<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasfiye-icin-henuz-yontem-belirlenmedi-88161</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 16:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasfiye için henüz yöntem belirlenmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun 7 portföy yönetim şirketine ait tasfiye kararı aldığı 131 fon için henüz yol haritası belirlenmiş değil.</p>
<p>SPK’ya yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre fonların tasfiyesi için görevlendirilen Ziraat Portföy ile İş Portföy yöneticileri ve SPK yetkilileri tasfiyenin yöntemi üzerinde çalışmaya devam ediyor. Kaynaklardan edinilen bilgiye göre, fon kayıtlarına ilişkin rakamlar daha tam olarak netleşmedi ve portföy büyüklüğü hesaplamaları için de atılmış bir adım bulunmuyor. </p>
<p>Hatırlanacağı üzere Sermaye Piyasası Kurulu geçen hafta Tera Portföy, Pusula Portföy, Hedef Portföy, Atlas Portföy, A1 Portföy, Pardus Portföy ve Bulls Portföy’e ait 131 fon için tasfiye kararı almış ayrıca bu portföy yönetim şirketlerine ait tüm fonlarda işlemleri durdurmuştu. Ardından Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), tasfiye edilmesine karar verilen yatırım fonlarının tasfiye sürecine ilişkin usul ve esasları belirlemişti.</p>
<p>Düzenlemeye göre, Tera Portföy bünyesindeki fonların tasfiye işlemlerini Türkiye İş Bankası yürütecek. Diğer 6 portföy şirketine ait fonların tasfiye sürecinde ise Ziraat Bankası görev alacak. Tasfiye kapsamında fon varlıklarının nakde çevrilmesiyle elde edilen tutarlar, yatırımcıların mutabakatı sağlanan hesaplarına sahip oldukları pay oranında aktarılacak. Bugün yaptığı açıklamada SPK 7 portföy yönetim şirketine (PYŞ) ait 131 fonda Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarına göre tekil yatırımcı sayısının 455 bin 758 kişi olduğunu duyurdu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasfiye-icin-henuz-yontem-belirlenmedi-88161</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ziraat Portföy ve İş Portföy yöneticileri ile SPK yetkililerinin 131 fon için tasfiye yöntemi üzerinde çalışmaya devam ettiği ancak tasfiye kararı alınan fonlar için henüz yol haritasının belirlenmediği belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/4-kurulusa-esg-tahvili-ihraci-icin-yetki-88160</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 16:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 kuruluşa ESG tahvili ihracı için yetki</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, ESG tahvili (sürdürülebilir) ihracı için 4 finans kuruluşunu yetkilendirdiğini bildirdi.</p>
<p>Bakanlığın internet sitesinde yapılan açıklamada, bakanlığın, 2026 yılı dış finansman programı çerçevesinde, ABD doları cinsinden 10 yıl vadeli bir ESG tahvili ihracı gerçekleştirmek üzere BNP Paribas, Citibank, ING Bank ve JP Morgan'a yetki verdiği bilgisine yer verildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/4-kurulusa-esg-tahvili-ihraci-icin-yetki-88160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hazine-ve-maliye-bakanligi-oib.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, BNP Paribas, Citibank, ING Bank ve JP Morgan&#039;a ESG tahvili ihracı için yetki verdiğini duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ali-koc-yuzde-60-63-oraninda-yenilenebilir-enerji-kapasitemiz-var-88159</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 16:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ali Koç: Yüzde 60-63 oranında yenilenebilir enerji kapasitemiz var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, küresel iş dünyasının temsilcilerini bir araya getiren "COP31 İş Forumu New York Diyaloğu"na katıldı.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, New York İklim Haftası kapsamında düzenlenen COP31 İş Forumu New York Diyaloğu, COP31 Özel Sektör Elçisi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Bloomberg'in ev sahipliğinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Etkinlik kapsamında düzenlenen "COP31 Eylem Gündemi'ne Özel Sektörün Yanıtı" başlıklı panelde, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Koç, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) İcra Direktörü Fatih Birol, Uluslararası Finans Kurumu (IFC) Genel Müdürü Makhtar Diop ve Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Genel Sekreteri John Denton yer aldı.</p>
<p>Panelde konuşan Koç, şirketlerin artık rakiplerinin yanı sıra onların arkasındaki ekonomik sistemlerle de rekabet ettiğini belirtti.</p>
<p>Koç, gelişmiş bir ülkede finansman maliyeti yüzde 5-6 seviyelerindeyken gelişmekte olan bir ülkede bunun iki ya da üç katına çıktığını, vadelerin kısaldığını aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Diğer yandan kendi ülkenizde katı iklim politikalarıyla karşılaşırken, rakibinizin bulunduğu ülkedeki kurallar çok daha esnek olabiliyor. Dolayısıyla karşılaşacağınız fiyat baskıları da farklılık gösteriyor. Peki, dünya genelinde standart bir kamu ve düzenleme politikasına sahip olmak mümkün mü? Hayır. Ancak birbirimize olabildiğince yaklaşabilir miyiz? İklim açısından doğru olanı yaparken bunu ekonomik açıdan da mantıklı ve sürdürülebilir bir zemine oturtup doğru yönde buluşabilir miyiz? Evet. Bu iki unsur ne kadar yakınlaşırsa o kadar olumlu sonuçlar elde ederiz."</p>
<p>İklim düzenlemelerinde kamu politikalarının önemine dikkati çeken Koç, Çin'de 2004 ile 2025 yılları arasında şirketlerin aldığı kamu desteği ve teşviklerin, diğer OECD ülkelerindeki şirketlere kıyasla 8 kata kadar daha fazla olduğunun söylendiğini ifade etti.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin yenilenebilir enerjiye yönelmesi öncelik taşıyor"</strong></p>
<p>Koç, enerji güvenliği ve iklim meselelerinin yan yana geldiğinde, Türkiye'yi daha rekabetçi kılmak ve şirketlerin uluslararası devlerle yarışabilmesini sağlamak için yenilenebilir temiz enerji ve elektrifikasyonun artırılmasının tartışmasız bir gerçek olduğunu belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>"Hürmüz Boğazı kısa vadeli bir sorun. Uzun vadede talep sürekli büyüyor. Enerjiye daha çok ihtiyaç duyuluyor ve dışa bağımlılık artıyor. İthal yakıtlara bağımlı olduğumuz için bu durum tüm iş kollarımızı, enflasyonu ve iş yapma maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Bugün tedarik güvenliği kocaman bir soru işareti. Dolayısıyla Türkiye'nin yenilenebilir enerjiye yönelmesi bu dönemde öncelik taşıyor. Enerji sektöründe olsun ya da olmasın bu dönüşüm tüm işletmelerimizin işini son derece kolaylaştıracaktır."</p>
<p>Yenilenebilir enerji dönüşümünde ekosistemin hem üretim hem de depolama kapasitesini birlikte geliştirmesi gerektiğini kaydeden Koç, "Türkiye'de enerji ihtiyacımızı karşılayacak yüzde 60-63 oranında yenilenebilir enerji kapasitemiz var. 10-15 yıl öncesine kıyasla bu muazzam bir oran ancak depolama imkanımız olmadığı için bu kapasitenin yalnızca yüzde 40'ından faydalanabiliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Koç, yeşil dönüşüm için atılan adımların uzun vadeli olması nedeniyle güçlü bir liderlik gerektirdiğine dikkati çekerek, doğru olanı yapmanın bazen rekabet avantajını kaybettirebildiğini, bu nedenle durumun ciddi bir liderlik gerektirdiğini vurguladı.</p>
<p>Topluluk olarak enerji, otomotiv, dayanıklı tüketim ve finansal hizmetler sektörlerindeki faaliyetleriyle bu dönüşümü farklı sektörlerde aynı anda yönettiklerini anlatan Koç, "CEO'muz bundan 10 yıl önce Karbon Dönüşüm Programı'nı başlattı ve geldiğimiz nokta itibarıyla oldukça örnek bir konumdayız. Küresel ölçekte takdir edilen bir seviyeye ulaştık ancak bunun hem zaman hem de finansal açıdan bir bedeli var. Bu yüzden liderlik son derece önemli." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Koç, tüm değer zincirinin geliştirilmezse yaratılan etkinin sınırlı kalacağını da vurgulayarak, dünya geneline KOBİ'lerin ve küçük şirketlerin sayısının açık ara çoğunlukta olduğunu, bu yüzden büyük şirketlerin, tüm değer sisteminin dönüşümüne yardımcı olma konusunda çok aktif olmaları gerektiğini kaydetti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ali-koc-yuzde-60-63-oraninda-yenilenebilir-enerji-kapasitemiz-var-88159</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/9/1280x720/ali-koc-1790170791.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31 İş Forumu&#039;nda konuşan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, &quot;Türkiye&#039;de enerji ihtiyacımızı karşılayacak yüzde 60-63 oranında yenilenebilir enerji kapasitemiz var.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-2030larin-ilk-yarisinda-turkiyede-ilk-smryi-gormeyi-umit-ediyorum-88158</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 16:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayraktar: 2030&#039;ların ilk yarısında Türkiye&#039;de ilk SMR&#039;yi görmeyi ümit ediyorum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) tarafından düzenlenen 19. Türkiye Yatırım Konferansı kapsamındaki Enerji Yuvarlak Masa Toplantısı'nın ardından basın mensuplarına değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Türkiye Nükleer Enerji AŞ'nin (TÜNAŞ) ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı (USTDA) ile küçük modüler reaktörün (SMR) alanında işbirliği anlaşması yaptığını belirten Bayraktar, söz konusu anlaşmanın Orta Asya'yı ve Türk Cumhuriyetlerini de kapsayacağını anlattı.</p>
<p>Bayraktar, Türkiye'de nükleer enerji alanında sanayi kapasitesi olduğunu vurgulayarak, bu işin teknoloji tarafında da olmak istediklerini ifade etti.</p>
<p>Kanada ile nükleer enerji konusunda işbirliği fırsatlarını değerlendirdiklerini dile getiren Bayraktar, elektrifikasyon konusunda nükleer enerjinin olmazsa olmaz bir husus olduğunu, bu alandaki projeleri bir an önce devreye almak istediklerini söyledi.</p>
<p>Bayraktar, SMR konusunda yatırım yapacaklara belirli teşvik ve muafiyetleri içerebilecek bir düzenleme üzerinde çalıştıklarını anlattı.</p>
<p>SMR'ler için nasıl bir takvim öngörüldüğüne dair soru üzerine Bayraktar, "2030'ların ilk yarısında inşallah Türkiye'de ilk SMR'yi görürüz diye ümit ediyorum. Bu konuda küresel bir yarış var. Ama henüz şu anda bir reaktör görmüş değiliz. Dolayısıyla biz Türkiye de bu işin bir çıkış aşamasında olsun istiyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Nükleer işbirliğiyle sadece yatırımları kastetmiyoruz"</strong></p>
<p>Bayraktar, Fransız EDF'nin nükleer konusunda yetkin bir şirket olduğunu belirterek, o şirketle yakın zamanda bir işbirliği anlaşması yapmayı planladıklarını aktardı.</p>
<p>Nükleer konusunda işbirliği deyince sadece yatırımları kastetmediklerini vurgulayan Bayraktar, işletme ve güvenlik anlamında tecrübe paylaşımının da önemli olduğunu kaydetti.</p>
<p>Bayraktar, veri merkezlerinin enerji talebinin Türkiye'de 2035'lere doğru 5-10 teravatsaat arasında olmasını beklediklerini ifade etti.</p>
<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) yönelik enerji projelerine de değinen Bayraktar, adaya gazın götürülmesi için denizdeki çalışmalara başladıklarını, yabancı şirketlerin de inşaat sürecine ilgi gösterdiğini aktardı.</p>
<p>Bayraktar, KKTC'nin elektrik problemini kalıcı olarak çözmek istediklerini ifade ederek, ayrıca altyapının ileride Doğu Akdeniz'de keşfedilebilecek gazın Türkiye'ye taşınmasına imkan tanıyacak şekilde tasarlandığını bildirdi.</p>
<p><strong>"Ulaşımda elektrifikasyon kritik"</strong></p>
<p>Kalkınma Yolu projesine ilişkin de konuşan Bayraktar, "Projeyi gerçekten kalkınma yolu yapacak şey enerji hatları." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bayraktar, bu kapsamda doğal gaz ve petrol boru hattı ile elektrik ara bağlantısı yapmak istediklerini belirterek, bu enerji hatlarından elde edilecek milyarlarca dolarlık yıllık gelirle tüm Kalkınma Yolu altyapısının finanse edilebileceğini dile getirdi.</p>
<p>Türkiye'de akaryakıt talebinin otomobil sayısının yükselmesiyle arttığına işaret eden Bayraktar, enerjide dışa bağımlılığın bitmesi için ulaşımda elektrifikasyonun kritik olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Bayraktar, artan petrol talebini yönetmek için 2035 yılına kadar 13 milyon elektrikli araca ihtiyaç duyulduğunu belirterek, bu kapsamda da en az 1,3 milyon şarj istasyonuna ihtiyaç duyulacağını söyledi.</p>
<p>Bakan Bayraktar, bu hedef için 2035'e kadar dağıtım şebekesi için 50 milyar dolar, iletim şebekesi için 30 milyar dolar altyapı yatırımına ihtiyaç olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>"Maden tarafını genel enerji resminden ayrı düşünmüyoruz"</strong></p>
<p>Sadece nadir toprak elementlerinin değil, Türkiye için altının da kritik bir maden olduğunu ifade eden Bayraktar, bu alanda yüksek tutarlarda ithalat yapıldığını anlattı.</p>
<p>Bayraktar, kritik madenlerin enerji dönüşümü için de önemli olduğuna dikkati çekerek, "Bu alanda kendi yolumuzu çizmeye çalışıyoruz. Nadir toprak elementlerinde saflaştırma veya zenginleştirmeyle alakalı iyi çalışmalarımız var. Maden tarafını biz genel enerji resminden ayrı düşünmüyoruz. Çünkü o olmazsa sanayi olmaz, o olmazsa enerji dönüşümü olmaz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Eti Maden'in yeni dönemde stratejik madenler alanında daha agresif bir büyüme stratejisi izleyeceğini ifade eden Bayraktar, maden işinde çok büyük potansiyel bulunduğunu ve şirketleri bu alana girmeye teşvik ettiklerini anlattı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-2030larin-ilk-yarisinda-turkiyede-ilk-smryi-gormeyi-umit-ediyorum-88158</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/Alparslan-Bayraktar.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, ilk küçük modüler reaktörün 2030&#039;ların başında devreye alınmasının planlandığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kacir-kritik-teknolojilerde-turkiye-amerika-ortakligini-cok-daha-guclu-hale-getirecegiz-88157</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 14:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kacır: Kritik teknolojilerde Türkiye-Amerika ortaklığını çok daha güçlü hale getireceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu'na katılmak üzere New York'ta bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a eşlik eden Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Anadolu Aslanları İş Adamları Derneğinin (ASKON) düzenlediği 4. Türk-Amerikan İş Dünyası Buluşması'nda konuştu.</p>
<p>Türkiye'nin, Erdoğan'ın liderliğinde, AK Parti hükümetleri döneminde eşine az rastlanır bir başarı hikayesine imza attığını vurgulayan Kacır, bunun en önemli boyutlarından birinin ekonomik ve ticari alanda elde edilen kazanımlar olduğunu söyledi.</p>
<p>Kacır, Türkiye'nin, yıllık 36 milyar dolar seviyesinde olan ihracatının bugün 280 milyar doların üzerine çıktığını belirterek, teknoloji seviyesi orta yüksek ve yüksek olan ürünlerdeki ihracatın da 10 milyar dolardan 116 milyar dolara yükseldiğini kaydetti.</p>
<p>Türkiye'nin teknoloji ve AR-GE kapasitesine ilişkin bilgi veren Kacır, ülke genelinde 115 teknoparkta 13 binden fazla teknoloji girişiminin faaliyet gösterdiğini, 1700'den fazla AR-GE ve tasarım merkezi bulunduğunu ve 310 binden fazla AR-GE çalışanının görev yaptığını anlattı.</p>
<p>Kacır, Türkiye'nin kritik teknolojileri kendi imkanlarıyla geliştiren, üreten ve dünya pazarlarına rekabetçi şekilde sunabilen bir ülke haline geldiğini de dile getirdi.</p>
<p>Savunma sanayisindeki gelişmelere de değinen Kacır, Türkiye'nin dünyanın en büyük 11. savunma sanayisi ihracatçısı olduğunu belirterek, "İnşallah, az kaldı. Önümüzdeki yıl ilk 10 savunma sanayi ihracatçısı ülkeden biri olacağız." dedi.</p>
<p>Kacır, Türkiye'nin savunma sanayisi ihtiyacının yüzde 80'inden fazlasını yerli olarak geliştirdiği ve ürettiği sistemlerle karşıladığını, ülkenin insansız hava araçlarında (İHA) dünya lideri olduğunu, aynı anda 50'den fazla savaş gemisi üretebildiğini söyledi. Bakan Kacır, Türkiye'nin kara araçları, deniz platformları, su altı araçları, uzay ve uydu sistemleri, siber ve kuantum sistemlerde kendi teknolojilerini geliştiren, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen bir ülke olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>"100 milyar dolar hedefi için çok daha fazla çalışmamız lazım"</strong></p>
<p>Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik ilişkilere de değinen Kacır, "Son 10 yılda Türkiye-Amerika arasındaki ticaret hacmi iki misline erişti. Fakat birlikte belirlediğimiz 100 milyar dolar hedefi için çok daha fazla çalışmamız lazım." diye konuştu.</p>
<p>Kacır, Türkiye-ABD ilişkilerinde ticaretin yanı sıra stratejik alanların da önem taşıdığını belirterek, son dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki diyaloğun özellikle stratejik alanlarda yeni işbirliklerinin kapısının aralanmasına imkan tanıdığının altını çizdi.</p>
<p>İş insanlarının bu imkanı en iyi şekilde değerlendireceklerini belirten Kacır, "Önümüzdeki dönemde kritik teknolojilerde işbirliğimizi daha ileri seviyelere taşıyacak, veri merkezleri, yapay zeka gibi alanlarda Türkiye-Amerika ortaklığını çok daha güçlü hale getireceğiz." dedi.</p>
<p>Kacır, ABD ziyaretleri kapsamında çok sayıda iş insanıyla bir araya geldiklerine işaret ederek, Türkiye'nin yatırım, teknoloji ve AR-GE alanlarında sunduğu imkanları Amerikan iş dünyasına anlattıklarını, onları Türkiye'de yatırım ile işbirliklerine davet ettiklerini ve Türkiye'ye olan ilginin her yıl arttığını dile getirdi.</p>
<p><strong>"Türkiye, barış ve istikrar adası olarak yoluna güçlü şekilde devam ediyor"</strong></p>
<p>Dünyanın farklı bölgelerindeki krizler ve çatışmalara dikkati çeken Kacır, Türkiye'nin "barış ve istikrar" adası olarak yoluna güçlü şekilde devam ettiğini belirtti.</p>
<p>Kacır, bunda Türkiye'nin birlik ve beraberliğinin çok büyük payı olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bunda Sayın Cumhurbaşkanımızın yanında, ardında Türk milletinin sıkı bir şekilde durması ve istiklaline en güçlü şekilde sahip çıkarak istikbale hep birlikte yürüme iradesini sürdürmesinin çok büyük payı var. İnşallah bu iradeden taviz vermeksizin Türkiye'yi 'Türkiye Yüzyılı' hedeflerine hep birlikte eriştirecek, Milli Teknoloji Hamlesi'ni bugünkünden çok daha ileri düzeylere yükseltecek roketlerimizin, füzelerimizin hızını, menzilini artıracak hava savunma sistemi projelerini, Çelik Kubbe'yi mutlaka tamamlayacak, hiç kimsenin aklının ucundan dahi Türk milletine zarar vermeyi geçiremeyeceği bir caydırıcılık seviyesine Allah'ın izniyle ulaşacağız."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kacir-kritik-teknolojilerde-turkiye-amerika-ortakligini-cok-daha-guclu-hale-getirecegiz-88157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/7/1280x720/6767-1790170104.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 4. Türk-Amerikan İş Dünyası Buluşması&#039;nda konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır, &quot;Önümüzdeki dönemde kritik teknolojilerde işbirliğimizi daha ileri seviyelere taşıyacak, veri merkezleri, yapay zeka gibi alanlarda Türkiye-Amerika ortaklığını çok daha güçlü hale getireceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-turkiyenin-gri-liste-riskinin-bulunmadigi-fatf-tarafindan-tescil-edildi-88148</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 14:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık: Türkiye&#039;nin gri liste riskinin bulunmadığı FATF tarafından tescil edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, Türkiye'nin Mali Eylem Görev Gücü (FATF) 5'inci Tur Karşılıklı Değerlendirme Raporu ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p>Bakanlık açıklamasında FATF'nin internet sitesinde yayımlandığı belirtilen raporda, suç gelirlerinin aklanması, bağlantılı öncül suçlar, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadele alanında, mevzuat altyapısının, kurumsal kapasitenin ve uygulamaların kapsamlı şekilde değerlendirildiği belirtilen açıklamada, "Teknik uyuma yönelik değerlendirme sonucunda, ülkemiz FATF'nin 40 tavsiyesinin 38'ine uyumlu bulunmuştur. Etkililik bakımından yapılan değerlendirmede ise ülkemiz 11 kısa vadeli çıktının 3'ünde 'önemli ölçüde etkili', 8'inde ise 'ılımlı ölçüde etkili' olarak değerlendirilmiştir." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Sonuçların, Türkiye'nin ulaştığı seviyenin önemli bir göstergesini teşkil ettiğine işaret edilen açıklamada, gerçekleştirilen mevzuat çalışmaları, kurumsal düzenlemeleri ve uygulamalarıyla Türkiye'nin kara para aklama, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadele kapasitesini giderek güçlendirdiğini ortaya koyduğu vurgulandı.</p>
<p><strong>"Gri liste riski bulunmadığı FATF tarafından tescil edildi"</strong></p>
<p>Açıklamada, "Buna göre suç gelirlerinin aklanması, bağlantılı öncül suçlar, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadele alanında, ülkemizin stratejik bir eksikliği olmadığı, dolayısıyla gri liste riskinin bulunmadığı hususları da FATF tarafından açık bir şekilde tescil edildi." değerlendirmesi yapıldı.</p>
<p>FATF değerlendirmelerinin, ülkelerin mali suçlarla mücadele sistemlerinin uluslararası standartlar çerçevesinde düzenli olarak gözden geçirilmesini ve bu sistemlerin sürekli geliştirilmesini amaçlayan teknik değerlendirme süreçleri olduğuna dikkat çekilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Önümüzdeki dönemde, raporda tespit edilen konularda gelişme göstermeye yönelik çalışmalar, 'Türkiye’de Suç Gelirlerinin Aklanması ve Terörizmin Finansmanı ile Mücadele ve Müsadere Uygulamalarında Etkinliğin Artırılması Strateji Belgesi (2026-2030)' ve 'Türkiye’de Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanı ile Mücadelede Etkinliğin Artırılması Strateji Belgesi (2025-2029)' çerçevesinde, ilgili tüm kurum ve kuruluşlarımızın katkılarıyla hız kesmeden sürdürülecektir. Suç gelirlerinin aklanması, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla etkin şekilde mücadele ile mali sistemin bütünlüğünün korunması, toplumun güvenlik ve esenliğinin sağlanması temel önceliklerimiz arasında yer almaya devam edecek. Kamu ve özel sektörden sürece katkı sağlayan tüm kurum ve kuruluşlarımıza teşekkür ederiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-turkiyenin-gri-liste-riskinin-bulunmadigi-fatf-tarafindan-tescil-edildi-88148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/hazine-ve-maliye-1763361678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ FATF&#039;nin Türkiye&#039;ye ilişkin 5&#039;inci Tur Karşılıklı Değerlendirme Raporu hakkında Hazine ve Maliye Bakanlığından yapılan açıklamada, &quot;Suç gelirlerinin aklanması, bağlantılı öncül suçlar, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadele alanında, ülkemizin stratejik bir eksikliği olmadığı, dolayısıyla gri liste riskinin bulunmadığı hususları FATF tarafından açık bir şekilde tescil edildi.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sahin-dijital-donusum-icin-245-milyar-dolar-yatirim-gerceklestirdik-88146</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 13:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şahin: Dijital dönüşüm için 24,5 milyar dolar yatırım gerçekleştirdik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Telekom, ABD'de düzenlenen 19. Türkiye Yatırım Konferansı'nda dijital altyapı yatırımlarını, teknoloji odaklı büyüme stratejisini, iklim kriziyle mücadele ve sürdürülebilirlik yol haritasını küresel yatırımcı topluluğuyla paylaştı.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, Türk Telekom, Türkiye'nin ev sahipliğinde 9-20 Kasım'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) "Master Partner" olarak destek verecek.</p>
<p>Şirketin, konferansın teknoloji altyapısının oluşturulmasına katkı sunacağı belirtildi.</p>
<p>COP31'in "Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji" destekçiliğini de üstlenen Türk Telekom'un, konferansta sürdürülebilirlik çalışmaları, teknoloji birikimi, yenilenebilir enerji yatırımları ve dijital kapsayıcılık yaklaşımıyla yer alacağı bildirildi.</p>
<p>19. Türkiye Yatırım Konferansı'nda, enerji ihtiyacının yenilenebilir kaynaklardan karşılanmasına yönelik Güneş Enerjisi Santrali (GES) yatırımlarını sürdüren Türk Telekom'un yenilenebilir enerji yatırımların ilk ayağını oluşturan Sivas GES yıllık 128 MWp üretim kapasitesiyle enerji üretimine başladığı bilgisi verildi.</p>
<p>Türk Telekom, Sivas'ın ardından Malatya ve Ağrı'da hayata geçireceği tesislerle toplam 530 MWp kurulu güce sahip güneş enerji santrallerine ulaşacak.</p>
<p>Türk Telekom, toplam 6 bin dönüm arazi üzerine kuracağı üç GES ile yıllık 800 GWh enerji üretimi ve yaklaşık 350 bin ton karbon salımını engellemeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Yeşil teknoloji dönüşümü</strong></p>
<p>Açıklamaya göre, sürdürülebilirlik ilkelerini tüm iş stratejilerinin merkezine yerleştiren Türk Telekom, enerji verimliliğini artıran yeni nesil teknolojilerle şebekesinin yeşil dönüşümünü hızlandırıyor.</p>
<p>Geçen yıl hayata geçirdiği enerji verimliliği uygulamalarıyla yıllık 46,7 GWh enerji tasarrufu sağlayan Türk Telekom'un, şebekesini günden güne büyütürken enerji ve emisyon yoğunluğunu azaltmayı sürdürdüğü vurgulandı. </p>
<p>Türk Telekom'un, baz istasyonlarında güneş enerjisi sistemlerini yaygınlaştırırken, sabit ve mobil şebekelere yeni nesil soğutma sistemlerini entegre ederek geleceğin teknolojilerinin sürdürülebilir altyapı üzerine inşa edilmesini sağladığı ifade edildi.</p>
<p>Teknoloji birikimiyle yaşamın tüm alanlarında değer yaratmaya odaklanan Türk Telekom'un, girişim sermayesi şirketi TT Ventures'ın E4 Şarj-Elektrikli Araç Şarj Ağı projesiyle elektrikli ulaşım ekosistemine katkı sunarken, veri merkezlerinde de enerji verimliliğini küresel standartların üzerine çıkaran yeni nesil teknolojileri devreye aldığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: </p>
<p>"Türk Telekom, teknoloji ve enerji verimliliği alanındaki yatırımlarıyla geleceğin sürdürülebilir altyapısını hazırlarken, çevresel performansını uluslararası standartlarda da ortaya koyuyor. Karbon Saydamlık Projesi (CDP) 2025 İklim Değişikliği Programı'nda 'A' notunu koruyan Türk Telekom, ilk kez katıldığı Su Güvenliği Programı'nda aldığı 'A-' notuyla da küresel çevresel liderler arasında yer aldı. Türk Telekom, iklim değişikliğiyle mücadele, su güvenliği ve karbon emisyonlarının azaltılması alanındaki çalışmalarını bilim temelli hedef yaklaşımı sürdürerek daha sürdürülebilir bir dijital geleceğin inşasına katkı sunuyor."</p>
<p>İklim kriziyle mücadelede teknoloji ve altyapı gücünü sürdürülebilirlik yaklaşımıyla birleştiren Türk Telekom'un, 2030'a kadar emisyonlarını yüzde 45 azaltmayı, 2050'de ise "Net Sıfır"a ulaşmayı hedeflediği bildirildi.</p>
<p><strong>"Teknolojideki hızlı dönüşümün fırsatlarını herkes için erişilebilir kılmaya çalışıyoruz"</strong></p>
<p>Konferans kapsamında değerlendirmelerde bulunan Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, "Türkiye'nin dijital geleceğine yön veren Türk Telekom olarak, bu süreci teknoloji dönüşümünün ötesinde toplumsal ve ekonomik değer yaratmanın temel aracı olarak görüyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Şahin, Türk Telekom'un Türkiye'nin en fazla istihdam sağlayan markalarından biri olduğunu ve yaklaşık 58 milyon abonesiyle ülkenin ilk entegre operatörü konumunda bulunduğunu belirtti.</p>
<p>Teknolojideki hızlı dönüşümün sunduğu fırsatları herkes için erişilebilir kılmaya odaklandıklarını ve yarının dijital dünyasında Türkiye'yi her alanda destekleyecek projeler geliştirdiklerini aktaran Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye'nin dijital dönüşüm yolculuğu için 2005'ten bu yana 24,5 milyar dolar yatırım gerçekleştirdik. Son 5 yıldır sektörümüzün yatırım lideri olarak dijital geleceğin inşasına yönelik çalışmalarımızı sürdürürken, her adımımızı daha yeşil, daha adil ve daha yaşanabilir bir dünya hedefiyle atıyoruz. Bu doğrultuda Türkiye'nin her köşesine uzanan fiber omurgamızı güçlendiriyor, yeni nesil ağ teknolojilerinde milli AR-GE çalışmaları yürütüyor, çevre dostu teknolojileri şebekemize entegre ediyor ve yenilenebilir enerji kaynaklarına ciddi yatırımlar yapıyoruz. Türkiye'nin küresel iklim gündemindeki güçlü konumunu ve gelecek vizyonunu yansıtan COP31'in 'Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji' destekçisi olarak geleceğin dünyasının tasarlanmasında küresel aktörler arasında yer almaktan mutluluk duyuyoruz."</p>
<p>Şahin, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak amacıyla Türkiye'nin sürdürülebilirlik hedeflerine ve küresel iklim mücadelesine katkı sunmaya kararlılıkla devam edeceklerini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sahin-dijital-donusum-icin-245-milyar-dolar-yatirim-gerceklestirdik-88146</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/2/1280x720/ebubekir-sahin-1772197862.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin dijital dönüşüm yolculuğu için 2005&#039;ten bu yana 24,5 milyar dolar yatırım gerçekleştirdik. Son 5 yıldır sektörümüzün yatırım lideri olarak dijital geleceğin inşasına yönelik çalışmalarımızı sürdürürken, her adımımızı daha yeşil, daha adil ve daha yaşanabilir bir dünya hedefiyle atıyoruz. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetlere-guven-eylulde-8-puan-artti-88142</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 13:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal hizmetlere &#039;güven&#039; eylülde 8 puan arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), eylül ayına ait Finansal Hizmetler İstatistikleri ve Finansal Hizmetler Güven Endeksi (FHGE) verilerini yayımladı.</p>
<p>Finans sektöründe faaliyet gösteren 150 kuruluşun yanıtlarının, sektördeki ağırlıkları dikkate alınarak birleştirilmesiyle elde edilen anket sonuçlarına göre FHGE, eylülde 8 puan artışla 158,4 seviyesine yükseldi.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, son üç aydaki iş durumu, son üç aydaki hizmetlere olan talep ile gelecek üç aydaki hizmetlere olan talep beklentisi olmak üzere tüm alt endekslerin FHGE'yi artış yönünde etkilediği görüldü.</p>
<p>İş durumu ve hizmetlere olan talebe ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda iş durumunda iyileşme olduğu yönündeki değerlendirmeler önceki aya kıyasla güçlendi.</p>
<p>Son üç ayda hizmetlere olan talepte artış olduğu yönündeki değerlendirmeler ile gelecek üç ayda hizmetlere olan talepte artış olacağı yönündeki beklentilerin güçlendiği görüldü.</p>
<p>İstihdama ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda istihdamda artış olduğunu bildirenler lehine olan seyrin sınırlı güçlendiği, gelecek üç ayda istihdamda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyrin ise zayıfladığı gözlendi.</p>
<p>2026 yılı eylül ayında, NACE Rev.2 sektör sınıflamasına göre "Finans ve Sigorta Faaliyetleri" sektöründe güven endeksleri alt sektörler itibarıyla değerlendirildiğinde, önceki aya göre "64-Finansal Hizmet Faaliyetleri (sigorta ve emeklilik fonları hariç)", "65-Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Fonları (zorunlu sosyal güvenlik hizmetleri hariç)" ve "66-Finansal Hizmetler ile Sigorta Faaliyetleri için Yardımcı Faaliyetler" sektörlerinde sırasıyla 7,4, 15,8 ve 4,9 puanlık artış oldu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetlere-guven-eylulde-8-puan-artti-88142</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/hizmet-uretici-endeksi-endeks-tablo-ekonomi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın eylül ayı verilerine göre Finansal Hizmetler Güven Endeksi 8 puan artarak 158,4&#039;e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/oecd-turkiye-icin-buyume-tahminini-dusurdu-88144</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 13:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> OECD, Türkiye için büyüme tahminini düşürdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ara dönem Ekonomik Görünüm raporunu "Arka Arkaya Şoklarla Başa Çıkmak" başlığıyla yayımladı.</p>
<p>Rapora göre, küresel ekonomi 2025'te yüzde 3,4 büyüdü. Ekonomik büyüme hızı bu yılın ilk yarısında yavaşladı ancak Orta Doğu'daki jeopolitik risklerin olumsuz etkilerine rağmen ekonomide büyüme birçok ülkede dayanıklılığını korudu.</p>
<p>Yapay zeka alanındaki gelişmelerin güçlü seyrini sürdürmesi de yatırım, üretim ve ticareti destekledi.</p>
<p>Ancak küresel ekonomik görünüm, büyük ölçüde Orta Doğu'daki savaşta kalıcı bir çözüm bulunup bulunmamasına bağlı olmaya devam ediyor. Üretimdeki darboğazlardan kaynaklanan yüksek rafineri marjları, tüketici fiyatları ve işletme maliyetleri üzerinde ek bir yukarı yönlü baskı oluşturuyor.</p>
<p>Enerji fiyatlarının yanı sıra bazı tarım ürünlerinin fiyatları da aşırı hava koşullarının arz üzerindeki etkisiyle yüksek seyretmeye devam ediyor.</p>
<p>Gümrük vergileri ve ihracat kısıtları dahil olmak üzere, ticaret politikalarında süregelen değişiklikler politika belirsizliğini artırarak arz kesintilerine katkıda bulunuyor.</p>
<p>Uzun vadeli mali riskler ve yapay zeka şirketlerinin yoğun tahvil ihracı konusundaki endişelerin artmasıyla, birçok ekonomide uzun vadeli faiz oranları en az 15 yılın en yüksek seviyesine çıktı.</p>
<p>Bu gelişmelerin etkisiyle OECD, bu yıl için küresel ekonomik büyüme tahminini hazirandaki öngörüsüne göre 0,1 puan artırarak yüzde 2,9'a yükseltirken, 2027 için tahminini ise 0,1 puan düşürerek yüzde 3'e revize etti.</p>
<p>Artan fiyat baskıları, reel gelir artışındaki zayıflama ve yüksek faiz oranlarının, birçok ekonomide kısa vadeli büyüme ivmesini yavaşlatacağı tahmin ediliyor. Ancak yapay zeka alanında yatırımların sürmesi ve enerji fiyatlarında beklenen düşüş nedeniyle ekonomik faaliyetin 2027'de hafif güçlenmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>Enflasyon kısa vadede hız kazanacak</strong></p>
<p>Enflasyonun küresel çapta, emtia fiyatlarındaki artışları yansıtacak şekilde kısa vadede hızlanacağı ancak enerji fiyatlarında beklenen yavaşlama ve sıkılaştırılan para politikasının genel fiyat baskılarını sınırlamaya yardımcı olmasıyla 2027'de kademeli olarak yavaşlayacağı tahmin ediliyor.</p>
<p>Öte yandan OECD, özellikle enerji piyasalarındaki olası gelişmeler nedeniyle söz konusu tahminler konusunda "önemli bir belirsizlik" olduğu uyarısında da bulunuyor.</p>
<p>Kuruma göre, petrol ve doğal gaz fiyatlarının seyri, arz kesintilerinin süresine, üreticilerin ve tüketicilerin uyum sağlayabilme derecesine ve jeopolitik gelişmelere büyük ölçüde bağlı.</p>
<p>Enerji piyasalarının daha hızlı bir şekilde normale dönmesi, enflasyonist baskıları hafifletirken, ekonomik faaliyeti destekleyebilir. Buna karşın, yeniden ortaya çıkabilecek veya daha uzun süreli aksaklıklar, enflasyonun hızlanmasına ve büyümenin zayıflamasına yol açabilir.</p>
<p>Bu kapsamda, enerji fiyat şoku ve hedefin üzerinde seyreden enflasyon karşısında, merkez bankalarının para politikasında ilave ayarlamalar yapmasının gerekebileceği tahmin ediliyor.</p>
<p><strong>Türkiye'de dezenflasyonun devam etmesi bekleniyor</strong></p>
<p>OECD, 2025'te yüzde 3,7 büyüyen Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,7 büyüyeceğini öngördü. Kurumun 2027 için büyüme tahmini ise yüzde 3,6 oldu. Bu oranlar, kurumun hazirandaki tahminlerine göre 2026 için 0,4 ve 2027 için 0,2 puan aşağı yönlü revize anlamına geliyor.</p>
<p>OECD, Türkiye'de enerji ve gübre fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan olumsuzluklara rağmen, dezenflasyonun devam edeceğini, enflasyonun bu yıl yüzde 31,5 ve 2027'de ise yüzde 24,7 seviyesinde gerçekleşeceğini tahmin ediyor.</p>
<p>Dezenflasyonun sürmesiyle Türkiye ve Brezilya gibi bazı gelişmekte olan ülkelerde para politikasındaki gevşemenin, ekonomik büyümeyi desteklemesi bekleniyor.</p>
<p><strong>En yüksek büyüme Hindistan ekonomisinde</strong></p>
<p>OECD'ye göre, ABD'de ekonomik büyümenin bu yıl yüzde 2,2 ve 2027'de yüzde 2,1 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor.</p>
<p>Avro Bölgesi'nde ekonomik büyümenin bu yıl ve 2027'de yüzde 1 olacağı, Çin'de ise bu oranın sırasıyla yüzde 4,5 ve 4,2 seviyesinde gerçekleşeceği öngörülüyor.</p>
<p>Bu yıl en yüksek ekonomik büyüme oranının yüzde 7,8 ile Hindistan'da görüleceği, bunu yüzde 5,2 ile Endonezya'nın izleyeceği tahmin ediliyor.</p>
<p>En büyük ekonomik daralmanın ise eksi yüzde 1,8 ile Suudi Arabistan'da gerçekleşeceği değerlendiriliyor. Bu oran, OECD'nin hazirandaki büyüme tahminine göre eksi 5 puan aşağı yönlü revizeye karşılık gelirken, savaş sonrası Suudi Arabistan'ın özellikle petrol üretimi ve ihracatındaki düşüşü ekonomik daralmada belirleyici rol oynuyor.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/oecd-turkiye-icin-buyume-tahminini-dusurdu-88144</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/bayrak-turkiye-ekonomi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OECD&#039;nin Türkiye ekonomisi için büyüme tahmini yıl sonunda yüzde 2,7,  2027&#039;de ise yüzde 3,6 oldu. Örgütün haziran öngörüsü bu yıl için yüzde 3,1, gelecek yıl için ise yüzde 3,8 olmuştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-sektorun-12-ay-sonrasi-enflasyon-beklentisinde-gerileme-88141</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 12:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel sektörün 12 ay sonrası enflasyon beklentisinde gerileme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2026 yılı eylül ayına ait "Sektörel Enflasyon Beklentileri" verilerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, eylülde 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri geçen aya göre piyasa katılımcıları için 0,01 puan artarak yüzde 23,70 seviyesine, hane halkı için 0,02 puan artarak yüzde 45,60 seviyesine çıkarken, reel sektör için 0,30 puan azalarak yüzde 32,50 seviyesine indi.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini bekleyen hane halkı oranı bir önceki aya göre 0,60 puan azalarak yüzde 16,25 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>Hane halkı beklenti anketi</strong></p>
<p>Hane halkının, son bir yıl içinde fiyatlarının en çok arttığını değerlendirdiği ve gelecek 12 ay için fiyatlarının en çok artmasını beklediği ürün/hizmet grupları "gıda" ile "yakıt ve enerji" oldu. Gıdayı, fiyatı en çok artan ürün grupları arasında değerlendiren katılımcıların payı bir önceki aya göre 1,5 puan azalarak yüzde 37,8'e geriledi.</p>
<p>Gelecek 12 ay sonunda konut fiyatlarındaki artış beklentisi eylülde ağustos ayına göre 1,44 puan azalarak yüzde 30,69 oldu.</p>
<p>12 ay sonrası dolar kuru beklentisi bir önceki aya göre 1,43 lira artarak 55,90 lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Katılımcıların yatırım tercihleri değerlendirildiğinde, ilk sırada yer alan "altın alırım" diyen katılımcıların oranı bir önceki aya göre 1,7 puan artarak yüzde 43 oldu. İkinci sırada yer alan "ev/dükkan/arsa vb. alırım" diyen katılımcıların oranı bir önceki aya göre 3,5 puan azalarak yüzde 33,6'ya geriledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-sektorun-12-ay-sonrasi-enflasyon-beklentisinde-gerileme-88141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/market-perakende-enflasyon-1766746186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın verilerine göre, eylülde 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri geçen aya kıyasla piyasa katılımcıları için 0,01 puan artarak yüzde 23,70&#039;e, hane halkı için de 0,02 puan artışla yüzde 45,60&#039;a çıktı, reel sektör için ise 0,30 puan azalarak yüzde 32,50&#039;ye indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsan-ile-roketsandan-12-milyar-euroluk-sozlesme-88140</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASELSAN ile ROKETSAN&#039;dan 1,2 milyar euroluk sözleşme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ASELSAN ile ROKETSAN arasında hava savunma sistemlerine yönelik alt bileşenlerin tedariki kapsamında sözleşme imzalandığı bildirildi.</p>
<p>ASELSAN tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformundan (KAP) yapılan açıklamada, "ASELSAN ile ROKETSAN arasında hava savunma sistemlerine yönelik alt bileşenlerin tedariki kapsamında toplam tutarı 1 milyar 234 milyon 210 bin avro olan sözleşme imzalanmıştır." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsan-ile-roketsandan-12-milyar-euroluk-sozlesme-88140</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/aselsan-1777720943.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN ile ROKETSAN arasında hava savunma sistemlerine yönelik alt bileşenlerin tedariki kapsamında 1,23 milyar euroluk sözleşme imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplan-turk-hali-sektorunun-dunya-pazarlarindaki-gucunu-koruyor-88151</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 11:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> İskender Kaplan: Halı sektörü dünya pazarlarındaki gücünü koruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği (GAHİB) ev sahipliğinde Gaziantep’te bir araya gelen TİM Halı Sektör Kurulu, küresel pazarlardaki son gelişmeleri ve sektörün geleceğine yön verecek kritik stratejileri masaya yatırdı.</p>
<p>Sektörün dev isimlerini aynı çatı altında buluşturan stratejik zirvede, 2026 yılının ilk 8 ayında elde edilen ihracat başarısı açıklanırken yapay zekâ, e-ihracat, nitelikli fiyatlandırma ve haksız iç rekabetle mücadele konularında uyarılar yapıldı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği Başkanı Zeynal Abidin Kaplan ve İstanbul Halı İhracatçıları Birliği (İHİB) Başkanı Faik Toprak’ın katılımıyla gerçekleşen buluşma, Türkiye'nin dünya halı pazarındaki liderliğini pekiştirecek vizyoner kararlara sahne oldu.</p>
<p><strong>2026’nın 8 ayında 1 milyar 738 milyon dolarlık halı ihracatı</strong></p>
<p>Toplantının açılışında 2026 yılının 8 aylık ihracat bilançosunu değerlendiren TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, küresel ekonomik dalgalanmalara rağmen Türk halı sektörünün dünya pazarlarındaki gücünü koruduğunu vurguladı. Yılın ilk 8 ayında 1 milyar 738 milyon dolarlık ihracata imza attıklarını belirten Kaplan, "Türkiye geneli halı ihracatımızda 8 aylık süreçte toplam 337,5 milyon metrekare ve 542 bin tonluk devasa bir sevkiyat hacmine ulaştık. Ürün gruplarımıza baktığımızda, ihracatımızın amiral gemisi yine makine halısı oldu. Toplam ihracatımızın 1 milyar 347 milyon dolarlık bölümünü makine halısı oluştururken, 306 milyon dolarlık tüfte halı, 77 milyon dolarlık el dokuma halısı ve 8 milyon dolarlık kilim ihracatı gerçekleştirdik" dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab3b96820d19-1790163304.jpeg" alt="" width="700" height="792" /></p>
<p><strong>178 ülkeye Türkiye imzalı halı serildi</strong></p>
<p>Ülke ve bölge bazındaki pazar çeşitliliğine de dikkat çeken İskender Kaplan, Türk halısının dünyanın dört bir yanından talep gördüğünü belirterek rakamlarla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: "178 ülkeye ulaşan ihracat ağımızda bölgesel bazda 526 milyon dolarla Amerika ülkeleri ilk sırada yer aldı. Orta Doğu ülkelerine 429 milyon dolar, Avrupa Birliği ülkelerine ise 285 milyon dolarlık ihracat yaptık. Bu pazarlarımızı sırasıyla Afrika ve diğer Avrupa ülkeleri takip etti. Ülke bazlı sıralamada ise 487 milyon dolarla Birleşik Devletler liderliğini korurken; Suudi Arabistan 208 milyon dolar, Birleşik Krallık 139 milyon dolar, Irak 90 milyon dolar, Almanya 77 milyon dolar ve Birleşik Arap Emirlikleri 30 milyon dolarlık pay aldı."</p>
<p><strong>"Gaziantep halı ihracatındaki şampiyonluğunu korumaya devam ediyor"</strong></p>
<p>İller bazındaki başarı tablosuna da değinen Kaplan, Gaziantep’in lokomotif rolünü bir kez daha kanıtladığını ifade ederek, "Halı ihracatımızın 1 milyar 227 milyon dolarlık aslan payını tek başına Gaziantep üstlendi. Bu dönemde İstanbul’dan 356 milyon dolar, Uşak’tan ise 62 milyon dolarlık halı ihracatına imza atıldı" diye konuştu.</p>
<p><strong>“Yapay zeka ve e-ihracat ile yeni nesil dönüşüm şart”</strong></p>
<p>Sektörün gelecek vizyonuna dair hayati değerlendirmelerde bulunan TİM Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, dijitalleşmenin artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu vurguladı. Önümüzdeki beş yıl içerisinde geleneksel ihracat modellerinin tamamen kabuk değiştireceğinin altını çizen Kaplan, ticaretin yapay zeka entegrasyonlu dijital platformlar ve e-ihracat ekseninde şekilleneceğini belirtti.</p>
<p><strong>E-ihracatın temeli dijitalleşme ve yapay zekâ</strong></p>
<p>Üretici ve ihracatçı firmaların AR-GE ile dijital altyapı yatırımlarını vakit kaybetmeksizin artırmaları gerektiğini ifade eden İskender Kaplan, sektörün kronik sorunlarının çözümü noktasında Ticaret Bakanlığı ve Hazine ve Maliye Bakanlığı ile kesintisiz bir diyalog halinde olduklarını dile getirdi. Kaplan, 2026 yıl sonu hedeflerine ulaşmak adına gerekli tüm proje ve çalışmaları kararlılıkla desteklendiğini kaydetti.</p>
<p>TİM Halı Sektör Kurulu Toplantısı, Türkiye'nin dünya halı sektöründeki lider konumunu perçinleyecek ortak irade beyanı ve aile fotoğrafı ile sona erdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplan-turk-hali-sektorunun-dunya-pazarlarindaki-gucunu-koruyor-88151</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplan-turk-hali-sektorunun-dunya-pazarlarindaki-gucunu-koruyor-1790163323.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep’te düzenlenen toplantıda yılın 8 aylık ihracat verilerini değerlendiren TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, küresel ekonomik dalgalanmalara rağmen Türk halı sektörünün dünya pazarlarındaki gücünü koruduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogunun-hububat-sektoru-ihracati-8-ayda-25-milyar-dolar-88147</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneydoğu’nun 8 aylık hububat ihracatı 2,5 milyar dolara çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu Bölgesi ağustos ayında 274,3 milyon dolar tutarında hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri ihraç etti. Yılın sekiz ayında sektörel ihracatı yüzde 6,6 artışla 2,5 milyar dolara yükselen bölge, Türkiye’nin toplam hububat sektörü ihracatındaki yüzde 31’lik payla liderliğini korudu. </p>
<p>Sektörün Güneydoğu’dan yaklaşık 3 milyon ton ihracat gerçekleştirdiği sekiz aylık süreçte yaklaşık 832 bin ton makarna, 513 bin ton buğday unu, 314 bin ton da ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağındaki ihracat yüzde 30 artış ile 520,5 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı yüzde 13,2 artışla 447,7 milyon dolar olarak gerçekleşti. Sektörün en büyük pazarı olan Orta Doğu’ya ihracat 1 milyar doları aşarken, Afrika ülkelerine toplam 885 milyon dolar tutarında ihracat yapıldı.</p>
<p><strong>“Karadeniz ve Orta Doğu’daki gerilimler ticareti ikili kıskaca aldı”</strong></p>
<p>Küresel gıda ticaretinde baskı unsuruna dönüşen ham madde ve navlun sorunlarına rağmen Güneydoğu Anadolu’nun pazar çeşitliliğiyle direncini koruduğuna dikkat çeken TİM Yönetim Kurulu Üyesi ve GAİB Hububat Birliği Başkanı Celal Kadooğlu şunları söyledi: “Yılın son çeyreğini küresel gıda piyasalarını iki ayrı koldan baskılayan, oldukça zorlu ve stratejik bir denklemle karşılıyoruz. Ham madde tedarikimizin can damarı olan Karadeniz havzasında yeniden tırmanan gerilimler ve limanlardaki tıkanıklıkların ürün akışını sekteye uğrattığı; diğer yanda Hürmüz Boğazı ve Orta Doğu’daki jeopolitik risklerin etkisiyle Brent petrolün 100 doların üzerine fırlamasının deniz taşımacılığında navlun maliyetlerini olağanüstü seviyelere taşıdığı bir dönemden geçiyoruz. Bu iki uluslararası kriz üst üste bindiğinde, hem ham maddeye uygun maliyetle erişme hem de ürettiğimiz mamulü rekabetçi fiyatlarla hedef pazarlara ulaştırma noktasında ikili kıskaç altında kalıyoruz. Bu darboğaz içinde Toprak Mahsulleri Ofisimizin sahadaki tansiyonu ve piyasanın sesini anında duyarak satış sezonunu öne çekmesi çok hayati ve kıymetli bir müdahale oldu. TMO’nun, ELÜS üzerinden ve kendi depolarındaki arpa, mısır ve buğday stoklarını hızla piyasaya sunması; Karadeniz’deki aksamaların iç piyasamızda yaratabileceği ham madde tedarik endişesini biraz da olsa çözdü. Bu proaktif adım, gıda işletmelerindeki çarkların küresel krizlere inat kesintisiz dönmesini sağlayan en güçlü stratejik güvencemiz oldu.”</p>
<p><strong>“ABD ve Afrika pazarında yüzde 25’in üzerinde artışlar yakaladık”</strong></p>
<p>İçerideki bu sağlam kalkanı, dış pazardaki esnek hareket kabiliyeti ve derin pazar çeşitliliğiyle harmanlayarak güçlü bir ihracat performansına dönüştürmeyi başardıklarını ifade eden Kadooğlu şunları belirtti: “Lojistik sorunların yarattığı maliyetlere ve okyanus ötesi nakliye zorluklarına rağmen, Bölgemizin en büyük ikinci pazarı konumundaki ABD’ye ihracatımızı bu yıl yüzde 25,3 artırarak 243,9 milyon dolara taşımamız rakiplerimize karşı çok net bir mesajdır. Bu başarı, Türk gıda ürünlerinin yüksek kalitesine ve kriz anlarında dahi taviz vermediğimiz tedarik güvenilirliğimize duyulan sarsılmaz inancın kanıtıdır. Benzer ve eş zamanlı bir stratejik atılımı, yönümüzü kararlılıkla çevirdiğimiz Afrika pazarında da yakaladık. Bu dönemde Güneydoğu’dan kıtaya gerçekleştirdiğimiz sektörel ihracatımızı yüzde 25,4 gibi rekor bir oranla artırdık. Özellikle Cibuti, Somali, Sudan, Umman ve Nijer gibi ülkelerde sağladığımız dikkat çekici artış, küresel sarsıntılarda lüks tüketim kalemleri gerilese bile un, makarna ve bitkisel yağ gibi temel gıdaya olan yaşamsal talebin hiçbir şekilde hız kesmediğini bizlere bir kez daha gösterdi. Yılın son çeyreğinde de bir yandan ABD gibi katma değerli ürün talebi yüksek, uzak ve zorlu pazarlardaki rekabet gücümüzü artırırken, komşu coğrafyalarımızdaki doğrudan karayolu lojistik avantajımızı ve Afrika’daki köklü pazar derinliğimizi sonuna kadar kullanacağız. Bu ortak akıl ve dinamizmle, bölgemizi küresel gıda tedarik zincirinin en sarsılmaz ve güvenilir limanı kılmaya kararlılıkla devam edeceğiz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogunun-hububat-sektoru-ihracati-8-ayda-25-milyar-dolar-88147</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/7/1280x720/guneydogunun-hububat-sektoru-ihracati-8-ayda-25-milyar-dolar-1790162384.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneydoğu Anadolu Bölgesi ağustosta 274,3 milyon dolar, 8 aylık dönemde ise 2,5 milyar dolarlık hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri ihraç etti. GAİB Hububat Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, küresel gıda ticaretinde baskı unsuruna dönüşen ham madde ve navlun sorunlarına rağmen Güneydoğu Anadolu’nun pazar çeşitliliğiyle direncini koruduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/papel-odemenin-faaliyet-izni-iptal-edildi-88139</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 10:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Papel Ödeme&#039;nin faaliyet izni iptal edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Papel Elektronik Para ve Ödeme Hizmetleri AŞ ile ilgili karara ilişkin tebliği Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre banka, ilgili kanun uyarınca şirketin faaliyet iznininin iptal edilmesine karar verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/papel-odemenin-faaliyet-izni-iptal-edildi-88139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası, Papel Elektronik Para ve Ödeme Hizmetleri&#039;nin faaliyet iznini iptal etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-tasfiye-edilen-fonlardaki-yatirimci-sayisini-acikladi-88120</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 10:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK, tasfiye edilen fonlardaki yatırımcı sayısını açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), tasfiye edilmesine karar verilen 131 fonda bulunan yatırımcı sayısı hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Kamuoyunda tasfiye edilen fonlardaki yatırımcı sayısıyla ilgili farklı bilgilerin yer aldığı belirtilen açıklamada, Kurul Karar Organı'nın 17 Eylül'deki kararları uyarınca 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiye edilmesine karar verildiği, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) kayıtlarına göre anılan fonlardaki tekil yatırımcı sayısının 455 bin 758 kişi olduğu bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, "Bu süreçte yatırımcılarımızın sadece resmi kaynaklardan yapılan açıklamaları dikkate almalarını önemle belirtmek isteriz. Sermaye piyasalarımızın sağlıklı işleyişi, yatırımcılarımızın haklarının korunması ve piyasa güveninin sürdürülmesi konusunda Kurulumuz görev ve sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeye devam edecektir." ifadeleri kullanıldı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-tasfiye-edilen-fonlardaki-yatirimci-sayisini-acikladi-88120</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiye edilmesine karar verildiğini, MKK kayıtlarına göre bu fonlardaki tekil yatırımcı sayısının 455 bin 758 kişi olduğunu duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cinden-ithal-edilen-gunes-paneli-baglanti-kutularina-damping-onlemi-88138</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 10:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin&#039;den ithal edilen güneş paneli bağlantı kutularına damping önlemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının hazırladığı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Tebliğle Çin menşeli "güneş (solar) panelleri için bağlantı kutuları (junction box)" ile "diğer tür iletkenli olanlar" tanımlı "güneş panelleri için bağlantı kutuları" ürününe yönelik başlatılan ve İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen damping soruşturmasının tamamlanması neticesinde alınan karar yürürlüğe konuldu.</p>
<p>Soruşturma sonucu, söz konusu ürün ithalatının dampingli olduğu ve yerli üretim dalında zarara yol açtığı tespit edildi.</p>
<p>Ulaşılan tespitleri değerlendiren İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulunun kararı ve Ticaret Bakanı'nın onayıyla söz konusu eşyanın Türkiye'ye ithalatında dampinge karşı kesin önlemlerin uygulanmasına karar verildi.</p>
<p>Buna göre Çin'den yapılan güneş (solar) panelleri için bağlantı kutuları ithalatında Zhejiang Twinsel Electronic Technology Co., Ltd, Risen (Ningbo) New Material Co., Ltd, QC Solar (Suzhou) Corporation ve QC Solar (JiangSu) Corporation firmalarına CIF bedelinin yüzde 38,23'ü kadar dampinge karşı önlem uygulanacak.</p>
<p>Ayrıca "diğer tür iletkenli olanlar" için bu oranın Zhejiang Chint Xinhui PV Co., Ltd. şirketine yüzde 38,23 ve diğerlerine yüzde 57,11 olarak uygulanması kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cinden-ithal-edilen-gunes-paneli-baglanti-kutularina-damping-onlemi-88138</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ges-gunes-enerjisi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Güneş panelleri için bağlantı kutuları&quot; ürünlerinin Çin&#039;den ithalatında CIF bedelinin şirketlere göre yüzde 38,23&#039;ü ile yüzde 57,11&#039;i arasında damping önlemi devrede olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/btsoda-secim-ruzgari-88109</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 09:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTSO’da seçim rüzgârı…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde artık son viraja girildi. Mevcut Başkan İbrahim Burkay ile Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı yarışıyor. Her iki aday da sahada yoğun mesai harcıyor. Bursa iş dünyası, yaz dönemini uzun yıllardır ilk kez bu kadar hareketli geçiriyor. Neredeyse kimse tatile dahi gidemedi.</p>
<p>Bir tarafta, 16 makro projeyle yola çıkıp 60’ın üzerinde projeyi hayata geçiren ve bunları yeni dönemde bir üst seviyeye taşımayı hedefleyen İbrahim Burkay var. Diğer tarafta ise Bursa Ticaret Borsası Başkanlığı dönemindeki icraatları üzerinden eleştiriler yöneltilse de kendi şirketi Matlı Holding’de büyümesini sürdüren, aynı zamanda Bursaspor’a verdiği ciddi destekle taraftarın da ilgisini çeken Özer Matlı bulunuyor. Seçim yarışı bugüne kadar büyük ölçüde centilmence ve seviyeli ilerlerken, son dönemde araya girip durumdan vazife çıkaran bazı isimler nedeniyle ortamın giderek gerildiğine tanık oluyoruz. Açılan sosyal medya hesapları üzerinden yapay zekâ destekli içeriklerle yürütülen tartışmalar, iş dünyasının alışık olmadığı bir seçim atmosferini ortaya çıkardı. BTSO Başkanı İbrahim Burkay, 12 yıllık görev süresince yaptığı çalışmaları ve yeni dönemde hayata geçirmeyi planladığı projeleri “2030 Vizyonu” başlığı altında kamuoyuyla paylaşırken, çok sayıda iş insanının uzun süredir beklediği KOBİ OSB konusunda da önemli bir müjde verdi. Özer Matlı ise “2040 Vizyonu” adı altında yeni dönemde gerçekleştirmeyi taahhüt ettiği projeleri açıkladı. </p>
<p>İş dünyasının beklentisi adayları daha yakında tanıyıp projeleri ışığında oy kullanmak. Ama öyle olmadı. Bu süreçte adaylara desteğini açıklayan oda ve STK başkanlarının hedef tahtasına konulduğunu, sanayi ve ticaret odalarının ayrılmasının yeniden gündeme getirildiğini görüyoruz. Düne kadar methiyeler düzülen BTSO projeleri bir anda “tu kaka” ilan edilir oldu. Hatta TEKNOSAB, BESOB’un yıllardır tartışılan ve geleceği konusunda belirsizliklerin bulunduğu Çataltepe projesiyle kıyaslanmaya başlandı. Pes doğrusu! Yapmayın, bu kadar da olmaz. TEKNOSAB’da risk alarak yatırım yapan iş insanları zaten mevcut ekonomik şartlar içerisinde ciddi bir mücadele veriyor. Üstelik hâlâ önemli miktarda katılım payı ödemeleri söz konusu. Bu yatırımcılara bir de seçim tartışmaları üzerinden yüklenmenin kimseye faydası yok. Eğer TEKNOSAB’da, Bursa Business School’da ya da başka bir iştirak de yanlış işler yapıldığı düşünülüyorsa, bunların seçimden hemen önce değil, zamanında sorgulanması gerekmez miydi? Madem ortada yanlış olduğu düşünülen işler vardı, neden bugüne kadar gündeme getirilmedi? Devletin savcıları var, CİMER var, hukuk yolları var. Elinizde bilgi ve belge varsa bunları ilgili mercilere sunarsınız, hukuk önünde hesabını sorarsınız.</p>
<p>Başta da ifade ettiğim gibi, maalesef seçim ortamında kendisini öne çıkarmak isteyen bazı isimler sürecin bu noktaya gelmesine neden oldu. Oysa unutulmamalı ki 1 Ekim’de seçim bitecek. Ve bu camia, seçimden sonra yine birbirinin yüzüne bakacak. Bu nedenle kalan bir haftalık süreçte herkes içinde bulunduğu durumu ve kullandığı dili bir kez daha gözden geçirmeli. Seçim sonrasında aynı masalarda oturulacağı, aynı projeler için birlikte çalışılacağı unutulmamalı. Çünkü BTSO ve iştirakleri birer kurumdur. Devamlılık gerektirir. Umarım kalan kısa sürede aklıselim galip gelir ve Bursa iş dünyası daha fazla yara almadan bu süreç tamamlanır. Çünkü yaşanan tartışmaların ne Bursa’ya ne de ülke ekonomisine bir katkısı olacaktır. Geriye yalnızca küskünlükler, kırgınlıklar ve seçim sonrasında temizlenmesi zor izler kalır. Bursa iş dünyasının ihtiyacı olan şey kavga değil, seçimden sonra da birlikte çalışabilecek bir iklimdir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/btsoda-secim-ruzgari-88109</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BTSO’da seçim rüzgârı… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/balon-baliginda-destekleme-ust-siniri-1-milyona-cikarildi-88137</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 09:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Balon balığında destekleme üst sınırı 1 milyona çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığının hazırladığı "Balon Balığı Avcılığının Desteklenmesine İlişkin Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ" Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, lagocephalus spadiceus, lagocephalus suezensis, lagocephalus guentheri, tylerius spinosissimus, lagocephalus lagocephalus, sphoeroides pachygaster, torquigener flavimaculosus türlerinde üst limit 200 bin adetten 1 milyona çıkarıldı.</p>
<p>Söz konusu türler için 1 milyon adede ulaşıldığında Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünce SUBİS üzerinden alım durdurulacak ve aynı gün içinde Genel Müdürlüğün internet sitesi üzerinden ilan edilecek.</p>
<p>Düzenleme 1 Ocak 2026'dan geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/balon-baliginda-destekleme-ust-siniri-1-milyona-cikarildi-88137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/balon-baligi-destegi-tutari-artirildi-1747387511.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakanlık, istilacı balon balığı avlayan balıkçılara yapılan destekleme ödemelerinde üst sınır 1 milyon adede çıkardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-kopru-ve-otoyol-ozellestirmelerine-talip-88102</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> OYAK; köprü ve otoyol özelleştirmelerine talip</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SADİ ÖZDEMİR</strong></p>
<p>Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, grubun, 189 şirketi ile Türkiye dahil 30 ülkede faaliyetlerini geliştirmeye devam ettiğini belirtti. Grup şirketlerinde çalışan sayısının 49 bin 439 kişiye ulaştığını vurgulayan Yalçıntaş, "Üye sayımız ise 519 bin 292 oldu. 6 aylık sonuçlara göre konsolide aktif büyüklüğümüz geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 31 artarak 1 trilyon 842 milyar liraya yükseldi. Konsolide ciro yüzde 30 artışla 418 milyar liraya, aynı dönemde karlılığımız da yüzde 66 artışla 83 milyar liraya ulaştı” dedi.</p>
<p>OYAK’ın faaliyet gösterdiği bütün ana sektörlerde ayrı ayrı karlılık performansının da çok iyi olduğunu kaydeden Yalçıntaş, sıvı çelik üretiminin yılın ilk yarısında 4 milyon 686 bin ton olduğunu ve bu rakamla Türkiye çelik üretiminin yüzde 23’ünü gerçekleştirdiklerini söyledi. Çelikteki 6 aylık dönem karının da 201 milyon dolara ulaştığını anlatan Yalçıntaş, “Köprü ve otoyol özelleştirmeleri ile ilgileniyor musunuz” şeklindeki bir soru üzerine “Biz mesleki emeklilik fonuyuz ve sabit nakit akışı olan işlere çok önem veriyoruz. Bu anlamda altyapı yatırımları uygundur. OYAK olarak hem Türkiye’de hem de Türkiye dışında altyapı yatırımlarına çok ilgi duyuyoruz” dedi.</p>
<h2>Otomotivde yeni model, yeni yatırım </h2>
<p>OYAK Genel Müdürü Yalçıntaş, “Renault otomotivde pazar liderliğini sürdürüyor. MAİS, 8 ayda 100 bin 256 adet araç satışıyla zirvede. Türkiye’de en çok satan ilk 5 model bizimkiler oldu. Renault, yakın zamanda ülkemizde ürettiği model sayısını da artırdı. Yakında yine yeni model üretimleri konusunda bilgiler paylaşabiliriz. Elektrikli üretimi de olabilir. Elektriklide teknoloji çok hızlı gelişiyor ve bu nedenle çok acele edip hemen eskiyecek bir teknolojiye yatırım yapmak doğru olmaz. Bu konuda doğru teknolojiden emin olmak istiyoruz. Ben yakında Fransa’ya gideceğim. Renault ile her yıl yılda bir kez toplantı yapıyoruz. Gündemimizde bu konu var, bir takvim üzerinde konuşacağız” dedi.</p>
<h2>Enerji deviyle ortaklık görüşmesi </h2>
<p>OYAK’ın, 2030 vizyonu çerçevesinde stratejik sektör olarak tanımladığı enerji alanında da önemli gelişmeler olabileceğini belirten Yalçıntaş bu konuda şu bilgileri aktardı: “Güzel Enerji Total istasyonlarımız var sayıları 1055 adet oldu. Dünyanın en büyük enerji şirketlerinden birisiyle devam eden stratejik ortaklık görüşmemiz var var. Bu süreç yıl sonunda ya da gelecek yılın başlarında neticelenecek. Bu, bizim çok ulusluluk yapımızda önemli yapı taşlarından biri olabilir. OYAK’ı ‘uluslar üstü bir topluluk’ haline getirmek istiyoruz.” </p>
<p>Yalçıntaş, son dönemde savaşlar nedeniyle küresel enerji üretim ve akışında yaşanan sorunların hatırlatılması üzerine de “Bir kere satmak diye bir şey yok, ortaklıktan bahsediyoruz. Bu rafineri de olabilir, rafineri yurt içinde de yurt dışında da olabilir. Sıfırdan yatırım da mevcut bir rafineriye ortaklık da olabilir” dedi.</p>
<p>Yakın zamanda yüzde 42,8 hissesini satın aldıkları Tekfen Holding yatırımından çok memnun olduklarını vurgulayan Yalçıntaş, bu konuda şu bilgileri aktardı: “Tekfen Türkiye için hatta dünya için büyük bir değerdir. Tekfen’in ‘ana kası, bilgisi’ petrol ve gaz tesislerinin altyapı inşaatındadır. Bu konuda çok büyük projelere imza atmış ve dünya petrol ve gaz sektörüne büyük katkı sağlamıştır. Bugünkü savaşlarda bu tür tesislere büyük zararlar veriliyor ve bu da dünya ekonomisine zarar veriyor. Elbette bu savaşlar bitecek ve bütün bu tesislerin yeniden inşa edilmesi gündeme gelecek, bu da Tekfen gibi şirketlere yeni görevler demektir. Tekfen Azerbaycan, Rusya ve Körfez ülkelerinde çok güçlü referanslara sahip. İlk yaptığımız şey bu bağlantıları devreye sokarak yeniden iletişim başlattık.”</p>
<h2>Çin çelikte yıkıcı rekabet yapıyor </h2>
<p>Murat Yalçıntaş, OYAK’ın en önemli sanayi grupları arasındaki çelik üretimi konusunda da şöyle konuştu: “Çelikte küresel ölçekte kıyasıya rekabet var. Bunun kaynağı da Çin. Çin tek başına dünya ham çeliğinin yarısını üretiyor ve finansal saldırganlıkla dünyaya çelik satmaya çalışıyor ve bu da bizi zorluyor. Biz de bunun üzerine çelik üretimimizi daha verimli, daha az maliyetli ve daha kaliteli hale getirmeye çalışıyoruz. Bu kapsamda aldığımız ilk önlemler ve uygulamalar kapsamında dijitalleşme ve yapay zeka ajanlarımızı devreye soktuk. İlk 6 ayda sonuçlarını da gördük. Hem üretimde hem karlılıkla ciddi artış oldu. Bu, çelik stratejimizin birinci ayağıydı. İkincisi ise daha yüksek nitelikli çelik üretmekti ve şimdi ona yatırımı artırıyoruz. Geçen hafta Erdemir’in Romanya tesisini ziyaret ettik, orası elektrik sacı üretiyor. Ürünün satış rakamı standart çeliğin 4 misline denk gelebiliyor. Bu tesiste bazı yeni yatırımlara gideceğiz.”</p>
<h2>“Borsada daha fazla şirketimiz olacak” </h2>
<p>OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, Tekfen yatırımı ile tarım alanında da daha güçlü bir yapı oluşturduklarını vurguladı. Tarım ve gıdanın Türkiye için de çok kritik bir sektör olduğunu bildiren Yalçıntaş, "Hektaş’ta yatırımlarımız hem yurt içinde hem yurt dışında devam ediyor. Yanına Tekfen ile Toros’u ekledik. İki güçlü şirketin sinerjisi ile yola devam ediyoruz” dedi. OYAK topluluğunun borsada işlem gören şirketleri olduğunu hatırlatan Yalçıntaş, “Önümüzdeki dönemde borsada daha fazla şirketimiz olacak. Yeni halka arzlarla sermayenin tabana yayılmasına katkı sağlayacağız" dedi. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"SAVUNMA SANAYİİNE YATIRIM YAPMIYORUZ"</span></h2>
<p>OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, kurumun özelliği nedeniyle ‘savunma sanayiine yatırım’ konusunun sıkça sorulduğunu belirterek, “Prensip olarak savunma sanayiine doğrudan yatırım yapmıyoruz. Bu konunun bazı nedenleri var. Biz sanayide öyle ürünler üretiyoruz ki hem sivil kullanıma hem savunma sanayiinin ihtiyacına uygun olabiliyor. Örneğin, nitelikli çelik üretiyoruz ki buraya yeni bir yatırım da yaptık; yüksek sertlikte çelik hem madenciler hem de savunma sanayi kuruluşları için önemlidir. Burada kapasiteyi de artırmak için yeni şirket aldık. Geçen yıl da Umman Yatırım Fonu ile ortak fon kurmuştuk ve insansız kara araçları üretimine yatırım yaptık. Bunlar da hem sivil hem savunma sanayi tarafından kullanılabilir” dedi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">"Afrika’da yeni liman yatırımlarımız olabilir"</span></h2>
<p>OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, grubun lojistik sektöründe de Türkiye’de lider konumda bulunduğunu vurguladı ve “Hem denizcilik hem liman şirketimizde yeni yapılanmaya gittik. Bunun tek amacı hem liman hem denizcilik anlarından genişlemek. Liman yatırımlarına çok önem veriyoruz. Sadece Türkiye’de değil yurt dışında da olacak. Tekfen ile beraber iki liman da bizlere geçti. Bunların aktivitelerini daha da artıracağız. Yurt dışındaki muhtelif fırsatları da takip ediyoruz. Bu kapsamda Afrika çok kritik ve dünyanın geleceği Afrika’da çünkü doğal kaynaklar ağırlıklı orada ve bunların üretilmesi, taşınması için Afrika çok önemli fırsatlar barındırıyor. Biz de Afrika yatırımlarını ciddi değerlendiriyoruz. Bazı mesafeler aldık, sonuçlandıkça açıklayacağız” dedi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">"Erdemir’de baca boyadık, kıyamet koptu!"</span></h2>
<p>Murat Yalçıntaş, hangi sektörlerden çıkılacağını ya da yeni yatırımları konuşurken çok dikkatli kelimeler kullanmaya özen gösterdiğini belirterek bunun gerekçesini ilginç bir anekdot ile anlattı: “Biz Erdemir’de yeni yatırımlar yapıyoruz. Teknoloji, çevre yatırımları, dijitalleşme; malum çelikte verimlilik ve karlılığımızı artırmak için. İşte bu kapsamda tesisin birçok şeyini yeniledik ve baktık ki bacaları çok da yeni durmuyor. En son yıllar önce boyanmış. Biz de ‘bacaları da boyayalım daha güzel olsun’ dedik. Ancak biz iyi bir şey yaptık derken Erdemir’de kıyamet koptu. ‘Ne oluyor’ dedik ve kısa sürede nedenini anladık. Meğerse Erdemir’in bacası en son özelleştirme yapılacakken boyanmış ve vatandaşlarımız da bu nedenle ‘Erdemir yeniden satılacak mı’ diye kaygılanmış.” </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-kopru-ve-otoyol-ozellestirmelerine-talip-88102</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/2/1280x720/murat-yalcintas-1790142624.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, ‘köprü ve otoyol özelleştirmelerine’ ilgilerinin sorulması üzerine, “Biz mesleki emeklilik fonuyuz ve sabit nakit akışına çok önem veriyoruz. Bu anlamda OYAK olarak hem Türkiye’de hem de yurt dışındaki altyapı yatırımlarına çok büyük ilgi duyuyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketicilerin-yuzde-60i-ucuncu-haftayi-goremiyor-88101</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketicilerin yüzde 60’ı üçüncü haftayı göremiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Boyner Grubu çatısı altında faaliyet gösteren müşteri teknolojileri şirketi Hopi’nin tüketimdeki değişimi daha yakından ve düzenli olarak izlemek amacıyla hayata geçirdiği Hopi Pulse’ın ilk sonuçları düzenlenen basın toplantısı ile açıklandı. Ağustos 2026 döneminde Hopi uygulaması içindeki anket modülü üzerinden bin 500 Hopi kullanıcısının katılımıyla gerçekleştirilen araştırmada, kullanıcıların maaşın hesaba yattığı ilk andan ay içindeki harcama ritmine, küçük mutluluk alışverişlerinden zorunluluklar sonrasındaki tercihlere ve maaş gününün yarattığı duygulara uzanan tüketici davranışları incelendi. Katılımcıların yüzde 59’unu erkekler, yüzde 41’ini kadınlar oluşturdu. Gelir grupları üç segmentte ele alınırken segmentlerin oluşturulmasında Türk-İş’in açıkladığı yoksulluk sınırı referans alındı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab36701923d6-1790142209.png" alt="" width="626" height="525" /></p>
