar alma süreçlerinde daha görünür hale gelecek.</p>
<p>Yönetmelik; tahsisat, tahsisat teslim yükümlülüğü, denkleştirme, işlem kayıt sistemi, piyasa işletmecisi ve sera gazı emisyon izni gibi başlıklarla Türkiye’de karbon piyasasının temel çerçevesini oluşturuyor. Bu çerçevenin en önemli etkisi, karbonu yönetim kurulu ve yatırım komitesi gündemine taşıması olacak.</p>
<p><strong>Sanayide yeni hesap dönemi </strong></p>
<p>Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) sanayici açısından yalnızca yeni bir uyum başlığı olarak görülmemeli. Asıl değişim, yatırım hesaplarında ortaya çıkacak. Çünkü karbonun fiyatı oluştuğunda, daha az enerji tüketen, daha az fosil yakıt kullanan ve daha düşük emisyon yoğunluğuyla üretim yapan işletmenin ekonomik avantajı artacak.</p>
<p>Bu durum enerji verimliliği yatırımlarının değerini doğrudan etkiler. Bugüne kadar bir proje çoğu zaman enerji tasarrufu ve basit geri ödeme süresiyle değerlendiriliyordu. Oysa ETS ile birlikte aynı projenin karbon maliyetini azaltma etkisi de hesaba girecek. Böylece atık ısı geri kazanımı, verimli kazan ve buhar sistemleri, soğutma grubu yenilemeleri, basınçlı hava iyileştirmeleri, otomasyon, proses optimizasyonu ve elektrifikasyon projeleri daha güçlü bir fizibiliteye kavuşabilir.</p>
<p>Basit bir senaryoyla bu etkiyi görebiliriz. Bir milyon avroluk enerji verimliliği yatırımı yılda 200 bin avro enerji tasarrufu ve 1.000 ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı sağlıyorsa karbon fiyatı hesaba katılmadan basit geri ödeme süresi 5 yıldır. Karbon fiyatı 20, 40, 60 ve 80 avro seviyelerinde oluştuğunda yıllık ilave değer sırasıyla 20 bin, 40 bin, 60 bin ve 80 bin avro olur. Proje uygun koşullarda yüzde 30 VAP hibe desteğinden de yararlanabilirse işletmenin net yatırım yükü azalır ve aynı projenin basit geri ödeme süresi karbon fiyatı senaryosuna bağlı olarak yaklaşık 3,2 yıldan 2,5 yıla kadar gerileyebilir. Bu hesap bir karbon fiyatı tahmini değil, karbon maliyeti ve destek mekanizmalarının yatırım ekonomisini nasıl değiştirebileceğini gösteren bir örnektir.</p>
<p><strong>ESCO modeli daha görünür hale gelebilir</strong></p>
<p>Karbon fiyatının oluşması enerji hizmet şirketleri (ESCO) açısından da önemli bir fırsat yaratır. Çünkü ETS döneminde işletmelerin proje fikirlerinin yanı sıra ölçülebilir, doğrulanabilir ve performansı güvence altına alınmış uygulamalara da ihtiyacı artacak.</p>
<p>ESCO’ların sunduğu performans garantisi, ölçme ve doğrulama disiplini, tasarrufun kanıtlanması ve finansal faydanın izlenmesi bu yeni dönemde daha değerli hale gelebilir. Çünkü enerji verimliliği yatırımı artık yalnızca fatura tasarrufu üreten bir teknik uygulama olarak görülmeyecek. Aynı zamanda tahsisat ihtiyacını azaltan, karbon maliyetini düşüren ve finansman dosyasını güçlendiren bir araç olarak değerlendirilecek.</p>
<p>Bu nedenle ETS’nin etkili çalışması, ESCO pazarının gelişmesiyle de yakından bağlantılıdır. Sanayici için güvenilir proje geliştiren, tasarrufu garanti eden, performansı izleyen ve emisyon azaltımını ölçülebilir hale getiren yapıların önemi artacaktır.</p>
<p><strong>Dikkat edilmesi gerekenler </strong></p>
<p>ETS’nin sanayi için gerçek bir dönüşüm aracı olabilmesi için bazı kritik başlıklar var: Piyasa kuralları öngörülebilir olmalı. Tahsisat dağıtımı adil ve şeffaf yürütülmeli. Karbon fiyatı yatırım kararlarını yönlendirecek anlamlı bir sinyal üretmeli. İşletmelere teknik kapasite ve proje hazırlama desteği sağlanmalı.</p>
<p>Aksi halde sistem yalnızca yeni bir maliyet veya idari yük olarak algılanabilir. Oysa doğru kurgulanan bir karbon piyasası, enerji verimliliği yatırımlarını hızlandırabilir, düşük karbonlu teknolojilere geçişi destekleyebilir ve sanayinin rekabet gücünü artırabilir.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Türkiye ETS, karbon yönetiminde önemli bir eşik. Bu eşik, işletmeler için yalnızca yeni bir mevzuat takip başlığı olarak görülmemeli. Asıl mesele, karbon fiyatının yatırım hesabını nasıl değiştireceğini bugünden anlamaktır.</p>
<p>Karbonun fiyatı oluştuğunda, verimliliğin değeri artar. Enerji tüketimini azaltan, emisyonunu düşüren ve projelerini ölçülebilir faydayla hazırlayan işletmeler bu yeni döneme daha güçlü girer. Sanayi için en doğru hazırlık, karbon maliyetini beklemek değil, bugünden verimlilik yatırımlarını hızlandırmaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbon-fiyati-verimliligin-hesabini-degistirir-87103</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karbon fiyatı verimliliğin hesabını değiştirir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sigortacilik-milli-guvenligin-onemli-unsurlarindan-biri-haline-gelecek-87100</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigortacılık milli güvenliğin önemli unsurlarından biri haline gelecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0f3366b6c6-1788932918.png" alt="" width="223" height="214" /></strong><strong>ENDER GÜZELER - UNICO SİGORTA GENEL MÜDÜRÜ</strong></p>
<p>2027-2029 OVP hedeflerinin; yüksek sigorta penetrasyonu, çeşitlendirilmiş ürün yapısı ve riskleri gerçekleşmeden önce yönetmeye odaklanan daha güçlü bir sigorta ekosistemi açısından önemli bir dönüm noktası olması bekleniyor. OVP, sektöre bazı ödevler çıkartırken beraberinde bazı fırsat alanlarını da göstermekle birlikte “istikrar” ve “dayanıklılık” çerçevesinde rolü ve önemini vurguluyor. Bu vurgu sektörün 2030 Vizyonu ile de örtüştüğü şeklinde okuyoruz.</p>
<p><strong>Sektöre verilen ödevler</strong></p>
<p>· OVP'nin sigorta sektörü açısından öne çıkan başlıklarının başında, tüm afet tehlikelerini kapsayan zorunlu afet sigortası mekanizmasının geliştirilip yaygınlaştırılması.</p>
<p>· Uzun dönemli bakım sigortasının altyapısının kurulması.</p>
<p>· Devlet Destekli Alacak Sigortası'nın etkinliğinin artırılması ve Eximbank ihracat kredi sigortalarının güçlendirilmesine yönelik, alacak sigortası ve ihracat kredi sigortası tarafında kamu programlarıyla (Eximbank, KGF) entegre dağıtım kurmak.</p>
<p>· BES (Bireysel Emeklilik Sistemi) /OKS (Otomatik Katılım Sistemi)'nin fon çeşitliliği ve cazibesinin artırılmasına paralel olarak, yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortalarının yaygınlaştırılması için hayat sigortası ürünlerini BES/OKS reformuyla uyumlu, yatırım fonlu/birikimli yapıya göre yeniden tasarlamak.</p>
<p><strong>Fırsatlar alanları</strong></p>
<p>· Afet sigortasının zorunlu kapsamının genişlemesi, tarihsel olarak düşük penetrasyonlu bir branşta hacim artışı potansiyeli sunuyor.</p>
<p>· Bakım ekonomisi ve uzun dönemli bakım sigortası, tamamen yeni bir ürün kategorisi ve prim havuzu ile ilk giren şirketler için marka konumlandırma ve pazar payı fırsatı getiriyor.</p>
<p>· Yurt içi tasarruf artırma hedefi, hayat sigortacılığına doğrudan siyasi destek sağlıyor.</p>
<p>· Alacak sigortası ve ihracat kredi sigortasının kamu destekli genişlemesi, KOBİ ve ihracatçı tabanının genişlemesiyle ticari hat büyümesi.</p>
<p><strong>Ortaya çıkabilecek yeni ürün türleri</strong></p>
<p>· Değer bazlı geri ödeme mantığına uyumlu ağ bazlı ve ko-ödemeli TSS paketleri</p>
<p>· Bakım ekonomisi çerçevesinde yaşlı/engelli bakımını kapsayan hibrit sağlık-bakım sigortası</p>
<p>· Uzaktan sağlık hizmetleri altyapısına entegre tele-sağlık destekli sigorta paketleri</p>
<p>· Afet sigortasında parametrik/geniş kapsamlı yeni nesil ürünler</p>
<p>· Tamamen yeni olan “Uzun dönemli bakım sigorta”</p>
<p>· Hayat + Sağlık + Bakım bileşenlerini birleştiren ürünler. (BES /OKS ile çapraz satış imkânı)</p>
<p>Bu ürün ve konsantrasyonların pazarı büyütme potansiyeli olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Sigorta Sektörünün “istikrar” ve “dayanıklılık” çerçevesinde plandaki rolü:</p>
<p><strong>Ekonomik katkı ve kapsayıcılık zemini</strong></p>
<p>Sektör paydaşları açısından program, özel sigortacılığı hem büyüme (tasarruf, ticari sigorta) hem toplumsal kapsayıcılık (afet, bakım) eksenlerinde genişletecek bir zemin sunuyor.</p>
<p><strong>Mali/finansal istikrar kanalı </strong></p>
<p>Program, dış şoklara dayanıklılığın temelini "yurt içi tasarrufların artırılması" ve "TL cinsinden tasarruf ve yatırım araçlarının çeşitlendirilmesi"ne bağlıyor. Hayat sigortası (birikimli/yatırım fonlu ürünler) ve BES / OKS burada doğrudan araç konumunda: uzun vadeli, TL bazlı, sabit getirili tasarrufu sisteme çekerek hem cari açığı fonlayarak döviz talebini azaltıyor hem de finansal sistemin şoklara karşı tampon kapasitesini büyütüyor.</p>
<p><strong>Fiziksel/toplumsal dayanıklılık kanalı </strong></p>
<p>“Ailenin güçlendirilmesi, toplumsal ve fiziki dayanıklılığın artırılması" başlığı altında şehirlerin afetlere karşı dayanıklılığı ve kentsel dönüşüm doğrudan yer alıyor; bunun mali karşılığı ise kamu maliyesi bölümündeki zorunlu afet sigortası mekanizması. Burada özel sigortacılığın rolü açık: afet riskini kamu bütçesinden özel sigorta/reasürans havuzuna kaydırarak, büyük bir depremde devletin mali dayanıklılığını koruyan bir şok emici işlevi görüyor.</p>
<p><strong>Dış ticaret ve tedarik zinciri dayanıklılığı kanalı </strong></p>
<p>Program, "tedarik zincirlerinin dayanıklılığı ve çeşitliliği" ile "dış şoklara karşı dayanıklılık"ı sanayi ve dış ticaret bölümlerinde tekrar tekrar vurguluyor. Alacak sigortası ve Eximbank ihracat kredi sigortaları burada ihracatçı/KOBİ'nin tahsilat riskini (yurt dışı alıcı iflası, kur şoku, jeopolitik kesinti) sigortalı hale getirerek firma düzeyinde dayanıklılığı artırıyor. Böylelikle toplamda sanayi sektörünün "dış şoklara karşı dayanıklılığının artırılması" hedefine mikro düzeyden katkı demek.</p>
<p><strong>Demografik dayanıklılık kanalı </strong></p>
<p>Nüfus artış hızının düşmesi ve bakım ekonomisi vurgusu, uzun dönemli bakım sigortasının altyapısını gerekli kılıyor. Bu, belgenin "demografik dönüşüme karşı dayanıklılık" hedefinin sosyal güvenlik sisteminin tek başına karşılayamayacağı bir yükü özel sigortacılığa devretmesi anlamına geliyor.</p>
<p>Özetle OVP, özel sigortacılığı ekonomik dayanıklılığın "arka planda çalışan" ama kritik bir bileşeni olarak konumlandırıyor: tasarrufu besleyerek finansal istikrara, afet riskini paylaşarak mali dayanıklılığa, ticari riski teminat altına alarak dış ticaret dayanıklılığına ve bakım yükünü karşılayarak demografik dayanıklılığa katkı sunuyor. Belgede sektöre bu rol açıkça "sigortanın milli güvenlik/dayanıklılık unsuru" diye adlandırılmıyor, ama dört ayrı politika hattının kesişimi bu sonucu ortaya çıkardığını belgenin doğrudan ifadesi olmamakla birlikte bu şekilde sentezliyorum. Bu bir kamu politikası belgesi olduğu için buradaki değerlendirmeler sektörel çıkarım niteliğindedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sigortacilik-milli-guvenligin-onemli-unsurlarindan-biri-haline-gelecek-87100</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sigortacılık milli güvenliğin önemli unsurlarından biri haline gelecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kusursuz-firtinadan-sonra-87099</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kusursuz fırtınadan sonra</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsada bazen en pahalı ders, insanın kendi parasını kaybederek öğrendiği derstir. Son günlerde birçok fonda yaşananlar da böyle bir ders oldu. Haftalık kaybı yüzde 50’yi aşan, aylık kaybı yüzde 50-60 bandında dolaşan fonlar var. Zirvede yakalanan ve birikimleri eriyen yatırımcıların “eski güzel günlere” dönmeleri artık pek mümkün değil. Çünkü bunların “eski güzel günlere” geri dönmeleri için yatırım yaptıkları fonların yüzde 100’den fazla değer kazanması lazım ki o da artık çok zor.</p>
<p>Bu fonlardaki 100 bine yakın küçük yatırımcı da kerameti kendinden menkul ve dokunduğunu altın eden profesyonellere fazla güvenmenin, kolay para kazanmanın cazibesine kapılmanın faturasını ödüyor. Çaresizlik içinde “düşüş durur ve bir yerden dönüş olur” diye bekliyorlar. Ancak işin ilginç yanı bu fonların büyük yatırımcılarının düşüşün başlamasıyla birlikte sıvışmış olmaları. Bu tablodan önlemleri almak için çok geciken ve uyarılara itibar etmeyen SPK’nın eski yönetiminin de sorumlu olduğunu söylemek şart.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0f1ab6fcff-1788932523.png" alt="" width="445" height="269" />
<figcaption><strong>Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) düzenlemeleri kimilerinin zannettiği gibi bitmiş değil.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Denetimsiz dönem küçük yatırımcıya fonlarını yani paralarını günlük izlemeleri gerektiğini ve “Bedava peynir fare kapanında olur” gerçeğini de öğretti. “Kusursuz Fırtına”ya kadar bu fonların yatırımcıları “kağıt üzerinde” para kazandıkları için birikimlerinin hangi hisselere yatırıldığı, hisse oranının ne olduğu, repo oranı gibi önemsiz (!) konularla ilgilenmiyorlardı. Yeni dönemde yatırımcı davranışı da önemli ölçüde değişeceğe benziyor.</p>
<p>Ancak Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) düzenlemeleri kimilerinin zannettiği gibi bitmiş değil. Yenileri de yolda. “Mıntıka temizliği” anlaşılıyor ki yarım bırakılmayacak. Bu nedenle kimse maceracı (!) fonlardaki düşüşün bir yerlerden döneceğini zannederek yeni maceralara yelken açmasın.</p>
<p>Küçük yatırımcı için bu kadar maceradan sonra ders basit: Paranızı tek hisseye yatırmayın. Ancak aynı kurumun farklı fonlarına bölerek riski dağıttığınızı da düşünmeyin. Fonlar aynı stratejiyle hareket ediyor, aynı hisselerde yoğunlaşıyor veya aynı likidite riskini taşıyorsa gerçek çeşitlendirme yoktur.</p>
<p>Fonların gözdesi olan sığ hisselere de dikkat edin. SPK’nın fon düzenlemelerinden muaf BIST 30 dışındaki hisselerde çok temkinli olun. Borsada kazanmak kadar, kazandığınızı korumak da önemli. Bunun da yolu tüm yumurtaları aynı sepete koymamaktan geçiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kusursuz-firtinadan-sonra-87099</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kusursuz fırtınadan sonra ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-basin-ovpyi-nasil-okuyor-87097</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı basın OVP’yi nasıl okuyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yabancıların Türkiye’ye verdiği mesaj oldukça net: OVP önemli bir yol haritası, ancak asıl mesele bu yol haritasının ne kadarının ve ne kadar kararlılıkla uygulanacağı. Önümüzdeki dönemde Ankara’nın ekonomi politikasına ilişkin güveni belirleyecek olan da açıklanan rakamlardan çok, bu rakamların gerçek hayattaki karşılığı olacak.</strong></p>
<p>6 Eylül 2026 tarihinde açıklanan 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP), yalnızca Ankara’daki ekonomi çevrelerinin değil, yabancı basın ve uluslararası yatırımcıların da yakın takibine girdi. Programın en dikkat çekici tarafı, büyüme hedeflerinin aşağı çekilmesine karşın enflasyonla mücadelede kararlılığın korunması ve fiyat istikrarının ekonomik politikanın merkezinde tutulması oldu. Yabancı kaynaklarda ortaya çıkan ilk değerlendirmeler, Türkiye ekonomisine yönelik beklentilerde <strong>“daha gerçekçi hedefler, daha yavaş büyüme ve uzun soluklu dezenflasyon”</strong> üçlüsünün öne çıktığını gösteriyor.</p>
<p>Yabancı basının özellikle dikkat çektiği başlıklardan biri büyüme hedefindeki revizyon. Yeni OVP’de Türkiye ekonomisinin 2026 yılı büyüme beklentisi yüzde 3,8’den yüzde 3,3’e indirildi. Bu değişiklik, ekonomi yönetiminin yüksek büyüme yerine enflasyonun kontrol altına alınmasını önceliklendirdiğinin bir işareti olarak değerlendiriliyor. Uluslararası çevreler açısından bu yaklaşım önemli; çünkü yüksek enflasyonla mücadele eden ekonomilerde iç talebin kontrollü biçimde yavaşlatılması, kısa vadede büyüme üzerinde baskı oluştursa da orta vadede daha dengeli bir ekonomik yapı oluşturabiliyor.</p>
<p><strong>Enflasyon hedefi yabancıların radarında</strong></p>
<p>OVP’nin en kritik başlığı kuşkusuz enflasyon. Programda 2026 yılsonu enflasyon beklentisi yüzde 28,4 olarak açıklanırken, bu oranın 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a düşürülmesi hedefleniyor. Yabancı basın açısından burada asıl mesele yalnızca hedeflerin seviyesi değil, hedeflere ulaşılabilmesi için para ve maliye politikalarının ne ölçüde eşgüdümlü uygulanacağı.</p>
<p>Uluslararası yatırımcı açısından OVP'nin güvenilirliği, açıklanan rakamlardan çok uygulama performansıyla ölçülecek. Çünkü Türkiye daha önce de enflasyonun hızlı biçimde düşürüleceğine yönelik hedefler açıklamış, ancak kur hareketleri, enerji fiyatları, ücret artışları ve iç talep gibi unsurlar hedeflerin zaman zaman gerisinde kalınmasına yol açmıştı. Bu nedenle yabancı basının bakışında yeni programın en önemli sınavı, <strong>enflasyon hedefinin tutturulmasından ziyade enflasyon beklentilerinin kalıcı biçimde aşağı çekilip çekilemeyeceği</strong> olacak.</p>
<p><strong>Daha düşük büyüme, daha dengeli ekonomi</strong></p>
<p>Yabancı analizlerde dikkat çeken bir başka unsur, hükümetin büyüme hedeflerini aşağı çekmekten kaçınmaması. İlk bakışta yüzde 3,3'lük büyüme hedefi Türkiye gibi gelişmekte olan bir ekonomi için düşük görülebilir. Ancak mevcut ekonomik koşullar dikkate alındığında, bu oran aynı zamanda daha kontrollü ve sürdürülebilir bir büyüme stratejisinin işareti olarak okunabilir.</p>
<p>Nitekim OECD’nin Haziran 2026 değerlendirmesinde Türkiye ekonomisinin 2026’da yüzde 3,1, 2027’de ise yüzde 3,8 büyümesinin beklendiği görülüyor. Bu açıdan OVP’deki yüzde 3,3’lük büyüme hedefinin uluslararası tahminlere oldukça yakın olması dikkat çekiyor.</p>
<p>Bu durum yabancı yatırımcı açısından olumlu bir mesaj da taşıyor: Türkiye ekonomi yönetimi, gerçekçi olmayan yüksek büyüme rakamları yerine enflasyonla mücadeleyi önceleyen daha temkinli bir çerçeve oluşturuyor.</p>
<p><strong>Yabancı yatırımcı için asıl gösterge uygulama olacak</strong></p>
<p>OVP'nin yabancı basındaki yankısında en fazla önem taşıyan konulardan biri de Türkiye’nin dış finansman ihtiyacı ve yatırımcı güveni. Ekonomide rezervlerin güçlenmesi, cari dengedeki gelişmeler ve risk primindeki gerileme, yabancı sermayenin Türkiye’ye bakışını doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine ilişkin son değerlendirmelerde brüt rezervlerin Ağustos 2026’da 185 milyar dolara yükseldiği, swap hariç net rezervlerde de belirgin iyileşme yaşandığı belirtiliyor. Bu gelişme, dış şoklara karşı ekonominin dayanıklılığının arttığı şeklinde yorumlanabilir.</p>
<p>Ancak yabancı yatırımcının Türkiye açısından bakacağı temel kriter yine aynı: <strong>Program ne ölçüde uygulanacak?</strong></p>
<p>Çünkü OVP bir hedefler bütünü. Bu hedeflerin hayata geçirilmesi ise bütçe disiplini, Merkez Bankası’nın bağımsız ve öngörülebilir para politikası, yapısal reformlar, verimlilik artışı ve yatırım ortamının iyileştirilmesine bağlı.</p>
<p><strong>Kur politikası da yakından izlenecek</strong></p>
<p>Yabancı basının Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerinde döviz kuru da önemli bir başlık olmaya devam ediyor. Enflasyonla mücadelede kur istikrarının korunması, ithalat maliyetlerinin ve beklentilerin kontrol altında tutulması açısından büyük önem taşıyor.</p>
<p>Ancak burada hassas bir denge bulunuyor. Türk Lirası’nın aşırı değerlenmesi ihracatçıların rekabet gücünü zayıflatabilirken, hızlı değer kaybı ise enflasyonun yeniden hızlanmasına neden olabilir. Dolayısıyla OVP’nin başarısı açısından kontrollü ve öngörülebilir bir kur ortamı kritik önemde.</p>
<p><strong>Sonuç: Yabancıların mesajı “bekle ve gör”</strong></p>
<p>Yabancı basından çıkan genel tablo, Türkiye’nin yeni OVP’sine yönelik <strong>temkinli bir iyimserlik</strong> olduğunu gösteriyor. Ekonomi yönetiminin büyüme hedefini aşağı çekmesi, enflasyonla mücadeleyi önceliklendirmesi ve orta vadede tek haneli enflasyonu hedeflemesi, uluslararası yatırımcı açısından daha gerçekçi bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Fakat yabancı yatırımcı açısından Türkiye’nin önündeki asıl sınav bundan sonra başlıyor. Çünkü piyasalar artık yalnızca açıklanan hedeflere değil, <strong>hedeflerin gerçekleşip gerçekleşmediğine</strong> bakacak.</p>
<p>Türkiye’nin önümüzdeki üç yıllık ekonomik hikâyesi; enflasyonun düşürülmesi, büyümenin dengelenmesi, rezervlerin güçlendirilmesi, mali disiplinin korunması ve yatırımcı güveninin artırılması üzerinden şekillenecek. Eğer OVP’deki hedefler kararlı biçimde uygulanırsa, Türkiye’nin risk priminde ve dış finansman koşullarında daha olumlu bir tablo ortaya çıkabilir.</p>
<p>Ancak hedeflerde yeniden sapmalar yaşanması durumunda, yabancı basının bugünkü temkinli iyimserliği yerini daha eleştirel değerlendirmelere bırakabilir.</p>
<p>Kısacası yabancıların Türkiye’ye verdiği mesaj oldukça net: <strong>OVP önemli bir yol haritası, ancak asıl mesele bu yol haritasının ne kadarının ve ne kadar kararlılıkla uygulanacağı.</strong> Önümüzdeki dönemde Ankara’nın ekonomi politikasına ilişkin güveni belirleyecek olan da açıklanan rakamlardan çok, bu rakamların gerçek hayattaki karşılığı olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-basin-ovpyi-nasil-okuyor-87097</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı basın OVP’yi nasıl okuyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1345-milyarlik-kar-acikladi-3-milyarlik-temettu-dagitti-87095</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 13,45 milyarlık kâr açıkladı, 3 milyarlık temettü dağıttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sigorta sektöründe yılın altı aylık döneminde Türkiye Sigorta yüksek prim üretimiyle kârlılığını açık ara korurken, ikinci sıradaki Anadolu Sigorta onu takip etti. Temmuzda toplam prim üretimi 115,4 milyar TL olarak gerçekleşen sektörde, Agesa %61,52 kâr artışıyla dikkat çekti.</p>
<p>Yılın ilk yarısında sigorta şirketleri farklı performanslar sergiledi. Türkiye Sigorta 13,45 milyar TL kârla pazarın liderliğini üstlenirken, Anadolu Sigorta 7,37 milyar TL ile geriden geldi. Sektörde genel büyüme eğilimi korunsa da temmuzda yavaşlama söz konusu. Kazançlarda emeklilik branşları öne çıkarken hisselerde genel bir düzeltme baskısı yaşanıyor. Aksigorta ve Quick Sigorta’nın kârlılık oranlarında düşüş öne çıkıyor. Haziranda yıllık bazda toplam prim üretimi %32 artış kaydederken, oran temmuzda %25,1’de kaldı. Sektör takip edilirken prim üretimleri kadar, teknik kârlılık ve hasar yükünün de kontrol edilmesi önemli.</p>
<h2>Lider kârını paylaştı</h2>
<p>Sektörün lideri Türkiye Sigorta, ilk yarı kârını %44 artırarak 13,45 milyar TL’ye çıkardı. Büyümesini sürdüren şirket, haziranda %100 bedelsiz sermaye artırımına giderek ödenmiş sermayesini 20 milyar TL’ye ulaştırdı. Firma, ağustos sonunda ise yatırımcısına hisse başına 0,15 TL olmak üzere nakit temettü ödemesinde bulunurken toplamda 3 milyar TL kazancı dağıttı.</p>
<p>Anadolu Sigorta ilk yarıyı 7,37 milyar TL kârla kapatarak ikinci sırada yer aldı. Firmanın brüt prim üretimi ilk yedi ayda %20,5 artarak 62,5 milyar TL’ye çıktı. Hayat dışı branşlarda yaşanan yavaşlamaya rağmen şirketin teknik dengesini %39 büyütmesi dengeli operasyonel yapısını işaret ediyor. Fiyatı ise mayısta gördüğü 31,24 TL’nin altında.</p>
<h2>Prim artışı kâra yetmedi</h2>
<p>Aksigorta, altı aylık dönemde prim üretimini %44 artırıp 22 milyar TL seviyesine taşımasına rağmen kârını koruyamadı. Şirketin teknik dengesi %29 düşerken, dönem kârı %16 azalarak 1,02 milyar TL’ye geriledi. Şirketin yönetimi, uygulanan portföy optimizasyonunun gelecek çeyreklerde kâra yansıyacağı öngörüsünde bulunuyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0ecc94e845-1788931273.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>ALICI MI, SATICI MI?</strong></p>
<p><strong>Alıcı;</strong> varlık birikimi, yükseliş kazancı, ek getiri, talep gücü, güvence. Likidite kaybı, değer erimesi, zamanlama hatası, stres, fırsat maliyeti.</p>
<p><strong>Satıcı;</strong> kâr realizasyonu, riskten korunma, nakit gücü, manevra özgürlüğü, konfor. Ralli kaçırma, yeniden giriş zorluğu, pişmanlık, pasif gelir kaybı.</p>
<p><strong>Goldman Sachs'ın payını artırdığı şirket, dönem sonunda kâra dönerken net borcu azaldı</strong></p>
<p>Kardemir D'de Goldman Sachs'ın alımına rağmen fiyat neden yavaş? ● Hasan Çevik</p>
<p>Hasan, yabancılar sanayi hisselerinde rotasyonlu işlemler yapıyor. Bu çerçevede kimi zaman alım öne çıkarken kimi durumlarda da satışlar gözlenebiliyor. Son olarak Goldman Sachs'ın Kardemir D hissesinde yaptığı alımlarla birlikte payı %4,99'dan %5,14'e yükseldi. Hissenin fiyatı ise 48 TL barajını aşmada zorlanıyor. 4 Eylül itibarıyla toplam yabancı payı %25,44 seviyesinde; gelen satışlar ise fiyatı düşürdü. Altı aylıkta brüt kârını %66 büyüten firma, dönem sonunda zarardan 5,9 milyar TL kâra geçti. Net borcun %92 azaltılması mali yapıyı rahatlatıyor.</p>
<p><strong>Toplam 2,8 milyar dolarlık üç yatırımı geçen yıl devreye girdi ve etkisini hissettirdi</strong></p>
<p>Sasa'nın tamamlanan yatırımları hakkında bilgi alabilir miyim? ● Fikret Can</p>
<p>Fikret, Sasa; Elyaf-2, MTR-2 ve PTA'dan oluşan üç yatırımı için 2,8 milyar dolar harcama yaparak 2025'te devreye aldı. Yatırımın %25'i özkaynak, geri kalan %75'i 10 yıla varan krediyle karşılandı. Devreye giren yatırımlar şirkete toplam 732,5 kiloton ek kapasite olanağı veriyor. PTA yatırımı dikey entegrasyon sağlarken, hammadde tedariğinde güvence veriyor. Diğer iki yatırım ise yüksek katma değerli alt ürün çeşitliliği olanağı tanıyor. Firmanın altı aylık mali dönemindeki %21 satış artışı ve %522 faaliyet kâr büyümesi yatırımın etkisini gösteriyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>MPK fonu kamu ve özel kira sertifikası ile son bir yılda %44 getiri elde etti</strong></p>
<p>Aktif Portföy'ün idare ettiği Kira Sertifikası Katılım Fonu (MPK), istikrarlı yükselişiyle pozitif seyir izliyor. Büyüklüğü ise dalgalı bir seyir izliyor. Şimdilerde 253,01 milyon TL hacmiyle önceki ayın bir miktar üzerinde seyrediyor. Mayıstan bu yana temmuz hariç değişen miktarlarda para çıkışının yaşandığı fonda, eylülün ilk haftasında 1,4 milyon TL nakit çıkışı gözlendi. Yatırımcı sayısı ise ağustos ayına göre bir miktar azalarak 1.522'ye geriledi. Doluluk oranı %2,01 olan fonun temel stratejisi, kamu ve özel sektör kira sertifikasına yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyünün %61,29'u özel sektör kira sertifikası ve %29,06'sı kamu kira sertifikasından oluşuyor. Düşük riskle kazanç arayan yatırımcıya hitap ediyor. Yıllık %43,94 getiri sağlayan portföy, %31,89 yükselen BIST 100 Endeksi'ni geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Anadolu Efes, piyasadan TLREF + %0,90 faizle 1 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Anadolu Efes, nitelikli yatırımcılara yönelik 07.09.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.000.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%0,90 olarak belirlendi. 361 gün vadeli bono, 6 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 03.09.2027 olarak açıklandı. 7 Eylül itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,90 seviyesinde bulunuyor. Firmanın verdiği %0,90 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFEFES92719 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0ec940d2a4-1788931220.png" alt="" width="967" height="243" /><strong>TERA YATIRIM</strong></p>
<p><strong>SPK'nın açıkladığı fon düzenlemesine paralel olarak süresinden önce uyum sağladı</strong></p>
<p>Tera Yatırım, SPK'nın yatırım fonlarına ilişkin rehberinde yaptığı yeni düzenlemelere yönelik portföy uyum çalışmalarını tamamladığını duyurdu. Şirket, hisse fonlarından DOH'da tam uyum sağlarken serbest hisse fonu TLY ile algoritmik serbest fonu TMV'de yapılandırmayı tamamlayarak yasal süresinden iki ay önce bitirdiğini bildirdi. Şirketin mevzuata hızlı ayak uydurması, altyapısını ve etkin risk yönetim kapasitesini gösteriyor. Yılın ilk yarısında gelirini %89 artıran kurum, esas faaliyet kârını %407 büyüttü. Dönem sonu kârını ise %89 ile 46,2 milyar TL'ye çıkardı.</p>
<p><strong>ASTOR ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Ukrayna'ya teslim edilmek üzere 97,9 milyon dolarlık üç ayrı sözleşme imzaladı</strong></p>
<p>Astor Enerji, ABD'de yerleşik bir firmayla Ukrayna'ya gönderilmek üzere toplam 97,9 milyon dolar tutarında güç transformatörü anlaşmasını imzaladı. Farklı güç seviyesindeki ürünleri kapsayan üç ayrı anlaşmanın toplam büyüklüğü yaklaşık 4,71 milyar TL seviyesinde. Anlaşma tutarı, şirketin 2025 yılı toplam hasılatının %7,48'ine denk geliyor. Şirketin yılbaşından bu yana aldığı işlerin toplamı ise yıllık gelirinin %158'ini aştı. Astor Enerji'nin yılın ilk yarısında geliri %7 artarken esas faaliyet kârı %26 büyüdü. Dönem sonunda da %88 artış ile 4,6 milyar TL kâr elde etti.</p>
<p><strong>ARMADA GIDA</strong></p>
<p><strong>Finansmanını temin ettiği yeni üretim tesisi için Mersin'de arsa tahsisini aldı</strong></p>
<p>Armada Gıda, Mersin'de hayata geçirmeyi planladığı katma değerli ürün işleme tesisi yatırımı için önemli bir adım attı. Armada-4 tesisi için Mersin 3. Organize Sanayi Bölgesi'nde yer alan 24 bin metrekarelik arsanın tahsisi adına ön sözleşmeyi imzaladı. Uzun vadeli büyüme hedefi doğrultusunda gerçekleştirilen hamle, şirketin üretim kapasitesini ve ürün çeşitliliğini artırmasına olanak tanıyacak. Şirket, daha önce yaptığı açıklamada hem Mersin'deki hem de Kazakistan'daki bakliyat işleme tesisi yatırımı için yurt dışından 110 milyon dolarlık kredi alacağını duyurmuştu.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Akhan Un temmuzdan bu yana yatayda ama satış baskısı altında hareket ediyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0ec7a06046-1788931194.png" alt="" width="307" height="238" />Akhan Un'da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %19,20 ile toplamda 246,2 bin lot azalarak 1,04 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 11'den 10'a geriledi. HRZ fonu 250 bin lot ile en fazla satışı yaparken, PHI fonu 15 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Akhan için öneride bulunan kurum bulunmuyor. Piramit Portföy'ün PHI fonu ile İstanbul Portföy'ün IYV fonunun dışında alım yapan gözlenmiyor. Dört fon satış yönlü işlemlerde bulunurken KHC ve CVL paylarını sıfırladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1345-milyarlik-kar-acikladi-3-milyarlik-temettu-dagitti-87095</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 13,45 milyarlık kâr açıkladı, 3 milyarlık temettü dağıttı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kimya-sektoru-stratejik-yatirimlari-buyutuyor-87092</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kimya sektörü, stratejik yatırımları büyütüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Kimya sektörü, ithalat bağımlılığını azaltmak ve dış ticaret açığını aşağı çekmek için stratejik ürünlerde yerli üretimi artırmayı hedefliyor. İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Başkanı Vefa İbrahim Aracı, Yumurtalık’taki büyük ölçekli petrokimya yatırımları ile GEBKİM’de Türkiye’de ilk kez üretilecek maleik gibi projelerin kritik önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>Kimyevi maddeler ve mamulleri sektörü, küresel belirsizliklere rağmen 2026’nın ilk sekiz ayında ihracatını yüzde 4,6 artırarak 22,8 milyar dolara çıkardı. İlk yarıda 17,1 milyar dolarla tarihinin en yüksek ocak-haziran ihracatına ulaşan sektör, yıl sonu için 35 milyar dolarlık ihracat hedefini koruyor. Aracı, Hürmüz Boğazı’ndaki sorunlar ile Rusya-Ukrayna savaşı ve Orta Doğu’daki gerilimlerin ticareti ve yatırımları zorlaştırdığını ancak sektörün büyümeyi sürdürdüğünü belirtti.</p>
<p>Orta Vadeli Program’da sanayici ve ihracatçının sorunlarının daha fazla dikkate alındığını belirten Aracı, kurdaki ani yükselişlerin ihracatçı açısından tek başına olumlu sonuç doğurmayacağını söyledi. Aracı, döviz dönüşüm desteğinin yıl sonuna kadar uzatılmasını da önemli bulduklarını ifade etti.</p>
<p>Petrokimyada ithalata bağımlılığın azaltılması gerektiğini vurgulayan Aracı, teşviklerin belirli kimyasallara ve katma değerli yatırımlara yönlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yumurtalık yatırımları ile GEBKİM’de başlayacak maleik üretiminin hem dış ticaret açığını azaltacağını hem de nihai ürün üreten sektörlerin rekabet gücüne katkı sağlayacağını belirtti.</p>
<p>Kimya Teknoloji Merkezi’nde yeniden yapılanmaya gittiklerini belirten Aracı, merkezin aylık ortalama gelirinin yüzde 52 arttığını, sabit borç yükünün ise yüzde 40 azaldığını söyledi. TSE ile hazırlanacak iş birliği kapsamında, bugün yurt dışında yaptırılan bazı testlerin Türkiye’de gerçekleştirilmesi hedefleniyor. Aracı, 2027’de farklı bir Kimya Teknoloji Merkezi ortaya çıkacağını belirtti.</p>
<h2>Kozmetikte talep yarışında “casuslar” devrede</h2>
<p>Kozmetikte ürün ihracatından marka ihracatına geçilmesi gerektiğini vurgulayan Aracı, Güney Kore’nin marka algısı ve talep yaratma konusundaki başarısını örnek gösterdi. Türk üreticilerinin kalite ve belgelendirme açısından güçlü olduğunu ancak bunun küresel markalara yeterince dönüşmediğini söyledi. Türk dizileri ve kadın voleybolundaki küresel görünürlüğün de Türk kozmetiğiyle daha güçlü ilişkilendirilmesi gerektiğini belirten Aracı, sektörün bundan sonraki hedefinin yalnızca ürün değil, marka ihraç etmek olduğunu kaydetti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kimya-sektoru-stratejik-yatirimlari-buyutuyor-87092</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/vefa-ibrahim-araci-1773292218.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İthalat bağımlılığını azaltmayı hedefleyen kimya sektörü, stratejik nitelikli ürünlerde yerli üretimi artırmayı planlıyor. İKMİB Başkanı Vefa İbrahim Aracı, Yumurtalık’taki büyük ölçekli petrokimya yatırımları ile Türkiye’de ilk kez üretilmesi planlanan ürün projelerinin kritik önem taşıdığını söyledi. Aracı, Avrupa’nın bazı kimyasallardan çekilmesinin de yeni yatırım fırsatları sunduğunu kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-partide-secim-takvimi-tartismalari-87091</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti’de seçim takvimi tartışmaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhur İttifakı’nda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi üzerinden seçim takvimi tartışmaları sürüyor. Mayıs 2028’de yapılması gereken seçimlerin erkene alınması konusunda AK Parti, ekonomi yönetimi, Külliye ve MHP’den farklı tarihler ve gerekçeler öne çıkıyor.</p>
<p>AK Parti yönetiminde ağırlık kazanan görüş, seçimlerin Kasım 2027’de yapılması yönünde. Bu görüşü savunan kurmaylar, yaz döneminden çıkan seçmenin psikolojik olarak daha rahat olduğunu, okul ve kış hazırlıklarının tamamlandığını belirtiyor. İlkbaharda yapılacak seçimin ise kıştan yeni çıkan seçmenin ekonomik ve sosyal kaygıları nedeniyle daha riskli olabileceği değerlendiriliyor. </p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesinin en güçlü yollarından birinin Meclis’in seçimlerin yenilenmesine karar vermesi olduğu belirtilirken, ekonomi kurmayları seçim için Mart 2028’i öneriyor. Bu tarihin gerekçesi, ekonomide toparlanmaya daha fazla zaman tanımak ve seçim öncesinde koşulları iyileştirmek olarak gösteriliyor.</p>
<p>Külliye çevresinde ise 16 Nisan 2028 tarihi gündeme getiriliyor. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, 2017 Anayasa referandumunun 11’inci yıl dönümüne denk gelen bu tarihte Erdoğan’ın yeniden aday olabileceğini savunuyor ve bunu “istisnai adaylık” olarak nitelendiriyor.</p>
<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise seçimlerin zamanında yapılması gerektiğini, Erdoğan’ın yeniden adaylığının önünün Anayasa değişikliğiyle açılmasını öneriyor. AK Parti ve Cumhur İttifakı içinde seçim tarihi ve adaylık formülüne ilişkin tartışmaların bir süre daha devam etmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-partide-secim-takvimi-tartismalari-87091</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/9/1280x720/ak-parti-erdogan-1786943163.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Seçimlerin erkene alınması konusunda AK Parti, ekonomi yönetimi, Külliye ve MHP’den farklı tarihler ve gerekçeler öne çıkıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kitaba-vefa-sergisi-tophane-i-amirede-ziyaretcileri-bekliyor-87089</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kitaba Vefa Sergisi Tophane-i Âmire’de ziyaretçileri bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yenilenebilir enerji, elektrik dağıtım ve gıda başta olmak üzere farklı alanlarda faaliyet gösteren Eksim Holding, kuruluşunun 40’ıncı yılını ‘Kitaba Vefa: Cilt Sanatı ve Restorasyon Sergisi’yle kutluyor. Sergide, <strong>40 restore edilmiş nadir eser</strong> ve şifa bekleyen nadir eserler sanatseverlerle buluşuyor.</p>
<p>Tophane-i Âmire Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen sergi bir hafta süreyle ücretsiz olarak ziyaretçileri açık. Sergideki eserler arasında Nutuk’un Arap harfleriyle yapılan ilk baskılarından biri, İbnü’l Arabi’nin Fususü’l-Hikem eseri gibi eşsiz örnekler var. Cilt yapımı ve kitaplara ‘şifa verme sanatının’ örnekleri, deneyim alanları ve mükemmel bir biçimde organize edilen ses düzeni ile geçmişe yolculuk yapmak isterseniz bu sergiyi kaçırmayın. </p>
<p>Ben sergi bitmeden gezme fırsatı buldum. Çalışmanın öyküsünü Mücellit Muharrem Kalenci ve Eksim Holding Pazarlama ve İletişim Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Yaman’dan dinledim. Muharrem Kalenci ve Ahmet Yaman, kitabın yalnızca bilgi taşıyan bir nesne değil; aynı zamanda bir dönemin hafızasını, ruhunu ve kültürel birikimini taşıyan kıymetli bir emanet olduğunu vurguladılar. Serginin ziyaretçilere nadir eserleri görme imkânı sunmanın yanı sıra, aynı zamanda cilt sanatının inceliklerini, restorasyon süreçlerini ve mücellitlik geleneğini tanıma fırsatı sağladığını ifade ettiler. </p>
<p><strong>Koleksiyon ve Restorasyon Çalışmaları</strong></p>
<p>Serginin kaynağında, Eksim Holding kurucularından merhum Abdullah Tivnikli’nin adını taşıyan Abdullah Tivnikli Vakfı bünyesinde yer alan İstanbul Araştırma ve Eğitim Merkezinde yaklaşık 50 bin eserden oluşan özel bir kütüphane bulunuyor. Koleksiyonun önemli bir kısmı farklı dillerde kaleme alınmış restorasyona ihtiyaç duyan ve kültürel miras değeri taşıyan eserlerden oluşuyor. </p>
<p>Vakıf bünyesinde bir de mücellithane mevcut. Merhum meşhur mücellit İslam Seçen Hocanın öğrencisi olan mücellit Muharrem Kalenci ve ekibinin çalışmalarıyla bugüne kadar binden fazla eserin restorasyonu tamamlanmış.</p>
<p><strong>Sergide yer alan bazı eserler</strong></p>
<p>- Muhyiddin İbnü’l-Arabi’nin 500 yıllık el yazması Fususü’l-Hikem</p>
<p>- Şeyh Galib’in el yazması Divanı</p>
<p>- Müellifi Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri olan Muhammed Şerif Erzurumi tarafından istinsah edilen yaklaşık 200 yıllık el yazması Marifetname</p>
<p>- Yazıcıoğlu Muhammed Efendi’nin el yazması Muhammediye’si</p>
<p>- Seyyid Muhammed Reşid el-Karamani’nin tezhipleriyle süslenen <br />200 yıllık el yazması Mushaf-ı Şerif’i</p>
<p>-İbn Haldun’un Mukaddime’si</p>
<p>-Taş baskı bir Mushaf-ı Şerif</p>
<p>- Ali Ufki Bey’in 150 yıllık İncil tercümesi</p>
<p>- Nutuk’un Arap harfleriyle yapılan ilk baskılarından biri</p>
<p>- Evliyazade lakabıyla tanınan Kütahyalı İsmail Vehbi’nin zarif hattıyla yazılmış eksiksiz el yazması bir mushaf-ı şerif. </p>
<p>- Sergide ayrıca farklı dönemlerden, farklı coğrafyalardan ve farklı düşünce dünyalarından günümüze ulaşan kıymetli eserler yer almaktadır.</p>
<p><strong>Eksim Holding 40. yaşında yatırımlarına aralıksız olarak devam ediyor</strong></p>
<p>1986 yılında Abdullah Tivnikli ve Fahreddin Tivnikli tarafından kurulan Eksim Holding; gıda, yenilenebilir enerji, elektrik dağıtımı, teknoloji ve girişim sermayesi alanlarında faaliyet gösteriyor. 40. yılını kutlayan kuruluşun 20’yi aşkın iştiraki ve 10 bini aşan çalışanı bulunuyor. Bugüne kadar toplam 4 milyar dolarlık yatırım gerçekleştiren Eksim Holding'in Yönetim Kurulu Başkanlığını, 2018 yılından beri ikinci kuşak temsilcisi Ebubekir Tivnikli yürütüyor. Yatırımlarına aralıksız olarak devam eden holding, ekonomik faaliyetlerinin yanı sıra kültür, eğitim, çevre ve toplumsal fayda alanlarındaki projelere de önemli kaynak ayırıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kitaba-vefa-sergisi-tophane-i-amirede-ziyaretcileri-bekliyor-87089</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/9/1280x720/46-1788929286.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kitaba Vefa Sergisi Tophane-i Âmire’de ziyaretçileri bekliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vdk-mihenk-devrede-yapay-zekayla-emsal-fiyat-denetimi-87088</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> VDK-mihenk devrede: Yapay zekâyla emsal fiyat denetimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ alanında kıyasıya bir yarış yaşanıyor. OpenAI kısa süre önce GPT-6 Astra’yı, Anthropic Claude Fable 5.1’i duyurdu. Google ise Gemini ailesini sürekli yeni modellerle geliştiriyor. Bir modelin özelliklerini anlamaya çalışırken yenisi çıkıyor. Kapasite artıyor, işlem süreleri kısalıyor ve birkaç ay önce mümkün görünmeyen işler sıradanlaşıyor.</p>
<p>Benim gördüğüm kadarıyla Vergi Denetim Kurulu, Türkiye’de, hatta dünyada yapay zekâ alanındaki gelişmelere en hızlı uyum sağlayan kamu kurumlarının başında geliyor. Eski bir mensubu olarak bunu görmekten ayrıca gurur duyuyorum.</p>
<p>Yapay zekâ şirketleri yeni modeller üretirken VDK da vergi kayıp ve kaçağını büyümeden belirlemek, denetim süresini kısaltmak ve riskli işlemlere daha erken müdahale etmek amacıyla yeni sistemler geliştiriyor.</p>
<p><strong>Denetim 3.0 ve VDK’nın dijital sistemleri</strong></p>
<p>VDK’nın dijital denetim yapısı, Denetim 3.0 adı verilen bilişsel dönüşüm stratejisi altında ilerliyor. Bu yapı yalnızca verileri elektronik ortamda toplamakla yetinmiyor; büyük veri analitiği, makine öğrenmesi ve yapay zekâ yardımıyla veriyi anlamlandırmayı, riskleri önceden belirlemeyi ve vergi müfettişlerine karar desteği sağlamayı amaçlıyor.</p>
<p>KAŞİF, RADAR ve SARP gibi risk analiz araçları olağan dışı işlemlerin, mali verilerdeki uyumsuzlukların ve sahte belge risklerinin belirlenmesinde kullanılıyor. KURGAN cari işlemleri tarayarak sahte belge risklerine odaklanıyor. VDK-ROS, inceleme bulgularını rapora dönüştürme sürecini otomasyona taşıyor. VDK-VİS mükellefleri ortakları, yöneticileri, müşterileri, tedarikçileri, vekilleri ve mali müşavirleriyle birlikte bir ilişki ağı içinde değerlendirmek üzere geliştiriliyor. BİLİNÇ Platformu ise tespit edilen riskleri inceleme başlamadan önce mükellefe bildirerek gönüllü düzeltmeye imkân vermeyi amaçlıyor.</p>
<p>Bu sistemlere son olarak VDK-MİHENK eklendi.</p>
<p><strong>MİHENK ne yapacak?</strong></p>
<p>“Mihenk”, bir şeyin değerini ve doğruluğunu ölçmeye yarayan ölçüt anlamına geliyor. Kelime, altın ve gümüşün saflığını belirlemek için kullanılan mihenk taşından geliyor. VDK’nın sisteme bu adı vermesi de yaptığı işle örtüşüyor.</p>
<p>MİHENK, başta e-belgeler olmak üzere kurulun kullanımındaki mali verileri yapay zekâ ve büyük veri analitiğiyle inceleyen bir risk analiz sistemi. Sistemin başlıca kullanım alanı transfer fiyatlandırması ve emsallere uygunluk olacak.</p>
<p>Aynı veya benzer mal ve hizmetlere ait çok sayıdaki gerçek işlem birlikte değerlendirilecek. İlişkili kişiler arasındaki işlemlerde uygulanan fiyatların, benzer şartlarda bağımsız kişiler arasında oluşan fiyatlardan anlamlı biçimde ayrışıp ayrışmadığı araştırılacak.</p>
<p>Bugüne kadar emsal çalışmalarında şirketlerden alınan bilgiler, sınırlı sayıdaki işlemler ve ticari veri tabanları kullanılıyordu. MİHENK ise VDK’nın elindeki geniş e-belge verisini bir çeşit emsal fiyat veri tabanı olarak kullanabilecek.</p>
<p>Sistem yalnızca emsalinden yüksek fiyatları aramayacak. Düşük fiyatlanan işlemler de analize girecek. Çünkü kazanç aktarımı, ilişkili kişiden yüksek bedelle alım yapılması kadar ilişkili kişiye düşük bedelle satış yapılması yoluyla da gerçekleştirilebilir.</p>
<p>Örneğin bir şirketin bağımsız müşterilerine 1.000 TL’ye sattığı ürünü ilişkili şirkete 600 TL’ye vermesi risk göstergesi oluşturabilir. Piyasadan 1.000 TL’ye alınabilecek bir hizmetin ilişkili şirketten 1.600 TL’ye alınması da aynı şekilde incelenebilir.</p>
<p><strong>Dört günlük verilerle analiz</strong></p>
<p>E-belge verilerinin sisteme kısa sürede yansıması sayesinde belirli mal veya hizmetlere ilişkin işlemler yaklaşık dört günlük veri gecikmesiyle analiz edilebilecek. Sistem Türkiye geneli yanında il, ilçe ve bölge düzeyinde karşılaştırma yapabilecek.</p>
<p>İşlemin miktarı, tarihi, vadesi, ticari şartları, maliyet yapısı ve işletme ölçeği gibi fiyatı etkileyen unsurlar da dikkate alınacak. Çünkü aynı ürünün peşin ve bir yıl vadeli satış fiyatı veya toptan ve perakende satış fiyatı aynı olmayabilir.</p>
<p>Bu nedenle MİHENK’in tespit ettiği fiyat farkı tek başına vergi ziyaı veya örtülü kazanç dağıtımı anlamına gelmiyor. Sistemin ürettiği sonuç nihai vergisel tespit değil; hangi işlem ve mükelleflerin daha yakından inceleneceğini gösteren bir risk çıktısı.</p>
<p><strong>İkinci aşamada kâr marjları karşılaştırılacak</strong></p>
<p>MİHENK’in ikinci fazında sektörel kâr marjı analizleri devreye alınacak. Benzer sektör, faaliyet ve ekonomik koşullardaki işletmelerin kârlılıkları karşılaştırılacak. Emsallerinden belirgin biçimde ayrışan şirketler transfer fiyatlandırması yönünden değerlendirilebilecek.</p>
<p>Düşük kârlılık tek başına vergi kaybının kanıtı değildir. Yeni yatırım, kapasite düşüklüğü, kur farkı, finansman gideri veya uygulanan fiyat politikası kâr marjını düşürebilir. Ancak şirketin bu farkın nedenini belgeyle açıklayabilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Şirketler ne yapmalı?</strong></p>
<p>İlişkili kişilerle işlem yapan şirketler transfer fiyatlandırmasını yalnızca yılsonunda hazırlanacak bir rapor olarak görmemeli. Fiyat belirlenirken kullanılan yöntem, emsal işlemler, iskonto gerekçeleri, vade farkları, miktar avantajları ve bölgesel koşullar işlem tarihinde belgelenmeli.</p>
<p>Grup içi hizmetlerde hizmetin gerçekten verildiği ve şirkete sağladığı fayda gösterilmeli. Emsalden düşük satış veya yüksek alış varsa ticari gerekçesi sözleşme, fiyat listesi, yazışma ve hesaplamalarla ortaya konulmalı. Sektör ortalamasından ayrışan kârlılık da dönem bitmeden analiz edilmeli.</p>
<p>İdare dört günlük verilerle risk analizi yaparken şirketin fiyatlama gerekçesini dört yıl sonra oluşturmaya çalışması artık yeterli olmayacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vdk-mihenk-devrede-yapay-zekayla-emsal-fiyat-denetimi-87088</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ VDK-mihenk devrede: Yapay zekâyla emsal fiyat denetimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-hedefinden-rekabet-avantajina-87087</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim hedefinden rekabet avantajına</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim dönüşümü artık yalnızca çevre politikalarının değil, ekonomik rekabetin de merkezinde. Yatırım yapılabilir projeler üretebilen ülkeler dönüşümden fırsat yaratırken, geride kalanlar rekabet gücü kaybıyla karşı karşıya kalacak.</strong></p>
<p>İklim dönüşümü artık çevre politikasının değil, ekonomik rekabetin de merkezinde. İklim hedeflerini yatırım fırsatına dönüştüremeyenler, yalnızca emisyon azaltımında değil, ekonomik rekabette de geride kalacak.</p>
<p>4 Eylül'de düzenlenen <strong>İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi'nde</strong> iklim finansmanı konuşuldu. Üstelik yalnızca iklim penceresinden değil, aynı zamanda ekonomik rekabet çerçevesinden. </p>
<p>İklim finansmanı konusu yeni değil. Her COP toplantısında masaya geliyor. Dönüşüm için gereken yatırım tutarı da belli. Ama ya uygulama? İşte orada ciddi bir makas var.</p>
<p>Aslına bakarsanız, iklim dönüşümünü finanse edecek para dünyada yok değil. Asıl mesele, o paranın gideceği <strong>yatırım yapılabilir projelerin yeterince hızlı ve doğru üretilememesi</strong>. Yatırımcılar yalnızca emisyon hedefini değil, uygulanabilir projeyi, öngörülebilir politikayı ve riski azaltan finansal araçları görmek istiyor.</p>
<p>Zirvede ortaya konan <strong>İklim Uygulama Köprüsü’nün</strong> <em>(Climate Implementation Bridge- BRIDGE) </em>temel iddiası tam da bu boşluğa ilişkin.</p>
<p>Türkiye COP31 Başkanlığı’nın gündeme getirdiği BRIDGE, iklim hedefleri ile finansman arasındaki kopukluğu gidermeyi amaçlıyor. Daha net söyleyelim: <strong>Hükümetlerin yazdığı iklim hedefleri ile yatırımcının görmek istediği projeler arasındaki boşluğu doldurmaya çalışıyor.</strong> Ve bu, ilk bakışta göründüğünden çok daha önemli bir mesele.</p>
<p>Çünkü bugün dünyanın elinde Paris Anlaşması kapsamında verilmiş hedefler, ulusal katkı beyanları, enerji dönüşümü planları ve sayısız iklim stratejisi var. Ama bunların önemli bir bölümü hâlâ yatırımcının önüne konabilecek kadar somut, yapılandırılmış ve finanse edilmeye hazır projelere dönüşmüş değil.</p>
<p>İklim finansmanının önündeki görünmez duvarlardan biri burada. COP31 Başkanı Murat Kurum'un zirvede verdiği rakamlar da açığın büyüklüğünü gösteriyor. Küresel iklim hedeflerinin hayata geçirilmesi için yıllık <strong>7,5–9 trilyon dolarlık yatırım</strong> gerekiyor. Mevcut yatırım ise yaklaşık <strong>1,9 trilyon dolar</strong> seviyesinde. Kurum'un kendi deyişiyle aradaki fark bir <em>"uçurum".</em></p>
<p>Bu uçurumu kapatmak sadece kamu fonlamasıyla mümkün değil. Ama burada bir darboğaz var. Sermaye, yalnızca ihtiyacın olduğu yere değil, <strong>yatırım yapılabilir olduğu yere</strong> gider.</p>
<p><strong>Paraya giden köprü</strong></p>
<p>BRIDGE'in adı aslında ne yapmak istediğini anlatıyor; <strong>iklim uygulaması ile finansman arasında köprü olmak. </strong></p>
<p>Girişim ilk kez haziran ayında Bonn'da COP31 Eylem Gündemi'nin altı önceliğinden biri olarak duyuruldu. Aynı dönemde Londra İklim Eylem Haftası'nda finans çevrelerine tanıtıldı.</p>
<p>25 Ağustos tarihli COP31 Başkanlık Mektubu'nda, Eylem Gündemi'nin merkezi unsurlarından biri olarak tüm taraf ülkelere sunuldu. 4 Eylül İstanbul Zirvesi'nde de iyice ete kemiğe büründü. UNDP sahadaki uygulama ortağı ilan edildi. Böylece BM sisteminin mevcut ülke ve saha kapasitesi BRIDGE üzerinden devreye alınacak.</p>
<p>Başka bir ifadeyle BRIDGE, sıfırdan yeni bir bürokrasi kurmak yerine, var olan BM uygulama kapasitesini finans dünyasıyla daha doğrudan buluşturmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Bilançosu yok</strong></p>
<p>BRIDGE'in ne olduğunu anlamanın en kısa yolu, ne olmadığından başlamak. Kredi vermiyor. Hibe dağıtmıyor. Kendi bilançosu, kendi finansman kaynağı yok. Katılım gönüllü; ülkelerin kendisi istemeden süreç başlamıyor.</p>
<p>Zirvede beş aşamalı bir işleyiş anlatıldı. Talep, teşhis, proje havuzu, finansmanla eşleştirme, öğrenme. Mekanizma, hükümetin önceliklerini alıyor, darboğazı buluyor, dağınık proje fikirlerini standartlaştırılmış yatırım portföylerine dönüştürüyor ve bunları çok taraflı kalkınma bankalarından iklim fonlarına, ulusal bankalardan özel sermayeye uzanan geniş bir yelpazeyle buluşturuyor.</p>
<p>İlk bakışta şu soru akla gelebilir: Bütçesi olmayan bir finansman mekanizması ne işe yarar? Cevap, iktisadın en eski derslerinden birinde. Yatırımcının iklim projelerinden uzak durmasının nedeni çoğu zaman projenin kötü olması değil; iyi olup olmadığının anlaşılamaması. Küçük, dağınık, birbirine benzemeyen, karşılaştırma standardı olmayan projeler için durum tam olarak bu.  </p>
<p><strong>BRIDGE bir fon sağlayıcı değil, ortak bir yatırım dili üreticisi olacak.</strong> Köprü metaforu da gücünü buradan alıyor. Köprüler su taşımaz, geçişi mümkün kılar.</p>
<p><strong>Aşılması gereken darboğazlar</strong></p>
<p>Mekanizmanın başarısı, sahadaki gerçek darboğazlara ne kadar temas edebildiğiyle ölçülecek. Proje hazırlama kapasitesinin yetersizliği, kur riski, yüksek sermaye maliyeti, projelerin küçük ve dağınık olması, yatırımcıların karşılaştırabileceği standartların bulunmaması, değerlendirme ve raporlama maliyetlerinin yüksekliği gibi kritik bariyerler var.</p>
<p>Bu listenin bir bölümü <em>(hazırlık kapasitesi, standart eksikliği, değerlendirme maliyeti)</em> tam olarak BRIDGE'in tasarlandığı alan. BRIDGE'in rolü, risk azaltma araçlarını ve garanti mekanizmalarını doğru projelerle buluşturmak, yani finansman yapısının içine bu risklerin cevabını yerleştirmek olacak. Zirvede çizilen çerçeve bunu söylüyor. BRIDGE mevcut kurumların yerine geçmiyor; kalkınma bankalarının, iklim fonlarının ve özel sermayenin kendi araçlarıyla devreye gireceği zemini hazırlıyor.</p>
<p>Bunların hepsi önemli ve gerekli. Yine de, makro nitelikli bariyerleri aşmanın formülleri ortaya konmadan, mekanizmanın tam ve etkin çalışması mümkün olmayabilir. Bir diğer risk de yeni bir bürokratik katman yaratma durumu. Bir ülkenin zaten sahip olduğu planları yeniden raporlamak, yeni komiteler kurmak ve bir kez daha proje listeleri hazırlamak, iklim finansmanını hızlandırmak yerine yavaşlatabilir. BRIDGE'in kendisinin yeni bir bürokratik katmana dönüşmemesi gerekiyor.</p>
<p><strong>İlk test: Altı ülke</strong></p>
<p>Modelin, altı ülkeden oluşan küçük bir pilot grupla başlatılması planlanıyor. Pilot ülkelerin 21 Eylül'de New York'taki İklim Haftası’nda açıklanması bekleniyor.</p>
<p>İlk odak alanı ise <strong>elektrifikasyon</strong> olacak. Bu da tesadüf değil. COP31 Başkanlığı'nın <em>“35'e 35”</em> hedefiyle <em>(2035'e kadar küresel enerji talebinde elektriğin payının yüzde 35'e çıkarılması)</em> doğrudan bağlantılı. Dolayısıyla BRIDGE'in ilk sınavı teorik değil, oldukça somut olacak.</p>
<p>Elektrik şebekeleri, temiz enerji, depolama, elektrifikasyon altyapısı, sanayinin dönüşümü… Bunların her biri aynı zamanda yeni yatırım alanları. Burada iklim politikası ile sanayi politikasının yolları kesişiyor.</p>
<p>COP31 Başkanlığı'nın “Uygulama COP'u” iddiası da bu noktada anlam kazanıyor. Paris'te hedef koymak, Bonn'da müzakere etmek, Bakü'de finansman konuşmak yetmiyor. Hedefin somut yatırım kararına dönüşmesi gerekiyor. Antalya şimdi bu iddiayı sırtlayacak.</p>
<p><strong>İklim politikası aynı zamanda ekonomik rekabet alanı </strong></p>
<p>Aslında yalnızca iklim politikasında değil, <strong>iklim anlatısında da bir değişim yaşanıyor.</strong> Hep ifade ettiğim gibi, <strong>iklim meselesi çevresel bir mesele olmanın çok ötesinde, ekonomik bir mesele.</strong></p>
<p>İklimi uzun süre sadece çevre, sorumluluk ve fedakârlık üzerinden anlattık. Daha az tüketmek, daha az karbon salmak, doğayı korumak, gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmak... Sonuçta konu siyasetin ve iş dünyasının gözünde bir <em>“çevre meselesi”</em> olarak kaldı.</p>
<p>Bugün değişen tam da bu. Çünkü artık iklim krizinin ekonomik sonuçlarını görmezden gelmek mümkün değil. Enerji maliyetleri, gıda fiyatları, sigorta primleri, altyapı yatırımları, sermaye maliyeti, tedarik zincirleri, ticaret kuralları... İklim ekonominin dışındaki bir konu değil, <strong>ekonominin kendisine dokunan bir değişken.</strong></p>
<p>Üstelik dönüşümün kendisi de dev bir ekonomik alan yaratıyor. Temiz enerji, elektrik şebekeleri, depolama, bataryalar, yeni üretim teknolojileri, enerji verimliliği, düşük karbonlu sanayi, yeni finansal araçlar... Bunların her biri aynı zamanda <strong>yatırım, istihdam, teknoloji ve rekabet</strong> meselesi.</p>
<p>Bir meselenin nasıl algılandığını yalnızca konunun niteliği belirlemez, <strong>onu hangi çerçeve içinde anlattığınız</strong> da belirler. İklimi yalnızca <em>“dünyayı kurtarma”</em> meselesi olarak çerçevelerseniz, konu çevre politikası olarak kalır. İklimi <em>“ekonomiyi dönüştürme”</em> meselesi olarak çerçevelediğinizde ise enerji politikasına, sanayi politikasına, yatırım politikasına ve rekabet politikasına dönüşür.</p>
<p>Dolayısıyla iklim hedeflerinin yatırım yapılabilir projelere dönüşmesi yalnızca finansman meselesi değil, aynı zamanda <strong>doğru anlatının da kurulması</strong> meselesi. BRIDGE'in önemi de burada. İklim hedefi ile yatırımcı arasındaki boşluğu kapatmaya çalışırken aslında iki farklı dünyanın dilini birbirine yaklaştırıyor. <strong>Kamu politikasının dili ile sermayenin dili.</strong></p>
<p><strong>İklimi anlatmaktan, iklim dönüşümünü yapmaya geçmek. </strong>COP31 Başkanlığı’nın belirlediği “Uygulama COP’u” iddiasının temel hedefi bu. BRIDGE burada bir kaldıraç olabilir.</p>
<p>Sonuçta, iklim dönüşümü <strong>daha güvenli enerji, daha dayanıklı altyapı, yeni teknolojiler, yeni pazarlar, daha düşük risk ve yeni rekabet avantajı</strong> demek. Böylece, iklim hedeflerini ekonomik fırsata, ekonomik fırsatı yatırıma, yatırımı da rekabet gücüne dönüştürebilenler öne çıkacak.  İklim dönüşümünün yeni hikâyesi de buradan yazılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-hedefinden-rekabet-avantajina-87087</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/7/1280x720/453-1788929026.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim hedefinden rekabet avantajına ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/egitim-ogretim-donemi-baslarken-ilgilenenlere-vergi-hatirlatmalari-87086</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eğitim öğretim dönemi başlarken, ilgilenenlere vergi hatırlatmaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yeni eğitim-öğretim yılı başlarken öğrenci velilerinden eğitim yatırımı yapan girişimcilere, burs verenlerden eğitim kurumlarına bağış yapan hayırseverlere kadar geniş bir kesimi ilgilendiren önemli vergi avantajları bulunuyor. Okul, kreş, kitap, kırtasiye, yurt, internet ve servis harcamalarının belirli şartlarla gelir vergisi matrahından indirilmesi mümkün. Ancak vergi avantajından yararlanmak için harcamaların belgelendirilmesi ve doğru dönemde beyan edilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>2026-2027 eğitim-öğretim yılı önümüzdeki hafta başı itibariyle başlıyor. Okul öncesi eğitim ve ilkokul birinci sınıfa başlayan öğrenciler ile bazı özel okullarda ise eğitim ve öğretim dönemi bu hafta başladı. Eğitim alanında yatırım yapan girişimcilere, anne/babalara ve eğitimle ilgili sosyal sorumluluk gereği bağış yapan veya öğrencilere burs veren hayırseverlere bazı vergi hatırlatmaları yapmanın tam zamanı.</p>
<p><strong>Eğitim harcamalarının beyan edilen gelirden indirimi</strong></p>
<p>Gelir türü ne olursa olsun, yıllık gelir vergisi beyannamesi veren gerçek kişilerin, yaptıkları eğitim harcamalarını belli sınırlar çerçevesinde gelir vergisi matrahından indirmeleri mümkün.</p>
<p>Konuyla ilgili olarak kısaca şunlar söylenebilir:</p>
<p>- Bu olanak sadece gelirini beyan eden kişiler için mümkün. Gelirini beyan etmek zorunda olmayan, örneğin ücretlilerin büyük bölümü için bu olanak yok.</p>
<p>- Beyan edilen gelirden indirilebilecek eğitim harcamalarının, mükellefin kendisine, eşine veya küçük çocuklarına ait olması gerekiyor.</p>
<p>- Eğitim harcamasının beyan edilen gelirden indirilebilmesi için, Türkiye’de gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden, fatura veya serbest meslek makbuzu alınması gerekiyor. Mali İdare bir süredir, yazar kasa fişlerini (ÖKC) bu uygulamada tevsik edici belge olarak kabul etmiyor.</p>
<p>- Yurt dışında yapılan harcamaların, mükellefiyeti bulunmayan, örneğin vakıf üniversitelerine yapılan ödemelerin ve Devlet okullarına ödenen harçların beyan edilen gelirden indirimi mümkün değil.</p>
<p>- Yukarıdaki sınırlar çerçevesinde her türlü eğitim harcaması, beyan edilen gelirden indirilebilir. Bu kapsamda örnek olarak; okul ve kreş ücretleri, kitap ve kırtasiye harcamaları, yurt ücretleri, eğitim amaçlı olarak kullanılan internet hizmet bedeli ve okul servis ücretleri sayılabilir. Öte yandan, okullarda verilen ve bedeli eğitim ücretinden ayrı olarak tespit edilen yemek hizmetine ilişkin harcamalar eğitim gideri olarak kabul edilmiyor.</p>
