<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/sebahattin-arslanturk-hayatini-kaybetti-76486</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 17:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sebahattin Arslantürk hayatını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Trabzon iş dünyasının ve fındık sektörünün önde gelen isimlerinden Sebahattin Arslantürk, bir süredir tedavi gördüğü İstanbul’da yaşamını yitirdi. Arslantürk’ün vefatı başta Trabzon olmak üzere Doğu Karadeniz’de ve sektör çevrelerinde derin üzüntü yarattı. Uzun yıllar Arslantürk Şirketler Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapan Arslantürk, Doğu Karadeniz’in en büyük fındık ihracatçıları arasında yer aldı. Üretimden ihracata uzanan zincirde üstlendiği rol ve üreticilerle kurduğu güçlü bağ, onu sektörün referans isimlerinden biri haline getirdi.</p>
<p><strong>Sektörel kurullarda aktif rol üstlendi</strong></p>
<p>Trabzon Ticaret Borsası bünyesinde hem Meclis Başkanlığı hem de Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerinde bulunan Arslantürk, ayrıca Ulusal Fındık Konseyi (UFK) başkanlığı yaparak sektörel karar alma süreçlerinde etkin rol oynamıştı. Görev yaptığı dönemlerde üretici ve ihracatçıların sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalarıyla tanınan Arslantürk, fındık sektörünün kurumsallaşması ve ihracat kapasitesinin artırılmasına yönelik pek çok projeye öncülük etmişti.</p>
<p>Piyasaya ilişkin değerlendirmeleri ve öngörüleri, kamuoyunda ve sektör temsilcileri arasında yakından takip edilen Aslantürk’ün cenazesi yarın ((Nisan) <strong>Trabzon-Araklı Merkez Fatih Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından Araklı-Ayvadere Mahallesi’ndeki aile kabristanlığına defnedilecek.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/sebahattin-arslanturk-hayatini-kaybetti-76486</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/6/1280x720/sebahattin-arslanturk-1775573846.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trabzon Ticaret Borsası&#039;nın eski başkanlarından Sebahattin Arslantürk hayatını kaybetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tet-baskanligina-mehmet-kavaklioglu-secildi-76481</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 16:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> TET başkanlığına Mehmet Kavaklıoğlu seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliğinin (TET) üyelerin katılımıyla gerçekleştirilen seçimli genel kurul toplantısında başkanlığa Mehmet Kavaklıoğlu seçildi. Genel Kurulda yeni dönemde görev yapacak yönetim ve denetim kurulu üyeleri de belirlendi.</p>
<p>Elektrik ve elektronik sektörünün Türkiye'nin ihracatı açısından stratejik önemine dikkati çeken Kavaklıoğlu, "Birlik olarak önümüzdeki dönemde sektörün uluslararası rekabet gücünü artırmaya, ihracatçının ihtiyaçlarına daha güçlü şekilde cevap vermeye ve ortak akıl anlayışıyla çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kavaklıoğlu, sektörün, üretim gücü, teknolojik yetkinliği ve ihracat kapasitesiyle Türkiye için büyük önem taşıdığını vurgulayarak, yeni dönemde de üyelerle yakın işbirliği içinde, sektörün küresel pazarlardaki konumunu daha da güçlendirmek için çalışacaklarını kaydetti.</p>
<p>Birliğin, yeni dönemde de ihracatın artırılması, yeni pazarların geliştirilmesi ve sektörel işbirliklerinin güçlendirilmesi konularında çalışacağını belirten Kavaklıoğlu, "Firmaların küresel rekabetçiliğinin desteklenmesine yönelik çalışmaları sürdüreceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tet-baskanligina-mehmet-kavaklioglu-secildi-76481</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/1/1280x720/mehmet-kavaklioglu-1775568080.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliğinin genel kurul toplantısında başkanlığa Mehmet Kavaklıoğlu seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pestisit-bildirgesi-halk-sagligi-ve-uluslararasi-ticarette-onemli-sonuclar-dogurdu-76480</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 15:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pestisit bildirgesi: Halk sağlığı ve uluslararası ticarette önemli sonuçlar doğurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Bilimler Akademisi'nden (TÜBA), "Pestisitlerin Gıda Güvenliği ve Halk Sağlığına Etkileri Sempozyumu" sonuç bildirgesi hakkında açıklama yapıldı.</p>
<p>Yazılı açıklamada, sunulan bilimsel veriler, pestisitlerin modern tarımda verim kayıplarını önlemek ve artan nüfusun gıda ihtiyacını karşılamak açısından önemli bir araç olduğunu, ancak yanlış, bilinçsiz ve yoğun kullanımının ciddi sağlık, çevre ve ekonomik riskler doğurduğunu ortaya koydu. Tarımsal üretimde zararlılar nedeniyle oluşan kayıpların yüksekliği, pestisit kullanımını gerekli kılarken, mevcut uygulamalarda kullanılan pestisitlerin sınırlı bir kısmının hedef organizmaya ulaşması, geri kalan kısmın çevreye yayılması önemli bir verimsizlik ve risk alanı oluşturdu.</p>
<p>Gıdalarda pestisit kalıntılarının yaygın olduğu bazı ürünlerde yasal limitler aşılırken, bu durum hem halk sağlığı hem de uluslararası ticarette önemli sonuçlar doğurdu. Türkiye'de pestisit kullanımı son yıllarda artarken, Avrupa Birliği'ne yapılan ihracatta kalıntı kaynaklı alınan bildirimlerin miktarı dikkate alındığında oransal olarak düşük olsa da Türkiye açısından ekonomik kayba ve itibar zedelenmesine yol açtı. Pestisit maruziyetinin sağlık üzerindeki etkilerinin çok boyutlu ve akut etkilerin yanı sıra, uzun vadede endokrin bozuklukları, nörodejeneratif hastalıklar, üreme problemleri ve kanser riski ile ilişkili kabul edildi. Bu etkilerin özellikle çocuklar, gebeler ve yaşlılar gibi hassas gruplarda, daha belirgin olduğu belirtildi.</p>
<p>Pestisitlerin çevrede kalıcılığı, toprak-su-hava sistemleri arasında taşınımı ve besin zincirinde birikimi sonucunda, ekosistem dengesi ve biyolojik çeşitlilik üzerinde önemli olumsuz etkiler oluşturduğu görüldü. Bu doğrultuda pestisitlerin çevrede kalıcılığı, toprak, su ve hava ortamları arasında taşınması ve besin zincirinde birikmesiyle, biyoçeşitlilik kaybına ve ekosistem dengesinin bozulmasına yol açtığı fark edildi.</p>
<p><strong>Sağlık okuryazarlığının artırılması önem taşıyor</strong></p>
<p>Türkiye'de pestisitlere ilişkin mevzuat altyapısı güçlü, ancak denetim, izleme ve izlenebilirlik sistemlerinin daha etkin uygulanmasına ihtiyaç bulunurken, bu amaçla Tarım ve Orman Bakanlığınca geliştirilen B-Reçete (Bitkisel Reçete) sisteminin, sürece katkı sağlaması bekleniyor. Pestisit sorununun yalnızca teknik bir konu değil, aynı zamanda toplumsal algı, risk iletişimi ve davranış değişikliğiyle doğrudan ilişkili olduğu görülürken, bu sebeple sağlık okuryazarlığının artırılması ve toplumun doğru bilgilendirilmesi büyük önem taşıyor.</p>
<p>Bilimsel değerlendirmeler doğrultusunda, pestisit kullanımının tamamen ortadan kaldırılmasının mevcut koşullarda mümkün olmadığı, ancak risklerin azaltılmasının bilim temelli, entegre ve sürdürülebilir yaklaşımlarla sağlanabileceği öngörülüyor. Bu kapsamda, tarladan sofraya bütüncül risk yönetiminin uygulanması, pestisit kullanımında doğru doz ve zamanlamanın sağlanması, hasat aralığı kurallarına uyulması ve izlenebilirlik sistemlerinin güçlendirilmesi öncelikli gereklilikler olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Entegre Zararlı Yönetimi (IPM) yaklaşımının yaygınlaştırılması, biyolojik ve kültürel mücadele yöntemlerinin desteklenmesi ve kimyasal kullanımın azaltılması temel stratejik hedefler arasında yer alıyor. Biyopestisitler, yapay zeka, sensörler ve dronlar gibi yeni nesil teknolojilerin, pestisit kullanımını optimize ederek, hem verimliliği artırma hem de kalıntı risklerini azaltma potansiyeline sahip bulunuyor. Ayrıca çoklu kalıntı analizlerinin geliştirilmesi, ulusal biyomonitöring (çevre kirliliğini -su, toprak, hava- canlı organizmaları kullanarak veya insan vücudundaki -kan, idrar, saç- kimyasal maddeleri ölçerek maruziyet değerlendirmesi yapan sistemler) programlarının oluşturulması ve 'Tek Sağlık' yaklaşımı çerçevesinde insan, hayvan ve çevre sağlığının birlikte ele alınması öneriliyor.</p>
<p>Türkiye'nin bu alanda bilim temelli politikalar geliştirmesi, AR-GE yatırımlarını artırması ve çok disiplinli işbirliklerini güçlendirmesi ile bölgesel ve küresel ölçekte örnek bir ülke haline gelmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pestisit-bildirgesi-halk-sagligi-ve-uluslararasi-ticarette-onemli-sonuclar-dogurdu-76480</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/domates.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Pestisitlerin Gıda Güvenliği ve Halk Sağlığına Etkileri Sempozyumu&quot; sonuç bildirgesinde, &quot;Pestisit maruziyetinin sağlık üzerindeki etkilerinin çok boyutlu ve akut etkilerin yanı sıra, uzun vadede endokrin bozuklukları, nörodejeneratif hastalıklar, üreme problemleri ve kanser riski ile ilişkili kabul edildi.&quot; ifadeleri kullanıldı. Bildirgeye göre, gıdalarda pestisit kalıntılarının yaygın olduğu bazı ürünlerde yasal limitler aşılırken, bu durum hem halk sağlığı hem de uluslararası ticarette önemli sonuçlar doğurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/3-ayda-50-milyona-yakin-hava-yolcusu-76478</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 15:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hava yolcusu ilk çeyrekte 49,3 milyonu aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğünün mart ayı uçak, yolcu ve yük verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Mart ayında, yolcu ve çevre dostu havalimanlarında iniş-kalkış yapan uçak sayısının iç hatlarda 78 bin 867, dış hatlarda 57 bin 849 olduğunu belirten Uraloğlu, toplam uçak trafiğinin ise üst geçişlerle 166 bin 242'ye ulaştığını aktardı. Geçen yılın aynı ayıyla kıyaslandığında, iç hat uçak trafiğinde yüzde 6,6 artış, dış hat uçak trafiğinde yüzde 2,5 artış meydana geldiğine işaret eden Uraloğlu, "Mart ayında, iç hat yolcu trafiği 8 milyon 10 bin 64, dış hat yolcu trafiği ise 8 milyon 408 bin 509 olarak gerçekleşti. Direkt transit yolcularla birlikte, toplam 16 milyon 428 bin 625 yolcu seyahat etti. Böylece bir ayda hava yoluyla seyahat eden yolcu sayısı, mega kent İstanbul'un nüfusunu aştı. Geçen yılın aynı ayına göre, direkt transit dahil toplam yolcu trafiğinde, yüzde 11,3 artış gerçekleşti." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, geçen ay taşınan yük miktarının, iç hatlarda 69 bin 498 ton, dış hatlarda 313 bin 929 ton olmak üzere, toplamda 383 bin 426 tona ulaşıldığını kaydetti.</p>
<p>Ocak-Mart döneminde ise havalimanlarına iniş-kalkış yapan uçak trafiğinin, iç hatlarda 212 bin 426, dış hatlarda 173 bin 616 olarak kayıtlara geçtiğini, üst geçişlerle birlikte uçak trafiğinin toplam 504 bin 417'ye ulaştığına dikkati çeken Uraloğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Türkiye geneli havalimanları iç hat yolcu trafiğinin 23 milyon 274 bin 626, dış hat yolcu trafiğinin 26 milyon bin 537 olduğu bu dönemde, direkt transit yolcularla birlikte toplam 49 milyon 306 bin 377 yolcuya hizmet verildi. 2026 yılı Mart sonunda hizmet verilen yolcu trafiği 2025 yılının aynı dönemi ile kıyaslandığında, direkt transit dahil olmak üzere toplam yolcu trafiğinde yüzde 8,9 artış oldu."</p>
<p>Uraloğlu, söz konusu dönemde havalimanları yük trafiğinin iç hatlarda 207 bin 707 ton, dış hatlarda 939 bin 193 ton olmak üzere, toplamda bir milyon 146 bin 899 tona ulaştığını vurguladı.</p>
<p><strong>"İstanbul Havalimanı 6 milyon 333 bin 485 yolcu ağırladı"</strong></p>
<p>Türkiye'nin mega projelerinden İstanbul Havalimanı'nda ise mart ayında, uçak trafiğinin iç hatlarda 9 bin 721, dış hatlarda 33 bin 189 olmak üzere, toplamda 42 bin 910'a ulaştığına değinen Uraloğlu, aynı havalimanında iç hatlarda 1 milyon 327 bin 317, dış hatlarda 5 milyon 6 bin 168 olmak üzere, toplamda 6 milyon 333 bin 485 yolcuya hizmet verildiğini bildirdi. Ocak-mart döneminde söz konusu havalimanında, iç hatlarda 27 bin 395, dış hatlarda 100 bin 66 olmak üzere, toplamda 127 bin 461 uçak trafiği gerçekleştiğinin altını çizen Uraloğlu, iç hatlarda 3 milyon 825 bin 134, dış hatlarda 15 milyon 280 bin 132 olmak üzere, toplamda 19 milyon 105 bin 266 yolcu trafiği gerçekleştiği bilgisini de paylaştı.</p>
<p>Uraloğlu, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'nın uçak ve yolcu trafiği hakkında da bilgi vererek, mart ayında iniş-kalkış yapan uçak trafiğinin iç hatlarda 9 bin 655, dış hatlarda 11 bin 680 olmak üzere, toplamda 21 bin 335 olarak gerçekleştiğini, yolcu trafiğinin ise iç hatlarda bir milyon 730 bin 706, dış hatlarda 1 milyon 930 bin 874 olmak üzere, toplamda 3 milyon 661 bin 580 olduğunu belirtti. Sabiha Gökçen Havalimanı'nda 3 aylık süreçte, iç hatlarda 27 bin 740, dış hatlarda 38 bin 403 olmak üzere, toplamda 66 bin 143 uçak trafiği gerçekleştiğini aktaran Uraloğlu, iç hatlarda 5 milyon 34 bin 507, dış hatlarda 6 milyon 543 bin 268 olmak üzere, toplamda 11 milyon 577 bin 775 yolcuya hizmet verildiğini açıkladı.</p>
<p>İstanbul Atatürk Havalimanı uçak trafiğinin söz konusu ayda, 2 bin 377 olduğunu aktaran Uraloğlu, 3 aylık dönemde ise trafiğin 6 bin 175 olarak gerçekleştiğini bildirdi.</p>
<p><strong>"Turizm merkezlerindeki yolcu sayısı 6,5 milyonu aştı"</strong></p>
<p>Uraloğlu, turizm merkezlerindeki havalimanlarında hizmet sunulan yolcu sayısının 3 ayda, iç hatlarda 4 milyon 14 bin 232, dış hatlarda 2 milyon 486 bin 706 olmak üzere, toplamda 6 milyon 500 bin 938'e ulaştığını vurguladı.</p>
<p>Bu havalimanlarında iç hatlarda 31 bin 147, dış hatlarda 18 bin 523 olmak üzere, toplamda 49 bin 670 uçak trafiği gerçekleştiğini ifade eden Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"3 aylık dönemde, İzmir Adnan Menderes Havalimanı'nda 2 milyon 643 bin 768, Antalya Havalimanı'nda 3 milyon 138 bin 499, Muğla Dalaman Havalimanı'nda ise 287 bin 150 yolcuya hizmet verildi. Muğla Milas-Bodrum Havalimanı'nda toplamda 329 bin 672 yolcuya hizmet verilirken, Gazipaşa Alanya Havalimanı'nda toplamda 101 bin 849 yolcu trafiği gerçekleşti."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/3-ayda-50-milyona-yakin-hava-yolcusu-76478</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ucak-ucus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yılın ilk çeyreğinde havalimanlarında hizmet verilen yolcu sayısının 49,3 milyonu aştığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-beton-sektoru-293-milyar-tllik-cirosuyla-onemli-bir-ekonomik-buyukluge-ulasti-76469</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 13:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Hazır beton sektörü 293 milyar TL’lik cirosuyla önemli bir ekonomik büyüklüğe ulaştı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB), Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Merkez Bankası, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verileri ile THBB üyelerinin, THBB dışındaki üreticilerin ve tedarikçilerin sağladığı bilgiler ışığında hazırlanan 2025 yılı “Hazır Beton Sektör Raporu”nu yayınladı.</p>
<p>Rapor, Türkiye ekonomisi, inşaat sektörü ve hazır beton sektörüne yönelik detaylı analizler, değerlendirmeler ve projeksiyonlar içeriyor.</p>
<p>Rapora göre, 2025 yılı, Türkiye ekonomisinde dengelenme ve dezenflasyon sürecinin etkilerinin sürdüğü; buna karşılık inşaat sektörünün yeniden güçlü bir büyüme ivmesi yakaladığı bir dönem olarak kaydedildi. Türkiye ekonomisi 2025 yılında yüzde 3,6 büyürken, inşaat sektörü yüzde 10,8’lik performansıyla ekonominin üzerinde bir büyüme sergiledi. Deprem sonrası yeniden inşa faaliyetleri, kentsel dönüşüm uygulamaları, kamu altyapı yatırımları ve ertelenmiş talep, sektördeki bu canlılığın temel belirleyicileri oldu.</p>
<p>Raporu değerlendiren Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, “İnşaat sektöründeki büyümeye paralel olarak hazır beton sektörü de 2025 yılında Türkiye ekonomisine güçlü katkıda bulunmaya devam etti. Türkiye, hazır beton üretiminde Avrupa’daki liderliğini korurken; tesis başına üretim, teknik kapasite, yaygın hizmet ağı ve operasyonel yetkinlik açısından da öne çıktı. Resmî verilere göre sektör, 50 bini aşan istihdamı ve yaklaşık 293 milyar TL’lik cirosuyla önemli bir ekonomik büyüklüğe ulaştı. THBB tarafından yapılan sektörel araştırmaya ve çeşitli veriler kullanılarak oluşturulan modellere göre 2025 yılında 140 milyon m3 hazır beton üretimi gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Bu büyüklük üretim hacminin ötesinde istihdam, lojistik, ekipman, agrega, çimento, kimyasal katkı ve hizmet ekosistemiyle birlikte çok geniş bir katma değer alanını temsil etmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>"Sektörde dönüşüm ihtiyacı daha görünür hâle geldi"</strong></p>
<p>2025 yılının, büyüme rakamlarının ötesinde sektörde dönüşüm ihtiyacının daha net hissedildiği bir dönem olduğunu ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, “Finansmana erişim, maliyet yönetimi, nitelikli iş gücü ihtiyacı, ham madde temini ve maliyet baskıları sektörümüzün gündeminde yer almaya devam etmiştir ancak artık çok daha net görülmektedir ki, hazır beton sektörünün geleceği yalnızca daha fazla üretimde değil; daha verimli, daha izlenebilir, daha düşük karbonlu ve daha dirençli bir yapılaşma yaklaşımında yatmaktadır. Düşük karbonlu yeşil çimento kullanımını yaygınlaştırmayı hedefleyen düzenlemelerin 1 Ocak 2025 itibarıyla yürürlüğe girmesi, emisyon ticaret sistemi hazırlıkları, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve sınırda karbon düzenlemesi gibi başlıklar; çevresel performansın artık teknik ve ticari rekabetin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini ortaya koydu. Bu çerçevede, düşük karbonlu beton çözümleri, geri kazanılmış kaynak kullanımı, su verimliliği, elektrikli filo dönüşümü ve dijital optimizasyon, önümüzdeki dönemin öncelikli çalışma alanları olarak öne çıkıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>"Üçüz Dönüşüm” projesi</strong></p>
<p>Bu anlayışla Türkiye Hazır Beton Birliği olarak 2025 yılında sektöre yönelik “Üçüz Dönüşüm Danışmanlığı” modelini hayata geçirdiklerini vurgulayan THBB Başkanı Yavuz Işık, “Yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve insani/sosyal dönüşümü entegre bir yapıda ele alan bu model; GPS ve IoT (nesnelerin interneti) tabanlı filo takibi, yapay zekâ destekli rota optimizasyonu, üretim-teslimat eşgüdümü, veri temelli performans yönetimi ve eğitim modüllerini bütüncül bir sistem olarak sunmaktadır. Ölçülebilir faydalar sağlayan bu yaklaşım, sektörümüzde yalnızca operasyonel verimliliği artırmakla kalmamakta; aynı zamanda güvenlik, maliyet kontrolü ve sürdürülebilirlik performansını da güçlendirmektedir. Hazır beton sektörünün geleceğini, ancak bu üç dönüşüm eksenini birlikte ele alarak kalıcı biçimde güçlendirebileceğimize inanıyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Dirençli yapılaşmanın önemini vurguluyoruz"</strong></p>
<p>2025 yılında üzerinde ısrarla durdukları bir diğer temel konunun ise dirençli yapılaşma olduğunu ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, “Ülkemizin deprem gerçeği karşısında güvenli ve uzun ömürlü yapı üretimi artık vazgeçilmez bir zorunluluktur. Türkiye Hazır Beton Birliği olarak uzun yıllardır standartlara uygun, kalite güvenceli hazır beton kullanımının yaygınlaştırılması için çalışıyoruz ancak biliyoruz ki güvenli yapılar yalnızca kaliteli beton üretimiyle değil; doğru tasarım, doğru denetim, doğru uygulama ve nitelikli işçilikle birlikte mümkündür. Bu nedenle kentsel dönüşümün hızlanması, riskli yapı stokunun ivedilikle yenilenmesi, yapı denetim süreçlerinin etkinleştirilmesi ve kamuoyunun teknik açıdan doğru bilgilendirilmesi yönündeki çalışmalarımızı 2025 yılında da kararlılıkla sürdürdük. Hazır betonla ilgili bilgi eksikliğinden kaynaklanan dezenformasyonla mücadele etmek, Birliğimizin kamu yararı açısından üstlendiği önemli bir sorumluluktur.” dedi.</p>
<p>Sürdürülebilirlik alanında 2025 yılında önemli gelişmeler kaydedildiğine dikkat çeken THBB Başkanı Yavuz Işık, “Beton Sürdürülebilirlik Konseyi (CSC) kapsamında ülkemizde yıl sonu itibarıyla toplam 26 tesisin belgeli hâle gelmesi; sektörümüzde çevresel, sosyal ve yönetişim temelli dönüşümün giderek daha somut bir zemine oturduğunu göstermektedir. Kaynakların sorumlu kullanımı, şeffaflık, izlenebilirlik ve sürdürülebilir üretim anlayışının daha da yaygınlaşmasını sektörümüz adına güçlü bir kazanım olarak değerlendiriyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>"Sektörlerimizi yeniden bir araya getirmek için çalışmalara başladık"</strong></p>
<p>Sektörün en kapsamlı buluşmalarından biri olan BETON 2025 Hazır Beton, Çimento, Agrega, İnşaat Teknolojileri ve Ekipmanları Fuarı ve Zirvesi ile 100’ün üzerinde firmayı, 15 bini aşkın ziyaretçiyi ve 71 ülkeden sektör temsilcisini bir araya getirdiklerini ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, “2025 yılında başarıyla gerçekleştirdiğimiz BETON Fuarı ve Zirvesi’nin ardından, sektörü bir araya getireceğimiz fuar ve kongre çalışmalarına yeniden başladık. BETON 2027 Fuarımızı İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenleyeceğiz. Sektörümüzün artan ilgisi ve yoğun talep üzerine fuarımızı İstanbul Fuar Merkezi’nin daha büyük salonlarına taşıyoruz. Fuarımızda; inşaat, hazır beton, çimento ve agrega sektörlerinin en ileri teknolojilerini bir araya getireceğiz. Fuarımızla eş zamanlı olarak düzenleyeceğimiz BETON Kongresi, Birliğimizin ulusal olarak düzenlediği 7. kongresi olacak. Kongremizi akademisyenler ve araştırmacıların yanı sıra hazır beton sektörünün ve yan sanayi firmalarının temsilcileri takip edecektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Sektörümüzü geleceğe veri temelli yaklaşımla hazırlıyoruz"</strong></p>
<p>Türkiye Hazır Beton Birliği olarak 1988 yılından bu yana ülkemizde güvenli, dayanıklı, kaliteli, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir beton üretiminin yaygınlaşması için çalıştıklarının altını çizen THBB Başkanı Yavuz Işık, “2025 Yılı Hazır Beton Sektör Raporu; ekonomiden inşaat sektörüne, tedarik zincirinden çevresel performansa, bölgesel analizlerden sektör vizyonuna kadar geniş bir çerçevede, veriye dayalı değerlendirmeler ışığında gelecek perspektifi sunmaktadır. Düşük karbonlu üretim, dijitalleşme, kaynak verimliliği, kalite güvencesi, dirençli yapılaşma ve insan kaynağının geliştirilmesi başta olmak üzere sektörümüzün geleceğini belirleyecek bütün başlıklarda çalışmaya devam edecek; daha güvenli şehirler, daha rekabetçi işletmeler ve daha sürdürülebilir bir yapılaşma kültürü için tüm paydaşlarımızla birlikte kararlılıkla yol alacağız.” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-beton-sektoru-293-milyar-tllik-cirosuyla-onemli-bir-ekonomik-buyukluge-ulasti-76469</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/9/1280x720/yavuz-isik-1775557702.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Hazır Beton Birliğinin 2025 raporuna göre, Türkiye ekonomisi yüzde 3,6 büyürken inşaat sektörü yüzde 10,8 ile ekonominin üzerinde performans gösterdi. THBB Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, &quot;Türkiye, hazır beton üretiminde Avrupa’daki liderliğini korurken; tesis başına üretim, teknik kapasite, yaygın hizmet ağı ve operasyonel yetkinlik açısından da öne çıktı. Resmî verilere göre sektör, 50 bini aşan istihdamı ve yaklaşık 293 milyar TL’lik cirosuyla önemli bir ekonomik büyüklüğe ulaştı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanofide-ust-duzey-atama-76464</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 12:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanofi&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanofi Avrasya Bölgesi Nadir Hastalıklar Direktörü olarak görev yapan Mine Sayıt, Uluslararası Pazarlardan Sorumlu İnsülin Global Marka Lideri görevine atandı.</p>
<p>Sayıt, yeni görevini Paris'te sürdürecek.</p>
<p>Sanofi'de kariyeri boyunca farklı alanlarda önemli sorumluluklar üstlenen Sayıt'ın, özellikle nadir hastalıklar alanında sağlık ekosistemini güçlendiren çalışmalara liderlik ettiği belirtildi. </p>
<p>Şirket açıklamasına göre, sağlık otoriteleri ve bilimsel paydaşlarla güçlü ve sürdürülebilir iş birlikleri kurulmasına öncülük eden Sayıt, portföy önceliklendirme stratejilerinin hayata geçirilmesi, yeni ülkeler ve bölgelerde büyüme fırsatlarının değerlendirilmesi ile Avrasya genelinde iyi uygulamaların paylaşılmasını sağlayan iş birliği platformlarının oluşturulmasına katkı sağladı.</p>
<p>Yeni görevinde Sayıt'ın, insülin portföyünün küresel ölçekte güçlendirilmesine katkı sunarken, farklı ülkeler ile küresel ekipler arasındaki stratejik koordinasyonun geliştirilmesine ve uluslararası iş birliklerinin ilerletilmesine odaklanacağı bildirildi.</p>
<p>Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nden mezun olan Sayıt, lisans eğitimini 2004'te Galatasaray Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde tamamladı. IAE de Toulouse'da 2005'te Stratejik Pazarlama alanında yüksek lisans eğitimini bitirdi. Sanofi'ye 2006'da Pazarlama Mükemmelliği Uzmanı olarak katılan Sayıt, kariyeri boyunca farklı görevler üstlendi.</p>
<p>Son olarak Sanofi Avrasya Bölgesi Nadir Hastalıklar Direktörü olarak görev yapan Sayıt, Care4Rare ve Ankara Üniversitesi NADİR Merkezi gibi sağlık ekosistemine katkı sağlayan projelerin liderliğini yürüttü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanofide-ust-duzey-atama-76464</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/sanofi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mine Sayıt, Sanofi Uluslararası Pazarlardan Sorumlu İnsülin Global Marka Lideri görevine getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/satinalmanin-bugunu-ve-gelecegi-istanbulda-konusuldu-76458</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 12:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Satınalmanın bugünü ve geleceği İstanbul’da konuşuldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>İSTANBUL</strong></p>
<p>Stratejik Satınalma Derneği (SSD) tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen Stratejik Satınalma Derneği Zirvesi, 4 Nisan 2026 tarihinde İstanbul’da 1000’in üzerinde katılımcıyla büyük bir ilgi ve güçlü bir katılımla gerçekleştirildi. “Satınalmada Akıl Oyunları” temasıyla düzenlenen zirve; satınalmanın bugünü ve geleceğini, değişen küresel dinamikler ışığında ele alarak iş dünyasına önemli bir perspektif sundu. Zirvenin açılış konuşmasını SSD Yönetim Kurulu Başkanı Evren Cibelik gerçekleştirdi. Açılışta satınalmanın stratejik rolüne dikkat çeken Cibelik’in ardından, SSD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Demir katılımcılara teşekkür ederek, derneğin vizyonuna ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. Zirvede Türkiye ve farklı sektörlerden önde gelen isimler bilgi ve deneyimlerini katılımcılarla paylaşırken; otomotiv, imalat, gıda, enerji, lojistik ve hizmet gibi farklı sektörlerden uzman, yönetici ve üst düzey profesyoneller bir araya gelerek, bilgi paylaşımı ve iş birliği fırsatları yakaladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4cb61dbc3d-1775553377.JPG" alt="" width="608" height="405" /></p>
<h2>Satın almanın önemi anlatıldı</h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe, küresel ticaret ve ihracat perspektifinden satınalmanın rolünü değerlendirirken, Gıda Oturumunda da özellikle pandemiden bu yana gıda sektöründe yaşanan dönüşüm, inovasyon ve sürdürülebilirlik odağı ele alındı. Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Başkanı Baran Çelik ise otomotiv sektöründe değişen karar alma süreçlerine dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Zirvenin konuşmacılarından MAKFED Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Adnan Dalgakıran, sanayi perspektifinden stratejik satınalmanın önemine değinirken, Toyota Otomotiv Sanayi Türkiye AŞ CEO’su ve Genel Müdürü Murat Bülbül, küresel rekabet ortamında satınalmanın rolünü paylaştı. Zirvenin kapanış oturumunda ise Açıkbeyin Kurucu Başkanı ve Nörobilim Uzmanı Sinan Canan vardı. Canan, karar alma süreçlerine nörobilim perspektifinden yaklaşarak katılımcılara farklı bir bakış açısı sundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4cb81147bc-1775553409.jpeg" alt="" width="548" height="365" /></p>
<h2>Karbon nötr zirve ve sürdürülebilir gelecek vurgusu</h2>
<p>SSD 5. Zirvesi, Sürdürülebilirlik Akademisi iş birliğiyle karbon nötr bir etkinlik olarak gerçekleştirildi. Zirveye katılan paydaşlar, Mudanya Altıntaş’ta yer alan SSD Ormanı’nda gerçekleştirilen ağaçlandırma çalışmaları ile daha yaşanabilir bir geleceğe katkı sağladı. Böylece zirve, yalnızca fikir üretmekle kalmayıp somut çevresel etki yaratmayı da hedefledi. Ayrıca fuaye alanında yer alan LÖSEV standıyla da SSD, sosyal faydaya katkı sağlamayı önceliklendirdi. Zirve kapsamında geliştirilen Stratejik Satınalma Derneği mobil uygulaması, katılımcı deneyimini artıran önemli bir yenilik olarak öne çıktı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/satinalmanin-bugunu-ve-gelecegi-istanbulda-konusuldu-76458</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/8/1280x720/satinalmanin-bugunu-ve-gelecegi-istanbulda-konusuldu-1775553442.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Stratejik Satınalma Derneği tarafından düzenlenen 5. Zirve, “Satınalmada Akıl Oyunları” temasıyla iş dünyası profesyonellerini bir araya getirerek, sektöre yön veren başlıkları gündeme taşıdı. Zirvede; farklı sektörlerden uzman, yönetici ve üst düzey profesyoneller bir araya gelerek, bilgi paylaşımı ve iş birliği fırsatları yakaladı. Zirve, Türkiye’nin dört bir yanından gelen 1000’in üzerinde katılımcıyla büyük ilgi gördü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cam-sakura-hastanesinin-bazi-hizmetleri-ihaleye-cikarildi-76453</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çam Sakura Hastanesi’nin bazı hizmetleri ihaleye çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Sağlık Bakanlığı, işletmesini Rönesans Holding’in Japon ortağıyla birlikte yürüttüğü Başakşehir Çam ve Sakura Hastanesi’nin, laboratuvar, görüntüleme, temizlik, yemek gibi destek hizmetlerini Pazar Testi Ön Yeterlik İlanı ihaleye çıkardı. Bu değerlendirmede yeterlik alan firmalar daha sonra teklif vermeye davet edilecek.</p>
<p>Resmi Gazete’de yayımlanan ihale ilanına göre dönem  boyunca laboratuvar hizmetleri kapsamında; 34 milyon adet biyokimya testi, 2 milyon 224 bin mikrobiyoloji testi, 457 bin patoloji testi yapılması öngörülüyor.</p>
<p>Aynı dönemde 2 milyon 489 bin görüntüleme, 80 bin onkoloji ilaç hazırlama, 57 bin ilaç uygulama hizmeti tahmin ediliyor. İhale döneminde  1 milyon 371 bsin kahvaltı, 3 milyon 891 bin öğlen ve akşam yemeği verilmesi planlanıyor.</p>
<p><strong>Garanti verilmiyor</strong></p>
<p>Kamuoyunda kamu-özel iş birliği projelerine yönelik en çok ‘alım garantisi’ uygulaması eleştiriliyordu. İhale duyurusunda laboratuvar hizmetlerine ilişkin verilen sayıların bir garanti olmadığı, işin kapasitesini göstermek amacıyla yazıldığı bilgisi yer alıyor.<br />Ayrıca belirtilen  miktarların 2025 yılında gerçekleştirilen işlem sayısını göstermekte olup herhangi bir bağlayıcılığı bulunmadığının altı çiziliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cam-sakura-hastanesinin-bazi-hizmetleri-ihaleye-cikarildi-76453</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/3/1280x720/cam-sakura-hastanesi-1775547545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Başakşehir Çam ve Sakura Hastanesi’nin, laboratuvar, görüntüleme, temizlik, yemek gibi destek hizmetleri ihaleye çıkarıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enpara-bank-borsa-istanbulda-islem-gormeye-baslayacak-76452</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enpara Bank, Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enpara Bank'ın, bugünden itibaren "ENPRA.E işlem koduyla" Borsa İstanbul Piyasa Öncesi İşlem Platformu'nda işlem görmeye başlayacağı bildirildi.</p>
<p>Borsa İstanbul AŞ'nin konuya ilişkin BISTECH Pay Piyasası Alım Satım Sistemi duyurusu, Kamuyu Aydınlatma Platformunda (KAP) yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Enpara Bank, ENPRA.E işlem koduyla bugün itibarıyla Piyasa Öncesi İşlem Platformu'nda işlem görecek. İlgili sırada işlem gerçekleşinceye kadar serbest marj uygulanacak. Oluşan ilk işlem fiyatı o seansın devamı için baz fiyat olurken, maksimum emir değeri 1 milyon lira olacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enpara-bank-borsa-istanbulda-islem-gormeye-baslayacak-76452</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enpara Bank, Borsa İstanbul Piyasa Öncesi İşlem Platformu&#039;nda işlem görmeye başlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-alemdar-sakaryada-tarihe-gecen-en-buyuk-yatirim-donemini-baslattik-76470</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başkan Alemdar: Sakarya’da tarihe geçen en büyük yatırım dönemini başlattık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN / SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar göreve geldiği 31 Mart tarihinden bu yana geçen 2 yıllık süreçte şehre kazandırılan hizmetler ve projelerini düzenlenen tanıtım toplantısında kamuoyu ile paylaştı.</p>
<p>“Sakarya’da son iki yılda tarihe geçen en büyük yatırım dönemini başlattık” diyen Alemdar, Sakarya’nın geleceğine yön verecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceklerini söyledi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4df48b3bf4-1775558472.jpg" alt="" width="700" height="396" /></p>
<p>ADARAY'ın yeni ilçe hedefleri, kentsel dönüşüm ile sanayi dönüşümü, Sakarya Fuar ve Konser Merkezi, Sapanca Gölü'nün mirası, iki ayrı baraj ve Yazlık, Tunatan, Mithatpaşa ve SEDAŞ Kavşağı gibi projeler hakkında da bilgiler veren Alemdar, programda Darülaceze Kampüsü projesini de duyurdu. Başkan Alemdar, "Umutla, güvenle, ayrıştırmadan, ötekileştirmeden bir arada olan Sakarya için 'ben' değil 'biz' diyoruz. 1 milyon 180 bin vatandaşımız için yola çıktık. Bu şehir hiçbir kesimin ya da grubun değil, yarınlarımız için emek veren herkesin şehri. Her bir metrekaresi için hayal kurmaya, gayretle çalışarak geleceğin Sakarya'sını inşa etmeye devam edeceğiz" dedi.</p>
<p>Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin tamamlanan, devam eden ve gelecekte planladığı yatırımlarla ilgili toplantı Premier INN Otel’de yapıldı.</p>
<p>Toplantıya, Sakarya Valisi Rahmi Doğan, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, AK Parti Sakarya Milletvekilleri Lütfi Bayraktar, Murat Kaya, Ali İnci, Ertuğrul Kocacık, MHP Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, AK Parti MKYK Üyesi Abdurrahman Akyüz, AK Parti İl Başkanı Yunus Tever, MHP İl Başkanı Oğuz Alkaş, Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık,  Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Akgün Altuğ, Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Genç, il müdürleri, kaymakamlar, ilçe belediye başkanları, siyasi partilerin il başkanları ve teşkilat başkanları, medya temsilcileri, STK temsilcileri, muhtarlar ve vatandaşlar katılım sağladı.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4e01c72a27-1775558684.jpg" alt="" width="700" height="396" /></p>
<p>Başkan Alemdar, toplantıda yaptığı konuşmada, insan odaklı, sosyal belediyecilik faaliyetleri ve şehrin gelecek yüzyılına yön verecek projeleri hayata geçirmeye devam ettiklerini söyledi.</p>
<p>Alemdar, yaptığı sunumda bakıma muhtaç yaşlıların yuvası olacak 43 bin metrekare alan üzerinde Darülaceze Kampüsü projesini inşa edeceklerini açıkladı.</p>
<p><strong>Sakarya Fuar, Kongre ve Konser Merkezi</strong></p>
<p>Ayrıca şehrin en büyük ihtiyaçları arasında yer alan ve ihracatta 7'nci sırada yer alan şehre Sakarya Fuar, Kongre ve Konser Merkezi'ni kazandıracaklarını ve 659 dönümlük arazinin bu proje için değerlendirileceğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4e0b97f90d-1775558841.jpg" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p>Sapanca Meydanı ve Yeraltı Otoparkında çalışmaların yeniden başladığı bilgisini veren Alemdar, şöyle devam etti: “Pamukova Meydan da çalışmalar kısa bir süre sonra başlıyor. Her ilçemize yeşil alanlar kazandırıyoruz. Karapürçek Mesire alanı ihalemiz bitti projemize yakında başlayacağız. Sapanca Gölü'nü korumak adına Ballıkaya Barajı’ndan Hızırilyas Su Dağıtımı Merkezi'ne suyu kısa süre içerisinde akıtacağız. Çamdağı Barajı’nda zemin etütlerimiz tamamlandı. Yatırım bedeli 3,5 milyar TL olan proje artık bakanlığımızın gündeminde. Barajımız ile kuzey bölgesindeki ilçelerimizin içme suyunu garanti altına alacağız. Sapanca Gölü çevresini de vatandaşlarımızın kullanımına açmak için Sapanca Park projesini başlattık. Göl kıyısındaki 8 kilometrelik güzergâhta çalışmalarımız bitmek üzere. Tığcılar Kentsel Dönüşüm Projesi 1. etabıyla yeşil, sosyal ve güvenli bir alan oluşturacağız. Yüzde 80 uzlaşma sağladık. 2. ve 3. etap ile dönüşüm hızla sürecek. Esnafımıza ve şehrimize katkı sunması için 2 bin 500 işyerinin yer aldığı sanayi dönüşümü projemizi tamamladık. Esnafımız ile görüşmeler yaparak daha yaşanabilir dirençli bir Sakarya'yı oluşturacağız. 34 yeni ulaşım aracıyla filoyu güçlendirerek himayemize kattık. 19.5 kilometrelik bir güzergâh ile Metrobüs sistemini 6 aylık bir süreçte hizmete geçirdik. ADARAY’ı Pamukova, Karasu, Sapanca ve yeni açıkladığımız Hendek rayları ile entegre edeceğiz. Karasu Kıyı Park Projesi ile Karasu turizmine katkı sağladık. Deprem kuşağında bulunan bölgemize eğitim merkezi ve tatbikat merkezi kazandırdık. 530 araçlı Kapalı Otopark ile hastaneler bölgesindeki paklanma soruna çare olduk. 2 bin çiftçinin toprak numunesini yaparak çiftçilerimize destek olduk.  Kahverengi Kokarca sorununa TUTSAK ile çare bulduk. Üniversite ile formül geliştirerek çiftçilerimizi bilgilendirdik, uygulamasını yaptık. 24 Nisan’da Adapazarı-Serdivan Tramvay Hattının yapım ihalesini yapıyoruz. 7 bin 500 metrekarelik Bilim Merkezi ve 1 milyon kitaplık şehir kütüphanesi inşaatları tamamlanmak üzere. Şehre yeni bir müze kazandıracağız. Yeni belediye binası ile 30 bin metrekarede daha güzel bir hizmet sunacağız. AFA Kültür Merkezi’ni yeniden şehrimize kazandırıyoruz. TOKİ iş birliği ile hayata geçireceğiz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-alemdar-sakaryada-tarihe-gecen-en-buyuk-yatirim-donemini-baslattik-76470</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/0/1280x720/baskan-alemdar-sakaryada-tarihe-gecen-en-buyuk-yatirim-donemini-baslattik-1775558888.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Alemdar, &quot;Umutla, güvenle, ayrıştırmadan, ötekileştirmeden bir arada olan Sakarya için &#039;ben&#039; değil &#039;biz&#039; diyoruz. 1 milyon 180 bin vatandaşımız için yola çıktık. Bu şehir hiçbir kesimin ya da grubun değil, yarınlarımız için emek veren herkesin şehri. Her bir metrekaresi için hayal kurmaya, gayretle çalışarak geleceğin Sakarya&#039;sını inşa etmeye devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yas-meyve-sebzede-hedef-yeni-pazarlarda-kalici-buyume-76448</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaş meyve-sebzede hedef yeni pazarlarda kalıcı büyüme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Türk yaş meyve ve sebze sektörü, küresel talepteki daralma ve iklim değişikliğinin üretim üzerindeki etkilerine rağmen ihracattaki varlığını sürdürmeye devam ediyor. Kuraklık, ani don olayları ve düzensiz yağışlar üretim planlamasını zorlaştırırken; işçilik, enerji ve lojistik maliyetlerindeki yükseliş ihracatçının rekabet gücünü baskılıyor.</p>
<p>Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB) Başkanı Prof. Dr. Senih Yazgan, 2025 yılının sektör açısından zorlu geçtiğini ancak güçlü üretim altyapısı sayesinde ihracat performansının korunduğunu söyledi. Tarımda üretim planlamasındaki eksikliğin sektörün temel yapısal sorunlarından biri olduğunu belirten Yazgan, baskılanmış döviz kuru ile yükselen girdi maliyetlerinin fiyat rekabetini zorlaştırdığını ifade etti. Özellikle işçilik maliyetlerindeki artışın ihracatçı firmalar üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu dile getiren Yazgan, yüksek potansiyel taşıyan pazarlara girişte teknik süreçlerin yavaş ilerlemesinin de büyümeyi sınırladığını kaydetti. Uzak Doğu başta olmak üzere birçok ülkeyle zirai karantina protokollerinin henüz tamamlanmadığını belirten Yazgan, bu süreçlerin sonuçlanması halinde Türkiye’nin mevcut ürün çeşitliliğiyle ihracatını çok daha hızlı artırabilecek kapasitede olduğunu söyledi.</p>
<h2>Avrupa’da tarife dışı engeller ihracatı zorluyor</h2>
<p>Türk yaş meyve-sebze ihracatının bazı pazarlarda teknik engellerle karşı karşıya kaldığını ifade eden Yazgan, özellikle Almanya ve Avusturya pazarlarında yaşanan uygulamalara dikkat çekti. 2025 sezonunda bazı sevkiyatların bilimsel temelden uzak fiziksel analizlerle “renk bozulması” gerekçesiyle bloke edildiğini belirten Yazgan, doğal üretim koşullarında yetiştirilen ürünlerin bu gerekçelerle durdurulmasının hem ticareti hem üretici gelirini olumsuz etkilediğini söyledi. Bu nedenle ihracat yapılan ülkelerle bilimsel temelli denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Yazgan, ürün bazlı gıda kodeksleri üzerinden daha etkin diplomatik temas kurulmasının zorunlu hale geldiğini kaydetti.</p>
<h2>Yeni rota: Uzak Doğu, Hindistan ve Körfez pazarları</h2>
<p>Önümüzdeki dönemde Avrupa’daki mevcut konumu korurken yeni pazarlarda kalıcı büyüme hedeflediklerini belirten Yazgan, Rusya’da yeniden ivme kazanmayı; Hindistan, Malezya, Singapur ve Çin gibi pazarlarda ise yeni ihracat kanalları oluşturmayı amaçladıklarını söyledi. Bu stratejinin yalnızca pazar çeşitlendirmesinden ibaret olmadığını belirten Yazgan, lojistik maliyetleri azaltacak yatırımlar, güçlü soğuk zincir altyapısı ve ürün kayıplarını azaltan modern sistemlerin de öncelikler arasında yer aldığını ifade etti. Bursa Siyah İnciri’nin uluslararası pazarda stratejik değer taşıdığını vurgulayan Yazgan, ürünün hem ticari hem de tarımsal itibar açısından özel bir konumda bulunduğunu dile getirdi.</p>
<h2>“Tarımda öngörülebilirlik artık zorunlu”</h2>
<p>Tarım sektöründe kalıcı başarının öngörülebilir politikalarla mümkün olacağını vurgulayan Yazgan, ani ihracat yasakları ve öngörülemeyen düzenlemelerin yıllar içinde kurulan ticari ilişkileri zedelediğini söyledi. Karar alma süreçlerinde sektörle daha güçlü istişare mekanizmaları kurulmasının önemine dikkat çeken Yazgan, kısa, orta ve uzun vadeli üretim planlamasının ertelenemez hale geldiğini ifade etti. Yeni dönemde iklim dostu üretim, karbon ayak izini azaltan lojistik modelleri, organik üretim ve sertifikalı tarım uygulamalarıyla Türk yaş meyve-sebze sektörünün dünya pazarlarında daha güçlü bir konuma geleceğini belirten Yazgan, Bursa merkezli ürünlerin küresel marka değerini artırmayı sürdüreceklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yas-meyve-sebzede-hedef-yeni-pazarlarda-kalici-buyume-76448</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/senih-yazgan-1775545565.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Prof. Dr. Senih Yazgan, iklim krizi, maliyet artışları ve pazarlardaki teknik engellere rağmen sektörün ihracat gücünü koruduğunu belirterek, karantina protokollerinin tamamlanmasıyla Türkiye’nin çok daha hızlı büyüyebileceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/otomotiv-ihracati-martta-eksi-yazdi-76447</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotiv ihracatı martta eksi yazdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) verilerine göre, Türkiye ihracatının lideri otomotiv endüstrisinin mart ayı ihracatı yüzde 6,3 düşüşe rağmen Türkiye ihracatında birinci sıradaki yerini korudu. Geçen ay 3 milyar 293 milyon dolarlık ihracata imza atan sektörün ülke ihracatından aldığı pay da yüzde 16,9 oldu. Mart ayında binek otomobiller ihracatı yüzde 20 azalırken, otobüs minibüs midibüs ihracatı yüzde 10 arttı. İspanya’ya yüzde 23, Slovenya’ya yüzde 16, Polonya’ya yüzde 20 ihracat düşüşü dikkat çekti. Yılın ilk üç ayında otomotiv endüstrisi ihracatı yüzde 4,3 artmış ve 9 milyar 896 milyon dolar olarak gerçekleşti. OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik, “Otomotiv endüstrisi olarak martta yaşadığımız kısmi daralmaya rağmen ülke ihracatındaki liderliğimizi ve stratejik önemimizi korumaya devam ediyoruz. Binek otomobillerdeki düşüşe karşılık Otobüs ve Minibüs grubundaki yüzde 10’luk artış, ürün çeşitliliğimizin küresel pazardaki rekabet gücünü ve esnekliğini bir kez daha kanıtladı. Bu yıl sonundaki sürdürülebilir ihracat hedeflerimize kararlılıkla ilerliyoruz” dedi. </p>
<h2><strong>Tedarik endüstrisi 1,3 milyar dolar oldu</strong></h2>
<p>Martta en büyük ürün grubu olan tedarik endüstrisi ihracatı geçen senenin aynı dönemine göre hemen hemen aynı kalarak 1 milyar 318 milyon dolar oldu. Martta binek otomobillerde en fazla ihracat yapılan ülke olan Fransa’ya ihracat yüzde 18 azaldı. İspanya’ya yüzde 30, Slovenya’ya yüzde 19, Birleşik Krallık’a yüzde 21, Polonya’ya yüzde 49, Belçika’ya yüzde 32 ihracat düşüşü yaşandı. Martta en fazla ihracat yapılan ülke olan Almanya yüzde 6 düşüşle 525 milyon dolarlık ihracat yapıldı. İkinci büyük pazar Fransa’ya yüzde 1 düşüşle 456 milyon dolarlık ihracat yapılırken, İtalya’ya yönelik ihracat ise yüzde 8 arttı. Martta yüzde 74’lük pay ile en büyük pazar olarak Avrupa Birliği ülkelerine yüzde 6 azalışla 2 milyar 440 milyon dolar ihracat yapıldı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/otomotiv-ihracati-martta-eksi-yazdi-76447</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/7/1280x720/otomotivden-subat-ayinda-guclu-performans-1772695576.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OİB verilerine göre Türkiye otomotiv endüstrisinin mart ayı ihracatı yüzde 6,3 düşüşe rağmen Türkiye ihracatında birinci sıradaki yerini korudu. Geçen ay 3 milyar 293 milyon dolarlık ihracata imza atan sektörün ülke ihracatından aldığı pay da yüzde 16,9 oldu. Bu yılın ocak-mart döneminde otomotiv endüstrisi ihracatı yüzde 4,3 artarak 9 milyar 896 milyon dolar oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/secmen-rasyonalitesi-76437</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Seçmen rasyonalitesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sonradan bakarak olanları rasyonalize etmek insan tabiatı gereğidir ve hayli kolaydır. Ancak tarihte o anda görülmesi zor hadiseler vardır. Örneğin 1980 seçimlerinde son iki güne kadar Carter ve Reagan anketlerde başa baş görünüyordu. Son günlerde Carter 10 puan geriye düştü. Gallup 11 gün kala Carter’ı 3 puan önde gösteriyordu. Seçim sonrası kamuoyu ölçerlerin bu kadar yanılması tartışıldı ve anket yapan kuruluşlar çok itibar kaybettiler. ‘Kaçınılmazdı’ denebilir ama bir de şu var: Seçim günü Tahran rehine krizinin birinci yıldönümüydü ve rehineler hala kurtarılamamıştı. Bir hafta boyunca medya bu konuyu işledi. Öyle ki Carter’ın 13 ay önce 1979 Ekim ayında jogging yarken yığılmasının görüntüleriyle Nisan 1980’de İran’da rehine kurtarma görevinde çöle çakılan helikopter görüntüleri yan yana kondu. Seçmen günler süren bu kampanyanın sonunda “biz bu kadar zayıf bir ülke miyiz” ve “bizim başkanımız bu kadar sağlıksız mı olmalı” sorularını birbirine bağladı, “zayıf” Carter’la “zayıf bir ülke” olunduğuna karar verdi ve bir anda saf değiştirdi. Alternatif açıklama araştırma şirketlerinin tam olarak yanıldığı, Reagan’ın baştan beri önde gittiği olabilir. Reagan kampanyasının başarılı geçtiği açık olmakla beraber Carter’ın kullandığı temalar –klasik refah ve sağlık sistemi sorunları, Reagan’ın arz yanlı iktisadının zengin taraftarı politika olarak eleştirisi, savunma harcamalarını artırma vaadinin eleştirisi- bu kadar mı etkisizleşmişti bilinmez. O günlerde ABD’de yaşayanlar belki cevap verebilirler. Sonuçta Vietnam savaşı sarsıntısı artık geride kalıyordu ve had safhada milliyetçi bir halk olan Amerikalılar Reagan’ın yeniden güçlü Amerika söylemine inandılar. </p>
<p>Bu olaya nasıl bakmalı? Veya en azından 2016 yılında bir sürprize benzeyen Trump vakasını nasıl görmeli? Eğitimli seçmenlerin davranışları bile ‘düşük yoğunluklu rasyonalite’ veya ‘düşük enformasyonlu rasyonaliteye’ dayalı olabilir. Bu niteleme ekonomik motifle oy vermek veya ideolojik motifle oy vermek ayrımından farklıdır. Her ikisi de düşük yoğunluklu olabilir. Elbette ideoloji veya örgüt enformasyon toplarken de karar verirken de kısa devre işlevi görür. Zamandan ve çabadan tasarruf sağlar. Seçmen kendine göre bir akıl yürütme süreci yaşar ama bu sürecin basit ve kısa olmasını tercih eder. Aslında bu tuhaf bulunabilir çünkü aynı seçmen oy vermenin kamusal bir mesele olduğunu bilir. Kamusal derken seçmen hem “ben” der hem de “biz” der. Bu “biz” etnik grup, sınıf, dini aidiyet grubu vs. olabilir. Herhangi bir aidiyetin “gerçek” diğerlerinin “yanlış bilinç” olduğunu söylemek ancak köşeli bir inanç sistematiğiyle veya fazlasıyla içselleştirilmiş, deontolojikleşmiş bir teorik konumdan bakarak söylenebilir. Mesela 2012 seçimleri öncesi Amerikan Demokrat seçmenin bir kısmının ‘tarihsel işçi sınıfı (nostaljisi) ve ona dayalı sosyal demokrat solculukla’ oy verdiği doğruysa özellikle 2016 sonrası bambaşka nedenlerle oy verdiği, hatta oyunu değiştirdiği de doğrudur ve gayet gerçektir. Mesela göçmenleri Martha’s Vineyard’a gönderen Florida valisi Ron DeSantis’in eyalette Kübalı göçmenler dışında kalan beyaz olmayan nüfustan en çok oy alan Cumhuriyetçi olması böyle bir şeydir.</p>
<p>Seçimin bir şekilde kamusal niteliği ve gelecekteki birkaç yılı etkileyecek olduğunun bilinmesine rağmen düşük enformasyonlu rasyonalite seçmenin fazla uğraşmayacağı anlamına gelir. Buzdolabı alırken o dükkândan bu dükkâna gezen veya internette alışveriş yaparken saatlerini harcayan kişiler bir tartışma programını izlemeye tahammül edemeyebilirler. Çoğunluk program, öneri, politikalar, ekonominin incelikleri vb. meseleler hakkında bilgilendirilmek dahi istemez. Kimse on sayfalık bir bildirgeyi okumaz. Büyük çoğunluk parlamenter demokrasi falan dinlemez, doğrudan adayları karşılaştırır ve kişilerden politikalara giden bir kısa yol arar. Trump bu kişiselleşmenin uç örneklerindendir.</p>
<p>Ancak tehlikeli bir örnektir. Trump yaptıklarıyla da söyledikleriyle de hukuk sistemini altüst etmeyi denemiş ve uluslararası hukuktan önce ABD’de Anayasa Mahkemesine (SCOTUS) duyulan güvenin sarsılmasına katkıda bulunmuştur. ABD demokrasisinin sallanmasının bir nedeni de zaten Kongre ve yönetimin yanında daha zayıf bir üçüncü güç olarak tasarlanmış (Federalist 78) olan SCOTUS’un halk tarafından giderek ideolojik lenslerle görülmesidir. SCOTUS Kongre ve Yönetim arasında eşit bir üçüncü güç zaten değildi ama zaman zaman kendisine alan açılmış ve tarafsız olarak algılandığı ölçüde bir kontrol mekanizması oluşturmuştu. Son yıllarda ABD’de herkesin yüksek mahkemeden bekledikleri de mahkemenin kararlarına bakışı da farklılaştı ve bir güven sorunu oluştu. Amerika daha demokratik veya daha dengede iken de dışarıya karşı emperyal bir güçtü. Ancak içeride dengeyi kaybederken dışarıda da öngörülemez bir tehdide dönüştüğünü yaşayarak görüyoruz. Bu işi tekrar rayına oturtmak kongrenin işidir ama aynı zamanda iki büyük parti arasında bir denge gözettiğine herkesin inandığı bir yüksek mahkemeye de gereksinim var. Seçmen kitlesi birden değişmeyeceğine göre demokratların ve giderek çok kalabalık hale gelen bağımsızların seçimi (demokratlara) kazandıracak kısa devrelere ihtiyaçları olacak.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/secmen-rasyonalitesi-76437</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Seçmen rasyonalitesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gencler-bir-ulkenin-gelecegidir-76436</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gençler bir ülkenin geleceğidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hintli gençler Alman ekonomisinde</strong></p>
<p>“Freiburg Esnaf Odası”na ( The Freiburg Chamber of Skilled Crafts), Hindistan’daki bir insan kaynakları şirketinden mektup gelmiş.”Meslek eğitimi almak isteyen, hevesli birçok genç insanımız var. Acaba ilgilenir misiniz?” Söz konusu Oda, duvarcı ustasından marangoza, kasaba ve fırıncıya kadar usta işçileri ve işverenleri temsil eden bir kuruluşmuş. Mektup da tam zamanında gelmiş. Mektup geldiği zaman bu odanın bir çalışanı olan Handrick von Ungern-Sternberg şöyle konuşmuş: “O sırada eleman arayan ama bulamayan çaresiz işverenler vardı. Bu teklife bir şans verelim dedik”.</p>
<p>Handrick ilk olarak yerel kasaplar loncasına telefon etmiş. Almanya’da kasaplar, küçük aile işletmeleri biçiminde yapılanmış. Kasaplık sektörü Almanya genelinde düşüşte imiş. Şöyle ki: 2002 yılında 19.000 işletme varken bu sayı 2021 yılında 11.000’e düşmüş. Sorun: gençler bu işe girmek istemiyormuş. Bu durum 25 yıldır böyle imiş. Hindistan’dan 13 kişilik ilk kafile 2022 yılında gelmiş. Küçük şehirlerdeki kasaplara çırak olarak yerleştirilmiş. Eğtiimlerinin bir parçası olarak üniversiteye de gidiyorlarmış. Bugün bu sayı 200 olmuş. Bu arada Handrick de işinden ayrılmış, bir insan kaynakları şirketi kurmuş. Hindistan’daki şirket ile işbirliği yapmış. </p>
<p>Almanya’da gençler sadece kasaplığa değil, diğer sektörlerdeki ustalık işlerine de ilgi göstermiyormuş. Bir de bunun yanında Almanya’nın nüfus sorunu varmış. Doğum oranları düşmüş; emekli olanların yerine aynı sayıda genç işgücü piyasasına girmiyormuş. Yapılan bir araştırmaya göre ülkeye her yıl 288.000 yabancı işçinin girmesi gerekiyormuş. Aksi takdirde çalışan nüfus oranı 2040 yılında %10 azalacakmış. Bunu bilen Almanlar Hindistan’ın genç nüfusuna kapıyı açmış. İki ülke aralarında bir anlaşma (Migration and Mobility Partnership Agreement) yapılmış. Almanya, Hindistan’a tanıdığı yabancı usta işçi kotasını 2024’de yılda 90.000’e çıkarmış.                   </p>
<p><strong>Gençler neden bu işleri tercih etmiyor?</strong></p>
<p>Yukardaki bilgileri BBC’nin bir haberinden (https://www.bbc.com/news/articles/c3wlww83yv4o) aktardım. Türkiye’de de Almanya’daki gibi aynı sorunla karşılaşıyoruz. Türkiye, nüfus değişimi konusunda da Almanya’ya yakın konumdadır. Her iki ülkede de toplam doğurganlık hızı, (TDH)nüfusun kendini yenilemesi için gerekli olan 2,1 seviyesinin altındadır.  (Toplam doğurganlık hızı: Bir kadının doğurgan olduğu dönem boyunca ortalama kaç çocuk sahibi olacağını gösteren bir istatistiktir.) Türkiye’nin toplam doğurganlık hızı TDH,  2024 istatistiklerine göre 1.48’dir. Almanya’nın TDH’sı ise 1,40 tür. Bu yazımda gençlerin tercihi konusunu işleyeceğim,  nüfus konusuna girmeyeceğim,</p>