<h2>Düzenli devam eden bir araştırma </h2>
<p>Toplantıda konuşan Hopi CEO’su Elif Ateşok Şatıroğlu, “Tüketici biz onu anlamaya çalışırken değişmeye devam ediyor. Yıllık ve dönemsel raporlar hala çok değerli; ancak bugün değişimi yalnızca geriye bakarak okumak yeterli değil. Hopi Pulse’ı bu nedenle her seferinde tek bir sıcak meseleye odaklanan ve düzenli olarak devam eden bir araştırma serisi olarak kurguladık. Klasik bir anket bize tüketicinin ne söylediğini, alışveriş verisi ise ne yaptığını gösteriyor. Hopi’nin 21 milyon kullanıcı, 30 sektör ve 300’ü aşkın markadan oluşan ekosistemi sayesinde bu iki katmanı birlikte okuyabilme gücüne sahibiz. Hedefimiz, Hopi Pulse’ın tüketim eğilimleri konuşulurken güncel bir referans noktası olması” dedi.</p>
<p>Hopi Growth, Data ve Merchant Success’ten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mihrican Ünlü ise Hopi Pulse modelini davranış, beyan ve zaman olmak üzere üç katman üzerine kurduklarını belirterek, “Kullanıcılarımızın bize ne söylediğini dinliyor, anonim ve istatistiksel düzeyde alışveriş davranışını analiz ediyor ve bu iki katmanı düzenli aralıklarla birlikte okuyarak değişimi zaman içinde izliyoruz. Bir araştırma bir kez yapıldığında haberdir; aynı soru tekrarlandığında trend olur. Tüm analizler anonim ve istatistiksel bazda yapılıyor; Hopi müşteri verisini markalarla paylaşmıyor” diye konuştu.</p>
<h2>Yüzde 88 zorunlu harcamalara yöneliyor </h2>
<p>Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 71’i maaşlarını alır alma öncelikle kira, fatura ve kredi/kredi kartı gibi düzenli ödemelere, yüzde 17’si ise market gibi temel ihtiyaçlara yöneliyor. Böylece her 100 kişiden 88’inin maaşı gelir gelmez ilk durağı mevcut yükümlülükler ve temel ihtiyaçlar oluyor. Buna karşılık maaşının bir kısmını öncelikli olarak birikim veya yatırıma ayırabilenlerin oranı ise yüzde 8’de kalıyor. Bu da tüketicilerin mevcut yükümlülüklerinin yanında birikim yapabilen müşteri sayısının oldukça sınırlı olduğunu gösteriyor. zorunlu harcamaya yönelim 18-25 yaş arasını oluşturan gençlerde ise daha sınırlı. Bu sınıfta maaşını alır almaz kira, fatura, market ve temel ihtiyaçlarına yönelenlerin oranı yüzde 70…</p>
<h2>Yüzde 25’in maaşı ilk haftada tükeniyor </h2>
<p>Maaşın ne kadar sürede tükendiğine yönelik soruya ise katılımcıların yüzde 25’i ilk haftada tükendiğini belirtti. ikinci hafta dahil edildiğinde bu süre yüzde 41’e çıkarken 3. Hafta dahil edildiğinde bu oran yüzde 59’a çıkıyor. Başka bir ifade ile her 10 kişiden 6’sının maaşı üçüncü haftada tükeniyor. Ay sonunda maaşı hala tükenmeyenlerin oranı ise yüzde 16 olarak hesaplanıyor. Anket sonuçlarına göre gelir yükseldikçe maaşın daha uzun süre bitmediği görülse de yüksek gelir grubunda da maaşın ay sonuna kalması garanti değil. Zira bu grupta da her iki kişiden biri yine ayın sonuna kadar maaşının bittiğini söylüyor. Daha dar gelir grubuna inildiğinde ise 10 kişiden 7’si ayın 3’üncü haftasını göremiyor ve yine bu sınıfta ay sonuna kadar maaşı kalanların oranı yüzde 18 seviyesinde bulunuyor.</p>
<h2>Yüzde 90'ı mutluluk alışverişi yapıyor </h2>
<p>Peki tüketici küçük de olsa kendini mutlu etmek için maaşı gelir gelmez kendisi için birşeyler alıyor mu? Bu soruda da yaş grubuna göre farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Bunu her zaman yaparım diyenlerin oranı yüzde 24, çoğu zaman yaparım diyenler yüzde 20 ve zaman zaman yaparım diyenlerin oranı ise yüzde 49 seviyesinde bulunuyor. hiç yapmam diyenlerin oranı ise yüzde 10’da kalıyor. Başka bir ifade ile her 10 kişiden 9’u her ay mutluluk alışverişi yaparım diyor. Gençlerin yüzde 52'si ilk birkaç günde her zaman kendine küçük alışverişler, mutluluk alışverişleri yaparım derken, bu oran ileri yaşta yüzde 18’e kadar düşüyor. Gençlerde mutluluk alışverişinde ilk sırada hazır giyim ve teknoloji alışverişi öne çıkarken orta yaşta dışarda yemek, yemek ve ileri yaş grubunda ise seyahat harcaması öne çıkıyor. Peki tüketiciler alışverişlerinde kısmaları gerekirse ilk olarak hangi kategoriden vazgeçerler sorusunda ise müşterilerin yüzde 22'si bütün kategorilerden kısabilirim diyor. Yüzde 19'u da giyimden vazgeçebilirim diyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kadınların maaşı daha erken tükeniyor</span></h2>
<p>Araştırmanın en belirgin ayrışmalarından biri kadınlarla erkekler arasında görülüyor. Maaşını ilk 7 günde tükettiğini söyleyenlerin oranı kadınlarda yüzde 31 iken erkeklerde yüzde 21. Ay sonunda elinde harcanmamış bir miktar bırakabildiğini söyleyenlerin oranı ise erkeklerde yüzde 27, kadınlarda yüzde 21. Fark 26-35 yaş grubunda daha da açılıyor. Bu yaştaki kadınların yüzde 40’ı maaşının ilk haftada tükendiğini söylerken erkeklerde oran yüzde24. Gelir -2 grubunda da ay sonunda elinde para kaldığını söyleyen erkeklerin oranı %38, kadınların oranı %24.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketicilerin-yuzde-60i-ucuncu-haftayi-goremiyor-88101</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/para-lira-tl-1766551550.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hopi Pulse araştırması, artan zorunlu harcamaların tüketicinin maaş üzerindeki baskısını ortaya koydu. Katılımcıların yaklaşık yüzde 60’ının maaşı üçüncü hafta itibarıyla tükenirken, ay sonunda hala maaşından para kalanların oranı yüzde 16 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/demir-yollarina-kuresel-yatirim-yarisi-hizlaniyor-88100</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Demir yollarına küresel yatırım yarışı hızlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab3639c239e4-1790141340.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Dünyada ticaret yollarının yeniden şekillendiği, deniz taşımacılığında jeopolitik risklerin ve maliyetlerin arttığı dönemde demiryolları yeni bir yatırım dalgasının merkezine yerleşiyor. UNIFE'nin Bain &amp; Company tarafından hazırlanan 2026 Dünya Demiryolu Pazarı Çalışması'na göre küresel demiryolu tedarik pazarı 2023-2025 döneminde yıllık ortalama 220,6 milyar euro büyüklüğe ulaştı. Pazarın 2029-2031 döneminde reel olarak yıllık yüzde 3,2 büyümesi bekleniyor.</p>
<p>Çalışma, küresel demiryolu sektörünün yalnızca yolcu taşımacılığı değil, yük taşıma kapasitesindeki büyümeden destek bulduğunu gösteriyor. Asya- Pasifik dünyanın en büyük demiryolu pazarı olmayı sürdürürken, en hızlı büyüyen bölge Afrika ve Ortadoğu oldu. Mısır, Fas ve Suudi Arabistan'daki yeni hat projeleri bu büyümede öne çıkarken, Rusya, Kazakistan ve Polonya'nın etkisiyle BDT ve Doğu Avrupa da hızlı büyüyen bölgeler arasında yer aldı.</p>
<h2>Sinyalizasyon ve altyapıya 66 milyar dolar</h2>
<p>Demiryolu pazarının 220,6 milyar euroluk yıllık hacminde en büyük kalem 84,1 milyar euroyla hizmetler. Bunu 68,8 milyar euroyla raylı araçlar, 41,7 milyar euroyla altyapı ve 24,9 milyar euroyla demiryolu kontrol ve sinyalizasyon sistemleri izliyor. Böylece yatırım dalgasının yalnızca yeni hat inşaatından ibaret olmadığı; tren, bakım, dijitalleşme ve sinyalizasyon gibi alanlarda da geniş bir ekonomik değer yarattığı görülüyor.</p>
<h2>Askeri hareketlilik projelere siyasi desteğin artmasını sağlıyor </h2>
<p>Araştırma, demiryollarının stratejik öneminin de değiştiğine işaret ediyor. Savunma ve askeri hareketlilik, tedarik zincirlerinin güvenliği ve Avrupa'da ulaşım ağlarının güçlendirilmesi artık demiryolu projelerine yönelik siyasi desteğin başlıca unsurları arasında. ERTMS, yeni nesil FRMCS haberleşme sistemi, otonom trenler, kestirimci bakım ve siber güvenlik de sektörün yeni büyüme alanları olarak öne çıkıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye'nin demir yolu hamlesi</span></h2>
<p>Türkiye’de de demiryolu taşımacılığını desteklemek amacıyla hamleler yapılıyor. 2026 Kamu Yatırım Programı'nda demiryolu yük ve yolcu taşımacılığının geliştirilmesi amacıyla 145,6 milyar TL Yüksek Standartlı Demiryolu, 8,1 milyar TL iltisak hattı ve 15,5 milyar TL uluslararası yük koridoru projelerine ayrıldı. Bu çerçevede Divriği-Kars, Kars-Iğdır- Aralık-Dilucu ve Kalkınma Yolu bağlantıları, Türkiye'nin uluslararası lojistik ağlarla entegrasyonunu güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa yılda 97 milyar euro işten mahrum kalıyor</span></h2>
<p>Küresel büyüme Avrupa demiryolu sanayisi açısından aynı ölçüde fırsata dönüşmüyor. Araştırmaya göre AB demiryolu tedarikçilerinin erişebildiği küresel pazar payı 2021- 2023 dönemindeki yüzde 59'dan 2023-2025'te yüzde 56'ya geriledi. Erişilebilir pazarın yıllık büyüklüğü yaklaşık 124 milyar euroda kalırken, yerli üretim şartları ve korumacı ticaret politikaları pazarın önemli bölümünü yabancı şirketlere kapatıyor. Reuters'ın araştırmaya ilişkin haberine göre bu durum Avrupa demiryolu tedarikçilerinin yılda yaklaşık 97 milyar euroluk potansiyel işten mahrum kalmasına yol açıyor. Çin, Hindistan ve ABD gibi büyük pazarlarda yerli üretimi destekleyen politikalar, yabancı şirketlerin doğrudan ihalelere katılmasını veya yerel ortaklık ve üretim şartlarını karşılamasını zorunlu kılabiliyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Küresel demiryolu pazarı nereye gidiyor?</span></h2>
<p>2023-2025 döneminde yıllık ortalama küresel demiryolu tedarik pazarı <strong>220,6 milyar euro</strong></p>
<p>2029-2031 dönemi için beklenen pazar büyüklüğü <strong>266,8 milyar euro</strong></p>
<p>2023-25 ile 2029-31 arasında beklenen reel yıllık büyüme <strong>%3,2</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/demir-yollarina-kuresel-yatirim-yarisi-hizlaniyor-88100</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/demiryolu-lokomotif.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Jeopolitik riskler ve tedarik zinciri kırılmaları demiryollarını alternatif lojistik ağların merkezine taşıyor. Dünya demir yolu tedarik pazarı 2023-25 dönemindeki yıllık 220,6 milyar eurodan 2029- 31 döneminde 266,8 milyar euroya çıkmaya hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alti-ayda-6-milyar-zarar-yazdi-fiyati-yuzde-27-oraninda-dustu-88099</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altı ayda 6 milyar zarar yazdı, fiyatı yüzde 27 oranında düştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Elektrik sektöründeki 22 şirket birin altındaki PD/DD oranıyla işlem görüyor. Defter değerinin hayli altında fiyatlanan hisselerin 11’i yılbaşından bu yana yatırımcısına kaybettirirken dokuzu pozitif bölgede kaldı. Veriler, ucuzluk fırsatından ziyade mali sorunların varlığını işaret ediyor.</strong></p>
<p>Borsada işlem gören 22 enerji şirketin piyasa değeriyle özsermayesi arasındaki fark hayli açılmış görünüyor. Zorlu Enerji 0,18 ve Mogan Enerji 0,23 PD/DD oranıyla sektörün en düşük çarpanları konumunda bulunuyor. Ecogreen Enerji yılbaşından bu yana %36,5 ile prim tarafında öne çıktı. Fiyatı defter değerinin altında olan firmalardan İzdemir ve Naturel Enerji yüksek değer kaybı ile dikkat çekiyor. Borsada sadece düşük çarpanlara bakarak hareket etmek yanıltıcı olabilir. Oranların ucuz kalmasının nedeni şirketin zarar üreten operasyonel yapısı olabilir.</p>
<h2>Ucuz çarpanın gizli faturası</h2>
<p>Zorlu Enerji, 0,18 PD/DD oranıyla listenin ilk sırasında yer alıyor. Kağıt üzerinde hayli iskontolu görünen fiyatı yılbaşından bu yana %27 geriledi. Hisse, Ekim 2023’teki zirvesi 7,57 TL’nin hayli gerisinde. Son iki yıldır zarar üreten Zorlu, altı aylık dönemde de 6 milyar TL ile zararı sürdürdü. Son dönemde finansal borçları %3 azalarak 60,8 milyar TL’ye geriledi. Mogan Enerji, 0,23 çarpanıyla listenin ikinci sırasında yer alıyor. Mart 2024’te borsaya gelen hissenin fiyatı özellikle yılın ilk yarısında güçlü bir çıkış sergiledi. Ancak sonrasında hızla düştü. Fiyatı şimdilerde halka arz rakamının altında bulunuyor. Son iki yılı zararla geçen Mogan Enerji, altı aylık dönemde de zarar etmeye devam ediyor. Mali yapı fiyatı baskılıyor.</p>
<h2>En fazla yükselen</h2>
<p>Kasım 2025’te borsaya gelen Ecogreen Enerji, 0,83 PD/DD çarpanı ile işlem görüyor. Listede yükselen dokuz şirketten biri konumunda. Yılbaşından bu yana %36,50 yükselerek artışta ilk sırada yer aldı. Hissenin fiyatı hazirandan bu yana ise satış baskısı altında. Son bir haftadaki değer kaybı %19 seviyesinde. Geçen yıl kârını düşüren firma, altı aylık dönemde de %46 ile düşüşünü sürdürdü.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab363197541b-1790141209.png" alt="" width="999" height="547" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>EMİSYON PRİMİ Mİ, İSKONTO MU?</strong></p>
<p>Emisyon primi; güçlü özsermaye, prestij, düşük sulanma, bedelsiz potansiyeli, faizsiz finansman. Beklenti baskısı, temettü verimi düşüşü, balon. İskonto; yüksek talep garantisi, güvenlik marjı, hızlı fonlama, tabana yayılma. Sermaye kaybı, ağır sulanma, zayıflık algısı, vurkaç yatırımcısı.</p>
<p><strong>Yeni tesis gelirini desteklese de yatırımcının ilgisini artıracak nitelikte değil</strong></p>
<p>İndeks kira geliri de elde edecek olmasına rağmen fiyatı neden durgun? ● Hakan Çetiner</p>
<p>Hakan, İndeks Bilgisayar yılın ilk yarısında gelirini %38 büyütürken dönem sonu kârını %123 artırarak 617,6 milyon TL’ye çıkardı. Öte yandan Gebze’deki 54 bin metrekarelik lojistik tesisini kasımda tamamlıyor. Bir bölümünü kiraya vermek üzere görüşmeleri sürüyor. Düzenli kira geliri mevcut büyüyen kârı daha da destekleyecek. Şirketin geçmiş gelir performansı takip edildiğinde 2022’den bu yana benzer seviyede olduğu görülüyor. Altı aylık gelirindeki artış önceki dönemlere göre daha güçlü olsa da yatırımcının ilgisini artıracak düzeyde bulunmuyor.</p>
<p><strong>Giderleri kontrol altına alan şirket, ihracata ağırlık vererek kârı büyütmek istiyor</strong></p>
<p>Kimteks’in mali durumunu nasıl gördüğünüzü öğrenebilir miyim? ● Yalçın Uğur</p>
<p>Yalçın, Kimteks Poliüretan, ilk yarıda satış gelirlerini yatay tutmasına rağmen esas faaliyet kârını %59 büyütürken dönem sonunda 391 milyon TL dönem kârı yazdı. Böylece zarardan kâra geçmeyi başardı. Oluşan kârda maliyet ve giderleri kontrol altına almasının etkisi kadar kur farkı giderlerini düşürmesinin etkisi gözleniyor. Yönetim, yılın geri kalanında ihracattaki büyüme eğilimini sürdürmeyi hedefliyor. Yıl sonu için yüzde 15-16 FAVÖK marjı hedeflerken, artan kârlılıkla beraber borçluluğun azaltılmasını öncelikli başlıklar arasında sayıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TMZ fonu sürdürülebilirlik ve tarım temasıyla yatırımcısına %31 kazandırdı</strong></p>
<p>İş Portföy’ün idare ettiği Sürdürülebilirlik ve Tarım Fon Sepeti Fonu (TMZ), Mart 2024’ten bu yana sınırlı olmakla birlikte yukarı yönlü bir hareket sergiliyor. Son bir ayda ise yatayda dalgalı bir seyri söz konusu. Fonun toplam değeri düşük seviyelerde de olsa yükseliyor. Eylülün üçüncü haftası itibarıyla hacmi 53,25 milyon TL seviyesinde bulunuyor. Son iki ay nakit çıkışı yaşanan fona eylülde 1,47 milyon TL para girişi sağlandı. Yatırımcı sayısı ise yatay bir seyir izliyor. Sayı şimdilerde 2.570 olurken doluluk oranı %5,36 seviyesinde. Temel stratejisi, sürdürülebilirlik ve tarım temalı fonlara yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyün %46,68’i yabancı BYF ve %42,87’si yatırım fonlarından oluşuyor. Son bir yılda %30,72 getiri sağlayan portföy, %18,09 yükselen BIST 100 Endeksinin üzerinde getiri sağladı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>İnfo Yatırım, piyasadan %46,51 bileşik faizle 2,3 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>İnfo Yatırım, 21.09.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 2.300.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %42, bileşik faizi %46,51 olarak belirlendi. 179 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 19.03.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %20,6 düzeyinde. 21 Eylül itibarıyla TLREF %36,49 seviyesinde bulunuyor. Buna göre İnfo Yatırım’ın verdiği yüzde 42 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 5,51 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFINFM32710 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab362f1b8c7d-1790141169.png" alt="" width="976" height="244" /><strong>ESCAR FİLO</strong></p>
<p><strong>Yatırım Holding ile gerçekleştirmeyi planladığı birleşme işleminden vazgeçti</strong></p>
<p>Escar Filo, temmuzda açıkladığı Bulls Yatırım Holding çatısı altında birleşme ve ardından faaliyetlerin ayrıştırılmak suretiyle ayrı bir şirket bünyesinde yürütülmesi kararından vazgeçti. Planlanan işlemden beklenen maliyet avantajı ve operasyonel faydanın elde edilemeyeceğinin değerlendirilmesi üzerine birleşme kararının iptal edildiğini duyurdu. Birleşme sürecinin durdurulması, mevcut yapıyla faaliyetin süreceği anlamına geliyor. Firma, yılın ilk yarısında gelirini %8 artırırken esas faaliyetlerinden zarar etti. Dönem sonundaysa 162,7 milyon TL kâra döndü.</p>
<p><strong>ORZAKS İLAÇ</strong></p>
<p><strong>Ürün çeşitlendirme ve beşeri ilaç pazarına girme amacıyla firmanın %51’ini alıyor</strong></p>
<p>Temmuzda borsaya gelen Orzaks İlaç, takviye edici gıda pazarındaki yetkinliğini reçeteli ilaç sektörüne taşımak istiyor. Bu amacıyla Lilyum İlaç’ın %51 payını almak üzere şirkette detaylı durum tespiti sürecini başlattı. Antibiyotik, dermatoloji ve solunum sistemi gibi birçok alanda ruhsatlı ilaç portföyüne sahip olan Lilyum İlaç, saha tanıtım ve eczane ağıyla Orzaks’ın ekosistemine entegre edilecek. Ocak 2027’de tamamlanması beklenen satın alma, her iki şirketin Ar-Ge ve satış gücünde çapraz sinerji yaratması amaçlanıyor. Hissenin fiyatı ağustostan bu yana düşüyor.</p>
<p><strong>ÜNLÜ YATIRIM HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Londra’daki iştiraki İngiliz denetim kurumundan yatırım bankası yetkisi aldı</strong></p>
<p>Ünlü Yatırım Holding’in İngiltere’de bulunan %100 dolaylı bağlı ortaklığı UNLU Securities UK, yerel düzenleyici kurum olan FCA’dan hem faaliyet izninin genişletilmesi hem de “Merchant Bank” unvanının kullanımına ilişkin onay sürecini tamamladı. Şirket, artık İngiltere’de UNLU Merchant Bank Limited ünvanıyla yatırım bankası statüsünde hizmet verebilecek. Onay, bireysel ve kurumsal müşterilerine uluslararası piyasalarda daha geniş finansal ürün yelpazesi sunmasının önünü açıyor. Gelişme, firmanın yurt dışı operasyonel kapasitesini büyütmesine katkı sağlayacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Dagi Giyim üç haftadır satış baskısı altında hareket ederken yönelimi aşağı doğru</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab362d4d26c7-1790141140.png" alt="" width="305" height="246" />Dagi Giyim’de satış ağırlıklı işlemler öne çıkıyor. Portföylerindeki miktar %0,12 ile toplamda 13,3 bin lot azalarak 10,74 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 1’den 2’ye yükseldi. PO9 fonu 15 bin lot ile en fazla satışı yaparken, GNH fonu 1.743 lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Dagi hakkında 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede Pardus Portföy’ün çıkmaya çalıştığı gözleniyor. Halihazırda kurumun yönettiği PO9 fonunun portföyünde 10,73 milyon lot hisse duruyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alti-ayda-6-milyar-zarar-yazdi-fiyati-yuzde-27-oraninda-dustu-88099</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altı ayda 6 milyar zarar yazdı, fiyatı yüzde 27 oranında düştü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vatandaslik-maasi-icin-il-ve-ilce-analizi-88098</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vatandaşlık maaşı için il ve ilçe analizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Kamuoyunda "vatandaşlık maaşı" olarak da adlandırılan gelir düzeyi düşük ailelerin desteklenmesi amacıyla uygulamaya geçirilecek olan Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi (GETAD) için il ve ilçe düzeyinde tek tek etki analizi yapılıyor.</p>
<p>Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından yapılan ve ekim ayında tamamlanması beklenen çalışma ile gelir düzeyi düşük ailelere bölgeler itibariyle hangi destelerin verileceği tespit edilecek. GETAD'da gelir düzeyi düşük her aileye aynı destek verilmeyecek, destekler il ve ilçe düzeyinde tek tek belirlenecek. Edinilen bilgiye göre, 2027 bütçesinin Meclis sürecinin tamamlanmasının ardından GETAD’a ilişkin bütçe planlaması yapılarak, ihtiyaç olması durumunda yasal düzenleme için adım atılacak. GETAD, 2007 yılında uygulamaya girecek. AK Parti kaynakları, verilecek desteklerin kimi yerde enerji, kimi yerde kira, kimi yerde gıda şeklinde ihtiyaçlar çerçevesinden belirleneceğini belirterek, “Tek tek il il, ilçe ilçe ihtiyaçlar belirleniyor. Gelir düzeyi düşük ailelerin tamamına aynı destekler sağlanmayacak, Antalya’da verilen destekle Hakkari’de verilen aynı olmayacak, ihtiyaçlar ve ailelerin bütçelerindeki ağırlığı çerçevesinde kimi yerde enerji, ısınma kimi yerde kira yardımı gibi ihtiyaçlarına göre belirlenecek” değerlendirmesi yaptı.</p>
<p><strong>Düşük emekli maaşı baz alınacak</strong></p>
<p>Düşük emekli maaşı alanlar, dar gelirli ailelere dönük olarak hayata geçirilecek yeni bir sosyal destek modelini içeren Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi ile geliri belirli bir eşiğin altında olan hanelere gıda, kira ve ısınma gibi yardımlar yapılacak. En düşük emekli aylığı tartışmalarını da sona erdirmesi beklenen GETAD ile sosyal destek mekanizması yeniden şekillenecek. Mevcut sosyal yardım sisteminin, aile odaklı, kapsayıcı ve fert başına asgari bir geliri sağlayacak şekilde yeniden tasarlanması öngörülüyor. Ekonomi yönetimi üzerinde çalışmaların sürdüğü GETAD sistemini sosyal yardım alanında yapısal bir reform olarak değerlendiriyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vatandaslik-maasi-icin-il-ve-ilce-analizi-88098</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/0/1280x720/odeme-money-para-1777473706.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamuoyunda &quot;vatandaşlık maaşı&quot; olarak adlandırılan GETAD&#039;da gelir düzeyi düşük her aileye aynı destek verilmeyecek, destekler il ve ilçe düzeyinde tek tek belirlenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partili-zeybekciden-spk-paylasimi-88097</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Partili Zeybekci’den SPK paylaşımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon kriziyle ilgili tartışmalar sürerken AK Parti Ekonomi İşleri Bakanı Nihat Zeybekci’nin, AK Parti Ekonomi İşleri Başkanlığı'nın sosyal medya hesabından SPK'nın görev ve yetkilerini hatırlatan paylaşımı dikkat çekti.</p>
<p>Paylaşımda şu ifade yer aldı:</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), "Tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak ekonomik büyümeye kaynak yaratılmasını desteklemek, sermaye piyasalarının güven, şeffaflık ve istikrar içinde çalışmasını sağlamak ve yatırımcıların hak ile yararlarını korumak amacıyla kurulmuş, idari ve mali özerkliğe sahip düzenleyici ve denetleyici bir kamu kurumudur."</p>
<p>Ekonomi İşleri Başkanlığı dört gün önce de yani fonların tasfiye sürecinin başladığı gün de Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu’nun (TEFAS) temel özellikleri ve yapısını, ondan bir gün önce de Finansal İstikrar Komitesi’ni anlatan bir paylaşım yapmıştı.</p>
<p><strong>Muhalefet kanadından sorumluların cezalandırılması talepleri geliyor </strong></p>
<p>Bu arada sermaye piyasalarında yaşanan fon skandalından yaklaşık 500 bin civarında kişinin etkilediğinin ortaya çıkmasının ardından, fonların nasıl tasfiye edileceği, ödemelerin hangi kriterlere göre yapılacağı tartışmaları sürüyor. Siyasette ise özellikle muhalefet kanadından sorumluların cezalandırılması talepleri geliyor. Bu noktada şu ana kadar fonların yöneticileri ve yönetim kurulu üyeleri gözaltına alınırken, bürokraside üst düzey bazı makamlarda değişiklik yapılması konusunun da ekonomi yönetimi tarafından masaya yatırıldığı öğrenildi.</p>
<p><strong>Şamil Tayyar’dan "sıra dayağı ve falaka" talebi</strong></p>
<p>AK Parti’den milletvekilliği yapmış gazeteci Şamil Tayyar da son gelişmelerle ilgili ilginç bir paylaşım yaptı. Tayyar, siyaset ve bürokraside dağınıklığa dikkat çekerken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuya radikal yaklaşmasını önerdi. Şamil Tayyar’ın paylaşımı şöyle:</p>
<p>“Son dönemde siyasette, bürokraside, hayatın birçok alanında tuhaf bir dağınıklık var. Sanki herkes ayrı telden çalıyor, senkronize değiller. Birbiriyle çatışıyorlar. Kendi otonom yapılarını kurmuşlar. Gelecek hesabı içindeler. Fırsatı ganimete çevirmek istiyorlar. Özel hesaplarını görüyorlar.</p>
<p>Vesaire. Mecazi manada söylüyorum. Cumhurbaşkanımız, en yakınından başlayarak gölgesini kendi azameti sanan herkesi sıra dayağına çekse. Falakaya yatırsa. Veya fırlatıp atsa. Ne iyi olur. Herkes şöyle bir titreyip kendine gelir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partili-zeybekciden-spk-paylasimi-88097</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/5/1280x720/nihat-zeybekci-1771215591.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Partili Zeybekci’den SPK paylaşımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guven-ekonominin-gorunmeyen-temeli-88096</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güven ekonominin görünmeyen temeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Güven, ekonominin tabelalarda görünmeyen fakat bütün kararların arkasında bulunan temel unsurlardan biridir. Güven varsa yatırım vardır, üretim vardır, istihdam vardır ve geleceğe yönelik planlama vardır. Güven zayıfladığında ise ekonominin bütün aktörleri daha fazla risk primi ödemek zorunda kalır.</strong></p>
<p>Ekonominin sağlıklı işlemesi yalnızca para, sermaye, üretim ve yatırımla açıklanamaz. Bütün bu unsurların üzerinde yükseldiği daha temel bir değer vardır; <strong>güven</strong>. Güvenin zayıfladığı bir ekonomide insanlar geleceğe ilişkin kararlarını erteler, şirketler yatırım konusunda daha temkinli davranır, tüketiciler harcamalarını kısar ve finansal piyasalar daha kırılgan hale gelir. Bu nedenle güven, ekonominin görünmeyen ancak en önemli sermayelerinden biridir.</p>
<p>Bir ülkede vatandaşların ekonomik geleceğe güven duyması, tüketim ve yatırım kararlarını doğrudan etkiler. İnsanlar işlerini, gelirlerini ve satın alma güçlerini gelecekte de koruyabileceklerine inanıyorsa konut, otomobil ve dayanıklı tüketim malları gibi uzun vadeli harcamalara daha kolay yönelir. Buna karşılık belirsizlik ve güvensizlik arttığında tasarruf eğilimi yükselir, harcamalar ertelenir. Bu durum özellikle iç talebin önemli olduğu ekonomilerde büyüme üzerinde baskı oluşturabilir.</p>
<p>İş dünyası açısından güvenin önemi daha da büyüktür. Bir girişimcinin fabrika kurması, yeni makine alması, çalışan sayısını artırması veya yeni bir pazara girmesi geleceğe ilişkin beklentilere dayanır. Hukukun üstünlüğüne, ekonomik politikalara, finansal sisteme ve piyasa koşullarına yönelik güven yüksekse şirketler daha uzun vadeli plan yapabilir. Güvenin azaldığı ortamlarda ise işletmeler öncelikle risklerini azaltmaya çalışır. Yatırımlar ertelenir, nakit tutma eğilimi artar ve büyüme planları daha ihtiyatlı hale gelir.</p>
<p><strong>Ekonomik güvenin en önemli unsurlarından biri öngörülebilirliktir</strong></p>
<p>İş dünyası ve vatandaşlar yalnızca bugünkü koşullara değil, yarının nasıl şekilleneceğine de bakar. Enflasyonun seyri, faiz oranları, vergi politikaları, döviz piyasası, kamu maliyesi ve düzenlemeler konusunda öngörülebilirliğin artması ekonomik aktörlerin daha sağlıklı karar vermesini sağlar. Sürekli değişen ve belirsizlik üreten bir ortam ise ekonomik kararların maliyetini yükseltir.</p>
<p>Güven aynı zamanda finansal sistemin de temel dayanaklarından biridir. Bankalar kredi verirken, yatırımcılar sermaye koyarken ve şirketler borçlanırken karşı tarafın yükümlülüklerini yerine getireceğine inanmak ister. Finansal sistemde güven kaybolduğunda kredi mekanizması zorlaşabilir, risk primleri yükselebilir ve finansman maliyetleri artabilir. Bu nedenle güven yalnızca psikolojik bir kavram değil, doğrudan ekonomik maliyeti olan bir unsurdur.</p>
<p>Güvenin oluşmasında kurumların rolü de büyüktür. Merkez Bankası, kamu yönetimi, yargı, düzenleyici kurumlar ve finansal kuruluşların kararlarında şeffaflık, tutarlılık ve hesap verebilirlik önem taşır. Ekonomik aktörler kuralların herkes için aynı şekilde uygulanacağına inanıyorsa piyasanın işleyişi güçlenir. Güçlü kurumlar, ekonomik dalgalanmaların etkisini azaltırken beklentilerin daha istikrarlı hale gelmesine katkı sağlar.</p>
<p>Türkiye açısından bakıldığında güven ekonominin kalıcı büyüme hedefleri bakımından özel önem taşıyor. Enflasyonla mücadelede yalnızca faiz ve para politikası araçlarının kullanılması yeterli değildir. Vatandaşların fiyatların gelecekte daha istikrarlı olacağına, şirketlerin maliyetlerini öngörebileceğine ve yatırımcıların ekonomik ortamın daha sağlıklı hale geleceğine inanması gerekir. Beklentilerin iyileşmesi, ekonomik programların başarısını da güçlendirir.</p>
<p>Sonuç olarak güven, ekonominin tabelalarda görünmeyen fakat bütün kararların arkasında bulunan temel unsurlardan biridir. Güven varsa yatırım vardır, üretim vardır, istihdam vardır ve geleceğe yönelik planlama vardır. Güven zayıfladığında ise ekonominin bütün aktörleri daha fazla risk primi ödemek zorunda kalır.</p>
<p>Bu nedenle güçlü bir ekonomi inşa etmek yalnızca daha fazla üretmekten geçmez. Aynı zamanda <strong>kurallara güvenilen, kararların öngörülebildiği, kurumların itibarlı olduğu ve vatandaşın geleceğe umutla bakabildiği bir ekonomik ortam oluşturmak</strong> gerekir. Çünkü ekonomide güven, kaybedildiğinde yeniden kazanılması zaman alan; kazanıldığında ise büyümeyi, yatırımı ve refahı destekleyen en değerli sermayedir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guven-ekonominin-gorunmeyen-temeli-88096</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güven ekonominin görünmeyen temeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/barisin-ekonomisi-ve-baris-temettusu-88094</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Barışın ekonomisi ve barış temettüsü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>PELİN KARATAY GÖGÜL - </strong><strong>Dicle Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı</strong></p>
<p>Savaşın ekonomik maliyetini üç başlıkta düşünmek mümkündür: <strong>yıkım, kaynakların yön değiştirmesi ve belirsizlik.</strong> İlk maliyet doğrudandır. Fiziksel sermaye, altyapı, konutlar, fabrikalar, ulaşım ağları ve üretim tesisleri zarar görür. İkinci maliyet fırsat maliyetidir. Eğitime, sağlığa, teknolojiye, altyapıya ve üretken yatırımlara ayrılabilecek kaynakların önemli bir bölümü güvenlik ve savunma alanlarına yönelir. Üçüncü maliyet ise çoğu zaman istatistiklerde daha zor görünür: belirsizlik. Yatırım ertelenir. Sermaye daha güvenli alanlara yönelir. Ticaret kanalları daralır. Risk primi yükselir. Girişimcilik zayıflar. İnsan sermayesi göç eder. Ve ekonominin belki de en önemli unsuru olan gelecek beklentisi bozulur. Kurulamayan bir fabrika, yapılamayan bir ihracat yatırımı, eğitilemeyen bir öğrenci, kurulamayan bir teknoloji şirketi, gerçekleştirilemeyen bir turizm yatırımı vb… Bunların tamamı savaşın ekonomik maliyetinin parçasıdır. İktisadın diliyle ifade edersek mesele fırsat maliyetidir.</p>
<p>Bu açıdan barış da yalnızca çatışmanın sona ermesi olarak görülmemelidir. Bugün Türkiye’nin önündeki yeni dönem değerlendirirken, o<strong>luşacak güven ortamının yatırıma, yatırımın üretkenliğe, üretkenliğin istihdama ve bütün bunların kalıcı kalkınmaya dönüşebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. </strong>Türkiye üzerine yapılan çalışmalar da bu çerçeveyi desteklemektedir. Uzun süreli çatışmanın doğrudan ekonomik kayıpların yanı sıra yatırım, beşerî sermaye, sermaye hareketleri ve göç üzerinden önemli dolaylı maliyetler oluşturduğuna dikkat çekilmektedir.</p>
<p>İktisat biliminin diliyle söylersek; savaş, kaynakların önemli bir bölümünü güvenlik ve savunmaya yönlendirirken barış, bu kaynakların ve en önemlisi <strong>insanların geleceğe ilişkin beklentilerinin yeniden üretken alanlara yönelmesini sağlar.</strong> Barış ekonomisi literatüründe göze çarpan Walter Isard ve Paul Collier gibi isimlerin çalışmalarında belirginleşen temel tartışma, savunma harcamalarının "fırsat maliyeti" etrafında şekillenmektedir. Yine Knight, Loayza ve Villanueva çalışmalarında askeri harcamaların sermaye oluşumu ve kaynak tahsisi üzerinden uzun dönemli üretim kapasitesini nasıl etkilediğini inceler. Onlara göre barışla, kurulamayan fabrikalar kurulabilir, ertelenen yatırımlar hayata geçebilir, gençler bölgelerinde gelecek kurabilir, kadınların işgücüne katılımı artabilir, ticaret yolları genişleyebilir ve daha önce güvenlik riski nedeniyle kullanılamayan ekonomik potansiyel, üretime dahil olabilir.</p>
<p>Burada önemli bir vurgu yapmak gerekmektedir. Savunma harcamalarının tamamını ekonomik açıdan “kayıp” olarak değerlendirmek doğru değildir. Çünkü savunma sanayii bazı koşullarda Ar-Ge, teknoloji, nitelikli istihdam ve ihracat kapasitesi yaratabilmektedir. Türkiye’nin son yıllardaki savunma sanayisi deneyimi, savunma teknolojilerinin sivil alanlara yayılma etkisi yaratabileceğini de göstermektedir. Barış ekonomisi, savunma harcamalarını kategorik olarak reddeden bir yaklaşım olmamakla birlikte kaynakların marjinal verimliliğini ve alternatif kullanım alanlarını sorgulayan bir yaklaşımdır.</p>
<p><strong>Barışın ekonomik değeri, savaşın sona ermesinden daha kapsayıcıdır.</strong> Çünkü barış yalnızca bir maliyeti ortadan kaldırmaz, doğru politikalar ve doğru kurumlarla birlikte <strong>yeni bir kalkınma kapasitesi yaratır. </strong><strong>Barış, yalnızca bir güvenlik kazanımı değil, aynı zamanda ekonomik bir üretim faktörüdür. Ekonominin kaynaklarını yeniden üretken alanlara yöneltebildiği yeni bir denge unsurudur.</strong></p>
<p>Ekonomi literatüründe bu durum için kullanılan bir kavram vardır: <strong>barış temettüsü.</strong> Klasik anlamıyla barış temettüsü, askeri harcamaların azalmasıyla kaynakların daha üretken alanlara yönelmesinden doğan ekonomik kazancı ifade eder. Ancak günümüzde bu kavramı daha geniş bir çerçevede, çatışma riskinin azalmasıyla yatırım, ticaret, insan sermayesi, girişimcilik ve üretkenlik kanallarında ortaya çıkan ekonomik kazanımları kapsayacak biçimde düşünmek mümkündür.</p>
<p>Bu noktada Kenneth Boulding’in yaklaşımı önemli bir teorik çerçeve sunmaktadır. Boulding, toplumsal ilişkileri yalnızca güç ve tehdit üzerinden değil, <strong>“tehdit, değişim ve bütünleşme”</strong> ekseninde ele almaktadır. Barış ortamı değişim ve bütünleşme ilişkilerinin genişlemesine imkân vermektedir. Ekonomik açıdan bunun anlamı son derece açıktır. Birbirini tehdit olarak gören aktörler arasında ekonomik işlem yapmak zordur. Güven azaldıkça işlem maliyetleri yükselir, risk primi artar ve uzun vadeli yatırım iştahı zayıflar. Buna karşılık güven arttığında ekonomik ilişkilerin niteliği değişir. Ticaret gelişir, yatırım kolaylaşır, girişimcilik güçlenir, kurumlar arasındaki iş birliği derinleşir. Ekonomik ilişkiler <strong>“birlikte kazanalım”</strong> anlayışına doğru evrilir. <strong>Barış temettüsü bu noktada, değişim ve bütünleşmenin bir sonucu olarak ekonominin üretken kapasitesinde ortaya çıkan artış olarak karşımıza çıkmaktadır.</strong></p>
<p>21. yüzyılda barış temettüsünü yalnızca savunma harcamalarında sağlanacak tasarruf olarak görmek artık yeterli değildir. Barışın asıl ekonomik değeri; azalan belirsizlik, düşen risk primi, genişleyen ticaret, artan yatırım, güçlenen insan sermayesi ve yeniden canlanan girişimcilik üzerinden ortaya çıkan <strong>üretkenlik artışında</strong> aranmalıdır. Başka bir ifadeyle, mesele yalnızca savaştan ne kadar tasarruf edeceğimiz değil<strong>, </strong><strong>barış sayesinde ne kadar yeni ekonomik değer üretebileceğimizdir.</strong></p>
<p><strong>Barışın güçlü kanallarından biri: Ticaret</strong></p>
<p>Barış ekonomisinin en önemli kanallarından birisi ticarettir. Buradaki ekonomik mekanizma basit ancak güçlüdür. Ekonomik karşılıklı bağımlılık arttıkça çatışmanın fırsat maliyeti yükselir. Bir ülke başka bir ülkeyle ticaret yapıyor, yatırım gerçekleştiriyor, tedarik zinciri kuruyor ve ortak ekonomik değer üretiyorsa, çatışmanın maliyeti yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ekonomik hale gelmektedir. Bu nedenle ticaret yalnızca büyüme politikası değildir. Doğru kurumlarla desteklendiğinde <strong>ticaret aynı zamanda bir barış altyapısıdır.</strong> Ancak bunun da bir şartı vardır: Ticaretin ürettiği kazançların kapsayıcı olması gerekir. Aksi halde ekonomik entegrasyonun kazançları belirli kesimlerde yoğunlaşabilir ve yeni sosyal gerilimler ortaya çıkabilir. Yakın dönemde yayımlanan çalışmalar, uluslararası ticaretin artmasının devletler arasındaki çatışma olasılığını ve çatışmanın yoğunluğunu azaltabileceğine ilişkin yeni kanıtlar ortaya koymaktadır. Örneğin, 2026 tarihli NBER çalışması, uluslararası ticaretin artmasının devletlerarası çatışma olasılığını ve yoğunluğunu azalttığına ilişkin kanıtlar sunmaktadır.</p>
<p><strong>Barış bir kamu malı olabilir mi?</strong></p>
<p>Bu bağlamda iktisat teorisi açısından yeni bir soru da akıllara gelmektedir: <strong>Barış bir kamu malı olarak düşünülebilir mi?</strong> Barıştan yalnızca onu sağlayan aktörler değil, toplumun tamamı yararlanır. Güvenlik ortamının iyileşmesi yatırımcıya, çalışana, öğrenciye, turiste, ihracatçıya ve kamuya aynı anda fayda sağlar. Üstelik bu faydalar birbiriyle bağlantılıdır. Bir bölgede güvenlik ve istikrar arttığında yalnızca o bölgedeki firma kazanmaz. Lojistik ağları genişler, turizm canlanır, tarımsal değer zincirleri güçlenir, eğitim yatırımları artar, inşaat ve hizmet sektörleri hareketlenir. Böylece barışın etkisi sınırları aşan <strong>pozitif dışsallıklar</strong> yaratabilir. Başka bir ifadeyle: <strong>Barışın ekonomik getirisi, barışı doğrudan yaşayan bölgenin çok ötesine yayılabilir.</strong> Inge Kaul ve UNDP literatürünün kavramsallaştırdığı üzere barış, ulusal sınırları aşan pozitif dışsallıkları nedeniyle küresel kamu malı yaklaşımı içinde değerlendirilebilecek bir niteliğe sahiptir.</p>
<p>Burada göz önünde bulundurulması gereken bir başka husus da şudur: <strong>Barışın gelmesi ile barış temettüsünün ortaya çıkması aynı şey değildir.</strong> Çatışmanın sona ermesiyle ertesi gün fabrikalar kurulmaz. Sermaye otomatik olarak geri dönmez. Gençler kendiliğinden istihdam edilmez. Turizm yatırımları bir gecede başlamaz. Tarımda değer zincirleri kendiliğinden kurulmaz. Barışın ekonomik değere dönüşebilmesi için <strong>kurumsal kapasiteye ve doğru ekonomik politikalara</strong> ihtiyaç vardır. Hukukun üstünlüğü, mülkiyet hakları, öngörülebilir kamu politikaları, nitelikli eğitim, altyapı, finansmana erişim, etkin kamu yönetimi ve kapsayıcı bölgesel kalkınma politikaları bu nedenle kritik önemdedir.</p>
<p><strong>Türkiye için notlar</strong></p>
<p>Türkiye açısından değerlendirildiğinde asıl mesele, istikrar ortamının yaratabileceği yeni ekonomik kapasiteyi harekete geçirmektir. Türkiye ekonomisi barış sürecine, bir yandan <strong>yüksek enflasyon, finansman maliyetleri, yatırım ihtiyacı ve verimlilik sorunlarıyla</strong><strong>, </strong>diğer yandan küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği, jeopolitik risklerin arttığı bir dönemde girmektedir. Dolayısıyla sürecin ekonomik anlamı, mevcut ekonomik sorunların yerine geçen bir politika değil, <strong>Türkiye'nin büyüme ve kalkınma kapasitesini genişletebilecek ilave bir yapısal fırsat</strong> olarak görülmelidir. Türkiye bugün yalnızca bir güvenlik eşiğini aşmaya değil, aynı zamanda yıllardır âtıl kalan ekonomik kapasitesini harekete geçirecek yeni bir büyüme eşiğini aşmaya hazırlanıyor. Terörsüz Türkiye’nin en büyük ekonomik başarısı, işte bu güveni üretime, yatırımı istihdama ve bölgesel potansiyeli Türkiye’nin büyümesine dönüştürebilmek olacaktır.</p>
<p>Özellikle <strong>Doğu ve Güneydoğu Anadolu</strong> açısından bunun karşılığı oldukça somuttur. Tarımsal üretimi yüksek katma değerli gıda sanayisine bağlamak, lojistik koridorları güçlendirmek, bölgesel ticareti artırmak, turizm potansiyelini katma değere dönüştürmek, gençlerin ve kadınların istihdama katılımını yükseltmek, KOBİ'lerin finansmana ve teknolojiye erişimini kolaylaştırmak, üniversite-sanayi iş birliğini derinleştirmek, ihracat kapasitesini artırmak ve bölgeyi Türkiye'nin üretim ve ticaret ağlarına daha güçlü biçimde bağlamak. İşte burada <strong>Diyarbakır</strong> özel bir önem kazanıyor. Diyarbakır yalnızca bir güvenlik veya kamu yatırımı perspektifiyle değil; tarım, gıda, lojistik, turizm, girişimcilik, genç insan kaynağı ve bölgesel ticaret açısından bir ekonomik merkez olarak ele alınmalıdır.</p>
<p>Bu bağlamda, klasik “barış temettüsü” kavramını da bir adım ileri taşımamız gerekmektedir. Bunu <strong>“barışın üretkenlik primi”</strong> olarak adlandırabiliriz. Bu kavram, yalnızca güvenlik ve savunma harcamalarında sağlanan tasarrufu değil; belirsizliğin azalmasıyla ortaya çıkan özel yatırım, girişimcilik, insan sermayesi, ar-ge ve inovasyon, ticaret ve üretkenlik artışını da kapsamaktadır. <strong>Barış temettüsü, barışın üretkenlik primi ile birlikte ele alındığında; güvenin, yatırımın, ticaretin, insan sermayesinin, teknolojinin ve sürdürülebilir kalkınmanın birlikte üretildiği bir ekonomik düzen olarak karşımıza çıkmaktadır. </strong>Türkiye'nin önündeki bu tarihi fırsat, tam da burada yani “barışın üretkenlik priminde” yatmaktadır…</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/barisin-ekonomisi-ve-baris-temettusu-88094</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Barışın ekonomisi ve barış temettüsü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-bizi-oldurmeden-once-88092</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ bizi öldürmeden önce</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Maalesef sıradan insanların, büyük çoğunluğun, teknoloji geliştirmeyen, inovatör yetiştirmeyen, filozofu olmayan ülkelerin pek yapacakları bir şey yok. Türkiye masada yer almak istiyorsa, acilen bu niteliklerde insan yetiştirmeli diyeceğim ama maalesef geç kaldık.</strong></p>
<p>YZ alarmı verildi. Henüz acil yardım butonuna basmadık ama yakındır. Geçen haftaki yazımda YZ’nin yaşamsal tehdidine karşı tek bir çıkış olduğunu yazmıştım. Şimdi açalım.</p>
<p>YZ’nin Godfather’ı olarak anılan Toronto Üniversitesi profesörü, Nobel ödüllü Geoffrey Hinton, makinelere anne şefkatini şırıngalamamız gerektiğini söylüyor. Nasıl bir anne muktedir olduğu halde iradi olarak şefkatinden dolayı çocuğunu öldürmüyorsa, bu duyguya sahip YZ de bizi öldürmez, diyor. Diğer bir ifadeyle, sonumuzun YZ’nin vicdanına kalacağını söylüyor. Bunu nasıl başarabiliriz, belli değil.</p>
<p>Ben farklı bir alternatif öneriyorum. <strong>Makinelerden değil, insanlıktan yana tavır alan, sağduyulu, vicdanlı inovatörler ancak bu felakete karşı set olabilir</strong>. İnovatörlerden kastım YZ modellerini geliştiren ve fonlayan teknologlar.</p>
<p>Mevcut tabloda bu kişiler genelde kapitalist ve transhümanist profiller. Bu köşede transhümanizme dair detaylı yazılar kaleme aldım. Kısaca, insanın aşılması gerektiğine inanan ve insanın ancak makinelerle kusursuz bir entegrasyonu başarabilirse hayatta kalacağını iddia eden politik, teknolojik ve felsefi bir akım. Her ne kadar hümanist olduklarını iddia etseler de, insan türünün bugünkü formda hayatta kalabileceğine inanmıyorlar. Dolayısıyla YZ, onlar için ideolojilerini gerçekleştirme anlamında çok etkili bir kaldıraç. Ray Kurzweil gibi birçok örnek verebiliriz. Genelde YZ modellerinin gelişimini fonlayan kişiler bunlar.</p>
<p>Hem kapitale hem de teknolojiye sahip oldukları için güç onlarda. Bu kişilerin tercihleri geleceği şekillendiriyor. Karşılarında aynı derecede güce sahip bir ittifak belirmezse, insanlık kaybeder.</p>
<p>Söz konusu ittifakta bilgisayar bilimcileri, sosyal bilimciler, filozoflar ve varlıklı sınıf birleşmeli. Bir kapitalist için her zaman hızlı gelir ve kârlılık öncelikli hedef olduğu için, on yıllarca para yakacakları bu projede yer almaları kolay değil; ama vicdanını yitirmemişler elbette çıkabilir. Fon anlamında zayıf kalsalar bile, dünyanın önde gelen bilim insanları, filozoflar ve teknoloji geliştiricileri bir araya gelip “insancıl YZ” için yeni bir yol çizerlerse, “vahşi YZ” dizginlenmiş olur.</p>
<p>Maalesef sıradan insanların, büyük çoğunluğun, teknoloji geliştirmeyen, inovatör yetiştirmeyen, filozofu olmayan ülkelerin pek yapacakları bir şey yok. Türkiye masada yer almak istiyorsa, acilen bu niteliklerde insan yetiştirmeli diyeceğim ama maalesef geç kaldık.</p>
<p>İnovatörler İttifakı'nın ilk sinyallerini görüyoruz. Dünyanın pek çok yerinde YZ karşıtı sivil oluşumlar ortaya çıktı. Fakat dediğim gibi, geliştirici tarafta yer almayan vasıfsız insanların gidişatı değiştirme şansı pek yok. Konunun teknik tarafına hâkim insanlar belirli bir yol aldıktan sonra elbette sivil hareketler zamanla eklemlenebilir.</p>
<p>Son olarak, <u>rüzgârlar fırtınaya dönüştüğünde ince bir çizgiyi geçmemek gerekir. Nasıl insana ihanet edebilecek YZ modellerini geliştirmek hata ise, bu inkâr edilemez; artık durdurulamaz teknolojiye kategorik olarak karşı durmak da hata. Ona ihtiyacımız var</u>. <strong>YZ evcilleştirilmeli, hadım edilmeli, insanîleştirilmeli. Hepsi bu.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-bizi-oldurmeden-once-88092</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ bizi öldürmeden önce ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eslok-ve-zorlu-enerjiden-elektrik-maliyetleri-icin-is-birligi-88143</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESLOK ve Zorlu Enerji’den elektrik maliyetleri için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası (ESLOK), üyelerinin elektrik giderlerini azaltmak amacıyla Zorlu Enerji Osmangazi Elektrik Perakende (OEPSAŞ) ile iş birliği protokolü imzaladı. Anlaşma, OEPSAŞ’ın farklı meslek gruplarına yönelik başlattığı Enerjide Birlik Projesi kapsamında yapılan ilk protokol oldu. </p>
<p>ESLOK Yönetim Kurulu Başkanı Murat Arnik, Eskişehir’de yaklaşık 5 bin yiyecek-içecek işletmesinin ortak maliyet sorunları bulunduğunu belirtti. Sektörde soğuk hava depoları, buzdolapları, fırınlar ve mutfak ekipmanları nedeniyle elektrik tüketiminin önemli bir gider kalemi olduğunu söyleyen Arnik, protokolle gerekli tüketim şartını karşılayan üyelerin elektrik giderlerini azaltmayı amaçladıklarını ifade etti.</p>
<p><strong>Yıllık tüketim sınırı 15 bin kilovatsaat</strong></p>
<p>Protokole göre yıllık elektrik tüketimi 15 bin kilovatsaatin üzerinde olan oda üyeleri, sözleşmelerinin başlangıç tarihinden itibaren bir yıl boyunca avantajlı fiyat seçeneklerinden yararlanabilecek. Gerekli koşulları sağlayan mevcut OEPSAŞ aboneleri de uygulamaya katılabilecek. Açıklamada indirim oranı veya uygulanacak birim fiyat bilgisi paylaşılmadı. Anlaşma kapsamında ESLOK üyelerine tüketime göre indirim uygulanacak.</p>
<p>Arnik, oda üyelerinin ortak hareket etmesinin işletme giderlerine yönelik anlaşmalar yapılmasını sağladığını belirterek, “Eskişehir’de lokantacısından kasabına, restoranından kafesine ve pastanesine kadar yaklaşık 5 bin işletmemizin ortak sorunları ve beklentileri bulunuyor. Elektrik, sektörümüzde üretimin ve hizmetin vazgeçilmez bir parçası. Bu protokolle gerekli tüketim şartlarını karşılayan üyelerimizin elektrik giderlerini azaltmayı ve rekabet güçlerini desteklemeyi amaçlıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Projenin ilk protokolü Eskişehir’de imzalandı</strong></p>
<p>Afyonkarahisar, Bilecik, Eskişehir, Kütahya ve Uşak’ta elektrik perakende satış hizmeti sunan OEPSAŞ, Enerjide Birlik Projesi’ni farklı meslek gruplarının enerji ihtiyaçlarına yönelik başlattı. OEPSAŞ Direktörü Tamer Akaslan, ESLOK’un projenin ilk paydaşı olduğunu belirterek, önümüzdeki dönemde farklı meslek odalarıyla da protokoller imzalamayı ve uygulamayı hizmet verdikleri beş ile yaymayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>Protokol, OEPSAŞ Eskişehir İl Müdürü Özlem Coral Köp, Satış Yöneticisi Mahmut Polat, ESLOK Başkanı Murat Arnik ve oda yönetim kurulu üyesi Abidin Batur Öngel’in katılımıyla imzalandı. Arnik, üyelerin anlaşma koşulları ve başvuru süreci hakkında Zorlu Enerji Çağrı Merkezi’nin 0850 933 39 99 numaralı hattından veya Eskişehir’deki OEPSAŞ müşteri hizmet merkezlerinden bilgi alabileceklerini bildirdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eslok-ve-zorlu-enerjiden-elektrik-maliyetleri-icin-is-birligi-88143</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/3/1280x720/774-1790162314.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası ile Zorlu Enerji Osmangazi Elektrik Perakende arasında protokol imzalandı. Anlaşmaya göre, yıllık elektrik tüketimi 15 bin kilovatsaatin üzerinde olan oda üyelerine, sözleşme başlangıcından itibaren bir yıl boyunca avantajlı fiyat seçenekleri sunulacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-vadeli-programin-ekonomik-performansi-uzerine-88104</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orta Vadeli Program&#039;ın ekonomik performansı üzerine</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>OVP, temel makro ekonomik hedeflerine ulaşmayı, büyümenin, ithalat yoğun tüketimden ziyade ihracat/yatırım/verimlilik kaynaklı olacağını öngörerek belirlemiş görünüyor. Ancak bunun için temenni ötesinde önemli dönüşümlere ihtiyaç var.</strong></p>
<p>Son günlerde Türkiye’de yaşanan fon krizine bir iki cümle ile değinmek gerekiyor. Bu kriz, görünürde bir “likidite krizi” ise de bunun arkasında daha derin bir sorun var: yüksek getirilerle büyüyen bazı fonların; düşük halka açıklık oranına sahip hisselerde yoğunlaşması, ilişkili taraf işlemlerinde manipülasyon ve fiyat oluşumuna ilişkin ciddi soru işaretleri bulunuyor. Konunun bütün yönleriyle ortaya çıkarılması; düzenleme, denetleme ve gözetlemeyle görevli kamu kurumlarına düşüyor.</p>
<p>Biz bugünkü yazımızda, açıklanan Orta Vadeli Program (OVP) üzerinde duracağız. Son iki OVP’nin performansını savunmak pek kolay görünmüyor. Özellikle (2026-2028) OVP’si performans açısından değerlendirildiğinde enflasyon, büyüme gibi kalemler üzerinden olumlu yorumlar yapmak mümkün olmayacaktır. Hedeflere yaklaşılamamış, OVP yol gösterici olma niteliğini kaybetmiş ve ekonominin aktörlerinin güven duymasını sağlayamamıştır. Nitekim, 2026 yılı ilk yarısından sonra büyüme ve enflasyon hedefleri başta olmak üzere OVP hedeflerinin revize edilmesinin kaçınılmaz olduğu ekonomistler tarafından vurgulanmıştır.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab36a1d6592c-1790143005.png" alt="" width="990" height="228" />Bu kapsamda, 6 Eylül 2026’da açıklanan OVP 2027-2029’u, bir önceki OVP 2026-2028 ile karşılaştırdığımızda, özellikle enflasyon, büyüme, bütçe açığı cari denge arasındaki ilişkinin nasıl değiştiğini gösteren oldukça önemli bir tablo ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Enflasyon hedefleri yukarı yönlü, büyüme hedefleri ise aşağı yönlü olarak revize edilmiştir. Yeni OVP’de en büyük revizyon enflasyon rakamlarında gerçekleşmiştir. Önceki OVP’de 2026 için %16 olan enflasyon hedefi, %28,4 olarak revize edilirken, Merkez Bankasının bile 2026 enflasyon hedefinin 0,4 puan üzerine çıkılmıştır. Aynı şekilde 2027 ve 2028 enflasyon tahminleri de radikal biçimde revize edilmiştir.</p>
<p>Özellikle TÜFE’nin 2027 hedefinde 12 puanlık, 2028 hedefinde ise 5,5 puanlık yukarı revizyon gerçekleşmiştir. Daha önemlisi, %9›luk tek haneli enflasyon hedefi 2027›den 2029'a ötelenmiştir. Bunun sadece bir tahmin değişikliği değil, OVP’nin enflasyon takviminin iki yıl ileri atılması anlamına geldiğini düşünüyoruz.</p>
<p>Bu rakamları, önceki OVP’nin hedefleri üzerinden bir başarısızlığa işaret etmesi nedeniyle eleştirebiliriz ancak biraz daha gerçekçi bulduğumuzu da ifade etmek isteriz.</p>
<p>OVP’ de ilginç bulduğumuz bir diğer nokta, enflasyon hedefleri ile büyüme hedefleri arasındaki ilişkidir. Türkiye ekonomisi önceki yıllarda genellikle yüksek büyüme rakamlarına ulaşırken enflasyonunda yüksek kaldığı gözlenmiştir. Oysa OVP’de 2026’da enflasyon henüz düşürülememişken büyüme rakamı revize edilmiş ve %3,8’den %3,3’e düşürülmüş fakat, 2027’de ise, enflasyon düşürülürken (%21’e) büyüme rakamı %4,2 olarak öngörülmüştür. Yeni OVP aynı anda 7,4 puanlık dezenflasyon ve 0,9 puanlık büyüme artışı öngörmektedir.</p>
<p>2028’de aynı şekilde, enflasyon %21’den %13,5’a gerilerken, büyüme rakamının %4,6’ya yükselmesi beklenmektedir. 2029’da ise enflasyonun %9’a düşeceği, büyümenin ise %5 olacağı öngörülmüştür. Yani, programın temel senaryosu şu şekilde öngörülmüştür: 2027-2029 döneminde enflasyon hızla düşerken ekonomik büyüme aynı anda hızlanacaktır. Bu senaryo, OVP’nin iddialı bir tarafı olarak durmaktadır. Çünkü dezenflasyon genellikle iç talebin ve kredi büyümesinin baskılanmasını gerektirirken, büyümenin artması ekonomide ciddi bir hareketliliği gerektirmektedir. Bu durumda enflasyonun nasıl düşürüleceğinin de açıklanması ve ekonominin aktörlerinin ikna edilmesi önemli olacaktır.</p>
<p>Programın iddiasının, büyümenin tüketimden ziyade verimlilik, yatırım, ihracat ve üretim kapasitesi artışıyla sağlanacağını öngörmek olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Büyüme rakamlarında en önemli revizyon 2026 yılı rakamında gerçekleşmiş, sonraki yıllarda radikal revizyonlar yapılmamıştır. Enflasyon tahminleri önemli oranlarda yukarı revize edilirken büyüme tahminleri yalnızca sınırlı ölçüde aşağı çekilmiştir.</p>
<p>OVP’de tutarsızlık diyebileceğimiz bir diğer konu maliye politikası tarafındadır. Önceki OVP’de merkezi yönetim bütçe açığının GSYH’ye oranı, 2026’da %3,5, 2027’de %3,1 ve 2028’de %2,8 olarak hedeflenmiştir. Yeni OVP’de bu oran 2026’da %3,1, 2027’de %3,5, 2028’de %3,1 ve 2029’da %2,8 olarak öngörülmüştür. Burada önemli değişim 2027 yılı için yapılmıştır. Bütçe açığı 2027’de %3,1’den %3,5’e yükseltilmektedir. Bu değişime dikkat etmek gerekmektedir. Çünkü, 2027’de enflasyonun %28,4’ten %21’e düşürülmesi, büyümenin %3,3’ten %4,2’ye yükseltilmesi, cari açığın ise %2,6’dan %1,9’a düşürülmesi beklenmektedir. Dolayısıyla 2027’de para politikasının sıkı olması gerekirken maliye politikasının gevşek bırakılması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Bazı ekonomistler bu durumu seçim hazırlığı olarak değerlendirmişlerdir. Ancak, her durumda bir çelişkiye işaret etmekte ve hedeflere ulaşmak açısından tartışmalı bir durumu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin önceki yıllar büyüme performansı üzerinden baktığımızda çelişkili bulduğumuz bir diğer konu ise cari açık öngörüleridir. Türkiye’nin genellikle büyüme dönemlerinde cari açığı artmaktadır. Oysa bu OVP’de büyüme yükselirken cari açık artmamakta, tam tersine 2027-29 döneminde kademeli olarak azalmaktadır. Bu durumun gerçekleşmesi mümkündür. Ancak, önceki yıllarda böyle olmadığını gözlediğimiz için bir tereddüt belirtiyoruz. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-vadeli-programin-ekonomik-performansi-uzerine-88104</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Vadeli Program&#039;ın ekonomik performansı üzerine ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-hukukunda-zaman-asimi-ve-takdir-komisyonuna-basvurunun-yasal-siniri-88090</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi Hukuku’nda zaman aşımı ve Takdir Komisyonu’na başvurunun yasal sınırı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab35cc367f9f-1790139587.png" alt="" width="455" height="107" /></strong><strong>Danıştay 7. Dairesi, vergi idaresinin zamanaşımını durdurmak amacıyla Takdir Komisyonu’na başvuru yolunu kullanamayacağına hükmederek, mükelleflerin hukuki güvenliği ve vergilemede öngörülebilirlik açısından önemli bir sınır çizdi. Karar, zamanaşımının aşılmasına yönelik uygulamalara karşı dikkat çekici bir hukuki çerçeve ortaya koydu.</strong></p>
<p>Vergi hukukunda zamanaşımı, mükelleflerin hukuki güvenliğini sağlayan temel müesseselerden biridir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 114. maddesi uyarınca, vergi alacağı doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmezse zamanaşımına uğrar.</p>
<p>Vergilemede hukuksal kararlılığın sağlanması amacıyla getirilen zamanaşımının ve zamanaşımını durduran nedenlerin açık, belirgin, somut ve öngörebilir olmasının, keyfiliğe izin vermemesinin yasallık ve hukuk devleti ilkelerinin gereğidir. Buna rağmen, uzun zamandır karşı karşıya kaldığımız uygulamada, vergi idaresince, bu sürenin aşılması amacıyla takdir komisyonuna başvuru yaptığını, Takdir Komisyonu’nun da zamanaşımı süresi aşıldıktan sonra müfettişlerce hazırlanan done raporlara göre işlem tesis ettiğini görmekteyiz.</p>
<p>Danıştay 7. Dairesi'nin 28.01.2025 tarihli ve E. 2024/1041, K. 2025/246 sayılı kararı, vergileme ilkeleri kapsamında hukuken sorunlu bulduğumuz bu uygulamayı ele almıştır. Karar, vergi uygulamalarına zamanaşımı perspektifinden bakan, bu açıdan dikkat çekici hususları vurgulayan, bu tür uygulamalara emsal alabilecek bir karardır.</p>
<p>Kararın ele aldığı olayda, 2014 yılı işlemleri açısından 2017 yılında vergi incelemesi başlatılmış, akabinde matrah tespiti ve tarhiyatlar için zamanaşımının dolmasına çok kısa süre kala, vergi idaresince 26 Aralık 2019 tarihinde takdir komisyonuna sevk işlemi gerçekleştirilmiştir. Takdir komisyonu, takip eden yıl içinde hazırlanan vergi tekniği raporunu dayanak alarak 28 Aralık 2020 tarihinde karar vermiş, hemen akabinde de 2020 yılı içinde vergi ve ceza ihbarnameleri mükellefe tebliğ edilmiştir.</p>
<p>İlk derece mahkemesi, davacının zamanaşımı def’isini dikkate almaksızın konunun esası yönünden değerlendirme yapmış ve mükellef lehine karar vermiştir. Bölge İdare Mahkemesi de ilk derece mahkemesi kararını hukuka ve usule uygun bularak idarenin istinaf başvurusunu reddetmiştir.</p>
<p>Danıştay 7. Dairesi ise E. 2024/1041, K. 2025/246 sayılı kararı ile temyiz incelemesinde, uyuşmazlığı zamanaşımı perspektifinden değerlendirmiştir. Daire, vergi incelemesi sırasında re'sen takdir yetkisinin inceleme elemanında da olduğunu belirtmiş; buna rağmen, zamanaşımını durdurmak amacıyla gerçek bir re'sen takdir nedeni saptanmaksızın, şeklen takdire sevk sebeplerinden biri dayanak gösterilerek matrah takdiri için takdir komisyonuna sevk yapılmasının kanunun öngörülen amacına aykırı düştüğü yönünde hüküm tesis etmiştir. Danıştay kararında, Takdir Komisyonu’na başvuru yolunun zamanaşımı hükmünü aşmak amacıyla bir yöntem olarak kullanılmasının, Anayasa Mahkemesi kararında da işaret edildiği üzere "yasallık" ve "hukuki güvenlik" ilkeleriyle de bağdaşmadığını vurgulamıştır.</p>
<p>Nitekim Anayasa Mahkemesi de 15/10/2009 tarih ve E. 2006/124, K. 2009/146 sayılı iptal kararında vergilemede "belirlilik", "yasallık", "öngörülebilirlik", "keyfiliğe izin verilmemesi" ve "hukuk devleti" ilkelerine değinerek, takdir komisyonuna başvuru yolunun sırf zamanaşımını durdurmak amacıyla keyfi olarak kullanılmasının hukuki güvence sağlamayacağını vurgulamıştı.</p>
<p>Danıştay 7. Dairesi’nin bu kararı ile vergi hukuku uygulaması bakımından birkaç önemli hususun altı da çizilmiş oldu:</p>
<p>i) Takdir komisyonuna sevk müessesesi, zamanaşımını durdurmaya yönelik bir araç olarak kullanılmamalı, kullanılamaz. Vergi idaresinin, zamanaşımı süresinin dolmasına çok kısa süre kala takdir komisyonuna başvurması, bu başvurunun olması gereken matrah takdiri amacı taşımadığını da açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>ii) Takdir komisyonlarının inceleme elemanının raporlarını aynen benimsemek yerine bağımsız bir değerlendirme yapması gerektiği ortaya konmuştur. Komisyonun, inceleme raporundaki tespit ve miktarı olduğu gibi matrah farkı olarak takdir etmesi, komisyonun varlık nedeni ile çelişmektedir.</p>
<p>Belirtmek gerekir ki, Danıştay 7. Dairesi'nin oy çokluğu ile tesis ettiği bu karar, öncelikle mevcut sorunun yargı nezdinde halen tartışmalı bir alan olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, çoğunluk görüşünün Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihadıyla uyumlu olması, kararın hukuki dayanağını güçlendirmekte, vergi idaresinin zamanaşımı müessesesini genişletmeye ve ötelemeye yönelik uygulamalarına karşı önemli bir hukuki sınır çizmektedir.</p>
<p>Karar ile mükellef haklarının korunması, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde, takdir komisyonuna sevk mekanizmasının yalnızca kanuni amacına uygun olarak kullanılabileceği açıkça ortaya konmuştur. Karar, vergi hukukunda hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkelerinin etkin bir şekilde uygulanması bakımından önemli bir atlama taşı oluşturacak, güçlü bir emsal olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-hukukunda-zaman-asimi-ve-takdir-komisyonuna-basvurunun-yasal-siniri-88090</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi Hukuku’nda zaman aşımı ve Takdir Komisyonu’na başvurunun yasal sınırı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otonom-araclar-karsisinda-taksici-esnafinin-gelecegi-ve-cozum-onerileri-88089</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otonom araçlar karşısında taksici esnafının geleceği ve çözüm önerileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ÜMİT IŞIK - </strong><strong>Ticaret Başmüfettişi</strong></p>
<p>Günümüzde hızla gelişen yapay zekâ, radar, lidar, GPS, kamera, sensörler ve gelişmiş sürüş sistemlerinin birlikte kullanılmasıyla araçların sürücü müdahalesine ihtiyaç duymadan hareket edebilmesine yönelik teknolojiler hızla yayılmaktadır. Ulaşım teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler, önümüzdeki yıllarda taksicilik mesleğini bugünkü şeklinden oldukça farklı bir yapıya dönüştürebilecek niteliktedir.</p>
<p>Yapay zeka ve sensör teknolojilerindeki küresel ilerlemeler, Seviye 4 ve Seviye 5 otonom (sürücüsüz) araçların, trafiğe çıkışını hızlandırmaktadır. Sürücüsüz araç teknolojisi, insan kaynaklı trafik kazalarını minimuma indirme, yakıt/enerji optimizasyonu sağlama ve 7/24 kesintisiz hizmet sunma gibi teknik üstünlüklere sahip olmakla birlikte bu durum, şoför iş gücünü ortadan kaldırırken, bugünkü klasik “şoför- araç- plaka” üçlüsüne dayanan geleneksel esnaflık modelini teknik ve ekonomik olarak sürdürülemez kılma riski taşımaktadır.</p>
<p>Nitekim Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı da Akıllı Ulaşım Sistemleri kapsamında otonom araçların radar, lidar, GPS, odometri, yapay zekâ, sensör ve kameralar kullanarak çevrelerini algılayabildiğini ve sürücüye ihtiyaç duymadan hareket edebildiğini açıkça belirtmektedir. Bakanlığın kendi açıklamalarında otonom ve bağlantılı araç teknolojilerinin ulaşım sektöründe dönüşüm meydana getirdiği ifade edilmektedir.</p>
<p>Ayrıca Türkiye'nin otonom araçlara ilişkin çalışmaları artık somut bir politika alanına dönüşmüş durumdadır. Anılan Bakanlık 2026 yılı açıklamalarında otonom araçlara uygun koridorlar, akıllı ulaşım altyapısı ve tam otonom sürüş hedeflerinden söz etmektedir. Mart 2026'da da İstanbul'da gerçek trafik koşullarında 5G destekli kooperatif akıllı ulaşım sistemleri test edilmeye başlanmıştır. Anlaşılan o ki teknolojik dönüşüm yalnızca otomobili değil, taksicilik mesleğini de değiştirecektir.</p>
<p>Öte yandan 13 Şubat 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 591 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile taksi ile yolcu taşımacılığı yapan mükelleflere <strong>Taksi Mali Cihaz</strong> kullanma zorunluluğu getirilmiştir. Bu sistemde taksimetreyle bağlantılı olarak ücret, yolculuk ve benzeri bilgilerin elektronik olarak işlenmesi ve belirlenen bilgilerin GİB Teknoloji'ye aktarılması öngörülmüştür.</p>
<p>Yazılı ve görsel basında çıkan haberlere göre Uber ile İngiliz teknoloji şirketi Wayve, Londra’nın ilk <strong>robotaksi</strong> hizmetini başlattıklarını duyurmuştur. Wayve şirketinin otonom araç teknolojisiyle donatılmış Ford Mustang Mach- E elektrikli araçlarıyla verilecek taksi hizmetlerinde direksiyonda bir süre daha güvenlik sürücüsü görev yapmaya devam edeceğini ve sürücüsüz araçların onay işlemlerimin devam ettiği belirtilmiştir.</p>
<p>Robotaksiler birçok Avrupa ülkesinde henüz deneme aşamasında olmasına rağmen yoğun bir talep görmeye başlamıştır. Uber, Hırvatistan'ın Zagreb kentinde, yerel bir şirket ile Çin'in Pony.ai şirketiyle ortaklık kurarak, Avrupa'daki güvenlik sürücülerinin bulunduğu ilk ticari robotaksi hizmetini başlatmıştır. Yine ABD'de, Google'ın ana şirketi Alphabet'e ait tamamen otonom taksiler hizmeti vermektedir.  Çin'de Baidu, WeRide ve Pony.ai, birden fazla şehirde robotaksi hizmetleri sunmaya başlamış ayrıca Ortadoğu'da Uber ve diğer filo işletmecileriyle ortaklıklar kurarak Dubai, Abu Dabi ve Suudi Arabistan’da hizmet vermeye başlamıştır.</p>
<p>Bu gelişme gösteriyor ki Taksi artık yalnızca mekanik bir araç değildir. Taksi giderek; <strong>araç + sensör + taksimetre + ödeme sistemi + veri + yazılım + elektronik denetim </strong>bütünlüğünden oluşan bir <strong>dijital ulaşım hizmetine</strong> dönüşmektedir. Otonom araç bunun bir sonraki aşamasıdır.</p>
<p>Bu gelişmeler, taksicilik bakımından diğer birçok meslekten farklı bir sonuç doğuracaktır. Çünkü taksicilik yalnızca bir araç kullanma faaliyeti değildir. Türkiye'de taksicilik, plaka, belediye tarafından verilen çalışma ruhsatı, vergi mükellefiyeti, esnaf ve sanatkâr sicili ve ilgili meslek odası üyeliği gibi unsurların bir araya geldiği hukuki ve ekonomik bir faaliyet alanıdır. Dolayısıyla sürücüsüz taksilerin yaygınlaşması halinde tartışılması gereken konu yalnızca: “Aracı kim kullanacak?” değil, “Aracı artık insan kullanmıyorsa, bugün taksicilik faaliyetinin sahibi olan esnafın hukuki ve ekonomik konumu ne olacaktır?” sorusudur.</p>
<p><strong>1- Esnaf ve sanatkar</strong></p>
<p>5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu'nun 3’üncü maddesinde esnaf ve sanatkâr; <em>“</em><em>ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu’nca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler</em><em>”</em> şeklinde tanımlanmıştır.</p>
<p>Kanun esnaf ve sanatkârı; ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve belirlenen meslek kollarında faaliyet gösteren kişi olarak açıklamaktadır. 5362 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca esnaf ve sanatkârların sicile kayıtları yapılmadan odaya kayıtları yapılamamakta; meslekî faaliyette bulunabilmeleri ve ilgili odaya kaydedilmeleri için sicile kayıt şartı bulunmaktadır. Kanunun 68. maddesi de sicile kayıt yükümlülüğünü ayrıca düzenlemektedir.</p>
<p>Taksiciler 5362 sayılı Kanun’a göre esnaf ve sanatkar sayılmakta ve esnaf ve sanatkar sicili ile ilgili odaya kayıt olmak zorundadırlar.</p>
<p><strong>2- </strong><strong>Taksi ve taksi şoförünün tanımı</strong></p>
<p>Teknik olarak <strong>Taksi</strong>, yapısı itibariyle sürücüsü dahil en çok sekiz oturma yeri olan, insan taşımak için imal edilmiş, taksimetre kullanan ve yolcu taşıyan M1 sınıfı ticari motorlu aracı ifade etmektedir. <strong>Taksimetre</strong> ise takıldığı taksinin özelliklerine ve ayarlandığı tarife esas alınarak yolcunun ödemesi gereken ücreti taksimetre ücret hesaplama yöntemine göre sürekli olarak hesaplayabilen ve ücret göstergesinde gösterebilen <strong>ölçü aleti</strong> olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p><strong>Taksi şoförü</strong> (Seviye 3), iş sağlığı ve güvenliği, kalite yönetim sistemi ile çevre ve trafik kurallarına uygun olarak, ticari olarak tescil edilmiş bir motorlu taşıtla (taksi), fiyat tarifesi ile belirlenmiş belirli bir ücret karşılığında, kamu hizmeti yolcu taşımacılığı yapan nitelikli kişidir. (MYK Ulusal Meslek Standardı-Taksi Şoförü).</p>
<p><strong>Taksicilik</strong> ise ticari olarak tescil edilmiş, sürücüsü dâhil en fazla dokuz oturma yeri bulunan, M1 sınıfına dâhil olan, insan taşımak için imal edilmiş bulunan, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından belirlenen şekilde muayenesi ve damgası yapılmış, ücret hesaplama yöntemine uygun tarife yüklenmiş ve tip onayı alınmış taksimetre ile çalışan motorlu taşıtla (taksi), çevre ve trafik kurallarına uygun olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı olan bir esnaf ve sanatkâr tarafından kamu hizmeti yolcu taşımacılığı yapma işidir. Taksilerin ilçeler arası sadece yolcu götürebilmesine izin verilmiştir. Ancak büyükşehir belediye sınırları içinde ilçeler arası yolcu götürebilme ve getirebilme izinlerine sahiplerdir. (MYK Taksi Şoförü Ulusal Meslek Standardı ve Karayolları Trafik Yönetmeliği)</p>
<p><strong>3- Mevcut hukuki statü ve T Plaka Rejimi</strong></p>
<p>Türkiye’de taksicilik faaliyeti, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu uyarınca belediyelerin yetki alanında, UKOME (Ulaşım Koordinasyon Merkezi) veya il/ilçe trafik komisyonları tarafından sınırlı sayıda tahsis edilen <strong>“T” plaka</strong> ruhsatıyla yürütülmektedir. Bu faaliyet, 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu gereğince Esnaf ve Sanatkarlar Sicili ile ilgili meslek odalarına kayıt zorunluluğu barındıran bir esnaflık ve esnaf işletmesi modelidir.</p>
<p>T plaka, ülkemiz hukuk düzeninde mülkiyet hakkının yanı sıra kamusal bir imtiyazın devri niteliğinde ekonomik bir değer olarak kabul edilmektedir. Taksicilik faaliyetinde taksi sahibi ticari plakaya sahip olmakta, ilgili belediyeden çalışma hakkı/ruhsatı almakta, vergi mükellefi olmakta, esnaf ve sanatkâr siciline ve ilgili esnaf ve sanatkârlar odasına kaydolmakta ve taksi işletmeciliğini fiilen yürütmektedir. Dolayısıyla bugün taksicilik, sadece “ticari araç sahibi olmak” şeklinde değerlendirilemeyecektir.</p>