<p>- Eğitim harcamalarının, harcamanın yapıldığı yıla ilişkin gelir vergisi matrahının tespitinde indirim olarak dikkate alınması gerekiyor. Bu ifade 8 Mart 2004 tarih ve 20 sayılı gelir Vergisi Sirkülerinde yer alıyor. İfade açık gibi gözüküyor ama değil. Bütün eğitim öğretim dönemi için dönem başında tek fatura alınması uygulamada sorun yaratıyor. Sorun yaşamamak için, her aya ait faturanın ayrı alınmasını veya faturanın yıllar itibariyle ayrı ayrı alınmasını öneririm.</p>
<p>- Okul aile birliğine veya okul koruma derneğine yapılan bağışlar, bu kapsamda matrahtan düşülemiyor.</p>
<p><strong>Öğrenci burslarının gider yazılması</strong></p>
<p>Öğrencilere verilen burslar esas olarak, sosyal sorumluluk gereği yapılan ödemeler. Bu niteliğiyle burslar, gerçek kişilere yapılan bağış niteliğinde ve gelir veya kurumlar vergisi matrahından indirilmesi olanağı yok.</p>
<p>Ancak, bazı durumlarda burslar, gelecekte yapılacak hizmetler karşılığında bugünden yapılan ödeme olması nedeniyle, ücret niteliğinde olabilir ve ücret ödemesi olarak gider yazılabilir.</p>
<p>Gelir İdaresi, şu koşulların varlığı halinde ödenen bursların gider yazılabileceğini kabul ediyor:</p>
<p>- Burs verilen kişinin okulu bitirdikten sonra işletmede çalışacağını öngören bir sözleşme düzenlenmesi.</p>
<p>- Burs verilecek kişilerin herkese açık bir sınav sonucuna göre belirlenmiş olması (Örneğin öğrencinin üniversite giriş sınavında dereceye girmiş olması).</p>
<p>- Verilen burs tutarının makul olması.</p>
<p><strong>Eğitim kurumlarının kazançları</strong></p>
<p>Özel kreş ve gündüz bakımevleri ile okul öncesi eğitim, ilköğretim, özel eğitim ve orta öğretim özel okullarının işletilmesinden elde edilen kazançlar, gelir ve kurumlar vergisinden istisna.</p>
<p>İstisna, sayılan kurumlar faaliyete geçtikten sonraki beş yıl için geçerli. Daha sonraki dönemlerde elde edilen kazançlar vergiye tabi.</p>
<p>İstisna okulu veya kreşi işleten kişi veya kurum dikkate alınarak değil, okul veya kreş dikkate alınarak tanımlanmış durumda. Bu kurumları işleten kişi ve kurumların yeni okullar veya kreşler açması durumunda, yeni açılan okulların veya kreşlerin kazançları için beş yıl süreyle istisnadan yararlanılabilir.</p>
<p><strong>Eğitimle ilgili bağışların matrahtan düşülmesi</strong></p>
<p>Millî Eğitim Bakanlığı’na bağışlanan okulların inşası dolayısıyla yapılan harcamalar veya okul inşası için Bakanlığa yapılan bağış ve yardımlar ile mevcut okulların eğitim faaliyetini devam ettirebilmesi için yapılan her türlü bağış ve yardımlar, sınırsız olarak matrahtan indirilebiliyor.</p>
<p>Yapılan bağış ve yardımın indiriminde, kazancın belli yüzdesi ile tanımlanan bir sınır yok. Ancak, tam sınırsız da değil, indirim matrahla sınırlı. Bu çerçevede örneğin, zarar eden kurumların yaptıkları bağışı daha sonraki yıllarda kazançlarından indirmesi olanaklı değil.</p>
<p>Bağışlanan okul inşası dolayısıyla yapılan harcamaların indirim zamanı Kanun’da açıkça düzenlenmiş değil. Gelir İdaresi, hukuken bağışın yapıldığı, bağışa konu değerin mülkiyetinin bağış yapılan kurum veya kuruluşa geçtiği tarihi esas alıyor. Bu çerçevede;</p>
<p>- Tesislerin kamu kurum ve kuruluşlarına ait arsa üzerine inşa ettirilmesi halinde, inşaat için yapılan harcamaların, harcamanın yapıldığı yılın kazancından,</p>
<p>- Tesislerin mükellefin kendi arsası üzerine inşa ettirilmesi halinde ise bu tesislerin inşası için yapılan harcamaların, tesisin tamamlanarak bağışlandığı yılın kazancından,</p>
<p>indirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Öte yandan;</p>
<p>- Yüksek Öğretim Kanunu’nda yer alan düzenleme gereği, üniversitelere, yüksek teknoloji enstitüleri ile gelirlerinin en az dörtte üçünü devlet üniversitelerinin faaliyetlerinin devamı ve desteklenmesi amacıyla kurulmuş ve bu çerçevede faaliyet gösteren Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınmış vakıflara yapılan her türlü bağışlar ile</p>
<p>- İlk Öğretim ve Eğitim Kanunu’nda yer alan düzenleme gereği, ilköğretim kurumlarına yapılan nakdi bağışlar,</p>
<p>sınırsız olarak vergi matrahından indirilebiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/egitim-ogretim-donemi-baslarken-ilgilenenlere-vergi-hatirlatmalari-87086</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eğitim öğretim dönemi başlarken, ilgilenenlere vergi hatırlatmaları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpnin-zor-denklemi-buyume-enflasyon-ve-rekabet-gucu-87085</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP’nin zor denklemi: Büyüme, enflasyon ve rekabet gücü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye ekonomisinin önündeki temel sorun artık yalnızca büyümek ya da enflasyonu düşürmek değil; büyüme, dezenflasyon ve rekabet gücünü aynı anda sağlayabilmek. Yeni OVP’nin başarısı bu zor denklemin çözümüne bağlı olacak.</strong></p>
<p>Her yıl eylül ayında olduğu gibi, ekonomi yönetiminin önümüzdeki üç yıla ilişkin planlamasını ve makroekonomik hedeflerini yansıtan Orta Vadeli Program (OVP) birkaç gün önce açıklandı. Dengeli, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme, fiyat istikrarı, mali disiplin ve yüksek katma değerli üretim gibi aslında yine birçok iktisatçının temel hedefleri açısından pek itiraz etmeyeceği bir programla karşı karşıyayız. Maalesef bu hedeflere pek ulaşılamadığı için her yıl gördüğümüz bir tablo ile de karşı karşıyayız. Buradaki temel sorun hedeflerden ziyade uygulama ve izleme mekanizmasında ortaya çıkıyor. Programda atılması düşünülen adımlar ve bazı yasal düzenlemeler önemli olmakla birlikte, bu adımların ne ölçüde hayata geçirildiğinin sistematik biçimde izlenmesi gerekiyor. Hedeflere ulaşılamadığında bunun nedenlerinin ortaya konulması ve ardından hangi politika değişikliklerinin yapılacağının açıklanması, programların kredibilitesi ve yön göstericiliği açısından kritik önem taşıyor.</p>
<p><strong>Sanayi ve sermaye piyasalarına daha fazla vurgu</strong></p>
<p>Bu yılki programda iki konu özellikle dikkatimizi çekiyor. Birincisi imalat sanayisinin rekabet gücünü artırmaya yönelik politikaların daha fazla öne çıkarılması, ikincisi ise sermaye piyasalarında düzenleme ve denetimin güçlendirilmesine yönelik adımlar.</p>
<p>Aslında her iki konu da son dönemde ekonomi gündeminin önemli başlıkları arasında yer alıyor. İmalat sanayinin rekabet gücündeki zayıflık ve Türkiye’nin farklı sektör ve bölgelerinden yeni önlemler alınmasına yönelik çağrılar giderek artıyor. Bu köşede de sık sık vurguladığımız gibi, yaşadığımız yüksek enflasyon ve uygulanan kur politikasının yarattığı sonuçlar imalat sanayisinde ve ihracatta giderek daha ciddi sorunlara yol açıyor.</p>
<p>OVP’de bu konunun daha güçlü biçimde gündeme gelmesini, ekonomi yönetiminin sanayideki sorunlara yönelik farkındalığının arttığının ve bir çözüm arayışının güçlendiğinin göstergesi olarak değerlendiriyoruz.</p>
<p>Benzer bir durum sermaye piyasaları için de geçerli. Son dönemde hisse senedi piyasasında görülen spekülatif hareketlerin uluslararası yatırımcıların da dikkatini çekmesi, düzenleme ve denetim mekanizmalarının önemini artırdı. Risk yönetimi, risk izleme ve düzenli denetim mekanizmalarının güçlendirilmesine yönelik planlamalar bu açıdan olumlu. Ancak burada da asıl önemli olan, açıklanan önlemlerin uygulanması ve sonuçlarının düzenli olarak izlenmesi olacaktır.</p>
<p><strong>İşsizlikte sorun katılımdan çok istihdam yaratmak</strong></p>
<p>Programın iş gücü piyasasına yönelik yaklaşımında ise bazı soru işaretleri bulunuyor. Örneğin atıl iş gücü, diğer ifadeyle geniş tanımlı işsizlik sorununa karşı iş gücüne katılımın artırılması hedefleniyor. Oysa iş gücüne katılımın artması tek başına sorunu çözmüyor. Ekonomi yeterince yeni istihdam yaratamıyorsa iş gücüne katılımın yükselmesi geniş tanımlı işsizliği daha da artırabilir. Bu nedenle öncelik, ekonominin iş yaratma kapasitesini geliştirmek, mevcut işlerin ihtiyaç duyduğu niteliklere sahip çalışanları yetiştirmek ve iş arayanlarla işverenleri daha hızlı buluşturacak mekanizmaları güçlendirmek olmalı.</p>
<p><strong>Büyüme ve enflasyon hedefleri birbiriyle uyumlu mu?</strong></p>
<p>OVP’nin piyasalar açısından en fazla tartışılan bölümü ise kuşkusuz makroekonomik hedefler. Bu yıl için daha önce yüzde 3,8 olarak belirlenen büyüme hedefinin yüzde 3,3 civarına çekildiğini görüyoruz. Yılın ilk yarısında yaklaşık yüzde 2,4 büyüyen bir ekonominin yıl genelinde yüzde 3,3 civarında büyüyebilmesi için ikinci yarıda büyümenin belirgin biçimde hızlanması ve yüzde 4’ü geçmesi gerekiyor.</p>
<p>Üçüncü çeyreğin sonlarına yaklaşırken ekonomik aktivitenin yüzde 4’ün üzerinde güçlü bir büyümeye işaret etmediğini düşünürsek, özellikle son çeyrekte oldukça yüksek bir yüzde 5 üzerinde büyüme performansına ihtiyaç duyulabilir. Bu zor ama imkânsız değil; ancak başarılırsa ekonominin yılın ilk 8-9 ayına göre belirgin biçimde ısınması ve iç talebin güçlenmesi anlamına geliyor.</p>
<p>Tam da burada OVP’nin en önemli soru işaretlerinden biri ortaya çıkıyor.</p>
<p>İç talebin hızlandığı ve büyümenin güçlendiği bir ortamda enflasyonun aynı zamanda hızlı biçimde gerilemesi ne ölçüde mümkün olacak?</p>
<p>Talebin görece zayıf olduğu dönemde bile yüzde 30’ların altına inmekte zorlanan bir enflasyon yapısında, petrol fiyatlarının yüksek seyrettiği ve ekonominin yeniden hızlandığı bir ortamda dezenflasyon süreci doğal olarak daha zorlaşacaktır.</p>
<p>Gelecek yıla yönelik enflasyon tahmininin yüzde 15’ten yüzde 21’e çıkarılması daha gerçekçi bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak büyümenin yeniden yüzde 4’lerin üzerine çıkmasının ve kamu harcamalarının artmasının beklendiği bir ortamda enflasyonun yüzde 20’li seviyelere nasıl indirileceği hâlâ önemli bir soru işareti.</p>
<p><strong>Kur politikası yeniden kilit noktada</strong></p>
<p>Bu denklemin çalışabilmesi açısından kur politikası kritik önem taşıyor. OVP’deki dolar bazında GSYH tahminlerinden hareketle hesapladığımız ortalama dolar kurunun bu yıl yaklaşık 47 TL, gelecek yıl 56 TL ve takip eden yılda 64 TL civarında olması, TL’de reel değerlenme politikasının önemli ölçüde devam edeceğine işaret ediyor.</p>
<p>Bu politika enflasyonla mücadeleyi destekleyebilir. Fakat aynı politikanın diğer yüzünde sanayinin ve ihracatçının rekabet gücü sorunu bulunuyor.</p>
<p>Kurun enflasyonun gerisinde kalması üreticilerin maliyetlerini döviz bazında artırırken, dış pazarlarda rekabet gücünü zayıflatıyor. Üretim kapasitesinin bundan olumsuz etkilenmesi ise talebin canlandığı bir ortamda arz yönlü enflasyon baskısını güçlendirebilir.</p>
<p>Dolayısıyla OVP’nin en zor denklemlerinden biri burada ortaya çıkıyor: TL’nin reel değerlenmesiyle enflasyonu aşağı çekmeye çalışırken aynı zamanda sanayinin ve ihracatın rekabet gücünü nasıl artıracağız? Zaten büyümeye odaklanırken kur politikasının değişmesinin de kalıcı bir rekabet katkısı pek olamaz.</p>
<p><strong>Büyümenin motoru yine iç talep</strong></p>
<p>Programın büyüme kompozisyonu da bu açıdan önemli mesajlar veriyor. Gelecek yıl öngörülen yüzde 4 civarındaki büyümenin temel kaynağının yurt içi talep olması beklenirken, net ihracatın büyümeye katkısının yaklaşık sıfır olacağı öngörülüyor.</p>
<p>Petrol fiyatlarının gelecek yıl 70 dolar civarına gerileyeceği varsayımı ise jeopolitik risklerin azalacağına ilişkin iyimser bir senaryoya dayanıyor. Benzer şekilde turizm gelirlerinin 65 milyar dolardan 70 milyar dolara, ihracatın ise 282 milyar dolardan 292 milyar dolara yükselmesi bekleniyor.</p>
<p>Buradaki temel soru yine rekabet gücüne geliyor. Mevcut kur politikası devam ederken ihracat ve turizm gelirlerinde öngörülen artışın nasıl sağlanacak? Cari açığın bu yıl 47,5 milyar dolardan gelecek yıl 38 milyar dolara gerilemesinin beklenmesi de büyük ölçüde petrol fiyatlarının düşeceği varsayımına dayanıyor. Ancak ekonomik büyümenin ve iç talebin hızlandığı bir ortamda ithalat talebinin de artabileceğini düşündüğümüzde, cari açık hedefinin gerçekleştirilmesi kolay görünmüyor. Son birkaç yılda net hata ve noksan kalemindeki ciddi eksileri ve geniş tanımlı cari açığın net hata ve noksan kalemi ile birlikte okunması gerektiği gerçeğini de dikkate alacak olursak, makro hedefler arasında cari açığın en iyimser hedeflerden birisi olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>OVP seçim ekonomisinin sinyallerini veriyor mu?</strong></p>
<p>Kamu dengeleri de benzer şekilde dikkat çekici sinyaller içeriyor. Gelecek yıl bütçe harcamalarının ve özellikle bazı harcama kalemlerinin daha güçlü artmasının öngörülmesi, yaklaşan seçim sürecinin ekonomi politikaları üzerindeki etkisinin yavaş yavaş hissedilmeye başlayabileceğine işaret ediyor. Bütçe açığının GSYİH’ya oranının 2027 yılında en üst noktaya çıkması, 2027 mutlak artışının yüksek olması, personel harcamaların oransal olarak yüksek artması kamunun tasarrufunu gösteren faiz dışı fazlanın en düşük seviyeye gerilemesi gibi faktörlerin çok güçlü olmasa da seçim ekonomisine yönelik bazı sinyaller içerdiği kanaatindeyiz.</p>
<p>Sonuç olarak sanayinin rekabet gücü ve sermaye piyasalarının denetimi gibi güncel sorunların daha güçlü biçimde programa girmesi olumlu bir gelişme. Bununla birlikte programın makroekonomik denkleminde önemli soru işaretleri bulunuyor. Büyümenin temel kaynağı yine iç talep olarak görülüyor. Sanayi ve net ihracatın katkısının sınırlı kalması beklenirken, aynı zamanda enflasyonda güçlü bir düşüş hedefleniyor. Bu tablonun gerçekleşebilmesi için kur politikasının dezenflasyon sürecindeki ağırlığının devam edeceği anlaşılıyor. Fakat bunun sanayi ve ihracatın rekabet gücü üzerindeki maliyetleri giderek daha görünür hale geliyor.</p>
<p>Dolayısıyla önümüzdeki dönemin temel sorusu yalnızca enflasyonun ne kadar düşeceği veya ekonominin ne kadar büyüyeceği olmayacak. Asıl soru, büyüme, dezenflasyon ve rekabet gücünün aynı anda nasıl sağlanacağı olacak.</p>
<p>OVP’nin başarısını da büyük ölçüde bu zor denklemin nasıl çözüleceği belirleyecek. Seçim sonrasında açıklanacak OVP’lerin ise Türkiye ekonomisinin orta vadede hangi yola gireceğini yorumlayabilmek açısından çok daha belirleyici olacağını düşünüyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpnin-zor-denklemi-buyume-enflasyon-ve-rekabet-gucu-87085</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/5/1280x720/ovpnin-zor-denklem-1788932286.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP’nin zor denklemi: Büyüme, enflasyon ve rekabet gücü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-2029-orta-vadeli-program-uzerine-87084</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2027-2029 Orta Vadeli Program üzerine…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İş dünyasının ilk kez bu kadar çok anlam yüklediği ve bel bağladığı 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Program (OVP) bekleneni vermiş görünmüyor. Ancak özellikle 2027 yılının tüm göstergelerine veya program hedeflerine çok iyi odaklanmak gerekiyor. Bunun için de öncesi ve sonrası yılların karşılaştırması önem taşıyor.</strong></p>
<p>2027-2029 dönemi Orta Vadeli Programı (OVP) 6 Eylül 2026 tarihli mükerrer Resmi Gazete’de yayımlandı. Bu OVP, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre her yıl Eylül ayının ilk haftasında yayınlananların 21 incisi.</p>
<p>Aslında OVP’ler, ekonomik istikrarı sağlamak adına çok yıllı, şeffaf ve sürdürülebilir bütçe ve mali tabloları içerir, önemli ölçüde bağlayıcı rakamlara ve kurallara dayanır. Dolayısıyla iyi niyet belgesi veya yasak savma adına yürütülen süreç değildir.</p>
<p>Bu yılın OVP dokümanı;</p>
<p>- Görüntü ve içerik olarak özellikle son bir kaç yılınkinden farklı değil,</p>
<p>- Ancak özellikle reel kesimin ilk kez bu kadar ilgilendiği OVP’den bekledikleri karşılanmış değil,</p>
<p>- Öte yandan 2027 yılının program hedeflerindeki trend veya sapmalar önceki ve sonraki yıllara göre çok sapmış durumda.</p>
<p>Aşağıdaki tabloda yeni 2027-2029 dönemi OVP seçilmiş hedefleri yer alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0f04e69083-1788932174.png" alt="" width="653" height="273" />“Kamu Maliyesi” başlığı altında, kamu kesimi genel dengesinin 2027 yılında GSYH’nin yüzde 3,2’si oranında açık vermesi ve söz konusu açığın Program dönemi sonu itibarıyla yüzde 2,4 seviyesine gerilemesi öngörülüyor. Program döneminde mali disiplinin korunması ve kamu maliyesinin sürdürülebilirliğinin güçlendirilmesi temel öncelikler arasında yer alacağı belirtiliyor. Maliye ve gelirler politikalarının, para politikasıyla eş güdüm içinde uygulanarak makroekonomik dengelenme sürecinin destekleneceğine vurgu yapılıyor. </p>
<p>Bu arada Merkezi Yönetim Bütçe Açığının GSYH’ye oranının; 2026 yılında %3,1 olacağı tahmin ediliyor. Söz konusu rakamın;</p>
<p>- 2027’de %3,5</p>
<p>- 2028’de %3,1</p>
<p>- 2029’da %2,8</p>
<p>seviyesinde gerçekleşmesi hedefleniyor.</p>
<p>Öte yandan anılan hedefe ulaşmak için belirlenen politika hedefleri:</p>
<p>- Harcamalarda etkinliğin artırılması,</p>
<p>- Vergilemede adalet ve etkinliğin artırılması,</p>
<p>- Kayıt dışılıkla mücadele ve denetimlerde etkinliğin artırılması,</p>
<p>- KİT yönetişim reformu,</p>
<p>- Sosyal güvenlik sisteminin mali sürdürülebilirliği</p>
<p>Şeklinde sıralanıyor.</p>
<p>2027-2029 dönemi OVP dokümanının sonunda yer alan tablolara çok dikkatli bakınca, 2027 yılının çok ciddi ayrışma veya sapma gösterdiği anlaşılıyor. Adeta bu yıl bir ayrık otu gibi şekillenmiş görünüyor. Dilerseniz birkaç örnek verelim.</p>
<p>- Kamu Kesimi Genel Dengesi, daha doğrusu açığı rakamsal olarak yüzde 33 artarak 2.6 trilyon liradan 3.5 trilyon liraya yükseliyor. Neden?...</p>
<p>- Mahalli İdareler açığı 2026 yılında yaklaşık 22 milyar liradan 70 milyara çıkıyor. Neden?...</p>
<p>- Bütçe dışı fonlar 149 milyar liradan 99 milyar liraya düşüyor. Neden?..</p>
<p>- Sosyal güvenlik kurumları açığı 153 milyar liradan 183 milyar artıya dönüşüyor. Nasıl?..</p>
<p>- KİT’lerin 378 milyar lira olan açığı nasıl oluyor da 137 milyar artıya dönüşüyor. Neden?..</p>
<p>- Merkezi yönetim bütçesi genel dengesi 240 milyar liradan 584 milyara yükseliyor. Neden?..</p>
<p>- İşsizlik sigortası fonu 76 milyar lira fazladan 72 milyar lira açığa dönüşüyor. Neden?..</p>
<p>Tek sorumuz şu: Acaba 2027 yılında (hatta baharında) erken seçim mi var?..</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-2029-orta-vadeli-program-uzerine-87084</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027-2029 Orta Vadeli Program üzerine… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovp-her-yil-itinayla-yenisi-yapilir-87083</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP: Her yıl itinayla yenisi yapılır...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yeni OVP’de enflasyonun düşmesi, büyümenin hızlanması ve bütçe disiplininin güçlenmesi hedefleniyor. Ancak Türkiye ekonomisinin asıl sorunu artık hedeflerin ne kadar iddialı olduğu değil, ne kadarının gerçekleşeceğine duyulan güven. Çünkü ekonomide güveni rakamlar değil, tutan hedefler ve kararlı uygulama yaratıyor.</strong></p>
<p>Yeni Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Önümüzde yine üç yıllık, düzenli, iddialı ve ilk bakışta umut veren bir tablo var. Enflasyon düşecek, büyüme hızlanacak, işsizlik gerileyecek, bütçe disiplini güçlenecek. Kâğıt üzerinde bakınca insanın itiraz edesi gelmiyor. Zaten mesele de burada başlıyor. Türkiye’de artık sorun hedeflerin kötü olması değil, bu hedeflere ne kadar inanılabildiği.</p>
<p>Çünkü geçmişe baktığımızda benzer açıklamaları daha önce de çok gördük. Her defasında birkaç yıl sonrası için daha düşük enflasyon, daha yüksek büyüme, daha dengeli bütçe ve daha güçlü yatırım ortamı öngörüldü. Sonra gerçekleşmeler geldi, hedefler yukarı doğru revize edildi ve yeni bir program açıklandı. Böyle olunca da OVP’nin kendisinden çok, hedeflerin ne kadar dayanıklı olduğu tartışılır hale geliyor.</p>
<p>Mesela 2024 yılının eylül ayında açıklanan programda 2025 yılsonu enflasyonu yüzde 17,5 olarak öngörülmüştü. Gerçekleşme ise bunun çok üzerinde kaldı. Daha da önemlisi, geçen yıl açıklanan programda 2026 yılsonu enflasyonu yüzde 16, 2027 yılsonu enflasyonu ise yüzde 9 olarak yazılmıştı. Aradan yalnızca bir yıl geçti ve bu rakamlar ciddi biçimde yukarı taşındı. İşte tam da bu yüzden yeni OVP’yi değerlendirirken yalnızca bugünkü hedeflere değil, dünkü hedeflerin ne kadar tuttuğuna da bakmak gerekiyor.</p>
<p>Elbette ekonomide her şey masa başında planlandığı gibi gitmez. Savaş çıkar, enerji fiyatları yükselir, küresel ticaret yavaşlar, jeopolitik riskler artar, doğal afetler yaşanır. Bunların hepsi hesapları bozar. Ancak zaten Orta Vadeli Program denilen belge tam da bu belirsizlikler dikkate alınarak hazırlanıyor. Dolayısıyla hedefler her yıl ciddi biçimde değişiyorsa, bunun tamamını dış gelişmelerle açıklamak kolay değil. Bir noktada dönüp kullanılan varsayımların ne kadar gerçekçi olduğuna da bakmak gerekir.</p>
<p>Yeni programın en zor tarafı da burada... Bir yandan enflasyonun birkaç yıl içinde tek haneye doğru gerilemesi isteniyor, diğer yandan büyümenin giderek hızlanması hedefleniyor. Üstelik bütçe açığının da kontrol altına alınması bekleniyor. Bunların hepsi aynı anda olabilir mi? Olabilir. Ama kolay değil. Çünkü enflasyonu hızlı düşürmek için genellikle sıkı para politikası, kontrollü kredi büyümesi, daha zayıf iç talep ve ciddi bir mali disiplin gerekir. Bunlar da kısa vadede ekonomiyi hızlandırmaktan çok yavaşlatır. Dolayısıyla hem sert bir dezenflasyon, hem hızlanan büyüme, hem de daha iyi bütçe dengesi hedefleniyorsa, bunun arkasında çok güçlü bir verimlilik artışı, yatırım sıçraması ve yapısal dönüşüm görmek gerekir.</p>
<p>Tam da burada yıllardır duyduğumuz başlıklar yeniden karşımıza çıkıyor: yapısal reformlar, verimlilik, yatırım ortamı, yüksek katma değerli üretim, mali disiplin, fiyat istikrarı. Bunların hiçbiri yanlış değil. Hatta tam tersine, Türkiye’nin ihtiyacı olan şeyler bunlar. Sorun, bu başlıkların neredeyse her programda yer almasına rağmen uygulamada aynı hızla ilerlememesi. Bu yüzden OVP’nin başarısını belirleyecek olan şey, metinde ne yazdığı değil, önümüzdeki aylarda hangi kararların alındığı ve bu kararların ne kadar kararlılıkla uygulandığı olacak.</p>
<p>Asıl mesele de zaten burada düğümleniyor. Bir ekonomi programının güvenilirliği, üç yıl sonrasına güzel rakamlar yazmakla oluşmuyor. O güven, bir yıl sonra dönüp bakıldığında “bu hedef büyük ölçüde tuttu” denilebildiği zaman oluşuyor. Türkiye’de ise uzun süredir bunun tam tersi yaşanıyor. Hedefler gerçekleşmelere yaklaşmıyor, gerçekleşmeler geldikçe hedefler yeniden yazılıyor.</p>
<p>Bu yüzden yeni OVP’nin önündeki en büyük problem yalnızca enflasyon değil, yalnızca büyüme de değil. En büyük problem güven. Vatandaşın, şirketlerin ve yatırımcıların artık yeni hedeflerden çok, tutan hedeflere ihtiyacı var. Üç yıl sonrasına tek haneli enflasyon yazmak kolay. Asıl mesele, gelecek yıl için koyduğunuz hedefi bir yıl sonra neredeyse iki katına çıkarmak zorunda kalmamak.</p>
<p>Yeni OVP’nin gerçek sınavı da 2029’da değil, önümüzdeki 12 ayda verilecek. Çünkü rakamlar değil, uygulama ikna eder. Programlar değil, tutarlılık güven yaratır.</p>
<p>Bu arada son not olarak, giderek artan faiz yükünün oldukça korkutucu bir hal alacağı da anlaşılıyor. Türkiye’nin parametreleri ile Amerika Birleşik Devletleri veya Avrupa’nın parametrelerini karşılaştıran doğru olduğunu düşünmüyorum. Kamu borcunu milli gelire oranı üzerinden yapılan güzellemelerin de giderek tehlikeli hale geldiğini ve müdahale edilmezse ileride büyük sıkıntıların yaşanacağını söylemeyi bir borç biliyorum. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovp-her-yil-itinayla-yenisi-yapilir-87083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/lira-para-tl-1768737129.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP: Her yıl itinayla yenisi yapılır... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayvancilikta-2026-bitkisel-uretimde-2027-destekleri-aciklandi-87082</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayvancılıkta 2026, bitkisel üretimde 2027 destekleri açıklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bitkisel üretimde 2026 yılı temel desteği güncellenirken 2027 yılı desteği de açıklandı. Resmi Gazete’nin 8 Eylül 2026 tarihli sayısında yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile 2026 yılında daha önce dekar başına 310 lira olarak açıklanan bitkisel üretim desteği 367 lira olarak güncellendi. Aynı karar ile 2027 yılı temel desteği de dekar başına 442 lira olarak belirlendi.</strong></p>
<p>Tarımda 2026 ve 2027 yılına ilişkin destekler açıklandı. Bitkisel üretimde 2026 yılı desteği güncellenirken 2027 yılı desteği açıklandı. Hayvancılıkta ise 2026 yılı destekleri açıklandı. Resmi Gazete’nin 8 Eylül 2026 tarihli sayısında tarım destekleri ile ilgili olarak iki kararname yayımlandı.</p>
<p>“2025-2027 Yıllarında Yapılacak Bitkisel Üretime Yönelik Desteklemeler ile Diğer Bazı Tarımsal Desteklemelere İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar” ile bitkisel üretimde 2026 yılı temel desteği güncellenirken 2027 yılı temel desteği de açıklandı. Buna göre, daha önce 2026 üretim yılı için dekar başına 310 lira olarak açıklanan temel destek 367 lira olarak güncellendi. Aynı karar ile 2027 yılı temel desteği de dekar başına 442 lira olarak belirlenerek açıklandı.</p>
<p>Resmi Gazete’de yayımlanan “2024-2026 Yıllarında Yapılacak Hayvancılık Desteklemelerine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanı Kararı” ile 2026 yılı hayvancılık destekleri açıklandı. Hayvancılıkta buzağı temel desteği buzağı başına 1.400 liradan 2 bin liraya çıkarıldı. Küçükbaş hayvancılıkta kuzu ve oğlak başına destek ise 300 liradan 430 liraya çıkarıldı.</p>
<p><strong>2026 bitkisel üretim desteği güncellendi</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, haziran ayı başında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin grup toplantısındaki konuşmasında İran savaşı nedeniyle artan maliyetler karşısında çiftçilerin yükünü hafifletmek amacıyla temel desteğin ve planlı üretim desteğinin güncelleneceğini açıklamıştı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, bu açıklamadan bir gün sonra hasadın tamamlanmasından sonra desteklerin güncelleneceğini söylemişti. Bu güncelleme yapılmış oldu.</p>
<p>2026 yılı bitkisel üretim temel desteği, 14 Eylül 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile dekar başına 310 lira olarak açıklanmıştı. Yaklaşık 1 yıl sonra, 8 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile 310 liralık destek, dekar başına 57 liralık artışla 367 lira olarak güncellendi. Temel desteğin güncellenmesi ile planlı üretim desteği ve ürün bazındaki destekler de artmış oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0e2832d0a8-1788928643.png" alt="" width="656" height="303" /><strong>2027 temel desteği dekar başına 442 lira</strong></p>
<p>Resmi Gazete’de yayımlanan kararname ile 2027 üretim yılı temel desteği dekar başına 442 lira olarak belirlendi. 2026 yılı bitkisel üretim desteği 2027 yılı bütçesinden ödenecek. Dekar başına açıklanan 442 liralık temel destek ise 2028 yılı bütçesinden ödenecek.</p>
<p><strong>Planlama kapsamındaki destekler ne kadar oldu?</strong></p>
<p>Kararname ile güncellenen 2026 yılı destekleri ile yeni açıklanan 2027 yılı temel desteğiyle üreticinin alacağı destek miktarları da belirlenmiş oldu.</p>
<p>Üretim planlaması kapsamındaki 13 ürün ve yem bitkileri en fazla destek sağlanacak ürünler olacak. Buna göre, planlama kapsamındaki ürünlerden buğday, arpa ve mısırda temel destek ve planlı üretim desteği toplamı 2026 üretim yılı için 806 lira olarak belirlenmişken güncelleme ile bu destek 954 liraya çıktı. 2027 üretim yılı için ise bu ürünler için çiftçiye dekar başına 1.149 lira ödeme yapılacak.</p>
<p>Ayçiçeği, kuru fasulye, soya ve kanolada 2026 üretim yılı için temel destek ve planlama desteği toplamı 930 liradan 1.101 liraya güncellendi. 2027 üretim yılında ise bu tutar 1.326 lira olarak açıklandı.</p>
<p>Planlı üretim kapsamındaki ürünlerden kütlü pamukta dekar başına üreticiye 2026 yılında 1.395 lira olan destek 1.652 liraya güncellenirken 2027 üretimi için 2028 yılında dekar başına 1.989 lira destek ödemesi yapılacak.</p>
<p>Patates, kuru soğan ve aspirde ise 2026 yılında açıklanan ilk destek tutarı dekar başına 620 lira iken yapılan güncelleme ile temel destek ve planlama desteği toplamı dekar başına 734 lira oldu. Bu ürünlere 2027 üretim yılı için dekar başına 884 lira ödenecek.</p>
<p><strong>En yüksek artış nohut ve mercimekte</strong></p>
<p>Ürün bazında en yüksek artış ise planlı üretim kapsamındaki 13 ürün arasında yer alan mercimek ve nohut desteğinde oldu. Bu iki üründe dekara destek 734 liradan 884 liraya yükseltildi. 2027 üretim yılı için ise planlı üretim desteği yüzde 141 artırılarak dekara 1.326 liraya çıkarıldı.</p>
<p><strong>Sertifikalı tohumda da destekler arttı</strong></p>
<p>Sertifikalı tohum kullanım desteğinde de önemli artışlar yapıldı. Buna göre, 2027 üretim yılında sertifikalı tohum kullanımında dekar başına destek; soya ve yer fıstığında yüzde 101 artışla 442 liraya, nohut ve yem bezelyesinde yüzde 201 artışla 442 liraya, mercimekte yüzde 141 artışla 353,6 liraya çıkarıldı.</p>
<p>Tarımsal yayım ve danışmanlık desteği de bir önceki yıla göre yüzde 40 artırılarak 345 bin 450 liradan 483 bin 630 liraya çıkarıldı.</p>
<p><strong>Planlama kapsamında olmayan ürünlerde destek ne kadar oldu?</strong></p>
<p>Planlama kapsamında yer almayan fındık ve çayda çiftçiye 2026 üretim yılı için dekar başına 550 lira 50 kuruş temel destek ödenecek. Çay ve fındık için 2027 üretim yılı için 2028 yılında dekar başına 663 lira destek ödenecek.</p>
<p>Çeltik için 2026 üretim yılı için dekar başına 825 lira 75 kuruş ve 2027 üretim yılı için dekar başına 994 lira 50 kuruş destek verilecek.</p>
<p>Nadasa bırakılan alanlar için dekar başına 2026 yılı için 110 lira, 2027 yılı için 132 lira 60 kuruş ödenecek.</p>
<p>Diğer ürünler için, yani planlama kapsamında olmayan ürünlere ise 2026 yılı için dekar başına 367 lira, 2027 yılı için 442 lira ödeme yapılacak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Hayvancılıkta 2026 destekleri belli oldu</strong></span></p>
<p>Bitkisel üretimde 2027 yılı destekleri açıklanırken Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile hayvancılıkta ise 2026 yılı destekleri açıklandı.</p>
<p>Büyükbaş hayvancılıkta 2025 yılı için buzağı başına temel destek 1.400 lira iken 2026 yılı için 2 bin liraya çıkarıldı. Manda yetiştiriciliğinde malak başına destek 2 bin 800 liradan 4 bin liraya çıkarıldı. Küçükbaş hayvancılıkta kuzu ve oğlak başına 2025 yılı için 300 lira olan destek 430 liraya çıkarıldı. Çoban desteği ise işletme başına 81 bin liradan 116 bin 100 liraya çıkarıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0e2928fdce-1788928658.png" alt="" width="592" height="409" /><strong>Arıcılık desteği örgüt üyeliğine göre değişiyor</strong></p>
<p>Karar kapsamında arıcılık desteğinde, üretici ve yetiştirici örgütlerine üye üreticilere arılı kovan başına verilen temel destek 140 liradan 250 liraya çıkarıldı. Örgüt üyesi olmayan üreticiler için ise temel destek tutarı kovan başına 100 liradan 200 liraya yükseltildi.</p>
<p>İpek böceği temel desteği yüzde 36 artırılarak kilogram başına 1.100 liradan 1.500 liraya çıkarıldı. Tiftik üretimi temel desteği ise yüzde 38 artırılarak kilogram başına 160 liradan 220 liraya çıkarıldı.</p>
<p><strong>İlave destekler geldi</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, yeni düzenleme kapsamında ayrıca bazı üretim alanlarında ilave destekler de sağlanacak.</p>
<p>- Güçlü Besi Güçlü Üretim Projesi kapsamındaki hayvanlarda, etçi ırk sperma ile yapılan tohumlama sonucunda doğan buzağılara buzağı başına ilave 1.000 lira destek verilecek.</p>
<p>- Göçer sevk kontrol noktasında doğan kuzu ve oğlaklar için hayvan başına ilave 215 lira, ari işletmelerde doğan dişi kuzu ve oğlaklar için ise hayvan başına ilave 860 lira destek sağlanacak.</p>
<p>- Tam izole bölgelerde koruma altına alınan arı gen kaynaklarını tampon koruma bölgesinde muhafaza eden üretici ve yetiştirici örgütlerine üye üreticilere arılı kovan başına ilave 75 lira, üye olmayanlara ilave 60 lira destek verilecek.</p>
<p><strong>Çiğ süt desteği 20 kuruş olacak</strong></p>
<p>Resmi Gazete’de yayımlanan kararnamede çiğ süt desteği açıklanmadı. Bakanlık yetkililerinin verdiği bilgiye göre çiğ sütte temel destek, 2025 yılında olduğu gibi litre başına 20 kuruş olarak uygulanacak.</p>
<p>Çiğ süt ile ilgili yapılan yeni bir düzenleme ile ürettikleri sütü Mesleki Yeterlilik Belgesi’ne sahip çiğ süt toplama ve/veya depolama sorumluları aracılığıyla işleme tesislerine satan üreticilere temel desteğe ilave destek sağlanacak.</p>
<p><strong>Su ürünleri ve hayvan gen kaynakları desteği de arttı</strong></p>
<p>Su ürünleri yetiştiriciliği yapan işletmelere, ürettikleri türler ve üretim şekillerine göre verilen temel destek oranlarında yüzde 30 ile yüzde 100 arasında değişen oranlarda artışlar yapıldı. Hayvan gen kaynakları için verilen birim destek tutarları da bir önceki yıla göre yüzde 60 artırıldı.</p>
<p><strong>2025 buzağı desteği yeni ödenecek</strong></p>
<p>Resmi Gazete’de yayımlanan kararname ile 2026 yılı hayvancılık destekleri açıklanırken 2025 yılı buzağı desteği henüz ödenmedi. Hayvancılık sektörü temsilcileri, geçen hafta Aydın ve İzmir’de temaslarda bulunan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın buzağı desteğinin bu ay ödeneceğini söylediğini ifade etti.</p>
<p>2026 yılı ocak, şubat ve mart ayını kapsayan 1. dönem çiğ süt desteğinin ise ekim ayında ödenmesi öngörülüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayvancilikta-2026-bitkisel-uretimde-2027-destekleri-aciklandi-87082</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/1/1280x720/yanmar-turkey-agroexpoda-yeni-traktorlerini-sergileyecek-1769906797.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayvancılıkta 2026, bitkisel üretimde 2027 destekleri açıklandı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87080</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP hedefleri TCMB’nin faiz indirim sürecini nasıl şekillendirecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="OVP hedefleri TCMB’nin faiz indirim sürecini nasıl şekillendirecek? | Ekonomi Masası | 09 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/cHbOPUAjSds" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87080</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/senay-hakan-guldag-1788929953.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarlar Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kopruler-yaptirdim-satip-savmaya-87081</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Köprüler yaptırdım satıp savmaya</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Köprülerimiz ve otoyollarımız milletin ortak eseridir. İşletmesi de geliri de geleceği de milletin elinde kalmalı. Seçim kazanacağım diye milli varlıkları belirsiz yapılara teslim edilemez, suçtur.</strong></p>
<p>Bestesi ve güftesi anonim türküdeki gibi; “<em>Köprüler yaptırdım gelip geçmeye</em> / <strong>Çeşmeler yaptırdım suyun içmeye karam</strong>.” Şimdi bizler, <strong>30 yıllık halkın birikimiyle yaptırdığımız</strong> bazı <strong>otoyol</strong> ve <strong>köprülerimizin</strong> işletme hakkını<strong>, 30 yıllığına özelleştiriyoruz</strong>. Oysa bunlar milletindir, <strong>iktidarın değil</strong>.</p>
<p>Bunlar, <strong>kira kontratı</strong> değil, <strong>milletin damarlarıdır</strong>. Mülkiyetin devlette kalacağı söyleniyor. Bu önemlidir. Ama yetmez. Çünkü <strong>30 yıl</strong>, bir neslin ömrüdür. <strong>30 yıl</strong>, bir çocuğun doğup evlenip ev sahibi olacağı süredir. <strong>30 yıl</strong>, bir ülkenin stratejik altyapısının <strong>kimin elinde olacağını belirleyen</strong> süredir.</p>
<p><strong>GELECEK NESİLLERİN BÜTÇE GELİRLERİNİ 30 YIL BOYUNCA İPOTEK ETMEK</strong></p>
<p>Köprü ve otoyol <strong>yalnızca asfalt ve beton</strong> değildir. <strong>Ulaşımın sürekliliğidir</strong>. Ekonomik güvenliğin belkemiğidir. <strong>Olağanüstü halin sinir sistemidir</strong>. Vatandaşın <strong>nereden</strong> geçtiğinin, <strong>ne zaman</strong> geçtiğinin, <strong>nasıl ödediğinin</strong> kaydıdır. Bu tesisler başkasına bırakılırsa tartışma <strong>yalnızca paradan ibaret</strong> kalmaz.</p>
<p><strong>Araç geçişleri</strong>, güzergâh hareketliliği, <strong>ödeme bilgileri</strong>, trafik yoğunluğu… Bunlar ticari veri değildir. <strong>Bunlar milli güvenlik verisidir</strong>. Asıl soru: “<strong>Ne kadar gelir elde edilecek</strong>?” değildir. “Türkiye’nin stratejik altyapısı ve <strong>vatandaşın verisi kimin denetiminde olacak</strong>?” Çözüm; <strong>satıp savmak</strong> değildir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Köprü-otoyol devrine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Bunu neden yapıyorlar?</em></strong></p>
<p><strong>Seçim ekonomisinin finansmanı için</strong>. Dış kaynak bulamayan, <strong>para basması</strong> yetmeyen, <strong>vergilerle</strong> daha fazlasını alamayan yönetim; <strong>seçimde harcamak üzere varlıklarını elden çıkarmayı</strong> kafaya koymuş…</p>
<p><strong><em>Karayolları yönetemiyor mu?</em></strong></p>
<p><strong>Aksine</strong>; ülkede doğru dürüst çalışan iki kurum vardır; <strong>1</strong>-cenaze işleri, <strong>2</strong>-karayolları… Özele peşkeş çekmek yerine; “<strong>Türkiye Köprü ve Otoyol İşletmeleri AŞ</strong>”<strong> Kurulsun</strong>, yönetimi <strong>devlette kalsın</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>KENDİ EVİMİZİN ANAHTARINI BAŞKASINA VERMEK ZORUNDA DEĞİLİZ</strong></p>
<p><strong>Yabancı sermayeye</strong> mecbur değiliz. Kendi evimizin anahtarını <strong>başkasına vermek</strong> zorunda değiliz. Gelin, <strong>kendi kaynaklarımızı</strong> ayağa kaldıralım. Vatandaşı <strong>kendi yolunun ortağı</strong> yapalım. Türkiye üzerinde hesap kuranların planını, <strong>milletin tasarrufuyla</strong> bozalım. <strong>Bunlar milletin ortak eseridir</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ÖZELLEŞTİRME LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Özelleştirme</strong>: Devletin mülkiyetindeki ekonomik faaliyetlerin bireylere, özel sektöre devri</p>
<p><strong>Yönetimin rasyonelleştirilmesi</strong>: Özelleştirmenin gerekçesi; kamudan daha verimli işletilebileceği</p>
<p><strong>Mülkiyetin devri</strong>: Türkiye’deki özelleştirmenin dönüştüğü durumda devlet; KİT’lerinden oluverdi</p>
<p><strong>Seçim ekonomisi</strong>: Popülizmin finansmanı için devletin mallarını satıp savma, kiralama, elden çıkarma</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kopruler-yaptirdim-satip-savmaya-87081</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/Fatih-Sultan-Mehmet-Koprusu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Köprüler yaptırdım satıp savmaya ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butce-harcama-hedefine-bak-enflasyonun-ne-olacagini-gor-87079</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçe harcama hedefine bak, enflasyonun ne olacağını gör!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi yönetimi diyor ki 2027 yılında fiyatlar yüzde 21 oranında artacak. Gerçekçi görünüyor bu oran. En azından 2025 ve 2026’nın yüzde 17,5 ve yüzde 16’lık oranları dikkate alınınca ayakları biraz daha yere basan bir oran görüntüsü var. Gerçi hiçbir yıl öngörülen enflasyon hedefinde kalınamıyor ama <strong>“Belki bu kez olabilir”</strong> düşüncesi biraz olsun oluşuyor.</p>
<p>Böyle düşünmeye yönelten etkenlerden biri de hedefin bu yılki gerçekleşme tahminine göre çok aşağıda belirlenmemesi. Çoğu kez bir sonraki yılın enflasyonu, içinde bulunulan yıl beklenen oranın neredeyse yarısı, hatta bazen daha da aşağısı düzeyinde öngörülürdü. Bu yıl üçte birlik bir azalma olacağı varsayılıyor.</p>
<p>Ama bunlar enflasyon hedefinin gerçekçi olduğunu söylemeye yeten etkenler mi?</p>
<p>Tamam, 2027 hedefi son iki yıldaki orandan yüksek…</p>
<p>Tamam, 2027’de 2026 tahminine göre üçte birlik bir azalma öngörülüyor.</p>
<p>Ama bunlar tek başına yüzde 21’in gerçekçi olduğunu söylemeye yetmiyor.</p>
<p>Bakılması gereken başka göstergeler de var. En başta bütçe harcamaları…</p>
<h2>Yüzde 21’e yüzde 39</h2>
<p>2027-2029 dönemi orta vadeli programına göre 2027’de bu yılın gerçekleşme beklentisine kıyasla merkezi yönetim bütçe harcamalarında yüzde 38,7 artış öngörülüyor.</p>
<p>Faiz dışı harcamalardaki artış yüzde 38,4, faiz harcamalarındaki artış yüzde 40,5 olarak bekleniyor.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçe gelirlerinde öngörülen artış da yüzde 37,5 düzeyinde.</p>
<p>İlk bakışta gelir ve harcama aynı oranda artacağı için pek sorun yok gibi görünüyor.</p>
<p>Öyle ya basit bir ifadeyle gelir artışı ekonomiden çekilecek parayı, harcama ise ekonomiye verilecek parayı gösteriyor. Onlar da birbirine eşit.</p>
<p>Enflasyon yüzde 21 olacak ama harcamalar bu oranın neredeyse bir kat fazlası artış gösterecek.</p>
<p>Fiyatlar 100’den 121’e çıkacak, 2026’da 100 lira olan harcama toplamı ise 139 liraya yaklaşacak.</p>
<p>Aradaki 18 lira birilerinin cebine girecek. Cebe girmeyi peşkeş çekmek gibi olumsuz anlamda kullanmıyorum; bu para piyasaya girecek.</p>
<p>Daha fazla harcama, daha fazla enflasyon demek değil mi? Ama ekonomi yönetimi, <strong>“Verdiğim parayı başka yollarla çekeceğim, çok da sevinmeyin”</strong> diyor. Çünkü toplam gelirde yüzde 37,5 vergi gelirlerinde yüzde 36,5 artış öngörülüyor.</p>
<p>Gelir ve harcamadaki bu oranlar gerçekleşirse bu kez gelirin nasıl artırılacağı, harcamanın nerelere yapılacağı sorusu gündeme gelecek. Gelir artışının ana kaynağı da biraz önce belirttiğim gibi vergi olacak. </p>
<h2>Ya harcama artışı yüksek olursa?</h2>
<p>Peki ya harcama daha fazla artar ya da gelirde öngörülen artışa ulaşılamazsa?</p>
<p>Bir şekilde ekonomiye girecek olan o para -tabii ki hangi kanalla girdiği de önemli ama- bir talep yaratıp enflasyonu körüklemeyecek mi?</p>
<p>2027 bütçesinde personel giderlerinde öngörülen artış yalnızca yüzde 24 ve buna rağmen faiz hariç harcamada toplamda yüzde 38 oranında artış bekleniyor.</p>
<p>Seçimden bir önceki yıl olan, hatta belki de seçimin yapılacağı yıl olan 2027’de personel harcamaları neredeyse enflasyon düzeyinde tutulur mu, yoksa bu oran kağıt üstünde mi kalır?</p>
<p>Dolayısıyla eğer başka harcama kalemlerinden kısıp personele aktarma yapılmazsa bütçe harcamalarındaki artışı bu düzeylerde tutabilmek pek mümkün görünmüyor.</p>
<h2>Harcama ve gerçekleşen enflasyon</h2>
<p>Enflasyonla bütçe harcamalarındaki artış oranı bazı yıllar neredeyse tümüyle örtüşüyor.</p>
<p>Ama öngörü bazında değil, gerçekleşme bazında.</p>
<p>Örneğin 2025 yılında enflasyon yüzde 17,5, bütçe harcamasındaki artış ise yüzde 31,4 olarak öngörülmüştü. Enflasyon bütçede öngörülene çok yakın bir düzeyde, yüzde 30,9 olarak gerçekleşti.</p>
<p>2026’da enflasyon olarak yüzde 16 öngörülürken bütçe harcamasında yüzde 30 artış varsayımıyla yola çıkıldı. Enflasyonda son tahmin kaç, yüzde 28,4. Hatta bu oranda kalınması da zor ve muhtemelen yüzde 30 dolayında bir gerçekleşme olacak. Yani bütçedeki artışla aynı oran oluşacak.</p>
<p>Önceki yıllarda böyle bir bağ kurmak mümkün değil. Çünkü 2021’de faiz indirimiyle her şey altüst oldu, bunun etkisi 2022’de de sürdü; 2023 ise deprem yüzünden ek bütçe gerektiren ve öngörülen harcamanın çok üstüne çıkmayı zorunlu kılan bir dönemdi.</p>
<p>Dolayısıyla 2025 ve 2026’daki bağ, önceki yıllar için söz konusu olmuyor.</p>
<p>Bakalım 2027 nasıl geçecek? Son yıllarda bütçenin öngörülen artış oranından daha düşük bir artışa konu olduğu görülmedi. 2027’de aynı eğilim sürer ve harcama artışı öngörülen yüzde 38,7’nin de üstüne çıkarsa enflasyonun yüzde 21’de kalması nasıl mümkün olacak?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0dffe1c672-1788927998.png" alt="" width="654" height="517" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butce-harcama-hedefine-bak-enflasyonun-ne-olacagini-gor-87079</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/butce-para-tl-lira.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bütçe harcama hedefine bak, enflasyonun ne olacağını gör! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-can-yakiyor-ama-ekonomi-politikasinin-tek-hedefi-gibi-gormek-yanlis-87078</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon can yakıyor ama ekonomi politikasının tek hedefi gibi görmek yanlış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MÜSİAD </strong>Genel Başkanı <strong>Burhan Özdemir, </strong>23-26 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde (İFM) düzenleyecekleri <strong>“MÜSİAD EXPO 2026”</strong>yı anlatmak üzere düzenlediği sohbet toplantısında 1996 yılına uzandı:</p>
<p>-          <strong>MÜSİAD EXPO’nun ilki 1996 yılında İzmir Fuarı’nda gerçekleşmişti. O tarihten beri iki yılda bir MÜSİAD EXPO’yu düzenliyoruz. Bu yıl 114 ülkeden 50 bini aşkın katılımcı bekliyoruz. 50 bin katılımcının 8 bini yurt dışından gelecek.</strong></p>
<p><strong>Burhan Özdemir</strong>’e düzenlediği sohbet toplantısında MÜSİAD Genel Başkan Yardımcıları <strong>Muhammed Selim Başdemir, Fahrettin Oylum, </strong>Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Mahmut Sefa Çelik </strong>eşlik etti.</p>
<p><strong>Özdemir</strong>’de MÜSİAD EXPO ile ilgili sunumu sonrası 6 Eylül 2026’da açıklanan ve aynı gün Resmi Gazete’de yayınlanan Orta Vadeli Program 2027-2029’la ilgili değerlendirmesini sorduk, yanıta şöyle girdi:</p>
<p>-          <strong>OVP’de ilk kez nominal istikrar değil, piyasanın reel beklentileri öne çıktı. Daha gerçekçi veriler ortaya konuldu. Bu yılın yüzde 28.4 enflasyonla tamamlanması beklentisi, MÜSİAD’ın üye anketiyle uyumlu. Bizim ankette de yüzde 28.5 çıktı.</strong></p>
<p>Enflasyonda tek hanenin 2029’da öngörülmesini de daha gerçekçi bulduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>2027 yılında yüzde 21 enflasyon öngörülmesini de daha gerçekçi bulduk. Yeni dönem OVP’si genel olarak daha temkinli bir yaklaşımı yansıtıyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bir yılda enflasyonun tek haneye düşeceği gibi bir hedef belirlenseydi, piyasa için öngörülemez durum devam ederdi. O nedenle en gerçekçi, en rasyonel OVP diye değerlendiriyoruz.</strong></p>
<p>OVP’deki büyüme hedeflerini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>OVP’de bu yılki büyüme hedefi yüzde 3.3’e çekilirken</strong><strong>,</strong><strong> 2027’de yüzde 4.2, 2028’de yüzde 4.6 ve 2029’da yüzde 5 öngörülüyor. Enflasyon düşürülürken büyüme nasıl yönetilecek? </strong>“Enflasyon düşerken büyüme olmaz” <strong>diye bir şey yok ama nasıl yönetilecek, tartışılmalı.</strong></p>
<p>Türkiye’nin sadece enflasyonla boğuşmadığına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Enflasyon toplumun canını yakıyor, o nedenle gündemde ilk sırada yer alıyor ama ekonomi programının tek hedefi haline gelmesi de doğru değil. </strong>“Enflasyon düşerse tüm problemler hallolur” <strong>bakışını doğru bulmuyorum.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          “Enflasyonu önemsemeyelim” <strong>demiyorum ancak tek hedef haline getirilmesini doğru bulmuyorum. Enflasyonu yaratan farklı kaynaklar var. Tüketim bunlardan biri. Ayrıca şokların, yatırım ile finansman koşullarının etkisi de var.</strong></p>
<p>Enflasyonla mücadele konusunda sanayi üretimine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Enflasyonu düşürmek amacıyla üretimi soğutmak zorunda kalmamalıyız. Ülkemizin insanını ve sanayicisini enflasyonu düşürmek ve üretimi soğutmak gibi bir seçenek arasında bırakmayalım.</strong></p>
<p><strong>Burhan Özdemir, </strong>faizlerin yüksekliği konusundaki bir soruyu yanıtlarken şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>Üretimi canlandırmak amacıyla faizleri indirmek tek başına doğru bir sonuç vermez. Önceki dönemlerde düşük faiz ortamında sağlanan kredilerin önemli bölümü üretim yerine arsa ve servet birikimine yöneldi. Yani, geçmişte bu test edildi.</strong></p>
<p>Sanayicilerin bugün yüksek finansman maliyetleriyle karşı karşıya kalmasının nedenlerini geçmişte aramak gerektiğine vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Kredi imkanlarının olduğu dönemlerde teknolojik dönüşüme ve özkaynakların güçlendirilmesine yeterince kaynak ayrılmadı.</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Erdal Bahçıvan, </strong>bir süredir uygulanan ekonomik programın, <strong>“erken sanayisizleşme” </strong>etkisine dikkat çekiyor.</p>
<p>MÜSİAD Başkanı <strong>Özdemir</strong>’in, <strong>“Enflasyonu düşürmek amacıyla üretimi soğutmak zorunda kalmamalıyız” </strong>mesajı da <strong>“erken sanayisizleşme” </strong>uyarısıyla örtüşüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Savunma’yı örnek alalım, sağlık ve gıda sektörü için ‘başkanlık modeli’ne geçelim</span></h2>
<p><strong>MÜSİAD </strong>Genel Başkanı <strong>Burhan Özdemir, </strong>savunma sanayisinde sağlanan başarıya, ulaşılan noktanın önemine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Doğrudan Cumhurbaşkanımıza bağlı Savunma Sanayi Başkanlığı modelinin sağlanan başarıda büyük payı var. Ancak, savunma sanayi bugünkünün 3 katı büyüklüğe de ulaşsa, Türkiye’nin genel büyümesine etkisi, katkısı sınırlı kalır.</strong></p>
<p>Savunma sanayinde başarıya ulaştıran modelin başka sektörlere de uygulanmasını önerdi:</p>
<p>-          <strong>Sağlık ve gıda sektörü için de başkanlık modeline geçilmeli. Yani, </strong>“Gıda Endüstrisi Başkanlığı” <strong>ve </strong>“Sağlık Endüstrisi Başkanlığı” <strong>kurulmalı. Evet, bakanlıklar var ama her iki bakanlık da endüstri tarafına odaklanacak yapıda değil.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Teknoloji yoğun üretime geçişte gecikmenin maliyeti daha yüksek</span></h2>
<p><strong>MÜSİAD </strong>Genel Başkanı <strong>Burhan Özdemir, </strong>sanayide yatırım kararlarının yalnızca kısa vadeli finansman koşullarıyla alınmaması gerektiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Sanayide yatırım kararları öngörülebilirlik, verimlilik ve teknolojik dönüşüm perspektifiyle ele alınmalı. Türkiye, önümüzdeki dönemde yapay zeka ve yeni teknolojilere daha fazla yatırım yapmalı.</strong></p>
<p>Teknolojiye, yapay zekaya bütün dünyanın para harcadığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bizim de harcamamız gerekiyor. Başkaları bu dönüşümden yüzde 20, 30, 40 etkilenirken biz yüzde 100 etkilenebiliriz. Çünkü, teknoloji yoğun üretime geçişte gecikmenin maliyeti çok daha yüksek olur. Bilmediğimiz şeyi tahminle yönetemeyiz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin rekabet gücü yalnızca maliyet avantajıyla değil, teknoloji, Ar-Ge, yazılım, tasarım, mühendislik ve verimlilik artışıyla şekillenecek.</strong></p>
<p>İhracatta imalat sanayinin payının yüzde 94 dolayında olmasının güçlü sanayi altyapısının kanıtı olduğuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Ancak, yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payı</strong><strong>nın</strong><strong> yüzde 4.4 seviyesinde kalması, önümüzdeki dönüşümü net bir şekilde ortaya koymaktadır.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">70 ülkeden 400’ü aşkın nitelikli alım heyeti geliyor</span></h2>
<p><strong>MÜSİAD </strong>Genel Başkanı <strong>Burhan Özdemir, “MÜSİAD EXPO 2026”</strong>nın 300’ü aşkın firmanın stantlarında dünya pazarlarıyla buluşmasına ortam hazırlayacağını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>MÜSİAD EXPO, yalnızca ürünlerin sergilendiği bir alan değil, yeni ortaklıkların kurulduğu, ihracat ağlarının genişletildiği ve sürdürülebilir küresel ticaret fırsatlarının inşa edildiği dinamik bir ekosistemdir.</strong></p>
<p>Fuar döneminde 70 ülkeden 400’ü aşkın nitelikli alım heyetinin üreticilerle, ihracatçılarla doğrudan masaya oturtulacağını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Organize edilecek ikili iş görüşmeleri ve ticari diplomasi temaslarıyla fuar kapsamında en az 5 milyar dolarlık somut ticaret hacmine ulaşmayı hedefliyoruz. Üreticimizin yeni pazarlara erişimini hızlandırmak en teme</strong><strong>l</strong><strong> gayemiz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Her önüne gelenin istediği yatırımı yapmaması gerekir</span></h2>
<p><strong>MÜSİAD </strong>Genel Başkanı <strong>Burhan Özdemir, </strong>3-4 aydır Türkiye’deki atıl kapasite üzerinde çalıştıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Atıl kapasite hem fırsattır hem de dert yaratabilir. Atıl kapasite üretim maliyetlerine yansıyor. Yani, çok daha masraflı üretim yapılmasına yol açabiliyor.</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yatırımlarla ilgili frenleyici tedbirlerle donatılması gerektiğini savundu:</p>
<p>-          <strong>Her önüne gelenin istediği yatırım yapmasına müsaade edilmemeli. Yatırımcılar, </strong>“Kendi paramı harcıyorum” <strong>diyebilir. Ancak, o para son tahlilde ülkenin kaynağıdır. O kaynağı plan çerçevesinde değerlendirmek gerekir.</strong></p>
<p>Türkiye’nin sanayi envanterinin çıkarılması gerektiğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Envanter çıktıktan sonra yatırımların doğru yönlendirilebileceği bilgiye sahip olunur.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin’e karşı ticari bariyer gerekiyor</span></h2>
<p><strong>MÜSİAD </strong>Genel Başkanı <strong>Burhan Özdemir, </strong>Çin’in küresel ticaretteki ağırlığı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Çin’e karşı ticari bariyerler gerekiyor. Bu bariyerlerin belki enflasyona yukarı yönlü etkisi olabilir.</strong></p>
<p>Küresel gelişmelerin Türkiye’nin ihracatına etkilerini değerlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının olumsuz yansımaları elbette oldu. Ancak, tekstil sektörüne sipariş dönüşü sağladı. Avrupalı alıcılar olası riskleri dikkate alarak siparişlerini Çin yerine Türkiye’ye kaydırdı.</strong></p>
<p><strong>Özdemir, </strong>küresel ticaret hacminde de önemli bir yavaşlama yaşandığına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bu ortamda Türkiye’nin yeni tedarik zincirlerindeki konumunu güçlendirmesi oldukça önemli. Küresel jeopolitik gelişmeler tedarik zincirlerini yeniden şekillendiriyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-can-yakiyor-ama-ekonomi-politikasinin-tek-hedefi-gibi-gormek-yanlis-87078</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/8/1280x720/burhan-ozd-1788927479.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon can yakıyor ama ekonomi politikasının tek hedefi gibi görmek yanlış ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-tekstil-ve-hazir-giyim-rekabetinde-10-puan-geride-87077</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye, tekstil ve hazır giyim rekabetinde 10 puan geride&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD), sektörün rekabet gücündeki kayba dikkat çekerek üretim, istihdam, teknoloji, finansman ve marka politikasını tek çatı altında toplayacak bütünleşik bir sanayi politikası çağrısı yaptı. TGSD Müşterek Başkanları Toygar Narbay ve Dr. Ümit Özüren, mevcut desteklerin istihdam çıkışını durdurmaya yetmeyeceğini, önlem alınmaması halinde istihdam sızıntısının süreceğini söyledi.</p>
<p>Narbay, hazır giyimde maliyetlerin yaklaşık yüzde 40’ını büyük ölçüde döviz bazında fiyatlanan girdilerin oluşturduğunu söyledi. Kalan yüzde 60’ın ise işçilik, enerji, finansman ve genel giderler başta olmak üzere Türkiye’de oluşan maliyetlerden meydana geldiğini belirten Narbay, yüksek yerli katma değer oranının mevcut kur-maliyet makası nedeniyle rekabetçiliği olumsuz etkilediğini ifade etti.</p>
<h2>10 milyar dolarlık kapasite kaybedilebilir </h2>
<p>2022-Ağustos 2026 döneminde ücretlerin 5,1, finansman maliyetlerinin 4,1, enflasyonun 3,8 katına çıktığını, buna karşılık döviz paritesindeki artışın 2,6 katta kaldığını belirten Narbay, bu farkın sektörün dolar bazındaki maliyetlerinde yaklaşık yüzde 30 artışa yol açtığını söyledi. Yerli maliyet oranı yüksek diğer ihracatçı sektörlerin de benzer baskıyla karşı karşıya olduğunu kaydetti.</p>
<p>Maliyet baskısının üretim ve istihdama da yansıdığını savunan Narbay, 2022-2026 döneminde tekstil ve hazır giyimde 364 bin kişilik istihdam kaybı yaşandığını söyledi. Sektörün makine yatırımlarının yaklaşık 6-6,5 milyar dolar, bina yatırımlarıyla birlikte toplam yatırım stokunun ise 10 milyar dolar seviyesinde olduğunu belirten Narbay, üretimdeki daralmanın mevcut kapasitenin kaybedilmesi riskini artırdığını ifade etti.</p>
<h2>“Yüzde 13,6 FAVÖK üreten sanayici yok” </h2>
<p>Sanayinin önündeki en önemli sorunlardan birinin finansman maliyetleri olduğunu dile getiren Narbay, mevcut faiz koşullarında Türkiye’deki işletmelerin sermayelerini koruyabilmek için yüzde 13,6 FAVÖK üretmesi gerektiğini söyledi. Düşük enflasyon ve faiz ortamında çalışan rakip ülkelerde bu oranın yüzde 3,6 civarında olduğunu belirten Narbay, yaklaşık 10 puanlık farkın Türk ihracatçısını daha üretime başlamadan dezavantajlı hale getirdiğini savundu.</p>
<p>“Yüzde 13,6 FAVÖK ile çalışan sanayici olmadığına göre işletmeler sermayelerini kaybediyor veya borçluluklarını artırıyor” diyen Narbay, yüksek risksiz finansal getirilerin sermayenin üretime yönelmesini de zorlaştırdığını söyledi.</p>
<h2>“Ücret 11 kat, kur 6,5 kat arttı” </h2>
<p>TGSD’nin çalışmasına göre 2020-2026 döneminde ücretler yaklaşık 11 kat, tüketici fiyatları 9 kat artarken döviz kurundaki yükseliş 6,5 katta kaldı. Kurun enflasyonu kontrol altında tutmak amacıyla baskılanmasının üretim üzerindeki sonuçlarının da dikkate alınması gerektiğini savunan Narbay, “Ücretler 11 kat arttı ancak çalışanların refahında aynı ölçüde bir artış oluşmadı. Buna karşılık sanayinin rekabet gücü zayıfladı” dedi.</p>
<h2>Sanayisizleşme patikasına dikkat </h2>
<p>Narbay, Avrupa’nın düşük ve orta teknolojili üretimi üçüncü ülkelere kaydırmasının uzun vadede üretim ekosistemini zayıflattığını savundu. Türkiye’nin benzer bir sürece girmemesi için mevcut üretim kapasitesinin korunması gerektiğini söyledi.</p>
<h2>23 ülke arasında maliyette 18’inci </h2>
<p>TGSD’nin Türkiye’nin rekabet gücünü ölçmek amacıyla 23 rakip üretici ülkeyi sekiz ana ve 21 alt parametre üzerinden karşılaştırdığını belirten Narbay, mevcut maliyet yapısıyla Türkiye’nin 23 ülke arasında 18’inci sırada yer aldığını söyledi. Maliyet rekabeti yerine üretim kabiliyeti, erişim ve yaratılan değerin öne çıkarıldığı bir model uygulanması halinde ise Türkiye’nin ilk sıraya kadar yükselebileceğini savundu.</p>
<h2>14-15 yıl sonrasını düşünmeliyiz </h2>
<p>Nüfus artışındaki yavaşlamanın da sanayi için yapısal risk olduğunu belirten Narbay, geçmişte yılda yaklaşık 1 milyon kişi artan nüfusta son dört yıllık ortalamanın yaklaşık 350 bine gerilediğini söyledi. Bunun 14-15 yıl sonra çalışma hayatına girecek nüfusu etkileyeceğini kaydeden Narbay, “Bugün planlayarak yapmadığımız şeyi yarın refleksle yapmak zorunda kalırız” dedi.</p>
<h2>Yeni sanayi politikası çağrısı </h2>
<p>Türkiye’nin sanayi politikası açısından yol ayrımında olduğunu söyleyen Narbay, mevcut eğilimin sürmesi halinde üretim kapasitesinde daralma, kalıcı pazar kayıpları ve istihdam sızıntısının devam edebileceğini belirtti. TGSD’nin yol haritasında kısa vade 2026-2028 dönemini kapsayan “stabilizasyon”, orta vade “değişim ve dönüşüm”, uzun vade ise “Türkiye Markası” olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Kısa vadeli öneriler arasında net ihracata yüzde 10 döviz dönüşüm desteği, iş gücü desteklerinin bölgesel gelişmişlik seviyesine göre artırılması ve finansmana erişimin kolaylaştırılması bulunuyor. Orta vadede üretimin ürün segmentlerine göre yeniden konumlandırılması öneriliyor. Buna göre lüks ürünlerin Batı bölgelerinde, premium segmentin Orta Anadolu’da, orta segmentin Doğu Anadolu’da, ekonomik ürünlerin ise sınır bölgelerindeki üretim havzalarında üretilmesi öngörülüyor. TGSD ayrıca teşviklerin tek merkezden ve ortak bir sistem üzerinden yürütülmesini talep ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">19. İstanbul Hazır Giyim Konferansı’nda Made in Türkiye damgası</span></h2>