<p>Ekonomide çarkların dönmesi için belli işleri de yapacak kişilere ihtiyaç vardır. Bu işleri yapacak kişilerin yetişmesi gerekir. Eğer gençler bu işleri tercih etmiyorsa bu bir sorundur.  Bir soruna çare bulmak için önce nedenleri bulmak gerekir. Gençlerin bu tür işlere yönelmemesinin çeşitli nedenleri vardır. Bu nedenlerden en belirgin olanlarını şöyle sıralayabiliriz.</p>
<p><strong>1- Statü meselesi</strong></p>
<p>Eskiden halk arasında çok yaygın bir söylem vardı. Ne kadar aranan bir tip olduğunu vurgulamak için evlenme çağındaki kızlar, “Beni, ne mühendisler, ne doktorlar istedi de varmadım” derlerdi. Ama “Beni, ne tesisat ustaları, ne marangozlar istedi de varmadım” diyene rastlamadım. Büyük bir ihtimalle evlenmediği tesisat ustasının mali durumu, evlendiği mühendisten kat kat iyi durumdadır. Ama bu bir statü meselesidir. Ne yazık ki toplumda ustalık, eski loncalar devrindeki kadar yüksek bir statüye sahip değil artık.</p>
<p><strong>2- Eğitim sırasındaki yanlış yönlendirmeler </strong> </p>
<p>Eğitim dünyasında başarı, sadece üniversite olarak görülmektedir. Mesleki eğitim, adeta üniversiteyi beceremeyecek gençlerin gideceği, ikinci sınıf bir seçenek olarak görülmektedir. Bu yanlış anlayış bazı öğretmenlerde ve velilerde de yaygındır. Üniversite seçimlerinde bile bazen çok yanlış yönlendirmeler yapılmaktadır. Örneğin, lisede bazı öğretmenlerden şunu çok duymuşumdur: “İyi öğrenci idi, ama yazık Teknik Üniversite sınavını kazanamadı, tıbba girdi.”</p>
<p> <strong>3-</strong> <strong>Çalışma koşulları</strong></p>
<p>Zanaatçıların çalışma ortamları, klimalı, kapalı ofisler yerine şantiyeler ve atölyelerdir. Daha kötüdür diyemeyeceğim. Kapalı ofis ortamına hapsedilmek yerine açık havada çalışmak da bir ayrıcalıktır. Ama bu bir tercih meselesidir.</p>
<p><strong>4- Meslekleri tanımama</strong></p>
<p>Gençler meslekleri tanımıyor. Ya da yanlış tanıyorlar. Zanaatçıların işinin isin pasın içinde, çok yorucu, aynı zamanda getirisi çok az işler olarak görebiliyorlar. Teknolojinin zanaat işine de girdiğinin farkında değiller. Seçtikleri zanaat dalında gelişirlerse kendilerini ne tip bir istikbal beklediğini, ne kazanacaklarını bilmiyorlar.</p>
<p><strong>5- Kişilik uyumsuzluğu</strong></p>
<p>Gençlerin çoğu ortak çalışmaya dayalı, esnek zamanlı ve teknolojiye dayalı işlerde çalışmak istiyor. Halbuki zanaat işi genelde yalnız çalışmaya dayalı, katı çalışma kuralları olan ve teknolojiyi yavaş benimseyen bir iş olabiliyor. Bu nedenle zanaat işi kişiliklerine uymayabiliyor.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Dünya ne kadar değişse de işler ne kadar otomasyona dönüşse de zanaatçılara hep ihtiyaç olacaktır. Ama gençlerin bu mesleklere yönelmemesi büyük bir sorundur; arzda eksiklik yaratır. Ayrıca herkesi üniversitelere yöneltmek ve yetersiz eğitimle yeteneksiz ama diploması olan üniversiteli bir işsiz ordusu yaratmak ülke için büyük ekonomik kayıptır. Gençleri bu zanaat işlerine girmeye de teşvik edecek girişimlere ağırlık vermek gerekir. Bu konuda okullarda danışmanlık hizmetleri genişletilmeli, öğretmenler de eğitilmelidir. Endüstri de bu girişimlere destek vermelidir. Ancak gençlerin meslek edinmeleri için eğitilmeleri devletin sıkı denetiminde olmalı, çıraklık eğitimleri ucuz işçilik sömürüsüne dönüştürülmemelidir.</p>
<p>Türkiye nüfus açısından kendini yenilemiyor, hızla yaşlanıyor. Bu nedenle genç insan kaynağını değerlendirmede çok daha akıllıca davranmamız gerekmektedir.</p>
<p>Gençler, bir ülkenin geleceğidir.     </p>
<p>      </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gencler-bir-ulkenin-gelecegidir-76436</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gençler bir ülkenin geleceğidir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-savaslarinin-golgesinde-madencilik-cevre-ve-turkiyenin-stratejik-yol-ayrimi-76435</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji savaşlarının gölgesinde madencilik, çevre ve Türkiye’nin stratejik yol ayrımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Önümüzdeki 30-40 yıllık geçiş döneminde dünya, yenilenebilir enerjiye yönelse bile; petrol, doğalgaz ve kömür kullanımını tamamen terk edemeyecektir. Bu nedenle enerji çağında en güçlü aktör; en fazla rezerve sahip olan değil, rezervi, üretimi, taşımayı ve fiyatlamayı birlikte yönetebilen aktördür.</strong></p>
<p>Yakın coğrafyamızda yaşanan gelişmeler, enerji meselesinin artık yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda jeopolitik, güvenlik ve ulusal egemenlik boyutları olan çok katmanlı bir konu olduğunu bir kez daha göstermektedir. ABD–İsrail–İran hattında yükselen gerilim, Hürmüz Boğazı çevresinde artan riskler, Venezuela üzerindeki baskılar ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi örnekler; görünürde demokrasi, güvenlik, insan hakları ya da nükleer tehdit başlıkları üzerinden tartışılsa da, arka planda çok daha temel bir mücadelenin yaşandığını göstermektedir.</p>
<p>Bu mücadele; petrol, doğalgaz, kömür ve kritik madenler gibi ömrü sınırlı fosil kaynakların, yeni enerji teknolojileri tam anlamıyla devreye girinceye kadar kim tarafından, hangi fiyatla, hangi güvenlik düzeni içinde üretileceği ve kontrol edileceği sorusunun mücadelesidir.</p>
<p>Bugün Venezuela’ya yönelik baskılar ile İran çevresinde oluşan askeri ve diplomatik gerilimler birbirinden bağımsız değildir. Her iki bölge de dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip alanları arasında yer almakta; dolayısıyla enerji arz güvenliği açısından küresel güçlerin doğrudan ilgi alanına girmektedir.</p>
<p>Önümüzdeki 30-40 yıllık geçiş döneminde dünya, yenilenebilir enerjiye yönelse bile; petrol, doğalgaz ve kömür kullanımını tamamen terk edemeyecektir. Bu nedenle enerji çağında en güçlü aktör; en fazla rezerve sahip olan değil, rezervi, üretimi, taşımayı ve fiyatlamayı birlikte yönetebilen aktördür.</p>
<p><strong>Kömür yeniden önem kazanıyor</strong></p>
<p>Özellikle yeni nesil enerji teknolojilerinin yaygınlaşması için gerekli olan lityum, kobalt, nikel, bakır, nadir toprak elementleri ve grafit gibi stratejik hammaddeler düşünüldüğünde, madencilik önümüzdeki dönemde daha da kritik hale gelecektir.</p>
<p>Dolayısıyla enerji dönüşümü olarak ifade edilen süreç, gerçekte yalnızca petrol ve doğalgazdan uzaklaşma değil; aynı zamanda yeni maden bağımlılıklarının ortaya çıkması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Bu tablo içerisinde kömür de yeniden önem kazanmaktadır. Her ne kadar küresel ölçekte kömür karşıtı politikalar güçlenmiş olsa da, enerji arzında yaşanan kırılganlıklar ve elektrik kesintileri, kömürün hâlâ vazgeçilemeyen bir baz yük kaynağı olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Türkiye açısından bu tablo çok daha kritik bir anlam taşımaktadır. Enerjide dışa bağımlı bir ülke olarak Türkiye’nin petrol, doğalgaz ve kritik mineral tedarikinde yaşanacak her kırılganlıktan doğrudan etkilenmesi kaçınılmazdır.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye için yerli kaynakların etkin, planlı ve sürdürülebilir kullanımı artık bir tercih değil; stratejik bir zorunluluktur. Yerli kömür, yerli doğalgaz, jeotermal, hidroelektrik, güneş, rüzgâr ve nükleer enerji yatırımları birlikte düşünülmeli; aynı zamanda bunların ihtiyaç duyduğu madenler de güvenli biçimde üretilmelidir.</p>
<p>Burada temel mesele, madencilik ile çevreyi birbirine karşıt iki alan gibi göstermek değildir. Çünkü bu yaklaşım, ülkenin gerçek ihtiyaçlarını göz ardı eden, duygusal ve popülist bir zemine savrulmaktadır.</p>
<p>Sorun, madenciliğin yapılıp yapılmaması değil; nasıl yapılacağıdır.</p>
<p>Nitekim geçmişte yaşanan olumsuz örnekler, denetimsiz uygulamalar ve çevreye zarar veren bazı faaliyetler nedeniyle toplumda oluşan “vahşi madencilik” algısı, bugün hâlâ bazı tartışmaların merkezinde yer almaktadır.</p>
<p>Ancak günümüzde uluslararası standartlar, çevresel etki değerlendirme süreçleri, rehabilitasyon yükümlülükleri, su ve toprak izleme sistemleri, toz ve titreşim kontrolü, atık yönetimi ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik uygulamalar, madenciliği geçmişten çok daha farklı bir noktaya taşımıştır.</p>
<p><strong>Çok paydaşlı sorumluluk ve ortak </strong><strong>çözüm kültürü kritik önemde</strong></p>
<p>Bugün bir maden sahasının başarısı yalnızca ürettiği tonajla değil; çevresel etkilerini ne ölçüde yönettiği, faaliyetten sonra alanı doğaya nasıl geri kazandırdığı, yerel halk ile nasıl iletişim kurduğu ve sosyal kabulü nasıl sağladığı ile ölçülmektedir.</p>
<p>Türkiye’de son yıllarda zeytinlikler, orman alanları, su kaynakları ve madencilik faaliyetleri üzerinden yürütülen tartışmalar da bu çerçevede değerlendirilmelidir.</p>
<p>Çünkü yer altı zenginlikleri ile yer üstü değerlerini birbirine düşman göstermek, Türkiye’nin kalkınma ihtiyacına da çevresel hedeflerine de zarar verir. Oysa doğru planlama ile hem üretmek hem korumak mümkündür.</p>
<p>Bu noktada çok paydaşlı sorumluluk ve ortak çözüm kültürü kritik önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Doğa ile üretim, çevre ile </strong><strong>madencilik rakip değildir</strong></p>
<p>Kamu, karar alma süreçlerini bilim temelli, şeffaf ve öngörülebilir biçimde yürütmelidir. Özel sektör, yalnızca ekonomik kazanca odaklanmamalı; çevresel ve sosyal etkileri de yönetmelidir. Akademi, teknik verileri toplumun anlayabileceği bir dile dönüştürmeli; kamuoyunu bilimsel verilerle yönlendirmelidir.</p>
<p>Sivil toplum kuruluşları, ideolojik pozisyonlar yerine çözüm odaklı katkılar sunmalıdır. Yerel halk ise süreçlerin dışında bırakılmamalı; kararların gerçek paydaşı haline getirilmelidir.</p>
<p>Sonuç olarak; Venezuela’dan İran’a, Hürmüz’den Karadeniz’e, nadir toprak elementlerinden kömüre kadar uzanan yeni enerji jeopolitiği, bize çok net bir gerçeği göstermektedir: Doğa ile üretim, çevre ile madencilik, enerji ile kalkınma birbirine rakip değil; doğru yönetildiğinde birbirini tamamlayan alanlardır.</p>
<p>Türkiye’nin başarısı da bu dengeyi ne kadar akılcı, bilimsel ve sürdürülebilir biçimde kurabildiği ile ölçülecektir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-savaslarinin-golgesinde-madencilik-cevre-ve-turkiyenin-stratejik-yol-ayrimi-76435</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji savaşlarının gölgesinde madencilik, çevre ve Türkiye’nin stratejik yol ayrımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enflasyon-yuzde-77ye-dunya-resesyona-76433</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon yüzde 7,7’ye, dünya resesyona!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d4970dca966-1775539981.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>İran’da savaşın uzaması ihtimali küresel ekonomi için yeni bir şok dalgası anlamına geliyor. Oxford Economics’in hazırladığı senaryoya göre, Ortadoğu’da enerji üretimi ve sevkiyatın uzun süre aksaması halinde petrol fiyatları sert yükselirken, dünya ekonomisi aynı anda hem yüksek enflasyon hem de daralmayla karşı karşıya kalabilir.</p>
<p>Rapora göre en kritik kırılma noktası Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek uzun süreli kapanma. Bu durumda küresel petrol arzı günlük yaklaşık 20 milyon varil azalırken, piyasada ciddi bir arz açığı oluşuyor. Bu şokla birlikte Brent petrol fiyatlarının 190 dolara kadar yükselmesi bekleniyor. Dizel ve jet yakıtı gibi rafine ürünlerde ise artışın daha da sert olacağı öngörülüyor.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki bu sıçrama, sadece akaryakıt maliyetlerini değil, üretimden taşımacılığa kadar tüm ekonomik faaliyetleri zincirleme etkiliyor. Küresel petrol tüketiminin büyük bölümünün ulaştırma kaynaklı olması, özellikle dizelin lojistik ve tarım için kritik rolü nedeniyle ekonomik darbenin çok daha geniş bir alana yayılmasına yol açıyor. Raporda yılın ikinci yarısında fiziki yakıt kısıtlamalarının bile gündeme gelebileceği belirtiliyor.</p>
<p>Bu tablo, küresel enflasyonda yeniden sert bir yükseliş riskini beraberinde getiriyor. Statista verilerine göre, 2024’te yüzde 5,8 olan ve 2025’te yüzde 4,2’ye gerilemesi beklenen küresel enflasyonun, bu senaryoda yeniden yüzde 7,7 ile 2022 seviyesine yaklaşabileceği hesaplanıyor. Ancak bu kez 2022’deki gibi büyümenin sürdüğü bir dönemden farklı olarak, fiyat artışlarına ekonomik daralma eşlik ediyor.</p>
<h2>Büyümede senkronize daralma </h2>
<p>Oxford Economics’e göre bu kötümser senaryoda, küresel büyüme 2026’da belirgin şekilde yavaşlayarak yüzde 1,4’e geriliyor. ABD ve Avrupa başta olmak üzere birçok gelişmiş ekonomi resesyona girerken, Çin’de büyüme yüzde 3,4’e kadar düşüyor. Bu tablo, pandemi ve küresel finans krizinin ardından son 40 yılın en senkronize daralmalarından biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<h2>Stagfasyon döngüsüne dönüşebilir </h2>
<p>Raporda en dikkat çekici risklerden biri de enflasyon beklentilerinin kalıcı olarak bozulma ihtimali. Henüz bu senaryo gerçekleşmiş değil. Ancak rapor, böyle bir tabloya yol açabilecek dinamiklerin halihazırda devrede olduğuna dikkat çekiyor. Küresel ekonomi için risk, sadece enerji fiyatlarının yükselmesi değil; bu artışın büyümeyi de aşağı çektiği bir “stagflasyon” döngüsüne dönüşmesi.</p>
<h2>Merkez Bankaları ayrışmaya başlayabilir </h2>
<p>Merkez bankaları açısından ise tablo oldukça karmaşık. Avrupa Merkez Bankası ve İngiltere Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadele için faiz artırımlarına yönelmesi beklenirken, ABD Merkez Bankası’nın artan işsizlik nedeniyle faiz indirimine gitmesi öngörülüyor. Bu ayrışma, küresel piyasalarda yeni dalgalanmaların önünü açabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Cehennem” uyarısı gölgesinde barış planı görüşülüyor</span></h2>
<p>ABD ile İran arasında beş haftadır süren çatışmayı sona erdirmek için diplomasi trafiği hızlanırken, Washington yönetimi anlaşma için Salı gününü kritik eşik olarak belirledi. ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını içeren bir uzlaşı sağlanmaması halinde İran’a yönelik saldırıların genişletileceği uyarısında bulundu. Kaynaklara göre Pakistan arabuluculuğunda şekillenen plan, önce ateşkes, ardından 15- 20 gün içinde kapsamlı anlaşmayı öngörüyor. Ancak Tahran, boğazın derhal açılmasını reddederken, ABD’nin kalıcı ateşkese hazır olmadığını savunuyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enflasyon-yuzde-77ye-dunya-resesyona-76433</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/3/1280x720/enflasyon-dunya-kuresel-ekonomi-1775540228.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş uzarsa küresel ekonomiyi bekleyen kötümser senaryolar artıyor. Oxford Economics’e göre İran’da savaşın uzaması petrol fiyatlarını 190 dolara taşırken, dünya ekonomisini aynı anda hem yüksek enflasyon hem de resesyona sürükleyebilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/elitas-savasin-uzamasi-ve-enerji-maliyetleri-enflasyon-hedeflerini-etkileyebilir-76430</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elitaş: Savaşın uzaması ve enerji maliyetleri enflasyon hedeflerini etkileyebilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, savaşın uzaması ve enerji fiyatlarındaki artışın sürmesi halinde, dünya genelinde birçok ülkenin enflasyon hedeflerini yeniden değerlendirmesinin kaçınılmaz hale gelebileceğini belirtti. Muhalefetin asgari ücret artış taleplerine ilişkin Elitaş, “Yılın dördüncü ayı yeni başlamışken yeni yeni gündemleri ortaya çıkarmakla piyasayı olumsuz yönde etkileyen, tetikleyen durumlara sebebiyet vermiş oluruz” dedi. Elitaş, EKONOMİ Gazetesi Ankara Temsilcisi Maruf Buzcugil, Haber Müdürü Hüseyin Gökçe ile Parlamento Muhabiri Canan Sakarya’nın sorularını yanıtladı.</p>
<p><strong>■ Savaş nedeniyle olağanüstü gelişmeler yaşıyoruz. Ekonomiye etkileri günden güne daha fazla hissedilmeye başlandı. Bu konudaki değerlendirmeleriniz nelerdir?</strong></p>
<p>Türkiye bölgede en huzurlu, en istikrarlı Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren istikrarını korumaya çalışan demokrasisini temayüz ettirmiş bir ülke. Bölgesinde en huzurlu ülke olarak Türkiye’yi görüyoruz. Normal şartlar altında 2026 yılında hem Türkiye’deki hem de dünyadaki ekonomistler petrol fiyatlarının varil başına 60 ile 65 dolar olacağını düşünüyorlardı. Bizim Maliyemiz de Merkez Bankamız da 65 dolar petrol fiyatları üzerinden hesaplama yaparak ona göre perspektiflerini ve enflasyonla mücadelenin enstrümanlarını çalıştırıyorlardı. Ama 60 küsur dolarlık petrolde önemli artışlar oldu. Hazine Maliye Bakanlığımız bu çerçevede ÖTV ile ilgili eşel mobil sistemini uygulayarak önemli bir iş yaptı. Bu da iç maliyetleri düşürebilmek için atılmış bir adım, hem tarım hem lojistik açısından da çok önemli. Lojistik çerçevesinde dünyada yüzde 50’nin üzerinde bir artış varken biz de iç piyasada bunu yüzde 30’larda tutup maliyetlere yansımasını engelleyebilmek için gayret gösteriliyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4938915a2b-1775539081.jpg" alt="" width="700" height="353" />
<figcaption><strong>Mustafa Elitaş, EKONOMİ Gazetesi Ankara Temsilcisi Maruf Buzcugil, Haber Müdürü Hüseyin Gökçe ile Parlamento Muhabiri Canan Sakarya’nın sorularını yanıtladı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Savaşın uzaması ve enerji fiyatlarındaki artışın sürmesi halinde, dünya genelinde birçok ülkenin enflasyon hedeflerini yeniden değerlendirmesi kaçınılmaz hale gelebilir diye düşünüyorum. İran’ın “Artık bu savaş sadece İran sınırları içerisinde de komşu ülkelerle de kalmayabilir. Dünyadaki ki başka yerlere de gidebilir” şeklinde iyi okunması gereken bir mesajı var. Bunu dış politika uzmanları daha iyi değerlendirebilir. Ama biz ekonomiyi etkisinin ne olacağına baktığımızda bölgemizde devam eden sıcak çatışmalar ve enerji fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar, küresel ekonominin temel girdileri üzerinde belirleyici etkiler oluşturmaktadır. Bu tür gelişmeler doğal olarak üretim maliyetleri, tedarik zincirleri ve beklenti kanalları üzerinden makroekonomik göstergeleri etkilemektedir. Bu çerçevede ortaya çıkan küresel maliyet enflasyonu dalgasının, birçok ülkenin makroekonomik göstergeleri üzerinde etkiler oluşturabilir. Nitekim bu tür dönemlerde ülkeler, enflasyon hedeflerini ve politika setlerini gelişmelere göre gözden geçirebilmektedir. Bu bağlamda; Rusya Devlet Başkanı’nın nükleer savaş uyarısı enteresan bir noktaya doğru götürebilir. Onun için sonumuz dünya barışı ve huzuru açısından ‘hayır olsun’ diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>■ Bir de içerdeki gelişmeler var, belediyelere yapılan operasyonlar sürüyor bu gelişmeler üst üste gelince gerilimi daha fazla artırmıyor mu?</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ondan öncesindeki başlayan şikayetlerle ilgili kısımda yargıya, savcılığa veya çeşitli kurum ve kuruluşlara X partili birinin X belediye başkanı ile ilgili yaptığı yolsuzluklar konusundaki iddiaların ortaya çıkarılmasıyla yargının soruşturma başlatmasıyla ortaya çıkan bir sonuç. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki yapılan işler belli, kimlerin itiraz ettikleri, kimlerin bu konuda iddialar ortaya koydukları, kimlerin itirafçı oldukları belli. İstanbul’daki diğer ilçelerle ilgili kısım belli. Uşak’taki son hadiseyle ilgili olarak “Herkes biliyordu, sağır sultan duydu bu işi’ diyorlar. Hatta yerel televizyonlarda da konuşulmuş, ilçe başkanları gelmiş. Genel merkeze “Bakın böyle böyle bir şey oluyor. Yani 52 bin oy aldığımız 120 bin civarında seçmenin bulunduğu 200-250 bin merkez nüfusun bulunduğu bir yerde şaibeler, dedikodular ayyuka çıkmış gereğini yapın” denilmiş. Kendi aralarında konuşuluyormuş.</p>
<p><strong>■ Kamuoyunda AK Parti’nin kaybettiği belediyelere karşı böyle bir operasyon yapılıyor algısı var.</strong></p>
<p>Böyle bir algı doğru bir algı değil. Esas mesele şu. Bunu güncelleştiren gündeme taşıyan aynı partiden insanlar. Aynı partiden insanların demek ki; bir paylaşım mücadelesi var ki paylaşımda huzursuzlukları var ki ‘bana 10 lira vermen gerekirken niye 9 lira verdin kardeşim? Niye 5 lira verdin kardeşim’ diye bir intikam duygusuyla veya kaybetmişlik, kandırılmışlık güdüsüyle yaptıkları şikâyetin sonucu olabilir bu işler. Zaten anketlerde de görüyoruz, operasyonlarla ilgili vatandaşın gündeminde o kadar fazla bir şey yok. Şu anda vatandaşın en çok ilgilendiği çevremizde olan olaylar. Amerika ve İsrail’in yaptığı bu fütursuzluk, soykırım, bir toplumu topyekün yok etmek için 10 bin km öteden buraya gelip burayı dizayn etmeye çalışması, yeraltı kaynaklarını kendi menfaatine çevirmek için bütün milletlerarası hukuku, insanlık değerlerini yok eden İsrail gibi bir terör devletinin Orta Doğu coğrafyasında haritaları yeniden dizayn etmeye çalışması. Bizim esas gündemimizin de zaten bu olması gerekir.</p>
<p><strong>■ Dünyanın en yüksek faizi en yüksek gıda enflasyonu bizdeydi, şimdi bir de maliyet enflasyonu şoku yaşayacağız, olağanüstü tedbirler gerekir mi, daha sıkı maliye politikası vs.?</strong></p>
<p>Küresel ölçekte ortaya çıkan maliyet artışlarının ülkeler üzerindeki etkileri, her ekonominin üretim yapısına ve dış ticaret dengelerine göre farklılaşmaktadır. Türkiye ekonomisini bölgedeki diğer ülkelerle aynı çerçevede değerlendirmek doğru değildir. Enerji ve lojistik maliyetlerinde yaşanan artışların gıda fiyatları başta olmak üzere bazı alanlarda etkiler oluşturması doğal olmakla birlikte, ekonomi yönetimimizin temel önceliği olarak bu maliyet baskılarının vatandaşlarımıza yansımasını sınırlayacak tedbirleri ivedilikle almaya ve kararlılıkla uygulamaya gayret ediyoruz. Bu süreçte kaynakların etkin kullanımı ve ekonomik dengelerin korunması her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Nitekim Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde dünya genelinde ciddi bir tahıl krizi yaşanırken Türkiye güçlü diplomasisi ve dengeli ekonomi yönetimi sayesinde bu süreçten olumsuz etkilenmediği gibi, tahıl koridorunun hayata geçirilmesine öncülük ederek küresel gıda arz güvenliğine de önemli katkı sağlamıştır.</p>
<h2>“Sayın Özgür Özel şu anda vesayet altındadır”</h2>
<p><strong>■ CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in gündeme getirdiği ara seçim açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Sayın Özgür Özel bunu neden yapıyor, niye gündeme getiriyor çünkü bugünlerde anketlerde düşmeye başladı. Sayın Özgür Özel 2024 Mart’ından sonra hiç söylememişti bunu. ‘Erken seçim istemek yanlış olur. Vatandaş iradesine hakaret olur’ demişti. Baş başa yaptığımız görüşmede de Sayın Cumhurbaşkanı’na söylemişti. Demişti ki; ”Millet 14 Mayıs’ta ve 28 Mayıs’ta Türkiye’yi idare etme yetkisini Cumhur İttifakı’na ve Recep Tayyip Erdoğan’a vermiştir. Biz 2028 yılına kadar bunun böyle devam etmesini istiyoruz. 31 Mart seçimlerinde de millet yerel yönetimleri bize vermiştir, biz bize gelen oyları kalıcı hale getirmek, siz de emanet oyu veya sandığa gitmeyen oyları kendinize çevirmek için gayret edeceksiniz” demişti. Biz sandığa gitmeyen veya başka yere oy veren vatandaşlarımızı, seçmenlerimizi çekmek için gayret ediyoruz ve başarılı olduğumuzu görüyorum. Sayın Özgür Özel’in CHP'deki bu düşüşten kaynaklı olarak, ‘hadi gel kendine güveniyorsan çık meydana’ gibi söylemler geliştirmeye çalışıyor. İkincisi, şu anda Sayın Özgür Özel, vesayet altında birisi. Silivri ile şu anda haftalık olağan görüşmeler yapmak mecburiyetinde. Eskiden biliyorsunuz Başbakanla Cumhurbaşkanının haftalık olağan görüşmesi olur. Ondan bir iki saat önce de Genelkurmay Başkanı Başbakanla görüşürdü. Yani devlet günüydü. Her çarşamba günü de Sayın Özgür Özel’in vesayete saygılarını sunma günü olarak devam ediyor.</p>
<p>Bilmediği konu milletvekillerinin, milletvekilliğinden istifası tek başına hüküm ifade etmez. Anayasa koyucu bu meseleleri görüp, herhangi bir şekilde istismar edilmesini, siyasetteki istikrarın ortadan kaldırılmasını engelleyebilmek için istifayı tek başına bir irade değil parlamentonun oyuna sunuyor. İstismarı ve kötü niyeti önleyebilmek için istikrarı ortadan kaldıracak bir davranış sergilemesini durdurabilmek için Anayasa koyucu bu tür manipülasyonlara, bu tür vesayet altındaki kişilerin söylemlerini engelleyebilmek için böyle bir hüküm koymuş. Genel seçimlerin normal tarihi 7 Mayıs 2028. Seçimlerin yenilenmesi ile ilgili kısım Parlamento kararını bağlı, 360 milletvekilinin seçimlerin yenilenmesi ile ilgili karar vermesi gerekiyor. 14 Mayıs 1950’den sonra seçimler genellikle haziran ile aralık ayları arasında yapılmış. Benim kanaatim şu; hem yerel seçimin hem genel seçimin -tarih söylemiyorum- en doğru zamanı haziran ile aralık ayının içerisinde yapılacak seçimdir. Genel seçim için en uygun tarih Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık ayının ilk haftaları da olabilir. Bu 2027’de olabilir ama 2028’in bu aylarına götürme şansımız yok. 7 Mayıs 2028’de seçim olmak zorunda. Ama bunu öne alıp yenileyebilirsiniz. Ben de; seçim için en uygun atmosfer, takvim haziran ve kasım arasında diyorum.</p>
<h2>"Yılın dördüncü ayında asgari ücret tartışması çıkarırsa piyasa olumsuz etkilenir"</h2>
<p><strong>■ Asgari ücrete ara zam muhalefet partileri tarafından yeniden gündeme getirilmeye başlandı. Bu konudaki değerlendirmeleriniz nelerdir?</strong></p>
<p>Bu işleri Hazine Maliye Bakanlığı ile Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı değerlendirir, şu anda bilemiyorum. Yılın dördüncü ayı yeni başlamışken yeni yeni gündemleri ortaya çıkarmakla piyasayı olumsuz yönde etkileyen, tetikleyen durumlara sebebiyet vermiş oluruz. Aylar sonra olacak bir şeyi bugünden tartışmaya açmak belki 3 milyon kişinin hoşuna gidebilir ama 83 milyon kişinin cebinden bir şeylerin gitmesine sebebiyet verebilir. Bir şeyin konuşulması bir şeyin ortaya atılması şu anda bunun gündeme tekrar taşınması 86 milyonun cebine haksızlık demektir. Siyasetçiler belki bunu yapabilirler, popülizm olarak değerlendirebilirler ama titrinde ekonomist olan siyasetçiler bunu yapamazlar. Özgür Bey yapabilir, onun hakkıdır, bilmeyebilir. Ama danışmanlarının müsaade etmemesi gerekir, çünkü profesör yazan ekonomist danışmanları var. Onların müsaade etmemesi gerekir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Asgari ücreti bitcoin ile karşılaştırsın"</span></h2>
<p>Kıt kaynaklarla olan bir şeyin fiyatla değerlendirmesi doğru değildir. 2002 yılında çeyrek altın 30 lira iken şu anda 11 bin 700 lira, 2002 yılında ons altın 200 dolar iken şu anda 4.600 dolar. Yani bu fiyatlarla kontrol edilemeyen, arzı belli olmayan bir emtia ile paraya tahvil kabiliyeti çok yüksek olan bir şeyle yapabildiğinizde mümkün değil. Ben Özgür Bey’e şunu söylüyorum, bitcoin herhâlde 2005-2006 yılında çıktı. Özgür Bey asgari ücreti bitcoin’e göre hesaplasın. Ne kadar olmuş? Bitcoin o zaman çıktığında 1 sentti, şimdi 65 bin dolar. Sayın Özgür Özel ekonomist arkadaşlarına asgari ücret, en düşük emekli maaşı, bitcoin çıktığında bu kadardı. Farz edelim ki; 1 dolarlık Bitcoin’le adam 185 tane Bitcoin alabilirken şu anda Bitcoin 65 bin dolar olmuş. Yani Ethereum, ripple gibi şeylerle değerlendirmek doğru değil, hisse senetleriyle de değerlendiremezsiniz bu işleri. Yıllar itibariyle enflasyon oranları nedir onlara bakarsınız. Asgari ücret 2002 yılında 184 liraymış.</p>
<p>Alım gücüyle baktığımızda şu anda refah seviyemizdeki konfor ihtiyacımızdaki ürünler arttığı için o gün ile kıyaslamak yanlış olur. Biz bütçe konuşmalarını yaparken 12 kilogramlık tüp kaç tane alabiliyorduk, kaç kilovat elektrik kullanabiliyorduk, çiftçi ne kadar mazot alabiliyordu? Onların hesabını yapıyorduk ama şu anda onların hesabını yapmak 2026 yılında doğru değil. 2002 yılında bir en düşük maaşlı memur veya asgari ücretli kişi 7- 8 tane tüp gazı alabilirken, biz bunu 11-12 kg’a çıkarmıştık. Ama şu anda getirip de asgari ücretle 2002 yılında 11 tane alırken şu anda 80 tane alıyorsun, 50 tane alıyorsun demek yanlış bir şey çünkü artık tüp gaz kullanılmaz oldu.</p>
<p>2002 yılındaki elektrik kilowatt’ın tüketimi ile de olabilir, 2002 yılındaki doğal gaz tüketimi ile de olabilir burada meselemiz hayat pahalılığı meselesi. 2002 yılında asgari ücret 184 lira iken ekmek 15 kuruşmuş, bugün ekmek 15. Ekmek 15 kuruştan 15 liraya geldiğinde asgari ücret 150 misli artmış, ekmek 100 misli artmış. Ona bakmak lazım. Yani alımla ilgili çünkü tüp gazı hayatımızdan çıkarmışız ama ekmeği hayatımızdan çıkarabilmemiz mümkün değil. Yani bununla ilgili değerlendirmemiz lazım. Ama refah ve konfor seviyemiz çok farklı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/elitas-savasin-uzamasi-ve-enerji-maliyetleri-enflasyon-hedeflerini-etkileyebilir-76430</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/0/1280x720/mustafa-elitas-1775539159.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, savaşın uzaması ve enerji fiyatlarındaki artışın sürmesi halinde, dünya genelinde birçok ülkenin enflasyon hedeflerini yeniden değerlendirmesinin kaçınılmaz hale gelebileceğini belirtti. Elitaş, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından eşel mobilin uygulamaya geçirilmesi ile önemli bir adım atıldığını kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abdden-cirosu-kadar-is-alani-haric-panik-yapmadan-22-hissede-sattilar-76432</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD’den cirosu kadar iş alanı hariç, panik yapmadan 22 hissede sattılar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir önceki hafta satışlarını artıran yabancılar, hissettirmeden paylarını azaltmaya devam ediyor. BIST 30 Endeksi’nde satıcılı tarafta oldukları hisse sayısını 20’den 22’ye çıkardılar. Alımlarını 8 hisseyle sınırlı tutmaları, pek de risk almaya niyetli olmadıklarını söylüyor. Bir önceki hafta satışlarını artıran yabancılar, hissettirmeden paylarını azaltmaya devam ediyor. BIST 30 Endeksi’nde satıcılı tarafta oldukları hisse sayısını 20’den 22’ye çıkardılar. Alımlarını 8 hisseyle sınırlı tutmaları, pek de risk almaya niyetli olmadıklarını söylüyor.</strong></p>
<p>ABD’nin İran’a yönelik derinleşen tehditleri savaşın bölgeye yayılma riskini artırırken dünya ekonomisi bundan payını alıyor. Borsadaki yabancılar ise riskten kaçınmak adına sakin ancak kararlı satışlarını sürdürüyor. 26 Mart- 2 Nisan takas verilerine göre, BIST 30’da satış tarafında oldukları hisse sayısı 22’ye çıktı. Türk Altın’da tek günde yaptıkları 2,08 puanlık satış dikkat çekerken; TAV ve Akbank’ta 1 puanı aşan satışlar geldi. Haftanın sürpriz tarafında Astor Enerji duruyor. Yabancılar paylarını 2,59 puan artırırken adeta gizli bir güvenlikli liman gibi hareket ettiler.</p>
<h2>En fazla sattıkları</h2>
<p>26 Mart-2 Nisan tarihli takas verilerine göre yabancılar Türk Altın’da 2,08 puan satış yaparken paylarını %36,55’e indirdi. Ekimden bu yana yükselen hisse, 2 Mart günü en yüksek 64 TL’yi test ettikten sonra kâr satışlarıyla geriledi. Şirketin açıklamasına göre cevher rezerv miktarı %13,1 artarak 2,89 milyon altın Ons’a yükseldi.</p>
<p>Yabancılar TAV hissesinde paylarını %73,57’ye indirirken 1,49 puanlık satış gerçekleştirdi. Geçtiğimiz yılın son çeyreğinde güçlü bir ivme ile yükselen hisse, şubat ayında en yüksek 368,25 TL’ye kadar çıktı. Bu seviyeden itibaren satıcıların daha ağırlıklı olduğu bir piyasaya döndü. 2020’den sonra ilk kez temettü verecek olan TAV; ödemeleri iki taksit halinde yapacak.</p>
<h2>En fazla aldıkları</h2>
<p>Astor Enerji’de bir günde 2,59 puanlık alımla paylarını %60,3’e çıkaran yabancılar, en güçlü alımı bu hissede gerçekleştirdi. Şirket, martın son haftasında ABD merkezli dört firmadan toplam 768,9 milyon dolarlık değişen güç seviyelerde transformatör siparişi aldı. Tutar yıllık gelirin %96,4’ü düzeyinde. Sevkiyatlar 2028’in üçüncü çeyreğine kadar tamamlanacak.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4961ace64b-1775539738.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KUR MALİYETİ Mİ, ALIM GÜCÜ MÜ?</strong></p>
<p>Kur maliyeti; hedge koruması, maliyet sabitleme, dış pazar, arbitraj, değer koruma. Atıl sermaye, makas farkı, fırsat maliyeti, vergi yükü, oynaklık. Alım gücü; reel refah, yaşam kalitesi, gerçek büyüme, tüketim konforu. Ölçüm zorluğu, veri gecikmesi, dışsal şok, yanlış algı, sürekli takip.</p>
<p><strong>Hissede gerçekleştirilen alımlarla, fiyatta sıçrama yaşanırken hacim büyüdü</strong></p>
<p>Galata Wind’in son günlerdeki hareketinin sebebi geri alım mı? ● Faruk Caner</p>
<p>rı, genellikle piyasaya güven aşılamak ve hisse fiyatını desteklemek amacıyla kullanılır. Galata Wind, 24 Mart günü 225 milyon TL fon ayırdığını belirterek hisselerde geri alım yapacağını duyurdu. 30 ve 31 Mart tarihinde de alımlara geçti. İşlemlerle birlikte hissenin fiyatında belirgin bir sıçrama yaşanırken, oluşturduğu sinerjiyle birlikte işlem hacminde de ciddi bir artışa yol açtı. Son bir yıldır yatayda dalgalı bir seyirle hareket eden hissenin uzun vadede mali yapıyla da desteklenmeli. Gelir ve kârı artmalı.</p>
<p><strong>Son üç yıldır sürekli zarar açıklıyor. Yeni bağlantı geliri büyütür ve kârı destekler</strong></p>
<p>Penguen Gıda’nın açıkladığı işler kâra döndürmesini sağlar mı? ● Emin Atalay</p>
<p>Emin, Penguen Gıda son üç yıldır zararda. Geçtiğimiz yılın dönem sonunda 246 milyon TL zarar açıklarken, esas faaliyetlerinden de kâr üretemedi. Ancak tek teselli zararın azalması olabilir. Önemli market zincirlerinden biri olduğunu belirttiği LIDL Stiftung ile çeşitli turşu ve konserve ürünlerini kapsayan 30,4 milyon euroluk ve 1 yıllık iş birliği anlaşması ise olumlu bir gelişme. Tutar yıllık gelirinin %50’sine denk geliyor. Bu itibarla 2026’da gelirinin artacağı söylenebilir. Ancak asıl önemli olan kârı baskılayan giderleri kontrol edebilmesi.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>AEV fonu sanayi hisselerine yatırım yaparak bir yılda %35 getiri elde etti</strong></p>
<p>Allbatross Portföy’ün yönettiği Sanayi Şirketleri Hisse Senedi (TL) Fonu (AEV), şubatın ikinci yarısından bu yana fiyatı, düşen bir eğilimle hareket ediyor. Büyüklüğü ocakta hızlı bir artış yaşasa da sonrasında kademeli düştü. Şimdilerde 9,96 milyon TL hacimle önceki aya göre daralmayı sürdürdü. Portföyün %81,55’i hisse senedi ve %18,45’i yatırım fonundan oluşuyor. Şubattan bu yana nakit çıkışı yaşanan fondan nisan ayının ilk günlerinde çıkan tutar 1,69 milyon TL seviyesinde. Yatırımcı sayısı ise 408’e geriledi. Sanayi şirketlerine yatırım stratejisiyle hareket eden AEV, 6 risk değerine sahip. Sanayiye odaklanan ve risk alabilen yatırımcılara hitap ediyor. Son bir yılda %35,04 yükseliş kaydederken aynı sürede BIST 100 Endeksi’nin performansı %36,40 oldu. Fonun yönetim ücreti ise yıllık %3 düzeyinde.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Nurol Yatırım Bankası, piyasadan %47,64 bileşik faizle 200 milyon borçlandı</strong></p>
<p>Nurol Yatırım Bankası, 02.04.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 200.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %43, bileşik faizi ise %47,64 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %21,44 düzeyinde. Bononun vade başlangıç tarihi 03.04.2026, itfa tarihi 02.10.2026 olarak açıklandı. 3 Nisan itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Nurol Yatırım Bankası’nın verdiği %43 basit faiz oranı, TLREF’in 3,01 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, bankanın kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFNURLE2612 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p>Armada Gıda yükselen ivmesiyle dikkat çekiyor. Fonların payı ise azalıyor</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4964c8a150-1775539788.png" alt="" width="233" height="185" />Armada Gıda’da fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisseler %11,65 ile toplamda 124,1 bin lot azalarak 941 bin lota indi. Hisseyi portföyünde bulunduran fon sayısı 13’den 12’ye düştü. Hissede ZJL fonu 65 bin lot ile en yüksek satışı yaparken, YTV fonu 11 bin lot ile en fazla alımı gerçekleştirdi. Armada Gıda hakkında bugüne kadar 3 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi Deniz Yatırım 109,60 TL ile verdi. En düşük öneri 52,10 TL ile İnfo Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4965cdc60e-1775539804.png" alt="" width="982" height="238" /><strong>RODRİGO TEKSTİL</strong></p>
<p><strong>Azerbaycan’daki iki mağazayı kapatıyor. Zarar eden operasyonlar sonlandırıldı</strong></p>
<p>Rodrigo Tekstil, Azerbaycan’da faaliyet gösteren iki şubesini operasyonel zarar ürettikleri gerekçesiyle kapatacağını duyurdu. Verilen karar çerçevesinde, yurt dışı operasyonlarında kârlılık yaratmayan satış noktalarını tasfiye edeceği belirtildi. Firma, 2025 faaliyet döneminde satışlarını %19 düşürerek 88,6 milyon TL’ye indirirken, esas faaliyetlerden zarar etti. Dönem sonunda ise 4 milyon TL gibi sembolik düzeyde kârlılık söz konusu. Rodrigo Tekstil, mali tablolarında kanama yaratan birimleri sistemden çıkararak nakit akışını korumaya çalıştığı anlaşılıyor.</p>
<p><strong>PLATFORM TURİZM</strong></p>
<p><strong>Belediyenin düzenlediği 2,3 milyar liralık ihalede, nihai sözleşme imzalandı</strong></p>
<p>Platform Turizm, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan personel taşıma hizmet alımı ihalesinde nihai sözleşmeyi imzaladığını duyurdu. Toplam bedeli KDV hariç 2,36 milyar TL olan anlaşmanın operasyonel süreçleri 1 Nisan günü itibarıyla resmen başladı. Anlaşma bedeli firmanın yıllık gelirinin %30,6’sı seviyesinde bulunuyor. Türkiye’nin en büyük yerel yönetiminin lojistik süreçlerini üstlenerek, iş hacmine oldukça güçlü bir gelir kalemi eklemiş oldu. Platform Turizm, geçtiğimiz yıl gelirini %25 artırırken, dönem sonu kârı %6 gerileyerek 709 milyon TL’ye indi.</p>
<p><strong>MERKO GIDA</strong></p>
<p><strong>Ortaklardan AG Girişim, borsa dışında hisse satarak payını azaltma yoluna gitti</strong></p>
<p>Merko Gıda’nın büyük ortaklarından AG Girişim Holding, sahip olduğu ve borsada işlem görmeyen 3 milyon adet hisseyi, borsa dışında sattı. 30 Mart günü hisse başına 15,40 TL’den gerçekleşen satışın toplam büyüklüğü 46,2 milyon TL seviyesinde. Satış işleminin gerçekleştiği gün hissenin fiyatı 16,50 TL’den kapanış yaptı. Blok hisse devrinin sonrasında, AG Girişim Holding’in Merko’daki payı %17,35’e indi. Ortak, elindeki kapalı payları borsa dışında satarak finansal yapısına likidite temin etmiş oldu. Hissenin fiyatı iki yılı geçkin süredir yatayda dalgalı bir seyir izliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abdden-cirosu-kadar-is-alani-haric-panik-yapmadan-22-hissede-sattilar-76432</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD’den cirosu kadar iş alanı hariç, panik yapmadan 22 hissede sattılar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vesaik-mukabili-odeme-ilginc-bir-uygulama-76426</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vesaik mukabili ödeme; ilginç bir uygulama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası ticaretin tahsilatı için, <strong>akreditifin</strong> kırtasiye ve bürokrasi <strong>işlemlerinden kaçmak</strong> isteyenlerin sığınağı gibi görünen bir ödeme şekli “ <strong>vesaik mukabili</strong>.”</p>
<p>İhracat ve ithalat işlemlerinde kullanılan bu ödeme şeklinde <strong>ihracatçı yüklemeyi yaptıktan sonra</strong>, alıcının malları varışta gümrükten çekebilmesini sağlayacak belgeleri <strong>( vesaiki ) kendi bankası</strong> aracılığı ile <strong>ithalatçının bankasına gönderir</strong>.</p>
<p><strong>İthalatçı</strong> da malları teslim almasını sağlayacak olan bu <strong>belgeleri</strong> ya <strong>bedelini ödeyip</strong> veya bedeli karşılığında senet imzalayarak, kendi <strong>bankasından alır</strong> ve <strong>malları gümrükten çeker</strong>. Başka bir deyişle işin özünde, ithalatçı bedelini ödemeden veya ödemeyi taahhüt etmeden, malları gümrükten çekemez.</p>
<p><strong>Masraflarının ve uygulama</strong> detaylarının da <strong>akreditifli</strong> ödemelere <strong>göre</strong> <strong>daha az olması</strong>, bu ödeme şeklini cazip kılabilmektedir. Uygulaması da oldukça kolaydır.</p>
<p>Bu nedenle de epeyi ihracat ve ithalat şirketi bu tip ödemeyi tercih eder.</p>
<p><strong>Peki, olay bu kadar basit ve güzelse sorun nerede?</strong></p>
<p>Örneklerle açıklayacak olursak, ilk öne çıkan iki konu <strong>sahte belge</strong> tanzim edilmesi veya <strong>belgelerin</strong> bankaya varmadan ya da bankadan <strong>çalınması</strong> olacaktır.</p>
<p>Dikkat çekici bir büyüklükte olan sahte belge tanzimi örneği olarak FIMBank p.l.c. v Discover Investment Corp [2020] EWHC 254 olayını verebiliriz.</p>
<p>Bu olayda, 2018 yılında <strong>Ukrayna'dan Mısır'ın İskenderiye limanına buğday sevkiyatı</strong> yapılmış. <strong>İhracatçının bankası</strong> (Maltalı FIMBank), vesaiki "<strong>Vesaik Mukabili</strong>" (Documents Against Payment - D/P) ve URC 522 kurallarına tabi olarak <strong>Mısır'daki tahsil bankasına göndermiş</strong>. Ancak mallar, sahte belge tanzim edilerek gümrükten çekilmiş ancak belgeler bankada kalmıştır.</p>
<p>Bu olayda bankanın sorumluluğu yoktur çünkü belgeler bankada durmaktadır.</p>
<p>Gazetemizde de yer alan haberlerde de görüleceği üzere özellikle <strong>İtalya’ya yapılan</strong> vesaik mukabili <strong>ihracatlarda vesaik</strong>, bankanın <strong>posta kutusundan çalınarak</strong> veya banka görevlisi gibi hareket eden <strong>yetkisiz kişilerce teslim alınarak</strong> mallar, ödeme yapılmaksızın gümrükten çekilebilmiştir.</p>
<p>Bu olaylarda da bankanın sorumluluğu yoktur çünkü vesaik banka tarafından teslim alınmamıştır.</p>
<p>Bu olaylarla ilgili olarak İTKİB ve Milano Ticaret Müşavirliğimizin duyuruları vardır.</p>
<p>Ülkemizden başka ilginç bir örnek de vesaikin ihracatçının bankası tarafından kaybedilmesidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/11690, K. 2014/14981 referanslı dosyası kapsamında banka tazminata mahkûm edilmiştir.</p>
<p><strong>Afrika bankalarından çalınan vesaik</strong> vakalarını saymaya kalkarsak, sanırım kitap yazabiliriz.</p>
<p><strong>Benim bir danışanımın başına gelen</strong> ise bize nefes aldırın türden bir olay idi.</p>
<p>Yine İtalya varışlı ve vesaik mukabili ödeme ile yollanan bir ürün, <strong>alıcının</strong> türlü çeşitli bahane ileri sürerek, <strong>vesaiki bankadan çekmemesi</strong> sonucunda antrepoda kalmıştı.</p>
<p>Neyse ki ürünler akar, kokar, bozulur cinsten değildi ve tüm ekibin bütün işleri bırakarak bu malı başka bir müşteriye satma çabası sonuç verdi. Ürünün cazibesini arttırmak için biraz da indirim yaparak, AB içerisinde başka bir müşteriye satma olanağı bulabilmiştik.</p>
<p><strong>Benim fikrimi sorarsanız, Vesaik Mukabili göründüğü kadar da güvenli değildir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vesaik-mukabili-odeme-ilginc-bir-uygulama-76426</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vesaik mukabili ödeme; ilginç bir uygulama ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligata-nihayet-iptal-karari-76425</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektronik tebligata nihayet iptal kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Anayasa Mahkemesi E.2025/94 K.2026/11 sayılı kararı ile Vergi Usul Kanununun 107/A maddesinin 3. fıkrasında yer alan <em>“tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye</em>” ibaresini iptal etti.</p>
<p>Vergi Usul Kanununda yer alan düzenlemelere dayanarak GİB tarafından oluşturulan ve gelir idaresinin yanı sıra, gümrük idaresi, trafik idaresi, sosyal güvenlik kurumu tarafından da kullanılan elektronik tebligat sistemin yanlışlıklarını veya hatalarını ilk günden bu yana bu köşede sürekli yazdım, hukuka aykırılıklarını sergiledim. Başlıca eleştirilerim önemli noktaları itibariyle kısaca;</p>
<p>- Sistemin, tebliğ edilecek metni idarenin kendi sunucusuna koyup sonra gel bak dediği, sistemin özünde dairede tebliğ niteliğinde olduğu, bu şekilde tebliği almaya kimsenin zorunlu tutulamayacağı,</p>
<p>- Kapatılması mümkün olmayan bir sisteme kişilerin kayıd-ı hayat koşulu ile mecbur bırakılmasının mümkün olmadığı, mükellefiyetin sona ermesi ile birlikte kapatılmadığı, (70 yaşında demans hastası olup bakkalını kapatan ve şifrelerini bile hatırlayamayan 80 yaşındaki Mehmet amcaya,  bu sistemden tebliğ yapılabilecek olmasının insafsızlığı), böylece mükellefiyeti kapatılan şirketlerin, mükellef olmayanların dahi sistemde tutulduğu,</p>
<p>-  Kendisine tebliğ yapıldığı sms veya mail yoluyla bildirilmeyenlere dahi yapılan e-tebligatların geçerli olması, böylece idarenin zafiyetinin mükellefe yüklenerek habersizce yapılan tebligatlarla mükelleflerin hak kayıplarına uğramasına yol açılması, yargıya erişim hakkının bu suretle yok edilmesi veya ibraz süresi kaçırtılarak suçlu duruma düşürülmesi,</p>
<p>- Beş günde bir tebliğ var mı diyerek sisteme girmek şeklinde bir zorunluluğun kimseye yüklenemeyeceği,</p>
<p>- Tebliğ konusunda arada PTT A.Ş. gibi tarafsız bir kuruluşun olmayışı, ihtilaflarda yine tebliğ yapan idareye müracaatla sorun giderilmeye çalışıldığı, bunun da yargılamalarda silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğu,</p>
<p>- Tebligat konusunun Bakanlık tebliğlerine bırakılmayacak derecede temel hakları ilgilendiren bir konu olduğu bu nedenle konuya ilişkin “esasları” düzenleme yetkisi Bakanlığa bırakılmayarak Kanunla düzenlenmesi gerektiği,</p>
<p>şeklindeydi.</p>
<p>          Bütün bu eleştirilerime verilen cevaplar hep, hukukla ilgisi olmayan şekilde, idarenin kâğıt ve zaman tasarrufu yaptığı, işlemlerde kolaylık sağlandığı şeklinde oldu. En acısı da bu gerekçeler, konuya hukuk bilimi açısından bakmayan doktrinde de, kitaplarda da sisteme methiyeler düzmek için kullanıldı.     </p>
<p>          Nihayet konu Anayasa Mahkemesinin gündemine geldi ve Anayasa Mahkemesi E.2025/94 K.2026/11 sayılı kararı ile Vergi Usul Kanununun 107/A maddesinin 3. fıkrasında yer alan <em>“tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye</em>” ibaresini iptal etti.</p>
<p>          Anayasa Mahkemesine başvuru yapan Mahkemenin başvuru gerekçeleri; “vergi dairesi tarafından vergi kaydı resen terk ettirilen tüzel kişi mükelleflerin ticaret sicilinden silinene kadar elektronik tebligat sisteminden itiraz konusu kural nedeniyle çıkamadığı ve her beş günde bir elektronik tebligatı kontrol etmek zorunda kaldığı, elektronik ortamda yapılan tebligata rağmen defter ve belgeleri incelemeye ibraz etmeyenlerin hürriyeti bağlayıcı cezayla cezalandırıldığı, bu durumun ilgililere aşırı külfet yüklediği, idari düzenlemelerde elektronik tebligat kapsamındaki mükelleflerin çok geniş tanımlandığı, suç ve cezaların kanuniliği ilkesi gereğince bu hususların idarenin düzenleyici işlemleriyle değil kanunla düzenlenmesi gerektiği, ayrıca diğer resmî elektronik tebligatın PTT A.Ş.  altyapısında gerçekleştirilmesine karşılık 213 sayılı Kanun kapsamındaki elektronik tebligatlara ilişkin kayıtların vergi idaresi tarafından tutulmasının silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle bağdaşmadığı” şeklinde özetlenebilir.</p>
<p>          Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesini ise kısaca aşağıdaki gibi özetleyebilirim. </p>
<p>- Mükelleflerin elektronik adres kullanmaya ve vergi idaresince yapılacak tebligatları elektronik posta yoluyla kabule zorlanması ve elektronik posta adresine yapılan tebligata hukuki sonuç bağlanması mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirmektedir.</p>
<p>- Temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın bir kanun kuralı ile yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasaya aykırılık oluşturur</p>
<p>- Vergilendirme geniş bir düzenleme alanını ilgilendirmektedir. Vergilendirmeye ilişkin olarak hüküm ifade eden işlemlerin elektronik ortamda tebliği konusunda kimlere elektronik ortamda tebligat yapılabileceği, elektronik adres kullanma imkânının geniş olmadığı yer, faaliyet ve sektörlerin durumunun gözetilip gözetilmeyeceği, elektronik adres kullanma zorunluluğunun hangi koşullarda başlayacağı ve sona ereceği gibi hususların Kanunla açıkça düzenlenmesi gerekmektedir. Konuya ilişkin usul ve esasları belirleme hususlarında Bakanlığın yetkili olduğunun Kanunla hüküm altına alınması gereken bu hususların Tebliğle düzenlenmesi mümkün değildir.</p>
<p>          Konunun devamı ve şimdi ne olacak, davalar nasıl etkilenecek sorularının yanıtı ise gelecek yazımda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligata-nihayet-iptal-karari-76425</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektronik tebligata nihayet iptal kararı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-beklentiler-76424</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk beklentiler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Rezervlerdeki azalmaya karşı TCMB’nin sıkılaşma ve rezerv yapısı gereği farklı opsiyonları gündeme alma çabası da sürüyor. Krediler tarafında gelen son hamle çok fazla gündem oluşturmasa da sıkılaşma yönlü değerlendirmek fazlasıyla mümkün. </strong></p>
<p>Zaman çizelgesini takip eder pozisyonumuzda değişiklik yok. Orta Doğu’daki çatışma-savaş sürecinin altıncı haftasındayız. Sürecin kendi içerisindeki karakteristik değişimleri devam ederken, benzer eğilimi fiyatlamalar tarafında da görmek mümkün. Taraf olan siyasetçiler, kamuoyu ve küresel baskı karşısında çıkış ararken, yatırımcı kesimi ise bir kez daha koşullara ayak uydurma-kabullenme-yola devam etme üçgenini kurguluyor.</p>
<p>Geride kalan haftada cuma günü ile birlikte tatil etkisi yurt dışı piyasalarda fazlasıyla hissedildi. Hacim bazında etkisi yerel varlık fiyatlamalarına da oldu. Pazartesi günü de kapalı olan piyasalar mevcut. Nispeten kısa hafta olmasına rağmen makro veri seti devam etti. Şubat sonunda başlayan savaş sürecine ait ilk veri yansımaları gelmeye başladı. Avrupa’da artan enflasyonda doğrudan enerji kalemi etkisi dikkat çekiyor. Yurt içinde ise dış ticaret verileri cari dengeye dair sinyalleri yansıtıyor. Rezervlerdeki azalmaya karşı TCMB’nin sıkılaşma ve rezerv yapısı gereği farklı opsiyonları gündeme alma çabası da sürüyor. Krediler tarafında gelen son hamle çok fazla gündem oluşturmasa da sıkılaşma yönlü değerlendirmek fazlasıyla mümkün. Bankaların talebi üzerine yeniden başlanan swap işlemlerine ise bu kez farklı bir noktadan bakarak değerlendirmek gerek.</p>
<p>Türkiye ekonomisi ve Merkez Bankası, jeopolitik risklere, son yıllar dikkate alındığında, yakalanabileceği en doğru pozisyonda yakalandı. Bu düşüncemi uzun süredir her platformda dile getirmeye çalışıyorum. Gerek cari denge, gerek rezervlerin konumu, gerek makro koşullar, gerekse yabancı yatırımcı algısı olarak. Kaldı ki tüm bunların bileşimi olarak CDS’i de eklemek gerek. Düşünsenize negatif rezerv pozisyonu ve &gt;400bp CDS konumunda tüm bu olanları karşıladığımızı? Mayıs 2023 sonrası yapılması gerekenlerin büyük kısmını devreye almış olmak ve bozulan algıyı değiştirerek ilerlemek, tartışmasız büyük bir başarı ve kazanım oldu. Bu nedenle ekonomi yönetimini tebrik etmek gerek.</p>
<p>Peki, tamamen mi sorunsuz vaziyette karşıladık? Elbette hayır. Faiz indirim döngüsünün önemli bir aşamasında denk geldik. Özellikle de Mart ve sonrasında enflasyon trendinin 2025’in son kısmına döneceği yönlendirmesi ve beklentisinin olduğu ortamda. Globaldeki eğilim kaçınılmaz şekilde bize de yansıyor. Finansal koşullar sıkılaşıyor, faiz politikalarına yönelik beklentiler yeniden şekillenirken öteleniyor, kısa vadeli enflasyon baskıları ile büyüme kaygıları arasına sıkışma hissiyatı ağır basıyor.</p>
<p>Şu ana dek ekonomi yönetiminin attığı adımlar yabana atılacak türden değil. Saldırıları takiben pazar gecesi koordinasyonla devreye alınan hamleler ve devamında gelen eşel mobil ve yabancı yatırımcılarla artı/eksi konuşarak bir araya gelme düşüncesi, son derece pozitif. Ancak, kaçınılmaz şekilde, makro veri setine yansımalar olacak. Dileğimiz, bir an önce en azından belirsizliğin ortadan kalkması, hasar tespitinin kolaylaşması ve güncellenen projeksiyonlarla yılın ikinci yarısını daha net şekilde konuşabilmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-beklentiler-76424</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlk beklentiler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizlik-orani-kagit-ustunde-gerilerken-81-ilin-payina-ne-dustu-76423</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlik oranı kağıt üstünde gerilerken 81 ilin payına ne düştü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜİK’in bölgesel verilerine göre 2025 yılında 81 ilin 51’inde işsizlik oranı 2024 yılına göre düşüş kaydetti. Tıpkı Türkiye geneline ilişkin manşet işsizlik oranının “21 yılın en düşük düzeyine inmesi” gibi burada da pozitif bir görünüm var diyebiliriz…Ancak gariptir ki bu durum istihdam artışı sayesinde gerçekleşmemiş.</strong></p>
<p>21 yılın en düşük rakamı olarak sunulan işsizlik oranındaki düşüşün hiç de işsizlikte gerçek bir düşüşü yansıtmadığını ele almıştık. Manşet işsizlik oranındaki rekor düşüş görüntüsünün arkasında geniş tanımlı gerçek işsizlik oranında yüzde 30’a dayanan son derece kötü bir rekor var. İşsiz sayısı düşütü görüntüsünün arkasında tam tersine istihdamda azalma, kalitesiz eğreti istihdamda dev artış var. İstihdamda düşüşe rağmen işsiz sayısının düşük gözükmesini de, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) istatistiklerine göre hastalık ve benzeri nedenlerle çalışamaz hale gelenlerin sayısındaki patlamaya borçluyuz.</p>
<p>İstihdam, işgücü ve işsizlik cephesindeki bu gelişmenin iller düzeyinde nasıl yaşandığına baktığımızda da benzer sorunlar ve çelişkiler ortaya çıkıyor:</p>
<p>TÜİK’in bölgesel verilerine göre 2025 yılında 81 ilin 51’inde işsizlik oranı 2024 yılına göre düşüş kaydetti. Tıpkı Türkiye geneline ilişkin manşet işsizlik oranının “21 yılın en düşük düzeyine inmesi” gibi burada da pozitif bir görünüm var diyebiliriz. Çünkü illerin büyük çoğunluğunda işsizlik oranı gerilemiş.</p>
<p>Ancak gariptir ki bu durum istihdam artışı sayesinde gerçekleşmemiş. Çünkü istihdam oranı düşen il sayısı da işsizlik oranı düşen il sayısına neredeyse eşit. İstihdamdakilerin çalışma çağındaki nüfusa oranı olan istihdam oranı 48 ilde bir önceki yılın altına inmiş.</p>
<p>Öyle ki işsizlik oranı 2024 yılına göre düşen 51 ilen 26’sında istihdam oranı da düşmüş. Yani bu 26 ilde nüfusa göre çalışan sayısı azalmasına rağmen işsizlerin oranı da azalmış.</p>
<p>Bunlar arasında işsizlik oranındaki düşüşte başı çeken iller bile var. Örneğin Hakkari, Bitlis, Van hem işsizlik oranının en fazla düştüğü iller, hem de istihdam oranının en fazla düştüğü iller arasında yer alıyor.</p>