<p>Gelecekte ortaya çıkabilecek sorunun çözümü açısından T plakanın hukuki niteliğinin çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir. Bu noktada, taksi olarak kullanılan otomobil... Belediyenin ilgili mevzuat çerçevesinde taksi hizmetinin yürütülmesine ilişkin verdiği hak olan Ticari plaka/hat/tahsis ve Taksicilik faaliyeti üçlüsünün birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bu üç unsur bugün büyük ölçüde birbirine bağlıdır. Ancak otonom araçlar yaygınlaştığında bunların birbirinden ayrılması kaçınılmaz hale gelecektir. Çünkü araç hareket etmek için artık sürücünün bedenî çalışmasına ihtiyaç duymayacaktır. İşte hukuki problem tam burada ortaya çıkmaktadır. Zira Otonom taksi yaygınlaştığında “taksici” kavramı değişmek zorunda kalacaktır</p>
<p>Bugünkü taksici modeli kısaca, “<strong>Taksi sahibi + araç + sürücü + yolcu = taksi hizmeti” </strong>şeklinde formüle edilebilecektir<strong>. </strong>Otonom takside ise “<strong>Taksi işletmecisi + otonom araç + yazılım/algoritma + yolcu = taksi hizmeti” </strong>şeklinde yeni bir model ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Bu değişiklik son derece önemlidir. Çünkü 5362 sayılı Kanun bakımından esnaf ve sanatkâr tanımının önemli unsurlarından biri fiilen ve bedenen çalışmadır.  Sürücüsüz takside ise araç fiilen yolcu taşırken araç içerisinde herhangi bir sürücünün bulunmasına gerek olmayacaktır. Bu nedenle gelecekte şu soru kaçınılmaz hale gelecektir: Otonom taksi işletmeciliği, mevcut esnaf ve sanatkâr tanımının kapsamında kalmaya devam edecek midir? Ya da Otonom Taksiler yaygınlaştığında “taksicilik sona erecek midir?”</p>
<p>Bize göre bu sorulara bugünkü mevzuatla kesin ve sağlıklı bir cevap vermek mümkün değildir. Zira teknoloji ve yapay zeka destekli yeni nesil araçların geleneksel araçların yerini alması halinde “şoför” kavramı da değişecektir. Bu noktada mesleği ortadan kalkmasının önüne geçmek adına mesleğin tanımının teknolojiye uyarlanması gerekecektir.</p>
<p>Bilindiği üzere taksicinin ekonomik faaliyeti sadece direksiyon başında araç kullanmaktan ibaret değildir. Taksi işletmecisi;</p>
<p>- Araç yatırımı yapmakta,</p>
<p>- Aracın bakımını yaptırmakta,</p>
<p>- Sigorta ve vergilerini ödemekte,</p>
<p>- Belediye ruhsat ve çalışma koşullarına uymakta,</p>
<p>- Yolcu hizmetini organize etmekte,</p>
<p>- Müşteri güvenliğini sağlamakta,</p>
<p>- Kamu otoritelerinin denetimine tabi olmakta ve</p>
<p>- Hizmetin ekonomik riskini üstlenmektedir.</p>
<p>Otonom araç geldiğinde bu faaliyetlerin önemli bölümü devam edecektir. Değişecek olan temel unsur <strong>“aracın fiziksel olarak insan tarafından kullanılması”</strong> olacaktır. Bu nedenle çözüm, taksiciyi sistemin dışına çıkarmak değil taksiciyi yeni teknolojik sistemin işletmecisi haline getirmek olmalıdır.</p>
<p><strong>4-  Hukuki ve sosyolojik kriz alanları</strong></p>
<p>Sürücüsüz filo ve robotaksi sistemlerinin şehirlere entegrasyonu, hukuki sistemde aşağıda özetle verilen çözülmesi gereken kritik uyuşmazlıkları beraberinde getirecektir.</p>
<p>-  <strong>Taksici esnaf tanımı değişecektir. </strong>Yeni sistemde taksicinin görevleri ve işlevi değişeceğinden yeni bir esnaf tanımı zorunlu hale gelecektir.</p>
<p><strong>-  Kazanılmış hak ve mülkiyet çatışması:</strong> Yüksek bedellerle edinilen T plakaların ekonomik değerinin otonom sistemler karşısında sıfırlanma riski, “idari istikrar” ve “Devlete güven” ilkeleri bağlamında birçok önemli soruna yol açabilecektir.</p>
<p>-  <strong>İstihdam ve sosyal güvenlik krizi:</strong>Yüz binlerce taksi esnafı ve şoförünün yerini sürücüsüz araçların alması işsizlik ve kayıt dışı istihdam baskısını artıracaktır.</p>
<p>-  <strong>Sorumluluk hukuku değişecektir:</strong> Otonom bir taksinin kazaya karışması durumunda kusur ve tazminat sorumluluğunun sürücü bulunmadığı için yazılımcıya, üreticiye mi yoksa işletmeciye mi yükleneceği Türk Borçlar Kanunu ve Karayolları Trafik Kanunu kapsamında yeniden tanımlanmak zorundadır.</p>
<p><strong>5- </strong><strong>Çözüm önerileri ve stratejik yol haritası</strong></p>
<p>Otonom dönüşümün toplumsal bir soruna yol açmaması ve taksici esnafın hak kaybına uğramadan dijital çağa adapte olabilmesi için aşağıda bahsedeceğimiz hukuki ve yapısal önlemler hayata geçirilmelidir.</p>
<p><strong>5.1-  Taksicilikten “otonom taksi işletmeciliğine” geçiş sağlanmalıdır</strong></p>
<p>Otonom taksilere geçiş ani bir yasakla değil, şehir merkezlerinde belirlenmiş özel koridorlar ve kademeli kotalarla (ilk aşamada insan denetimli otonom/operatörlü sistemler) yapılmalıdır.</p>
<p>Yeni sistemde taksici <strong>“Araç kullanan kişi” </strong>olmaktan çıkarılıp<strong> “yetkilendirilmiş taksi işletmecisi” </strong>haline getirilmelidir. Böylece, bugünkü modeldeki<strong> “</strong>T plakalı araç → sürücü → yolcu” yerine “T plakalı/yetkilendirilmiş araç → otonom sürüş sistemi (yapay zeka) → işletmeci (dijital platform) → yolcu” şeklinde bir işleyiş oluşturulmalıdır. Bu modelde taksici bedenen çalışması yerine otonom aracın işletilmesinden sorumlu olacaktır.</p>
<p>Otonom araçlar taksicinin rakibi olarak değil, taksicinin yeni çalışma aracı olarak görülmelidir. Nasıl ki geçmişte at arabasının yerini motorlu araç aldıysa, gelecekte insan tarafından kullanılan aracın yerini otonom araç alacaktır. Burada devletin görevi teknolojiyi engellemek değil teknolojik dönüşüm nedeniyle mevcut esnafın ekonomik varlığının yok olmasını önlemek ve dönüşümün adil gerçekleşmesini sağlamaktır.</p>
<p><strong>5.2-  T plakanın gelecekteki hukuki statüsü yeniden düzenlenmelidir</strong></p>
<p>Bugün T plaka büyük ölçüde belirli bir taksi hizmetinin yürütülmesiyle bağlantılıdır. Gelecekte ise T plakanın “Bu aracın insan tarafından kullanılacağını gösteren bir unsur” olmaktan çıkarılması, “Belirli bir bölgede yetkilendirilmiş ticari yolcu taşıma hizmeti verme hakkını gösteren bir unsur” haline getirilmesi gerekecektir. Bu durumda araç ve sürücü değişse ve hatta araç otonom hale gelse de işletme hakkı taksici esnafında kalacaktır<strong>.</strong> Bu, taksicilerin geleceği açısından son derece önemli bir koruma mekanizması olacaktır.</p>
<p>Bu nedenle mevzuatta T plakanın hukuki niteliği yeniden ele alınmalıdır ve “T plaka = ticari yolcu taşıma işletme hakkı” şeklinde yeniden yapılandırılmalıdır. Böylece aracın, benzinli, elektrikli, hibrit, yarı otonom, tam otonom olması işletme hakkının varlığını ortadan kaldırmamalıdır. Bu yaklaşım, teknolojiyi taksicinin karşısına değil, taksicinin hizmetine verecektir.</p>
<p><strong>T plaka sahibinin hakkı korunmalıdır</strong></p>
<p>Bugünkü taksi sisteminde T plaka, araçtan bağımsız düşünülemeyen ancak ekonomik değer taşıyan bir unsur durumundadır. Otonom araçların yaygınlaşmasıyla birlikte araç teknolojisi değişecektir. Ancak teknolojinin değişmesi, mevcut taksi işletmecisinin ekonomik hakkının ortadan kalkması sonucunu doğurmamalıdır.</p>
<p>Devletin yapması gereken, mevcut T plaka sahiplerinin haklarını otonom ulaşım sistemine <strong>geçiş hakkı</strong> sağlayacak şekilde yeniden tanımlamaktır. Örneğin <em>“Mevcut ticari taksi işletme hakkı sahipleri, otonom ve bağlantılı araç teknolojilerinin ticari yolcu taşımacılığında kullanılmaya başlanması halinde, faaliyetlerini bu teknolojilere dönüştürme konusunda öncelikli hakka sahiptir.”</em> şeklinde kanuni bir düzenleme yapılmalıdır. Aksi halde gelecekte büyük teknoloji şirketlerinin binlerce otonom aracı piyasaya sürmesi ve mevcut taksi esnafının sistemin dışında kalması ihtimali ortaya çıkabilecektir.</p>
<p>Bu kapsamda usulüne uygun şekilde edinilmiş ve halen geçerli olan taksi işletme hakkının, teknolojik dönüşüm gerekçesiyle hiçbir geçiş ve telafi mekanizması öngörülmeden ortadan kaldırılması, Anayasa'nın mülkiyet hakkı ve hukuk devleti ilkeleri bakımından ciddi sorunlar doğurabilecektir.</p>
<p><strong>5.3-  “Taksi plakası” ile “Otonom Araç” Birbirinden Ayrılmalıdır</strong></p>
<p>Gelecekte yapılabilecek en büyük hatalardan biri, “Otonom araç teknolojisi geldiğinde mevcut T plakaların ekonomik değerinin yok sayılması.” olacaktır. Ancak bu ciddi bir ekonomik ve hukuki sorun yaratacaktır. Çünkü bugün birçok taksici için plaka yalnızca bir araç üzerindeki harf ve rakamdan ibaret değildir. Plaka, belirli bir ticari faaliyetin yürütülmesiyle bağlantılı ekonomik bir değerdir. Nitekim Gelir İdaresi Başkanlığı da taksi, dolmuş, minibüs ve servis araçlarına ait ticari plakaların elden çıkarılmasından elde edilen kazançlara ilişkin özel vergi düzenlemeleri yapmaktadır. Dolayısıyla devletin gelecekte “Sürücü gerekmiyor, dolayısıyla eski taksi sistemine de gerek yok” şeklinde bir yaklaşım geliştirmesi, mevcut taksi işletmecilerinin ekonomik varlıklarının ciddi biçimde değer kaybetmesine yol açabilecektir.</p>
<p><strong>5.4-  Taksici esnafı için “Teknolojik Dönüşüm Hakkı” tanınmalı ve bunun için “Teknoloji Dönüşüm Fonu” Kurulmalıdır</strong></p>
<p>Bilindiği üzere ulaşım hizmetlerinin düzenlenmesi amacıyla belediyelerin taksi sayısını, güzergâhları ve çalışma düzenini belirleme yetkisine sahip bulunmaktadır. Bu çerçevede bir belediye, yetkileri çerçevesinde belirli sayıda otonom taksi çalıştırmaya karar verdiğinde: öncelikle mevcut T plakalı taksi işletmecilerine dönüşüm hakkı tanınmalıdır. Dolayısıyla belediyeler, otonom araçların sayısını artırırken mevcut taksi sisteminin ekonomik yapısını da dikkate almak zorunda olacaktır.</p>
<p>Sosyal ve hukuki açıdan adaletli bir yaklaşım çerçevesinde mevzuata <strong>“Taksi Plaka Sahiplerinin teknolojik dönüşüm hakkı” </strong>şeklinde bir hak getirilmelidir. Dolayısıyla taksici esnafın otonom aracı satın alması halinde plaka sahipliğini bu araç üzerinde devam ettirme hakkı öncelikli olmalıdır.</p>
<p>Buna göre belirli şartları taşıyan mevcut T plakalı taksi işletmecilerine;</p>
<p><strong>- </strong>Elektrikli taksi,</p>
<p><strong>- </strong>Yarı otonom taksi,</p>
<p>- Yüksek otomasyonlu taksi,</p>
<p><strong>- </strong>Tam otonom taksi</p>
<p>sistemlerine aşamalı geçiş konusunda <strong>öncelik hakkı</strong> tanınmalıdır. Böylece mevcut taksicinin mesleği terk etmesi yerine teknolojik değişime uyumlu olarak “<strong>işletme modeli” </strong>ni değiştirmiş olacaktır.</p>
<p><strong>T plaka sahibine “öncelikli dönüşüm hakkı” </strong>iki şekilde düzenlenebilecektir.</p>
<p>Birinci yöntem olarak Mevcut T plaka sahibi, gerekli şartları yerine getirdiğinde otonom taksi işletmeye hak kazanacağı<strong> “Doğrudan dönüşüm hakkı,”</strong></p>
<p>İkinci yöntem olarak ise Belediyenin belirli sayıda otonom taksi için yeni işletme hakkı oluşturduğunda, bunun belirli bir oranı mevcut T plaka sahiplerine tahsis edeceği “<strong>Öncelikli tahsis”,</strong></p>
<p>şeklinde olması mümkündür.</p>
<p>Örneğin; belirlenecek yeni tahsislerin %70 mevcut taksi işletmecilerine %30 yeni girişimcilere ayrılması adil bir yaklaşım olacaktır. Bu oran elbette ekonomik ve rekabet analizleriyle belirlenmelidir. Buradaki amaç yeni girişimcileri engellemek değil, mevcut esnafın teknolojik dönüşüm nedeniyle tasfiye edilmesini önlemektir.</p>
<p>Zira burada çok önemli bir ekonomik gerçek vardır. Bir kişi T plakalı taksi işletmek için yıllar boyunca araç yatırımı, plaka için ödediği bedel, ruhsat ve izin giderleri, vergi, sigorta, bakım ve finansman maliyetlerini üstlenmiş olabilir. Bu kişi bugün yaptığı yatırımın karşılığında gelecekte taksi işletme gelirinden yararlanmayı beklemektedir. Dolayısıyla dönüşüm düzenlemesi hazırlanırken mevcut ekonomik değerlerin korunması mutlaka dikkate alınmalıdır.</p>
<p>Bu çerçevede Taksicinin teknoloji şirketiyle rekabet etmesi yerine teknoloji şirketini kullanması sağlanmalıdır. Örneğin, <strong>Taksi esnafı +teknoloji şirketi +belediye</strong> üçlü modeli oluşturularak; Teknoloji şirketi, yazılımı, otonom sistemi ve dijital çağrı platformu gibi altyapıyı sağlarken taksi esnafı, işletme hakkına ve araca sahip olarak hizmetin yürütülmesini sağlamalıdır. Belediye ise ruhsatlandırma, denetim ve ulaşım planlaması gibi mevcut görevlerini yapmaya devam etmelidir.</p>
<p>Bu bağlamda, teknoloji şirketlerine taksi sahipleriyle öncelikli olarak sözleşme yapmak zorunluluğu getirilebilir. Bu noktada e- ticaret platformlarına hizmet veren esnaf kuryelerin çalışma şekline uygun bir çalışma sistemi oluşturulması mümkündür. Diğer bir ifadeyle Taksici sahip olduğu plaka hakkını kullanarak otonom araca dönüşmesi ve bağımsız olarak çalışmak istememesi halinde ulaşım hizmetini yapan teknoloji şirketiyle sözleşme yaparak aracını bu şirkete tahsis etmesi mümkündür. </p>
<p><strong>T </strong><strong>plaka sahipliğinin otonom filo hisselerine dönüştürülmesi</strong></p>
<p>Mevcut T plaka sahiplerinin bireysel işletmeci olmaktan çıkarılarak, belediye denetimindeki lisanslı otonom filo kooperatiflerinin veya şirketlerinin ortakları/paydaşları haline getirilmesi de bir başka yöntemdir. Plaka mülkiyeti, akıllı filo işletmeciliğinde pay sahipliği formuna hukuki bir kanun değişikliğiyle tahvil edilmelidir. Bu noktada Odalar ve/veya TŞOF oluşturulacak yeni sistemde söz sahibi olmalıdır. Kanaatimce mesleğin geleceğinin güvence altına alınabilmesi için Türkiye'nin şimdiden üzerinde çalışması gereken model budur.</p>
<p><strong>Taksi teknolojik dönüşüm fonu</strong></p>
<p>Öte yandan Taksici esnafın araçlarını otonom araçlarla değiştirmek zorunda kalması halinde ihtiyaç duyacakları finansman için özel krediler tahsis edilmeli ve dahası Devlet ve ilgili sektör kuruluşlarının katkısıyla <strong>“Taksi Teknolojik Dönüşüm Fonu”</strong> oluşturulmalıdır. Bu fondan;</p>
<p>- Elektrikli araç alımı,</p>
<p>- Otonom sistemlere geçiş,</p>
<p>- Dijital taksi platformları,</p>
<p>- Araç içi teknolojiler,</p>
<p>- Güvenlik sistemleri,</p>
<p>- Yazılım ve donanım yatırımları</p>
<p>için düşük faizli kredi veya hibe sağlanmalıdır. Böylece teknoloji dönüşümünün maliyeti doğrudan küçük esnafın üzerine bırakılmamış olacaktır.</p>
<p>Otonom araçlara dönüşüm süreçlerinde mevcut taksici esnafın desteklenmemesi halinde bu alan tekelci büyük teknoloji şirketleri ve filo işletmecilerinin kontrolüne geçerek asıl hak sahibi taksiciler giderek sistemin dışına itilecek ve taksici esnafı büyük teknoloji şirketlerinin birer işçisi/çalışanı haline gelecektir. Bu durum taksici esnaf açısından ciddi bir ekonomik risk yaratacaktır. Bu nedenle “<strong>Esnaf merkezli teknoloji modeli” </strong>oluşturularak mevcut T plakalı taksi işletmecilerinin yeni teknolojiye sahip olması sağlanmalı, devlet tarafından plaka, çalışma ve işletmecilik hakkı korunmalıdır. Böylece esnaf, <strong>otonom araç teknolojisinin sahibi </strong>veya <strong>işletmecisi </strong>haline getirilmelidir.</p>
<p>Otonom araçların yasal hale gelmesi halinde çok ciddi bir rekabet problemi ortaya çıkabilecektir. Bir tarafta, binlerce araca sahip, güçlü sermayesi bulunan, yapay zekâ ve yazılım geliştirebilen şirketler ortaya çıkarken diğer tarafta ise bir veya birkaç taksisi bulunan küçük esnaf olacaktır. Bu iki tarafın tamamen aynı şartlarda rekabet ettiğini söylemek mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Bu nedenle birinci planda taksici esnafın ve mesleğin korunması olmak üzere plaka sahiplerine öncelikli olarak teknolojiye geçiş hakkı verilmeli, bu geçiş finansal olarak desteklenmeli, teknoloji şirketlerinin kullanacağı robotaksiler için mevcut taksi plaka sahipleriyle şartları önceden belirlenen sözleşme yapılma zorunluluğu getirilmeli, bunun mümkün olmadığı istisnai durumlarda telafi mekanizması uygulanmalıdır.</p>
<p><strong>5.5-  Mesleki yeterlilik kurumu tarafından “taksici” tanımı yeniden yapılmalı ve taksici “otonom araç operatörü” haline getirilmelidir.</strong></p>
<p>Otonom araçların ortaya çıkmasıyla birlikte odalar oluşturulacak sistemin bir parçası olarak yeni görevler yüklenmelidir. Bugünkü odalar meslek disiplini, mesleki dayanışma ve temsil işlevlerini yerine getirirken gelecekte bunlara: <strong>teknoloji eğitimi, dijital dönüşüm, otonom araç standartları, veri güvenliği, mesleki sertifikasyon </strong>şeklinde yeni görevler eklenmelidir.</p>
<p>Sürücülük mesleği evrilirken uzaktan filo operatörlüğü, otonom araç bakım- onarım teknisyenliği ve sistem denetmenliği gibi yeni istihdam alanları doğacaktır. İlgili meslek odaları ve İŞKUR işbirliğiyle esnafa zorunlu teknik yeniden beceri kazandırma kursları verilmeli, yeni ekosistemde istihdam önceliği sağlanmalıdır.</p>
<p>Burada 5362 sayılı Kanun bakımından yeni bir düzenleme yapma ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Esnaf ve sanatkâr tanımında bedeni çalışma önemli olmakla birlikte teknolojinin gelişmesiyle bazı mesleklerde bedenî çalışmanın yerini teknik bilgi, mesleki organizasyon ve işletme faaliyeti almaktadır.</p>
<p>Bu nedenle gelecekte ilgili Kanun’da; <em>“Ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına veya mesleki bilgi, beceri ve işletme faaliyetine dayandıran...”</em> gibi teknolojik gelişmelere daha uyumlu bir tanım yapılmalı ve mesleki bilgi, teknik yeterlilik, işletme faaliyeti ve hizmetin ekonomik riskini üstlenmeyi de dikkate alan (Teknoloji destekli esnaf) bir sistem oluşturulmalıdır. Bu şekilde kanun koyucu, esnaf olmayı yalnızca direksiyon başında fiilen araç kullanmaya bağlamaktan çıkarmalıdır. Bu, yalnızca taksicilik için değil, gelecekte pek çok meslek için gerekli hale gelebilecek bir değişikliktir.</p>
<p>İfade edildiği üzere, otonom araçlarda sürücünün yerine <strong>“otonom ulaşım operatörü”</strong> veya <strong>“taksi işletme operatörü”</strong> gibi yeni bir mesleki statü oluşturulmalıdır. Bu kişiler için;</p>
<p>- Aracın teknik durumunun takip edilmesi,</p>
<p>- Yolcu güvenliğinin gözetilmesi,</p>
<p>- Araç yazılım güncellemelerinin takibi,</p>
<p>- Olağanüstü durumlarda müdahale,</p>
<p>- Müşteri hizmetleri,</p>
<p>- Araç temizliği ve bakımı,</p>
<p>- Mevzuata uygunluğun sağlanması,</p>
<p>- Veri ve kayıtların tutulması,</p>
<p>gibi yeni görev tanımları yapılmalıdır.</p>
<p>Böylece bugün direksiyon başında çalışan taksici, gelecekte tamamen sistem dışına atılmak yerine evinde oturarak aracını uzaktan kontrol ve takip eden bir esnaf profiliyle yeni ulaşım sisteminin profesyonel işletmecisi haline getirilebilir.</p>
<p>Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, Esnaf kavramını tamamen kaldırmak değil, teknolojik dönüşüm nedeniyle bedenî emeğin azalmasının esnaf statüsünü otomatik olarak sona erdirmemesini sağlamak olmalıdır.</p>
<p><strong>Taksiciye “öğrenme hakkı” sağlanmalıdır</strong></p>
<p>Teknolojik dönüşüm yalnızca araç satın almak değildir. Taksicinin yeni sisteme uyum sağlaması için eğitim gerekecektir. Bu nedenle devlet ve meslek kuruluşları tarafından;<strong> “Otonom Taksi İşletmeciliği Sertifika Programı” </strong>oluşturulmalıdır. Bu programda;</p>
<p><strong>- </strong>Yapay zekâ,</p>
<p><strong>- </strong>Otonom sürüş,</p>
<p><strong>- </strong>Araç güvenliği,</p>
<p><strong>- </strong>Dijital ödeme,</p>
<p><strong>- </strong>Veri güvenliği,</p>
<p><strong>- </strong>Siber güvenlik,</p>
<p><strong>- </strong>Yolcu güvenliği,</p>
<p><strong>- </strong>Acil durum yönetimi</p>
<p>gibi hususlar öğretilmelidir.</p>
<p><strong>5.6- </strong><strong>Belediyeler/kamu kurumlari destekli yerli dijital platformlar oluşturulmalidir</strong></p>
<p>Otonom araç piyasasının uluslararası teknoloji şirketlerinin tekelciliğine geçmesini engellemek amacıyla belediyeler, kamu kurumları ve/veya meslek kuruluşları koordinesinde merkezi çağrı ve sevk yazılımları kurulmalı, bu ağlara yalnızca odalara üye taksici esnafın araçları entegre edilmelidir. Bu konuda çeşitli illerde uygulaması olan “Taksi çağrı sistemleri” örnek alınarak ve geliştirilerek ülke düzeyinde bir uygulamaya geçilmesi mümkün olabilecektir.</p>
<p>Bilindiği üzere, 5393 sayılı Belediye Kanunu çerçevesindeki yetkiler ve belediyelerin kendi düzenlemeleri nedeniyle taksi hizmetlerinin ruhsatlandırılması ve çalışma koşullarının belirlenmesinde yerel yönetimlerin önemli görevleri bulunmaktadır. Gelecekte belediyelerin taksi yönetmeliklerini yeniden ele alması gerekecektir. Örneğin yeni düzenlemelerde:</p>
<p>- Otonom taksi için ruhsat,</p>
<p>- Araç teknik şartları,</p>
<p>- Çalışma bölgesi,</p>
<p>- Dijital çağrı sistemi,</p>
<p>- Ücretlendirme,</p>
<p>- Yolcu güvenliği,</p>
<p>- Acil müdahale,</p>
<p>- Veri paylaşımı,</p>
<p>- Uzaktan operasyon merkezi</p>
<p>gibi konular yeni sistemle uyumlu bir şekilde düzenlenmelidir.</p>
<p><strong>5.</strong><strong>7-  Sorumluluk konusu ayrıca düzenlenmelidir</strong></p>
<p>Otonom taksilerde en önemli hukuki problemlerden biri de sorumluluk olacaktır. Örneğin sürücüsüz taksi bir yayaya çarptığında araç sahibi mi, taksi işletmecisi mi, araç üreticisi mi, otonom sürüş yazılımını geliştiren şirket mi, yazılımı güncelleyen şirket mi, bakım şirketi mi veya filo yöneticisi mi sorumlu olacak? sorusunun cevabı önem arz edecektir. Bugünkü sürücü merkezli trafik hukukunun bu sorulara cevap vermesi mümkün değildir.</p>
<p>Bu nedenle otonom taksiler için özel bir <strong>hukuki sorumluluk rejimi</strong> oluşturulması gerekmektedir.</p>
<p>Bugün trafik kazasında sürücünün kusuru önemli bir unsurdur. Otonom araçta ise <strong>“sürücü kusuru” </strong>yerine <strong>“sistem kusuru” </strong>gündeme gelecektir. Örneğin, sensör arızası, yazılım hatası, harita hatası, yapay zekâ karar hatası, bakım eksikliği, siber saldırı, güncel olmayan yazılım gibi nedenler ortaya çıkabilecektir.  Örneğin otonom taksi bir yayaya çarptığında şu ihtimaller ortaya çıkabilecektir;</p>
<p>- Araç sahibi kusurlu.</p>
<p>- İşletmeci kusurlu.</p>
<p>- Üretici kusurlu.</p>
<p>- Yazılım şirketi kusurlu.</p>
<p>- Bakım şirketi kusurlu.</p>
<p>- Birden fazla taraf birlikte kusurlu.</p>
<p>Bu nedenle “sürücü kusuru” üzerine kurulmuş geleneksel yaklaşımın yanında ürün sorumluluğu, işletmeci sorumluluğu ve sistem/yazılım sorumluluğu birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının otonom araç raporunda da sorumluluk belirleme sürecinin özel olarak ele alınması gerektiği belirtilmektedir. Dolayısıyla otonom taksiler için özel sigorta ürünleri oluşturulmalı ve kusur/sorumluluk dağılımı önceden belirlenmelidir.</p>
<p><strong>5.8- Sigorta sistemi değiştirilmelidir</strong></p>
<p>Otonom taksi için klasik trafik sigortası modelinin tek başına yeterli olup olmayacağı ayrıca değerlendirilmelidir. Yeni sistemde, zorunlu mali sorumluluk sigortası + ürün sorumluluğu + siber risk + işletmeci sorumluluğu gibi farklı risklerin birlikte değerlendirilmesi gerekebilir. Özellikle yazılım kaynaklı kazalarda sigortacının kime rücu edeceği açıkça belirlenmelidir.</p>
<p><strong>Yolcunun ve araç sahibinin güvenliği için “kara kutu” sistemi kurulmalıdır</strong></p>
<p>Her otonom takside uçaklardaki kara kutuya benzer şekilde <strong>“Otonom Araç Veri Kayıt Sistemi”</strong> bulunmalıdır. Sistem;</p>
<p>- Aracın hızını,</p>
<p>- Konumunu,</p>
<p>- Sensör verilerini,</p>
<p>- Fren komutlarını,</p>
<p>- Direksiyon komutlarını,</p>
<p>- Yazılım sürümünü,</p>
<p>- Sürüş kararlarını,</p>
<p>- Müdahale kayıtlarını,</p>
<p>belirli süreyle saklamalı ve kaza halinde bu kayıtlar bağımsız şekilde incelenebilmelidir. Bu hem yolcuyu hem taksiciyi hem de üreticiyi koruyacaktır.</p>
<p><strong>Esnafın verileri korunmalıdır</strong></p>
<p>Gelecekte çok önemli bir başka konu <strong>veri mülkiyeti ve erişimi</strong> olacaktır. Bir taksi nereden yolcu aldı, nereye gitti, hangi saatlerde çalıştı, ne kadar gelir elde etti, hangi güzergâhları kullandı gibi çok büyük miktarda veri üretecektir. Bu verilerin tamamının teknoloji şirketlerinin kontrolüne bırakılması küçük esnaf açısından ciddi bir sorun yaratabilecektir. Bu nedenle taksi işletmecisinin ticari faaliyetinden doğan veriler üzerinde erişim ve kullanım hakları korunmalıdır.</p>
<p><strong>5.9- Esnaf ve sanatkarlar meslek kuruluşları kurulacak sistemin tarafı ve öncüsü olmalıdır</strong></p>
<p>5362 sayılı Kanun, odalara mesleğin gelişmesini ve meslekî eğitimi sağlama, meslek disiplinini ve ahlâkını koruma gibi görevler yüklemektedir.  Dolayısıyla esnaf odalarının gelecekte taksicilerin teknolojik dönüşümünde aktif bir rol üstlenmesi hukuken de oldukça anlamlı olacaktır.</p>
<p>Esnaf odaları teknolojiyle gelen değişim karşısında yeni bir “meslek standardı” oluşturulması yönünde ön çalışmaları yapmalı ve Mesleki Yeterlilik Kurumu gibi ilgili kurumlarla paylaşmalıdır.</p>
<p>Geleceğin taksicisinin mutlaka yeni becerilere sahip olması gerekecektir. Örneğin taksici;</p>
<p>- Dijital sistem kullanabilmeli,</p>
<p>- Otonom sürüş sistemlerini anlayabilmeli,</p>
<p>- Araç güvenlik sistemlerini kontrol edebilmeli,</p>
<p>- Yolcu uygulamalarını kullanabilmeli,</p>
<p>- Acil durum prosedürlerini bilmeli,</p>
<p>- Veri güvenliği konusunda temel bilgi sahibi olmalıdır.</p>
<p>Dolayısıyla gelecekte bu konularda esnaf odaları, TESK, ilgili bakanlıklar ve diğer meslek kuruluşları birlikte çalışmalı ve bugünden önlemlerini almalıdır.</p>
<p><strong>Dönüşüm merkezleri ve “</strong><strong>Otonom Taksi ve Teknolojik Dönüşüm Komisyonu” oluşturulmalıdır</strong></p>
<p>5362 sayılı Kanun'un öngördüğü meslek kuruluşları yalnızca bugünkü mesleğin korunmasına değil, mesleğin geliştirilmesine de hizmet eden kuruluşlardır. Bu nedenle taksici odalarının görevi gelecekte yalnızca “Taksi sorunlarını ilgili makamlara iletmek” olmamalıdır. Bunun yerine <strong>“Taksi Teknoloji ve Dönüşüm Merkezi”</strong> gibi yapılar oluşturulmalıdır. Bu merkezler elektrikli araç, otonom araç, yapay zekâ, dijital taksi uygulamaları, siber güvenlik, veri güvenliği, yeni sigorta modelleri gibi konularında üyeleri bilgilendirmelidir.</p>
<p>Yine Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) bünyesinde,</p>
<p>- Mevzuatı takip etmek,</p>
<p>- Teknolojik gelişmeleri izlemek,</p>
<p>- Üyelerin görüşlerini toplamak,</p>
<p>- Belediyelerle görüşmek,</p>
<p>- Bakanlıklarla ortak çalışma yapmak,</p>
<p>- Dönüşüm modelleri geliştirmek,</p>
<p>amacıyla “<strong>Otonom Taksi ve Teknolojik Dönüşüm Komisyonu” </strong>oluşturulmalıdır.</p>
<p>Yine TESK tarafından, Ticaret Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, belediyeler, üniversiteler, otomotiv sektörü, sigorta sektörü ile görüşmeler yapmak ve çözüm önerileri oluşturmak ve yukarıda belirttiğimiz Komisyona destek olmak amacıyla <strong>“Taksi ve Otonom Ulaşım Çalışma Grubu”</strong> oluşturulmalıdır. Bu komisyon ve grubun görevi “Otonom araçlar geldiğinde taksici esnafının hukuki, ekonomik ve sosyal geleceği ne olacak?” sorusuna mevzuat yürürlüğe girmeden cevap üretmek olmalıdır. Bu çalışmanın bugün yapılması halinde taksici esnafı dönüşümün mağduru değil öznesi olacaktır.</p>
<p>Öte yandan tek tek her belediyenin bünyesinde tutulan T plakalara ilişkin bilgilerin tek bir merkezden görülebileceği ve takip edilebileceği (esnaf ve sanatkarlar siciliyle bağlantılı) <strong>“Taksi Dönüşüm Sicili” </strong>oluşturulması da faydalı olacaktır. Böylece otonom sisteme geçişte “Kim neye sahip?” sorusu tartışmalı olmaktan çıkacaktır.</p>
<p><strong>5.10- Teknolojik dönüşümden önce hukuki dönüşümü gerçekleştirmek</strong></p>
<p>Otonom araçların yaygınlaşması, yalnızca trafik mevzuatında yapılacak küçük değişikliklerle çözülebilecek bir mesele olmadığı açıktır. Yeni sistem;</p>
<p>- Trafik hukukunu,</p>
<p>- Taşıma hukukunu,</p>
<p>- Belediyelerin ruhsatlandırma yetkilerini,</p>
<p>- Esnaf ve sanatkarlar mevzuatını,</p>
<p>- Sigorta hukukunu,</p>
<p>- Tüketici hukukunu,</p>
<p>- Kişisel verilerin korunmasını,</p>
<p>- Ürün ve üretici sorumluluğunu,</p>
<p>olmak üzere bir çok mevzuatı birlikte ilgilendirmektedir.</p>
<p>Nitekim Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın kendi otonom araç raporunda da mevzuat bakımından test izinleri, tip onayı, trafikte kullanım, ehliyet, veri toplama ve işleme ile sorumluluk konularının özellikle ele alınması gerektiği belirtilmektedir.</p>
<p>Ulaştırma Bakanlığının Akıllı Ulaşım Sistemleri çalışmasının “Yıkıcı ve Yenilikçi Teknolojilerin AUS Uygulamalarina Etkisi” başlıklı kısmında “Yapay zeka, makine öğrenmesi ve otonom araçların etkisiyle ulaşıma ait tüm bileşenlerin tamamen kullanıcı bağımsız hale gelmesi kaçınılmaz olarak görülmektedir.” saptaması yapmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle öncelikle özel bir<strong> “Otonom ve Akıllı Araçlar Kanunu” </strong>hazırlanmalı ve bu kanunda en azından;</p>
<p>- Otonom araçların sınıflandırılması,</p>
<p>- Otonom sürüş seviyeleri,</p>
<p>- Trafiğe çıkış şartları,</p>
<p>- Yetkilendirme,</p>
<p>- Teknik denetim,</p>
<p>- Yazılım güvenliği,</p>
<p>- Siber güvenlik,</p>
<p>- Veri yönetimi,</p>
<p>- Kaza halinde sorumluluk,</p>
<p>- Sigorta,</p>
<p>- Yolcu hakları,</p>
<p>- Ticari yolcu taşımacılığı,</p>
<p>- Otonom taksi işletmeciliği,</p>
<p>gibi hususlar açık bir şekilde düzenlenmelidir.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Sonuç ve değerlendirme</strong></li>
</ol>
<p>Otonom araçların gelecekte taksicilik mesleğinde önemli değişikliklere yol açacağı açıktır. Ancak bundan: “Taksicilerin geleceği yoktur” sonucu çıkarılmamalıdır. Doğru hukuki ve ekonomik politikalar uygulandığında geleceğin taksici esnafı şekil değiştirecek ve varlığını devam ettirecektir. Geleceğin taksicisi direksiyon başında saatlerce araç kullanan kişi olmaktan çıkacak, onun yerine; taksi işletmecisi, otonom araç yöneticisi, dijital ulaşım hizmeti sağlayıcısı, araç filosu yöneticisi, yolcu güvenliği ve hizmet kalitesi sorumlusu gibi yeni roller üstlenebilecektir.</p>
<p>Bu nedenle ülkemizin şimdiden yapması gereken, otonom araçların gelişini engellemek/geciktirmek değil, bu teknolojik dönüşümün mevcut taksi esnafını yok etmesine izin vermemektir. Otonom araçların gelişi kaçınılmaz olabilir, ancak bu teknolojik gelişmenin mevcut taksi esnafının ekonomik ve hukuki varlığını ortadan kaldırması kaçınılmaz değildir.</p>
<p>Hiçbir gücün teknolojinin ilerlemesinin ve sosyal ve ekonomik hayatı değiştirmesinin önüne geçemeyeceği gerçeği karşısında tarafların yapması gereken, teknolojinin kimin lehine ve kimin aleyhine işleyeceğini belirleyen hukuki çerçeveyi oluşturmaktır. Çünkü mesele yalnızca ulaşım teknolojisinin geliştirilmesi değil aynı zamanda bugün yüz binlerce insanın geçimini sağladığı bir esnaf faaliyetinin teknolojik dönüşüm karşısında nasıl korunacağı meselesidir. Ve burada temel ilke “Teknoloji taksicinin elinden direksiyonu alabilir; ancak geçimini sağladığı işletme hakkını elinden almamalıdır.” olmalıdır.</p>
<p>Türkiye otonom taksiye hazırlanırken, yalnızca otonom araca değil, otonom taksiciliğe de hazırlanmalıdır. Otonom araçlara geçiş, mevcut taksi işletmecilerinin haklarını ortadan kaldıran bir “teknolojik kopuş” değil, mevcut hakların yeni teknolojiye uyarlanmasını gerektiren bir “hukuki dönüşüm” olarak düzenlenmelidir.</p>
<p>Otonom araçların çok uzak olmayan bir gelecekte yollarda olacağı gerçeği karşısında Ülkemizde bugünden itibaren yukarıda detaylarına yer verdiğimiz şu çalışmalar başlatılmalıdır:</p>
<p>- Otonom taksi/Otonom ticari yolcu taşımacılığı özel olarak düzenlenmeli ve bugünden mevzuatı hazırlanmalıdır.</p>
<p>- T plakanın hukuki niteliği yeniden değerlendirilmelidir.</p>
<p>- Mevcut taksi işletmecilerine teknolojik dönüşümde öncelik hakkı verilmesi ve Taksi esnafının elektrikli ve otonom araçlara geçişinde ihtiyaç duyulacak finansmanın sağlanması yönünde düzenlenme yapılmalıdır.</p>
<p>- Otonom taksi işletmeciliğinin esnaf ve sanatkâr statüsüyle ilişkisi açıkça düzenlenmelidir.</p>
<p>- 5362 sayılı Kanun’daki esnaf tanımı ve taksicilik ulusal meslek standardı teknolojik dönüşüm dikkate alınarak yeniden değerlendirilmelidir.</p>
<p>- Otonom araç kazalarında üretici–yazılım şirketi–işletmeci–bakım kuruluşu arasındaki sorumluluk dağılımı belirlenerek yeni bir sorumluluk sistemi oluşturulmalıdır.</p>
<p>- Otonom araçların özelliğine uygun özel sigorta sistemi kurulmalıdır.</p>
<p>- Esnaf odaları ve TESK dönüşüm sürecinin karar alma mekanizmasına dahil edilmeli ve meslek kuruluşları bu değişimin öncüsü olmalıdır.</p>
<p>- Büyük teknoloji şirketleri ile mevcut taksici esnafı arasında rekabet bakımından eşitlik sağlanmalıdır.</p>
<p>- Mevcut işletme hakkının teknolojik dönüşüm nedeniyle ortadan kaldırılması halinde, dönüşüm mümkün değilse adil ve etkin bir telafi mekanizması oluşturulmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otonom-araclar-karsisinda-taksici-esnafinin-gelecegi-ve-cozum-onerileri-88089</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otonom araçlar karşısında taksici esnafının geleceği ve çözüm önerileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/paranin-da-sorumlulugu-var-88088</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Paranın da sorumluluğu var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim krizinden jeopolitik gerilimlere, doğa kaybından eşitsizliklere kadar risklerin birbirine bağlandığı bir dünyada yatırımın tanımı da değişiyor. 2005 yılında Birleşmiş Milletler desteğiyle yola çıkan Principles for Responsible Investment’ın altı ilkesi, bugün çok temel bir soruyu gündeme getiriyor: Sermaye geleceği nasıl şekillendiriyor?</strong></p>
<p>Para tarafsız değildir. Nereye gittiği, hangi şirketi büyüttüğü, hangi teknolojiyi ölçeklendirdiği, hangi iş modelinin ömrünü uzattığı önemlidir. Çünkü yatırım kararı dediğimiz şey, yalnızca bugünün şirket değerlemelerini değil, yarının ekonomisini de şekillendirir. Bugün bu gerçek her zamankinden daha görünür. Çünkü çok farklı krizi aynı anda, her yerde yaşıyoruz. İklim değişikliği fiziksel varlıkları tehdit ediyor. Aşırı hava olayları üretimi ve tedarik zincirlerini kesintiye uğratıyor. Doğa kaybı, su stresi ve kaynak kıtlığı şirketlerin maliyet yapısını değiştiriyor. Jeopolitik gerilimler enerji ve hammadde güvenliğini yeniden tanımlıyor.</p>
<p>Üstelik listeye yeni başlıklar ekleniyor. Yapay zekânın enerji ve su tüketiminden işgücü üzerindeki etkilerine, veri güvenliğinden yönetişime kadar yatırımcının değerlendirmesi gereken alan genişliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab35b6ed6db1-1790139246.jpg" alt="" width="800" height="600" /><strong>Sorumlu yatırım</strong></p>
<p>Bugün, yatırım dünyasında giderek daha önemli hale gelen bir kavram var: Sorumlu yatırım. Principles for Responsible Investment (PRI)’ın hikâyesi 2005 yılında dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın dünyanın en büyük kurumsal yatırımcılarından 20’sini bir araya getirmesiyle başladı.</p>
<p>Amaç şu soru üzerinden tanımlandı: Finans dünyası yatırım kararlarını verirken çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim konularını neden yeterince dikkate almıyor?</p>
<p>Yaklaşık bir yıl süren çalışmaya varlık sahiplerinin yanı sıra yatırım yöneticileri, akademisyenler, hizmet sağlayıcılar ve sivil toplum temsilcileri katıldı. Sonunda ortaya altı maddelik Principles for Responsible Investment çıktı. Sorumlu Yatırım İlkeleri, 27 Nisan 2006’da New York Borsası’nda Kofi Annan tarafından dünyaya duyuruldu.</p>
<p>İlk imzacılar 16 ülkeden, 2 trilyon doların üzerinde varlığı temsil ediyordu. Annan’ın o gün yaptığı tespit aslında bugün de geçerliliğini koruyor: Finans küresel ekonomiyi besliyor, ancak yatırım kararları çevresel, sosyal ve yönetişimle ilgili gerçekleri yeterince hesaba katmıyordu.</p>
<p>Aradan 21 yıl geçti. Bugün PRI, 90’dan fazla ülkede 5 bini aşkın imzacıya ulaşmış durumda. Nisan 2026 tarihli PRI belgesine göre ağdaki kurumların yönettiği ya da danışmanlık verdiği varlıkların büyüklüğü yaklaşık 130 trilyon dolar.</p>
<p><strong>Sorumlu yatırım ne demek?</strong></p>
<p>olmadığını söylemek gerekiyor. Sorumlu yatırım, getiriden vazgeçip “iyi” şirketlere para yatırmak anlamına gelmiyor. Yatırım evrenini mutlaka daraltmak ya da bazı sektörleri otomatik olarak dışlamak anlamına da gelmiyor. PRI’nin tanımı daha gerçekçi: Sürdürülebilirlik ve yönetişimle ilgili faktörleri, müşteriler ve yararlanıcılar için uzun vadeli değeri korumak ve artırmak amacıyla yatırım sürecine dahil etmek. PRI şu sorulara cevap arıyor: Bir yatırımın gerçek riskini anlamaya çalışıyorsanız, yalnızca bilançosuna bakmanız yeterli mi? Bir fabrikanın bulunduğu bölgede su tükeniyorsa, bu finansal bir risk değil mi? Bir şirket karbon yoğun bir iş modeline sahipse ve regülasyon hızla değişiyorsa, gelecekteki nakit akışını bundan bağımsız değerlendirebilir misiniz? Tedarik zincirinde ciddi insan hakları sorunları varsa bunun şirket değerine hiç etkisi olmayacağını varsayabilir misiniz? Yönetim kurulu iyi çalışmıyor, şirket şeffaf değil ve riskler doğru yönetilmiyorsa geçmiş yılların kârlılığı geleceğin garantisi olabilir mi?</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlikten önce dayanıklılık</strong></p>
<p>Sorumlu yatırım tartışmasının bugün en önemli boyutlarından biri dayanıklılık. Çünkü sürdürülebilirliği yıllarca daha çok şirketlerin çevre ve toplum üzerindeki etkileri üzerinden konuştuk. Şimdi ters yöndeki ilişkiyi de çok daha güçlü biçimde görüyoruz: Dünya değiştikçe şirketlerin kendisi ne kadar dayanabilecek? İklim riski bunun en açık örneği. Sel nedeniyle duran bir fabrika, kuraklık nedeniyle üretim yapamayan bir tarım şirketi, suya erişimi zorlaşan bir sanayi tesisi ya da karbon maliyetleri yükseldiği için rekabet avantajını kaybeden bir üretici için iklim değişikliği artık uzak geleceğin sürdürülebilirlik konusu değil. Doğrudan bilanço konusu. PRI verileri de yatırımcıların bu değişimi gördüğünü ortaya koyuyor. 2025 raporlama döneminde PRI imzacılarının yüzde 80’i iklim bağlantılı risk ve fırsatları temel bir finansal konu olarak tanımlamış durumda.</p>
<p><strong>Dünya dayanıklı değilse portföy de dayanıklı olamaz</strong></p>
<p>PRI, uzun vadeli finansal getirilerin, ekonominin ve onu ayakta tutan doğal ve toplumsal sistemlerin sağlığıyla bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor. İklim değişikliği, doğa kaybı ve sosyal eşitsizlik gibi sorunlar tek bir şirketi ya da sektörü aşarak piyasanın tamamını etkileyebiliyor. Bu da yatırımcının sorumluluğunun sınırlarını değiştiriyor. Çünkü artık portföy dünyadan bağımsız değil. Dünya dayanıklı değilse, uzun vadede portföyün dayanıklı olması da giderek zorlaşıyor.</p>
<p><strong>“Sorumlu yatırım” ile “iyi yatırım” arasındaki mesafe kapanıyor</strong></p>
<p>Bugün, sorumlu yatırımın değeri, yatırım kararını değiştirip değiştirmediğinde ortaya çıkıyor. Bir fonun adına “sürdürülebilir” yazmak yetmiyor. İklim riskini gerçekten fiyatlıyor mu? Şirketlerden veri talep ediyor mu? Yönetim kurullarına soru soruyor mu? Sermayenin yönünü değiştiriyor mu? Kendi performansını açıklıyor mu? Krizler fazlalaştıkça, sorulması gereken sorular da artıyor. Daha çok soru sormak, daha uzun vadeli düşünmek, riski daha geniş tanımlamak ve yönetilen paranın dünyadan bağımsız olmadığını unutmamak gerekiyor. Yaşadığımız çağda “sorumlu yatırım” ile “iyi yatırım” arasındaki mesafe giderek kapanıyor. Bir yatırımın uzun vadede iyi olup olmadığını anlamak için, ne kadar kazandıracağına değil, hangi dünyada kazandırmaya devam edebileceğine bakmak gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SORUMLU YATIRIMIN 6 İLKESİ</strong></span></p>
<p>PRI’nin çerçevesi altı temel ilkeye dayanıyor. Bu ilkeler, yatırımcının sermayeyi yönetirken izlemesi beklenen yol haritasını tanımlıyor:</p>
<p>1. ESG konularını yatırım analizine ve karar süreçlerine dahil et: İklimi, doğayı, çalışanları, insan haklarını ve yönetişimi finansal analizden ayrı düşünme.</p>
<p>2. Aktif yatırımcı ol: Hisseyi satın alıp kenara çekilme. Sahip olduğun yatırım üzerindeki haklarını kullan; şirketlerle diyalog kur, gerektiğinde değişim talep et.</p>
<p>3. Yatırım yaptığın şirketlerden doğru ve yeterli ESG verisi iste: Çünkü ölçemediğiniz riski yönetmeniz zor. Şeffaflık bu sistemin temel taşlarından biri.</p>
<p>4. Bu ilkelerin yatırım dünyasında yaygınlaşmasını destekle: Sorumlu yatırım birkaç büyük fonun uyguladığı niş bir model olarak kalmasın; yatırım zincirinin geneline yayılsın.</p>
<p>5. Birlikte hareket et: İklim değişikliği, doğa kaybı ya da insan hakları gibi sistemik sorunlar tek bir yatırımcının çözebileceği büyüklükte değil. İşbirliği yatırımcının etkisini artırıyor.</p>
<p>6. Ne yaptığını ve ne kadar ilerlediğini raporla: Belki de en kritik maddelerden biri bu. Çünkü sorumluluk, hesap verebilirlik olmadan tüm süreç kolaylıkla bir iletişim faaliyetine dönüşebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/paranin-da-sorumlulugu-var-88088</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Paranın da sorumluluğu var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpde-basliklar-dogru-sira-uygulamada-88087</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP’de başlıklar doğru, sıra uygulamada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta OVP’de yeşil dönüşümün yeni dilinin rekabetçilik olduğunu yazmıştım. 2027-2029 dönemini kapsayan program; yeşil dönüşümü sanayi, ihracat, enerji maliyetleri, finansman ve tedarik zinciri dayanıklılığıyla birlikte ele alıyor. Ancak iş dünyası açısından asıl soru şu: Bu başlıklar sahada nasıl uygulanacak?</p>
<p>İyi yazılmış hedefler ve güçlü politika ifadeleri tek başına dönüşüm üretmez. Sanayici için belirleyici olan, bu hedeflerin erişilebilir desteklere, sade başvuru süreçlerine, ölçülebilir kriterlere ve finanse edilebilir proje dosyalarına dönüşüp dönüşmeyeceğidir.</p>
<p>OVP’de, Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) SKDM ile uyumunun güçlendirileceği, emisyon yoğun sektörlerin yeşil dönüşümü ve ihracat rekabetçiliğinin destekleneceği belirtiliyor. Ayrıca düşük karbonlu üretim, kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi, sürdürülebilir finansman, Türkiye Yeşil Taksonomisi, enerji verimliliği, atık ısı ve yeşil binalar gibi kritik başlıklar yer alıyor. Bu tablo doğru bir yön gösteriyor. Ancak yön göstermekle yolda ilerlemek aynı şey değil.</p>
<p><strong>Sahadaki ilk ihtiyaç sadeleşme </strong></p>
<p>Sanayici ve özellikle KOBİ için en önemli meselelerden biri sadeleşme. Destek mekanizması varsa hangi işletme yararlanacak, hangi yatırım uygun kabul edilecek, hangi veri istenecek, başvuru ne kadar sürecek, tasarruf nasıl doğrulanacak ve sonuç nasıl izlenecek? Bunların cevapları netleşmezse iyi başlıkların sahadaki karşılığını sınırlı olur.</p>
<p>Enerji verimliliği yatırımlarının desteklenmesi çok doğru bir öncelik. Ancak bu desteğin yalnızca büyük ve karmaşık projelere değil, tekrarlanabilir, hızlı uygulanabilir ve ölçülebilir projelere de ulaşması gerekir. Basınçlı hava, buhar sistemleri, soğutma, pompa, fan, motor, otomasyon ve izleme yatırımları birçok işletmede kısa sürede sonuç üretebilir. Aynı yaklaşım atık ısı için de geçerli.</p>
<p>Sanayi kaynaklı atık ısının etkin kullanımı için mevzuat düzenlemesi yapılacak olması önemli. Fakat bunun yalnızca düzenlemede kalmaması gerekir. Hangi sıcaklık seviyesinde, hangi sektörlerde, hangi iş modelinde ve hangi finansman yapısıyla atık ısı projelerinin uygulanacağı netleşmeli. Özellikle demir-çelik ve çimento gibi atık ısı enerjisinin büyük olduğu sektörlerde, atık ısıdan elektrik üretilmesi; bunun üçüncü taraf tarafından uygulanması ve işletilmesine yönelik düzenlemeler hayata geçmeli.</p>
<p><strong>Veri finansmana dönüşmeli </strong></p>
<p>OVP’nin önemli başlıklarından biri de çevresel performans verilerinin finansal karar alma süreçlerine entegre edilmesi. Bu ifade teknik görünse de sanayici açısından somut bir anlama sahip. Enerji tüketimini ölçmeyen, emisyonunu izlemeyen, tasarrufunu doğrulamayan ve çevresel performansını güvenilir veriyle sunamayan işletmenin yeşil finansmana erişimi zorlaşacak.</p>
<p>Bu nedenle veri altyapısı yalnızca raporlama için kurulacak bir sistem olmamalı. Yatırım kararını, kredi dosyasını, müşteri ilişkisini ve rekabet stratejisini destekleyen bir yönetim aracı olmalı. Bankalar da bu süreçte yalnızca teminata ve bilançoya bakmakla yetinmemeli. Enerji verimliliği, atık ısı ve düşük karbonlu üretim projelerinin teknik kalitesini okuyabilecek kapasiteyi geliştirmeli.</p>
<p>KOBİ’ler için bu başlık daha da kritik. Büyük şirketlerin sürdürülebilirlik ve finansman ekipleri var. KOBİ’lerde ise çoğu zaman iyi fikir yatırım dosyasına dönüşmeden kalıyor. Bu nedenle standart proje formatları, sade ölçme ve doğrulama yöntemleri, teknik danışmanlık havuzları ve toplulaştırılmış finansman modelleri uygulamanın başarısını belirleyecek.</p>
<p><strong>ETS yük değil, sinyal olmalı </strong></p>
<p>Türkiye ETS ve SKDM uyumu, sanayi için yeni bir dönem başlatıyor. Ancak sistem yalnızca raporlama yükü gibi algılanırsa beklenen dönüşüm etkisi zayıflar. ETS’nin yatırım kararlarını yönlendiren bir fiyat sinyali üretmesi gerekir.</p>
<p>Bunun için tahsisat yapısı, fiyat oluşumu, denkleştirme kuralları ve gelirlerin kullanım şekli öngörülebilir olmalı. Karbon fiyatı sanayiciye ceza hissi veren bir unsur yerine, enerji verimliliği ve düşük karbonlu yatırım için ekonomik gerekçe sunan bir göstergeye dönüşmeli.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>OVP’de başlıklar doğru. Düşük karbonlu üretim, kaynak verimliliği, enerji verimliliği, atık ısı, yeşil taksonomi, sürdürülebilir finansman ve ETS uyumu aynı dönüşüm resminin parçaları. Şimdi ihtiyaç, bu parçaları sahada çalışan bir uygulama mimarisine dönüştürmek.</p>
<p>Başarıyı belge sayısıyla ölçemeyiz. Asıl ölçü, kaç işletmenin enerji tüketimini düşürdüğü, kaç projenin finanse edildiği, kaç atık ısı uygulamasının hayata geçtiği, kaç KOBİ’nin veri ve proje kapasitesini geliştirdiği ve sanayinin ihracat rekabetçiliğinin ne kadar güçlendiği olacak.</p>
<p>Yeşil dönüşümün sınavı hedeflerde değil, uygulamada verilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpde-basliklar-dogru-sira-uygulamada-88087</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP’de başlıklar doğru, sıra uygulamada ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-daha-zorlu-arz-kosullarina-ragmen-dezenflasyon-sureci-devam-ediyor-88135</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karahan: Daha zorlu arz koşullarına rağmen dezenflasyon süreci devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, DEİK Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) tarafından New York'ta düzenlenen 19. Türkiye Yatırım Konferansı kapsamında "Enflasyon ve Makroekonomik Görünüm" başlıklı bir sunum yaptı.</p>
<p>Son verilerin dikkatli bir şekilde yorumlanması gerektiğini belirten Karahan, arz şoklarının manşet enflasyon üzerinde önemli bir etki oluşturduğunu ve hizmet enflasyonunun katılık göstermeye devam ettiğini ifade etti.</p>
<p>Karahan, ancak bu tablonun hizmet bileşenleri arasında önemli ölçüde farklılık gösterdiğini bildirdi.</p>
<p>Normalde daha fazla katılık gösteren kalemlerde, özellikle kiralarda, belirgin bir iyileşme görüldüğünü aktaran Karahan, kira enflasyonundaki ve talepteki yavaşlamanın dezenflasyon sürecini desteklediğini vurguladı.</p>
<p>Karahan, buna karşılık, son dönemdeki gelişmelerden daha fazla etkilenen ulaştırma hizmetlerinin bu iyileşmenin bir kısmını dengelediğini kaydetti.</p>
<p>Bununla birlikte iç talepteki zayıflamanın etkisiyle büyümenin hız kestiğini belirten Karahan, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bir bütün olarak değerlendirildiğinde, veriler daha zorlu arz koşullarına rağmen dezenflasyon sürecinin devam ettiğine işaret ediyor. Bu ayrımları anlamak, hem enflasyon görünümünü hem de para politikası duruşumuzu değerlendirmek açısından önemlidir. Aylık veriler tek başına bilgilendirici olmakla birlikte aynı zamanda dalgalı da olabilir. Politika değerlendirmemiz, temel eğilimdeki değişikliklere dikkat etmeye devam ederken, söz konusu dalgalanmaların ötesine bakmalıdır."</p>
<p><strong>"Dış ticaret dengesi iyileşti ve seyahat gelirleri güçlü seyrini korudu"</strong></p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, jeopolitik gelişmelerin petrol fiyatlarını artırırken, rafineri marjlarındaki genişlemenin bu etkinin daha da belirginleşmesine yol açtığını ifade etti.</p>
<p>Enflasyon görünümüne ilişkin riskleri sınırlamak amacıyla para politikasında sıkılaştırmaya gittiklerini vurgulayan Karahan, dış ticaret dengesinin iyileştiğini ve seyahat gelirlerinin güçlü seyrini koruduğunu anlattı.</p>
<p>Karahan, kredi büyümesinin ilkbahardan bu yana önemli ölçüde yavaşladığını bildirdi.</p>
<p>Ekonomik aktivitede çeyreklik bazda görülen toparlanmanın güçlü ihracat tarafından desteklendiğini dile getiren Karahan, iç talepteki yavaşlama ve güçlü ihracatın cari dengedeki iyileşmeyi desteklediğini belirtti.</p>
<p>Karahan, yüksek frekanslı verilerin üçüncü çeyrekte iç talepteki yavaşlamanın devam edeceğine işaret ettiğini dile getirdi.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki artışın enflasyonu hem doğrudan hem de dolaylı kanallardan yukarı çektiğini aktaran Karahan, veriler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, enflasyonun ana eğiliminde son dönemde bir yavaşlama görüldüğünü kaydetti.</p>
<p>Enflasyon beklentilerinin temkinli davranmaya devam edilmesini gerektirdiğini vurgulayan Karahan, "Yurt içi yerleşiklerin Türk lirasına olan talebi güçlü seyrediyor. Uluslararası rezerv tamponları güçlü seyrini sürdürüyor. Önümüzdeki dönemde enflasyonun seyrini dışsal şoklar ve yurt içindeki aktarım mekanizmaları belirleyecek." ifadelerini kullandı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-daha-zorlu-arz-kosullarina-ragmen-dezenflasyon-sureci-devam-ediyor-88135</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/Fatih-Karahan2-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ New York&#039;ta &quot;Enflasyon ve Makroekonomik Görünüm&quot; başlıklı sunum yapan Merkez Bankası Başkanı Karahan, &quot;Bir bütün olarak değerlendirildiğinde, veriler daha zorlu arz koşullarına rağmen dezenflasyon sürecinin devam ettiğine işaret ediyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/20-feetlik-bir-kutu-dunyayi-nasil-degistirdi-88086</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> 20 feet’lik bir kutu dünyayı nasıl değiştirdi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Güvertesinde bile binlerce konteynerle denizleri yara ara yol alan dev gemileri hepimiz görmüşsünüzdür. Ancak aranızda nedir bu konteyner, neden dünya bunu kullanıyor, hikayesi nedir diye merak eden var mıdır bilmem. Ben meraklanıp araştırdım, hikaye ilginç.</p>
<p>Konteyner, ilk bakışta sıradan bir çelik kutu. Oysa küresel ticareti değiştiren asıl buluş kutunun kendisinden çok, herkesin aynı ölçüdeki kutuyla anlaşmasıymış.</p>
<p>Hikâye 1956’da Amerikalı iş insanı Malcolm McLean’in fikriyle hız kazandı. O yıl SS Ideal X adlı gemi Newark’tan Houston’a 58 konteyner taşıdı. Mallar tek tek gemiye yüklenip boşaltılmak yerine, içine konduğu kutuyla birlikte gemiden kamyona, kamyondan trene geçebiliyordu. Kutu açılmıyor, içindeki mallara tekrar tekrar el değmiyordu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab3598753a32-1790138759.png" alt="" width="437" height="228" />
<figcaption><strong>Konteynerleşme limanları da değiştirdi; vinçler ve standart kutular, yükleme boşaltma işini çok daha hızlı hale getirdi.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Ama bunun dünyayı değiştirmesi için bir sorunun çözümü arttı. Konteynerlerin ölçüleri ülkeye ve taşıma sistemine göre değişiyor, bu da yükün gemi, tren ve kamyon arasında aktarılmasını zorlaştırıyordu. İşte devrim burada başladı. Dünya, konteynerleri belirli standartlara bağladı. 20 feet uzunluğundaki konteyner, yani TEU (Twenty-foot Equivalent Unit / 20 feet eşdeğer birim), sistemin ortak ölçüsü haline geldi. 40 feet’lik konteyner ise iki TEU olarak kabul edildi. Böylece aynı kutu dünyanın gemisine, kamyonuna veya trenine uyabildi.</p>
<p>Çin’de üretilen ürün fabrikada konteynere giriyor. Kamyonla limana gidiyor, gemiye yükleniyor. Başka bir kıtada gemiden alınıp trene veya kamyona aktarılıyor ve mağazanın deposuna kadar gidiyor. Konteyner bütün bu yolculukta açılmadan kalabiliyor. Konteynerleşme limanları da değiştirdi; vinçler ve standart kutular, yükleme-boşaltma işini çok daha hızlı hale getirdi.</p>
<p>Buradaki asıl ders konteynerden daha büyük. Ekonomide bazen en büyük sıçramayı yeni bir ürün icat etmek değil, herkesin aynı kurala uymasını sağlamak yaratıyor. Bir ülkenin limanındaki ölçünün başka bir ülkenin gemisine, kamyonuna ve demiryoluna da uyması, ticaretin önündeki görünmez duvarları kaldırdı.</p>
<p>Bugün dünyanın herhangi bir yerinde üretilen bir ürünün başka bir kıtadaki mağazaya ulaşmasını doğal karşılıyoruz. Bunun arkasında basit bir çelik kutudan çok daha önemli bir anlaşma var: Dünyanın aynı ölçüde düşünmeye karar vermesi.</p>
<p>Bazen küreselleşme büyük laflarla değil, 20 feet’lik bir kutuyla da başlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/20-feetlik-bir-kutu-dunyayi-nasil-degistirdi-88086</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 20 feet’lik bir kutu dünyayı nasıl değiştirdi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/soz-new-yorkta-hesap-antalyada-88085</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Söz New York’ta, hesap Antalya’da</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim Haftası ile BM Genel Kurulu bu hafta New York’ta buluşuyor. Birinin odağında eylem, diğerinin gündeminde güven var. Antalya’daki COP31 ise uygulama sözü veriyor. Üç kelime arasındaki mesafe, bugün iklim siyasetinin asıl meselesi.</strong></p>
<p>New York’ta bu hafta iki sahne var. İlki <strong>Climate Week NYC</strong>. Odağı enerji, etki ve eylem. Şirketler, yatırımcılar, şehirler ve sivil toplum kuruluşları burada hangi dönüşümü finanse ettiklerini, hangi teknolojiyi büyüttüklerini, hangi hedefe bağlandıklarını anlatacak.</p>
<p>Diğeri, <strong>BM Genel Kurulu</strong>. Genel Kurul’un bu yılki teması: <em>“Güveni yeniden tesis etmek, dönüşümü yönetmek: Herkes için sonuç üreten bir Birleşmiş Milletler.”</em> Üstelik iklim bu temanın kenar süsü değil; doğrudan iklim eylemi ve adil geçiş için üst düzey bir toplantı da yapılacak.</p>
<p>Bir tarafta eylem, diğer tarafta güven. Kasımda Antalya’da düzenlenecek COP31’in iddiası ise uygulama. Bu kelimeler birbirini tamamlıyor. Fakat aralarındaki ilişki sandığımız kadar kolay değil. Eylem için yatırım gerekiyor. Yatırım için öngörülebilirlik ve risk paylaşımı. Güven içinse geçmiş vaatlerin tutulduğuna dair kanıt.</p>
<p>New York haftası, Antalya öncesi zincirin halkalarının ne kadar sağlam olduğuna dair ipucu verecek.</p>
<p><strong>Rakam tek başına güven üretmez</strong></p>
<p>Önce ölçeği koyalım. Küresel iklim hedeflerine ulaşmak için 2030'a kadar <strong>yılda 6 trilyon doları aşan yatırım </strong>gerekiyor. Bugün gerçekleşen iklim finansmanı ise bunun üçte biri civarında.</p>
<p>Bakü’deki COP29’da gelişmiş ülkelerin öncülüğünde, gelişmekte olan ülkelere sağlanacak iklim finansmanının <strong>2035’e kadar yılda en az 300 milyar dolara</strong> çıkarılması hedeflendi. Bunun yanında, tüm kaynaklardan sağlanacak finansmanın <strong>yılda 1,3 trilyon dolara</strong> yükseltilmesi için daha geniş bir çağrı yapıldı.</p>
<p>Bu iki rakam aynı taahhüdün küçük ve büyük hali değil. İlki gelişmiş ülkelerin öncülük etmesi beklenen finansmana ilişkin. İkincisi kamu ve özel sektör dahil çok daha geniş bir kaynak seferberliğini tarif ediyor. <strong>İkisini de bugün kullanıma hazır para gibi okumak yanlış olur.</strong></p>
<p>Daha önemli bir ayrım var. <strong>Finansman hedefi ile kullanılabilir finansman aynı şey değil.</strong> Bir ülkeye iklim yatırımı için kredi teklif edildiğini düşünelim. Faiz yüksekse, geri ödeme döviz cinsindense ve yatırımın gelirleri yerel para birimindeyse risk ülkenin üzerinde kalır. Proje iklim açısından gerekli ama ekonomik açıdan taşınamaz olabilir.</p>
<p>Bu yüzden <em>“Ne kadar para?”</em> sorusu tek başına yeterli değil. Hibe mi, kredi mi? Borç yükünü artırıyor mu? Kur riskini kim taşıyor? Para ne zaman kullanılabilecek? <strong>Güven, finansmanın yalnız miktarıyla değil, koşullarıyla oluşuyor.</strong></p>
<p>Nitekim Bakü kararına yönelik itirazların sürmesi de bunun kanıtı. Açıklanan rakam, yükün adil paylaşıldığına ilişkin uzlaşı olduğu anlamına gelmedi.</p>
<p><strong>BRIDGE neyi birbirine bağlayacak?</strong></p>
<p><em>Ülkelerin iklim hedefleri nasıl finanse edilebilir projelere dönüşecek</em>? COP31 bunun cevabını <strong>İklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE)</strong> ile vermeyi hedefliyor. Amacı, ülkelerin kâğıt üzerindeki iklim planlarını yatırım yapılabilir projelere çevirmek. Yeni bir kurum kurulmayacak, mevcut finans ekosistemindeki bağlantılar güçlendirilecek.</p>
<p>Akılcı bir girişim. Bir tarafta ülkelerin iklim hedefleri, diğer tarafta yatırımcıların ve finans kuruluşlarının kaynakları var. Ancak iki yakayı görmek, aralarında geçilebilir bir yol olduğu anlamına gelmiyor.</p>
<p>Bir ülke elektrik şebekesini yenilemek isteyebilir. Bunun ulusal iklim planında yazması yatırım için yeterli değildir. Hangi hatların kurulacağı, maliyetin nasıl karşılanacağı, gelir modelinin ne olacağı, izinleri kimin vereceği ve yatırımın riskini kimin üstleneceği de belli olmalıdır.</p>
<p>Finans kuruluşunun <em>“kaynak ayırmaya hazırız”</em> demesi de tek başına yeterli değildir. Kaynağın, projeyi yürütecek kurumun kullanabileceği koşullarda sunulması gerekir.</p>
<p>İşte hedef ile yatırım arasındaki gerçek boşluk burada. Bazen eksik olan para, bazen uygulanabilir proje, çoğu zaman ise projeyi finanse edilebilir kılacak kamu kapasitesi ve risk paylaşımı. <strong>BRIDGE’in değeri, bu darboğazları nasıl çözebildiğiyle ölçülecek.</strong></p>
<p>Türkiye’nin COP31 için ortaya koyduğu bir diğer küresel öneri, elektriğin küresel toplam enerji talebindeki payını <strong>2035’e kadar yüzde 35’e</strong> çıkarmak. <em>“35’e 35” </em>olarak anılan bu hedef, ülkeler için bağlayıcı bir COP kararı olarak kabul edilmiş değil, gönüllü bir eylem çağrısı.</p>
<p>Hedefin mantığı anlaşılır. Ulaşımda, binalarda ve sanayide fosil yakıt kullanımını azaltmak için daha fazla işi elektrikle yapmak gerekiyor. Fakat elektrikli araç veya ısı pompası hedefi koymak, onu besleyecek şebekeyi kendiliğinden kurmuyor.</p>
<p>Şebeke yatırımı, depolama, temiz elektrik üretimi ve finansman birlikte ilerlemek zorunda. Aksi halde elektrifikasyon hedefi kâğıt üzerinde büyürken, uygulama kapasitesi geride kalabilir. Üretilen elektriğin karbon yoğunluğu da emisyon sonucunu belirler.</p>
<p>Bu, Antalya’nın <em>“Uygulama COP’u” </em>iddiası için küçük bir örnek. <strong>Yüzde 35 hedefse; şebeke, üretim ve finansman da bu hedefe giden uygulamadır.</strong></p>
<p>New York haftası COP31’in resmi müzakeresi değil. Fakat Antalya’ya hangi beklentilerin taşınacağını belirleyebilir. Bu yüzden New York'tan gelecek açıklamaları üç ayrı sütunda okumak gerekir: <strong>Hedef, kaynak, uygulama.</strong> Birinci sütunun dolu olması, diğer ikisinin de dolu olduğu anlamına gelmez. Ve asıl haber çoğu zaman boş kalan sütundadır.</p>
<p><strong>Eylem, güven, uygulama</strong></p>
<p>BM’nin <em>“güveni yeniden tesis etmek”</em> ifadesi de kulağa diplomatik bir tema gibi gelebilir. Oysa iklim alanında bunun oldukça somut bir karşılığı var.</p>
<p>Gelişmekte olan ülkeler, kendilerinden daha hızlı dönüşüm istenirken, ihtiyaç duydukları kaynağın hangi koşullarda geleceğini bilmek istiyor. Yatırımcılar öngörülebilir kurallar arıyor. Çalışanlar geçişin maliyetinin yalnızca kendilerine yüklenmeyeceğini görmek istiyor. İklim krizinden en ağır etkilenen toplumlar ise uyum ve kayıp zarar finansmanının büyük enerji yatırımlarının gölgesinde kalmamasını bekliyor.</p>
<p>New York bu bağı az da olsa kurabilirse, Antalya’ya malzeme taşır. Kuramazsa COP31, hedeflerle uygulama arasında köprü kurmadan önce, sözlerle güven arasındaki boşluğu da aşmak zorunda kalacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/soz-new-yorkta-hesap-antalyada-88085</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/5/1280x720/767-1790138461.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Söz New York’ta, hesap Antalya’da ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-guveni-yeniden-nasil-kuracagiz-88084</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlarda güveni yeniden nasıl kuracağız?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bugün yaşanan sürecin en önemli riski, birkaç fonda yaşanan sorunun tüm fon piyasasına yönelik kalıcı bir güvensizliğe dönüşmesi... Bunu engellemenin yolu sorunu küçümsemek veya üzerini örtmek değil; doğru anlatmak, şeffaf yönetmek ve aynı sorunların tekrarını önleyecek adımları atmak.</strong><strong> </strong></p>
<p>Fon piyasasında son günlerde yaşanan para çıkışları, bazı fonlarda ödeme gecikmeleri ve tasfiye süreçleri yatırımcı güvenini ciddi şekilde zorladı. Özellikle sosyal medyadaki bilgi kirliliği, birçok yatırımcıda “fonlara artık güvenilmez” algısının güçlenmesine neden oldu.</p>
<p>Bu algıyı hafife almamak gerekiyor. Çünkü yatırım fonları güven üzerine büyüyen bir piyasa. Yatırımcı, parasının profesyonel yönetildiğini, varlıkların ayrı saklandığını, kuralların çalıştığını ve gerektiğinde doğru bilgilendirileceğini bilmek ister. Bu güven zedelendiğinde sorun yalnızca birkaç fonla sınırlı kalmaz; fon piyasasının geneline yönelik tereddüt oluşur.</p>
<p>Bugün yaşadığımız tabloyu tüm fon piyasasına mal etmek doğru olmaz. Sorunun merkezinde sınırlı sayıda fon ve birkaç kurum bulunuyor. Ancak fon piyasası güvene dayalı büyüdüğü için, bu sınırlı alanda yaşanan sorun bile yatırımcı algısında çok daha geniş bir etki yaratabiliyor. Birkaç fonda yaşanan ödeme gecikmesi veya tasfiye süreci, sosyal medyadaki bilgi kirliliğiyle birleştiğinde “fonlara güvenilmez” gibi genelleyici bir algıya dönüşebiliyor. Asıl risk de burada başlıyor.</p>
<p>Bu nedenle yapılması gereken, fon piyasasının tamamını zan altında bırakmak değil; sorunun nerede oluştuğunu doğru tespit etmek ve benzer sorunların tekrar etmesini engelleyecek çerçeveyi güçlendirmek. Çünkü son yıllarda fon piyasası hızlı büyüdü, yatırımcı sayısı arttı, bazı fonlar kısa sürede çok büyük hacimlere ulaştı. Bu büyüme önemli bir kazanım olmakla birlikte, özellikle hızlı büyüyen, belirli varlıklarda yoğunlaşan ve likiditesi sınırlı kıymetler taşıyan fonlarda gözetim, risk yönetimi ve yatırımcı bilgilendirmesinin de aynı hızla güçlenmesi gerekiyor.</p>
<p>Aslında bu risklerin bir bölümü daha önce görünür hale gelmişti. 13 Ağustos 2025 tarihli <strong>“Getirinin peşinde koşmak: Serbest fonlarda risk ve gerçekler”</strong> başlıklı EKONOMİ gazete yazımda, bazı serbest fonlarda sınırlı sayıda hisseyle üretilen yüksek getirilerin yeni para girişini artırdığını, yeni paranın aynı hisselere yönelmesiyle döngünün güçlendiğini ancak piyasa tersine döndüğünde düşüşlerin de hızlanabileceğini yazmıştım. O yazıdaki ana soru şuydu: <strong>“Bu strateji hangi koşullarda, ne kadar risk alarak kazandırdı?”</strong></p>
<p>29 Ekim 2025 tarihli <strong>“Para piyasası fonlarında yeni ayrışma: Getiriyi artıran piyasa farkı”</strong> başlıklı yazımda ise para piyasası fonlarının homojen bir yapı olmadığını, bazı fonların Borsa İstanbul Para Piyasası ve benzeri işlemler üzerinden daha yüksek getiri üretirken farklı riskler de taşıyabildiğini anlatmıştım. Orada da serbest fonlarda yaşanabilecek yüklü satışların, para piyasası fonlarını dolaylı olarak etkileyebileceğini vurgulamıştım.</p>
<p>Bugün geldiğimiz noktada mesele yalnızca bu uyarıların haklı çıkmış olması değil. Asıl mesele, bu tecrübeden sonra fon piyasasına duyulan güveni nasıl yeniden tesis edeceğimiz ve benzer sorunların tekrar yaşanmaması için hangi adımları atacağımız.</p>
<p>Bu noktada ilk öncelik, tasfiye sürecinin hızlı, şeffaf ve yatırımcıların birikimlerini azami ölçüde koruyacak şekilde yönetilmesi olmalı. Yatırımcı açısından bugün en kritik konu, parasına ne zaman ve hangi koşullarda ulaşabileceğini öngörebilmek. Bu nedenle tasfiye kapsamındaki fonlarda sürecin düzenli bilgilendirmelerle yürütülmesi, oluşan nakdin mümkün olan en kısa sürede yatırımcılara aktarılması ve belirsizliğin azaltılması büyük önem taşıyor.</p>
<p>Özellikle düşük riskli olarak görülen para piyasası fonlarındaki ödemeler, yatırımcı güveni açısından ayrıca kritik. Çünkü bu fonlar birçok yatırımcı tarafından nakit yönetimi ve kısa vadeli güvenli liman aracı olarak kullanılıyor. Bu alanda yaşanacak gecikmeler, yalnızca ilgili fon yatırımcısını değil, para piyasası fonlarına yönelik genel algıyı da etkileyebilir.</p>
<p>Bir diğer önemli başlık ise tasfiye kapsamında olmayan ancak alım-satıma kapalı bulunan fonlar. Bu fonların durumuna ilişkin belirsizliğin uzaması, yatırımcı tarafındaki endişeyi artırıyor. Bu nedenle tasfiye kararı bulunmayan fonların gerekli kontroller tamamlandıktan sonra ivedilikle işleme açılması, fon piyasasına olan güvenin yeniden tesis edilmesi açısından önemli olacaktır.</p>
<p>Bundan sonrası için ilk başlık, olağanüstü dönemlerde toplu çıkışların etkisini sınırlayabilecek geçici mekanizmalar olmalı. Sistemik nitelik kazanabilecek hızlı fon çıkışlarında kullanılabilecek araçlar şimdiden tartışılabilir. Bunlardan biri, gerekli görülmesi halinde belirli bir dönemle sınırlı geçici stopaj indirimi veya benzeri teşvikler olabilir. Buradaki amaç yatırımcıyı fonda tutmaya zorlamak değil, sistemik hale gelebilecek ani çıkışların piyasa üzerindeki etkisini sınırlamak olmalı. Özellikle para piyasası fonlarından hızlı çıkışların dövize yönelme davranışını da tetikleyebileceği unutulmamalı.</p>
<p>İkinci başlık fon risk seviyeleri; Bugün birçok yatırımcı “risk seviyesi düşük olduğu için aldım ama zarar ettim” diyor. Mevcut risk göstergeleri ağırlıklı olarak geçmiş fiyat oynaklığına dayanıyor. Oysa bir fonun riski yalnızca geçmişte ne kadar dalgalandığıyla ölçülemez. Likidite, yoğunlaşma, karşı taraf riski, kaldıraç kullanımı ve portföydeki varlıkların niteliği de risk göstergesine daha güçlü şekilde yansıtılmalı. Ayrıca fonun portföy yapısı değiştiğinde risk seviyesi de yeniden değerlendirilmelidir.</p>
<p>Üçüncü başlık stres testleri; Hızlı büyüyen, belirli varlıklarda yoğunlaşan veya likiditesi sınırlı kıymetler taşıyan fonlarda düzenli olarak “yatırımcıların önemli bir bölümü aynı anda çıkmak isterse ne olur?” sorusu sorulmalı. Bu test yalnızca tek fon bazında değil, benzer varlıklara yatırım yapan fonlar birlikte düşünülerek yapılmalı.</p>
<p>Dördüncü başlık serbest fonlarda nitelikli yatırımcı tanımı; Bugünkü yapı büyük ölçüde finansal varlık büyüklüğüne dayanıyor. Ancak belli bir büyüklükte varlığa sahip olmak, yatırımcının serbest fonun risklerini anladığı anlamına gelmeyebilir. Ürün bilgisi, risk algısı ve yatırım deneyimi de bu tanımın parçası haline getirilebilir.</p>
<p>Beşinci başlık yatırım danışmanlığı ve fon okuryazarlığı; Yatırımcı yalnızca geçmiş getiriye bakarak karar verdiğinde sosyal medya veya çevre yönlendirmesiyle çok hızlı şekilde hatalı ürünlere yönelebiliyor. Bu nedenle bireysel yatırım danışmanlığı süreçleri güçlendirilmeli, lisanslı banka ve aracı kurum personelinin fonlar konusunda daha etkin yönlendirme yapabilmesinin önü açılmalı. TSPB koordinasyonunda yatırımcılar, sektör çalışanları ve finansal içerik üreticileri için standart eğitim programları oluşturulmalı.</p>
<p>Altıncı başlık sosyal medya ve dijital mecralardaki fon tanıtımları; Fon içeriklerinde yalnızca geçmiş performansın öne çıkarılması, yatırımcıyı eksik bilgiyle karar vermeye itiyor. Risk seviyesi, yatırım stratejisi, portföy yapısı, likidite koşulları ve temel risk unsurları için asgari bir bilgilendirme standardı oluşturulmalı. Bu içerikleri hazırlayan kişiler için lisans veya sertifikasyon benzeri bir çerçeve de değerlendirilmeli.</p>
<p>Yedinci başlık erken uyarı mekanizması; Fon büyüklüğünün çok hızlı artması, belirli varlıklardaki yoğunlaşmanın yükselmesi, fon portföyünün ilgili kıymetin işlem hacmine göre aşırı büyümesi veya benzer fonlardan kalıcı ve belirgin getiri ayrışmaları erken uyarı kriteri olarak izlenmeli.</p>
<p>Son olarak şeffaflık yalnızca yatırım fonlarıyla sınırlı kalmamalı. BES fonlarında da varlık dağılımlarının yatırımcıların kolayca erişebileceği standart bir formatta, en az aylık periyotlarla açıklanması değerlendirilmeli.</p>
<p>Bugün yaşanan sürecin en önemli riski, birkaç fonda yaşanan sorunun tüm fon piyasasına yönelik kalıcı bir güvensizliğe dönüşmesi... Bunu engellemenin yolu sorunu küçümsemek veya üzerini örtmek değil; doğru anlatmak, şeffaf yönetmek ve aynı sorunların tekrarını önleyecek adımları atmak.</p>
<p>Fonlar yatırımcı açısından hâlâ çok değerli araçlar. Profesyonel yönetim, çeşitlendirme ve farklı varlık sınıflarına düşük tutarlarla erişim imkânı sağlıyor. Ancak piyasa büyüdükçe risk yönetiminin, gözetimin ve yatırımcı okuryazarlığının da aynı hızla gelişmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Bence güveni yeniden kurmanın yolu da buradan geçiyor. Yaşananları birkaç fonun sorunu diyerek küçümsememek, bütün fon piyasasına mal ederek büyütmemek; nerede sorun oluştuğunu doğru tespit edip aynı sorunun tekrarını zorlaştıracak sistemi kurmak.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-guveni-yeniden-nasil-kuracagiz-88084</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/4/1280x720/674-1790138524.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fonlarda güveni yeniden nasıl kuracağız? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mersin-hakan-sefa-cakira-sahip-cikiyor-88083</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mersin, Hakan Sefa Çakır’a sahip çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yaş sebze ve meyve sektörüne yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınan ve sonrasında tutuklananlar arasında Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır da var.</p>
<p>Mersin’de tarım, yaş meyve ve sebze, ekonomi denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biridir Hakan Sefa Çakır. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Meclisi’ne ilk kez 2005 yılında girdi ve o yıldan bu yana hep yönetimde yer aldı. 2018-2022 döneminde yönetim kurulu başkan yardımcılığı yaptı. Hâlen Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı’nın yanı sıra Mersin Agropark’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı, Ulusal Turunçgil Konseyi Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini sürdürüyor.</p>