<p>TGSD Müşterek Başkanı Dr. Ümit Özüren, 13-14 Ekim’de “Yeniden Tanımlanan Değer: Made in Türkiye” temasıyla düzenlenecek 19. İstanbul Hazır Giyim Konferansı’nda rekabet gücü, yeni pazarlar, sürdürülebilirlik, yapay zekâ, dijitalleşme ve üretim teknolojilerinin ele alınacağını söyledi. Özüren, “Made in Türkiye” kavramını inovasyon, teknoloji, tasarım, lojistik ve marka gücüyle yeniden tanımlamayı hedeflediklerini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-tekstil-ve-hazir-giyim-rekabetinde-10-puan-geride-87077</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/TGSD-Baskanlari-Toygar-Narbay-ve-Dr.-Umit-Ozuren.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek faiz, ücret artışları ve kur-maliyet makasının rekabet gücünü aşındırdığını belirten TGSD Müşterek Başkanı Toygar Narbay, Türkiye’de sanayicinin sermayesini korumak için yüzde 13,6 FAVÖK üretmesi gerektiğini, rakiplerde bu oranın yüzde 3,6 olduğunu söyleyerek, “Daha üretime başlamadan 10 puan gerideyiz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/sermayedeki-pay-sahipligi-yukumluluk-siniri-yuzde-3-oldu-87122</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada pay sahipliği yükümlülük sınırı yüzde 3 oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), fiili dolaşım oranı ve pay sahipliğiyle ilgili kararlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 11 Eylül 2026 gün sonundan itibaren kurul, borsada işlem gören ihraççıların sermayesindeki pay sahipliği bildirim yükümlülük sınırının yüzde 3 olmasına karar verdi.</p>
<p>Diğer taraftan doğrudan yüzde 3 ve üzeri paya sahip gerçek ve tüzel kişileri gösteren tablo ile serbest fonlar dahil dolaylı yoldan yüzde 10 ve üzeri paya sahip olan gerçek ve tüzel kişileri gösteren tablo, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından anlık güncellenecek.</p>
<p>MKK tarafından açıklanan dolaylı pay sahipliği verileri pay alım teklifi yükümlülüğü gibi dolaylı pay sahipliğinin değerlendirildiği düzenlemeler açısından doğrudan esas alınabilecek nitelik arz etmeyecek.</p>
<p>Söz konusu veriler, malvarlıksal hakların oranına ilişkin bilgi sunma amaçlı olarak verilecek.</p>
<p>Fiili dolaşımdaki pay kavramı "halka açıklık oranını gösteren kavram" olarak tanımlanacak ve fiili dolaşımdaki pay oranı MKK tarafından izlenebilen paylar üzerinden hesaplanan fiili dolaşımdaki pay adedinin MKK’nin izleyebildiği toplam pay adedine bölünmesi suretiyle hesaplanacak.</p>
<p>Kamu tüzel kişiliğinin mülkiyetindeki paylar ile şirketin, şirket kurucularının ve konsolidasyona tabi ilişkili kuruluşların sahip olduğu paylar hesaba dahil edilmeyecek.</p>
<p>Geri Alınan Paylar Tebliği ve pay geri alımlarına ilişkin SPK ilke kararları kapsamında gerçekleştirilen geri alım işlemleriyle alınan paylar da fiili dolaşım dışında tutulacak. Şirket sermayesinin yüzde 10 veya daha fazlasına sahip ortakların ellerindeki paylar da aynı kapsamda değerlendirilecek.</p>
<p>Şirketin yönetim kurulu ve denetim kurulu üyeleri, genel müdür veya yetki ve görevleri itibarıyla genel müdüre denk ya da daha üst konumlarda görev yapanların sahip olduğu paylar da fiili dolaşım hesabına dahil edilmeyecek. Genel müdüre veya genel müdüre denk kişilere doğrudan bağlı olarak çalışan genel müdür yardımcısı ve benzeri unvanlara sahip üst düzey yöneticilerin payları da kapsam dışında tutulacak.</p>
<p>Şirketlerin sandık ve vakıflarının mülkiyetindeki paylar da hesaplamaya dahil edilmeyecek. Sermaye piyasası mevzuatı kapsamında özkaynak olarak verilenler, kredili işlemle alınarak teminata konu edilenler veya İstanbul Takas ve Saklama Bankası AŞ piyasaları için teminata konu edilenler dışında teminat olarak verilen paylar da fiili dolaşım dışında tutulacak.</p>
<p>Hukuken kısıtlı ve alım satıma konu edilemeyen payların yanı sıra yasaklı ve hacizli paylar da fiili dolaşımdaki pay tanımına dahil edilmeyecek.</p>
<p><strong>Yurt dışındaki paylar fiili dolaşımdaki tanımın dışında tutulacak</strong></p>
<p>Fiili dolaşım hesabına dahil edilmeyen paylara sahip kişilerin, serbest veya serbest özel fon katılma payları ile Borsa İstanbul'da işlem gören halka açık şirketlerdeki payları nedeniyle sahip oldukları ihraççı paylarının ilgili fon veya halka açık şirketteki sahiplik oranına isabet eden kısmı da fiili dolaşım dışında tutulacak.</p>
<p>Şirket sermayesinin yüzde 10 veya daha fazlasına sahip ortakların belirlenmesinde de bu kişilerin serbest veya serbest özel fon katılma payları ile Borsa İstanbul'da işlem gören halka açık şirketler üzerinden sahip oldukları paylar dikkate alınacak. Söz konusu paylar, ilgili fon veya halka açık şirketteki sahiplik oranları nispetinde hesaplamaya dahil edilecek.</p>
<p>Yurt dışı piyasalarda işlem gören paylar da fiili dolaşımdaki pay tanımının dışında tutulacak.</p>
<p>Fiili dolaşımdaki pay adedi ve fiili dolaşımdaki pay oranı verileri, 11 Eylül 2026 tarihinden itibaren MKK tarafından günlük olarak hesaplanacak ve kamuya duyurulacak.</p>
<p>Borsa İstanbul'da payları işlem gören tüm şirketler de fiili dolaşımdaki pay kriterleri kapsamına giren gerçek ve tüzel kişilerin kimlik ve unvan bilgilerini her ayın ilk iş gününde MKK'ye bildirecek. Bu konuda MKK görevlendirilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/sermayedeki-pay-sahipligi-yukumluluk-siniri-yuzde-3-oldu-87122</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, borsada işlem gören ihraççıların sermayesindeki pay sahipliği bildirim yükümlülük sınırını yüzde 3 olarak belirledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thynin-yolcu-sayisi-yillik-yuzde-54-artti-87121</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY&#039;nin yolcu sayısı yıllık yüzde 5,4 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY), Kamuyu Aydınlatma Platformunda (KAP) Ocak-Ağustos 2026 dönemine ait trafik sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, şirketin ocak-ağustosta taşıdığı yolcu sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,4 artarak 64 milyon olarak gerçekleşti. Yurt dışı yolcu sayısı yüzde 6,1 artışla 41,8 milyona, yurt içi yolcu sayısı ise yüzde 4,3 yükselişle 22,2 milyona çıktı.</p>
<p>Geçen yılın aynı döneminde yüzde 82,7 olan yolcu doluluk oranı yüzde 84,7'ye yükselirken, yurt dışı doluluk oranı yüzde 84,5, yurt içi doluluk oranı ise yüzde 86,5 oldu.</p>
<p>Uçulan nokta sayısı ocak-ağustos döneminde bir önceki yıl 353 iken 358'e çıktı. Uçak sayısı ise yüzde 13 yükselişle 501'den 566'ya yükseldi.</p>
<p><strong>Ağustosta taşınan yolcu sayısı 10 milyon oldu</strong></p>
<p>Şirketin ağustosta taşıdığı yolcu sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,6 artarak 10 milyon olarak gerçekleşti. Yurt dışı yolcu sayısı yüzde 5 yükselişle 6,4 milyona, yurt içi yolcu sayısı ise yüzde 6,8 artışla 3,6 milyona çıktı.</p>
<p>Geçen yılın ağustos ayında yüzde 86,6 olan yolcu doluluk oranı yüzde 88'e yükselirken, yurt dışı doluluk oranı yüzde 87,6, yurt içi doluluk oranı ise yüzde 91,3 oldu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thynin-yolcu-sayisi-yillik-yuzde-54-artti-87121</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/thy.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ THY&#039;nin yılın 8 aylık döneminde taşıdığı yolcu sayısı geçen yıla göre yüzde 5,4 artışla 64 milyona çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bayraktar-herkes-akaryakit-istasyonuna-gidince-krizi-goruyor-87120</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bayraktar: Herkes akaryakıt istasyonuna gidince krizi görüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Çorum Ticaret ve Sanayi Odası'nda iş insanlarıyla bir araya geldiği toplantıda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin ekonomideki temel problemlerinden birinin cari açık olduğunu söyledi.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Türkiye'nin enerji kaynaklı cari açığını düşürme görevi olduğunu belirten Bayraktar, Türkiye'nin her yıl 60-70 milyar dolarlık enerji ithal ettiğini, bu faturanın aşağı düşürülmesi gerektiğini kaydetti.</p>
<p>Türkiye Yüzyılı vizyonunun temel hedeflerinden birinin "enerjide bağımsızlık" olduğuna işaret eden Bayraktar, "Türkiye bu sorunu mutlaka çözmek durumunda, kendi kendine yeten bir ülke olmak durumunda. Bütün politikalarımız bunun üzerine şekilleniyor." diye konuştu.</p>
<p>Cari açıkla mücadele için iş insanlarının katma değerli ürünler üretmesi gerektiğini aktaran Bayraktar, enerjide dışa bağımlılığın sona ermesi ve katma değerli ürün üretimiyle ekonomik anlamda sıkıntı kalmayacağını söyledi.</p>
<p>Dünyada belirsizliklerin artarak devam ettiğine dikkati çeken Bayraktar, 2020'de başlayan Kovid-19 salgını, 2022'de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı, 2023'teki 6 Şubat depremleri ile 7 Ekim'de İsrail'in Filistin'e yönelik saldırıları nedeniyle krizler yaşandığını vurguladı.</p>
<p>Bayraktar, 2026'da başlayan ABD/İsrail-İran Savaşı'nın da Türkiye'yi yakından ilgilendirdiğine işaret eden Bayraktar, şöyle devam etti:</p>
<p>"Çünkü çok önemli bir komşumuz. Hem de bir anlamda ticari olarak önemli bir ülke bizim için. Enerji yolları bundan çok ciddi etkilendi. Yani Hürmüz nedeniyle bugün dünyada çok büyük bir enerji krizi var. Arz noktasında Türkiye'nin bir sıkıntısı yok ama mazot fiyatlarının nereye geldiğini görüyoruz. Dolayısıyla böyle bir dünyadan geçiyoruz. Bu kadar belirsizliğin beraberinde birçok ticaret savaşının olduğu, yaptırımların olduğu, ülkelerin bazı konularda ihracat yasağı getirdiği, bizim giriş için zorlanmaya başlayacağımız Avrupa pazarı... Bizim için ihracat açısından çok önemli. Şimdi sınırda karbon düzenlemesi var. Mal satmak daha zor hale geliyor. Dolayısıyla belirsizliğin olduğu bir dünyaya doğru gidiyoruz."</p>
<p>Bayraktar, bir denge gelene kadar dünyanın bu tür krizleri yaşayacak gibi göründüğünü söyledi.</p>
<p><strong>"Enerji yoksa yapay zekadan bahsetmek mümkün değil"</strong></p>
<p>Dünyada "yapay zeka" fırtınasının gelmekte olduğunu ifade eden Bayraktar, buna devletin, üniversitelerin, iş dünyasının ciddi bir hazırlık yapması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Yapay zeka çağında iki unsurun rekabette öne çıktığının altını çizen Bayraktar, "Bunlardan biri enerji. Enerji yoksa yapay zekadan bahsetmek mümkün değil. Veri merkezleri olacak. Çok ciddi bir elektrik ihtiyacı gözüküyor. Enerji altyapınız, enerji üretim gücünüz yoksa bu alanda geri kalma riski ile karşı karşıyasınız. İkincisi, bunun ihtiyaç duyduğu madenler önem arz ediyor. Çip üretimi, çip için gerekli nadir toprak elementi dediğimiz alanlar. Dolayısıyla dünyada şimdi yeni rekabet alanları. Bugün gördüğünüz bütün konvansiyonel savaşların, enerji savaşlarının, maden savaşlarının ve ticari savaşların arkasında kim bu rekabet gücünü ele geçirecek, bu var." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'de üretim, istihdam, nüfusun artışı gibi geleneksel nedenlerle elektrik, doğal gaz, akaryakıt ihtiyacının büyümeye devam edeceğini, yapay zeka yatırımlarından dolayı da enerji talebinin yükseleceğini belirten Bayraktar, elektrikli araç kullanımı, soğutma ve deniz suyu arıtma ihtiyacı gibi nedenlerle enerjiye olan ihtiyacın artacağını kaydetti.</p>
<p>Enerjinin artık rekabetin bir unsuru haline geldiğini vurgulayan Bayraktar, Türkiye'nin ilk hedefinin artan enerji talebini kendi imkanlarıyla karşılamak olduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>"Elektrikte yüzde 65 yerliliğe ulaşmış durumdayız"</strong></p>
<p>Türkiye'de her şeyi elektrikli yapmak istediklerini ve detaylarını yakında kamuoyu ile paylaşacaklarını aktaran Bayraktar, şunları söyledi:</p>
<p>"Türkiye'de ekonominin bütün alanlarında, binalarda, sanayide, ticarette, tarımda, ulaştırmada elektrikleşmeyi en üst düzeye çıkarmamız lazım. Çünkü Türkiye'nin enerji alanında en güçlü olduğu alanlardan bir tanesi elektrik. Elektrikte dışa bağlılığımız yüzde 35'lerde. Yani yüzde 65 yerliliğe ulaşmış durumdayız. Bu çok önemli bir rakam. Dolayısıyla buradan yürümemiz lazım. Doğal gaz ve petrolde hala şu anda yüzde 15 civarındayız. Dolayısıyla biz elektrikleşmeyi başa koyduk."</p>
<p>Türkiye'de 2035'te 8-10 milyon aracın elektrikli olması gerektiğine işaret eden Bayraktar, "Bu bizim mazota olan talebimizi düşürecek ki düşürmemiz lazım. Çünkü şu anda dünyada dizel krizi var. Herkes akaryakıt istasyonuna gidince krizi görüyor. 90 liraya dayanmış bir mazot fiyatından bahsediyoruz. Dolayısıyla Türkiye olarak bir taraftan kendi kaynaklarımızı arayacağız ama bir taraftan da talep ile ilgili de bazı dönüşümleri yapmamız lazım. Onun için elektrikleşme, ulaştırmadaki elektrikleşmeyi çok önemsiyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"70 yıllık bu rüyayı inşallah Türkiye'nin yaşamasını sağlayacağız"</strong></p>
<p>Türkiye'nin gelecek 20 yılda bütün yenilenebilir enerji kaynaklarını maksimum düzeyde kullanması gerektiğinin altını çizen Bayraktar, şunları kaydetti:</p>
<p>"Şu ana kadar güneş ve rüzgarda son 15 yılda çok önemli aşama kaydettik. Ama potansiyelimiz gayet büyük ve inşallah bunu artırmamız gerekiyor. Yani Türkiye'nin her yıl en az 10 bin megavatlık güneş ve rüzgar kurulu gücüne erişmesi lazım. Sanayicilerimiz, ticarethanelerimiz kendi öz tüketimleri için bir sürü yatırım yaptılar. Şimdi bir saatlik mahsuplaşma işi çıktı, herkesin morali biraz bozuldu. Ama Türkiye'nin her yıl bu 8, 10 ve 12 bin megavatları yapması lazım ki o yenilenebilir potansiyelini biz hayata geçirelim."</p>
<p>Bunun yanı sıra Türkiye'nin enerjisini verimli kullanması gerektiğini vurgulayan Bayraktar, enerji verimliliği konusunda 2024-2030 dönemi için 20 milyar dolara yakın dönüşüm projelerinin olduğunu söyledi.</p>
<p>Bayraktar, Türkiye'nin petrol ve doğal gaz arama stratejisinin, dışa bağımlılığı bitirmede çok önemli olduğunu belirterek, bu nedenle Gabar'da, Karadeniz'de, Somali'de, Libya'da, Irak'ta doğal gaz ve petrol aradıklarını, yakında Pakistan'da da arama konusunda çalışma içerisinde olduklarını bildirdi.</p>
<p>Türkiye'nin mutlak suretle nükleeri yapmak zorunda olduğunu ifade eden Bayraktar, şöyle devam etti:</p>
<p>"Fakat siyasi, ekonomik istikrarın olmadığı ve güçlü bir siyasi iradenin olmadığı yerde bunu yapma şansınız yok. Nükleer santral dediğimizde imzayı attığınız günden kurulana kadar en az 15-20 yıllık bir süreçten bahsediyoruz. Türkiye, Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde 2010 yılında Rusya Federasyonu ile bu anlaşmayı akdetti. Şimdi ilk reaktörden elektriği üretmek için artık gün sayıyoruz. 70 yıllık bu rüyayı inşallah Türkiye'nin yaşamasını sağlayacağız. Orada yapacağımız ilave 3 reaktör, toplam 4 reaktör, Sinop ve Trakya santralleriyle istiyoruz ki Türkiye, 2050'ye geldiğimizde yüzde 10-15 elektriğini nükleerden sağlayan bir ülke olsun."</p>
<p>Akkuyu'da önemli ölçüde yerlileşme oranına sahip olduklarını aktaran Bayraktar, yerli üretim ekosisteminin oluşmaya başladığını, bu yeni alanda Türkiye'nin teknolojiye sahip olduğunu, teknolojiyi üreten bir ülke olarak en az 5 bin MW'lik bir kurulu gücü nükleerde tedarik etmek istediklerini kaydetti.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin böyle bir bölgede çok daha güçlü olması gerekiyor"</strong></p>
<p>Madenlerin de Türkiye için kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Bayraktar, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"En önemli ihtiyacımız, elektrik altyapımızın güçlü olması. Bakıra ihtiyaç var. Diğer kritik madenler, depolama ile alakalı lityum, nikel. Bütün bu kritik stratejik madenlerde Türkiye'nin kaynaklarını ekonomiye kazandırmamız lazım. Biz son dönemde aldığımız kararla altını da kritik madenler sınıfına koyduk. Çünkü Türkiye'nin o kadar büyük bir altın ithalatı var ki bazı yıllar 25-30 milyar dolarları buluyor. Cari açık dedik ya, alın size bir cari açık kalemi. Türkiye'nin yerin altında 10 bin ton altını var. Ama orada durduğu zaman kimseye bir faydası yok. Yani orada duruyor. Onu mutlaka üretime, ekonomiye katmamız lazım. Türkiye bütün bunları yaptığında güçlü bir enerji altyapısıyla beraber o zaman işte o başta dediğimiz ve bugün yaşadığımız ekonomik sıkıntıların, ekonomik kırılganlıkların üstesinden gelmiş olacak. İnşallah öyle bir ülkede, belki 500 milyar dolarları aşan ihracatı olan, çok daha güçlü bir ekonomisi olan bir ülke haline geleceğiz ki Türkiye'nin böyle bir bölgede, etrafımızın ateş çemberi olduğu bir dönemde hem ekonomik olarak hem siyasi olarak çok daha güçlü olması gerekiyor."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bayraktar-herkes-akaryakit-istasyonuna-gidince-krizi-goruyor-87120</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/0/1280x720/463-1788940787.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çorum&#039;da iş insanlarıyla bir araya gelen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, &quot;Herkes akaryakıt istasyonuna gidince krizi görüyor. 90 liraya dayanmış bir mazot fiyatından bahsediyoruz. Dolayısıyla Türkiye olarak bir taraftan kendi kaynaklarımızı arayacağız ama bir taraftan da talep ile ilgili de bazı dönüşümleri yapmamız lazım. Onun için elektrikleşme, ulaştırmadaki elektrikleşmeyi çok önemsiyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fuar38-ve-1dunya-yatak-kayseriye-iyi-geldi-87116</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fuar38 ve 1Dünya Yatak Kayseri’ye iyi geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz günlerde Kocasinan Belediyesi’nin hayata geçirdiği Fuar38’in kapanış programına katıldım. 38 gün boyunca Kayseri’de gerçekten farklı bir atmosfer oluştu. Şehrin geçmişteki fuar kültürünün yeniden hatırlanması bir yana, Kayserililerin böyle bir organizasyona ne kadar ihtiyaç duyduğunu da hep birlikte görmüş olduk.</p>
<p>Kayseri’nin nüfusu yaklaşık 1,5 milyon. Fuar38’i ise 38 gün içerisinde yaklaşık 2 milyon kişi ziyaret etti. Bence bu rakamın kendisinden daha önemli olan, bu rakamın bize ne söylediği. İnsanlar sadece bir fuar alanına gitmedi; evlerinden çıktı, birlikte vakit geçirdi, eğlendi, alışveriş yaptı, konser izledi, çocuklarını gezdirdi. Kısacası şehir nefes aldı. Fuar alanında ticaret yapan esnaf açısından da hareketli bir dönem yaşandı. Dolayısıyla organizasyon şehirdeki ticareti de canlandırdı. Ancak benim Fuar38’de en çok dikkatimi çeken şey, insanların psikolojisine yaptığı etkiydi.</p>
<p>Bunda Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar’ın da önemli bir payı olduğunu düşünüyorum. Ahmet Başkanın özellikle insanlarla iletişim kurma biçimi dikkatimi çekti. Espriye açık, mizahtan anlayan bir yapısı var. Başkanın bu yapısı hem belediye çalışanları üzerinde hem de halk üzerinde kucaklayan bir etki yarattığı için fuar38 herkese iyi geldi. Bu açıdan bakıldığında Fuar38, Kocasinan Belediyesi için çok başarılı bir organizasyon olmanın ötesinde, belediyenin kendisini şehirle daha güçlü bir şekilde buluşturduğu bir çalışma oldu. Tam da bu düşünceler aklımdayken, geçtiğimiz günlerde 1Dünya Yatak’ın düzenlediği yaza veda programına katıldım.</p>
<p><strong>İnsana iyi gelen işler, eninde sonunda büyüyor </strong></p>
<p>1Dünya Yatak’ın kurucusu Kubilay Pacal, hem çalışanları hem de yurt içinden ve dışından tüm paydaşları için Kayseri’deki bir at çiftliğinde güzel bir organizasyon hazırlamıştı. Yaklaşık 250 kişinin yer aldığı gecede tüm ayrıntıların düşünüldüğü yemek, açık hava sineması, nostaljik ikramlar ve barbekünün yanı sıra ilerleyen saatlerde davullar da çaldı. Programın başında ise Türk bayraklı balonlar gökyüzüne bırakıldı.</p>
<p>Gecenin atmosferi güzeldi ama benim aklımda kalan asıl konu Kubilay Bey’in çalışanlarına yaptığı zam açıklaması oldu. Bu aydan itibaren, enflasyon karşısında çalışanların gelirleri erimesin diye ücretlerde iyileştirme yapılacağını söyledi. O sırada yüzünde gurur ve heyecan vardı.</p>
<p>Bir şirketin büyüklüğünü sadece cirosuyla, ihracat rakamlarıyla ya da kaç ülkeye ürün gönderdiğiyle ölçmek mümkün değil. O rakamların arkasında kaç insanın emeği olduğunu da görmek gerekiyor. 1Dünya Yatak bugün 65’ten fazla ülkeye ihracat yapan bir şirket. Sıfırdan başlayıp böyle bir noktaya gelmek elbette önemli bir ticari başarı. Fakat o başarının arkasında çalışanlarına kendisini değerli hissettiren bir yönetim anlayışının bulunduğunu Kubilay Bey bir kez daha gösterdi.</p>
<p>Fuar38 ile 1Dünya Yatak’ın aslında birbirinden çok farklı iki hikâyesi var. Biri bir belediyenin düzenlediği şehir organizasyonu, diğeri ise bir şirketin çalışanları için düzenlediği bir organizasyon. Ama benim bu iki olaydan da çıkardığım sonuç aynı: İnsana iyi gelen işler, eninde sonunda büyüyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fuar38-ve-1dunya-yatak-kayseriye-iyi-geldi-87116</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fuar38 ve 1Dünya Yatak Kayseri’ye iyi geldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bahçıvan: Türkiye’nin üretim davasına olan inancımı devretmiyorum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) yaklaşan seçimler öncesinde önemli bir değişim süreci başladı. 2013 yılından bu yana İSO Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdüren Erdal Bahçıvan, düzenlediği basın toplantısıyla yeniden aday olmayacağını ve görevini devretme kararı aldığını açıkladı. Bahçıvan, seçimlerde İSO Meclis Başkanı Ender Yılmaz’ı destekleyeceklerini de duyurdu.</p>
<p>Odakule’de düzenlenen toplantıda görev süresini ve aday olmama kararının gerekçelerini değerlendiren Bahçıvan, makamların ne kadar uzun süre elde tutulduğundan çok, hangi ilkelerle taşındığının ve nasıl bırakıldığının önemli olduğunu söyledi. Başkanlığı onurlu ancak ağır bir emanet olarak gördüğünü belirten Bahçıvan, görevi kendi iradesiyle ve doğru olduğuna inandığı bir zamanda bırakmanın kurumsal sorumluluğun bir parçası olduğunu vurguladı. Bahçıvan, “Görevimi bütün gücümle yapmış ve bu büyük kuruma hizmet etmiş olmanın huzuru var” dedi.</p>
<h2>“Ender Yılmaz’ın yanındayız” </h2>
<p>Yaklaşan İSO seçimlerinde Ender Yılmaz’a destek vereceklerini açıklayan Bahçıvan, Yılmaz’ın sakin, yapıcı ve kavgadan uzak tutumuyla İSO’nun marka değerini koruyup daha ileriye taşıyacağına inandığını ifade etti. Bahçıvan, Yılmaz’ın adaylığının yalnızca kendi tercihi olmadığını, yönetim kurulunun ortak kararıyla desteklendiğini de belirtti. </p>
<p>Başkanlık dönemi boyunca ekonomi ve sanayi politikalarında “doğruya doğru, yanlışa yanlış” anlayışıyla hareket ettiklerini anlatan Bahçıvan, küresel finansal dalgalanmalar, kur şokları, pandemi, tedarik krizleri ve yüksek enflasyon gibi zorlu süreçlerden geçtiklerini hatırlattı. İSO’nun kamu otoritesi karşısında bağımsız duruşunu koruduğunu ve sanayicinin gerçek sesini yansıtmaya çalıştığını belirten Bahçıvan, eleştirilerin her zaman çözüm önerileriyle birlikte sunulduğunu söyledi. Bahçıvan, “Benim için asıl kıymetli olan, her zaman susmamış olmamızdır. Doğru bildiğimiz gerçekleri, kimsenin karşısında veya yanında konumlanma hesabı yapmadan, kurumumuzun ve sanayiciliğimizin vakarına yakışan bir dille söylemiş olmamızdır” dedi.</p>
<h2>“Görevimi huzurla devrediyorum” </h2>
<p>Görevden ayrılmasının sanayi camiasından ve üretim idealinden kopmak anlamına gelmediğini belirten Bahçıvan, Türkiye’nin geleceğinin üretimde olduğuna inancını sürdüreceğini söyledi. Bahçıvan, “Bir görevi bırakmak, savunduğunuz değerleri bırakmak değildir. Görevimi huzurla devrediyorum; fakat Türkiye’nin üretim davasına olan inancımı devretmiyorum. O inanç, hepimizin ortak emaneti olarak yaşamaya devam edecek” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Seçim takviminin kesinleşmesini bekledim"</span></h2>
<p>Toplantının ardından soruları yanıtlayan Bahçıvan, aday olmama kararını açıklamak için seçim takviminin kesinleşmesini beklediğini söyledi. Daha önce katıldığı iki seçimde de adaylığını seçim takvimi başlamadan açıklamadığını hatırlatan Bahçıvan, görevdeki bir başkanın Oda’yı erkenden seçim atmosferine sokmasını doğru bulmadığını ifade etti. İlçe Seçim Kurulu’nun seçim takvimini kesinleştirmesi ve ağustos ayı meclis toplantısında sürecin hukuken başlamasının ardından kararını açıkladığını belirten Bahçıvan, “Karar benim kararım. Bunun gerekçelerini de söyledim” diye konuştu. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Yılmaz’ın adaylığı yönetim kurulunun ortak kararı”</span></h2>
<p>Bahçıvan, Ender Yılmaz’ın adaylığının yönetim kurulunun ortak kararı olduğunu belirtirken, kendi meslek komitesindeki seçime firma olarak katılacaklarını söyledi. Oda görevini ailesinden gelen bir gelenek olarak gördüğünü ifade eden Bahçıvan, TOBB’da veya bir bakanlıkta görev alacağı yönündeki iddialara “Herkes benim adıma fal bakıyor” sözleriyle yanıt verdi ve şu an için böyle bir durumun olmadığını kaydetti.</p>
<p>İSO başkanlığı için resmi olarak adaylığını açıklayan tek ismin Ender Yılmaz olduğunu belirten Bahçıvan, başka isimlerin olası adaylıkları hakkında konuşmanın doğru olmayacağını söyledi. Görevin kendisine büyük gurur verdiğini, bu süreçte işinden, ailesinden ve özel hayatından fedakârlık yaptığını belirten Bahçıvan, buna rağmen görevden ayrılırken yaşadığı huzur nedeniyle “İyi ki de vermişim” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/5/1280x720/erdal-bahcivan-1773811034.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası’nda yaklaşan seçimleri öncesinde Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, yeni dönemde aday olmayacağını duyurdu. “Görevimi huzurla devrediyorum; fakat Türkiye’nin üretim davasına olan inancımı devretmiyorum” diyen Bahçıvan, seçim sürecinde İSO Meclis Üyesi Ender Yılmaz’ı destekleyeceklerini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dev-sirketler-turk-gidasindaki-degisimi-siparise-cevirecek-87093</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dev şirketler, Türk gıdasındaki değişimi siparişe çevirecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türk gıda sektörünün yeni pazarlara ulaşma arayışı sürerken, Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı, yabancı alıcıların Türkiye’ye yönelik ilgisini ortaya koydu. Japonya ve Çin başta olmak üzere Avrupa, Afrika ve Orta Doğu’dan gelen alıcılar, Türk ürünlerinin çeşitlilik, kalite ve ambalajda kaydettiği gelişime dikkat çekerken, fuarda kurulan temaslar yeni alım ve iş birliği planlarını beraberinde getirdi.</p>
<p>1-4 Eylül 2026 tarihlerinde Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen fuarda özellikle Uzak Doğu’dan gelen mesajlar dikkat çekti. Japon alıcılar Antep fıstığı ve zeytin başta olmak üzere Türk ürünlerinde önemli potansiyel gördüklerini belirtirken, Alibaba Group bünyesindeki Tmall’ın temsilcisi, Türk ürünlerinin Çinli tüketiciler için uygun hale geldiğini söyledi. ABD’li firmalar nektarin ve konserve fasulye için alım planı yaparken, Afrika’dan gelen satın almacılar da bazı ürünlerde doğrudan ithalata hazırlanıyor.</p>
<h2>60 ülkeden satın almacı İstanbul’a geldi </h2>
<p>Tüyap Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve ALZ Grup iş birliğiyle, Türkiye Gıda Platformu’nun desteğiyle düzenlenen Foodist İstanbul; üreticileri, ihracatçıları, distribütörleri, perakendecileri, HoReCa profesyonellerini ve uluslararası satın almacıları buluşturdu. Fuarı 150’den fazla ülkeden yaklaşık 70 bin sektör profesyoneli ziyaret etti. 60 ülkeden satın alma profesyonelinin katıldığı organizasyonda Tmall, Alibaba Group ekosistemindeki şirketler, JD ve Japon Yunige gibi firmalar Türk üreticilerle temas kurdu.</p>
<p>Japon alıcıyı ürün çeşitliliği şaşırttı Yunige Corporation Direktörü Toshitaka Inoue, fuarda karşılaştığı Türk ürünlerinin çeşitliliğinin kendisini şaşırttığını, Türkiye’de büyük potansiyel gördüğünü söyledi. Özellikle Antep fıstığı ve zeytin ürünlerinin ilgisini çektiğini belirten Inoue, Türk şirketlerine ürünlerini Japonya’ya getirip tanıtmaları çağrısı yaptı. Japonya’ya döndükten sonra temas kurduğu şirketlerle görüşmeleri sürdüreceğini kaydetti.</p>
<h2>Alibaba’nın radarında sağlıklı Türk ürünleri var </h2>
<p>Taobao Tmall Group Europe/Alibaba Group Genel Müdürü Jennifer Wang, Türk ürünlerinin çeşitlilik, görünüm ve ambalaj açısından geliştiğini, Çinli tüketicilerin beklentilerine daha uygun hale geldiğini söyledi. Çin’de sağlıklı, küçük ambalajlı ve hareket halindeyken tüketilebilen ürünlere talebin arttığını belirten Wang, “Büyük, aile boyu ambalajlar yerine küçük, taşınabilir, lezzetli ve sağlıklı seçenekler arıyoruz. Türk ürünleri bu beklentilere cevap verebilecek noktaya gelmiş” dedi.</p>
<h2>ABD ve Afrika’dan yeni alım planı</h2>
<p>ABD merkezli Iberia Foods Global Satın Alma Direktörü Silvia Jones, nektarin ve konserve fasulye için Türk şirketleriyle iki yeni bağlantı kurduklarını ve Türkiye’de önemli tedarik potansiyeli gördüklerini söyledi.</p>
<p>Ugandalı Sese Fresh Packers ve Dainty Wild and Organic Foods LTD Direktörü Charles Kamoga ise Türkiye’den pirinç, çikolata ve bazı konsantre ürünler ithal ettiklerini, fuardaki yeni bağlantılarla ürün gamını genişletmeye hazırlandıklarını belirtti. Kamoga, kapuçino ve soğuk kahve ürünlerini Türkiye’den yüksek miktarlarda ithal etmeyi planladığını kaydetti.</p>
<h2>Orta Doğu pazarı için yeni anlaşmalar </h2>
<p>Bahreynli AWIN’in Genel Müdürü Marwan Hassan da Türk gıda ürünlerinin çeşitlilik ve kalitesinin olumlu izlenim bıraktığını söyledi. Fuarda birden fazla potansiyel Türk tedarikçiyle bağlantı kurduklarını belirten Hassan, bu temasları somut anlaşmalara dönüştürmeyi hedeflediklerini ifade etti. Türkiye’nin Orta Doğu pazarına yakınlığının nakliye maliyetlerinde önemli avantaj sağladığını vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dev-sirketler-turk-gidasindaki-degisimi-siparise-cevirecek-87093</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/3/1280x720/577-1788930660.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Japonya ve Çin başta olmak üzere Avrupa, Afrika ve Orta Doğu’dan Foodist İstanbul&#039;a  katılan alıcılar, Türk ürünlerinin çeşitlilik, kalite ve ambalajda kaydettiği gelişime dikkat çekerken, fuarda kurulan temaslar yeni alım ve iş birliği planlarını beraberinde getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/z-kusagi-gunah-kecisi-degil-sistemin-aynasidir-87090</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Z Kuşağı günah keçisi değil, sistemin aynasıdır&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET ALTINKAYNAK - <em>Maden Mühendisi / Şantiye Teknik Yöneticisi &amp; Daimi Nezaretçi</em></strong></p>
<p>Dünyada madencilik ve ağır sanayi yeni bir döneme giriyor. Kritik hammaddelere olan talep artıyor, enerji dönüşümü hızlanıyor, yapay zekâ ve otomasyon üretim süreçlerine giderek daha fazla giriyor.</p>
<p>Ancak bu dönüşümün çoğu zaman gözden kaçan bir başka boyutu var: <strong>Bu teknolojileri sahada kullanacak, karar verecek ve yönetecek insan kaynağı.</strong></p>
<p>Bugün ağır sanayinin geleceğini yalnızca ne kadar maden üreteceğimiz veya hangi teknolojiyi satın alacağımız belirlemeyecek. Asıl belirleyici unsur, teknoloji ile insan yetkinliğini ne kadar hızlı bütünleştirebildiğimiz olacak.</p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu'nun <em>Future of Jobs Report 2025</em> raporuna göre, çalışanların bugün sahip olduğu temel becerilerin yaklaşık %39'unun 2030'a kadar değişmesi bekleniyor. İşverenlerin %63'ü ise beceri açıklarını dönüşümün önündeki en önemli engellerden biri olarak görüyor.</p>
<p>Madencilik açısından tablo daha da kritik…</p>
<p>McKinsey analizlerine göre enerji dönüşümünün ihtiyaç duyduğu mineral arzını karşılayabilmek için madencilik, rafinaj ve izabe yatırımlarının 2030'a kadar yaklaşık <strong>3-4 trilyon dolara</strong> ulaşması gerekiyor. Bu, önceki on yıla kıyasla yaklaşık %50'lik bir artış anlamına geliyor. Aynı zamanda McKinsey, 2030'a kadar madencilik sektöründe yaklaşık <strong>300 bin ila 600 bin ilave uzman profesyonele</strong> ihtiyaç duyulabileceğini öngörüyor.</p>
<p>Yani önümüzde yalnızca bir yatırım problemi yok.</p>
<p><strong>Aynı zamanda bir insan kaynağı problemi var.</strong></p>
<p>Deloitte'nin <em>2026 Mining and Metals Industry Outlook</em> raporu, ABD madencilik sektöründe deneyimli çalışanların yenileri yetiştirilmeden daha hızlı biçimde sistemden ayrıldığına dikkat çekiyor. Rapora göre ABD madencilik iş gücünün yarısından fazlasını oluşturan yaklaşık <strong>221 bin çalışanın 2029'a kadar emekli olması bekleniyor.</strong> Aynı dönemde madencilik ve mineral mühendisliği eğitim programlarındaki mezuniyet sayıları da on yılın en düşük seviyelerine geriliyor.</p>
<p>Sermaye artıyor.</p>
<p>Teknoloji gelişiyor.</p>
<p>Fakat sistemi çalıştıracak insan kaynağı aynı hızda yetişmiyor.</p>
<p>İşte ağır sanayinin önündeki gerçek dönüşüm problemi tam olarak burada başlıyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Z Kuşağı gerçekten çalışmak istemiyor mu?</span></strong></p>
<p>Son yıllarda ağır sanayide sıkça duyduğumuz bir cümle var:</p>
<p><strong>"Z kuşağı çalışmak istemiyor."</strong></p>
<p>Bence bu teşhis eksik…</p>
<p>Çünkü ortada gerçekten bir sorun var. Fakat sorunun tamamını gençlerin çalışma isteksizliğiyle açıklamak, daha büyük yapısal problemi görünmez hâle getiriyor.</p>
<p>PwC'nin <em>Mine 2023</em> raporunda aktardığı Kanada araştırmasına göre, 15–30 yaş grubundaki gençlerin %70'i madencilik sektöründe kariyer yapmayı "muhtemelen" veya "kesinlikle" düşünmediğini ifade etmiş. Bu oran, araştırmada incelenen sektörler arasında en yüksek oran.</p>
<p>Bu veri göz ardı edilemez.</p>
<p>Fakat aynı veriyi "gençler çalışmak istemiyor" şeklinde okumak da doğru değil.</p>
<p>Araştırmacı Jean Twenge'nin <em>iGen</em> çalışması da bu noktada dikkat çekici bir uyarı yapıyor: dijital çağda büyüyen bu kuşağın kariyer beklentileri, önceki kuşaklardan farklı sosyal ve teknolojik koşullar altında şekilleniyor. Dolayısıyla düşük ilgiyi doğrudan "tembellik" veya "isteksizlik" olarak okumak yerine, bu farkın nereden geldiğini anlamak gerekiyor.</p>
<p>Çünkü burada asıl soru şu: <strong>Gençler neden madenciliği tercih etmiyor?</strong></p>
<p>Madencilik ve ağır sanayi hâlâ birçok genç için fiziksel olarak zor, hiyerarşik, teknolojik açıdan eski ve kariyer gelişimi sınırlı sektörler olarak algılanabiliyor.</p>
<p>Oysa gerçek madencilik artık bundan çok farklı.</p>
<p>Bugünün madenciliğinde;</p>
<p>- Otomasyon,</p>
<p>- Yapay zekâ,</p>
<p>- Veri analitiği,</p>
<p>- Otonom araçlar,</p>
<p>- Uzaktan operasyon,</p>
<p>- Dijital ikizler,</p>
<p>- Gerçek zamanlı risk yönetimi,</p>
<p>- İleri proses kontrolü,</p>
<p>giderek daha fazla önem kazanıyor.</p>
<p>Dolayısıyla gençlerin sektöre bakışını değiştirmek için yalnızca "madencilik çok önemli bir sektördür" demek yeterli değil.</p>
<p><strong>Madenciliğin nasıl değiştiğini göstermek gerekiyor.</strong></p>
<p>Z kuşağı bu dönüşümün nedeni değil; büyük ölçüde sonuçlarını görünür hâle getiren aynadır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Dört bileşenli dönüşüm</span></strong></p>
<p>Bana göre ağır sanayinin yeni nesil iş gücü sorununu çözebilmesi için dönüşüm dört temel bileşen üzerinden ele alınmalı: <strong>Okul-Toplum-İşveren-Devlet.</strong></p>
<p>Bu dört alan birlikte değişmeden yalnızca şirket içi eğitim programlarıyla kalıcı bir sonuç almak mümkün değil.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">1. Okul: Teorik obeziteden pratik çevikliğe</span></strong></p>
<p>Madencilik eğitiminin temel mühendislik bilgisi elbette vazgeçilmez.</p>
<p>Jeoloji, kaya mekaniği, maden işletme yöntemleri, cevher hazırlama, iş sağlığı ve güvenliği, makine ve ekipman bilgisi gibi alanlar mühendislik eğitiminin temelini oluşturuyor.</p>
<p>Ancak bugün sahaya çıkan genç mühendisin karşılaştığı dünya, yalnızca ders kitaplarında anlatılan dünyadan ibaret değil.</p>
<p>Bir genç mühendis aynı zamanda;</p>
<p>- dijital veri okuyabilmeli,</p>
<p>- sensör verilerini yorumlayabilmeli,</p>
<p>- üretim performansını analiz edebilmeli,</p>
<p>- dijital sistemlerle çalışabilmeli,</p>
<p>- yapay zekâ destekli karar araçlarını anlayabilmeli,</p>
<p>- ekipman ve insan etkileşimini değerlendirebilmeli,</p>
<p>- sahadaki gerçek zamanlı riskleri yönetebilmeli.</p>
<p>Bu nedenle üniversitelerde "teknoloji anlatmak" ile "teknolojiyle çalışmayı öğretmek" arasındaki farkın kapatılması gerekiyor.</p>
<p>Genç mühendisin mezun olduğunda ilk kez sahada karşılaşmaması gereken şey, <strong>sahanın kendisi</strong> olmalı.</p>
<p>Üniversite–sektör iş birlikleri, simülasyonlar, saha projeleri, gerçek üretim verileri ve kontrollü staj modelleri eğitimin doğal parçaları hâline gelmeli.</p>
<p>Çünkü ağır sanayide öğrenmenin en değerli bölümü hâlâ sahada gerçekleşiyor.</p>
<p>Ancak artık bu saha deneyiminin dijital araçlarla desteklenmesi gerekiyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">2. Toplum: Ağır sanayinin itibarını yeniden inşa etmek</span></strong></p>
<p>Bir sektöre insan kaynağı kazandırmak istiyorsanız önce o sektörün toplumdaki algısını yönetmeniz gerekir.</p>
<p>Gençlerin kariyer tercihleri artık yalnızca ücret üzerinden değil; çalışma ortamı, gelişim fırsatları, teknoloji kullanımı ve yapılan işin anlamı üzerinden de şekilleniyor. Bu nedenle madenciliğin gençlere nasıl anlatıldığı, sektörün gelecekteki insan kaynağı açısından önem taşıyor.</p>
<p>Oysa madencilik çoğu zaman yalnızca "zor iş", "riskli iş" veya "yer altında çalışmak" üzerinden tanıtılıyor.</p>
<p>Sektörün gerçek dönüşümünü anlatmak gerekiyor.</p>
<p>Bugünün madencilik mühendisi yalnızca üretim planlamıyor.</p>
<p>Aynı zamanda veri yönetiyor.</p>
<p>Otomasyon sistemlerini izliyor.</p>
<p>Enerji verimliliğini değerlendiriyor.</p>
<p>İş güvenliği risklerini analiz ediyor.</p>
<p>Çevresel performansı takip ediyor.</p>
<p>Üretim maliyetlerini yönetiyor.</p>
<p>Yapay zekâ ve dijital teknolojilerin üretim süreçlerine entegrasyonunda rol alıyor.</p>
<p>Bu nedenle gençlere verilmesi gereken mesaj:</p>
<p><strong>"Madencilik geçmişin sektörü değil, geleceğin kritik teknolojilerinin hammaddesini üreten sektördür."</strong></p>
<p>Dünyanın enerji dönüşümü için ihtiyaç duyduğu kritik minerallerin önemli bölümü madencilikten geliyor.</p>
<p>Dolayısıyla gençlerin sektöre bakışını değiştirmek yalnızca bir insan kaynakları faaliyeti değildir.</p>
<p>Bu aynı zamanda <strong>stratejik bir sanayi politikasıdır.</strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">3. İşveren: Tecrübesizliği kusur değil, yatırım alanı görmek</span></strong></p>
<p>Ağır sanayide en büyük paradokslardan biri burada ortaya çıkıyor.</p>
<p>Şirketler deneyimli çalışan istiyor.</p>
<p>Gençlerin deneyimi yok.</p>
<p>Ancak gençlere deneyim kazanabilecekleri alan açılmadığında, deneyim nasıl oluşacak?</p>
<p><strong>Tecrübe satın alınabilecek bir ürün değildir.</strong></p>
<p>Tecrübe, sistematik biçimde aktarılabilir.</p>
<p>Bu nedenle yeni nesil insan kaynağı yönetiminde "tecrübesiz çalışan" kavramının yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Yeni mezun bir mühendisin veya genç çalışanın ilk günden deneyimli bir çalışanın üretim performansını göstermesi beklenmemeli.</p>
<p>Bunun yerine;</p>
<p><strong>Tecrübe + Teknoloji </strong>birlikte tasarlanmalı.</p>
<p>Deneyimli çalışan, genç çalışana yalnızca işi göstermemeli; karar verme mantığını da aktarmalı.</p>
<p>Genç çalışan ise deneyimli çalışana yeni teknolojileri, dijital araçları ve yeni çalışma biçimlerini taşımalı.</p>
<p>Bu ilişki tek yönlü bir mentorluk olmaktan çıkarılıp <strong>çift yönlü öğrenme modeline</strong> dönüştürülebilir.</p>
<p>Deloitte'nin 2026 sektör görünümünde de dijital ve yapay zekâ destekli operasyonlar yaygınlaştıkça çalışanların yetkinliklerinin teknolojiyle birlikte geliştirilmesinin kritik hâle geldiği vurgulanıyor. Raporda üniversiteler, teknik okullar ve çıraklık programlarıyla kurulacak iş birliklerinin de yetenek havuzunu güçlendirebileceği belirtiliyor.</p>
<p>Bu yaklaşımın temelinde basit bir düşünce var:</p>
<p><strong>Genç çalışanın eksiklerini görmek yerine, gelecekte oluşturabileceği değeri görmek.</strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">4. Devlet: İnsan kaynağını stratejik altyapı olarak görmek</span></strong></p>
<p>Türkiye'nin kritik hammaddeler, enerji dönüşümü ve ileri sanayi hedefleri konuşulurken insan kaynağı konusu aynı stratejik seviyede ele alınmalı.</p>
<p>Çünkü maden yatağına yatırım yapmak kadar, o yatağı işleyecek mühendise, teknisyene ve nitelikli operatöre yatırım yapmak da gerekiyor.</p>
<p>Yeni nesil madencilik için;</p>
<p>- Mesleki eğitim programları,</p>
<p>- Üniversite–sanayi iş birlikleri,</p>
<p>- Uygulamalı eğitim merkezleri,</p>
<p>- Sektör odaklı burs ve staj programları,</p>
<p>- Dijital yetkinlik eğitimleri,</p>
<p>- Genç mühendislerin sahaya adaptasyon programları,</p>
<p>- Deneyimli çalışanların bilgi transferini teşvik eden modeller</p>
<p>stratejik insan kaynağı politikalarının parçası hâline getirilebilir.</p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu da iş gücü dönüşümünde beceri geliştirme ve yeniden beceri kazandırmayı temel araçlardan biri olarak ortaya koyuyor. İşverenlerin büyük bölümü önümüzdeki yıllarda çalışanlarını yeniden eğitmeyi önceliklendirmeyi planlıyor.</p>
<p>Türkiye açısından mesele yalnızca "kaç mühendis mezun ediyoruz?" sorusu değildir.</p>
<p>Asıl soru:<strong>Kaç mühendisi geleceğin sanayisini yönetecek yetkinliklerle mezun ediyoruz?</strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">KODEK: Tecrübe ile teknolojiyi buluşturmak</span></strong></p>
<p>Bu dört bileşenin işletme seviyesindeki karşılığı olarak benim önerdiğim yaklaşım <strong>KODEK – Kademeli Oryantasyon, Dijital Entegrasyon ve Kariyer Programı</strong>.</p>
<p>Model üç temel aşamadan oluşuyor.</p>
<h3>1. Erken ve kontrollü adaptasyon</h3>
<p>Genç çalışanı doğrudan karmaşık operasyonların içine bırakmak yerine, görev ve sorumlulukları kademeli olarak artırmak.</p>
<p>Amaç yalnızca işi öğretmek değil; çalışanın sistemin nasıl çalıştığını anlamasını sağlamak.</p>
<h3>2. Çift yönlü mentorluk</h3>
<p>Deneyimli çalışan genç çalışana saha tecrübesini aktarırken, genç çalışan da deneyimli çalışana dijital araçlar ve yeni teknolojiler konusunda katkı sağlayabilir.</p>
<p>Böylece mentor–menti ilişkisi tek yönlü olmaktan çıkar.</p>
<p><strong>Tecrübe yukarıdan aşağıya, teknoloji aşağıdan yukarıya akar.</strong></p>
<h3>3. Güvenlik, yetkinlik ve kariyer haritası</h3>
<p>Genç çalışanın yalnızca üretim hedefleriyle değil;</p>
<p>- İş güvenliği,</p>
<p>- Teknik yetkinlik,</p>
<p>- Dijital beceri,</p>
<p>- Liderlik,</p>
<p>- Kariyer gelişimi</p>
<p>boyutlarıyla birlikte takip edilmesi gerekir.</p>
<p>Çünkü genç çalışan için "Burada ne iş yapıyorum?" kadar önemli bir başka soru daha vardır:</p>
<p><strong>"Burada gelecekte nereye gidebilirim?"</strong></p>
<p>Harvard Business Review'da yayımlanan araştırmalar da çalışan motivasyonunda kariyer gelişimi, topluluk duygusu ve yapılan işin anlamının önemli unsurlar olduğunu; bu beklentilerin yalnızca tek bir kuşağa özgü olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Dolayısıyla konu yalnızca "Z kuşağını anlamak" değildir.</p>
<p>Konu, <strong>insanı anlayan bir çalışma sistemi kurmaktır.</strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Asıl sorun Z kuşağı değil</span></strong></p>
<p>Bütün bu tabloya birlikte baktığımızda farklı bir sonuç ortaya çıkıyor.</p>
<p>Dünyanın madencilik ve ağır sanayi yatırımlarını artırması bekleniyor.</p>
<p>Teknoloji hızla gelişiyor.</p>
<p>Yapay zekâ ve otomasyon sahaya giriyor.</p>
<p>Deneyimli çalışanlar emekli oluyor.</p>
<p>Yeni çalışanların sektöre ilgisi sınırlı kalabiliyor.</p>
<p>Ve şirketler aynı anda hem teknolojiye hem insana yatırım yapmak zorunda.</p>
<p>Bu durumda "Z kuşağı çalışmıyor" demek, sorunun yalnızca bir bölümünü tarif ediyor.</p>
<p>Daha doğru soru şu: <strong>Biz bu kuşağı çalıştırmak için hangi sistemi kurduk?</strong></p>
<p>Eğer genç çalışana yalnızca emir verirsek, teknolojiye erişimini sınırlarsak, kariyer yolunu göstermeden performans beklersek ve yılların deneyimini aktaracak bir mekanizma kurmazsak, sorunun tamamını genç çalışanın üzerine yükleyemeyiz.</p>
<p>Çünkü yeni neslin değişmesi gereken yönleri olduğu kadar, <strong>işverenlerin ve kurumların da değiştirmesi gereken çalışma biçimleri var.</strong></p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Ağır sanayinin yeni denklemi</strong></span></p>
<p>Önümüzdeki dönemde ağır sanayide rekabet yalnızca rezerv miktarıyla ölçülmeyecek.</p>
<p>Daha fazla üretmek tek başına yeterli olmayacak.</p>
<p>Daha ucuz üretmek de yeterli olmayacak.</p>
<p>Yeni rekabet denklemi;</p>
<p><strong>Hammadde + Teknoloji + İnsan Yetkinliği + Hızlı Karar</strong></p>
<p>üzerinden şekillenecek.</p>
<p>Bir ülke kritik minerallere sahip olabilir.</p>
<p>Ancak bu mineralleri yüksek katma değerli ürünlere dönüştürecek teknolojisi yoksa değer zincirinin önemli bölümünü kaçırır.</p>
<p>Teknolojisi olabilir.</p>
<p>Ancak teknolojiyi sahada yönetecek insan kaynağı yoksa yatırımın beklenen karşılığını alamaz.</p>
<p>İnsan kaynağı olabilir.</p>
<p>Ancak bu insan kaynağının karar alma süreçlerini destekleyen sistemleri yoksa operasyonel çeviklik sağlanamaz.</p>
<p>Dolayısıyla geleceğin ağır sanayisi, bu bileşenlerin birbirinden ayrı değil, <strong>entegre çalıştığı sanayi olacaktır.</strong></p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Sonuç: Asıl maden nerede?</strong></span></p>
<p>Bugün "Z kuşağı çalışmıyor" diyerek tartışmayı kapatmak kolay.</p>
<p>Daha zor olan ise şu soruyu sormak:</p>
<p><strong>"Biz bu kuşağı çalıştırmak için hangi sistemi kurduk?"</strong></p>
<p>Bu soruya vereceğimiz cevap, yalnızca gençlerin geleceğini değil, ağır sanayinin geleceğini de belirleyecek.</p>
<p>Çünkü önümüzdeki dönemde milyarlarca dolarlık yatırımlar yapılacak.</p>
<p>- Yeni madenler açılacak.</p>
<p>- Yeni tesisler kurulacak.</p>
<p>- Yapay zekâ ve otomasyon üretim süreçlerine daha fazla girecek.</p>
<p>- Fakat bütün bunların arkasında hâlâ insan olacak.</p>
<p>- Makinenin ne zaman çalışacağını,</p>
<p>- Hangi verinin önemli olduğunu,</p>
<p>- Hangi riskte üretimin durdurulacağını,</p>
<p>- Hangi yatırımın yapılacağını,</p>
<p>ve hangi kararın alınacağını yine insanlar belirleyecek.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'nin ağır sanayi stratejisi yalnızca <strong>"hangi madeni çıkaracağız?"</strong> sorusuyla sınırlı kalmamalı.</p>
<p>Şu soruyu da sormalıyız: <strong>"Bu madeni geleceğin teknolojisiyle işleyecek insan kaynağını nasıl yetiştireceğiz?"</strong></p>
<p>Bence gerçek dönüşüm burada başlayacak.</p>
<p>Mesele, ağır sanayinin geleceğini anlayacak yeni nesli yetiştirebilmektir.</p>
<p>Ve belki de asıl maden, toprağın altında değil; <strong>o madenin geleceğini şekillendirecek gençlerin zihnindedir.</strong></p>
<p><strong>KAYNAKLAR</strong></p>
<ol>
<li><strong>World Economic Forum (WEF). (2025).</strong> <em>The Future of Jobs Report 2025.</em> Geneva: World Economic Forum.</li>
</ol>
<p><u>https://www.weforum.org/publications/the-future-of-jobs-report-2025/</u></p>
<ol start="2">
<li><strong>McKinsey &amp; Company. (2023).</strong> <em>How the Energy Transition Could Affect Material Supply Chains.</em> McKinsey Metals &amp; Mining Practice.</li>
</ol>
<p><u>https://www.mckinsey.com/industries/metals-and-mining/our-insights/the-net-zero-materials-transition-implications-for-global-supply-chains</u></p>
<ol start="3">
<li><strong>Deloitte. (2026).</strong> <em>2026 Mining and Metals Industry Outlook.</em> Deloitte Insights.</li>
</ol>
<p><u>https://www.deloitte.com/us/en/insights/industry/mining-metals/mining-and-metals-industry-outlook.html</u></p>
<ol start="4">
<li><strong>PwC. (2023).</strong> <em>Mine 2023: The Era of Reinvention.</em> PricewaterhouseCoopers.</li>
</ol>
<p><u>https://www.pwc.com/mine</u></p>
<ol start="5">
<li><strong>Goler, L., Gale, J., Harrington, B., &amp; Grant, A. (2018).</strong> "The 3 Things Employees Really Want: Career, Community, Cause." <em>Harvard Business Review.</em></li>
<li><strong>Twenge, J. M. (2017).</strong> <em>iGen: Why Today's Super-Connected Kids Are Growing Up Less Rebellious, More Tolerant, Less Happy—and Completely Unprepared for Adulthood.</em> New York: Atria Books.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/z-kusagi-gunah-kecisi-degil-sistemin-aynasidir-87090</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Z Kuşağı günah keçisi değil, sistemin aynasıdır&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ytakta-kapsama-alani-genisletiliyor-87076</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 06:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> YTAK’ta kapsama alanı genişletiliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE - MEHMET KAYA</strong></p>
<p>Pazar günü Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından kamuoyuna duyurulan ve aynı gün Resmi Gazete’de yayımlanan Orta Vadeli Program’da (2027-2029) imalat sanayine yönelik desteklerde önemli bir detay yer aldı.</p>
<p>OVP’ye göre, hâlen 1 milyar lira alt sınırlı yatırımlara, Merkez Bankası kaynaklarından destek verilmesini öngören Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi’nin kapsama alanı genişletilecek. Türkiye’de yıllardır OVP’lerde yer alan ve son olarak 2025 yılı 4’üncü çeyreğinde hayata geçirileceği belirtilen Kamu İhale Kanunu değişikliği ise 2027 yılındaki eylemler arasına ilave edildi.</p>
<h2>Küçük ölçekli imalat yatırımlarına yönelik yeni bir uygulama gelecek </h2>
<p>OVP’nin sürdürülebilir büyüme başlığı altında sanayide yüksek katma değerli dönüşümün desteklenmesi ana politikası kapsamında, YTAK’ın kapsamının genişletileceğine ilişkin ipuçları yer aldı.</p>
<p>Buna göre, YTAK Programı üretken sektörlerde ihracatı destekleyici ve yüksek katma değerli ürün gruplarına yönelik mevcut yatırım teşvik sistemiyle bütünleşik bir biçimde seçici ve odaklı olarak daha etkin uygulanmaya devam edilecek.</p>
<p>Bunun yanı sıra katma değeri yüksek nitelikli olup görece daha küçük ölçekli imalat sanayii yatırımlarını kapsayacak şekilde yeni bir uygulama alanı daha geliştirilecek. Bu eylem 2026 yılı son çeyreğinde başlayacak ve sürekli uygulanacak.</p>
<p>YTAK, Merkez Bankası kaynaklarından özel sektörün kamu strateji belgelerindeki alanlara yapacağı yatırımların finanse edilmesi esasına dayanıyor. Programın başladığı 2020 yılında, sadece üretim yatırımları kapsamda yer alıyordu. Ardından büyük turizm yatırımları ile deprem bölgesindeki yatırımlar da YTAK çerçevesinde desteklenmeye başlandı.</p>
<p>YTAK, ilk başladığında her bir yıl için 100 milyar TL olmak üzere 300 milyar TL ayrılmıştı. Daha sonra Haziran 2025’te toplam tutar 500 milyar TL’ye yükseltildi. Bu kararla toplam limit 750 milyar TL’ye çıkarıldı.</p>
<p>Merkez Bankası verilerine göre, bu alanda kullandırılan fiili tutar Temmuz 2026 itibariyle 139 milyar 959 milyon TL’ye ulaştı. Bu tutar, tahsis edilen kredileri göstermiyor. Kredi tahsislerinin tutarına ya da sektörüne yönelik bir veri ya da rapor yayınlanmıyor. YTAK kredileri, 2020’de kredi tahsisi konusunda genel bankacılık kurallarıyla başlatılmıştı. 2023 sonunda ise Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı birlikte çalışarak, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayınlanan 281 sanayi ürünü için yatırım planları ve yatırım şekline göre bir puanlama sistemiyle kurallı hale getirildi.</p>
<h2>Kamu ihale mevzuatında değişim başka bahara kaldı </h2>
<p>Geçen yıl yayımlanan OVP’de 2025 yılı 4’üncü çeyreğinde hayata geçirilmesi öngörülen kamu ihale mevzuatındaki değişim, 2026 yılını da atladı ve 2027 yılı ilk çeyreğine ötelendi. Ötelenen düzenleme; Kamu ihale mevzuatı uluslararası norm ve standartlara uyumlu olacak şekilde dijitalleşmeyi, yenilikçiliği ve sürdürülebilirliği destekleyen ve önceleyen satın alma yaklaşımıyla güncellenmesini ve sektörel kamu alımları düzenlemesinin hayata geçirilmesini öngörüyordu. OVP’de sanayi ve ticaret alanlarında öne çıkan bazı noktalar ise şöyle:</p>
<h2>Belgeye dayalı finansman programı </h2>
<p>Firmaların işletme sermayesi ihtiyacının karşılanması amacıyla yalnızca üretim ve ihracat faaliyetlerine yönelik kullanılmak üzere tedarik ihtiyaçlarına ve belgeye dayalı finansman programları uygulanacak. </p>
<h2>Kamu borçlarına geçici yapılandırma </h2>
<p>Nakit akışı bozulan ancak üretim ve ihracat kapasitesini koruyan firmalar için vergi, SGK primi ve diğer kamu kaynaklı yükümlülüklerde belirli kriterlere bağlı geçici yeniden yapılandırma ve taksitlendirme imkânları geliştirilecek.</p>
<h2>Teşvikte performans kriterleri dikkate alınacak </h2>
<p>Devlet yardımlarının kullandırılmasında illerin teknolojik yetkinlikleri gözetilerek verimlilik artışı, teknoloji kazanımı, enerji verimliliği, ihracat, istihdam ve yerli katma değer oluşturulması gibi ölçütler öncelikli performans kriterleri olarak dikkate alınacak, etki değerlendirmelerine dayalı olarak sade ve etkin yapıda yürütülmesine devam edilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ytakta-kapsama-alani-genisletiliyor-87076</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/Imalat.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ YTAK&#039;tan daha fazla firmanın yararlandırılması yönünde hazırlık yapılıyor. Görece daha küçük ölçekli katma değeri yüksek imalat sanayii yatırımlarını kapsayacak yeni bir uygulama alanı geliştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumakli-gubre-tedarikini-daha-da-guvence-altina-aliyoruz-87119</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumaklı: Gübre tedarikini daha da güvence altına alıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında imzalanan "Mineral Gübre Sevkiyatı Alanında Mutabakat Zaptı"nı değerlendirdi.</p>
<p>Sosyal medya paylaşımında planlı üretim hedefleri doğrultusunda, üreticilerin tarımsal girdilere kesintisiz ve sürdürülebilir erişimi için stratejik adımlar attıklarını belirten Yumaklı, "Bölgemizde yaşanan savaş ve çatışmalar sebebiyle gübre tedarikinde oluşabilecek risklere karşı kaynak çeşitliliğini artırıyoruz. Rusya Federasyonu ile imzaladığımız Mineral Gübre Sevkiyatı Mutabakatı ile gübre ve gübre ham maddesi tedarikini daha da güvence altına alıyoruz. Üretimi destekleyecek ve piyasaya kesintisiz ürün arzına katkı sunacak Mutabakat, ülkemize ve üreticilerimize hayırlı olsun." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumakli-gubre-tedarikini-daha-da-guvence-altina-aliyoruz-87119</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/yumakli-1770294211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Yumaklı, &quot;Rusya Federasyonu ile imzaladığımız Mineral Gübre Sevkiyatı Mutabakatı ile gübre ve gübre ham maddesi tedarikini daha da güvence altına alıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-malzemesi-sanayisinin-ihracati-temmuzda-yuzde-1-artti-87118</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat malzemesi sanayisinin ihracatı temmuzda yüzde 1 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneğinin (Türkiye İMSAD) KPMG iş birliğiyle hazırladığı dış ticaret endeksinin temmuz sonuçları paylaşıldı.</p>
<p>Buna göre, haziranda 3,17 milyar dolar olan inşaat malzemesi sanayi ihracatı, temmuzda yüzde 1 artışla 3,20 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Haziranda 5,19 milyon ton olan ihracat miktarı temmuzda yüzde 4,8 gerileyerek 4,94 milyon ton oldu. İnşaat malzemesi sanayinin ortalama ihracat birim fiyatı temmuzda kilogram başına ortalama 0,65 dolar olarak gerçekleşti. Haziranda kilogram başına ortalama 0,61 dolar olan ortalama ihracat birim fiyatı, temmuzda yüzde 6,1 artarak son iki aylık düşüşün ardından yeniden yükselişe geçti.</p>
<p>Temmuzda inşaat malzemesi ithalatı 1,44 milyar dolar olarak gerçekleşti. Böylece haziranda 1,48 milyar dolar olan ithalat tutarı, temmuzda yüzde 2,6 geriledi. Haziranda 462,2 bin ton olan ithalat miktarı, temmuzda yüzde 21,4 gerileyerek 363,5 bin ton oldu. İnşaat malzemesi sanayisinin ortalama ithalat birim fiyatı temmuzda kilogram başına ortalama 3,96 dolar olarak kayıtlara geçti. Haziranda kilogram başına ortalama 3,20 dolar olan ithalat birim fiyatı, temmuzda yüzde 23,9 artarak hazirandaki gerilemenin ardından yeniden yükselişe geçti.</p>
<p><strong>7 ayda 10,67 milyar dolar dış ticaret fazlası</strong></p>
<p>İnşaat malzemesi sanayisi temmuzda 3,20 milyar dolarlık ihracata karşılık 1,44 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi. Bu gelişmeyle sektörün dış ticaret fazlası yaklaşık 1,76 milyar dolar oldu. İhracat değerindeki sınırlı artışa karşın ithalat değerinin gerilemesi, dış ticaret dengesini ihracat lehine destekledi.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde inşaat malzemesi sanayi ihracatı toplam 19,51 milyar dolar, ithalatı ise 8,84 milyar dolar olarak gerçekleşti. Aynı dönemde ihracat miktarı 30,13 milyon ton, ithalat miktarı ise 2,48 milyon ton oldu.</p>
<p>Böylece sektör, yılın yedi ayında yaklaşık 10,67 milyar dolar dış ticaret fazlası verdi.</p>
<p><strong>12 aylık ihracat 33,38 milyar</strong></p>
<p>İnşaat malzemesi sanayisinin 12 aylık dış ticaret performansında ihracat tarafındaki büyüme dikkati çekti. Ağustos 2025-Temmuz 2026 döneminde 12 aylık ihracat 33,38 milyar dolar ve 51,65 milyon ton olarak gerçekleşti. Yıllık ihracat değer olarak bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 10,5 artarken, miktar olarak da yüzde 2 yükseldi. Ortalama ihracat birim fiyatı aynı dönemde yüzde 8,3 artarak kilogram başına ortalama 0,65 dolar oldu.</p>
<p>İthalatta ise aynı dönemde 14,32 milyar dolarlık ve 4,24 milyon tonluk dış alım gerçekleşti. Yıllık ithalat değeri yüzde 16 artarken, ithalat miktarı yüzde 4,9 geriledi. Ortalama ithalat birim fiyatı yüzde 22 artarak kilogram başına ortalama 3,38 dolara yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-malzemesi-sanayisinin-ihracati-temmuzda-yuzde-1-artti-87118</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/insaat-maliyet.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnşaat malzemesi sanayisinin ihracatı temmuzda yüzde 1 artarak 3,2 milyar dolara yükseldi. 12 aylık ihracat ise miktar bazında 51,65 milyon ton olurken değerde 33 milyar doları aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osb-sanayiye-deger-katan-isimlerin-hatiralarini-yasatiyor-87110</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kütahya OSB, kent sanayisine değer katan isimlerin hatıralarını yaşatıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KÜTAHYA</strong></p>
<p>Kütahya Organize Sanayi Bölgesi (Kütahya OSB), kentin sanayi tarihine katkı sağlayan isimlerin hatıralarını yaşatmak amacıyla “Değerlerimiz” çalışmasını hayata geçirdi. Proje kapsamında Bekir Eskioğlu, Nafi Güral, Rıza Güral, İsmet Güral, İrfan Sopakoymaz ve Necati Ünal’ın adlarını taşıyan caddelere, bu isimlerin fotoğraflarıyla yaşam ve iş dünyalarına ilişkin bilgilerin yer aldığı özel tanıtım panoları yerleştirildi. Böylece her gün binlerce çalışan, sanayici ve ziyaretçinin kullandığı caddeler, Kütahya’nın üretim geçmişine yön veren isimlerin hikâyelerini de anlatmaya başladı.</p>
<p><strong>Sanayileşme sürecine katkıları anlatılıyor</strong></p>
<p>Hazırlanan panolarda isimlerin biyografilerinin yanı sıra üretim, istihdam ve girişimcilik alanında ortaya koydukları çalışmalar ile Kütahya’nın ekonomik gelişimine sağladıkları katkılara yer verildi. Çalışmada, Kütahya OSB’nin kuruluş sürecinde görev üstlenen Bekir Eskioğlu ile sanayi ve turizm yatırımları sayesinde önemli bir istihdam kapasitesi oluşturan Nafi Güral’ın yaşam öyküleri anlatıldı.</p>
<p>Küçük bir torna atölyesinde başlayan girişimcilik yolculuğunu farklı sektörlere taşıyan Rıza Güral ile Kütahya’daki üretimi uluslararası pazarlara ulaştıran İsmet Güral da projede yer aldı. Kütahya OSB’deki ilk sanayi yatırımını gerçekleştirerek 1997 yılında bölgede üretimin başlamasına öncülük eden İrfan Sopakoymaz ve yerli sermayeyle büyüyen sanayi yatırımlarına öncülük eden Necati Ünal’ın katkıları da panolar aracılığıyla kamuoyuna aktarıldı.</p>