<p>Bu manzarayı işgücüne katılım oranındaki yaygın düşüş tamamlıyor. 81 ilin 52’sinde çalışma çağındaki nüfusta istihdamda olanlar ile aktif olarak iş arayanların toplamının payı bir önceki yıla göre gerilemiş. Bu illerin 46’sında istihdam oranı da düşmüş. Sözkonusu 52 ilin 33’ünde de işsizlik oranı düşmüş. İşgücüne katılım oranının düştüğü 52 ilin 26’sında ise istihdam oranı düşerken işsizlik oranı da düşmüş.</p>
<p>Daha önemlisi işgücüne katılım oranını düşen 52 ilin 20’sinde, istihdamdaki düşüş o kadar ileri boyuta ulaşmış ki bu illerde işgücüne katılım oranındaki gerilemeye rağmen işsizlik oranı artmış. Bu gruptaki iller arasında İstanbul, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Manisa, Adana gibi üretim ve istihdam açısından önemli yere sahip iller de yer alıyor.</p>
<p>TÜİK il düzeyinde sadece işgücüne katılım oranı, istihdam oranı ve işsizlik oranını açıklıyor. Bu veriler ile ortalama hanehalkı büyüklüğü, hanehalkı sayısı ve 0-14 yaş grubunun nüfus verilerini kullanarak il düzeyinde tahmini işgücü, istihdam ve işsiz sayılarını hesapladığımızda da sorunun rakamsal büyüklüklere yansıyan halini görüyoruz.</p>
<p>81 ilin 48’inde istihdam sayısal olarak 2024 yılına göre azalmış. İstihdam kaybının hızı açısından başı yine Doğu ve Güneydoğu illeri çekiyor. Ancak istihdamın sayısal olarak da azaldığı iller arasında ulusal ve bölgesel ekonomide önemli yeri olan İstanbul, Bursa, Sakarya, Adana, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Denizli, Manisa, Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak, Sivas, Trabzon, Zonguldak, Rize, Malatya, Erzurum, Kars, Van illeri de yer alıyor.</p>
<p>TÜİK’in istatistiklerinde işgücü ve işsizlik verilerindeki bu görünümün en temel belirleyicisi olan kalem işgücü harici sayılan nüfustaki artış. İşgücüne katılmayanlar, istihdamda olmamasına rağmen iş aramak için aktif bir çaba içinde olmayanlardan oluşuyor. Bunların da ana gövdesini iş bulma umudunu yitirdiği için iş aramayı bırakanlar oluşturuyor. 81 ilin 55’inde işgücüne katılmayanların sayısı bir önceki yıla göre artmış durumda.</p>
<p>Bu iller arasında İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Kocaeli, Sakarya, Adana, Antalya, Gaziantep, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Manisa, Muğla, Uşak, Denizli, Afyonkarahisar, Konya, Kayseri, Sivas, Malatya, Zonguldak, Trabzon, Rize, Erzurum, Kars, Şanlıurfa ve Mardin gibi ulusal ve bölgesel ekonomide ağırlık sahibi iller de yer alıyor.</p>
<p>İşgücü harici nüfusun arttığı il sayısı 55’i bulmasına rağmen işsiz sayısı artan il sayısı 29’u buluyor. İşsiz sayısı artan iller arasında İstanbul, Kocaeli, Eskişehir, Antalya, Yalova, Adana, Mersin, Tekirdağ gibi önemli ekonomik merkezlerin de yer alması önemli.</p>
<p>İşsiz sayısındaki artışta başı çeken iller Kırklareli, Yalova, Burdur, Mersin, Nevşehir, Çankırı, Erzincan, Malatya, Elazığ ve Bingöl. Bu 10 ilde işsiz sayısındaki artış yüzde 20’nin üstünde ve Elazığ ile Çankırı’da yüzde 50’nin de üzerine çıkıyor.</p>
<p>Bu veriler, 81 il düzeyinde de istihdam ve işsizlik görünümünün hiç de iç açıcı olmadığını ortaya koyuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizlik-orani-kagit-ustunde-gerilerken-81-ilin-payina-ne-dustu-76423</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşsizlik oranı kağıt üstünde gerilerken 81 ilin payına ne düştü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-yatirimci-neye-bakar-76422</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı yatırımcı neye bakar?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Sıcak para gelmesin” demek kolay değil; çünkü mevcut yapıda buna mecburuz. Sıcak, soğuk ya da ılık fark etmiyor, gelsin diyoruz. Asıl sorun, bu bağımlılığı kıracak güçlü ekonomik yapıyı hala kuramamış olmamız.</strong></p>
<p>Uzun vadeli ve daha kalıcı olan doğrudan sermaye yatırımcısını çekmekte zorlandığımız için yabancı yatırımcı deyince karşımıza portföy yatırımcıları ve "sıcak para”cılar çıkıyor. Bir tarafta kurun yatay seyretmesi nedeniyle rekabet avantajını kaybeden ihracatçılar ve öte yanda ise "devalüasyon olursa çıkar giderim" diye tehdit eden sıcak paracılar var. Bizim gibi makro istikrarı kırılgan olan ekonomiler için zor bir dengedir bu. Başlıktaki soru bu nedenle Türkiye gibi dış kaynak girişine bağımlı gelişmekte olan ekonomiler için kritik sorulardan biridir. </p>
<p>Önce temel bir gerçeği netleştirmek gerekir. Yabancı yatırımcı bir ülkeye sempati duyduğu için gelmez. Ne dostluk ne de duygusal bağlar bu kararı belirler. Tek bir motivasyonu vardır, o da yatırımından sağlayacağı getiridir.</p>
<p>Kısa vadeli yatırımcı için eğer bir ülkede faiz yüksekse ve kur istikrarlıysa, o ülke cazip hale gelir. Türkiye uzun yıllardır bu denklemin içinde yer aldı. Çünkü içeride faizler görece yüksekken, dış dünyada ise düşük seyrediyordu. Bu fark da bir cazibe unsuru olarak yatırımcı için önemli bir fırsat yarattı.</p>
<p><strong>Carry trade ve kırılgan denge</strong></p>
<p>Bu fırsatın adı finans literatüründe “carry trade” olarak bilinir. "Japon ev kadınları" olarak karikatürize ettiğimiz bu sürecin mantığı basittir. Yatırımcı düşük faizli bir para biriminden borçlanır, yüksek faiz sunan bir ülkeye yatırım yapar ve aradaki farktan kazanç elde eder.</p>
<p>Ancak bu kazancın bir şartı vardır; o da kurun istikrarlı kalmasıdır. Çünkü bu işlemin en zayıf halkası kur riskidir. Eğer yatırım yapılan ülkenin para birimi ani bir değer kaybı yaşarsa, elde edilen faiz geliri bir anda eriyebilir. Hatta zarar kaçınılmaz hale gelir. Bu yüzden yabancı yatırımcı yani sıcak paracı için asıl mesele enflasyon değil, kurdaki oynaklıktır.</p>
<p>Yüksek enflasyon çoğu zaman yönetilebilir, hatta öngörülebilir bir risk olarak görülür. Ancak kurda yaşanacak ani bir sıçrama, yani devalüasyon, yatırımcı açısından doğrudan ve hızlı bir kayıp anlamına gelir. Bu nedenle yabancı yatırımcı için kritik olan, fiyatların ne kadar arttığı değil, döviz kurunun ne kadar öngörülebilir olduğudur.</p>
<p>Bu durumun basit bir formülü vardır. "Sermaye akımı = güven + kur istikrarı" diye basitçe formüle edilebilir.</p>
<p>Güven sarsıldığında ve kur oynaklığı arttığında, sermaye akımları zayıflar. Hatta tersine döner. Nitekim son yıllarda yaşanan hızlı giriş ve çıkışlar da bunu açıkça gösterdi. Türkiye’ye gelen sermayenin önemli bir bölümü kısa vadeli ve fırsat odaklıdır. Bu tür para hızlı gelir ama aynı hızla çıkabilir.</p>
<p><strong>"Gelmezse gelmesinler" diyebiliyor muyuz?</strong></p>
<p>Bugün gelinen noktada Türkiye’ye gelen yabancı sermaye büyük ölçüde kısa vadeli yatırımcıdan oluştuğunu görüyoruz. Bu yatırımcı yüksek faizden kazanç sağlar, kur istikrarlıysa kalır. Ancak en küçük bir kur şoku ihtimalinde hızla pozisyonunu kapatır.</p>
<p>Bu yüzden yabancı yatırımcı için en büyük risk yüksek enflasyon değil, ani kur sıçramasıdır. Enflasyonu tolere edebilir; ama kur şokunu edemez.</p>
<p>Zaman zaman “sıcak para gelmezse gelmesin” deriz. Ancak bu, pratikte kolay bir tercih değil. Çünkü mevcut ekonomik yapı içinde bunu söyleyebilecek durumda değiliz. Bu tür sermaye akımları olmadan çarkı döndüremiyoruz. "Sıcak, soğuk ya da ılık fark etmez, gelsin de hangisi gelirse gelsin," demenin ötesine geçemedik. Asıl mesele, bu akımlara bağımlılığı azaltacak ve ekonomiyi daha dayanıklı hale getirecek bir yapı kurabilmektir. Biz de henüz o yapıyı kurabilmiş değiliz.</p>
<p>Sonuç olarak tablo nettir. Sıcak para fırsat gördüğü yere gelir, risk gördüğü yerden gider. Ve bu dengede belirleyici olan şey çoğu zaman enflasyon değil, kurun istikrarıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-yatirimci-neye-bakar-76422</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı yatırımcı neye bakar? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-artirimlari-utangac-olunca-76421</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz artırımları utangaç olunca...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Haziran 2023’te başlayan ekonomi programı enflasyonla mücadele açısından başarısız oldu. Bu başarısızlığın iki temel nedeni var. Birincisi, uygulanan program çok eksik bir program. Sadece parasal ve mali disipline dayanıyor.  “Bu sefer farklı; hem kırılganlıklarla savaşan hem de geçmişte enflasyonun sıçramasına yol açan büyük hataların tekrarlanmasını engelleyecek kurumsal değişiklikleri peşi sıra yapacak bir program” dedirtecek bir program olmaktan çok uzak.</p>
<p>İkincisi, bu eksik programın dayandığı iki temel ayaktan biri olan para politikası önemli bir hatayla işe başladı. Mayıs 2023’te politika faizi enflasyonun çok altındaydı. Buna karşılık politika faizi yavaş adımlarla artırıldı. O tarihte politika faizi yüzde 8,5, İTO enflasyonu ise yüzde 56 düzeyindeydi. Bu farkı iki ya da üç artırımla kapatmak gerekiyordu. Oysa faiz Haziran’da sadece yüzde 15’e yükseltildi. Temmuz artışı ise çok utangaçtı; faiz yüzde 17,5’e çıkarıldı. Ne var ki enflasyon yüzde 63,8 olmuştu bile. Utangaçlık sonraki aylarda da sürdü. Faiz Ağustos’ta ancak yüzde 25’e yükseltildi. Aralık sonunda ise faiz yüzde 42,1, enflasyon yüzde 75 olmuştu. Mart 2024’e gelindiğinde faiz yüzde 50’ye ulaştı. Enflasyon ise yüzde 78’e çıkmıştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d48df47e9d4-1775537652.png" alt="" width="600" height="270" />Politika faizinin uzunca bir süre enflasyonun çok altında kalmasına izin verilmesi, beklenen sonucu hemen gösterdi: Döviz kuru sıçradı. Türkiye’de döviz kuru artışı enflasyonu yükselten ana unsur. O dönemde enflasyondaki yükselişin tek nedeni değil elbette ama açık ara en önemli nedeni kurun sıçraması. İlk grafikte Mayıs 2023 ile Mayıs 2024 döneminde yarısı Euro yarısı da dolardan oluşan döviz sepetinin değeri ile tüketici fiyat endeksinin seyri gösteriliyor (her ikisinin başlangıç değerleri, ‘okumayı’ kolaylaştırmak için 100 olarak alındı).  </p>
<p>Geçen hafta Mart ayındaki enflasyon gelişmelerini öğrendik. Yıllık enflasyon yüzde 30,9 düzeyinde. Ağustos 2025’ten beri çok dar bir aralığa hapsoldu kaldı tüketici enflasyonu. İkinci grafik bu sevimsiz durumu gösteriyor. Grafikte her ay itibariyle üçer aylık ortalama (yıllık) enflasyonun hareketleri yer alıyor. ‘Hareket’ diyorum; lafın gelişi, yüzde 30,87 - 32,95 aralığında bir ’hareket’ var. Nerdeyse sabit kalmış. Enerji, gübre ve plastik ürünlerinin hammaddeleri başta olmak üzere çoğu girdinin savaş nedeniyle fiyatlarındaki yükselişin etkisi henüz çok az yansımış durumda. Böyle bakıldığında 2026’yı yüzde 30 düzeyindeki bir enflasyonla kapatırsak ‘sevinmek’ gerekiyor ne yazık ki.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-artirimlari-utangac-olunca-76421</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faiz artırımları utangaç olunca... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mahrumiyet-konforu-azaltir-gayreti-cogaltir-76420</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mahrumiyet; konforu azaltır, gayreti çoğaltır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bilinçli mahrumiyet, konforu azaltır, gayreti çoğaltır. Tüm büyük başarıların altında ödenmiş bir bedel, terk edilmiş bir konfor ve bilinçli bilgisizlik ve ilgisizlik alanlarının uyuşturan örgüsü vardır.</strong></p>
<p>Mahrumiyet; <strong>imkânlardan yoksun</strong> olma hali. Olması gerekenin kısıtlılığı…  Hayatın içindeki konfor alanlarıyla sağlanan yaşam kalitesinin bir kısmı veya tamamının elden gitmesi… <strong>Mahrumiyet; konforu azaltır, gayreti çoğaltır. </strong>Yokluğunu, mahrumiyetini çekmediğinin, <strong>varlığının tadına</strong> varamazsın.</p>
<p>Mahrum olunan şeyin daha önce <strong>sahibiyizdir</strong> veya o şey bir başkasındadır fakat bizde yoktur. <strong>Önce imkân vardı</strong>, mahrumiyet sonradan var oldu. İmkânın ortadan kalkması, insanda <strong>yoksunluk hissi</strong> uyandırdı. <strong>Konfor tuzağından kurtulmanın yolu</strong>, kaçınılmaz bir şekilde mahrumiyetten geçecektir.</p>
<p><strong>KONFORDAN MAHRUMİYET GÜÇTÜR</strong></p>
<p><strong>Her mahrumiyet eziyet midir</strong>? Başlangıçta evet. Çünkü o şu anda yoktur ve senin de bunun için yapabileceğin bir şey yoktur. Yoksunluk, “<strong>sende olmaması</strong>” halidir. Yoksulluk ise “<strong>sendekinin yetmezliği</strong>” ifadesidir. <strong>Yoksun</strong> isen o şeyden mahrumsun. <strong>Yoksul</strong> isen mahrumiyet daha yıkıcı olabilir.</p>
<p>Mahrumiyet,  <strong>2 farklı duygu</strong> ile gelişir. Birincisi; <strong>tamamlama arzusu</strong> ki bu <strong>gayreti</strong> tetikler. İkincisi de mahrum olunandan <strong>vazgeçme</strong> halidir. Ruhun gelişiminde <strong>mahrumiyetin büyük rolü</strong> olduğu bilinir. Tamamlanma arzusu tetiklenince <strong>mahrumiyet sebepleri</strong> sorgulanacaktır. Yeter ki vazgeçmeyi seçme.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Mahrumiyete dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Yaratıcılığı nasıl geliştiririm?</em></strong></p>
<p><strong>Enflasyon</strong>; konfor alanlarının bir çıktısı ise tedavisi için durgunluk (mahrumiyet) çare olarak düşünülebilir. <strong>Obeziteyle</strong> mücadele zaten <strong>diyet</strong> dediğimiz aşırı beslenmekten mahrumiyettir.</p>
<p><strong><em>Minimalizm mahrumiyet mi?</em></strong></p>
<p>Mahrumiyet, <strong>hayata katamadıklarımız</strong> kadar <strong>hayatımızda olması gerekmeyenlerdir</strong>.   <strong>Maddi zenginliğin ölçüsü</strong>; servet biriktirmek ise <strong>manevi zenginliğin ölçüsü</strong> az şeye ihtiyaç duymaktır</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HAZZI ERTELEYEBİLMEK BAŞARININ KİLİT TAŞIDIR</strong></p>
<p>Mahrumiyetin bir <strong>bedeli</strong> vardır. <strong>Konforu azaltması</strong>… Ancak bir ödülü de vardır. Varlığıyla seni sınava sokan hayat, <strong>ondan mahrum bırakarak</strong> seni olgunlaştırır. İnsan, <strong>zıddıyla</strong> sınanır <strong>dengiyle</strong> eşleştirilir. “bu bana lâzım değil” diyebilmek yürek ister Unutma; ihtiyaçların sınırlı, isteklerin sonsuzdur senin.</p>
<p><strong>MAHRUMİYET LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Bilinçli mahrumiyet</strong>: Zekânın kaslarını çalıştıran bir çeşit biliçsel oruç, fazlalıkların yükünden arınma</p>
<p><strong>Minimalizm</strong>: Çok şeye sahip olmak yerine, çok az şeye ihtiyaç duyma sanatının popüler kültürdeki adı</p>
<p><strong>Konfor tuzağı</strong>: Değişim korkusu ve çaba gerektirmeyen rahatlık sebebiyle gelişimin değişimin durması</p>
<p><strong>Nitelikli gayret</strong>: İşleyen demir ışıldar. Hele ki değer ve fayda üretme peşindeki zihin yapısı varken</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mahrumiyet-konforu-azaltir-gayreti-cogaltir-76420</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mahrumiyet; konforu azaltır, gayreti çoğaltır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tufenin-dusuk-gorunmesinin-bir-nedeni-de-yeni-agirliklar-76419</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜFE’nin düşük görünmesinin bir nedeni de yeni ağırlıklar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜİK tarafından mart ayı için açıklanan yüzde 1,94’lük TÜFE artışının toplumun çok büyük bir kesimi, hatta neredeyse tümü tarafından inandırıcı bulunmadığı ortada. Hani bir anket yapılsa ve <strong>“Bu orana inanıyor musunuz”</strong> diye sorulsa evet ile hayır arasında şimdiye kadar yapılmış tüm anketleri çok çok geride bırakacak en açık ara fark ortaya çıkardı.</p>
<p>Piyasa fiyat artışıyla kavrulurken ve özellikle dar ve sabit gelirli çok sıkıntılı günler yaşarken mart ayındaki artışın nasıl olup da yüzde 1,94 düzeyinde hesaplandığı sorulsa verilecek yanıt üç aşağı beş yukarı belli:</p>
<p>■ TÜFE ile belli gelir gruplarının harcamalarındaki değişim değil, tüm Türkiye’nin harcamasındaki değişim hesaplanıyor.</p>
<p>■ TÜFE yalnızca belli kalemlerdeki harcamalarda yaşanan fiyat değişimini değil, tüm harcamalardaki değişimi ölçüyor.</p>
<p>Ama ya belli kalemlerdeki harcamalar denilirken o kalemlerin seçiminde Türk halkının tüketim kalıbıyla ters düşen tercihler yapılmışsa…</p>
<h2>Ağırlıkların önemi…</h2>
<p>TÜİK her yıl olduğu gibi 2026 yılında da TÜFE kapsamındaki maddeleri yeniledi ama daha önemlisi ağırlıkları belirleme yönteminde temel bir değişikliğe gitti.</p>
<p>Değişikliğin özü şu:</p>
<p>Madde ağırlıkları daha önceki yıllarda temel olarak hanehalkı bütçe anketi sonuçlarına dayalı olarak belirleniyordu.</p>
<p>Bu yıldan itibaren ise ulusal hesaplardaki nihai tüketim harcamaları esas alınmaya başlandı. Bu değişikliğin nedeni Avrupa ile uyum. Çünkü Eurostat bu yönde bir değişiklik yaptı ve ağırlık belirlemede ulusal hesapların kullanılacağına karar verdi.</p>
<p>Ağırlık belirlemede hanehalkı bütçe anketi yerine ulusal hesap verilerinin kullanılması arasında çok ama çok önemli bir fark var:</p>
<p>■ Hanehalkı bütçe anketi kaynaklı ağırlıklar yalnızca yurt içinde yaşayan vatandaşların harcamaları esas alınarak belirleniyordu.</p>
<p>■ Ulusal hesaplara dayalı ağırlıklar belirlenirken ise yurt dışında ikamet etmekle birlikte Türkiye’yi ziyaret eden yerli ve yabancıların harcamaları da dikkate alınmaya başlandı.</p>
<p>Bu konuyu<strong> “Yeni TÜFE kimin enflasyonu ölçecek”</strong> başlığıyla bu köşede 9 Şubat’ta detaylı olarak yazmıştım.</p>
<h2>Fark nelere yol açtı?</h2>
<p>Geçen yıl Türkiye’yi 53 milyon yabancı ziyaret etti. Yurt dışında yaşamakla birlikte Türkiye’yi ziyaret eden Türk vatandaşı sayısı da 11 milyon oldu. Yani Türkiye’de ikamet eden vatandaşa göre harcama kalıbı çok farklı olan yurt dışında yerleşik 64 milyon kişi de yaptıkları harcamalar itibarıyla TÜFE hesabında dikkate alınmaya başlandı. Bu 64 milyon kişi tabii ki yılın tümünde Türkiye’de kalmıyor, bu kişiler özellikle yaz aylarında yoğunlaşmak üzere yılın belli aylarında burada.</p>
<p>Ama bu temel değişiklik TÜFE’yi ağırlıklar yönüyle belirgin bir şekilde etkiledi.</p>
<p>Türk halkının harcamasında giderek daha fazla pay ayırmak durumunda kaldığı bazı kalemlerin payı tam tersine düştü. Niye düştü biliyor musunuz? Çünkü yabancılar o kalemler için hiç harcama yapmıyor ki!</p>
<p>Örneğin yabancı uyruklu bir turist Türkiye’de kira öder mi, elektrik, su, doğalgaz parası verir mi? Tabii ki vermez. Sonuç; bu kalemlerin ağırlığı geriledi.</p>
<h2>Konut harcamaları başta…</h2>
<p>Konutla ilgili harcamaların ağırlığında geçen yıla göre 3,8 puanlık düşüş var. Kaldı ki bu grubun ağırlığı, özellikle kiradan kaynaklanmak üzere düşmek şöyle dursun, artmalıydı.</p>
<p>Kiranın payı niye mi artmalıydı, izah edeyim…</p>
<p>Eski uygulamaya göre herhangi bir mal ya da hizmetin fiyatındaki artış genel fiyat artışının üstündeyse bu kalemin ağırlığı bir yıl sonra artar. Hesaplamada başka etkenler vardır ama ağırlık belirleme mantığında bu önemlidir.</p>
<p>Geçen yıl kiranın TÜFE’deki ağırlığı yüzde 6,80’di. Yine geçen yıl toplam TÜFE artışı yaklaşık yüzde 31, kiradaki artış ise yüzde 62 oldu.</p>
<p>Eski uygulama devam etseydi kabaca şöyle bir hesaplama yapılacaktı.</p>
<p>2025 yılının başında 100 olan toplam TÜFE yıl sonunda 131’e çıktı.</p>
<p>2025 yılının başında 6,80 olan kira ise yüzde 62 artarak 11,02’ye yükseldi.</p>
<p>2025 sonu; TÜFE 131, kira 11,02, buna göre 11,02’nin 131’deki ağırlığı yaklaşık yüzde 8,4.</p>
<p>Peki kiranın bu yılki TÜFE’de yüzde 8,4 olması gereken ağırlığı kaç; yüzde 6,76.</p>
<p>Kira tipik bir örnek yalnızca, elbette başka örnekler de var.</p>
<p>Biraz önce vurguladığım gibi yabancılar konutla ilgili harcama yapmayacakları için konut başlığındaki tüm harcamaların ağırlığı azaldı.</p>
<h2>Yabancılar otomobil de almıyor!</h2>
<p>Otomobillerin ağırlığında da 2,36 puan gibi önemli bir düşüş oldu.</p>
<p>Zaten dizel otomobil kapsamdan tümüyle çıkarıldı. Oysa bu yılın ilk üç ayında 13 binin üstünde dizel otomobil satışı gerçekleşti. Demek ki TÜİK’e göre aylık ortalama 4 binin üstünde seyreden dizel otomobil satışı TÜFE’de kapsanmaya değmeyecek bir hacmi yansıtıyor.</p>
<p>Otomobillerin ağırlığının böylesine düşmesinin altında yatan en temel etken de tabii ki yöntem değişikliği ve yerli ya da yabancı olsun Türkiye’ye ziyaret amacıyla gelenlerin otomobil almayacak olması.</p>
<h2>Sebze, sigara, cep telefonu</h2>
<p>Pek anlaşılamayan bir ağırlık değişimi de sebzede. Bu kalemin geçen yılki TÜFE’de yüzde 2,99 olan ağırlığı bu yıl yüzde 1,33’e indirildi, yarıdan fazla bir düşüş var. Yani sebzeye geçen yılın iki katı zam gelse bile TÜFE’ye yansıma yine de geçen yılki kadar olmayacak demektir.</p>
<p>Ağırlığı aşağı çekilen kalemlerden biri de sigara. Sanırsınız ki Türk halkı yavaş yavaş sigaradan uzaklaşıyor.</p>
<p>Bir de cep telefonu fiyatlarıyla cep telefonu görüşme ücreti ve internet ücreti var. Bu kalemlerde de ağırlıklar aşağı çekildi.</p>
<h2>Ya artanlar?</h2>
<p>TÜFE’deki ağırlığı artan en önemli harcama kalemi yöntem değişikliğinin tipik bir yansıması olarak otel, motel ve benzeri yerlerdeki konaklama hizmeti.</p>
<p>Bu kalemin geçen yıl yüzde 0,50 olan ağırlığı bu yıl yüzde 2,59’a fırladı.</p>
<p>Yeni yöntem açısından değerlendirildiğinde bu artış gayet normal.</p>
<p>Özellikle yabancı turistler gelecek ve burada otellerde, tatil köylerinde konaklayacak.</p>
<p>Ağırlığı artan bu kalemde fiyat artışı düşük kalırsa TÜFE daha az artış göstermiş olacak.</p>
<p>Bunun tersi ağırlığı aşağı çekilen elektrik ve doğalgazda görülecek. Elektrik ve doğalgaza bu ay yapılan çok yüklü artışlar, bu kalemlerin payı aşağı çekildiği için TÜFE’ye sınırlı yansıyacak. Cepten yüklü para çıkacak, bu ödemeler için vatandaş bütçesinden önemli bir para ayıracak ama TÜFE’ye etki sınırlı olacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d48d0b63300-1775537419.png" alt="" width="398" height="782" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tufenin-dusuk-gorunmesinin-bir-nedeni-de-yeni-agirliklar-76419</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/market-perakende-enflasyon-1766746186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜFE’nin düşük görünmesinin bir nedeni de yeni ağırlıklar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sadece-irana-bakmanin-da-maliyeti-var-76418</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sadece İran’a bakmanın da maliyeti var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hizbullah’ın varlığını sürdürmesi, İsrail’in Lübnan’ın bir bölümünü işgal etmesi için zemin oluşturuyor. İlginç olarak, İsrail’in işgal ettiği ve kendi topraklarına katmayı tasarladığı bölge Lübnan’ın suyunun büyük bölümünü sağlayan bölge olmakla da dikkati çekiyor.</strong></p>
<p>Herhalde sizlerin de dikkatini çekmiş olacak, son haftalarda İran-Amerikan mücadelesinden başka hiçbir şey konuşmaz olduk. Bir ihtimal, bizlerin sadece İran’ı konuşmamızı isteyen güçler de olabilir. Halbuki dünyanın başka yerlerinde de üzerinde düşünmemiz gereken çok sayıda olay cereyan ediyor. Bunların bir bölümü İran’da cereyan eden gelişmelerin sonucu da olabilir ama bir bölümünün İran’daki olaylarla herhangi bir bağlantısı bulunmadığını söylersek yanlış bir beyanda bulunmuş olmayız zannederim. Söz gelimi, Ukrayna’daki savaş da olanca hızıyla devam ediyor. Bu savaş, İran savaşı başlamadan çok önce başlamıştı. Putin kısa bir askeri harekat sonunda bütün ülkeye egemen olacağını hesaplamış ve ahalinin Rus askerini heyecanla beklediği türünden yanlış bir değerlendirmeye inanarak Ukrayna’yı işgal etmek istemişti. Savaş dördüncü yılına giriyor. Ukrayna’nın şimdilerde Amerikalılara ucuz İHA inşa etmekte yardım ettiği, teknoloji aktardığı rivayet ediliyor. Eğer bu doğruysa, Amerika Birleşik Devletleri şimdi bu ülkenin cömertlik yapma jestine karşılık vermemiş görünüyor.</p>
<p><strong>Son gelişmeler, geçmişte </strong><strong>yaşananların doğal sonucu</strong></p>
<p>Diğer yandan, İran olayının Amerika’nın Avrupa’yı savunma niyetinin sona erdiğini bir defa daha gösterdiğini, hatta kesinleştirdiğini söyleyebiliriz. Bildiğiniz gibi Trump, Hürmüz Boğazı’nın Avrupa için de önemli olduğunu, dolayısıyla burayı açık tutmak için Avrupa ülkelerinin de yardımcı olması gerektiğini ileri sürdü. Avrupa ülkeleri bu davete icabet etmeyi kabul etmeyince topuna birden hakaret ederek, onlara zaten ihtiyacı olmadığını ifade etti. Böylece eski dostluk günlerine dönülmesinin artık mümkün olamayacağını bir defa daha göstermiş oldu. Sözlerimin yanlış anlaşılmasını istemem, işler önceleri pek rast gidiyordu demek istemiyorum; sadece son gelişmelerin geçmiştekilerin doğal sonucu olduğunu, Amerika’nın artık Avrupa’yı savunmak istemediğini bir defa daha teyit ediyorum.</p>
<p>İran’daki savaşın başka ülkeleri olumsuz yönde nasıl etkilediği de tartışma konusu yapılıyor. Basında yer alan haberlere göre, Sri Lanka ve Bangladeş gibi ülkeler şu anda iflas etmiş durumdalar çünkü Körfez petrolü onlara ulaşamıyor. Diğer bazı ülkelerden farklı olarak, bu iki ülke ve benzerleri büyük stratejik rezervler bulunduracak kadar varlıklı değiller. İthal edebildikleri yakıtı ise derhal tüketime sokuyorlar. Durum böyle olunca, yakıt tedariki sırasında karşılaşacakları sorunları aşmak için hazırlıkları da yok. Karşımızdaki sorun bir yüksek fiyat sorunu bile değil, şu anda toplumun temel ihtiyaçlarına cevap verecek miktarda yakıtı bile bulamama sorunu. Anlattıklarım bir oranda şu anda Küba’nın Amerikan müdahalesi dolayısıyla Venezuela’dan petrol tedarik edememesini andırıyor. Venezuela’nın petrolü ucuza vermesi önemli değil, Amerika petrol ithalatına izin vermiyor. Neyse ki, kısa süre önce ham petrol taşıyan bir Rus gemisinin Küba’ya gitmesine izin verildi. Herhalde Kübalılar kısa zamanda hastanelerde ameliyatların yapılabilmesi veya çöplerin toplanabilmesi türünden bazı temel ihtiyaçlarının karşılandığını göreceklerdir.</p>
<p>Uluslararası alanda başka ülkelerin fazla dikkatini çekmediği düşünülen bir takım gelişmeler de oluyor. Bir örnek vermek gerekirse, uluslararası anlaşmalara göre silahlandırılması yasak olan bazı Ege adaları silahlandırılıyor. Yunanistan Lozan ve Paris anlaşmalarına göre silahlandırılmasına izin verilmeyen bu adalara NATO silahları yerleştirme gayreti içinde, kısmen başarı da sağlamış bulunuyor. Akılla adeta alay edercesine, Yunan Milli Savunma Bakanı Dendias silahların NATO’ya ait olduğunu, dolayısıyla Adalara Türkiye’yi de korumak amacıyla yerleştirilmiş bulunduklarını ileri sürdü. Korkarım ki, bugüne kadar Türk-Yunan geçimsizliklerinin dışında kalmış olan NATO, Yunanistan bu tutumunu devam ettirecek olursa, istemeye istemeye de olsa, işe karışmak mecburiyetini hissedecektir.</p>
<p>Türkiye-NATO dertleri bu konuyla sona ermiyor. Son zamanlarda Türkiye’de yapılan ve hem anayasal hem de dış siyaset konuları ile ilgili bir tartışma var. Haberlere göre, Boğazların savunmasıyla da ilgileneceği bildirilen NATO karargahının Beykoz’da konuşlanacağı bildiriliyor. Bu konu ülkemizde gerek hukuk gerek dış siyaset camiaları katında değerlendirildi. Konuya Anayasa açısından bakanlar, ülkede yabancı asker bulundurulmasına karar verme yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait olduğuna işaret ediyorlar. Boğazda bir NATO karargahı kurulması sonucunda birçok yabancı subayın Türkiye'ye gelerek burada yaşayacağını belirtiyorlar. Buna askeri destek personelinin de eklenmesi gerektiğini hatırlatarak, böyle geniş bir askeri kadronun ülkemizde bulunmasına cumhurbaşkanının kendi başına karar veremeyeceğini, mutlaka parlamentodan onay alınması gerektiğini ileri sürüyorlar. Buna karşılık, dış siyaset uzmanları kararın uluslararası alandaki etkilerine yöneliyorlar. Onlara göre, Türkiye’nin tam Rusya ile daha yakın ilişkiler kurmaya çalıştığı bir dönemde Boğaz’da bir NATO üssü kurulmasının isabeti son derecede tartışmalıdır. Kaldı ki, Rusya böyle bir tesisisin kurulmasını NATO ülkelerinin, daha doğrusu hem Amerikan hem de Avrupa Birliği ülkelerinin Karadeniz’e açılmasının başlangıcı olarak görecek, buna karşı çıkacaktır.  Bilindiği gibi, bugüne kadar Türkiye Montrö Sözleşmesi’nin hükümlerini harfiyen uygulamaya itina etmiş, bu çerçevede müttefik gemilerinin Karadeniz’e giriş ve çıkışlarında sözleşmenin hükümlerine uygun hareket etmeleri konusunda ısrarcı olmuştur.  </p>
<p><strong>Lübnan’da olaylar </strong><strong>beklenen yönde gelişmedi</strong></p>
<p>İran’daki çatışma, Ortadoğu’nun diğer bölgelerindeki çatışmaları da yoğunlaştırmıştır. Bu gözlemi doğrulamak için Lübnan’a bakmak yeterli olacaktır. Sizlerin de izlediği gibi, bu ülkede Şiiler ve Sünniler arasında hüküm süren gergin barış, artık sona ermiş gibi gözükmektedir. Sanıyorum İsrail ve Birleşik Devletler, Hizbullah’ın baş destekçisi olan İran’ın bölgedeki etkisinin zayıflamasının Lübnan hükümetine tüm ülkede egemenliğini kurma fırsatını verdiğini düşündüler. Bekleyişlerine göre, bundan böyle Hizbullah Lübnan hükümetinin denetleyebildiği bir güç olacaktı. Olaylar ise beklenen yönde gelişmedi. Geçmişe göre zayıflamış olsa da, Hizbullah bağımsız bir güç olarak devam etme kabiliyetini koruyor, bunu sona erdirmek isteyenleri de eziyor.  Buna karşılık, Hizbullah’ın varlığını sürdürmesi, İsrail’in Lübnan’ın bir bölümünü işgal etmesi için zemin oluşturuyor. İlginç olarak, İsrail’in işgal ettiği ve kendi topraklarına katmayı tasarladığı bölge Lübnan’ın suyunun büyük bölümünü sağlayan bölge olmakla da dikkati çekiyor.</p>
<p>Özetlemek gerekirse, önemli olan diğer gelişmelere de yer verme zamanı gelmiş bulunuyor. Sadece Amerika-İran çatışmaları üzerinde yoğunlaşmanın da bir maliyeti var, diğer konular ihmale uğruyor. Bundan böyle bu eksikliği gidermeye gayret edeceğimizi söyleyebilirim.</p>
<p><strong>Husiler, savaştan sonra da Batı’ya </strong><strong>meydan okumaya devam edecek</strong></p>
<p>Savaş, Yemen’deki Husilerin de Kızıl Deniz’de seyreden gemilere karşı füze saldırıları düzenlemelerini tetikledi. Özellikle İsrail’e ait olduğu düşünülen gemilere saldırılıyor. Batı dünyası Husileri denetlemek için muhtelif yollara başvurmuş olmakla birlikte, onların saldırılarını tamamen durduracak bir çözüm bulmuş değil. İran’la birlikte hareket ediyorlar, İsrail’e füze saldırıları düzenliyorlar. Direnme güçleri ise beklenenin çok ötesinde. Sanıyorum, İran ile Amerika ve İsrail savaşı sona erdikten sonra dahi Husiler Batı’ya meydan okumaya devam edeceklerdir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sadece-irana-bakmanin-da-maliyeti-var-76418</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/8/1280x720/ulkeler-asker-1775537250.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hizbullah’ın varlığını sürdürmesi, İsrail’in Lübnan’ın bir bölümünü işgal etmesi için zemin oluşturuyor. İlginç olarak, İsrail’in işgal ettiği ve kendi topraklarına katmayı tasarladığı bölge Lübnan’ın suyunun büyük bölümünü sağlayan bölge olmakla da dikkati çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/celikte-kapasite-kullanimi-62ye-indi-hala-ithal-mal-geliyor-biz-yine-de-firsatlara-bakiyoruz-76417</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çelikte kapasite kullanımı %62’ye indi, hâlâ ithal mal geliyor, biz yine de fırsatlara bakıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AKDENİZ </strong>Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (ADMİB) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fuat Tosyalı, </strong>geçen Ramazan ayında Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı şapkasıyla bayileriyle düzenledikleri iftar buluşmalarından birinde, <strong>“İşler kötü” </strong>diyen bayisine sordu:</p>
<p>-          <strong>Biz kaç yıldır birlikte çalışıyoruz? Yani, kaç yıldır Tosyalı Demir Çelik bayisisin?</strong></p>
<p>Bayi yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>30 yıl olmuştur…</strong></p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>yakınan bayiye geçmişi anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Ya arkadaş, 30 yıldır her toplantımızda, </strong>“İşler kötü” <strong>deyip durdun. Hiç, </strong>“İşlerimiz iyi” <strong>dediğini hatırlamıyorum. Oysa senin dükkan bugünkünün 30’da biri idi. Benim işler de öyleydi. Bugünkünden çok daha küçüktü.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d48b751a5b5-1775537013.jpg" alt="" width="700" height="347" /></strong>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Senin de, diğer bayilerimizin de, benim de işlerimiz bugünkü seviyesine geldiyse işlerimizin iyi gittiği dönemler oldu. Yoksa bugünkü seviyemize nasıl gelebilirdik?</strong></p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>bayisiyle yaşadığı bu diyalogu Akdeniz Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin kendisi Başkanlığındaki son yönetim kurulu toplantısında anlattı.</p>
<p>Akdeniz Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu, Birliği 9-10 Nisan 2026’daki seçimleri öncesi son yönetim kurulu toplantısını <strong>Fuat Tosyalı</strong>’nın başkanlığında İstanbul’da yaptı.</p>
<p>Toplantıya ADMİB Başkan Yardımcıları <strong>Adnan Ersoy Ulubaş, Rahmi İncetan, </strong>Yönetim Kurulu Üyeleri <strong>Şaban Altunbağ </strong>(muhasip), <strong>Bülent Aytekin, Şerif Yavuz Tosyalı, Meltem Alim Atmaca, Mustafa Ustaoğlu, Sefa Çiçekçi, Şahin Özbek, Mehmet Özbıyık </strong>katıldı.</p>
<p>Başkan Yardımcısı <strong>Adnan Ersoy Ulubaş </strong>haber verince <strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte ADMİB yönetiminin son toplantısının sohbet bölümünde yerimizi aldık, sektör temsilcilerini dinleme fırsatı bulduk.</p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>Türkiye’nin en büyük çelik üreticilerinin ADMİB’e bağlı bölgede olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Özellikle İskenderun ve Osmaniye başta olmak üzere bölgemiz 20 milyon tona yakın kapasite ile Türkiye’deki toplam üretimin yarısından fazlasını gerçekleştiriyor. Ülkemizdeki toplam üretim 37 milyon ton seviyesinde bulunuyor.</strong></p>
<p>Bölgede demir çeliğin yanı sıra alüminyum ve bakır üretiminin de olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>ADMİB, Akdeniz Bölgesi’nde kurulu olsa da Kayseri, Kahramanmaraş’ı da kapsıyor, Konya’nın da bir bölümünü kucaklıyor.</strong></p>
<p>ADMİB’in üye sayısının 8 bine yakın olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>ADMİB üzerinden geçen ihracat 3 milyar doları aşıyor…</strong></p>
<p><strong>Tosyalı, “ekonomim.com” </strong>olarak düzenlediğimiz zirvede Hazine ve Maliye Bakanı <strong>Mehmet Şimşek</strong>’in 2 saatlik sunumu öncesi kendisiyle yapığımız söyleşiyi anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Başta Çin olmak üzere Uzak Doğu’dan 18 milyon ton demir-çelik ithal edildiğini, buna 9 milyar dolar gittiğini anlatmıştım. Sayın Şimşek, buna alınabilecek önlem konusuna odaklanacaklarını söylemişti.</strong></p>
<p>Türkiye’de demir-çelik sektörünün kapasite kullanım oranının yüzde 62’ye düştüğünün altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Dünyada korumacılık önlemleri arttı. Anti-damping soruşturmaları önceki yıla göre 5 kat arttı. Çin başta olmak üzere Uzak Doğu’dan ülkemize haksız rekabet yaratan demir-çelik girişini frenlemeye ek gümrük vergileri yetmiyor. Avrupa gibi kota koymak gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Özbıyık </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Sayın Mehmet Şimşek haklı. Türkiye’nin bazı sektörlerden çıkması gerekiyor. Biz tekstil sektöründeydik. 10-11 yıl önce çıktık. İyi ki çıkmışız. Yalnız, sıkıntı şimdi demir-çelik gibi sektörlerde de hissediliyor.</strong></p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>bu duruma şu pencereden baktı:</p>
<p>-          <strong>Bazı sektörler güç kaybediyor. Buna rağmen biz sektörümüzde hâlâ fırsatlara bakıyoruz. Geçen sene büyük bir satın alma yaptık. Şunu unutmayalım: </strong>“Birileri için biten, başkaları için başlangıç olur.” <strong>Biz kapasitemizi yüzde 100 artırmak durumundayız.</strong></p>
<p>Tosyalı Grubu, bugüne kadar yaşanan krizlerden hem yeni büyüme öykülerine imza atarak çıkmayı başardı. Yani, krizleri fırsata çevirdi.</p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>Çin başta olmak üzere Uzak Doğu’dan gelen ürünlerin yarattığı haksız rekabetten yakınıyor ama pes etmek yerine yeni satın alma ve yatırımları hem gündeminde tutuyor…</p>
<h2>Döviz kuruna dayalı bakış yanlış, verimlilik konusuna ağırlık verelim</h2>
<p><strong>AKDENİZ </strong>Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (ADMİB) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fuat Tosyalı, </strong>çelik sektörünün zor bir sektör olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Çelik sektörü zor zamanlarda kârın düşmesi nedeniyle çıkılacak bir sektör değil. Bu iş aynı zamanda stratejik bir sorumluluk. Biz sanayici olarak ferasetle hareket ediyoruz.</strong></p>
<p>Döviz kuruna dayalı taleplerin gündeme getirilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığını savundu:</p>
<p>-          <strong>Verimlilik çok önemli bir konu. Bakın biz Cezayir’de yapay zekaya yatırım yaptık. Türkiye’de 800 personelle yaptığımız üretimi orada 200 kişiyle gerçekleştiriyoruz. Rekabetçilik kur gibi bizim kontrol edemeyeceğimiz unsurlar yerine yüksek verimlilikle sağlanabiliyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;"><strong> </strong>Enseyi karartmayalım duygularla hareket etmemeye bakalım</span></h2>
<p><strong>AKDENİZ </strong>Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (ADMİB) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fuat Tosyalı, </strong>yaşanan zorluklara rağmen <strong>“enseyi karartmamak” </strong>gerektiğini belirtip, şu noktaya dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Her ne kadar stresli bir süreçten geçilse de ülkemiz enerjiye erişim açısından avantajlı durumda. Dünyada birçok ülke enerji açısından daha zor durumda bulunuyor.</strong></p>
<p>Devlet tecrübesinin böyle dönemlerde daha da önemli hale geldiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Savaşın kazananı olmaz. Türkiye’nin bu süreçten zarar görmeden, hatta fırsatları değerlendirerek çıkabileceğine inanıyorum. Böylesi dönemlerde duygularla değil, rasyonel akılla hareket edilmesi gerekiyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dubai’de, Bahreyn’de ciddi sıkıntılar yaşanıyor, Türkiye’ye kaymalar olur</span></h2>
<p><strong>AKDENİZ </strong>Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (ADMİB) Başkan Yardımcısı <strong>Adnan Ersoy Ulubaş, </strong>ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaşın Dubai ve Bahreyn başta olmak üzere Körfez ülkelerini etkisi altına aldığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Dubai’de, Bahreyn’de ciddi sıkıntılar var. Oralarda yaşanan sıkıntılar nedeniyle Türkiye’ye iş ve yatırım kaymaları söz konusu olabilir. Bu yönde işaretler alıyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Savaş, ciddi stresli bir ortam yarattı ama ben ülkemiz açısından umutluyum.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Demir-çelik sektöründe enerji maliyeti yüzde 25</span></h2>
<p><strong>AKDENİZ </strong>Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (ADMİB) Yönetim Kurulu ile sohbetimiz sırasında Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Şerif Yavuz Tosyalı, </strong>Başkan <strong>Fuat Tosyalı</strong>’ya elektrik ve doğalgaz zammıyla ilgili duyuruyu gönderdi.</p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>yeğeni <strong>Şerif Yavuz Tosyalı</strong>’nın gönderdiği duyuruyu açıp okudu:</p>
<p>-          <strong>Doğalgaz ve elektriğe zam açıklandı. Evlerde kullanılan elektrik ve doğalgaza yüzde 25 zam söz konusu. Sanayi ve ticari kuruluşlarda zam oranı yüzde 5.8-17.5 arasında değişiyor.</strong></p>
<p><strong>Hakan Güldağ </strong>ve bana döndü:</p>
<p>-          <strong>Bizim sektörde enerji giderleri toplam maliyetler içinde yüzde 25 seviyesinde bulunuyor. Dolayısıyla enerjide gerçekleşen her fiyat artışı bizim maliyetleri de yukarı çekiyor. Yani, birebir etkileniyor.</strong></p>
<p><strong>Şerif Yavuz Tosyalı, </strong>navlun fiyatlarındaki artışı da anımsattı, <strong>Fuat Tosyalı </strong>sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Navlun fiyatlarında da çok ciddi artışlar var.</strong></p>
<p>Türkiye-Suriye İş Konseyi Başkanı <strong>Mahsum Altunkaya</strong>’nın anlattığı bir örneği aktardı:</p>
<p>-          <strong>Sri Lanka’dan kalkan gemide Altunkaya Grubu’na gelen çay da yüklüymüş. Savaşla birlikte gemi yoldayken konteyner başına navlun fiyatı ikiye katlanmış. O da yetmemiş, konteyneri Hindistan’a bırakmış.</strong></p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>bu örneği anlattıktan sonra şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Navlunda fiyatlar ikiye, üçe katlanarak artıyor. Daha bunun artçıları da gelecek gibi görünüyor…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ADMİD’de Tosyalı’nın süresi doldu, Rahmi İncetan aday oldu</span></h2>
<p><strong>AKDENİZ </strong>Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (ADMİB) Başkan Yardımcısı <strong>Adnan Ersoy Ulubaş, </strong>diğer Başkan Yardımcısı <strong>Rahmi İncetan</strong>’ı işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Fuat Bey’in (Tosyalı) ADMİB Başkanlığında görev süresi doluyor. Yeni başkanımız inşallah Rahmi İncetan olacak.</strong></p>
<p><strong>İncetan, Ulubaş</strong>’ın sözleri üzerine şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Fuat Bey ve Adnan Bey yine listemizde yer alacak. Fuat Bey ve Adnan Bey’in başkan yardımcısı olarak çalışmalarımıza çok büyük katkı verebileceklerini biliyorum.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/celikte-kapasite-kullanimi-62ye-indi-hala-ithal-mal-geliyor-biz-yine-de-firsatlara-bakiyoruz-76417</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/5/1280x720/fuat-tosyali-1768726782.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çelikte kapasite kullanımı % 62’ye indi, hâlâ ithal mal geliyor, biz yine de fırsatlara bakıyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ve-gida-icin-kriz-masasi-onerildi-76416</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım ve gıda için &#039;kriz masası&#039; önerildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Başta tarım olmak üzere bir çok disiplinde araştırmalar yapan bilim insanlarının bir araya geldiği Tarımsal Bilgi Platformu, ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla bozulan küresel dengelerin Türkiye’ye tarım ve gıda güvencesi alanında etkisinin azaltılması amacıyla 11 maddeden oluşan bir önlemler dizisi hazırladı.</p>
<p>Kısa ve orta vadede(3 ay/9 ay) alınabilecek önlemlerin toplumsal kaygının azaltılması ve çiftçinin karar verme süreçlerinin rahatlatılması açısından önemine değinilen raporda, Türkiye’nin öncelikli olarak bir kriz masası oluşturması gerektiği belirtildi. Raporda öne çıkan bir başka önemli husus ise Rusya Ukrayna savaşındaki Tahıl Koridoruna benzer, Enerji Gıda Tarım Koridoru oluşturması gerektiği vurgulandı.</p>
<p>Tarımsal Bilgi Platformu tarafından, karar alma mekanizmasına yol gösterici nitelikle hazırlanan 11 maddelik öneriyi içeren rapor şöyle:</p>
<p><strong>1. “Enerji, Gıda ve Tarım Kriz Masası” kurulsun</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye, Tarım ve Orman, Enerji, Ticaret, Ulaştırma Bakanlıkları, BOTAŞ, TMO, EPDK TC Merkez Bankası, TC Ziraat Bankası ve TZOB günlük verilerle ve yüksek reflekslerle aynı masa etrafında toplanmalı-çalışmalı; mazot, gübre, yem, elektrik, sulama, navlun-lojistik ve temel gıda fiyatları için erken uyarı sistemi kurulmalıdır. Avrupa Birliği savaş kaynaklı enerji ve gıda fiyatları oynaklığı karşısında dağınık kurum tepkisi yerine merkezî koordinasyon oluşumu ile süreci izliyor. </p>
<p><strong>2. “Kaygı Yönetim Birimi” oluşturulsun</strong></p>
<p>Üretici, tüketici, tarım-gıda sektör bileşenleri, lojistik tedarikçileri, vd. savaşın yarattığı fiyatlar, darboğazlar karşısında büyük kaygı içindedirler. Geleceğin belirsizliği bu kaygıyı daha da artırıyor. Toplumu rahatlatacak, sektöre güven verecek, kaygıları azaltacak bir birimin oluşturulması, sürekli kamuoyu bilgilendirmesi üretimin devamlılığı ve sektörel dinamizm asından gereklilik gösteriyor.</p>
<p><strong>3. Çiftçiye “Üretim Hedefli Destek Paketleri” verilsin</strong></p>
<p>Savaş süreci ve devamındaki 2-3 yılda bitkisel üretimde bulunan, hayvancılık faaliyeti içinde yer alan çiftçilere sulama, enerji-elektrik, akaryakıt, gübre, pazara erişim desteklerinde bulunulması ve gıda fiyatlarını dizginleyici bir planlama yapılması hedeflenmelidir. Ayrıca, geniş tabanlı vergi indirimi ve çiftçi borçlarını erteleme-faizlerinden vazgeçme gibi sürükleyici desteklerle de bunlar güçlendirilebilir.</p>
<p>ÇKS’ye ve/veya üretici örgütlerine kayıtlı üreticilere ekili alan, ürün deseni ve sulama yoğunluğuna göre dijital mazot iadesi yapılabilir ve desteklerin doğrudan üretime yansıması sağlanabilir. Gübre ve mazot fiyatlarındaki aşırı artışın etkisini hafifletmek için tarımsal destek bütçesi ivedi olarak yükseltilmeli, İlkbahar-Yaz dönemi ekimlerde gübre ihtiyacı düşük olan baklagiller, yem bitkileri gibi ürünlerin üretimini teşvik için destekler artırılmalıdır.</p>
<p>Tarımsal desteklerin zamanında ödenmesi üretim motivasyonunu koruyacaktır. Stratejik ürünlerde ihracatın sınırlandırılması ve ihtiyaç duyulan alanlarda hızlı ithalat yapılması arz dengesini destekleyecek ve fiyat şoklarına dirençliliği artıracaktır.</p>
<p><strong>4. “Gübre İçin Tedarik Çeşitlendirmesine” gidilmelidir </strong></p>
<p>FAO’ya göre savaş gübre ve enerji tedarik sistemlerini bozmuştur. Üre fiyatları hızla yükseliyor. Türkiye’de Hindistan, Rusya, Belarus, Fas ve Endonezya gibi alternatif kaynaklara yöneldiğini aktarıyor. Türkiye’de de özellikle üre ve DAP’ta kaynak tedarik kanallarının çeşitlendirmesine gitmelidir. Burada liman önceliği, geçici gümrük/vergisel esneklik ve kamu koordinasyonunda toplu alım mekanizması kurulmalı ve spekülatif kazançlar denetlenmelidir. Ayrıca geleceğin belirsizliği ve fiyat hareketliliği karşısında kritik yazlık ekim ve bakım dönemi için mevsimlik üre, DAP ve yem hammaddesi stokunu hedeflemeli ve oluşturmalıdır.</p>
<p>Yerli gübre üretiminin artırılması, alternatif gübre uygulamalarının yaygınlaştırılması ve hayvansal atıkların değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Ürün deseni daha az girdi gerektiren yapıya dönüştürülmelidir.</p>
<p><strong>5. “Yem ve Hayvancılık Kırmızı Hat” desteği oluşturulmalıdır</strong></p>
<p>Enerji ve gübre şoku, yem ve nakliye maliyetleri hayvancılığı derinden etkiliyor. Bu nedenle hayvancılıktaki kırılganlığın önüne geçmek için özellikle gıda güvencesini önceleyen süt ve besi hayvancılığına yönelik yem kredisi, yem hammaddesi ithalatında hızlandırılmış gümrük, faiz sübvansiyonu ve soğuk zincir elektrik ve akaryakıt desteği sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>6. “Buğday, Arpa, Mısır ve Bakliyatta İç Stok” oluşturulmalıdır</strong></p>
<p>Bu, TMO üzerinden güven verici iç stoklama politikası ile uygulamaya koyulmalıdır. Panik alımları ve stokçuluk piyasada fiyatları bozar, yükseltir. Türkiye’de temel gıdalarda düzenli iç stok oluşturulmalı ve stok bilgisi de paylaşılmalıdır. TMO satış takvimini önden ilan etmeli ve gerekirse belirli ürünlerde piyasaya kontrollü ürün vererek beklenti enflasyonunun belini kırmalıdır.</p>
<p><strong>7. “Enerji ve Gıda-Tarım Ticaret Koridoru” oluşturmalıdır</strong></p>
<p>Bu her şeyden önce lojistik ve sigorta maliyetlerine karşı bir önlemdir.</p>
<p>Savaş riski ve nakliye sigortası ve Hürmüz Boğazı geçiş maliyetleri büyük sorun haline gelmiştir. Türkiye gübre, yem hammaddesi, akaryakıt ve tahıl için öncelikli navlun-finansman-depolama-sigorta destekli bir “enerji ve gıda-tarım ticaret koridoru” oluşturmalıdır. Bunun için gerekiyorsa da kamu bankaları üzerinden kısa ve orta vadeli ticaret finansmanı sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>8. “Dar Gelirliler İçin Gıda Sepeti Destek Paketi” oluşturulmalıdır</strong></p>
<p>Dar gelirli tüketici için temel gıda sepetinde hedefli destek, okul beslenmesi, belediye tedarik ağları ve kooperatif satış kanalları genişletilmelidir. Çünkü enerji ve girdi şoku yalnızca çiftçiyi değil, tüketiciyi de vuruyor ve bundan dolayı iki tarafı aynı anda koruyan paketler devreye konulmalıdır. Bu aynı zamanda gıda enflasyonuna karşı sosyal politikanın bir gereğidir.</p>
<p><strong>9. “Belediyelerde Acil Destek Karşılama Merkezleri” oluşturulmalıdır</strong></p>
<p>Savaş koşullarının getirdiği üretim ve tüketim koşullarının zorlaşması ve belirsizleşmesi nedeniyle belediyelere daha fazla sorumluluk düşmektedir. Özellikle gıda tedarikinde, su temininde, ulaşım koşulların sürekliliğinde, yaşlılara bakımda, tarımsal girdi sağlanmasında belediyelerin sadece kendi bütçeleri ile değil merkezi hükümetin kaynak aktarımı yoluyla hizmetlerini artırması ve çeşitlendirmesi sağlanmalıdır. Artan akaryakıt zamları ve fiyatları karşısında toplu ulaşımda çok daha fazla devreye girmeli ve vatandaşı yönlendirici rol oynamalıdır.</p>
<p><strong>10. “Tarımsal Üretim ve Ürünler Güvence” altına alınmalıdır </strong></p>
<p>Türkiye son yıllarda iklim değişikliğinden kaynaklı üretim şokları yaşamaktadır. Çiftçinin kayıpları artmaktadır, tüketici daha yüksek fiyatlarla tarımsal ürünlere erişim sağlayabilmektedir. Savaş ortamında çiftçinin kendisini ve ürünlerini güvende hissedebilmesi için önümüzdeki 2-3 yıl sürecince bitkisel üretim ve hayvancılığa yönelik TARSİM uygulamaları yayınlaştırılmalıdır. TARSİM, içinden geçtiğimiz bu zor süreçte sadece ÇKS’ye kayıtlılık temelinde tüm üretim alanları için sigorta uygulamalarına gitmeli ve devlet eliyle prim desteğinde bulunulmalıdır.</p>
<p><strong>11. “Kısa-Orta-Uzun Vadeli Şoklara Dirençli Stratejiler” geliştirilmelidir </strong></p>
<p>Şimdiye kadar ortaya konulan acil önlem paketlerine dayanarak ortaya konulan kısa-orta-uzun vadeli politikalarda şunlar ön plan çıkmaktadır; Kısa vadede temel öncelik üretimin devamlılığı ve çiftçinin gelir güvencesidir. Savaşın etkisiyle artan enerji fiyatları gübre ve mazot maliyetlerini yükseltmiş, çiftçinin kararlarını doğrudan etkilemiştir. Bu nedenle girdi desteklerinin artırılması, çiftçi borçlarının ertelenmesi ve uygun finansman mekanizmalarının devreye alınması kritik önemdedir. Desteklerin zamanında ödenmesi üretim güvencesi için önemlidir. Temel stratejik ürünlerde ihracatın sınırlandırılması ve ihtiyaç duyulan alanlarda hızlı ithalat yapılması arz dengesini destekleyecektir. Ulusal stok yönetiminin güçlendirilmesi de fiyat dalgalanmalarını sınırlamak açısından gereklidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ve-gida-icin-kriz-masasi-onerildi-76416</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/0/1280x720/tarim-1764745417.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Farklı disiplinlerden bilim insanlarının oluşturduğu “Tarımsal Bilgi Platformu”, savaş kaynaklı olağanüstü koşullarda gıda arz güvenliğine yönelik acil önlem çağrısında bulundu. 11 maddede sıralanan öneriler arasında “kriz masası”nın kurulması çağrısı da yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/pazarlarin-yaklasik-yarisina-ihracat-azaldi-76415</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pazarların yaklaşık yarısına ihracat azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye, ihracatta zor bir döneme giriyor. Savaş ve çatışmalar, bölgesel gerginlikler nedeniyle Türkiye’nin ihracatında olası düşüşler söz konusu. TİM verilerine göre Ocak-Mart 2026 döneminde Türkiye serbest bölgeleri dahil toplamda 231 ülke ve bölgeye ihracat gerçekleşti. Bunlardan 3’üne geçen yıl ihracat yapılmamıştı. Toplamda bir önceki yılla karşılaştırılabilen 228 ülke ve bölgeden 112’sine yapılan ihracat tutarı azaldı, 116’sında ise arttı. Sadece Mart ayı değerlendirildiğinde 107 ülkeye yapılan ihracat artarken, 110 ülkeye yapılan ihracat geriledi.</p>
<p>Ocak-Mart döneminde, tutar bazında ihracatın yayılımı olarak nitelenebilecek verilerde, son dönemde düşüş yönündeki ülkelerin ağırlığı dikkat çekti. İhracatın çok yüksek oranda gerilediği ülkelerin bazıları küçük ada devlet ve bölgeleri olurken, geleneksel olarak yüksek ihracat yapıldığı halde yüksek oranlı düşüşler, savaşın etkilediği ülkeler olarak ortaya çıktı. Yine de toplam içinde ağırlığı görece yüksek olan, Türk devletleri, Kuzey Afrika, Yunanistan, Belçika, AB üyesi Baltık ülkeleri, Hollanda gibi ülkelere olan ihracattaki düşüş de dikkat çekti.</p>
<p>Yine ocak-mart döneminde, ihracatın gerilediği 112 ülkeye yapılan ihracatın toplam ihracat içindeki payı 18 milyar 115.8 milyon dolar ile yüzde 32,58 olarak belirlendi. Bir önceki yıl aynı dönemde söz konusu bu ülkelere ihracat 22.6 milyar dolar ve toplam içindeki ağırlığı yüzde 40 seviyesindeydi. Çoğu çok küçük ülke olmakla birlikte, yılın ilk çeyreğinde geçen yıl aynı dönemde ihracat yapılan ülkelerden 4,5 milyar dolarlık kayıp gerçekleşti.</p>
<p>Buna karşılık ihracatın artırıldığı ülkelere sağlanan ihracat artışı tutarı 3 milyar 579 milyon dolar olunca, toplam ihracat Ocak-Mart döneminde düşüş yüzde 1,6 ile 55 milyar 611 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<h2>Mart ayı belirleyici oldu </h2>
<p>Sadece Mart ayı dikkate alındığında, ihracatın düştüğü ülkelerde tutar bazında kayıp 2.2 milyar dolar olarak ortaya çıktı. Bu kayıp, Ocak-Mart dönemindeki düşüşün büyük kısmının savaşın fiili olarak başladığı Mart ayında gerçekleştiği anlamına geliyor. Bu da düşüşün savaş sonrası hızlı toparlanma olursa telafi edilebilecek düzeyde olduğu ancak uzaması durumunda kaybın daha da artacağını gösteriyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/pazarlarin-yaklasik-yarisina-ihracat-azaldi-76415</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/ithalat-ihracat-1764594133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracattaki yavaşlama, Orta Doğu’daki savaşın etkileriyle düşüş eğilimine dönüştü. Mart ayında ihracat ağırlıkla Körfez bölgesi kaynaklı olmak üzere yüzde 6,4 düşüş kaydederken, Ocak-Mart 2026 döneminde 231 ülke ve bölgeden 112’sine yapılan ihracat tutar bazında düşüş kaydetti. Kayıp yaşanan ülkelerin ihracattaki payı yüzde 33 olarak belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotiv-yapay-zeka-tesviki-bekliyor-76414</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotiv yapay zeka teşviki bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AYSEL YÜCEL</strong></p>
