<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yenisehire-hagelden-dev-destek-paketi-79393</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 11:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yenişehir’e Hagel’den dev destek paketi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ (BURSA) -</strong> Bursa İli Hayvancılığı Geliştirme Birliği’nden (HAGEL) Yenişehir’e dev destek paketi teslim alındı. HAGEL Başkanı Mustafa Işık’ın katılımıyla Yenişehir’de düzenlenen törenle çiftçilerin ve kooperatiflerin üretim kapasitesini artıracak önemli ekipmanlar Yenişehirli çiftçilere sağlandı. Ayaz Mahallesi’nde bulunan yüksek tonajlı kantar, mekanik sistemden modern elektronik sisteme dönüştürülerek modernize edilmesi, Köprühisar Mahallesi’ne 2 bin litre kapasiteli süt soğutma tankı, Terziler Mahallesi’ne kullanımda olan 5 bin litrelik süt tankının yenilenmesi ve Yenişehir Hayvan Bakımevi ve Doğal Yaşam Alanı için bin 350 metrelik tel, 310 galvaniz direk ile 150 kilogram gergi telinden oluşan çevre güvenlik ekipmanları teslim alındı.</p>
<p>Törende konuşan Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, HAGEL ile kurulan güçlü iş birliğinin meyvelerini topladıklarını ifade etti. Bugüne kadar, 4 adet salça makinesi, 1 adet burgu makinesi, 2 adet süt tankı ve 2 bin 320 adet fidan desteğini ilçeye kazandırdıklarını anlatan Başkan Özel, “Başta HAGEL Başkanımız Mustafa Işık olmak üzere tüm yöneticilere teşekkür etmek istiyorum” dedi. Yenişehir’in Hayvancılık konusunda Bursa’nın en önde gelen ilçelerinden biri olduğu vurgulayan Başkan Özel, “Yenişehir’de, 68 bin küçükbaş, 50 bine yakın da büyükbaş hayvan var. Yenişehir Ovası, Bursa’nın en önemli ovalarından biri elbette desteklenmesi gerekiyor. Yenişehir'e yapılan bu yatırımlar, sadece Yenişehir üreticisine değil, Bursa'ya yapılmış yatırım olarak sayılabilir” diye konuştu. </p>
<p>HAGEL ve Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık da, “Yenişehir, Ovası ve hayvancılığıyla Bursa’nın adeta kalbi, üretimin merkezidir. Bu nedenle bu bölgeye daha fazla destek vermemiz gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’nin kalkınması sizlerin alın teriyle mümkündür. Ercan Başkanımızın Yenişehir’e daha fazla hizmet kazandırma gayreti de takdire şayandır. Hayvancılıkta öne çıkan bir ilçe olarak Yenişehir’e pozitif ayrımcılık yapmayı sürdürecek, eksikleri birlikte gidereceğiz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yenisehire-hagelden-dev-destek-paketi-79393</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/3/1280x720/yenisehire-hagelden-dev-destek-paketi-1778835589.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa İli Hayvancılığı Geliştirme Birliği (HAGEL), Yenişehir’in tarım ve hayvancılık potansiyelini güçlendirmek amacıyla hazırladığı dev destek paketini düzenlenen törenle teslim etti. Törende konuşan Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, “Yenişehir’e yapılan yatırım, Bursa’ya yapılmış yatırımdır” mesajını verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sosyal-etki-icin-soz-yetmez-eylem-gerekir-79382</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 09:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sosyal etki için söz yetmez, eylem gerekir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Bu sene üçüncüsü gerçekleşen Sosyal Etki Zirvesi’26, Sosyal Fabrika Toplumsal Dönüşüm Platformu ve EKONOMİ Gazetesi iş birliğiyle “Eşitlik için Söz &amp; Eylem İlişkisinde Şeffaflık, Kapsayıcılık ve Dayanışma Kültürü” mottosuyla İş Sanat’ta düzenlendi.</p>
<p>“Rengimiz Mor” odağındaki zirvede 323 paydaş buluştu. Kültür, sağlıklı yaşam, yapay zekâ, kuşaklar arası diyalog, iklim politikaları, dijitalleşme, sanat ve gençlik gibi başlıklarda gerçekleştirilen oturumlarda toplumsal eşitlik, sosyal etki ve dayanışma kültürü ele alındı. Açılış konuşmalarını Sosyal Fabrika Toplumsal Dönüşüm Platformu Kurucusu ve Organizasyon Lideri Münteha Adalı ile EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın yaptığı zirvede, canlı sanat performansları, müzik dinletileri ve gençlik etkinlikleri de yer aldı. Zirve boyunca ressam Elmira Akarsu, sanatçı Pınar Kuseyri ile ressam Aydan Baktır’ın canlı resim performansları gerçekleştirildi. </p>
<p><strong>“SÖZLER HAVADA KALDIĞINDA GÜVEN SARSILIYOR” </strong></p>
<p>Zirvenin açılış konuşmasını yapan Sosyal Fabrika Toplumsal Dönüşüm Platformu Kurucusu ve Organizasyon Lideri Münteha Adalı, Sosyal Etki Zirvesi’nin üçüncü yılında 323 sivil toplum paydaşını bir araya getirdiklerini belirterek, zirvenin temel hedefinin toplumsal farkındalık yaratmak olduğunu söyledi. “Sessiz kalmanın utancını yaşamak istemedim” diyen Adalı, toplumsal sorunlar karşısında birlikte hareket etmenin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Toplumsal dönüşümün en temel sorunlarından birinin söz ile eylem arasındaki kopukluk olduğunu söyleyen Adalı, iş dünyasında yıllar boyunca söz ve eylem ilişkisindeki kırılmaları gözlemlediğini ifade etti. “Eğer bu kadar sorunu konuşuyor, bu kadar sivil toplum kuruluşu ve sosyal sorumluluk projesi üretmemize rağmen hâlâ aynı problemleri yaşıyorsak, burada eksik kalan bir şey var demektir” diyen Adalı, toplumdaki güven kaybının temelinde sözlerin pratiğe dönüşmemesinin yattığını söyledi. Adalı, “Ağızdan çıkanı kulak duymadığında beden harekete geçemez. Beden harekete geçmediğinde o sözler havada kalır, güven sarsılır” ifadelerini kullanarak toplumsal güvenin ancak davranışlarla yeniden kurulabileceğini belirtti.</p>
<p><strong>“KOLAY PARA DEĞİL, ÜRETİM DEĞERLİ HALE GELMELİ” </strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ ise toplumsal dönüşüm ve kapsayıcılık tartışmalarının ekonomik yapıdan bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi. Özellikle üretim kültürünün zayıflamasının gençler üzerinde önemli etkiler yarattığını belirten Güldağ, kolay para kazanma anlayışının toplumdaki kırılmaları artırdığına dikkat çekti.</p>
<p>Güldağ, gençlerin emek vererek ilerleyebileceklerine dair inançlarını kaybetmeye başladığını ifade ederek, bunun yalnızca ekonomik değil aynı zamanda toplumsal bir sorun haline geldiğini belirtti.</p>
<p>“İyi bir fikre sahip olmanın temel koşulu çok sayıda fikre sahip olmaktır” diyen Güldağ, aynı masa etrafında farklı düşüncelerin bir araya gelebilmesinin toplumsal gelişim açısından kritik olduğunu ifade etti. Türkiye’nin ekonomik çeşitliliğinin önemli bir avantaj sunduğunu da belirten Güldağ, ürün çeşitliliğinin Türkiye’yi önümüzdeki dönemde daha güçlü bir konuma taşıyabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>KAPSAYICILIKTA EN BÜYÜK YÜK KADINLARIN OMZUNDA </strong></p>
<p>Zirvede “Verilerle Sosyal Etki” başlıklı bir konuşma yapan KONDA Araştırma Genel Müdürü Aydın Erdem, Türkiye’de kapsayıcılık kültürünün hâlâ önemli boşluklar barındırdığına dikkat çekti. Erdem, yetişkin nüfusun yalnızca yaklaşık yüzde 10’unun gönüllülük veya sivil toplum faaliyetlerinde yer aldığını söyledi. Dayanışma kültürünün ise daha çok aile ve yakın çevre içinde hissedildiğini belirterek, toplumda en güçlü hissedilen duygunun yüzde 31 ile geçim sıkıntısı olduğunu ifade etti. Toplumun, kurumların toplumsal meselelerde aldığı pozisyonu da yakından takip ettiğini ifade eden Erdem, KONDA verilerine göre her 10 kişiden 4’ünün bir kurumun kadın hakları konusundaki yaklaşımını bilmek istediğini, bu oranın erkeklerde yüzde 35 seviyesinde kaldığını söyledi.</p>
<p>Erdem, ev içi emeğe ilişkin de çarpıcı veriler paylaşarak, evde iki yaş altı çocuğu bulunan kadınların günde yaklaşık 5 saate yakın ev işi yaptığını, aynı evdeki erkeklerin ise ortalama yalnızca 20 dakika civarında ev işi yaptığını belirtti. Erdem, çalışan kadınların da iş yaşamının ardından ev içi emeği sürdürdüğünü ve günde yaklaşık 2 saat ev işi yaptığını, erkeklerde ise bu sürenin yaklaşık 12 dakika seviyesinde kaldığını söyledi.</p>
<p><strong>"GERÇEK DÖNÜŞÜM TABAKTA VE İŞ MODELİNDE BAŞLIYOR" </strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a06b94bb5dac-1778825547.jpg" alt="" width="600" height="595" />
<figcaption><strong>"Sürdürülebilirlik, İklim Politikaları ve Biz" panelinde iklim krizinin yalnızca çevresel de ğil aynı zamanda sosyal adalet ve yaşam biçimi meselesi olduğu bildirildi.</strong></figcaption>
</figure>
<p>EKONOMİ Gazetesi Koordinatörü ve Sürdürülebilirlik Editörü Didem Eryar Ünlü moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Sürdürülebilirlik, İklim Politikaları ve Biz” panelinde ise iklim krizinin yalnızca çevresel değil aynı zamanda sosyal adalet, gıda ve yaşam biçimi meselesi olduğu vurgulandı. The Good Wild Kurucusu Uzm. Dyt. Dilara Koçak iklim krizinin merkezinde gıda sistemlerinin bulunduğunu söyledi. “Tabakta sadece yemek yok, gezegen, gelecek ve toplum da var” diyen Koçak, son 50 yılda dünya nüfusu iki kat artarken tarım alanlarının daraldığına dikkat çekti. Açlığın olduğu yerde toplumsal eşitlikten söz edilemeyeceğini belirten Koçak, “Bu aynı zamanda bir sosyal adalet meselesi” dedi. Karadeniz’de 161 balık türünden 59’unun yok olduğunu, Akdeniz’de ise her iki balığın birinin midesinde mikroplastik bulunduğunu söyleyen Koçak, yerel üretim ve geleneksel beslenme kültürünün yeniden hatırlanması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Forvis Mazars Türkiye CEO’su İzel Levi Coşkun ise sürdürülebilirliğin şirketler için yalnızca iletişim stratejisi değil, iş modelinin temel unsuru olması gerektiğini söyledi. “Bir şirketin amacı yalnızca kâr etmek olmamalı. Sosyal ve çevresel fayda yaratmak da şirketin varlık nedeni olmalı” diyen Coşkun, sürdürülebilirliğin bütçeden satın alma süreçlerine kadar tüm karar mekanizmalarına entegre edilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Avrupa Komisyonu İklim Elçisi Seren Anaçoğlu ise iklim krizinin artık geleceğin değil bugünün sorunu olduğunu söyledi. Türkiye’de iklim krizine hâlâ “gelecekte yaşanacak bir problem” gibi yaklaşıldığını belirten Anaçoğlu, iklim krizinin doğrudan insan hakları, gıda güvenliği ve yaşam hakkıyla bağlantılı olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>"SOSYAL ETKİ ARTIK İŞ YAPIŞ ŞEKLİNİN BİR PARÇASI OLARAK GÖRÜLMELİ" </strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a06b8819b64a-1778825345.jpg" alt="" width="600" height="536" />
<figcaption><strong>"Sosyal Etkinin Gücüne İnananlar" panelinde özel sektörün toplumsal fayda için yaptığı çalışmalar ele alındı. Hayat Holding, Castrol Türkiye ve Ashoka deneyimlerini aktardı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Özel sektörün sosyal etki alanındaki sorumluluğu da zirvenin önemli başlıkları arasında yer aldı. EKONOMİ Gazetesi Yazıişleri Müdürü Handan Sema Ceylan moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Sosyal Etkinin Gücüne İnananlar” panelinde konuşan Hayat Global Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Direktörü Çağlayan Kent, kriz dönemlerinde ilk kesilen bütçenin toplumsal fayda projeleri olmaması gerektiğini söyledi. Kent, Edelman Trust Barometer 2026 verilerine göre iş dünyasının devletlerden yüzde 43 daha yetkin, yüzde 27 daha etik görüldüğünü belirterek bunun özel sektör açısından büyük bir sorumluluk anlamına geldiğini ifade etti.</p>
<p>Castrol Türkiye, Ukrayna ve Orta Asya Pazarlama Direktörü Cansu Taç Ekmekçiler ise enerji sektörünün hâlâ erkek egemen bir yapıya sahip olduğunu belirterek kadın mühendisleri destekleyen mentorluk projeleri yürüttüklerini söyledi. Ekmekçiler, şirketlerin sosyal etkiyi yalnızca iletişim çalışması olarak değil, iş yapış biçiminin bir parçası olarak görmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>Ashoka Türkiye İletişim ve Topluluk Yöneticisi Can Semercioğlu da toplumsal sorunların tek başına çözülemeyeceğini belirterek sosyal etkinin ancak çok paydaşlı iş birlikleriyle mümkün olabileceğini söyledi. Sosyal girişimlerin özel sektör tarafından çoğu zaman eşit paydaş olarak görülmediğini ifade eden Semercioğlu, sosyal etkinin kısa vadeli iletişim veya yatırım geri dönüşü perspektifiyle değil, uzun vadeli dönüşüm odağıyla ele alınması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>"BİRLİKTE İŞ YAPABİLME KÜLTÜRÜNÜ KAYBEDİYORUZ" </strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a06b923944bd-1778825507.jpg" alt="" width="600" height="595" />
<figcaption><strong>İş dünyasında kültürel dönüşüm, fırsat eşitliği ve birlikte çalışma kültürü konuları zirvenin “Kültürel Değişimle Yol Alanlar” panelinde mercek altına alındı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Akkök Holding CHRO’su Duygu Erzurumlu Cengiz moderatörlüğündeki “Kültürel Değişimle Yol Alanlar” panelinde ise iş dünyasında kültürel dönüşüm, fırsat eşitliği ve birlikte çalışma kültürü ele alındı.</p>
<p>İDO Genel Müdürü Murat Orhan, kültürel dönüşümün kurumlar açısından en zorlu alanlardan biri olduğunu belirterek, denizcilik sektöründe kadın istihdamını artırmaya yönelik çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Orhan, bugün bir gemiyi tamamen kadın çalışanlarla yönetebilecek bir yapıya ulaştıklarını ifade etti.</p>
<p>Yorglass Strateji, Teşvik ve İç Denetim Müdürü Tuğba Söylemiş ise kapsayıcılık çalışmalarının yalnızca iyi niyetle değil, sistemsel bir dönüşümle sürdürülebileceğini belirterek şirket içinde kadın çalışanların mutluluk oranlarını ve çalışma koşullarını ölçtüklerini söyleyerek kapsayıcılık çalışmalarını sürdürülebilirlik raporlarına endekslediklerini söyledi.</p>
<p>Panelde konuşan EKONOMİ Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Dr. Şeref Oğuz ise toplumların en fazla birlikte iş yapabilme kültürüne ihtiyaç duyduğunu söyledi. Teknoloji, yapay zekâ ve değişen toplumsal yapının yeni bir dönem yarattığını belirten Oğuz, “20 kişi bir araya gelip 20 metre derinliğinde tek kuyu kazmak yerine, herkes bir metre kazıp suya ulaşamıyor” diyerek ortak hedef etrafında buluşmanın önemine dikkat çekti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a06ba5991718-1778825817.jpg" alt="" width="400" height="518" />
<figcaption><strong>Zirvede neşeli anlar da yaşandı. Sosyal Fabrika Kurucusu Münteha Adalı Robot Ria ile 'yeni arkadaşım' diyerek sohbet etti.</strong></figcaption>
</figure>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sosyal-etki-icin-soz-yetmez-eylem-gerekir-79382</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/7-1778825684.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sosyal Etki Zirvesi’26, “Eşitlik için Söz &amp; Eylem İlişkisinde Şeffaflık, Kapsayıcılık ve Dayanışma Kültürü” mottosuyla 323 paydaşı İş Sanat’ta buluşturdu. Sosyal Fabrika Toplumsal Dönüşüm Platformu ve EKONOMİ Gazetesi iş birliğiyle düzenlenen zirvede eşitlikten iklim politikalarına, yapay zekadan kuşaklar arası diyaloğa uzanan başlıklarda ortak mesaj şu oldu: Toplumsal güven, iyi niyetli sözlerle değil, birlikte üretilen somut eylemlerle yeniden kurulabilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrol-boyle-giderse-cari-acik-70-milyar-dolara-kadar-cikar-79378</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Petrol böyle giderse cari açık 70 milyar dolara kadar çıkar&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Genç İş İnsanları Derneği (TÜGİAD) Ankara Şubesi tarafından, Türkiye İş Bankası ve Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) iştiraki Yatırım Finansman Menkul Değerler iş birliğiyle düzenlenen Ekonomi Zirvesi Ankara’da yapıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a06b3314bcd4-1778823985.jpg" alt="" width="700" height="328" />TSKB İletişim Direktörü ve Nasıl Bir Ekonomi TV yapımcılarından Barış Esen’in moderatörlüğünde TSKB Başekonomisti ve EKONOMİ yazarı Burcu Ünüvar, Eski Merkez Bankası Başekonomisti Hakan Kara’nın konuşmacı olduğu oturumda, enflasyon riski ve cari işlemler açığı riskine dikkat çekildi.</p>
<p>TÜGİAD Ankara Başkanı Aykut Çakmaklı ise iş dünyası açısından belirsizliğin olumsuz etkisine dikkati çekti. Aykut Çakmaklı açılış konuşmasında, iş dünyası açısından ekonominin geleceğe duyulan inanç anlamına da geldiğini vurgulayarak, belirsizlik, jeopolitik riskler, ticaret savaşları, enerji dönüşümü, sayısallaşma ve yapay zekanın ekonomiyi yeniden şekillendirdiğini, küresel ölçekte sermaye akımları ve üretim-tedarik zincirlerinin yeniden konumlandığını kaydetti. Bu ortamın riskler kadar fırsatlar da yarattığını belirten Çakmaklı, “Bizim görevimiz şartlar ne olursa olsun dönüşümlere adapte olmaya, yatırım yapmaya, üretmeye, istihdam sağlamaya ve ülkemize değer katmaya devam etmektir. Elbette kolay bir dönemden geçmiyoruz. Finansmana erişimin zorlaştığı, maliyetlerin arttığı, yatırım kararlarının daha dikkatli alındığı bir süreçteyiz. Fakat iş dünyasının doğasında da zaten bu var: Riskleri doğru okumak, değişime hızlı uyum sağlamak ve en önemlisi umudu kaybetmeden çalışmaya devam etmek” dedi.</p>
<p>Panel bölümünde konuşan, TSKB Başekonomisti ve EKONOMİ yazarlarından Burcu Ünüvar, küresel ölçekte yüksek enflasyonun yaşandığı bir döneme girildiğini, iş dünyasının korunması dahil ekonominin bu dönemde sağlıklı kalabilmesi için Türkiye’nin mutlaka enflasyonu düşürmesi, yapısal önlemleri hayata geçirmesi gerektiğini kaydetti. Ünüvar, küresel yüksek enflasyon yaşanacak olmasının Türkiye’nin yüksek enflasyon oranını görmezden gelmesi anlamına gelemeyeceğini belirtti.</p>
<p>Eski Merkez Bankası Başekonomisti ve Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Hakan Kara da konuşmasında, Türkiye ekonomisinin yüksek petrol fiyatları nedeniyle çeşitli kanallardan zorlandığını, enerji ithalatçısı olması nedeniyle bunun ciddi bir risk unsuru olduğunu kaydetti. Cari işlemler açığının yükselmesi riskine dikkat çeken Hakan Kara, kendi projeksiyonlarıyla, bu yıl sonuna kadar ham petrol fiyatlarının mevcut seviyesinde kalması halinde cari işlemler açığının 70 milyar dolara kadar yükselme riski bulunduğunu kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrol-boyle-giderse-cari-acik-70-milyar-dolara-kadar-cikar-79378</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/dolar-dollar-1778823964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜGİAD tarafından düzenlenen Ekonomi Zirvesi&#039;nde konuşan Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Hakan Kara, cari işlemler açığının yükselmesi riskine dikkat çekerek, kendi projeksiyonlarıyla, bu yıl sonuna kadar ham petrol fiyatlarının mevcut seviyesinde kalması halinde cari işlemler açığının 70 milyar dolara kadar yükselme riski bulunduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeni-sezonda-turkiyenin-tahmini-findik-uretimi-810-bin-ton-olacak-79375</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni sezonda Türkiye&#039;nin tahmini fındık üretimi 810 bin ton olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Fındık sektörünün gözü, Çin’in Makao Özel İdari Bölgesi’nde düzenlenen 43. Kuru ve Kabuklu Meyveler Kongresi’ndeydi. Dünya fındık piyasasının yönünü belirleyen en önemli platformlardan biri olan Uluslararası Sert Kabuklu ve Kuru Meyveler Konseyi (INC), 2026–2027 sezonuna ilişkin küresel fındık üretim tahminlerini 12–14 Mayıs tarihlerinde Makao’da dünya kamuoyuyla paylaştı. INC’de açıklanan verilere göre dünya genelinde fındık rekoltesinin 1 milyon 432 bin 70 tona, Türkiye'nin de 809 bin 940 ton ulaşması bekleniyor. Açıklanan verilere göre, küresel üretimde geçen sezona göre yüzde 15,5, Türkiye üretiminde de yüzde 56,36 rekolte artışı yaşanacak.</p>
<p>Küresel üretimin yüzde 76,81’i Türkiye tarafından karşılanacak. Ülke bazlı sıralamada Türkiye 809 bin 940 tonla ilk sırada yer alırken, 123 bin tonla ABD ikinci, 120 bin tonla Şili üçüncü sırada bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a06af66866a4-1778823014.png" alt="" width="322" height="634" /></p>
<h2>Küresel arz 1,6 milyon ton</h2>
<p>Makao’da düzenlenen kongrede paylaşılan tablo, yeni sezonda küresel fındık dengesine ilişkin çarpıcı veriler ortaya koydu. Açıklanan tahmini verilere göre 2026–2027 sezonunda dünya kabuklu fındık üretimi 1 milyon 432 bin 70 ton olarak öngörülürken, önceki yıldan devreden 162 bin 700 tonluk stokla birlikte toplam arz 1 milyon 594 bin 770 tona ulaşıyor. Sezon sonunda ise dünya genelinde 231 bin 400 tonluk stok devri bekleniyor. Dünya tüketimi (arz sonu stok hariç) ise 1 milyon 77 bin 100 ton seviyesinde hesaplanıyor.</p>
<p>Tabloya göre Türkiye, 150 bin ton devreden stok ve 809 bin 940 tonluk tahmini rekolteyle birlikte toplam 959 bin 940 ton arz oluşturuyor. Bu miktar, tek başına dünya arzının yaklaşık yüzde 66’sına karşılık geliyor. Sezon sonunda Türkiye’de 220 bin tonluk stok devri öngörülüyor.</p>
<h2>Rekolte revize edilebilir </h2>
<p>Eski Giresun Ziraat Odası Başkanı Özer Akbaşlı, INC’de açıklanan 809 bin 940 tonluk tahminin ara değerlendirme niteliğinde olduğu vurguladı. Nihai rekoltenin dolu, fırtına, döllenme süreci ve zararlı etkileri dikkate alınarak temmuzda yapılacak son saha çalışmasıyla kesinleşeceği belirten Akbaşlı, kuraklık gibi faktörlerin verimi etkilediğini hatırlatarak rekolte üzerinde aşağı yönlü risk oluşturduğunu söyledi. Bu kapsamda üretimde 100 ila 150 bin tonluk bir geri çekilme yaşanabileceğini öngören Akbaşlı, çay fiyatlarına yapılan yüzde 40’lık artışı hatırlatarak, fındıkta da benzer bir taban fiyat politikasının izlenebileceğini ifade etti. TMO'nun geçen sezon açıkladığı 195 TL’lik fiyatın enflasyon ve yaşam maliyetleriyle birlikte değerlendirildiğinde 260–270 TL seviyelerine karşılık geldiğini belirten Akbaşlı, piyasanın 260–300 TL bandında dengelenebileceğini söyledi.</p>
<h2>Rakip ülkelerdeki veriler abartılı </h2>
<p>Fındık üreticisi ve brokeri Osman Çakmak da Çin, Şili ve ABD gibi nüfusu yüksek ülkelerde fındık tüketim alışkanlığının giderek yaygınlaştığını belirterek, “Tüketim arttıkça doğal olarak talep de artıyor. Bu da Türkiye’yi üretim gücü ve kalite avantajı sayesinde öncelikli tedarikçi konumuna getiriyor” diye konuştu.</p>
<h2>İhracattan 4 ayda 1 milyar dolar gelir </h2>
<p>Bu arada Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinden yapılan açıklamada, 1 Ocak-30 Nisan 2026 döneminde yurt dışına 70 bin 961 ton fındık satıldığı, karşılığında 987 milyon 439 bin dolar gelir elde edildiği belirtildi. Geçen yılın aynı döneminde gerçekleştirilen 103 bin 309 ton fındık ihracatından, 846 milyon 521 bin dolar kazanç sağlandığı kaydedildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a06af72b12df-1778823026.png" alt="" width="600" height="387" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeni-sezonda-turkiyenin-tahmini-findik-uretimi-810-bin-ton-olacak-79375</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin’in Makao Özel İdari Bölgesi’nde düzenlenen Uluslararası Sert Kabuklu ve Kuru Meyveler Konseyi&#039;nde açıklanan verilere göre dünya genelinde fındık rekoltesinin 1 milyon 432 bin 70 tona, Türkiye&#039;nin de 809 bin 940 ton ulaşması bekleniyor. Buna göre, küresel üretimde geçen sezona göre yüzde 15,5, Türkiye üretiminde de yüzde 56,36 rekolte artışı meydana gelecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelirlerinin-yuzde-60indan-fazlasi-doviz-ama-yedisi-donem-sonunda-zararda-79381</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gelirlerinin yüzde 60’ından fazlası döviz ama yedisi dönem sonunda zararda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada piyasa değeri 10 milyar TL’nin üzerindeki 18 şirketin ihracat oranı %60 ile %100 aralığında değişiyor. Bu şirketlerden yedisinin yılın ilk çeyreğinde zarar açıklaması, sadece ihracat gücüne dayanarak yatırım yapmanın büyük bir yanılgı olabileceğini hatırlatıyor.</strong></p>
<p>Piyasada kimi yatırımcı gelirlerinin büyük kısmını dövizle kazanan şirketlerin her türlü ekonomik fırtınada sarsılmadan ayakta kalabileceğine inanır. Oysaki, % 99’u aşan ihracat oranıyla zirvede yer alan Ulusoy Elektrik veya yüzde 92’ye yaklaşan performansıyla Hatsan Gemi’nin parlak döviz gelirleri ile operasyonel sonuçları arasında belirgin bir fark var. Şirketlerin kasasına gelen döviz yatırımcıyı heyecanlandırsa da yedi şirketin yüksek maliyet veya gideri sonucunda zarar yazması, ihracatın tek başına yeterli olmadığını söylüyor. Sadece ihracat performansına bakıp hisse alanlar ciddi zararlar yaşayabilir.</p>
<h2>İhracat oranı en yüksekler</h2>
<p>Ulusoy Elektrik, üç aylık dönemde %87 artış ile 2,8 milyar TL gelire ulaştı. Tutarın %99,97’sini ihracattan sağlayan firma dönem sonunda zarardan kâra geçmeyi başardı. Uzun süre yatayda dalgalı hareket eden fiyat, son bir ayda %44 ile hızlı bir yükseliş kaydetti. Ancak güncel fiyatı Şubat 2023’te test ettiği 394,50 TL’nin hayli gerisinde duruyor.</p>
<p>Hat-San Gemi, gelirinin %91,83’ünü ihracattan sağlıyor. Yılın ilk çeyreğinde %18 düşüşle gelirini 680,7 milyon TL’ye indirdi. Düşen gelir ve yüksek maliyetler dönem sonunda zarar yazmasına sebep oldu. Hisse, Ekim 2024’ten bu yana tabanda dalgalı bir seyir izliyor. Fiyatı Şubat 2024’te ulaştığı 97,50 TL’nin gerisinde duruyor.</p>
<h2>İhracat oranı düşük olan</h2>
<p>Hitit Bilgisayar gelir ve kârlılığını istikrarlı şekilde büyüten bir yapıya sahip. Son açıkladığı 2026 üç aylık mali tablolarında satışını %43 artırarak 494,8 milyon TL’ye çıkarırken, bu tutarın %60,04’ü ihracattan kaynaklanıyor. Dönem sonu kârını ise %26 artırdı. Hissenin fiyatı Eylül 2025’de test ettiği 53,95 TL’nin ardından günümüze kadar düşen bir eğilim izledi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a06b5bdf28fd-1778824637.png" alt="" width="900" height="480" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>DÜZENLİ GELİR Mİ, BÜYÜME Mİ?</strong></p>
<p><strong>Düzenli gelir</strong>; nakit akışı, rahatlık, yeniden yatırım, finansal bağımsızlık. Yavaş büyüme, enflasyon riski, sınırlı potansiyel, fırsat maliyeti.</p>
<p><strong>Büyüme</strong>; yüksek getiri, enflasyon kalkanı, artan ilgi, pazar gücü, bileşik güç. Yüksek risk, nakit yoksunluğu, dalgalanma, balon riski, zamanlama hatası.</p>
<p><strong>Hisselerin işlem gören statüye dönüştürülmesi borsada satış olasılığını artırıyor</strong></p>
<p>Avrupa Yatırım Holding’in büyük ortağının sattığı hisseyi alanlar hemen satabilir mi? ● Özcan Polat</p>
<p>Özcan, Avrupa Yatırım Holding’in hakim ortağı Alsancak Holding, elindeki %8,05’lik payı toptan 36,60 TL fiyat üzerinden sattı. Bu hisselerin borsada satış ihtimali ise her zaman söz konusu. Sebebi borsada işlem görebilir niteliğe dönüştürülmeleri. Nitekim hissenin fiili dolaşımdaki pay oranı 6 Mayıs itibariyle %71’e yükseldi. Bu da payların fiilen dolaşıma girdiğini işaret ediyor. Kuşkusuz, hisseleri alan tarafl arın uzun vadeli tutma ihtimali kendi stratejilerine bağlı olsa da, hisselerin işlem görür tipe dönüştürülmesi bu olasılığı zayıflatıyor.</p>
<p><strong>Kamu kurumlarından aldığı işlerle, geçen yılki cirosunun %87’sini şimdiden yakaladı</strong></p>
<p>Coe Event’in bu yıl aldığı işler sanki artmış gibi geliyor bana, büyüme ne kadar? ● Burak Özer</p>
<p>Burak, yılın ilk dört ayında aldığı üç büyük organizasyonla Coe Event toplamda 769,4 milyon TL tutarlı iş bağlantısı gerçekleştirdi. Şirketin 2025’te 884,6 milyon TL geliri olduğu nazara alındığında, mayısa kadar aldığı işlerin büyüklüğü yıllık gelirin %87’sine denk geliyor. Güçlü büyümenin ana lokomotifi, nisanda bir kamu kurumuyla imzalanan ve tek başına yıllık cironun yüzde 77,95’ine denk gelen 689,5 milyon TL tutarlı spor organizasyonu işi. Mart ayında yine bir kamu kurumu için üstlenilen 48,9 milyon TL tutarlı kongre organizasyonu geliri destekliyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FON</strong></p>
<p><strong>ZPG kira sertifikası yatırımıyla %44 getiri sağlasa da ortalamanın altında</strong></p>
<p>Ziraat Portföy’ün idaresindeki Kira Sertifikaları (Sukuk) Katılım Fonu (ZPG), düzenli ve istikrarlı getirisiyle öne çıkıyor. Fonun büyüklüğü aralıktan bu yana sınırlı olsa da yükseldi. Hacmi mayısta 1,34 milyar TL’ye ulaşırken büyüme devam etti. Aynı süre zarfında fondan aylık değişen miktarlarda para çıkışı yaşandı. Mayısta ise uzun bir aradan sonra 16,6 milyon TL gibi düşük miktarda da olsa para girişi yaşanması önemli. Yatırımcı sayısında ise düşük miktarda artış gözleniyor. Sayı şimdilerde 5.736 seviyesinde. ZPG, kamu ve özel sektör kira sertifikalarına yatırım stratejisiyle hareket ediyor. Risk değeri 2 ve ana parasını korumak isteyen faiz hassasiyeti olan yatırımcıya hitap ediyor. Bir yılda %43,79 getiri elde ederken, aynı sürede kira sertifikaları fonların ortalaması %45,31’in gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Mint Finansman, piyasadan %54,81 bileşik faizle 300 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Mint Finansman, 13.05.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 300.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %47, bileşik faizi %54,81 olarak belirlendi. 120 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 10.09.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %15,45 düzeyinde. 13 Mayıs itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Mint Finansman’ın verdiği %47 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 7,01 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından cazip bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, firmanın kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFMINT92616 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a06b59acc08c-1778824602.png" alt="" width="260" height="211" /><strong>Desa açıkladığı bilançoyla birlikte hızla satış yedi. Fonların payında artış var</strong></p>
<p>Desa’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %6,92 ile toplamda 326,2 bin lot artırarak 5,04 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 8’den 11’e yükseldi. NUH fonu 319,5 bin lot ile en fazla alımı yaparken, ST1 fonu 151 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Hisse için bugüne kadar bir aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Öneride bulunan Tacirler Yatırım 18 TL ile hedef fiyat beklentisini paylaştı. İşaret edilen fiyat yaklaşık %39 yükselişe denk geliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a06b587b7aa5-1778824583.png" alt="" width="978" height="240" /><strong>GEN İLAÇ</strong></p>
<p><strong>Yoğun bir haftaydı. Meksika’da ruhsat aldı, Pfizer ile anlaşıldı, GES devreye girdi</strong></p>
<p>Gen İlaç, geçtiğimiz hafta üç önemli gelişmeyi yatırıcısı ile paylaştık. Kırklareli Babaeski’de 2,3 MW GES’i devreye alırken toplam yenilenebilir enerji gücü 16,87 MW oldu. Pfizer ile yaptığı beş yıllık anlaşmayla 2 nadir hastalık ilacının Türkiye’deki satış ve pazarlama hakkını devraldı. Ayrıca, Ankara’da üretilen ürün için Meksika sağlık otoritesinden gerekli ruhsat onayını aldı. Şirket, operasyonel maliyetlerini düşürürken hem yurt içi portföyünü hem de Latin Amerika pazarındaki varlığını genişletme yönlü hareket ediyor. Hisse ise Ekim 2025’teki 14,92 TL’nin gerisinde.</p>
<p><strong>FORMET METAL</strong></p>
<p><strong>Perakendeye yöneldi. E-ticaret alanında faaliyet yürüten bir şirketi satın aldı</strong></p>
<p>Formet Metal, gerçekleştirdiği tahsisli sermaye artırımı ile geçtiğimiz nisan ayında 285 milyon TL nakit elde etti. Şirket söz konusu fonun bir kısmı ile e-ticaret alanında faaliyet gösteren Stella Bahçe firmasını satın aldı. Açıklamada alım bedeli 150 milyon TL olarak belirtilirken tutarın değerleme raporlarında belirtilen rakamların altında gerçekleştiğini ifade etti. Anlaşma kapsamında, bedelin 30 milyon TL’si peşin, kalanı vadeli çekler ve taksitlerle ödenecek. Formet Metal, büyüme hedefi doğrultusunda perakende ticaret alanına hacimli bir giriş yapmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>TORUNLAR GYO</strong></p>
<p><strong>Başakşehir’deki sahibi olduğu 4 arsayı satıp yaklaşık 1,2 milyar TL gelir elde etti</strong></p>
<p>Torunlar GYO, Başakşehir Kayabaşı’nda sahip olduğu 45 bin metrekareyi aşan 4 arsasını İbn Haldun Üniversitesi ve Vetra Venture firmasına 1,2 milyar TL’ye peşin bedelle sattı. İşlem sonucunda şirket 1,1 milyar TL satış kârı elde etti. Gerçekleşen fon şirketin devam eden yatırımların finansmanında kullanılacak. GYO firmaları kimi zaman ellerindeki arsaları uzun süre tutulup proje geliştirmeyi beklemek yerine, yüksek kar marjı sunan peşin alıcılar bulduğunda doğrudan satış yaparak kârlarını hızlı şekilde realize etme yoluna gidebilmekte. Satışla nakit kredi ihtiyacı azaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelirlerinin-yuzde-60indan-fazlasi-doviz-ama-yedisi-donem-sonunda-zararda-79381</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gelirlerinin yüzde 60’ından fazlası döviz ama yedisi dönem sonunda zararda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tcmbnin-enflasyonda-ara-hedefi-yuzde-24e-cikarmasi-nasil-degerlendirildi-79372</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB’nin enflasyonda ara hedefi yüzde 24’e çıkarması nasıl değerlendirildi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Karabük Milletvekili Meclis Plan Bütçe Komisyonu üyesi Cevdet Akay, TCMB’nin 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 16’dan yüzde 24’e yükseltmesinin, uygulanan ekonomi programının hedeflerinden ciddi şekilde koptuğunu ortaya koyduğunu belirtti. Akay, “ Üstelik bu revizyon, yılın ilk yarısı dolmadan yapılan ikinci yukarı yönlü düzeltmedi” değerlendirmesi yaptı. “Bu sadece bir “tahmin güncellemesi” değildir” diyen Akay, bu durumun para politikasının beklenti yönetiminde başarısız olduğunu, fiyatlama davranışlarının bozulduğunu ve enflasyon ataletiyle mücadelenin sonuç vermediğini gösterdiğini kaydetti. Akay, “Çünkü bir ekonomide Merkez Bankası’nın temel görevi sadece faiz belirlemek değil, enflasyon beklentilerini çıpalamaktır. Bugün gelinen noktada ise bırakın beklentilerin çıpalanmasını, bizzat Merkez Bankası kendi hedeflerine güvenemez hâle gelmiştir. Sürekli revize edilen hedefler piyasanın fiyatlama davranışını bozuyor. Bugün yüzde 24’e çıkarılan hedef, aslında vatandaşın aylardır yaşadığı gerçeğin resmî kabulünden başka bir şey değildir” dedi.</p>
<p>CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat ise “Yüzde 16 olan yıl sonu enflasyon hedefi tam yüzde 50 sapmayla yüzde 24’e çıkarıldı. Maalesef bu hedef de tutmayacak ve bu yılı yüzde 30 civarında enflasyon ile kapatacağız “ dedi. Türkiye ekonomisinin içine sürüklendiği tablonun temel nedeninin kötü yönetim olduğunu belirten Karabat, plansızlık, öngörüsüzlük ve hukuksuzluğun ekonomik çöküşü derinleştirdiğini kaydetti. Karabat, “İktidarın otoriter yönetimini finanse etmekten başka bir görevi olmayan Hazine ve Maliye Bakanlığı, ekonomi bürokrasisini de çürütmüştür” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>CHP Milli Parkları imara açan yasayı Anayasa Mahkemesi'ne taşıdı</strong></span></p>
<p>CHP milli parkların imara açılmasına ilişkin kanunu Anayasa Mahkemesine götürdü. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları başvurunun ardından yaptığı açıklamada, kanunu anayasaya aykırı hükümlerinin durdurulması ve iptali için başvuruda bulunduklarını belirtti. Günaydın, milli parkların bilimsel, kültürel ve estetiksel değerler açısından nadir bulunan, devletçe koruma altına alınmış üstün nitelikteki alanlar olduğunu ve titizlikle korunması gerektiğini kaydetti. Türkiye’de yutak alanlarında vahşice tüketildiğine dikkat çeken Günaydın, “ Kanun, milli parkları adeta sıradan alanlar gibi her türlü tesisin yapımına açık hale getiriyor. Milli parkın içerisinde petrol de arayabilirsin, doğalgaz da arayabilirsin, elektrik iletim hattı da getirebilirsin; lokanta, restoran açabilirsin, turistik tesisler yapabilirsin. Bu yasayla milli parklar adeta bir lokantaya dönüştürülüyor. Biz milli parkların koruma-kullanma dengesi gözetilerek insanların ziyaretine açık halde tutulmasına karşı değiliz. Ancak bu yasa bir milli park restoranı, milli park oteli haline dönüştürüyor bu alanları. Bunun kabul edilebilmesi mümkün değildir. Cumhuriyet Halk Partisi milli parkların, doğanın, hayvanın dolayısıyla biyoçeşitliliğimizin bu memleketin üstün yararı neyse, nesiller arasında adalet ilkesi uyarınca bozulmadan aktarılması için üzerine düşen her türlü görevi yapmaktadır. Biz Anayasa Mahkemesini de 12 yıldır vermediği yürütmeyi durdurma kararını vererek, milli parklara tecavüzü öncelikle önlemesini, ardından da zamanında bir iptal kararı vererek milli parkları korumaya katkı sunmasını bekliyoruz ve göreve davet ediyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tcmbnin-enflasyonda-ara-hedefi-yuzde-24e-cikarmasi-nasil-degerlendirildi-79372</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB’nin enflasyonda ara hedefi yüzde 24’e çıkarması nasıl değerlendirildi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuz-krizinde-italya-diplomasi-deniz-misyonlari-ve-gida-guvenligi-79369</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz Krizi’nde İtalya: Diplomasi, deniz misyonları ve gıda güvenliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a06b37bd826c-1778824059.png" alt="" width="233" height="255" /></strong><strong>ANTONIO TAJANI - </strong><strong>İtalya Başbakan Yardımcısı </strong><strong>ve Dışişleri Bakanı</strong></p>
<p><strong>Hürmüz Boğazı’nın kapatılması küresel bir şoktur. Bu, bölgedeki tüm ülkeler için özellikle önemli bir risk olmakla birlikte, ihracatı GSYH’sinin yaklaşık %40’ına karşılık gelen İtalya gibi ihracatçı bir ülke açısından da geçerli olan bir risktir.</strong></p>
<p>İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki savaşın başlamasından bu yana İtalya, çatışmaların sona erdirilmesini teşvik etmek, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlamak ve Orta Doğu’ya istikrarı geri getirmek amacıyla Avrupa’daki ortakları, G7 ve çok taraflı kuruluşlarla birlikte hareket etmiştir. Bu çerçevede ülkemiz, çatışmanın sona ermesinin ardından, Hürmüz Boğazı’nda deniz ulaşım serbestliğinin yeniden tesis edilmesi amacıyla savunma niteliğinde uluslararası bir koalisyona katılmaya hazır olduğunu ifade etmiştir.</p>
<p>İtalyan Parlamentosu’ndaki komisyonda yaptığım konuşmada da hatırlattığım gibi, hükümetimiz açısından Hürmüz Boğazı’nın kapatılması yalnızca basit bir bölgesel kriz değil; enerji güvenliği, sanayi rekabet gücü ve uluslararası ekonomik dengeleri etkileyebilecek küresel bir şoktur. Bu, bölgedeki tüm ülkeler için özellikle önemli bir risk olmakla birlikte, ihracatı GSYH’sinin yaklaşık %40’ına karşılık gelen İtalya gibi ihracatçı bir ülke açısından da geçerli olan bir risktir.</p>
<p><strong>Avrupa’daki aileler </strong><strong>üzerinde etkiler arttı</strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı, bildiğimiz gibi, dünya ticaretinin stratejik bir geçiş noktasıdır. Bu geçişten küresel petrolün yaklaşık %20’si, sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatının dörtte biri ve uluslararası üretim zincirleri için gerekli hammadde akışının önemli bir bölümü geçmektedir. Ticari rotaların güvensizliği ve enerjideki fiyat artışı, Avrupa’daki aileler ve işletmeler üzerinde şimdiden etkiler yaratmaya başlamıştır.<br />Küresel ticaretteki yavaşlamaya ve gümrük vergilerinin etkisine rağmen, 2025 yılında İtalya’nın ihracatı %3,3 oranında artmış olup, bu durum deniz ticaret rotalarının istikrarının ulusal ekonomi için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha doğrulamaktadır. Bizi kaygılandıran durum yalnızca ulusal sanayi üzerindeki etki değildir. Bunun yanı sıra, Afrika’nın en kırılgan ülkeleri ile daha geniş Akdeniz havzasında ortaya çıkacak sonuçlar da ciddi bir endişe kaynağı oluşturmaktadır. Hürmüz Boğazı üzerinden, pek çok kırılgan ekonominin gıda güvenliği açısından kritik öneme sahip olan gübrelerin dünya ihracatının yaklaşık %30’u taşınmaktadır. Sudan vakası, dünyanın en ciddi insani krizlerinden birinin hâlâ yaşandığına dair çarpıcı bir örnektir. Enerji ve gübre fiyatlarındaki artış, tarımsal üretimi azaltma, enflasyonu artırma ve istikrarsızlığı, kıtlıkları ve Avrupa’ya yönelen göç dalgalarını şiddetlendirme riski taşımaktadır.</p>
<p>Bu nedenle, mayıs ayının başında -MED9’un dönem başkanı- Hırvat mevkidaşımla birlikte Akdeniz, Orta Doğu ve Balkanlar’dan 30 ülkeyi ve FAO’yu davet ederek “Roma Gıda Güvenliği ve Gübre Erişimi Koalisyonu”nu başlatmak üzere bir toplantı düzenledik; bu, acil ve somut çözümler geliştirmeye yönelik kalıcı bir forumdur.</p>
<p>Bizim değerlendirmemize göre Hürmüz krizi, Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran arasındaki 10 yıllardır süren gerilimlere dayanan daha geniş bir çatışmanın yansımasıdır. Bu bağlamda diplomatik yolun tek gerçekçi seçenek olduğunu savunmayı sürdürüyoruz ve Tahran’ın nükleer silahlara ya da bölgeyi daha da istikrarsızlaştırabilecek füze sistemlerine sahip olamayacağını bir kez daha vurguluyoruz.</p>
<p>İran’da gençlik protestolarının bastırılmasını, rejim tarafından kanla bastırılan olayları unutamayız. Bu baskı bugün de muhaliflere yönelik tutuklamalar ve idam cezalarıyla sürmektedir. Son haftalarda Tahran, Körfez’deki çeşitli ülkelerde yerleşim alanlarını, otelleri, hastaneleri ve enerji altyapılarını ayrım gözetmeksizin hedef almıştır. Halen bugün devam etmekte olan bu saldırıları şiddetle kınıyor, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Umman ve Suudi Arabistan ile dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyoruz.</p>
<p><strong>Rubio ile barış için çalışılması </strong><strong>konusunda mutabık kaldık</strong></p>
<p>Diplomatik düzeyde ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yakın temasımı sürdürdüm; kendisiyle geçtiğimiz günlerde Roma’da da görüştüm. Transatlantik bağın korunması ve barış ile uluslararası istikrar için birlikte çalışılması gerektiği konusunda mutabık kaldık. Ayrıca Pakistan’da yürütülen ve Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan’ın da yer aldığı dörtlü tarafından kolaylaştırılan müzakerelere desteğimizi teyit ettim; bu çabaları diplomatik bir perspektifin açık tutulması açısından hayati görüyoruz. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile de diyaloğu sürdürdüm; Tahran’ın “iyi niyetle” müzakere etmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile işbirliğini yeniden başlatması, aynı zamanda Körfez ülkeleriyle ilişkilerini iyileştirmesi gerektiğini vurguladım.<br />Geçtiğimiz haftalarda Çin’e de giderek Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüştüm; Pekin’in Tahran ile arabuluculukta daha aktif rol üstlenmesini teşvik ettim. Aynı zamanda Roma, Körfez bölgesindeki ortaklarla doğrudan temasını sürdürmektedir; bu aktörler kalıcı diplomatik çözümler ve Hürmüz’de seyrüsefer özgürlüğünün yeniden tesis edilmesi açısından olmazsa olmazdır. Operasyonel düzeyde İtalya, Kızıldeniz, Hint Okyanusu ve Akdeniz’de yürütülen Avrupa deniz misyonlarında edindiği deneyimi katkı olarak sunmaya hazırdır. Özellikle halihazırda sadece İtalya ve Yunanistan’ın yer aldığı ASPIDES misyonunun güçlendirilmesinin gerekli olduğunu düşünüyoruz; bu misyon deniz taşımacılığının güvenliği için Kızıldeniz’de devriye faaliyetleri yürütmektedir.</p>
<p>Hürmüz Boğazı’nda kurulacak çok uluslu bir misyona İtalya mayın temizleme operasyonları ve ticari deniz trafiğinin güvenliğiyle katkı sağlayabilir.</p>
<p><strong>Orta Doğu’da barış, Lübnan’da </strong><strong>barış olmadan mümkü değil</strong></p>
<p>Bununla birlikte Orta Doğu’da kalıcı bir barışın Lübnan’ın istikrarı olmadan mümkün olmayacağı kanaatindeyiz. İtalyan hükümeti, İsrail ile Beyrut arasında ABD arabuluculuğunda yürütülen diyaloğu desteklemekte ve taraflar arasında doğrudan görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu ifade etmektedir. Nisan ayında Lübnan’a yaptığım ziyarette Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a İtalya’nın desteğini ve mevcut ateşkesin gerçek bir barış sürecine dönüşmesi gerektiğini ilettim.</p>
<p>İtalya ayrıca Lübnan ve Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte, özellikle kara para aklama ve yasa dışı ticaretle mücadele konusunda Lübnan güvenlik güçlerinin kapasitesini güçlendirmeye yönelik girişimler üzerinde çalışmaktadır. Washington ve Brüksel ise Beyrut’un devlet yapısının güçlendirilmesinde Roma’yı giderek daha merkezi bir aktör olarak görmekte; bu konuya ben de Dışişleri Bakanlığı’nda (Farnesina) Lübnan Dışişleri Bakanı ile yaptığım son görüşmede değindim.</p>
<p>Ayrıca UNIFIL misyonunda, ikili MIBIL misyonunda ve İtalya liderliğindeki Lübnan Askerî Teknik Komitesi’nde görev yapan askerlerimizin güvenliğine yönelik dikkatimizi yüksek tutmaya devam ediyoruz. Bununla paralel olarak, İsrailli aşırı yerleşimcilerin Lübnan’ın güneyindeki köylere, özellikle de Hristiyan çoğunluğa sahip olanlara yönelik şiddet eylemlerinin ardından, ülkedeki Hristiyan toplulukların korunması çağrısında bulunmayı sürdüreceğiz.</p>
<p><strong>Hedefimiz Gazze’de </strong><strong>iki devletli bir çözüm</strong></p>
<p>İsrailli aşırı yerleşimcilerin şiddet eylemleri konusu Brüksel’de de ele alındı; burada Avrupalı bakanlar olarak onlara karşı yeni ve ağır yaptırımlara onay verdik. Aynı oturumda, Hamas teröristlerine karşı ek yaptırımlar da kabul ettik; onların silahsızlandırılması mutlak bir öncelik olmaya devam ediyor. İtalya, Gazze’deki ve Filistin topraklarındaki durumu dikkatle izlemeyi sürdürüyor ve insani yardımlar ile gelecekteki yeniden yapılanma sürecinde aktif bir rol üstleniyor; hedefimiz, barış ve güvenlik içinde bir arada yaşayabilecek iki devletli bir çözüme ulaşmaktır.</p>
<p>Bu perspektif kapsamında, bugünlerde İtalya’ya gelen ve İtalyan üniversitelerinde burs kazanan 72 Filistinli öğrenci de yer almaktadır: bunu, Filistin’in gelecekteki yönetici kadrosunun yetiştirilmesinin bir parçası olarak gördüğümüz bir yatırım olarak değerlendiriyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuz-krizinde-italya-diplomasi-deniz-misyonlari-ve-gida-guvenligi-79369</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/italya-1778820955.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz Krizi’nde İtalya: Diplomasi, deniz misyonları ve gıda güvenliği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hikaye-buyudu-tat-kuculdu-79368</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hikâye büyüdü, tat küçüldü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gastronomi dünyası bugün, belki de tarihinin en gürültülü, en <em>“konuşkan”</em> ama bir o kadar da karmaşık döneminden geçiyor. Masaya oturduğunuz andan itibaren bir anlatı sağanağına tutuluyorsunuz. Şef masaya gelip tabağın felsefesini anlatıyor; menü kartları birer edebi metin gibi hikâyeler fısıldıyor; sosyal medya ekranları ise tabağın lezzetinden çok, onun yarattığı görsel pırıltıyı kutsuyor. Ancak bu yoğun ses trafiğinin tam ortasında, asıl özne olması gereken “yemek”, tuhaf bir sessizliğe bürünüyor.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde katıldığım EduTaste 2026 Gastronomi ve Bilim Buluşmaları etkinliğinde bilim insanları, şefler, sektör profesyonelleri ve öğrenciler bir araya geldik ve<br />gastronomiye dair ezberleri, doğru bilinen yanlışları ve geleceğin mutfak anlayışını aynı sahnede tartıştık. Bugün Odak köşemde orada yaptığım konuşmaya yer vermek istiyorum:</p>
<p>Biz gerçekten ne yiyoruz? Bir toprağın, bir emeğin mahsulünü mü, yoksa ustaca kurgulanmış, cilalanmış bir senaryoyu mu? Çünkü bugün gastronomide çoğu zaman ürünün kendisinden çok, ürünün etrafında kurulan hikâye konuşuluyor.</p>
<p><strong>Yerelliğin turnusol kâğıdı</strong></p>
<p>Mutfakta <em>“yerellik”</em> kavramı, bugün maalesef en çok istismar edilen, içi boşaltılan terimlerin başında geliyor. Bir hikâyenin yerel olup olmadığını belirleyen şey; onun bu toprakların belleğiyle, mutfak kültürüyle ve üretim zinciriyle kurduğu sahici bağdır.</p>
<p>Ben çocukluğumda pazarda <em>“yerel ürün”</em> diye bir kavram duymadım. Çünkü zaten hayatın kendisi yereldi. Mahalle bakkalındaki peynirin hangi köyden geldiği bilinirdi. Tarhananın kokusu hangi evde kurutulduğunu anlatırdı. Domatesin mevsimi vardı. Tereyağının rengi bile yaylayı ele verirdi. Bugün ise çoğu zaman yerellik, menü kartlarında kullanılan şık bir dekor cümlesine dönüşüyor.</p>
<p>Son yıllarda küresel gastronomi merkezlerinin dikte ettiği <em>“ithal bir kurgu”</em> rüzgârına fazlasıyla kapıldık. Dünyanın öbür ucunda, bambaşka bir iklimin ve sosyolojinin ürünü olarak doğmuş bazı disiplinleri alıp; Anadolu’nun kadim pazar kültüründen, kiler geleneğinden, ocak başı bilgisinden bihaber mutfaklara bir <em>“modernlik nişanesi”</em> olarak yerleştirmeye çalışıyoruz. Ortaya çıkan şey ise çoğu zaman yerellik değil, sadece kötü bir taklit oluyor.</p>
<p>Gerçek yerellik; Siyez buğdayını menüye <em>“antik tahıl”</em> diye yazmak değildir. Gerçek yerellik; o buğdayın binlerce yıldır hangi kuraklığa, hangi yoksulluğa, hangi rüzgâra direnerek bugüne ulaştığını bilmektir. O unun taş değirmende öğütülürken çıkardığı sesi, elekten geçerken bıraktığı dokuyu, fırından yükselen kokuyu anlayabilmektir.</p>
<p>Eğer anlatılan hikâye tarladaki çiftçinin nasırlı eline, coğrafyanın kaderine ve mutfağın asırlık geleneğine temas etmiyorsa, biz sadece dışarıdan ithal edilmiş bir illüzyonu tüketiyoruz demektir.</p>
<p>Çünkü sahici hikâye zaten tabağın kendi lisanında saklıdır.</p>
<p><strong>Pazarlama ancak kapıyı açar</strong></p>
<p>Yaşadığımız dijital çağda gastronomi artık sadece bir mutfak meselesi değil; aynı zamanda bir görünürlük ekonomisi. Bir tabağın değeri bazen lezzetinden çok, ekranda nasıl göründüğüyle ölçülüyor. Restoranların bazıları için rezervasyon listesi artık mutfak başarısından çok, sosyal medya dolaşımının sonucu haline geliyor.</p>
<p>Bugün birçok mekânda fiyatı belirleyen şey yalnızca ürün değil; o ürünün yarattığı <em>“görünürlük”.</em> Tabağın maliyetinden çok, fotoğrafının dolaşım gücü değer üretiyor. Elbette iyi pazarlamanın gücünü küçümsemek mümkün değil. Doğru ışık, etkileyici bir kadraj ve güçlü bir sunum, bir restoranın kapısını sonuna kadar açabiliyor. Kitleleri peşinden sürükleyen, aylar öncesinden dolan rezervasyon listeleri oluşturan ilk rüzgârı çoğu zaman bu pazarlama dili estiriyor.</p>
<p>Ama meslekte geçirdiğim yarım asır bana şunu öğretti: Pazarlama size sadece ilk satışı yaptırır. Bir misafirin o kapıdan ikinci kez girmesini sağlayan şey ise tabağın içindeki dürüstlüktür. Eğer dışarıda pazarlanan hikâye ile masaya gelen gerçek arasında büyük bir boşluk varsa, orada bir <em>“lezzet manipülasyonu”</em> başlıyor demektir.</p>
<p>Şef; malzemenin zayıflığını, tekniğin eksikliğini ya da mutfağın ruhsuzluğunu süslü cümlelerle, dumanlı sunumlarla ve gösterişli tabaklarla örtmeye çalıştığında, gastronominin en temel değeri olan güven ilişkisi zedelenir. Çünkü damak hafızası gözden çok daha dürüsttür.</p>
<p><strong>Zihnin tadı</strong></p>
<p>Peki neden hikâyelere bu kadar ihtiyaç duyuyoruz?</p>
<p>Çünkü insan sadece biyolojik olarak doymaz. İnsan aynı zamanda anlamla doyar.</p>
<p>Bir yemeğin asiditesini, şeker oranını ya da yağ dengesini ölçebilirsiniz. Ama bir lokmanın sizi neden çocukluğunuza götürdüğünü, neden bir anda annenizin mutfağını hatırlattığını hiçbir cihaz ölçemez.</p>
<p>İşte hikâye tam burada devreye girer. Önünüzdeki bir parça Divle Obruk peynirinin yalnızca protein değerini bilmekle; o peynirin yerin metrelerce altında aylar süren bir bekleyişin, bir yayla kültürünün ve kuşaklar boyunca aktarılan emeğin ürünü olduğunu bilmek arasında büyük bir fark vardır. Hikâye, yemeği sadece bir <em>“yakıt”</em> olmaktan çıkarır; onu kültürel bir aktarıma dönüştürür.</p>
<p>Ama burada çok önemli bir çizgi var: Hikâye, ürünün önüne geçtiği anda mesele değişmeye başlıyor. Çünkü bazen anlatı büyüyor, tat küçülüyor. Bugün gastronomi dünyasının temel krizlerinden biri de tam olarak bu.</p>
<p><strong>Ürün, hikâyenin namusudur</strong></p>
<p>Sonuçta tabağın karşısına geçtiğimizde kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz şu an neyi tüketiyoruz? Tabağın etrafına örülen sosyal statüyü mü, yoksa tabağın içindeki özü mü? Bugün ekranlarda iyi duran tabakların, iyi pişen yemeklerden daha hızlı dolaşıma girdiği bir çağdayız. Ancak gerçek ve bilinçli damak için ürün hâlâ hikâyenin namusudur. Eğer ürün kötüyse, malzeme özensizse, dünyanın en şiirsel anlatısı bile o tabağı kurtaramaz.</p>
<p>Yarım asırlık meslek hayatım boyunca şunu çok net gördüm: Anadolu’nun bir köyünde, kara ocak başında pişen dürüst bir yemeğin çoğu zaman hiçbir pazarlama kurgusuna ihtiyacı olmaz. Çünkü o yemek zaten kendi hikâyesini sessizce anlatır. Bizim asıl ihtiyacımız olan şey; hikâyenin ürünü örtmesi değil, ürünün hikâyeyi taşımasıdır.</p>
<p>Gösteri unutulur, tat kalır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hikaye-buyudu-tat-kuculdu-79368</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/8/1280x720/sofra-1778820830.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hikâye büyüdü, tat küçüldü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sgk-yemek-yardimi-istisnasinda-yeni-donem-ve-dikkat-edilmesi-gerekenler-79366</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> SGK yemek yardımı istisnasında yeni dönem ve dikkat edilmesi gerekenler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yemek yardımı, işverenlerin çalışanlarına sağladığı bir sosyal hak olup, iş gücünün verimliliğini artırmak, çalışanların motivasyonunu yükseltmek ve iş ortamını daha sağlıklı hale getirmek amacıyla sunulan bir destektir.</p>
<p>Bu yardım, işverenler tarafından doğrudan ya da dolaylı yollarla (örneğin, nakit, yemek kartı, yemek çeki verilmesi gibi) karşılanabilmektedir. Yemek yardımı, işverenler açısından bir maliyet unsuru olsa da sosyal güvenlik ve vergi düzenlemeleri sayesinde belirli ölçülerde teşvik edilen bir uygulamadır.</p>
<p>Çalışanların günlük beslenme ihtiyaçlarının karşılanması, iş performansı ve iş memnuniyeti üzerinde doğrudan etkili olduğu için birçok işveren, yasal bir zorunluluk olmasa da yemek yardımı sağlamayı tercih etmektedir. Ancak bu yardımın nasıl sağlanacağı ve vergi ile sigorta primlerinden ne ölçüde istisna tutulacağı, işverenler için önemli bir planlama konusudur.</p>
<p><strong>SGK yemek yardımı istisnasında yeni dönem </strong></p>
<p>GV ve SGK yemek istisna tutarları arasında uzun bir süredir yapısal bir uyumsuzluk bulunmaktaydı.  Gelir vergisi istisnası yıllar içinde daha hızlı artmışken, SGK istisna tutarı uzun süre düşük tutulmuştu. Ayrıca, kart/kupon şeklinde sağlanan yemek yardımının ayni yardım olup olmadığı, bu bağlamda yemek yardımının tamamının mı, yoksa belirtilenen tutar kadar mı istisna olduğu konusunda tartışmalar bulunmaktaydı.</p>
<p>Ancak, 17/4/2026 tarihli ve 33227 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7577 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 10 uncu maddesi ile bu tartışmaları ortadan kaldırmak amacıyla 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 80 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yapılan düzenleme ile <strong>17.04.2026 tarihinden geçerli olmak üzere</strong> SGK yemek yardımı istisnası GV istisna tutarı olan <strong>300 TL’ye</strong> eşitlenmiş, <strong>istisna tutarının yıllık artışı</strong> da 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (B) fıkrasına göre belirlenen <strong>yeniden değerleme oranına</strong> endekslenmiştir.</p>
<p>Bu yasal düzenleme sonrasında da yemek istisnasındaki yeni uygulamanın usul ve esasları SGK’nın   07.05.2026 tarihli, 2026/12 no.lu genelgesinde açıklanmıştır.</p>
<p><strong>SGK yemek istisna uygulamasında dikkat edilmesi gerekenler şunlardır: </strong></p>
<p>- Sigortalının; kendisine yemek hizmeti için verilen nakit para veya yemek kuponu, yemek kartı, yemek çeki vb. araçlarla beslenme ihtiyacını karşılamak için besin maddesi satın alması ve tüketmesi halinde, yapılan bu ödemenin her bir çalışan için çalışılan günlere ait bir günlük yemek bedelinin 300 TL’ye kadar olan kısmı sigorta primine esas kazanca dahil edilmeyecektir.</p>
<p>- Asgari Ücret Yönetmeliğinin "İşverenin Sorumluluğu" başlıklı 12 nci maddesinde yer alan “<em>İşverenler tarafından, işçilere sağlanan sosyal yardımlar sebebiyle asgari ücretten herhangi bir indirim yapılamaz"</em> hükmü gereğince <strong>yemek bedelinin asgari ücrete ilave olarak verilmesi</strong>, başka bir ifadeyle brüt asgari ücretin (prime esas kazanç alt sınırı) içerisine yemek bedeli tutarının dâhil edilmemesi gerekmektedir.</p>
<p>- <strong>Aynı işyerinde çalışan bazı sigortalılara yemek hizmetinin işyerinde veya müştemilatında, bazı sigortalılara da diğer şekillerde (nakit/yemek kartı/yemek kuponu vd ) sağlanması halinde,</strong> işyerinde veya müştemilatında yemek hizmeti verilen sigortalılar için <strong>yemek bedelinin tamamı</strong>, diğer şekillerde yemek hizmeti verilen sigortalılar için çalışılan günlere ait bir günlük <strong>yemek bedelinin ise 300 Türk lirasına kadar olan kısmı</strong> sigorta primine esas kazanca dahil edilmeyecektir.</p>
<p>- <strong>Fiilen çalışılan günlerin tamamında işyerinde veya müştemilatında sunulan yemek hizmetinden faydalanan sigortalıya, ayrıca diğer şekillerde de yemek yardımının (nakit/yemek kartı/yemek kuponu) sunulması halinde</strong>, işyerinde veya müştemilatında verilen yemek hizmeti bakımından yemek bedelinin tamamı istisna olacak, diğer şekillerde verilen ilave yemek yardımı bakımından çalışılan günlere ait bir günlük yemek bedelinin ise <strong>istisna uygulanmaksızın tamamı</strong> sigorta primine esas kazanca dahil edilecektir.</p>
<p>- <strong>Sigortalının fiilen çalışılan günlerin bir kısmında işyerinde veya müştemilatında sunulan yemek hizmetinden, diğer günlerde ise diğer şekillerde (nakit/yemek kartı/yemek kuponu vd.) yemek hizmetinden faydalanması halinde</strong>, işyerinde veya müştemilatında verilen yemek hizmeti bakımından yemek bedelinin tamamı istisna olacak, diğer şekillerde verilen yemek hizmeti bakımından çalışılan günlere ait bir günlük yemek bedelinin 300 TL’yi aşmayan kısmı sigorta primine esas kazanca dahil edilmeyecektir.</p>
<p>- Yemek hizmeti adı altında sigortalılara veya sigortalılar için üçüncü kişilere yapılan her türlü ödemelere ilişkin muvazaalı durumların tespit edilmesi halinde SGK’nın prim kaybı işverenlerden</p>
<p>gecikme zammı ve cezası ile tahsil edilecektir.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a06a5c24f081-1778820546.png" alt="" width="700" height="761" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sgk-yemek-yardimi-istisnasinda-yeni-donem-ve-dikkat-edilmesi-gerekenler-79366</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SGK yemek yardımı istisnasında yeni dönem ve dikkat edilmesi gerekenler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-ilk-ceyreginde-banka-karlari-karisik-sinyaller-79364</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılın ilk çeyreğinde banka kârları: Karışık sinyaller</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta bankaların ilk çeyrek bilançolarına ve bu bilançolara yansıyan davranış değişikliklerine bakmıştık. Bu hafta da bankaların gelir gider kalemlerine ve karlılık rakamlarına bakarak devam edelim.</p>
<p><strong>Mevduata verilen faizler düştü:</strong> Verilerde ilk dikkat çeken nokta yılın ilk çeyreğinde faiz gelirlerinin geçen yıla göre yüzde 26 artmasına karşılık, faiz giderlerinin sadece yüzde 12 artması. Net faiz geliri iki katına çıkarak üç ayda 618 milyar TL olmuş ve net kar da çoğunlukla buradan kaynaklanmış. Tüccar deyimiyle bankalar “satarken değil, alırken kazanmış”.</p>
<p>Peki bu nasıl olmuş? Yüzde 30’lar düzeyinde enflasyon olan bir ülkede mevduata verilen faizlerin de en azından yüzde 30-35 artmasını bekleriz. Mevduattaki organik büyümeyle faiz giderlerinin daha da büyümesi beklenirken; sadece yüzde 12 artmasının açıklanması gerekiyor.</p>
<p>Faiz giderlerindeki sınırlı artışın arkasında üç tane sebep var. Birincisi altın ve gümüş mevduatının payının artmış olması. Çoğunlukla vadesizde duran ve çok faiz ödenmeyen döviz, altın ve gümüş mevduatların toplam içindeki payı geçen sene yüzde 37 iken, bu sene yüzde 41’e yükseldi.</p>
<p>İkinci sebep faizler genel seviyesinin gerilemiş olması. Geçen yılın ilk çeyreğinde mevduat faizleri yüzde 55’ler düzeyinde gerçekleşmişken, bu yılın ilk çeyreğinde mevduat faizleri yüzde 45’ler seviyesine geriledi. Bu da mevduata ödenen faizlerin ciddi ölçüde gerilemesine neden oldu.</p>
<p>Üçüncü sebep mevduatın ortalama vadesinin çok kısa olması. Toplam TL mevduatın yüzde 80’i vadesiz veya en fazla 3 aya kadar vadeli mevduatta duruyor. Döviz ve kıymetli maden mevduatın ise neredeyse tamamı vadesiz. Vade kısa olunca da faiz düşüşleri hızla yansıyor ve mevduata ödenen faizlerdeki gerilemeyi güçlendiriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a06a4a7a1a96-1778820263.png" alt="" width="700" height="217" /></p>
<p><strong>Sermaye piyasası ve kambiyo işlemleri karlılığı sınırlandırdı:</strong> Döviz, altın ve gümüş türünden tasarrufların çoğunlukla vadesiz mevduatta durduğunu ve çok az faiz aldığını söylemiştik. Bu tür varlıklarda esas kazancın değer artışından gelmesi bekleniyor. Peki anaparadaki bu değer artışı nerede görünüyor? İşte bu değer artışları (veya kayıpları) tahvillerin değerlerindeki değişmeler ve diğer işlemlerin kazanç kayıplarıyla beraber kambiyo ve sermaye piyasası işlemlerine yansıyor. Tabloda fazla kalabalık yapmasın diye göstermediğimiz bu iki kalem toplam karı yaklaşık 70 milyar TL daraltmış.  </p>
<p><strong>Takipteki alacaklar karlılığı sınırlandırdı:</strong> Takipteki alacaklar için ayrılan karşılıklar bir yılda yüzde 74 gibi yüksek bir oranda artmış ve 123 milyar TL olmuş. Net faiz gelirinden gelen 300 milyar TL’lik katkının 52 milyar TL’si takipteki alacak karşılıklarındaki artışla silinmiş.</p>
<p><strong>Faiz dışı açık büyüdü:</strong> Faiz dışı gelir ve giderleri toplayıp baktığınızda burada da 66 milyar TL’lik bir açık oluştuğunu görüyorsunuz. Bu kalemlerin net bakiyesinin dengede olması genelde sağlıklı ve sürdürülebilir bir yapıyı gösterir. 66 milyar TL’lik açık çok önemli değil ama not etmekte de fayda var.</p>
<p>Peki bu gelişmeleri alt alta koyup baktığımızda nasıl bir manzara ortaya çıkıyor? İlk gördüğümüz şey TL talebin zayıf seyrinin teyit edilmesi. Her ne kadar TL mevduat ve para piyasası gibi araçların cazip olduğuna dair bir görüş varsa da, TL mevduatın hem payı azalıyor hem de vadesi kısa kalmakta devam ediyor. Halbuki para politikamızın etki edeceği tek değişken TL varlık ve yükümlülükler. Bunların payı azaldıkça, vadesi kısaldıkça para politikasının etkinliği de azalıyor.</p>
<p>Reel kesim için de altının çizilmesi gereken birkaç nokta var. Kredi arzının reel olarak daralması ve takipteki alacaklar karşılığının artması burada işlerin iyi gitmediği sinyalini veriyor, daha doğrusu diğer verilerden gördüğümüz sorunları teyit ediyor.</p>
<p>Son olarak kredi stokunda faiz yükünün dengesiz dağıldığını da görüyoruz. TL kredilerde faiz yükü nispeten ağır ama döviz kredileri öyle değil. Döviz kredisi kullanacak firmaların çeşitli kriterlerle sınırlandırılması çok doğru bir uygulama ama döviz kurunun yıllarca enflasyonun altında kalmasıyla birleşince, döviz kredisi kullanabilen şirketlere çok büyük avantajlar sağlıyor ve kullanamayan şirketleri çok dezavantajlı bir konuma itiyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-ilk-ceyreginde-banka-karlari-karisik-sinyaller-79364</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk çeyreğinde banka kârları: Karışık sinyaller ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trumpin-tarihi-cin-gezisinden-neler-beklemek-lazim-79363</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump’ın tarihi Çin gezisinden neler beklemek lazım?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Busan’da varılan ‘Ticari Ateşkes’in’ kalıcı hale getirilmesi ise yine en önemli konu olarak gözüküyor. Başkan Trump’ın gezisine 17’den fazla üst düzey yönetici ve CEO’nun eşlik ediyor olması odak noktasını ticarete çeviriyor.</strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’e gerçekleştirdiği ziyaret, birçok açıdan önem arz ediyor. Öncelikle, bu ziyaret 2017’den bu yana bir ABD başkanının Çin’e yaptığı ilk gezi. Yani 9 yıl sonra yeniden bir ABD başkanı Çinli yetkililer tarafından ağırlanacak. Trump açısından ise bu Çin’e gerçekleştirdiği ikinci ziyaret, ancak ikinci başkanlık döneminin ilk ziyareti.</p>
<p>Geçtiğimiz sonbaharda tarifeler gölgesinde varılan ticari ateşkesin devamını sağlamak amacıyla yapılması planlanan gezi son anda iptal edildiği için olsa gerek hem Amerika hem de Çin tarafı son derece temkinli bir süreç ilerletti.</p>
<p>“Yapılacak mı, yapılmayacak mı?” belirsizliğinin hafta başında Çinli yetkililerin ziyaretin kesinleştiğini açıklamasının ortadan kalkmasıyla artık neler konuşulacağına, bu mini zirveden dünyanın geri kalanına neler düşeceğine odaklandık.</p>
<p>Bu önemli ziyareti ve beklenen çıktıları, öncelikle ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında 30 Ekim 2025’te Güney Kore’de düzenlenen Busan Zirvesi’nde varılan ve kamuoyu tarafından <strong>‘Busan Ticari Ateşkes Anlaşması’</strong> olarak bilinen anlaşma zemininden hareketle okumak lazım.</p>
<p>Üzerinde uzlaşılan <strong>‘Busan Ticari Ateşkes Anlaşması’</strong>, karşılıklı restleşmelerle gümrük vergilerinin tarihi zirvelere ulaşmasına neden olan <strong>“karşılıklı misilleme” </strong>döngüsünü durdurmak için tasarlanmıştı.</p>
<p><strong>Busan’da geçici olarak </strong><strong>uzlaşılan konular hâlâ sıcak</strong></p>
<p>Anlaşma kapsamında ABD, Çin ithalatına uygulanan ortalama tarife oranını yüzde 57’den yüzde 47’ye düşürmeyi kabul etti, Çin ise ABD’den büyük miktarlarda soya fasulyesi ve diğer tarım ürünleri ithalatına derhal yeniden başlama sözü verdi. Bunların yanında, her iki ülke de nadir toprak elementleri ve yüksek teknoloji ürünlerine yönelik ihracat kontrollerinin bir yıl süreyle askıya alınmasını kabul ettiler. ABD, Çin’in denizcilik, lojistik ve gemi inşa sanayilerine yönelik 301. Madde soruşturmalarını da askıya aldı.</p>
<p><strong>‘Busan Ticari Ateşkes Anlaşması’ adı üstünde bir ateşkes anlaşması. Üzerinde geçici olarak uzlaşılan konular hâlâ sıcak ve esas çözüm ancak heyetlerin kapsamlı görüşmeleri ile çözüme kavuşabilir. </strong></p>
<p>Trump’ın gezisi ile ilgili pek çok farklı detay öne sürülebilir, ancak gezinin zamanlamasına bakınca <strong>hem İran’la devam eden ve çözüm üretilmemiş olan ‘karşılıklı abluka’nın getirdiği sorunların çözümüne kapı aralamanın yolunun bulunması hem de Çin ile Busan Zirvesi vasıtasıyla geçici olarak uzlaşılan ‘Ticari Ateşkes’in’ yenileme döneminin yaklaşıyor olması ana çatıyı teşkil ediyor diye düşünüyorum.</strong></p>
<p><strong>Ticari ateşkesin kalıcı hale </strong><strong>gelmesi en önemli konu</strong></p>
<p>Zira; İran’a savaş süresince Çin tarafından verilen destek ve ablukanın Çin’in enerji teminini çok büyük ölçüde kısıtlaması, Başkan Trump’ın Çin ziyaretinde ele alınmayacaksa başka ne zaman ele alınacak diye düşünmeden edemiyor insan. Nitekim bu soru Başkan Trump’a sorulduğunda; <strong>İran meselesinin Çin’de gündeme gelmesini amaçlamadığını, esas konunun Çin ile yapılan ticaret ve Amerika’nın bu ülkeye olan ticaretinin artırılması olduğunu belirtti.</strong></p>
<p>Busan’da varılan ‘Ticari Ateşkes’in’ kalıcı hale getirilmesi ise yine en önemli konu olarak gözüküyor.</p>
<p>Başkan Trump’ın gezisine 17’den fazla üst düzey yönetici ve CEO’nun eşlik ediyor olması odak noktasını ticarete çeviriyor ve bu bağlamda yukarıda belirttiğim Trump’ın söylemini doğruluyor.</p>
<p>İş dünyasının temsilcileri arasında en dikkat çekici olanlar Elon Musk (Tesla), Tim Cook (Apple), Larry Fink (BlackRock), David Solomon (Goldman Sachs), Brian Sikes (Cargill), Jane Fraser (Citigroup), Michael Miebach (Mastercard), Ryan McInerney (Visa) ve Boeing CEO’su Kelly Ortberg. Nvidia CEO’su Jensen Huang ise son anda bu gruba eklendi.</p>
<p><strong>Nvidia CEO’sunun gruba eklenmesi, üzerinde konuşulacağı düşünülen nadir elementler konusunun da gündemde olacağını hemen hemen kesinleştirdi.</strong> ABD, kalıcı bir nadir toprak elementleri anlaşması isterken, Çin’in beklentisi yarı iletken ihracat kısıtlamalarının hafifletilmesi. <strong>Sanırım bu ziyaretin bir başka önemli konusu bunlar olacak, çünkü her iki taraf için de hayati öneme sahip bir sorun bu.</strong></p>
<p>Elon Musk ise Çin’de Tesla araçları için otonom sürüş onayı beklentisi içinde.</p>
<p>Bütün bunların yanında, Çin’in, Boeing’in yıllarca Çin pazarından dışlanmasının ardından potansiyel bir dönüm noktası olarak 500 adede kadar Boeing 737 MAX uçağı satın almak için ileri düzeyde görüşmeler yürüttüğünü biliyoruz. <strong>Böyle bir satışın gerçekleşmesi, Trump açısından Çin ziyareti sonrasında ülke içine satabileceği bir değer haline dönüşebilir</strong>. <strong>ABD tarafı ayrıca, yıllık 25 milyon metrik ton Amerikan soya fasulyesi ihracatı için Çin’den uzun vadeli bir taahhüt de istiyor.</strong></p>
<p><strong>Tayvan konusu </strong><strong>önemli bir başlık</strong></p>
<p>Trump-Xi görüşmelerine ilişkin Çin açıklamaları ziyaret öncesi daha çok Tayvan’a odaklanmış durumdaydı. Çin Dışişleri Bakanlığı, Salı günü ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin ziyaretine ilişkin bir soruya yanıt verirken, Çin’in ABD’nin Tayvan’a silah satışına yönelik tutarlı ve net muhalefetini yineledi.</p>
<p>ABD medyasındaki haberlerde, Trump, 13 Mayıs’ta başlayan ve bugün sonra erecek olan devlet ziyareti sırasında ABD’nin Tayvan’a silah satışını görüşmeyi planladığı bilgisi yer alıyordu.</p>
<p>Buna karşılık, Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Guo Jiakun, Başkan Trump’ın Çin ziyaretinde, iki ülkenin devlet başkanlarının Çin-ABD ilişkileri ile dünya barışı ve kalkınmasını ilgilendiren önemli konuları derinlemesine görüşeceklerini söyledi.</p>
<p><strong>Guo Jiakun, “Çin’in ABD’nin Tayvan bölgesine silah satışına karşı tutumu tutarlı ve nettir” diye de ekledi. </strong></p>
<p><strong>Çin’in kırmızı çizgisi ‘Tayvan’; o kesin. </strong></p>
<p><strong>Bu gezi ile oluşan genel beklenti, Başkan Trump’ın; Çin ile devam eden dengeli ilişkiyi ekonomik açıdan geliştirmesi ve bir taraftan ABD’ye fayda sağlayacak ilişkilerle ve Çin tarafına verilecek ekonomik tavizlerle ‘adaletli ve karşılıklılık ilkesine uygun’ ekonomik ve politik bir çerçeve sunması.</strong> Bu kısa gezi süresince bütün bunlar gerçekleştirilebilir mi ya da ne kadar ilerleme sağlanabilir göreceğiz elbette.</p>
<p>Çin Devlet Başkan Xi Jinping’in; ‘‘Çin-ABD ilişkisi, dünyanın en önemli ikili ilişkilerinden biridir ve devlet başkanlığı diplomasisi her zaman bu ilişkinin “istikrar sağlayıcı çıpası” olmuştur” açıklaması bence karşılıklı ilerleme konusunda Çin’in de istekli olduğunun göstergesi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trumpin-tarihi-cin-gezisinden-neler-beklemek-lazim-79363</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/3/1280x720/si-1778820147.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trump’ın tarihi Çin gezisinden neler beklemek lazım? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kizil-metalin-sessiz-devrimi-79362</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kızıl metalin sessiz devrimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Savaşlar dünyada sanayi sektörünü sarsar. Söz konusu olan Hürmüz Boğazı gibi hayati bir geçiş noktasıysa, büyüme tahminlerinin düşmesiyle endüstriyel metallerin fiyatları geriler. Ancak büyüme beklentileri zayıflarken, doktora derecesine sahip olan bakır ayakta kalıyor. Bakır fiyatı iki ayda yüzde 25 yükseldi.</p>
<p>Bu direncin arkasında ciddi bir üretim dar boğazı var. Savaş nedeniyle bakırın işlenmesinde kullanılan ham maddelere ulaşım zorlaştı. Büyük üreticiler maliyet artışlarıyla ve operasyonel sıkıntılarla boğuşuyor. Arz tarafındaki tıkanıklık sürerken, Çin her fiyat düşüşünü fırsata çeviriyor. Yaptığı yüklü alımlarla fiyatların altına sağlam bir zemin oluşturuyor.</p>
<p>Bakır algısının tamamen değişeceğini, bu emtianın sadece bir inşaat malzemesi değil, stratejik bir güç olacağını birkaç yıldır yazıyorum. Yapay zekâ altyapısı, yeşil enerji dönüşümü ve modern savunma sistemleri inanılmaz miktarda bakır tüketiyor. Yanı sıra büyük bir arz açığı da yaşanıyor. Savaş bittiğinde ve lojistik yollar yeniden açıldığında, bakırın küresel ekonomideki yapısal gücü daha net görülecektir. Artık karşımızda sadece bir sanayi metali değil; yeni dünyanın enerji mimarisini inşa eden stratejik bir unsur var. Maden sahalarındaki yetersiz yatırımlar ve artan teknolojik ihtiyaçlar, bu metali önümüzdeki dönemin en kıymetli varlıklarından birisi yapabilir. Bakıra sahip olanların, global büyüme hızını da tayin edeceği bir döneme giriyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kizil-metalin-sessiz-devrimi-79362</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kızıl metalin sessiz devrimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cok-iyi-seyler-de-oluyor-79361</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çok iyi şeyler de oluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Günümüzde çok popüler bir kavram olarak tartışılan evrensel temel gelir ilk bakışta cazip görünebilir. Ancak bir kez daha gördüm ki insanların ihtiyacı olan rahat bir yaşam değil, kendi çabası ile kurulmuş rahat bir yaşam. Üretken bir birey olmanın verdiği manevi tatmin ile taçlandırılan bir yaşam...</strong></p>
<p>Mesleğim ve global piyasaların gidişatı gereği tüm Türkiye’de dolaşıp yatırımcılarla ve iş insanları ile bir araya geliyorum. Sadece ekonomik gelişmeleri tartışmak artık yetersiz kaldığı için jeopolitik olayları da tartışarak şirketlerimiz için bir yol çizmeye çalışıyoruz. Dışarıdan bakıldığında birer iş gezisi gibi görünen bu aktiviteler aynı zamanda dostlukların kurulması ve benim gibi ekran karşısında yaşayan insanların çok daha somut gerçeklere temas etmesini de sağlıyor. Bu önemli. Zira örnek vermek gerekirse benim için ekrana baktığımda petrol fiyatları kabul edilebilir ölçüde bir artış gösterdi ancak fiziki işlem yapanlar açısından çok daha farklı ve büyük bir kriz söz konusu.</p>
