<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-cerkezkoy-edirne-arasindaki-seyahat-suresi-54-dakikaya-dustu-89454</guid>
            <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 15:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Çerkezköy-Edirne arasındaki seyahat süresi 54 dakikaya düştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Projesi'nin Çerkezköy-Kapıkule kesiminde başlayan yolcu taşımacılığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Yazılı açıklamasında hattın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla dün hizmete alındığını anımsatan Uraloğlu, ilk yolcu treninin bugün hareket ettiğini, Çerkezköy-Edirne güzergahında hızlı tren seferlerinin başladığını bildirdi.</p>
<p>Uraloğlu, yeni hat üzerinde ilk hızlı trenin Edirne İstasyonu'ndan saat 09.00'da hareket ettiği bilgisini vererek, "Yeni hattımızda günde karşılıklı 6 hızlı tren seferi düzenliyoruz. Çerkezköy-Edirne arasındaki seyahat süresi hızlı trenle 54 dakikaya düştü." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Çerkezköy-Edirne istikametinde trenlerin 10.45, 15.00 ve 19.30 saatlerinde hareket edeceğini ifade eden Uraloğlu, Edirne-Çerkezköy istikametinde ise 09.00, 13.00 ve 17.45 saatlerinde sefer düzenlendiğini belirtti.</p>
<p>Uraloğlu, hızlı trenlerin Büyükkarıştıran, Lüleburgaz ve Babaeski istasyonlarında duracağını bildirerek, "Trenlerimiz, ikisi tekerlekli sandalye kullanıcısı için ayrılmış, toplam 411 koltuk kapasitesiyle vatandaşlarımıza hizmet veriyor." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>Günde toplam 8 tren seferi düzenleniyor</strong></p>
<p>Yeni hattın hizmete girmesiyle bölgedeki tren seferlerinin de yeniden planlandığına işaret eden Uraloğlu, Çerkezköy-Edirne arasında karşılıklı 6 hızlı tren seferinin yanı sıra Halkalı-Uzunköprü arasında mevcut hat üzerinden karşılıklı iki bölgesel tren seferinin düzenlendiğini ifade etti.</p>
<p>Uraloğlu, Halkalı-Uzunköprü arasında bölgesel trenlerle de hizmet vermeye devam ettiklerini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Halkalı'dan Uzunköprü'ye trenimiz saat 08.25'te, Uzunköprü'den Halkalı'ya ise saat 15.40'ta hareket ediyor. Böylece yeni ve mevcut hatlarımızda günde toplam 8 yolcu treni seferi düzenliyoruz. Halkalı'dan bölgesel trenlerle Çerkezköy'e ulaşan yolcularımız, buradan hızlı trenlere aktarma yaparak Edirne'ye seyahat edebilecek. Edirne'den Halkalı yönüne seyahat edecek yolcularımız da Çerkezköy'de bölgesel trenlere aktarma yaparak yolculuklarını tamamlayabilecek."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-cerkezkoy-edirne-arasindaki-seyahat-suresi-54-dakikaya-dustu-89454</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/4/1280x720/cerkezkoy-edirne-yht-hizli-tren-1791637299.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çerkezköy-Kapıkule Hızlı Demiryolu Hattı&#039;nda başlayan seferler hakkında açıklama yapan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Yeni hattımızda günde karşılıklı 6 hızlı tren seferi düzenliyoruz. Çerkezköy-Edirne arasındaki seyahat süresi hızlı trenle 54 dakikaya düştü.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/44-bin-ton-bugday-ihale-ile-satilacak-89452</guid>
            <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TİGEM, 4.4 bin ton buğday satacak, 420 dekarlık araziyi de kiraya verecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) Polatlı Tarım İşletmesi Müdürlüğünün Resmi Gazete'de yayımlanan ilanına göre işletme, 2026 yılı için 1000 ton "Bezostaja-1", 1427 ton "Selamibey" ve 2 bin ton "Tosun-bey" olmak üzere toplam 4 bin 427 ton mahsul buğdayı 21 parti halinde satacak.</p>
<p>İhale, açık artırma usulüyle 22 Ekim'de saat 10.30'da Polatlı Ticaret Borsası'nda yapılacak.</p>
<p><strong>420 dekar kurudaki arazi kiralanacak</strong></p>
<p>Öte yandan, TİGEM Türkgeldi Tarım İşletmesi Müdürlüğüne ait 420 dekar kurudaki arazi, bir yıllığına, kanola, patates, şeker pancarı, kavun-karpuz, ayçiçeği, mısır, çeltik, ryegrass ve sebze mahsulü bitkilerinin üretimi yapılmak üzere iki parti halinde ve sezonluk kiraya verilecek.</p>
<p>İhale, açık artırma usulüyle, 19 Ekim'de, saat 14.00'te işletmede gerçekleştirilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/44-bin-ton-bugday-ihale-ile-satilacak-89452</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/BUGDAY-TARLASI.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİGEM, 4 bin 427 ton mahsul buğdayı ihale ile satacak, 420 dekar araziyi de bir yıllığına, kanola, patates, şeker pancarı, kavun-karpuz, ayçiçeği, mısır, çeltik, ryegrass ve sebze mahsulü bitkilerinin üretimi için kiraya verecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/bu-hafta-altin-ve-euro-kazandirdi-89443</guid>
            <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 11:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta altın ve euro kazandırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 0,03 azalışla 12.265,98 puandan tamamladı. Endeks, hafta içinde en düşük 12.038,79 puanı, en yüksek 12.528,60 puanı gördü.</p>
<p>Borsa İstanbul'da aynı dönemde teknoloji endeksi yüzde 3,45 kayıpla 37.934,21 puana, hizmetler endeksi yüzde 1,27 gerileyerek 10.795,61 puana, mali endeks ise yüzde 1,15 azalışla 14.465,33 puana inerken sanayi endeksi yüzde 0,23 artışla 16.011,48 puana çıktı.</p>
<p>Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksine dahil hisse senetleri arasında bu hafta en çok yükselen yüzde 11,96 ile Pasifik Holding oldu. Onu yüzde 8,12 ile İskenderun Demir ve Çelik ve yüzde 8,09 ile CVK Maden izledi.</p>
<p>Söz konusu hisseler arasında bu hafta en çok değer kaybeden ise yüzde 9,75 ile Bera Holding olurken onu yüzde 7,84’lük gerilemeyle Borusan Yatırım ve yüzde 7,09’luk düşüşle Astor Enerji takip etti.</p>
<p>Borsa İstanbul’da hisseleri işlem gören şirketler arasında piyasa değeri en yüksek şirket, yaklaşık 1 trilyon 601 milyar 700 milyon lirayla ASELSAN oldu. ASELSAN’ı yaklaşık 744 milyar 225 milyon lirayla Tüpraş ve 543 milyar 60 milyon lirayla Garanti BBVA izledi.</p>
<p><strong>Altın yükseldi</strong></p>
<p>24 ayar külçe altının gram fiyatı, geçen hafta sonuna göre yüzde 0,48 artışla 6 bin 645 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 0,14 artışla 43 bin 310 liraya yükseldi.</p>
<p>Çeyrek altının satış fiyatı da önceki haftaki kapanışına göre yüzde 0,21 artarak 10 bin 883 liraya çıktı.</p>
<p>Doların satış fiyatı yüzde 0,63 artarak 49,3430 liraya yükselirken euronun satış fiyatı ise yüzde 0,39 azalışla 55,2490 liraya geriledi.</p>
<p>Geçen hafta 64,9970 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 0,45 artışla 65,2900 liraya çıktı.</p>
<p>İsviçre frangı ise yüzde 0,82 değer kazanarak 59,3720 liradan alıcı buldu.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/bu-hafta-altin-ve-euro-kazandirdi-89443</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/1/1280x720/altin-gold-dollar-1786081395.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa, haftayı yüzde 0,03 azalışla 12.265,98 puandan kapattı. 24 ayar külçe altının gramı yüzde 0,48, cumhuriyet altınının satış fiyatı yüzde 0,14, çeyrek altın da yüzde 0,21 arttı. Doların satış fiyatı yüzde 0,63 artarken euro ise yüzde 0,39 geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/demir-yolu-ulasiminda-acik-biletlerin-gecerlilik-suresi-90-gune-indirildi-89442</guid>
            <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 11:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Demir yolu ulaşımında açık biletlerin geçerlilik süresi 90 güne indirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının hazırladığı "Demiryolu ile Seyahat Eden Yolcuların Haklarına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, yönetmelikteki bebek arabası, bisiklet ve motorlu bisikletlere dair "araç" tanımına skuter ve elektrikli skuter da dahil edildi.</p>
<p>Yolculara seferin gecikmesi veya iptal edilmesi de dahil belirli durumlar için tanımlanan açık biletlerin geçerlilik süresi 180 günden 90 güne düşürüldü.</p>
<p>Ayrıca yönetmeliğe aykırı hususların tespit edilmesi durumunda her bir kusur için 9 bin 473 lira idari para cezası uygulanabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/demir-yolu-ulasiminda-acik-biletlerin-gecerlilik-suresi-90-gune-indirildi-89442</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/yht.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de demir yolu ulaşımı hakkında yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle, &quot;araç&quot; tanımına skuter da dahil edildi. Yolculara tanımlanan açık biletlerin geçerlilik süresi 180 günden 90 güne düşürüldü. Ayrıca yönetmeliğe aykırı hususlarda en az 9 bin 473 lira idari para cezası uygulanabilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/4-elektrik-dagitim-sirketin-avans-odemeleri-ertelendi-89441</guid>
            <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 elektrik dağıtım şirketinin avans ödemeleri ertelendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) dört elektrik dağıtım şirketiyle ilgili kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Kurul kararı, Akedaş Elektrik Dağıtım AŞ, Dicle Elektrik Dağıtım AŞ, Fırat Elektrik Dağıtım AŞ, Toroslar Elektrik Dağıtım AŞ ile söz konusu dağıtım bölgelerinde faaliyet gösteren görevli tedarik şirketlerinin Elektrik Piyasası Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliği’nin 140'ıncı maddesi uyarınca, Yönetmeliğin 17'nci maddesinin 2'nci fıkrasının a, b, c ve ç bentleri kapsamında yer alan kategorileri ile organize sanayi bölgelerinin doğrudan veya dolaylı ortağı olduğu tedarik şirketlerinin ilgili organize sanayi bölgesi sınırları kapsamında yapılan elektrik satışları için ödemekle yükümlü bulunulan avanslar için geçerli olacak.</p>
<p>Yönetmeliğin 132/Ç maddesinin birinci fıkrasında belirtilen avans ödeme bildirimlerinde yer alan bedellerin ilgili fatura dönemine ilişkin fatura son ödeme tarihine kadar ertelenmesine, avans ödemelerinin ertelendiği süre boyunca piyasa işletmecisi ve piyasa katılımcısına temerrüt faizinin uygulanmamasına ve kararın 31 Aralık 2027 tarihine kadar geçerli olması hükme bağlandı.</p>
<p>Karar, 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/4-elektrik-dagitim-sirketin-avans-odemeleri-ertelendi-89441</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/epdk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK, Akedaş Elektrik, Dicle Elektrik, Fırat Elektrik ve Toroslar Elektrik ile bu dağıtım bölgelerinde faaliyet gösteren görevli tedarik şirketlerinin avans ödeme bildirimlerinde yer alan bedellerin ertelenmesine karar verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/borca-batik-sirketlere-saglanan-kolaylik-uzatildi-89440</guid>
            <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 10:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borca batık şirketlere sağlanan kolaylık uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının hazırladığı "6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 376'ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Tebliğle, sermaye kaybı olan veya borca batık şirketlerin durumuna ilişkin hesaplamalarda düzenlemeye gidildi.</p>
<p>Buna göre, söz konusu şirketlerin henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsinden yükümlülüklerden doğan kur farkı zararlarının tamamı ile 2020 ve 2021 yıllarında tahakkuk eden kiralamalardan kaynaklanan giderler, amortismanlar ve personel giderlerinin toplamının yarısının, 1 Ocak 2028'ye kadar yapılacak hesaplamalarda dikkate alınmaması imkanı sağlandı.</p>
<p>Söz konusu uygulama, daha önce 1 Ocak 2027'ye kadar yapılacak hesaplamaları kapsıyordu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/borca-batik-sirketlere-saglanan-kolaylik-uzatildi-89440</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/9/1280x720/para-tl-1778826657.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye kaybı yaşayan veya borca batık şirketlerin durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsinden yükümlülüklerden doğan kur farkı zararlarının tamamı ile 2020 ve 2021 yıllarında tahakkuk eden bazı giderlerinin hesaplamalarda dikkate alınmaması imkânının süresi 1 yıl uzatıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/parakolayin-faaliyet-izni-iptal-edildi-89439</guid>
            <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 10:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Parakolay&#039;ın faaliyet izni iptal edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) Parakolay Elektronik Para AŞ hakkındaki tebliği Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun kapsamında 28 Temmuz 2022'de TCMB kararıyla verilen elektronik para kuruluşu olarak faaliyette bulunma izni, Kanun'un 21. maddesinin 8. fıkrası uyarınca iptal edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/parakolayin-faaliyet-izni-iptal-edildi-89439</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Parakolay Elektronik Para AŞ&#039;nin faaliyet izni Merkez Bankası tarafından iptal edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/enerjide-acele-kamulastirma-kararlari-89438</guid>
            <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 10:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjide acele kamulaştırma kararları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve altyapı projeleri için bazı taşınmazlar kamulaştırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) Genel Müdürlüğüne ait 400/154 kilovolt Rumeli Transformatör Merkezi Sahası Projesi, 400/154 kilovolt Sarıhöyük Havza Transformatör Merkezi Sahası Projesi ve 400/154 kilovolt Gordion Havza Transformatör Merkezi Sahası Projesi kapsamında ilgili haritalarda gösterilen sahalara isabet eden taşınmazların Genel Müdürlük tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p>TEİAŞ'a ait 400 kilovolt Konya Kuzey-İGA GES Enerji İletim Hattı Projesi, 154 kilovolt Diyarbakır 3-Diyarbakır 4 Enerji İletim Hattının 38-40 numaralı direkler arası deplasesi projesi, 400 kilovolt Seydişehir-Afyon 2 Yenileme Enerji İletim Hattı Projesi, 400 kilovolt Gölbaşı-Kayseri Kapasitör Kuzey Enerji İletim Hattı Kısmi Yenileme Projesi ve 154 kilovolt (PS-4-Bismil-2) Brş. N.-Midyat Enerji İletim Hattı Projesi kapsamında direk yerlerinin mülkiyet şeklinde, iletken salınım gabarisinin ise irtifak kurulmak suretiyle genel müdürlük tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p>Denizli, Diyarbakır, Edirne, Kırşehir, Konya, Nevşehir, Niğde, Sakarya, Şanlıurfa ve Trabzon'da ilgili enerji nakil hatlarının yapımı için güzergahlara isabet eden taşınmazlarda elektrik dağıtım tesislerinin mülkiyet şeklinde, hat emniyet sahalarının ise irtifak kurulmak suretiyle Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p>Ayrıca Adıyaman, İzmir, Manisa, Malatya ve Mersin'de yapılacak boru hattı projelerinin inşası kapsamında, proje güzergahlarına isabet eden taşınmazlar ile projeler kapsamında inşa edilecek sabit tesisler, ulaşım yolları, enerji nakil hatları, katodik koruma hatları ve anot yataklarının yapımı amacıyla ihtiyaç duyulan taşınmazların mülkiyet şeklinde ya da daimi/geçici irtifak hakkı kurulmak suretiyle Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketi Genel Müdürlüğünce kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p>Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına (TPAO) ait Akdeniz Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Projesi kapsamında, petrol ve doğal gaz arama ve üretim faaliyetlerini gerçekleştirmek amacıyla ilgili ruhsat alanlarında lokasyon alanı ve yolu, petrol ve doğal gaz boru hattı, enerji nakil hattı, üretim kampları, idari kampüs alanları ve depolama tesislerinin yapımı için ihtiyaç duyulan taşınmazların mülkiyet şeklinde ya da daimi/geçici irtifak hakkı kurulmak suretiyle TPAO tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/enerjide-acele-kamulastirma-kararlari-89438</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çeşitli illerde yapılacak enerji ve altyapı projeleri için bazı taşınmazlar acele kamulaştırılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/afganistana-insani-yardim-malzemelerinin-sevkiyatini-tcdd-yapacak-89437</guid>
            <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 10:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Afganistan&#039;a insani yardım malzemelerinin sevkiyatını TCDD yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Afganistan'a göndereceği insani yardım malzemelerinin sevkiyatına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) AŞ, yıl sonuna kadar, Türkiye'den Afganistan'a gönderilecek insani yardım malzemelerinin, Türkiye-İran-Türkmenistan-Afganistan veya Türkiye-İran-Afganistan güzergahı boyunca yapılacak sevkiyatında görev alacak.</p>
<p>Kararla sevkiyatın görevlendirme bedeli ve hesaplama yöntemine dair usul ve esaslar da belirlendi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/afganistana-insani-yardim-malzemelerinin-sevkiyatini-tcdd-yapacak-89437</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/demiryolu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan karara göre, Afganistan&#039;a gönderilecek insani yardım malzemelerinin sevkiyatı için TCDD AŞ görevlendirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-finansal-oyunlara-terk-edilemez-89432</guid>
            <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 08:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi finansal oyunlara terk edilemez</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İSTANBUL </strong>Sanayi Odası (İSO) Meclis Başkanı ve yeni dönem Yönetim Kurulu Başkanlığı adayı, Yılmaz Redüktör A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ender Yılmaz, </strong>adaylığı konusunda düzenlediği sohbet toplantısında sanayi üretimi üzerinde durdu, şu çarpıcı mesajla söze girdi:</p>
<p>-          <strong>Ekonomi ekranlardaki rakamlara veya finansal oyunlara terk edilemez. Güçlü ekonomi ancak bilgi, teknoloji ve alın teriyle oluşturulabilir.</strong></p>
<p>Türkiye’nin düşük teknoloji yoğunluğundan çıkması için sonuç üreten adımlar atılması gerektiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Alın terinin ve bilginin yerine adam kayırmacılığın hüküm sürdüğü bir yapı, bir neslin ruhunu ve ülkenin yarınlarını gasp eder. Sanayinin geleceğini plansızlığa ve belirsizliğe bırakmamak gerekir.</strong></p>
<p>70 yıllık bir sanayici ailenin mensubu olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>1976 yılında CNC’yi Türkiye’ye ilk getiren sanayiciler arasındayız. Sonrasında bugün gelinen noktada robotlar devrede.</strong></p>
<p>Bu noktada şu konunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Sanayide hızlı geçiş olmaz. Hızlı geçiş olursa dağılırsınız.</strong></p>
<p>Fon kriziyle birlikte ortaya dökülen rantları herkesin gördüğüne işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Biz paradan para değil, üretimden para kazanmak zorundayız. Çünkü, üretimi temel almadan hiçbir şekilde kalkınma olmaz.</strong></p>
<p>Bugün ekonomide en büyük belanın enflasyon olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Çevremizde yaşanan jeopolitik gelişmeleri enflasyonu olumsuz etkiliyor. Maliyetlerimizi artıracak etki yapıyor. Kur politikası ithalat ve ihracatta bizi zora sokuyor. Yüksek faiz de bir başka sorun olarak karşımızda duruyor.</strong></p>
<p>Sanayide maliyet artışlarını şöyle değerlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Maliyet hesabı yaparken eskiden en büyük kalemleri sıralarken, </strong>“Enerji maliyetlerimizi çok yükseltiyor, lojistik maliyetlerimizi çok yükseltiyor, hele hammadde, hiç tutamıyoruz” <strong>diyorduk.</strong></p>
<p>İşçiliği bu listede 3’üncü, 4’üncü sıraya koyduklarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Şu anda en sıkıntılı olduğumuz alan haline geldi.</strong></p>
<p>İşgücü maliyetlerini iki kesimi de zora soktuğuna vurgu yapıp, anlattı:</p>
<ul>
<li><strong>Çalışanlarımız, emekçilerimiz gerçekten çok zor durumda. Hayatın bu gerçeğini görmemiz, konuşmamız gerekiyor. Herkesin bir gelire ihtiyacı var. Aldıkları ücretler yetmiyor artık.</strong></li>
<li><strong>Peki, biz sanayiciler? Rekabet edemiyoruz. İşgücü maliyetlerimiz eskiden toplam içinde yüzde 6’lar civarındaydı. Kendi işimden örnek vereyim. Toplam maliyetin içine işçiliğin payı yüzde 10-11’lerde idi, yüzde 43’lere geldik. Bu sürdürülebilir bir durum değil.</strong></li>
</ul>
<p>Bu noktada şu soruyu kendine sordu:</p>
<p>-          <strong>Şimdi bu durum bizi nereye getiriyor?</strong></p>
<p>Kendi sorusunu şöyle yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Rekabetçi olamadığımızda ihracat pazarlarımızı kaybetmeye başladık. Rekabetçi olmak zorundayız ama fiyatlarımız çok yukarıda kalıyor artık.</strong></p>
<p>Daha çok yurt içi satış ağırlıklı çalışanların durumuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Yurt içi ağırlıklı çalışanların karşısına da patlayan ithalat çıktı. Uygulanan kur politikası bazı alanlarda ithalatı patlattı.</strong></p>
<p>Enflasyonla kur arasındaki korelasyonun bozulduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Biri aşağıda, biri yukarıda kaldı…</strong></p>
<p>Kurun aşırı düzeyde yükselmesini istemediklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Biz, öngörülebilir, rekabetçi bir kur düzeyi bekliyoruz. Biz de biliyoruz ülkemizde enflasyonu tetikleyen ana unsurlardan birinin döviz kuru olduğunu.</strong></p>
<p>Bu noktada sanayici olarak kendilerine döndü:</p>
<p>-          <strong>Çuvaldızı biraz da kendimize batırmamız gerekiyor. Daha yüksek verimlilikle, daha yüksek teknoloji ile üretime yönelmeliyiz.</strong></p>
<p>Çuvaldızı kendilerine batırma noktasından yeniden <strong>“sanayisizleşme” </strong>tehlikesine odaklandı:</p>
<p>-          <strong>Konkordato başvurularında artışlar oldu, iflaslarda artış yaşanıyor. Çeklerin dönmeme hızında artışlar yaşanıyor. Unutmayalım, sanayiyi kaybedersek ülkemiz bundan kayba uğrar.</strong></p>
<p>Birebir konuştuklarında bütün sanayicilerin sıkıntılarını dile getirdiklerini aktardı:</p>
<p>-          <strong>Gerçekten sıkıntılı bir süreçteyiz. Bu durumu hükümete, ilgili bakanlara bağırarak çağırarak değil, çözüm önerilerimizle birlikte anlatmamız gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Ender Yılmaz</strong>’ın, <strong>“Ekonomi finansal oyunlara terkedilemez” </strong>uyarısını dikkate almak, <strong>“sanayisizleşme tehlikesi” </strong>üzerinde önemle durmak gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Odakule’de ‘Akıl Merkezi’ kuracağız</span></h2>
<p><strong>ENDER Yılmaz, </strong>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanlığına adaylık sürecinin başlangıç noktasını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Adaylık kararımı fabrikalarda, üretim hatlarında ve biz sanayicilerin bizzat yaşadığı gerçeklerin içinde olgunlaştırdım.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye sanayisi ekonomik, yapısal, ahlaki ve kuşaklararası kritik bir sınavdan geçiyor. İSO, 74 yıllık birikimiyle bu ülkenin üretim hafızasıdır. Vizyonumuzun merkezinde tek bir kavram var: </strong>Güçlü Sanayi, Güçlü Türkiye.</p>
<p>Odakule’de bir <strong>“Akıl Merkezi” </strong>kurmayı düşündüğünü bildirdi:</p>
<p>-          “Akıl Merkezi”<strong>nde İSO’nun, TOBB’un yanı sıra TÜSİAD, DEİK gibi iş dünyası STK’larının yer almasını öngörüyoruz. Bu merkezde sanayiye dair bilgi birikimi olan gençler, kadınlar da olacak.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-finansal-oyunlara-terk-edilemez-89432</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/2/1280x720/ender-yilmaz-1791611578.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi finansal oyunlara terk edilemez ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avdagic-enflasyonu-dusururken-uretimi-istihdami-ihracati-korumaliyiz-89431</guid>
            <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 08:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avdagiç: Enflasyonu düşürürken üretimi istihdamı, ihracatı korumalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) seçim öncesindeki son meclis toplantısında konuşan İTO Başkanı Şekib Avdagiç, Türkiye'nin dezenflasyon programının, küresel enerji şokuyla birlikte yeni ve zorlu bir sınavdan geçtiğine dikkat çekti.</p>
<p>Avdagiç, “Bu noktada enflasyonla mücadele; daha uzun süre Türkiye’nin potansiyel büyümesini baskılayacak gibi görünüyor. İç talepteki yavaşlamanın da belirginleştiği bir süreçte ‘seçici kredi mekanizmalarını, ihracat finansmanını, yatırım teşviklerini ve enerji maliyetlerini azaltacak politikaları’, para politikasının tamamlayıcısı yapmak durumundayız. Bu nedenle 2026'nın son çeyreğinde Türkiye ekonomisinin temel sınavı yalnızca enflasyonu düşürmek olmayacak" ifadelerini kullandı. Enflasyonu düşürürken üretim, istihdam ve ihracat kapasitesinin de korunması gerektiğini vurgulayan Avdagiç "Enerji güvenliği, mali disiplin, düşük risk primi, güçlü finansal piyasalar ve yüksek katma değerli ihracat, artık ayrı politika başlıkları değil. Bütün bunlar aynı ekonomik dayanıklılık zincirinin halkalarıdır. Türkiye'nin yazacağı başarı hikayeleri, bu halkaları kopmadan bir arada tutabilmesine ve daha da ötesinde aynı anda güçlendirebilmesine bağlıdır” dedi.</p>
<h2>Fon piyasasında yaşanan gelişmeler </h2>
<p>Eylül ayında fon piyasasında yaşanan krize ilişkin değerlendirmelerde bulunan Avdagiç, yaşanan sürecin Türkiye’de finansal istikrarın yalnızca bankacılık sisteminden ibaret olmadığını gösterdiğini belirtti. Avdagiç, “Kuşkusuz yatırım fonları, Bireysel Emeklilik Sistemi, sermaye piyasaları ve şirket tahvilleri, tasarrufl arın ekonomiye aktarılmasında artık daha kritik bir rol oynuyor. Dolayısıyla piyasa güveninin korunması, dezenfl asyon programının finansal ayağının da bir parçası haline gelmiş durumda... Fon piyasasında yaşanan gelişmelerin ardından alınan proaktif önlemler etkili sonuçlar doğurdu. Yine bu sayede finans ve sermaye piyasalarında sistemik risk oluşturacak bir tablo ortaya çıkmadı” dedi. Aynı şekilde devletin adalet mekanizmasının da hızlı ve güven verici şekilde işlediğine dikkat çeken Avdagiç, şöyle devam etti: “Tasfiyesine karar verilen fonlara ilişkin sürecin bizzat Cumhurbaşkanlığı makamının oluşturduğu kurul eliyle koordine edilmesini, mağduriyetlerin önlenmesi bakımından önemsiyoruz. Alınacak tedbirler ve yapılacak düzenlemelerle benzer bir durumun bir daha yaşanmamasının sağlanması en önemli beklentimizdir. Diğer yanda piyasayı bozan, mağduriyetler oluşturan, devletin ve milletin malına el uzatan kişilerin de Türk adaleti önünde hesap vereceğine, hak ettikleri cezalara çarptırılacağına inanıyoruz.”</p>
<h2>"Yeni bir dönemin kapısını aralayacağız" </h2>
<p>Seçimlerde İTO Başkanlığına yeniden aday olmak için ekibiyle birlikte yola çıktıklarını belirten Şekib Avdagiç, Meclis Üyeleri’ne, “Yaptığımız her icraat sizin eserinizdir, sizin projenizdir. İnşallah, bu projeleri ve daha nicelerini sizinle yapmaya niyetliyiz, azimliyiz. O yüzden buradan bir kez daha ilan ediyorum. 27 Ekim 2026 seçimlerinden sonra sizinle birlikte bu icraatlarımızı sürdürmek, hizmet çıtasını yeni zirvelere taşımak için adayım” şeklinde konuştu. Avdagiç, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’a yönelik bir kara propaganda yürütüldüğünü belirterek, “Ticaret Bakanımız Prof. Dr. Ömer Bolat’la ilgili bu dönemde yapılan tezviratı şiddetle kınıyorum” açıklamasını yaptı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avdagic-enflasyonu-dusururken-uretimi-istihdami-ihracati-korumaliyiz-89431</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/1/1280x720/avdagic-1791611287.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO Başkanı Avdagiç, &quot;2026&#039;nın son çeyreğinde Türkiye ekonomisinin temel sınavı yalnızca enflasyonu düşürmek olmayacak. Enflasyonu düşürürken üretim, istihdam ve ihracat kapasitesini korumamız da gerekecek. Küresel ekonomi daha yüksek maliyetli ve jeopolitiğin öneminin daha da arttığı bir döneme giriyor. Bu dönemde Türkiye&#039;nin hareket alanı şokları ortadan kaldırmaktan ziyade şokların ekonomiye geçişini sınırlamaktan geçiyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihtiyac-kredilerinde-takibe-dusme-orani-yuzde-67-89430</guid>
            <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhtiyaç kredilerinde takibe dönüşüm yüzde 6,7&#039;ye çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, ihtiyaç kredilerinde takibe dönüşüm oranı 2 Ekim itibarıyla yüzde 6,75 olarak kaydedildi. Böylece oran, 2016-2017 döneminde görülen yüzde 6,66'lık önceki zirveyi geride bıraktı.</p>
<p>2014-2026 dönemini kapsayan veri setinde en yüksek seviyeye ulaşan takip oranı, ihtiyaç kredilerinde geri ödeme güçlüklerinin yeniden belirginleştiğine işaret etti. İhtiyaç kredilerinde takip oranı, 2016-2017 dönemindeki zirvenin ardından gerilemiş, 2022-2023 döneminde ise daha düşük seviyelere inmişti. Ancak izleyen dönemde yeniden yükselişe geçen oran, eski rekorunu aşarak dikkat çekti. Bireysel kredi kartlarında takibe dönüşüm oranı da 2 Ekim itibarıyla yüzde 5,7'ye yükseldi. Bankacılık sektörünün toplamında ise takip oranı yüzde 3,2 olarak gerçekleşti. Böylece hem ihtiyaç kredilerinde hem de bireysel kredi kartlarında takibe dönüşüm oranları, sektör genelindeki seviyenin üzerinde kaldı. İhtiyaç kredilerindeki yüzde 6,75'lik takip oranı, bankacılık sektörünün yüzde 3,2'lik genel oranının iki katından fazla seviyeye ulaştı. Bireysel kredi kartlarında görülen yüzde 5,7'lik oran da sektör ortalamasını belirgin biçimde aştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihtiyac-kredilerinde-takibe-dusme-orani-yuzde-67-89430</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/lira-para-1776054271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhtiyaç kredilerinde takibe dönüşüm oranı 2 Ekim haftasında yüzde 6,75&#039;e çıkarak yaklaşık 10 yıl önceki yüzde 6,66&#039;lık zirveyi aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/katilim-finans-kurumlarinin-birlesmesinde-ilk-adim-tamamlandi-89436</guid>
            <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Katılım finans kurumlarının birleşmesinde ilk adım tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Varlık Fonu (TVF), kamu sermayeli katılım finans kurumlarının birleşmesinde ilk aşamanın tamamlandığını duyurdu.</p>
<p>TVF'nin yüzde 100 iştiraki olan TVF Katılım Finans Yatırımları AŞ'nin, Ziraat Katılım ve Halk Katılım paylarının tamamını bedelleri ödenmek suretiyle devralmasına ilişkin pay devir sözleşmeleri 7 Ekim'de imzalandı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılım finansın gelişimine yön veren stratejik vizyonu doğrultusunda, kamu sermayeli katılım finans kurumlarının kapasitesi ile rekabet gücünün geliştirilmesi, katılım finans ekosisteminin güçlendirilerek finansal piyasalar içindeki payının artırılması yolunda önemli bir aşama katedildi.</p>
<p>İmzalanan anlaşmalar iki finans kurumunun paylarının devrine ilişkin olup, gerekli yasal ve düzenleyici otoriteler nezdinde süreçlerin tamamlanmasının ardından devirlerin 2026 yılı sonuna kadar gerçekleştirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Kamu sermayeli katılım finans kurumlarının tek çatı altında birleştirilmesine yönelik çalışmalar belirlenen takvim çerçevesinde sürdürülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/katilim-finans-kurumlarinin-birlesmesinde-ilk-adim-tamamlandi-89436</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/4/1280x720/turkiye-varlik-fonu-tvf-1754470708.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TVF Katılım Finans Yatırımları AŞ&#039;nin, Ziraat Katılım ve Halk Katılım paylarının tamamının devralması için pay devir sözleşmelerinin imzalandığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cerkezkoy-kapikule-hizli-tren-hatti-acildi-89435</guid>
            <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çerkezköy-Kapıkule Hızlı Tren Hattı açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, Babaeski Garı'nda düzenlenen Çerkezköy-Kapıkule Hızlı Tren Hattı açılış töreninde yaptığı konuşmada, Cumhuriyet tarihinin en önemli demir yolu eserlerinden biri olan, Türkiye'nin küresel lojistik gücünü bir üst lige taşıyan projenin açılışında bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu söyledi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye Yüzyılı'na yakışır eserlerin milletin hizmetine birbiri ardına sunulduğunu anlatan Uraloğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"Cumhurbaşkanı'mızın yüksek vizyonu ve talimatlarıyla son 24 yılda demir yollarında başarılarla dolu yeni bir çağ başlattık. Demir yolu ağımızı 10 bin 948 kilometreden 14 bin 272 kilometreye ulaştırdık. Sıfırdan inşa ettiğimiz hızlı tren ağımızı da bugün Çerkezköy-Kapıkule Hızlı Tren Hattı'mız ile birlikte 2 bin 604 kilometreye çıkardık."</p>
<p>Bakan Uraloğlu, bugün Halkalı-Kapıkule Demiryolu Hattı'nın en uzun kesimi olan 153 kilometrelik Çerkezköy-Kapıkule Hızlı Tren Hattı'nı devreye almanın gururunu yaşadıklarını ifade etti.</p>
<p><strong>"Hızlı trenin doğrudan ulaştığı il sayısı 14'e çıktı"</strong></p>
<p>Çift hatlı, elektrikli, seviye-1 sinyalli ve saatte 200 kilometre işletme hızına uygun olarak inşa edilen hattın Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne'yi hızlı tren konforuyla buluşturduğunu söyleyen Uraloğlu, hızlı trenin doğrudan ulaştığı il sayısının 11'den 14'e çıktığına dikkati çekti.</p>
<p>Uraloğlu, şu bilgileri verdi:</p>
<p>"Kapıkule Gar sahasını 253 bin metrekareden 660 bin metrekareye, gar içi hat sayısını 23'ten 42'ye çıkararak sınır geçişlerindeki bekleme sürelerini önemli ölçüde azaltıyor, Kapıkule'yi bekleme noktası olmaktan çıkarıp kesintisiz bir lojistik geçidine dönüştürüyoruz. Bakü-Tiflis-Kars ile başlayan, Marmaray ile Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlayan demir yolu zincirinin ve Orta Koridor'un en önemli halkalarından biri olan bu hattımız, proje çalışmaları devam eden Kalkınma Yolu'nun batı ucunda da yer alarak uluslararası doğu-batı ve kuzey-güney koridorlarını Türkiye ekseninde buluşturacaktır.</p>
<p>69 kilometre uzunluğundaki Ispartakule-Çerkezköy etabımızdaki çalışmalarımıza da hızla devam ediyoruz. Ispartakule'yi Halkalı'ya bağlayacak yaklaşık 7 kilometrelik son kesimde de yapım çalışmalarını bitirmek üzereyiz. İnşallah o kesimi de bu yıl bitmeden hizmete açmayı planlıyoruz."</p>
<p><strong>"Türkiye ve AB ortak çaba sarf etti"</strong></p>
<p>Bakan Uraloğlu, Kapıkule-Çerkezköy hattının Avrupa Birliği ile işbirliği içinde hayata geçirilmesi için uzun zamandır ortak çaba sarf edilen bir proje olduğunu söyledi.</p>
<p>Hem Türkiye hem de Avrupa Birliği tarafı olarak her seviyede ciddi zaman, emek ve gayret ortaya konulduğunun belirten Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Hattımızı bugün hizmete alarak bir kez daha hem kıtaları hem de Avrupa Birliği ile ülkemizi birbirine bağlıyor, işbirliğimizi pekiştiriyoruz. Avrupa Birliği ile bu projedeki işbirliğimizi ulaştırma koridorlarında daha da ileriye taşımak için beraber çalışmaya devam edeceğiz. Güçlü liderliğinizle Türkiye Yüzyılı'na yakışır eserleri birbiri ardına milletimizin hizmetine sunmaya devam ediyoruz.</p>
<p>Sizin kararlı duruşunuz ve durmak bilmeyen çalışma azminiz bizlere de ilham veriyor, daha büyük hedeflere yürümemizi mümkün kılıyor. İnşallah 2028'e kadar doğrudan hızlı trenle bağlanan il sayımızı 27'ye yükselteceğiz. Türkiye Yüzyılı'nda, liderliğinizle daha nice eserlere imza atmayı Rabbim bizlere nasip etsin. Türkiye'nin geleceğine ışık tutacak her projede olduğu gibi bu projede de yanımızda olduğunuz ve desteklediğiniz için zatı devletlerinize şükranlarımı arz ediyorum. Projemizi başarıyla tamamlayan yüklenici firmalarımıza, Devlet Demiryolları'mıza, TCDD Taşımacılık AŞ'ye ve Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu yetkilileri ile tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cerkezkoy-kapikule-hizli-tren-hatti-acildi-89435</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/5/1280x720/564-1791616046.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çerkezköy-Kapıkule Hızlı Tren Hattı&#039;nın açılışında konuşan Bakan Uraloğlu, &quot;Hattımızı bugün hizmete alarak bir kez daha hem kıtaları hem de Avrupa Birliği ile ülkemizi birbirine bağlıyor, işbirliğimizi pekiştiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/asoda-seyit-ardic-tekrar-secildi-89425</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 17:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASO&#039;da Seyit Ardıç tekrar seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara Sanayi Odası (ASO) seçimlerinde Seyit Ardıç, yeniden Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçildi.  ASO Meclis Başkanlığına önceki dönem Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Çetinceviz seçilirken, 4 kişilik Meclis Başkanlık Divanı’nın iki üyesi kadın sanayicilerden oluştu. Yeni dönemde ASO Meclisi’ndeki kadın üye sayısı da önceki döneme göre yaklaşık üç kat artarak 13’e yükseldi. Böylece kadın üyelerin Meclis’teki payı yüzde 10’un üzerine çıktı.</p>
<p>Ankara Sanayi Odası’nın (ASO) 18. Dönem organ seçimleri tamamlandı. 112 üyeli Oda Meclisinde yapılan seçimlerde Yönetim Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri, Oda Meclisi Başkanı ve Başkanlık Divanı Üyeleri, Disiplin Kurulu Üyeleri, Hesapları İnceleme Komisyonu Üyeleri ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genel Kurul delegeleri belirlendi.</p>