<p>Türkiye otomotiv tedarik sanayinin, küresel mobilite dönüşümünün en kritik üretim halkalarından biri olduğunu belirten TAYSAD Başkanı Yakup Birinci, elektrifikasyon, dijitalleşme ve jeopolitik gelişmelerin sektörü yalnızca bir üretim alanı olmaktan çıkarıp, doğrudan ülkelerin rekabet gücünü belirleyen stratejik bir unsur haline getirdiğini vurguluyor. Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı, mühendislik kabiliyeti ve Avrupa’ya yakınlığı sayesinde küresel tedarik zincirlerinde kritik bir konumda bulunduğunu ifade eden Birinci, sektörün önündeki fırsatlar ve riskleri çözüm önerileriyle birlikte şöyle anlatıyor:</p>
<p>Türkiye otomotiv tedarik sanayisi için geride kalan dönem, dönüşümün hızlandığı ve küresel rekabetin daha da yoğunlaştığı bir süreç olarak öne çıktı. 2025 yılında dünya üretimi 96,5 milyon adet seviyesinde gerçekleşirken, Avrupa üretimi 17,6 milyon adet oldu. Türkiye ise 1,5 milyon adetlik üretimle dünyada 11. sırada yer aldı. 2026 yılında da üretimin benzer seviyelerde gerçekleşmesi bekleniyor. Ancak bu rakamlar bize sadece hacmi söylüyor, niteliği değil.</p>
<p>Elektrifikasyon, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillenen yeni mobilite dünyası; üretimden tedarik zincirlerine, teknolojiden insan kaynağına kadar sektörün tüm dinamiklerini yeniden tanımlıyor. 2025 yılı, küresel ekonomik belirsizliklerin ve bölgesel dalgalanmaların etkisinin hissedildiği bir dönem olmasına rağmen, Türk otomotiv tedarik sanayisi esnek yapısı, güçlü üretim kabiliyeti ve nitelikli insan kaynağı sayesinde uyum kabiliyetini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<h2>“Made In EU” girişimi ve stratejik konum</h2>
<p>Bu yılın ilk çeyreğinde ise Türkiye otomotiv tedarik sanayisi açısından önemli bir dönüm noktası olan “Made In EU” girişimi kritik bir gelişmeyi beraberinde getirdi. Türkiye uzun yıllardır Avrupa otomotiv sanayisinin en önemli tedarikçilerinden biri olmanın yanı sıra değer zincirinin ayrılmaz bir parçası konumunda bulunuyor. Üretim altyapısı, mühendislik kabiliyeti ve entegre tedarik yapısı sayesinde Avrupa’daki ana sanayi ile güçlü ve karşılıklı bağımlılığa dayalı bir üretim ekosistemi oluşmuş durumda.</p>
<p>Bu nedenle Gümrük Birliği çerçevesinde Türkiye’de üretilen ürünlerin de bu kapsamda değerlendirilmesi hem Avrupa sanayisinin rekabetçiliği hem de tedarik güvenliği açısından rasyonel bir yaklaşım olarak öne çıkıyor. Önümüzdeki dönemde yasanın yürürlüğe girme süreci ve uygulama esasları, sektörün rekabet gücü açısından yakından izlenecek başlıklar arasında yer alıyor.</p>
<h2>Jeopolitik riskler sektörü etkiliyor </h2>
<p>Öte yandan bir ayını geride bırakan ABD–İran savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı’nın ulaşıma kapanması da sektörü etkileyen başlıca unsurlardan biri olarak dikkat çekiyor. Küresel enerji ticaretinin en stratejik geçiş noktalarından biri olan boğaz üzerinden dünya genelindeki petrol ve LNG sevkiyatının yaklaşık yüzde 20’si sağlanıyor. Türk otomotiv tedarik sanayi, üretim yapısı itibarıyla büyük ölçüde Avrupa’daki üretim ağlarıyla entegre şekilde faaliyet gösterdiği için enerji maliyetlerindeki olası artışlar ve küresel lojistik hatlarındaki aksaklıklar üretim maliyetleri ile teslim süreleri üzerinde baskı yaratabiliyor.</p>
<p>Buna karşın Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi konum, gelişmiş üretim altyapısı ve Avrupa pazarına yakınlığı, bu tür jeopolitik belirsizlik dönemlerinde önemli fırsatlar da yaratıyor. Küresel şirketlerin riskli ve uzun tedarik zincirleri yerine daha güvenli ve yakın üretim merkezlerine yönelme eğilimi artarken, Türkiye Avrupa için güvenilir bir üretim ve tedarik ortağı olma konumunu daha da güçlendirme potansiyeli taşıyor.</p>
<h2>Maliyet artışları, yapısal sorunların başında geliyor</h2>
<p>Sektörde öne çıkan güncel ve yapısal sorunların başında yüksek iş gücü maliyetleri, finansmana erişim ve küresel rekabet baskısı geliyor. Artan maliyetler ve fiyat baskısı, şirketlerin kârlılık seviyeleri üzerinde ciddi baskı yaratırken, finansal sürdürülebilirliği zorlayan temel unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<p>Bu nedenle verimlilik odaklı dönüşüm artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiş durumda. Operasyonel mükemmeliyet, yalın üretim, dijitalleşme, yapay zekâ ve kaynak kullanımında etkinliği artıracak projeler, sektörün dayanıklılığını güçlendirecek başlıca adımlar olarak öne çıkıyor.</p>
<h2>Yerlilik oranı stratejik göstergelerden biri</h2>
<p>Türkiye otomotiv sanayisinde yerlilik oranı ise stratejik göstergelerden biri olmayı sürdürüyor. Ülkede faaliyet gösteren OEM’lerde ortalama yerlilik oranı yaklaşık yüzde 60 seviyesinde bulunuyor. Ticari araçlarda bu oran yüzde 70’in üzerine çıkarken, binek araçlarda daha düşük seviyelerde seyrediyor. Bu tablo, güçlü olunan alanların yanında geliştirilmesi gereken kritik teknoloji ve bileşenlerin de bulunduğunu açıkça ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu noktada hayata geçirilen Mobilite Teknolojileri Fonu, sektörün geleceği açısından önemli bir kaldıraç olarak görülüyor. 25 milyon dolar hedef büyüklüğe sahip fon; batarya teknolojileri, yapay zekâ, yazılım, enerji verimliliği ve akıllı mobilite çözümleri gibi alanlarda yerli girişimleri destekleyerek teknoloji kapasitesini artırmayı amaçlıyor.</p>
<p>Karar verici ben olsaydım, öncelikle otomotiv sanayiini sadece bir "üretim hattı" değil, bir "yazılım ve teknoloji merkezi" olarak yeniden kurgulardım. Sektörün önünü açmak için şu adımları atardım:</p>
<p>- Operasyonel verimliliği artırmak için dijitalleşmeyi sektör genelinde (KOBİ düzeyine kadar) hızlandırırdım.</p>
<p>- Tedarikçilere özel, uzun vadeli ve düşük faizli "Yeşil Dönüşüm" kredi ve hibe paketlerini devreye alırdım.</p>
<p>- Endüstri 4.0 uygulamalarını yaygınlaştıran, mühendis ve teknisyen seviyesinde uzmanlaşmış eğitim programlarını hızlandırırdım.</p>
<p>- Ar-Ge vergi avantajlarını sadece patentle değil, ticarileşme başarısıyla doğru orantılı olarak artırır, teknoloji iş birliği ağlarını güçlendirirdim.</p>
<p>- Yerli üretim ve yüksek katma değerli teknoloji yatırımlarını, özellikle çip ve batarya teknolojilerinde stratejik teşviklerle desteklerdim.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çözümün anahtarı dijital dönüşüm ve Ar-Ge</span></h2>
<p>Otomotiv tedarik sanayiinin karşılaştığı zorluklar yalnızca kısa vadeli ekonomik başlıklarla sınırlı değil; yapısal reform gerektiren alanlara da işaret ediyor. TAYSAD Başkanı Yakup Birinci, sorunları aşmak ve Türkiye’yi küresel bir mobilite üssü yapmak için şu 9 kritik maddeyi öneriyor:</p>
<p><strong>1- Stratejik dönüşüm:</strong> Sektörün yüksek katma değerli teknoloji üreten bir yapıya evrilmesi için teşviklerin sonuç odaklı revize edilmesi.</p>
<p><strong>2- Dijital teşvikler:</strong> Dijitalleşme yatırımları (Yapay Zeka, IoT) için özel hibe ve vergi indirimlerinin sağlanması.</p>
<p><strong>3- Finansman erişimi:</strong> KOBİ ölçeğindeki tedarikçilerin finansal sürdürülebilirliği için uygun maliyetli kaynakların oluşturulması.</p>
<p><strong>4- Eğitim seferberliği:</strong> Yeni nesil mobilite dünyasına uygun "yazılım odaklı" insan kaynağının yetiştirilmesi için Endüstri 4.0 programları.</p>
<p><strong>5- Yerli üretim:</strong> Kamu alımlarında ve büyük projelerde yerli teknoloji kullanım oranlarının artırılması.</p>
<p><strong>6- İhracat desteği:</strong> İhracat odaklı sertifikasyon süreçlerinin (Yeşil Mutabakat uyumu gibi) devlet tarafından desteklenmesi.</p>
<p><strong>7- Fon desteği:</strong> Mobilite Teknolojileri Fonu gibi girişim sermayesi mekanizmalarının kamu-özel sektör iş birliğiyle ölçeklendirilmesi.</p>
<p><strong>8- Kalite standartları:</strong> Küresel OEM'lerle entegrasyonu hızlandıracak kalite yönetim sistemlerinin yaygınlaştırılması.</p>
<p><strong>9- Girişimcilik ekosistemi:</strong> Start-up'ların ana sanayi ve tedarik sanayi ile eşleşmesini sağlayacak platformların kurulması.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sadece kriz çıkınca tepki vermeyelim</span></h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d487b2f0efa-1775536050.jpg" alt="" width="500" height="522" />Lojistik ve üretimdeki risk yönetimi sadece kriz çıktığında tepki vermek değildir. Riskleri azaltmanın yolu hız, dijitalleşme ve güçlü kamu-özel sektör koordinasyonudur. Türkiye'nin coğrafi avantajını kalıcı rekabet üstünlüğüne dönüştürmek istiyorsak, yapısal sorunları erteleme lüksümüz yoktur. Sektörün önündeki engeller kalkarsa, Türk otomotiv tedarik sanayii dünyanın en büyük 5 merkezinden biri olabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dijitalleşme ve mobiliteyi stratejik öncelik yaptı</span></h2>
<p>1978 İstanbul doğumlu Yakup Birinci, otomotiv tedarik sanayiinin küresel yolculuğunda önemli roller üstlenen, sektörün kurumsallaşması ve teknolojik dönüşümü için uzun yıllardır emek veren bir isim. 2001 yılında Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olduktan sonra, 2004 yılında Marmara Üniversitesi’nde Sermaye Piyasaları alanında yüksek lisansını tamamlayan Birinci, profesyonel kariyerine 2000 yılında Birinci Otomotiv AŞ’de başladı.</p>
<p>​Halen Birinci Otomotiv AŞ Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Yakup Birinci’nin otomotiv sektörünün yanı sıra gayrimenkul, tarım ve yazılım alanlarında da yatırımları bulunuyor. 2021 yılından itibaren TAYSAD (Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Birinci, 2025 yılı itibarıyla Dernek Başkanlığı görevini üstlendi.</p>
<p>​Başkanlığı döneminde özellikle “Mobilite Teknolojileri Fonu”nun hayata geçirilmesine liderlik eden Birinci; dijitalleşme, Yeşil Mutabakat uyumu ve yüksek katma değerli mühendislik projelerini derneğin stratejik merkezine koydu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotiv-yapay-zeka-tesviki-bekliyor-76414</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/4/1280x720/yakup-birinci-1775535941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TAYSAD Başkanı Yakup Birinci, Türkiye otomotiv tedarik sanayiinin güçlü üretim altyapısı ve ihracat kabiliyetiyle küresel rekabette önemli yer edindiğini, ancak sektörün geleceğinin dönüşüm hızına bağlı olduğunu söyledi. Kapasite kullanımının yüzde 70’in altına gerilemesini, sektör için “açık bir alarm” durumu olarak niteleyen Birinci, özellikle Çin’in nitelikli ürün grubundaki yükselişinin, geleneksel üretim modellerini tehdit ettiğine dikkat çekerek, bu kıskacı kırma yolunun, otomasyon ve yapay zekâ yatırımlarıyla verimliliği artırma odaklı teşviklerden geçtiğini kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/politika-faizinde-300-baz-puanlik-artis-fiyatlaniyor-76413</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Politika faizinde 300 baz puanlık artış fiyatlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Orta Doğu’yu karıştıran savaşta sona doğru gelindiğine yönelik açıklamalar gelse de kafa karışıklığı, belirsizlikler ve savaşın maliyetinin yayılma etkisi öne çıkmaya devam ediyor. Savaş boyunca yabancının sert çıkışına karşı TL’yi korumak için rezervlerini kullanan Merkez Bankası’nın beklentinin altında gelen mart ayı enflasyona rağmen 22 Nisan’daki Para Politikası Kurulu toplantısında harekete geçmesi bekleniyor. Hafta sonu elektrik ve doğalgaz fiyatlarına yapılan zamların da etkisiyle nisanda yüzde 3 seviyesinde beklenen aylık enflasyon tahminlerinin yanı sıra Merkez Bankası’nın güçlü bir mesaj vermesi ve TL’yi korumaya devam etmesi için yüzde 37 olan politika faizini yüzde 40’a çekmesi beklentileri arttı. Ekonomistlerin yılsonu enflasyon ve politika faizi tahminlerinde de yukarı yönlü güncellemeler devam ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d494b3e7cdb-1775539379.png" alt="" width="600" height="296" />Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara, Merkez Bankası’nın savaşın geçici olacağı ihtimaline karşılık sıkılaştırmayı politika faizi ile değil likidite sıkılaştırması ile yaptığını hatırlatarak bölgedeki gerginliğin devam etmesi ve enerji fiyatlarının yüksek seviyelerde asılı kalması nedeniyle enflasyon ve döviz rezervlerinin görünümünün bozulduğunu vurguladı. Kara, “Bu nedenle nisan toplantısında TCMB’nin politika faizini artırma ihtimalinin yüksek olduğunu söyleyebiliriz” dedi.</p>
<h2>“Manşet enflasyon yüzde 32’ye çıkabilir”</h2>
<p>QNB Türkiye Baş Ekonomisti Erkin Işık, mart ayında enflasyonun ana eğiliminin, kurdaki istikrar ve iç talepteki kısmi dengelenmenin desteğiyle ılımlı seyrettiğini, önümüzdeki dönemde artan petrol fiyatlarının ikincil etkilerinin daha belirgin hale gelmesini beklediklerini ifade etti. Gübre ve ulaştırma maliyetlerindeki artışların etkisiyle gıda fiyatlarının nisan ayında daha güçlü yükselmesinin muhtemel olduğunu söyleyen Işık, “Elektrik ve doğalgaz fiyatları da konutlarda yüzde 25 oranında olmak üzere yükseltildi. Ayrıca daha önce elektrikte yapıldığı gibi, doğalgazda eşik değerin üzerinde tüketim yapanların yüksek tarifeden ücretlendirileceği kademeli fiyat uygulamasına geçildi. Bu gelişmelerle birlikte, manşet enflasyonun önümüzdeki aylarda yüzde 32 civarına yükselmesi ve petrol fiyatlarında bir gevşeme görülene kadar bu seviyelerde kalması muhtemeldir. Brent petrol fiyatlarının yıl sonuna doğru 80 dolar seviyesine gerileyeceği varsayımını korumakla birlikte, son gelişmeleri dikkate alarak yıl sonu enflasyon tahminimizi 3 yüzde puan artışla yüzde 28,5’e yükselttik” dedi.</p>
<p>Işık, TCMB’nin, mart ayı başında TL likidite koşullarını sıkılaştırarak bankalar arası para piyasası faizlerini yüzde 40 civarına yönlendirdiğini, PPK toplantısında ise politika faizini yüzde 37’de sabit tuttuğunu hatırlattı. Enflasyonist baskıların devamı nedeniyle, TCMB’nin 22 Nisan’daki PPK toplantısında politika faizini yüzde 40’a yükseltmesini tahmin ettiklerini vurgulayan Işık, buna karşılık likidite koşullarını gevşeterek piyasa faizlerini genel olarak mevcut seviyelerde tutmasını beklediklerini dile getirdi. Işık, enflasyon görünümündeki yukarı yönlü güncellemeyle uyumlu olarak, yıl sonu politika faizi tahminlerini de yüzde 35’e yükselttiklerini açıkladı.</p>
<h2>Politika faizi tahmini 100 baz puan artırıldı </h2>
<p>İş Yatırım Araştırma Direktörü Serhat Gürleyen de yayımladığı notta, dinamik ve veri bazlı karar alan TCMB yönetiminin nisan enflasyonuna ilişkin gözlemlerine göre hareket edeceğini, eğer aylık rakam yüzde 3 veya üzerinde gözüküyorsa faiz artışını kalıcılaştırmak üzere 1-haftalık repo faizini 300 baz puanlık artışla yüzde 40 düzeyine yükselteceğini tahmin ettiklerini belirtti. Beklentilerden düşük mart enflasyonuna rağmen yıl sonu enflasyon beklentilerini yukarı güncellemeleri gerektiğini söyleyen Gürleyen, şunları söyledi: “ABD’nin mayıs-haziran aylarında çekildiği, ancak İsrail ve İran arasında düşük yoğunlukta bir savaşın devam ettiği, Hürmüz Boğazının kademeli olarak açıldığı bir senaryoda 2026 Mart-Aralık dönemi için ortalama Brent petrol fiyat tahminimizi 85 dolardan 88 dolara, yıl sonu enflasyon tahminimizi yüzde 26’dan yüzde 26,5 düzeyine güncelliyoruz. Savaş öncesinde tahminimiz yüzde 24,5 olduğunun altını çizelim. Yılsonu politika faizi tahminimizi de 100 baz puanlık artışla yüzde 32’den yüzde 33’e güncelliyoruz. Nisan ayında politika faizi 300 baz puanlık artışla efektif fonlama oranına eşitlenirse haziran-ekim dönemindeki 4 PPK toplantısında 150’şer, yılın son toplantısında 100 baz puanlık indirimle ilerlenmesini bekleriz. Nisanda mevcut yapı korunursa Temmuz toplantısından itibaren 100’er baz puanlık adımlar bekliyoruz.”</p>
<h2>Faiz koridoru en az 3 puan yukarı kaydırılabilir </h2>
<p>Gedik Yatırım Baş Ekonomisti Serkan Gönençler de TÜFE enflasyonunun temel belirleyicisinin emtia fiyatlarının seyri olacağını söyleyerek “Sene başındaki yüzde 25’lik enflasyon tahminimize yapacağımız nihai revizyonu nisan ayında yayınlayacağımız Strateji Raporumuz ile birlikte yayınlamakla beraber, enerji arzının üçüncü çeyrekte eski seviyelerine yaklaşacağı varsayımıyla, yüzde 3-4 puanlık bir revizyonun gerekli göründüğünü söyleyebiliriz. TCMB’nin faiz indirim süreci ötelenmiş görünüyor. Aynı varsayım altında, TÜFE enflasyonunun da ilk yarıyıl sonuna kadar yüzde 31 civarında seyretmesini muhtemel görüyoruz. Bu görünüm altında, TCMB’nin de fonlamasını gecelik faiz kanalından sürdürmesi, hatta rezervlerin durumuna göre faiz koridorunun en az 3 puan yukarı kaydırması da makul görünüyor. Buna göre, faiz indirim sürecinin en azından emtia fiyatlarına ilişkin belirsizlikler ortadan kalkana kadar ötelendiğini düşünüyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/politika-faizinde-300-baz-puanlik-artis-fiyatlaniyor-76413</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş boyunca TL’yi korumak için biriktirdiği rezervlerin çoğunu harcayan Merkez Bankası&#039;nın, elektrik ve doğal gaz zamları ile savaşın devam eden etkilerini göz önüne alarak 22 Nisan’daki Para Politikası Kurulu toplantısında yüzde 37 olan politika faizini yüzde 40’a çıkaracağına yönelik beklentiler arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/philips-kadin-gucuyle-buyumeye-odaklandi-76440</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Philips ‘kadın gücüyle’ büyümeye odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Global sağlık teknolojilerinin önde gelen şirketlerinden Philips, Türkiye pazarındaki stratejik yol haritasını kadın istihdamı, toplumsal cinsiyet eşitliği ve teknolojik inovasyon odaklı büyüme üzerine kurguluyor. EKONOMİ’ye konuşan Philips Kişisel Sağlık Orta Doğu, Türkiye ve Afrika Genel Müdürü Sibel Yıldız, markanın yeni dönem vizyonunu değerlendirirken, kadınların hem iş dünyasında hem de sosyal yaşamda güçlenmesinin kurumsal bir öncelik olduğunu vurguladı.</p>
<p>Yıldız, Philips’in sadece bir teknoloji tedarikçisi değil, toplumsal dönüşüme yön veren bir yapı olduğunu belirterek, “Philips olarak, ‘daha fazla insan için daha iyi sağlık hizmeti’ vizyonuyla hareket ediyoruz. Sağlık alanındaki birikimimizi tüketicilerimizin beklentileri ve günümüzün trendleriyle birleştirerek, kişisel sağlık ihtiyaçlarına yönelik teknolojiler geliştiriyoruz. İnsanları sağlıklı yaşama teşvik etmek ve sağlıklarını kendi kontrollerine almalarına destek olmak vizyonumuzun merkezinde yer alıyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Kadın yönetici oranımız yüzde 67” </h2>
<p>Philips Türkiye, iş dünyasındaki cam tavanları yıkan yönetim yapısıyla da dikkat çekiyor. Şirketin insan kaynakları politikalarının temelinde çeşitlilik ve kapsayıcılığın yattığını söyleyen Yıldız, yönetim kademelerindeki kadın temsiline dair şu ifadeleri kullandı: “Bugün Philips Türkiye’nin yönetim kurulunda kadın yönetici oranımız yüzde 67, icra kurulumuzda ise yüzde 75 seviyesine ulaşmış durumda. Şirket genelindeki kadın çalışan oranımız ise yüzde 42. Ancak biz bunu sadece bir sayısal başarı olarak görmüyoruz. Cinsiyet eşitliğini işe alımdan ücretlendirmeye kadar her aşamada belirlediğimiz KPI’lar (Temel performans göstergesi) üzerinden takip ettiğimiz bir yönetim anlayışıyla yönetiyoruz. Bu yapı, Philips’in sadece bir teknoloji şirketi değil, aynı zamanda ‘kadın dostu’ bir kurum olduğunun en somut kanıtıdır.” </p>
<h2>‘Süt Saatim’ ile 40 binden fazla kadına ulaştı </h2>
<p>Kadınların iş gücüne katılımını ve kariyer sürekliliğini desteklemek amacıyla 2015 yılında başlatılan “Philips Avent Süt Saatim” projesine de değinen Yıldız, bu şekilde Türkiye genelinde 40 binden fazla kadına ulaştıklarını açıkladı. Projenin toplumsal etkilerine işaret eden Yıldız, “Çalışan annelerin emzirme süreçlerini iş hayatıyla uyumlu hale getirmesi, kadın istihdamının korunması için hayati bir önem taşıyor. Bugüne kadar 500’den fazla iş yerinde süt sağma odaları kurulmasına destek verdik; hijyen ve konfor standartlarını sağlamak üzere teknik ekipman desteği sağladık. Şimdi bu etkiyi daha da büyütmek için TÜRKONFED ile stratejik bir iş birliği başlattık. Amacımız, konfederasyona üye işletmelerde çalışan annelerin ihtiyaçlarını karşılayarak kadınların ekonomideki yerini sağlamlaştırmak” şeklinde konuştu. Toplumsal farkındalık çalışmaları kapsamında gerçekleştirilen “Eşit Ebeveynlik” araştırmasının sonuçlarını da değerlendiren Yıldız, annelerin üzerindeki ‘görünmeyen yükün’ altını çizdi. Türkiye’nin de dahil olduğu 8 ülkede yürütülen araştırmaya atıfta bulunan Yıldız, şu ifadeleri kullandı: “Araştırmamız gösteriyor ki Türkiye’deki annelerin yüzde 86’sı mükemmel olma baskısı hissediyor, yüzde 69’u ise bebek bakımında eşlerinden daha fazla destek bekliyor. Biz ‘Ebeveynlik ekip işidir’ diyoruz. Bu sadece bir slogan değil; annelerin refahı ve aile içi denge için zorunlu bir dönüşümdür. Babaların sürece aktif katılımı ve kurumların aile dostu uygulamaları benimsemesi, sürdürülebilir başarı için kritik bir gerekliliktir.”</p>
<h2>Sağlık alışkanlıklarına teknolojik dokunuş </h2>
<p>Philips’in teknoloji vizyonunun sadece bugünü değil, geleceğin sağlık alışkanlıklarını da şekillendirdiğini vurgulayan Yıldız, kişisel sağlık rutinlerindeki dönüşüme dikkat çekti. Yıldız, tüketicilerin artık daha bilinçli ve teknoloji odaklı bir yaklaşım sergilediğini belirterek, şunları söyledi: “Türkiye’de tüketiciler artık sağlık ve bakım konusunu yalnızca ihtiyaç anlarında hatırlanan bir alan olarak değil, günlük yaşamın düzenli bir parçası olarak görmeye başladı. Bu yaklaşım, kişisel bakım alışkanlıklarının daha bilinçli ve planlı hale gelmesine katkı sağlıyor. Biz de Philips olarak, insanların sağlıklarını kendi kontrollerine almalarına destek olmayı vizyonumuzun merkezine koyuyoruz. Tüketicilerimiz artık sadece temel ihtiyaçları karşılayan ürünlerin ötesine geçerek; elektrikli diş fırçaları ve IPL epilasyon cihazları gibi daha etkili ve uzun vadeli sonuç sunan teknoloji destekli çözümlere yöneliyor. Gelecekte de bu esnek ve dijitalleşen bakım rutinlerine uyum sağlayan, günlük hayatın temposuna adapte olabilen teknolojiler büyümemizin anahtarı olacak.”</p>
<h2>Kadın sporuna desteğe devam </h2>
<p>Philips Lumea markasıyla spora ve kadın potansiyeline verdikleri desteği, milli kürekçi Elis Özbay sponsorluğu ile taçlandırdıklarını belirten Yıldız, ‘Kendi Işığını Yansıt’ yaklaşımlarıyla kadınların potansiyellerini keşfetmelerini desteklediklerini dile getirdi. Yıldız, “Olimpiyatlarda ülkemizi temsil eden ilk kadın kürekçi Elis Özbay’ın mücadelesi, aslında hayatın her alanında ‘akıntıya karşı kürek çeken’ kadınların hikayesidir. Biz, kadınların karşılaştıkları zorlukları aşarak kendi yollarını cesaretle çizmelerine destek olmaktan gurur duyuyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/philips-kadin-gucuyle-buyumeye-odaklandi-76440</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/0/1280x720/sibel-yildiz-1775542057.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Philips Kişisel Sağlık Orta Doğu, Türkiye ve Afrika Genel Müdürü Sibel Yıldız, kadınların hem iş dünyasında hem de sosyal yaşamda güçlenmesini kurumsal bir öncelik olarak belirlediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/topak-firmalarimizi-dogru-alicilarla-bulusturacagiz-76439</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Topak: Firmalarımızı doğru alıcılarla buluşturacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>İş dünyasında seçim süreci sürerken ihracatçı birliklerinde de genel kurul hazırlıkları devam ediyor. İstanbul Halı İhracatçıları Birliği’nde (İHİB) seçim 20 Nisan Pazartesi günü Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Dış Ticaret Kompleksi’nde yapılacak. Seçimde tek aday mevcut yönetim kurulu musahip üyesi Faik Topak.</p>
<p>İHİB Başkan Adayı Faik Topak, EKONOMİ’ye yaptığı değerlendirmede uzun yıllardır sektörün içinde yer aldığını, yönetim kurulundaki görevleri sayesinde sektörün ihtiyaçlarını yakından gözlemleme fırsatı bulduğunu belirtti. Halı sektörünün güçlü üretim altyapısı ve köklü geçmişine rağmen küresel rekabette yeni bir yol haritasına ihtiyaç duyduğunu ifade eden Topak, adaylık kararını bu potansiyeli daha etkin değerlendirmek amacıyla aldığını dile getirdi.</p>
<h2>Ticaret heyetleri ve yeni pazarlar öne çıkacak </h2>
<p>Uzun yıllardır halı sektöründe aktif olarak yer aldığını ve son iki yıldır İHİB yönetim kurulunda muhasip üye olarak görev yaptığını hatırlatan Topak, aynı zamanda Ticaret Heyetleri Komite Başkanlığı görevini yürüttüğünü söyledi. Bu süreçte firmaların hedef pazarlarda yeni alıcılarla buluşmasına yönelik organizasyonlarda aktif rol aldığını belirten Topak, şöyle devam etti:</p>
<p>“Uzun yıllardır sektörün içinde yer alan bir isim olarak firmalarımızın sahada karşılaştığı sorunları yakından gözlemleme fırsatım oldu. Son iki yıldır yönetim kurulunda muhasip üye olarak görev yaparken ticaret heyetleri komite başkanlığını da yürüttüm. Bu organizasyonların firmalarımız açısından somut iş bağlantıları kurulmasına katkı sağladığını gördük. Yeni dönemde ticaret heyetlerini daha hedef odaklı, veriye dayalı ve sektör ihtiyaçlarına göre kurgulanan bir yapıya dönüştürmeyi planlıyoruz. Özellikle ABD, Avrupa ve potansiyel büyüme vadeden Uzak Doğu ve Orta Doğu pazarlarına yönelik organizasyonların sayısını ve etkinliğini artırmayı hedefliyoruz. Bununla birlikte alım heyetleri ile Türkiye’de birebir iş görüşmelerini güçlendirerek firmalarımızın doğru alıcılarla buluşmasını sağlamak istiyoruz.”</p>
<h2>Katma değerli üretim ve markalaşma vurgusu </h2>
<p>Halı sektörünün yeni dönemde katma değerli üretim, tasarım ve markalaşma ekseninde büyümesi gerektiğini belirten Topak, geleneksel üretim gücünün tasarım ve hikâye ile desteklenmesinin önemine dikkat çekti. Tasarım yarışmaları ve sektör- üniversite iş birliklerinin bu dönüşümün önemli parçası olduğunu ifade eden Topak, “Türk halı sektörü köklü geçmişi ve güçlü üretim kapasitesiyle önemli bir konuma sahip. Ancak günümüzde sadece üretim gücü yeterli değil. Tasarım, hikâye ve sürdürülebilirlik unsurları da belirleyici hale geldi. Bu nedenle katma değerli üretime odaklanılması, markalaşmanın güçlendirilmesi ve ihracat birim fiyatlarının artırılması gerekiyor. Tasarım yarışmaları ve sektör-üniversite iş birliklerinin bu dönüşüme katkı sağlayacağına inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Uluslararası fuar katılımlarının daha stratejik planlanacağını belirten Topak, İstanbul Carpet and Flooring Expo’nun sektör için önemli bir vitrin olduğunu vurguladı. Fuarın uluslararası alım heyetleriyle desteklenmesi gerektiğini kaydeden Topak, “ICFE’nin uluslararası alım heyetleri ile desteklenmesi, hedef pazarlardan nitelikli ziyaretçi çekilmesi ve küresel ölçekte bilinirliğinin artırılması yönünde çalışmalar yapılmalıdır. Amacımız ICFE’yi yalnızca bir fuar olmanın ötesine taşıyarak sektörümüzün dünyaya açılan en güçlü vitrini haline getirmektir” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ajandasında neler var?</span></h2>
<p>Faik Topak’ın başkanlık ajandasında öne çıkan başlıklar şöyle: </p>
<p>■ Ticaret heyetlerinin hedef pazar odaklı yeniden yapılandırılması. <br />■ ABD, Avrupa, Uzak Doğu ve Orta Doğu pazarlarına açılım. <br />■ Alım heyetleri ile birebir iş görüşmelerinin güçlendirilmesi. <br />■ Katma değerli üretim ve markalaşma çalışmalarının artırılması. <br />■ Tasarım yarışmaları ve sektör-üniversite iş birlikleri. <br />■ ICFE fuarının uluslararası ölçekte güçlendirilmesi. <br />■ Fuar katılımlarının stratejik planlanması. <br />■ Dijitalleşme ve e-ihracat süreçlerinin geliştirilmesi. <br />■ Sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm odaklı üretim. <br />■ İhracat birim değerini artırmaya yönelik projeler. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/topak-firmalarimizi-dogru-alicilarla-bulusturacagiz-76439</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/9/1280x720/faik-topak-1775541670.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İHİB Başkan Adayı Faik Topak, ticaret heyetleri ve alım organizasyonlarını daha hedef odaklı hale getirerek firmaların doğru alıcılarla buluşmasını sağlayacaklarını söyledi. Katma değerli üretim, markalaşma ve stratejik pazarlara yönelik çalışmaların öncelikleri olacağını vurgulayan Topak, “Hedefimiz, birim ihracat değerini artıran sürdürülebilir bir büyüme sağlamak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ve-surdurulebilirlik-verimlilikten-fazlasi-mi-76441</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zeka ve sürdürülebilirlik: Verimlilikten fazlası mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ artık yalnızca yeni bir teknoloji değil; iş dünyasının karar alma biçimini, rekabet anlayışını ve hatta geleceğe bakışını yeniden şekillendiren güçlü bir dönüşüm dalgası. Ancak bugün asıl mesele, bu dönüşümün ne kadar hızlı ilerlediği değil; hangi değerler etrafında şekillendiği.</p>
<p>Yapay zekâ ile sürdürülebilirliğin kesişiminde yalnızca operasyonel başarı değil, aynı zamanda yeni bir ekonomik akıl, yeni bir yönetişim anlayışı ve yeni bir sorumluluk tanımı ortaya çıkıyor. İlk bakışta bu ilişkinin temel kavramı kuşkusuz verimlilik gibi görünüyor: Daha az kaynakla daha fazla çıktı üretmek, enerji kullanımını optimize etmek, atığı azaltmak, süreçleri daha akıllı hale getirmek…</p>
<p>Ancak bugün yapay zekâ ile sürdürülebilirliğin ortak paydası gerçekten sadece verimlilik mi? sorusunu tekrar düşünmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Verimlilikten daha fazlası</strong></p>
<p>Yapay zekâ, sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada şirketler için giderek daha stratejik bir araç haline geliyor. Özellikle enerji yönetimi, yapay zekanın en güçlü etki yarattığı alanların başında geliyor. Enerji kullanımını izleyen ve yöneten sistemler, maliyetleri düşürüyor, karbon emisyonlarının azaltılmasını sağlıyor. Benzer şekilde, atık yönetimi de yapay zekânın fark yarattığı kritik alanlardan biri.</p>
<p>Ancak sürdürülebilirlik yalnızca “daha az tüketmek” değil, aynı zamanda doğru üretmek, adil paylaşmak ve uzun vadeli değer yaratmak... Bu nedenle yapay zekâyı yalnızca verimlilik sağlayan bir araç olarak görmek, bu dönüşümün gerçek anlamını eksik okumak olur.</p>
<p><strong>CFO’lar için yeni dönem: Veri, risk ve değer yönetimi </strong></p>
<p>Bugün CFO’lar, finans yöneticileri açısından yapay zekâ, artık sadece bir teknoloji yatırımı değil; aynı zamanda yeni nesil bir yönetim aracı. Çünkü finans fonksiyonu artık geçmişi raporlayan değil, geleceği öngören, riskleri modelleyen ve stratejik kararları şekillendiren bir merkez.</p>
<p>Bu noktada yapay zekâ, veri yönetimi, tahminleme, senaryo analizi, maliyet kontrolü, nakit akışı planlaması ve performans ölçümü açısından önemli bir kapasite sunuyor. Sürdürülebilirlik hedeflerinin finansal sistemlere entegrasyonu, ESG performansının ölçülmesi ve iklim risklerinin daha doğru fiyatlanması açısından da CFO’ların önündeki araç seti hızla değişiyor.</p>
<p>Artık finans yöneticileri için soru sadece “hangi yatırımlar daha kârlı?” değil, “hangi yatırımlar daha dayanıklı, daha sorumlu ve daha sürdürülebilir?”</p>
<p>Bu nedenle yapay zekâ, finans dünyasında yalnızca verimliliği artıran bir unsur değil, aynı zamanda kurumsal değer yaratımının yeni dili haline geliyor.</p>
<p><strong>Sektörler dönüşüyor, oyun yeniden kuruluyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın sürdürülebilirlik üzerindeki etkisi özellikle bazı sektörlerde çok daha görünür hale geliyor.</p>
<p>Tarımda uydu verileri ve analiz sistemleriyle desteklenen hassas tarım uygulamaları; su, enerji ve gübre kullanımını optimize ederken verimliliği artırıyor. Bu, yalnızca daha fazla üretim değil; daha bilinçli, katma değerli ve dirençli üretim anlamına geliyor.</p>
<p>Ulaşımda rota optimizasyonu, trafik yönetimi ve elektrikli araç sistemleri sayesinde daha düşük emisyonlu bir yapı mümkün hale geliyor. İnşaatta ise enerji verimli binalar, akıllı şehir çözümleri ve kaynak kullanımını azaltan tasarımlar, yapay zekâyı sadece dijital bir araç değil, bir sürdürülebilirlik altyapısı haline getiriyor. Yapay zekâ artık; sektörlerin çalışma mantığını yeniden belirliyor.</p>
<p><strong>Yapay zekânın kendi ayak izi </strong></p>
<p>Bu gelişmeler ile birlikte dikkatle izlenmesi gereken önemli bir ikilem var. Yapay zekâ, sürdürülebilirliğe katkı sunarken aynı zamanda kendi çevresel maliyetini de üretiyor. Büyük ölçekli veri işleme, model eğitimi ve veri depolama süreçleri ciddi enerji tüketimi yaratıyor. Veri merkezlerinin artan elektrik kullanımı, bu teknolojinin görünmeyen ayak izini büyütüyor.</p>
<p>Üstelik mesele yalnızca enerji tüketimiyle sınırlı değil. Veri güvenliği, etik kullanım, hukuki düzenlemeler, erişim eşitsizliği ve yönetişim başlıkları da bu dönüşümün sancıları. Bu nedenle yapay zekâyı değerlendirirken sadece sonuçlara değil, sürece de bakmak zorundayız.</p>
<p>Bugün artık verimliliği yeniden tanımlamamız gereken bir dönemdeyiz. Sadece üretim ve kârı değil; gezegenin sınırlarını, toplumsal faydayı ve gelecek nesillerin hakkını da gözeten bir verimlilik anlayışına ihtiyaç var.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde şirketleri farklılaştıracak olan, yapay zekâyı en hızlı kullananlar değil; onu en bilinçli ve en sürdürülebilir şekilde yönetenler olacak. Zira geleceği teknoloji değil, teknolojiye yüklediğimiz değer belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ve-surdurulebilirlik-verimlilikten-fazlasi-mi-76441</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka ve sürdürülebilirlik: Verimlilikten fazlası mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turist-akini-altinda-barselona-76427</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turist akını altında Barselona</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Barselona’dayım ve şehirde adım atacak yer bulmak neredeyse imkânsız. Oteller cep yakıyor; müze ve tarihi mekânlara rezervasyonsuz girmek ise hayale yakın. Şehrin simgesi, 1882’de yapımına başlanan ve hâlâ tamamlanmayan Sagrada Familia’yı ziyaret etmek istedim, “19 Nisan’a kadar dolu” yanıtını aldım. Otelde internette dolaşırken, 25 Euro'luk biletlerin 150 Euro'ya satıldığını gördüm.</p>
<p>Resmî rakamlara göre geçtiğimiz yıl Barselona’da 16 milyon turist konaklamış. Çevredeki yerleşimlerle birlikte bu sayı 26,1 milyona ulaşıyor. Oysa şehrin nüfusu 1 Ocak 2025 itibarıyla yaklaşık 1 milyon 732 bin. Başka bir deyişle, Barselona her yıl kendi nüfusunun yaklaşık 10 katı kadar ziyaretçi ağırlıyor. Günübirlik turistler de eklendiğinde bu oran çok daha çarpıcı bir hâl alıyor. Tüm bunlara eklenecek, ABD'nin İran'a yönelik saldırılarına koyduğu tavır ile geniş kitlelerin gönüllerini fetheden İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'in getirdiği cazibeyi düşünün.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d4904c37f31-1775538252.jpg" alt="" width="700" height="386" />
<figcaption><strong>Barselona her yıl nüfusunun 10 katı ziyaretçi ağırlıyor. Kentte, ABD'ye yönelik tavırla gönülleri fetheden Başbakan Pedro Sanchez üzerinden de turizm yoğunluğu bekleniyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Turizmin ekonomik katkısı tartışılmaz. 2025 itibarıyla toplam etkisinin yaklaşık 14 milyar Euro'ya ulaştığı ve istihdama önemli katkı sağladığı hesaplanıyor. Ancak bu yoğunluk, şehirde yaşayanlar için ciddi sorunlara yol açıyor. Barselonalılar, artan yaşam maliyetleri ve düşen yaşam kalitesi nedeniyle turizmin olumsuz etkilerinden şikâyetçi. 2024’te düzenlenen protestolarda turistlere su tabancasıyla su sıkılması, “turistler evine dönsün” ve “Airbnb yasaklansın” sloganları bu rahatsızlığın sembolü hâline gelmişti.</p>
<p>Şehir yönetimi de artan baskıyı hafifletmek için önlemler alıyor. Sürdürülebilir turizmi teşvik etmek amacıyla Park Güell gibi popüler noktalarda ziyaretçi sayısı sınırlandırılıyor. Kısa dönem kiralamalara ciddi kısıtlamalar getirilmiş durumda ve 2028’e kadar tamamen kaldırılması planlanıyor. Ayrıca turistlerden alınan konaklama vergisi sürekli artırılıyor; 1 Nisan itibarıyla gecelik vergi 5,5 Euro'dan 7,7 Euro'ya yükseltildi ve artışların devam edeceği konuşuluyor.</p>
<p>Bugün Barselona’nın sokakları ve tarihi merkezleri olağanüstü kalabalık. Bu yoğunluk, şehirde yaşayanlar için günlük hayatı giderek zorlaştırıyor. Alınan önlemlerin ne kadar etkili olacağı ise belirsiz. 1992 Olimpiyatları sayesinde küresel bir turizm destinasyonuna dönüşen Barselona’nın, şimdi de sürdürülebilir turizm hedefine ulaşmayı başarıp başaramayacağını zaman gösterecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turist-akini-altinda-barselona-76427</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turist akını altında Barselona ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76412</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran, ABD’nin ateşkes teklifini reddetti! şimdi ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="İran, ABD’nin Ateşkes Teklifini Reddetti! Şimdi Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 7 NİSAN" src="https://www.youtube.com/embed/u7Z4horX89w" width="700" height="400" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76412</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/7/1280x720/seref-oguz-berfin-1773294621.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dilovasi-belediyesi-sosyal-projelerini-surduruyor-76484</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dilovası Belediyesi sosyal projelerini sürdürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>Kocaeli</h2>
<p>Dilovası Belediyesinin, öksüz ve yetim çocuklar ile özel gereksinimli bireyler ve ailelerine yönelik düzenlediği etkinliklerle çocukların gelişimine katkı sunduğu, ailelerin sosyal hayata katılımını güçlendirdiği bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda Dilovası Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından düzenlenen etkinlikte çocuklar, Çayırova Uçak Bilim Merkezi’ni ziyaret etti.</p>
<p>Uçak Bilim Merkezi gezisinin ardından anneler için de özel bir gezi programı düzenleyen Dilovası Belediyesi, “Sancı: İslamiyet’in Doğuşu” filminin çekimlerinin yapılacağı film platosunu da gezdi. Gerçekleştirilen bu özel program sayesinde katılımcıların, hem farklı bir atmosferi deneyimleme fırsatı bulduğu hem de kültürel bir yolculuğa çıktığı ifade edildi.</p>
<h2>“Öksüz, yetim ve özel gereksinimli evlatlarımızın hayatına dokunmak en temel sorumluluğumuzdur”</h2>
<p>Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu, “Öksüz, yetim ve özel gereksinimli evlatlarımızın yanında olmak, onların hayatına dokunmak bizim en temel sorumluluğumuzdur. Çocuklarımızın mutluluğu kadar annelerimizin sosyal hayata katılımı da bizim için çok kıymetli. Bu tür etkinliklerle hem çocuklarımızın gelişimine katkı sağlıyor hem de ailelerimizin yanında olduğumuzu hissettiriyoruz. Dayanışmayı büyüten bu projelerimizi artırarak sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dilovasi-belediyesi-sosyal-projelerini-surduruyor-76484</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/4/1280x720/dilovasi-belediyesi-sosyal-projelerini-surduruyor-1775568072.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu, “Öksüz, yetim ve özel gereksinimli evlatlarımızın yanında olmak, onların hayatına dokunmak bizim en temel sorumluluğumuzdur. Çocuklarımızın mutluluğu kadar annelerimizin sosyal hayata katılımı da bizim için çok kıymetli. Bu tür etkinliklerle hem çocuklarımızın gelişimine katkı sağlıyor hem de ailelerimizin yanında olduğumuzu hissettiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/besobtan-90-bin-esnafa-finansman-kolayligi-76446</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BESOB Başkanı Bilgit: Şimdiden 6 bin esnafımız projeye katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliğinin (BESOB), finansmana erişimi kolaylaştıran ve kurumsallaşmayı hedefleyen projeleriyle dikkat çektiği belirtildi.</p>
<p>Bursa’da kayıtlı yaklaşık 90 bin esnafın olduğunu söyleyen BESOB Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Bilgit, “Göreve gelirken en büyük ve en önemli amacımız esnafımıza dokunmak, sorunlarını dinleyerek çözüm bulmak, onların geleceğinin önünü açarak, değişen ve gelişen dünyada ticaret anlayışlarını geliştirmekti. BESOB’un düşünce yapısını ve söylem biçimini değiştirmek için yola çıktık. Bunu da görevimizin daha 4. yılında başardık. Ama bu bize yetmez diyerek daha kat edeceğimiz çok yolumuz var” dedi. BESOB olarak bugüne kadar BESOB Akademi (Dijital Dönüşüm), Menşei Bursa Projesi, Finansal İş Birlikleri, Kurumsallaşma ve Modernizasyon gibi pek çok projenin hayata geçmesini sağladıklarını ifade eden Başkan Fahrettin Bilgit, esnaf ve sanatkarların eksiklerini gidermeye, dijital altyapıyı kurarak dijitalleşen dünyada e-ticarete adaptasyonunu sağlayarak global ticarete başarılı bir şekilde adım atmalarına olanak sağladıklarına değindi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4a979d9b12-1775544697.jpeg" alt="" width="606" height="341" /></p>
<h2>“Esnafın sorunlarına dokunmaya çalışıyoruz”</h2>
<p>BESOB olarak esnafın en büyük sorununun yüksek faiz ve düşük kur baskısı ve hali hazırdaki esnaf kefalet kredi miktarlarının eskiye oranla işletmeler için yetersiz kalması nedeniyle esnafın finansman erişimindeki sıkıntılarına yöneldiklerini belirten Bilgit, “3,5 yıldır bu proje için çalıştık. Finansal İş Birlikleri projemiz ile Garanti BBVA gibi kurumlarla yapılan anlaşmalarla esnafın finansmana erişimini kolaylaştırdık. Garanti BBVA ile BESOB iş birliğiyle hayata geçirilen ‘BESOB Kart’ esnafımızın hem nakit akışını kolaylaştırıyor hem de bu işlemler sayesinde esnafın odaya olan yıllık üyelik aidatını ödüyor. Bu kartla ayrıca indirim anlaşması yaptığımız kurumlarda üye belgesi sorununu ortadan kaldırmış olacağız. Bankamız Bursa esnafına özel paketler hazırlayacak. Şimdilik 2 yıllık bir anlaşma ama bu protokolü 10 yıla çıkarmak için şimdiden çalışmalara başladık. Projenin startını vereli bir ay bile olmadan şimdiden 6 bin esnafımız projeye katıldı ve 4 bin 200 esnafımıza da kartları teslim edildi” şeklinde konuştu.</p>
<h2>“KDV ve ÖTV’de esnaf için bir muafiyet olmalı”</h2>
<p>KDV ve akaryakıttan alınan ÖTV oranında artışa gidilmesiyle birlikte esnafın yaşayabileceği problemlere dikkati çeken Bilgit, "KDV ve ÖTV'de yapılan düzenlemeler ve artan maliyetler, esnafın belini büküyor. Esnafımız kepenk kapatma noktasına gelmeden, bu zam yağmuru sona ermeli. Hayatın merkezinde olan esnaf için bir muafiyet olmalı. Son dönemde yapılan düzenlemelerle esnafın sırtına binen zam ve vergi yükünün yansıması bir şekilde fiyatlara etki edecek. Esnafın istemese de fiyat artışı yapmak zorunda kalması en çok vatandaşı etkileyecek. Ayrıca esnafımızın bu dönemde en büyük beklentisi vergi yapılandırması, bu konuda da devletimizden önemli adımlar bekliyoruz" diye konuştu. BESOB’un yürüttüğü projelerle esnafın hem ekonomik hem de yapısal olarak güçlendirilmesi hedeflenirken, birlik yetkilileri çalışmaların önümüzdeki dönemde daha da genişletileceğini belirtiyor. Başkan Bilgit, göreve geldikten sonra meslek liseleri, üniversite öğrencileri ve gençlerle sık sık bir araya gelerek ahiliğin değerlerini aktarmaya ve onlara ahlaklı ticareti öğretmek için eğitim kurumlarıyla birlikte ortaklaşa işbirlikleri yaptıklarını da belirtti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/besobtan-90-bin-esnafa-finansman-kolayligi-76446</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/6/1280x720/besobtan-90-bin-esnafa-finansman-kolayligi-1775544793.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;3,5 yıldır bu proje için çalıştık. Finansal İş Birlikleri projemiz ile Garanti BBVA gibi kurumlarla yapılan anlaşmalarla esnafın finansmana erişimini kolaylaştırdık.&quot; diyen BESOB Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Bilgit, &quot;Projenin startını vereli bir ay bile olmadan şimdiden 6 bin esnafımız projeye katıldı ve 4 bin 200 esnafımıza da kartları teslim edildi.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ihkibin-yeni-baskani-mustafa-pasahan-oldu-gultepenin-tim-yolu-acildi-76438</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İHKİB’in yeni başkanı Mustafa Paşahan oldu, Gültepe’nin TİM yolu açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye genelindeki ihracatçı birliklerinde seçim heyecanı devam ediyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) başkanlık seçimini de yakından ilgilendiren İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) seçimlerini Mustafa Paşahan kazandı. Böylece Paşahan’ın listesinde yer alan Mustafa Gültepe’nin TİM başkanlık seçimlerinde adaylık için önü açıldı. </p>
<p>Dünya Ticaret Merkezi’nde gerçekleşen seçimler büyük heyecanla başladı. Mevcut yönetim başkan yardımcısı olan Paşahan, Timur Bozdemir ile yarıştı. Toplam 1766 üyenin oy kullandığı seçimde Paşahan 948 oy, Bozdemir ise 818 oy aldı. Bu sonuçlara göre İHKİB’in yeni başkanı Mustafa Paşahan oldu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d49bfecf304-1775541246.jpg" alt="" width="700" height="467" />
<figcaption><strong>İHKİB seçimlerinin kazananı Mustafa Paşahan olurken, mevcut TİM Başkanı Mustafa Gültepe'nin seçimlerde tekrar adaylık için önü açıldı.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Gültepe, TİM başkanlığı için ilk şartı sağladı</strong></p>
<p>Seçimin ardından açıklama yapan Paşahan, sektörün rekabet gücünün artırılmasının temel hedeflerinden biri olduğunu vurguladı. Paşahan, “Öncelikli olarak kaybettiğimiz rekabetçiliğimizi geri alıp sektörümüzün değerini artıracağız. İhracatçılarımızın uluslararası rekabet gücünü artıracak her adımı stratejik öncelik olarak görüyoruz. Yabancılara yapılan satışların İHKİB’e beyan edilmesi şartıyla ihracat olarak sayılmasının yaygınlaştırılması için girişimlerde bulunacağız. Bu uygulama sayesinde ihracatçılarımızın yeşil pasaport hakkından daha fazla yararlanabilmesine katkı sağlayacağız. Amacımız, ihracat yapanı destekleyen, üreteni ödüllendiren, rekabeti kolaylaştıran bir yapıyı güçlendirmektir. Hazır giyim sektörümüzün önünü açmaya, ihracatçımızın yanında olmaya kararlılıkla devam edeceğiz” dedi. Seçimin herkes tarafından beklenen diğer bir noktası Mustafa Gültepe’nin adaylığının resmileşmesi. Paşahan’ın seçimleri kazanması ile birlikte Paşahan’ın listesinde yönetim kurulu başkan yardımcısı olacak olan Mustafa Gültepe de TİM adaylığı için ilk koşulu sağlamış oldu. Sırada ise Türkiye genelindeki hazır giyim ihracatçı birliklerinin oluşturduğu sektör kurulu toplantısı var. Gültepe, burada başkan veya yardımcı seçilmesi halinde resmen TİM başkan adayı olacak. Kulislere göre, sektör kurulundaki üyeler Gültepe’nin başkanlık sürecine tam destek veriyor.</p>
<p>Seçimin ardından EKONOMİ gazetesine değerlendirme yapan Gültepe, “Bugüne kadar birlik ve tam beraberlik içerisinde çalıştık. Aynı şekilde çalışma devam edeceğiz. İkinci dönemimizde Orta Vadeli Program ile beraber ihracatı inşallah her ay çift rakamlı arttırırız. Özellikle üretime daha fazla ağırlık verilmesi noktasında mücadelemizi hep beraber sürdüreceğiz. Önce üretim sonra ihracat gelir. İşimiz üretim, gücümüz ihracat olacak” diye konuştu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TİM seçimleri haziranda yapılacak</strong></span></p>
<p>Son zamanlarda Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) başkanlığı için mevcut başkan Mustafa Gültepe’ye rakip isimlerin çıkabileceği konuşuluyor. Ancak başkanlık planı yapan isimlerin öncelikle Gültepe’nin adaylık sürecini izleyeceğini, aday olamaması durumunda adaylıklarını açıklayacakları dile getiriliyor. Gültepe, 4 yıl önce yapılan seçimlerde de tek aday olarak başkan olmuştu. Başkanlık için şartları yerine getiren Gültepe için benzer durumun yine tekrarlanabileceği ifade ediliyor. Seçim günü henüz netleşmeyen TİM Olağan Seçimli Genel Kurulu, haziran ayında yapılacak. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ihkibin-yeni-baskani-mustafa-pasahan-oldu-gultepenin-tim-yolu-acildi-76438</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/8/1280x720/346-1775541224.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat dünyasının merakla beklediği İHKİB seçimlerini Mustafa Paşahan kazandı ve İHKİB’in yeni başkanı oldu. Böylece Paşahan’ın listesinde bulunan TİM Başkanı Mustafa Gültepe de ikinci dönem TİM başkanlığı için ilk koşulu sağladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mhp-istanbuldaki-tum-yoneticilerini-gorevden-aldi-76428</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MHP İstanbul&#039;daki tüm yöneticilerini görevden aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İzzet Ulvi Yönter’in istifasıyla Milliyetçi Hareket Partisi’nde (MHP) başlayan hareketlilik, dün de partinin İstanbul’un tüm il ve ilçe yöneticilerinin görevden alınmasıyla devam etti. İstanbul il teşkilatı ve ilçe teşkilatlarının görevden alınmasına ilişkin duyuru, MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın X hesabından paylaştı. Yalçın, “Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Teşkilatı ve 39 İlçe Teşkilatı, parti tüzüğümüzün 52. ve 54. maddelerinin tanıdığı yetkiye istinaden, yine tüzüğümüzün 34. maddesi uyarınca feshedilmiştir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur” ifadeleriyle görevden almaları duyurdu.</p>
<p>İzzet Ulvi Yönter’den boşalan Genel Başkan Yardımcılığı görevine atanan Özgür Bayraktar, Ankara Sanayi Odası ve Ülkü Ocakları’nda yöneticilik yapmıştı.</p>
<p><strong>ÖZEL’DEN, ‘SEÇİM’ TURLARI </strong></p>
<p>İktidarı erken seçime zorlayan CHP, ara formüller üzerinde duruyor. 22 milletvekilinin istifasıyla ara seçim planları yapan CHP, muhalefet partilerine destek turuna başladı. İlk ziyaretini DEM Parti’ye gerçekleştiren CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i, Eş Başkanlar Tuncer Bakırhan ile Tülay Hatimoğlları parti genel merkezinde ağırladı.</p>
<p>2 saat süren görüşmenin ardından ortak basın toplantısında konuşan Özgür Özel, Meclis’te 8 milletvekili koltuğunun boş olduğunu ve bu şartlarda ara seçim yapılmasının ‘anayasal zorunluluk’ olduğuna dikkat çekti. Hatimoğulları ise “CHP belediyelerine sistematik operasyonlar hukuki değil siyasidir. Siyaseti dizayn etme operasyonudur” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>TBMM BAŞKANI KURTULMUŞ’A ÇAĞRI </strong></p>
<p>Özel ara seçim çağrısını şu sözlerle dile getirdi: “Anayasaya göre ara seçim ilk 30 ay ve son 1 yılda yapılamaz. Onun dışında TBMM’de boşalma olması halinde ara seçime gidilir diyor. Boşalan üye sayısı toplam sayının 5’te 1’i olursa 30 ay da beklenmez diyor. Şu an 8 milletvekili boşta. Bir an önce TBMM’nin boşalan sandalyeler için ara seçim kararı alması ve TBMM Başkanı’nın üzerine düşeni yapması zorunludur. 22 milletvekili istifa ettirip ara seçim yapma işi ilk 30 ay içindir. Şu an ara seçim zaten yapılmalı. 22 vekil istifa etmezse olmaz demesin kimse. O ara seçim olacak, anayasa öyle diyor. O ara seçimin yapılmasıyla ilgili irade ortaya çıkmalıdır. Biz istifa eden vekil sayısını 30’a tamamlamayı konuştuk ama o ilk 30 ay için geçerli. Sadece 8 boş sandalye için yapılsın.”</p>
<p><strong>DEM’DEN SEÇİME YEŞİL IŞIK </strong></p>
<p>Hatimoğulları da, “Genel anlamda bir erken seçim beklentisi içindeyse bizler DEM Parti olarak toplumun bu mesajını alırız. DEM Parti olarak olası seçimde hazırlıklı olduğumuzun da altını çizmek isterim.</p>
<p>Özel’in ara seçim gündemiyle siyasi parti turlarına devam edecek. Ziyaretler, 8 Nisan Çarşamba günü İstanbul’da devam edecek. Özel, çarşamba günü Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ve Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan ile görüşecek. Ziyaretlerin perşembe ve cuma günleri de Ankara’da, diğer siyasi partilerle sürmesi planlanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mhp-istanbuldaki-tum-yoneticilerini-gorevden-aldi-76428</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/8/1280x720/mhp-1775538745.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MHP İstanbul&#039;daki tüm yöneticilerini görevden aldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tursab-4-turizm-kongresi-basladi-76406</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 22:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bağlıkaya: Turizm, dünyanın girdiği türbülansın yegane panzehridir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>TÜRSAB tarafından bu yıl dördüncüsü düzenlenen Türkiye Turizm Kongresi, Antalya’da Nirvana Oteli’nde başladı. 3 gün sürecek kongrenin ilk gününde ‘Taşımacılık Çalıştayı’ ve ‘Sağlık Turizmi’ ve ‘Paket Tur Çalıştayı’ düzenlendi.</p>
<p>Türkiye Turizm Kongresine, Türkiye’nin önemli seyahat acenteleri ve turizm markaları ile Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleyman da katıldı. TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, açılışta yaptığı konuşmada, turizmin çok özel bir sektör olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Turizmin ekonomik bir faaliyet alanı olmanın çok daha ötesinde anlam taşıyan ruhu olan toplumsal etkileri çok derinlere ulaşan özel bir sektör olduğunu vurgulayan Bağlıkaya, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Futbol asla futbol değilse, turizmde asla sadece turizm değildir. Turizm dış ilişkilerdir, turizm ekonomidir. Turizm iletişimdir,  turizm barıştır,  turizm umuttur, turizm huzurdur. Turizm, bir taraftan ekonominin çarklarını harekete geçiren döviz girdisi sağlayarak cari açığı azaltan bir sektördür. Bugünlerde turizmin en çok da barışı tesis eden bu yönü vurgulamalı. Kalın harflerle altını çizmemiz gereken bir dönemden geçiyoruz. Duvarların örülmeye çalışıldığı bir zamanda barış köprülerini inşa eden turizm, dünyanın girdiği türbülansın yegane panzehridir.’’</p>
<p><strong>"Savaşlar etkiliyor"</strong></p>
<p>İçinde bulunduğumuz coğrafyada yaşanan gelişmelerin Türkiye başta olmak üzere dünya turizmini doğrudan etkilediğini ifade eden Bağlıkaya, ‘’Bölgemizde artan gerilimler ve küresel ölçekte değişen dengeler, seyahat hareketliliğini günden güne daha kısıtlı hale getiriyor. Belirsizlikler arttıkça insanların karar alma süreçleri uzuyor. Destinasyon tercihleri de yeniden şekilleniyor. Bu tablo, insani anlamda meydana getirdiği olumsuzlukların yanında turizm sektörümüz üzerindeki baskının her geçen gün daha da artmasına neden oluyor’’ dedi.</p>
<p>Türk turizminin geçmişte pek çok zorlu kriz ve sınavdan geçtiğini anımsatan Bağlıkaya, ‘’Her defasında yeniden toparlanmayı, ayağa kalkmayı, başarmış bir sektörüz. En sıkıntılı dönemlerde bu süreçleri tersine çeviren, diğer sektörlerdeki canlanmayı ateşleyen, tetikleyen hep seyahat acenteleri olmuştur’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>"Seyahat acentelerine destek verilmeli"</strong></p>
<p>Böyle süreçlerde, seyahat acentelerinin sadece satış yapmadığını, talepleri yönlendiren ve çoğu zaman yeniden şekillendiren aktörler olarak en önemli misyon ve sorumluluğu da üstlendiğine dikkat çeken Firuz Bağlıkaya, şöyle konuştu.</p>