<p><strong>“Bir sanayi bölgesinin hafızası insanlarla yaşar”</strong></p>
<p>Kütahya OSB’nin bugünkü üretim ve yatırım kapasitesine ulaşmasında geçmişte ortaya konulan girişimci iradenin önemli rol oynadığını belirten Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu, sanayileşme sürecine katkı sunan isimlerin hatıralarını yaşatmayı kurumsal bir sorumluluk olarak gördüklerini söyledi.</p>
<p>Eskioğlu, “Bugün güçlü bir üretim ve yatırım merkezi olarak yolumuza devam ediyorsak bunun temelinde geçmişte ortaya konulan emek, cesaret, girişimcilik ve vizyon bulunuyor. Bir sanayi bölgesinin hafızası yalnızca fabrikaları, yolları veya yatırımlarıyla değil, onu var eden insanlarla yaşar. İsimlerini caddelerimizde yaşattığımız değerlerimizin hikâyelerinin bilinmesine, özellikle gelecek kuşaklara aktarılmasına büyük önem veriyoruz. Bu çalışma, Kütahya sanayisine değer katmış isimlere duyduğumuz saygının ve vefanın bir göstergesidir. Geçmişimizden aldığımız güçle üretmeyi, gelişmeyi ve Kütahya’ya değer katmayı sürdüreceğiz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kurumsal hafıza fiziksel mekânlarla buluştu</strong></p>
<p>Çalışmayla Kütahya OSB’nin kurumsal hafızasının bölgedeki fiziksel mekânlarla bütünleştirilmesi, caddelere adlarını veren isimlerin sanayiye ve kente sundukları katkıların daha geniş kesimler tarafından tanınması amaçlanıyor. Projede yer verilen isimlerin ayrıntılı yaşam öyküleri ve Kütahya sanayisine katkıları, Kütahya OSB’nin internet sitesindeki “Değerlerimiz” bölümünde de paylaşılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osb-sanayiye-deger-katan-isimlerin-hatiralarini-yasatiyor-87110</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/0/1280x720/kutahya-osb-sanayiye-deger-katan-isimlerin-hatiralarini-yasatiyor-1788936134.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kütahya Organize Sanayi Bölgesi, kentin üretim ve sanayileşme sürecine katkı sunan altı ismin yaşam öykülerini, adlarını taşıyan caddelere yerleştirilen tanıtım panolarıyla görünür kıldı. Çalışmayla bölgenin kurumsal hafızasının gelecek kuşaklara aktarılması hedefleniyor. Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu, &quot;Bu çalışma, Kütahya sanayisine değer katmış isimlere duyduğumuz saygının ve vefanın bir göstergesidir. Geçmişimizden aldığımız güçle üretmeyi, gelişmeyi ve Kütahya’ya değer katmayı sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-2026-butcesinde-en-yuksek-payi-egitime-ayirdik-87104</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 20:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: 2026 bütçesinde en yüksek payı eğitime ayırdık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 sonuçlarını değerlendirdi.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Türkiye'nin, sıralamasını tüm alanlarda yükseltirken, fen bilimleri ve okuma becerilerinde OECD ortalamasının üzerinde performans gösterdiğini anlatan Şimşek, "91 ülke arasında sıralamamız, fen bilimlerinde 15, okuma becerilerinde 18, matematikte 11 basamak yükseldi. OECD ülkeleri arasında 2022'ye kıyasla her üç alanda puanını en fazla artıran Türkiye, son 10 yılda üç alanda da performansını sürekli artıran tek OECD üyesi oldu. 2026 yılı bütçesinde en yüksek payı, yüzde 15,3 ile eğitime ayırdık. Kalkınmanın temel unsurlarından biri olan beşeri sermayemizin niteliğini daha da güçlendirmek için eğitim politikalarımızı sürdürecek, elde ettiğimiz kazanımları daha ileriye taşımaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-2026-butcesinde-en-yuksek-payi-egitime-ayirdik-87104</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/4/1280x720/simsek-1781329278.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, &quot;Türkiye, PISA 2025 sonuçlarına göre sıralamasını tüm alanlarda yükseltti. 91 ülke arasında sıralamamız, fen bilimlerinde 15, okuma becerilerinde 18, matematikte 11 basamak yükseldi. Türkiye, son 10 yılda üç alanda da performansını sürekli artıran tek OECD üyesi oldu. 2026 yılı bütçesinde en yüksek payı, yüzde 15,3 ile eğitime ayırdık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dso-baskani-selim-kasapoglu-yeniden-aday-denizliyi-daha-da-ileriye-tasiyacagiz-87065</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 17:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Denizli’yi daha da ileriye taşıyacağız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli Sanayi Odası (DSO) Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, dört yıllık görev döneminin son meclis toplantısında odanın geride bıraktığı dönemi ve yeni dönem hedeflerini değerlendirdi.</p>
<p>Kasapoğlu, dört yılda DSO’nun yalnızca faaliyetlerini artırmadığını, çalışma modelini de dönüştürdüğünü belirterek; üyelerin ihtiyaçlarına doğrudan dokunan yeni hizmet yapıları kurduklarını, sanayiciler arasında ve ulusal-uluslararası alanda yeni bağlantılar geliştirdiklerini söyledi. Önümüzdeki dönemin odağını ise Denizli sanayisinin teknoloji, yatırım, katma değer ve nitelikli istihdam ölçeğini büyütmek olarak ortaya koydu.</p>
<p>Denizli sanayicisinin ihtiyaçlarına doğrudan yanıt veren, sorunlara çözüm üreten bir oda modeli oluşturduklarını belirten Denizli Sanayi Odası Başkanı Selim Kasapoğlu, “Görev dönemimizde salgının artçı etkilerinden depreme, küresel tedarik sorunlarından yüksek enflasyona kadar ağır bir ekonomik iklimle karşılaştık. Bu şartlar karşısında beklemek yerine harekete geçtik; süreçleri kişilere bağlamak yerine iş birlikleri ve kurumsal yapılar inşa ettik. Meslek Komitelerimizi, komisyonlarımızı ve kurullarımızı daha etkin hale getirerek karar alma süreçlerine üyelerimizin daha güçlü katılımını sağladık. Yüksek İstişare Kurulumuzu çalışma sistemimize dahil ettik, üye bilgilerimizi güncelledik ve sektörlerin ortak meselelerini düzenli toplantılarla gündeme taşıdık. Bizim için katılımcılık yalnızca toplantı sayısını artırmak değil; üyelerin sözünü dinlemek, görüşlerini karara dönüştürmek ve sonuçların sorumluluğunu birlikte taşımaktır. Dört yılın sonunda hem faaliyetlerimizi artırdık hem de odamızın çalışma modelini değiştirdik” diye konuştu.</p>
<p>Üyelerin ihtiyaçlarına doğrudan yanıt veren hizmet kapasitesini güçlendirdiklerini ifade eden Kasapoğlu, “Denizli Model Fabrikayı, Verimlilik Merkezimizi, DSO Akademiyi, Teşvik Ofisini, DSO MEİP’i, İtalya İrtibat Ofisimizi ve KOSGEB Temsilciliğimizi güçlendirdik. Bu yapıların ortak amacı üyelerimizin yatırımına, maliyetlerine, verimliliğine, enerji performansına, insan kaynağına ve yeni pazarlara erişimine katkı sağlamak. Teşvik Ofisimiz henüz bir buçuk yıllık dönemde toplam 1,6 milyar liralık proje hacminin geliştirilmesine öncülük etti. Denizli Model Fabrikamız 40’a yakın firmaya verimlilik danışmanlığı ve dönüşüm desteği sağlarken, bazı süreçlerde yüzde 56’ya varan verimlilik artışları elde edildi. Sürdürülebilirlik Birimimiz dört yılda 416 çalışma ve faaliyet gerçekleştirdi, Verimlilik Merkezimiz ise 50’ye yakın firmaya ulaştı. DSO Akademimizde dört yılda 800’ü aşkın katılımcının yer aldığı 34 eğitim düzenledik. DSO MEİP kapsamında 9 meslek lisesinde bir yılda 93 etkinlik gerçekleştirerek eğitim ile sanayi arasındaki iş birliğini güçlendirdik. İtalya İrtibat Ofisimiz aracılığıyla da son iki yılda 257 üyemizin vize süreçlerine destek sağladık. Hizmet anlayışımızı klasik oda hizmetleriyle sınırlamadık; yaptığımız çalışmaların üyelerimizin işletmelerinde neyi değiştirdiğine odaklandık. Bu kapasiteyi oluştururken kurumumuzu da güçlendirdik; iştiraklerimizle birlikte çalışan sayımızı 14’ten 30’a yaklaştırdık. Kadromuzu odayı büyütmek için değil, üyelerimize daha hızlı ve nitelikli hizmet sunabilmek için genişlettik” dedi.</p>
<p>DSO’nun yalnızca hizmet sunan değil, üyeleri, kamu kurumları ve uluslararası pazarlar arasında bağlantı kuran bir yapıya dönüştüğünü belirten Kasapoğlu, “Bir odanın gerçek gücü sahip olduğu binalardan veya düzenlediği etkinliklerden değil, kurabildiği bağlardan ve üyeleri adına açabildiği kapılardan gelir. Bu dört yılda üyeyi Odayla, üyeyi üyeyle, sanayiciyi Ankara’yla, Denizli’yi Avrupa’yla bağladık. TEİ ve BAYKAR ile gerçekleştirdiğimiz tedarikçi buluşmalarıyla 50’yi aşkın firmamızı savunma ve havacılık sanayisinin önemli aktörleriyle bir araya getirdik, 20 firmamızın saha ziyaretlerine vesile olduk. Ankara’da bakanlıklar, kamu kurumları, TOBB ve karar vericiler nezdinde Denizli sanayisinin sorunlarını sahadan aldığımız veriler ve çözüm önerileriyle gündeme taşıdık. Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve uluslararası ağlarla geliştirdiğimiz ilişkiler, yeşil ve dijital dönüşüm çalışmaları ile İtalya İrtibat Ofisimiz sayesinde firmalarımızın uluslararası bağlantılarını güçlendirdik. Önümüzdeki dönemde de tedarikçi buluşmaları ve yeni iş birlikleriyle Denizli’nin üretim kabiliyetini Türkiye’nin stratejik sektörleriyle kalıcı biçimde bağlamayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>DSO’nun kurumsal yapısını da bu anlayış doğrultusunda dönüştürdüklerini ifade eden Kasapoğlu, “2024-2028 Stratejik Planımızı yalnızca bir belge olarak değil, kaynaklarımızı ve insan kapasitemizi ortak hedeflere yönelten bir çalışma rehberi olarak ele aldık. Dijital dönüşüm, küresel rekabet gücü, yeşil ve sürdürülebilir sanayi dönüşümü, hedef sektörlerde rekabet avantajı ve finansal kapasitenin güçlendirilmesini temel önceliklerimiz arasına aldık. Kamuoyu görünürlüğümüzü artırarak Denizli sanayisinin sesini daha güçlü duyurduk. Dünya Odalar Kongresi Odalar Yarışması’nda yeşil dönüşüm projemizle dünya üçüncülüğü elde ederken, TİSK Ortak Yarınlar Ödülleri’nde de iki farklı projemizle ödüle layık görüldük. Ancak bizim için asıl başarı, üyelerimizin işine yarayan ve firmalarına değer katan sonuçlar üretmek. Şirinköy’de yürüttüğümüz süreçle de yenilikçilik, yeşil ve dijital dönüşüm, eğitim ve ortak kullanım imkanlarını bir araya getiren, Denizli sanayisine uzun yıllar hizmet edecek yeni bir merkez oluşturmak için çalışıyoruz. Kısacası bu dört yılda yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap vermedik, önümüzdeki on yılların sanayi altyapısını da hazırladık” dedi.</p>
<p>Yeni dönemde hedeflerinin DSO’nun değil, Denizli sanayisinin teknoloji, katma değer, yatırım ve nitelikli istihdam ölçeğini büyütmek olduğunu belirten Kasapoğlu, “Kurduk, bağladık, dönüştürdük; şimdi ölçeği büyütüyoruz. Aidata dayalı klasik Oda modelinin sınırlarını aşarak ürettiğimiz nitelikli hizmetlerden elde ettiğimiz kaynakları yine üyelerimizin hizmetine, yeni uzmanlıklara ve yeni projelere yönlendireceğiz. Yeni organize sanayi alanlarının oluşturulması ve mevcut alanların geliştirilmesi önceliklerimiz arasında. Denizli’nin yatırım yapacak sanayiciye yer gösterebilmesi, altyapı sunabilmesi ve yeni nesil üretimi çekebilmesi için ilgili kurumlarla çalışmayı sürdüreceğiz. Diğer büyük iddiamız ise Denizli’nin üretim profilinde sıçrama yaratabilecek titanyum yatırımı. Üretim kabiliyetimizi, tedarik zincirlerimizi, nitelikli istihdamımızı ve yatırım profilimizi değiştirebilecek bu ortak girişimi, 2026-2030 döneminin en önemli sanayi hamlelerinden biri haline getirmek için çalışıyoruz. Dört yıl önce nasıl Model Fabrika, Verimlilik Merkezi ve yeni uzmanlık alanları için çekinmeden adım attıysak, bugün de aynı iradeyi Denizli sanayisinin ölçeğini büyütmek için ortaya koyuyoruz” dedi.</p>
<p>Dört yıllık dönemin ardından yeni dönemde de aynı çalışma anlayışını sürdüreceklerini vurgulayan Kasapoğlu, “Geride bıraktığımız dört yıl bize gurur verebilir ancak rehavet hakkı vermez. Kurduğumuz her yapı daha fazla sorumluluk, açtığımız her kapı daha büyük bir hedef getiriyor. Ankara’da daha ısrarcı, uluslararası alanda daha görünür, sahada daha erişilebilir olacağız. Hizmet kapasitemizi genişletecek, Denizli’nin yeni sektörlere, yeni teknolojilere ve daha yüksek katma değerli üretime geçişini hızlandıracağız. Denizli sanayisi dünyanın ve teknolojinin değişen rekabet koşullarının gerisinde kalamaz. Önümüzde yürünecek yolumuz, kurulacak yapılarımız ve ulaşılacak büyük hedeflerimiz var. Denizli’nin en büyük gücü üretme cesareti, birlikte hareket etme kabiliyeti ve zor zamanlarda çözüm bulma iradesidir. Kurduğumuz yapıları büyütecek, bağlarımızı güçlendirecek ve başlattığımız dönüşümü hızlandıracağız. Denizli sanayisinin ölçeğini, teknolojisini ve katma değerini birlikte yükselteceğimize yürekten inanıyorum” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dso-baskani-selim-kasapoglu-yeniden-aday-denizliyi-daha-da-ileriye-tasiyacagiz-87065</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/9/1280x720/selim-kasapoglu-erken-sanayisizlesme-riskine-karsi-uretimi-koruyacak-adimlar-sart-1785837337.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denizli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, dört yıllık görev döneminin bilançosunu ve yeni dönem hedeflerini açıkladı. DSO’nun hizmet kapasitesini ve kurumsal yapısını güçlendirdiklerini belirten Kasapoğlu, yeni dönemde Denizli sanayisinin teknoloji, yatırım ve katma değer kapasitesini büyütmeye, yeni organize sanayi alanları ve titanyum yatırımı başta olmak üzere stratejik hamlelere odaklanacaklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dijital-pazarlarda-tekelci-anlayisa-son-verilmeli-87064</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gülsoy: Dijital pazarlarda tekelci anlayışa son verilmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KAYSERİ/EKONOMİ</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, dijital pazaryerlerinde uygulanan yüksek komisyon oranları ve ek kesintilerin esnaf ile tüketici üzerinde oluşturduğu yükler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Son dönemde üyelerinden dijital pazaryerlerindeki yüksek komisyon oranları ve dijital ilan platformların yüksek abonelik ücretlerine yönelik yoğun şikâyetler aldıklarını belirten Gülsoy, bu platformların tekele dönüşmesinin genel fiyat seviyelerini de olumsuz etkilediğini kaydederek, “Üyelerimizin sahadaki en büyük çilesi; kategoriye göre değişmekle birlikte yüzde 30-35’lere varan komisyon oranları, zorunlu reklam harcamaları, kargo ve servis kesintileridir. Yeme-içme sektöründen hizmet sektörüne, emlakçı ve galerici esnafımızdan en küçük üreticimize kadar herkes bu yüksek maliyetlerin altında ezilmektedir. Çiçekçisinden lokantacısına, galericisinden emlakçısına, dijital platformlarda satış yapan esnafımızı, tüccarımızı ve üreticimizi bu platformların yüksek komisyon ve uygulamalarına mahkum edemeyiz. Platformların dominant konumlarını kullanarak uyguladıkları yüksek üyelik ücretleri ve komisyonlar, ürün ve hizmetlerin menü/satış fiyatlarını suni bir şekilde şişirmekte; bu durum da doğrudan gıda ve genel tüketim enflasyonunu körüklemektedir. Yani yüksek komisyonlar sadece esnafımızı değil, nihai tüketici olan vatandaşımızın cebini de yakmaktadır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Dijital pazarlarda adil rekabet ve şeffaf yapı tesis edilmelidir”</strong></p>
<p>Türkiye’deki dijital platform komisyonlarının gelişmiş ülkelerdeki oranlara kıyasla son derece yüksek olduğunun altını çizen Gülsoy, “Gelişmiş pazarlarda ve Avrupa Birliği’nde uygulanan dijital piyasa düzenlemeleri, hâkim konumdaki platformların satıcıları sömürmesini engelleyen tavan sınırlandırmaları ve adil rekabet kuralları içermektedir. Dijital pazaryerlerinin oligopolistik yapısı, Rekabet Kurumu’nun da dikkatini çekmiştir. Bu noktada pazarda hâkimiyet kurarak tekelci anlayışla hareket etmeye başlayan bu dijital pazaryerlerine yönelik güncel düzenlemeler gereklidir. Ülkemizde de benzer şekilde esnafımızı ve tacirimizi koruyacak, komisyon oranlarını makul ve sürdürülebilir seviyelere çekecek adımların atılması elzemdir. Bu konuda üst kurumumuz TOBB ve Ticaret Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunuyoruz. Neticeten dijital platformların satıcılardan aldığı komisyon oranları uygun seviyelere düşürülmeli ve yüksek abonelik ücretleri makul hale getirilmelidir. Ayrıca sipariş tutarı arttıkça azalan dereceli komisyon modelleri teşvik edilmeli, rekabet artırılmalı ve gerekiyorsa yerli ve milli alternatif platform altyapıları desteklenmelidir.</p>
<p>Öte yandan internetten ev, araba, eşya alıp satanlar veya kiralama ilanları verenler için Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın kayıt dışı ekonomi ve vergi kayıplarını engellemek amacıyla e-ticaret sitelerinden sosyal medya platformlarına kadar tüm dijital platformlara aylık raporlama getirmesini olumlu buluyoruz. Ticaretimizi, üreticimizi ve halkımızı bu yüksek maliyet baskısından kurtarmak, enflasyonla mücadelemize de çok önemli bir katkı sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dijital-pazarlarda-tekelci-anlayisa-son-verilmeli-87064</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/4/1280x720/dijital-pazarlarda-tekelci-anlayisa-son-verilmeli-1788876102.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, &quot;Dijital pazaryerlerinin oligopolistik yapısı, Rekabet Kurumu’nun da dikkatini çekmiştir. Bu noktada pazarda hâkimiyet kurarak tekelci anlayışla hareket etmeye başlayan bu dijital pazaryerlerine yönelik güncel düzenlemeler gereklidir. Ülkemizde de benzer şekilde esnafımızı ve tacirimizi koruyacak, komisyon oranlarını makul ve sürdürülebilir seviyelere çekecek adımların atılması elzemdir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/musiad-expoda-hedef-5-milyar-dolarlik-ticaret-hacmi-87063</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 16:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> MÜSİAD EXPO&#039;da hedef 5 milyar dolarlık ticaret hacmi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Burhan Özdemir, düzenlenen basın buluşmasında, MÜSİAD EXPO 2026 Uluslararası Ticaret Fuarı ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>MÜSİAD EXPO'nun bu yıl 21'inci kez İstanbul Fuar Merkezi'nde yapılacağını kaydeden Özdemir, 23-26 Eylül arasında MÜSİAD EXPO Uluslararası Ticaret Fuarı'nı düzenleyeceklerini bildirdi.</p>
<p>Özdemir, 15 bin metrekarenin üzerindeki stant alanında organize edilen fuarın sanayi, makine, otomasyon, enerji, inşaat, yapı malzemeleri, gıda ve tarım başta olmak üzere stratejik sektörlerden 300'ün üzerinde firmayı dünya pazarlarıyla buluşturacağını belirterek, "Bu yıl 114 ülkeden 50 bini aşkın profesyonel ziyaretçiyi ve 70 ülkeden 400'ü aşkın nitelikli alım heyetini üreticilerimizle doğrudan masaya oturtuyoruz. Organize edilecek ikili iş görüşmeleri (B2B) ve ticari diplomasi temaslarıyla fuar kapsamında en az 5 milyar dolarlık somut bir ticaret hacmine ulaşmayı hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>"B2Biz" platformuyla alım heyetlerinin birebir B2B görüşmelerini planlayabileceğini aktaran Özdemir, "MÜSİAD EXPO tek başına bir fuar etkinliği değil. Aslında MÜSİAD'ın uluslararası anlamda görünürlüğünü artırmak, ülke ekonomisindeki yerini, bulunduğu durumu perçinlemek ve göstermek üzere de kurulmuş, içerisinde farklı farklı faaliyet alanlarının olduğu 4 günlük geniş bir program." diye konuştu.</p>
<p>Özdemir, fuarda Uluslararası İş Forumu'nun (IBF) düzenleneceğini belirterek, "Arktik ile ilgili de panel düzenlenecek. Özellikle kutuplar, kutupların bu ticaret ve uluslararası lojistik ağları açısından önemi, aynı zamanda bu kıymetli madenler noktasındaki son yıllardaki keşifler tabii büyük ölçekli ülkeleri daha çok bu kutuplar konusunda araştırma yapmaya ve tüm bu araştırmaları da ticarileştirmeye doğru yönlendiriyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>MÜSİAD olarak Arktik konusunda çalışmalar yaptıklarını belirten Özdemir, Arktik Konseyi'nin 8 Ekim'de düzenleyeceği zirveye de katılacaklarını dile getirdi.</p>
<p><strong>"Uzak Doğu'daki finansman fırsatlarına yönelik bir açılım yapmak istiyoruz"</strong></p>
<p>Burhan Özdemir, MÜSİAD'ın ilk kez kendi fuar şirketiyle bir fuar düzenleyeceğini ifade ederek, "Bu dönemin başında koyduğumuz bir kısım hedefler Afrika'da, Orta Doğu'da ve Türk Cumhuriyetlerinde belli fuar faaliyetleri düzenlemek istediğimiz için Müstakil Fuarcılık şirketini kurduk." dedi.</p>
<p>Arnavutluk'ta yarın (9 Eylül) inşaat alanında tedarikçi zirvesi düzenleyeceklerini belirten Özdemir, "Oraya da önemli bir katılım bekleniyor. 2 bine yakın kişinin bu tedarikçi zirvelerinde yer almasını bekliyoruz. Bunun devamında büyük ihtimalle Almanya'da gıda alanında gerçekleştireceğiz." diye konuştu.</p>
<p>Özdemir, nisan ayında MÜSİAD ve JPMorgan Chase işbirliğinde New York'ta yatırım konferansı düzenlediklerini anımsatarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"30 Kasım'da HSBC ile Londra'da, HSBC'nin genel merkezinde, HSBC'nin başekonomistinin de katıldığı, bizden de yaklaşık 30'a yakın farklı sektörlerden firmaların temsilcilerinin iştirak ettiği bir buluşma düzenleyeceğiz. Bunun bir benzerini nisan ayında Malezya ya da Singapur'da yapmayı düşünüyoruz. Bu programla da daha çok Uzak Doğu'daki finansman fırsatlarına yönelik bir açılım yapmak istiyoruz. Çünkü ülkemizde hep finansman noktasında batıya bir yönelim var. Halbuki aslında doğuda da çok ciddi fırsatların olduğunu biliyoruz. Özellikle Malezya gibi İslami finansman unsurlarının çokça kullanıldığı bir ülkede de benzer bir programı gerçekleştirmeyi düşünüyoruz."</p>
<p><strong>"Türkiye'nin atıl kapasitesi üzerine çalışıyoruz"</strong></p>
<p>Gazetecilerin sorularını yanıtlayan MÜSİAD Genel Başkanı Özdemir, fuarın ihracata etkisine yönelik soruya, "İhracatı ciddi anlamda pozitif katkısı olacak. Çünkü 70 farklı ülkeden 400'ün üzerinde alım heyeti gelecek. Mesela biz geçtiğimiz yıl 4 kere Amerika'ya gittik. Amerika'daki büyük toptancılarla buluştuk, farklı farklı bölgelerde. Mesela bu toptancılar gelecekler. Almak istedikleri ürünleri bilerek gelen toptancılardan bahsediyorum. Dolayısıyla ihracata önemli ölçüde katkısı olacağını düşünüyoruz. Bunu sadece ihracat endeksli düşünmeyelim, yurt içindeki ticaret ağlarını da artırıcı bir etkisi var." yanıtını verdi.</p>
<p>Özdemir, Orta Vadeli Programa (OVP) yönelik soruya ilişkin, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Orta Vadeli Programı bu kez biz nominal istikrarı reel piyasanın önüne koymayan, reel piyasanın beklentilerini nominal istikrarın önüne koyan bir program olarak izledik. Verilere bakıldığında da daha rasyonel ve gerçekçi bulduk. Diğer OVP'lerden farkı daha temkinli bir yaklaşım sunuyor olması. Bu iş dünyası açısından son derece önemli. Çünkü bizim için birinci problem enflasyonun yüksek olması değil. Birinci problem öngörülemezlik."</p>
<p>Üretimi artırmaya yönelik değerlendirmede bulunan Özdemir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Birkaç aydır Türkiye'nin atıl kapasitesi üzerine çalışıyoruz. Bize göre Türkiye'nin en büyük şansı, fırsatı atıl kapasite alanı. Çünkü ülkemizde özellikle 2008, 2010'lu yıllardaki o ucuz para nedeniyle yapılmış çokça büyük tesis var. Bu tesislerin çok önemli bir kısmı atıl halde. Şu anki üretim maliyetlerine baktığınızda söz konusu tesislerdeki üretim maliyetlerinin tüm genel gideri o ürünlerin birim fiyatlarına yansıyor. Çok daha verimli üretim yapılabilecek tesislerden daha atıl ve ürettiğinden çok masraf üreten tesislerimiz var bizim şu anda her alanda. Kapasite tahlillerinin sektörel bazda çok acil bir şekilde yapılması, ciddi anlamda geniş bir sanayi envanterinin çıkarılması gerekiyor ülkemizdeki bu envanter üzerinden bizim açık olan ve dönüştürülmesi gerekli alanlarımıza ciddi şekilde yoğunlaşılması gerektiğini düşünüyorum."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/musiad-expoda-hedef-5-milyar-dolarlik-ticaret-hacmi-87063</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/3/1280x720/burhan-1788875506.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MÜSİAD EXPO hakkında açıklamalarda bulunan MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, &quot;Bu yıl 114 ülkeden 50 bini aşkın profesyonel ziyaretçiyi ve 70 ülkeden 400&#039;ü aşkın nitelikli alım heyetini üreticilerimizle doğrudan masaya oturtuyoruz. Organize edilecek ikili iş görüşmeleri ve ticari diplomasi temaslarıyla fuar kapsamında en az 5 milyar dolarlık somut bir ticaret hacmine ulaşmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-turizmde-rotayi-yerel-kalkinmaya-ceviriyor-87058</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 15:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa turizmde rotayı yerel kalkınmaya çeviriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın turizm geleceği ve yerel kalkınma hedefleri, iki gün sürecek 5. Bursa Turizm Zirvesi’nde ele alınıyor.</p>
<p>Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde başlayan zirvenin açılışına TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Barbaros Bağlıkaya, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, milletvekilleri, belediye başkanları ve sektör temsilcileri katıldı. Zirvenin ana gündemini Bursa’nın yerel kaynaklarının turizme kazandırılması ve bu potansiyelin ekonomik ve sosyal kalkınmaya sürdürülebilir biçimde dönüştürülmesi oluşturuyor. Programda yerel yönetimlerin turizm politikalarındaki rolünün yanı sıra stratejik yatırımlar, destinasyon yönetimi, sektörel koordinasyon, ulaşım ve konaklama altyapısı ile dijital pazarlama gibi başlıklar değerlendiriliyor.</p>
<h2>Turizmde yeni büyüme alanı yerel değerler</h2>
<p>Zirvenin açılışında konuşan TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, Türkiye turizminin zorlu bir dönemden geçtiğine ve 2026 yılı turizm gelir beklentisinde aşağı yönlü revizyon yapıldığına dikkat çekti. Küresel turizm rekabetinin giderek sertleştiğini belirten Bağlıkaya, Türkiye’nin rekabet gücünü koruyabilmesi için yerel değerleri yüksek katma değerli turizm ürünlerine dönüştürmesi gerektiğini söyledi. Turist beklentilerinin değiştiğine işaret eden Bağlıkaya, deniz, kum ve güneş turizminin yanında kültür, deneyim ve yerel yaşamı merkeze alan ürünlerin geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Yeni cazibe merkezleri ve destinasyonların oluşturulmasının turistlerin kentlerde daha uzun süre kalmasını sağlayacağını ifade eden Bağlıkaya, bunun turizm gelirlerinin artırılması açısından kritik olduğunu vurguladı.</p>
<h2>“Seyahat acenteleri olmadan turizm hedeflerine ulaşamayız”</h2>
<p>Bağlıkaya’nın konuşmasında seyahat acentelerinin turizm ekonomisindeki rolü de öne çıktı. Turizmin yalnızca yatırım ve altyapıdan ibaret olmadığını belirten Bağlıkaya, destinasyonların pazarlanması, turizm ürünlerinin paketlenmesi ve turistin bölgeye yönlendirilmesinde seyahat acentelerinin kritik görev üstlendiğini söyledi. “Ne yatırım yaparsak yapalım, turizmde istenilen başarıya seyahat acentesiz ulaşamayız” diyen Bağlıkaya, turizmde pazarlama ve satış ayağının yeterince dikkate alınmadığını belirtti. Bağlıkaya, seyahat acentelerinin güçlenmesinin yalnızca bir meslek grubunun değil; otel, rehber, restoran, taşımacılık, esnaf ve yerel üreticinin dahil olduğu geniş turizm ekosisteminin güçlenmesi anlamına geldiğini kaydetti. Bursa’nın turizm pastasından daha büyük pay alması gerektiğini vurgulayan Bağlıkaya, kentin turizm stratejisinin ziyaretçiyi kentte daha uzun süre tutacak şekilde şekillendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<h2>İş turizmi potansiyeline dikkat çekildi</h2>
<p>BTSO Başkanı İbrahim Burkay ise Bursa’nın turizm potansiyelinin tarihi ve kültürel miras ile coğrafi zenginlik kadar, bu değerleri ekonomik değere dönüştürecek yerel girişimcilik kapasitesine de bağlı olduğunu söyledi. Bursa’nın 20 milyar dolarlık ihracat ve 16 milyar dolarlık ithalatla yaklaşık 36 milyar dolarlık dış ticaret hacmine sahip güçlü bir sanayi ve ticaret merkezi olduğuna dikkat çeken Burkay, kentin doğal olarak önemli bir iş turizmi potansiyeli taşıdığını belirtti. Bursa’nın fuar ve kongre turizminde merkez haline gelmesi gerektiğini vurgulayan Burkay, BTSO’nun hayata geçirdiği uluslararası fuarların bu potansiyelin değerlendirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Burkay, fuar ve kongre ziyaretçilerinin yüksek harcama kapasitesinin Bursa turizmine önemli bir ekonomik katkı sağlayabileceğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-turizmde-rotayi-yerel-kalkinmaya-ceviriyor-87058</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/8/1280x720/bursa-turizmde-rotayi-yerel-kalkinmaya-ceviriyor-1788870132.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da bu yıl beşincisi düzenlenen Bursa Turizm Zirvesi, “Yerel Turizm Kalkınması” temasıyla başladı. BTSO ve TÜRSAB iş birliğinde düzenlenen zirvede, Bursa’nın turizm potansiyelinin katma değerli ürünlere dönüştürülmesi, destinasyon çeşitliliğinin artırılması ve turizmin yerel ekonomiye daha fazla katkı sağlaması gündeme taşındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/junioshowda-hedef-dunya-pazarlarinda-buyumek-87057</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 15:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> JUNIOSHOW’da hedef dünya pazarlarında büyümek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’da bebe ve çocuk konfeksiyon sektörünün önemli buluşma noktalarından JUNIOSHOW Bursa Uluslararası Bebe, Çocuk Hazır Giyim &amp; Çocuk İhtiyaçları Fuarı, 22. kez kapılarını açtı.</p>
<p>BTSO tarafından KFA Fuarcılık AŞ organizasyonunda, BEKSİAD işbirliğiyle düzenlenen fuar, ilk kez eylül ayında gerçekleştirilirken, 33 ülkeden 300’ü aşkın yabancı alıcı ile 106 katılımcı firmayı Bursa’da buluşturdu. Bursa Fuar Merkezi’nde 10 Eylül’e kadar sürecek fuar, kentin bebe ve çocuk konfeksiyonundaki üretim gücünü uluslararası pazarlara taşıyan önemli organizasyonlardan biri olma özelliğini sürdürüyor. JUNIOSHOW’un açılışında konuşan BEKSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Bayezit, fuarın yeni dönemde daha güçlü ve uluslararası bir yapıya kavuşmasını hedeflediklerini söyledi. Daha önce ocak ayında düzenlenen fuarın tarihinde ilk kez eylül ayında gerçekleştirildiğine dikkat çeken Bayezit, bundan sonraki hedeflerinin JUNIOSHOW’u yılda iki kez düzenlemek olduğunu belirtti. Bursa’nın bebe ve çocuk konfeksiyonunda önemli bir üretim merkezi olduğunu vurgulayan Bayezit, sektörün uluslararası pazarlardaki konumunu güçlendirmek için fuar organizasyonlarının önem taşıdığını ifade etti. Fuar kapsamında gerçekleştirilen uluslararası alım organizasyonuna da dikkat çeken Bayezit, Ticaret Bakanlığı’nın UR-GE ve alım heyeti destekleri kapsamında BTSO işbirliğiyle 33 ülkeden 300’ü aşkın yabancı alıcının Bursa’da ağırlandığını söyledi.</p>
<p>Açılışta konuşan BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay da JUNIOSHOW’un Bursa’daki en güçlü uluslararası organizasyonlardan biri haline geldiğine dikkat çekerek, fuarda yurt dışından yoğun katılım olduğunu belirtti. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/junioshowda-hedef-dunya-pazarlarinda-buyumek-87057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/7/1280x720/junioshowda-hedef-dunya-pazarlarinda-buyumek-1788869699.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da bebe ve çocuk konfeksiyon sektörünün uluslararası buluşma noktası JUNIOSHOW, 22. kez kapılarını açtı. İlk kez eylül ayında düzenlenen fuarda 33 ülkeden 300’ü aşkın yabancı alıcı ile 106 katılımcı firma bir araya gelirken, sektörün yeni hedefi fuarı yılda iki kez düzenleyerek Bursa’nın küresel ticaretteki konumunu güçlendirmek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tmsf-iki-sirketi-satacak-87055</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 14:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMSF iki şirketi satacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunu (TMSF), şirket satışlarına ilişkin ilanları Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>İlanlara göre, Sürat Sigorta Aracılık Hizmetleri Limited Şirketi ile Kaynak Kağıt Anonim Şirketi ihalelerinde kapalı teklif isteme ve açık artırma yöntemleri birlikte uygulanacak.</p>
<p>Muhammen bedeli 455 bin lira olarak belirlenen Sürat Sigorta Aracılık Hizmetleri Limited Şirketinin ihalesine katılabilmek için 25 bin lira teminat yatırılması ve 6 Ekim saat 16.30'a kadar teklif verilmesi gerekiyor.</p>
<p>İhale, 7 Ekim saat 10.00'da TMSF'nin Esentepe'deki binasında düzenlenecek.</p>
<p>Kaynak Kağıt Anonim Şirketinin ihalesinde ise muhammen bedel 150 milyon lira olarak tespit edildi.</p>
<p>Katılım için 7,5 milyon lira teminat yatırılması gereken ihaleye 5 Ekim saat 16.30'a kadar teklif verilmesi şartı konuldu.</p>
<p>İhale, 6 Ekim saat 10.00'da TMSF'nin Esentepe'deki binasında düzenlenecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tmsf-iki-sirketi-satacak-87055</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/6/1280x720/tmsf-1752842353.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Sürat Sigorta ile Kaynak Kağıt&#039;ı satışa çıkardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gel-gitler-87053</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gel gitler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>“Depresyondaki kişi… insan ilişkileri ve yaşam hedefleri bakımından arzuladıkları ile bu kısıtlı gerçeklikte elde edebildikleri arasında büyük bir uçurum görür. Bu çatışmayı çözemez. Elinde olanlar onun için kabul edilebilir değildir; kabul edebileceği şeyleri ise onun erişiminin ötesinde sanır. Kişi, hiçbir seçeneğe sahip olmadığı düşüncesi şeklindeki o trajik durumu yaşar.”</em></p>
<p>-Silvano Arieti, Psychotherapy of Severe and Mild Depression</p>
<p>Aynı insanlar gibi piyasaların da karakteri vardır ve duygu durumları değişkenlik gösterebilir. Zaman zaman depresyona girdikleri de olur. Hayatı boyunca duygularında git geller yaşamamış bir insan veya piyasa var mıdır? Bazen üzüntü olumsuz ya da trajik bir olayla tetiklenir ancak çoğu zaman, sadece hayatımızın mevcut haliyle  olabileceği hali arasındaki uçurumu düşünmek bile varoluşumuzun üzerine bir gölge düşürebilir.</p>
<p>Çoğu insan için bu duygular geçicidir; o an için insanı tamamen içine çeken o kara bulutlar kendiliğinden dağılır ve hayat kaldığı yerden devam eder ancak bazıları için bu duygular zamanla hafiflemek yerine daha da şiddetlenir ve yerini depresyona bırakır. Kişi kendini değersiz, acınacak, nefret ve öfke uyandıran biri olarak görmeye başlar; hayat ise artık taşınması güç bir yüke dönüşür.</p>
<p>İnsanları depresyonun derinliklerine sürükleyen şeyin ne olduğu sorusu, binlerce yıldır tartışılagelmiştir. Neden bazı insanlar zorlukların üstesinden hızla gelebilirken, benzer koşullar diğerlerini uzun süreli bir mutsuzluğa sürükler? Son on yılda, depresyonun biyolojik nedenleri üzerinde giderek artan bir odaklanma söz konusu olmuştur. Genlerimiz ve biyolojik yapımız bizi depresyona yatkın kılsa da nasıl yaşamayı seçtiğimizin ve geliştirdiğimiz düşünce ve davranış kalıplarının da büyük bir öneme sahip olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Özellikle de özdeğer duygumuzu yalnızca sınırlı sayıda kaynağa aşırı derecede bağlamanın yarattığı riskler önemli.</p>
<p>İnsan olarak, hayatımızın değerli olduğunu ve yeryüzünde sadece yer kaplamak, kaynak tüketmek ve nihayetinde ölüp gitmek için bulunmadığımızı hissetmeye ihtiyaç duyarız. Kendimiz hakkında olumlu düşünme ve başkalarının da hakkımızda böyle düşünmesini sağlama ihtiyacı, hayatımızı şekillendiren en temel unsurlardan biridir. Zira değerli bir birey olduğumuzu hissetmediğimizde acı çekeriz ve yaptıklarımızın büyük bir kısmı bu ihtiyacı karşılama güdüsüyle şekillenir. Seçtiğimiz iş, kurduğumuz ilişkiler, benimsediğimiz statü sembolleri ve savunduğumuz toplumsal meselelerin hepsi, bu konuda bize yardımcı olup olmadıklarına veya engel teşkil edip etmediklerine göre şekillenir.</p>
<p>Özdeğer duygumuzu besleyen kaynakların çeşitliliği ne kadar fazlaysa o kadar iyidir ancak bazı insanlar, genellikle yetiştirilme tarzlarının da etkisiyle, bu konuda kendilerini büyük ölçüde kısıtlar ve böylece depresyona yatkın hale gelirler. Çünkü depresyon genellikle iki faktörün birleşiminden kaynaklanır: Değer verilen bir unsurun kaybı ve buna eşlik eden "psikolojik katılık" yani düşünce ve davranış kalıplarında çeşitlilik yaratamama ve çevredeki değişimlere yaratıcı bir şekilde uyum sağlayamama durumu, özdeğer duygumuz için tek bir kaynağa veya çok az sayıda kaynağa bel bağladığımız ölçüde, her iki faktörle ilgili riskimiz de artar.</p>
<p>Global ve yerel riskli varlıklar için olumlu görüşümüz devam ediyor.</p>
<p>Türkiye’de 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program yayımlandı. Geçmiş OVP'lerin aksine program, enflasyon tarafında tahminleri gerçekleşmelere ve piyasa beklentilerine yaklaştırmış. Buna karşılık büyüme tarafında iddialı tahminler var. Ayrıca, bütçe açıkları da dikkat çekici.</p>
<p>Enflasyonda 2026'da TCMB tahminine paralel bir öngörü var: OVP 2026 yıl sonu enflasyonunu yüzde 28,4 olarak öngörüyor. Bu, TCMB'nin son Enflasyon Raporu'ndaki yüzde 28'lik tahminin sınırlı biçimde üzerinde olduğu görülüyor.</p>
<p>Enflasyonda asıl fark 2027 yılında: OVP, 2027 yıl sonu enflasyonunu yüzde 21 öngörüyor; yılın üçüncü Enflasyon Raporu’nda TCMB'nin hem tahmini hem ara hedefi ise yüzde 15 seviyesindeydi, gerçekleşmeler ve beklentiler üzerinden bakıldığında biraz iyimser kalıyordu. Yüzde 21'lik OVP beklentisi piyasa beklentisi ile daha uyumlu.</p>
<p>Enflasyon tarafındaki program gerçekçi, büyüme tarafında ise iddialı. OVP, 2026 büyümesini yüzde 3,8'den yüzde 3,3'e çekti ancak ilk iki çeyrekte yıllık büyümenin sırasıyla yüzde 2,5 ve yüzde 2,3 olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, aşağı revizyona rağmen yüzde 3,3’ü hâlâ iyimser olabilir.</p>
<p>Orta vadede tablo daha iyimser. 2027'de beklenen büyüme yüzde 4,2, 2028'de yüzde 4,6, 2029'da yüzde 5,0. 2027, enflasyonun yüzde 28,4'ten yüzde 21'e indirilmesinin beklendiği bir yıl; aynı yıl büyümenin de hızlanmasını beklemek ilginç ve dezenflasyonun maliyet tarafında belirgin bir gevşeme varsaymak anlamına geliyor.</p>
<p>2026 cari açık öngörüsü bir önceki programdaki 22,3 milyar dolardan (GSYH'nin yüzde 1,3'ü) 47,5 milyar dolara (yüzde 2,6) yükseltildi; enerji ithalatı varsayımı 63 milyar dolardan 71 milyar dolara, dış ticaret açığı 96 milyar dolardan 105 milyar dolara çıkarılırken Brent petrol fiyatı varsayımı da 88 dolara taşındı. Bu haliyle 2026 öngörüsü piyasa beklentilerine paralel olduğu görülüyor.</p>
<p>Bütçe tarafında 2026'da Merkezi yönetim bütçe açığının GSYH'ye oranı bir önceki programdaki yüzde 3,5'ten yüzde 3,1'e çekilmiş durumda; bu olumlu. Buna karşılık aynı oran 2027'de yüzde 3,5'e yükseliyor, 2028'de 3,1'e ve 2029'da yüzde 2,8'e iniyor. Dezenflasyonun en çok hızlanması beklenen yılda bütçe açığının genişlemesi ilginç.</p>
<p>Sonuç itibarıyla, yeni açıklanan OVP’nin piyasalar üzerinde bir etkisi olmasını beklemiyoruz.</p>
<p>Global tarafta ise bu hafta ele alınacak çok şey var. Perşembe günü ABD Üretici Fiyat Endeksi (PPI), Cuma günü Tüketici Fiyat Endeksi (CPI), Perşembe günü Avrupa Merkez Bankası (ECB), Çarşamba günü Apple, ardından Perşembe günü Oracle ve Adobe, ayrıca yoğun bir TMT konferansları haftası bu hafta. Apple'ın katlanabilir cihazını tanıtma olasılığı da bu hafta önemli olabilir.</p>
<p>ECB'nin 25 baz puanlık faiz artırımı yapması kesin gibi görünüyor. İlginç soru, bunun güvercinvari mi yoksa şahinvari mi bir faiz artırımı olacağı. Piyasa fiyatlandırması 3 faiz artırımını iddialı / tamamen fiyatlandırılmış gibi gösteriyor.</p>
<p>Gerçek risklerin ise daha çok petrol, enflasyon ve faiz oranlarında yatıyor olduğunu düşünmeye devam ediyoruz.</p>
<p>FED için tarım dışı istihdam verisi zamanlaması bundan daha uygunsuz olamazdı. Cuma günü açıklanan istihdam raporu, beklentilerin oldukça üzerinde 162.000 geldi ve Eylül ayı faiz artırımı tartışmasını piyasanın merkezine yeniden taşıdı. İş gücü piyasası, güvercinlerin umduğu soğuma sinyalini vermedi ve bunun yerine şahinlere yeni kozlar verdi; petrol fiyatlarındaki yeniden yükseliş ise, piyasalar istihdam rakamının tek başına dengeyi değiştirmeye yetip yetmeyeceğine karar vermeye çalışırken, petrol enflasyona yeni bir ivme kazandırıyor.</p>
<p>Bu durum, Cuma günü açıklanacak ABD TÜFE verilerini önemli bir veri açıklaması haline getiriyor. Yüksek bir rakam, Eylül ayını bir faiz artırımına doğru itebilir ve dolara yeni bir destek sağlayabilirken, düşük bir rakam ise bekleme politikasını yeniden gündeme getirebilir ve istihdam verilerinin piyasaya geri getirdiği şahin fiyatlandırmanın bir kısmını tersine çevirebilir.</p>
<p>Global ölçekte önemli gelişmelerden biri ise yen olmaya devam ediyor. Yenin geçen hafta yüzde 2'den fazla değer kazanmasının ardından USD/JPY kuru 156 civarında seyrediyor. Bu durum, carry trade işlemlerinin para kaybetmeye başlaması ve piyasaların Japonya Merkez Bankası'nın (BOJ) faiz artırımlarına ilişkin beklentilere daha fazla yönelmesiyle ortaya çıktı. Japonya Devlet Emeklilik Yatırım Fonu'nun (GPIF) yerel tahvillere yaptığı yatırımı artırabileceğine dair artan spekülasyonlar, zaten ivme kazanmış olan bir harekete yeni bir katman daha ekliyor ve piyasanın 150 seviyesinden daha ciddi bir şekilde bahsetmeye başlamasının nedenini oluşturuyor.</p>
<p>Bu durum, USD / JPY'yi bu haftaki göstergeler arasında izlenmesi gereken parametrelerden biri daha haline getiriyor.</p>
<p>Çin ise daha sessiz bir politika hamlesi yapıyor. Pekin, marj baskısını hafifletmeyi, kredi kapasitesini artırmayı ve potansiyel batık kredilere karşı tamponları güçlendirmeyi amaçlayan özel tahviller yoluyla ülkenin en büyük bankalarına ve sigorta şirketlerine 300 milyar yuan enjekte etmeyi planlıyor. Piyasalar devasa bir reflasyonist hamle beklerken, politika yapıcılar daha küçük, daha hedef odaklı olmayı tercih etmeye devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gel-gitler-87053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gel gitler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dogus-otomotiv-yeni-dijital-platform-kurdu-87056</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğuş Otomotiv dijital platform kurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Doğuş Otomotiv'in, alım, satım ve kiralama süreçlerini bir araya getiren yeni çevrim içi listeleme platformu "sensat.com"u kullanıma sunduğu bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasında, 30 yılı aşkın otomotiv deneyimini değişen müşteri beklentileri ve yeni hizmet modelleriyle buluşturarak mobilite alanındaki hizmetlerini genişleten Doğuş Otomotiv'in hayata geçirdiği sensat.com'un, Türkiye'nin çevrim içi listeleme platformları arasındaki yerini aldığı duyuruldu.</p>
<p>Açıklamada, "Bireysel ve kurumsal kullanıcılar için alım, satım ve kiralama süreçlerini bir araya getiren platform, marka bağımsız bir dijital altyapı sunuyor. İlk etapta vasıta kategorisiyle hizmet veren platformda otomobil, SUV ve arazi araçları, hafif ticari araç, motosiklet ve deniz araçları yer alıyor. Böylece farklı kullanıcı profilleri, markalar ve vasıta kategorileri tek bir dijital ortamda buluşuyor. İnternet sitesinin yanı sıra mobil uygulama üzerinden de kullanılabilen platformda kullanıcılar, araç arama, ilan verme ve sunulan diğer hizmetlere erişim gibi işlemleri farklı kanallar üzerinden gerçekleştirebiliyor." denildi. </p>
<p>Öte yandan, platformun "Satmak istiyorsan sensat.com" söylemiyle hazırladığı lansman kampanyasında oyuncu Toygan Avanoğlu, "Mahallenin Abisi Esat" karakterini canlandırıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dogus-otomotiv-yeni-dijital-platform-kurdu-87056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/6/1280x720/dogus-oto-1788866353.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğuş Otomotiv, yeni çevrim içi listeleme platformu &quot;sensat.com&quot;u kullanıma sundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-ihracat-pazarlari-iklimi-aylik-527ye-cikti-87054</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 12:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO İhracat Pazarları İklim&#039;i geçen ay 52,7&#039;ye çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-title ltr">Türkiye imalat sektörünün ana ihracat pazarlarındaki faaliyet koşullarını ölçen İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi'nin ağustos sonuçları açıklandı.</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Endekste eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen tüm rakamlar ihracat ikliminde iyileşmeye, 50'nin altındaki değerler ise bozulmaya işaret ediyor.</p>
<p>Buna göre temmuzda 52,2 olan İSO Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi, ağustosta üst üste dördüncü ay artış kaydederek 52,7'ye yükseldi.</p>
<p>Son veriler, ihracat pazarlarında talep koşullarının aylık bazda güçlü bir şekilde iyileştiğine ve bu iyileşmenin Mayıs 2024'ten bu yana en belirgin düzeyde gerçekleştiğine işaret etti.</p>
<p>ABD'de üretim ağustosta güçlü artış kaydederken söz konusu artış, son 52 ayın en yüksek hızına ulaştı. ABD, Türk imalat sektörü ihracat pazarının yaklaşık yüzde 6'sını oluşturuyor.</p>
<p>Avrupa'da büyüme oranları genel olarak daha mütevazı düzeylerde seyrederken bölgenin büyük bölümünde ekonomik aktivite ağustosta genişleme kaydetti. Almanya ve Birleşik Krallık'ta üst üste ikinci ay büyüme gerçekleşirken her iki ülkede de büyüme ılımlı düzeylerde kalmaya devam etse de temmuz ayına göre hız kazandı.</p>
<p>Hollanda ve İspanya'da ekonomik aktivite ağustosta belirgin artışlar sergilerken İtalya'da genişleme güçlü düzeyde gerçekleşti ve Kasım 2025'ten bu yana en yüksek seviyeye ulaştı.</p>
<p>Romanya'da ise ekonomik aktivite son 27 ayın en yüksek hızına ulaştı. Ağustosta önemli ihracat pazarları içerisinde yalnızca Fransa ve Polonya'da ekonomik aktivite zayıflama gösterdi. Bu iki ülkenin üretiminde düşüş temmuz ayına göre de belirginleşti.</p>
<p><strong>"Orta Doğu'da genel iyileşme eğilimi gözlendi"</strong></p>
<p>Ağustosta Orta Doğu bölgesinde genel olarak iyileşme eğilimi gözlenirken üretim artışı Birleşik Arap Emirlikleri'nde son 6 ayın, Suudi Arabistan'da son 7 ayın zirvesine ulaştı ve küresel ölçekte en güçlü artışlar olarak kayda geçti.</p>
<p>Kuveyt'te büyüme, bölgedeki savaşın patlak vermesinden önceki dönemden bu yana en güçlü düzeyde gerçekleşti. Üretim, Katar ve Mısır'da düşmeye devam ederken Lübnan'da ise hemen hemen aynı kaldı. Ağustosta anket kapsamındaki ülkeler içerisinde en sert üretim kaybı, seçim dönemi nedeniyle ekonomik aktivitenin belirgin şekilde yavaşladığı Zambiya'da görüldü.</p>
<p><strong>"Avrupa pazarlarında başlayacak bir ivmelenme Türk imalatçılar için fırsatları genişletecektir"</strong></p>
<p>Sonuçlarla ilgili değerlendirmelerine yer verilen S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, şunları kaydetti:</p>
<p>"Üçüncü çeyrek ilerledikçe, küresel ekonomik büyümenin güçlendiği görülüyor. Bu eğilimin yurt dışı pazarlarda iş hacimlerini artırmak konusunda Türk imalatçılarına yardımcı olması bekleniyor. Talep koşullarındaki güçlü iyileşmede iki önemli bölge belirleyici. Üretim artışının yaklaşık dört buçuk yılın zirvesine ulaştığı ABD ve bölgedeki savaşın patlak vermesinin ardından toparlanma eğiliminin devam ettiği Orta Doğu, Avrupa pazarlarında büyüme genel olarak daha ılımlı düzeylerde gerçekleşti ancak önümüzdeki aylarda burada da başlayacak bir ivmelenme Türk imalatçılar için fırsatları genişletecektir."</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-ihracat-pazarlari-iklimi-aylik-527ye-cikti-87054</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/7/1280x720/otomotiv-ihracati-martta-eksi-yazdi-1775545016.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuzda 52,2 olan İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi, ağustosta 52,7&#039;ye yükseldi. S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, &quot;Üçüncü çeyrek ilerledikçe, küresel ekonomik büyümenin güçlendiği görülüyor. Bu eğilimin yurt dışı pazarlarda iş hacimlerini artırmak konusunda Türk imalatçılarına yardımcı olması bekleniyor. Talep koşullarındaki güçlü iyileşmede iki önemli bölge belirleyici.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gecen-ay-en-fazla-reel-getiri-kulce-altinda-87045</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 11:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geçen ay en fazla reel getiri külçe altında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait "finansal yatırım araçlarının reel getiri oranları"nı açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ağustosta aylık en yüksek reel getiri, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 7,17, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 7,93 oranlarıyla külçe altında görüldü.</p>
<p>Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde, yatırım araçlarından devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) yüzde 0,66, euro yüzde 0,61 ve mevduat faizi yüzde 0,33 ile yatırımcısına reel getiri sağlarken, dolar yüzde 0,86 ve BIST 100 endeksi yüzde 1,83 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) yüzde 1,38, euro yüzde 1,34 ve mevduat faizi yüzde 1,05 ile yatırımcısına reel getiri sağlarken, dolar yüzde 0,15, BIST 100 endeksi yüzde 1,13 oranlarında yatırımcısının kaybetmesine yol açtı.</p>
<p>DİBS üç aylık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 3,46, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 4,77 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak hesaplandı.</p>
<p>Aynı dönemde BİST 100 ekdeksi, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 7,15, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 5,98 ile yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.</p>
<p>Altı aylık değerlendirmeye göre mevduat faizi (brüt), Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 1,19, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 2,87 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak öne çıktı.</p>
<p>Külçe altın ise Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 19,35, TÜFE ile indirgendiğinde de yüzde 18,01 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı olarak görüldü.</p>
<p><strong>Yıllık veriler</strong></p>
<p>Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde, külçe altın Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 19,73, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 16,49 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.</p>
<p>Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yatırım araçlarından DİBS yüzde 4,21, mevduat faizi (brüt) yüzde 3,35 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken, BIST 100 endeksi 0,20, dolar yüzde 8,36, euro yüzde 8,68 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise DİBS yüzde 1,39 ve mevduat faizi (brüt) 0,56 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken, BIST 100 endeksi 2,9, dolar 10,84 ve euro 11,16 oranlarında yatırımcısının kayba uğramasına yol açtı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gecen-ay-en-fazla-reel-getiri-kulce-altinda-87045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/8/1280x720/kulce-altin-1762502706.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre TÜFE ile indirgendiğinde en yüksek aylık reel getiri, yüzde 7,93 ile külçe altında gerçekleşti. Yıllık bazda da yüzde 16,49 ile külçe altın yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/8-ayda-56-ilin-ihracati-artti-87043</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 11:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> 8 ayda 56 ilin ihracatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, ocak-ağustos dönemine ait faaliyet illerine göre ihracat verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre İstanbul, geçen ay 5 milyar 503 milyon dolarla en fazla ihracat yapan il oldu. Kentin ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 13 arttı. İstanbul'u, 3 milyar 122 milyon dolar ve yüzde 16,6 yükselişle Kocaeli ile 1 milyar 842 milyon dolar ve yüzde 1,2 azalışla İzmir takip etti.</p>
<p>Kıymetli veya yarı kıymetli taşlar faslı, 1 milyar 585 milyon 465 bin dolarla İstanbul'un ihracatında ilk sırada yer aldı. Bu faslı, 444 milyon 940 bin dolarla örme giyim eşyası ve aksesuarları, 420 milyon 309 bin dolarla kazanlar-makineler izledi.</p>
<p>Kocaeli'de, motorlu kara taşıtları 1 milyar 16 milyon 136 bin dolarla en fazla dış satım yapılan sektör oldu. Bu faslı, 335 milyon 903 bin dolarla elektrikli makine ve cihazlar, 296 milyon 975 bin dolarla mineral yakıtlar ve yağlar takip etti.</p>
<p>İzmir'in ihracatında, mineral yakıtlar ve yağlar, 292 milyon 454 bin dolarla ilk sırada yer aldı. Söz konusu faslın ardından, 183 milyon 569 bin dolarla kazanlar-makineler, 180 milyon 198 bin dolarla demir ve çelik geldi.</p>
<p><strong>İlk 3 ilin en fazla ihracat yaptığı ülkeler</strong></p>
<p>İstanbul'un ihracatında, 986 milyon 101 bin dolarla İsviçre ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi, 479 milyon 727 bin dolarla ABD ve 336 milyon 420 bin dolarla Birleşik Arap Emirlikleri izledi.</p>
<p>Kocaeli, en fazla ihracatı 304 milyon 910 bin dolarla İngiltere'ye yaptı. Bu ülkenin ardından, 280 milyon 591 bin dolarla Almanya ve 179 milyon 400 bin dolarla ABD geldi.</p>
<p>İzmir'in en fazla ihracat yaptığı ülke, 177 milyon 652 bin dolarla Almanya oldu. Bu ülkeyi, 169 milyon 126 bin dolarla ABD, 144 milyon 824 bin dolarla İspanya takip etti.</p>
<p><strong>İhracatını tutar bazında en çok artıran iller</strong></p>
<p>Ağustosta, yıllık bazda ihracatını en fazla artıran iller sıralamasında İstanbul 634 milyon dolarlık artışla ilk sırada geldi. İstanbul'u, 467 milyon dolarla Mersin, 444 milyon dolarla Kocaeli izledi.</p>
<p>Böylece ocak-ağustos döneminde 25 il 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptı, 56 il de ihracatını artırdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/8-ayda-56-ilin-ihracati-artti-87043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/ithalat-dis-alim-1768549493.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının 8 aylık verilerine göre, 25 ilin ihracatı 1 milyar doların üzerine çıkarken, 56 ilde de ihracat arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/is-dunyasi-ongorulebilirlik-fiyat-istikrari-uretim-ve-ihracat-odakli-buyume-bekliyor-87037</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 10:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İş dünyası öngörülebilirlik, fiyat istikrarı, üretim ve ihracat odaklı büyüme bekliyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından açıklanan 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’a (OVP) ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>KTO Başkanı Gülsoy, açıklanan Orta Vadeli Programı’nın küresel ve bölgesel belirsizliklerin sürdüğü bir dönemde makroekonomik dengelerin korunması ve sürdürülebilir büyüme hedefleri açısından kıymetli bir çerçeve çizdiğini ifade etti. Ekonomide kalıcı başarının ve yatırımların önünü açacak en temel unsurun istikrar ve öngörülebilirlik olduğuna dikkat çeken Başkan Gülsoy, şunları söyledi: “OVP’nin ülkemize, milletimize ve iş dünyamıza hayırlı olmasını diliyorum. Programda enflasyonun kalıcı olarak tek haneli seviyelere düşürülmesi, mali disiplinin korunması ve dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdürülmesi hedeflerini son derece önemli buluyoruz. Fiyat istikrarının tesis edilmesi, tüccarımızın ve sanayicimizin geleceğe dönük planlamalarını daha sağlıklı yapabilmesine imkân tanıyacaktır.”</p>
<p><strong>“Finansmana erişim kolaylaştırılmalı, üretici ve ihracatçı desteklenmelidir”</strong></p>
<p>İş dünyasının sahadaki en kritik ihtiyacının makul maliyetlerle finansmana erişim olduğunu vurgulayan Gülsoy, değerlendirmesine şöyle devam etti: “İş dünyası olarak hedeflerimize ulaşabilmemizin yolu; üreten, istihdam sağlayan ve döviz kazandıran işletmelerimizin desteklenmesinden geçmektedir. OVP hedeflerinin sahada karşılık bulabilmesi için özellikle KOBİ’lerimizin, üreticilerimizin ve ihracatçılarımızın finansmana erişimini kolaylaştıracak somut ve kalıcı adımların atılması şarttır. Seçici finansman imkânlarının katma değer üreten firmalarımıza yönlendirilmesi ve kademeli faiz normalizasyonunun sağlanması, imalat sanayimizin rekabet gücünü koruyacaktır. İşletmelerimizin mevcut istihdamı koruyabilmesi ve yeni yatırımlara kapı açabilmesi için finansmana erişimin kolaylaştırılması, ticaret erbabımızın ve sanayicimizin üzerindeki yüklerin hafifletilmesi de elzemdir.”</p>
<p><strong>“Ticaret ve sanayi bir kuşun iki kanadı gibidir”</strong></p>
<p>Ekonomik yapının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirten Başkan Gülsoy, “Ticaret ve sanayi bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu açıdan, ticaret ve sanayinin işletme büyüklüğüyle sınırlandırılmadan bir bütün olarak korunması, desteklenmesi ve teşvik edilmesi temel önceliğimiz olmalıdır. Ülkemiz için katma değer yaratan her işletme bu ekosistemin ayrılmaz bir parçasıdır” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Ekonomik güvenlik ve dayanıklılık başlığı çok kıymetli”</strong></p>
<p>OVP’de bu yıl ilk kez yer alan başlığa da dikkat çeken KTO Başkanı Gülsoy, “Programda 'Ekonomik Güvenlik ve Dayanıklılık' başlığı altında enerji, su, gıda arz güvenliği ve kritik teknolojilerde yerli üretimin öne çıkarılmasını son derece vizyoner bir yaklaşım olarak görüyoruz. Küresel ticaret savaşları ve korumacılık eğilimlerinin arttığı bu dönemde, yerli üretimi koruyacak haksız rekabetle mücadele adımları ve Sanayi Koruma Stratejisi reel sektörümüz için hayati önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Türkiye’nin üretim ve ihracat potansiyeline inancımız tamdır”</strong></p>
<p>Türkiye’nin ve Kayseri’nin zorlu koşullara rağmen dinamik yapısıyla üstesinden gelemeyeceği zorluk bulunmadığını belirterek sözlerini tamamlayan Gülsoy: “Anadolu’nun üretim ve ihracat üssü Kayseri olarak, ülkemizin büyüme hedeflerine en yüksek katkıyı sunmak için çalışmaya devam edeceğiz. Kamu ile reel sektör arasındaki güçlü istişare kültürünün korunarak programdaki reformların hızla hayata geçirilmesi en büyük temennimizdir. En küçük üretici ve esnafımızdan en büyük sanayici ve tüccarımıza kadar tüm üyelerimizin yanında durmaya, ticareti, üretimi ve ihracatı büyütmeye, istihdamı artırmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Üretim, yatırım, istihdam ve ihracat rotasında Türkiye’mizi daha güçlü kılmak adına tüccarımız ve sanayicimizle birlikte tüm gücümüzle sahada olacağız” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/is-dunyasi-ongorulebilirlik-fiyat-istikrari-uretim-ve-ihracat-odakli-buyume-bekliyor-87037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/7/1280x720/is-dunyasi-ongorulebilirlik-fiyat-istikrari-uretim-ve-ihracat-odakli-buyume-bekliyor-1788851209.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz tarafından açıklanan yeni OVP hakkında değerlendirmelerde bulunan Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, programın ekonomi için önemli bir yol haritası sunduğunu belirterek, “İş dünyası olarak en büyük beklentimiz öngörülebilirliğin artması, fiyat istikrarının sağlanması ve üretim ile ihracat odaklı büyüme kararlılığının sahaya güçlü bir şekilde yansımasıdır” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/atama-ve-gorevden-alma-kararlari-87044</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 09:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Atama ve görevden alma kararları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla bazı atama ve görevden alma kararları Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Sayıştay savcılığına Milli Emlak Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Akcan atandı.</p>
<p>Ticaret Bakanlığında açık bulunan Destek Hizmetleri, Tasfiye İşleri ve Döner Sermaye Genel Müdürlüğüne Strateji Geliştirme Başkanı Adil Yıldırım getirildi.</p>
<p>Bakanlığın Düzce İl Müdürü Çiğdem Acar görevinden alınırken Çorum İl Müdürlüğüne Fatih İncitmez, Hatay İl Müdürlüğüne Hüseyin Yalçın Koca, Konya İl Müdürlüğüne Batman İl Müdürü Burak Nerse ve Malatya İl Müdürlüğüne Gazi Dinçaslan'ın ataması yapıldı.</p>