<p>ASO Yapısal ve Teknik Müteahhitlik Hizmetleri Sanayii Komitesinden ASO Meclisine seçilen TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da organ seçimlerine katılarak oyunu kullandı.</p>
<p>Seçimler sonucunda Seyit Ardıç, yeniden ASO Yönetim Kurulu Başkanı seçildi. Meclis Başkanlığına ise önceki dönem ASO Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Çetinceviz seçildi.</p>
<p><strong>“Odamızın gücü ortak emeğimizden geliyor”</strong></p>
<p>Seçimin ardından Meclis üyelerine hitap eden Başkan Ardıç, Ankaralı sanayicilerin gösterdiği birlik ve beraberliğe dikkat çekti. Üyelere sık sık “yol arkadaşlarım” diye seslendiğini hatırlatan Başkan Ardıç, bu hitabın yıllardır birlikte verilen emeği, aralarındaki güveni ve dostluğu ifade ettiğini söyledi.</p>
<p>Meslek Komiteleri ve Meclis üyeleri seçimlerinde listelerinin 41 meslek grubunun tamamında kazandığını belirten Başkan Ardıç, 40 meslek grubunda seçimin tek listeyle gerçekleşmesini Ankara sanayicisinin birlik ve beraberliğinin göstergesi olarak değerlendirdi. Başkan Ardıç, “Odamızın gücü de bu ortak emeğimizden, birbirimize duyduğumuz güvenden ve birlik beraberliğimizden geliyor. Bu sonuç sizin başarınızdır” dedi.</p>
<p>Yönetim Kurulu Başkanlığı sorumluluğunu yeniden üstlenmenin gururunu yaşadığını ifade eden Başkan Ardıç, Meclis üyelerine teşekkür ederek Ankara sanayisini daha ileriye taşımak ve uluslararası pazarlardaki gücünü artırmak için çalışacaklarını vurguladı.</p>
<p><strong>“Başkanlık Divanı’nın yarısı, Meclis’in yüzde 10’u kadın sanayicilerden oluştu”</strong></p>
<p>Geride kalan dört yılda sanayicilerden, Meslek Komitelerinden ve Oda Meclisi’nden gelen talepleri uygulanabilir çözüm önerilerine dönüştürdüklerini anlatan Başkan Ardıç, bu önerileri devletin en üst makamlarına taşıdıklarını ve Ankara sanayicisinin sesini ülke gündeminde daha güçlü duyurduklarını belirtti. Geçmiş dönemde Odanın çalışmalarına emek verenlere teşekkür eden Başkan Ardıç, yeni dönemde görev üstlenenlere başarılar diledi.</p>
<p>Meclis Başkanlığına seçilen İhsan Çetinceviz’in yeni dönemde Meclis çalışmalarına güç katacağına inandığını belirten Başkan Ardıç, Meclis Başkan Yardımcıları Didar Danış Ezer, Oğuz Yılmaz ve Katip Üye Aysu Yavuz’u da tebrik etti.</p>
<p>Mecliste kadın üye sayısının önceki döneme göre yaklaşık üç kat artarak 13’e yükseldiğini, Oda Meclisi’nin yüzde 10’unu kadın sanayicilerin oluşturduğunu belirten Başkan Ardıç, “Başkanlık Divanımızın da yarısı kadın sanayicilerimizden oluştu. Bu tablonun Odamız adına büyük bir gurur kaynağı olduğunu da ayrıca ifade etmek istiyorum” diye konuştu.</p>
<p>Kadınların ASO’nun karar süreçlerinde daha fazla yer almasının Ankara sanayisine güç katacağını vurgulayan Başkan Ardıç, “Hep söylüyorum; kadınların iş hayatında, karar süreçlerinde ve üretimde daha güçlü yer alması ekonomik kalkınmamızın temel unsurlarından birisidir” ifadelerini kullandı. Başkan Ardıç, kadın ve genç girişimcilerin fikirlerinin, projelerinin ve üstlenecekleri sorumlulukların yeni dönem hedeflerinde önemli bir yer tuttuğunu belirtti.</p>
<p><strong>“Biz Ankara için büyük düşünüyoruz”</strong></p>
<p>Yeni dönem vizyonuna ilişkin “Biz Ankara için büyük düşünüyoruz” diyen Başkan Ardıç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a arz ettiği ve desteklerini aldıklarını belirttiği ASO Teknoloji Üssü, ASO Serbest Bölgesi ve ASO Sıfır Atık Organize Sanayi Bölgesi projeleriyle Ankara’nın üretim ve yatırım kapasitesini büyütmeyi hedeflediklerini söyledi. Başkan Ardıç, “Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanımız Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu’nun vizyonu ve destekleriyle Başkentimizi Avrasya’nın önemli teknoloji ve sanayi merkezlerinden biri yapmak için çalışacağız” dedi.</p>
<p>Savunma sanayisi ve sağlık endüstrisindeki mühendislik ve üretim birikimini diğer sektörlerle buluşturacaklarını belirten Başkan Ardıç, yüksek teknolojili ihracatı ve tüm sektörlerde üretilen katma değeri artırmak için firmalara destek vereceklerini kaydetti.</p>
<p>Sanayicilerin ihtiyaçlarını sahada dinlemeyi ve birlikte geliştirilen fikirleri projelere dönüştürmeyi sürdüreceklerini ifade eden Başkan Ardıç, “Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Endüstrileşmek en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır’ sözü, taşıdığımız sorumluluğu bir kez daha hatırlatıyor. Ankara sanayisinin üretim ve teknoloji gücünü büyütmek ve ülkemizin kalkınma hedeflerine en yüksek katkıyı sunmak için bütün gayretimizi ortaya koyacağız. Bana bir kez daha bu büyük sorumluluğu emanet ettiğiniz için hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Cenab-ı Allah birlik ve beraberliğimizi daim eylesin inşallah. Yeni dönemimiz Ankara sanayimize, üyelerimize ve ülkemize hayırlı uğurlu olsun. Allah utandırmasın” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hisarcıklıoğlu: Başarı birlik ve beraberlikten geliyor</strong></p>
<p>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da konuşmasında ASO Yönetim Kurulu Başkanlığı’na yeniden seçilen Seyit Ardıç’ı ve ASO’nun diğer organlarında görev alan sanayicileri tebrik etti. Seyit Ardıç ile TOBB Yönetim Kurulu’nda 4 yıldır birlikte çalıştığını belirten Hisarcıklıoğlu, “Onun bilgisinden, tecrübesinden bizzat istifade ediyorum. TOBB’da sizleri ve Türk iş dünyasını en güzel şekilde temsil ediyor” dedi. Seyit Ardıç’ı ASO Yönetim Kurulu Başkanı olarak seçen Meclis üyelerine teşekkür eden Hisarcıklıoğlu, “Bu sizin kalitenizi gösteriyor. Başarı birlik ve beraberlikten geliyor. Birlikten rahmet ve bereket, ayrılıkta azap vardır. Allah yolunuzu açık etsin. 2030 vizyonuna vereceğiniz katkılardan dolayı şimdiden hepinize teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ankara Sanayi Odası 18. Dönem Organ Seçimlerinde Yönetim Kurulu ve Meclis Başkanlık Divanı şu isimlerden oluştu:</p>
<p>ASO Yönetim Kurulu üyeleri:</p>
<p>Başkan: Seyit ARDIÇ</p>
<p>Yönetim Kurulu Üyeleri:</p>
<p>Mete Çağlayan, Ercan Ata, Mehmet Osmanbeyoğlu, Halit Erol, Burcu Özbozkurt, Ertuğrul Onat, Musa Ertunç, Berat Darçın, Ramazan Yön, Hasan Cem Taşkaldıran’dan oluştu.</p>
<p>ASO  Meclis Başkanlık Divanı üyeleri</p>
<p>Meclis Başkanı: İhsan Çetinceviz, Meclis Başkan Yardımcıları: Didar Danış Ezer, Oğuz Yılmaz, Meclis Kâtip Üye: Aysu Yavuz’dan oluştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/asoda-seyit-ardic-tekrar-secildi-89425</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/5/1280x720/574-1791557920.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Sanayi Odası seçimlerinde yeniden başkanlığa seçilen Başkan Seyit Ardıç, &quot;Bu güçlü iradeyi üretime, yatırıma ve ihracata taşıyacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/fonlarla-ilgili-kanun-teklifi-meclise-sunuldu-89424</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 17:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonda tasfiye işlemleri SPK&#039;nin sıkı gözetim ve denetimine bağlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti, yatırım fonlarında yaşanan gelişmelerin ardından, ödemelere ilişkin hukuki alt yapıyı hazırlamak amacıyla hazırladığı 9 maddelik yasa teklifini TBMM Başkanlığı’na sundu. Sermaye piyasalarının güvenilirliği, yatırımcıların haklarının korunması ve hukukun üstünlüğü temel önceliklerin arasındadır vurgusu yapılan teklifin gerekçesinde, “Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül 2026 tarihli kararıyla tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarında yaşanan olağan dışı durumun, yatırımcıların ortak menfaatini gözeten, adil ve şeffaf bir yöntemle çözüme kavuşturulması amacıyla özel bir kanuni çerçeve hazırlanmıştır” denildi.</p>
<p>Meclis’te basın toplantısı düzenleyerek teklifin ayrıntılarını açıklayan AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, “Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül 2026 tarihinde müdahalede bulunduğu fonlar piyasalarımızın genel resmini asla temsil etmemektedir. Nitekim rakamlar da bunu açıkça ortaya koymaktadır. Tasfiyedeki fonların toplam portföy büyüklüğü, hane halkımızın finansal varlıklarının yalnızca yüzde 2,4’üne tekabül etmektedir” dedi.</p>
<p><strong>“Tasfiye halindeki 131 fonun, sistemdeki toplam fon sayısının yalnızca yüzde 4,6'sını oluşturuyor”</strong></p>
<p>Tasfiye halindeki 131 fonun, sistemdeki toplam fon sayısının yalnızca yüzde 4,6'sını oluşturduğunu aktaran Güler, “Yani sorun, fon piyasasının belirli ve sınırlı bir alanında yaşanmıştır. Ama bu demek değildir ki buna sessiz kalacağız, görmezden geleceğiz. Tam tersi. Üstüne gideceğiz, virüsü bünyeden söküp atacağız. İşte teklifimizle tam da bunu yapıyoruz ve bu hastalıklı unsurları tasfiye etmek için önemli ve kararlı bir adım atıyoruz. Meclis Başkanlığına sunduğumuz kanun teklifimizle piyasamızın sağlam gövdesini korumak, sermaye piyasalarımızı risklerden arındırarak yoluna çok daha güvenli bir şekilde devam etmesinin zeminini oluşturuyoruz” diye konuştu.   </p>
<p><strong>“Çerçeve kanun zorunlu hale geldi”</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun 17 Eylül 2026 tarihli kararıyla tasfiyesine karar verilen bu fonlarda yaşanan olağan dışı gelişmeler; klasik tasfiye usullerinin ötesinde, hak sahiplerini gözeten, adil ve şeffaf özel bir kanuni çerçeveyi zorunlu kıldığını vurgulayan Abdullah Güler, “Burada bir hususu özellikle vurgulamak isterim: Hazırladığımız bu kanun teklifi, sermaye piyasalarımız için genel veya sürekli bir tasfiye rejimi getirmemektedir. Yalnızca 17 Eylül 2026 tarihli Kurul kararı kapsamında bulunan ve kanunun yürürlüğe girdiği tarihte tasfiyesi tamamlanmamış olan fonlara özgü, istisnai bir düzenlemedir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Teklif de öne çıkan ve vatandaşları doğrudan ilgilendiren düzenlemelerin detaylarıyla şöyle:</p>
<p><strong>Teklif ne getiriyor?</strong></p>
<p>Tasfiyenin yürütülmesine ilişkin genel esaslar ve hak sahipliğinin belirlenmesiyle, tasfiye iş ve işlemlerini Sermaye Piyasası Kurulu’nun sıkı gözetim ve denetimine bağlanıyor.</p>
<p>Merkezi Kayıt Kuruluşu, Takasbank, saklama ve dağıtım kurumlarının kayıtlarını birbiriyle mutabık hâle getirerek her bir fonun gerçek malvarlığını ve gerçek hak sahiplerini tek tek ve şeffaf biçimde belirleniyor.</p>
<p>Fonların portföyündeki varlıkların aceleyle ve değer kaybına yol açacak şekilde elden çıkarılması yerine, mümkün olan en yüksek ekonomik değerin elde edilmesi esas alınacak. Gerekli hallerde, Kurulun kararı ve denetimi altında hakim ortağa satma hakkı, toptan satış, özel emir, geçici farklı fiyat marjı ve borsa dışı satış imkanından yararlanılabilecek.</p>
<p>Yatırımcıların mağduriyetini önleyen "1 milyon TL ara ödeme" imkanı getiriliyor.</p>
<p>Bu çerçevede;  fon varlıklarının tamamının henüz nakde dönüştürülemediği aşamada yatırımcılara ara ödeme yapılabilecek. Fon pay sahibinin fiilî nakit giriş ve çıkışlarını esas alan net yatırım tutarı üzerinden, belirlenen koşullarla kişi başına en fazla 1 milyon lira ara ödeme yapılabilmesi öngörülüyor. Bu tutar, herkese koşulsuz veya peşin ödenecek bir meblağ ya da nihai tazminat vaadi olmayacak.  Dağıtılabilir nakdin yeterli olmaması hâlinde ödemeler, her fonun kendi kaynaklarıyla sınırlı olmak üzere oransal şekilde yapılacak.</p>
<p>Maddeyle, hukuka aykırı işlemlerde şahsi sorumluluk ve TMSF aracılığıyla cebri tahsilatı düzenlenerek açıklık getirildi.</p>
<p>Bu çerçevede; gerçeğe aykırı değerler üzerinden fonlardan çıkış yaparak olağan piyasa koşullarının üzerinde getiri elde edenlerin ve fiyatı gerçeğe aykırı oluşmuş paylardan olağan dışı kazanç sağlayanların, objektif emsal getiriyi aşan tutarları gönüllülük esasına göre iade edebilmelerine de imkan tanıyor.</p>
<p>Teklifle; fon malvarlığından hukuka aykırı biçimde çıkarılan değerlerin geri kazanılması için de özel hükümler öngörülüyor. Fonun kurucusu portföy yönetim şirketinin sorumluluğu esas alınmakta; tahsilin ondan sağlanamadığı durumlarda sorumluluğu belirlenen diğer gerçek ve tüzel kişilere başvurulabilme imkanı getiriliyor. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından tespit edilen tutarların takibi ve tahsili Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yürütülecek.</p>
<p>El konulan ve müsadere edilen varlıkların doğrudan fonlara iadesi ise teklifin 6. Maddesinde düzenlendi.</p>
<p>Buna göre; ceza soruşturmaları kapsamında el konulan veya yargılama sonucunda müsadere edilen ve ilgili fonla bağlantısı hukuken belirlenen malvarlığı değerlerinin de fon pay sahiplerinin yararına geri kazanılması amaçlanıyor. Geri kazanılan tutarlar, TMSF nezdinde her fon için ayrı hesaplarda izlenecek ve yalnızca ilgili fonun tasfiyesi ile fon pay sahiplerine yapılacak ödemelerde kullanılacak. Tasfiye tamamlandıktan sonra elde edilen tutarlar da belirlenen usulle yatırımcılara ulaştırılacak.</p>
<p>Olağan dışı kazançlarda isteğe bağlı iade zeminini düzenleyen madde ile; gerçeğe aykırı değerler üzerinden fonlardan çıkış yaparak veya suni fiyatlandırılmış paylardan piyasa koşullarının üzerinde olağan dışı kazanç sağlayanlar için nesnel bir çerçeve çiziliyor. Bu kişilerin, objektif emsal getirileri aşan tutarları açılacak özel hesaplara gönüllü olarak iade edebilmelerine yasal zemin oluşturuluyor. .</p>
<p>Teklif ile Sermaye Piyasası Kanunu’nda yer alan piyasa dolandırıcılığı veya bilgi suiistimali gibi fiilleri işleyen veya bu fiilleri işleyenlerle birlikte hareket ettiği tespit edilen kişi ve kurumları bu mekanizmanın tamamen dışında tutuluyor. Suç işleyenin, suistimal yapanın bu Kanunun sağladığı ödeme imkânlarından faydalanmasına yer verilmeyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/fonlarla-ilgili-kanun-teklifi-meclise-sunuldu-89424</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/4/1280x720/r4-1791557216.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi Meclis’e sunuldu. Geçici teklife göre tasfiye iş ve işlemleri Sermaye Piyasası Kurulu’nun  sıkı gözetim ve denetimine bağlanıyor. Kamu kaynakları kullanılmayacak. Dağıtılabilir nakdin yeterli olmaması halinde ödemeler, her fonun kendi kaynaklarıyla sınırlı olmak üzere oransal şekilde yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerji-giderek-daha-stratejik-bir-onem-kazaniyor-89423</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 17:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Enerji giderek daha stratejik bir önem kazanıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş dünyası ile akademiyi aynı platformda buluşturan WHU – Campus for Corporate Transformation’ın (CCT) 9’uncu buluşması, Enerjisa Üretim ev sahipliğinde Sakıp Sabancı Müzesi – The Seed’de gerçekleştirildi. Kuruculuğunu ve moderatörlüğünü Prof. Dr. Serden Özcan’ın üstlendiği konferansta, çok kutuplu dünyanın beraberinde getirdiği yeni ekonomik dengeler, jeopolitik gelişmeler ve teknolojik dönüşümün şirketlerin stratejileri üzerindeki etkileri değerlendirildi. Liderlik, kurumsal dayanıklılık ve organizasyonların geleceği, farklı sektörlerden ve coğrafyalardan deneyimlerle ele alındı.</p>
<p><strong>Küresel dönüşüm gündemi İstanbul’da çok yönlü ele alındı</strong></p>
<p>WHU CCT 2026, Türkiye’den ve dünyadan dikkat çekici bir konuşmacı kadrosunu İstanbul’da bir araya getirdi. Avusturya Eski Federal Şansölyesi Dr. Wolfgang Schüssel, Merck Grubu Denetleme Kurulu Üyesi ve Aile Kurulu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Simon Thelen, Pakistan’ın Amerika Birleşik Devletleri eski Büyükelçisi Ali J. Siddiqui ve EBRD Türkiye ve Kafkaslar Genel Müdürü Elisabetta Falcetti gibi uluslararası isimler, değişen küresel dengeleri farklı perspektiflerden değerlendirdi.</p>
<p>Türkiye iş dünyasından ise Sabancı Holding CEO’su Kıvanç Zaimler, Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy, Pegasus Hava Yolları CEO’su Güliz Öztürk, SOCAR Türkiye CEO’su Elchin Ibadov, Erciyas Holding Genel Müdürü Emre Erciyas ve Unilever Türkiye Başkanı Ali Fuat Orhonoğlu, gün boyunca gerçekleştirilen keynote konuşmaları ve panel oturumlarında iş dünyasının dönüşüm gündemine ilişkin görüşlerini paylaştılar.</p>
<p><strong>Yapay zekâ kurumsal dönüşüm gündeminde öne çıktı</strong></p>
<p>Konferansta yapay zekânın verimlilik artışının ötesinde yeni iş modelleri, inovasyon ve rekabet avantajı yaratma potansiyeli ele alınırken, bu dönüşümün liderlik, kurum kültürü ve organizasyonel yetkinliklerle desteklenmesinin önemi vurgulandı.</p>
<p>Finanstan enerjiye, teknolojiden sanayiye uzanan farklı sektörlerden liderleri aynı platformda buluşturan konferans, çok kutuplu dünyanın şekillendirdiği yeni dinamikleri ve şirketlerin geleceğe hazırlanırken geliştirebilecekleri stratejik yaklaşımları gündeme taşıdı.</p>
<p><strong>“Elektrik çağında geleceği esneklik, teknoloji ve güçlü ortaklıklarla inşa edeceğiz”</strong></p>
<p>Sabancı Holding Stratejik Yatırımlar ve Operasyonlar Başkanı ve Enerjisa Üretim CEO’su İhsan Erbil Bayçöl, WHU CCT’nin Türkiye’deki ilk buluşmasına ev sahipliği yapmaktan duydukları memnuniyeti belirterek şunları söyledi:</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac8fcdddd97c-1791556829.jpeg" alt="" width="800" height="534" />“WHU CCT’nin Türkiye’deki ilk buluşmasına ev sahipliği yapmak, küresel dönüşümün yönünü farklı sektörlerden ve coğrafyalardan liderlerle birlikte değerlendirmek açısından bizim için çok kıymetli. Bugün teknoloji, jeopolitik gelişmeler, değişen ekonomik dengeler ve yeni rekabet dinamikleri iş dünyasını eş zamanlı olarak dönüştürüyor. Bu dönemde kurumların başarısını; değişimi öngörme, yeni fırsatları değerlendirme, güçlü ortaklıklar geliştirme ve dönüşüme yön verebilme yetkinlikleri belirleyecek. Çok kutuplu dünyanın sunduğu fırsatları sürdürülebilir büyümeye dönüştürmenin yolu, uzun vadeli bir vizyonu çevik karar alma mekanizmaları ve güçlü bir kurum kültürüyle buluşturmaktan geçiyor.</p>
<p>Yapay zekâdan enerji dönüşümüne, dijitalleşmeden yeni iş modellerine kadar uzanan bu değişim, sektörler arasındaki sınırları yeniden tanımlıyor. Enerji de bu dönüşümün en stratejik alanlarından biri. Dünya elektrik çağına giriyor. Yapay zekâ, veri merkezleri, elektrikli araçlar ve değişen yaşam biçimleri, elektrik ihtiyacını çok daha ileri taşıyacak. Enerji, ülkelerin bağımsızlığı ve ekonomik dayanıklılığı açısından giderek daha stratejik bir önem kazanıyor. Bu nedenle geleceğin enerji sistemini üretim kapasitesi, esneklik, teknoloji ve dijitalleşmeyi bir araya getiren bütünsel bir yaklaşımla ele alıyoruz. Enerjisa Üretim olarak farklı kaynaklardan elektrik üretebilme gücümüzü artırdık. Şimdi bu gücü batarya teknolojileri ve dijitalleşmeyle destekleyerek enerji sistemimize daha fazla esneklik kazandırmaya odaklanıyoruz. Yeni kapasite yatırımlarımızı sürdürürken elektrifikasyonun sanayiden ulaşıma, günlük yaşamdan yeni teknolojilere kadar yarattığı fırsatları değerlendiriyoruz.</p>
<p>2050’nin dünyasını bugünün kararları, yatırımları ve kurduğumuz ortaklıklarla inşa ediyoruz. Bu yolculukta uluslararası iş birliklerinin, bilgi paylaşımının ve ortak aklın dönüştürücü gücüne inanıyoruz. WHU CCT gibi platformlar, farklı sektörlerden liderlerin deneyimlerini bir araya getirerek yeni fikirlerin ve güçlü ortaklıkların gelişmesine katkı sağlıyor. Bu anlayışla COP31’in somut uygulamaları, yenilikçi çözümleri ve uluslararası ortaklıkları hızlandıran önemli bir platform olacağına inanıyoruz. Türkiye’nin enerji dönüşümündeki güçlü potansiyelini dünyaya taşıyarak sürdürülebilir geleceğin inşasında öncü rol üstlenmesini önemsiyoruz.”</p>
<p><strong>“Başarılı şirketleri, stratejiyi kültüre ve teknolojiyi yeni değere dönüştürebilenler olacak”</strong></p>
<p>WHU – Otto Beisheim İşletme Okulu İnovasyon ve Kurumsal Dönüşüm Kürsüsü Başkanı ve WHU CCT Kurucusu Prof. Dr. Serden Özcan ise şöyle konuştu:</p>
<p>“Kurumsal dönüşüm, bugün liderliğin en temel sorumluluklarından biri. Başarının anahtarı; güçlü bir strateji oluşturmak, iş modellerini değişen koşullara uyarlamak ve bu stratejiyi hayata geçirecek kültürü kurumun DNA’sına yerleştirmekten geçiyor. Gerçek dönüşüm, strateji ile organizasyonun aynı hedef doğrultusunda ilerlemesiyle mümkün oluyor. Geleceğe yön veren kurumlar; çevikliği, stratejik disiplini ve sürekli öğrenme kültürünü bir araya getirebilenler olacak. Yapay zekâ da bu dönüşümün en güçlü katalizörlerinden biri. Bugün şirketler yapay zekânın sunduğu olanaklarla süreçlerini hızlandırıyor, verimliliklerini artırıyor ve yeni yetkinlikler geliştiriyor. Önümüzdeki beş ila altı yılda ise yapay zekânın yeni ürünlerin, iş modellerinin ve inovasyonun gelişiminde çok daha belirleyici bir rol üstleneceğini öngörüyoruz. Bu süreçte rekabet avantajını, teknolojiyi stratejik bir değere dönüştürebilen ve organizasyonlarını bu doğrultuda geliştirebilen şirketler elde edecek.</p>
<p>WHU CCT’nin en önemli gücü de dönüşümü ortak bir öğrenme yolculuğuna dönüştürmesi. Farklı sektörlerden üst düzey yöneticilerin deneyimlerini, karşılaştıkları zorlukları, aldıkları kritik kararları ve bu süreçlerden çıkardıkları dersleri açıkça paylaşabildikleri bir ortam oluşturuyoruz. WHU CCT ile liderlerin birlikte düşündüğü, birbirinden öğrendiği ve geleceğin iş dünyasına yön verecek fikirleri geliştirdiği güçlü bir diyalog platformu oluşturmayı amaçlıyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerji-giderek-daha-stratejik-bir-onem-kazaniyor-89423</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/3/1280x720/34-1791556853.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerjisa Üretim, dünyanın farklı ülkelerinden iş dünyası liderlerini ve akademisyenleri bir araya getiren WHU – Campus for Corporate Transformation’ın Türkiye’deki ilk buluşmasına ev sahipliği yaptı. Etkinlikte konuşan Enerjisa Üretim CEO’su İhsan Erbil Bayçöl, &quot;Enerji, ülkelerin bağımsızlığı ve ekonomik dayanıklılığı açısından giderek daha stratejik bir önem kazanıyor. Bu nedenle geleceğin enerji sistemini üretim kapasitesi, esneklik, teknoloji ve dijitalleşmeyi bir araya getiren bütünsel bir yaklaşımla ele alıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tusedada-gore-eylulde-cig-sut-maliyeti-2934-tlye-yukseldi-89414</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 15:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜSEDAD: Eylülde çiğ süt maliyeti 29.34 TL’ye yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Tüm Süt Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) Maliyet Komisyonu’nun hesaplamalarına göre, eylül ayında sıcak çiğ sütün maliyeti ağustos ayına göre 84 kuruş artarak 29.34 TL’ye yükseldi. Artışta mazot ve kesif yem fiyatlarına gelen zamlar etkili oldu.</p>
<p>TÜSEDAD yönetim kurulu tarafından yapılan açıklamada hesaplamaların 100 baş sağmal üzerinden günlük ortalama 30 litre süt verimi esas alınarak oluşturulan işletme modeli çerçevesinde yapıldığına dikkat çekilerek, “Kesif yem fiyatlarına temmuz ayına göre ağustosta %11 ve ağustos ayı fiyatlarına da eylül ayında %8 zam gelmiştir. Girdi maliyetlerine gelen bu yükselişin yanında reforme inek ve düve kesim fiyatlarında bir değişim olmamıştır. Ülkemizin içinde bulunduğu enflasyonist ortamdan kaynaklı koruyucu hekimlik ve sağlık giderleri de TÜİK verileri dikkate alınarak güncellenmiştir. Gelinen noktada, Ulusal Süt Konseyi tarafından Ekim ayına kadar sabitlenen çiğ süt referans fiyatının gözden geçirilmesi önerimizdir. Nitekim, Bakanlığımız ve Ulusal Süt Konseyi (USK) tarafından düzenlenen Süt Çalıştayı’nda alınan karar gereği Ulusal Süt Konseyi’nin 3 ayda bir çiğ süt satış tavsiye fiyatını güncellemesi gerekmektedir. Ancak 1 Mayıs’tan geçerli olarak ilan edilen fiyat 5 ay boyunca sabit bırakılmıştır” denildi.</p>
<p>Çiğ süt fiyatının üreticinin gerçek maliyetleri temel alınarak belirlenmesi gerektiğinin vurgulandığı açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Maliyet hesabındaki tüm varsayımlar ve kalemler şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır. Fiyatlandırma yalnızca bugünü değil, önümüzdeki üç ayı da kapsayacak sürdürülebilir bir yaklaşım içermelidir. TÜFE sepetinde süt ürünlerinin payı sınırlıyken, üretici fiyatını baskılamak tek başına çözüm değildir. Ekim'deki değerlendirmede yalnızca bugünün koşulları değil, yılbaşına kadar uzanacak maliyet riskleri de hesaba katılmalıdır. Aksi halde üreticinin sürü küçültme riski artar. Bu da süt hayvanı varlığını ve dolayısıyla ülkenin süt ve et arzını riske sokar. Bu nedenle çağrımız, üretimin sürekliliğini güvenceye alacak, şeffaf ve gerçek maliyete dayalı bir fiyatlama yaklaşımının benimsenmesidir.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tusedada-gore-eylulde-cig-sut-maliyeti-2934-tlye-yukseldi-89414</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/4/1280x720/tusedada-gore-eylulde-cig-sut-maliyeti-2934-tlye-yukseldi-1791548624.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜSEDAD tarafından yapılan açıklamada Ulusal Süt Konseyi’nin 3 ayda bir açıklaması gereken çiğ süt tavsiye fiyatını 5 aydır güncellemediğine dikkat çekilerek, fiyatlandırma yapılırken sadece bugünün değil yılbaşına kadar uzanacak maliyet risklerinin de göz önüne alınması istendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bolat-yurt-disi-muteahhitlik-sektoru-570-milyar-dolarlik-is-hacmine-ulasti-89420</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 13:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Yurt dışı müteahhitlik sektörü 570 milyar dolarlık iş hacmine ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, İstanbul'da bir otelde düzenlenen Avrupa Uluslararası Müteahhitler Birliği Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, küresel ekonomide, tedarik zincirlerinde, enerji kaynaklarında, teknolojide ve rekabette yaşanan değişimlere değindi.</p>
<p>Son yıllarda yaşanan bölgesel savaşlara, dünya ticaretindeki korumacılığa ve küresel ekonominin karşı karşıya kaldığı zorluklara işaret eden Bolat, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"On yıllar boyunca küresel ekonomiyi esas olarak verimlilik anlayışı şekillendirmişti. Artık verimlilik tek başına yetmiyor. Dayanıklılığın da ne kadar önemli olduğu anlaşıldı. Artık şirketler sadece 'Nerede daha verimli ve nerede daha ucuza üretirim?' diye sormuyor. 'Tedarik zinciri ve lojistik zinciri koparsa nerede üretmeye ve ticaret yapmaya devam edebilirim?' sorusu da cevabı aranan çok önemli bir soru haline geldi. Türkiye olarak biz sadece transit ülke olmak istemiyoruz. Üretimin, ticaretin, lojistiğin, yatırımın ve bağlantısallığın merkezi olmayı hedefliyoruz."</p>
<p><strong>Altyapıya 300 milyar doların üzerinde yatırım yapıldı</strong></p>
<p>Bolat, Türkiye'nin liman, havalimanı, kara yolu, demir yolu ve lojistik ağları gibi alanlarda yaptığı yatırımlara ilişkin bilgi vererek, Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Hattı'nın Çerkezköy-Kapıkule kesiminin bugün açılacağını, 650 kilometreden uzun Ankara-İzmir demir yolu projesinin de kısa süre içinde tamamlanma aşamasına geleceğini söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin son 23 yılda altyapı yatırımlarında büyük bir dönüşüm yaşadığını ve altyapısını baştan aşağı yenilediğini dile getiren Bolat, demir yolu taşımacılığının güçlendiğini, deniz yolu taşımacılığında dünyada ilk 10 ülke arasına girildiğini ve altyapıya 300 milyar doların üzerinde yatırım yapıldığını ifade etti.</p>
<p>Orta Koridor'un Türkiye'yi Avrupa ve Asya'ya bağladığını belirten Bolat, "Biliyorsunuz tarihte çok iyi bilinen bir söz vardı, 'Her yol Roma'ya çıkar.' diye. Ben de buna bugün yeni bir söz ilave edeceğim. Her yol Türkiye'den geçer." dedi.</p>
<p>Coğrafi konumu sayesinde birçok uluslararası koridorun Türkiye üzerinden geçtiğini söyleyen Bolat, bu alandaki projelere değindi.</p>
<p><strong>Kişi başına milli gelir yıl sonunda 20 bin doları aşabilir</strong></p>
<p>Bakan Bolat, Türkiye'nin büyüme, istihdam ve milli gelirine ilişkin, "Türkiye, 23 yılda Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın döneminde 238 milyar dolar milli gelirden Haziran 2026 itibarıyla 1,7 trilyon dolar milli gelire yükselmiştir. Kişi başına milli geliri de 2002'de 3 bin 600 dolardan Aralık 2025 itibarıyla 18 bin dolara, yıl sonunda çok muhtemelen 20 bin doları aşacak noktaya gelmiştir." ifadesini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin son 16 yılda kesintisiz büyüdüğünü dile getiren Bolat, ekonominin 24 çeyrektir büyüme kaydettiğini, işsizliğin son 40 aydır yüzde 7,8 ile tek hanede seyrettiğini söyledi.</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin mal ve hizmet ihracatındaki gelişmelere ilişkin, "Yıllıklandırılmış mal ihracatında eylül itibarıyla 284 milyar dolardayız. Bir de hizmetler sektörü var." dedi.</p>
<p><strong>Avrupalı yatırımcılara davet</strong></p>
<p>Müteahhitlik sektörünün Türkiye'nin milli gelirinde yüzde 6,5 paya sahip önemli bir alan olduğunu belirten Bolat, hizmet ihracatının geçen yıl 125 milyar dolara ulaştığını, bu yıl için hedefin 128 milyar dolar olduğunu söyledi.</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin hizmet ticaretinde 63 milyar dolar dış ticaret fazlası verdiğini ve Avrupa Birliği'nin 27 ülkeyle Türkiye'nin en büyük dış ticaret ortağı konumunda bulunduğunu ifade etti.</p>
<p>Yabancı yatırımcılara ilişkin de Bolat, "Türkiye'de 89 bin yabancı yatırım şirketi var. Bunların yüzde 63'ü Avrupalı şirketlerdir. Türkiye'de değilseniz sizler de geç kalmadınız. Sizleri Türkiye'ye davet ediyoruz." dedi.</p>
<p>Bolat, yatırımcılara yönelik teşvikler ve Türkiye'nin avantajlarına işaret ederek, sanayi, otomotiv, makine, inşaat malzemeleri, çimento, cam, karo, seramik, demir çelik, inşaat demiri, doğal taş, mermer ve granit alanlarındaki üretim imkanlarına dikkati çekti.</p>
<p>Bakan Bolat, düşük karbonlu üretim ve "Made in EU" gibi konularda hazırlıkların sürdüğünü belirterek, "Yeşil dönüşüme uyum sağlayan bir yol haritamız var. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması işlemeye başladı ve çelik, alüminyum, çimento gibi müteahhitlik sektörünü çok yakından ilgilendiren ürünlerdi." ifadesini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin yurt dışı müteahhitlik sektörüyle gurur duyduklarını vurgulayan Bolat, şunları söyledi:</p>
<p>"Yüz akı bir sektörümüz. 1972'de Libya'da yola çıktılar. Bugün 139 ülkede 12 bin 900 projeyi başarıyla tamamlayan, kısmen de devam eden bir iş hacmine sahip. Yurt dışı müteahhitlik sektörümüz tam 570 milyar dolarlık ihaleleri başarıyla tamamladı. 570 milyar doların 520 milyar doları son 23 yılda başarıldı. Yurt dışı müşavirlik çalışmalarında da hızlandık. Toplam 3,5 milyar dolar değerinde 3 bin 100'den fazla yurt dışı teknik müşavirlik projelerini firmalarımız tamamladı."</p>
<p>Bolat, Engineering News-Record'un (ENR) her yıl yayımladığı dünyanın en büyük 250 uluslararası müteahhitlik firması listesinde 2025'te 49 Türk firmasının yer aldığını belirterek, "Göreve başladığım 2023 ortalarında 41-42 civarında Türk firması vardı. Çin 71 firmayla birinci, Türkiye 49 firmayla ikinci sırada." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Türk müteahhitlik firmaları Avrupa'da ortaklığa hazır"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, Türk müteahhitlerin son yıllarda Avrupa'da da iş almaya başladığını ve Avrupalı müteahhitlerle ortaklıklar kurduğunu söyledi.</p>
<p>İspanya, Portekiz, Hollanda, Polonya ve Romanya gibi ülkelerde Türk müteahhitlerin bazen tek başına bazen yerel ortaklarla önemli projeler yaptığını dile getiren Bolat, "2025'te Türk müteahhitlik sektörünün yurt dışında aldığı işlerin yüzde 40'ı Avrupa kıtasında olmuştu." dedi.</p>
<p>Avrupa'da İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra tamamlanan altyapı ve üstyapıların yenilenmesine ihtiyaç duyulduğunu belirten Bolat, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Son yıllarda sosyal konutların, altyapıların, ulaştırma yatırımlarının ve üstyapıların yenilenmesi Avrupa'daki birçok ülke için zorunluluk haline gelmiştir. Bunu gözlemliyoruz, görüyoruz ve araştırıyoruz. Avrupa'da bu yenilenme çalışmalarında müteahhitlik şirketleri için çok büyük imkanlar ortaya çıkacağı açık ve bu süreç başladı. Sizler bunları yapacaksınız. Biz de Türk müteahhitlik firmaları olarak sizlerle birlikte çalışmaya, ortaklığa hazırız. Yurt dışı müteahhitlik çalışmalarında Ticaret Bakanlığı'mız Türkiye'deki yetkili hükümet kuruluşudur. Genel Müdürlüğümüz var ve bu anlamda başta Türkiye Müteahhitler Birliği olmak üzere uluslararası müteahhitlik firmalarına yardımcı olmaya gayret ediyoruz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bolat-yurt-disi-muteahhitlik-sektoru-570-milyar-dolarlik-is-hacmine-ulasti-89420</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/0/1280x720/563-1791555299.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Uluslararası Müteahhitler Birliği Genel Kurulu&#039;nda konuşan Ticaret Bakanı Bolat, &quot;Bugün 139 ülkede 12 bin 900 projeyi başarıyla tamamlayan, kısmen de devam eden bir iş hacmine sahip. Yurt dışı müteahhitlik sektörümüz tam 570 milyar dolarlık ihaleleri başarıyla tamamladı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtbde-tiryakioglu-ve-akinci-yeniden-baskanliga-secildi-89406</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 13:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTB’de Tiryakioğlu ve Akıncı başkanlığa yeniden seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Borsasında (GTB)  3 Ekim Cumartesi günü gerçekleştirilen Meslek Komiteleri ve Meclis Üyelikleri seçimlerinin ardından, 13 meslek komitesinden seçilen 36 meclis üyesi, 2026-2030 döneminde görev yapacak başkanları ve yönetim kadrosunu belirlemek üzere sandık başına gitti.</p>
<p>GTB İdari Hizmet Binasında gerçekleştirilen seçimlerde, mevcut başkanlar Ahmet Tiryakioğlu ve Mehmet Akıncı üyelerin oylarıyla yeniden güven tazeledi. Tiryakioğlu Meclis Başkanlığına, Akıncı ise Yönetim Kurulu Başkanlığına yeniden seçilirken, Meclis Divanı, Yönetim Kurulu, TOBB Genel Kurul Delegeleri ve Disiplin Kurulu üyeleri de belirlendi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac8bcdee7ff3-1791540446.JPG" alt="" width="700" height="512" /></p>
<p><strong>“Birlik ve beraberliğimiz en büyük gücümüz”</strong></p>
<p>GTB Meclis Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, seçimlerin ardından gerçekleştirilen il meclis toplantısında yaptığı konuşmada, borsa camiasına yakışır bir seçim sürecini geride bıraktıklarını belirterek, kendisine yeniden duyulan güven dolayısıyla meclis üyelerine teşekkür etti. Gaziantep Ticaret Borsasının köklü geçmişi, güçlü kurumsal yapısı ve üyeleri arasındaki dayanışma kültürüyle şehrin ekonomik hayatında önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Tiryakioğlu, elde edilen başarılarda ortak akıl ve istişare anlayışının belirleyici olduğunu söyledi. Seçimlerin bir hizmet yarışı olduğunu ve bu yarışın sonunda kazananın her zaman Gaziantep olması gerektiğini vurgulayan Tiryakioğlu, şöyle konuştu: “Bizler için esas olan makamlar ve görevler değil, bu şehre ve üyelerimize sunacağımız hizmetlerdir. Gaziantep Ticaret Borsası büyük bir aile ve bu ailenin en kıymetli gücü birlik ve beraberliğidir. Bugüne kadar ortak akılla, istişareyle ve dayanışma içerisinde önemli çalışmalara imza attık. Yeni dönemde de aynı anlayışla, hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm üyelerimizi kucaklayarak çalışmaya devam edeceğiz. Seçimler geride kaldı, şimdi hep birlikte daha fazla üretmenin, daha fazla çalışmanın ve şehrimize yeni değerler kazandırmanın zamanı.”</p>
<p>Yeni dönemde de üyelerin talep ve beklentilerini yakından takip ederek sektörlerin sorunlarına çözüm üretilmesine katkı sağlayacaklarını aktaran Tiryakioğlu, GTB Meclisinin ortak aklın ve istişarenin merkezi olmaya devam edeceğini dile getirdi. Tiryakioğlu, geçmiş dönemlerde borsaya hizmet eden tüm meclis ve yönetim kurulu üyelerine teşekkür ederek, yeni dönemde görev alacak üyelere başarılar diledi ve seçim sonuçlarının Gaziantep iş dünyası için hayırlı olmasını temenni etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac8bcf6788a6-1791540470.JPG" alt="" width="700" height="499" /></p>
<p><strong>“Yeni dönemde de projelerimizle fark oluşturacağız”</strong></p>
<p>GTB Yönetim Kurulu Başkanlığına yeniden seçilen Mehmet Akıncı ise yaptığı konuşmada, Gaziantep Ticaret Borsasının geride kalan dönemde hayata geçirdiği yatırımlar ve geliştirdiği projelerle Türkiye’de örnek gösterilen ticaret borsalarından biri haline geldiğini söyledi. Borsacılık hizmetlerini yalnızca alım satım işlemleriyle sınırlı görmediklerini, sektörlerin ihtiyaçlarına yönelik kalıcı çözümler üretmeyi temel hedef olarak benimsediklerini belirten Akıncı, Gaziantep’in tarım, gıda ve ticaret altyapısını güçlendiren yatırımlara yeni dönemde de devam edeceklerini ifade etti. Antep Fıstığı Lisanslı Deposu, Pilot Ölçekli Antep Fıstığı İşleme Tesisi ile Gaziantep Et Borsası ve Et Hali gibi yatırımların GTB’nin proje ve hizmet anlayışının somut örnekleri olduğunu kaydeden Akıncı, üretimden ticarete uzanan süreçlerde verimliliği ve katma değeri artıracak çalışmalara öncelik vereceklerini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac8bd14f0e55-1791540500.JPG" alt="" width="700" height="410" /></p>