<p>Uzun yıllar Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği de yapan Çakır, Eren Tarım Ürünleri ile Situr A.Ş. firmaları çatısı altında yaş meyve sebze ticareti ve ihracatı yapıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab357565c163-1790138198.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>“Üretmezsek tükeniriz” toplantılarının fikir babası</strong></p>
<p>Mersin, tarımsal üretimde, ticarette, ihracatta, ithalatta Türkiye’nin en önemli merkezlerinden birisi. Benim de tarım yazan gazeteci olarak en çok gittiğim illerden birisi. Hakan Sefa Çakır’ı da yaklaşık 20 yıldır tanıyorum. Tarım konusundaki duyarlılığı, çözüm odaklı bakışı ve katılımcı anlayışı çok az insanda var.</p>
<p>Bundan 7 yıl önceydi. Dönemin Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin en önemli projelerinden birisi “Tarımda Millî Birlik Projesi”ydi. Bu proje hayata geçseydi Tarım Bakanlığı’nın taşra teşkilatı da dâhil, tarımla ilgili birçok kurum, kuruluş kapatılacak ve yerine Semerat Holding kurulacaktı. Ülke tarımı bu holdinge teslim edilecekti. Projenin son aşamasına gelinmiş ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bir sunum yapılacaktı. O sunum, Cumhurbaşkanı’na sunulmadan 5-6 gün önce bir haber kaynağımdan bana geldi. Haber olarak yazdım. Deyim yerindeyse yer yerinden oynadı. Yoğun tepkiler üzerine ve işin gerçeği Cumhurbaşkanı Erdoğan’a anlatılınca sunum iptal edildi.</p>
<p>Türkiye’nin hemen her yerinden teşekkür mesajları, telefonlar geldi. Haber tüm medyada geniş yer buldu. O günlerde Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı olan Hakan Sefa Çakır telefonla aradı. Özetle şunları söyledi: “Semerat Holding konusu şimdilik gündemden düşmüş görünse de farklı biçimlerde yeniden gündeme gelebilir. Bu nedenle bizim ulusal, ülke gerçeklerine uygun bir modeli ortaya koymamız lazım. Semerat Holding olmasın ama yerine ne koyacağız? Mersin’de geniş kapsamlı bir toplantı yaparak bunu kamuoyuna sunalım.”</p>
<p>Sonuçta, 28 Eylül 2019 günü, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, Mersin Büyükşehir Belediyesi, Akdeniz İhracatçı Birlikleri, Ziraat Mühendisleri Odası Mersin Şubesi, Mersin Ziraat Odası ortaklaşa “Üretmezsek Tükeniriz/Türkiye Tarım Politikaları ve Geleceği Konferansı” düzenledi. Toplantıya sadece Mersin’deki tarım paydaşları değil, çevre illerden de tarım sektörünün çok sayıda temsilcisi, çiftçi, sanayici, tüccar, mühendis, veteriner hekim ve duyarlı yurttaşlar katıldı.</p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Yönetim Kurulu ile toplantıya katıldı. Tarımın önemini anlatarak yatırım yapmak isteyen herkese tarım ve gıdayı önerdiğini söyledi.</p>
<p>Ev sahibi olarak Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Kızıltan, Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Nejdat Sin, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer konuştu. Mersin Valisi Ali İhsan Su görüşlerini aktardı.</p>
<p>Biz de Cumhuriyet’ten bugüne tarım politikalarını ve Semerat Holding projesini anlattık. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin önceki Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir’de tarımda uyguladığı yerelde kalkınma modelini, Tire Süt Kooperatifi Başkanı Mahmut Eskiyörük kooperatifçiliği, Türkiye Tohumcular Birliği Başkanı Savaş Akcan tohumculuğun önemini ve üretici Mehmet Yaltır, Mersin’de tarımın önemini ve üreticilerin sorunlarını paylaştı. Her yönüyle çok başarılı ve verimli bir toplantı oldu. Benzer bir toplantı daha sonra Antalya’da yapıldı. Diğer illerden de talep geldi ancak pandemi olunca yapılamadı.</p>
<p>Mersin’de “Üretmezsek Tükeniriz” toplantı serisi tarımla ilgili farklı konularla devam etti. Son olarak, 18 Nisan 2026’da “Üretmezsek Tükeniriz/Jeopolitik Kırılmaların Eşiğinde Tarımın Geleceği” toplantısı yapıldı. Bu toplantılarda birçok kişinin, kuruluşun emeği, desteği var. Fakat Hakan Sefa Çakır olmasa bu toplantılar olmazdı.</p>
<p>“<strong>Hukuk ve vicdan önünde hesabını veremeyeceğim hiçbir işim olmamıştır”</strong></p>
<p>Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hakan Sefa Çakır, tutuklama kararından sonra “Kamuoyuna saygıyla” başlığı ile bir açıklama yaptı. Açıklama aynen şöyle:</p>
<p><strong>Kamuoyuna saygıyla</strong></p>
<p><strong><em>Kamuoyuna yansıyan soruşturma kapsamında, aralarında şahsımın da yer aldığı davada,</em></strong><strong><em> “tutuklu yargılama” kararı üzerine bu açıklamayı yapma gereği doğmuştur.</em></strong></p>
<p><strong><em>Sürecin</em></strong><strong><em> hukuk kuralları ve hakkaniyet çerçevesinde değerlendirilerek gerçeğin tüm yönleriyle ortaya çıkarılacağına yürekten inanıyorum.</em></strong></p>
<p><strong><em>İsnat edilen hususlarla herhangi bir ilgim veya</em></strong><strong><em> dahlim bulunmadığını ifade etmek isterim. Dosyanın yetkili mercilerce titizlikle ve bütün yönleriyle değerlendirileceğine güveniyorum.</em></strong></p>
<p><strong><em>Bu süreçte Mersin iş dünyasından, dostlarımdan ve hemşehrilerimden ulaşan destek ve dayanışma mesajları benim için çok kıymetli bir moral kaynağıdır. Süreci sağduyu ve hukuka saygı içinde takip eden, desteğini ve iyi dileklerini ileten herkese teşekkür ediyorum.</em></strong></p>
<p><strong><em>Bugüne kadar gerek iş hayatımda gerekse görev aldığım sivil toplum kuruluşlarında şehrimize, insanımıza ve ülkeme hizmet etme sorumluluğuyla hareket ettim. Hukuk ve vicdan önünde hesabını veremeyeceğim hiçbir işim olmamıştır.</em></strong></p>
<p><strong><em>Gerçeklerin tüm açıklığıyla ortaya çıkacağına ve adaletin tecelli edeceğine güvenim tamdır. Tekrar dostlarımla, hemşehrilerimle ve Mersin iş dünyasıyla birlikte olacağıma, kentime ve Mersin ekonomisine hizmete devam edeceğime yürekten inanıyorum.</em></strong></p>
<p><strong><em>Bu süreçte üzerinde hassasiyetle durduğum en önemli husus, Odamızın kurumsal bütünlüğünün ve birlik beraberliğinin korunmasıdır. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası yalnızca üyelerine hizmet sunan bir meslek kuruluşu değil, 140 yıllık geçmişiyle Mersin’in ortak değeridir. Tüm üyelerimizin ve iş dünyamızın, kentimizin ortak menfaatleri etrafında kenetlenerek bu kurumsal sorumlulukla hareket edeceğine inanıyorum.</em></strong></p>
<p><strong><em>Odamızın birlik içinde Mersin için çalışmayı sürdürdüğünü bilmek, bu süreçte benim için en kıymetli moral ve motivasyon kaynağı olacaktır.</em></strong></p>
<p><strong><em>Kısa zamanda yeniden bir araya gelmek ve güzel günlerde görüşmek dileğiyle.</em></strong><strong><em><br />Kamuoyuna saygıyla arz ederim.<br />Hakan Sefa Çakır</em></strong></p>
<p>Bu açıklama sosyal medyada yayımlandıktan sonra yüzlerce mesaj ve yorum yazıldı. Yapılan yorumların hepsinde Hakan Sefa Çakır’a destek verilirken adaletin tecelli edeceğine olan inanç ifade ediliyor. Herkes, dürüstlüğüne, çalışkanlığına, Mersin için verdiği mücadeleye vurgu yapıyor. O mesajlardan bazılarını özetleyerek paylaşıyorum:</p>
<p><strong>Ayhan Kızıltan</strong>: “2018-2023 yılları arasında 5 yıl onurla yürüttüğüm MTSO Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini devrettiğim, kentimizde çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle bilinen, değerli iş insanı Hakan Sefa Çakır’ın içinde bulunduğu süreci yakından ve büyük bir üzüntüyle takip ediyorum. Yaşanan bu süreç karşısında Mersin iş dünyasında yaratılmak istenen kargaşayı, endişeyi ve elverişli ortam kollayanları ibretle izliyorum. Bu kent değerlerine ve insanına sahip çıkmalıdır. Ben Hakan Sefa Çakır’ın dürüstlüğüne olan inancımla sonuna kadar arkasındayım.”</p>
<p><strong>Şerafettin Aşut:</strong> “Bugünlerin de geçeceğine ve kısa zamanda tekrar Mersin’e, ekonomiye destek olmaya devam edeceğine yürekten inanıyorum…”</p>
<p><strong>Gökben Bulut:</strong> “Bu şehir sizi tanıyor ve size güveniyor, başkanım. Herkes sizin dürüstlüğünüzü, değerlerinizi ve Mersin sevdanızı anlatıyor. Siz hep birleştiren, herkesi kucaklayan oldunuz. Yokluğunuzda bile tüm şehri aynı vicdanda buluşturdunuz. Gerçekler elbet ortaya çıkacak, adaletin tecelli edeceğine inancım tam. Siz örnek bir iş adamısınız. Mersin’iniz sizi bekliyor.”</p>
<p><strong>Abdurrahman Çokgünlü</strong>: “Hakan Başkan, senin Mersin ekonomisine katkıların hiçbir zaman küçümsenemez. Bir yanlış anlaşılma var. İnşallah en kısa zamanda tekrar işinizin başında, çiftçinin yanında olursunuz, bundan şüphemiz yok. Mersin’in sana ihtiyacı var, moralini bozma.”</p>
<p><strong>Selami Dalgıç</strong>: “Hakan Sefa Çakır dedin mi akla dürüst, modern, namuslu, şerefli, karakterli, aile terbiyesi almış, dürüstlük abidesi bir babanın, Selami Çakır’ın oğlu, Mersin sevdalısı bir aile gelir. Vatanını, milletini seven, Mersin kentine katma değer katan, ender ticaret adamlarından. Müthiş istihdam sağlayan, yıllık potansiyeli olan öncü bir iş adamıdır. Bu süreçten kendisine ve ailesine yakışacak bir şekilde tertemiz çıkacağından eminim. Adalet tecelli edecektir, adalete güvenimiz sonsuzdur.”</p>
<p><strong>Çakır Mali</strong>: “Sevgili Kardeşim Hakan, seni tanıyan herkes senin işini dürüst yapan, kentini ve ülkesini seven biri olduğunu biliyor. Sen bayrağı yarım asır önce Mersin halinde komisyonculuğa başlayan baban Selami Çakır’dan devraldın. İşini dürüst ve adaletli şekilde yaparak en ileri seviyelere ulaştırdın. Bu süreçte binlerce çiftçinin el emeğinin, alın terinin karşılığını vermen, Eren Tarım, Hakan Sefa Çakır deyince ürününü tereddütsüz olarak sana veren çiftçinin güvenini kazanman işini ne derece doğru yaptığının bir göstergesidir. Seni tanıyan herkesin hiç şüphesi yok. Sen, adaletsizliği, haksızlığı sevmeyen, işini en iyi şekilde yapan günümüzün nadir iş adamlarından birisin. Herkesin ortak dileği, ilahi adaletin seni ve bizleri haklı çıkarmasıdır. Seni en kısa sürede aramızda görmek dileğimle. Allah’a emanet ol.”</p>
<p><strong>Serkan Karakaya:</strong> “Sayın Başkanım, hukuka, adalete, devlete bağlılığınızla, insan sevginizle, topluma yararlı çalışmalarınıza kaldığınız yerden devam edeceğinize, bu süreçten çıkacağınıza inancımız tamdır.”</p>
<p><strong>Güldane Turhan:</strong> “Hakan Başkan’a çalışkanlığının ve dürüstlüğünün bedelini ödetiyorlar. Günümüzde azalan bir insan tipi olduğu için. Tüm Mersin olarak arkandayız. Geçmiş olsun.”</p>
<p><strong>Adem Kurt:</strong> “Değerli başkanım, sizlerin bu kent için verdiğiniz mücadeleyi iyi bilen biri olarak, işlerinizde haksızlığa karşı ne kadar duyarlı olduğunuzu, hakkı gözettiğinizi çok iyi bildiğim için söylüyorum: En kısa zamanda kentimize hizmet için aramızda olacağınıza hiç şüphem yok. Yüce Türk adaletine güvencemiz, inancımız tamdır.”</p>
<p><strong>Müzeyyen Karakılınç:</strong> “Bazı toplumlarda dürüstlüğün timsali insanlar olur; tam olarak onlardan bir tanesi Hakan Sefa Çakır’dır. Dualarımız sizinle.”</p>
<p><strong>Serdar Aygün:</strong> “Küçük bir esnaf olarak pazarcılık yapmaktayım. Ekmeklerini çok yedim. Dürüst, merhametli bir insan. Allah’ım başımızdan eksik etmesin. Gerek Eren Tarım’dan gerek Situr’dan çok iyilikler gördüm. Rabbim yâr ve yardımcın olsun Hakan abim.”</p>
<p><strong>Atiye Öncel:</strong> “Dürüstlüğün, vicdanın ve mütevazılığınla haramı helali bilen en güvenilir nadir insanlardan birisin sen, canım kardeşim. Allah yardımcın olsun, çok yakında adaletin yerini bulacağına inanıyorum.”</p>
<p><strong>Abdullah Özgür:</strong> “Geçmiş olsun. Tarih, yanlış anlaşılmış örnekler ile dolu.”</p>
<p><strong>Metin Kaya:</strong> “Dünyada gördüğüm en dürüst insan. Adalet mutlaka tecelli eder.”</p>
<p><strong>Ali Doğan:</strong> “Değerli dostum, başkanım, 1980 yılından beri ailenizi, sizi tanırım. Şimdiye kadar bir yanlışınıza tanık olmadım. Çok geçmiş olsun, sabır dilerim. Hak doğrudan yana olur diye düşünüyorum. Bu da geçer, sağlık dileklerimle. Sevgiler.”</p>
<p><strong>Georgi Stoianov</strong>: “Sevgili Hakan, lütfen Bulgaristan’dan gelen içten desteğimizi ve saygımızı kabul et. Her şeyin yakında sona ereceğine yürekten inanıyoruz.”</p>
<p><strong>Tufan Kurt:</strong> “Tutuklanmanın vaka-i adiyeden bir işlem hâline geldiği bir yerde, bu tür kazalar herkesin başına gelir. Üzülmeyin, siz doğru durun yeter, eğri belasını bulur.”</p>
<p><strong>Ünal Kadızade:</strong> “Başkanım, büyük geçmiş olsun. Doğruların er geç ortaya çıkacağına inancımız sonsuzdur. İnşallah bu süreci atlatacağınıza sonuna kadar inanıyoruz. Mersin sizi seviyor. Çiftçinin mahsulüne, alın terine ne kadar riayet ettiğinize tarım camiası olarak hepimiz şahidiz. Rabbim yâr ve yardımcınız olsun.”</p>
<p><strong>Mustafa Kocacikli</strong>: “Bu yanlışı adaletle en kısa sürede çözecek olan Adalet Bakanımız Akın Gürlek’ten rica ediyoruz. Bu konuya öncelik verip haksız yere tutuklu bulunanların salıverilmesine ve haklarının iade edilmesine yardım etsinler. Hakan Çakır, dünyanın en dürüst insanıdır.”</p>
<p><strong>Ünal Şahin:</strong> “Başkan, herkes her şeyi biliyor. Siz rahat olun. Pazarda meyve sebze ucuzladı. Sebep sizlersiniz ya. Siz doğru olun, eğri belasını bulur. Hadi bakalım, bizim malları kim ihraç edecek? Madem öyle, neden DFİF’i (Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu) kaldırdınız? Garantili yollara, hasta garantili hastanelere, garantili köprü ve otobanlara para var; kur korumalı mevduata bir trilyon, fonlara bir trilyon para milletin sırtına ama üreticiye gelince para yok, öyle mi? Ama ben çok seviniyorum. Niye mi? Biz üreticilere ve çiftçilere her şey müstahak. Bir de en büyük sorun şu: Ülkemizde üretici (çiftçi) ile köylü maalesef hep karıştırılmıştır.”</p>
<p><strong>Nuray Çakı:</strong> “Hakan Başkanım, size olan güvenimiz sonsuzdur. Doğru insan eğilir ama yıkılmaz. Sonuna kadar yanınızdayız.”</p>
<p><strong>Mustafa Cirit:</strong> “Hakan, çok geçmiş olsun. 40 yılı aşkın bir süredir seni tanıyorum. Etik, dürüst, idealist bir kişisin. En kısa sürede gerçeklerin ortaya çıkıp adaletin tecelli edeceğinden eminim.”</p>
<p><strong>Hülya Avcı:</strong> “Bütün Mersin, Hakan Çakır ve ailesini tanır. Temiz, dürüst ve işini titizlikle yapan bir insandır. Gerçekler en kısa zamanda ortaya çıkacak, Hakan aramıza dönecektir. Eşine ve çocuklarına sabır diliyorum.”</p>
<p><strong>Hasan Görgülü</strong>: “Hakan Çakır’ı 35 yıldan beri tanıyorum. Dürüst bir iş adamı. Suçsuz olduğunu biliyorum, geçmiş olsun. En kısa zamanda işinizin başına dönersiniz. Çukurova’nın size ihtiyacı var.”</p>
<p><strong>Nazmi Akdağ:</strong> “Hakan’ı yaklaşık 40 yıldır tanırım. Rahmetli babası Selami abi benim büro komşumdu. Ailece dürüst ve saygın olduklarına yürekten inanıyorum. Bu olaylarda Hakan’ın yüzünün akıyla bu süreci atlatacağına inanıyorum.”</p>
<p><strong>Cem Bucuge:</strong> “MTSO’da 12 senedir yakın iş birliği içinde çalışıyoruz. Nasıl biridir deseler dürüst, ilkeli, hassas, vatansever, hümanist, çalışkan diye tanımlarım... Aklımda en küçük bir tereddüt yok! Temiz olduğu en kısa sürede ortaya çıkacak...”</p>
<p><strong>Özetle,</strong> yüzlerce mesaj, oda ve sivil toplum kuruluşlarından yapılan açıklamalar; hepsi Hakan Sefa Çakır’ın dürüstlüğüne vurgu yaparken tarıma, Mersin’e verdiği hizmeti anlatıyor. Olumsuz bir tek mesaj yok. Hiç kimse “yargılanmasın” demiyor, diyemez de. Ortak görüş, adaletin bir an önce tecelli etmesi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mersin-hakan-sefa-cakira-sahip-cikiyor-88083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mersin, Hakan Sefa Çakır’a sahip çıkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansal-piyasalarda-tarihi-gunler-88082</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal piyasalarda tarihi günler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sermaye piyasalarında yaşanan sarsıntının temelinde panik, yüksek fon çıkışları ve likidite baskısının bulunduğuna dikkat çekilen makalede, düzenleyici kurumların piyasaya likidite sağlamaya yönelik adımlarının güvenin yeniden tesis edilmesi açısından önem taşıdığı belirtiliyor. Sürecin yaklaşık 500 bin tasarruf sahibini etkilemesinin ise servet etkisi üzerinden iç talep ve tüketim üzerinde baskı yaratabileceği ifade ediliyor.</strong></p>
<p>Finansal piyasalar açısından tarihi bir hafta geçiriyoruz demek sanıyorum abartı olmayacak. İçeride sermaye piyasalarımızda yaşanan sarsıntı, dışarıda tahvil faizlerinin zirveleri zorlamasıyla merkez bankalarının daha güçlü harekete geçmesi, hemen hemen her türlü finansal enstrümanda sert hareketlere yol açtı.</p>
<p>Aslında piyasa oyuncularının uzun zamandır farkında olduğu, aynı piyasada benzer fonların çok farklı getirilere yöneldiği bir ortamın çok da normal bir akışa işaret etmediği açıktı. MSCI gelişmekte olan ülke endekslerinden çıkarılma riskimiz sonunda SPK’yı da harekete geçirdi. Açıkçası, çok daha önceden harekete geçilmesi gerekiyordu. Keşke geçilebilseydi. Serbest fonların içeriği ve fiili dolaşımı gibi konular başta olmak üzere önemli ve olması gereken adımların atılmaya başlanmasıyla içeride bu hafta yaşadığımız noktaya kadar ulaştık.</p>
<p><strong>Panik, likidite ve güven</strong></p>
<p>Gerçekten de piyasanın geneline yayılmayan ve piyasa yapısı nedeniyle sistematik bir risk oluşturmayan bir sorunun bu boyuta gelmesinde, yatırımcı gözünde oluşan panik ve buna bağlı olarak fon çıkışlarının aşırı yüksek seviyelere ulaşması önemli rol oynadı. Dünyanın neresinde ve hangi finansal piyasada olursa olsun, tasarruf sahiplerinin aynı anda sistemden fonlarını çekmek istemesi durumunda en güçlü olduğu düşünülen finansal piyasalar ya da kurumlar bile böyle bir strese kolay kolay dayanamaz.</p>
<p>Sistem güven ve kredibiliteye dayandığı için finansal kurumlar tasarrufları şeffaf bir şekilde kullandırmak ve bu çerçevede ortaya çıkan kârı tasarruf sahipleriyle paylaşmak durumundadır. Tasarruf sahiplerinin fonlarının farklı varlık sınıflarında kullanılması nedeniyle, her an kolayca likit hâle getirilemeyen bazı varlıklar fon taleplerinin karşılanmasını zorlaştırarak bu hafta yaşadığımıza benzer daha sıkıntılı tablolara yol açabiliyor.</p>
<p><strong>Yaşananlar sonrası doğru adımlar atılıyor</strong></p>
<p>Sonuç olarak, geç kalınıp kalınmadığı tartışması bir yana, SPK’nın ve ilgili düzenleyici ve denetleyici kurumların yaşanan sorunu bastırmak yönünde attıkları adımların temelde doğru olduğunu düşünüyoruz. Bir likidite ihtiyacı var ve bu ihtiyaç fazlasıyla karşılanıyor. Sistematik riskleri ve bulaşmayı engellemek için yapılması gereken budur. Bunun gerektiği ölçüde yapılacağı mesajının verilmesi de güvenin yeniden sağlanmasında önemli bir role sahiptir.</p>
<p>Bu çerçevede önümüzdeki süreçte tasarruf sahiplerinin fonlardaki kaynaklarına ulaşabilmesi, fon türüne ve sürecin yürütülme biçimine bağlı olarak zaman alacaktır ve şu anda öngörülen süre de 6 ay görünüyor. Panik olmanın ve paniği artırmanın ne ekonomimize ne de bireysel ve kurumsal yatırımcılara bir faydası var, aksine zararı bulunuyor. Geldiğimiz noktada sakin olmak ve doğru yönetilmeye başlanan sürecin sonuna kadar sağlıklı biçimde yürütülmesi için gelişmeleri yakından takip etmek gerekiyor diye düşünüyoruz.</p>
<p><strong>Kısa vadede iç talep üzerine baskı yaratabilir </strong></p>
<p>Yaşananlardan 500 bin civarında tasarruf sahibinin etkilendiği, 1 trilyon TL, yaklaşık 20 milyar dolar civarında bir kaynağım belirsizliğini konuşuyoruz. Bu tasarruf sahiplerinin aileleri ve yakın çevrelerinin doğrudan etkilendiği, toplumun büyük kısmının günlerdir yakından izlediği ve etkilendiği bir ortamdan söz ediyoruz. Bunun anlamı servet etkisi yoluyla iç talebin ve tüketimin negatif etkilenme potansiyelidir. Hazırlanmasına katkıda bulunduğumuz Bloomberg HT Tüketici Güven Endeksi Eylül ayının ilk yarısında düşüş gösterdi ve bunun en önemli nedeni tüketim eğiliminde sert düşüş oldu. Son ilk ayda hafif de olsa artma eğiliminde olan tüketim eğiliminin düşüşünde sermaye piyasasında yaşananların etkili olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Dün yayınlanan TCMB -TÜİK Tüketici Güven Endeksi ise Eylül ayında yüzde 1,3 artarak 91,9 değerine geldi. Bununla birlikte, hanelerin mevcut ekonomik durumu ve gelecek 12 aya ilişkin mali durum beklentisinde gerileme var, aynı zamanda tasarruf etme eğilimi de artıyor. Buna karşın mevcut durumda dayanıklı tüketim malı alma eğilimi bir miktar artarken gelecek üç ayda azalıyor. TÜİK anketinde biraz karışık sinyaller geliyor ve biraz izlemek gerekiyor. Bloomberg HT endeksinin bir farkı da tüketim eğiliminde otomobil ve konut alma eğiliminin de sorulması ki bunlar tüketim için öncü sektörler. Otomobil ve Konut TÜİK anketinde ayrı ayrı izleniyor ve ürünlere yönelik talep eğilimi gelecek 12 ay için soruluyor. Bu çerçevede mevcut durumda sermaye piyasasında yaşananların tüketim eğilimine ve iç talebe bir miktar baskı yapacağını, bunun büyüme açısından olumsuz, enflasyon ve faiz indirimine biraz kapı açmasından, sektörler adına olumlu değerlendirebiliriz. Son çeyrek büyümesi OVP öngörülerinin altında olabilir. Bununla birlikte, sermaye piyasalarında sürecin normalleşmesi ve seçim öncesi daha genişletici politikalarla iç talep ağırlıklı yüzde 4 üzerinde büyüme hedefine gelecek yıl rahat ulaşılabileceğini düşünüyoruz. Bu durum da elbette sonraki dönem enflasyonu için olumlu çok olumlu olmayacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansal-piyasalarda-tarihi-gunler-88082</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/1/1280x720/ekonomik-buyume-piyasa-faiz-1789122081.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Finansal piyasalarda tarihi günler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/60-milyar-dolarlik-doviz-makinesi-88081</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> 60 milyar dolarlık döviz makinesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yeni nesil turizmci, Doğu’da kendine ikbal bulabilir. Yöreyi töreyi ve küreyi bilen, gelen turistin parasını alma odağından ziyade ona kaliteli hizmet götürme gayretinde olan kazanacaktır.</strong></p>
<p>Bir zamanlar <strong>terör belası</strong> yüzünden, yerel ekonominin gelişmediği yörelerimizde; şükür ki <strong>güvenlik sorunu kalmadı</strong>. Üstelik <strong>kent altyapıları</strong> yenileniyor, <strong>yaşanılır şehirlere dönüş</strong> yolunda başarılar kazanılıyor. <strong>Ulaşım</strong>, <strong>konaklama</strong> ve <strong>gastronomi</strong> üçgenindeki <strong>turizm fırsatlarını</strong> gündeme taşıyoruz.</p>
<p>Peki, Doğu ve Güneydoğu illerimiz, <strong>turizmden hak ettiği kazancı</strong> sağlayabilir mi? Antalya gibi olmasa da <strong>doğal</strong>, <strong>beşeri</strong>, <strong>kültürel</strong> zenginlikleriyle <strong>turistler için tercih edilesi varış noktası</strong> haline gelebilir mi? <strong>Elbette</strong>… Ancak bu, başarısı yılların ardından gelecek, <strong>uzun ince </strong>bir yol. <strong>Kolay</strong> değil ama <strong>mümkün</strong>…</p>
<p><strong>UZUN İNCE YOLDAKİ DOĞU TURİZMİ</strong></p>
<p>Rahmetli <strong>Turgut Özal</strong>, doğru stratejiyle zamanında <strong>100 milyar dolarlık teşvik</strong> harcayarak<strong>, yılda 60 milyar dolar getiren bir sektör</strong> sundu bize… Bugün ülkemiz, <strong>tercih sıralamasında</strong> ve <strong>turizm gelirinde</strong> dünyanın <strong>ilk 5’i civarına</strong> yerleşmiş. Ancak gidilecek daha yolumuz var. Misal <strong>Doğu</strong>, <strong>Güneydoğu</strong> turizmi gibi…</p>
<p>Bölgede turizm sektörü üretmek için <strong>yol uzun zira</strong> Antalya da bir günde gelişmedi. <strong>Yol aynı zamanda ince zira </strong>turizm sadece yatak, tesis, yol değil; <strong>kültür</strong> ve turiste <strong>hizmet sunmak</strong>, ona <strong>para harcatmak</strong>, meşakkatli, dikkat edilesi bir süreç. <strong>Turisti çekmek </strong>mesele, <strong>geleni memnu etmek</strong> daha zor mesele…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Doğu turizmine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Doğu’yu cazip kılanlar?</em></strong></p>
<p>Öncelikle <strong>doğası</strong>, <strong>tarihi kültürel mirası</strong> ve <strong>gastronomi</strong> zenginliği… Hele ki <strong>18 çeşit</strong> turizm alanlarından deniz-kum-güneş odağı dışında; <strong>inançtan endemik turizme</strong> varana dek <strong>çok fazla seçenek</strong> sunabiliyor.</p>
<p><strong><em>Doğu’nun eksikleri?</em></strong></p>
<p><strong>Can güvenliği tamam</strong> ancak gelen turisti bölgede en az 3 gün tutabilecek <strong>etkinlik projeleri</strong> eksik. Ayrıca can güvenliği yanı sıra turistin <strong>hijyen huzuru</strong> ve esnafın da <strong>kazıklamama güvencesi</strong> şart.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>DOĞU’DA GELİŞTİRİLEBİLECEK TURİZM ÇEŞİTLERİMİZ</strong></p>
<p>Uluslararası Rekabet Araştırmaları Kurumu <strong>URAK</strong> ile yakın geçmişte yaptığımız araştırmada başlıca turizm çeşitlerimizi sıralamıştık; <strong>sağlık ve termal</strong>, kış, <strong>yayla</strong>, mağara, <strong>av</strong>, kongre, <strong>golf</strong>, yat, <strong>ipek yolu</strong>, inanç, <strong>hava sporları</strong>, dağcılık, <strong>akarsu-rafting</strong>, su altı dalış, <strong>kuş gözlemciliği</strong>, endemik turizmi gibi…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TURİZM LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Turist</strong>: Gezip görüp para harcayan ziyaretçi… Yerlisi de makbul yabancısı da</p>
<p><strong>Turist başı gelir</strong>: Ziyaretçinin ulaşıma, konaklamaya ve yeme içmeye harcadığı para</p>
<p><strong>Geceleme</strong>: Gelen turistin kaç gece konakladığı ve bölgede ne kadar dolaştığı</p>
<p><strong>Deneyim</strong>: Turistler artık seyahat yerine macera peşinde, güzel anı oluşturma isteğinde</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/60-milyar-dolarlik-doviz-makinesi-88081</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/1/1280x720/turistik-dogu-ekspresi-1761465355.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 60 milyar dolarlık döviz makinesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleyman-orta-vadeli-programda-bazi-alanlarda-ongorulerin-gerisinde-kaldigimizi-gosteriyor-88122</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hacısüleyman: OVP&#039;de bazı alanlarda öngörülerin gerisinde kaldığımızı gösteriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) 2022-2024 dönemi son meclis toplantısı Meclis Başkanı Ahmet Öztürk yönetiminde gerçekleşti.</p>
<p>Toplantıda konuşan ve görev yaptıkları bu dönemi merhum Ali Bahar dönemi olarak nitelendiren ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu dönemde meclis toplantılarımızın yarısını rahmetli Ali Başkanımız, diğer yarısını da ben yönettim. Bu süreçte meclisimize katkı sunan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Bu süreçte meclis çalışmalarımıza katkılarından dolayı hepinize çok teşekkür ederim. Meclis Başkanımıza meclisimizi güzel yönettiği, başkan yardımcılarımıza destekleri, divanımıza ve yönetim kurulu arkadaşlarımın her birine katkılarından dolayı çok teşekkür ediyorum.’’</p>
<p><strong>"Odanın itibarını korumalıyız"</strong></p>
<p>Zor bir süreç yaşandığına dikkat çeken Hacısüleyman, 18 Ekim’de oda seçimleri yapılacağına dikkat çekerek, ATSO’nun itibarının korunması gerektiğini söyledi. Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’ Zor bir süreç yaşadık. Bunları demokrasinin ve eleştiri kültürünün bir gereği olarak ele aldım. Farklı fikir ve görüşleri her zaman saygıyla karşılıyoruz. Seçilmek güzel bir şey, insanı mutlu ediyor. Ama seçilmemek insanı değersiz kılmıyor. Sonuçta bu bir bayrak yarışı. Bayrağı kim devralıp taşıyacaksa ona destek olmalıyız. Hepimiz iddialıyız ama her şey seçimden ibaret değil. Odamızı daha iyi hale getirmek, daha güzel projelere yelken açmak elbette hepimizin isteği. Ancak odamızın itibarını korumak da hepimizin görevi olmalıdır.’’</p>
<p><strong>Finansmana erişim ve küresel ekonomideki değişim</strong></p>
<p>Geride kalan dört yılda iş dünyasının en önemli sorunlarından birinin finansmana erişim olduğunu ifade eden Hacısüleyman, ancak finansmana erişimin, doğrudan kendilerinin kontrolünde olan bir konu olmadığını söyledi. 2022’den bu yana küresel ekonomide de önemli değişimler yaşandığına dikkat çeken Hacısüleyman, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’2026 yılında en sık kullandığımız kelimelerden biri belirsizlik. Makroekonomik ve mikroekonomik göstergelerdeki öngörülerin her zaman gerçekleşmemesi, bu belirsizliği daha da artırıyor. Artık belirsizlik, ekonominin geçici bir unsuru olmaktan çıkıp kalıcı bir parametresi haline gelmiş durumda. Savaşlar, jeopolitik gelişmeler, enerji fiyatları, teknolojik değişim ve yapay zekâ dönüşümü de iş dünyasını doğrudan etkiliyor.’’</p>
<p>Orta Vadeli Program (OVP) hakkında da görüşlerini açıklayan ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Orta Vadeli Programımız açıklandı. Geçen yıl 2026 için belirlenen hedeflerle bu yılın yılsonu tahminlerini ve 2027 yılı hedeflerini karşılaştırdık. Rakamlar, bazı alanlarda öngörülerin gerisinde kaldığımızı gösteriyor. Ekonomik büyümede 2026 yılı için daha önce yüzde 3,8 olarak belirlenen tahmin, yılsonu için yüzde 3,3’e çekildi. 2027 yılı büyüme hedefi ise yüzde 4,2 olarak açıklandı. Sanayi büyümesinde de benzer bir tablo var. 2026 yılı için yüzde 4 olarak öngörülen büyümenin yüzde 2,3 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Gelecek yılın hedefi ise yüzde 3,5. İhracatçımızı ve ithalatçımızı yakından ilgilendiren yıllık ortalama dolar kurunda, 2026 yılı için daha önce 46,60 tahmin edilmişti. Ortalama kurun 46,87 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Böylece kur tahminimiz büyük ölçüde gerçekleşmiş görünüyor. 2027 yılı için öngörülen ortalama dolar kuru ise 56,1.’’</p>
<p>Enflasyona sapma söz konusu olduğuna dikkat çeken Hacısüleyman, ‘’Enflasyonda önemli bir sapma söz konusu. 2026 yılsonu enflasyonu için daha önce yüzde 16 hedeflenmişti. Şimdi yılı yüzde 28,4 seviyesinde kapatacağımız öngörülüyor. 2027 yılı için belirlenen enflasyon hedefi ise yüzde 21’’ dedi.</p>
<p><strong>Turizm gelirlerinde düşüş</strong></p>
<p>Turizm gelirlerinde 2026 yılı için 68 milyar dolar öngörüldüğünü anımsatan Hacısüleyman, ancak turizmde düşüşler olduğunu belirterek, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Turizm gelirlerinde revize yapıldı. 2026 yılın 65 milyar dolarla tamamlanması bekleniyor. Turizmde sınırlı bir gerileme söz konusu. Antalya açısından baktığımızda da ziyaretçi sayısının geçen yıla göre yaklaşık yüzde 6 daha düşük gerçekleşmesiyle yılı kapatacağımızı söyleyebiliriz. Türkiye’nin 2027 yılı turizm geliri hedefi ise 70 milyar dolar. Dış ticaret açığında da tahminlerin üzerinde bir tabloyla karşı karşıyayız. 2026 yılı için 96 milyar dolar olarak öngörülen açığın 105 milyar dolara ulaşması bekleniyor. 2027 yılında ise açığın daha da artarak 110 milyar dolar seviyesine çıkacağı tahmin ediliyor. Bütün bu göstergeler, ekonomik belirsizliğin yalnızca ülkemizde değil, dünya genelinde de devam ettiğini ortaya koyuyor.’’</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleyman-orta-vadeli-programda-bazi-alanlarda-ongorulerin-gerisinde-kaldigimizi-gosteriyor-88122</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/2/1280x720/atso-baskani-hacisuleyman-orta-vadeli-programda-bazi-alanlarda-ongorulerin-gerisinde-kaldigimizi-gosteriyor-1790147485.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ‘’Orta Vadeli Programda geçen yıl 2026 için belirlenen hedeflerle bu yılın yılsonu tahminlerini ve 2027 yılı hedeflerini karşılaştırdık. Rakamlar, bazı alanlarda öngörülerin gerisinde kaldığımızı gösteriyor’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yesil-cevre-sanayide-su-geri-kazanimini-4-yil-one-cekiyor-88121</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeşil Çevre, sanayide su geri kazanımını 4 yıl öne çekiyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 6 Ağustos 2026’da yürürlüğe giren 2026/11 sayılı genelgesi, tekstil sektöründe suyun geri kazanımını zorunlu hale getirirken, Bursa’daki sanayi bölgelerinde yürütülen atıksu geri kazanım yatırımlarının önemini artırdı. Günlük 10 ton ve üzeri kapasiteye sahip tekstil tesislerine en az yüzde 10 su geri kazanımı şartı getiren düzenleme kapsamında OSB’lere yatırımlarını tamamlamaları için 31 Aralık 2032’ye kadar süre tanındı.</p>
<p>Bursa’da ise S.S. Yeşil Çevre Hizmet ve İşletme Kooperatifi, Uludağ, Kestel ve Barakfakih Organize Sanayi Bölgeleri ile mart ayında imzaladığı iş birliği protokolü kapsamında bu hedefe dört yıl daha erken ulaşmayı planlıyor. Atıksu Geri Kazanım Projesi’nin 2028 yılında tamamlanması ve günlük 40 bin metreküp arıtılmış suyun sanayide yeniden kullanıma sunulması hedefleniyor. İleri arıtma teknolojileriyle proses suyuna dönüştürülecek atıksuyun sanayicinin kullanımına sunulmasıyla hem yeni geri kazanım yükümlülüğünün karşılanması hem de özellikle bölgedeki yeraltı su kaynakları üzerindeki baskının azaltılması amaçlanıyor.</p>
<h2>“Genelge attığımız adımın önemini ortaya koydu”</h2>
<p>Yeşil Çevre Hizmet ve İşletme Kooperatifi Genel Müdürü Mehmet Aydın, yeni düzenlemenin hayata geçirdikleri projenin önemini artırdığını söyledi. Yeşil Çevre’nin günlük yaklaşık 95 bin metreküp suyu arıtan tesisinde sanayicilerin kullanım ihtiyaçlarının belirlendiğini ve uygulama projelerinin çizim aşamasına geçildiğini belirten Aydın, hedeflerinin 2028’de ileri düzeyde arıtılmış suyu ortakların kullanımına sunmak olduğunu kaydetti. Aydın, projenin sanayicilerin yüzde 10’luk geri kazanım zorunluluğunu karşılamasına katkı sağlayacağını, aynı zamanda yeraltı su kaynaklarının korunması açısından önemli bir adım olacağını ifade etti.</p>
<h2>“Münferit yatırımlar yerine ortak çözüm”</h2>
<p>Barakfakih Organize Sanayi Bölgesi (BOSAB) Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Akyıldız da suyun tekstil sektörü için kritik bir girdi olduğunu belirterek, geri kazanım yatırımlarının ortak altyapı üzerinden gerçekleştirilmesinin sanayici açısından avantaj sağladığını söyledi. Akyıldız, sanayicilerin tek başına üstlenmesinin zor olduğu yatırım ve altyapı maliyetlerinin Yeşil Çevre iş birliğiyle merkezi bir yapıda çözülebileceğini belirtti. Projenin tamamlanmasıyla birlikte bölgedeki sanayi kuruluşlarının çevresel yükümlülüklerini yerine getirirken su maliyetlerini ve kaynak bağımlılığını azaltması, ihracat pazarlarında da çevreci üretim kriterlerine uyum sağlaması bekleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yesil-cevre-sanayide-su-geri-kazanimini-4-yil-one-cekiyor-88121</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/1/1280x720/yesil-cevre-sanayide-su-geri-kazanimini-4-yil-one-cekiyor-1790147292.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil tesislerinde en az yüzde 10 atıksu geri kazanımını zorunlu kılan yeni genelge sonrası Bursa’da Yeşil Çevre, Uludağ, Kestel ve Barakfakih OSB’leriyle yürüttüğü projeyi 2028’de tamamlamayı hedefliyor. Projeyle günlük 40 bin metreküp suyun yeniden sanayinin kullanımına kazandırılması planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurunun-yaninda-yas-da-yanmasin-88079</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurunun yanında yaş da yanmasın!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon krizinde mağdur olan kesimi ikiye ayırmak gerekiyor. Bu kesimlerden ilki, kısa sürede çok para kazanma uğruna adeta gözünü karartmış ve riskli yatırımı bile bile tercih etmiş olanlar.</p>
<p>Diğer kesim ise tümüyle masum bir yatırım yapmış. Vatandaş gitmiş az kazandıran ama riski neredeyse hiç olmayan para piyasası fonu almış ama şimdi portföy yönetim şirketinin yaptıklarından dolayı mağdur. Fonunu satamıyor ve aylarca bekleyecek.</p>
<p>Zaten her fonun 1 ile 7 arasında bir risk derecesi var. Ama bu kez durum tabii ki çok farklı. Riski çok yüksek 6 ve 7 dereceli fonları tercih edip sonra da kayba uğramak gibi bir durumdan söz etmiyoruz. O tür kayıplar geçmişte de çok yaşandı, halen de yaşanmaya devam ediyor; özellikle hisse ağırlıklı fonlarda. Portföy yönetim şirketi hisse senedine yatırım yapar, hisse senedi de değer yitirir ve yatırımcı reel olarak kayba uğrar ya da nominal olarak bile kaybeder. Ancak bu kez durum çok farklı.</p>
<h2>Fon var, fon var!</h2>
<p>Bir tarafta enflasyonun biraz üstünde getiri sağlayan ve deyim yerindeyse masum sayılması gereken risk derecesi 1 ya da 2 olan para piyasası fonları. Diğer yanda riski 6 ya da 7 olan diğer fonlar.</p>
<p>Bu fonları da kendi içinde sınıflandırmak gerek.</p>
<p>Hisse senedi fonlarını yukarıda belirttim. Asıl sorunun yaşandığı fonlar ise değişken ve serbest fonlar.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Biz masumuz” diyenler…</span></h2>
<p>Para piyasası fonlarının portföyünde neler olduğu belli; mevduat, ters repo, tahvil, Hazine bonosu vs. Bu fonu Türkiye’nin en büyük bankasından da alsanız böyle, herhangi bir portföy yönetim şirketinden de alsanız böyle. Bu fonların riski 1, en fazla 2; yani risksiz fon.</p>
<p>Vatandaş bakmış bir portföy yönetim şirketinin fonu, bankanın çıkardığı fondan yılda 3-5 puan fazla kazandırıyor, üstelik o fon da TEFAS’ta, gitmiş daha fazla kazanç sağlayanı tercih etmiş.</p>
<p>Fonun portföyü belli, riski belli yani aslında yok; vatandaş da <strong>“Bankanınkini alacağıma bunu alıp biraz fazla kazanayım”</strong> demiş.</p>
<p>Şimdi ne oldu; riski sıfır düzeyinde bulunan bu fonu alan vatandaş da mağdur oldu.</p>
<p>Niye böyle olduğu belli. Bütün bunlar kamuda bu işin denetimini yapması gerekenler zamanında görevlerini gereğince yerine getirmediği için yaşandı.</p>
<p>Fon düzgün yönetilmiş olsa ve portföy yönetim şirketi başka usulsüzlüklere yönelmese ortada hiçbir sorun yok. Ama birilerinin günahını vatandaş çekmek durumunda kalıyor.</p>
<p>Düşünsenize Maliye Bakanı Mehmet Şimşek geçen yıl kasımda manipülasyona kesinlikle izin vermeyeceklerini herhalde durup dururken söylemedi. Anlaşılan bu tarihe gelininceye kadar bir dizi olumsuzluk belirlenmişti ki Bakan Şimşek bu açıklamayı yaptı.</p>
<p>Peki kasım ayında <strong>“Biz bu sorunun farkındayız”</strong> denildikten sonra geçen dokuz ayı sorgulamak gerekmiyor mu, tabii ki gerekiyor. Ama bunu yaparken sorunun farkına varılan tarihten önceki dönemi de masaya yatırmak, varsa sorumluları ortaya çıkarmak gerekiyor.</p>
<p>Öyle ya, SPK bir süre önce yaptığı açıklamada dile getirdiği gibi gerçekten de bazı fonların portföylerindeki hisse senetlerinde tuhaf fiyat hareketleri olduğunu bir anda mı görüverdi?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yüksek getiri için riske girenler…</span></h2>
<p>İşlemleri durdurulan portföy yönetim şirketlerinden para piyasası fonu alıp mağdur olanlar dışında bir de adeta bile bile lades diyen bir kesim var.</p>
<p>Öyle enflasyon kadar getiriye, 3’e 5’e razı olmayıp para piyasası fonuna hiç yüz vermeyerek gidip doğrudan serbest yatırım fonu ya da değişken yatırım fonu alan nitelikli yatırımcılar… Herkes nitelikli yatırımcı da olamıyor zaten. En az 10 milyon lira finansal varlığa sahip olma şartı var.</p>
<p><strong>"Eğri oturup doğru konuşalım”</strong> denir ya… En az 10 milyon lira finansal varlığa sahip olan bir yatırımcı bu piyasayı üstün körü bilen biri değildir; hele hele böylesine yüksek getiri sağlamış bir fona yatırım yapıyorsa o getirinin aynı zamanda çok yüksek risk barındırdığını da biliyordur. Bu davranışın adını, alınanlar olsa da doğru koymak gerekir, bu açgözlülüktür. Üstelik başka bir portföy yönetim şirketinin aynı tanımdaki benzer bir fonunun makul bir getirisi varken normalin çok ötesinde getiri sağlayan bir fonu tercih etmek bir risk üstlenilmesi demektir.</p>
<p>Bu tabii ki suç değildir; ama herkesten daha fazla getiri elde etme uğruna bir risk üstlenildiği de ortadadır.</p>
<p><strong>Haklı olunan taraf</strong></p>
<p>Ancak önemli bir risk üstlenerek bu fonlara girenlerin de haklı olduğu bir yön var. Tamam, bu fonlar yüksek getiri sağlıyor ve bunu göze alanlar riskin farkında ama bu riskin ortaya çıkmasını önlemek de devletin görevi.</p>
<p>SPK ve diğer kuruluşlar görevlerini zamanında eksiksiz yapmış olsaydı şimdi bu durumda olunur muydu?</p>
<p>Fon rezaletinin başrolündeki fon 2021’de kuruluyor ve değeri 2025’e kadar 524 kat artıyor. Bu dönemde fon kapalı fon niteliğinde ve çok az sayıda kişi tarafından, yalnızca 159 kişi tarafından kontrol ediliyor. Fon 524 kat değer kazandıktan sonra geçen yılın ortasında TEFAS’ta işlem görmeye başlıyor. 2021’de fona 1 milyon lirayla giren parasını 524 milyon yapıyor ve belki de o payını 2025’te 524 milyona satıp çıkıyor. Ne güzel!</p>
<p>Şimdi çok para kazanacağını düşünen yatırımcı da o fiyattan bu fonu alıyor. Sonrasında ne mi olur, o klasik ifadeyle <strong>“Ve olaylar gelişir”</strong>…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurunun-yaninda-yas-da-yanmasin-88079</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/piyasa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurunun yanında yaş da yanmasın! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-4-yil-bekledi-ingilteredeki-istirakini-yatirim-bankasi-yapti-88078</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’de 4 yıl bekledi İngiltere’deki iştirakini yatırım bankası yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesinde bulunan, başkanlığını <strong>Murat Özyeğin</strong>’in yürüttüğü Türkiye-ABD İş Konseyi’nin <strong>“19. Türkiye Yatırım Konferansı” </strong>kapsamında New York Halk Kütüphanesi’nde düzenlenen resepsiyondayız.</p>
<p>Resepsiyonun katılımcıları arasında bulunan Ünlü &amp; CO Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su <strong>Mahmut Levent Ünlü</strong>’ye İngiltere’de yeni izin aldıkları yatırım bankasını anımsattım:</p>
<p>-        <strong>Hayırlı olsun. İngiltere’de banka sahibi olmak, banka izni almak kolay iş değildir.</strong></p>
<p><strong>Mahmut Ünlü, </strong>teşekkür edip sürdürdü:</p>
<p>-        <strong>İngiltere’de UNLU Securities UK Limited adlı iştirakimiz vardı. Aracı kurum statüsünde faaliyet gösteriyordu. Financial Conduct Authority (FCA) nezdindeki yetki kapsamını aldığımız izinlerle genişlettik. Yatırım bankası statüsüne geçtik.</strong></p>
<p>Şirketin adını da yatırım bankası statüsüne paralel şekilde değiştirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-        <strong>İştirakimizin unvanı </strong>“UNLU Merchant Bank Limited” <strong>oldu…</strong></p>
<p>Bu noktada Türkiye’de de yatırım bankası kurmak üzere izin başvurusu yaptıklarını bildirdi:</p>
<p>-        <strong>Ülkemizde yatırım bankası kurmak üzere 4 yıldır izin bekliyorduk. İngiltere’deki iştirakimizi yatırım bankası statüsüne dönüştürüp, ülkemizdeki başvurumuzu geri çektik. Amacımız grubumuz bünyesinde bir yatırım bankası olmasıydı. Onu da İngiltere’de kurmuş olduk.</strong></p>
<p><strong>Mahmut L. Ünlü, </strong>Ünlü &amp; CO olarak Türkiye’de 30 yıldır faaliyetlerini sürdürdüklerini vurguladı:</p>
<p>-        <strong>Ülkemizde yatırım hizmetleri ve varlık yönetimi alanlarında oluşturduğumuz uzmanlığı, uluslararası erişimimizle tamamlayan uzun vadeli bir bölgesel büyüme stratejisi izliyoruz. İngiltere’deki faaliyetlerimizi bu doğrultuda adım adım büyüttük.</strong></p>
<p>İngiltere’de 2019’dan bu yana kurumsal müşterilerine yatırım hizmetleri sunduklarına işaret etti:</p>
<p>-        <strong>İngiltere’deki faaliyetimizi 2025 yılı itibariyle bireysel yatırımcıları da kapsayacak şekilde genişletmiştik. FCA nezdindeki sürecin tamamlanmasıyla </strong>“UNLU Merchant Bank” <strong>çatısı altında yeni bir döneme girdik.</strong></p>
<p><strong>“UNLU Merchant Bank”</strong>ın hedeflerini paylaştı:</p>
<p>-        <strong>Uluslararası piyasalarda bireysel ve kurumsal müşterilerimizin değişen ihtiyaçlarına daha kapsamlı finansal çözümler sunmayı; uluslararası yatırımcılar ve finans kurumlarıyla ilişkilerimizi daha da derinleştirmeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-        <strong>Londra’da genişleyen varlığımız sayesinde Türkiye’deki şirket ve yatırımcıların küresel yatırım ve finansman ürünlerine erişimini kolaylaştırmayı, uluslararası yatırımcılarla kurduğumuz bağları derinleştirmeyi amaçlıyoruz.</strong></p>
<p>Şu mesajı özellikle verdi:</p>
<p>-        <strong>Amacımız, uluslararası sermaye akışlarının ülkemize yönelmesine daha etkin biçimde aracılık etmek.</strong></p>
<p>ABD’de de aracı kurum lisanslarının olduğuna vurgu yaptı:</p>
<p>-        <strong>ABD’deki şirketimizi 2017 yılında kurduk. Halka arzına aracılık ettiğimiz şirketlerin hisselerini yabancı yatırımcılara da pazarlamamız söz konusu olduğunda bir kurumdan aracılık hizmeti almamız gerekiyordu. 2017’de aldığımız lisansla kendimiz devreye girdik.</strong></p>
<p>Türkiye’de finans piyasasının fon skandalıyla çalkalandığı bir dönemde İngiltere’deki şirketini yatırım bankasına dönüştürmesi, Ünlü &amp; CO’nun farkını ortaya koyuyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fon sancısı güveni sarsar ama yabancının Borsa İstanbul’a gelişini frenlemez</span></h2>
<p><strong>ÜNLÜ </strong>&amp; CO Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su <strong>Mahmut Levent Ünlü</strong>’ye son günlerde yaşanan fon skandalını sordum, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-        <strong>Tasfiye sürecinde yatırımcının ana parasına kavuşabilmesi kolay olmayacak. Çünkü, çok şişirilmiş değerler üzerinden yatırımlar yapılmış oldu. Şu anda ortada öyle bir değer yok.</strong></p>
<p>Yaşanan <strong>“fon sancısı”</strong>nın Türkiye’deki piyasalara güveni olumsuz etkileyeceğini belirtti:</p>
<p>-        <strong>Bir güven kaybı söz konusu. Güveni yeniden sağlamak için ciddi bir çaba harcamak gerekecek.</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’a beklenen yabancı yatırımcının fon skandalından nasıl etkileneceğini de sordum, yanıtladı:</p>
<p>-        <strong>Yabancı yatırımcı Borsa İstanbul’daki şirketlere yatırım yaparken titizlikle araştırma yapıyor. Dolayısıyla, yabancı yatırımcının Borsa İstanbul’a gelmesi konusunda çok büyük etkisi söz konusu olmaz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">New York’ta aynı saatte iki büyük iş dünyası daveti düzenlemek mantıklı mıydı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab353761052b-1790137206.jpg" alt="" width="700" height="571" /></span><strong>EYLÜL </strong>ayı başında Chobani’nin Kurucusu <strong>Hamdi Ulukaya</strong>’nın ekibinden davet geldi:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye ile ABD arasındaki 100 yıllık dostluğu kutlamak üzere 21 Eylül 2026 Pazartesi günü New York’ta gerçekleştireceğimiz </strong>“100 Yıllık Dostluk” <strong>galasında sizi aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağız.</strong></li>
<li><strong>ABD Ticaret Odası bünyesindeki </strong>“ABD-Türkiye İş Konseyi Başkanı”, <strong>Chobani Kurucusu ve CEO’su Hamdi Ulukaya ev sahipliğinde; ABD ve Türkiye’den siyaset, diplomasi ve iş dünyasının üst düzey isimlerinin katılımıyla düzenlenecek bu tarihi galada, iki ülke arasındaki köklü bağları, iş dünyasının ortak vizyonunu ve gelecek yüzyıla uzanan stratejik işbirliğini birlikte kutlayacağız.</strong></li>
<li><strong>Hamdi Ulukaya ve Louise Ulukaya imzasını taşıyan davetiyeyi ekte sunuyoruz.</strong></li>
<li><strong>Kokteyl: </strong>18.30</li>
<li><strong>Yemek ve Program: </strong>19.30</li>
<li><strong>Mekan: </strong>Cipriani 42nd Street</li>
</ul>
<p>Davet mektubundan birkaç gün sonra Chobani’ye Türkiye’de danışmanlık hizmeti veren şirketten arkadaşlar aradı:</p>
<p>-        “100 Yıllık Dostluk” <strong>galası için sizi New York’ta ağırlamak isteriz.</strong></p>
<p>Bu davete şu yanıtı verdim:</p>
<p>-        <strong>Türkiye-ABD İş Konseyi’nin davetiyle aynı tarihlerde orada olacağım. Hamdi Ulukaya’nın davetine de elbette uğrarım.</strong></p>
<p>Danışmanlık şirketinden arkadaşlar geçen hafta mesaj gönderdi:</p>
<p>-        <strong>Sizleri New York’ta ağırlama davetimizi üzülerek iptal ediyoruz.</strong></p>
<p>Yanıtımı yineledim:</p>
<p>-        <strong>New York’a TAİK’le gidiyorum, </strong>“100’üncü Yıl” <strong>galasına uğrarım.</strong></p>
<p>Başkanlığını <strong>Murat Özyeğin</strong>’in yürüttüğü TAİK’in davetiyle meslektaşlarım <strong>Hakan Çelik, Açıl Sezen, Hüseyin Erdoğan </strong>ve <strong>Dilek Güngör</strong>’le New York’a geldik. TAİK’in davetlilerinden <strong>Adem Metan, </strong>Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>’a eşlik eden gazeteciler arasında yer aldı.</p>
<p>New York yolculuğumuz başlarken DEİK Kuzey Amerika Koordinatörü <strong>Ramazan Tepe, </strong>21-23 Eylül 2026’da, yani üç gün boyunca gerçekleşecek programı iletti.</p>
<p>TAİK, 21 Eylül 2026 Pazartesi akşamı 19.30’da son birkaç yıldır gelenek haline getirdiği New York Halk Kütüphanesi’ndeki daveti planlamıştı.</p>
<p><strong>Hakan Çelik</strong>’le 3 günlük programı izleme planımızı hazırlarken <strong>Hamdi Ulukaya</strong>’nın ABD’deki yakın danışmanına mesaj yazdım:</p>
<p>-        <strong>Hamdi Bey’in daveti TAİK’in galası ile çakışıyor. Saatinin erkene alınması söz konusu mu?</strong></p>
<p>Danışmandan bizi şaşırtan yanıt geldi:</p>
<p>-        <strong>Hamdi Bey’in ev sahipliğindeki gala basına kapalı gerçekleşecek…</strong></p>
<p>TAİK’in galasına giderken Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı <strong>Rifat Hisarcıklıoğlu </strong>ile birlikte Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı <strong>Murat Kurum</strong>’un <strong>“COP31 Tanıtım Programı”</strong>na katılmak üzere New York’ta bulunan Ankara Ticaret Odası Başkanı <strong>Gürsel Baran</strong>’la haberleştik:</p>
<p>-        <strong>Hamdi Ulukaya’nın davetine gidiyoruz. Sonrasında TAİK’e de uğrayacağız.</strong></p>
<p>New York Halk Kütüphanesi’nde konukları DEİK Başkanı <strong>Nail Olpak </strong>karşıladı. <strong>Hamdi Ulukaya</strong>’nın davetine Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>’ın da katılması üzerine TAİK Başkanı <strong>Murat Özyeğin </strong>de önce oraya uğramıştı.</p>
<p>Bir süre sonra Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat </strong>ile <strong>Murat Özyeğin, </strong>New York Halk Kütüphanesi’ne geldi. Konukları selamlama konuşmaları yapıldı.</p>
<p><strong>Hamdi Ulukaya</strong>’nın davetine Cumhurbaşkanı <strong>Erdoğan </strong>katılınca son anda gala basına açılmış, konuşması TV’lerden canlı verilmişti.</p>
<p>TAİK’in galasına sonlarına doğru Sanayi ve Teknoloji Bakanı <strong>Mehmet Fatih Kacır </strong>ile Merkez Bankası Başkanı <strong>Fatih Karahan </strong>da uğradı.</p>
<p>TAİK galasına geçen iki yıl katılan Hazine ve Maliye Bakanı <strong>Mehmet Şimşek </strong>ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı <strong>Alparslan Bayraktar </strong>uğrayamadı.</p>
<p>Geçen 2-3 yıl TAİK galasının ABD’deki konukları arasında <strong>Hamdi Ulukaya </strong>da mutlaka yer alıyordu.</p>
<p>TAİK’in galasına katılan konuklar arasında gece boyunca şu soru gündem oluşturdu:</p>
<p>-        <strong>New York’ta Türkiye için önemli olan iki organizasyon nasıl oldu da aynı saate denk getirildi? Hamdi Ulukaya, TAİK’in geleneksel galasını dikkate almadan mı kendi programını yaptı?</strong></p>
<p>Bu sorular arasında şu noktanın altını çizmek gerekiyor:</p>
<p><strong>Hamdi Ulukaya</strong>’nın ABD Ticaret Odası bünyesindeki <strong>“ABD-Türkiye İş Konseyi” </strong>Başkanı olması, Türkiye için büyük önem taşıyor…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab353647712f-1790137188.jpg" alt="" width="700" height="463" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD ile aramızdaki ticaret iki yıl içinde 50 milyar dolara ulaşır</span></h2>
<p><strong>TİCARET </strong>Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat, </strong>TAİK’in New York Halk Kütüphanesi’nde gerçekleşen galasında ABD’nin Türkiye’nin ihracatında 3’üncü, ithalatında da 4’üncü büyük ticaret ortağı olduğunu belirtti:</p>
<p>-        <strong>İkili ticaret hacmimiz geçen yıl 38 milyar doları aştı. Bu yıl toplam ikili ticaretimizin yüzde 10’dan fazla artmasını ve 42-43 milyar dolara ulaşmasını bekliyoruz. Bu, iki yıl içerisinde ikili ticaretimizin 50 milyar dolara ulaşacağı anlamına geliyor.</strong></p>
<p>İki ülke arasındaki ticaret performansının ekonomik ilişkilerin derinliğini ve dayanıklılığını ortaya koyduğunu vurguladı:</p>
<p>-        <strong>İşbirliği ticaretle sınırlı değil. Enerji, savunma ve teknoloji alanlarında işbirliğini derinleştirmeye devam ediyoruz. Karşılıklı yatırımlar da ümit verici rakamlara ulaşıyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-4-yil-bekledi-ingilteredeki-istirakini-yatirim-bankasi-yapti-88078</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/4/1280x720/mahmut-unlu-1789996743.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de 4 yıl bekledi İngiltere’deki iştirakini yatırım bankası yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/13-trilyon-liralik-piyasa-degeri-bist100den-cikti-88077</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1,3 trilyon liralık piyasa değeri BIST100’den çıktı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’un her üç ayda bir yaptığı endeks ve pazar değişiklikleri bu kez daha önce hiç görülmedik şekilde kapsamlı gerçekleşti. Borsa İstanbul kaynaklarından edinilen bilgiye göre bu sonucu pay piyasası prosedürü ile kotasyon yönergesinde yapılan değişiklikler sağladı. Pay piyasası prosedüründe yıldız ve ana pazar hesaplamasına volatilite kriteri getirildi ve istisnalar kaldırıldı, kotasyon yönergesinde ise piyasa değeri kriteri iki katına çıkarıldı. Bu değişiklikler sonrası yıldız pazarda yer alan şirket sayısı azaltılırken, BIST 30'da 1, BIST 50'de 6, BIST 100'te ise 27 şirket endeks dışı kaldı.</p>
<p>Borsa İstanbul’un önceki gece Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda yayımladığı ve 1 Ekim-31 Aralık döneminde geçerli olacak pazar revizyonu çerçevesinde yıldız pazarda 149 pay, ana hazarda 396 pay ve alt pazarda 49 pay işlem görecek. Değişikliklerin nedeni artık işlem hacmi veya piyasa değeri değil. Borsa İstanbul pay piyasası yönergesinin 37’nci, kotasyon yönergesinin ise 8’inci maddelerinde değişiklik yaptı. Pay piyasası yönergesinde değişiklik öncesinde yıldız pazarda yer alabilmek için bir volatilite şartı bulunmuyordu.</p>
<h2>En yüksek oynaklık dilimi kuralı </h2>
<p>Değişiklikle maddeye volatilite kriteri eklendi ve şöyle dendi: "En yüksek oynaklık diliminde yer almamak." Yönergede bu kriter bir payın değerlemeye tabi paylar arasında yapılacak volatilite sıralamasında azami yüzde 10 olmak üzere belirlenen en yüksek oynaklık diliminde yer alım almamasına bakılacağı şeklinde açıklandı. Yani bundan sonra yıldız pazarda yer alan şirket hisselerinde yüksek miktarda dalgalanma, endeks sonu gelen sert yükseliş veya düşüşler yaşanması durumunda endekste bulunması da riske girecek. Yatırım fonları yeni rehber ve düzenlemeler öncesinde portföylerinde yer alan bazı hisseleri fon getirisini artırmak için bir anda yükseltecek işlemler yapıyordu. Uzmanlar bundan sonra böylesi hamlelerin pazardan düşme sonucu doğuracağına işaret etti.</p>
<h2>Halka açık payların değeri yükseldi </h2>
<p>Kotasyon yönergesinde ise yıldız pazar, ana pazar ve alt pazarda yer alacak şirketlerin halka arz edilen paylarının asgari piyasa değeri iki katına çıkarıldı. Daha önce yıldız pazarda yer almak için asgari 2 milyar TL, ana pazarda 500 milyon TL, alt pazarda ise 200 milyon TL halka arz edilen payların piyasa değeri olması yeterliydi. Yeni sistemde yıldız pazar için 4 milyar lira, ana pazar için 1 milyar lira, alt pazar içinde 400 milyon liraya geldi bu sınır. Yıldız pazardan Destek Finans Faktoring ile Katılımevim çıkarılırken yıldız pazardaki şirket sayısı azaltıldı.</p>
<p>Pazar kriterlerinin değişmesi endekslere giren çıkan şirketler için belirleyici oldu. Borsa İstanbul’un açıklamasına göre BIST100’de 27 şirketin değişti bu endeks tarihinin en kapsamlı dönemsel revizyonu anlamına geliyor. BİST30’dan 1 şirket değiştirildi. BİST50’de ise bu rakam 6 oldu. BİST100 endeksinden çıkarılan 27 şirketin 26’sı 1 Ekim itibariyle yıldız pazardan da çıkacak. BİST100 endeksinden çıkan 536 milyar lira ile piyasa değeri en yüksek 7'nci şirket olan Destek Finans Faktoring ve 126.3 milyar lira ile 30'uncu sırada yer alan Katılımevim’in yanı sıra 27 şirketin toplam piyasa değeri 1.3 trilyon liraya denk geliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab351e37f883-1790136803.png" alt="" width="649" height="343" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Endeksten hangi hisseler çıkarıldı, hangileri alındı?</span></h2>
<p>Borsa İstanbul açıklamasına göre BİST30’a çıkarılan Destek Finans yerine TR Anadolu Metal Madencilik hissesi alınıyor. BİST50’de CVK Madencilik, CW Enerji, Doğuş Otomotiv, Enerya Enerji, Mavi Giyim, TSKB alınırken, Destek Finans Faktoring, Efor, Katılımevim, Kuyaş, Mia Teknoloji ve Pasifik Eurasia çıkarıldı. BİST100’den Balsu Gıda, Batıçim, Dap Gayrimenkul, Destek Finans Faktoring, Efor, Esenboğa Elektrik, Europowen, Gen İlaç, Gezen, Graintürk Holding, Galatasaray, Işıklar Enerji Yapı Holding, İzdemir Enerji, Kiler Holding, Katılımevim, Kuyaş, Margün Enerji, Odine, Pasifik Eurasia, Pasifik Teknoloji, Pasifik GMYO, Quagranit, Ral Yatırım Holding, Reeder, Sarkusyan ve Şekerbank çıkarıldı. Yıldız pazarda kalmasına rağmen BİST100’den çıkan Batıçim pazar uygunluğundan değil sıralamadan kaynaklı olarak çıkmak zorunda kaldı. BIST 100’e yeni giren 27 şirket hissesi şöyle: Anadolu Grubu Holding, Ahlatçı Doğalgaz, Akçansa, Akfen Yenilenebilir Enerji, Aygaz, Bin Yatırımlar Holding, Eczacıbaşı Yatırım, Ege Endüstri, Ege Gübre, IC Enterra Yenilenebilir Enerji, Global Yatırım Holding, Galatawind, İskenderun Demir Çelik, Karsan, Katmerciler, Kocaer Çelik, Kordsa, Limak Doğu Anadolu, Rönesans Gayrimenkul Yatırım, Reysas Taşımacılık, Sinpaş GMYO, Tab Gıda, Kıraç Galvaniz, Torunlar GYMO ve Türk Traktör. Endeks değişiklikleri piyasada olumlu karşılanırken önceki en iyi alıcı olarak 22 milyar lirayla tarihi en yüksek seviyede borsaya giren TVF dün yine bankalar ve BİST30 hisselerinde hareketliydi. Öte yandan dün BİST50’de açığa satışta yukarı adım kuralı uygulandı. Bu arada sermaye Piyasası Kurulu pay geri alımlarında ikinci bir duyuruya kadar geri alınan payların toplam bedeline ilişkin üst sınırın uygulanmamasına karar verdi. Sert düşüş yaşayan hisselerini geri almak için şirketler artık bir sınıra takılmayacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gürlek açıkladı, yeni operasyon dalgası başladı</span></h2>
<p>Sermaye piyasalarında manipülatif işlemlere yönelik soruşturmada İstanbul ve Aydın’da düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda haklarında yakalama kararı bulunan 15 şüpheliden 14’ü gözaltına alındı. Bir şüphelinin ise yurt dışında olduğu belirlendi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, soruşturmaların vatandaşların birikimlerini hedef alan manipülatif işlemlerin ortaya çıkarılması, mağdurların haklarının korunması ve sorumluların hukuk önünde hesap vermesi amacıyla kararlılıkla sürdürüldüğünü bildirdi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ile İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü tarafından yürütülen soruşturma kapsamında operasyonun, Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) Katılımevim Tasarruf Finansman (KTLEV), Destek Holding ve Hedef Holding paylarındaki işlemlere ilişkin piyasa dolandırıcılığı tespitleri doğrultusunda gerçekleştirildiği belirtildi. Yeni operasyonla birlikte soruşturma kapsamında bugüne kadar hakkında adli işlem başlatılan şüpheli sayısı 60’a yükseldi. Bunlardan 4’ü tutuklanırken, 44 şüphelinin gözaltındaki adli işlemleri devam ediyor. Ayrıca 12 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmalar sürdürülüyor. Bakan Gürlek, soruşturmanın yalnızca manipülatif işlemlerle sınırlı kalmadığını, mali boyutunun da bütün yönleriyle incelendiğini belirtti. Bu kapsamda suçtan elde edilen kazancın ortaya çıkarılması, malvarlıklarının kaçırılmasının önlenmesi ve mağdur vatandaşların haklarının korunması amacıyla adli ve mali tedbirlerin uygulandığını kaydetti. Gürlek, hukuken sorumluluğu tespit edilen herkesin adalet önünde hesap vereceğini, suçtan elde edilen kazancın izinin sonuna kadar sürüleceğini ve mağdurların haklarının korunması için gerekli tüm hukuki tedbirlerin uygulanacağını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/13-trilyon-liralik-piyasa-degeri-bist100den-cikti-88077</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul 1 Ekim itibariyle geçerli olacak pazar güncellemesinde kriter değişiklikleriyle tarihinde en kapsamlı revizyonuna imza attı. Yıldız, ana ve alt pazar için halka açık payların piyasa değeri kriterini iki katına çıkaran Borsa İstanbul yine yıldız pazarda yer alabilmek için volatilite şartı getirdi. Başta Destek Finans Faktoring olmak üzere BIST100’e veda eden 27 şirketin toplam piyasa değeri 1,3 trilyonu buldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayici-teminat-baskisi-altinda-88076</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayici teminat baskısı altında!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fonu krizi Borsa İstanbul şirketlerini negatif etkilemeye devam ediyor. Borsada yeni haftaya 134 şirket tabanla başlarken dün de 60’ın üzerinde şirket taban serisini sürdürdü. Borsada işlem gören şirketlerin yarısından fazlası ise negatif fiyatlandı. Sahip oldukları kendi şirket veya başka şirket hisselerini teminat göstererek kredi kullanan reel sektör ise bankalardan geri ve teminat tamamlama çağrılarıyla boğuşuyor. EKONOMİ’ye bilgi veren kaynaklar hisselerdeki düşüşün teminatların değerini azaltması nedeniyle reel sektörün hisselerde satış baskısı yaşadığını bunun çok daha büyük çaplı bir soruna neden olabileceğini vurguladı.</p>
<h2>TVF’nin alımları BİST30’da yoğunlaşıyor </h2>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu başta olmak üzere yatırım fonlarına yönelik geçen hafta zirveye ulaşan likidite krizi sonrasında atılan adımlara rağmen borsa üzerindeki baskılar giderilebilmiş değil. Sadece yatırım fonlarında yoğunlukla yer alan şirket hisseleri değil genele yayılan bir satış eğilimi günlerdir sürüyor. Türkiye Varlık Fonu Ziraat Portföy üzerinden haftanın ilk işlem günü 22 milyar liranın üzerinde alımla tarihi bir rekora imza atsa da alımları banka ve BİST30 hisselerinde yoğunlaşıyor. Ve diğer hisse senetlerindeki negatif seyre bir etkisi olmuyor. Reel sektör kaynaklarının EKONOMİ’ye verdiği bilgiye göre çok daha büyük bir zorluk yaşanmaya başladı.</p>
<p> Kaynaklar, bankalardan kredi kullanırken teminat gösterdikleri hisse senetlerindeki değer kaybı nedeniyle sıkıntı yaşadıklarını vurgularken bankaların teminat tamamlama ve yenileme çağrılarının ise bu sıkıntıları büyüttüğüne dikkat çekti. Taahhütleri yerine getirmek için kredi kullanan şirketlerin ya kendi hisselerini ya da ellerindeki hisse senetlerini fiyata bakmaksızın satmak zorunda kaldığına işaret eden reel sektör kaynakları Türkiye Varlık Fonu’nun alımlarının da banka ve BİST30 şirketleriyle sınırlı kalmasını eleştirdi. Bir an önce reel sektöre bu konuda bir tedbir açıklanmasının şart olduğunu vurgulayan kaynaklar aksi takdirde bir iki gün içinde bu sorunun çok daha büyük bir krize dönüşebileceği uyarısı yaptı.</p>
<h2>Teminat sorunu daha uzun sürecek </h2>
<p>Bankacılık sektörü kaynakları da TVF devreye girip borsada alım yapsa da bunun büyük şirketlerde yoğunlaştığını hatta TVF destek atmasa BİST100’de günlük düşüşün yüzde 4-5’i bulabileceğini dile getirdi. Kaynaklar birçok reel sektör şirketinin ya kendi hissesini ya da sahip olduğu hisseyi teminat göstererek kredi kullandığını hatta para piyasası fonlarında da yüklü miktarlarda parası olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Türkiye’nin dev şirketlerini teminat göstermiş olsa da borsada yaşanan düşüş trendi nedeniyle bankaların hem teminat tamamlama hem de teminat değiştirme çağrısı yaptığına dikkat çeken bankacılık sektörü kaynağı reel sektörün bu teminatlar yerine koyacak bir varlığı olmadığı için dönüp borsada fiyata bakmaksızın satış yaptığını vurguladı. Bu teminat kaynaklı satışın yatırım fonu likidite krizinden daha uzun süreceğine işaret eden bankacılık sektörü kaynağı SPK’nın bu gelişmeyi okuyamadığını sadece fonlara odaklandığını söyledi. Bankacılık sektörü kaynağı teminat tarafından çok daha büyük bir baskı geldiğine de dikkat çekti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayici-teminat-baskisi-altinda-88076</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-sanayi-1530611.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada yatırım fonu krizinin etkileri sürerken reel sektör teminat baskısıyla boğuşuyor. Kaynakların verdiği bilgiye göre bankalar reel sektöre kredi alırken teminat gösterdikleri hisse senetlerinde kayıp yaşandığı için teminat tamamlama ya da teminat yenileme çağrısı yapıyor. Bunun yerine koyacak varlığı olmayan reel sektör ise fiyat bakmaksızın elinde ne varsa satıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ktb-ar-ge-merkezi-dioksin-ve-pcb-ile-aflatoksin-analizlerine-baslandi-88126</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KTB Ar-Ge merkezinde dioksin ve PCB ile aflatoksin analizlerine başlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ</strong><strong>KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Borsası (KTB) bünyesinde faaliyet gösteren M. Rifat Hisarcıklıoğlu Et ve Et Ürünleri AR-GE Merkezi, üyelerin ürün güvenilirliği ve kalite kontrol süreçlerine katkı sağlamak amacıyla sunduğu analiz hizmetlerini genişletiyor.</p>
<p>Bu kapsamda, balık ve balık ürünlerinde dioksin ve PCB ile baharat ürünlerinde aflatoksin analizleri için numune kabulüne başlandı. Yeni analiz hizmetleriyle birlikte üyelerin ürünlerine ilişkin analiz ihtiyaçlarına daha kapsamlı şekilde cevap verilmesi hedefleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab38ddfe3df5-1790152159.jpg" alt="" width="335" height="373" /></p>
<p>Kayseri Ticaret Borsası (KTB) Yönetim Kurulu Başkanı Recep Bağlamış, konuya ilişkin değerlendirmesinde, üyelerin ihtiyaçlarına yönelik hizmet altyapısını sürekli geliştirdiklerini belirterek, “Üyelerimizin ürün güvenilirliği ve kalite kontrol süreçlerine katkı sunmak, öncelikli çalışmalarımız arasında yer alıyor. AR-GE Merkezimizde analiz kapasitemizi ve hizmet çeşitliliğimizi artırarak üyelerimizin ihtiyaçlarına daha kapsamlı şekilde cevap vermeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Söz konusu analiz hizmetlerinden faydalanmak ve numune kabul süreçleri hakkında bilgi almak isteyen üyeler, KTB M. Rifat Hisarcıklıoğlu Et ve Et Ürünleri Ar-Ge Merkezi ile iletişime geçebilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ktb-ar-ge-merkezi-dioksin-ve-pcb-ile-aflatoksin-analizlerine-baslandi-88126</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/6/1280x720/ktb-ar-ge-merkezi-dioksin-ve-pcb-ile-aflatoksin-analizlerine-baslandi-1790152207.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Ticaret Borsası bünyesinde hizmet veren M. Rifat Hisarcıklıoğlu Et ve Et Ürünleri Ar-Ge Merkezi’nde gerçekleştirilen analiz hizmetlerinin kapsamı genişletildi. Balık ve balık ürünlerinde dioksin ve PCB ile baharat ürünlerinde aflatoksin analizleri için numune kabulüne başlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/madenciler-is-kazalarina-onlemek-icin-guvenli-madencilik-forumu-kurdu-88114</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Madenciler iş kazalarını önlemek için &#039;Güvenli Madencilik Forumu&#039; kurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/RİZE</strong></p>
<p>Türkiye Madenciler Derneği (TMD) tarafından düzenlenen 4. Maden Arama Kurtarma Yarışması 13 takımın katılımıyla Rize’de başladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab3768bc0f18-1790146187.jpg" alt="" width="800" height="302" />Takımlar, Çayeli Bakır ev sahipliğinde yeraltı, yangın, deprem, kimyasala müdahale, araç kazası ve takım yetkinliği kategorilerinde belirlenmiş senaryolar dahilinde arama-kurtarma ve diğer alanlardaki becerilerini sergileyecekler. Yarışmanın başlangıcında düzenlenen açılış töreninde konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Abdullah Tancan, bu faaliyetin ulusal çapta afetlere hazır olma açısından önemli bir platform haline geldiğini anlattı. Türkiye Madenciler Derneği Başkanı Mehmet Yılmaz da dördüncüsü düzenlenen yarışmanın, bilgi ve deneyim paylaşımı yönüne vurgu yaparak, oluşturdukları bir forum ile iş sağlığı ve güvenliği alanında düzenli bilgi paylaşımı başlattıklarını da hatırlattı.</p>
<p><strong>Bakanlık: Kırmızı çizgi iş sağlığı ve güvenliği</strong></p>
<p>Abdullah Tancan törendeki konuşmasında Bakanlık olarak iş sağlığı ve güvenliği ile çevrenin Bakanlık olarak “kırmızı çizgileri” olduğunu vurguladı. Denetim faaliyetleri hakkında bilgi veren Tancan, “Bu amaçla maden sahalarımızın denetimlerini az riskli, riskli ve çok riskli olmak üzere 3 sınıfa ayırdık. Az riskli gruptaki madenlerimizi yılda en az bir, riskli grupta yer alan madenlerimizi yılda en az iki ve çok riskli gruptaki madenlerimizi ise yılda en az dört kez denetliyoruz” dedi.</p>
<p>Tancan, denetim yanında arama-kurtarma alanında eğitim faaliyeti sürdürdüklerini de vurgulayarak, inşa edilen 11 parkurda, 5 bin 408 kişinin depremde, enkazda arama kurtarma ile hafif arama ve kurtarma eğitimi verildiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Mehmet Yılmaz: İş kazalarına yönelik bir platform kuruldu, bir database oluşturuyoruz</strong></p>
<p>TMD Başkanı Mehmet Yılmaz da madenciliğin başta çevre olmak üzere olumsuz algılarla anıldığını vurgulayarak, sektör olarak “Önce insan, sonra çevre, ondan sonra katma değerli madencilik” yaklaşımı benimsediklerini söyledi. Bu kapsamda uluslararası iyi uygulamaları örnek alarak standartlar oluşturduklarını vurgulayan Yılmaz, arama kurtarma yarışmasının temel yaklaşımı bilgi ve deneyim paylaşma, birlikte öğrenme amacıyla da bu çerçevede oluştuğunu anlattı. Bunun ötesinde, sürekli fiili durum bilgi paylaşımı için bir Forum başlattıklarını belirten Yılmaz, “Güvenli Madencilik Forumu'ndan da bahsetmek istiyorum. Bu da çok önemli. İster istemez sahalarda yaşadığımız bazı uyumsuzluklar, iş kazaları veya işte çevresel sıkıntılar var. Bunları kendi içimizde bir platformda paylaşalım diye düşündük. A sahasında olmuş bir olumsuzluğu B sahası kendisi yaşamamış olsa bile oradaki tecrübeyi nasıl içselleştirir, olmadan nasıl önlemleri alır diye bir platform oluşturduk ve burada bir database-data center oluşturmak yolunda bir adım attık. Bu da çok önemli bir ayrıntı. Çünkü illa bir musibeti yaşamamız gerekmiyor” dedi.</p>