<p>Helal Akreditasyon Kurumunda açık bulunan yönetim kurulu üyeliklerine Yasin Aydoğan ve Recep Aydın getirildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/atama-ve-gorevden-alma-kararlari-87044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bazı kamu kurumlarına yapılan atama ve görevden alma kararları Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bitkisel-ve-hayvansal-uretim-destekleri-artirildi-87042</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bitkisel ve hayvansal üretim destekleri artırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hayvancılık ile bitkisel üretimde temel destek ve planlı üretim desteği tutarlarının artırılmasıyla ilgili Cumhurbaşkanı Kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığından yapılan açıklamada, bitkisel üretimden hayvancılığa, arıcılıktan su ürünleri yetiştiriciliğine kadar birçok alanda desteklerin arttırıldığı bildirildi.</p>
<p>Söz konusu karar kapsamında, bu yılın üretim uygulamaları için dekar başına 310 lira olan destek katsayı değerinin 367 liraya yükseltildiği belirtilen açıklamada, 2025 üretim yılında 244 lira olan dekar başına destek katsayı değerinin yüzde 50,4 artmış olduğu vurgulandı.</p>
<p>Açıklamada, 2027 üretim yılı desteklemeleri için destek katsayı değerinin 442 liraya çıkarıldığı aktarılarak, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Ürün bazında en yüksek artış ise mercimek ve nohut desteklerinde gerçekleşti. Planlama kapsamında yer alan mercimek ve nohut ürünlerinde planlı üretim desteği yüzde 141 artırılarak dekara 884 liraya yükseltildi. Mercimek ve nohut üreten üretici temel ve planlı üretim desteği olarak 2026 üretim yılı için dekara 734 lira destek alırken, 2027 üretim yılı için dekara 1326 lira destek alacak. Üretim planlaması kapsamına giren ürünlerden buğday, arpa ve mısırda, temel destek ve planlı üretim desteği toplamı 2026 üretim yılı için 806 lira olarak belirlenmişken, bu rakam 954 lira olarak güncellendi. 2027 üretim yılı içinse bu tutar 1149 liraya yükseltildi."</p>
<p>Açıklamada, ayçiçeği, fasulye, soya ve kanolada bu yıl için 930 lira olan temel destek ve planlama desteğinin 1101 lira olarak güncellendiği, 2027 üretim yılında ise bu tutarın 1326 liraya yükseldiği bildirildi.</p>
<p>Pamukta 1395 lira olan destek tutarının 1652 lira olarak güncellendiği ve 2027 için bu tutarın 1989 lira olduğu belirtilen açıklamada, "Patates, soğan ve aspirde ise 620 lira olan temel destek ve planlama desteği toplamı 734 lira olarak güncellendi, 2027 içinse 884 lira olarak belirlendi." bilgisi paylaşıldı.</p>
<p>Açıklamada, sertifikalı tohum kullanım desteğinde de önemli artışlar yapıldığına işaret edilerek, "2027 üretim yılında sertifikalı tohum kullanımında dekar başına destek, soya ve yer fıstığında yüzde 101 artışla 442 liraya, nohut ve yem bezelyesinde yüzde 201 artışla 442 liraya, mercimekte yüzde 141 artışla 353,6 liraya çıktı. Tarımsal yayım ve danışmanlık desteği de bir önceki yıla göre yüzde 40 artırılarak 345 bin 450 liradan 483 bin 630 liraya yükseltildi." ifadesi kullanıldı.</p>
<p><strong>Hayvancılık destekleri</strong></p>
<p>Söz konusu karar kapsamında büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık desteklerinin de arttıldığı vurgulanan açıklamada, şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>"Büyükbaş hayvancılıkta hayvan başına buzağı temel desteği 1400 liradan 2 bin liraya, malak desteği ise 2 bin 800 liradan 4 bin liraya çıkarıldı. Bu desteklerdeki artış oranı yüzde 43 oldu. Küçükbaş hayvancılıkta ise hayvan başına kuzu ve oğlak temel desteği yüzde 43 artırılarak 300 liradan 430 liraya yükseltildi. Çoban desteği de yüzde 43 artırılarak 81 bin liradan 116 bin 100 liraya çıkarıldı."</p>
<p>Karar kapsamında, arıcılık desteğinde, üretici ve yetiştirici örgütlerine üye üreticilere arılı kovan başına verilen temel desteğin 140 liradan 250 liraya yükseltildiği kaydedilen açıklamada, örgüt üyesi olmayan üreticiler için temel destek tutarının kovan başına 100 liradan 200 liraya çıkarıldığı aktarıldı.</p>
<p>Açıklamada, ipek böceği temel desteğinin yüzde 36 artırılarak kilogram başına 1100 liradan 1500 liraya, tiftik üretimi temel desteğinin ise yüzde 38 artırılarak kilogram başına 160 liradan 220 liraya çıkarıldığı bildirildi.</p>
<p><strong>Üreticilere ilave destekler</strong></p>
<p>Atık desteğinin kapsamının genişletildiği ve verilen desteklerde yüzde 100 artış yapıldığına işaret edilen açıklamada, "Gebe hayvanlarda, Bakanlık tarafından uygulanan programlı aşılar nedeniyle meydana gelen yavru kayıpları için ödenen desteğin kapsamına, bulaşıcı hastalıklar nedeniyle meydana gelen yavru kayıpları da dahil edildi. Buzağı/malak başına verilen destek 20 bin liraya, kuzu/oğlak başına verilen destek ise 4 bin liraya çıkarıldı." bilgisi paylaşıldı.</p>
<p>Yeni düzenleme kapsamında bazı üretim alanlarında ilave desteklerin de sağlanacağı bildirilen açıklamada, Güçlü Besi Güçlü Üretim Projesi kapsamındaki hayvanlarda, etçi ırk sperma ile yapılan tohumlama sonucunda doğan buzağılar için ilave bin lira destek verileceği, göçer sevk kontrol noktasında doğan kuzu ve oğlaklar için ilave 215 lira/baş, ari işletmelerde doğan dişi kuzu ve oğlaklar için ise ilave 860 lira/baş destek sağlanacağı aktarıldı.</p>
<p>Tam izole bölgelerde koruma altına alınan arı gen kaynaklarını tampon koruma bölgesinde muhafaza eden yetiştirici örgütlerine üye üreticilere arılı kovan başına ilave 75 lira, üye olmayanlara ise ilave 60 lira desteğin verileceği belirtilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:</p>
<p>"Çiğ süt desteği kapsamında ise ürettikleri sütü, mesleki yeterlilik belgesine sahip çiğ süt toplama veya depolama sorumluları aracılığıyla işleme tesislerine satan üreticilere temel desteğe ilave destek sağlanacak. Su ürünleri yetiştiriciliği yapan işletmelere, ürettikleri türler ve üretim şekillerine göre verilen temel destek oranlarında yüzde 30 ile yüzde 100 arasında değişen artışlar yapıldı. Hayvan gen kaynakları için verilen birim destek tutarları da bir önceki yıla göre yüzde 60 artırıldı."</p>
<p><strong>"Çiftçilerimizi her koşulda desteklemeye devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, planlı ve öngörülebilir bir tarım vizyonu sunduklarını belirtti.</p>
<p>Tarımsal Üretim Planlaması desteklerini 3 yıllık dönemler halinde ve üretim sezonundan önce açıkladıklarına dikkati çeken Yumaklı, şunları kaydetti:</p>
<p>"Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, tarımsal üretimimizi artırmak ve gıda arz güvenliğimizi güvence altında tutmak için hazırladığımız bitkisel ve hayvansal üretimde destekleme tutarlarını artıran kararlar Resmi Gazete'de yayımlandı. Ayrıca bölgedeki savaş ve çatışmalardan dolayı artan girdi maliyetleri karşısında üreticilerin yükünün hafifletilmesine yönelik, bitkisel üretimde 2026 üretim yılı için daha önce açıklanan temel destek ve planlı üretim desteği tutarları da güncellendi. Hayvancılık Yol Haritamızı merkeze alan destekleme modelimizle büyükbaştan, küçükbaşa; arıcılıktan, balıkçılığa kadar kapsayıcı şekilde üreticimizin yanında oluyoruz. Stratejik ürünlerimizi koruyan, aile işletmelerimizi güçlendiren ve verimliliği merkeze alan bu destekleme modeliyle üreten Türkiye'nin gücüne güç katacak, çiftçilerimizi her koşulda desteklemeye devam edeceğiz. Tarladan sofraya emeği geçen tüm çiftçilerimize ve yetiştiricilerimize hayırlı, bereketli olsun."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bitkisel-ve-hayvansal-uretim-destekleri-artirildi-87042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/9/1280x720/inek-hayvancilik-1781044236.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanlığı, bitkisel üretimden hayvancılığa, arıcılıktan su ürünleri yetiştiriciliğine kadar birçok alanda desteklerin artırıldığını duyurdu. Bakan İbrahim Yumaklı, &quot;Hayvancılık Yol Haritamızı merkeze alan destekleme modelimizle büyükbaştan, küçükbaşa, arıcılıktan, balıkçılığa kadar kapsayıcı şekilde üreticimizin yanında oluyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/universite-diplomasi-artik-tek-basina-yetmiyor-87024</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üniversite diploması artık tek başına yetmiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gençlere yıllardır aynı cümleyi kurup duruyoruz: “İyi bir üniversite kazan, mezun ol, iyi bir iş bul.” Financial Times ve Wall Street Journal’ın geçen hafta yayınladıkları analiz ve haberler, bu cümlenin artık eskisi kadar güçlü olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Financial Times, üniversite diplomasının değerinin ABD ve İngiltere’de gerilediğine dikkat çekiyor. Gazeteye göre diploma, bir zamanlar yüksek gelirli işlere açılan güvenli kapıydı. Şimdi yapay zekâ, üniversite mezunlarının yaptığı pek çok işi değiştirmeye başladı. Analiz, yazılım, araştırma, finans ve içerik üretimi gibi alanlarda bazı işleri artık makineler çok daha hızlı yapabiliyor.</p>
<p>İşveren tarafında da değişim var. Şirketler adayın mezun olduğu üniversiteden çok, işi gerçekten yapıp yapamadığına bakıyor. Diploma yerine beceri ölçen testler, uygulamalı değerlendirmeler ve iş üzerinde öğrenme daha fazla önem kazanıyor.</p>
<p>Wall Street Journal’ın haberindeki İngiltere örneği, değişimi gençlerin de fark ettiğini gösteriyor. Bazı gençler, üniversiteye yerine doğrudan iş hayatına giriyor. Beyaz yakalı “degree apprenticeship” programlarında çalışırken eğitim alıyor, gelir elde ediyorlar. Yani üniversiteyi tamamen reddetmekten çok, eğitimi iş hayatıyla birleştirmeyi tercih ediyorlar.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9ff21c164-1788846066.png" alt="" width="442" height="271" />
<figcaption><strong>Türkiye'de üniversite hâlâ hem gençler hem de ebeveynler için sınıf atlamanın en önemli araçlarından biri olmaya devam ediyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Peki Avrupa’da üniversitelerin en çok mezun verdiği ilk 3 ülkeden biri olan Türkiye?</p>
<p>Bizde üniversite hâlâ hem gençler hem de ebeveynler için sınıf atlamanın en önemli araçlarından. Ancak diplomanın sayısı arttıkça, tek başına taşıdığı anlam da zayıfl ıyor. TÜİK’in 2025 verileri de bunu açıkça gösteriyor: Lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı yüzde 73,9’a geriledi. Oran 2024’te yüzde 75’ti. Bölümler arasında da fark var. Tıp yüzde 95,5 ile ilk sıradayken bazı alanlarda iş bulmak çok daha zor.</p>
<p>Mesele üniversiteye karşı çıkmak değil, beklentimizi değiştirmek. Gençlere sadece diploma vermek yetmiyor. İş yapma becerisi, teknoloji kullanımı, yabancı dil ve gerçek deneyim kazandırmak şart. Çünkü yapay zekânın yükseldiği dünyada işverenin sorusu da değişecek: “Hangi üniversiteden mezunsun?” yerine “Ne yapabiliyorsun?”</p>
<p>Eğitim politikamız da bu soruya hazırlanmalı. Yoksa her yıl daha fazla diploma karşılığında daha az iş üretmenin döngüsünde kalırız.</p>
<p>Üniversitenin değeri bitmiyor. Ama diplomanın tek başına gelecek garantisi olduğu dönem kapanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/universite-diplomasi-artik-tek-basina-yetmiyor-87024</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üniversite diploması artık tek başına yetmiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ticaretin-yakiti-dizel-benzinle-makasi-aciyor-87022</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ticaretin yakıtı dizel, benzinle makası açıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9ce0857a9-1788845280.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Akaryakıt piyasasında benzinin gölgesinde kalan dizel, küresel fiyat yarışında öne geçiyor. Dünyanın 175 ülkesini kapsayan fiyat endeksi, son üç ayda küresel ortalama dizel fiyatının benzinden yaklaşık 5 puan daha hızlı arttığını gösteriyor. Ağustos sonu itibariyle dünyada dizelin ortalama litre fiyatı 1.59 dolara yükseldi. Ancak asıl dikkat çekici tablo yıllık değişimde ortaya çıkıyor. Son 12 ayda benzin fiyatları ortalama yüzde 19,38 yükselirken dizeldeki artış yüzde 32,86’ya ulaştı. Böylece dizel ile benzin arasındaki fiyat makası yalnızca pompa fiyatlarında değil, artış hızında da açılıyor.</p>
<p>Türkiye de bu küresel ayrışmanın belirgin biçimde görüldüğü ülkeler arasında yer alıyor. 31 Ağustos itibarıyla Türkiye’de benzinin üç aylık fiyat artışı yüzde 14,3 olurken dizelde artış yüzde 21’e çıktı. Dizel böylece benzinden 6,7 puan daha hızlı zamlandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9d68c873b-1788845416.png" alt="" width="324" height="343" /></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9d7be1166-1788845435.png" alt="" width="661" height="402" /></p>
<h2>Krizin yakıtı dizel</h2>
<p>Dizelin benzinden hızlı yükselmesi tesadüf değil. Çünkü iki yakıtın ekonomik yapıdaki rolü birbirinden farklı. Benzin ağırlıklı olarak binek araçlarda kullanılırken dizel; kamyonlardan gemilere, trenlerden traktörlere ve ağır iş makinelerine kadar ekonominin üretim ve lojistik damarlarında kullanılıyor.</p>
<p>Bu nedenle dizel talebi fiyat yükseldiğinde bile kolayca düşmüyor. Malların taşınması, tarlaların sürülmesi, ürünlerin hasat edilmesi veya inşaat faaliyetlerinin sürdürülmesi gerekiyor. Talebin daha az esnek olması, arzda yaşanan her kesintinin fiyatlara daha hızlı yansımasına yol açıyor.</p>
<p>Üstelik dizel, küresel ticarette benzine göre çok daha kritik bir ürün. Bir ülkedeki rafineri kesintisi ya da ihracat kaybı, dünyanın başka bölgelerindeki arzı doğrudan etkileyebiliyor.</p>
<h2>Asıl sorun petrol değil, rafineri</h2>
<p>Son dönemdeki fiyat hareketinin en önemli özelliği, ham petrol fiyatlarıyla rafine ürün fiyatları arasındaki ayrışma. Piyasada ham petrolden ziyade onu kullanılabilir yakıta dönüştürecek rafineri kapasitesi sıkışıyor.</p>
<p>Bunun en iyi göstergelerinden biri dizel “crack spread”i. Bu gösterge, rafine dizel fiyatı ile onu üretmek için kullanılan ham petrol arasındaki farkı ölçüyor. ABD’de dizel crack spread ağustos ayında ilk kez varil başına 100 doların üzerine çıktı. Reuters verisine göre 17 Ağustos’ta 102,20 dolara ulaşan gösterge, küresel arz sıkışıklığının boyutunu ortaya koydu.</p>
<p>Eylül başında ise ABD dizel fiyatı galon başına 5,82 dolarla rekor kırdı. Rusya’daki rafinerilere yönelik Ukrayna saldırıları, İran savaşı ve Orta Doğu’daki arz ve taşımacılık sorunları dizel piyasasını daha da sıkıştırırken ABD stokları da kritik seviyelere indi.</p>
<h2>Rusya’dan ihracatın azalması sorun yarattı</h2>
<p>Avrupa açısından sorun daha yapısal. Rusya’dan yapılan dizel ithalatının azalmasıyla zaten dış tedarikçilere daha fazla bağımlı hâle gelen Avrupa, şimdi Orta Doğu’daki aksaklıkların da etkisini hissediyor. Avrupa dizel piyasasında rafineri marjları da yüksek kalmayı sürdürüyor.</p>
<h2>Türkiye’de makas 6,7 puana çıktı</h2>
<p>Türkiye’de üç aylık tablo küresel eğilime oldukça yakın. Benzin fiyatı yüzde 14,3 artarken dizel yüzde 21 yükseldi. Avrupa’nın büyük ekonomilerinde de benzer bir ayrışma dikkat çekiyor. Almanya’da üç aylık benzin artışı yüzde 12,2 olurken dizel yüzde 16,9 yükseldi. Fransa’da benzin yüzde 1,4 gerilerken dizel yüzde 3,9 arttı. Polonya’da ise benzin yüzde 2,7 yükselirken dizel yüzde 11,3 zamlandı. Macaristan’da benzin yüzde 0,3 gerilerken dizel yüzde 10,7 arttı.</p>
<h2>Çin’de benzin hızlı gidiyor</h2>
<p>Ancak eğilim küresel ölçekte tek yönlü değil. Çin’de üç aylık benzin fiyatı yüzde 7,8, dizel yüzde 8,4 gerilerken; Endonezya’da benzin yüzde 28,7 artmasına karşın dizel yüzde 2,2 düştü. Dolayısıyla hikâye bütün ülkelerde aynı fiyat hareketinin yaşanması değil, özellikle arz açığı bulunan büyük pazarlarda dizelin daha kırılgan hâle gelmesi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">DİZEL NEDEN BENZİNE FARK ATIYOR?</span></h2>
<p><strong>1- Daha düşük arz tamponu:</strong> Dizel ve diğer damıtılmış ürün stokları şoklara karşı benzine göre daha sınırlı bir tampon oluşturuyor. <br /><strong>2- Küresel ticaretin yakıtı:</strong> Kamyon, gemi, tren, tarım ve ağır sanayinin temel yakıtlarından biri olması dizel talebini daha az esnek hale getiriyor. <br /><strong>3- Rafineri kapasitesi:</strong> Rafineriler kısa sürede yalnızca “daha fazla dizel” üretemiyor. Ham petrolün niteliği, hidroişleme kapasitesi ve ürün dengesi üretimi sınırlıyor. <br /><strong>4- Rusya ve İran etkisi:</strong> Rus rafinerilerine yönelik saldırılar ve Orta Doğu’daki çatışmalar hem üretimi hem de sevkiyatları sıkıştırıyor. <br /><strong>5- Hürmüz riski</strong>: Orta Doğu’dan geçen tanker trafiğindeki aksaklıklar, dizel dahil rafine ürünlerin küresel akışını bozuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KÜRESEL EKONOMİ İÇİN RİSK</span></h2>
<p>Uzmanlara göre, dizel fiyatlarının benzinden daha hızlı yükselmesi, enerji enflasyonunun yalnızca pompadaki fiyatları değil, ekonominin tamamını etkileyebileceği anlamına geliyor. Çünkü dizel zamlandığında yalnızca araç sahipleri değil; taşımacılık, tarım, sanayi ve dolayısıyla gıda ile tüketim mallarının fiyatları da baskı altında kalıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde petrol fiyatının nereye gittiği kadar rafinerilerin ne kadar dizel üretebildiği ve bu ürünün ihtiyaç duyulan bölgelere ne kadar rahat taşınabildiği kritik olacak. Ham petrol piyasasında yeni bir şok yaşanmasa bile uzmanlar, rafineri kesintileri ve lojistik sorunları sürerse dizelin benzinden kopan performansının küresel enflasyon açısından yeni bir risk oluşturacağı uyarısı yapıyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ticaretin-yakiti-dizel-benzinle-makasi-aciyor-87022</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/yakit-benzin-mazot-motorin-utts.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tüketicinin yakıtı benzinin fiyatı dünyada son üç ayda ortalama yüzde 15,3 artarken, ticaretin ve ekonominin yakıtı dizeldeki yükseliş yüzde 20’ye ulaştı. Son bir yılda makas daha da açıldı: Benzin yüzde 19,4, dizel yüzde 32,9 zamlandı. Türkiye’de ağustos sonu itibariyle ise üç aylık dizel artışı yüzde 21 ile benzinin 6,7 puan üzerine çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-27-hissede-satis-yapti-uc-hissede-alim-tarafinda-durdu-87021</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı 27 hissede satış yaptı üç hissede alım tarafında durdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz hafta BIST 30 Endeksi %2,05 geriledi. Yabancılar endeksteki 27 hissede paylarını azaltırken, üç hissede alıcı tarafta durdu. Kamu hisselerinde rotasyonda olan yabancı fonlar, Emlak Konut ve THY'de satıp; Ereğli Demir Çelik ve Turkcell'de paylarını artırdı.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta BIST 30 Endeksindeki hisselerin fiyatlarıyla paralel şekilde yabancıların paylarında düşüş yaşandı. Yabancı fonlar Türk Hava Yolları ve Emlak Konut hissesinde 3 puanı aşan satışlarda bulunurken, fiyatı %5 gerileyen Ereğli Demir Çelik hissesinde paylarını 1,58 puan artırdı. Yabancıların ağırlıklı satış yaptığı bir atmosferde yatırımcıların telaşlanması olağan bir durum. Ancak takastaki kısa vadeli dalgalanmaya kapılmak yerine, şirketlerin özkaynak kârlılığı ve ileriye dönük beklentilerini nazara alarak hareket etmek; daha sağlıklı sonuçlar elde edilmesine imkan vereceği unutulmamalı.</p>
<h2>Payları 3 puandan fazla azaldı</h2>
<p>Geçtiğimiz hafta yabancı fonlar Türk Hava Yolları hissesinde paylarını 3,51 puan düşürerek %20,62 seviyesine indirdi. Temmuzda yolcu sayısını %4,6 artırarak 9,5 milyona ulaştıran firma, filosunu 552 uçağa çıkardı. Likiditesi 9,6 milyar doları bulan şirketin yılın ilk yarısında geliri %43 artarak 585 milyar TL’ye çıktı. Dönem sonu net kârında ise azalma var.</p>
<p>Emlak Konut hissesinde yabancı payı 3,03 puan azalarak %22,22 oldu. TÜİK verilerine göre temmuz ayında ülke genelinde konut satışlarının %17 düşmesi sektörün henüz arzu edilen sıkılaşmadan kurtulamadığını işaret ediyor. Şirketin, altı aylık geliri %16 gerileyip 53,3 milyar TL’ye inerken, dönem sonunda kârında düşüş gözlendi.</p>
<h2>Düşerken yabancı aldı</h2>
<p>Yabancılar Ereğli Demir Çelik hissesinde paylarını 1,58 puan artırarak %28,43 seviyesine çıkardı. Hissenin fiyatı geçtiğimiz temmuzda test ettiği en yüksek seviyesi olan 45,10 TL’nin ardından geriledi. Haftalık %5,01 gerileyen hissenin aylık kaybı ise %10,88 düzeyinde. Ereğli altı aylık kârını %415 artışla 8,93 milyar TL’ye taşırken yabancının ilgisini çekiyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9b0122a89-1788844801.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FAALİYET GELİRİ Mİ, NET KÂR MI?</strong></p>
<p><strong>Faaliyet geliri;</strong> ana iş, karşılaştırma, istikrar, yönetim becerisi, finansman bağımsızlığı. Borç körlüğü, eksiklik, yan gelir kaybı, belirsiz temettü.</p>
<p><strong>Net kâr;</strong> nihai tutar, temettü, yatırımcı cazibesi, bütüncül bakış, özsermaye büyümesi. Makyajlama ve sürdürülebilirlik riski, operasyonel maskeleme.</p>
<p><strong>Mevcut faaliyetlerini geride bıraktı. Açılım için yeni ortağın yaklaşımı beklenmeli</strong></p>
<p>Sekuro Plastik'in bundan sonra ne yapmaya niyetli olduğu belli mi? ● Metin Çelik</p>
<p>Metin, Sekuro Plastik başta teknoloji, yazılım ve enerji sektörü olmak üzere katma değeri yüksek yeni bir alana girme yönlü hedeflerini paylaştı. Bu yaklaşımla duran varlıklarını elden çıkarıyor. Önemli nitelikteki bu işlemlerden ötürü yatırımcılara 6,07 TL'den ayrılma hakkı tanındı. Yeniden yapılanma kapsamında ambalaj sektöründeki 73 çalışan Polifilm Ambalaj bünyesine geçirildi. Aynı süreçte büyük ortak %27,18 payını 7,77 milyon dolara Bulls Girişim'e sattı. Devirden sonra yeni ortağın nasıl bir stratejiyle hareket edeceği belirleyici olacak.</p>
<p><strong>Geliri düşerken satış hedefini aşağı çekti. Kârlılık beklentisini ise aynen koruyor</strong></p>
<p>Arçelik'in yıl sonunda geliri ne kadar olur, bir tahmin var mı? ● İnan Uyar</p>
<p>İnan, beyaz eşya sektörü zor bir süreç yaşıyor. Son olarak sektör temmuzda ihracatını %21 düşürdü. Arçelik de bundan olumsuz etkileniyor. Yılın ilk yarısında gelirlerini %10 düşürürken, esas faaliyet kârını %14 geriletti. Şirket ise yatay beklediği yurt içi ve yurt dışı satış gelirlerinin yıl sonunda tek haneye gerileyeceğini öngörüyor. FAVÖK marjı beklentisi %6,25-6,50 aralığında; 250 milyon euroluk yatırım hedefi ise sabit duruyor. Cirodaki daralma beklentisi, zayıflayan talepten kaynaklanıyor. Kârı, fiyat politikasıyla desteklemeyi amaçlıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>IHA fonu ocaktaki hareketlenmenin sonrasında yatayda dalgalı seyir izledi</strong></p>
<p>Allbatross Portföy'ün yönettiği İkinci Hisse Senedi Fonu (IHA), geçtiğimiz şubattan bu yana yatayda dalgalı bir seyirle hareket ediyor. Büyüklüğü mayıstan bu yana sürekli olarak daraldı. Eylülde hacmi 5,24 milyon TL seviyesine indi. Geride kalan altı ayda temmuz hariç sürekli nakit çıkışı yaşanırken eylülde çıkan nakit tutarı 15 bin TL oldu. Yatırımcısı, fonun hacmiyle orantılı olarak sınırlı seviyede duruyor. Sayı şimdilerde 312 olup önceki ayla benzer düzeyde. Fon varlıklarını ağırlıklı olarak hisse senetlerinde değerlendiriyor. Portföyünün %90,76'sı hisse senedi ve %9,24'ü yatırım fonlarından oluşuyor. Risk değeri 6 olan IHA, volatiliteyi göze alan yatırımcıya hitap ediyor. Yıllık bazda %26,15 getiri elde ederken, aynı sürede %30,50 yükselen BIST 100 Endeksi'nin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Çağdaş Faktoring, piyasadan TLREF + %4,25 faizle 310 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Çağdaş Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 04.09.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 310.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,25 olarak belirlendi. 192 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 15.03.2027 olarak açıklandı. 4 Eylül itibarıyla TLREF %36,93 seviyesinde bulunuyor. Çağdaş Faktoring'in verdiği %4,25 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, bunun yanı sıra piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFCGDF32732 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9ac317234-1788844739.png" alt="" width="966" height="245" /><strong>ÖZATA DENİZCİLİK</strong></p>
<p><strong>Yüzer havuz tamiri ve bakım işinden 15,9 milyon euro gelir sağlasa da cirosu düştü</strong></p>
<p>Özata Denizcilik, ASFAT ile imzaladığı yüzer havuz tamir ve bakım onarım sözleşmesini tamamladı. Geçtiğimiz yıl 13,5 milyon euro bedelle varılan anlaşmanın nihai tutarı, ilave talepler ve yapılan ek işlerle birlikte 15,9 milyon euroya yükseldi. Yaklaşık 874,3 milyon TL olarak gerçekleşen döviz bazlı gelir, şirketin bilançosunu destekleyen bir durum olarak değerlendirilmeli. Özata Denizcilik, yatırımcısıyla paylaştığı altı aylık mali tablolarında gelirini %1 düşürürken, esas faaliyet kârını %37 geriletti. Dönem sonunda ise zararını artırarak 603,2 milyon TL'ye çıkardı.</p>
<p><strong>SAFKAR EGE SOĞUTMACILIK</strong></p>
<p><strong>TÜRASAŞ'ın iklimlendirme ihalesine 258,8 milyon lirayla en iyi teklifi verdi</strong></p>
<p>Safkar Ege Soğutmacılık, TÜRASAŞ tarafından açılan elektrikli banliyö projesi iklimlendirme sistemi ihalesine katılarak en iyi teklifi verdi. Şirketin önerdiği 258,8 milyon TL tutarlı teklif bedeli, son gelir tablosundaki brüt satış hasılatının %16,14'üne karşılık geliyor. İhalenin kesinleşmesi için komisyon kararı bekleniyor. Sürecin lehe sonuçlanması halinde, önemli orandaki bir sipariş gelirini destekleyecek. Safkar Ege, yılın ilk yarısında gelirini %80 artırarak 1,6 milyar TL'ye çıkardı. Dönem sonunda ise net kârı %43 gerileyerek 24,98 milyon TL'ye kadar indi.</p>
<p><strong>EUROPOWER ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Ukrayna'ya gönderilmek üzere Japon şirketle 37 milyon dolarlık anlaşma imzaladı</strong></p>
<p>Europower Enerji, Japonya'da yerleşik uluslararası bir firmayla Ukrayna'da kullanılmak üzere güç transformatörü satış anlaşması imzaladı. Yaklaşık 37 milyon dolar tutarındaki sözleşmenin Türk lirası karşılığı 1,78 milyar TL'yi buluyor. Tutar yıllık gelirinin %11,71'i seviyesinde. Bir yıl içinde üretilip teslim edilecek ürünler, şirketin dolaylı bağlı ortaklığına ait fabrikada imal edilecek. Söz konusu iş birliği ihracat kapasitesini artırırken döviz girdisi ile bilançosunu destekleyecek. Europower Enerji, yılın ilk yarısında gelirini %38, dönem kârını %108 büyüttü.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Çemtaş Çelik şubattan bu yana düşen bir eğilimle hareket ederken fonlar satıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9aa6c4c5b-1788844710.png" alt="" width="304" height="237" /></strong>Çemtaş Çelik'te fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %7,76 ile toplamda 226,01 bin lot azalarak 2,69 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 11 ile sabit duruyor. FUA fonu 377,2 bin lot ile en fazla satışı yaparken, TIL fonu 120 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Çemtaş için öneride bulunan kurum bulunmuyor. Hissede Ak Portföy'ün ihraççı şirketlere ağırlık veren FUA fonu satış tarafında duruyor. İş Portföy'ün katılım fonu TIL ve Garanti Portföy'ün ihraççı şirketlere yatırım yapan GTH fonu alım yönlü işlemler yaptı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-27-hissede-satis-yapti-uc-hissede-alim-tarafinda-durdu-87021</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı 27 hissede satış yaptı üç hissede alım tarafında durdu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kritik-mineral-icin-ozel-yasa-cikarilacak-87020</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kritik mineral için &#039;özel yasa&#039; çıkarılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Orta Vadeli Program’da (OVP) ekonomiye yönelik kavramlar arasına ekonomik güvenlik de alındı. Bu kapsamda, gıda, enerji ve sosyal alanda yeni adımlar tasarlandı. Enerjide yenilenebilir enerji depolama kapasitesine işaret edilirken, kritik minerallerde yasal düzenleme yapılması öngörüldü. Gıdada organize tarım bölgelerinin yaygınlaştırılması, lojistik zincirin güçlenmesi sağlanacak. Teknolojik kapasitenin artırılması için her bir sektördeki teknoloji geliştirme ve yerli üretimi artırma amacıyla eylem planları hazırlanacak.</p>
<p>OVP’de stratejik öncelikler arasına daha önce giren kritik teknolojiler, nadir metal ve mineraller ile enerji gıda farklı başlıklarda düzenlendi. Bunlar arasında dikkat çeken unsur Ekonomik Güvenlik ve Dayanıklılık başlığı açılması oldu. Bu başlıkta, enerji alanında aramaların artırılması ve depolama kapasitesinin artırılması eylem olarak plana girdi. 6 Eylül günü yapılan tanıtım basın toplantısında da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, isim vermeden TPAO ve MTA’yı işaret ederek “enerji alanındaki kamu KİT’lerinin daha fazla arama yapması-küresel etkinliğinin artması” gerekliliğini vurguladı. Türkiye’nin deneme sayılabilecek üretimi tamamladığı kritik ve stratejik minerallerde özel bir yasa yapılması da plana girdi. Enerjide yerli kaynaklı yenilenebilir enerji üretimi ve depolanması ile nükleer enerji de plandaki yerini korudu.</p>
<h2>Özel eylem planları </h2>
<p>Sanayiye yönelik hem sanayi-imalat sanayii, hem de ekonomik güvenlik başlığında yer alan düzenlemelerde yeni eylem planları dikkat çekti. Ekonomik güvenlik başlığında, imalat sanayii, enerji, tarım, sağlık ve ulaştırma sektörlerinde arz güvenliği için teknoloji geliştirme- üretimi destekleme amacına yönelik özel eylem planları hazırlanması kararlaştırıldı. Bu eylem planlarının Strateji ve Bütçe Başkanlığı koordinasyonu ile yapılacağına işaret edildi.</p>
<h2>Dar gelirliye evlilik desteği </h2>
<p>Ekonomik güvenlik başlığına ailenin güçlendirilmesi, toplumsal dayanıklılığın artırılması başlığı da alındı. Bu kapsamda evlenecek gençlere desteğin genişletilmesi, dar gelirlilerin bundan daha fazla yararlanması için düzenleme de eylemler arasına girdi. Dar gelirliler, engelliler ve yeni evleneceklere sosyal konut yapımının hızlandırılması da planlandı.</p>
<p>OVP’ye, aileyi koruma yaklaşımı içinde verilen dersin “modeli” de değiştirilecek. OVP’ye, “Ailenin korunmasını sağlamaya yönelik ortaöğretim seviyesinde öğretim programı olarak uygulanmakta olan Türk Sosyal Hayatında Aile dersi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli doğrultusunda geliştirilecektir.” maddesi eklendi.</p>
<h2>Ülkelerle ortaklık ve sivil alana yansıma </h2>
<p>Savunma sanayiinde üretilen teknolojilerin ve çeşitli yetkinliklerin sivil alanda kullanımına yönelik olarak özel çalışma yapılması da plana girdi. Basın toplantısında da Cevdet Yılmaz bu alanda yaygın bir çalışma içine girileceğini vurgulamıştı. Planda, ”Savunma sanayii teknolojilerinin sivil alandaki uygulamalar ile etkileşiminin artırılması ve teknoloji yoğun sivil alımlarda yerli ve millî savunma sanayiinin yeteneklerinden istifade edilmesi teşvik edilecek, yerlilik oranının yükseltilmesi ve katma değerli ihracatın desteklenmesi sağlanacaktır” ifadesi yer aldı. Savunma harcamalarının artırılmasının öngörüldüğü OVP’nin tanıtım toplantısında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bu alanda yürütülen büyük projelerin başka ülkelerin de katılımıyla ortaklıklar kurulması yönünde adım atacaklarını da açıklamıştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kritik-mineral-icin-ozel-yasa-cikarilacak-87020</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/maden.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni OVP kapsamında enerjide yenilenebilir enerji depolama kapasitesine işaret edilirken, kritik minerallerde yasal düzenleme yapılması öngörüldü. Gıdada organize tarım bölgelerinin yaygınlaştırılması, lojistik zincirin güçlenmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaynak-kullanimi-ve-fiyatlandirma-87019</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaynak kullanımı ve fiyatlandırma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İşletmelerimizin ezici bir çoğunluğunda “<strong>Kaynak”</strong> dediğimizde akla ilk gelen “<strong>Para”</strong> olur.</p>
<p>Kuşkusuz finansal güç ve bunu kullanarak yaptığımız yatırımlar ile oluşturduğumuz üretim olanakları ortadadır amma <strong>iş sadece para ile bitmiyor</strong>.</p>
<p>Özdemir Erdoğan ne demişti, “<strong>Paranın ne önemi var, mühim olan insanlık</strong>.”</p>
<p>Oysa <strong>gerçek</strong> hayatta böyle diyemiyoruz ve <strong>parasız işletme gemisi yürümüyor</strong>…</p>
<p>Öte yandan işletmenin, belki de para kadar ve hatta <strong>bazen</strong> yeri geldiğinde <strong>paradan daha değerli</strong> olan diğer <strong>kaynaklarını ihmal</strong> etmekten de geri duramıyoruz.</p>
<p>İşte tam burada “ <strong>Kaynak</strong> “ ifadesinin <strong>sadece para ile kısıtlı olmadığı</strong> ortaya çıkıyor.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde yirmi yıla yaslanan bir süre önce tanışıp, aralıklarla farklı dönemlerde danışmanlık verdiğim, eskimeyen dostlardan birisi ile beraberdik.</p>
<p>Doğal olarak ekonominin güncel durumunu, kendilerinin içerisinde bulunduğu koşulları konuştuk.</p>
<p>Tanıdığım günden beri finansal konuları çok dikkatli yöneten kişiler oldukları için, bazı konularda adımlarını tedbirli olarak attıklarını bilirim.</p>
<p>Sohbetimizde, mevcut <strong>çalışan sayılarında azalma</strong> olmasına karşın her türlü önlemi alarak, <strong>çekirdek kadroyu elde</strong> tutmaya çabaladıklarını belirttiler.</p>
<p>Açıklaması da “<strong>Bu kadroyu dağıtırsam bir daha geri toplayamam”</strong> olmuştu.</p>
<p><strong>Başkalarını bulursun</strong> dediğimde ise cevabı “<strong>Bu beceride ve bilgide çalışan”</strong> zor olur idi.</p>
<p>“<strong>İnsan kaynağı</strong> “ diye adlandırdığımız çalışanlarımızın, <strong>işletmemizi hayatta ve ayakta tutan</strong> gerçek değerler olduğunu vurguluyorlardı.</p>
<p>Öte yandan, <strong>çalışanlarının becerilerine ve bilgilerine</strong> gönderme yaparak, bir işletmede olması gereken “Bilgi ve beceri bilgisini (<strong>Information and know-how</strong>) önemli <strong>bir başka kaynak</strong> olarak ileri sürmüştü.</p>
<p>Ayrıca, bu piyasanın ve işlerin düşük tempoda olduğu bu dönemde, eldeki <strong>insan kaynağının gelişimi</strong> için, işbaşında yaptıkları ve dışarıdan alınan <strong>eğitim</strong> çalışmalarını anlattılar.</p>
<p>Gelen yeni işler çok dikkatli inceleniyor ve son kontroller işletme içerisinde yapılmak kaydıyla, bir kısmı veya tamamı dışarıda yaptırılabilir mi konusu oldukça detaylı olarak değerlendiriliyordu.</p>
<p>Bunun nedeni de her şeyin işletme içerisinde yapılması halinde katlanılamayacak maliyetlerin, <strong>dış kaynak kullanımı</strong> ile daha elverişli düzeylere çekilmesi hedefleniyordu.</p>
<p>Burada gördüğümüz ise işletme <strong>yöneticilerinin</strong> <strong>ilişkilerinin</strong> ne kadar <strong>geniş bir ağ</strong> oluşturduğu ve onlarında bu ağı, gerektiğinde işletmenin yararına nasıl kullandıkları olmuştu.</p>
<p>İşletme yöneticilerinin, <strong>başka işletmelerle olan ilişkilerinde</strong>, sadece kendi çıkarlarını düşünerek değil, kuşkusuz <strong>kendi çıkarlarını öne alarak</strong> amma <strong>karşısındakilerin de durumunu göz önünde bulundurarak</strong> davranmaları gerektiğini hep savunurum.</p>
<p>İşte bu tür tavırlar bize gerçek bir <strong>kazan/kazan ortamı</strong> oluşturan bir ilişki ağı <strong>sağlıyor</strong>.</p>
<p>Sırası geldiğinde de bu ilişkiler güvenilir bir ortamda kullanılabiliyor.</p>
<p><strong>Sözün özü şu ki işletmede her şeyi paraya bağlamak önemli bir hatadır.</strong></p>
<p><strong>Paranın önemini yadsımıyorum amma işletmenin</strong> <strong>öteki kaynaklarını da unutmayalım.</strong> <strong>Diğer kaynakları</strong> nasıl kullandığımız da <strong>fiyatlandırmamızı</strong> kaçınılmaz olarak <strong>etkiliyor</strong>.</p>
<p>İşletmenin kaynakları konusunda değerli dostum Osman Ata Ataç’ın Business Management System kitabına gönderme yapmak isterim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaynak-kullanimi-ve-fiyatlandirma-87019</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/1/1280x720/lira-para-1763620411.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşletmede her şeyi paraya bağlamak önemli bir hatadır. Paranın önemini yadsımıyorum amma işletmenin öteki kaynaklarını da unutmayalım. Diğer kaynakları nasıl kullandığımız da fiyatlandırmamızı kaçınılmaz olarak etkiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-ovpde-girisimcilik-teknoloji-ve-yapay-zeka-politikalari-87018</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni OVP’de girişimcilik, teknoloji ve yapay zekâ politikaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz hafta sonu açıklanan ve Türkiye’nin 2027–2029 dönemini kapsayan yeni Orta Vadeli Programı, girişimcilik, teknoloji ve yapay zekâ (YZ) açısından önceki 2026–2028 programında ortaya konulan politika çizgisini büyük ölçüde devam ettirirken, bazı alanlarda bu yaklaşımın daha belirgin hale geldiğini gösteriyor. Ar-Ge, yüksek teknoloji yatırımları, dijital dönüşüm, girişimcilik ve nitelikli insan kaynağı yine temel başlıklar arasında. Yeni programda bunların yanında teknolojinin üretime uygulanması, teknoloji şirketlerinin ölçeklenmesi, yüksek katma değerli ihracat ve YZ’nin kamu süreçlerinde kullanılması dikkat çekiyor.</p>
<p>Önceki OVP’de Teknoloji Hamlesi, HIT-30, Stratejik Hamle, Yerel Kalkınma Hamlesi, teknoparklar, kuluçka merkezleri ve Ar-Ge platformları teknoloji politikasının önemli araçları olarak konumlandırılmıştı. YZ, siber güvenlik, kuantum, otonom sistemler, uzay ve yarı iletkenler gibi alanlar stratejik teknoloji alanları arasında değerlendirilmiş; bu alanlarda Ar-Ge faaliyetlerinin ve üniversite-sanayi işbirliğinin desteklenmesi öngörülmüştü. YZ ve siber güvenlik gibi alanlarda mikro-yeterlilikler, hızlı eğitim programları ve nitelikli insan kaynağı geliştirilmesi de programın önemli unsurları arasındaydı.</p>
<p>2027–2029 OVP bu yaklaşımı önemli ölçüde sürdürüyor. Ar-Ge temelli yatırımlar ve yenilikçi girişimcilik faaliyetlerinin desteklenmesi, Teknoloji Geliştirme Bölgeleri ve kuluçka merkezlerinin geliştirilmesi, üniversite-sanayi işbirliğinin güçlendirilmesi ve fikri mülkiyetin ticarileştirilmesi yine önemli politika alanları. Turcorn olma potansiyeline sahip teknoloji girişimlerinin kapasite gelişimi ve küresel rekabetçilik hedefiyle desteklenmesi de bu çerçevenin önemli parçalarından biri.</p>
<p>Burada yeni bir politika paradigmasından çok, girişimcilik politikasında ölçeklenme ve küreselleşme boyutunun güçlenmesinden söz etmek daha doğru olacaktır. Nitekim Turcorn yaklaşımı önceki OVP’de de bulunuyordu. Dolayısıyla yeni programın mesajı, girişim sayısının artırılmasının önemini kaybettiği değil; bunun yanında büyüme potansiyeli taşıyan teknoloji şirketlerinin ölçeklenmesi ve küresel rekabet gücü kazanmasının da giderek daha önemli hale geldiğidir. Turcorn 100 Programı’nın mevcut yaklaşımı da erken aşamayı geçmiş teknoloji girişimlerinin daha hızlı ölçeklenmesini ve küresel pazarlara açılmasını desteklemek üzerine kurulu.</p>
<p>YZ tarafında ise dikkat çekici bir uygulama boyutu bulunuyor. Önceki OVP’de YZ önemli bir stratejik Ar-Ge ve insan kaynağı alanıydı. Yeni programda YZ alanındaki temel teknolojilerin geliştirilmesinin yanında, YZ’nin zekânın üretim süreçlerinde kullanımının yaygınlaştırılması da açık biçimde öne çıkıyor.</p>
<p>Daha da önemlisi, YZ’nin kamu tarafındaki kullanım alanları genişliyor. Kamu mali yönetiminde veri temelli karar alma ve öngörüsel analiz kapasitesinin geliştirilmesinde YZ uygulamalarından yararlanılması, kamu alımlarında planlama, ihale ve sözleşme süreçlerinin dijitalleştirilmesi ve YZ destekli uygulamaların geliştirilmesi hedefleniyor. Bu yaklaşım, devletin yalnızca YZ teknolojilerinin geliştirilmesini destekleyen bir aktör değil, aynı zamanda bu teknolojilerin önemli kullanıcılarından biri olabileceğini gösteriyor. GovTech, RegTech, kamu finans yönetimi ve kamu satın alma teknolojileri açısından bunun önümüzdeki dönemde yeni fırsatlar yaratması beklenebilir.</p>
<p>Yeni OVP’de teknoloji politikasının ekonomik güvenlikle ilişkisi de dikkat çekiyor. Kritik ürün, teknoloji ve hizmetlerde dışa bağımlılığın azaltılması, yerli üretim ve inovasyon kapasitesinin artırılması ve teknoloji, savunma gibi stratejik alanlarda kaynak güvenliğinin güçlendirilmesi hedefleniyor. YZ, çip, batarya, robotik, kuantum, siber güvenlik ve uzay gibi teknolojiler bu açıdan yalnızca yeni ekonomik faaliyet alanları değil, Türkiye’nin teknoloji üretme kapasitesi ve uluslararası rekabetçiliği açısından da stratejik önem taşıyor.</p>
<p>Finansman ve girişimcilik ekosistemi tarafında da bütüncül bir yaklaşım görülüyor. FintechZone, Start in Türkiye, Tech Visa ve girişim sermayesi yatırım fonları gibi mekanizmaların Türkiye’nin bölgesel girişimcilik ve fintech merkezi olma hedefiyle birlikte ele alınması dikkat çekici. Turcorn hedeflerinin daha ileri taşınabilmesi açısından önümüzdeki dönemde büyüme sermayesinin derinleşmesi, daha büyük girişim sermayesi fonlarının oluşması ve uluslararası yatırımcıların Türkiye teknoloji ekosistemine daha fazla çekilmesi de önemli olacaktır.</p>
<p>İnsan kaynağında ise iki program arasında güçlü bir devamlılık bulunuyor. YZ, siber güvenlik, savunma, enerji ve uzay gibi stratejik alanlarda lisansüstü eğitim, sürekli eğitim ve mesleki eğitim desteklenirken mikro-yeterlilik yaklaşımının geliştirilmesi de hedefleniyor. Bu yaklaşım, üniversitelerin yanı sıra kurumsal eğitim, YZ upskilling, reskilling ve yeni nesil eğitim sağlayıcıları açısından da önemli bir alan açıyor. Çünkü YZ dönüşümü yalnızca yeni mezunların yetiştirilmesini değil, mevcut işgücünün becerilerinin de sürekli yenilenmesini gerektiriyor.</p>
<p>Yeni OVP’nin dikkat çeken yönlerinden biri de teknoloji politikasının ihracat ve küresel rekabetçilikle güçlü biçimde ilişkilendirilmesi. Yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun ürün ve hizmetlerin ihracattaki payının artırılması ve Türk şirketlerinin küresel değer zincirlerindeki konumunun güçlendirilmesi hedefleniyor. Bilişim, fintech, danışmanlık ve dijital aracılık gibi bilgi yoğun hizmetlerin ihracatının desteklenmesi de bu yaklaşımın hizmet sektöründeki karşılığını oluşturuyor.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye açısından önümüzdeki dönemin önemli hedeflerinden biri, teknoloji geliştiren şirketlerin aynı zamanda uluslararası pazarlara açılmasını ve teknoloji ihracatçısı haline gelmesini kolaylaştırmak olacaktır. Türkiye’de başarılı olan bir teknoloji girişiminin Avrupa, Körfez, ABD ve diğer pazarlarda büyüyebilmesi, hem girişimcilik ekosistemi hem de yüksek katma değerli ihracat açısından önemli bir çarpan etkisi yaratabilir.</p>
<p>Sonuç olarak 2027–2029 OVP, önceki programdan keskin bir kopuştan ziyade Türkiye’nin son yıllarda geliştirdiği teknoloji ve girişimcilik politikalarının devamına ve bazı alanlarda derinleşmesine işaret ediyor. Özellikle teknoloji girişimlerinin ölçeklenmesi ve küreselleşmesi, YZ üretim ve kamu süreçlerinde kullanılması, stratejik teknolojilerde yerli kapasitenin geliştirilmesi, teknoloji yoğun ihracat ve yeni teknoloji alanlarına yönelik insan kaynağı bu dönemin öne çıkan başlıkları olacak.</p>
<p>Yeni OVP’nin teknoloji ve girişimcilik açısından verdiği mesajı bu nedenle şöyle özetlemek daha doğru; Türkiye, girişimcilik ve Ar-Ge kapasitesini geliştirmeyi sürdürürken, büyüme potansiyeli taşıyan teknoloji şirketlerinin ölçeklenmesine ve küresel rekabet gücü kazanmasına; YZ tarafında ise teknoloji geliştirme kapasitesinin yanında YZ’nin üretimde, kamuda ve ekonominin genelinde verimlilik ve katma değer yaratacak şekilde kullanılmasına daha güçlü bir vurgu yapıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-ovpde-girisimcilik-teknoloji-ve-yapay-zeka-politikalari-87018</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni OVP’de girişimcilik, teknoloji ve yapay zekâ politikaları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aliendan-gladiatora-87017</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alien’dan Gladiator’a</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>1970’lerin –özellikle ikinci yarısının- Amerikan filmleri kapitalizmin işleyişindeki büyük dönüşümün işaretlerini veren filmler sayılabilir. New Deal en geç 1975’te sona ermişti. Neoliberalizm adı verilen dönem başlıyordu. Avrupa filmleri elbette daha rafine filmlerdir ama politik mesaj açısından 1980’e gelindiğinde Avrupa’nın çoğu ununu elemiş eleğini asmıştı. Oysa Amerikan filmleri herkesin anlayabileceği politik göndermelerle doludur. Demokrat –veya liberal ki ABD bağlamında ‘solcu’ demektir- yönetmenlerin heyecanlı yılları sayılabilir. Bir ölçüde de nahif filmlerdir. Daha önemlisi bu popüler filmlerin zamanla seriye dönüşmesidir. Örneğin Rocky, Rambo ve en önemlisi Alien. Apocalypse Now (1979) başlı başına ayrı bir klasmandadır. Sadece Coppola veya Ridley Scott gibi büyük yönetmenler değil örneğin Apocalypse Now’un senaryosunu yazan ve Barbar Conan’ı yazıp yöneten –Arnold Schwarzenegger’i yıldız yapan film- John Milius da hatırlanabilir.</p>
<p>Daha önemlisi Alien (1979). Tam bir “corporate America” eleştirisi olan bu film sadece ‘mürettebatın feda edilebilir’ olmasıyla öne çıkmaz. Alien o derece tehlikeli bir türdür ki dünyaya getirilmesi insanlığı yok edebilecektir. Bu noktada The China Syndrome (1979)’a göre el yükseltilir; kar hırsının yarattığı risk artık California’nın bir bölgesiyle sınırlı değildir. Seriye bağlayan Alien sonraki yıllarda aynı adı taşımayan geri dönüş filmleriyle birlikte bir “teodise” haline gelir. 1979’un mesajı çok geride kalmış, daha büyük, mistik konuların yanında önemini yitirmiştir. İlk filmler çekilirken düşünülenler seriler sona erdiğinde yerini bambaşka hislere, fikirlere bırakmıştır. Dönüşüm sadece sosyal veya ekonomik olarak değil, yönetmenler ve senaristler arasında da gerçekleşmiştir.</p>
<p>2000 yapımı Gladiator filmini defalarca izledim. Koleksiyoner versiyonu var bende. İlk defa seyrettiğimde Roma tarihi cahili olduğum için Commodus’un arenaya girişine takmıştım ve bu beni Paul Veyne’e götürmüştü. Commodus arenaya çıkmıştı ama karşısında eğitmeni Narcissus vardı. Arenaya çıkma everjetizm mi yoksa doğrudan pleblere oynayan bir siyasi hamle miydi? Everjetizm nasıl modellenebilirdi? Sonra biraz daha bilgi sahibi oldum. “Gladiator” filminin üzerinden modellendiği –aslında aynı film bile sayılabilir- 1964 tarihli “The Fall of the Roman Empire” filmini de birkaç kez izledim. 1964 yapımı ilk filmin tartışmasız daha iyi olduğu açıktır. Şaşırtıcı olan 1964’te anlatılan hikâyenin 2000’e daha fazla uyması, insanlığın aradaki 36 yılda neredeyse batmış oluşudur. Tersten bakarsak aktüalitede 2000’e daha uygun olan 1964 anlatısını 2000’de anlayacak ve popülerleştirecek bir seyirci kitlesinin kalmamış oluşudur ki belki de bu durum Ridley Scott’u bu derece banalliğe itmiştir. Neredeyse her sahnesinin yeniden çekilip uzayda döndürüldüğü bir ve aynı filmin ikinci sürümünde berbat bir Roma övgüsünün sona yakıştırılmasını Scott’a mı yoksa dünyanın haline mi yazacağız bilemiyorum. Ama Scott’un 1979 Alien sonrası tüm Alien dizisini adım adım batırdığını düşünüyorum.</p>
<p>Gladiator lehine tek şey söyleyebilirim: 1964 filmi zaten çekilmiş olduğu için anlatıyı “Bend it like Beckham” tadında çevirerek yeniden çekmekten başka şansı olmayan Scott bir anlamda zaten şansını yitirmişti. Hayır, arenada o silahların aynı dönemde kullanılamayacağı gibi basit anakronizmlere veya Commodus’un ilk filmden mülhem dövüşte öldür(t)ülmesine veya ne tür bir tanrı olduğunu düşündüğünün ikinci filmde ‘sekülarize’ edilmesine takılmıyorum. Augustus sonrası imparatorların tanrısallaştırıldığını biliyoruz. Bir noktadan sonra Augustus Ceasar –Ovidius tarafından- hem Pater Patriae hem de Numen Caeleste olarak takdim edilmeye başlanıyor. İmparator artık esas olarak törensel bir sıfat olan Pontifex Maximus’tan – Roma’daki tüm dinlerin başrahibi- çok daha fazla bir ilahilikle donatılıyor ve Deus Praesens (görülen tanrı) oluyor. Mesele bu değil. Mesele Scott’un Roma’yı Marcus Aurelius sonrası ‘olumlaması’, adeta cumhuriyete geri döndüğünü ima eden bir sonla bitirmesi. Oysaki o sırada ABD’de Neo-Con grubu iktidara geliyordu ve Florida seçimlerine çeyrek vardı değil mi? Bence bu bile Scott için ayıptır. İkinci Gladiator filmi o kadar ilginç değil.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aliendan-gladiatora-87017</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alien’dan Gladiator’a ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/11-yildir-ilk-50de-50-milyar-dolarlik-kuresel-gelir-87026</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 11 yıldır ilk 50’de: 50 milyar dolarlık küresel gelir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Rönesans Holding, 11 yıldır dünyanın en büyük 50 uluslararası müteahhidi arasında yer alıyor. Bugüne kadar 50 milyar dolarlık uluslararası proje gelirine ulaşan şirketin yurt dışındaki projelerinde Türkiye'den 3 bin 500 üretici ve taşeron yer aldı. Bu iş birlikleriyle Türkiye'den yurt dışına taşınan mal ve hizmetin değeri ise 2 milyar doları aştı.</strong></p>
<p>Pandemi, savaşlar, enerji krizi, bozulan tedarik zincirleri ve zorlaşan finansman koşulları, uzun bir süredir şirketlerin büyüme kadar dayanıklılık kapasitesini de test ediyor. Bugün uluslararası ölçekte başarı göstergelerinin başında, değişen koşullara uyum sağlama, yeni pazarlarda iş yapabilme ve farklı coğrafyalarda güçlü bir ekosistem kurabilme kapasitesi geliyor. Bu tabloda, farklı coğrafyalarda faaliyet gösteren şirketlerin uluslararası performansı da dayanıklılığın önemli göstergelerinden birine dönüşüyor. Rönesans Holding, Engineering News-Record’un (ENR) “Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi” 2026 listesinde ilk 50’deki yerini korudu. Böylece şirket, 11 yıldır kesintisiz olarak dünyanın en büyük 50 uluslararası müteahhidi arasında yer aldı. ENR sıralamasını farklı kılan, şirketlerin toplam büyüklüğünü değil, merkezlerinin bulunduğu ülke dışındaki inşaat faaliyetlerinden elde ettikleri geliri esas alması. Dolayısıyla liste, şirketlerin farklı pazarlarda iş kazanma ve uluslararası rekabette ne kadar güçlü olduklarına ilişkin de bir gösterge niteliğinde. Rönesans bu listeye ilk kez 2006 yılında 86’ncı sıradan girdi. Bugün yaklaşık 40 ülkede bini aşkın projede imzası bulunan şirket, 11 yıldır dünyanın en büyük 50 uluslararası müteahhidi arasında yer alıyor. Şirketin 30 yılı aşan uluslararası yolculuğunda ulaştığı proje geliri ise 50 milyar dolar.</p>
<p><strong>Türkiye’den yurt dışındaki projelere 2 milyar dolarlık değer</strong></p>
<p>Rönesans’ın uluslararası faaliyetlerinin yarattığı ekonomik etki, yurt dışında kazanılan projelerle sınırlı değil. Bu projeler, Türkiye’deki üretici ve taşeronlardan mühendis ve mimarlara uzanan daha geniş bir ihracat zinciri yaratıyor. Bugüne kadar uluslararası projelerinde Türkiye’de yerleşik 3 bin üretici ve 500 taşeron firma ile çalışan şirket, yalnızca son 10 yılda bu iş birlikleri kapsamında Türkiye’den 2 milyar doları aşan mal ve hizmeti yurt dışındaki projelerine taşıdı. Rönesans’ın uluslararası projelerinde bugüne kadar 28 bin 853 Türk çalışan görev aldı. Bunların 3 bin 500’ünü mühendis ve mimarlar oluşturuyor. Söz konusu projelerdeki toplam istihdam ise 271 bin 888 kişiye ulaştı.</p>
<p><strong>“Uzun vadede sizi güçlü tutan, plan değiştiğinde birlikte ne yaptığınızdır”</strong></p>
<p>Rönesans Holding Onursal Başkanı Dr. Erman Ilıcak, 11 yıldır devam eden bu istikrarı anlatırken özellikle son dönemde iş dünyasının karşı karşıya kaldığı belirsizliklere dikkat çekiyor.</p>
<p>Ilıcak’ın sözleri aslında bugün şirketlerin dayanıklılık tartışmasının da merkezinde duran bir noktaya işaret ediyor: Değişimin kendisini kontrol etmek mümkün değil; asıl mesele değişime nasıl cevap verildiği.</p>
<p>Ilıcak şöyle anlatıyor: “11 yıl deyip geçmemek lazım. Bu yılda dünya birkaç kez değişti. Pandemi oldu, savaşlar başladı, enerji krizi yaşandı, finansman koşulları değişti. Avrupa’dan Orta Doğu’ya, CIS ülkelerinden Afrika’ya kadar çalıştığımız coğrafyalarda neredeyse her yıl önümüze yeni bir denklem geldi. Böyle dönemlerde önemli olan, şartların ne kadar zor olduğunu anlatmak değil, o şartlarda ne yapacağınıza karar vermek. Biz de hep buna odaklandık. Ekiplerimiz her yeni duruma adapte oldu, çözüm üretti, gerektiğinde yön değiştirdi ve yoluna devam etti. Çünkü uzun vadede sizi güçlü tutan, her şeyin planladığınız gibi gitmesi değil; plan değiştiğinde birlikte ne yaptığınızdır. 11 yıldır dünyanın en büyük 50 uluslararası müteahhidi arasındayız. Bu sürede dünya değişti, pazarlar değişti, biz de değiştik. Yeni ülkeler öğrendik, yeni ortaklıklar kurduk, yeni yetkinlikler geliştirdik. Ama bir şey değişmedi: Birlikte çalışma ve çözüm üretme kültürümüz. Ben bu tabloya sadece bir sıralama olarak bakmıyorum. Arkasında dünyanın dört bir yanında aynı hedef için çalışan çok güçlü bir ekip var. Mühendislerimizden mimarlarımıza, finansçılarımızdan iş ortaklarımıza kadar yıllar içinde birlikte büyüdüğümüz çok büyük bir yapı bu. Rönesans’ın asıl gücü de burada; farklı coğrafyalarda, farklı koşullarda aynı anlayışla hareket edebilmekte… 50 milyar dolarlık uluslararası proje deneyimi ve bu listedeki istikrar bize bundan sonrası için daha büyük bir sorumluluk veriyor. Dünyanın dört bir yanında Rönesans için emek veren, sorumluluk alan ve her yıl önümüze çıkan yeni mücadelelere birlikte çözüm üreten tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>AVRUPA BÜYÜMENİN MERKEZİNDE</strong></span></p>
<p>Rönesans'ın uluslararası büyümesinde Avrupa önemli bir yere sahip. Şirketin Avrupa'daki büyüme stratejisinin önemli adımlarından biri 2009 yılında Avusturyalı PORR'un yüzde 10 hissesinin satın alınması oldu. Bunu 2013 yılında Alpine Bau grubunun bir iştirakinin, 2014'te Almanya'nın köklü mühendislik şirketi Heitkamp'ın ve 2015'te Hollanda'nın köklü inşaat şirketlerinden Ballast Nedam'ın satın alınması izledi. Bu satın almalar Rönesans açısından farklı pazarlardaki mühendislik bilgisini ve kurumsal kapasiteyi grubun yapısına dâhil etmenin de araçları oldu. Ballast Nedam bunun dikkat çekici örneklerinden biri. Rönesans tarafından satın alınmasının ardından yeniden yapılanmaya giden şirket, üç yıl içinde tekrar kârlı hâle geldi.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">DÜNYANIN FARKLI COĞRAFYALARINDA MÜHENDİSLİK İZİ</span></strong></p>
<p>Rönesans'ın uluslararası yolculuğu 1993 yılında Türkiye dışında başladı. Aradan geçen 30 yılı aşkın sürede şirketin proje portföyü farklı coğrafyalara ve giderek daha karmaşık mühendislik projelerine yayıldı. Bugün bu portföyde Avrupa'nın en yüksek binası Lakhta Center'dan İsviçre Alpleri'nin altından geçen Gotthard Base Tüneli'ne kadar oldukça farklı ölçeklerde projeler bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9fa2dc7337b-1788846812.jpg" alt="" width="800" height="450" />Hollanda'nın en uzun karayolu tüneli Gaasperdammertunnel ve Türkmenistan'daki doğalgazdan benzin üretim tesisi de şirketin uluslararası proje portföyündeki ileri mühendislik örnekleri arasında. Bu projelerin ortak noktası ise yalnızca büyüklükleri değil. Farklı regülasyonlara, çalışma kültürlerine, teknik standartlara ve ekonomik koşullara sahip ülkelerde aynı anda faaliyet gösterebilme kapasiteleri.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/11-yildir-ilk-50de-50-milyar-dolarlik-kuresel-gelir-87026</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/6/1280x720/erman-ilicak-1788846850.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 11 yıldır ilk 50’de: 50 milyar dolarlık küresel gelir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belirsizlikte-denge-arayisi-87015</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belirsizlikte denge arayışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Varlık fiyatlamalarının kendi patikalarındaki davranış kalıplarını koruma istekleri devam ediyor. Gerek global gerekse yerel tarafta farklı hiçbir görüntü yok. Aynı başlıkların etrafında, dönemsel bazda farklı tepkiler göstererek yolumuza devam ediyoruz.</p>
<p>Dışarısı ile başlayalım. Kasımda gerçekleştirilecek ara seçimlere az bir zaman kaldı. Henüz seçim havası ne ülkede ne de globalde ABD’yi izleyenler için geçerli değil. Diğer gündem başlıklarının ağırlıkları kafamızı kaldırmamızı sınırlıyor. ABD/İsrail-İran savaşında ‘şimdilik’ İsrail tarafı kenara çekilirken, ‘düşük yoğunluklu’ çatışma süreci ABD ve İran arasında gerçekleşiyor. Bunun olduğu yer ise değişmez konumdaki Hürmüz. Boğaz’ı yönetme çabası son derece popüler bir başlık. Bu arada, kimin, ne kadar başarılı olduğu ve işin algı tarafı ayrı bir tartışma konusu. Geçtiğimiz hafta okuduğum bir analizde, Hürmüz üzerinden doğrudan ve dolaylı gerçekleşen petrol akışında savaş öncesi sürece oldukça yaklaşıldığı, dolaylı olanı da dahil ettiğimizde geçilmiş olabileceğine yer veriliyordu. Daha önce de burada tartıştığımız üzere, spot ve vadeli fiyatlamaları takip etmek elbette önemli; önemli olan detay ise, ürün karlılıkları ve spreadlerdeki farklılaşma. Bu nedenle sık sık dizel spreadi, ağır petrol ile aradaki fark gibi kavramlar gündeme geliyor. Bunun yansıması nasıl mı oluyor? BIST nezdinde Tüpraş’ın yatırımcı sunumlarındaki detaylarda gayet açık cevaplar yer alıyor.</p>
<p>Ara seçimleri biraz daha konuşalım. Enerji fiyatlarının yükselişi önemli bir sorun. Bunun hem geçmişten hem de bugünden yansımaları ile oluşan enflasyon, yine ayrı bir önemli sorun. Ekonominin ‘soğuma’ aşamasının neresinde olduğu, ‘dengelenme’ aşamasına gelip gelmediği net değil. İstihdamdaki yüksek seviyelerden gelinen yeni normali takip etmek kolay değil. Veri bazlı oynaklıklarda farklı etkenler devreye girebiliyor. Ne gibi? Yaz aylarında konuştuğumuz ve hala ağırlığı olabileceği değerlendirilen Dünya Kupası gibi. Net olan şu ki, geriye dönük revizelerin de işaret ettiği şekilde zayıflama var. Bu çıkmazın ortasında, tarifelerin yarattığı belirsizliğin gölgesi devam ederken, Warsh’lu yeni dönemin iletişimde kapıyı kapaması da ayrı bir çözülmesi gereken sorun başlığı olarak beliriyor. Gelecek hafta izlenecek olan FOMC toplantısının satır araları ve belki faiz adımının kullanılıp kullanılmayacağı konusu önemli.</p>
<p>İçeriye gelelim. SPK’nın fon piyasasına yönelik düzenlemelerinin etkileri fazlasıyla hissedildi, hissediliyor ve kuvvetle ihtimal bir süre daha (bilhassa geçiş süreci tamamlanana dek) bizlerle olacak. Yükümlülüklere uymak zorunda olanların gerçekleştirdiği pozisyon değişiklikleri bir yandaki fon yöneticisinin de pozisyonlarını -doğal olarak- etkiliyor ve bu da haftanın genelinde yüksek oynaklığın oluşmasına zemin hazırladı. Normal. Geçiş süreçleri her zaman zorlar. Bir noktanın ardından dengelenmenin başlayacağını düşünmek hata değil. Sorun, zamanlamayı kestirmek. Üstelik bunu yüksek alternatif getiri ortamında yapmak hem sabır hem de maliyet açısından son derece zorlayıcı. Nispeten net olan şu ki düzenlemelerin bir şekilde devreye girmesi, daha sağlıklı bir sistem yapısı açısından gerekli ve kaçınılmazdı. Zaman içerisinde BIST 30’un artan önemi ile birlikte oynaklık azalacak, PYŞ sektöründe konsolidasyon süreci başlayacak ve farklı bir aşamaya geçiş olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belirsizlikte-denge-arayisi-87015</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belirsizlikte denge arayışı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-eseri-seker-sanayisinin-100-yili-87014</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyetin eseri şeker sanayisinin 100. yılı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta, Kayseri Şeker’in ev sahipliğinde, Agro TV iş birliğiyle 1-3 Eylül tarihlerinde düzenlenen Pancar Festivali-Panfest 2026 etkinlikleri için Kayseri’deydik. Hem konuşma yaptım hem de gün boyu yapılan konuşmaları dinledim. Stantları gezerek sektör temsilcileriyle, üreticilerle sohbet ettik. Şeker pancarı hasat sezonu öncesinde beklentileri, geleceğe ilişkin hedefleri konuştuk.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk sanayileşme hamlesi olan şeker fabrikalarının üretime başlamasının üzerinden tam 100 yıl geçti. Türkiye Şeker Fabrikaları’nın 8-10 Nisan’da düzenlediği “100. Yılında Şeker Sektörü Sempozyumu ve Çalıştayı” dışında konu pek gündeme gelmedi.</p>