<p>Yeni döneme ilişkin hedeflerini değerlendiren Akıncı, şunları söyledi: “Geride bıraktığımız dönemde üyelerimizin ihtiyaçlarını ve sektörlerimizin beklentilerini esas alarak önemli projeleri hayata geçirdik. Şehrimize kazandırdığımız her yatırımda, üreticimizin emeğine değer katmayı, tüccarımızın ticaretini kolaylaştırmayı ve sanayicimizin rekabet gücünü artırmayı hedefledik. Bizim için başarı, yalnızca ortaya koyduğumuz projelerle değil, bu projelerin sektörlerimize sağladığı katkılarla ölçülür. Yeni dönemde de aynı azim ve kararlılıkla çalışacak, borsamızı daha ileriye taşıyacak yeni projeleri hayata geçirmek için gayret göstereceğiz. Bu bağlamda Hububat Emtia Merkezi ve Zeytinyağı Lisanslı depoyu en kısa sürede hizmete kazandırmayı planlıyoruz.”</p>
<p>Akıncı, geçmiş dönemde birlikte görev yaptığı tüm çalışma arkadaşlarına katkılarından dolayı şükranlarını sunarak, yeni dönemde görev üstlenen tüm üyelere başarılar diledi.</p>
<p><strong>GTB’nin Yeni Yönetim Kadrosu</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Borsasında gerçekleştirilen seçimlerin ardından 2026-2030 döneminde görev yapacak Meclis Divanı ve Yönetim Kurulu üyeleri şu şekilde belirlendi:</p>
<p><strong>Meclis Başkanı, Başkan Yardımcıları ve Kâtip Üye</strong></p>
<ol>
<li>Ahmet Tiryakioğlu – Meclis Başkanı</li>
<li>Mesut Acar – Meclis Başkan Yardımcısı</li>
<li>Veli Çelik – Meclis Başkan Yardımcısı</li>
<li>Şerif Selçuk – Meclis Katip Üyesi</li>
</ol>
<p><strong>Yönetim Kurulu Asil Üyeleri</strong></p>
<ol>
<li>Mehmet Akıncı (Yönetim Kurulu Başkanı)</li>
<li>Yusuf Kenan Uygur</li>
<li>Hakkı Kılıç</li>
<li>Mehmet Özmen</li>
<li>Cesim Arslan</li>
<li>Bilal Darı</li>
<li>Burak Batallı</li>
<li>Beşir Yaldız</li>
<li>Mehmet Sinan Çakmak</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtbde-tiryakioglu-ve-akinci-yeniden-baskanliga-secildi-89406</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/6/1280x720/gtbde-tiryakioglu-ve-akinci-yeniden-baskanliga-secildi-1791540545.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Borsasında 2026-2030 döneminde görev yapacak yeni yönetim kadrosu belirlendi. Gerçekleştirilen seçimlerde Ahmet Tiryakioğlu Meclis Başkanlığına, Mehmet Akıncı ise Yönetim Kurulu Başkanlığına yeniden seçilerek güven tazeledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vestelde-yeni-cfo-zeynep-sarsan-89419</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vestel&#039;de yeni CFO Zeynep Sarsan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vestel Şirketler Grubu Mali İşler Genel Müdürlüğü'ne (CFO) Zeynep Sarsan'ın getirildiği bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, Zeynep Sarsan, lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde, yüksek lisansını (MBA) ise Yeditepe Üniversitesi Finansal Yönetim alanında tamamladı. Sarsan ayrıca 2024'te London Business School Kurumsal Finans programını bitirdi.</p>
<p>Sarsan, 1999'da denetim alanında başladığı kariyeri boyunca finansal planlama, hazine, risk yönetimi, nakit akış optimizasyonu, verimlilik odaklı süreç dönüşümü alanlarında önemli sorumluluklar üstlendi.</p>
<p>Nexans, Praktiker ve Alcatel-Lucent gibi şirketlerde üst düzey finansal yönetim rollerini üstlenen Sarsan, 2013 yılından itibaren Kibar Holding bünyesinde Assan Hanil, Assan Panel ve Ispak Ambalaj'da Finans Direktörlüğü ve CFO görevlerinde bulundu.</p>
<p>Sarsan, 2018-2026 arasında Assan Alüminyum CFO'su olarak görev yaptı. Sarsan, bu süreçte eş zamanlı olarak Kibar Americas Yönetim Kurulu Üyeliği ve Krides İcra Kurulu Üyeliği görevlerini de yürüttü.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vestelde-yeni-cfo-zeynep-sarsan-89419</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/9/1280x720/zeynep-sarsan-1791554687.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vestel Şirketler Grubu Mali İşler Genel Müdürlüğü&#039;ne Zeynep Sarsan atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-savunma-sanayi-baglantili-uretim-artisini-olumlu-karsiliyoruz-89404</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 12:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu: Savunma sanayi bağlantılı üretim artışını olumlu karşılıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>TÜİK tarafından açıklanan ağustos ayı sanayi üretim endeksine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kocaeli Sanayi Odası (KSO) Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, “Sanayi üretimi ağustos ayında yıllık yüzde 1,9 geriledi. İmalat sanayinde ise yıllık yüzde 2,5 düşüş gerçekleşti. Yatırım ve üretim kapasitesi açısından önem verdiğimiz sermaye malı üretiminde ise yüzde 5,1 düşüş görüyoruz. Buna karşılık savunma sanayi bağlantılı yüksek teknoloji üretiminde yıllık yüzde 14,5 artış kaydedilmesini olumlu buluyoruz” dedi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Eylül ayında ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 15,4 artarak 26 milyar dolara ulaşmıştı. İhracattaki bu artışın eylül ayı sanayi üretimine de olumlu yansımasını temenni ediyoruz. Diğer taraftan sanayi üretiminde devam eden azalma ve sanayide çalışan sayısındaki gerileme dikkate alındığında, Merkez Bankası’ndan bu ay için 200 baz puanlık indirim beklentimizi yineliyoruz. Ayrıca ihracatçılarımıza yönelik yüzde 3 döviz dönüşüm desteğinin, yüzde 10 oranına yükseltilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Bu yönde atılacak adımların, ihracatta daha güçlü ve sürdürülebilir bir performansa katkı sağlayacağına inanıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-savunma-sanayi-baglantili-uretim-artisini-olumlu-karsiliyoruz-89404</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/6/1280x720/baskan-zeytinoglu-trumpin-gumruk-artirimlarinin-turkiyeye-olasi-etkilerini-degerlendirdi-1744103724.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, ağustos ayında sanayi üretimi ve imalat sanayinde yaşanan düşüşe karşın savunma sanayi bağlantılı yüksek teknoloji üretiminin yıllık yüzde 14,5 artmasını olumlu karşıladıklarını belirtti. Zeytinoğlu, sanayideki gerilemeye karşı 200 baz puanlık faiz indirimi beklediklerini ve ihracatçılara verilen döviz dönüşüm desteğinin yüzde 10’a çıkarılması gerektiğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gesiaddan-bursa-is-dunyasina-verimlilik-ve-donusum-cagrisi-89400</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 11:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> GESİAD’dan Bursa iş dünyasına &#039;verimlilik ve dönüşüm&#039; çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Genç Sanayiciler İş İnsanları ve Yöneticileri Derneği’nin (GESİAD) yeni dönemdeki ilk Sinerji Toplantısı, Bursa iş, siyaset ve bürokrasi dünyasını bir araya getirdi. Uludağ İçecek Türk AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl’ın onur konuğu olduğu etkinliğin açılışında konuşan GESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Papatya, bu yıl kuruluşlarının 35. yılını kutladıklarını belirterek, kuruldukları günden bugüne Bursa’nın ve Türkiye’nin ekonomik hayatına katkı sunmanın hedefiyle çalışmalarını sürdürdüklerini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac8ac886e61c-1791536264.jpg" alt="" width="572" height="381" /></p>
<p>Maliyetlerin yükseldiği, finansmana erişimin önem kazandığı, rekabet koşullarının her geçen gün daha zorlaştığı bir dönemden geçildiğine işaret eden Papatya, “Sanayici ve iş insanı açısından baktığımızda artık yalnızca üretmek yeterli değil. Verimlilik, finansal sürdürülebilirlik, teknoloji, nitelikli insan kaynağı, ihracat kapasitesi ve katma değerli üretim her zamankinden daha fazla önem taşıyor. İş dünyası olarak bizim beklentimiz; öngörülebilirliğin güçlenmesi, finansmana erişimin kolaylaşması, üretim ve yatırım isteğinin desteklenmesi ve reel sektörün rekabet gücünü koruyacak adımların sürdürülebilir biçimde hayata geçirilmesi. Bizler sorunları konuşmaktan çekinmemeliyiz. Ancak sorunların yanında çözüm önerilerini de ortaya koymalıyız. GESİAD olarak bizim yaklaşımımız her zaman bu yönde oldu. Çünkü biz biliyoruz ki Bursa, üretme kapasitesi, girişimcilik kültürü ve güçlü sanayi altyapısıyla Türkiye ekonomisinin en önemli şehirlerinden biri. Dolayısıyla Bursa iş dünyasının güçlü olması, yalnızca Bursa için değil, Türkiye ekonomisinin geleceği açısından da büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p>Yapay zekadan dijital dönüşüme, yeşil dönüşümden yeni nesil üretim modellerine kadar birçok alanda yeni bir ekonomik düzenin şekillendiğine işaret eden Papatya, Türkiye’nin bu dönüşümün öncüleri arasında yerini alması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p>Farklı sektörlerden iş insanlarını bir araya getirerek onların deneyimlerini paylaşmayı ve geleceğe ilişkin ortak bakış açısı yansıtmayı amaçladıklarını vurgulayan Papatya, bu kapsamda yeni dönemdi ilk Sinerji Toplantıları’na Uludağ İçecek Türk AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl’ı konuk ettiklerini ifade etti. </p>
<p>Etkinliğin onur konuğu Uludağ İçecek Türk AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl da, iş hayatındaki tecrübelerini salondaki konuklarla paylaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gesiaddan-bursa-is-dunyasina-verimlilik-ve-donusum-cagrisi-89400</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/0/1280x720/gesiaddan-bursa-is-dunyasina-verimlilik-ve-donusum-cagrisi-1791536294.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GESİAD’ın 35. kuruluş yılında düzenlediği yeni dönemin ilk Sinerji Toplantısı’nda konuşan Başkan Tolga Papatya, artan maliyetler ve finansmana erişim sorunlarına dikkat çekerek verimlilik, teknoloji, ihracat ve katma değerli üretimin önemini vurguladı. Uludağ İçecek Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl da iş dünyası temsilcileriyle deneyimlerini paylaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretimi-agustosta-yuzde-1-azaldi-89398</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 11:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi üretimi ağustosta yüzde 1 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait sanayi üretim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, söz konusu ayda takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 1,9 geriledi.</p>
<p>Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, ağustosta madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,7, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 1,3 artarken imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 2,5 azalış kaydetti.</p>
<p>Arındırılmamış sanayi üretim endeksinde de yıllık bazda yüzde 0,03 azalış hesaplandı.</p>
<p><strong>Aylık veriler</strong></p>
<p>Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi, ağustosta bir önceki aya kıyasla yüzde 1 azaldı.</p>
<p>Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, ağustosta madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 4,1, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 3,3 artarken imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 1,6 geriledi.</p>
<p>TÜİK, bazı aylara ilişkin verilerde revizyona gitti.</p>
<p>Buna göre sanayi üretim endekslerinin takvim etkisinden arındırılmış yıllık değişim oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yıllar/Aylar</td>
<td>Ocak</td>
<td>Şubat</td>
<td>Mart</td>
<td>Nisan</td>
<td>Mayıs</td>
<td>Haziran</td>
<td>Temmuz</td>
<td>Ağustos</td>
<td>Eylül</td>
<td>Ekim</td>
<td>Kasım</td>
<td>Aralık</td>
</tr>
<tr>
<td>2023</td>
<td>4</td>
<td>-8,8</td>
<td>0,4</td>
<td>-1,4</td>
<td>0,3</td>
<td>0,9</td>
<td>8,3</td>
<td>3,6</td>
<td>5,2</td>
<td>2,6</td>
<td>2</td>
<td>2,3</td>
</tr>
<tr>
<td>2024</td>
<td>1,3</td>
<td>11,2</td>
<td>4,3</td>
<td>-1</td>
<td>0</td>
<td>-5</td>
<td>-3,8</td>
<td>-5,1</td>
<td>-2,2</td>
<td>-2,9</td>
<td>1,7</td>
<td>7</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>1,1</td>
<td>-2</td>
<td>2,3</td>
<td>3</td>
<td>4,8</td>
<td>8,2</td>
<td>4,9</td>
<td>7,1</td>
<td>3</td>
<td>2,1</td>
<td>2,2</td>
<td>-2,1</td>
</tr>
<tr>
<td>2026</td>
<td>-1,9</td>
<td>2,2</td>
<td>-1,2</td>
<td>6,1</td>
<td>-0,1</td>
<td>-1,3</td>
<td>-0,2</td>
<td>-1,9</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretimi-agustosta-yuzde-1-azaldi-89398</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/4/1280x720/sanayi-endustri-1782446916.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre sanayi üretim endeksi, aylık bazda yüzde 1, yıllık bazda da yüzde 1,9 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplandan-kritik-uyari-orta-dogu-koridoru-tikandi-urunler-elimizde-kalacak-89397</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 11:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> İskender Kaplan’dan uyarı: Orta Doğu koridoru tıkandı, ürünler elimizde kalacak!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, Orta Doğu ve Körfez ülkelerine yapılan sevkiyatın büyük bir krizle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.</p>
<p>Deniz yolu güzergâhlarının kapanmasıyla birlikte ihracatın karayoluna yönlendirildiğini vurgulayan Kaplan, Türkiye-Suriye-Ürdün–Suudi Arabistan koridorunun tıkandığını ve Suudi Arabistan’ın tır şoförlerine yönelik transit geçiş vizelerini vermezken ya da süreci aylara yayarak ağırdan almasının ihracatı durma noktasına getirdiğini duyurdu.</p>
<p><strong>"Sadece halı değil, bütün sektörlerin ihracatı kitleniyor"</strong></p>
<p>Yaşanan tıkanıklığın tüm imalat sektörlerini etkilediğini ve krizin boyutlarının her geçen gün büyüdüğünü ifade eden TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, durumu şu sert sözlerle değerlendirdi: "İran-ABD savaşı nedeniyle deniz yolu kapanınca zorunlu olarak Türkiye–Suriye–Ürdün–Suudi Arabistan koridorunu kullanmaya başladık. Türk tırları bu güzergâh üzerinden Suudi Arabistan’ın yanı sıra Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Umman ve Yemen’e ürün taşıyordu. Ancak Suudi Arabistan’ın transit geçiş vizelerinde çıkardığı engeller ve süreci yavaştan alması yüzünden Suriye’nin bu yol güzergahına geçiş sağlayan sınır kapılarında kilometrelerce tır kuyrukları oluştu, adeta tıkandık. Bu sıkıntı sadece halı sektörünün değil, Orta Doğu’ya mal gönderen tüm Türkiye ihracatının ortak kâbusudur. Katar, Kuveyt, BAE, Bahreyn, Umman ve Yemen’deki alıcılar siparişlerini dört gözle beklerken, mallar fabrikalarımızın depolarında sevkiyat bekliyor. Depolarımız doldu, yeni üretim yapamaz hale geldik."</p>
<p><strong>"Navlun maliyetleri 10 bin doları aştı, acil aksiyon şart"</strong></p>
<p>Lojistik maliyetlerindeki fahiş artışa ve diplomatik çağrıya dikkat çeken İskender Kaplan, normal şartlarda deniz yolu ihracatında konteyner başına 1.000 ila 1.500 dolar ödenirken, tırlarla sağlanan karayolu sevkiyatlarında maliyetin 10 bin doları aştığını vurguladı. Zaten katlanılması güç taşıma giderleriyle mücadele eden Türk ihracatçısının bu haksız vize bürokrasisiyle uluslararası pazarlarda darbe aldığını belirten Kaplan, sözlerini şöyle tamamladı:  "Bu krizin çözümü için Ticaret Bakanlığımız ve Dışişleri Bakanlığımız acilen aksiyon almalı, Suudi yetkililerle masaya oturarak vize sürecini hızlandırmalıdır. Aksi takdirde, fabrikalarda yığılan ve sevkiyat bekleyen ürünler üreticinin elinde patlayacak; Körfez pazarındaki kalıcı bağlarımız ve rekabet gücümüz büyük yara alacaktır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplandan-kritik-uyari-orta-dogu-koridoru-tikandi-urunler-elimizde-kalacak-89397</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/7/1280x720/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplandan-kritik-uyari-orta-dogu-koridoru-tikandi-urunler-elimizde-kalacak-1791535658.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran, İsrail ile ABD arasında devam eden savaş ve jeopolitik gerilimler nedeniyle Orta Doğu ve Körfez ülkelerine yönelik sevkiyatın riske girdiğini belirten TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan acil müdahale çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyetleri-agustosta-yuzde-2-artti-89396</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 11:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat maliyetleri ağustosta yüzde 2 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ağustos dönemine ilişkin inşaat maliyet endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, ağustosta bir önceki aya kıyasla yüzde 2,04, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 29,59 yükseldi.</p>
<p>Aylık bazda malzeme endeksi yüzde 2,73, işçilik endeksi yüzde 0,82 arttı.</p>
<p>Yıllık bazda malzeme endeksi yüzde 28,72, işçilik endeksi yüzde 31,2 artış gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı maliyet endeksi, ağustosta bir önceki aya göre yüzde 1,59, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,94 artış kaydetti.</p>
<p>Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 2, işçilik endeksi yüzde 0,89 yükseldi. Geçen yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 27,76, işçilik endeksi yüzde 31,05 arttı.</p>
<p>Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksi, ağustosta bir önceki aya göre yüzde 3,46, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 31,68 arttı.</p>
<p>Söz konusu yapılarda bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 4,95, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 31,65 artış kaydetti.</p>
<p>Bu dönemde işçilik endeksi aylık yüzde 0,55, yıllık yüzde 31,74 yükseldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyetleri-agustosta-yuzde-2-artti-89396</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/8/1280x720/insaat-1770970824.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre inşaat maliyet endeksi, aylık bazda yüzde 2,04, yıllık bazda da yüzde 29,59 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pirinc-ithalatinda-gozetim-uygulamasi-89395</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 11:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pirinç ithalatında gözetim uygulaması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan "İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, ithalatı yapılan bazı pirinç ve çeltik ürünleri gözetim uygulaması kapsamında kayda alınan eşya listesine eklenirken, kayıt merkezi olarak İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği yetkilendirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pirinc-ithalatinda-gozetim-uygulamasi-89395</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/pirinc.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, ithalatı yapılan bazı pirinç ve çeltik ürünlerini gözetim uygulaması kapsamında kayda alınan eşya listesine ekledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sifir-atik-vakfi-ile-deikten-is-birligi-protokolu-89422</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> DEİK ile Sıfır Atık Vakfı&#039;ndan iş birliği protokolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sıfır Atık Vakfı ile Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) arasında Türk özel sektöründe sıfır atık ve döngüsel ekonomi yaklaşımının yaygınlaştırılması ve Türkiye'nin bu alandaki deneyiminin uluslararası iş dünyasına aktarılması amacıyla işbirliği protokolü imzalandı.</p>
<p>DEİK'in Sarıyer'deki merkezinde düzenlenen imza töreninde konuşan Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, Türkiye'nin 81 ilinde kentsel dönüşüm süreçlerinin bir an önce tamamlanması gerektiğine inandığını belirterek, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un bu konuda güçlü bir irade ortaya koyduğunu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da kentsel dönüşüm konusundaki hassasiyetini bildiklerini söyledi.</p>
<p>Deprem bölgesindeki kentsel dönüşüm ve inşaat çalışmalarını birçok kez yerinde gözlemlediklerini anlatan Ağırbaş, devletin vatandaşları kentsel dönüşüme teşvik etmek amacıyla farklı kampanyalar yürüttüğünü kaydetti.</p>
<p>Ağırbaş, "Yarısı Bizden" kampanyası gibi uygulamalarla vatandaşların kentsel dönüşüm süreçlerine katılımının teşvik edildiğini belirterek, vatandaşlara devletin sunduğu imkanlardan yararlanıp binalarını dönüştürmeleri çağrısında bulundu.</p>
<p>Şehirlerde güvenli, huzurlu ve mutlu bir yaşamın sağlanması için devletin imkanlarını seferber ettiğini dile getiren Ağırbaş, vatandaşların da bu süreçte adım atmasının ve fedakarlık göstermesinin önem taşıdığını ifade etti.</p>
<p>Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı ve Birleşmiş Milletler (BM) Yüksek Düzeyli Sıfır Atık Danışma Kurulu Başkanı Emine Erdoğan'ın öncülüğünde sıfır atık hareketinin küresel bir vizyona dönüştüğüne dikkati çeken Ağırbaş, "Dünya ortak evimiz" anlayışıyla hareketin 193 ülkede yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalar yürütüldüğünü vurguladı.</p>
<p>Ağırbaş, sıfır atık yaklaşımının kaynakların korunması, verimlilik, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir kalkınmayı birlikte ele alan kapsamlı bir dönüşüm modeli haline geldiğini, bu vizyonun Türkiye'nin iklim ve çevre politikalarına yansımasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinin önemli rol oynadığını söyledi.</p>
<p>Sıfır atığın yalnızca bir çevre politikası olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizen Ağırbaş, "Sıfır atık yalnızca bir çevre politikası değil, üretim, yatırım, rekabetçilik ve ekonomik kalkınma meselesidir. Bu nedenle özel sektörün bu dönüşümün merkezinde yer alması gerekiyor." dedi.</p>
<p>Özel sektörün süreçlere dahil edilmediği çalışmaların sürdürülebilirliğinin ve kalıcılığının tartışmalı olabileceğini belirten Ağırbaş, Sıfır Atık Hareketi'ni Türkiye'nin ve Türk sanayisinin geleceği açısından önemli gördüklerini kaydetti.</p>
<p>Avrupa'da sınırda karbon düzenlemeleri ve yeşil enerji kuralları başta olmak üzere farklı uygulamalarla sıfır atık yaklaşımını destekleyen adımlar atıldığına işaret eden Ağırbaş, bu gelişmelerin kaynak verimliliği ve döngüsel ekonomi uygulamalarının önemini artırdığını anlattı.</p>
<p>Ağırbaş, sıfır atık ve döngüsel ekonomi alanındaki yatırımların desteklenmesi amacıyla Cumhuriyet tarihinin en büyük finansman paketini açıkladıklarını belirterek, 10 milyar liralık paketin KOBİ'lerin ve şirketlerin bu alanlardaki projelerine katkı sağlamayı hedeflediğini söyledi.</p>
<p>Kaynak verimliliği ve sürdürülebilir üretim alanındaki yatırımların ölçeğini büyütmek için finansmanın önemli bir fırsat sunduğunu ifade eden Ağırbaş, bununla birlikte dönüşümün tüm sektörlere ve iş dünyasına yayılmasının da büyük önem taşıdığını kaydetti.</p>
<p><strong>"Sıfır atık ve döngüsel ekonomiyle alakalı yatırımlar hızlanacak"</strong></p>
<p>Ağırbaş, "Şu an itibarıyla 100 milyarlık bir finansman paketi öngörüyoruz. İnşallah o paketle beraber Türkiye'deki sıfır atık ve döngüsel ekonomiyle alakalı yatırımlar hızlanacak." diye konuştu.</p>
<p>DEİK'in iş konseyleri ve üye kuruluşları aracılığıyla sahip olduğu uluslararası iş ağının Türkiye'nin sıfır atık ve döngüsel ekonomi deneyiminin küresel iş dünyasına aktarılması açısından önemli bir fırsat sunduğunu aktaran Ağırbaş, iki kurum arasında başlatılan işbirliğinin bu açıdan stratejik önem taşıdığını kaydetti.</p>
<p>Ağırbaş, sıfır atık vizyonunun uluslararası alandaki karşılığını haziran ayında ikincisi gerçekleştirilen Sıfır Atık Forumu'nda gördüklerini belirtti.</p>
<p>Forum kapsamında iş dünyasına yönelik toplantılar da düzenlediklerini belirten Ağırbaş, COP31'in yüksek düzeyli iklim şampiyonu olarak görevlendirilmesinin ardından bu süreçte DEİK'le çalışma kararı aldıklarını söyledi.</p>
<p>Ağırbaş, DEİK'i COP31 kapsamında iş dünyasına yönelik çalışmaların yürütülmesi ve temsil edilmesi konusunda görevlendirdiklerini, organizasyon kapsamında DEİK Başkanı Nail Olpak'ın liderliğinde iş dünyasına yönelik çeşitli toplantılar gerçekleştireceklerini aktardı.</p>
<p>Olpak'ın Emine Erdoğan tarafından Sıfır Atık Forumu Danışma Kurulu üyeliğine de getirildiğini dile getiren Ağırbaş, forumun kamu, özel sektör, finans, akademi ve sivil toplum kuruluşlarını ortak hedefler etrafında buluşturduğunu söyledi.</p>
<p>"Antalya'ya giden yol-iklim eylemi" yaklaşımıyla sıfır atık teması etrafında gerçekleştirilen forumun, farklı paydaşların bir araya gelmesinin dönüşümü hızlandırmadaki önemini ortaya koyduğunu belirten Ağırbaş, DEİK ile yapılan işbirliğini bu yaklaşımın ekonomik ayağını güçlendiren stratejik bir adım olarak değerlendirdiklerini kaydetti.</p>
<p>Ağırbaş, Türkiye'de oluşan sıfır atık ve döngüsel ekonomi deneyimini öncelikle Türk iş dünyasına, ardından uluslararası iş çevrelerine anlatmayı hedeflediklerini belirterek, COP31'de iklim gündemini yalnızca taahhütler üzerinden değil, yatırımlar, teknolojiler, finansman ve sahadaki somut uygulamalar üzerinden ele alacaklarını ifade etti.</p>
<p>Önümüzdeki yıl düzenlenecek Sıfır Atık Forumu'na 192 ülkenin katılımını hedeflediklerine dikkati çeken Ağırbaş, Dünya Bankası, Dünya Ekonomik Forumu, dünyanın önde gelen üniversiteleri ve DEİK'in de aralarında bulunduğu güçlü bir paydaş ağıyla çalıştıklarını vurguladı.</p>
<p>Ağırbaş, "İnşallah 2027 yılında DEİK'in liderliğinde daha güçlü bir forum inşa edeceğiz." dedi.</p>
<p><strong>"İklim diplomasisini ticari faaliyetlerimizin ana unsurlarından biri olarak görüyoruz"</strong></p>
<p>DEİK Başkanı Nail Olpak ise sürdürülebilirlik, yeşil dönüşüm ve döngüsel ekonomi alanlarında özel sektörün rolünü değerlendirmek ve küresel sürdürülebilirlik gündemine katkı sağlayacak işbirliği alanlarını ele almak üzere bir araya geldiklerini söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) kısa süre kaldığını belirten Olpak, DEİK olarak bu süreçte iş dünyasının sağlayabileceği katma değeri ortaya koymaya çalıştıklarını ifade etti.</p>
<p>COP toplantılarının başlangıçta hükümetler arası iklim müzakerelerinin yürütüldüğü platformlar olarak öne çıktığını dile getiren Olpak, gelinen noktada iklim konularının ekonomi ve iş dünyasının da temel gündem maddeleri arasında yer aldığını kaydetti.</p>
<p>Olpak, yeşil ekonomiye geçiş, döngüsel ekonomi ve yeşil finansman gibi başlıkların küresel ticaretin yeniden şekillendiği bir dönemde iş dünyası açısından önem taşıdığına dikkati çekerek, bu kavramların bütününü "yeşil ekonomi" olarak değerlendirmeyi tercih ettiğini vurguladı.</p>
<p>İş dünyasının yeniden şekillenen küresel ticarette önemli ve kaçınılmaz sorumluluklar üstlendiğini vurgulayan Olpak, "Biz de DEİK olarak iklim diplomasisini ticari faaliyetlerimizin ana unsurlarından biri olarak görüyoruz. Atılacak adımlarda iş dünyamızın diğer kurumlarıyla birlikte hareket etmeye devam ediyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Olpak, COP31 gibi kapsamlı organizasyonlarda iş dünyası kuruluşlarının ve sivil toplum kurumlarının güvenilir ortaklarla çalışmak istediğini söyledi.</p>
<p>Sıfır Atık Vakfı ile farklı zamanlarda yakın işbirliği yürüttüklerini anlatan Olpak, vakfın başkanı ve ekibine iş dünyasını sürece dahil etmeleri dolayısıyla teşekkür etti.</p>
<p>Olpak, Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş'ın COP31'in yüksek düzeyli iklim şampiyonu olarak belirlendiğine dikkati çekti.</p>
<p>Bu görev kapsamında yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları gibi devlet dışı aktörlerin iklim hedefleri doğrultusunda koordine edildiğini belirten Olpak, DEİK'in ticari diplomasi faaliyetlerine iklim diplomasisini de dahil ettiğini vurguladı.</p>
<p>Olpak, "DEİK ailesi olarak her zaman olduğu gibi iş dünyasıyla kamu arasında arayüz görevimizi sürdürmeye devam edeceğiz. İnanıyorum ki bugün imzalayacağımız protokolle mevcut işbirliğimizi daha ileri bir seviyeye çıkararak başta döngüsel ekonomi ve sıfır atık yaklaşımı olmak üzere sürdürülebilirlik alanında birlikte güzel bir koordinasyon oluşturacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Törende, DEİK ile Sıfır Atık Vakfı arasındaki işbirliği protokolü imzalandı.</p>
<p>Protokolle sıfır atık ve döngüsel ekonomi çalışmalarının DEİK İş Konseyleri ve üye kuruluşlar nezdinde geliştirilmesi, eğitim ve farkındalık faaliyetlerinin yürütülmesi, uluslararası ticaret heyetleri ve iş forumlarında sürdürülebilirlik gündeminin güçlendirilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sifir-atik-vakfi-ile-deikten-is-birligi-protokolu-89422</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/2/1280x720/6-1791556028.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıfır Atık Vakfı ile yapılan iş birliği protokolü hakkında açıklama yapan DEİK Başkanı Nail Olpak, &quot;Protokolle mevcut iş birliğimizi daha ileri bir seviyeye çıkararak başta döngüsel ekonomi ve sıfır atık yaklaşımı olmak üzere sürdürülebilirlik alanında birlikte güzel bir koordinasyon oluşturacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/arac-muayene-istasyonlari-cezalarina-duzenleme-89393</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Araç muayene istasyonlarına cezalarda düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının hazırladığı "Araç Muayene İstasyonlarının Açılması, İşletilmesi ve Araç Muayenesi Hakkında Yönetmelik'te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Düzenlemeyle, Bakanlıkça işletme belgesiyle yetkilendirildiği halde bazı yükümlülüklere aykırı hareket eden istasyon işletmelerine verilecek cezalar yeniden düzenlendi.</p>
<p>Buna göre işletme şartlarına aykırılık tespit edilenlere 17 bin 376 lira, çalıştırılacak personel ve personelde aranacak niteliklere ilişkin ihlallerde 43 bin 447 lira, denetim ve sözleşmelerin feshiyle ilgili ihlallerde ise 100 bin lira idari para cezası uygulanacak.</p>
<p>Yönetmelikteki bazı yükümlülükler "idari şart" olarak kabul edilecek.</p>
<p>Bakanlıkça hazırlanan "Demiryolu Emniyet Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" ile de denetimlerde tespit edilen aykırılıklarda uygulanacak para cezaları 25 bin liradan 411 bin 506 liraya yükseltildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/arac-muayene-istasyonlari-cezalarina-duzenleme-89393</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/otomotiv-otomobil-arac-1767341158.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmelik değişikliğine göre, işletme şartlarına aykırılık tespit edilen araç muayene istasyonlarına 17 bin 376 lira, çalıştırılacak personel ve personelde aranacak nitelik ihlallerinde 43 bin 447 lira, denetim ve sözleşmelerin feshiyle ilgili ihlallerde ise 100 bin lira idari para cezası uygulanacak. Demir yollarındaki denetimlerde tespit edilen aykırılıklarda uygulanacak para cezaları ise 25 bin liradan 411 bin 506 liraya yükseltildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsonun-yeni-baskani-ozer-matli-oldu-89384</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 09:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa TSO’nun yeni başkanı Özer Matlı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda (BTSO) gerçekleştirilen seçimde oy sayımı tamamlandı. Özer Matlı 82 oy alırken, İbrahim Burkay 74 oyda kaldı. Böylece BTSO’da uzun süredir başkanlık görevini sürdüren İbrahim Burkay dönemi sona ererken, Özer Matlı yeni dönemde Bursa iş dünyasının çatı kuruluşu BTSO’nun başkanlığını üstlenecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac888ce7f103-1791527118.jpeg" alt="" width="624" height="468" /></p>
<p>BTSO'nun yeni dönemine ilişkin mesajlarını paylaşan Matlı, yönetim ile üyeler arasındaki iletişimin güçlendirileceğini belirterek, "Yönetime ulaşmak artık zor değil. İlk sloganımız, ilk başlığımız buydu. Şeffaf odanın içi, yönetimle bir arada olduğu, daha iletişim kurduğu bir düzenek. İletişimi hızlandıracağız. Adım adım meclisimizle beraber şehrin sorunlarını ortak çözeceğiz" dedi.</p>
<p>Matlı, BTSO Meclisi'nin bundan sonraki süreçte bütün üyeleri kapsayacağını ifade ederek, "Meclis hepimizin meclisidir. Bu saatten sonra farklı bir meclis yok. Bütün meclis üyelerinin fikri benim için en kıymetli" diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac889529b104-1791527250.jpeg" alt="" width="629" height="422" /></p>
<p>Seçim sürecinde kendisine destek verenlere teşekkür eden Matlı, yeni dönemde Bursa için daha fazla katma değer üretme hedefinde olduklarını söyledi.</p>
<p>BTSO'nun yalnızca bir oda olarak değil, farklı kurum ve kuruluşları bir araya getiren bir yapı olarak faaliyet göstermesini istediğini belirten Matlı, "Ayrıştıran oda değil, birleştiren, bütün organizasyonlara ev sahipliği yapan, dernekleriyle ev sahipliği yapan yeni bir oda olsun istiyoruz. İnşallah bunu da hep beraber başaracağız" dedi.</p>
<h2><strong>Meclis başkanı Dağlıoğlu</strong></h2>
<p>BTSO Meclis Başkanlığı seçiminde ise Erol Dağlıoğlu 79 oy alarak Meclis Başkanı seçildi. BTSO’daki seçim süreci, komite ve meclis üyelikleri için yapılan seçimlerin ardından bugün gerçekleştirilen başkanlık ve meclis başkanlığı seçimleriyle tamamlandı. Seçim sonuçlarının resmi olarak ilan edilmesinin ardından BTSO’nun yeni yönetim dönemi de başlamış olacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsonun-yeni-baskani-ozer-matli-oldu-89384</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/4/1280x720/ozer-matli-1791527706.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın başkanlık seçimi tamamlandı. Özer Matlı ile İbrahim Burkay’ın yarıştığı seçimde Özer Matlı BTSO’nun yeni başkanı seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ensia-ikinci-10-yilina-yerli-uretim-ve-ihracat-hedefiyle-giriyor-89416</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ENSİA, ikinci 10 yılına yerli üretim ve ihracat hedefiyle giriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Türk yenilenebilir enerji sektörünün en aktif sivil toplum kuruluşları arasında yer alan Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) kuruluşunun 10’uncu yıl dönümünü Tarihi Havagazı Fabrikası’nda düzenlenen bir geceyle kutladı. Türkiye’nin farklı illerinden 116 kurumsal üyesinin sağladığı istihdam 50 bini aşan ENSİA, ikinci on yılına ilişkin proje hedeflerini de üyeleri ve kamuoyu ile paylaştı. ENSİA dernek üyesi firmaların temsilcilerinin yanı sıra, enerji sektörü ve İzmir iş dünyasını da bir araya getirdi.</p>
<p>On yıl önce çıktıkları bu yolculukta Türkiye’nin temiz enerji sanayisine duydukları güvenin hiç değişmediğini dile getiren ENSİA Yönetim Kurulu Başkanı Elvan Aygün Anbar, “Bugün geldiğimiz noktada güçlü bir üretim kültürüne, önemli mühendislik yetkinliklerine ve uluslararası pazarlarda başarıyla rekabet eden şirketlere sahibiz. Önümüzdeki dönemde amacımız; bu gücü daha fazla iş birliği, daha yüksek katma değer ve daha fazla ihracatla geleceğe taşımak olacak. Çünkü enerjimizin tek başına yerli olması yetmiyor. O enerjiyi ürettiğimiz ekipmanın da yerli, yani Türkiye’de üretilmiş olması gerekiyor” dedi.</p>
<p>Temiz enerji dönüşümünün yalnızca yeni santraller kurmakla tamamlanamayacağını, bu tesisleri tasarlayacak, üretecek, işletecek ve geliştirecek insan kaynağının da yetiştirilmesi gerektiğini dile getiren Anbar, “Gençlerimizin temiz enerji teknolojilerinde uzmanlaşmasını, sanayimizin ihtiyaçlarıyla eğitim programlarının daha güçlü biçimde buluşmasını istiyoruz. ENSİA Genç, mühendis adaylarımızın temiz enerji sektöründe kariyer yapmalarına zemin hazırlıyor. Hazırladığımız her projenin değerini üyelerimize sağladığı faydayla ölçüyoruz. Yeni bir iş birliği, gelişen bir üretim yetkinliği, açılan bir ihracat kapısı ve kazanılan bir uzmanlık, çalışmalarımızın karşılığını oluşturuyor. ENSİA’nın ilk kadın Yönetim Kurulu Başkanı olarak bu birikimi geleceğe taşıma sorumluluğunu üstlenmekten onur duyuyorum” dedi.</p>
<h2>“ENSİA olarak 10 yıllık hedeflerimiz yüksek”</h2>
<p>Yerli üretim oranının yükseltilmesi, tedarik zincirinin geliştirilmesi, ihracat kapasitesinin artırılması ve temiz enerji teknolojilerindeki yenilikçi girişimlerin desteklenmesine odaklanacaklarını diyen Elvan Aygün Anbar, “Önümüzdeki dönemde amacımız; bu gücü daha fazla iş birliği, daha yüksek katma değer ve daha fazla ihracatla geleceğe taşımaktır. ENSİA’nın ikinci 10 yılında da temiz enerjinin yalnızca tüketicisi değil, teknolojisini geliştiren, ekipmanını üreten ve dünyanın dört bir yanına ihraç eden bir Türkiye hedefiyle çalışmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<h2>Vatansever: Kümelenme yapıları orkestradaki tüm müzik aletlerinin uyumuyla çalışıyor</h2>
<p>ENSİA’nın temellerini temiz enerji sektöründe faaliyet gösteren firmaları kümelenme anlayışıyla bir araya getirmek ve ortak projeler geliştirmek amacıyla 2016 yılında attıklarını hatırlatan Onursal Başkan Hüseyin Vatansever, “Kümelenme merkezi olmanın anlamını aslında gelişmiş ülkeler çok iyi biliyor. Avrupa'da yenilenebilir enerji sektöründe temaslarda bulunan, üretim merkezlerini gezen, temiz enerji kümeleri ve kamu otoriteleriyle muhatap olan arkadaşlarımız bunu çok iyi anlayacaktır. Avrupa’da temiz enerji sektörünün gelişiminde, firmaları, araştırma kurumlarını ve kamu kuruluşlarını bir araya getiren kümelenme yapıları önemli rol oynuyor ve bu kurumlar orkestrayı oluşturan tüm müzik aletlerinin uyumu hassasiyetinde çalışıyor” dedi.</p>
<h2>Kalaycı: İzmir’i temiz enerjide uluslararası üretim merkezi yapmayı hayal ettik</h2>