<p>Açılış töreninde Rize Valisi İhsan Selim Baydaş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Daire Başkanı Mehmet Eren Sökmen ve Çayeli Bakır Genel Müdürü Ali Can da katıldı.</p>
<p>Yarışmanın bazı etapları Rize şehir merkezinde yapılıyor. TMD Başkanı Yılmaz, maden sahası dışında yapılabilecek etapların merkezde yapılmasıyla faaliyetlerin geniş kitleler tarafından izlenebilmesine imkan sağlamak olduğunu kaydetti. Yarışma</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/madenciler-is-kazalarina-onlemek-icin-guvenli-madencilik-forumu-kurdu-88114</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/4/1280x720/mehmet-yilmaz-1790146201.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMD Başkanı Mehmet Yılmaz, sürekli fiili durum bilgi paylaşımı için bir forum başlattıklarını belirterek, “Güvenli Madencilik Forumu&#039;ndan da bahsetmek istiyorum. Bu da çok önemli. İster istemez sahalarda yaşadığımız bazı uyumsuzluklar, iş kazaları veya işte çevresel sıkıntılar var. Bunları kendi içimizde bir platformda paylaşalım diye düşündük.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-ticaret-odasindan-universitelere-yeni-nesil-teknoloji-bolumleri-cagrisi-88108</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Ticaret Odası’ndan üniversitelere &#039;yeni nesil teknoloji bölümleri&#039; çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, yeni akademik yılın başlaması vesilesiyle Kayseri’deki 4 büyük üniversiteye çağrıda bulundu. Kayseri’nin ticaret ve sanayi kültürünü yapay zekâ, veri bilimi ve dijitalleşmeyle harmanlamak gerektiğini belirten Gülsoy, üniversitelerin bu alanlarda yeni nesil teknoloji bölümleri açmasının önemini vurguladı. Gülsoy, KTO bünyesinde faaliyete geçirilecek TEKMER projesi ile de bu sürece somut katkı sunacaklarını ifade etti.</p>
<p>Ömer Gülsoy, Kayseri’ye nitelikli insan kaynağı ve şehir dışından öğrenci akışının devam etmesi için akademik cazibenin artırılması gerektiğini belirterek, “Günümüzde her şehirde üniversite bulunması sebebiyle, artık gençlerimizi çekebilmenin yolu tematik, teknik ve teknolojik bölümler sunmaktan geçiyor. Dört güzide üniversitemizin açacağı yapay zeka, veri mühendisliği, dijital pazarlama-dış ticaret ve yenilikçi girişimcilik gibi çağa uygun bölümler, Kayseri’yi Türkiye’nin akademide ve teknolojide çekim merkezi olarak ön plana çıkaracaktır. Şehrimizdeki bazı üniversitelerde bu alanlardaki bölümlerin açılmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Diğer üniversitelerimizde de bu alanlarda lisans bölümlerinin yanı sıra yüksek lisans ve doktora düzeyindeki çalışmalar teşvik edilmelidir. Şehrimize farklı şehirlerden ve farklı ülkelerden daha fazla öğrenci akışı için bu elzemdir” dedi.</p>
<p>Geleneksel üretim ve ticaret modellerinin yerini veri odaklı akıllı sistemlere bıraktığını belirten Gülsoy, yapay zeka, veri analitiği, otonom sistemler ve dijitalleşmenin artık birer tercih değil, küresel rekabette kalıcı olmanın ön şartı olduğunu belirtti. İş dünyasının en büyük ihtiyacının da bu yeni teknolojileri üretim süreçlerine entegre edecek, e-ihracatı katlayacak ve yeni nesil girişimler başlatacak yetişmiş insan kaynağı olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>"Kayseri’de girişimcilik ekosistemini birlikte büyüteceğiz"</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası olarak genç girişimcilere ve teknoloji odaklı projelere kapılarının sonuna kadar açık olduğunu da kbelirten Gülsoy, “Üniversitelerimizde açılacak yapay zekâ ve veri mühendisliği, siber güvenlik, dijital pazarlama ve e-ticaret yönetimi gibi stratejik bölümler sayesinde gençlerimiz fikirlerini Kayseri’de katma değerli girişimlere dönüştürebilecektir. Kayseri Ticaret Odası olarak bizler; kuluçka merkezlerimiz, mentorluk desteklerimiz ve melek yatırımcı ağlarımızla üniversitelerimizden yetişecek bu yeteneklerin yanında olacağız” şeklinde konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-ticaret-odasindan-universitelere-yeni-nesil-teknoloji-bolumleri-cagrisi-88108</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/8/1280x720/kayseri-ticaret-odasindan-universitelere-yeni-nesil-teknoloji-bolumleri-cagrisi-1790144519.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, &quot;Dört güzide üniversitemizin açacağı yapay zeka, veri mühendisliği, dijital pazarlama-dış ticaret ve yenilikçi girişimcilik gibi çağa uygun bölümler, Kayseri’yi Türkiye’nin akademide ve teknolojide çekim merkezi olarak ön plana çıkaracaktır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belcika-doga-kirim-modeli-ile-savas-hukuku-arasinda-kurulan-kopru-acildi-88095</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belçika Doğa Kırım Modeli ile savaş hukuku arasında kurulan köprü açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Belçika’nın yeni Ceza Kanunu’nda Doğa Kırım’ın bağımsız bir suç olarak düzenlenmesi, çevrenin savaş sırasında korunmasına ilişkin mevcut hukuk kurallarıyla ceza hukuku arasında yeni bir köprü kurdu. 1 Eylül 2026’da yürürlüğe giren düzenleme, çevreye ciddi, geniş ve uzun süreli zarar veren hukuka aykırı eylemleri barış ve savaş zamanında ayrı bir suç kategorisi olarak ele alıyor.</strong></p>
<p>Çevrenin savaş sırasında korunması yeni bir fikir değildir. Ancak Belçika'nın yeni Ceza Kanunu'nda Doğa Kırım (ekokırım/ecoside) suçunun bağımsız bir suç olarak düzenlenmesi, çevre hukukunun uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası ceza hukuku ile kesiştiği noktada yeni bir eşik oluşturmuştur.</p>
<p>29 Şubat 2024 tarihli Kanun ile yeni Ceza Kanunu'nun II. Kitabı'na eklenen 94. madde, 1 Eylül 2026 itibarıyla yürürlüğe girerek Doğa Kırım eylemleri barış veya savaş zamanında işlenebilen bağımsız bir suç haline getirmiştir.</p>
<p>Belçika modelinde Doğa Kırım; <strong>kasten, eylem veya ihmal yoluyla, hukuka aykırı bir fiilin çevreye ciddi, geniş ve uzun süreli zarar vermesi ve failin bu zararı meydana getirdiğini bilmesi</strong> halinde oluşur. Bu unsurlara; fiilin federal mevzuata veya federal makamı bağlayan uluslararası bir hukuk aracına aykırı olması gerekir. Böylece; Belçika modeli, çevresel zararı yalnızca savaş hukukunun bir sonucu olarak değil, bağımsız bir ceza hukuku ihlali olarak ele almaktadır.</p>
<p>Bunun uluslararası insancıl hukuktaki ilk karşılığı <strong>1977 tarihli Cenevre Ek Protokol I madde 35/3</strong>'tür. Bu hüküm, tarafların savaş yöntem ve araçlarını seçme hakkının sınırsız olmadığını belirterek, doğal çevreye <strong>geniş, uzun süreli ve ciddi zarar vermesi amaçlanan veya böyle bir zararın meydana gelmesi beklenebilen</strong> savaş yöntem ve araçlarının kullanılmasını yasaklar. Burada Belçika modelinden önemli bir fark vardır: AP-I madde 35/3'te zarar yalnızca kasten hedeflenmiş olmak zorunda değildir; kullanılan yöntem veya aracın böyle bir zararı doğurmasının beklenebilir olması da yeterlidir.</p>
<p><strong>Ek Protokol-I madde 55</strong> ise aynı üçlü eşiği <strong>doğal çevrenin korunması</strong> perspektifinden kurar. Savaş sırasında doğal çevreye geniş, uzun süreli ve ciddi zarara karşı özen gösterilmesini zorunlu kılar; çevreye yönelik misilleme saldırılarını da yasaklar. ICRC'nin açıklamasıyla madde 35 savaş yöntem ve araçları açısından, madde 55 ise doğal çevrenin korunması açısından aynı koruma mantığını tamamlar.</p>
<p><strong>Ek Protokol-I madde 56</strong> ise tehlikeli güçler içeren tesislere yönelik saldırılarda özel koruma getirir. Barajlar, bentler ve nükleer elektrik üretim tesisleri gibi hedeflere yönelik saldırılar, serbest bırakılabilecek tehlikeli güçlerin ağır sivil kayıplara yol açması ihtimali nedeniyle ayrıca sınırlandırılmıştır. Bu hüküm doğrudan bir “Doğa Kırım” suçu değildir; ancak çevresel felaket yaratabilecek kritik altyapının korunması bakımından Belçika modelinin savaş hukuku bağlantısını tamamlar.</p>
<p><strong>ENMOD Sözleşmesi madde I </strong>ise farklı bir yaklaşım benimser. Burada yasaklanan, doğal çevreye zarar veren her türlü saldırı değil, doğal süreçlerin kasıtlı biçimde değiştirilmesini sağlayan <strong>“çevresel modifikasyon tekniklerinin” askerî veya başka düşmanca amaçlarla kullanılmasıdır</strong>. Madde II bu teknikleri, dünyanın biyotası, litosferi, hidrosferi, atmosferi veya uzayındaki doğal süreçlerin dinamik, bileşim veya yapısının kasıtlı manipülasyonu olarak tanımlar. Ayrıca ENMOD, AP-I'den farklı olarak “geniş, uzun süreli <strong>veya</strong> ciddi” etkilerden söz eder; yani eşikler alternatif niteliktedir.</p>
<p>En yüksek ceza hukuku eşiği ise <strong>Roma Statüsü m.8(2) (b)(iv)</strong>'te görülür. Uluslararası silahlı çatışmada bir saldırının, doğal çevreye geniş, uzun süreli ve ciddi zarar vereceğinin bilinerek başlatılması ve bu zararın beklenen <strong>somut ve doğrudan genel askerî avantaja açıkça aşırı</strong> olması savaş suçu niteliğindedir. Böylece Roma Statüsü, çevresel zarar testine ayrıca askerî avantaj ve orantılılık değerlendirmesini ekler.</p>
<p>Sonuç olarak beş düzenleme aynı çevresel tehdidi farklı hukukî merceklerden ele almaktadır: <strong>Belçika madde 94 çevresel zararı bağımsız suçlaştırmakta, </strong></p>
<p><strong>AP-I madde 35/3 savaş yöntem ve araçlarını, madde 55 doğal çevreyi, madde 56 tehlikeli güçler içeren tesisleri korumakta. ENMOD çevresel modifikasyon tekniklerini yasaklamakta; Roma Statüsü ise belirli koşullarda çevreye yönelik saldırıyı savaş suçu haline getirmektedir.</strong></p>
<p>Belçika modelinin asıl yeniliği burada ortaya çıkmaktadır: <strong>çevrenin korunmasını savaş hukukunun tali bir unsuru olmaktan çıkarıp, barış ve savaş zamanlarında uygulanabilen bağımsız bir ceza hukuku kategorisine taşımaktadır.</strong> Bu yaklaşım, ekokırımın gelecekte Roma Statüsü'nde bağımsız bir uluslararası suç olarak tanınması tartışmasının da ulusal hukuk düzeyindeki önemli örneklerinden biridir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belcika-doga-kirim-modeli-ile-savas-hukuku-arasinda-kurulan-kopru-acildi-88095</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belçika Doğa Kırım Modeli ile savaş hukuku arasında kurulan köprü açıldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konaklama-sektorunde-indirimli-kurumlar-vergisi-neden-uygulanmali-88093</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konaklama sektöründe indirimli kurumlar vergisi neden uygulanmalı?  </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUSTAFA AK - </strong><strong>Vizyon Şirket Ortağı</strong></p>
<p>Turizm sektörü Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden biridir. Ürettiği katma değer ile büyümeye ve istihdama katkısı yüksektir. Döviz kazandırıcı etkisiyle cari açığın azaltılmasında önemli bir rol oynamaktadır.</p>
<p>5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32/7 maddesine göre ihracat yapan işletmelerin ihracattan elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı 5 puan indirimli uygulanmaktadır.</p>
<p>Aynı kanunda yer alan başka bir teşvik daha vardır. Buna göre mimarlık, mühendislik gibi belirli sektörlerdeki hizmet işletmelerinin, yurt dışında bulunan kişilere Türkiye’de verdikleri ve münhasıran yurt dışında yararlanılan bu hizmetlerden elde edilen kazançlarının %100’ü beyanname üzerinde matrahtan indirilebilmektedir.</p>
<p>Bu yazımızda bu iki kurumlar vergisi teşvikinin turizm ve özellikle konaklama sektöründe uygulanabilirliğini irdeledik.</p>
<p><strong>Turizm sektörü</strong></p>
<p>Turizm sektörünün başlıca bileşenleri başta oteller olmak üzere konaklama işletmeleri, seyahat acenteleri, rehberler ve kruvaziyer (gemi) turları olarak sınıflandırılabilir.</p>
<p>Türkiye’de turizm geliri 2025 yılında bir önceki yıla göre %6,8 artarak 65 milyar dolar, yurt içinde ikamet edip başka ülkeleri ziyaret eden vatandaşlarımızın harcamalarından oluşan turizm gideri, 9,5 milyar dolar olmuştur.</p>
<p>Ülkemize giriş yapan ziyaretçi sayısı 2025 yılında bir önceki yıla göre %2,7 artarak yaklaşık 64 milyon kişi oldu (tüik.gov.tr).</p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, 2025 yılında Türkiye genelindeki işletme ve basit belgeli konaklama tesislerinde yıl boyunca otellerde toplam 99 milyon kişi konakladı. Bunların yaklaşık 49 milyonunu yabancı kişiler teşkil etmektedir.</p>
<p><strong>İhracatta 5 puanlık indirim</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32/7 maddesine göre ihracat yapan kurumların münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı 5 puan indirimli uygulanmaktadır.</p>
<p>Hali hazırda genel oran %25 olduğundan ihracat kazançlarında vergi oranı %20 olarak uygulanır.</p>
<p>Örneğin bir şirketin 20 milyon TL’lik kazancının yarısı ihracattan yarısı diğer gelirlerden teşekkül ediyorsa ödeyeceği vergi 10 milyon TL yerine, (10 X 0,25) + (10 X 0,20) = 9 milyon TL olmaktadır. Bu teşvik ihracatçı şirketlere sağlanan önemli bir avantajdır.</p>
<p><strong>Kimler bu teşvikten yararlanıyor?</strong></p>
<p>İhracat yapan kurumlar gerek mal gerekse hizmet ihraçlarından elde ettikleri kazançlarına münhasır olmak üzere ilgili dönemde geçerli olan kurumlar vergisi oranını 5 puan indirimli uygulayabilir. Bu madde uygulamasında hizmet ihracı, yurt dışındaki bir müşteri için yapılan ve yurt dışında faydalanılan hizmetleri kapsamaktadır.</p>
<p>Yurt dışından satın alınan malların Türkiye’ye girmeksizin başka bir ülkedeki müşteriye satılmak suretiyle ihraç edilmesi halinde de 5 puan indirimden yararlanılabilir.</p>
<p>Yurt içinden, serbest bölgeler ile gümrüksüz satış mağazalarında satılmak üzere bu mağazalara yapılan satışlar da ihracat olarak kabul edilmekte ve bu faaliyetten elde edilen kazançlara 5 puan indirim uygulanmaktadır.</p>
<p>Yurt dışında mukim müşterilere uluslararası taşımacılık hizmeti verenler de bu teşvikten yararlanır (23.05.2023 tarihli ve 49327596-125[KVKÖZ.2022.93]-97624 Sayılı Özelge).</p>
<p><strong>Hizmet ihracatçılarına %100 indirim imkânı</strong></p>
<p>Hizmet ihracatçılarında başka bir teşvik Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10/1-ğ maddesinde yer alıyor. Maddeye göre mimarlık, mühendislik, yazılım, muhasebe kaydı gibi bazı hizmetlerde, işletmelerin yurtdışındaki kişi ve kurumlara verdiği ve münhasıran yurt dışında yararlanılan bu hizmetlerden elde edilen kazancın %100’ü beyanname üzerinde matrahtan indirilmekte. Bu indirim ihracata tanınan 5 puanlık indirimden farklı diğer bir teşvik.</p>
<p>Örneğin yurtdışındaki firmaya verilen mimarlık hizmetinden elde edilen kazanç 1 milyon TL ise bu tutarın tamamı, beyanname üzerinde indirime konu edilmektedir. Bu indirimden yararlanmak için kazancın Türkiye’ye getirilmesi şart.</p>
<p>Ayrıca eğitim ve sağlık alanında faaliyet gösteren ve Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilere hizmet veren işletmelerin bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar için de bu indirim uygulanabiliyor. Bu ikinci durumda hizmeti alan kişi hizmet anında yurtdışında değil Türkiye’de bulunuyor. Yani nihai faydalanma Türkiye’de gerçekleşiyor.</p>
<p><strong>KDV’de hizmetten yurtdışında faydalanma neden önemli?</strong></p>
<p>Hizmetten yurtdışında faydalanma kavramı özünde kurumlar vergisi ait olmayan, KDV Kanunu’nda yer alan bir terim.</p>
<p>Bildiğiniz gibi KDV Kanununa göre mal teslimi ve hizmet ifası KDV’ye tabi. Hizmet Türkiye’de verilmekle birlikte hizmetten yurtdışında faydalanılıyorsa kanun gereği istisna söz konusu. Başka bir deyişle yaratılan katma değerin nihai yararlanıcısının Türkiye’de değil yurtdışında ise KDV’yi istememek/almamak gerekiyor. Hizmet ihracında faydalanma yurtdışında olduğundan bu hizmette KDV istisnası var.</p>
<p><strong>Kurumlar vergisinde yurtdışında faydalanma kavramı </strong></p>
<p>Kurumlar vergisinde ise faydalanma tabiri caizse kutsal bir kavram değil. Kurumlar vergisinin ana hedefi tüm dünya kazançlarının tespit edilmesi, kavranarak vergilenmesi. Bu anlamda faydalanmanın yurt içinde ya da yurt dışında gerçekleşmiş olması prensip olarak önemli değil. Geleneksel olarak bir kazancın yurtdışı kaynaklı veya yurtiçi kaynaklı olmasının da bir önemi yok (Çifte verginin önlenmesi kurumlar vergisinin doğuşuna ilişkin değil vergilendirme yetkisine dair bir kavram).</p>
<p>Bu nedenle kurumlardaki teşviklerin faydalanma kriterine bağlanması pek doğru değil. Kurumlar vergisindeki teşviklerde mali politika açısından daha farklı kavramlar öne çıkıyor, çıkmalı. Örneğin ülkeye döviz girişinin sağlanması, kazançtan elde edilen paranın Türkiye’ye getirilmesi, çifte vergilendirmenin önlenmesi gibi.</p>
<p><strong>Konaklama kazançlarına indirim uygulanabilir.</strong></p>
<p>Bu manada başta konaklama kazançlarından elde edilen gelir olmak üzere turizmden elde edilen kazançlara ihracat muamelesi yapılması ve indirimli kurumlar vergisi oranı uygulaması son derece makul.</p>
<p>Yukarıda değindiğimiz gibi bu faaliyetten ihracat gibi doğrudan döviz geliri elde ediliyor, yabancı para Türkiye’de kalıyor.</p>
<p><strong>Kanuna göre belgeli turizm işletmeleri ihracatçı sayılıyor</strong></p>
<p>2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 13. maddesine göre belgeli işletmelerden Cumhurbaşkanı’nca her yıl belirlenen döviz miktarını sağlayanlar, ihracatçı sayılırlar. Konuya ilişkin kararda bu sınır düşük olmakla birlikte karardaki “vergi kanunlarında yer alan ihracata ilişkin hükümler saklıdır.” hükmü kafa karıştırmaktadır.</p>
<p>Esasında vergi kanunlarında ihracata ilişkin sınırlandırıcı bir hüküm yoktur. Ancak 2024 yılında Maliye tarafından verilen görüşte, bu hükme dayanılarak otel işletmeciliğinde 5 puan indirimin uygulanamayacağı söylenmiştir.</p>
<p>Ancak bu görüş idari olarak oluşturulmuştur. Yani bu görüşe dayanak teşkil eden bir kanun hükmü yoktur. Bu nedenle otel işletmelerinde 5 puan indirimin uygulanabileceği kanaatindeyiz.</p>
<p><strong>İndirim nasıl uygulanabilir?</strong></p>
<p>Uygulama için belli bir kriter koymak önemli. Hali hazırda konaklama tesislerinde konaklayanlardan pasaport bilgisi alınmaktadır. Bu pasaporta bağlı odada kaç gün kalındığı kolayca tespit edilmektedir. Bu durumda tesiste kalan yabancı, kaldığı gün sayısı ve döviz cinsinden elde edilen hasılat tespit edilebilir durumdadır.</p>
<p>Örneğin A otelinde 500 oda vardır. 2026 yılında bu odalar için toplamda 100.000 bin adet fatura kesilmiştir. Bu faturaların %40’ı yabancı uyruklu kişilere kesilmiştir. Bu tesis 2024 yılında 50 milyon TL kazanç elde etmiştir. Buna göre kazancın %40’ına yani 20 milyon TL’ye indirimli oran (%20), kalan %60’ına yani 30 milyon TL’ye kanuni oran (%25) uygulanabilir.</p>
<p><strong>Sonuç yerine </strong></p>
<p>Yukarıda bahsettiğimiz gibi konaklama işiyle uğraşanlar hizmet ihracatçısı değildir, bu nedenle KDV istisnasından faydalanamazlar.</p>
<p>Ancak bu mantığın kurumlar vergisinde devam ettirilmesine lüzum yoktur. Zira kurumlar vergisinde teşviklerin verilmesinde faydalanma kriterinden ziyade ülkeye sağlanan katma değer öne çıkmaktadır. Turizm sektörü; ülkeye net döviz girişi temin ederek ödemeler bilançosunu denkleştirmektedir. Böylece yabancı sermaye bağımlılığı azalmaktadır.</p>
<p>Öte yandan konaklama vergisi ve turizm payı gibi turizm sektörünün başka sektörlerde olmayan ciddi mali yükleri vardır.</p>
<p>İhracata sağlanan indirimli kurumlar vergisi ve indirim teşvikinin temel mantığı ülkeye döviz girişini teşvik etmek ve ödüllendirmektedir. Aynı gerekçelerle turizm sektörüne de benzer teşvik verilmesi uygun olacaktır.</p>
<p>Bu nedenlerle başta konaklama olmak üzere turizm sektörüne 5 puan indirimli kurumlar vergisi oranı ve/veya %100 kazanç indirimi uygulanmasını gerekli ve adil görüyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konaklama-sektorunde-indirimli-kurumlar-vergisi-neden-uygulanmali-88093</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konaklama sektöründe indirimli kurumlar vergisi neden uygulanmalı?   ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hastaliklar-artiyor-ama-halkin-yuzde-76si-kendini-saglikli-hissettigini-soyluyor-88091</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hastalıklar artıyor ama halkın yüzde 76’sı kendini sağlıklı hissettiğini söylüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sağlık sektöründe tıbbi görüntüleme, tanı ve tedavi teknolojileri alanında çözümler sunan Siemens Healthineers Türkiye, 2022’den beri  her iki yılda bir Sağlık Okuryazarlığı Araştırması yaptırıyor ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşıyor. </p>
<p>2026 yılı araştırması FutureBright Group  tarafından, Türkiye genelinde 18-65 yaş aralığında, farklı sosyoekonomik gruplardan 600 kişiyle Nisan-Mayıs 2026’da yüz yüze görüşülerek gerçekleştirildi. Elde edilen sonuçlar ve içgörüler şirketin toplumda sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik projelerini bir araya getirdiği ‘Bilmende Fayda Var’ platformu çatısı altında geçtiğimiz hafta İstanbul’da FutureBright Group Kurucusu <strong>Akan Abdula</strong> moderatörlüğünde gerçekleşen panelde basınla paylaşıldı. </p>
<p>Panelde İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Radyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı <strong>Prof. Dr. Şükrü Mehmet Ertürk </strong>ve aynı fakülteden Tıbbi Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. Fatih Aydın</strong> araştırma sonuçlarını hekim gözüyle değerlendirirdi. Siemens Healthineers Türkiye Görüntülemeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı <strong>Ertan Cömert</strong> ve Laboratuvar Diagnostiği ve İnovasyon Yönetiminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı <strong>Gürdal Şahin</strong> sağlık teknolojilerinin hastalara, hekimlere ve sağlık kurumlarına sunduğu imkânlar üzerinde durdu. </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab35da5c9e1d-1790139813.JPG" alt="" width="800" height="534" />
<figcaption><strong>Soldan sağa -  Future Bright kurucusu Akan Abdula, İstanbul Üniversitesi istanbul Tıp Fakültesi Radyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şükrü Mehmet Ertürk, Tıbbi Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Görüntülemeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ertan Cömert, Siemens Healthineers Türkiye CEO Nalan Abdullahoğlu, Tıbbi Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Aydın, Laboratuvar Diagnostiği ve İnovasyon Yönetiminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Gürdal Şahin, Siemens Healthineers Türkiye Kurumsal İletişim Müdürü Nesrin Kalay Bozpınar</strong></figcaption>
</figure>
<p>Araştırma her yıl olduğu gibi ülkemizde algı ve gerçeklik arasındaki uçurumu bir kez daha ortaya koydu. Araştırmaya göre kendini sağlıklı görenlerin oranı bu yıl yüzde 76’ya yükselmiş durumda. Bu oran 2022’de yüzde 71, 2024’te ise yüzde 64 seviyesindeydi. Görüleceği gibi 6 yıl içinde kişisel olumlu algıda yüzde 12’lik kayda değer bir artış gerçekleşmiş. </p>
<p>Ancak, öte yandan sağlık verilerine bakılacak olursa kronik hastalık sahipliği yüzde 23’e ulaşmış. Tansiyon rahatsızlıkların görülme sıklığı yüzde 4’ten yüzde 10,3’e  çıkmış. Şeker hastalığında da oran  yüzde 4’ten yüzde 8’e yükselmiş. </p>
<p>Bu verilere paralel bir biçimde sağlıksız yaşam alışkanlıklarında da  olumsuz bir tablo gözlemleniyor. Örneğin, sigara kullanımı  yıllardır yüzde 46,5 ile çok yüksek bir oranda seyrediyor.  Her iki kişiden birisi kendini stresli olarak tanımlıyor. Hiç spor yapmadığını söyleyenlerin oranının yüzde 21’den yüzde 39’a çıkmış  olması bir diğer endişe verici bilgi olarak dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Toplumun yarısı doktora gitmek için şikâyet bekliyor</strong></p>
<p>Araştırma sonuçlarına göre, halkımızın yüzde 52,7’si ancak bir şikâyet ortaya çıktığında sağlık kontrolüne gidiyor. Rutin kontrol amacıyla doktora başvuranların oranı ise sadece yüzde 23,5. Kontrolünü erteleyenlerin yüzde 32’si bunun gerekçesini <em>‘Hastalık çıkar’</em> korkusuyla açıklıyor.</p>
<p>Prof. Dr. Şükrü Mehmet Ertürk, araştırmanın hekim gözünden okunması gereken en kritik bulgusuna dikkati çekiyor: “<em>Bu araştırma bize çok net bir mesaj veriyor: Kendimizi iyi hissetmemiz, her şeyin yolunda olduğu anlamına gelmiyor. Toplumun yarısından fazlası hala bir şikâyet ortaya çıkmadan doktora gitmiyor; bu da erken tanı şansını en başından kaçırdığımız anlamına geliyor. Özellikle inme ve kalp krizi gibi zamanla yarıştığımız hastalıklarda belirtileri tanımak hayat kurtarıyor. Sağlık okuryazarlığı dediğimiz şey aslında tam da burada başlıyor: Vücudumuzun bize verdiği sinyalleri doğru okuyabilmek</em>.”</p>
<p><strong>Check-up oranları artıyor</strong></p>
<p>Araştırmanın ortaya koyduğu olumlu trendlerin başında, düzenli check-up yaptıranların oranının son iki yılda yüzde 22’den yüzde 35’e yükselmesi geliyor. Aynı şekilde,  kontrol sıklığı da ortalama 3,5 yıldan 2,2 yıla inmiş durumda.</p>
<p><strong>Kadın sağlığında umut veren sıçrama</strong></p>
<p>Bir başka olumlu trend de  30 yaş üstü kadınlarda mamografi yaptırma oranında  gözlemleniyor.  Verilere göre, son iki yılda bu oran yüzde 23’ten yüzde 54’e yükselmiş.  Araştırmaya katılan kadınların yüzde 70’i kendi kendine meme muayenesi yöntemini bildiğini, bilenlerin yüzde 80’i ise bunu uyguladığını ifade etmiş.</p>
<p>Öte yandan, mamografi çektirmeyen kadınların yüzde 54’ü bunun gerekçesini yalnızca ‘Şikayetim olmadı’ şeklinde açıklamış.  Bu  veri tarama testlerinin şikayetten bağımsız, düzenli bir alışkanlık olarak yapılması gerektiği konusundaki bilgilendirme çalışmalarının devam etmesi gerektiğini ortaya koyuyor. </p>
<p><strong>Hastalıkların belirtileri hakkında bilgi zayıf</strong></p>
<p>Hastalıkların belirtilerini anlamak bir başka deyişle “Sinyal okuryazarlığı” yapabilmek erken teşhis açısından büyük önem taşıyor. Maalesef, ülkemizde bu alanda da kırılgan bir tablo mevcut.  Örneğin, araştırmaya katılan kişilerin yüzde 66’sı inme belirtilerini bilmediğini, yüzde 45’i Alzheimer’ın erken teşhis edilebileceğinden habersiz olduğunu belirtmiş. Kalp krizi belirtilerini ayırt edebildiğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 59’da kalmış. .</p>
<p><strong>Sağlık kurumu tercihinde belirleyici kriter hekim deneyimi ve doğru teşhis</strong></p>
<p>Araştırmaya göre halkın sağlık kurumu tercihinde en temel beklentiler hekim deneyimi ve doğru teşhis. Araştırmaya katılanların sağlık kurumu seçiminde yüzde 58’i hekim deneyimini, yüzde 48'i ise doğru tanıyı önemsediğini belirtiyor. Bu bulgular, görüntüleme ve laboratuvar teknolojilerinin yalnızca ileri cihazlardan ibaret olmadığını; hekimlerin karar süreçlerini destekleyen, tanı süreçlerini güçlendiren ve hastaların doğru sağlık hizmetine güvenle ulaşmasını sağlayan kritik bir unsur olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>‘Yapay zekâ doktora yardım etsin’</strong></p>
<p>Araştırma bireylerin yapay zekâyla kurduğu ilişkinin boyutları hakkında da önemli içgörüler ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 40’ı tahlil sonuçlarını yapay zekâya yorumlattığını belirtmiş. Bu grubun yüzde 76’sı sağlıkları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olduklarını düşünüyor.  Ancak aynı grubun yüzde 67’si bu deneyimin kafa karışıklığı, yüzde 62’si ise endişe yarattığını ifade ediyor.</p>
<p>Buna karşılık toplum, yapay zekâyı doktorun yanında konumlandırdığında güven duyuyor. Doktorun kararını destekleyen yapay zekâya olumlu yaklaşanların oranı yüzde 64, tanı süresini kısaltan teknolojilerin hayat kurtarabileceğine inananların oranı yüzde 69, yapay zekanın görüntülemede hata payını azaltabileceğini düşünenlerin oranı ise yüzde 55</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik beklentisi yüksek, erişim eşitliği güçlü</strong></p>
<p>Araştırmaya katılanların yüzde 88’i sağlık hizmeti ve tıbbi ürün tercihinde sürdürülebilirliğe önem verdiğini belirtirken, ‘longevity’ (uzun ve sağlıklı yaşam) kavramını duymuş olanların oranı yalnızca yüzde 20’de kalmış.  Bu da toplumun sürdürülebilir sağlığı bir kavram olarak değil, bir beklenti olarak sahiplendiğini gösteriyor. Erişim tarafında ise olumlu bir tablo var; katılımcıların yüzde 76’sı görüntüleme veya tahlil için başka bir şehre ya da ilçeye gitmek zorunda kalmadığını belirtmiş. </p>
<p><strong>Evcil hayvan sağlığında farkındalık yüksek, ancak takip zayıf</strong></p>
<p>Siemens Healthineers’ın görüntüleme çözümleri insan sağlığının yanı sıra veteriner hekimliğinde de kullanılıyor. Dolayısıyla, araştırmada hayvan sağlığı ile de sorular bulunuyor. 2026 araştırmasına katılanlarının yaklaşık 10’da 1’i evcil hayvanı olduğunu ifade etmiş.   Verilere göre, veteriner ziyaretleri ağırlıklı olarak yılda bir kez gerçekleşiyor. Evcil hayvan sahiplerinin yüzde 17’si hayvanının ciddi bir hastalık geçmişi olduğunu belirtiyor. Görüntüleme teknolojilerinden yararlanma oranı yüzde 29’da kalıyor (en yaygın yöntem röntgen, yüzde 16). Buna karşın sahiplerin yüzde 80’i ileri görüntüleme teknolojilerini hayvan sağlığı için hayati buluyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hastaliklar-artiyor-ama-halkin-yuzde-76si-kendini-saglikli-hissettigini-soyluyor-88091</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hastalıklar artıyor ama halkın yüzde 76’sı kendini sağlıklı hissettiğini söylüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88080</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Trump, BM Genel Kurulu’nda Konuştu: İran’ı Anlaşmaya Çağırıyorum!  | Ekonomi Masası | 23 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/1kLmpCWB-kM" width="800" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88080</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/4/1280x720/berfin-cipa-1782361803.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imes-osbde-gelecegin-insan-kaynaklari-zirvesi-duzenlendi-88127</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İMES OSB’de Geleceğin İnsan Kaynakları Zirvesi düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ADEM ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>İMES OSB ve İnsan Kaynakları Dayanışma Derneği (İKDAY) iş birliğiyle düzenlenen Geleceğin İnsan Kaynakları Zirvesi, iş dünyasının insan kaynakları alanındaki dönüşümüne odaklandı. Zirvede, değişen çalışma hayatı, yeni nesil yetkinlikler, insan kaynakları uygulamaları ve geleceğin iş gücüne yönelik yaklaşımlar ele alındı.</p>
<p>Zirvenin açılışında yaptığı konuşmada İMES OSB Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tokkan, “Bugün 371 işletmenin içinde olduğu ve 23 bin 500 istihdamın bulunduğu güzel ve büyük bir organize sanayi bölgesiyiz. Bünyemizde 40’a yakın yabancı firma ve savunma sanayisine çalışan 38 firma bulunuyor. Firmalarımızın yüzde 80’i ihracat yapıyor. Bu da bizim için önemli bir gurur kaynağı” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İMES OSB Mükemmeliyet Merkezi’nin sanayinin nitelikli insan kaynağı ihtiyacına katkı sunduğunu aktaran Tokkan, “OSB ve civardaki çalışanların daha rahat iş bulması, sanayicilerimizin de ihtiyaç duyduğu nitelikli elemanlara ulaşabilmesi amacıyla İMES OSB Mükemmeliyet Merkezimizi, Doğu Marmara Kalkınma Ajansımızın ilk kez sağladığı katkıyla dört yıl önce oluşturduk. Merkezimizde sanayicilerimizin satın alma imkânı bulamadığı veya yeterince kullanamadığı özel CNC tezgâhları, yazılımlar, ısıl işlem ve çeşitli tezgâhlar bulunuyor” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/23/whatsapp-image-2026-09-23-at-09-ut3o.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2> “İKDAY olarak temsil gücümüzü yükseltmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz”</h2>
<p>Geleceğin İnsan Kaynakları Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, insan kaynakları mesleğinin gelişimi ve temsil gücünün artırılması gerektiğine dikkat çeken İKDAY Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Koşkan, “İnsan kaynakları, temsil gücünü yukarı çıkarmazsa, bunu odalarda, meclislerde veya bakanlık düzeyinde gösteremezse istihdam problemlerini uzun yıllar yaşamaya devam edeceğiz” şeklinde kuruldu.</p>
<p>İnsan kaynakları alanında son dönemde yaşanan hareketliliğin bazı kavramların yanlış anlaşılmasına neden olduğunu belirten Koşkan, “20 yıl önce bu organizasyonu kurarken önemli bir adım attık. Bugün insan kaynakları piyasasına baktığımızda son derece hareketli bir dönemden geçiyoruz. İKDAY, bu alanda öncülük yapan bir kurum. Bu alanda öncü bir yapı olarak insan kaynakları mesleğinin temsilini ileri götürmek ve mesleğin gelişimine katkı sağlamak gerekiyor” dedi.</p>
<p>İKDAY’ın mevzuat değişikliklerine de katkı sunduğunu belirten Koşkan, “Geçmişimize baktığımızda, iki kez kanun değişikliğine katkı sağlayabilecek bir kabiliyete ve yetkinliğe ulaştık. Ancak bunu yeterli görmüyoruz. İnsan kaynakları profesyonellerinin temel sorunlarından biri olan temsil gücünü daha da artırmak ve mesleğin gelişimine katkı sağlamak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/23/whatsapp-image-2026-09-23-at-09-acyy.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“Her insanın uğraşabileceği bir işi olmalı”</h2>
<p>Açılış konuşmasında insan kaynağının önemine dikkat çeken Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aşlantaş, “İnsana dokunabilmek ve her insanın farklı bir dünya olduğunu bilerek hareket etmek gerekiyor. Hepimizin, çalışan, insan kaynakları yöneticisi ya da firma sahibi olarak ortak bir amacı var; hayatımızı kendi imkânlarımızla sürdürebilmek. Bu noktada doğru insanı doğru yerde konumlandırmak büyük önem taşıyor. Her insanın yaptığı iş ve ortaya koyduğu emek çok değerli. Sokakta temizlik yapan bir personelin yaptığı işle bir mühendisin yaptığı iş arasında değer açısından bir fark olmadığını düşünüyorum. Her çalışma ve her emek, topluma ve çalışma hayatına kattığı değer açısından kıymetlidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çalışmanın insan hayatındaki yerine de değinen Aşlantaş, “insanı merkeze alan ve insanı ön planda tutan bir anlayışla hareket etmemiz gerekiyor. Hangi görevde veya hangi unvanda olursa olsun, herkesin yaptığı işi en iyi şekilde yerine getirmesi hem çalışma hayatına hem de kişinin kendi yaşamına mutluluk ve huzur katacaktır. İnsanların hayatlarını sürdürebilmeleri, kendilerini geliştirebilmeleri ve yaptıkları işten mutluluk duyabilmeleri için çalışma hayatında kendilerine uygun bir alan bulabilmeleri önem taşıyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imes-osbde-gelecegin-insan-kaynaklari-zirvesi-duzenlendi-88127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/7/1280x720/imes-osbde-gelecegin-insan-kaynaklari-zirvesi-duzenlendi-1790152208.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İMES OSB ve İKDAY iş birliğiyle düzenlenen Geleceğin İnsan Kaynakları Zirvesi’nde, değişen çalışma hayatı, nitelikli insan kaynağı, mesleki gelişim ve insan kaynaklarının iş dünyasındaki temsil gücü ele alındı. Zirvede, doğru insanın doğru yerde konumlandırılmasının ve çalışanların iş hayatında mutlu olabileceği ortamların oluşturulmasının önemine dikkat çekildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tobb-yonetim-kurulu-uyesi-candir-piyasayi-duzenleyici-yeni-bir-hal-sistemine-ihtiyac-var-88075</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 02:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çandır: Piyasayı düzenleyici yeni bir hal sistemine ihtiyaç var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Yörük Sanayici ve İş İnsanları Derneği (YÖRSİAD) yaz sezonunun sona ermesiyle eylül ayı üye toplantısı gerçekleştirdi.</p>
<p>Antalya ekonomisinin ele alındığı toplantıya, TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can ile Antalya Serbest Bölge Kurucu ve İşletici AŞ (ASBAŞ) Genel Müdürü Zeki Gürses katıldı.</p>
<p>YÖRSİAD Başkanı Mustafa Alper Oral, sanayici ve vatandaş açısından maliyet baskısının hissedileceği zorlu bir kışa girildiğini söyledi. Üretimin ve rekabet gücünün korunması için gerekli tedbirlerin alınmasını isteyen Oral, ‘’Antalya ekonomisinin lokomotifi olan turizm sektörü ve ihracatçılar, döviz kuru ve yüksek enflasyon nedeniyle ciddi bir baskı altında bulunuyor. Rekabette fiyatlarda dezavantajlı konuma geldi. Yörükler ve yerel halk tarım ve hayvancılıktan uzaklaştırılmamalı’’ dedi.</p>
<p><strong>"Yeni Hal Yasasına ihtiyaç var"</strong></p>
<p>ATB Başkanı Ali Çandır, tarımın yalnızca girdi maliyetleri üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini, tarımın sanayi, gıda, ilaç, tekstil ve kozmetik gibi çok sayıda alanla doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Çandır, ‘’Tarım stratejik sektör olarak görüldüyse bunun gereği de yerine getirilmeli. Üreticinin en önemli sorunlarından biri finansman maliyetleri ve vade farkı uzaması. Son üç yıldır Ziraat Bankası'nın kullandırdığı tarımsal işletme kredileri limitleri artmadı. Yani yaşadığımız enflasyona rağmen hâlâ aynı limitlerde kredi sağlıyoruz’’ dedi.</p>
<p><strong>Tarımsal Girdi Platformu</strong></p>
<p>Tarımda girdi maliyetlerini düşürmek ve çiftçiye daha kolaylık yaratmak amacıyla çalıştıklarını vurgulayan Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Tarımsal Girdi Platformu oluşturulması amacıyla projeler yapıyoruz. Bizim derdimiz, Ziraat Bankası finansmanıyla finanse edilen üreticinin, aracısız ve doğrudan ürün aldığı, peşin fiyatına ürün aldığı bir sistemi oluşturmak. Ziraat Bankası’nın tarımsal işletme kredilerindeki limitleri son üç yılda enflasyona rağmen yeterince artırılmadı. Bu üretim maliyetlerini yükseltiyor. Üreticinin aracısız ve daha uygun maliyetle girdi temin etmesini sağlayacak bir sistem üzerinde çalışıyoruz.’’</p>
<p><strong>"Yeni hal sistemi oluşturulmalı"</strong></p>
<p>Tarımda istihdam sorununa da değinen Ali Çandır, tarım sektörüne özel sosyal güvenlik sistemi oluşturulmasını istedi. Hal sisteminde verilerin uyumlu olmadığına dikkat çeken Ali çandır, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Tarımdaki bir diğer önemli sorun ise iş gücü maliyetleridir. Kırsaldaki gençlerin sosyal güvence nedeniyle şehirlerde sigortalı iş araması tarımsal üretimi olumsuz etkiliyor. Hal sisteminde farklı veri sistemleri birbiriyle uyumlu çalışmıyor. Dijitalleşmeyle bu sistemler tek bir veri altyapısında buluşturulmalı. Hal kanunuyla ilgili sağlıklı dijitalizasyonu sonuna kadar kullanacağımız, piyasayı düzenleyici bir hal sistemi oluşturmalıyız. Böylelikle de tarım sektöründe hem girdisiyle hem pazarlamasıyla hem de çalışanıyla ilgili sorulara yanıt verilmiş olunur. Şu anda hal sisteminde birbirinden ayrı çalışan 3-4 veri sistemi var. Hal sistemi var, halsiz sistem var; uyumsuz, birbirleriyle haberleşmiyorlar. Yani o sistemlerin verilerin hepsi tek girişte girilsin. Hiç olmazsa bu veriler örtüşsün. Bu işleri biz denetleyerek, izleyerek çözebiliriz.’’</p>
<p><strong>"İhracatta yeni gemi rotası oluşturulmalı"</strong></p>
<p>BAİB Başkanı Mehmet Ali Can da, Batı Akdeniz’den, 2025’de 2 milyar 742 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini anımsatarak, 2026 sonunda bu rakamın 3 milyar dolara ulaşacağını belirtti.</p>
<p>İhracatta, bölge için 2 milyar dolar olan kritik eşiğinin bir önceki yıla göre 25 gün daha erken sağlandığını anlatan Can, yaş meyve sebze ihracatının 2026 yılı 8 aylık dönemde yüzde 26 artırdığını söyledi. Biber ihracatının da yüzde 34 artışla 195 milyon dolar seviyesine ulaştığına dikkat çeken Can, yaş meyve ve sebze ihracatının yılsonunda 900 milyon dolara ulaşacağını bildirdi.</p>
<p>Antalya için önemli gelir kaynaklarından defne yaprağının Çin’e ihracatının 10 Eylül’de imzalanan protokolle açıldığını vurgulayan Can, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Çin’e defne yaprağı ihracatı böylece bölge ihracatına açısından önemli katkı sağlayacak. Hong Kong’da gerçekleştirilen fuarda Antalya ve Batı Akdeniz ürünlerine yoğun ilgi gösterildi. Özellikle incir ve kayısı konusunda önemli talepler aldık. İhracatta rekabette artık zorlanıyoruz. Döviz kurunun istenilen seviyede olmaması, yüksek maliyetler nedeniyle ihracatta kan kaybediyoruz. Rakamlar yükseliyor ama miktar bazında gerileme var. Pazarlarımızda müşteri kaybediyoruz. İhracatta ana pazarımız Rusya’ya sevkiyat yapılamadığı için seferler durdu. Antalya, sera ve narenciyenin başkenti. Bu ürünleri karayolu ile Rusya gibi büyük pazarlara ulaştırmak kolay olmuyor. Karadeniz’de gemi rotasının açılmaması halinde sebze ve meyve ihracatı sekteye uğrayacak.’’</p>
<p><strong>"Yeni lüks yat yapım yeri için çalışıyoruz"</strong></p>
<p>ASBAŞ Genel Müdürü Zeki Gürses ise konuşmasında Serbest Bölgelerin ihracatın artırılması ve üretimin geliştirilmesi açısından taşıdığı role dikkat çekti. Serbest bölgelerde yatırımcıların yalnızca vergi avantajlarına değil, lojistik olanaklara da baktığını anlatan Gürses, ‘’Dünyadaki başarılı serbest bölgelerde güçlü lojistik altyapısı öne çıkıyor. Antalya Serbest Bölgesi, limanlara, havalimanına ve Avrupa ile Orta Doğu pazarlarına olan yakınlığı önemli avantaj sağlıyor. Antalya’nın sosyal gelişmişlik düzeyi, üniversiteleri ve nitelikli iş gücüne erişim olanakları da yatırımcılar açısından önemli unsur oluyor’’ dedi.</p>
<p>Antalya Serbest Bölgesi’nin lüks yat üretiminde ‘İhtisas Bölgesi’ olduğunu vurgulayan Gürses, yat sektöründe taleplerin daha fazla olduğuna dikkat çekti. Zeki Gürses, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Mevcut alanda yer kalmadı. 2018 yılında Serbest Bölgemize dahil ettiğimiz Toprak Mahsulleri Ofisi sahasında yeni tersane yatırımlarına başlamayı ve yat bakım onarım faaliyetlerine yoğunlaşmayı planlıyoruz. Bilindiği üzere Antalya Serbest Bölgesi doğu Akdeniz de en kapsamlı yat üretim ve bakım merkezi konumunda bulunuyor.’’</p>
<p><strong>"Antalya’ya ikinci Serbest Bölge kurulmalı"</strong></p>
<p>Antalya Serbest Bölgesinin mevcut haliyle yetmediğine dikkat çeken Zeki Gürses, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p> ‘’475 bin metrekarelik kullanılabilir bir alanda faaliyet gösteriyoruz ve artık buraya sığmıyoruz. Bunun için ikinci bir serbest bölge açmak için çalışmalarımız sürüyor. Yapılan araştırmalarda Döşemealtı ile Burdur arasında serbest bölge yapılabilecek araziler var. Ancak yarın ne olacağını kestiremediğimiz için böylesine büyük bir yatırıma başlama konusunda bekleme kararı aldık. Ancak Antalya’ya ikinci bir serbest bölge şart.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tobb-yonetim-kurulu-uyesi-candir-piyasayi-duzenleyici-yeni-bir-hal-sistemine-ihtiyac-var-88075</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/5/1280x720/tobb-yonetim-kurulu-uyesi-candir-piyasayi-duzenleyici-yeni-bir-hal-sistemine-ihtiyac-var-1790118693.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, mevcut hal sisteminin ihtiyaca yanıt vermediğini belirterek, ‘’Böylelikle de tarım sektöründe hem girdisiyle hem pazarlamasıyla hem de çalışanıyla ilgili sorulara bir yanıt vermiş oluruz’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskan-adayi-davut-cetin-155-iflas-350-konkordato-var-antalyanin-sesi-cikmiyor-88074</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 02:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Davut Çetin: 155 iflas, 350 konkordato var, Antalya’nın sesi çıkmıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı ve Başkan Adayı Davut Çetin, 18 Ekimde gerçekleştirilecek seçimler için gazetecilerle bir araya gelerek, geçmiş dönemi değerlendirip yeni dönemdeki projelerini anlattı.</p>
<p>"7 Tema 50 Proje’" başlığı ile hedeflerini anlatan Çetin projelerini, öncelikli olarak, üye ilişkileri, güçlü meslek komiteleri, işbirliği ve temsil, sektörel gelişim, Antalya markası ve kent ekonomisi, nitelikli insan kaynağı ile dijital ve katılımcı ATSO başlıklarında topladı.</p>
<p>ATO’nun 4 yıllık stratejik planlarla yönetileceğini ifade eden Çetin, meslek komitelerini daha da güçlü hale getirilmesi için çalışacaklarını, ATSO Sektör Birlikleri modelini hayata geçirmeyi hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>Meslek odaları ve diğer sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelerek Antalya Koordinasyon Modelini geliştirmek istediklerini anlatan Çetin, kent ve üye sorunlarının çözümü için Yatırım ve Proje Geliştirme Ofisi, Antalya Veri Merkezi, ATSO Global Netwörk, Antalya Ekonomisi ve Mevzuat İzleme, Erken Uyarı Sistemi kurmayı hedeflediklerini bildirdi.</p>
<p>Kentte koordinasyonu sağlamak amacıyla Antalya Ortak Proje Havuzu, Bölgesel Ticaret Buluşmaları,  ATSO Ticaret Köprüsü ve Finasal Destek Programı projeleri hakkında bilgi veren Davut Çetin, E-ticaret ve E-ihracat Uygulama Merkezi ile Aile Şirketleri Geliştirme Merkezi ve Antalya Lojistik  Merkezi projeleri ile Antalya ekonomisinin gelişimine katkı sunacaklarını söyledi.</p>
<p><strong>"155 iflas, 350 konkordato var"</strong></p>
<p>Turizmde sıkıntı yaşandığını, ülkede yaşanan ekonomik sorunların yansıması nedeniyle Antalya ekonomisinin daha fazla etkilendiğine dikkat çeken Çetin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Antalya’da 155 firma iflas etmiş, ayrıca 350 konkordato var. Şehirde ise bir sessizlik hakim. Asıl konuşması gerekenler sessiz kalıyor ve (Bu şehir batıyor) diyemiyor. Antalya’nın bu sessizliğini de anlam veremiyorum. Tarım kötüye gidiyor. İflaslar ve konkordatolar önümüzdeki süreçte domino etkisi yaratacak. Önlem alınmalı.’’</p>
<p><strong>"Antalya, İstanbul ile 2030 Olimpiyatlarına ortak olmalı"</strong></p>
<p>Antalya’nın uluslararası tanınırlığının artırılması gerektiğini anlatan ATSO Başkan Adayı Davut Çetin, Antalya’nın 2030 Olimpiyatlarına İstanbul ile birlikte aday olması gerektiğini, hazırlıkların ve yatırımların da buna göre yapılması gerektiğini söyledi. Çetin, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Antalya, dünyanın en büyük organizasyonlarına ev sahipliği yapıyor. EXPO Antalya 2016 yapıldı. Bu sayede yeni yatırımlar yapıldı, tanınırlık arttı. Her büyük organizasyonda yeni yatırımlar geliyor. Büyük organizasyonlar ve etkinlikler, şehrin marka değerini artırıyor, şehrin kalitesini geliştiriyor. Antalya, ulaşım ve konaklama tesisleri açısından Avrupa’nın önemli kentlerinden. Bu nedenle Antalya, İstanbul ile birlikte 2030 Olimpiyatlarına aday olmalı. Böylece kente gelen turist sayısı ikiye katlanır, uluslararası tanınırlık ve bilinirlik daha da artar.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskan-adayi-davut-cetin-155-iflas-350-konkordato-var-antalyanin-sesi-cikmiyor-88074</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/4/1280x720/davut-cetin-1790143743.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya ekonomisinin sıkıntılı bir süreç yaşadığını belirten ATSO Başkan Adayı Davut Çetin, &quot;Antalya’da 155 firma iflas etmiş, 350 firma konkordato ilan vermiş, kentten ses çıkmıyor. İflaslar domino etkisi yaratır.&quot;’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-osbden-cop-31e-destek-88073</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 02:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya OSB’den COP31 için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Valiliği ile Antalya Organize Sanayi Bölgesi (AOSB) arasında, kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek BM İklim Değişikliği Zirvesi (COP31) kapsamında kurulacak olan Antalya Pavilyonu'nun teknik donanım ve ekipman desteğine ilişkin iş birliği protokolü imzalandı.</p>
<p>Hükümet Konağı’nda düzenlenen protokol törenine Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Hasan Ali Gönen, Başkan Vekili Yiğit Budak ve AOSB Bölge Müdürü İlhan Metin ve Antalya Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Heyeti Üyesi Koray Sarı katıldı.</p>
<p>Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) hazırlık süreci doğrultusunda hayata geçirilen protokol kapsamında, Antalya Pavilyonu'nun LED ekranları, iklimlendirme ve ses sistemleri ve ışık gösterisi ekipmanlarının temini ve teknik desteğinin sağlanacak.</p>
<p>Törenin sonunda, Antalya’nın çevre, iklim ve sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarına sağladıkları katkı ve desteklerden dolayı Vali Hulusi Şahin tarafından Antalya Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Hasan Ali Gönen'e teşekkür belgesi takdim edildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-osbden-cop-31e-destek-88073</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/3/1280x720/antalya-osbden-cop-31e-destek-1790118465.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Organize Sanayi Bölgesi, Antalya Valiliği ile imzalanan protokol kapsamında, BM İklim Değişikliği Zirvesi&#039;nde kent pavilyonuna teknik donanım ve ekipman desteği verecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/talas-belediyesinin-mobil-koyun-banyolugundan-16-bin-koyun-gecti-88110</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Talas Belediyesi’nin mobil koyun banyoluğundan 16 bin koyun geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Talas Belediyesi'nin 2019 yılında hayata geçirdiği mobil koyun banyoluğunun, 7 yıldır kırsal mahalleleri dolaşarak üreticinin yanında olmaya devam ettiği bildirildi. Kene ve dış parazitlerle mücadelede kullanılan mobil banyoluğundan bugüne kadar yararlanan küçükbaş hayvan sayısı 15 bin 745’e ulaştı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, kırsal mahallelerde hayvancılıkla uğraşan üreticilerin sürülerini uzak noktalara götürmesine gerek bırakmayan mobil sistemle koyunlar ilaçlı suyla yıkanıyor. Böylece özellikle yaz aylarında artış gösteren kene ve dış parazitlere karşı mücadele edilirken, hayvan sağlığının korunmasına ve üreticinin olası kayıplarının önlenmesine katkı sağlanıyor. Yıllar içinde Talas’ın farklı kırsal mahallelerinde uygulanan hizmet, hayvan sağlığının yanı sıra kene kaynaklı riskler nedeniyle halk sağlığı açısından da önem taşıyor.</p>
<p>Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, kırsalda üretimin devamlılığını önemsediklerini belirterek, “Hayvancılıkla uğraşan hemşehrilerimizin işini kolaylaştırmak ve sürülerinin sağlıklı olmasına katkı sunmak için bu hizmetimizi sürdürüyoruz. Üreticimizin olduğu her yerde olmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab3723027cc2-1790145072.JPG" alt="" width="455" height="303" /></p>
<p><strong>“Kırsala sahip çıkmayan şehri yönetemez”</strong></p>
<p>Talas Belediyesinin atıl durumdaki tarım arazilerini üretime kazandırma çalışmaları kapsamında Başakpınar Mahallesi’nde ekimi yapılan aspirde ise hasat başladı. Abdullah Gül Üniversitesine ait arazinin 300 dekarlık bölümünde gerçekleştirilen üretimde, dekardan yaklaşık 150 kilogram ürün alınması beklenirken toplam rekoltenin 75 ton civarında gerçekleşeceği öngörülüyor. Talas Belediyesinin 2026 yılında atıl durumdaki belediye ve kamu kurumlarına ait tarım arazilerini üretime kazandırmak amacıyla yürüttüğü çalışma kapsamında, toplam 600 dekarlık alanda üretim gerçekleştiriliyor.  Hasadı gerçekleştirilen aspirlerin işlenmesinin ardından yaklaşık 2 bin-2 bin 500 litre aspir yağı elde edilmesi hedefleniyor. Talas Belediyesi, üretimden elde edilecek yağı sosyal belediyecilik anlayışıyla ilçedeki ihtiyaç sahibi vatandaşlara ulaştırmayı planlıyor. Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, kırsal alanların ve tarımsal üretimin desteklenmesinin şehir yönetiminin önemli sorumluluklarından biri olduğuna dikkat çekerek, “Kırsala sahip çıkmayan şehri yönetemez” dedi. Başkan Yalçın, üreticinin desteklenmesi ve atıl tarım arazilerinin yeniden üretime kazandırılmasıyla hem kırsal ekonomiye katkı sağlandığını hem de elde edilen ürünlerin sosyal belediyecilik anlayışıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldığını belirtti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/talas-belediyesinin-mobil-koyun-banyolugundan-16-bin-koyun-gecti-88110</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/0/1280x720/talas-belediyesinin-mobil-koyun-banyolugundan-16-bin-koyun-gecti-1790145193.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Talas Belediyesi, kene ve dış parazitlerle mücadelede kullanılan mobil banyoluğundan yararlanan küçükbaş hayvan sayısının 15 bin 745’e ulaştığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-ekonomimiz-soklara-karsi-dayanikli-88069</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 17:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Şimşek: Ekonomimiz şoklara karşı dayanıklı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) tarafından düzenlenen 19'uncu Türkiye Yatırım Konferansı'na katıldı.</p>
<p>DEİK açıklamasına göre, 21-23 Eylül'de New York'ta düzenlenen konferansın ilk günü kapsamında, Citi iş birliğinde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan'ın katılımıyla "Türkiye'nin Ekonomik Görünümü ve Yatırım Fırsatları Toplantısı" gerçekleştirildi.</p>
<p>Konferansta ayrıca, Concordia ile iş birliğinde Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır'ın katılımıyla "Sanayi ve Yüksek Teknoloji Yuvarlak Masa Toplantısı", Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, TCMB Başkanı Fatih Karahan ile Türk ve Amerikan iş dünyasının önde gelen 400'den fazla iş insanının bir araya geldiği "Türkiye Yatırım Konferansı Akşam Resepsiyonu" gerçekleştirildi.</p>
<p>Bakan Şimşek ve TCMB Başkanı Karahan'ın katıldığı Türkiye'nin Ekonomik Görünümü ve Yatırım Fırsatları Toplantısında eylül ayı başında açıklanan Orta Vadeli Program'ın (OVP) yol haritası ve Türkiye'nin yatırım ortamı ile öne çıkan sektörel fırsatlara yer verildi. Toplantıda, TCMB Başkanı Karahan, para politikası ve makroekonomik görünüme dair değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Toplantıda Türkiye ekonomisinin orta ve uzun vadeli görünümü ele alındı. Ayrıca, Türkiye'nin güçlü üretim altyapısı, stratejik coğrafi konumu, gelişmiş ulaşım ve lojistik bağlantıları ile bölgesel pazarlara erişim imkanları, yeşil ve dijital dönüşüm, ileri imalat, savunma ve havacılık, sağlık ve sağlık turizmi, lojistik-ulaştırma ve dijital teknolojiler başta olmak üzere yüksek katma değerli yatırımlar açısından sunduğu fırsatlara değinildi.</p>
<p>Bakan Şimşek, toplantıda ABD'li doğrudan yatırımcılarla bir araya geldi.</p>
<p>Açıklamada toplantıdaki görüşlerine yer verilen Şimşek, zorlu küresel koşullara ve bölgede yaşanan savaşa rağmen Türkiye ekonomisinin güçlü ve dayanıklı olduğunu vurgulayarak, "Ekonomimiz şoklara karşı dayanıklı. Toplam borçluluk oranımızın düşüklüğü, kamu maliyesindeki hareket alanımız, azalan dış kırılganlıklar, artan uluslararası rezervler ve KKM'den çıkış da ekonomimizin dayanıklılığını artırdı." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin yatırımcılara sunduğu fırsatlara değinerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye, büyük ve emsallerine kıyasla güçlü büyüyen bir ekonomi. Stratejik konumumuz, gelişmiş imalat ve hizmet sektörümüz, güçlü altyapımız ve nitelikli iş gücümüz sayesinde güvenilir bir tedarikçiyiz. Yeşil ve dijital dönüşümü, sanayide dönüşümü ve üretken altyapı yatırımlarını hızlandırıyoruz. Son açıkladığımız vergi teşvikleriyle de yatırım ve ihracat ortamını güçlendiriyoruz. Sektörel açıdan bakıldığında savunma sanayisi, turizm, sağlık turizmi, televizyon dizileri ve mobil oyunlar başta olmak üzere dijital hizmet ihracatında önemli fırsatlar görüyoruz. Savunma sanayisi, imalat sanayimizin dönüşümünde de önemli bir itici güç."</p>
<p><strong>"Geleceğe yönelik net bir yol haritasına sahip olmayı önemsiyoruz"</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır'ın katıldığı "Sanayi ve Yüksek Teknoloji Yuvarlak Masa Toplantısı"nda ise Türkiye'nin yüksek teknoloji üretimi ve inovasyonda küresel bir merkez olma potansiyeli değerlendirildi.</p>
<p>Küresel üretim, tedarik zinciri ve ticaret dinamiklerinin dönüştüğü bu dönemde, Türkiye'nin yarı iletkenler, mobilite, yeşil enerji, ileri imalat, sağlıklı yaşam, dijital teknolojiler, iletişim ve uzay gibi stratejik alanlardaki avantajları ile değer zincirinin farklı halkalarında tamamlayıcı yatırımlar kurma potansiyelinin ele alındığı toplantıda ayrıca yatırımcılara HIT30 Yatırım Teşvik Programı tanıtıldı.</p>
<p>DEİK Başkanı Nail Olpak ise sanayi ve yüksek teknolojide Türkiye ile ABD arasındaki işbirliğinin önemine dikkati çekerek, "Türkiye'nin 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi, değer zincirinde yükselmek için net bir yön çiziyor. ABD'nin yapay zeka, yarı iletkenler ve yazılım alanlarındaki öncülüğüyle birlikte değerlendirildiğinde, ortak çalışmalar için önemli fırsatlar bulunuyor." açıklamasında bulundu.</p>
<p>Küresel belirsizliklerin arttığı bu dönemde önceliklerinin güven temelinde rekabet etmek ve işbirliği geliştirmek olduğunu ifade eden Olpak, şunları kaydetti:</p>
<p>"DEİK olarak 153 ülke bazlı İş Konseyimiz aracılığıyla Türkiye'nin potansiyelini dünyaya tanıtıyor, şirketleri doğru ortaklarla buluşturuyor ve iş dünyası, kamu kurumları ile yatırımcılar arasında köprü kuruyoruz. İş dünyası olarak en temel beklentilerimizden biri öngörülebilirlik. Küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı bir dönemde, geleceğe yönelik net bir yol haritasına sahip olmayı önemsiyoruz."</p>
<p>DEİK/Türkiye-ABD İş Konseyi Başkanı Murat Özyeğin de Türkiye'nin küresel ve bölgesel ölçekte giderek zorlaşan jeopolitik ve ekonomik koşullara rağmen dezenflasyon sürecindeki kararlılığını ve politika yönünü koruduğunu belirterek, "OVP ve yatırım çerçevesi, ekonomik programın sürekliliğini ve Türkiye ekonomisinin verimlilik ve rekabet gücünü artırmaya yönelik reform iradesini ortaya koyuyor. Özellikle teknoloji transferi ve nitelikli istihdam sağlayan uzun vadeli doğrudan yatırımların Türkiye'ye kazandırılması, iş dünyamızın önümüzdeki dönemin önemli öncelikleri arasında yer alıyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Türkiye Yatırım Konferansı Akşam Resepsiyonu düzenlendi</strong></p>
<p>DEİK/Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK), American Turkish Business Roundtable (ATBR) işbirliğinde, Türkiye Yatırım Konferansı Akşam Resepsiyonu, Ticaret Bakanı Bolat, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır, TCMB Başkanı Karahan, DEİK Başkanı Olpak, DEİK/Türkiye-ABD İş Konseyi Başkanı Özyeğin, Türk ve Amerikan iş dünyasından 400'den fazla temsilcinin katılımlarıyla New York'un tarihi yapısı Halk Kütüphanesinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Geleneksel olarak her yıl düzenlenen resepsiyonda, Türk ve ABD'li iş dünyasına networking ortamı sunularak, iki ülkeden üst düzey kamu ve iş dünyası temsilcileri arasında yatırım ve işbirliği fırsatları değerlendirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-ekonomimiz-soklara-karsi-dayanikli-88069</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/9/1280x720/636-1790086951.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 19. Türkiye Yatırım Konferansı&#039;nda konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, &quot;Ekonomimiz şoklara karşı dayanıklı. Toplam borçluluk oranımızın düşüklüğü, kamu maliyesindeki hareket alanımız, azalan dış kırılganlıklar, artan uluslararası rezervler ve KKM&#039;den çıkış da ekonomimizin dayanıklılığını artırdı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-temmuzda-2108-milyar-dolara-cikti-88064</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 15:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmaların net döviz açığı temmuzda 210,8 milyar dolara çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlıklarına ilişkin verileri paylaştı.</p>
<p>Buna göre temmuzda önceki aya göre firmaların döviz varlıkları 2 milyar 279 milyon dolar, yükümlülükleri 7 milyar 306 milyon dolar arttı.</p>
<p>Net döviz pozisyonu açığı ise 210 milyar 802 milyon dolar olarak gerçekleşti ve temmuzda önceki aya göre 5 milyar 27 milyon dolar yükseldi.</p>
<p>Varlık dağılımı incelendiğinde, temmuzda önceki aya göre ihracat alacakları 2 milyar 175 milyon dolar, yurt içi bankalardaki mevduat 1 milyar 74 milyon dolar ve yurt dışına doğrudan sermaye yatırımları 607 milyon dolar artarken, türev varlıklar 1 milyar 547 milyon dolar ve menkul kıymetler 29 milyon dolar azaldı. Bunlara bağlı olarak varlıklar 2 milyar 279 milyon dolar arttı.</p>
<p>Yükümlülük dağılımında ise temmuzda önceki aya göre türev yükümlülükler 3 milyar 472 milyon dolar, yurt içinden sağlanan nakdi krediler 2 milyar 80 milyon dolar, ithalat borçları 1 milyar 147 milyon dolar ve yurt dışından sağlanan nakdi krediler 607 milyon dolar arttı. Bunlara bağlı olarak yükümlülükler 7 milyar 306 milyon dolar yükseldi.</p>
<p>Yükümlülüklerin vade yapısına bakıldığında, temmuzda önceki aya göre yurt içinden sağlanan kısa vadeli krediler 220 milyon dolar ve uzun vadeli krediler 1 milyar 861 milyon dolar arttı.</p>
<p>Yurt dışından sağlanan kısa vadeli krediler 807 milyon dolar ve uzun vadeli krediler 947 milyon dolar yükseldi.</p>
<p>Kısa vadeli varlıklar 151 milyar 772 milyon dolar, kısa vadeli yükümlülükler 147 milyar 397 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kısa Vadeli Net Döviz Pozisyonu, temmuzda önceki aya göre 2 milyar 168 milyon dolar azalarak 4 milyar 374 milyon dolar oldu.</p>
<p>Kısa vadeli yükümlülüklerin toplam yükümlülükler içindeki payı yüzde 37 düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-temmuzda-2108-milyar-dolara-cikti-88064</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/8/1280x720/finansal-kesim-disi-firmalarin-net-doviz-acigi-artti-1741153851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın temmuz verilerine göre finansal kesim dışındaki firmaların net döviz açığı, 5 milyar dolar artışla 210,8 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/pay-geri-alimlarinda-ust-sinir-uygulanmayacak-88062</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 15:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pay geri alımlarında üst sınır uygulanmayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) pay geri alımları hakkında ilke kararı yayımladı.</p>
<p>Kararda, ikinci bir duyuruya kadar pay geri alımlarında geri alınan payların toplam bedeline ilişkin üst sınırın uygulanmamasına karar verildiği bildirildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/pay-geri-alimlarinda-ust-sinir-uygulanmayacak-88062</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, pay geri alımlarında geri alınan payların toplam bedeline ilişkin üst sınırın uygulanmayacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/albayrak-beton-pay-geri-alim-programi-baslatti-88061</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 15:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Albayrak Beton pay geri alım programı başlattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da işlem gören Albayrak Hazır Beton Sanayi ve Ticaret AŞ (ALBTN), pay geri alım programını devreye aldığını bildirdi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, şirketin yönetim kurulu, "paylarda sağlıklı fiyat oluşumuna katkı sağlanması ve yatırımcıların menfaatlerinin korunması" amacıyla pay geri alım programı başlatılmasına karar verdi.</p>
<p>Buna göre, azami 4 milyon adet payın geri alınabilmesi ve geri alım işlemleri için şirket öz kaynaklarından karşılanmak üzere 100 milyon liraya kadar fon kullanılması kararlaştırıldı.</p>
<p>Toplam üç yıl süreyle uygulanabilecek program kapsamındaki işlemlerin zamanı, günlük miktarı ve fiyatı, Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemeleri ile ilgili mevzuatta belirtilen sınırlamalar doğrultusunda belirlenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/albayrak-beton-pay-geri-alim-programi-baslatti-88061</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/1/1280x720/albayrak-beton-1790079785.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Albayrak Beton, 100 milyon liraya kadar kaynak tahsis edilen pay geri alım programı başlattığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/posta-kolisi-ve-kargo-gonderileri-6-ayda-728-milyonu-asti-88052</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 13:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Posta kolisi ve kargo gönderileri 6 ayda 728 milyonu aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun hazırladığı "2026 Yılı İlk Yarı Türkiye Posta Sektörü Pazar Verileri Raporu"nu değerlendirdi.</p>
<p>Yazılı açıklamasında e-ticaretin büyümesiyle posta kolisi ve kargosu gönderilerindeki artışın sürdüğünü ifade eden Uraloğlu, "2025 yılının aynı döneminde yaklaşık 691 milyon olan posta kolisi ve kargosu gönderi sayısı, 2026 yılının ilk 6 ayında yaklaşık yüzde 5 artarak 728,31 milyona ulaştı." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, posta kolisi ve kargosu gönderilerinin ağırlık dağılımına ilişkin de bilgi vererek, "Gönderilerin yüzde 82'sini 2 kilogram ve altındaki gönderiler oluşturdu. 2 ila 20 kilogram arasındaki gönderilerin payı yüzde 17 olurken, 20 kilogramın üzerindeki gönderiler toplamın yalnızca yüzde 1'ini oluşturdu." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>E-ticaret platformlarının yoğun kullanımının gönderilerin yapısına da yansıdığını vurgulayan Uraloğlu, 2026 yılının ilk yarısında posta kolisi ve kargosu gönderilerinin yaklaşık yüzde 96'sının kurumsal gönderi olarak gerçekleştiğini, bireysel gönderilerin payının ise yaklaşık yüzde 4 olduğunu kaydetti.</p>
<p>Uraloğlu, kargo hareketliliğinin büyük bölümünün şehirler arasında gerçekleştiğine işaret ederek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Posta kolisi ve kargosu gönderilerinin yüzde 83'ünden fazlası şehirler arası gönderilerden oluştu. Gönderilerin yaklaşık yüzde 15'i şehir içinde teslim edilirken yurt dışına gönderilenlerin oranı yaklaşık yüzde 2 olarak gerçekleşti. 2026 yılının ilk yarısında posta kolisi ve kargosu teslimatlarının en fazla gerçekleştirildiği iller sırasıyla İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Kocaeli oldu."</p>
<p>Uraloğlu, teslimat sürelerine ilişkin verileri de değerlendirerek, yurt içi posta gönderilerinin yaklaşık yüzde 11'inin kabul edildiği gün içerisinde teslim edildiğini, kabul edildiği gün dahil olmak üzere gönderilerin yaklaşık yüzde 88'inin en geç iki gün içerisinde alıcılarına ulaştırıldığını belirtti.</p>
<p><strong>"2026'nın ilk yarısında haberleşme gönderi sayısı 105,8 milyon"</strong></p>
<p>Kargo ve koli gönderilerinin yanı sıra haberleşme gönderilerine ilişkin verileri de paylaşan Uraloğlu, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"2026 yılının ilk yarısında haberleşme gönderilerinin sayısı yaklaşık 105,8 milyon olarak gerçekleşti. Haberleşme gönderilerinin yüzde 89'u 20 gram ve altında oldu. 20-50 gram aralığındaki gönderiler ise toplamın yüzde 6'sını oluşturdu. Ayrıca haberleşme gönderilerinde de şehirler arası trafik öne çıktı. 2026 yılının ilk yarısında en fazla haberleşme gönderisi teslimatı sırasıyla İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Antalya'da yapıldı."</p>
<p>Uraloğlu, posta sektöründe 122 bin 804 kişinin istihdam edildiğini, Türkiye genelinde 9 bin 543 posta şubesi ve acentenin hizmet verdiğini belirterek, bunların 1.706'sının İstanbul'da, 737'sinin Ankara'da ve 509'unun İzmir'de bulunduğunu ifade etti.</p>
<p>Sektörde yetkilendirilmiş 52 hizmet sağlayıcısı bulunduğuna işaret eden Uraloğlu, bu hizmet sağlayıcılara 26'sı ulusal, 29'u yerel olmak üzere toplam 55 yetkilendirme verildiğine dikkati çekti. Uraloğlu, yerel düzeyde en fazla yetki belgesinin İstanbul için verildiğini de kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/posta-kolisi-ve-kargo-gonderileri-6-ayda-728-milyonu-asti-88052</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/lojistik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yılın 6 ayında posta kolisi ve kargo gönderisi sayısının geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 5 artışla 728 milyonu aştığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/makineciler-de-strateji-baskanligi-kurulmasini-istiyor-88050</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 12:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Makineciler de &#039;Strateji Başkanlığı&#039; kurulmasını istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Bu yıl ocak-ağustos döneminde makine sektörünün ihracatı miktar bazında yüzde 6.8 gerilemesine rağmen, değer yönünden yüzde 1 artarak 18.8 milyar dolara ulaştı.</p>
<p>İhracat verilerini değerlendiren Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, sektörün imalat, gıda, sağlık ve sivil savunma gibi hayati alanlar üzerinde kaldıraç etkisi bulunduğunu belirtirken, kamu kurumlarının birikimini Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın vizyonunda, tek bir merkezde birleştirecek bir ‘Makine Sanayi Strateji Başkanlığı’ oluşturulmasını önerdi.</p>
<p>Makine ihracatının 18.8 milyar dolar olduğu Ocak-Ağustos döneminde Almanya’ya yapılan ihracatın yüzde 7.8 artarak 2.2 milyar doları aştığını dile getiren Sevda Kayhan Yılmaz, ABD’ye olan ihracatta yüzde 29.4 artış olduğunu, buna karşılık Irak ve Rusya pazarlarında yüzde 30’un üzerinde daralma olduğunu kaydetti.</p>
<p>Petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıkmasının üretim üzerindeki maliyet baskısını kalıcı yüke dönüştürdüğünü dile getiren Yılmaz, “Ana pazarımız Avrupa'da, bilhassa da kıtanın lokomotifi Almanya'da artan ekonomik baskılar, otomotiv gibi geleneksel sanayi kollarının üretimini daraltıyor. Batı’da endüstriyel dönüşüm için sancılı bir yeniden yapılanma yaşanırken, Çin’in ihracatını yüzde 25 gibi agresif bir oranda artırarak baskısını artırması küresel rekabeti asimetrik bir boyuta taşıyor.” Dedi.</p>
<p>OVP’deki yatırıma yönelik unsurları destekleyen Sevda Kayhan Yılmaz, ihracat teşviklerinde faaliyet kârı ve net katma değerin esas alınmasını önerdi.</p>
<p>Yılmaz, “Yüksek faizlerin ve kur dalgalanmalarının yaşandığı, kambiyo zararları ile finansman maliyetlerinin işletme bilançolarını ciddi şekilde aşındırdığı bir dönemde, net kârlılık sanayicinin gerçek üretim gücünü yansıtmaktan uzak” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Üst akla ihtiyacımız var”</strong></p>