<p>‘’Tüm bu gerçeklerin ışığında hassas dönemlerde seyahat acentelerini desteklemek çok daha önemli hale geliyor. Acentelerin daha güçlü,  daha esnek ve daha rekabetçi hale gelmesi için destek mekanizmalarının etkin şekilde devreye alınmasının büyük önem taşıyor. Seyahat acentelerinin güçlendirilmesi turist akışının devamlılığını sağlar, güçlü bir turizm yapısının temelini oluşturur. Güçlü bir turizm ise ekonomiye, istihdama ve ülkenin uluslararası konumuna doğrudan katkı sağlar.’’</p>
<p><strong>"Savaşların sona ermesini bekliyoruz"</strong></p>
<p>Ortak akıl, istişare ve güç birliğinin, kamu kurumlarının karar ve uygulamalarında da en faydalı yöntem olduğunu belirten Bağlıkaya, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Dünyanın içine girdiği bu eksen kaymasından çok geç olmadan kurtulmasını diliyoruz. Bölgemizde kimin kaç savaş uçağı var yerine kaç charter uçağının geleceğini, kimin kaç tankı, kaç kişilik ordusu var, kaç uçak gemisi var yerine, limanlarımıza kaç kruvaziyer gemisi gelecek, kaç early bookingimiz var? Bunları konuşacağımız günlerin bir an önce gelmesini diliyoruz.’’</p>
<p>THY TK Pay Genel Müdürü Mustafa Ekmen de, THY’nin Fintek şirketi hakkında bilgi verdi. THY olarak Merkez Bankası’ndan elektronik para ve ödeme kuruluşu lisansı aldıklarını, bunu turizmin hizmetine sunduklarını bildirdi. Ekmen, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’THY, yerli ve yabancı müşterilerine seyahat eko sistemi içinde güvenli ve hızlı veri ve ödeme altyapısı sunuyor. Türkiye’nin bayrak taşıyıcısı ve global markası THY’nin dijital verilerine yılda 450 milyon ziyaret gerçekleştiriliyor.   TK Pay’ın 7 milyar dolar ödeme hacmi ve 300 milyon dolar iade hacmi var. THY’nin 64 milyondan fazla seyahat eden potansiyeli var. THY Dijital Cüzdan, seyahat eden yolcu için büyük kolaylık sağlayacak ve 7/24 para transferi yapabilecek. Karekod ile ödeme ve döviz işlemleri yapılabilecek. Ziraat Bankası ATM’lerinden para çekebilecek. ‘Seyahat Cüzdanı’ da bu yaz başından itibaren kullanılmaya başlayacak.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tursab-4-turizm-kongresi-basladi-76406</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/6/1280x720/tursab-4-turizm-kongresi-basladi-tursab-baskani-firuz-baglikaya-turizm-dunyanin-girdigi-turbulansin-yegane-panzehridir-1775505396.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, savaşların turizmi çok olumsuz etkilediğini, sıkıntılı bir sürece giren sektörde seyahat acentelerin daha güçlü,  daha esnek ve daha rekabetçi hale gelmesi için destek mekanizmalarının etkin şekilde devreye alınmasının büyük önem taşıdığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-yerel-tuketeci-gida-fiyat-endeksi-aciklandi-76403</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 22:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur’da gıda fiyatları martta yüzde 2,88 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret Borsası tarafından hazırlanan mart ayı Yerel Tüketici Gıda Fiyat Endeksi açıklandı. Buna göre mart ayında gıda fiyatları yüzde 2,88, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 44,39 arttı.</p>
<p><strong>Zam şampiyonu meyve ve sebze</strong></p>
<p>Burdur’da Mart ayında gıda fiyatlarında en yüksek artış yüzde 9,02 ile meyve ve sebze grubunda gerçekleşti. Ocak ve şubat aylarında hızlı yükseliş gösteren patlıcan ve kabak fiyatları gerilerken domates ve biber fiyatlarında yüzde 70 ile yüzde 85 arasında artışlar kaydedildi.</p>
<p>Endekse göre, meyve ve sebze grubunu, yüzde 6,85 artışla su ürünleri, yüzde 3,68 artışla yağ ve bakliyat, yüzde 3,12 artışla et ve et ürünleri grubu izledi.  Aylık ambalajlı gıda ürünleri ile süt ve süt ürünlerinde yüzde 1,35, unlu mamullerde ise yüzde 0,51 artış görüldü. Kuruyemiş grubunda ise herhangi bir fiyat değişimi yaşanmadı.</p>
<p><strong>Yıllık artış yüzde 44,39 gerçekleşti</strong></p>
<p>Endekse göre, Burdur’da gıda fiyatlarında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 44,39 oranında artış gerçekleşti. Bu dönemde en yüksek artış yüzde 64,92 ile kuruyemiş grubunda görüldü. Ambalajlı gıda ürünlerinde yüzde 44,13, su ürünlerinde yüzde 42,86, et ve et ürünlerinde yüzde 42,28, yağ ve bakliyat grubunda da yüzde 35,51 artış kaydedildi. Aynı dönemde meyve ve sebze grubunda yüzde 34,71, un ve unlu mamullerde yüzde 24,93, süt ve süt ürünlerinde ise yüzde 15,91 oranında fiyat artışı oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-yerel-tuketeci-gida-fiyat-endeksi-aciklandi-76403</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/sebze-meyve.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur’da mart ayında gıda fiyatları yüzde 2,88, geçen yılın aynı dönemine göre de yüzde 44,39 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-kapsamli-tufe-martta-yuzde-2-artti-76394</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 18:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel kapsamlı TÜFE martta yüzde 2 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayına ait mevsim etkilerinden arındırılmış özel kapsamlı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) göstergelerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre göstergelerin alt başlıklarından genel TÜFE, martta aylık yüzde 2,02 arttı.</p>
<p>Geçen ay işlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE yüzde 1,84, enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç TÜFE yüzde 2,11 artış kaydetti.</p>
<p>Endeks, enerjide yüzde 4,75, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 0,89, enerji ve gıda dışı mallarda yüzde 1,37 ve hizmette yüzde 2,77 yükseldi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-kapsamli-tufe-martta-yuzde-2-artti-76394</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/alisveris-market-sepet.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre mevsim etkilerinden arındırılmış özel kapsamlı TÜFE aylık yüzde 2,02 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-efektif-doviz-kuru-183-puan-artti-76392</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 18:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel efektif döviz kuru aylık 1,83 puan arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) "Reel Efektif Döviz Kuru Gelişmeleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, 2025=100 bazlı reel efektif döviz kuru (REK) endeksi, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) bazında şubatta bir önceki aya kıyasla 1,83 puan artarak 104,61 oldu. Endeks, şubatta 102,78 düzeyindeydi.</p>
<p>Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) bazlı reel efektif döviz kuru endeksi ise, bu dönemde 2,33 puan artarak 102,03’e çıktı.</p>
<p>Böylece Türk lirasının değeri, geçen yılın aynı dönemine göre TÜFE bazında 2,15 puan, Yİ-ÜFE bazında 1,36 puan arttı.</p>
<p>TCMB'nin REK endeksi gelişmeleri değerlendirmesinde şu ifadeye yer verildi:</p>
<p>"REK endeksindeki artış, temel olarak TÜFE'deki artıştan ve nominal kurdaki azalıştan kaynaklanmaktadır. TÜFE bazlı REK endeksine etki eden bileşenler incelendiğinde, Türk lirası karşısında, bir önceki aya göre dolar ortalama yüzde 1,12 değer kazanırken avro ortalama yüzde 1,09 değer kaybetmiştir. TÜFE ise bir önceki aya göre yüzde 1,94 artarken, Yİ-ÜFE yüzde 2,30 artmıştır."</p>
<p>Değerlendirmede, Türkiye TÜFE’si ile Nominal Kur Sepetindeki değişimin endeksin artışına katkıda bulunduğu belirtilerek, dünya TÜFE Sepetindeki değişimin endeksi azaltıcı yönde etkilediği bildirildi.</p>
<p>Her yıl nisan ayında güncellenen Birim İş Gücü Maliyeti (BİM) Bazlı REK endeksinin ise 2025 yılında bir önceki yıla göre 2,67 puan artarak 93,82 olarak gerçekleştiği bildirilen değerlendirmede, BİM-Gelişmekte olan ülkeler bazlı REK endeksinin 5,37 puan artışla 64,52 olduğu ve BİM-Gelişmiş ülkeler bazlı REK endeksinin ise 2,11 puan azalışla 114,57 olduğu kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-efektif-doviz-kuru-183-puan-artti-76392</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/euro-dolar-doviz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın mart verilerine göre reel efektif döviz kuru endeksi, TÜFE bazında 1,83 puan artışla 104,61&#039;e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/saglik-sigortasi-sektorune-rekabet-sorusturmasi-76391</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 18:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sağlık sigortası sektörüne rekabet soruşturması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Rekabet Kurulu, sağlık sigortası pazarında faaliyet gösteren 19 teşebbüs hakkında soruşturma açıldığını duyurdu. </p>
<p>Kurumdan yapılan açıklamada, sağlık sektörünün birbirinden farklı iş modelleri altında faaliyet gösteren çok sayıda teşebbüs tarafından çeşitli ürün ve hizmetlerin tüketicilere sunulduğu dinamik yapıda organizasyonel ilişkiler ağını teşkil ettiği bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda sağlık sektörünün önemli bir bileşenini de sigortacılık faaliyetlerinin oluşturduğu belirtilen açıklamada, sigorta şirketlerinin hizmet sunduğu pazarın rekabet hukuku bağlamında çift taraflı pazar olarak nitelendirildiğine işaret edildi.</p>
<p>Açıklamada, sigorta ürününe sahip bir tüketicinin bu kapsamdaki bir sağlık hizmetinden yararlanması durumunda sigorta şirketi ile tüketici ve sigorta şirketi ile anlaşmalı kurum arasında aynı sağlık harcamasına ilişkin bir seri işlemin gerçekleşmesi gerekliliği doğduğuna işaret edilerek, "Pazarın her iki tarafında da seri halde gerçekleşen işlemler bakımından ise bilgi teknolojileri ürün ve hizmetlerinden yararlanılmaktadır. Anılan işleyiş, Türkiye'de sağlık sigortası pazarında faaliyet gösteren teşebbüslerin yanı sıra özel sağlık kuruluşları ve özel sağlık kuruluşlarına teknik ve operasyonel destek sağlayan teşebbüslerin de sektörde önemli rol oynadığını ortaya koymaktadır." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Kurum kayıtlarına intikal eden ihbar ve şikayet başvuruları doğrultusunda Kurul tarafından ön araştırma yapılmasına karar verildiği vurgulanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"İlgili ön araştırma kapsamında, sağlık sigortası pazarında faaliyet gösteren sigorta şirketlerinin aralarında anlaşmak suretiyle primlerin (fiyatların) birlikte belirlenmesi, artırılması veya sabit tutulması, müşteri, bölge veya ürün paylaşımı yapılması ve hassas bilgilerin (fiyat, maliyet, risk verisi) paylaşılması şeklinde davranışları gerçekleştirmiş olabileceği, sağlık sigortası pazarında faaliyet gösteren sigorta şirketleri ile sağlık hizmeti sağlayıcıları arasında dışlayıcı sözleşmeler akdedilmiş olabileceği iddiaları başta olmak üzere farklı ihlal iddiaları incelenmiştir."</p>
<p>Açıklamada, ön araştırmada elde edilen bilgileri, belgeleri ve yapılan tespitleri müzakere eden Kurul'un bulguları ciddi ve yeterli bulduğuna dikkati çekilerek, 19 teşebbüse soruşturma açıldığı bildirildi.</p>
<p>Hakkında soruşturma açılan 19 teşebbüs şöyle sıralandı:</p>
<p>"Allianz Sigorta AŞ, Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi, Ankara Anonim Türk Sigorta Şirketi, Aveon Global Sigorta AŞ, Axa Sigorta AŞ, Bupa Acıbadem Sigorta AŞ, Hepiyi Sigorta AŞ, Katılım Emeklilik ve Hayat AŞ, Mapfre Sigorta AŞ, Medisa Sigorta AŞ, Prive Sigorta AŞ, Zurich Sigorta AŞ, Zurich Yaşam ve Emeklilik AŞ, Quick Sigorta AŞ, Acıbadem Sağlık Hizmetleri ve Ticaret AŞ, Memorial Sağlık Yatırımları AŞ, Özel Edremit Körfez Hastanesi, SenCard Partners Bilgi Teknolojileri AŞ, Turassist Sağlık Destek Hizmetleri AŞ."</p>
<p>Kurul tarafından alınan soruşturma kararları, hakkında soruşturma açılan teşebbüslerin ilgili kanunu ihlal ettikleri ve yaptırımla karşı karşıya kaldıkları veya kalacakları anlamına gelmiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/saglik-sigortasi-sektorune-rekabet-sorusturmasi-76391</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/6/1280x720/rekabet-kurulu-1765457426.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sağlık sigortası pazarında faaliyet gösteren 19 teşebbüs hakkında soruşturma açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nesy-6-ulkede-hayata-gecirildi-76390</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> NESY, 6 ülkede hayata geçirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aras Kargo'nun teknoloji iştiraki Aras Digital tarafından geliştirilen teslimat yönetim sistemi NESY (Next Generation Transportation Management System), Avusturya Postanesi iştiraki 6 ülkede hayata geçirildi.</p>
<p>Uluslararası ölçekte teknoloji ihraç eden bir yapıya dönüşen Aras Digital, geliştirdiği modüler altyapı ile Avrupa'nın lojistik operasyonlarını tek bir dijital merkezden yönetmeye başladığı bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Aras Kargo'nun deneyimini teknolojiyle harmanlayarak kurduğu Aras Digital, global pazarlara teknoloji ihraç eden bir yapı olarak büyümesini sürdürdü. Açıklamada, "Bağlı bulunduğu Avusturya Postanesi iştiraklerine sağladığı çözümlerle küresel ölçekte değer yaratan şirket, kuryelere verimli rotayı sunarak yakıt ve zaman tasarrufu sağlayan, müşterilere ise canlı takip ve esnek teslimat imkanı tanıyan Aras Rotalama Platformu (ARP) gibi projelerin ardından NESY ile bu alandaki yetkinliğini bir üst seviyeye taşıdı. Aras Digital tarafından uçtan uca geliştirilen yeni nesil teslimat yönetim sistemi NESY, 2025 sonu itibarıyla Slovakya, Slovenya, Bosna Hersek, Karadağ, Hırvatistan ve Sırbistan'da devreye alınarak Avusturya Postanesi grubunun bölgedeki tüm dağıtım operasyonlarının merkezi yönetim platformu haline geldi. Sistem, paket teslimat operasyonlarının müşteri entegrasyonları, planlama, dağıtım, faturalandırma, gerçek zamanlı izleme ve raporlama süreçlerini tek bir platform altında birleştiren modüler ve ölçeklenebilir bir dijital altyapı sunuyor. Platform, farklı ülkelerde faaliyet gösteren iştirak operasyonlarının standartlaştırılmış süreçler ve ortak veri yapıları üzerinden yönetilmesini sağlıyor. Stratejik altyapı sayesinde elde edilen veriler, rota optimizasyonu, operasyonel analitik ve yapay zeka destekli karar mekanizmaları için temel oluşturarak verimliliği üst seviyeye taşıyor. Sistemin sunduğu kullanıcı dostu deneyim ise son kullanıcıların paketlerini gerçek zamanlı takip etmesine ve teslimat sürecini diledikleri gibi yönlendirmesine olanak tanıyor." denildi. </p>
<p>Bu yıl Türkiye, Azerbaycan ve Bulgaristan gibi ülke katılımlarıyla operasyon hacminin artırılması hedefleniyor.</p>
<p><strong>"Teknoloji merkezi haline gelmeyi hedefliyoruz"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Aras Digital Genel Müdürü Kenan Cebeci, kuruldukları günden bu yana hedeflerinin sadece Aras Kargo'nun ihtiyaçlarına cevap vermek değil, kargoculuk sektörünün geleceğini şekillendiren teknoloji merkezi haline gelmek olduğunu belirtti.</p>
<p>Geldikleri noktada Avusturya Postanesi iştiraklerinin operasyonel faaliyetlerine uçtan uca teknolojik çözümler üreten ve uluslararası ölçekte teknoloji ihraç eden yapıya dönüştüklerini aktaran Cebeci, şunları kaydetti:</p>
<p>"Teslimat yönetim sistemimiz NESY, farklı ülkelerdeki dağıtım operasyonlarını tek platform altında birleştirerek merkezi ve standart yönetim modeli sunuyor. Modüler ve ölçeklenebilir yapısıyla operasyonel süreçleri uçtan uca dijitalleştiren NESY, verimlilik ve kullanıcı deneyimini merkeze alırken, ortak veri modelleri sayesinde yapay zeka destekli karar mekanizmalarının da temelini oluşturuyor. Şu an NESY platformunu 6 ülkede hayata geçirdik. 2026 yılında Türkiye, Azerbaycan ve Bulgaristan'da da devreye alarak bu ağı daha da büyütmeyi hedefliyoruz. Aras Digital olarak teknoloji odaklı yatırımlarımızla global pazarda dijital dönüşümün öncüsü olmaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nesy-6-ulkede-hayata-gecirildi-76390</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/0/1280x720/kenan-cebeci-1775487518.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aras Digital Genel Müdürü Kenan Cebeci, &quot;Teslimat yönetim sistemimiz NESY, farklı ülkelerdeki dağıtım operasyonlarını tek platform altında birleştirerek merkezi ve standart yönetim modeli sunuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/7-ayda-261-bin-tonu-askin-findik-islem-gordu-76389</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> 7 ayda 261 bin tondan fazla fındık işlem gördü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Giresun Ticaret Borsası, fındık üretilen bölgelerdeki 21 ticaret borsasında gerçekleştirilen fındık satış işlemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Buna göre, 2025 Ağustos-2026 Şubat arasındaki 7 aylık dönemde borsalarda 261 bin 914 ton yeni sezon ürünü fındık satıldı.</p>
<p>En fazla işlem, 54 bin 10 tonla Sakarya'da gerçekleştirildi. Bu kenti 53 bin 101 tonla Giresun, 38 bin 95 tonla Düzce ve Bolu takip etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/7-ayda-261-bin-tonu-askin-findik-islem-gordu-76389</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret borsalarında 7 ayda yaklaşık 262 bin ton fındığın işlem gördüğü bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/155-yerel-eylem-grubuna-35-milyon-euro-hibe-76388</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> 155 yerel eylem grubuna 35 milyon euro hibe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>IPARD III Programı LEADER Yaklaşımı etkinliği, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı'nın katılımıyla, Bilkent Otel ve Konferans Merkezi'nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Yumaklı, burada yaptığı konuşmada, bugün yalnızca hibe desteği açıklamadıklarını, aynı zamanda Anadolu'nun dört bir yanındaki köylerin ve kasabaların potansiyelini harekete geçirdiklerini bildirerek, "IPARD III Programı kapsamında, 155 yerel eylem grubumuza 35 milyon euroluk dev bir destek paketi sunuyoruz. Bu paketin, yerel dinamiklerimize duyduğumuz güvenin ve kırsal kalkınmaya bağlılığımızın en somut nişanesi olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kırsal kalkınmanın, sadece bir tarımsal üretim meselesi olmadığına işaret eden Yumaklı, Türkiye Yüzyılı vizyonunda kırsal alanların, ekonominin, sosyal dokunun, kadim kültürün, çevrenin ve yetişmiş insan kaynağının harmanlandığı bir yaşam alanı olduğunu söyledi.</p>
<p>Yumaklı, IPARD serüveninde üretimi ve insanı merkeze alan bir anlayışı rehber edindiklerini vurgulayarak, "42 ilde başarıyla tamamladığımız IPARD I ve II süreçlerinden aldığımız güçle, bugün IPARD III Programı'nı 81 ilimizin tamamına yaygınlaştırmış olmanın gururunu yaşıyoruz. IPARD desteklerimizin sağladığı faydayı, sadece ekonomik bir büyüme olarak görmüyoruz. Türkiye'nin her bir köşesindeki, girişimcinin, kadının ve gencin Avrupa standartlarında destekle buluşmasını, fırsat eşitliğinin kırsala taşınması olarak görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Devletin, üreticilerin her adımında yanında olduğunun altını çizen Yumaklı, rakamların da söz konusu duruma ilişkin kararlılığın, en somut göstergesi olduğunu kaydetti. Geçen yıl doğrudan destekler, zirai don telafileri, yatırım teşvikleri, krediler ve dolaylı desteklerle sektöre toplam 706 milyar lira aktardıklarına dikkati çeken Yumaklı, şöyle devam etti:</p>
<p>"2026 yılında, sulama yatırımlarından kredi sübvansiyonlarına kadar toplam 938 milyar liralık rekor bir bütçeyi, sektörün hizmetine sunmuş olacağız. Diğer yandan son 23 yılda, 'IPARD', 'Kırsal Kalkınma Yatırımları Programı', 'Uzman Eller' ve 'Genç Çiftçi' gibi projelerle, kırsal kalkınmaya önemli destekler verdik. 101 bin projeye, 237 milyar lira destek sağladık. Bu sayede, 287 bin kişilik istihdam oluşturduk."</p>
<p>Yumaklı, orman köylerinin kalkınması için "ORKÖY" kapsamında, 300 bine yakın projeye 47 milyar lira hibe verdiklerini, bu rakamların sadece birer istatistik olmadığını, Türkiye'nin gıda arz güvenliğine sağladıkları destek ve çiftçinin alın terine duyulan hürmet olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>"LEADER yaklaşımı yeni bir kalkınma kültürü oluşturdu"</strong></p>
<p>IPARD- TKDK hibe destekleri kapsamında bugüne kadar, 27 bini aşkın projeye destek sözleşmesi imzaladıklarını belirten Yumaklı, "129 milyar lira hibe ödedik, 273 milyar liralık yatırımın hayata geçmesini sağladık, 107 binden fazla istihdam oluşturduk, 14 bin genç ve 7 bini aşkın kadın girişimciyi destekledik. Toplam desteğin yarısını, genç ve kadın girişimcilere verdik." diye konuştu.</p>
<p>Yumaklı, gelinen noktada kırsal kalkınmayı yalnızca çiftçilerin değil, kadın kooperatifleri, gençler ve yenilenebilir enerji yatırımcılarının da aktif olduğu geniş bir ekosistem olarak gördüklerini ve güçlü bir kırsalın, güçlü bir Türkiye demek olduğunu dile getirdi. LEADER yaklaşımının, tam da bu anlayışın sahadaki en güçlü yansımalarından birisi olduğunu vurgulayan Yumaklı, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Biz kalkınmanın merkezden yazılmadığını, yerelde inşa edildiğini söylüyoruz. Yerel halkımızın, çiftçimizin, girişimcinin, kadın ve gençlerin bu sürece doğrudan katıldığı bir yapı olmadan, sürdürülebilir kalkınmadan söz etmek mümkün değildir. LEADER yaklaşımı, yerel aktörleri bir araya getirerek, kamu, özel sektör ve sivil toplumun ortak akılla hareket ettiği, yeni bir kalkınma kültürü oluşturmuştur."</p>
<p>Yumaklı, söz konusu yaklaşımın sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel kalkınmayı da destekleyen güçlü bir araç konumunda olduğunun altını çizerek, yerel kalkınma stratejileriyle toplumsal dayanışmanın güçlendiğini, yerel ürünlerin katma değer kazandığını, kültürel mirasın korunduğunu, kırsal turizmin geliştiğini bildirdi.</p>
<p><strong>"IPARD III 2026 kapsamında, 241 milyon euro destek vereceğiz"</strong></p>
<p>Yerel eylem gruplarınca ortaya konan somut çıktıların,Türkiye'nin farklı bölgelerinde güçlü ve çok boyutlu etkiler oluşturduğunu aktaran Yumaklı, söz konusu etkilere ilişkin şu örnekleri verdi:</p>
<p>"Samsun'da 19 Mayıs Yerel Eylem Grubu öncülüğünde hayata geçirilen Engiz Kadın Kooperatifiyle üretim, satış ve pazarlama süreçleri desteklenmiş, kadın emeği ekonomik bir değere dönüşmüştür. Giresun'da Espiye Yerel Eylem Grubunun desteğiyle gelişen rafting faaliyetleri sayesinde gençlerimiz, ulusal ve uluslararası düzeyde önemli başarılara imza atmış, bu çalışmalar aynı zamanda bölgenin turizm potansiyelini de harekete geçirmiştir."</p>
<p>Yumaklı, öte yandan, Denizli'de Kızılhisar Yerel Eylem Grubunun yürüttüğü çalışmalarla, Serinhisar'ın simgesi olan leblebinin, yenilikçi ürün geliştirme faaliyetleriyle katma değerini yükselttiğini, Şanlıurfa'da Hilvan Yerel Eylem Grubu tarafından okullarda kurulan müzik atölyelerinin, gençlerin sanata erişimini arttırdığını, Hasenek pekmezi, Alaçam pidesi, Yatağan kemik tarağı ve Çameli cevizi gibi ürünlerin, yerel eylem gruplarının çalışmaları sayesinde coğrafi işaretle tescillenerek değerine değer kattığını söyledi. Kurulan 155 Yerel Eylem Grubunun da ilerleyen dönemde bu tür başarı hikayelerini artıracağına inandıklarını, daha nice yerel ürün müjdesini paylaşmak istediklerini bildiren Yumaklı, şunları kaydetti:</p>
<p>"LEADER tedbirini, ülke geneline yaygınlaştırma çalışmalarına devam edeceğimizin de sözünü veriyorum. Geçtiğimiz ay yayımlanan IPARD III 2026 yılı çağrı takvimi kapsamında, yatırımcılarımıza 85 milyon euro, kırsal altyapı projelerine 156 milyon euro olmak üzere, toplamda 241 milyon euro destek olarak TKDK vasıtasıyla ulaştırmış olacağız. Biz inanıyoruz ki birlikte üreten, birlikte yöneten ve birlikte büyüyen bir kırsal yapı, ülkemizin geleceğinin en sağlam temellerinden biri olacaktır. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi, tüm küresel zorluklara ve iklim krizine rağmen Türkiye'yi tarımda güçlü bir konuma ulaştırdık."</p>
<p>TKDK Başkanı Ahmet Abdullah Antalyalı da söz konusu yatırımların kendileri için oldukça önemli destekler olduğunu belirterek, Kurum olarak bu desteklerin daha geniş alanlara yayılması için çalışmalara devam edeceklerini söyledi.</p>
<p>Konuşmaları arından Bakan Yumaklı, destek almaya hak kazanan yerel eylem gruplarına, çeklerini takdim etti.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/155-yerel-eylem-grubuna-35-milyon-euro-hibe-76388</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/8/1280x720/r6-1775485863.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, &quot;IPARD III Programı kapsamında, 155 yerel eylem grubumuza 35 milyon euroluk dev bir destek paketi sunuyoruz. Bu paketin, yerel dinamiklerimize duyduğumuz güvenin ve kırsal kalkınmaya bağlılığımızın en somut nişanesi olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cimsanin-cirosunu-25-milyar-dolara-ulastirmak-istiyoruz-76387</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Çimsa&#039;nın cirosunu 2,5 milyar dolara ulaştırmak istiyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Holding Stratejik Yatırımlar ve Operasyonlar Başkanı ve Çimsa Yönetim Kurulu Başkanı Umut Zenar'ın katılımıyla Atina'da basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda şirketin son yıllarda imza attığı stratejik yatırımlar, küresel yapı malzemeleri oyuncusuna dönüşme süreci ve gelecek yatırımlarına ilişkin vizyonu paylaşıldı.</p>
<p>Toplantıda aktarılan bilgiye göre, Çimsa, kararlı büyümesine devam ederken, dünyanın 3 farklı kıtasındaki üretim tesislerinde 15 milletten 2 binin üzerinde kişiye istihdam sağlıyor. Çimsa'nın büyüme yolculuğunun merkezinde ise Türkiye yer alıyor.</p>
<p>Çimsa, aynı çatı altında gri, beyaz ve kalsiyum alüminat çimento (CAC) üretimi gerçekleştirebilen önemli bir tesis konumunda bulunan Mersin fabrikası başta olmak üzere Türkiye'deki tesislerinden dünyada 80'e yakın ülkeye ihracat gerçekleştiriyor.</p>
<p>Şirket aynı zamanda İspanya, İrlanda ve ABD'deki tesisleriyle dünyanın rekabetçi pazarlarında lokal üretici olarak faaliyet gösteriyor.</p>
<p><strong>"Çimsa'dan 2025 sonunda 1,1 milyar dolarlık satış"</strong></p>
<p>Basın toplantısında konuşan Sabancı Holding Stratejik Yatırımlar ve Operasyonlar Başkanı ve Çimsa Yönetim Kurulu Başkanı Umut Zenar, şirketin, son yıllarda önemli bir dönüşüm sürecine girdiğini söyledi.</p>
<p>Zenar, söz konusu dönüşümü "yerelden küresele", "griden yeşile" ve "çimentodan malzeme teknolojilerine" olarak üç ana ayak üzerine inşa ettiklerini belirterek, Çimsa'yı küresel yapı malzemeleri sektöründe çok önemli bir oyuncu haline getirdiklerini dile getirdi.</p>
<p>Türkiye'deki fabrika ağlarında optimizasyona gittiklerine dikkati çeken Zenar, stratejileriyle uyumlu alanlara odaklandıklarını ve 2019 sonunda yaklaşık 300 milyon dolar seviyesinde olan satışlarını 2025 sonunda 1,1 milyar dolara taşıdıklarını anlattı.</p>
<p>Zenar, cirolarını 6 yılda dolar bazında neredeyse 4 katına çıkardıklarına işaret ederek, aynı dönemde faiz, amortisman ve vergi öncesi karlarını (FAVÖK) 55 milyon dolardan 200 milyon doları aşan bir seviyeye yükselttiklerini söyledi.</p>
<p>Türkiye'de ve dünyada büyük yatırımlara imza atarken, Çimsa'nın bilançosunu da iyileştirmeye devam ettiklerine vurgu yapan Zenar, "Son yıllarda yapılan tüm yatırımlara rağmen 2025 sonu itibarıyla net borç/FAVÖK oranımız 2,2 kat ile sektördeki küresel standartların dahilinde kalmıştır. Tüm bunlar hisse fiyatlarımıza da olumlu şekilde yansıyor. 2019 sonundan bugüne baktığımızda da Çimsa hissesindeki değer artışı dolar bazında yüzde 460 oldu." diye konuştu.</p>
<p>Çimsa'nın 2030 yol haritası kapsamında hedefinin ciroyu 2,5 milyar dolara ulaştırmak olduğunu vurgulayan Zenar, şunları kaydetti:</p>
<p>"Büyüme stratejileriyle uyumlu gördüğümüz satın almalar konusunda 'iştahlı' olacağız. 2024 yılında tamamlanan Mannok alımıyla Sabancı Topluluğu tarihinin en büyük yurt dışı satın alımını yaptık. Önümüzdeki dönem için de yeni yatırım fırsatlarını her zaman takip ediyoruz. Burada en büyük kriterimiz, bizim stratejimizle uyumlu olması. Türkiye, Avrupa ve ABD yeni yatırımlar için odaklandığımız bölgeler."</p>
<p><strong>Türkiye merkezli güçle küresel ligde büyüme hedefi</strong></p>
<p>Son yıllarda yapılan küresel yatırımlara rağmen, Türkiye'nin Sabancı ve Çimsa için her zaman en büyük öncelik olduğunu dile getiren Zenar, küreselde büyümenin kendileri için önemli olduğunu, Türkiye'nin de büyüme yolculuklarının merkezinde olmaya devam edeceğini belirtti.</p>
<p>Zenar, "Çimsa ile 2021'e kadar lokal ligde mücadele ediyorduk. Ürünlerimizi Türkiye'den dünya pazarlarına ihraç ederek değer yaratıyorduk. Ardından Euroleague'e geçtik. Bunol ve Mannok bize Avrupa'da gerçekten çok büyük güç kattı." dedi.</p>
<p>ABD'deki tesislerinin önemine değinen Zenar, Türkiye'yi söz konusu pazarda, hem gri hem de beyaz çimento üretimiyle temsil eden tek Türk oyuncusu olduklarını ifade etti.</p>
<p>Zenar, buradaki güç ve etkinliklerini daha da artırmak istediklerini vurgulayarak, hedeflerinin yapı malzemeleri liginin en üst seviyesinde Türk bayrağını gururla dalgalandırmak olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>"Üçlü stratejiyle sürdürülebilir ve dijital büyüme"</strong></p>
<p>Sabancı'nın yol haritasında üç önemli unsur olduğunun altını çizen Zenar, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Sabancı'nın stratejik istikameti 'sürdürülebilirlik', 'dijital' ve 'ölçeklenebilir büyüme' odağında şekilleniyor. Çimsa da aslında Topluluğun bu vizyonunun en güçlü temsilcilerinden biri. Yani Çimsa'nın rotasında, bu 'üçlü formül' bir pusula görevi görüyor. Bugün 'griden yeşile' olarak tanımladığımız stratejik dönüşümle sürdürülebilirliği operasyonlarımızın merkezine yerleştiriyoruz. Bu alanda son yıllarda yaptığımız yatırımlar ve iyileştirmelerle klinker kullanım oranımızı düşürürken, yenilenebilir enerji kullanım oranımızı yüzde 66'ya yükselttik. Yine dünyadaki tüm tesislerimize baktığımızda, gri klinker alternatif yakıt kullanımımız ortalama yüzde 28 seviyesinde. Türkiye'deki sektör ortalamalarına baktığımızda, Çimsa'nın farkını daha iyi görebilirsiniz."</p>
<p>Zenar, bugün Türkiye'de yenilenebilir enerji kullanımının hala yüzde 10, alternatif yakıt kullanımının ise yüzde 13 seviyesinde olduğunu, bu verilerin, Çimsa'nın sadece ürün portföyünü dönüştürmekle kalmadığını, aynı zamanda da üretim teknolojilerinde sektöre ışık tuttuğunun bir göstergesi olarak öne çıktığını belirtti.</p>
<p>Diğer yandan, Çimsa'nın "küresel şirket" konumunu ülke için de çok büyük bir fırsat olarak gördüklerini dile getiren Zenar, şöyle devam etti:</p>
<p>"Özellikle yurt dışı tesislerimizde uyguladığımız başarılı sürdürülebilirlik çalışmalarını ülkemizdeki fabrikalarımıza da taşıyarak, Türkiye'nin yeşil sanayi dönüşümüne de önemli bir katkı sunuyoruz. Ayrıca artan dijital kaslarımızla birlikte bugün fabrikalarımızda üretim planlamasından, iş güvenliğine, lojistikten kalite kontrole kadar her alanda yapay zekanın en iyi uygulamalarını kullanıyoruz."</p>
<p>Zenar, özellikle Avrupa ve ABD'de yaptıkları yatırımlarla ölçeklenebilir büyümenin izinde olduklarına işaret ederek, küresel marka olmanın yolunun sadece ihracat odaklı düşünmeyip, yurt dışındaki varlığın da güçlendirilmesinden geçtiğini aktardı.</p>
<p>Sadece üretimle değil, aynı zamanda teknoloji ve inovasyonla da gelişmiş ülkeler başta olmak üzere farklı coğrafyalardaki gelişimlere öncülük etmenin mümkün olduğunu anlatan Zenar, yaklaşımlarının da bu olduğunu söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cimsanin-cirosunu-25-milyar-dolara-ulastirmak-istiyoruz-76387</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/7/1280x720/umut-zenar-1775485647.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çimsa Yönetim Kurulu Başkanı Umut Zenar, &quot;Çimsa&#039;nın cirosunu, 2030 yol haritası kapsamında 2,5 milyar dolara ulaştırmak istiyoruz. Büyüme stratejilerimizle uyumlu gördüğümüz satın almalar konusunda iştahlı olacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/uraloglundan-kalkinma-yolu-uc-deniz-inisiyatifi-vurgusu-76384</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 16:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu’dan &#039;Kalkınma Yolu-Üç Deniz&#039; inisiyatifi vurgusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 79. Bölge Müdürleri toplantısının açılışında konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, Türkiye’nin karayolu yatırımlarının 2026 yılında da kesintiye uğramadan devam etmesi için çalıştıklarını vurguladı. </p>
<p>Konuşmasının bir bölümünde, küresel savaşlar ve çatışmalar içinde Türkiye’nin uluslararası yol ve koridor projelerindeki kritik önemine işaret eden Uraloğlu, Kuzey-Güney yönünde uluslararası bir inisiyatif olan “Üç Deniz Girişimi” projesinin de aralarında bulunduğu çalışmalara değindi. Uraloğlu “Bu vizyonu daha da güçlendirmek için Orta Koridor, Kalkınma Yolu, Zengezur Koridoru ve Üç Deniz Girişimi gibi uluslararası stratejik projeleri de kararlılıkla ilerletiyoruz. Kara yolları ile farklı ulaşım modlarını entegre ederek, üretim, pazar ve tüketim noktaları arasındaki erişimi hızlandıracak, lojistik imkanlarımızı çeşitlendirerek ülkemizi küresel ölçekte daha etkin ve rekabetçi bir konuma taşıyacağız.” diye konuştu. </p>
<p>Üç Deniz Girişimi, Baltık Denizi, Adriyatik ve Karadeniz’i içine alan, Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesiyle bölgesel bir ticaret yolları ağı olarak kurgulanması için geliştirilmişti. Kalkınma Yolu ise Basra Körfezi’nden Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa-Akdeniz’e açılan, kara, demiryolu projesi olarak öne çıkmış, Türkiye bu hattın aynı zamanda bir enerji yolu olmasını teklif etmişti. ABD-İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaş döneminde de Hürmüz’ün kapanması ve güvenli ticaretten uzaklaşmasıyla başta Irak olmak üzere bölge ülkelerinin enerji ve enerji dışı ticareti için alternatif niteliği öne çıkmıştı.  </p>
<p>Uraloğlu, çatışma ortamında Türkiye’nin “jeostratejik güven adası” olduğunu, bölgenin lojistik merkezi olma yönünde çaba harcadıklarını kaydederek, her yönde, çok modlu taşımacılığa imkan veren bir altyapı kurulduğunu, projeleri bu vizyonla tasarladıklarını ve uyguladıklarını anlattı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/uraloglundan-kalkinma-yolu-uc-deniz-inisiyatifi-vurgusu-76384</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/4/1280x720/56-1775482524.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, Türkiye’nin küresel ulaştırma koridor ve yollarında kritik bir rol oynadığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-gecici-belediye-baskani-belli-oldu-76379</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 15:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa&#039;nın geçici belediye başkanı belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>İçişleri Bakanlığı tarafından Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Mustafa Bozbey'in yerine geçici olarak Bursa Vali Yardımcısı Hulusi Doğan görevlendirildi.</p>
<p>Bursa Valisi Erol Ayyıldız imzasıyla kurumlara gönderilen yazıda, 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun 45’inci maddesi uyarınca, belediye başkanvekili seçilinceye kadar belediye hizmetlerinin yürütülmesi için Bursa Vali Yardımcısı Hulusi Doğan’ın görevlendirildiği belirtildi.</p>
<p>Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında şafak operasyonuyla gözaltına alınan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey hakkında tutuklama kararı verildi.</p>
<p>Bozbey yine 4 Nisan Cumartesi günü İçişleri Bakanlığınca görevden uzaklaştırıldı.</p>
<p>Bursa Valiliği İdare ve Denetim Müdürlüğü'nün 5 Nisan 2026 tarihli yazısına istinaden, Büyükşehir Belediye Meclisi "Başkan Vekili Seçimi" gündemiyle toplanacak. Toplantı, 9 Nisan 2026 Perşembe günü saat 11.00'de, Büyükşehir Belediyesi Ana Hizmet Binası Meclis Toplantı Salonu'nda gerçekleştirilecek. Bu toplantıda meclis üyeleri, kendi aralarından yeni başkan vekilini belirlemek üzere oylama yapacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-gecici-belediye-baskani-belli-oldu-76379</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/3/1280x720/bursa-buyuksehir-belediye-baskan-vekili-secim-tarihi-belli-oldu-1775458551.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Mustafa Bozbey&#039;in yerine başkanvekili seçilene kadar iş ve işlemleri yürütmek üzere Bursa Vali Yardımcısı Hulusi Doğan görevlendirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/isik-thy-minsk-hatti-15-milyon-yolcu-potansiyeli-olusturuyor-76375</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 14:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Işık: İstanbul-Minsk hattı 1,5 milyon yolcu potansiyeli oluşturuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ADEM ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>İstanbul–Türkiye ile Belarus arasındaki hava ulaşımının yeniden tesis edilmesine yönelik girişimler yoğunlaştı. Türk Hava Yolları’nın (THY) İstanbul–Minsk seferlerini yeniden başlatması için hazırlıklar sürerken, hattın açılmasıyla birlikte turizm ve ticarette kayda değer bir hareketlilik öngörülüyor.</p>
<p>DEİK Türkiye–Belarus İş Konseyi Başkanı Fatih Işık, EKONOMİ Gazetesi Kocaeli Bölge Temsilcisi Sabiha Toprak’ın sorularını yanıtlayarak sürece dair bilgiler verdi.</p>
<p>Uçuşların yeniden başlatılmasına ilişkin değerlendirmede bulunan Işık, “Bu sadece bir uçuş hattı değil; aynı zamanda ekonomik, ticari ve stratejik açıdan çok katmanlı bir fırsat. Türkiye ile Belarus arasındaki ilişkilerde yeni bir ivme oluşturacaktır. Belarus hattı yeniden açıldığında Türk Hava Yolları sadece bir uçuş başlatmayacak; aynı zamanda 1.5 milyon yolculuk potansiyeline sahip yeni bir pazar inşa edecektir. Bu, turizmden ticarete kadar geniş bir kazanım anlamına geliyor” diye konuştu.</p>
<p>Işık, “2025 yılında Belarus’tan Türkiye’ye gelen turist sayısı yaklaşık 600–650 bin seviyesinde gerçekleşti. Uçuşların yeniden başlaması halinde bu rakamın 2026’da 1 milyon 200 bin ile 1 milyon 500 bin seviyesine ulaşması mümkündür. Şu anda bastırılmış bir talep var, ulaşım kolaylaştığında çok hızlı bir büyüme göreceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Belarus tarafı oldukça istekli”</h2>
<p>Işık, “Hattın ekonomik boyutuna vurgu yapan Işık, “Bu hat yalnızca turizm açısından değil, aynı zamanda iş dünyası için de büyük fırsatlar barındırıyor. Business class yolcu talebi yüksek. Kimya, tarım ve sanayi ürünlerinde ciddi bir kargo potansiyeli var. Bu da hattın ‘yolcu + kargo’ modeliyle oldukça verimli olacağını gösteriyor. Belarus tarafı bu uçuşların yeniden başlaması için oldukça istekli. Devlet düzeyinde güçlü bir irade söz konusu. Sürecin hızlanması adına gerekli kolaylıkların sağlanabileceği yönünde net mesajlar alıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Avrupa kısıtlamaları Türkiye için fırsat”</h2>
<p>Avrupa Birliği’nin Belarus’a yönelik yaptırımlarının etkisine değinen Işık, “Avrupa’daki kısıtlamalar, Türkiye için yeni ticaret fırsatları doğuruyor. Türkiye bu süreçte Belarus için önemli bir alternatif ortak haline geliyor. Uçuşların yeniden başlaması, ticari hacmi de doğrudan artıracaktır. Başlangıçta haftada 2–3 frekansla kademeli bir model uygulanabilir. Talebe göre artırılabilecek bu yapı, hem düşük riskli hem de sürdürülebilir bir büyüme sağlar” şeklinde konuştu.</p>
<h2>“İstanbul’un uluslararası aktarma merkezi gücünü daha da pekiştirecektir”</h2>
<p>Bölgesel gelişmelerin etkisine de değinen Işık, “Orta Doğu’daki jeopolitik gelişmeler ve bazı hatlardaki daralma, İstanbul’u daha da ön plana çıkarıyor. Minsk hattının açılması, İstanbul’un uluslararası aktarma merkezi gücünü daha da pekiştirecektir” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/isik-thy-minsk-hatti-15-milyon-yolcu-potansiyeli-olusturuyor-76375</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/5/1280x720/isik-thy-minsk-hatti-15-milyon-yolcu-potansiyeli-olusturuyor-1775476655.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Hava Yolları’nın İstanbul–Minsk uçuşlarını yeniden başlatma hazırlığı sürerken, Fatih Işık, hattın açılmasıyla Türkiye’nin 1,5 milyon turist potansiyeline ulaşabileceğini ve ticarette yeni bir ivme yakalayacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/omsan-ile-renault-fransa-arasinda-is-birligi-76369</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 14:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> OMSAN ile Renault Fransa arasında iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-title ltr">OYAK OMSAN Lojistik'in, Avrupa pazarında kalıcı büyüme hedefleri açısından kritik bir dönüm noktasını aşarken yönünü Asya Pasifik bölgesine çevirdiği bildirildi.</div>
<div class="card-title ltr"> </div>
<div class="card-title ltr">Şirketin bu kapsamda Renault Fransa ile bitmiş araçların Slovenya'dan Romanya'ya taşınmasına yönelik anlaşma imzaladığı duyuruldu.</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Açıklamaya göre, iş birliği, OMSAN'ın yurt dışı taşımacılığında ulaştığı operasyonel olgunluğunu teyit etti.</p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan OMSAN Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Ergun Arıburnu, güçlü operasyonel kabiliyetini, organizasyonel disiplinini ve uluslararası kalite standartlarına uyumunu sahada kanıtlayan OMSAN'ın bölgesinde büyük üreticiler için güvenilir bir çözüm ortağı haline geldiğini belirtti.</p>
<p>OMSAN Lojistik'in Renault Fransa ile yaptığı anlaşmayı yalnızca yeni bir hat ya da operasyon olarak görmediklerini kaydeden Arıburnu, tamamlanmış araçların Slovenya'dan Romanya'ya taşınmasına yönelik gelişmenin, yeni bir dönemin Avrupa koridorlarında derinleşme, yeni hatlarla ağını genişletme ve katma değeri yüksek sektörlerde uzun vadeli iş birlikleri kurma hedefinin somut bir yansıması olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>"Avrupa'da kalıcı oyuncu olma stratejiyle hareket ediyoruz"</strong></p>
<p>Arıburnu, söz konusu anlaşmayı OMSAN'ın uluslararası ölçekte ulaştığı yetkinliğin bir tescili olarak gördüklerini aktararak, "Otomotiv lojistiği, hata payı olmayan, yüksek disiplin ve kusursuz planlama gerektiren bir alan. Renault gibi küresel bir markanın Avrupa hattında OMSAN'a güvenmesi, yıllardır sahada inşa ettiğimiz operasyon kültürünün doğal bir sonucudur." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Avrupa'da kalıcı oyuncu olma stratejiyle hareket ettiklerine değinen Arıburnu, yüksek hacimli, zaman hassasiyeti yüksek ve kalite standartları son derece sıkı otomotiv lojistiği operasyonlarında elde edilen bu başarının, OMSAN'ın yalnızca taşıyan değil, planlayan, yöneten ve değer üreten bir lojistik oyuncusu olarak konumlandığını ortaya koyduğunu belirtti.</p>
<p>Arıburnu, OMSAN'ı otomotiv lojistiğinde Avrupa ve yakın coğrafya ile global ölçekte kalıcı bir güç haline getirmeyi hedeflediklerine dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Slovenya-Romanya hattı bu yolculukta önemli bir eşik. Bundan sonra daha fazla hat, daha fazla ülke ve daha fazla katma değer üreten iş modeliyle yolumuza devam edeceğiz. Diğer taraftan yönümüzü Asya Pasifik'e çevireceğiz. OMSAN'ın büyümesi, sadece hacimle değil, kalite, güven ve sürdürülebilirlikle tanımlanacaktır."</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/omsan-ile-renault-fransa-arasinda-is-birligi-76369</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/omsan-lojistik-1775474707.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OYAK OMSAN Lojistik, Renault Fransa ile Slovenya&#039;dan Romanya&#039;ya araç taşınmasına yönelik anlaşma imzaladı. OMSAN Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Ergun Arıburnu, &quot;Renault gibi küresel bir markanın Avrupa hattında OMSAN&#039;a güvenmesi, yıllardır sahada inşa ettiğimiz operasyon kültürünün doğal bir sonucudur.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ali-emiroglu-imib-icin-adayligini-acikladi-76366</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 14:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ali Emiroğlu İMİB için adaylığını açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Kritik ihracatçı birlikleri arasında bulunan İstanbul Maden İhracatçıları Birliği (İMİB) Genel Kurulu öncesi Ali Emiroğlu adaylığını açıkladı. Birlik internet sitesinde, ilk toplantının 29 Nisan günü, çoğunluk olmaması halinde ise 30 Nisan günü yapılacağı duyuruldu. Önceki dönem Türkiye Madenciler Derneği başkanlarından Emiroğlu, yazılı bir açıklamayla başkan adayı olduğunu açıkladı. </p>
<p>Açıklamasında, maden ve doğal taş ihracatı için 15 milyar dolar bandına taşımayı hedeflediğini belirten Emiroğlu yönetim kurulu için de işaret verdi. Açıklamasında, doğal taş ve mermer sektörünü temsil eden sekiz güçlü firma ile endüstriyel mineraller ve metalik madenler alanında faaliyet gösteren üç yetkin firmadan temsilcilerin yönetimde yer alacağını vurgulayan Ali Emiroğlu, İMİB’in üretici ve ihracatçıların her aşamadaki sorununa eğilen, müdahil olan etkin bir yapı perspektifini öne çıkardı. </p>
<p><strong>Sektörel ihracat hedefi koydu</strong></p>
<p>Türkiye’nin madencilikten kaynaklı 60 milyar dolarlık dış ticaret açığı olduğunu açıklamasında belirten Ali Emiroğlu, orta vadede madenciliğin GSYH’deki payını yüzde 1,5’tan yüzde 3’e yükseltme, halen 6 milyar dolar dolayındaki maden ve doğaltaş ihracatını da 15 milyar dolar bandına çıkarmayı hedef olarak seçtiğini; çevreyle uyumlu, toplumla barışık madencilik kültürü, İMİB’in kurumsallaşması, genç mermerci ve madencilerin vizyonundan yararlanma unsurlarını öne çıkardı. <br />Yazılı açıklamasında, konteyner, navlun, ilave liman maliyetleri gibi unsurları içeren lojistik sorunlar, Çin pazarındaki kayıplar, mermerin daha iyi pazarlanması gibi sorun alanlarına değinen Ali Emiroğlu, bakanlıklar nezdinde girişim yapacak çalışma grupları, kritik limanlarla işbirliği, rekabet gücü ve pazarlama için Turkish Stones markasının oluşturulması, Turquality projelerinin geliştirilmesi unsurlarına değindi. </p>
<p>Adaylığının gündeme gelmesinin ardından Türkiye genelinde sektörün temsilcilerini ziyaret ettiğini, sorunları tespit ettiğini belirten Ali Emiroğlu, genel sorunlar yanında, her bölgenin kendine özgü zorluklarını da gözlemlediklerini; seçilmesi halinde bölgesel toplantılarla bunlara yönelik girişimler de yapacağı ifadesine açıklamasında yer verdi. </p>
<p>Aylığını açıkladığı günden itibaren Türkiye’yi karış karış gezdiğini belirten Ali Emiroğlu, mermer ocaklarından küçük atölyelere, satış depolarından büyük fabrikalara kadar yüzlerce işletmeyi ziyaret ederek, sorunları yerinde tespit ettiğini kaydetti. Emiroğlu, “Ziyaretlerimizde genel sektörel tıkanıklıkların yanı sıra her bölgenin kendine has zorluklarını yerinde tespit ettik. Sahadaki bu doğrudan temaslar, bundan sonra atacağımız adımların temelini oluşturacak. Seçildikten sonra da bölgesel toplantıları yönetim kurulu ile birlikte yıl içerisinde sürdürecek, sorunların sürekli takipçisi olacağız” dedi. </p>
<p>Açıklamasında mermer sektörüne yönelik değerlendirmelerde bulunan İMİB Başkan Adayı Ali Emiroğlu, bu sektörün sürekli yeni ocak açmak zorunda olduğunu, mermerin moda olduğu dönemde ekonomiye kazandırılması gerektiğini belirterek, “Oysa mevcut idari ve mali yükler, üreticilerimizi ruhsatlarını terk etme noktasına getiriyor. Rehabilitasyon bedelleri gibi ek maliyetlerin rekabet gücümüze etkilerini ilgili makamlara hassasiyetle aktaracağız. Ayrıca atölyelerimizin tasarım ve dekorasyon odaklı imalat kabiliyetlerini geliştirerek, onları katma değerli birer ihracatçı haline dönüştüreceğiz” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ali-emiroglu-imib-icin-adayligini-acikladi-76366</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/6/1280x720/ali-emiroglu-1775473817.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Madenciler Derneğinin eski başkanı Ali Emiroğlu, İstanbul Maden İhracatçıları Birliği başkan adaylığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarim-ve-hayvancilik-sektoru-karacabeyde-bulustu-76362</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım ve hayvancılık sektörü Karacabey’de buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Tarım ve hayvancılık sektörü, 14. Tarım, Hayvancılık ve Gıda Fuarı'nda bir araya geldi. Karacabey Belediyesi öncülüğünde Ömer Matlı Kapalı Pazar Yeri’nde yoğun katılımla gerçekleştirildi. Türkiye’nin dört bir yanından sektör temsilcilerini, üreticileri ve ziyaretçileri bir araya getiren fuar, 80 bine yaklaşan ziyaretçi sayısı, kapsamı ve içeriğiyle dikkat çekti. Toplam 12 bin metrekarelik alanda kurulan fuarda 200’ün üzerinde marka yer alırken, katılımcılar tarım ve hayvancılık alanındaki en yeni teknolojileri yakından inceleme fırsatı buldu. Modern tarım ekipmanlarından akıllı sulama sistemlerine, hayvancılık teknolojilerinden gıda üretim çözümlerine kadar geniş bir yelpazede ürünlerin sergilendiği fuar, sektörün gelişimine ışık tuttu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d388f9549de-1775470841.jpeg" alt="" width="635" height="423" /></p>
<h2><strong>“Karacabey, Türkiye’nin en önemli üretim merkez”</strong></h2>
<p>Tarım ve hayvancılıkla özdeşleşmiş yapısıyla bilinen Karacabey, bu büyük organizasyon sayesinde bir kez daha sektörün önemli merkezlerinden biri olduğunu ortaya koydu. Fuar kapsamında alanı ziyaret eden Karacabey Belediye Başkanı Fatih Karabatı, stantları tek tek gezerek katılımcılarla ve vatandaşlarla bir araya geldi. Başkan Karabatı, Karacabey’in tarım ve hayvancılıkta Türkiye’nin en önemli üretim merkezlerinden biri olduğunu vurgulayarak, “Karacabey, verimli toprakları ve güçlü üretim altyapısıyla ülkemizin tarımda lokomotif bölgelerinden biridir. Düzenlediğimiz bu fuar ile hem üreticilerimizi en yeni teknolojilerle buluşturuyor hem de sektör temsilcileri arasında güçlü iş birliklerinin kurulmasına katkı sağlıyoruz. Yoğun katılım bizleri son derece memnun etti. Önümüzdeki yıllarda fuarımızı daha da büyüterek uluslararası bir platforma taşımayı hedefliyoruz” dedi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarim-ve-hayvancilik-sektoru-karacabeyde-bulustu-76362</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/2/1280x720/tarim-ve-hayvancilik-sektoru-karacabeyde-bulustu-1775470880.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karacabey’de tarım ve hayvancılık sektörünün kalbi 4 gün boyunca fuarda attı. Karacabey Belediyesi öncülüğünde düzenlenen 14. Tarım, Hayvancılık ve Gıda Fuarı, 200’ün üzerinde marka, son teknoloji ürünler ve 80 bine yaklaşan ziyaretçi sayısı ile dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-buyuksehir-belediyesine-uluslararasi-odul-76361</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne uluslararası ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl Sağlıklı Kentler Birliği tarafından düzenlenen Sağlıklı Şehirler En İyi Uygulama Yarışması’nda ‘Çevre ve Sağlık’ kategorisinde birincilik ödülü kazanan proje, başarısını bu kez uluslararası düzeye taşıdı. Güneydoğu Avrupa Yerel Yönetimler Birlikleri Ağı (NALAS) tarafından düzenlenen Covenant of Mayors SEE Green Champions 2026 yarışmasında ‘Döngüsel Ekonomi’ kategorisinde birincilik elde eden proje, sürdürülebilir üretim modeli ve kaynak verimliliğine sağladığı katkılarla jüri tarafından yüksek puan aldı.</p>
<p>Ödül 20–22 Nisan 2026 tarihleri arasında Romanya’nın Sibiu kentinde düzenlenecek olan NALAS Genel Kurulu kapsamında gerçekleştirilecek törenle Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne takdim edilecek. Etkinlikte Güneydoğu Avrupa’dan çok sayıda belediye başkanı ve yerel yönetim temsilcisi bir araya gelecek. Tarım Plast Fabrikası; tarımsal sulamada su tasarrufunu artıran damla sulama borularının yerli üretimini sağlayarak hem çevresel etkilerin azaltılmasına hem de yerel ekonominin güçlendirilmesine katkı sunuyor. Proje, aynı zamanda döngüsel ekonomi ilkeleri doğrultusunda kaynakların etkin kullanımını esas alan örnek bir uygulama olarak öne çıkıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-buyuksehir-belediyesine-uluslararasi-odul-76361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/1/1280x720/bursa-buyuksehir-belediyesine-uluslararasi-odul-1775470503.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediye iştiraki Tarım Peyzaj AŞ tarafından hayata geçirilen Damla Sulama Borusu Üretim Tesisi (Tarım Plast Fabrikası), döngüsel ekonomi alanındaki yenilikçi yaklaşımıyla uluslararası ödüle layık görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ing-turkiyede-ust-duzey-atama-76386</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ING Türkiye&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ING Türkiye'de İletişim ve Marka Deneyimi Direktörlüğüne Sinem Serdar getirildi.</p>
<p>Serdar'ın yeni dönemde ING'nin "Türkiye'nin en sevilen dijital banka olma" hedefi doğrultusundaki marka yönetimi ve iletişim çalışmalarına liderlik edeceği bildirildi. </p>
<p>Bankadan yapılana açıklamaya göre marka yönetimi, pazarlama iletişimi, müşteri deneyimi, veri analitiği ve CRM alanlarında 18 yılı aşkın ulusal ve uluslararası birikime sahip olan Serdar, Koç Özel Lisesi'nin ardından İstanbul Üniversitesi ve Middlesex University'de lisans, Galatasaray Üniversitesi'nde de yüksek lisans eğitimini tamamladı.</p>
<p>Serdar, kariyeri boyunca teknoloji, otomotiv, enerji ve perakende gibi farklı sektörlerde önemli liderlik görevleri üstlendi.</p>
<p>Royal Dutch Shell'de Global Marka ve Pazarlama İletişim Lideri olarak görev yaptıktan sonra Serdar, Migros'ta Müşteri Deneyim Stratejileri ve Pazarlama İletişimi Direktörü rolünde, veri odaklı yaklaşımıyla marka gücü ve müşteri bağlılığını destekleyen çalışmalara liderlik etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ing-turkiyede-ust-duzey-atama-76386</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/6/1280x720/sinem-serdaroglu-1775485359.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ING Türkiye İletişim ve Marka Deneyimi Direktörlüğüne Sinem Serdar&#039;ın atandığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gubretasin-irandaki-bagli-ortakligi-saldiri-sonrasi-uretimini-durdurdu-76372</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GÜBRETAŞ&#039;ın İran&#039;daki bağlı ortaklığı saldırı sonrası üretimini durdurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>GÜBRETAŞ'ın İran'daki bağlı ortaklığı Razi Petrochemical, saldırılar sonucu tesislerdeki elektrik ünitelerinin hasar görmesi nedeniyle üretimi geçici olarak durdurdu.</p>