<p>ENSİA’nın kuruluş sürecinde amaçlarının yalnızca Türkiye’de daha fazla temiz enerji santrali kurulması olmadığını, bu santrallerin teknolojisinin, ekipmanının ve mühendisliğinin de mümkün olduğunca Türkiye’de üretilmesini hedeflediklerini söyleyen Onursal Başkan Alper Kalaycı, “İzmir’in ve ülkemizin temiz enerji sanayisinde uluslararası bir üretim ve teknoloji merkezi olmasını hayal ettik. Bugün geldiğimiz noktada bu hayalin önemli bir bölümünün gerçekleştiğini görmek hepimiz için büyük bir gurur kaynağı” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ensia-ikinci-10-yilina-yerli-uretim-ve-ihracat-hedefiyle-giriyor-89416</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/6/1280x720/ensia-ikinci-10-yilina-yerli-uretim-ve-ihracat-hedefiyle-giriyor-1791549321.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin temiz enerji sektörünü buluşturan ENSİA, 10’uncu kuruluş yıl dönümünü kutladı. Dernek, ikinci 10 yılında yerli ekipman üretimini artırmayı, teknoloji geliştirmeyi ve Türkiye’yi temiz enerjide uluslararası bir üretim merkezi haline getirmeyi hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anadolu-grubu-100-yil-sonra-var-olmanin-hesabini-bugunden-yapiyor-89379</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anadolu Grubu &#039;100 yıl sonra var olmanın&#039; hesabını bugünden yapıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim krizi; suya erişimden tarımsal üretime, tedarik zincirinden enerjiye kadar işin devamlılığını belirleyen temel risklerin başında geliyor. Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Kamil Süleyman Yazıcı bu nedenle başarıyı yalnızca finansal büyüklükle değil, dönüşüm kapasitesiyle tarif ediyor: “Kararlarımızı yalnızca ‘Bugün ne kazandırır?’ sorusuyla almıyoruz. ‘Bu işi 10, 20, 30 yıl sonra da sürdürebilecek miyiz?’ diye bakıyoruz.”</strong></p>
<p>Bir gram daha az ambalaj, bir bardak daha az su, yüzde 1 daha az enerji… Tek başına bakıldığında küçük görünen rakamlar, milyarlarca ürün, binlerce mağaza ve milyonlarca tüketiciyle çarpıldığında bambaşka bir anlam kazanıyor. Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Kamil Süleyman Yazıcı’nın sürdürülebilirliğe yaklaşımının merkezinde de tam olarak bu “ölçek etkisi” var.</p>
<p>İklim krizi; tarımda üretim koşullarını, gıda ve içecekte suya erişimi, perakendede tedarik zincirini, otomotivde ise teknolojiyi değiştiriyor. Dolayısıyla sürdürülebilirlik, şirketler açısından çevresel hedeflerin ötesine geçerek işin devamlılığı ve rekabet gücü meselesine dönüşüyor.</p>
<p>75 yılı geride bırakan Grubun önündeki hedef yalnızca 100. yılı görmek değil. Yazıcı’nın ifadesiyle amaç, “100 yıl sonra da var olabilmek.” Bu bakış, Anadolu Grubu’nun 2035 vizyonunda büyümenin tanımını da değiştiriyor: Başarı artık yalnızca finansal büyüklükle değil; karbonu, suyu ve kaynak kullanımını ne kadar dönüştürebildiğiniz ve bu dönüşümü ekosisteminize ne ölçüde yayabildiğinizle de ölçülüyor. Yazıcı’nın yorumları şöyle:</p>
<h2>Önümüzdeki 10 yıl bütün işleri değiştirecek </h2>
<p>“Bizim temel bir hedefimiz var: Nesiller boyu sürdürülebilir olmak. 75. yılımızı geride bıraktık. Bizim için önemli olan yalnızca 100. yılımıza ulaşmak değil, 100 yıl sonra da var olabilmek. Önümüzdeki 10 yılda bütün işlerimizin dönüşeceğini öngörüyorum; ancak bunun niteliği sektörden sektöre farklı olacak. Tarım, gıda ve içecekte iklim riski doğrudan tedarik ve üretim sürekliliği meselesi. Perakendede dönüşüm, mağazaların enerji tüketiminden raftaki ürünün nasıl üretildiğine gıda kayıplarından tüketici tercihlerine kadar uzanıyor. Otomotivde ise elektrifikasyon ve mobilite teknolojileri belirleyici olacak. Gıda perakendeciliği ve içecek, işimizin yüzde 90’ından fazlasını oluşturuyor; dolayısıyla sürdürülebilir gıda ve su bizim için hayati. Anadolu Isuzu’da elektrikli araçların satışlarımızdaki payını önümüzdeki beş yılda yüzde 25’e çıkarmayı hedefliyoruz. CCI’da su verimliliği ve ambalaj, Migros’ta yenilenebilir enerji, sürdürülebilir tarım ve gıda güvenliği, Anadolu Etap’ta ise tarımsal üretimin iklim koşullarına dayanıklılığı öne çıkıyor. Önümüzdeki 10 yıl, bütün iş kollarında ‘işimizi daha az kaynak kullanarak, değişen koşullara daha dayanıklı ve gelecek nesillere taşınabilir şekilde nasıl yaparız?’ sorusuna cevap aradığımız bir dönem olacak.”</p>
<h2>Su riski artık iş sürekliliği riski </h2>
<p>“Ayak izimizi azaltmak gerekli ama artık tek başına yeterli değil. Yaptığımız işin olumlu bir etki oluşturmasına odaklanıyoruz. Suyu daha az kullanmak ilk adım; kullandığımız suyu doğaya ve topluma geri kazandırmak ise bir sonraki aşama. Toprağın, suyun ve çiftçinin üretim kapasitesini korumak da işimizin geleceğini korumak anlamına geliyor. Anadolu Grubu olarak 8 sektörde 20 ülkede 100’e yakın tesisimiz var. İçecek operasyonlarımızda 2025’te oluşan atığın yaklaşık yüzde 99’unu geri dönüştürdük, geri kazandık veya yeniden kullandık. Perakende işimizde özel markalı ürünlerimizin ambalajlarının yüzde 84’ünü geri dönüştürülebilir hale getirdik. Amaç, daha az kaynak kullanmaktan öte, kaynakların yaşam döngüsü içinde kalmasını ve etkimizin daha olumlu hale gelmesini sağlamak. Ana girdisi su olan içecek sektörünün en önemli önceliği, su kaynağının korunması. İçecek sektöründe su hem ürünün bir parçası hem de temel girdilerinden biri, dolayısıyla su riski, doğrudan iş sürekliliği riski. CCI Türkiye operasyonlarında bir litre ürün için kullanılan suyu 1,75 litreden 2025’te 1,53 litreye indirdik. Meşrubat operasyonlarımızda yaklaşık 814 milyon litre su tasarrufu sağladık. Su stresi yüksek havzalarda, kullanılan suyun doğaya geri kazandırılma oranı da yüzde 54,5 seviyesine ulaştı. Gıda sektöründe kullanılan her girdinin bir su maliyeti var ama fabrikayla sınırlı düşünemeyiz. Çiftçinin üretmeye devam edebilmesi için suyu verimli kullanması kadar bilgiye, finansmana ve pazara erişebilmesi de gerekiyor. Anadolu Efes operasyonlarında, 2025’te 107 bin ton arpa tedarik ederek tarıma yaklaşık 1,7 milyar TL katkı sağladık.”</p>
<h2>Büyümenin yeni ölçüsü: Dönüşebilmek </h2>
<p>“Önemli olan yalnızca ne kadar büyüdüğümüz değil, bu büyümeyi hangi kaynaklarla ve nasıl gerçekleştirdiğimiz, nasıl bir etki oluşturduğumuz olacak. Bu nedenle finansal sonuçların yanında karbon, su, kaynak verimliliği ve döngüsellik gibi göstergelere de bakıyoruz. Türkiye’deki kendi operasyonlarımızda; 2050’de net sıfıra ulaşarak karbon ayak izimizi dengeleyeceğiz, 2035’te içecek ambalajlarımızın yaşam döngüsünü tamamlayarak geri dönüştürülebilir malzemeler kullanacak ve piyasaya sunduğumuz ambalajların tamamını geri kazanacağız. Suyun geri kazanımına da odaklanıyoruz. Meşrubat üretiminde kullandığımız suyun yarıdan fazlasını doğaya geri kazandırıyor, kullandığımız suyun tamamına karşılık gelen değeri doğaya ve topluma geri kazandırma yönünde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kararlarımızı yalnızca ‘Bugün ne kazandırır?’ sorusuyla almıyoruz. ‘Bu işi 10, 20, 30 yıl sonra da sürdürebilecek miyiz?’ sorusuna odaklanıyoruz. Eğer, Anadolu Grubu’nun büyüklüğünü finansal büyüklüğünün yanında dönüşüm kapasitesiyle de tanımlayabiliyorsak, başarılı olmuşuz demektir. Bunun özeti şu: 2035 Vizyonumuzda sürdürülebilirlik yapımızı devam ettirmenin yanı sıra faaliyet gösterdiğimiz sektör ve ülkelerde dönüşümü desteklemek. Bizde küçük değişiklik diye bir şey yok. Bir gram daha az ambalaj, bir bardak daha az su, yüzde bir daha az enerji; bunu milyarlarca ürün, binlerce mağaza ve milyonlarca tüketiciyle çarptığınızda çok büyük bir etkiye dönüşüyor. 77. yılımızda da amacımız, bugünkü işlerimizi gelecek nesillere taşıyabilecek şekilde dönüştürerek 100 yıl sonra da var olmak.”</p>
<h2><span style="color: #169179;">Ekosistemimizi de dönüşümün parçası haline getirmeliyiz</span></h2>
<p>“Asıl etkiyi değer zincirimizle birlikte sağlayabiliriz. Bu büyüklükteki bir yapıda atılan her adım, tedarikçilerden çiftçilere, iş ortaklarından milyonlarca tüketiciye uzanan geniş bir ekosistemde karşılık buluyor. Migros bunun somut bir örneği. Türkiye genelinde 4 bine yakın mağaza ve 2,5 milyondan fazla günlük işlemi düşündüğünüzde, rafta yaptığınız bir değişikliğin etkisi milyonlarca tüketiciye ulaşabiliyor. Bugün, satın aldığımız yerli meyve ve sebzenin yaklaşık her dört kilosundan üçü, İyi Tarım Uygulamalı sertifikaya sahip. Tedarikçilerimizin kapasitesini geliştirmek ve tüketicinin sürdürülebilir tercihler yapmasını kolaylaştırmak gerekiyor. Hammaddeyi ne kadar kaynağına yakın bir mesafeden alırsanız çevresel ayak izi de o kadar azalır. 2025’te tedarik harcamalarımızın yaklaşık yüzde 76’sını yerel tedarikçilere yönlendirdik. Bu da ürettiğimiz değerin ekonomik bir dönüşüm aracı olduğunu gösteriyor. Büyük şirketlerin görevi kendi ayak izini küçültmekten daha geniş. Ekosistemimizi de dönüşümün parçası haline getirmeliyiz. Çünkü tedarikçiniz, müşteriniz, çalışanınız ve içinde faaliyet gösterdiğiniz toplum dönüşmüyorsa, şirket olarak tek başınıza ulaştığınız sonuç sınırlı kalır.” </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anadolu-grubu-100-yil-sonra-var-olmanin-hesabini-bugunden-yapiyor-89379</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/kamil-suleyman-yazici-1791525138.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anadolu Grubu &#039;100 yıl sonra var olmanın&#039; hesabını bugünden yapıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/butceden-saglik-harcamasinin-kisilmasi-ekonomik-acidan-yanlis-89377</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bütçeden sağlık harcamasının kısılması ekonomik açıdan yanlış&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Roche’un Basel’de düzenlediği Health Innovation: Media Dialogue 2026’da ekonomi, inovasyon, yapay zekâ ve sağlık sistemlerinin dönüşümü ele alındı. Altı ülkeden seçili yayınların davet edildiği etkinlikte Roche yöneticileri, bilim insanları ve sağlık ekonomisi uzmanları nüfusun yaşlanmasını tartıştı. Rupp, sağlık politikalarının yalnızca sağlık bakanlıklarının konusu olmadığını, bugünkü kararların ekonomik refahı ve sosyal istikrarı belirleyeceğini söyledi.</p>
<h2>“Sağlık kısılacak bir kalem değil” </h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac87f9bdf206-1791524763.png" alt="" width="448" height="476" />Rupp, akut hastalıkları tedavi etmek üzere tasarlanan sağlık sistemlerinde hastalık yükünün kanser, kalp-damar ve nörolojik hastalıklar gibi kronik rahatsızlıklara kaydığını anlattı. Uzayan yaşam süresinin önleyici ve erken teşhise dayalı bir modele geçişi zorunlu kıldığını söyledi.</p>
<h2>2040’a kadar 5 trilyon dolarlık maliyet! </h2>
<p>Kronik hastalıkların tedavi edilmemesinin veya geç tedavisinin maliyeti, iş gücü kaybı, devamsızlık, engellilik ve erken emeklilik yoluyla ekonomiye taşınıyor. Rupp’un paylaştığı hesaplamalara göre gelecek 10 yılda kronik ve bulaşıcı olmayan hastalıkların doğrudan ve dolaylı maliyeti 5 trilyon doları aşacak. Görme kaybı ve körlüğün küresel ekonomide yarattığı kayıp ise 3 trilyon doları aşıyor.</p>
<h2>1 birim, 2 ila 4 birim olarak dönüyor </h2>
<p>Sağlık bütçelerinin azaltılacak bir maliyet olarak görülmesini eleştiren Rupp, “Sağlık harcamalarını bir maliyet olarak değil, ulusal ekonomi ve güvenlik için bir hızlandırıcı olarak yeniden tanımlamalıyız” dedi. Yatırımların ileri evredeki yüksek tedavi maliyetlerini azaltabileceğini belirtti. WifOR ülke araştırmaları kapsamında meme kanserine yapılan her 1 dolarlık yatırım ekonomiye yaklaşık 8 dolar, göz sağlığına yapılan 1 dolarlık yatırım ise yaklaşık 28 dolar ekonomik değer olarak dönebiliyor.</p>
<h2>Roche’tan Ar-Ge’ye 12 milyar İsviçre Frangı </h2>
<p>Roche’un yılda yaklaşık 12 milyar İsviçre frangını Ar-Ge’ye ayırdığını söyleyen Rupp, yeni ilaç geliştirmenin yaklaşık 13 yıl sürdüğünü belirtti. Klinik geliştirme aşamasındaki yaklaşık 13 bin ilacın yaklaşık dörtte üçü bulaşıcı olmayan hastalıklara yönelik.</p>
<p>Rupp, teknolojinin erken teşhis, hızlı ilaç geliştirme ve kişiye göre tedavi açısından fırsatlar sunduğunu söyledi. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Hastalık resesyon, sağlık büyümedir”</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac87fae3541d-1791524782.png" alt="" width="463" height="480" /></span>Etkinlikte sağlık yatırımlarının ekonomik etkisini rakamlarla ortaya koyan WifOR Institute CEO’su ve kurucusu Prof. Dr. Dennis A. Ostwald, sağlıklı iş gücü olmadan büyümenin sürdürülemeyeceğini söyledi. Bu yaklaşımı “Hastalık resesyon, sağlık büyümedir” sözleriyle özetleyen Ostwald, hükümetlerin iş gücünün sağlık durumunu ekonomik politikanın bir parçası olarak değerlendirmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’ye ilişkin hesaplamalar paylaşan Ostwald, 2020 verileri üzerinden Türkiye’nin GSYH’sinin yaklaşık yüzde 4,4’üne karşılık gelen sağlık harcamasının ekonomide yaklaşık yüzde 4,2’lik GSYH katkısı yarattığını söyledi. Ostwald’ın çalışmaları, üretim kaybını da hesaplıyor. Almanya’da yalnızca migrenin yarattığı ekonomik kaybın yaklaşık 100 milyar euroya ulaştığını belirten Ostwald, Latin Amerika’daki 8 ülkeyi kapsayan bir çalışmaya değinerek hastalık yükünün Brezilya’nın GSYH’sinin yüzde 4,3’üne ulaşan bir kayıp yarattığını anlattı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/butceden-saglik-harcamasinin-kisilmasi-ekonomik-acidan-yanlis-89377</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/saglik-harcamalari.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Roche Pharma International Lideri Jörg Rupp, sağlık bütçelerinin kısılacak bir maliyet kalemi olarak görülmesinin ekonomik açıdan yanlış olduğunu söyledi. Rupp, sağlığa yapılan her bir birimlik yatırımın ekonomiye 2 ila 4 birim olarak geri döndüğünü belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dunya-bugday-ticaretinde-rotalar-yeniden-ciziliyor-89373</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya buğday ticaretinde rotalar yeniden çiziliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac8794098813-1791523136.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel buğday ticaretinde 2025-26 sezonu, ihracatçı ülkeler arasındaki rekabetin ve ticaret rotalarındaki değişimin hızlandığı bir dönem oldu. Rusya 45,22 milyon tonluk ihracatla açık ara liderliğini sürdürürken, Kanada 29,22 milyon tonla ikinci sırada yer aldı. Arjantin 24,05 milyon ton, ABD 19,01 milyon ton ve Avustralya 21,5 milyon tonluk ihracat gerçekleştirdi. </p>
<h2>Rusya lider ama lojistik baskı artıyor </h2>
<p>Argus Media’nın küresel ticaret akış haritasına göre, Rusya’nın yüksek ihracat hacmine karşın 2026-27 görünümünde tablo daha karmaşık. Hasar gören limanlar ve Azak Denizi’nin kapanması sevkiyatları sınırlarken, Baltık, Hazar ve Uzak Doğu üzerinden alternatif rotalar kaybın yalnızca bir bölümünü telafi edebiliyor. Kış koşulları da lojistik riskleri artırıyor. Bu durum, Rusya’nın geleneksel Karadeniz akışlarını farklı pazarlara ve güzergâhlara yönlendirme çabasını güçlendiriyor.</p>
<p>Kanada ise son beş yılın en hızlı ihracat temposuna ulaştı. Hard Red Winter buğdayına yönelik talep ve yılın ilk bölümündeki rekabetçi fiyatlar sevkiyatları destekledi. Arjantin’de rekor hasat ihracatı da rekor seviyeye taşırken, düşük kaliteye rağmen hasat sonrası güçlü satışlar dikkat çekti.</p>
<p>Romanya-Bulgaristan hattı da rekabet gücünü artırdı. Rekor hasat ve özellikle Cezayir talebi sayesinde bölgenin ihracatı 18,29 milyon tona ulaştı. Kazakistan’ın 9,39 milyon tonluk ihracatı ise bölgesel talep ve Çin kaynaklı yemlik un talebindeki artışla güçlendi.</p>
<h2>Asya ve Afrika yeni çekim merkezleri </h2>
<p>Buğday ticaretinde talep tarafında da hareketlilik sürüyor. Dünya Ticaret Örgütü ve Uluslararası Tahıl Konseyi’nin verilerine göre 2025-26 sezonunda deniz yoluyla küresel buğday teslimatları mart sonu itibarıyla yıllık yüzde 4 artarak 115,4 milyon tona ulaştı. Artışın büyük bölümü Asya talebinden kaynaklandı; Asya’nın deniz yoluyla buğday ithalatı yıllık yüzde 19 yükseldi.</p>
<p>Böylece küresel piyasada tek bir ihracat merkezine bağlı yapı yerine, Kanada’dan Arjantin’e, Karadeniz’den Avustralya’ya uzanan daha geniş bir tedarik ağı oluşuyor. Ancak Rusya’nın yüksek hacmi ve Karadeniz’in stratejik konumu, bölgeyi dünya buğday ticaretinin belirleyici merkezi olmaya devam ettiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’nin buğday rotasında Rusya ağırlığı</span></h2>
<p>Türkiye, küresel buğday ticaret haritasında önemli ithalat destinasyonlarından biri olarak öne çıkıyor. Rusya ise Türkiye’nin ana tedarikçisi konumunda. Dünya Ticaret Merkezi verilerine göre Türkiye 2024’te 5,68 milyon ton buğday ithal ederken bunun 4,75 milyon tonu Rusya’dan geldi. 2026’nın ilk çeyreğinde de Rusya’nın Türkiye’ye buğday sevkiyatları hızlandı. Rusya’nın tarım ürünleri ihracatında Türkiye’ye yapılan buğday satışlarının üç ayda 400 milyon doların üzerine çıktığı ve yıllık bazda 4,3 kat arttığı bildirildi. Bu tablo, Karadeniz’deki gelişmelerin Türkiye’nin tedarik maliyetleri ve iç piyasası açısından önemini koruduğunu gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kazakistan’dan Çin’e yeni kanal</span></h2>
<p>Kazakistan’ın buğday ihracatı 2025-26 sezonunda 9,39 milyon tona çıktı. Argus’a göre ihracattaki güçlenmede bölgesel talebin yanı sıra Çin’den gelen yemlik un talebindeki hızlı artış etkili oldu. Ancak Rusya’nın Karadeniz’de sıkışan ihracatını alternatif kanallara yönlendirmesi, 2026-27 sezonunda Kazakistan üzerinde daha güçlü bir rekabet baskısı yaratabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dunya-bugday-ticaretinde-rotalar-yeniden-ciziliyor-89373</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/3/1280x720/bugday-1791523356.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel buğday ticaretinde Rusya 45,22 milyon tonla liderliğini korurken Kanada, Arjantin ve Romanya-Bulgaristan hattı güçleniyor. Rekor hasatlar ve yeni talep merkezleri ticaret akışlarını değiştirirken, Karadeniz’deki jeopolitik ve lojistik riskler de rotaları yeniden şekillendiriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sektorun-agustos-kari-676-milyara-cikti-bes-banka-ozkaynaginin-altinda-duruyor-89372</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sektörün ağustos kârı 676 milyara çıktı beş banka özkaynağının altında duruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada işlem gören 10 banka iki seviyesinin altında PD/DD çarpanıyla fiyatlanıyor. Sektör, ağustosta toplam kârını 676,3 milyar TL'ye çıkararak büyümesini sürdürdü. Kârlılıktaki artışa rağmen beş banka bir çarpanın altında kalarak iskontolu fiyattan işlem görmeye devam ediyor.</strong></p>
<p>Bankacılık sektörü geçtiğimiz ağustosta 676,3 milyar TL kâr elde ederken büyümesini korudu. Piyasadaki 13 bankanın çarpanlarındaysa farklılıklar dikkat çekiyor. Sıralamada yer alan Enpara Bank 23,74 PD/DD oranıyla en pahalı hisse konumundayken, TSKB 0,55 çarpanla en ucuz banka görüntüsü veriyor. İş Bankası (C), Albaraka Türk ve Şekerbank’ın içinde olduğu beş banka özkaynaklarının altında değerle alıcı buluyor. Ancak borsada işlem yaparken sadece cazip görünen düşük fiyat çarpanlarına bakarak hareket edilmemeli. Aynı zamanda büyüme potansiyelinin de gözlenmesi doğru yaklaşım olur.</p>
<h2>İkincil halka arza gidiyor</h2>
<p>Halkbank son bir yılda %70,63 değer kazanarak listedeki bankalar arasında en güçlü primi yapan konumda. Banka sermayesini 7,18 milyar TL’den 8,98 milyar TL’ye çıkarıyor. Yeni paylar ikincil halka arz yoluyla satılacak ve TVF haricindeki diğer pay sahiplerine tahsisat yapılacak. SPK’dan onay bekleyen banka, yılın ilk yarısında kârını %40 artırarak 17,7 milyar TL’ye çıkardı.</p>
<p>Vakıflar Bankası yıllık %35,7 prim yapsa da 0,95 PD/DD çarpanıyla iskontolu bölgede kalmayı sürdürüyor. Banka eylülde 31,98- 34,36 TL fiyat aralığından toplam 750 bin adet payı geri alarak fiyatı destekledi. Hisse ise nisandan bu yana yatayda dalgalı seyir izliyor. Vakıfbank, yılın ilk yarısında kârını %2 düşürerek 33,7 milyar TL’ye indirdi.</p>
<h2>Yurt dışından yeşil finansman</h2>
<p>TSKB, geçen bir yılda zayıf performans sergilerken %16,83 aşağıda duruyor. Fiyattaki düşük performans 0,55 oranıyla listedeki en düşük çarpana sahip olmasında etkili faktör oldu. Dünya Bankası ile yenilenebilir enerji yatırımlarının finansmanı için 200 milyon euroluk kredi anlaşması imzalayan banka, altı aylık dönemde 5,82 milyar TL kâr açıkladı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac878ac2bdb9-1791522988.png" alt="" width="900" height="497" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>DÜŞÜK RİSK Mİ? YÜKSEK RİSK Mİ?</strong></p>
<p><strong>Düşük risk;</strong> güvenlik, öngörülebilirlik, istikrarlı nakit akışı, kriz dayanıklılığı. Enflasyon yenilgisi, yavaş büyüme, fırsat maliyeti, durağanlık.</p>
<p><strong>Yüksek risk;</strong> agresif kazanç, erken keşif, piyasayı yenme gücü, dinamizm. Sermaye çöküşü, ağır stres, telafi zorluğu, likidite tuzağı, spekülasyon sorunu.</p>
<p><strong>Yeniden kiraya vermek yerine, boşaltılan otel binasının bölümlerini tek tek satıyor</strong></p>
<p>Avrupakent GMYO kiracısı Radisson'u neden çıkardı? ● Erol Kural</p>
<p>Erol; Gaziosmanpaşa'daki Radisson Residences'ın bulunduğu bina, işletmeci firma ile Avrupakent GMYO'nun karşılıklı anlaşması ile sonlandırılarak kira ilişkisi bitirildi. Sözleşmenin karşılıklı feshedilmesi kiracının binadan arzu ettiği ticari performansı alamadığını gösteriyor. İşletmeci firma ağustos ayı sonuna kadar verilen süre içinde binayı boşaltırken, Avrupakent GMYO, yeniden kiraya verme yaklaşımında bulunmadı. Firma, ticari bir işletme olarak kiraya verilmesinin zorluğunu görmüş olmalı ki bölümleri ayrı ayrı satmaya karar verdi.</p>
<p><strong>Kapasite artışına gittiği iskelede sipariş ettiği vincin kurulum işini tamamladı</strong></p>
<p>Ege Gübre'nin liman yatırımında son durum nedir? ● Birol Tüzmen</p>
<p>Birol; Ege Gübre, iskele kapasitesini artırma çalışmaları kapsamında 6,1 milyon euro bedelle sipariş ettiği vincin kurulumunu tamamladı. Konteyner ve dökme yük elleçlemelerinde kullanılacak donanım, şirketin aktiflerine kaydedilerek operasyonel sürece dahil edildi. Geçen yıl iskelelerini uzatan şirket, makine parkına eklediği yeni yatırımla liman operasyonlarında verimliliği artırmayı hedefliyor. Operasyonel kapasitedeki büyüme, şirketin uzun vadeli gelir artışını desteklemesi beklenmeli. Firma, altı aylıkta 279,4 milyon TL kâr elde etti.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GMC fonu gümüşe dayalı yatırım araçlarına yönelerek bir yılda %40 kazandırdı</strong></p>
<p>TEB Portföy'ün idaresindeki Gümüş Fon Sepeti Fonu (GMC), geçtiğimiz yıl güçlü bir çıkış sergileyerek Şubat 2026'da 13,53 TL'ye kadar yükseldi. Sonrasında dalgalı bir seyirle aşağı geldi. Şimdilerde 7,41 TL seviyelerinde işlem görüyor. Büyüklüğü inişli çıkışlı bir görüntü sergilerken ekimde hacmi 3,54 milyar TL seviyesinde gerçekleşti. Şubattan bu yana para çıkışının yaşandığı fondan ekimde giden tutar 26,8 milyon TL. Yatırımcı sayısı ocakta en yüksek 27.977'ye kadar yükselse de sonrasında sürekli azaldı ve şimdilerde sayı 18.999'a geriledi. Temel stratejisi, varlıklarını gümüşe dayalı yatırım fonları ile borsa yatırım fonlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %63,31'i yabancı BYF ve %19,36'sı BYF katılma paylarından oluşuyor. Yaşanan düşüşe rağmen yıllık bazda %39,38 getiri sağladı.</p>
<p>TAHVİL</p>
<p><strong>Garanti BBVA Kiralama, %43,68 bileşik faizle 1,23 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Garanti BBVA Kiralama, 06.10.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 1.229.500.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %37,25, bileşik faizi %43,68 olarak belirlendi. 55 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 07.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %5,61 düzeyinde. 7 Ekim itibarıyla TLREF %36,88 seviyesinde bulunuyor. Buna göre firmanın verdiği %37,25 basit faiz, TLREF'in yaklaşık 0,37 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFGFYHA2611 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac87880ea48f-1791522944.png" alt="" width="964" height="241" /><strong>KAFEİN YAZILIM</strong></p>
<p><strong>MENA bölgesine açılım gerçekleştirirken siber güvenlik portföyünü genişletiyor</strong></p>
<p>Kafein Yazılım, büyüme ve ürün çeşitlendirme amacıyla iki yeni iş birliğine imza attığını duyurdu. Şirket, Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesinde satış faaliyetlerini desteklemek için MeaTech Global ile anlaştı. MeaTech Global, şirketin ürünlerini bölgede tanıtacak ve pazara giriş faaliyetlerini destekleyecek. Öte yandan küresel bulut güvenliği firması Sysdig ile çözüm ortaklığı kuruldu. Sysdig ürünlerinin satışı ve danışmanlık hizmetleri üstlenilecek. Operasyon ağını genişleten anlaşmalar, Kafein'in pazar payına ve döviz gelirlerine pozitif katkı sağlayacak.</p>
<p><strong>KOÇ METALURJİ</strong></p>
<p><strong>Osmaniye'deki üretim tesisinin yanındaki arsayı 85,3 milyon liraya satın aldı</strong></p>
<p>Koç Metalurji, Osmaniye Toprakkale'deki mevcut üretim tesisine bitişik konumda olan yaklaşık 11.773 metrekare büyüklüğündeki arsayı 85,3 milyon TL bedelle satın almak için sözleşme imzaladı. Fiyat pazarlık usulü ile belirlenirken bedel peşin olarak ödendi. Alınan arsa, mevcut tesise bitişik olması nedeniyle şirketin gelecekteki büyüme ve yatırım planlarına doğrudan lojistik destek sağlama imkanı verecek. Mayıs 2024'te borsaya açılan şirket, Haziran 2026'nın ikinci yarısından itibaren yükseldi; ağustosun ikinci yarısında 6,39 TL'yi gördükten sonra ise hızla geriledi.</p>
<p><strong>HEKTAŞ TİCARET</strong></p>
<p><strong>Hisselerde imtiyaz talebini geri çekip tahsisli sermaye artışını öne çıkarıyor</strong></p>
<p>Hektaş, geçtiğimiz martta SPK'ya yaptığı hisse senetlerindeki imtiyaz oluşturulmasına yönelik başvurusunu geri çekti. Açıklamada bu kararın alınmasındaki temel amacın, temmuz ayında yapılan tahsisli sermaye artırımı başvurusunun SPK nezdinde öncelikli olarak değerlendirilip hızla sonuçlandırılmasını sağlamak olduğu belirtildi. Söz konusu yaklaşım, şirketin sermaye yapısını güçlendirme ve nakit akışını hızlandırma önceliğine işaret etmekte. Tahsisli sermaye artırımının süratle tamamlanması, finansman maliyetlerini düşürürken, mali yapıyı destekleyecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Boğaziçi Beton eylülden bu yana sert düşüş yaşarken destek arayışı sonuç vermedi</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac878652c7f5-1791522917.png" alt="" width="303" height="237" />Boğaziçi Beton'da fonlar alım ağırlıklı işlemlerde bulundu. Portföylerindeki miktar %49,00 ile toplamda 4,18 milyon lot artarak 12,71 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 19'dan 20'ye yükseldi. THF fonu 3,67 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, YHB 675 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Boğaziçi Beton için yıl içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede Yapı Kredi Portföy'ün YHP ve YHS fonları ile Tera Portföy'ün tasfiyeye giren THF ve FSU fonlarının ağırlığı öne çıkıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sektorun-agustos-kari-676-milyara-cikti-bes-banka-ozkaynaginin-altinda-duruyor-89372</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sektörün ağustos kârı 676 milyara çıktı beş banka özkaynağının altında duruyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-su-kullanimi-faturalara-yansitilmali-89370</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Prof. Dr. Özlenen Özkan: Turizmde su kullanımı faturalara yansıtılmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek BM İklim Değişikliği Zirvesi (COP31) öncesi, Antalya’da yaşanabilecek derin su krizine dikkat çekti.</p>
<p>‘’Geleceğimiz risk altında’’ diye konuşmasına başlayan Prof. Dr. Özkan, suyun herkes ve her kesim tarafından korunması çağrısında bulunarak, ‘’Suyumuzu hep birlikte koruyalım. Sağlığımız, tarımımız, turizmimiz ve geleceğimiz risk altında. Suyumuza hep birlikte sahip çıkmalıyız” dedi.</p>
<p>Akdeniz Üniversitesi Rektörü, bir Antalyalı olarak görevlerinin şehirdeki en önemli konuya dikkat çekmek olduğunu anlatan Prof. Dr. Özkan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Akdeniz Üniversitesi olarak suyun böyle gitmeyeceğini anlatarak, bir farkındalık oluşturmak istedik. Sonuç olarak bu böyle gitmez. Çünkü biz Antalya'da ne gördük? Düden şelalesini, Gelidonya’sını hatırlarsınız, bilirsiniz. Şu an Düden'in ne kadar azaldığını konuşuyoruz. Sular oradaydı, hep öyle kalacak sandık. Ama öyle değil. Bugün gördüklerimiz bize bas bas bağırıyor. Su elimizden gidiyor. Sadece miktar olarak değil, nitelik olarak da elimizden gidiyor.”</p>
<p><strong>"Suyu yanlış kullanımının zararı çok büyük"</strong></p>
<p>Suyun yanlış kullanımının yanında doğaya verilen diğer zararlara da dikkat çeken Rektör Özkan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Suyu fütursuzca kullanmanın yanı sıra su bitmiş, başka yerden su getirmeye kalkmışız, orada da bütün üretimi mahvetmişiz. Su azalmış, deniz suyunu kullanmaya kalkmışız, o aldığımız deniz suyunu dönüştürmüş, yüzde 50 işlenmiş suları tekrar denize geri vermişiz. Bu sefer denizlerdeki algleri, denizi mahvetmeye başlamışız. Özellikle kıyılarda deniz suyu, yer altı sularına karışmış, tatlı suyu mahvetmişiz. Sadece tatlı suyu değil. Denizdeki suları mahvederek de biz 10 yıl sonra bu kadar medeni yaşayamayacağız, bunun farkında değiliz.”</p>
<p>Su kullanımının artık bir kültür haline dönüştürülmesi gerektiğini anlatan Rektör Özlenen Özkan, ‘’Bizim suyu tüketirken bunu kültür haline dönüştürmemiz lazım. Kent nüfusu 2 milyon 700 bin. Ama yıl içinde 12 ayda 17-18 milyon turist ağırlıyoruz. Sonuç olarak hem suyu hem de altyapımız aslında 19. yüzyıldan kalma tasarlanmış. Hem altyapıyı hem suyu kullanırken ona göre bir planlama yapmamız gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>"Su tüketimi faturalara yansımalı"</strong></p>
<p>Tarımda sulamaya mevcut haliyle devam etmesi halinde bir süre sonra gıda krizi yaşanabileceğini anlatan Prof. Dr. Özkan, tarım, turizm ve sanayi sektörlerinde su kullanımın önemini vurguladı. Özkan, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Çünkü tarım demek gıda güvenliği demek. O yüzden bizim bir kere kapalı sistemlere geçmemiz gerekiyor ve kaçak suları önlememiz gerekiyor. Turizmde kişi başına bir günde 1 ton su harcanıyor. Bir turist başına Antalya'da 1 ton su. Bu korkunç bir rakam. Bu o kadar kolay tüketiliyorsa bu suyun faturalara yansıması gerekiyor. İkincisi, o suyu gerçekten şebekeden mi çekiyorlar yoksa farklı yöntemlerle mi o suyu elde ediyorlar. Buna bakmak gerekiyor. Yine sanayide kullanılan suyun kesinlikle temiz su olmaması gerekiyor. Geri dönüşüm suyu olması gerekiyor. Bunlar için en kısa sürede yaptırımlar ortaya koymamız, regülasyonlar ortaya koymamız gerekiyor.”</p>
<p>Suyun hep birlikte korunması çağrısında bulunan Rektör Özkan, konuşmasına şöyle tamamladı:</p>
<p>“Küçükten büyüğe eğitimle dikkat çekmemiz gerekiyor. Biz eğer tasarruf etmezsek, bunu regüle edemezsek 10 yıl sonra temiz hava da bulamayacağız. Sağlığımız risk altında. Medeniyetimiz, biyolojimiz, tarımımız, turizmimiz risk altında. Biz eğer geç kalırsak 10 yıl sonra çocuklarımıza yeşil, sulak, turizmi güzel, tarımı güvenli, sanayisi gelişmiş bir Antalya bırakmak istiyorsak suyumuza hepimizin sahip çıkması lazım.’’</p>
<p><strong>"Türkiye’nin su potansiyeli 9 yılda çok ciddi miktarda düştü"</strong></p>
<p>Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. İbrahim Ethem Karadirek de, sunumunda iklim değişikliğinin Akdeniz sucul biyoçeşitliliğine ve su kaynakları üzerine etkilerini anlattı.</p>
<p>Türkiye’nin su stresi yaşayan bir ülke olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karadirek, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’DSİ'nin resmi verilerine göre 2017'de 2,4 milyar metreküp yeraltı suyu potansiyelimiz 2026 yılında 1,7 milyar metreküpe düştü. Toplamda 781 milyon metreküplük koca bir miktarda yeraltı suyu potansiyelinde bir kayıp var. Bu sıcaklık artışı, yağış rejimindeki değişimler ve yeraltı suyunda gerçekleşen aşırı çekimler sebebiyle gerçekleşti. Biz bu 1,7 milyar metreküplük su potansiyelimizi zirai sulama, içme suyu kullanma ve endüstriyel sanayiye tahsis etmiş durumdayız. Tabii bunların içerisinde çevresel su tahsisleri de var.”</p>
<p><strong>"2100 yılına kadar 30 milyar metreküp su kaybedeceğiz"</strong></p>
<p>Su kaynakları üzerindeki baskıda iklim değişikliğinin büyük etkisi olduğunu, ancak tek sorumlu olamadığına dikkat çeken Prof. Dr. Karadirek, nüfus artışının da etkisi olduğunu söyledi:</p>
<p>Son verilere göre, Türkiye'de nüfus artışının yüzde 5, Antalya'da ise yüzde 7 olduğunu anlatan Prof. Dr. Karadirek, ‘’Nüfus artış hızı ve kentleşme su kaynaklarımız üzerinde baskı oluşturuyor. Antalya özelinde kentleşmenin ciddi etkisi var. İklim değişikliğinin mevcut hem ortalama sıcaklık hem de su kaynaklarımız üzerindeki etkisi olacak. Bugün 112 milyar metreküp kullanılabilir su miktarımız var. Bunu 2050 yılında ortalama sıcaklığın 2,5 santigrat derece artışı ve kullanılabilir su miktarının ise 100 milyar metreküpe düşüşüyle karşılaşacağız. Bu 2100 yılına geldiğimizde yaklaşık 30 milyar metreküp suyu iklim değişikliğiyle kaybetmiş olacağız” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-su-kullanimi-faturalara-yansitilmali-89370</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/0/1280x720/turizmde-su-kullanimi-faturalara-yansitilmali-1791522602.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, turizm sektöründe otellerde kişi başı bir ton su tüketildiğini belirterek, su kullanımının fiyatlandırılarak faturalara yansıtılması gerektiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partide-fon-listesi-rahatsizligi-89371</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti’de &#039;fon listesi’ rahatsızlığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon krizinin ortaya çıkmasıyla AK Parti’deki tüm görevlerinden istifa eden ve parti üyeliğinden de düşürülen Fatma Betül Sayan Kaya’nın ardından, partide ve hükümette adı geçenlere ilişkin iddialar AK Parti’de rahatsızlık yarattı.</p>
<p>İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan, fon krizine ilişkin açıklamasında yanlış yapanların yanı sıra ihmali veya kusuru bulunanların da sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirterek, “Cumhurbaşkanımızın neşteri keskindir. Arkadaş, neştere konu olmadan adım atılmaz mı? Bizi yoran, kamuoyunda bizi tartıştıran birkaç kişi, ‘Ben neştere konu olmadan gereğini yapacağım’ demez mi? İstifa mı diyorsun, af mı diyorsun, ne diyorsan bir bak aynaya” dedi.</p>
<p><strong>"Üzgünüz-yorgunuz-kırgınız"</strong></p>
<p>Isparta’da çeşitli etkinliklere katılan Turan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Üzgünüz, yorgunuz ama daha doğrusu kırgınız. Depremi, seli, darbeyi, birçok uluslararası operasyonu aşmış bir milletiz. Ama denizi aşıp derede boğulmayı hazmedemiyoruz. Bu son virajı açıkçası vicdanım, yüreğim kaldırmıyor. Konu bir kişiyi ifade etmek, bir şahsı ifade etmek değil. Bir meseleyi tartışıyoruz. Partimizin imajına zarar veren bir anlayış tartışıyoruz. Bu anlayışı arındırmak, temizlemek zorundayız.”</p>
<p><strong>"Erdoğan'ın ahlaki duruşu"</strong></p>
<p>Bazı kişilerin arkadaşlarının yanlışlarına sahip çıktığını söyleyen Turan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk andan itibaren ekibine yanlış yapanlarla ilgili gereğinin yapılması talimatını verdiğini belirtti. Bunun Erdoğan’ın ahlaki duruşunu gösterdiğini ifade etti.</p>
<p>Turan, “Ama kendi doğrularımızı hırpalıyorsunuz. Üzülmüyor muyuz? Rahatsız olmuyor muyuz? Olmadık mı hep beraber? O yüzden diyorum. Yanlış yapmayacağız. Yapanlara da imkân vermeyeceğiz” dedi.</p>
<p><strong>"Liste açıklansın, herkes huzura kavuşsun" </strong></p>
<p>AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin de TBMM Genel Kurulu’nda, “Listenin tamamının açıklanmasını istiyorum. Hepsinin açıklanmasını istiyorum. Tamam, nasıl olursa bilmiyorum ama bu liste açıklansın, herkes bence huzura ulaşsın” dedi.</p>
<p>Yaşanan gelişmeler nedeniyle üzgün olduğunu, milletvekillerinin de bu ağırlığı hissettiğini söyleyen Zengin, “Burada konuşurken bence hacminden çok ağır ifadelerle konuşuyorsunuz. Bunu yaparken aslında bir anlamda bir tetiklenme yaratmaya çalışıyorsunuz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bir toplulukta yaşanan yanlışın, hangi partiden olursa olsun herkesi rahatsız edeceğini belirten Zengin, fon meselesinin önemli olduğunu vurguladı.</p>
<p>Zengin, örgütlü suç ihtimali bulunduğunu belirterek, “Biz ‘Kim kaç lira almış’tan öte ‘Bu suç nasıl işlendi’, ‘Bu suçu işleyenler içerisinde kamuda kim, hangi şekilde dâhil oldu’ bunun tespit edilmesi tüm Türkiye’nin geleceği için çok önemli, Türkiye siyasetinin geleceği için önemli” dedi.</p>
<p><strong>Komisyon kurulabilir </strong></p>
<p>AK Parti Grup Başkanvekili Zengin, Meclis araştırma komisyonu kurulabileceğini belirterek, “Komisyon da kurulabilir; bu da bunlardan bir tanesidir. İleriki günlerde de yine bunu tartışırız. Komisyon bu aşamalardan bir tanesi ama şu ana kadar yapılanları da bir önem içerisinde değerlendirmek lazım” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partide-fon-listesi-rahatsizligi-89371</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/8/1280x720/ak-parti-1787202033.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti’de “fon listesi’ rahatsızlığı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkonfed-baskani-sonmez-dezenflasyon-surecinde-yasadigimiz-dalgalanmalara-gogus-germeye-calisiyoruz-89367</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sönmez: Dezenflasyon sürecinde yaşadığımız dalgalanmalara göğüs germeye çalışıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (BAKSİFED) yeni hizmet binası açılışı düzenlenen törenle hizmete açıldı. Törene, TÜRKONFED Başkanı Süleyman Sönmez, Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya Milletvekilleri Cavit Arı ve Aykut Kaya ile Burdur ve Isparta iş dünyası temsilcileri katıldı.</p>