<p>Türkiye’nin teknolojik bağımsızlığının tek omurgası olan makine sektörünün geleceğinin daha bütüncül anlayışla şekillendirilmesi gerektiğinin altını çizen Yılmaz,  “Teknolojik trendlerin ve küresel rekabetin benzeri görülmemiş bir hızla değişmesi, farklı çatılar altında başarıyla yürütülen bu faaliyetlerin tek bir stratejik vizyon etrafında birleştirilmesini zorunlu kılıyor. Gelişmeleri önceden okuyan, KOBİ’lerin küresel tedarik zincirlerine entegrasyonundan şirketlerimizin dünya ölçeğinde markalaşmasına kadar uzanan politikaları koordine edecek bir üst akla ihtiyacımız var” diye konuştu.</p>
<p>Yılmaz bu noktada ‘Makine Sanayi Strateji Başkanlığı’ oluşturulmasını gereklilik olarak gördüklerini aktardı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/makineciler-de-strateji-baskanligi-kurulmasini-istiyor-88050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/0/1280x720/sevda-kayhan-yilmaz-1790070470.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Makine sektörünün 8 aylık ihracatı miktarda yüzde 6.8 gerilerken değerde yüzde 1 artışla 18.8 milyar dolara yükseldi. MAİB Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, kamu kurumlarının birikimini tek bir merkezde birleştirecek bir &quot;Makine Sanayi Strateji Başkanlığı&quot; oluşturulmasını önerdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/abd-ile-nukleer-enerji-anlasmasi-88051</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD ile nükleer enerji anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, yeni nükleer santral projelerinin geliştirilmesinden sorumlu Türkiye Nükleer Enerji Anonim Şirketi (TÜNAŞ) ile ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı'nın (USTDA) ortak bir proje geliştireceğini bildirdi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler 81. Genel Kuruluna katılmak üzere bulunduğu New York'ta, Türkiye ile ABD arasında nükleer alanında yeni bir iş birliğinin temeli atıldı. TÜNAŞ ve USTDA arasında proje bazlı anlaşma imzalandı. Türkevi'nde gerçekleştirilen imza törenine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar refakat ederken TÜNAŞ Genel Müdürü Necati Yamaç ve USTDA Direktör Yardımcısı Thomas Hardy imzaları attı.</p>
<p>Anlaşma ile 4 ABD'li şirketin küçük modüler reaktör (SMR) tasarımları ve ABD'li şirketlerin 5 farklı 4'üncü nesil reaktör tasarımları, teknik, ekonomik, mevzuat ve lisanslama açılarından değerlendirilecek.</p>
<p>Yapılacak teknik çalışmada söz konusu reaktörlerin tasarımsal özellikleri, maliyetler, lisanslama durumu, tedarik zinciri ve SWOT analizi, finansman kaynakları ve finans modelleri incelenecek. Yetkilendirme, acil durum, tasarım güvenliği, saha seçimi ve yasal çerçeve noktasında da değerlendirmeler yapılacak.</p>
<p>Tüm bu analizlerin ardından teknik raporlar hazırlanacak. Yaklaşık 2 milyon dolar bütçeli anlaşma kapsamında en az bir yıl sürecek teknik çalışmayı USTDA karşılayacak.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, sosyal medya hesabından konu hakkında yaptığı paylaşımda, ABD temasları kapsamında TÜNAŞ ile USTDA arasında SMR ve 4. nesil reaktörlere yönelik Hibe Anlaşması İmza Töreni'ne katıldıklarını belirtti. Bayraktar paylaşımında şunları kaydetti:</p>
<p>"Şahitlik ettiğimiz bu anlaşma sayesinde yeni nesil nükleer teknolojilerin ülkemiz için teknik, ekonomik ve mevzuat boyutlarındaki uygulanabilirliğini kapsamlı bir şekilde değerlendireceğiz. 2053 Net Sıfır Emisyon ve enerjide tam bağımsızlık hedeflerimiz doğrultusunda, enerji sepetimizi çeşitlendirmekte kararlıyız. Büyük ölçekli nükleer santrallerimizin yanı sıra ülkemizin ihtiyaçlarına en uygun alternatifleri titizlikle çalışarak güçlü ve modern bir enerji altyapısı inşa etmeye kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p>Bayraktar, geçen yıl 25 Eylül'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'da gerçekleştirdiği görüşmede ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile birlikte Stratejik Sivil Nükleer İşbirliği Mutabakat Zaptı'nı imzalamıştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/abd-ile-nukleer-enerji-anlasmasi-88051</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/1/1280x720/anlasma-1790071181.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı ile imzalanan anlaşma hakkında açıklama yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, &quot;Şahitlik ettiğimiz bu anlaşma sayesinde yeni nesil nükleer teknolojilerin ülkemiz için teknik, ekonomik ve mevzuat boyutlarındaki uygulanabilirliğini kapsamlı bir şekilde değerlendireceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketici-guveni-eylulde-yuzde-13-artti-88043</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketici güveni 8 yılın en yükseğinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), eylül ayına ait tüketici güven endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre TÜİK ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliğiyle yürütülen Tüketici Eğilim Anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, ağustosta 90,8 iken bu ay yüzde 1,3 yükselerek 91,9 oldu.</p>
<p>Bu değerle endeks, Temmuz 2018'den sonraki en yüksek seviyesine ulaştı. Endeks, söz konusu dönemde 92,9 seviyesindeydi.</p>
<p>Mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeksi, eylülde aylık yüzde 0,1 azalışla 75,4'ten 75,3'e geriledi.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi endeksi, ağustosta 93,1 iken yüzde 0,6 artışla eylülde 93,7 olarak belirlendi.</p>
<p>Geçen ay 89,4 olan gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi endeksi, bu ay yüzde 0,5 yükselişle 89,8 olarak hesaplandı.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi endeksi de geçen ay 105,1 iken bu ay yüzde 3,6 artışla 108,8 olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketici-guveni-eylulde-yuzde-13-artti-88043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/tuketici-guveni-enflasyon-market-alisveris-1766131097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK ile TCMB&#039;nin verilerine göre tüketici güven endeksi, eylülde yüzde 1,3 artışla 91,9&#039;a ulaştı. Endeks böylelikle Temmuz 2018&#039;den sonraki en yüksek seviyesine çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tlyden-cikmayi-basaranlar-kim-88039</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> TLY’den çıkmayı başaranlar kim?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Tera Portföy Birinci Serbest Fonu önce temerrüt ilan edip sonra Sermaye Piyasası Kurulu tarafından tasfiye listesine alınana kadar yeni fon rehberi yayımlanmasının ardından bazı yatırımcılarını kaybetti.</p>
<p>EKONOMİ’nin hesaplamasına göre rehber sonrası toplam 59.6 milyar liralık net nakit çıkışı yaşanan TLY fonunda en yüklü çıkışlar 1 ve 2 Eylül’de gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab2398d563ef-1790065037.png" alt="" width="757" height="473" />28 Ağustos’ta yayımlanan yeni fon rehberinden sonraki ilk iş günü TLY fonunda 6 milyar liranın üzerinde net nakit çıkışı olmasına rağmen yatırımcı sayısı 286 kişi arttı. 1 Eylül’de ise 28.4 milyar lira TLY fonunu terk ederken 469 yatırımcı da TLY’den vazgeçti. 2 Eylül 21.7 milyar liralık net nakit çıkışının yaşandığı gün oldu ve tam 4 bin 335 yatırımcı TLY’den çıkmayı başarabildi. 3 Eylül’de 3.8 milyar lira ile 567 yatırımcı, 4 Eylül’de 7.5 milyar lira ile 527 yatırımcı çıkışı gerçekleşti.</p>
<p>7 Eylül haftasına TLY fonu 5.6 milyar liralık net nakit çıkışı ile bin 34 yatırımcı kaybı ile başladı. 8 Eylül’de 7.5 milyar lira ile 567 yatırımcı fonu terk etti, 9 Eylül’de 6.9 milyar lira ile 743 yatırımcı, 10 Eylül’de 5.2 milyar lira ile 198 yatırımcı, 11 Eylül’de 5.9 milyar lira ile 339 yatırımcı fondan çıktı. Yatırım fonu krizinin zirve yaptığı 14 Eylül haftasına 221 yatırımcı kaybı ve 3.7 milyar liralık net nakit çıkış ile giren TLY fonunda 15 Eylül’de ise 154 yeni yatırımcı girerken 9 milyar liranın üzerine net nakit çıkışı gerçekleşti. Temerrüde düşme kararının açıklandığı 16 Eylül günü ise 7.8 milyar lira net nakit çıkışı olurken yatırımcı sayısında değişiklik yaşanmadı.</p>
<p>Şimdi başta TLY fonundaki 102 bin 616 yatırımcı tasfiye sürecini bekliyor. Bu 102 bin 616 yatırımcıdan kaçının tasfiye kararı öncesinde satış emri verdiği henüz bilinmediği gibi henüz tasfiye sürecinin nasıl gerçekleşeceğine ilişkin ayrıntılar da açıklanmadı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tlyden-cikmayi-basaranlar-kim-88039</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/lira-para-1768278911.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım fonu krizinin baş aktörlerinden TLY fonunda 28 Ağustos’taki fon rehberi açıklanmasıyla birlikte net nakit çıkışı hızlandı. Fondan temerrüt ve tasfiye kararı öncesi çıkabilen 8 bin 560 yatırımcı şanslı yatırımcı net 59.6 milyar lirayı da fondan çekmeyi başardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskan-adayi-matli-10-yildir-bekleyen-talepler-sonuclandirilmali-88030</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 10:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTSO Başkan Adayı Matlı: 10 yıldır bekleyen talepler sonuçlandırılmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkan Adayı Özer Matlı, KOBİ OSB projesine ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı.</p>
<p>Projenin kişilere ve seçim sonuçlarına bağlı olmaması gerektiğini belirten Matlı, yaklaşık 10 yıldır iki kez talep toplanmasına rağmen bugüne kadar KOBİ’lere yer tahsisi yapılamadığını ifade etti. Seçime kısa süre kala üçüncü kez talep toplandığını belirten Matlı, “Daha önce toplanan talepler neden sonuçlandırılmadı? Verilen sözler neden yerine getirilmedi?” sorularını yöneltti. Göreve gelmeleri halinde son talep toplama süreci de dahil olmak üzere tüm başvuruların BTSO güvencesi altında olacağını kaydeden Matlı, hiçbir başvurunun yok sayılmayacağını ve sürecin başından sonuna kadar takip edileceğini söyledi. Matlı, KOBİ OSB’nin hayata geçirilmesi ve yer tahsislerinin daha adil, açık ve şeffaf biçimde tamamlanması için çalışacaklarını belirtti.</p>
<p>Matlı, açıklamasını “KOBİ OSB şahısların değil, BTSO’nun projesidir. Kurumlar kalıcıdır, kişiler geçicidir” ifadeleriyle tamamladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskan-adayi-matli-10-yildir-bekleyen-talepler-sonuclandirilmali-88030</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/0/1280x720/btso-baskan-adayi-matli-10-yildir-bekleyen-talepler-sonuclandirilmali-1790060644.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BTSO Başkan Adayı Özer Matlı, KOBİ OSB projesinin seçim sonuçlarına veya kişilere bağlı olmadığını belirterek, “KOBİ OSB, bir kişinin ya da bir yönetimin projesi değildir. Bu proje, BTSO’nun kurumsal sorumluluğundadır” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ice-donme-88021</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 09:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> İçe dönme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ksenofon’un “Memorabilia” adlı eserinde yer alan bir diyalogda; Hippias, Sokrates’in Atina sokaklarında bir grup insanla konuştuğuna kulak misafiri olunca şöyle demiştir: “<em>Sokrates, çok uzun zaman önce söylediğini duyduğum şeyleri hâlâ tekrarlayıp duruyorsun</em>.”</p>
<p>Hippias’ın kendisini küçümseme girişiminden hiç de etkilenmeyen Sokrates şu yanıtı vermiştir: “<em>Evet; dahası, işin daha da şaşırtıcı yanı şu ki, yalnızca aynı şeyleri söylemekle kalmıyor, bunları aynı konular üzerine söylüyorum</em>.”</p>
<p>Pek çok insan, insanın nasıl yaşaması gerektiği sorusu üzerine asla bilinçli bir şekilde kafa yormaz. Bunun yerine, yaşamlarının seyri büyük ölçüde, sorgusuz sualsiz bağlı kaldıkları kültürel değerler ve normlar tarafından belirlenir. Oysa Sokrates'e göre bu soruyu irdelemek son derece önemlidir; zira kişi, ancak bu soruya yanıt arama çabasıyla yaşamını iyileştirmeyi umut edebilir. Çoğu insanın bu soru üzerinde bilinçli bir biçimde düşünmemesinin nedenlerinden biri, bunun kişinin kendini tanımasını başka bir deyişle, bakışlarını kendi içine çevirip hem gerçek doğasını hem de yaşamına yön veren değerleri çözümlemesini gerektirmesidir. Bu kanaat, Sokrates'in belki de en ünlü sözünde şöyle ifade edilmiştir: “<em>Sorgulanmamış bir hayat, yaşamaya değmez</em>.”</p>
<p>Sokrates, kendimizi tanıma arayışıyla bakışımızı içimize çevirdiğimizde, çok geçmeden gerçek doğamızı keşfedeceğimizi düşünüyordu. Ve Sokrates'e göre, yaygın kanının aksine, kişinin gerçek benliği; sahip olduklarımızla, toplumsal statümüzle, itibarımızla ve hatta bedenimizle özdeşleştirilemezdi. Bunun yerine Sokrates, o meşhur görüşüyle, gerçek benliğimizin ruhumuz olduğunu savunmuştur.</p>
<p>Sokrates'e göre, yaşamımızın niteliğini belirleyen şey ruhumuzun ya da içsel varlığımızın durumudur. Bu nedenle, ruhumuzu olabildiğince iyi ve güzel kılmaya kayda değer ölçüde dikkat, enerji ve kaynak ayırmamız büyük önem taşır. Yahut Platon’un “Apologia” adlı diyaloğunda bizzat ifade ettiği gibi: “Felsefeyle uğraşmaktan ya da karşılaştığım her birinize, her zamanki üslubumla şu sözleri söyleyerek hakikati göstermekten ve sizi buna teşvik etmekten asla vazgeçmeyeceğim: “<em>Ey aziz dostum, bilgelik, hakikat ve ruhunun yetkinliği için ne bir kaygı ne de bir çaba gösterirken; servet edinmek, itibar ve onur peşinde koşmak... Seni utandırmıyor mu?</em>”</p>
<p>Piyasaların Eylül ayında zorlu geçeceğini düşünüyorduk ama yaşanılan sert düşüş bizim için de sürpriz oldu. Global tarafta Eylül ayı görünümüne ilişkin değerlendirmemizde, piyasayı yukarı yönlü kovalamak yerine Eylül dönemine girerken riski azaltmayı tercih edeceğimizi ve piyasayı destekleyen rüzgarların etkisini yitirdiğini belirtmiştik. Ay boyunca piyasa hareketleri de bu yönde gerçekleşti. S&amp;P 500 endeksi ay başından bu yana yüzde 2 civarı, 13 Ağustos'taki zirve seviyesinden bu yana ise yüzde 3 civarı değer kaybetti. Ancak manşet endeks, piyasanın genelindeki gerçek kaybı tam olarak yansıtmıyor. On bir sektörden dokuzu, ay başından bu yana düşüş kaydetti.</p>
<p>Ayrıca şirket hisse geri alımları, işlem yasağı dönemine giriyor. Şu anda S&amp;P 500 endeksindeki ağırlığın yüzde 10'u, finansal sonuçların açıklanması öncesindeki bu yasaklı dönem kapsamında bulunuyor. Bu oran 30 Eylül'e gelindiğinde yüzde 60’a yükselecek ve endeksteki şirketlerin büyük çoğunluğu için geri alım penceresi 1 Kasım'a kadar yeniden açılmayacak. Piyasanın en büyük yapısal alıcılarından biri, tam da bu süreçte kenara çekiliyor.</p>
<p>Türkiye’de TCMB, Para Politikası Kurulu’nun (PPK) Eylül ayı toplantı özetini yayımladı. Metinde en fazla önemsediğimiz nokta ise şöyle:</p>
<p>“<em>Aylık dalgalanmalara karşın, son dönem enflasyon gerçekleşmeleri ve öncü göstergeler enflasyonun ana eğiliminin gerilediğine işaret etmektedir. Ana eğilimin Ağustos ayındaki yükselişinde önceki yıl Eylül ayında tamamı gerçekleşen vakıf üniversite ücretleri artışlarının bu sene Ağustos ve Eylül ayına bölünmüş olmasıyla, hac ücretlerinin Kasım yerine bu yıl Ağustos ayına kayması etkili olmuştur. Bu kayma Ağustos enflasyonunu yaklaşık 0,25 puan artırırken Eylül enflasyonunu eğitim hizmetleri kaynaklı olarak mekanik biçimde aşağı çekecektir. Dolayısıyla geçen seneye göre farklı aylarda geçekleşen sözü geçen hizmet kalemlerinin ana eğilimde Ağustos ayında yarattığı artışa ve Eylül ayında yaratacağı potansiyel düşüşe temkinli yaklaşmak önemli olacaktır</em>.”</p>
<p>Daha önce de ifade ettiğimiz gibi enerji fiyatlarında gerileme görmemiz halinde Ekim’de 100 baz puan indirim bekliyoruz.</p>
<p>Global tarafta geçen hafta da bahsettiğimiz gibi FED’in faiz artırım kararı sonrası piyasada bir rahatlama bekliyorduk. Nitekim bu rahatlama geldi. Fakat gelinen noktada bu rahatlama uzun soluklu olmayabilir. Biz hala yılın son çeyreğinin daha olumlu olmasını bekliyoruz. Geçen hafta BoJ kararı da bizce önemliydi. Dolayısıyla, geçen hafta yayınladığımız raporu tekrar aktarıyoruz. Global tarafta da ekleyeceğimiz çok fazla detay bulunmuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ice-donme-88021</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İçe dönme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-fonlar-28-hissede-cekildi-ereglideki-paylari-212-puan-artti-87998</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı fonlar 28 hissede çekildi, Ereğli’deki payları 2,12 puan arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi geçtiğimiz haftayı %6,18 düşüşle kapattı; 28 hisse geriledi, iki şirket yükseldi. Piyasanın sert satışlarla sarsıldığı haftada yabancılar 17 hissede paylarını azalttı. En fazla Sasa ve Emlak Konut’ta sattılar. 13 hissede paylarını artırırken en fazla alım Ereğli’de gerçekleşti.</strong></p>
<p>BIST 30 Endeksindeki 28 şirketin değer yitirdiği ve endeksin %6,18 gerilediği sert bir hafta geride kaldı. Yabancılar Sasa ve Emlak Konut başta olmak üzere endeksteki hisselerin çoğunda satış tarafında yer aldı. Ereğli Demir Çelik 4 gün boyunca alım görerek pozitif ayrıştı. Tüpraş %0,91 ve TAV %0,64 ile haftayı artıda tamamlayan diğer iki hisse oldu. Fiyatların hızla gerilediği satış dönemlerinde ekrandaki kayıplara kapılıp panikle hareket etmek yerine, şirketlerin esas faaliyet kârlılıkları ve fiyat çarpanları göz önüne alınarak uzun vadeli bakış açısı ile hareket edilmesi, gereksiz kayıpları engelleyecektir.</p>
<h2>En fazla satılanlar</h2>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta BIST 30 hisseleri içinde en fazla satışı 2,76 puanla Sasa’da gerçekleştirdi; payları %14,22’ye indi. Hissede yabancılar gibi yerli kurumların da satış yaptığı gözlendi. Portföyünde bulunduran fon sayısı 70’ten 64’e gerileyerek %10 azaldı. Şirket, ilk yarıda 491,9 milyon TL net kâr elde etse de haftalık kaybı %16,67 oldu. Emlak Konut GMYO’da yabancı payı 2,47 puan azalarak %19,67 seviyesine indi. Haftalık %9,13 değer kaybeden hissenin fiyatı şubatta test ettiği en yüksek seviyesi 26,36 TL’nin gerisinde bulunuyor. Veriler, ağustosta konut satışlarının %14,7 gerilediğini işaret ediyor. Şirket ise yılın ilk yarısında kârını %81 azaltarak 2,35 milyar TL’ye düşürdü.</p>
<h2>En fazla alınan</h2>
<p>Ereğli Demir Çelik’te yabancılar fiyatın %7,56 düştüğü haftada paylarını 2,12 puan artırarak %31,06 seviyesine çıkardı. Fiyat gerilerken paylarını artırmaları uzun vadeli yaklaşımı işaret ediyor. Hissedeki fon sayısı 158’den 164’e yükseldi. İlk yarı net kârını %415 artıran ve 8,93 milyar TL kâr elde eden Ereğli’nin fiyatı, temmuzda test ettiği 45,10 TL’nin gerisinde duruyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab2133465f75-1790055220.png" alt="" width="999" height="554" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>UZUN POZİSYON MU, KISA POZİSYON MU?</strong></p>
<p>Uzun pozisyon; sınırsız kazanç potansiyeli, sınırlı risk, pasif gelir, makro büyüme uyumu. Sermaye kilitlenmesi, zaman maliyeti, durağanlık stresi. Kısa pozisyon; düşüşten kazanç, riskten korunma, hızlı getiri, esnek strateji, verimlilik. Sınırsız zarar riski, borçlanma maliyeti, psikolojik baskı.</p>
<p><strong>Bağlı ortaklığın tesisi kullanılamaz hale geldi. İşlevsiz kalan iştiraki içeri alıyor</strong></p>
<p>Kervan Gıda, neden iştirakiyle birleşmeye karar verdi? ● Mithat Başarır</p>
<p>Mithat; Kervan Gıda temmuzda aldığı kararla, şubatta tesisinde yangın çıkan %100 iştiraki Uçantay’ı kolaylaştırılmış usulle devralmak üzere harekete geçti. İştirakin tesisi yangın sonrası kullanılamaz hale gelmişti. Sigorta sürecini tamamlanması sonrası toplam 15,7 milyon dolar tazminat tahsil edildi. Söz konusu tutarın finansallara yaklaşık 300 milyon TL gelir etkisi yapması bekleniyor. Tazminat sürecinin bitmesiyle artık işlevsiz kalan iştirak ilave maliyet oluşturmaması için bünyeye dahil edilirken operasyonlar tek çatı altına alınıyor.</p>
<p><strong>Fonların paylarını sıfırlaması, zarardaki şirkete dair beklentiyi ortadan kaldırdı</strong></p>
<p>Ditaş BDY’nin fiyatının neden toparlandığını bir türlü göremiyoruz? ● Selim Doğan</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YSO fonu sağlık sektörü hisselerine yönelerek bir yılda %47 getiriye ulaştı</strong></p>
<p>Yapı Kredi Portföy’ün yönettiği Sağlık Sektörü Serbest Fon (YSO), Şubat 2025’ten bu yana işlem görüyor. Fon özellikle Geçtiğimiz haziranda belirgin şekilde yukarı yönelim sergilerken, ağustosun son haftası tekrar yataya döndü. Fiyatın arttığı süreçte hacminin de yükseldiği gözlendi. Eylülde ise önceki aya göre bir miktar azalarak toplam değeri 94,19 milyon TL düzeyine indi. Geçtiğimiz ay gözlenen yüksek para girişinin ardından eylülde 237 bin TL nakit girişi yaşandı. Yatırımcı sayısındaki düzenli artış, eylülde terse dönerek 255 kişiye geriledi. Temel stratejisi, fon varlıkları sağlık sektöründe faaliyet gösteren hisselerde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %65,94’ü yabancı BYF ve %27,70’i hisse senedinden oluşuyor. Yıllıkta %47,30 yükselirken, bu sürede %20,24 çıkan endeksi aştı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tiryaki Agro Gıda, piyasadan %51,76 bileşik faizle 200 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Tiryaki Agro Gıda, 17.09.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 200.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %45, bileşik faizi %51,76 olarak belirlendi. 131 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 27.01.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %16,15 düzeyinde. 18 Eylül itibarıyla TLREF %36,52 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Tiryaki’nin verdiği %45 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 8,48 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFTRYK12723 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab2130ec74ac-1790055182.png" alt="" width="985" height="247" /></strong><strong>ÇAN2 TERMİK</strong></p>
<p><strong>Venezuela’da petrokimya sahasının işletmesi için 20 yıllık sözleşme imzaladı</strong></p>
<p>Çan2 Termik, bağlı ortaklığı üzerinden Venezuela’daki CEMA Petrol Sahası’nın 20 yıl süreyle işletilmesi ve üretimi için devlet petrol şirketi PDVSA ile münhasırlık anlaşması imzaladığını açıkladı. Projeye 20 yıl için toplam 381,7 milyon dolar yatırım planlanırken, sahadaki günlük üretim kapasitesinin 400 varilden 9.865 varile çıkarılması hedefleniyor. Şirket aynı açıklamada şubatta gerçekleştirdiği %42,86 bedelli sermaye artırımından sağladığı fonun yenilenebilir enerjiye ayrılan kısmını, daha kârlı bularak bu petrol projesinin ilk fazına kaydırdığını açıkladı.</p>
<p><strong>TAT GIDA</strong></p>
<p><strong>Yeni GES ile birlikte elektriğin tamamını yenilenebilir kaynaktan karşılayacak</strong></p>
<p>Tat Gıda, sürdürülebilirlik hedefleri kapsamında Afyonkarahisar’da kurduğu 9.924 kWp kurulu güce sahip güneş enerjisi santralinin TEDAŞ kabul işlemlerini tamamlayarak elektrik üretimine başladı. Tesis, şirketin uzun vadeli yeşil dönüşüm kredileriyle finanse edildi. Daha önce faaliyete geçen Manisa Akçaköy tesisleriyle birlikte, firmanın tükettiği elektrik enerjisinin yüzde 97’si kendi yenilenebilir kaynaklarından sağlanmış olacak. Enerji giderlerinin büyük ölçüde sıfırlanması, enflasyonist ortamda enerji maliyetini sabitleyerek kâr marjını destekleyecek.</p>
<p><strong>LİMAK DOĞU ANADOLU</strong></p>
<p><strong>50 MWe gücündeki enerji santrali için Çinli firmayla görüşmelerini sürdürüyor</strong></p>
<p>Limak Doğu Anadolu Çimento, elektrik piyasasında gerçekleştirdiği 50 MWe’lik lisanssız üretim başvurusu kapsamında, Çinli Sinoma Overseas ile Mühendislik, Tedarik ve Kurulum (EPC) sözleşme müzakerelerinin olumlu bir seyir izlediğini duyurdu. Tarafların sözleşmeyi imza aşamasına getirmek için çalıştığını belirtiyor. Santralin devreye girmesi, çimento üretimi gibi yoğun enerji gerektiren bir sektörde Limak’ın maliyet avantajı yakalamasına olanak tanıyacak. Yılın ilk yarısında gelirini %14 düşüren firma, dönem sonu kârını %47 gerileterek 548,9 milyon TL’ye indirdi.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Alcatel ağustosun ilk haftası 183 TL’yi gördükten sonra yoğun satışlarla düştü</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab212eb4a4e5-1790055147.png" alt="" width="311" height="249" />Alcatel Lucent Teletaş’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %8,11 ile toplamda 89,79 bin lot azalarak 1,02 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 26’dan 23’e geriledi. IJC fonu 40 bin lot ile en fazla satışı yaparken, TTE fonu 8,5 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Alcatel için öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. İş Portföy’ün satışları öne çıkıyor. Kurumun yönettiği IJC ve IML fonu satış yaptı. Garanti Portföy’ün GPF ve GKV fonları alıcı tarafta durdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-fonlar-28-hissede-cekildi-ereglideki-paylari-212-puan-artti-87998</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı fonlar 28 hissede çekildi, Ereğli’deki payları 2,12 puan arttı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dizelden-sonra-simdi-de-ucak-yakiti-alarmi-87996</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dizelden sonra şimdi de uçak yakıtı alarmı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab20ef91a313-1790054137.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Avrupa enerji piyasasında kriz artık yalnızca dizel fiyatlarıyla ölçülmüyor. Ortadoğu’dan rafine ürün akışının kesilmesi, düşük stoklar ve alternatif tedarik için Asya’ya yönelimin maliyeti, bu kez uçak yakıtını öne çıkarıyor. Energy Aspects, Avrupa’nın dördüncü çeyrekte günlük 510 bin varillik jet yakıtı açığıyla karşılaşabileceğini öngörüyor. Buna karşılık ABD’de günlük 18 bin varil, Asya-Pasifik’te ise 419 bin varillik arz fazlası bekleniyor.</p>
<h2>Stok 7 yılın en düşük seviyesinde </h2>
<p>Sorunun kritik tarafı ise Avrupa’nın açığı kapatabileceği kaynakların giderek azalması. Amsterdam-Rotterdam- Antwerp (ARA) petrol ve depolama merkezindeki uçak yakıtı stokları, 10 Eylül’le biten haftada 454 bin tona gerileyerek yedi yılın en düşük seviyesine indi. Avrupa’nın Ortadoğu’dan gelen arzının savaş nedeniyle ciddi biçimde azalması, bölgeyi daha uzak tedarikçilere yöneltiyor.</p>
<h2>Uzak tedarikçiler </h2>
<p>Avrupa’nın açığını kapatmaya yetmiyor Güney Kore, Avrupa’nın yeni kritik tedarikçilerinden biri haline geldi. Kpler verilerine göre Güney Kore’den Avrupa’ya jet yakıtı sevkiyatı eylülde günlük 129 bin varile ulaşarak Ekim 2022’den bu yana en yüksek seviyeye çıktı. Güney Kore’nin temmuz ayındaki jet yakıtı üretimi de yaklaşık 13,89 milyon varille yedi yılın zirvesine yükseldi. Ancak Asya’nın Avrupa’ya daha fazla yakıt göndermesi, kendi bölgesindeki arz dengesini de sıkılaştırıyor.</p>
<h2><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab20f9debf23-1790054301.png" alt="" width="177" height="556" />Kanada ve Nijerya tedarikçiler arasında </h2>
<p>ABD, Kanada ve Nijerya da Avrupa’nın alternatif kaynakları arasında öne çıkıyor. Reuters’a göre Nijerya’daki Dangote rafinerisi, 2026’nın ikinci çeyreğinde Avrupa’ya günlük yaklaşık 80 bin varil jet yakıtı göndererek kıtanın ABD’nin ardından en büyük tedarikçilerinden biri haline geldi. Rafinerinin sevkiyatı, Avrupa’daki açığın yaklaşık yüzde 13’ünü karşıladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dizel ve uçak yakıtı birbirini etkiliyor</span></h2>
<p>Jet yakıtı ve dizel aynı “orta distilat” grubunda yer aldığı için rafineriler üretim tercihi yapmak zorunda kaldığında iki piyasa doğrudan birbirini etkiliyor. Euronews’e göre, Avrupa Birliği›nde benzin fiyatları yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 29 artarken, dizel yakıt fiyatları yüzde 40 oranında yükseldi. Avrupa’da dizel fiyatlarının rekor seviyelere çıkması da bu rekabeti artırıyor. Energy Aspects, rafine ürünlerdeki sıkışıklığın özellikle dizel ve jet yakıtında yoğunlaştığını belirtiyor. IEA da temmuz ayında küresel rafineri üretiminin geçen yılın aynı döneminin yaklaşık 5 milyon varil/gün altında kaldığını, Orta Doğu, Rusya ve Asya’dan jet yakıtı ihracatının ise yıllık bazda yaklaşık 670 bin varil/gün azaldığını hesaplıyor. Bu düşüş, küresel jet yakıtı ticaretinin yaklaşık yüzde 34’üne denk geliyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Havacılık maliyetlerinde yeni baskı</span></h2>
<p>Uçak yakıtındaki sıkışıklığın kalıcı hale gelmesi halinde etkisinin yalnızca enerji piyasasında kalması beklenmiyor. Yakıt, havayollarının en önemli değişken maliyet kalemlerinden biri olduğu için yüksek fiyatlar bilet fiyatlarından kârlılığa kadar sektörün tamamına yansıyabilir. Petrolün 100 doların üzerinde seyretmesinin sektörde yakıt ve finansman maliyetlerini ay nı anda yükselttiğine işaret ediyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dizelden-sonra-simdi-de-ucak-yakiti-alarmi-87996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/6/1280x720/ucak-yakit-ikmali-1790054424.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa, yılın son çeyreğine girerken rafine ürünlerde ikinci bir arz şokuyla karşı karşıya. Dizel fiyatlarının rekor seviyelere çıkmasının ardından uçak yakıtında da stokların erimesi ve Orta Doğu kaynaklı arz kaybı, havacılık yakıtında yeni bir fiyat dalgası riskini büyütüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-elektrik-tuketimi-sinirli-artisini-temmuzda-da-surdurdu-87995</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayide elektrik tüketimi sınırlı artışını temmuzda da sürdürdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Sanayi üretiminin ön göstergelerinden biri olarak takip edilen sanayi sektörü elektrik tüketimi, Temmuz ayında bir önceki yıl aynı aya göre yüzde 1,32 oranında arttı. Görece 2025’e kıyasla daha serin bir Temmuz ayı geçirilmesine karşılık, bu dönemde meskenlerde tüketilen elektrik yüzde 6,13, hizmetler sektöründe tüketilen elektrik yüzde 3,48 oranında yükseldi. Yaz aylarında hanelerde tüketilen elektrik klima kullanımındaki artışa paralel olarak dikkat çekici artışlara sahne olabiliyor.</p>
<p>Sanayi sektörü son iki yıldır elektrik tüketiminde sınırlı artış, hatta bazı dönemlerde düşüş gösterdi. EPDK’nın faturalanan elektrik verilerine göre bu yılın ilk 7 ayı sonunda da artış yüzde 2,34 ile yüzde 2,43 olan genel elektrik tüketimi artışının altında kaldı. Temmuz ayında, sanayinin toplam elektrik tüketimi bir önceki yıl aynı aya göre 0,2 puan gerileyerek yüzde 36,11’e düştü. Ocak-Temmuz döneminde ise 0,4 puan gerileyerek yüzde 39,95’ten yüzde 39,91’e indi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab20e7a5fb6c-1790054010.png" alt="" width="817" height="175" /></p>
<h2>Abone sayısı düştü </h2>
<p>Sanayi sektöründeki abone sayısında ise gerileme oldu. Temmuz 2025’te 68 bin 730 abone varken, 2026 aynı ayda abone sayısı 68 bin 722’ye düştü. Sanayi temmuz ayı itibariyle abone sayısı gerileyen tek sektör oldu. Tüm tüketici türlerinde abone sayasında yüzde 2 artışla 52 milyon 631 bin 602 sayısına ulaşıldı. Abone sayısındaki artışta, deprem bölgesi illerinden Kahramanmaraş ve Adıyaman’da görevli dağıtım şirketi AKEDAŞ ile Malatya, Elazığ, Bingöl ile Tunceli’de görevli Fırat elektrik dağıtım şirketleri dikkati çekti. Bu iki bölge hariç diğer bölgelerde abone sayısı artışı yüzde 0,2 ile yüzde 4,7 artarken, AKEDAŞ’ın abone sayısı yüzde 10,36, FIRAT EDAŞ’ın abone sayısı yüzde 8,49 oranında yükseldi.</p>
<h2>Kurulu güçte artış sürdü </h2>
<p>Temmuz ayı itibariyle Türkiye’deki tüm elektrik üretim kurulu gücü bir önceki yıl aynı aya göre yüzde 3,22 artarak 101 bin 029 MW seviyesine ulaştı. Artışın ana kaynağı son dönemde olduğu gibi rüzgar ve güneş enerjisine dayalı santrallerden kaynaklandı. Güneş enerjisine dayalı santrallerin kurulu gücü aynı kıyaslama döneminde yüzde 21,24, rüzgarın ise yüzde 11,56 arttı. Toplam kurulu güç içinde rüzgarın payı yüzde 14,94’e yükselirken, güneşin payı yüzde 2,88’e ulaştı.</p>
<h2>Üretimde yenilenebilir enerjinin payı arttı </h2>
<p>Bu arada ocak-temmuz döneminde yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimi bir önceki yıla göre yüksek oranlı arttı. Artışta ana rolü hidroelektrik santralleri oynadı. Bu tür kaynaklardan elektrik üretiminin toplam içindeki payı bir önceki yıla göre 12,5 puan yükselerek yüzde 31,57 pay oldu. Hidroelektrik, güneş, rüzgar, biyokütle ve jeotermal kaynaklardan oluşan yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektrik, toplam üretimin yüzde 60,99’una ulaştı. Bir önceki yıl Ocak-Temmuz döneminde pay 46,57 düzeyindeydi. Rüzgarın ve güneşin Temmuz ayında üretimdeki payı da bir önceki yıla göre arttı. Bir önceki yıl aynı döneme göre toplam üretilen elektrik içinde rüzgarın payı yüzde 10,77 seviyesindeyken 2026 Ocak-Temmuz döneminde yüzde 12,25 oldu. Güneşe dayalı santrallerde ise aynı dönem kıyaslamasına göre 2025’teki 10,66 seviyesinden, 2026’da yüzde 11,30’a çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-elektrik-tuketimi-sinirli-artisini-temmuzda-da-surdurdu-87995</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/Imalat.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuz ayı itibariyle Türkiye’deki tüm elektrik üretim kurulu gücü bir önceki yıl aynı aya göre yüzde 3,22 artarak 101 bin 029 MW seviyesine ulaştı. Artışın son dönemde olduğu gibi rüzgar ve güneş enerjisine dayalı santrallerden kaynaklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nefese-1062-milyar-liralik-kredi-87993</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Nefes&#039;e 106,2 milyar liralık kredi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, milletvekillerinin esnaf ve sanatkarlara kullandırılan kredilere ilişkin soru önergesini yanıtladı. Şimşek, Halk Bankası tarafından esnaf ve sanatkarların finansman ihtiyaçlarının uygun koşullarda karşılanması için 2002 yılından itibaren yürürlüğe giren kararlar çerçevesinde Hazine faiz destekli krediler kullandırıldığını belirtti. Halk Bankası tarafından esnaf ve sanatkarlara 2025-2027 yılları arasında kullandırılacak kredilerde cari faiz oranları dikkate alınarak yüzde 50 indirim uygulandığı bilgisini veren Şimşek, sağlanan bu imkanın yıllar içerisinde geniş bir kesime ulaştığını, esnaf ve sanatkarların finansmana erişiminin kolaylaştırılarak ekonomik faaliyetlerinin sürdürmelerinin sağlandığını kaydetti.</p>
<h2>Toplam bakiye 300 milyara yaklaştı </h2>
<p>Bakan Şimşek’in verdiği bilgiye göre, 2026 yılı Temmuz sonu itibarıyla 114 bin 304 esnaf ve sanatkâra toplam 87.4 milyar lira tutarında kredi kullandırıldı, esnaf kredilerine ilişkin toplam kredi bakiyesi 299 milyar lira olarak gerçekleşti. Böylece 2026 Temmuz sonu itibariyle yaklaşık 40.3 milyar liralık faiz desteği sağlandığını kaydeden Bakan Şimşek, “Hazine faiz destekli işletme kredilerinde risk grubuna göre azami 1 milyon 500 bin liraya kadar, yatırım kredilerinde ise işyeri, taşıt, makine ve teçhizat alımlarına yönelik ihtiyaçların karşılanmasını teminen kredinin kullanım nedenine göre değişen vadelerde 3 milyon 500 bin liraya kadar kredi limiti artırılmıştır” dedi. Bakan Şimşek, ayrıca 2025 yılı Temmuz ayında yürürlüğe alınan ve Kredi Garanti Fonu kaynaklı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) nefes kredileri ile 36 ay vadeye kadar azami 6 ay ödemesiz yüzde 80 kefalet oranıyla, firma başına 3 milyon liraya kadar kredi imkanı sunulduğu belirterek, bugüne kadar 75 bin 584 kredi işlemi ile 106.2 milyar lira kredi sağlandığını belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nefese-1062-milyar-liralik-kredi-87993</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/mehmet-simsek.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Şimşek, temmuz sonu itibarıyla 114 bin 304 esnaf ve sanatkâra hazine faiz destekli toplam 87.4 milyar lira tutarında kredinin kullandırıldığını, aynı dönemde esnaf kredilerine ilişkin toplam kredi bakiyesinin 299 milyar lira olarak gerçekleştiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-icme-suyu-altyapisi-47-yeni-depoyla-gucleniyor-88056</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’nın 11 ilçesine 47 yeni içme suyu deposu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ), Sakarya’nın 11 ilçesinde içme suyu altyapısını güçlendirmek amacıyla 47 yeni depoyu devreye alıyor.</p>
<p>Belediyeden yapılan açıklamaya göre, imalatları tamamlanan depoların 11 ilçede 47 farklı noktada kurulumu gerçekleştiriliyor. Toplam 45 milyon TL yatırımla hayata geçirilen depoların, muhtelif noktalara yerleştirilerek olası su kesintilerinin önüne geçilmesine ve abonelere kesintisiz içme suyu sağlanmasına katkı sunacağı belirtildi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab25e8905546-1790074505.jpg" alt="" width="700" height="393" /></p>
<p>Açıklamada, "Dış hava şartlarından etkilenmeyen kapalı fabrika ortamlarında milimetrik hassasiyetle üretilen depolar, nakledildikleri şantiyelerde vinçler yardımıyla saatler içinde kuruluyor. Proje kapsamında toplamda bin 675 metreküplük bir su depolama hacmi dahil edilmiş olacak. Prekast yapıların yüksek yalıtım özelliği, suyun kalitesini ve ideal sıcaklığını koruyarak abonelerin musluklarına en sağlıklı şekilde ulaşmasını sağlayacak." denildi.</p>
<p>Yapılan analizler doğrultusunda 47 su deposunun ilçelere göre dağılımı belirlendi. Geyve’ye 12, Akyazı’ya 8, Pamukova’ya 7, Kocaali’ye 6, Hendek’e 3, Karasu’ya 4 su deposu kurulacak. Adapazarı ve Söğütlü’de 2’şer, Ferizli, Sapanca ve Kaynarca’da ise 1’er su deposunun kurulumu gerçekleştirilecek.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab25ea2cf8d7-1790074530.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>İçme suyu yatırımı ile ilgili açıklamalarda bulunan SASKİ Genel Müdürü Seyit Sakallıoğlu, etaplar halinde ilerleyecek çalışmanın ilk adımının Akyazı’da atıldığını söyledi.</p>
<p>Sakallıoğlu, Akyazı’da belirlenen noktalardaki depoların kurulumuna başlandığını ve diğer ilçelerdeki çalışmaların da planlanan takvim doğrultusunda devam edeceğini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-icme-suyu-altyapisi-47-yeni-depoyla-gucleniyor-88056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/6/1280x720/sakaryada-icme-suyu-altyapisi-47-yeni-depoyla-gucleniyor-1790074604.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SASKİ tarafından, Geyve’ye 12, Akyazı’ya 8, Pamukova’ya 7, Kocaali’ye 6, Hendek’e 3, Karasu’ya 4, Adapazarı ve Söğütlü’de 2’şer, Ferizli, Sapanca ve Kaynarca’da ise 1’er su deposu kurulacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esgiad-genclik-fonu-840-bin-lirayi-asti-88048</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESGİAD Gençlik Fonu 840 bin lirayı aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Genç İş İnsanları Derneğinin (ESGİAD), ekonomik zorluklar nedeniyle eğitim hayatında güçlük yaşayan Eskişehirli gençlere yönelik çalışmalarını sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre dernek tarafından Türk Eğitim Vakfı (TEV) bünyesinde hayata geçirilen “ESGİAD Gençlik Fonu”nda biriken destek miktarı 842 bin 400 TL’ye yükseldi.</p>
<p>Eskişehirli öğrencilerin şehir dışındaki eğitimlerine katkı sunmak amacıyla oluşturulan fon, gençlerin eğitim yolculuklarını sürdürebilmelerine destek olmayı hedefliyor. ESGİAD’ın girişimiyle kurulan fona iş dünyası temsilcileri, dernek üyeleri ve bağışçılar katkı sağlıyor.</p>
<p>Fondan yararlanmak isteyen öğrenciler, TEV Eskişehir Şubesi’ne başvurabilecek.</p>
<p><strong>“Gençlerimizin eğitimine katkı sunmayı sürdüreceğiz”</strong></p>
<p>ESGİAD Başkanı Batuhan Eldem, eğitimde fırsat eşitliğinin güçlendirilmesini önemsediklerini belirterek, “Eskişehirli gençlerimizin ekonomik nedenlerle eğitim hayatlarında güçlük yaşamalarının önüne geçebilmek amacıyla TEV bünyesinde ESGİAD Gençlik Fonu’nu oluşturduk. Fonumuzun 842 bin 400 TL’ye ulaşmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Sağlanan her katkı, şehir dışında eğitim gören bir gencimizin geleceğine yapılan yatırım anlamına geliyor. Fonumuza destek veren üyelerimize, iş dünyası temsilcilerine ve tüm bağışçılarımıza teşekkür ediyoruz. Gençlerimizin eğitim yolculuğunda yanlarında olmaya devam edeceğiz” dedi. Eldem, fondan yararlanmak isteyen Eskişehirli gençlerin, başvuru şartları ve süreç hakkında bilgi almak üzere TEV Eskişehir Şubesi’ne müracaat edebileceği bildirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esgiad-genclik-fonu-840-bin-lirayi-asti-88048</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/8/1280x720/batuhan-eldem-1790070535.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Genç İş İnsanları Derneği’nin, şehir dışında eğitim gören Eskişehirli öğrencilere destek olmak amacıyla Türk Eğitim Vakfı bünyesinde oluşturduğu ESGİAD Gençlik Fonu 842 bin 400 TL’ye ulaştı. ESGİAD Başkanı Batuhan Eldem, &quot;Fonumuzun 842 bin 400 TL’ye ulaşmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Sağlanan her katkı, şehir dışında eğitim gören bir gencimizin geleceğine yapılan yatırım anlamına geliyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknoloji-olmadan-is-surekliligi-de-rekabet-de-yok-88002</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknoloji olmadan iş sürekliliği de rekabet de yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye güçlü mühendislik yeteneğine sahip olmasına rağmen, bu gücü küresel teknoloji markalarına dönüştürmekte zorlanıyor. OBSS Kurucusu ve CEO’su Zafer Şen’e göre sorun teknik yetkinlik değil; bu yetkinliği net bir uzmanlığa, ölçeklenebilir bir iş modeline ve uluslararası müşterinin güveneceği bir markaya dönüştürebilmek. Yapay zekâ ise şimdi bu denklemi bir kez daha değiştiriyor. </strong></p>
<p>Türkiye’nin teknoloji konusunda önemli bir avantajı var: Güçlü mühendislik yeteneği. Bankacılıktan savunmaya, yazılımdan havacılığa kadar pek çok alanda bunu kanıtlayan insan kaynağına sahibiz. Buna rağmen aynı başarıyı küresel ölçekte teknoloji şirketi ve marka yaratmakta gösteremiyoruz. Yapay zekânın teknoloji dünyasının kurallarını yeniden yazdığı bir dönemde sadece iyi yazılım geliştirmek yeterli olmuyor. Teknolojiyi iş modelinin parçası haline getirmek, güvenilir ve ölçeklenebilir sistemler kurmak, uzmanlığı farklı pazarlara taşıyabilmek gerekiyor.</p>
<p>2005 yılında kurulan ve bugün finans, savunma ve havacılık başta olmak üzere kritik teknoloji sistemlerinde çalışan OBSS, Londra ofisiyle Birleşik Krallık ve Avrupa’daki varlığını büyütürken, yapay zekâyı ayrı bir ürün başlığı olarak değil, mühendislik ve yazılım geliştirme modelini dönüştüren bir yetkinlik olarak konumluyor.</p>
<p>OBSS Kurucusu ve CEO’su Zafer Şen, “’Her şeyi yapabiliyoruz’ demek artık küresel pazarda bir avantaj değil. Türkiye’nin önündeki mesele, sahip olduğu mühendislik gücünü dünyanın satın almak isteyeceği uzmanlığa ve güveneceği markalara dönüştürmek” diyor. OBSS Kurucusu ve CEO’su Zafer Şen ile konuştuk.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab215fdeeed5-1790055933.png" alt="" width="444" height="500" />
<figcaption><strong>Zafer Şen</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Teknoloji destek rolünden çıktı stratejinin merkezine yerleşti</strong></p>
<p>“OBSS’yi kurarken temel motivasyonumuz güçlü mühendislik yapmak ve ortaya koyduğumuz işin teknik sorumluluğunu almaktı. Zaman içinde bizi bugünkü noktaya taşıyan en önemli gelişme, kritik sistemlerde kazandığımız deneyim oldu. Özellikle finans sektöründe yüksek işlem hacmi, güvenlik ve iş sürekliliği gerektiren sistemler üzerinde çalışmak mühendislik disiplinimizi şekillendirdi. Daha sonra bu birikimi savunma ve havacılık gibi hata toleransının çok düşük olduğu alanlara taşıdık. Bu gelişim, teknoloji pazarındaki dönüşümle de paralel ilerledi. Dönüşüm, teknolojinin yalnızca işi desteklemekten çıkıp şirketin nasıl değer yarattığını, müşteriye nasıl ulaştığını ve operasyonunu nasıl yönettiğini belirlemeye başladığı yerde başlıyor. Bu nedenle teknoloji yatırımlarını artık yalnızca ‘hangi sistemi kuracağız?’ sorusuyla değerlendirmek yeterli değil. Asıl soru, bu yatırımın şirketin iş modelinde ve çalışma biçiminde neyi değiştireceği. Teknoloji, iş stratejisinden ayrı bir yatırım değil; o stratejinin nasıl hayata geçirileceğini belirleyen temel unsurlardan biri. Bugün OBSS’yi farklılaştıran da bu birikim: Kritik teknoloji sistemlerinde geliştirdiğimiz mühendislik yetkinliğini, teknoloji danışmanlığı ve sektör bilgisiyle birlikte sunabilmek.”</p>
<p><strong>Mühendislikte teknik mükemmeliyet artık iş sürekliliği meselesi</strong></p>
<p>“Engineering-led, yani mühendislik odaklı yaklaşım bizim için her şeyden önce teknik mükemmeliyeti merkeze almak demek. Kod kalitesinden mimariye, güvenlikten performansa kadar ürettiğimiz sistemin teknik olarak sağlam, sürdürülebilir ve güvenilir olması bizim için temel bir kriter. Bu özellikle kritik sistemlerde çok daha önemli. Bankacılık, savunma ya da yüksek işlem hacimli yapılarda küçük bir teknik hata bile ciddi operasyonel sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle mümkün olduğunca hatasız çalışan, ölçeklenebilir ve uzun vadede yönetilebilir sistemler geliştirmeye odaklanıyoruz. Kurumlar çoğu zaman ne yapmak istediklerini biliyor. Asıl zorluk, bunu mevcut sistemler ve operasyon devam ederken güvenilir biçimde hayata geçirmek. Biz teknoloji danışmanlığını yalnızca yön tarif etmek olarak görmüyoruz. Bir kararın mimariye nasıl oturacağını, hangi teknik riskleri yaratacağını, nasıl ölçekleneceğini ve uzun vadede nasıl yönetileceğini de birlikte değerlendiriyoruz.”</p>
<p><strong>Yapay zekâda kalıcı değeri teknoloji tek başına yaratmayacak</strong></p>
<p>“Yapay zekaya gerçek anlamda hazır olmak, yalnızca doğru araçlara ve teknik yetkinliklere sahip olmak değil; değişime uyum sağlayabilen, sürekli öğrenen, sorumluluk devredebilen, denetleyebilen ve ölçekleyebilen bir organizasyon kurabilmektir. Veri kalitesi, veri mimarisi ve yönetişim bu hazırlığın önemli parçaları. Bunun yanında doğru araçlara erişim, bu araçları kullanabilecek teknik yetkinlikler, entegrasyon, güvenlik ve mühendislik standartları da gerekiyor. Ancak yapay zeka çağında teknik uzmanlığın yanı sıra; değişime uyum sağlama, delegasyon, denetleme, ölçekleme ve sürekli öğrenme gibi meta yetkinlikler giderek daha belirleyici hale geliyor. Kalıcı değer de yalnızca model veya teknoloji seçiminden değil; bu teknik ve organizasyonel kabiliyetlerin birlikte gelişmesinden oluşacak.”</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>3 KRİTİK KONU</strong></span></p>
<p>Türkiye’nin problemi mühendislik yeteneği değil; bu yeteneği global pazarda net, ölçeklenebilir ve güven veren bir değer önerisine dönüştürmek. İyi mühendislik başlangıç noktası. Ancak global pazarda müşterinin sizi hangi problem için tercih edeceğini netleştirmeniz gerekiyor. “Her şeyi yapabiliyoruz” söylemi artık güçlü bir konumlandırma değil. Başarı birkaç güçlü ekibe veya kişiye bağlı kalmamalı; farklı pazarlarda ve projelerde aynı standardı sürdürebilen bir çalışma modeline dönüşmeli. Türkiye’den çıkan teknoloji şirketlerinin yalnızca yetenek veya maliyet avantajıyla değil; uzmanlıkları, yarattıkları iş sonuçları ve güvenilirlikleriyle tanınmaları gerekiyor. Mühendislik yeteneğini güçlü bir uzmanlık alanına, ölçeklenebilir bir modele ve global müşterinin güvenebileceği bir markaya dönüştürmek gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>■ GİRİŞİMCİLİKTE EN ÖNEMLİ REFLEKS DEĞİŞİMİ ERKEN GÖREBİLMEK</strong></span></p>
<p>“Girişimcilikte en önemli reflekslerden biri değişimi erken görebilmek. Müşterinin gerçek problemini anlamak, yeni teknoloji alanlarını doğru zamanda değerlendirmek ve gerektiğinde hızlı karar verebilmek gerekiyor. OBSS’nin büyümesinde de bu refleks hep önemli oldu. Ancak ölçek büyüdükçe ve kritik sistemlerde sorumluluk aldıkça, bu çevikliğin güçlü bir mühendislik ve kurumsal disiplinle desteklenmesi gerekiyor. Bizim dengeyi kurmaya çalıştığımız yer de burası oldu: girişimci refleksi kaybetmeden, büyüdükçe mühendislik ve çalışma disiplinimizi güçlendirmek. Türkiye’den global teknoloji şirketleri çıkması için de yalnızca iyi fi kir ve teknik yetenek değil; doğru network, deneyime erişim, ölçeklenebilirlik ve global pazara çıkma cesareti gerekiyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknoloji-olmadan-is-surekliligi-de-rekabet-de-yok-88002</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknoloji olmadan iş sürekliliği de rekabet de yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/isletme-sermayesi-eridikce-krediye-basvurular-artiyor-87992</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşletme sermayesi eridikçe krediye başvurular artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Hazine kefaletiyle; KGF, İGE A.Ş ve Katılım finans kuruluşları tarafından verilen kredilerde yılbaşından bu yana toplam limit 170 milyar lira artırılarak 363.9 milyar liraya yükseldi. Artışın 42 milyar lirası son üç ayda geldi. Yılbaşından bu yana kullanılan kredi miktarı 77.5 milyar lirayı bulurken, reel sektörün kullanımını bekleyen limit ise 170 milyar lira civarında. Bunun 61.4 milyar lirası İGE A.Ş, 53.8 milyar lirası KGF ve 54.2 milyar lirası da katılım finans kuruluşları tarafından kullandırılacak.</p>
<h2>İki ayrı destek programı </h2>
<p>Piyasadaki durgunluğun ve yüksek enflasyonun işletme sermayesini eritmesi reel sektörün finansman ihtiyacını artırıyor. Finansman ihtiyacının karşılanmasına yönelik ise iki ayrı destek programı yürütülüyor. Bunlardan bir tanesi TOBB’un girişimiyle bu yıl üçüncü kez başlatılan Nefes Kredisi, toplamda 100 milyar liraya çıkarılması planlanan kredinin ilk 25 milyar liralık dilimi Haziran ayında devreye girmiş ve yüzde 34 faizli kredi kısa sürede tükenmişti. Bunun yeni dilimlerinin devreye girmesi için görüşmeler sürüyor.</p>
<p>Koşulları Nefes Kredisine göre biraz daha farklı olan Hazine kefaletli destek sisteminde ise desteğin hem çeşidi hem de miktarında artış yaşanıyor. Geçen yıl sonu itibarıyla yürürlükteki programların toplam limiti 196.8 milyar lira, kullanılan limit ise 117.5 milyar lira düzeyindeydi. Yılbaşında 196.8 milyar lira olan limit, Mayıs ayı sonunda 321.5 milyar liraya, Ağustos sonunda ise 363.9 milyar liraya yükseldi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab20b6de912d-1790053229.png" alt="" width="333" height="658" /></p>
<h2>İGE A.Ş’nin limiti 61.4 milyar lira </h2>
<p>Yürürlükteki destek programları arasında en yüksek kredi hacmi 61.4 milyar lira ile İGE A.Ş bünyesinde bulunuyor. Bunun 26.7 milyar lirası turizme destek, 15.5 milyar lirası da ihracatta atılım başlığı altında kullandırılıyor. İGE’nin en ok kullandırdığı kredi dilimi 27.5 milyar lira ile İGE 100.Yıl desteği olurken, bunu 21.5 milyar lira ile İGE destek, 20.1 milyar lira ile de İGE Eximbank desteği oluşturdu.</p>
<h2>KFK’lar 46 milyar kullandırdı </h2>
<p>Yılbaşında 3 programla destek veren katılım finans kuruluşları, bugün ihracat, yatırım, işletme, turizm, tarım ve çay olmak üzere 6 kategoride destek sağlıyor. Bugüne kadar 46 milyar lira kredi kullandıran KFGK’ların yürürlükteki destek programlarında kullandırmayı bekledikleri kredi tutarı 54.2 milyar lira düzeyinde. KGF yürürlükteki programlar kapsamında 113.2 milyar liralık kredi limitinin şu ana kadar 59.8 milyar lirasını kullandırdı. KGF’nin 23.1 milyar lirası turizm sektörü olmak üzerde kullandırmayı beklediği kredi limiti ise 53.8 milyar lira. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/isletme-sermayesi-eridikce-krediye-basvurular-artiyor-87992</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/9/1280x720/para-lira-tl-1765458549.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine kefaletiyle KGF, İGE A.Ş ve Katılım finans kuruluşları tarafından verilen kredilerde limit, yılbaşından bu yana 170 milyar lira artırılarak 363,9 milyar liraya yükselirken kullanılan kredi miktarı 77,5 milyar lirayı buldu. Halen 170 milyar lira kaynak, reel sektörün kullanımına açık durumda. Bunun 61,4 milyar lirası İGE AŞ, 53,8 milyar lirası KGF ve 54,2 milyar lirası da katılım finans kuruluşları tarafından kullandırılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahte-konut-satisiyla-turk-vatandasligina-operasyon-87991</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sahte konut satışıyla Türk vatandaşlığına operasyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu yeni bir soruşturmaya imza attı. Soruşturma, yabancı uyruklu kişilere muvazaalı gayrimenkul satışı ve gerçeğe aykırı şekilde yüksek bedelli düzenlenen ekspertiz raporları kullanılarak usulsüz biçimde Türk vatandaşlığı kazandırıldığı yönündeki tespitler üzerine başlatıldı. İncelemelerde, evlerin değerinin yüksek gösterilerek satış yapıldığı belirlendi. </p>
<p>Yapılan incelemede, Türk vatandaşlığının kazanılması için gerekli tutardaki dövizin Türkiye'ye fiilen girişi sağlanmaksızın, aracı şirketlerin veya satıcıların kendi kaynaklarının gayrimenkul alım-satımından kaynaklanan para hareketi gibi gösterildiği, bu şekilde muvazaalı tapu işlemleri gerçekleştirildiği tespit edildi. Ayrıca, taşınmazların gerçek değerlerinin üzerinde gösterilmesi amacıyla gerçeğe aykırı yüksek bedelli ekspertiz raporları düzenlendiği, Türk vatandaşlığı edinmek isteyen yabancı uyruklu kişilerden bu işlemler karşılığında kişi başına ortalama 50 bin dolar civarında menfaat temin edildiği belirlendi.</p>
<p>Bu kapsamda inceleme yapılan 4 inşaat şirketi ve bunlara bağlı 27 paravan şirkette sorunlu işleme rastlandı. Soruşturma kapsamında 734 yabancı uyruklu şahsa yapılan gayrimenkul satışı mercek altına alınırken, bu satışlardan 274'ünün muvazaalı olduğu tespit edildi. Aileleriyle birlikte 1070 kişinin usulsüz yollarla Türk vatandaşlığı kazandığı, 11 kişinin vatandaşlık sürecinin devam ettiği kaydedildi. Ayrıca muvazaalı işlemler nedeniyle 72 milyon 250 bin doların ise Türkiye’ye girmediği anlaşıldı.</p>
<p><strong>Bir operasyon da trafik kazası dolandırıcılarına</strong></p>
<p>Yeni haftanın ilk günü Adalet Bakanlığı’nın yürüttüğü operasyonlar açısından oldukça hareketli geçti. Fon yöneticilerine yönelik yapılan operasyonlara yeni dalgalar eklenirken, trafik kazası geçirenlerin kişisel bilgilerini ele geçirerek haksız kazanç elde eden avukat ve hukuk bürolarına yönelik de yeni bir operasyon haberi geldi.</p>
<p>Operasyona ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yapan Adalet Bakanı Akın Gürlek, vatandaşlarımızın kişisel verilerini hukuka aykırı yöntemlerle ele geçiren, mağduriyetlerini kazanç kapısına dönüştüren ve hukuk sistemini haksız menfaat elde etmek amacıyla istismar eden yapılara karşı kararlılıkla mücadele ettiklerini bildirdi.</p>
<p>Bakan Gürlek’in verdiği bilgilere göre, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Soruşturma Bürosu koordinesinde, İstanbul İl Jandarma Komutanlığıyla yürütülen soruşturmada; trafik kazası geçiren vatandaşların kişisel verilerinin hukuka aykırı yollarla temin edildiği ve bu bilgilerin belirli hukuk büroları ile hasar danışmanlık şirketlerine aktarıldığı tespit edildi.</p>
<p>Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ile Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK) incelemeleri sonucunda; bazı kolluk görevlileri, tahkim hakemleri, sigorta şirketi çalışanları, sigorta acenteleri, eksperler, kaporta ve boya ustaları ile servis çalışanlarına olağandışı nitelikte para transferleri gerçekleştirildiği belirlenmiştir. Soruşturma kapsamında, ısrarlı aramalar ve yanıltıcı beyanlarla 253 bin kişiden vekâletname alındığı ve bu yöntemle 15,6 milyar lira haksız kazanç elde edildiği yönünde tespitlere ulaşıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahte-konut-satisiyla-turk-vatandasligina-operasyon-87991</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/4/1280x720/konut-hane-kira-1784095473.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sahte konut satışıyla Türk vatandaşlığına operasyon ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/not-enflasyonu-sorunu-87990</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Not enflasyonu sorunu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>John Houseman, İngiliz anne ve Fransız babadan doğma, İngiliz- Amerikan tiyatro ve film yapımcısı, aktör, yönetmen ve öğretmen idi. Ünlü yönetmen Orson Wells ile “Citizen Kane“ filmi yapımında işbirliği yapmıştı. Juilliard School’un tiyatro bölümünün kurucu direktörü ve The Acting Company’nin kurucularındandı. William Shakespeare'in eseri Julius Caesar’ın yapımcısı idi. Film 1953 yılında en iyi film olarak Oscar’a aday oldu. John Houseman, “Paper Chase” filminde ve daha sonra aynı isimli tv dizisinde Harvard Hukuk Fakültesi’ndeki zor bir hocayı, Profesör Charles W. Kingsfield’i canlandırmıştı. Filmindeki rolü ile 1972 yılında en iyi yardımcı aktör dalında Oscar almıştı.</p>
<p>Böylesine ünlü John Houseman Smith Barney isimli bir aracı kurumun reklamında oynamıştı. Reklam şu deyişi ile sona ererdi: “Smith Barney’de parayı eski usulle kazanırlar. Hakkıyla kazanırlar” (Smith Barney, they make the money the old fashion way. They earn it). Üniversitedeki ilk dersimde not konusuna değinirken bu kavramı kullanırdım. Önce John Houseman’nı ve reklamı anlatır, sonra şöyle derdim: “Bu derste notunuzu eski usül alacaksınız. Hak ederek kazanacaksınız (In this course you get the grade the old fashion way; you earn it). Bazen de mesajı pekiştirmek için “Bu derste beleş not yok, Sloganımız “no beleş“ derdim.</p>
<p>Ders verdiğim son vakıf üniversitesinde yabancı, haylaz bir öğrencim vardı. Dersimi iki kez almış ve kalmıştı. Sonunda bir Türk öğrenci ile ciddi arkadaş oldu, belki de sonradan evlendiler. O kız öğrenci, çalışkan bir öğrenci idi. Sanırım onunla çalıştı. Dersi üçüncü kez aldı. Sınav kâğıdını verirken yüzü gülüyordu, geçeceğinden emindi. Şöyle dedi “Profesör, “No beleş” sözünüzün anlamını çok iyi anlamış bulunuyorum. Ama bu dersi öğrendim, teşekkür ederim“.</p>
<p>Üniversitelerde ders verirken herkese hak ettiği notu verirdim. Öğrencinin eğitiminde notun rolüne ve hak edilmesinin önemine yürekten inanırım. Çünkü öğretmeye çalıştığımız bilgi sadece bir araçtır. Önemli olan, öğrencinin öğrenme alışkanlığını ve disiplinini elde etmesidir. Eğitim, ciddi bir iştir. Ama zaman içinde öğretim kurumlarının ciddiyetinin kaybolduğuna, notların bol keseden dağıtıldığına tanık oldum.</p>
<p>Notların eskisine göre daha kolay verilmesinin yalnız ülkemizde değil tüm dünyada egemen olan bir eğilim olduğunu görüyoruz. Örneğin, Amerikan üniversiteleri ile ilgili bir raporda “The Grade Inflation Report: Which US Colleges Rank Highest?” (https://innovatives.blog/college-grade-inflation-report) ilginç bulgular var: “Ivy League“ dediğimiz en üst seviyedeki üniversitelerde ortalama not, 4 üstünden 3,85 ve öğrencilerin %75’inin notu “A“ imiş. Bir alt seviyedeki özel üniversitelerde ortalama not 3,79 ve “A“ alanların yüzdesi %72 imiş. Devlet üniversitelerinde ortalama not 3,72 ve “A“ alanların oranı %69 imiş. Bu olayın adı da konmuş. Buna “Not enflasyonu “ deniyor. Tanımı da şöyle yapılıyor: Öğrencilerin başarısında ve öğrenmelerinde bir değişim olmadan notlarının artması.</p>
<p><strong>Not enflasyonu nedenleri</strong></p>
<p>Bir vakıf üniversitesinde ilk kez ders veriyordum. “Dönem sonunda notlar dekana teslim edilecek“ demişlerdi. Demek dekan dönem sonunda hocalara bir merhaba deyip, teşekkür edecek diye düşündüm. Notları dekana götürdüm. Dekan, gayet saygılı biri idi. Beni görünce ayağa kalktı “Hocam buyurun“ deyip oturmam için yer gösterdi. “Oturmayayım, bir yere yetişmem gerek“ dedim. Bunun üzerine Dekan not çizelgesini aldı ve notlara hızla göz attı. Gözlerinde bir hayret belirdi. “Hocam, kalan öğrenciler de var“ dedi. Demek bu, bu okulda pek rastlanan bir şey değildi. Ben de “Ben bırakmadım, onlar kalmak istedi“ dedim, gülüştük.</p>
<p>Haksızlık yapmayım; ileriki dönemlerde bana not konusunda yorumda bulunan olmadı. Ama bu psikolojik bir baskı oluşturmuştu. Ben bunu dikkate almadım. Fakat bu, işe çok ihtiyacı olan hocalar için etkili olacak ciddi bir psikolojik baskı idi</p>
<p>Aslında bütün olay, eğitimde öğrencinin “müşteri“ olarak anılması ile başladı. Ve de “müşteri“nin beklentisi değişti. Özel okulda öğrenci olaya genel olarak şöyle bakmaya başladı. Bu kadar para veriyoruz. Dersi geçmek, yüksek not da almak benim en doğal hakkım.</p>
<p>Diğer taraftan hocaların sözleşmenin uzatılabilmesi için öğrenciler tarafından da sevilmesi gerekiyor. Bunu ölçmek için öğrenciler hocaları değerlendiriyor. Öğrenci, kendisine bol not veren hocaya genel olarak daha yüksek not veriyor. Böylece not, bir hocanın değerlendirmesinde en önemli boyut oluyor.. Bunun sonucunda bol not veren hoca hem seviliyor, hem de işini garantiye alıyor.</p>
<p>Öğrenci bol not verilen “kolay“ üniversiteleri tercih edince, üniversiteler de öğrenci kaybetmemek için not vermekteki gevşekliği bir politika olarak benimsiyor. Toplu bir hareket olmayınca notlar konusunda kılı kırk yaran, kolaycılığa kaçmayan üniversiteler de sonunda “Elin doğrucu Davut’u biz miyiz“ deyip ana kervana katılıyor.</p>
<p>Özel okullar kadar olmasa da, not enflasyonu devlet üniversitelerinde de gelişiyor. Aslında yüksek not vermek çoğu hocanın da işine geliyor. Hiç bir öğrenci niye yüksek not vermişsin diye hocayı sorgulamıyor. Ama düşük not olduğunda öğrenci bunun peşine düşüyor. O zaman da hoca rahat etmek için not kesesinin ağzını açık tutuyor.</p>
<p><strong>Not enflasyonunun sonuçları</strong></p>
<p>Peki, notlar yüksek olsa ne olur? Herkes yüksek not aldığında başarısı ortalama seviyede olan biri ile olağandışı yüksek başarısı olan öğrenci arasında bir fark kalmaz. Üstün başarılı öğrenci, motivasyonunu kaybeder.</p>
<p>Not, öğrencileri çalışmaya, öğrenmeye teşvik etmek için bir araçtır. Eğer notlar bol keseden dağıtılırsa öğrencinin bu motivasyonu yok edilir. Hak etmediği yüksek not ile öğrenciye yanlış sinyal yollanmış olur. Öğrenci aynaya bakıp “Ben ne imişim be abi“ edaları ile havaya girer. Gerçek hayatta acı gerçeklerle karşılaştığında hüsrana uğrar.</p>
<p>İşe alımda veya daha üst seviye kurumlara kabulde öğrencilerin almış olduğu notlar değerlendirmede kullanılırdı. Bu notların bir değeri kalmayınca işverenler ve öğrenci kabulde çalışanlar başka değerlendirme araçları aramaya başladılar.</p>
<p>Not enflasyonu, akademik standartları da düşürür. Notlar bol bol verilince ders içerikleri de seyreltilir. Öğrencilere zorlayıcı ödevler veya sınavlar vermekten kaçınılır. Eğitim kurumları “Oldu da bitti maşallah, iyi olur inşallah“ nidaları arasında şatafatlı törenlerle öğrenci mezun eden, diploma basım evlerine dönüşür.</p>
<p><strong>Ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Not enflasyonun önlenebilmesi için önce bunun farkına varmak ve sonra bunun sorun olduğunun bilincinde olmak gerekir. Not vermeye bir disiplin getirilmelidir.</p>
<p>Not enflasyonunu önüne geçmek için konulan önlemlerin, kitle halinde tüm öğretim kurumlarında uygulanması gerekir.</p>
<p>Hocaların sözleşmelerinin yenilenmesi kararlarında öğrencilerin değerlendirmesi göz önüne alınmamalıdır. Eğer varsa, öğrencilerin bu algısı ortadan kaldırılmalıdır</p>
<p>Üniversite yönetimleri not verme konusunda açık ve net kurallar koymalıdır. Örneğin, Harvard Üniversitesi’nde A’lar için %20 sınırı konulmuş. Not disiplini konusunda hocaların aynı bilinçte olması sağlanmalıdır.</p>
<p>Öğrencinin not çizelgesinde (transcript)), aldığı notun yanına o dersteki ortalama not da konulabilir. Böylece not ortalamasının 4 üzerinden 3,85 olduğu bir yerde not olarak 3,8 almak ile ortalamanın 2,8 olduğu bir yerde 3,8 almanın farkı görülmüş olacaktır.</p>
<p><strong>Sonuç;</strong></p>
<p>Not enflasyonu önemli bir sorundur. Ancak fiyat enflasyonunu bile TÜİK ile çözmeye çalışan bir ülkede bu sorunun çözümü kolay olmayacaktır.</p>
<p>           </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/not-enflasyonu-sorunu-87990</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Not enflasyonu sorunu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/son-5-yilda-ithalatci-olmanin-cazibesi-ihracatci-olmaktan-4-kat-hizli-artmis-87989</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Son 5 yılda ithalatçı olmanın cazibesi ihracatçı olmaktan 4 kat hızlı artmış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜİK verileri, Türkiye’de dış ticaret yapan işletmelerin yapısında son beş yılda dikkat çekici bir değişim yaşandığını ortaya koyuyor. 2020-2025 döneminde ihracatçı girişim sayısı yüzde 90 artarken ithalatçı girişim sayısı yüzde 340 yükseldi. İthalatçıların özellikle mikro ve küçük işletmelerde hızla artması, ekonominin üretim ve dış ticaret yapısına ilişkin önemli soruları gündeme getiriyor.</strong><strong> </strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun Girişim Özelliklerine Göre Dış Ticaret İstatistikleri, izlenen ekonomi politikalarının dış ticaret cephesinde işletmelerin ithalat ve ihracat tercihlerini nasıl etkilediğine dair çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Özellikle son 5 yılda ithalatçı girişim sayısı artışındaki aşırı hızlanma dikkat çekici ve anlamlı.</p>
<p>2025 yılı verileriyle 2020 yılı verilerine karşılaştırdığımızda ortaya çıkan resim şöyle:</p>
<p>- 2020 yılında ihracat yapan girişim sayısı 87 bin 705 olmasına karşın ithalat yapan girişim sayısı 73 bin 591 olmuştu. İthalatçı sayısı ihracatçı sayısından daha azdı.</p>
<p>- 2025 yılına geldiğimizde ihracatçı sayısı 166 bin 459’a ulaşırken ithalatçı girişim sayısı 323 bin 769’a fırladı.</p>
<p>- Son 5 yılda ihracat yapan girişim sayısı yüzde 90 artarken ithalatçıların sayısındaki artış yüzde 340’ı buldu. Yani ithalatçı artış hızı ihracatçıların artış hızını neredeyse 4’e katlamış durumda.</p>
<p>- 2020 yılında ihracat yapan her 100 girişime karşılık ithalat yapan girişim sayısı 84 ile daha azdı. 2025 yılında ise ihracat yapan her 100 girişime karşılık ithalat yapan girişim sayısı 195’i bularak ihracatçı sayısının iki katına ulaştı.</p>
<p>-  İthalatçı ve ihracatçı girişim sayılarının seyrine verilere sahip olduğumuz 2009 yılından itibaren baktığımızda 2020 yılına kadar her ikisinin de birbirine yakın seyrettiğini görüyoruz. 2020 yılına kadar her ikisinde de ılımlı bir artış hızı var. 2020 yılından sonra ise ikisinin artışı da hızlanıyor. Ancak ithalatçı sayısındaki hızlanma çok daha yüksek. Bu sayede ithalatçı girişim sayısı 2021 yılında ihracatçı sayısını aşıyor ve sonrasında hızla arayı açarak ihracatçı sayısını ikiye katlıyor.</p>
<p>- Bu manzara ana faaliyet konusu sanayi olan girişimler için de geçerli. Temel üretici sektörler olan ve bu nedenle ihracat imkânı daha yüksek olan madencilik, imalat sanayii, enerji, su, kanalizasyon ve atık yönetiminin tamamını kapsayan sanayi sektöründe faaliyet gösteren işletmelerde de ithalatçı sayısındaki 5 yıllık artış hızı, ihracatçı artış hızının iki katı. Ana faaliyet konusu sanayi olan girişimlerde 2020-2025 arasında ihracat yapanların sayısı yüzde 43 artarken, ithalatçı sayısı yüzde 91 arttı.</p>
<p>- Sanayi girişimlerinde 2020 yılında ihracat yapan her 100 işletmeye karşılık, ithalat yapan sayısı 74 idi. 2025 yılı itibarıyla bu sayı 99’a çıktı ve ihracatçı sayısı ile ithalatçı sayısı neredeyse eşitlendi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab207fd21214-1790052349.png" alt="" width="647" height="725" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab2080748bb0-1790052359.png" alt="" width="325" height="247" /></p>
<p>- Ana faaliyet konusu ticaret olan girişimlerde dış ticaret yapanların sayısındaki artış, sanayiye göre daha hızlı. Söz konusu 5 yılda ticaret sektöründeki girişimlerde ihracat yapan sayısı yüzde 132 artarken ithalatçı sayısındaki artış yüzde 207 ile 1.5 kat daha hızlı oldu. 2020 yılında ana faaliyet konusu ticaret olan her 100 ihracatçı girişime karşılık ithalatçı sayısı 85 ile daha azdı. 2025 yılında her 100 ihracatçıya karşılık ithalatçı sayısı 112’ye çıktı.</p>
<p>- Sanayi ve ticaret dışındaki tüm diğer sektörlerdeki değişim daha da çarpıcı. Diğer sektörlerde ihracatçı sayısı yüzde 86 artarken ithalatçı sayısındaki artış yüzde 1252’yi buldu. İhracatçı sayısı iki katını bile bulamazken ithalatçı sayısı 5 yıl öncesinin neredeyse 14 katına fırladı. 2020 yılında her 100 ihracatçıya karşılık ithalat yapan girişim sayısı 112 iken 2025 yılında bu sayı 818’e fırladı. 2020 yılında ihracatçı ve ithalatçı girişim sayısı birbirine oldukça yakın durumdayken 5 yılda ithalatçı sayısı ihracatçı sayısının 8 katını aştı.</p>
<p>- Konuya girişim büyüklükleri itibarıyla baktığımızda ithalatçı olma iştahının esas olarak mikro ve küçük işletmelerde arttığını görüyoruz. Çalışan sayısı 10’dan az olan mikro işletmelerde ihracat yapan girişim sayısı 5 yılda yüzde 131 artarken ithalat yapan girişim sayısı yüzde 580 ile yaklaşık 4.5 kat daha hızlı artmış durumda. Her 100 ihracatçı mikro işletmeye karşılık ithalatçı işletme sayısı da 3’e katlanarak 78’den 228’e fırladı. Yani mikro ölçekteki girişimlerde bile ihracat yapanın 2 katından fazla ithalat yapan işletme var.</p>
<p>- Çalışan sayısı 10-49 arasında olan küçük işletmelerde de ihracatçı sayısı yüzde 26 artarken ithalatçı sayısı yüzde 40 arttı. İhracat yapan her 100 küçük işletmeye karşı ithalat yapan küçük işletme sayısı 82’den 91’e çıktı.</p>
<p>- Orta ve büyük işletmelerde ise ihracatçı sayısı artışı ithalatçı artışının çok az üstünde. Çalışan sayısı 50-249 arasında olan orta işletmelerde ihracatçı sayısı yüzde 24, ithalatçı sayısı yüzde 21 artarken her 100 ihracatçıya karışlık ithalatçı sayısı da 106’dan 104’e geriledi. Çalışan sayısı 250’den fazla olan büyük işletmelerde de ihracatçı sayısı yüzde 24, ithalatçı sayısı yüzde 20 arttı ve her 100 ihracatçıya karşılık ithalatçı sayısı 124’ten 120’ye geriledi. Orta ve büyük işletmelerde ihracatçı artış hızı az farkla daha yüksek olmasına karşın hala ithalatçı sayısı, ihracatçı sayısından daha yüksek seyrediyor.</p>