<p><strong>ZEKİ’de engelli bireyler, </strong><strong>‘laf olsun’ diye çalışmıyor</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nin daveti neticesine kendilerini ziyaret ettim. OSB’yi gezerken uğradığımız yerlerden bir tanesi de ZEKİ (tam açılımı ile Zihinsel Engelliler Korumalı İş yeri )  Yaşam Merkezi oldu. Engelli kardeşlerimizin ülkemizin önde gelen sanayi tesislerinin amblemleri altında çalıştığı bu merkezde mutlu ve üretken insanlarla karşılaştık. Çoğu kez toplumun gerekli düzenlemeleri yapmaması nedeni ile sosyal ve iş yaşamının dışında kalmak zorunda olan bireylerin bu merkezde regülasyonlar gereği laf ola değil ücreti mukabilinde ve disiplinli bir şekilde çalıştıklarına şahit olduk. Günümüzde çok popüler bir kavram olarak tartışılan evrensel temel gelir ilk bakışta cazip görünebilir. Ancak bir kez daha gördüm ki insanların ihtiyacı olan rahat bir yaşam değil, kendi çabası ile kurulmuş rahat bir yaşam. Üretken bir birey olmanın verdiği manevi tatmin ile taçlandırılan bir yaşam. Bir sonraki durağımız ise yine OSB içinde kurulmuş olan Meslek Lisesi oldu. Her ekonomik model, modelin iyi kotu olmasından bağımsız, kendi eğitim sistemini de beraberinde getirir. Türkiye’deki çok sayıda üniversite vs az sayıda meslek lisesi ülkenin ekonomik modeli ile tam uyumlu değil. Okulun gerek sosyal olanakları gerekse Müdürünün eğitim konusuna olan yaklaşımı son derece çarpıcıydı.</p>
<p><strong>Manisa OSB, çok iyi işler </strong><strong>çıkartabileceğini gösteriyor</strong></p>
<p>Sonuç olarak BYD arazisi henüz boş bir şekilde duruyor olsa da Manisa OSB bizlere Türk insanının/sanayicisinin doğru bir vizyon ve planlama ile çok iyi işler çıkartabileceğini gösteren girişimlerden bir tanesi. Thomas Kuhn paradigma değişikliği kavramını tanımladığı kitabı The Structure of Scientific Revolutions’ta dünyanın merkezde olduğu evren vs güneşin merkeze geçtiği evren anlayışını kullanır. Bu iki anlayış tamamen uzlaşamaz konumdadır ve hiçbir şekilde kademeli bir geçiş söz konusu olamaz. Şimdi benzer bir değişimin eşiğindeyiz. Sadece çalışanların sayısı olarak değil, bilinç, sermayenin kontrolü, iş gücü kavramının tanımlanması vb konularda da nasıl hareket edileceğine şimdiden karar vermez ve konuyu Silikon Vadisi’nin liderleri gibi bir avuç insana bırakırsak dünya vs güneş değişimi kadar radikal bir değişimle karşı karşıya kalacağız. OPEC,DTO, BM , NATO gibi hayatımızda hep var olan kısaltmaların teker teker çatırdaması, enerji rotalarının kökünden değişmesi, stabilcoinler üzerinden yeni bir finansal mimari çabası, Çin’in 21. yüz yılda standartları belirleme iddiası, “bilinçlenebilecek” bir yapay zeka, üretimin girdilerinden bir tanesi olarak tanımlanırken işgücü kavramına indirgenen insanın robotik teknoloji ile olan ilişkisi gibi toplumun tamamını ilgilendiren ve çözmek için sadece siyasete değil dine, felsefeye, yeni ekonomik modellere ihtiyacımız olacağı bir döneme giriyoruz. Ekonomik ve sosyal yapımızı ne kadar hızlı bir şekilde yeniden düzenleyebilirsek yaşayacağımız şok o oranda az olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cok-iyi-seyler-de-oluyor-79361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çok iyi şeyler de oluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-hedefinde-artisin-para-ve-maliye-politikalarina-etkisi-79360</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon hedefinde artışın para ve maliye politikalarına etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankasının bu hafta açıkladığı yılın ikinci Enflasyon Raporu, ekonomi politikaları açısından önemli bir kırılmaya işaret etti. Merkez Bankası, 2026 yıl sonu enflasyon hedefini yüzde 16’dan yüzde 24’e yükseltirken yıl sonu gerçekleşme tahminini de yüzde 26 olarak açıkladı. Üçüncü yılını geride bıraktığımız dezenflasyon programı için öngörülen yeni hedefler ekonomi programının seyri adına da önemli ipuçlarını içeriyor.</p>
<p>Öncelikle hedefteki artışın detaylarına bakalım…</p>
<p><strong>Enerji ve gıda fiyatları en büyük risk alanı</strong></p>
<p>Enflasyon hedefinde yapılan artışın en önemli etkeni enerji fiyatları kaynaklı oldu. Petrol ve doğal gaz fiyatlarında savaş kaynaklı yükselişin beklenenden daha uzun süre devam edeceği anlaşılıyor.</p>
<p>Bir diğer önemli değişiklik ise gıda fiyatlarına ilişkin beklentilerde görüldü. Hatırlanacağı üzere Merkez Bankası bir önceki Enflasyon Raporu’nda, olumlu yağış koşulları nedeniyle gıda fiyatlarında belirgin bir gerileme olacağını öngörüyordu. Ancak yılın ilk dört ayında taze meyve ve sebze fiyatları yüzde 56,6 artarak bu beklentinin oldukça üstünde gerçekleşti.</p>
<p>Üstelik savaşın sürmesi ve enerji fiyatlarının yüksek seyrini koruması halinde yalnızca taze meyve ve sebze değil, genel gıda fiyatlarında da yukarı yönlü baskının devam etmesi olası görünüyor. Ulaştırma maliyetlerindeki artış ile petrokimya ürünlerine bağlı ambalaj maliyetlerindeki yükseliş, gıda enflasyonunu daha geniş bir alana yayıyor.</p>
<p><strong>Revizyona rağmen Merkez Bankası tahminleri iyimser tarafta</strong></p>
<p>Merkez Bankasının değerlendirmeleri, enflasyonun mevcut tahminlerin de üzerine çıkabileceğine işaret ediyor. Bunu tetikleyen temel unsurlar ise şöyle sıralanıyor:</p>
<p>- Orta Doğu’daki savaş nedeniyle petrol ve doğal gaz fiyatlarının yükselmesi</p>
<p>- Küresel gıda fiyatlarındaki artış ve gıda arzında yaşanan bozulmalar</p>
<p>- Arz yönlü şoklarda artış</p>
<p>- Beklentilerde atalet</p>
<p>Özellikle arz yönlü risklerin artması, enflasyonla mücadelenin faiz politikasıyla yönetilmesini daha da zorlaştırıyor.</p>
<p><strong>Para politikası duruşunda değişim olur mu?</strong></p>
<p>Merkez Bankası yalnızca 2026 değil, 2027 yıl sonu tahmininde de önemli revizyona gitti. Bunun bir sebebini savaşın ekonomik etkilerinin daha uzun süreli olacağı yönündeki beklenti olarak okuyorum.</p>
<p>Ancak bu durum aynı zamanda para politikası duruşunda da bir değişikliği ima ediyor. Zira 2027 yıl sonunda yüzde 15’e götürecek duruş, bir önceki hedef olan yüzde 9’dan oldukça farklı patikaya işaret ediyor.</p>
<p>Burada dikkat çekici olan bir diğer unsuru da ekonomi yönetiminin, şokun büyüme üzerindeki olumsuz etkisini, enflasyona kıyasla daha az tolere edilebilir görmesi olarak okuyorum.</p>
<p><strong>Ücret politikalarında revizyon kaçınılmaz olabilir</strong></p>
<p>Enflasyon tahminlerindeki yukarı yönlü revizyon, ücret politikalarında güncelleme ihtiyacını da giderek artırıyor. Çünkü asgari ücret, emekli aylıkları ve kamu personeli maaş artışları belirlenirken esas alınan enflasyon varsayımları ile bugün ortaya çıkan yıl sonu beklentileri arasında ciddi bir fark oluştu. Bu farkın sosyal ve ekonomik etkileri önümüzdeki dönemde daha da artacaktır.</p>
<p><strong>Kur politikası değişebilir mi?</strong></p>
<p>Enflasyonun beklenenden daha yüksek gerçekleşme ihtimali, kur ve rezerv politikaları açısından da yeni bir denge arayışını gündeme getirebilir.</p>
<p>Yılbaşından bu yana reel kurda yaşanan hızlı değerlenme, ihracatçılar üzerinde ciddi maliyet baskısı oluşturdu. Özellikle tekstil sektörü başta olmak üzere birçok ihracatçı sektörün uzun süredir kur politikası konusunda serzenişte bulunduğunu görüyoruz. Yüksek enflasyon, önümüzdeki dönemde reel kurun seyrinde daha farklı bir yaklaşımın gündeme gelmesine neden olabilir.</p>
<p><strong>Kamu maliyesinde yeni tedbirler gündeme gelebilir</strong></p>
<p>Türkiye’nin görece düşük bütçe açığı ve kamu borç stokunun milli gelire oranı önemli bir tampon oluşturuyor. Ancak yüksek enflasyon ortamının yarattığı kamu giderleri ve Hazinenin borçlanma maliyetlerindeki artış, kamu maliyesi tarafında yeni tedbirlerin gündeme gelmesi ihtiyacını ortadan kaldırmıyor.</p>
<p>Yakın zamanda varlık barışı gibi gündeme gelen tedbirlerin önümüzdeki dönemde vergi kalemlerinde artış ve/veya kamu ödeneklerinde kesintiler olarak karşımıza çıkması olası görünüyor.</p>
<p>Özetle, Merkez Bankasının yaptığı enflasyon hedefindeki revizyonun etkilerini yakın zamanda ekonomi politikalarında görebiliriz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-hedefinde-artisin-para-ve-maliye-politikalarina-etkisi-79360</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/hesap-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon hedefinde artışın para ve maliye politikalarına etkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonu-degil-cozumu-guncelleyin-79359</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonu değil, çözümü güncelleyin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ateşi düşüremeyen doktor, dereceyle oynarmış. Bizim ekonomi yönetimi, tutturamadığı hedefleri “güncelleme şalı” ile örtme kolaylığında. Tuhaftır ki onlar dahi bu saçmalıklara inanmıyorlar.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Enflasyon başat sorun. <strong>Fiyat artış hızını</strong> anlatıyor. Sıfıra dahi inse, fiyatların geldiği düzeyde kalıyor ve buna da zaten <strong>hayat pahalılığı</strong> diyoruz. Merkez Bankası’nın asıl işi <strong>fiyat istikrarını</strong> <strong>sağlamak</strong> ama bunu sadece enflasyon raporunda 2026 yılsonu rakamını <strong>%16’dan %24’e </strong>güncellemekle yetindi.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Şu anda herkes <strong>cebinde kendi TÜİK’iyle</strong> dolaşıyor, hiç kimse <strong>Merkez’in enflasyon hedefine</strong> inanmıyor. Hatta <strong>kendileri bile</strong>… Ancak piyasalar geleceği görme noktasında <strong>belirsizlik</strong> yaşıyor. Hedef koyup tutturamayan Merkez’in yüzünden <strong>hesap kitap </strong>şaşıyor, <strong>yönetime</strong> <strong>güven</strong> kökten sarsılıyor.</p>
<p><strong>BÜTÇE AÇIĞI VERME, PARA BASMA, KAYNAK AKTARMA…</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: <strong>Enflasyon söylemle düşmez</strong>. Rapor geyiği yapmakla da düşmez. Daha doğrusu <strong>enflasyonu üreten sebeplere odaklanmadıkça</strong>, sonuçlarıyla debelenip dururuz. Önerim; enflasyon üreten kamunun<strong> harcamalarına çekidüzen </strong>vermesi, yandaşa <strong>kaynak </strong>aktarmaması, <strong>para</strong> basmaması.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Diyelim ki Merkez, yılsonu <strong>hedefini %26 yerine %30 hatta %50 veya %50 yapsa</strong>, hedef koydu dile enflasyon düşecek mi? <strong>Asla</strong>… Öncelikle Merkez’in <strong>varamayacağı</strong> hedefler, <strong>inanmadığı</strong> raporlar ve <strong>saçma sapan</strong> güncellemeler yapmaktan vazgeçmesidir. <strong>Lafla peynir gemisi asla yürümez</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Merkez Bankası’na dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>MB bunu neden yapıyor?</em></strong></p>
<p>Görevi gereği, <strong>hedef</strong> açıklıyor, <strong>rapor</strong> yayınlıyor. Zaten <strong>para politikasının patronu</strong> o. Ancak enflasyon artık <strong>Merkez’in kabiliyet alanı dışına taştı</strong>. Kamu doludizgin harcar, <strong>ivazsız para basılırsa</strong> anlamı yok.</p>
<p><strong><em>Güncelledik te ne oldu?</em></strong></p>
<p><strong>Hiçbir şey olmadı</strong>. Yetmezmiş gibi <strong>3 yılda hedefi 3 katına çıkarmakla</strong> kalmadı, 2027 yılsonu için <strong>%15</strong> hedefi koydu. Bir de “<strong>belirsizlikler nedeniyle</strong>” tahmin aralığı iletişimine ara vermişler. <strong>Ne demekse</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SEN ENFLASYON OLSAN, GÜNCELLENDİN DİYE DÜŞER MİYDİN?</strong></p>
<p>Sana “<strong>bu yılsonunda %24’e düşeceksin</strong>” deseler, <strong>enflasyon bunu emir telakki edip düşer mi</strong>? Biliyorum saçmaladım ama tek saçmalayan ben değilim<strong>. Efendiler, enflasyon armut değildir</strong>, olgunlaşınca kendiliğinden düşmez. <strong>Ağacı sallamalı</strong>. Bu da ancak <strong>kamuflasyonu terk</strong> ile mümkün.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>GÜNCELLEME LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Tahmin</strong>: Veri ve gözlemlere dayanarak gelecekteki olaya dair kesinlik taşımayan fikir yürütme</p>
<p><strong>Hedef</strong>: Kişi veya kurumun ulaşmak istediği, planlanmış eylemlerle varılacak sonuç, kazanım</p>
<p><strong>Güncelleme</strong>: Yeni veri ve olaylar ışığında tahmin aralığını ve hedefi yeniden belirleme gayreti</p>
<p><strong>Enflasyon güncellemesi</strong>: Koyduğu hedefi tutturamayan bizim Merkez’in hayal dünyası fantezileri</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonu-degil-cozumu-guncelleyin-79359</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/9/1280x720/para-tl-1778826657.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonu değil, çözümü güncelleyin ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-hedefini-degistirsek-de-mi-tutturamasak-degistirmesek-de-mi-tutturamasak-2-79358</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> “Enflasyon hedefini değiştirsek de mi tutturamasak, değiştirmesek de mi tutturamasak!” (2)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>✓ Merkez Bankası'nın yüzde 16 düzeyindeki enflasyon hedefini revize etmesi kesinlikle doğrudur.</strong></p>
<p><strong>✓ Doğrudur ama yeni oran daha gerçekçi belirlenseydi... Yüzde 24'lük yeni hedef de gerçekçi değildir.</strong></p>
<p><strong>✓ Dört aydaki yüzde 14,64'e sekiz ayda yalnızca yüzde 8,16 eklenirse yıllık yüzde 24 tutacak. Sekiz ayda yüzde 8,16 da aylık ortalama yüzde 0,99 demek...</strong></p>
<p>Başlığı hatırlayan okurlar çıkacaktır. Çok yakın zamanda, 24 Nisan’da kullandım. Enflasyon hedefi, ya değiştirilip tutturulamayacaktı ya da değiştirilmeyip tutturulamayacaktı. Merkez Bankası kararını verdi:</p>
<p><strong>“Enflasyon hedefi, değiştirilerek tutturulamayacak.”</strong></p>
<p>Merkez Bankası yılın ikinci enflasyon raporu çerçevesinde hem bu yılın, hem de 2027 ve 2028’in enflasyon hedeflerini revize etti. Tahmin aralığı uygulamasından da vazgeçildi.</p>
<h2>Revizyon doğrudur…</h2>
<p>Önce şunu söyleyeyim. Her ne kadar Merkez Bankası enflasyon hedeflerini ilke olarak sabit tutma kararlılığıyla yola çıkmışsa da savaş koşulları bu ilkeye bağlı kalmayı anlamsız hale getirmişti. Savaştan dolayı enflasyon hedeflerinin anlamı kalmamıştı. Dolayısıyla alınan revizyon kararı doğrudur. Merkez Bankası’nı <strong>“Ne oldu, hani hedeflerini değiştirmeyecektin”</strong> diye eleştirmek büyük haksızlıktır. Başta enerji ve hemen hemen tüm emtia fiyatları savaş yüzünden yukarı gitmişken Türkiye’nin bundan etkilenmemesi düşünülemez. Merkez Bankası’nın enflasyon hedeflerini revize etmesi bu yönden kesinlikle doğrudur.</p>
<h2>Ama gerçekçi olunursa doğrudur…</h2>
<p>Merkez Bankası 2026 yılının yüzde 16 düzeyindeki hedefini yüzde 24’e çıkardı.</p>
<p>2027 için yüzde 9 olan hedef yüzde 15’e, 2028 için yüzde 8 olan hedef de yüzde 9’a yükseltildi.</p>
<p>Merkez Bankası tahmin aralığı belirlemekten de vazgeçti. 2026 için yüzde 24’lük hedeften ayrı olarak yüzde 26’lık tahmin açıklandı. 2027 ve 2028’in tahminleri ise hedefle aynı oranda belirlendi.</p>
<p>Enflasyon hedefini yukarı çekmek ne kadar doğru ise, belirlenen yeni hedefler gerçekçi olmaktan o kadar uzak ve yapılan bu yönüyle hadi yanlış demeyelim de eksik.</p>
<p>Bu yılın enflasyon hedefini yüzde 24 olarak belirleyen Merkez Bankası örtülü olarak şunu söylüyor, şunu öngörüyor:</p>
<p><strong>“Yılın ilk dört ayında yüzde 14,64 artan enflasyona son sekiz ayda yüzde 8,16 daha eklenecek ve böylece yüzde 24 tutacak.”</strong></p>
<p>Sekiz ay için yüzde 8,16, aylık ortalama artışın yüzde 0,99’da kalmasını gerektiriyor.</p>
<p>Sekiz ay boyunca aylık ortalama yüzde 1 bile değil, yüzde 0,99 artış!</p>
<p>Bir başka oran daha vereyim… Eğer yıl yüzde 24’te kapatılabilirse ilk dört aydaki gerçekleşmenin yıllık orandaki payı yüzde 61’e ulaşmış olacak. Oysa son yirmi yılın ortalaması ilk dört ayın yıllıktaki payının yüzde 38 dolayında olduğunu gösteriyor. Yani ilk dört ay-son sekiz ay dengesi bu yıl geçmiş yılların ortalamasına göre tam anlamıyla yer değiştirecek!</p>
<p>İşte bunun için diyorum ya<strong> “Enflasyon hedefi, değiştirilerek tutturulamayacak”</strong> diye…</p>
<h2>Aylık yüzde 1,5 olsa bile…</h2>
<p>Merkez Bankası artık yarım ağız mı, çeyrek ağız mı bilinmez, kalan sekiz aylık dönemde aylık artışların yüzde 0,99 olacağını ima ediyor.</p>
<p>Geçelim 0,99’u; aylık artış bundan sonra yüzde 1,5 olsa bile yıllık oran yüzde 30’a dayanıyor.</p>
<p>Bu gerçekler ortada olduğuna göre Merkez Bankası <strong>“Ben hedefimi yüzde 24 olarak ilan ettim, tahminim de 26, ha 24 ya da 26, ha 29-30, çok da önemli değil, enflasyonu tutturmada başarısız olursam sonuçta hükümete bir mektup yazarım, olur biter”</strong> mi diyor acaba? Kim bilir!</p>
<h2>Bir karar verilse!</h2>
<p>Gerçekçi bir oran belirlenmemiş de olsa Merkez Bankası’nın hedefini değiştirmesinin doğru bir karar olduğu ortada. Ancak Merkez Bankası şu tahmin-hedef konusunda bir karar verse…</p>
<p>Geçen yıl üçüncü enflasyon raporuna kadar izlenen yol farklı, geçen yılın üçüncü ve dördüncü raporu ile bu yılın ilk raporunda izlenen yol farklı, bu yıl ikinci rapordan itibaren izlenen yol farklı.</p>
<p>Değişen koşullara göre farklı yollar belirleniyormuş; böyle söyleniyor.</p>
<p>Önce tahmin aralığı vardı, iki oranın arası da<strong> “hedefimsi”</strong> tahmindi.</p>
<p>Geçen yıl üçüncü raporda tahmin-hedef ayrımına gidildi, hatta üçüncü ve dördüncü raporlarda hedef tahmin bandının altında tutuldu.</p>
<p>Bu yılın ilk raporunda yine aynı ayrım vardı. Bu kez tahmin aralığı uygulaması terk edildi; hedefin yanında tek bir tahmin belirleme yöntemine geçildi. Bu da yalnızca 2026 için geçerli.</p>
<p>Biraz önce de aktardım; 2026’nın hedefi yüzde 24, tahmini yüzde 26. Sonraki iki yılın hedef ve tahmini ise aynı düzeyde belirlendi.</p>
<p>Yani bu yıl için deniliyor ki<strong> “Enflasyonu yüzde 26 tahmin ediyorum ama gerçekleştirmeye çalışacağım hedef yüzde 24”</strong>…</p>
<p>Bu biraz da <strong>“Bu ayki harcamam (örneğin) 30 bin lira olacak, tahminim bu yönde ama harcamamı 25 bin lirada tutmayı hedefliyorum”</strong> diyen vatandaşın durumuna benziyor. Ama bu vatandaşın yaşadığı kaygı yüzünden içi daralıyor da yapabileceği bir şey yok, çünkü harcamasını 30 bin lirada bile tutamayacağını biliyor; ama çaresiz bir şekilde hayal kuruyor. Merkez Bankası’nın da yüzde 24’ün de, yüzde 26’nın da hiç gerçekçi olmadığını görmekle birlikte daha gerçekçi davranamaması gibi…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-hedefini-degistirsek-de-mi-tutturamasak-degistirmesek-de-mi-tutturamasak-2-79358</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi-faiz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Enflasyon hedefini değiştirsek de mi tutturamasak, değiştirmesek de mi tutturamasak!” (2) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79356</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Piyasa Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 15 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/99f7QexC3no" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79356</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/6/1280x720/talip-masa-1778821970.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/dunya/pekinde-cetin-guc-pazarligi-79357</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pekin’de çetin güç pazarlığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a06a152de24e-1778819410.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında Pekin’de başlayan kritik zirve, iki ülke arasındaki kırılgan ticaret ateşkesinin ötesine geçerek teknoloji, enerji, savunma ve kritik madenler ekseninde yeni bir güç mücadelesine dönüştü. Dokuz yıl sonra bir ABD başkanının Çin’e yaptığı ilk ziyaret olma özelliği taşıyan görüşmelerde taraflar diplomatik tonunu korusa da, masadaki başlıklar küresel piyasalarda yeni dönemin sert pazarlıklarının işaretini verdi.</p>
<h2>Tayvan dosyası yeniden gerilimi yükseltti</h2>
<p>Xi Jinping’in görüşmenin açılışında “Tayvan sorunu yanlış yönetilirse çatışmaya dönüşebilir” uyarısı yaptı. Xi, Tayvan konusunun Çin-ABD ilişkilerindeki “en hassas mesele” olduğunu vurgularken, yanlış adımların iki ülkeyi doğrudan karşı karşıya getirebileceğini söyledi. Bu çıkış, Washington’un Taipei’ye yönelik rekor silah satışlarının ardından geldi. ABD’nin son dönemde Tayvan için açıkladığı 11,1 milyar dolarlık savunma paketine ek olarak yeni bir paketin daha hazırlandığı belirtiliyor. Pekin ABD’nin Tayvan üzerindeki siyasi ve askeri desteğini sınırlamasını istiyor.</p>
<h2>Ticaret ateşkesi korunmaya çalışılıyor</h2>
<p>İki ülke geçen yıl karşılıklı olarak yüzde 100’ü aşan gümrük vergileriyle sertleşen ticaret savaşının ardından geçici bir ateşkes üzerinde anlaşmıştı. Pekin’de yapılan görüşmelerde bu sürecin uzatılması ve ekonomik ilişkilerin kontrollü biçimde yeniden dengelenmesi hedefleniyor. Trump’a eşlik eden iş dünyası heyeti zirvenin ekonomik önemini daha da artırdı. Tim Cook, Jensen Huang ve Elon Musk gibi isimlerin yer aldığı heyetin özellikle teknoloji, otomotiv ve yapay zekâ alanındaki ticari engelleri gündeme taşıdığı belirtiliyor.</p>
<p>Washington’un Çin’den daha fazla Boeing uçağı, soya fasulyesi ve ABD sığır eti alımı konusunda anlaşma aradığı ifade edilirken, tarafların ticari ilişkileri yönetmek için yeni bir “ABD-Çin Ticaret Konseyi” oluşturma ihtimali de değerlendiriliyor.</p>
<h2>İran ve Hürmüz denklemi masadaydı</h2>
<p>Zirvede enerji güvenliği de önemli başlıklardan biri oldu. Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda bulunurken, enerji arzında yaşanacak uzun süreli aksamanın Pekin açısından da ciddi maliyet yaratabileceği belirtiliyor. Petrol fiyatlarında son aylarda yaşanan yükselişin ABD’de enflasyonu yeniden hızlandırması, Trump yönetiminin iç siyasi baskısını artırırken, Pekin ise kendisini küresel ekonomide daha istikrarlı bir aktör olarak konumlandırmaya çalışıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kritik mineraller yeni cepheye dönüştü</span></h2>
<p>Zirvenin perde arkasındaki en kritik başlıklardan biri ise nadir toprak elementleri oldu. Çin’in küresel nadir toprak rafineri kapasitesinin yaklaşık yüzde 91’ini kontrol etmesi, ABD açısından stratejik kırılganlık yaratıyor. Elektrikli araçlardan füze sistemlerine, yapay zekâ altyapısından savunma sanayisine kadar birçok kritik sektör Çin kaynaklı tedarike bağımlı durumda bulunuyor. Pekin’in son iki yılda bazı nadir toprak elementleri ve mıknatıs teknolojilerine ihracat kısıtlaması getirmesi, Avrupa ve ABD’de otomotiv üretiminde ciddi aksamalara yol açmıştı. Özellikle savunma sanayisinde kullanılan disprozyum, samaryum ve terbiyum gibi elementlerde yaşanan fiyat sıçramaları, Batılı ülkelerin tedarik güvenliği endişelerini büyüttü. Uzmanlara göre Washington artık tarifelerden çok Çin’in kritik mineraller üzerindeki hakimiyetini sınırlamaya odaklanıyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Trump ne istiyor?</span></h2>
<p>■ Çin’in nadir toprak elementleri ihracatındaki kısıtlamaları gevşetmesi<br />■ ABD şirketlerinin Çin’deki teknoloji ve yatırım erişiminin kolaylaştırılması<br />■ Boeing uçakları, soya fasulyesi ve ABD tarım ürünleri için yeni alım anlaşmaları<br />■ İran üzerinde baskı kurularak Hürmüz Boğazı’ndaki tansiyonun düşürülmesi<br />■ Yapay zekâ ve çip ticaretinde daha esnek bir zemin oluşturulması<br />■ Ticaret ateşkesinin uzatılması ve yeni tarife restleşmesinin önlenmesi</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Xi ne istiyor?</span></h2>
<p>■ ABD’nin Tayvan’a silah satışlarının sınırlandırılması<br />■ Washington’un Tayvan konusundaki diplomatik söylemini yumuşatması<br />■ Çinli teknoloji şirketlerine yönelik baskıların azaltılması<br />■ Yüksek teknoloji çiplerine erişimin kolaylaştırılması<br />■ ABD’nin gümrük tarifelerinde yeni artışlardan kaçınması<br />■ Çin’in küresel ekonomide “istikrarlı ortak” imajının güçlendirilmesi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/dunya/pekinde-cetin-guc-pazarligi-79357</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/7/1280x720/trump-si-xi-1778819564.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trump ve Xi; Tayvan, ticaret, İran ve nadir toprak elementleri üzerinden küresel güçlerini test ediyor. Çin tarafı Tayvan ve teknoloji baskılarını hafifletmek isterken, Washington İran, Hürmüz Boğazı, kritik mineraller konusunda Çin’den iş birliği talep ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yunanistanin-en-buyuk-yaban-mersini-ureticisi-oldu-ipsalada-266-donume-150-bin-fidan-dikecek-79355</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yunanistan’ın en büyük yaban mersini üreticisi oldu, İpsala’da 266 dönüme 150 bin fidan dikecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BATI </strong>Trakya Türklerinin efsanevi lideri Dr. <strong>Sadık Ahmet</strong>’in oğlu, DCT Trading’in Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Levent Sadık Ahmet</strong>’in öyküsünü COVID-19 pandemisinin dünyayı kasıp kavurduğu günlerde, Ağustos 2020’de buluştuğumuzda dinlemiştim.</p>
<p>Keşanlı Yönetici ve İşadamları Derneği (KEYİAD) Başkanı <strong>Ahmet Eler, </strong>Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkanı <strong>Sinan Öncel, </strong>Arzum Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Murat Kolbaşı, </strong>Prof. <strong>Murat Ferman </strong>ve <strong>Levent Sadık Ahmet</strong>’in katıldığı bir buluşma organize etmişti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a069f77cc75b-1778818935.jpg" alt="" width="700" height="525" />
<figcaption><strong>Mehmet Çavuşoğlu, Barış Mustafa, Levent Sadık Ahmet, Onur Musfata</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>o buluşmada bana bir broşür uzatıp, anlatmıştı:</p>
<p>-          <strong>2015 yılında Gümülcine Yaka’da bölgenin adını taşıyan bir kiraz paketleme fabrikası kurdum. Yaka ve yakın çevresinde kiraz üretimi başarılı. 80’den 1400 rakıma kadar alada kiraz topluyoruz. Hasat Mayıs’ta başlıyor, Temmuz ayında bitiyor.</strong></p>
<p>Paketledikleri kirazları çoğunlukla Avrupa ülkelerine ihraç ettiklerini bildirmişti:</p>
<p>-          <strong>Yunanistan’da iç pazara satışımız yok. Avrupa ülkelerinin yanı sıra başta Hong Kong olmak üzere bir miktar da Asya’ya ihracatımız var.</strong></p>
<p>Gümülcine’ye yaptığı yatırımla ilgili duygularını şöyle anlatmıştı:</p>
<p>-          <strong>Babamın vefatından sonra ben 12 yaşındayken her şeyimizi bırakıp ayrıldığımız Gümülcine’ye yatırım yapmak benim için çok anlamlı oldu.</strong></p>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet</strong>, son 2-3 yıldır her karşılaşmamızda davetini yineledi:</p>
<p>-          <strong>Birlikte Gümülcine’ye gidelim. Orada yaptığımız işleri görmeni çok isterim.</strong></p>
<p>Sonunda geçen hafta Perşembe gecesi karayoluyla Gümülcine’ye gittik. Cuma günü kiraz paketleme fabrikasının yanı sıra yaban mersini yetiştirdiği alanları gezdik. Dönüşte İpsala’da 266 dönümlük alanda süren hazırlıkları yerinde gördük.</p>
<p>Fabrikada önce yakın üst yönetim ekibiyle tanıştık:</p>
<ul>
<li><strong>Mehmet Çavuşoğlu: </strong>İlkokul arkadaşı ve ortağıyım. Asıl mesleğim inşaat mühendisi.</li>
<li><strong>Barış Mustafa: </strong>Sıra arkadaşıyız. Mali müşavirim. Yaka’da satış ve finansmana bakıyorum.</li>
<li><strong>Onur Mustafa Ahmet: </strong>İlkokul ve mahalle arkadaşıyım. Yaka’da Genel Müdürüm.</li>
<li><strong>Hakan Ali: </strong>Ziraat mühendisiyim. Yaka’da görev yapıyorum.</li>
<li><strong>Metin Mahmutlu: </strong>Makine mühendisiyim. 2020’den beri Yaka’dayım.</li>
<li><strong>Emrah Mustafa: </strong>Yaka’da işletme müdürüyüm.</li>
<li><strong>Hakan Halil: </strong>Ziraat mühendisiyim. 2021’de Yaka’da göreve başladım.</li>
<li><strong>Levent Kamiloğlu: </strong>Satış ve pazarlamaya bakıyorum.</li>
</ul>
<p>Ardından kiraz hasat sezonu hazırlıkları süren fabrikayı gezdik. <strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>tesiste ortam sıcaklığının 10 dereceyi geçmediğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Kirazların yıkandığı suyun sıcaklığı 3 derecedir. Soğuk zinciri ürün tesise girdiği andan itibaren devam ettiririz. Paketlendikten sonra soğuk zinciri bozmayan donanıma sahip TIR’lara, kamyonlara yüklenirken de, yükleme alanını soğuturuz.</strong></p>
<p><strong>Onur Mustafa Ahmet, </strong>kiraz paketleme bandının ayrıştırma bölümünde 35 farklı sensörün farklı açılardan görüntüleme yaptığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bandın bu bölümünde saniyede 110 kiraz geçer…</strong></p>
<p>İstihdamda kadın ağırlığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Tesisimizde kadın çalışan oranı yüzde 95 düzeyinde bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Bu tesisten çıkan ürünlerin tamamı ihracata gider…</strong></p>
<p>Fabrikanın bulunduğu bölgeyi tanıtmaya geçti:</p>
<p>-          <strong>Yaka Bölgesi, Yunanistan’ın Gümülcine şehrinin Kuzeybatısında Rodop Dağları’nın eteklerinde yer alıyor ve kiraz yetiştiriciliğinde 100 yılı aşkın geçmişe sahip.</strong></p>
<p>Bölgenin mikroklimasına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Rodop Dağları’nın sağladığı doğal koruma sayesinde bahçelerimiz kışın sert rüzgarından korunurken, yaz aylarında gündüz sıcak ve gece serin geçen iklim kliması yapısı kaliteli ürün elde etmemizi sağlıyor. Kısacası </strong>“Yaka”, <strong>kiraz üretiminin kalbinde bulunuyor.</strong></p>
<p>Üretici kimliklerini güçlendirme hedefiyle 2021 yılında <strong>“Bluefarm”</strong>ı kurduklarını belirtip sürdürdü:</p>
<p>-          “Bluefarm” <strong>bünyesinde </strong>“Yaka” <strong>bölgesinde satın aldığımız ve uzun süreli kiraladığımız 200 dönüm arazi üzerinde yaban mersini üretimine girdik. 2023 yılında ilk hasadımızı gerçekleştirdik. Kısa sürede Yunanistan’ın en büyük yaban mersini üreticisi olduk.</strong></p>
<p><strong>Onur Mustafa Ahmet, </strong>yatırım ve kapasite artışlarını sürdürdüklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu yılki kapasite artışımızla birlikte 70 bine yakın saksıda ekili yaban mersini fidanımız olacak.</strong></p>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet</strong>’le İstanbul’a dönerken Edirne’nin İpsala ilçesindeki yeni yatırım alanına uğradık:</p>
<p>-          <strong>Eylül 2025’te kurduğumuz </strong>“Bluefarm Tarım Teknolojileri ve Üretim A.Ş.” <strong>ile Türkiye’deki üretim gücümüzü genişletmeyi hedefledik. 266 dönümlük arazimizde modern üretim altyapısını kuruyoruz. İpsala’da 62 bin saksı ile başlayıp 150 bine çıkacağız.</strong></p>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>2002 yılında, öğrencilik günlerinde pamuk ticaretiyle çıktığı yolculukta Gümülcine Yaka’da kiraz paketleme tesisiyle üretime sıçradı… 2021 yılında <strong>“Bluefarm”</strong>ı kurup Yunanistan’ın önde gelen yaban mersini üreticisi konumuna yükseldi…</p>
<p>Eylül 2025’te de İpsala’da 5 milyon Euro’luk yaban mersini yatırımı için kolları sıvadı…</p>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>200 dönümü Gümülcine’de, 266 dönümü de İpsala’da olmak üzere toplam 466 dönümlük alana yayılarak yaban mersini üretiminde iddialı noktaya ulaştı…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">5 dönümlük yaban mersini 200 dönümlük pamukla Aynı geliri sağlayabiliyor</span></h2>
<p><strong>DCT </strong>Trading Group’un Yaka’daki Genel Müdürü <strong>Onur Mustafa Ahmet, </strong>yaban mersini üretimiyle ilgili aşamaları şöyle anlattı:</p>
<ul>
<li><strong>İçinde özel toprak bulunan saksıya dikilen yaban mersini fidanı ilk yılında 300 gram meyve veriri.</strong></li>
<li><strong>İkinci yıl ürün miktarı 1.5 kilogram olur.</strong></li>
<li><strong>3’üncü yıl üretim 3 kilograma çıkar.</strong></li>
<li><strong>4’üncü yıl 4.5 kilograma ulaşır.</strong></li>
<li><strong>Sonraki 10-11 yıl boyunca fidan başına yaban mersini üretimi 4.5-5 kilogramla devam eder.</strong></li>
<li><strong>Bir fidanın ömrü ortalama 15 yıldır.</strong></li>
</ul>
<p>Yatırım maliyetini sordum, saksı başına rakamı paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Saksı başına yatırım maliyeti 25-30 Euro dolayında.</strong></p>
<p>Yaban mersininin kilogram başına ihracat gelirini merak ettim, Gümülcine’den Avrupa ülkelerine satış verisini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Kilogram başına ihracat gelirimiz 10 Euro düzeyinde. Kirazda kilogram başına gelir de 3.5-4 Euro.</strong></p>
<p>Yaban mersini tarımının gelir avantajını daha iyi anlatmak için pamukla karşılaştırdı:</p>
<p>-          <strong>5 dönümlük yaban mersini tarımının geliri 200 dönümlük alanda gerçekleştirilen pamuk tarımıyla aynı düzeydedir.</strong></p>
<p>DCT Trading Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>yaban mersini tarımının gelir potansiyelini anlatmak için Polonya’yı örnek gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Polonya’nın yıllık yaban mersini geliri 700 milyon Euro’yu buluyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yaban mersini saksılarını Yalova’daki ‘Agro Mini’den Aldığı teknolojiyle yönetiyor</span></h2>
<p><strong>YAKA </strong>Genel Müdürü <strong>Onur Mustafa Ahmet, </strong>hem fabrikanın yanı başındaki 15-20 dönümlük deneme bahçesini hem de yakın bölgedeki yaban mersini bahçesini gezerken şu noktaya dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Toplam 60 bin saksının nemini, hangi aşamada su, gübre verebileceğimizi </strong>“yapay zeka” <strong>ile izliyoruz. Sistem saksıların ihtiyacıyla ilgili uyarı veriyor. Sistemi yöneten ekip ona göre devreye giriyor.</strong></p>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>yaban mersini bahçelerini yöneten ekibe işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Şu anda 150 dönümlük alanı 4 kişilik ekiple yönetebiliyoruz. Bu kolaylığı bize Yalova’dan </strong>“Agro Mini”<strong>den aldığımız teknoloji sağlıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İş Bankası’nın ‘Maxis’i ‘Bluefarm’a 1.5 milyon Euro yatırım yapacak</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a069f9eea3a9-1778818974.jpg" alt="" width="700" height="525" /></span><strong>DCT </strong>Trading Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Levent Sadık Ahmet’</strong>le gittiğimiz Gümülcine’de Başkonsolosumuz <strong>Aykut Ünal</strong>’la da buluşup sohbet ettik.</p>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>o sohbet sırasında <strong>“Bluefarm”</strong>ın ulaştığı yaban mersini başarısını perçinleyen gelişmeye işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye İş Bankası’nın iştiraki olan </strong>“Maxis Girişim Sermayesi”, “Bluefarm”<strong>a 1.5 milyon Euro yatırım kararı aldı. Bu gelişmeyi Kamu Aydınlatma Platformuna (KAP) gönderdiğimiz açıklamayla yatırımcılarımıza duyurduk.</strong></p>
<p>Bu işleme Rekabet Kurulu’nun 30 Nisan 2026’da onay verdiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Kapanış işlemleriyle birlikte </strong>“Maxis Karma Strateji Girişim Sermayesi Fonu”, “Bluefarm”<strong>ın yüzde 21.43’ünü almış oldu.</strong></p>
<p>Ortaklığı şöyle yorumladı:</p>
<p>-          <strong>Bizim için son derece anlamlı ve stratejik bir adım olan bu ortaklık, yalnızca finansal katkı sunmuyor, aynı zamanda </strong>“Bluefarm Tarım”<strong>ın vizyonuna, iş modeline ve büyüme potansiyeline duyulan güveni teyit ediyor.</strong></p>
<p>Dünyada tarımın artık yalnızca klasik üretim faaliyeti olarak görülmediğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Gıda güvenliği, iklim değişikliği, verimlilik baskısı, ihracat rekabeti ve tedarik zinciri dayanıklılığı gibi başlıklar, tarımı stratejik sektörlerin merkezine taşıyor. Böyle bir dönemde güçlü kurumsal yatırımcının </strong>“Bluefarm”<strong>ın büyüme hikayesine ortaklığı çok kıymetli.</strong></p>
<p>Ortaklıkla ilgili yaşadığı şu duyguyu paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Benim için bir Batı Trakya Türkü olarak Türkiye ile Yunanistan arasında kurduğumuz bu üretim ve ticaret köprüsünün böyle güçlü işbirlikleriyle büyümesi ayrıca gurur verici.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yunanistanin-en-buyuk-yaban-mersini-ureticisi-oldu-ipsalada-266-donume-150-bin-fidan-dikecek-79355</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/5/1280x720/levent-sadik-ahmet-1778818923.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yunanistan’ın en büyük yaban mersini üreticisi oldu, İpsala’da 266 dönüme 150 bin fidan dikecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursada-su-faturalarina-indirim-79389</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’da su faturalarına indirim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi Meclis Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen BUSKİ Genel Kurulu’na, Büyükşehir Belediyesi bürokratları, meclis üyeleri ve BUSKİ yöneticileri katıldı.</p>
<p>Gündem maddelerinin görüşüldüğü genel kurulda, su tarifesi kademe değişikliği ile evsel katı atık toplama ve bertaraf bedelleriyle ilgili önerge de görüşüldü. Doğrudan görüşülen önergeler, verilen arada Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşüldü. Aranın ardından önergeler oy birliğiyle kabul edildi. Alınan karara göre, eskiden 0-12 metreküp olan birinci kademe 0-15 metreküpe, 13-20 metreküp olan ikinci kademe 16-20 metreküpe çıkartılırken, 21 metreküp ve üzeri olan üçüncü kademe aynı kaldı. Ayrıca fatura kalemleri içerisinde yer alan bakım bedeli de kaldırılmış oldu. Öte yandan 1 Ocak 2026 tarihinde su faturalarına dâhil edilen ve BUSKİ tarafından tahsil edilerek ilçe belediyelerine aktarılan evsel katı atık toplama ve bertaraf bedelleri de faturalardan çıkarıldı. Alınan kararlar, 1 Haziran 2026 itibarıyla yapılacak endeks okumalarında geçerli olacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a06d6c62598a-1778833094.jpeg" alt="" width="629" height="419" /></p>
<h2><strong>Yüzde 28 indirim</strong></h2>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, 15 metreküpe kadar su kullanan kişi sayısının nüfusun 87’sine denk geldiğini açıkladı. Bunun da neredeyse Bursa'nın tamamına yakını olduğunu anlatan Başkan Vekili Biba. “15 metreküp kullanan bir kişiye, yapılan düzenleme ile yüzde 28 indirim sağlandı. Evinde daha az kişi olan, daha az tüketim yapanlara da yüzde 35 indirim sağlandı. Çok abartılı şekilde su kullananlar, 25 metreküp üzerinde tüketim yapanlara da yüzde 13 indirim yapıldı. Her 1 lira indirimin, bir buçuk milyon abonesi olan kuruma 1.5 milyon lira maliyeti vardır. Tüm Büyükşehir Belediyesi meclis üyelerine teşekkür ediyorum. Bu, meclisin başarısıdır” dedi.</p>
<h2><strong>Vatandaşın talebi dikkate alındı</strong></h2>
<p>Başkan Vekili Şahin Biba, su faturalarıyla ilgili her gün yüzlerce telefon aldığını söyledi. Vatandaşların bu konuda serzenişlerini de haklı bulduğunu belirten Başkan Vekili Şahin Biba, “Bir çalışma yaparak bununla ilgili bir düzenleme yaptık. Bundan sonra vatandaşlarımızın da tasarruf konusunda elini taşın altına koyması gerekir. Su, yalnızca günlük yaşamımızın bir parçası değildir. Aynı zamanda geleceğimizin en stratejik ve en hayati kaynağıdır. Dünyada ve ülkemizde yaşanan iklim değişiklikleri, kuraklık ve artan nüfus suyun ne kadar kıymetli olduğunu bizlere güçlü şekilde göstermektedir. Artık suyu sınırsız bir kaynak gibi görme dönemi sona ermiştir” diye konuştu.</p>
<h2><strong>“Düzenleme vatandaşımızın cebine yansıyacak”</strong></h2>
<p>Tasarruf edilen her damla suyun, geleceğe bırakılmış en değerli miras olduğunu vurgulayan Başkan Vekili Biba, bundan sonra Bursa’da suyla ilgili ayrı bir politika izlenmesi gerektiğinin altını çizdi. Yapılan her çalışmanın ana merkezinde su olması gerektiğini söyleyen Başkan Vekili Biba, “Bugün barajlarımız yüzde 100 seviyesinde dolmuş vaziyettir. Cenab-ı Allah’a hamdolsun. Ancak bu sınırsız bir kaynak değildir. Hiçbir zaman da olmayacaktır. Büyükşehir Belediyesi’nin gayretiyle oluşturulan düzenleme haricinde vatandaşlarımızın da tasarruf konusunu dikkate alması gerekir. Yaptığımız düzenleme vatandaşımızın cebine yansıyacak. Bir nebze rahatlatacak. Düzenleme, BUSKİ’nin sürdürülebilirliğini de dikkate alan bir düzenlemedir” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursada-su-faturalarina-indirim-79389</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/9/1280x720/bursada-su-faturalarina-indirim-1778833123.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba başkanlığında gerçekleştirilen BUSKİ Genel Kurulu’nda hem su tarifesinde vatandaşın faturasında indirim sağlayacak kademe değişikliğine gidildi hem de bakım bedelleri kaldırıldı. Ayrıca evsel katı atık toplama ve bertaraf bedelleri de su faturalarından çıkarıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayici-1-2-yil-daha-zorlanacak-79354</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sanayici 1-2 yıl daha zorlanacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) mayıs ayı meclis toplantısında EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ moderatörlüğünde düzenlenen panelde; İSO Danışmanı ve Quanta Danışmanlık Kurucu Ortağı Prof. Dr. İbrahim Turhan, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu gündeme ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a069e04a9887-1778818564.jpg" alt="" width="700" height="467" />Ekonomik görünümü değerlendiren eski Merkez Bankası Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara, hem içeride hem de dışarıda sanayicilerin içinde bulunduğu durumun zor olduğunu söylerken, “25 senedir bu ülkeyi takip ediyorum ve dünyayı, bu kadar böyle farklı zor koşulların bir araya geldiği bir dönem hatırlamıyorum” dedi. Şu anda ‘mükemmel bir fırtına’ olduğuna işaret eden Kara, “Genelde deriz ki, ‘Bu seneyi bir atlatalım, seneye düzelecek.’ Ancak öyle bir dünyada yaşamıyoruz. Mükemmel bir fırtına var, ama aynı zamanda iklim değişikliği var. Yani dünya değişiyor ve bu bahsettiğim faktörlerden içerisinde mesela bir Çin rekabeti var. Çin gümbür gümbür her sektörde geliyor. O yüzden Türkiye’nin kendine bir stratejik bir plan yapması lazım. Biz hangi alanlarda göreli güçlü olabiliriz? Bunların uzun vadeli planlamasına ihtiyaç var gibi görünüyor bu dönemde” dedi.</p>
<h2>Kur rejiminde geri adım yok</h2>
<p>Mevcut kur rejiminden geri adım atılmayacağını tahmin ettiğini söyleyen Kara, “3 sene gibi uzun bir süre boyunca bu tarz bir politika yürüttüğünüz zaman bundan böyle yumuşak çıkış olmaz. Ya bu enflasyon düşecek ya da bir noktada bir düzeltme olacak. Ama mevcut ekonomi yönetiminin yaklaşımı bunu sürdürüp enflasyonu düşürmek yönünde. O yüzden önümüzdeki 1-2 yıl boyunca da bu koşullar böyle kalacak. Makro baktığım zaman şunu görüyorum; böyle bir program var, bu uygulanacak. Bunun birtakım maliyetleri var, o maliyetleri de giderecek önlemler alınmaya çalışılıyor. Bu dönem öyle kolay kolay da geçmeyecek. Şöyle düşünmeyelim; ‘Biraz daha sıkalım dişimizi, bu kur sıçrar, patlar, biz tekrar eski modele döneriz.’ Artık başka bir dünya var; ona göre hareket etmek lazım” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kısa vadede konjonktürün çok kolay olmadığını anlatan Kara, ancak orta ve uzun vadede karamsar olmadığını, “Körfez’deki savaşın tozu dağıldığında Türkiye’nin olumlu ayrışabileceğini” düşündüğünü dile getirdi.</p>
<h2>Aslanoğlu: Kısa vadede cephane var</h2>
<p>Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu da yaptığı değerlendirmelerde, mevcut ekonomi programını ve enflasyonla mücadele sürecini değerlendirirken uyarılarda bulundu. Programda içine sinmeyen iki temel noktayı parasal sıkılaşmanın yavaşlığı ve ‘bedel ödeme konusundaki isteksizlik’ olarak tanımlayan Aslanoğlu, sürecin uzamasının maliyetleri artırdığını vurguladı. Türkiye'nin geçmişte 2001 sonrası dönemde olduğu gibi hızlı sonuç alınan programlara alışkın olduğunu belirten Aslanoğlu, "Parasal sıkılaşma çok yavaş gerçekleştirildi. Biz ülke olarak 3-4 yıl süren programlara alışkın değiliz. Süreç uzadıkça sabırları zorlayan bir durum oluşuyor. Ayrıca enflasyon düşsün ama büyüme ve istihdam aksamasın isteniyor. Bu güveni tam kazanamadığınızda ekonomiyi yavaşlatmak zorundasınız ancak talep düşüşüyle şirket davranışlarının terbiye edildiği o dönemi tam yaşayamadık" dedi.</p>
<h2>Sanayi 4 yıldır yerinde sayıyor</h2>
<p>Dört yıldır sanayinin yerinde saydığını, ticaret ve hizmet sektörünün ise büyümeye devam ettiğini belirten Aslanoğlu, "Hizmet sektöründe fiyatlar ve ücretler artarken dolar bazında her şey pahalanıyor. Döviz kuru oynamayınca mal fiyatları makul iniyor ama hizmet enflasyonu yüksek kalıyor. Hedef 16 iken şirketler bütçesini 30’a göre yapıyor çünkü inanç tam oluşmadı" diye konuştu.</p>
<p>Türkiye’nin dirençli bir ülke olduğunu ve hane halkının altın/döviz varlıkları sayesinde net pozisyonunun pozitif olduğunu hatırlatan Aslanoğlu, "Her sürdürülemez şey bir süre sürdürülebilirdir. Ancak yağ yakayım derken kas yakmaya başlıyoruz. Sanayideki çeşitliliğimizi bu uzun süreçte kaybetmemeliyiz. Ekonomi yönetimi de bunun farkında, döviz kurundan ödün vermeden diğer taraflardan desteklerle süreci götürmeye çalışıyorlar. Kısa vadede hala cephanemiz var" ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Turan: Adeta yeni bir ‘merkantilizm’ dönemi yaşanıyor</span></h2>
<p>Prof. Dr. İbrahim Turhan, yeni dünya düzeninin serbest piyasacı ve kuralcı bir yapıda olmadığını belirterek, "Bu düzen kurala ve hukuka göre değil güce göre, özgürlükler temelinde değil çıkarlar temelinde şekilleniyor. Adeta yeni bir merkantilizm yaşanıyor” dedi. Çin’in pandemi döneminde gerçekleştirdiği devasa yatırımlarla dünyada yüzde 35’lik bir kapasite fazlası yarattığını ve bunun tüm sektörlerde sürdürülemez bir baskı oluşturduğunu ekledi.</p>
<p>Türkiye’nin jeopolitik konumunun getirdiği sorumluluklara değinen Turhan, "Anadolu coğrafyasında ayakta kalabilmek için dünyadaki gelişmeleri yakından izlemek ve kendimizi ona uyarlamak mecburiyetindeyiz. Tarih boyunca bu coğrafya, dünyadaki büyük kırılmalara doğru reaksiyon verdiği ölçüde direnç göstermiştir. Teknolojik devrim ve yapay zeka ile asimetrik bir çatışma ortamına giren dünyada, bu gelişmeleri doğru anlamak zorundayız" ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayici-1-2-yil-daha-zorlanacak-79354</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/4/1280x720/hakan-kara-1778818533.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eski Merkez Bankası Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara, şu anda mükemmel bir fırtına olduğuna işaret ederken, sanayiciler için zorlu koşulların kısa vadede değişmeyeceğine dikkat çekti. Kara, “Önümüzdeki 1-2 yıl boyunca bu koşullar böyle kalacak. Ona göre planlama yapmak gerek” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tek-hane-hedefi-2028e-otelendi-79353</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tek hane hedefi 2028’e ötelendi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) yılın ikinci enflasyon raporunda beklenildiği gibi yüzde 16 olan ara hedefte revizyon yaptı ve tahmin aralığını kaldırdı. TCMB Başkanı Fatih Karahan, ara hedefin 2026 için 8 puan artışla yüzde 24'e, 2027 ara hedefinin 6 puan artışla yüzde 9'dan yüzde 15'e, 2028 ara hedefinin ise 1 puan artışla yüzde 8'den yüzde 9'a çıkarıldığını açıkladı. Uzmanlar 8 puanlık radikal bir revizyon olsa da yılsonu için yüzde 24 ara hedefi iyimser buldu, Başkan Karahan’ın enflasyonda tahmin aralığı iletişimine ara verdiklerini açıklayıp yıl sonu için yüzde 26 tek tahmin vermesini ise pozitif yorumladı.</p>
<p>Karahan toplantıda enflasyona yukarı yönlü risklerin daha fazla olduğunu sık sık yinelerken; savaşın süresi, etkisi ve direncinin negatif etkisi ile yine savaşın ekonomik aktiviteye yapacağı etkinin yaratacağı yavaşlamanın henüz tek bir yöne gitmediğini vurguladı. Karahan, ilki 11 Haziran’da açıklanacak olan politika faizi kararı konusunda ise tüm seçeneklerin masada olduğunu söyledi; ancak uzmanlar bunun politika faizi artışı ya da pas geçme olabileceğini belirtti. Karahan sunumunda uzun süre sıkılığın süreceğine de işaret etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a069c438b79d-1778818115.png" alt="" width="600" height="273" /></p>
<h2>Daha uzun süre sıkı kaldığı görünüm</h2>
<p>TCMB Başkanı Karahan sunumunda ara hedef iletişimine geçtikleri Ağustos 2025’te olağanüstü şartlar olmadıkça ara hedefi değiştirmeyeceklerini söylediklerini hatırlatarak savaşın getirdiği olağanüstü koşullar nedeniyle değişim yaptıklarını belirtti. Tahminlerini oluştururken para politikası duruşunun önceki rapor dönemine göre daha uzun süre daha sıkı kaldığı bir görünüm esas aldıklarını söyleyen Karahan, ekonomi politikalarındaki eşgüdümün de devam edeceği varsayımını tahminlere yansıttıklarını kaydetti. Karahan yapılan güncellemenin sebeplerini şöyle anlattı:</p>
<p>● Küresel büyüme görünümüne ilişkin beklentiler jeopolitik gelişmelerin etkisiyle zayıfladı, bu nedenle, 2026 yılı için dış talep varsayımları aşağı yönde güncellendi.</p>
<p>● Jeopolitik gerilimin sonucu petrol fiyatlarında kuvvetli artışlar gözlendi. Belirsizlik devam etmekle birlikte petrol fiyatlarının yıl içinde kademeli olarak azalacağı varsayıldı. </p>
<p>● İthalat fiyatlarına ilişkin varsayımlar da belirgin şekilde yukarı yönlü güncellendi.</p>
<p>● Gıda fiyatları varsayımları yükseldi.</p>
<h2>Tahmin aralığı iletişimine ara verildi</h2>
<p>Karahan, savaş ve yüksek belirsizlik ortamının ara hedeflerdeki güncellemelerin yanı sıra "tahmin belirsizliğinin iletişimine dair yeniden gözden geçirmeleri de beraberinde getirdiğini" vurgulayarak belirsizliklerin tahmin aralıklarının mevcut ve gelecek belirsizlikleri ölçme yeterliliğine dair tartışmalara yol açtığını dile getirdi. Bu nedenle birçok merkez bankasının da iletişiminde tahmin aralığı yaklaşımına ara verdiğini söyleyen Karahan, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“İçinden geçtiğimiz yüksek belirsizlik ortamında ‘tahmin aralığı iletişimine’ ara vermenin yerinde bir yaklaşım olduğunu değerlendiriyoruz. Dolayısıyla bu rapor döneminde bir iletişim revizyonu eşliğinde, baz senaryo altında nokta tahminlerimizi ve kurul tarafından öne çıktığı değerlendirilen risk unsurlarını paylaşıyoruz. Enflasyonun 2026 yılsonunda yüzde 26, 2027 yılsonunda ise yüzde 15 olarak gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz. Enflasyonun 2028 yılsonunda yüzde 9’a geriledikten sonra orta vadede enflasyon hedefi olan yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanacağını öngörüyoruz."</p>
<h2>Yukarı yönlü riskler daha fazla</h2>
<p>Karahan, sunumunda ve soru cevap bölümünde enflasyona ilişkin yukarı yönlü risklerin daha fazla olduğunu belirterek petrol, doğalgaz ve gıda fiyatlarında yukarı yönlü risklerin aşağı yönlü risklere göre daha yüksek olduğunu belirtti. Ayrıca arz yönlü şokların sıklığı ve enflasyon ataletinin de yukarı yönlü risk oluşturduğunu söyleyen Karahan, tedarik zinciri kaynaklı şokların da üretim süreçlerini olumsuz etkilemesi nedeniyle yukarı yönlü risk olduğunu dile getirdi. Karahan; ancak savaşın gidişatının daha ılımlı olması durumunda petrol fiyatlarının temel varsayımlardan düşük kalarak enflasyon üzerinde aşağı yönlü etki yapabileceğini, işlenmemiş gıda grubunda arz yönlü gelişmelerin de kısa vadeli enflasyon görünümü üzerinde her iki yönde de etkili olabileceğini söyledi.</p>
<h2>Üst bandın daha genişlemesi doğru değil</h2>
<p>Soru cevap bölümünde ise en dikkat çeken açıklama Başkan Karahan’ın asimetrik faiz koridoru uygulamasını risklerin yukarı yönlü olduğu ortamda devam etmesini doğru bulduklarını söylemesi ve üst bantın geniş olmasının esneklik sağladığını vurgulaması oldu. Devamında Karahan fonlama faizini yüzde 40’e çektiklerini hatırlatarak önümüzdeki dönemde iki temel belirsizliğin savaşın gidişatına yönelik ile beklentilerin enflasyon görünümünü yukarı çekme potansiyeli olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Karahan, ekonomik soğumanın net etkilerinin hangi yöne evrileceğinin önemli olduğuna dikkat çekerek belirsizlik biraz daha azalana kadar mevcut duruşun korunacağını kaydetti. Karahan, doğru para politikası kurgusu altında enflasyon görünümündeki bozulmanın sınırlanacağını daha sonra da iyileşeceğini değerlendirdiklerini belirterek, "Bundan sonraki kararımızda tüm seçenekler masada o dönemki enflasyon görünümüne, veri akışına ve haber akışına bakarak karar vereceğiz." dedi. Karahan ayrıca, üst bant kullanımının risk ortamında yapıldığını ve çok uzun süre kullanımının iletişim ve para politikası açısından doğru olmadığını söyleyerek üst bandın daha genişlemesini doğru bulmadıklarını, asimetrik banttın devamını sağlıklı değerlendirdiklerini ve değişiklik öngörmediklerini vurguladı.</p>
<h2>Kredi kısıtlarında bir değişiklik öngörülmüyor</h2>
<p>Başkan Karahan, ticari kredilerde, selektif kredilerde ve makro ihtiyati tedbirlerde ufak ayarlamalar yapılıp yapılmayacağı sorusunu yüksek enflasyonun maliyeti çerçevesinde yanıtladı. Dezenflasyonun maliyetinin dönem dönem konuşulduğunu ama enflasyonun kendisinin de çok yüksek bir maliyeti olduğunu kaydeden Karahan, bunun Türkiye açısından en temel ve en öncelikli konulardan biri olduğunu bildirdi. Karahan, yüksek enflasyonun gelir dağılımında bozulmaya sebep olduğunu, ekonomideki kaynakların verimli şekilde dağılmasına engel olduğunu ve bu vesileyle ekonominin potansiyel büyümesini aşağı yönde etkilediğini belirtti. Yüksek enflasyon ortamında birikimlerin yastık altında kaldığını ve yüksek dolarizasyon gördüklerini anlatan Karahan, bunun da ülkeyi dış şoklara karşı daha kırılgan hale getirdiğini söyledi.</p>
<h2>Petrolde 10 dolarlık artışın etkisi 3-4 milyar dolar</h2>
<p>Başkan Karahan bir soru üzerine cari dengenin 2025 yılsonunda 30 milyar dolar açık verdiğini ve bunun milli gelire oranının yüzde 1,9 olduğunu belirterek şunları söyledi: “2026 yılı başında özellikle dış ticaret dengesi kaynaklı bozulma gördük. İlk iki ayda savaş öncesi enerji fiyatları kaynaklı buraya ilave yük gelecek. Petrolde 10 dolarlık artışın cari dengede 3-4 milyar dolar arası etkide bulunacağını değerlendiriyoruz. Enerji dengesi bozulurken dış ticaret dengesi düzelebilir. Buna rağmen iyi noktadan başladığımız için 2026 yılında cari açığın milli gelire oranının tarihsel ortalamaların altında kalacağını öngörüyoruz."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">UZMANLAR ENFLASYON RAPORU TOPLANTISINI NASIL YORUMLADI?</span></h2>
<p><strong>Yeni hedeflerin tutma olasılığı düşük</strong></p>
<p>Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara: Enflasyon raporunda hedef ve tahminlerde sekiz puanlık revizyon yapıldı. Hedeflerin daha gerçekçi yere çekilmesi önemli olsa da yeni hedeflerin de tutma olasılığı oldukça düşük görünüyor. Hedef değişikliği bir parasal sıkılaşma ile birlikte gelseydi daha etkili olurdu. Merkez Bankasının basın toplantısında somut sıkılaştırıcı sinyal vermemesi enflasyon beklentilerinin daha da yukarı gitmesine neden olacaktır. Ayrıca cari işlemler açığı da biraz hafife alındı. Bütün bu kısıtlar altında savaş kısa sürede bitmezse merkez bankasının işi giderek zorlaşabilir.</p>
<p><strong>TCMB’ninki ‘askıda para politikası’</strong></p>
<p>Ekonomist Uğur Gürses: Merkez Bankası’nın kafası karışık. Bize bu yılın ilk enflasyon raporu toplantısında piyasanın sürekli yakın dönem gelişmelerin devam edeceği biçiminde algıladığını ve sislerin içinde kaybolduğunu söylemişti. İkinci enflasyon raporu toplantısında Merkez Bankası da ‘gelişmelere bakıp ben de siste kayboldum’ demiş oldu. Merkez Bankası bıçak sırtı bir noktada, politika faizini artırma konusunda sinyal vermedi, şimdilik gelişmelere bakacağız gibi bir ton ortaya koydu. Körfez savaşının belirsizliği ve etkileri anlaşılabilir ama Türkiye’deki ana enflasyon eğilimi yüzde 37-40’lık faizle devam edilerek hedefe yaklaştıracak mı? Dolayısıyla TCMB’nin bu tavrını ‘askıda para politikası’ olarak tanımlıyorum.</p>
<p><strong>Hedef ve tahmin hala oldukça iyimser</strong></p>
<p>QNB Türkiye Baş Ekonomisti Erkin Işık: Enflasyon hedef ve tahminleri, yapılan belirgin revizyona rağmen bu yıl için hâlâ oldukça iyimser görünüyor. Tahmin belirsizlik aralığı uygulamasına son verilmesi ise daha net bir iletişim açısından olumlu olmuş. Bununla birlikte, en kritik unsur belirlenen enflasyon patikasıyla uyumlu ve tutarlı bir para politikası çerçevesinin oluşturulmasıdır. Bundan sonraki süreçte, para politikasının orta vadeli enflasyon hedef patikasına dönüşü sağlayacak ölçüde sıkı olup olmadığı yakından takip edilecektir. Faizlerin uzun süre mevcut seviyelerde tutulacağına yönelik güçlü bir sözlü yönlendirme yapılması olumlu olabilirdi. Mevcut haliyle ise açıklamaların beklentiler üzerinde belirgin bir etkisi olmasını beklemiyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tek-hane-hedefi-2028e-otelendi-79353</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/3/1280x720/karahan-1778826153.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası, yılın ikinci “Enflasyon Raporu”nda hedef ve tahminlerinde beklentileri de aşan ölçüde yukarı yönlü güçlü revizyona gitti. Yüzde 16 seviyesindeki 2026 yılı enflasyon ara hedefi 8 puan artışla yüzde 24’e çıkarıldı. Ara hedefler 2027 için yüzde 9’dan 15’e, 2028 yılı için ise yüzde 8’den 9’a yükseltildi. Özellikle jeopolitik eksenli “yüksek belirsizlik nedeniyle” tahmin aralığı bant iletişimine ara verilirken, 2026 yılsonu enflasyon tahmini de yüzde 18’den 26’ya çıkarıldı. Tahminlerin üzerindeki seyir, beklentilerde bozulma ve Ortadoğu’daki savaş kaynaklı maliyet baskılarıyla enflasyonda yukarı yönlü risklerin arttığına işaret eden TCMB Başkanı Fatih Karahan, para politikası duruşunda “tüm seçeneklerin masada olduğunu” ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/plastik-ve-kaucuk-sanayisi-yesil-donusumle-yeniden-sekilleniyor-79379</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Plastik ve kauçuk sanayisi yeşil dönüşümle yeniden şekilleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DERYA KARAYAĞIZ TAHMAZ</strong></p>
<p>Türkiye’nin üretim ve ihracat odaklı sektörleri arasında önemli bir yere sahip olan plastik ve kauçuk sanayisi, 2026 yılında hem maliyet baskıları hem de yeşil dönüşüm gündemiyle yeni bir döneme giriyor. Ambalajdan otomotive, beyaz eşyadan inşaata kadar onlarca sektörün tedarik zincirinde kritik rol oynayan sektör, küresel talepteki dalgalanmalar, yüksek finansman maliyetleri ve Avrupa Birliği’nin çevre odaklı düzenlemeleri nedeniyle dönüşüm sürecini hızlandırıyor.</p>
<p>Sektörün ölçeği ise dikkat çekici boyutlara ulaşmış durumda. Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı’nın (PAGEV) 2025 Türkiye Plastik Sektör İzleme Raporu’na göre, Türkiye plastik sektörü yıllık yaklaşık 10 milyon ton üretim hacmi, 45 milyar dolara yaklaşan cirosu ve 7 milyar doların üzerindeki doğrudan ihracatıyla Avrupa’nın en büyük ikinci, dünyanın ise altıncı büyük plastik üreticisi konumunda bulunuyor.</p>
<h2>200 ülkeye ihracat yapılıyor </h2>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın Kolay İhracat Platformu verilerine göre, Türkiye’nin plastik ve kauçuk ürünleri ihracatı 15,9 milyar dolar seviyesini aşarken, sektör yaklaşık 200 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. En büyük pazarlar arasında Almanya, İtalya ve ABD öne çıkıyor. Sektör 2024 yılında 35 milyar doların üzerinde ekonomik büyüklüğe ulaştı ve 2030’a kadar yıllık ortalama yüzde 8,4 büyüme potansiyeli taşıyor. Ancak özellikle petrokimya hammaddelerinde dışa bağımlılık, üretim maliyetlerini artırırken, enerji giderleri ve kur baskısının kârlılığı zorladığına dikkat çekiliyor. Buna rağmen Türk plastik ve kauçuk üreticileri, esnek üretim kabiliyeti ve güçlü ihracat altyapısıyla Avrupa başta olmak üzere pek çok pazarda rekabet gücünü korumaya çalışıyor.</p>
<h2>Avrupa Yeşil Mutabakatı üretim modelini değiştiriyor </h2>
<p>Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve sürdürülebilir üretim kriterleri, plastik ve kauçuk sektöründe üretim anlayışını doğrudan etkiliyor. Özellikle geri dönüştürülebilir hammaddeler, düşük karbon ayak izi ve enerji verimliliği yatırımları şirketlerin öncelikli gündem maddeleri arasında yer alıyor. Sektörde son dönemde geri dönüşüm ve çevresel uyum yatırımları da hız kazanmış durumda. PAGDER ve PAGEV tarafından yürütülen “ikiz dönüşüm” projeleri kapsamında şirketler, karbon ayak izi ölçümü, enerji verimliliği ve dijital üretim altyapıları konusunda yeni yatırımlara yöneliyor.</p>
<p>PAGEV’in 2025 değerlendirmesine göre, plastik ve mamulleri ihracatı yılın ilk dört ayında 3,06 milyar dolara ulaşırken, sektörün kimya ihracatı içindeki payı yüzde 29,5’e yükseldi. Böylece plastik sektörü, kimya sanayisi içinde ihracatta ilk sıradaki konumunu korudu. Son dönemde birçok üretici, geri dönüştürülmüş plastik kullanım oranını artırmaya yönelik yatırımlara hız verirken, atık yönetimi ve döngüsel ekonomi uygulamalarına yönelik projeler de yaygınlaşıyor. Uzmanlara göre önümüzdeki dönemde yalnızca fiyat avantajı değil, çevresel uyum kapasitesi de ihracatta belirleyici olacak. Bu nedenle sektörün özellikle karbon salımı düşük üretim teknolojilerine yatırım yapması kaçınılmaz hale geliyor.</p>
<h2>Katma değerli üretim öne çıkıyor </h2>
<p>Türkiye plastik sanayisi, üretim kapasitesi açısından Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasında yer alırken, özellikle ambalaj, otomotiv yan sanayi, medikal ürünler ve teknik plastikler alanında büyümesini sürdürüyor. İç pazardaki talep dalgalanmalarına rağmen ihracatın sektörü ayakta tuttuğunu belirten sektör temsilcileri, katma değerli üretime geçişin önemine dikkat çekiyor.</p>
<p>Standart ürünlerde küresel rekabetin sertleşmesi nedeniyle firmalar, mühendislik plastikleri, savunma sanayisine yönelik teknik ürünler ve yüksek performanslı polimer çözümlerine yöneliyor. Elektrikli araç dönüşümünün de plastik kullanımını artırması bekleniyor. Ticaret Bakanlığı verilerine göre, elektrikli ve otonom araç teknolojileri, daha hafif ve dayanıklı plastik-kompozit malzemelere olan talebi artırıyor. Özellikle otomotiv ve beyaz eşya sektöründeki dönüşüm, plastik üreticilerini daha hafif, dayanıklı ve enerji verimliliği sağlayan ürünler geliştirmeye zorluyor.</p>
<h2>Kauçuk sanayisinde otomotiv etkisi sürüyor </h2>
<p>Kauçuk sektörü ise özellikle otomotiv sanayisindeki üretim hareketliliğinden doğrudan etkileniyor. Lastik, conta, hortum, sızdırmazlık ekipmanları ve teknik kauçuk parçalar üreten firmalar, hem iç pazardaki araç üretimine hem de ihracat odaklı tedarik zincirlerine bağlı olarak üretim gerçekleştiriyor. Elektrikli araç dönüşümü kauçuk sanayisinde de yeni ürün ihtiyaçlarını beraberinde getiriyor. Daha hafif ve yüksek dayanımlı parçalar geliştirmeye yönelen sektör, Ar-Ge yatırımlarını artırırken teknik ürün üretiminde uzmanlaşmaya çalışıyor.</p>
<p>Öte yandan doğal kauçuk fiyatlarındaki küresel dalgalanmalar ve sentetik hammaddelerde yaşanan maliyet artışları sektörün en önemli sorunları arasında yer alıyor. TOBB Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sanayi Meclisi tarafından yapılan değerlendirmelerde enerji ve hammadde maliyetlerinin sektör üzerinde ciddi baskı oluşturduğu vurgulanıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Geri dönüşüm yatırımları hız kazanıyor</span></h2>
<p>Plastik atıkların ekonomiye yeniden kazandırılması amacıyla yapılan yatırımlar da sektörün yeni büyüme alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Türkiye’de son yıllarda geri dönüşüm tesislerinin sayısı artarken, özellikle gıda dışı ambalajlarda geri dönüştürülmüş hammadde kullanımı yaygınlaşıyor. Sektör temsilcileri, plastik kullanımının tamamen ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını, asıl hedefin sürdürülebilir kullanım ve etkin geri dönüşüm olması gerektiğini belirtiyor. Ambalaj, sağlık, lojistik ve gıda güvenliği gibi alanlarda plastiğin stratejik önemini koruduğuna dikkat çeken üreticiler, çevresel etkilerin azaltılması için teknolojik dönüşümün hızlandırılması gerektiğini ifade ediyor. Türkiye’de çevre politikaları kapsamında tek kullanımlık plastiklere yönelik düzenlemelerin de sıkılaştığı görülüyor. 2019’da başlayan ücretli poşet uygulamasında plastik poşet fiyatı 2026 itibarıyla 1 liraya yükselirken, sektör çevre dostu alternatifler ve geri dönüşüm yatırımlarına daha fazla kaynak ayırıyor. Önümüzdeki dönemde hem plastik hem de kauçuk sektöründe dijitalleşme, enerji verimliliği ve sürdürülebilir üretim yatırımlarının daha da hız kazanması bekleniyor. Özellikle yapay zekâ destekli üretim sistemleri, akıllı fabrikalar ve veri tabanlı kalite kontrol uygulamaları sektörün rekabet gücünü belirleyen temel unsurlar arasında gösteriliyor. Türkiye’nin Avrupa’ya yakınlığı, güçlü üretim altyapısı ve hızlı teslimat kabiliyeti ise sektörün küresel tedarik zincirindeki stratejik konumunu korumasını sağlayan temel avantajlar arasında yer alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/plastik-ve-kaucuk-sanayisi-yesil-donusumle-yeniden-sekilleniyor-79379</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/plastik-ve-kaucuk-1778824367.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin üretim ve ihracatta güçlü sektörleri arasında yer alan plastik ve kauçuk sanayisi, sürdürülebilir üretim, geri dönüşüm ve yüksek katma değerli yatırımlarla dönüşümünü hızlandırıyor. Avrupa pazarındaki güçlü konumunu koruyan sektör, teknoloji odaklı üretim modeli, esnek tedarik yapısı ve yeni nesil çevreci uygulamalarla küresel rekabette daha güçlü bir konuma hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/rapor-erdogana-sunuldu-saglikta-10-milyar-dolarlik-ithalati-onleyecek-adim-79377</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rapor sunuldu: Sağlıkta 10 milyar dolarlık ithalatı önleyecek adım!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Savunma Sanayi Başkanlığı’nın sektöre yaşattığı büyük dönüşümle birlikte geldiği nokta, sağlık sektörünü de hareketlendirdi. Bu noktada sektör; sağlık alanındaki ürünlerin, ilaçların, tıbbi cihazın yerlileştirilmesi için çalışma yapacak, sektördeki kamu ve özel tüm oyuncuları aynı çatı altında toplayacak bir Sağlık Sanayi Başkanlığı kurulmasını talep ediyor. Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu’nun bu konuda hazırladığı kapsamlı bir rapor Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunuldu.</p>
<h2>MÜSİAD öncü olacak </h2>
<p>Sağlık sektöründe gelinen noktayı gazetecilere değerlendiren MÜSİAD Sağlık Sektörü Kurul Başkanı İhsan Şahin, ilaç ve sarf malzemelerindeki yıllık 10 milyar dolarlık açık verildiğine dikkat çekti. Yeni dönemde üretimi önceleyen sağlık ekosistemini oluşturmayı hedeflediklerini belirten Şahin, “Dışa bağımlı olmayan, kendi ayakları üzerinde duran, pandemi ve olağanüstü afet halleri gibi durumlarda acil sağlık ihtiyaçlarımızı yerli imkanlarla karşılayacak bir sistem planlıyoruz” dedi. Türkiye’nin ilaç ve sarf malzemeleri yanı sıra medikal cihazlardaki üretiminin artırılması gerektiğini belirten İhsan Şahin, hâlen yüzde 80 dışa bağımlı olunan bu alanda yıllık 10 milyar dolara yakın açık verildiğini söyledi. Sağlıkta planlama yaparken, yokluğu can güvenliği ve milli güvenliği tehdit edebilecek ürünlerin maliyetine bakılmaksızın üretilmesi gerektiğini kaydeden Şahin, ikinci olarak ise en çok açık verilen kalemleri belirleyip bunlardan üretime başlanmasının önemine işaret etti.</p>
<h2>Aynı çatı altında güç birliği </h2>
<p>Savunma Sanayi Başkanlığına benzer bir yapılanma önerisinin Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulduğunu söyleyen Şahin, “Sağlık alanındaki ürünlerin, ilaçların, tıbbi cihazın yerlileştirilmesi için öncelikle bunun kurulması lazım. Sağlık ekosistemindeki oyuncuları kamu ve özelde aynı çatı altında toplayabilirsek büyük bir hamle yapabileceğimize inanıyoruz” dedi. Sektördeki üreticilerin 11 bakanlık ve kurumla muhatap olduğunu kaydeden İhsan Şahin, bunun üretim süreçlerini olumsuz etkilediğini; izin, ruhsat, belgelendirme, gümrük tarife tanımlamaları gibi süreçlerin başkanlık marifetiyle tek elden yürütülmesi gerektiğini aktardı.</p>
<h2>Teşvik değil alım garantisi </h2>
<p>İlaç ve sarftaki 10 milyar dolarlık cari açığın yaklaşık 5 milyar dolarının 20 kalem malzemeden oluştuğunu ifade eden Şahin, “Yaklaşık 1 milyar dolarlık bir yatırımla biz bu 5 milyar dolarlık ithalatı önleyici üretim yapabiliriz. Ve 5 yıl içerisinde cari açığı kapatıp artı 10 milyar dolar bu alanda gelir sağlayabiliriz” diye konuştu. Şahin sağlık sanayicileri olarak teşvik kapsamında para, arsa, vergi indirimi değil, sadece alım garantisi istediklerini belirtti. Türkiye’nin sağlık turizminde 10 milyar dolar fazla verdiğini kaydeden Şahin, “Bundan 20 yıl önce sağlık hizmetlerinde her yıl yaklaşık 4 milyar dolar yurtdışına sağlıkta kaynak aktaran bir ülkeydik. Şimdi artı 10 milyar dolar kazanıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sıla Holding, Afrika’nın en büyük hastanesini teslime hazırlanıyor</span></h2>
<p>Bünyesinde sağlık sektörüne ilişkin 14 şirketi barındıran Sıla Holding’in hastane inşaatlarını tamamlayıp teslim ettiği ülke sayısı 20’ye ulaştı. Son olarak Senegal’de yaptıkları Afrika’nın en büyük hastanesini teslim etmeye hazırlandıklarını belirten İhsan Şahin, bölgenin en kapsamlı onkoloji hastanesinin Senegal Savunma Bakanlığı için yapıldığını bildirdi. Sıla Holding’in Türkiye dışında hastane inşası tamamladığı ülkeler şunlar: Irak, İran, Suriye, Kazakistan, Kırgızistan, Gürcistan, Azerbaycan, Kuveyt, Senegal, Fildişi, Etiopya, Gambiya, Burkina Faso, Kamerun, Gana, Libya, Comor, Cezayir ve Nijerya.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/rapor-erdogana-sunuldu-saglikta-10-milyar-dolarlik-ithalati-onleyecek-adim-79377</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/4/1280x720/saglik-1765090996.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunduğu rapora göre, sağlık alanında yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırımla 5 milyar dolarlık ithalat önlenecek, 5 yıl içerisinde cari açığı kapatıp 10 milyar dolarlık gelir sağlanabilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/biri-yer-biri-bakar-kiyamet-ondan-kopar-79373</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Büyük bir süpermarket zincirinin büyük mağazalarından birindeyim. Alışveriş için sık sık gittiğimden personel beni tanır, ayak üstü sohbetlerimiz eksik olmaz. Bu kez de öyle oldu ve kendimi anında hararetli bir sohbetin içinde buldum.</p>
<p>Konu çalışanların aldığı maaşları karşılığı aldıkları banka promosyonları. Biraz kızgın şekile anlatıyor genç özel güvenlikçi. Mağazada üç farklı statüde çalışan var. Biri zincirin kendi elemanları. Onlar maaşlarının yattığı bankadan üç yılda bir promosyon alıyorlarmış ve bu yıl da almışlar. Şirket bankayla pazarlığa oturunca iş hallolmuş. İkinci grupta ise depo çalışanları var. Onlar da birkaç gün içinde alacaklarmış banka promosyonunu. Bir de özel güvenlikçiler var yıllardır promosyon almayan ve bu yıl da “avuçlarını yalayacak” olan.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a06ad3abca2e-1778822458.jpg" alt="" width="530" height="326" />
<figcaption><strong>Nisan ayında tüketici enflasyonu yüzde 4,18 geldi. Yılbaşında buyana ise yüzde 14,64 oldu. Yani hepimizin cebindeki 100 liranın 14 lirası 4 ayda buharlaştı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>“Kim sizin şirketiniz?” diye sorunca başladılar anlatmaya. Zincir market güvenlik işini büyük şirketlerin çoğu gibi dışarıya vermiş. Güvenliği sağlamak iki büyük şirketin işiymiş. Biri Türkiye genelinde 21 bin çalışanı olan yabancı sermayeli bir dev, ikincisi ise inşaat ve taahhütten, savunma sanayiye kadar çok farklı alanlarda faaliyet gösteren Ankara merkezli holdingin bünyesinde yer alan bir şirket. Zincir marketin çoğu şubesinde yabancı, bir bölümünde ise “yerli ve milli” şirketimiz varmış. Ancak ikisi de herhalde “Üzüm üzüme baka baka kararır” diyerek banka promosyonu işin yıllardır kafaya takmıyor ve çalışanlarını bu haktan mahrum ediyorlarmış.</p>
<p>Bu iki şirketin yöneticilerine ve İnsan Kaynaklarına sesleniyorum: Beyler bu işin nasıl yapılacağını bilmiyorsanız, “verin bana yetkiyi görün etkiyi”. Açacaksınız bir telefon maaşların yattığı bankaya, çalışanlarınız için isteyeceksiniz parayı. Yok zaten istemiş ve çalışanların hakkı olan parayı alıp kasanıza koyduysanız o zaman durum fecaat.</p>
<p>Belki dikkatinizden kaçmıştır hatırlatayım. Nisan ayında tüketici enflasyonu yüzde 4,18 geldi. Yılbaşında buyana ise yüzde 14,64 oldu. Yani hepimizin cebindeki 100 liranın 14 lirası 4 ayda buharlaştı. Kapımızda savaş var ve etkileri artarak kendini gösteriyor. Böyle zor bir zamanda çalışanlarınızın 3 kuruşunu gasp etmek nasıl bir duygu acaba merak ediyorum üstelik birlikte çalıştıkları mesai arkadaşları 3 yılda bir de olsa bu parayı alırken.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/biri-yer-biri-bakar-kiyamet-ondan-kopar-79373</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/deniz-biterse-ne-yapilir-79371</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Deniz biterse ne yapılır?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>Atilla Yeşilada’yla söyleşimize Youtube’dan Spotify’dan ve Substack’den ulaşabilirsiniz.</em></p>
<p>Ekonomist yazar yorumcu Atilla Yeşilada çoğu zaman konfor bozan biri. Yuvarlamıyor. Süslemiyor. Ekonomiyi “biraz daha sabır” diliyle anlatmıyor. Gerçeği teşhis ediyor ve reçeteyi masaya koyuyor. Tuhaf geliyor; sert sözlere de umuda da sahip çıkıyor.</p>
<p>Kendisini karamsar bulmuyor, duygusunu “rasyonel iyimser” olarak tarifliyor. Örneğin elimizde kalan son araç olduğunu kabul etse de, demokrasiye inanıyor. Buna karşın;</p>
<p><strong><em>“Türkiye’nin yeryüzünde asgari ücreti yükselterek yoksulluğu önleyebileceğini sanan nesli tükenmiş bir ülke olduğunu” ifadelerine yerleştiriyor. “Aptallar fakirliğe mahkumdur” diye ekliyor.</em></strong></p>
<p>Gerçeği söylemekle umutlu olmak arasında çelişki görmüyor, şöyle ifade edeyim; iyimserlik, pembe tablo çizmek değil; “deniz tükendi” dedikten sonra çıkış yolu aramak. Umudun adı kadercilik değil, bahaneleri öldürmek. Mental hijyen değilse bile, zihinsel disiplin şart. “Herkesi kurtaramayız” diyor, “çizgiyi aşanların kazanacağı yeni bir döneme hazırlanmalı” diye ilave ediyor.</p>
<p><strong><em>Bir doz tüyo; “faiz düşmez, kur krizi olmaz, şirketler ‘büyümesin; yelken açmayın, indirin’, nakit akışını koruyun. Vadeli satışa dikkat edin, hatta aman girmeyin. Alacaklarınızı toplayın” diyor.</em></strong></p>
<p><strong>Döviz, faiz, kur</strong></p>
<ul>
<li><strong>Faiz indirimi beklemeyin.</strong> Bu yıl faiz indirimi konuşulamaz; koşullar kötüleşirse faiz daha da yükselebilir.</li>
<li><strong>Kur yavaş değer kaybetmeli.</strong> Ani serbest bırakma enflasyonu sert artırır.</li>
<li><strong>Kur krizi beklemiyor.</strong> Yükselen kurun yükselen faizle dengelenmesi halinde Türkiye döviz darlığına düşmez.</li>
<li><strong>TL mevduat kritik.</strong> Türkiye’nin ayakta kalması için TL mevduat getirisi döviz getirisinin üzerinde kalmalı.</li>
<li><strong>Dövizde kalmak otomatik kazanç anlamına gelmez.</strong> Kur artışı mevduat getirisiyle karşılaştırılmalı.</li>
<li><strong>Enflasyon şoku kabul edilmeli, büyümesi engellenmeli.</strong> Enerji ve dış koşullar baskı yaratıyor; mesele hasarı sınırlamak.</li>
</ul>