<p>Süleyman Sönmez açılışta yaptığı konuşmada, 31 federasyon, 340 dernek ve 100 bini aşkın işletme ile 81 ilde yerelden kalkınmayı tetiklemek için çok yoğun bir çaba içerisinde olduklarını söyledi. Yüzbinlerce kişi ve kuruma dokunduklarını belirten Sönmez, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’KOBİ tabanındaki dip dalgayı yaptığımız çalışmalarla çok güçlü bir şekilde besliyoruz.  ​KOBİ’lerimizin rekabet gücünü arttırmak, dijital ve yeşil dönüşümlerini hızlandırmak, finansmana erişimlerini kolaylaştırmak amacıyla Türkiye’nin dört bir yanında projeleri hayata geçiriyoruz. ​Biliyoruz ki gerçek kalkınma, yalnızca büyük kentlerin ekonomik göstergeleriyle değil; yerelde ortaya çıkan potansiyelin harekete geçirilmesi, ortak aklın ve iş birliğinin güçlenmesiyle mümkün.’’ </p>
<p><strong>"Dezenflasyon sürecinde dalgalanmalara göğüs germeye çalışıyoruz"</strong></p>
<p>​BAKSİFED’in yalnızca bölgenin değil, Türkiye ekonomisinin de en önemli merkezlerinden birinde yükselen bu yeni buluşma noktası, yaratacağı sinerjiyi bölgeden tüm ülkeye taşıyacağını ifade eden Sönmez, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’​Türkiye ve insanımız için kurduğumuz büyük hayallerimiz var.. Yeni yol haritamızı şekillendirdik, eksiklerimizi tanımladık ve kendimize ödevler verdik.  ​Her şeyden önce bir söz verdik. Dünyada belirsizlik artık olağan gidişat hâline gelmişken, teknolojiden jeopolitiğe çeşit çeşit etkenle katı olan her şey buharlaşırken, diğer yandan dezenflasyon sürecinde yaşadığımız dalgalanmalara göğüs germeye çalışırken, (Çözüm insandadır)" dedik. ​Yeni çağın insanlı iş birliğiyle, örgütlenmesiyle ve birlikte çalışmasıyla kucaklayabiliriz diye yineledik. İşte bu irade yerelden başlıyor. Ancak yerelden başladığında bölgesel kalkınma hedefinin altını tam olarak dolduruyor. ​Ve bölgesel kalkınma da İstanbul’dan, Ankara’dan hazırlanıp Anadolu’ya gönderilecek reçetelerle olmuyor. Antalya’nın neye ihtiyacı olduğunu en iyi siz biliyorsunuz. Isparta’yı, Burdur’u, buradaki sanayicinin, turizmcinin, çiftçinin, girişimcinin, KOBİ’nin meselesini siz okuyorsunuz.’’ </p>
<p><strong>​BAKSİFED Başkanı Mustafa Cengiz</strong></p>
<p>BAKSİFED Başkanı Mustafa Cengiz de, 15 yıllık bir birikime yeni bir adres, ortak akla yeni bir buluşma noktası, geleceğe ise kalıcı bir zemin kazandırdıklarını söyledi. Göreve geldiklerinde önlerinde çok net bir hedef olduğunu ifade eden cengiz, ‘’Güçlü bir yapıyı, güçlü bir etkiye dönüştürmek hedefimiz vardı. Çünkü BAKSİFED’in temsil ettiği coğrafya sıradan bir coğrafya değil. Antalya, Isparta ve Burdur, turizmden tarıma, enerjiden sanayi ve ticarete kadar Türkiye ekonomisinin çok önemli bir havzasını oluşturuyor. Biz şuna inanıyoruz:.Aynı coğrafyada bulunmak bizi bölge yapar; aynı hedef etrafında birleşmek ise bizi güç yapar. İşte bu nedenle BAKSİFED vizyonunu üç temel kavram üzerine kurduk: Birliktelik, etki ve dönüşüm’’ dedi.</p>
<p>Birliktelik ile güçlerini üye derneklerden onların temsil ettiği iş dünyasından aldıklarını vurgulayan Cengiz, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Etik dedik; çünkü yalnızca sorunları dile getiren değil, çözüm üreten, karar süreçlerine katkı koyan ve gerektiğinde gündem oluşturan bir iş dünyası örgütü olmak istiyoruz. Dönüşüm dedik; çünkü artık dünya yalnızca değişmiyor, yeniden kuruluyor. Dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm, yapay zekâ, nitelikli insan kaynağı, girişimcilik ve kadınların ekonomik hayata daha güçlü katılımı… Bizim meselemiz yalnızca bugünün sorunlarını konuşmak değildir. Asıl meselemiz, yarının rekabetinde Batı Akdeniz’in nerede duracağına bugünden karar vermektir. Biz bir dönemin başarısını değil, yıllar boyunca büyüyecek bir kurumsal mirası inşa ediyoruz. Ve bu mirasın en büyük gücü yine üye derneklerimiz olacaktır. Bizim amacımız tek ses olmak değil; güçlü bir sözümüzün olmasıdır. Ses yükseltmek kolaydır. Asıl mesele, sözü ağırlık taşıyan bir kurum olabilmektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkonfed-baskani-sonmez-dezenflasyon-surecinde-yasadigimiz-dalgalanmalara-gogus-germeye-calisiyoruz-89367</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/7/1280x720/turkonfed-baskani-sonmez-dezenflasyon-surecinde-yasadigimiz-dalgalanmalara-gogus-germeye-calisiyoruz-1791522394.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKONFED Başkanı Süleyman Sönmez, ‘KOBİ tabanındaki dip dalgayı yaptıkları çalışmalarla çok güçlü bir şekilde beslediklerini belirterek, &#039;&#039;KOBİ’lerimizin rekabet gücünü arttırmak, dijital ve yeşil dönüşümlerini hızlandırmak, finansmana erişimlerini kolaylaştırmak amacıyla Türkiye’nin dört bir yanında projeleri hayata geçiriyoruz. Dezenflasyon sürecinde yaşadığımız dalgalanmalara göğüs germeye çalışıyoruz’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bize-kadinlar-bakiyor-gerisi-yalan-89375</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bize kadınlar bakıyor, gerisi yalan!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ailelerdeki, yaşlı, hasta, bebek ya da çocukların ihtiyaçları, bakımları o kadar büyük bir sorumluluk alanı ki bireylerin, kurumların, şirketlerin ve hatta toplumların, ülkelerin bugünü ve geleceği üzerinde ‘derin’ etkiler yaratıyor. Verilere göre ‘bakım sorumluluğu’ denilen bu süreçler ezici bir ağırlıkla kadınların omuzlarına yüklenmiş durumda. Birleşmiş Milletlerin bir araştırmasına göre dünya genelinde yaklaşık 708 milyon kadın ‘evdeki yaşlıya, hastaya, çocuğa bakım mecburiyeti’ nedeniyle iş gücü dışında kalıyor. Erkelerde bu sayı sadece yaklaşık 40 milyon. Türkiye’deki tablo daha da ağır. Sözün özü; dünyada da Türkiye’de de evdeki birçok işte olduğu gibi ‘bakım sorumluluğu’ konusunda da bütün yükü kadınlar taşıyor ve bize kadınlar bakıyor gerisi yalan! </p>
<p>Özyeğin Üniversitesi ve TÜSİAD, bu durumu değiştirmek istiyor Özyeğin Üniversitesi ile TÜSİAD, yanlış geleneksel anlayışların kökleşmesi nedeniyle ‘ailelerdeki’ bakım sorumluluğu meselesinin neredeyse tamamen kadınların üzerine yıkılmış olmasının ‘kadının iş hayatına katılımı, şirketlerdeki verimlilik, ülke kalkınması’ üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekmek, şirketler nezdinde bu sorunun ‘kurumsal çözümlere kavuşturulmasını’ teşvik etmek için işbirliği yaptı. Yaklaşık 2 yıldır devam eden araştırmalar ve istişareler sonucunda kurulan Bakım Eşitliği Şirketler Ağı kuruldu. Şirketler, kendi kurumlarındaki ihtiyaçları veriye dayalı olarak ortaya koyacak ve kendilerine özgü dönüşüm yol haritaları geliştirecek. Bakım Eşitliği Şirketler Ağının ana destekçiliğini ise Fiba Grubu üstlendi.</p>
<p>TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, dün düzenlenen toplantıda bakım eşitliğinin yalnızca bir sosyal politika alanı olarak değil, çalışma hayatı ve şirketlerin ülkelerin rekabet gücü açısından da ele alınması gerektiğini söyledi. Diren, “Ülkemizdeki veriler, bakım sorumluluğunun daha çok kadınlar üzerinde olduğunu gösteriyor. TÜİK verilerine göre, hanesinde 3 yaşın altında çocuğu bulunan 25-49 yaş grubundaki erkeklerin yüzde 91’i istihdamda iken, bu oran kadınlarda yalnızca yüzde 27. Birçok kadın, eğitimli ve deneyimli olsa dahi, yeterli destek mekanizmaları olmadığı için çalışma hayatına hiç dahil olamıyor ya da çalışma hayatından erken kopuyor. Bakım eşitliği, kadınların ekonomik yaşama eşit katılımı için temel koşullardan biri” dedi. Başkan Diren, Orta Vadeli Program’da bakımın çalışma hayatını ve ekonomik kalkınmayı doğrudan etkileyen bir alan olarak ele alınmasını ve bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılmasına yönelik planlanan adımları bu açıdan kıymetli gördüklerini belirterek, iş dünyasını bu ağın bir parçası olmaya, kendi kurumlarında bakım eşitliğini ölçmeye ve somut adımlar atmaya davet etti.</p>
<p style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac87e3f4f07f-1791524415.png" alt="" width="783" height="417" /></p>
<p>Özyeğin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Barış Tan ise “Bakım eşitliği, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal kalkınma kapasitesini doğrudan ilgilendiren stratejik bir mesele. Bir kadının bakım sorumlulukları nedeniyle işinden ayrılması, yalnızca bireysel bir kariyer kaybı anlamına gelmiyor, kurumların yetişmiş insan kaynağını, Türkiye’nin ise eğitim ve deneyimle oluşturduğu insan sermayesinin önemli bir bölümünü kaybetmesi anlamına geliyor. Bu nedenle mesele yalnızca daha fazla kadının çalışma hayatına katılması da değil, kadınların kariyerlerinin her aşamasında potansiyellerini ortaya koyabilmelerini ve bu potansiyelin ekonomik değere dönüşmesini sağlayabilmek” dedi.</p>
<p><strong>Hangi şirketler ağa katıldı? </strong></p>
<p>Bakım Eşitliği Şirketler Ağına, katılan ilk üyeler arasında Boyner Grup, Coca- Cola İçecek, Fiba Grubu, Garanti BBVA ve TAV Havalimanları yer alıyor. Bir de Ar aştırma Destek Programı başlatıldı ve lisansüstü eğitimine devam eden ya da yüksek lisans veya doktora derecesini son beş yıl içinde tamamlamış erken kariyer araştırmacılarının özgün çalışmalarına destek verilecek. Seçici kurul tarafından belirlenecek iki araştırmanın her birine 150 bin lira olmak üzere toplam 300 bin lira araştırma desteği sağlanacak. 11 Ekim 2026’da başlayacak başvurular 11 Aralık 2026 saat 23.59’a kadar devam edecek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>VERİLER YALAN SÖYLEMEZ</strong></span></p>
<p>Özyeğin Üniversitesi’nin “Bakım Emeği ve Zihinsel İş Yükünün Beyaz Yakalı Çalışanlar Üzerindeki Etkisi” araştırması, bakım sorumluluklarının çalışma yaşamı, kariyer sürekliliği ve insan kaynağının etkin kullanımı üzerinde derin etkileri olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre kadınlar bakım emeğinin yüzde 57’sini, erkekler yüzde 33’ünü üstleniyor. Zihinsel iş yükü kadınlarda yüzde 60, erkeklerde yüzde 35 seviyesinde. Evli ve çocuklu kadınların yüzde 15’i bakım sorumlulukları nedeniyle en az bir terfi teklifini reddettiğini, kadınların yüzde 31’i ve evli-çocuklu kadınların yüzde 37’si ise bakım nedeniyle işten ayrıldığını belirtiyor. Özyeğin Üniversitesi araştırmayı iki faz halinde yürüttü. Birinci fazda, üç büyük şehirde 524 beyaz yakalı çalışanla yüz yüze görüşme sonuçları değerlendirildi. İkinci fazda ise 11 şehirde yine yüz yüze 2 bin 104 katılımcıyla daha geniş kapsamlı bir veri seti oluşturuldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bize-kadinlar-bakiyor-gerisi-yalan-89375</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bize kadınlar bakıyor, gerisi yalan! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarifi-yazdik-insani-unuttuk-mu-89364</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarifi yazdık, insanı unuttuk mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir çorbanın tarifini soruyorsunuz, karşınızdaki annesini anlatmaya başlıyor. Bir hamur işinin nasıl yapıldığını merak ediyorsunuz, söz çocukluğunun bayram sabahlarına geliyor. Bir ustaya mesleği kimden öğrendiğini soruyorsunuz; dükkânın ilk günlerinden, çıraklığından, kimi zaman yoksulluktan söz ediyor. Yemek hakkında başlayan konuşma, bir süre sonra insanın hayatına açılıyor. Önümüze gelen tabağın, uzun bir yolculuğun son durağı olduğunu böyle anlıyoruz. O yolculukta toprak, mevsim, emek, aile ve bütün bunları birbirine bağlayan bir hafıza var.</p>
<p>GastroAfyon’da konuşmacı olarak katıldığım <em>“Sofradan Satırlara: Anadolu’nun Lezzet Hikâyeleri”</em> başlıklı söyleşide bu ilişki üzerinde durdum.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac9f47ce546b-1791620220.png" alt="" width="720" height="509" /></p>
<p><strong>Bir tarifin çevresindeki hayat</strong></p>
<p>Bir şehri mutfağıyla tanımaya çalışmak, insanların gündelik hayatına yaklaşmanın yollarından biri. Neyi yetiştirmişler, nasıl saklamışlar, kışa nasıl hazırlanmışlar? Misafirlerini hangi yemeklerle ağırlamış, hangi günlerde aynı sofrada buluşmuşlar? Bu soruların cevapları, bir yemeğin neden o coğrafyada, o malzemeyle, o yöntemle yapıldığını anlamamızı sağlıyor.</p>
<p>Gastronomi kültürü yazarlığında bu soruların peşinden gitmeyi önemsiyorum. Malzemenin niteliği, pişirme tekniği, ustanın mahareti elbette yazının temelinde bulunuyor. Bunları, yemeğin oluştuğu hayatın içine yerleştirebildiğimizde okura daha fazla şey söyleyebiliyoruz. Bir saklama yönteminin arkasında uzun bir kış, bir malzeme değişikliğinin arkasında göç, bir tarifin yayılmasında komşuluk ilişkileri bulunabiliyor.</p>
<p>Birçoğumuzun evinde duyduğu <em>“Bizim evde böyle olur”</em> sözü, bu çeşitliliğin küçük bir ifadesi. Aynı sokakta aynı yemeği yapan iki evin yöntemi farklı olabiliyor. Birinde hamur daha ince açılıyor, diğerinde iç harcı başka hazırlanıyor. Bir aile bir baharatı mutlaka kullanırken öteki hiç koymuyor. Bu ayrıntıları kaydetmek, mutfağı kendi farklılıkları içinde tanımamıza yardımcı oluyor.</p>
<p>Yazıya geçirirken bunları tek bir tarife indirgediğimizde, zaman içinde oluşmuş bazı izleri de silebiliyoruz. Hangi hazırlığın hangi ailede, hangi ustada, hangi yörede yaşadığını belirtmek bu nedenle önemli. Farklılıkları anlamak için önce onları dinlemeye zaman ayırmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Elin bildiğini yazabilmek</strong></p>
<p>Mutfaktaki bilgi her zaman kolayca kelimelere dökülmüyor. Tarifi soruyorsunuz, <em>“Aldığı kadar un”</em> deniliyor. Pişirme süresini öğrenmek istiyorsunuz, <em>“Kokusu gelince anlarsın”</em> cevabını alıyorsunuz. İlk bakışta belirsiz görünen bu ifadelerin arkasında, tekrarlarla edinilmiş bir tecrübe bulunuyor.</p>
<p>Elin hamura dokunuşu, gözün rengi seçişi, kulağın kızaran yağın sesini ayırt edişi… Mutfakta bedenin de bir hafızası var. Usta, yaptığı hareketin nedenini her seferinde düşünmeyebiliyor; yıllar içinde öğrendiği şeyi işin doğal akışı içinde uyguluyor. Oysa izleyen kişinin anlaması gereken ayrıntı, tam da o hareketin içinde saklı olabiliyor.</p>
<p>Burada yazanın sabrı devreye giriyor. Aynı soruyu başka türlü sormak, hazırlığı başından sonuna kadar izlemek, gerektiğinde <em>“Şimdi neyi kontrol ettiniz?”</em> diye durup anlamaya çalışmak gerekiyor. Ölçüyü yazdıktan sonra kıvamı da tarif edebiliyor muyuz? Pişirme süresini öğrendik ama yemeğin hazır olduğunu gösteren işaretleri kaydettik mi?</p>
<p>Bir tarifin uygulanabilir olması, bu ayrıntılara bağlı. Ustanın adını anarak aktarılan bilgi de daha sağlam bir dayanak kazanıyor. Sonradan ortaya çıkacak sorular için kime başvurulduğu, hangi hazırlığın izlendiği biliniyor.</p>
<p><strong>Tarifin yanında kimin adı var?</strong></p>
<p>Önümüze gelen yemeği anlatırken çoğunlukla şefi, ustayı ya da sunulduğu mekânı konuşuyoruz. O tabağa gelinceye kadar çalışan insanların bir kısmı anlatının dışında kalıyor. Tohumu eken, hayvana bakan, sütü sağan, unu öğüten, mutfakta saatlerce ayıklayan, yoğuran, pişiren insanlar var. Yemeğin niteliği onların emeğiyle de oluşuyor.</p>
<p>Evlerde bu bilgiyi yaşatanlara ayrıca bakmak gerekiyor. Çocuklarına, torunlarına, komşularına öğretenlerin, özellikle kadınların biriktirdiği mutfak bilgisini ne kadar tanıyoruz? Pek çok yemeğin adını biliyoruz; bize ulaşmasını sağlayan insanların adlarını, hayatlarını, kendi anlatılarını ise çoğu zaman bilmiyoruz.</p>
<p>Bir tarifin yanına onu kimden öğrendiğimizi yazmak, küçük ama anlamlı bir başlangıç…Ardından o kişinin tarifi kimden aldığını, nasıl değiştirdiğini, hangi zamanlarda hazırladığını sorabiliriz. Böylece malzeme listesine bir hayat hikâyesi eşlik etmeye başlar.</p>
<p>Yemeğin kaynağını belirtmek, emeğin sahibini görünür kılar. Kitapta, gazete yazısında, dijital bir paylaşımda bu bilgiyi korumak, mutfak kültürünü aktaran kişilere karşı sorumluluğumuzun parçasıdır. Tariflerin kolayca dolaşıma girdiği bir ortamda, adların da onlarla birlikte yolculuk etmesini sağlamalıyız.</p>
<p><strong>Güzel hikâyeyi araştırmak</strong></p>
<p>Yemeklerin etrafında birbirinden güzel anlatılar dolaşıyor. Bir tarifin nasıl ortaya çıktığını bir aile başka türlü anlatıyor, bir usta başka türlü hatırlıyor. Bu anlatıları dinlemek, insanların geçmişleriyle nasıl ilişki kurduklarını anlamak açısından değerli. Yazıya geçirirken ise bilginin kaynağını açıkça belirtmek gerekiyor.</p>
<p><em>“Ailede böyle anlatılıyor”</em> demekle <em>“Tarihî kayıtlarda böyle geçiyor”</em> demek farklı şeyler. Birincisi sözlü hafızayı, ikincisi belgeye dayanan bilgiyi işaret ediyor. Okurun bu ayrımı bilmeye hakkı var. Bir anlatıyı sevmemiz, onu araştırma sorumluluğumuzu ortadan kaldırmıyor.</p>
<p>Gazetecilikten gelen alışkanlık burada yol gösteriyor: Başka bir kaynağa başvurmak, tarihleri karşılaştırmak, anlatıların nerede birleşip nerede ayrıldığını görmek… Ulaşamadığımız bilgiyi de açık bırakabilmeliyiz. Bir yemeğin kökenine ilişkin kesinlik kuramadığımızda, farklı anlatıları kaynaklarıyla aktarmak mümkün.</p>
<p>Tekrar edilen bir hikâye zamanla yerleşik bilgi gibi kabul edilebiliyor. Bu yüzden yazdığımız her metin, sonrakiler için de bir kaynak olma ihtimali taşıyor. Bugün gösterdiğimiz özen, yarın o mutfağı araştıracak kişinin işini doğrudan etkiliyor.</p>
<p><strong>Sıfatların örttüğü ayrıntılar</strong></p>
<p>Aynı dikkati lezzeti anlatırken de göstermeliyiz. Her yemek için <em>“eşsiz”</em>, <em>“benzersiz”</em>, <em>“muhteşem”</em> dediğimizde, bir süre sonra kelimeler ayırt edici olma gücünü kaybediyor. Okur, ne yendiğini ve o yemeği farklı kılanın ne olduğunu öğrenemiyor.</p>
<p>Bazen küçük, somut bir ayrıntı çok daha fazla şey anlatıyor. Hamurun kenarındaki çıtırlık, ağızda kalan hafif is kokusu, ustanın sabahın erken saatinde başladığı hazırlık… Böyle ayrıntılar, hem yemeğe hem onu ortaya çıkaran işe yaklaşmamızı sağlıyor. Bunun için dikkatle tatmak, izlemek ve sorular sormak gerekiyor.</p>
<p>Yemek yazısında duygunun da yeri var. Bazı tatlar bir insanı, bir evi, bir dönemi hatırlatıyor. O duyguyu okurla paylaşabiliriz; gözlemle kişisel çağrışım arasındaki ilişkiyi açık kurarak. Kendi hatıramızın nerede başladığını belli etmek, yazıyı daha samimi ve güvenilir kılıyor.</p>
<p><strong>Edebiyatın sofrasında</strong></p>
<p>Edebiyat, sofranın içindeki insan ilişkilerini anlatmakta çok zengin imkânlara sahip. Bir romanda yemek sahnesi başladığında kimin hazırlık yaptığını, kimin önce oturduğunu, kimin konuşup kimin sustuğunu görürüz. Bu ayrıntılar, o evin düzeni ve karakterlerin birbirleriyle ilişkisi hakkında çok şey söyler.</p>
<p>Bazen bir yemek sahnesinde yoksulluğu anlarız, bir davet sofrasında gösterişi, yıllar sonra hatırlanan bir tatta memleket özlemini… Yemeğin çevresindeki hareketler, söylenenler kadar söylenmeyenleri de açığa çıkarır. Gastronomi üzerine yazarken bu gözlem dikkatinden öğrenebileceğimiz çok şey var.</p>
<p>Kendi hayatımızda da bazı tatları düşündüğümüzde önce bir insanın yüzü gelir aklımıza. Yemeğin bütün malzemelerini hatırlamayız ama o sofrada nasıl hissettiğimizi unutmayız. Hafızayı kayda geçirirken bu insani boyuta yer açmak, tarifin hangi hayatın içinde yaşadığını anlamamızı sağlar.</p>
<p><strong>Yakınımızdaki hafızadan başlamak</strong></p>
<p>Bütün bunları geleceğe taşımak için yakınımızdan başlayabiliriz. Ailemizde bir yemeği iyi yapan kişiyle oturup konuşmak, hazırlığını izlemek, malzemelerini ve ölçülerini kaydetmek mümkün. Ardından birkaç soru daha sormak gerekiyor: Bunu kimden öğrendin? Eskiden ne zaman yapardınız? Malzemeler değişti mi? Çocukluğundaki tadı bugün bulabiliyor musun?</p>
<p>Cevaplar bizi şaşırtabilir. Bildiğimizi sandığımız bir yemeğin içinden daha önce duymadığımız bir aile hikâyesi çıkabilir. Bir göçü, bir komşuluğu, zor geçirilmiş bir kışı öğrenebiliriz. Küçük bir tarif defteri, tarihlerin, yerlerin ve isimlerin eklenmesiyle bir hayat kaydına dönüşebilir.</p>
<p>Festivaller de bu karşılaşmalar için fırsat sunuyor. Ürünün üreticisiyle konuşmak, bir ustanın elini izlemek, başka bir şehrin mutfağı hakkında soru sormak mümkün oluyor. Bu buluşmalardan edindiğimiz bilgiyi sonrasında araştırmak, düzenlemek ve paylaşmak, karşılaşmanın etkisini uzatıyor.</p>
<p>Anadolu’nun lezzet hafızasının önemli bir bölümü, hâlâ sorulmayı bekleyen soruların cevaplarında yaşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarifi-yazdik-insani-unuttuk-mu-89364</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarifi yazdık, insanı unuttuk mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizi-piyasalarda-guven-testine-donustu-89363</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizi piyasalarda güven testine dönüştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Finansal piyasalar açısından son dönemin en dikkat çekici gelişmelerinden biri fon piyasasında yaşanan kriz oldu. İlk bakışta belirli fon şirketleri ve yatırım araçlarıyla sınırlı gibi görünen bu gelişme, aslında finansal sistemin en önemli unsurlarından biri olan <strong>güven</strong> kavramını yeniden gündeme taşıdı. Çünkü yatırımcı açısından mesele yalnızca parasının ne kadar kazandığı değil, gerektiğinde parasına ne ölçüde ve ne kadar hızlı ulaşabileceğidir.</p>
<p>Fonlar son yıllarda Türkiye’de tasarruf sahiplerinin önemli yatırım araçlarından biri haline geldi. Mevduatın yanında alternatif getiri arayan yatırımcılar, hisse senedi, tahvil, para piyasası, altın, döviz ve çeşitli karma fonlara yöneldi. Özellikle yüksek enflasyon döneminde birikimlerin satın alma gücünü koruma arayışı, fonlara olan ilgiyi artırdı. Ancak yatırımcı sayısının ve fon büyüklüklerinin artması, beraberinde daha güçlü denetim ve şeffaflık ihtiyacını da getirdi.</p>
<p>Yaşanan kriz işte tam bu noktada önem kazanıyor.</p>
<p>Fon piyasasında meydana gelen sorunların diğer finansal piyasalara yansımasının ilk kanalı güven olacaktır. Yatırımcı, bir fonda yaşanan problemi bütün fon piyasasına mal ederse, risk algısı hızla değişebilir. Bunun sonucunda yatırımcılar fonlardan çıkıp mevduata, altına, dövize veya doğrudan devlet iç borçlanma senetlerine yönelebilir. Böyle bir davranış tek tek fonların değil, piyasanın genel likidite dengesinin de bozulmasına neden olabilir.</p>
<p>Burada özellikle likidite konusu üzerinde durmak gerekiyor. Bir fonun portföyündeki varlıkların tamamı aynı hızla nakde dönüştürülemez. Yatırımcıların aynı anda yoğun şekilde satış talebinde bulunması halinde fon yöneticilerinin varlık satmak zorunda kalması, bazı piyasalarda fiyatların gerçek değerinin altında oluşmasına yol açabilir. Bu durum da zincirleme bir etki yaratabilir.</p>
<p>Örneğin fonlardan başlayan satış baskısı hisse senedi piyasasına yansıyabilir. Tahvil piyasasında faizler üzerinde baskı oluşabilir. Döviz piyasasında ise yatırımcıların güvenli liman arayışı nedeniyle dövize yönelik talep artabilir. Dolayısıyla fon piyasasındaki bir sorun, doğru yönetilmediği takdirde finansal piyasaların diğer bölümlerine de taşınabilir.</p>
<p>Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Fon sektöründe yaşanan her problem sistemik kriz anlamına gelmez. Türkiye’nin bankacılık sistemi ile yatırım fonları aynı yapıya sahip değildir. Dolayısıyla bir veya birkaç fon şirketinde yaşanan sorunların doğrudan bütün finansal sistemi tehdit ettiği sonucuna ulaşmak doğru olmaz. Asıl önemli olan, olayın nasıl yönetildiği ve yatırımcı güveninin ne ölçüde korunabildiğidir.</p>
<p>Bence bundan sonraki süreçte en önemli başlık <strong>şeffaflık</strong> olmalıdır.</p>
<p>Yatırımcı, parasının nerede değerlendirildiğini, fonun hangi riskleri taşıdığını, portföydeki varlıkların nasıl değerlendiğini ve olası bir sorun halinde hangi mekanizmaların devreye gireceğini açık şekilde bilmelidir. Finansal ürünlerin karmaşıklaşması, yatırımcının bilgi ihtiyacını azaltmıyor; tam tersine artırıyor.</p>
<p>Özellikle küçük yatırımcı açısından konu daha da önemli. Büyük yatırımcıların profesyonel danışmanlara ve risk yönetim ekiplerine ulaşma imkânı bulunurken, bireysel yatırımcı çoğu zaman fonun geçmiş performansına bakarak karar veriyor. Oysa geçmişte yüksek getiri sağlamış bir fon, gelecekte de aynı getiriyi sağlayacağı anlamına gelmez.</p>
<p>Bu nedenle yatırımcıların da önemli sorumlulukları bulunuyor. Yüksek getiri beklentisi ile yüksek risk arasındaki ilişki unutulmamalı. “Getirisi yüksek, riski düşük” şeklindeki vaatlere karşı özellikle dikkatli olunmalı. Bir yatırım aracına para yatırmadan önce fonun stratejisi, portföy yapısı, likiditesi ve risk seviyesi mutlaka incelenmeli.</p>
<p>Fon krizinin piyasalar açısından bir başka sonucu da denetim mekanizmalarının yeniden tartışılmasına yol açmasıdır. Sermaye piyasalarının büyümesi sevindirici bir gelişmedir ancak büyüyen piyasanın denetim kapasitesinin de aynı hızda gelişmesi gerekir. Finansal inovasyon ile denetim arasında boşluk oluşursa, sorunların ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelir.</p>
<p>Burada düzenleyici kurumlara önemli görev düşüyor. Kurallar yalnızca kriz çıktıktan sonra değil, kriz çıkmadan önce de yatırımcıyı koruyacak şekilde tasarlanmalıdır. Risklerin erken tespit edilmesi, fonların portföy yapısının daha şeffaf hale getirilmesi ve yatırımcıların zamanında bilgilendirilmesi piyasadaki güveni güçlendirecektir.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde fon piyasasının yeniden güven kazanması, yalnızca fon sektörünün değil, Türkiye sermaye piyasalarının gelişimi açısından da büyük önem taşıyor. Çünkü Türkiye’nin uzun vadede daha fazla tasarrufa, daha fazla sermaye birikimine ve şirketlerin daha fazla sermaye piyasası finansmanına ihtiyacı var.</p>
<p>Sonuç olarak fon krizine sadece “bazı fonlarda yaşanan problem” şeklinde bakmamak gerekiyor. Bu olay, finansal sistemde güvenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Yatırımcı güveni zedelendiğinde piyasaların normal işleyişi de zorlaşıyor.</p>
<p>Bundan sonraki dönemde yapılması gereken, paniği büyütmek değil, <strong>şeffaflığı artırmak, denetimi güçlendirmek ve yatırımcıya doğru bilgi vermektir.</strong> Çünkü finans piyasalarında en değerli varlık yalnızca para değildir; paranın sisteme duyduğu güvendir. Bu güven korunabildiği sürece yaşanan sorunlar yönetilebilir. Güven kaybolduğunda ise küçük bir sorun bile büyük bir piyasa dalgasına dönüşebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizi-piyasalarda-guven-testine-donustu-89363</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizi piyasalarda güven testine dönüştü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-konjonkturde-ab-sermayesi-tercihte-degisiklik-yapar-mi-89362</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni konjonktürde AB sermayesi tercihte değişiklik yapar mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de 166 bin 500 civarında ihracatçı, 323 bin 700 civarında da ithalatçı var. Son 5 yılda, her ikisi de 100 bin civarından bu noktalara gelmiş. İhracatçı sayısı bir kat bile artmadan, ithalatçı sayısının beş kat artmış. Bu, nedenleriyle, sonuçlarıyla mutlaka değerlendirilmeli. Ancak bu sonuç bile, nedeni ne olursa olsun üretmenin ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Üretmek zor olunca, bu alan giderek zayıflıyor. Ticaret erbabı kolay olan tarafa, ithalata kaçıyor. Merkez Bankası’nın reel sektöre ilişkin bilançoları da faize çalışıldığını, kârlılığın gerilediğini, reel sektörün büyüyemediğini gösteriyor. Giderek daha az üreterek büyümeye çalışmanın zorluğu, büyüme performansında da kendisini gösteriyor. Türkiye ekonomisi aralıksız büyüyor olmasına karşın ihracatın büyümeye katkısı yetersiz kalıyor, sanayinin milli gelirdeki payı geriliyor. Bu üretenin de, ihraç edenin de rekabet gücünün gerilediğini gösteriyor. Üretimden çekilmek kaçınılmaz olarak yatırımdan da çekilmek anlamına geliyor.</p>
<p>Avrupa’da aynı dertten muzdarip. Bu yüzden milli gelir içinde sanayinin payını artırmaya çalışıyorlar. Başta ‘Made in EU’ hedefi olmak üzere temel üretim süreçlerine ilişkin tüm kuralları yeniden yazıyorlar. Bunu yaparken de kendileri açısından ‘yerli’nin ağırlığını artırmaya çalışıyorlar.</p>
<p>Fransa’nın Türkiye’deki temsilciliklerinin ekonomiyle ilgili son iki aktivitesini izlerken AB’nin bu yönelişi ile aralarında paralellik olup olmadığını düşündüm.</p>
<p>İlkinde, Ankara Sanayi Odası’nda “Fransa’da İş ve Yatırım: Fransa Ülke Günü” isimli etkinlikte Fransa tarafına; “Avrupa pazarı için, Ankara’da üretin” çağrısı yapıldı. Bu çağrı Başkan Seyit Ardıç tarafından; “Ankara’nın mühendislik birikimi, sanayi altyapısı ve üniversiteleri, Fransız yatırımları için elverişli bir ekosistem sunuyor. Fransız teknoloji şirketlerine, sanayicilere ve yatırımcılara açık bir davette bulunuyorum. Avrupa pazarı için Ankara’dan üretin” şeklinde dile getirildi.</p>
<p>Bir süre sonra Fransa’nın diplomatik temsilcileri ile ekonomik ve ticari temsilcilerini Kocaeli Sanayi Odası’ndaki etkinlikte izlerken farklı bir şey gördüm. “Kocaeli-Fransa Dış Ticaret, Yatırım ve Proje Finansmanı Toplantısı” isimli etkinlikte bu kez Fransız temsilcileri her yönüyle Fransa ekonomisini tanıtarak Türk girişimcileri Fransa’ya yatırıma çağırdılar.</p>
<p>Bu vizyonu en açık şekilde, KSO Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Kübra Ulutaş Tapo‘nun konuşmasını yapmak üzere mikrofona çağırdığı Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği Bölgesel Ekonomi Servisi Direktörü Jérôme Baconin şöyle dile getirdi: “Burada Fransız şirketleri var. Kendimi evimde gibi görüyorum. Ama benim hayalim Türk şirketlerini Fransa’da görmek.” Aynı zamanda 12 kitabı bulunan yerel bir Fransız tarihçisi olan Baconin’nin ilişkilerdeki yol ayrımına işaret eden bu tarihsel saptaması, güncellemeye mahkûm bir gümrük birliği ile gelişen ilişkilerin bugün geldiği noktada, AB sermayesinin yönelişinde bir değişiklik olabileceğinin işaret fişeği gibiydi.</p>
<p>Etkinlikte doğallıkla Fransa’nın cazibesi anlatıldı. Ticaret yaparken yararlanabilecek ihracat ve ithalat kredileri, ticari bağlantısı bulunmayan şirketler için de destek mekanizmaları, ortaklık ve doğrudan temas destekleri…</p>
<p> Fransız Kamu Yatırım Bankası Bpifrance MENA Bölgesi Direktörü Pavlo Stergard da etkileyici finansal destekleri detaylandırdı. Banka 2025’te Fransız ekonomisine 72 milyar Euro finansman ve 32,6 milyar Euro uluslararası destek sağlamış. 2026-2030 stratejik yatırım hedefleri olarak; ‘yeniden sanayileşme’ için 35 milyar Euro, ‘iklim-enerji’ için 35 milyar Euro, yapay zekâ için 10 milyar Euro, sağlık sektörü için 10 milyar Euro, ihracat garantileri için 80 milyar Euro kaynak ayırmış.</p>
<p>Finansmanın dışında, Türk Fransız Ticaret Odası (CCI France Turquie) ve Business France Türkiye gibi destekleyici kurumların katkıları ile yatırımda Fransa’yı tercih etmek için az neden yok: Fransa 2019 sonrası en çok yabancı yatırım alan Avrupa ülkesi olmuş. Enerji maliyetleri düşük, nitelikli işgücüne sahip. Her sektör ve her proje için ar-ge harcamalarının yüzde 30’u ve 100 milyon Euro’ya kadar kredi mümkün. Proje başına 200 milyon Euro’ya kadar türbinler, güneş panelleri, bataryalar ve ısı pompaları için yeşil sanayi yatırım kredileri, ulusal ve bölgesel yatırım teşvikleri ile yatırımcılara ayrılan arazi rezervleri var.</p>
<p>Her iki etkinliğin ortak paydasında işin bir de ‘vize’ tarafı var. Biliyoruz ki vize serbestliği artık ‘vize kolaylığı‘na dönüştü. Fransa, vize kartını yatırım öncesi ilişkilerin geliştirilmesine yönelik bir manivela olarak kullanmak istiyor. Bu çerçevede Fransa, Ankara ve Kocaeli sanayicileri ve ihracatçıları için vize alımına hız kazandıracak özel bir kanal açıyor. Her iki odanın başkanları ve Büyükelçi Isabelle Dumont’un katılımıyla bir vize kolaylığı anlaşması imzalanmasının anlamı bu. Sırada Gaziantep ve Mersin ile İstanbul var. Bu illerdeki ihracatçı birliklerine üye sayısını bir hatırlayalım. İstanbul’da 20 bin, Orta Anadolu’da 45 bin, Akdeniz’de 31 bin, Güneydoğu Anadolu’da 20 bin. Şimdiden 100 bin aşılmış durumda. Vize anlaşmalarına Bursa ve İzmir de eklendiği takdirde 165 bin kişilik ihracatçı birikiminin büyük ölçüde kavranmış olacağını söylemek mümkün.</p>
<p>Fransa, 3,6 trilyon dolarlık milli gelir, 89 milyon kişilik nüfus, 52 bin dolarlık kişi başı milli gelir, yüzde 0,9’luk büyüme oranı, 550 milyar dolarlık ihracat, 635 milyar dolarlık ithalat, yüzde 3’ün altında bir enflasyon, ithalata, ihracata, yatırıma güçlü finansman destekleri ile dünyanın yedinci büyük ekonomisi. Fransa artık Türk girişimcileri çağırıyorsa, bugüne kadar yaklaşık 150 milyar dolarlık doğrudan yatırım yapan AB’den sermaye çekmek kolay olmayacak demektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-konjonkturde-ab-sermayesi-tercihte-degisiklik-yapar-mi-89362</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni konjonktürde AB sermayesi tercihte değişiklik yapar mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/400-bin-lotun-arkasindaki-yatirim-akli-ne-89361</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> 400 bin lotun arkasındaki yatırım aklı ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın, astronomik kazanç sağladıkları Özata Denizcilik hisseleriyle ilgili savcılık ifadeleri ortaya çıktı. Bakanımız Nisan 2026’da 250 bin lot Özata Denizcilik (OZATD) alıp, bir bölümünü ağustosta, kalanını eylülde satmış. İlyas Kaya da nisanda 150 bin lot alıp bir bölümüyle ağustosta, kalanıyla da eylülde vedalaşmış. İkisi de kendilerini kimsenin yönlendirmediğini, özel bilgi almadıklarını söylemişler.</p>
<p>Nisanda OZATD 220-250 lira bandındaydı. Hisse 27 Nisan’da 255 liradan başlayıp 280,75 liraya, bir gün sonra da 308,75 liraya çıktı. Ardından tavan serisi başladı: 5 Mayıs’ta 451,50, 8 Mayıs’ta 600,50, 12 Mayıs’ta 726,50 lira. Tera’nın alımları da sürdü. 14 Mayıs’ta TLY ve TMV fonları toplam 13 milyon lot daha aldı. Böylece Tera Portföy’ün OZATD’deki payı yüzde 8,14’ten yüzde 26,41’e çıktı. Hisse aynı gün 878,50 lirayı gördü.</p>
<p>Bütün bunlar ilk çeyrek bilançosu öncesi oldu. 18 Mayıs’ta gelen bilançoda ana ortaklığa ait net zarar 288,8 milyon liraydı. Yani tırmanışı “piyasa iyi bilançoyu satın aldı” diye açıklamak mümkün değil. </p>
<p>Sonrasında hisse daha da yükseldi. 16 Eylül’de 5.115 lirayı gördü ve 4.482,50 liradan kapandı.</p>
<p><strong>SORULARIN CEVABI RAKAMLARDA </strong></p>
<p>Sonuçta ortada iki ayrı şey var: Bir tarafta “kimse yönlendirmedi, özel bilgi almadık” diyen bir çift, diğer tarafta bilançosu kötü bir şirketin hissesinde Nisanda başlayan ve kısa sürede olağanüstü boyutlara ulaşan bir yükseliş.</p>
<p>Elbette herkes parasını istediği hisseye yatırabilir. Kaya çifti de kararı kendilerinin verdiğini söylüyor. Fakat 400 bin lotluk yatırımın zamanlaması, ardından hissedeki yükseliş ve satışların ağustos ile eylülde gerçekleşmesi, ister istemez soru işaretleri yaratıyor. Böylesine isabetli bir zamanlamaya ne demeli? Tüm bu olaylar gerçekten yalnızca bir tesadüften mi ibaret?</p>
<p>Fatma Betül Sayan Kaya gibi tıp ve mühendislik diploması almış akıllı bir hanımefendiyle eşinin “bilançosu kötü” bir hisseye “yükselecek” garantisi almadan para bağladığına inanmak da kolay değil.</p>
<p>O halde yapılacak Kaya çiftinin cevaplayacakları bir soru var: Şirketin ilk çeyrek bilançosu henüz açıklanmamışken ve bir yılki önceki bilanço da parlak değilken, bu şirkete neden yaklaşık 400 bin lot parası bağladılar?</p>
<p>“Tamamen kendi analizimizle aldık” diyorlarsa, o analiz de ortaya konulsun. Çünkü bu hikâyede asıl merak edilen, 400 bin lotun arkasındaki yatırım aklı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/400-bin-lotun-arkasindaki-yatirim-akli-ne-89361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 400 bin lotun arkasındaki yatırım aklı ne? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iscilerin-ucretli-mazeret-izinlerinde-guncel-durum-89360</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşçilerin ücretli mazeret izinlerinde güncel durum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Evlilikten doğuma, yakın kaybından engelli veya süreğen hastalığı bulunan çocuğa refakate kadar çalışanların özel yaşamlarında karşılaştıkları önemli durumlar, belirli koşullarda ücretli mazeret izni hakkı doğuruyor. İşverenin takdirine bırakılmayan bu izinlerin yıllık izinden düşülmemesi ve doğru zamanda kullandırılması gerekirken, uygulamadaki hatalar çalışanlar açısından hak kaybına yol açabiliyor.</strong></p>
<p>Çalışma yaşamında işçinin evlenme, doğum, ölüm veya yakın bir aile ferdinin sağlık sorunu gibi kişisel olaylar nedeniyle geçici olarak işinden ayrılması gerekebilmektedir. Bu ihtiyaç<strong>, iş görme borcu</strong> ile <strong>işçinin özel ve aile hayatının korunması</strong> arasında makul bir denge kurulmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>4857 sayılı İş Kanunu, belirli olaylar bakımından işçiye ücret kaybı olmaksızın mazeret izni verilmesini zorunlu kılarak bu dengeyi kurmaya çalışmıştır. Bununla birlikte uygulamada <strong>“mazeret izni”</strong> kavramı; <strong>kanundan doğan ücretli izinler</strong>, <strong>işverenin inisiyatifiyle verilen izinler,</strong> <strong>toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmesiyle tanınan ek haklar ve ücretsiz izinlerle</strong> sıkça karıştırılmaktadır.</p>
<p>Yazımızda 7578 sayılı Kanun’la 1 Mayıs 2026 tarihinden geçerli olmak üzere 4857 sayılı Kanun’un Ek-2’nci maddesinde yapılan değişiklikte dikkate alınarak ücretli mazeret izinlerinin kapsamı, süresi, kullanım koşulları ve işveren uygulamalarında dikkat edilmesi gereken başlıca hususlara değinilecektir.</p>
<p><strong>4857 sayılı İş Kanunu’na göre ücretli mazeret izinleri</strong></p>
<p>Ücretli mazeret izni, işçinin kanunda belirtilen kişisel veya ailevi olaylardan biri gerçekleştiğinde çalışmamasına rağmen <strong>ücretinin kesilmemesini </strong>sağlayan kısa süreli bir izin türüdür. Bu izin yıllık ücretli izinden farklıdır. Yıllık izin, belirli bir kıdem süresinin tamamlanmasına bağlı dinlenme hakkı iken kanuni mazeret izni, ilgili olayın gerçekleşmesiyle doğmakta ve kural olarak kıdem şartı bulunmamaktadır.</p>