<p>Büyüme çabası daha yüksek olan mikro ve küçük işletmeleri, sermaye olarak daha zayıf ve ekonomik olarak daha kırılgan olmalarına rağmen ihracat yapmaktan daha çok ithalat yapmaya yönelten faktörlerin neler olduğu sorusu, önemli bir araştırma ve tartışma konusu olmayı hak ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/son-5-yilda-ithalatci-olmanin-cazibesi-ihracatci-olmaktan-4-kat-hizli-artmis-87989</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/9/1280x720/577-1790052423.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son 5 yılda ithalatçı olmanın cazibesi ihracatçı olmaktan 4 kat hızlı artmış ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/imparatorluk-87988</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> İmparatorluk</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Emperyalizm… İşleri karmakarışık hale getiren bu terim oldu. Ne demekti bu? Temelde İngiltere tüm dünyaya hâkim oldu demekti. Marksistlerin kalemiyle sivriltilince bu kavram –emperyalizm- Fransa’ya ve Almanya’ya da uygulanır hale gelmişti. Almanlar herhalde şiddetle protesto etmişlerdir çünkü İngiltere’yle karşılaştırılınca minnacık kalan ticari ve finansal, hele hele askeri girişimlerinin emperyalizm sıfatını hak etmesine anlam verememişlerdir. Kolonyalist olmak başka yeni sıfatla emperyalist olmak başka. Orada da Hilferding imdada yetişti ve geç kalmış Alman sömürgeciliğini emperyalist yapmanın yolunu buldu: Kartelleşme. Ancak solun bir bölümü için pratikte konu şuydu: Avrupa işçi sınıfları emperyalizmin Asya, Afrika, Latin Amerika yağmalarından pay almışlar ve “uslu çocuklar” olmuşlardı. Lenin, savaş sırasında asıl ekseni Hobson olduğu halde Hilferding’e de dayanan bir politik propaganda broşürü – “bir vülgarizasyon çalışması”- kaleme alınca (1916, basımı 1917) –Bukharin’in 1915 tarihli daha derin eserinden zamanında bile çok daha yaygın okunan bir çalışma- işler iyice karıştı. Emperyalizm aydınlattığından daha fazla karartan bir terim olarak her yere yerleşti. Lenin’in çelişkili ve sadece o an için, Kautsky’nin ultra-emperyalizm teorisini çürütmek için işe yaraması gereken broşürü bu de karartmaya kısmen de olsa katkıda bulundu. Sadece sosyalistler arası tartışmada anlamlı olan konjonktürel bir analiz genel geçer hale geldi.</p>
<p>Oysa çok daha önemli ayrımlar vardı: Örneğin deniz ve kara imparatorlukları. İngiltere ve Hollanda yüzyılına tanık olan Çar Petro Rusya’yı sadece kara değil bir deniz imparatorluğu yapmaya soyunmamış mıydı? “Emperyalizm” yeniydi, evet. Bu terim ilk defa 1897’de –Hobson’un Emperyalizm başlıklı kitabı 1902 tarihlidir- İkinci Boer savaşı öncesinde İngiliz basını tarafından kullanılmıştı. Elbette İngiliz basınına göre emperyalist olan taraf İngiltere değildi. Öyle ya da böyle <em>emperyalizm sömürgecilikten farklı bir olgu olarak</em> kurgulanmıştı. Oysa “imparatorluk” hiç de yeni bir terim değildi. Ve 2500 yıldır bambaşka anlamlara gelmişti. <em>Emperyalizm başkaydı imparatorluk başkaydı.</em> Şöyle ki imparatorluk evrenseldir. Aynı zamanda imparatorluk genişlik demektir. İmparatorluk kozmopolittir. İmparatorluk kaçınılmaz siyasi biçim dahi olabilir çünkü coğrafya –yani siyasi tarih ve coğrafya bilimi dâhil hem fiziki coğrafya hem coğrafya bilimi olarak coğrafya- bunu mecbur kılabilir. Dante böyle düşünmüştü.</p>
<p>Örneğin Rusya imparatorluk olmaya yazgılıdır. Devasa bir araziye yayılmıştır. Moskova’da bir metro durağından diğerine yürüyen turist bile Rusya’nın imparatorluk olmaya yazgılı olduğunu anlar. Ya Rusya olmayacak, yerine küçük küçük prenslikler olacaktır ya da Rusya –yine mecburen tek elden demir yumrukla yönetilen- bir imparatorluk olacaktır. Hem Avrupa’da hem Balkanlar’da hem Asya’da doğal sınırları ve ticaret yolları olan bir dev ülke ancak merkezi bir imparatorluk olabilirdi.</p>
<p>Çin de doğal imparatorluktur. Bir kez birliğini sağlayınca o coğrafyada imparatorluk olmaktan başka şans yoktur; aksi bölünme ve bölünme de daha çok bölünme demektir. Bölünme savaştır. Çin coğrafyası bu durumda yüzyıllarca geriye gidebilir. Nitekim Batı sömürgeciliği gelince Çin 200 yıllık bir resesyona sürüklenmiştir. Fark şu ki Çin kalabalıktır, Rusya’nın nüfusu azdır. Birinde arazi çok işgücü az diğerinde tersi ve yüzyıllarca durum bu oldu.</p>
<p>ABD de imparatorluktur. Bir ulus-imparatorluk denebilir. Koloniler 1787’de Philadelphia’da gevşek bir konfederasyondan federal adı verilen merkezi bir ulus-imparatorluğa adım attılar. Kıta oldukları için o kıtayı birleştirmeden duramazlardı ve zaten 13 koloniden 50 eyalete (devlete) çıktılar. Başlarken bir siyasi kültürleri, daha önce yapılmış eyalet anayasaları, yerel meclisleri vardı. Bambaşka bir olgudur: Tekrar edilemez. Ne ABD gibi bir ülke yeniden kurulabilir ne ABD başkanlık sistemi başka bir coğrafyada uygulanabilir ne de ABD imparatorluğu taklit edilebilir.</p>
<p>Bu üç doğal imparatorluk da kıta boyutundadır. Kendilerini koruyabilecekleri doğal sınırlarına ulaşmışlardır. Fazla yayılan SSCB ise yeniden Rusya boyutuna çekilerek –hatta daha da küçülerek- tarihsel sınırları ideoloji ve silahla değiştirmenin kolay olmadığının yeni bir örneği olmuştur. Doğal hinterlandı kıta olmayan, fazla yayılmış imparatorluklar (Roma gibi) dağılmıştır ve yeniden kurulamazlar.</p>
<p>Peki, emperyalizm yok mu? Emperyalizm teorik ve politik bir açıklama denemesidir. Neyi açıklayacaktı? 20. Yüzyılın başında olup bitenleri ve ilk dünya savaşının nedenlerini açıklayacaktı. Bugün de bazı politikalar emperyalizm olarak nitelendirilebilir ama konunun ne finans kapital ile (her yerde zaten) ne sermaye ihracıyla (kolayca ihraç edilebiliyor, hatta sermayenin nereye bağlı olduğu bile net olmayabiliyor) ne tekelleşme/kartelleşmeyle (eksik rekabet evrensel) ilgisi kurulabilir. Pazar sorunu ise, varsa ve çözülecekse olduğun yerden çözülebiliyor. Kontrol etmek ve adları da nitelikleri de işlevleri de giderek değişen kıt kaynaklara piyasa veya ikili anlaşmalarla erişim asıl meseledir. İmparatorluk ise gerçektir. İmparatorluklar her zaman olmuştur ancak kalıcılıkları ayrı konudur.   </p>
<p>Emperyalizmi finans kapital veya tekelleşme diyerek olmayacak yerlere çekmenin teoride gerilimler yaratması kaçınılmazdı. Benzer şekilde, koşulların olmadığı durumlarda imparatorluk hayalleri kurmanın sonucu pratikte düş kırıklığıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/imparatorluk-87988</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İmparatorluk ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-bizi-zenginlestirirken-kimleri-issiz-birakacak-87987</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ bizi zenginleştirirken kimleri işsiz bırakacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ ekonomiyi büyütürken çalışanların bu büyümeden aldığı pay aynı ölçüde artmayabilir. Anthropic Institute’un üç 2030 senaryosu, YZ’nin verimlilik ve refahı artırırken gelir dağılımını da kökten değiştirebileceğine işaret ediyor.</strong></p>
<p>Yapay zekânın (YZ) ekonomiyi nasıl değiştireceği konusunda farklı görüşler var. Bir tarafta YZ'yi internet gibi verimliliği artıracak yeni bir teknoloji olarak görenler, diğer tarafta birkaç yıl içinde insan emeğinin önemli bölümünü ikame ederek ekonomik düzeni değiştireceğini düşünenler.</p>
<p>Anthropic Institute'un Eylül 2026'da yayımladığı <strong>“Dönüştürücü Yapay Zeka için Ekonomik Senaryolar”</strong> çalışması bu tartışmaya üç farklı 2030 senaryosu üzerinden yaklaşıyor.</p>
<p>Çalışmanın temelinde <strong>matematiksel bir ekonomi modeli</strong> var. Model şu sorulara bakıyor: YZ insanların yaptığı görevlerin ne kadarını yapabilecek? Şirketler bunu ne hızla kullanacak? Ne kadar verimlilik sağlayacak? İnsanları destekleyecek mi, yoksa yerlerini mi alacak? Kaybolan işlerin yerine yenileri gelecek mi?</p>
<p>Bu varsayımlardan GSYH, ücretler, işsizlik ve emeğin milli gelirden aldığı pay hesaplanıyor. Araştırmacılar ayrıca 10.980 Amerikalıyla anket yapıp insanların YZ'nin yetenekleri, yaygınlaşması ve çalışanları ikame etmesi hakkındaki beklentilerini aynı modele uyguluyor. İlginç olan, medyan beklentilerin aşağıdaki üç senaryodan ortadakine oldukça yakın çıkması.</p>
<p>Önemli bir nokta var: Bunlar tahmin değil, senaryo. Anthropic “2030'da bunlar olacak” demiyor; farklı YZ gelişim hızlarının nasıl ekonomik sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.</p>
<ol>
<li><strong> Ilımlı dönüşüm: YZ ekonomiyi iyileştiriyor</strong></li>
</ol>
<p>İlk senaryo alışık olduğumuz teknolojik dönüşümlere benziyor. YZ verimliliği artırıyor ama ekonomik düzeni kökten değiştirmiyor.</p>
<p>2030'da GSYH, YZ'nin olmadığı varsayımsal ekonomiye göre yüzde 1,6 daha yüksek. Yıllık büyüme yüzde 2'den yaklaşık yüzde 2,4'e çıkarken işsizlik sadece 0,1 puan artıyor.</p>
<p>Kısacası YZ burada bir devrimden çok, bilgisayar ve internet gibi ekonomiyi daha verimli hale getiren güçlü bir teknoloji.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Güçlü dönüşüm: Ekonomi büyüyor ama çalışan aynı ölçüde kazanmıyor</strong></li>
</ol>
<p>İkinci senaryoda işler değişiyor. 2030'da GSYH, YZ'nin olmadığı duruma göre yüzde 8,3 daha yüksek. YZ artık faydalı bir yazılım olmaktan çıkıp ekonomik büyümeyi ciddi biçimde etkileyen bir üretim faktörüne dönüşüyor.</p>
<p>Fakat kritik nokta şu: <strong>Ekonomi büyürken çalışanlar bu büyümeden aynı ölçüde pay alamıyor.</strong></p>
<p>Özellikle yönetim, profesyonel hizmetler, satış ve ofis işleri gibi bilişsel mesleklerden diğer mesleklere geçiş başlıyor. Bilişsel çalışanların ücretleri de YZ'nin olmadığı durumda ulaşacakları seviyenin gerisinde kalıyor. Yaklaşık 11 bin kişiyle yapılan ankette medyan beklentilerin en fazla bu senaryoya yaklaşması da dikkat çekici.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Ekstrem dönüşüm: Çok daha zengin ekonomi, çok daha büyük dönüşüm</strong></li>
</ol>
<p>Üçüncü senaryoda işin rengi tamamen değişiyor. 2030'a geldiğimizde YZ bugünkü bilişsel işlerin neredeyse yarısını yapabilir hale geliyor. Ekonomik büyüme yıllık yüzde 15'e kadar çıkıyor, GSYH ise YZ'nin olmadığı ekonominin yaklaşık yüzde 32 üzerine ulaşıyor.</p>
<p>İlk bakışta muazzam bir refah artışı. Ama madalyonun diğer yüzü var.</p>
<p>Yaklaşık <strong>her beş bilişsel çalışandan biri işsiz</strong> kalıyor. Bu mesleklerde ücretler YZ'nin olmadığı senaryoya göre yüzde 11,5 daha düşükken diğer mesleklerde yüzde 34 daha yüksek oluyor.</p>
<p>Daha da çarpıcı olan, emeğin milli gelirden aldığı payın yüzde 60'tan yüzde 45'e düşmesi. Yani ekonomi hızla büyüyor ama yeni zenginliğin giderek daha büyük bölümü sermayeye gidiyor.</p>
<p><strong>Klasikleşen sorumuz: Bu zenginlik kimin olacak?</strong></p>
<p>Bence raporun en önemli mesajı burada. Bugün sürekli “Yapay zekâ kaç kişinin işini elinden alacak?” diye soruyoruz. Belki de asıl soru şu:</p>
<p>Yapay zekânın yarattığı zenginliğe kim sahip olacak?</p>
<p>Sanayi Devrimi'nde sermaye makineydi. Dijital ekonomide yazılım ve platformlar öne çıktı. YZ ekonomisinde ise modeller, veri, çipler, hesaplama altyapısı ve enerji stratejik sermaye varlıklarına dönüşüyor.</p>
<p>Üretimin daha büyük bölümü insan emeğinden bu varlıklara kayarsa geleceğin ekonomik ayrışması yalnızca eğitimli-eğitimsiz arasında olmayabilir. <strong>YZ sermayesine sahip olanlarla</strong> <strong>olmayanlar</strong> arasında da ciddi bir fark oluşabilir.</p>
<p>İşin ilginç tarafı, otomasyonun bu defa beyaz yakalıları merkeze alması. Model; yönetim, profesyonel hizmetler, satış ve ofis işlerini YZ etkisine açık görürken elektrikçi veya inşaat işçisi gibi fiziksel işleri 2030'a kadar doğrudan etkinin dışında bırakıyor.</p>
<p>Elbette çalışmayı Türkiye'ye birebir uygulayamayız. Model ABD ekonomisine dayanıyor ve robotikteki hızlı ilerleme gibi bazı önemli değişkenleri kapsamıyor.</p>
<p>Ama Türkiye açısından sorulması gereken sorular net: Hangi sektörlerimizin verimliliği artacak? Hangi meslekler küçülecek? Sermaye geliri kime gidecek? Türk şirketleri YZ'nin sadece kullanıcısı mı olacak, yoksa modelin, verinin ve altyapının sahibi de olacak mı?</p>
<p>Çünkü 2030'a doğru giderken önümüzde ilginç bir ihtimal var: <strong>Çok daha zengin bir ekonomide yaşayabiliriz. Ama bu, hepimizin daha zengin olacağı anlamına gelmeyebilir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-bizi-zenginlestirirken-kimleri-issiz-birakacak-87987</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ bizi zenginleştirirken kimleri işsiz bırakacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tlyde-asil-soru-bal-tutup-parmagini-yalayan-ilk-159-kisi-kimdi-87986</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> TLY’de asıl soru: Bal tutup parmağını yalayan ilk 159 kişi kimdi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tera Portföy’ün TLY kodlu Birinci Serbest Fonu, şirketin en büyük fonu haline gelirken son dönemin en dikkat çekici fon hikâyelerinden birine dönüştü. Önce olağanüstü bir performans gösterdi, ardından TEFAS’ta işlem görmeye başlayarak yatırımcı kitlesini on binlerce kişiye çıkardı. Şimdi ise SPK’nın tasfiye kararıyla karşı karşıya.</p>
<p>Hikâyenin başlangıcına dönelim. TLY, 11 Mart 2021’de 0,0253 TL seviyesindeki fiyatıyla yolculuğuna başladı. 2025’in ilk aylarında yatırımcı sayısı 11 kişiydi. 30 Haziran 2025’te ise yatırımcı sayısı 159’a çıkmış, fonun toplam değeri yaklaşık 29,97 milyar TL’ye ulaşmıştı. KAP verileri de 30 Haziran itibarıyla 159 yatırımcı ve 29,966 milyar TL fon toplam değerini doğruluyor.</p>
<p>TLY’nin fiyatı da TEFAS öncesinde hızla yükseldi. 31 Temmuz 2025’te 809,69 TL’ye ulaşan fon, başlangıç fiyatına göre yaklaşık 809 kat değer kazanmıştı. 12 Ağustos’ta TEFAS’ta işlem görmeye başlayan fonun fiyatı yıl sonunda 10.308,97 TL’ye çıktı. Asıl dikkat çekici değişim yatırımcı sayısında yaşandı. 30 Haziran’da 159 olan sayı, 31 Aralık 2025’te 43.228’e çıktı; yaklaşık 272 kat arttı. Buna karşılık fonun toplam değeri 29,97 milyar TL’den 35,3 milyar TL’ye yükseldi.</p>
<p><strong>Sığ hisselerde hareketlilik görüldü </strong></p>
<p>Sonrasında büyüme çok daha farklı bir boyuta ulaştı. SPK’nın 17 Eylül’de tasfiye kararını aldığı tarihte TLY’de yatırımcı sayısı 103.757’ye ulaşmış, fonun büyüklüğü yaklaşık 243,6 milyar TL olmuştu. Son değerleme verisinde fon portföyünün yüzde 87,43’ü hisse senetlerinden oluşuyordu. Portföyde yüksek ağırlık taşıyan hisselerin önemli bölümünün de görece sığ, likiditesi sınırlı ve fiyatı düşük işlem hacimleriyle dahi kolayca yukarı taşınabilen paylar olması dikkat çekiyordu. SPK’nın 18 Eylül açıklamasında, 2025’in son çeyreğinde bazı serbest ve para piyasası fonlarında, fiili dolaşım oranı düşük paylarda ekonomik gerçeklik ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketleri gözlemlendiği belirtildi. SPK da bu gelişmelere ilişkin aylar sonra, 18 Eylül’de yaptığı açıklamayla söz konusu fiyat hareketlerine dikkat çekti.</p>
<p>Bu açıklama, TLY açısından da geriye dönük önemli bir soruyu gündeme getiriyor. 30 Haziran 2025’te fonun yatırımcı sayısı yalnızca 159 iken yaklaşık 30 milyar TL büyüklüğe ulaşmıştı. Bu 159 kişi kimdi ve ne kadar kazandı? İçlerinde politikacılar, bürokratlar veya kamu görevlileri var mıydı? Varsa kimlerdi? Fonun büyüklüğü yaklaşık 30 milyar TL’ye ulaşırken bu kişilerin fondaki payları ne kadardı? Bu paylar üzerinden elde ettikleri kazanç neydi? Daha da önemlisi, TEFAS’a açılmadan önce bu payların değeri neydi ve TEFAS sonrasında bu kişiler fonda kalmaya devam etti mi?</p>
<p>Bal tutup parmağını yalayan ilk 159 kişi kimdi ve tren raydan çıkmadan vagonu terk ettiler mi?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tlyde-asil-soru-bal-tutup-parmagini-yalayan-ilk-159-kisi-kimdi-87986</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TLY’de asıl soru: Bal tutup parmağını yalayan ilk 159 kişi kimdi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/portfoyu-mu-bilissel-zihinsel-becerisi-mi-87985</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Portföyü mü, bilişsel / zihinsel becerisi mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İhracat, değişkenleri hızlı ve fazla olan bir iştir. Karmaşa ve belirsizlik altında karar alabilmeyi gerektirir. Küresel pazarlardaki ani değişiklikler, navlun veya siyasi krizler gibi çalkantılar olduğunda, zihinsel şablonları esnek olmayan kişiler hareketsiz kalabilirler.</strong></p>
<p>İhracatçımız şikâyet ediyordu “<strong>Müşteri portföyü zengin diye işe aldık amma sıkışınca ne yapacağını şaşırıyor.</strong>”</p>
<p>Yılbaşında işe alınan ihracat yöneticisi için dert yanıyordu…</p>
<p>Seyahatlerinde karşılaştıkları ve ihracatı iyi olan bir <strong>rakibin</strong> firmasındaki <strong>ihracat yöneticisini transfer</strong> etmişti.</p>
<p>Birkaç yeni müşteri getirince de mutlu olmuşlardı.</p>
<p>Ancak bir <strong>müşteri ile</strong> <strong>yaşanan sorunda</strong>, müşterinin talebi üzerine <strong>patronun</strong> devreye girerek <strong>sorunu</strong> kolayca <strong>halletmesi</strong> biraz tedirginlik yaratmıştı.</p>
<p>Çünkü <strong>sorunun çözümü</strong> çok önemli bir karar almaktan daha çok <strong>müzakere becerisi gerektiriyordu</strong>.</p>
<p>Ne yazık ki bu kişide böyle becerilere sahip olmadığını, müşteri ile karşı karşıya kaldığında fazlasıyla belli etmişti.</p>
<p>Bir başka olayda da <strong>akreditif ile ilgili</strong> olarak yaşanan <strong>sıkıntının nedeninin</strong>, bu kişinin akreditifte sorun yaşanmaması için <strong>gereken tedbirleri</strong> işin başlangıcında <strong>almaması</strong> olduğu anlaşılmıştı.</p>
<p><strong>Ödeme</strong> şeklini sadece <strong>akreditif</strong> olarak belirtmiş <strong>amma</strong> istenilen akreditif ile ilgili <strong>hiçbir koşul ileri sürmemişti</strong>. Ayrıca müşteriden, önceden koşullarını <strong>gözden geçirmek</strong> <strong>amacı</strong> ile açılacak akreditifin <strong>taslağını da istememiş</strong> ve işi almanın heyecanı ile işe koyulmuştu.</p>
<p><strong>Oysa</strong> akreditif koşulları içerisinde işletmeyi <strong>zorlayan koşullar var</strong> idi.</p>
<p>Sorunun neden oluştuğu araştırılırken verilen cevaplar da bu ihracat yöneticisinin “ <strong>Ne olursa olsun, satış bağlansın</strong> “ tarzında düşünen birisi olduğu anlaşılmıştı.</p>
<p>Ayrıca, ortaya çıkan <strong>bazı sorunlarda</strong> da <strong>sorumluluğu personelin üzerine atarak</strong> yönetimde sıkıntı yaratması da bardağı taşıran damlalar olmuştu.</p>
<p>Dostumuz “ Hocam <strong>yeni eleman</strong> bakıyorum, <strong>nelere bakmamı</strong> salık verirsin” diye sordu.</p>
<p>Doğrusu bu kısa kahve sohbetinde kahve falı bakar gibi genel geçer deyimlerle konuştum.</p>
<p><strong>İhracat, değişkenleri hızlı ve fazla olan bir iştir. </strong></p>
<p><strong>Karmaşa ve belirsizlik altında karar alabilmeyi gerektirir.</strong></p>
<p><strong>Küresel pazarlardaki ani değişiklikler, navlun veya siyasi krizler gibi çalkantılar olduğunda, zihinsel şablonları esnek olmayan kişiler hareketsiz kalabilirler.</strong></p>
<p>Oysa <strong>bilişsel esnekliği</strong> olan çalışanlar, yeni durumlara <strong>hızla uyum</strong> sağlayabilir, farklı <strong>seçenekler üretebilir</strong> ve <strong>çözüm</strong> yolları <strong>bulabilir</strong>. Bu önemli bir seçenektir.</p>
<p>Olumsuzluk ortamında, muhatabına veya ekibine kusur bulmaya çalışmak yerine, <strong>kişiye değil soruna odaklanarak sorunu çözmeye çalışmak</strong> önemli bir erdemdir.</p>
<p><strong>İyi bir ihracat yöneticisi</strong>, her zaman vurguladığım gibi, <strong>uluslararası</strong> piyasada oluşan ekonomik ve siyasi dalgalanmalar ile <strong>değişmeleri izlemelidir</strong>.</p>
<p>Bunları irdeleyerek <strong>olası soruları</strong> ortaya çıkmadan <strong>tahmin</strong> ederek <strong>engelleyebilmelidir</strong>.</p>
<p>Bu hareketler arasında ortaya çıkabilecek <strong>iş fırsatlarını</strong> da <strong>okuyabilmeli</strong> ve bunların <strong>nasıl işe</strong> <strong>çevrilebileceğinin</strong> analizini yapmalıdır.</p>
<p>İşimizin önemli bir kısmının iletişim olduğunu düşünürsek, bu kişilerin “ Duygusal Zeka “ (EQ) konusunda kuvvetli olmaları ve eğitilmeleri gereği açıkça görülebilir.</p>
<p>Yapay zekâya yaslanarak mı yoksa kendi zekâsını yapay zekâ ile birlikte kullanıp onu çalıştırıp kendisi mi karar verecek bilebilmek önemlidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/portfoyu-mu-bilissel-zihinsel-becerisi-mi-87985</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Portföyü mü, bilişsel / zihinsel becerisi mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ruzgar-farkli-esiyor-87984</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rüzgar farklı esiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta, son gelişmeler eşliğinde, global ve yerel fiyatlamalara dair konjonktürü ve olası değişimleri konuşmakta fayda görüyorum. Zira zaten hiçbir zaman birbiri ile uyumlu gitmeyen evdeki-çarşıdaki hesap dengesi, bu kez farklı birçok negatif değişkenin etkisiyle daha da kötüleşiyor.</p>
<p>Savaşın, doğrudan ve ikincil etkileri önemli bir baş belası olarak hayatımızdaki yerini koruyor. İlk olarak Avrupa para politikasının gösterdiği sıkılaşma yönlü tepkiye zaman içerisinde küresel tahvil faizlerinin de eşlik etmesi ve artan enflasyonist ve maliye politikası endişeleri ile birlikte geçtiğimiz hafta ile birlikte ABD cephesi de katılım sağladı. 2023’ten bu yana ilk kez artırım tarafına geçen Fed, yılın geri kalan kısmı için de bu riskin masada kalmaya devam edeceğine projeksiyonlar ile işaret etti. FOMC öncesinde geride kalan 3 haftada düzenli şekilde yükselişine devam Amerikan tahvil piyasası, faiz kararı sonrasında yatay seyretti ve endişeli duruşunu korudu.</p>
<p>ABD-İran gerginliğinde kayda değer bir değişim olmaması, dönemsel çatışma patikasının korunması, yüksek seyreden enerji fiyatları, petrol ve türevleri ve diğer ürün marjlarındaki artışlar, global ve yerel tüketim eğilimlerini kısa ve orta vadede baskılamaya devam edecek. Bu, bizi, gerek yurt içi kanal gerekse dış talep üzerinden negatif etkileme potansiyeli barındırıyor. Her ne kadar elimizdeki son uluslararası kuruluşlara ait projeksiyonlar henüz gelecek yıl için ciddi bir sorun patikasına işaret etmese de tahminlerin yılsonuna yaklaştıkça daha güncel çerçeve ile yeniden şekilleneceğini not etmekte fayda var. Bir diğer global sorun başlığı ise ABD’de yaklaşan ara seçimler. Henüz İran ile devam eden çatışma süreci nihayete ermedi ve buna dair gelecek dönem beklentileri de net değil. ABD’de, tıpkı dünyanın geri kalan kısmında olduğu gibi, enerji fiyatları ve diğer girdi maliyetleri artıyor ve bu da vatandaşı zorluyor. Olası siyasi zemin değişimi, bugün konuştuğumuz başlıkların tamamında farklı bir yöne evrilmeye neden olabilir. Özetle, dışarıda oluşan resim, gelişen, gelişmekte olan ve bizim açımızdan destekleyici bir tabana işaret etmiyor.</p>
<p>İçeriye gelelim. Gündem, yine, yeni, yeniden yoğun, fiyatlamalar volatil. SPK’nın fon rehberini yayımlaması ile fonlardaki pozisyon değişimleri kaynaklı başlayan yüksek oynaklık, bu kez son dönemin popüler fonlarının da yer aldığı bazı fonlarda alınan tasfiye kararı süreci ile şiddetini artırarak devam ediyor. BIST100’de haftalık kayıp %8’de gerçekleşirken, bankacılık tarafı TVF’nin BIST30 üzerinden gerçekleştirdiği alımlarla nispeten daha kuvvetli kalmayı başardı. Ancak, genel hava olumsuz ve artan belirsizlikler nakde dönüş düşüncesini canlı tutuyor. Fonlardaki toplam rakamın 1 trilyon liraya yakın olması ve yüksek enflasyon ortamında sermaye piyasaları ve diğer yatırım sınıflarından elde edilen gelirin bir şekilde iç tüketime kanalize olarak canlılığı sürdürmesi, son gelişmelerin yılın son çeyreği için büyüme ve enflasyona olası negatif etkilerini düşünmeyi mecbur kılıyor. Peki, destekleyici olmayan dış koşullar ortamında son haber akışı TCMB’ye yönelik faiz indirim beklentilerini nasıl ve ne yönde etkiler? Zor soru. Tüketimin canlanmasının istenmediğini biliyoruz. Dezenflasyon sürecini destekliyor. Son gelişmeler kendi içerisinde finansal koşullara ek sıkılaştırma getireceğinden faiz indirimi ve bunun boyutu için alan açılır mı? Şimdiden yanıtlamak sağlıksız olabilir. Henüz tasfiye sürecinin yol haritası ve zamanlaması belli değil. Buradan bir şekilde çözülecek olan likiditenin hangi yatırım araçlarına kanalize olacağı belirsiz. Fiyat istikrarı ile finansal istikrarın bir kez daha kesiştiği bir noktadayız.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ruzgar-farkli-esiyor-87984</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rüzgar farklı esiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrol-krizi-turkiyeyi-ilginc-bir-sekilde-etkileyebilir-87983</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol krizi Türkiye’yi ilginç bir şekilde etkileyebilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hürmüz Boğazı ve Bab-ül Mendep çevresinde artan güvenlik sorunları, petrol ve doğal gaz fiyatlarını yukarı iterken Körfez’den Batı’ya enerji sevkiyatını da zorlaştırıyor. Bölgedeki gelişmeler Türkiye’yi yalnızca enerji maliyetleri açısından değil, Suudi Arabistan’la imzalanan savunma anlaşması nedeniyle stratejik bir sınavla da karşı karşıya bırakıyor.</strong></p>
<p>Her gün akaryakıt fiyatlarının biraz daha yükseldiğini öğreniyoruz. Bir benzinciye gidip depoyu doldur dediğiniz zaman bir hafta önce ödediğiniz fiyatı ödemeniz istenirse şaşırıyor, acaba pompadaki adamın bir hata mı yaptığını araştırmağa başlıyorsunuz. Akaryakıt fiyatları Amerikan seçmenini de yakından ilgilendiriyor. Hatta bir kısım seçmenin oyunu bile petrol fiyatına göre şekillendirdiği ileri sürülüyor. Durum böyle devam edecek olursa, Cumhuriyetçilerin hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da sahip oldukları çoğunluğu yitireceklerinden endişe ediliyor. Böyle bir sonuç gerçekleşirse, Trump’ın izlediği siyasetin sorumlu tutulacağından kuşku yok. Çok ilginçtir ki, tartışmalar akaryakıtın fiyatı üzerinden yürütülüyor, halbuki doğalgazın da fiyatı hızla, belki de akaryakıttan daha da hızlı yükseliyor ama o konuda tartışma yok. Bakarsınız, kış gelip de evi ısıtma faturaları gelmeye başlayınca, seçmenler ona da önem vermeğe başlarlar.</p>
<p>Petrol ve doğalgaz fiyatlarının hızla yükselmesinin altında Arap ülkeleri tarafından üretilen yakıtın bir yanı İran’a ait olan bir suyolundan geçmesi yatıyor. Hürmüz Boğazı diye bildiğimiz bu dar suyolu aslında uluslararası bir ticaret yolu olarak kabul edildiğinden İran’a İsrail-Amerikan saldırısı gerçekleşmeden önce serbestçe kullanılabiliyordu. İran petrolüne Amerikalıların uygulamağa çalıştığı ambargo dahi bu serbestiyi etkilememişti. Ancak saldırıdan sonra İran kıyının bir tarafında kendisinin bulunduğunun herkes tarafından teslim edilmesi, bunun için de kendisine bir ödeme yapılmasını şart koştu. Zaten savaş koşulları nedeniyle suyolunun kullanma oranları çok düşmüştü. Buna karşılık, Amerikalılar Boğaz’ın kullanılmasını istiyorlardı. Kullananları askeri imkânlarla koruyacaklarını ilan ettiler. Askeri garantilere rağmen bu imkânı kullanan gemi sayısı pek yüksek değil. Taşıyıcılar, hem nakliye hem de sigorta masraflarının çok yükseldiğine dikkat çekerken, geçici olduğu belli olan bir Amerikan korumasının karşılığında gemilerini riske atmıyorlar. Bu arada Amerikalıların koruması altında seyreden gemilerin yine de İran füzelerine hedef teşkil etmesi de Amerikan garantisinin ne manaya geldiğini kurcalayan ayrı bir soru.</p>
<p>Körfez’den mal sevki konusunda güçlük çeken ülkeler mallarını göndermek için yeni yollar arıyorlar.  Mesela, Suudilerin ülkenin doğusunda ürettikleri petrolü Batı’ya gönderebilmeleri için mevcut bir boru hattını daha yaygın biçimde kullanmaya yöneldikleri ve bu hattı genişletmek istedikleri biliniyor. Ancak kısa süre önce bambaşka bir sorunla karşılaştılar. Suudilerin Yemen’in resmi hükümet kuvvetleriyle işbirliği yaparak mücadele ettikleri ve İran’a yakınlıkları ile bilinen Husiler Mokka kentini ele geçirdiler. Buna ek olarak Perim Adası’nı da ele geçirmiş olmaları etkilerini daha da güçlendiriyor.</p>
<p>Mokka deyince bizlerin aklına genelde hoş şeyler gelir. Bildiğiniz gibi Osmanlı İmparatorluğu döneminde Yemen kahvesiyle meşhurdu. Mokka kahve üretiminde ve ticaretinde önemli yer tutar. Sanıyorum bazı okuyucular hatırlayacaklardır. 16. yüzyılda Kahire ticari Merkez olarak önemini yitirmeye başlamıştı. Unutmayalım, henüz Süveyş Kanalı filan da yok. O dönemde Yemen’den gelen kahveyi hem imparatorluğun muhtelif bölgelerine göndermek hem de Avrupa’ya sevk etmek Kahire’yi yeniden bir ticaret merkezi yapmakta önemli bir rol üstlenmiştir. Şimdi aradan çok zaman geçti, birçok ülke kahve üretiyor ve satıyor. Kahire varlığını kahve ticareti ile güçlendiren bir kent olmaktan çoktan uzaklaştı. Yine de kahve uzmanları arasında Mocca ayrı bir lezzet olarak biliniyor ve revaç görüyor. Mokka’yı stratejik bir nokta olarak ele geçiren Husilerin bu geçmişi yakından tanıdıklarını hiç sanmam. Onlar stratejik bir kente hakim olmanın mutluluğunu yaşıyorlardır.</p>
<p>Husiler belki İran’a yakınlar, hatta askeri güçlerini büyük ölçüde İran’a borçlu oldukları söyleniyor ama bağımsız bir güç olduklarını da hatırlamak gerekiyor. Şimdiye kadar deniz trafiğine ilişmeseler de, Körfez’de Arapların ürettiği yakıtın hiçbir zaman güvenle Batı piyasalarına gönderilemeyeceğini göstermiş bulunuyorlar. Bab-ül-Mendep geçit vermezse, akaryakıt taşıyan tekneler Körfez’den çıksalar bile Süveyş Kanalı yerine Ümit Burnu’nu kullanmak zorunda kalacaklardır. Bu gerek yakıt gerek zaman olarak maliyeti yükseltecek, dolayısıyla hem sevkiyatı azaltacak, hem de maliyetleri yükseltecek bir yoldur. Husiler ayrıca uluslararası piyasadan kolayca tedarik ettikleri parçalarla kendi dronlarını yapacak teknolojiyi de geliştirmiş durumdalar. Nitekim kendi imalatları olan dronları kullanarak Suudi hedeflerine de saldırabileceklerini, şimdiden Batı’ya giden petrol boru hattını bombalayarak gösterdiler.</p>
<p>Suudiler, Husilere haddini bildirmek için Birleşik Devletler’den yardım istedi ama öyle anlaşılıyor ki şu sıralarda Amerika yeni bir askeri maceraya atılacak halet-i ruhiye’ye sahip değil. Dolayısıyla, Suudi talebi karşısında kayıtsız kaldılar. Şimdilerde Suudiler İngiltere’den destek arıyorlar. İngiltere zaten Suudi Araplara askeri danışmanlar göndermek suretiyle destek veriyor, bunun ötesine de gidecekmiş gibi gözükmüyor.  </p>
<p>İlginç bir biçimde Körfez’de cereyan eden olaylar Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Tabii, yakıt fiyatı artışlarından Türkiye de olumsuz biçimde etkileniyor ama bu süreci etkilemek için ülkemizin elinde fazla bir imkân bulunmuyor. Sadece olanları seyrederek değişen koşullara uyum sağlamağa çalışıyoruz. Ancak, sizlerin de bildiği gibi bir süre önce Türkiye Suudi Arabistan ve Pakistan ile birine yapılacak saldırının hepsine yapılmış gibi kabul edileceğini öneren bir savunma paktı imzaladı. Şu sırada Husiler Suudi Arabistan’a savaş ilan etmiş ve ülkeyi işgale kalkışmış değiller (boru hattı saldırısını bir yana bırakıyorum), dolayısıyla mevcut durumun Türkiye’yi ilgilendirmediği ileri sürülebilir. Ancak Suudi Arabistan Husiler’le bir savaşa tutuşacak olursa, ülkemiz ne yapacaktır? Acaba Türk askerleri Suudilere savunmak için oralara gönderilecek midir? Belki daha da beteri, İran Amerikalılara üs verdiği gerekçesiyle Suudi Arabistan’a saldıracak olursa veya İran’ın müttefiki Husilere saldırmasını vesile ederek Riyad’a asker sevk edecek olursa, Türkiye ne yapacaktır? İran ile askeri bir mücadeleye girmesi akla pek uygun gelmiyor.</p>
<p>Görüyorsunuz, kime karşı olduğu bir türlü ilan edilmeyen, ancak şimdi somut bir durumla karşılaşıldığı zaman üzerinde düşünmeğe başladığımız bu savunma anlaşmasının pek de iyi düşünülmeden ilerlemiş bir girişim olduğu belli olmağa başladı. İmzalanmasından kısa bir süre sonra pakttan çekilmek imzalayan ülkeleri yüceltici bir girişim olarak değerlendirilmeyecektir. Pekiyi, o zaman ne yapmalı? Galiba paktın işlerlik kazanmasını geciktirecek koşullar ileri sürmek, hangi koşullarda kime karşı geçerli olacağını tanımlamaya çalışarak vakit kazanmaya çalışmak gerekiyor.</p>
<p>Daha önceki bir yazımda, Türkiye’nin Suudilerle imzaladığı savunma paktının fiiliyatta fazla anlamlı olamayacağını yazmıştım. Şu anda hala o satırları yazarken ifade ettiğim ümidin geçerli olduğunu düşünüyorum veya düşünmek istiyorum.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrol-krizi-turkiyeyi-ilginc-bir-sekilde-etkileyebilir-87983</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/3/1280x720/kriz-1790051762.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrol krizi Türkiye’yi ilginç bir şekilde etkileyebilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-anayasa-ve-guc-dengeleri-87982</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni anayasa ve güç dengeleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yeni anayasa tartışması seçim takvimiyle birlikte yeniden siyasetin merkezine otururken, vatandaşlık tanımı ve yüzde 50+1 kuralı en kritik başlıklar arasında öne çıkıyor. Tartışmanın asıl sorusu ise şu: Anayasanın temel hükümleri üzerinden yeni bir siyasi pazarlık zemini oluşabilir mi?</strong></p>
<p>Malum, önümüzdeki seçimleri merakla bekleyen siyaset erbabı her gün yeni bir spekülasyonla karşımıza çıkıyor. Bazen, anayasa değişikliği ile parlamenter sisteme geçileceğini duyuyoruz. Bazen anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanlığı seçimi için 50+1 barajının geriye çekileceği iddiası kulağımıza çalınıyor. Bazen anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin eskisi gibi 7 yıla çıkarılacağı iddia ediliyor. Bazen vatandaşlık kavramının, bazen “değiştirilemez, değişmesi teklif dahi edilemez” maddelerin revizyona tabi tutulacağı öne sürülüyor. “Terörsüz Türkiye” süreci ile yeni bir anayasa yapılmasının kaçınılmaz hale geldiği de iddia ediliyor. Çift dilli anayasa isteyen de ortaya çıkıyor…</p>
<p>Bütün bu tartışmanın ana konusu, sizin de fark ettiğiniz gibi anayasanın kendisi.</p>
<p>Top yekûn değişecek mi? Sadece bazı maddeler mi gözden geçecek? Oturup baştan sona yeniden mi yazacağız? Şimdilik kimse bilmiyor ama herkesin bir fikri var.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Erdoğan'ın bir sonraki seçimde son kez aday olacağını ve seçimin TBMM kararıyla 16 Nisan 2028'de yapılabileceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, bu kez de anayasa değişikliğine ilişkin görüşlerini paylaşmış.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş ile Terörsüz Türkiye süreci ardından gelinen aşamada yeni anayasanın Türkiye Cumhuriyeti için artık kaçınılmaz olduğunu savunan Uçum anayasa değişikliğini yeni döneme bırakmak gerektiğini savunarak, şu saptamayı yapmış:</p>
<p>“… Elbette yeni anayasa Türkiye’nin olağan gündemi olarak her zaman güncel bir konudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 28. döneminde yeni anayasanın yapılma ihtimali de Meclisimizin değerlendireceği bir husustur. Bu ihtimal asla dışlanamaz. Buna mukabil gerek zaman yönetimi gerekse yeni anayasa sürecinde olgunlaştırılması gereken konulara ilişkin fikri çalışma ihtiyacı TBMM’nin 29. döneminde yeni anayasanın yapılmasını daha gerçekçi bir hedefe dönüştürüyor. Tabii ki nihai karar demokratik siyasi liderliğin ve Meclisimizindir.”</p>
<p>Biliyorsunuz 1982 Anayasası'nın yürürlükte 154 maddesi var. Bunların 103’ünün 58’inde hiç değişiklik olmadı, 45’inde tali değişiklikler yapıldı.</p>
<p>Uçum, buradan hareketle Anayasa’nın üçte ikisinin aradan geçen 44 yıla rağmen darbe ürünü olma özelliğini sürdürdüğünü belirtip ilk dört maddenin esaslarının (devamlılık ilkesi dahil) korunacağına vurgu yaparak, “yürütme ve yürürlük maddeleri de çıkınca geride kalan 97 maddenin gözden geçirilmesi, bazılarında esaslı değişiklikler yapılması, bir kısmının güncellenmesi, bir kısmının kaldırılması temel bir ihtiyaçtır” görüşünü savunuyor.</p>
<p>Yeni anayasanın sadece bir ihtiyaç değil, aynı zamanda bir zorunluluk olduğunu düşünen Uçum ısrarla bir vurgu yapıyor: “Bilinmelidir ki 2023 ruhuna sahip ve 2053 ve 2071 vizyonlarına uygun olarak hazırlanacak yeni anayasada milli kurtuluş ve bağımsızlık mücadelemizin ve anayasal birikimimizin kazanımları olarak Türk milleti, Türk vatandaşlığı, resmi dil ve tek zorunlu eğitim dili olarak Türkçe, cumhuriyet, üniter yapı, laiklik, demokratik hukuk devleti kırmızıçizgilerdir. Bu konularda istismar siyaseti yürütülmesine, sürece gölge düşürmek maksatlı bilinçli çarpıtmalar yapılmasına asla müsaade edilmez. Bu hususlarda farklı bir düzenleme tartışması zaten kabul edilemez.”</p>
<p>Muhtemelen buradaki “Türk milleti” ve “Türk vatandaşlığı” kavramları en çok tartışılacak başlıklar olacaktır. Bu kavramlar hangi kıstaslara göre korunacaktır? Misal; 1980 Anayasası’ndaki gibi mi?</p>
<p>“MADDE 66.- Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Tüktür. “(Bu madde 1961 Anayasası’nın 54. maddesinin birebir aynısıdır)</p>
<p>1924 Anayasası’ndaki gibi mi?</p>
<p>“MADDE 88.- Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibarı ile Türk itlak olunur.”</p>
<p>1876 Kanun-ı Esâsî'nin madde 8'i gibi mi?</p>
<p>“MADDE 8.- Devleti Osmaniye tabiiyetinde bulunan efradın cümlesine herhangi din ve mezhepten olur ise bila istisna Osmanlı tabii olunur ve Osmanlı sıfatı kanunen muayyen olan ahvale göre istihsal ve izae edilir.”</p>
<p>Hatırlarsınız mesela MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Feti Yıldız da Anayasa’nın 66. maddesine dair tartışmalara ilişkin yaptığı bir açıklamada 1924 Anayasası’na atıf yaparak, “…modern, demokratik, hukuka dayalı ve temel hak ve özgürlükleri en geniş kapsamda güvence altına alan bir devlet yapılanması için bugün dahi en geçerli ve gerçekçi formül olarak değerlendirilmektedir” demişti.</p>
<p>Bu konuyu uzun anlatmamın sebebi seçimden önce ya da sonra bu maddenin çok tartışma yaratacak olması gerçeği.</p>
<p>Tam bu noktada Uçum’a geri dönersek…</p>
<p>Şöyle diyor, “…Halkın, sistemin işleyişindeki iradesini güçlendirmiş olan etkili iki oy hakkı ve yüzde 50+1 kuralı halka rağmen değiştirilemez. Halk da iradesini zayıflatacak bu tip karşı hamlelere geçit vermez.”</p>
<p>Şimdi şu soruya gelelim… Sizce Türk vatandaşlığı kavramı ile 50+1 kuralı karşılıklı pazarlık konusu yapılır mı?  Yeni anayasa ile birlikte TBMM İçtüzüğü’nün, Siyasi Partiler Kanunu'nun ve seçim kanunlarının da yenilenmesi halinde siyaset kurumu böyle bir pazarlığa tevessül etmekten imtina eder mi?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-anayasa-ve-guc-dengeleri-87982</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni anayasa ve güç dengeleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31e-dogru-atik-gida-88001</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31’e doğru atık gıda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta, sürmekte olan 81.Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu (UNGA81; 8-28 Eylül) için ayrı önemli. Liderler barış; güvenlik; iklim değişikliği; insani yardım; sağlık konuşacak. Yüksek Düzey Haftası ile Küresel Amaçlar Haftası ilerlerken Newyork (NYC) İklim Haftası (20-27 Eylül 2026), BM İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde kritik. Climate Group’un düzenlediği bu hafta uzmanlar, iş dünyası ve karar vericileri bir araya getiren küresel en büyük etkinlik. Gıda üretim ve tüketiminde dönüşümü hedefleyen, kâr amacı gütmeyen Food Tank iki etkinlik yapıyor: 21 Eylül’de BM Çevre Programı (UNEP) ile “Gıda İsrafını Çözmek: İklim Krizi için Anahtar Çözüm ”, 22 Eylül’de NYC Belediye Başkanlığı ile “İnsan Odaklı, İklim Dostu, Gıda Öncüsü NYC”. Food Tank, COP31’e geliyor. Tanışıp paydaş olacağım.</p>
<p>COP31 eylem gündemi 10 öncelikli alanından biri Sıfır Atık olup bize yakışan ev sahipliğinde konferansın devasa yerleşkesinde, Antalya’nın yeşilinde, mavisinde doğamızı ve kültürümüzü de tanıtırken mutfağımızın benzersiz tadının akıllarda kalmasını ve en iyi atık gıda yönetimini başaracağız.</p>
<p>Artan atık çıkışı biyoçeşitlilik kaybı, çevre kirliliği, iklim değişikliği üçlü gezegen krizi için büyük sorun iken atık gıda ise açlık, kentsel altyapı ve halk sağlığı üzerinde yükselen baskısını artırıyor. BM verisine göre gayriresmi yerleşim bölgelerinde yaşayan 1,1 milyardan fazla insan etkilenirken 1 milyardan fazla öğün israf edilip küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 8-10’una sebep olunuyor. Bu nedenlerle atık gıdanın azaltılması Aşırı Yoksulluğu Sona Erdirme; Eşitsizlik ve Adaletsizlik İle Mücadele; İklim Değişikliğini Düzeltme üç sözünü UNGA69’da, 2015’te vererek ilerlediğimiz ve vaktin giderek azaldığı BM Gündem 2030: Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) için ve de Paris Anlaşması gereğince önemli. İnsan ve doğası için daha döngüsel daha dayanıklı daha adil şehirlerin inşası için atık gıda yönetiminin tartışılamaz yeri mühim.</p>
<p>Halen Zero Waste Estonia (ZWEE) adıyla etkin farkındalık yaratan, 2011 yılında Estonya’da temizlik eylemi hedefl i Lets’s Do It Vakfı (LDIF) kurularak Dünya Temizlik Günü kutlaması ve eylemler başlatıldı. Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) olarak 2020’de dijital yaşamı temizleme ilk çağrımızı yaparak sivil toplum katkımızı sunmaya başladık. BM Aralık 2023’te 20 Eylül’ü Dünya Temizlik Günü ilan ederek paydaşları temizlik ve farkındalık faaliyetlerine davet etti. Bu yıl “Temiz Tabaklardan Temiz Şehirlere” teması atık gıda çıkışını önleyerek gıda israfına odaklanma ve döngüsel ekonomide sürdürülebilir kalkınan dirençli şehirler kurma eylemini hızlandırma için seçildi. 19-21 Eylül tarihlerindeki 2026 kutlaması Çin’in Shaoxing şehrinde BM-Habitat etkinliğinde, sorumlu üretim-tüketim-satın almayı yaygınlaştırma; atık azaltımı ve ayrı toplama günlük alışkanlıkları teşvik; yerel atık gıda yönetimi ve döngüsel ekonomi sistemleri güçlendirme; dayanıklı şehirleri destekleyen ortaklıklar ve politikalar geliştirme gerekliliklerine odaklanıldı.</p>
<p>Her bir lokmamızda, tabağımızda enerji, su, doğamızın kaynakları, emek ve akçe saklı. Her atık lokmamızda da olan bu saklı servet, gezegenimizin ve kesemizin sermayesi. Temiz tabakla sofradan kalkarak temiz şehirlerimiz için sürdürülebilir yaşam kültürümüzle ilerlemek gerek. Atık gıda yönetimi önceliklemesinde tabağımıza bitkisel ve hayvansal ürünlerin gelişine dek olan süreçte, tarımda ve gıda sektörlerindeki en iyi atık yönetimi ile tarlada, çiftlikte, hasat sonrasında, gıda işlemesi, hizmeti ve perakendesinde gıda kaybı mümkün en az olarak gıda israfı SKA12: Sorumlu Üretim ve Tüketim ile önlenmelidir.</p>
<p>2025 tarihli Gıda Kaybı ve İsrafı (FLW) Azaltılmasının Potansiyel Etkileri: Üçlü Zorluk ve Maliyet- Fayda Analizine Etkileri adlı Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) raporunda gıda güvenliği, çevresel sürdürülebilirlik yönetimi ve kırsal hane halklarının geçim kaynakları üzerindeki etkilerinin analizi mükemmel ortaya koyarak politika yapıcılar için FLW azaltım stratejileri hazırlama ve uygulamada fayda-maliyet dengelemesinin gereğine vurgu yapıyor. Halen 2030’a dek yüzde 26-47 aralığında küresel FLW azaltım ülke hedefleri var.</p>
<p>BM Uluslararası Gıda Kaybı ve İsrafı Farkındalık Günü’nde, 29 Eylül 2026’da “İnsan ve Gezegen İçin Gıda Kaybı ve İsrafı Durdurun” diyerek COP31 öncesinde atık gıda gündemimizde yine olacak. Hepimize, sahip olduğumuz her şapkamızla düşen görevler var. Çünkü insan nerede ise atık gıda da orada.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31e-dogru-atik-gida-88001</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31’e doğru atık gıda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ponzi-87981</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ponzi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yüzde binlerce getiri vaadiyle büyüyen Ponzi oyunlarının ortak noktası değişmiyor: Para kazanıldığı sanılırken aslında yeni gelenlerin parası eskilere aktarılıyor. Asıl soru ise hep aynı: Bu düzen neden daha erken fark edilmiyor? Olağanüstü getiriler karşısında denetim mekanizmalarının neden zamanında devreye girmediği.</strong></p>
<p>Geçen hafta yedi portföy şirketi ve 131 fona ilişkin patlayan kriz hakkında güzel bir yazı yayımlandı. Kerim Rota ‘Medium’ platformunda kaleme almış. Okumanızı öneririm. Bu konuda yanıtını merak ettiğim konu, sözü edilen inanılmaz getiri oranlarına rağmen neden çok daha önce harekete geçilmediği. Gerçi ‘inanılmaz’ sıfatı bile çok hafif kaçıyor; neyse. En iyisi ben tarihten birkaç Ponzi oyununun öyküsünü (Parasal İktisat: Kuram ve Politika ders kitabımda ne olur ne olmaz, öğrencilerin zihinlerinin bir köşesinde kalsın amacıyla yazdığım bölümden) aktarayım:</p>
<p>“Ponzi 1903’de Amerika’ya göçen bir İtalyan. Ponzi oyunu ya da Ponzi sistemi denilen şey sonuçta finansal dolandırıcılık. Bunu ilk keşfeden Ponzi değil. Ama ABD’de oluşturduğu sistem o kadar yaygınlaşmış ki, bu tür alavereler arkadaşımızın adıyla anılıyor artık. Şu üç örnek sanıyorum yeteri kadar açık olacak bu tür dolandırıcılıkları anlamak için.</p>
<p>1980’lerin ilk yarısında Türkiye’de çeşitli ‘bankerler’ inanılmaz faizler vaat ederek para topluyorlardı. Bu topladıkları paraları daha yüksek bir getiriyle başkalarına satabilmeleri gerekiyordu ki, hem borçlarının anaparasını hem de faizini ödeyebilsinler. Ama o kadar yüksek getiriye sahip bir reel yatırım projesi nereden bulunacaktı? Çok açık biçimde bu bir Ponzi oyunuydu. Yani, iki kişiden bugün yüksek faizle para topluyorsam, ertesi gün en az başka üç kişiden yine yüksek faizle para toplayayım ki o iki kişinin parasını ödeyebileyim. Bir sonraki gün ise bu sefer en az dört kişiden para toplamam gerekiyor ki, önceki üç kişinin parasını ödeyebileyim. Her seferinde daha fazla kişiden para toplayabilmek oldukça güç bir işti. Bu nedenle bir dolu reklam faaliyeti yürütülüyordu. O dönemde yaşayanlar televizyonlardaki neşeli banker reklamlarını hatırlayacaklardır.</p>
<p>Bu böyle sürüp gidiyordu. Ta ki, bankerler artık toplanacak para bulamayıp ödeme güçlüğüne düşünceye kadar. Sonrası malum: Banker bürolarının önünde alıcı kuyrukları, sonra bankerlerin bürolarının basılması ve üç beş daktilo, bilgisayar, koltuk ve telefonun alınıp götürülmesi. Kısacası, tasarruf sahiplerinin tasarrufları buhar olup uçmuştu.</p>
<p>1990’ların ilk yarısında Rusya’da da görüldü benzer banker skandalları. Bir tanesi oldukça ilginç. MIT iktisat profesörü Olivier Blanchard’ın makroekonomi kitabından yararlanarak aktarıyorum: 1994 yılında Sergei Mavrody yılda en az yüzde 3000 getiri vaat ederek kurduğu MMM şirketinin hisselerini satmaya başlamış. Tahmin edeceğiniz gibi MMM şirketinin büroları (140 büro), bürolardaki bilgisayarları, telefonları ve diğer büro mobilyalarından başkaca varlığı yokmuş. Kısacası, yıllık yüzde 3000 getiriyi bu mobilyalar kazanacakmış! Şubat ayında bir hissenin değeri 1 dolar (1600 ruble) kadarken temmuz ayında 51 dolara (105 bin rubleye) fırlamış. İnanılmaz bir artış!</p>
<p>Tabii ki sistem çökmüş. Hem de hisselerin şaha kalktığı temmuz ayının sonunda. Yani, topu topu beş ay yaşayan bir Ponzi sisteminden söz ediyoruz. İşin ilginç tarafı şu: Mavrody, sistemin çökmemesi için hükümeti ‘göreve’ çağırmış. Halkın parasını ödeyin demiş. Rusya hükümeti şüphesiz böyle bir şey yapmamış. Ama Mavrody hükümetin bu uygulamasını protesto ederek o yıl yapılan seçimlerde adaylığını koymuş ve bildiniz; kazanarak bir kahraman edasıyla parlamentoya girmiş.  </p>
<p>Bu tür Ponzi oyunlarının en güncel örneği ABD’den geldi. Tasarruflarını topladığı zengin kişilere normalinden daha yüksek getiri vaat eden Bernard Madoff skandalını hatırlayanlar olabilir. Mahkemesi Haziran 2009 sonlarında bitti ve 150 yıl ceza aldı kendisi. Ne talihtir ki, Madoff temmuz ayı ortasında cezasının ‘ilk bölümünü’ çekmek üzere Atlanta’da daha önce Ponzi’nin konulduğu hapishaneye konuldu! Bu da ABD makamlarının Madoff’a bir jesti olsa gerek. Hesaplara göre Madoff’un bu ‘oyunu’ sonucunda batan para miktarı 65 milyar dolar kadar! Madoff’un bu dolandırıcılığının bir kişinin yerkürede bugüne kadar gerçekleştirdiği en büyük dolandırıcılık olduğu belirtiliyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ponzi-87981</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ponzi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ben-sizin-dediginizi-yaptim-simdi-beni-kim-koruyacak-87980</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ben sizin dediğinizi yaptım, şimdi beni kim koruyacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>131 fonun tasfiye süreci, yatırımcı güveninin ne kadar kolay sarsılabileceğini gösterdi. Yatırım fonlarının tasfiye süreci, yıllardır bireysel yatırımcıya verilen “profesyoneller yönetsin” tavsiyesini tartışmaya açtı. Yıllardır insanları tasarruflarını sermaye piyasalarına taşımaya çağırıyoruz, şimdi yapılması gereken, bu çağrının karşılık bulmasını sağlayan güveni korumak.</strong></p>
<p>Yatırımcıyı piyasaya getirmek zor ama kaçırmak kolaydır. Bu halkı yatırım fonlarından soğutmayalım.</p>
<p>Bir zamanlar “yatırım fonuna yatırım yapın” diye bireysel yatırımcıya ne diller dökmüştük. Ne demiştik? “Bireysel yatırımcı tek tek hisseleri ve finansal araçları takip edemez. Onun yerine bu işi SPK lisanslı uzmanların takip ettiği fonlara yatırım yapsın.”</p>
<p>Geçen hafta yaşananlardan sonra bu tavsiye ciddi şekilde test edilmeye başlandı. Tavsiyeye uyan bazı yatırımcıların gözünü günlerdir uyku tutmuyor. Çünkü tavsiyelere uyup fonlara yatırım yaptılar ve o fonlar tasfiye edildi.</p>
<p>SPK yedi portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu 131 fonun tasfiye sürecini başlattı. Sürecin detaylarını yayımlayarak yatırımcıların paralarını nasıl alabileceklerini belirledi. Önümüzdeki dönemde fonların varlıkları yatırımcı menfaati, piyasa derinliği ve likidite koşulları gözetilerek kademeli biçimde nakde çevrilecek. Oluşan para da yatırımcılara sahip oldukları pay oranında ödenecek. Tasfiye sürecinin altı ay içinde tamamlanması öngörülüyor; ancak nakit oluştukça yatırımcılara daha erken ödeme yapılabilecek. </p>
<p>Bunlar prosedür. Asıl mesele ise prosedürün çok ötesinde.</p>
<p><strong>Yatırımcıya “güven” sattık</strong></p>
<p>Yatırım fonu yatırımcıya sadece bir finansal ürün satmaz. Bir ölçüde güven de satar. “Sen piyasayı takip etmek zorunda değilsin. Bu işi profesyoneller yapacak” denir. Yatırımcı da bunun karşılığında yönetim ücreti öder, riskini kabul eder ve parasını profesyonel yönetime teslim eder.</p>
<p>Elbette fon yatırımı risksiz değildir. Hisse senedi fonu düşebilir, altın fonu değer kaybedebilir, tahvil fonunun getirisi beklentinin altında kalabilir. Geçmiş performans geleceğin garantisi değildir. Fonun kazancı da kaybı da yatırım yaptığı varlıkların performansına ve piyasa koşullarına bağlıdır.</p>
<p>Ama burada tartıştığımız şey piyasa riski değil. Yatırımcının “hisse düştü, zarar ettim” demesiyle “güvendiğim sistem ortadan kalktı, paramın akıbetini bekliyorum” demesi aynı şey değil. Birincisinde yatırımcı riskini bilerek piyasanın içine girer. İkincisinde ise yatırımcıya, sermaye piyasasının kuralları içinde güvenli bir yapı sunduğumuzu söyleyen sistemin sorgulanması gündeme gelir.</p>
<p>İşte asıl tehlike burada.</p>
<p><strong>Yüzüstü bırakılan kim?</strong></p>
<p>Fonlara yatırım yapan insanların hepsini finans uzmanı olarak düşünemeyiz. Zaten fonların varlık nedeni biraz da bu. Herkes bilanço okuyamaz, şirket değerleyemez, tahvil piyasasını izleyemez, altın fiyatını analiz edemez. Bu nedenle portföy yönetimi diye bir sektör var.</p>
<p>Üstelik yıllardır bireysel yatırımcıya “tek hisseye yüklenme, çeşitlendir”, “uzmanların yönettiği fonlardan yararlan”, “uzun vadeli düşün” diyoruz. Finansal okuryazarlığı artırmaya çalışıyoruz. İnsanları yastık altından çıkıp sermaye piyasalarına gelmeye çağırıyoruz.</p>
<p>Şimdi bu insanların bir bölümüne “Kusura bakma, yatırım yaptığın fon tasfiye ediliyor” dediğimizde ortaya çıkan güven kaybını sadece “yatırımcı risk aldı, sonucuna katlanacak” diyerek geçiştiremeyiz.</p>
<p>Çünkü yatırımcının aldığı risk ile sistemin taşıması gereken sorumluluk birbirinden farklıdır.</p>
<p>SPK’nın kendisi de son düzenlemelerinin arkasındaki gerekçeyi yatırımcı tasarrufunu korumak, güveni sağlamak, fonlar üzerinden manipülasyon imkanını sınırlandırmak ve şeffaflığı artırmak olarak açıklıyor. Demek ki mesele yalnızca birkaç fonun tasfiye edilmesi değil. Mesele, sermaye piyasasına güvenin nasıl korunacağı.</p>
<p><strong>Güven bir kere kırılırsa</strong></p>
<p>Bir tasarruf sahibini mevduattan, altından, dövizden veya gayrimenkulden çıkarıp yatırım fonuna getirmek kolay değil. Bunun için yıllarca finansal okuryazarlık kampanyaları yapmak, yatırımcıya fonların nasıl çalıştığını anlatmak gerekiyor. Fakat bir yatırımcı parasını profesyonel yönetime teslim ettikten sonra karşısında belirsizlik, tasfiye ve aylar süren bir bekleme süreci görürse, yeniden “fon al” demek kolay olmayacak.</p>
<p>Üstelik burada sadece bugün tasfiye edilen 131 fonun yatırımcısından söz etmiyoruz. Sermaye piyasasına bakıp karar veren milyonlarca potansiyel yatırımcı da bu gelişmeleri izliyor.</p>
<p>SPK’nın attığı adımların arkasında piyasanın sağlıklı işlemesi ve yatırımcıların korunması amacı bulunuyor. Bu nedenle şimdi yapılması gereken sadece fonların varlıklarını satıp parayı dağıtmak değil; “Bu noktaya nasıl gelindi?” sorusuna da yatırımcıyı tatmin edecek kadar açık cevap vermek. </p>
<p>Hangi mekanizmalar çalışmadı? Hangi kontroller yetersiz kaldı? Benzer bir durumun tekrar yaşanmaması için hangi tedbirler alındı? Ve en önemlisi, yatırımcı bundan sonra neden fonlara güvenmeli? Bunların cevapları verilmeden “finansal okuryazarlık” demenin de, “sermaye piyasalarını büyütelim” demenin de fazla anlamı yok.</p>
<p>Yatırım fonları yalnızca bireysel yatırımcı için değil, sermaye piyasasının gelişimi için de önemlidir. Küçük tasarrufları bir araya getirerek profesyonel yönetim altında ekonomiye ve sermaye piyasalarına yönlendirir. Yatırımcıya çeşitlendirme imkânı sunar ve piyasaların derinleşmesine katkı sağlar. Bu nedenle fonlara duyulan güvenin sarsılması, yalnızca bugün tasfiye edilen fonların yatırımcılarını değil, sermaye piyasasının geleceğini de ilgilendiriyor. Yıllardır insanları tasarruflarını sermaye piyasalarına taşımaya çağırıyoruz. Şimdi yapılması gereken, bu çağrının karşılık bulmasını sağlayan güveni korumak. Sermaye piyasasını büyütmenin yolu yalnızca daha fazla yatırımcı çekmekten değil, yatırımcının sisteme duyduğu güveni sürdürebilmekten geçiyor</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ben-sizin-dediginizi-yaptim-simdi-beni-kim-koruyacak-87980</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/piyasalar.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ben sizin dediğinizi yaptım, şimdi beni kim koruyacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87978</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizi Merkez Bankası&#039;nın faiz kararını nasıl etkiler?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Fon Krizi Merkez Bankasının Faiz Kararını Nasıl Etkiler?  | Ekonomi Masası | 22 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/eARe3EK_a9E" width="780" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87978</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/guldag-berfin-1787719214.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isletmelerde-idrak-gecikmesi-87979</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşletmelerde idrak gecikmesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapılması gereken; iş süreçlerini, ilişki süreçlerini, iletişim süreçlerini ve daha önce yok ise var edilen bilgi süreçlerini gözden geçirmek olmalıdır. Çoğu işletme, bu süreçlerin dahi farkında değil.</strong></p>
<p>Ataların sözüdür; “<strong>durduk yerde icat çıkarma</strong>.” Biz bunu yalnızca “<strong>icat çıkarma</strong>” diye kısaltmış, inovasyon eksiğimize “<strong>kültürel mazeret</strong>” yapmışız. Oysa bu çetin coğrafyada başı her sıkıştığında, “<strong>ihtiyaç duyduğunda</strong>” icat çıkara gelmiş, problemlere daima çözüm üreterek var olabilmişiz.</p>
<p>Bana göre sorun; <strong>icada ihtiyaç duyma noktasındaki idrak gecikmesidir</strong>. Nitekim yıllardır yazar dururum; bizde <strong>kaynak değil idrak sorunu var</strong> diye…2009’da <strong>Küresel Kriz Avrupa’yı vurunca</strong> ihracatçı, <strong>eksen kaydırmayı icat etti</strong> ve dünyanın sadece Batı’dan ibaret olmadığını keşfetti.</p>
<p><strong>KAYNAK DEĞİL İDRAK SORUNU</strong></p>
<p>Yetmedi, katma değer olmayınca ihracatın hamalı olduğunu fark etti, <strong>inovasyon ihtiyacını</strong> keşfetti. Yıllardır <strong>Ar-Ge</strong>’ye milyarlarca dolar para akıtan bizlerin, <strong>arzulanan başarıya neden ulaşamadığımızı </strong>sorguluyorum. <strong>Yasa</strong> sorunu vardı, çözdük, <strong>kaynak</strong> sorunu vardı, hallettik, <strong>teşvik</strong> sorunu vardı, çözdük.</p>
<p>Peki, neden <strong>AR</strong>’aştırdığımız kadar <strong>GE</strong>’liştiremiyoruz? Kaçımız bu açmazın farkında bilmiyorum ancak emin olduğum şudur ki <strong>idrak gecikmesi </strong>var bizde. Biri “<strong>kaynak sorunu</strong>” derse aldanmayın. Sorun, idrak sorunudur. Hatta sorun; <strong>idrak yolları iltihabımızda</strong>… Çaresi zihin yapımızı yeniden tanzimdir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / İdrak sorununa dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Neden Ar-Ge bizde yürümez?</em></strong></p>
<p>Farklı olandan <strong>KORKU</strong>, bize benzemeyenden <strong>NEFRET</strong>, rakiple düello yerine <strong>PUSU</strong>, akıl yerine <strong>KURNAZLIK</strong>, sabır yerine <strong>TELÂŞ</strong>, merak yerine <strong>BİAT</strong>, bilgi yerine <strong>KANAAT</strong> ve özgün yerine <strong>TAKLİT</strong>…</p>
<p><strong><em>Eski köye yeni adet gelse?</em></strong></p>
<p>İnovasyon, “<strong>eski köye yeni adet</strong>” getirmek ise, köyün; kendi <strong>eskimiş seçenekleri</strong> dışında, “<strong>yeni</strong>” alternatifleri üretmeye <strong>izin vermesi</strong> gerekmez mi? Eğer <strong>idrak gecikmesi</strong> sorununu aşarsak tabii.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>YAPISAL REFORM ASIL İŞLETMELERİMİZE LÂZIM</strong></p>
<p>Bildiğim şudur; <strong>değer üretmeyen süreçleri ayıklamadıkça</strong> <strong>zıplayamazsın</strong>. Ben bu yüzden ben her kurumun, kamu ve özel sektörün, <strong>kendi içine yönelik</strong> devrimci adımla <strong>gözlem yapması</strong> gerektiğini savunuyorum. Yapısal reformu <strong>devletten</strong> bekliyoruz ya. Daha çok bekleriz. <strong>Kendi yapımıza</strong> bakalım.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KAYNAK&amp;İDRAK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Süreç iyileştirme</strong>: Burada ne yapıyoruz ve bunu nasıl yapıyoruz sorusuyla ulaşılan başarılar</p>
<p><strong>Yapısal reform</strong>: Sistemi bütüncül ele alıp yapısal deformasyonları yeniden forma sokmak</p>
<p><strong>İdrak sorunu</strong>: Eskimiş ve kullanışsız hale gelmiş ezberleri teşhis, ayıklama yetersizliği</p>
<p><strong>Kaynak sorunu</strong>: Süreçleri yeniden tanımlamış olmak yetmez, finansmanı da çözmek gerek</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isletmelerde-idrak-gecikmesi-87979</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/sirket-ofis-1753218589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşletmelerde idrak gecikmesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlamada-haftaliga-donus-ve-reel-sektorun-faiz-beklentisi-87977</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlamada haftalığa dönüş ve reel sektörün faiz beklentisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası her ay reel sektöre gelecek üç aylık dönemdeki kısa vadeli kredi faizlerinin seyrine ilişkin görüşlerini soruyor. Yıla girilirken tablo şöyle oluşmuştu:</p>
<p>Ocak ve şubat aylarında faizin artacağını bekleyen neredeyse kalmamıştı. Faiz artacak diyenlerin oranı ocakta yüzde 5,7 düzeyindeydi, bu görüşü koruyanların oranı şubatta biraz daha azaldı ve yüzde 5,2’ye indi.</p>
<p>Reel sektörün kalanı adeta iki görüşe bölünmüştü. Bir kesim faizin düşeceğini, bir kesim ise aynı kalacağını söylüyordu. Yani genel hava olumluydu; faiz ya düşecekti ya aynı kalacaktı.</p>
<p>Ancak şubatın sonunda ABD ve İsrail’in İran’a saldırarak başlattıkları savaş tüm beklentilerin bozulmasına yol açtı. Merkez Bankası savaş başlar başlamaz proaktif bir tutum sergileyerek 1 Mart’ta haftalık repo ihalelerini durdurduğunu ve fonlamayı gecelik kanaldan yapacağını duyurdu. Bu, fonlamada yüzde 37 kanalının kapatıldığı, bunun yerine faizin yüzde 40’a çıkarıldığı anlamına geliyordu.</p>
<p>Savaş ve Merkez Bankası’nın bu kararı kredi faizine ilişkin beklentileri doğal olarak bir anda değiştirdi. Şubatta yüzde 45 olan kredi faizlerinin düşeceğini söyleyenlerin oranı martta bir anda yüzde 21’e indi. Buna karşılık faizde artış bekleyenlerin ve değişiklik olmayacağını dile getirenlerin oranında artış kaydedildi.</p>
<p>Nisan, kredi faizine ilişkini düşüş umutlarının iyice kırıldığı ay oldu. Faizde düşüş bekleyenlerin oranı yüzde 7,7’ye inmişti. Daha ocak ayında yüzde 48 olan oran, nisanda artık yalnızca yüzde 7,7 idi.</p>
<h2>Ve eylül… </h2>
<p>Reel sektörün faizin düşeceğine dönük beklentisi nisandan sonraki dönemde yavaş yavaş arttı ama yine de ağustosta ancak yüzde 15-16 düzeyine gelindi. Yüzde 10’luk bir kesim faizlerin artacağı görüşünü dile getiriyordu. Her dört reel sektör kuruluşun üçü ise faizlerin sabit kalacağı görüşündeydi.</p>
<p>Merkez Bankası faizleri aylardır değiştirmiyor; kağıt üstündeki faiz yüzde 37 olmakla birlikte piyasa gecelik kanaldan yüzde 40 faizle fonlanıyordu. Bu da yakın zamanda faizlerde bir gerileme olacağı beklentisini köreltiyordu.</p>
<p>Ama Merkez Bankası 23 Ağustos’ta yaptığı açıklamada bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlanacağını duyurdu. Faizin fiili olarak yüzde 40’tan yüzde 37’ye indirilmesi anlamına gelen bu karar tüm piyasalarda genel olarak bir faiz indiriminin ilk işareti olarak okundu.</p>
<p>Her ne kadar yüzde 37’nin altına inilmesi beklenmiyorduysa da ve nitekim Merkez Bankası eylül ayı PPK toplantısında bir indirim kararı almadıysa da tüm piyasalarda faizin yönünü artık aşağı çevirdiği tahmini ağır basmaya başladı.</p>
<h2>Reel sektörün tahmini </h2>
<p>Merkez Bankası’nın iktisadi yönelim anketi kapsamında yönelttiği <strong>“Gelecek üç aylık dönemde kısa vadeli Türk Lirası faiz oranı beklentiniz nedir”</strong> sorusuna verilen yanıt Merkez Bankası’nın söz konusu kararından sonra bir anda değişti.</p>
<p>Ağustos ayında yüzde 10 olan kredi faizlerinin artacağını söyleyenlerin oranı eylülde neredeyse yarıya inerek yüzde 5,8 oldu.</p>
<p>Faizlerin düşeceğini dile getirenlerin oranı ise bir kat artarak yüzde 15,7’den yüzde 30,2’ye yükseldi. Yüzde 30,2, bu yılın ocak ve şubat aylarından sonraki en yüksek oran. </p>
<h2>Üç puan dolayında düşüş oldu </h2>
<p>Merkez Bankası’nın fiili faizi üç puan aşağı çekmesinden sonra banka kredilerinde de hemen hemen aynı düzeyde gerilemeler görüldü.</p>
<p>Bankadan bankaya değişmek üzere kredi faizlerinde 2,5-3,0 puan dolayında gerilemeler yaşandı.</p>
<p>Bu gerilemenin aynı boyutta devam edeceği tabii ki beklenmiyor. En azından Merkez Bankası’nın 22 Ekim’deki PPK toplantısında halen yüzde 37 olan haftalık repo ihale faizini çok az da olsa aşağı çekmesi halinde kredi faizlerinin bir miktar daha düşeceği tahmin ediliyor ama tabii ki artık bundan sonra fiili faizde üç puan gibi bir indirim yaşanmayacağı için kredi faizlerindeki geri çekilme de sınırlı olacak. Kaldı ki Merkez Bankası’nın 22 Ekim’deki PPK toplantısında faizde mutlaka indirime gideceğini söylemek de zor. Toplantıya daha bir ay var ve köprülerin altından çok sular akar.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab20359e0882-1790051161.png" alt="" width="815" height="360" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlamada-haftaliga-donus-ve-reel-sektorun-faiz-beklentisi-87977</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi-faiz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fonlamada haftalığa dönüş ve reel sektörün faiz beklentisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insan-kaynaklari-direktorleri-artik-isin-yonunu-belirleme-iddiasindaki-liderler-olacak-87976</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnsan kaynakları direktörleri artık ‘işin yönünü’ belirleme iddiasındaki liderler olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesindeki Türkiye-ABD İş Konseyi’nin davetiyle <strong>“19’uncu Yatırım Konferansı” </strong>kapsamındaki toplantıları izlemek üzere New York seyahatine hazırlanırken uluslararası danışmanlık şirketi Egon Zehnder’in Türkiye ofisinden bir mesaj geldi:</p>
<ul>
<li><strong>Ayşe Güçlü Onur, Egon Zehnder’in </strong>“Küresel İnsan Kaynakları Danışmanlığı” <strong>ekibine liderlik edecek…</strong></li>
</ul>
<p>Hemen arşivden 7 Temmuz 2025 tarihli yazımı buldum, başlığı şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>New York’a transfer oldu, finans dünyası için </strong>‘yönetici avcılığı’ <strong>yapacak…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ayşe Güçlü Onur, </strong>1 Mayıs 2019’da <strong>Murat Yeşildere</strong>’den devraldığı Egon Zehnder Türkiye Ofisi Başkanlığı dönemindeki başarılarıyla yürütürken grubun global CEO’su <strong>Francesco Buquicchio</strong>’dan 2024 yılı sonlarına doğru şu teklifi almıştı:</p>
<p>-        <strong>New York’taki ofisimiz çoğu ABD’li olan rakipleri karşısında hedeflediğimiz noktada değil. New York’taki ofisimizde görev almayı düşünür müsün?</strong></p>
<p>2008 yılı sonlarında <strong>Murat Yeşildere</strong>’nin ısrarlı teklifiyle Egon Zehnder Türkiye Ofisine danışman olarak adımını atan <strong>Ayşe Güçlü Onur, </strong>Ocak 2015’te global partnerler arasına katılmıştı.</p>
<p>Global CEO <strong>Francesco Buquicchio</strong>’nun teklifini eşi <strong>Renay Onur</strong>’la birlikte değerlendirmiş, çocuklarının eğitim dönemini dikkate alarak kabul etmişti:</p>
<p>-        <strong>Egon Zehnder New York Ofisinde finans sektörüyle ilgili işleri yönetecek birimin başındaki 5 kişiden biri olacağım. 15 Ağustos 2025’ten itibaren Egon Zehnder Türkiye bordrosundan çıkıp New York’un bordrosuna gireceğim. Global partnerlik zaten sürüyor.</strong></p>
<p>TAİK’in geçen yılki toplantılarını izlemek üzere New York’ta iken <strong>Ayşe Güçlü Onur</strong>’u yeni ofisinde ziyaret etmiştim. Egon Zehnder Türkiye Ofisinden yeni gelen mesajın sadece başlığını okuyup devamına bakmayınca şaşırdım:</p>
<p>-        <strong>New York’a daha yeni taşınmıştı. Türkiye’ye mi dönüyor?</strong></p>
<p>New York’ta ilk işlerimden biri <strong>Ayşe Güçlü Onur</strong>’u ziyaret etmek oldu, sadece başlığı okuyarak aklıma takılan sorunun yanıtını aldım:</p>
<p>-        <strong>Egon Zehnder’in </strong>“Küresel İnsan Kaynakları Danışmanlığı Liderliği” <strong>benim için terfi oldu. New York’taki görevim de devam ediyor.</strong></p>
<p>New York’a taşınması öncesi İstanbul ofisindeki sohbetimizdeki sözlerini anımsadım:</p>
<p>-        <strong>İyi ki 2008 yılında Egon Zehnder karşıma çıkmış. İyi ki İsviçre demokrasisinin işlediği bu aileye girmişim. Bu ailede yer almaktan çok mutluyum.</strong></p>
<p>New York’taki ofiste sohbet ederken Türkiye ofisinden gönderilen bülteni okumayı sürdürdüm:</p>
<ul>
<li><strong>Stratejik yönetim ekiplerinin oluşturulması, değerlendirilmesi ve geliştirilmesi konularında uluslararası danışmanlık hizmetleri sunan Egon Zehnder, Ayşe Güçlü Onur’u </strong>“Küresel İnsan Kaynakları Danışmanlığı Ekibinin Liderliğine” <strong>atadı.</strong></li>
<li><strong>Küresel olarak CHRO </strong>(Chief Human Resources Officer-İnsan Kaynakları Direktörü) <strong>ve insan kaynakları liderleriyle çalışan ekibin liderliğini üstlenecek Ayşe Güçlü Onur, organizasyonların liderlik, yetenek ve dönüşüm gündemine yön verilmesine katkı sunacak.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ayşe Güçlü Onur, </strong>sohbetimizde Egon Zehnder Türkiye Ofisinden ulaşan bültendeki şu mesajlarının altını bir kez daha çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>İnsan kaynaklarının şirketler içinde stratejik rolünü biliyoruz. Eskiden CHRO’lar, işi ne kadar iyi desteklediklerine göre değerlendirilirdi. Bugün ise başarılı olanlar işin yönünü belirleyen liderler.</strong></li>
<li><strong>Amacımız, insan kaynakları liderlerinin kararlarını, yetenek stratejilerini ve kurum kültürünü doğrudan performans ve büyüme ile ilişkilendirmelerine yardımcı olmak. Egon Zehnder’de bu dönüşüme rehberlik edecek deneyim, uzmanlık ve küresel bakışa sahibiz.</strong></li>
</ul>
<p>Sonra şu bilgiyi aktardı:</p>
<ul>
<li><strong>Egon Zehnder </strong>“Küresel İnsan Kaynakları Danışmanlığı Ekibi”, <strong>son 5 yılda dünya genelinde 1800’den fazla insan kaynakları projesini hayata geçirdi. Son 1 yılda 150’den fazla CHRO arama ve yerleştirme çalışmasını tamamladı.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ayşe Güçlü Onur, </strong>Egon Zehnder New York ofisinde finansal hizmetler biriminin 5 liderinden biri görevini sürdürüyor…</p>
<p>Ona, <strong>“Küresel İnsan Kaynakları Danışmanlığı Ekibi Liderliği”</strong>ni ekliyor…</p>
<p>Başarıları daim olsun…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">500’den fazla girişimci ve şirkete ‘ABD pazarına giriş’ hizmeti verdi</span></h2>
<p><strong>GEÇEN </strong>Haziran ayı sonlarına doğru TABA-AmCham Başkanı <strong>Süleyman Ecevit Sanlı </strong>ve Tekstil-Hammadde Komite Başkanı <strong>Mehmet Durdu Akan</strong>’ndan davet geldi:</p>
<ul>
<li><strong>Malatya’da Ticaret ve Sanayi Odası, MATEK-DER ve MİAD ile </strong>“ABD Pazarına Eyaletler Bazında Giriş Stratejileri: Fırsatlar ve Tehditler” <strong>başlıklı bir toplantı düzenliyoruz. Bir oturumu yönetmenizi bekliyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>9 Temmuz 2026 günü Malatya’ya gittim, önerilen oturumu yönettim. Panelin konuşmacıları şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>Prof. Musa Pınar </strong>(TABA-AmCham Yüksek İstişare Kurulu Üyesi)</li>
<li><strong>Tayfun Selen </strong>(TABA-AmCham Yüksek İstişare Kurulu Üyesi)</li>
<li><strong>Peter Eyüp Ulu </strong>(TABA-AmCham New Jersey Temsilcisi)</li>
<li><strong>Mehmet Durdu Akan </strong>(Tekstil-Hammadde Komite Başkanı)</li>
<li><strong>Emine Şahin Karakaşlıoğlu </strong>(Avukat, Başkan Danışmanı)</li>
<li><strong>Zeynep Sönmez İhtiyar </strong>(TABA-AmCham Üyesi)</li>
<li><strong>İlhan Kubilay Geçkil </strong>(TABA-AmCham Üyesi)</li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab201b03f3d8-1790050736.jpg" alt="" width="700" height="576" />
<figcaption><strong>Zeynep Sönmez İhtiyar</strong></figcaption>
</figure>
<p>New Jersey’de kurucusu olduğu <strong>“ADA Business Strategies” </strong>adlı şirketiyle girişimcilere, şirketlere hizmet veren <strong>Zeynep Sönmez İhtiyar</strong>’ın öyküsü dikkatimi çekti, ayrıca anlatmasını rica ettim:</p>