<p>Nakit zengini şirketlerin kriz anında satın alma fırsatı bulabileceğini söylüyor. Borçlu, alacaklı, krediye bağımlı şirketlere yalın, korunaklı, seçici hareket etmeyi öneriyor. “Küçülmek” yenilgiyi kabul etmek değil mi diye sorduğumda;  “fırtınada hayatta kalma tekniği” diye sözümü değiştiriyor. </p>
<p>Yeşilada’nın renkli kimliği, sarkastik, sert, zaman zaman kışkırtıcı. Bir ekonomistten çok kriz anlatıcısı gibi konuşuyor; Türkiye potansiyeline inanıyor. Biz mesleksiz ve işsiz gençlikten korkuyoruz; o gençlere, yapay zekânın verimlilik etkisine, özel sektörün kriz kasına ve elbet bir gün rasyonaliteye dönüşe mecbur kalacağımıza inanıp güveniyor. “Deniz tükendi” kısa cümlesinin ondaki karşılığı eski araçların kullanım süresi doldu…</p>
<p><strong>Şirketler için acil dönem reçetesi: </strong></p>
<ul>
<li><strong>Nakit akışını merkeze alın.</strong> Kâr kâğıt üzerinde kalabilir; nakit yaşatır.</li>
<li><strong>Alacakları hızla toplayın.</strong> Uzayan vade, görünmeyen krediye dönüşür.</li>
<li><strong>Vadeli satışta frene basın.</strong> Yeşilada’nın ifadesi çok net: “Kimse vadeli mal satmasın Türkiye’de.”</li>
<li><strong>Borçla büyüme iştahını sınırlayın.</strong> Ucuz para dönemi bitti.</li>
<li><strong>Yelkenleri indirin.</strong> Fırtına varken hız değil, denge kazandırır.</li>
<li><strong>Nakit zenginiyseniz fırsat izleyin.</strong> Değeri düşen şirketleri satın almak, organik büyümeden hızlı sonuç verebilir.</li>
<li><strong>Senaryo çalışın.</strong> Kur, faiz, enerji, tahsilat, talep daralması için ayrı ayrı stres testi yapın.</li>
<li><strong>Yapay zekâyı moda diye değil, verimlilik için kullanın.</strong> Satış, stok, finans, müşteri, raporlama süreçlerinde ölçülebilir fayda arayın.</li>
</ul>
<p><strong>Eskiyle yeni yönetilemez</strong></p>
<p>Yeşilada’ya göre Türkiye’nin meselesi enflasyon, kur ya da faiz değil. Bunlar sonuç. Mesele, ülkenin potansiyelini sürekli eksik kullanması. Rahatlıkla İtalya, İspanya, Güney Kore ölçeğinde bir refah hikâyesi yazabileceğimizi söylüyor. Ona göre toplumsal ve siyasal hatalar bu potansiyeli kilitliyor.</p>
<p><strong><em>Acı gerçek dediği ekonomik tablo değil; kullanılmayan kapasite, boşa harcanan zaman, kurumsal akıl kaybı.</em></strong></p>
<p>Rasyonel umut burada başlıyor. Yeşilada’ya göre, çoğumuzun Türkiye’nin kaybettiğine inandığı şey tümüyle yok olmadı, hâlâ var! Örneğin insan kapasitesi, sermaye birikimi, kamu hafızası, özel sektörün kriz görmüş kasları... hâlâ var. Umut; “Bu ülke doğru yönetilirse çok hızlı toparlanabilir” cümlesinden çıkıyor.</p>
<p>“Umudu, ‘bahaneleri öldürmek’ yerine kullandığınızı anlıyorum” dediğimde; hangi bahaneleri ve neden tükendiklerini sıraladı:</p>
<p><strong><em>“…ailemin imkânı yoktu, okul yetersizdi, bilgiye erişemedim, çevrem yoktu…” gibi mazeretler zayıflıyor. Bilgi ucuzladı. Bu herkesin kazanacağı anlamına gelmiyor. Yapay zekâyı asistan yapanlarla işini yapay zekâya yıkanlar ayrışacak. Aşanlar kazanacak.”</em></strong></p>
<p><strong>Pollyanna’cılık yerine matematik</strong></p>
<p>Aslında  konuşmaya başlarken rasyonel iyimserlik tanımını yaparak işe koyuldum; Türkiye’nin kaderine razı olmuyor. “Böyle gelmiş böyle gider” demiyor. Gerçekçilik, acı reçeteyi görmek. Kadercilik, reçeteyi uygulamadan sonucu kabullenmek.</p>
<p>Gökten düşen 3 iyimser elma: Türkiye’nin potansiyeli, genç kuşağın bilgiye erişimi, teknolojinin verimlilik etkisi.</p>
<p><strong><em>Rasyonel umuda göre herkes dönüşümü taşıyamayacak. Bazıları eski alışkanlıkta kalacak. Bazıları sosyal medyanın hızlı zenginlik illüzyonuna kapılacak, bazıları yeni beceri edinmeye direnecek. Yeni düzen, bahane dinlemeyecek. Beceri talebi yükseliecek.</em></strong></p>
<p><strong>Ekonominin görünmeyen rezervi güven</strong></p>
<p>Yeşilada’ya göre “Biraz daha acı çekeceğiz ama bu sorunu kalıcı çözeceğiz” diyebilen bir siyasi dil, hiçbir PR ajansının yaratamayacağı etkiyi yaratır. Liderliğin inandırıcılığı burada devreye giriyor;</p>
<p><strong><em>“Güven somut bir ekonomik değişken. Güven yoksa yatırım ertelenir. Vadeler kısalır. Dövize kaçış artar. Şirketler nakde kapanır. Tüketici geleceği satın almaz. Devletin söylediği söz iskonto edilir.”</em></strong></p>
<p><strong>Bireyler için mental ve finansal hijyen:</strong></p>
<ul>
<li><strong>Bahane üretmeyin.</strong> Bilgiye erişim ucuzladı. Öğrenme sorumluluğu bireye geçti.</li>
<li><strong>Yapay zekâyı ödev yapan değil, akıl açan asistan yapın.</strong></li>
<li><strong>Hızlı zenginlik hikâyelerine mesafe koyun.</strong> Sosyal medya beklenti zehirlenmesi yaratıyor.</li>
<li><strong>Her gün kur izleyip panik üretmeyin.</strong> Bilgi karar kalitesini artırmalı, kaygıyı değil.</li>
<li><strong>Beceri biriktirin.</strong> Yeni dönemde diploma kadar beceri, beceri kadar uyum kabiliyeti değerli.</li>
<li><strong>Kadercilikten çıkın.</strong> Rasyonel umut, durumun kötü olduğunu kabul edip hareket planı yapmaktır.</li>
<li><strong>Herkesi kurtaramayız duygusuna teslim olmayın.</strong> Önce kendi kapasitenizi, sonra çevrenizin dayanıklılığını artırın.</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/deniz-biterse-ne-yapilir-79371</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Deniz biterse ne yapılır? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-tuketiciler-guzellik-perakendesinin-de-kurallarini-degistiriyor-79370</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genç tüketiciler güzellik perakendesinin de kurallarını değiştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de 21. Yılını kutlayan Watsons Türkiye,  ülkemizde organize güzellik perakendesinin gelişimine öncülük eden şirketlerden birisi. Kuruluş globalde 185 yıla uzanan AS Watson mirasını geleceğe taşırken, teknolojiye, sürdürülebilirlik çalışmalarına  ve tüketicileri anlamaya yönelik projelere de büyük yatırım yapıyor. </p>
<p>Watsons Türkiye çok geniş bir marka portföyünün yanısıra,   70’ten fazla kendi “exclusive” markasına sahip. Bu yıl Haziran ayında ülkemizdeki 500. Mağazasını açacak olan kuruluş, önümüzdeki 3 yılda Türkiye’nin tüm şehirlerinde olmayı ve 800 mağazaya ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p>Ekonomi Gazetesi için özel bir görüşme gerçekleştirdiğimiz Watsons Türkiye Ticaret ve Pazarlama Direktörü Cem Demiröz güzellik perakendesinde fiyattan ziyade deneyimin önemli olduğuna dikkat çekiyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a06a800680fd-1778821120.jpg" alt="" width="700" height="679" />“Alışverişi işlemsel bir aktiviteden çıkarıp keşif ve etkileşim temelli bir marka deneyimine dönüştürmeyi hedefliyoruz” diyen, Demiröz,  mağazalarını yalnızca ürünlerin sergilendiği bir satış alanı değil; müşterinin yeni ürünler keşfettiği, trendleri deneyimlediği, uzman yönlendirmesi aldığı ve marka ile duygusal bağ kurduğu etkileşimli bir deneyim alanı olarak kurguladıklarını ifade ediyor.  </p>
<p><strong>Rekabette nasıl ön plana çıkıyorsunuz?</strong></p>
<p>Uzmanlıkla öne çıkıyoruz. Bize göre,  güzellik danışmanları, perakende sektöründe yalnızca satış destek personeli değil; müşteri güveni oluşturan, ürün keşfini yönlendiren ve marka deneyimini şekillendiren stratejik bir temas noktası niteliği taşıyor. Özellikle cilt bakımı, dermokozmetik ve trend odaklı yeni ürün kategorilerinde tüketiciler; ürün çeşitliliğinin artması, içeriklerin karmaşıklaşması ve seçeneklerin çoğalması nedeniyle satın alma kararlarını giderek daha fazla uzman yönlendirmesiyle veriyor. Bazı müşterilerin belirli danışmanların görev yaptığı mağazaları takip etmesi, insan temasının dijitalleşmeye rağmen güçlü bir farklılaştırıcı unsur olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. </p>
<p><strong>Deneyim ön planda diyorsunuz. Nasıl ayrışıyorsunuz?</strong></p>
<p>Watsons Türkiye olarak, tüketicinin alışveriş yolculuğunu kanal bazlı değil, bütünsel bir deneyim akışı olarak ele alarak, online ve offline temas noktalarını tek bir entegre ekosistemde birleştiriyoruz. Fiziksel mağazalar, mobil uygulama, e-ticaret platformu ve Watsons Club altyapısı birbirinden bağımsız operasyonlar olarak değil; müşterinin farklı ihtiyaç anlarında geçiş yapabildiği birleşik bir müşteri yolculuğunun tamamlayıcı parçaları olarak kurgulanıyor. </p>
<p><strong>Tüketicilerde nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?</strong></p>
<p>Gen Z ve genç tüketici güzellik perakendesinin kurallarını değiştiriyor. Genç tüketiciler, özellikle Gen Z, güzellik ve kişisel bakım alışverişini önceki nesillerden farklı olarak yalnızca işlevsel ihtiyaçları karşılamak amacıyla değil; kendini ifade etme, trendleri takip etme, yeni ürünler keşfetme ve sosyal kimlik oluşturma motivasyonlarıyla gerçekleştiriyor. Bu dönüşüm, güzellik perakendesini salt ürün odaklı bir satış modelinden çıkarıp deneyim, içerik ve topluluk eksenli bir yapıya dönüştürüyor. Genç tüketiciler için mağaza artık yalnızca alışveriş yapılan bir alan değil; denenebilen, keşfedilebilen, paylaşılabilen ve sosyal medya ile entegre deneyimler sunan bir temas noktası haline geliyor. Bu nedenle markalar için ürün çeşitliliği kadar deneyim tasarımı ve kültürel karşılık  da belirleyici hale geliyor.</p>
<p><strong>Siz kendi ürünlerinizi nasıl yönetiyorsunuz?</strong></p>
<p>Biz private label’ı uygun fiyatlı alternatif değil, güçlü bir marka stratejisi olarak görüyoruz. 70’in üzerinde exclusive ve private label ile toplamda 1000’den fazla markadan oluşan geniş ürün portföyümüz güzellik ve kişisel bakım perakendesinde güçlü bir farklılaşma yaratıyor. Özellikle exclusive markalar, tüketicinin belirli ürün veya serilere yalnızca Watsons üzerinden erişebilmesini mümkün kılarak mağaza ve kanal tercihinde doğrudan etkili oluyor. Böylece ürün portföyü, yalnızca satış unsuru değil; müşteri trafiğini ve tekrar ziyaret oranını besleyen stratejik bir çekim mekanizmasına dönüşüyor.</p>
<p>Private label ürünler ise  hem fiyatlandırma hem de kârlılık tarafında önemli avantajlar sağlıyor.  Private label portföyümüz,  tüketici ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt vermemize, trend odaklı yeni ürünleri daha çevik biçimde pazara sunmamıza ve kategori stratejilerini daha esnek yönetebilmemize imkan sağlıyor. </p>
<p><strong>Veri platformunuzu nasıl yönetiyorsunuz?</strong></p>
<p>Watsons Club’ı klasik sadakat programının ötesinde, alışveriş ve kanal verilerinden müşteri içgörüsü üreten stratejik bir veri platformu olarak konumlanıyoruz. Program üzerinden elde edilen alışveriş sıklığı, sepet yapısı, kategori tercihleri, kampanya tepkileri ve kanal kullanım alışkanlıkları gibi veriler, müşteri davranışlarını çok boyutlu biçimde analiz etmemize  olanak tanıyor.  Bu sayede müşterilerimizi demografiden öte; ihtiyaç, ilgi alanı, harcama davranışı ve yaşam tarzına göre segmentliyebiliyoruz. Bu veri altyapısı, daha isabetli kampanyalar kurgulamamaya, doğru müşteriye doğru zamanda doğru teklifi sunmaya ve iletişim stratejilerini kişiselleştirmeye imkan sağlıyor. </p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik çalışmalarınız nasıl ilerliyor? </strong></p>
<p>Sürdürülebilirliği yalnızca ürün odağında değil; operasyon, tedarik zinciri, sosyal etki ve tüketici farkındalığı ekseninde bütünsel olarak ele alıyoruz. </p>
<p>Bu yaklaşımı Watsons İyilik Hareketi çatısı altında yapılandırarak, çevre, kadın istihdamı, yerel kalkınma ve hayvan refahı gibi farklı alanlarda çok boyutlu sosyal etki yaratmayı hedefliyoruz.  Bu yapı, sosyal etki projelerini tek bir stratejik platform altında toplayarak daha ölçülebilir, sürdürülebilir ve uzun vadeli hale getiriyor.</p>
<p><strong>Neler yaptınız bu hedef doğrultusunda? </strong></p>
<p><strong>Çevreye katkı..</strong></p>
<p>TEMA Vakfı aracılığıyla Türkiye genelinde 40’a yakın ilde 500 bin fidan diktik.  2030 yılına kadar bu sayıyı 1 milyon fidana çıkararak Türkiye’nin yeşil alan varlığına kalıcı katkı sağlamak istiyoruz.</p>
<p>Biz bu projeyi yalnızca ağaçlandırma desteği olarak değil, çevresel etkiyi somut ve izlenebilir çıktılar üzerinden yönetme yaklaşımının bir parçası olarak konumlandırıyoruz. 40’a yakın şehirde oluşturulan Watsons Ormanları, markanın çevresel sürdürülebilirlik taahhüdünü sahada görünür ve ölçülebilir hale getiriyor.</p>
<p><strong>Kadınlara yönelik çalışmalar…</strong></p>
<p>Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV) ile yürüttüğü “Watsons İyilik Hareketi Kadın Emeğini Desteklemeye Çağırıyor” projesi kapsamında kadın kooperatifleri tarafından üretilen ürünleri mağazalarında kâr amacı gözetmeksizin tüketiciyle buluşturuyoruz.</p>
<p>Biz tedarik zincirini yalnızca operasyonel bir yapı olarak değil, toplumsal dönüşüm yaratabilecek stratejik bir etki alanı olarak görüyoruz.  Bu doğrultuda marka, üretici ve tedarikçi seçimlerinde minimum %50 kadın çalışan oranını önemli değerlendirme kriterlerinden biri olarak gözetiyoruz. </p>
<p><strong>Barınaklara destek </strong></p>
<p>Hayvan refahını da sosyal etki stratejisinin önemli başlıklarından biri olarak ele alıyoruz. Bu kapsamda HAÇİKO ile yürütülen iş birliği çerçevesinde barınaklarda yaşayan patili dostların bakım, tedavi, ameliyat, kısırlaştırma ve mama ihtiyaçlarına yönelik düzenli destek sağlıyoruz. </p>
<p><strong>Çalışma süreçlerinizde sürdürülebilirlik için neler yapıyorsunuz? </strong></p>
<p>Hızla büyüyen e-ticaret operasyonlarında sürdürülebilirliği temel operasyonel tasarım kriterlerinden biri olarak konumlandırdık. Bu kapsamda e-ticaret gönderilerinin yaklaşık %95’inde sürdürülebilir ambalaj çözümleri kullanılıyor; plastik bazlı dolgu malzemeleri yerine geri dönüştürülmüş kâğıt alternatifleri tercih ediliyor.<br />Düşük ambalaj kullanımına sahip refill ambalajlı ürünlerle tüketicilere daha sürdürülebilir alternatifler sunuyoruz. Özellikle duş jeli, sıvı sabun ve benzeri kategorilerde öne çıkan bu ürünler, standart ambalajlara kıyasla daha az plastik kullanımına imkân tanıyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilir ürünlerin cironuzdaki payı artıyor mu?</strong></p>
<p>Evet, sürdürülebilir ürün kategorileri toplam ciromuz içinde çift haneli paya ulaştı. Bu veri, sürdürülebilirliğin tüketici nezdinde yalnızca söylemsel bir beklenti değil, satın alma davranışını etkileyen somut bir tercih kriteri haline geldiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Biz bu büyümeyi yalnızca bir kategori performansı olarak değil, tüketici alışkanlıklarındaki yapısal dönüşümün göstergesi olarak değerlendiriyoruz. Bu doğrultuda mağazalarda özel “Sürdürülebilir Yaşam Köşeleri” oluşturduk. “Sürdürülebilir Ürünler Haftası” gibi kampanyalarla tüketici farkındalığı artırmak,  aynı zamanda tedarikçilerle birlikte ürünlerin daha sürdürülebilir hale gelmesi için geliştirmek için çalışıyoruz </p>
<p>Böylece satın alma gücünü kapsayıcı istihdamı teşvik edecek şekilde kullanarak tedarik zinciri kararlarını sosyal etki perspektifiyle şekillendirmeye çalışıyoruz. Bu politika, bizi satın alma süreçlerini toplumsal fayda üretimiyle entegre eden öncü perakende oyuncularından biri olarak ayrışmamızı sağlıyor. </p>
<p><strong>Gençlere yönelik neler yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Değişen tüketici davranışını erken okuyarak genç hedef kitleyle ilişkiyi mağaza sınırlarının dışına taşıyan bir yaklaşım benimsiyoruz. Üniversite etkinlikleri, kampüs deneyimleri, gençlik festivalleri ve hedefli aktivasyonlar aracılığıyla, genç tüketicilerle onların yaşam alanlarında temas kuruyor ve marka deneyimini gündelik hayatın içine entegre ediyoruz. Bu strateji, bizim genç kitleyle yalnızca satış anında değil, marka farkındalığı ve duygusal bağ oluşturma aşamasında da ilişki kurmamızı sağlıyor.</p>
<p>Her yıl 10.000’den fazla genci ağırlayan Watsons Gençlik Festivali’mizin  5.si için hazırlıklar başladı. Gelenekselleşen festivalimiz gençleri; müzik, eğlence, keşif, sürpriz deneyimler ve hediyelerle buluşturuyor.</p>
<p><strong>Gençlere hangi mesajlarla yaklaşıyorsunuz? </strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik yaklaşımımızı  yalnızca kendi operasyonlarımızla  sınırlamıyoruz.  Sektör genelinde dönüşümü hızlandıracak bir ekosistem yaratma hedefiyle üniversiteler iş birliğinde sürdürülebilirlik zirveleri düzenliyoruz. Öğrencileri, akademisyenleri, STK’ları, tedarikçileri ve iş ortaklarını aynı platformda buluşturan bu zirveler, sürdürülebilirlik etrafında çok paydaşlı diyalog ve bilgi paylaşımı zemini oluşturuyor. İlk zirveyi Boğaziçi Üniversitesi’nde, ikinci zirveyi ise Eskişehir Teknik Üniversitesi’nde düzenledik. Önümüzdeki dönemde, bu çalışmalara devam edeceğiz. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-tuketiciler-guzellik-perakendesinin-de-kurallarini-degistiriyor-79370</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genç tüketiciler güzellik perakendesinin de kurallarını değiştiriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-kimya-sanayinin-ustundeki-cam-tavan-beton-tavana-donuyor-79367</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk kimya sanayinin üstündeki cam tavan beton tavana dönüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KORGÜN ŞENGÜN</strong></p>
<p>Türk kimya sanayinin yıllardır konuştuğu “cam tavan” metaforu, aslında iyimser bir tanımdı. Cam, kırılabilir; ardındaki manzara görülebilir; doğru darbe ile aşılabilir. Oysa son on yılda yaşananlar, bu tavanın yavaş yavaş betona dönüştüğünü gösteriyor. Görüş alanımız daraldı, üzerimizdeki yük arttı ve kırma araçlarımız yetersiz kaldı.<br />Nassim Taleb’in “siyah kuğu” kavramı, öngörülemeyen ve nadir şokları anlatır; pandemi gibi, 2008 finansal krizi gibi. Michele Wucker’ın “gri gergedan” metaforu ise daha sinsi bir tehlikeyi tarif eder: gelmekte olduğunu bildiğimiz, ayak sesini duyduğumuz ama görmezden geldiğimiz, hazırlık yapmadığımız büyük şoklar.<br />Türk kimya sanayinin karşısındaki tehditler büyük ölçüde gri gergedandır. Avrupa Yeşil Mutabakatı 2019’da açıklandı, Sınırda Karbon Düzenlemesi (CBAM) 2023’te yürürlüğe girdi, 2026’da ise mali yükümlülükler başlıyor. Yıllarca konuşuldu, raporlar yazıldı, paneller düzenlendi. Ama saha düzeyinde köklü bir dönüşüm hâlâ tartışılıyor. Çin’in petrokimyada devasa kapasite genişlemesi, Hindistan’ın özel kimyasallarda atağı, ABD’nin kaya gazı avantajıyla yarattığı maliyet uçurumu — bunların hiçbiri sürpriz değildi.</p>
<p><strong>Dünyada kimya sanayinin yer değiştirmesi</strong></p>
<p>Geleneksel olarak Türk kimya sanayicisi rekabet ederken Avrupa’ya bakardı: BASF, Bayer, Solvay, Clariant. Şimdi ise tablo değişti. BASF Ludwigshafen’deki kapasitelerini küçültüp Çin Zhanjiang’a 10 milyar avroluk dev kompleks kurarken, Avrupa kimyasında 2023-2025 arasında art arda fabrika kapanışları yaşandı. Sineova, Dow, INEOS Avrupa varlıklarını gözden geçiriyor.</p>
<p>Bu, küresel kimya sanayinin coğrafi olarak yeniden konumlandığını gösteriyor. Üretim ağırlık merkezi Asya’ya, özellikle Çin ve Körfez’e kayıyor. Türkiye bu denklemde nerede duruyor? Coğrafi olarak ideal bir konumda, ama yapısal olarak gergin bir noktada: Avrupa’nın yüksek standartlarını karşılamak zorunda, Asya’nın düşük maliyetiyle yarışmak durumunda.<br /><br /><strong>Türkiye sanayisinin </strong><strong>teknoloji bandı sorunu</strong></p>
<p>Burada altı çizilmesi gereken yapısal bir gerçek var: Türk sanayisi, OECD teknoloji sınıflandırmasında ağırlıklı olarak düşük ve orta-düşük teknoloji bandında sıkışmış durumda. İhracatımızın katma değer yapısına baktığımızda, ileri teknoloji ürünlerin payı yıllardır yüzde 3-4 bandında dolaşıyor; bu oran Güney Kore’de yüzde 30, Çin’de yüzde 30’un üzerinde, Almanya’da yüzde 15. Kimya sanayinde de bu tablo benzer biçimde tekrar ediyor: Üretim ağırlığımız emtia ve standart kimyasallarda; özel kimyasallarda, ince kimyasallarda, fonksiyonel formülasyonlarda ise dünya pazarında belirleyici bir konumumuz yok.</p>
<p>Bu, sadece bir ürün karması meselesi değil. Üretim altyapısının dijital olgunluk seviyesini de doğrudan ifade ediyor. Düşük-orta düşük teknoloji bandında üretim yapan bir tesis, çoğunlukla sensörlü değildir, gerçek zamanlı veri toplamaz, otomasyon seviyesi sınırlıdır, ERP ile MES arasında entegrasyon yoktur, laboratuvarda kayıt hâlâ ağırlıklı olarak manueldir. Bu yapısal gerçek, bir sonraki başlığın da temelini oluşturuyor.<br /><br /><strong>Yapay zekâdan önce veri, </strong><strong>veriden önce altyapı</strong></p>
<p>Yapay zekâ tartışmalarında çoğu zaman atlanan bir gerçek var: Yapay zekâ bir veri teknolojisidir. Modelin ne kadar gelişmiş olduğu değil, beslendiği verinin ne kadar zengin, sürekli, temiz ve yapısalolduğu sonucu belirler. Bir reaktörün gerçek zamanlı sıcaklık, basınç, akış, verim ve enerji tüketim verilerini saniye saniye toplayamıyorsanız, dünyanın en güçlü modelini kursanız bile elinizde optimize edilecek bir şey yoktur.</p>
<p>İşte tam bu noktada Türk kimya sanayinin yapısal sorunuyla yüz yüze geliyoruz. Sektörümüzün büyük bölümü, yapay zekânın üzerine inşa edileceği dijital üretim altyapısına henüz sahip değil. Sensörlerle donatılmamış reaktörlerden, manuel kayıt tutulan laboratuvarlardan, SCADA sistemi olmayan üretim hatlarından, kâğıt üzerinde dolaşan kalite verilerinden yapay zekâ beslenmez. Veri toplayamayan veri işleyemez, veri işleyemeyen yapay zekâdan verim alamaz.</p>
<p>Sonuç şu: Dünya kimya sanayinin önde gelenleri yapay zekâ ile reaktör verimlerini yüzde 5-15 arasında iyileştirip, kestirimci bakımla duruşları yarı yarıya azaltıp, yeni molekül tasarım sürelerini aylardan haftalara indirirken; biz bu kazanımların büyük çoğunluğuna erişemiyoruz. Çünkü bu kazanımların önkoşulu olan dijital olgunluk sektörümüzün büyük bölümünde mevcut değil. Yapay zekâ Türk kimya sanayisi için bir hap değil; üzerine inşa edileceği bir zemin meselesi. O zemin bugün sağlam değil.<br /><br /><strong>Üç tip kimya sanayicisi</strong></p>
<p>Bilgiye erişim ve stratejik konumlanma açısından bugün üç tip kimya sanayicisi var:<br />1- Bilgi sahibi, konjonktürü takip eden, stratejisi olan ve buna sadık kalanlar. Bu grup henüz azınlık. AR-GE yatırımını cirosunun yüzde 3-5’ine çıkarmış, dijital dönüşümünü başlatmış, sürdürülebilirlik raporlamasını rutin haline getirmiş şirketler. Sayıları az ama büyüme oranları yüksek.<br />2- Bilgi sahibi olan, konjonktürü izleyen ama strateji üretemeyenler. Sektörümüzün büyük bölümü burada. CBAM’i biliyorlar, REACH’i takip ediyorlar, çevre yatırımlarının kaçınılmaz olduğunu kabul ediyorlar; ama günlük operasyonel kaygılar uzun vadeli planlamayı sürekli erteliyor.<br />3- Söylentileri takip edip kalabalığa uygun hareket edenler. Komşu fabrika ne yaparsa onu yapan, sektör derneğinin ortalama tepkisinin altında kalmamaya çalışan grup. Bu grup en kırılgan olan.<br /><br /><strong>Cam tavanı beton tavana </strong><strong>dönüştüren beş faktör</strong></p>
<p>Birincisi, enerji maliyeti yapısı. Türkiye kimya sanayinin elektrik ve doğal gaz maliyetleri, ABD’li rakiplerin 2-3 katı, Çinli rakiplerin yüzde 40-60 üzerinde. Klor-alkali, soda, gübre gibi enerji yoğun ürünlerde bu fark fiyatlandırmada kapatılabilecek bir boşluk değil; yapısal bir dezavantaj.</p>
<p>İkincisi, hammadde bağımlılığı. Petrokimyasal hammaddenin neredeyse tamamı, özel kimyasalların büyük çoğunluğu ithal. Kur dalgalanmaları bir gecede maliyet yapısını alt üst edebiliyor.</p>
<p>Üçüncüsü, teknolojik altyapı eksikliği. Yeşil hidrojen, elektrifikasyon, biyobazlı kimyasallar, döngüsel kimya, enzim katalizi — bunların hepsi birer “ya yap ya öl” karar noktası. Mevcut tesislerin dönüşümü yüz milyonlarca dolarlık yatırım gerektiriyor. Dördüncüsü, regülasyon yükü. CBAM, REACH revizyonları, PFAS yasakları, mikroplastik düzenlemeleri art arda geliyor. Her biri ihracatçımıza ek raporlama, ek sertifikasyon, ek danışmanlık maliyeti olarak yansıyor.<br />Beşincisi ve en kritiği, yetişmiş insan kaynağı. Kimya mühendisliği öğrenci kontenjanları doluyor ama sektörün ihtiyaç duyduğu profil — proses simülasyonu yapabilen, sürdürülebilirlik analizi bilen, dijital ikiz kuran, makine öğrenmesini reaktör optimizasyonunda kullanabilen mühendis — ciddi bir açık. En iyi mezunlar yurt dışına ya da farklı sektörlere kaçıyor.<br /><br /><strong>Sektörde kaçınılmaz ve geniş </strong><strong>çaplı kırılmalar yaşanacak</strong></p>
<p>Türk kimya sanayi son yirmi yılda büyüdü, ihracatını artırdı, çeşitlendi. Ancak büyümenin önemli bir kısmı geleneksel ürünlerin ve dezavantajlı maliyet yapısının üzerine inşa edildi. Önümüzdeki on yılda bu modelin sürdürülemeyeceği açık. Dünya sanayisi yapay zekânın açtığı verimlilik kapısına yöneldikçe, o kapıya erişemeyen üreticilerin marjları erozyona uğrayacak; erozyon yaşayan şirketlerin yatırım, AR-GE ve istihdam kapasitesi de paralel biçimde daralacak.<br /><br /><strong>Kâr olmadan </strong><strong>sürdürülebilirlik olmaz</strong></p>
<p>Bütün bunların sonunda gelinen yer şu: Yapay zekâ çağında dünya rekabeti, dijital altyapısı hazır olan ile olmayan arasındaki mesafeyi ciddi anlamda büyütüyor.<br />Türk kimya sanayinin büyük bölümü bu altyapıya henüz sahip değil; sahip olmak için yatırım, yatırım için kâr, kâr için ise düşen marjların değil yükselen verimliliğin egemen olduğu bir üretim modeli gerekiyor. Oysa içinde bulunduğumuz döngü tam tersine işliyor: Yapay zekâdan verim alamayan şirket dünya rekabetinde eriyor, eriyen şirketin marjı daralıyor, kâr olmayınca AR-GE bütçesi kesiliyor, AR-GE olmayınca yeni ürün gelmiyor, yeni ürün olmayınca yatırım olmuyor,yatırım büyümeyince istihdam doğmuyor,yatırım olmayınca dijital altyapı kurulamıyor, altyapı olmayınca yapay zekâdan verim alınamıyor -ve döngü kendini tekrar ediyor. Bu kısırdöngü kırılmadan sürdürülebilirlik sadece raporlarda kalan bir kavramdır. </p>
<p>Kâr edemeyen şirket devam edemez; devam edemeyen şirket ne AR-GE yapar, ne istihdam üretir, ne yatırım çeker. Beton tavan dediğimiz şey, aslında tam olarak budur: Yapay zekânın açtığı verimlilik kapısından girebilmek için gereken zemini kuramamış bir sanayinin, dünya rekabetinde her geçen yıl biraz daha geriye düşmesi. Bu, bir öngörü değil; bilançolarda artık her çeyrek okuduğumuz bir gerçek.</p>
<p>Bir sektörün dönüşüm hikâyesi, çoğu zaman o sektörün kendi sesiyle değil; piyasanın, rakibin, regülasyonun, bilançonun sesiyle yazılır. Türk kimya sanayinin önümüzdeki on yılı da bu seslerden hangisini ne kadar duyduğumuza göre şekillenecek. Bu yazı bir öneri değil; sahanın bugünkü hâlinin kayda geçirilmesinden ibarettir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-kimya-sanayinin-ustundeki-cam-tavan-beton-tavana-donuyor-79367</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk kimya sanayinin üstündeki cam tavan beton tavana dönüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/natoda-variz-dolar-ve-silikon-ittifaklarinda-yokuz-79365</guid>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO’da varız, dolar ve silikon ittifaklarında yokuz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>7-8 Temmuz’da Ankara’da NATO zirvesi var.  Türkiye, ABD’nin liderliğini üstlendiği bu transatlantik savunma paktına 1952’de üye oldu. 70 yıl önce milletlerarası stratejik ilişkilerin ana unsuru savunmaydı. Son yıllarda jeopolitik dengelere etki eden teknolojik ve finansal dönüşümlere bağlı olarak, ABD yeni ittifaklar kurmaya başladı. Temmuz ayında Ankara’daki NATO zirvesine katılan liderler de savunma ittifakını konuşacak. Ama ABD, yeni ittifaklarını artık savunmadan daha çok dolar ve silikon üzerinden kuruyor. İş dünyası için kritik olan bu ittifaklarda yokuz. Gelin size küresel mimarinin yeni ittifaklarını anlatayım.</p>
<p>NATO’nun esprisi, üyelerinden biri dahi saldırıya uğrasa, ittifakın üyelerinin askeri olarak topyekûn biçimde bu üyenin yardımına koşacağını vaat etmesi. Tabii, üyelerin hepsinin bildiği bir gerçek de ABD’nin bu ittifakta sahip olduğu askeri kapasite ile kilit pozisyonda olduğu. Ayrıca daha zayıf nitelikte de olsa, ABD’nin NATO dışında Japonya, Kore, Filipinler, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya da benzer taahhütleri bulunuyor. Yani kabaca NATO’daki 32 ülkeyle beraber 37 ülkelik bir sistemden bahsedebiliriz.</p>
<p>Gelelim ABD’nin kurduğu yeni ittifaklara. Bunların odağı ekonomik ilişkiler. Biri adı konmamış bir ittifak: Amerikan Merkez Bankası’nın (Fed) açtığı swap hatları üzerinden gelişiyor. Diğeri ise 2025’te kurulan yapay zekâ değer zincirinin kritik ülkelerini bir araya getiren Pax Silica. Bu iki ittifakın da NATO benzeri kurumsal bir yapısı veya ortak komuta merkezi yok. Ama birazdan anlatacağım üzere ikisi de değişen dünyada gittikçe NATO kadar önemli konumlara geliyor.</p>
<p>Dolar swap hattı şöyle çalışıyor: Anlaşmaya taraf olan ülkenin merkez bankası, FED’e kendi para biriminden belirli bir tutar veriyor; karşılığında o günkü kur üzerinden dolar alıyor. Vade sonunda işlem, başta belirlenen kur üzerinden tersine çevrilerek dolarlar FED’e iade ediliyor. Bu yönüyle FED ile swap hattına sahip olmak bir ülke için dolar likiditesi sorunu yaşamamayı garanti eden stratejik bir ayrıcalık.</p>
<p>FED swap hatlarını ilk olarak, 2008 krizinde İngiltere, Avrupa, İsviçre ve Japonya merkez bankalarına açmıştı. COVID-19’da Güney Kore, Singapur, Brezilya, Meksika, İsveç, Norveç, Danimarka, Yeni Zelanda ve Avustralya’ya da swap hattı açıldı. Geçen hafta Amerikan Hazine Bakanı Steve Bessent, Körfez Savaşı nedeniyle Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’a swap hattı açılmasının planlandığını açıkladı. Malum, bu ülkeler adeta doların içinde yüzüyor; likidite sorunları yok. Ancak ABD siyaseten dolar swap hatlarını hem stratejik destek olarak görüyor hem de ilgili ülkelerin dolar bağımlılığını sürdürmek için araç olarak kullanıyor. Yani bir bakıma petrol ticaretinin Çin yuanı ile yapılması (petro-yuan) senaryosunun da önüne geçiyor. NATO’nun nükleer şemsiyesi ile doların küresel rezerv para pozisyonu birbirini tamamlayan unsurlar. Hemen belirtelim, COVID-19 krizinin başlarında Türkiye’nin swap hattı talebi FED tarafından reddedilmişti.</p>
<p>Gelelim Pax Silica’ya. Bu ittifakı kuran ABD’nin Ekonomik İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Jacob Helberg ile önceki yıllarda Münih’te bir konferansta tanışmıştım. Geçenlerde gündem olan Palantir manifestosunu anlatan <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trump-ve-entelektuel-kirilganligin-bedeli-45586" target="_blank" rel="noopener">Mart 2025’teki yazımı</a> okursanız, tam olarak orada anlattığım kafa yapısındaki bir adam. Jacob, Pax Silica’yı kurarken bu yeni yapılanmayı yapay zekâ çağının G7’si olarak tanımlamıştı. Nasıl G7 ekonomileri demokrasi ve serbest pazar ekonomisinin korunması ve geliştirilmesinde birbirlerini kolluyorlarsa, Pax Silica üyeleri de yapay zekânın Amerikan değerlerine göre geliştirilmesi konusunda birbirlerini koruyup kollayacak, zor zamanlarda birbirlerine destek olacak.</p>
<p>Pax Silica’nın kurucuları Japonya ve Güney Kore dünyanın başlıca çip üreticileri; Hollanda çip üretiminde kullanılan litografi makinelerinin tek üreticisi; ABD, İngiltere ve İsrail yapay zekâ modellerinin ve bunları çalıştıran çiplerin tasarlandığı merkezler; Avustralya ise çiplerde kullanılan kritik minerallerin en çok bulunduğu memleketlerden biri. İttifaka sonradan (ABD-Çin arasında diplomatik kriz olmasın diye “gözlemci” olarak katılan) Tayvan da diğer büyük çip üreticisi. Sonradan ittifaka Yunanistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan, İsveç, Finlandiya, Filipinler ve Norveç de dahil edildi. Ama ABD henüz Avrupa Birliği ve Kanada’yı yapay zekâ açısından aynı değerler sistemi içinde görmediği için bu iki aktör “gözlemci” statüsünde kaldı. Washington, Avrupa’nın Yapay Zekâ Kanunu (<em>AI Act</em>) gibi aşırı düzenlemeleri olduğu sürece bu konuda Brüksel ile aynı masaya oturmak istemiyor.</p>
<p>Acaba ABD’nin en has müttefikleri kim? Bunun için NATO, swap hatları ve Pax Silica’nın kesişiminde hangi ülkeler var diye bakalım: Avustralya, Finlandiya, Yunanistan, Japonya, Hollanda, Güney Kore ve İngiltere. Bu listeye, yazıya dökülmese de zımni askerî ittifakı herkesçe bilinen İsrail’i de ilave etmek lazım. Aynı zamanda İsrail, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olmasına rağmen ABD’nin en çok dış yardım yaptığı ülkelerin başında geliyor. Öte yandan, Yunanistan nasıl oluyor da bu ittifakların üçünde de kendine yer buluyor, bu da üzerinde düşünülmesi gereken bir soru.</p>
<p>ABD’nin yeni dünyada üç ittifak sistemi var: NATO ile askeri güvenlik, FED swap hatları ile finansal güvenlik ve Pax Silica ile teknoloji güvenliği. Türkiye olarak NATO’da varız, diğerlerinde yokuz. Bu durumun getirebileceği stratejik kırılganlığı anlamamız, ABD ile diplomatik ilişkilerimizi ve Amerikan kurumlarındaki lobi faaliyetlerimizi bu anlayışa göre şekillendirmemiz lazım.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/natoda-variz-dolar-ve-silikon-ittifaklarinda-yokuz-79365</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO’da varız, dolar ve silikon ittifaklarında yokuz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/4-alan-icin-aday-yeka-ilani-yayinlandi-79348</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 17:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Deniz üstü rüzgâr enerjisinde 2035 hedefi 5 bin megavat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’nin ilk deniz üstü rüzgâr Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) için belirlenen 4 alana dair Deniz Üstü Rüzgar Enerjisine Dayalı Aday YEKA İlanı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının resmi internet sitesinde yayınlandı.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alpaslan Bayraktar, 2035 yılına kadar  deniz üstü rüzgar enerjisinde 5 bin megavatlık kapasiteye ulaşmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>Türkiye Rüzgar Enerjisi Kongresi’nin açılış programında konuşan Bakan Bayraktar, önümüzdeki dönemin en stratejik başlıklarından birisinin de deniz üstü rüzgâr enerjisi olacağını belirterek, “Ülkemiz bu alanda çok önemli bir potansiyele sahip. Bakanlık olarak Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört ayrı ‘offshore’ sahası belirledik. İzin süreçlerinin tamamlanmasının ardından Türkiye’nin ilk deniz üstü rüzgâr YEKA yarışmasını gerçekleştireceğiz.” dedi.</p>
<p>Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları Yönetmeliği kapsamında yürütülen çalışmalar neticesinde Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarındaki toplam 4 alan aday YEKA olarak belirlendi. Bu alanların deniz üstü rüzgar enerjisine dayalı YEKA olarak ilan edilmesine yönelik detay çalışmalara başlandı.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/4-alan-icin-aday-yeka-ilani-yayinlandi-79348</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/1/1280x720/bayraktar-1764075025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 4 alan için aday YEKA ilanının yayınlanması hakkında açıklama yapan Bakan Bayraktar, “2035’e kadar deniz üstü rüzgâr enerjisinde 5 bin megavatlık kapasiteye ulaşmayı hedefliyoruz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ey-turkiye-kafkasya-ve-orta-asya-birimlerini-birlestirdi-79346</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 17:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> EY, Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya birimlerini birleştirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>EY, "All in" stratejisi kapsamında Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya iş birimlerini "Eurasia" adı altında tek bir yapılanma altında birleştirdiğini duyurdu.</p>
<p>Bu kapsamında EY Türkiye Ülke Başkanı olarak görev yapan Metin Canoğulları, EY Eurasia Bölge Liderliği görevine getirilirken Güvence Hizmetleri Başkanı Damla Harman ise EY Türkiye Ülke Başkanı olarak atandı.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, profesyonel hizmetler alanında 35 yılı aşkın deneyime sahip olan Canoğulları, lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü'nde, yüksek lisans eğitimini ise Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü'nde tamamladı. Kariyerine Arthur Andersen'da başlayan Canoğulları, 2002'de EY'ye katıldı. EY Türkiye'de Denetim Hizmetleri Şirket Ortağı olarak görev yaptığı dönemde finansal kuruluşlar ile uluslararası ve yerel şirketlere denetim ve danışmanlık hizmetleri sundu. Bankacılık, telekomünikasyon, tüketici ürünleri, perakende ve üretim sektörlerinde uzmanlaşan Canoğulları, Türkiye pazarının büyümesi, aile şirketlerinin gelişimi ve halka arz faaliyetlerinde görev aldı. EY Türkiye Ülke Başkanı olarak 2016'dan bu yana görev yapan Canoğulları, yeni görevinde Eurasia bölgesindeki EY ofislerinin çalışmalarına liderlik edecek. Canoğulları yeni görevinde müşterilere yönelik çözümlerin geliştirilmesi, büyümenin hızlandırılması, verimliliğin artırılması ve teknolojinin etkin kullanımının yaygınlaştırılmasına odaklanacak.</p>
<p>Marmara Üniversitesi mezunu olan Damla Harman da 2001'de EY'de başladığı kariyerinde güvence hizmetleri alanında 25 yılı aşkın deneyim kazandı. EY Türkiye'de Denetim Hizmetleri Şirket Ortağı olarak görev yapan Harman, yerel ve uluslararası finans ve finans dışı şirketlerin denetim ve halka arz süreçlerinde görev aldı. Finansal hizmetler, sermaye piyasaları, bağımsız denetim ve risk yönetimi alanlarında liderlik görevleri üstlenen Harman, bankacılık ve sigortacılık sektörü mevzuat projelerinde de görev yaptı. EY Türkiye Güvence Bölümü'ne 2021'den bu yana liderlik eden Harman, 2025 itibarıyla da EY Europe Central Bölgesi Güvence Hizmetleri liderliği görevini yürüttü. Harman yeni görevinde EY Türkiye'nin tüm hizmet alanları ile pazar faaliyetlerini yönetecek ve küresel "All in" önceliklerinin Türkiye organizasyonunda uygulanmasına liderlik edecek.</p>
<p>Bölge ülkeleri arasında daha yakın iş birliği sağlaması hedeflenen yeni yapılanmanın 1 Temmuz itibarıyla yürürlüğe girmesi planlanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ey-turkiye-kafkasya-ve-orta-asya-birimlerini-birlestirdi-79346</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/6/1280x720/ey-ernst-young-1778768326.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EY, Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya iş birimlerini &quot;Eurasia&quot; adı altında birleştirdi. Şirket, EY Eurasia Bölge Lideri olarak Metin Canoğulları&#039;nı, EY Türkiye Ülke Başkanı olarak da Damla Harman&#039;ı atadı.​​​​​​​ ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-112-milyar-lira-azaldi-79345</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 17:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 112 milyar lira azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 8 Mayıs ile biten haftada yüzde 0,37 ve 112 milyar 44 milyon 207 bin lira azalışla 30 trilyon 478 milyar 540 milyon 484 bin liradan 30 trilyon 366 milyar 496 milyon 277 bin liraya indi.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 1,65 azalarak 16 trilyon 101 milyar 965 milyon 246 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 1,60 yükselişle 10 trilyon 464 milyar 438 milyon lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 270 milyar 572 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 232 milyar 6 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 8 Mayıs itibarıyla 56 milyon dolarlık azalış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri azaldı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 0,58 azalışla 6 trilyon 292 milyar 687 milyon 936 bin liraya indi.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 772 milyar 850 milyon 128 bin lirası konut, 44 milyar 535 milyon 860 bin lirası taşıt, 2 trilyon 407 milyar 525 milyon 545 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 67 milyar 776 milyon 403 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 8 Mayıs ile biten haftada 57 milyar 943 milyon 321 bin lira artarak 24 trilyon 928 milyar 225 milyon 172 bin liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-112-milyar-lira-azaldi-79345</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/5/1280x720/lira-para-1778213523.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB verilerine göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, geçen hafta yaklaşık 112 milyar lira azalarak 30,4 trilyon liraya indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezin-rezerv-artisi-6-milyar-dolari-asti-79343</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 16:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez&#039;in rezerv artışı 6 milyar doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="">
<div class="detail-download-div">
<div class="list-right-menu nav">
<div class="nav-item dropdown">
<div class="borderedDiv">Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Buna göre, 8 Mayıs itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 3 milyar 964 milyon dolar artışla 60 milyar 564 milyon dolara çıktı. Brüt döviz rezervleri, 1 Mayıs'ta 56 milyar 600 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri de 2 milyar 82 milyon dolar artarak 108 milyar 883 milyon dolardan 110 milyar 965 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri 8 Mayıs haftasında bir önceki haftaya göre 6 milyar 46 milyon dolar artarak 165 milyar 483 milyon dolardan 171 milyar 529 milyon dolara çıktı.</p>
<p>TCMB rezervleri Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Tarih</td>
<td>Altın Rezervleri</td>
<td>Brüt Döviz Rezervleri</td>
<td>Toplam Rezervler</td>
</tr>
<tr>
<td>26.01.2024</td>
<td>48.007</td>
<td>89.154</td>
<td>137.161</td>
</tr>
<tr>
<td>23.02.2024</td>
<td>49.271</td>
<td>82.479</td>
<td>131.750</td>
</tr>
<tr>
<td>29.03.2024</td>
<td>54.378</td>
<td>68.748</td>
<td>123.126</td>
</tr>
<tr>
<td>26.04.2024</td>
<td>59.113</td>
<td>64.967</td>
<td>124.080</td>
</tr>
<tr>
<td>31.05.2024</td>
<td>59.740</td>
<td>83.909</td>
<td>143.648</td>
</tr>
<tr>
<td>28.06.2024</td>
<td>58.077</td>
<td>84.833</td>
<td>142.910</td>
</tr>
<tr>
<td>19.07.2024</td>
<td>59.214</td>
<td>94.695</td>
<td>153.910</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2024</td>
<td>60.043</td>
<td>89.329</td>
<td>149.373</td>
</tr>
<tr>
<td>27.09.2024</td>
<td>63.566</td>
<td>93.824</td>
<td>157.390</td>
</tr>
<tr>
<td>25.10.2024</td>
<td>65.894</td>
<td>93.504</td>
<td>159.398</td>
</tr>
<tr>
<td>1.11.2024</td>
<td>66.614</td>
<td>93.005</td>
<td>159.619</td>
</tr>
<tr>
<td>13.12.2024</td>
<td>65.307</td>
<td>98.175</td>
<td>163.482</td>
</tr>
<tr>
<td>24.01.2025</td>
<td>68.232</td>
<td>99.328</td>
<td>167.560</td>
</tr>
<tr>
<td>14.02.2025</td>
<td>72.475</td>
<td>100.677</td>
<td>173.152</td>
</tr>
<tr>
<td>21.03.2025</td>
<td>74.785</td>
<td>88.328</td>
<td>163.114</td>
</tr>
<tr>
<td>04.04.2025</td>
<td>76.422</td>
<td>77.838</td>
<td>154.261</td>
</tr>
<tr>
<td>30.05.2025</td>
<td>83.164</td>
<td>70.026</td>
<td>153.190</td>
</tr>
<tr>
<td>13.06.2025</td>
<td>86.543</td>
<td>72.744</td>
<td>159.289</td>
</tr>
<tr>
<td>25.07.2025</td>
<td>85.223</td>
<td>86.625</td>
<td>171.848</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2025</td>
<td>87.326</td>
<td>91.031</td>
<td>178.357</td>
</tr>
<tr>
<td>05.09.2025</td>
<td>90.931</td>
<td>89.176</td>
<td>180.107</td>
</tr>
<tr>
<td>17.10.2025</td>
<td>111.169</td>
<td>87.273</td>
<td>198.442</td>
</tr>
<tr>
<td>14.11.2025</td>
<td>107.389</td>
<td>80.043</td>
<td>187.432</td>
</tr>
<tr>
<td>26.12.2025</td>
<td>116.894</td>
<td>76.978</td>
<td>193.872</td>
</tr>
<tr>
<td>30.01.2026</td>
<td>133.753</td>
<td>84.405</td>
<td>218.158</td>
</tr>
<tr>
<td>13.02.2026</td>
<td>132.199</td>
<td>79.586</td>
<td>211.784</td>
</tr>
<tr>
<td>06.03.2026</td>
<td>134.707</td>
<td>62.770</td>
<td>197.478</td>
</tr>
<tr>
<td>19.03.2026</td>
<td>116.166</td>
<td>61.292</td>
<td>177.458</td>
</tr>
<tr>
<td>27.03.2026</td>
<td>100.049</td>
<td>55.290</td>
<td>155.339</td>
</tr>
<tr>
<td>17.04.2026</td>
<td>112.647</td>
<td>61.821</td>
<td>174.467</td>
</tr>
<tr>
<td>24.04.2026</td>
<td>110.101</td>
<td>60.951</td>
<td>171.052</td>
</tr>
<tr>
<td>01.05.2026</td>
<td>108.883</td>
<td>56.600</td>
<td>165.483</td>
</tr>
<tr>
<td>08.05.2026</td>
<td>110.965</td>
<td>60.564</td>
<td>171.529</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezin-rezerv-artisi-6-milyar-dolari-asti-79343</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta 6 milyar 46 milyon dolar artışla 171 milyar 529 milyon dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancilardan-3962-milyon-dolarlik-alis-79340</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 16:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancılardan 396,2 milyon dolarlık alım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, 8 Mayıs haftasında 214,5 milyon dolarlık hisse senedi ve 181,7 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) alırken, 34,1 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin 30 Nisan haftasında 43 milyar 625,2 milyon dolar olan hisse senedi stoku, 8 Mayıs haftasında 45 milyar 832,2 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 15 milyar 41,2 milyon dolardan 15 milyar 273,3 milyon dolara çıkarken, ÖST stoku 1 milyar 524,9 milyon dolardan 1 milyar 485,1 milyon dolara indi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancilardan-3962-milyon-dolarlik-alis-79340</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancılardan 396,2 milyon dolarlık alış ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/kkm-35-milyon-lira-azaldi-79338</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 16:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM 35 milyon lira azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 8 Mayıs itibarıyla 76 milyar 141 milyon lira artarak 25 trilyon 554 milyar 504 milyon liradan 25 trilyon 630 milyar 646 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 80 milyar 172 milyon lira azalarak 29 trilyon 168 milyar 265 milyon liradan 29 trilyon 88 milyar 93 milyon liraya geriledi.</p>
<p><strong>Tüketici kredileri 3 trilyon 232 milyar liraya yükseldi</strong></p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı bu dönemde 11 milyar 634 milyon lira artarak 3 trilyon 231 milyar 552 milyon liraya yükseldi. Söz konusu tutarın 773 milyar 586 milyon lirası konut, 44 milyar 649 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 413 milyar 317 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 20 milyar 815 milyon lira artarak 3 trilyon 990 milyar 624 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 1,5 azalışla 3 trilyon 67 milyar 991 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 167 milyar 301 milyon lirasını taksitli, 1 trilyon 900 milyar 690 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 8 Mayıs itibarıyla önceki haftaya göre 9 milyar 56 milyon lira artışla 712 milyar 658 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 537 milyar 625 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları 430 milyon lira artarak 5 trilyon 548 milyar 398 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları (KKM) bakiyesi ise geçen hafta 35 milyon lira azalarak 1 milyar 360 milyon liraya düştü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/kkm-35-milyon-lira-azaldi-79338</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/para-lira-tl-1768481565.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin geçen haftaya ait verilerine göre KKM 35 milyon lira azalışla 1 milyar 360 milyon liraya indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/turkiye-ile-kazakistan-arasinda-13-anlasma-79337</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 16:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye ile Kazakistan arasında 13 anlaşma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Astana'daki Bağımsızlık Sarayı'nda Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev ile baş başa görüşmesi ve Türkiye-Kazakistan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Altıncı Toplantısı'na katılmasının ardından iki ülke arasında çeşitli anlaşmaların imza törenine geçildi.</p>
<p>Bu kapsamda "Türkiye Cumhuriyeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Arasında Ebedi Dostluk ve Ortaklık Bildirisi", Erdoğan ve Tokayev tarafından imzalandı.</p>
<p>Erdoğan ve Tokayev'in huzurunda iki ülke arasında imzalanan diğer anlaşmalar şöyle:</p>
<p>- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması,</p>
<p>- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşma,</p>
<p>- Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Arasında Hukuki Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Protokol,</p>
<p>- Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kazakistan Cumhuriyeti Bilim ve Yüksek Öğretim Bakanlığı Arasında Ortak Burs Programına İlişkin Anlaşma,</p>
<p>- Kazakistan Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı ile Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı Arasında, Kazakistan Cumhuriyeti'nde 2 Türk Maarif Vakfı Okulunun Açılmasına İlişkin Niyet Anlaşması,</p>
<p>- Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti ile TAV Holding Arasında Almatı Uluslararası Havalimanı Yatırım Anlaşması,</p>
<p>- Samruk-Kazyna Anonim Şirketi ile YDA İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi Arasında Hastane İnşaatlarının Finansmanına İlişkin İşbirliği Anlaşması,</p>
<p>- Kazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Ofisi'ne Bağlı Ekonomik Yönetim Yetkisine Sahip Devlet Kuruluşu "Kazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı TV ve Radyo Kompleksi" ile TRT Arasında Radyo ve Televizyon Alanında Mutabakat Zaptı,</p>
<p>- KazMunayGas Milli Şirketi Anonim Ortaklığı ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Arasında Petrol Sahası Hizmetine İlişkin İşbirliği Anlaşması,</p>
<p>- KazMunayGas Milli Şirketi Anonim Ortaklığı ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Arasında Petrol ve Gaz Projelerinin Ortak Geliştirilmesi Konularına İlişkin Mutabakat Zaptı,</p>
<p>- Astana Uluslararası Finans Merkezi ile İstanbul Finans Merkezi Arasında Mutabakat Zaptı,</p>
<p>- ANKA İnsansız Hava Araçlarının Üretimi ve Bakımı için Ortak Girişim Kurulmasına İlişkin Anlaşma.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/turkiye-ile-kazakistan-arasinda-13-anlasma-79337</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/7/1280x720/57-1778765770.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Erdoğan&#039;ın Kazakistan ziyareti kapsamında iki ülke arasında 13 anlaşma imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ajetin-filosuna-6-yeni-ucak-79335</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 16:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> AJet&#039;in filosuna 6 yeni uçak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>AJet'in, büyüme stratejisi doğrultusunda son bir ayda fabrika çıkışlı 6 Boeing 737-8 MAX tipi uçağı filosuna dahil ettiğini duyuruldu.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, "TC-OHP, TC-VFB, TC-VFF, TC-VFG, TC-OHY ve TC-OHV" kuyruk tescilli uçaklar, teslim süreçlerinin tamamlanmasının ardından ABD'nin Seattle kentinden Türkiye'ye getirildi.</p>
<p>Kabin donanımları ve koltuk montajları tamamlanan uçakların bir bölümü, kısa sürede tarifeli seferlerde hizmet vermeye başladı.</p>
<p>Yeni uçaklarla birlikte Ağustos 2025'ten bu yana AJet filosuna katılan fabrika çıkışlı Boeing 737-8 MAX sayısı 24'e ulaştı.</p>
<p>Boeing ve Airbus uçakları filosuna katmaya devam eden AJet, yıl sonunda filosunun yüzde 76'sını yeni nesil uçaklardan oluşturmayı hedefliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ajetin-filosuna-6-yeni-ucak-79335</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/5/1280x720/ajet-1778765485.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AJet, 6 yeni Boeing 737-8 MAX tipi uçağı filosuna kattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/emlak-katilim-ile-icdden-finansman-anlasmasi-79334</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 16:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emlak Katılım ile ICD&#039;den finansman anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Emlak Katılım Bankası AŞ ile İslam Kalkınma Bankası Özel Sektörü Destekleme Kuruluşu (ICD), 30 milyon dolar tutarında "Katılım Bankacılığı Prensipleri ile Uyumlu Finansman Anlaşması" (Line of Financing) imzaladığı bildirildi.</p>
<p>Bankadan yapılan açıklamaya göre, 4 yıllık vadeyle yapılandırılan finansman, ICD'nin Türkiye'deki ilk tematik finansmanı olup, KOBİ'lerin İslami finansmana erişimini genişletmeyi ve İslami Kalkınma Bankası (IsDB) Grubu'nun önemli üye ülkelerinden birinde özel sektör gelişimini güçlendirmeyi amaçlıyor.​​​​​​​</p>
<p>30 milyon dolar tutarındaki "Katılım Bankacılığı Prensipleri ile Uyumlu Finansman Anlaşması", Türkiye Emlak Katılım Bankası AŞ'nin orta vadeli finansman tabanını güçlendirerek, bankanın Türkiye genelinde büyüme ve kalkınma hedeflerini takip eden çok çeşitli küçük ve orta ölçekli işletmelere katılım bankacılığı prensipleriyle uyumlu finansman sağlamasını mümkün kılıyor.</p>
<p>Kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınmaya olan bağlılığının bir parçası olarak, ICD, finansmanın yüzde 50'sini Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) ile uyumlu, ölçülebilir etkiye sahip tematik projelere tahsis etti.</p>
<p>Bu tahsisler, kritik sosyo-ekonomik ve çevresel zorlukların üstesinden gelmeyi, savunmasız nüfusları hedeflemeyi, anlamlı istihdam fırsatlarını teşvik etmeyi, temel hizmetlere erişimi artırmayı, iklim direncini desteklemeyi ve dayanıklı altyapı yoluyla inovasyonu teşvik etmeyi amaçlıyor. Bu işlem, ICD'nin geliştirme stratejisi ve üye ülkeler genelinde özel sektör gelişimini ilerletme taahhüdüyle uyumlu olarak dikkati çekiyor.</p>
<p>Finansman, ICD'nin 56 üye ülkesinde ekonomik etki yaratan katılım bankacılığı prensipleriyle uyumlu finansman araçlarının kullanımına yönelik kesintisiz odağını yansıtıyor.</p>
<p>Finansman, Türkiye'de İslami finansın daha geniş kapsamlı gelişimi açısından da önem taşıyor.</p>
<p>Türkiye'nin katılım bankacılığı sektörü stratejik önem kazanmaya devam ederken, bu nitelikteki çok taraflı kalkınma finansmanı işbirlikleri, ülkenin İslami finans ekosistemini anlamlı ve sürdürülebilir bir şekilde derinleştirmeye katkıda bulunuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/emlak-katilim-ile-icdden-finansman-anlasmasi-79334</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/emlak-katilim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Emlak Katılım Bankası ile ICD, 30 milyon dolar tutarında &quot;Katılım Bankacılığı Prensipleri ile Uyumlu Finansman Anlaşması&quot; imzaladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bu-sene-genel-buyumemize-tarimin-katkisi-pozitif-79331</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 15:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bu zorlu dönemde tarım sektörümüz kalkınma sürecimize büyük bir güç verecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla bir otelde düzenlenen "Türkiye Ziraat Odaları Birliği Danışma Kurulu Toplantısı"na katıldı.</p>
<p>Burada konuşan Yılmaz, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü'nü tebrik ederek, politikalarını şekillendirirken ortak akıl ve istişare ile hareket ettiklerini söyledi.</p>
<p>Tarım sektörünün stratejik bir sektör olduğuna işaret eden Yılmaz, özellikle son dönemlerde yaşanan salgın, savaşlar, iklim değişikliği tartışmaları gibi konularla tarım sektörünün stratejik öneminin daha da arttığını ifade etti.</p>
<p>Yılmaz, "Hem yeterli hem kaliteli hem de erişilebilir, halkın rahat erişebileceği bir gıda, tarım sektörünün olması, gerçekten ülke için, milletin geleceği için çok kritik. Biz de bu anlayışla hareket ediyoruz." şeklinde konuştu.</p>
<p>"Bu sene genel büyümemize tarımın katkısı pozitif olacak ve inşallah bu zorlu dönemde tarım sektörümüz kalkınma sürecimize büyük bir güç verecek" diyen Yılmaz, tarım sektöründe istihdamın da artış kaydetmesini beklediklerini dile getirdi.</p>
<p>Yılmaz, tarım sektöründe yaş ortalamasının giderek yükseldiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Kırsal alana baktığımız zaman 55 yaş üstünün ağırlık kazandığını görüyoruz. Tarım sektöründeki bu gidişatı mutlaka durdurmamız ve geriye doğru çevirmemiz gerekiyor. Bu noktada Tarım ve Orman Bakanlığımızın büyük bir gayret içinde olduğunu biliyorum sizlerle birlikte. Bugünün koşullarını, şartları dikkate alarak gençleri ve kadınları daha fazla tarıma cezbetme yönünde çok güçlü politikalarımız var. Bunları da hayata geçireceğiz.</p>
<p>Bizim tarımdaki temel yaklaşımımız planlı tarım. Bu çok önemli. Tarım sektörü yıldan yıla çok farklılıklar gösterebilmekte. Buradaki beklenti yönetimi önem taşımakta. Giderek iklim değişikliğiyle, artan tüketimle su meselesinin çok daha kritik hale geldiği değerlendirildiğinde, mutlaka planlı tarımı güçlendirmemiz gerekiyor. Bütün destekleme sistemimizi de biz bu çerçevede şekillendiriyoruz ve Tarım Bakanlığımızın ana kavramı bu. Şu anda ana kavram planlı tarım. Dolayısıyla bu konuda da bir süreç başlamış durumda."</p>
<p><strong>"Türkiye tedbirlerini almış durumda"</strong></p>
<p>Bölgede küresel ekonomiyi etkileyen bir savaş yaşandığına işaret eden Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Özellikle Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasıyla birlikte sadece doğal gaz ve petrol değil, gübre açısından da çok sıkıntılı bir tablonun oluştuğunu ifade etmek isterim. Savaşla birlikte özellikle amonyak tedarikinde ciddi sorunlar doğmuş durumda. Yine enerji maliyetlerinin artması, mazot, sulama ve lojistik maliyetlerine yansıyor. Biz, bu maliyetleri sınırlayıcı tedbirler aldık, alıyoruz. Özellikle bu eşel mobil sistemine geçişimizle normalde dünya fiyatlarına baktığınızda mazot fiyatı, petrol fiyatı çok daha yükseğe çıkacaktı ama biz bütçeden bir anlamda vergilerimizden fedakarlık yaparak, vazgeçerek bu etkiyi sınırlandırmış olduk. Bunun da tarım sektörümüze mutlaka yansımaları söz konusu."</p>
<p>Yılmaz, savaşın ilk anlarından itibaren gübre konusunda ihracatın yasaklanması, ithalatın kolaylaştırılması ve stokların yeterli seviyede olmasının, bu sürecin sağlıklı bir şekilde atlatılmasında çok önemli pay sahip olduğuna işaret ederek, "Gübreyle ilgili baktığımızda ülkemizde bir arz problemi yaşanmadığı gibi geçen yıla göre gübre kullanımının arttığını görüyoruz. Rakamlar bunu söylüyor. Bu da bu yıl yine üretimin çok daha yüksek olacağının bir öncü göstergesi niteliğinde. Türkiye bu anlamda tedbirlerini almış durumda." diye konuştu.</p>
<p>Makro politikalarda en önemli gördükleri hususun enflasyonu aşağıya çekmek olduğunu dile getiren Yılmaz, özellikle geniş kitleler açısından konut ve gıda konusunun iki önemli başlık olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>"Gıda arzı, enflasyonla mücadelemize katkı sunuyor"</strong></p>
<p>Yılmaz, 500 bin Sosyal Konut Kampanyası başlattıklarını hatırlatarak, "Enflasyonla mücadelenin sadece para politikasıyla olmadığının farkındayız. Maliye politikamız ve yapısal dönüşümler çok kıymetli ve bu çerçevede arz yönlü tedbirler çok önemli. Bir taraftan da arzı artırmamız gerekiyor. Sosyal konut programımızı Sayın Cumhurbaşkanı'mız başlattı, bu hızla devam ediyor. Bir taraftan da gıda arzını, gıda üretimini artırmamız enflasyonla mücadelemize de doğrudan katkı sunuyor." dedi.</p>
<p>Sulama yatırımlarını çok ciddi ölçüde artırdıklarını belirten Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Tasarruf konusunu ön plana çıkardığımız, kamu harcamalarında çok ciddi sınırlamalar getirdiğimiz bir dönemde sulama harcamalarına hiçbir şekilde sınır koymadık. Tam aksine bu yatırımları artırıcı tedbirler aldık. 2026 yılı reel rakamlarıyla söylüyorum, enflasyondan arındırılmış halde, 2020 yılında reel olarak 51,2 milyar lira olan sulamaya verdiğimiz revize ödenek, 2025 yılında 173,1 milyar lirayla zirve yapmıştır. Enflasyon karşısında yatırımların reel gücünün sadece korunmakla kalmayıp, katlanarak artırılması, sahada yürüyen projelerin hız kesmeden devam etmesini sağlamıştır.</p>
<p>2026 yılında sulama yatırımları için başlangıç ödeneğimiz 146,4 milyar lira seviyesinde. Ancak önemle ifade etmek isterim ki 2026 henüz tamamlanmadı. Yıl içinde özellikle sahadaki projelerin ivmesine bakarak sağlayacağımız ek ödeneklerle halihazırdaki rakamın çok daha yüksek noktalara çıkmasını bekliyoruz. 2020-2025 döneminde 633 bin hektar tarım arazisini modern sulama imkanlarıyla buluşturduk ve gıda güvenliğimize bu anlamda çok ciddi bir katkı sunmuş olduk. 2020 yılında sulama yatırımlarının toplam kamu yatırımları içindeki payı sadece yüzde 4,45 iken 2026 yılında bu pay yüzde 7,62 seviyesine yükselmiş durumda."</p>
<p><strong>"İlk aşamada 750 milyon dolarlık kredi anlaşması"</strong></p>
<p>Yılmaz, toplam tarım bütçesinin bu yıl 938 milyar Türk lirası olduğunu hatırlatarak, gelecek dönemde de sulama projelerini yine öncelikli alan olarak görmeye devam edeceklerini söyledi.</p>
<p>Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun (TKDK) uyguladığı hibe programıyla bugüne kadar 27 binden fazla projeye toplam 2 milyar avro destek sağlandığını, bunlarla 4,2 milyar avro tutarında yatırımın harekete geçirildiğini, 107 bin civarında istihdamın oluşturulduğunu aktaran Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"TKDK tarafından Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi gündemimizde. Bunu hayata geçireceğiz. Yatırım tutarının yüzde 80'ine kadar geri ödemeli finansman desteği sağlayacak, 24 ay ödemesiz, 7 yıla kadar vadeli ve proje büyüklüğüne göre 10 milyon dolara kadar projeleri finanse edecek bir kaynaktan bahsediyoruz. Bir taraftan da Kredi Garanti Fonu 500 milyon dolar tutarında çiftçilerin finansmana erişimine destek sağlayacak. Özellikle birincil üretim yapan çiftçilerin.</p>
<p>Bu programın hayata geçirilmesiyle beklentimiz 250 bin civarında yeni istihdam oluşması, 5 bin yeni tesisin ülkemize kazandırılması, tarım sektörümüzün ölçek büyütmesi, daha verimli ve daha rekabetçi bir şekilde faaliyetlerini sürdürmesi ve bütün bunların sonucunda da 10 milyar dolar civarında bir ihracat potansiyeli oluşturulmasıdır. Bu tabii hemen gerçekleşmeyecek, belli bir süreç içinde. İlk aşamada 750 milyon dolar tutarındaki kredi anlaşmasının ağustos ayı içinde imzalanmasını bekliyoruz. Eylül ayında ise ilk proje teklif çağrılarına çıkılmasını hedefliyoruz."</p>
<p><strong>"TMO 20 milyon tonluk depolama kapasitesiyle hazır"</strong></p>
<p>Toplantıda konuşan Yumaklı da, tarım sektörünün sadece bir üretim faaliyeti değil, strateji ve planlama işi olduğunu söyledi.</p>
<p>İklim değişikliği ve bölgesel gerilimlerin küresel üretim maliyetlerini ve tedarik zincirlerini doğrudan etkilediğine işaret eden Yumaklı, "Tarım ve Orman Bakanlığı olarak tüm adımlarımızı bu gerçeklere göre planlı ve programlı şekilde atıyoruz. Tarımı teknolojiyle birleştirmek artık bir zorunluluktur." diye konuştu.</p>
<p>Yumaklı, Türkiye'de tarım adına gelecek vizyonunu pekiştiren gelişmeler yaşandığını bildirerek, 7 aylık verilere bakıldığında son 66 yılın en yağışlı yılının yaşandığını, barajlardaki ortalama doluluk oranının yüzde 75'lerin üzerine çıktığını söyledi.</p>
<p>Bu yıl sulamayla ilgili problemin olmayacağına dikkati çeken Yumaklı, konuşmasına şöyle devam etti:</p>
<p>"Geçen sene zirai don ve kuraklıkla düşen üretimimiz bu sene toparlanacak, hatta bazı ürünlerde rekorlar kıracağımızı söyleyebilirim. Toprak Mahsulleri Ofisimiz (TMO) de yeni hasat dönemine 20 milyon tonluk depolama kapasitesiyle hazır. İki yıl önce başlattığımız, meyvelerini almaya başladığımız üretim planlamamızı güçlendirerek devam ettiriyoruz. İki yıl önce başlattığımız hayvancılıkta yol haritamızı uygulamaya devam ediyoruz. Yeni destekleme modelimizi de kadınları ve gençleri ön plana alacak şekilde sisteme entegre ettik."</p>
<p>Yumaklı, ziraat odalarıyla işbirliğini daha da ileriye götürmek için gayret ettiklerini belirterek, Çiftçi Kayıt Sistemi veri girişi ve kabul işlemlerinin yürütülmesine için TZOB ile bir protokol imzaladıklarını anımsattı.</p>
<p>İlk etapta uygulamanın üç ilde başladığını ve geçen yıl il sayısının 21'e çıktığını anlatan Yumaklı, bu yıl hazır olan odaları da sisteme dahil edeceklerini söyledi.</p>
<p>Yumaklı, IPARD kapsamında hayata geçirdikleri "danışmanlık hizmetleri" ile ziraat odalarında görev yapan 600'ün üzerinde uzman danışmana eğitim desteği vermeye devam edeceklerini bildirdi.</p>
<p><strong>"Algı operasyonlarının üreticilerimizin moralini bozmasına izin vermeyeceğiz"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan "Türkiye Tarım ve Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi"nin sektörde yeni sayfa açtığını dile getiren Yumaklı, şunları kaydetti:</p>
<p>"Proje kapsamında krediye erişim sorunu yaşayan ve birincil üretim yapan çiftçilerimiz için yaklaşık 500 milyon dolarlık kredi hacmi oluşturulması konusunu uygulamaya başlayacağız. Yaklaşık 400 bin çiftçimizin ürünlerini pazarlayabilecekleri yeni kanallar oluşturulacak. Öngörümüz 250 bin vatandaşımıza istihdam sağlanacak. Ancak birilerinin, 'tarım bitti' diyerek çiftçilerimizi moralini bozmaya ve tüketicimizi tedirgin etmeye devam ettiğini görüyoruz. Bu algı operasyonlarının üreticilerimizin moralini bozmasına izin vermeyeceğiz. Dezenformasyonla moral bozmaya çalışanlara bu sektörün verdiği en büyük cevap, tarladaki üretim, stoklarımızdaki doluluk ve burada sergilediğimiz sarsılmaz birlikteliktir."</p>
<p><strong>"TMO'nun alım fiyatlarını açıklamasını bekliyoruz"</strong></p>
<p>TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar da üretim döneminin başladığı Ekim 2025'ten itibaren ülke genelinde yağışların normalin üzerinde gerçekleştiğini ve ekim alanlarındaki artışın, buğday ve arpa üretiminde bereketi beraberinde getirdiğini söyledi.</p>
<p>Artan nem oranının, bazı bölgelerde pas hastalığının artmasına yol açtığını ve sahada üreticilerin bu hastalıkla mücadelesinin devam ettiğini anlatan Bayraktar, şunları söyledi:</p>
<p>"Öte yandan bölgemizde artan jeopolitik gerilim nedeniyle başta mazot ve gübre olmak üzere girdi maliyetlerimiz yükselmiştir. Üreticilerimizin bir sonraki sezon hazırlığında endişelerinin giderilmesi ve emeğinin korunması için TMO'nun, üretim maliyetlerindeki yüksek artışlar ve refah payını göz önünde bulundurarak alım fiyatlarını açıklamasını bekliyoruz."</p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından sektör temsilcilerinin de söz alacağı toplantı basına kapalı devam etti.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bu-sene-genel-buyumemize-tarimin-katkisi-pozitif-79331</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/1/1280x720/67-1778763869.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Ziraat Odaları Birliği Danışma Kurulu Toplantısı&#039;nda konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, &quot;Bu sene genel büyümemize tarımın katkısı pozitif olacak ve inşallah bu zorlu dönemde tarım sektörümüz kalkınma sürecimize büyük bir güç verecek.&quot; dedi. Bakan Yumaklıda, &quot;Toprak Mahsulleri Ofisimiz de yeni hasat dönemine 20 milyon tonluk depolama kapasitesiyle hazır.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/havacilik/uraloglu-rize-artvin-havalimani-4-yilda-42-milyon-yolcuya-hizmet-verdi-79330</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 15:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Rize-Artvin Havalimanı 4 yılda 4,2 milyon yolcuya hizmet verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Rize-Artvin Havalimanı'nın açılışının 4. yıl dönümü dolayısıyla açıklama yaptı.</p>
<p>Uraloğlu, havalimanının deniz dolgusu üzerine inşa edilen ve hizmete açıldığı 14 Mayıs 2022'den bu yana bölgeye önemli katkı sağladığını belirterek, "Havalimanımız, açıldığı günden bu yana 4,2 milyon yolcuya hizmet vererek Rize ve Artvin'in toplam nüfusunun 8 katı kadar yolcu ağırladı. Havalimanımız, çay bardağı temalı hava trafik kontrol kulesi, terminal binasındaki Çay Müzesi ve Karadeniz mimarisiyle sadece bir ulaşım noktası değil, aynı zamanda bölgenin sembol yapılarından biridir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, Rize-Artvin Havalimanı'nın Türkiye'nin deniz üzerine inşa edilen 2'nci, dünyanın da 5'inci havalimanı olma özelliğini taşıdığını kaydetti.</p>
<p>Havalimanının, sahip olduğu altyapı, ulaşım kabiliyeti ve mimari kimliği ile bölge insanına, turizme ve ticarete uzun yıllar hizmet edecek önemli bir proje olduğuna da dikkati çeken Uraloğlu, "2026'nın ilk 4 ayında Rize-Artvin Havalimanı'nı kullanan yolcu sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29 artışla 392 bin 466'ya ulaştı." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Uraloğlu, Rize'nin Pazar ilçesinde, 100 milyon ton deniz dolgusu üzerine inşa edilen havalimanının 3 bin metre uzunluğunda ve 45 metre genişliğinde piste ve 7 uçak kapasiteli aprona sahip olduğuna işaret ederek, "2026'nın ocak-nisan döneminde havalimanımızda gerçekleşen toplam uçak trafiği, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29 artarak 2 bin 810'a ulaştı. Son 4 yılda ise 29 bini aşkın uçuşu başarıyla yönettik." bilgisini paylaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/havacilik/uraloglu-rize-artvin-havalimani-4-yilda-42-milyon-yolcuya-hizmet-verdi-79330</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/0/1280x720/rize-artvin-havalimani-1778763289.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 2022&#039;de açılan Rize-Artvin Havalimanı&#039;nın toplamda 4,2 milyon yolcuya hizmet verdiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/kuveyt-turkten-ilk-ceyrekte-155-milyar-lira-konsolide-net-kar-79328</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 15:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuveyt Türk&#039;ten ilk çeyrekte 15,5 milyar lira konsolide net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kuveyt Türk, 2026 yılının ilk çeyreğine ait konsolide finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Bu dönemde, bankanın kullandırdığı fon büyüklüğü geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 49 artışla 755 milyar liraya ulaşırken, konsolide aktif büyüklüğü 1,59 trilyon lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bankanın donuk alacaklar oranı yüzde 2,65 seviyesinde gerçekleşirken, cari hesabın toplanan fonlar içerisindeki payı yüzde 63 oldu.</p>
<p>Yıllıklandırılmış ortalama öz kaynak karlılığı yüzde 43 seviyesinde gerçekleşirken, yasal limiti yüzde 12 olan sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 17,34 olarak gerçekleşti. Bankanın öz kaynakları ise 150 milyar liraya ulaştı.</p>
<p>Katılım finans prensipleri doğrultusunda geliştirdiği yenilikçi ürün ve hizmetlerle müşterilerine hizmet veren Kuveyt Türk'ün toplam fonlama tabanı büyüklüğü 1,22 trilyon lira seviyesine yükseldi.</p>
<p>Aktif büyüklük açısından bankacılık sektöründeki konumunu koruyan Kuveyt Türk, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 32 artışla 15,5 milyar lira konsolide net kar elde etti.</p>
<p><strong>"Müşterilerimiz için güvenilir ve çözüm odaklı bir iş ortağı olmaya devam edeceğiz"</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a05c31176c7c-1778762513.jpg" alt="" width="600" height="375" /></strong>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Kuveyt Türk Genel Müdürü Ufuk Uyan, 2026'nın ilk çeyreğinde, küresel belirsizliklerin ve makroekonomik dalgalanmaların devam ettiği bir ortamda, dengeli ve sürdürülebilir büyüme yaklaşımlarını koruduklarını belirtti.</p>
<p>Uyan, katılım finans ilkeleri doğrultusunda reel ekonomiyi destekleyen bir bilanço yapısını sürdürürken, özellikle üretim, ihracat ve KOBİ odaklı finansmanlarıyla ekonomiye katkı sağlamaya devam ettiklerini anlattı.</p>
<p>Dijitalleşme yatırımlarını ve süreçlerini sadeleştirme odaklı çalışmaları sayesinde müşteri deneyimini güçlendirdiklerinin altını çizen Uyan, iştirakleriyle sundukları bütüncül hizmet yapısının da finansal performanslarına olumlu yansıdığını aktardı.</p>
<p>Uyan, gelecekte de güçlü sermaye yapıları, yüksek aktif kaliteleri ve temkinli risk yönetimi anlayışlarıyla büyümelerini sağlıklı bir zeminde sürdürmeyi hedeflediklerinin altını çizerek, "Katılım finans modelinin sunduğu değer önerisiyle müşterilerimiz için güvenilir ve çözüm odaklı bir iş ortağı olmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/kuveyt-turkten-ilk-ceyrekte-155-milyar-lira-konsolide-net-kar-79328</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/8/1280x720/kuveyt-turk-1778762501.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuveyt Türk&#039;ün, yılın ilk çeyreğinde 15,5 milyar lira konsolide net kâr elde ettiği açıklandı. Genel Müdür Ufuk Uyan, &quot;Önümüzdeki dönemde de güçlü sermaye yapımız, yüksek aktif kalitemiz ve temkinli risk yönetimi anlayışımızla büyümemizi sağlıklı bir zeminde sürdürmeyi hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-bolgesi-tarim-urunleri-ihracatinda-75-milyar-dolari-asti-79323</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 14:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege Bölgesi tarım ürünleri ihracatında 7,5 milyar doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İklim krizinin üretimi zorladığı, pek çok üründe rekolte kayıplarının yaşandığı dönemde üreticiyle ihracatçının kurduğu güçlü bağlar sayesinde Türkiye'nin tarım sektöründe ihracatını artırmayı başardığı bildirildi. Ege İhracatçı Birlikleri'nden yapılan açıklamaya göre, Türkiye’nin tarım ürünleri ihracatı son 1 yıllık dönemde yüzde 1,3’lük artışla 36 milyar 173 milyon dolardan 36 milyar 654 milyon dolara ilerledi. Tarım ürünleri ihracatında Türkiye’nin lideri olan Ege Bölgesi’nin tarım ürünleri yüzde 1’lik artışla 7 milyar 431 milyon dolardan 7 milyar 532 milyon dolara yükseldi. 2025 yılında tarım sektörü yüzde 8,8 oranında küçülse de tarım ürünleri ihracatı artışını korudu.</p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri’nin, kuru meyveden zeytinyağına, su ürünlerinden tıbbi ve aromatik bitkilere, meyve sebzeden tütüne, meyve sebze mamullerinden hububat bakliyat yağlı tohumlara kadar geniş bir yelpazede üretim yapan Türk çiftçisinin ürünlerini dünyanın dört bir tarafına ulaştırarak Türkiye’ye 7,5 milyar doların üzerinde döviz kazandırdığını dile getiren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, Türkiye’nin 36 milyar dolarlık tarım ürünleri ihracatından yüzde 22 pay aldıklarını vurguladı.</p>
<p>Öztürk, “2025 yılında mart ve nisan aylarında yaşanan ve 38 ilde etkili olan soğuk hava, dolu, don Türkiye’nin tarımsal üretimine ciddi zarar verse de Türkiye, tarım ihracatçılarının başarılı pazarlama stratejisi sayesinde ihracatta artıda kalmayı başardı. Çiftçilerin doğal afetlerde zararlarının minimuma inmesi için tarım sigortası bu süreçte hayati önem kazanmış durumda. Zararları minimuma indirmek için tarımsal üretimi örtü altına almayı gündemimize almalıyız” dedi.</p>