<p>Ayrıca, kanundan doğan mazeret izinleri yıllık izin bakiyesinden de düşülmemektedir.</p>
<p>4857 sayılı Kanun’un Ek 2’nci maddesi, ücretli mazeret izinlerinin temel dayanağını oluşturmaktadır.  Hüküm emredici nitelikte olup, asgari bir koruma sağlamaktadır.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac87d7b9a3ea-1791524219.png" alt="" width="654" height="246" /><strong>Süt izni:</strong> 4857 sayılı Kanun’un 74’üncü maddesi uyarınca kadın işçilerin, bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam 1,5 saat süt izni hakları vardır. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılmaktadır.</p>
<p>Hemen belirtelim ki, yukarıda belirtilen mazeret izin süreleri <strong>asgari süreler</strong> olup, iş sözleşmeleri, toplu iş sözleşmeleri veya işyeri uygulamaları ile genişletilmesi mümkündür. Örneğin; uygulamada bazı işverenlerce, yeni doğan çocuğun babasına daha uzun süreli ücretli izin hakkı tanıdığı ya da evlilik izninin 5 güne çıkarıldığı, bunun dışında kanunda sayılmayan başka mazeret durumları (örneğin işçinin çocuğunun evlenmesi, çocuğun okula başlaması, taşınma, hala, dayı, teyze vefatı gibi) için de ücretli izin verilebildiği görülmektedir.</p>
<p><strong>Ücretli mazeret izinlerinin karakteristik özelliği</strong></p>
<p>Ücretli mazeret izinleri, işçinin insani yaşam döngüsüne saygı temelinde tanımlanmıştır.</p>
<p>Bu bağlamda, yukarıda belirtilen izinlerin tümü <strong>ücretli</strong> olup, <strong>işverenin takdirine bağlı olmaksızın,</strong> işçinin talebine istinaden yasal zeminde kullanılabilmektedir.</p>
<p>Ücretli mazeret izinleri, belirli olaylara bağlı ve süresi sınırlı olduğundan, <strong>kullanılmadığı takdirde ücrete veya yıllık ücretli izne dönüşmemektedir.</strong> Örneğin, eşin doğumu gerçekleştiği hâlde işçi bu izin süresini kullanmazsa, daha sonra ücretini talep edememektedir.</p>
<p>Bu durum, Yargıtay kararlarında da açıkça vurgulanmaktadır.</p>
<p>- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2016/31358 E., 2019/18013 K., 10.10.2019 T.</p>
<p><em>“…Ücretli mazeret izni, ancak kullanım halinde işçi lehine sonuç doğurur. Kullanılmayan mazeret izni karşılığı ücret talep edilemez. Zira bu izinler doğrudan olaylara bağlı olup, yıllık ücretli izin gibi süreye tabi hak ediş niteliği taşımaz.”</em></p>
<p>- Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2014/18503 E., 2015/18350 K., 22.06.2015 T.</p>
<p><em>“Mazeret izni, işçinin talebi ve işverenin bilgisi dâhilinde kullanılan bir izin türüdür. Ancak kullanılmayan izin süresi için ücret ödenmesi söz konusu değildir. Bu hakka ilişkin birikim ve karşılık ödeme düzenlemesi yalnızca yıllık ücretli izin için mümkündür.”</em></p>
<p>Yine, işçinin mazeret izni hakkı sadece sosyal bir düzenleme değil, aynı zamanda <strong>iş güvencesiyle doğrudan ilişkili bir yasal haktır.</strong></p>
<p>Yargıtay, ücretli mazeret izinlerine ilişkin birçok kararında bu izinlerin temel bir işçi hakkı olduğunu ve işveren tarafından <strong>feshin gerekçesi yapılamayacağını</strong> vurgulamaktadır.</p>
<p>- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 03.03.2016, E. 2015/30270, K. 2016/5132:</p>
<p><em>“Davacının evlenme nedeniyle aldığı 3 günlük iznin ücretli mazeret izni olduğu ve bu sürenin devamsızlık olarak değerlendirilemeyeceği açıktır</em>.”</p>
<p>- Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 01.12.2014, E. 2014/21165, K. 2014/32756:</p>
<p><em>“Davacının babasının ölümünden dolayı işe gitmemesi, mazeret izni kapsamında değerlendirilmelidir. İşverenin bu durumu devamsızlık kabul ederek fesih yoluna gitmesi geçerli nedene dayanmaz.”</em></p>
<p>- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 20.10.2015, E. 2015/17343, K. 2015/29211:</p>
<p><em>“Süt izni, doğrudan kanundan kaynaklanan bir haktır. Kadın işçinin bu hakkını kullanmak istemesi nedeniyle iş akdinin feshedilmesi ayrımcılık yasağını ihlal eder.”</em></p>
<p><strong>Ücretli mazeret izinlerinin kullanım süreci</strong></p>
<p>Yukarıda da belirtildiği üzere, ücretli mazeret izinlerinin kullanılmasında işverenin onayı aranmamakta, işçinin sadece durumu belgelendirme konusunda yükümlülüğü bulunmaktadır.</p>
<p>Bu çerçevede, ücretli mazeret izni kullanmak için aşağıdaki sürecin izlenmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>- İşverene başvuru:</strong> Çalışanın, bir dilekçe ve eki belgelerle (evlilik cüzdanı, ölüm belgesi, doğum belgesi, refakat gerekliliğine dair doktor raporu vd.) mazeret gerekçesini belirterek işverene başvuruda bulunması gerekmektedir.</p>
<p><strong>- İşveren onayı:</strong> Ücretli mazeret izinlerinin kullandırılması yasal bir zorunluluk olduğundan işçinin başvurusuna istinaden işveren tarafından mazeret izninin onaylanması, puantajda da bu iznin gösterilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Kanunda mazeret izinleri, yıllık izinden farklı olarak ‘<strong>işgünü’ </strong>şeklinde değil<strong> ‘gün’ </strong>olarak düzenlenmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla, söz konusu izinler işgünü olarak değil, parmak hesabı yapılarak takvim günü üzerinden hesaplanması gerekmektedir.</p>
<p>İşyerinde Cumartesi-Pazar günlerinin çalışma günü olup olmaması mazeret izin sürelerini etkilememektedir.</p>
<p>Bu izinler, mazerete dayalı bir izin olması sebebiyle, <strong>mazeretin ortaya çıktığı an itibariyle kullandırılması</strong> gerekmektedir.  </p>
<p>Bununla birlikte işçi lehine düzenleme içeren bir toplu iş sözleşmesi veya işyeri uygulamasıyla, bu izinlerin iş günü üzerinden kullandırılmasında da bir sakınca bulunmamaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iscilerin-ucretli-mazeret-izinlerinde-guncel-durum-89360</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşçilerin ücretli mazeret izinlerinde güncel durum ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kacirilan-flydubai-ucagindan-fonziye-89359</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaçırılan Flydubai uçağından Fonzi’ye</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fonzi’deki mesele kuralların yeterince sıkı olmaması mı? Eğer önüne gelene portföy yönetim lisansı verirseniz ve toplam portföy yöneticileri arasında dolandırıcı oranının artmasına göz yumarsanız, sonradan ne tedbir alırsanız alın, duvara toslamanız sürpriz olmaz.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta Dubai’den Tel Aviv’e giden bir Flydubai uçağında film gibi olaylar yaşandı. Apple TV’de yayınlanan İdris Elba’nın oynadığı <em>Hijack</em> dizisinin ilk sezonunu izlediyseniz yaşananları zihninizde canlandırabilirsiniz. Emirates’in yan markası Flydubai’ye ait uçağın iki pilotundan biri Hintli, diğeri Ummanlı. Hintli pilotun olaydan sonraki ifadesine kulak verelim:</p>
<p>- Uçak kalktıktan bir süre sonra Ummanlı pilot namaz kılacağını söyledi. Körfez Bölgesi’nden gelen pilotlar için normal bir davranış olduğu için aklıma ters bir şey gelmedi. Rahatsız etmemek için arkama hiç bakmadan uçağı idare ediyordum.</p>
<p>- Birden kafama balta ile vurmaya başladı (kokpitlerde acil durumlarda camı kırmak için balta oluyor). Yere düştüm. Bu sırada Ummanlı pilot uçağın irtifasını hızla alçaltmaya başladı.</p>
<p>- Kokpitin kapısı kurallar gereği kilitli olduğu için kimse içeri giremiyordu. Kapı koluna hamle yapınca bir darbe daha yedim. Son anda tüm gücümü toplayıp kapıyı aralamayı başardım. Bu sırada bazı yolcular zaten kapıya gelmişti. Hemen içeri girip diğer pilotu etkisiz hâle getirdiler.</p>
<p>Olay sırasında Suudi Arabistan hava sahasında bulunan uçak acil iniş yaptı. Uçakta çoğunluğu oluşturan İsrailli yolcuların bir yere bağladıkları Ummanlı pilot, Suudi makamlarına teslim edildi. Böylelikle büyük bir felaket atlatılmış oldu.</p>
<p>Terör amaçlı uçak korsanlıkları 1970’lerde yaygınlaştı. Başı çekenler ise Filistinliler ve Avrupa’daki aşırı sol terör örgütleriydi (meraklıları bu ilginç hikâyeleri Jason Burke’nin geçen sene yayımlanan <em>The Revolutionists</em> kitabından okuyabilir). Beraber hareket eden bu gruplar, neredeyse her ay İsraillilerin bulunduğu bir uçağı kaçırıp yolcuları rehin alarak İsrail ile pazarlık masasına oturuyordu. Zaten uçaklara binişlerde ilk ciddi kimlik kontrolleri ve güvenlik önlemleri de bu dönemde başladı.</p>
<p>Uçuş güvenliğindeki esas sıkılaşma ise 11 Eylül saldırılarından sonra oldu. 11 Eylül’de korsanlar, ilk defa uçaktakileri rehin almak yerine uçakları silah haline getirip önemli binalara saldırdılar. 11 Eylül’den önce ABD’de güvenlik kontrollerini havayollarının kendisi yapıyormuş. 11 Eylül’den sonra ise ABD’de bu iş için yeni bir devlet dairesi kuruldu. Yolcuları didik didik eden arama yöntemlerinden sıvıların uçaklara alınmaması gibi düzenlemeler zamanla hep buradan çıktı.</p>
<p>11 Eylül’den sonra alınan en önemli güvenlik tedbirlerinden biri de kokpite dışarıdan girişin şifreye bağlanmasıydı. Bu nedenle artık uçakların kokpit kapıları dışarıdan açılamıyor. Tabii, bu kuralı koyanların aklına gelmeyen bir ihtimal vardı: pilotun kendisinin korsan olması! Daha önce kafayı üşütüp uçağı düşüren pilotlar olmuştu, ama pilotun kendisinin hava korsanı olduğu ilk vaka geçen haftaki Dubai-Tel Aviv uçuşunda görüldü.</p>
<p>İhtimal dünyasının en önemli kuralı bence “Bayes kuralı”dır. Maalesef üniversitede istatistik dersi alan birçok kişi bu kuralı tam anlamadan mezun oluyor. Bayes kuralı, atalarımızın “her gördüğün sakallıyı deden sanma” diye ifade ettikleri hususun istatistiksel formülü. Bayes’e göre gördüğünüz sakallı bir kişinin dedeniz olma olasılığını hesaplamak için dedenizin sakallı olma olasılığı ile herhangi bir kişinin dedeniz olma olasılığının çarpımını, karşınıza çıkan herhangi bir kişinin sakallı olma olasılığına bölmeniz gerekir. Diyelim ki o gün sokakta gördüğünüz kişinin dedeniz olma ihtimali binde bir. Dedenizin sakallı olduğunu biliyorsunuz. Bu ikisinin çarpımı 1/1000 x 1 = 1/1000 ediyor. Sokaktaki kişilerin %20’si de sakallı olsun. 1/1000’i buna bölünce 5/1000 olasılık buluyorsunuz. Yani, bir sakallı görürseniz o kişinin dedeniz olma olasılığı binde 5. Şimdi sokaktaki sakallıların oranının %50 olduğunu varsayalım. O zaman da 1/1000’i 0,5’e bölersek binde 2 çıkar. Yani, sakallıların sayısı ne kadar artarsa gördüğünüz bir sakallının dedeniz olma olasılığı o kadar düşüyor.</p>
<p>Atasözü “gördüğün her sakallıyı terörist sanma” da olabilirdi. Bayes kuralını bilince, havaalanlarında her sakallıya “özel ihtimamla” güvenlik araması yapılmasının pek de verimli olmadığını anlamak kolaylaşıyor.  Benzer şekilde, 19 Temmuz 2025 günkü yazımda, Türkiye’de fintek üzerinden iş yapan herkesi dolandırıcı olarak görüp finansal regülasyonun aşırı sıkılaşmasının inovasyonu sınırlama riskini anlatmıştım.</p>
<p>Bayes kuralının bir diğer mesajı ise olasılıkların yeni gelen bilgiler ışığında sürekli güncellenmesi gerektiğidir. Örneğin, geçen haftaki olaydaki Ummanlı pilot, aşırı dinci görüşleri nedeniyle daha önce çalıştığı Umman Havayolları’ndan atılmış. Benzer istihbari bilgiler, pilotun daha önce yaşadığı Avustralya’da da varmış. Ancak bu bilgiler asla Flydubai’ye ya da kendi ülkesine uçan her pilotu en derinlemesine araştıran İsrail istihbaratına ulaşmamış veya dikkate alınmamış. Demek ki neymiş? Terörizmle mücadelenin özü güçlü istihbaratmış! Eğer istihbaratınız güçlü değilse, elinizdeki risk olasılığı bilgilerini sürekli güncellemiyorsanız, hatalı olasılıklarla hareket ettiğinizde yanlış alarm çalar; gerçekten alarmın çalması gereken yerde de riski göremezsiniz.</p>
<p>Gelelim Fonzi skandalına… Fonzi’deki mesele kuralların yeterince sıkı olmaması mı? Mesela sıkılık ölçütünüz asgari sermaye yeterliliğiyse, en çok sermaye dolandırıcılarda olduğu için yanlış ölçütü kullanmış olursunuz. Eğer önüne gelene portföy yönetim lisansı verirseniz ve toplam portföy yöneticileri arasında dolandırıcı oranının artmasına göz yumarsanız, sonradan ne tedbir alırsanız alın, duvara toslamanız sürpriz olmaz. Devlet kurumları arasında istihbari bilgi paylaşımı ne denli artıp bu bilgiler ne denli karar süreçlerine entegre edilebilirse risk de o denli azaltılır. Devlet kapasitesi, herkesi şüpheli kabul etmek değil; kimi neden şüpheli kabul edeceğini bilen bir sistem kurabilmektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kacirilan-flydubai-ucagindan-fonziye-89359</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kaçırılan Flydubai uçağından Fonzi’ye ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cok-konusulan-100-baz-puanlik-faiz-indiriminin-etkisi-ne-olur-89358</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çok konuşulan 100 baz puanlık faiz indiriminin etkisi ne olur?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası’nın ekim ayında yapabileceği 100 baz puanlık faiz indirimi finansal koşullarda sınırlı bir rahatlama sağlayabilecek. Reel sektörün finansmana erişim sorunlarının ve hane halkının borç yükünün tek başına faiz indirimiyle çözülmesi mümkün değil, Kalıcı fiyat istikrarı için faiz politikasının yanı sıra yapısal reformlar da hayata geçirilmeli.</strong></p>
<p>Eylül enflasyonunun açıklanmasından bu yana piyasalardaki genel beklenti, Merkez Bankası’nın bu ay 100 baz puanlık faiz indirimine gideceği yönünde şekillendi. Merkez Bankası da bir önceki Para Politikası Kurulu (PPK) kararında faiz politikasının enflasyon gerçekleşmeleri, ana eğilim ve beklentiler doğrultusunda şekilleneceğine işaret etmişti.</p>
<p>Bu yazımda mevcut ekonomik koşulların faiz indirimine ne ölçüde alan açtığına ve olası bir indirimin etkilerine değineceğim.</p>
<p><strong>Enflasyon faiz indirimine alan açıyor mu?</strong></p>
<p>Öncelikle enflasyon gelişmeleriyle başlayalım. TÜİK verilerine göre eylül ayında tüketici fiyatları aylık yüzde 1,84 artarken yıllık enflasyon yüzde 31,51’den yüzde 29,73’e geriledi. Böylece yıllık enflasyon, 58 ay sonra ilk kez yüzde 30’un altına inmiş oldu. Merkez Bankası’nın yüzde 37 seviyesindeki politika faiziyle gerçekleşen yıllık enflasyon arasındaki fark da 7 puana yükselmiş oldu.</p>
<p>Enflasyonun ana eğilimine bakıldığında da benzer bir görünümle karşılaşıyoruz. Mevsimsel etkilerden arındırılmış tüketici enflasyonu eylül ayında yüzde 1,61 olarak gerçekleşti. Son üç aylık enflasyon eğiliminin yıllıklandırılması, yaklaşık yüzde 27 seviyesinde bir enflasyona işaret ediyor.</p>
<p><strong>İç talepteki soğuma belirginleşti</strong></p>
<p>Ekonomik faaliyete ilişkin öncü göstergeler de faiz indirimini destekleyen bir görünüm sunuyor. Sanayi üretimi, kredi kullanım koşulları ve iç talepteki yavaşlama, ekonomik büyümenin ivme kaybettiğine işaret ediyor.</p>
<p>Bu gelişmelere eylül ayında fon piyasasında yaşanan sorunların finansman ve güven kanalları üzerinden oluşturabileceği ilave baskıları da eklemek gerekiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac87cfb9714d-1791524091.png" alt="" width="653" height="555" /><strong>Peki ya küresel koşullar?</strong></p>
<p>Küresel çerçevede makrofinansal koşullar iç dinamiklerin tersine işliyor. Petrol fiyatları ve enflasyondaki yükseliş ECB ve Fed’in faiz artış döngüsüne girdiğini gösteriyor. Gelişmiş ülke tahvil faizlerindeki artış ise gelişmekte olan piyasalara giden fon akışını sınırlandırıyor.</p>
<p>Tüm bu gelişmelere baktığımızda yerel ve küresel ekonomik koşulların, Merkez Bankası’na 100 baz puan civarında sınırlı ölçüde faiz indirimine gitmesine alan açtığını değerlendiriyorum. Şimdi gelelim esas soruya…</p>
<p><strong>100 baz puanlık faiz indiriminin ekonomiye etkisi ne olur?</strong></p>
<p><strong>- Finansal koşullarda sınırlı iyileşme</strong></p>
<p>Faiz indirimini en fazla bekleyen kesimlerin başında reel sektör ve pay piyasası yatırımcıları geliyor. Reel sektör, uzunca bir süredir yüksek finansman maliyetleri, krediye erişim kısıtları ve reel kurdaki değerlenmenin oluşturduğu rekabet baskısıyla karşı karşıya kaldı. Özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek olan firmalar açısından finansman maliyetleri, üretim ve yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. KOBİ’ler için bu sorun daha da belirgin.</p>
<p>Son dönemde kredi büyümesine ilişkin bazı düzenlemelerde esneklik sağlanmış olsa da finansal koşulların genel görünümü sıkılığın devam ettiğini gösteriyor. Üstelik politika faizindeki değişim ticari kredi faizlerine aynı ölçüde ve aynı hızda yansımıyor. Dolayısıyla 100 baz puanlık bir faiz indiriminin reel sektörün finansmana erişim sorununu çözmesi beklenmemeli.</p>
<p>Benzer bir değerlendirme pay piyasası için de geçerliliğini koruyor. Faiz indirimi, alternatif yatırım araçlarının getirilerini azaltarak hisse senetlerine yönelik talebi destekleyebilir. Ancak son dönemde fon piyasasında yaşanan gelişmeler, finansal piyasalarda yalnızca getiri beklentilerinin değil, güven unsurunun da belirleyici olduğunu gösterdi.</p>
<p>Bu nedenle sermaye piyasalarında gözetim ve denetim standartlarının güçlendirilmesi, şeffaflığın artırılması ve yatırımcı güveninin yeniden tesis edilmesi, sınırlı faiz indiriminden çok daha kalıcı bir etki yaratacaktır.</p>
<p><strong>- Hane halkının borç yükü hafifler mi?</strong></p>
<p>Faiz politikasından doğrudan etkilenen bir diğer kesim hane halkı. Yüksek enflasyon karşısında satın alma gücünü korumakta zorlanan sabit gelirli kesimler açısından kredi kartları ve tüketici kredileri önemli finansman araçları hâline geldi.  Özellikle kredi kartı borcunun yalnızca asgari tutarını ödeyebilen haneler için uygulanan faiz oranları, kullanılabilir gelir üzerinde önemli bir yük oluşturuyor.</p>
<p>Ancak politika faizindeki 100 baz puanlık indirim, kredi kartı ve tüketici kredisi faizlerine otomatik olarak aynı ölçüde yansımıyor. Daha da önemlisi, yüksek enflasyon ortamında hane halkının temel sorunu yalnızca finansman maliyeti değil, gelirlerin satın alma gücündeki kayıp. Bu nedenle enflasyonda kalıcı bir düşüş sağlanamadıkça faiz indiriminin iç talep üzerindeki olumlu etkisi oldukça sınırlı kalacaktır.</p>
<p><strong>- Kur ve rezervler nasıl etkilenir?</strong></p>
<p>2023 yılından bu yana uygulanan makroekonomik istikrar programının önemli unsurlarından biri, döviz kuru oynaklığının sınırlandırılması oldu. Yüksek faiz politikası, bir taraftan iç talebi ve enflasyonu kontrol altına almayı hedeflerken diğer taraftan Türk lirası varlıkların cazibesini destekledi.</p>
<p>Bu çerçevede, piyasa beklentileriyle uyumlu ve kontrollü bir faiz indiriminin döviz kuru üzerindeki etkisinin sınırlı kalması beklenebilir.</p>
<p><strong>Büyüme ve enflasyon üzerindeki etkisi ne olur?</strong></p>
<p>Faiz indirimlerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi, finansman koşulları kadar ekonomik güven ve makro-finansal istikrar koşullarına da bağlıdır. Mevcut kredi kısıtları, yüksek borçlanma maliyetleri ve zayıflayan talep görünümü dikkate alındığında, sınırlı bir faiz indiriminin büyümeye katkısının da oldukça sınırlı kalması beklenir.</p>
<p>Enflasyon açısından ise piyasa beklentileriyle uyumlu, sınırlı bir faiz indiriminin tek başına belirgin bir olumsuz etki oluşturmasını beklemiyorum. Ancak burada belirleyici olan indirim sürecinin enflasyon görünümüyle uyumlu yürütülmesi olacaktır.</p>
<p><strong>Peki ya sonrası?</strong></p>
<p>Esas tartışılması gereken konu, ekim ayında yapılabilecek 100 baz puanlık indirimden ziyade, önümüzdeki dönemde faiz indirimlerinin ne ölçüde devam edeceğidir.</p>
<p>2023 seçimleri sonrasında uygulamaya konulan ekonomi programının en önemli hedefi enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesiydi. Mayıs 2023’te yüzde 39,59 olan yıllık enflasyon, Eylül 2026 itibarıyla yüzde 29,73 seviyesine geriledi.</p>
<p>Gelinen noktada enflasyonun hâlâ yüksek olmasına rağmen hükümetin açıkladığı Orta Vadeli Program (OVP) enflasyon hedeflerinde önemli bir değişim görüyoruz. 2023 yılı ve sonrasında açıklanan Orta Vadeli Programlarda hedef, bir sonraki yıl enflasyonu en az yarı yarıya düşürmek idi. Ancak bu sene açıklanan hedeflere baktığımızda, önümüzdeki yıl sonu enflasyon hedefinin oldukça mütevazi kaldığını görüyoruz. Bu yıl sonunda yüzde 28,4 olması beklenen enflasyonun önümüzdeki yıl sonunda sadece yüzde 21’e düşürülmesi hedefleniyor. Oysa geçen sene bu hedef yüzde 16 idi.</p>
<p>Bu tabloyu, hükümetin orta vadeli hedeflerinde enflasyonla mücadele devam etmekle birlikte, dezenflasyon hızında yavaşlama olarak okuyorum. Bu gelişme Merkez Bankasının finansal koşulları daha esnek tutmasına imkân verecek bir çerçeve çiziyor. Ancak enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarındaki katılık ile küresel koşullar, Merkez Bankasının faiz indirimlerinde oldukça sınırlı bir hareket alanına sahip olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Özetle enflasyon ve faizde katılığın devam ettiği bir dönemde enflasyonla mücadelede başarı, daha önce de birçok kez vurguladığım üzere, yapısal reformların gerçekleşmesine bağlı olacaktır. Bir diğer ifadeyle fiyat istikrarının kalıcı olarak sağlanabilmesi için maliye politikası, verimlilik artışları, rekabet koşulları, hukuki ve kurumsal yapı belirleyici olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cok-konusulan-100-baz-puanlik-faiz-indiriminin-etkisi-ne-olur-89358</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/8/1280x720/67-1791526383.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çok konuşulan 100 baz puanlık faiz indiriminin etkisi ne olur? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eylul-enflasyonu-merkez-bankasina-faiz-indirim-kapisini-acti-mi-89357</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eylül enflasyonu Merkez Bankası’na faiz indirim kapısını açtı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Eylül enflasyonunun beklentilerin belirgin altında kalması ve yıllık TÜFE’nin yüzde 30’un altına gerilemesi, Merkez Bankası’nın faiz indirimi için elini güçlendirdi. Ancak, para politikasının asıl sınavı finansal piyasalarda yaşanıyor. Yüzde 29,73’e gerileyen yıllık enflasyon ve zayıflayan talep indirimin kapısını aralasa da fon krizinin mevduat, döviz ve beklentiler üzerindeki olası etkileri TCMB’yi ihtiyatlı olmaya zorluyor.</strong></p>
<p><strong>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Eylül ayı enflasyon rakamları beklenenden oldukça iyi geldi. TÜFE, Eylül’de aylık yüzde 1,84, yıllık yüzde 29,73 arttı. </strong>Böylece yıllık enflasyon Ağustos’taki yüzde 31,51'den 1,78 puan gerileyerek uzun zaman sonra ilk kez yüzde 30'un altına inmiş oldu.</p>
<p><strong>Piyasa beklentisi ortalama yüzde 2,20 idi. Hem kurumlar hem de bireysel anlamda beni en çok şaşırtan unsur gıda fiyatları.</strong> Gıda ve alkolsüz içecekler grubu aylık yüzde 0,20 gerileyerek manşet enflasyona negatif 0,05 puan katkı vermiş. Yani enflasyonu temelde aşağı çeken kalem gıda ve alkolsüz içecekler. <strong>Oysa tahmin verenler bu grubun katkısının pozitif (yükseltici) olmasını bekliyordu. </strong></p>
<p><strong>Alternatif hesaplama yöntemlerinde de pek bir alternatifimiz kalmadı. </strong></p>
<p>İTO’nun Ağustos ayı enflasyon hesaplamasındaki metodoloji hatasına İTO cephesinden yanıt gelmedi. İTO’nun İstanbul TÜFE hesaplaması, daha önce de hatalı sonuçlar vermesi nedeniyle bende elendi.</p>
<p>Web TÜFE benim en büyük favorim. <strong>Web TÜFE’de, en büyük 3 pozitif katkı; gıda ve alkolsüz içecekler (0,622 puan), ulaştırma (0,596 puan) ve giyim ve ayakkabı (0,304 puan) olmak üzere toplamda 1,52 puan katkı yaparak Web TÜFE’nin manşet enflasyonun yaklaşık yüzde 67’sini oluşturduğu açıklandı. </strong>TÜİK verisinde, gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki bu olağandışı farkın neden kaynaklandığı konusu bence büyük bir soru işareti olarak duruyor. <strong>Geçtiğimiz yıllarda da giyim kaleminde olağandışı farklar çıkardı. Şimdi ‘Giyim’in rolünü ‘Gıda ve Alkolsüz İçecekler’ üstlenmiş gibi görünüyor. </strong></p>
<p><strong>Normal şartlarda şeffaflık adına TÜİK’in bu kritik enflasyon verisindeki olağandışı farkın nedenini açıklaması beklenir. Ancak bizde kurumlar tamamen kapalı sistem şeklinde çalıştığı için, böyle bir açıklamayı beklemek saflık olur. </strong></p>
<p>Yüzde 30 hâlâ çok yüksek, ancak psikolojik olarak yüzde 30’un altını görmüş olmak Merkez Bankası’nın elini güçlendirecek bir durum olduğu konusunda da sanırım herkes hem fikirdir.</p>
<p><strong>Merkez Bankası’nın elini güçlendirmek kastım, yılın sonuna gelinirken kalan son iki toplantıda politika faizini yüzde 37’den yüzde 35’e indirmesi için alan kazanması. </strong></p>
<p>Böylece politika faizi yüzde 37 iken, yıllıklandırılmış TÜFE yüzde 29,73’e ve yıllıklandırılmış çekirdek enflasyon (C Endeksi) ise yüzde 28,70’e gerilemiş oldu. <strong>Basit hesapla, ex-post reel faizin yaklaşık 7,3 puana yükselmesi, Merkez Bankası’na sıkı duruşunu bozmadan sınırlı bir adım atma alanını bırakıyor. En azından 22 Ekim 2026 tarihli Para Politikası Kurulu toplantısı için 100 baz puan indirim cepte gibi görünüyor. </strong></p>
<p><strong>Öte yandan, mevsimsellikten arındırılmış verilere baktığımızda, Eylül ayı mevsim etkisinden arındırılmış TÜFE yüzde 1,61 geldi. Geçtiğimiz ay (Ağustos) bu veri yüzde 2,29 idi. Olağandışı bir iyileşme burada da göze çarpıyor.</strong> 2026 yılının 9. ayı boyunca 3. kez yüzde 2 altında gelen ve tüm yıl boyunca en düşük mevsim etkisinden arındırılmış TÜFE ile karşılaştık Eylül’de. Bu önemli bir gösterge. Keza; mevsim etkisinden arındırılmış çekirdek enflasyon verileri de (B ve C Endeksi) geçtiğimiz aylardan iyi. <strong>Bu da Merkez Bankası’na alan yaratan hususlardan biri.</strong></p>
<p><strong>Mevsim etkisinden arındırılmış verilerde serinin önceki aylarında sürekli bir güncelleme olduğu dikkatinizi çeker. Ancak bu normal ve uluslararası standartların da bir gereği. </strong>Modele eklenen yeni ayın verisi, yılın o dönemindeki fiyat davranışları ve mevsimsel şablon (seasonal pattern) hakkında algoritmaya taze bilgi sunar<strong>. Sistem, güncel bilgiyi kullanarak serideki geçmiş tüm ayların mevsimsel çarpanlarını geçmişe dönük olarak yeniden kalibre eder.</strong> Çarpanlar değiştiği için önceki ayların arındırılmış değeri de matematiksel olarak yeniden hesaplanır. <strong>Arındırma filtreleri hem geriye dönük hem de ileriye dönük hareketli ortalamalar üzerinden çalışır.</strong> Serinin en sonuna yeni bir veri noktası eklendiğinde, kullanılan çift yönlü filtreler nedeniyle geçmiş ayların tahmin edilen eğilim ve mevsimsellik değerlerinde ufak tefek oynamalar meydana gelir. Mevsimsel verileri de takip edenler açısından bu küçük bilgilendirmeyi yapmadan geçmek istemedim.</p>
<p>Bütün bunların yanında, zayıflayan talep koşulları da bence olası bir indirim için alan yaratan unsurlardan biri sayılabilir. <strong>Talepte keskin bir düşüş olmasa bile, ılımlı bir zayıflama geçmiş aylardan bu yana gözlemlediğimiz bir gerçeklik. Özellikle konut ve otomobil satışlarında bu talep azalışını gözlemliyoruz. </strong></p>
<p>Yukarıda saydığım unsurlar faiz indirimine kapı açabilecek pozitif olarak değerlendirilebilecek hususlar. <strong>Geçtiğimiz haftalarda yine bu sütunlarda da belirttiğim gibi, örneğin Avrupa Merkez Bankası’nın faiz kararı 3 temel kritere dayanıyor. </strong>Belki buradan yola çıkarak, TCMB için faiz indirimi kapısının açılıp açılmadığını bir kez daha düşünmekte fayda var.</p>
<p>Avrupa Merkez Bankası (AMB); <strong>İlk olarak, gelen ekonomik ve finansal veriler ışığında enflasyon görünümünü ve onu çevreleyen riskleri değerlendiriyor.</strong> Ekonomiyi doğrudan etkileyen ve farklı zamanlarda ortaya çıkan şoklarla enflasyonun orta vadeli görünümünü tahmin etmek bu ilk kısımda odaklandıkları nokta. Tamamen veriye dayalı bir süreç. <strong>Enflasyonun birincil etkilerinin neler olduğu, ikincil etkilerinin neler olabileceğinin derinlemesine irdelendiği bir evre diyebiliriz. </strong>Ne kadar başarılı oldukları elbette tartışılır, ancak kapsamı anlamak açısından bence önemli.</p>
<p><strong>İkinci olarak, AMB bu risklerin altında yatan enflasyon dinamiklerine odaklanıyor.</strong> Enflasyonun geçişkenliği, bu geçişkenliğin hızı ve yoğunluğu bu kısımda incelenen hususlar. Bizde kurdaki artışın mal ve hizmet fiyatlarına geçişkenliğini, bu geçişkenliğin hızını geçmişte çokça tartışmıştık. Şimdi Merkez Bankası yine bunlara bakıyordur mutlaka, ancak temel odak noktası bu kez enerji fiyatları. <strong>Enerji fiyatlarındaki yüksek oynaklık, geleceğe yönelik belirsizlik ve enerji fiyatlarındaki artışın maliyetlere etkisi gibi konular, içeride bizim de faiz kararımızı etkileyen konular. </strong>Hele ki eşel mobil sistemin sonlanmasıyla bu konunun şimdi daha da önemli hale geldiği bir dönemden geçiyoruz.</p>
<p><strong>AMB, üçüncü olarak para politikası aktarım gücünü de inceliyor.</strong> <strong>Sanırım içinden geçtiğimiz süreçte Merkez Bankamızın en çok odaklanmasını beklediğimiz konu da burası gibi geliyor bana.</strong> Fon krizinin görünen yüzü kadar görünmeyen tarafı da çok büyük. <strong>Para politikasının kalibrasyonunda finansal koşulların kilit bir rol oynadığını biliyoruz. </strong>Finansal koşulların, parasal aktarım mekanizmasının gücünü belirlemede kilit faktör olduğu gerçeğini de dikkate almak gerekiyor.</p>
<p><strong>Dışarıda tahvil faizlerindeki yükseliş, finansal koşullarda bir sıkılaşma ortaya koyarken; içeride, yatırım fonlarında parası kalanların tasfiyesine yönelik sürecin doğru yönetilmesi gerekliliği, para fonlarından çıkanların gidecekleri yerin mevduat ve yabancı para dışında hemen hemen hiç olmaması, Merkez Bankası’nın elini zorlaştıran hususlar. </strong></p>
<p><strong>Mevduat faizlerindeki hızlı bir geri geliş, beraberinde yabancı paraya yönelimi tetikleyebilir. Bu durumda her ikisini birden yönetmek kolay olmayacaktır.</strong> Merkez Bankası’nın bireysel talebin tetiklediği bir kur artışını hiç istemeyeceğini biliyoruz. O nedenle Merkez Bankası özellikle içinden geçtiğimiz süreçte ihtiyatlı hareket etmeyi tercih edebilir. Bu durumda kimsenin Merkez Bankası’nı eleştireceğini düşünmüyorum.</p>
<p><strong>Parasal aktarım mekanizmasının bir diğer kolunu, beklentiler oluşturur. </strong>Bu kanal çok önemli olmasına rağmen maalesef birçok piyasa profesyoneli tarafından da ihmal edilir. <strong>Oysa merkez bankalarının belki de yönetmekte en çok güçlük çektikleri alan burasıdır.</strong> Fiyat koyma gücü olanlar (reel sektör) ile talep edenlerin (hanehalkı) enflasyon beklentileri ile merkez bankalarının enflasyon tahminleri arasındaki yüksek fark, merkez bankalarının enflasyonu hedef aralığına çekmesini zorlaştırır. Bizde ise halihazırda beklentiler arasında uçurum var.</p>
<p>2026 yılı Eylül ayında 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri, bir önceki aya göre piyasa katılımcıları için 0,01 puan artarak yüzde 23,70 seviyesine, hane halkı için ise 0,02 puan artarak yüzde 45,60 seviyesine yükselmiş durumda. <strong>Bahsettiğimiz beklenti 12 ay sonrası, yani Eylül 2027 için olan beklentiler. Merkez Bankası’nın 2027 yılı enflasyon tahmininin hâlâ yüzde 15 olduğunu dikkate aldığımızda, beklentiler arasında uçurumun çok net görüleceği anlaşılacaktır.</strong></p>
<p>Yine de Merkez Bankası hangi yönde karar verirse versin, bir dayanağı var gibi görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eylul-enflasyonu-merkez-bankasina-faiz-indirim-kapisini-acti-mi-89357</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül enflasyonu Merkez Bankası’na faiz indirim kapısını açtı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/izmirin-daglari-89356</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzmir’in dağları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Özgür Özel ve CHP yönetiminin İmamoğlu sürecinden fon skandalına, sert muhalefet söyleminden İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki değişime kadar attığı adımlar tartışma yaratırken, 7 Ekim’de Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçmesiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi tarihinde ilk kez AK Parti yönetimine geçti. İzmir’e bu ilki yaşatanlar da Özel ve arkadaşları oldu!..</strong></p>
<p>Kaç zamandır yazıyoruz ben de unuttum artık…</p>
<p>Önce Ekrem İmamoğlu’nu CHP’nin “Cumhurbaşkanı Adayı” olarak lanse edip sonra CHP’den ayrılan Özel ve arkadaşları o gün Mansur Yavaş’ı da kaybetmişlerdi.</p>
<p>CHP bayrağı altında önce mitinglerle meydanları hareketlendiren Özel ve arkadaşları sonra CHP’den ayrılıp (ne hikmetse) mitingleri unutmuşlardı.</p>
<p>Önce CHP çatısı altında İmamoğlu’nu unutturmayacaklarını ısrarla söylenen Özel ve arkadaşları CHP’den ayrıldıktan sonra yavaş yavaş Silivri’nin yolunu unutmaya başlamışlardı. (İmamoğlu’nu deyim yerindeyse ölümüne savunan sosyal medya hesaplarına bakın; neler söylüyorlar Özel ve arkadaşları için, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.)</p>
<p>Önce CHP çatısı altında sert bir muhalefeti örgütlemeye çalışa Özel ve arkadaşları sonra CHP ayrılıp, “Sizin yumuşak muhalefetinizden rahatsızım” diyen vatandaşa şunları söylemişlerdi:</p>
<p>“Katı muhalefet yapayım diye milleti rahatsız eden bir gerginliğin parçası olunca, Tayyip Bey karşısındakini önce ötekileştiriyor, sonra şeytanlaştırıyor, kutuplaştırıyor, kendi arkasını kalabalıklaştırıyor. Biz o oyunu artık bozmak durumundayız.”</p>
<p>Önce CHP çatısı altında “Cumhurbaşkanı’nın Meclis’e gelince ayağa kalkılacak” diyen Özel ve arkadaşları CHP’den ayrıldıktan sonra Cumhurbaşkanı gelince Meclis Genel Kurulu’nu top yekûn terk etmişlerdi.</p>
<p>Şimdi Fon Skandalı’dan hangi iktidar partisi mensuplarının yararlandığını açıklayacağını söyleyen Özel ve arkadaşları, on gündür sus pus.</p>
<p>Kimi yorumculara göre iktidarla pazarlık içindeler, kimi yorumculara göre İzmir Belediyesi’nin el değiştirmesinin şaşkınlığı içindeler. İlk yoruma inanmak istemem, ikinci yoruma da ben şaşırırım. Şaşırırım çünkü bu değişiklik bağıra bağıra geldi.</p>
<p>Özel, istediği kadar “Ben Tugay için ‘sütte leke var onda yok’ demedim” desin, tablo ortada.</p>
<p>Misal, CHP Milletvekilliği de yapan, gazeteci, siyasetçi Atilla Sertel “Sütün suçu ne?” başlıklı yazısında şu satırları kaleme aldı:</p>
<p>“2024 Yerel seçimler öncesiydi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni yönetmek için dokuz kişi aday adaylığına başvurmuştuk.</p>
<p>Tunç Soyer, Tacettin Bayır, Musa Çam, Cemil Tugay, Abdül Batur, Olgun Atila, Buğra Gökce, Ayhan Baltacı ve ben…</p>
<p>Musa Çam, Tacettin Bayır ve benim başvurumuzun açık bir koşulu vardı: Önseçim yapılması.</p>
<p>Çünkü Özgür Özel, kurultayda adayların önseçimle belirleneceğini söylemiş, bunu ‘namus borcu’ olarak tanımlamıştı.</p>
<p>Biz de o söze güvendik.</p>
<p>Adaylar belirlenmeden önce Genel Başkan’dan davet geldi.</p>
<p>Türk Parlamenterler Birliği Başkanı Erdal Karademir, eski İzmir milletvekilleri Alaattin Yüksel, Metin Öney, Tacettin Bayır ve ben makamında buluştuk. Musa Çam toplantıya katılmadı.</p>
<p>Herkes görüşünü söyledi. Ben de talebimizi açıkça dile getirdim:</p>
<p>Sizin önseçim sözünüz üzerine aday adaylığına başvurduk. Sizden bizi seçmenizi istemiyoruz. Üyeye yetki vermenizi, önseçim yapmanızı istiyoruz.</p>
<p>Yanıt tanıdıktı.</p>
<p>Zaman dardı. Önseçim daha sonra yapılacaktı. Anladık ki kurultay salonunda verilen ‘namus sözü’ genel başkanlık makamında ertelenmişti.</p>
<p>Kalem onların elindeydi. İzmir’in adayını onlar yazacaktı.</p>
<p>Öyle de oldu.</p>
<p>Cemil Tugay aday gösterildi…”</p>
<p>Hatırlayın o dönem, bir önceki İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de “Kurultayda bizi desteklemedi” gerekçesiyle adeta “istenmeyen adam” ilan edilmiş, sonra İZBETON soruşturmasıyla tutuklanarak cezaevine konmuştu. Soyer’in tutuklanmasına yol açan en önemli katkının da Cemil Tugay’dan geldiği söylenmişti. Nitekim Tugay, bir röportajında “İZBETON dosyasını incelediğimizde gerçekten kimi yolsuzluklar ve usulsüzlükler vardı. İç denetim sürecinde ortaya çıktı. Ben niye böyle bir sorumluluğu alayım? Biz de suç duyurusu yerine bildirimde bulunduk." itirafında bulunmuştu…</p>
<p>Şimdi geldiğimiz noktada…</p>
<p>AK Parti, 2001'de kurulmasından bu yana İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini kazanamamıştı. 7 Ekim 2026'da Tugay'ın partiye katılmasıyla birlikte ise ilk kez AK Partili bir isim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak görev yapmaya başladı. İzmir’e bu ilki yaşatanlar da Özel ve arkadaşları oldu!..</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/izmirin-daglari-89356</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir’in dağları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/artan-borc-james-bond-ve-ben-89355</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Artan borç, James Bond ve ben</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel borç stoku 365 trilyon doları aşarken, teknoloji ve yapay zekâ yatırımlarından savunma harcamalarına kadar uzanan yeni mali yükümlülükler piyasalardaki borç endişesini büyütüyor. Asıl soru ise giderek daha fazla borçlanan ülkelerin bu faturayı nasıl ödeyeceği; özellikle de enflasyonun borçları eritmenin bir aracı olarak görülmeye başlanması yeni bir küresel riskin habercisi olabilir.</strong></p>
<p>Bir önceki yazımda gelişmiş ülkelerde yükselen ikincil piyasa faizlerinin, merkez bankalarının kontrolü dışındaki değişkenlere tepki verdiğinden ve risk priminin yükseldiğinden bahsetmiştim, hatırlar mısınız? Riski artıran birden fazla faktör var ama ben yazımda özellikle yükselen borç oranlarına işaret etmiştim. Bugün kaldığım yerden devam edeceğim.</p>