<p>Kayseri’de düzenlenen Panfest 2026’da konuşma yapmam istenince, bu konuyu gündeme getirmek üzere “100. Yılında Şeker Sektöründe Güncel Gelişmeler” başlığını seçtim.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f956c7c6c4-1788843372.png" alt="" width="928" height="543" />Güncel gelişmeleri, Kayseri’deki konuşmaları, izlenimlerimi anlatmadan önce şekerle ilgili bazı temel bilgileri ve Türkiye şeker sanayisinin 100 yılda nereden nereye geldiğini anlatmam gerekiyor.</p>
<p><strong>Şekerin Hindistan’dan dünyaya yayılışı</strong></p>
<p>Dünyada şekerin öyküsü şeker kamışı ile başlar. Anavatanı Hindistan olarak bilinir. Şeker kamışı özünün kaynatılarak katı şeker elde edilmesi öğretisi, milattan sonra 7’nci yüzyılda Hindistan, İran, Mısır ve oradan da Arabistan’a giden bir yol izlemiştir. Milattan sonra 10’uncu yüzyılda Venedik’in şekerle tanışmasından sonra, Avrupa’daki şeker ticareti el değiştirerek Araplardan Venediklilerin eline geçmiştir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f957c2b4e5-1788843388.png" alt="" width="314" height="339" />Coğrafi keşifler şekerin seyrini de değiştirmiştir. 15’inci yüzyılda Amerika’nın keşfinin ardından Kristof Kolomb’un St. Domingo’ya götürmüş olduğu şeker kamışı fideleri bölgeye uyum göstermiş, Küba, Porto Riko ekseninde hızla gelişmiş ve kristal şeker üretimi bile yapılmıştır. Amerika kıtasından şekerin en fazla tüketildiği kıta olan Avrupa’ya şeker ihracatı da yapılmaya başlanmış, aralarında İngiltere, Fransa, Hollanda ve Almanya’nın da bulunduğu ülkelerde Avrupa’nın ilk şeker rafinerileri kurulmuştur. Asya’nın doğusundan çıkan ve batıda yeni keşfedilen kıtaya kadar uzanan şeker, 17. yüzyılda artık tüm dünyada tanınan bir ürün hâline gelmiştir.</p>
<p><strong>Tatlandırıcı talebi 3 kaynaktan sağlanıyor</strong></p>
<p>Dünya tatlandırıcı talebi 3 kaynaktan sağlanıyor. Bunlardan ikisi kalorili tatlandırıcılar olarak adlandırılan sakaroz ve nişasta bazlı şeker. Diğeri ise kalorisiz tatlandırıcılar olarak adlandırılan ve şekerin yerini almak üzere kimyasallardan yapay olarak üretilen yüksek yoğunluklu tatlandırıcılardır.</p>
<p>Sakaroz kökenli şekerler, pancar ve kamıştan, nişasta bazlı şekerler ise mısır, buğday ve patates gibi nişasta içeren ürünlerden elde ediliyor. Sakaroz kökenli şeker üretimine bakıldığında 2025-2026 sezonu itibarıyla dünya şeker üretiminin yüzde 78,4’ü şeker kamışından, yüzde 21,6’sı şeker pancarından elde ediliyor.</p>
<p>Türkiye Şeker Fabrikaları’nın “2025 Sektör Raporu”na göre, dünya şeker üretimi 2025-2026 sezonu itibarıyla 181 milyon 287 bin ton, tüketim ise 180 milyon 69 bin ton civarında. Sakaroz kökenli şeker üretiminin 142,1 milyon tonu şeker kamışından, 39,2 milyon tonu ise şeker pancarından elde edilmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>Dünya şekerinin yüzde 80’ini 15 ülke üretiyor</strong></p>
<p>Dünyanın en büyük şeker üreticileri sırasıyla Brezilya, Hindistan, Çin, Tayland, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya. Türkiye, dünya üretiminde 13. sırada yer alıyor. İlk 15 ülke dünya şeker üretiminin yaklaşık yüzde 80’ini üretiyor.</p>
<p>Pancardan şeker üreten ülkeler ise sırasıyla Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Almanya, Türkiye, Polonya, Mısır, Ukrayna, Hollanda ve Birleşik Krallık. Bu ülkeler pancar şekeri üretiminin yüzde 77,5’ini üretiyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de şeker sanayisi 100 yıl önce kuruldu</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda ülkenin şeker ihtiyacı ithalatla karşılanıyordu. Şeker üretimi konusunda bazı girişimler olsa da üretim yoktu.</p>
<p>Ulusal Bağımsızlık Savaşı kazanılırken Mustafa Kemal Atatürk asıl bağımsızlığın ekonomik bağımsızlık olduğunu biliyor ve bunu dile getiriyordu. Cumhuriyet ilan edilmeden İzmir’de düzenlenen İktisat Kongresi ile ekonomik bağımsızlık için bir yol haritası çizildi. O yol haritasının özü, Atatürk’ün “Milli Ekonominin temeli ziraattır” ve “Ülkenin gerçek sahibi ve efendisi, hakiki müstahsil olan köylüdür” sözlerinde yer alır. Amaç, yüzde 80’i köylü olan nüfusu tarımda üretken bir yapıya kavuşturmaktır. Bu nedenle Atatürk, Ankara’da “ot bitmez” denilen çorak bir alanda Orman Çiftliği’ni kurarak örnek bir model ortaya koymuştur.</p>
<p>Tarım konusunda bu çalışmalar başlatılırken, halkın ihtiyaçlarının yerli üretimle sağlanması için çalışmalar 3 beyaz olarak adlandırılan un, şeker ve pamuk üzerine yoğunlaştırıldı.</p>
<p>Halkın beslenmesi, protein ihtiyacı için ekmek ve şeker, giyinmesi için elbise üretmek gerekiyordu. Buğday ve pamuk üretimi vardı ancak üretimi artırmak ve sanayide işlemek lazımdı. Şekerde ise üretimi yapılmayan şeker pancarı veya şeker kamışını üretip işledikten sonra şeker elde etmek gerekirdi. Şeker kamışı denemeleri yapılsa da üretim şeker pancarında yoğunlaştı.</p>
<p><strong>Atatürk’ün 1930’da gösterdiği hedef neydi?</strong></p>
<p>Şeker üretimi için o güne kadar bazı girişimler vardı. Ancak yetersiz kaldı. Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk sanayileşme hareketi şeker fabrikalarının kurulmasıdır. Bugünkü şeker fabrikaları ve şeker sanayisi cumhuriyetin eseridir.</p>
<p>İlk şeker üretimi 26 Kasım 1926’da faaliyete geçen Alpullu Şeker Fabrikası ile başladı. Bu açılıştan sadece 21 gün sonra 17 Aralık 1926’da Uşak Şeker Fabrikası üretime başladı. Bu iki fabrika 1933 yılına kadar ülkenin şeker ihtiyacını karşıladı.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk, 20 Aralık 1930’da Alpullu Şeker Fabrikası’nı ziyaretinde anı defterine memleketin uygun yerlerinde şeker fabrikalarının kurulmasıyla ülkenin şeker ihtiyacının karşılanmasının en önemli hedeflerinden birisi olduğunu yazar.</p>
<p>Bu hedef doğrultusunda Eskişehir Şeker Fabrikası 1933 yılında, Turhal Şeker Fabrikası 1934 yılında hizmete açılır. Şeker sanayisinin kurulmasında Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucusu ve ortağı olduğu Türkiye İş Bankası’nın büyük rolü var. Yine Ziraat Bankası ve Sümerbank’ın sermaye sağlama konusunda önemli rolü var.</p>
<p>Fabrikalar önce tek tek şirket şeklinde kurulurken 1935 yılında Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. çatısı altında birleştirilir.</p>
<p><strong>1950’den sonra fabrika sayısı hızla arttı</strong></p>
<p>Özellikle 1950’den sonra şeker fabrikası sayısı hızla arttı. Her yıl artan şeker ihtiyacının tamamen yerli üretimle karşılanabilmesi için 1951 yılında hazırlanan “Şeker Sanayii’nin Tevsi Programı” ile yeni şeker fabrikaları kurulması dönemine girildi.</p>
<p>Diğer taraftan da pancar ekicilerinin teşkilatlandırılması amacıyla tarım kesiminde toplumsal dayanışmanın bir örneği olan kooperatifleşme hareketi başlatıldı.</p>
<p>1953 yılında Adapazarı, 1954 yılında Amasya, Konya ve Kütahya, 1955 yılında Burdur, Susurluk ve Kayseri, 1956 yılında ise Erzincan, Erzurum, Elazığ ve Malatya şeker fabrikalarının açılmasıyla 1956 yılında fabrika sayısı 15’e ulaştı. 1962 yılında Ankara Şeker Fabrikası ve 1963 yılında da Kastamonu Şeker Fabrikası açıldı.</p>
<p>Ülkemizin nüfus artışına paralel olarak artan şeker ihtiyacını temin etmek amacıyla yeni şeker fabrikaları kurulması öngörülerek 1977’de Afyon, 1982’de Muş ve Ilgın, 1983’te Bor, 1984’te Ağrı ve 1985 yılında da Elbistan Şeker Fabrikası üretime başladı.</p>
<p>Daha sonra sırasıyla 1989 yılında Erciş, Ereğli ve Çarşamba; 1991 yılında Çorum; 1993 yılında Kars; 1998 yılında Yozgat ve 2001 yılında Kırşehir şeker fabrikaları işletmeye açıldı.</p>
<p>Bugün 14’ü TÜRKŞEKER’e bağlı, 12’si özel sektöre ve 6’sı da kooperatiflere ait olmak üzere pancardan şeker üreten 32 fabrika var.</p>
<p>Şeker fabrikalarının kuruluşundan itibaren pancar üreticileriyle yapılan sözleşmeli üretim çerçevesinde ham madde temini sağlanıyor. Sözleşmeli üretimin ve münavebe sisteminin en iyi uygulandığı üretim alanı şeker pancarıdır.</p>
<p><strong>Sektör için dönüm noktası: Şeker Yasası</strong></p>
<p>Şeker sektörü için 2001 yılında kabul edilen Şeker Yasası önemli bir dönüm noktası oldu. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın dayatmasıyla bu yasa kabul edildi. 2001’de yaşanan ekonomik kriz sonrası Amerika’dan “kurtarıcı” olarak Türkiye’ye gönderilen Kemal Derviş’in çantasına 15 yasa konuldu ve 15 günde 15 yasa çıkarılırsa kredi verileceği ifade edildi. O yasalardan birisi de Şeker Yasası’ydı.</p>
<p>Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilen ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde aynen kabul edilerek yasallaşan Şeker Yasası ile sektörde neler değişti?</p>
<p>- Şeker pancarı üretimi kotaya bağlandı. Üretim kısıtlandı.</p>
<p><strong>- </strong>Şeker üretiminde de kota sistemine geçildi.</p>
<p><strong>- </strong>İlk kez nişasta bazlı şeker (NBŞ) üretimi kota kapsamına alındı. O dönemde Avrupa’da nişasta bazlı şeker kotası yüzde 2’ler civarında iken, Türkiye’de şeker üretiminin yüzde 10’u kadar NBŞ kotası getirildi. Üstelik Bakanlar Kurulu’na bu kotayı yüzde 50 artırma veya düşürme yetkisi verildi. 2002’den 2007 yılına kadar her yıl kota yüzde 50 artırılarak yüzde 15 uygulandı. Kota, 2008’de yüzde 35, 2009’da yüzde 25 artırılırken, 2010 ve 2011’de yine yüzde 50 artırıldı. 2016 ve 2017’de kota artışı yapılmadı ve yüzde 10 uygulandı. 2017 ve 2018’de ise yüzde 50 düşürülerek yüzde 5 uygulandı. 2018’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra kotayı artırma, düşürme yetkisi Cumhurbaşkanına verildi. Yasal düzenleme ile yasadaki yüzde 10 kota yüzde 5’e düşürüldü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yüzde 50 indirim uygulayarak nişasta bazlı şeker kotasının yüzde 2,5 olarak uygulanmasını sağladı. Halen yüzde 2,5 uygulanıyor. Kota kapsamında nişasta bazlı şeker üreten 5 fabrika var. Kota dışında sadece ihracat için üretim yapan 5 nişasta bazlı şeker fabrikası daha var.</p>
<p><strong>- </strong>Şeker Yasası ile Şeker Kurumu kuruldu. Kurumu yönetecek Şeker Kurulu oluşturuldu. Ancak 2016’dan sonra Şeker Kurulu’na atama yapılmadı. 2017 yılının sonunda ise Şeker Kurumu kapatılarak yetkileri ve kadroları Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na devredildi. Şekerle ilgili çalışmalar, Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki Şeker Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülüyor.</p>
<p><strong>Özelleştirme ile 2018’de 10 fabrika satıldı</strong></p>
<p>Şeker Yasası’nın çıkarılmasının temel amaçlarından birisi de şeker fabrikalarının özelleştirilmesiydi. Şeker Yasası ile birlikte çıkarılan Tütün Yasası kapsamında devletin altın yumurtlayan tavuğu olarak bilinen TEKEL, “babalar gibi satarız” denilerek özelleştirildi. Şeker fabrikalarının özelleştirilme süreci daha uzun sürdü. Çünkü her fabrika bulunduğu yerdeki ekonomiyi ayakta tutan birer kale gibiydi. Özelleştirmelere karşı ciddi tepkiler oldu.</p>
<p>Özelleştirme konusunda ilk olarak Türkiye Şeker Fabrikaları’na bağlı ortaklık statüsünde olan Kütahya Şeker Fabrikası A.Ş. ve Adapazarı Şeker Fabrikası A.Ş.’deki kamu hisseleri 2004 yılında satıldı.</p>
<p>2018 yılında ise Afyon, Alpullu, Bor, Çorum, Elbistan, Erzincan, Erzurum, Kırşehir, Muş ve Turhal şeker fabrikaları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından satılarak özelleştirildi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Kararı ile 29 Nisan 2021’de Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş., Türkiye Varlık Fonu’na devredildi. Bir başka Cumhurbaşkanı Kararı ile 12 Kasım 2021’de Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ilgili kuruluşu hâline getirildi.</p>
<p><strong>Torba Kanun ile Tarım Bakanlığı’na önemli yetkiler getirildi</strong></p>
<p>Son olarak 20 Haziran 2026’da kabul edilen Torba Kanun ile bazı önemli düzenlemeler yapıldı. Bu düzenlemelere göre: Şeker pancarı ekim alanı 2027 üretim yılı itibarıyla Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından belirlenecek. Şirketlerin veya fabrikaların şekerin ham maddesi olan şeker pancarını, üreticilerle sözleşme yapmak suretiyle temin ettiği üretim sınırları Bakanlıkça belirlenecek.</p>
<p>Sözleşme yapılmadan şeker pancarı ekilemeyecek. Buna aykırı hareket edenlerin takip ve kontrolü Bakanlıkça yapılacak. Bakanlık, gerekli görmesi durumunda, şirketlerin ekim alanlarını yeniden belirleyecek.</p>
<p>Yapılan düzenlemeyle daha önce kota dışı ekim yapıldığında pancarı ektiren ve satın alan fabrikalara ceza verilirken bu yeni düzenlemeyle pancar eken çiftçiye de ceza verilecek. Kotasız üretimde üretici de büyük ceza ödeyecek.</p>
<p>Ayrıca şeker pancarı ve şeker fiyatlarının da devlet tarafından değil sektör tarafından belirlenmesi konusunda düzenleme yapıldı.</p>
<p><strong>Mevcut durum ne? </strong></p>
<p>Bugüne geldiğimizde, 2026-2027 sezonu itibarıyla Türkiye’de 77 bin çiftçi, 3,1 milyon dekar alanda 21,4 milyon ton şeker pancarı üretim taahhüdünde bulundu. Türkiye’nin yıllık 3,3 milyon ton şeker üretim kapasitesi var. Şeker üretimi ortalama 2,8 milyon ton seviyesinde. Türkiye’nin şeker üretimi 2018’de 2 milyon 273 bin ton ile son 10 yılın en düşük seviyesinde gerçekleşirken, 2023’te 3 milyon 335 bin ton ile en yüksek seviyeye ulaştı.</p>
<p>Kota kapsamında 1 milyon 94 bin ton nişasta bazlı şeker kotası ve kota kapsamı dışında ihracata yönelik de 340 bin ton nişasta bazlı şeker üretim kapasitesi var. Ayrıca, kota dışında yaklaşık 1 milyon ton yüksek yoğunluklu tatlandırıcı kullanıldığı tahmin ediliyor.</p>
<p>Özetle, şeker sektörü 100 yılda çok önemli bir noktaya geldi. Ancak sektörün çözüm bekleyen birçok sorunu var. Şeker pancarı hasat sezonu öncesinde üreticinin fiyat beklentisini ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların sektörü nasıl tehdit ettiğini yarınki yazımda yazacağım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-eseri-seker-sanayisinin-100-yili-87014</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/seker-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyetin eseri şeker sanayisinin 100. yılı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-izmir-hikayesi-87013</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir İzmir hikâyesi…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İzmir’de Tunç Soyer’in aday gösterilmemesiyle başlayan CHP içi tartışmalar, Cemil Tugay döneminde İZBETON soruşturması ve Soyer’in tutuklanmasıyla farklı bir boyuta taşındı. Aradan geçen süreçte aktörler değişti, siyasi dengeler yeniden şekillendi ancak cevapsız kalan sorular hâlâ ortada duruyor.</strong></p>
<p>CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İzmir ziyareti sırasında uzunca bir zamandır tutuklu bulunan eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’i de ziyaret etmiş.</p>
<p>İyi yapmış…</p>
<p>Zira önceki CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Silivri ile Saraçhane arasında mekik dokumaktan İzmir ile pek ilgilenememişti. Kim bilir belki de Tunç Soyer artık belediye başkanı değil niye destek olalım diye düşünmüştür! Özel CHP’den ayrılıp YENİ Parti’ye genel başkan olduktan sonra zaten mitingler de bitti, artık duruşmadan duruşmaya Silivri’ye gidiliyor…</p>
<p>Şimdi hafızalarımızı tazelemek için biraz geriye gidelim mi?</p>
<p>31 Mart 2023 yerel seçimleri öncesi İzmir’de kimin aday gösterileceği bir bilmeceye dönmüştü… Son kurultayda Soyer’in, Kılıçdaroğlu’na destek verdiği o yüzden yeni yönetim tarafından istenmediği kulislerde seslendiriliyordu. Buna karşın Özel bir açıklama yapmış ve “İzmir’e dair mevcut başkanla ilgili memnuniyet anketi yapılıyor. Mevcut başkan aday olacaksa ilan edeceğiz, eğer olmayacaksa da başka aday adayları arasında bir anket çalışması yapacağız.” </p>
<p>Tabii bu anket işinin güvenilirliğini kimse bilmiyor!</p>
<p>Neyse efendim, bir süre sonra Yeni CHP yönetiminin Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay’ı aday olarak düşündüğü ortaya çıktı. Tabii parti içi tartışmada alevlendi. Çünkü CHP'nin eski Medya, Planlama ve Sosyal Medya Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Eren Erdem, adaylığı söz konusu olunca Tugay'ın Karşıyaka Belediyesi’nden Cengiz Holding'e arsa sattığını öne sürmüştü. Adaylık kesinleşince Erdem, Tugay'ın Cengiz Holding ile ilişkilerine dair belgeleri sosyal medyadan paylaştı. Erdem, Cengiz Holding'e Belediye'ye ait bir arazinin değerinin altında satıldığı, kaçak yapıların ruhsatlandırıldığı gibi suçlamalarda bulundu. Erdem, Tugay'ın benzeri girişimlerinden bazılarının Kılıçdaroğlu ve dönemin CHP Genel Merkezi tarafından engellendiğini ve Tugay'ın bu nedenle çareyi "değişimci" olmakta bulduğunu ileri sürdü.</p>
<p>Bu tartışmalar olurken Tunç Soyer, bu ve benzeri tartışmaların muhalefeti bölmeye hizmet ettiğini vurgulayarak "Bizlere umudunu bağlamış milyonlarca vatandaşımızın inancının, sığ siyasetin kişiler üzerinden yürüttüğü oyunlara kurban edilmesini asla kabul etmiyorum" diye konuşuyordu. Yine Tunç Soyer, İzmir adayının belirleneceği Parti Meclisi toplantısından sadece beş dakika önce aday yapılmayacağını öğreniyor ve durumu “siyasi nezaketsizlik” olarak değerlendirmekle yetiniyordu.</p>
<p>Derken efendim, seçimler yapıldı, Cemil Tugay İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi… Aradan yaklaşık iki yıl geçti ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, 1 Temmuz 2025'te İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZBETON AŞ'de taşeron şirketler eliyle yolsuzluk yapıldığı iddiası üzerine soruşturma başlatıldı.</p>
<p>Soruşturma kapsamında da eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu'nun da aralarında bulunduğu 139 şüpheli gözaltına alındı. Sonrada aralarında Soyer’in de bulunduğu bir grup isim tutuklandı..</p>
<p>Gelin görün ki bir süre sonra ortaya çıkan belgelerden göz altılardan 8 gün önce 23 Haziran 2025 tarihli İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilen Tugay imzalı bir yazıda, 24 Ekim 2024 tarihli eski bir yazışmaya istinaden toplam 1854 sayfalık İnceleme Raporu ve Tevdi Raporu'nun sunulduğu anlaşıldı.</p>
<p>Ardından savcılığın kısıtlama kararı olan ve detaylarına ulaşılamayan soruşturma dosyasındaysa müşteki (şikayet eden) olarak İzBB yer aldığı görüldü.</p>
<p>Bu bulgular üzerine İzBB'nin son seçimde koltuğa oturan başkanı Cemil Tugay'ın önceki başkan Tunç Soyer'i şikâyet ettiği konuşulmaya başlandı. Ancak Cemil Tugay tüm bu belgelerle ya da operasyonla ilgili pek söz etmedi, "Şikâyet etmedim" dedi. Soruşturmanın kendisinden önce başlatıldığını belirtti.</p>
<p>Aynı tarihlerde Özgür Özel de konuya ilişkin şöyle diyordu:</p>
<p>“Bu yapılan, işte neler konuşuluyor, neler konuşturuluyor diye bakınca şu görülüyor. Cumhuriyet Halk Partisi’ni en güçlü olduğu yerde Cumhuriyet Halk Partisi'nin amiral gemisinde İzmir'de birbirine düşürebilir miyiz? Birbirlerini mi şikayet ettiler? O mu oldu, bu mu oldu? Hepsini inceliyoruz. Hepsi gözümüzün önündedir…”</p>
<p>Özel’in bu açıklamaları da Tugay’ın bir röportajında dile getirdiği “İZBETON dosyasını incelediğimizde gerçekten kimi yolsuzluklar ve usulsüzlükler vardı. İç denetim sürecinde ortaya çıktı. Ben niye böyle bir sorumluluğu alayım? Biz de suç duyurusu yerine bildirimde bulunduk." itirafıyla anlamsız hale geldi…</p>
<p>Ne var ki konu da Soyer de tıpkı adaylık için yaptırdıklarını söyledikleri anketler gibi; tıpkı Tugay’ın adaylığı sırasında Cengiz’den İmamoğlu’na kadar birçok ismin devreye girip girmediği sorusu gibi; tıpkı Tugay’ın yukarıdaki itirafı gibi unutulmaya terk edildi.</p>
<p>Şimdi geldiğimiz noktada Özel kendine yeni parti kurdu; Tugay, CHP’den istifa etti, Yeni Parti’ye de geçmedi; Kılıçdaroğlu mahkeme kararıyla yeniden genel başkan oldu; Soyer ise aylardır tutuklu…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-izmir-hikayesi-87013</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir İzmir hikâyesi… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpde-mesele-hedef-koymak-degil-tutturmak-87012</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP’de mesele hedef koymak değil, tutturmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yeni OVP’de enflasyon, büyüme, ihracat ve milli gelir hedefleri olumlu bir tablo ortaya koysa da programın en büyük sınavı rakamları açıklamak değil, bu hedeflerin arkasında kararlılıkla durabilmek olacak. Geçmiş programlardan yaşanan sapmalar nedeniyle oluşan güven sorununun aşılması, 2027-2029 döneminde öngörülebilirliğin sağlanmasına bağlı.</strong></p>
<p>Orta vadeli programların kaderini belirleyen, içindeki hedeflerin ne kadar güzel göründüğünden çok o hedeflerin arkasında ne kadar güçlü bir siyasi irade olduğudur. Güçlü bir perspektif, sağlam bir ana kurgu ve doğru öncelikler elbette önemlidir. Ancak bunların hepsi, uygulama kararlılığı yoksa kağıt üzerinde kalmaya mahdumdur.</p>
<p>Hafta sonu açıklanan 2027-2029 Orta Vadeli Programı bu açıdan önceki programlardan çok farklı değil. Enflasyonun düşürülmesi, mali disiplin, sürdürülebilir büyüme, cari açığın kontrol altında tutulması, istihdamın artırılması, ihracatın ve verimliliğin yükseltilmesi yine programın temel hedefleri. Yeni olan ise jeopolitik risklerin arttığı bir dünyada “ekonomik güvenlik ve dayanıklılık” başlığının ilk kez bu kadar açık biçimde programın merkezine alınması. Enerji, gıda, kritik mineraller, savunma sanayii, yarı iletkenler, yapay zeka ve stratejik teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltma hedefi bunun göstergesi.</p>
<p>Bir başka dikkat çekici değişim de sanayi politikasının ağırlığının artması. İmalat sanayiine 250 milyar TL ilave kredi, yüksek teknoloji yatırımları için üç yılda 750 milyar TL YTAK kredisi, ihracat finansmanının güçlendirilmesi ve kamu alımlarının yerli üretimi destekleyecek şekilde kullanılması öngörülüyor. Sosyal konut, demiryolu, sağlık, madencilik ve savunma yatırımlarındaki yüksek artışlar da kaynak tahsisinin yönünü gösteriyor.</p>
<p><strong>OVP’nin en büyük sorunu itibar</strong></p>
<p>Fakat bütün bunlardan daha önemli bir sorun var. O da OVP’nin itibarı.</p>
<p>Türkiye’de son yıllarda açıklanan programlara baktığımızda hedeflerin önemli bölümünün daha program süresi dolmadan değiştirilmek zorunda kalındığını görüyoruz. Enflasyon bunun en çarpıcı örneği. 2024-2026 OVP’sinde 2026 sonu enflasyonu yüzde 8,5 olarak öngörülüyordu. Sonraki programda 2027 için yüzde 7 hedeflendi. 2026-2028 OVP’sinde 2028 için yüzde 8 hedefi konuldu. Şimdi ise 2029 için hedef yüzde 9. Yani tek haneli enflasyon hedefi sürekli ertelendi.</p>
<p>Yeni program 2026 yılı enflasyonunu yüzde 28,4 olarak tahmin ediyor. Yani bundan 3 yıl önce yapılan öngörüden 20 puan daha yüksek.</p>
<p><strong>Hedefler değişmiyor, tarihleri değişiyor</strong></p>
<p>Büyümede de benzer bir durum var. Yüzde 5’lik büyüme hedefi neredeyse değişmeyen bir referans noktası olarak duruyor ama bu hedefe ulaşma tarihi sürekli öteleniyor. Yeni OVP’de yüzde 5 büyüme ancak 2029’da yakalanıyor. Başka bir ifadeyle, hedef değişmiyor gibi görünürken hedefe ulaşma zamanı değişiyor. Yani işler çok da planlandığı ve öngörüldüğü gibi gitmiyor.</p>
<p>Bu tablo yalnızca geçmiş hedeflerin tutmadığını göstermiyor; aynı zamanda yeni açıklanan hedeflerin inandırıcılığını da zedeliyor.</p>
<p>Özel sektör için OVP’nin anlamı, geleceğe ilişkin varsayımlarını ve iş planlarını oluştururken güvenebileceği bir çerçeve sunmasıdır. Bir şirket yatırım kararını, kapasite planını, istihdamını, finansmanını ve fiyat politikasını üç yıllık bir perspektife göre belirlemek zorundadır. OVP birkaç ay veya bir yıl sonra ciddi biçimde değişiyorsa, şirketlerin bu belgeyi referans kabul etme isteği de azalır.</p>
<p><strong>Geçmişten kalan güven sorunu</strong></p>
<p>Aslında sorun yeni değil. Daha önce de OVP’lerin ve ekonomi programlarının hedefleri ile gerçekleşmeler arasında ciddi farklar oluştu. Türkiye Ekonomi Modeli bunun en çarpıcı örneklerinden biriydi. Faizlerin düşürülmesi, seçici kredi politikası ve liralaşma hedefleriyle başlayan süreç kur, enflasyon, rezervler ve cari denge açısından beklenen sonuçları üretmedi. Sonrasında ekonomi politikasında ciddi bir yön değişikliği yapıldı.</p>
<p>Bugün ekonomi yönetimi geçmiş dönemin aksine dezenflasyon, rezerv biriktirme, mali disiplin ve finansal istikrar üzerine kurulu daha geleneksel bir çerçeve uyguluyor. Nitekim Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de geçmiş dönemde programın önce makro finansal riskleri yönetmeye, ardından dezenflasyonu başlatmaya ve tamponlar oluşturmaya odaklandığını söylüyor. Bu yaklaşımın sonuçları arasında rezervlerdeki artış ve risk primindeki düşüş gerçekten önemli kazanımlar.</p>
<p>Ancak yeni OVP’nin başarısı, geçmişteki hedeflerin neden tutmadığının yalnızca anlatılmasıyla değil, bundan sonra verilen sözlerin tutulmasıyla ölçülecek.</p>
<p><strong>Asıl mesele rakamları tutturabilmek</strong></p>
<p>Yeni programın hedefleri ilk bakışta makul görünüyor. 2027’de yüzde 4,2, 2028’de yüzde 4,6, 2029’da yüzde 5 büyüme; enflasyonun 2029’da yüzde 9’a indirilmesi; işsizliğin yüzde 7,6’ya çekilmesi; cari açığın yüzde 1,6’ya geriletilmesi; milli gelirin 2,2 trilyon doların, ihracatın 450 milyar doların üzerine çıkarılması ve kişi başına gelirin 25 bin dolara ulaşması olumlu bir tablo yarattı, ama kağıt üzerinde.</p>
<p>Yüzde 5 büyüme ile yüzde 9 enflasyonu aynı anda yakalamak, Türkiye ekonomisinin geçmiş performansı düşünüldüğünde kolay bir hedef olmaktan çıkmış bulunuyor. Üstelik bunun yatırımların ve verimliliğin artması, mali disiplinin korunması, ücret ve fiyat beklentilerinin çıpalanması, enerji maliyetlerinin kontrol altında tutulması ve dış şokların sınırlanması gibi çok sayıda koşulu var. </p>
<p>Dolayısıyla yeni OVP’nin asıl sınavı yeni hedefler koymak değil, hedefleri değiştirmeden uygulayabilmek olacak. Ancak 2027-29 OVP döneminde biri genel ve diğeri yerel seçim olmak üzere en az iki kritik seçim yapılacak. Bu tür kritik seçimler öncesindeki uygulamaları, politikaların nasıl gevşetildiğini ve programlardan nasıl sapıldığını geçmiş örneklerden hatırlıyoruz. Bu da OVP kararlılıkla uygulanma olasılığını zayıflatıyor.</p>
<p><strong>Öngörülebilirlik</strong></p>
<p>OVP’ler “tutsa da olur, tutmasa da” denilecek makroekonomik büyüklükler listesi olmaktan çıkarılmalıdır.</p>
<p>Bütçeden kamu yatırımlarına, kredi politikasından vergi düzenlemelerine kadar çok sayıda kararın referansıdır. Aynı zamanda özel sektör için bir pusuladır. Pusulanın gösterdiği yön sık sık değişirse, kimse rotasını ona göre çizmez.</p>
<p>Bu nedenle yeni OVP’nin ekonomiye verebileceği en değerli şey yalnızca yüzde 9’luk enflasyon hedefi ya da 2,2 trilyon dolarlık milli gelir hedefi değildir. Öngörülebilirliktir.</p>
<p>Geçmiş programlardan sapmalar yeni programa miras kalan en önemli handikaptır. Bu mirasın aşılması için 2027-2029 OVP’sinin birkaç ay sonra yeniden yazılmaması, hedeflerin siyasi ve ekonomik koşullar değiştiğinde ilk terk edilen maddeler olmaması gerekiyor.</p>
<p>Çünkü bir programa itibar kazandıran, ne kadar iddialı hedefler koyduğu değil, koyduğu hedeflerin arkasında ne kadar süreyle durduğu ve onları ne ölçüde gerçekleştirdiğidir. Yeni OVP’nin kaderini de rakamlar değil, işte bu kararlılık belirleyecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpde-mesele-hedef-koymak-degil-tutturmak-87012</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP’de mesele hedef koymak değil, tutturmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuksek-teknoloji-sektorlerinde-nicel-buyume-yuksek-ama-87011</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüksek teknoloji sektörlerinde nicel büyüme yüksek ama…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir önceki yazımızda imalat sanayiinde farklı teknoloji düzeylerinde son 10 yılda gerçekleşen performansı karşılaştırmalı olarak ele almıştık. Yüksek teknolojideki toplam rakamlardaki hızlı artışa karşın girişim başına verimlilik gelişmesinde yüksek teknolojinin orta ve düşük teknolojinin gerisinde kaldığını, hatta 10 yıl öncesinin çok altına düştüğünü ele almıştık.</p>
<p>Şimdi bu ilginç durumun yüksek teknoloji sınıfında yer alan sektörlerin her birinde nasıl tezahür ettiğini, aralarında farklar olup olmadığına bakacağız.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun da kullandığı sınıflamaya göre yüksek teknoloji grubunda değerlendirilen iki ana sektörler temel eczacılık ürünlerinin ve eczacılığa ilişkin preparatların imalatı ile bilgisayarların, elektronik ve optik ürünlerin imalatı ve bir alt sektör olan hava ve uzay araçları ve ilgili makinelerin imalatı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9ddeacc81-1788845534.png" alt="" width="657" height="366" />TÜİK eczacılık ürünleri imalatı sektöründeki ciro verilerini, sektörde faaliyet gösteren az sayıdaki girişimin cironun çok büyük bölümünü gerçekleştirmesi nedeniyle, firma bilgilerinin gizliliğini sağlama kuralı gereği gizli tutuyor. Eczacılık ürünlerindeki ciro verileri hariç üç sektörün 10 yıllık performansını değerlendirmek mümkün. Üç yüksek teknoloji sektöründeki girişim, çalışan, ciro, üretim ve katma değer gelişmelerine baktığımızda öne çıkan noktalar şöyle:</p>
<p>- 2015 ile 2025 arasındaki 10 yıllık sürede her üç yüksek teknoloji sektöründe de girişim sayısı oldukça hızlı bir artış göstermiş. Eczacılık sektöründe faaliyet gösteren girişim sayısı 10 yılda yüzde 165, elektronik sektöründe yüzde 152 ve havacılık sektöründe yüzde 394 artmış.</p>
<p>- Üç sektörde de çalışan sayısındaki artış, girişim sayısındaki artış hızlarından çok daha düşük bir hızla artmış. Çalışan sayısı 10 yılda eczacılık sektöründe yüzde 56, elektronik sektöründe yüzde 71 ve havacılık sektöründe yüzde 206 artmış durumda.</p>
<p>- Çalışan sayısı girişim sayısından çok daha yavaş arttığı için girişim başına ortalama çalışan sayısı 10 yıl öncesine göre ciddi bir düşüş göstermiş. Eczacılık sektöründeki girişimlerde ortalama çalışan sayısı 2015 yılına göre yüzde 41, elektronik sektöründe yüzde 32, havacılık sektöründe ise yüzde 38 düşmüş.</p>
<p>- Bu sektörlerde genel olarak cirolardaki artış hızı, üretim değerindeki artış hızının üzerinde. Faktör maliyetiyle katma değer artış hızı ise ikisinden de daha yüksek. Eczacılık ve elektronik sektörlerinde katma değer artış hızı üretim değeri artış hazını ikiye katlıyor. Son dönemde çok yüksek teknolojinin popüler yıldızı haline gelen havacılık sektöründe ise üretim artış hızı ile katma değer artış hızı birbirine eşit düzeylerde.</p>
<p>- Eczacılıkta 10 yılda üretim reel olarak yüzde 57 artarken katma değer artışı yüzde 108’i, elektronik sektöründe ise üretim yüzde 64 artarken katma değer artışı yüzde 148’i bulmuş. Buna karşın havacılık sektöründe üretim değeri yüzde 234, katma değer ise yüzde 236 artmış durumda.</p>
<p>- Toplamda kayda değer bir ciro, üretim ve katma değer artışı olmasına karşın girişim başına verimde üç sektörde de 10 yıl öncesine göre düşüş var. Girişim başına ortalama üretim reel olarak eczacılıkta yüzde 41, elektronikte yüzde 35, havacılıkta yüzde 32 düşmüş. Girişim başına ortalama katma değerde ise 10 yıl öncesine göre eczacılıkta yüzde 21, elektronikte yüzde 2, havacılıkta da yüzde 32 reel düşüş var.</p>
<p>- Buna karşın çalışan başına verimlilik göstergelerinde genel olarak yükseliş var. Özellikle çalışan başına katma değer artışı öne çıkıyor. Çalışan başına katma değer eczacılıkta 10 yıl öncesine göre reel olarak yüzde 33, elektronikte yüzde 45 artmış. Yüksek teknolojinin popüler sektörü havacılıktaki çalışan başına katma değer artışı yüzde 10 ile çok daha aşağılarda yer alıyor.</p>
<p>Bu veriler yüksek teknoloji sektörlerinde girişim sayısı ve çalışan sayısında oldukça hızlı bir nicel artış olmasına karşın girişim başına verimlilikte tam tersine kayda değer bir gerileme yaşandığını gösteriyor. Üretim ve katma değerdeki hızlı artışın esas olarak çalışan verimliliğiyle sağladığı görülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuksek-teknoloji-sektorlerinde-nicel-buyume-yuksek-ama-87011</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek teknoloji sektörlerinde nicel büyüme yüksek ama… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-ovp-1-87010</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni OVP (1)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hedef bu kadar sık değiştiriliyor ve her değişiklikte hep bir üst düzeye çıkarılıyorsa, hedef koymanın ne gibi bir anlamı kalıyor? Hedef, sonuçta ileriye yönelik sözleşme imzalayanlar karanlıkta kalmasınlar, onlara bir fener tutalım diye açıklanıyor. Sık ve hep yukarıya doğru güncellemelerin enflasyonu etkileyen sözleşmeleri ve bekleyişleri olumlu yönde etkilemeyeceği açık.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz pazar günü 2027-2029 dönemini kapsayan yeni Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Bu yazıda OVP’de sadece büyüme, enflasyon ve işsizlik açısından önemli gördüğüm unsurları değerlendireceğim.</p>
<p>Yeni OVP’de 2026 büyüme tahmini yüzde 3,3. Üçüncü çeyreğe ilişkin öncü göstergeler dikkate alındığında, iyimser görünüyor. 2027 büyüme tahmini ise yüzde 4,2. Seçimin yaklaştığı ve her seçim öncesinde çok ‘renkli’ seçim uygulamalarına, özellikle bol ve ucuz kredi gelişmelerine şahit olduğumuz dikkate alınırsa, “neden olmasın” diye düşünülebilir. Elbette net sermaye girişini tersine çevirecek bir şanssızlık yaşanmazsa. Trump’ın heybesinden yeni neler çıkaracağını bilmiyoruz. Ticaret savaşlarını artırır mı? Türkiye’yi sevmekten vazgeçip, yeni bir tehditte bulunur mu? Yapmayacağını umalım.</p>
<p><strong>Enflasyon hedefinde yukarıya </strong><strong>doğru belirgin güncelleme</strong></p>
<p>2027 sonu enflasyon hedefi yüzde 21 olarak açıklandı. Bu, yukarıya doğru belirgin bir güncelleme. Kanun gereği enflasyon hedefi hükümet ile Merkez Bankası tarafından ortaklaşa saptanıyor. Merkez Bankası yılda dört enflasyon raporu yayımlıyor. 12 Şubat 2026’da yayımlanan ilk raporda 2027 sonu için konulan hedef yüzde 9. Evet, bir yanlışlık yok; yeni OVP’nin açıklanmasından yedi ay önce hedef yüzde 9’du. Şimdi yüzde 21. İş bununla kalmıyor. 14 Mayıs’ta yayımlanan yılın ikinci enflasyon raporunda hedef yüzde 15’e yükseltildi. 13 Ağustos’ta (üçüncü raporda) hedefin bu düzeyde sabit tutulduğunu öğrendik. Farklı bir ifadeyle, yeni OVP’nin açıklanmasından 24 gün önce hedef yüzde 15’ti; artık altı puan daha yüksek.</p>
<p>Hedef bu kadar sık değiştiriliyor ve her değişiklikte hep bir üst düzeye çıkarılıyorsa, hedef koymanın ne gibi bir anlamı kalıyor? Hedef, sonuçta ileriye yönelik sözleşme imzalayanlar karanlıkta kalmasınlar, onlara bir fener tutalım diye açıklanıyor. Böylelikle hedefin gelecek dönemlerin enflasyonu açısından önemli olan fiyat, ücret, faiz ve kira belirleme davranışlarında dikkate alınacağı umuluyor. Sık ve hep yukarıya doğru güncellemelerin enflasyonu etkileyen sözleşmeleri ve bekleyişleri olumlu yönde etkilemeyeceği açık.</p>
<p>Peki, yüzde 21 hedefine ulaşılabilir mi? 2026 sonunu yüzde 30 ile kapatırsak, “neden olmasın?” denilebilir. Sonuçta dokuz puanlık bir düşüşten söz ediyoruz. Ama enerji fiyatlarındaki gidişat, seçime yaklaşıyor olmamız ve enflasyonda uzunca bir süredir devam eden katılık dikkate alındığında, “neden olmasın” yorumu biraz iyimser kalıyor. Bu arada, OVP’de “<em>yönetilen yönlendirilen fiyatlar enflasyon tahmin ve hedefleriyle uyumu artırılacaktır. Tarımsal ürünlerin alım fiyatları, kamu maliyesine etkileri, piyasa dinamikleri ve program dikkate alınarak geçmiş enflasyona endeksleme davranışının azaltılmasına yardımcı olacak şekilde belirlenecektir</em>” deniliyor. Güzel elbette ama “daha önceleri nerelerdeydiniz” diye de sorulabilir.</p>
<p><strong>2027 sonu için tahmin edilen </strong><strong>işsizlik oranı yüzde 8</strong></p>
<p>Dar kapsamlı işsizlik oranında 0,1 puanlık bir düşüş öngörülüyor. Dolayısıyla, 2027 sonu için tahmin edilen işsizlik oranı yüzde 8. Geniş tanımlı işsizlik oranı (atıl işgücü oranı) için bir tahmin yok ama bu oranın azaltılmasına yönelik yapısal politikaları içeren bir alt başlık yer alıyor. Bu alt başlık, yeni kreşlerin açılması, yeniden beceri kazandırma programları, ebeveyn izin ve bakım programları gibi maddeler içeriyor. Az önce belirttiğim “daha önceleri nerelerdeydiniz” sorusu burada da geçerli şüphesiz.</p>
<p>Ama olumlu taraftan yaklaşayım. Bu belirtilenler yapılabilirse, hem enflasyon, hem okul öncesi eğitim, hem de istihdam açısından önemli bir adım atılmış olur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-ovp-1-87010</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni OVP (1) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-seyi-yaparim-derken-hicbir-sey-yapmamak-olasiligi-87009</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Her şeyi yaparım derken hiçbir şey yapmamak olasılığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye bir yandan NATO’nun parçası olarak Batı ile ilişkilerini sürdürürken diğer yandan NATO’ya rakip olarak görülen yapılarla yakınlaşmaya çalışıyor. Herkesle konuşabilmek önemli bir diplomatik avantaj olsa da, güven vermeyen bir ülkenin gerçek anlamda arabulucu olması zor. Dış politikada asıl risk, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak.”</strong></p>
<p>Bir sürü olay peş peşe cereyan ediyor. Geçtiğimiz hafta içinde kısa bir süre önce Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Paktı mensupları ilk toplantılarını Türkiye’de gerçekleştirdiler. Türk Dış İşleri Bakanı bu antlaşmanın aslında NATO’yu Orta Doğu’ya getirdiğine işaret etti. Hemen ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şanghay İşbirliği Örgütü’nün olağan toplantısına katılmak üzere Bişkek’e gittiğini öğrendik. Basında yer alan haberlere göre Cumhurbaşkanımız toplantı sırasında başta Putin olmak üzere çok sayıda ülkenin lideriyle önemli görüşmeler gerçekleştirecek, ayrıca toplantıda herkesin merakla beklediği bir konuşma yapacaktı. Türk Heyeti önemli şahsiyetlerden oluşuyordu. Bunlar arasında toplantıya önce bir başka toplantıya katılıp bilahare yetişecek Dış İşleri Bakanı Hakan Fidan gibi şahsiyetler de yer almaktaydılar. Sanıyorum okuyucular da hatırlayacaklardır, Türkiye Şanghay İktisadi İşbirliği Örgütü’ne üye olmayı stratejik bir hedef olarak belirlediğini ilan etmiş ancak bu niyeti kendisinin aynı zamanda NATO üyesi olması dolayısıyla örgüt üyeleri katında fazla heyecan uyandırmamış, kabul de görmemişti. Ülkemizin Diyalog Ortağı yapılmasıyla yetinilmişti. Türkiye toplantılara katılabiliyor ama örgütün karar alma süreçlerinde herhangi bir role sahip bulunmuyor.   </p>
<p>Başta NATO üyeleri olmak üzere Batı ülkelerinin temas kurmakta zorluk çektiği bazı ülkelerle iyi ilişkiler içinde olması Türk dış siyasetinin güçlü boyutlarından biri olduğu sık sık ileri sürülüyor. Bu görüşe göre, bir kısmı Batı’nın rakibi olan ülkelerle yürütülen iyi ilişkiler, birbiri ile temasta güçlük çeken ülkeler arasında iletişim kurulmasını veya güçlendirilmesini sağlayarak barışa katkıda bulunabilir, tarafların gereksiz mücadelelere girmesini engelleyebilir. Bir biri ile iletişim kurmakta güçlük çeken ülkeler arasında arabuluculuk yapmanın aranan bir nitelik, daha doğrusu beceri olduğu konusunda şüphe yoktur. Ancak karşımızdaki soru Türkiye’nin böyle bir rolü oynayıp oynayamayacağıdır. Ne de olsa Türkiye bir ittifaka üyedir ve bu niteliği ittifakı kendilerine rakip olarak gören ülkeler tarafından takdir edilmekten uzaktır. Sanıyorum, Türkiye’ye tereddütle yaklaşan ülkeler bu tutumlarında pek de haksız sayılmazlar. Özellikle arabuluculuk söz konusu olduğunda tarafların arabulucuya güvenmeleri esastır. Karşınızda olan bir ittifakın üyesi olan bir arabulucuya siz olsanız ne kadar güvenir diniz? Sanıyorum, konuya Türkiye’nin iyi ilişkiler içinde olmasından ziyade bu gözlüklerle bakmak gerekiyor. İsterseniz örneklere geçelim.</p>
<p>Örneğin, Mekke Savunma Paktı’na bakalım. Türk Dış İşleri Bakanı’na göre bu NATO’nun Orta Doğu’ya uzanmasıymış. Henüz şekillenmekte olan bu paktla işbirliği yapma konusunun NATO mahfillerinde ele alındığından dahi fazlasıyla kuşku duyarım. Herkesçe malum olduğu üzere, NATO İkinci Dünya Savaşı ardından Sovyet yayılmacılığını engellemek amacıyla Birleşik Devletler önderliğinde kurulmuş ve Batı Avrupa’yı savunmayı amaçlayan bir örgüttür. Kısa bir süre önce Amerikan Başkanı Donald Trump artık Avrupa’nın kendisini savunma zamanının geldiğini ilan etmiş, ülkesinin Kıta savunmasından tedricen çekileceğini ilan etmiştir. Bu jesti Amerika’ya duyulan güveni zayıflatmak yanında Avrupa’nın kendisini Rus yayılmacılığına karşı savunmasını adeta tahrik etmiştir. Şu sıralarda Avrupa NATO’yu Avrupalılaştırarak Rus yayılmacılığına nasıl karşı koyulacağını kararlaştırmanın arayışına girmiştir. Göstergelere bakılacak olursa, Türkiye bu konuda Avrupa ile birlikte hareket etmeyi arzulamaktadır. Aksi takdirde, şu anda Baltıkları savunmak için Türk F-16 uçaklarının Letonya’da bulunmasını açıklamak imkânsızlaşmaktadır.</p>
<p>Kime karşı kurulduğu açıklığa kavuşmamışsa da, Mekke Savunma Paktı’nın bölgeye Rus müdahalelerine karşı kurulmadığı, böyle konuyla ilgisi dahi olmadığı anlayışı yaygın olarak paylaşılmaktadır. NATO da Orta Doğu’da bir çatışma çıkmasını istemeyebilir. Ancak, böyle bir isteğe sahip olmakla NATO’yu yeni kurulan (daha doğrusu kurulmakta olan) bir düzene ortak etmek arasında çok büyük fark olduğu da aşikârdır. Türk Dış İşleri Bakanı’nın itinasız beyanatı bir ihtimal Başkan Trump’ı memnun etmek için sarf edilmiş sözlerden ibarettir çünkü anlaşma İsrail’in varlığını ortadan kaldırmayı amaçlamamakta, bilakis teminat altına almaktadır ki, bu da Birleşik Devletler’in dış politikasının başlıca hedefleri arasındadır.  Bununla birlikte, NATO yetkililerinin kendi teşkilatlarının adını Mekke Antlaşması ile bir arada anılmasını memnuniyetle karşılamadıklarından eminim.</p>
<p>Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katılma isteğini ise bu örgüt üyelerinin ciddiye almaları, ülkemiz NATO’ya üye kalmakta devam ettiği sürece biraz zordur çünkü bu örgüt bir oranda da kendisini NATO’ya karşı kurulmuş bir yapı olarak görmektedir. Türkiye’yi Diyalog Ortağı yapmaları, ülkemize üye olamazsın demenin kibar bir yolu olabilir. Böylece Türkiye’ye hayır denmeyecek, ülkemiz mahcup bir duruma düşürülmeyecek ama üye de yapılmayacaktır. Buna karşılık olaya NATO gözlükleriyle bakılacak olduğu zaman, her şeyin değiştiğini görmek de zor değildir.  Üyelerinin çoğunluk itibariyle NATO ülkeleriyle iyi geçinemediği, onları rakip olarak gördüğü bir örgüte girme merakı ülkemizi güvenilir bir ortak olmaktan uzaklaştırmaktadır. Bilindiği gibi, NATO’nun bir ülkeyi üyelikten çıkarmaya elverişli bir hukuki yapısı yoktur. Buna karşılık, üye ülkelerin kendi aralarında işbirliğine yönelmeleri, bu işbirliğini yaparken de kurallara uymayan ülkeleri dışlamaları her zaman mümkündür. Ülkemizin rakiplerle iyi iletişimi olması, ülkemize duyulan güveni tek başına arttırmak için yeterli olmamaktadır. </p>
<p>Bazı gözlemcilere göre, muhtelif olumsuz gelişmeler bir yana, Donald Trump ülkemizin izlediği dış siyasetten memnundur.  Tabii, böyle bir gözlemde bulunmak, hatta şu an için geçerli olduğunu dahi söylemek mümkündür.  Sayın Erdoğan da Trump’ın kendisini dost telakki ettiğini bilmekte ve bunun devam etmesini arzulamakta, dolayısıyla onu üzecek yollara başvurmamayı tercih etmektedir. Ancak Amerikan dış siyasetini belirleyen tek aktörün Amerikan Başkanı olmadığını hatırlamakta yarar vardır. Eğer, beklendiği gibi, Trump Senato ve Temsilciler Meclisinde ya da bunlarda birinde çoğunluğu yitirecek olursa, kendisini zor zamanlar bekleyecektir. Bu durumda karşımıza yetkileri budanmış ve davranışları da ona göre şekillenmiş bambaşka bir Amerikan Başkanı Trump çıkabilir.</p>
<p>Türkçede “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” diye bir deyim var. Belki okuyucularımız bilmeyebilir, burada adı geçen Dimyat, Nil nehrinin Akdeniz’e yaklaştığı bölgede pirinç yetiştirilen bir yerdir. Mısır’ın Osmanlı’ya karşı bağımsızlığını ilan ettiği döneme kadar Osmanlı toprakları içinde yer alırdı. Deyim o zamanlardan kalma ama şimdi hatırlamamızın nedeni, dış politikamızla ilgili. Biz herkesle iyi geçiniyoruz diye övünüyoruz. Herkes bizi idare etmeye çalışıyor ama kimse bize güvenmiyor. Böyle olunca da uluslararası politikada yalnız kalma olasılığımız sandığımızdan daha yüksek diye endişe ederim. Aman dikkat, Dimyat’a pirince gidelim darken, evdeki bulgurdan olmayalım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-seyi-yaparim-derken-hicbir-sey-yapmamak-olasiligi-87009</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/9/1280x720/764-1788845631.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Her şeyi yaparım derken hiçbir şey yapmamak olasılığı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gercek-hayatin-yedegi-yok-87008</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gerçek hayatın yedeği yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yerden göğe küp dizseler / Birbirine herk etseler / Alttakini bir çekseler / Seyreyle sen gümbürtüyü… İnternetin fişi çekilince her birimiz hayatın gümbürtüsü içinde kala kaldı, çaresizce…</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Son zamanlardaki <strong>dijital kesintiler</strong>, bize bir şeyi net gösterdi: <strong>Hayatımızı fişten çıkarırsan</strong>, sistem de biz de duruyoruz. <strong>Sosyal medya</strong> çökmüş, <strong>e-posta akışı</strong> bitmiş, işler durmuştu. Bunlar sadece b “<strong>teknik arıza</strong>” mıydı; yoksa tüm yaşam modelimizin kırılganlığı mı? Nedir bu <strong>aşırı kırılganlığın</strong> sebebi?</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Bir sabah uyandık, <strong>elimiz cebimizde</strong>... Ne bir <strong>mesaj</strong> geldi, ne <strong>e-posta</strong> gitti. <strong>Haber siteleri</strong> yüklenmedi, <strong>sosyal medya</strong> akışları durdu. <strong>WhatsApp</strong>’tan gönderdiğimiz mesajlar dönmedi, <strong>banka sistemleri</strong> çalışmadı, toplantı yapılamadı. Hayat, “<strong>dijital panik butonuna</strong>” basılmış gibi bir anda durdu.</p>
<p><strong>HAYATIN FİŞİ ÇEKİLDİĞİNDE…</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM: </strong>Sistem,<strong> sessizce </strong>kapandı. Ama asıl kapanan şey, “<strong>hayatın yeni formatıydı</strong>.” O format ki; her şeyi <strong>ekran üzerinden yürütmeye</strong> ayarlanmış, bir güncelleme kadar <strong>kırılgan</strong> ve <strong>çaresiz</strong>. Fiziksel hayat yerindeydi ama <strong>dijital katman çökünce</strong> yaşamın bütün ritmi aniden bozuluverdi.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM: </strong>Şimdi sormalıyız: Biz ne zaman bu kadar bağımlı hale geldik? Her krizde “<strong>alternatif plan</strong>” yapan bizler, ne zaman <strong>B planını</strong> sadece "<strong>teknik ekibe</strong>" havale eder olduk? Dijitalleşmenin konforunu yaşarken, <strong>sistemin kopma anlarını</strong> hiç öngörmedik. Sanal mağaza kapandığında <strong>esnaf</strong> ne yapacak?</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Dijital hayata dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Hayat gerçekten durur mu?</em></strong></p>
<p>Evet. Çünkü hayatı “<strong>sadece dijital akışa</strong>” bağladık. Yazışmalar, siparişler, ödemeler, sözleşmeler, tanıklıklar, dostluklar, hatta duygular… Her şey zorunlu olarak <strong>dijital platformlara</strong> yüklenmişti.</p>
<p><strong><em>Alternatifimiz var mı?</em></strong></p>
<p>Eğer iletişim sadece <strong>tek kanaldan</strong> yürüyorsa; risk de tek kanaldan gelir. Geriye dönüş, <strong>yedekleme</strong>, analog akıl, <strong>yüz yüze temas</strong>, fiziksel altyapı… Tüm bunlar <strong>nostalji</strong> değil, aynı zamanda <strong>sistem direnci</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT </strong></span></p>
<p><strong>HAYATIN YEDEĞİ YOKTUR, TEMİZE ÇEKEMEZSİN</strong></p>
<p>Hayat bir işletim sistemine dönüştü, ama bu sisteme kimse “<strong>yedekleme</strong>” yapmadı. <strong>Şarjı bitince duran cihazlar </strong>gibi, hayatımız da durdu. Her şey çalıştığı sürece konforluyuz. Ama <strong>ya sistem sustuğunda</strong>? Yaşamın yedeği, <strong>kriz anlarında</strong> anlaşılır. Ve şunu öğrendik: <strong>Her şeyi dijitale emanet etmesen iyi olur</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>HAYAT LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Sanal dünya</strong>: Hayata dair tüm ihtiyaçların ekran aracılığıyla çözüleceği imkân seti</p>
<p><strong>Gerçek hayat</strong>: Fişi çekilmiş bir dünyadan geriye kalan her şey</p>
<p><strong>Dijital ambargo</strong>: Hükümetin tüm iletişim kanallarını bloke etmesi, durdurması</p>
<p><strong>Ekran bağımlılığı</strong>: Bilgisayar olmadan, internet kesik iken hiçbir şey yapamama hali</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gercek-hayatin-yedegi-yok-87008</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gerçek hayatın yedeği yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yikilan-kamu-binalari-sehir-disina-gitti-yerleri-rezerv-oldu-asiye-25-milyar-lira-harcaniyor-87007</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıkılan kamu binaları şehir dışına gitti, yerleri rezerv oldu, ‘Asi’ye 25 milyar lira harcanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İSKENDERUN </strong>Teknik Üniversitesi’nin Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fuat Tosyalı</strong>’ya <strong>“Fahri Doktora Takdimi” </strong>ile <strong>Fuat Tosyalı</strong>’nın adını taşıyacak <strong>“İskenderun Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi”</strong>nin temel atma töreni için gittiğimiz Hatay’da önce Vali <strong>Mustafa Masatlı </strong>ile buluştuk.</p>
<p>Vali <strong>Masatlı, </strong>6 Şubat 2023 depremleri sonrası 3.5 yılda toparlanma oranı yüzde 90’ı aşan kentin bazı örnek bölgelerini gezdirdi. Önce asrın felaketinin Hatay’a vurduğu darbeyi anımsattı:</p>
<ul>
<li><strong>Hatay’da 25 bin vatandaşımızı kaybettik.</strong></li>
<li><strong>Şehrin yüzde 40’ı yıkıldı. Yıkılan 921 bin 365 binada 350 bin bağımsız bölüm vardı.</strong></li>
<li><strong>Hatay’da insan yaşamıyla ilgili ne varsa zarar gördü.</strong></li>
</ul>
<p>Felaketin boyutunu kaldırılan enkazla da ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>43.1 milyon ton enkaz kaldırıldı. Japonya’daki tsunamide kaldırılan enkaz 31 milyon tondu.</strong></p>
<p>Cumhuriyet tarihinin en büyük hak sahipliğinin Hatay’da olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Hak sahipliği toplam kabul sayısı 168 bin 619 oldu. Bunlardan 147 bin 223’ü konut, kalan bölümü de işyeri idi.</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f92b5df28b-1788842677.png" alt="" width="800" height="305" /><strong>Mustafa Masatlı, </strong>yeniden inşa ile ilgili son verileri paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Tamamlanan ve bir kısmının inşası devam eden bağımsız bölüm sayısı 195 bin 587.</strong></li>
<li><strong>153 bin 755 bağımsız bölümün kurası çekildi.</strong></li>
<li><strong>13 bin 289 sosyal konutun kurası çekildi.</strong></li>
</ul>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Hatay’da 3 fay kırığı vardı. Fay hattına ve zeminin sıvılaştığı yerlerde inşaat planlaması yapmadık. İnşaat yapılan alanlarda da zeminin durumuna göre fore kazık, demirli kazık kullanıldı, radya temel tercih edildi.</strong></p>
<p>Okulların durumuyla ilgili bilgi verdi:</p>
<p>-          <strong>210 okul yıkılmıştı. 251 yeni okul tamamlandı. 42’sinin de inşaatı devam ediyor. Fuat Tosyalı’nın temelini attığımız okuluyla birlikte bu sayı 43 oldu. Deprem öncesi 14 bin 700 derslik vardı. Derslik sayısı 18 bini aştı.</strong></p>
<p>Kamu binaları ile ilgili şu bilgiyi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Kamu kurum ve kuruluşlarından yıkılanları mevcut yerinde yapmadık. Onları şehir dışına taşıdık, kamu kampüs alanı oluşturduk. Kamu kurum ve kuruluşlarının merkezdeki yerlerini de rezr alan sınırları içine kattık.</strong></p>
<p>Yeniden ayağa kaldırılan Meclis binasını dolaştık:</p>
<p>-          <strong>Burası depremden önce kafe olarak kullanılıyordu. Meclis binasını tiyatroya dönüştürdük. Kültür ve Turizm Bakanlığımıza devrettik. Devlet tiyatroları turneye çık</strong><strong>t</strong><strong>ığında burada da oyunlarını sergiliyor. İlgi de görüyor.</strong></p>
<p>Müzenin balkonundan Asi Nehri’ni gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Oldukça büyük bir nehir ıslah projesi yürüyor. Taşkınları önlemek için üç kademeli kazık çakılıyor. Asi Nehri Taşkın Koruma Projesi kapsamında 5 köprü de yapılıyor. Proje 25 mil</strong><strong>y</strong><strong>ar liraya mal olacak.</strong></p>
<p>Vali <strong>Masatlı</strong>’ya sorduk:</p>
<p>-          <strong>Hatay’da yapı stokunun toparlanma, tamamlanma oranı nedir?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Yüzde 90’a ulaşmış bulunuyor…</strong></p>
<p>Sohbetin bu bölümünü şu mesajla noktaladı:</p>
<p>-          <strong>Depremden hemen sonra diğer deprem şehirlerinde olduğu gibi vatandaşların bir bölümü yaşadıkları il dışına gitti. Hatay’ın 90 bin nüfusu hâlâ dışarıda. Ancak, Hatay halkını takdir etmek lazım. Çünkü, Hataylı toprağına çok bağlı…</strong></p>
<p>Son 6 ay içerisinde Hatay’a üçüncü kez gittim. Her seferinde Hatay’ı biraz daha toparlanmış gördüm…</p>
<p>Yapılaşma tarafında 3.5 yılda yüzde 90’a ulaşılmış olması, takdiri hak ediyor…</p>
<p>Ancak…</p>
<p>Uzun Çarşı, Harbiye gibi Hatay’ın canlılığının simgesi olan yerler yeniden devreye girmeden, vatandaşların bir bölümünün dili <strong>“Hatay artık ayağa kalktı” </strong>demeye varmıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hassa, Türkiye’nin en büyük OSB’lerinden biri olma yolunda</span></h2>
<p><strong>HATAY </strong>Valisi <strong>Mustafa Masatlı, </strong>kentte 9 organize sanayi bölgesinin (OSB) olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bunların 3’ünün yönetimi tümüyle özel sektörde. 6’sında Müteşebbis Heyet Başkanlığını ben yürütüyorum.</strong></p>
<p>Bazı OSB’lerdeki son durum bilgisini paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Erzin OSB, 2023’ten sonra büyük atılım yaptı. Bölgede iki işletme varken, 12’ye çıktı. Hedefimiz 25 işletmeye ulaşmak.</strong></li>
<li><strong>Kırıkhan OSB’nin altyapısı tamamlandı. Büyük bir tekstil firması üretime geçti. Roketsan tesisleri de tamamlandı, yakında devreye girer.</strong></li>
<li><strong>Altınözü’nde iki OSB var. Bunlardan tarıma dayalı ihtisas OSB kapanma noktasına gelmişti. Ankara’da yaptığımız görüşmeler sonrası altyapı çalışmalarını başlattık.</strong></li>
<li><strong>Antakya OSB tam kapasite çalışıyor. Hatta kapasitesini de aştığı için genişletme çalışmaları yürütülüyor.</strong></li>
</ul>
<p>Hassa OSB üzerinde ayrıca durdu:</p>
<p>-          <strong>Hassa OSB, gelecek vaadeden en önemli alanlarımızdan biri. 1347 hektarlık alanıyla Türkiye’nin en büyük OSB’leri arasına girebiliyor. Hassa OSB’de altyapı çalışmaları başladı. Tamamlandığında Türkiye’nin en büyüklerinden biri olacak.</strong></p>
<p>Limanların önemi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Özellikle İskenderun, limanlarıyla da öne çıkıyor. Elazığ, Şanlıurfa, Diyarbakır, Kahramanmaraş ve Gaziantep’I İskenderun’daki limanlarla buluşturacak tünellerin yapımı sürüyor.</strong></p>
<p>Hassa OSB’nin tam tünelin çıkış noktasında yer aldığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Tünelin 2032’de tamamlanması planlanıyor. Mevcut maliyeti 70 milyar lirayı aşıyor. Tamamlanması 250-300 milyar lirayı bulabilir. Ayrıca demiryolunun da OSB’nin içinden geçmesi hedefleniyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Valilik, Cilvegözü’ndeki TIR parkı gelirine yüzde 40 ortak oldu</span></h2>
<p><strong>HATAY </strong>Valisi <strong>Mustafa Masatlı</strong>’ya Suriye’ye açılan sınır kapılarındaki durumu sorduk, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Hatay’ın tarihi Cilvegözü Sınır Kapısı var. Burası, Ortadoğu ile doğrudan temas kurduğumuz temel kapıdır. 2011’den son</strong><strong>ra</strong><strong> kapının işlevi büyük ölçüde insani geçişlerle sınırlı kaldı. Karşı tarafta da İdlib bölgesi bulunuyor.</strong></p>
<p>Kapının hareketleneceğini öngördüklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Cilvegözü TIR Parkının yapımına başladık. Gelirin yüzde 60’ı işletmeci kuruluşa (TOBB), yüzde 40’</strong><strong>ı</strong><strong> da Valiliğe kalacak. Böylece Valilik düzenli bir gelir sağlamış olacak.</strong></p>
<p>Vali <strong>Masatlı, </strong>Hatay’daki üç sınır kapısından Kumlu tarafındaki kapının Afrin bölgesine açıldığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Temel sorunlarımızdan biri Yayladağı Sınır Kapısının yalnızca insani geçişlere açık olmasıydı. Suriye’deki gelişmelerin ardından sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz başkanlığındaki bir toplantıda bu konuyu ele alma fırsatı bulduk.</strong></p>
<p>Kumlu ve Cilvegözü üzerinden TIR geçişi yapıldığını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Gelişmelerden önce günlük giriş-çıkış sayısı yaklaşık 450 iken bugün 1500’e ulaştı. Hürmüz Boğazı’ndaki sıkıntılar buradaki TIR trafiğini artırdı.</strong></p>
<p>Yayladağı Sınır Kapısının Suriye’deki yönetim değişikliği öncesi insani geçişlere dahi kapalı olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Cumhurbaşkanı Yardımcımızın talimatıyla projeyi yatırım programına aldırdık, ödeneği sağladık ve ihaleyi yaptık. 2-3 ay içerisinde burayı ticari bir sınır kapısına dönüştürmeyi planlıyoruz.</strong></p>
<p>Yayladağı Kapısının Lazkiye ve Kesep üzerinden liman bölgesine ulaştığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Böylece Suriye’nin kıyı bölgesine de ticari bir kapı açmış olacağız ve limanlara erişim sağlayacağız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Coğrafi işaretli üründe Hatay birinci olacak</span></h2>
<p><strong>HATAY </strong>Valisi <strong>Mustafa Masatlı, </strong>Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fuat Tosyalı</strong>’yla birlikte The Museum Hotel Antakya’da devam eden sohbette coğrafi işaretli ürünlere işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bir yandan yapı stokundaki toparlanmaya odaklanırken diğer taraftan işin sosyal tarafıyla da ilgileniyoruz. Daha önce görev yaptığım Amasya’dan bir ekip getirdim, geçici görevle Hatay’da çalışıyorlar. Ekip, coğrafi işaretli ürünlere yoğunlaştı.</strong></p>
<p>Hatay’ın coğrafi işaretli ürün sayısının daha önce 25 adet olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Biz Hatay’ın coğrafi işaretli ürün sayısını 75’e çıkardık. Şu anda Türkiye 3’üncüsüyüz. Gaziantep birinci, Konya ikinci sırada.</strong></p>
<p>UNESCO’nun gastronomi şehirleri arasına Türkiye’den Hatay, Gaziantep ve Afyonkarahisar’ın girdiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizdeki coğrafi işaretler için 40 ürünümüzün daha tescil süreci devam ediyor. Bu konuda ciddi şekilde çalışıyoruz.</strong></p>
<p>Bir yandan alan taraması yaptıklarını, diğer taraftan sahadaki üreticileri teşvik ettiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Hatay mutfağı, özellikle Halep mutfağıyla güçlü benzerlikler taşıyor. Bu coğrafyanın mutfak kültürü Halep ile yakından ilişkili. Çalışmalarımız sürüyor. İnşallah Türkiye’de coğrafi işaretli üründe birinci sıraya çıkacağız.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yikilan-kamu-binalari-sehir-disina-gitti-yerleri-rezerv-oldu-asiye-25-milyar-lira-harcaniyor-87007</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/7/1280x720/mustafa-masatli-1788842766.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıkılan kamu binaları şehir dışına gitti, yerleri rezerv oldu ‘Asi’ye 25 milyar lira harcanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonu-hedeflesek-de-mi-tutturamasak-hedeflemesek-de-mi-tutturamasak-87006</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonu hedeflesek de mi tutturamasak hedeflemesek de mi tutturamasak!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu köşeyi dikkatle takip edenler, yukarıdaki başlığa benzer bir başlığı geçtiğimiz aylarda kullandığımı hatırlıyor olabilir. Tarih 24 Nisan’dı ve Merkez Bankası’nın enflasyon tahmin ve hedefini güncellemesine kısa bir süre kala bu konuyu irdelediğim yazımın başlığını şöyle atmıştım:</p>