<p>Öztürk, Ege Bölgesi’nda çiftçiler ile ihracatçılar arasında yakalanan uyumunun ihracatta başarıyı getirdiğini, İzmir’de kurulma aşamasında olan 4 tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgelerinin itici gücüyle günümüzde Ege Bölgesi’nde 7,5 milyar dolar seviyesinde olan tarım ürünleri ihracatının 10 milyar doların önümüzdeki 5 yıllık vadede yakalanacağına inandıklarını dile getirdi.</p>
<p>“Her yıl 14 Mayıs’ta kutlanan Dünya Çiftçiler Günü, toprağı emekle buluşturarak üretimi sürdüren, ülkemizin gıda arz güvenliğinin teminatı olan çiftçilerimize duyduğumuz saygı ve minnetin en anlamlı göstergelerinden biridir” ifadelerini kullanan Öztürk, “Çiftçilerimizin emeği olmadan sürdürülebilir üretimden ve güçlü ihracattan söz etmek mümkün değil. Çünkü tarım ve gıda sektörü durursa hayat durur. Tarım; gıda güvencesi, sürdürülebilir kalkınma ve toplumsal refah demek. Gıda güvencemizi sağlayanlar ise fedakârca çalışan, üreten ve ülkesine değer katan çiftçilerimiz. Bu nedenle üreticilerimizin desteklenmesi, tarımsal üretimin devamlılığı açısından büyük önem taşıyor.   Sektörümüz, küresel iklim değişikliği, kuraklık riski ve artan girdi maliyetleri gibi zorlu koşullara rağmen, çiftçilerimizin özverili çalışmaları sayesinde üretim gücünü korumayı başardı.  Türkiye geneli hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri ihracatı 2025 yılında 12 milyar 367 milyon dolar seviyesine ulaştı” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-bolgesi-tarim-urunleri-ihracatinda-75-milyar-dolari-asti-79323</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/3/1280x720/ege-bolgesi-tarim-urunleri-ihracatinda-75-milyar-dolari-asti-1778759041.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, Türkiye’nin 36 milyar dolarlık tarım ürünleri ihracatından yüzde 22 pay aldıklarını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-kredileri-yeterli-degil-alternatif-modeller-daha-cok-gundeme-gelecek-79322</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 14:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Konut kredileri yeterli değil, alternatif modeller daha çok gündeme gelecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>İnşaat, arsa üretimi, enerji gibi sektörde faaliyet gösteren SOA Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Artukoğlu, sektörde önemli bir dönüşüm yaşandığını söyledi.</p>
<p>Gayrimenkul sektöründe yalnızca üretim tarafını değil, finansmana erişim tarafını da yeniden düşünmek gerektiğini bildiren Artukoğlu, “Yüksek faiz ortamı, geleneksel konut kredisi modelinin geniş kitleler için yeterince işlevsel olmadığını gösteriyor. Bu nedenle daha esnek, daha ulaşılabilir ve tüketici ihtiyaçlarına göre şekillenen finansman modellerinin önümüzdeki dönemde daha fazla gündeme geleceğini düşünüyoruz” dedi.</p>
<p>Özellikle geliştirici destekli çözümler ve alternatif ödeme planlarının, sektörde talebi dengeleyici bir rol üstlenmesi beklendiğini dile getiren Artukoğlu, kamu ve özel sektör iş birliklerinin bu süreçte belirleyici olabileceğini aktardı.</p>
<p>Yalçın Artukoğlu, önümüzdeki dönemde daha küçük metrekareli, ulaşılabilir fiyatlı konut projelerinin yanı sıra, farklı ödeme seçenekleri sunan yeni nesil projelerin artması beklendiğini kaydetti.</p>
<p>Artan inşaat maliyetleri, yüksek kredi faizleri ve sınırlı arzın, Türkiye’de konuta erişimi her geçen gün daha da zorlaştırdığının altını çizen Artukoğlu, “Özellikle son dönemde kira artışlarının hız kazanması ve konut kredisi faiz oranlarının yüksek seyretmesi, hem yatırımcıların hem de ilk kez ev sahibi olmayı planlayanların farklı arayışlara yönelmesine neden oluyor” dedi.</p>
<p>Sektör verilerinin, konut satışlarında hareketliliğin devam ettiğini ancak ipotekli satışların toplam içindeki payının düşük seviyelerde kaldığını ortaya koyduğunu belirten Artukoğlu, “Bu tablo, krediye erişimde yaşanan zorlukların piyasayı doğrudan etkilediğine işaret ediyor. Uzmanlar, mevcut finansman yapısının geniş kitleler için yeterince kapsayıcı olmadığına dikkat çekiyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yalçın Artukoğlu, “Gayrimenkul sektöründe bu gelişmelerle birlikte alternatif finansman modelleri daha fazla konuşuluyor. Paylaşımlı mülkiyet, kira öder gibi sahiplik sistemleri ve geliştirici destekli ödeme planları, özellikle erişilebilirlik sorununun çözümünde öne çıkan başlıklar arasında değerlendiriliyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-kredileri-yeterli-degil-alternatif-modeller-daha-cok-gundeme-gelecek-79322</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/2/1280x720/soa-yalcin-artukoglu-1778757118.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek faiz ortamının, geleneksel konut kredisi modelinin geniş kitleler için yeterince işlevsel olmadığını belirten SOA Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Artukoğlu, &quot;Bu nedenle daha esnek, daha ulaşılabilir ve tüketici ihtiyaçlarına göre şekillenen finansman modellerinin önümüzdeki dönemde daha fazla gündeme geleceğini düşünüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ardic-sirketler-kisilerle-kurulur-ama-sistemlerle-yasar-79321</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 13:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ardıç: Şirketler kişilerle kurulur ama sistemlerle yaşar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aile şirketlerinde sürdürülebilir büyüme, kurumsal yönetim, profesyonelleşme, kuşaklar arası geçiş ve şirketlerin uzun vadeli rekabet gücünün artırılması başlıklarının ele alındığı “Aile Şirketlerinde Kurumsallaşma Paneli”, Ankara Sanayi Odası (ASO) ile TAİDER iş birliğinde yapıldı.</p>
<p>Konuşmasında aile şirketlerini ağaca benzeten ASO Başkanı Seyit Ardıç, kurucu kuşağın kök olduğunu, ikinci kuşağın gövde ve dal olarak büyüme, yayılma ve yeni yönetimi, üçüncü kuşağın ise geleceği temsil ettiğini bildirdi.</p>
<p>Türkiye’de şirketlerin yüzde 95’ini oluşturan aile şirketlerinin, istihdamın yüzde 75’inin bu şirketler tarafından sağlandığını kaydederek, “Aile şirketlerinin yaklaşık yüzde 30’u ikinci kuşağa, sadece yüzde 10 ila 15’i üçüncü kuşağa ulaşabiliyor. Yani şirket kurmanın, üretmenin ve istihdam sağlamanın yanında; bu birikimi kuşaklar boyunca yaşatabilecek bir yönetim kültürü oluşturabilmek de son derece önemlidir” dedi.</p>
<p>Aile şirketlerinde yetki devrinin yazılı kurallara bağlanmadığı için şirket geleceğini  kişisel ilişkilerin belirlediğini söyleyen Ardıç, “Oysa şirketler kişilerle kurulur, ama sistemlerle yaşar. Kurumsallaşma da tam olarak budur; aile bağlarını güçlendiren ve geleceğe taşıyan bir yapıdır. Bu yapının olmadığı yerde belirsizlik oluşur. Belirsizlik ise şirket yönetimindeki en pahalı maliyetlerden biridir”  ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ardıç, dünyada yaşanan teknolojik dönüşümün şirketleri daha planlı ve sistemli hareket etmeye zorladığını vurgulayarak, veri yönetimi, hız, kalite standardı ve kurumsal güvenin artık şirketlerin kaderini belirleyen unsurlar haline geldiğini söyledi.</p>
<p>Organizasyon yapısını netleştiren, yetki ve sorumlulukları açıkça tanımlayan şirketlerin daha güçlü olacağını söyleyen Seyit Ardıç, “Kurumsallaşma doğrudan rekabet gücünü belirleyecektir. Kurumsallaşan şirket; finansmana daha kolay erişir, nitelikli insan kaynağını bünyesine katar, uluslararası pazarlarda daha güvenilir bir konum elde eder ve kriz dönemlerinde daha dirençli olur” diye konuştu.</p>
<p>ASO’nun hazırladığı Aile Anayasası Rehberi’nin çok önemli olduğunu kaydeden Ardıç,  “ASO Aile Anayasası Rehberi”nin önemine de değinen Başkan Ardıç, “Aile anayasası bir belge olmanın ötesinde, şirketin geleceğine ilişkin ortak akıldır” dedi.</p>
<p>TAİDER Başkanı Gülfem Yorgancılar Perçin de konuşmasında TAİDER’in; aile şirketlerinin sürdürülebilirliği, kurumsal yönetim anlayışının güçlendirilmesi ve kuşaklar arası geçiş süreçlerine yönelik yürüttüğü çalışmalara değinerek derneğin faaliyetleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ardic-sirketler-kisilerle-kurulur-ama-sistemlerle-yasar-79321</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/2/1280x720/ardic-1769335190.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, aile şirketlerinin sürdürülebilirliğinde kurumsallaşmanın hayati önem taşıdığını belirterek, “Şirketler kişilerle kurulur, ama sistemlerle yaşar. Kurumsallaşma da tam olarak budur; aile bağlarını güçlendiren ve geleceğe taşıyan bir yapıdır.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/chpli-akay-dezenflasyon-programi-guven-kaybi-uretiyor-79320</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 13:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP&#039;li Akay: Dezenflasyon programı güven kaybı üretiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>CHP Karabük Milletvekili Meclis Plan Bütçe Komisyonu üyesi Cevdet Akay, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) enflasyon tahminini yukarı yönlü güncellemesine tepki gösterdi.</p>
<p>2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 16’dan yüzde 24’e yükseltmesinin, uygulanan ekonomi programının hedeflerinden ciddi şekilde koptuğunu ortaya koyduğunu ifade eden Akay, “Üstelik bu revizyon, yılın ilk yarısı dolmadan yapılan ikinci yukarı yönlü düzeltmedir” değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>[post-79311]</p>
<p>CHP’li Akay, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p> “Bu sadece bir “tahmin güncellemesi” değildir. Bu durum; para politikasının beklenti yönetiminde başarısız olduğunu, fiyatlama davranışlarının bozulduğunu ve enflasyon ataletiyle mücadelenin sonuç vermediğini göstermektedir.</p>
<p>Çünkü bir ekonomide Merkez Bankası’nın temel görevi sadece faiz belirlemek değil, enflasyon beklentilerini çıpalamaktır. Bugün gelinen noktada ise bırakın beklentilerin çıpalanmasını, bizzat Merkez Bankası kendi hedeflerine güvenemez hâle gelmiştir.</p>
<p>Faiz artırımlarına rağmen;  gıda enflasyonu kontrol altına alınamıyor, hizmet enflasyonu katılaşmış durumda,  kur geçişkenliği devam ediyor, üretici maliyetleri tüketiciye yansımayı sürdürüyor.</p>
<p>Daha da önemlisi, sürekli revize edilen hedefler piyasanın fiyatlama davranışını bozuyor. Çünkü üretici de esnaf da yatırımcı da artık açıklanan hedeflere değil, gerçekleşecek yüksek enflasyona göre pozisyon alıyor. Sonuç olarak ekonomi yönetiminin “dezenflasyon programı” güven üretmek yerine güven kaybı üretiyor. Bugün yüzde 24’e çıkarılan hedef, aslında vatandaşın aylardır yaşadığı gerçeğin resmî kabulünden başka bir şey değildir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/chpli-akay-dezenflasyon-programi-guven-kaybi-uretiyor-79320</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/9/1280x720/cevdet-akay-1752677920.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası’nın yıl sonu enflasyon tahminini yüzde yüzde 24’e yükseltmesinin, uygulanan ekonomi programının hedeflerinden ciddi şekilde koptuğunu ortaya koyduğunu belirten CHP Milletvekili ve Meclis Plan Bütçe Komisyonu üyesi Cevdet Akay, “Üstelik bu revizyon, yılın ilk yarısı dolmadan yapılan ikinci yukarı yönlü düzeltmedir.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-enflasyon-icin-ara-hedef-tahminini-yukseltti-79311</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 11:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası, yıl sonu enflasyon tahminini yükseltti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, yılın ikinci Enflasyon Raporu'nun tanıtımı amacıyla İstanbul Finans Merkezi'ndeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Yerleşkesi'nde düzenlenen bilgilendirme toplantısında konuştu.</p>
<p>Küresel büyüme görünümüne ilişkin beklentilerin jeopolitik gelişmelerin etkisiyle zayıfladığını belirten Karahan, bu nedenle, 2026 yılı için dış talep varsayımlarını aşağı yönde güncellediklerini ifade etti.</p>
<p>İkinci güncellemelerinin petrol ve ithalat fiyatlarıyla ilgili olduğunu dile getiren Karahan, "Jeopolitik gerilimin bir sonucu olarak petrol fiyatlarında kuvvetli artışlar gözlendi. Sürecin seyrine ilişkin belirsizlik devam etmekle birlikte petrol fiyatlarının yıl içinde kademeli olarak azalacağını varsaydık." diye konuştu.</p>
<p>Karahan, bu çerçevede, petrol fiyatlarıyla beraber ithalat fiyatlarına ilişkin varsayımlarını belirgin şekilde yukarı yönlü güncellediklerini söyledi.</p>
<p>Bunlara ek olarak, gıda fiyatları varsayımlarını gerçekleşme ve tarımsal emtia fiyatlarındaki görünüm kaynaklı olarak yükselttiklerini kaydeden Karahan, "Tahminlerimizi oluştururken, para politikası duruşunun önceki rapor dönemine göre daha uzun süre daha sıkı kaldığı bir görünüm esas aldık. Ayrıca, ekonomi politikalarındaki eşgüdümün de devam edeceği varsayımını yansıttık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Geçen yılın üçüncü Enflasyon Raporu toplantısında, ara hedeflerin değiştirilmesinin ancak rapor dönemleri arasında olağanüstü güncellemeler olması halinde mümkün olacağının iletişimini yaptıklarını belirten Karahan, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Mevcut rapor döneminde, yaşanan olağandışı jeopolitik gelişmelerin etkisiyle varsayım setimizde olağanüstü güncellemeler yapmış olduk. Dolayısıyla bu dönemde ara hedeflerimizde güncellemeye gitmek durumunda kaldık. Bu doğrultuda, 2026 yılı ara hedefimizi yüzde 24’e, 2027 yılı ara hedefimizi yüzde 15’e, 2028 yılı ara hedefimizi ise yüzde 9 seviyesine yükselttik."</p>
<p>Karahan, savaş ve yüksek belirsizlik ortamının ara hedeflerdeki güncellemelerin yanı sıra "tahmin belirsizliğinin iletişimine dair yeniden gözden geçirmeleri de beraberinde getirdiğini vurguladı.</p>
<p>Son yıllarda pandemiden savaşa kadar uzanan bir yelpazede yaşanan arz şoklarının sık ve derin nitelikleriyle yapısal kırılmalara ve artan belirsizliklere yol açtığını ifade eden Karahan, bunun ise tahmin aralıklarının mevcut ve gelecek belirsizlikleri ölçme yeterliliğine dair tartışmalara yol açtığını dile getirdi.</p>
<p>Karahan, içinden geçilen şokun savaş gibi uç bir olay olduğu da düşünüldüğünde, büyük ölçekli ve doğrusal olmayan etkilerin de resme girdiğini eklemek gerektiğini söyledi.</p>
<p>Geçen yıllara bakıldığında, böylesi karmaşık şok ortamlarında, birçok merkez bankasının iletişiminde tahmin aralığı yaklaşımına ara verdiğinin göze çarptığını belirten Karahan, şunları kaydetti:</p>
<p>" Pandemi sonrası dönemde “betimsel risk anlatımı” ve “senaryolara” yer veren merkez bankalarının sayısı artış göstermekte. Bu bağlamda biz de içinden geçtiğimiz yüksek belirsizlik ortamında “tahmin aralığı iletişimine” ara vermenin yerinde bir yaklaşım olduğunu değerlendiriyoruz. Dolayısıyla bu rapor döneminde bir iletişim revizyonu eşliğinde, baz senaryo altında nokta tahminlerimizi ve kurul tarafından öne çıktığı değerlendirilen risk unsurlarını paylaşıyoruz. Enflasyonun 2026 yıl sonunda yüzde 26, 2027 yıl sonunda ise yüzde 15 olarak gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz. Enflasyonun 2028 yıl sonunda yüzde 9’a geriledikten sonra orta vadede enflasyon hedefi olan yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanacağını öngörüyoruz."</p>
<p><strong>"Petrol fiyatlarının yüksek kalması yukarı yönlü risklerin başında geliyor"</strong></p>
<p>Karahan, savaşın gidişatına bağlı olarak petrol fiyatlarının temel varsayımlara göre daha uzun süre daha yüksek kalmasının yukarı yönlü risklerin başında geldiğini ifade etti.</p>
<p>Diğer taraftan, savaşın gidişatının daha ılımlı olması durumunda petrol fiyatlarının temel varsayımlardan düşük kalarak enflasyon üzerinde aşağı yönlü etki yapabileceğini ifade eden Karahan, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Doğal gazda enerji arz güvenliğine ve Avrupa LNG talebine ilişkin riskler fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir. Gıda fiyatları tarafında da uluslararası tarımsal emtia fiyatları, iklim koşulları ve arz gelişmeleri önemini koruyor. Özellikle işlenmemiş gıda grubunda arz yönlü gelişmeler, kısa vadeli enflasyon görünümü üzerinde her iki yönde de etkili olabilir. Diğer taraftan, arz yönlü şokların son dönemlerde daha sık ve art arda görülmesinin, fiyatlama davranışları ve enflasyon ataleti açısından riskler barındırdığını eklemek gerekir. Tedarik zincirlerinde olası aksaklıkların büyüyerek sürmesi durumunda maliyet baskılarının artabileceğini değerlendiriyoruz. Bu çerçevede, para politikası duruşumuzu oluştururken; risklerin yönünü ve enflasyon beklentileri üzerindeki olası etkilerini bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeye devam edeceğiz."</p>
<p>Karahan, son rapor döneminden bu yana yaşanan şok ve yarattığı sisin dezenflasyon sürecini olumsuz etkilese de bu durumun fiyat istikrarına ulaşma yolundaki kararlılıklarını değiştirmeyeceğini vurguladı.</p>
<p>Yaşanan gelişmelerin orta vadeli enflasyon görünümü üzerindeki yansımaların para politikası duruşuyla şekilleneceğini belirten Karahan, "Her vesileyle vurguladığım gibi; fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için bir ön koşul. Bu bağlamda, ara hedeflerle uyumlu bir seyir içinde fiyat istikrarı sağlanana kadar sıkı para politikası duruşunu sürdüreceğimizi yeniden belirtmek isterim." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Savaş, enflasyona hızlı yansıdı"</strong></p>
<p>ABD/İsrail-İran Savaşı'yla yaşanan jeopolitik gelişmelerin dünya ekonomisini beklenmedik derecede ciddi bir belirsizlik ortamına ittiğini belirten Karahan, "Merkez bankaları açısından zor bir döneme kapı araladı. Bu ortamda savaşın özellikle enerji ve ulaştırma hizmet fiyatlarına ve dolayısıyla enflasyona hızlı yansımasına şahit olduk." ifadesini kullandı.</p>
<p>Karahan, bölgedeki gerilimin ve enerji arzındaki baskıların ne kadar süreceğinin en temel soru olarak durduğunu, enflasyonist etkilerin de kısa vadede canlı kalacağını değerlendirdiklerini söyledi.</p>
<p>Küresel beklentilerin, gerilimin ve sebep olduğu baskıların ağırlıklı olarak kısa vadeli olacağı senaryosu etrafında şekillense de bu sürecin enflasyon görünümü üzerindeki olası ikincil etkilerinin izlenmesinin önem taşıyacağını dile getiren Karahan, "Bu bağlamda dezenflasyon sürecinde etkili sonuçlara ulaşmanın formülü, yine para politikasında veri odaklı ve ihtiyatlı bir yaklaşım izlemekten geçiyor. Dolayısıyla savaşın bir belirsizlik bulutu eşliğinde dezenflasyon görünümünü etkilediği şu günlerde de kararlılığımızdan taviz vermediğimizin altını çizmek istiyorum." diye konuştu.</p>
<p>Karahan, yaşanan etkilerin orta vadede enflasyon görünümü üzerindeki yansımalarının para politikası duruşuyla şekilleneceğini belirterek, fiyat istikrarı doğrultusunda tüm araçları kullanmaya devam edeceklerine vurgu yaptı.</p>
<p><strong>"Hürmüz Boğazı'nın kapatılması küresel enerji arzı açısından risk oluşturmakta"</strong></p>
<p>Küresel ekonomik görünüme ilişkin halihazırda süregelen belirsizliğin, jeopolitik gelişmelerden kaynaklı olarak belirgin şekilde yükseldiğini dile getiren Karahan, "Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, küresel enerji arzı açısından risk oluşturmakta. Öncü göstergeler küresel iktisadi faaliyette yavaşlama, girdi maliyetlerinde artış ve tedarik zincirlerinde aksamalara işaret ediyor." açıklamasında bulundu.</p>
<p>Karahan, şubat ayı sonunda başlayan savaşla keskin bir şekilde artan enerji fiyatlarının yüksek düzeyini koruduğunu kaydetti.</p>
<p>Son dönemdeki azalışla birlikte petrol fiyatlarındaki oynaklığın tarihsel ortalamasının üzerinde olduğunu ifade eden Karahan, "Enerji fiyatları kadar yüksek olmamakla birlikte endüstriyel metal ve tarımsal emtia kaynaklı olarak enerji dışı fiyatlar da artıyor." dedi.</p>
<p><strong>"Büyüme öngörülerinin aşağı yönde güncellendiğini görüyoruz"</strong></p>
<p>Karahan, yüksek küresel belirsizliğin tüketici ve üretici güvenini olumsuz etkilediğini söyleyerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Başta savaş bölgesinde yer alan ülkeler olmak üzere birçok ekonomide büyüme öngörülerinin aşağı yönde güncellendiğini görüyoruz. Bu yıl küresel büyümenin belirgin şekilde ivme kaybetmesi bekleniyor. Buna bağlı olarak Türkiye'nin dış talebinin de zayıflayacağını öngörüyoruz. Enerji fiyatlarına bağlı olarak manşet enflasyon küresel ölçekte arttı. Bu artışın net enerji ithalatçısı ülkelerde daha belirgin olduğunu görüyoruz. Bu yıla ait enflasyon tahminleri de hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için yukarı yönlü güncellendi.</p>
<p>Çekirdek enflasyon oranları şimdilik daha ılımlı bir seyir izliyor. Bundan sonraki süreçte savaşın gelişimi, enerji nakliyatındaki aksamaların boyutu ve süresi belirleyici olacak. Savaşın başından bu yana küresel anlamda para politikalarının ilk tepkisi sınırlı oldu. Buna karşın gelişmiş ülkelerde beklenen faiz indirimlerinin ötelendiğini ve bazılarında faiz artışı olasılıklarının da piyasa fiyatlamalarına yansıdığını görüyoruz. ABD Merkez Bankasının yüksek olasılıkla yıl boyunca politika faizini değiştirmeyeceği fiyatlanırken, Avrupa Merkez Bankasının ise yılın ikinci yarısında politika faizini artırması bekleniyor."</p>
<p><strong>"Gelişmiş ülkelerin izleyeceği para politikası küresel risk iştahı üzerinde etkili olma potansiyeli taşıyor"</strong></p>
<p>Karahan, enerji arzına ilişkin aksamaların sürmesi durumunda fiyat artışlarının ikincil etkilerini kontrol altına almak ve beklentileri çıpalamak için küresel ölçekte daha güçlü bir para politikası tepkisi gerekebileceğini kaydetti.</p>
<p>Artan jeopolitik belirsizliğe bağlı olarak mart ayında gelişmekte olan ülke piyasalarından portföy çıkışlarının gözlendiğini ifade eden Karahan, "Nisan ayında söz konusu piyasalara bir miktar portföy girişi gerçekleşti. Savaşın seyrinin yanı sıra bu yıl boyunca gelişmiş ülkelerin izleyeceği para politikası da küresel risk iştahı ve portföy hareketleri üzerinde etkili olma potansiyeli taşıyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yurt içi makroekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerini paylaşan Karahan, "Sıkı para politikamızın hedeflenen bir sonucu olarak, talep kompozisyonunda dengeli seyir devam etmekte. Nitekim 2025 yılında tüketimin büyümeye katkısının 2023 yılına kıyasla belirgin olarak gerilediğini, yatırımların katkısının ise devam ettiğini görüyoruz. Küresel ticareti sınırlayıcı tarife ve korumacı önlemlerin etkisiyle 2025 yılında net ihracatın katkısı negatife dönse de sıkılaştırma öncesine göre daha dengeli bir resim mevcut." diye konuştu.</p>
<p>Karahan, yılın ilk çeyreğine ilişkin göstergelere değinerek, 2025'in üçüncü çeyreğinde gerileyen sanayi üretiminin takip eden iki çeyrekte görece yatay bir seyir izlediğini, oynaklığı yüksek sektörler dışlandığında ise ilk çeyrekte sınırlı olarak gerilediğini söyledi.</p>
<p>Hizmet üretiminin şubat itibarıyla ilk çeyrekte artış gösterdiğini izlediklerini belirten Karahan, bu dönemde ulaştırma ve konaklama gibi hane halkı talebiyle daha yakından ilişkisi olan alt kalemlerde ise hizmet üretiminin azaldığını kaydetti.</p>
<p>Karahan, kapasite kullanım oranının yılın ilk çeyreğinde sınırlı olarak arttığını, nisanda ise yatay seyir izlediğini aktararak, bununla birlikte kapasite kullanım oranının tarihsel ortalamasının altındaki seyrini sürdürdüğünü ifade etti.</p>
<p>İş gücü piyasasında ise ilk çeyrekte manşet işsizlik oranının sınırlı gerilediğini belirten Karahan, "Buna göre, işsizlik oranı geçmiş dönem ortalamalarının oldukça altında seyrederken, geniş tanımlı göstergeler daha az sıkı bir iş gücü piyasasına işaret ediyor. Örneğin, atıl iş gücü oranı ve ilan başına başvuru sayıları yüksek seyrediyor." şeklinde konuştu.</p>
<p>Karahan, talep koşullarından da bahsederek, altın hariç bakıldığında perakende satışların büyümesinin bir önceki çeyreğin üzerinde gerçekleştiğini dile getirerek, trendinden arındırıp bakıldığında ise perakende satışlardaki ivme kaybının sürdüğünü söyledi.</p>
<p>Çeyreklik olarak yatay seyreden kart harcamalarının da talepteki yavaşlamayı teyit ettiğini anlatan Karahan, nisan ayına ilişkin verilerin kart harcamalarındaki zayıf seyrin sürdüğüne işaret ettiğini söyledi.</p>
<p>Karahan, "Talebe ilişkin veriler bir bütün olarak, ilk çeyrekte talep koşullarının dezenflasyonist düzeyde olduğunu gösteriyor." dedi.</p>
<p>Farklı yöntemlerle hesapladıkları çıktı açığı göstergelerinin büyük çoğunluğunun ve ortalamasının ilk çeyrekte negatif düzeye işaret ettiğini belirten Karahan, "Yılın geri kalanında dezenflasyonist görünümün korunacağını öngörüyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Nisanda ihracatta artış, ithalatta azalış gerçekleşti"</strong></p>
<p>Fatih Karahan, iktisadi faaliyete ilişkin olarak dış ticaret gelişmelerinden de bahsederek, "Küresel ticaret ve jeopolitik koşullardaki zorluklara rağmen nisan ayında ihracatta artış, ithalatta ise azalış gerçekleşti. Orta Doğu ülkelerine yapılan ihracat kısmen toparlanırken, Afrika, Avrupa Birliği ve Kuzey Amerika ülkelerine ihracat arttı." diye konuştu.</p>
<p>Yüksek fiyatlar nedeniyle enerji ithalatının artmasına karşın altın ve enerji hariç ithalatta düşüş gözlendiğini bildiren Karahan, "Böylelikle dış ticaret açığı nisan ayında ilk çeyreğe kıyasla geriledi. Tüketim malı ithalatının da yıl başından bu yana gerilemekte olduğunu izliyoruz. Bu gerilemede büyük oranda binek otomobil ithalatındaki yavaşlama rol oynuyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Cari işlemler dengesi gelişmelerine de değinen Karahan, "Cari açık yılın ilk çeyreğinde dış ticaret ve hizmetler dengesindeki görünüme bağlı olarak artmakla birlikte, milli gelire oran olarak tarihsel ortalamaların altında kalmayı sürdürdü." dedi.</p>
<p>Karahan, "Savaşın enerji fiyatlarında tetiklediği hızlı yükseliş, mart ayında enerji ithalatında belirgin artışa neden oldu. Bir önceki çeyreğe göre gerileyen altın ithalatı ise cari açıktaki artışı sınırladı." şeklinde konuştu.</p>
<p>Bununla birlikte korumacı önlemlerin küresel talep üzerinde oluşturduğu mevcut risklere, jeopolitik gelişmeler ve enerji fiyatlarındaki artış kaynaklı risklerin de eklendiğini anlatan Karahan, "Bu gelişmeler yılın geri kalanında dış ticaret açığı üzerinde yukarı yönlü baskıyı artırıyor. Bütün bu gelişmelere rağmen 2026 yılında cari açığın milli gelire oranının uzun dönem ortalamasının altında gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Bununla birlikte jeopolitik gelişmelerin seyri her iki yönde de belirsizlik içeriyor." açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>"Eşel mobil, petrol fiyatlarındaki artışların enflasyona yansımasını önemli ölçüde sınırladı"</strong></p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, enflasyon görünümüne ilişkin güncel değerlendirmelerini paylaşarak, nisan itibarıyla yıllık tüketici enflasyonun yüzde 32,4 seviyesinde gerçekleştiğini, Mayıs 2024'te ulaşılan zirveyle kıyaslandığında enflasyonda belirgin bir düşüş yaşanmakla birlikte enflasyonun yüksek seyrini koruduğunu söyledi.</p>
<p>Karahan, Orta Doğu'daki gerilimin negatif arz şoklarına yol açarak yakın dönem enflasyon görünümünde öne çıkan ana unsur olduğunu vurgulayarak, yavaşlama eğiliminde olan enerji yıllık enflasyonunun son 2 ayda petrol ve doğal gaz fiyatları öncülüğünde 19 puan artarak yüzde 47'ye yükseldiğini dile getirdi.</p>
<p>Bu maliyet artışları sonucunda elektrik ve doğal gaz tarifelerinde güncellemeye gidildiğini kaydeden Karahan, özellikle doğal gazda meskenler için fazla tüketim yapan hanelerin daha yüksek ödediği kademeli fiyat uygulamasına geçilmesiyle fiyat artışının belirgin olduğunu aktardı.</p>
<p>Karahan, ham petrol fiyatlarındaki artışların hemen ardından akaryakıt ürünlerinde eşel mobil sisteminin devreye alındığını anımsatarak, "Bu sistem, petrol fiyatlarındaki artışların enflasyona yansımasını önemli ölçüde sınırladı. Bununla birlikte eşel mobilin etkisinin petrol fiyatlarının seviyesine bağlı olarak değişkenlik gösterebildiğini not etmek gerekir. Özellikle içinde bulunduğumuz dönem gibi şokların büyük olduğu dönemlerde, motorindeki fiyat artışları, küresel rafineri marjlarının seyriyle ham petrol fiyatlarının ima ettiği rakamlardan olumsuz yönde ayrışabiliyor." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p><strong>"Göstergelerin son 3 aylık ortalamaları, enflasyonun ana eğiliminde bir miktar yükselişe işaret ediyor"</strong></p>
<p>Fatih Karahan, son dönem enflasyon gelişmelerinde etkili olan bir diğer unsurun gıda fiyatları olduğunu belirterek, yılın ilk aylarında gıda grubunun enflasyona artırıcı yönde katkıda bulunduğunu, kasımda sert düşüş gösteren sebze fiyatlarının olumsuza dönen hava koşulları sonucunda ocak ve şubat aylarında belirgin biçimde yükseldiğini söyledi.</p>
<p>Gıda enflasyonunda son aylarda kaydedilen oynak seyirde sebze kaleminin rolünün oldukça belirgin olduğunun altını çizen Karahan, "İlk 4 ayda taze meyve ve sebze fiyatları belirgin bir artış gösterdi. Öncü veriler, arz koşullarındaki normalleşmeyle birlikte mayıs ayında sebze grubunda fiyat düşüşlerinin başladığını gösteriyor. Bu görünümün önümüzdeki aylarda da devam ederek gıda enflasyonunu olumlu yönde etkilemesini bekliyoruz." dedi.</p>
<p>"Şubat-mart döneminde öngördüğümüz tahmin aralığının içinde seyreden tüketici enflasyonu, nisan ayında gerilimin etkilerinin belirginleşmesiyle tahmin aralığının üzerinde gerçekleşti." diyen Karahan, "Söz konusu gelişmelerin yansımaları daha sınırlı olmakla birlikte ana eğilim göstergeleri üzerinde de hissediliyor. Nitekim göstergelerin son 3 aylık ortalamaları, enflasyonun ana eğiliminde bir miktar yükselişe işaret ediyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yılın ilk 4 ayındaki fiyat artışlarına bakıldığında, geçen yıla kıyasla gıda ve enerjide yükseliş gördüklerini aktaran Karahan, "Buna karşın para politikasındaki sıkı duruşun etkisiyle hizmet ve temel mal gibi gruplarda enflasyon gerilemeye devam ediyor." bilgisini paylaştı.</p>
<p>Karahan, 2025'te hizmet enflasyonunun yüksek seyrinde kira ve eğitim hizmetlerinin önemli olduğunu, bu iki kalemde de geçmiş enflasyona endeksleme eğiliminin rolünün yüksek olduğunu belirtti.</p>
<p>Yılın ilk 4 ayında her iki kalemde de enflasyonda önemli düşüşler yaşandığının altını çizen Karahan, bu durumun hizmetlerde süregelen ataletin güç kaybetmeye başladığını haber verdiğini kaydederek, şunları söyledi:</p>
<p>"Kira tarafında, gerek mevsim etkilerinden arındırılmış yakın dönem kira verileri gerekse yeni yayımlamaya başladığımız yeni kiracı kira endeksi, enflasyonda eğilimin aşağı yönlü olduğuna işaret ediyor. Eğitim tarafında ise fiyat ayarlamalarına dair düzenlemelerde, geçmiş 24 ayın enflasyonu yerine 12 ayın etkisini yansıtacak şekilde değişikliğe gidilmesini önemli buluyoruz. Bu değişikliklerin, geçmiş enflasyona endeksleme mekanizmasını görece zayıflatarak dezenflasyon sürecini desteklemesini bekliyoruz. Bu düzenleme değişikliğinin 2026 yılı için ima ettiği rakamlar, eğitim tarafında dezenflasyonda belirli bir alan olduğunu gösteriyor."</p>
<p>Öte yandan Karahan, jeopolitik gelişmeler neticesinde akaryakıt fiyatlarına bağlı olarak ulaştırma hizmetlerinde fiyat artışlarının güçlü seyretmeye devam ettiğini aktararak, öncü verilerin bu görünümün mayıs ayında da sürdüğüne işaret ettiğini dile getirdi.</p>
<p>Karahan, enflasyon beklentilerinin seyrine ve öne çıkan risklere de değinerek, "Bir önceki rapor dönemiyle kıyasladığımızda, enflasyon beklentilerinin arzu ettiğimiz ölçüde gerilemediğini görüyoruz. Beklentiler, halen enflasyon tahminlerimizin üzerinde seyrediyor. Yılın ilk aylarında gıda fiyatları yüksek seyretti. Sonraki dönemde ise Orta Doğu'daki gelişmeler, enflasyon görünümü üzerinde belirsizliğe yol açtı. Buna istinaden enflasyon beklentilerinde bozulma izledik. Bu dönemde jeopolitik gelişmelerin olası ikincil etkileri önem taşımakta. Gerilimin ne kadar süreceği enflasyon görünümü açısından kritik bir risk unsuru." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Referans faiz oranının yüzde 40 seviyesine yükselmesini sağladık"</strong></p>
<p>Bu yıl ocak ayında para politikası adımlarının büyüklüğünü gözden geçirdiklerini ifade eden Karahan, politika faizini 100 baz puanlık bir indirimle yüzde 37 seviyesine çektiklerini anımsattı.</p>
<p>Karahan, Orta Doğu'da başlayan gerilimlerden kaynaklanan belirsizliklerin enflasyon görünümü üzerinde oluşturabileceği riskleri sınırlamak amacıyla sıkılaştırıcı bazı tedbirler aldıklarını bildirdi.</p>
<p>Bu süreçte sıkı politika duruşunu koruyarak mart ve nisan aylarında politika faizini sabit tuttuklarını anımsatan Karahan, "1 Mart'tan itibaren, finansal piyasalarda yaşanan gelişmeleri dikkate alarak parasal duruşumuzu güçlendirmek amacıyla bir hafta vadeli repo ihalelerine ara verdik. Bu dönemde, piyasanın likidite ihtiyacını üst banttan yapılan fonlama ile karşılayarak para piyasalarında gerçekleşen referans faiz oranının yüzde 40 seviyesine yükselmesini sağladık. Ayrıca, döviz karşılığı TL swap ihaleleriyle piyasaya fonlama sağlamaya başladık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Karahan, Türk lirası mevduat, kredi büyümesi ve likidite yönetimi odaklı makroihtiyati tedbirleri sıkı parasal duruşunu desteklemek üzere uygulamaya devam ettiklerini kaydetti.</p>
<p>Türk lirası mevduat payını artırmayı hedefleyen düzenlemeleri finansal koşullara göre revize ederek uyguladıklarını ifade eden Karahan, kredi büyümesindeki dalgalanmaları yönetmek için büyüme sınırlarını kullandıklarını bildirdi.</p>
<p>Karahan, son dönem jeopolitik gelişmeler sonrasında olduğu gibi aktif likidite yönetimi politikasıyla parasal aktarım mekanizmasını güçlendirdiklerini belirterek, "2025'in ikinci yarısından itibaren politika faizinde yapılan indirimler, şubat ayı sonundaki jeopolitik gelişmelere kadar olan dönemde mevduat ve kredi fiyatlamalarına beklentilerimiz ölçüsünde yansıdı. Bu dönemde politika faizinde 9 puan indirim yapılırken, kredi ve mevduat faizlerindeki düşüş 9-10 puan arasında gerçekleşti." açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Kredi büyümesi bir miktar geriledi</strong></p>
<p>Yaşanan jeopolitik gelişmeleri dikkate aldıklarını ve alınan politika kararları sonucunda ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin 3 puan arttığını bildiren Karahan, bu dönemde Türk lirası ticari kredi ve mevduat faizlerinin 3 puan, tüketici kredisi faizleri ise yaklaşık 4 puan yükseldiğini ifade etti.</p>
<p>Geçen yıldan itibaren kıymetli maden fiyatlarındaki hızlı yükseliş ve artan jeopolitik riskler sonucunda Türk lirası payının zaman zaman dalgalandığını belirten Karahan, "Sıkı para politikası duruşumuz yanında destekleyici makro ihtiyati araç setimiz, yurt içi yerleşiklerin Türk lirası mevduatı tercihinin korunmasında rol oynadı." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Karahan, Türk lirası mevduatın payının yüzde 59,7 ile güçlü seyrini koruduğunu, yatırım fonlarını da dahil ettiklerinde bu görünümün değişmediğini, kredi büyümesinde 2025'in kasım ayından itibaren artış görüldüğünü söyledi.</p>
<p>Mevsimsel etkilerin ortadan kalkması ve makroihtiyati tedbirlerle nisan ayından itibaren kredi büyümesinin bir miktar gerilediğini anlatan Karahan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ayrıca, kredi kompozisyonunda Türk lirası lehine gelişim korunuyor, ticari kredi büyümesi 2025 yılı son çeyreğinde hızlanmıştı. Ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikası ile uyumlu seyrini sağlamak amacıyla ocak ayında yabancı para kredi büyüme sınırını düşürdük, ayrıca mart ayında Türk lirası ticari kredilerde istisnaların kapsamını daralttık. Alınan bu önlemlerin etkisiyle ticari kredilerde büyümenin bir miktar hız kestiğini görüyoruz. 2025'te güçlü seyreden bireysel kredi büyümesi bu yıl atılan adımların etkisiyle bir miktar geriledi. Bireysel kredilerde kompozisyon da değişiyor. İhtiyaç ve kredi kartı büyümeleri gerilerken konut kredisi büyümesi hızlanıyor. Bu gelişme iç talepteki dengelenmeye ve finansal sistemde aktif kalitesi risklerinin yönetilmesine katkı verecektir. Yaşanan gelişmelerin etkisiyle tahvil faizlerinde tüm vadelerde yükseliş görüldü."</p>
<p>Karahan, son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeler sırasında, döviz talebinin büyük ölçüde yurt dışı yerleşikler kaynaklı gerçekleştiğini ifade ederek, mart ayı sonunda altın fiyatlarındaki hızlı gerilemenin ise hanehalkı altın talebinde bir yükselişe sebep olduğunu kaydetti.</p>
<p>Söz konusu talebin ilerleyen haftalarda durduğunu, sonrasında başlayan hanehalkının altın ve döviz satışlarının devam ettiğini söyleyen Karahan, "Bu dönemde, döviz piyasasının sağlıklı işleyişine ve şirketlerin döviz riski yönetimlerine katkı sağlamak amacıyla Türk lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım işlemlerine başladık. 13 Mayıs itibarıyla vadesi gelmemiş işlem tutarı 8,1 milyar dolardır." diye konuştu.</p>
<p>Karahan, ülke kredi risk primi ve döviz kuru oynaklığında ateşkes görüşmeleri sonrasında gerileme yaşandığını belirterek, "Jeopolitik gelişmeler sonucu 27 Mart'ta 155 milyar dolara gerileyen brüt rezervler, takip eden dönemde 17 milyar dolar artış göstererek 8 Mayıs'ta 172 milyar dolara ulaştı. Swap hariç net rezervler ise 20 milyar dolar artışla 39 milyar dolara yükseldi." dedi.</p>
<p><strong>İlk toplantı tahminleri</strong></p>
<p>Karahan, yılın ilk Enflasyon Raporu toplantısında, "2026 yılında enflasyonun, yüzde 15 ile yüzde 21 aralığında olacağını tahmin ediyoruz. 2027 sonu için ise tahminlerimiz, enflasyonun yüzde 6 ile yüzde 12 aralığına gerileyeceğine işaret ediyor. Enflasyon ara hedefimizi ise 2026 ve 2027 yılları için, sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 olarak koruduk." ifadelerini kullanmıştı.</p>
<p><strong>Soru-cevap bölümü</strong></p>
<p>Fatih Karahan, toplantıda soruları yanıtladı.</p>
<p>Karahan, enflasyon raporuna ilişkin sunumda piyasa, hane halkı ve reel sektörün enflasyon beklentilerine ilişkin detaylara ve enflasyon beklentilerindeki bozulmaya yeterince yer verilmediğine ilişkin bir yorum üzerine, sunumda hem piyasa katılımcılarının hem hane halkının hem de reel sektörün beklentilerine yer verdiklerini söyledi.</p>
<p>Beklentilerde en çok artışın da hane halkında yaşandığını dile getiren Karahan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Burada 2,8 puanlık bir bozulma söz konusu. Reel sektörde daha sınırlı, 1 puanın altında, 0,8 puanlık bir artış enflasyon beklentilerinde. 12 aylık beklentilerden bahsediyorum. Piyasa katılımcılarında da 1,2 puanlık bozulma oldu. Bu gerçekleşmeler geçmiş deneyimlerle uyumlu. Özellikle hane halkı tarafında daha önce birçok kez de vurguladığımız gibi bu beklentiler daha çok gıda ve kira gibi çok hissedilen kalemlerdeki enflasyon üzerinden şekilleniyor. Son dönemde özellikle gıda fiyatlarında çok yüksek artışlar gördük. Sunumumda da gösterdiğim gibi sebze fiyatlarında son dönemde birçok ayda çift haneli aylık enflasyon gördük. İlk 4 ayda taze meyve sebze fiyatları yüzde 57'lik artış gösterdi."</p>
<p>Karahan, bu artışın hissedilen enflasyona ve hane halkının beklentilerine yansıdığını kaydederek, bu doğrultuda beklentileri en çok bozulan kesimin hane halkı olmasının makul olduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>"Enflasyon görünümünün tekrar aşağı yöne evirilmesini sağlayacağız"</strong></p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, enflasyonist baskıların bir süre daha enerji fiyatları ve bir miktar da gıda kaynaklı devam edeceğini belirterek, beklentilerin bunu yansıttığını söyledi.</p>
<p>Kendileri için orta vadeli enflasyon görünümünün çok önemli olduğunu vurgulayan Karahan, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Burada da her zaman iki faktörün öne çıktığını vurguluyoruz. Bunlardan bir tanesi ve tüm iletişimlerimizde vurguladığımız enflasyon beklentileri. Enflasyon gerçekleşmeleri beklentilerin üzerinde olduğunda enflasyon beklentileri bozuluyor ve bu orta vadeli görünümü bozma potansiyeli taşıyan bir risk unsuru. Bu birinci etki orta vadeli görünüm üzerine. Diğeri ise son dönemde yaşanan gelişmelerin ekonomik aktivite üzerinden orta vadeli enflasyon görünümüne etkisi. Burada küresel büyüme üzerinde aşağı yönlü riskler var. Zaten büyüme tahminleri revize edilmiş durumda ama savaşın daha uzun sürmesi durumunda daha büyük revizyonların da olası olduğunu değerlendiriyoruz."</p>
<p>Karahan, iç talepte sıkılaşan finansal koşullara binaen gevşemenin devam edeceğini değerlendirdiklerinin altını çizerek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bu görünüm doğrultusunda orta vadedeki enflasyon görünümünün ne yönde şekilleneceği henüz çok net değil. Bir taraftan beklentiler bozulurken bu yukarı yönlü etki yapacakken, aktivitede iç ve dış taraftaki olası zayıflama aşağı yönlü çekebilir. Burada politika kararlarımızı alırken bu dengeyi de gözeteceğiz ve enflasyon görünümünün tekrar aşağı yöne evirilmesini sağlayacağız. Bu şekilde de dezenflasyonu tesis edeceğiz."</p>
<p><strong>"Enflasyonun tekrar düşüşe geçmesiyle beklentiler toparlanmaya başlayacak"</strong></p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, enflasyon beklentilerine ilişkin soru üzerine, beklenti vurgusunun Para Politikası Kurulu (PPK) metninde görülebileceğini belirterek, orada ikincil etkilerden bahsettiklerini, metinlerinde her zaman bunu vurguladıklarını bildirdi.</p>
<p>Enflasyonda üç kesimin beklentilerini takip ettiklerini dile getiren Karahan, piyasa beklentilerinin daha çok yakın dönem gerçekleşmeler, talep görünümü, para politikası iletişimi ve maliye politikası gibi birçok makro faktöre bakılarak oluşturulduğunu anlattı.</p>
<p>Karahan, burada enflasyon beklenenden yüksek geldiğinde beklentilerin yukarı yönlü revize edildiğini belirterek, şu açıklamalarda bulundu:</p>
<p>"Son dönemde de bu doğrultuda bir miktar bozulma olması normal. Bunun uzun vadelere yayılmaması önemli. Biz de politika iletişimimizde sıkı duruş mesajımızı, dezenflasyon sürecine olan kararlılığımızı her fırsatta vurguluyoruz. Bunu da aksiyonlarımızla gösteriyoruz. Enflasyonun tekrar düşüşe geçmesiyle burada beklentilerin toparlanmaya başlayacağını değerlendiriyoruz. Önemli olan orta vadedeki beklentilerin bozulmaması."</p>
<p>Karahan, hane halkı beklentilerinin biraz daha geçmiş enflasyon ile gıda ve kiraya göre şekillendiğini kaydederek, kira enflasyonunun en hızlı düşen kalemlerden biri olduğunu, ataletin net şekilde kırılmaya başladığını ancak gıda fiyatlarında yüksek oynaklıklar gördüklerini söyledi.</p>
<p>Fatih Karahan, "(Gıda fiyatları) Genelde seviye olarak manşet enflasyonunun her zaman çok üstünde seyretmese de dönem dönem çok hızlı hareket edebildiği için algıyı ve dolayısıyla beklentileri bozuyor. Reel sektör beklentileri de aslında biraz geçmiş enflasyona endeksleme davranışı sergiliyor. Dolayısıyla o da enflasyon gerçekleşmelerinden etkileniyor." dedi.</p>
<p><strong>"Para politikası tarafında ihtiyatlı duruşumuzu sürdürüyoruz"</strong></p>
<p>Merkez Bankası Başkanı Karahan, petrol fiyatlarının barış sağlansa bile bir süre daha yüksek kalacak olmasının ikincil etkiler açısından hangi anlama geldiğine ilişkin soru üzerine, burada şokun büyüklüğünün ve süresinin henüz belirsizliğini koruduğunu, petrol fiyatlarının seyrine göre oldukça farklı etkiler görebileceklerini vurguladı.</p>
<p>Yüksek petrol fiyatlarının enerji ve ham madde ithalatı üzerinden yol açtığı olumsuz yansımalara işaret eden Karahan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Burada devreye alınan eşel mobil sistemi, akaryakıt fiyatları üzerinden gelen etkiyi önemli ölçüde sınırlıyor. Örneğin petrol fiyatının 85 dolar olduğu bir senaryoda bir önceki varsayımlarımıza göre yaşanan şok 12 ayda enflasyonu 4,4 puan yükseltecekken eşel mobil sistemi sayesinde bu etki 1,3 puana kadar sınırlanabiliyor. Ama etki burada sadece petrol fiyatları üzerinden gerçekleşmiyor. Son dönemde küresel ölçekte doğal gaz fiyatları da arttı. Bu kanaldan da yukarı yönlü etki geliyor. Onun dışında alüminyum ve gübre gibi üretimi etkilenen birçok ürün söz konusu. Helyum arzında bir azalma var. Bu durum ileride çip konusunda arz yönlü sorunlara yol açabilir. Dolayısıyla birçok yönlü riskin olduğu ve savaşın süresi uzadıkça ve petrol arzı etkilendikçe bu etkilerin gittikçe belirginleşeceği bir durum söz konusu."</p>
<p><strong>"Para politikası kararlarını tek bir değişkene bakarak almıyoruz"</strong></p>
<p>Fatih Karahan, para politikası tarafında ihtiyatlı duruşu sürdürdüklerinin altını çizerek, "Enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı durmamız, ihtiyatımızı korumamız gerekiyor. Bu doğrultuda da aslında geçmişte biraz daha iç ekonomimizin dinamiklerine yönelik risklerle ilgilenirken son dönemde diğer merkez bankaları gibi yurt dışı gelişmeleri, jeopolitik riskleri ve bunların makroekonomik etkilerini yakından takip ediyoruz." şeklinde konuştu.</p>
<p>Para politikası kararlarını tek bir değişkene bakarak almadıklarını ancak mevcut dönemde kısa vadede enflasyon üzerinde yukarı yönlü etkiler bulunduğu için buna daha fazla odaklanmaları gerektiğini vurgulayan Karahan, "Enflasyon beklentilerinin yaratacağı orta vadeli görünümde bozulmaya engel olmamız gerekiyor. Bu oldukça önemli. Bu da nasıl olabilir? Ekonomik aktivitede orta vadede göreceğimiz iç ve dış talepte yavaşlama burada enflasyon görünümü üzerindeki riskleri dengeleyebilir." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Cari açığın 2026 sonunda da tarihsel ortalamalarının altında kalacağını öngörüyoruz"</strong></p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, savaşın cari açığa etkisine ilişkin soru üzerine, 2025 yılında cari işlemler açığının milli gelire oranının yüzde 1,9 olarak gerçekleştiğini belirterek, yılın ilk iki ayında özellikle dış ticaret dengesinden kaynaklanan bir bozulma gördüklerini, savaş öncesi dönemde de cari dengede bir miktar bozulma yaşandığını anlattı.</p>
<p>Burada enerji fiyatlarından kaynaklanan bir yükün daha geleceğini dile getiren Karahan, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Petrol fiyatlarında 10 dolarlık bir artışın cari denge üzerinde 3 ila 4 milyar dolar arasında bir etkide bulunacağını değerlendiriyoruz. Burada bir miktar enerji dengesi bozulurken diğer taraftan dış ticaret dengesi ekonomik aktiviteye bağlı olarak düzelebilir. Bu ikisinin dengesinde her 10 dolarlık petrol fiyatı artışı için 3-4 milyar dolar arasında bozulma öngörüyoruz. Buna rağmen iyi bir noktadan, yüzde 1,9'luk orandan başladığımız için cari açığın 2026 sonunda da tarihsel ortalamalarının altında kalacağını öngörüyoruz."</p>
<p><strong>"Bundan sonraki kararlarımız konusunda tüm seçenekler masada"</strong></p>
<p>Fatih Karahan, parasal duruşun daha uzun ve sıkı tutulduğu bir çerçeveden bahsettiğine ilişkin yorum ve bunun detaylarına ilişkin soru üzerine, borç verme ve politika faizi arasında 300 baz puanlık, borç alma faizi arasında da 150 baz puanlık bir makas bulunduğunu, asimetrik koridor uygulamasını bir süredir devam ettirdiklerini anlattı.</p>
<p>Hızla değişebilen bir ortamda bu tarz kullanımın doğru ve isabetli olduğunu dile getiren Karahan, "Üst bandın geniş olması bize esneklik sağlıyor." diye konuştu.</p>
<p>Karahan, repo ihalelerine 1 Mart'ta ara verdiklerini ve bu süreçte fonlama faizini 300 baz puan yükselterek yüzde 40'a çektiklerini anımsatarak, şu açıklamalarda bulundu:</p>
<p>"Önümüzdeki döneme baktığımızda iki temel belirsizlik bulunuyor. Bunlardan bir tanesi savaşın gidişatına ve şiddetine yönelik belirsizlikler. İkincisi de beklentilerin bir taraftan enflasyon görünümünü yukarı çekme potansiyeli var. Diğeri de ekonomideki soğumanın enflasyon görünümüne yönelik etkileri. Burada net etkinin hangi yöne evirileceği oldukça önemli. Bu belirsizlik biraz daha azalana kadar mevcut duruşun isabetli olduğunu düşünüyoruz. Bundan sonraki kararlarımız konusunda tüm seçenekler masada. O dönemki enflasyon görünümüne, veri ve haber akışına göre karar vereceğiz."</p>
<p><strong>"Cari dengenin tarihsel ortalamaların altında kalacağını değerlendiriyoruz"</strong></p>
<p>Bir katılımcının, uzun dönemde kur dengesiyle alakalı öngörü sorusuna ilişkin Karahan, kur politikasında bir değişiklik öngörmediklerini söyledi.</p>
<p>Karahan, bir önceki katılımcının cari açık sorusuna verdiği cevaba ekleme yaparak, şöyle konuştu:</p>
<p>"Burada genelde reel değerlenme konuşulduğunda cari açığın seviyesi ve bunun sürdürülebilirliği üzerinden genelde değerlendiriliyor. Burada baktığımızda bizim çalışmalarımız, uluslararası çalışmalar, farklı merkez bankalarının çalışmaları ihracatta temel belirleyicinin reel kur değil, talep olduğunu gösteriyor. Reel kurun da tabii ki ihracat üzerinde etkisi var ama göreli olarak oldukça sınırlı. Geçen sene bundan örnek verebiliriz, reel kurun bir miktar değerlendiği bir dönem yaşadık, yüzde 7,5 oranında reel kur değerlendi geçen sene ama ihracatımız da aynı zamanda arttı, yüzde 4'ten fazla arttı ve 273 milyar dolar seviyesinde kapattık geçen seneyi. Bu sene için baktığımızda tabii geçen seneden gelen korumacı eğilimler var, bunlar ihracat üzerinde aşağı yönlü etkilerde bulunuyor. İkincisi de yurt dışı talebin bu sene biraz toparlamasını bekliyorduk, özellikle Avrupa'da büyümenin toparlamasını bekliyorduk. Bütün dünya savaşlardan etkilendiği için şu anda büyüme konusundaki, küresel büyüme konusundaki riskler bir miktar artmış durumda. Aşağı yönlü revizyonlar yapılmış durumda ve uzayacak olursa da daha fazla aşağı yönlü revizyon yapılabilir. Bu da dış ticaret kanalı üzerinden cari denge üzerinde bir risk oluşturuyor ama şu anki görünümde, ortadaki verilere ve enerji fiyatları üzerindeki belli varsayımlar üzerinden baktığımızda, yıl sonunda, daha önce de söylediğim gibi, cari dengenin tarihsel ortalamaların altında kalacağını, dolayısıyla sürdürülebilir olduğunu değerlendiriyoruz."</p>
<p><strong>"Önümüzdeki dönem enflasyon hedeflerini yeni bir çerçeveye oturtmuş olduk"</strong></p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, bir katılımcının, iç tarafta TL'nin cazibesinin devamı için faiz artırımı ya da mali taraftan bir stopaj indirimi talebinde bulunmayı düşünüp düşünmedikleri sorusuna yönelik kur politikası konusunda değişen bir yaklaşımlarının olmadığını vurgulayarak, son dönemde enerji fiyatları kaynaklı cari dengede bir miktar artış gördüklerini ve yıl sonuna kadar da enerji fiyatlarının seyrine göre biraz daha yüksek seviyeler göreceklerini öngördüklerini bildirdi.</p>
<p>Karahan, "Buradan gelen bir miktar döviz talebi var ve olacak. Bunun dışında küresel risk iştahına dayalı sermaye girişleri ve çıkışları olabiliyor. Son dönemde biraz daha çıkışların daha fazla olduğu bir dönem yaşadık ama oynaklıklar da yüksek. Dolayısıyla döviz talebinin bir miktar arttığı durumda da kurdaki hızlanmanın artması oldukça normal." diye konuştu.</p>
<p>Bir gazetecinin "Burada bu büyük revizyonun yapılması sizin piyasalar tarafından daha güvercin algılanmanıza yol açabilir mi? Böyle bir endişe duyuyor musunuz ve ilerleyen dönemde bu revizyonu para politikası görünümü açısından nasıl görmeliyiz? Örneğin faiz artışları masada mı yoksa makro ihtiyati tedbirleri mi tercih edersiniz bu aşamada?" sorusuna yönelik Karahan, 2025 Ağustos'ta yayımladıkları çerçeve dokümanda, varsayım setinde olağanüstü güncellemeler olmadığı sürece hedeflerini revize etmeyeceklerini ve para politikası araçlarını en etkili şekilde kullanarak enflasyonu hedeflere ulaşacak şekilde para politikasını oluşturmaya çalışacaklarını söylediklerini anımsattı.</p>
<p>Karahan, son döneme bakıldığında olağanüstü şartların gerçekleştiğine işaret ederek, savaşı sadece birkaç aylık gelişme olarak değerlendirmenin doğru olmadığını, orta vadeli etkilerinin de olacağını ve bunu da dikkate alarak güncellemede bulunduklarını belirtti.</p>
<p>Yakın döneme bakıldığında enerji fiyatları kaynaklı maliyet yönlü baskıların öne çıktığını anlatan Karahan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Küresel görünümde arz yönlü şokların çok daha sık, belirgin, yüksek olduğu bir döneme girdik. Bunu belki salgından bu yana bakarak söylemek lazım ama son bir yılda bu frekans oldukça artmış durumda. Bu durum enflasyonun ataletini artırma, enflasyon dinamiklerini değiştirme potansiyeline sahip. Optimal para politikası aslında arz yönlü şokları talep yönlü şoklar olduğu kadar sönümlemeye çalışmıyor. Bütün bunları göz önünde bulundurarak, bir de ülkemizin belli şartları, gıda enflasyonunu kastediyorum, onun da kendi içinde ciddi oynaklık arz edebildiğini göz önünde bulundurarak, önümüzdeki dönem enflasyon hedeflerini yeni bir çerçeveye oturtmuş olduk. Para politikası iletişimi açısından bir değişiklik içermiyor. Enflasyon hala oldukça yüksek, çok daha düşük seviyelere gelmesi oldukça önemli. Enflasyonun maliyeti birçok kanaldan ekonomimizi etkiliyor, hala bir numaralı sorun olarak görüyoruz, dolayısıyla bu alanda kararlılığımız kesinlikle değişmedi. İletişim olarak bakacak olursak hedefleri 24'e çekmiş olduk ama tahminimizi 26'da tutuyoruz ve iletişimimize bakacak olursanız yukarı yönlü risklerin çok daha belirgin, sayıca daha fazla olduğunu ve etki ihtimali açısından da oldukça daha güçlü olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla para politikası duruşumuzda bir değişiklik olmayacak."</p>
<p><strong>"Temel önceliğimiz en önemli, en etkili şekilde enflasyonu orta vadede de hedefimiz olan yüzde 5'e düşürmek"</strong></p>
<p>Karahan, ticari kredilerde, selektif kredilerde ve makro ihtiyati tedbirlerde ufak ayarlamalar yapılıp yapılmayacağı sorusuna ilişkin bu soruyu yüksek enflasyonun maliyeti çerçevesinde anlatmak istediğini ifade etti.</p>
<p>Dezenflasyonun maliyetinin dönem dönem konuşulduğunu ama enflasyonun kendisinin de çok yüksek bir maliyeti olduğunu kaydeden Karahan, bunun Türkiye açısından en temel ve en öncelikli konulardan biri olduğunu bildirdi.</p>
<p>Karahan, yüksek enflasyonun gelir dağılımında bozulmaya sebep olduğunu, ekonomideki kaynakların verimli şekilde dağılmasına engel olduğunu ve bu vesileyle ekonominin potansiyel büyümesini aşağı yönde etkilediğini belirtti.</p>
<p>Yüksek enflasyon ortamında birikimlerin yastık altında kaldığını ve yüksek dolarizasyon gördüklerini anlatan Karahan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu da finansal sistemin gücünü, Merkez Bankası'nın rezervlerini zayıflatan ülkemizi dış şoklara karşı daha kırılgan yapan bir görünüme sokuyor. Yine yüksek enflasyon ortamında tasarrufların düştüğünü görüyoruz çünkü tasarruf saiki azalıyor, tüketim iştahı artıyor. Düşen tasarruflar yüksek ve kronik cari açığa sebep oluyor. Cari açık risk primi kanalından yurt dışı borçlanma maliyetlerimizi artırıyor. Yurt dışı borçlanma maliyeti bankacılık sektörünü, en önemlisi bunun üzerinden reel sektörü ciddi anlamda etkiliyor. Dolayısıyla burada temel önceliğimiz her zaman en önemli, en etkili şekilde enflasyonu düşük seviyelere, önce tek hane daha orta vadede de hedefimiz olan yüzde 5'e düşürmek. Bu süreçte eleştirilerin gelmesini anlıyorum çünkü uzun süren bir süreç ama enflasyonda katılığın yüksek olduğu bir dönemden geliyoruz. Yüzde 75'te sınırladık ve o günden bugüne de ciddi bir mesafe kat ettik. Tabii bu sürede ataletin yüksek olması, çeşitli iç ve dış şoklara maruz kalmamız neticesinde istediğimiz mesafeyi tam olarak alamadık ama burada yapmamız gereken enflasyonla mücadelede kararlılığımızı artırarak devam etmek ve en etkili şekilde enflasyonu tek haneli sayılara indirmeye gayret etmek."</p>
<p><strong>"Enflasyonun hedeflerimizden saptığını görüyoruz"</strong></p>
<p>Risk setleriyle ilgili yöneltilen soruyu cevaplayan Karahan, para politikasını oluştururken enflasyon görünümüne odaklandıklarını belirtti.</p>
<p>Karahan, enflasyon görünümünü oluştururken de hem enflasyon verileri, enflasyon beklentileri ve talep koşullarını çok genel bir çerçevede zengin bir veri setini bir araya getirerek yapılan değerlendirmelerle oluşturduklarını ifade ederek, "Dolayısıyla enflasyon üzerinde risk oluşturabilecek tüm gelişmeleri politika yapımımızda kullanıyoruz. Bir süredir enflasyonun hedeflerimizden saptığını da görüyoruz. Bunun hakkında bir değerlendirme de yapmakta fayda var. Bizim aldığımız sıkılaştırıcı yönlü etkiler belli bir gecikmeyle enflasyon dinamiklerini etkiliyor. Burada aslında bütün dünyada benzer bir durum söz konusu ama bizde aktarım mekanizması biraz daha yavaş ve biraz daha sınırlı ilerledi özellikle başlarda." ifadelerini kullandı.</p>
<p>"Süreç uzadığı için de bu süreçte karşıdan esen rüzgarlar dönem dönem enflasyonun beklentilerini önemli ölçüde bozdu." diyen Karahan şunların altını çizdi:</p>
<p>"Bu beklentilerdeki bozulmanın yanı sıra öne çıkan bir diğer unsur da kira gibi ataleti yüksek kalemlerde ilerlemenin, düşüşün sınırlı olması, oldukça geriden gelmesi. Burada birçok sebep var. Geçtiğimiz toplantılarda kira konusunda değerlendirme yaptığım için çok detaya girmek istemiyorum ama bu da öne çıkan unsurlardan bir tanesi. Yine bu süreçte yaşadığımız şoklardan birçoğu gıda kaynaklı. Bunu bu yılda da yaşadık. Yağışın yüksek olmasına rağmen baktığımızda sebze ve meyve grubunda sadece ilk 4 ayda yüzde 57’lik artış görüyoruz. Bu da oldukça yüksek. Özetlemek gerekirse aslında sadece dış şokları öne çıkarmıyoruz. Enflasyon dinamiğini etkileyen bütün gelişmeleri göz önünde bulunduruyoruz ve kendi modellememizde de bunları değerlendiriyoruz."</p>
<p>Fatih Karahan, "Topyekun enflasyonla mücadele programı oluşturulması konusunda bakanlıkların da katılacağı bir iletişime yönelik çalışma düşünülüyor mu?" sorusunu şu şekilde cevapladı:</p>
<p>"Özellikle enflasyonun yüksek olduğu seviyelerden tekrar tek hanelere giderken maliye ve para politikalarının eş güdüm içinde hareket etmesi ve bu sürece de yapısal iyileştirmelerin eşlik etmesi önemli. Eş güdümün birçok boyutu var. Son dönemde baktığımızda tabii enflasyon patikası biraz yukarı geldiği için elektrik ve doğalgaz konusunda biraz daha önceki öngörülerimizden daha yüksek artışlar gördük öte yandan hazine maliye bakanlığımızın uygulamaya almış olduğu eşel mobil sistemini oldukça önemli buluyoruz. Bu gerçekten akaryakıt fiyatları üzerinden tüketici fiyatlarına geçişi ciddi anlamda sınırlamış durumda. Bir diğer unsur da bütçe açığı, geçen sene faiz dışı sınırlı bir fazla olarak gerçekleşti. Bu senede yine benzer bir görünüm olabileceğini değerlendiriyoruz. Bu da enflasyon görünümü açısından önemli. Onun dışında yapısal unsurlarda birçok mekanizma var. Biz Merkez Bankası olarak bazen doğrudan temsil ediyoruz. Bazen de dışarıdan misafir olarak davet ediliyoruz ve katkılarımızı yapıyoruz. EKK bunlardan bir tanesi, Gıda Komitesi bunlardan bir tanesi. Çeşitli yapısal unsurları ve önerilerimizi burada sunuyoruz."</p>
<p>Haftalık repo ihalelerinin hangi şartlar altında yeniden başlayabileceğine ilişkin yöneltilen soruyu yanıtlayan Karahan, "Biz bu üst bant kullanımını bir risk ortamında daha çok yapıyoruz. Çok uzun sürecek olduğu zamanda da bir normalleşmeye gidiyoruz. Çünkü çok uzun süre politika faiziyle fonlama faizinin birbirinden bu kadar ayrı kalması hem iletişim açısından doğru değil hem de para politikası uygulaması olarak doğru değil. Mevcut durumda iki belirsizlik var." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Karahan, gelecek dönemde bu belirsizliklerin azalması ve bunun ne yönünde azalacağının alınacak kararları belirleyeceğini vurgulayarak şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu belirsizliklerden bir tanesi savaşın kendisinin gidişatı, süreci ve şiddeti. Dönem dönem aşağı yönlü riskler belirginleşirken dönem dönem çok hızlı değişebiliyor. İkincisi de bunların yol açacağı bir taraftan enflasyon beklentilerinde bozulma, diğer taraftan iç ve dış talepteki zayıflama, bu ikisinin dengesi aslında enflasyon görünümünü belirleyecek. Doğru para politikası kurgusu altında enflasyon görünümündeki bozulmanın sınırlanacağını daha sonra da iyileşeceğini değerlendiriyoruz. Mevcut durumda da bu belirsizlik biraz daha azalana kadar şu anki duruşumuzun isabetli olduğunu değerlendirdik ve dolayısıyla son toplantıda da bir değişiklik kararı almadık. Tekrar vurgulamak isterim ki bundan sonraki kararımızda tüm seçenekler masada o dönemki enflasyon görünümüne, veri akışına ve haber akışına bakarak karar vereceğiz."</p>
<p>Karahan, ekonomideki yavaşlamanın dezenflasyon sürecine katkısını da sorulan soru üzerine değerlendirdi.</p>
<p>Talep koşullarının dezenflasyonu destekleyecek seviyede olmasının oldukça önemli olduğunun altını çizen Karahan, epey süredir sıkı para politikasını uyguladıklarını ve bunun finansal koşullar üzerinden aktiviteye yansımasının biraz zaman alabildiğini kaydetti.</p>
<p><strong>"Genel olarak asıl talep koşullarındaki yavaşlamanın belirginleştiğini görüyoruz"</strong></p>
<p>Karahan, geçen sene altın fiyatlarında görülen artışın aslında talep yönetimi anlamında karşıdan esen bir rüzgar olduğunu belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Dolayısıyla talepteki düşüşü sınırladı ve neticesinde de dezenflasyonun hızını yavaşlatmış oldu geçen sene. Ama son dönemdeki verilere baktığımızda özellikle ilk çeyrekte çok çeşitli verilere baktığımızda burada bir gevşeme görüyoruz talep koşullarında. Bu gittikçe de netleşiyor. Perakende satışların bir miktar dirençli olduğunu not etmek lazım. Orada farklı etkiler de var. Dayanıklı mal talebi ki bu tarz durumlarda çok hızlı artabilir. Enflasyonist risklerinin arttığı dönemlerde 2022 yılına benzer döneme gidecek olursanız dayanıklı mal talebinin, dayanıklı mal ithalatının çok hızlı arttığını görürsünüz. Şu anda onu görmüyoruz. Tam tersi otomobil ve beyaz eşya gibi ürünleri olan talep soğuyor sağlıklı bir şekilde. Kartla yapılan harcamalar biraz daha genel bakacak olursak onun da ilk çeyrekte yavaşladığını ve aylık verilere baktığımızda aslında ivmenin de doğru yönde olduğunu ve devam edeceğini öngörüyoruz. Anket bazlı göstergelere baktığımızda aktiviteye yönelik, beklentilere yönelik, PMI gibi bizim kendi anketlerimizle yaptığımız talep beklentileri gibi sorulara baktığınızda burada da yavaşlamayı görüyorsunuz. Genel olarak asıl talep koşullarındaki yavaşlamanın belirginleştiğini görüyoruz. Doğru politika kurgusu altında bunun devam edeceğini ve dezenflasyon sürecine destek vereceğini söylemek istiyorum."</p>
<p>Fatih Karahan, bugün yapılan ara hedefteki değişikliklerin beklenti çıpalanmasını desteklemesi açısından para politikası toplantısında da benzer bir hamle gelip gelmeyeceğine dair yöneltilen soruya ise, "Kararlar bağlamında bandın daha genişlemesini doğru bulmuyorum. Mevcut konjonktürde de asimetrik bandın devam etmesini daha sağlıklı değerlendiriyoruz. Dolayısıyla o konuda da bir değişiklik öngörmüyoruz. Bu toplantıda aslında üç temel revizyon yaptık. Hedef revizyonu, bunu sebeplerini kapsamlı bir şekilde anlattım. Değişen arz yönlü şokların belirginleşen etkisi, savaşın etkisi, gıda yönlü şokların biraz daha belirginleşmesi gibi. Diğeri tahmin revizyonuydu. Bunu burada muhasebeyi sene sonunda veriyoruz. Ana kaynaklarda zaten sunumunu da açıkladım ama üçüncü yaptığımız önemli bir değişiklik de burada bant iletişimine ara vermek. Burada belirsizliğin bir süredir yüksek olduğu bir dönemden geçiyoruz ve biz banda oluştururken enflasyonun geçmiş dönem oynaklığını, geçmiş dönem dinamiklerini göz önünde bulundurarak bandı oluşturuyoruz. Ama şokların doğasının, sıklığının ve büyüklüğünün değiştiği bir ortamda bu şekilde oluşturulan bantların, enflasyon üzerindeki belirsizliği çok karşılayamayacağını değerlendiriyoruz." şeklinde cevap verdi.</p>
<p><strong>"Bant iletişimine ara verirken senaryo analizi kullanmak yerine betimsel olarak riskleri tasvir etmeyi seçtik"</strong></p>
<p>Fatih Karahan, bu nedenle bant iletişimine ara verdiklerini yineleyerek, böyle dönemlerde birçok merkez bankasının bu şekilde adımlar atabildiğini vurguladı.</p>
<p>Avrupa Merkez Bankasının (ECB) böyle bir adımı pandemi döneminde attığını anımsatan Karahan "ECB şimdi tekrar yapıyor. İngiltere Merkez Bankası (BoE) da yine bant iletişimine ara verdi. Burada ama bazı merkez bankaları senaryo iletişimi yapıyor. Bazıları da en önemli risk faktörlerini listeleyerek buradaki risklerin yönü üzerinden yönlendirme yapıyor." yorumunu yaptı.</p>
<p>"Biz senaryo analizi seçeneğini de değerlendirdik ama bunu çok doğru bulmadık iletişim açısından. Aslında kullanmamamızın ardında temel iki sebep var. " diyen Karahan şöyle devam etti:</p>
<p>"Bir tanesi temel risk, şu anda evet savaşın gidişatı, süreci ve şiddeti. Ama bu sadece enerji fiyatları üzerinden etki etmiyor. Bu sürece göre gübre arzında yaşanabilecek sorunlar, tedarik zincirlerinde ortaya çıkabilecek sorunlar, bunlara yönelik de belirsizlikler var. Bunun ötesinde bizde enflasyonun kendisi yüksek olduğu için oynaklığı da yüksek ve dinamikleri daha belirsiz. Dolayısıyla belli senaryolar da verecek olsak bunun etrafında da bir belirsizlik vermemiz gerekirdi. Çünkü senaryonun bütün koşulları gerçekleşse bile enflasyon nokta olarak tahmin etmek bizde oldukça zor. Hem senaryo hem bant iletişimine oldukça karışık olacaktı. Bu nedenle bant iletişimine ara verirken senaryo analizi kullanmak yerine betimsel olarak riskleri tasvir etmeyi seçtik ve sunumda da gösterdiğim gibi mevcut dönemde en azından kısa vadede enflasyonun üzerindeki yukarı yönlü risklerin daha belirgin olduğunu göstermiş olduk."</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-enflasyon-icin-ara-hedef-tahminini-yukseltti-79311</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/5/1280x720/karahan-1770956905.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası Başkanı Karahan, enflasyon için 2026 yılı ara hedefini yüzde 16&#039;dan yüzde 24&#039;e yükselttiklerini açıkladı. Karahan, 2026 yıl sonunda enflasyonun yüzde 26 olacağını tahmin ettiklerini söyledi.   ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/genc-kadinlar-teknoloji-ve-liderlik-yolculuguna-bursadan-basliyor-79390</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 11:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genç kadınlar teknoloji ve liderlik yolculuğuna Bursa’dan başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) ve Gürsu Belediyesi, genç girişimci kadınların teknoloji temelli iş fikirlerini uluslararası boyuta taşımak amacıyla örnek bir iş birliğine imza attı. Türkiye Ulusal Ajansı tarafından Avrupa Birliği Erasmus+ KA152-YOU programı kapsamında desteklenen ve 29 bin 359 Avro hibe almaya hak kazanan “Genç Girişimciliğinin Artırılması İçin: Genç Kadınlar Teknoloji ve Liderlik Projesi” tanıtım toplantısı, Bursa Ticaret Borsası Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. TOBB Bursa Kadın Girişimciler Kurulu İcra Komitesi Başkanı Sabriye Şen, projenin kadın girişimciliği için taşıdığı kritik öneme değindi. Şen, “Bugün burada genç kadınlarımızın geleceğine dokunacak, onları teknoloji, liderlik ve girişimcilik alanlarında daha güçlü hale getirecek çok kıymetli bir adım atıyoruz. Yerel yönetimler ile iş dünyasının ortak hareket etmesinin önemini bu iş birliği ile bir kez daha görüyoruz. Projeye olan inancı ve vizyonu dolayısıyla Bursa Ticaret Borsası Başkanı Sayın Özer Matlı’ya ve güçlü katkıları için Gürsu Belediye Başkanı Sayın Mustafa Işık’a teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a06d90cb016d-1778833676.jpg" alt="" width="621" height="414" /></p>
<h2><strong>“Sürdürülebilir kalkınmanın anahtarı gençler ve kadınlar olacak”</strong></h2>
<p>Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı projenin; gençlerin, kadınların ve girişimcilik ekosisteminin geleceğine yönelik atılan çok kıymetli bir adım olduğunu vurguladı. Dijital dönüşümün hız kazandığı günümüzde gençlerin üretime, inovasyona ve girişimciliğe yönlendirilmesinin son derece değerli olduğunu ifade eden Başkan Matlı, “Bursa Ticaret Borsası olarak bizler, kadınların ekonomik hayatta daha güçlü yer aldığı, gençlerin fikirlerini cesaretle hayata geçirebildiği bir geleceğin, sürdürülebilir kalkınmanın en önemli unsurlarından biri olduğuna inanıyoruz” diye konuştu. Yerel yönetimler, iş dünyası ve sivil toplum örgütleri arasında kurulacak güçlü iş birliklerinin, ulusal ve uluslararası projelerde şehrimize ve bölgemize önemli fırsatlar kazandıracağını kaydeden Matlı, “Bu doğrultuda koordinatör kurum olarak yürüteceğimiz sürecin, TOBB Bursa Kadın Girişimciler Kurulu’muzun katkıları ve sahadaki güçlü çalışmalarıyla çok değerli çıktılar ortaya koyacağına inanıyorum. Projede emeği geçen başta Gürsu Belediye Başkanı Sayın Mustafa Işık olmak üzere katkı sunan herkese teşekkür ediyor; projemizin kurumlarımıza, şehrimize ve gençlerimize hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><strong>“Kadınları güçlendirmek, geleceği güçlendirmektir”</strong></h2>
<p>Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık ise, hedeflerinin gençlerin girişimcilik cesareti kazanarak geleceğe hazırlanması olduğunu vurguladı. Erasmus+ programı kapsamında Türkiye, Almanya ve Fransa’dan gençlerin katılımıyla Gürsu’da gerçekleştirilecek projenin; yapay zekadan e-ticarete, dijital pazarlamadan finansal okuryazarlığa kadar geniş bir eğitim yelpazesi sunduğunu belirten Başkan Işık, “Amacımız, gençlerimizin yalnızca bilgi edinmesini değil, aynı zamanda çözüm geliştiren bireyler olarak yetişmesini sağlamaktır. 1500’den fazla gence ulaşmayı hedeflediğimiz bu girişimle yeni fikirlerin ortaya çıkmasına ve uluslararası iş birliklerinin güçlenmesine katkı sunmayı hedefliyoruz. Unutulmamalıdır ki; kadınları güçlendirmek, geleceği güçlendirmektir” diye konuştu. Bursa TB Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı ve Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık arasında imzalanan iyi niyet protokolü ile sona erdi. Bursa Ticaret Borsası’nın koordinatör kurum, Gürsu Belediyesi’nin yerel ortak olduğu projede; Türkiye’nin yanı sıra Almanya ve Fransa’dan genç kadın girişimciler yer alıyor. Proje süresince katılımcı genç kadınlara dijital pazarlama, yapay zeka, blockchain ve finansal yönetim gibi kritik alanlarda sertifikalı eğitimler verilecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/genc-kadinlar-teknoloji-ve-liderlik-yolculuguna-bursadan-basliyor-79390</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/0/1280x720/genc-kadinlar-teknoloji-ve-liderlik-yolculuguna-bursadan-basliyor-1778833709.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret Borsası ile Gürsu Belediyesi arasında, genç kadınların girişimcilik ekosistemine entegrasyonunu sağlamak amacıyla hazırlanan “Genç Girişimciliğinin Artırılması İçin: Genç Kadınlar Teknoloji ve Liderlik Projesi” kamuoyuna tanıtıldı. Proje ile kadınların küresel girişimcilik ekosistemine dahil edilmesi ve dijitalleşen dünyada güçlü birer aktör olmaları hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-satislari-yillik-yuzde-26-artti-79309</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 11:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut satışları yıllık yüzde 2,6 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan 2026'ya ait konut ve iş yeri satış istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre Türkiye genelinde satılan ilk el konut sayısı, nisanda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 9,6 artarak 40 bin 306'ya yükseldi. İkinci el konut sayısı aynı dönemde yüzde 0,3 azalarak 86 bin 502'ye geriledi. Böylece, geçen ay satılan toplam konut sayısı 2025'in aynı ayına göre yüzde 2,6 artışla 126 bin 808'e ulaştı.</p>
<p>Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışlarının payı yüzde 31,8, ikinci el olanların payı yüzde 68,2 oldu.</p>
<p><strong>İpotekli satışlar arttı</strong></p>
<p>Türkiye genelinde ipotekli konut satışları, nisanda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 40,5 artarak 25 bin 771 olarak hesaplandı.</p>
<p>Diğer konut satışları ise nisanda yıllık bazda yüzde 4 azalışla 101 bin 37 olarak gerçekleşti. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 20,3, diğer satışların payı yüzde 79,7 oldu.</p>
<p>Takvim etkilerinden arındırılmış serilerde, nisanda 2025'in aynı ayına göre ilk el konut satışları yüzde 2,9 artarken ikinci el konut satışları yüzde 6,1 azaldı.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerde de bir önceki aya göre ilk el konut satışları yüzde 5,4, ikinci el konut satışları yüzde 0,5 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Yabancılara 1516 konut satıldı</strong></p>
<p>Yabancılara yapılan konut satışları, nisanda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,1 azalarak 1516 oldu. Nisanda toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,2 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Geçen ay ülke uyruklarına göre en fazla konut satışı 263 ile Rusya, 110 ile Çin ve 100 ile İran vatandaşlarına yapıldı.</p>
<p><strong>Ocak-nisan dönemi</strong></p>
<p>Bu yılın ocak-nisan döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla ilk el konut satış sayısı yüzde 3,8 artarak 147 bin 885'e yükseldi. İkinci el konut satış sayısı aynı dönemde yüzde 0,9 azalarak 328 bin 319 oldu. Böylece söz konusu dönemde satılan toplam konut sayısı, 2025'in aynı dönemine göre yüzde 0,5 artışla 476 bin 204 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İpotekli konut satışı, ocak-nisan döneminde yüzde 33,8 artışla 97 bin 47'ye çıktı. Bu yılın 4 aylık döneminde diğer konut satışları, yüzde 5,5 azalışla 379 bin 157'ye geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde yabancılara yapılan konut satışları, geçen yılın ocak-nisan dönemine göre yüzde 11,6 azalarak 5 bin 681 oldu.</p>
<p><strong>İş yeri satışı yüzde 10,2 arttı</strong></p>
<p>Türkiye genelinde ilk el iş yeri satış sayısı nisanda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14,3 artışla 4 bin 301 oldu. İkinci el iş yeri satışları da yıllık bazda yüzde 8,7 artışla 11 bin 393'e yükseldi.</p>
<p>Böylece geçen ay satılan toplam iş yeri sayısı, 2025'in aynı ayına göre yüzde 10,2 artışla 15 bin 694 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ülke genelinde ipotekli iş yeri satışları, nisanda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 102,1 artışla 758 olurken, diğer iş yeri satışları yüzde 7,7 artarak 14 bin 936 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre, nisanda geçen yılın aynı ayına göre ilk el iş yeri satışları yüzde 7,4, ikinci el iş yeri satışları yüzde 2,6 artış gösterdi.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre de bir önceki aya göre ilk el iş yeri satışları yüzde 10, ikinci el iş yeri satışları yüzde 8,8 yükseldi.</p>
<p><strong>Ocak-nisan dönemi</strong></p>
<p>Türkiye'de ocak-nisan döneminde ilk el iş yeri satış sayısı yıllık bazda yüzde 1,6 azalarak 15 bin 513, ikinci el iş yeri satışları da yüzde 4,7 gerileyerek 42 bin 16 oldu.</p>