<p>Dünyada borcun yükselişi yeni değil. Bunun bir sorun olarak karşımıza çıkacağını zaten biliyorduk. Bilmediğimiz şey, bunun zamanlamasıydı. Yine de piyasanın faturayı ilk kez gördüğünü ve alt toplama şaşırıp “Ne yemişiz be kardeşim!” diyerek tepki verdiğini düşünmek gerçekçi değil. Piyasa tepkiyi, faturanın mevcut haline değil, ilerleyen dönemde daha da şişecek olmasına veriyor.</p>
<p>Önümüzdeki döneme dair bütün plânların daha fazla borçlanma üzerine kurulması, piyasayı endişelendiriyor. Teknoloji ve yapay zekâ yatırımları, savunma harcamaları, yaklaşan seçimlerin tetiklemesi beklenen mali genişleme… Bunların hepsi faturanın hesapsızca daha da şişeceğine işaret ediyor. Eh, piyasa da hesap biliyor.</p>
<p>ABD çok konuşuluyor ama tek mesele o değil. Bütçe disiplini söz konusu olduğunda kriterleri ile ünlü olan Avrupa Birliği (AB), geçen yıl savunma harcamalarını bütçe limitlerinin dışında bırakmayı konuşuyordu. Teknolojik gelişmeleri kaçırdığını ve sanayide geride kaldığını kabul eden AB’nin bu alandaki yol haritası ve harcama plânı kesin değil ama savunma yatırımları için borçlanarak harcayacağı kesin. Şu an Fransa çok konuşulsa da yakından bakıldığında liste daha kabarık. AB’nin sanayide ayranı yok içmeye, borçlanarak gider savunma projelerine… Avrupa Merkez Bankası’nın faiz artırımlarıyla birleştiğinde, Avrupa’nın borç yönetiminde daha sağduyulu bir yere geleceğini umuyorum. Meseleyi Euro/Dolar perspektifinden izlemek de gerekli. Velhasıl belli oldu, biz bunu daha çok konuşacağız.</p>
<p>Fakat bu yazıda Avrupa’yı bir kenara bırakalım ve genel görünüme bakalım. Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF), eylül sonunda Küresel Borç Raporu’nu yayımladı. Rapordan ilgimi çeken ve bana vurucu gelen birkaç tespit ve rakamı paylaşmak istiyorum:</p>
<p><em>- Gelişmiş ülkelerin faiz ödemeleri, küresel ölçekte yapay zekâya, savunma sanayine veya temiz enerjiye yapılan yatırımların her birinden daha yüksek bir düzeye ulaşmış durumda.</em></p>
<p><em>- Borç, sadece ekonomik ve finansal istikrarı ilgilendiren bir konu değildir; politik yönü de olan bir konudur.</em></p>
<p><em>- ABD’de ara seçimler yaklaşırken ve 2027 yılında Fransa, İspanya ve İtalya’da genel seçimlerin yapılması beklenirken, mali taahhütler ve seçim kampanyalarında verilen vaatler bütçe disiplinini zayıflatıyor.</em></p>
<p><em>- Küresel borç stoku 2026'nın ilk yarısında 365 trilyon doları aştı. (Yakın dönemde yaşanan) yüksek enflasyon, borcun millî gelire oranını kontrol altında tutmaya yardımcı olarak altta yatan kırılganlıkların üzerini kısmen örttü.</em></p>
<p>IIF raporundaki bu son kısım önemli. Pandemi döneminde yükselen enflasyon, borcun milli gelire oranını tıraşladı. Oysa enflasyon sizin için gelip borcu ödemez. Sadece nominalde bir illüzyon yaratır. Yine de iktisat tarihi, borç yükseldiğinde siyasilerin çözümü enflasyonun yükselmesine izin vermekte aradıkları örneklerle dolu.</p>
<p>Benim zihnim bu endişeyle doluyken, ABD Başkanı Donald Trump 1 Ekim’de TIME dergisine verdiği röportajda enflasyonun ABD’nin borcunu çok hızlı ödeyebileceğinden bahsediyordu. Trump’ın aklına koyduğunu, uygulamaya da koyma gibi bir niyeti var mı bilmem ama mesele endişe verici olabilir.</p>
<p>Borçla, kaldıraç arasında ince bir çizgi vardır muhteremler. Şu an teknoloji ve savunma sanayi yatırımları için yapılan borçlanmalar, hızlıca verimli bir iktisadi karşılık bulursa adına “kaldıraç” der geçeriz. Yoksa borcun miktarını, geri ödemesini – ödeyememesini konuşmak zorunda kalırız. Şimdiden borcu enflasyonla eritme ihtimalinden bahsedilmesi beni endişelendiriyor.</p>
<p>Haydi, biz kalbimizi temiz tutalım. O nedenle yüksek borç oranlarına bakıp şimdilik enflasyonla ilgili bir yorum yapmıyorum. Ama o kadar James Bond’u da boşuna okuyup izlemedim, değil mi? Yazarı Ian Fleming, “Bir kez olursa tesadüftür. İki kez olursa rastlantıdır. Üç kez olursa plânlı saldırıdır.” (Once is happenstance. Twice is coincidence. Three times is enemy action.) der. Ben de Trump’ın açıklaması için şimdilik tesadüf diyeyim. İkincisi olursa rastlantı derim, üçüncüsünde dertleniriz…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/artan-borc-james-bond-ve-ben-89355</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Artan borç, James Bond ve ben ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suistimal-iklimini-kurum-kulturu-olusturur-89354</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suistimal iklimini kurum kültürü oluşturur</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Cerebra’nın İş Dünyasında Suiistimal Algısı Araştırması 2026 sonuçlarını, farklı bir bakıştan değerlendirsin diye İSO Akademi’den Işıl Yükrük’e yorumlattım. Özet değerlendirmeye buyurun.</strong></p>
<p>Yıllardır <strong>suistimal araştırmalarını</strong> izledim, raporlarını okudum, yazdım yorumladım. <strong>Cerebra</strong>’nın İş Dünyasında <strong>Suiistimal Algısı</strong> Araştırması 2026 sonuçları, farklı bir bakışla değerlendirebilmek için <strong>İSO Akademi </strong>eğitim uzmanı <strong>Işıl Yükrük</strong>’ten talep ettim. Özgün yorumunu okurlarımla paylaşmak istedim.</p>
<p>Suistimal yalnızca <strong>denetim</strong> ve <strong>kontrol</strong> mekanizmalarıyla değil; <strong>etik</strong> <strong>kültür</strong>, <strong>güven</strong>, <strong>şeffaflık</strong>, <strong>liderlik</strong> ve <strong>çalışan farkındalığıyla</strong> birlikte ele alınmalı. Suistimal sadece <strong>bireysel davranış</strong> değil; kurum kültürü, güç ilişkileri, <strong>aidiyet</strong> ve çalışanların kendilerini <strong>güvenle ifade edebilmesiyle</strong> de ilişkili olduğu ortada.</p>
<p><strong>SORUN YALNIZCA FİNANSAL KAYIP DEĞİL KONTROL EKSİKLİĞİYLE GELEN GÜVEN KAYBI</strong></p>
<p>Araştırmanın odak noktasını, kurumlarda <strong>suistimal risklerinin nasıl algılandığı</strong>, etik kültürün ve mevcut kontrol mekanizmalarının bu <strong>risklerin önlenmesindeki</strong> rolü ile çalışanların kurumlarına, bildirim süreçlerine duyulan güven oluşturmuş. Sorun yalnızca finansal kayıp değil, <strong>kontrol eksikliği</strong>…</p>
<p>Kurumların yalnızca <strong>suistimal gerçekleştikten sonra müdahale</strong> eden yapılardan, riskleri <strong>önceden fark eden</strong> ve önleyici bir <strong>kurum kültürü</strong> geliştiren yapılara dönüşmesi önem kazanıyor.  Suistimal, sadece bireysel bir <strong>etik ihlal</strong> olarak değil; kurum içerisindeki <strong>güç ilişkileri</strong>, örgüt kültürü ile de yakından ilişkili.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Suistimal araştırmasına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Güven ve aidiyet?</em></strong></p>
<p>Yöneticilerin tutumları ve <strong>zaman içinde oluşan davranış normuyla</strong> ilişkili olgular… Çalışanların hangi davranışları <strong>kabul edilebilir</strong> gördüğü, etik dışı durumlar karşısında <strong>ne ölçüde ses çıkarabildiği</strong> önemli.</p>
<p><strong><em>Bildirim cesareti?</em></strong></p>
<p>Çalışanın kendisini <strong>ne kadar güvende hissettiği</strong>, kurumun gerçek <strong>etik kültürünün</strong> önemli göstergesi… Sadece <strong>prosedürler</strong> yetmez, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, <strong>bildiricilerin korunması şart</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ETİK DEĞERLER ROL MODELİ YÖNETİCİLERLE HAYATA GEÇER</strong></p>
<p>Etik değerler konusunda; <strong>yöneticilerin rol model olduğu</strong>, etik değerlerin gündelik iş yapış biçimlerine yerleştiği ve <strong>ortak sorumluluk anlayışının geliştiği</strong> bir çalışma kültürünün oluşturulması gerek. Böylece <strong>suistimal riskleri</strong> azalır. Güven, çalışan aidiyeti artar, <strong>suistimal iklimi oluşması zorlaşır</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>GÜVEN KAYBI LÜGATI</strong></span></p>
<p><strong>Pambık İpliği / Kalp Kırılması</strong>: Güvenin yudum yudum biriktirilip tek bir darbeyle dağılıp kopması</p>
<p><strong>Amigdala Alarmı</strong>: Güven sarsıldığında beynin korku merkezinin (amigdala) aşırı çalışması</p>
<p><strong>Sosyal İzolasyon</strong>: Hayal kırıklığı sonrası kimseye güvenememe ve yalnızlığı kalkan haline getirme</p>
<p><strong>Sürekli Doğrulama / Kontrol</strong>: Telefon kurcalama, her adımı sorgulama ve geçmişi tekrar üretme</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suistimal-iklimini-kurum-kulturu-olusturur-89354</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/0/1280x720/patron-1759127984.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suistimal iklimini kurum kültürü oluşturur ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89353</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Piyasa Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 09 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/oTbQa4Pm1Jk" width="800" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89353</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/3/1280x720/seref-oguz-baris-esen-1791520910.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yandim-feryatlarina-oh-olsun-sesleri-karisiyorsa-89352</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> “Yandım” feryatlarına “Oh olsun” sesleri karışıyorsa…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu fon vurgunu tuhaf yönlere doğru evriliyor. Siyaset; iktidar ve muhalefetiyle konuyu kendi lehlerine söylemlerle götürmeye çalışıyor. İktidar, bu vurgundan olabildiğince az zararla çıkabilmenin, muhalefet ise iktidarı yıpratabilmenin peşinde. Siyasi açıdan herkes kendi doğrusunu yapıyor.</p>
<p>Ama diğer yanda bu vurgundan etkilenen çok geniş bir kitle var. Onlar <strong>“Yandım”</strong> diye feryat ediyor. En kötüsü ise feryat edenlere karşı bir kesimin de <strong>“Oh olsun”</strong> dercesine bir tutum takınması. Adeta <strong>“Çok para kazanmak istersen olacağı bu, batsınlar”</strong> gibi bir yaklaşım sergileniyor.</p>
<h2>Suç mu? </h2>
<p>Yasadışı yollara sapmadan çok para kazanmaya çalışmak ve bunu yaparken bir risk üstlenmek ne zamandan beri suç oldu?</p>
<p>Fon vurgununda altta kalıp canı çıkmakta olan tasarruf sahibinin adeta karşısına geçen birilerinin bundan hiçbir çıkarları olmadığı, olamayacağı halde <strong>“Ama onlar da bunu hak etti”</strong> dercesine bir tutum takınmaları nasıl bir düşüncenin ürünüdür!</p>
<p>Kaldı ki bu vurgunda parasına belli tutarda ve ancak dünden itibaren ulaşmaya başlayan tasarruf sahiplerinin önemli bir bölümü için fazla risk üstlenme gibi bir durum da yok ki. Para piyasası fonu alanları kastediyorum. Herhangi bir bankadan alındığında da risk 1 ya da 2, bir portföy yönetim şirketinden alındığında da. Çünkü burada sorun fonun taşıdığı riskten kaynaklanmıyor ki; normal bir işleyişte söz konusu fonların riski olsa olsa çok az kazandırmak olur. Ama burada sorun çok başka.</p>
<p>Üstelik TEFAS’ta yer alan tüm fonlar için öylesine bir hava yaratılmıştı ki, burada işlem gören fonlar da adeta mevduat gibi güvence altında algısı oluştu. Fonların hiçbiri için; ister bankanın PPF’si olsun, ister portföy yönetim şirketinin, mevduat benzeri bir güvence yok ki, olamaz ki zaten; mevduattan çok farklı bir finansal enstrümandan söz ediyoruz çünkü.</p>
<p><strong>“Getirisi az olsun ama risk üstlenmeyeyim”</strong> diye yaklaşarak riski 6-7 olan bir fonu hiç düşünmeyip para piyasası fonunu yönelen; ama bankanın çıkardığı fon yerine belki yüzde 3-5 fazla kazanmak için portföy yönetim şirketinin fonunu tercih eden bir yatırımcıyı suçlamak çok tuhaf olmuyor mu?</p>
<h2>Ne yaptılar da hak ettiler?</h2>
<p>Para piyasası fonu alan zaten risk üstlenmemek adına ancak enflasyon kadar ya da çok az üstünde getirisi olan bu aracı tercih ediyor.</p>
<p>Ama bazı yatırımcı vardır ki riski göze alır. Serbest fon ya da hisse senedi fonu alan bir risk üstleniyor ve bu riskin tabii ki farkında.</p>
<p>Ancak risk var, risk var! Sorun serbest fon ya da hisse senedi fonu alıp zarar etmek değil ki. Bakın bir okurum bu konudaki görüşlerini nasıl özetliyor:</p>
<p><strong>“Riskli olduğunu bile bile bu fonlara girdik, evet ben daha önce de girdim ve zarar ettiğimde de tercihim doğrultusunda bu zararı kabul ettim, sineye çektim. Ama buradaki sorun başka. Riskli bir fona girdim ve kaybedeceksem de riski minimalize edip çıkabilmeliydim. Burada sorun, zararımı realize edemeyip fonda kalmam, fonlarımın sıfırlanması. Ben belki yüzde 50 zararla çıkacaktım ama izin verilmedi.”</strong></p>
<p>Okurum, şu anda fonlarda işlem yapılamadığına ancak bu fonların içeriğindeki hisselerin tahtalarının açık olduğuna ve borsada işlemlerin devam ettiğine de dikkat çekiyor.</p>
<h2>Ya borsadaki kayıp</h2>
<p>Fon vurgununu yalnızca bu fonları alanların mağduriyeti olarak görmek de eksik bir değerlendirme.</p>
<p>Ya borsadaki kayıp ne olacak? Şimdi <strong>“Borsada kayıp olmaz, birilerinin kaybı birilerinin potansiyel kazancıdır”</strong> denilebilir. Bu yaklaşım normal bir işleyişte doğrudur da şimdi normalin öylesine uzağında bulunuluyor ki.</p>
<p>İşleme kapalı fonların bünyesinde bulunan hisse senetleri, biraz önce de okurumdan alıntılayarak aktardığım gibi borsada işlem görüyor ve bu hisse senetleri günlerdir geriliyor. Bu senetleri yüksek fiyattan alanların durumu ne olacak?</p>
<p>Bu kez de yine tasarruf sahibini eleştirecek ve <strong>“Böylesine riskli senetleri almasalardı”</strong> diyecekler çıkacaktır. Zannediliyor ki herkes finansal okuryazarlıkta zirvelerde dolaşıyor.</p>
<p>Hadi geçtim riskli sayılabilecek, fiyatı çok şişmiş hisse senetlerini. Ya Türkiye’nin sayılı şirketleri ve onların hisseleri, sanki orada durum çok mu iyi ki! Bu hisse senetleri de son dönemde çok büyük bir gerileme göstermediyse de yerinde sayıyor.</p>
<h2>Hırsız ve önlem almayan!</h2>
<p>İnsan ister istemez Nasrettin Hoca’nın <strong>“Hırsızın hiç mi suçu yok”</strong> çıkışını hatırlıyor. En büyük suçlular hırsızlar tabii ki ve onların bir kısmı tutuklu. Ama hırsızın varlığını bir yıl öncesinden bilip önlem almakta gecikenlerin sorumluluğu olmadığı söylenebilir mi?</p>
<p>Yazımı, 21 Eylül’deki yazımın başlığıyla bitireyim:</p>
<p><strong>“Hırsızı bildiği halde kilidi geç değiştirenin hiç mi suçu yok!”</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yandim-feryatlarina-oh-olsun-sesleri-karisiyorsa-89352</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/3/1280x720/lira-para-1786940105.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Yandım” feryatlarına “Oh olsun” sesleri karışıyorsa… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-merhamet-ve-adalet-ilkesiyle-yol-alinacak-veri-merkezi-1-gwa-cikacak-89351</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Yapay zeka’da merhamet ve adalet ilkesiyle yol alınacak, veri merkezi 1 GW’a çıkacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SÜLEYMAN Ecevit Sanlı</strong>’nın başkanlığını yürüttüğü TABA-AmCham’dan geçen hafta toplantı daveti geldi:</p>
<ul>
<li><strong>Küresel İş Dünyası İstanbul’da Buluşuyor: ACE BPSC (Best Practice Sharing Conference) 2026</strong></li>
<li><strong>Ticaret Bakanlığımızın himayelerinde dünya ticaretinin rotası yeniden çizilirken, en güçlü iş ağı rotasını İstanbul’a çeviriyor.</strong></li>
<li><strong>30 ülkeden 70 AmCham lideri ve 250 küresel CEO aynı vizyonda buluşuyor.</strong></li>
</ul>
<p>9 Ekim 2026 günü sona erecek toplantının önceki akşam gerçekleşen açılışına gittim. <strong>Süleyman Ecevit Sanlı </strong>ve AmChams in Europe Başkanı <strong>Ajsa Vodnik</strong>’in açılış konuşmaları sonrası kürsüye Sanayi ve Teknoloji Bakanı <strong>Mehmet Fatih Kacır </strong>çıktı.</p>
<p><strong>Kacır, </strong>öncelikle Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan </strong>ile ABD Başkanı <strong>Donald Trump</strong>’ın belirlediği 100 milyar dolarlık ikili ticaret hedefini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bu hedefe doğru ilerlemek konusunda açık ve ortak siyasi irade var.</strong></p>
<p>Dünyanın çok katmanlı bir dönüşümden geçtiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Üretimde ve teknolojide stratejik özerklik, egemenliğin temel unsurlarından biri haline geldi. Tedarik güvenliğine, pazarlara yakınlığa ve güvenilir ortaklıklara daha fazla önem veren yeni bir ticaret mimarisi şekilleniyor.</strong></p>
<p>Teknolojik değişimin giderek hızlanan temposunun, endüstriyel rekabet gücünün ve ekonomik gücün sınırlarını yeniden çizdiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Yıkıcı teknolojiler geliştirme, bunları sanayi üretimine entegre etme ve küresel pazarlara sunma kabiliyeti, dünya ekonomisinin gelecek dönemini şekillendiren ülkeler ile yalnızca dönüşüme uyum sağlayan ülkeleri giderek daha belirgin biçimde birbirinden ayırıyor.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac86b569705d-1791519574.jpg" alt="" width="800" height="450" /></strong>Son 20 yılda oluşturulan güçlü üretim altyapısı sayesinde küresel imalat sanayi katma değerinde Türkiye’nin payının iki katına çıktığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Yıllık mal ihracatımız 283 milyar dolara çıktı. Güneş panellerinden ticari araçlara, çelik ve yapı malzemesinden mobilya ve tekstile kadar Türkiye, Avrupa’daki değer zincirlerinde hayati rol oynuyor.</strong></p>
<p>Sanayideki büyümenin güçlü inovasyon ekosistemiyle desteklendiğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bugün 1700’ün üzerinde Ar-Ge ve tasarım merkezi, yüksek nitelikli mühendis ve teknisyenin gücüyle yüksek katma değerli üretimi ileri taşıyan çözümler ortaya konuluyor. 115 teknoparkta 13 binden fazla firma yarının teknolojilerini geliştiriyor.</strong></p>
<p>Ar-Ge personeli sayısının 311 bine ulaştığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ar-Ge ve teknoloji alanında kaydettiğimiz ilerleme, sonuçlarını en açık şekilde savunma sanayimizde görülüyor. Türkiye bugün İHA sistemlerinde dünyada lider konumundadır. Artık eğitim uçakları, helikopter, uydular tasarlayıp geliştiriyor ve üretiyoruz.</strong></p>
<p>Dünya Bankası’ndan sanayicileri, KOBİ’leri ve yeşil teknoloji girişimlerini desteklemek amacıyla 1 milyar doların üzerinde kaynak sağladıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>EBRD ile işbirliği içinde yeşil dönüşüm yatırımları için 5 milyar Euro’luk uluslararası finansmanın temin edilmesi yönünde adım attık.</strong></p>
<p><strong>Kacır, </strong>TEKNOFEST ile milyonlarca genci inovasyon yolculuğuna dahil ettiklerini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Kendimize özgü garaj modelimiz sayesinde Türkiye, teknoloji girişimciliğinde altın çağını yaşıyor. Turcorn olma potansiyeline sahip girişimlere uçtan uca destek sağlamak amacıyla </strong>“Turcorn 100 Programı”<strong>nı başlattık.</strong></p>
<p><strong>“Yapay zeka devrimi”</strong>ne adalet, merhamet ve sorumluluk ilkeleri temelinde, insanlığın yararına olacak şekilde yön verme konusundaki kararlılıklarını ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>2030 yılına kadar veri merkezi kapasitelerini 1 GW seviyesine çıkaracak ve yapay zeka, bulut teknolojileri ve dijital altyapı alanlarında en az 10 milyar dolarlık özel sektör yatırımını harekete geçirmeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Türkiye’nin Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olduğu üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Gümrük Birliği ve geniş serbest ticaret anlaşmaları (STA) ağımız, ülkemize yatırım yapan şirketlerin yüksek satın alma gücüne sahip 1 milyardan fazla tüketiciye erişmesine imkan sağlıyor.</strong></p>
<p><strong>“Sanayi Alanları Master Planı”</strong>na değindi:</p>
<p>-          <strong>Sanayi alanlarımızı 160 bin hektardan 2030 yılına kadar 350 bin hektara çıkarmaya yönelik adımları attık. Türkiye, ABD şirketleri açısından köklü ve güçlü bir yatırım destinasyonudur.</strong></p>
<p>Yeşil dönüşüm yatırımlarına EBRD’den (Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası) 5 milyar Euro’nun gelmesine dönük adımlar, yapay zeka, bulut teknolojileri ve dijital altyapı alanlarında özel sektörün 10 milyar dolarlık yatırımını harekete geçirmek, Türkiye’de dönüşümü tetikleyecek gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türklerin ABD’deki yatırımları 14.5 milyar doları buluyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac86b44513ed-1791519556.jpg" alt="" width="400" height="488" /></span><strong>TABA-</strong>AmCham’ın ev sahipliğinde gerçekleşen “<strong>ACE-Best Practice Sharing Conference”</strong>ın açılışında kürsüye çıkan Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat, </strong>ABD’nin Türkiye’deki yatırımlarına 1955 yılında başladığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>ABD’den ülkemize gelen yatırım stoku 16.5 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. 2 bin dolayında ABD’li şirketin Türkiye’de yatırımı var. Üretim yapıyorlar, istihdam yaratıyorlar, ihracat yapıyorlar.</strong></p>
<p>ABD’den Türkiye’ye gelen sermaye toplamının 60 milyar dolara ulaştığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’den de ABD’ye yönelen yatırımlar büyüyor. Türklerin ABD’deki yatırımları 14.5 milyar doları buluyor. Başta New York olmak üzere ABD’deki farklı eyaletlere her gittiğimizde orada yatırımları olan Türk iş insanlarıyla karşılaşıyoruz.</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan </strong>ile ABD Başkanı <strong>Trump</strong>’ın belirlediği 100 milyar dolarlık karşılıklı ticaret hedefinin iyi gittiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl 38.5 milyar dolar olan ikili ticaretimizde uçak ve LNG alımları nedeniyle ABD, 6 milyar dolar öne geçti. Bu yıl da ikili ticaretin 43 milyar doları bulmasını bekliyoruz. 2028’de 50 milyar doları bulabileceğini öngörüyoruz.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Bolat, </strong>son iki haftada ABD’ye iki kez gittiğini anlattı:</p>
<p>-          <strong>20-23 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu vesilesiyle Cumhurbaşkanımızın New York heyetinde yerimizi aldık. O günlerde DEİK-TAİK’le birlikte iş dünyasıyla oldukça verimli görüşmeler yaptık. Döndükten birkaç gün sonra Chicago’ya gittim.</strong></p>
<p>Milwaukee’deki G-20 Ticaret Bakanları toplantısına katıldığını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Chicago’da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) kurduğu Türk Ticaret Merkezi’ni ziyaret ettim. Oradan bugüne kadar 500 dolayında Türk şirketi yararlanıp ABD’e pazarında eyalet bazında iş yapar hale gelmiş. Halen 150 firma oradan işlerini yürütüyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD ile Avrupa’nın finans ve teknoloji gücü Türkiye’nin üretim gücü bir araya gelmeli</span></h2>
<p><strong>TABA-</strong>AmCham Genel Başkanı <strong>Süleyman Ecevit Sanlı, </strong>Avrupa Amerikan Ticaret Odalarının (ACE) İstanbul’da ilk kez bir araya geldiğini belirtip, TABA-AmCham’in rolüne işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bizim rolümüz çok basit: İnsanları harika fırsatlarla buluşturmak ve iş dünyası için kapıları açık tutmak.</strong></p>
<p>Bunu yapabilmek için beklentilerini dört başlıkta sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği modernize edilmeli.</strong></li>
<li><strong>Transit kotaları kaldırılmalı.</strong></li>
<li><strong>Dost ülkeler ve NATO müttefikleri olarak iş insanlarımızın hem AB’de hem de ABD’de seyahat edebilmesi için tüm yasaklar kaldırılmalı, vize ve transit engeller kalkmalı.</strong></li>
<li><strong>ABD ve Avrupa’nın finans, teknoloji, inovasyon gücü ve standartları ile Türkiye’nin üretim gücünü bir araya getirerek üçlü ticareti geliştirmeliyiz.</strong></li>
</ul>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Birlikte harika işler başarabiliriz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bizim hazır giyim ABD’ye yüzde 30, İtalya’nınki yüzde 10 gümrükle giriyor</span></h2>
<p><strong>DAMAT-</strong>Tween markalarının sahibi Orka Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Süleyman Orakçıoğlu, </strong>TABA-AmCham’ın ev sahipliğinde gerçekleşen “<strong>ACE-Best Practice Sharing Conference”</strong>ın açılışında Sanayi ve Teknoloji Bakanı <strong>Mehmet Fatih Kacır </strong>ile Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat</strong>’ın ABD’yle siyasi ve ekonomik ilişkilerin iyi olduğu yönündeki sözlerini dinlerken bana döndü:</p>
<p>-          <strong>Başkan Trump ve ABD ile aramız iyi ama biz hazır giyim ürünlerimizi yüzde 30 gümrük vergisi yüküyle gönderebiliyoruz. Buna karşın ABD, İtalya’nın hazır giyim ürünlerine yüzde 10 gümrük vergisi uyguluyor.</strong></p>
<p>Bu farkın nasıl oluştuğunu sordum, anlattı:</p>
<p>-          <strong>ABD, Türkiye’den giden hazır giyim ürünlerine geçmişte yüzde 17-20 dolayında gümrük vergisi uyguluyordu. Trump’ın ikinci döneminde ülkemiz için genel yüzde 10’luk gümrük vergisi konuldu. Böylece hazır giyimin gümrük vergisi yükü yüzde 30’a çıkmış oldu.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-merhamet-ve-adalet-ilkesiyle-yol-alinacak-veri-merkezi-1-gwa-cikacak-89351</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/7/1280x720/kacir-1765361401.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Yapay zeka’da merhamet ve adalet ilkesiyle yol alınacak, veri merkezi 1 GW’a çıkacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvilde-1-milyar-dolarlik-cikis-89350</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahvilde 1 milyar dolarlık çıkış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yabancı yatırımcıların devlet tahvilleri ve özel sektör tahvillerinde çıkışı üçüncü haftaya taşındı. 18 Eylül ile biten haftada zirvesine ulaşan fon kriziyle beraber geçen üç haftada devlet tahvillerinde 1 milyar 8 milyon dolar, özel sektör tahvillerinde ise 826 milyon dolarlık net satış yaptı yabancı yatırımcı. Böylece devlet ve özel sektör tahvillerinden üç haftalık çıkış 1.8 milyar doları aştı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası haftalık menkul kıymet verilerine göre 2 Ekim ile biten haftada yabancı yatırımcı TL varlıkların hepsinde net satış gerçekleştirdi. Hisse senedinde net 189.9 milyon dolar, devlet tahvillerinde 484.7 milyon dolar, özel sektör tahvillerinde ise 60 milyon dolarlık satış yaptı yabancı yatırımcı. Hisse senedinde son üç haftanın iki haftası satış bir haftası alım yapsa da toplamda yatırım fonu kriziyle birlikte yabancının net TL pozisyonu 1.77 milyar dolar satış yönünde gerçekleşti. Hisse senedi piyasasında bu hafta da yaşanan düşüş hareketi uzmanlara yabancının çıkışının sürdüğünün de işareti. Gelecek hafta TCMB verisinde bu haftalık kayıp da ortaya çıkacak.</p>
<h2>Yabancı para mevduatı 3 haftada 5.22 milyar dolar arttı </h2>
<p>Yabancı TL varlıklardan çıkış yaparken yurt içi yerleşiklerin yabancı para mevduatı da artış trendini sürdürüyor. TCMB haftalık para ve banka verilerine göre 2 Ekim ile biten haftada yurtiçi yerleşiklerin yabancı para mevduatı parite etkisinden arındırılmış olarak toplamda 861 milyon dolar arttı. Gerçek kişilerin yabancı para mevduatı parite etkisinden arındırılmış 423 milyon dolar, tüzel kişilerin ise 428 milyon dolar yükseldi. Son üç haftadır yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatında artış gerçekleşiyor ve TCMB verilerine göre bu artış parite etkisinden arındırılmış olarak 5.22 milyar dolara ulaştı. En yüklü artış 18 Eylül ile biten haftada yaşandı. Bu arada TCMB rezervlerindeki düşüş altıncı haftaya taşındı. 2 Ekim haftasında TCMB toplam rezervleri geçen hafta 167.4 milyar dolara geldi. Önceki hafta 171,2 milyar dolar seviyesindeydi. TCMB'nin net rezervleri geçen hafta 53.8 milyar dolar olarak kaydedildi. Net rezervler önceki hafta 53.4 milyar dolar idi. Swap hariç net rezervler ise 39.9 milyar dolardan 37.9 milyar dolara indi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvilde-1-milyar-dolarlik-cikis-89350</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/8/1280x720/dollar-dolar-1786610270.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı yatırımcıların devlet tahvilleri ve özel sektör tahvillerinden çıkışı üçüncü haftaya taşındı. 18 Eylül ile biten hafta itibariyle başlayan fon krizi sonrası yabancılar üç haftada devlet tahvillerinde 1 milyar, özel sektör tahvillerinde ise 826 milyon dolarlık net satış yaptı. Böylece toplam çıkış 1.8 milyar doları aştı. TCMB verilerine göre 2 Ekim ile biten haftada yabancı yatırımcı TL varlıkların hepsinde net satış gerçekleştirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imalatcinin-3-yillik-hasar-kaydi-agir-oldu-89349</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> İmalatçının 3 yıllık hasar kaydı ağır oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) iş birliğiyle hazırlanan Sektör Bilançoları sonuçları, 2023 yılının ikinci yarısında ekonomi yönetiminin değişmesiyle başlayan parasal sıkılaşma sürecinin imalat sanayindeki röntgenini çekti. 2023, 2024 ve 2025 yıllarını kapsayan 3 yıllık toplulaştırılmış bilanço ve gelir tablosu verileri, Türkiye üretiminin amiral gemisi olan imalat sektörünün ciroyu artırmasına rağmen yüksek borçlanma maliyeti, daralan kâr marjları ve kur baskısı nedeniyle bilanço yapısında belirgin bir bozulma yaşadığını kanıtlıyor. Buna göre, imalat sanayi şirketlerinin net satışları 2023 yılındaki 15 trilyon 50 milyar TL seviyesinden, 2024’te 22 trilyon 293 milyar TL’ye, 2025 yılında ise 28 trilyon 401 milyar TL’ye ulaştı. Sektörün net satışları 3 yılda nominal olarak yüzde 88,7 oranında büyüme kaydetti. İhracat kanadı da sıkılaşma ve dış talepteki yavaşlamaya rağmen direnç gösterdi. Bilançolardaki yurtdışı satışlar 2023’te 3 trilyon 831 milyar TL iken, 2024’te 5 trilyon 807 milyar TL’ye, geçen yıl da 7 trilyon 426 milyar TL’ye yükseldi. Yurtdışı satışların brüt satış payı da 2023’te yüzde 24,07 iken, 2024’te yüzde 24,54 ve 2025’te yüzde 24,52 olarak hesaplandı. Yani ihracat TL bazında 3 yılda yüzde 94 artarken, yurtdışı satışların brüt satış payı da yüzde 24 seviyelerinde sabit kaldı.</p>
<h2>Her 100 TL’nin 70 TL’si faize gitti </h2>
<p>Sıkı para politikasının imalat sanayine en ağır etkisi finansman giderleri kalemi üzerinden gerçekleşti. Politika faizinin kademeli olarak yükseltilmesi ve ticari kredi faizlerinin artması, sanayicinin borç servis maliyetini katladı. İmalat sektörünün finansman giderleri 2023’te 785,5 milyar TL, 2024’te 1 trilyon 171,3 milyar TL, 2025 yılında ise 1 trilyon 550,3 milyar TL’ye dayandı. Yani sıkılaşma politikasının uygulandığı 2023-2025 döneminde imalat sanayinin katlandığı toplam finansman gideri tam 3 trilyon 507 milyar TL’ye ulaştı. Bu tutarın 2 trilyon 957 milyar TL’lik kısmı doğrudan kısa vadeli borçlanma giderlerinden oluştu.</p>
<p>Sıkılaşma sürecinin üretim çarkları üzerindeki yıkıcı etkisini en net gösteren rasyo da finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı oldu. İmalat sektörü 2023 yılında 1 trilyon 754 milyar TL faaliyet kârı elde ederken, bunun yüzde 44,8’ini finansman masraflarına yatırıyordu. 2024’te iç talebin yavaşlamasıyla faaliyet kârı 1 trilyon 636 milyar TL’ye geriledi ve finansman giderinin faaliyet kârına oranı yüzde 71,6’ya tırmandı. 2025’te faaliyet kârı 2 trilyon 242 milyar TL’ye çıksa da yüksek faiz ortamı nedeniyle finansman oranı yüzde 69,1 seviyesinde yüksek kalmaya devam etti. Bir başka ifadeyle, sanayici ana faaliyetinden kazandığı her 100 TL kârın yaklaşık 70 TL’sini bankalara ve finansman masraflarına ödemek zorunda kaldı.</p>
<h2>Net kambiyo zararı 251,5 milyar TL </h2>
<p>Sıkılaşma döneminde uygulanan kura müdahale ve döviz likiditesi adımları, sanayicinin bilanço yapısındaki kambiyo dengesini de sarstı. 2023 yılında kambiyo kârları 1 trilyon 393 milyar TL, kambiyo zararları da 1 trilyon 389 milyar TL olurken, sektöre net 3,96 milyar TL kâr bırakmıştı. Ancak sıkılaşmanın derinleştiği 2024’te net kambiyo dengesi 29,4 milyar TL zarara döndü. 2025 yılında ise kambiyo zararları 1 trilyon 851 milyar TL’ye fırlarken, kambiyo kârları 1 trilyon 600 milyar TL’de kaldı. Böylece sektörün net kambiyo zararı 2025 yılında 251,5 milyar TL’ye ulaşırken, 3 yıllık birikimli net kur zararı 277 milyar TL oldu.</p>
<h2>Net kâr marjı yüzde 3,1’e geriledi </h2>
<p>3 yıllık dönemde satışlar yüzde 88,7 artarken, net kârlılık ise tamamen zıt bir ivme izledi. Sektörün dönem net kârı; 2023’teki 1 trilyon 119 milyar TL seviyesinden, 2024’te 561,9 milyar TL’ye kadar geriledi. 2025’te toparlanarak 873,9 milyar TL’ye çıksa da 2023’ün gerisinde kaldı. Sanayicinin net kâr marjı da 2023’teki yüzde 7,44 seviyesinden, 2024’te yüzde 2,52’ye indi, 2025’te de hafif toparlanarak yüzde 3,08’e çıktı. Ancak 2023’ün oldukça gerisinde kaldı.</p>
<h2>Borçlar özkaynağın önünde </h2>
<p>Bilançoların pasif yapısı incelendiğinde, yüksek borçlanma maliyeti altında ezilen sanayicinin sermaye yapısındaki bozulma net biçimde ortaya çıkıyor. 2023 yılında toplam aktiflerin yüzde 52,9’u özkaynaklardan oluşurken, bu oran 2024’te yüzde 51,8’e, 2025’te ise sert bir düşüşle yüzde 46,7’ye geriledi. Sektörün toplam borcunun aktif büyüklüğe oranı da 2023’teki yüzde 47,1 seviyesinden 2025’te yüzde 53,3’e çıktı. 2023-2025 döneminde imalat sanayinin toplam borçları yüzde 99,9 artışla 8,82 trilyon TL’den 17,62 trilyon TL’ye katlanırken; özkaynak büyümesi yüzde 55,8’de kaldı, 2025’te 15,43 trilyon TL’yi buldu. Yani borçlanma hızı özkaynak büyümesini ikiye katladı.</p>
<h2>Borcun 13,06 trilyon lirası kısa vadeli kaynaklardan oluşuyor </h2>
<p>İmalat sektörünün toplam 17,6 trilyon TL’lik borç yükünün yüzde 74,1’i, yani 13,06 trilyon TL kısa vadeli kaynaklardan oluşuyor. Bu da sanayicinin uzun vadeli krediye erişememesi nedeniyle borç vadelerinin sürekli kısaldığını ortaya koyuyor. Mali borçlar (banka kredileri, finansal kiralama ve ihraç edilen senetler) toplamı ise 3 yılda ikiye katlanarak 3,32 trilyon TL’den 6,92 trilyon TL’ye fırladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Finansman yükü yatırım ve Ar-Ge’yi vurdu</span></h2>
<p>Sıkılaşma sürecinin yarattığı yüksek borçlanma maliyetleri, imalat sanayinin geleceğe yönelik yatırımlarını ve inovasyon hamlelerini gölgede bıraktı. TÜİK ve TCMB verilerine göre imalat sektörünün Ar-Ge harcamaları 2025 yılında 103,2 milyar TL seviyesinde kaldı. Aynı yıl sanayicinin bankalara ve finansman kurumlarına ödediği tutarın 1 trilyon 550 milyar TL olduğu göz önüne alındığında, sektörün Ar- Ge’ye ayırabildiği kaynak finansman giderlerinin sadece yüzde 6,6’sına karşılık geldi. Yatırım tarafında da benzer bir büzüşme aşandı. Bilançonun “Yapılmakta olan yatırımlar” kalemi 2024 yılındaki 1 trilyon 333 milyar TL seviyesinden, 2025 yılında 1 trilyon 372 milyar TL’ye yükselerek nominal bazda sadece yüzde 2,9 artabildi. Yüksek enflasyon ortamında gerçekleşen bu yatay seyir, sanayicinin yüksek faiz ortamında yeni fabrika, makine ve kapasite yatırım kararlarını ertelemek zorunda kaldığını net biçimde gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şüpheli alacaklar 2 yılda yüzde 86'lık artış gösterdi</span></h2>
<p>Sıkı para politikasının piyasadaki likiditeyi daraltması ve ticari kredi musluklarının kısılması, şirketler arası tahsilat zincirindeki kırılmaları da bilançolara taşıdı. İmalat sektörünün şüpheli ticari alacaklar kalemi, parasal sıkılaşmanın derinleştiği 3 yıllık dönemde sert bir yükseliş kaydetti. Buna göre 2023 yılında 44,5 milyar TL olan şüpheli alacak tutarı, 2024 yılında 58,4 milyar TL’ye, 2025 yılında ise 82,7 milyar TL’ye yükseldi. Yani, sıkılaşma sürecinde imalatçıların zamanında tahsil edemediği ve icra/dava konusuna dönüştürdüğü şüpheli alacak tutarı 2 yılda yüzde 85,9 oranında sıçrama yaptı. Aynı dönemde şirketlerin şüpheli alacaklar için ayırdığı karşılık giderleri de 33 milyar TL’den 61,1 milyar TL’ye tırmandı. Bu veriler; piyasada artan konkordato, ihbarlı çek ve vadeli ödeme krizinin imalat bilançolarındaki somut yansıması olarak kayıtlara geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imalatcinin-3-yillik-hasar-kaydi-agir-oldu-89349</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/imalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK’in Sektör Bilançoları, 2023 ortasında başlayan sıkı para politikasının imalat sanayisine 3 yıllık faturasını ortaya koydu. 2023-2025’te net satışlar 15 trilyon TL’den 28,4 trilyon TL’ye çıkarken kârlılık aynı hızda artmadı. Sanayici 3,5 trilyon TL finansman gideri ödedi; bu giderlerin faaliyet kârına oranı yüzde 44,8’den yüzde 69,1’e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/trabzonda-turizmin-katkisi-artti-sanayi-ivme-kazandi-kent-katma-degere-yoneldi-89415</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trabzon’da turizmin katkısı arttı, sanayi ivme kazandı, kent katma değere yöneldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi ve iş dünyasının gündemindeki başlıkların ele alındığı; QNB Türkiye, Ekonomi GAZETESİ ve Bloomberg HT iş birliğiyle düzenlenen “QNB Business Buluşmaları” Trabzon’da gerçekleştirildi. Ramada Plaza by Wyndham Trabzon’da düzenlenen programa ekonomi ve finans kuruluşlarının temsilcileriyle iş dünyasından isimler katıldı. Açılışta söz alan konuşmacılar, Trabzon iş dünyasının ulusal çapta öne gelen ekonomi ve finans kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelmesinin kentin ekonomik potansiyelinin ve iş dünyasının gündeminin daha geniş platformlarda ele alınması açısından önemli olduğunu belirttiler.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac8f206b146b-1791554054.png" alt="" width="900" height="200" />Kent ekonomisinin yanı sıra iş dünyasının gündemi ve bölgesel ekonomik gelişmelerin değerlendirildiği programın moderatörlüğünü Bloomberg HT Ekonomi Haberi Sunucusu Doç. Dr. Pelin Yantur üstlendi. Programda konuşan QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan, QNB Business’in 2017 yılında başlattıkları QNB Anadolu Buluşmaları’nın devamı ve yeni markası olduğunu belirterek bugüne kadar 11 ilde bu buluşmaları gerçekleştirdiklerini ifade etti. Tan, “Pandemi döneminde 1,5 senelik bir ara verdik. Bu süreç dışında sürekli müşterilerimizle bir araya geliyoruz. Biz QNB Türkiye olarak, müşterilerimizin yanında olmayı, onlarla sorunlarını ve önümüzdeki döneme ilişkin planlarını konuşmayı çok önemseyen bir bankayız. Burada fırsatları görüyor, önümüzdeki dönemde neleri birlikte yapabileceğimizi değerlendiriyor, nasıl sorunlarla mücadele edeceğimizi öğrenmeye çalışıyoruz. Geçtiğimiz yıllarda bankamızda hayata geçirilen birçok fikir de aslında eski adıyla Anadolu Buluşmaları, yeni adıyla QNB Business Buluşmaları sırasında çıktı ve bundan sonra da çıkmaya devam edecek” dedi.</p>