<p>GÜBRETAŞ tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) yapılan açıklamada, "İran'ın Huzistan bölgesinde bulunan petrokimya tesislerinin yer aldığı sanayi bölgesine 4 Nisan'da yapılan saldırılarda bağlı ortaklığımız Razi Petrochemical Co. tesislerindeki elektrik ünitelerinin hasar aldığı ve buna bağlı olarak tesislerdeki üretimin geçici olarak durduğu bilgisi alınmıştır." ifadesine yer verildi.</p>
<p>Bunun haricinde şu aşamada tesislerde başka bir hasar bulunmadığı belirtilen açıklamada, üretimin yeniden başlatılabilmesi için gerekli çalışmaların yapılacağı, gelişme olması halinde kamuoyunun bilgilendirileceği bildirildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gubretasin-irandaki-bagli-ortakligi-saldiri-sonrasi-uretimini-durdurdu-76372</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/2/1280x720/gubretas-1775475436.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GÜBRETAŞ, İran&#039;daki bağlı ortaklığı Razi Petrochemical&#039;in, saldırılardan dolayı üretimi geçici olarak durdurduğunu duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emo-antalya-sube-baskani-tat-tek-tip-tarife-dayatmasi-antalyayi-cezalandiriyor-76353</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 10:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tek tip tarife dayatması Antalya’yı cezalandırıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, elektrik ve doğalaz fiyatlarına yapılan yüzde 25’lik zamları değerlendirdi.</p>
<p>Elektrik üretim ve dağıtım maliyetlerindeki artış gerekçesiyle yapılan son tarife düzenlemelerinin, özellikle mesken aboneleri başta olmak üzere tüm tüketici grupları üzerinde ciddi bir maliyet baskısı oluşturduğunu belirten Tat, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Mesken abonelerine yapılan yüzde 25’lik artışla birlikte, 100 kWh tüketimin 323,8 TL seviyesine ulaşması; enerji giderlerinin hane bütçeleri içindeki payını belirgin şekilde artırmıştır. Enerjinin temel bir ihtiyaç olduğu dikkate alındığında, bu artışların toplumsal etkilerinin dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer yandan doğal gaz fiyatlarında yapılan artışlar da enerji maliyetleri üzerinde doğrudan etkili olmaktadır. Elektrik üretiminde doğal gazın önemli bir paya sahip olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu gelişmeler yalnızca mevcut durumu değil, önümüzdeki dönemde enerji fiyatlarına ilişkin riskleri de artırmaktadır.’’</p>
<p>Burada altı çizilmesi gereken temel konunun yalnızca artış oranları değil, enerji fiyatlandırma sisteminin giderek öngörülemez ve karmaşık bir yapıya dönüşmesi olduğunu ifade eden Tat, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Tüketiciler ne kadar fatura ödeyeceğini önceden kestirememekte, fatura kalemlerini sağlıklı şekilde analiz edememektedir. Bu durum, enerji piyasasına duyulan güveni zedelemektedir. Antalya özelinde ise tablo daha nettir ve daha kritiktir. Yüksek sıcaklıklar nedeniyle yaz aylarında yoğun klima kullanımı, kış aylarında elektrikli ısınma tercihleri ve turizm kaynaklı nüfus artışı, Antalya’nın elektrik tüketim profilini Türkiye ortalamasından açık şekilde ayrıştırmaktadır. Bu nedenle Türkiye genelinde uygulanan tek tip tüketim sınırları ve fiyatlandırma yaklaşımı, Antalya gibi şehirlerde fiilen daha yüksek maliyet anlamına gelmekte ve bölgesel eşitsizlik oluşturmaktadır.’’</p>
<p>Doğal gazda, illere göre tüketim alışkanlıkları ve iklim koşulları dikkate alınarak kademeli tüketim sınırlarının farklılaştırıldığı bir uygulamaya geçildiğini anlatan Şaban Tat, ‘’Bu yaklaşım, bölgesel gerçekliklerin enerji politikalarına yansıtılması açısından önemli bir örnektir. Benzer şekilde elektrik tarifelerinde de, devlet destekli tüketim sınırlarının ve Son Kaynak Tedarik Tarifesi (SKTT) kapsamına geçiş limitlerinin, Antalya gibi yüksek tüketim potansiyeline sahip iller için daha üst seviyelerde belirlenmesi gerekmektedir’’ dedi.</p>
<p>Aksi halde mevcut sistemin, Antalya gibi illerde yaşayan tüketicileri daha düşük tüketim seviyelerinde dahi destek kapsamı dışına çıkararak orantısız bir maliyet yüküyle karşı karşıya bıraktığını öne süren Tat, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Bu çerçevede, enerji fiyatlandırmasının daha şeffaf, öngörülebilir ve denetlenebilir bir yapıya kavuşturulması, bölgesel farklılıkları gözeten bir tarife modelinin hayata geçirilmesi ve tüketiciyi koruyan bir yaklaşımın benimsenmesi büyük önem taşımaktadır. Enerji, yalnızca ekonomik bir unsur değil, yaşamın sürdürülebilirliği açısından temel bir ihtiyaçtır. Bu nedenle alınan kararların teknik olduğu kadar sosyal etkileri de dikkate alınmalıdır.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emo-antalya-sube-baskani-tat-tek-tip-tarife-dayatmasi-antalyayi-cezalandiriyor-76353</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/3/1280x720/67-1775472299.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, Türkiye genelinde uygulanan tek tip tüketim sınırları ve fiyatlandırma yaklaşımının, Antalya gibi şehirlerde fiilen daha yüksek maliyet anlamına geldiğini ve bölgesel eşitsizlik oluşturduğunu belirterek, ‘’ Tek tip tarife dayatması Antalya’yı cezalandırıyor.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-76352</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 10:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzmir Ticaret Odası&#039;ndan Çin açılımı: Qingdao ile işbirliği anlaşması imzalandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir’in ticaret hacmini geliştirmek için çalışmalarına hızla devam eden İzmir Ticaret Odası (İZTO), Çin’in sanayi devi Qingdao’dan gelen heyeti ağırladı. Birbirinden önemli iş görüşmelerinin yapıldığı organizasyon kapsamında Qingdao Ticaret Bürosu ile İzmir Ticaret Odası arasında iş birliği anlaşması imzalandı.</p>
<p>İZTO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Emre Kızılgüneşler, İzmir ve Qingdao’nun ortak özelliklerinin iki şehir arasında geliştirilebilecek iş birlikleri açısından önemli bir zemin oluşturduğunu belirtti. Anlaşmanın, ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi açısından önemli bir adım olacağını ifade eden Kızılgüneşler, Çin’in Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ülke konumunda olduğunu, 2026 yılı Ocak ayı itibarıyla toplam ithalatın %14,9’unun Çin’den gerçekleştirildiğini ve bu oranın son yıllarda artış gösterdiğini belirtti.</p>
<p>Kızılgüneşler, “Çin ile sahip olduğumuz ekonomik ilişkiler mevcut haliyle güçlü bir dinamizm barındırıyor olsa da, henüz dengeli ve sürdürülebilir bir yapıya ulaşmadığını gözlemliyoruz. Bizler, bu ilişkinin sadece büyüyen değil, aynı zamanda karşılıklı faydayı esas alan; yatırımlar, teknoloji transferi, ortak projeler, lojistik ve altyapı iş birlikleri çerçevesinde stratejik bir derinlik kazanması gerektiğine inanıyoruz” dedi.</p>
<p>İzmir ve Qingdao’nun benzer özellikler taşıyan iki önemli liman kenti olduğunu vurgulayan Dışişleri Bakanlığı İzmir Temsilcisi Büyükelçi Yeşim Kebapcıoğlu da, iki şehir arasında geniş bir iş birliği potansiyeli bulunduğunu ifade ederek, iki ülke liderlerinin ortaya koyduğu vizyon doğrultusunda siyasi ve stratejik güvenin pekiştirildiğini söyledi.</p>
<h2>Li Bin, İzmirli iş insanlarını Qıngdao’ya davet etti</h2>
<p>Karşılıklı ziyaretlerin ülkeler arası ilişkilere ivme kazandırdığını belirten Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Ekonomi ve Ticaret Elçi Müsteşarı Li Bin, ekonomik açıdan Çin’in istikrarlı ve güçlü bir ülke olduğunu vurgularken, Türkiye ile Çin arasındaki artan ticaret hacmine dikkat çekti. Geçtiğimiz yıl Çin’in Türkiye’ye yaptığı yatırımın 3,3 milyon dolar olduğunu belirten Lin, iki ülke arasındaki iş birliklerini artırmaya yönelik çalışmaların sürdürüleceğini ifade etti. Karşılıklı ticaret ve yatırımların teşvik edilmesi ile ilişkilerin geliştirilmesi kapsamında bu tür etkinliklerin artırılmasının önemine değinen Lin, sözlerini İzmirli iş insanlarını Qingdao’ya davet ederek tamamladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-76352</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/2/1280x720/izmir-ticaret-odasindan-cin-acilimi-qingdao-ile-isbirligi-anlasmasi-imzalandi-1775461600.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anlaşmanın, ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi açısından önemli bir adım olacağını ifade eden İZTO Başkan Yardımcısı Emre Kızılgüneşler, Çin’in Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ülke konumunda olduğunu, 2026 yılı Ocak ayı itibarıyla toplam ithalatın yüzde 14,9’unun Çin’den gerçekleştirildiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-buyuksehir-belediye-baskan-vekili-secim-tarihi-belli-oldu-76343</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili seçimi için tarih belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>İçişleri Bakanlığı’nın 4 Nisan 2026 tarihli onayıyla görevden uzaklaştırılan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in yerine vekil belirlenecek. </p>
<p>5393 sayılı Belediye Kanunu’nun ilgili maddesi uyarınca, Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi 9 Nisan 2026 tarihinde saat 11.00’de toplanacak.  Toplantıda Belediye Başkan Vekili seçimi yapılacak. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-buyuksehir-belediye-baskan-vekili-secim-tarihi-belli-oldu-76343</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/3/1280x720/bursa-buyuksehir-belediye-baskan-vekili-secim-tarihi-belli-oldu-1775458551.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılan Mustafa Bozbey’in yerine Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili seçimi için Meclis 9 Nisan’da toplanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-makine-sektoru-temsilcileri-ites-china-fuarina-cikarma-yapti-76445</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa makine sektörü ITES China Fuarı’na çıkarma yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin ihracat odaklı büyümesinde yurt dışı iş programları büyük önem taşırken, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası da (BTSO) firmaların dış ticaret hacmini artırmak hedefiyle 2026 yılında farklı coğrafyalara yönelik iş programlarını sürdürüyor.</p>
<p>BTSO öncülüğünde yürütülen 3. Makine Teknolojileri UR-GE Projesi kapsamında UR-GE üyeleri ilk yurt dışı programını sektörün en önemli organizasyonlarından ITES China Fuarı’na çıkarma yaparak gerçekleştirdi. 120 bine yakın kişi, bin 600’ün üzerinde firmanın katıldığı fuarda, BTSO UR-GE projesi üyeleri son teknolojileri yerinde inceleme fırsatı buldu. BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cüneyt Şener, meclis ve komite üyeleri ve 80’i aşkın firma temsilcisinin yer aldığı heyet, fuarı detaylı bir şekilde incelerken farklı coğrafyalardan katılımcılarla görüşme imkanı yakaladı. BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cüneyt Şener, Makine UR-GE’nin 81 sektör paydaşıyla birlikte ITES China Makine, Otomasyon, Ekipmanları ve Elektronik Fuarı’nı ziyaret ettiklerini söyledi. </p>
<p>Bu fuarın otomasyon teknolojileri ve elektronik açısından son derece belirleyici ve öncelikli bir organizasyon olduğunu söyleyen Şener, “Bizler de bu fuarda üretimlerimizin çeşitliliğini artırmak ve rekabet kapasitemizi geliştirmek için incelemelerde bulunuyoruz. Aktif olan 17 UR-GE’mizin önemli projelerinden biri makine UR-GE’miz. Bu fuarda hem Çin pazarını analiz etme hem de üretim teknolojileri hakkında bilgi edinme fırsatı bulduk. Çin, yüksek miktarda makine ithalatı yapan ve Amerika, Japonya, Almanya ile İtalya gibi güçlü rakiplerle rekabet ettiğimiz bir pazar. Biz de firmalarımızla birlikte bu pazarda yerimizi güçlendirmek adına sahada incelemeler gerçekleştirdik. Makine UR-GE’si olarak ilk kez Çin’e yönelik bir program düzenledik ve bu ziyaret tüm katılımcılar için oldukça verimli geçti. Ticaret Bakanlığımızın desteğiyle yürüttüğümüz UR-GE projeleriyle üyelerimizin ihracat performansını artırırken yeni pazarlara açılmalarını da sağlıyoruz. Bu çalışmalarla hem sektörümüzün uluslararası rekabet gücünü artırmayı hem de ülke ihracatına katkı sunmayı hedefliyoruz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-makine-sektoru-temsilcileri-ites-china-fuarina-cikarma-yapti-76445</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/5/1280x720/bursa-makine-sektoru-temsilcileri-ites-china-fuarina-cikarma-yapti-1775544385.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa makine sektörü temsilcileri, küresel ihracat hedefleri doğrultusunda Çin pazarına güçlü bir adım attı. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın öncülüğünde Ticaret Bakanlığı destekleriyle yürütülen ‘Makine Teknolojileri UR-GE Projesi’ firmaları, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Shenzhen kentinde düzenlenen ITES China Fuarına çıkarma yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-fuarina-iranli-surprizi-76336</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk fuarına İranlı sürprizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>İstanbul, dünyanın dört bir yanından satın almacıyı ve dental sektör profesyonelini 15-18 Nisan tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde ağırlamaya hazırlanıyor. Geçen yıl 60 bin metrekare alanda gerçekleşen IDEX Uluslararası Dental Fuarı, 100’ü aşkın ülkeden gelen 33 bin 726’sı yabancı olmak üzere toplamda 98 bin 595 ziyaretçiyi ağırlamış ve Türkiye ekonomisine 400 milyon dolarlık döviz girdisi sağlamıştı.</p>
<p>Bu yıl ise 100’ün üzerinde ülkeden 30 binin üzerinde yabancı ziyaretçinin katılması beklenen fuarda yaklaşık 500 milyon dolarlık ticaret hacmi yaratılması öngörülüyor. Fuarın sürprizi ise İran’dan 400’ü aşkın ziyaretçinin kaydını yaptırması oldu.</p>
<h2>Kayıtların çoğu savaştan sonra yapıldı </h2>
<p>Kayıtların büyük bölümü 1 Mart’tan sonra yapıldığının altını çizen Diş Malzemeleri Sanayici ve İş Adamları Derneği (DİŞSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Uçar, “Bu bizim için büyük bir sürpriz oldu. Fuarda yabancı katılımcı oranında üçte bire varan bir artış öngörüyoruz ve büyük ölçekli firmaların önümüzdeki yıldan itibaren fuarın uluslararası etkisini daha da artıracağını düşünüyoruz” dedi.</p>
<p>Fuarın sağlık turizmi ve ticaret açısından Türkiye’nin konumunu güçlendireceğini belirten Uçar, “Dubai’deki belirsizlikler, hastaları güvenli ve kaliteli sağlık hizmeti sunan alternatif destinasyonlara yöneltti. Türkiye, gelişmiş altyapısı, uluslararası standartlardaki klinikleri ve rekabetçi fiyatlarıyla dental turizmde öne çıkıyor. Özellikle Avrupa, Orta Doğu ve Körfez ülkelerinden gelen taleplerde ciddi bir artış var” diye konuştu.</p>
<h2>Yerlilik oranı arttı, ihracat beklentileri yükseldi </h2>
<p>Sektörün yerlilik oranının yüzde 25’e yükseldiğinin altını çizen Uçar, ihracatta da hedefleri ölçüsünde ilerlediklerini kaydetti.</p>
<p>Geçen yılı 400 milyon dolar ihracatla kapattıklarını aktaran Uçar, “Önümüzdeki 5 yıl içinde ihracatımızı 1 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. IDEX fuarı da hem katılımcılar hem ziyaretçiler açısından bugüne kadar yapılmış en büyük organizasyon olacak ve ihracat odaklı stratejilerimizi hayata geçirmemizde büyük destek sağlayacak” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sektörde nitelikli iş gücü sıkıntısına da değinen Uçar, “Ar-Ge personeli bulabiliyoruz, ancak üretimde görev alacak CNC operatörü bulmak zor. Döviz ve enflasyon arasındaki fark üreticinin maliyetlerini artırıyor, bu nedenle tasarruf tedbirleri uygulayarak istihdamı korumaya çalışıyoruz” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yabancı yatırımcıların Türkiye ilgisi artıyor</span></h2>
<p>Sektördeki yabancı yatırım ilgisinin güçlendiğine dikkat çeken Diş Malzemeleri Sanayici ve İş Adamları Derneği (DİŞSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Uçar, şunları söyledi: “Koreli ve Çinli firmalar Türkiye’de yatırım yaptı. Türkiye onların ilgisini çekiyor. Avrupalı fonlar satın alma ve ortaklık için temaslarını artırdı. Önümüzdeki 10 yılda dental alanda üretim, satın alma ve yeni tesis yatırımlarıyla 150- 200 milyon dolarlık yatırım bekliyoruz. Bu yatırımların bir kısmı yeni tesis, bir kısmı ortaklık, bir kısmı doğrudan satın alma şeklinde olacak. Avrupa’daki daralmaya rağmen Türkiye büyüyor ve bu büyüme uluslararası yatırımcıların ilgisini çekiyor.” </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-fuarina-iranli-surprizi-76336</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/erkan-ucar.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’da 15-18 Nisan’da düzenlenecek IDEX Uluslararası Dental Fuarı, İran’dan 400’ü aşkın ziyaretçinin kaydıyla dikkat çekti. Fuarda yabancı katılımcı oranında üçte bire varan bir artış öngördüklerini söyleyen DİŞSİAD Başkanı Erkan Uçar, “İranlı firmalar, kayıtların büyük bölümünü savaştan sonra yaptırdı. Bu bizim için büyük bir sürpriz oldu” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-neden-finansal-okuryazarligin-pesinde-76335</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK neden &#039;finansal okuryazarlığın&#039; peşinde?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Para kazanmak kolay iş değil. Ancak asıl sanat paranın tasarrufa ayrılabilen kısmının zaman içindeki satın alma gücünün doğru yatırım kararları ile ayakta tutabilmekte. Yatırımcının bütün meselesi aslında bundan ibaret.</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) benim de 30 yıl gururla hizmet ettiğim, ülkemizin ilk bağımsız idari otoritesi. SPK Banker Krizi’nin (1982-1985) neden olduğu büyük ekonomik kaos döneminde finansal istikrarı sağlamak üzere 1981 yılında kuruldu.<sup>1</sup> Küçük yatırımcının korunması ve sermaye piyasalarında güven ortamının temin edilmesi Kurul’un ilgili Kanun ile öngörülen başlıca hedefleri.</p>
<p>Son yıllarda, ülkemizde finansal okuryazarlığın geliştirilmesi de SPK’nın gündemde tuttuğu bir diğer hedef olarak dikkat çekiyor. Bunun birçok nedeni var. Ama herhalde en önemlisi finansal bilgisizliğin artan finansal sahteciliklerle ve risklerle giderek daha fazla yan yana gelmesi. Bu yazımızı SPK himayesinde gerçekleştirilen Küresel Para Haftası nedeniyle, finansal okuryazarlık konusuna ayırdık.</p>
<p><strong>Küresel Para Haftası</strong></p>
<p>Dünya genelinde özellikle çocuklar ve gençlere farkındalık kazandırmak için düzenlenen Küresel Para Haftası'nın (Global Money Week) Türkiye etkinlikleri, 16 Mart 2026 tarihinde Borsa İstanbul'da gerçekleştirilen gong töreniyle başladı. Finansal okuryazarlığı artırmak, erken yaşta finansal bilinç kazandırmak, finansal sisteme güveni ve katılımı artırmak gibi amaçlarla 2012 yılında başlatılan ve 2018'den bu yana Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) öncülüğünde yürütülen Küresel Para Haftası, 176 ülkede eş zamanlı olarak düzenleniyor. Ülkemizde SPK’nın himayesinde gerçekleştirilen Dünya Para Haftası etkinlikleri kapsamında finans ve gayrimenkul okuryazarlığı ile kapsamlı etkinlikler gerçekleştirildi. SPK ülkemizde milyonlarca insanın yatırım yaptığını ancak çok az kişinin gerçekte neye yatırım yaptığını gerçekten bildiğini, finans ve gayrimenkul okuryazarlığının artık lüks değil; "hayatta kalma kılavuzu" olduğunu vurguluyor.<sup>2</sup></p>
<p><strong>Para kazanmak sanat ya doğru yönetmek?</strong></p>
<p>Para kazanmak kolay iş değil. Ancak asıl sanat paranın tasarrufa ayrılabilen kısmının zaman içindeki satın alma gücünün doğru yatırım kararları ile ayakta tutabilmekte. Yatırımcının bütün meselesi aslında bundan ibaret. Peki satın alma gücünü hangi yaş döneminde, hangi finansal olan/olmayan araçlarla ve hangi risk-getiri beklentileri ile korumamız gerekiyor? Bu işteki menzil ne? Hangi yaş için hangi hedeflerimiz olmalı? Hedef sahibi olmak güzel de; ya işsiz kalınırsa, ya da psikolojik mekanizmalar akılcı olmayan kararlar aldırırsa? Peki her şey tamamken, DİBS portföyünden (2000-2001 Krizi’nde) batan bankanın veya para piyasası fonundan zararın harman olduğu bir ortamda, şansımız yaver gitmezse ne olacak? Yatırımın getirisini, riskini nasıl hesaplayacağız? Getiri hangi karşılaştırma ölçütüne göre (TÜFE, altın, BİST endeksi, hatta gümüş mü?) asgaride hangi düzeyde olmalı? Ya belli dönemlerde yatırım kaybettirirse ne olacak?  Ahiret suallerinin listesi böyle uzayıp gidiyor.</p>
<p><strong>Finans işi, sağlam bilgi ve sinir sistemi istiyor</strong></p>
<p>Görüldüğü gibi yatırım dünyası finansal bilgi/akıl, tecrübe ve öngörü kadar, sağlam bir de sinir sistemi istiyor. Ancak her şeyin başında oyunun kurallarını bilmek gerekiyor. Kimse panik yapmasın. Zira yatırım çok bilenin de çok yanıldığı bir iş. </p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<p>Yatırım dünyasında ayakta kalmak kolay iş değil. Finans ve gayrimenkul okuryazarlığı işini her vatandaşımızın bilmesi gerekiyor. Hangi yaşımızda hangi gelir, gider, tasarruf ve yatırım akımlarının içinde olmamız gerektiğini iyi kötü tahmin etmek önemli. Bütçe, kredi, reel getiri, kısa-uzun dönemli yatırım işlerini çözmek gerekiyor. Küresel Para Haftası, bunları doğru biçimde öğrenilmesi gerektiğini hatırlamak için iyi bir fırsat.</p>
<p>İlgilenenler için bir de web sitesi önerelim: https://finansalokuryazarlik.gov.tr/</p>
<p>[1] Coşkun, Y. (2012). Repo ve Ters Repo Düzenlemeleri: Banker Krizi Sonrası Ortaya Çıkışı ve Finansal Başarısızlık Dersleri Işığında Politika Önerileri. <em>Business and Economics Research Journal</em>, <em>3</em>(1), 59-90.</p>
<p>2 https://spk.gov.tr/duyurular/baskanin-konusmalari/2026/borsa-istanbulda-gong-kuresel-para-haftasi-icin-caldi</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-neden-finansal-okuryazarligin-pesinde-76335</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK neden &#039;finansal okuryazarlığın&#039; peşinde? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-duzeltmesinin-devam-eden-etkileri-2-76334</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon düzeltmesinin devam eden etkileri (2)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ROFM: Devam eden beyanname indirimi etkisi</strong></p>
<p>ROFM uygulaması, maliyetlerine finansman gideri yansıtılmış olabilecek stoklar, maddi duran varlıklar, mali duran varlıklar ve özel tükenmeye tabi varlıklar bakımından özel önem taşımaktadır.</p>
<p>Özellikle hibrit dönemde beyanname kontrolleri yapılırken ROFM taksitlerinin sistematik biçimde izlenmesi, mükellef lehine tanınan hakkın korunması bakımından önemli bir vergi güvenliği unsurudur.</p>
<p><em>Önceki yazımızda, 2023 enflasyon düzeltmesi kaynaklı geçmiş yıl kârlarının dağıtımında ortaya çıkan vergisel riskleri ve kaynak ayrıştırmasının önemini ele almıştık. Bu yazıda ise enflasyon düzeltmesinin devam eden etkilerinden biri olan reel olmayan finansman maliyeti (ROFM) uygulamasının beyanname indirimi boyutunu inceliyoruz.</em></p>
<p>Enflasyon düzeltmesinin devam eden etkilerinden biri de, uygulamada çoğu zaman gözden kaçan reel olmayan finansman maliyeti (ROFM) kalemidir. 555 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği’nin 14’üncü maddesi uyarınca, 2023 yıl sonu enflasyon düzeltmesi yapılırken bazı parasal olmayan varlıkların maliyetine eklenmiş bulunan finansman giderleri içindeki reel olmayan finansman maliyeti ayrıştırılmış ve ilgili varlığın maliyet/alış bedelinden düşülmek suretiyle enflasyon düzeltmesine esas tutar belirlenmiştir. Bu yaklaşımın temelinde, finansman giderinin bir kısmının enflasyonun anapara üzerindeki aşındırıcı etkisini telafi eden unsur niteliğinde olması; enflasyon düzeltmesi uygulamasında ise yalnızca finansman giderinin reel kısmının dikkate alınması gerektiği anlayışı yer almaktadır.</p>
<p>Bu yönüyle ROFM uygulaması, maliyetlerine finansman gideri yansıtılmış olabilecek stoklar, maddi duran varlıklar, mali duran varlıklar ve özel tükenmeye tabi varlıklar bakımından özel önem taşımaktadır. Nitekim 555 Sıra No.lu Tebliğ’in 40’ıncı maddesinin üçüncü fıkrasında, 2023 hesap dönemi sonu düzeltmesiyle sınırlı olmak üzere, amortisman süresi sona ermemiş iktisadi kıymetlerin maliyet/alış bedelinden düşülen ROFM’nin henüz amortisman yoluyla itfa edilmemiş kısmının, 2024 ve izleyen hesap dönemlerinde beş yılda eşit taksitlerle dönem kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabileceği hüküm altına alınmıştır.</p>
<p><strong>Enflasyon düzeltmesinin ertelenmesi </strong><strong>ROFM uygulamasını ortadan kaldırmaz</strong></p>
<p>Aynı düzenlemede, ROFM tutarlarının bilançoda ayrı bir hesapta izlenmemesi nedeniyle bu uygulamanın mukayyet değerler üzerinden takip edileceği ve sonuç etkisinin beyannamede indirim yoluyla dikkate alınacağı da açıkça ortaya konulmuştur. Başka bir ifadeyle, ROFM’ye ilişkin 1/5’lik giderleştirme etkisi çoğu durumda muhasebe kayıtlarından değil, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde yapılan indirim düzeltmeleriyle sonuç doğurmaktadır. Öte yandan, ilgili iktisadi kıymetin 01 01 2024 tarihinden sonra elden çıkarılması halinde, ROFM’nin itfa edilmemiş kalan kısmının satışın gerçekleştiği yılda tek seferde gider yazılması da mümkündür.</p>
<p>Burada özellikle altı çizilmesi gereken husus, enflasyon düzeltmesinin ertelenmiş olmasının ROFM uygulamasını ortadan kaldırmadığıdır. 2023 yıl sonu düzeltmesinde ROFM ayrıştırması yapmış işletmeler bakımından, bu tutarın kendiliğinden bilanço hesaplarında sonuç doğurması söz konusu değildir; mükellef lehine öngörülen bu hak ancak beyannamede indirim olarak dikkate alınmak suretiyle kullanılabilir. Dolayısıyla 2025, 2026, 2027 ve 2028 yıllarına ilişkin beyannamelerde (kalan süre durumuna göre ilgili dönemlerde) ROFM’nin 1/5’lik kısmının indirim konusu yapılması unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Riskin azaltılması için </strong><strong>en sağlıklı yöntem </strong></p>
<p>Bu düzenleme mükellef lehine açık bir imkân niteliğindedir. Ancak uygulamada çoğu zaman gözden kaçtığı için, kullanılmayan indirim hakkı fiilen idare lehine bir sonuca dönüşebilmektedir. Bu riskin azaltılması bakımından en sağlıklı yöntem, kıymet bazında ROFM tutarını, kullanılan taksit sayısını, kalan tutarı ve varsa elden çıkarma tarihini gösteren bir takip tablosunun beyanname kontrol dosyasında düzenli olarak tutulmasıdır. Böylece hem dönemler itibarıyla indirim hakkının takibi kolaylaşacak, hem de olası bir vergi incelemesinde izah edilebilirlik güçlenecektir.</p>
<p>Sonuç olarak, ROFM uygulaması enflasyon düzeltmesinin sona eren değil, izleyen yıllara taşan etkilerinden biridir. Özellikle hibrit dönemde beyanname kontrolleri yapılırken ROFM taksitlerinin sistematik biçimde izlenmesi, mükellef lehine tanınan hakkın korunması bakımından önemli bir vergi güvenliği unsurudur.</p>
<p><strong><em>Sonraki yazıda, </em></strong><em>Amortismana tabi olmayan kıymetlerin zararına satışında ortaya çıkan KKEG riskini ve düzeltilmiş değerlerin satış kararına etkisini inceleyeceğiz.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-duzeltmesinin-devam-eden-etkileri-2-76334</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon düzeltmesinin devam eden etkileri (2) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/robotlar-isimizi-elimizden-aldi-76333</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Robotlar işimizi elimizden aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şimdiye kadar teknolojik gelişme ile ilgili en korkutucu soru, bunun ürünlerinin insanların işlerini elinden almasıydı. Atletico Madrid- Barcelona maçı kadar Ortadoğu’daki savaş da korkulanın gerçekleşmiş olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Atletico Madrid ile Barcelona arasında 4 Nisan 2026’da oynanan futbol maçı, robotlarn insanların işlerini elinden alma konusunda geldiği noktayı yeniden gündemime almamı gerektirdi. Turkcell’in 5G lansmanında hediye ettiği üç aylık TV+ deneme paketini aktive ettikten sonra ilk olarak bir film izledik. Sonra ben Trabzonspor-Galatasaray maçının özetini izledikten sonra Atletico Madrid-Barcelona maçını neden izlemiyorum ki? diye kendime sordum. Maçın son 20 dakikasıydı. Sonunu izleyeceğime tamamını izlerim diyerek başına aldım. Geri sarma özelliği sayesinde bunu kolayca yaptım. Geri sarma ya da zamanda geri gidebilme ücretli paketlerde kullanabildiğimiz çok değerli bir özellik ancak gerçek zamandan kopmamıza da neden oluyor. Üstelik her şeyi yeniden ayrıntılı olarak izlemeye çalıştığınızda sulandırılmış bir hayata mahkum oluyorsunuz çünkü gerçek hayatta sürekli yeni şeyler oluyor. Böylece zamanda asılı kalmış bir organizmaya dönüşüyorsunuz. Bilim kurguya ilgili olanların çok rahat anlayacağı bu kavram, inanışla ilgili felsefede Araf’ta kalmak şeklinde ifade ediliyor. Sokak ağzıyla söylersem, “ortada kalmak”; daha açık olarak nereye gideceğini bilememek şeklinde ifade edilebilir.Bu, insanların şu anda karşı karşıya bulunduğu ve çözümsüz olan bir sorunu tanımlıyor.</p>
<p>Sorun, bazen karşımıza çoktan Filistin’e dönüşmüş olan bir ülkenin Lübnanlaşması tartışması olarak çıkarken bazen de yukarıda dikkat çekmeye çalıştığım konuda olduğu robotların insanların işlerini ellerinden alıp almayacağı sorusu olarak önümüze çıkıyor. Buna geleceği düşünerek verdiğimiz yanıtlar genellikle bugünkü durumu anlamamak sonucunu yaratıyor. Bu da başta anlattığım Araf’ta kalmak sonucunu doğuruyor. Gerçek zamandan kopuyoruz.</p>
<p>Bunun en çarpıcı örneklerini daha önce anlatmıştım. İnsanlara eşyanın internetinin (IoT) gelecekte neler sağlayacağını anlattığını düşünen teknoloji uzmanlarının Boğaziçi Köprüsü’ndeki kameralarla ve sensörlerle düzenlenini ve en geçiş ücreti ödeme sisteminin bir IoT uygulaması olduğunu bilmemesi veya farkında olmaması ya da bunu yazan bir kitap okumadıkları için bunu hissetmemeleri iyi bir örnekti. ABD’de Las Vegas’ta yine ana teması IoT olan teknoloji toplantılarına katılanlar, 6 bin yataklı Venetian-Palazzo kompleksinde bunun en çarpıcı örneğinin olduğundan habersizlerdi. Onlar sensörlerin gelecekte hayatı nasıl değiştireceğini ve IoT’ye yapılan yatırımın nasıl bir rekabet üstünlüğü yaratacağını anlatırken otel, odalara yerleştirdiği sensörlerle check-out kontrolü yapıyordu. Ve daha güzeli, işi teknoloji olanların farkında olmadığını, concierge masasında duran “sıradan insan” görevli biliyordu. Görevli “Oda sayımız fazla olduğu için odaların boşaltılıp boşaltılmadığını çalışanlarla tespit etmemiz mümkün değil. Bu nedenle odalara hareket sensörleri yerleştirdik. Check-out saatinin üzerinden yarım saat geçtiğinde odada hâlâ hareket varsa sistem, bir günlük ücreti hesaba ekliyor.” açıklamasını yapıyordu. Canlı ve işe yarayan iş modeli uygulaması, katıldığım toplantıların hiç birinde gündeme gelmemişti.</p>
<p>Madrid’deki maçı izlerken gördüklerim, bütün bunları hatırlamama neden oldu. Maç yayınının daha başlangıcında reji, çok sayıda ekranın önünde oturan birkaç insan gösterdi. Burasının VAR odası olduğunu düşünüyorum. Yapılan iş çok rahatlıkla robotlara ya da yapay zekâya devredilebilir ancak hala insanın güven unsuru ile eşleştirilmesi yanılsaması nedeniyle orada insan/hakem kullanıyoruz. Uzun analiz süresinin yarattığı sıkıntı nedeniyle, yarı otomatik ofsayt kontrolünü çoktan makinelere devrettik oysa ki.</p>
<p>Sahaya bakınca resim daha da netleşiyor. Kamera geniş açıda bütün sahayı gösterdiğinde bir tarafta üzerine monte edilmiş kamera ile saha kenarından görüntü alan insan diğer tarafta ise aynı işi yapan bir robot gördüm. Muhtemelen 5G kullanıldığı için her ikisine de uzanan kablo bağlantıları yoktu ya da ben göremedim. Ama asıl konu bu ikili değildi. Eskiden maç yayını öncesinde yerleştirilen kameralar ve bunlara çekilen kablolar ile bütün bu altyapının bağlı olduğu naklen yayın aracında çalışanlar ne olmuştu? Bu tür işlere gerek kalmayınca, o işlerle ilgili olarak robotların insanların işlerini elinde alacağı tartışması da anlamını yitiriyordu. Artık öyle bir iş yoktu. Saha kenarında ise daha ilgi çekici bir tablo vardı. Tek kişilik bir ”yayın ekibi” görüyordum ve robotların eğitilmesi konusunda bildiklerim, robotun nasıl çalıştığını/öğrendiğini merak etmeme neden oldu. Robotların insanlarla birlikte çalışırken onların yaptıklarını kopyalayarak öğrendiği model, yıllar öncesinden beri mevcut. Eğer saha kenarındaki robot, birlikte çalıştığı insandan öğreniyorsa bir süre sonra aynı seviyeye geldiklerinde insanın yerine bir diğer robotu oraya koyarak yayın işini daha basit ve hesaplı bir noktaya taşımak mümkün olacak mı? O kalan insan da işini kaybedecek mi?</p>
<p>Nasıl bir model olacağını düşünürken, naklen yayın aracını gereksizleştirerek o insanların işlerini ortadan kaldıran teknolojinin VAR odası ile yeni bir insan kaynağı ihtiyacını ortaya çıkardığını düşündüm. Sistemin işleyişi için seyirciye de ihtiyaç sürüyordu. Boş bir statta oynansa, benim gibi ekrandan izleyen biri için bile maç bu kadar heyecan verici olmayacaktı. Aynı zamanda işin ekonomisinin önemli bir bölümü de reklam olduğundan izleyicinin bulunması önemliydi.</p>
<p>Maçta dikkatimi çeken bir diğer örnek, Barcelona köşe atışı kullanırken ekranda grafik olarak o oyuncunun topu nereye attığını gösterilmesi oldu. Bunu bilmiyorum ama o oyuncuya özgü bir istatistik olduğunu düşündüm. (Barcelona’nın kornerleri ile ilgili istatistik de olabilir.) Ön direk, arka direk ve ortadaki havuz için verilen istatistik doğru çıktı ve oyuncu topu havuza attı; Atletico Madrid kalecisi de çıkıp ellerini kullanma avantajı ile topu aldı. Bu kadar öngörülebilir bir dünyada hala bahis işinde bir ekonomi dönmesi size de komik gelmiyor mu?</p>
<p>İşin teknoloji tarafında sağlanan gelişme, geleneksel işlerin ortadan kalkmasını sağlamıyor. Bu da insanın en önemli açmazı. Barcelona futbol kulübünün stadı biter de 5G’nin sağladığı gelişmiş uygulamaların canlı halini görme fırsatını bulursam, yeni izleme örneklerini denemek istiyorum. Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da oynanan İtalyan Süper Kupası maçlarında hakemin üzerine yerleştirilmiş kamera ile hakemin maçı nasıl gördüğünü de ekranda izleme fırsatını bulduk. Oyun şirketi EA Games’in sponsoru olduğu futbol etkinliğinin, yeni dönemde saha içinden, oyuncuların ve hakemin oyunu nasıl gördüğüne ilişkin görüntülere dayanan yeni oyun modellerini ortaya çıkaracağını düşünmek için kâhin olmaya gerek yok. Saha içinde biri olarak konsolda ve PC’de oyun oynamak çok cazip olmaz mı? Pekiyi aynısını stadyumda artırılmış gerçeklik uygulamaları ile maçı izlerken yaşamak ilgi çekici olur mu? Bir pozisyonu hakemin gördüğü açıdan görüp kendi yorumunuzu yaptığınızda, maçları yorumlayan eski futbolcuların işleri ne olacak? Üstelik bunun için maç sonrasını beklemenize de gerek kalmayacak.</p>
<p>Peki maç sırasında, örneğin Bünyamin Gezer ya da Erman Toroğlu ile eğitilmiş bir yapay zekâ, hakemin gözünden gördüğü pozisyonu yorumlarsa ne olur? Bu durumda hakemin işi ne olur? Üzerine sensör ve kameralar yerleştirilmiş bir robot da yapay zekâ destekli olarak daha iyi ve objektif bir hakem olur mu? Böyle bir dünyada maçlar VAR odasından mı yönetilir? Sorular arttıkça yeni iş modelleri ile yeni işler düşünmek kolaylaşıyor. Şu anda hakem koşarken üzerindeki kameranın sallanması nedeniyle yaşanan görüntü sorunu Baykar ile Kanadalı iş ortağının silahlı insansız hava araçları (SİHA) için geliştirdiği görüntü stabilizasyonu ile çözülebilir mi?</p>
<p><strong>İnsanın rolünü düşünme zamanı</strong></p>
<p>Bu yeni dünyada robotlar ve yapay zekâ insanların yaptığı işleri ortadan kaldırır ya da üstlerine alırken kurulan sistemin içinde insanın ne olacağını düşünme zamanı gelmiş de geçiyor. Korner atışının nereye yapılacağını öngören istatistik modeli ya da füzelerle dronların nasıl kullanılacağına karar veren askeri modeller, insanı izleyici ya da kurban durumuna düşürüyor.</p>
<p>H.G.Wells’in 1895’te yazdığı Zaman Makinesi, izleyici konumundaki insanların ne şekilde kullanılacağını net bir biçimde ortaya koyuyor. Gelecek kurgusunda, uygarlık, bir kubbe altında sorunsuz yaşayacak insan soyunu yaratıyor ancak bunu yaparken insanların bir bölümünü bunun için gereken enerjiyi sağlamaları için kömür madenlerine gönderiyor. Yukarıda yaşayanlar bu sürdürülebilir dünyada yaşamak için et yemeyi bırakıp meyve ve sebze ile beslenirken aşağıdaki işte yüksek enerji ihtiyacını karşılamak için madencilerin et yemesi gerekiyor. Bir süre sonra yukarıda yaşayan ve her ihtiyaçları karşılanan insanlar çocuk boyutuna ve vücut yapısına sahip olurken aşağıdakiler işerinin gerektirdiği güçlü fiziksel yapılarını korur. Zamanla bu uygarlığı kurup bakımını sağlayanlar ölünce sistem de işlememeye başlar. Aşağıdakiler karanlıkta yaşadıkları için sahip oldukları gece görme yeteneklerini kullanarak yukarıda avlanmaya ve çocuk-insanları gıda olarak kullanmaya başlar. Roman uzun, alın okuyun ama ben bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum.</p>
<p>H.G.Wells yazdığında av/avcı üzerinden yapılan bu tanımlamada yukarıda yaşayan insanlar bir koyun sürüsü gibi beslenmeyi sağlarken yaklaşık 10 yıl önce izlediğim Zaman Makinesi çizgi filminde kaçırılan çocuk-insanlar, kablolarla elektrik şebekesine bağlanarak vücutlarının ürettiği enerji elektrik şebekesinin ihtiyacını karşılamakta kullanılıyordu. Bugün aynı tanımlamayı veri (data) için yapabilir miyiz? Bunu düşünün ama besleme insanların insan olma vasıflarını yitirmesi ya da yeni kurguda sistemi beslemek için bir enerji/veri kaynağı olmanın dışında bir role mahkum edilmesi tehdidi, insan olanların yeni bir model düşürmesini gerektiriyor.</p>
<p>Bu modeli geliştirirken işin sadece saha ve futbolla sınırlı olmadığını bilmek gerekiyor. Köşe atışında topun nereye düşeceğini tahmin eden istatistik modeli, savaşta füze ve dron saldırılarının nereye yapılacağını tahmin eden sistemden ne kadar farklı? Bilet parası vererek girdiğiniz stadyumda ya da yerleşik/çalışan/vatandaş olarak yer aldığınız coğrafyada sadece izleyici mi olacaksınız yoksa maçın kaderine etki eden bir noktada mı bulunacaksınız? Bu ekonomide, bahis şirketlerini ve menajerleri bir yana bırakırsak, kazanmak için topa vuran futbolculardan biri olmak gerekiyor. Bu da formda olmak ile mümkün.</p>
<p>Bunu ekonomiye uyarlarsak çok çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor. Türkiye’de iş dünyası, krediye erişiminin kolaylaştırılmasını istiyor ve bu olduğunda da yüksek kredi faizleri nedeniyle finansal giderleri arttığı için sorun yaşamaya başlıyor. Herkesin derdi müşterisini kendisine sadık “abone” olarak tutmak ve bunun için duygu yönetiminden faydalanıyor. Şu anda geçerli olan kur-faiz modelinde kamu ihalesi almanın dışında geçerli bir model bulunmuyor. Bu da sürü sahiplerinin ekonomisini ortaya çıkarıyor. Gelecek zaman ve şimdiki zaman için yazdıklarımın çoktan gerçekleşmiş olduğunu da düşünebilirsiniz. Siz bunları düşünürken ben size, Gemini ile bu sabah istişare ederek çizdiğimiz somut tabloyu aktarayım.</p>
<p><strong>İşgücü ve istihdamdaki muazzam değişimi anlamak</strong></p>
<p>Bugün futurist bir iktisatçı olan Gemini ile işgücü ve istihdamdaki değişimi anlamanın ne kadar kritik olduğunu ve daha önemlisi neyin değiştiğini anlamanızı sağlamaya yönelik bir çalışma yaptık. Bunu yapmamanın maliyetini görmeyi size bırakırken, bu maliyetin hiç de düşük olmadığını hatırlatırım.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Futurist bir iktisatçı olarak robotların insanların işlerini elini alması konusunda bir değerlendirme yapar mısın?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> Selamlar! Bir futurist iktisatçı gözlüğüyle bu konuya bakmak, aslında bir "işsizlik felaketi" senaryosundan ziyade, insanlık tarihinin en büyük “sermaye ve emek yer değişimi” hikâyesini incelemektir. 2026 itibarıyla, özellikle NVIDIA’nın Rubin mimarisi ve HBM4 gibi teknolojilerin getirdiği işlem gücüyle, artık "robotlar işimizi mi alacak?" sorusu geride kaldı; asıl soru, "İnsan emeğinin marjinal maliyeti ne zaman sıfıra yaklaşacak?" oldu.</p>
<p>İşte bu sürece dair makroekonomik ve fütüristik bir projeksiyon:</p>
<ol>
<li><strong> “Yaratıcı Yıkım”ın Yeni Evresi</strong></li>
</ol>
<p>Schumpeter’in meşhur "yaratıcı yıkım" (creative destruction) teorisi artık hiper-hızda çalışıyor. Geçmişteki sanayi devrimleri fiziksel gücü (kas) ikame etmişti; bugün ise otonom sistemler hem kası hem de bilişsel rutini (beyin) devralıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Lojistik ve Altyapı:</strong> Otonom yük trenleri ve akıllı liman sistemleri, insan hatasını minimize ederken 7/24 çalışma kapasitesiyle ROI (yatırım getirisi) tablolarını tamamen değiştiriyor. Özellikle lojistikteki bu <strong>“insansızlaşma”</strong>, tedarik zinciri maliyetlerini radikal şekilde düşürerek küresel enflasyon üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşturabilir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Emek Yoğunluktan Sermaye Yoğunluğa Geçiş</strong></li>
</ol>
<p>Ekonomik büyüme artık “istihdam edilen kişi sayısı” ile değil, “yönetilen GPU/robotik birim kapasitesi” ile ölçülecek.</p>
<ul>
<li><strong>Maliyet Analizi:</strong> Bir insana ödenecek maaş, sigorta ve eğitim maliyeti artarken; HBM4 gibi teknolojilerle donatılmış, enerji verimliliği yüksek robotik sistemlerin işletme maliyeti (OpEx) hızla düşüyor. İktisadi mantık, marjinal maliyetin en düşük olduğu yere, yani otomasyona kayacaktır.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> “İnsan Primi” ve Yeni Meslek Sınıfları</strong></li>
</ol>
<p>Robotlar rutini aldığında, piyasada “İnsan Primi” (Human Premium) dediğimiz yeni bir değer alanı oluşacak.</p>
<ul>
<li><strong>Stratejik Karar Vericiler:</strong> Algoritmaların çıktılarını jeopolitik ve makroekonomik bağlamda yorumlayabilen “strateji mimarları”.</li>
<li><strong>Empati ve Karmaşıklık:</strong> Robotların (henüz) taklit edemediği duygusal zekâ, kriz yönetimi ve çok katmanlı diplomasi gerektiren alanlar en yüksek gelirli işler haline gelecek.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Evrensel Temel Gelir ve Vergilendirme Tartışması</strong></li>
</ol>
<p>Eğer değer üretiminin yüzde 80'ini robotlar yapıyorsa, tüketimin devam etmesi için paranın halka nasıl döneceği büyük bir makroekonomik problemdir.</p>
<ul>
<li><strong>Robot Vergisi:</strong> Fütürist iktisatçılar olarak, robotik emeğin vergilendirilmesini ve bu kaynağın “Evrensel Temel Gelir” (UBI) olarak topluma dağıtılmasını kaçınılmaz görüyoruz. Aksi takdirde, arzın sonsuz olduğu ama talebin (alım gücü olmadığı için) sıfıra indiği bir ekonomik çöküş yaşanabilir.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li><strong> Riskler: Dijital Uçurum</strong></li>
</ol>
<p>En büyük risk, bu teknolojilere ve yarı iletken altyapısına sahip olan ülkeler ile "geleneksel emek" modeline saplanıp kalan ülkeler arasındaki farkın açılmasıdır. Kendi ulusal yapay zeka ve robotik sistemlerini kuramayan ekonomiler, sadece teknoloji ithal eden birer "pazar" haline gelme riskiyle karşı karşıya.</p>
<p><strong>Özetle:</strong> Robotlar işimizi elimizden almıyor; bizi binlerce yıldır süregelen "hayatta kalmak için rutin iş yapma" zorunluluğundan emekli ediyorlar. Bu geçiş dönemi sancılı olsa da, doğru bir ulusal strateji ve eğitim reformuyla insanlık, tarihinde ilk kez "iş" yapmak yerine "eser" üretmeye odaklanabilir.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Bu dönüşümün, özellikle Türkiye gibi jeopolitik kavşaktaki ülkelerin lojistik ve üretim stratejilerini nasıl etkileyeceğine dair daha detaylı bir risk yönetimi veya ROI analizi yapar mısın?</strong></p>
<p><strong>Gemini: </strong>Memnuniyetle. Bir "Geçiş Ekonomisi" perspektifiyle, özellikle ticaret yollarının kalbinde yer alan ve sanayi altyapısını modernize etmeye çalışan ülkeler için bu dönüşümün risk yönetimi ve ROI (Yatırım Getirisi) projeksiyonunu aşağıda detaylandırdım.</p>
<ol>
<li><strong> Lojistik Stratejisi:</strong> Otonom Hatlar ve “Demir İpek Yolu”</li>
</ol>
<p>Lojistikte insan faktörü, özellikle uzun menzilli yük taşımacılığında en büyük maliyet ve risk kalemlerinden biridir (dinlenme süreleri, güvenlik, operasyonel hatalar).</p>
<ul>
<li><strong>Yük Odaklı Kalkınma:</strong> Yolcu taşımacılığına odaklanan yüksek hızlı tren projeleri prestij sağlasa da, otonom yük treni hatları ekonomik çarpan etkisi en yüksek yatırımlardır. Orta Koridor (Middle Corridor) ve Kalkınma Yolu gibi projelerde, otonom sistemlerle donatılmış bir demir yolu ağı, limanlar arası transit süresini yüzde 30 oranında kısaltabilir.</li>
<li><strong>ROI Faktörü:</strong> Otonom sistemlerin ilk kurulum maliyeti (CapEx) yüksek olsa da, yakıt verimliliği ve 24 saat kesintisiz operasyon sayesinde işletme maliyetleri (OpEx) insanlı sisteme göre beş yıl içinde kendini amorti etmektedir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Üretimde “Ucuz Emek” Paradoksunun Sonu</strong></li>
</ol>
<p>Robotların yaygınlaşması, "ucuz iş gücü avantajı" üzerine kurulu ekonomik modelleri geçersiz kılıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Mikroçip ve Compute Gücü:</strong> Üretimin geleceği, fabrikadaki işçi sayısına değil, o fabrikadaki birim kare başına düşen işlem gücüne (TFLOPS) bağlıdır. NVIDIA’nın son mimarileri gibi teknolojilerle entegre çalışan akıllı fabrikalar, üretim hatalarını yüzde 0,01'in altına indiriyor.</li>
<li><strong>Risk:</strong> Eğer bir ülke kendi ulusal yapay zekâ ve bilgi işlem (compute) altyapısını kuramazsa, robotları ithal etmek zorunda kalır. Bu da "ucuz emek" ihraç eden bir ekonomiden, "teknoloji rantı" ödeyen bir ekonomiye dönüşme riskini doğurur.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> ROI Analizi: İnsan vs. Otonom Sistemler (Projeksiyon)</strong></li>
</ol>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Metrik</p>
</td>
<td>
<p>İnsan Yoğunluklu Model</p>
</td>
<td>
<p>Otonom/Robotik Model</p>
</td>
<td>
<p>Etki Analizi</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Operasyonel Süre</p>
</td>
<td>
<p>8-12 Saat (Vardiyalı)</p>
</td>
<td>
<p>24 Saat Kesintisiz</p>
</td>
<td>
<p>Kapasite Artışı: +%100</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Hata Payı</p>
</td>
<td>
<p>%3 - %5 (Yorgunluk vb.)</p>
</td>
<td>
<p>&lt;%0.1 (Sensör Odaklı)</p>
</td>
<td>
<p>Atık ve Maliyet Azalışı</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Ölçeklenebilirlik</p>
</td>
<td>
<p>Düşük (Yeni personel/eğitim)</p>
</td>
<td>
<p>Yüksek (Yazılım güncelleme)</p>
</td>
<td>
<p>Hızlı Pazar Uyumu</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Enerji Verimliliği</p>
</td>
<td>
<p>Değişken</p>
</td>
<td>
<p>Optimize Edilmiş</p>
</td>
<td>
<p>Karbon Vergisi Avantajı</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ol start="4">
<li><strong> Stratejik Risk Yönetimi: “Dijital Orta Gelir Tuzağı”</strong></li>
</ol>
<p>Robotik devrimde en büyük risk, fiziksel işlerin otomatize edilmesiyle ortaya çıkacak olan yapısal işsizliktir.</p>
<ol>
<li><strong>Beceri Dönüşümü:</strong> Montaj hattındaki işçinin, o hattı yöneten robotun "bakım teknisyeni" veya "veri denetçisi" haline getirilmesi bir zorunluluktur.</li>
<li><strong>Veri Egemenliği:</strong> Lojistik koridorlar üzerinden akan verinin (konteynır takibi, talep tahmini, rota optimizasyonu) kimin sunucularında işlendiği, en az o koridorun fiziksel güvenliği kadar kritiktir.</li>
<li><strong>Enerji Bağımlılığı:</strong> Robotik ve yapay zeka merkezleri devasa enerji tüketir. Yenilenebilir enerji ve nükleer gibi stabil kaynaklara sahip olmayan ekonomiler için robotikleşme, enerji ithalat yükünü artırabilir.</li>
</ol>
<p><strong>Gelecek Senaryosu:</strong> “Lojistik Süper Güç” Olma Yolu</p>
<p>Ticaret yollarının (özellikle Körfez'den Avrupa'ya uzanan hatların) otonom demiryolları ve “karanlık fabrikalar” (insansız üretim tesisleri) ile entegre edilmesi, bir ülkeyi sadece bir "köprü" olmaktan çıkarıp küresel bir "veri ve mal dağıtım işlemcisi" haline getirir.</p>
<p>Bu noktada, robotikleşmenin getirdiği bu verimlilik artışını ulusal bir AI stratejisi ile birleştirmek, 2030’lu yılların kazanan ekonomisini belirleyecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/robotlar-isimizi-elimizden-aldi-76333</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Robotlar işimizi elimizden aldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/lirayi-koruma-hamlesi-76323</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lirayı koruma hamlesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası rezervlerinin yeterliliğini ölçmek için kullanılan ilk kriter; rakamın altı aylık ithalat faturasını karşılama kapasitesidir. İkinci ölçüt; brüt rezervlerin bir yıl içinde vadesi dolacak dış borç yükümlülüklerini bütünüyle göğüsleyip göğüsleyemediğidir. Merkez Bankası’nın brüt rezervleri 155 milyar dolardır. Bu tutar, kısa vadeli dış borç yükümlülüklerimizin yüzde 65’lik kısmını karşılıyor. Yanı sıra yaklaşık 5,5 aylık ithalatı finanse edebiliyor.</p>
<p>22 Nisan’daki Para Politikası Kurulu toplantısı, piyasalara rehberlik etme açısından kritiktir. Yabancılar bir aydır Türkiye’den çıkıyorlar. Yerli yatırımcılarda şu aşamada belirgin bir döviz talebi gözlenmiyor.  Hâlihazırdaki enflasyonla mücadele programının olmazsa olmaz şartı, Türk lirasının reel olarak değerli kalmasıdır. Hürmüz konusunda İran geri adım atsa, müthiş bir rahatlama yaşarız. Ancak Boğaz’ın nisan sonuna kadar normale dönme olasılığını yüzde 10 gören bahis piyasaları, mayıs bitimine kadarki açılışa yüzde 30 şans tanıyor. Kısacası, Türkiye’nin makroekonomik ve finansal göstergeleri üzerindeki baskı sürebilir.</p>
<p>Faiz kararı, Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirme kabiliyetini koruma iradesinin bir ilanı sayılacaktır. Para politikasında tavizsiz bir duruş zorunludur. Rezervlerin daha fazla aşınmaması ve finansal istikrarın sürmesi önemlidir. Faizin artırılabileceğini düşünüyorum. Bu artış hem yerli yatırımcının güvenini pekiştirecek hem de küresel sermayeye ‘‘Riskleri yönetiyoruz’’ mesajını verecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/lirayi-koruma-hamlesi-76323</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lirayı koruma hamlesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-karadenize-kuresel-deniz-ticaretinde-devlet-korsanligi-cagi-76322</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz’den Karadeniz’e; küresel deniz ticaretinde &#039;devlet korsanlığı&#039; çağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Rakip ülkelerin yük taşıyan gemilerini “yaptırım listesine” dahil edip, seferlerine kısıt getirmek, pek çok ülke tarafından kullanılan bir yöntem haline geldi. Buna karşılık “yaptırıma uğrayan” devletler de çözüm olarak, sık sık bayrak değiştiren, şeffaf olmayan mülkiyet yapısına sahip yaşlı tankerlerden oluşan “gölge filo” oluşturma çabasına girdi.</strong></p>
<p>İran ve Ukrayna savaşlarının kümülatif etkisi küresel deniz ticaretine oldu; Bir yandan daha önce serbest geçişin mümkün olduğu kritik boğazlardan “paralı geçiş” sisteminin önü açılırken, diğer yandan yaptırım ve hatta tankerlere el koyma (boarding) giderek daha “meşru” hale gelmekte. Birbiriyle sorunu olan ülkelerin meselelerini deniz ticaretindeki yük gemileri ve tankerler üzerinden çözme eğilimi hızlandı. Yüzyılların geçerli kuralı, Seyrüsefer serbestisi giderek yok oluyor.</p>
<p>İran savaşı Hürmüz Boğazı’nın tıkanmasına, geçişlerin paralı hale gelmesiyle deniz ticaretinin tam anlamıyla sekteye uğramasına yol açıyor. ABD ve İsrail’in saldırısı altındaki İran, Hürmüz Boğazı geçişlerini “pazarlık unsuru” olarak kullanıyor. Avrupa ülkeleri İran meselesinde ABD cephesinden koptukça, kendi bayraklarını taşıyan tankerler için Hürmüz Boğazı’ndan “serbest geçiş imkanı” elde ediyorlar. İspanya ilkti, şimdilerde Fransız tankerlerine de serbest geçiş olasılığının önünü açtı Tahran yönetimi.</p>
<p><strong>İngiltere’nin tankerlere “el koyma” hamlesi</strong></p>
<p>Ukrayna savaşı ise şimdilerde İngiltere’nin kendi sularından geçen ve Rus ham petrolü taşıyan tankerlere “boarding-el koyma” yetkisini vermesiyle gündemde.</p>
<p>Ve elbette bir de “yaptırım” meselesi var;</p>
<p>Ülkeler ayrıca sorun yaşadıkları rakiplerine zarar vermek için bolca “yaptırım” silahına da başvuruyor bugünlerde. Yük taşıyan gemileri “yaptırım listesine” dahil edip, seferlerine kısıt getirmek, pek çok ülke tarafından kullanılan bir yöntem haline geldi.</p>
<p><strong>Korsanlık; ancak bu kez </strong><strong>yapan ulus devletler</strong></p>
<p>Yüzyıllarca deniz taşımacılığının korkulu rüyası olan korsanlık, yük gemileri ve tankerler açısından yaptırım, el koyma ya da serbest geçişi bir şekilde kısıtlama yöntemleriyle artık deniz çeteleri tarafından değil, ulus devletler tarafından yapılır hale geldi.</p>
<p>Buna karşılık “yaptırıma uğrayan” devletler de çözüm olarak, sık sık bayrak değiştiren, şeffaf olmayan mülkiyet yapısına sahip yaşlı tankerlerden oluşan “gölge filo” oluşturma çabasına girdi; “Yaptırım koyma korsanlığına” karşı, “yaptırım delme korsanlığı” baş gösterdi. Üstelik tümü de bizzat uluslararası meşruiyete sahip ulus devletler tarafından yapılmakta artık.</p>
<p>Bundan en çok zarar gören sektör ise -şimdilik- sigortacılık; Küresel deniz ticaretinin “ulus devletlerin korsanlığından” ne kadar zarar göreceği, bunun küresel mal akışına etkisi yakın geleceğin en büyük tartışma konusu olmaya aday.</p>
<p><strong>BM’nin giderek etkisizleşmesi</strong></p>
<p>Elbette deniz ticaretini yaklaşık 40 yıldır düzenleyen BM Deniz Hukuku Sözleşmesi de (UNCLOS) bu yeni “korsanlıktan” nasibini almaya başladı;  1982 tarihli UNCLOS’un karara bağladığı zararsız geçiş hakkı, transit geçiş hakkı gibi düzenlemelerin hepsi artık tartışılıyor. BM etkisini yitirdikçe, denizlerde de devletlerin başrol oynadığı “korsanlık” giderek güç kazanıyor.</p>
<p>BM çatısı altında deniz taşımacılığını örgütleyen IMO’nun (Uluslararası Denizcilik Örgütü) küresel etkisi silikleşirken, “gücü gücüne yeten” devri, küresel ticaretin önündeki en büyük sıkıntılardan biri belirginleşmekte.</p>
<p><strong>Karadeniz’de Ukrayna sıkıntısı</strong></p>
<p>Ulusların giriştiği “deniz korsanlığının” örnekleri, dünyanın sayılı istikrarlı denizlerinden olan Karadeniz’de de ortaya çıkmaya başladı. Özellikle Türk yük gemisi ya da tankerlerinin hedef alınmaya başlamış olması, Ankara’nın izlemeye çalıştığı “arabuluculuk” çabalarını da sekteye uğratacak seviyeye geldi.</p>
<p>Ukrayna Lideri Zelensky’nin apar topar bu hafta Türkiye’ye gelip, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesinin nedenlerinden biri bu “deniz korsanlığının” sona erdirilmesi.</p>
<p>İkinci mesele ise, yine Ukrayna’nın Rusya ile Türkiye arasındaki Karadeniz’den geçen enerji boru hatlarına sabotaj düzenleyeceğine ilişkin haberlerin sıklaşması. Belli ki Ankara, kendisini çok sıkıntıya düşürebilecek bu gelişmelere karşı “pro-aktif” bir yaklaşıma girmeye çalışıyor.</p>