<p>Böylece yılın 4 ayında satılan toplam iş yeri sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,9 azalışla 57 bin 529 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ocak-nisan döneminde ipotekli iş yeri satışı, yüzde 73,6 artışla 2 bin 724'e çıktı. Bu yılın aynı döneminde diğer iş yeri satışları ise yüzde 6 azalışla 54 bin 805'e geriledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-satislari-yillik-yuzde-26-artti-79309</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/konut-1758522292.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre ülke genelinde satılan toplam konut sayısı, geçen yıla kıyasla yüzde 2,6 artarak 126 bin 808&#039;e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tarim-ufe-nisanda-yuzde-426-artti-79308</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 11:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım ÜFE nisanda yüzde 4,26 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan 2026'ya ait Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, nisanda bir önceki aya kıyasla yüzde 4,26, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 17,69, geçen yılın aynı ayına oranla yüzde 42,53 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 40,45 artış gösterdi.</p>
<p>Sektörlerde bir önceki aya göre değişime bakıldığında, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 4,33, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 1,41, balık ve diğer balıkçılık ürünleri, su ürünleri, balıkçılık için destekleyici hizmetlerde yüzde 5,02 yükseliş oldu.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre, tek yıllık (uzun ömürlü olmayan) bitkisel ürünlerde yüzde 10,37, çok yıllık (uzun ömürlü) bitkisel ürünlerde yüzde 2,16 artış görülürken, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 5,58 azalış meydana geldi.</p>
<p>Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 102,48 artış ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular, aylık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 21,12 azalış ile turunçgiller oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tarim-ufe-nisanda-yuzde-426-artti-79308</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/0/1280x720/tarim-1764745417.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 4,26, yıllık bazda ise yüzde 42,53 artış kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-yatirimcilarin-islemlerinin-hizlanmasi-icin-mdys-devrede-79306</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 11:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı yatırımcıların işlemlerinin hızlanması için MDYS devrede</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yurt dışında yerleşik yatırımcıların sermaye piyasalarındaki hesap açım işlemlerini hızlandırmak ve kolaylaştırmak için geliştirilen Merkezi Doküman Yönetim Sistemi'nin (MDYS) devreye alındığı bildirildi.</p>
<p>Merkezi Kayıt Kuruluşundan (MKK) yapılan açıklamaya göre, geliştirmesini tamamlanan ve piyasaların hizmetine sunulan MDYS ile sermaye piyasalarına yurt dışından gelecek yatırımlar, daha hızlı ve kolay gerçekleştirilecek.</p>
<p>MDYS ile yurt dışında yerleşik hak sahipleri yatırım kuruluşlarına fiziki olarak veya e-posta gibi farklı kanallardan gönderdikleri evraklarını ve yatırım hesabı açmak için gerekli belgelerini dijital ortamda güvenli şekilde doğrudan ve daha hızlı gönderebilecek.</p>
<p>Yeni sistem, hesap açım sürecinin hızlanmasıyla sermaye piyasalarına daha hızlı ve kolaylıkla yatırım yapılabilmesini sağlarken dijital ortamda başlatılacak hesap açım işlemlerine ait fiziki belgelerin daha sonra gönderilebilmesine olanak sağlanıyor.</p>
<p>Ayrıca, gerekli belgelerin ilgili yatırım kuruluşlarıyla ve paydaşlarla tek bir merkezden paylaşılmasına onay vererek, "Yabancılar İçin Potansiyel Vergi Kimlik Numarası Başvurusu" dahil çok sayıda işlemin daha hızlı ve kolaylıkla gerçekleştirilebilmesi yurt dışındaki yerleşik yatırımcılara sağlanan hizmetlerden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Görev MKK’ye verilmişti</strong></p>
<p>Resmi Gazete’de 29 Nisan 2025'te yayımlanan Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından MKK Yönetmeliğinde yapılan değişiklik ile yurt dışında yerleşik yatırımcıların Türkiye'de yetkili yatırım kuruluşlarında hesap açma süreçlerini kolaylaştırmak adına gerekli işlemlerin daha hızlı yapılabilmesi görevi MKK’ye verilmişti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-yatirimcilarin-islemlerinin-hizlanmasi-icin-mdys-devrede-79306</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/dolar-dollar-1766131459.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkezi Kayıt Kuruluşu, yurt dışında yerleşik yatırımcıların sermaye piyasalarındaki hesap açım işlemlerini hızlandırmak ve kolaylaştırmak için geliştirilen Merkezi Doküman Yönetim Sistemi&#039;nin devreye alındığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-kurulacak-model-fabrika-projesi-icin-iyi-niyet-beyani-imzalandi-79303</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’da kurulacak Model Fabrika projesi için iyi niyet beyanı imzalandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası (SATSO) Üretim ve Dijital Dönüşüm Merkezi bünyesinde kurulacak olan Model Fabrika projesi için iyi niyet beyanı imzalandı.</p>
<p>Kamu, sanayi, teknoloji ve organize sanayi bölgelerinin temsilcileri bir araya gelerek niyet mektubunu imzaladı ve proje hakkında kapsamlı bilgilendirme sunumları gerçekleştirildi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda hayata geçirilecek olan Model Fabrika, SATSO’nun Üretim ve Dijital Dönüşüm Merkezi içinde yer alacak.</p>
<p>SATSO Yönetim Kurulu Başkanı A. Akgün Altuğ’un ev sahipliğindeki toplantıya Sakarya Valisi Rahmi Doğan, SUBÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık, Karasu Kaymakamı Mehmet Uğur Arslan, Sakarya 1. OSB Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Yazıcı, Sakarya 3. OSB Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Bekler, Kaynarca Mobilya İhtisas OSB Yönetim Kurulu Başkanı Güray Çalışkan, Söğütlü OSB Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Tiryaki, DOMİOSB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Turgay Çelik, Sakarya 2. OSB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hüseyin Hekim, Ferizli OSB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ümit Kaplan Sakarya Teknokent Genel Müdürü Doç. Dr. Yakup Köseoğlu ve  Nehir Teknokent Genel Müdürü Doç. Dr. Barış Boru iştirak etti.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a058193c5496-1778745747.jfif" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p>Toplantıya katılan her katılımcının imzasıyla resmiyet kazanan merkezin hayata geçirilmesi ve sonrasında hizmet vermesi süreçlerinde iş birliği halinde çalışılacak.</p>
<p>Programda konuşan Sakarya Valisi Rahmi Doğan, projenin Sakarya’nın üretim altyapısını güçlendirecek stratejik bir yatırım olduğuna vurgu yapıp fabrikanın ülkenin sayılı üretim odaklı illerinde başarıyla uygulandığına dikkat çekti. Vali Doğan, Sakarya’da kurumlar arası iş birliği felsefesinin çok yaygın ve başarılı olduğunu belirterek bu anlaşmayla merkezin ortak akıl etrafında faydalı hizmetler vereceğine inandığını dile getirdi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0581a518157-1778745765.jfif" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>SATSO Yönetim Kurulu Başkanı A. Akgün Altuğ ise üretimde rekabetin artık yalnızca maliyetle ölçülmediğine dikkat çekerek merkezin Sakaryalı firmaları verimlilik, teknoloji ve dönüşüm ekseninde geliştireceğine vurgu yaptı. Altuğ, amaçlarının Türkiye’deki model fabrikaların başarılı uygulamalarını örnek alarak üyelerin verimliliğini, rekabet gücünü ve yetkinliklerini artıracak örnek bir merkez oluşturmak olduğunu, Sakarya iş dünyasının ihtiyaçlarına paralel planlamayla çalışmaların gerçekleşeceğini söyledi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0581bc77d7a-1778745788.jfif" alt="" width="700" height="393" /></p>
<p>Toplantıda SATSO Genel Sekreteri Şevket Kırıcı tarafından projenin kapsamı, hedefleri ve Sakarya’ya sağlayacağı stratejik katkılar hakkında detaylı bir sunum yapıldı. Sunumda; SATSO IN-FAB Model Fabrika, SATSO MetalEX Kaynak Mükemmeliyet Merkezi ve SATSO e-ComEX dijital ticaret ekosistemi başta olmak üzere merkezin Sakarya’nın sanayi, girişimcilik, nitelikli iş gücü ve dijital dönüşüm kapasitesine sağlayacağı katkılar paylaşıldı.</p>
<p>İmzalanan beyan ile birlikte merkezin hayata geçirilmesi ve sonrasında hizmet vermesi süreçlerinde iş birliği halinde çalışılacak. Bu proje ile Sakarya’nın, Türkiye’ye örnek gösterilecek bütüncül bir üretim ve dijital dönüşüm merkezi haline gelmesi hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-kurulacak-model-fabrika-projesi-icin-iyi-niyet-beyani-imzalandi-79303</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/3/1280x720/sakaryada-kurulacak-model-fabrika-projesi-icin-iyi-niyet-beyani-imzalandi-1778745924.jfif" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda hayata geçirilecek olan Model Fabrika, SATSO’nun Üretim ve Dijital Dönüşüm Merkezi içinde yer alacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hisarciklioglu-made-in-europeun-turkiyeyi-de-kapsamasi-gerekiyor-79302</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 10:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hisarcıklıoğlu: Made in Europe&#039;un Türkiye&#039;yi de kapsaması gerekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye-Belçika Ekonomi Forumu, ⁠Belçika Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Maxime Prevot'un katılımıyla TOBB İkiz Kuleler'de gerçekleştirildi.</p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, burada yaptığı konuşmada, TOBB'un faaliyetlerine ilişkin bilgi verdi.</p>
<p>Türkiye-Belçika ilişkilerinin köklü bir tarihe dayandığına dikkati çeken Hisarcıklıoğlu, "İkili ticaret hacmimiz 10 milyar dolara yaklaşmıştır ama hedef 15 milyar dolarlık ticaret hacmi. Bunu yapabilecek potansiyel hem bizde hem sizde var. Belçikalı firmaların Türkiye'deki yatırımları yaklaşık 5 milyar dolar seviyesinde. Türkiye'de faaliyet gösteren 700 Belçikalı firma aynı zamanda bizim üyemizdir. Bu firmaların hak ve menfaatlerini korumak, bizim üyemiz olduğu için benim de görevimdir." diye konuştu.</p>
<p>Memleketi Afyonkarahisar'ın Emirdağ ilçesi olan Türklerin Belçika iş hayatındaki aktifliklerine işaret eden Hisarcıklıoğlu, bu ülkedeki Türklerin siyasette, akademide ve farklı alanlarda elde ettiği başarılarla gurur duyduğunu söyledi.</p>
<p><strong>"Güçlü iş birliği fırsatları görüyoruz"</strong></p>
<p>Hisarcıklıoğlu, söz konusu başarıların iki ülke arasındaki dostluğu ve ortak değerleri gösterdiğini ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Majestelerinin kalabalık bir iş dünyası heyetiyle ülkemizi ziyaret etmesinden dolayı Türk iş dünyası olarak büyük memnuniyet duyuyoruz. Bu ziyaretin Türkiye ile Belçika arasındaki ekonomik ilişkileri daha da güçlenmesine önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Önümüzdeki dönemde sonuç odaklı işbirliği projelerine daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle savunma sanayisi, teknoloji, lojistik, enerji, sanayi alanlarında güçlü işbirliği fırsatları görüyoruz."</p>
<p>Hisarcıklıoğlu, Belçika ile ikili işbirliğinin yanı sıra Türkiye-Belçika ortaklığıyla 3. ülkelere yapılabilecek işbirliğinin önem taşıdığını anlattı. Özellikle Orta Doğu'da ve Kuzey Afrika ülkelerinde Belçika ile işbirliği yapılabileceğini vurgulayan Hisarcıklıoğlu'nun "Bizde cesaret, tecrübe var. Para da sizde, bir araya gelip beraber yapalım bunları." şeklindeki ifadeleri salondakileri güldürdü.</p>
<p>Söz konusu işbirliğinin Avrupa rekabetçiliğine de katkı sağlayacağını belirten Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"Made in Europe yaklaşımı her zamankinden daha fazla tartışmaya açıktır ve çok da önemlidir. Bunun muhakkak devreye girmesi lazım. Bu süreçte Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisi stratejik bir değer taşımaktadır. Bu, Türkiye'de yatırım yapmış Belçikalı firmalar açısından da çok önemlidir. Made in Europe'un Türkiye'yi de kapsaması gerekiyor."</p>
<p>Hisarcıklıoğlu, Belçika'nın Ankara Büyükelçisi Hendrik Van de Velde'nin, iki ülke iş dünyaları arasında önemli bir köprü görevi üstlendiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye yalnızca Belçikalı firmalar için değil, tüm AB ülkelerinin tedarik zincirleri açısından güçlü ve güvenilir bir ortaktır. Belçika ile Türkiye arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin önümüzdeki dönemde daha da güçleneceğine inanıyorum. Belirsizliklerin ve korumacılık eğilimlerinin arttığı günümüz dünyasında iş dünyaları arasındaki güçlü işbirliği her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda Belçika'nın Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecine ve Gümrük Birliği'nin modernizasyonuna verdiği desteği son derece kıymetli buluyoruz. Bu sürecin her iki taraf için de yeni fırsatlar oluşturacağına inanıyorum."</p>
<p><strong>Belçikalı firmalar Türkiye'de daha fazla yatırım yapmak istiyor</strong></p>
<p>Flanders Investment&amp;Trade Üst Yöneticisi (CEO) Piet Demunter, forumda yaptığı konuşmada, TOBB'un uluslararası şirketleri çeşitli fırsatlarla Türkiye'de bir araya getirme imkanının önem taşıdığını söyledi. Demunter, "Belçikalı şirketler tarafından bugüne kadar Türkiye'de 8 milyar avrodan fazla yatırım yapıldı. Burada kalmak, daha fazla yatırım yapmak ve Türk ortaklarıyla birlikte büyümek istiyorlar." dedi.</p>
<p>Demunter, iki ülkenin yalnızca ticari ortak olmadığını, değer oluşturan stratejik ortak niteliği taşıdığını sözlerine ekledi.</p>
<p>Voka Limburg Ticaret ve Sanayi Odası CEO'su Johann J.L. Leten de Belçika ve Türkiye arasında güçlü bir ekonomik ilişki olduğunu belirterek, "Bunun gibi forumlar bağları daha güçlendirmemizi sağlıyor. Yeni fırsatlar oluşturmak, sürdürülebilir büyümeyi yakalamak ve işbirliği yapmak istiyoruz. Uluslararası olarak baktığımızda belirsizliklerin olduğu bu dönemde birbirimize ihtiyacımız var ve umuyorum ki bu akşam yapacağımız görüşmeler ilham verici olacak." diye konuştu.</p>
<p>Konuşmaların ardından Hisarcıklıoğlu, Belçika Başbakan Yardımcısı Prevot'a hediye takdiminde bulundu.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hisarciklioglu-made-in-europeun-turkiyeyi-de-kapsamasi-gerekiyor-79302</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/2/1280x720/565-1778745679.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye-Belçika Ekonomi Forumu&#039;nda konuşan TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, &quot;Made in Europe yaklaşımı her zamankinden daha fazla tartışmaya açıktır ve çok da önemlidir. Bunun muhakkak devreye girmesi lazım. Bu süreçte Türkiye&#039;nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisi stratejik bir değer taşımaktadır. Bu, Türkiye&#039;de yatırım yapmış Belçikalı firmalar açısından da çok önemlidir. Made in Europe&#039;un Türkiye&#039;yi de kapsaması gerekiyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-tekstili-premiere-vision-ile-kuresel-vitrinini-guclendiriyor-79300</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 10:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil sektörü Première Vision ile küresel vitrinini güçlendiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB), Première Vision CEO’su Florence Rousson ve Première Vision İstanbul Müdürü Gülperi Erkanlı’yı Türkiye ziyareti kapsamında ağırladı. UTİB Yönetim Kurulu Başkanı İhsan İpeker’in ev sahipliğinde Uludağ İhracatçı Birlikleri’nde gerçekleştirilen görüşmede, Türk tekstil sektörünün uluslararası fuarlardaki konumu, küresel pazarlardaki rekabet gücü ve yeni dönem fuar stratejileri ele alındı. Toplantıda ayrıca Première Vision organizasyonlarının sektöre sunduğu fırsatlar, nitelikli alıcıya erişim, sürdürülebilirlik, inovasyon, teknoloji entegrasyonu ve Türk firmalarının küresel pazarlardaki görünürlüğünü artırmaya yönelik adımlar değerlendirildi.</p>
<h2><strong>“Fuarların rolü yeniden tanımlanıyor”</strong></h2>
<p>Toplantıda, değişen ticaret alışkanlıkları, küresel ekonomik dalgalanmalar ve uluslararası seyahat dinamiklerinin fuar organizasyonlarına etkileri ele alındı. Yeni dönemde fuarların yalnızca sipariş alınan ticari platformlar olmaktan çıkarak; inovasyon, networking, sürdürülebilirlik, marka iletişimi ve stratejik iş birliklerinin geliştiği çok boyutlu merkezlere dönüştüğü vurgulandı. Première Vision yönetimi tarafından yapılan değerlendirmelerde özellikle “Smart Creation” yaklaşımı kapsamında sürdürülebilirlik, inovatif tekstil çözümleri ve ileri teknoloji uygulamalarının önümüzdeki dönemde fuarların en güçlü başlıkları arasında yer alacağı ifade edildi.</p>
<h2><strong>“Tekstil sektörünü dünya pazarlarına anlatmalıyız”</strong></h2>
<p>UTİB Yönetim Kurulu Başkanı İhsan İpeker, Première Vision fuarlarının Türk tekstil sektörü açısından stratejik bir öneme sahip olduğunu belirterek, “Firmalarımızın ürünlerini dünyaya tanıtabilmesi, yeni alıcılarla buluşabilmesi ve küresel pazarlardaki görünürlüğünü artırabilmesi açısından fuarlar büyük bir avantaj sunuyor. UTİB olarak bizler de uzun yıllardır Première Vision başta olmak üzere uluslararası fuar organizasyonlarında firmalarımızın daha güçlü şekilde yer almasına katkı sağlamaya çalışıyoruz. Çünkü tekstil sektörümüzün sahip olduğu üretim gücünü, kalite anlayışını, tasarım kabiliyetini ve yenilikçi yönünü dünya pazarlarına daha etkin şekilde anlatmamız gerekiyor” dedi. Uluslararası fuarlara katılım sağlayan firma sayısının artmasını önemsediklerini vurgulayan İpeker, “Küresel rekabette güçlü kalmanın yolu, doğru pazarlarda doğru alıcılarla buluşmaktan geçiyor. Bu nedenle firmalarımızın uluslararası fuarlara katılımını, yalnızca ticari bir faaliyet olarak değil; sektörümüzün marka değerini, ihracat kapasitesini ve rekabet gücünü artıran stratejik bir adım olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><strong>“Première Vision’dan Türk tekstiline güçlü vurgu”</strong></h2>
<p>Première Vision CEO’su Florence Rousson ise, Türk tekstil sektörünün Première Vision organizasyonlarındaki güçlü varlığına dikkat çekerek, Türkiye’nin fuarlarda önemli bir katılımcı profiline sahip olduğunu ifade etti. Rousson, “Başta Bursa’daki firmalar olmak üzere Türk firmalarının Première Vision Paris ve New York organizasyonlarına gösterdiği yüksek katılım, Türkiye tekstil sektörünün küresel pazarlardaki görünürlüğüne önemli katkı sağlıyor. Türk firmaları artık yalnızca üretim kapasitesiyle değil; kalite anlayışı, tasarım gücü, hızlı aksiyon alma kabiliyeti, esnek üretim modeli ve güvenilir tedarik yapısıyla da uluslararası alıcılar nezdinde güçlü bir konuma sahip. Bu yönüyle Türkiye’yi, Première Vision ekosistemi içinde önemli ve değerli bir paydaş olarak görüyoruz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-tekstili-premiere-vision-ile-kuresel-vitrinini-guclendiriyor-79300</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/0/1280x720/turk-tekstili-premiere-vision-ile-kuresel-vitrinini-guclendiriyor-1778743757.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Première Vision CEO’su Florence Rousson’u ağırlayan Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği, Türk tekstil sektörünün uluslararası fuarlardaki konumu, küresel pazarlardaki rekabet gücü ve yeni dönem fuar stratejileri konularında fikir alışverişinde bulunuldu. CEO Rousson, Türkiye’nin fuarlarda önemli bir katılımcı profiline sahip olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tbd-eskisehir-sube-baskani-kandir-saglikta-dijital-ikiz-ve-yapay-zeka-donusumu-artik-zorunluluk-79294</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 09:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sağlıkta dijital ikiz ve yapay zekâ dönüşümü artık zorunluluk&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde düzenlenen 7. Eskişehir Sağlık ve Bilişim Sempozyumu, akademi, kamu ve özel sektör temsilcilerini sağlıkta dijital dönüşüm gündemiyle bir araya getirdi.</p>
<p>Türkiye Bilişim Derneği (TBD) Eskişehir Şubesi ile Eskişehir Osmangazi Üniversitesi iş birliğinde gerçekleştirilen sempozyumda sağlıkta dijitalleşme, yapay zekâ ve “dijital ikiz” teknolojilerinin geleceği ele alındı. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan TBD Eskişehir Şube Başkanı Av. Murat Kandır, sağlık sistemlerinin hızla değişen teknoloji çağında yeni bir paradigma dönüşümüne girdiğini belirtti.</p>
<p><strong>“Dijital ikiz sağlıkta kişiselleştirilmiş tedavinin kapısını açıyor”</strong></p>
<p>Sempozyumun ana temasının “Dijital İkiz” olduğunu vurgulayan Kandır, sağlık hizmetlerinde bireyselleştirilmiş yaklaşımın öne çıktığını ifade ederek şunları söyledi: “Bugün sağlıkta dijital ikiz kavramı artık yalnızca mühendislik dünyasına ait teknik bir başlık değildir. Bir hastanın organının, damar sisteminin hatta metabolizmasının sanal bir kopyasının oluşturulması sayesinde tedavi süreçleri kişiye özgü hale getirilmektedir. Artık tek tip tedavi anlayışından uzaklaşıyoruz. Kişiselleştirilmiş, öngörücü ve koruyucu sağlık yaklaşımının hâkim olduğu yeni bir döneme giriyoruz. Sağlık yalnızca teknolojiyle değil; insan emeği, vicdan ve bilimsel aklın birleşimiyle değer kazanıyor. Bugün burada toplanmamızın amacı da bu dönüşümü doğru anlayarak ülkemizde uygulanabilir modelleri tartışmaktır.”Kandır, sempozyumun Dünya Hemşireler Günü’ne denk gelmesinin ayrı bir anlam taşıdığını belirterek sağlık çalışanlarının emeğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>“Sağlıkta yapay zekâ bir tercih değil, idari zorunluluk”</strong></p>
<p>Programda konuşan Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici ise Türkiye’nin sağlık insan gücü kapasitesine ilişkin verilerin dijitalleşmenin kaçınılmazlığını ortaya koyduğunu söyledi. Bildirici, “100 bin kişiye düşen sağlık personeli sayısında OECD ortalamasının altında kaldığımızı görüyoruz. Artan sağlık talebini yönetebilmek için dijitalleşme ve yapay zekâ artık teknolojik bir trend ya da fantezi değildir. Bu durum sağlık sistemleri açısından idari bir zorunluluk haline gelmiştir. Yapay zekâ sağlık çalışanlarının yerini almayacak; aksine omuzlarımızdaki ağır yükü hafifletecek güçlü bir destek unsuru olacaktır. Dijitalleşme sayesinde sağlık profesyonelleri rutin işlerden kurtularak şefkate, merhamete ve stratejik karar süreçlerine daha fazla zaman ayırabilecektir”ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong> “Pandemi dijital dönüşümde kırılma noktası oldu”</strong></p>
<p>Sempozyumda söz alan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Akıllı Sistemler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Ahmet Yazıcı da sağlık sisteminde yapay zekâ entegrasyonunun pandemi sonrası hız kazandığını belirterek, “2019 yılında ilk etkinliğimizi düzenlediğimizde yapay zekâ ve dijital teknolojiler daha çok vizyoner bir bakış açısı olarak görülüyordu. Pandemi süreci bu alanda ciddi bir eşik yarattı. Bugün geldiğimiz noktada yapay zekâ ve dijital teknolojilerin sağlık ekosistemine entegrasyonu artık kaçınılmaz bir gereklilik haline gelmiştir. Bu dönüşümün sürdürülebilir olması için kamu, akademi ve özel sektörün koordineli hareket etmesi gerekiyor. Mevzuat, standartlar ve klinik uygulamalar birlikte yönetilmediğinde küresel rekabette geri kalma riski oluşacaktır”değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong> “Ekosistem yaklaşımıyla sağlıkta dönüşüm”</strong></p>
<p>Türkiye Bilişim Derneği Genel Başkanı Kenan Altınsaat ise sağlıkta dijitalleşmenin ancak bütüncül bir ekosistem yaklaşımıyla başarıya ulaşabileceğini dile getirdi. Altınsaat, “Bu sempozyumda konuyu yalnızca teknoloji boyutuyla değil, ekosistem perspektifiyle ele alıyoruz. Kamu temsilcileri, akademisyenler ve sektör paydaşlarıyla Türkiye’nin mevcut durumunu, gelecek vizyonunu ve regülasyon ihtiyaçlarını birlikte değerlendiriyoruz. Amacımız teorik bilgiyi paylaşmakla sınırlı kalmak değil; teknolojilerin sahadaki uygulanabilirliğini ve karşılaşılan engelleri açık biçimde tartışmaktır. Eskişehir sahip olduğu üniversiteler, sanayi altyapısı ve teknoloji potansiyeliyle sağlıkta dijital dönüşüme öncülük edebilecek şehirlerden biridir” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tbd-eskisehir-sube-baskani-kandir-saglikta-dijital-ikiz-ve-yapay-zeka-donusumu-artik-zorunluluk-79294</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/4/1280x720/kandir-1778740397.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 7’nci Sağlık ve Bilişim Sempozyumu’nda konuşan Türkiye Bilişim Derneği Eskişehir Şube Başkanı Av. Murat Kandır, sağlık sektöründe dijital ikiz teknolojisi ve yapay zekâ uygulamalarının artık bir tercih değil, sistemin sürdürülebilirliği açısından zorunluluk haline geldiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ciftcinin-urettigi-urunun-fiyatini-kim-belirliyor-79288</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 08:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çiftçinin ürettiği ürünün fiyatını kim belirliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu'nun (IFAP) kararı ile 1984 yılından buyana, 14 Mayıs “Dünya Çiftçiler Günü” olarak kutlanıyor. Denilebilir ki çiftçinin kutlama yapacak hali mi kaldı? Kutlamadan öte, çiftçiliğe dikkat çekmek, sorunları, başarı hikayelerini dile getirmek için önemli bir fırsat.</p>
<p>Bu yıl, Dünya Çiftçiler Günü kapsamında bir haftadır çok farklı etkinlikler yapılıyor. O etkinliklerden birisi de 12 Mayıs’ta Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde yapıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan burada çiftçilerle buluşmasında, Dünya Bankası destekli “Türkiye Tarım ve Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi”ni açıkladı. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu tarafından yürütülecek proje kapsamında Dünya Bankası finansmanı ile girişimcilere yapacakları yatırımın yüzde 80’nine kadar 2 yıl ödemesiz 7 yıla kadar vade ile finansman desteği sağlanacak. Proje kapsamında 10 yılda toplamda 5,3 milyar dolarlık finansman sağlanacak. Proje büyüklüğüne göre 10 milyon dolara kadar finansman desteği sağlanabilecek. Bu projenin 2026 yılında 750 milyon dolar ile başlaması öngörülüyor. Projenin uygulanması ile tarım ürünlerinin işlenmesi, paketlenmesi ve daha kolay pazarlanması hedefleniyor. Ayrıca, 10 yılda 250 bin kişiye istihdam sağlanması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>İzmir Tire’de Dünya Çiftçiler Günü</strong></p>
<p>İzmir Tire’de Dünya Çiftçiler Günü İzmir Tire’de 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü etkinliği daha erken, 8 Mayıs’ta yapıldı. Yaptığı tarım zirveleri ile bilinen Tarım 4.0 Teknoloji Etki Derneği tarafından Tire’de, Türkiye İş Bankası ana sponsorluğunda kapsamlı bir organizasyon gerçekleştirildi. Sektör paydaşları, uzmanlar, çiftçiler, tüketiciler yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p>Tire, hem bitkisel üretim hem de hayvancılıkta çok önemli üretim merkezlerimizden birisi. Tire Belediyesi Kent Müzesi’ndeki etkinliğin açılışında Tarım 4.0 Teknoloji Etki Derneği Başkanı Sumer Tömek Bayındır, Türkiye İş Bankası Tarım Bankacılığı Pazarlama Bölüm Müdürü Umut Yiğit, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarım Dairesi Başkanı Bülent Üngür, Tire Belediye Başkanı Hayati Okuroğlu, Tire Süt Kooperatifi Başkanı Osman Öztürk, Tire İlçe Tarım ve Orman Müdürü Eda Özden hem Tire’nin tarımsal potansiyeli hem de ülke tarımı hakkında bilgiler verdi. Ekonomi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın yönettiği “Tarıma Yatırım Yapmak” başlıklı panel, etkinliğin sunucusu Umut Özdil’in gençlerle sohbeti gelecek açısından umut vericiydi.</p>
<p><strong>Tarım piyasalarında ürün fiyatlarını kim belirliyor?</strong></p>
<p>Etkinlik kapsamında “Tarım Piyasalarında Ürün Fiyatlarını Kim Belirliyor?” başlıklı panelde hem bitkisel üretimde, ağırlıklı olarak yaş sebze meyve fiyatları ile hayvansal üretimde de çiğ süt fiyatlarının belirlenmesi konusu ele alındı. Moderatörlüğünü yaptığım panelde, Menemen Doğaköy’de aile çiftçiliği yapan Aslı Turan: “ Atalarımızın bize miras bıraktığı topraklarda üretmek için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. Üretim yapıyoruz. Hayallerimiz böyle değildi. Daha farklı hayallerde olmak istiyordum ama hayat bizi böyle bir çiftçiliğe sürükledi” dedi.</p>
<p>Aslı Turan sorularıma şu yanıtları verdi:</p>
<p>● Neydi hayalleriniz? sorunca Aslı Turan anlattı:<br />Hostes olmak istiyordum. O zaman tabii ailenin durumu farklı. Çaba yok, durumumuz yoktu. Ama evlendikten sonra eşimle birlikte aile çiftçiliğine karar verdik. İyi ki de karar vermişiz. Ürettiğimiz malları pazarlara, kent pazarlarına götürüyoruz. Orada satışa sunuyoruz.</p>
<p>● Ne üretiyorsunuz? Karnımız doyuyorsa çiftçilere teşekkür etmeliyiz</p>
<p>Kışın ıspanak, pancar, pırasa, kereviz, lahana, karnabahar, brokoli. Bir de yazlık olarak domates, patlıcan, biber çeşitleri olarak üretip pazarlarda satışını yapıyorum. Bugün karnımız doyuyorsa bence bir çiftçiye teşekkür etmemiz gerekir.</p>
<p>● Fiyatı nasıl belirliyorsunuz?</p>
<p>Biz üretici olduğumuz için mesela yeni bir ürün geldiği zaman örnek vereyim, dün kabak hasadımıza başladık. Ürünün kalitesi önemli. Bunu mesela pazara götürdüğümüz anda zaten biliyorlar yerli üretim olduğunu. Hemen zaten fiyat belirlememize gerek yok. Onlar alıyorlar.</p>
<p>● Ürün aldım, para vermem lazım. Fiyatı neye göre belirliyorsun?</p>
<p>Yeni bir ürün çıktığı zaman her zaman değerli olur. Mesela ürünün azlığı da önemli burada. Ne kadar az ürününüz olursa fiyat daha iyi oluyor, biz bunu gözlemliyoruz. Geçen yıl su kıtlığımız oldu. Bu yıl da nehirlerimiz taştı. Farkındaysanız bu bizim ürünlerimizin azalmasına neden oldu. Azalan ürün bizim için her zaman daha makbuldür. Yani daha iyi fiyata satabiliyoruz. Çünkü ürün yok, piyasada ürün yok.</p>
<p>● Ben hâlâ sorumun cevabını alamadım. Ürünü aldınız, pazara gittiniz. Hangi pazarlara gidiyorsunuz? Fiyatı nasıl belirliyorsunuz?</p>
<p>Mesela sera malları var, 50 lira civarında satılıyor. Ama yerli ürün çıktığı zaman ben ona 100 lira etiket koyabiliyorum. Kendim belirliyorum o şekilde. Ürettiğim için, üretici olduğum için bir fiyatı kendim belirleyebilme şansım var. Çünkü üreticiyim.</p>
<p>● Tamam, 100 lira koydunuz. Müşteri pazarı dolaşıyor. Pahalı diyor, almıyor. Fiyatı düşürüyor musunuz?</p>
<p>Yok, almamak gibi bir şansları yok. Çünkü o ürünü bekliyorlar zaten. Artık, bu çiftçi bu ürünü getirsin de alalım diyen bir sürü müşterim var. Keşke Aslı Hanım getirse de bir an önce kabak alsak. Fiyatı ne kadar olursa olsun onun derdinde değiller. Ama biz de elimizden gelen çabayı gösteriyoruz, uygunluğu gösteriyoruz onlar için.</p>
<p><strong>Komisyoncuya göre fiyatı arz-talep belirler</strong></p>
<p>İstanbul Bayrampaşa Hali’nde komisyonculuk yapan Hayati Solmaz ise tarım ürünlerinde fiyatı arz ve talebin belirlediğini belirterek özetle şunları söyledi: “ Fiyatla ilgili çok değişkenlik var. Üretici hâlinde tüccarlar, ithalatçılar piyasayı belirliyor. Zaten bu piyasada internette, hal piyasasında üretilen fiyatlar belli. Bu fiyatlar arz talebe göre belirleniyor. Nasıl anlatabilirim? Aralık ayında salatalık üretici bölgesinde 7 liraydı. Aradan 20-25 gün geçti. Ocak ayında salatalık 140 liraya çıktı. Bunu kim yaptı ya da kim belirledi? Arz talep belirledi. Fiyat 7 liraya düştüğü zaman bir bölge komple salatalık yapmış. Satılmıyor. Ürün olmayınca salatalık fiyatı artmış. Patlıcan 300 liraya kadar çıktı. Şimdi 10 lira. Fiyatı arz talep belirliyor. Üreticinin ne kadar ürettiği, ihracata ne kadar gittiği önemli. Zaten ihracatçı mal almadığı zaman ülkemizde fiyatlar çöküyor. Plan da yok. Bakıyor üretici, "Ben bu sene ne ekeceğim?" diyor. "Geçen sene patlıcan para etmiş. Hadi biz patlıcan ekelim." diyor. Bir planı yok, bir plana uymuyorlar. Ondan sonra çıkıyor, diyor ki, "Benim tarlada malım 5 liraya alınmıyor. Sen niye almıyorsun diye tepki gösteriyor? Tamam, satabilecek olsa zaten satmış malını. Gidip 100 liraya aldık da niye 5 liraya almayalım?</p>
<p>Üretici bölgelerinde ihracat ve tüccarlar mala göre fiyatı belirliyor. Çok fazla oyuncu var. Bugün burada bu salondan bir kişi gidip üretici bölgesinde istediği kadar araziyi kiralayabiliyor. Sonra diyor ki, "Ben patlıcan ekeceğim." Ama neye göre ekeceksin? Bir planlama yok.”</p>
<p><strong>Masraf ve israf çok, planlama yok</strong></p>
<p>İzmir'den mandalina aldığını hatırlatan Hayati Solmaz şunları söyledi: “Görünmeyen masraflar var. İşçilik gideri. Bir toplayıcı tutuyorsun, 50 kişi. Bunun yevmiyesi var. Yağmur yağdı çıkamadığı gün de yevmiyesini veriyorsun. 50 kişinin keseceği mandalina günde 9 ton. Bunun servisi var. Bahçeden işletmeye giden araba var. İşletmede bunun firesi var. Sekiz, dokuz boy mandalina oluyor. Her boyun kendine göre bir fiyatı var. İstanbul'a nakliyesi var. Bu arada hep fire veriyor. Bahçede 25 ton kasalara koyup İstanbul'a getiriyorsun, sattığın 22- 23 ton. En az iki ton fire oluyor. Bunların hepsi maliyeti arttırıyor. Bir de perakendeci kâr koyuyor ve yüksek kâr koyuyor. Çünkü düşük oranlarda satıyorlar. Sattıkları ürün oranı düşük. Hayatını devam ettirmek için yüzde 5'ler, yüzde 10'lar, yüzde 20'ler gibi oranlar koymuyorlar. İyi oranlar koymak zorundalar. Haklılar. Çünkü onlar da satamadıklarında çuvallıyorlar.</p>
<p>Ama fiyatı kim belirliyor? Arz talep belirliyor. Salatalık yılbaşından önce yedi liraya düştüyse bu tamamen arzın fazla olmasındandır. Üretim maliyetine bakmıyor. Bunun önüne geçilebilir mi? Geçilir planlamayla.”</p>
<p><strong>Fiyatı belirlemek için aracıları azaltmak gerekiyor</strong></p>
<p>Tüm Et, Süt, Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği(TÜSEDAD) Yönetim Kurulu Başkanı Müslüm Doğru, 116 yıldır çiftçilik yaptıklarını belirterek, “ Dünya tatlısı Aslı Hanım ‘Benim hayalim hosteslikti, ama çiftçi oldum." dedi. Benim hosteslik hayalim yoktu. Çünkü bir çiftçi ailenin torunu olarak doğdum. Bizim bu yıl çiftliğimizin 116'ncı yılı. Üç nesil. Şimdi kızım da yeğenim de bizle birlikte çiftçiliğe devam ediyoruz” diyerek sözlerine başladı.</p>
<p>Fiyatı belirlemek için aracıların azaltılması gerektiğini söyleyen Müslüm Doğru sözlerini şöyle sürdürdü: “ Aslı Hanım çok güzel bir şey söyledi. Dedi ki "Fiyatı ben belirliyorum. Ben üretiyorum çünkü." dedi. "Aracısız satıyorum." dedi. Demek ki fiyatı belirlemek için aracıları mümkün olduğunca aradan çıkartarak satış yapıyor olmanız lazım. Aslı Hanım hostes hayaliyle çiftçinin en güzel hayalini gerçekleştirmiş oldu. Kendi ürettiğini kendi belirlediği fiyatla satıyor. Hayati Bey de tabii ki üreticilerden malı alıyor. Ama o da çok güzel bir şey söyledi. Fiyatı ne belirler diye. Planlı üretimden bahsetti. Planlı üretim olursa dedi. Çok doğru. Planlı üretim yıllarca Türkiye'de çok uzun yıllar konuşuldu. Ama hakkını verelim, bu son Tarım Bakanımız döneminde bu hayata geçirildi. Planlı üretime geçince her şey halloldu mu? Hayır, ama geçildi. Süt üretiminde de, et üretiminde de geçildi. Bitkisel üretimde de geçildi. Havza bazlı üretimlerle geçildi.</p>
<p>Fiyatı ne belirlemenin içinde şu da var. Hayati Bey bizim ürünlerimizin birçoğu nakliyede fire veriyor dedi. Sadece nakliyede değil, tarlada da fire veriyor bizim bütün ürünlerimiz. Türkiye'de üretilen yaş meyve sebzenin, dün de panelistlerden biri söylemişti, daha tarlada yüzde 35'ini kaybediyoruz. Arz talepten bahsediyoruz. Fiyatı ne belirliyor o zaman ? Demek ki firemiz belirliyor. Fire bu kadar çok olursa bu da bir fiyat belirleyici unsur oluyor. Ben Adanalıyım, Adana yaş sebze meyvenin başkenti. Ama Türkiye’de soğuk hava depolu sebze halimiz yok. Bunları görmek de çok uzakta değil. Avrupa'nın her yerinde neredeyse var bu. Hallerimizde maalesef böyle bir şey yok. Bunun da dikkate alınmasını söylüyorum. Bir de tabii kamyonlarla taşınıyor bizim mallarımız, açıkta da taşınıyor, bunların da artık frigo ve kapalı tırlarla taşıtılması fiyat belirleyici etken olacaktır mutlaka.”</p>
<p><strong>Sütte fiyatı arz talep değil, güç belirliyor</strong></p>
<p>Fiyatı arz talep belirler ilkesinin çiğ sütte çok da geçerli olmadığını anlatan Müslüm Doğru, “ Arz talep belirler ama pek de öyle değil. Bir fiyatın referans fiyatı olması lazım diye konuşulur hep. Önceden ekmeden, biçmeden referans fiyatı olsun ki kaça satacağımızı önceden bilelim. Peki bu referans fiyat işini belirleyen yani çözüme kavuşturmuş tek sektörümüz hangisidir sizce? Süt sektörü. Bizim referans fiyatımız belli. Ulusal Süt Konseyi diye bir birliğimiz var. İyi ki var. Hep hayal edilen ve konuşulan, üretici üretmeden fiyatının belli olacağı, satmadan evvel daha ekmeden, sağmadan belli olacak dediğimiz bir referans fiyat olmalı dediğimiz bir durumu süt sektörü halletmiş. Demek ki arz talep de belirlemiyor aslında. Süt sektöründe referans fiyatı belirleyen bir Ulusal Süt Konseyi var.</p>
<p>Evet ama neden biz hâlâ çığlık çığlığayız? Neden siz Ali Ekber Bey bizim sorunlarımızı devamlı gündeme getiriyorsunuz? Demek ki sadece referans fiyatı ortaya koyarak da çiftçinin satacağı ürünün fiyatı belli olmuyor. Peki arz talep belirleyemiyorsa, referans fiyat da belirleyemiyorsa çiftçinin ürettiğinin fiyatını belirleyen kim? Güç. Güç belirliyor. Güç belirlediği müddetçe de çiftçi her zaman sevgili Aslı Hanım gibi "Ürettiğimin satış fiyatını kendim belirleyeyim." maalesef diyemiyor.</p>
<p>Özetle, Dünya Çiftçiler Günü’nde sizlere İzmir Tire’deki etkinlikten çok kısa bir kesit paylaştım. Konuşmalar çok daha derinlikli ve kapsamlıydı. Ancak bu günlerde birçok üründe hasat zamanı ve fiyat beklentisi var. En azından fiyatın nasıl belirlendiği ile ilgili bir kesit sunmak istedim. Türkiye, tarımsal potansiyeli çok yüksek ülkelerden birisi. Bunu değerlendiremediği için çiftçisi de, tüketicisi de mutlu değil. İthalat politikalarından vazgeçip üretim politikasına ve gerçekçi planlamaya dönmemiz gerekiyor. Bunun için Dünya Çiftçiler Günü’nde mücadeleye devam diyorum.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ciftcinin-urettigi-urunun-fiyatini-kim-belirliyor-79288</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/8/1280x720/57-1778737709.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çiftçinin ürettiği ürünün fiyatını kim belirliyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ab-icinde-bir-dayanak-daha-bulmus-gibi-79282</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye, AB içinde bir dayanak daha bulmuş gibi...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Belçika Savunma ve Dış Ticaret Bakanı Theo Francken; ikili ilişkilerden, NATO içindeki iş birliğine, AB-Türkiye ilişkilerine kadar her konuda o kadar pozitif mesajlar verdi ki, AB içinde “Türkiye’ye destek” veren ülkeler arasında Belçika’yı da saymaya başlamak bu ziyaretten sonra mümkün olabilecek gibi duruyor.</strong></p>
<p>İngiltere’nin AB’den ayrılmasıyla birlikte Türkiye Birlik içindeki en büyük destekçilerinden birini kaybetmişti. Brexit’in ardından İspanya, İngiltere’nin yerini almaya başlamıştı ki, Belçika Kraliçesi’nin başkanlığındaki heyetin Türkiye seyahati gündeme geldi.</p>
<p>Kraliçe Mathilde, beraberinde yaklaşık 200 Belçikalı iş insanı ile birlikte geldi Türkiye’ye. Ziyaret sırasında 80’i aşkın anlaşma imzalandı, onlarca anlaşma için de görüşmeler resmen başladı. Kraliçe’nin heyetinde yer alan Belçika Savunma ve Dış Ticaret Bakanı Theo Francken’e göre, müzakereleri başlayan yeni iş birliklerine ilişkin pek çok anlaşma da temmuz ayında Ankara’da gerçekleşecek NATO zirvesi sırasında imzalanabilir.</p>
<p>Belçika Savunma Bakanı ikili ilişkilerden, NATO içindeki iş birliğine, AB-Türkiye ilişkilerine kadar her konuda o kadar pozitif mesajlar verdi ki, AB içinde “Türkiye’ye destek” veren ülkeler arasında Belçika’yı da saymaya başlamak bu ziyaretten sonra mümkün olabilecek gibi duruyor.</p>
<p>Türkiye ile Belçika arasında böylesine üst düzey ziyaret için 14 yıl ara verilmesi konusunda Francken “çok uzun ara verilmiş” olduğunu düşünüyor. Savunma Bakanı’nın şu cümleleri önemli: “Türkiye bizim en büyük komşumuz. 1952’den bu yana NATO üyesi. 70 yıldan fazladır Türkiye ve Belçika aynı ittifak içinde yer alıyorlar. Türkiye aynı zamanda büyüyen bir ekonomik güç. Askeri teknolojisi gerçekten son derece ilginç. Bir başka önemli unsur ise Avrupa’da yaşayan çok sayıda Türkiye vatandaşı. Ayrıca Avrupa’ya turist olarak gelen çok sayıda Türk de var. Dolayısıyla birbirimize pek çok açıdan bağlıyız.”</p>
<p>Hem Türkiye’nin kuzeyinde devam eden Rusya-Ukrayna savaşına, hem de güneydeki İran meselesine atıf yapan Francken “Temmuzda Ankara’da NATO zirvesi yapılacak. Konuşacak çok şey var. Ortadoğu’da yaşananlar, Rusya, Karadeniz, her gün Belçika’da haber olan, konuşulan konular. Dolayısıyla Belçika heyetinin ziyareti için mükemmel bir zamanlama olduğunu söyleyebilirim.”</p>
<p>EKONOMİ gazetesine verdiği özel röportajda Türkiye’de devlet ya da özel sektöre ait pek çok savunma sanayi tesisini ziyaret ettiğini anlatan Belçika Savunma Bakanı, belli ki gördüklerinden etkilenmiş. Türkiye’deki iş insanlarını “çok açık fikirli ve çalışkan” sözleriyle tarif eden Francken, Türk savunma sanayisi konusunda ise “müthiş” ifadesini röportaj boyunca bir kaç kez tekrarladı.</p>
<p><strong>“Gümrük Birliği modernleşmeli”</strong></p>
<p>Francken, Türkiye ile AB arasındaki “acil” iki konu olan Gümrük Birliği’nin modernleştirilmesi ve Türk vatandaşları için vize serbestisi konusunda da oldukça olumlu mesajlar verdi. Kendisinin Savunma ve Dış Ticaret Bakanı olmadan önce göç politikalarından sorumlu olduğunu söyleyen Francken, Ticaret Bakanı Bolat ile yaptıkları görüşmede vize meselesinin gündeme geldiğini söyledi. Belçika yasalarına göre çalışma vizelerini bölge hükümetlerinin verdiğini, turist vizelerinin ise Belçika federal hükümetinin sorumluluğunda olduğunu söyleyen Francken, “Evet, bazı zamanlarda vize konusunda sert olabiliyoruz. Ancak şu da unutulmamalı ki, yasadışı göç konusunda çok büyük sıkıntılar yaşadık. Ancak eğer bir Türk vatandaşı ziyaret için gelecekse, elbette gelebilir. Belçika olarak her yıl verdiğimiz vize sayısında rekorlar kırıyoruz. Üstelik unutulmamalı ki Türkiye’nin de vize koyduğu ülkeler, seyahat kuralları var. Türkiye’nin de oldukça güçlü bir vize rejimi var.”</p>
<p>Gümrük Birliği konusunda ise hemen harekete geçilmesinden yana olduklarını söyleyen Belçika Savunma Bakanı, “Gümrük Birliği konusunda günümüze adapte olmamız elzem. Mevcut sistem modern değil. Bu da çok büyük hayal kırıklığı yaratıyor. Bizim yeni bir ticaret anlaşmasına da ihtiyacımız var. Üstelik bunu AB içinde söyleyen tek kişi de ben değilim” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Belçika, Türkiye’nin SAFE </strong><strong>programına dahil olmasından yana”</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin kendi özerk savunma sistemini oluşturmak için kurduğu SAFE programına Türkiye de dahil olmak istiyor. Ancak Kıbrıs Rum ve Yunan vetoları nedeniyle bu konuda şu ana kadar pek bir ilerleme sağlanabilmiş değil. Belçika Savunma Bakanı Francken SAFE meselesinde Belçika’nın “Türkiye’nin de programa dahil olmasını desteklediğini” vurguladı ve şöyle konuştu: “Avrupa Birliği içinde bu konuyu gündeme getirip, Türkiye’nin de SAFE’e dahil olması için çalışacağız. Bunu aylardır müzakere ediyoruz. Ayrıca ikinci bir SAFE programı daha olması söz konusu olabilir. Ve evet; Türkiye’nin bu program içinde yer alması gerekli. Bazı itirazlar var Türkiye’nin katılımına. Ancak bu itirazlar Belçika’dan kaynaklanmıyor.”</p>
<p><strong>“Karadeniz’in mayından arındırılması </strong><strong>için birlikte çalışabiliriz”</strong></p>
<p>Belçika Savunma Bakanı olarak Türkiye’deki mevkidaşı Yaşar Güler ile görüşmesinde geniş bir ufuk turu yaptıklarını, Akdeniz, Karadeniz, Ortadoğu ve özellikle de Rusya’nın Ukrayna saldırısını ele aldıklarını söyleyen Francken, pek çok konuda iki ülkenin birlikte çalışabileceklerini söyledi.</p>
<p>“Bizim büyük bir ordumuz yok. Ancak savunma sanayisi konusunda bazı alanlarda çok iyiyiz. Bunlardan biri de denizlerin mayından arındırılması” diyen Francken, Türkiye ve Belçika’nın özellikle Karadeniz’de ortaklaşa mayın temizliği yapabileceklerini ve bu iş birliğini Hürmüz Körfezi’ne de taşıyabileceklerini belirtti. Belçika askeri üniversitesinde ilk kez Türk subayların da eğitim almaya başlayacağına dikkat çeken Francken, “Sanıyorum bunu da iş birliğimiz adına iyi haber olarak görebiliriz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Ağır sanayinin yerine hizmetleri </strong><strong>koyduk; bunun acısını yaşıyoruz”</strong></p>
<p>Avrupa olarak uzun yıllar ağır sanayi tesislerinden vazgeçip, bunun yerine hizmet sektörlerine yöneldiklerini, bunun acısını da bugün tüm kıtanın çekmekte olduğunu söyleyen Belçika Savunma Bakanı, “Sadece hizmet sektörüyle, hiç ağır sanayi olmadan, ya da çok az ağır sanayiyle yaşayabileceğimizi düşündük. Ancak şimdi yaşanan çatışmalar bize gösterdi ki, sadece hizmetlerle, bürokrasi, yasa ve kurallarla yaşamak mümkün değil” diye konuştu.</p>
<p>Kendisinin boks sporuyla uğraştığını belirterek, bu alandan bir örnek veren Belçika Savunma Bakanı, şunları söyledi: “Garip, zor ve aptalca tercihler yaptık. Avrupa’nın liderliği çok zayıftı, çok zayıf. Nükleer enerjiyi kesmek, nükleeri durdurmak, yasa dışı göç, çok kötü entegrasyon politikası. Sonra da savunma harcamalarını kestik, kestik, kestik. Ve şimdi bir boksör gibiyiz. Ben bir boksörüm. Boksör olduğunuzda korumanıza her zaman çok dikkat etmeniz gerekir. Korumanız düştüğünde darbe alırsınız. Biz korumamızın düşmesine izin verdik ve şimdi bize sert vurdular. Bu yüzden çok acı verici. Hem Rusya hem de biraz Amerika Birleşik Devletleri sanırım. Herkes. Çin de mevcut sanayiyi öldürüyor.”</p>
<p>Avrupa’nın savunma bütçesini artırmaya başladığına dikkat çeken Francken, “Önümüzdeki on yıllar için NATO taahhüdü var ama daha fazla üretime ihtiyaç duyuyoruz; çünkü çok daha fazla ekstra paramız var. NATO savunma bütçesini yüzde 60 artırdık. Belçika olarak NATO’da bu konuda bir numarayız. Yani örnek gösterilebiliriz. Bütçeniz olabilir, fakat mühimmatınız da olmalı. Parayla silah ateşleyemezsiniz. Daha fazla kabiliyete, mühimmata, silaha, platforma ihtiyacımız var ve sanayi buna yetişemiyor. Teslimatların yapılması çok uzun sürüyor” dedi. “Bu yüzden mi Türkiye’desiniz?” sorusuna ise, “Evet, elbette. Sebeplerden biri bu. Burada çok güçlü bir üretim var, çok fazla iş gücü var. Çok iyi bir sanayiniz var” diye yanıt verdi.</p>
<p><strong>“Demokrasi ve hukukun üstünlüğü </strong><strong>gibi ortak değerler önemli ama...”</strong></p>
<p>Belçika Savunma Bakanı, Türk yetkililerle yapılan görüşmelerde NATO ve AB’nin üzerine kurulduğu ortak değerler olan demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi konuların da gündeme gelip gelmediği konusundaki soruya ise şu yanıtı verdi;</p>
<p>“Dışişleri Bakanı, bahsettiğiniz bütün bu konular hakkında konuşma yetkisine sahip kişi.Bu benim yetki alanım açısından ilgili değil. Ama elbette kör değilim. Ve elbette, Batı’da ve Avrupa’da birlikte yaşama biçimimizin temel ilkelerine saygı duyan ortaklarla çalışmak önemlidir. Bu konuda söyleyebileceğim şey bu; kesinlikle. Ve bu bir endişe konusu.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Ursula von der Leyen </strong><strong>Belçika adına konuşmadı</strong></span></p>
<p>AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’yi Çin ve Rusya ile birlikte AB için “tehdit” sınıfına sokması Türk kamuoyunda çok tepki çekmişti. Ancak Belçika Kraliçesi Mathilde’nin Türkiye ziyareti ortaya çıkardı ki, bu yaklaşım AB içinde de kabul görmüş değil. Çok açık ve net ifadelerle von der Leyen’le “aynı fikirde olmadığını” ifade eden Francken “AB Komisyon Başkanı’nın, Türkiye’yi Rusya ve Çin ile birlikte tehdit olarak aynı cümlede anan ifadeleri benim için büyük bir sürpriz oldu” dedi. von der Leyen’in bu açıklamayı “Belçika hükümeti ve Belçika halkı adına yapmadığının” da altını çizen Francken, şöyle devam etti: “O ifadelerin Bayan von der Leyen’in en iyi sözü olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin çok önemli ve çok stratejik bir ortağı olduğunu düşünüyorum. Çok sakin kalmamız, Türkiye’yi Rusya ile aynı çizgiye koymamamız gerekiyor.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ab-icinde-bir-dayanak-daha-bulmus-gibi-79282</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/2/1280x720/7-1778735722.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, AB içinde bir dayanak daha bulmuş gibi... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumus-riskli-bolgeden-cikis-ariyor-79281</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümüş riskli bölgeden çıkış arıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0558f042487-1778735344.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel piyasalarda son haftaların en dikkat çekici rallilerinden biri gümüşte yaşanıyor. Beyaz metal geçtiğimiz hafta yüzde 15 yükseldikten sonra 82 dolardan başladığı bu hafta 88 dolar seviyesine kadar çıktı. İki ayın zirvesini gören ons gümüşte yılbaşından bu yana getiri yüzde 20’ye yaklaşırken, piyasa şimdi bu yükselişin kalıcı olup olmayacağını tartışıyor.</p>
<p>Gümüşün yükselişinde en büyük etken, yeniden “ikili cazibe” kazanması oldu. Hem değerli metal hem de endüstriyel metal olarak kullanılan gümüş, bir taraftan jeopolitik riskler nedeniyle güvenli liman talebi görürken, diğer taraftan bakırdaki tarihi yükselişten destek alıyor.</p>
<p>Özellikle yapay zekâ veri merkezleri, elektrikleşme, yenilenebilir enerji, elektronik ve otomotiv sektörlerinde artan kullanım alanı, yatırımcıların gümüşe yönelik uzun vadeli beklentilerini güçlendiriyor. Bakır fiyatlarının rekor seviyelere ulaşması da endüstriyel metal kompleksine yönelik iyimserliği artırmış durumda.</p>
<p>Piyasada teknik görünüm de dikkat çekiyor. Uzun süredir güçlü direnç olarak izlenen 82-83 dolar bandının aşılması, hedge fonları ve kısa vadeli momentum yatırımcılarının yeniden piyasaya dönmesine yol açtı. Böylece yükseliş hareketi hızlandı ve fiyatlar kısa sürede 88 dolara kadar tırmandı.</p>
<h2>Altına göre daha güçlü performans</h2>
<p>Son dönemde altının yatay seyretmesi de gümüşün öne çıkmasına neden oldu. Özellikle Narendra Modi hükümetinin Hindistan’da altın alımlarını sınırlamaya yönelik mesajları ve ithalat vergilerini artırması, altının hız kesmesine yol açtı.</p>
<p>Bu gelişme, altın-gümüş oranını iki ayın en düşük seviyesi olan 55 civarına çekti. Uzun dönem ortalaması 70’e yakın olan oran, yatırımcıların gümüşü altına kıyasla daha agresif fiyatladığını gösteriyor.</p>
<p>Ancak uzmanlar, gümüşteki sert yükselişin aynı zamanda önemli riskler de taşıdığı uyarısında bulunuyor. Çünkü son hareketin önemli bölümü spekülatif fon akımlarından kaynaklanıyor. Bu nedenle fiyatların kritik destek seviyeleri üzerinde kalması gerekiyor.</p>
<h2>83 korunursa 100 dolar bandına doğru hareket edebilir </h2>
<p>Analistlere göre 82-83 dolar bölgesinin korunması halinde yeni alımlar devreye girebilir ve fiyatlar 91-100 dolar bandına doğru hareket edebilir. Ancak bu seviyenin altına sarkılması durumunda piyasada sert pozisyon tasfiyeleri yaşanabilir. Analistlere göre 82-83 dolar destek bölgesinin altına inilmesi halinde kısa vadeli yükseliş hikâyesi zayıflayabilir ve fiyatlarda önce 79-77 dolar bandına, ardından daha derin bir düzeltme riskine kapı aralanabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">HİNDİSTAN PANİĞİ, FED VE İRAN GÖRÜŞMELERİ ALTINI ABLUKAYA ALDI</span></h2>
<p>Altın fiyatları, güçlü ABD enflasyon verileri ve Hindistan’ın ithalatı sınırlayıcı adımları nedeniyle baskı altında kalmaya devam ediyor. Ons altın 4 bin 700 doların altına gerilerken, piyasalar Fed’in faiz indirimlerini geciktirebileceği endişesini fiyatlıyor. ABD’de tüketici enflasyonunun yüzde 3,8’e yükselmesi, enerji fiyatlarındaki artışın ekonomiye yeniden yansımaya başladığını gösterdi. Bu durum tahvil faizlerini ve doları desteklerken altının yükselişini sınırladı.</p>
<p><strong>Hindistan altın ve gümüş ithalat vergisini artırdı </strong></p>
<p>Diğer tarafta India hükümeti, altın ve gümüş ithalat vergilerini yüzde 6’dan yüzde 15’e yükseltti. Başbakan Modi’nin vatandaşlara yönelik “bir yıl altın almayın” çağrısı da piyasada dikkat çekti. Dünyanın en büyük fiziki altın talep merkezlerinden biri olan Hindistan’daki bu adımlar, küresel fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı yarattı. Buna rağmen uzmanlar uzun vadede yükseliş beklentisini koruyor. ING Group, yıl sonuna kadar ons altının 5 bin dolar seviyesine ulaşabileceğini öngörüyor. Ancak enerji fiyatlarının yüksek kalması ve Fed’in faiz indirimlerini ertelemesi, altın için en büyük kısa vadeli risk olarak görülüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumus-riskli-bolgeden-cikis-ariyor-79281</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/gumus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gümüş, hem güvenli liman talebi hem de sanayi metalleri rallisinin desteğiyle yükseliş eğilimine girdi, Ancak piyasada kalıcı bir boğa trendinin oluşabilmesi için kritik teknik seviyelerin korunması gerekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-sponsorlugunda-turk-dunyasi-gokturk-insansiz-hava-araci-yarismasi-duzenlendi-79349</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTÜ&#039;de &#039;Türk Dünyası İnsansız Hava Aracı Yarışması&#039; düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ) ev sahipliğinde düzenlenen ve Gebze Ticaret Odası’nın sponsorluğunu üstlendiği Türk Dünyası (Göktürk) İnsansız Hava Aracı Yarışması, 12-13 Mayıs tarihlerinde GTÜ Teknopark Kampüsü’nde yoğun katılımla gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/05/14/whatsapp-image-2026-05-14-at-16-dyrl.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Türk dünyasının farklı ülkelerinden gelen genç mühendisleri aynı platformda buluşturan organizasyon; teknoloji, eğitim, bilimsel iş birliği ve kardeşlik mesajlarıyla dikkat çekti. Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden katılımcıların yer aldığı organizasyonda, genç mühendisler geliştirdikleri İHA sistemleriyle teknik ve otonom görevlerde performans sergiledi.</p>
<p>Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş öncülüğünde; gençlerin teknoloji geliştiren, üreten ve uluslararası ölçekte rekabet edebilen bireyler olarak yetişmesine katkı sunan projelerin desteklenmeye devam edeceği vurgulandı.  Yarışmanın ilk günü, Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mikdat Aydın ile Yönetim Kurulu Üyesi Yücel Yılmazel yarışma alanında kurulan stantları ziyaret ederek öğrencilerle bir araya geldi. Gerçekleştirilen ziyaretlerde; öğrencilerin geliştirdiği insansız hava araçları ve teknoloji projeleri hakkında bilgi alınırken, gençlerin teknoloji üretimine yönelik çalışmaları yakından incelendi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/05/14/whatsapp-image-2026-05-14-at-16-vbkq.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<h2>Türk dünyasının ortak gelecek vizyonu</h2>
<p>13 Mayısta gerçekleştirilen yarışmalar ve gala gecesiyle tamamlanan organizasyonda; Türk dünyası arasındaki bilimsel ve teknolojik iş birliklerinin artırılması, ortak proje kültürünün geliştirilmesi ve gençlerin ileri teknoloji alanlarında teşvik edilmesi hedefleri ön plana çıktı. Gala Gecesi’ne Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Kayhan Özler, Yönetim Kurulu Üyesi Yücel Yılmazel ve Genel Sekreter Av.Arb. Çağrı Solak katıldı. Gala gecesinde konuşan Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, Türk dünyasının ortak gelecek vizyonuna dikkat çekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/05/14/whatsapp-image-2026-05-14-at-16-ox1s.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<h2>“Bilimi, teknolojiyi, eğitimi ve gençlerimizin üretim gücünü desteklemeye kararlılıkla devam edeceğiz”</h2>
<p>Abdurrahman Aslantaş, “Bugün burada sadece bir teknoloji yarışmasının finalini gerçekleştirmiyoruz. Aynı zamanda Türk dünyasının ortak aklını, ortak heyecanını ve ortak geleceğe olan inancını da hep birlikte görüyoruz. Farklı ülkelerden gelen gençlerimizin aynı hedef doğrultusunda bir araya gelmesi bizler için son derece kıymetlidir. Çünkü inanıyoruz ki; aynı kökten beslenen, aynı ideale yürüyen gençler geleceğin teknolojisini de, güçlü Türk dünyasını da birlikte inşa edecektir. Bizler artık yalnızca dünyadaki teknolojik gelişmeleri takip eden değil, dünyada oyunun kurallarını belirleyen, teknolojiye yön veren bir gençliğin yetişmesini istiyoruz. Gebze Ticaret Odası olarak; bilimi, teknolojiyi, eğitimi ve gençlerimizin üretim gücünü desteklemeye kararlılıkla devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/05/14/whatsapp-image-2026-05-14-at-16-fqaj.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-sponsorlugunda-turk-dunyasi-gokturk-insansiz-hava-araci-yarismasi-duzenlendi-79349</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/9/1280x720/gto-sponsorlugunda-turk-dunyasi-gokturk-insansiz-hava-araci-yarismasi-duzenlendi-1778769370.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Dünyası İnsansız Hava Aracı Yarışması, Gebze Teknik Üniversitesi Teknopark Kampüsü’nde gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/subu-turizm-fakultesine-akreditasyon-belgeleri-takdim-edildi-79342</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SUBÜ Turizm Fakültesi’ne Akreditasyon belgeleri takdim edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Turizm Eğitimi Değerlendirme ve Akreditasyon Kurulu (TURAK) tarafından 6 yıl süreyle tam akredite edilen SUBÜ Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü ile Turizm Rehberliği Bölümü’ne akreditasyon belgeleri düzenlenen törenle takdim edildi.</p>
<p>Akreditasyon belgeleri Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) Rektörlüğü’nde düzenlenen törenle teslim edildi. Törene SUBÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oğuz Türkay, Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Serkan Şengül, Turizm Rehberliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ümit Şengel, Turizm Fakültesi Dekan Yardımcıları Doç. Dr. Ömer Saraç ve Dr. Öğretim Üyesi Oğuz Çolak katıldı.</p>
<p>Törende ayrıca TURAK adına Kocaeli Üniversitesi Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emrah Özkul ile Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selda Uca Karacabey de yer aldı.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a05d461209e5-1778766945.jpg" alt="" width="700" height="392" /></p>
<p> </p>
<p><strong>Gastronomi ve Mutfak Sanatları</strong></p>
<p>Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü’nün akreditasyon belgesi, Prof. Dr. Emrah Özkul tarafından SUBÜ Turizm Fakültesi Dekanı ve Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serkan Şengül’e verildi.</p>
<p>Turizm Rehberliği Bölümü’nün akreditasyon belgesi ise Prof. Dr. Selda Uca Karacabey tarafından Turizm Rehberliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ümit Şengel’e takdim edildi.</p>
<p>Törende konuşan Sakarya Uygulamalı Bililer Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık, akredite olmanın yükseköğretimde kalite güvencesinin en önemli göstergelerinden biri olduğunu söyledi.</p>
<p>Sarıbıyık, eğitimde kaliteyi sürdürülebilir hale getirmek ve öğrencilere daha güçlü bir akademik altyapı sunmak adına akreditasyon süreçlerini önemsediklerini ifade etti.</p>
<p>SUBÜ Turizm Fakültesi Turizm İşletmeciliği Bölümü de daha önce TURAK tarafından akredite edilmişti. Fakültenin dört bölümünden Turizm İşletmeciliği, Gastronomi ve Mutfak Sanatları ile Turizm Rehberliği Bölümleri akreditasyon sürecini başarıyla tamamlarken, Rekreasyon Yönetimi Bölümü’nün akreditasyon hazırlıkları ise devam ediyor.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a05d4727fbe5-1778766962.jpg" alt="" width="700" height="395" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/subu-turizm-fakultesine-akreditasyon-belgeleri-takdim-edildi-79342</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/2/1280x720/subu-turizm-fakultesine-akreditasyon-belgeleri-takdim-edildi-1778767061.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akreditasyon belgeleri Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Rektörlüğü’nde düzenlenen törenle teslim edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/obezite-algisini-degistirecek-filmlere-odul-79313</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Obezite algısını değiştirecek filmlere ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Obezite Araştırma Derneği’nin (TOAD), medyanın obeziteli bireylere uyguladığı damgalayıcı ve ayrımcı klişe dili değiştirmek amacıyla başlattığı kısa film yarışmasında sona gelindi. Lilly Türkiye'nin desteği ve Fujifilm'in katkılarıyla hayata geçirilen “Taşıdığımız Hikâyeler: Obezitenin Görünmeyen Yüzü” Üniversiteler Arası Kısa Film Yarışması ödül töreni 13 Mayıs 2025 akşamı Hilton İstanbul Bosphorus otelde gerçekleşti.</p>
<p>Araştırmalar, çocuk filmlerinin yüzde 85’inde kilolu karakterlerin olumsuz biçimde temsil edildiğine; romantik anlatılarda ise obeziteli bireylerin çoğu zaman “arzulanamaz” olarak konumlandırıldığına işaret ediyor. Hollywood yapımı filmlerde ana karakterlerin sadece yüzde 2.8’inin obeziteli olduğu, gerçek hayatta ise bu oranın yüzde 37 olduğu vurgulandı.</p>
<p>Bu klişe dili kırmak amacıyla başlatıldığı belirtilen yarışmaya, 41 kısa film başvurdu. Başkanlığını uluslararası film festivallerinden ödülle dönen ünlü yönetmen Pelin Esmer’in üstlendiği jüri, finalde yarışmaya hak kazanan beş yapımı değerlendirdi. Gecede finale kalan filmler gösterildi. Törene, 33. Avrupa Obezite Kongresi (ECO 2026) vesilesiyle İstanbul'da bulunan Avrupa ülkeleri obezite derneği başkanları ve temsilcileri de onur konuğu olarak katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a05959f9d367-1778750879.JPG" alt="" width="700" height="467" />Projeyi hayata geçiren üç akademisyen törende yaptıkları konuşmada obezitenin sinemadaki temsilini ve bu projenin önemini aktardı. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü, Reklamcılık ve Tanıtım Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Deniz Sezgin Emüler yaptığı konuşmada, “Sinema, toplumsal algıyı şekillendiren en güçlü araçlardan biri. Ama uzun yıllardır beyaz perdede ideal beden dışındaki temsiller çoğu zaman önyargılarla kuruluyor. Biz bu projeyle bu anlatıyı sorgulamak istedik.” dedi.</p>
<p>Türkiye Obezite Araştırma Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dilek Yazıcı ise medyanın dilinin önemini şu sözlerle açıkladı: “Obezite bireysel bir mesele değil, kronik tekrarlayıcı bir hastalık. Toplumda kilolu bireylere karşı ‘irade eksikliği’ gibi yanlış inanışlar onların sağlık hizmetine ulaşmasını bile zorlaştırabiliyor. Bu nedenle medyanın dili çok önemli.”</p>
<p>Törende söz olan Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo, Televizyon, Sinema Bölüm Başkanı Prof. Dr. S. Ruken Öztürk ise projenin bir parçası olmaktan çok mutlu olduğunu söyledi. Sinemanın çok güçlü bir sanat dalı olduğunu belirten Prof. Dr. Öztürk şöyle devam etti: “Hepimiz bir filmden çıktıktan sonra etkilenmiş, izlediklerimizi sorgulamışızdır. Bu çalışmada da gençler, obezitenin görünmeyen yüzünü farklı açılardan gösterdi. Yarışma, benim için de çok öğretici oldu.”</p>
<p>Gecede birincilik, Medipol Üniversitesi’nden Eylül Babur’un stop-motion tekniğiyle hazırladığı “Mükemmel Ölçü Nedir?” adlı filmin oldu. Ödül törenine uydu bağlantıyla katılan Babur, filmi hazırlarken kendi hayatından ilham aldığını söyledi.</p>
<p><strong>Genç sinemacılara 245 bin TL ödül</strong></p>
<p>Tören sonunda ödülleri, TOAD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yazıcı, Prof. Dr. Emüler, Prof. Dr. Öztürk ile Lilly Türkiye Genel Müdürü Ryan Dawson ve Fujifilm yetkilisi Sevgi Yurtsever birlikte verdi.</p>
<p>Jüri Başkanı Pelin Esmer önderliğinde yapılan değerlendirme sonucunda ödüller şöyle dağıldı:</p>
<p><strong>BİRİNCİLİK ÖDÜLÜ:</strong></p>
<p>Mükemmel Ölçü Nedir?</p>
<p>Yönetmen: Eylül Babur </p>
<p>Medipol Üniversitesi </p>
<p>Fujifilm Hediye Çeki: 100.000 TL</p>
<p><strong>İKİNCİLİK ÖDÜLÜ:</strong></p>
<p>İkilem  </p>
<p>Yönetmen: Ece Bilen</p>
<p>Niğde Ömer Halis Demir Üniversitesi</p>
<p>Fujifilm Hediye Çeki: 75.000 TL</p>
<p><strong>ÜÇÜNCÜLÜK ÖDÜLÜ:</strong></p>
<p>Lavinya  </p>
<p>Yönetmen: Ceren Özkazanç </p>
<p>Ankara Üniversitesi  </p>
<p>Fujifilm Hediye Çeki: 50.000 TL</p>
<p><strong>JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜ:</strong></p>
<p>Tokum Ama Yerim  </p>
<p>Yönetmen: Bilge Olcay Yılmaz </p>
<p>İzmir Ekonomi Üniversitesi  </p>
<p>Fujifilm Hediye Çeki: 20.000 TL</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/obezite-algisini-degistirecek-filmlere-odul-79313</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/3/1280x720/66-1778750585.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOAD’IN düzenlediği “Taşıdığımız Hikâyeler: Obezitenin Görünmeyen Yüzü” Üniversiteler Arası Kısa Film Yarışması sona erdi. Medyanın obeziteli bireylere uyguladığı ayrımcı dili değiştirmeyi hedefleyen yarışmanın ödül törenine Avrupa ülkeleri obezite dernek başkanları ve temsilcileri de katıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yemeksepeti-ekonomiye-yillik-3-milyar-euro-katki-sagladi-79291</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yemeksepeti, ekonomiye yıllık 3 milyar eurodan fazla katkı sağladı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türkiye’de online yemek siparişine 2001 yılında başlayan ve bu yıl 25. kuruluş yıl dönümünü kutlayan Yemeksepeti, 25 yıllık verilerini açıkladı. 2015 yılında 589 milyon dolar değerleme ile Almanya merkezli online yemek sipariş platformu Delivery Hero tarafından satın alınan şirketin paylaştığı verilere göre platform üzerinden bugüne kadar 1,7 milyardan fazla sipariş verilirken, toplam kullanıcı sayısı 37,6 milyona ulaştı. Türkiye’nin 81 ilinde faaliyet gösteren platformun aktif iş ortağı sayısı ise 135 bin 871 oldu. Şirketin 25 yıllık performansının değerlendirildiği ve önümüzdeki dönem hedeflerinin paylaşıldığı toplantıda “Türkiye’nin Dijital Sofrasında Çeyrek Yüzyıl” başlıklı çalışma paylaşıldı. Yemeksepeti CEO’su CEO Oytun Çalapöver ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda verilen bilgiye göre 25 yıllık dönemde platform üzerinden en çok sipariş edilen ürün 141,4 milyon adet ile lahmacun oldu. Lahmacunu ayran, cola, ranch sos ve tavuk döner dürüm takip etti. Verilere göre Türk tüketicisinin damak tadında da önemli değişimler yaşandı. 2014-2020 döneminde pizza üçüncü sırada yer alırken, 2021-2025 döneminde döner üçüncü sıraya yükseldi. Kebap ve Türk mutfağı ise her iki dönemde de liderliğini korudu.</p>
<h2>Siparişlerin yüzde 96’sı mobilden </h2>
<p>Yemeksepeti verileri, Türkiye’de dijitalleşmenin tüketici alışkanlıklarını nasıl değiştirdiğini de ortaya koydu. 2014 yılında siparişlerin yüzde 64’ü web sitesi üzerinden verilirken, 2025 itibarıyla mobil uygulamaların payı yüzde 96’ya çıktı. Platformun kullanıcı tabanı da son 15 yılda hızlı büyüdü. 2010’da 900 bin aktif kullanıcı bulunan platform, 2025’te 13,2 milyon aktif kullanıcıya ulaştı. İlk 10 milyon kullanıcı barajı ise 2020 yılında aşıldı. Online yemek servisine market ve mahalle hizmetini de ekleyen şirketin verilerine göre son dört yılda mahalle tarafındaki sipariş adedi 19 kat, ciro ise 165 kat büyüdü. Platforma kayıtlı yerel esnaf sayısı 19 bin 109’a ulaştı. 2021-2025 arasında sisteme 53 bin 981 yeni restoran dahil olurken, sadece 2025 yılında katılan yeni restoran sayısı 22 bin 209 oldu.</p>
<h2>Kullanıcıya 35,3 milyar TL’lik geri dönüş </h2>
<p>Şirketin açıkladığı verilere göre son 10 yılda kullanıcılara indirim, kupon ve puan sistemi üzerinden toplam 35,3 milyar TL değerinde geri dönüş sağlandı. Bu tutarın yaklaşık yüzde 56’sı indirimlerden, yüzde 44’ü ise kuponlardan oluştu. 2023 yılında yapılan analizde ise kampanyalara katılan restoranlarda siparişlerin yüzde 31,39, cironun ise yüzde 88,15 arttığı belirtildi.</p>
<h2>Farklı alanlarda da hizmet veriyor </h2>
<p>Toplantıda konuşan Yemeksepeti CEO’su Oytun Çalapöver, tüm bu hizmetler ile birlikte şirketin ekonomiye yıllık 3 milyar Euro’nun üzerinde katma değer sağladığı bilgisini verdi. Hızlı ticaret ekosisteminde potansiyelin çok büyük olduğunu dile getiren Çalapöver, market ve mahalle hizmetinin ise çok daha yüksek potansiyele sahip olduğunu söyledi. Çalapöver, “Yemek tarafında da senelik çift haneli büyüme görüyoruz. Markete 2019’da, mahalle hizmetine ise 2021de başladık. Market tarafında 135 notada hizmet veriyoruz. 25 binden fazla ürün çeşidi ve yıllık 10 milyar TL ciroya ulaşıyoruz. Mahallede 81 ilde ve Kıbrıs’ta varız. Orada da 10 bin aktif mahalle esnafına destek veriyoruz. 25 senede mahalle tarafındaki büyüme en dik büyüme eğrisini temsil ediyoruz. İlk seneden bu yana siparişler 19 katına ciro 165 katına çıktı. 4-5 senede market ve mahalle büyümenin aynı süratle hızlını kesmeden devam etmesini bekliyoruz” dedi. CEO Çalapöver, teknolojik altyapının sağladığı reklam ve kampanyalar ile siparişleri yüzde 50 artırabildiklerini dile getirdi.</p>
<h2>Fiyat, artık ana belirleyici </h2>
<p>Toplantıda soruları da cevaplayan CEO Çalapöver, yüksek enflasyon ortamının yol açtığı gelir erimesinin tüketici davranışına etkisi hakkındaki soruya, “Enflasyonist ortam tabi ki kullanıcı davranışlarını etkiliyor. Bizim sektörümüzde ana belirleyici üç faktör var. Biri çeşitlilik, diğeri deneyim kalitesi diğeri de fiyat. Geçmişte dünyada da olduğu gibi bu üçü hemen aynı şekilde önem veriyordu. Bizim verilerden anladığımız fiyat son dönemde karar vermede daha önemli hale geldi. Dolayısıyla enflasyonist ortamın tüketici davranışını etkilediğini söyleyebilirim. Büyümeye de bir etkisi yok ancak. Biz de sektör de çift haneli büyümeye devam ediyor” diye cevapladı. Çokça tartışılan komisyon oranları ve esnafın karlılığı hakkında ise Çalapöver, “Esnaf karlı, her sipariş bazında karlı olduklarını söyleyemem takip etmiyorum ama genel anlamda karlı oldukları için bizimle ve diğer platformlar ile çalışmaya devam ediyorlar. Komisyonlar da bizim teslim ettiğimiz ve bizimle çalışmayan kuryeler tarafından teslim edilen siparişler var. İkisi için ayrı komisyonlar oluyor. Komisyonların aşağı çekilmesi konusunda bir rekabet de var ama ana oyuncularda Bir birine çok benzer komisyon oranları ile hareket ediyorlar. Rekabet bu anlamda da ciddi bir baskı yaratıyor ve bu da iyi bir şey” diye konuştu. Çalapöver’in verdiği bilgilere göre şu an şirket 26 bine yakın aktif kurye ile çalışıyor.</p>
<h2>20’den fazla ülkeye teknoloji ihracatı </h2>
<p>Yemeksepeti, hızlı servisin yanında aynı zamanda teknoloji ihracatçısı haline de geldi. CEO Çalapöver, çatı şirketleri Delivery Hero vasıtası ile Türkiye’de hayata geçirdikleri birçok teknolojiyi ihraç eder hale geldiklerini belirterek, “Joker ismini verdiğimiz reklam toolu var. Bu 20’nin üzerinde Delivery Hero şirketinde kullanılıyor. Restoranların kendilerinden önce sipariş vermemiş müşterilere indirim sağlayan bir tool. Şu anda da sadece Delivry Hero’da değil, rakipler tarafından da benimsenmiş bir tool” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yemeksepeti-ekonomiye-yillik-3-milyar-euro-katki-sagladi-79291</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/1/1280x720/oytun-calapover-1778739964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuruluşunun üzerinden geçen 25 yılda 1,7 milyar adet sipariş sayısına ulaşan Yemeksepeti’nde toplam kullanıcı sayısı 37,6 milyona, aktif iş ortağı sayısı ise 135 bin 871’e çıktı. Yemeksepeti CEO&#039;su Oytun Çalapöver, ekonomiye yıllık 3 milyar euronun üzerinde katma değer sağladıklarını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/218-fonun-206si-hisseyi-almis-cikmama-ihtimali-olabilir-mi-79280</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> 218 fonun 206’sı hisseyi almış, çıkmama ihtimali olabilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST Temettü 25 Endeksi’nde yer alan hisselerde yıllık getiriler yüzde 105’i aşan performanslar gerçekleştirse de, 11 şirketin enflasyonun gerisinde kaldığı görülüyor. Bu tablo, bilinenin aksine her temettü hissesinin yatırımcıyı enflasyona karşı korumaya yetmediğini hatırlatıyor.</strong></p>
<p>Piyasada, temettü hisselerinin her türlü ekonomik fırtınalarda enflasyona karşı koruma sağladığına inanılır. Ancak tabloya bakıldığında, %105 ile Tüpraş veya %83 ile Eczacıbaşı İlaç gibi getirilerin yanında, 11 şirketin %32,37’lik enflasyonun gerisinde kaldığı görülüyor. Şüphesiz şirket kasasından yatırımcıya düzenli nakit akışı gelmesi caziptir. Ancak kâr payının enflasyonun altında kaldığı bir ortamda, hisse fiyatının da enflasyonu aşamaması ana paranın erimesi anlamına gelir. Sadece temettüye kanıp trene binmek güven hissi verebilir. Fakat büyümesini kaybeden bir şirkette, reel getiri beklentisi hayal kırıklığına yol açabilir.</p>
<h2>Getirisi en yüksekler</h2>
<p>Geçtiğimiz yılın ikinci yarısından itibaren güçlü bir performans sergileyen Tüpraş, yıllık getirisini %105,25’e çıkardı. Arada kâr satışları ile dalgalanmalar yaşasa da çıkışını koruyan hissede 206 fon portföyünde bulunduruyor. Piyasada 218 hisse fonu olduğu nazara alındığında neredeyse tamamının hisseyi aldığı gözleniyor. Yıllık %82,56 getiri ile tabloda ikinci sırada yer alan Eczacıbaşı İlaç, geçtiğimiz yılın ikinci yarısında başlayan çıkışı şubattan itibaren yerini düşüşe bıraktı. Şimdilerde bir dönüşüm içerisinde. İştiraki Gensenta’nun hammadde üretim tesisini kapatırken, Sanofi ile imzaladığı sözleşmeyle yedi ruhsatı satın aldı. Ayrıca Dynavit’in faaliyetini ayrıştırıyor.</p>
<h2>Zayıf kalanlar</h2>
<p>Temettü 25 Endeksinde yer alan Doğuş Otomotiv, yıllık %5,5 ile performansı en zayıf kalan hisse oldu. Ağustos 2023’ten bu yana arada yukarı atakları olsa da devamı gelmedi ve yatay seyirle günümüze kadar geldi .Son iki yılda kârını düşüren firma, üç aylık mali tablolarında da gelir ve kârdaki düşüşünü sürdürmesi baskıya yol açıyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0556ab06503-1778734763.png" alt="" width="900" height="481" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>HIZLI İŞLEM Mİ, UZUN TUTUŞ MU?</strong></p>
<p>Hızlı işlem; nakit akışı, esneklik, fırsat, krizden kaçış, hareket özgürlüğü. Maliyet artışı, yıpratıcılık, hatalı zamanlama, kayıp riski, stres.</p>
<p>Uzun tutuş; bileşik büyüme, konfor, temettü gücü, maliyet avantajı. Sermaye kilitlenmesi, kriz riski, zaman kaybı, fırsat maliyeti, sabır zorluğu.</p>