<p><strong>“Enflasyon hedefini değiştirsek de mi tutturamasak değiştirmesek de mi tutturamasak!”</strong></p>
<p>Bugünkü başlıkta ilk bakışta bir mantık hatası var gibi görünüyor, biliyorum. Hedeflenmeyen bir enflasyonu tutturamama gibi bir durum söz konusu olmaz elbette ama hedef belirlemenin, bu hedefe ulaşılamadığı için anlamsızlığını vurgulamaya çalıştım.</p>
<h2>Savrulmanın böylesi</h2>
<p>2021 yılından bu yana olan dönemin enflasyon hedef ve gerçekleşmelerine ya da gerçekleşme tahminlerine bakınca insan ister istemez <strong>“Savrulmanın da böylesi”</strong> demekten kendini alamıyor.</p>
<p>Belki de Türkiye yıllar önce enflasyonu yüzde 5’e indirdi(!) ama bunun farkına bir türlü varılamadı. Adeta görünmeyen, sanal bir enflasyon.</p>
<p>Türkiye, 2023 yılından beri yüzde 5 enflasyona inmiş olmalıydı. Hedef böyleydi. Tablonun pembe bölümlerindeki enflasyona dikkat; hep yüzde 5.</p>
<p>Ama bırakın yüzde 5’e inmeyi, tahmin ve hedefler her yıl artırıldı. Bu oran nostalji olarak kaldı.</p>
<p>Yüzde 5, üçer yıllık hazırlanan programların dördüncü ve sonraki yıllarının hedefi. Programlar yapılıyor; ilk üç yıla bir oran konuluyor, sonrası için de klasik hâle gelen yüzde 5 deniliyor. İşte sonuçta ortaya böylesine devasa bir pembe alan çıkıyor.</p>
<p>Kaldı ki yüzde 5’lere hiç ulaşılamamış da ilk üç yılın oranları tutmuş mu ki?</p>
<p>Buyurun sapmalardan sapma beğenin! Bakın nasıl bir savrulma yaşanmış!</p>
<p>Aslında hedeften ne kadar uzağa düşüldüğü de hangi hedefin dikkate alındığına göre o kadar farklı ki…</p>
<p>Örneğin 2021 için Merkez Bankası’nın ilk tahmini yüzde 9,4. Merkez Bankası o yılın dördüncü enflasyon raporunda tahminini yüzde 18’e çıkarmış ama gerçekleşme yüzde 36 olmuş. Merkez Bankası’nın<strong> “ileri görüşlülüğü”</strong> müthiş! 2021’in eylül ve ekiminde faiz indirilmiş, faizi görünürde tabii ki TCMB indirmiş ve kur tırmanmaya başlamış ama aynı TCMB bunun enflasyonu azdıracağı görmemiş ya da görmek istememiş. Çünkü enflasyon tahmini ekim ayının sonunda 18’e çıkarılmış ama iki ay sonra enflasyon nasıl olmuşsa(!) yüzde 36’ya fırlamış.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f91d731bf9-1788842455.png" alt="" width="542" height="860" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TCMB hedefleri; bir kere bile tutmaz mı?</span></h2>
<p>Hadi iki-üç yıl öncesinde yapılan tahminleri tutturmak zor, kabul. O yüzden ilk tahminlere bakalım.</p>
<p>- Yıl 2022; ilk enflasyon raporunda o yılın tahmini yüzde 23. Faiz indirimi sürüyor ve bu tercihin etkisiyle Aralık 2021 ve Ocak 2022'de yüzde 13,58 ve yüzde 11,10 gibi fiyat artışları yaşanmış ve gidiş çok kötü ama Merkez Bankası'nın tahmini yüzde 23. Önceki tahmin yüzde 12. Sonra tahmin yükseltilerek gidiliyor ve son tahmin yüzde 65, gerçekleşme yüzde 64 oluyor. Merkez Bankası adeta seyirci; enflasyona göre tahmin güncelliyor, yani enflasyonu zapt edecek bir şey yapamıyor.</p>
<p>- 2023 ibretlik bir yıl. Merkez Bankası yıla yüzde 22 tahminle başlıyor. Dikkat, bu tahmin yapılırken bir önceki yılın gerçekleşmesi belli ve yüzde 64. Yani Merkez Bankası ciddi ciddi 64'ten 22'ye inmeyi mi öngörüyor; tabii ki hayır, <strong>"Yazalım gitsin"</strong> havası ya da <strong>"Başka ne yapabilirdik ki"</strong> çaresizliği mi? Yine seyirci konumunda olan biteni izleme; son raporda tahmin yüzde 65'e çıkarılıyor. Tam isabet, gerçekleşme de yüzde 65 oluyor!</p>
<p>- Merkez Bankası 2024'te sanki kendine geliyor, hedef yüzde 36, gerçekleşme 44.</p>
<p>- 2025'te de yola yüzde 24 ile çıkılıyor, gerçekleşme de yüzde 31 oluyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2026'da makas yine açıldı</span></h2>
<p>Öngörülen enflasyonla gerçekleşme arasındaki makas 2024 ve 2025 yıllarında önemli ölçüde daralmıştı. Ancak makas bu yıl yeniden açılıyor.</p>
<p>Merkez Bankası bu yıla yüzde 16 hedefiyle girdi, daha sonra hedef yüzde 24'e, tahmin yüzde 28'e revize edildi. Gerçekleşmenin yüzde 28'i aşacağı OVP'deki tahminin bir miktar yukarıda (yüzde 28,4) belirlenmesiyle kabul edildi ama yüzde 30'un altında kalınması pek de mümkün görünmüyor.</p>
<p>Dolayısıyla 2026 için ortada ciddi bir sapma var. Neredeyse öngörülen 1, gerçekleşen 2 olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ya OVP hedeflerindeki sapma?</span></h2>
<p>Merkez Bankası ekonomide önemli bir yere sahip ama sınırlı bir yere sahip. Öyle olmaması gerekir ama gerçek bu.</p>
<p>Dolayısıyla Merkez Bankası'nın enflasyon tahmin ve hedeflerindeki sapma, siyasilerin müdahil olması yüzünden bir ölçüde makul bulunabilir, bir ölçüde...</p>
<p>Peki ya hükümetin ortaya koyduğu orta vadeli programlardaki sapma nasıl izah edilecek.</p>
<p>- 2020'nin sonuna doğru 2021-2023 dönemi programı yapılırken kimsenin aklında belli ki 2021'in eylülünde başlayacak faiz indirimi yok. Yok ki enflasyon yüzde 8 öngörülüyor. Gerçekleşme 36'yı buluyor.</p>
<p>- 2021'in sonu yaklaşmış, 2022-2024 OVP'si yapılıyor, ekonomi politikasının kökten değişeceğini ekonomiyle ilgili kimse halen bilmiyor ve 2022 için enflasyon yalnızca yüzde 9,8 öngörülüyor. Gerçekleşme tam 64.</p>
<p>- 2022'de yapılan 2023-2025 OVP'si evlere şenlik! Bu programın yapıldığı aylarda yıllık enflasyon yüzde 80-85 dolayında. Bu oran ortadayken 2023 enflasyonu, tutmayacağı biline biline, göz göre göre yüzde 25 olarak öngörülüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Güveni yok etmenin en kestirme yolu</span></h2>
<p>Hiçbir yıl enflasyon hedefini tutturama, sonra da vatandaşın açıklanan hedeflere ulaşılacağını inanmasını bekle!</p>
<p>Üstelik vatandaş açıklanan oranlara bile inanmıyor, güvenmiyorken yap bütün bunları.</p>
<p><strong>"Ne tahmin ediyorlarsa en az iki katı"</strong> yargını kırmak öyle kendiliğinden olmuyor.</p>
<p><strong>"Zaten açıkladıkları oran da gerçeği yansıtmıyor"</strong> yargısını kırmak da...</p>
<p>Sonra tutup EYT ve KKM'nin enflasyonun kontrolden çıkmasına yol açabilecek etkenler olduğu söylenmek durumunda kalınıyor; kalınıyor da vatandaş da haklı olarak <strong>"EYT ve KKM'yi kim çıkardı"</strong> diye soruyor.</p>
<p>Sonra <strong>"Şu fiyatlama davranışları bir türlü düzelmiyor"</strong> diye yakınılıyor, hemen ardından da <strong>"Yönetilen yönlendirilen fiyat ayarlamalarında daha hassas davranacağız"</strong> diyerek geçmişe dönük bir özeleştiri yapmak durumunda kalınıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enflasyon hedefini niye gerçekçi olarak niteledim?</span></h2>
<p>Bu köşede dün yer alan yazımda OVP hedefleri arasında en gerçekçi görünenin enflasyon olduğunu yazdım. Bu görüşümün gerekçesini dün detaylı olarak anlatmaya çalıştım ama konu anlaşılan biraz daha açıklama gerektiriyor.</p>
<p>Yazımın diğer bölümlerinde de değindiğim gibi geçmiş yıllarda bir sonraki yıl için gerçekleşmesi hiç mi hiç mümkün olmayan oranlar belirlenirdi. Bu konuda en tipik örnek 2023-2025 OVP'si. Bu program yapılırken yıllık enflasyon yüzde 80-85 dolayındaydı. 2022'nin enflasyonunun yüzde 65 olarak tahmin edildiği 2023-2025 OVP'sinde, 2023 hedefi hiç olmayacak şekilde yüzde 25 olarak yer aldı.</p>
<p>Bu yaklaşım bu yıl büyük ölçüde terk edildi ve 2026'daki gerçekleşme tahminine göre (yüzde 28,4) gerçekçi bir 2027 hedefi (yüzde 21) belirlendi.</p>
<p>Dikkatinizi çekerim, burada temel vurgu yüzde 21'in gerçekçiliği değil, yüzde 28,4'lük tahmine göre gerçekçi olduğu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonu-hedeflesek-de-mi-tutturamasak-hedeflemesek-de-mi-tutturamasak-87006</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/8/1280x720/subat-enflasyonu-yuz-guldurdu-1741071620.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonu hedeflesek de mi tutturamasak hedeflemesek de mi tutturamasak! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-insan-haklari-araniyor-87005</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstilde &#039;insan hakları&#039; aranıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Küresel moda sektörünün sürdürülebilirlik standartları artık yalnızca kullanılan hammaddenin kaynağına ve geri dönüştürülmüş içeriğe odaklanmıyor, üretimin hangi çalışma şartlarında yapıldığı da giderek daha fazla önem kazanıyor. Geride kalan dönemde çalışma şartları nedeni ile tartışma konusu olan ve yine bu nedenle hizmet sektörüne geçişin yoğun olarak yaşandığı tekstil sektöründe kullanılan GRS ve RCS gibi sürdürülebilirlik sertifikalarının arkasındaki Textile Exchange, yeni sertifikasyon sisteminde insan hakları kriterlerinin ağırlığını artırıyor. Tekstil ve hazır giyim sektöründe daha sürdürülebilir ve sorumlu hammadde kullanımını yaygınlaştırmaya çalışan küresel ve kar amacı gütmeyen Textile Exchange, şirketlerin yeni döneme hazırlanması için 1 Eylül’de üç yeni insan hakları rehberi ve uygulama aracı yayımladı. Böylece denetimlerde yalnızca kullanılan hammaddenin geri dönüştürülmüş olup olmadığı veya çevresel şartların karşılanıp karşılanmadığına bakılmayacak, üretimde çalışanların hangi koşullarda çalıştığı daha yakından takip edilecek. Yeni sistem 31 Aralık 2026’da devreye girecek. 2027 geçiş yılı olacak. 2028 itibariyle ise kapsama giren işletmeler için yeni standart zorunlu hale gelecek.</p>
<h2>Ücret ve çalışma saatlerine bakılacak </h2>
<p>Yeni dönemin en önemli değişikliklerinden biri çalışan haklarında yaşanacak. Textile Exchange’in açıkladığı kriterlere göre işletmelerden çalışanların karşılaşabileceği insan hakları risklerini belirlemeleri ve bunlara karşı önlem almaları istenecek. Denetimlerde iş sağlığı ve güvenliği, çalışanların korunması ve çalışma koşullarının yanı sıra ücret ve yan haklar da dikkate alınacak. Aşırı çalışma saatleri ve fazla mesainin önlenmesi için şirketlerin aldığı önlemler de değerlendirilecek. Böylece sürdürülebilir tekstil üretiminde ürün nasıl ve hangi hammaddeden üretildi? sorusunun yanına hangi çalışma koşullarında üretildi? sorusu da daha güçlü biçimde eklenmiş olacak. Textile Exchange, şirketlerin yeni sisteme hazırlanması için insan hakları rehberinin yanı sıra işletmelerin kendi risklerini belirleyebileceği bir değerlendirme aracı da hazırladı. Şirketlerin insan haklarına ilişkin yazılı taahhüt ve çalışma kuralları oluşturabilmeleri için örnek bir metin de yayımlandı.</p>
<h2>GRS ve RCS’de yeni dönem </h2>
<p>Değişiklik, tekstil sektöründe yaygın olarak kullanılan Global Recycled Standard (GRS) ve Recycled Claim Standard (RCS) sistemlerini de kapsıyor. Bu standartlar önümüzdeki dönemde Textile Exchange’in “Materials Matter Standard” adını verdiği yeni yapı altında toplanacak. Yeni sistem ayrıca yün, tiftik ve alpaka gibi hayvansal elyaflara yönelik mevcut standartları da aynı çatı altında bir araya getirecek. Ancak değişiklik ilk aşamada her tekstil ve hazır giyim fabrikasını doğrudan kapsamıyor. Düzenlemenin Türkiye'deki ilk etkisinin tekstil geri dönüşümü, geri dönüştürülmüş elyaf ve hammadde üretimi yapan işletmelerde görülmesi bekleniyor.</p>
<p>Yeni sisteme geçiş hazırlıkları Türkiye'de de başladı. Textile Exchange standartlarında sertifikasyon hizmeti veren ETKO, 19 Ağustos'ta yaptığı duyuruda GRS ve RCS'den yeni sisteme geçiş takvimini sektörle paylaştı. Buna göre 2027 geçiş yılı olacak. 31 Aralık 2027'den sonra mevcut GRS ve RCS sistemi yerine yeni standart uygulanacak. Türkiye'deki kapsama giren üreticilerin de sertifikalarını devam ettirebilmek için yeni şartlara uyum sağlamaları gerekecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ünlü markalar için üretim yapan şirketler açısından önem taşıyor</span></h2>
<p>Yeni düzenleme, küresel moda sektöründe son yıllarda hızlanan bir değişimin de parçası. Büyük markalar artık tedarikçilerinden yalnızca çevre ve geri dönüşüm konusunda değil, çalışan hakları konusunda da daha fazla güvence istiyor. Textile Exchange de yeni sistemi oluştururken uluslararası insan hakları ve sorumlu iş yapma ilkelerini esas aldığını belirtiyor. Şirketlerin faaliyet gösterdikleri ülke ve sektöre göre karşı karşıya oldukları riskleri belirlemeleri ve bu riskleri azaltacak önlemler almaları istenecek. Yeni dönem özellikle Avrupa ve ABD'deki büyük moda markalarına üretim yapan Türk şirketleri açısından önem taşıyor. Sertifikalı üretimde çevresel kriterlerin yanında ücret, çalışma süresi, fazla mesai ve iş güvenliği gibi sosyal şartların da daha görünür hale gelmesinin, önümüzdeki dönemde tedarikçi seçiminde çalışma koşullarının ağırlığını artırması bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-insan-haklari-araniyor-87005</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/iplik-tekstil-1771913599.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil ve hazır giyim sektöründe sürdürülebilir ve geri dönüşümlü hammadde kullanımını yaygınlaştırmaya çalışan küresel kuruluş Textile Exchange, şirketlerin yeni döneme hazırlanması için insan hakları rehberi ve uygulama aracı yayımladı. Artık denetimlerde çevresel şartların karşılanıp karşılanmadığının yanı sıra üretimde çalışanların ücretleri, çalışma saatleri, fazla mesai ve iş güvenliği gibi konular daha yakından takip edilecek. Ancak değişiklik ilk aşamada her tekstil ve hazır giyim fabrikasını doğrudan kapsamıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticarette-rota-yeniden-ciziliyor-87003</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış ticarette rota yeniden çiziliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’nin dış ticaretinde 2026’nın ilk sekiz ayında ülke ve sektör bazında dikkat çekici değişimler yaşandı. Ocak-ağustos döneminde ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4 artarak 177 milyar 966 milyon dolardan 185 milyar 6 milyon dolara, ithalat ise yüzde 5,3 artışla 238 milyar 172 milyon dolardan 250 milyar 791 milyon dolara çıktı. Böylece sekiz ayda ihracat yaklaşık 7 milyar dolar artarken, ithalattaki artış 12,6 milyar doları buldu. İthalatın ihracattan daha hızlı büyümesiyle dış ticaret açığı 60,2 milyar dolardan 65,8 milyar dolara yükselirken, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 74,7’den yüzde 73,8’e geriledi.</p>
<p>EKONOMİ Gazetesi’nin Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ticaret Bakanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerinden derlediği bilgilere göre, dış ticarette hem ülkelerin ağırlıkları hem de büyümeyi sürükleyen sektörler değişti. İhracatta ABD, Çin, İsviçre ve Mısır öne çıkarken, BAE, Irak ve İngiltere’de kayıplar yaşandı; bu değişimde ABD’de elektrik-elektronik ve kimya, Çin’de madencilik, Avrupa’nın önemli pazarlarında ise otomotiv ve kimya sektörlerinin performansı etkili oldu. İthalatta Çin ve ABD’den alımlar hızlanırken Rusya ve Almanya’dan ithalat geriledi. En fazla ithalat yapılan ilk 20 ülkeden alımların yüzde 2,4 artmasına karşılık, bu ülkelerin dışındaki pazarlardan ithalatın yüzde 12,4 yükselmesi ise Türkiye’nin tedarik haritasındaki değişimi ortaya koydu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f8e2ac87b9-1788841514.png" alt="" width="658" height="741" /></p>
<h2>ABD İHRACAT ARTIŞININ LOKOMOTİFİ OLDU</h2>
<p>İhracatta en büyük pazar Almanya olmaya devam ederken, büyük pazarlar arasında artışa en güçlü katkı ABD’den geldi. ABD’ye ihracat yüzde 11,5 artışla 11,9 milyar dolara çıkarken, mutlak artış 1,23 milyar dolar oldu. Sektörel veriler ABD pazarındaki büyümenin geniş bir sanayi tabanına yayıldığını gösterdi. Ocak-ağustos döneminde ABD’ye elektrik-elektronik ihracatı yüzde 41,8 artarak 996 milyon dolara, kimyevi maddeler ihracatı yüzde 33,7 artışla 1,04 milyar dolara çıktı. Çelik ihracatı yüzde 38,8 artarak 476 milyon dolara, makine ve aksamları ihracatı ise yüzde 27,2 yükselişle 531 milyon dolara ulaştı. Buna karşılık mücevher ihracatında yüzde 33,4 düşüş yaşandı.</p>
<p>Almanya’ya ihracatın artışında ise demir ve demir dışı metaller, otomotiv, kimya ve fındık sektörleri etkili oldu. Demir ve demir dışı metaller ihracatı yüzde 13,2 artarak 1,19 milyar dolara çıkarken, otomotiv ihracatı 4,44 milyar dolara ulaştı. Hazır giyim ihracatında ise yüzde 12,8’lik düşüşle yaklaşık 237 milyon dolarlık kayıp yaşandı.</p>
<h2>BAE’DE KAYBIN MERKEZİNDE MÜCEVHER VE KİMYA VAR</h2>
<p>Önemli pazarlar arasında en yüksek ihracat kayıplarından biri BAE’de yaşandı. Sektörel veriler, bu pazardaki gerilemenin özellikle mücevher ve kimya kaynaklı olduğunu gösterdi. BAE’ye mücevher ihracatı yüzde 50,2 düşerek 2,21 milyar dolardan 1,1 milyar dolara, kimyevi maddeler ihracatı ise yüzde 80,7 gerileyerek 223 milyon dolara indi. Çelik ve gemi-yat ihracatında da sert düşüşler görüldü.</p>
<p>Irak’ta ise düşüş daha geniş bir sektörel tabana yayıldı. Elektrik-elektronik ihracatı yüzde 49,1 gerileyerek 301 milyon dolara, hububat ve bakliyat yüzde 15,8 düşüşle 984 milyon dolara indi. Mobilya, kâğıt ve orman ürünlerinde 123 milyon dolar, çelikte 123 milyon dolar, demir ve demir dışı metallerde 88 milyon dolarlık kayıp oluştu. Buna karşılık yaş meyve ve sebze ihracatı yüzde 142,7 artarak 769 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Romanya’ya ihracattaki düşüşün en önemli kaynağı ise kimya oldu. Kimyevi maddeler ihracatı yüzde 29,2 azalarak 917 milyon dolara inerken, 378 milyon dolarlık kayıp yaşandı. Otomotiv ihracatı da yüzde 14,3 düşerek 847 milyon dolara geriledi.</p>
<h2>İNGİLTERE’DE OTOMOTİV KAYBINI ÇELİK SINIRLADI</h2>
<p>İngiltere pazarındaki tablo sektörler arasında belirgin bir ayrışmaya işaret etti. Otomotiv ihracatı yüzde 9,1 gerileyerek 2,48 milyar dolara inerken sektörde yaklaşık 248 milyon dolarlık kayıp oluştu. Hazır giyim ve mücevher ihracatı da geriledi. Buna karşılık İngiltere’ye çelik ihracatı yüzde 73,1 artarak 668 milyon dolara çıktı ve yaklaşık 282 milyon dolarlık ilave ihracat yarattı. Elektrik-elektronikte 110 milyon dolar, kimyada 76 milyon dolar ve demir-demir dışı metallerde 62 milyon dolarlık artış kaydedildi. Böylece otomotivdeki gerilemenin ülke toplamına etkisi diğer sanayi sektörlerinin performansıyla önemli ölçüde sınırlandı.</p>
<h2>ÇİN’DEN İTHALATTA TEKNOLOJİ VE SANAYİ GİRDİLERİ ETKİLİ</h2>
<p>İthalat tarafında Çin’in ağırlığı daha da arttı. Çin’den yapılan ithalat yüzde 10,9 yükselerek 36,1 milyar dolara ulaştı. Bu ülkeden ithalattaki mutlak artış 3,53 milyar dolar olurken, Çin tek başına Türkiye’nin toplam ithalatının yüzde 14,4’ünü oluşturdu. Türkiye’nin Çin’e ihracatının 2,86 milyar dolarda kalmasıyla iki ülke arasındaki dış ticaret açığı yaklaşık 33,2 milyar dolara çıktı.</p>
<p>Ağustos ayına ilişkin ülke-sektör kırılımı henüz açıklanmasa da yıl geneli performans itibariyle Çin’den ithalatın yapısı dikkate alındığında artışta makine ve ekipman, elektrik-elektronik, telekomünikasyon ürünleri, ara malları ve çeşitli sanayi girdilerinin etkili oldu.</p>
<p>ABD’den ithalat ise yüzde 18,6 artarak 13,4 milyar dolara çıktı. Bu artışta enerji ürünleri ve LNG’nin yanı sıra hava taşıtları, makine-teçhizat ve yüksek teknolojili ürünlerin etkili oldu. Türkiye’nin ABD’ye ihracatı da güçlü artmasına rağmen bu ülkeyle dış ticaret açığı 607 milyon dolardan yaklaşık 1,5 milyar dolara çıktı.</p>
<h2>RUSYA’DAKİ DÜŞÜŞÜN ANAHTARI ENERJİ</h2>
<p>İthalattaki en büyük mutlak düşüş Rusya’da gerçekleşti. Rusya’dan ithalat yüzde 12,4 azalarak 28,6 milyar dolardan 25 milyar dolara indi. Böylece 3,54 milyar dolarlık gerileme yaşandı. Rusya’nın Türkiye’ye satışlarının ağırlıklı bölümünü enerji ürünlerinin oluşturması nedeniyle bu düşüş başta petrol, doğal gaz, kömür ve diğer enerji girdilerindeki fiyat ve miktar hareketlerinden kaynaklandı.</p>
<p>Bununla birlikte enerji ithalatındaki aylık seyir yıl içinde dalgalı oldu. TÜİK’in son açıklanan temmuz verilerinde Türkiye’nin toplam enerji ithalatı faturası yıllık yüzde 13,1 artarak 5,83 milyar dolara yükseldi. Dolayısıyla Rusya’dan sekiz aylık ithalat düşüşünü Türkiye’nin toplam enerji talebindeki gerilemeden çok, tedarikçi kompozisyonu ile enerji fiyatlarındaki ve kaynak çeşitlendirmesindeki değişim etkili oldu.</p>
<p>Almanya’dan ithalat da yüzde 9,2 düşüşle 18,1 milyar dolara geriledi. Almanya’nın Türkiye’ye ihracat yapısı dikkate alındığında düşüşte otomotiv ve otomotiv aksamları ile makine-ekipman gibi yatırım ve dayanıklı tüketim kalemleri etkisini gösterdi. Nitekim Türkiye’de otomobil ve hafif ticari araç satışları ocak-temmuz döneminde yüzde 10,7 geriledi. Bu görünüm, Avrupa kaynaklı otomotiv ithalatındaki aşağı yönlü hareketi destekleyen unsurlardan biri oldu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa'da otomotiv ve kimya dengeyi değiştirdi</span></h2>
<p>İtalya, Fransa ve İspanya'daki ihracat artışında otomotiv ve kimya sektörleri öne çıktı. İtalya'ya otomotiv ihracatı yüzde 15 artarak 2,44 milyar dolara yükselirken, sektörde 318 milyon dolarlık artış sağlandı.</p>
<p>Fransa'ya otomotiv ihracatı yüzde 11,4 artarak 3,32 milyar dolara çıktı. Gemi ve yat ihracatı da 19 milyon dolardan 142 milyon dolara yükseldi. Buna karşılık hazır giyim, elektrik-elektronik ve kimya ihracatında düşüş görüldü.</p>
<p>İspanya'da ise büyümenin ana kaynağı kimya oldu. Kimyevi maddeler ihracatı yüzde 47 artışla 1,27 milyar dolara çıkarken, 405 milyon dolarlık artış sağlandı. Demir ve demir dışı metaller ihracatı yüzde 55,5 yükselerek 399 milyon dolara ulaştı. Buna karşılık çelik ihracatı yüzde 27,7, otomotiv ihracatı yüzde 3,2 geriledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İthalat artışı büyük tedarikçilerin dışına yayıldı</span></h2>
<p>İthalatta dikkat çeken bir diğer gelişme, ilk 20 ülke dışındaki pazarlardaki hızlı artış oldu. En fazla ithalat yapılan 20 ülkeden alımlar yüzde 2,4 artışla 173,5 milyar dolara çıkarken, diğer ülkelerden yapılan ithalat yüzde 12,4 artarak 77,3 milyar dolara ulaştı.</p>
<p>Sekiz aylık tablo, ihracatta ülke bazındaki değişimin arkasında da belirgin bir sektörel ayrışma olduğunu ortaya koydu. ABD'de elektrik-elektronik ve kimya, Çin'de madencilik, İsviçre'de mücevher, İtalya ve Fransa'da otomotiv, İspanya'da kimya ihracat artışını taşırken; BAE'de mücevher ve kimya, Irak'ta elektrik-elektronik, hububat, mobilya ve çelik, Romanya'da ise kimya ve otomotiv kayıpların merkezinde yer aldı. İthalatta ise Çin ve ABD'den yapılan alımlardaki artış, Rusya ve Almanya kaynaklı toplam 5,4 milyar dolara yaklaşan düşüşü fazlasıyla telafi etti. Sonuçta sekiz ayda ihracat yaklaşık 7 milyar dolar artarken ithalat 12,6 milyar dolar yükseldi ve dış ticaret açığı yaklaşık 5,6 milyar dolarlık artışla 65,8 milyar dolara ulaştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin'e ihracat artışının üçte ikisinden fazlası madencilikten</span></h2>
<p>Çin'e ihracat yüzde 39,7 artarak 2,86 milyar dolara çıktı. Bu pazardaki sıçramanın ana kaynağını madencilik ürünleri oluşturdu. Sektörün Çin'e ihracatı yüzde 46,3 artarak 1,43 milyar dolara yükselirken, artış tutarı 452 milyon doları buldu. Kimyevi maddeler ihracatı da yüzde 35,6 artışla 490 milyon dolara çıktı. Demir ve demir dışı metallerde yüzde 84,8'lik artış kaydedildi.</p>
<p>İsviçre'ye ihracattaki yükselişte ise mücevher sektörü belirleyici oldu. Sektörün bu ülkeye ihracatı 389 milyon dolardan 1,3 milyar dolara çıkarak üç katın üzerine yükseldi. Mısır'a ihracattaki artışın arkasında da kimya, çelik, makine ve elektrik-elektronik sektörleri yer aldı. Mısır'a kimya ihracatı yüzde 32,2, çelik yüzde 34,9, makine yüzde 42,5 ve elektrik-elektronik yüzde 40,9 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticarette-rota-yeniden-ciziliyor-87003</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/7/1280x720/ihracat-ithalat-1778239788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin dış ticaretinde 2026’nın ilk sekiz ayında ülke ve sektör bazında dengeler yeniden şekillenirken ihracatta ABD, Çin, İsviçre ve Mısır öne çıktı. ABD’de elektrik-elektronik ve kimya, Çin’de madencilik, Avrupa’da ise otomotiv ve kimya büyümeyi taşıdı. İthalatta Çin ve ABD’den alımlar hızlanırken, Rusya ve Almanya’daki gerilemeye rağmen dış ticaret açığı 65,8 milyar dolara çıktı. En fazla ithalat yapılan ilk 20 ülke dışındaki pazarlardan alımların yüzde 12,4 artması ise tedarik haritasındaki değişimi ortaya koydu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kitap/kultur-ile-girisimi-harmanladi-bir-dunya-markasina-imza-atti-86995</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> kültür ile girişimi harmanladı, bir dünya markasına imza attı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FARUK ŞÜYÜN - MUSTAFA KEMAL ÇOLAK</strong></p>
<p>Bir derginin kapağı, okuruna verdiği ilk sözdür. Kimi zaman yeni bir kitabın heyecanını, kimi zaman bir ustanın dünyasını, kimi zaman da yokluğuyla içimizde derin bir boşluk açan bir insanın hatırasını taşır.</p>
<p>KİTAP’ın bu sayısının kapağında <strong>Birol Altınkılıç</strong> var.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9ec21e494a8-1788789278.png" alt="" width="900" height="1114" />Bu kapağı hazırlarken onun yalnızca iş dünyasındaki başarılarını, kurduğu ve büyüttüğü markaları anlatmak istemedik. Rakamların, yatırımların ve üretim tesislerinin ardındaki insanı; ailesinde, dostluklarında, çalışma hayatında, kültür ve sanatla kurduğu ilişkide kendisini gösteren Birol Altınkılıç’ı anlatmaya çalıştık.</p>
<p>Çünkü insanın hikâyesi, özgeçmişine yazılabilenlerden her zaman daha büyüktür.</p>
<p>Birol Bey’in yaşamında da başlıkların ve tarihlerin açıklayamayacağı pek çok şey vardı: Birlikte çalıştığı insanlara duyduğu güven, ailesine bağlılığı, evlatlarının önünü açarken gösterdiği incelik, kültürel değerlere sahip çıkma konusundaki hassasiyeti, sanatı gündelik hayatın doğal bir parçası olarak görmesi ve bütün bunları büyük sözlere ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesi…</p>
<p>Onu tanıyanlar iyi bilir: Kendinden çok yaptığı işin konuşulmasını isterdi. Gösterişten uzak durur, verdiği destekleri anlatmaktan hoşlanmazdı. Bir şeyin doğru, güzel ve gerekli olduğuna inanıyorsa, sessizce elini taşın altına koyardı.</p>
<p>KİTAP dergisiyle yıllara yayılan dostluğu da böyleydi.</p>
<p>Dergimizin arka kapağında yer alan destek, zaman içinde aramızda kıymetli bir gönül bağı kurdu. Birol Bey’in kitaba, edebiyata ve kültür yayıncılığına gösterdiği ilgi, bir iş ilişkisinin sınırlarını çoktan aşmıştı. O desteğin arkasında, düşünce ve sanat hayatının ancak süreklilikle yaşayabileceğini bilen bir insanın duyarlılığı vardı.</p>
<p>Bu yıllar boyunca Kahve Dünyası’nın gerçekleştirdiği etkinlikler de diğer yazılı ve görsel medyada olduğu gibi dergimizin sayfalarında haber olarak yer buldu. Kültür ve sanatla kurdukları ilişkiyi, hayata geçirdikleri çalışmaları okurlarımızla paylaştık. Bugün eski sayılarımıza dönüp baktığımızda, o haberlerde bir markanın faaliyetlerinin yanı sıra yıllar içinde oluşmuş bir kültürel birikimin izlerini de görüyoruz.</p>
<p>Yıllarca destek verdiği KİTAP’ın kapağında onu ağırlamak ise içimizi acıtan bir vefa borcu…</p>
<p>Keşke bu sayıyı başka koşullarda hazırlayabilseydik. Keşke kapağımızı eline alıp o mahcup gülümsemesiyle sayfaları çevirebilseydi. Ama hayat, kimi buluşmaları ne yazık ki hatıraların ülkesine bırakıyor. Bize de anlatmak, kaydetmek ve unutturmamak düşüyor.</p>
<p>Bu dosyada Birol Bey’in yaşamına farklı pencerelerden bakıyoruz.</p>
<p>Pencerelerin en özeli, hiç kuşkusuz çocukları <strong>Dilara</strong> ve <strong>Kaan</strong>’ın açtığı… <strong>Mustafa Kemal Çolak</strong>’ın hazırladığı <em>İz Bırakan Babalar</em> (EKONOMİ Gazetesi Yayınları) kitabında onların anlattıklarında yalnızca başarılı bir iş insanını değil, hayatlarının her döneminde yanlarında bulunan bir babayı görüyoruz. Çocuklarını korurken hayattan uzak tutmayan; küçük yaşlardan itibaren emeğin, üretimin ve sorumluluğun içine alan; onlara hazır cevaplar vermek yerine kendi cevaplarını bulabilecekleri bir alan açan bir baba…</p>
<p>Birol Bey, evlatlarına güvenmenin onları her türlü güçlükten sakınmak olmadığını biliyordu. Asıl güvenin, sorumluluk vermek, hata yapmalarına izin vermek ve düştüklerinde yeniden kalkabileceklerine inanmak olduğunu düşünüyordu. Dilara ve Kaan’ın bugün taşıdıkları sorumluluklarda onun bu anlayışının izleri var.</p>
<p>Çocuklarının tanıklıkları, dışarıdan bakıldığında görünmeyen küçük ayrıntıları da getiriyor sayfalarımıza. Aile içindeki hâlleri, çalışma disiplini, hiç dinmeyen merakı, yeni bir düşüncenin ardından giderken duyduğu heyecan… Bir babanın çocuklarına sözlerle değil, yaşayışıyla öğrettikleri…</p>
<p>Merkez ofisin yan duvarında hayat bulan <em>“Yan Köşe”</em> projesi ise Birol Bey’in sanatla kurduğu ilişkinin anlamlı örneklerinden biri.</p>
<p>Bir yapının kör ve sessiz kalabilecek cephesi, onun yaklaşımıyla sanatçılara ve kente açılan bir alana dönüşüyor. Sergi salonlarının dışında, hayatın tam ortasında duran bu duvar, her yeni çalışmayla başka bir söz söylüyor; sokağın ritmine renk, düşünce ve hayal katıyor.</p>
<p><em>“Yan Köşe”</em> küçük gibi görünen bir dokunuşun bir mekânı nasıl değiştirebileceğini gösteriyor. Aynı zamanda Birol Bey’in çevresine bakışını da ele veriyor: Başkalarının yalnızca boş bir yüzey gördüğü yerde yeni bir imkânı fark etmek… Sanatı erişilmez bir yere koymak yerine çalışanların, komşuların ve gelip geçenlerin gündelik hayatına katmak…</p>
<p>İstanbul’a ve kültür hayatına duyduğu ilginin izlerini daha önceki yıllarda da görmek mümkün. Kahve Dünyası’nın <em>“İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti”</em> projesine çözüm ortağı olarak verdiği destek, bu yaklaşımın somut örneklerinden biriydi. Proje kapsamında hazırlanan İstanbul 2010 kahve ve çikolata koleksiyonu, kentin kültürel heyecanını gündelik hayatın içine taşıdı.</p>
<p>Bir fincan kahve, bir kutu çikolata, sanatla buluşan bir duvar… Birol Bey’in dünyasında kültüre yer açmak için hayatın dışına çıkmak gerekmiyordu. Yapılan işe, yaşanılan yere ve paylaşılan zamana bu duyarlılığı katmak mümkündü.</p>
<p>Dosyamızda onu tanıyan insanların yazıları da yer alıyor. Her biri kendi hatırasından yola çıkıyor; kimi bir dostluğun sıcaklığını, kimi onun cömertliğini ve çözüm üretme gücünü anlatıyor. Bu metinler yan yana geldiğinde tek bir yaşamın ne kadar çok insanda ayrı ayrı karşılık bulduğunu görüyoruz.</p>
<p>Bir insan hakkında en sahici portre, galiba böyle oluşuyor. Bir tek kişinin uzun uzun anlatmasıyla değil; farklı hafızalarda kalan parçaların birbirini bulmasıyla…</p>
<p>Kendisi adına hazırlanan Birol Altınkılıç Kitabı da bu yaşamı kayda geçiren kıymetli bir eser. Biyografik anlatıyla kurumsal hafızayı buluşturan bu özel anı kitabı, onun hem iş felsefesini hem de insani yönünü geleceğe taşıyor. Kurduğu yapıların ardındaki düşünceyi, insanlarla ilişkisini ve benimsediği değerleri bir arada ele almasıyla, başarıların ötesindeki Birol Bey’i tanımamıza imkân veriyor. Şimdi onu anarken, bu kitabın varlığı daha da anlam kazanıyor.</p>
<p>Yıllarca destek verdiği KİTAP’ın kapağında onu ağırlamak ise içimizi acıtan bir vefa borcu.</p>
<p>Birol Altınkılıç’ın portresinde üretim önemli bir yer tutuyor. Mısır Çarşısı ve Tahtakale’den başlayan yolculuğu, Altınmarka’nın dünya çapındaki başarısına, Kahve Dünyası’nın büyümesine ve farklı coğrafyalara ulaşmasına uzanıyor. Fakat onun üretim anlayışında insan, daima yapılan işin merkezindeydi. Bir ürünün niteliği kadar onu ortaya çıkaran emeğin değerine de inanıyordu. Baylan’a yaklaşımı da bu anlayıştan ayrı düşünülemez.</p>
<p>Cumhuriyet döneminin kültür ve edebiyat hafızasında özel bir yeri bulunan Baylan’ı, geçmişinden koparılabilecek sıradan bir işletme olarak görmedi. Çalışanları, müdavimleri, lezzetleri ve biriktirdiği hatıralarla birlikte devralınmış bir kültürel emanet olduğunu biliyordu.</p>
<p>Baylan’ı devraldıktan sonra yıllarını oraya vermiş çalışanlarla yola devam etmesi, emeğe duyduğu saygının somut bir göstergesiydi. Baylan’ı Baylan yapan insanların tecrübelerine ve hafızalarına sahip çıktı. Kadıköy’deki Baylan’ın özgün dekorunu da korudu; mekânı geçmişinden koparmadan geleceğe taşıdı.</p>
<p>Baylan’ı yenilerken eskitmedi, büyütürken kimliğine kıymadı.</p>
<p>Bu duyarlılığın bir başka karşılığı, <strong>Sevecen Tunç</strong> tarafından hazırlanan <em>İstanbul’un Baylan’ı: 100 Yıllık Serüven</em> kitabıydı. Eser, KİTAP dergimizin <em>“2023 Yılın En İyileri”</em> değerlendirmesinde oy birliğiyle <em>Yılın İş Dünyası Kurum Kitabı Ödülü</em>’ne değer bulundu.</p>
<p>Baylan’ın yaşatılmasıyla tarihinin kitaplaştırılması birbirini tamamlıyordu. Birinde mekân, çalışanlar, lezzetler ve hatıralar korunuyor; diğerinde bütün bu birikim gelecek kuşakların okuyabileceği sayfalara taşınıyordu.</p>
<p>Birol Bey’i anlatırken sanayi ile sanatı, üretim ile kültürü, iş hayatı ile aileyi birbirinden ayıramıyoruz. Onun dünyasında bunlar ayrı ayrı odalar değil. Birbirine açılan, birbirini besleyen ve merkezinde insan bulunan bir bütünün parçalarıydı.</p>
<p>Elinizdeki dosya da o bütünün çevresinde oluştu.</p>
<p>Biz bu sayıda kesin çizgilerle tamamlanmış bir yaşamöyküsü sunmuyoruz. Birol Altınkılıç’ı çocuklarının sevgisinden, dostlarının hatıralarından ve destek verdiği kültür çalışmalarından okuyabilmek için kimi izleri bir araya getiriyoruz. Her hatıra onun başka bir yanını gösterecek, her anlatı portresine yeni bir çizgi ekleyecek.</p>
<p>Onların anlattıklarında Birol Bey’le yeniden karşılaşacağınızı düşünüyorum: Bazen bir çalışma masasının başında yeni fikirler geliştirirken, bazen çocuklarına yol açarken, bazen bir dostunun yanında sessizce dururken, bazen de kentin yan köşesinde sanata yer açarken…</p>
<p>Bizim için bu kapak, bir vedadan çok vefanın ifadesidir.</p>
<p>Sevgiyle ve özlemle…</p>
<p><span style="color: #602424;"><strong>şekib avdagiç/istanbul ticaret odası başkanı</strong></span></p>
<p><strong>onu ülkesi için üreten, dertlenen </strong><strong>bir dostumuz olarak hatırlayacağız</strong></p>
<p><strong>Bİrol</strong><strong> Altınkılıç</strong>’ı 1990’lı yılların ortalarında İstanbul Ticaret Odası’nda birlikte görev yaptığımız sırada tanıdım. Onun dolu dolu geçen hayatına baktığımda, geride bıraktığı eserlerin ve başarıların yanında asıl hatırlanacak olanın onun müşfik, insana kıymet veren, iyilik ve sevecenlikle örülen özellikleridir.</p>
<p>Birol Altınkılıç’ı sadece şirketlerinin büyüklüğüyle ya da üretim kapasitesiyle anlatmak ona haksızlık olur. Çünkü onun yaptığı işlerde, ticaretin ötesine geçen gelenekleriyle bütünleşen bir anlayış vardı. 2004 yılında hayata geçirdiği Kahve Dünyası bunun en güzel örneklerinden biridir. Türk kahvesi kültürünü çağdaş bir yaklaşımla yeniden yorumlayarak Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanına yaydı. Markalı ihracatın gelişmesine katkı sağladı.</p>
<p>Yine 2009 yılında Baylan Pastanesi’ni devraldı. 2023’te 100. yılını kutlayan Baylan’ın işletmesine sadece bir pastane olarak değil, şehrin bir hafızası olarak baktı. Kültür ve sanata yaklaşımında da aynı hassasiyeti görürdük. Tophane’deki şirket binasının Boğaziçi’ne bakan dış duvarını bir resim sergisine dönüştürmesi, onun sanatı yalnızca galerilerde ve salonlarda değil, hayatın içinde görmek istemesinin yansımasıydı.</p>
<p>Güler yüzlüydü. Cömertti. Nazikti. Alçakgönüllüydü. Bulunduğu ortama pozitif bir enerji verirdi. Kendisinden çok işini ve çalışanlarını ön planda tutardı. Emeğe ve fikre değer verirdi. Çalışanlarıyla sadece iş hayatını değil, hayatın kendisini de paylaşırdı.</p>
<p>Yönetim Kurulu Üyesi ve Meclis Üyesi olarak görevler üstlendiği İstanbul Ticaret Odası’na katkılarını da elbette unutmayacağız. Şahsen Birol Bey’i daha yakından tanıma fırsatı bulduğum dönemlerden biri de İstanbul Kültür Başkenti Ajansı çalışmalarıydı. O dönemde birlikte çalışma imkanımız oldu. Nazik, sakin, ölçülü ama kararlı tavrına yakından şahitlik ettim.</p>
<p>Birol Altınkılıç bu fani dünyadan ayrıldıktan sonra geride büyük bir sanayi grubu, güçlü markalar ve önemli başarılar bırakıyor. Ama bütün bunların yanında çok daha kıymetli bir miras bıraktığını düşünüyorum: İnsanlara değer vermek. Kültüre ve sanata sahip çıkmak. Aileye ve dostluğa önem vermek.</p>
<p>Onu ülkesi için çalışan, üreten, dertlenen, çevresine hep pozitif enerji veren, ahlaklı ve yardımsever bir dostumuz olarak hatırlayacağız. Kendisini rahmetle anıyorum. Tüm ailesine, yakınlarına, çalışma arkadaşlarına ve Altınmarka Grubu camiasına şahsım ve İstanbul Ticaret Odası ailesi adına sabır ve başsağlığı diliyorum.</p>
<p><span style="color: #602424;"><strong>murat ülker/yıldız holding ykü</strong></span></p>
<p><strong>birol yaptıklarını, daha </strong><strong>çok da yapacaklarını anlatırdı</strong></p>
<p><strong>Bİrol</strong>’la birbirimizi genç iş adamları olduğumuz yıllarda tanıdık. İlk karşılaştığımızda heyecanlı, istekli ve yenilikçi gençlerdik. Ama heyecanının yanında hesabı kitabı da kuvvetliydi. İyi tüccardı. Kısacası Tahtakaleliydi. Piyasayı bilir, kokusunu alır, fırsatı görürdü.</p>
<p>Dostluğumuz zamanla ticaretin ötesine geçti. İşleri konuşurduk hem gezer, tozar, eğlenirdik. Bazen adada, bazen denizdeydik. Bazen Afrika’da mal alıyor, bazen Avrupa’da iş kovalıyorduk. Hatta bazen Umre’de beraber olurduk. İkimiz de çok çalışıyorduk ama birbirimizi görmeye, konuşmaya vakit bulurduk. Piyasaya bakışımız da birbirine benzerdi.</p>
<p>Birol yaptıklarını, daha çok da yapacaklarını anlatırdı. Bazen bana sanki istişare etmekten çok, düşündüğünün teyidini almak için anlatıyor gibi gelirdi. Kararını kafasında vermiş olurdu ama bir de konuşmak isterdi. Ben de onu dinler, fikrimi söylerdim. Beraber iş de yaptık, ticaret de yaptık. Bazısı güzel neticelendi, bazısı piyasanın rekabetine yenildi. İş hayatı böyle bir şey. Kazandıklarımız da oldu, öğrendiklerimiz de. Ama bütün bunların ötesinde iki iyi arkadaş olduk. Yıllar geçtikçe dünya gailesi arttı. İşler büyüdü, sorumluluklar çoğaldı, öncelikler değişti. Eskisi kadar sık görüşemez olduk. Öyle ki bir zaman sonra ortak dostlarımız vesilesiyle birbirimizden haber almaya başladık. Ama her karşılaşmamızda aynı şeyi söylüyorduk, görüşelim. Görüşemedik. Nasip…</p>
<p>Birol’u çalışkanlığıyla, tüccarlığıyla, girişimciliğiyle hatırlayacağım tabii ki. Ama hatırımda yalnızca başarılı bir iş adamı olarak kalmayacak. Gençliğimizden itibaren yollarımızın kesiştiği, beraber çalıştığımız, seyahat ettiğimiz, güldüğümüz, konuştuğumuz ve hayatın pek çok farklı anını paylaştığımız bir dost olarak kalacak.</p>
<p>Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.</p>
<p><span style="color: #602424;"><strong>tuncay özilhan/anadolu grubu onursal başkanı</strong></span></p>
<p><strong>üretime, girişimciliğe ve değer katmaya adanmış bir hayat</strong></p>
<p><strong>Bİrol</strong><strong> Altınkılıç</strong>’ı, Türk iş dünyasına uzun yıllar emek vermiş; çalışkanlığı, girişimciliği ve ortaya koyduğu eserlerle kalıcı iz bırakmış değerli bir iş insanı olarak daima saygıyla hatırlayacağız.</p>
<p>İş hayatında kalıcı başarı sağlamanın yolu, yalnızca büyümekten değil; üretmekten, yeniliklere açık olmaktan ve uzun vadeli değer üretmekten geçiyor. Birol Bey’in iş yaşamı da bu anlayışın önemli örneklerinden birini oluşturuyor. Altınmarka’yı güçlü bir sanayi kuruluşuna dönüştürmesi, kakao ve çikolata üretiminde Türkiye’nin uluslararası pazarlardaki konumuna sağladığı katkı ve Kahve Dünyası gibi ülkemizden doğan bir markayı büyütmesi, girişimcilik vizyonunun somut sonuçlarıdır. Bu başarıların arkasında ise yıllara yayılan büyük bir emek, kararlılık ve işine duyulan bağlılık bulunuyor. Birol Bey’in ardından onun yalnızca başarılı bir sanayici ve girişimci olarak değil; mütevazı, insana değer veren, emeğe saygılı ve çevresinde sevgiyle anılan bir insan olarak iz bıraktığını görüyoruz.</p>
<p>İş dünyasında rakamlar, yatırımlar ve markalar elbette önemlidir. Ancak yıllar geçtikten sonra bir insanı gerçekten değerli kılan, başarılarının yanında çevresinde nasıl bir iz bıraktığıdır. Güvenle ve emekle kazanılmış bir itibar, en kıymetli miraslardan biridir. Türkiye’nin üretmeye, dünyayla rekabet eden güçlü markalar üretmeye ve girişimcilik kültürünü gelecek kuşaklara aktarmaya ihtiyacı var. Birol Altınkılıç’ın iş hayatı boyunca ortaya koyduğu üretme azmi, girişimcilik cesareti ve geride bıraktığı güçlü yapılar bu açıdan da her zaman takdirle anılacaktır.</p>
<p>Kendisini saygı ve rahmetle anıyor; ailesine, yakınlarına, çalışma arkadaşlarına ve Altınmarka Grubu camiasına başsağlığı ve sabır diliyorum. Birol Altınkılıç’ın iş dünyasında bıraktığı saygın iz ve güzel hatırası her zaman yaşayacaktır.</p>
<p><span style="color: #602424;"><strong>mustafa taviloğlu/mudo grubu kurucusu</strong></span></p>
<p><strong>insanı şaşırtan bakış açılarına sahipti</strong></p>
<p>Yaşına sığmayacak kadar olumlu işler yaptı. Çok dost edindi. Güleryüzlüydü. Yardımseverdi, cömertti. İnsanı şaşırtan bakış açıları vardı. Bunu bizzat yaşadım. Koleksiyonumla ilgili bir sergi projem vardı. İstanbul Mecidiyeköy’deki Likör Fabrikası da sergi alanıyla ilgili düşündüğüm yerler arasındaydı. Birkaç kez görüştüm, bir sonuç çıkmadı. Yanıt uzayınca tekrar aradığımda, oranın satıldığı bilgisi verildi. Satın alan <strong>Birol Altınkılıç</strong> idi. Aradım konuştuk. Bana <em>“orası benim değil”</em> deyince önce şaşırdım tabii. Sonra, <em>“Abi orası benim değil, senin yerin. İstediğin şekilde kullanabilirsin”</em> sözleriyle çok mutlu oldum. Hakikaten de önce 3 ay için açtık sergimizi, 3 ay daha uzattık. Birol Bey ne bir ücret istedi, ne başka şey. Binayı benim yerim gibi kullanmama imkân sağladı. İstanbul Resim Heykel Müzesi’nde de devam eden sergide de çok destekleri oldu. Mekânı cennet olsun, hep çok iyi duygularla anacağımız, çok özel bir insandı.</p>
<p><em>Dipnot:</em> İstanbul Likör Fabrikası binası, Taviloğlu eserlerinin yer aldığı Bir Koleksiyoner Hikâyesi sergi projesi kapsamında 7 mekân arasında yer aldı. Küratörlüğünü <strong>Neslihan Muratoğlu</strong>'nun yaptığı İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'ndeki (İRHM) sergi <em>Yarısı Gümüş Yarısı Köpük</em> adı ile gerçekleşti.</p>
<p><span style="color: #602424;"><strong>prof. dr. azmi hamzaoğlu</strong></span></p>
<p><strong>kahve ve kakao müzesi kurma isteği vardı</strong></p>
<p><strong>Bİrol</strong><strong> Altınkılıç</strong>, çok dostlukları olan, çok sevilen bir insandı. Hep pozitif, hep yardımseverdi. Sevgisi karşılıksızdı.  İstanbul Mecidiyeköy Likör Fabrikası için özel düşünceleri vardı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında bizzat <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün talimatıyla kurulan, mimarisi ile çok özgün bir yapısı olan Mecidiyeköy Likör Fabrikası’nın, kuruluş değerlerine uygun sanatsal faaliyetlere yönelik kullanılmasına ilişkin düşünceleri vardı. Birol Bey’in, sanatsal aktivitelerin yanı sıra binada kahve ve kakao müzesinin kurmak istediğini biliyorum. Hep iyilikten yana duruşuyla, sevgisiyle, pozitif enerjisiyle Birol Altınkılıç’ı çok arayacağız.</p>
<p><span style="color: #602424;"><strong>mehmet reis/reis gıda kurucusu</strong></span></p>
<p><strong>müthiş girişimci, işinde detaycı, yardımsever</strong></p>
<p>90’lI yılların ortalarıydı. Kamuoyuna yaptığım bir açıklamada, ithal bakliyat ürünlerine ilişkin görüşlerimi dile getirmiştim. Aradan çok geçmediğini hatırlıyorum. O tarihlerde bulunduğum Rami Gıda Çarşısı’ndaki ofisimin önüne bir otomobil yanaştı. İçinden çıkan kişi geldi, kendisini tanıttı. Evrakları masama koyarak,<em> “İthal fasulyemiz var. Madem bakliyat işini iyi biliyorsun, satışını da sen yap”</em> diyerek teklifte bulundu. Tanışmamız o şekildedir. <strong>Birol Altınkılıç</strong>, müthiş bir girişimcidir. Mütevazı, işinde heyecanlı ve detaycı, yardımsever ve kalbi hep iyilikten yana insan olarak gördüm. <em>Esenyurt’</em>ta ki fabrikasıyla komşuluğumuz vardır. Bir iftarda, bir toplantıda görüştüğümüz olurdu. Mekânı cennet olsun, hep iyilikleriyle, iyi kalpliliğiyle anılacaktır.</p>
<p><span style="color: #602424;"><strong>bülent erkmen / grafik sanatçısı</strong></span></p>
<p><strong>kendisini geride tutarak ürettiklerini </strong><strong>öne çıkarırdı</strong></p>
<p><strong>Bİrol</strong> Bey, güler yüzüyle, her konuda tartışılabilmesiyle, yeni ve farklı önerilere açık olmasıyla birlikte çalışması çok zevkli bir iş insanıydı. Her toplantının, her sunumun sonunu da teşekkür ederek bitirirdi. Birol Bey’in en tipik özelliklerinden biri kendini hiç göstermeden yaptıklarını, ürettiklerini, ortaya koyduklarını</p>
<p>göstermesiydi. Yaptıkları konuşur, ürettikleri görünürdü. Kendisini geride tutarak yaptıklarını, ürettiklerini öne çıkarırdı. Konuşan değil, konuşturan bir kişiydi. Hiçbir başarısını tek başına sahiplenmezdi Birol Bey, <em>“birlikte yaptık”</em> derdi.</p>
<p><span style="color: #602424;"><strong>can elgiz/giz inşaat yönetim kurulu başkanı </strong></span></p>
<p><strong>sanata desteğini yakından izledim</strong></p>
<p><strong>Bİrol</strong> Bey ile kişisel tanışıklığım olmadı maalesef. Kızım <strong>Ayda Güreli </strong>ile değerli kızlarının yakın arkadaşlıkları vardı. Ancak uzaktan sanat sevgisini, sanata desteğini ve açık hava sergilerini yakından izledim. Doğal olarak kurgulanmış-oluşmuş açık hava mekânını (mekân demek doğru değil aslında) bir sanat alanına dönüştürüp, hergün önünden geçen onbinlerce kişinin merak ve ilgi ile izlediği bir sanatsal aktivite sunmak, yılmadan bıkmadan bunu sürdürmek, sanata katkısı ölçülemeyecek bir değer oluşturmak, şehirde bir ilk ve tek olmak, ayakta alkışlanacak, takdirlerin üstünde bir süreç oldu. Saygıyla anıyorum.</p>
<p><strong><span style="color: #34495e; font-size: 18pt;">boğaziçi ile kucaklaşan sokak sanatı</span></strong></p>
<p>Kabataş’ta bir binanın dış cephesi, sanatla kentin gündelik hayatını buluşturuyor. Onuncu yılına girecek olan Yanköşe, Boğaz’dan da izlenebilen geçici yapıtlarıyla barınmadan doğaya, toplumsal ilişkilerden kültürel karşılaşmalara uzanan bir düşünme alanı açıyor.</p>
<p>KAHVE Dünyası’nın ilk şubelerinden Kabataş işletmesinin de yer aldığı Altınmarka Grubu'nun yönetim binası, 2017 yılından bu yana Türkiye’nin en özgün sanat projelerinden birine ev sahipliği yapıyor. İstanbul Boğazı’na nazır binanın dış cephesi ile onu kesen duvarın oluşturduğu toplam 260 metrekarelik alanda <em>Yanköşe</em> adı verilen sanat projesi gerçekleştiriliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9ebfc6496e0-1788788678.png" alt="" width="800" height="415" />10’uncu yılına girecek olan <em>Yanköşe</em>, deneysel, güncel konuları işleyen eserler üreten seçkin sanatçılara bir ifade alanı açıyor. Her sene iki farklı sanatçının projesini ağırlamayı hedefleyen <em>Yanköşe</em>, bir karşılaşma alanı olarak taşıdığı potansiyel, şehrin görünür bir parçası olması ve kolay ulaşılabilirliğinin yanı sıra sergilenen işlerin meta temelli olmayışı ve geçiciliğiyle de öne çıkıyor.</p>
<p><em>Yanköşe</em>’de yer alacak eserin seçimi, projenin koordinatörlüğünü üstlenen <strong>Tuna Ortaylı Kazıcı</strong> tarafından üç sanatçının davet edilmesi ve Altınmarka Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Üyesi ve Detay Gıda CEO’su <strong>Dilara Altınkılıç Kutmangil</strong>, Altınmarka Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Üyesi ve Kahve Dünyası Genel Müdürü <strong>Kaan Altınkılıç</strong>, sanat yazarı <strong>Evrim Altuğ</strong>, tasarımcı <strong>Bülent Erkmen</strong> ile küratör <strong>Fatoş Üstek</strong>’ten oluşan Seçici Kurulun sanatçıların önerdikleri projeleri değerlendirmesinin ardından yapılıyor. Eser seçiminde, sunulan projenin içeriği, görselliği, kentle ilişkisi gibi unsurlar göz önünde bulunduruluyor.</p>
<p>Türkiye’de örneği az bulunan kamusal sanat projelerinden biri, sözünü ettiğimiz. Konumu sayesinde her gün binlerce kişiye ulaşan, Boğaz’dan da rahatlıkla izlenebilen <em>Yanköşe</em>’nin ağırladığı çalışmalar, davet edilen sanatçıların, binanın özelliklerini göz önünde bulundurarak ürettikleri, mekâna çok yakışan yapıtlardan oluşuyor.</p>
<p><em>Yanköşe</em>’de yer alan çalışmalar, yıllarına göre sanatseverlere şu şekilde sesleniyor.</p>
<p>-   <strong>Nermin Er</strong> – Tek Göz Oda (2017): Yanköşe’nin açılış projesi olan çalışma, duvara yerleştirilen farklı renklerdeki 120 adet kuş evinden oluşarak şehirdeki barınma, sığınma ve mahremiyet kavramlarına kentin ortasında şiirsel bir vurgu yapıyor.</p>
<p>-   <strong>Vahit Tuna</strong> – İsimsiz (2018): Toplumsal alanda kadına yönelik şiddet vakalarına ve iktidar/güç ilişkilerine odaklanan; mekânsal ölçeği ve yerleşimiyle doğrudan farkındalık yaratmayı hedefleyen enstalasyon.</p>
<p>- <strong>Özlem Günyol &amp; Mustafa Kunt</strong> – AYRIAYRIBİRARADA (2018): Türkiye Cumhuriyeti Anayasası metninin güncel hâlini oluşturan kelimeleri soyut ve karmaşık bir çizgi örüntüsüne dönüştürerek toplumsal sözleşme ve bir arada yaşam kavramlarını görselleştiriyor.</p>
<p>- <strong>Yağmur Duası</strong> (2018–2019): Kentin suyla ve iklim olaylarıyla kurduğu ilişkiyi sorgulayan çalışma, yağmur yağdıkça formu, hacmi ve bıraktığı izler değişen dinamik bir enstalasyon yapısı sunuyor.</p>
<p>- <strong>Ali Cabbar </strong>– Son Gergedanı Ben Vurdum (2020): Avcıların öldürdükleri hayvanların kafalarını sergiledikleri ganimet odalarından ilham alan yerleştirme, insanın doğayı katletmesini, tüketim hırsını ve soyu tükenen canlı türlerini odağına alıyor.</p>
<p>-  <strong>Bilal Yılmaz</strong> – Seri Zanaat (2021): Kinetik nesneler ve düzenlemelerden oluşan eser, günümüzde kaybolmaya yüz tutan zanaat kültürünü ve el emeğini kamusal alanda görünür kılıyor.</p>
<p>-  <strong>No More Lies </strong>– (2022): Sokak sanatı kökenli uygulamasında şablon ve sprey boya tekniklerini kullanarak kentsel duvara müdahalede bulunan doğrudan ve ifade odaklı çalışma.</p>
<p>-  <strong>Tomokazu Matsuyama</strong> – Omuz Omuza Bölünmüşüz (2022): Sanatçı, Doğu ve Batı kültürlerini sembolize eden tarihsel ve popüler görselleri yan yana getirerek küreselleşme, kimlik ve kültürel karşılaşmaları kamusal duvarda katmanlı bir görsel dille sunuyor.</p>
<p>-  <strong>Sena Başöz</strong> – Geleceğe Salınmak (2023): Yapı Kredi Tarihi Arşivi</p>
<p>  <strong>Selahattin Giz</strong> Koleksiyonu fotoğraflarından kesilerek çıkarılmış, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki genç sporcu bedenlerinin görsellerine yer veren çalışma, iyileşme, tazelenme ve geleceğe bakış temalarını kamusal alana taşıyor.</p>
<p>-  <strong>Cansu Cürgen &amp; Avşar Gürpınar</strong> (Muğlak Standartlar Enstitüsü) – Balık Kavağa Çıkınca (Nisan 2023): Gündelik yaşamda sıklıkla karşılaşılan LED tabelaların kullanıldığı çalışma, zaman algısının dildeki karşılığını ve toplumsal yaşamdaki standartları deneysel bir dille ele alıyor.</p>
<p>-  <strong>Alper Aydın</strong> – Jeo-Atlas (Geo-Atlas, 2025): Eser, Yanköşe duvarını dikey bir yeryüzüne dönüştürerek insanın doğayla son dönemdeki ilişkisini ve geri dönülemez çevresel tahribatı konu alıyor. Dikey yeryüzünde yer alan dozerler aracılığıyla kentsel dönüşümün agresif yüzüne, kontrolsüz yapılaşmaya ve azalan yeşil alanlara dikkat çekiyor.</p>
<p>-  Yanyana – <strong>TUNCA</strong> (2026) (Hâlihazırda asılı olan eser). </p>
<p>işini aşkla yapan, emeğe, yeni fikirlere hangi pozisyonda olursa olsun çok değer veren babamız</p>
<p>Birol Altınkılıç, EKONOMİ Yayınları arasında 2021 yılında piyasaya çıkarılan İz Bırakan Babalar kitabının konukları arasında yer aldı. Çocukları Dilara Altınkılıç Kutmangil ile Kaan Altınkılıç, kitapta Birol Altınkılıç'ın baba yönü kadar girişimci ve iş insanı yapısına da ışık tutmuşlardı.   </p>
<p>Babamız çalışma hayatına çok genç yaşlarda adım atarak, Tahtakale’de karabiber, kahve ve kakao ithalatına başlamış. İş hayatındaki azmi ve çalışkanlığıyla 1992 yılında üretim yapmaya karar vermiş ve Altınmarka Gıda’yı kurmuş. Babamızın yönetim kabiliyeti, vizyoner bakış açısı, liderlik özellikleri, kaliteden ödün vermemesi bizi bugünlere taşıdı. Altınmarka Grubu’nun bugün bu noktada olmasının en önemli sebeplerinin başında babamızın yatırım iştahı, yenilikleri ve ilkleri hayata geçirme misyonu geliyor. Öyle ki babamızın asla <em>“Bu kadar yatırım yeter. Şu noktada duralım, bekleyelim. Yeni mağazaya gerek yok”</em> dediğini görmedik, duymadık. Tam tersine her zaman üretimden, yatırımdan yanadır. Daha iyisini yapmak, daha verimli olmak, kaliteyi en üst seviyeye taşımak için sürekli çalışır.</p>
<p><strong>Çok çalışkan, üretken ve enerjik</strong></p>
<p>Çocukları olarak babamızın başarısının en büyük sırrının, fırsatları önceden görüp doğru değerlendirebilme sezgisi olduğunu düşünürüz. Tabii çalışkanlığına ayrıca değinmemiz gerekir. Tanıdığım en çalışkan ve enerjisi en yüksek insandır. Sabah erkenden kalkar, ofise de erkenden gelir. Sabah ofis 08.00’da açılıyor, öncesinde 06.30’da açılan mağazalarımıza gider. Çalışanları yakından tanır ve onlarla sohbet eder, ihtiyaçlarını sorar, gözlem yapar, 08.00 olmadan da ofise gelir. Yorulmak nedir bilmez! Babamızın hiç boş durduğunu görmedik. Tatilde bir kafede veya restorandayken bile gözüne çarpan bir makineyi internetten araştırır, yediği bir tatlının içinde neler olduğunu keşfetmeye çalışır veya nasıl kendine göre yorumlayıp Türkiye’ye uyarlayacağını düşünür. Fuarlarda hep detaylı olarak gözlem yapar. Fuarın kapanmasına 20 dakika kalsa bile mutlaka keşfedecek, ziyaret edecek yeni stantlar bulur ve bizi de onları ziyaret etmeye teşvik eder.</p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong><span style="font-size: 18pt;">işini aşkla yapan, emeğe, yeni fikirlere hangi pozisyonda olursa olsun çok değer veren babamız</span></strong></span></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9ec30162582-1788789505.png" alt="" width="700" height="430" />Babamız, çalışanlarıyla arasına asla patron-çalışan mesafesi koymaz. Emeğe, yeni fikirlere hangi pozisyonda olursa olsun çok değer verir. Çalışanlarıyla iş dışında da vakit geçirir. Örneğin sabah ofiste kim varsa onlarla birlikte kahvaltı yapar, akşam da eğer bir proje için geç saatlere kadar kalınmışsa babam da kalıp herkesle çalışır, birlikte akşam yemeği yer. Her şeyi gözlemleyerek, sürpriz ziyaretler yaparak kontrol eder. İşini aşkla yapar, bu nedenle işini hayatının bir parçası gibi görür. Çocukları olarak biz de işimizi böyle görüyoruz. Onun için özel hayat ya da iş hayatı diye bir ayrım yapmıyoruz, ikisini bir bütün olarak görüyoruz. Bu nedenle hafta sonu ya da tatilde çalışmamız gerektiğinde bu bizi rahatsız etmiyor. İşten konuşmak, iş yapmak tatilimizi etkilemiyor.</p>
<p>Babamızın öyle yaratıcı bir enerjisi var ki hep bir şeyler üretir. Aklına bir şeyi koydu mu mutlaka yapar. Örneğin; bir saatlik bir toplantı için gerekirse 20 saatlik uçak yolculuğu yapar. Hep daha iyisi nasıl olur, daha başarılı nasıl oluruz konularına kafa yorar. Bu arada kimsenin bilmediği bir şeyi de sizinle paylaşmak isteriz; babamız 4 haneli rakamları bile aklından çok çabuk birbiriyle çarpabilir. Bu yaratma arzusunun da bu zekâsından geldiğini düşünmüşüzdür hep.</p>
<p><strong>Ailemizin kuralları geleneklerimizdir</strong></p>
<p>Babamız, aileyi her şeyin üzerinde tutan, herkese karşı çok cömert, verici ve pozitif biridir. Çalışmayı bu kadar sevse de bizleri bir gün bile ihmal etmedi. Ailemize her zaman vakit ayırır. Örneğin, ofiste o gün hangi aile üyeleri varsa öğlen yemeği muhakkak hep birlikte yenir. Torunlarını da ofise getiririz ki bu ritüeli deneyimlesinler ve aile yemeklerinin, aile bağının önemini daha küçük yaşlarda kavrasınlar.</p>
<p>Ailemizin bazı kuralları vardır, bunları bizim geleneklerimiz olarak görüyoruz. 31 Aralık gecesi herkesin ayrı programı olsa da yeni yıla birlikte gireriz. Doğum günleri de çok önemlidir, hep birlikte kutlarız. Senenin belli dönemleri geniş ve büyük bir aile olarak birlikte tatile çıkarız. </p>
<p><strong>dilara altınkılıç kutmangil: </strong><strong>babam bizlere her </strong><strong>zaman çok güven duydu</strong></p>
<p>14 yaşındayken babamla toplantılara girmeye başladım. Bana ve kardeşime çok küçük yaşlarımızdan itibaren üretimden, paketleme ve logoya kadar operasyonun her aşamasını öğrenmemiz için fırsatlar yarattı. Hiç unutmam, 2009’da Detay Gıda’nın başına geçtiğimde beni tamamen özgür bıraktı. Fabrikaya yönetici olarak gitmeye başladığımda, her pazartesi geniş katılımlı büyük toplantılar yapardık ve babam o toplantılara girmezdi. <em>“Sorarsan ben sana yorumumu söylerim ama sen bildiğin gibi yap”</em> derdi. Onun bu tutumu bizi her zaman motive etti. Burada elbette hem benim inisiyatif alabilmem için gerekli ortamı sağlamaya çalıştığını hem de sürdürülebilirlik adına ikinci nesli temsilen benim yetkinlik ve iş yönetebilme yeteneğimi gözlemleyebilmek adına kendine ortam hazırladığını görüyorum. Bize duyduğu bu güveni boşa çıkarmamak için kardeşim de ben de elimizden geleni yapıyoruz.</p>
<p><strong>kaan altınkılıç: </strong><strong>oyuncak eşittir emek, çikolata eşittir emek</strong></p>
<p>Babamın çok erken yaşta çalışmaya başlamış olması çok büyük artılar getirmiş. Bizi de çok küçük yaşlarımızda fabrikaya götürmesi bizim için de çok ciddi avantajlar sağladı. Ablam ile bana çocukken nasıl davrandıysa şimdi de torunlarına öyle davranıyor. Küçük yaşlardan itibaren bizi fabrikaya götürürdü. Şimdi de 4 yaşındaki büyük yeğenim <strong>Mehmet Bekir</strong> ile güzel bir ritüeli var. Şu an Kabataş Kahve Dünyası’nda büyük bir inşaat çalışması yapılıyor. Mehmet Bekir her sabah 07.30’da okula gitmeden önce Kabataş’a uğruyor, dedesiyle inşaatı gezip kontrol ediyor. Bunun karşılığında da okula arkadaşlarına götürmek üzere çikolata kazanıyor. Babam bize yaptığı gibi torunlarına da elde edecekleri şeyin değerini öğrensinler diye emek harcamanın önemini öğretmeye çalışıyor. <em>“Oyuncak eşittir emek”</em> veya <em>“çikolata eşittir emek”</em> kavramı ondan bize aktarılmış en önemli değerlerden biridir. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kitap/kultur-ile-girisimi-harmanladi-bir-dunya-markasina-imza-atti-86995</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/5/1280x720/birol-altinkilic-1788789369.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Birol Altınkılıç&#039;ı tanıyanlar iyi bilir: Kendinden çok yaptığı işin konuşulmasını isterdi. Gösterişten uzak durur, verdiği destekleri anlatmaktan hoşlanmazdı. Bir şeyin doğru, güzel ve gerekli olduğuna inanıyorsa, sessizce elini taşın altına koyardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varsa-bir-akilli-torununuz-hayatiniz-yeniden-bicimlenir-86996</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> varsa bir akıllı torununuz hayatınız yeniden biçimlenir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir babaannenin haysiyetini korumak için arşivlerde gerçeğin izini süren torun… Haysiyetsizlik, geçmişi nasıl hatırladığımızı, birbirimizi anlamanın değerini ve kötülüğün üzerine örttüğü kutsal şalları sorgulatan bir hayat hikâyesi.</p>
<p><strong>Pınar</strong> ve <strong>Dani Rodrik</strong>’in Orgeneral <strong>Çetin Doğan</strong>’a kurulan komplonun peşinde <em>“gerçeği” </em>gün ışığına çıkarmak için <em>“ayrıntı araştırması”</em>, alıcı bir ruhla okuyanlara çok şey öğretmişti. Kitabın sayfaları arasında dolaşırken zihnimde bir düşünce düğümlenip kaldı: Değerli olan insan hakkına saygılı olmaktır; ama onu korumak ve geliştirmek ne kadar zor bir iş!</p>
<p>Moskova’yı derinliğine gezmemi sağlayan <strong>Ali İhsan Akiskalioğlu, Ergün Atabay</strong> ve <strong>Anzor Abasdze</strong>’nin görevlendirdikleri Ermeni asıllı Türkolog <strong>Armen</strong> bana Borodino Panoramik Müzesi’ni gezdirdiğinde, zihnimde altüst oluşlar yaşadım. Müzeden sonra caddenin karşısında bulunan, İkinci Dünya Savaşı’nın ellinci yılında bitirilerek hizmete açılan Poklonnaya Tepesi’ndeki Zafer Anıtı’na geçmek şaşkınlığımı daha da artırdı.</p>