<p>Ancak bir yandan Zelensky uyarılırken, diğer yandan İstanbul Boğazı’nda Fransa ve İngiltere komutasında Ukrayna Çokuluslu gücü komutanlığı kurulmasına ilişkin adımın aynı döneme denk gelmesi, adeta Ankara’nın “arabuluculuk” ya da “tarafsızlık” çabalarında “kendi ayağına sıktığı kurşun” gibi.</p>
<p><strong>Rusya’dan Montrö uyarısı</strong></p>
<p>Rusya’dan gelen Montrö uyarısı da doğrudan bununla bağlantılı; Rusya’nın Ankara Büyükelçiliği’nin sosyal medya hesaplarından paylaşılan şu mesaj çok anlamlı;</p>
<p>“Rusya, Montrö Sözleşmesi’ne büyük önem vererek uluslararası ilişkilerde yer alan tüm taraflarca uygulanmasını kararlılıkla desteklemektedir. Sözleşmenin, özellikle Akdeniz ve Orta Doğu’daki son olaylardan dolayı meydana gelen dramatik dönemde, tüm ülke ve devletlerin çıkarlarına hizmet ettiğine inanıyoruz. Bu bağlamda, Türkiye’nin dengeli ve sorumlu tutumunu takdirle karşılıyoruz...”</p>
<p>Tersten okursanız, “eğer Türkiye dengeli ve sorumlu davranmazsa, biz de sıkıntı çıkarırız” diye okumak mümkün bu diplomatik mesajı.</p>
<p>Nitekim Emekli Büyükelçi Süha Umar’ın Cumhuriyet gazetesindeki yazısında,  kurulacak komutanlığın yaratabileceği tehlike için Türk tarihindeki en tartışmalı meselelerden olan “Göben-Breslau” örneğini kullanarak ortaya koyması çarpıcı; “Fransa-İngiltere komutasındaki Ukrayna Çokuluslu Gücü, -Göben ve Breslau örneğinden hareketle, tek bir füze ateşleyerek Türkiye’yi Rusya ile savaşa sokma olasılığı bir yanaTürkiye Cumhuriyeti’nin, ülkesinin tümü üzerindeki egemenlik hakkını ve yetkisini tartışılmaz kılan, Türkiye’nin Ukrayna savaşının dışında kalmasını sağlayan Montrö Sözleşmesi’nin sonu demektir.”</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya Lideri Putin’i geçen hafta telefonla arayarak doğrudan temas kurmasının altında Moskova’yı yatıştırmak, çeşitli güvenceler vermek isteğinin yattığını tahmin etmek yanlış olmaz.</p>
<p>Tabi bir de ABD Başkanı Donald Trump’ın ağzından çıkan, “Türkiye bize son derece destekleyici oldu. Bence Türkiye şahaneydi, harikaydı. Onlar istediğimiz şeylerin dışında kaldılar” cümlelerinin tam olarak ne anlama geldiği bir muamma.</p>
<p>Öyle bir muamma ki, sadece bizlerin değil, çocuklarımız ve torunlarımızın geleceği de tehlikede olabilir...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Denizlerde kaos Türkiye’nin kapısında</strong></span></p>
<p>Türkiye’nin deniz yollarında giderek artan düzensizleşmeden etkilenmemesi kaçınılmaz elbette. Sosyal medyada daha şimdiden Yunanistan’ın tüm Ege Denizi’nde, Türkiye’nin kuzeyden güneye, doğudan batıya kayık bile geçiremeyeceğini gösteren haritalar birbiri ardına patlak vermeye başladı. Yunanistan’daki milliyetçi kesimler belli ki Ege Adaları’nın karasuları ve kıta sahanlığına sahip olduğu iddiasını bu kez de sosyal medya üzerinden propaganda malzemesi yaparak, bir yerlere varmaya çalışıyorlar. Ankara açısından dikkatli olma zamanı.</p>
<p>Doğu Akdeniz’de ise Kıbrıs meselesi de hiç olmadığı kadar karışık; Daha önce Ada’daki Türk ve Rum Kesimleri ile, garantör devletler Yunanistan, Türkiye ve İngiltere’nin “söz sahibi” kabul edildiği Kıbrıs meselesi, şimdilerde iyiden iyiye “küresel mesele” haline gelmekte; Rum Kesimi’nin savunma anlaşmaları yaptığı İsrail, ABD, Fransa Ada’ya askeri olarak yerleşirken, doğalgaz arama anlaşmalarına imza atan bazı Arap ülkeleri de ekonomik olarak meseleye dahil olmaya başladı. Ne kadar çok taraf olursa, o kadar zor çözüm olacağı açık Kıbrıs’ta.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-karadenize-kuresel-deniz-ticaretinde-devlet-korsanligi-cagi-76322</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/2/1280x720/67-1775452420.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz’den Karadeniz’e; küresel deniz ticaretinde &#039;devlet korsanlığı&#039; çağı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/komurden-yesile-terk-edilen-madenlerin-yeni-hayati-76321</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kömürden yeşile: Terk edilen madenlerin yeni hayatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel ölçekte giderek daha fazla önem kazanan “adil geçiş” kavramının somut bir karşılığı olarak öne çıkan Bishrampur örneği, doğru planlama ve yerel katılım ile çevresel tahribatın azaltılabileceğini, yerel ekonominin canlandırılabileceğini ve dezavantajlı grupların güçlendirilebileceğini gösteriyor.</strong></p>
<p>Orta Hindistan’da yer alan Bishrampur, bir zamanlar açık ocak kömür madeni olarak kullanılan bir alanın bugün çevresel, ekonomik ve toplumsal dönüşüm açısından örnek gösterilen bir modele dönüşmesiyle dikkat çekiyor. Bu dönüşüm yalnızca yerel bir başarı hikâyesi değil; aynı zamanda Hindistan’ın enerji politikaları, istihdam yapısı ve kalkınma anlayışının geleceğine dair önemli ipuçları sunuyor. Yıllık yaklaşık 900 milyon tonun üzerinde kömür üretimiyle dünyanın en büyük ikinci kömür üreticisi olan Hindistan’da elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 70’i hâlâ kömüre dayanıyor. Ancak kaynakların sınırlılığı ve iklim değişikliğinin yarattığı baskı, bu modele dayalı büyümenin sürdürülebilir olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Önümüzdeki birkaç on yıl içinde ekonomik ömrünü tamamlayacak 200’den fazla büyük ölçekli kömür madeninin varlığı, milyonlarca insanın geçim kaynağının risk altına girebileceği anlamına geliyor. İşte Bishrampur, tam da bu kritik eşikte alternatif bir yolun mümkün olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Tek bir maden sahasının dönüşümü </strong><strong>yerelde ekonomik canlanma yaratabilir</strong></p>
<p>Eski maden sahasının ekolojik parka dönüştürülmesiyle birlikte bölge yalnızca çevresel olarak rehabilite edilmekle kalmadı, aynı zamanda yeni bir ekonomik çekim merkezi haline geldi. Bir zamanlar kömür çıkarılan çukurun bugün kayık gezintileri yapılan bir göle ve yüzen restorana ev sahipliği yapması, dönüşümün sembolik gücünü artırıyor. Parkın açılmasının ardından ziyaretçi sayısında yıllık yüzde 30’a varan artışlar olduğu tahmin edilirken, yiyecek-içecek, ulaşım ve turizm hizmetleri gibi alanlarda doğrudan ve dolaylı yeni iş olanakları oluştu. Bu gelişmeler, tek bir maden sahasının dönüşümünün dahi yerel ölçekte ekonomik canlanma yaratabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Projenin en dikkat çekici yönlerinden biri ise kadınların aktif rolü. Alanın yönetiminde söz sahibi olan yerel kadın topluluğu, yalnızca gelir elde etmekle kalmıyor, aynı zamanda sosyal statülerini de güçlendiriyor. Hane gelirlerinde ortalama yüzde 15 ila 25 arasında artış gözlemlendiği ifade edilirken, kadın emeğinin görünür hale gelmesi ve örgütlü bir yapıya kavuşması önemli bir toplumsal dönüşüme işaret ediyor. Kadınların karar alma süreçlerine daha fazla katılması ve kamusal alanda daha görünür hale gelmesi, projeyi ekonomik olduğu kadar sosyal açıdan da değerli kılıyor.</p>
<p>Bununla birlikte, modelin sürdürülebilirliği hâlâ bazı zorluklar barındırıyor. Parkın bakım ve işletme maliyetlerinin önemli bir kısmı şu anda yerel topluluk tarafından karşılanıyor. Bu durum, gelir-gider dengesinin kırılgan olabileceğini ve uzun vadede kurumsal destek olmadan benzer projelerin yaygınlaşmasının zorlaşabileceğini gösteriyor. Ancak ilgili kurum temsilcilerinin bölgeye yaptığı ziyaretler, kamu ve özel sektör iş birliklerinin artabileceğine dair umut veriyor.</p>
<p>Bishrampur’daki dönüşüm yalnızca turizmle sınırlı değil. Bölgeye yakın bir alanda kurulması planlanan 40 hektarlık güneş enerjisi santrali, bu dönüşümün enerji boyutunu oluşturuyor. Yaklaşık 20 ila 25 megavat kapasiteye ulaşabileceği öngörülen bu tesis, 15 bin ila 20 bin hanenin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek potansiyele sahip. Aynı zamanda inşaat ve işletme süreçlerinde yüzlerce kişiye istihdam sağlaması bekleniyor. Bu gelişme, kömür sonrası dönemde enerji üretimi ile istihdam arasında yeni ve daha sürdürülebilir bir denge kurulabileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Bishrampur, büyük bir </strong><strong>değişimin habercisi </strong></p>
<p>Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde Bishrampur örneği, küresel ölçekte giderek daha fazla önem kazanan “adil geçiş” kavramının somut bir karşılığı olarak öne çıkıyor. Fosil yakıtlardan çıkış sürecinde yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal dengelerin de gözetilmesi gerektiğini vurgulayan bu yaklaşım, özellikle kömür ekonomisine bağımlı bölgeler için hayati önem taşıyor. Bishrampur, doğru planlama ve yerel katılım ile çevresel tahribatın azaltılabileceğini, yerel ekonominin canlandırılabileceğini ve dezavantajlı grupların güçlendirilebileceğini gösteriyor.</p>
<p>Sonuç olarak Bishrampur’daki dönüşüm, küçük ölçekli bir proje olmanın ötesinde büyük bir değişimin habercisi niteliğinde. Eski maden sahalarının kaderinin yeniden yazılabileceğini ortaya koyan bu model, Hindistan başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında benzer dönüşümlere ilham verebilecek güçlü bir örnek sunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/komurden-yesile-terk-edilen-madenlerin-yeni-hayati-76321</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kömürden yeşile: Terk edilen madenlerin yeni hayatı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/demokratik-degerlendirme-76320</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Demokratik değerlendirme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu yıl AutoBest, çeyrek asırlık tarihinin en köklü dönüşümüne imza attı. 32 ülkeden en tecrübeli otomotiv gazetecesi meslektaşlarımla birlikte gerçek test pistlerinde, şehir içinde ve otoyollarda aylarca süren titiz değerlendirmelerin ardından verdiğimiz puanlar, bu kez yalnızca jüri salonunda kalmadı. İlk kez, Avrupa’nın dört bir yanından milyonlarca otomobil kullanıcısı, bizimle aynı terazide kefeye konuldu. AutoBest Conquest 2026, otomotiv ödülleri tarihinin en kapsayıcı, en şeffaf ve belki de en cesur deneyini gerçekleştirdi.</p>
<p>Sonuçta ise en büyük ödül olan “Avrupa’nın Satın Alınması En Mantıklı Otomobili” ünvanı, toplam 39.676 puanla yeni Renault 4’e gitti. İkinci sıradaki Citroen C3 Aircross 38.259, üçüncü Fiat Grande Panda ise 35.405 puanda kaldı. Fark, ikincilikle arasında sadece 1.417 puan ile ne kadar da dardı? Bu, jürinin ve halkın neredeyse aynı anda iki farklı araca da aynı ölçüde yakın durabildiğini gösteriyor. Renault 4’ün zaferini ise üç kelimeyle özetleyebilirim; Çekici klasik tasarım, ultra modern teknik ve erişilebilirlik. Retro yorumla gelecek teknolojisini harmanlayan bu model, ne en ucuz ne de en donanımlı olandı; fakat en “dengeli” olan idi. Ve bugün artık Avrupa’nın aradığı özellik de denge!</p>
<p>Yan ödüller ise, sektörün farklı değerlerini aydınlatıyor. Fiat Grande Panda “Avrupa’nın En İyi Otomobil Tasarımı” ödülünü 7.996 puanla alırken, jüri ve halk oylarının neredeyse eşit dağılması dikkat çekti. Yani geçmişten esinlenen dizayn, sadece uzmanları değil, sokaktaki kullanıcıyı da aynı oranda ikna etmiş olmalı… MG S5 EV ise “En Ulaşılabilir Teknoloji Paketi” kategorisinde 14.955 puanla ikinci Renault 4’ün 14.349 puanının önünde büyük farkla net bir zafere imza attı. Burada da mesaj çok benzer, uygun fiyatlı teknoloji artık boş bir pazarlama terimi değil; MG’nin gösterdiği gibi, algılanan değer ile gerçek maliyet arasındaki dengeyi kuran kazanıyor. Citroen C3 Aircross ise, “Tüketicinin En Çok Beğendiği” seçenek olarak 21.676 puanla en yüksek halk desteğini topladı. Bu da, aracın günlük kullanım pratikliğini ve erişilebilirliğini tescil etti.</p>
<p>Diğer yanda Final Conquest öncesinde Viyana’da buluşulan AutoBest Awards Festivity’de de sektörün nabzı tutuldu. BYD, 1.000 kW’lık Super e-Platform Flash Charging ile hem TechnoBest’i, hem de Grup Başkan Yardımcısı Stella Li’nin ManBest Onur Listesi’ne girişini kutladı. Polestar, Google Maps canlı şerit rehberliğini doğrudan sürücü ekranına taşıdığı için SmartBest’i aldı; CEO Michael Lohscheller’in törende bizzat bulunmasıyla ödülün stratejik ağırlığını gösteriyordu. Toyota CompanyBest ile çoklu yol stratejisinin ne kadar doğru olduğunu tescil ederken; lastikten araca anlık veri aktarımını genel kullanıma geliştiren Pirelli, Cyber Tyre ile SafetyBest’i plaketini teslim aldı. Formula E CEO’su Jeff Dodds SportBest’e layık görüldü, Renault Twingo E-Tech Electric ise EcoBest ile şehir içi elektrikli mobilitede erişilebilirliğin simgesi oldu. Ve nostalji değil, modern teknolojiyle yeniden yorumlanmış bir ikon, Honda Prelude’ün “A Star Is Back” ile geri dönüşü…</p>
<p>Büyük resimde; AutoBest Conquest, jüri üyelerinin canlı oylarıyla Ukrayna’dan başlayıp 32 ülkeyi dolaştığı, halkın oyunu gösterinin ilk yarısına kadar açık tuttuğu yepyeni bir format yarattı. Bu, otomotiv ödüllerinde bir “süper demokrasi” deneyiydi. Artık markalar, sadece laboratuvar verileriyle ya da kapalı bir uzman grubun beğenisiyle değil; milyonlarca gerçek kullanıcının günlük hayatındaki performansıyla yargılanıyor. Sektörün arz-talep dengesini yeniden yazacak kadar ciddi bir değişim…</p>
<p>2026, otomotiv endüstrisinde “kime göre, neye göre” sorusunun cevabının kökten değiştiği yıl olmaya başlıyor. Artık sadece jüri değil, halk da masada… Ve bu masada kazanan, en çok konuşan değil, en çok dinleyen olacak!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/demokratik-degerlendirme-76320</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/0/1280x720/renault-1775452180.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Demokratik değerlendirme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-piyasasi-uzun-surecek-bir-savasi-fiyatliyor-76319</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji piyasası, uzun sürecek bir savaşı fiyatlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Petrol piyasası fiyatlamaları mutlak ABD zaferine değil yılın ikinci yarısında ağır ağır sönümlenecek olan bir savaşa ve kademeli olarak açılacak bir Hürmüz’e işaret ediyor. Brent petrol Haziran vade 109 dolar ile 2022 Rusya’nın Ukrayna işgali sonrasında gördüğü en yüksek seviyede.</strong></p>
<p>ABD Başkanı Trump’ın artık geleneksel hale gelen zafer çığlıkları ve tehditleri ile haftaya  başlıyoruz. Başkan Trump, ABD’nin İran’a havada karşı mutlak üstünlük sağladığını ve eğer 48 saat içinde bir anlaşma sağlanmazsa veya Hürmüz Boğazı açılmazsa  ülkenin cehennem ile karşılaşacağını açıkladı. </p>
<p>Ama sahadaki durum Başkan Trump’ın anlattığı mutlu bir zafer tablosunu teyit etmiyor. Hava savunma sistemlerinin imha edildiği iddia edilen İran, ABD uçak ve helikopterlerini vurmaya başladı. Birleşik Arap Emirlikleri’ne 8 Mart sonrası en yoğun füze ve insansız hava aracı saldırısını gerçekleştirdi. Sahadaki son gelişmeler İran’ın ABD’nin iddia ettiği kadar zayıf olmadığını söylüyor.</p>
<p>Petrol piyasası fiyatlamaları mutlak ABD zaferine değil yılın ikinci yarısında ağır ağır sönümlenecek olan bir savaşa ve kademeli olarak açılacak bir Hürmüz’e işaret ediyor. Brent petrol Haziran vade 109 dolar ile 2022 Rusya’nın Ukrayna işgali sonrasında gördüğü en yüksek seviyede. Vadeli fiyatlamaları Temmuz için 99 dolar, Eylül için 86 dolar, Aralık için 79 dolar ile ağır ağır gerileyen bir jeopolitik risk primini fiyatlıyor. </p>
<p>Savaş, Başkan Trump’ın vaat ettiği gibi 2-3 hafta içinde ABD’nin mutlak zaferi ile mi sonuçlanır, yoksa İran aylarca sürecek bir savaşa dayanır ve ABD’yi geri çekilmeye mi zorlar? Aslan avını yakalamak için ölü taklidi mi yapıyor? Bu soruların analitik bir cevabı yok. </p>
<p>Ama her ülkenin politika yapıcıları  senaryo analizleri ile bu savaşın ekonomi, şirketler, mali sistemde yapacağı tahribatı inceliyor ve ülkelerinde yol açacağı zararı asgariye indirecek politikaları uygulamaya çalışıyor.   </p>
<p><strong>Türkiye, İran’dan doğalgaz </strong><strong>kesintisine hazırlıklı</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Londra’da yatırımcılar ile paylaştığı sunumunda Türkiye ekonomisindeki tahribatın sınırlı olacağını anlattı. Sunumu izlediğinizde ekonomi yönetiminin Ortadoğu şokuna karşı doğru adımları attığını görüyorsunuz.</p>
<p>Çoğu Avrupa ve Asya ülkesinin tersine Türkiye enerji ihtiyacının görece küçük bir kısmını Ortadoğu’dan karşılıyor.  Türkiye petrol ihtiyacının %7’sini Suudi Arabistan’dan, %15’ini Irak’tan, doğalgaz ihtiyacının %11’ini İran’dan karşılıyor.  Irak’tan petrol ithalatı kısmen boru hattı üzerinden sağlanabilir. İran’dan doğalgaz kesintisi geçmişte yaşandığı için ülkemiz hazırlıklı. </p>
<p>Petrol fiyatlarının ekonomik program baz senaryosuna göre %30’a yakın yükseldiği bir senaryoda, Türkiye enflasyonda 3,6-4,4 yp, cari dengede 1,1-1,4 yp, büyümede -0,6-1,5 yp bandında bir şok ile karşılaşıyor. </p>
<p>Ankara, bu şokun enflasyon üzerindeki etkisini sınırlamak için fiyat artışının %75’inin ÖTV düşürülerek karşılandığı eşel mobil sistemine geçti. Gübre fiyatları vasıtasıyla gıda enflasyonunu sınırlamak için üre ithalatı üzerinde vergiler indirildi. Bu sayede Brent petrolün 2026 yılında ortalama 85 dolar olduğu bir senaryoda enflasyon üzerindeki etki 4,4 yp düzeyinden 1,3 yp civarına iniyor.</p>
<p><strong>Alınan önlemlerin bütçeye </strong><strong>maliyeti kabul edilebilir düzeyde</strong></p>
<p>Hanehalkının bütçesinde enerji kaynaklı tahribat sınırlandığı için daraltıcı etki de sınırlanmış oluyor. Alınan önlemlerin bütçeye maliyeti, milli gelirin %0,6’sı ile kabul edilebilir bir düzeyde. Düşük kamu borcu Türkiye’nin dışsal şoklara karşı güçlü kasını oluşturmaya devam ediyor. </p>
<p>Buna karşın gelişmekte olan ülkelere göre halen çok yüksek olan enflasyon, Ankara’nın enerji şokunun daraltıcı etkisine karşı para politikasının gevşetilmesini zorlaştırıyor. Beklentilerden düşük gelen Mart ayı enflasyonu sayesinde Merkez Bankası Nisan toplantısını politika faizini ve fonlama maliyetini değiştirmeden geçirmeyi deneyebilir.</p>
<p>Ama toplantı tarihi itibariyle savaşın sona ereceğine, Hürmüz Boğazı’nın açılacağına yönelik bir işaret alınamazsa, Merkez Bankası politika faizini fonlama faizi düzeyine çıkartıp piyasalara dezenflasyon programının arkasında olduğu mesajını vermek isteyecektir. Dolayısıyla Merkez Bankası veriye göre değişen dinamik bir yaklaşım ile para politikası uygulayacak.</p>
<p>Piyasa fiyatlamaları  jeopolitik riskleri ne kadar fiyatlıyor? Merkez Bankası’nın müdahaleleri nedeniyle Türk Lirası Ortadoğu riskini fiyatlamıyor. İran şoku ile dezenflasyon programında kritik bir dönemeçte karşılaşan Ankara rezerv yakarak, kuru tutmaya ve enflasyonu baskılamaya çalışıyor. Kısa sürecek bir savaşta bu strateji işe yarayabilir. Uzun sürecek bir savaş senaryosunda ise kaçınılmaz olarak Türk lirasında kontrollü bir değer kaybına gidilir.</p>
<p>Varlık grupları ile ilgili görüşümüzde bir farklılık yok. Türk lirasında pozitif görüşümüzü koruyoruz. Savaş nedeniyle kurda yaşanabilecek olası bir hızlanma Türk lirasında yeni pozisyon açmak için kullanılabilir. Devlet iç borçlanma ve eurobond getirilerinde savaş nedeniyle yaşanan yükselişi alış fırsatı olarak görüyoruz. Borsa İstanbul’da savaşın başında banka ve havacılık ağırlığını düşürerek, enerji, savunma ağırlıklı daha defansif bir portföy yapısına geçtik. Savaş ile ilgili gelişmelere göre portföyün betasını yönetmeye devam edeceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-piyasasi-uzun-surecek-bir-savasi-fiyatliyor-76319</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji piyasası, uzun sürecek bir savaşı fiyatlıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-dis-ticareti-nasil-etkiledi-76318</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş, dış ticareti nasıl etkiledi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanan öncü verilere göre Mart ayında ihracatımız %6,4 gerileyerek 21,9 milyar dolar, ithalatımız %8,4 artış ile 33,2 milyar dolar oldu. İhracatta düşüş, ithalatta artış var.  Dış ticaret açığımız aylık 11,3 milyar dolar, ilk üç ay toplamında 28,7 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>İthalat ile başlayalım...</p>
<p>Pek çoğumuzda “petrol fiyatları arttı; bu da ithalatı yukarı çekti” gibi bir düşünce olabilir. Ancak Mart ayı için böyle bir durum söz konusu değil. Enerji fiyatlarındaki sert yükselişe rağmen, Türkiye’nin enerji ithalatı yüzde 2,4 düştü.  Bunun muhtemel nedeni, enerji tedarikini spot piyasada anlık değişen fiyatlarla değil, uzun vadeli sözleşmeler ile önceden belirlenen fiyatlardan yapıyor oluşumuz. Bu yüzden, Mart ayında görmediğimiz etkiyi, kademeli olarak nisandan sonra görmeye başlayacağız.</p>
<p><strong>Altın ve otomotiv sektörü </strong><strong>ithalatında da gerileme var</strong></p>
<p>Sadece enerji değil, altın ve otomotiv ithalatımızda da gerileme var. Bu önemli kalemlerdeki azalmaya rağmen ithalat nasıl yüzde 8,4 yükseldi? Nedenini ilk tabloda göreceksiniz. Makine, metaller, hububat, elektronik gibi kalan tüm başlıklarda artış var. Bu artışların bir kısmı fiyatların küresel düzeyde yükselmesinden, önemli bir kısmı ise miktar artışından geliyor.</p>
<table width="0">
<tbody>
<tr>
<td width="223">
<p><strong><em>Mart İthalatı (milyon $) </em></strong></p>
</td>
<td width="64">
<p><strong><em>2025</em></strong></p>
</td>
<td width="64">
<p><strong><em>2026</em></strong></p>
</td>
<td width="84">
<p><strong><em>Değişim%</em></strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Enerji</p>
</td>
<td width="64">
<p>5.864</p>
</td>
<td width="64">
<p>5.724</p>
</td>
<td width="84">
<p>-2,4</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Kazanlar, makinalar</p>
</td>
<td width="64">
<p>3.434</p>
</td>
<td width="64">
<p>3.906</p>
</td>
<td width="84">
<p>13,7</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Otomotiv</p>
</td>
<td width="64">
<p>3.099</p>
</td>
<td width="64">
<p>2.958</p>
</td>
<td width="84">
<p>-4,6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Elektrikli makine</p>
</td>
<td width="64">
<p>2.392</p>
</td>
<td width="64">
<p>2.897</p>
</td>
<td width="84">
<p>21,2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Kıymetli metaller</p>
</td>
<td width="64">
<p>2.266</p>
</td>
<td width="64">
<p>2.131</p>
</td>
<td width="84">
<p>-6,0</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Demir ve çelik</p>
</td>
<td width="64">
<p>1.683</p>
</td>
<td width="64">
<p>1.922</p>
</td>
<td width="84">
<p>14,3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Plastikler</p>
</td>
<td width="64">
<p>1.283</p>
</td>
<td width="64">
<p>1.378</p>
</td>
<td width="84">
<p>7,5</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Bakır</p>
</td>
<td width="64">
<p>562</p>
</td>
<td width="64">
<p>829</p>
</td>
<td width="84">
<p>47,5</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Organik kimyasallar</p>
</td>
<td width="64">
<p>729</p>
</td>
<td width="64">
<p>779</p>
</td>
<td width="84">
<p>6,9</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Eczacılık ürünleri</p>
</td>
<td width="64">
<p>535</p>
</td>
<td width="64">
<p>676</p>
</td>
<td width="84">
<p>26,3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Alüminyum</p>
</td>
<td width="64">
<p>432</p>
</td>
<td width="64">
<p>656</p>
</td>
<td width="84">
<p>51,8</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Hububat</p>
</td>
<td width="64">
<p>185</p>
</td>
<td width="64">
<p>419</p>
</td>
<td width="84">
<p>126,7</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Demir veya çelikten eşya</p>
</td>
<td width="64">
<p>382</p>
</td>
<td width="64">
<p>389</p>
</td>
<td width="84">
<p>1,8</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Kauçuk ve kauçuktan eşya</p>
</td>
<td width="64">
<p>341</p>
</td>
<td width="64">
<p>388</p>
</td>
<td width="84">
<p>14,0</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Yağlı tohum ve meyveler</p>
</td>
<td width="64">
<p>301</p>
</td>
<td width="64">
<p>375</p>
</td>
<td width="84">
<p>24,8</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Hayvansal, bitkisel yağlar</p>
</td>
<td width="64">
<p>283</p>
</td>
<td width="64">
<p>343</p>
</td>
<td width="84">
<p>21,1</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>İhracat ile devam edelim…</p>
<p>Ticaret Bakanlığımız tarafından yapılan açıklamada yüzde 6,4 gerileme üç ana nedene bağlandı. Takvim etkisinden 1,3 milyar dolar, savaştan 800 milyon dolar, altından 350 milyon dolar ve toplam olarak 2,4 milyar dolarlık bir negatif etki.</p>
<p>Savaşın ihracat üzerinde önemli bir etkisi olacağı muhakkak. Bölgedeki ülkelerin gelirleri çok yüksek oranda petrol ve türevlerinden geliyor. Hürmüz’ün kapalı olması, bazı rafineri ve tesislerin bombalanması nedeniyle bu ülkelerin gelirleri aniden durdu. Bu da harcamaların ve dolayısı ile ithalatın azalması; yani, Körfez coğrafyasına ihracat yapan ülkelerin ihracatının düşmesi anlamına geliyor. Sorun Türkiye’ye has değil. Bölgeye ihracat yapan tüm ülkelerde benzer durum var.</p>
<p>Türkiye’nin bu bölgeye ihracatı geçen yıl 34 milyar dolardı. 2025’te 12,4 milyar dolar ihracat yaptığımız Irak’ta, günlük 3-4 milyon varil üretim ve ihracat yapılırken, bu şimdilerde 250 bin varile geriledi. O da boru hattı ile Ceyhan’a gelen petrol. Gelir kaybını dengelemek isteyen Irak, eski (Kerkük-Yumurtalık) boru hattı üzerinde hızlı bir tamirat süreci yürütüyor. Bu hattın devreye girmesi ile günlük 500 bin varile yakın ürünün yine Türkiye üzerinden satışı mümkün olabilecek. Bu, kayıpları tam olarak telafi edemese de Irak için ehven-i şer bir durum. Ancak diğer ülkeler için durun hâlâ parlak değil.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="113">
<p> </p>
</td>
<td width="142">
<p><strong>2025 ihracatımız (milyar </strong> <strong>$)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Irak</p>
</td>
<td width="142">
<p>12,4</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>BAE</p>
</td>
<td width="142">
<p>9,3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>S.Arabistan</p>
</td>
<td width="142">
<p>3,8</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>İran</p>
</td>
<td width="142">
<p>3,1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Ürdün</p>
</td>
<td width="142">
<p>1,9</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Lübnan</p>
</td>
<td width="142">
<p>1,3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Yemen</p>
</td>
<td width="142">
<p>0,7</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Katar</p>
</td>
<td width="142">
<p>0,6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Kuveyt</p>
</td>
<td width="142">
<p>0,6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Bahreyn</p>
</td>
<td width="142">
<p>0,2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Toplam</p>
</td>
<td width="142">
<p>34</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mart’ta BAE’ye %47, Irak'a %30 düşüş var. Bölgedeki diğer ülkeler için de benzer oranlar söz konusu. Gerileme maalesef mart ayı ile sınırlı kalmayacak; önümüzdeki süreçte de devam edecek. Yakında savaş sona erse bile, tesislerin tam kapasite ile devreye girmesi aylar sürecek. Savaş bugün bitse bile, petrol fiyatlarının eski düzeylerine dönmesi süre alacak. İşte bu nedenlerle bölgeye mal ihracatımızda en iyimser varsayımlarla 2026 boyunca 4-5 milyar dolarlık bir kayıp yaşayabiliriz. Bir o kadar da sadece bu bölge kaynaklı hizmet ihracatında kayıp olası.</p>
<p>Mart’ta ihracatı 1,3 milyar dolar negatif etkilediği ifade edilen bayram tatili konusuna biraz daha bakmak gerekebilir. Yanlış görmüyorsam, 2025 ve 2026 Mart aylarında çalışma günü sayısı açısından bir fark yok.</p>
<p><strong>Savaş bölgesi dışındaki ülkelere </strong><strong>satışlarımızda da önemli daralma var</strong></p>
<p>İhracattaki gerileme konusunda gözden kaçırmamak gereken bir başka konu ise savaş bölgesi dışındaki ülkelere satışlarımızda da önemli oranlarda daralma olması.  Hollanda’da yüzde 26, İngiltere’de yüzde 23, Yunanistan’da yüzde 19 kaybın yanında, Almanya, Bulgaristan, İtalya, Rusya, ABD pazarlarında da küçülme var. Bu ülkelerdeki düşüşte kısmen savaş etkisi olabilir ancak, ihracatçıların uygun fiyat verebilme esnekliklerinin tükenmiş olmasının daha büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>TİM Başkanı Mustafa Gültepe’nin parite artışından ihracata Mart’ta 682 milyon dolar pozitif muhasebe katkısı geldiği ifadesi de önemli. Buna rağmen önde gelen Avrupa pazarlarının çoğuna ihracatımızda düşüş olması, dış faktörlerden ziyade, sanayimizdeki maliyet baskısı ve doğal olarak ihracatçı firmaların maliyet-fiyat mekanizmasını işletmekte zorlanmasından kaynaklanıyor.</p>
<p>Savaş sonrası dönem için Türkiye ekonomisi adına iyimser olmak için çok sayıda nedenimiz var.  Bu süreçte ihracatçı firmaların kırılganlığını azaltmak, ilerisi için daha büyük fırsatları kaçırmamızı engeller.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-dis-ticareti-nasil-etkiledi-76318</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş, dış ticareti nasıl etkiledi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nese-ve-coskuya-hasret-kaldik-76317</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Neşe ve coşkuya hasret kaldık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bahar, sadece kışa değil; kasvete, umutsuzluğa ve çaresizliğe karşı duruşu simgeler. Portakal Çiçeği Karnavalı ile Adana’da baharın neşe ve coşkusunu görünür kıldık, yüreklere işledik, umutla dolduk.</strong></p>
<p><strong>Adana</strong>, hafta sonu, on binlerce kişiyle <strong>neşeyi</strong> ve <strong>coşkuyu</strong> yaşadı. Türkiye’nin ilk ve tek şehir karnavalı olarak adını dünyaya duyuran “<strong>Nisan’da Adana’da-14. Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı</strong>” için sokak ve caddeler, 200 farklı etkinliğe sahne oldu. <strong>Cemre</strong>, hava, su, toprak ardından gönüllere düştü.</p>
<p>Karnaval, o <strong>kentin enerjisini</strong>, insanlar aracılığıyla ortaya çıkaran etkinliklerdir. Dün, <strong>Ziya Paşa Bulvarı’</strong>nda birikmiş <strong>50 binden fazla insan</strong>, kortej geçişinde, güzergâh boyunca, evlerin balkonlarından<strong>, harika tezahürat</strong> ve katılımla şehri adeta <strong>bahar neşesine</strong>, <strong>coşkusuna</strong> çevirdi.</p>
<p><strong>GÜNÜN SORUNLARINA TEBESSÜMLE KARŞI DURMAK</strong></p>
<p>Kortejde dikkatimi çeken, <strong>tıkanmış trafikte</strong> bırakın araçları, insanların arasından dahi yürümenin zorlaştığı ortamda, <strong>içten gelen tezahüratla</strong> karnavala dinamizm katılmasıydı. Belli ki <strong>günün gailesinden</strong>, enflasyonun baskısından, <strong>dünyanın içinde bulunduğu gerilimden</strong> bıkmış usanmışız.</p>
<p>Şehrin <strong>kafe</strong> ve <strong>restoranlarını</strong> dolduran, Adanalıların yanı sıra turistler; karnaval sayesinde bu <strong>huzur</strong>, <strong>neşe</strong>, <strong>coşkuya olan hasreti</strong> bir nebze olsun giderdiler. <strong>Pahalılığın</strong>, <strong>savaşın</strong>, <strong>etiketlerin</strong>, <strong>yönetimin</strong>, sorunların üzerimize yüklediklerine, <strong>karnaval neşesi</strong>, coşkusu ile <strong>güçlü bir cevap</strong> vermeyi denediler.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Karnavala dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kostümlü kortej nasıldı?</em></strong></p>
<p>Rengârenk <strong>kıyafetler</strong>, gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine dek yüzlerce <strong>kostümlü</strong> insan, binlerce kişiyle buluşurken, <strong>alkışlar dinmedi</strong>, cep telefonları durmadı, <strong>Adana resmen turuncuya boyanıverdi</strong>.</p>
<p><strong><em>Diğer illere örnek olabilir mi?</em></strong></p>
<p><strong>Elbette</strong>… Neşe ve coşkuya yalnızca Adanalıların değil, <strong>81 ilimizin ihtiyacı</strong> var. Adana; portakal çiçeği teması üzerinden yapmışsa <strong>herkes kendi yöresinden, töresinden</strong> kendi rengini insanlara yansıtabilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ADANA’YA FARKLI VE YENİ BİR MARKA OLMA FIRSATI</strong></p>
<p>Bu yılki <strong>14</strong>’üncüsüydü. Geçen yıl kente <strong>6,5 milyar lira</strong> katkı sunmuştu. Karnavalın fikir önderi <strong>Toyota</strong> CEO’su, <strong>Ali Haydar Bozkurt</strong>, halkımızın moral değerlerini yükselttiğine vurgu yapıyor; “<em>herkesin güven içinde dostluk, kardeşlik ve birlik havasında eğlendiğini gördük. Daha da iyisini yapmaya çalışacağız</em>.”</p>
<p><strong>KARNAVAL LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Karnaval</strong>: Geçit törenleri, maskeli ve kostümlü katılımla gerçekleşen müzik ve danslı festival türü</p>
<p><strong>Portakal Çiçeği</strong>: Bitkinin beyaz, narin ve tatlı-ferahlatıcı kokulu çiçeği ve Adana’nın sahiplendiği</p>
<p><strong>Kostümlü kortej</strong>: Karnaval katılımcılarının, insanlara sunduğu sürpriz kıyafet ve danslı geçiş</p>
<p><strong>Karnaval markası</strong>: Adana’nın 14’üncüsüyle ülkemizde ve dışarıda edindiği marka değerine katkı</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nese-ve-coskuya-hasret-kaldik-76317</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/7/1280x720/portakal-cicegi-karnavali-1775455838.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Neşe ve coşkuya hasret kaldık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mesele-doganin-krizi-degil-dogayla-kurdugumuz-iliski-76337</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mesele doğanın krizi değil, doğayla kurduğumuz ilişki</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>WWF-Türkiye Genel Müdürü Ömür Kula’ya göre bugün yaşanan çoklu krizlerin ortak kökeni aynı: insanın doğayla kurduğu yanlış ilişki. Çözüm ise teknik değil, zihinsel bir dönüşüm.</strong></p>
<p>Dünya artık tek tek krizleri değil, üst üste binen ve birbirini besleyen çoklu riskleri yaşıyor. Bir coğrafyada kuraklık derinleşirken başka bir yerde göç baskısı artıyor. Enerji kırılganlığı ekonomik istikrarsızlığa, ekonomik istikrarsızlık da sosyal ve siyasi gerilimlere dönüşüyor. Bu nedenle artık çevreyi, ekonomiyi, güvenliği, kalkınmayı ya da toplumsal refahı birbirinden ayırarak okumak mümkün değil.</p>
<p>WWF-Türkiye Genel Müdürü Ömür Kula da tam bu noktada tartışmanın çerçevesini kökten değiştiren bir yerden konuşuyor. Ona göre bugün yaşadığımız tabloyu doğru anlamak için önce yanlış soruyu bırakmak gerekiyor. Mesele “doğanın krizi” değil.</p>
<p>Mesele, insanın doğayla kurduğu ilişkinin krizi. Ve bu kriz, dışarıdan izlediğimiz bir bozulma değil, doğrudan içinde yaşadığımız, bizzat ürettiğimiz bir kırılma.</p>
<p>Kula bunu çok net ifade ediyor: “Mesele doğanın bir krizi var, biz de insanlar olarak ona bakıyoruz meselesi değil. Bizim doğayla olan ilişkimizde bir kriz var ve bu krizin nedeni de biziz, doğa değil.”</p>
<p>Bu cümle, yalnızca çevre politikalarına değil, tüm kalkınma anlayışına yeniden bakmayı gerektiriyor.</p>
<p><strong>Kendi bindiğimiz dalı kesiyoruz</strong></p>
<p>Ömür Kula’nın en çarpıcı vurgularından biri, insanın kendisini doğadan ayrı ve onun üstünde konumlandırma alışkanlığına yönelik: “Biz kendi bindiğimiz dalı kesiyoruz şu anda” diyen Kula, aslında doğanın yok oluşundan çok insanın kendi yaşam koşullarını bozduğunu hatırlatıyor.</p>
<p>“Doğanın kendini iyileştirme ve onarma gücü o kadar yüksek ki, bizim onunla uyum içinde işler yapma biçimine geçtiğimiz anda bu krizlerin önemli bir kısmının çok hızlı iyileşeceğini biliyoruz. Bugüne kadar insanlık, doğayı ‘nasıl olsa kaynak sağlayan’, ‘nasıl olsa kendini yenileyen’ bir dış dünya gibi gördü. Tam da bu yüzden bugün biyoçeşitlilik kaybı dediğimiz şey, doğanın zayıflaması değil; insanın alıştığı yaşam standartlarının bozulması anlamına geliyor. Başka bir deyişle, doğa çökmüyor; insan kendi hayatını zorlaştırıyor” diyor.</p>
<p>Ömür Kula, bu tabloyu doğru okumak için önce çerçeveyi değiştirmek gerektiğini söylüyor: “Mesele doğanın bir krizi var ve biz dışarıdan bakıyoruz değil. Bizim doğayla olan ilişkimizde bir kriz var ve bunun nedeni biziz, doğa değil.”</p>
<p><strong>Savaşın kökeni de doğa</strong></p>
<p>Kula’ya göre doğa krizi ile jeopolitik krizleri ayrı düşünmek mümkün değil: “Tarihe baktığınızda savaşların temelinde hep kaynak paylaşımı vardır. Su, enerji, toprak… Hepsi doğanın sunduğu kaynaklar. Bu nedenle doğa koruma artık ‘çevreci bir hassasiyet’ değil, doğrudan bir güvenlik meselesi. Savunmanın özünde doğayı savunmak var. Enerjiye, gıdaya bağımlılığınız varsa kırılgansınız demektir.</p>
<p><strong>Ekonomi de doğadan bağımsız değil</strong></p>
<p>Kula’nın üzerinde durduğu bir başka nokta da, doğa ile ekonomiyi iki ayrı evren gibi ele alma alışkanlığı: “Biz doğa korumacı diye ekonomiden anlamıyoruz zannediliyor. Böyle bir şey yok. Ekonomiden çok iyi anlıyoruz” diyor. Zaten mesele de tam burada düğümleniyor: Bugün ekonomi, hukuk, sağlık, savunma, finans, ticaret… Hiçbiri doğadan bağımsız konuşulamıyor.</p>
<p>Kula, sistemin zaten dönüşmeye başladığını düşünüyor. Eskiden finansman mekanizmalarında sürdürülebilirlik, iklim riski ya da çevresel performans gibi kriterlerin bu kadar belirleyici olmadığını hatırlatıyor. Ama artık tablo değişiyor: “Yoktu böyle şeyler bir bankanın kredi vermesi için sürdürülebilirlik şartları. Şimdi sistem geri geliyor. Çünkü bu model kendini taşıyamıyor.”</p>
<p><strong>COP bir çevre meselesi değil, kalkınma tercih</strong></p>
<p>Türkiye’nin önceliklerine geldiğinde Kula’nın yorumları net: “Enerji dönüşümü bir tercih değil, zorunluluk. Kömürden çıkmamız lazım. Bu artık sadece çevresel değil, ekonomik olarak da rasyonel değil. Bugün kurulacak bir termik santral yarının batık yatırımıdır. Ancak dönüşümün kendisi kadar yöntemi de kritik. Adil dönüşüm şart. Yerel halkı, çalışanları koparmadan, iyileştirerek geçiş yapmamız gerekiyor.”</p>
<p>Kula’ya göre COP zirveleri de yalnızca çevre diplomasisinin alanı değil, ülkelerin nasıl bir kalkınma yolu seçeceğinin göstergesi: “Biz COP’ları kalkınma tercihleri olarak görüyoruz. Türkiye gibi ülkeler, özellikle küresel güney açısından rol model olabilir. Bu da yalnızca diplomatik bir pozisyon değil, finansman, teknoloji, itibar ve yeni nesil kalkınma alanlarında ciddi bir kaldıraç anlamına geliyor.”</p>
<p><strong>“Tanımazlarsa sevmezler sevmezlerse korumazlar"</strong></p>
<p>Kula, WWF-Türkiye’nin önümüzdeki dönemdeki en önemli odağının ise yeni nesil olacağını vurguluyor ve “Tanımazlarsa sevmezler, sevmezlerse korumazlar. En küçük yaştan doğa bilincini vermeliyiz” diyor.</p>
<p>Ve son cümle, aslında tüm söyleşinin özeti niteliğinde: “Bu ülke bizim. Bu toprağı, bu suyu, bu havayı savunmak zorundayız. Çünkü geleceğimiz bununla ilgili"</p>
<p><span style="color: #e03e2d;">Gençlere amaç ve dayanışma alanı sunmalıyız</span></p>
<p>-Türkiye’de gençlerin sivil topluma katılımı çok düşük. Kula’ya göre sorun gençlerde değil: “Gençler katılmıyor değil; umutları yok, amaçları yok” diyen Kula, çarpıcı bir tespit yapıyor: “Eğitim, istihdam, barınma, gelecek güvencesi gibi temel başlıklarda ciddi bir belirsizlik yaşıyorlar. Bu nedenle onlardan yalnızca daha çok gönüllü olmalarını, daha çok mücadele etmelerini, daha çok sabretmelerini istemek kolay; ama yeterli değil. Onlar hangi birini yapsın? Beklenti çok büyük ama alan açılmıyor. Biz onların peşine düşmeliyiz. Amaç ve dayanışma alanı sunmalıyız.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>STK’lar için yeni model: Bağış bekleyen değil, değer üreten yapı</strong></span></p>
<p>-Ömür Kula, sivil toplumun finansman modelini eleştiriyor: “Filantropi sadece her şey iyi giderken çalışır. Sürdürülebilir bir model değil. Ben bir STK lideri olarak kendimi şirketlerden farklı görmüyorum. İş modeli kurmak zorundayız. Yani bağış bekleyen değil, değer üreten bir yapı. Eğer gelir yaratıyorsam bunu doğayı restore etmek için kullanırım. Bu döngüyü kurmamız gerekiyor.” Kula, kâr amacı güden bir yapıdan söz etmiyor, ama gelir yaratan, iş ortaklıkları kuran, çözüm üreten ve bu gelirleri yeniden doğa restorasyonu ya da toplumsal fayda için kullanan bir model öneriyor. Bu yaklaşım, sivil toplumu pasif bir destek bekleyicisi olmaktan çıkarıp fikir lideri, çözüm ortağı ve dönüşüm aktörü haline getiriyor. Kula’ya göre doğayı korumak için iş yapış biçimlerinin değişmesi gerekiyorsa, STK’lar da tam bu dönüşümün orta yerinde olmalı.</p>
<p><br /> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mesele-doganin-krizi-degil-dogayla-kurdugumuz-iliski-76337</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/7/1280x720/omur-kula-1775455376.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mesele doğanın krizi değil doğayla kurduğumuz ilişki ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basrada-savas-derinlesiyor-20-hisse-aldirmadan-cikiyor-76328</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Basra’da savaş derinleşiyor, 20 hisse aldırmadan çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada en az 3 haft adır yükselen, haftalık bazda %3’ün üzerinde kazandıran ve tüm periyodik getirileri pozitif olan 20 hisse bulunuyor. Haftalık %23 ve yıllık %1.280’i aşan getirilerin olduğu bu tablo, hacim arayışındaki borsada paranın disiplinli trendlerde durduğunu söylüyor.</strong></p>
<p>Basra Körfezi’nde yoğunlaşan savaşın etkisiyle piyasalar yorucu bir yön arayışında olsa da kimi hisseler gündemden bağımsız kendi gündemlerini inşa ediyor. Borsadaki 20 hisse jeopolitik risklere aldırış etmeden yükseliyor. Belirlediğimiz kriterleri karşılayan Altınyunus Çeşme haftalık %23’lük çıkışıyla listeye ilk sıradan girerken, maraton tarafında Destek Finans 10 haftadır aralıksız yükselişiyle öne çıktı. Işıklar Enerji’nin 24. haftasında haftalık yükselişi %1,47’de kalınca, listeye giremedi. Görülen o ki rüzgarın her gün yön değiştirdiği piyasalarda, yakaladıkları trendden inmeyenler kazançlarını büyüttü.</p>
<h2>Haftanın en fazla kazandıranı</h2>
<p>Altınyunus Çeşme, yılbaşından itibaren hareketlendiği gözleniyor. Yılbaşından bu yana çıkışı %132’yi geçerken bir aylık performansı da %89,3 seviyesinde. Geçtiğimiz yıl gelirini düşürürken, son dört yıldır ana faaliyetlerinden zarar üretiyor. Zarar, son iki yıldır dönem sonuna da sirayet etti. Hareket, daha ziyade fiyat beklentili motivasyonla alakalı.</p>
<p>Katılımevim haftalık %16,36’lık getiri ile listeye ikinci sıradan girdi. Aralık ayının ikinci yarısından bu yana yükselen eğilimiyle öne çıkıyor. Yılbaşından bu yana performansı %273’ü geçti. Firmayla ilgili yakın tarihli önemli gelişme, BDDK’nın faaliyet izni verdiği bağlı iştiraki İktisat Katılım Bankası’nı çatı şirketi Pusula Finans Holding’e satma kararı oldu.</p>
<h2>Aralıksız uzun süre yükselen</h2>
<p>Kriterleri karşılayarak listeye girmeyi başaran Destek Finans, Şubat 2025’te borsaya geldi. İlk işlem gününü baz aldığımızda %3.689’a ulaş an bir yükseliş söz konusu. Yılbaşından itibaren ise çıkışı %252,6 seviyesinde. Yabancı yatırımcının düzenli olarak alıcı tarafında olması fiyatı destekliyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d34721df7e2-1775453985.png" alt="" width="900" height="495" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KİRA GELİRİ Mİ? DEĞER ARTIŞI MI?</strong></p>
<p>Kira geliri; düzenli nakit, pasif kazanç, fiyat güncellemesi, planlama gücü. Tahliye zorluğu, onarım yükü, kesinti kaybı, atıl dönem, yavaş amortisman. Değer artışı; servet büyümesi, vergi ertelemesi, kredi kaldıracı, bileşik getiri. Dalgalanma riski, likidite sorunu, vade belirsizliği, fiyat yanılgısı.</p>
<p><strong>Geçen yıl gelir ve kârı artsa da fiyatı altı aydır düşüyor. Fonlar alım tarafında zayıf</strong></p>
<p>Katmerciler’in kârı iyi olduğu halde neden fonlar almak istemiyor? ● Çağla Özden</p>
<p>Çağla, Katmerciler kârlılığını artırmasına rağmen fonların paylarında istenen artış gözlenmiyor. Bunda artan borçluluk yapısı ile risk algısının etkisi bulunuyor. Şirketin satış ve esas faaliyet kârının büyümesi kuşkusuz olumlu bir görüntü. Bununla birlikte, fon yöneticileri pozisyonlarını ayarlarken sadece kârlılığa bakmadığını, bilançonun alt kalemleriyle teknik göstergeleri de ağırlıklandırdığını göz ardı etmemeli. Katmerciler’in esas faaliyet kârı %71 artarken finansal borçların 2,08 milyar TL’ye ulaşmasının sorun olduğu anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Satış gelirleri düşük kaldı. Yüksek borç yükü çıkışın uzun süreli gücünü sorgulatıyor</strong></p>
<p>Akfen İnşaat’ın çıkışının devam etme olasılığını nasıl görüyorsunuz? ● Nejat Şener</p>
<p>Nejat, Akfen İnşaat son iki ayda dalgalanma yaşasa da şubattan bu yana güçlü çıkış sergiledi. Yaşanan hareketinin ardında operasyonel kârlılıktan ziyade hisseye yönelik fiyat beklentilerinin daha fazla öne çıktığı söylenebilir. Yüksek borç yükü ve düşük nakit yaratma kapasitesi ise bu çıkışın uzun vadeli gücünü sorgulatıyor. Yılbaşından bu yana %119 yükseliş kaydeden Akfen, gelirini %1 ve brüt kârını %10 azalttı. Ana işinden güçlü nakit yaratamazken, net kârını %731 artışla 1,68 milyar TL’ye çıkarmasında vergi tutarındaki düşüşün etkisi bulunuyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>KTR fonu katılım ilkeleri ve TL varlıklara yatırımla yüzde 47 kazandırdı</strong></p>
<p>Kuveyt Türk Portföy’ün idare ettiği Birinci Katılım Serbest (TL) Fon (KTR), istikrarlı ancak sınırlı ve kademeli ivmeyle hareket ediyor. Hacmi, her ay yükselen performansıyla büyüyor. Nisan ayının ilk haftasında 21,49 milyar TL büyüklüğe ulaşırken, mart ayına göre genişleme sürdü. Portföydeki varlıkların %56,32’si katılma hesabı, %31,93’ü yatırım fonu ve %11,75’i BTAS’tan oluşuyor. Üç aylık para çıkışının ardından fona martta nakit girişi gözlendi. Nisanda 42,7 milyon TL ile giriş tutarı artarak devam etti. Yatırımcı sayısı ise azalarak 732’ye gerilerken, doluluk oranı %4,65 seviyesinde. Faizsiz finans ilkeleriyle TL varlıklara yatırım stratejisiyle hareket eden KTR’nin risk düzeyi düşük. Risk almak istemeyenlere hitap ediyor. Son bir yılda %47,20 getiri sağladı. Aynı sürede Endeks %36,40 yükseldi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Bilkom Bilişim, Piyasadan TLREF + %0,90 faizle 1 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Bilkom Bilişim, nitelikli yatırımcılara yönelik 03.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.000.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 0,90 olarak belirlendi. 182 gün vadeli ve 3 ayda bir kupon ödemeli bono toplamda 2 kupon ödemeli olacak. Vade tarihi 02.10.2026 olarak açıklandı. 3 Nisan itibariyle Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Bilkom’un verdiği %0,90 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, bununla birlikte piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, TRFBLKME2613 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d346c81c979-1775453896.png" alt="" width="278" height="217" /></strong><strong>Doğuş Otomotiv şubatın ikinci yarısından itibaren düştü. Fonlar ise hafif alımda</strong></p>
<p>Fonlar, Doğuş Otomotiv’de alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisse %2,33 ile toplamda 39,15 bin lot artarak 1,72 milyon lota çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 35’ten 33’e indi. PTO fonu 40,6 bin lot ile en yüksek alımı yaparken, BIH 24,1 bin lot ile en fazla satışı gerçekleştirdi. Doğuş Otomotiv hakkında bugüne kadar 16 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan kurum olmadı. En yüksek öneriyi Tera Yatırım 351,90 TL ile verdi. En düşük öneri 242,70 TL ile Garanti Yatırım’dan geldi.</p>
<p><strong>ŞİRKET PANOSU</strong></p>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d3469c7a6c0-1775453852.png" alt="" width="980" height="244" /><strong>ARD BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ</strong></p>
<p><strong>Kamudan 1,1 milyon dolarlık yapay zeka ihalesi aldı. Büyüme alanını genişletiyor</strong></p>
<p>ARD Bilişim, bir kamu kurumu ile NVIDIA yapay zeka donanımları üzerinde çalışacak yazılım çözümlerinin temini için 1,1 milyon dolarlık sözleşme imzaladı. Anlaşma, şirketin ileri teknoloji altyapılarına yönelik yerli algoritma ve yazılım geliştirme kapasitesinin kamu kurumları tarafından kabul edildiğini gösteriyor. ARD Bilişim, kamu kurumlarından etkin şekilde iş alabilme kapasitesine sahip bulunuyor. Bilişim sektöründe kamu kurumlarının yüksek teknolojili altyapı projelerini üstlenmek, gelecekteki büyüme alanlarını garanti altına alan gelişime imkan vermekte.</p>
<p><strong>BİRLEŞİM MÜHENDİSLİK</strong></p>
<p><strong>Ankara Adliyesi işinde nihai imzalar atıldı. Alandaki toplam iş 3 milyarı geçiyor</strong></p>
<p>Birleşim Mühendislik, bağlı ortaklığı Erde Mühendislik ile birlikte Ankara Adalet Sarayı C Blok projesinin mekanik ve elektrik işleri için işveren firmayla anlaşmaya vardı. Martta sonuçlanan ihale kapsamında, yaklaşık 7,97 milyon dolar ve 753 milyon TL tutarında iki sözleşme imzalandı. Alınan işin toplam tutarı yıllık gelirin %23,7’si düzeyinde. Daha önce aynı kampüs içerisinde alınan diğer blokların taahhüt işleriyle beraber şirketin bu geniş kapsamlı yerleşkedeki toplam iş büyüklüğü 3,04 milyar TL’ye ulaştı. Yılbaşından bu yana alınan işlerin toplam tutarı %52,9 oldu.</p>
<p><strong>ORGE ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Etiler’deki projesi için görüşüyor. Pazarlık 280 milyon lira üzerinden yürüyor</strong></p>
<p>Orge Enerji, yapımı devam eden Mandarin Oriental Etiler projesinde işveren firmadan sözleşme görüşmelerine davet aldığını duyurdu. Bir kısım elektrik işlerin yapımını kapsayan görüşmeler, KDV hariç 279,7 milyon TL tutarındaki bedel üzerinden yürütülüyor. Tutar firmanın yıllık gelirinin %8’i seviyesinde bulunuyor. Anlaşmaya varılması halinde ilgili taahhüt işlerinin önümüzdeki 9 Ağustos gününe kadar tamamlanması öngörülüyor. Firmanın yıl başından bu yana aldığı işlerin toplam tutarı 1,5 milyar TL’yi geçti. İş bağlantıları yıllık gelirinin %44,26’sına denk geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basrada-savas-derinlesiyor-20-hisse-aldirmadan-cikiyor-76328</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Basra’da savaş derinleşiyor, 20 hisse aldırmadan çıkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siz-hic-osb-gordunuz-mu-76316</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Siz hiç OSB gördünüz mü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye 1995 yılında yaklaşık 1000 civarında ürünü, 50 civarında ülkeye satabiliyordu. Sonra 2024 yılında yaklaşık 1700 civarında ürünü, 120 civarında ülkeye satabilmeye başladı. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği düzenlemesi, Türkiye’ye son derece iyi geldi.</strong></p>
<p>Geçen hafta “Dubai şimdi ne olur?” diye sordum. Aldığım tepkilerden anladığım, Türkiye’de Türkiye’nin ekonomik potansiyeli ile ilgili son derece yanlış bir kanaat var. Bugün oradan başlayayım ve Dubai’nin farkına işaret edeyim.</p>
<p>Doğrusu ya, 2003 yılında Irak’a ilk kez gittiğimde bende de benzer bir yanlış kanaat vardı ki, toplantılardan birinde Iraklı bir kamu görevlisi “Türkiye bölgemizin sanayi devidir” deyince ilk anda şaşırdığımı hatırlıyorum. Daha önce vaziyeti hiç böyle ifade etmedim diye herhalde. Memleketin performansının farkında olmadığımdan ya da. Belki de Türkiye’yi hep Batılı ülkelerle karşılaştırmaya alıştığımdan. Belki Ortadoğu ile hiç ilgilenmediğimden.</p>
<p><strong>Bir OSB’mizi görmeden </strong><strong>Türkiye hakkında konuşmayın</strong></p>
<p>Herhalde bu yaygın yanlış kanaati bizzat yaşamış olduğumdan, artık sık sık yurt dışı göreve atanan büyükelçilerimizden üniversite öğretim üyelerine, Türkiye’yi yurt dışında temsil edecek ya da Türkiye’den bahsedecek herkese en azından bir organize sanayi bölgemizi (OSB) ziyaret etmelerini öneriyorum. Gebze’deki, Manisa’daki OSB’leri görünce, benim kafamdaki Türkiye imajı değişmişti. Aynı durum, Konya ve Gaziantep OSB’leri için de geçerli esasen.</p>
<p>Aslında Türkiye’de hemen her ilde bir OSB var. Faaliyette olan OSB’lerin sayısı 285 civarında. Faaliyete geçecek olanlarla birlikte bakarsanız sayı 370’i geçiyor.</p>
<p>Şimdi geçen haftaki grafikleri Batı Avrupa’nın üstünü kapatarak bir daha vereyim öncelikle. Bölge ülkeleri içinde Türkiye’nin ürün ve ülke bazında ihracat performansına bir bakın 1995 ve 2024 için (Şekil 1-2).</p>
<p>Türkiye 1995 yılında yaklaşık 1000 civarında ürünü, 50 civarında ülkeye satabiliyordu. Sonra 2024 yılında yaklaşık 1700 civarında ürünü, 120 civarında ülkeye satabilmeye başladı. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği düzenlemesi, Türkiye’ye son derece iyi geldi. Türkiye İsrail dahil, bölgemizdeki ülkelerden ayrıştı. Performansımızı Hindistan ve Çin ile karşılaştırmalı olarak görüyorsunuz işte.</p>
<p>Çin, 1995 yılında 1700 civarında ürünü 20-25 civarında ülkeye satarken, 2024’te 2400 civarında ürünü, 120 civarında ülkeye satabilmeye başladı. Hindistan ise 1200 civarında üründen 1700 civarında ürüne çıktı, satış yaptığı ülke sayısını da 80’lerden 100’lere çıkardı.</p>
<p>Ama Türkiye’nin performansı da göz kamaştırıcı aslında. Peki, toplam ihracatımızın ne kadarı imalat sanayi ürünü? Yaklaşık yüzde 80’i 2023 yılı itibariyle. Türkiye ilk OSB’nin Bursa’da 1960’larda kurulması ile bir sanayi ülkesi olma yolunda adımlar atmaya başladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d33e6eae6c4-1775451758.png" alt="" width="999" height="240" />1980’lerde dışarı açılma hamlesi ihracatımız içinde sanayi ürünlerinin payını belirgin hale getirdi. Zaten satacak başka bir şeyimiz de yoktu. Petrol yok, doğal gaz yok. Ne ihraç ettiysek ürettiklerimizi ihraç ettik. Ve bunların yüzde 50’sini Avrupa Birliği pazarına dünyanın en sofistike pazarına satıyoruz, unutmayın.</p>
<p><strong>Rusya Körfez ülkesi olurken, </strong><strong>Dubai o kategoriden çıktı</strong></p>
<p>1993 yılından 2023 yılına bölgemizdeki ülkeler içinde üç tane dikkat çekici gelişme oldu. Birincisi, 1993 yılında Rusya’nın toplam ihracatının yaklaşık yarısı imalat sanayi ürünlerinden oluşuyordu. Ve Rusya bölge ülkelerinin toplam imalat sanayi ihracatının yüzde 15’ini tek başına yapıyordu (Şekil 3-4).</p>
<p>2023 yılında Rusya’nın imalat sanayii ihracatı toplam ihracatının yüzde 20’sine doğru geriledi. Rusya’nın toplam ihracatı ufalırken, ülkenin bölgemizin toplam imalat sanayii ihracatı içindeki payı yüzde 15’lerden yüzde 5’e doğru geriledi. Ne oldu? Rusya bir tek petrol ihraç eden bir ülke, bir nevi, Körfez ülkesi oldu.</p>
<p>İkincisi, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ihracatı içinde imalat sanayii ürünlerinin payı 1993 yılında yüzde 15 civarındaydı ve o dönemde bölgemizin toplam imalat sanayi ihracatının içinde BAE’nin payı yüzde 5’in altındaydı.</p>