<p><strong>Mayısın ikinci haftası itibariyle bağladığı işlerle yıllık cironun %30’unu yakaladı</strong></p>
<p>Bülbüloğlu sürekli iş açıklıyor, cirosuna yıl sonunda ne kadar büyütecek bu işler? ● Güven Özkaya</p>
<p>Güven, Bülbüloğlu’nun 2026 yılının başından bu yana düzenli açıkladığı iş anlaşmaları, doğrudan bilançosunu tahkim eden önemli finansal dayanaklar niteliğinde. Firmanın paylaştığı verilere göre, yılın beş ayında aldığı işlerin toplamı 19,2 milyon euroyu aşmış görünüyor. O da 1 milyar TL’yi geçen bir tutara denk geliyor. 2025’te elde edilen 3,47 milyar TL hasılatın %29,57’sini şimdiden garantilemiş görünüyor. Özellikle Astor Enerji ile imzalanan 10,5 milyon euroluk vinç anlaşması büyümenin ana motoru. Yurt dışına yönelik siparişler de dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Sattığı hisselerden sağladığı nakit, günlük faaliyetlerini sürdürmesini sağlayacak</strong></p>
<p>Çemaş Döküm’ün Niğbaş hissesi satmasının sebebi nakde ihtiyacı olması mı? ● Mahir Subaşı</p>
<p>Mahir, Çemaş Döküm elindeki %3,94 Niğbaş hissesini 121,2 milyon TL’ye Loras Holding’e sattı. Şirketin bilançosuna bakıldığında nakit arayışının öne çıktığını söylemek yanlış olmaz. Yılın ilk çeyreğinde gelirini %34 düşürerek 396,1 milyon TL’ye indirdi. Esas faaliyetlerinden geçen yılda olduğu gibi zarar yazarken dönem sonunda zarar 264,4 milyon TL’ye çıktı. Geçmiş yıl zararı 3,8 milyar TL’ye ulaşan bir şirketin kasaya girecek nakdi yeni bir yatırım gayesinden ziyade, öncelikle operasyonel sürekliliği sağlamak adına kullanması şaşırtıcı olmamalı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>HNC fonu model portföy stratejisi yaklaşımıyla yıllık %51 getiride kaldı</strong></p>
<p>Hedef Portföy’ün yönettiği Üçüncü Hisse Senedi Fonu (HNC), Mart 2025’ten bu yana işlem görüyor. Geçtiğimiz yılın ilk yarısında yatayda hareket ederken, yılbaşından itibaren ivmesinde belirgin bir artış yaşandı. Nisanda gelen nakit ile büyüklüğü hızla arttı. Mayısta 12,92 milyon TL’ye çıkan hacim ile büyüme devam etti. Ancak nisanda gelen 6,03 milyon TL nakde karşılık mayısa 365,5 bin TL para çıkışı söz konusu. Belli bir kemik yatırımcısı olan HNC’de sayı benzer seviyelerde hareket ediyor. Şimdilerde bu sayı 113 seviyesinde. Şirket rasyolarını özel yazılımlarla analiz ederek sistematik bir model portföy kurgulama stratejisi ile hareket ediyor. Portföyünün %97,71’i hisse senedinden oluşuyor. Son bir yıldaki %50,90 getirisi aynı süre içinde %57,39 olan BIST 100 Endeksinin performansının gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Çelik Motor, Piyasadan TLREF + %1 faizle 750 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Çelik Motor, nitelikli yatırımcılara yönelik 13.05.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 750.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%1 olarak belirlendi. 364 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 12.05.2027 olarak açıklandı. 12 Mayıs itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Çelik Motor’un verdiği %1 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFCLKM52715 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0556d880756-1778734808.png" alt="" width="233" height="185" /></strong><strong>Ünlü Yatırım Holding nisandan bu yana yukarı yönlü. Fonlarsa daha ziyade satıyor</strong></p>
<p>Ünlü Yatırım Holding’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerdeki miktar %5,84 ile toplamda 220 bin lot azalarak 3,55 milyona indi. Hisseyi tutan fon sayısı 6 olup değişim gözlenmedi. TTL fonu 200 bin lot ile en fazla satışı yaparken, HMC fonu 25 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse için bugüne kadar 1 aracı kurum öneride bulunurken, model portföyüne alan olmadı. Martta değerlendirmede bulunan Yapı Kredi Yatırım, 18,50 TL hedef önerisini paylaştı. Tutar %24,58 yükselişe denk geliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0556f2c3111-1778734834.png" alt="" width="977" height="236" /></strong><strong>VBT YAZILIM</strong></p>
<p><strong>Üç yıllığına 14,9 milyon dolara anlaştığı bankaya donanım ve destek hizmeti verecek</strong></p>
<p>VBT Yazılım, Türkiye’de yerleşik bir banka ile donanım, bakım ve destek hizmetini kapsayan üç yıllık sözleşme imzaladı. Anlaşmanın baz bedeli 9,6 milyon dolar olarak belirlenirken, opsiyonel kalemlerin de eklenmesiyle toplam iş hacminin 14,99 milyon dolara ulaşacağı belirtildi. Söz konusu tutar yıllık gelirinin yaklaşık %28’ine denk geliyor. Şirket yıllık gelirinin dörtte birinden fazla hacimli bir işi tek kalemle elde etti. Ancak ödemenin üç yıllık zaman dilimine yayılacak olması gelir tablosunu büyütecek olsa da bu sözleşmeden kaynaklı bir sıçramaya yol açması beklenmemeli.</p>
<p><strong>KALYON GÜNEŞ TEKNOLOJİLERİ</strong></p>
<p><strong>Güneş hücresi üretim kapasitesini iki katına çıkararak 2,1 GW seviyesine ulaştırdı</strong></p>
<p>Kalyon Güneş Teknolojileri, yüksek teknolojiye sahip güneş hücresi üretim hattını devreye aldığını ve üretime geçtiğini duyurdu. Resmi açılışı yapılan tesisle birlikte şirketin yıllık 1 GW olan üretim kapasitesi 2,1 GW seviyesine ulaştı. Firma, yenilenebilir enerji altyapısındaki donanım üretim gücünü iki katına yükselterek pazardaki arz hacmini genişletti. Söz konusu gelişmeye rağmen şirket paylaştığı üç aylık mali tablolarında ise gelirini %41 gerileterek 1,07 milyar TL’ye düşürdü. Esas faaliyetlerinden zarar yazarken dönem sonunda da zararını büyüttüğü gözlendi.</p>
<p><strong>TSKB</strong></p>
<p><strong>Firmaların iklim yatırımları için yurt dışından 300 milyon euroluk kredi temin etti</strong></p>
<p>TSKB, iklim değişikliğine uyum ve dirençlilik yatırımlarının finansmanı amacıyla 300 milyon euro tutarında yeni bir kredi sözleşmesi imzaladı. Dünya Bankası kuruluşu IBRD’nin kısmı garantörlüğünde ve Hazine’nin kontrgarantisiyle sağlanan uluslararası kaynağa, yabancı bankalar konsorsiyumu katılım gösterdi. Banka söz konusu girişimiyle birlikte, yeşil dönüşüm projelerini fonlamak gayesiyle bilançosuna hacimli ve uzun vadeli bir döviz kaynağı girişi sağlamış oldu. TSKB’nin sağladığı sendikasyon kredisi aynı zamanda kendi ticari faaliyetini de destekler nitelikte.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/218-fonun-206si-hisseyi-almis-cikmama-ihtimali-olabilir-mi-79280</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 218 fonun 206’sı hisseyi almış, çıkmama ihtimali olabilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ham-madde-cephesinden-iplige-cift-yonlu-baski-79279</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ham madde cephesinden ipliğe &#039;çift yönlü&#039; baskı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Ortadoğu savaşıyla birlikte tırmanan gerilim ve petrol fiyatlarındaki sert yükseliş, tekstil sektöründe iplik maliyetlerini yeniden yukarı yönlü harekete geçirdi. Petrolün 100 doların üzerinde seyretmesi, başta polyester olmak üzere petrol türevi tüm hammaddelerde yaklaşık yüzde 60’lık artışa yol açtı. Aynı dönemde pamuk fiyatları da 62-63 sent seviyelerinden 83-84 sent bandına çıkarak yaklaşık yüzde 30 yükseldi. Bu çift yönlü artış, hem sentetik hem doğal elyaf tarafında maliyet baskısını artırırken, uzun süredir baskılanan pamuk ipliği fiyatlarının da yukarı yönlü revize edilmesine neden oldu. Talep yetersizliği nedeniyle uzun süredir maliyetlerin altında satılan pamuk ipliği fiyatlarında da özelliklerine göre yüzde 12 ila yüzde 28 oranında artış yaşandı.</p>
<h2>Maliyete birebir yansıyor </h2>
<p>İplik fiyatlarındaki artışın yalnızca anlık fiyat hareketleriyle değil, küresel hammadde dengesiyle okunması gerektiğini vurgulayan Yağmur Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Bilgin Kaya, “Petroldeki yüzde 60’lık artış, polyester grubunu aynı oranda yukarı taşıdı. Bu, iplik maliyetlerine bire bir yansıyor” dedi. Pamuk fiyatlarındaki yükselişte de petrolün dolaylı etkisinin bulunduğunu belirten Kaya, pamuk üretiminde traktörden gübreye, sulamadan nakliyeye kadar tüm süreçlerin petrole bağlı olduğunu ifade etti. Navlun artışları ve küresel tedarik zincirindeki maliyet baskısının da pamuk fiyatlarını yukarı ittiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a05553629826-1778734390.png" alt="" width="404" height="444" /></p>
<h2>Stok bitti, gerçek ortaya çıktı </h2>
<p>2023’ten bu yana zayıf seyreden talep nedeniyle iplik üreticilerinin yüksek stokla çalıştığını, birçok fabrikanın stokları eritmek için uzun süre maliyetin altında satış yaptığını kaydeden Kaya, “Ekim–Kasım gibi bu stoklar bitti. Artık gerçek maliyetlerle üretim yapılıyor. Bugünkü fiyat artışlarının önemli bir nedeni de bu” diye konuştu. Türkiye’de iplik üretiminde kapasite kullanım oranlarının hâlâ yüzde 40’lar seviyesinde seyrettiğini belirten Kaya, talep artışı yaşansa dahi atıl kapasite nedeniyle tedarik tarafında kısa vadede sorun beklemediğini ifade etti.</p>
<h2>Yaz aylarında yavaşlama olabilir </h2>
<p>İplik fiyatlarındaki yükselişin doğrudan örme ve dokuma kumaş maliyetlerine yansıdığını vurgulayan Kaya, buna ilave olarak boya, kimyasal ve enerji maliyetlerindeki artışın da kumaş fiyatlarını yukarı çektiğini söyledi. Önümüzdeki döneme ilişkin beklentilerini de paylaşan Kaya, bayrama kadar siparişlerde hareketlilik beklediğini ancak Haziran ortasından sonra Avrupa’da başlayacak tatil dönemi ve yüksek enerji fiyatlarının tüketici talebini baskılayabileceğini kaydetti. Avrupa’nın tekstil ve hazır giyim ithalatında son yıllarda görülen daralmanın bu yıl da devam edebileceğini dile getiren Kaya, mevcut fiyat seviyelerinde iplik üreticilerinin uzun bir aradan sonra yeniden maliyetlerini karşılayabilir noktaya geldiğini, ancak bundan sonraki seyri talebin belirleyeceğini sözlerine ekledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Karde ipliklerde fiyat artışı daha belirgin</span></h2>
<p>Uzun süredir arz fazlası nedeniyle baskılanan pamuk ipliği fiyatları İran ile ABD-İsrail arasında yaşanan savaş sonrası yükselişini sürdürüyor. KDV hariç kilogram fiyatlarına göre, open-end ipliklerde fiyat artışları daha sınırlı kalırken, karde ve penye iplik gruplarında yükseliş oranı çift haneye çıktı. Open-end, karde ve penye iplik gruplarında yüzde 12 ila yüzde 28 oranında dikkat çekici fiyat artışı yaşandı. Open-end iplik grubunda 10/1 telefsiz iplik 98 TL’den 110 TL’ye, 30/1 numara ise 110 TL’den 130 TL’ye yükseldi. 10/1 karde iplik 120 TL’den 140 TL’ye, 20/1 karde 122 TL’den 155 TL’ye, 30/1 karde ise 125 TL’den 160 TL’ye yükseldi. 36/1 karde iplikte fiyat 140 TL’den 175 TL’ye çıktı. Penye iplik grubunda da benzer bir yükseliş dikkat çekti. 20/1 penye iplik 135 TL’den 170 TL’ye, 30/1 penye 140 TL’den 175 TL’ye, 36/1 penye 155 TL’den 190 TL’ye, 40/1 penye ise 165 TL’den 200 TL’ye çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ham-madde-cephesinden-iplige-cift-yonlu-baski-79279</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/iplik-tekstil-1771913599.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrolün marttan itibaren 100 doların üzerinde seyretmesi polyester başta olmak üzere petrol türevi ham maddeleri yüzde 60 artırdı. Aynı dönemde pamuk fiyatları da yükselişe geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanciya-vergi-desteginde-etki-analizi-var-rakam-yok-79277</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancıya vergi desteğinde etki analizi var, rakam yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>AK Parti, Meclise sunduğu ekonomi yasalarında eş zamanlı olarak bir etki analizini de yasa teklifinin görüşüldüğü Plan Bütçe Komisyonuna gönderiyor. Teklifteki düzenlemelerin içeriğine göre ilgili bakanlıklar çoğunlukla da Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan etki analizlerinde gelir ve gider etkisi her madde de kalem kalem rapora yansıyor. Geçtiğimiz hafta Meclise sunulan yabancı sermayeye dönük vergisel destekler yanında Varlık Barışının da yer aldığı 15 maddelik yasa teklifi içinde bir etki analizi Meclise geldi. Ancak, bütçeye etkisi ne olacak, ne kadar vergi kaybı yaşanacak, kaç yatırımcı gelecek, beklenen ekonomik getiri nedir, sorularının yanıtı etki analizinde yer almadı. Neredeyse tüm maddelerin analizinde “gelir veya maliyet etkisi ölçülememektedir” ifadesinin yer alması dikkat çekti. Sadece ihracatçı ve imalatçı ihracatçılara sağlanan kurumlar vergisi indiriminin maliyeti 34 milyar lira olarak etki analizi raporuna yansıdı. Ancak bu düzenlemede komisyonda geri çekilerek yüzde 12.5 oranında bir kurumlar vergisi düzenlemesi kapsam değişerek yeniden düzenlendi.</p>
<p>Yasa teklifinde yer alan İstanbul Finans Merkezindeki (İFM) finansal kurumlara sağlanan, yurt dışı tecrübesi olan personelin çalıştırılması halinde uygulanan gelir vergisi indirimi, tüm katılımcıları da kapsayacak şekilde genişletilmesine ilişkin maddenin etki analizinde “ Düzenlemenin gelir veya maliyet etkisi ölçülememekle birlikte, İFM’nin uluslararası firmalar için bölgesel merkez olarak seçilmesine önemli katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir” ifadelerine yer verildi. İFM’de yüzde 100 olarak uygulanan kurumlar vergisi indiriminin süresinin 2047 yılına kadar uzatılmasında da “Düzenlemenin gelir veya maliyet etkisi ölçülememekle” ifadesi bir kez daha yer aldı. Varlık Barışı düzenlemesine ilişkin olarak ise “Söz konusu düzenleme ile varlıkların kayıt altına alınarak milli ekonomiye kazandırılması, finansal kaynakların genişletilmesi ve ekonomik aktivitenin desteklenmesi amaçlanmaktadır” değerlendirmesi yapıldı. Nitelikli hizmet merkezi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenen kriterleri sahip teknogirişim şirketlerinde hisse opsiyonlarında istisna düzenlemelerinde de mali etkisi yer almadı. Türkiye’de yerleşik olmayan gerçek kişilerin yurtdışı kazançlarına gelir vergisi muafiyeti getirilmesine ilişkin düzenlemede ise “ Gelir veya maliyet etkisi ölçülememekle birlikte, yurt dışı gelirleri vergilendirilmeyerek bu kapsamdaki kişilerin ülkemize gelmesi ile ekonomik aktivitenin desteklenmesi amaçlanmaktadır” denildi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Dervişoğlu: Erdoğan'la görüşmedim</strong></span></p>
<p>İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yarım saat telefonla görüştüğü iddialarını bir kez daha yanıtladı ve “görüşmedim” dedi. Dervişoğlu, “Biriyle görüşürsem kamuoyunun haberi olur. Görüşürsem, ‘görüştüm’; görüşmediysem, ‘görüşmedim’ derim. Bunu kamuoyunun gözü önünde yaparım. Dışarıya çıktığımda da açıklama yaparım. Sanki bir sır zemini oluşturmaya yönelik adımların atılmasını da hem Türk siyasetinin üzerindeki gölgeyi artırdığına hem de demokrasiyi zedelediğine inanırım” ifadelerini kullandı. Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal'ın AK Parti'ye katılmasına ilişkin soruları da yanıtlayan Dervişoğlu, “Bunlar, İYİ Parti'ye yapılırken bugünkü tehlikeye işaret etmiştim. Bugün o uyarılarımızı ciddiye almayanların bu dertlerle boğuştuklarına şahitlik ediyoruz” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Özgür Özel'in başlattığı ‘ara seçim’ turlarını başkan vekilleri sürdürüyor</strong></span></p>
<p>CHP’nin, iktidar partisini erken seçime zorlamak amacıyla başlattığı, ‘ara seçim’ turlarını, grup başkanvekilleri sürdürüyor. Bu çerçevede, CHP heyeti Meclis’te temsil edilen muhalefet parti gruplarını ziyaret etti. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, CHP Genel Başkan Yardımcıları Gül Çiftçi ve Gökçe Gökçen; ara seçim konusunda DEM Parti, Yeni Yol Partisi ve İYİ Parti’ye ziyaretlerde bulundu. Ziyaretlerin ardından açıklama yapan Gökhan Günaydın, gündemlerinin ‘ara seçim olduğunu’ vurgulayarak, anayasayı hatırlattı. Günaydın şöyle dedi: “Türkiye'de çok ciddi iktisadi sorunlar var, Türkiye'nin yönetilme sorunları var ve yapılan araştırmalar toplumun üçte ikisinin bir erken seçim istediğini gösteriyor. Erken seçim talebini karşılamayan AKP'nin, Anayasa'nın 78'inci maddesini hatırlatmasında fayda var. Çünkü ara seçim bir tercih değil, bir zorunluluk. Anayasa 78 diyor ki: ‘En son seçimlerin üzerinden 30 ay geçtikten sonra bir sonraki seçime de bir yıl varsa bu dönem içerisinde bir ara seçim yapılır eğer Mecliste boşalmalar varsa’ diyor. O halde burada ara seçimin yapılması için gerekli koşullar oluşmuştur."</p>
<p><strong>Baskın seçim iddialarına yanıt </strong></p>
<p>Günaydın, “baskın seçim’ iddiaları hakkında şunları söyledi: Adını nasıl koyuyorlarsa; baskın seçim mi olur, erken seçim mi olur? Derhal bunun kararını alsınlar ve sandığı getirelim milletin önüne. Eğer bunu bir butlan kararına, başka bir deyişle faul yaparak rakiplerini ringin dışına atma çabasının sonrasına koymaya çalışıyorlarsa, bu bir demokratik mücadele ortamı olmaz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanciya-vergi-desteginde-etki-analizi-var-rakam-yok-79277</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/tbmm-meclis-1776928915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancıya vergi desteğinde etki analizi var, rakam yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/girisimcilik-egitimi-sses-modeli-79276</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Girişimcilik eğitimi: SSES modeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de son yıllarda girişimcilik ekosisteminde önemli bir hareketlilik var. Teknokentler, hızlandırma programları, yatırım fonları ve melek yatırım ağları giderek büyüyor. Ancak hâlâ yapısal bir eksiklik dikkat çekiyor: Üniversite düzeyinde disiplinler arası ve uygulama odaklı girişimcilik eğitimi yeterince yaygın değil.</strong></p>
<p>1990’ların sonunda Stockholm School of Entrepreneurship (SSES) modeli ortaya çıktığında, aslında yalnızca yeni bir eğitim programı kurulmadı; üniversitelerin girişimcilik kavramına bakışı da değişmeye başladı. Altı farklı üniversitenin ortaklığıyla oluşturulan bu yapı, girişimcilik eğitimini sadece işletme fakültelerinin konusu olmaktan çıkarıp; mühendislikten tasarıma, tıptan sosyal bilimlere kadar disiplinler arası bir yetkinlik alanına dönüştürdü.</p>
<p>Bugün dünya genelinde başarılı girişimcilik ekosistemlerine baktığımızda, ortak bir özellik dikkat çekiyor: Girişimcilik artık “mezun olduktan sonra düşünülecek bir kariyer seçeneği” değil, öğrencilik döneminde deneyimlenen bir öğrenme modeli olarak ele alınıyor. Stockholm School of Entrepreneurship’in en önemli başarısı da tam olarak burada yatıyor. Öğrenciler yalnızca teorik dersler almıyor; iş modeli geliştirme, tasarım odaklı düşünme, yaratıcı problem çözme, ekip kurma ve yatırımcı sunumu gibi uygulamalı süreçlerden geçiyor. Daha da önemlisi, mühendislik öğrencisi ile hukuk öğrencisi, tasarımcı ile biyolog aynı takımda çalışabiliyor.</p>
<p><strong>Rekabet yerine </strong><strong>iş birliği merkezde</strong></p>
<p>Modelin dikkat çekici yönlerinden biri de üniversiteler arası rekabet yerine iş birliğini merkeze koyması. Her üniversite kendi akademik gücünü sisteme dahil ediyor ve öğrenciler ortak bir girişimcilik havuzundan yararlanıyor. Böylece girişimcilik eğitimi, tek bir kampüsün sınırları içine sıkışmıyor.</p>
<p>Sonuçlar da oldukça etkileyici. Programdan geçen öğrencilerin önemli bir kısmı girişimcilik kariyerine yöneliyor; binlerce öğrenciye ulaşılmış durumda ve mezunlar tarafından kurulan şirket sayısı ciddi bir ekonomik etki yaratıyor. Ancak burada asıl mesele startup sayısından çok daha büyük: Üniversitelerin “iş arayan mezun” yetiştiren kurumlardan, “değer üreten bireyler” yetiştiren yapılara dönüşmesi.</p>
<p>Benzer modellerin yalnızca İsveç’te değil, Avustralya, Norveç, Danimarka ve Almanya’da da yaygınlaşması tesadüf değil. Çünkü dünya artık girişimciliği yalnızca teknoloji şirketi kurmak olarak görmüyor. Girişimcilik; problem çözme, belirsizlik yönetimi, yenilik geliştirme ve ekonomik dönüşüme liderlik etme becerisi olarak kabul ediliyor. Bu nedenle modern ekonomilerde girişimcilik eğitimi, mühendislik veya yabancı dil kadar temel bir yetkinlik alanına dönüşmeye başladı.</p>
<p><strong>Girişimcilik eğitimi stratejik </strong><strong>bir kalkınma konusu olabilir</strong></p>
<p>Türkiye’de ise son yıllarda girişimcilik ekosisteminde önemli bir hareketlilik var. Teknokentler, hızlandırma programları, yatırım fonları ve melek yatırım ağları giderek büyüyor. Ancak hâlâ yapısal bir eksiklik dikkat çekiyor: Üniversite düzeyinde disiplinler arası ve uygulama odaklı girişimcilik eğitimi yeterince yaygın değil. Pek çok üniversitede girişimcilik dersleri hâlâ seçmeli ve teorik çerçevede ilerliyor. Öğrenciler çoğu zaman gerçek bir girişim deneyimi yaşamadan mezun oluyor.</p>
<p>Oysa Türkiye’nin genç nüfusu düşünüldüğünde, girişimcilik eğitimi stratejik bir kalkınma konusu olarak ele alınabilir. Özellikle İstanbul gibi büyük bir metropol, üniversite yoğunluğu ve özel sektör kapasitesi sayesinde böyle bir model için son derece uygun bir zemin sunuyor.</p>
<p>Bu noktada “İstanbul Girişim Akademisi” benzeri bir yapı önemli bir fırsat olabilir. Kamu ve vakıf üniversitelerinin ortak olduğu, öğrencilerin üniversiteler üstü bir girişimcilik programına katılabildiği, sektör profesyonelleri ile akademisyenlerin birlikte eğitim verdiği bir model Türkiye’de ciddi bir etki yaratabilir. Boğaziçi, İTÜ, Yıldız Teknik, Koç, Sabancı ve Özyeğin gibi üniversitelerin belirli modüllerde ortak hareket ettiği bir yapı, yalnızca eğitim alanında değil, ekosistem gelişiminde de yeni bir eşik oluşturabilir.</p>
<p><strong>Öğrenciler yalnızca sunum </strong><strong>dinlememeli, şirket kurmalı</strong></p>
<p>Böyle bir modelin başarısı için üç kritik unsur öne çıkıyor. Birincisi, eğitimin mutlaka uygulama merkezli olması. Öğrenciler yalnızca sunum dinlememeli; şirket kurmalı, müşteri görüşmesi yapmalı, ürün geliştirmeli ve başarısızlığı deneyimlemeli. İkincisi, disiplinlerarası yapı korunmalı. Çünkü günümüzün büyük girişimleri artık tek bir uzmanlık alanından doğmuyor. Üçüncüsü ise özel sektör ve yatırımcıların sistemin doğal parçası haline gelmesi gerekiyor. Üniversite ile piyasa arasındaki mesafe ne kadar azalırsa, girişimcilik eğitiminin etkisi o kadar artacaktır.</p>
<p>İstanbul için konuşacaksak, önde gelen üniversitelerimizin iş birliğiyle kurulan, öğrencilerin burada alacakları dersleri kredi olarak mezuniyetlerine saydırabilecekleri bir sistem geliştirilebilir.</p>
<p>Türkiye’nin kalkınma hedefleri açısından meseleye bakıldığında, girişimcilik eğitimi yalnızca startup üretmek için değil; teknoloji geliştirme kapasitesini artırmak, genç işsizliğini azaltmak, yenilikçi KOBİ’ler oluşturmak ve küresel rekabet gücü kazanmak için de kritik önem taşıyor.</p>
<p>Üniversitelerin rekabet yerine iş birliği halinde kurabileceği ortak bir İstanbul Girişim Akademisi’nin belirli bir noktaya gelmiş girişimcilik ekosistemimizi nicelik ve nitelik olarak daha da derinleştireceği muhakkaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/girisimcilik-egitimi-sses-modeli-79276</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Girişimcilik eğitimi: SSES modeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektorun-gercekleri-yumurta-ve-mayonez-79275</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel sektörün gerçekleri: Yumurta ve mayonez</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Trex’in Bursa’da Hilton Oteli’nde düzenlediği “Fabrikanı keşfet” toplantısına metaforlar ve aforizmalar damgasını vurdu. İktisatçı Emre Alkin, duvarlara yazılacak “Reel sektör gerçeklerle yaşar” sözünü ederken sınai yazılım şirketi trex’in yönetim kurulu başkanı İlhan Özdemir yumurta ve mayonez ile ilgili benzetmeler kullandı. Bunları birleştirdiğimizde, içinde sıkıştığımız menemen ekonomisinden çıkmamız mümkün olabilir.</p>
<p>Yazıya devam etmeden önce, anladığım kadarıyla, İlhan Bey ile aramızda soyadı benzerliğinden başka bir bağlantı olmadığını yazayım. Onlar tarihsel olarak Bursalı, benim babamsa Doğubeyazıt doğumluydu. Ancak dünyayı algılama ve anlatma biçimlerimiz benziyor. Özdemir’in yumurta ve mayonez ile ilgili benzetmeleri, sınai üretimde teknolojiyi kullanarak ölçme ve performans analizi yapma işini çok iyi anlatıyor. Özdemir, “Veri mayonez gibidir. Zamanında kullanmazsan bozulur. Hele bir de sıcaktaysa daha hızlı bozulur” dedi. Sohbet ederken kullandığı bir diğer cümle “Veri yumurta gibi değildir, paylaştıkça azalmaz” şeklindeydi.</p>
<p>Buradan devam etmeden önce, benim katkımı oluşturan “menemen olgusunu” anlatayım ki temel kavramlar üzerinde anlaşalım. Bizim mahallede çok çalışarak Kadıköy Menemencisi markasıyla bir mekân açtılar. Sermayenin bu iç mimari çalışmasında tükendiğini düşünüyorum. Dev Kadıköy Menemencisi tabelasının yanında İngilizce olarak “Breakfast, Lunch, Coffee” yazıyordu. Menüsünü hiç görmedim ama sanırım doymak için ucuz bir alternatif olan menemenden elde edeceği kazanç ile tarihi mahalle diye buraları gezmeye gelen yabancılara satacağı kahveden para kazanmayı planladığını düşünüyorum. Ekmek almak için gittiğim, hemen karşısındaki, Çağrı Fırın’da “Sizin tatlıları bizim menüye koyalım, sipariş olursa sizden alalım” diye çok akıllıca bulduğum iş modelini anlatan da muhtemelen patrondu. Acelem olduğu için kafamı çevirip bakmadım.</p>
<p>Dolayısıyla iş battığında “nasıl battı” sorusunu soracak birisini tanımıyordum. Şans eseri geçenlerde gazete almak için gittiğim kırtasiyeciyi işleten Ertan ile sohbet ederken mahallemizin başka bir menemencisi ile tanıştım ve bu operasyonun ekonomisindeki sorundan emin oldum. Bu arkadaş, “Domatesin fiyatı 250 lira olmuş. Geçenlerde sosyal medyada fotoğrafını paylaştım. Ben zaten menemeni 250 liraya satıyorum. 500 liraya satacak halim yok ya.” dedi. Ertan hemen maliyet muhasebesine girdi ve “Kaç yumurta kullanıyorsun?” diye sordu. Menemenci “İki” diye yanıt verdi. Ertan bize söylemese de kafasından bir maliyet hesabı yaptığını gözlerinden anladım ve gözlerindeki karamsar bir bakıştan işin içinden çıkamadığını anladım.</p>
<p>İlhan Özdemir ile tanışmış ve trex kullanıcısı olmuş olsalardı, bir menemen porsiyonu için bir kilo domates kullanılmadığını ve asıl sorunun dükkân kirası, elektrik maliyeti ve yeterince müşteri gelmediği için çalıştırılan personelin müşteri başına maliyetinin yükselmesi olduğunu bilirlerdi. Menemencinin garson çalıştırıp çalıştırmadığını bilmiyorum. Trex kullanıcısı olmadığım için yazılımın bunu ne kadar yapabildiğini bilmiyorum ama İlhan Özdemir ile sohbetlerimizden, 30 yaşına yaklaşan şirketin DNA’sını oluşturan bakış açısının bu şekilde olduğunu tahmin ediyorum ve buna inanıyorum.</p>
<p>Üstelik ben Salı Pazarı’ndan 75 liraya domates alınabileceğini de biliyorum. Küçük ama bol çekirdekli ve tatlı olan bu domatesin kabuğu, koruyucu ile kaplanmadığı için, güven erozyonuna neden oluyor ama yemeğe müthiş bir tat veriyor. Dolapta unuttuğunuzda bile bozulmayan domateslerin formülünü bilmiyorum ama bu domateslerle yaptığım peynirli yumurtadan aldığım tat, menemen için de ideal olduklarını düşündürüyor. Kahvaltıda da servis edeceğiniz görünümdeki domatesin Salı Pazarı’ndaki fiyatı ise 120 lira ama tadını bilmiyorum. Bu yazıda bu kadar ana temaya oturan yumurtaya dönersek, ben mahalle kasabımdan battal boyunu sekiz liraya alıyorum. Söğütlüçeşme’deki bir markette 30’lu kartonu 195 liraya –tanesi 6,5 liraya- satılıyordu. Bursa’daki etkinlikten dönerken önünden geçtiğim marketin önüne 195 liralık fiyatın üzerini çizip “30 yumurta 135 lira” yazmışlardı. Yani tanesi 4,5 liraya geliyor. Geçenlerde altı karton yumurtayı Küf’e taşıyan garson arkadaşın taşıdığı yumurtaların fiyatının daha da düşük olduğunu sanıyorum. İki ana maliyet kalemi ile ilgili tablo bu şekilde.</p>
<p>Yumurtadan devam edelim. İlhan Özdemir’in bahsettiği mayoneze gelirsek, benim buraya kadar anlattığım tedarik zinciri ve maliyet muhasebesinden sınaî üretime geçiyoruz. Yumurtanın akıyla sarısının ayrılmasından zeytinyağı ve limonun eklenmesi ile kesilmesinin sağlanmasına kadar olan süreci, çocukluğumda rahmetli annemin asistanı olarak deneyimlemiştim. Çocuk ellerimle yumurtayı ayırmama ya da şiddetli çırpma işlemini yapmama imkân yoktu ama zeytinyağını ve limon suyunu dökmeyi başarabiliyordum. Zaten annemin komşusu kadınlar da oradaydı ve benim hata yapmam durumunda sürece müdahale ediyorlardı. O zaman farkında değildim ama mayonez bir sınaî üretim süreciydi. Bugün İlhan Özdemir’in veriyi mayonezle anlatması, sınaî üretimin nasıl değiştiğinin bir simgesi ancak konu sadece mayonez ile sınırlı değil. Pastanelerdeki pahalı ürünler arasında yer alan beze de yumurta akıyla şekerin çırpılmasıyla yapılır. Benzer şekilde krema da belirli malzemeler ve çırpma biçimleri ile yapılan benzer bir üretimdir. Ve tabii yaz yaklaşırken gündemde olan dondurma da farklı dövme ya da –döndürerek- karıştırma süreçlerinin sonucudur. Hakeza artık çok karşılaşmadığımız yayık ayran da böyledir. Yani İlhan Özdemir’in mayonez-veri bağlantısında durmayıp sanayideki bütün bu süreçleri ölçme konusundaki gücünü yayması gerekiyor. Bu akışı bu noktada kesip, burada gerçek anlamda bir dönüşüm sağlamak için çekilmesi gereken sancılardan bahsetmek istiyorum. Böylece aynı tas aynı hamam ile devam etmekten kurtulmanın da yolunu bulmaya hizmet etmeyi istiyorum. Burada birini sahnede dinlediğim diğerini yüzyüze konuştuğum iki deneyimi olduğu gibi aktaracağım. Yazacaklarım aynı deneyimin farklı tarafların neler yaşadığını anlaşılır kılmayı hedefliyor. Bunu neden yaptığımı da yazının sonunda açıklayacağım.</p>
<p><strong>Arıkan Automotive ve Ahmet Arıkan’ın deneyimi</strong></p>
<p>Arıkan Automotive Genel Müdürü ve Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Birliği (TAYSAD) Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Arıkan panelin ikinci sorusunu şöyle yanıtladı:</p>
<p>“Biz Trex’le 2016 yılında tanıştık. 2016 yılından önce üç vardiya çalışarak üretim yapıyorduk. Arıkan Kiriko diye biliniyoruz. Tofaş doğduğu zaman babam Tofaş'ın krikolarıyla başlamış. Artık bu ürünlerin oranı belki yüzde 10’lara düşmüş vaziyette.</p>
<p>Üç vardiya çalışan işçilerden, her şeyi manuel yaparken bir de günlük imalat bildirim formları doldururlardı. Sabah 8:00’de başladım, örtü temizledim. Sonra 300 tane parça bastım, arkasından tuvalete gittim. Sonra geldim, tekrar şunu yaptım, bunu yaptım. Her vardiyada da gri yaka dediğimiz arkadaşlar vardı. Bu verileri böyle İRT sistemine giriyorlardı. Biz N-1, N-2, N-7 günün verimliliğini toplam ekipman verimliliğini (Overall Equipment Effectiveness-OE) tartışıyorduk. Birçok veride hatalı geliyormuş bize: 700 yerine 7 bin yazıyordu. Kendi sicil numarasını yazamayan adama dokuz haneli stok numarası yazdırmaya çalışıyorduk. Sonra da daha güzelini yapıyorduk: büyük firmalara çalışırken böyle çok güzel Excel’ler haline getirip yüzde 82 mi verimliyiz, yüzde 86 mı verimliyiz diye tartışıyorduk.</p>
<p>2016 senesinde biraz büyüdük; yeni birtakım ihracatlar başladı ve şirketin içinde yeni ihtiyaçlar oluştu. Büyüyünce içeride bir kaos ortamı oluştu ve doğrudan hiçbir şeye hakim olup planlama yapamaz hale geldik. Trex’e bu dönemde geçtiğimizde kurdukları dashboard’da bizim yüzde 86-87 olarak hesapladığımız veriler yüzde 47 görünüyor. Sektördeki herkes gibi biz de 500 bin euro ile 1 milyon euro arasında değere sahip presleri kullanıyoruz. Bunları yüzde 50 civarında kullandığımızı gördük. 1 milyon euroluk presin yüzde 50 kullanılması 500 bin dolar zarar demek. Pareto yapıp problem takip sayfası (problem follow up sheet) ile sorunları tanımladığımız ve aksiyon aldığımız bir modele geçtik. Bir kalıbı bağlamanın 1 saat 15 dakika sürdüğünü ve ardından ilave rulo beklerken 45 dakika harcandığını gördük. Forklift bekleme ile 58 dakika kaybediliyordu.</p>
<p>Eskiden firma küçükken babam hep ‘Bu çocuk çok çalışkan; bak hiç tezgahın başından kalkmıyor. Bu az tuvalete gidiyor’ diye değerlendirirdi. Ben sistemi kuracağım zaman bütün çalışanları topladım ve dedim ki ‘Ben hiçbirinizi takip etmeyeceğim. Hiç kimseyi de işten çıkartmayacağım. Ben tezgâhlarımı dinlemek istiyorum. Prosesimi iyileştirmek istiyorum.’ dedim. Robot hattımızda bakıyoruz 1 saat 15 dakika koli beklediğimizi gördük. Parça gelmemiş onu beklemişiz. Somun yok diye hattı durduruyoruz. Bunları gördük.</p>
<p>Şu an sürekli olarak dinliyoruz. Prosesinizde sıcaklık önemliyse sıcaklığı dinlemeniz lazım. Benim için sayı çok önemli. Ben sayıyı takip ediyorum. Günde kaç tane parça bastığım benim için çok önemli. Biz bir vardiya azalttık ama ciromuz küçülmedi ve daha çok kâr elde etmeye başladık. Kâr elde etmezseniz sürdürülebilir olamazsınız. Mümkün değil.</p>
<p>Sistemi çok geliştirdik; el terminalleri aldık, paneller aldık. Şimdi adam işi bitirmeden yarım saat önce, 12 dakika önce sistem bir sonraki kalıbı getir diye haber veriyor. En çok bağladığımız kalıbı, 20 bin metrekarelik bir alanın ta öbür köşesine koymuşuz; onun yerini değiştirdik. Üretim hatlarını değiştirdik; hatta bazı tezgâhları attık. Ne kadar çok bakım yaptığımızı gördük ve buna çözüm bulduk. Arıkan’ın ortalama verimliği dün mesela 72,9’du. Bazı hatlarda yüzde 83'lere kadar çıkardı, yaptığımız iyileştirmeler.” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><strong>Trx’in Arıkan deneyimi</strong></p>
<p>Trx Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Arıkan’ın ağzından aynı konunun anlatımı ise şöyle:</p>
<p><strong>İlhan Özdemir:</strong> Bilgi gerçekten paylaşılınca çoğalıyor. Yani yumurta gibi değil. Biz bilgiyi paylaşarak çoğaltmaya çalışıyoruz.</p>
<p>Formül son derece basit: Kültürel dönüşümle dijital dönüşümü bir araya getirmeniz lazım ki yalın araçlar bunların örnekleri. İşte bizde burada bu işleri yapmış firmaları bir araya getirip daha verimli firmalar, daha etkin çalışan firmalar, sürdürülebilir karlılık sahibi firmalar oluşturmaya çalışan ürünlerimizi sergiliyoruz. Başka türlü cari açık kapanmaz. </p>
<p>2010-2019 yılları arasında 18 milyar dolar hassas işleme tezgâhlarına para verdi bu ülke. Ama yarısı kullanılıyor. Biz parayı sokaktan toplamıyoruz, petrolümüz yok. Deneyimimiz var ve bir üretim üssüyüz. Fason bir üretim üssüyüz, çok markalaşamamışız ama yine de fabrikalarımız çok ciddi efor sarf ediyor bu konuda.</p>
<p>30 yılımızı tamamlamaya yaklaşırken biz de bu deneyimimizle onlara önderlik etmek istiyoruz. Ben bilgi mayonez gibidir, diyorum; yani azıcık sıcakta bırak, bozulur, çürür. O bilgiyi topladın, topladın; toplamadın o bilgiyle en fazla tahmin yaparsın. Karar falan alamazsın. Ya da aldığın karar tahmine işaret eder ve doğru bir şey olmaz.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Ahmet Arıkan’ın anlattıkları benim çok fazla ilgimi çekti. Sonuçta iç organizasyonu değiştirdiklerini anlatıyor. Bu boyuta biraz değinir misiniz? Yani veriyi verimliliği arttırmak için fabrika kurgusunu değiştirerek nasıl kullanıyorlar? </strong></p>
<p>İlhan Özdemir: Ahmet Erkan’a 2015’ten 2016’ya kadar satışa gitmiştim. İkinci kuşaktı ve fabrikanın da başına geçmişti. “Bizim verimliliğimiz, OE’miz çok yüksek” dedi.  OE'yi o zaman herkes bilmiyor; overall equipment effectiveness’in kısaltması. Toplam ekipman etkinliği demek yani kapasite kullanımı aslında. Yüzlerce proje yapmış biri olarak biliyorum ki etkinlik yüzde 45-55 arasında değişir. Öyle 70’ler, 80’leri ancak üst düzey işletmelerde, kültürel dönüşümü sağlamış işletmelerde ya da çok robotik çalışan yerlerde bulursunuz.</p>
<p>Ahmet Bey, “Bizim etkinlik değerimiz yüzde 76. Daha ne yapabiliriz ki?” dedi. Ben de “Bir ölçün; yüzde 50'yi buluyorsanız ben size ürünlerimizi hediye edeceğim. Beş yıl da bakım anlaşması garantili...” dedim. O zaman kızdı ama iki ay sonra tekrar aradı ve “Gelin bir görüşelim.” dedi. Tekrar görüşüp başladık. Üç dört ay sonra veriler çıktı: Yüzde 45-46. Yüzde 38 çıkanlar var. Ahmet Arıkan “Haklıymışsın.” dedi.  Sonra yavaş yavaş üstüne koya koya 70’lere, 75'lere çıkarttı. Ama tabii veriyi o topladı, gördü, farkındalık oluştu..</p>
<p>Biz farkındalık katmanı yarattık. Artık herkes olayın ve durumun farkında: Bir sürü taşıma, bekleme ve gereksiz faaliyet yapıyormuşuz, israflarımız çokmuş, dediler. “Bunları iyileştirelim." demeye başladılar. Yıllar sonra Tofaş’ta bir etkinliğe geldiğinde Ahmet Bey, “Biz OE değerlerimizi uyduruyormuşuz. Bunu bana söyleyen aslında İlhan Bey’di. Ona da baştan çok kızmıştım ama uydurduğumuzu fark ettirdiği için de teşekkür ediyorum.” dedi. İşletmelerin birçoğu OE’sini uyduruyor. Yani kapasite kullanım oranı hiç öyle düşündükleri gibi değil. Daha çok yol var gidecek.</p>
<p>Bunlar öyle karmaşık işler de değil, basit… Tek yapmaları gereken, burada anlattığımız türden uygulama örneklerini dinleyip “ben nasıl uygulayabilirim” diye kendilerine sormak. Biz de bilgiyi çoğaltmak için yaptığımız deneyim paylaşımıyla buna katkı vermeyi hedefliyoruz.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Kendi uzmanlığınız olmayan alanlara iş ortakları ile girme yaklaşımınızı ve iş ortakları portalınızı da anlatır mısınız? </strong></p>
<p><strong>İlhan Özdemir:</strong> Biz kurumsal kaynak planlaması alanında güçlü Alman şirketlerini kopyalamaya çalışıyoruz. Onlar nasıl olmuş bu kadar böyle bir bu işleri büyütmüşler: ekosistemleriyle büyütmüşler. Biz de son yıllarda ekosistemimize yatırım yapıyoruz; hem yurt içinde hem yurt dışında. Ekosistemimizle büyüyeceğiz. Çünkü trex’in ürünleri bir işletmenin tam kalbinde yer alıyor. Her yere veri üretiyor. Her yerden veri alıyor: Depodan veri alıyor, ERP’den veri alıyor, CRM’den veri alıyor, her yerden veri alıyor ve veriyor.</p>
<p>Dolayısıyla bir işletme bize geldiği zaman ben 360 derece nasıl dijital dönüşürüm, nasıl sürdürülebilir, karlı bir işletme olurum konusunda soru işaretleriyle geliyor. Ha tek başına bu ürünlerle olur mu? Hayır, olmaz. Bu ürün üstüne şu, üstüne şu, üstüne şu yapıyor olmalı ve bunu akıllı bir şekilde konumlandırıyor olmanız lazım. Ekosistemimizde bunun da danışmanlığını veriyoruz.</p>
<p>Ekosistemimizin içerisinde 100’ün üzerinde partner’ımız var ve bunu giderek arttırıyoruz. Bu yapıyı portalize ettik ve yakında onun lansmanını yapacağız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektorun-gercekleri-yumurta-ve-mayonez-79275</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reel sektörün gerçekleri: Yumurta ve mayonez ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/agentic-ai-ve-kobilerde-uygulama-ornekleri-79274</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Agentic AI ve KOBİ’lerde uygulama örnekleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Agentic AI (otonom/yapay zeka ajanları), klasik chatbot veya içerik üreten AI’lardan farklı olarak; hedef belirleyip, plan yapıp, birden fazla adımda karar alarak ve araçları (e-posta, CRM, ERP, stok sistemi vb.) kullanarak işleri bağımsız şekilde yürütebilen AI sistemleridir.</p>
<p>Açık kaynaklardan yaralandığım yazımın konusunun KOBİ’ler yönünden çok yararlı olacağına inanıyorum.</p>
<p>KOBİ’ler için özellikle dönüştürücüdür çünkü sınırlı personel ve bütçeyle büyük firmaların otomasyon gücünü yakalamalarını sağlar.</p>
<p>2026’da Agentic AI, KOBİ’lerde artık pilot aşamasını geçmiş, somut ROI (yatırım getirisi) üreten bir teknoloji haline geldi.</p>
<p> Özellikle Türkiye’de Kobi AI gibi yerel çözümlerle erişilebilirlik arttı.</p>
<ol>
<li><strong> Müşteri Hizmetleri ve Destek (En Yaygın ve Hızlı Kazanılan Alan)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Örnek: Bir e-ticaret veya hizmet KOBİ’sinde Agentic AI ajanı, gelen talebi anlayıp, müşteri geçmişini kontrol eder, stok/sipariş durumunu sorgular, randevu oluşturur, ödemeyi alır ve takip e-postası gönderir — hepsini insan müdahalesi olmadan.</li>
<li>Fayda: After-hours (mesai sonrası) destek, ticket kapatma oranı %70-90 artar.</li>
</ul>
<p> Bir HVAC (ısıtma-soğutma) KOBİ’sinde arıza bildiren müşteriye otomatik teşhis + randevu + onay yapılabiliyor.</p>
<ul>
<li>Örnek: Kobi AI’nin müşteri destek ajanları benzer şekilde çalışarak aylık binlerce etkileşimi otomatikleştiriyor.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Satış ve Teklif Süreçleri</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Örnek: Potansiyel müşteriden gelen sorguya ajan; fiyat araştırması yapar, kişiselleştirilmiş teklif hazırlar (ürün varyantları, indirimler, teslimat seçenekleri), CRM’e kaydeder ve takip hatırlatmaları oluşturur.</li>
<li>Kobi AI Örneği: “Teklif Verme Asistanı” birden fazla AI ajanını koordine ederek doğru ürünü belirler, metin asistanıyla teklif metnini yazar ve onay için sahibine sunar. Teklif hazırlama süresi saatlerden dakikalara iner.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Stok, Tedarik ve Operasyon Yönetimi</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Örnek: Tedarik zinciri ajanı stok seviyelerini izler, talep tahmin eder, kritik ürünlerde otomatik sipariş verir, tedarikçi fiyatlarını karşılaştırır ve en uygun olanı seçer.</li>
<li>Fayda: Stok maliyetlerinde %25-35 tasarruf, stok-outs (stoksuz kalma) azalması.</li>
</ul>
<p> Bir perakende KOBİ’sinde bayram öncesi otomatik stok yenileme yapılabiliyor.</p>
<ul>
<li>Türk Bağlamı: Kobi AI ajanları sipariş takip eden, satın alma süreçlerini optimize eden ajanlar ile dpartmanlar arası fiyat tutarlılığı sağlar.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Finans ve Muhasebe Otomasyonu</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Örnek: Fatura ajanı gelen faturaları okur, muhasebe sistemine işler, ödemeleri planlar, şüpheli işlemleri (fraud) tespit eder ve raporlar.</li>
<li>KOBİ Faydası: Küçük muhasebe ekipleriyle 7/24 finansal takip, KDV/iade süreçlerinde hızlanma. Bir finansal hizmet KOBİ’sinde yüksek hacimli talepler agentic AI ile dakikalara iniyor.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li><strong> İnsan Kaynakları (İK) ve İdari İşler</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Örnek: Aday tarama ajanı CV’leri inceler, mülakat takvimi oluşturur, onboarding (işe alım) sürecini yönetir (evrak, erişim izinleri, eğitim atamaları).</li>
<li>Fayda: Tek personel çalıştıran KOBİ’lerde İK yükü büyük ölçüde azalır.</li>
</ul>
<ol start="6">
<li><strong> Pazarlama ve Kişiselleştirme</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Örnek: Pazarlama ajanı müşteri davranışlarını analiz eder, segmentasyon yapar, e-posta/SMS kampanyaları hazırlar, performansı izler ve gerçek zamanlı optimize eder.</li>
</ul>
<p>KOBİ’lerde Agentic AI Uygulamasının Gerçekçi Adımları</p>
<ol>
<li>Küçük Başlayın — Tek süreçle (müşteri desteği veya teklif hazırlama) pilot yapın.</li>
<li>Yerel Çözümler Tercih Edin — Kobi AI gibi Türkiye’ye özgü platformlar entegrasyon ve destek açısından avantajlı.</li>
<li>Multi-Agent Sistemler — Birden fazla ajan (satış + operasyon + finans) birbirleriyle iletişim kurarak “otonom ekip” oluşturur.</li>
<li>İnsan Gözetimi — Kritik kararlar (büyük harcama, yasal) için insan onayı ekleyin.</li>
</ol>
<p><strong>Sonuç ve Öneri:</strong></p>
<p>2026’da Agentic AI kullanan KOBİ’ler, maliyetleri düşürürken verimliliği %30-50 artırabiliyor ve büyük rakiplerle rekabet edebiliyor.</p>
<p> Bu teknoloji artık “büyüklerin lüksü” değil; ölçeği ne olursa olsun geleceğini düşünen her işletme için kritik.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/agentic-ai-ve-kobilerde-uygulama-ornekleri-79274</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/3/1280x720/kobi-1765863117.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Agentic AI ve KOBİ’lerde uygulama örnekleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/medikal-turizm-gelirinin-yuzde-60i-dermokozmetikten-geliyor-79273</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Medikal turizm gelirinin yüzde 60’ı dermokozmetikten geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son dönemde dünyada olduğu gibi ülkemizde de dermokozmetik ürünlere olan talepte büyük bir artış yaşanıyor. Kozmetik üreticileri de bu trend doğrultusunda dermatoloji güzellik konusunda yaptıkları araştırma ve geliştirme çalışmalarına ayırdıkları kaynakları artırıyorlar. Yeni ürünler ve çözümler geliştiriyorlar.  Geçtiğimiz günlerde konuştuğumuz, L’Oréal Türkiye Dermatolojik Güzellik Bölümü Genel Müdürü Ceren Hepyalnız Ener,  dermokozmetiğin niş bir pazarın ötesinde; cildin sağlıklı görünümünü önemseyen herkes için temel bir kategori olduğuna dikkat çekerek: “Güzel bir ciltin özünde  sağlıklı bir cilt olduğu gerçeği daha iyi anlaşılıyor” yorumunu yaptı. </p>
<p>Medikal turizmin Türkiye’nin ekonomisine yılda 3 milyar civarında katkısı olduğuna dikkat çeken Ener, bu rakamın yüzde 60’ının estetik ve dermatoloji odaklı işlemlerden geldiğini ifade etti. </p>
<p>Ceren Hepyalnız Ener’in verdiği bilgiye göre,  Türkiye’de dermokozmetik penetrasyonu 10 yıl önce %16 seviyesindeyken, bugün %79’a ulaşmış durumda. Tercihlerin gerisinde üç ana faktör öne çıkıyor. İlk faktör, bilgiye erişim. Tüketiciler artık ürünlerin  içeriklerini araştırıyor ve karşılaştırıyorlar. İkinci faktör, uzmanlara duyulan güven. Tercihlerde, dermatolog ve eczacı tavsiyesi belirleyici bir rol oynuyor. Sağlık bilincindeki artış da tercihlere yön veren bir diğer faktör olarak dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de dermokozmetik pazarında nasıl bir büyüme gözlemleniyor?</strong></p>
<p>Dermatolojik güzellik, bugün global kozmetik sektörünün en hızlı büyüyen segmentlerinden biri. Dünya genelinde pazarın yıllık ortalama büyüme hızı %3.7 seviyesinde seyrederken, Türkiye bu ortalamanın üzerinde bir performans sergiliyor. Türkiye dermokozmetik pazarı son 3 yılda reel olarak %73 büyüdü ve toplam küresel pazar büyüklüğü 230 milyar TL seviyesine ulaştı.</p>
<p>L’Oréal Dermatolojik Güzellik Bölümü olarak biz de bu büyümenin öncülerinden biriyiz. Son dört aylık dönemde, pazar ortalamasının yaklaşık 1,5 katı üzerinde bir büyüme kaydettik. Bu performans, yalnızca ürün talebini değil; tüketicinin cilt sağlığına bakışındaki yapısal dönüşümü de yansıtıyor.</p>
<p><strong>Tüketici tercihlerinde hangi faktörler etkili tol oynuyor?</strong></p>
<p>Bugünün tüketicisi, harcamalarında çok daha seçici. Ancak bu seçicilik, dermokozmetiği geri plana itmiyor; aksine öne çıkarıyor. Çünkü tüketici artık “deneme-yanılma” yerine, kanıta dayalı, uzun vadede fayda sağlayan ürünleri tercih ediyor.</p>
<p>Dermokozmetik ürünler, geçici kozmetik harcamalardan ziyade bir sağlık yatırımı olarak görülüyor. Bu da ekonomik dalgalanmalara karşı daha dayanıklı bir kategori yaratıyor. Türkiye’de dermokozmetik ürünlerde sepet değeri son 2 yılda %130 artarken, tekrar satın alma oranları da %60 seviyesine ulaştı.</p>
<p><strong>Siz bu yeni tüketici tipini nasıl tanımlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Artık “hasta” ve “tüketici” ayrımı net değil. Cilt problemi yaşayan birey, aynı zamanda bilinçli bir tüketici. Biz bu profili “HasTüketici” olarak tanımlıyoruz.</p>
<p>Bu yaklaşım, pazarda yüksek katma değerli bir segment yaratıyor. Çünkü bu tüketici; uzman görüşüne değer veriyor, düzenli bakım rutini oluşturuyor, uzun vadeli sadakat gösteriyor. Bu segmentin pazar içindeki payı Türkiye’de son 10 yılda yaklaşık %150 artmış durumda.</p>
<p><strong>Türkiye dermokozmetik pazarındaki büyümenin gerisinde hangi tüketici grubu var?</strong></p>
<p>35 yaş altı kadınlar bugün pazarın %59’unu oluşturuyor. Z kuşağı, kusursuzluk vaadi yerine gerçek ve çalışan çözümleri tercih ediyor. Serum kategorisinin son 6 yılda 8 kat büyümesinde bu dönüşümün etkisi büyük. Bu jenerasyon için cilt bakımı, erken yaşta yapılan bilinçli bir yatırım.</p>
<p><strong>Türkiye son dönemde medikal turizmde ön plana çıktı. Bu dermatoloji sektörünü etkiliyor mu? </strong></p>
<p>Türkiye; medikal turizmde yalnızca işlem hacmiyle değil, uzmanlık kalitesi ve sonuç başarısı ile öne çıkıyor. 2024 ISAPS raporuna göre Türkiye; estetik prosedürlerde dünyada ilk 5, saç ekiminde ise 1 numaralı destinasyon konumunda.</p>
<p><strong>Türkiye’yi dermokozmetik açısından küresel pazarda nasıl konumlandırıyorsunuz?</strong></p>
<p>Artık başarı yalnızca operasyon anıyla sınırlı değil. Klinik işlem öncesi hazırlık, işlem sonrası bakım ve evde devam eden rutinler; nihai sonucu belirliyor. Dermokozmetik burada stratejik bir rol üstleniyor. Klinik başarıyı günlük yaşama taşıyan, sonuçların daha uzun süre kalıcılığını sağlayan bir entegre bakım ekonomisi oluşmuş durumda. Özellikle saç ekimi sonrası bakım ürünleri pazarı Türkiye’de son 5 yılda %400 büyüdü.</p>
<p>Türkiye ise artık referans üreten bir pazar. Dermatolog sayısının fazlalığı, klinik tecrübe ve medikal turizmin etkisiyle Türkiye, dermokozmetik alanında bölgesel bir bilgi ve bakım üssüne dönüşüyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin, EMEA bölgesinde dermokozmetik inovasyonlarının test edildiği ve ölçeklendiği merkezlerden biri olmasını bekliyoruz.</p>
<p><strong>Dermatolog iş birlikleri ekonomik olarak markaya nasıl bir değer katıyor?</strong></p>
<p>Bizim DNA’mızda bilim var. Dermatologlarla kurduğumuz güçlü iş birlikleri, ürünlerimizin güvenilirliğinin temelini oluşturuyor. Bugün Türkiye dermokozmetik pazarında %67’lik pazar payına sahibiz.</p>
<p><strong>Yapay zeka ve dijital araçlar iş modelinizi nasıl dönüştürüyor?</strong></p>
<p>Yapay zeka destekli cilt analizleri, hem tüketici memnuniyetini hem de operasyonel verimliliği artırıyor. Özel uygulamalarımız sayesinde satış ekiplerimizin verimliliği %30’un üzerinde arttı. Yanlış ürün kullanım oranları %35 azaldı. 2025’te Spotscan üzerinden toplanan veri hacmi, 2024’e kıyasla %170 büyüdü. Bu veriler, hem kişiselleştirilmiş iletişim hem de daha verimli stok ve ürün yönetimi sağlıyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik konusunda neler yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Biz güzelliği performansın yanı sıra sorumlulukla da tanımlıyoruz. Refill  (yeniden doldurulan) ambalajlarımız, geleneksel ambalajlara kıyasla %70’in üzerinde daha az plastik tüketimi sağlıyor. Bu yaklaşım, hem çevresel etkiyi azaltıyor hem de uzun vadede maliyet verimliliği yaratıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/medikal-turizm-gelirinin-yuzde-60i-dermokozmetikten-geliyor-79273</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/3/1280x720/ceren-hepyalniz-ener-1778733313.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Medikal turizm gelirinin yüzde 60’ı dermokozmetikten geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konaklama-vergisi-oraninda-indirim-79272</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konaklama vergisi oranında indirim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 9’uncu maddesiyle 6802 sayılı <strong>Gider Vergileri Kanunu’</strong>nun yeniden düzenlenen <strong>34’üncü maddesinde</strong> ihdas edilen <strong>konaklama vergisi 1.1.2023 tarihinden itibaren uygulanmaya başlamıştı.</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı) tarafından hazırlanan <strong>“Konaklama Vergisi Uygulama Genel Tebliği”</strong>nde ise uygulamaya ilişkin düzenlemeler yer almıştı.</p>
<p>Yapılan düzenlemeler uyarınca, konaklama vergisi <strong>%2</strong> oranında uygulanmaktaydı. Cumhurbaşkanı, bu oranı bir katına kadar artırmaya, yarısına kadar indirmeye, bu sınırlar içinde farklı oranlar tespit etmeye yetkiliydi. Cumhurbaşkanı bu yetkisini kullanarak, 1 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan <strong>11263</strong> sayılı Kararla, <strong>1 Mayıs 2026 tarihinden itibaren 31.12.2026 tarihine (bu tarih dahil)</strong> <strong>kadar</strong> uygulanmak üzere, <strong>konaklama vergisi oranını</strong> <strong>%1’e indirmiştir.</strong></p>
<p>Konaklama Vergisinin uygulanmasına ilişkin düzenlemeleri şöyle hatırlatmak mümkündür:</p>
<p>Otel, motel, tatil köyü, pansiyon, apart, misafirhane, dağ evi, yayla evi ve kamping gibi konaklama tesislerinde verilen <strong>geceleme hizmeti</strong> ile <strong>bu hizmetten yararlananlara sunulan</strong> yeme, içme, aktivite, eğlence hizmetleri ve havuz, plaj, termal ve benzeri alanların kullanımı hizmetleri gibi <strong>diğer tüm hizmetler</strong>in bedeli üzerinden <strong>“konaklama vergisi”</strong> alınacaktır. <strong>Geceleme hizmeti</strong>nin; sağlıklı yaşam tesisleri, eğlence merkezleri gibi tesislerin bünyesinde sunulması halinde de konaklama vergisi olacaktır. Keza tesisin; türü, sınıfı, niteliği, ilgili mevzuatta yer alan tarif ve tanımlamaları ve ilgili mevzuata göre turizm işletmesi belgesi ve/veya işyeri açma/işletme belgesi olup olmadığına bakılmaksızın, konaklama hizmeti sunan bütün tesislerde verilen yukarıda sayılan hizmetler vergiye tabi olacaktır. Herhangi bir <strong>geceleme hizmeti sunulmayan</strong>, mola noktaları gibi tesislerde verilen hizmetler ise vergiye tabi değildir.</p>
<p>Kampinglerde, konaklayanların geceleme ihtiyaçlarını kendi imkânlarıyla karşılayıp karşılamaması veya gecelemenin, işletmeye ait olsun olmasın çadır, çadır-araba, çekme karavan, motokaravan, bungalov gibi ünitelerde yapılması, hizmetin geceleme hizmeti mahiyetini etkilemeyecek ve vergilemeye konu olacaktır. Herhangi bir konaklama tesisi bünyesinde kurulmayan çadır veya karavanlardan konaklama vergisi alınmaz.</p>
<p>Oda+kahvaltı, yarım pansiyon, tam pansiyon, her şey dahil, ultra her şey dahil ve benzeri adlar altında pazarlanan ve/veya satılan ve tesis bünyesinde geceleme hizmetinin yanı sıra konsept kapsamında verilen <strong>tüm hizmetler</strong> verginin konusuna girmektedir.</p>
<p>Konaklama tesisinde <strong>konaklamayanlara</strong> (geceleme hizmeti almayanlara) <strong>verilen hizmetler</strong> ise <strong>vergiye tabi değildir. </strong>Dolayısıyla, konaklama tesislerinde geceleme hizmetinden bağımsız olarak sunulan sünnet, düğün, kokteyl, toplantı, kongre, sempozyum ve benzeri organizasyon hizmetleri verginin kapsamında değildir. Söz konusu organizasyon hizmetlerinin konaklamayı içerecek şekilde sunulması halinde, düzenlenen faturada organizasyon hizmetinin mahiyeti ve tutarının açıkça gösterilmesi veya bu hizmet için ayrıca fatura düzenlenmesi halinde bu hizmetler üzerinden konaklama vergisi hesaplanmayacaktır. Bu durumda vergi, sadece konaklama hizmetleri üzerinden alınacaktır.</p>
<p>Tesis bünyesi dışındaki hizmetleri de kapsayacak şekilde yapılan (örneğin; ulaşım, transfer, gezi, rehberlik, müzelere giriş ve benzeri hizmetleri içeren) konsept satışlarda, her bir hizmetin mahiyeti ve tutarının açıkça gösterilmesi suretiyle konaklayana <strong>tesis bünyesi dışında sunulan hizmetler</strong> için ayrıca fatura düzenlenmesi veya bu hizmetlere ilişkin bedellerin konaklama hizmeti nedeniyle düzenlenecek faturada ayrıca gösterilmesi halinde bu hizmetler üzerinden <strong>konaklama vergisi hesaplanmayacaktır</strong>. Bu durumda, vergi, sadece konaklama hizmetleri üzerinden alınacaktır.</p>
<p><strong>Verginin matrahı, </strong>geceleme hizmeti ile bu hizmetle birlikte sunulan diğer tüm hizmetler karşılığında, katma değer vergisi hariç, her ne suretle olursa olsun alınan veya bu hizmetler için borçlanılan para, mal ve diğer suretlerle sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamıdır. Sunulan konaklama hizmetlerine ilişkin vade farkı, fiyat farkı, kur farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerler de matraha dâhildir. Bedelin döviz ile hesaplanması halinde döviz, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarihte geçerli olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuru üzerinden Türk parasına çevrilecektir.</p>
<p><strong>Verginin mükellefi</strong> yukarıda sayılan hizmetleri verenlerdir. Dolayısıyla konaklama vergisinin mükellefi, konaklama hizmetlerinin sunulduğu <strong>tesisi fiilen işletenlerdir</strong>.</p>
<p>Konaklama vergisi, konaklama tesislerince düzenlenen fatura ve benzeri belgelerde ayrıca gösterilecektir. Bu vergiden herhangi bir ad altında indirim yapılmayacaktır. Öte yandan, bu vergi <strong>katma değer vergisi matrahına dahil edilmeyecektir</strong>.</p>
<p>Hizmeti alanın yurt içi yerleşik veya yabancı turist olmasının vergilendirmeye etkisi olmayacaktır.</p>
<p><strong>Vergilendirme dönemi</strong> faaliyet gösterilen takvim yılının birer <strong>aylık</strong> dönemi olacaktır. Her bir vergilendirme dönemine ait konaklama vergisi, vergilendirme dönemini <strong>takip eden ayın yirmi altıncı günü akşamına kadar</strong>, katma değer vergisi bakımından bağlı olunan vergi dairesine <strong>beyan edilecek</strong> ve <strong>aynı süre içinde ödenecektir</strong>.</p>
<p>Konaklama vergisinde <strong>vergiyi doğuran olay</strong>, verginin konusuna giren <strong>hizmetlerin sunulması ile meydana gelir. </strong>Hizmetin sunulmasından önce fatura veya benzeri belgeler düzenlenmesi hallerinde vergiyi doğuran olay gerçekleşmez. Dolayısıyla, Seyahat Acentaları Yönetmeliği’nde tanımlanan acentelere yapılan satışlarda, acenteye satış aşamasında vergi doğmaz. Aynı şekilde acentenin satışı aşamasında da konaklama tesisi işleticisi bakımından vergiyi doğuran olay gerçekleşmez. Gerek acenteler üzerinden gerekse doğrudan konaklama tesisleri tarafından satışa konu edilen hizmetlerde, hizmetin konaklayana sunulması ile vergiyi doğuran olay gerçekleşir. Konaklama hizmetinin müşteriye acente tarafından konaklama vergisi dahil satılması ve bu durumun konaklama tesisine ispat ve tevsik edilmesi şartıyla, konaklama vergisi konaklama tesisi tarafından konaklama hizmetine ilişkin acenteye düzenlenecek faturada gösterilir. Acente tarafından müşteriye düzenlenen faturada konaklama vergisi gösterilmez.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konaklama-vergisi-oraninda-indirim-79272</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konaklama vergisi oranında indirim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tatil-mi-izin-gunu-mu-79271</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tatil mi, izin günü mü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kişilerin açıkça bilgi sahibi kılınmadığı, kavramların belirsiz olduğu durumlarda, değerlendirmelerin kişiler lehine yapılması gerekir. Ancak uygulama maalesef bu esnekliği içermemektedir. Zira bizce bir hukuk devletinin, kişilerin haklarını her durumda kısıtlamaya çalışan değil, olabildiğince genişletmeye çalışan bir devlet olması gerekir.</strong></p>
<p>Bilindiği gibi, arife veya bayram günleri ile hafta tatilinin yakın olması halinde, aradaki tam veya yarım iş gününün tatilden sayılması artık bir gelenek haline gelmiştir. Böyle günler kamuoyuna, ya açıklama yapan yetkililerce ya da medya tarafından “tatil” olarak duyurulmaktadır. Nitekim Kurban Bayramı öncesine gelen 25 Mayıs Pazartesi ile 26 Mayıs Salı (arife günü-yarım iş günü) günleri de bu şekilde duyuruldu. Bu yanıltıcı açıklama veya beyanlar, birçok halde yurttaşların yanlış anlamalarına ve hatta bazen hak kayıplarına yol açmaktadır. Konu, özellikle beyan, bildirim veya dava açma yahut üst yargı mercilerine müracaat gibi sürelerin son gününün böyle bir güne rastlaması halinde son derece önem kazanmaktadır.</p>
<p><strong>İdari izin, tatil günü değildir</strong></p>
<p>Bu tip günler, gerçekte resmi dairelerin hizmet sunumunun sadece asgari düzeye indirildiği idari izin günleridir. Yani kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların izinli sayıldığı bir gündür. Yoksa tatil günü değildir.</p>
<p>Vergi Usul Kanunu’na tâbi sürelerin hesaplanmasında, resmi tatil günlerinin süreye dahil olması; ancak sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, sürenin tatili izleyen ilk iş günü tatil saatine kadar uzaması esası kabul edilmiştir. Aynı esaslar, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda ve Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da da benimsenmiştir.</p>
<p>Bir çalışma günü ancak kanunla tatil ilan edilebilir. Nitekim ülkemizde tatil günleri, 394 sayılı Hafta Tatili Kanunu ile 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’da sayma yolu ile tahdidi olarak belirlenmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla bu tip günlerde ortada tatil ilan edilen bir gün yoktur. Böyle günlerde yapılan uygulama; “hizmetlerin aksatılmaması ve kurum yöneticilerince gerekli tedbirlerin alınması”, “zorunlu hizmetlerin yürütülmesi için asgari seviyede eleman bulundurulması suretiyle” kamuda çalışan memur, işçi ve diğer personelin idari izinli sayılması şeklinde yürütülmektedir. Hukuken yapılması mümkün olan bu uygulamayı “tatil günü ilanı” olarak adlandırmak mümkün değildir. Nitekim hukukçular arasında bu tip uygulamalar “idari izin günü” olarak adlandırılmaktadır.</p>
<p><strong>Süreler otomatik olarak uzamaz</strong></p>
<p>Bu tip idari izin günlerinin kanunla kabul edilmiş birer tatil günü olmaması sebebiyle, Vergi Usul Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu veya Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca belirlenmiş ve son günü bu günlere rastlayan sürelerin, izleyen ilk çalışma günü sonuna kadar uzaması mümkün değildir. Konu, ticaret hukuku açısından da önemlidir. İdari izin günü uygulaması, örneğin faturaya itiraz ve protesto süreleri gibi süreleri uzatmaz. Zaten bu nedenle idari izin uygulaması noterlikleri ve bankaları kapsamaz.</p>
<p>Nitekim dava açma süreleri veya temyiz süreleri idari izin günlerine rastlayan, ancak o gün değil de izleyen ilk çalışma günü açılan davaları yargı organları reddetmektedir. Bu konudaki örnek içtihatları, bu köşede yayımlanan daha önceki yazılarımda aktardığımdan tekrar aktarmıyorum.</p>
<p><strong>Yasal düzenleme şart</strong></p>
<p>Yurttaşlar nezdinde veya dava yoluyla hakkını arayacak pek çok kişi nezdinde tatil–izin günü gibi hukuk kavramları netleşmemiştir. Özellikle siyasilerin ve medyanın hukuk kavramlarını genellikle özensiz kullanması sonucu, uzman kişilerin dahi rahatlıkla yanılabilecekleri; söz konusu günlerde resmi dairelerin kapalı olacağının düşünülebileceği bir ortam yaratılmaktadır. Kişilerin açıkça bilgi sahibi kılınmadığı, kavramların belirsiz olduğu durumlarda, değerlendirmelerin kişiler lehine yapılması gerekir. Ancak uygulama maalesef bu esnekliği içermemektedir. Zira bizce bir hukuk devletinin, kişilerin haklarını her durumda kısıtlamaya çalışan değil, olabildiğince genişletmeye çalışan bir devlet olması gerekir.</p>
<p>Bu nedenle konunun, gerek süreleri içeren veya sürelere ilişkin genel kuralları koyan kanunlarda ve özellikle hak arama yollarını ve usulünü düzenleyen İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda açıklığa kavuşturulması; Cumhurbaşkanınca idari izin günü ilan edilen günlerin süre hesabında resmî tatil günü olarak değerlendirileceğine ve bu gibi durumlarda sürelerin tatilin bitimini izleyen ilk iş günü sonuna uzayacağına ilişkin bir düzenlemenin yapılması şarttır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tatil-mi-izin-gunu-mu-79271</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tatil mi, izin günü mü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tcmb-tahminlerini-inandirici-bir-seviyeye-cekebilecek-mi-79270</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB, tahminlerini inandırıcı bir seviyeye çekebilecek mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TCMB yaptığı çalışmalarda enerji fiyatlarındaki %10’luk bir artışın TÜFE üzerindeki etkisini %2 civarında hesaplıyor. Şubat Enflasyon Raporu’nda 2026 yılı için petrol fiyatları varsayımı 69 dolardı, bugünlerde 110 dolarlarda!</strong></p>
<p>Türkiye’de son 50 yıldaki tek “başarılı” dezenflasyon programı 2002-2007 yılları arasında gerçekleştirilen programdır. “Başarılı” kelimesini tırnak içerisinde kullanıyorum, çünkü o zamanki programın bugün tekrarlanamayan (ve gidişata baktığımızda önümüzdeki dönemde de tekrarlanamayacak olan) bazı öznel sebepleri vardı:</p>
<p>- Program Türkiye’nin kendi kurumsal güvenilirliğine değil, IMF’nin stand-by anlaşmalarına dayanıyordu. TCMB bağımsızlığı 2001’de yasayla güvence altına alınmıştı ama piyasaların buna inanması IMF denetiminin varlığıyla mümkündü. O dönemde mali kural olmasa da IMF anlaşmasının performans kriterleri fiilen mali kural işlevi gördü ve popülist harcama baskısını dışarıdan engelledi.</p>
<p><strong>Piyasalar, Türkiye’yi kademeli </strong><strong>olarak AB normlarına yakınsıyordu</strong></p>
<p>- 2002-2005 arası AB müzakereleri gerçek bir perspektifle ilerliyordu. Bu, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve kurumsal reform konularında dışsal bir baskı ve güvenilirlik mekanizması sunuyordu. Piyasalar, Türkiye’yi kademeli olarak AB normlarına yakınsayan bir ekonomi olarak fiyatlıyordu. Aynı zamanda 2002-2007 arası gelişmekte olan piyasalara sermaye akışının tarihsel olarak en güçlü olduğu dönemdi. Fed faizleri de 2003-2004’te yüzde bire kadar indi.</p>
<p>- İlk IMF programının başarısızlığı sonrasında ekonomi durgunluğa girmiş, büyük bir devaluasyon yaşanmış, ve Türk Lirası oldukça zayıf bir konuma gerilemişti. Bu durum programın başında cari açığın kapanmasını, dış finansman ihtiyacının azalmasını ve kur-enflasyon geçişkenliğinin olmamasını sağladı. Reel faizlerin yüksek tutulması da TL’nin değer kazanmaya devam ederek enflasyona mekanik baskı yapmasını sağladı. (2002-2006 arasında TL’nin değer kazanımı %65 oldu.)</p>
<p>Bugün ise TL’yi değerli tutarak enflasyon üzerinde yapılmaya çalışılan mekanik baskı dışında dezenflasyonist sayılabilecek bir uygulamadan ve/veya 2002’deki olumlu konjonktür ve gelişmelerden söz etmek mümkün değil. Ayrıca, 2002’nin aksine programa esasen oldukça değerli bir TL ile başlandığı için, o günkü seviyelerde bir değer kazanımı da mümkün olamıyor. Yİ-ÜFE üzerinden yapılan Reel Efektif Döviz Kuru hesaplamalarına göre Temmuz 2023’ten beri geçen yaklaşık 3 sene içerisinde TL’deki değerleme sadece %18 oldu. Bu tabi ki beklentileri ve fiyat hareketlerini kıracak bir dezenflasyonist etki yapmaktan oldukça uzak bir artış. (Bugünlerde de sepet döviz kuru yıllık %20 civarında artırılmakta. Bu artış oranı mevduatların dövize gitmesine sebep olacak kadar yüksek bir oran değil, ancak şüphesiz enflasyonda da bir alt taban oluşturmakta.)</p>
<p><strong>TCMB’nin maruz kaldığı </strong><strong>önden gelen rüzgarlar...</strong></p>
<p>Açıkçası MB’nin dezenflasyon anlamında yapabileceği başka da bir şey yok. Reel faizler zaten yeterince yüksek ve son gelen KKO ve üretim rakamları ekonominin soğuduğunu gösteriyor. Mart ayında sanayi üretimi geçen senenin aynı dönemine göre %0.8 gerilemiş durumda. Aylık trendlere bakıldığında ise gerilemenin geçen senenin ortasından itibaren devam ettiği görülüyor. Kredi hacmi artışlarında da son dönemde bir yavaşlama olduğu görülüyor. Hal böyle iken, ve şimdilik TL üzerinde bir baskı da yokken faizleri daha fazla artırmak dezenflasyona hizmet etmez. Aksine, maliyet enflasyonu kanalıyla daha fazla stagflasyona bile sebep olur.</p>
<p>Tabii, bir de TCMB’nin maruz kaldığı “önden gelen rüzgarlar” söz konusu. Bunlardan en önemlisi hiç kuşkusuz enerji fiyatlarının seyri. Enerji fiyatlarının elektrik, doğalgaz, akaryakıt, tüpgaz gibi kalemler üzerinde doğrudan etkisi var. (Hükümet doğru bir hareketle eşel mobil sistemi uygulayarak akaryakıt fiyatlarındaki artışı bir ölçüde frenlemeye çalışıyor. Ancak buna rağmen örneğin Nisan’daki ulaştırma fiyatlarındaki artış %4.3 oldu.) Ayrıca enerji fiyatlarının sanayinin tüm dalları üzerinde ikincil etkileri de var. TCMB yaptığı çalışmalarda enerji fiyatlarındaki %10’luk bir artışın TÜFE üzerindeki etkisini %2 civarında hesaplıyor. Şubat Enflasyon Raporu’nda 2026 yılı için petrol fiyatları varsayımı 69 dolardı, bugünlerde 110 dolarlarda!</p>
<p>Sonuçta bugün TCMB faiz tahminlerini inandırıcı bir seviyeye çekmek zorunda. (Bence makul bir tahmin aralığı orta noktası %27 olmak kaydıyla %24-%30 olabilir.) Yoksa kredibilitesi daha da zarar görecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tcmb-tahminlerini-inandirici-bir-seviyeye-cekebilecek-mi-79270</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB, tahminlerini inandırıcı bir seviyeye çekebilecek mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-tahminindeki-revizyon-79268</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon tahminindeki revizyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yılın ikinci Enflasyon Raporu’ndaki revizyon, dostlar alışverişte görsün misali 3-4 puan artışla %19-20’ye yükseltilecek olursa TCMB’nin piyasaya karşı olan kredibilitesinde ciddi bir erozyon yaşanacaktır.</strong></p>
<p>Türkiye, 2001 yılında yaşadığı finansal kriz sonrasında IMF ile yapılan stand-by anlaşması ile 2002-2005 yılları arasında “<strong>örtük</strong>” enflasyon hedeflemesi uygulamasına geçmişti. Programın miadını doldurmasına yakın bir dönem olan 2006 yılından itibaren ise resmi <strong>(açık)</strong> enflasyon hedeflemesi uygulamasına geçildiğini biliyoruz.</p>
<p>Literatürde enflasyon hedeflemesinin başarıya ulaşmasının ön şartları bulunmaktadır. Böyle bir hedefe geçiş öncesinde TCMB’nin tam anlamıyla araç bağımsızlığına sahip olması, TCMB tarafından bütçe finansmanı şeklinde herhangi bir parasal uygulamanın yapılmaması ile piyasaya yönelik bir döviz kuru taahhüdünün verilmemesi gibi temel ön şartların bir arada yürürlükte olması gerekmektedir.</p>
<p>Doğal olarak merkez bankaları ileriye dönük enflasyon hedeflerini açıklarken, kısa vadeli politika faizini ana finansal araç olarak enflasyon ile mücadelede kullanmaktadır. Enflasyon hedeflerinden sapılması durumunda ise, merkez bankalarının siyasi otoriteye yazılı olarak hesap verme zorunluluğunun bulunması uygulamanın genel şablonunu oluşturmaktadır.</p>
<p>TCMB, 2006 yılında bu sisteme geçerken <strong>“Enflasyon Hedeflemesi Rejimi</strong>” adı altında kısa bir bilgi notunu kamuoyu ile paylaşmıştır.<strong><sup>1</sup></strong> Merkez Bankası, o tarihli raporunda Enflasyon Hedeflemesi Rejimi Nedir? Enflasyon Hedeflemesi Rejiminin Ön Koşulları, Dünyada Enflasyon Hedeflemesi Rejimine Geçiş Süreci gibi birçok alt başlıkta değerlendirmelerde bulunmuştur.</p>
<p>Resmi otorite tarafından 20 yıldır enflasyon hedeflemesi rejimi uyguladığımızı cümle âleme ilan ediyoruz. Ancak geçen bu uzunca zaman dilimi içerisinde, 18 yıl boyunca enflasyon hedefini aşarak <strong>%90</strong> oranında başarısız olmuş durumdayız.</p>
<p><strong>Merkez Bankası’nın son </strong><strong>3 yıldaki tahminleri tutmadı</strong></p>
<p>Bu hafta başında Alaattin Aktaş’ın da köşesinde dile getirdiği şekilde enflasyon tahmini ve hedefi kamuoyuna açıklanmasa acaba daha iyi bir beklenti yönetimi mi yapılırdı?<strong><sup>2</sup></strong> Zira TCMB’nin 2023 yılına girdiğimizde yapmış olduğu enflasyon tahmini <strong>%22</strong> iken gerçekleşme <strong>%65</strong> olmuştu. 2024 yılı başındaki tahmini <strong>%36</strong> iken gerçekleşme <strong>%44</strong> olmuştu. 2025 yılı için tahmini <strong>%24</strong> iken de gerçekleşme <strong>%30 </strong>olmuştu.</p>
<p>Bu yılın ikinci enflasyon raporu açıklaması ile 2026 için yapılan yılsonu <strong>%16’lık</strong> enflasyon hedefinin önemli ölçüde revizyona tabi olacağını göreceğiz. Ancak revizyon, dostlar alışverişte görsün misali <strong>3-4 puan </strong>artışla <strong>%19-20’ye</strong> yükseltilecek olursa TCMB’nin piyasaya karşı olan kredibilitesinde ciddi bir erozyon yaşanacaktır.</p>
<p>Dolayısı ile bu yılın ilk raporunda TCMB tarafından ilan edilen <strong>%15-21</strong> şeklindeki enflasyon tahmin aralığının da piyasa beklentilerini kapsayacak şekilde makul bir düzeyde yukarı yönde revizyona tabi tutulması gerekmektedir.</p>
<p>TCMB tarafından hazırlanan piyasa katılımcıları Nisan 2026 anketine göre 2026 yıl sonu TÜFE beklentisi <strong>%27,53</strong> seviyesindedir. 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi ise <strong>%23,39</strong> düzeyindedir.</p>
<p><strong>2027 yıl sonu için hedefin </strong><strong>revizyonu önemli</strong></p>
<p>Bu beklentiler altında açıklanacak olan 2. Enflasyon Raporu’ndaki bu yıl sonu hedef revizyonundan ziyade 2027 yıl sonu için <strong>%9</strong> olarak ilan edilen uzun vadeli enflasyon hedefinin ne şekilde tekrar revizyona tabi olacağı önemlidir.</p>
<p>Bu yılın ilk çeyreğinde başlayan savaş ortamı öncesinde enflasyondaki katılığı çözememiş durumda iken üzerine enerji bazlı arz şokunun yarattığı ilave katkı ile bu yıl sonu için enflasyon hedefinde <strong>%8-%10</strong> puandan az olmamak kaydıyla önemli bir revizyon yapılması zaruriyeti bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Seçim yaklaşırken, siyasi otoriteden </strong><strong>yapısal reform desteği ihtimal dışı</strong></p>
<p>2023 yılından bugüne kadar geçen 3 yılın sonunda dezenflasyon programının başarısızlığa uğramasının ardından rapor üzerinde yapılacak olan sayısal revizyonların içerik olarak da fiyat istikrarını kalıcı olarak sağlayabilecek yapısal reform hamleleri ile destekleniyor olması gerekmektedir.</p>
<p>Ancak <strong>genel seçime 2 yıl</strong>, <strong>erken seçime 1,5 yıl</strong> gibi kısa bir zaman kalmış durumda iken siyasi otoriteden yapısal reform desteğinin gelmesinin ihtimal dışı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p> </p>
<p><sup>1 </sup><a href="https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/07d5ced0-3f5c-4fa8-bd23-619f6b3c1d6b/EnflasyonHedeflemesiRejimi.pdf?MOD=AJPERES&amp;CACHEID=ROOTWORKSPACE-07d5ced0-3f5c-4fa8-bd23-619f6b3c1d6b-m5lkSAW">https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/07d5ced0-3f5c-4fa8-bd23-619f6b3c1d6b/EnflasyonHedeflemesiRejimi.pdf?MOD=AJPERES&amp;CACHEID=ROOTWORKSPACE-07d5ced0-3f5c-4fa8-bd23-619f6b3c1d6b-m5lkSAW</a></p>
<p><sup>2 </sup><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-tahmin-ve-hedef-aciklanmasa-daha-mi-iyi-ki-79014" target="_blank" rel="noopener">https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-tahmin-ve-hedef-aciklanmasa-daha-mi-iyi-ki-79014</a></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-tahminindeki-revizyon-79268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon tahminindeki revizyon ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-bunu-daha-once-basarmisti-79267</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye bunu daha önce başarmıştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2001’de uygulanan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı, klasik istikrar programı aşamalarının Türkiye’de başarıya en fazla yaklaşmış örneklerinden biriydi. Bu program yalnızca teknik bir ekonomik düzenleme değil, aynı zamanda ekonomide yeni bir hikaye yazma çabasıydı. Program sadece kur ve faiz politikalarından ibaret değildi. Çok daha kapsamlı ve derin bir yeniden yapılanma hedefliyordu.</strong></p>
<p>2001 yılında uygulamaya konulan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”, yakın tarihimizin en kapsamlı ve en sert istikrar programlarından biriydi. Salı günkü yazıda çizmeye çalıştığım “önce güven ve dengelenme, ardından dezenflasyon ve sonrasında normalleşme” çerçevesine büyük ölçüde oturan bir programdı.</p>