<p>Büyük usta <strong>Zurab Tseretli</strong>’nin elinden çıkan anıtın önünde Armen sordu: <em>“Bu anıt size ne söylüyor?”</em></p>
<p>Zihnimin sınırlarını zorlayarak yorumlar yaptığım hâlde, hepsine <em>“Olmadı!”</em> yanıtını veriyordu. İsyan ettim: <em>“Armen, çatlatma beni… Sen söyle, bu anıt insanlığa ne anlatıyor?”</em></p>
<p>Armen gözlerini gözlerime dikip, işaret parmağını sallayarak anında yanıtladı: <em>“Bu anıt, ‘Kötülük asla çıplak gelmez, üzerine mutlaka kutsal şallar örter’ mesajını veriyor!”</em> dedi.</p>
<p>O günden sonra evrene, dünyanın ekosistemine ve insana bakışımın farklılaştığını söylersem, inanın en küçük bir abartının gölgesinin düşmediği bir anlatımdır.</p>
<p><strong>Lea Ypi</strong>’nin Arnavut kökenli bir bilim insanı olduğunu; London School of Economics’te siyaset teorisi okuttuğunu biliyordum. Dünyanın en iyi on düşünürü arasında adının geçtiğinin de farkındaydım, ama bir roman kıvamında biyografi ile buluşturunca gerçekten yazma yetkinliği karşısında hayran kaldım.</p>
<p><em>Haysiyetsizlik / Yeniden Biçimlendirilen Bir Hayat</em> kitabını <strong>İlknur Özdemir</strong> dilimize aktarıyor. <strong>Yapı Kredi Yayınları</strong> Biyografi serisinde yer alan […] baskısı Mayıs 2026’da okuyucuyla buluşmuş.</p>
<p><em>Haysiyetsizlik</em> kitabının satır aralarında dolaşırken Azerbaycan’da halkın sıklıkla dile getirdiği bir gerçekliğin yakıcı rüzgârlarını hissettim: <em>“İnsanın insana ettiğini felek bilem etmez!”</em></p>
<p>Lea Ypi kitabını yazarken Tiran’dan Selanik’e, İstanbul’dan başka yerlere arşivinin izini sürerek <em>“gerçekliği”</em> arıyor.</p>
<p>Babaannesi <strong>Leman</strong>’la ilgili sosyal medyada çıkan haysiyet kırıcı haberlerin gerçekliğini aydınlatmak için belge ve bilgilerin peşine düşüyor.</p>
<p>Çocukluk dünyasında derin izler bırakan bir babaannenin <em>“Yanlış bir şey yapmamıştık”</em> anlatımı ile onu küçük düşüren bir sosyal medya haber ciddiyetsizliği arasındaki farkı bütün insanlığa anlatan bir eser insanlığa armağan ediliyor.</p>
<p>Anlamanın, özellikle birbirimizi anlamanın ne kadar değerli olduğunu bilecek yaştayım. <strong>Can Yücel</strong>’in dilimize aktardığı şiirde dendiği gibi: <em>“En uzak mesafe iki kafa arasındadır / Birbirini anlamayan!”</em> Bu gerçekliğin insanlığa israf ettirdiği enerjinin acısını zihnimin derinliklerinde hissedenlerdenim.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9ec48589c5e-1788789893.png" alt="" width="244" height="316" />Bugün hepimizin <em>“haysiyeti”</em> tehdit altındadır. Anlamanın değerini kavramamış, görünür olma hastası ve popüler olmanın ötesinde kaygısı olmayan, <em>“yetmezliğin itişi ile ihtirasın çekişinde yanıp tutuşan”</em>; insani sorumluluktan nasibini almamış sosyal medya fırtınasının kuşattığı talihsiz bir dönemden geçiyoruz.</p>
<p>Ypi’nin izini sürdüğü gerçeklik özeni, özgürlüğün kendi zihnimizle sınırlı olduğunu; aradığımız zaman bulunabilecek gerçeklikleri anlatıyor.</p>
<p>Lea Ypi’nin eserini okurken haysiyetlerimizi korumanın bir yolu olduğunu zihinlerimizin en mütena yerine perçinliyoruz. Arşiv ve bilgi arkeolojisi bugün de direnmesini sürdürüyor. Eğer zamana kıymasını bilirsek, <em>“vicdanının yükünü hafifletmenin ve amacın soyluluğunu anlamanın”</em> önünün açık olduğunu kavrıyoruz.</p>
<p>Yazar bize gerçeği bulma ya da hayal etmenin ne denli önemli olduğu gerçeğini hatırlatıyor. İnsan ruhunu incitmenin, aşağılamanın ve onu yaralı hâle getirmenin boşa harcamaya yol açtığı ortak enerji israfıyla yüzleşiyoruz. Haysiyetimizin önemli olduğunu; geçmişi bir kaplumbağa gibi sırtımızda taşımanın kaçınılmazlığını da derinliğine kavrıyoruz. <em>“Girişimlerimizin inandığımız kadar masum olmayacağını”</em> kavramanın, erdemli olmaya götüren yollardan biri olacağını öğretiyor. Umut ve ihanet, güç ve entrika, bağlılık ve kayıp biz insanlara özgü. O nedenle kimin neye sebep olduğunu bilmek ve anlamak, daha da önemlisi anlamlandırmak çok özel önemi olan bir değerimiz.</p>
<p>Ypi, sevgiyi akılla ve acıyla uzlaştırma ve onlara katlanmanın yaşamdaki konumunu olağanüstü bir derinlikle yansıtıyor.</p>
<p>Haysiyetsizlik kitabı bütün bilginin bir hatırlama biçimi olduğunu söylüyor.</p>
<p>Eğer biz farkındaysak, geçmişte değer katanlar öldükten sonra yaşıyordur; yoksa yok olup gidiyorlar.</p>
<p>Ne hatırladığımız değil, nasıl hatırlamamız unutmamız gerekiyor.</p>
<p>Eğer kim olduğumuzu inanç sistemimizin belirlediği bir dünyada yaşıyorsak, bunun ayrımcılık yaparak yaratacağı sorunları da göze almamız gerekiyor.</p>
<p>Biz insanların zaman zaman acıdan kurtulma yerine onu çekmeye rıza gösterdiğimiz de oluyor.</p>
<p>Yazar bize <em>“haysiyetin ahlaklı bir amaçla çalışmakta var olduğunu”</em> anlatmaya çalışıyor.</p>
<p>Varsa bir akıllı torunun; kötülüğün örtündüğü kutsal şallar bir bir parçalanır; Leman gibi hayatınız yeniden biçimlenir.</p>
<p>Çok değişik bir kitap; çok anlamlı bir babaanne-torun ilişkisi ve öğretici bir haysiyetsizlikle mücadele etme. Öğrenmek isteyenler bu kitabı mutlaka özenle okumalı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varsa-bir-akilli-torununuz-hayatiniz-yeniden-bicimlenir-86996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/6/1280x720/kitap-okuma-kadin-1761115170.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ varsa bir akıllı torununuz hayatınız yeniden biçimlenir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-nakit-dengesi-gecen-ay-498-milyar-lira-fazla-verdi-87041</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine nakit dengesi geçen ay 49,8 milyar lira fazla verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, ağustos ayına ait nakit gerçekleşmelerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, geçen ay nakit gelirleri 1 trilyon 677 milyar 104 milyon lira, nakit giderleri 1 trilyon 627 milyar 288 milyon lira oldu.</p>
<p>Faiz dışı giderler 1 trilyon 467 milyar 507 milyon lira, faiz ödemeleri ise 159 milyar 781 milyon lira olarak gerçekleşti. Faiz dışı denge ise 209 milyar 597 milyon lira fazla verdi.</p>
<p>Ağustos ayında nakit dengesinde, 49 milyar 816 milyon liralık fazla oluştu.</p>
<p>Kur farklarından kaynaklanan azalış 24 milyar 183 milyon lira olarak gerçekleşirken, kasa/banka net hesabında ise 229 milyar 179 milyon lira artış görüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-nakit-dengesi-gecen-ay-498-milyar-lira-fazla-verdi-87041</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/1/1280x720/lira-tl-money-1785304871.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine nakit dengesinin ağustosta 49 milyar 816 milyon lira fazla verdiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/londranin-kargalari-yapay-zeka-ve-kaybolan-isciler-86997</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> londra’nın kargaları, yapay zekâ ve kaybolan işçiler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sanayi Devrimi’nin dumanlı Londra’sında 13 yaşındaki Joe Kling, iplik fabrikasında günde 12 saat çalışıyordu. Marx’ın Kapital’ini yazdığı dönemde Londra’da geçen bir romanının ortasındayız. Bunun The Economist ve Daron Acemoğlu arasında geçen tartışmalarla ne ilgisi var demeyin. Aynı taş yollarda neredeyse ikiyüz yıllık bir farkla benzer şeyler tartışılıyor: İlerleme kimin için?</strong></p>
<p>Hâlâ isminin X olduğuna alışamadığım Twitter’ı açıyorum. The Economist’in tweet’ini yanlış mı okudum diye gördüğüm hesabın gerçek olup olmadığını kontrol ediyorum. Neden böyle bir polemiğe girilsin ki diyorum…</p>
<p>Tweet <em>“Daron Acemoğlu’nun fikirleri, sosyal bilimlerin bir devi için etkileyici gelmeyebilir. Ücretsiz kaydolun ve ekonomistlerin neden Nobel ödüllü yazarın itibarını sorguladığını öğrenin”</em> diyordu. Acemoğlu niye tartışmaya açılmıştı ki…</p>
<p><strong>Daron Acemoğlu</strong>’nun son kitabı <em>What Happened to Liberal Democracy?</em> (Liberal Demokrasiye Ne Oldu?), liberal demokrasinin yaşadığı krizi anlatırken işçi sınıfıyla kurulan bağın zayıflamasına dikkat çekiyordu. Hoca şunu diyordu: <em>“Fabrikaların kapanması, üretimin başka ülkelere taşınması, teknolojinin bazı işleri ortadan kaldırması ve gelir dağılımındaki bozulma yalnızca ekonomik sonuçlar yaratmıyor; insanların sisteme duyduğu güveni de aşındırıyor.”</em></p>
<p> Tartışma biraz da bu noktadan koptu. Twitter’ın rüzgârlı dünyasında, The Economist’in teknoloji devlerinin etkisi ve yönlendirmesiyle (!) Acemoğlu’na bir itibar suikast yaptığı gündeme getirildi.</p>
<p>Bir zamanlar soru <em>“Çalışırsam daha iyi bir hayat kurabilir miyim?”</em> iken bugün buna bir yenisi ekleniyordu:</p>
<p><em>“Benim yaptığım işi yarın bir algoritma yaparsa ne olacak?”</em> Soru tanıdık geldi değil mi, yıllar yıllar önce işlerini ellerinden alan makinelere mi yoksa sisteme mi karşı çıkacaklarını bilemeyen işçilerin durumu…</p>
<p>Ekranın beyaz ışığını kapatıp elimdeki kitaba dönüyorum.  Temmuz 2026’da ilk baskısı <strong>Kor Kitap</strong>’tan çıkan <em>Mohr</em> ve <em>Londra’nın Kargaları</em>… <strong>Vilmos</strong> ve <strong>Ilse Korn</strong>’un birlikte yazdığı, <strong>Olcay Geridönmez</strong> tarafından Türkçeye kazandırılan kitabın üzerinde koyu kırmızı bir yazıyla şu ibare vardı: <em>Bir Karl Marx romanı…</em></p>
<p>Kitabın ilk sayfalarında önce Londra’ya gidiyoruz. Ama bildiğimiz Londra’ya değil. Big Ben’in, Thames kıyılarının ya da zarif binaların değil; fabrika bacalarından çıkan dumanın gökyüzünü örttüğü, yoksulluğun sokaklara sindiği Londra’ya…</p>
<p>Karşımıza 13 yaşındaki Joe Kling ve kız kardeşi çıkıyor. Joe, bir iplik fabrikasında günde 12 saat çalışıyor. Sanayi Devrimi üretimi büyütüyor, şehir zenginleşiyor, makineler daha fazla üretiyor. Fakat bu büyük ilerlemenin içinde çocuklar da çalışıyor.</p>
<p>Kitabın <em>“Mohr”</em>u işte burada beliriyor: <strong>Karl Marx</strong>.</p>
<p>Dostlarının koyu saçları ve sakalı nedeniyle <em>“Mohr”</em> (Habeşli/siyahi) diye çağırdığı Marx, aynı yıllarda Londra’da Kapital üzerinde çalışıyor. Bir tarafta ekonomi politiğin büyük soruları, diğer tarafta fabrikalarda çalışan çocuklar… <em>Mohr</em> ve <em>Londra</em>’<em>nın Kargaları</em>, büyük ekonomik kavramların aslında insanların gündelik hayatlarından, onların emeğinden ve yoksulluğundan doğduğunu hatırlatıyor.</p>
<p> Tam bu noktada kitabı kapatıp bugüne bakmak mümkün.</p>
<p> Çünkü makineler değişti ama makine karşısındaki insanın kaygısı bütünüyle değişmedi.</p>
<p> Joe Kling’in dünyasında makine, insan emeğini ucuzlatan ve ağırlaştıran bir güçtü. Bugünün çalışanı içinse makine robot, algoritma ya da yapay zekâ olabilir.</p>
<p> Değişen makine.</p>
<p> Kaygı ise tanıdık.</p>
<p> Acemoğlu’nun yaklaşımının önemli tarafı, teknolojiye karşı çıkmaması. Meseleyi teknolojinin kendisinden çok, nasıl ve kimin yararına kullanıldığı üzerinden kuruyor. Çünkü teknoloji toplumun tamamı için refah yaratabileceği gibi, çalışanları ekonomik düzenin dışına da itebilir.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9ec7ff6d009-1788790783.png" alt="" width="244" height="316" /> İşte <em>Mohr</em> ve <em>Londra’nın Kargaları</em> ile Acemoğlu’nun söyledikleri tam burada kesişiyor.</p>
<p> Kitapta Londra’nın yoksul çocukları, işçileri ve kargaları arasında dolaşırken, kentin zenginliğinin dışında bırakılan insanları görüyoruz. İki yüzyıl sonra fabrikaların yerini kimi zaman ekranlar, algoritmalar ve yapay zekâ sistemleri aldı. Bugünün görünmeyen işçileri artık bir fabrikanın içinde değil; depolarda, çağrı merkezlerinde, teslimat araçlarında, bilgisayarların başında ya da yapay zekânın arkasında çalışan insanların arasında.</p>
<p> Dün fabrikanın düdüğü vardı.</p>
<p>Bugün algoritmanın bildirimi var.</p>
<p> Dün makine vardı.</p>
<p> Bugün yapay zekâ.</p>
<p> Ama soru aynı:</p>
<p> İlerleme kimin için?</p>
<p> Marx kapitalizmin işleyişini anlamaya çalışırken Londra’nın yoksul sokaklarına baktı. Acemoğlu ise bugün ekonomik düzen ile demokrasi arasındaki ilişkinin nasıl yeniden kurulabileceğini tartışıyor. İkisini aynı düşüncenin temsilcileri olarak görmek elbette doğru değil. Marx’ın kapitalizm eleştirisi köklü bir dönüşüm fikrine dayanırken Acemoğlu liberal demokrasinin güçlendirilmesini savunuyor.</p>
<p> Fakat <em>Mohr</em> ve <em>Londra’nın Kargaları</em> ile Acemoğlu’nun işçi sınıfı üzerine düşüncelerini yan yana koyunca ortak bir soru beliriyor:</p>
<p> Makine değiştiğinde insanın değeri de değişir mi?</p>
<p> Belki de mesele makinelerle insanlar arasındaki mücadele değil. Makinelerin ve yapay zekânın yarattığı zenginlikten insanların nasıl pay alacağı.</p>
<p> Bu nedenle <em>Mohr</em> ve <em>Londra’nın Kargaları</em>, yalnızca Sanayi Devrimi’nin Londra’sına bakan tarihsel bir anlatı olarak kalmıyor. Bugünün çalışma hayatına, görünmeyen emekçilerine ve teknolojiyle değişen dünyasına da bir pencere açıyor.</p>
<p> Çünkü kargalar hâlâ Londra’nın çatılarında.</p>
<p> Sadece artık onları başka şehirlerde, başka ekranlarda, başka biçimlerde görüyoruz.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/londranin-kargalari-yapay-zeka-ve-kaybolan-isciler-86997</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/4/1280x720/kitap-1773046371.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ londra’nın kargaları, yapay zekâ ve kaybolan işçiler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kahramanmarasta-yeni-sinav-is-var-isci-yok-87050</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kahramanmaraş’ta yeni sınav: İş var İşçi yok!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>6 Şubat depremlerinin üzerinden üç buçuk yıl geçti. Deprem üretimi, istihdamı ve ekonomiyi de sarstı. İlk günlerde devletin uyguladığı Toplum Yararına Programlar, yani TYP, işini ve gelirini kaybeden vatandaşlar için önemli bir destek oldu.</p>
<p>Ancak bugün şartlar değişti. Kahramanmaraş yeniden üretim şehri olma yolunda ilerliyor. Fabrikalar çalışıyor, yatırımlar yapılıyor, makineler kuruluyor, siparişler alınıyor. Ancak sanayicinin önündeki en önemli sorunlardan biri artık çalıştıracak insan bulmak.</p>
<p>Bir işletme düşünün. Yatırım yapılmış, makine kurulmuş, üretim hazırlanmış. Ancak tezgâhın başına geçecek çalışan bulunamadığı için kapasite tam kullanılamıyor.</p>
<p>Boş duran her tezgâh yalnızca sanayicinin kaybı değildir. Üretilemeyen ürün, yapılamayan ihracat, oluşmayan katma değer demektir. İşgücü meselesi artık Kahramanmaraş ekonomisinin de meselesidir.</p>
<p>Bu noktada Kahramanmaraş’ta bin 200 kişinin daha TYP kapsamında değerlendirilmesi yeniden düşünülmelidir.</p>
<p>Burada TYP’ye veya sosyal desteğe karşı çıkmak söz konusu değil. Devlet, gerçekten ihtiyaç sahibi olan vatandaşının yanında olmalıdır. Yaşı, sağlık durumu veya aile şartları nedeniyle çalışamayan insanımız elbette desteklenmelidir.</p>
<p>Fakat artık çalışamayanla çalışmayanı birbirinden ayırmak zorundayız.</p>
<p>Çalışabilecek durumda olan vatandaşımızın önünde fabrikada kalıcı bir iş imkânı varsa, onu geçici destek programında tutmak yerine üretime kazandırmanın yollarını aramalıyız. TYP bir son durak değil, kalıcı istihdama geçişin basamağı haline getirilebilir.</p>
<p>İŞKUR, TYP kapsamında bulunan ve çalışabilecek durumda olan vatandaşları işgücü açığı bulunan sanayi kuruluşlarıyla eşleştirebilir. Mesleği olmayanlara eğitim verilebilir.</p>
<p>Böyle bir modelde herkes kazanır. Vatandaş kalıcı işe kavuşur, sanayici çalışanını bulur, devletin sosyal destek yükü azalır. Üretim ve ihracat güçlenir.</p>
<p>Çünkü deprem bölgesini ayağa kaldırmak yalnızca konut ve işyeri yapmak değildir. Fabrikaların bacalarının tütmesi, makinelerin çalışması ve insanların düzenli gelir elde etmesi yeniden imarın önemli bir parçasıdır.</p>
<p>Bir şehri sadece betonla ayağa kaldıramazsınız. Şehri yaşatan insandır; ekonomiyi büyüten de çalışan insandır.</p>
<p>Depremin hemen ardından vatandaşın elinden tutmak gerekiyordu. Şimdi o eli tutup üretime taşımamız gerekiyor. Geçici destek insanı bir süre ayakta tutar; kalıcı iş ise hayatını değiştirir.</p>
<p>Kahramanmaraş sanayicisinin mesajı açık: Yatırım var, makine var, sipariş var. Ama tezgâhın başına geçecek insan bulmakta zorlanıyoruz.</p>
<p>Öyleyse yeni dönemin politikası da belli olmalı. Çalışamayacak durumda olan vatandaş korunmalı; çalışabilecek durumda olan vatandaş ise üretim hayatına kazandırılmalı.</p>
<p>Çünkü Kahramanmaraş’ın geleceği yalnızca yükselen binalarda değil, çalışan fabrikalarda şekillenecek. Boş duran her tezgâh kaybedilmiş bir fırsattır. Deprem bölgesinin kalıcı olarak ayağa kalkması için artık o tezgâhları yeniden çalıştırmanın yollarını bulmak zorundayız.!</p>
<p>Çünkü sanayi çalışırsa çalışan kazanır, esnaf kazanır, şehir kazanır ve Türkiye kazanır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kahramanmarasta-yeni-sinav-is-var-isci-yok-87050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş’ta yeni sınav: İş var İşçi yok! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yildiz-demir-celik-her-adimda-surdurulebilirlik-anlayisini-surduruyor-87034</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıldız Demir Çelik, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu&#039;nu paylaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli’de faaliyet gösteren Yıldızlar Yatırım Holding grup şirketlerinden Yıldız Demir Çelik, Alikahya Organize Sanayi Bölgesi’ndeki tesislerinde yassı çelik üretimi gerçekleştiriyor. 2018 yılında Türkiye’nin yassı çelik ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulan şirket; beyaz eşya, otomotiv, panel radyatör, genel imalat, yapı ve enerji sektörlerine yönelik ürünler sunarken, soğuk haddelenmiş, galvanizli ve boyalı sac üretimi gerçekleştiriyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre şirket, sürdürülebilir üretim anlayışı doğrultusunda 2025 yılında hayata geçirdiği çalışmalarını “Her Adımda Sürdürülebilirlik” yaklaşımı çerçevesinde raporladı. Şirketin 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nda kaynakların verimli kullanımı, enerji yönetimi, dijitalleşme ve insan odaklı çalışma kültürüne yönelik uygulamalar ile bu çalışmaların sonuçlarına yer verildi. Raporda ayrıca, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) başta olmak üzere küresel ölçekteki yeni regülasyonlar ve değişen piyasa koşullarına karşı şirketin benimsediği bütüncül yönetim yaklaşımının şeffaf biçimde ortaya konulduğu belirtildi.</p>
<p>2025 yılı sürdürülebilirlik performansına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yıldız Demir Çelik Genel Müdürü Selçuk Yılmaz, “2025 yılı, Yıldız Demir Çelik’te üretimden teslimata uzanan tüm süreçleri yakın koordinasyon içinde yönettiğimiz bir dönem oldu. Değişen müşteri talepleri, maliyet baskıları ve karbon düzenlemeleri karşısında kalite ve kaynak kullanımından operasyonel süreçlere kadar tüm alanları aynı çalışma disipliniyle ele aldık. Bir üretim şirketinin başarısının yalnızca hatların çalışma hızıyla değil, tüm birimler arasındaki kesintisiz koordinasyon ve güvenle sağlandığına inanıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“2025 yılında kullandığımız suyun yüzde 92,5’ini geri kazanılmış sudan karşıladık”</strong></p>
<p>Kaynak verimliliğinin günlük operasyonların ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Yılmaz, “2025 yılında kullandığımız suyun yaklaşık yüzde 92,5’ini geri kazanılmış sudan karşıladık. Bunun yanı sıra enerji tasarrufu ve verimlilik odaklı operasyonel iyileştirmelerimizi de hız kesmeden sürdürdük. Dijital altyapımız, Stargate müşteri portalımız ve güçlü saha deneyimine sahip çalışanlarımızla operasyonel verimliliğimizi daha da ileri taşımayı hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde birlikte çalışma kültürümüzü güçlendirerek, müşteri ve çalışan deneyimini odağımızda tutarak yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Enerji verimliliği çalışmalarının somut kazanımlar sağladığını belirten Yılmaz, “2025 yılında enerji verimliliğine yönelik operasyonel iyileştirmelerimiz sonucunda yaklaşık 5.299 MWh enerji tasarrufu elde ettik. Aynı dönemde tamamladığımız sekiz enerji verimliliği projesinin yıllık hesaplanan enerji kazanımı ise 587,1 TEP olarak gerçekleşti. Buhar kazanlarındaki yanma ayarlarından atık ısının değerlendirilmesine, kondens geri kazanımından LED aydınlatma dönüşümlerine kadar farklı alanlarda uygulamalar hayata geçirdik. Bu çalışmalarla enerji tüketimimizi ve üretim süreçlerindeki kayıpları azaltırken, kaynak güvenliğimizi ve maliyet yapımızı da destekledik” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Süreçlerin daha şeffaf olması için dijital altyapımızı sürekli geliştiriyoruz”</strong></p>
<p>Müşteri deneyimini de operasyonel süreçlerin önemli bir parçası olarak gördüklerini ifade eden Yılmaz, “Üretim tarafında sağladığımız verimliliği müşterilerimizle olan süreçlerimize de yansıtmayı hedefliyoruz. Siparişten sevkiyata kadar tüm aşamaların şeffaf ve izlenebilir olması için Stargate müşteri portalımızı ve gelişmiş CRM altyapımızı kullanıyoruz. Böylece müşterilerimizin süreçlere daha kolay erişmesini sağlarken, operasyonlarımızın daha etkin ve erişilebilir şekilde yönetilmesine katkı sunuyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yıldız Demir Çelik’in çalışan gelişimi ile iş sağlığı ve güvenliği alanlarında da çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Yılmaz, “2025 yılında toplam eğitim süremiz 35 bin 819 saate, çalışan başına ortalama eğitim süremiz ise 46,7 saate ulaştı. Teknik yetkinlik, süreç bilgisi ve problem çözme kapasitesini geliştirmeye yönelik eğitim yatırımlarımızın yanı sıra ‘Budur Buluşmaları’ gibi açık iletişim platformlarımızı da sürdürdük. Bu çalışmalarımızla birlikte kaza sıklık ve kaza ağırlık oranlarında da belirgin iyileşmeler kaydettik” dedi.</p>
<p>Yılmaz, “2025 yılında gerçekleştirdiğimiz çifte önemlilik değerlendirmesi doğrultusunda 2030 yol haritamızı ‘Her Adımda Gelecek’, ‘Her Adımda Sorumlu Üretim’ ve ‘Her Adımda Önce İnsan’ başlıkları altında şekillendirdik. Sürdürülebilir büyüme hedeflerimizi kararlılıkla hayata geçirmeyi sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yildiz-demir-celik-her-adimda-surdurulebilirlik-anlayisini-surduruyor-87034</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/4/1280x720/yildiz-demir-celik-her-adimda-surdurulebilirlik-anlayisini-surduruyor-1788849796.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli’de faaliyet gösteren Yıldız Demir Çelik, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu ile kaynak verimliliği, enerji yönetimi, dijitalleşme ve çalışan gelişimi alanındaki çalışmalarını ortaya koydu. Rapora göre şirket, 2025 yılında su kullanımının yüzde 92,5’ini geri kazanılmış sudan karşılarken, enerji verimliliği projeleriyle 5.299 MWh tasarruf sağladı. Genel Müdür Selçuk Yılmaz, “2025 yılı, Yıldız Demir Çelik’te üretimden teslimata uzanan tüm süreçleri yakın koordinasyon içinde yönettiğimiz bir dönem oldu. Değişen müşteri talepleri, maliyet baskıları ve karbon düzenlemeleri karşısında kalite ve kaynak kullanımından operasyonel süreçlere kadar tüm alanları aynı çalışma disipliniyle ele aldık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklarimizi-zengin-etmek-iyi-bir-fikir-mi-87025</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocuklarımızı zengin etmek iyi bir fikir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çocukların hayatını kolaylaştıracak kadar destek olmak, kendi yollarını kurma ihtiyacını ortadan kaldırmamalı. Asıl miras ise bırakılan para değil, parayla kurulacak sağlıklı ilişki olabilir.</strong></p>
<p>Morgan Housel’ın çok satan kitabı <em>The Psychology of Money</em>’den sonra yeni kitabının kapağını görünce <strong>Kafayı parayla bozmuş olduğunu </strong>düşündüm.</p>
<p>Yeni kitabının adı <em>The Art of Spending Money</em> — <em>Para Harcama Sanatı</em>.</p>
<p>Ama kitabı okumaya başladığımda  Housel’ın aslında kafayı parayla bozmuş bir yazar olmadığını, tam tersine <strong>insanların parayla neden kafayı bozduğunu anlamaya çalışan bir yazar</strong> olduğunu gördüm.</p>
<p>Çünkü Housel’ın asıl meselesi para değil; insan. Burada sizlerle derinleştirerek paylaşmaya değer gördüğüm bölüm ise.</p>
<p><strong>Çocuklarınız </strong></p>
<p>Onlar parayı nasıl harcayacak..</p>
<p><strong>Parayı siz kazandınız. Çocuklarınız kazanmadı.</strong></p>
<p>Siz o paranın arkasındaki yılları biliyorsunuz.</p>
<p>Ne kadar çalıştığınızı, hangi riskleri aldığınızı, hangi geceler uyuyamadığınızı, hangi yatırımlarda kaybettiğinizi, hangi dönemlerde “Acaba olacak mı?” diye düşündüğünüzü biliyorsunuz.</p>
<p>Çocuğunuz ise bütün bunların sonunda dünyaya geliyor.</p>
<p>Başka bir deyişle, <strong>o filmin tamamını değil, son sahnesini görüyor.</strong></p>
<p>Bunların arkasındaki otuz-kırk yıllık hikâye ise onun hikâyesi değil.</p>
<p><strong>Kazandığımız parayı çocuklarımızla nasıl paylaşacağız?</strong></p>
<p>Daha doğrusu:</p>
<p><strong>Onlara ne kadar harcama yetkisi vereceğiz?</strong></p>
<p>Çünkü para vermek başka bir şey. Harcama yetkisi vermek bambaşka bir şey.</p>
<ol>
<li><strong> Parayı Siz Kazandınız, Çocuklarınız Değil</strong></li>
</ol>
<p>Para kazanmayı öğrendik. Biriktirmeyi öğrendik. Yatırım yapmayı öğrendik. Peki kazandığımız parayı çocuklarımızla nasıl paylaşacağımızı öğrendik mi?</p>
<p>Ve asıl soru:</p>
<p><strong>Ben kazandım. Çocuğum kazanmadı. O halde benim kazandığım parayı harcama konusunda onun yetkisi ne olmalı?</strong></p>
<ol start="2">
<li><strong> Aynı para, iki kuşak için aynı para değildir</strong></li>
</ol>
<p>Burası yazının en önemli bölümlerinden biri olabilir.</p>
<p>Birinci kuşak 1 milyon liraya baktığında onun arkasındaki emeği görür.</p>
<p>İkinci kuşak 1 milyon liraya baktığında onun satın alma gücünü görür.</p>
<p>Bu ahlaki bir üstünlük meselesi değil. Deneyim meselesi.</p>
<p>Çocuğunuz kötü, şımarık veya sorumsuz olduğu için değil; <strong>o paranın nasıl kazanıldığını bedensel olarak deneyimlemediği için</strong> parayla ilişkisi sizinkiyle aynı olamaz.</p>
<p>Dolayısıyla ebeveynlerin yaptığı büyük hatalardan biri şu olabilir:</p>
<p><strong>“Benim para anlayışımı çocuğum da taşımalı.”</strong></p>
<p>Neden taşısın?</p>
<p>Sizin yokluğunuzu yaşamadı.<br />Sizin korkularınızı yaşamadı.<br />Sizin risklerinizi almadı.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9fa0f90cd07-1788846329.png" alt="" width="260" height="339" />Siz zaten bütün bunları yaşamasın diye çalışmadınız mı? ( Daha doğrusu öyle olduğunu düşündünüz ki değil )</p>
<ol start="3">
<li><strong> Başarılı ebeveynin paradoksu</strong></li>
</ol>
<p>Çocuğumuz için istediğimiz şey nedir?</p>
<p>“Benim çektiğim sıkıntıları çekmesin.”</p>
<p>Bütün hayatımızı bunun için çalışarak geçiriyoruz.</p>
<p>Sonra çocuk bizim çektiğimiz sıkıntıları çekmeyince:</p>
<p><strong>“Biz sizin yaşınızdayken…”</strong></p>
<p>diye başlayan konuşmalar yapıyoruz.</p>
<p>Önce çocuklarımızın önündeki bütün taşları temizliyoruz. Sonra da neden bizim kadar iyi engel aşamadıklarını merak ediyoruz.</p>
<p>Housel’ın tartıştığı sorun tam da buna yakın: Çocuğu bütün zorluklardan korumak, ona yardım etmekle aynı şey olmayabilir. Bazı finansal kıtlık ve kısıt deneyimleri bütçe yapmayı, ihtiyaçla arzuyu ayırmayı öğretir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Para vermek başka, harcama yetkisi vermek başka</strong></li>
</ol>
<p>Şirketlerde bunu çok iyi biliyoruz.</p>
<p>Bir yöneticinin şirket kaynaklarına erişimi olması, onları sınırsız kullanabileceği anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Yetki vardır. Limit vardır. Sorumluluk vardır.</strong></p>
<p>Aile servetinde neden aynı kavramları konuşmuyoruz?</p>
<p>Çocuğuma ev alabilirim.</p>
<p>Eğitimini karşılayabilirim.</p>
<p>Bir iş kurmasına sermaye sağlayabilirim.</p>
<p>Dünyayı görmesini sağlayabilirim.</p>
<p>Torunlarımın eğitimini üstlenebilirim.</p>
<p>Ama bunların hiçbiri:</p>
<p><strong>“Benim servetim senin sınırsız tüketim bütçendir.”</strong></p>
<p>demek değildir.</p>
<p><strong>Serveti paylaşmak ile servetin kontrolünü paylaşmak aynı şey değildir.</strong></p>
<ol start="5">
<li><strong> Peki harcama yetkisinin sınırı nerede?</strong></li>
</ol>
<p>Üç ayrı para kategorisi var aslında.</p>
<p><strong>Hayatı kuran para:</strong> eğitim, sağlık, ilk ev, çocuk bakımı, zor dönemde destek.</p>
<p><strong>Hayatı zenginleştiren para:</strong> seyahat, kültür, deneyimler, ailece geçirilen zaman.</p>
<p><strong>Statü satın alan para:</strong> daha pahalı otomobil, sürekli yükselen yaşam standardı, marka tüketimi, gösteriş.</p>
<p>Birinci kategoriye ebeveyn olarak çok daha cömert yaklaşabilirsiniz.</p>
<p>İkincisi aile değerlerine göre değişebilir.</p>
<p>Üçüncüsünde ise dur demek gerek.</p>
<p><strong>“Bunu gerçekten istiyorsan kendin kazan.”</strong></p>
<ol start="6">
<li><strong> Çocuğunuzu hangi hayat standardına alıştırıyorsunuz?</strong></li>
</ol>
<p>Housel’ın çok önemli noktalarından biri bu.</p>
<p>Çocukken sunduğunuz hayat standardı, yetişkinlikte çocuğun “normal” kabul ettiği standarda dönüşebilir. Çok varlıklı bir evde yetişen çocuk, ileride kendi geliri o hayatı finanse etmeye yetmediğinde başarısız olduğunu düşünebilir. Hatta sevdiği işi değil, çocukluğundaki yaşam standardını sürdürebilecek işi seçmek zorunda hissedebilir.</p>
<p>Bu müthiş bir paradoks:</p>
<p><strong>Çocuğunuza iyi bir hayat vermeye çalışırken, onun gelecekte mutlu olmasını zorlaştırmış olabilir misiniz?</strong></p>
<p>Bunu mutlaka açalım.</p>
<p>Bu kırmızı Ferrari ile gezen bir çocuktan daha derin.</p>
<p>Çocuk Boğaz’da bir evde büyüdüyse, iyi otellerde tatil yaptıysa, iyi restoranlarda yemek yediyse, iyi okullarda okuduysa bunlar onun için “zenginlik” olmayabilir.</p>
<p><strong>Normal hayat olabilir.</strong></p>
<p>Fakat o standardı kendi geliriyle yeniden üretmek olağanüstü zor olabilir.</p>
<p>Dolayısıyla ebeveynin başarısı farkında olmadan çocuğun gelecekteki başarı çıtasını çok yukarı taşır.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Ben lüks yaşıyorum, sana tutumlu ol diyorum</strong></li>
</ol>
<p>Burada Housel’ın bir başka güçlü fikri var: Çocuklar para konusunda söylediklerimizden çok <strong>yaptıklarımızı</strong> öğreniyorlar. Ayrıca ebeveynin lüks içinde yaşayıp çocuğundan bambaşka bir maddi standart beklemesi de çocuğunuzun içerlemesine neden olur.</p>
<p>“Gösterişe gerek yok.”</p>
<p>Ama otomobili her iki yılda bir değiştiriyorsunuz.</p>
<p>“Para kolay kazanılmıyor.”</p>
<p>Ama çocuk sizin para kazanırken geçirdiğiniz 30 yılı değil, bugün geldiğiniz noktayı görüyor.</p>
<p>Sonra ona finansal eğitim verdiğimizi düşünüyoruz.</p>
<p>Oysa çocuk konuşmayı değil, <strong>sizin hayat içindeki duruşunuzu seyrediyor.</strong></p>
<ol start="8">
<li><strong> Mirasa 60 yaşında sahip olmak</strong></li>
</ol>
<p>Burada Housel’ın kitap dışında da dile getirdiği çok güzel bir mesele var.</p>
<p>Miras çoğu zaman çocukların paraya en az ihtiyaç duyduğu zamanda geliyor.</p>
<p>Anne-baba 90 yaşında öldüğünde “çocuk” 60–65 yaşında olabilir. Kariyerini yapmış, evini almış, çocuklarını büyütmüş olabilir.</p>
<p>Oysa para 30 yaşındayken çok daha fazla şeyi değiştirebilirdi.</p>
<p>Housel bir söyleşide varlıklı ebeveynlerin çocuklarına desteğinin en yüksek etkiyi çoğunlukla <strong>20–40 yaş arasında </strong>yaratabileceğini söylüyor: ev almak, evlenmek, çocuk sahibi olmak, çocuk bakımını karşılamak gibi hayatın pahalı kuruluş dönemlerinde.</p>
<p>Buradan güzel soru:</p>
<p><strong>Çocuğunuz 65 yaşında iken sahip olduğunuz tüm serveti bırakacaksınız. Ancak  çocuğunuz hayatını kurarken yapılacak destek daha mantıklı mı acaba ?</strong></p>
<ol start="9">
<li><strong> Ama yardım ne zaman koltuk değneğine dönüşür?</strong></li>
</ol>
<p>Asıl zor soru.</p>
<p>İlk evi aldınız.</p>
<p>İkinciyi de mi?</p>
<p>İş kurdu, sermaye verdiniz.</p>
<p>Batırdı.</p>
<p>İkinci sermayeyi de mi vereceksiniz?</p>
<p>Üçüncüyü?</p>
<p>Çocuğun maaşı yaşam standardına yetmiyor.</p>
<p>Aradaki farkı ömür boyu siz mi kapatacaksınız?</p>
<p>İşte burada <strong>güvenlik ağı ile yaşam standardı finansmanı</strong> arasındaki farkı tartışabiliriz.</p>
<p><strong>Çocuğun düşmesine engel olacak kadar para verin; yürümesine gerek bırakmayacak kadar değil.</strong></p>
<ol start="10">
<li><strong> Asıl miras: Para kullanma karakteri</strong></li>
</ol>
<p>Housel’ın çocuklar bölümünün vardığı yer yalnızca miras değil. Çocukların anne babalarından gözlemleyerek aldıkları değerler ve duygusal güvenlik, bırakılan maddi varlıklardan daha kalıcı olabilir. Bölümü Jonas Salk’ın “iyi bir örnek” olma fikrine bağlaması da bunun altını çiziyor.</p>
<p>Çocuklarıma ne kadar para bırakacağımı bilmiyorum. Ne kadarını ne zaman vermem gerektiğinin de matematiksel bir formülü olduğuna inanmıyorum.</p>
<p>Ama artık başka bir sorunun daha önemli olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Onlara ne kadar para bırakacağım değil, parayla nasıl bir ilişki bırakacağım?</strong></p>
<p>Ben kazandım. Onlar kazanmadı. Dolayısıyla benim parayla kurduğum ilişkinin aynısını kurmalarını bekleyemem.</p>
<p>Ama bir şeyi aktarabilirim:</p>
<p>Paranın amaç değil araç olduğunu.</p>
<p>Özgürlük satın alabileceğini ama karakter satın alamayacağını.</p>
<p>Güvenlik sağlayabileceğini ama özgüven sağlayamayacağını.</p>
<p>Çocuğunuzun önündeki bazı taşları kaldırabileceğinizi ama bütün yolu asfaltlamayın.</p>
<p><strong>Çocuklarımızın hayatını kolaylaştıracak kadar vermek; kendi hayatlarını kurma ihtiyacını ortadan kaldıracak kadar değil.</strong></p>
<p><em>Tüm bu maddeler ve düşüncelere rağmen, konu o kadar çok değişken ve duygu barındırıyor ki, görüşlerinizi ve deneyimlerinizi duymak isterim. </em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklarimizi-zengin-etmek-iyi-bir-fikir-mi-87025</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/5/1280x720/cocuk-baba-gezi-1788846384.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocuklarımızı zengin etmek iyi bir fikir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-her-zaman-sevilecek-87023</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> O her zaman sevilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yoksul bir ailenin küçük kızı olarak başladığı hayatını müzik, girişimcilik ve hayırseverlikle büyüten Dolly Parton, geride yalnızca binlerce şarkı değil, milyonlarca çocuğa ulaşan kitaplar ve iyiliklerle dolu bir miras bıraktı. Telif haklarından vazgeçmeyen güçlü bir iş kadını, kazancını topluma aktaran büyük bir hayırsever ve milyonların sevdiği bir müzisyen olarak 80 yıllık yaşamıyla “iyi yaşamanın” ne demek olduğunu gösterdi.</strong></p>
<p>Ufak tefek sarışın güzel kadına basın toplantısında bir gazeteci sormuştu: “Neden ayaklarınız bu kadar küçük, göğüsleriniz bu kadar büyükken?“. Sarışın kadın istifini bozmadan cevabını vermişti: “Tatlım, gölgede hiç bir şeyin büyüyemeyeceğini bilmiyor musun?“. Yakışıksız ve aptalca “Aptal sarışın“ genellemelerine karşı ve içinde mizah da olan çok akıllı bir cevaptı bu.</p>
<p>Gerçekten de kadının ufak tefek cüssesine göre göğüsleri oldukça büyüktü. Ama göğsün altında bir şey daha büyüktü: yüreği. Yürekten gelen bir yaratıcılığı vardı; üç bin üstünde şarkı sözü yazmış ve bestelemişti. Şarkıcı ve besteci idi. Örneğin, Whitney Houston’ın Bodyguard filminde söylediği “I will always love you“ şarkısı ona aitti. Şarkı, iş arkadaşı ve mentorundan ayrılırken minnettarlığını göstermek için ona yazdığı bir şarkı idi. Bu müzisyen, yaratıcı ve akıllı kadın iyi de kazandı. Kazancını hayırlı işlerde kullandı; hayırseverdi. Ve o büyük kalbi geçen hafta durdu. Dolly Parton, 80 yaşında bu dünyadan ayrıldı. Onun anısına saygı olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde bayraklar bir hafta boyunca yarıya indi. Peki kimdi Dolly Parton ve neler yapmıştı bu dünyada?</p>
<p><strong>Müzisyen</strong></p>
<p>Dolly Parton, Tennessee Eyaleti’nde Sevier County’de kırsal alanda yaşayan 12 çocuklu yoksul bir ailenin çocuğu idi. Baba, okuma yazması olmayan, “yarıcı“ usulü çalışan cahil bir tütün üreticisi idi. Anne Avie Lee Parton ise onun müzik yaşamının ilk taşını koyan kişi idi. Dolly Parton annesini “Karnında ve sırtında hep birer çocuk“ olan kişi olarak tanımlardı. Ama bu ağır yüküne rağmen bu fedakâr anne çocuklarını Smoky Mountain halk şarkıları ve eski dünya balatları söyleyerek eğlendirmiş. Başka bir deyişle, Dolly Parton’un müzik yeteneği anne tarafından gelmiş.</p>
<p>Dolly Parton ilk şarkısını altı yaşında yazmış. On yaşından itibaren sürekli televizyona çıkmış. Bir yıl sonra ilk plağını kayıt etmiş. Ve 16 yaşında profesyonel şarkı yazarı olmuş. Başkaları için şarkı yazdıktan sonra ilk albümünü, “Hello, I'm Dolly“, 1967 yılında çıkarmış. Altmış yıllık müzik kariyerinde 49 albüm çıkarmış. Ve de 3000’den fazla şarkıya imza atmış.</p>
<p>Müzisyen olarak bu kadar yetenekli ve üretken olan Dolly Parton, kabuğunda kısılı kalmamış. Amerikan Country Müzik ile başlamış kariyerine. Ama daha büyük bir dinleyici kitlesine ulaşmak için pop müzik de yapmış. Dolly şöyle demiş: “Basit bir matematik hesabı idi bu. Örneğin, Country müzik listelerine tepeye oturan “Jolene“ 60 bin satarken, iyi bir pop parçası milyonlar satıyordu“</p>
<p><strong>İş kadını</strong></p>
<p>Dolly, iş dünyasındaki belki en büyük hayır’ını Elvis Presley’e demiş. Elvis, haber yollamış Dolly’e. Onun 1974’teki “I will always love you“ albümü ile ilgilendiğini söylemiş. Ancak şarkıların telif haklarının yarısına da ortak olmak istemiş. Hem de o şarkıların yapımında hiç bir katkısı yokken. Dolly , Playboy Dergisi ile yaptığı söyleşide şöyle demiş:“Müzik dünyasında kendimi Elvis’ten daha yakın hissettiğim kimse yoktu. Ama hayır dedim“</p>
<p>Bu hayır, müzik endüstrisinde önemli bir kırılma noktası olmuş Dolly Parton için. Hak sahiplerinin şarkıların telif haklarına böyle sahip çıkması, Amerikan’ın Country Müzik Merkezi Nashville’de bir ilk olmuş. Bu telif ücreti meselesi dünyanın başka yerlerinde de büyük bir sorunmuş o dönem. Örneğin Beatles’ın Paul Cartney’i , imzaladığı bir kontrattan yıllarca pişman olmuş. Paul Cartney şöyle demiş: “John (Lennon) ve ben bir şarkıya sahip olabileceğimizi bilmiyorduk“. The Rolling Stones’ın Keith Richards ve Mick Jagger’ı bu yüzden ilk yaptıkları şarkıların telif haklarını kaybetmişler.Şarkılarının telif haklarını militanca koruması nedeniyle Dolly Parton iyi para kazanmış. Örneğin, Whitney Houston’ın yaptığı “I will always love you“ tekli CD’si 11 milyon satmış. Diğer taraftan yine Bodyguard filminin müziklerini ve içinde bu şarkıyı da içeren CD 19 milyon satmış.</p>
<p>Dolly Parton, müzik endüstrisinin dışında da işler yapmış. Fimlerde rol almış, gayri menkul yatırımları yapmış, çocuk kitapları yazmış, pasta yapma karışımları, blucin ve köpek oyuncukları satmış. Dollywood diye bir eğlence parkı kurmuş 1986 yılında. Bu park, Doğu Tennessee için binlerce iş üreten bir ekonomik motor olmuş. Tennessee Eyaleti’nin bir araştırmasına göre Dollywood’ın yarattığı işgücü 23.000 ve yıllık ekonomik değer 1,8 milyar dolarmış. Forbes, Dolly Parton’ın müzik eserlerinin getirisini 120 milyon dolar, servetinin değerini de 450 milyon dolar olarak hesaplamış.</p>
<p><strong>Hayırsever</strong></p>
<p>Başarılı bir yaşam sürmüş ve birçok ödül kazanmış: 11 Grammy, 6 Golden Globe Ödülü, 1 Tony Ödülü, National Medal of the Arts, 2 kez Academy Ödülü (Oscar) adaylığı. Fakat Dolly Parton’ın en değerli olarak gördüğü başarısı, “Hayal Gücü Kütüphanesi Programı “(Imagination Library Program) imiş. Program, çocuk okuryazarlığı amacıyla kurulmuş. Bu programa doğumda yazılan çocuklara 5 yıl boyunca her ay bir çocuk kitabı gönderiyorlarmış. Beş yılın sonunda çocuklar Dolly Parton’dan bir mektup alıyorlarmış. Mektup şöyle sonlanıyormuş: “Ailemin bana öğrettiği şu dersleri hep hatırlayın: Büyük düşler hayal edin; öğrenebileceğiniz her şeyi öğrenin; size önem veren herkese önem verin. Siz harikasınız ve hep hatırlayın “Sizi her zaman seveceğim“ (I will always love you). Bu program Dolly Parton’un doğduğu Sevier County,’de başlamış. 2000 yılında ulusal olmuş. Bugün A.B.D.’deki beş yaş altı her 6 çocuktan biri bu kitaplardan alıyormuş. Program Kanada, ingiltere, Avusturalya ve İrlanda’ya kadar uzanmış. Şu ana kadar 336 milyon kitap çocuklara ulaşmış ve şu an 3,6 milyon aile bu programa dahilmiş.</p>
<p>Dollywood Vakfı (Dollywood Foundation) zorda kalan Tennessee halkına hep yardım elini uzatmış. Örneğin, Smoky Mountain çalılık yangını dolayısıyla evlerini terk edenlere yardım etmiş. Covid aşısı gelişimi için Vanderbilt Üniversitesi’ne bağışta bulunmuş. Yardım konusunda Dolly Parton’ın ilkesi şu imiş: “Paralarımı sayacağıma, teşekkür dualarını sayayım“</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>İrlandalı flüt sanatçısı Sir James Galway’e bir gazeteci“Hangi tür müziği dinlersiniz?“ sorusunu sormuştu. Galway şöyle demişti. “Ben müzik ayırt etmem, her müziği dinlerim; yeter ki, iyi icra edilsin“. “Amerikan Kırsal Müziği“ni de (American Country Music) ben bu anlayışla dinlerim. Dolly Parton’ı da Amerika’da iken “country music“ radyolarından çok dinlerdim; onun sevimli hali ve kristal sesi hoşuma giderdi. Onun bir özelliği de o sevimli güneyli aksanı ile çok düzgün şarkı söylerdi. Şarkı söyleyişi bizim Zeki Müren gibi açık ve netti. O söylerken elinize kalem kağıt alıp şarkının sözlerini yazabilirdiniz.</p>
<p>Ve Dolly Parton geçen hafta vefat etti. İş kadını ve hayırseverlik cephesini bilmezdim. Ölümünün arkasından yazılan ve söylenenleri duyunca Dolly’i daha yakından tanımak istedim. Yaşamakta olduğumuz bu bunaltıcı ortamdan biraz olsun çıkarız, havamız değişir deyip Dolly Parton hakkında yazdım.</p>
<p>Tanımayanlar için de onun meşhur “I will always Love you“ ve Jolene şarkılarının linklerini sunuyorum: https://www.youtube.com/watch?v=UePIAKmF8S4, https://www.youtube.com/watch?v=nwBNBcFAFso</p>
<p>Ne diyelim, bu dünyada bir Dolly Parton da vardı; geldi, gitti. Ama eserleri ile hep anılacak ve her zaman sevilecek…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-her-zaman-sevilecek-87023</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ O her zaman sevilecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansal-yeniden-yapilandirmada-kucuk-model-dar-geliyor-az-uygulaniyor-87016</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal yeniden yapılandırmada küçük model: Dar geliyor, az uygulanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CENGİZ GÖĞEBAKAN - ALİ TAŞDEMİR </strong></p>
<p>Finansal yeniden yapılandırma (FYY) sisteminin temel amacı; gelir ve giderleri arasında vade uyumsuzluğu yaşadığı için geçici likidite sıkıntısına düşen işletmelerin, kredilerinin yapılandırılması suretiyle, faaliyetlerini sürdürebilmelerine imkân sağlanarak borç ödeme kabiliyetini geliştirenlerin tasfiye edilmeden, ekonomiye kazandırılmalarını sağlamaktır.</p>
<p>Bu amaç tüm ekonomik unsurların ortak hedefi olmalıdır. Zira yaşatılabilecek işletmelerde, gerekli iyileştirmelerin yapılmaması nedeniyle tasfiye olmalarına yol açılması yalnızca ortakların ve bankaların sorunu değildir: Üretimin, istihdamın, vergi gelirinin, tedarik zincirinin ve ticari güvenin birlikte kaybıdır.</p>
<p>Türkiye Bankalar Birliği tarafından hazırlanan ve mali kesimin büyük kısmının imzalayarak katıldığı FYY - Küçük Ölçekli Uygulama da bu anlayışın ürünüydü. Ancak yaygın sayıdaki küçük işletmelerin nakit akım uyumsuzluğunu giderip, borç ödeme gücünü geliştirirken, tüm tarafların çıkarını gözeterek kurulan bu model, bugün hem parasal sınırı hem de işleyişi bakımından güncellemeyi gerektiriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9eacf3bd9-1788845741.png" alt="" width="632" height="152" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9eb9afafa-1788845753.png" alt="" width="318" height="140" /><strong>2019’da 25 milyon TL, 2021’de 100 milyon TL</strong></p>
<p>FYY’nin bugünkü yasal zemini, 19 Temmuz 2019’da yayımlanan 7186 sayılı Kanun’un 17’nci maddesiyle Bankacılık Kanunu’na eklenen Geçici 32’nci maddeye dayanıyor.</p>
<p>O tarihte, bankalar ve diğer mali kurumlara 25 milyon TL’nin altında kredi borcu bulunan şirketler (FYYÇA’nın imzalanma tarihinde ki ABD Doları karşılığı yaklaşık 4 milyon dolara, enflasyona göre eskalasyon yapılırsa bu tutar 250 milyon TL’yi bulmaktadır) FYY - Küçük Ölçekli Uygulama kapsamında yapılandırılırken, 25 milyon TL ve üzerinde borcu bulunanlar ise FYY - Büyük Ölçekli Uygulama kapsamında değerlendiriliyordu.</p>
<p>Ekonomik gelişmeler üzerine, Temmuz 2021’de çerçeve anlaşmaları revize edildi ve FYY- Küçük Ölçekli Modelin uygulama sınırı, Mali Kuruluşlara olan borç toplamı 25 milyon TL’den 100 milyon TL’ye çıkarılarak, 8 Temmuz 2021 tarihli revize FYY Çerçeve Anlaşması imzalandı. (imza tarihi itibariyle olan 100 milyon TL yaklaşık 11,5 milyon dolara denk geliyordu)</p>
<p>2021’de yapılan bu artış doğruydu; çünkü ekonomik gerçeklik, bu süre içinde 25 milyon TL’lik sınırı aşındırmıştı. Ancak aynı güncelleme refleksi sonraki yıllarda gösterilmedi. Böylece, 2021 de küçük ve orta ölçekli işletmeler için anlamlı olan 100 milyon TL, günümüze değin hiç güncellenmeyerek, bugün çok sayıda işletmeyi modelin dışında bırakan sembolik bir rakama dönüştü.</p>
<p><strong>FYY Küçük Model rasyonel araçlar içeriyor</strong></p>
<p>Halen geçerli olan 2021 tarihli FYY Çerçeve Anlaşmasıyla düzenlenen - Küçük Model; finansal ölçek açısından küçük - kompleks olmayan işletmelerin, geçici nakit açıklarından kaynaklanan finansal yeniden yapılandırılma ihtiyaçlarına; daha kısa sürelerde - sabit parametre alternatifleri içeren, tüm taraflar için rasyonel kural setlerine dayanarak yapılandırılmalarına imkan sağlayabilen bir altyapıdır.</p>
<p>İşletmeler en büyük ilk üç alacaklı mali kuruluştan birini başvuruyor. Alacak tutarı bakımından üçte iki çoğunluk alacaklı kuruluşun olumlu görüşü sağlandığında sözleşme kurulabiliyor; bu çoğunluğun kabulü, çerçeve anlaşmasını imzalamış alacaklıların tamamını bağlıyor. On iş günü içinde görüş bildirmeyen alacaklı kuruluşun görüşünün olumlu kabul edilmesi de süreci hızlandırmayı amaçlayan önemli bir düzenleme.</p>
<p>Yapılandırma seçenekleri de işletmenin nakit üretme döngüsüne göre çeşitleniyor, aslında tam bir kazan / kazan durumu söz konusu; yapılandırmada vade aşağıda ki gibi esnek belirlenebiliyor.</p>
<p>Ayrıca taksitlerin aylık olması esas olmakla birlikte, sektörel olarak değişen faaliyet döngülerine dayanan fon sağlama imkânları dikkate alınarak, 3 ay-6 ay gibi daha uzun taksit aralıkları belirlenebilmektedir.</p>
<p>Faiz oranları ise müşterinin tercihine göre sabit veya değişken olabilmektedir. Sabit faiz olması durumunda alacaklı bankaların günün koşullarına göre müşteri bazında belirleyeceği oran dikkate alınacaktır. 36 ayı aşan vade belirlenmesi durumunda faiz oranı değişken olarak belirlenecektir. Değişken Faiz oranları tablo 2’deki şekilde düzenlenmiştir.</p>
<p>Not: FYY - Küçük Model’deki vadeye göre değişken faiz oranlarındaki spreadlerin, konjonktüre göre düşük kalabildiği değerlendirilebilir, piyasa koşullarına göre spreadlerde de güncelleme yapılabilir. Ya da, KOBİ’ler için pozitif ayrımcılık yapılarak aynen devam etmesi de değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>Diğer sorun ise, aracın yokluğu değil, aracın çalıştırılmamasıdır...</strong></p>
<p>Buna rağmen uygulama rakamları Küçük Model’in ne kadar sınırlı kullanıldığını gösteriyor. Türkiye Bankalar Birliği’nin Haziran 2026 tarihli FYY Aylık Rapora göre 2019 -Haziran 2026 tarihleri küçük ölçekli uygulamada kapsama alınan firma sayısı kümülatif olarak 108 adet ve yapılandırılan firma sayısı ise yalnızca 48 adet. Yapılandırılan borç tutarı ise 840 milyon TL’de kalmış durumda.</p>
<p>Bu tablo, Türkiye’de finansal sıkıntı yaşayan küçük ve orta ölçekli işletme sayısının az olduğunu değil; modelin uygulanmasının ihtiyacı olan işletme hedef kitlesine ulaşılamadığını düşündürüyor.</p>
<p>Küçük modelin uygulanmasının önündeki, en büyük engel kuşkusuz 2021 yılından beri değiştirilmeyen 100 milyon TL sınırıdır.</p>
<p>İlk yapılması gereken, 100 milyon TL’lik sınırı bugünün ekonomik gerçekliğine taşımaktır. Yalnızca dolar kuru karşılığı esas alındığında dahi yaklaşık 544 milyon TL’ye ulaşan tutar (TL enflasyon oranlarıyla 750 milyon TL), en azından 500 milyon TL düzeyinde yeniden belirlenmelidir.</p>
<p>Ancak bir defalık artış sorunu kalıcı olarak çözmez, FYY-Küçük Model kapsamına girecek işletmelerin mali borç üst limitinin; Kur-enflasyon veya uygun bir karma endekse (Ör; her yıl resmi olarak kullanılan yeniden değerleme oranı ile) bağlı olarak her yıl otomatik güncellenmesi daha doğru olacaktır.</p>
<p>Böylece; yaygın uygulaması sağlanırsa, Firma-banka-kamu-piyasa-çalışan... kısaca her tarafın kazanacağı üst sınırı, her yıl yapılacak bir güncelleme yöntemi ile birkaç yıl sonra aynı tartışmayı yeniden yapmak zorunda kalmayız.</p>
<p><strong>Bir işletmeyi yaşatmak, bir ekonomik ağı yaşatmaktır</strong></p>
<p>Küçük Model hakkıyla çalıştırılır ve sınırı güncellenirse bundan yararlanabilecek çok sayıda işletme vardır. Bu işletmelerin faaliyetlerine devam etmesi, yalnızca kendi çalışanlarının işlerini koruması anlamına gelmez. Her işletme; tedarikçisi, bayisi, nakliyecisi, hizmet aldığı küçük esnafı, müşterisi ve bulunduğu bölgenin ticari hayatıyla birlikte bir ekonomik ağdır.</p>
<p>Yaşayan işletme üretmeye, sipariş vermeye, ücret ödemeye, vergi ve SGK primi yaratmaya devam eder. Tedarik zincirindeki alacakların tahsil kabiliyeti korunur; domino etkisiyle başka işletmelerin finansal sıkıntıya sürüklenmesi önlenir. Üretim kapasitesinin ve ihracat bağlantılarının kaybedilmemesi, ülkenin katma değer üretimine de katkı sağlar.</p>
<p>Bankalar açısından da çalışan bir şirketten zamana yayılmış tahsilat, çoğu durumda hızla tasfiyeye gidilmesinden daha sağlıklı bir sonuç üretebilir. Takibe dönüşen alacakların, karşılık yükünün ve uzun hukuki süreçlerin azaltılması finansal sistemin kaynaklarını yeni kredilere ayırabilmesini kolaylaştırır. Kamu açısından ise kapanan işletmenin yaratacağı işsizlik, vergi kaybı ve sosyal maliyet yerine üretimin devamından doğan gelir ve istikrar korunur.</p>
<p>Bunun bir başka sonucu da girişimcilik sermayesinin korunmasıdır. Bir şirket yalnızca bilançosundaki makine ve stoktan ibaret değildir; yıllar içinde oluşan müşteri ilişkileri, çalışan deneyimi, üretim bilgisi, marka değeri ve pazar ağı da ekonomik varlıktır. Tasfiye bu birikimi parçalarken, doğru yeniden yapılandırma onu yeniden üretken hâle getirir.</p>
<p><strong>Sonuç: Küçük Model’in mali borç limitini güncellemenin tam zamanıdır, </strong></p>
<p><strong>Küçük Model’i daha etkin çalıştırmak için, biraz daha büyük düşünmek gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Küçük Model’in amacı Çerçeve Anlaşması’nda açıkça yazıyor: “....Geçici finansal sorun yaşayan borçluların, yükümlülüklerini yeniden yerine getirebilmelerine ve istihdama katkıda bulunmaya devam etmelerine imkân sağlamak....”</strong></p>
<p><strong>Sorun amaçta değil; yapılandırma uygulamasına girecek mali borç üst limitinin güncellenmemesinde ve etkin uygulama sağlanamamasındadır.</strong></p>
<p>Oysa ki; hem sonuç alma süreleri hem de vade ve faiz oranı alternatifli uygulamaları ile ne borçluyu ne de alacaklının çıkarlarını zedelemeyecek rasyonel uygulamalardır. Bunun aksini düşünenler yaygın olursa, revize etmek de bir alternatiftir. </p>
<p>2021’in 100 milyon TL’sini,  2026’da hâlâ aynı rakamla uygulamak, görünüşte kuralı korurken, gerçekte kapsamı daraltmaktır. Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni bir fikir icat etmek değil; var olan doğru fikri ekonomik gerçekliğe uyarlamak ve çalıştırmaktır.</p>
<p>KOBİ’lerin dünyasında zaman çok hızlı akar. Bir KOBİ’nin aylarca masada bekleyecek nefesi yoktur. Bu altı ayak üzerinde yeniden kurulan bir Küçük Model, çok sayıda işletmeye yalnızca zaman değil, gerçek bir çıkış yolu sağlayacaktır.</p>
<p>Bir işletmenin yeniden ayağa kalkması, tek bir bilançonun düzelmesi değildir. Üretimin, istihdamın, vergi gelirinin, ticari güvenin ve geleceğe dair ümidin birlikte korunmasıdır.</p>
<p>FYY-Küçük Modelin yaygın ve etkin kullanılmasının, tüm ekonomik aktörlere sağlayacağı faydalar kapsamında değerlendirilmesi arz olunur.</p>
<p><strong>2021 deki 100 milyon lira neden, artık 100 milyon lira değil?</strong></p>
<p>Rakamın reel hayattaki karşılığını görmek için karmaşık bir modele ihtiyaç yok. Son Çerçeve Anlaşması’nın tarihi olan 8 Temmuz 2021’de TCMB’nin ABD Doları döviz satış kuru 8,6813 TL idi. Buna göre 100 milyon TL, yaklaşık 11,5 milyon dolara karşılık geliyordu.</p>
<p>TCMB’nin son açıklanan 24 Temmuz 2026 tarihli gösterge niteliğindeki dolar satış kuru 47,2497 TL. 2021’deki yaklaşık 11,5 milyon dolarlık karşılığı bugüne taşıdığımızda 544 milyon TL civarında bir tutara ulaşıyoruz.</p>
<p>Burada bir enflasyon hesabı değil, yalnızca döviz kuru üzerinden bir karşılaştırma yapıyoruz, TL Enflasyonuna göre yapılan eskalasyona göre tutar yaklaşık 750 milyon TL olarak hesaplanabilecektir.</p>
<p>Sonuç olarak; 2021 den beri hiç güncellenmeyen FYY-Küçük Model’in 100 milyon TL’lik eşiği ekonomik gerçeklikle bağını kaybetmiştir.</p>
<p>Şu kritik soruyu sormak zorundayız: 2021’de küçük ölçekli sayılan ve 11,5 milyon dolar karşılığı TL borç taşıyan bir işletme, aynı ekonomik büyüklüğünü koruduğu hâlde, bugün neden FYY - Küçük Model’in dışında kalsın?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansal-yeniden-yapilandirmada-kucuk-model-dar-geliyor-az-uygulaniyor-87016</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/6/1280x720/borc-1788845786.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Finansal yeniden yapılandırmada küçük model: Dar geliyor, az uygulanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87004</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Gram ve ons altın yılı hangi seviyelerden tamamlayacak? | Ekonomi Masası | 08 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/jXMPU3CqZs0" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87004</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/4/1280x720/seref-oguz-senay-zeren-1788842092.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kendi-yayinevini-kurdu-yedi-yilda-alti-kitaba-imza-atti-86998</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> kendi yayınevini kurdu, yedi yılda altı kitaba imza attı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her insanın yaşamında kırılma noktaları vardır. Çoğu zaman farkına varmadığımız. Yanımıza kadar gelir, omzumuza dokunur, sonra akar giderler. Yaşamın gidişatını değiştirme gücüne sahiptirler. Bir söz, bir rastlandı, bir tavır, bir yaşanmışlık hali...Kimileri şanslıdır bu konuda. Kaderine etki yapacağına inandığı işareti zamanında anlar, muhakeme eder, yapması gerekeni yapar.</p>
<p><strong>Şeyma Gizem Taşar</strong>, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nü bitirdiğinde aklında en sevdiği hocalarından birinin sözü vardı: <em>“Kızım, sen çok sosyal, dışa dönük yapıya sahipsin. Mühendislik sana göre değil, mutlu olamazsın”.</em></p>
<p>Yüksek lisansını Boğaziçi Üniversitesi’nde Ekonomi Finans alanında yaptı. İki iyi şirkette 10 yıla yakın proje finansmanı alanında çalıştı. Kariyeri yükseldikçe yaptığı işi daha çok sorgulamaya başladığı bir günde, telefondaki mesai arkadaşından gelen, <em>“İş üzerime üzerime geliyor. Çok yoğun bir gün. Sesin, anlattıkların bana çok iyi geldi”</em> şeklindeki sözler, yaşamının kırılma noktası oldu.</p>
<p>Şeyma Gizem Taşar, o gün <em>‘insana dokunmak’</em> olarak açıkladığı aydınlanmanın peşinden gitti. Uluslararası koçluk sertifikaları aldı, logoterapi ve DEHB koçluğu eğitimleri ile bambaşka ama hayatını anlamlı kılan serüvene yöneldi. Bugün 8 yıllık yaşam ve kariyer koçu olarak kendisine mutluluk veren bir mesleği sürdürüyor. Yanı sıra bir yazar ve aynı zamanda yayınevi sahibi Şeyma Gizem Taşar. İlk eseri, 2019’da yayımladığı <em>Yol Arkadaşım Mutluluk</em> kitabından sonra 5 kitabını kendi yayınevi <strong>BFG Yayıncılık</strong>’tan çıkardı. İmza attığı eserlerin ikisi çocuk kitabı. Tamamı kendi branşıyla ilgili kişisel gelişim kitapları, gözlemleri ve öyküler üzerinden derlenen çalışmaları içeriyor. Çocuk kitapları <em>Kerko’nun Maceraları </em>ve <em>Benim Hava Hava Dostlarım</em>’ın yanı sıra <em>Bir Varmış Bir Yokmuş</em> ile <em>Hep O Vardı</em> kitapları art arda okuru ile buluştu.</p>
<p>Yazar Taşar’ın yeni çıkan kitabı, farklı insan öykülerini kaleme aldığı <em>Kendimi Ararken Binbir Ayna</em> üzerinden çok çeşitli insan öykülerini konu ediyor. </p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9ec8e692267-1788791014.png" alt="" width="244" height="316" /><span style="color: #602424;"><strong>basılı eser hali devam edecek, teknolojinin </strong><strong>imkanlarından da yararlanmak gerekiyor</strong></span></p>
<p>Şeyma Gizem Taşar, bugün her yayınevi gibi sahanın sorunlarını çok yakından takip ediyor. En büyük gider kalemi olarak gördüğü kağıt ve dağıtım maliyetlerine vurgu yapıyor. Yine de, yazmaya ilişkin, ‘iç yüklerimizi boşaltmanın en güzel yolu’ diyor.</p>
<p>Şeyma Gizem Taşar, “Benim dünyamda yazmak ve yazılı eser ortaya koyma hali devam edecek. Basılı haldeki eserlerin kıymetini keşfeden nesildenim. Yine de söylemek isterim. Körler Vakfı Derneği’nde okudum bir önceki kitabımı. Üyeleri, sisteme girerek, hangi kitap konusu itibariyle ilgisini çeker ise tercih ediyorlar. Ben de kitabımı kendilerine kendi sesimden ulaştırdım. Bu durum günümüzde büyük bir ayrıcalık. Teknolojinin verdiği imkanlardan yararlanmak gerektiğini düşünüyorum. Kaldı ki bu durum her dönem için böyle oldu” diye anlatıyor.</p>
<p>Çocuk kitaplarının, edebiyat dünyasında çok özel, çok hassasiyet gösterilmesi gereken alan olduğunu dile getiren Şeyma Gizem Taşar, şöyle diyor: “Yeni kitaplarım tabii ki gelecek. İşim ile çok yakın bir durum, birbirini pekiştiriyor. Yanı sıra çocuk kitaplarım da devam edecek. "İnsan bir kez çocuk olur ve dünyaya hep o pencereden bakar’ sözünü çok seviyorum. Yani çocuklukta oluşuyor, düşünce sistemi. Çocuk kitapları, boş bir süngendir çocuk beyni, ne koyarsanız onu emiyor. Benim için en değer verdiğim alanlar arasındadır.”</p>
<p>İnsana dokunmanın temel yöntemlerinden biri olarak gördüğü mesleğini icra etmekten çok mutlu olduğunu dile getiren Şeyma Gizem Taşar, sözlerini şu cümlelerle bitiriyor: “Yaşamda her zaman bir seçme hakkınız var-ama kitapla ama seansla- insanlara bu hakkı anlatmak istiyorum. Yegâne derdim bu”.</p>
<p><span style="color: #843fa1;"><strong>DEHB’li insana uzanan </strong><strong>destek elleri artmalı</strong></span></p>
<p>Kendimi Ararken Binbir Ayna, Taşar’in yeni kitabı. Bir biriktirmenin eseri. Kendine danışan yüzlerce insandan birikenler, öykü öykü kaleme alınmış. Çok farklı sosyal statüden insan hikâyeleri, yaşanmışlıkları ve yanı sıra kurgusal karakterler sıra sıra geçiyor kitabın içinden. Çocukluğunda aile içi tacize uğrayan başarılı tiyatro oyuncusu da var, Türkiye’nin en zengin ailelerinden birinin ferdi de, ev hanımı da, Taşar’ın uzmanlık alanlarından Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) yaşayan danışanı da (Koçluk verdiği insanları böyle tanımlıyor) var, danışan eşi de. Bu arada yeri gelmişken DEHB yaşayan insanlardan da bahsetmemiz gerekiyor. Fark edilmiş, adı konmuş DEHB’li insandan çok daha fazla bu konudaki hissiyatı fark edilmemiş bir çoğunluk olduğunu ifade ediyor Şeyma Gizem Taşar. Aile içinde bilinse de saklandığından, işyerlerinde ise DEHB’li olan çalışanın istenmediğinden söz eden Taşar, “Oysa uzmanların görüşüne göra toplumun yüzde 30-40’lık bir kesimi dikkat eksikliği veya hiperaktivite bozukluğu, kısaca uyum sorunu yaşıyor” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kendi-yayinevini-kurdu-yedi-yilda-alti-kitaba-imza-atti-86998</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/8/1280x720/seyma-gizem-tasar-1788791095.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ kendi yayınevini kurdu, yedi yılda altı kitaba imza attı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