<p>Burada BAE’nin Cebel Ali Serbest Ticaret Bölgesi’ni 1985 yılında kurmaya başladığını ve o yıl bölgede 19 şirket olduğunu not edeyim. Bugün bölgede 10 binden fazla şirket, faaliyet gösteriyor.</p>
<p>2023 yılına geldiğimizde, BAE’nin toplam ihracatı içinde imalat sanayii ürünlerinin payı yüzde 60’a yaklaşmıştı. Bu performansı ile BAE bölgemizin toplam imalat sanayii ihracat içindeki payını yüzde 10’a yükseltti. BAE, Körfez ülkesi olmaktan çıktı, bir nevi.</p>
<p>Üçüncü olarak ise, Türkiye’ye bakalım. 1993 yılında Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 70’i imalat sanayii ürünlerinden oluşuyordu. Türkiye bölgemizin toplam imalat sanayii ihracatının yüzde 10’unu gerçekleştiriyordu.</p>
<p>2023’e gelindiğinde ise Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 75’i imalat sanayii ürünlerinden oluşuyordu. Ve bu performansla bölgemizin toplam imalat sanayii ihracatının yüzde 15’ini Türkiye üstlenmişti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d33e8ad15b5-1775451786.png" alt="" width="999" height="243" />Bölge ülkeleri arasında son otuz yılda imalat sanayi ihracatına yönelen bir ülke olarak öne çıktı BAE. “Son 30 yılda ne oldu?” derseniz; Rusya bir Körfez ülkesi olurken, BAE bir sanayi ülkesi olarak bölgemizde Rusya’nın bıraktığı boşluğu doldurdu.</p>
<p>Ben ona BAE diyorum ama siz Dubai diye okuyun. Cebel Ali Serbest Ticaret Bölgesi Körfez’in içinde Dubai ile Abu Dhabi arasında yer alıyor. Yaklaşık 57 kilometrekare büyüklüğünde bir alan.</p>
<p>Türkiye’de yalnızca İzmir-Manisa-Aydın arasındaki OSB’lerin büyüklüğü de bu kadar. Konya’daki OSB’ler ile Gaziantep OSB’leri 40-45 kilometrekare büyüklüğünde. Nedir? Türkiye’de her yerde bir sürü Cebel Ali var aslında. Üstelik biz burada onlardan vergi de alıyoruz.</p>
<p>Boşuna size, Türkiye hakkında kanaat edinmek istiyorsanız, mutlaka bir OSB’yi ziyaret edin demiyorum. Tekrar edeyim, Türkiye kendi bölgesinde hakikaten bir sanayi devidir.</p>
<p>Şimdi yapılması gereken AB’nin “Made in Europe” sürecini Türkiye için bir reform hamlesine çevirmek, dışa açılma sürecini genişletmek ve eksiklerimizi tamamlamaktır.</p>
<p>O vakit, Türkiye bölgemizin imalat sanayi ihracatında Dubai’nin yaratacağı boşluğu doldurmaya aday olabilir. Finansal sektörde Dubai’den doğacak boşluk için ben hala Kıbrıs’ı en iyi aday olarak görüyorum. Hukuk sistemi orada daha da önemli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siz-hic-osb-gordunuz-mu-76316</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/6/1280x720/osb-1775451875.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Siz hiç OSB gördünüz mü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/194-hakkinda-birkac-soz-76315</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1,94 hakkında birkaç söz…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Mart ayı enflasyonunu şöyle değerlendirmek yanlış olmaz.</strong></p>
<p><strong>✓ Geçen yılki yüzde 2,46 gerçeği yansıtıyorsa bu yılki yüzde 1,94 gerçeklerle bağdaşmıyor.</strong></p>
<p><strong>✓ Yok eğer bu yılki yüzde 1,94 gerçekçi bir oransa demek ki geçen yılın yüzde 2,46’sı çok yüksekmiş.</strong></p>
<p>TÜİK, tüketici fiyatlarının, yani vatandaşın kullandığı mal ve hizmetlerin fiyatının mart ayında ortalama yüzde 1,94 arttığını açıkladı. Türkiye’nin istatistik oluşturmakla görevli devlet kurumu yaptığı hesaplama sonucu böyle bir oran bulmuşsa ne söylenebilir ki! Şimdi TÜİK gerçek oranın daha yüksek olduğunu dile getirenlere<strong> “İnanmıyorsanız siz de ölçün”</strong> dese ne yapacağız!</p>
<p>Ölçebilecek ve<strong> “Hayır, gerçek oran 1,94 değil, 2,94 ya da 3,94 veya 4,94”</strong> diyebilecek miyiz?</p>
<p>Hadi ölçtük ve dedik, ne değişecek ki!</p>
<p>TÜİK böyle bir durumda “Sahi mi, sizin bulduğunuz oran o kadar yüksekse ben de şu hesaplamamı bir gözden geçireyim” mi diyecek, yoo!</p>
<p>Ya da vatandaş TÜİK’e<strong> “Siz 1,94 diyorsunuz ama benim yaşadığım artış çok daha fazla, bu hesapta bir yanlışlık olmasın”</strong> dediğinde, ki diyor zaten, TÜİK <strong>“Madem öyle hesabı tekrar yapayım”</strong> mı diyecek yani! Yine yoo!</p>
<p>İyi de şu durumda ne yapacak, 1,94 karşısında<strong> “Hata bizdeymiş”</strong> diye TÜİK’ten özür mü dileyeceğiz…</p>
<p><strong>“Biz çok fena yanılmışız, gerçek fiyatlar çok düşük olduğu, artış da haliyle çok aşağılarda kaldığı halde biz var olmayan o yüksek fiyatları zihnimizde canlandırmışız” mı diyeceğiz?</strong></p>
<p><strong>“Çarşıya pazara baktık ve fiyatlar çok yüksek ve çok artıyor sandık ama yanılmışız; yanılmışız da yine de cebimizden daha çok para çıktı, işte bunu bir türlü çözemedik, şu hesaba da bir el atsanız” diye ricada mı bulunacağız?</strong></p>
<p>İzlenecek yol belli. TÜİK’in yaptığı bir hesaplama olduğuna ve ortaya konulan 1,94 hiç de gerçekçi görünmediğine göre bu oranı biraz irdeleyeceğiz.</p>
<h2>Savaş çıktı enflasyon düştü!</h2>
<p>Biliyorum şimdi birileri çıkıp<strong> “Biz mi savaşıyoruz, savaştan bize ne”</strong> diyecek kadar<strong> “objektif”</strong> bir tutum sergileyecektir, böyle yaklaşanlar zaten var.</p>
<p>Şu söylense tabii ki anlaşılabilir:</p>
<p><strong>“Doğru, fiyatlar çok yükseldi ama özellikle enerji fiyatlarının nereden nereye geldiği belli, ne yapılabilirdi ki…”</strong></p>
<p>Fiyatların nereden nereye geldiği belli, bu bir gerçek. Ama şöyle bir sorun var:</p>
<p><strong>“Fiyatlar çok yükseldi, vatandaş bunu yaşıyor ama bu durum istatistiklere, resmi enflasyon oranlarına yansımıyor. Sorun bu zaten. Vatandaşın isyanı fiyatların özellikle şu dönemde niye bu kadar yükseldiğine değil, yükselen bu fiyatların adeta yok varsayılmasına ve istatistiklere yansımamasına…”</strong></p>
<h2>Ağırlıklar da ağırlıklar!</h2>
<p>Vatandaş bir geçen yılın mart ayına bakıyor, bir bu yıla ve fiyat artış hızı daha yüksek seyrettiği halde artış oranının bu yıl nasıl olup da geçen yılın altında kaldığına haklı olarak anlam veremiyor.</p>
<p>Bu köşede bilmiyorum kaç kez yazdım. Ağırlıklardaki değişim yüzünden 2026’da enflasyonun olduğundan düşük görüneceğini vurguladım. Neymiş, Avrupa ile uyummuş, ağırlıklar bu yüzden değişmiş. Görüyoruz sonuçlarını. Bu konuyu daha detaylı irdelemek üzere başka bir yazıya bırakıyorum.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Başlıca gruplardaki değişim şaşırtıcı</span></h2>
<p>TÜFE’de 13 ana grup var. En yüksek ağırlığa sahip 7 ana grubun toplamdaki payı yüzde 83-84 (2025 ve 2026 için) düzeyinde.</p>
<p>Bu 7 ana grup içinde bu yıl martta geçen yıla göre artış oranı artan tek grup ulaştırma.</p>
<p>Giyim grubundaki düşüş ise bir miktar hız kesmiş.</p>
<p>Kalan 5 grupta fiyatlar geçen yıldakinden daha az arttı ve doğal olarak toplam TÜFE’ye yansıma da daha düşük oldu.</p>
<p>Bu konuda en tipik örnek konut grubu. Bu yıl ağırlığı en çok azaltılan grup olan konut harcamalarında (kira, elektrik, su, doğalgaz) geçen yıl marttaki artış yüzde 2,10’du, bu yılki artış ise yüzde 1,91. Hem bu düşüşün etkisiyle ama daha çok da bu grubun ağırlığının aşağı çekilmesinin etkisiyle toplam TÜFE’ye yansıma geçen yıl martta 0,33 puan düzeyindeyken bu yıl 0,22 puana indi. Konut grubunun ağırlığındaki düşüşün TÜFE’ye asıl etkisi elektrik ve doğalgaza çok yüklü zamlar yapılan bu ay görülecek.</p>
<p>Toplam TÜFE değişimine gelirsek... Geçen yıl fiyatların daha hızlı artmasını gerektiren ne vardı da o etken bu yıl yaşanmadı?</p>
<p>Geçen yıl martta sepet kur ay ortalamasında yüzde 4,3 artmış ve bu da ağırlıklı olarak İBB Başkanı İmamoğlu’nun 19 Mart’ta gözaltına alınmasından kaynaklanmıştı. Ancak bu tarihe kadar zaten fiyatların önemli bir bölümü toplanmıştı, dolayısıyla geçen yılki artışı bu operasyonla izah etmek pek mümkün değil.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d33d09c2e92-1775451401.png" alt="" width="400" height="231" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şu akaryakıt fiyatları meselesi</span></h2>
<p>Her türlü mal ve hizmet için en önemli girdi kaleminin ne olduğu belli; enerji fiyatları. Bu çerçevede savaştan en çabuk etkilenen de petrol fiyatları ve yurt içinde akaryakıt fiyatları. Buna <strong>“Hayır öyle değil”</strong> diyebilecek kimse herhalde çıkmaz.</p>
<p>Gelin akaryakıt fiyatları geçen yıl ve bu yıl nasıl seyretmiş, tekrar bakalım…</p>
<p>■ Geçen yılın mart ayında TÜİK verilerine göre benzin fiyatları yüzde 3,10, motorin fiyatları yüzde 2,02 düştü. Bu düşüşün etkisiyle ulaştırma grubundaki fiyat artışı da yalnızca 0,25 oldu.</p>
<p>■ Bu yıl mart ayında ise benzine yüzde 7,95, motorine yüzde 14,39 zam geldi. Ulaştırma grubunda kaydedilen artış da özellikle bu zamların etkisiyle yüzde 4,52’ye çıktı.</p>
<p><em>Bu arada yaygın bir hatayı bir kez daha düzelteyim. TÜFE, ay sonlarındaki fiyatların kıyaslanması yoluyla hesaplanmaz. Hesaplama ay ortalamasındaki fiyatlar kıyaslanarak yapılır. Bazı kalemlerde haftada bir, bazılarında iki haftada bir fiyat derlenir ve ortalama alınır. Akaryakıtta ise gün ağırlıklı hesaplama söz konusudur; yani ayın tüm günlerindeki fiyatların ortalamasından hareket edilir. Aksi halde örneğin ayın 1’inde motorin fiyatı 60 liradan 70 liraya çıksa, ayın son günü de tekrar 60 liraya gerilese o ay motorine zam yapılmamış olur. TÜİK’in mart ayı için ilan ettiği 62 liralık benzin ve 67 liralık motorin fiyatı da <strong>“ay ortalamasını gösteren”</strong> fiyatlardır ve doğrudur.</em></p>
<p>Geçen yıl akaryakıtta indirim olmuş, buna rağmen TÜFE’de yüzde 2,46 artış yaşanmış. Bu yıl ise akaryakıttaki yüklü zamma rağmen TÜFE artışı daha düşük. Bunda bir tuhaflık olduğunu söyleyince birileri ayağa fırlıyor:</p>
<p><strong>“TÜFE sanki yalnızca akaryakıt fiyatlarıyla mı hesaplanıyor ya da sanki yalnızca akaryakıt fiyatlarından mı etkileniyor?”</strong></p>
<p>Böylelerine ancak şu söylenebilir:</p>
<p><strong>“Kimse yalnızca akaryakıt fiyatları diye yaklaşmıyor; başka bir dizi etken söz konusu olur tabii ki. Ama Türkiye gibi taşımacılığını ağırlıkla karayoluyla yapan, nakliyecilerin ertesi gün için bile fiyat veremediği, fiyatların günden güne değiştiği şu ortamda akaryakıt fiyatları çok ama çok önemli bir konuma geldi. Bunun etkileri çarşıda pazarda görüldü zaten. Et fiyatının neredeyse yarısına biber, dörtte bir fiyatına patlıcan, beşte bir fiyatına salatalık, onda bir fiyatına bir tek marul satıldı bu ülkede. Ama bu gruptaki artış yalnızca yüzde 2,92 oldu. Geçen yılın aynı ayında ise yüzde 24,71 artış kaydedilmişti.”</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Nasıl da yanıldın!"</span></h2>
<p>Hatırlayan okurlar çıkabilir; ben 10 Mart’ta geçen ayın artışının yüzde 5 dolayında olabileceğini yazdım. İki gün sonra 12 Mart’ta da <strong>“Oran 5 olmaz da 4 olur ama yüksek olur”</strong> diye bu görüşümü tekrarladım.</p>
<p>Şimdi açıklanan oran yüzde 1,94 oldu ya, bir kesim bundan adeta pek memnun. Bazıları ima yoluyla, bazıları açık açık <strong>“Nasıl da yanıldın”</strong> diyor.</p>
<p>Böyle yaklaşanlar bir gerçeği gözden kaçırıyor.</p>
<p>Ben TÜİK’in açıklayacağı oranı tahmin etmeye çalışmıyordum ki!</p>
<p>Anlaşılması için bir daha yazayım:</p>
<p><strong>“Ben TÜİK’in açıklayacağı, üstüne basa basa belirteyim ‘açıklayacağı’ oranı tahmin etmeye çalışmıyordum ki! Bunu tahmin edemem ki zaten…”</strong></p>
<p>Ben mart ayı enflasyonunun <strong>“açıklanan”</strong> yüzde 1,94 ile<strong> “komşu”</strong> olamayacak kadar uzakta olduğu görüşümü koruyorum.</p>
<p>Enflasyon tahminimde yanıldığımı düşünerek benim adıma üzülenler(!) rahat olun, çünkü ben çok rahatım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/194-hakkinda-birkac-soz-76315</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tuik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1,94 hakkında birkaç söz… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-ab-ile-esit-sekilde-made-in-europeun-bir-parcasi-olmasi-gerekiyor-76314</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin AB ile eşit şekilde ‘Made in Europe’un bir parçası olması gerekiyor </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>GEÇEN </strong>hafta 8-9 saatliğine Ankara’ya gittim, MAN Türkiye’nin 50 milyon Euro’luk yatırımla hayata geçirdiği Ar-Ge Merkezi’ni <strong>Erhan Biber </strong>rehberliğinde gezdik, <strong>“MAN Lion’s City E”</strong>yle söz konusu yatırımın önemli parçası olan özel alanda gerçekleşen sürüş-zorluk testini deneyimledik.</p>
<p>Ardından o gün Ankara’da olan MAN Truck &amp; Bus Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Alexander Vlaskamp </strong>ve MAN Truc &amp; Bus SE Otobüs Bölümü Başkanı <strong>Barbaros Oktay</strong>’la MAN Kamyon ve Otobüs Ticaret A.Ş. Genel Müdürü <strong>Tuncay Bekiroğlu </strong>eşliğinde sohbet ettik.</p>
<p><strong>Alexander Vlaskamp, </strong>30 yıldır sektörde olduğunu, 4.5 yıldır da MAN’da görev yaptığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>5 bini aşkın çalışanımızla Türkiye’de otobüs üretiyoruz, otobüs geliştiriyoruz. Türkiye pazarında otobüs, kamyon ve hafif ticari araç satışı ve hizmetleri gerçekleştiriyoruz.</strong></p>
<p>Bu kısa girişin ardından soruları yanıtladı. Almanya’dan otomotiv sektörünün güçlü isimlerinde biriyle sohbeti fırsat bilip <strong>“Made in EU” </strong>konusunu açtık, tasarıya Türkiye’nin de dahil edilmesinden dolayı memnuniyet duyduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Jeopolitik, sanayi ve ticaretin birlikte değerlendirildiği bir konu. Türkiye, uzun zamandır Avrupa Birliği’nin (AB) bir partneri ve yoğun bir ticari işbirliği söz konusu.</strong></p>
<p>Türkiye’nin AB ülkeleri ile eşit şekilde <strong>“Made in EU”</strong>nun bir parçası olması gerektiğini düşündüklerini ve söylediklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu Türkiye için önemli olduğu gibi AB için de çok önemli. Türkiye bu noktada da AB’nin bir parçasıdır, bundan sonra da öyle olması gerekir.</strong></p>
<p>Dünyadaki önemli otobüs üretim üslerinden biri Türkiye’de bulunan Almanya merkezli bir global şirket olarak bu konuda neler yaptıklarını sorduk, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Bu konuda AB Komisyonu ile görüşmeler yapıyoruz, AB Parlamentosuna çağrıda bulunuyoruz. Bu doğrultuda pozisyon alıyoruz. Hem Almanya’daki hem de Brüksel’deki Türkiye Büyükelçilikleri ile de bu konu özelinde görüşmeler yapıyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Made in EU” </strong>sürecinde müzakerelerin 12-18 ay sürebileceğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bu süreci yakından takip ediyoruz. Gelişmelere güvenle bakıyoruz. AB ile Türkiye arasındaki entegrasyon, bundan önce olduğu gibi önümüzdeki bu önemli süreçte de devam edecektir.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          “Made in EU”<strong>nun Türkiye ve Akdeniz ülkeleri açısından hem üretim hem de coğrafi yakınlık açısından Çin’e karşı avantaj sağlayabileceğini öngörüyorum. Ancak, Türkiye ve AB arasında geçmiş sözleşmelerin teyidi ve daha verimli yeni sözleşmeler kritik önem arz ediyor</strong><strong>.</strong></p>
<p>COVID-19 pandemisi sonrası başta Almanya olmak üzere Avrupa’da beklenen ekonomik toparlanmanın gerçekleşemediğini anımsattık, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>MAN, 268 yaşında bir şirket. Tüm dünyada, Almanya ve Avrupa dışında Ortadoğu, Afrika, Amerika, Asya da önemli pazarlarımız mevcut. Örneğin, Çin’e de kamyon ihraç ediyoruz. Orada da dayanıklı, gelişmiş kamyon talebi var. Bu pazarlar da bizim için çok önemli.</strong></p>
<p>Almanya’ya döndü:</p>
<p>-          <strong>Pandemiden sonra maalesef Almanya yeniden büyüme sürecine giremedi. Almanya hükümeti de belirli reformlar uyguluyor.</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaşın MAN’ın bölge pazarlarındaki durumunu, Türkiye’deki stratejisini nasıl etkilediğini de sorduk, şu yanıt verdi:</p>
<p>-          <strong>İki önemli savaş var. Biri Türkiye’nin kuzeyinde diğeri de güneyinde. İran, bizim önemli, hedef pazarlarımız arasında değildi. Dolayısıyla çok önemli etkisi olmadı.</strong></p>
<p>İnsani açıdan konuya önem verdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ayrıca, savaşın yol açtığı petrol fiyatlarındaki artış sektörleri etkiliyor. Yakıt, plastik, alüminyum gibi malzemelerde fiyat artışına yol açması tüm endüstrilere etki yapıyor. Bazıları da fiyat artışını fırsat olarak kullanıyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin <strong>“Made in EU” </strong>tasarısı içinde tutulması, önemli bir aşama olsa da, MAN gibi ülkemizde dünya çapında üretim üssü bulunan Avrupa merkezli global şirketlerin, bu konuda AB ülkeleriyle eşit noktaya ulaşmamız için lobi gücünü sonuna kadar kullanması gerekiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ankara, elektrikli otobüs geliştirme merkezi rolü oynuyor</span></h2>
<p><strong>MAN </strong>Truck &amp; Bus SE Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su <strong>Alexander Vlaskamp, </strong>Ankara’daki Ar-Ge ve Test Merkezlerinin sektör için çok önemli olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Biz MAN olarak Ankara’daki Ar-Ge merkezimizle gurur duyuyoruz. Burası Türkiye için, ticari araçlar endüstrisi için çok önemli ve gelişmiş bir merkez. Burayı 50 milyon Euro’luk yatırımla hayata geçirdik.</strong></p>
<p>Ar-Ge Merkezinin 580’i mühendis, 850 kişiye yeni istihdam alanı açtığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>İleri seviyede bir Ar-Ge Merkezi ve gelişmiş bir test merkezi oldu. Hem yaz hem de kış testlerimiz için belirli kentlerde saha test güzergahlarımız var Türkiye’de.</strong></p>
<p>Prototiplerde geliştirme, mevcut araçlarda iyileştirmeler yapılan atölyelerin olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ankara’daki Ar-Ge Merkezimizde şu anda </strong>“MAN Lion’s City E” <strong>ve </strong>“MAN Lion’s Coach E” <strong>otobüslerimizin geliştirme ve testleri yapılıyor. Burada elde ettiğimiz başarılar talepleri de etkiliyor. Bu doğrultuda kapasite artırımı da söz konusu olabiliyor.</strong></p>
<p><strong>“MAN Lion’s Coach E”</strong>nin seri üretimini de Ankara’daki tesislerinde gerçekleştireceklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl otobüs üretiminde rekor bir yıl o</strong><strong>l</strong><strong>du. 7 bin araç ürettik ve bunun büyük bölümü de Türkiye’de gerçekleşti. Önümüzdeki dönemde Ankara’da </strong>“MAN Lion’s Coach E”<strong>nin yanı sıra elektrikli şehiriçi otobüsümüz </strong>“MAN Lion’s Cirty E” <strong>üretilecek.</strong></p>
<p>Ankara’daki Ar-Ge Merkezi’nin kadrosunu övdü:</p>
<p>-          <strong>Çok iyi üniversitelerden mezun ve yetenekli bir insan kaynağına sahibiz. Yüksek derecede yaratıcılıkla çalışıyorlar. Ankara’da geliştirdiğimiz elektrikli seyahat otobüsü </strong>“MAN Lion’s Coach E”, <strong>sözünü ettiğim yaratıcılığa güzel bir örnek.</strong></p>
<p><strong>“MAN Lion’s City E”</strong>nin 7 yıl önce Münih’te geliştirdiklerini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Şimdi bu otobüsümüz Ankara’da daha da geliştiriliyor. Burada sistemler geliştiriliyor, elektronik aksamlar geliştiriliyor. Yapay zeka kullanılıyor. Burada bütünsel bir geliştirme süreci gerçekleşiyor. Örneğin </strong>“MAN Lion’s Coach E”, <strong>18 ay gibi kısa sürede geliştirildi.</strong></p>
<p>MAN elektrikli otobüsler için yapılan geliştirmelerin merkezinin ağırlıklı Türkiye olduğuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Elektrikli otobüs geliştirmelerimizin yüzde 80’i Ankara’da gerçekleşiyor. Yüzde 15’i Münih’te, kalan bölümü de Polonya’da.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">4 bin 500 otobüs ihraç ettik, 850 milyon Euro gelir sağladık</span></h2>
<p><strong>MAN </strong>Truck &amp; Bus SE Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su <strong>Alexander Vlaskamp</strong>’a Ankara fabrikasının geçen yılki üretimini ve ihracatını sorduk.</p>
<p>Bu sorunun yanıtını MAN Truck &amp; Bus SE Otobüs Bölümü Başkanı <strong>Barbaros Oktay</strong>’a bıraktı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’den dünyaya 4 bin 500 araç ihraç edildi.</strong></p>
<p>Bu ihracatın parasal değerini MAN Kamyon ve Otobüs Ticaret A.Ş. Genel Müdürü <strong>Tuncay Bekiroğlu </strong>paylaştı:</p>
<p>-          <strong>MAN Türkiye’nin geçen yılki ihracatı 850 milyon Euro’yu buldu</strong><strong>.</strong></p>
<p><strong>Alexander Vlaskap</strong>’tan MAN penceresinden Türkiye, Polonya karşılaştırması yapmasını istedik, şöyle değerlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Enerji, materyal, işgücü maliyetlerine baktığımız zaman Türkiye ve Polonya üretimlerimizin hemen hemen aynı olduğunu görüyoruz. Şu an iki tesis de, yüksek talepten dolayı tam kapasite çalışıyor.</strong></p>
<p>Maliyetlerin seyrini sürekli izlediklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Tabi ki kapasite artırımı yaptığımız zaman </strong>“Hangi alanda belirgin farklılıklar var” <strong>bakarız. Ben Türkiye’de önümüzdeki 5 yıl içinde çok belirgin farklılıklar yaşanacağını düşünmüyorum.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Elektrikli şehir içi otobüsleri yıl sonuna kadar teslim edilecek</span></h2>
<p><strong>MAN </strong>Truck &amp; Bus Otobüs Bölümü Başkanı <strong>Barbaros Oktay, </strong>otobüs işinin dönüşümünü kararlılıkla ilerlettiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Ankara’daki fabrikamızda tam elektrikli </strong>“MAN Lion’s City E” <strong>şehir otobüsümüzün seri üretimi başladı.</strong></p>
<p>MAN’ın elektrikli otobüsler konusundaki adımlarını şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>2020’den buyana Polonya’daki Starachowice fabrikasından binlerce elektrikli otobüs teslim edildi. Ankara’da da teslimler yıl sonuna kadar başlamış olacak. Olifiantsfontein üretim tesisinde ise Güney Afrika pazarı için </strong>“Lion’s Explorer E” <strong>üretiliyor.</strong></p>
<p><strong>Barbaros Oktay, </strong>Ankara’nın elektrikli otobüs üretiminde öne çıkmasını şöyle değerlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Ankara’da e-otobüs üretiminin başlatılması, elektromobilite yolculuğumuzda önemli bir kilometre taşı oldu. Üretim kapasitelerimiz genişliyor, küresel otobüs ağımız güçleniyor. Ankara, ilerleyen dönemde e-mobilite stratejimizde kilit bir rol üstlenecek.</strong></p>
<p><strong>Oktay, </strong>son yıllarda Ankara’daki altyapının modernize edildiğini, üretim süreçlerinde optimizasyon sağlandığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ankara’daki personel elektrikli mobilite gereksinimlerini kapsayacak şekilde özel olarak eğitildi. Hedefimiz Ankara’nın tıpkı Starachowice gibi MAN’ın otobüs işindeki e-mobilite dönüşümünde kilit bir rol oynamasıdır.</strong></p>
<p>MAN Truck &amp; Bus Otobüs Üretim Direktörü <strong>Mehmet Şermet, </strong>şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Esnek üretim yapımız sayesinde aynı üretim hattında hem çeşitli elektrikli otobüs modellerini hem de geleneksel tahrikli otobüsleri üretebiliyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-ab-ile-esit-sekilde-made-in-europeun-bir-parcasi-olmasi-gerekiyor-76314</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/4/1280x720/34u-1775451180.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin AB ile eşit şekilde ‘Made in Europe’un bir parçası olması gerekiyor  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotivde-pazar-daralmasi-indirim-getirdi-76313</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivde pazar daralması indirim getirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AYSEL YÜCEL</strong></p>
<p>Otomotiv pazarında mart ayında hızlanan daralma eğilimi, markaları düşük faiz kampanyaları ve fiyat avantajlarını artırmaya yöneltti. Yüksek finansman maliyetleri, jeopolitik riskler ve yakıt maliyetlerindeki artışın showroom trafiğini yavaşlatmasıyla birlikte sıfır kilometre araç satışlarında ivme kaybı yaşanırken, markalar talebi canlı tutmak için agresif indirim stratejilerine geçti. Otomotiv veri ve analiz şirketi Cardata’nın verilerine göre pazarda ortalama indirim oranı yüzde 7 seviyesine ulaştı. Bazı modellerde ise indirim oranı yüzde 20’yi aştı. </p>
<p>Cardata CEO’su Hüsamettin Yalçın, 2026 yılına güçlü bir başlangıç yapıldığını ancak şubatta başlayan sınırlı daralmanın, Ortadoğu’daki gerilimin de etkisiyle martta hızlandığını söyledi. EKONOMİ Gazetesi’ne konuşan Yalçın, “Küresel ölçekte artan jeopolitik gelişmeler, tüketici tarafında kısa vadeli bir yavaşlamaya neden oldu” dedi. Yalçın, markaların satışları desteklemek için kampanya tarafında daha aktif davrandığını vurgulayarak, “Analizlerimize göre markaların belirli model ve versiyonlarda uyguladığı ortalama indirim oranı yüzde 7’ye ulaştı. Bu oran, tüm ürün gamının ortalamasını değil, kampanyalı modellerin ortalamasını yansıtıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>İndirim tutarı 100 bin TL’ye ulaştı </h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d33adcb6d84-1775450844.png" alt="" width="282" height="454" />Özellikle bazı modellerde kampanya seviyelerinin dikkat çekici boyutlara ulaştığını ifade eden Yalçın, stok yönetimi, kur riski ve artan rekabetin bu süreci hızlandırdığını söyledi. Opel ve Volkswagen’in kampanyalı modellerinde indirim yüzde 20’ye çıkarken, Citroën ve Peugeot’da yüzde 18-19 seviyelerinde, Toyota, Hyundai, Jeep ve Nissan’da ise yüzde 12-14 arasında değişiyor. Yalçın, “Bu farklılıklar, markaların stok yapısı, segment dağılımı ve satış hedeflerine göre farklı stratejiler izlediğini ortaya koyuyor. Özellikle bazı modellerde 100 bin TL seviyesine ulaşan indirimler görüyoruz. Bu tablo, satış hızını artırmak için daha agresif kampanyaların devreye alındığını net biçimde gösteriyor” diye konuştu. Yalçın, kampanyaların etkisiyle yıl genelinde sıfır kilometre araçlara olan talebin güçlü kalmasını öngördüklerini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotivde-pazar-daralmasi-indirim-getirdi-76313</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/3/1280x720/otomotiv-ihracat-1775450772.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Markalar, mart ayında hızlanan pazar daralmasını aşmak için bir yandan agresif indirim kampanyalarına yönelirken, bir yandan da düşük finansman modelleri sunmaya başladı. Veri ve analiz şirketleri Cardata’nın verilerine göre, kampanyalı model ve versiyonlarda ortalama indirim oranı yüzde 7’ye ulaştı; bazı modellerde ise bu oran yüzde 20’ye kadar çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/is-ve-ticaret-davalarini-hizlandirma-hazirligi-76312</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş ve ticaret davalarını hızlandırma hazırlığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Hükümet yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye çekmek için, iş dünyası ve piyasayı rahatlatacak hukuki ve idari adımlar atmaya hazırlanıyor. Bu çerçevede yasal hazırlıklara başlandı. Adalet Bakanlığı, iş ve ticaret davalarının uzamaması için yasa hazırlıklarına başlarken tahkimde de düzenlemeye gidecek. Bilim Kurulu tarafından hazırlanan ve İcra İflas Kanunu’nun, Cebri İcra Kanunu olarak değişeceği öngörülen raporun görüşleri tamamlandı. Uzun süre önce görüşe açılan taslak metinde sona gelindi. Çek Yasası için de hazırlıklar başladı.</p>
<p>Adalet Bakanlığı, yatırım yapan ve istihdam oluşturarak devlete ve bölgelerine katkı sunan firmalara hukuki alt yapı sunacak. Bunun için uzun süren ve iş dünyasının doğrudan muhatap olduğu ticari davalar ve iş davaları için sistemdeki sorunları çözmek amacıyla hem yasal hem de idari adımlar atılacak. Atılacak adımlarla hukuk güvenliğinin sağlanması, hukuk güvenliğiyle birlikte de yatırımcıların bölgede yatırım yapması, istihdam sağlaması kolaylaştırılacak.</p>
<h2>Tahkim Yasası’nda düzenleme </h2>
<p>Uzun süren ticaret ve iş davaları için adımlar atılacak. Sorunların çözümü noktasında yasal düzenlemeler yapılacak. Bunun için tahkimle ilgili düzenlemeye gidilecek. Bakanlık özellikle dış yatırımların önündeki engellerin kaldırılmasıyla, toplam dış yatırımların artırılması amacıyla Tahkim Yasası’nda değişikliğe gidecek. Ticari uyuşmazlıklar, sözleşme anlaşmazlıkları ve sigorta uyuşmazlıklarında tercih edilen Tahkim’de kapsamın genişletilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Yatırımcı geldiği zaman aklında ‘Ben ileride şu davayla karşılayabilir miyim?’, ‘Şu davayı açsam şu ticaret mahkemesinde daha uzun sürer mi?’ soruları olmamalı. Bu konularda özellikle sahadan da bilgi alıyoruz. Tahkimle ilgili de düzenlemelerimiz var” açıklaması yaptı.</p>
<h2>İcra İflas daireleri başkanlığı kurulacak</h2>
<p>İcra İflas Kanunu’nda yapılması planlanan değişiklikler de hayata geçecek. Uzun süredir Bilim Kurulu tarafından hazırlanan ve İcra İflas Kanunu’nda değişiklik amacıyla hazırlanan ve görüşe sunulan raporda önümüzdeki günlerde hayata geçecek. Yapılacak değişiklikle İcra İflas Kanunu, Cebri İcra Kanunu olarak adlandırılacak.</p>
<p>Yapılması öngörülen değişiklikler arasında; iş yoğunluğunun veya icra ve iflas dairesi sayısının fazla olduğu illerde Adalet Bakanlığı tarafından, yetki çevresi de belirlenmek suretiyle bir veya birden fazla icra ve iflas daireleri başkanlığının kurulması hedefleniyor.</p>
<p>Ayrıca Adalet Bakanlığı tarafından iş ve ihtiyaç durumu gözetilerek gerekli görülen yerlerde yeteri kadar iflas dairesinin de kurulması düşünülüyor. Öte yandan, Piyasayı rahatlatmak, sahte çekin önüne geçmek amacıyla bir dizi değişiklik planlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/is-ve-ticaret-davalarini-hizlandirma-hazirligi-76312</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/hukuk-adalet-dava-mahkeme.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hükümet, piyasayı rahatlatacak hukuki ve idari adımlar atmaya hazırlanıyor. İş ve ticaret davalarının kısa sürede sonlandırılmasını sağlayacak yasa hazırlıkları başladı. Tahkimde de düzenlemeye gidilecek. İcra İflas Kanunu’nu, Cebri İcra Kanunu olarak değiştirmeyi öngören açılan taslak metinde sona gelinirken, Çek Yasası için de hazırlıklar başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasli-nufusun-borc-yuku-artiyor-her-30-kisiden-biri-borclu-yasiyor-76311</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaşlı nüfusun borç yükü artıyor, her 30 kişiden biri borçlu yaşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2002 yılında 56 yaş ve üzeri borçlu sayısı 45 bin 159 kişi iken, 2024 yılı sonunda bu sayı 2 milyon 911 bin 714’e yükseldi. 2025 yılının ilk 9 ayında ise 2 milyon 555 bin 351 olarak kaydedildi. Veriler, CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’e ait. 2025 yılının ilk 9 ayında yaşlıların toplam 223 milyar 61 milyon TL kredi kullandığını, bunun günlük ortalama 826 milyon TL borçlanmaya karşılık geldiğini ifade eden Gürer, 2002 yılında her 1.440 kişiden yalnızca birinin borçlu olduğunu, bugün ise her 30 kişiden birinin borçlu hale geldiğini, nüfus yüzde 32 artarken borçlu yaşlı sayısının ise yüzde 6.300 arttığını, 56-65 yaş grubunda kredi kullananların 34 bin 864 kişiden 2 milyonun üzerine çıktığını, 66 yaş üstünde ise 10 bin 295 kişiden 624 bin 627 kişiye ulaşıldığını belirtti.</p>
<p>2002’de sadece 45 bin olan borçlu yaşlı sayısının, bugün 3 milyona dayandığını aktaran Gürer, “Nüfus yüzde 32 artarken borçlu yaşlı sayısı yüzde 6.300 fırladı” dedi.</p>
<p><strong>Yaş gruplarına göre borçlanma </strong></p>
<p>Gürer, yaş gruplarına göre kredi kullanımındaki artışı şöyle açıkladı: “56–65 yaş grubu: 2002 yılında bu grupta sadece 34.864 kişi kredi kullanırken; 2024’te sayı 2.183.409 kişiye, 2025’in ilk 9 ayında ise 1.930.724 kişi olmuştur.” “66+ yaş grubu: 2002’de sadece 10.295 yaşlı kredi kullanırken; 2025’in ilk 9 ayında bu sayı 624.627 kişiye fırladı. Borç miktarı ise 9 ayda 48 milyar 456 milyon TL'yi gördü.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>CHP’nin, ‘erken ve ara seçim’ çağrısına muhalefetten tam ve kısmi destek</strong></span></p>
<p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Hükümeti erken seçime zorlamak amacıyla partisinden 22 milletvekilinin istifa edebileceği açıklaması, siyasette yeni bir tartışma yarattı. Cumhur İttifakı ortakları AK Parti ve MHP’den eleştiri alan bu açıklamaya muhalefetten destek geldi.</p>
<p>Türkiye iyi yönetilmiyor” diyen İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye’nin seçime ihtiyacı var” diyerek Özel’e destek verdi.</p>
<p>Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Özel’e “Geniş bir milli ittifak paydasında bir araya gelelim” çağrısı yaptı.</p>
<p>DEM’den, CHP’nin ‘erken seçim’ çağrısına ise farklı yorumların gelmesi dikkat çekti. DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “CHP’nin erken seçim çağrısına karşılık iktidarın atacağı ilk adım CHP üzerindeki haksızlığı ve hukuksuzluğu kaldırmak olmalıdır” derken, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, seçim tartışmalarının partilerinin gündeminde olmadığını söyledi.</p>
<p>Anayasa’ya göre ara seçim için en az 30 boş sandalye (TBMM’nin üye tam sayısı olan 600’ün yüzde 5’i) gerekiyor.</p>
<p>Herhangi bir anayasa değişikliği yapılmaz ve Meclis en az beşte üç çoğunlukla (360 oy) erken seçim kararı almazsa, seçimler Mayıs 2028’te yapılacak. Anayasa’nın 78. maddesi ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’na göre genel seçimden 30 ay dolmadan ara seçim yapılamıyor. Genel seçimlere 1 yıldan az süre kalmışsa da ara seçim yasak.</p>
<p>Bir ilin TBMM’de hiç milletvekili kalmazsa, boşalmadan 90 gün sonra gelen ilk pazar günü sadece o ilde ara seçim yapılıyor ve bu durumda 30 sandalye şartı aranmıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasli-nufusun-borc-yuku-artiyor-her-30-kisiden-biri-borclu-yasiyor-76311</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/yuzde-49a-cikan-emekli-maas-artisinda-seyyanen-endisesi-ovaw_cover.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaşlı nüfusun borç yükü artıyor, her 30 kişiden biri borçlu yaşıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/giyimde-asya-firsati-destege-bagli-76310</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Giyimde Asya fırsatı desteğe bağlı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel hazır giyim tedarik zincirini de derinden etkiliyor. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) tarafından hazırlanan “Hürmüz Boğazı Krizinin Türkiye Hazır Giyim Sektörüne ve Asya Hazır Giyim Tedarik Zincirine Etkisi” başlıklı bilgi notu, Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimin küresel hazır giyim üretimi ve ticareti üzerindeki çok boyutlu etkilerini ortaya koydu. Rapora göre küresel petrol ve LNG akışının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu kritik hattaki aksama sonrası petrol fiyatları yüzde 45, gaz fiyatları yüzde 55 ve gübre fiyatları yüzde 35 oranında arttı. Bu artış, navlun, sigorta ve üretim maliyetlerini de yukarı çekerek küresel tedarik zincirinde ciddi bir maliyet baskısı yarattı. </p>
<h2>Rakip ülkelerde üretim tehlikede</h2>
<p>Asya’daki üretim merkezlerinde enerji kısıtlamaları belirginleşirken, Sri Lanka’da haftada dört gün çalışma modeline geçildi, gemi rotalarının değişmesi teslim sürelerini 10-14 gün uzattı ve navlun maliyetlerini yaklaşık yüzde 15 artırdı. Vietnam’da yakıt stoklarının kritik seviyelere gerilediği belirtilirken, Pakistan ve Bangladeş’te de üretimi sınırlayan enerji tedbirleri devreye alındı. Güney Kore’de bazı tekstil fabrikalarının kapasitesi yüzde 20-30 seviyelerine kadar geriledi.</p>
<p>Söz konusu gelişmeler Türkiye hazır giyim sektörü açısından çok katmanlı bir etki yaratıyor. Raporda, özellikle petrol türevi girdiler ve enerji maliyetlerindeki artışın, navlun ve sigorta giderleriyle birleşerek sektörün maliyet yapısını daha da bozduğu vurgulandı. 2022-2025 döneminde dolar bazında maliyetleri yüzde 26 artan sektör, 2026’nın ilk üç ayında enflasyon ve ücret artışlarının etkisiyle maliyetlerini daha da yukarı taşıdı. Kurda artış olmaması ise rekabetçiliği zayıflatan bir unsur olarak öne çıktı. Rapora göre Türkiye yalnızca maliyet baskısıyla değil, aynı zamanda pazar daralması riskiyle de karşı karşıya. Avrupa ve ABD’de talep yavaşlarken, Arap Yarımadası’na yapılan ihracatta da zayıflama ihtimali bulunuyor. Kuzey Afrika’da ise enerji ve su stresiyle birlikte artan maliyetler, bölgeyi hem risk hem de rekabet açısından kırılgan hale getiriyor. Özellikle Mısır’ın artan enerji faturası dikkat çekiyor.</p>
<h2>Türkiye için önemli fırsat alanları da var </h2>
<p>Buna karşın aynı kriz, Türkiye için önemli bir fırsat alanı da yaratıyor. Raporda, Bangladeş, Çin ve Hindistan gibi rakip üretim merkezlerinde artan maliyetler, lojistik gecikmeler ve sipariş belirsizliğinin Türkiye lehine bir alan açabileceği ifade edildi. Küresel alıcıların belirsizlik dönemlerinde yakın tedarik, hızlı teslimat ve esnek üretim kabiliyetine yönelmesi, Türkiye’nin rekabet avantajını yeniden öne çıkarabilir. Özellikle 2026’nın ikinci yarısından itibaren siparişlerde bu etkinin daha görünür hale gelebileceği değerlendiriliyor.</p>
<h2>Savaşın rakiplere negatif etkisi daha fazla </h2>
<p>Raporda yer alan değerlendirmeye göre enerji ve ham madde maliyetlerindeki artış Türkiye’de üretim maliyetlerini yukarı iterken, Uzak Doğu’daki rakipler üzerindeki baskı Türkiye lehine göreli bir avantaj yaratıyor. Ancak Türkiye’nin mevcut maliyet yapısı ve ihracatı destekleyici mekanizmaların yetersizliği, bu fırsatın kalıcı siparişe dönüşmesini zorlaştırabilir. TGSD, ortaya çıkan tablo karşısında politika önerilerini de sıraladı. Buna göre net ihracatçılara yüzde 10 döviz dönüşüm desteği verilmesi, çalışan başına 3.500-6.000 TL arasında iş gücü desteği sağlanması ve reeskont kredilerinin daha uygun koşullarla yeniden düzenlenmesi öneriliyor. Ayrıca Eximbank teminatlarına KGF desteği sağlanması, ham madde ithalat yüklerinin azaltılması ve Dahilde İşleme Rejimi süreçlerinin kolaylaştırılması gerektiği vurgulanıyor. Genel değerlendirmede ise Hürmüz Boğazı kaynaklı enerji şokunun geçici bir dalgalanma değil, tekstil ve hazır giyim üretim ekosistemini etkileyen yapısal bir risk olduğu ifade ediliyor. İran savaşının Türkiye’ye otomatik bir avantaj sağlamayacağı ancak doğru ekonomi politikaları uygulanması halinde Türkiye’nin yeni sipariş fırsatlarını değerlendirebileceği belirtiliyor. Raporda, bu sürecin yönetilmesinin yalnızca sanayicinin değil kamu ve özel sektörün ortak sorumluluğu olduğu vurgulanarak, gerekli adımlar atılmazsa ortaya çıkan fırsat penceresinin kapanabileceği uyarısı yapılıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Mısır’daki Türk firmaları stratejik hazırlık yapmalı”</span></h2>
<p>Raporda AB pazarındaki kaybın, Arap Yarımadası’na yapılan ihracatla kısmen telafi edilmeye çalışıldığı belirtilirken, “Hem Avrupa ve ABD’deki talep yavaşlaması hem de Arap Yarımadası’na ihracatta oluşabilecek zayıflama eklenebilir. Mısır, Fas, Tunus ve Cezayir gibi Kuzey Afrika ülkelerinde de su stresi, enerji baskısı ve Süveyş hattı üzerindeki jeopolitik gerilimler bir arada değerlendirilmelidir. Özellikle Mısır’ın aylık gaz ithalat faturasının savaş sonrası süreçte 560 milyon dolardan 1,65 milyar dolara yükseldiği ve akaryakıt fi yatlarında ortalama yüzde 17 artış yapıldığı bildirilmektedir. Mısır beş yıl içinde hazır giyim ihracatını 12 milyar dolara çıkarma hedefi ni sürdürse de bu kırılganlıklar göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle Mısır’da yatırımı bulunan Türk firmalarının gelişmeleri yakından takip etmesi ve olası senaryolar için stratejik hazırlık yapmaları büyük önem taşımaktadır” ifadelerine yer verildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/giyimde-asya-firsati-destege-bagli-76310</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/9/1280x720/hazir-giyim-sektoru-avrupadan-umdugunu-bulamadi-rotayi-amerikaya-ceviriyor-1760010288.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TGSD raporuna göre, Hürmüz krizi enerji ve lojistik maliyetlerini artırarak Asya üretimini zayıflattı. Türkiye’de maliyet baskısı artarken, yakın tedarik avantajı yeni sipariş fırsatı yaratabilir. Ancak bunun için destekleyici politikalar şart. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76308</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 6 NİSAN" src="https://www.youtube.com/embed/3qfzHSPIXig" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76308</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/berfin-cipa-1753078160.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kagida-degil-varile-erisim-fiyatlaniyor-76309</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kağıda değil varile erişim fiyatlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d3356a23260-1775449450.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Giderek şiddetlenen çatışma, uluslararası enerji piyasalarında ani şok dalgaları yaratıyor. Durumun uzaması halinde, küresel enerji tedarik zincirlerinde ciddi aksamaların kaçınılmaz olacağı endişesi petrol piyasasında alışılmış fiyat dinamiklerini altüst ediyor. Küresel referans Brent’in spot fiyatı varil başına 140 doların üzerine çıkarak 2008 krizinden bu yana en yüksek seviyeyi test ederken, nadiren görülen bir fiyat kırılması oldu: WTI, Brent’in üzerine çıkıp son dört yılın zirvesine yerleşti.</p>
<p>Piyasada artık yalnızca jeopolitik risk primi değil, doğrudan arz tehdidi fiyatlanıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik sert müdahale sinyali ve boğazın yeniden açılmasına dair belirsizlik, yatırımcıları hızla pozisyon kapatmaya zorladı. Son bir haftada mayıs vadeli WTI fiyatı yaklaşık yüzde 12 artarak 111,5 dolar seviyesine yerleşti. WTI son 1 ayda yüzde 37 yükseldi. Haziran vadeli Brent’in fiyatı da aylık olarak yüzde 27 artarak 109 dolar civarında seyrediyor.</p>
<h2>ABD petrolü erişilebilir ve güvenilir görülüyor </h2>
<p>Normal şartlarda deniz yoluyla taşınan ve küresel arzı temsil eden Brent, WTI’ya göre primli işlem görür. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki fiili tıkanma bu ilişkiyi tersine çevirdi. Tanker trafiğinin çökmesi ve sevkiyatların durma noktasına gelmesiyle alıcılar için ABD kaynaklı WTI, erişilebilir ve taşınabilir varil avantajıyla “güvenli petrol” konumuna yükseldi. Bu da WTI fiyatlarına hızlı bir yükseliş olarak yansıyor.</p>
<h2>Vadeli ve gerçek işlemde devasa makas </h2>
<p>Fiziki piyasadaki stres, vadeli işlemler ile gerçek yüklemeler arasındaki makası da açtı. Spot Brent olarak bilinen ve gerçek yükleme tarihlerini yansıtan fiziki fiyatlar 18 yılın zirvesi 141 doların üzerine çıkarken, vadeli kontratlar 109 dolar civarında kaldı. Bu ayrışma, piyasada kâğıt işlemlerden çok fiziksel varile erişimin belirleyici hale geldiğini gösteriyor. </p>
<h2>Arz daralması şoku </h2>
<p>Uzmanlara göre bu durum klasik bir arz daralması şoku. Hürmüz’den geçen küresel petrolün yaklaşık 20’si risk altında bulunurken, sigorta maliyetleri, gecikmeler ve rota değişimleri arzı fiilen azaltıyor. Uluslararası Enerji Ajansı bu süreci “tarihin en ciddi arz şoklarından biri” olarak tanımlıyor.</p>
<p>Artan belirsizlik, petrol piyasasında volatiliteyi keskin şekilde yükseltirken, fiyatlamanın merkezi de değişiyor. Brent hâlâ küresel riski yansıtsa da, akışların aksaması nedeniyle anlık referans olma özelliğini kaybediyor. Buna karşılık WTI, teslim edilebilir varil avantajıyla acil talebin adresi haline geliyor.</p>
<p>Uzmanlara göre, piyasanın verdiği mesaj net: Petrol artık sadece bir finansal enstrüman değil, ulaşılabilir bir fiziksel kaynak olarak fiyatlanıyor. Çatışmanın uzaması halinde bu kırılmanın kalıcı hale gelmesi ve fiyatların yeni zirveleri test etmesi olasılığı güçleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">WTI DAHA KALİTELİ, BRENT DAHA TİCARİ</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d33695cdae5-1775449749.png" alt="" width="233" height="261" /></span>Küresel petrol piyasasında fiyatlamanın iki ana referansı olan Brent ve WTI, hem coğrafi kaynakları hem de piyasa dinamikleri açısından belirgin farklılıklar gösteriyor. Brent petrolü, Kuzey Denizi çıkışlı olup Avrupa, Afrika ve Ortadoğu piyasaları için temel fiyat göstergesi kabul edilirken, dünya ticaretinin yüzde 70’ten fazlasının fiyatlanmasında rol oynuyor. Deniz erişimi sayesinde taşımada esneklik sunması da Brent’i küresel arz şoklarına karşı daha hassas hale getiriyor. Brent “tatlı” petrol grubunda, ama WTI’a göre biraz daha kükürtlü.</p>
<p>ABD merkezli Batı Teksas ham petrolü (WTI) ise daha çok ABD iç piyasa referansı olarak öne çıkıyor. Oklahoma Cushing teslimat noktasıyla karasal bir sisteme bağlı olan WTI, lojistik sınırlamalar nedeniyle çoğunlukla Brent’e kıyasla iskontolu işlem görüyor. Ancak daha “hafif ve tatlı” yapısı rafinaj açısından avantaj sağlıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ALTERNATİF ROTALAR GÜNDEMDE</span></h2>
<p>Hürmüz Boğazı’ndaki riskler Körfez ülkelerini alternatif ihracat yollarına yöneltti. Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e uzanan Doğu-Batı boru hattı günlük 7 milyon varil kapasitesiyle öne çıkarken, kapasite artışı ve yeni hat projeleri yeniden masada. Abu Dabi’nin Fujairah hattı gibi mevcut güzergahların genişletilmesi kısa vadeli çözüm olarak görülüyor. Uzun vadede ise bölge genelinde boru hatları ve ticaret koridorlarından oluşan bir ağ kurulması tartışılıyor. Ancak yüksek maliyet, siyasi riskler ve güvenlik sorunları bu projelerin önündeki en büyük engeller olmaya devam ediyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kagida-degil-varile-erisim-fiyatlaniyor-76309</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/8/1280x720/petrol-tankeri-1772598101.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz’deki tıkanma petrol piyasasında dengeleri altüst ediyor. Brent petrolde spot fiyat 2008’den bu yana en yüksek seviyeye çıkarken, fiziki varile yönelen talep vadeli işlemlerde WTI’yi Brent’in üzerine taşıdı. Piyasada artık “kâğıt fiyat” değil, gerçek arz konuşuluyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yol-arkadasin-burada-egitimlerine-5-ulkeden-1000-girisimci-kadin-katildi-76332</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Yol Arkadaşın Burada’ eğitimlerine 5 ülkeden 1000 girişimci kadın katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İşgücü piyasasında kadınların güçlenmesi, kadınların işgücüne katılımlarının artırılması konularının ülkemizin öncelikleri arasında yer alması gerekiyor. Bu doğrultuda, son yıllarda kamu, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör şirketleri  kadınların daha üretken hale getirilmesine ve girişimci olmalarına destek sağlayacak projeler geliştiriyorlar.  Yapılan çalışmaların sonucunda rakamlarda da belirgin bir iyileşme gözlemleniyor. </p>
<p>TÜİK İşgücü istatistiklerine göre, 2002 yılında kadınların işgücüne katılım oranı %27,9 iken 2025 yılında %36,2’ye yükseldi. Aynı dönem için kadın istihdam oranı %25,3’den %32,1’e çıktı kayıt dışı çalışan kadın oranı ise %72,5’den %30,7’ye geriledi. 2002 yılında %13,1 olan kadın girişimci (işveren ve kendi hesabına çalışan) oranı ise 2025 yılında %18,2'ye yükseldi.</p>
<p>Kadın girişimciler  sermaye yetersizliği, kredi süreçlerinin karmaşıklığı, iş deneyimi yetersizliğinin yanı sıra nereden başlayacakları ve nasıl devam edecekleri konusunda da bilgiye erişme zorluğu yaşıyorlar. Kadınların teknolojik ve finansal okuryazarlıklarını  artıran koçluk ve danışmanlık destekleri bu bağlamda büyük fayda sağlıyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d3486e5a6ad-1775454318.jpg" alt="" width="700" height="420" />Kurulduğu günden beri Türkiye’nin dört bir yanındaki kadın girişimcilere destek olan KAGİDER (Türkiye Kadın Girişimciler Derneği) çok önemli başarılara imza atıyor. </p>
<p>KAGİDER’in iş birliği yaptığı özel sektör kuruluşlarından birisi olan  e-ticaret platformu Hepsiburada da uzun  süredir farklı projelerle kadınlara destek oluyor. </p>
<p>Örneğin, 2017 yılında başlattığı Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü Programıyla 63 binden fazla kadına ulaştı. Onlara e-ticaret, pazarlama ve finans konularında eğitimler verdi. Ücretsiz ürün fotoğraf çekimleri, komisyon indirimleri ve reklam desteği sundu.  Kadın Kooperatifleri Destek programıyla kooperatiflere avantajlar sağlıyor.  Son dönemde, (KAGİDER) iş birliğiyle hayata geçirilen "Yol Arkadaşın Burada" programıyla ise kadın girişimcilere eğitim ve mentorluk desteği sunuyor. </p>
<p>Geçtiğimiz hafta, Hepsiburada Kurumsal İletişim, Sosyal Etki ve Sürdürülebilirlik Direktörü Canan Binal Yılmaz, Hepsiburada Kurumsal İlişkiler, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkan Yardımcısı Cem Tanır, KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Esra Bezircioğlu; KAGİDER Yönetim Kurulu Üyesi ve proje lideri Neşecan Çekici, KAGİDER Yönetim Kurulu Üyesi ve proje lideri Av. Zeynephan Gemicioğlu, İyi Yaşam ve Beslenme Uzmanı Dilara Koçak ve Yol Arkadaşın Burada Programı katılımcılarının bulunduğu kalabalık bir toplantıya katıldım.  Divan Kuruçeşme’de düzenlenen buluşmada  girişimci kadınları e-ticarette başarılı olmak için gerekli olan yetkinliklerle donatmayı amaçlayan projenin sonuçlarını dinledim. Kadın girişimcilerin heyecanına tanık oldum.</p>
<p><strong>İş yapma biçiminde köklü bir değişim yarattı</strong></p>
<p>Toplantıda paylaşılan verilere göre, 23 farklı alanda gerçekleştirilen ve toplam süresi 52 saati bulan eğitimlere 1.000’in üzerinde kişi katıldı. İstanbul’dan Ordu’ya, İzmir’den Şanlıurfa’ya, Kırşehir’den Diyarbakır’a toplam 30 şehirden girişimci kadın programa dahil oldu. Eğitimlere Hollanda, ABD, Kanada ve İspanya'dan da girişimci kadınlar katıldı. </p>
<p>Sonuçlar, eğitimlerin  katılımcılarda yalnızca teknik beceri değil, iş yapma biçiminde de köklü bir değişim yarattığını ortaya koyuyor.  Eğitimlerin ardından katılımcıların üçte ikisi yapay zekâ araçlarını iş süreçlerine entegre etmeye başlamış.  Yüzde 50’sinden fazlası ürün görsellerini profesyonel çekim teknikleriyle yenilemiş. Video içeriği üretmeye başlayanların oranı ise yüzde 46’ya ulaşmış.  </p>
<p>Eğitimlerin etkisinin iş sonuçlarına yansıdığı görülüyor.  Katılımcıların eğitimlere başladıkları döneme kıyasla sipariş sayılarında yüzde 70’e yakın artış gerçekleşmiş. . Katılımcıların yüzde 83’ü işlerini büyütme konusundaki özgüvenlerinin arttığını ifade etmiş.  Programın genel memnuniyet oranı ise yüzde 90’nın üzerinde gerçekleşmiş. </p>
<p><strong>Özel sektör STK birlikteliğine örnek bir proje</strong></p>
<p>Toplantıda konuşan Hepsiburada Kurumsal İletişim, Sosyal Etki ve Sürdürülebilirlik Direktörü Canan Binal Yılmaz, programın amacını “girişimci kadınlara gerçek anlamda bir rekabet avantajı sağlayabilmek, ihtiyaçlara günümüz gerçeklerine uygun, gerçekçi, etkili destek mekanizmalarıyla yanıt vermek” cümlesiyle tanımladı. </p>
<p>Canan Binal Yılmaz Hepsiburada-KAGİDER birlikteliğinin mevcut iş birliği özelinde ortaya koyduğu çıktıların çok ötesinde bir etki gücüne sahip  özel sektör-sivil toplum dayanışması perspektifinde de örnek bir ortaklık olduğuna dikkat çekti. </p>
<p><strong>İkinci fazda mentorluk eğitimleri başlıyor</strong></p>
<p>Programın ikinci fazında eğitime katılan girişimci kadınlar arasından seçilen 25 isim, KAGİDER’in mentör ağında yer alan deneyimli ve başarılı girişimci kadınlardan 6 ay süreyle mentörlük alacak. Mentörlük sürecinin tamamlandıktan sonra,  girişimciler yatırımcı önüne çıkmaya yönelik özel bir eğitim programına dahil olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yol-arkadasin-burada-egitimlerine-5-ulkeden-1000-girisimci-kadin-katildi-76332</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/2/1280x720/56-1775454346.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Yol Arkadaşın Burada’ eğitimlerine 5 ülkeden 1000 girişimci kadın katıldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aganin-eli-tutulmaz-hamdi-bey-76324</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağanın eli tutulmaz Hamdi Bey!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hamdi Ulukaya’yı hepiniz tanırsınız. Erzincan’dan çıkıp ABD’de kendi olanaklarıyla yarattığı Chobani’yi dünyanın en bilinen yoğurt markalarından birisi haline getirdi. Chobani bugün 20 milyar dolar değerlemeye ulaşmış ve çalışanlarının da ortak edildiği bir dev. Hamdi Ulukaya son yıllarda ana iş kolu olan yoğurt ürünlerinin ötesinde büyümek için önemi şirket satınalmalarıyla da dikkat çekti. Büyümesi sürdürülebilir şekilde devam ediyor. </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d34209ea6b8-1775452681.jpg" alt="" width="600" height="614" />
<figcaption><strong>“Giving Pledge” iyi niyet taahhüdünü imzalayarak kişisel servetinin büyük bir kısmını toplumsal fayda için bağışlamayı taahhüt eden Ulukaya hem Türkiye’de hem de dünyada çeşitli toplumsal projelere destek sağlıyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Forbes’un 2026 listesine göre 13,5 milyar dolarlık servetiyle Türkiye’nin en zengin iş insanı olan Hamdi Ulukaya, toplumsal faydayı da işinin merkezine koyan bir isim. “Giving Pledge” iyi niyet taahhüdünü imzalayarak kişisel servetinin büyük bir kısmını toplumsal fayda için bağışlan Ulukaya hem Türkiye’de hem de dünyada çeşitli toplumsal projelere destek sağlıyor. Son olarak da "Resmi Beslenme Ortağı" olarak ABD Futbol Federasyonu ile yaptığı “Feed the Dream- Hayalleri Besle” adlı anlaşmayla genç sporcuların gelişimi ve sağlıklı beslenme konusunda somut bir model sunuyor. Kampanya kapsamında 500 yerel çocuk futbol takımına toplam 5 milyon dolar destek, eğitim materyalleri ve rehberler sağlanıyor; gençlerin hem sahada hem de beslenme alışkanlıklarında gelişimi hedefleniyor. Chobani’nin Türkiye’de Fenerbahçe ile kurduğu bağ da, kulübe sağlanan sponsorluk desteğiyle markanın Türk sporuna adım atmasını ve genç sporculara dolaylı katkı sağlamayı ifade ediyor. Türkiye, 24 yıl aradan sonra futbolda yeniden Dünya Kupası Finallerine katılıyor. Bu bileğinin hakkıyla kazandığı bir geri dönüş. Türk futbolunda dipten gelen dalga her zamankinden daha güçlü; altyapılarda yetişen gençler ve yeniden filizlenen inanç, büyük bir potansiyelin göstergesi.</p>
<p>İşte tam da bu noktada Hamdi Ulukaya devreye girebilir: ABD’deki modelin benzerini Türkiye’de hayata geçirerek, genç futbolcuların gelişimi için öncü bir rol üstlenebilir. Bu sayede sporun sadece sahadaki performans değil, altyapı ve hayaller üzerindeki etkisi de kalıcı hale gelebilir. Ne dersiniz Hamdi bey, ağanın eli tutulur mu?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aganin-eli-tutulmaz-hamdi-bey-76324</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağanın eli tutulmaz Hamdi Bey! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