<p>Toplam 22 yıllık Dünya Bankası kariyerinin ardından Mart 2001’de Türkiye’ye gelerek ekonomiden sorumlu devlet bakanlığı görevini üstlenen Kemal Derviş liderliğinde hazırlanan bu program, Türkiye’nin ekonomik hafızasında yalnızca bir krizden çıkış planı değil, aynı zamanda kapsamlı bir yapısal dönüşüm hikayesinin başlangıcı olarak yer etti.</p>
<p>Aslında öncesinde, 2000 yılı başında uygulamaya alınan, yine IMF destekli bir “Enflasyonu Düşürme Programı” da vardı. Ancak programın kurgusu itibarıyla sürdürülebilir olmadığı kısa sürede ortaya çıktı ve sistem çöktü. Bunun ardından Ecevit hükümeti tarafından IMF işbirliğiyle hazırlanan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” devreye alındı.</p>
<p><strong>Sadece bir kur ve faiz programı değildi</strong></p>
<p>Bu programa yıllar boyunca “sıcak paracı”, “yüksek faiz-düşük kur modeli” gibi çeşitli eleştiriler yöneltildi. Ancak programın özü sadece kur ve faiz politikalarından ibaret değildi. Çok daha kapsamlı ve derin bir yeniden yapılanma hedefliyordu.</p>
<p>Programın temel amacı, 2001 krizinin yarattığı güven bunalımını ve ekonomik istikrarsızlığı ortadan kaldırmak ve Türkiye’nin aynı kırılganlıklara yeniden sürüklenmesini engelleyecek kurumsal altyapıyı oluşturmaktı.</p>
<p>Bu nedenle program yalnızca para ve kur politikalarına odaklanmadı. Kamu yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirliğin artırılması, kaynak tahsisinde verimliliğin sağlanması, keyfi müdahalelerin sınırlandırılması, iyi yönetişim anlayışının güçlendirilmesi ve yolsuzlukla mücadele gibi başlıklarda da önemli hedefler içeriyordu.</p>
<p>Bu çerçevede bazı kritik alt hedefler belirlendi:</p>
<p>- Dalgalı kur sistemi içinde enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi,</p>
<p>- Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması,</p>
<p>- Kamu ve TMSF bünyesindeki bankaların temizlenmesi,</p>
<p>- Kamu maliyesinde disiplinin sağlanması,</p>
<p>- Gelirler politikasının enflasyon hedefleriyle uyumlu hale getirilmesi,</p>
<p>- Ve tüm bunları destekleyecek yasal altyapının oluşturulması.</p>
<p>Nihai amaç ise sürdürülebilir büyüme zemini oluşturmak, kaynak kullanımında verimliliği artırmak, rekabet gücünü yükseltmek ve yatırım-istihdam kanalıyla refah seviyesini kalıcı biçimde artırmaktı.</p>
<p><strong>Kriz derindi, program da sert oldu</strong></p>
<p>Bugün geriye dönüp bakıldığında, üçlü koalisyon döneminde uzun tartışmalar sonunda ortaya çıkan bu programın Türkiye ekonomisini krizden çıkarmanın ötesinde, uzun yıllar etkisini sürdüren bir istikrar zemini oluşturduğu görülüyor.</p>
<p>Bu program sayesinde:</p>
<p>- TL’de görece istikrar sağlandı,</p>
<p>- Enflasyon çok yüksek seviyelerden tek haneye kadar indirildi,</p>
<p>- Belirsizlikler azaldı,</p>
<p>- İş dünyasının yatırım ufku genişledi,</p>
<p>- Ve ekonomi yeniden sürdürülebilir büyüme patikasına oturdu.</p>
<p>O dönemdeki koşulları hatırlamakta fayda var.  2001’e gelindiğinde Türkiye ekonomisi çok yüksek enflasyon, kronik bütçe açığı, sürdürülemez kamu borcu, kırılgan bankacılık sistemi, birikmiş kur riski ve çöken bir sabit kur rejimi ile hızla eriyen rezervler gibi çok ağır sorunlarla karşı karşıyaydı.</p>
<p>Ve bu ekonomi Şubat 2001 krizi ile duvara çarptı. TL sert değer kaybetti, faizler patladı, bankalar battı. Ekonomi daraldı, işsizlik hızla arttı. Kriz böylesine derin olduğu için program “yumuşak geçiş” değil, doğrudan sert bir istikrar ve yeniden yapılanma programı olarak tasarlandı.</p>
<p><strong>Güven ve dengelenme aşaması</strong></p>
<p>Programın ilk aşaması olan “güven ve dengelenme” dönemi oldukça sert uygulandı.</p>
<p>Dalgalı kur rejimine geçildi. Merkez Bankası bağımsızlığı güçlendirildi. Bankacılık sektörü yeniden yapılandırıldı. Kamu maliyesinde ciddi disiplin sağlandı. Faiz dışı fazla hedefi konuldu. Kamu harcamaları kontrol altına alındı. Üstelik bütün bunlar IMF destekli ve aynı zamanda IMF denetimindeki sıkı bir program çerçevesinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Bu ilk aşamada ekonomi ağır bedeller ödedi. 2001’de ekonomi yaklaşık yüzde 6 küçüldü. İşsizlik arttı, reel gelirler geriledi, şirketler battı. Ancak toplumun geniş kesimleri ne “Bu kez gereken yapılacak” mesajı verildi. İstikrar programlarında güvenin yeniden oluşması açısından bu kritik bir kırılmaydı.</p>
<p><strong>Dezenflasyon dönemi</strong></p>
<p>İkinci aşama ise 2002–2004 arasındaki dezenflasyon süreciydi.</p>
<p>Bu dönemde enflasyon hızla geriledi, faizler düştü, risk primi azaldı ve sermaye girişleri arttı. Yıllarca yüzde 60–70 bandında seyreden enflasyon, 2004 sonunda yüzde 9,3’e kadar indi. Türkiye yaklaşık 30 yıl sonra yeniden tek haneli enflasyonla tanıştı. Ekonomi yeniden büyüme patikasına oturdu. İşte bu nedenle 2001 sonrası dönem, Türkiye’nin en başarılı dezenflasyon hikayelerinden biri olarak görülüyor.</p>
<p>Bu program başarılı oldu çünkü; </p>
<p>- Para ve maliye politikası aynı yönde çalıştı,</p>
<p>- Program güçlü siyasi sahiplenme gördü,</p>
<p>- Bankacılık sistemi temizlendi,</p>
<p>- Kurumlar güçlendirildi,</p>
<p>- Reformlar kararlılıkla uygulandı,</p>
<p>- Ve küresel likidite koşulları son derece destekleyiciydi.</p>
<p>Kısacası programın yalnızca para politikası değil, maliye politikası ve yapısal reform ayağı da güçlüydü.</p>
<p><strong>Normalleşme dönemi</strong></p>
<p>Üçüncü aşama ise 2004–2007 arasındaki normalleşme dönemiydi.</p>
<p>Bu dönemde enflasyon tek haneye indi. Büyüme hızlandı ve potansiyel büyüme oranına yaklaştı. Kamu borç yükü geriledi. Bankacılık sistemi güçlendi, sermaye yeterliliği artırıldı. Türkiye uluslararası sermayenin dikkat çektiği ülkelerden biri haline geldi.</p>
<p><strong>Bugünkü programdan farkı neydi?</strong></p>
<p>Salı günkü yazıda değindiğim mevcut programla karşılaştırıldığında farklar daha net ortaya çıkıyor.</p>
<p>2001 programı çok daha sertti ve siyasi maliyeti oldukça yüksekti. Nitekim programı uygulayan üçlü koalisyonun bütün ortakları bir sonraki seçimde ağır yenilgi aldı ve Meclis dışında kaldı. Çünkü ilk aşamada büyümeden ciddi fedakarlık yapıldı. Mali disiplin çok daha güçlü uygulandı. Bankacılık sistemi dahil birçok alan köklü biçimde yeniden yapılandırıldı.</p>
<p>Mevcut program ise daha kontrollü, büyümeyi tamamen feda etmeyen bir karakter taşıyor. Başka bir ifadeyle, 2001 programı kısa vadede çok daha ağır bedeller ödetti ama enflasyonu çok daha hızlı düşürdü.</p>
<p>Elbette 2001’in bazı avantajları da vardı. O dönemde küresel likidite boldu, dünya ekonomisi güçlü büyüyordu. Türkiye IMF çıpasının yanı sıra, 2004 sonrasında AB müzakere sürecinin yarattığı reform çıpasına da sahipti.</p>
<p>Kısacası, 2001’de uygulanan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”, klasik istikrar programı aşamalarının Türkiye’de başarıya en fazla yaklaşmış örneklerinden biriydi. Bu program yalnızca teknik bir ekonomik düzenleme değil, aynı zamanda ekonomide yeni bir hikaye yazma çabasıydı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-bunu-daha-once-basarmisti-79267</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/economy-1778737374.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye bunu daha önce başarmıştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahmin-ve-hedef-degisikligi-yetmez-eksiklikler-neler-79266</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahmin ve hedef değişikliği yetmez; eksiklikler neler?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Savaşın etkisinin olmadığı ilk iki ayın yıllık enflasyon oranları yüzde 30,7 ve 31,5: Hedefin hemen hemen iki katı. İlk dört ayın yıllık enflasyon ortalaması yüzde 31,4. Mayıs için yapılan ilk tahminler, aylık enflasyonun geçen yıl gerçekleşene yakın bir düzeyde kalacağına işaret ediyor.</strong></p>
<p><strong> </strong>Merkez Bankası yılın ikinci Enflasyon Raporu’nu yayımlayacak. Yanıtı aranan temel soru şu: 14 Mayıs’ta açıklanacak raporda 2026 sonu ara hedefinde ve enflasyonun arasında bir yerde kalacağı tahmin edilen alt ve üst sınırlarda değişiklik yapılacak mı? Benim daha fazla merak ettiğim başka bir konu var. Merkez Bankası, yasası gereğince enflasyonun neden istenildiği ölçüde düşmediğine dair kamuoyunu bilgilendirecek mi? Yok, petrol fiyatlarında ya da falanca sektörün fiyatlarında gerçekleşen beklenmedik sıçramalardan söz etmiyorum. Merak ettiğim, programın temel eksikliklerine yer verilip verilmeyeceği.</p>
<p>Yılın ilk raporu 12 Şubat’ta yayımlanmıştı. 2026 sonu ara hedefi yüzde 16’ydı. Enflasyonun yıl sonunda en az yüzde 15, en fazla da yüzde 21 düzeyinde gerçekleşeceği tahmin edilmişti. Dikkat ederseniz, son rapordaki ara hedef enflasyonun alabileceği en düşük değer olarak tahmin edilen yüzde 15’e çok yakın. Bunun temel nedeni, gelişmeler çerçevesinde bir yandan tahminleri gerçekçi bir düzeye çıkarmak diğer yandan da hedefi sık değiştirmemek kaygısı. Öyle ya, hedef ikide bir değişiyorsa, hedeften beklenen niteliğin ortadan kalkması olasılığı yüksek olur. Sonuçta hedef, ileriye yönelik belirsizliği azaltmak, uzun dönemli sözleşme imzalayanlara bir ışık tutmak ve bekleyişleri şekillendirmek için var. Sık değişiyorsa, bu görevlerini yerine getirmesi mümkün olmaz.</p>
<p><strong>Bu defa durum farklı</strong></p>
<p>Peki, madem hedefin ikide bir değişmesi istenilmeyen bir durum, o zaman yazının başında “ara hedefte bir değişiklik yapılıp yapılmayacağı” sorusu neden var? Var, çünkü bu defa farklı. Yılın ilk enflasyon raporunun yayımlanmasından bu yana olağanüstü gelişmeler yaşandı. Yanı başımızda büyük bir savaş çıktı. Petrol fiyatları sıçradı. Gübre fiyatları yükseldi. Her ikisinde de tedarik güçlükleri boy gösterdi. Yılın başında 61 dolar civarında seyreden Brent ham petrolünün varili, bu yazıyı yazarken 108 dolar düzeyindeydi (Çarşamba saat 14 civarı). Üstelik önemli bir dalgalanma yaşanıyor petrol fiyatlarında; bir gün “anlaşma yakın” umudu yeşeriyor, ertesi gün bu umutlar ortadan kalkıyor.</p>
<p>Bu olağanüstü koşullar altında hedefin değişmesi, bu tür koşulların olmadığı koşullara kıyasla daha az riskli. Peki, ortada savaş olmasaydı ne olacaktı? Bu durumda dönüp enflasyon gelişmelerine bakmak gerekiyor. Savaşın etkisinin olmadığı ilk iki ayın yıllık enflasyon oranları yüzde 30,7 ve 31,5: Hedefin hemen hemen iki katı. İlk dört ayın yıllık enflasyon ortalaması yüzde 31,4. Mayıs için yapılan ilk tahminler, aylık enflasyonun geçen yıl gerçekleşene yakın bir düzeyde kalacağına işaret ediyor. Bu durumda yıllık enflasyonun yüzde 32’ye çok yakın olması beklenir. Kısacası, ilk beş ayın enflasyonu yüksek. Savaş öncesinde de yüksek savaştan sonra da yüksek.</p>
<p><strong>Savaş öncesinde de </strong><strong>enflasyon yüksekti</strong></p>
<p>Peki, sadece tahminin alt ve üst sınırlarını yükseltsek de ara hedefe dokunmasak? Olmaz. Alt ve üst sınırların yükseltilmesi kaçınılmaz. Ama yetmez. Hedefin de yükseltilmesinde yarar var. Peki, bu ikisi yeter mi? Yetmez. Sonuçta olağanüstü koşullara ‘sığınarak’ hedefi yükseltebiliriz ama olağanüstü koşullar şu gerçeği değiştirmiyor. Savaş öncesinde de enflasyon yüksekti ve bunun ana nedeni de uygulanmakta olan programın eksik bir program olmasıydı. Hedefin yükseltilmesinden daha önemli olan şu: Merkez Bankası’nın, yasası uyarınca, programın ne tür eksiklikleri olduğunu hem hükümete hem de kamuoyuna açıklama yükümlülüğü var. Asıl önemli olan, bu enflasyon raporunda bu eksikliklere yer verilip verilmeyeceği.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahmin-ve-hedef-degisikligi-yetmez-eksiklikler-neler-79266</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahmin ve hedef değişikliği yetmez; eksiklikler neler? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-secimlerinde-79265</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Oda ve borsa seçimlerinde &#039;rekabet yapısı&#039; irdelenmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p>Üretim ağları farklılaşıyor; bağlantı, iletişim, rekabet ve iş birlikleri yapıları çözülüyor ve yeniden örülüyor. Çözülme ve yeniden örülme sürecinin hızı artıyor. Ekonomik örüntülerin dinamikleri hızla değişiyor; yapılar, işlevler ve kültür farklılaşıyor.</p>
<p>Ülkemizin en yaygın iş örgütleri olan oda ve borsa seçimlerinde ayrıştıran etkenleri sorgulamamak, geleceği düşünmemekle eş anlamlı bir olgu. Bu açıdan baktığımızda, oda ve borsa seçimlerinde “rekabet yapısı irdelemesi” önemli gündem maddelerinden biri olmalı.</p>
<p>*****</p>
<p>Oda ve borsa seçimlerinde <strong>piyasa ve plan</strong> algısının netleşmesi, <strong>kurumlara</strong> sahip çıkma bilincinin yükselmesi ve kaynak tahsisinin temel kurumlarından biri olan teşvik sistemlerinin yapılandırılması konularının nasıl ele alınması gerektiğini önceki yazılarda paylaştık. Bu yazıda gelişmenin temel belirleyicilerinden biri olan “rekabet yapılanmasının” neden sorgulanması gerektiği üzerinde duracağız.</p>
<p><strong>Önemli tedarik merkezi</strong></p>
<p>TEPAV’dan Güven Sak’ın sıklıkla gündeme getirdiği üzere, ülkemizin önemli bir tedarikçi konumuna ulaşmış olması önemli; ama daha önemlisi, geldiğimiz bu noktayı küresel sistemin gerektirdiği daha ilerilere taşıyabilmesidir.</p>
<p>Türkiye, Cumhuriyet döneminin ekonomik bağımsızlığını koruma, kalkınma ve refahla perçinleme idealine bağlılığını koruyor. Geride bıraktığımız 2024 yılında 1.700 ürünü 120’ye yakın ülkeye ihraç ederek gücünü sahada kanıtladı. Sak, gelişmeyi yaratan etkenlerden birinin de ülkemizin AB ile yaptığı Gümrük Birliği düzenlemesi olduğunu belirtiyor. Başka bir anlatımla, dışa ve dünyaya açılmamızın olumlu etkilerine gönderme yapıyor. Türkiye’nin performansını Çin ve Hindistan’la karşılaştırıyor. Daha net anlaşılması için Çin’in 1995 yılında 1.700 dolayında ürünü 20-25 ülkeye sattığını, 2024’te ise 2.400 kadar ürünü 120 dolayında ülkeye satabildiğini paylaşıyor. Hindistan, 1.200 dolayında üründen 1.700 ürüne ulaştı. Satış yaptığı ülke sayısı da 80’lerden 100’e tırmandı.</p>
<p>Dış politika analisti Barçın Yinanç, Oksijen’in 276’ncı sayısındaki değerlendirmesinde, “<em>AB, Türkiye’nin yaşadığı tüm ekonomik sıkıntılara ve kırılganlıklara rağmen Türkiye’nin ticari ve ekonomik potansiyelini görüyor. Özellikle son dönemlerde Made in Europe alanında Avrupa’da kamu ihalelerindeki başarılarına</em>” gönderme yapıyor. Sahadaki durum, AB ülkelerinde iki değişik algıyı geliştiriyor: Biri, rakip olarak korku kaynağı olması. Diğeri, kapasite olarak iş birliği yaparak ortak yararın artırılması.</p>
<p>Odalar ve borsalarda seçim sürecinde, ülkemizin imalat kesiminin yarattığı kapasite ve teknik olanakların en büyük pazarı olan AB ülkeleri başta olmak üzere, diğer ülkeleri de dikkate alarak rekabet gücü odağından sorgulamayan oda ve borsa seçimleri, temel görev olan mensuplarının hak ve çıkarlarını koruma amacından sapmaz mı?</p>
<p><strong>İthalat bağımlılığımız</strong></p>
<p>Ülkemizin küresel pazarlarda tedarikçi konuma yükselmesini önemsemeliyiz; ama biriktirdiğimiz sermaye ve yararlı bilginin rekabet gücünü birkaç basamak yukarı taşıyacak fırsat ve tehlikeleri bilerek kararlar üretmeliyiz. Dayanıklı rekabet yapısı oluşturmak için oda ve borsa seçimlerinde imalat sektörünün “<em>hammadde, yarı mamul madde, yatırım malı ithalatında</em>” nicelik ve niteliklerini sorgulayarak net bilgi sahibi olmalıyız.</p>
<p>Meslek komitelerine seçilenler, yaşadıkları günlük sorunları ve kısa dönemli yararlar sınırlarına kendilerini hapseden kısır döngüden uzak durmalı. Ortak gücü yaratmaya odaklanmalıyız: Net bilgi, etkin koordinasyon ve odaklanma olmadan ilerlemeyeceğimiz bilincini yükseltmeliyiz. İthalat bağımlılığını yaratan etkenleri, bu etkenlerden bağımsızlaşarak yerli ve millî olanı öne çıkarmayı sorgulamayan oda ve borsa seçimleri anlamlı olabilir mi?</p>
<p>Çağımızın gerçeği olan küreselleşmede ülkeler arasında ithalat ve ihracat dengeleri yeniden kurulma yolunda ilerliyor. Gelecek 5 yıl da kritik öneme sahip. Gelecek yılların “<em>kayıp yıllar</em>” olmasını istemiyorsak; oda ve borsa seçimlerinde ithalat bağımlılıklarımızı ve bağımsızlaşma fırsatlarımızı irdelemeli ve ortak bir akıl ve anlatım yaratmalıyız.</p>
<p><strong>Yaratıcı yıkım odaklı rekabet</strong></p>
<p>Sayısal teknolojilerin etkisini göstermeye başladığı ilk yıllarda, otomasyon uygulamaları ve ürünlerde kalite homojenliği sorgulanıyordu. Rekabet analizlerinde, teknolojinin yarattığı kalite homojenliğini aşmak için “<em>marka ve imaj yaratmanın</em>” yol ve yöntemleri aranıyordu. Yapay zekâ aşamasında, “<em>yaratıcı yıkım</em>”, “<em>sürekli kriz koşulları</em>”, “<em>süreçlerin uçtan uca kontrolü</em>”, “<em>başkalarını taklidin yarattığı tüketim kalıbı</em>”, “<em>ticarette fiyat odaklı etkileşimin ahlâk temelli etkileşime kayması</em>”, “<em>yeni platformlarda tekno-feodallerin etkileri</em>” gibi sorunlar öne çıkıyor.</p>
<p>“<em>Güçlendiren, sürdüren ve verimlilik yenilikleri</em>” gelişmeyi sürdürebilmenin gerek şartları. Bu konularda “uyum sağlamanın” hayati önemi çok açık ve net. Kamu kurumlarının, üniversitelerin, hâkim özel kesim kuruluşlarının, start-up yapıların rekabetteki yönlendirici etkileri akademik çevreler kadar uygulamacıların da gündeminde ilk sıralarda yerlerini alıyor.</p>
<p>Rekabet yapılanmasının yarattığı genel eğilimleri, eğilimlerin yarattığı fırsatları ve tehlikeleri, birikimlerimizin yarattığı olanakları ve kısıtları sorgulamadan dayanıklı bir üretim yapısı oluşturulamıyor. Bu bakış açısı bizi, oda ve borsa seçim sürecinde, geçmişin alışkanlıklarının uyuşturucu etkilerinden uzak durmaya zorluyor. Yeni bakış açıları ve anlayışlara ihtiyacımız var. Seçimlerde görev üstlenmek isteyenler, siyasi irade, bürokrasi, kendi üyeleri ve medya gibi aktörleri yönlendirecek fikirler üretebilmeli.</p>
<p><strong>Teknik ve sosyal beceri ihtiyacı</strong></p>
<p>Yaratmak istenilen sonuca ulaşmak için teknik bilgi becerimizle dünyanın en kaliteli işini yapabiliriz. Ürettiklerimizi uygun bir fiyata pazarlarda satamazsak “<em>değer üretmemiz</em>” mümkün olmaz. Ürettiklerimizin pazarda gerçek değerini alabilmesi için ülke imajından yerel ve küresel marka yaratmaya, sayısal teknolojinin yarattığı platformlarda yer edinme sorunlarına kadar bir dizi konuda ne yapacağımızı ve nasıl yapacağımızı bilmemiz gerekiyor.</p>
<p>Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarında faydalı bilgi alanımızı genişletmek çok ivedi sorunumuz. Kalkınma için sermaye kadar faydalı bilginin gerekliliği, “sosyal beceri düzeyimizin” de belirleyicisi. Ülkemizin en yaygın örgütleri olan odalar ve borsaların seçim süreçlerinde, eğitim sisteminin ileri düzeyde kalifiye iş gücü arzı yaratmadığını anlatmak önemli; ama değerli değil. Değerli olan, uygun çözüm önerileri sunmak ve onların yaşama taşınması için harekete geçilmesi.</p>
<p>Yeni rekabet koşullarında faydalı bilgi kadar sosyal bilgi ve beceri de gerekli. Sosyal becerilerimizi artırabilmek için de yüksek düzeyde öz farkındalık gerekiyor. Sorgulama merakı için ortam ve iklimi yaratarak yaygınlaştırmamız olmazsa olmazımız. Akıl yürütme disiplini, elimizdeki etkin zihinsel araçlardan bir başkası. Bağlantı, iletişim ve etkileşim kurma ve geliştirme gerekiyor. İş birlikleriyle ortak çalışma ve ortak güç yaratmaya dönük kültürü yaratma, olgunlaştırma ve çoğaltma ihtiyacımız var. Rakiplerimizin güçlü ve zayıf yönlerini değerlendirecek donanıma sahip olmamız şart. Vazgeçilmez bir ideale ve yaratılmak istenen sonuçlara odaklanmamız da önemli.</p>
<p>Yeni bir dünya kuruluyor; bu dünyanın üretim ağları farklılaşıyor; bağlantı, iletişim, etkileşim ve rekabet yapılanmaları çözülüyor ve yeniden örülüyor. Çözülme ve yeniden örülme süreci hızlanıyor. Oda ve borsa seçimlerinde görev almak isteyenler, değinilen sorunları sorgulamazsa, geçmişin verimsiz tekrarının tuzaklarına yakalanmaz mı?</p>
<p><strong>Aktörler arasında iş birlikleri</strong></p>
<p>Teknik altyapı akışları hızlandırıyor. Akışların hızlanması, rekabet yapısını yeniden oluşturuyor. Oluşumu kaliteli yönetmek istiyorsak, siyasi irade, bürokrasi, iş dünyası, medya yeni oluşumları sorgulayarak, çoğunluğun gönüllü katılımını sağlayan bir uzlaşma zemini ve iş birlikleriyle içerideki gücü artırmamız gerekli. Bu konuda herkes eteğindeki taşı dökmeli, kimse kendi bildiğini tek doğru sanma batağına saplanmamalı.</p>
<p>Gazze, Ukrayna, İran-ABD ve İsrail savaşları açıkça kanıtladı ki yeni bir dünya düzeni kurulacak. Bu yeni dünya düzeninde onurlu bir yer edinmek için, önce kendi kapımızı iyi süpürmeliyiz. Odalar ve borsaların seçim sürecini vesile ederek, ülkemizde ekonominin aktörleri arasındaki etkileşimin kalitesini sorgulamalıyız. Nerede eksik yapıldığını, hangi boşlukların oluştuğunu tanımlamalıyız. Tanımlamalıyız ki tutarlı betimlemeler yaparak yaratmak istediğimiz sonuca bizi götürecek belirlemeler yapabilelim...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-secimlerinde-79265</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Oda ve borsa seçimlerinde &#039;rekabet yapısı&#039; irdelenmeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ic-gucler-isleri-guclestirmesin-79264</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> İç güçler işleri güçleştirmesin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tanrı, dert verip derman aratmasın… Ancak çoğu kez bu dertleri başımıza dış güçler değil, iç güçler açar. Kötü siyasetçiden, kifayetsiz muhteris yöneticiden, aslında genelde bizim iç güçlerden…</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: İşler yolunda gitmediğinde, <strong>sorunu kendi dışımızda aramak</strong>, yaygın bir davranış. Hele ki <strong>yönetici</strong> iseniz ve çuvallıyorsanız, suçlu hazırdır; <strong>sizin dışınızdakiler</strong>... Özellikle siyasetçi iseniz, <strong>düşman daima dış güçlerdir</strong>. Hani, elimizin kolumuzun uzanamadığı, kim oldukları belirsiz, <strong>dış güçler</strong>…</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Oysa çoğu kez sorun, <strong>bizdedir</strong>. Ya politikamız yanlıştır ya da tercihlerimiz. Belki de <strong>yeteneğimiz</strong> soyunduğumuz <strong>misyona</strong> uygun değildir. <strong>Hatayı kendinde ararsan</strong>, gerçek düşmanın dış güçler değil, “<strong>iç güçler</strong>” olduğunu anlayacaksın. <strong>Sarter</strong> boşuna; <strong>“cehennem başkalarıdır</strong>” dememiş.</p>
<p><strong>DIŞ GÜÇLER HEP VARDI VE DAİMA VAR OLACAK</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Birini suçlarken <strong>parmaklarınızın şekline</strong> bakın. İşaret parmağıyla başparmak, “<strong>ötekini</strong>” gösterirken, diğer 3 parmak (orta, yüzük, serçe) <strong>size</strong> yöneliktir.  Bu da <strong>çözümün adresini</strong> bize ilham eder. “<strong><em>Derdü meni, devayı men</em></strong>” der <strong>Mevlânâ</strong>; “<em>dert benim, devası da ben</em>.” Yani <strong>içimdeki güçler</strong>.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Başkasını suçlamayı bırak. <strong>Sorunu kendi sorumluluk alanının dışına öteleme</strong>… Bir davaya zarar vermenin en sinsi yolu; o davayı bile bile <strong>yanlış gerekçelerle</strong> savunmaktır. <strong>Dış güçler hep vardı</strong> ve daima var olacak. Sen <strong>iç güçsün</strong>, kendi yetersizliklerine odaklan, <strong>başkalarını suçlamaktan vazgeç</strong>.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / İç güçlere dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Nedir şu dış güçler?</em></strong></p>
<p><strong>Düşman ülkeler</strong>, dünyayı yönettiği iddia edilen 5 aile, <strong>Lozan’ın gizli maddeleri</strong>, bizi kıskanan Almanya, <strong>Siyonistler</strong>, Amerika, <strong>Çin</strong>, İsrail, dahası sizin aklınıza gelebilecek <strong>sosyal medyadaki düşman kataloğu</strong>…</p>
<p><strong><em>Nedir iç güçler?</em></strong></p>
<p><strong>Yetersiz yönetici</strong>, vizyonsuz lider, <strong>beceriksiz CEO</strong>, bakan bakmayan kifayetsiz muhterisler. Kendi içindeki güçler; <strong>hırsların</strong>, eksik aklın, <strong>etik noksanlığın</strong>, kibrin, <strong>cimriliğin</strong>, cehalet, <strong>kötü ruhun</strong>...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>KUSUR ARIYORSAN BÜTÜN AYNALAR SENİN</strong></p>
<p>“<strong>Aynayı tuttum yüzüme </strong>/ <strong>Kendim göründüm gözüme</strong> / <strong>Nazar kıldım ben özüme</strong>...” Hilmi Dedebaba’nın bu nasihati daima dilimdedir. <strong>Ne zaman başım belaya girdiyse</strong> daima bu mısralar hatırıma gelmiştir. İşe de yaramıştır. <strong><em>Ayna ayna söyle bana</em></strong>, <strong><em>var mı</em></strong> <strong><em>kabahatte benden daha sorumlusu?</em></strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İÇ GÜÇLER LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Sorun</strong>: Çözülmesi gereken mesele, aşılması gereken engel veya ulaşılması gereken hedef</p>
<p><strong>Çözüm</strong>: Dertlerin dermanı veya olayların sonuca bağlandığı, nihai aşama, problemin def’i</p>
<p><strong>Dert</strong>: İnsana üzüntü, sıkıntı, acı veren durum, hastalık, keder ve çoğu kez iç sıkıntı, kaygı</p>
<p><strong>Derman</strong>: Çare, deva, ilaç, güç, takat, mecal; aslında içimizde var olan problem çözme yetisi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ic-gucler-isleri-guclestirmesin-79264</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İç güçler işleri güçleştirmesin ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acik-martta-yuksek-ama-nisanda-dusuk-gelecek-79263</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari açık martta yüksek ama nisanda düşük gelecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cari işlemler dengesinde mart ayında 9,7 milyar dolarla Cumhuriyet tarihinin en yüksek ikinci açığı verildi. Rekor, 10,2 milyar dolarla 2023’ün ocak ayına ait.</p>
<p>Marttaki<strong> “gümüş madalyalı”</strong> bu açık şaşırtıcı değil. Öncelikle dış ticaret açığının düzeyine bakarak ve cari işlemler dengesinin diğer kalemlerinde mevsimsel etkenlere bağlı olarak nasıl bir gerçekleşme olacağını irdeleyerek her ay için iyi kötü bir cari açık tahmini yapmak mümkün.</p>
<p>TÜİK’in mart ayı için açıkladığı 11,2 milyar dolarlık dış ticaret açığının etkisiyle mart ayı cari açığının 9 milyar dolar civarında gelebileceği, üç aylık açığın 23-24 milyar dolar olacağı, yıllık açığın da 40 milyar dolara dayanacağı zaten belliydi. (Ekonomi 14 Nisan 2026.)</p>
<p>Hemen belirteyim; TÜİK’in açıkladığı 11,2 milyar dolarlık ticaret açığı<strong> “FOB ihracat ve CIF ithalat”</strong> bazında. Ödemeler dengesinde 9,5 milyar dolar olarak yer alan tutar, başka kalemlerin eklenip çıkarılmasından dolayı bu düzeyde. Yani 11,2 milyarın tanımı başka, 9,5 milyarın tanımı başka ama ödemeler dengesi için geçerli olan 9,5 milyar dolarlık açık.</p>
<h2>Açık nisanda küçülecek</h2>
<p>Cari işlemler dengesinde mart ayında şimdiye kadarki en yüksek ikinci açık verildi ama bu olumsuzluk en azından nisanda devam etmeyecek, hatta tam tersine nisan ayında marttakinin neredeyse yarısı kadar bir açıkta kalınacak.</p>
<p>Dış ticarete ilişkin öncü veriler Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanıyor. Buna göre nisan ayı ticaret açığı geçen yıla göre yüzde 30 kadar azaldı ve 8,5 milyar dolar oldu. Nisan aylarında ticaret açığından cari açığı geçiş oranı genel olarak yüzde 50 dolayında. Bu orandan hareketle nisanda 4,5-5,0 milyar dolar civarında bir cari açık gelebileceği söylenebilir. (Ekonomi 4 Mayıs 2026.)</p>
<p>Geçen yılın nisan ayındaki cari açık 8,4 milyar dolardı. Bu yılki açık 5 milyarda kaldığı takdirde dört aylık açık yaklaşık 29 milyar dolara yükselecek. Ancak yıllık açık 39,7 milyar dolardan 36 milyar dolayına gerileyecek.</p>
<p>Yani<strong> “Cari açık mart sonunda yıllık bazda 40 milyar dolara dayandı, kim bilir nisanda nerelere gider”</strong> diye yaklaşmak doğru değil.</p>
<p>Bu durum biraz da fiyat endekslerinin hareketine benziyor. Aylık artış bir önceki yılın aynı ayındaki artıştan düşük kalınca yıllık oranın gerilemesi gibi bir durum yaşanıyor. Ancak dönemsel açık (ya da fiyat artışı) artmaya devam ediyor. Cari dengede enflasyondan ayrılan yön şu; fiyatlarda gerileme görülmesi çok nadir ama cari denge yaz aylarında turizmin etkisiyle hemen her yıl birkaç ay fazla verebiliyor.</p>
<h2>Genel gidişatı savaş belirleyecek</h2>
<p>Bu yılki genel gidişatın nasıl olacağını belirleyecek temel etken tabii ki savaş ve savaşın seyrine göre oluşacak enerji ve bazı ara malların fiyatları.</p>
<p>Enerji fiyatı olarak da yalnızca ham petrolü düşünmemek gerekiyor. Ham petrol tabii ki önemli ama Türkiye çok yüklü tutarda doğalgaz ve petrol ürünü de ithal ediyor.</p>
<p>Yoksa yalnızca ham petrol ithalatının ve buradan gelecek artı yükün pek önemi yok; önemi yok derken Türkiye bu fazla yükü kolaylıkla taşır.</p>
<p>Türkiye'nin yıllık ham petrol ithalatı 210-220 milyon varil. Ama ürün ithalatıyla birlikte toplam ithalat varil bazında 350 milyonu aşıyor. Dolayısıyla ham petrolün yanı sıra toplam ithalata ve petrol dışındaki ürünlerin fiyatındaki artışa da bakmak gerekiyor.</p>
<p>Türkiye için belki de asıl sorun pahalanacak enerji ithalatının döviz sorunundan çok yurt içinde enflasyon yaratacak olması. Ama o ayrı bir konu…</p>
<h2>Mayısla birlikte artış yaşanacak</h2>
<p>Cari açığın nisan sonunda yeniden azalarak 36 milyar dolar civarına inecek olmasına bakarak tabii ki sonraki aylarda bu gerilemenin devam edeceği söylenemez. Hatta tam tersine çok muhtemeldir ki mayıstan itibaren açık hızla büyüyecek.</p>
<p>Nasıl ki yıllık açık nisan ayında baz etkisiyle azalacaksa, sonraki aylarda da tersi olacak.</p>
<p>2025’in mayıs-aralık dönemindeki toplam cari açık yalnızca 7,6 milyar dolar; evet sekiz ayın toplamındaki açık yalnızca 7,6 milyar dolar.</p>
<p>Geçen yıl mayıs ve haziranda 1,1 ve 2,3 milyar dolar açık verildi. Cari denge sonraki dört ay boyunca artı kapattı. Cari fazla geçen yıl temmuzda 1,7 milyar, ağustosta 4,7 milyar, eylülde 501 milyon, ekimde ise 438 milyon oldu. Kasım ve aralıkta ise 4,1 milyar ve 7,4 milyar dolar açık verildi.</p>
<p>Bu yılın son sekiz ayında geçen yılki gibi 7,6 milyar dolarlık açıkta kalınması tabii ki beklenmiyor. Bu tutarın en az bir kat fazla olması ve açığın 50 milyar doları bulması beklenmeli. Aslında 2026 için 50 milyar dolarlık bir cari açığa çoktan razı olunmalı.</p>
<h2>TCMB yabancıya çalıştı!</h2>
<p>Mart ayının finans hesabına da kısaca bir göz atalım…</p>
<p>Özeti ara başlıkta ifade ettim. Mart ayında döviz talebi yoğunlaştı; başka bir ifadeyle yabancılar çok döviz talep etti, gereken dövizi de Merkez Bankası karşıladı.</p>
<p>Doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları ve diğer yatırımlardan toplam 26,7 milyar dolarlık çıkış yaşandı. Bu dövizin çıkış adresi belli, Merkez Bankası…</p>
<p>Merkez Bankası rezervinden 43,4 milyar dolar kullanıldı.</p>
<p>Rezervden kullanım son bir yılda 52,5 milyar dolar ve bunun 43,4 milyarı yalnızca bir ayda gitti. Bu iki sayı zaten mart ayındaki tutarın ne kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a054d438ad04-1778732355.png" alt="" width="600" height="392" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acik-martta-yuksek-ama-nisanda-dusuk-gelecek-79263</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/7/1280x720/dolar-dollar-1766051989.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cari açık martta yüksek ama nisanda düşük gelecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-bin-dolarla-yola-cikip-yunan-pamugu-lideri-oldu-turkiyeden-cine-pamuk-satiyor-79262</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 bin dolarla yola çıkıp  Yunan pamuğu lideri oldu, Türkiye’den Çin’e pamuk satıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BATI </strong>Trakya Türklerinin efsanevi lideri Dr. <strong>Sadık Ahmet, </strong>1995 yılında vefat ettiğinde oğlu <strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>12 yaşındaydı. O kazada <strong>Levent Sadık Ahmet</strong>’in kız kardeşi <strong>Funda </strong>ve annesi <strong>Işık Ahmet </strong>de ağır yaralanmıştı.</p>
<p><strong>Dr. Sadık Ahmet</strong>’in vefatından bir süre sonra <strong>Işık </strong>Hanım, oğlu <strong>Levent Sadık </strong>ve kızı <strong>Funda </strong>ile birlikte Türkiye’nin yolunu tuttu.</p>
<figure class="image align-right"><img style="width: 248px; height: 264px;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a055efe2295a-1778736894.jpeg" alt="" width="333" height="355" />
<figcaption><strong>Levent Sadık Ahmet</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Fakültesi’nde öğrenciyken annesi <strong>Işık </strong>Hanım’la birlikte Çalık Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ahmet Çalık</strong>’ın kapısını çaldı. Dr. <strong>Sadık Ahmet</strong>’i yakından tanıyan <strong>Ahmet Çalık, Levent Sadık</strong>’a sordu:</p>
<p>-          <strong>Hangi şirketimizde çalışmak istersin?</strong></p>
<p><strong>Levent Sadık, </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Ben sizin şirketlerinizde çalışmayı düşünmüyorum.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Çalık </strong>bu kez sorusunu değiştirdi:</p>
<p>-          <strong>Peki ne yapmak istiyorsun?</strong></p>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>aklından geçeni paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Ben kendi işimi kurmak istiyorum. Örneğin, Yunanistan’dan Türkiye’ye pamuk getirmeyi düşünüyorum.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Çalık, Levent Sadık</strong>’a destek olmakta kararlıydı:</p>
<p>-          <strong>Madem öyle, şirketini kurup Yunanistan’dan pamuk getirmeye hazır olduğunda 2 bin tonluk ilk sipariş benden.</strong></p>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>Yunanistan’dan ilk pamuk ithalatını da 2002 yılında Çalık Holding için yaptı. DCT Trading’i 2007 yılında kurdu.</p>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet</strong>’le geçen hafta Gümülcine’deki <strong>“Yaka Kiraz Paketleme Fabrikası”</strong>na gittik. Fabrikada ortağı ve Gümülcine’deki yıllarından okul arkadaşı <strong>Mehmet Çavuşoğlu, </strong>sıra arkadaşı <strong>Barış Mustafa, </strong>mahalle arkadaşı ve Yaka Genel Müdürü <strong>Onur Mustafa Ahmet, Hakan Ali, Metin Mahmutlu, Emrah Mustafa, Ayşe Kalekolu, Hakan Halil, Levent Kamiloğlu</strong>’ndan oluşan yönetim ekibiyle birlikte sohbet ettik.</p>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>10 bin dolar sermaye ile kolları sıvadığı pamuk dış ticaretinde 2 bin tonluk ilk siparişi Gümülcine Kooperatifi’ne verdi:</p>
<p>-          <strong>Şirketi ilk kurup Çalık Holding’ten siparişi aldığımda pamuğun </strong>“P”<strong>sini bilmiyordum. Zamanla yüzde 40-50’lik payla Yunanistan pamuk ticaretinin lideri oldum. Yunan pamuğunu dünyaya pazarlar hale geldim.</strong></p>
<p>Tahmini hesabını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>20 yılda 1.5 milyar dolarlık pamuk ticaretine imza atmışızdır…</strong></p>
<p>Yılda 110-120 bin ton pamuk elleçleme noktasında olduklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Pamuk ticaretimiz zamanla büyüdü. Bugün Türkiye’den Çin’e pamuk satıyoruz.</strong></p>
<p>Zamanla pamuk tedarik ağını genişlettiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong> Brezilya, ABD, Türki Cumhuriyetler dahil birçok ülkeden pamuk temin eder olduk. Aynı zamanda ülkemizde üretilen pamuğu da satın alarak ihracat kaslarımızı güçlendirdik.</strong></p>
<p>Pamuk ticaretinde ulaştıkları noktayı şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>Bugün Türkiye’de üretilen pamuğu başta Çin, Pakistan, Vietnam ve Endonezya olmak üzere dünyanın birçok ülkesine tüm lojistik süreçlerini de üstlenerek ulaştırıyoruz.</strong></p>
<p>Faaliyet alanlarını başka ürünlere de genişlettiklerine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Pamukla sınırlı kalmadık. Buğday, pirinç ve mısır gibi ürünlerin ticaretini de küresel ölçekte yapmaya devam ediyoruz.</strong></p>
<p>Üyesi oldukları uluslararası kuruluşlara vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>International Cotton Association (ICA) ve Better Cotton (BC) üyeliklerimizin yanı sıra GOTS ve Control Union denetim süreçlerinden geçerek organik pamuk ticareti yapabilen global bir oyuncu haline geldik.</strong></p>
<p>Gümülcine’den 12 yaşındayken ayrılıp ailesiyle birlikte Türkiye’ye yerleşen <strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>2002 yılında Yunanistan-Türkiye arasında <strong>“pamuk köprüsü” </strong>kurdu…</p>
<p>Zamanla yüzde 40-50 payla Yunanistan’ın pamuk ihracatı lideri konumuna yükseldi…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2015 yılında Ata topraklarımıza yatırımla döndüm</span></h2>
<p>  <strong>DCT </strong>Trading Kurucusu <strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>şirketlerinin faaliyetleri ile ilgili çerçeveyi şöyle çizdi:</p>
<p>-          <strong>DCT Trading olarak hiçbir zaman yalnızca ticaret yapan bir şirket olmayı hedeflemedik. En başından beri hedefimiz tarımı, ticareti, üretimi, teknolojiyi ve veriyi bir araya getiren daha büyük bir ekosistem kurmaktı.</strong></p>
<p>Bu hedef doğrultusunda 2015 yılında attıkları adıma döndü:</p>
<p>-          <strong>Bizim için hem ticari hem de manevi anlamı olan önemli bir adım attık. Ata topraklarımız Batı Trakya’da yatırım yapma kararı aldık. Bu kararı alırken, bize miras kalan sorumluluğu yerine getirerek bölge halkına katkı sunmayı amaçladık.</strong></p>
<p>Bölgenin tarımsal yapısını dikkate alarak kiraz üzerine odaklanan tesis kurma kararı aldıklarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bu doğrultuda </strong>“YAKA IKE”<strong>yi hayata geçirdik. 2017 yılında faaliyete geçen tesisimiz, kalite kontrol süreçlerini başarıyla tamamlayarak Avrupa Birliği (AB) standartlarına uygunluk sertifikaları aldı.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Böylece bölgedeki üreticileri sertifikalı tarım sistemine dahil ettik ve işlediğimiz kirazları Avrupa’nın önde gelen zincir marketlerine ihraç etmeye başladık.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">New York Pamuk Borsası’ndaki fiyatları 5 gün önce tahmin ediyor</span></h2>
<p><strong>DCT </strong>Trading Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>2024 yılında pamuk ve emtia piyasalarındaki dijital dönüşümde öncü sayılacak bir adım attıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>İzmir merkezli </strong>“Pulse Finansal Teknolojiler ve Danışmanlık A.Ş.”<strong>nın kurucu ortakları arasında yer aldık. Bu girişimle birlikte, toplulaştırılmış veri hizmeti, yapay zeka tabanlı analizler ve öngörü araçları sunan </strong>“Yatırımcı AI platformu”<strong>nu hayata geçirdik.</strong></p>
<p>Bu adımları sürdürdüklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Aynı yıl New York Pamuk Borsası’nda pamuk fiyatlarını 5 gün önceden tahmin edebilen </strong>“Cotcast AI” <strong>ve ham petrol, altın, gümüş gibi emtiaların gelecekteki fiyatlarını yapay zeka ile analiz eden </strong>“TRK Technology” <strong>ile ortaklıklar kurarak, dijital dönüşüme katkıyı güçlendirdik.</strong></p>
<p><strong>“Pulse” </strong>ile ilgili şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Biz </strong>“Pulse”<strong>a yalnızca bir teknoloji şirketi olarak bakmıyoruz. Onu, finansal verinin doğru analiz edilmesiyle iş dünyasında daha akıllı karar alma süreçlerini mümkün kılan bir dönüşüm platformu olarak konumlandırıyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Yatırımcı AI”</strong>ın <strong>“Pulse”</strong>un ilk ürünü olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>4 bin kullanıcıya ulaştı. İlk yatırım turunu da tamamladık. Bu şirketimize 843 bin dolarlık yatırım aldık.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2025 yılı hasılatı 2.7 milyar liraya ulaştı</span></h2>
<p> <strong>DCT </strong>Trading Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>31 Temmuz 2024’te hisselerinin Borsa İstanbul’da işlem görmeye başladığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında toplam varlıklarımız 1 milyar 845 milyon liraya, hasılatımız ise 2 milyar 709 milyon liraya ulaştı.</strong></p>
<p>Şirketin kârlılık durumu üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında brüt kârımız 370.4 milyon liraya ulaştı. Brüt kârımız yüzde 14.9 artmış oldu. Faaliyet kârımız yüzde 6.6 artarak 177.9 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</strong></p>
<p>Şirketin 2025 yılını net zararla kapatmasını şöyle yorumladı:</p>
<p>-          <strong>Net zararın oluşmasında operasyonlardan kaynaklanmayan bazı finansal kalemler etkili oldu. Özellikle yatırım döneminde olmamız nedeniyle artan finansman giderleri, kur hareketlerinin yarattığı etkiler ve yeni yatırımların ilk aşamalarındaki maliyetler yansıdı.</strong></p>
<p>Hisselerinin halka arzının gerçekleştiği günlere döndü:</p>
<p>-          <strong>DCT Trading hisselerine hem yurt içinden hem de yurt dışından önemli bir talep geldi. Halka arz sırasında taahhüt ettiğimiz yatırımların büyük bölümünü gerçekleştirdik.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Halka arz sürecinde güçlenen sermaye yapımız ve yatırımcılarımızın bize duyduğu güven ile birlikte dönüşüm ve gelecek vizyonumuzu hayata geçirmeye dönük adımlarımızı hızlandırdık.</strong></p>
<p>Şu bilgiyi de paylaştı:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında ciromuzun yaklaşık yüzde 5’ini yatırımlara ayırmıştık. 2026’da bu oranı yüzde 10’a çıkarmayı planlıyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-bin-dolarla-yola-cikip-yunan-pamugu-lideri-oldu-turkiyeden-cine-pamuk-satiyor-79262</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/2/1280x720/67-1778732146.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 10 bin dolarla yola çıkıp  Yunan pamuğu lideri oldu, Türkiye’den Çin’e pamuk satıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyim-ab-pazarinda-sert-geriledi-79261</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazır giyim, AB pazarında sert geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’de 2023’ten bu yana artan maliyetlere karşı kurun sabit kalması gibi nedenler ile rekabetçiliğin negatif etkilenmesi ile Avrupa Birliği’nin hazır giyim ve tekstil ithalatında Türkiye’nin payı gerilemeye devam etti. İHKİB Ar-Ge ve Projeler Şubesi tarafından hazırlanan “Avrupa Birliği Hazır Giyim ve Tekstil Pazarında Türkiye’nin Yeri” raporuna göre, Türkiye’nin AB hazır giyim ve konfeksiyon pazarındaki payı 2023 yılında yüzde 11,7 seviyesindeyken, 2025 sonunda yüzde 9,2’ye kadar düştü. Aynı dönemde Bangladeş, Pakistan, Hindistan, Vietnam ve Kamboçya gibi rakip ülkeler ise pazar paylarını artırdı. Rapora göre AB’nin 2025 yılı hazır giyim ve konfeksiyon ithalatı yüzde 2,2 artışla 101,9 milyar euroya yükseldi. Çin 31,5 milyar euro ile ilk sıradaki yerini korurken, Bangladeş 19,8 milyar euro ile ikinci, Türkiye ise 9,4 milyar euro ile üçüncü büyük tedarikçi oldu. Ancak Türkiye’nin AB’ye hazır giyim ihracatı bir yılda yüzde 10,4 geriledi.</p>
<h2>İki yılda yüzde 21,6 geriledi </h2>
<p>Raporda Türkiye’nin AB hazır giyim ve konfeksiyon ürünleri pazar payının 2024’e göre yüzde 12,4, 2023’e göre ise yüzde 21,6 oranında düştüğü belirtildi. Türkiye’nin payı 2023’te yüzde 11,7 seviyesindeyken, 2024’te yüzde 10,5’e, 2025’te ise yüzde 9,2’ye indi.</p>
<p>İlk 10 tedarikçi ülke arasında Türkiye, Tunus, Fas, Myanmar ve kısmen Çin’in pazar payı gerilerken; Bangladeş, Pakistan, Hindistan, Vietnam ve Kamboçya’nın paylarını artırması dikkat çekti. Raporda bu tablo “küresel tedarik zincirindeki rekabetin yeniden şekillendiği” şeklinde yorumlandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a054b5e575c3-1778731870.png" alt="" width="344" height="297" /></p>
<h2>Kamboçya, Pakistan hızlı yükseldi </h2>
<p>AB hazır giyim ithalatında en dikkat çekici yükselişlerden biri Kamboçya’da yaşandı. Ülkenin AB’ye hazır giyim ihracatı 2025 yılında yüzde 14,5 artarak 4,5 milyar euroya çıktı. Pakistan’ın ihracatı yüzde 8,9, Hindistan’ın yüzde 8,9, Vietnam’ın ise yüzde 9,9 yükseldi. Bangladeş de yüzde 6 büyüme kaydetti. Buna karşılık Türkiye’nin ihracatı yüzde 10,4 daraldı. Türkiye, miktar bazında da gerileme yaşadı. AB’ye yapılan hazır giyim ihracatı miktar olarak yüzde 12,2 düşüş gösterdi. Aynı dönemde Kamboçya’nın ihracat miktarı yüzde 25,3, Hindistan’ın yüzde 17, Pakistan’ın ise yüzde 10,3 arttı.</p>
<h2>Türkiye yüksek fiyatlı segmentte </h2>
<p>Raporda Türkiye’nin düşük maliyetli üreticilerden ayrışarak daha yüksek katma değerli segmentte konumlandığına da dikkat çekildi. Türkiye’nin AB hazır giyim pazarındaki birim fiyatı 2025 yılında kilogram başına 20,5 euro olarak gerçekleşti. Türkiye, Tunus ve Fas’ın ardından ilk 10 tedarikçi arasında en yüksek üçüncü birim fiyata sahip ülke oldu.</p>
<p>Hazır giyim ürünlerinde ise Türkiye’nin kilogram başına birim fiyatı 27 euroya yükseldi. Bu rakam Vietnam ile aynı seviyede gerçekleşirken, Tunus ve Fas daha yüksek fiyatlı ürün segmentinde yer aldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tekstil ve hammaddede AB'nin ikinci büyük tedarikçisi unvanını korudu</span></h2>
<p>Tekstil ve hammaddeleri tarafında Türkiye AB’nin ikinci büyük tedarikçisi konumunu korudu. AB’nin tekstil ithalatı 2025’te yüzde 4 gerileyerek 18,2 milyar euroya inerken, Türkiye’den yapılan ithalat yüzde 5,5 düşüşle 3,2 milyar euro oldu. Buna rağmen Türkiye’nin pazar payı yüzde 17,6 seviyesinde gerçekleşti. Tekstil tarafında Çin’in payı yüzde 33,5’e yükselirken, Japonya ve Vietnam pazar payını artıran ülkeler arasında yer aldı. Pakistan, Kore, İngiltere ve İsviçre’nin paylarında ise düşüş yaşandı. Türkiye’nin tekstildeki payı 2024’te yüzde 17,8’e kadar yükselmişti ancak 2025’te yeniden yüzde 17,6’ya geriledi. </p>
<p><strong>Vergisiz erişim rekabeti kızıştırdı </strong></p>
<p>Raporda AB’nin uyguladığı ticaret rejimlerinin rekabette belirleyici rol oynadığına da vurgu yapıldı. Türkiye, Gümrük Birliği sayesinde vergisiz erişim hakkına sahip olsa da Bangladeş ve Myanmar’ın “En Az Gelişmiş Ülke” statüsü kapsamında sıfır vergi avantajı ile ihracat yaptığı belirtildi. Pakistan’ın da GSP+ sistemi sayesinde vergisiz erişim elde ettiği kaydedildi. Buna karşılık Çin’in yüzde 12, Hindistan’ın ise yüzde 9,6 ila yüzde 12 arasında değişen gümrük vergileriyle karşı karşıya olduğu ifade edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyim-ab-pazarinda-sert-geriledi-79261</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/hazir-giyim-tekstil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin AB pazarından aldığı pay 2024’e göre yüzde 12,4, 2023’e göre ise yüzde 21,6 oranında geriledi. Bu dönemde Bangladeş, Pakistan ve Kamboçya öne geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belirsizligin-golgesinde-inkar-ve-supheye-ragmen-79295</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belirsizliğin gölgesinde, inkâr ve şüpheye rağmen</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Jeoekonomi ve savaşlarla insan ve gezegenimiz zor günler yaşarken 4-5 Mayıs 2026 tarihlerinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (ÇŞİDB) ana desteğinde İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) tescilli yeşil yerleşkesinde, ülkemizin ilk ve tek “ISO 20121 Sürdürülebilir Etkinlik Yönetim Sistemi” belgemiz gerekliliklerine uygun ve ST Climate ile “Karbon Nötr” gerçekleştirdiğimiz Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) etkinliğimizde, meselemiz sadece ve sadece Türkiye karbon yönetimi kapasitesini artırmaktı.</p>
<p>Karbonsuzlaşma iklim finansmanı olmadan olamaz. Meselemiz, konusunun ilki ve teki etkinliğimizde önce “Belirsizliğin Gölgesinde, İnkâr ve Şüpheye Rağmen İklim Teknolojileri ve Yenilikçi Finansman” oturumumuzda irdelendi. İklim krizini hepimiz çok iyi biliyoruz. Ancak inkâr ve şüphe ile iki risk hep bizimle: <a title="İklim değişikliği mücadelesi karşısında iki küresel risk" href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-degisikligi-mucadelesi-karsisinda-iki-kuresel-risk-59701" target="_blank" rel="noopener">İklim değişikliği mücadelesi karşısında iki küresel risk</a></p>
<p>Mühim olan ne yapıyoruz ve neyi daha iyi yapmalıyız için cevabımızı bilerek finansman desteğinde iklim teknolojileri teknik gücü ile hızımızı artırarak ilerlemeyi başarmak. Hiç kolay değil. Bankalar hem kendi sürdürülebilirlik yönetimlerinde karbonlarını yönetir hem de hizmetleriyle müşterilerinde karbonsuzlaşmalarının katalizörü olurlar. Müşteride ve sanayicide önce sera gazı salım azaltımı ile finansmana erişim hedefleri olmalıdır. Çünkü kuruluşta sürdürülebilirlik stratejisiyle yola çıkılmadıysa ne akçe gelir ne de başarı. Çünkü olmayacak bir tepkimede katalizör akçe görev yapamaz.</p>
<p>Yeşil müjde, yeşil hüsran olur... İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ile ÇŞİDB Çevre Yönetimi Genel Müdürü Fatih Turan’ın açış konuşmalarında, ÇŞİDB İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Dr. Zafer Demircan’ın delege hitap mesajlarında da yeri vurgulanan iklim teknolojileri başarısı, Türkiye 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi, iklim değişikliği gidişatına dur demek sürdürülebilirlik yönetiminde hep daha ileriye giden, sürekli iyileştirme yapılan karbonsuzlaşma yolunda mümkündür.</p>
<p>ESCARUS Genel Müdürü Dr. Kubilay Kavak başkanlığındaki oturumda Türkiye’nin kalkınma yolculuğuna 1950’den beri etkin katkı sunan TSKB’de İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Yönetimi Müdürü Çağla Eker Altınkulp ile yaşamı değiştirmeye yatırım yapıyoruz diyen EBRD Türkiye Başkan Vekili ve Ankara Ofis Başkanı Mehmet Üvez’i dinledik. Dr. Kavak’ın edebi kaynaklara atıflarla konunun gerçeğini bizlere neşeli vurguladığı oturumda, ülkemiz için mühim bir ilki M. Üvez ayrıntılandırdı. Bilindiği gibi 25 Kasım 2024’te Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca EBRD, IBRD ve IFC ile iş birliğiyle dünyanın en büyük, yeni, gelişmekte olan ülkelere örnek olacak bir endüstriyel karbonsuzlaştırma programı olarak Türkiye Endüstriyel Karbonsuzlaştırma Yatırım Platformu (TIDIP) başlatıldı. TIDIP ile kamu ve özel sektör altyapı projeleri 2030’a kadar 5 milyar avro ile desteklenecek. TIDIP kuruluş müjdesini M. Üvez zirvemizde ilan etti. TIDIP için çok taraflı, çok sayıda müzakere sürerken ödevimiz çok. Eğer çok çalışıp ön görüleri başaramazsak, yeşil müjde, yeşil hüsran olur. Temmuz’da TIDIP lansmanı yapılacak.*** Mevcut yatırımların yeşilleşmesi, yeni-yeşil yatırımlar için, iklim teknolojileri için başta kalkınma bankaları olmak üzere bankalarımız kıymetli. Akçesiz yeşil, mavi olmaz. Zirvemizde kalkınmanın kaynağını bulmak ve paylaşmak amacımız diyen TKYB, önce halk sonra bankayız ilkesine sahip HALKBANK ve 72 yıldır Türkiye’nin gücüne değer katan VAKIFBANK bizimleydi.</p>
<p><strong>Umudumuz arttı </strong></p>
<p>Kamu gelişmelerini, mevzuatı İTÜ Üyesi ve TÜBİTAK MAM Başkanı Prof. Dr. Burcu Özsoy başkanlığındaki “Karbonsuzlaşma Yolunda Ülkemiz” oturumunda öğrendik. Bu yıl tekstil sektörümüz İTÜ Tekstil Teknolojileri ve Tasarımı Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nevin Çiğdem Gürsoy başkanlığında masada idi. İTÜ Öğretim Üyesi ve 1773 İTÜ Teknopark Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Muhammed Tahir Güneşer başkanlığında endüstride, başkanlığımdaki oturumda ise enerji sektöründe karbon yönetimini kuruluş üst düzey konuşmacılarından öğrendik. AKSA Doğalgaz; ATP GreenX; ESCON Enerji; ETİ Bakır; İTHİB, KÜAD, LC Waikiki; ROSATOM; SOCAR Türkiye’nin yaptıkları ve yapacaklarını öğrenince gurur duyduk. Umudumuz arttı. Sözün özü şehrin en iyi kahvesi, çikolata tadı ve mis molekülleri ile neşe ve keyif kazanan oturumlarımız ve sergimizde, yaşamda her yerde sebep olduğumuz Karbon Ayak İzi düşürme yolunda pozitif etki ve fayda yaratarak iklim teknolojileri desteğinde sera gazları emisyonunu azaltma tanımlı Karbon El İzi yükseltenlerin paydaş katılımını başardık. Belirsizliğin gölgesini güneşledik. Ne mutlu bize. Zirve Sonuç Raporu ve Sunum E-Kitabı için çalışmaya başladık. Bizi takip ediniz. KEİ yüksek, sağlıklı, bereketli akçeli günler dilerim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belirsizligin-golgesinde-inkar-ve-supheye-ragmen-79295</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belirsizliğin gölgesinde, inkâr ve şüpheye rağmen ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-soklari-caginda-tasarruf-artik-tercih-degil-guvenlik-meselesi-79293</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji şokları çağında tasarruf artık tercih değil, güvenlik meselesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a05681d5712b-1778739229.png" alt="" width="900" height="147" /></p>
<p><strong>Dünyada, enerji piyasalarında daha sık ve daha sert şokların yaşandığı yeni bir döneme giriliyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dünya yaklaşık her 10 yılda bir büyük enerji krizi yaşarken, son dönemde bu ölçekte üç şokun kısa sürede yaşanması “yeni normalin” daha oynak bir enerji düzeni olabileceğine işaret ediyor.</strong></p>
<p>Enerji artık yalnızca ekonomiyi ilgilendiren bir konu değil; jeopolitik risklerin, iklim krizinin, ticaret savaşlarının ve teknolojik bağımlılıkların kesiştiği en kritik alanlardan biri. Reuters’da geçtiğimiz günlerde yer alan “Welcome to the age of energy shocks” (Enerji Şokları Çağına Hoş Geldiniz) başlıklı analize göre dünya, enerji piyasalarında daha sık ve daha sert şokların yaşandığı yeni bir döneme giriyor.</p>
<p>Yazıya göre son 10 yılda enerji piyasaları; pandemi sonrası enflasyon dalgası, Rusya-Ukrayna savaşı ve son olarak İran savaşı gibi art arda gelen krizlerle sarsıldı.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dünya yaklaşık her 10 yılda bir büyük enerji krizi yaşarken, son dönemde bu ölçekte üç şokun kısa sürede yaşanması “yeni normalin” daha oynak bir enerji düzeni olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>PİYASALAR KÜRESELLEŞİRKEN, AYNI ZAMANDA KIRILGANLAŞIYOR</strong></p>
<p>Reuters analizinde enerji piyasalarının her zamankinden daha küresel hale geldiği ancak aynı zamanda daha kırılganlaştığı vurgulanıyor.</p>
<p>Küresel petrol ithalatının 2000- 2024 arasında yüzde 55 artarak günde yaklaşık 70 milyon varile çıktığı, Çin’in ithalatının aynı dönemde altı katına yükselerek 13,4 milyon varile ulaştığı belirtiliyor. ABD’nin ise büyük bir ithalatçı konumundan dünyanın en büyük petrol ve gaz üretici/ ihracatçılarından birine dönüşmesi enerji ticaretinin dengesini değiştiren ana unsurlardan biri olarak gösteriliyor.</p>
<p>Yazıya göre enerji güvenliği artık yalnızca petrol ve doğal gaz arzıyla sınırlı değil. Yenilenebilir enerjiye geçiş hızlandıkça yeni bağımlılık alanları da doğuyor. Güneş panelleri, bataryalar ve düşük karbon teknolojilerinde Çin’e yoğunlaşan üretim, geleceğin enerji güvenliği tartışmalarına yeni bir katman ekliyor. İklim krizinin yol açtığı sıcak hava dalgaları, kuraklık, sel ve kasırgalar ise enerji üretimini, iletim hatlarını ve elektrik şebekelerini daha kırılgan hale getiriyor. Reuters’a göre önümüzdeki dönemde enerji sistemlerinin daha dayanıklı olabilmesi için ülkelerin çeşitlendirilmiş, esnek ve mümkün olduğunca yerli kaynaklara dayalı sistemler kurması gerekecek.</p>
<p><strong>VERİMLİLİK, TÜRKİYE İÇİN EN STRATEJİK ENERJİ KAYNAĞI</strong></p>
<p>Bu durum Türkiye için de yakından izlenmesi gereken bir tablo. Çünkü Türkiye enerji ihtiyacının önemli bölümünü ithalatla karşılayan bir ülke konumunda. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verilerine göre 2025’te Türkiye’nin yurt içi petrol üretimi 47,9 milyon varile, doğal gaz üretimi ise 3,2 milyar metreküpe yükseldi. Öte yandan küresel enerji fiyatlarındaki her dalgalanma Türkiye ekonomisi, üretim maliyetleri ve hane halkı bütçeleri üzerinde etkisini hissettirmeye devam ediyor.</p>
<p>Yeni dönemde, enerji güvenliği sadece daha fazla kaynak bulmakla sağlanmıyor. Daha az enerjiyle aynı işi yapabilmek, yani verimlilik, artık en stratejik enerji kaynağına dönüşüyor. Evde gereksiz elektrik tüketimini azaltmak, ısı yalıtımına dikkat etmek, cihaz seçiminde enerji sınıfını önemsemek, ulaşımda daha verimli seçeneklere yönelmek bireysel ölçekte küçük adımlar gibi görünse de, milyonlarca hanede aynı davranış değişikliği oluştuğunda, bunun enerji ithalatı, karbon emisyonu ve fatura yükü üzerinde ciddi bir karşılığı oluyor. </p>
<p><strong>YENİ BAĞIMLILIK RİSKLERİ</strong></p>
<p>Ayrıca, Reuters’ın da dikkat çektiği gibi, güneş paneli, batarya ve düşük karbon teknolojilerinde üretimin belli ülkelerde yoğunlaşması yeni bağımlılık riskleri de yaratıyor.</p>
<p>Bu nedenle ülkeler için asıl mesele yenilenebilir enerji kapasitesini artırırken,<br />aynı zamanda depolama, şebeke esnekliği, yerli teknoloji, enerji verimliliği ve tüketici farkındalığını birlikte güçlendirmek.</p>
<p>Türkiye’nin yenilenebilir enerji potansiyeli bu açıdan önemli bir avantaj. Ancak enerji şoklarının sıklaştığı bir dünyada sadece üretim tarafına odaklanmak yetmiyor. Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, şirketlerin enerji maliyetlerini stratejik bir risk olarak yönetmesi, bireylerin de enerji tasarrufunu gündelik yaşamın parçası haline getirmesi gerekiyor.</p>
<p>Kısacası yeni çağda enerji tasarrufu artık sadece “daha düşük fatura” meselesi değil. Aynı zamanda ekonomik dayanıklılık, iklim sorumluluğu ve enerji güvenliği meselesi.</p>
<p>Enerji şokları çağında en ucuz, en temiz ve en güvenli enerji aynı yerde duruyor: Boşa harcamadığımız enerji.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-soklari-caginda-tasarruf-artik-tercih-degil-guvenlik-meselesi-79293</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji şokları çağında tasarruf artık tercih değil, güvenlik meselesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/korfezde-yukselen-kaos-boyada-zirve-getirebilir-79289</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Körfez’de yükselen kaos ‘boya’da zirve getirebilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Avrasya’nın en büyük boya ham maddeleri ve kaplama fuarı olan Paintistanbul Boya Ham Maddeleri, Yapı Kimyasalları ve Yapıştırıcı Ham Maddeleri Teknolojileri Fuarı’nın tanıtım toplatışı dün yapıldı. Boya Sanayicileri Derneği (BOSAD) Başkanı Kenan Baytaş, CNG Group Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Yaman ve Paintistanbul Fuar ve Kongre Çalışma Grubu Başkanı Hakan Ünel’in ev sahipliğinde düzenlenen lansmanda; sektöre ilişkin değerlendirmeler ve Paintistanbul 2026’ya dair öne çıkan başlıklar paylaşıldı.</p>
<p>Etkinliğin açılış konuşmasını yapan BOSAD Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Baytaş, boya sanayisinin üretim kapasitesi, ileri teknoloji altyapısı ve yarattığı yüksek katma değer ile Türkiye ekonomisinin stratejik ve öncü sektörleri arasında yer aldığını söyledi. Sektörün hacim olarak 1 milyon ton civarındaki büyüklüğüyle dünya pazarından yaklaşık yüzde 2 pay aldığını kaydetti. 2025 itibarıyla 1,5 milyar doları aşan boya ve ham maddeleri ihracatının sektörün uluslararası entegrasyonunu açıkça ortaya koyduğunu vurgulayan Baytaş, “Avrupa’da üretim sıralamasında Almanya, İspanya, Fransa ve İtalya’nın ardından beşinci sırada yer alıyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>En fazla ihracat İran’a </h2>
<p>Toplantıda konuşan BOSAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tolga Kayalar, küresel boya pazarının 2026’da yaklaşık 198 milyar dolar büyüklüğe ve 48 milyon tonluk hacme ulaşacağını, 2030’a gelindiğinde ise pazarın 227 milyar dolara ve 52,7 milyon tona çıkmasının beklendiğini dile getirdi. Kayalar, BOSAD’ın 2024 verilerine göre Türkiye’de sektörün yaklaşık 926 bin tonluk iç pazar hacmine ve 2,47 milyar dolarlık ekonomik büyüklüğe sahip olduğunu aktardı. BOSAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Akın Akçalı da, konuşmasında, sektörün ihracat rakamlarına ilişkin bilgiler verdi. Akçalı, yılın ilk 4 ayında ihracatın 508,2 milyon dolar olduğunu ve yıl sonunda zirveyi hedeflediklerini vurguladı. 2026'da en fazla ihracat yapılan ülkeler sırasıyla İran, Afganistan, Hong Kong, Irak ve Kırgızistan oldu.</p>
<h2>4 aylık artışta ‘savaş’ etkisi </h2>
<p>Akçalı, fiyat odaklı pazarların ihracatta öne çıktığını ancak bir süredir kaliteli ürünlerle de ön plana çıkmaya başladıklarını kaydetti. Akçalı, “Rusya'daki büyük oyuncular pazardan çekildikten sonra oradaki kaliteli ürün ihtiyacını biz doldurduk. 2026’daki yükseliş trendi ise Orta Doğu'da beklediğimizden uzun süren savaştan kaynaklandı. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan gibi büyük ülkelerde üretim yapan firmalar üretim yapamamaya başladı. Onların üretimi kaybı bize artı olarak yansıdı. Her ne kadar savaşı istemesek de böyle bir pozitif etkisi oldu” şeklinde konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Son 2 senede 20-25 senede görmediğimiz düşüşler yaşadık”</span></h2>
<p>Tolga Kayalar, toplantıda iç pazarda yurt dışından gelen ithal ürünler olduğunu, ancak Türk boya sanayiinin yurt içindeki ihtiyacın çoğunu kendisinin üretmekte yetkin olduğunu dile getirdi. Bununla beraber piyasada Çin etkisinin hissedilmeye başlandığını belirten Kayalar, “TL maliyetlerimiz kurun artışından maalesef daha fazla arttı. Dolayısıyla enflasyon kur arasındaki fark bize eksi olarak yansımaya devam ediyor. Diğer taraftan da enflasyonun talebe etkisi oldu. Talep düştüğü için bunu özellikle inşaat boyaları olmak üzere birçok boya segmentinde hissediyoruz ve gerçekten son 2 senede belki 20 - 25 senedir görmediğimiz oranlarda düşüş gördük. Bu sene bir düşüş yok ama bu sefer de Orta Doğu'daki krizden dolayı maliyet baskısı görüyoruz" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/korfezde-yukselen-kaos-boyada-zirve-getirebilir-79289</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/9/1280x720/67-1778738692.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BOSAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Akın Akçalı, “Rusya&#039;daki büyük oyuncular pazardan çekildikten sonra oradaki kaliteli ürün ihtiyacını biz doldurduk. 2026’daki yükseliş trendi ise Orta Doğu&#039;da beklediğimizden uzun süren savaştan kaynaklandı. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan gibi büyük ülkelerde üretim yapan firmalar üretim yapamamaya başladı. Onların üretimi kaybı bize artı olarak yansıdı. Her ne kadar savaşı istemesek de böyle bir pozitif etkisi oldu.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dolar-bazinda-1-koyup-7-kazandiran-rekorunu-yenileyebilecek-mi-79287</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dolar bazında 1 koyup 7 kazandıran rekorunu yenileyebilecek mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özellikle 1991’deki Körfez Savaşı döneminde, Türkiye’nin ABD’ye destek vermesi karşılığında ekonomik ve siyasi kazanç elde edeceği beklentisini anlatmak için kullanıldığı söylenen ve dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile özdeşleşen “Bir koyup, üç almak” sözü 2024’te değişti. Değiştiren de ağırlıklı olarak sanat filmleri, bağımsız sinema ve festival filmleri sunan, aynı zamanda film yapımcılığı ve dağıtımı da yapan dijital film platformu MUBİ’nin kurucusu Efe Çakarel idi. Dün başlayan ve 23 Mayısa kadar sürecek Cannes Film Festivali’ne katılacak en iddialı filmlerden dördünün gösterim hakkını satın aldığını gönderilen basın bülteninden öğrenince 2024 yılına geri döndüm.</p>
<p>Wall Street’te çalıştıktan kısa bir süre sonra 2007’de MUBİ’yi kuran Çakarel, yıldızı sönen Demi Moore’un bir aerobik programının yıldızı oyuncusu Elisabeth Sparkle'ı canlandırdığı ve Universal Pictures’ın son kısmında istediği değişiklikler yapılmadığı için dağıtmaktan vazgeçtiği “The Substance/Cevher” adlı korku filmini almak için Cannes’ten hemen önce 2024 mayıs başında 12 milyon dolar ödemişti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a055f5836174-1778736984.png" alt="" width="576" height="328" />
<figcaption><strong>Basiretli ve öngörülü işadamı Çakarel dolar bazında neredeyse “1 koymuş, 7 almış” hem de Moore yeniden görünürlük kazanmıştı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Cannes’te “En İyi Senaryo Ödülü”nü alması ve Moore’un performansı filme dünya genelinde ilginin artmasına neden olmuştu. Film sonbaharda vizyona girmesinde sonraki ilk aylarda özellikle ABD ve Avrupa’da güçlü açılış yapıp New York Times’a göre yaklaşık 82 milyon dolar hasılat elde ederek dağıtımcı ortak Mubi'yi gerçek bir Hollywood oyuncusu haline getirmiş ve aynı zamanda Demi Moore'un kariyerinin de büyük bir geri dönüş yapmasını sağlamıştı. Moore’un bu filmle 2025 Ocak başında Goldan Globe (Altın Küre) Ödülü’nü alması işin tuzu biberi olmuştu. Yani basiretli ve öngörülü işadamı Çakarel dolar bazında neredeyse “1 koymuş, 7 almış” hem de Moore yeniden görünürlük kazanmıştı.</p>
<p>Bakalım bu kez ne olacak? Çakarel, rekorunu yenileyebilecek mi? Gösterim haklarını aldığı ve cannes’in hem ana yarışma hem de belirli bir bakış (un certain regard) bölümlerinde izleyiciyle buluşacak olan Coward, Hope, Miyazma Kampında Ergenlik Arzuları ve Ölüm ve Fatherland’ın performansını merakla bekliyoruz. Tabii Çakarel örneği iş dünyası için yeni yatırım alanlarının da her zaman var olduğunu göstermesi açısından da ilginç bir örnek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dolar-bazinda-1-koyup-7-kazandiran-rekorunu-yenileyebilecek-mi-79287</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dolar bazında 1 koyup 7 kazandıran rekorunu yenileyebilecek mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bahcivan-uretimde-kalici-hasar-luksumuz-yok-79278</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bahçıvan: Üretimde kalıcı hasar lüksümüz yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) mayıs ayı olağan meclis toplantısı “Dünyadan ve Türkiye'den Ekonomik Görünüm, Sanayimizin ve Üretim Hayatımızın Rekabet Gücünü Koruyacak Öneriler” ana gündemi ile gerçekleşti. Meclisin açılış konuşmasını yapan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, zorlu bir dönemden geçildiğini söylerken, sanayicilere destek olmanın, sesine daha fazla kulak vermenin, sorunlarına çözüm üretmenin ülkenin yarınları adına çok önemli olduğunu dile getirdi. “Üç yıldır uygulanmakta olan istikrar programının bugün en çok zorladığı kesimin sanayi olduğu artık herkesin malumu” diyen Bahçıvan, İran ile ABD-İsrail arasındaki savaşın stagflasyonist etkiler yarattığını, savaş ile birlikte OVP hedeflerine dönük aşağı yönlü risklerin arttığını vurguladı. Sanayi sektörü için halihazırda zorlayıcı olan koşulların daha da ağırlaştığına işaret eden Bahçıvan, dış ve iç talepte eş zamanlı bir yavaşlamaya karşılık maliyet baskılarının çok hızlı bir biçimde arttığını, bunlara bağlı olarak da üretimin zayıfladığını ifade etti. İSO Türkiye İmalat PMI’ın nisanda Eylül 2024’ten sonraki en düşük değeri aldığını hatırlatan Bahçıvan, üretim göstergelerinin yanı sıra takipteki krediler gibi stres göstergelerini de önemsediklerini söyledi. “İmalat sanayi toplamında mevcut seviyeler tarihsel ortalamalara göre bakıldığında alarm verici olmayabilir” diyen Bahçıvan, “Ancak yaşanan yükseliş trendi, bu göstergelerin de yakından takip edilmesi gerektiğini gösteriyor. Sektörel kırılımlarda özellikle kimi emek yoğun ihracatçı sektörlerimizde stres birikiminin yüksek düzeyde olduğunu da düşünüyoruz” dedi.</p>
<h2>"Tahminlere dönük belirsizlikler yüksek" </h2>
<p>Enflasyonda da TCMB’nin yılsonu ara hedefine neredeyse yılın dördüncü ayında ulaşılmış olduğuna dikkat çeken Bahçıvan, önümüzdeki süreçte enerji fiyatlarının seyrine ek olarak, savaşın ikincil etkilerinin de belirleyici olacağını, bu noktada özellikle beklentiler ve fiyatlama davranışlarının seyrinin büyük önem taşıdığını kaydetti. Savaşın etkilerini en belirgin görüldüğü bir diğer alanın da dış denge olduğunu aktaran Bahçıvan, “Savaşın büyüme, enflasyon ve cari denge başlıklarında Türkiye ekonomisini OVP hedeflerinden uzaklaştırdığını görüyoruz. Bu tahminlere dönük belirsizlikler hayli yüksek” diye konuştu.</p>
<p>Ekonomi yönetiminin savaşın başlamasıyla beraber çok hızlı harekete geçtiğini ve oldukça yerinde adımlar atıldığını dile getiren Bahçıvan, “Şimdi ise aynı başarıyı savaşın daha uzun vadeli etkileri başlığında göstermek durumundayız. Bunun başında ise sanayimizin rekabet gücünü korumak geliyor” ifadelerini kullandı. “Türkiye’nin enflasyonla mücadeleyi bir kenara koymak gibi bir lüksü bulunmuyor” diyen Bahçıvan, şöyle devam etti: “Ancak bu süreçte Türkiye’nin üretim altyapısında kalıcı hasar yaşama lüksü de bulunmuyor. Küresel ekonomik sistemdeki tarihi dönüşüm ve içinde bulunduğumuz acımasız küresel rekabet koşulları yıllara dayanan, büyük fedakarlıklarla oluşturduğumuz sanayi ekosistemimizi titizlikle korumayı bir ulusal güvenlik meselesi boyutlarında önemli kılıyor. Nitekim, bölgesel gerilimlerin tedarik zincirlerini ve maliyetleri etkilediği bu dönemde, pandemi döneminde olduğu gibi Türkiye’nin bu coğrafyada üretimin güvenli limanı olma rolü daha da güçleniyor. Türkiye bu süreçten üretim, lojistik, enerji yolları, finans gibi birçok başlıkta küresel önemini artırarak çıkmak konusunda büyük bir potansiyel taşımaktadır. Bu doğrultuda Türk sanayisinin üretim ve rekabet gücünü korumak ve artırmak; hem ekonomik hem de stratejik bir zorunluluktur.”</p>
<h2>"Savaşa yüksek enflasyonla yakalandık" </h2>
<p>Fiyat istikrarı ile üretimin korunmasının birbiriyle çelişen hedefler olarak kurgulanmaması gerektiğine işaret eden Bahçıvan, “İçinden geçtiğimiz konjonktür bunu bir zorunluluk olarak dayatıyor. Türkiye maalesef savaş şokuna çok yüksek enflasyon ve sıkı para politikası koşullarında yakalanmıştır. İç ve dış talebin eş anlı zayıfladığı, buna maliyet baskılarında muazzam artışların eşlik ettiği bir ortamda bir de aşırı zorlayıcı finansman koşullarının söz konusu olması, sanayimizde, üretim kapasitemizde kalıcı hasar riskini de beraberinde getiriyor. Dezenflasyon sürecinin başarısı için üretim ayağının da güçlendirilmesi gerektiği son derece net ve açıktır” diye konuştu.</p>
<p>Bu noktada artık ekonomi programının mevcut şartların getirdiği yeni ihtiyaçlarla birlikte ele alınması gerektiğini belirten Bahçıvan, şu ifadeleri kullandı: “Ortaya çıkan yeni koşullar; programın üretim hayatını destekleyecek tamamlayıcı adımlarla güçlendirilmesini artık kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu güncellemenin, üretim paydaşlarıyla istişare içinde ve sahadaki gerçeklik dikkate alınarak yapılacağına inanıyoruz. Kalıcı fiyat istikrarına giden yol, üretim kapasitesini zayıflatmadan; verimlilik, teknoloji, finansman ve öngörülebilirlik başlıklarında sanayicinin desteklenmesinden geçmektedir.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Mevcut uygulamalarda yapılacak düzenlemelerle rahatlama sağlanabilir"</span></h2>
<p>İSO Başkanı Bahçıvan, sanayinin yeniden ivme kazanabilmesi için finansmana erişimin kolaylaştırılması, maliyet baskılarının hafifletilmesi ve öngörülebilirliğin artırılması; teknolojik dönüşümü hızlandıracak, verimliliği yükseltecek ve yüksek katma değerli üretimi teşvik edecek yapısal adımların gecikmeden devreye alınması gerektiğini söyledi. Sağlanacak yeni destek ve kredilerin çok önemli olmakta birlikte olumlu etkilerinin orta ve uzun vadede görülebileceğine vurgu yapan Bahçıvan, mevcut uygulamalarda yapılacak bazı düzenlemelerin de firmaların kısa vadeli işletme sermayesine olan ihtiyaçlarında önemli bir rahatlama sağlayacağını ifade etti. Bunlara örnek olarak reeskont kredilerinde uygulanan teminat mektubu sistematiğinin değiştirilmesi gerektiğini öneren Bahçıvan, faiz giderinin 12 aya yayılarak muhasebeleştirilmesi, DİR’de zaman zaman tıkanıklıklar yaşanması gibi sorunların yeniden ele alınarak çözüme kavuşturulması gerektiğini ifade etti. Bahçıvan, “Üretim cephesinde yaşanan yavaşlama ile maliyet baskılarının eş zamanlı seyretmesi, ekonomi politikalarının sanayiyi, istihdamı ve ihracatı koruyan tamamlayıcı adımlarla desteklenmesini zorunlu kılmakta” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bahcivan-uretimde-kalici-hasar-luksumuz-yok-79278</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/1/1280x720/erdal-bahcivan-1764172584.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, ekonomi programının mevcut tabloda yeniden ele alınması gerektiğini vurgularken “Türkiye’nin enflasyonla mücadeleyi bir kenara koymak gibi lüksü bulunmuyor. Bu süreçte üretim altyapısında kalıcı hasar yaşama lüksü de bulunmuyor” diye konuştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-sektor-tahvili-yabanciyi-cezbetti-79260</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel sektör tahvili yabancıyı cezbetti!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Orta Doğu’yu karıştıran savaş özellikle yabancı yatırımcıların TL varlıklardan çıkış yapmasına yol açtı. Ateşkes ve müzakere ile yeniden giriş sinyalleri alınsa da özellikle devlet tahvillerinde yabancının yüklü satışı gerçekleşti. Bu dönemde özel sektör tahvillerinde ise önceki yıllara göre çok farklı bir seyir yaşandı. Merkez Bankası verilerine göre bu yıl özel sektör tahvillerine yabancı yatırımcının net girişi 972 milyon doları geçti ve bu tarihi en yüksek seviyeye işaret ediyor. Geçen yılın tamamına göre yüzde 148’e yaklaşan artış var. Uzmanlar özel sektör tahvillerine yönelik alım programları yürüten Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile Dünya Bankası’nın bu gerçekleşmede etkili olduğunu vurguladı.</p>
<h2>Tarihi seviyede net alım </h2>
<p>Merkez Bankası’nın yabancı yatırımcıların yurtiçi piyasada yaptıkları alımlara yönelik verileri ABD ve İsrail’in İran’a savaşıyla birlikte yılın başındaki seyrini değiştirdiğini ortaya koyarken bu durumdan etkilenmeyen bir TL varlık dikkat çekti. Verilere göre yurtiçinde ihraç edilen özel sektör tahvillerine yabancı yatırımcının bu yıl başından bu yana ilgisi sürüyor. Öyle ki ocak sonunda üst üste iki hafta 363.55 milyon dolar ve 555.12 milyon dolarlık net alım yapan yabancı yatırımcının özel sektör tahvillerinde 27 şubat haftasında da 454.5 milyon doları bulan giriş gerçekleştirdiğini gösteriyor. Nisan sonu ve mayıs başında 400 milyon dolara yaklaşan net satışa rağmen bu yıl yabancı yatırımcıların özel sektör tahvillerine net girişi 972.03 milyon dolar ile daha önceki yıllarda görülmemiş bir seviyeye yükseldi. Yabancı yatırımcılar özel sektör tahvillerine geçen yılın tamamında 392.32 milyon dolar, 2024 yılının tamamında ise 333.11 milyon dolar net giriş yapmıştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0549a91ecf8-1778731433.png" alt="" width="373" height="460" /></p>
<h2>Devlet tahvillerinde net satış </h2>