<ul>
<li><strong>İstanbul’da ABD Başkonsolosluğu vize bölümünde görev yaptıktan sonra 2008 yılında ABD’ye taşındım.</strong></li>
<li><strong>New York’ta saygın bir hukuk bürosunda göçmenlik hukuku üzerine 7 yıldan fazla danışmanlık yaptım.</strong></li>
<li><strong>2013 yılında New Jersey’de </strong>“ADA Business Strategies LLC”<strong>yi kurdum. Uzun süreli çalışma vizeleri ve göçmenlik üzerine danışmanlık veriyorum.</strong></li>
<li><strong>E1, E2, ve L1 vize başvuru süreçleri, bu başvurular için iş planı hazırlanması, sektörel analizler, finansal planlama ve pazarlama stratejileri konularında uzmanlaştık.</strong></li>
<li><strong>Kurucusu olduğum </strong>“ADA Business Strategies” <strong>ile bugüne kadar aralarında Türkiye’nin önde gelen markalarının da bulunduğu 500’den fazla şirket ve girişimciye hizmet verdik.</strong></li>
<li><strong>Firmamız ABD Ticaret Bakanlığı’na bağlı </strong>“International Trade Administration”<strong>tarafından hazırlanan</strong> “U.S. Business Service Providers”<strong> listesinde yer alıyor.</strong></li>
<li><strong>Merkezimiz New Jersey’de bulunuyor. Ayrıca Miami ve İstanbul’da irtibat ofisimiz faaliyet gösteriyor.</strong></li>
</ul>
<p>Şu noktanın altını ayrıca çizdi:</p>
<p>-        <strong>ABD’de iş yapmak isteyen yatırımcı ve girişimciler için stratejik yol haritaları hazırlayarak, Amerika pazarına giriş ve sürdürülebilir büyüme süreçlerinde kapsamlı destek sağlıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">New York’taki toplantı dizisine ilk kez ‘siber güvenlik’ girdi</span></h2>
<p><strong>19 EYLÜL </strong>Cumartesi öğlene doğru New York’a indiğimizde 2 saate yakın pasaport kuyruğunda bekledik. Pasaport kuyruğunda Mastercard Türkiye ve Azerbaycan Genel Müdürü <strong>Onur Faydacı </strong>ile sohbet ettik.</p>
<p><strong>Faydacı, </strong>Mastercard olarak <strong>“Siber Güvenlik Yuvarlak Masa Toplantısı”</strong>nın sponsorluğunu üstlendiklerini belirtti. <strong>Onur Faydacı </strong>ile sohbet sonrası Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Kuzey Amerika Koordinatörü <strong>Ramazan Tepe </strong>ve ekibinin hazırladığı bilgi notuna baktım:</p>
<ul>
<li><strong>DEİK/Türkiye-ABD İş Konseyi’nin New York’taki </strong>“19’uncu Yatırımcı Konferansı”<strong>nın son etkinliği, AmCham Türkiye ve Mastercard işbirliğiyle </strong>“Siber Güvenlik Yuvarlak Masa Toplantısı” <strong>gerçekleştirilecek.</strong></li>
<li><strong>Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanı Ümit Önal’ın katılımıyla gerçekleşecek toplantıda Türk ve Amerikan teknoloji ekosistemlerinin üst düzey temsilcileri bir araya gelecek.</strong></li>
<li>“Siber Güvenlik Yuvarlık Masa Toplantısı”<strong>nda Türkiye’nin gelişen dijital ekosistemi, siber güvenlik ve dijital yönetişim alanındaki gelişmeler, kamu sektöründeki yapay zeka uygulamaları, işbirliği alanları değerlendirilecek.</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab201d7a7b60-1790050775.jpg" alt="" width="793" height="629" />
<figcaption><strong>Ümit Önal</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bilgi notundaki <strong>“işbirliği alanları”</strong> konusunu Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanı <strong>Ümit Önal</strong>’a sordum:</p>
<p>-        <strong>TAİK’in </strong>“Yatırımcı Konferansı” <strong>kapsamında ilk kez </strong>“Siber Güvenlik Yuvarlak Masa Toplantısı” <strong>düzenleniyor. Siber güvenlik konusunda ABD ile işbirliği söz konusu olur mu?</strong></p>
<p><strong>Ümit Önal, </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-        <strong>Başkanlığımız yeni kuruldu. </strong>“İşbirliği” <strong>yerine </strong>“ilk temas-tanışma” <strong>tanımı daha uygun olur.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insan-kaynaklari-direktorleri-artik-isin-yonunu-belirleme-iddiasindaki-liderler-olacak-87976</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/6/1280x720/ayse-guclu-1790050610.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnsan Kaynakları Direktörleri artık ‘işin yönünü’ belirleme iddiasındaki liderler olacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ithalatci-firma-sayisi-ihracatciyi-katladi-87975</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> İthalatçı firma sayısı ihracatçıyı katladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Sıkı para politikası ile finansman erişimde yaşanan darboğazın derinleşmesi, yanı sıra döviz kurunun baskılanmaya devam etmesi Türkiye’de üretim maliyetini artırırken, ithalatın hızlanmasına da yol açtı. TÜİK’in düzenli olarak açıkladığı Girişim Özelliklerine Göre Dış Ticaret İstatistikleri de, reel sektörde ithalat lehine gelişimi net bir şekilde ortaya koyuyor. Hatırlanacağı üzere, ihracat 2025 yılında ihracat, bir önceki yıla göre yüzde 4,4 artarak 273 milyar 361 milyon dolar olurken, ithalat ise yüzde 6,2 artarak 365 milyar 370 milyon dolar olarak gerçekleşmişti. 2021-2025 arasındaki 5 yıllık dış ticaret gelişimine bakıldığında ise, 2021'de 225,2 milyar dolar olan ihracat bu dönemde yüzde 15,8 artarken; 271,4 milyar dolar olan ithalat ise yüzde 33,3 arttı.</p>
<h2>Dış ticaret yapan firmalara darbe </h2>
<p>Ancak asıl kırılma dış ticaret yapan firmaların verilerinde görüldü. Buna göre, Türkiye’de ihracatçı sayısı 2021-2025 yılları arasındaki 5 yıllık dönemde 101,3 binden 166,5 bine yükselerek yüzde 64,3 artarken; ithalatçı sayısı ise 102,9 binden 323,8 bine fırlayarak yüzde 214,5 oranında yani 3,1 katına yükseldi. Veriler, dış ticarette firma sayısına yönelik dengenin de ihracat aleyhine katlanarak bozulduğunu gösteriyor. 2021 yılına kadar Türkiye’de ihracatçı sayısı her zaman ithalatçı sayısından fazla olurken, 2021 yılı itibarıyla tablo tersine dönmüştü. 2021 yılında ithalatçı ile ihracatçı firma sayısı arasındaki fark 1612 iken, 2022'de 59 bin 147'ye, 2023'te 113 bin 559'a, 2024'te 138 bin 940'a, 2025 yılında ise 157 bin 310'a kadar yükseldi. Yani ithalatçı firma sayısı, ihracatçı firma sayısının neredeyse 2 katına ulaştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab200181b39e-1790050328.png" alt="" width="834" height="301" /></p>
<h2>Küçükler ithalata koştu </h2>
<p>Çalışan sayısına göre girişimlerin ithalat verileri, 1-9 çalışanı olan mikro ölçekli firmaların ithalatçı havuzundaki payının her geçen yıl katlandığına işaret ediyor. Buna göre, 2021 yılında ithalat yapan firmaların yüzde 63’ü 1-9 çalışanlı mikro işletmelerden oluşurken, bu oran 2024 ve 2025 yıllarında yüzde 87,1 seviyesine kadar çıktı. Buna karşın, 250’den fazla çalışanı olan büyük işletmelerin ithalat yapan toplam firmalar içindeki payı 2021’deki yüzde 3,1 seviyesinden 2024 ve 2025’te yüzde 1,1’e geriledi.</p>
<p>Değer bazında bakıldığında ise 1-9 çalışanı bulunan mikro firmalar 2021 yılında toplam ithalatın yüzde 10,6’sını gerçekleştirirken, bu oran 2023’te yüzde 12,9 ile zirve yaptıktan sonra 2024’te yüzde 11,1 ve 2025’te yüzde 10,7 seviyesinde gerçekleşti. 250 ve üzeri çalışanı olan büyük ölçekli firmaların ithalattaki değer payı ise 2021’de yüzde 61,4 seviyesindeydi; bu değer 2024’te yüzde 58,7 ve 2025’te ise yüzde 59,4 olarak ölçüldü.</p>
<h2>Ticarette ithalat fırladı </h2>
<p>Türkiye’nin dış ticaretinde amiral gemisi hala sanayi sektörü, ancak oranlar yatay veya gerileyen seyrini sürdürüyor. 2021 yılında girişimin ana faaliyetine göre ihracatın yüzde 58’ini sanayi firmaları yaparken, bu oran 2023'te yüzde 56'ya geriledi, 2025 yılı itibarıyla ise yüzde 57,6 seviyesinde gerçekleşti. Ana faaliyeti ticaret olan girişimlerin ihracattaki payı ise 2021'deki yüzde 38 seviyesinden yüzde 37,7'ye geriledi.</p>
<p>İthalat tarafında da benzer bir dönüşüm yaşanırken, 2021 yılında girişimin ana faaliyetine göre ithalatın yüzde 51,8’ini sanayi firmaları yaparken, bu oran 2023’te yüzde 46,8’e kadar düşmüştü. 2025 yılında ise sanayi sektörünün ithalattaki payı yüzde 45,4'e gerilerken, ana faaliyeti ticaret olan girişimlerin ithalattaki payı 2021'deki yüzde 33,5 seviyesinden yüzde 37,8'e tırmandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">6 girişimden 5’i tek ülkeden ithalat yaptı</span></h2>
<p>Girişimlerin ihracat ve ithalat yaptığı ülkelerdeki yoğunlaşma da çarpıcı sonuçlar ortaya çıkardı. Buna göre, 2021 yılında girişimlerin yüzde 43,5’i tek ülkeye ihracat yaparken, bu oran 2025 yılına gelindiğinde yüzde 39’a indi. İthalat tarafında ise 2021 yılında girişimlerin yüzde 57,7’si tek ülkeden ithalat yaparken, bu oran 2025 yılında yüzde 84,6’ya kadar yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ithalatci-firma-sayisi-ihracatciyi-katladi-87975</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/ithalat-dis-alim-1768549493.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim koşullarında artan bozulma ve döviz kurunun baskılanması ithalatı patlatırken, ithalatçı sayısında da dramatik artışa yol açtı. İhracatçı sayısı 5 yılda yüzde 64,3 artarken, ithalatçı sayısı yüzde 214,5 arttı. İthalat-ihracat yapan girişim sayısındaki fark 2025 itibarıyla 157 bin 310 ile rekor seviyeye ulaşırken, ithalat yapanların yüzde 87,1’ini 1-9 çalışanı olan mikro firmaların oluşturması dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-krizinde-artci-sarsinti-suruyor-87974</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizinde artçı sarsıntı sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fonlarında yaşanan krizin etkisi Borsa İstanbul’u sarsmaya, en düşük riskli para piyasası fonlarından nakit çıkışını artırmaya devam ediyor. Her ne kadar başta Sermaye Piyasası Kurulu olmak üzere regülatörler krizin en sıcak konusu likidite krizini aşmak ve sorunlu fonlarda tasfiyeyi başlatmak için harekete geçse de yatırımcılara ödemelerin nasıl olacağına ilişkin süren belirsizlik ve soru işaretleri paniği artırıyor. Fonlarla ilgili soruşturmaya yeni kurumların eklenmesi ve genişlemesi ayrıca takip ediliyor. Bunun yanı sıra piyasa uzmanlarının borsada işlem gören şirketlere bu krizin bulaşmasını önlenmesi için daha etkili adım beklentileri büyürken dün gün içinde BİST100 yüzde 2’nin üzerinde düştü, 134 hisse taban görürken tasfiye kararı verilen fonlarda yoğun yer alan şirketlerin taban serileri devam etti.</p>
<h2>PPF’LERDEN 313.7 MİLYAR TL ÇIKTI </h2>
<p>Geçen haftayı fon krizinin sıcak etkisiyle yüzde 8,18 kayıpla tamamlayan BİST100 endeksi yeni haftaya da düşüşle başladı. Borsa İstanbul’da işlem gören 607 hissenin sadece 21 tanesi dün pozitif bir performans sergilerden 134 şirket taban gördü, 140 hisse açılışta yüzde 5 ve üzeri kayıp yaşadı. BİST100 endeksi gün içinde 13 bin seviyesinin altına gerileyerek Mart 2025’ten bu yana en düşük seviyeye indi. Halka arz endeksinde gün içi kayıplar yüzde 8'in üzerine çıkarken finansal kiralama faktöring endeksi yüzde 9,6 düşüşe imza attı. </p>
<p>Borsada kayıpların yanı sıra en düşük riskli yatırım fonu olan para piyasası fonlarından çıkışlar da hızlandı. TEFAS verilerine göre geçen hafta para piyasası fonlarını 313 milyar 717,8 milyon lira terk etti. Dünkü döviz kuru üzerinden kabaca bir hesapla 1 haftada 2.7 milyar dolar PPF’lerden çıktı. Satışlar sadece işleme kapatılan veya tasfiye kararı alınan fonlarda yoğunlaşmadı dev bankaların para piyasası fonlarında da sert satış gözlendi. Para piyasası fonlarından 1 haftada çıkan yatırımcı sayısı da 54 bini aştı. Halen para piyasası fonlarında 3.96 milyonun üzerinde yatırımcı bulunuyor.</p>
<h2>SORUŞTURMA HER GÜN GENİŞLİYOR </h2>
<p>EKONOMİ’ye konuşan SPK’ya yakın kaynakların verdiği bilgiye göre hafta sonu hem kurum hem de görevlendirilen portföy yönetim şirketleri aralıksız çalıştı. SPK hatırlanacağı gibi geçen hafta büyüklüğü 20 milyar doları aşan 131 fonun tasfiyesine karar verdi ve bunun için de 3 ay süre belirledi. Ancak dün sabah SPK yaptığı açıklama ile bu süreyi 6 aya çıkardı. Fon soruşturması kapsamında gözaltılar ve malvarlığı dondurma kararları dün yine devam etti. Ayrıca yeni şirketler de soruşturma kapsamına alındı. Katılımevim’de piyasa dolandırıcılığı gerçekleştirildiği tespit edilirken bu kapsamda 25 kişi hakkında adli işlemler başlatıldı. Pusula Portföy, Pusula Yatırım, Tera Yatırım, Tera Portföy, Hedef Holding, Hedef Portföy, Bulls Yatırım, Bulls Portföy ve Ufuk Yatırım ile bağlantılı yönetici ve yetkililerin para ve malvarlığı hareketleri donduruldu. MASAK’tan soruşturma kapsamındaki yöneticilerin 2024’ten bu yana hesap ve yurtdışı transferlerine ilişkin rapor istendi.</p>
<h2>SORU İŞARETLERİ BÜYÜYOR </h2>
<p>Bu gelişmeler ve artan belirsizlik hem yatırım fonları hem de borsayı negatif etkiliyor. Piyasa uzmanlarının verdiği bilgiye göre tasfiye kararı alınan 131 fonun yanı sıra işleme kapatılan fonlarla ilgili bir adım atılmaması da sorunları büyütüyor. Uzmanlar panik satışları olmasın diye böyle bir hamle yapılmış olabileceğini ancak işlem yapamayan yatırımcının paniğinin daha da arttığı görüşünde. Yine EKONOMİ’ye konuşan SPK’ya yakın kaynakların verdiği bilgiye göre henüz portföy hesaplamaları yapılamadı. Ayrıca portföylerdeki yoğun bulunan hisselerdeki taban seviye durmuyor.</p>
<h2>DAHA SERT ÖNLEM BEKLENTİSİ </h2>
<p>Piyasa uzmanlarının verdiği bilgiye göre hem SPK’nın tasfiye ve işleme kapattığı 7 kurumda fon sahibi olan yatırımcı hem de borsa ile diğer fon yatırımcıları tüm bu belirsizlik ve soru işaretleri gölgesinde hareket ediyor. Uzmanlar fon kriziyle birlikte ilk etapta yapılan satışların piyasa üzerinde baskı oluşturduğunu bunların piyasa üzerindeki etkisinin azaltılabilmesi için yeni adımlar atılması gerektiğini vurguluyor. Borsada devam eden satış dalgasının yeni mağdurlar oluşturmaması için de hızlı hareket edilmesi gerektiğini dile getiren uzmanlar güven kaybının giderilmesi için de adım bekliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Diğer hisseler sabit kalırsa 18 hissedeki taban serisi nasıl etkiler?</span></h2>
<p>Marbaş Menkul Değerler "BİST100’deki diğer hisseler sabitken fon krizi başladığından bu yana taban serisi süren 18 hissede fiyatlama böyle devam ederse ne olabilir" senaryosuna dayanan bir olasılık analizi yayımladı. Kurumun analizine göre bu 18 hisse BİST100’ün ağırlığının yüzde 9,19’unu oluşturuyor ki bunun tek başına 4.02 puanı Destek Finans Faktoring’e ait. Bu hisseler günlerdir taban gidiyor ve seri 10 iş günü daha aynı şekilde devam eder ve diğer 83 hisse yerinde sayarsa hipoteziyle Marbaş uzmanları endeksin her gün ne kadar eriyeceğini hesapladı. Analize göre, ilk gün 122 puanlık bir kayıpla endeks 13 bin 284'ten 13 bin 162'ye iniyor; ancak burada kilit nokta şu; bu hisseler düştükçe endeks içindeki ağırlıkları da küçülüyor, dolayısıyla aynı taban hareketinin endekse yaptığı baskı her gün azalıyor. Beşinci güne gelindiğinde günlük katkı 80 puana, onuncu günde ise 47 puana kadar iniyor. Toplamda 10 günde kümülatif etki −795 puan oluyor ve diğer hisseler sabit kalırsa BIST100 13 bin 284'ten 12 bin 489'a, yani yaklaşık yüzde 6'lık bir kayıpla geriliyor. Kümülatif düşüşün neredeyse tamamı ilk beş günde birikiyor; sonraki günler giderek sönümlenen bir etki yaratıyor. Tabloyu hisse bazında okuduğumuzda yükün büyük kısmını tek bir isim çekiyor: Destek Finans Faktoring’in katkısı tek başına −348 puan ve toplam negatif etkinin yüzde 44'ü; onu Katılımevim, Işıklar Enerji Yatırım Holding, Ral Yatırım Holding ve Kuyaş izliyor, bu beş hisse birlikte düşüşün yaklaşık yüzde 85'ini açıklıyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Tasfiye planlanan fonlar için havuz oluşturulabilir mi?</span></h2>
<p>Bloomberg dün yaptığı haberde SPK yetkililerine dayandırarak tasfiyesine karar verilen 131 fonun varlıklarından ortak bir havuz oluşturulmanın değerlendirildiğini belirtti. Haberde, SPK yetkilisi, ekonomi yönetiminin havuzu hangi kurumun yöneteceğini hâlâ tartıştığını kaydederken planların henüz başlangıç aşamasında olduğunu ve değişebileceğini dile getirdi. Habere göre yetkili ayrıca hükümetin, nitelikli yatırımcılar için varlık alt sınırını mevcut 10 milyon liralık seviyenin üzerine çıkarmayı düşündüğünü vurguladı. EKONOMİ’ye bilgi veren kaynaklar varlıkların bir havuzda toplanması için SPK mevzuat değişikliği gerekebileceğini ifade etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-krizinde-artci-sarsinti-suruyor-87974</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/4/1280x720/finans-borsa-hisse-senedi-piyasa-1784364957.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizinin artçıları borsa ve yatırım fonu piyasasını sallamaya devam ediyor. Dün 134 hisse taban gördü, neredeyse borsada işlem gören her 4.5 şirketten biri taban fiyata indi. En düşük riskli fon para piyasaları fonlarından 1 haftada 2.7 milyar dolar çıktı. Soruşturma genişlerken belirsizlikler nedeniyle panik satışları her iki piyasada da sürdü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-tso-ile-mext-teknoloji-merkezi-is-birligi-yapacak-88057</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya TSO ile MEXT Teknoloji Merkezi iş birliği yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası (SATSO) ile MEXT Teknoloji Merkezi arasında iş birliği protokolü imzalandı.</p>
<p>SATSO Başkanı Akgün Altuğ ve MEXT Teknoloji Merkezi Genel Müdürü Efe Erdem’in imzasıyla resmiyete kavuşan protokol kapsamında Oda üyelerinin yapay zekâ olgunluk analizleri gerçekleştirilerek özelleştirilmiş yol haritaları sağlanacak.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab25f65b489a-1790074725.jpg" alt="" width="700" height="393" /></p>
<p>İmzalanan protokolün dönüşüm yolculuğuna büyük katkısı olacağını belirten SATSO Yönetim Kurulu Başkanı Akgün Altuğ, MEXT Teknoloji Merkezi ile 2 yıla yakındır önemli iş birlikleri yürüttüklerini belirterek iş birliğinin SATSO üyelerinin rekabetçiliğinin artması adına yeni bir adım olduğunu söyledi.</p>
<p>MEXT Teknoloji Merkezi Genel Müdürü Efe Erdem ise, SATSO üyelerinin ve iş dünyasının rekabet gücünü artıracak stratejiler ve uygulanabilir çözümler üretmeye devam edeceklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-tso-ile-mext-teknoloji-merkezi-is-birligi-yapacak-88057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/7/1280x720/sakarya-tso-ile-mext-teknoloji-merkezi-is-birligi-yapacak-1790074746.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası ile MEXT Teknoloji Merkezi arasında imzalanan protokol kapsamında Oda üyelerinin yapay zekâ olgunluk analizleri gerçekleştirilerek özelleştirilmiş yol haritaları sağlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-alacaklari-2562-milyar-lira-88042</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine alacakları 256,2 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, 31 Ağustos itibarıyla Hazine alacaklarıyla ilgili verileri açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Hazine alacakları, ağustos sonu itibarıyla 256,2 milyar lira oldu. Alacak stoku içindeki en yüksek payı 218,5 milyar lirayla Türkiye Varlık Fonu oluşturdu.</p>
<p>Söz konusu tarihe kadar Hazine alacaklarından 7,8 milyar lira tahsil edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-alacaklari-2562-milyar-lira-88042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/para-lira-tl-1768481565.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine alacaklarının ağustos sonu itibarıyla 256,2 milyar lira olarak gerçekleştiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezi-yonetim-brut-borcu-159-trilyon-lira-88041</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkezi yönetim brüt borcu 15,9 trilyon lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, 31 Ağustos itibarıyla merkezi yönetim brüt borç stoku verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, merkezi yönetim brüt borç stoku, ağustos sonu itibarıyla 15 trilyon 893,8 milyar lira oldu.</p>
<p>Borç stokunun 7 trilyon 748 milyar liralık kısmı Türk lirası, 8 trilyon 145,8 milyar liralık kısmı ise döviz cinsi borçlardan oluştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezi-yonetim-brut-borcu-159-trilyon-lira-88041</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/7/1280x720/lira-money-tl-1781039328.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının ağustos verilerine göre merkezi yönetim brüt borç stoku, 15,9 trilyon lira oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-yumakli-tmonun-ciftcilere-odedigi-rakam-180-milyar-liraya-ulasti-88040</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Yumaklı: TMO&#039;nun çiftçilere ödediği rakam 180 milyar liraya ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) 12,3 milyon ton için çiftçilere ödediği rakamın 180 milyar liraya ulaştığını açıkladı. </p>
<p>Yumaklı, Ankara Üniversitesi Kalecik Bağcılık Araştırma ve Uygulama İstasyonu'nu ziyaret ederek bağ bozumuna katıldı.</p>
<p>Burada üzüm kesen Yumaklı, ardından pekmez kaynattı.</p>
<p>Yumaklı, yaptığı açıklamada burada 153 yerli ve yabancı asma çeşidinin olduğunu ifade ederek, istasyonun önemli bir ıslah ve genetik kaynak koruma merkezi olduğunu söyledi.</p>
<p>Ankara'nın aynı zamanda çok güçlü tarımsal altyapısı olduğunu vurgulayan Yumaklı, "Ankara'da üretilen üzümün yarısı Kalecik ilçesinde. Ankara'da üzüm deyince Kalecik karası akla geliyor. Coğrafi işaretli bir üzüm çeşidi." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Bu yıl bitkisel üretimde 140 milyon tonu aşmış olacağız"</strong></p>
<p>Yumaklı, Türkiye'nin önemli üzüm üreticisi ülkelerden biri olduğunu, 2024 sonu itibarıyla taze üzüm üretiminde dünyada yedinci, kuru üzüm ihracatında ise birinci sırada bulunduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:</p>
<p>"2025 yılındaki üzüm üretimi yaklaşık 2,5 milyon ton olmuştu. Bu sene de iyi bir sezon geçiriyoruz. 3 milyon 850 bin tonluk üzüm üretimi ülkemizde gerçekleşmiş olacak. 2026, son 66 yılın en yağışlı yılı oldu. Geçtiğimiz yıl çok ciddi bir kuraklık ile hem şubat hem de nisan ayında ciddi bir zirai don yaşamıştık. Bu da ürünlerimizi etkilemişti. Ancak, bu sene bereketle beraber bitkisel üretimde 140 milyon tonu aşmış olacağız."</p>
<p><strong>"TMO açısından Cumhuriyet tarihinin rekoru"</strong></p>
<p>Hasadı biten ve devam eden ürünlerin olduğunu ifade eden Yumaklı, "Bu yıl Toprak Mahsulleri Ofisi pek çok stratejik üründe alıcı pozisyonunda piyasa regülasyonu yaptı. Bu yıl 12,3 milyon ton hububat aldı. Bu TMO açısından Cumhuriyet tarihinin rekoru oldu. Bütün dünyada ülkelerin gıda arz güvenliğiyle ilgili endişe duyduğu, konjonktürel sebeplerle özellikle gıda ürünlerinin hareketinin neredeyse çok ciddi bir şekilde kısıtlandığı dönemde, hem bizim ilgili kurumumuzun hem ülkemizdeki bütün tarafların bereketli bir yıl geçirmesi bizim açımızdan, ülkemiz açısından son derece mutluluk verici. Toprak Mahsulleri Ofisinin 12,3 milyon ton için çiftçilerimize ödediği rakam 180 milyar liraya ulaştı." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>Yumaklı, hem üreticinin kazanması hem de tüketicinin uygun fiyata ürün alabilmesi ve tüketebilmesi için bütün taraflar olarak gayret ettiklerini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"TMO, elindeki ürünleri, bu güçlü stoklarını piyasanın ihtiyacı olduğu süreçte piyasaya vermeye devam ediyor, buna başladı. Biz stabil bir halde giden, eğer bir ilave maliyet varsa onun bunların üzerine gelmesinin dışında, herhangi bir fiyat oluşumuna izin vermeyen politikayı sürdürmeye devam edeceğiz. Amacımız üreticinin emeğine sahip çıkmak, tüketicinin de kendisine vadedilen kalitede ürünü uygun ve de makul fiyata almasını sağlamak."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-yumakli-tmonun-ciftcilere-odedigi-rakam-180-milyar-liraya-ulasti-88040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/0/1280x720/566-1790065552.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO&#039;nun 12,3 milyon ton için çiftçilere ödediği rakamın 180 milyar liraya ulaştığını belirten Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, &quot;Bu TMO açısından Cumhuriyet tarihinin rekoru oldu.&quot; ifadesini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-dunyasi-ile-saglik-turizmini-cesitlendirme-potansiyeli-var-88037</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türk dünyası ile sağlık turizmini çeşitlendirme potansiyeli var&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Sağlık turizmi alanında Türkiye ve Türk dünyası arasında iş birliğini geliştirme amacıyla kurulan Türk Dünyası Dostluk ve İş Birliği Derneği (TÜDİŞ) Bakü’de panel düzenledi. Bu panelde yapılan konuşmalarda, başta Azerbaycan olmak üzere Türk Cumhuriyetleri ve akraba topluluklar ile Türkiye’nin teşhis-tedavi hizmetleri yanında, koruyucu tıp, uzun-sağlıklı ömür (longevity), sağlıklı yaşam (wellness), ruh sağlığı, medikal teknolojiler alanlarında iş birliği imkanları bulunduğu vurgulandı. </p>
<p>Bakü’de “Sağlıkta Birlikte” başlıklı panelde, işbirliğinin kamu-özel alanında da gelişme imkanı bulunduğu belirtildi. Panelde konuşan Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Turizm Fakültesi öğretim üyesi Hakan Çetiner, OECD ülkelerinde 2010’da görev yapan yabancı eğitimli hekim sayısının üç yıl içinde ikiye katlanarak, 2023 itibariyle 600 binin üzerine çıktığını hatırlattı. Bu durumun sağlık turizmi alanında da alan açtığını belirten Çetiner, Türkiye’nin altyapı, insan kaynağı, üniversite ve eğitim-araştırma hastaneleri ile özel sağlık kuruluşları varlığıyla sağlık turizmi açısından önemli bir potansiyel taşıdığını belirtti. Diğer yandan, 2025 sonu itibariyle resmi verilere göre Türkiye’ye 1 milyon 398 bin kişinin temel amacı sağlık olana seyahat yaptığını vurgulayan Çetiner, 3 milyar doların üzerinde gelir tahmin edildiğini hatırlatarak, “Bu rakamlar, Türkiye'nin artık sağlık turizmini yalnızca potansiyel bir sektör olarak değil, uluslararası sağlık hizmetleri ihracatının önemli bir bileşeni olarak değerlendirmesi gerektiğini ortaya koymaktadır” dedi. </p>
<p>TÜDİŞ Genel Başkanı Kader Demiralp ise konuşmasında Türk dünyası ile Türkiye’nin sağlık alanında geniş bir işbirliği potansiyeli olduğunu vurgulayarak, TÜDİŞ Genel Başkan Yardımcısı Esma Özakın’ın koordinatörlüğünde yürütülen işbirliği programı ile işbirliğini derinleştirme yönünde çalışmalar yaptıklarını anlattı. <br />Bakü’de düzenlenen etkinliğe Türkiye Bakü Büyükelçiliği Ticaret Başmüşaviri Nevzat Bozkurt ve Azerbaycan Ekonomi Bakanlığı Temsilcisi Vüsal Demirov da katıldı.  TÜDİŞ yanında, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Turizm Fakültesi ile Uluslararası Ticaret ve Sağlık Turizmi Federasyonu (UTSAF) Başkanı Fariba Nazari de katkı verdi. Etkinlik kapsamında sağlık turizmi alanındaki işbirliği çalışmalarına katkı veren kişi ve kuruluşlara ödül de takdim edildi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-dunyasi-ile-saglik-turizmini-cesitlendirme-potansiyeli-var-88037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/7/1280x720/6757-1790062917.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Dünyası Dostluk ve İş Birliği Derneği&#039;nin Azerbaycan&#039;da düzenlediği panelde, Türk dünyası ile Türkiye’nin teşhis-tedavi hizmetleri yanında, koruyucu tıp, uzun-sağlıklı ömür, sağlıklı yaşam, ruh sağlığı, medikal teknolojiler alanlarında iş birliği imkanları bulunduğu belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mesyeb-135-bin-calisani-mesleki-yeterlilikle-bulusturdu-88026</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burkay: Mesleki yeterlilik sistemi işletmelere önemli kazanımlar sunuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) bünyesinde faaliyet gösteren BTSO MESYEB'in, Türkiye’nin nitelikli iş gücü ihtiyacına yönelik çalışmalarını büyüttüğü bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, 112 meslekte yetkili olan merkez, bugüne kadar Türkiye’nin 60’tan fazla ilinde gerçekleştirdiği sınav ve belgelendirme faaliyetleriyle 135 bini aşkın çalışanın mesleki yeterlilik belgesi almasını sağladı.</p>
<p>Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) tarafından belirlenen ulusal meslek standartları doğrultusunda faaliyet gösteren BTSO MESYEB; inşaat, otomotiv, tekstil, asansör, elektrik-elektronik, kişisel hizmetler, lojistik, maden, metal, enerji ile kimya-petrol-lastik-plastik olmak üzere 11 sektörel grupta hizmet veriyor.</p>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, küresel rekabette teknoloji yatırımları kadar insan kaynağının niteliğinin de belirleyici olduğunu söyledi. Mesleki yeterlilik sisteminin işletmelere kalite, verimlilik ve iş güvenliği açısından önemli kazanımlar sunduğunu belirten Burkay, “Üretimde güçlü olmanın yolu, işi doğru bilgi ve yetkinlikle yapan insan kaynağından geçiyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab22685114df-1790060165.jpg" alt="" width="405" height="533" /></p>
<h2>“112 meslekte yetkiyle Türkiye’nin zirvesindeyiz”</h2>
<p>MESYEB’i iş dünyasının ihtiyaçlarına cevap verecek öncü bir merkez olarak kurduklarını belirten Burkay, bugün 112 meslekte sahip oldukları yetkiyle Türkiye’nin en geniş kapsamlı belgelendirme merkezlerinden biri olduklarını ifade etti. Burkay, 135 bini aşkın çalışanın mesleki yeterliliğinin belgelendirilmesinin hem çalışanların kariyer gelişimine hem de firmaların üretim standartlarının yükseltilmesine katkı sunduğunu kaydetti. Gelecek dönemde iş dünyasının ihtiyaç duyacağı yeni meslek ve alanlarda yetkinlik kapsamını genişletmeye devam edeceklerini belirten Burkay, nitelikli insan kaynağını üretimin merkezine yerleştiren çalışmaların sürdürüleceğini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mesyeb-135-bin-calisani-mesleki-yeterlilikle-bulusturdu-88026</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/6/1280x720/mesyeb-135-bin-calisani-mesleki-yeterlilikle-bulusturdu-1790060211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BTSO MESYEB&#039;in 112 meslekte yürüttüğü sınav ve belgelendirme faaliyetleriyle 135 binden fazla çalışanın mesleki yeterliliğini belgelediği açıklandı. BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, mesleki yeterlilik sisteminin işletmelere kalite, verimlilik ve iş güvenliği açısından önemli kazanımlar sunduğunu belirterek, “Üretimde güçlü olmanın yolu, işi doğru bilgi ve yetkinlikle yapan insan kaynağından geçiyor.” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nevsehirin-merkezindeki-tek-tas-oteli-nevsehir-belediyesi-acti-88018</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkezdeki tek taş oteli Nevşehir Belediyesi açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/NEVŞEHİR</strong></p>
<p>Nevşehir’in turizm vizyonuna güç katacak önemli bir yatırımın daha hayata geçirildiği bildirildi. Kayaşehir Turizm Adası’nda yükselen ve şehrin merkezindeki tek taş otel olma ünvanını taşıyan The Essential of Cappadocia Butik Otel açıldı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Nevşehir Belediye Başkanı Rasim Arı’nın "50 Vizyon Projesi" hedefleri doğrultusunda inşa edilen tesis, geleneksel Kapadokya mimarisini güncel konaklama standartlarıyla harmanlıyor. 432 metrekarelik alan üzerine kurulan ve 6 özel odadan oluşan butik otelin özgün taş yapısı, tarihi atmosferi ve şık tasarımıyla bölgeye gelen ziyaretçilere kişiselleştirilmiş bir konaklama deneyimi vadettiği belirtildi.</p>
<p>Otelin açılış törenine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, AK Parti Nevşehir İl Başkanı Muhammed Feyzi Aygün, Nevşehir İl Kültür ve Turizm Müdürü Gökhan Maskar, Kapadokya Alan Başkanlığı Grup Başkan Vekili Furkan Türker, Nevşehir Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birlik Başkanı Mehmet Pınarbaşı, STK ve oda başkanları katıldı. Nevşehir’in ilk taş otelinin açılışında Türkiye’nin ilk yerli ve milli sıcak hava balon üreticisi Pasha Balloons görsel şov yaptı. Nevşehir Belediye Başkanı Rasim Arı, açılışta yaptığı konuşmada Kayaşehir’in benzersiz coğrafyasıyla tam bir uyum içinde yükselen The Essential of Cappadocia ile turistlerin Kapadokya’nın köklü geçmişinde konforlu bir yolculuğa çıkacaklarını söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nevsehirin-merkezindeki-tek-tas-oteli-nevsehir-belediyesi-acti-88018</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/8/1280x720/nevsehirin-merkezindeki-tek-tas-oteli-nevsehir-belediyesi-acti-1790057121.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nevşehir Belediyesi tarafından inşa edilen The Essential of Cappadocia Butik Otel açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tamamen-duygusal-87999</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tamamen duygusal</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Parayı neden bu kadar önemsiyoruz?</strong></p>
<p>Sevdiğim bir arkadaşımın sevmediğim bir huyu vardır. Marka giyer, lüks yerlerde takılır ve bunu da gözümüze sokar.</p>
<p>Uzun süre bunun sadece gösteriş olduğunu düşündüm.</p>
<p>Sonra Morgan Housel’ın para üzerine yazdıklarını okurken, bu davranışın altında başka bir şey olabileceğini fark ettim.</p>
<p>Arkadaşım Almanya’da büyümüş. Çocukluğunda ve gençliğinde göçmen olmanın ağırlığını taşımış; ırkçılıkla, küçümsenmekle, kendisine yukarıdan bakılmasıyla karşılaşmış.</p>
<p>İnsan böyle şeyleri geride bırakamıyor.</p>
<p>Belki yıllar sonra çok başka bir hayat kurduğumuzda bile içinizde bir yerlerde o eski bakışlara cevap vermeye devam ediyorsunuz.</p>
<p>O yüzden artık onun pahalı bir çantayı gözümüze soktuğunu ya da lüks bir mekandan story attığını gördüğümde aklımdan bazen başka bir şey geçiyor.</p>
<p>Belki içinde bir yerlerde, yıllar önce kendisine yukarıdan bakanlara:</p>
<p><strong>“Buyurun, gördünüz mü ne oldu bu aşağıladığınız kıza?”</strong></p>
<p>O zaman insanın parayla ilişkisinin yalnızca parayla ilgili olmadığını daha iyi anlıyorsunuz.</p>
<p>Harcarken yalnızca bir şey satın almıyoruz. Bazen statü satın almaya çalışıyoruz. Bazen kabul görmek istiyoruz. Bazen kendimize başarılı olduğumuzu kanıtlıyoruz. Bazen çocukken sahip olamadığımız bir şeyi satın alıyoruz. Bazen de sadece “Ben de yapabilirim” demek istiyoruz.</p>
<p>Neden bu kadar para konuşuyoruz, başkalarının serveti neden çenemizi yoruyor ?</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Para ve gösterişle imtihan</strong></span></p>
<p>Morgan Housel özellikle çok para kazanmış insanların para ve gösterişle imtihanını çok güzel anlatıyor. İnsan belli bir noktadan sonra ihtiyacı olduğu için değil, başkalarının kendisi hakkında ne düşüneceğini yönetmek için para harcamaya başlayabiliyor.</p>
<p>Daha büyük ev.<br />Daha pahalı otomobil.<br />Daha özel tatil.<br />Daha görünür marka.</p>
<p>Ve gariptir, bütün bunları satın alan insan çoğu zaman kendisinin daha fazla takdir edileceğini düşünüyor. Oysa dışarıdan bakan kişi otomobile hayran oluyor, otomobilin sahibine değil.</p>
<p>Housel’ın ilgilendiği diğer taraf ise bunun tam tersi.</p>
<p><strong>Fakir insanlar neden tuhaf harcamalar yapar?</strong></p>
<p>Parası olmayan neden lükse yöneliyor? Çok parası olmayan insanlar da bazen gelirleriyle açıklanamayacak harcamalar yapıyorlar. Hatta kimi zaman, maddi olarak çok daha güçlü insanlardan daha rahat para harcayabiliyorlar.</p>
<p>İlk bakışta son derece mantıksız görünüyor ama onları hoş görün diyor Housel. Çünkü para dünyasında davranışların çoğu matematikle açıklanmıyor.</p>
<p>Parayı neden kazanmak istediğimiz, kazandığımızda neden düşündüğümüz kadar mutlu olmadığımız, başkalarının ne kadar parası olduğunu neden bu kadar merak ettiğimiz, zenginleştikçe neden daha pahalı şeylere ihtiyaç duymaya başladığımız ve bazen hiç ihtiyacımız olmayan şeylere neden inanılmaz paralar harcadığımız…</p>
<p>Bütün bunlar bizi başka bir soruya getiriyor:</p>
<p><strong>Servete kavuştuk diyelim. Sonra ne yapacağız?</strong></p>
<p>Hepimiz servetten konuşuyoruz.</p>
<p>Nasıl daha çok kazanacağız, nasıl yatırım yapacağız, paramızı nasıl büyüteceğiz, nasıl finansal özgürlüğe ulaşacağız?</p>
<p>Konuşuyoruz, konuşuyoruz…</p>
<p>Servete kavuştuk diyelim. Sonra ne yapacağız?</p>
<p>Biz Türklerin bu soruya vereceği ilk cevaplardan birini tahmin etmek çok zor değil: Muhtemelen kocaman bir ev alacağız. Mümkünse daha iyi bir yerde, daha büyük, daha gösterişli…</p>
<p>Sonra daha iyi bir araba.<br />Sonra belki ikinci bir ev şu bu.</p>
<p>İşte para araç olmaktan çıkıp amaca dönüştüğünde garip bir döngü başlıyor. Daha fazla para, daha yüksek bir yaşam standardı yaratıyor; daha yüksek yaşam standardı ise daha fazla para ihtiyacı.</p>
<p>Bir süre sonra servet bizi özgürleştireceğine, finanse etmek zorunda olduğumuz yeni bir hayat yaratabiliyor.</p>
<p>Üstelik işin daha tuhaf bir tarafı var:</p>
<p>İstediğimiz şeylere kavuşmak bizi, onları isterken hayal ettiğimiz kadar uzun süre mutlu etmiyor.</p>
<p>Bir otomobili deli gibi istediğinizi düşünün.</p>
<p>Aylarca bakıyorsunuz. Modelini, rengini, özelliklerini biliyorsunuz. Belki almak için daha fazla çalışıyor, para biriktiriyor, kendinize hedef koyuyorsunuz.</p>
<p>Sonunda alıyoruz.</p>
<p>Sonra o otomobil yavaş yavaş “yeni otomobiliniz” olmaktan çıkıp yalnızca otomobiliniz oluyor. Bir sabah ona binip işe gidiyorsunuz ve artık üzerinde pek düşünmüyorsunuz bile.</p>
<p>Fakat insanın isteme mekanizması durmuyor.</p>
<p>Otomobil sıradanlaştığı anda gözümüz başka bir şeye kayıyor. Daha iyi bir otomobil, daha büyük bir ev, daha uzak bir tatil, başka bir hedef…</p>
<p>Belki de bizi hareket ettiren şey sahip olmak kadar, hatta bazen sahip olmaktan daha fazla, istemek.</p>
<p>Bu yüzden çok paraya sahip olmanın ilginç bir riski var: İsteklerimizle onların gerçekleşmesi arasındaki mesafe giderek kısalıyor.</p>
<p>Düşünün ki bir gün gerçekten bütün istediklerinize kavuştunuz.</p>
<p>“Bir gün param olursa…” diye başlayan bütün cümleleriniz gerçekleşmiş.</p>
<p>Peki ertesi sabah neden yataktan kalkacaksınız?</p>
<p>Tabii başka ihtimaller de var.</p>
<p><strong>Eşinizi boşayabilirsiniz.</strong></p>
<p>Sonun başlangıcı için oldukça çetrefilli bir hikaye olabilir, insan yaratıcı bir canlı sonuçta.</p>
<p>Şaka bir yana, belki de insanın bütün arzularına kavuşması düşündüğümüz kadar güzel bir final değildir. Çünkü hedefe ulaşmanın verdiği mutluluk geçici olabilir; ama bir hedefe doğru gitmenin verdiği anlam çok daha uzun sürer.</p>
<p>Bu bana Stoacı düşüncenin çok sevdiğim bir fikrini hatırlatıyor:<strong> Servete ihtiyaç duymamak, servetin kendisinden daha değerlidir.</strong></p>
<p>Çünkü zenginliğin ölçüsü yalnızca ne kadar paranız olduğu değildir. Mutlu olmak için ne kadar paraya ihtiyaç duyduğunuz da en az onun kadar önemlidir.</p>
<p>Belki gerçek servet, istediğimiz her şeyi satın alabilecek kadar çok paraya sahip olmak değil; mutlu olmak için satın almamız gereken şeylerin sayısını azaltabilmektir.</p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong><span style="font-size: 18pt;">Bir de paranin bekçisi olmak var</span></strong></span></p>
<p>Nassim Nicholas Taleb’in servetle ilgili hoşuma giden bir sözü de meseleyi başka bir yerden yakalıyor:</p>
<p><strong>“İnsanlar servet konusunda ikiye ayrılır: Parayı nasıl harcamaya başlayacağını bilmeyenler ve parayı harcamayı durduramayanlar.”</strong></p>
<p>Gerçekten de parayla ilişkimizin iki ucunda iki ayrı tuzak var.</p>
<p>Bir tarafta kazandıkça harcayan, yaşam standardını sürekli yükselten, bir süre sonra ne kadar kazanırsa kazansın yetiremeyenler var.</p>
<p>Diğer tarafta ise hayatı boyunca biriktiren ama bir türlü harcamaya başlayamayanlar.</p>
<p>Onlar için para artık hayatı daha iyi yaşamanın aracı olmaktan çıkıyor; korunması gereken bir şeye dönüşüyor. Para var, imkân var ama insan kendisine o paradan faydalanma iznini bir türlü veremiyor.</p>
<p>Daha fazla biriktiriyor. Biraz daha güvence, biraz daha güvence…</p>
<p>Sonunda ömür bitiyor, para kalıyor.</p>
<p><strong>İnsan servetin sahibi olarak başladığı hayatı, servetin bekçisi olarak tamamlıyor.</strong></p>
<p>Sadi Şirazi’nin Gülistan isimli eserinde yüzyıllar önce anlattığı ise  bu iki ucu aynı hikayede birleştiriyor.  Cimri bir baba altınlarını saklıyor ve harcamıyor. Oğlu sakladığı yeri buluyor, altınları alıp harcıyor ve yerlerine bir taş koyuyor. Baba bunu fark ettiğinde perişan oluyor. Oğlunun cevabı ise kabaca şu anlama geliyor: Madem o altınları hiç kullanmayacaktın, orada altın durmuş, taş durmuş; ne fark eder?</p>
<p>Ama hikâyenin ironisi şu ki oğul da doğrunun temsilcisi değil.</p>
<p>Baba bir uçta, oğul diğer uçta.</p>
<p>Biri parasını kullanamayacak kadar ona bağlı; diğeri yarınını düşünmeden harcayacak kadar umursamaz.</p>
<p>Belki de para konusunda asıl ustalık bu iki uç arasında durabilmekte.</p>
<p>Yarını düşünmeden bugünü tüketmemek ama yarın için biriktirirken bugünü de kaçırmamak.</p>
<p>Parayı harcamaktan korkmayacak kadar özgür olmak; harcamayı durduramayacak kadar da ona bağımlı hale gelmemek.</p>
<p>Çünkü paranın tuhaflığı burada:</p>
<p><strong>Harcamayı bilmiyorsanız da sizi yönetiyor, harcamayı durduramıyorsanız da.</strong></p>
<p>Belki gerçek servet, çok paraya sahip olmak değil; ne zaman tutacağınızı, ne zaman bırakacağınızı ve en önemlisi ne için harcadığınızı bilmektir.</p>
<p>Çünkü sonunda mesele ne kadar para kazandığımız değil.</p>
<p><strong>Paranın hayatımızda hangi işe yaradığı.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tamamen-duygusal-87999</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/9/1280x720/money-duygusal-1790055512.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tamamen duygusal ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insanin-bir-sirketi-olmasa-bile-bir-yonetim-kurulu-olmali-87997</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnsanın bir şirketi olmasa bile, bir &#039;yönetim kurulu&#039; olmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımla çocukluk yıllarımızdan ve hafızamızda kalan aile sohbetlerinden söz ediyorduk. Onun anlattıkları, "üzerine daha önce hiç bu açıdan düşünmediğim" bir konuyu yeniden değerlendirmeme neden oldu. Arkadaşım, babasının oldukça yoğun bir sosyal yaşamı olduğunu anlatıyordu. Farklı sivil toplum kuruluşlarında üyelikleri ve yöneticilik sorumlulukları vardı. Çocukken evdeki bazı misafir sohbetlerine kulak kabarttığını; babasının farklı sektörlerden, farklı mesleklerden çok sayıda arkadaşı olduğunu hatırlıyordu. Annesinin de dahil olduğu kadınların sohbetleri daha çok magazin, moda, alışveriş ve gündelik hayat etrafında şekillenirken, babasının dahil olduğu erkeklerin sohbetleri çoğunlukla ekonomi, sektörlerdeki riskler, fırsatlar, şirketler, yatırımlar ve yönetim meseleleri etrafında dönüyordu. Daha da ilginci, babasının kendi şirketindeki bazı konuları yakın dostlarına danıştığını; aynı şekilde o kişilerin de kendi şirketleriyle ilgili meselelerde onun fikrini aldığını hatırlıyordu. Çocukken bunların ne anlama geldiğini elbette bilmiyordu. Bugün geriye baktığında ise bir şeyin farkına varıyordu: Babası aslında bilinçli olarak ya da olmayarak çevresinde bir “kişisel yönetim kurulu” oluşturmuştu. Bence bu, yalnızca tüccar ailelere özgü olmayan; iş dünyasında, hatta hayatın tamamında "üzerinde daha fazla düşünmemiz gereken" bir konu.</p>
<p>Bir şirketin yönetim kurulunun neden var olduğunu hepimiz biliyoruz. Şirketin günlük operasyonlarından bağımsız olarak, farklı bir bakış açısı sağlar. Yönetimin göremediği riskleri görür. Alternatifleri sorgular. Zor kararları tartışır. Bazen yön gösterir, bazen frene basar, bazen de “Bu fırsatı neden değerlendirmiyoruz?” diye sorar. Peki, insan kendi bireysel hayatını ve kariyerini yönetirken neden bundan mahrum kalsın? Ben bugün, insanın bir şirketi olmasa dahi çevresinde güvendiği, liyakat sahibi ve farklı alanlarda güçlü insanlardan oluşan bir <strong>“kişisel yönetim kurulu”</strong> bulunması gerektiğine inanıyorum. Buradaki “kişisel yönetim kurulu” elbette resmi bir yapı değil. Bir insanın kritik kararlarında düşüncelerine başvurduğu, niyetinden bağımsız olarak ona gerçeği söyleyebilen, farklı perspektifler sunabilen ve gerektiğinde itiraz edebilen güvenilir insanlardan oluşan bir çevreden söz ediyorum. İş hayatında zaman zaman çok güçlü yöneticilerin önemli bir yanılgıya düştüğünü düşünüyorum: Kendi başarılarının getirdiği özgüven, zamanla her problemi kendilerinin çözebileceğine dair bir inanca dönüşebiliyor. Oysa yöneticilik her şeyi bilmek değil, <strong>neyi bilmediğini bilmek ve doğru bilgiye ulaşacak insanları tanımaktır. </strong>Benim için liyakat sahibi insanlara danışmanın en önemli tarafı budur. Finans konusunda çok güçlü olabilirsiniz; fakat hukukta aynı ölçüde güçlü olmayabilirsiniz. Pazarlamayı iyi biliyor olabilirsiniz; ancak üretimdeki teknik bir riski sizin kadar hızlı göremeyen bir uzmanı dinlemek zorunda olabilirsiniz. Bir sektörün içinde yıllardır çalışıyor olabilirsiniz; fakat dışarıdan bakan bir akademisyenin veya başka bir sektörden gelen deneyimli bir yöneticinin size göstereceği fırsatı kendi sektör körlüğünüz nedeniyle doğal olarak fark etmeyebilirsiniz. İşte bu nedenle gerçek güç, her soruya cevap verebilmekten çok, <strong>doğru soruyu doğru insana sorabilme kabiliyetidir.</strong></p>
<p>Tüccar bir ailenin mensubu olarak bugün geriye dönüp baktığımda, bazı davranışların insanlara çocuklukta fark ettirmeden öğretildiğini düşünüyorum. Bazen masada konuşulan bir ticari meseleyi anlamasanız bile, kullanılan dili duyuyorsunuz. Riskten söz ediliyor, müşteriden söz ediliyor, kurdan, faizden, yatırımdan, rakipten, fırsattan söz ediliyor. Bir büyüğünüzün başka bir büyüğünüze “Sen olsan ne yapardın?” dediğini duyuyorsunuz. Sonra başka bir gün aynı kişinin size gelip başka bir konuda fikrinizi sorduğunu görüyorsunuz. Böylece çocuk, belki farkında olmadan şu davranışı öğreniyor: <strong>“Önemli kararlar konuşulur. Farklı fikirler alınır. Güvenilen insanlara danışılır.” </strong>Bence bu, ticari mirasın para kadar önemli ama çok daha az konuşulan bir boyutudur. Bazı aileler çocuklarına sermaye bırakır, bazıları şirket bırakır, bazıları ise bunların yanında bir de <strong>insan ağı ve istişare kültürü</strong> bırakır! Uzun vadede üçüncüsünün değerini küçümsememek gerekir.</p>
<p>Kişisel yönetim kurulu oluşturmak, çok fazla insan tanımak anlamına gelmez. Aksine, mesele çevrede çok insan olması değil; <strong>doğru insanların olmasıdır. </strong>Ben bir kişisel yönetim kurulunda birkaç temel niteliğin vazgeçilmez olduğunu düşünüyorum. İlki liyakat. İkincisi güven. Üçüncüsü bağımsız düşünme yeteneği. Dördüncüsü ise gerektiğinde sizinle "aynı fikirde olmama" cesaretidir. Çünkü sizi her durumda onaylayan insanların bulunduğu bir çevre, size konfor sağlayabilir ama gelişim sağlamaz. Bazen ihtiyacımız olan şey destek değil, itirazdır. “Bence bu karar yanlış.” “Bu riski hafife alıyorsun.” “Bu fırsatı gereğinden fazla büyütüyorsun.” “Sen bu konuda duygusal davranıyorsun.” “Bu yöneticiyi yanlış değerlendiriyor olabilirsin.” Bunları söyleyebilecek insanlara sahip olmak, aslında büyük bir ayrıcalıktır. Kişisel yönetim kurulunun üyeleri aynı sektörden olmak zorunda değildir; hatta mümkünse olmamalı. Çünkü farklı sektörlerden insanların bakış açısı, insanın düşünce alanını genişletir. Bir sanayicinin bakışı size operasyon konusunda değer katabilir. Bir finans yöneticisi riskin başka bir boyutunu gösterebilir. Bir hukukçu, henüz gerçekleşmemiş bir problemin sonuçlarını görebilir. Bir akademisyen, günlük koşuşturmanın içinde kaybolduğunuzda daha büyük resmi hatırlatabilir. Bir girişimci, sizin imkânsız gördüğünüz bir ihtimali mümkün kılabilir. Bir insan kaynakları yöneticisi, bir şirket probleminin aslında organizasyon probleminden çok liderlik problemi olduğunu söyleyebilir. Bu nedenle kişisel yönetim kurulunun çeşitliliği, şirket yönetim kurulundaki çeşitlilik kadar değerlidir.</p>
<p><strong>En değerli danışman, sizin yerinize karar vermez; </strong>burada başka bir ince çizgi var. İstişare etmek ile kararı başkasına bırakmak aynı şey değildir. Kişisel yönetim kurulunun görevi sizin yerinize karar vermek değildir. Onların görevi, sizin "daha iyi karar vermenizi sağlamak"tır. Bazen beş kişiye danışıp yine de kendi kararınızı vereceksiniz. Bazen bir kişinin tek bir cümlesi, haftalardır düşündüğünüz bir problemi çözecek; bazen de hiç kimsenin fikrini dinlememek gerektiğini düşüneceksiniz. Ama önemli olan, kararınızı <strong>daralan bir perspektifle değil, genişleyen bir perspektifle</strong> verebilmenizdir. İş dünyasında yatırım deyince aklımıza fabrika gelir, makine gelir, teknoloji gelir, insan kaynağı gelir. Oysa kariyerimizin ve şirketlerimizin geleceğini etkileyen çok daha sessiz bir yatırım alanı var: <strong>Kendimize doğru insanlardan oluşan bir danışma çevresi kurmak. </strong>Bunun bilançosu yoktur, muhasebe kaydı yoktur, bir şirket değerleme raporunda görünmez. Ama kritik bir yatırım kararında, önemli bir yönetici atamasında, büyük bir kriz anında veya hiç beklenmedik bir fırsatın kapıyı çaldığı anda gerçek değerini gösterir. Bugün geçmişe baktığımda, çocukken duyduğumuz bazı sohbetlerin aslında ne kadar büyük bir eğitim olduğunu inanın çok daha iyi anlıyorum. Belki de ailelerin çocuklarına verebileceği en değerli eğitimlerden biri, yalnızca “nasıl başarılı olunur?” sorusunun cevabını öğretmek değil; <strong>“Hayatında kimlere danışmalısın?” sorusunun cevabını verebilmektir. </strong>Benim için kişisel yönetim kurulu tam olarak bunu ifade ediyor.</p>
<p>İnsanın bir şirketi olmasa da bir yönetim kurulu olabilir, hatta belki de özellikle şirketi yokken buna ihtiyacı vardır. Çünkü sonunda şirketler kadar insanlar da aslında yanlış kararların değil," <strong>tek başına verilmiş" yanlış kararların</strong> bedelini ödüyor. Bazen hayatta doğru kararı vermenin en iyi yolu, kendi aklınızı daha fazla kullanmak değil; <strong>etrafınızdaki doğru insanların aklından da faydalanmayı öğrenmektir…</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insanin-bir-sirketi-olmasa-bile-bir-yonetim-kurulu-olmali-87997</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnsanın bir şirketi olmasa bile, bir &#039;yönetim kurulu&#039; olmalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yeni-parti-nukleer-santral-duzenlemesini-aymye-goturdu-87994</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni Parti nükleer santral düzenlemesini AYM&#039;ye götürdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeni Parti, 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 7590 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun yürürlüklerinin durdurulması ve iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine (AYM) başvurdu.</p>
<p>Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, AYM'ye yapacakları başvurunun öncesinde yaptığı açıklamada kamuoyunda 7589 sayılı yasanın "12. Yargı Paketi", 7590 sayılı yasanın ise "Emekli Paketi" şeklinde bilindiğini hatırlattı. AYM’ye götürdükleri kanunlarda yer alan düzenlemeleri değerlendiren Günaydın, “Getirilen yasayla 2050 yılına kadar nükleer alanında çalışan şirketlere KDV iadesi yapılması hakkı tanınıyor. Başka bir deyişle bu şirketler 2050 yılına kadar KDV ödemiyorlar. Sebebi ne? Neden nükleer şirketler, çoğu yabancı olan bu şirketler katma değer vergisi ödemiyor? Sen bunu yapıyorsun, hemen karşısında da şunu yapıyorsun: Alt segment araçlarda özel tüketim vergisinin 10 katına kadar artırılma yetkisini Cumhurbaşkanına veriyorsun. Bir taraftan vatandaşın bindiği alt segment aracı daha da pahalandırırken, diğer taraftan şirketlere vergi istisnası getiriyorsun. Hani "yaparsa AKP yapar" diyorlar ya, gerçekten bu kadarını yaparsa AKP yapar” dedi.</p>
<p>Yapılan diğer bir düzenleme ile prim ödemelerinde devlet katkısının kaldırıldığını belirten Günaydın, “Neydi bugüne kadar? İşçi ve işverenin ödediği prim toplamının yüzde 25'ine kadar olan kısmını devlet katkı olarak öderdi. Şimdi bu devlet katkısını krizin en çok yükseldiği, yoksulluğun en çok arttığı dönemde kaldırıyorlar. Bunu da yaparsa AKP yapar.</p>
<p>Yine çok ibretlik bir durum: Kamu ihalelerinde yerli kişilere ya da yerli malı teklif eden insanlara hak ve avantaj sağlayan düzenlemelerin tamamından, AB üyesi olan, o uyruğa sahip olan vatandaşların da yararlanması yetkisini Cumhurbaşkanına veriyorlar. Ya siz kapitülasyonları geri mi getirmek istiyorsunuz? Yerli vatandaşa tanınan, yerli şirkete tanınan yetkiyi neden Avrupa Birliği üyesi şirketlere ve vatandaşlara tanıyorsunuz? Onlar size ne ayrıcalık getiriyor ki, siz onlara bu ayrıcalıkları getiriyorsunuz?” diye konuştu. Kanunlarda, PTT çalışanlarının genel idari hizmetler sınıfına alınmasına ilişkin düzenlemenin de bulunduğunu, bunların hak kayıplarına yol açtığını belirten Günaydın, Noterlik Kanunu'na getirilen düzenlemeler ile kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerin de Anayasa Mahkemesine taşındığını belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yeni-parti-nukleer-santral-duzenlemesini-aymye-goturdu-87994</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/4/1280x720/gokhan-gunaydin-1790053745.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AYM&#039;ye yapılan başvuru hakkında açıklama yapan Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, “Getirilen yasayla 2050 yılına kadar nükleer alanında çalışan şirketlere KDV iadesi yapılması hakkı tanınıyor. Başka bir deyişle bu şirketler 2050 yılına kadar KDV ödemiyorlar. Sebebi ne? Neden nükleer şirketler, çoğu yabancı olan bu şirketler katma değer vergisi ödemiyor?&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/lothbrog-makine-servis-gucuyle-fiber-lazerde-liderlige-yukseldi-88036</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Lothbrog Makine servis gücüyle fiber lazerde liderliğe yükseldi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye imalat sanayisinde yüksek teknoloji yatırımları hız kazanırken, üretim ekipmanlarında makinenin yanı sıra satış sonrası hizmet ve teknik destek de rekabetin belirleyici unsurlarından biri haline geliyor.</p>
<p>Fiber lazer kesim makineleri alanında faaliyet gösteren Lothbrog Makine'nin bu alanda servis ve yedek parça altyapısını büyümesinin ana unsurlarından biri olarak konumlandırdığı belirtildi. 2019 sonunda tek kişilik bir girişim olarak kurulan Lothbrog Makine'nin kısa sürede Türkiye fiber lazer kesim makinesi pazarının önemli oyuncularından biri haline geldiği vurgulandı.</p>
<p>Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Akıncıoğlu, büyümenin temelinde makine satışından çok satış sonrası hizmet, yedek parça ve hızlı teknik destek yatırımlarının bulunduğunu belirtti. Makine sektöründeki deneyimini girişimcilik vizyonuyla birleştirerek yola çıktıklarını ifade eden Akıncıoğlu, ilk dönemde danışmanlık ve temsilcilik faaliyetleriyle başlayan şirketin, servis ve yedek parça altyapısına yaptığı yatırımlarla farklılaştığını söyledi.</p>
<h2>“Pandemi krizini fırsata çevirdik”</h2>
<p>Lothbrog Makine’nin büyümesinde pandemi döneminin kritik bir eşik oluşturduğunu belirten Akıncıoğlu, küresel tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıkların güçlü servis altyapısına sahip şirketleri öne çıkardığını kaydetti. Akıncıoğlu, “Pandemi birçok sektör için büyük bir krizdi ancak bizim için fırsata dönüştü. Yurt dışından parça ve servis desteği alamayan bazı markaların makineleri durma noktasına gelirken biz kurduğumuz altyapıyla makinelerin bir gün dahi yatmamasını sağladık. Bu süreçte müşteriler nezdinde hızlı çözüm sunan, parçası hazır ve teknik kabiliyeti yüksek bir şirket algısı oluşturduk” dedi. Bu yaklaşımın şirketin müşteri portföyünün büyümesinde belirleyici olduğunu vurgulayan Akıncıoğlu, servis operasyonunun zamanla Lothbrog Makine’nin en önemli rekabet unsurlarından birine dönüştüğünü ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab2302ba4eb3-1790062635.jpg" alt="" width="843" height="656" /></p>
<h2>“Yıllık satış 350 makineyi aştı”</h2>
<p>Şirketin kuruluş aşamasında yıllık 15-20 makine satışının dahi yüksek bir hedef olarak görüldüğünü belirten Akıncıoğlu, bugün 350'nin üzerinde makine satışı ve hizmeti gerçekleştirdiklerini söyledi. Türkiye fiber lazer pazarında yaklaşık 40-45 firmanın faaliyet gösterdiğini belirten Akıncıoğlu, Lothbrog Makine'nin temsil ettiği G-WEIKE markasıyla birlikte yüzde 20 seviyesinde pazar payına ulaştığını ve lider konuma yükseldiğini kaydetti. Şirketin bugüne kadar sanayicilerle buluşturduğu makine sayısının ise 2 bini aştığını belirten Akıncıoğlu, 2019 yılında Türkiye’de henüz yaygınlaşmadan önce 12 kW ve 30 kW gücündeki yüksek kapasiteli lazer makinelerini de pazara sunduklarını ifade etti. </p>
<h2>“40 kW lazerlerle kapasite çıtası yükseliyor”</h2>
<p>Yeni tesiste Türkiye’de henüz sınırlı sayıda bulunan 40 kW gücündeki yüksek kapasiteli lazer makinelerinin de yer aldığını ifade eden Akıncıoğlu, yüksek güçlü sistemlerin özellikle kapasite ve verimlilik arayışındaki üreticiler açısından yeni fırsatlar sunduğunu söyledi. Lazer kesim teknolojilerinin otomotivden savunma sanayiine, ağır metalden inşaata kadar çok geniş bir üretim alanında kullanıldığını ifade eden Akıncıoğlu, “Aslında biz makine üreten makineler imal ediyoruz. Metalin bulunduğu hemen her sektörde teknolojimiz üretimin farklı aşamalarında kullanılıyor” dedi.</p>
<h2>“5 bin metrekarelik teknoloji üssü”</h2>
<p>Lothbrog Makine’nin yeni yatırımının da şirketin büyüme stratejisinde önemli bir yer tuttuğunu belirten Akıncıoğlu, 5 bin metrekarelik yeni tesiste yüksek güçlü lazer teknolojilerinin yanı sıra müşterilerin makineleri doğrudan deneyimleyebileceği bir showroom ve uygulama alanının oluşturulduğunu söyledi. Akıncıoğlu, tesisin küresel iş ortaklarının en büyük üçüncü showroomu olma özelliğini taşıdığını belirterek, yatırımın yalnızca bir satış alanı olarak değil, sanayicilerin yeni teknolojileri test edebileceği bir teknoloji üssü olarak konumlandırıldığını söyledi. “Biz sadece makine satan bir firma değiliz. Sanayicinin üretim süreçlerinde stratejik çözüm ortağı olmayı hedefliyoruz” diyen Akıncıoğlu, yeni tesisle birlikte müşterilerin teknoloji seçimini doğrudan uygulama üzerinden yapabileceğini vurguladı. Gweike Lazer’in dünya genelindeki 3. büyük showroomunu Bursa’da açmaktan dolayı duydukları mutluluğu dile getiren Akıncıoğlu, “Sektöre başladığımızda bir hayalimiz vardı. Bugün o hayali gerçeğe dönüştürdük. Distribütörlüğünü yaptığımız markanın tüm dünyadaki en büyük showroomunu Bursa’da açtık. 5 bin metrekarelik showroomun yanı sıra Alaaddinbey’de de 6 bin 500 metrekarelik ofis, idari bina ve depolama alanımız var” diye konuştu. </p>
<h2>“Yedek parçada 5-6 milyon dolarlık stok”</h2>
<p>Verilen bilgiye göre şirketin rekabet avantajının önemli bölümünü satış sonrası hizmetler oluşturuyor.</p>
<p>Lothbrog Makine’nin yedek parça stokunun 5-6 milyon dolar seviyesine ulaştığını belirten Lütfi Akıncıoğlu, stokta servis operasyonlarında kullanılmak üzere 80-90 adet rezonatör bulundurduklarını açıkladı. Üretimde makine duruşunun sanayici açısından ciddi maliyet oluşturduğuna dikkat çeken Akıncıoğlu, bu nedenle şirket bünyesinde 7/24 çalışan Help desk yapılanması kurduklarını söyledi. Resmi tatiller ve bayramlar dahil kesintisiz teknik destek verdiklerini belirten Akıncıoğlu, servis süreçlerinin şirketin geliştirdiği özel yazılım altyapısıyla anlık ve şeffaf biçimde takip edildiğini kaydetti. Lothbrog olarak yılda 20-22 milyon dolar ciro yaptıklarına dikkat çeken Akıncıoğlu, sadece Türkiye’ye hizmet vermelerine rağmen müşterilerinin isteği doğrultusunda Amerika, İtalya, Rusya, Özbekistan, Tunus gibi ülkelere de adrese teslim makineler göndererek kurulum ve servis hizmetini verdiklerini ifade etti. </p>
<h2>“Mühendis istihdamı artırılacak”</h2>
<p>Lothbrog Makine’nin büyüme stratejisinin yeni yatırımla birlikte istihdama da yansıtılması planlanıyor. Şirket bünyesinde halen 100'ün üzerinde beyaz yaka ve mühendis bulunduğunu belirten Akıncıoğlu, önümüzdeki yıl çalışan sayısını yüzde 15-20 artırmayı hedeflediklerini söyledi. Özellikle elektronik ve makine mühendislerinin istihdamına ağırlık vereceklerini belirten Akıncıoğlu, teknoloji yatırımlarının nitelikli insan kaynağı yatırımıyla birlikte yürütüleceğini ifade etti. Şirketin büyümesini yalnızca finansal göstergeler üzerinden değerlendirmediklerini de belirten Akıncıoğlu, üniversiteler, gençler ve sivil toplum kuruluşlarıyla yürüttükleri çalışmaların şirket kültürünün önemli bir parçası olduğunu söyledi. Lothbrog Gönüllüler Kulübü aracılığıyla sosyal sorumluluk projelerine de katkı sunduklarını belirten Akıncıoğlu, şirketin gelecek dönem büyümesini ekonomik hedeflerin yanı sıra sosyal değerlerle birlikte sürdürmeyi amaçladığını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/lothbrog-makine-servis-gucuyle-fiber-lazerde-liderlige-yukseldi-88036</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/6/1280x720/lothbrog-makine-servis-gucuyle-fiber-lazerde-liderlige-yukseldi-1790062461.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lothbrog Makine Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Akıncıoğlu, Türkiye fiber lazer pazarında yaklaşık 40-45 firmanın faaliyet gösterdiğini belirterek, Lothbrog Makine&#039;nin temsil ettiği G-WEIKE markasıyla birlikte yüzde 20 seviyesinde pazar payı ile lider konuma yükseldiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hexagondan-kalite-kontrolde-yapay-zeka-hamlesi-88024</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hexagon’dan kalite kontrolde yapay zekâ hamlesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Hexagon Manufacturing Intelligence, optik koordinat ölçüm makinesi OPTIV S’nin yeni neslini tanıttı. Ölçüm hızında yüzde 30’a varan iyileşme ve ilk testlerde yüzde 15 daha kısa denetim çevrimi sağladığı belirtilen sistemin, 2027’de devreye alınacak yapay zekâ destekli özelliklerle kalite kontrol süreçlerinin daha hızlı ve tekrarlanabilir hale getirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Otomotiv, elektronik, tıbbi cihaz ve hassas mühendislik gibi yüksek hassasiyet gerektiren sektörlere yönelik geliştirilen OPTIV S, görüntü tabanlı ölçümü dokunmatik ve çok sensörlü ölçüm kabiliyetleriyle birleştiriyor. Böylece özellikle yüksek hacimli üretimde kalite kontrol süreçlerinin hızlandırılması ve ölçüm sonuçlarının daha tutarlı hale getirilmesi amaçlanıyor. Hexagon’dan yapılan açıklamada yeni platformda yapılan mekanik ve teknolojik geliştirmelerle ölçüm performansında önemli kazanımlar sağlandığı, makine dinamiklerinde yaklaşık yüzde 30 iyileşme kaydedildiği, denetim çevrim sürelerinin yaklaşık yüzde 15 kısaldığı belirtildi. OPTIV S’nin öne çıkan yeniliklerinden birini ise yapay zekâ destekli ölçüm teknolojileri oluşturuyor. Hexagon, PC-DMIS yazılımı üzerinden optik ölçüm programlamasını kolaylaştıracak yeni özellikleri 2027 yılı boyunca aşamalı olarak kullanıma sunacak. Bunlar arasında AI Edge Detection, Fast Auto-Focus ve AI Illumination teknolojileri bulunuyor.</p>
<p>Hexagon Manufacturing Intelligence Sabit Metroloji Bölümü Ürün Pazarlama Direktörü Manuel Mueller, üreticilerin hassasiyetten ödün vermeden daha kısa sürede daha fazla parçayı denetleme baskısıyla karşı karşıya olduğunu belirterek, OPTIV S’nin daha hızlı ölçüm, gelişmiş hassasiyet ve akıllı yazılım yeteneklerini aynı platformda buluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Yeni teknolojilerin önemli bir bölümünün Hexagon’un mevcut OPTIV M platformuna da sunulacağı bildirildi. Hexagon’un tamamen dijital CMM platformu MAESTRO ile birlikte OPTIV S, şirketin ölçüm teknolojileri portföyündeki yeni nesil çözümler arasında yer alıyor. OPTIV S, 14 Eylül itibarıyla 4.4.3 ölçüm hacmiyle ticari olarak kullanıma sunulurken, yapay zekâ destekli yeni yetenekler, farklı ölçüm hacimleri ve yeni konfigürasyonların 2027 yılı boyunca portföye eklenmesi planlanıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hexagondan-kalite-kontrolde-yapay-zeka-hamlesi-88024</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/4/1280x720/hexagondan-kalite-kontrolde-yapay-zeka-hamlesi-1790059786.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hexagon Manufacturing Intelligence Sabit Metroloji Bölümü Ürün Pazarlama Direktörü Manuel Mueller, OPTIV S’nin daha hızlı ölçüm, gelişmiş hassasiyet ve akıllı yazılım yeteneklerini aynı platformda buluşturduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/6-uluslararasi-kayseri-yari-maratonunda-10-bin-kisi-bulustu-88003</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 6. Uluslararası Kayseri Yarı Maratonu’nda 10 bin kişi buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Büyükşehir Belediyesi Spor AŞ tarafından geleneksel hale getirilen Uluslararası Kayseri Yarı Maratonu’nun 6’ncısı tamamlandı.</p>
<p>Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen organizasyona Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın yanı sıra şehir protokolü, sporcular ve binlerce Kayserili katıldı. Bu yıl 21K ve 10K yarışlarının yanı sıra Halk Koşusu, Çocuk Koşusu ve Baby Run kategorilerinde binlerce kişi parkura çıktı. Organizasyonda 21K’da 550, 10K’da bin 90 sporcu mücadele ederken, 5 bini aşkın kişi Halk Koşusu’na katıldı. Çocuk Koşusu’nda 450 çocuk, Baby Run’da ise 20 minik katılımcı yer aldı. Elit sporcuların da mücadele ettiği organizasyon, Kayserililerin yoğun katılımıyla birlikte yaklaşık 10 bin kişilik büyük bir spor buluşmasına dönüştü. Çocuklardan gençlere, yetişkinlerden ileri yaş gruplarına kadar farklı yaşlardan vatandaşların aynı parkurda buluşması, yarı maratonu yalnızca profesyonel sporcuların yarıştığı bir organizasyon olmaktan çıkararak kentin tamamını içine alan bir spor şölenine dönüştürdü.</p>
<p><strong>22 ülkeden sporcular Kayseri’de buluştu</strong></p>
<p>Uluslararası Kayseri Yarı Maratonu, yabancı sporcuların katılımıyla uluslararası niteliğini de güçlendirdi. Türkiye, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Çad, Endonezya, Güney Sudan, Hollanda, İngiltere, Kazakistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Mısır, Moldova, Pakistan, Rusya, Suriye, Tacikistan, Ukrayna, Azerbaycan, Afganistan, Türkmenistan ve Senegal’in aralarında bulunduğu 22 farklı ülkeden 200 yabancı, elit ve profesyonel sporcu Kayseri’de mücadele etti. Türkiye’den sporcuların da katılımıyla organizasyon, farklı ülkelerden sporcuları Kayseri’nin tarihi ve kültürel dokusu eşliğinde aynı parkurda buluşturdu.</p>
<p><strong>Sporculara 2 milyon 774 bin TL ödül</strong></p>
<p>Uluslararası Kayseri Yarı Maratonu’nda dereceye giren sporcular için toplam 2 milyon 774 bin TL ödül dağıtıldı. 21K Genel Klasman için 744 bin TL, 10K Genel Klasman için 330 bin TL, 21K yaş grupları için 980 bin TL, 10K yaş grupları için 700 bin TL ödül verilirken, 21K parkur rekorunu kıran sporcu için ayrıca 10 bin TL ödül belirlendi. 21K ve 10K genel klasman sonuçları, yaş grupları ve parkur rekorunu kıran sporculara ilişkin sonuçlar "www.kayseriyarimaratonu.com" adresinden canlı olarak takip edildi.</p>
<p>Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, organizasyonun ardından yaptığı değerlendirmede, Kayseri’nin Avrupa Spor Şehri ve Dünya Spor Başkenti unvanlarına dikkat çekerek, “2024 Avrupa Spor Şehri Kayseri, 2029 Dünya Spor Başkenti Kayseri oldu. Bu unvanlar artık sadece birer unvan değil. Start çizgisinde, caddelerde, parkurlarda ve 10 bin kişinin spor heyecanında karşılığını buldu. Kayseri; sporun, heyecanın, dostluğun ve kardeşliğin şehri oluyor” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/6-uluslararasi-kayseri-yari-maratonunda-10-bin-kisi-bulustu-88003</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/6-uluslararasi-kayseri-yari-maratonunda-10-bin-kisi-bulustu-1790056053.jfif" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 6. Uluslararası Kayseri Yarı Maratonu, 22 farklı ülkeden 200 yabancı, elit ve profesyonel sporcuların da aralarında bulunduğu yaklaşık 10 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-osbde-enerji-verimliliginde-universite-sanayi-isbirligi-87973</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 23:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya OSB’de enerji verimliliği için üniversite-sanayi iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Organize Sanayi Bölgesi (Antalya OSB) ile Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Enerji Uygulama ve Araştırma Merkezi (İSUBÜ/ENAR) arasında, sanayide enerji verimliliğinin geliştirilmesine ve nitelikli insan kaynağının güçlendirilmesine katkı sağlamak amacıyla ‘’Enerji Yöneticisi Eğitimi İş Birliği Protokolü’’ imzalandı.</p>
<p>İş birliği protokolü, Antalya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Hasanali Gönen ile Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yılmaz Çatal tarafından imzalandı.</p>
<p>AOSB Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Ali Gönen, üç yıl süreyle geçerli olacak protokol kapsamında, Antalya Organize Sanayi Bölgesinde faaliyet gösteren işletmelerde görev yapan veya görevlendirilmesi planlanan çalışanların enerji yöneticisi eğitimlerine erişiminin kolaylaştırılması, eğitim süreçlerinin İSUBÜ/ENAR’ın yetkili eğitim kuruluşu statüsü kapsamında planlanması ve yürütülmesinin hedeflendiğini bildirdi. Gönen, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya Organize Sanayi Bölgemiz olarak; enerjinin etkin ve verimli kullanılmasını, işletmelerimizin enerji yönetimi alanındaki yetkinliklerinin geliştirilmesini ve sürdürülebilir üretim anlayışının güçlendirilmesini önemsiyor; sanayicilerimizin rekabet gücüne ve yeşil dönüşüm süreçlerine katkı sağlayacak iş birliklerini sürdürmeye devam ediyoruz.’’</p>
<p>İş birliği kapsamında ayrıca, tarafların uygun görmesi halinde enerji verimliliğine yönelik seminer, çalıştay ve teknik bilgilendirme faaliyetleri de gerçekleştirilebilecek. Böylece sanayi kuruluşlarımızda enerji yönetimi farkındalığının artırılması, teknik kapasitenin geliştirilmesi ve üniversite–sanayi iş birliğinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-osbde-enerji-verimliliginde-universite-sanayi-isbirligi-87973</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/3/1280x720/antalya-osbde-enerji-verimliliginde-universite-sanayi-isbirligi-1790022960.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Organize Sanayi Bölgesi ile Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Enerji Uygulama ve Araştırma Merkezi arasında ‘’Enerji Yöneticisi Eğitimi İş Birliği Protokolü’’ imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