<p>Yine Merkez Bankası verileri yabancı yatırımcıların hisse senetlerinde bu yıl net alımının geçen yılın tamamına göre yüzde 1,76 kayıpla 2 milyar 227,8 milyon dolar iken, devlet tahvillerinde geçen yılın tamamına göre yüzde 150 düşüşle 1 milyar 426,3 milyon dolar net çıkışı bulunuyor. Devlet tahvillerinden bu kadar kaçış yaşanırken özel sektör tahvillerine giriş olması piyasa uzmanlarınca da ilginç bulunuyor. Daha güvenli ve yüksek kredibiliteye sahip devlet tahvillerinde çıkış yaşanırken özel sektör tahvillerine yabancı yatırımcının net girişinin rekor kırmasına yönelik uzmanlar EBRD ve Dünya Bankası gibi kurumların şirketlere destek için yaptıkları alımların etkili olduğu yorumunu yaptı.</p>
<p>Öte yandan özel sektörün yurtiçi tahvil ihraçları da bu yıl oldukça hızlı. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) verilerine göre henüz daha mayısın başı olmasına karşılık geçen yılın ilk 5 ayındaki ihraçlar oldukça aşıldı. Verilere göre geçen yılın ilk 5 ayında 370 milyar liralık yurtiçinde sermaye aracı ihracı yapılırken bu yıl daha mayıs başında bu rakam 577.5 milyar liraya yükseldi. Bu geçen yılın ilk 5 ayına göre yüzde 56 artışa işaret ediyor.</p>
<h2>Borçlanma aracı ihracı %45,8 </h2>
<p>SPK verilerine göre geçen yılın ilk 5 ayında özel sektörün yurtiçi borçlanma araçları ihracı 228.7 milyar lira iken bu yıl yüzde 45,83 artışla 333.5 milyar liraya yükseldi. Kira sertifikası ihraçları da geçen yılkı 113.6 milyar liranın yüzde 51,2 üzerinde 171.7 milyar liraya çıkarken diğer sermaye piyasası araçları ihraçları ise geçen yılın ilk beş ayına göre yüzde 160,4 artışla 72.2 milyar liraya çıktı. Bu artışlarda hem Orta Doğu’daki savaşın etkisi hem de yılın ilk iki ayında yüksek gelen enflasyon verisi sonrası sıkı para politikasının sürdürülmesinin etkisi de bulunuyor. Yurtiçinde bankacılık sektöründe finansman maliyetinin yüksek olması özel sektörü tahvil ihraçlarına yönlendiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-sektor-tahvili-yabanciyi-cezbetti-79260</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/9/1280x720/borclanmaya-tek-adres-tahvil-1740949955.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı yatırımcı bu yıl jeopolitik gerilimler ve dezenflasyon programındaki yavaşlama nedeniyle devlet tahvillerine temkinli yaklaşsa da özel sektör tahvillerinde rekor kırdı. Yabancının 2025’te 392 milyon dolar net giriş yaptığı özel sektör tahvillerine bu yıl girişi 1 milyar dolara yaklaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/fedin-yeni-baskani-kevin-warsh-79301</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fed&#039;in yeni Başkanı Kevin Warsh</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Merkez Bankası (Fed) başkanlığına aday gösterdiği Kevin Warsh, Senato'dan onay aldı.</p>
<p>Warsh'un Fed başkanlığı, Senato'da yapılan oylamada 45'e karşı 54 oyla kabul edildi.</p>
<p>Böylece Warsh, Merkez Bankasındaki liderlik koltuğunu, resmi görev süresi 15 Mayıs'ta sona erecek mevcut Fed Başkanı Jerome Powell'dan devralacak. Powell, Yönetim Kurulu üyesi olarak Fed'de kalmaya devam edecek.</p>
<p>Warsh'un yemin töreni sonrasında dört yıllık bir dönem için görevine başlaması ve 16-17 Haziran'da düzenlenecek bir sonraki Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısına başkanlık etmesi bekleniyor.</p>
<p>ABD Başkanı Trump, 30 Ocak'ta eski Fed Yönetim Kurulu Üyesi Warsh'u Fed başkanlığı için aday gösterdiğini açıklamıştı.</p>
<p>Stanford Üniversitesi ve Harvard Hukuk Fakültesi mezunu 56 yaşındaki Warsh, daha önce 2006-2011 yıllarında Fed Yönetim Kurulu'nda görev yapmıştı.</p>
<p>ABD Senatosu, dün de Warsh'un Fed Yönetim Kurulu üyeliğini 45'e karşı 51 oyla onaylamıştı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/fedin-yeni-baskani-kevin-warsh-79301</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/1/1280x720/kevin-warsh-1778745323.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD Senatosu Başkan Trump&#039;ın Fed başkanlığına aday gösterdiği Kevin Warsh&#039;u onayladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cengiz-simsek-gaziantep-osb-baskanliginda-guven-tazeledi-79316</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cengiz Şimşek, Gaziantep OSB Başkanlığında güven tazeledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Müteşebbis Heyeti Seçimleri yapıldı. </p>
<p>Devlet Tiyatroları Şehitkamil Sahnesinde gerçekleştirilen Müteşebbis Heyet Seçimleri Toplatısı’na Vali Kemal Çeber, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Halil Uğur, Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz, Gaziantep Sanayi Odası Başkanı Adnan Ünver, Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Tuncay Yıldırım, GTO Meclis Başkanı M. Hilmi Teymur, Gaziantep Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Akıncı, Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği Başkanı Zeynal Abidin Kaplan, Güneydoğu Anadolu Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Murat Bakır, DEİK Türkiye-Suriye İş Konseyi Başkanı Mahsum Altunkaya, TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, STK temsilcileri, sanayiciler ve davetliler katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a059c2f9ec4e-1778752559.jpeg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>“Gaziantep’i çok güzel bir gelecek bekliyor”</strong></p>
<p><strong> </strong>Toplantıda divan başkanlığını GSO Başkanı Adnan Ünverdi yaparken, GTO Başkanı Tuncay Yıldırım ve GTB Başkanı Mehmet Akıncı da divan üyesi olarak görev aldı. Gaziantep Valisi Kemal Çeber, toplantıda yaptığı konuşmada Gaziantepli sanayicilere övgüler yağdırdı ve ilin geleceğinin parlak olduğunu söyledi. Vali Çeber, "Gaziantep tüm dünya ile ticaret yapan bir şehir. Herkesin bu devirde yatırım mı olur, dediği bir dönemde yatırımı, yeni projeleri kesmeyen bimr şehir. Kazandığını ülkesi ile insanları ile paylaşan bir şehir.  Valiliğimizde her hafta bir hayır işinin protokolünü yapmanın gururunu yaşıyoruz. Dünya zor bir süreçten geçiyor. Bu süreç tüm ülkeleri etkiliyor. Hürmüz Boğazı kapanıyor, dünyanın öbür ucundaki Arjantin ‘Bana ne’ diyemiyor. Çünkü herkes etkileniyor. Ama şunu samimiyetle söylüyorum; Gaziantep’in geleceği parlak. Önümüz çok açık. Dünyadaki, bölgedeki ve şehrimizdeki gelişmelere bakarak, çok güzel bir gelecek görüyorum” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a059c4b41eac-1778752587.jpeg" alt="" width="700" height="432" /></p>
<p><strong>“Gaziantep’in gücü birlik ve beraberlikten geliyor”</strong></p>
<p><strong> </strong>Gaziantep OSB Başkanı Cengiz Şimşek, Gaziantep OSB’nin hikayesinin, betonun, asfaltın, demirin hikâyesi olmadığını belirterek, “Bu hikâye, üretmekten vazgeçmeyen sanayicilerin ve işçisinin ekmeğini koruyanların hikâyesidir. Gaziantepimiz İpekyolu’nun kalbinde; Bir yanı Ortadoğu’ ya bir yanı Akdeniz’e açılan  kadim bir üretim ve ticaret merkezidir. Bizler biliyoruz ki, bu şehirde kazanılan her başarıda alın teri vardır. Emek vardır. Cesaret vardır. Ve en önemlisi birlik vardır. İşte biz bu anlayışla hareket ettik. Ortak aklı esas aldık. Çünkü Gaziantep’in gücü, birlik ve beraberlikten geliyor” dedi.</p>
<p><strong> </strong><strong>“Verdiğimiz sözler yatırıma dönüştü”</strong></p>
<p>“Üretimi büyütmek, istihdamı artırmak, bizim bu şehre borcumuzdu. Çok şükür verdiğimiz sözlerin her biri yatırıma dönüştü” diyen Başkan Cengiz Şimşek, konuşmasını şöyle sürdürdü: “TAG Köprülü Kavşağı ile sanayicimizin yolunu kısalttık. Fırat’ın bereketini OSB’nin kalbine akıttık! OSB Hastanesi dedik, çünkü önce insan dedik. Teknokentimizle AR-GE’yi ve teknolojiyi destekledik. Meslek Lisemizle geleceğin nitelikli işgücünü yetiştirdik. GES yatırımlarımızla sanayimizi yarına hazırladık. 2 İstasyon ve 1 müfreze ekibinden oluşan itfaiye teşkilatımızla yangın ve kazalara karşı daha hızlı ve etkin müdahale kapasitesi oluşturduk. 7 gün 24 saat görev yapan gezici güvenlik ekiplerimizle OSB’mizde huzur ve güvenliği daha da güçlendirdik. Günlük 150 ton çöp toplama ve çevre temizliği hizmetlerimizle OSB’mizi daha düzenli ve yaşanabilir bir merkez haline getirdik. Burada bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum; Bölgemizin planlı büyümesini korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. İmara aykırı ve kaçak yapılara karşı tüm sanayicilerimizin daha duyarlı davranmasını önemsiyoruz. Çünkü parsellerimizin sanayi vasfını korumak, Gaziantep Organize Sanayi Bölgemizin geleceğini korumaktır.</p>
<p><strong>Sadece bugünü değil yarını da planlıyoruz</strong></p>
<p><strong> </strong>Biz sadece bina yapmadık. Sadece yol yapmadık. Biz aynı zamanda güven inşa ettik. İstikrar inşa ettik. 6. Organize Sanayi Bölgemizle daha da büyüyeceğiz. Büyükşehir Belediyemiz ile birlikte yürüttüğümüz projeler kapsamında; Dülük Tüneli ile ulaşımda yeni bir dönem başlatacağız. 15 bin konutluk yaşam alanıyla çalışanlarımıza yeni bir hayat sunacağız. İleri teknoloji arıtma tesisimizle çevreye duyarlı sanayi altyapımızı daha da güçlendireceğiz. Teknoloji lisesi, kreş ve sosyal yaşam alanlarıyla Organize Sanayi Bölgemizi sadece üretim merkezi değil, aynı zamanda güçlü bir yaşam merkezi haline getireceğiz. Çünkü biz sadece bugünü değil, yarınını da planlıyoruz.  Bugün burada sadece bir seçim yapmıyoruz. Aynı zamanda; güvene, istikrara ve tecrübeye sahip çıkıyoruz. Biz ayrıştıran değil birleştiren, kıran değil kucaklayan olduk. Çünkü Gaziantep’e küçük hedefler yakışmaz. Türkiye sanayisine yön veren,  Küresel rekabette daha güçlü bir Gaziantep için çalışmaya devam edeceğiz. Ve inanıyoruz ki; birliğimizi koruduğumuz sürece Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi dünyada örnek gösterilen bir üretim merkezi olmaya devam edecektir.</p>
<p><strong> </strong><strong>Sanayicilerimizle birlikte başardık</strong></p>
<p><strong> </strong>Her geçen gün büyüyen ve gelişen Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi olarak, hayallerimizi gerçeklere, başarılarımızı ise sınırların çok ötesine taşımaya devam edeceğiz. Bu başarı hepimizindir. Bu vesileyle; desteklerini bizlerden esirgemeyen başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Mehmet Fatih Kacır’a, Sayın Valimiz Kemal Çeber’e, Milletvekillerimize, Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Fatma Şahin’e, İlçe belediye başkanlarımıza, Gaziantep Sanayi Odamıza, Ticaret Odamıza, tüm bürokratlarımıza, OSB Müdürlüğümüzün kıymetli çalışanlarına ve en önemlisi Gaziantep sanayicisine gönülden teşekkür ediyorum. Çünkü siz inandınız. Siz destek oldunuz ve birlikte başardık. Şimdi hedeflerimiz daha büyük. Yolumuz daha uzun. Gaziantep’e küçük hedefler yakışmadığını biliyoruz. Heyecanımız ise ilk günkü kadar güçlü.. Çünkü birlik oldukça, Gaziantep kazanacak, üretim kazanacak,  Türkiye kazanacaktır. Kıymetli Misafirlerimiz, Birazdan gerçekleştireceğimiz seçim Organize Sanayi Bölgemize, Gaziantepimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.”</p>
<p><strong>“Sanayiciler her alanda kente büyük katkı sağlıyor”</strong></p>
<p><strong> </strong>Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Halil Uğur da, toplantıda yaptığı konuşmada, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve Organize Sanayi Bölgesinin ortak projelerini anlattı. Gaziantep’in ortak akıl ve vizyonla yönetilmesinin başarı getirdiğini ifade eden Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Uğur, sanayicilerin üretim, istihdam ve ihracatı ile kentin her anlamda gelişimine büyük katkı sağladığını ifade etti. Başkan Vekili Uğur, işbirliği ile gerçekleştirilen ulaşım, altyapı ve konut projeleri ile Gaziantep OSB’nin önemli bir rekabet avantajına kavuşacağını, adeta cazibe merkezi haline geleceğini söyledi. Konuşmaların ardından seçimlere geçildi. Seçimlere sanayiciler büyük ilgi gösterdi. Tek liste ile gidilen seçimlerde Gaziantep OSB’nin yeni müteşebbis heyet üyeleri belirlendi.  Yapılan seçimlerin ardından OSB’nin yeni yönetim kurulu şu isimlerden oluştu:</p>
<p><strong>Asil Üyeler:</strong></p>
<p>Cengiz Şimşek, Ercan Sayın, Fahrettin Kaplan, Mahsum Altunkaya, Mehmet Şakir Özmen, Necmettin Memiş, Yaşar Erturhan</p>
<p><strong>Yedek Üyeler: </strong></p>
<p>Beyhan Uslu, Metin Yıldırımdemir, Ali Yener, Ali Kaplan, Uğur Nacarkahya,  İlker Akın Subaşı, Mustafa Çokay</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cengiz-simsek-gaziantep-osb-baskanliginda-guven-tazeledi-79316</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/6/1280x720/cengiz-simsek-gaziantep-osb-baskanliginda-guven-tazeledi-1778752654.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Heyeti Seçimleri&#039;nde tek aday olan Cengiz Şimşek oy birliği ile başkanlığa yeniden seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gesobda-akdogan-farkli-kazandi-79314</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GESOB’da yeni Başkan Ünal Akdoğan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep esnafının uzun süredir merakla takip ettiği Gaziantep Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği (GESOB) seçimleri sonuçlandı.</p>
<p>Shimall Otel’de gerçekleştirilen genel kurulda, Gaziantep esnafının temsilcileri sandık başına giderken seçim süreci zaman zaman tansiyonun yükseldiği anlara sahne oldu. Güvenlik güçlerinin yoğun önlem aldığı kongrede yaklaşık 550 delege oy kullandı. Başkanlık yarışında Ünal Akdoğan ile İsmet Özcan karşı karşıya gelirken, seçim sonucu salonda büyük heyecan yarattı.</p>
<p>Oy sayımının tamamlanmasının ardından 16 oy geçersiz sayılırken geçerli oyların 359’unu alan Ünal Akdoğan GESOB’un yeni başkanı olurken, İsmet Özcan ise 175 oyda kalarak Başkanlık koltuğunu Akdoğan’a bıraktı. Sonuçların açıklanmasıyla birlikte Akdoğan ve ekibi salonda sevinç gösterilerinde bulundu.</p>
<p>GESOB’a bağlı 71 odada ocak ayında başlayan olağan genel kurul süreci mart ayında tamamlanmış, ardından gözler birlik başkanlığı seçimlerine çevrilmişti. Süreç içerisinde başkan adayları arasında İsmet Özcan, Ünal Akdoğan ve Mesut Alkava’nın isimleri öne çıkarken, son dönemde Özcan ile Alkava’nın güç birliği yapması seçim yarışını iki adaylı hale getirdi.</p>
<p>Yeni başkan Ünal Akdoğan’ın yönetim listesinde Mehmet Aytaç, Ramazan Balcı, Eyyüp Ökkeş Boynukısa, Hacı Darıcı, Mehmet Abdulkadir Katmerci, Bekir Özsert, Ahmet Şahin ve Şerif Çokay yer aldı. Denetim kurulunda Mustafa Canpolat, Süleyman Çetin, Abdulkadir Arıkan, Haydar Erdoğan ve İbrahim Halil Atacan görev alırken, disiplin kurulunda ise İzzet Güzel, Hüseyin Ekmekçi, Ahmet Kaya, Ayşe Pınar Tümüklü ve Mehmet Murat Öztürk isimleri dikkat çekti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gesobda-akdogan-farkli-kazandi-79314</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/4/1280x720/gesobda-akdogan-farkli-kazandi-1778750578.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği Olağan Genel Kurulu&#039;nda başkanlığa Ünal Akdoğan seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursadan-cop31e-guclu-mesaj-yesil-donusum-rekabetin-yeni-anahtari-olacak-79305</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’dan COP31’e güçlü mesaj: Yeşil dönüşüm rekabetin yeni anahtarı olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT / BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) öncülüğünde düzenlenen 3. Uludağ Çevre Forumu, kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum temsilcilerini sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm odağında Bursa Business School’da bir araya getirdi. ‘Kaynaktan Değere, Bugünden Geleceğe’ mottosuyla 14 Mayıs’ta son erecek olan zirvede, çevre odaklı üretim anlayışının rekabet gücü açısından taşıdığı stratejik önem değerlendirildi. Forumda; COP31’e doğru Türkiye’nin yol haritası, ulusal depozito sistemi, entegre atık yönetimi, sanayide yeşil dönüşüm, su verimliliği ve sürdürülebilir üretim politikaları, alanında uzman isimlerle birlikte ele alındı. Formun açılışına Bursa Vali Yardımcısı Salih Altun, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkan Yardımcısı Mehrali Ecer, Türkiye Çevre Ajansı Başkanı Nurullah Öztürk, TOBB Atık ve Geri Dönüşüm Sanayi Meclisi Başkanı Ali Kantur, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili, BTSO Başkanı İbrahim Burkay, STK Başkanları ile akademisyen ve sanayiciler katıldı. 3. Uludağ Çevre Forumu’nun açılışında konuşan İbrahim Burkay, yeşil dönüşümün artık yalnızca çevresel bir tercih değil, küresel rekabetin temel şartı haline geldiğini söyledi. “Kaynaktan değere, bugünden geleceğe” temasıyla düzenlenen forumun, Türkiye’nin COP31 sürecine iş dünyası açısından önemli katkılar sunacağını belirten Burkay, sürdürülebilirliğin ancak ortak akıl ve güçlü iş birlikleriyle mümkün olabileceğini ifade etti. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a058854cbbcc-1778747476.jpg" alt="" width="896" height="597" /></p>
<h2><strong>“Yeşil dönüşüm yük değil, rekabet avantajı”</strong></h2>
<p style="text-align: left;">İklim değişikliği, enerji güvenliği, kaynak verimliliği ve sürdürülebilir üretimin küresel ekonominin ana gündemleri arasında yer aldığını kaydeden Burkay, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın iş dünyası için yeni bir dönemi başlattığını söyledi. Karbon ayak izi, enerji verimliliği ve sürdürülebilir tedarik zincirlerinin artık üretim kadar belirleyici olduğunu vurgulayan Burkay, dönüşümünü zamanında tamamlayan firmaların küresel rekabette öne çıkacağını dile getirdi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen Türkiye Yeşil Sanayi Projesi ile KOSGEB ve TÜBİTAK desteklerinin firmalara önemli katkılar sunduğunu belirten Burkay, özellikle KOBİ’lerin yeşil dönüşüm sürecinde daha fazla desteklenmesi gerektiğini söyledi. Sahadan gelen geri bildirimlerin; başvuru süreçlerinin sadeleştirilmesi, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve teknik danışmanlık kapasitesinin artırılması yönünde olduğunu ifade eden Burkay, karbon ayak izi ölçümü, enerji verimliliği yatırımları, temiz üretim teknolojileri ve yeşil finansman alanlarında sağlanacak her yeni desteğin firmaların rekabet gücüne doğrudan katkı sağlayacağını kaydetti. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a05898206747-1778747778.JPG" alt="" width="800" height="518" /></p>
<h2><strong>“Bursa plansızlığa terk edilemez”</strong></h2>
<p>BTSO olarak Bursa’nın üretim gücünü yeşil dönüşüm vizyonuyla buluşturduklarını ifade eden Burkay, yüksek teknolojili ilk organize sanayi bölgesi TEKNOSAB, Lojistik Teknopark, Enerji Verimliliği Merkezi ve Bursa Model Fabrika projeleriyle sanayinin dönüşümüne katkı sunduklarını söyledi. Bursa’nın kentleşme sorunlarına da dikkat çeken Burkay, kentin en son kapsamlı çevre düzeni planının 1998 yılında hazırlandığını hatırlatarak, “Yaklaşık 30 yıl önceki bir akılla bugünün Bursa’sını yönetmeye çalışmak, kente yapılabilecek en büyük haksızlıktır” dedi. Plansızlığın trafik, çevre kirliliği ve üretim alanlarının sıkışması gibi sorunları beraberinde getirdiğini ifade eden Burkay, şehir içinde apartmanlarla iç içe faaliyet gösteren yaklaşık 8 bin 500 firmanın durumunun da yeni çevre planında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Burkay, Bursa’nın ancak planlı büyüme, ortak akıl ve üniversiteler, meslek odaları ile iş dünyasının iş birliği sayesinde gerçek potansiyeline ulaşabileceğini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0589d0586e3-1778747856.jpg" alt="" width="800" height="600" /></p>
<h2><br /><strong>“İklim krizi artık ekonomik rekabetin merkezinde”</strong></h2>
<p>3. Uludağ Çevre Forumu’nun açılışında konuşan BTSO AB Uyum ve Yeşil Mutabakat Konseyi Vedat Kılıç, iklim krizinin artık yalnızca çevresel bir mesele olmadığını, ekonomik rekabetten ticaret politikalarına kadar birçok alanı doğrudan şekillendirdiğini söyledi. Türkiye’nin güçlü sanayisi, üretim kapasitesi ve girişimcilik altyapısıyla bu süreçte önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Kılıç, Uludağ Çevre Forumu’nun da bu dönüşüm vizyonunun önemli platformlarından biri haline geldiğini kaydetti. Konuşmasında özellikle Temmuz ayında ülke genelinde uygulanmaya başlanacak Ulusal Depozito Yönetim Sistemi’ne dikkat çeken Kılıç, sistemin yalnızca içecek ambalajlarının toplanmasına yönelik teknik bir uygulama olmadığını söyledi. Depozito sisteminin kaynak verimliliğini esas alan, yüksek kaliteli geri dönüşümü mümkün kılan ve vatandaş katılımını merkeze alan stratejik bir çevre politikası olduğunu vurgulayan Kılıç, sistemin döngüsel ekonomiye doğrudan katkı sağlayacağını ifade etti. Türkiye’nin “Sıfır Atık” yaklaşımının yeni ve güçlü bir aşamaya geçtiğini belirten Kılıç, cam, PET ve alüminyum ambalajların ayrı toplanmasıyla hem doğal kaynakların korunacağını hem de sanayinin ihtiyaç duyduğu ikincil hammaddelerin ekonomiye daha verimli şekilde kazandırılacağını kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0589f2ddee5-1778747890.JPG" alt="" width="800" height="546" /></p>
<p>BTSO AB Uyum ve Yeşil Mutabakat Konsey Başkanı Vedat Kılıç’ın modere ettiği ‘COP31’e Doğru Türkiye’ başlıklı ilk oturumda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkan Yardımcısı Mehrali Ecer ile BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay yer aldı. Ardından Türkiye Çevre Ajansı Başkanı Nurullah Öztürk, ‘Ulusal Depozito Sistemi’, TOBB Atık ve Geri Dönüşüm Sanayi Meclisi Başkanı Ali Kantur ‘Yeni Değer Zinciri: Entegre Atık Yönetimi’ konusunda birer sunum yaptı. Forumun ilk gününde ayrıca ‘Üretimde Yeni Standart: Zorunlu Geri Dönüştürülmüş Madde Kullanımı’ ile ‘COP31 Vizyonu, İklim Finansmanı ve Proje Odaklı Teşvik Mekanizmaları’ konuları da masaya yatırıldı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursadan-cop31e-guclu-mesaj-yesil-donusum-rekabetin-yeni-anahtari-olacak-79305</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/5/1280x720/bursadan-cop31e-guclu-mesaj-yesil-donusum-rekabetin-yeni-anahtari-olacak-1778746162.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası öncülüğünde düzenlenen 3. Uludağ Çevre Forumu’nda iş dünyasının yeşil dönüşüm yol haritası ele alındı. Forumda konuşan İbrahim Burkay, sürdürülebilir üretimin küresel rekabetin temel şartı haline geldiğini vurgularken, Vedat Kılıç ise Ulusal Depozito Sistemi’nin döngüsel ekonomi açısından stratejik önem taşıdığına dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rahat-yuzu-yok-omur-torpusu-79285</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Rahat yüzü yok, ömür törpüsü…&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Özal, sanayicileri ve fabrikatörleri dış pazara açılmaya teşvik ederken, gayrimenkul gibi atıl duran varlıkların satışından elde edilecek paranın üretim ve yatırıma dönüşmesini savunmuştu. </strong></p>
<p>Bir sanayici temsilcisi ile sohbet ediyoruz. Küçüklü büyüklü binlerce kuruluşu temsil ediyor. Tadı tuzu yok, morali bozuk.</p>
<p>İşin özü; yılların geçtiğini ancak şu ‘yapısal’ denilenlerin bir türlü yapılmadığını, yapılamadığını anlatıyor. Kimi zaman işler yolunda olsa da, tekrar tekrar başa dönüldüğünü, fazlasıyla farklı sorunlarla, fazlasıyla kendini tekrarlayan sorunlarla uğraştıklarını söylüyor. Yapısal reformlar yapıldığında daha az devrevi sıkıntılarla karşılaşacağını, emeklerin boşa gitmeyeceğini düşünüyor.</p>
<p>Aslında nelerin yapılması gerektiğinin herkes tarafından bilindiğini, ancak köklü dönüşüm yaratacak alanlara girilmediğini, günü kurtaracak işler yapıldığını, sadece borçla günün kurtarıldığını, borçla gelecek yaratmaya çalışıldığını, sıkıntılar bir süre giderilmiş olsa bile sonra mutlaka mevcut ekonomik sıkıntıları büyütecek bir etkenin devreye girdiğini, tüm olumsuzlukların bir kez daha yaşandığını, aynı mücadelelerin bir kez daha yapılmak zorunda kalındığını, değişen bir şeyin olmadığını anlatıyor.</p>
<p>Zaten üretmenin zor bir iş olduğundan söz ediyor. Yatırımdır, üretimdir, finansmandır, kurdur, enflasyondur, elemandır, ihracattır, teknolojidir, rekabettir. Her biri ile başa çıkmanın güçlüğünü dile getiriyor. Ayakları uzatma şansı olmadığını söylüyor.</p>
<p>“Rahat yüzü yok, ömür törpüsü’ diyor.</p>
<p>Biz AB ile rekabeti konuşacaktık. Orada başka bir dünya kuruluyor. Karbon vergisidir, sanayinin hızlanmasıdır, hepsinden önce fuarlara gitmek için gereken vizedir… Ama konuşamıyoruz.</p>
<p>Sadece AB değil, Çin’i de konuşacaktık. Çin’e karşı ne zaman, nasıl önlem alacaktık, nasıl ayakta kalacaktık? Olmadı, bunları da konuşamadık.</p>
<p>Şimdi de sanayici olarak savaşa yakalandıklarından söz ediyor. 28 Şubat öncesi sorunların zaten az olmadığını, ancak bu tarihten sonra savaş ve petrol fiyatlarındaki sıçramanın yarattığı şok, ateşkese rağmen henüz taşların yerine oturmamış olması, ihracat pazarlarının kaybedilmesi, sigorta sorunları, kredi sorunları, enflasyon, maliyetler, bozulan beklentiler…</p>
<p>Böylesi bir süreçte ‘yapısallar’ı tekrar tekrar hatırlatıyor. ‘Dış şoklara ne kadar dayanıklı olduğumuz’ fondan ses veriyor olsa da, her şeyin kontrol altında olduğu dile getiriliyor olsa da sanayiciye yetmiyor.</p>
<p>İşi bilançoları izlemek olanlar bu yakıcılığı daha bir görebiliyorlar. Hatta ortamı fazla sessiz olarak gördüklerini dile getirerek ürküntülerini anlatıyorlar. “Böyle gitmez” diyenler, ‘paranın takip edilmesi halinde’ sıkıntı yaşayan sektörlere, kuruluşlara yönelik bir şeyler yapılmadığını vurguluyorlar.</p>
<p>Taraflar birbirini niye anlamıyor? “Durum değişti, şunları şunları yapmak gerekli.” diyen reel sektör temsilcileri niçin seslerini duyuramıyorlar?</p>
<p>Toplantılarda karşılıklı oturup kendi pozisyonlarını anlatmalarına karşın kimse elini kaldırmıyor. “Taraflar birbirini anlamıyor mu?” diye sorduğumda farklı bir yanıt alıyorum.</p>
<p>Kendilerine Özal’ınkine benzer bir tavsiyenin verildiğini anlatıyor.</p>
<p>8. Cumhurbaşkanı ve eski Başbakan Turgut Özal, 1980'li yılların ortalarında Türkiye'nin ekonomik dönüşüm süreci ve döviz ihtiyacı çerçevesinde, yalı ve villa sahibi iş adamlarına "Yalılarınızı, villalarınızı satın, sermayeye ilave edin" şeklinde tavsiyelerde bulunmuştu.</p>
<p>Sanayicileri ve fabrikatörleri dış pazara açılmaya teşvik ederken, gayrimenkul gibi atıl duran varlıkların satışından elde edilecek paranın üretim ve yatırıma dönüşmesini savunmuştu.</p>
<p>O dönemde, Türkiye'nin ihracatını artırma ve döviz krizleriyle mücadele etme hedefi kapsamında, sermayenin daha verimli kullanılması da bir başka amaçtı..</p>
<p>Bugünkü tavsiye pek öyle değil. Bugünkü tavsiye daha çok “Geçmişte çok iyi koşullarda elinize geçen para ile bugünkü ihtiyaçları karşılayın türünden bir tavsiye.</p>
<p>Peki bugün hangi varlıkların sermayeye katılmasından söz ediliyor? Mesela Covid dönemi Nefes Kredisi kullanımından.</p>
<p>2020’de yüzde 7,5 faizle kredi kullanımı imkanı sağlanmıştı. Demek ki bu kredi ile bazı mallar alınıldığı, bugün bu malların satılması yoluyla finansmana erişim sorununun çözülmesi gerektiği vurgulanmak isteniyor.</p>
<p>Bu kredi 2020 öncesinde de 5-6 kez kullanılmıştı. O zamanlar yüzde 9,90 ya da yüzde 12 civarlarında faizler uygulanmıştı. 2025 sonunda da tekrar eden bu kredinin faizi yüzde 32 olmuştu.</p>
<p>“Benim yazlığım yok, yatım da yok” diyor, sohbet ettiğim sanayici. “Aslanda çalışmaktan vaktim de yok”</p>
<p>Nefes kredisi ile yazlık ve yat alındığını düşünerek bu hesabı yapanların pek de doğruya ulaşamadıklarını anlatıyor. Daha sonra kaç fabrikası olduğunu anlatmaya devam ederken Covid’den bu yana çalışan sayısının yarı yarıya düştüğünden söz ediyor. O da ben de bu coğrafyada sürpriz sorunların bitmeyeceğini yaşayarak öğrendik. Biliyoruz ki bugün savaş bitse yarın başka bir şey çıkacak. Hop faizler bir yana, borsa bir yana hop döviz bir yana, enflasyon bir yana, savrulup gidecek. O nedenle sohbet yine tatsız tutsuz; “Rahat yüzü yok, ömür törpüsü’ diyerek bitiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rahat-yuzu-yok-omur-torpusu-79285</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Rahat yüzü yok, ömür törpüsü…&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/artik-avrupa-malina-ulusal-muamele-zorunlulugu-baslayacak-79284</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Artık Avrupa malına ‘ulusal muamele’ zorunluluğu başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>LEVENT AKBAY</strong></p>
<p>Made in Europe’ta geriye sayım bitiyor. Ticaret Bakanlığı tüm iş dünyası örgütlerine Sanayi Hızlandırma Yasasına karşı alınması gereken önlemleri sordu. Sektörel istekler, çekinceler ve beklentileri içeren ‘görüş’ ve ‘pozisyon’ belgesi oluşturularak 20 Mayıs’ta bitecek ‘görüş iletme’ süresi öncesindeki son haftada AB makamlarına iletilecek şekilde sürpriz uygulamalara karşı son savunma bariyerleri oluşturuldu.</p>
<p>‘Kamu istişare süreci’nin tamamlanması ve olası değişiklikleri de içerecek şekilde Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’nin taslağı kabul etmesinin ardından, yasa AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanarak yürürlüğe girecek. Bu süreç Türkiye’nin pozisyon belgesinde yer alan çekince ve beklentilerinin ne kadarının karşılanacağını da ortaya koyacak. Bu süreçte görünen ilk ve büyük etki artık Avrupa malına ‘ulusal muamele’ zorunluluğunun kaçınılmaz olarak uygulanacak olması olacak. Bu yönüyle Made in Europe uygulaması, yerli malı uygulaması avantajlarını ortadan kaldıracak bir sonuç yaratacak. Taslaktaki şekliyle Türkiye’de üretilen mallar Made in Europe kapsamında olacak. Ayrıca yasalaşma sürecinde Made in Europe kapsamının daraltılması tehlikesi gündemdedir. Türkiye’de üretilen ürünleri de içeren Made in Europe tanımında herhangi bir daraltmaya gidilip gidilmeyeceği de netleşmiş olacak.</p>
<p><strong>ÜRETİMİN AVRUPA’YA KAYMA TEHLİKESİ</strong></p>
<p>Buna karşın Sanayi Hızlandırma Yasasının yürürlüğe girmesi sonrasında Avrupa malları ‘yerli’ olarak kabul edilerek, yerli mallar ile aynı haklara sahip olacak. İthal ve yerli mallar arasında fark yaratan uygulamalar yapılamayacak. AB’de imalat sanayinin etkinliğinin artırılmasını isteyen ülkelerin baskıları ve yasanın amacı çerçevesinde uygulanacak teşvikler, sübvansiyonlar ve finansman destekleri nedeniyle üretimin Avrupa’ya kayma tehlikesi her zamankinden daha fazla gündemde olacak.</p>
<p>Bu tarihten sonra AB Komisyonu’nun ayrımcı uygulamalara gidebilecek ülkeleri Made in Europe kapsamından dışarı çıkarma yetkisine sahip olması büyük bir baskı unsuru olarak devrede olacak. Bu durum Gümrük Birliği’ne rağmen AB içinde üretim yapanlara daha fazla rekabet avantajı sağlayacak. Üretimin AB içine yönelmesi Gümrük Birliği ile sağlanan avantajların da budanması anlamına gelecek. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ihtiyacının dışında AB ve Türkiye arasındaki ekonomik entegrasyonu önleyecek bu gelişmeler güncellemeye farklı bir içerik kazandıracak.</p>
<p><strong>AB ÜRÜNLERİNE ULUSAL MUAMELE:</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nden (AB) ithal edilen ürünlerin, Türkiye (veya herhangi bir ülke) pazarına girdikten sonra, yerli üretim mallarla tamamen aynı muameleye tabi tutulması anlamına geliyor. Bu ilke, ithal mal ile yerli mal arasında vergilendirme, yasal düzenlemeler, satış, dağıtım ve kullanım açısından ayrımcılık yapılmamasını şart koşuyor. Bu ilke gereğince;</p>
<p>- <strong>Ayrımcılık Yasağı:</strong> AB ürünü, yerli üründen daha yüksek vergiye (KDV, ÖTV vb.), daha sıkı teknik düzenlemelere veya daha zor satış şartlarına tabi tutulmaması gerekiyor.</p>
<p>- <strong>Pazara Giriş Sonrası</strong>: Bu kural, ürün gümrükten geçip “pazara girdikten” sonra başlıyor. <br />Gümrük vergisi muafiyeti ile karıştırılmaması gereken ulusal muamele, gümrük vergisi dışında kalan iç uygulamaları kapsıyor.</p>
<p>- <strong>Gümrük Birliği İlişkisi:</strong> Türkiye-AB Gümrük Birliği kapsamında, AB’den gelen sanayi ve işlenmiş tarım ürünleri yerli ürün gibi işlem görmesi gerekiyor. Örneğin eğer yerli bir beyaz eşya ürünü için yüzde 20 KDV uygulanıyorsa, Almanya’dan ithal edilen bir beyaz eşyaya da aynı oranda KDV uygulanıyor ve daha yüksek vergi uygulanamıyor. Kısacası ulusal muamele, ithal ürünlere “yabancı” muamelesi yapmayıp, “yerli” gibi davranma prensibi anlamına geliyor.</p>
<p><strong>KOMİSYON ‘AYRIMCI’ ÜLKEYİ KAPSAMDAN ÇIKARABİLİR</strong></p>
<p>Tasarıya göre uygulanması planlanan “Made in EU” kriteri AB’nin ‘yakın’ ortaklarını da kapsayacak. Bu tanıma AB ile serbest ticaret anlaşması olan veya Türkiye örneğinde olduğu gibi gümrük birliği olan ülkeler dâhil edilebilecek. AB’nin serbest ticaret alanı veya gümrük birliği tesis eden bir anlaşma imzaladığı ya da Kamu Alımları Anlaşması’na taraf olan ortaklardan gelen içerikler, ilgili anlaşma kapsamındaki Birlik yükümlülükleri çerçevesinde Birlik menşeli sayılacak. Buna göre Türkiye’deki ürünlerin de bu tanıma dâhil olması mümkün olacak. Bununla birlikte, Komisyon AB’de üretilen ürünlere ulusal muamele yapmayan yani ayrımcılık uygulayan bir ülkeyi bu tanım kapsamından çıkarabilecek. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de üretilen ürünlerin “Made in EU” kapsamına girmesinde gümrük birliği ilişkisi belirleyici olacak. Ancak AB ürünlerine de ulusal muamele esası yapılması zorunlu olacak. Komisyon bu zorunluluğa uymayan ülkeyi kapsamdan çıkarabilecek.</p>
<p><strong>DIŞ TİCARET BAKANLIĞI: YAKINDAN TAKİP EDİYORUZ</strong></p>
<p>“Made in EU” yaklaşımına ilişkin politika ve düzenlemeler, ülkemiz dış ticareti ve sanayiine olası etkileri dikkate alınarak Bakanlığımız tarafından yakından takip edilmektedir. Bu çerçevede, otomotiv, çelik, çimento, alüminyum ve net sıfır sanayi gibi sektörleri kapsayan düzenlemeye ilişkin ülkemiz çekinceleri diplomatik temaslarda dile getirilmeye devam edilmekte olup ilgili alanlarda temasların sürdürülmesi öngörülmektedir. Bakanlığı’mıza göre; bu kapsamda, mevzuatın Gümrük Birliğinin işleyişine halel getirmemesi ve ülkemiz menşeli ürünlerin herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde mevzuat kapsamı tüm ürün ve uygulamalarda Birlik menşei ile eşdeğer kabul edilmesine yönelik ülkemiz pozisyon belgesinin Avrupa Komisyonu ile paylaşılması öngörülmektedir.</p>
<p><strong>ULUSAL MUAMELE İLE UYUMLU OLMADIĞI DÜŞÜNÜLEN UYGULAMALAR</strong></p>
<p>AB, Türkiye’de kamu alımları piyasasının 75 milyar dolar civarında bir büyüklüğe sahip olduğu, bunun ancak 30 milyar dolarının rekabete açık bir şekilde ihale edildiği görüşünde. Bu nedenle kamu alımlarına ilişkin yasal çerçeve AB müktesebatıyla yeterince uyumlu değil. Mallar yurt içinde üretilmiyorsa ihale makamlarının telafi edici önlem talep etmesine imkân veren zorunlu yerli fiyat avantajı halen uygulamada. Bu kapsamda kamu ihalelerinde yerli firmalara yönelik yüzde 15’lik fiyat avantajı tanınması ‘ayrımcılık’ olarak değerlendiriliyor ve kaldırılması isteniyor. AB’nin kamu ihalelerinde ‘kaldırın’ mesajı verdiği uygulamalar arasında savunma sanayinin teknoloji transferinde kullandığı offset uygulamaları da yer alıyor. Kamu-özel sektör ortaklıkları yoluyla gerçekleştirilen büyük altyapı projeleri sıklıkla kamu alımları kurallarından muaf tutuluyor. AB müktesebatıyla uyumlu olmayan istisnalar artmaya devam ederken, kamu alımları kurallarının kapsamı daraltılıyor. Kamu kurum ve kuruluşlarının belirli mal ve hizmetleri Devlet Malzeme Ofisinden almasını zorunlu kılan mevzuat istisna kapsamını daha fazla genişletmesine imkân tanıyor. Bu sektöre özgü kanunlar şeff afl ığı kısıtlamaya devam ediyor. Örneğin kamu-özel sektör ortaklığı faaliyetlerinin koordinasyonunu, gözetimini ve izlenmesini kapsayan tek bir yasal çerçeve henüz yok. Türkiye’nin Orta Vadeli Ekonomik Programı (2025-2027) ve Kalkınma Planı (2024-2028), kamu alımları yoluyla yerli üretimi ve teknoloji transferini teşvik etmeyi, yerli ürünlere yönelerek dış ticaret açığını azaltmayı amaçlıyor. Bu da sorunu büyütüyor. Kamu İhale Kurumu (KİK) bünyesindeki Kamu İhale Kurulunun işlevsel bağımsızlığının sağlanması için kurumsal çerçevenin halen daha fazla güçlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Taslakta, AB tarafından mevzuat hedeflerine ulaşılması amacıyla 4 politika alanı belirlendi</strong></span></p>
<p>1. Enerji yoğun sanayilerin karbonsuzlaşma projeleri de dahil olmak üzere, sanayi üretim projelerine ilişkin izin süreçlerinin hızlandırılması,<br />2. Stratejik sektörlerde belirli ürünler için, kamu alımları ve kamu destek programları kapsamında Birlik menşei şartları, düşük karbon kriterleri veya her ikisinin birlikte uygulanması yoluyla öncü pazar oluşturulması,<br />3. Stratejik sektörlerde doğrudan yabancı yatırımlara ilişkin koşullar belirlenmesi,<br />4. Sanayi üretim hızlandırma alanlarının belirlenmesi</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Sanayi hızlandırma yasası’ndan beklentiler…</strong></span></p>
<p>Türkiye’nin Gümrük Birliği kapsamında “Birlik ile eşdeğer menşe” statüsünün tüm sektör ve uygulamalarda açık bir şekilde tanımlanarak bu sayede Türkiye’nin, AB’nin sanayi politikasına entegrasyonu ve ticaret hacminin korunması sağlanmalı.<br />Türkiye, bu düzenlemeyle AB iç pazarının ayrılmaz bir parçası olarak görülerek, tedarik zincirlerinde “Avrupalı üretici” statüsü kazanacaktır. Böylelikle Türk mallarının AB kamu alımları ve yeşil dönüşüm projelerinde avantaj elde etmesi sağlanmalı.</p>
<p>SKDM kapsamındaki demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre, elektrik, hidrojen 1 Ocak 2026 itibarıyla SKDM tam olarak yürürlüğe girdi ve ithalatçılar ürünlerin gömülü karbon emisyonları için mali sorumluluk üstlenmeye başladı. Düşük karbon kriterlerine uyum sürecinde firmalara yönelik kademeli geçiş süreleri tanınması ve finansman/ teknik destek mekanizmalarının geliştirilmesine imkan sağlanması.</p>
<p>Kamu alımları ve destek mekanizmalarında üçüncü ülkelere yönelik düzenlemelerde karşılıklılık ilkesinin gözetilmesi, Türkiye’nin ticaret politikalarında temel bir koruma ve teşvik mekanizması olarak geliştirilmeli.</p>
<p>Dolaylı emisyonların karbon yoğunluğu hesaplamalarına dâhil edilmesi yöntemi enerji yoğun sektörlerde önemli maliyet etkileri yaratacak. Bu yöntem karbon kaçağı riskini artıracak. Bu nedenle yöntemin rekabet eşitliği ve sektörel etkiler dikkate alınarak yeniden ele alınması gerekli.</p>
<p>Ülke bazlı elektrik emisyon faktörleri, enerji üretim kompozisyonundaki (kömür, doğalgaz, yenilenebilir) farklılıklar nedeniyle büyük değişkenlik gösteriyor. Bu durum karbon fiyatlama mekanizmalarında adaletsizliklere yol açabiliyor. Bu nedenle düzeltme mekanizmalarının geliştirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Avrupa Birliği düzenlemeleri kapsamında yeşil, dijital dönüşüm ve rekabetçilik odaklı, kamu ihaleleri ile fon ve destek mekanizmalarına Türk firmalarının etkin erişiminin sağlanması için mekanizmalar geliştirilmesi gerekli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/artik-avrupa-malina-ulusal-muamele-zorunlulugu-baslayacak-79284</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/4/1280x720/avrupa-ab-1778736354.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı tüm iş dünyası örgütlerine Sanayi Hızlandırma Yasasına karşı alınması gereken önlemleri sordu. Sektörel istekler, çekinceler ve beklentileri içeren ‘görüş’ ve ‘pozisyon’ belgesi oluşturularak 20 Mayıs’ta bitecek ‘görüş iletme’ süresi öncesindeki son haftada AB makamlarına iletilecek şekilde, sürpriz uygulamalara karşı son savunma bariyeri oluşturuldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79269</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dikkatler enflasyon raporu sunumunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler Enflasyon Raporu Sunumunda! Tahmin Güncellemesi Gelir Mi? | Ekonomi Masası | 14 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/w-lqd9M9kCM" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79269</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/0/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1758634683.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akisina-birakmak-79254</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 18:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akışına bırakmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Wu Wei, "eylemsizlik", "çabasız eylem" veya "akışına bırakmak" anlamına gelen temel bir Taoizm felsefesidir. Lao Tzu'nun Tao Te Ching eserine dayanan bu öğreti, hayatın doğal akışına direnmeden, zorlamadan ve ego kaynaklı hırslardan arınarak, evrenin işleyişi (Tao) ile uyum içinde yaşamayı savunur. Bu pasiflik değil, doğru zamanda doğru eylemi zahmetsizce yapmak olarak bilinir.</p>
<p>Uzun süre boyunca, iyi iş yapmanın ve başarılı olmanın neredeyse her şeyi bilmek ve kesintisiz odaklanmak anlamına geldiğini düşündüm. Yakından izlemek, hızlı tepki vermek, herkesten önce davranmak... İşle ilgili olmadığım zaman, işlem veya aktif yatırım yapmadığım zaman geride kaldığımı vaktimi boşa harcadığımı hissediyordum. Bu yüzden işlemleri “zorladığım” zamanlar oldu ama aslında altta aynı şey oluyordu. Fırsatı beklemek yerine yaratmaya çalışıyordum. Zorla işlem yapmak gerçek zamanlı olarak nadiren açıkça belli olur. İşte bu yüzden tehlikeli olabilir. Genellikle davranışlarda küçük değişiklikler olarak ortaya çıkar.</p>
<p>Standartlarınızı biraz düşürmek, koşullar uygun olduğu için değil, başkaları yaptığı için o işlemi yapmak... İşlem neredeyse mantıklı ama sadece neredeyse. Garip olan şu ki, zorlama işlemler genellikle alışkanlığı pekiştirmek için yeterince işe yarıyor. Bir hareket yakalıyorsunuz. Biraz para kazanıyorsunuz. İçgüdülerinizin doğru olduğuna kendinizi ikna ediyorsunuz ancak analiziniz kötüleştiği için değil, sabır kaybolduğu için zamanla kararların kalitesi bozuluyor.</p>
<p>Sonuçları değiştiren şey genelde sihirli bir formül veya her dediği doğru çıktığını iddia eden “gurular” bulmak değil. Bu basit görünüyor ancak bu farkındalık neredeyse her şeyi değiştirir.</p>
<p>Nisan ayında, VIX aylardır ilk kez 20 günlük ortalamanın altında kapanış yapmıştı. Orada kaldı, aşağı doğru devam etti ve geriye dönüp bakıldığında, piyasanın büyük bir yükselişe geçmek üzere olduğuna dair önemli bir sinyaldi.</p>
<p>Geçen hafta, piyasanın "her an her şey olabilir" modunda olduğunu  yani yeterince yatırımcıların geri çekilmeyi beklediğini  ve sonunda psikolojinin "her an her şey olabilir"den "aman fırsat kaçmasın”a geçişini izlememiz gerektiğini yazmıştık. Sanırım son bir iki günde bu geçişe başlamış olabiliriz. Bu önemli çünkü  aşırı bir özgüvenin ne kadar arttığı ve VIX'in ne kadar net bir şekilde sıkıştığı göz önüne alındığında, bunun yakından takip edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. VXN, VVIX başını kaldırmaya başlarken VIX 20 günlük ortalamayı geri kazanırken, bono faizleri, DXY ve petrol ise sessizce yükselişe geçti.</p>
<p>Mart düşüşü sırasında en önemli kırmızı bayraklardan biri, VIX yapısının ne kadar dalgalı hale geldiğiydi. Güçlü volatilite genişlemeleri genellikle daha temiz tabanlardan gelir, dağınık dalgalanmalardan değil. Mevcut hareket farklı görünmeye başlıyor.</p>
<p>Bu birkaç ay önce gördüğümüz piyasa ritmine geri dönüyor olabileceğimiz de aklıma geliyor:</p>
<p>-Tarife/TACO haberleri etrafındaki hafta başı iyimserliği</p>
<p>-Hafta sonuna doğru korku ve satış baskısı.</p>
<p>Piyasalar için hala mart ayı sonundan mayıs ayı sonuna kadar çizdiğimiz üç aşamalı oyun planının arkasındayız. İçinde olduğumuzu düşündüğümüz aşama ise hala birinci aşama yani piyasaların yükseldiği aşama diyebiliriz amaikinci aşamanın yakın olduğunu düşünüyoruz. Bunun da  mayıs ayı içinde gerçekleşmesini beklemeye devam ediyoruz..</p>
<p>İkinci aşamanın nispeten sert ve keskin olacağını ve yüksek volatiliteye sahne olacağını öngörüyoruz ve mayıs sonu gibi bu düşüşün yaratacağı alım fırsatı ile üçüncü aşamanın geleceğini düşünmeye devam ediyoruz. Özellikle piyasanın gamma yapısı nedeniyle Vix’teki artışın 20 Mayıs’taki Nvidia sonuçlarından sonra oluşma ihtimali var.</p>
<p>1990’ların sonlarındaymış gibi hissetmeye devam ediyoruz. Sermaye harcamalarındaki patlama, geç dönem kazanç patlamasına yol açıyor ve ani bir yükseliş rallisi için net bir anlatı oluşturuyor.</p>
<p>1990'ların sonlarındaki Boğa Piyasası; trend hızlanması, artan volatilite, keskin ve hızlı taktiksel rotasyonlar/düşüşler, kazananlar ve kaybedenler arasında son derece yüksek dağılım ile benzersiz bir dönemdi. Ben de o dönem New York’ta master yaptığım için o psikoloji DNA’ma işlendi.</p>
<p>Bizce şu an ekim - kasım 1999'daki durumumuza yakın bir yerdeyiz. O zaman S&amp;P marjinal bir yeni zirve yaptı, ardından yüzde 10 civarında düzeltme yaşadı. Sonrasında ise zig zaglı yükselişine Mart 2000’e kadar devam etti.</p>
<p>Eski okurlarımızın da iyi bildiği gibi bu benzerliği bir yıldan fazla süredir takip ediyoruz.</p>
<p>Kahraman olmaya çalışmaya gerek yok ancak mayıs sonu haziran başı için biraz nakit biriktirmek ve sadece en iyi fırsatlarda işlem yapmak gerçekten bu dönem kritik olabilir.</p>
<p>Çekirdek stratejik bir portföyünüz olsun ama riskinizi yönetmek konusunda taktiksel de düşünün. Özellikle piyasa potansiyel taktiksel ikinci aşamaya doğru ilerlerse, önümüzdeki birkaç hafta içinde nakit artırmayı düşünün. Piyasanın asıl görevinin duygusal alım satımı tetiklemek olduğunu unutmayın.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akisina-birakmak-79254</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akışına bırakmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-mayista-cari-dengede-gecici-bozulma-bekliyoruz-79248</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 16:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Nisanda cari açıkta gerileme, mayısta geçici bozulma bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan mart ayı ödemeler dengesi verileriyle ilgili açıklama yaptı.</p>
<p>Sosyal medya paylaşımında mart ayında yıllıklandırılmış cari açığın 39,7 milyar dolar gerçekleştiğini belirten Şimşek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Nisan ayında dış ticaret dengesindeki iyileşmeyle birlikte yıllık cari açığın belirgin şekilde gerilemesini öngörüyoruz. Mayıs ayında ise uzun bayram tatilinin etkisiyle cari dengede geçici bozulma bekliyoruz. Diğer taraftan savaşın turizm gelirleri üzerindeki etkilerinin sınırlı kaldığını görüyoruz.</p>
<p>Bu yıl enerji ve enerji dışı emtia fiyatlarındaki yüksek seyir nedeniyle cari açık artacak. Uyguladığımız programla sağladığımız kazanımlar ve güçlenen makroekonomik temeller sayesinde bu artışın yönetilebilir seviyelerde kalacağını ve geçici olacağını değerlendiriyoruz.</p>
<p>Marttaki 1 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım girişi ile yıllıklandırılmış giriş 12,6 milyar dolar oldu. Ülkemizin risk primi CDS savaş öncesi döneme yaklaşırken borç çevirme oranlarındaki yüksek seyir devam ediyor. Meclis’te görüşülen Yatırım Teşvik Paketi’nin finansman yapısını desteklemesini bekliyoruz. </p>
<p>Enerjide dışa bağımlılığı azaltan, katma değerli üretimi ve yeşil dönüşümü destekleyen politikalarımızı sürdürüyoruz."</p>
<p> </p>
<p>[post-79217]</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-mayista-cari-dengede-gecici-bozulma-bekliyoruz-79248</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/simsek-1761932462.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ödemeler dengesi verilerini değerlendiren Bakan Şimşek, &quot;Nisan ayında dış ticaret dengesindeki iyileşmeyle birlikte yıllık cari açığın belirgin şekilde gerilemesini öngörüyoruz. Mayıs ayında ise uzun bayram tatilinin etkisiyle cari dengede geçici bozulma bekliyoruz. Diğer taraftan savaşın turizm gelirleri üzerindeki etkilerinin sınırlı kaldığını görüyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/teb-baskani-demirci-bize-internetten-ilac-satisi-duzenlenecegi-soylendi-79247</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 16:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEB Başkanı Demirci: Bize internetten ilaç satışı düzenleneceği söylendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türk Eczacıları Birliği (TEB) Başkanı Mehmet İrfan Demirci, merkez heyeti üyeleriyle birlikte düzenlediği basın toplantısında, eczacıların birinci basamak sağlık hizmetlerinde daha etkin rol alması yönündeki taleplerini tekrarladı. 14 Mayıs Eczacılık Günü nedeniyle düzenlediği basın toplantısında soruları yanıtlayan Demirci, TBMM’ye takviye edici gıdaların internetten satış imkanına yönelik kanun teklifinin hatırlatılması üzerine, Sağlık Bakanlığı ile temaslarında sadece takviye edici gıdaların değil, ilaçların da internetten satışına yönelik hazırlık içinde olunduğu bilgisinin sözlü olarak verildiğini kaydetti. </p>
<p>“Bu konuda TEB’in tutumu net. Ne ilaçların, ne de takviye edici gıdaların internetten satışına karşıyız” diyen İrfan Demirci, başta sahte ilaç olmak üzere çok ciddi bir sorunlar zincirinin doğabileceğini vurguladı. Türkiye’deki eczacılık ağının nöbet tutma dahil halkın erişimi konusunda sorunsuz çalıştığını belirten Demirci, “İnsan sağlığını ilgilendiren her ürün eczanelerde, eczacılar tarafından sunulmasını istiyoruz” diye konuştu. </p>
<p><strong>Eczacılar birinci basamakta görev almakta ısrarlı</strong></p>
<p>Türkiye’deki sağlık hizmetlerinde eczanelerin birinci aşılama dahil basamaktaki yetkilerinin genişletilmesinin sağlık sisteminde verimi artıracağını, benzer yetkilerin gelişmiş ülkelerde verildiğini ve yararının görüldüğünü belirten Mehmet İrfan Demirci, daha önce gündeme getirdikleri bu önerilerini yazılı olarak da Sağlık Bakanlığı’na ilettiklerini açıkladı. Henüz bu konuda bir resmi çalışmanın Bakanlık tarafında başlamadığını belirten Demirci, “Önerilerimizi somut hale getirdik. Yaşlanan bir nüfus var. Evde bakım hizmetlerinin ağırlığı artacak. Eczacıların görünürlüğü çok önemli. Nüfus yaşlanıyor. Birinci basamaktaki hizmet iyileşirse, sağlık sistemi verimi artar, sağlıktan memnuniyet artar” diye konuştu. </p>
<p><strong>İlaç fiyatlamasında kalıcı çözüm gerekli</strong></p>
<p>Türkiye’nin bazı ilaçlara erişiminde zorluk yaşanması yanında, yeni teknoloji ilaçların Türkiye’ye gelmemesinde ana unsurun fiyat sistemi olduğunu söyleyen TEB Başkanı Demirci, bu konuda kalıcı bir çözüm üretilmesi, sistemin kurulması gerektiğini kaydetti. “Kanser ilaçları… Ciddi sağlık sorunlarıyla uğraşan birinin mahkeme kararlarıyla uğraşması, bu yanlış. İlacın tasarruf politikaları dışında tutulması lazım. Temel olarak zaten genellikle ithal ilaçlarda, kronik hastalık ilaçlarında dönem dönem erişim sorunu yaşanıyor. Sürdürülebilir bir sistem kurulmalı” dedi. </p>
<p>Sağlık sisteminde ilaç konusunda sistemli bir yaklaşım gerektiğini belirten TEB Başkanı Mehmet İrfan Demirci, Türkiye’nin OECD içinde GSHY’ye oranla en düşük seviyede sağlık harcaması yapılan ülkelerden biri olması yanında, TÜİK 2024 verilerine göre bireylerin ilaç için kendi cebinden yaptığı harcamanın, ilaç harcamalarına kıyasla daha yüksek arttığını, Avrupa’da yenilikçi ilaçlara erişim oranının yüzde 46’lar seviyesindeyken, Türkiye’de yüzde 3’ler düzeyinde kaldığını belirtti. </p>
<p><strong>Vakıf Üniversitelerindeki eczacılık kontenjanı da azaltılmalı</strong></p>
<p>Üniversitelerdeki eczacılık fakültelerinin yüksek kontenjanları nedeniyle, ihtiyacın çok üzerinde mezun verilmesinin ciddi istihdam sorunu oluşturduğunu tekrarlayan Demirci, geçen eğitim-öğretim döneminde fakülte kontenjanlarının azaltıldığını ancak azaltmanın çok büyük oranda devlet üniversitelerinden olduğunu, vakıf üniversitelerinin kontenjanlarında da azaltmaya gidilmesi gerektiğini savundu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/teb-baskani-demirci-bize-internetten-ilac-satisi-duzenlenecegi-soylendi-79247</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/7/1280x720/67-1778680250.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Eczacıları Birliği Başkanı Mehmet İrfan Demirci, Sağlık Bakanlığı ile temaslarında sadece takviye edici gıdaların değil, ilaçların da internetten satışına yönelik hazırlık içinde olunduğu bilgisinin sözlü olarak verildiğini kaydetti.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/biotrendden-ilk-ceyrekte-2235-milyon-tl-net-kar-79245</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 16:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Biotrend’den ilk çeyrekte 223,5 milyon TL net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BALIKESİR</strong></p>
<p>Türkiye’de döngüsel ekonomi ve atıktan enerji üretimi alanında faaliyet gösteren Biotrend Enerji, 2026 yılının ilk çeyreğine ait finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre şirket, ilk çeyrekte 223,5 milyon lira net kâr elde etti. Şirket, aynı dönemde 55,6 milyon TL yatırım gerçekleştirirken, özellikle ileri dönüşüm teknolojileri ve enerji verimliliği odaklı projelerine hız verdi.</p>
<p>Bu dönemde 725,9 milyon TL hasılat elde eden Biotrend’in gelir performansında, elektrik üretim portföyünün büyük bölümünün Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamında değerlendirilmesi etkili oldu. Şirket üretiminin yüzde 96,4’ünü YEKDEM tarifesi üzerinden satışa sunarken, ortalama 3,9 yıllık YEKDEM süresi de nakit akışı görünümünü destekleyen unsurlar arasında yer aldı.</p>
<p>Toplam 114,2 MWe kurulu güce sahip olan şirket, Türkiye genelindeki 17 tesis üzerinden faaliyetlerini sürdürüyor. Düzenli depolama tesislerinde ortalama 14,7 yıllık imtiyaz süresine sahip olan Biotrend'in, uzun vadeli operasyonel sürdürülebilirliğini koruyan bir yapı ortaya koyduğu bildirildi.</p>
<p>Şirketin yatırım gündeminde ise özellikle ileri dönüşüm projeleri öne çıkıyor. Balıkesir’de bulunan Ezine Biyokütle Tesisi’nde sıcak su ve buhar satışına yönelik hazırlıkların sürdüğü belirtilirken, atıktan türetilmiş yakıt (ATY) ve tehlikesiz atık yönetimi alanındaki projelerde de ilk çeyrekte önemli ilerleme kaydedildi.</p>
<p>Biotrend’in stratejik yatırımları arasında en dikkat çeken projelerden biri ise İzmir Aliağa’da yapımı süren kimyasal geri dönüşüm tesisi oldu. 9,2 milyar TL tutarındaki proje bazlı devlet teşviki kapsamında ilerleyen tesis için teşvik belgesi süresinin 2027 yılına uzatılması, şirketin büyüme planları açısından kritik gelişmelerden biri olarak değerlendirildi.</p>
<p>Tamamlandığında yıllık 55 bin ton sürdürülebilir polimer hammaddesi üretim kapasitesine ulaşması hedeflenen tesisin, Türkiye’nin ileri dönüşüm ekosistemine önemli katkı sağlaması bekleniyor.</p>
<p>Kurumsal yönetim alanında da performansını güçlendiren şirketin Kurumsal Yönetim Derecelendirme Notu 9,56’ya yükseltildi. Şeffaflık, pay sahipleri, menfaat sahipleri ve yönetim kurulu kriterlerinde yüksek uyum seviyesine ulaşıldığı belirtildi.</p>
<p><strong>"İlk çeyrek sonuçlarından memnuniyet duyduk"</strong></p>
<p>Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Biotrend Enerji Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Nalçacıoğlu, ilk çeyrek sonuçlarının şirket açısından beklentiler doğrultusunda gerçekleştiğini ifade etti. Nalçacıoğlu, “İlk çeyrek sonuçlarından memnuniyet duyduk. Yılın geri kalanında da kârlılığı merkezde tutan, yatırım disiplinini koruyan ve ileri dönüşüm teknolojilerine dayalı büyüme stratejisini sürdüren bir finansal çerçeveyle ilerlemeyi hedefliyoruz.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/biotrendden-ilk-ceyrekte-2235-milyon-tl-net-kar-79245</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/5/1280x720/mehmet-ali-nalcacioglu-1778679129.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Biotrend Enerji, 2026 yılının ilk çeyreğinde 223,5 milyon TL net kâr açıkladı. Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Nalçacıoğlu, &quot;İlk çeyrek sonuçlarından memnuniyet duyduk. Yılın geri kalanında da kârlılığı merkezde tutan, yatırım disiplinini koruyan ve ileri dönüşüm teknolojilerine dayalı büyüme stratejisini sürdüren bir finansal çerçeveyle ilerlemeyi hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/iskur-tekstilden-dijital-urun-pasaportu-ve-surdurulebilirlik-alaninda-tarihi-isbirligi-imzasi-79243</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 15:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSKUR Tekstil&#039;den BBCo ve USB Certification ile iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>2012 yılından bu yana Türkiye’de düzenlenen Belçika Ekonomi Misyonu, bu yıl en kapsamlı bir şekilde ve Türkiye ile Belçika’dan bakanlık düzeyinde de üst düzey katılımla İstanbul’da gerçekleştirildi.</p>
<p>Türk tekstil sektörünün Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Avrupa Birliği mevzuatlarına uyum sürecinde önemli bir adım olarak değerlendirilen Mutabakat Zaptı (MoU), İstanbul Swissôtel The Bosphorus’ta imzalandı. Resmî imza töreni oturumunda Beyond Bar Code (BBCo), Türkiye’nin önde gelen onaylanmış kuruluşlarından USB Certification ve İSKUR Tekstil’in birlikte gerçekleştirilen üçlü iş birliği; dijital ürün pasaportu, izlenebilirlik, döngüsel ekonomi ve AB mevzuatına uyum alanlarını kapsıyor. Yapılan açıklamaya göre, anlaşmayla İSKUR Tekstil’in üretim ölçeği ve sürdürülebilirlik altyapısı, Beyond Bar Code’un dijital izlenebilirlik mimarisi ve USB Certification’ın uluslararası belgelendirme uzmanlığı ortak bir vizyonda buluşturuluyor. Bu kapsamda Türk üreticilerin AB pazarına kesintisiz ve uyumlu erişimi için uçtan uca bir hizmet modeli geliştirilmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>“Türkiye-Belçika ticaretinde sanayi ve teknolojinin yeni bir döneme girdiğinin somu göstergesi”</strong></p>
<p>İSKUR Tekstil Yönetim Kurulu başkan Vekili İsmail Kurtul, Beyond Bar Code adına ise Kurucu ve CEO Suna Akbayır, USB Certification Kurucu ve CEO Nesrin Serin ile Teknik ve Güvence Direktörü Emre Metin’in katıldığını imza töreni sonrası değerlendirmelerde bulunan İsmail Kurtul, Avrupa Birliği’nin yeşil ve dijital dönüşüm gündemi, Türk tekstil sanayisi için bir uyum yükümlülüğü olmanın çok ötesinde teknolojik liderlik için tarihi bir fırsat olduğunu söyledi. Kurtul, “İSKUR Tekstil olarak yıllardır sürdürdüğümüz dijitalleşme ve sürdürülebilirlik yatırımlarını; Beyond Bar Code’un izlenebilirlik teknolojisi ve USB Certification’ın uluslararası akredite belgelendirme uzmanlığıyla birleştirerek, Dijital Ürün Pasaportu döneminde Türk üreticisinin Avrupa pazarındaki rekabetini bugünden güvence altına alıyoruz. İki ülkenin en üst düzey katılımıyla atılan bu adım, Türkiye–Belçika ticaretinde sanayi ve teknolojinin yeni bir döneme girdiğinin somut göstergesidir” diye konuştu.</p>
<p>Söz konusu iş birliğinin, yalnızca İSKUR’un dönüşüm sürecine değil, Türk tekstil sektörünün sürdürülebilirlik ve dijital dönüşüm yolculuğuna da katkı sağlaması beklenirken, İSKUR Tekstil’in bu iş birliğiyle yalnızca kendi üretim hattının dönüşümünü hızlandırmakla kalmayıp; geliştirilecek modelin Türk tekstil sektörünün geneline taşınması için de aktif rol üstleneceği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/iskur-tekstilden-dijital-urun-pasaportu-ve-surdurulebilirlik-alaninda-tarihi-isbirligi-imzasi-79243</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/3/1280x720/iskur-tekstilden-dijital-urun-pasaportu-ve-surdurulebilirlik-alaninda-tarihi-isbirligi-imzasi-1778676844.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beyond Bar Code ve USB Certification ile imzalanan üçlü bir mutabakat zaptı hakkında açıklama yapan İSKUR Tekstil Yönetim Kurulu başkan vekili İsmail Kurtul, “İSKUR Tekstil olarak yıllardır sürdürdüğümüz dijitalleşme ve sürdürülebilirlik yatırımlarını; Beyond Bar Code’un izlenebilirlik teknolojisi ve USB Certification’ın uluslararası akredite belgelendirme uzmanlığıyla birleştirerek, Dijital Ürün Pasaportu döneminde Türk üreticisinin Avrupa pazarındaki rekabetini bugünden güvence altına alıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/guler-sabanci-kucuk-bir-adim-gercek-degisimi-baslatti-79242</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 15:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güler Sabancı: Küçük bir adım gerçek değişimi başlattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Programı'nın 17. dönem tanıtımı, İstanbul'daki Sabancı Center'da gerçekleştirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Sabancı Vakfının 2009'dan bu yana düzenlediği program, Türkiye'de toplumsal gelişmeye katkıda bulunan bireylerin ve kurumların yaptıkları çalışmalarla yarattıkları etkileri görünür kılmak ve topluma ilham vermek amacıyla yürütüyor.</p>
<p>Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı'nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, karşılaştıkları sorunlar için somut ve sürdürülebilir çözümler üreten 6 "Fark Yaratan"ın hikayesi paylaşıldı.</p>
<p>"Fark Yaratan"lardan Ali Caner Alpaslan, "Engelsiz Nota" ile görme engelli müzisyenler için notaları erişilebilir hale getirmeyi amaçlıyor. Amar Kılıç ve Serbest Salih, "Fotohane Darkroom" ile analog fotoğrafçılık aracılığıyla sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocukların birbirleriyle ve çevreleriyle daha güçlü bir bağ kurmalarını teşvik ediyor. Hakan Örs, dijitalleşmenin getirdiği yalnızlaşma ve akran zorbalığına karşı geliştirdiği "Bisikletli Okul" modeliyle gençleri dayanışma ve çevre bilinci etrafında buluşturarak daha kapsayıcı ve güçlü bir okul iklimi oluşturuyor.</p>
<p>Özlem Şivecan, Manisa Çölyak ve Organik Beslenme Derneği aracılığıyla çölyaklı bireylerin uygun gıdaya erişim ve sosyal hayata katılımda karşılaştığı sorunlara yönelik çözümler geliştirmeyi amaçlıyor. Seher Akyol, DEKAFOK Kıyı Koruma Derneğinde yürüttüğü çalışmalarla kıyı ekosistemlerinin korunmasına öncülük ederek binlerce canlının yaşamında fark yaratmaya devam ediyor. Yaz Güvendi, "Kuş Kolektifi" ile nesli tehlike altında olan kuşların sesleriyle geleneksel çalgıları buluşturarak, sanat yoluyla doğayla kurulan bağı güçlendirmeyi ve kültürel hafızayı canlı tutmayı hedefliyor.</p>
<p>Konu hakkında görüşlerini dile getiren Güler Sabancı, Fark Yaratanlar'ın hikayelerinin, sorumluluk almak için cesaretle atılan adımla başladığını belirtti.</p>
<p>İçlerinde fark yaratma arzusu taşıyarak başvuruda bulunan 2 bin 500'den fazla kişiye teşekkür eden Sabancı, "Bu yılın 6 projesiyle birlikte 228 Fark Yaratan'a ulaşan programımız, küçük bir adımın yarattığı cesaretin büyüdüğünü, çoğaldığını ve gerçek değişimi başlattığını gösteriyor. En mutluluk verici olan ise bu topluluğun bir araya gelmesi, sorumluluk alması, cesaret göstermesi ve kartopu etkisini her yıl daha da büyütmesi." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/guler-sabanci-kucuk-bir-adim-gercek-degisimi-baslatti-79242</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/guler-sabanci.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, &quot;Bu yılın 6 projesiyle birlikte 228 Fark Yaratan&#039;a ulaşan programımız, küçük bir adımın yarattığı cesaretin büyüdüğünü, çoğaldığını ve gerçek değişimi başlattığını gösteriyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-mart-ayinda-cari-islemler-hesabi-9-milyar-672-milyon-dolar-79238</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 14:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sağlıklı bir cari denge için üretim, ihracat ve doğrudan yabancı sermaye artışına ihtiyaç var&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCALİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası (KSO) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) açıkladığı mart ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Mart ayında cari işlemler hesabının 9 milyar 672 milyon dolar olduğunu ifade eden Zeytinoğlu, “Ocak 2023’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Dış ticaret açığının geçen yılın aynı ayına göre yüzde 96 artışla 9 milyar 515 milyon dolara çıkması dikkat çekti. Yıllıklandırılmış cari açık 39,7 milyar dolara yükseldi. Mart ayına ilişkin verilerde Orta Doğu’da yaşanan jeopolitik gelişmelerin etkisini görüyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Mart ayında doğrudan yatırımlar kaynaklı net çıkışların 212 milyon dolar olarak kaydedildiğini dile getiren Ayhan Zeytinoğlu, “Merkez Bankası rezervlerinde mart ayında 43,4 milyar dolarlık net gerileme gerçekleşti. Bu yıl cari açığın öngörülen seviyelerin üzerinde gerçekleşebileceğini ifade ediyorduk. Mart ayı verileri de bu beklentimizi destekler nitelikte oldu” dedi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Cari dengede daha sağlıklı bir görünüm için üretim, ihracat ve doğrudan yabancı sermaye artışına ihtiyaç duyuyoruz. Nisan ayı ihracatındaki yüzde 22,3’lük artışın sürdürülebilir hale gelmesi cari açığın finansmanı açısından da büyük önem taşıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-mart-ayinda-cari-islemler-hesabi-9-milyar-672-milyon-dolar-79238</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/5/1280x720/zeytinoglu-savasin-etkisinin-enflasyona-henuz-yansimadi-1775222692.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cari denge verileri hakkında açıklamada bulunan Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, &quot;Cari dengede daha sağlıklı bir görünüm için üretim, ihracat ve doğrudan yabancı sermaye artışına ihtiyaç duyuyoruz. Nisan ayı ihracatındaki yüzde 22,3’lük artışın sürdürülebilir hale gelmesi cari açığın finansmanı açısından da büyük önem taşıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ziraat-bankasinin-ilk-ceyrek-net-kari-435-milyar-lira-79237</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 14:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ziraat Bankası&#039;nın ilk çeyrek net kârı 43,5 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ziraat Bankası'nın yılın ilk çeyreğine ait finansal verileri paylaşıldı.</p>
<p>Buna göre banka, küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı, jeopolitik gelişmelerin finansal piyasalar üzerindeki etkilerinin yoğun şekilde hissedildiği bir dönemde Türkiye ekonomisine sağladığı güçlü finansman desteğini artırarak sürdürdü.</p>
<p>Açıklamaya göre, güçlü bilanço yapısı, yaygın hizmet ağı ve müşteri odaklı bankacılık anlayışıyla faaliyetlerini sürdüren banka, üretimden ihracata, tarımdan yatırımlara kadar ekonominin tüm stratejik alanlarında büyümeyi desteklemeye devam etti.</p>
<p>İlk çeyrekte bankanın aktif büyüklüğü 8,7 trilyon lirayı aşarken, toplam kredi büyüklüğü de 6,4 trilyon liranın üzerine çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde bankanın bilanço büyüklüğü yaklaşık 200 milyar dolara ulaşırken, Ziraat Finans Grubu’nun konsolide bilanço büyüklüğü yaklaşık 220 milyar dolar oldu.</p>
<p>Ziraat Bankası'nın, yılın ilk çeyreğinde elde ettiği 43,5 milyar lira net karla aktif büyüklük, toplam krediler, mevduat, özkaynaklar, net kâr, tarım kredileri, ihracat finansmanı, dış ticaret işlemleri, dijital müşteri sayısı ve kurumsal krediler başta olmak üzere birçok alanda sektör liderliğini güçlendirdiği bildirildi.</p>
<p>Dijital dönüşümde de konumunu güçlendiren bankanın aktif dijital müşteri sayısı 25 milyona ulaşırken, teknolojiye yapılan stratejik yatırımlarla Türkiye’de dijital kanallar üzerinden gerçekleşen her 5 bankacılık işleminden biri “Ziraat” üzerinden gerçekleşti.</p>
<p><strong>Nakdi krediler 4,6 trilyon liraya ulaştı</strong></p>
<p>Yılın ilk çeyreğinde nakdi krediler yüzde 8,4 artışla 4,6 trilyon liraya ulaşırken, gayrinakdi krediler yüzde 11 artışla 1,8 trilyon liranın üzerine çıktı.</p>
<p>Büyüme performansında sektör ortalamasının üzerinde gelişme kaydeden banka, hem nakdi hem de gayrinakdi kredilerde payını artırmayı sürdürdü.</p>
<p>Aynı dönemde aktifinin ağırlıklı kısmını oluşturan nakdi kredilerin yaklaşık yüzde 84’ü reel sektörün finansmanı amacıyla değerlendirildi.</p>
<p>Yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odaklı kredi politikalarını sürdüren Ziraat Bankası, Türk lirası ağırlıklı finansman stratejisini güçlendirerek TL kredilerin payını yüzde 65’in üzerine çıkardı. Kredilerin sektörel dağılımında tarım ve imalat sanayi ön plana çıktı.</p>
<p>Bankanın, tarımsal üretimde verimlilik artışı, mekanizasyon, tarıma dayalı sanayileşme ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımları desteklemeye devam ettiği vurgulandı.</p>
<p>Kadın ve genç çiftçiler, kooperatifler, kırsal kalkınma projeleri, karbon ayak izini azaltan uygulamalar ve gıda güvenliği odaklı yatırımlar için bütüncül finansman çözümleri sunan bankanın tarım kredilerinin 1 trilyon lirayı aştığı belirtildi.</p>
<p>Banka, 5,4 trilyon liraya ulaşan mevduat büyüklüğü ile bilançosunun ana fonlama kaynağını tabana yaygın mevduatla oluşturmaya devam ederken, 2026 yılı Nisan ayında toplam 1,8 milyar dolar tutarında sürdürülebilirlik temalı sendikasyon kredisi sağladı.</p>
<p>Banka ayrıca, 12 yıl vadeli 1 milyar dolar tutarındaki yeni seküritizasyon işlemiyle birlikte ağırlıklı olarak yurt dışından sağlanan mevduat dışı kaynak büyüklüğünü 30 milyar dolar seviyesine taşıdı.</p>
<p>Yılın ilk dört ayında yapılan işlemlerle toplam 8 milyar dolar tutarında kaynak temini gerçekleştiren banka, Türkiye’ye en fazla kaynak girişini sağlayan banka olma konumunu sürdürdü.</p>
<p><strong>İhracatın yaklaşık yüzde 25’ine aracılık etti</strong></p>
<p>Ziraat Bankası, Orta Koridor, Çin-Avrupa Deniz Yolu, Kuzey Koridoru, IMEC ve BRI Kuşağı başta olmak üzere 12 küresel ticaret koridorunun tamamında yüzde 20’yi aşan dış ticaret payıyla önemli bir kapsayıcılığa ulaştı.</p>
<p>Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 25’ine aracılık eden banka, ihracat kredilerindeki liderliğini sürdürdü.</p>
<p>145 ülkede yaklaşık 1800 muhabir bankası ve 20 ülkedeki şube ve iştirakleriyle faaliyet gösteren Ziraat Bankası, Türk girişimcilerinin küresel ölçekte en önemli çözüm ortaklarından biri olmaya devam etti.</p>
<p>Banka, yılın ilk çeyreğinde spor, eğitim ve insan kaynağı alanındaki yatırımlarıyla da öne çıktı.</p>
<p>Türk voleybolunun önemli temsilcilerinden Ziraat Bankkart, 2025-2026 sezonunda Efeler Ligi şampiyonluğuna ulaşırken, Avrupa’nın voleyboldaki en prestijli organizasyonu olan CEV Şampiyonlar Ligi’nde Dörtlü Final başarısı elde etti.</p>
<p>Bankacılık sektörüne nitelikli insan kaynağı kazandırmayı sürdüren Ziraat Bankası Bankacılık Okulu'nun da uygulamalı eğitim modeli ve güçlü akademik altyapısıyla genç yeteneklerin gelişimine katkı sağlamaya devam ettiği ifade edildi.</p>
<p><strong>“Kredilerimizi ağırlıklı olarak üretime yönlendirdik”</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar, “2026 yılının ilk çeyreğinde, küresel ekonomide artan belirsizliklere ve yakın coğrafyamızda yaşanan jeopolitik gelişmelere rağmen, güçlü bilanço yapımız, etkin risk yönetimimiz ve yaygın hizmet ağımız sayesinde sektörümüzdeki lider konumumuzu daha da ileri taşıdık.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çakar, “Reel sektörü, üretimi, ihracatı ve özellikle tarımı desteklemeyi önceliklendiren bankacılık yaklaşımımızla, ekonomimizin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamayı sürdürdük. Kredilerimizi ağırlıklı olarak üretime yönlendirirken, Türkiye’nin yatırım, istihdam ve dış ticaret kapasitesine güçlü finansman desteği sunduk.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Ziraat Finans Grubu olarak gelecek dönemde de ülkeye en fazla katma değeri sağlayacak yatırım, istihdam, üretim, tarım ve ihracat odaklı büyüme yaklaşımını kararlılıkla sürdüreceklerini belirten Çakar, tarımdan ihracata, girişimcilikten teknolojiye, spordan eğitime kadar her alanda Türkiye’nin büyüme yolculuğuna katkı sunmaya devam edeceklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ziraat-bankasinin-ilk-ceyrek-net-kari-435-milyar-lira-79237</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/1/1280x720/alpaslan-cakar-1771409520.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ziraat Bankası&#039;nın yılın ilk çeyreğinde 43,5 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Alpaslan Çakar, “2026 yılının ilk çeyreğinde, küresel ekonomide artan belirsizliklere ve yakın coğrafyamızda yaşanan jeopolitik gelişmelere rağmen, güçlü bilanço yapımız, etkin risk yönetimimiz ve yaygın hizmet ağımız sayesinde sektörümüzdeki lider konumumuzu daha da ileri taşıdık.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/unlucoda-ust-duzey-atamalar-79236</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 14:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> ÜNLÜ&amp;Co&#039;da üst düzey atamalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ÜNLÜ&amp;Co'nun üst yönetiminde görev değişikliği yapıldığı bildirildi. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, şirketin kurucuları arasında yer alan ve Kurumsal Finansman Bölüm Başkanlığı görevini yürüten İbrahim Romano, Kurumsal Müşteri Yönetimi (Corporate Coverage) Yönetici Direktörü görevine atandı. Romano, aynı zamanda Ünlü Yatırım Holding AŞ Yönetim Kurulu üyeliği görevini sürdürmeye devam edecek.</p>
<p>Kurumsal Finansman Bölümü'nün liderliğine ise halen Kurumsal Finansman Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Simge Ündüz atandı.</p>
<p>Yeni yapılanmayla, şirket, yatırım ve finans alanındaki hizmet yelpazesini müşterilerine daha bütüncül ve etkin şekilde sunarak stratejik işbirliklerini ve büyüme fırsatlarını artırmayı hedefliyor.</p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan ÜNLÜ&amp;Co Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO'su Mahmut L. Ünlü, Romano'nun, kuruluşlarından bu yana büyüme ve bugünkü güçlü konumuna ulaşmasında önemli katkılar sunduğunu belirtti.</p>
<p>Ünlü, Romano'nun, uzun yıllar başarıyla liderlik ettiği kurumsal finansman bölümünde, özellikle birleşme ve satın alma işlemleri başta olmak üzere, sermaye piyasaları ve stratejik finansal danışmanlık alanlarında değerli projelere imza attığını aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yeni görevinde de sunduğumuz kapsamlı hizmetlerin müşterilerimize daha etkin ve bütüncül yapıyla ulaştırılmasında stratejik katkı sağlamayı sürdüreceğine inanıyorum. Simge Ündüz'ün ise şirketimizde 28 yılı aşan güçlü deneyimi ve liderliğiyle Kurumsal Finansman ekibimizi başarıyla geleceğe taşıyacağından eminim. Her iki liderimize de yeni görevlerinde başarılar diliyorum. ÜNLÜ&amp;Co olarak 30 yıllık deneyimimizden aldığımız güçle, önümüzdeki dönemde de müşterilerimize katma değerli hizmetler sunmaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/unlucoda-ust-duzey-atamalar-79236</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/6/1280x720/mahmut-unlu-1778671774.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÜNLÜ&amp;Co&#039;nun Kurumsal Müşteri Yönetimi Yönetici Direktörlüğü&#039;ne İbrahim Romano, Kurumsal Finansman Bölümü Liderliği&#039;ne de Simge Ündüz getirildi. Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Ünlü, &quot;ÜNLÜ&amp;Co olarak 30 yıllık deneyimimizden aldığımız güçle, önümüzdeki dönemde de müşterilerimize katma değerli hizmetler sunmaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