<p><strong>Ömür Tan: Ekonomik program birçok sorunun çözümünde olumlu sonuçlar ortaya koydu</strong></p>
<p>QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan, Trabzon ekonomisinin son yıllarda yakaladığı çıkışa dikkat çekerek bölgenin sanayileşmede önemli bir mesafe katettiğini ve turizmde ciddi bir ivme yakaladığını söyledi.</p>
<p>Yaklaşık üç yıldır uygulanan yeni ekonomik programın, Türkiye›nin önceki dönemlerde yaşadığı birçok ekonomik sorunun çözümüne yönelik olumlu sonuçlar ortaya koyduğunu belirten QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan, şöyle konuştu:</p>
<p>“Döviz rezervleri önemli ölçüde yükseldi. Birçok konuda zorluklara rağmen önemli mesafe kat edildi. Elbette süreçte gecikmeler yaşandı. Başta gerek savaş ve bölgesel çatışmalar, gerek siyasi gelişmeler gerekse kuraklık gibi birçok yurtiçi yurtdışı etken bu gecikmelerde etkili oldu. Şimdi bunların hepsi belirli bir yere geldi ama enflasyonun daha iyi seviyelere gelebilmesi için neredeyse bir yıllık gecikmeye neden oldu.</p>
<p>Tüm bu gelişmeler bankacılık sisteminin bilançoları üzerinde de etkili oldu. Net faiz marjlarının negatif olduğu, belirli büyüklüğün altındaki bankaların aylık gelir tablolarında zarar açıkladığı dönemler oldu.”</p>
<p>Ömür Tan, “Geçen yıl verdiğim birçok demeçte 2026 yılının ikinci yarısında kredilerde olan büyüme sınırlamalarının bir miktar gevşeyeceğin öngördüğümü söylüyordum. Maalesef birçok dış etken nedeniyle bu gerçekleşmedi.” dedi. Tan, bankacılık sisteminin halen kuvvetli, özkaynaklarının güçlü olduğunu da vurguladı.</p>
<p>Kurda bir hareket beklemediğini ifade eden QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan, şunları söyledi: “Bizim yıl sonu kur beklentimiz 52 TL civarında, 2027 yıl sonu için ise bu beklenti 61-62 TL seviyesinde. Kur artışının enflasyonun altında bir seviyede kalmasını bekliyoruz. Gelecek yıl sonu için ise enflasyonun yüzde 25 seviyelerinde gerçekleşeceğini öngörüyoruz.</p>
<p>İçerisinde bulunduğumuz ekonomik koşullarda müşterilerimiz gelir artışı sağlayamıyorsa bakılması gereken bir tarafın da giderler olduğunu düşünüyoruz. Gözden geçirilmesi gereken pek çok gider kalemi ve yılların getirdiği alışkanlıklar var.” Bankacılık sistemiyle finansmana erişimin zorlaştığı, kredi faizlerinin görece yüksek olduğu ortamda şehirleri gezdiklerini anlatan Ömür Tan, “Aslında doğru zamanda buradayız. Çünkü bu dönemde müşterilerimize olası finansman imkanlarını ve bu imkanları nasıl kullanıp yönetebileceklerini iyi anlatmamız lazım.” dedi.</p>
<p>Şehirleri gezmenin temel amacının ihtiyaçları anlamak ve birlikte neler yapılabileceğini değerlendirmek olduğunu anlatan Tan, şunları söyledi: “Biz bankacılar olarak müşterilerimize ihtiyaçları doğrultusunda kredi vermek isteriz, bizim ana ürünlerimizden biri bu. Biz kredi vermezsek zaten var olamayız. Trabzon’a üst yönetimimizle geldik. Burada olmamızın amacı ihtiyaçları anlamak ve önümüzdeki dönemde birlikte neler yapabileceğimizi değerlendirmek.”</p>
<p><strong>REEL SEKTÖRÜN EN ÖNEMLI SORUNU FINANSMANA ERIŞIM</strong></p>
<p>Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erkut Çelebi ise reel sektörün karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunun finansmana erişim olduğunu söyleyerek yüksek faiz oranlarının işletmelerin üretim ve yatırım kapasitesini olumsuz etkilediğini belirtti.</p>
<p>Finansmana erişimin mümkün olduğu durumlarda dahi maliyetlerin işletmeler açısından ağır bir yük oluşturduğunu ifade eden Çelebi, “Finansmana erişim en büyük sorun. Erişilse bile maliyeti çok fazla. Yüksek faiz ortamında firmalar ne üretecek ki kâr etsin? Yüksek faiz ve enflasyonla birlikte düşük kur bizi adeta bitirme noktasına doğru getiriyor” dedi.</p>
<p>İşletmelerin finansmana ulaşabilmek için yoğun çaba harcadığını vurgulayan Çelebi, reel sektörün üretimini ve yatırımlarını sürdürebilmesi için düşük maliyetli finansmana erişimin sağlanmasının büyük önem taşıdığını kaydetti. Çelebi, KOBİ’lerin ekonomideki ağırlığına da dikkat çekerek, “KOBİ’ler ekonominin yüzde 99’unu döndüren işletmeler” ifadelerini kullandı. KOSGEB başta olmak üzere çeşitli destek mekanizmalarının da bulunduğunu belirten Çelebi, mevcut desteklerin işletmelerin ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığını ifade etti.</p>
<p><strong>KATMA DEĞERI YÜKSEK TEKNOLOJI ÜRÜNLERINDE ILERLEMEK ISTIYORUZ </strong></p>
<p>Trabzon’un ekonomik yapısı ve gelecek dönem hedefleri hakkında da değerlendirmelerde bulunan Çelebi, fındık, çay, su ürünleri ve turizmin kentin önemli ekonomik değerleri arasında bulunduğunu söyledi. Trabzon’un mevcut güçlü sektörlerini korurken katma değeri yüksek üretim alanlarına yönelmesi gerektiğini belirten Çelebi, “Fındık ihracatımız açısından önemli bir ürünümüz. Çay da önemli ürünlerimiz arasında. Turizm kent ekonomisine ciddi katkı sağlıyor. Önümüzdeki yıllarda katma değeri yüksek teknoloji ürünlerinde de ilerlemek istiyoruz” dedi.</p>
<p>Bu doğrultuda üniversitelerle iş birliği içerisinde teknolojik üretime yönelik çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Çelebi, bazı teknolojik cihazların Trabzon’da üretilmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü belirtti. Kişiye özel implant üretimine yönelik METAM projesini örnek gösteren Çelebi, Biyoteknoloji ve İnovasyon Merkezi’nde de yeni çalışmalar gerçekleştirildiğini söyledi. Aromatik bitkilerden aroma ve uçucu yağların elde edilmesine yönelik bir laboratuvar kurulduğunu belirten Çelebi, Trabzon’un yüksek katma değerli üretim kapasitesini artırmaya yönelik çalışmaların devam ettiğini ifade etti.</p>
<p><strong>TRABZON’DA YÜKSELEN YILDIZ SEKTÖR SU ÜRÜNLERI </strong></p>
<p>İhtisas Organize Sanayi Bölgelerinin kentin sektörel gelişimi açısından önem taşıdığını belirten Çelebi, sektörlerin ihtiyaçlarına yönelik yatırımların geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Trabzon’un yükselen sektörlerinden birinin su ürünleri olduğunu vurgulayan Çelebi, özellikle somon yetiştirme ve işleme alanındaki gelişmelere dikkat çekti. Çelebi, “Yükselen yıldızımız su ürünleri, özellikle somon işleme. Bu nedenle ilk tercihimiz su ürünleri ihtisas OSB’si kurmak. Bu konuda girişimlerimiz oldu” diye konuştu.</p>
<p><strong>İHRACATIN SEKTEYE UĞRAMAMASI GEREKIYOR </strong></p>
<p>Küresel ticarette yaşanan gelişmelerin Trabzonlu ihracatçı firmalar açısından yeni riskler oluşturduğuna da değinen Çelebi, Avrupa Birliği ile ticaretin sürdürülebilirliğinin önemine dikkat çekerek “Zor günler bizi bekliyor. Avrupa Birliği’ne olan ihracatımızın sekteye uğramaması gerekiyor. Küresel ticarette yaşanan gelişmeler ve özellikle Hindistan’ın AB ile ticaret alanındaki adımları önümüzdeki dönemde ihracatımız açısından yeni engeller oluşturabilecek bir konuma geliyor” dedi.</p>
<p>Başkan Çelebi, şehrin orta ve yüksek teknoloji üretim kapasitesini artırmak için planladıkları Yatırım Adası ve Endüstri Bölgesi’nin yapımı için Trabzon Büyükşehir Belediyesi ile çalışmaların sürdürüldüğünü söyledi.</p>
<p><strong>TÜRKIYE’NIN GERÇEK ANLAMDA IŞ YAPMA KAPASITESINE SAHIP BIRÇOK GIRIŞIMCISI VAR </strong></p>
<p>Türkiye’nin yine bu iktidar döneminde 2002 yılında yüzde 70 olan enflasyonu 3 yıl içinde yüzde 7’ye düşürdüğünü anlatan Bloomberg HT Genel Yayın Yönetmeni Açıl Sezen ise, “Biz bunu yaptık ama arkasında çok sağlam kurgulanmış bir plan, bir program, bir ekonominin yeniden yapılanması ve yeniden imarı vardı. O ihracat odaklı bir programdı. Türk Lirası o dönemde de çok değer kazandı. Çünkü bu tür politikalar para birimine değer kazandırır. Türk Lirası’nın değer kazanması belli bir noktaya kadar iyidir, belli bir noktadan sonra ihracatçıyı zorlar hale gelir. Şimdi tam bunları yaşıyoruz.</p>
<p>Konuşmasında döviz kurunun devletin istediği noktada olacağını ifade eden Sezen “Kur kopar mı, patlar mı, çatlar mı? Hayır. Kur şu anda devlet ne istiyorsa o olur. Çünkü Merkez Bankası’nın bunu savunacak bir faiz silahı var, Merkez Bankası’nın kuru savunacak rezervi yeterli. Burada bir tek risk hane halkının dövize gitmesidir. Hane halkı dövize koşarak gitmediği müddetçe Merkez Bankası ve devlet kuru nerede isterse kur orada olur seçime kadar. Seçimler sonrasında bir uyarlama beklenebilir. Belki oralarda bir miktar daha kuru yukarıda görebilirsiniz. Onun için bu gözle bakmak, kredi maliyetlerini buna göre değerlendirmek gerek “diye konuştu.</p>
<p>Açıl Sezen, “Türkiye’nin gerçek anlamda iş yapma kapasitesine sahip birçok girişimcisi bulunduğunu belirterek bölgede üretim gücü, kapasitesi ve çeşitliliği bakımından Türkiye kadar geniş imkanlara sahip başka bir ülke olmadığını söyledi. Türkiye’nin bir üretim ülkesi olduğunun altını çizen Sezen, “Konjonktürü doğru yönettiğimizde, hayatı normal akışı içerisinde yürütebildiğimizde Türkiye’de iş dünyasını bağlasanız durmuyor. Hane halkını bağlasanız durmuyor. Bu ülkenin genç nüfusu refah istiyor, refaha ulaşmak istiyor, yarın değil bugün istiyor” dedi</p>
<p><strong>KİMSE DURUMDAN MEMNUN DEĞİL AMA PİYASALARIMIZI KORUMALIYIZ </strong></p>
<p>Reel kesimin, şirketlerin ciddi sıkıntılar yaşadığına dikkat çeken EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, "Yüksek faizler nedeniyle finansmana erişim sıkıntıları maalesef azalacağına arttı. İçinde bulunduğumuz durum ne işvereni, ne işçiyi ne beyaz yakalıyı, kimseyi memnun etmiyor. Piyasadaki durgunluk ve likitide problemleri, şirketlerin dayanma gücünü zayıflatıyor. 'Fonzi' diye adlandırdığımız son kriz de likidite sorununu artırdı. 'Negatif refah etkisi' farklı kesimlerin de frene basmasına neden oluyor. Güven ortamının hızla geri gelmesini sağlamak lazım. MSCI şikayetini dillendirmeden maalesef adım atamadık. Sonra da telaşla adım atınca cin şişeden çıktı. Çok olumsuz, güveni ciddi zedeleyici gelişmeler yaşamış olsak da sonuçta sermaye piyasaları bu memlekete lazım. Bu memleketin üretimden daha güçlü bir kası yok. Bunu korumamız lazım. Vatandaşlarımızın gurur veren başarılara imza atan şirketlerimizin hisselerine, bu hisselerin de yer aldığı yatırım fonlarına yatırım yapması çok önemli ve değerli. Onun için sert biçimde eleştirsek de sonuçta sermaye piyasalarımızı da korumamız lazım” dedi.</p>
<p><strong>KURDA HIZLI BIR ÇIKIŞ, FAIZDE HIZLI BIR INIŞ BEKLEMEMEK GEREKIR </strong></p>
<p>Hükümetin uyguladığı ana planda büyük bir değişiklik olmadığını söyleyen Güldağ, söyle devam etti: “Orta Vadeli Program'a da baktığımız zaman bize söylediği kur enflasyonun altında kalmaya devam edecek ve bu kur rejimi sürdürülecek. OVP bir kur hedefi vermiyor. Ama ekonomik büyüklükle ilgili yapılan hesaplara bakınca, ortalama kurun 2027'de yaklaşık 56 lira, 2028'de 64 lira ve 2929 için de 69 lira ortalama kurdan hesap yapıldığını görüyoruz. Şurası da bir gerçek ki, OVP'nin kur hesabı bugüne kadar tuttu. Mesela bu sene doları da 52 lira düzeyinde bitireceğiz gibi görünüyor. Belki biraz daha altında dahi olabilir. OVP'de ilan edilenlere bakınca, bütçe açığının artması, transferlerin artırılması gibi nedenlerle 2027'de kısmi de olsa bir seçim ekonomisinin uygulanacağını gösteriyor. Ancak kurlarda bir hızlı çıkış ya da faizlerin hızla aşağıya çekilmesi, bir önceki seçimde olduğu gibi enflasyonun çok altında faizlerle kredilerin açılması gibi beklentiler içinde olmamak lazım. Bu dengeleri bozacağı ve kuru patlatabileceği için tercih edilmeyecek."</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/trabzonda-turizmin-katkisi-artti-sanayi-ivme-kazandi-kent-katma-degere-yoneldi-89415</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/5/1280x720/578-1791552932.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ QNB Business Buluşmaları Trabzon’da iş dünyasını bir araya getirdi. Ekonomideki gelişmeler, finansmana erişim, yüksek faiz ve enflasyonun işletmelere etkilerinin ele alındığı buluşmada Trabzon’un yatırım, üretim ve ihracat potansiyelinin artırılmasına yönelik hedefler de değerlendirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asgari-ucretin-iki-yuzu-alana-dusuk-verene-yuksek-89408</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Asgari ücretin iki yüzü: Alana düşük, verene yüksek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in geçtiğimiz günlerde kullandığı <strong>“Asgari ücret alana düşük, verene yüksek”</strong> ifadesi, Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu önemli bir maliyet ve gelir açmazını kısa biçimde tarif ediyor. Özel, özellikle tekstil, dericilik ve ev tekstili gibi emek yoğun sektörlerde ücret maliyetinin uluslararası rekabet açısından işletmeleri zorladığını ifade ediyor.</p>
<p>Bu sözü siyasi tartışmanın ötesinde, işletme ve hane bütçeleri açısından değerlendirdiğimizde gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir tabloyla karşılaşıyoruz.</p>
<p>Çünkü bugün aynı ücret bordrosuna iki farklı taraftan baktığınızda iki farklı ekonomik gerçek görüyorsunuz.</p>
<p>İşçi bordronun <strong>net ücret</strong> tarafına, işveren ise <strong>toplam maliyet</strong> tarafına bakıyor.</p>
<p>Ve ikisi de kendi açısından haklı bir sıkışmışlık yaşıyor.</p>
<p><strong>Alan İçin Neden Düşük?</strong></p>
<p>2026 yılında net asgari ücret <strong>28.075,50 TL</strong>, brüt asgari ücret ise 33.030 TL. Bir önceki yıla göre net asgari ücretteki artış yüzde 27,01 oldu.</p>
<p>Ancak mesele ücretin nominal olarak ne kadar arttığından çok, <strong>bu ücretle ne kadar mal ve hizmet satın alınabildiği</strong> meselesidir.</p>
<p>TÜİK verilerine göre Ağustos 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde <strong>31,51</strong>. Üstelik asgari ücretlinin bütçesinde çok daha önemli ağırlığa sahip bazı kalemlerde artış daha yüksek: gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık artış yüzde <strong>33,79</strong>, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda ise yüzde <strong>39,77</strong> seviyesinde.</p>
<p>Dolayısıyla asgari ücretlinin problemi yalnızca aldığı maaş değildir.</p>
<p><strong>Kira, gıda, ulaşım, enerji, eğitim ve temel yaşam giderlerinin ücretlerden daha hızlı yükselmesi</strong>, maaşın satın alma gücünü eritiyor.</p>
<p>28 bin liralık bir ücretin önemli bölümü daha ayın başında kira ve zorunlu giderlere ayrıldığında geriye kalan tutarla dört haftalık bir aile bütçesi oluşturmak giderek zorlaşıyor.</p>
<p>Bu nedenle çalışan açısından sorun çok açık:</p>
<p><strong>Ücret yükseliyor ama hayat daha hızlı pahalanıyor.</strong></p>
<p>Asgari ücretlinin cebine giren paranın nominal değeri artarken, o paranın satın alabildiği mal ve hizmet miktarı aynı ölçüde artmıyorsa ücret artışı refah artışına dönüşemiyor.</p>
<p>“Asgari ücret alana düşük” ifadesinin ekonomik karşılığı tam da burada yatıyor.</p>
<p><strong>Peki Verene Neden Yüksek?</strong></p>
<p>Aynı bordronun diğer tarafında işveren var.</p>
<p>Çalışanın hesabına <strong>28.075 TL</strong> girerken işverenin maliyeti bununla sınırlı değil.</p>
<p>2026 yılında brüt asgari ücret 33.030 TL iken SGK prim indirimi uygulanmayan bir çalışan için işverene toplam maliyet <strong>40.874,63 TL'ye</strong> kadar çıkıyor. İmalat sektöründe beş puanlık SGK prim indirimi uygulanması halinde dahi maliyet <strong>39.223,13 TL</strong>.</p>
<p>Daha çarpıcı olan ise yıllık değişim.</p>
<p>Net asgari ücret 2025'ten 2026'ya <strong>yüzde 27,01</strong> artarken, indirimsiz işveren maliyetindeki artış <strong>yüzde 33,48</strong> olarak gerçekleşmiş durumda.</p>
<p>Üstelik işveren açısından personel maliyeti yalnızca bordrodaki rakamdan oluşmuyor.</p>
<p>Yemek, servis, iş sağlığı ve güvenliği, kıdem ve ihbar yükümlülükleri, izinler, fazla mesailer, yan haklar, iş kıyafetleri, eğitim giderleri ve diğer insan kaynağı maliyetleri de hesaba katıldığında <strong>bir çalışanın işletmeye gerçek maliyeti bordrodaki rakamın üzerine çıkıyor.</strong></p>
<p>Özellikle yüzlerce kişinin çalıştığı emek yoğun işletmelerde birkaç bin liralık kişi başı maliyet artışı bile aylık toplam giderlerde milyonlarca liralık fark oluşturabiliyor.</p>
<p><strong>Sorun sadece işçilik maliyeti de değil</strong></p>
<p>İşveren aynı anda başka bir maliyet baskısıyla da mücadele ediyor.</p>
<p>Enerji, hammadde, kira, lojistik, finansman, bakım-onarım, yazılım, sigorta ve genel yönetim giderleri yükselirken işletmelerin bütün bu artışları satış fiyatlarına aynı ölçüde yansıtması her zaman mümkün olmuyor.</p>
<p>İç piyasada tüketicinin satın alma gücü zayıfladığı için fiyat artırmak satış miktarını düşürebiliyor.</p>
<p>İhracatta ise fiyatı işletme değil, büyük ölçüde uluslararası piyasa belirliyor.</p>
<p>Özellikle tekstil, mobilya, metal, hazır giyim ve benzeri sektörlerde Türk üreticisinin rakibi artık yalnızca yan fabrikadaki üretici değil; <strong>Mısır'daki, Vietnam'daki, Hindistan'daki veya başka bir düşük maliyetli üretim merkezindeki işletme.</strong></p>
<p>Nitekim Özel de açıklamasında özellikle tekstil gibi sektörlerde ücret maliyetinin Mısır ve Afrika ülkelerindeki rakiplerle karşılaştırıldığında rekabet baskısı oluşturduğunu söylüyor.</p>
<p>İşte “verene yüksek” kısmının temelinde de bu gerçek yatıyor.</p>
<p><strong>Kağıt Üzerinde Kar, Kasada Para Yok</strong></p>
<p>Sahada gördüğümüz bir başka önemli sorun ise işletmelerin <strong>nakit döngüsünün bozulması.</strong></p>
<p>Bir işletme bugün malını üretiyor; işçinin maaşını, SGK'sını, elektriğini, doğalgazını, vergisini ve hammadde bedelini bugün ödüyor.</p>
<p>Ama ürettiği malın bedelini belki <strong>60, 90 hatta 120 gün sonra</strong> tahsil ediyor.</p>
<p>Aradaki süreyi finanse etmek zorunda.</p>
<p>Eskiden işletme sermayesi açığı daha makul maliyetlerle banka kredileriyle kapatılabilirken, yüksek finansman maliyetleri nedeniyle bugün bu yöntem de işletmeler açısından çok daha ağır bir yük oluşturabiliyor.</p>
<p>Bu nedenle birçok işletmede sorun artık yalnızca: <strong>“Kâr ediyor muyum?” </strong>sorusu değil.</p>
<p>Daha kritik soru: <strong>“Ay sonunda maaşı, SGK'yı, vergiyi, tedarikçiyi ve krediyi ödeyecek nakdi üretebiliyor muyum?” </strong>olmaya başladı.</p>
<p>Bir şirket bilançosunda kâr gösterebilir ama işletme sermayesi alacak ve stoklarda kilitlenmişse kasasında ödeme yapacak para bulunmayabilir.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'de reel sektör açısından önümüzdeki dönemin en önemli kavramlarından birinin <strong>nakit akışı yönetimi</strong> olacağını düşünüyorum.</p>
<p><strong>İşçilik Giderlerinin Maliyet İçindeki Ağırlığı Artıyor</strong></p>
<p>Özellikle emek yoğun sektörlerde personel giderlerinin toplam üretim maliyeti içerisindeki payının yükselmesi işletmeleri farklı arayışlara itiyor.</p>
<p>İşletme bunun karşılığında verimlilik artışı sağlayamıyorsa önünde birkaç seçenek kalıyor:</p>
<p>Fiyat artırmak, kârlılıktan vazgeçmek, çalışan sayısını azaltmak, otomasyona yönelmek veya üretimin bir bölümünü daha düşük maliyetli bölgelere taşımak.</p>
<p>Bunların hiçbiri ekonomi açısından kolay seçenekler değil.</p>
<p>Çünkü ücret maliyetindeki sorun sonuçta <strong>istihdam problemine</strong> dönüşebiliyor.</p>
<p><strong>Çalışanı işverene karşı konumlandırmak çözüm değil</strong></p>
<p>Asgari ücret tartışmalarında yapılan en büyük hatalardan biri meseleyi yalnızca <strong>işçi-işveren karşıtlığı</strong> üzerinden okumaktır.</p>
<p>Oysa çalışan ile işveren aynı ekonomik zincirin iki tarafıdır.</p>
<p>İşçi; <strong>“Bu ücretle geçinemiyorum.” </strong>diyor.</p>
<p>İşveren ise; <strong>“Bu maliyetle üretemiyorum.” </strong>diyor.</p>
<p>Bu iki cümle birbirinin zıddı değildir. Aslında aynı ekonomik sorunun iki farklı sonucudur.</p>
<p>İşçinin satın alma gücünü artırırken işletmenin rekabet gücünü ortadan kaldırırsanız sonunda istihdamı kaybedersiniz.</p>
<p>İşletmenin maliyetini korumak adına çalışanı geçinemeyeceği bir ücret seviyesinde bırakırsanız bu defa iç talebi ve sosyal refahı zayıflatırsınız.</p>
<p>Dolayısıyla mesele yalnızca <strong>asgari ücretin kaç lira olacağı</strong> değildir.</p>
<p><strong>Asıl İhtiyaç: Ücret Değil Sistem Tartışması</strong></p>
<p>Belki de artık her yıl aralık ayında yalnızca; <strong>“Asgari ücret ne kadar olacak?” </strong>sorusunu tartışmaktan vazgeçmeliyiz.</p>
<p>Bunun yerine; <strong>“Çalışanın satın alma gücünü nasıl artıracağız ve aynı anda işverenin istihdam maliyetini nasıl azaltacağız?” </strong>sorusunu tartışmalıyız.</p>
<p>Amaç; ç<strong>alışanın geçinebildiği, işverenin üretebildiği ve işletmenin nakit döngüsünü sürdürebildiği bir ekonomik denge kurabilmek olmalıdır.</strong></p>
<p>Özgür Özel'in <strong>“Asgari ücret alana düşük, verene yüksek”</strong> sözü siyasi bir cümle olarak tartışılabilir. Fakat ekonomi penceresinden bakıldığında işaret ettiği ikilem gerçektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asgari-ucretin-iki-yuzu-alana-dusuk-verene-yuksek-89408</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Asgari Ücretin İki Yüzü: Alana Düşük, Verene Yüksek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dauch-eskisehir-is-kazasi-yasanmadan-5-bin-gunu-geride-birakti-89383</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sıfır kaza anlayışıyla iş sağlığı ve güvenliğini geliştirmeye devam edeceğiz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Otomotiv sektöründe faaliyet gösteren DAUCH Eskişehir'in, iş sağlığı ve güvenliği alanında yürüttüğü çalışmalar sonucunda kayıp zamanlı iş kazası yaşanmadan geçen 5 bin günü tamamladığı bildirildi. Açıklamaya göre bu yılın mart ayında kazasız geçen 13 yılı geride bırakan şirket, ulaştığı başarıyı üretim tesisinde çalışanların katılımıyla düzenlenen törenle kutladı.</p>
<p>DAUCH Türkiye Genel Müdürü Serkan Özbayrak, iş sağlığı ve güvenliğini yalnızca yasal yükümlülükler kapsamında değerlendirmediklerini belirterek, çalışanların güvenliğini üretim süreçlerinin temel unsurlarından biri olarak gördüklerini ifade etti. Elde edilen sonucun uzun yıllardır sürdürülen çalışmaların ve çalışanların ortak sorumluluk anlayışının bir yansıması olduğunu dile getiren Özbayrak, “Sıfır kaza bir hedef değil, bizim kültürümüzdür. Bugün ulaştığımız 5 bininci gün ile gurur duyarken, bunun bir bitiş noktası değil, aksine yeni bir başlangıç noktası olduğunun farkındayız. Her çalışanımızın evine sağ salim dönmesi gerektiğinin bilincinde olarak aynı kararlılıkla geleceğe yürüyoruz” dedi.</p>
<p><strong>"İş güvenliğinde önleyici uygulamalara ağırlık veriliyor"</strong></p>
<p>Üretim tesislerinde iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarını sürekli geliştirdiklerini belirten Özbayrak, geleneksel koruyucu önlemlerin yanı sıra risklerin ortaya çıkmadan belirlenmesine yönelik proaktif yöntemlerden yararlandıklarını söyledi. Üretim sahalarından ofislere kadar tüm çalışma alanlarında güvenlik standartlarının uygulanmasına önem verdiklerini aktaran Özbayrak, entegre sistemler aracılığıyla olası tehlikelerin düzenli olarak takip edildiğini ve risklerin kaynağında ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar yürüttüklerini ifade etti. İş güvenliğinde sürdürülebilir başarının yalnızca teknik önlemlerle sağlanamayacağına dikkat çeken Özbayrak, çalışanların bilinç düzeyinin artırılmasını da bu sürecin önemli bir parçası olarak değerlendirdiklerini kaydetti.</p>
<p><strong>"Çalışanlar güvenlik süreçlerine katılıyor"</strong></p>
<p>İş sağlığı ve güvenliği alanında Davranış Odaklı Güvenlik modelini benimsediklerini belirten Özbayrak, bu uygulamayla çalışanların güvenlik süreçlerine doğrudan katılımını sağladıklarını söyledi. İş güvenliğinin yalnızca ilgili birimlerin denetiminde yürütülen bir faaliyet olmadığını vurgulayan Özbayrak, tüm çalışanların birbirlerinin güvenliğinden sorumlu olduğu bir çalışma ortamı oluşturduklarını ifade etti. Üretim sahasında çalışanların birbirlerinin çalışma alışkanlıklarını gözlemlediğini, güvenli davranışları desteklediğini ve riskli durumların karşılıklı iletişim yoluyla düzeltilmesine katkı sağladığını anlatan Özbayrak, düzenli eğitim programları ve farkındalık çalışmalarıyla bu anlayışı güçlendirdiklerini kaydetti. Özbayrak, her çalışanın iş sağlığı ve güvenliği konusunda aktif sorumluluk üstlenmesinin, 5 bin günlük kazasız çalışma sürecinin temel unsurlarından biri olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>"Küresel iş birliklerinde güvenlik standartları öne çıkıyor"</strong></p>
<p>Dünyanın önde gelen otomotiv markalarıyla iş birliklerini sürdürdüklerini belirten Özbayrak, üretim süreçlerinde benimsedikleri yüksek güvenlik standartlarının uluslararası iş ortaklarıyla kurdukları ilişkiler açısından da önem taşıdığını söyledi. Çalışan güvenliğini merkeze alan uygulamaların şirketin kurumsal yapısının önemli bir parçası olduğunu ifade eden Özbayrak, iş sağlığı ve güvenliği alanında sağlanan istikrarı önümüzdeki dönemde de korumayı hedeflediklerini aktardı. Özbayrak, kayıp zamanlı iş kazası yaşanmadan tamamlanan 5 bin günlük sürecin kendileri için bir sonuçtan çok yeni hedeflere ulaşma konusunda motivasyon kaynağı olduğunu belirterek, önleyici güvenlik yöntemlerini geliştirmeye, çalışan farkındalığını artırmaya ve sıfır kaza anlayışını tüm çalışma alanlarında sürdürmeye devam edeceklerini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dauch-eskisehir-is-kazasi-yasanmadan-5-bin-gunu-geride-birakti-89383</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/3/1280x720/dauch-eskisehir-is-kazasi-yasanmadan-5-bin-gunu-geride-birakti-1791526764.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DAUCH Eskişehir&#039;in, kayıp zamanlı iş kazası yaşanmadan 5 bin günü geride bıraktığı açıklandı. DAUCH Türkiye Genel Müdürü Serkan Özbayrak, çalışanların katılımıyla oluşturdukları güvenlik kültürünün bu başarıda önemli rol oynadığını belirterek, sıfır kaza anlayışıyla iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarını geliştirmeye devam edeceklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-ticaret-borsasinda-yeni-donem-89369</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur Ticaret Borsası’nda yeni dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret Borsası’nda geçen hafta gerçekleştirilen seçim sonrası, meclis üyeleri, yönetim ve disiplin Kurulu ve TOBB delegeleri ile meclis başkanlığı ve yardımcıları da belirledi.</p>
<p>Buna göre, Burdur Ticaret Borsası Yönetim Kurulu başkanlığına Mehmet Varol, yönetim kurulu üyeliklerine de Levent Başar, İsmail Aksöz, Mustafa İleri ve Osman Coşkun seçildi. Meclis Başkanlığına Ahmet Özcan seçilirken, Meclis Başkan Yardımcılıklarına Soner Özdemir ve Halil Ünel, Katip Üyeliğe ise Gürsel Evren getirildi. TOBB Delegeleri ise Mehmet Varol ve Ahmet Özcan’dan oluştu. Yeni dönemde Suat Çetin, Abdullah Çelik, Musa Tuğrul, Ahmet Özalp ve Mehmet Ali Koçak Meclis Üyesi olarak görev yapacak.</p>
<p><strong>Yeni başkandan mesaj</strong></p>
<p>Burdur Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Varol, yaptığı açıklamada, ‘’Söz verdiğimiz gibi tarlada, ahırda, pazarda emeğimizi ve ticaretimizi güçlendireceğiz. Seçim döneminde ortaya koyduğumuz projeleri hayata geçirmek için vakit kaybetmeden çalışmaya başlayacağız’’ dedi. Varol, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Seçim döneminde söz verdiğimiz projelerimizi hızla hayata geçirmek için vakit kaybetmeden çalışmaya başlıyoruz. Üretenin yanında, Burdur’un hizmetinde; tarlada, ahırda, pazarda emeğimizi ve ticaretimizi güçlendiren olacağız. Üyelerimize, üreticilerimize ve şehrimizin ekonomisine değer katmak için birlik, istişare ve ortak akıl anlayışıyla çalışacağız. Rabbim hepimize hayırlı, güzel ve bereketli hizmetler yapmayı nasip etsin.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-ticaret-borsasinda-yeni-donem-89369</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/burdur-ticaret-borsasinda-yeni-donem-1791522495.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Ticaret Borsası’nda seçim süreci tamamlandı. Mehmet Varol öncülüğündeki yönetim kurulu üyeleri de belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rakam-sarhoslugu-89368</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rakam sarhoşluğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomik darboğazda rakamlara daha sıkı tutunuyoruz. Getiri, büyüme ve başarı göstergeleri, nasıl üretildikleri sorgulanmadığında gerçeği örtebiliyor. Bunlara kurumların ve bireylerin kör noktaları diyebiliriz… Sayıyı bilmek ile sayının anlamını bilmek aynı şey mi?</p>
<p>Şirketler finansmana, insanlar birikimlerini koruyacak araçlara ulaşmaya çalışıyor. Böyle bir ortamda yüksek getiri rakamının çekim gücü artıyor. Fon skandalını “fon krizi” diye adlandırmak yetersiz.</p>
<p>Her gün haber üzerine haberde tekrar edilen rakamlar olayın yaygınlığını ve denetimin hukuki boyutunu gösteriyor. Yatırımcının neyi bildiğini, hangi uyarıyı duyduğunu, hangi güvenceye inandığını açıklamıyor bu rakamlar. Getiri oranı ile o getirinin kaynağını anlamak arasındaki mesafeden söz ederken niyetim fon garabeti üzerine ben de konuşayım çabası değil. Anlatacaklarımı anlamlandırmakta güncel bir köşe taşı. Sahtekârlığın hangi ortamda fark edilmediğini, sorgulanmadığını veya zamanında durdurulamadığını anlamak için kör noktaları incelemek gerekir.</p>
<p>Kurumların kendi performanslarını okurken yaşadığı sorun da benzer. Rakam ifade etmenin sarhoşluğu, rakama anlam verme zahmetinin önüne geçebiliyor.</p>
<p>Bir şirket hakkında ne kadar çok sayı bilirsek onu o kadar iyi tanıdığımızı düşünüyoruz. Cirosunu, kârını, ihracatını, çalışan sayısını, müşteri memnuniyetini, enerji tüketimini biliyoruz. Önümüzde tablolar, karşılaştırmalar, denetimden geçmiş raporlar var. Buna rağmen şirketin neden müşteri kaybettiğini, çalışanının neden konuşmadığını, bugünün kazancını yarının hangi maliyetiyle elde ettiğini anlayamayabiliyoruz. Ölçülmüş bir faaliyetle anlaşılmış bir kurum arasındaki mesafe düşündüğümüzden büyük olabilir.</p>
<p>Samih Yedievli, otomotiv, havacılık, savunma ve enerji sektörlerinde çalışan bir mühendis. Otuz yıllık yönetim kurulu deneyiminde kurullara görüş ve karar dokümanı hazırlama konusunda mahir. Kendisini 1990’lı yılların kalite hareketinden tanıyorum. Bugün, “kalite” sözcüğü ağzımdan çıkarken başka bir dünyadan söz ediyormuşum gibi geliyor… Ne günlerdi, ne günlere kaldık. Türkiye’yi dev aynasında gördüğümüz zamanlardı, o zamanlar. Sandık ki, AB’ye de gireriz… dünyaya da örnek oluruz. Örnek olmak konusunda baktığınız yöne göre değişir… düz bakınca rakamları okuyamamışız, benim kuşağım yanılmışız biz düpedüz.</p>
<p>Yedievli’nin <em>Derinlik Aynası</em> başlıklı kitabından esinlenerek kendisiyle söyleşi gerçekleştirdim. Ayna metaforu ilginç. Aynayı kurumlara tutuyor.</p>
<p>Kitap, düzenli çalışan başarılı görünen bir kurumun yanlış yönde ilerleyebileceğini söylüyor ve araştırıyor. Kurum yönetici ve çalışanlarının ürettikleri bilgiyle verdikleri karar arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Bu ilişkinin şirketlerin dışına, denetim ve yönetim düzenine, kendi kararlarımızı sorgulama biçimimize uzanan sonuçları olduğunu düşünüyorum. Rakamdaki sonuç, neden fiili sonucu tutmaz. Çalışarak batmak, üreterek iflas etmek, koşarken konkordato talep etmek… nasıl açıklanır?</p>
<p><strong>Rakam ve arkasındaki karar</strong></p>
<p>Bir veriyi anlamak, neyi ölçtüğünü bilmekle başlıyor. Kârlılık yükseldiğinde şirket güçlenmiş olabilir; gelecekte ihtiyaç duyacağı bakım, eğitim ve yatırım harcamalarını ertelemiş de olabilir. Enerji tüketimi azaldığında verimlilik artmış veya üretim düşmüş olabilir. Aynı sonuç, birbirinden çok farklı nedenlere dayanabilir. Kaynağını, karşılaştırma ölçüsünü ve hesaplama sınırını bilmediğimiz rakam, karar vermeyi kolaylaştırırken yanılmayı da kolaylaştırır.</p>
<p>Yönetim kurullarında bu sorun daha belirgin. “Yönetim kurulunun aslında zaman fakirliği var” diyor Yedievli. Ayda iki saat toplanan bir kurul, yılda yirmi dört saat çalışmış oluyor. Yıllık cirosu bir milyar lira olan bir şirketi bu süreye böldüğünüzde, toplantının her saatine yaklaşık 42 milyon liralık bir faaliyet büyüklüğü düşüyor. Bu hesap, boşa geçen bir saatte 42 milyon lira kaybedildiği anlamına gelmiyor. Karar için ayrılan zamanla hakkında karar verilen ekonomik büyüklük arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Rakamın ne işe yaradığını anlamak, ona taşımadığı bir anlam yüklememekle başlıyor. Sınırlı toplantı süresine bütün ayrıntıları taşımak mümkün olmadığı için bilgi özetleniyor. Asıl soru, özet hazırlanırken neyin kaybedildiği: “Oraya gelen bilgi bir indirgemeden geçmek zorunda. Her detayı oraya yansıtamazsınız. Ama o indirgeme ne kadar sağlıklı?”</p>
<p>Bir giderin kayda girmesi, giderin nedeninin anlaşıldığını göstermiyor. Şikâyetin kapatılması, sorunun çözüldüğü anlamına gelmeyebiliyor. Yedievli’nin ifadesiyle, “Şimdi bu bilgi sahada var ama yönetim kurulunda yok.” Teknik olarak doğru bir raporun karar vermek için yetersiz kalabileceği yer burası.</p>
<p>Risk de bu nedenle yalnızca gerçekleşmiş zarar üzerinden okunamaz. Üretim, finans, tedarik ve insan kaynağı ayrı ayrı değerlendirilirken aralarındaki bağlantılar kaybolabilir. Bir alandaki iyileşme, başka bir alanda biriken sorunu örtebilir. <u>Risklerin birbirini nasıl tetiklediğini</u> anlamak, kurumun bütününü görebilmeyi gerektiriyor.</p>
<p>Katıldığım yönetim kurulu toplantılarında dünya konuşuluyor: Savaşlar, enerji, ticaret yolları, jeopolitik dengeler. Konuşulmalı. Fakat dışarıdaki büyük resmi tartışabilmek, içerideki gerçeğin aynı açıklıkla görüldüğünü göstermiyor. Raporun dışında kalanı kim anlatıyor? İtiraz eden kişinin sözü ne kadar dinleniyor? Farklı uzmanlıkları masaya getirmek, farklı düşüncelere alan açılmadığında yeterli olmuyor.</p>
<p>Yedievli’nin “Orada işini kötü yapan kimse yok. Herkes kendi işini iyi yapıyor.” gözlemi bu açıdan önemli. Birimler kendi görevlerini tamamladığı halde kurumun bütünü yanlış yöne gidebilir. Bu, her başarısızlığın masum olduğu anlamına gelmez. Sorumluluğu yalnızca kişilerin yeterliliğinde aramanın eksik kaldığını gösterir. Teşvikler, bilgi akışı ve itirazın karşılaştığı tepki de incelenmelidir.</p>
<p>Bilginin nasıl kullanıldığı, kurumsal sonuçların ağırlığını değiştirebilir. Boeing 737 MAX kazalarını inceleyen ABD Temsilciler Meclisi komitesinin 2020 tarihli çoğunluk personeli raporu, üretim ve rekabet baskısını, hatalı teknik varsayımları, kritik bilgilerin saklanmasını ve denetim başarısızlıklarını birlikte ele aldı. İki kazada 346 kişi öldü. Buradaki soru, güvenlik bilgisinin ticari hedeflerle çatıştığında karar üzerinde ne kadar etkili olabildiği. <u>Resmî rapor özeti</u></p>
<p>Finansal gerçeğin bilinçli olarak çarpıtılması ise ayrı bir sorumluluk alanı. Enerji şirketi Enron bunu gösteren bir örnekti. SEC personelinin iflas incelemelerine dayanarak aktardığı hesapta, yapılandırılmış işlemler olmasaydı şirketin 2000 yılı borcu 10,2 milyar dolar yerine 22,1 milyar dolar görünecekti. Sorun sayı bulunmaması değildi; borcu örten işlemlerdi. Raporun varlığı şeffaflığı garanti etmiyor. <u>SEC raporu, basılı sayfa 16</u></p>
<p><strong>Aynanın gösterdiği derinlik</strong></p>
<p><em>Derinlik Aynası</em> adı, yalnızca kendimize bakmayı öneren bir benzetme değil. Yedievli, Feynman’ın aynanın sağla solu değil, ön-arka doğrultusunu tersine çevirdiğine ilişkin açıklamasından hareket ediyor. Bunu karar dünyasına taşıyor: Önümüzde duran sonucun ötesinde, o sonucu üreten düşünme biçimini ve bugünkü kararın zaman içinde doğuracağı kurumsal etkileri görünür kılmak.</p>
<p>Bugün maliyeti düşüren bir karar, birkaç yıl sonra hangi yetkinliği kaybettirecek? Liderin başarısı, onun ayrılmasından sonra da çalışacak bir düzen yaratıyor mu? Kurumun kazancı, toplum açısından hangi maliyeti doğuruyor? Kitabın karar, kurum ve kuşaklar boyunca oluşan etkiler arasında kurduğu ilişki, derinliğe bu anlamı veriyor. Geleceği kesin olarak görmekten söz etmiyoruz. Bugünkü başarıya bakarken sormadığımız soruları kararın içine katmaktan söz ediyoruz.</p>
<p>Bunun bireysel tarafı da var. “Bir kısım bilgimiz var, bir kısım da varsayımımız var. Benim sorgulamaya başladığım kısım işte bu varsayımlar” diyor Yedievli. Bir yöntemin geçmişte işe yaramış olması, yeni koşullarda da işleyeceğini kanıtlamıyor. Kendi deneyimimizi gerçeğin tamamı saydığımızda, gelen bilgiyi bildiğimiz hikâyeye uydurabiliyoruz.</p>
<p>Eğitim, vizyon ve çalışma disiplini burada somut bir anlam kazanıyor. Farklı alanların bilgisini bir araya getirmek, verinin sınırını okuyabilmek, kısa vadeli sonuçla uzun vadeli etkiyi birlikte tartmak gerekiyor. Kitap, bu kapasitenin yalnızca bir müfredatı tamamlamakla oluşmadığını; gerçek sonuçları olan kararlar içinde, zamanla gelişen bir muhakeme gerektirdiğini savunuyor. Öğrenilen bilgiyi baskı altında kullanabilmek, yanıldığını kabul etmek ve kararını yeniden değerlendirmek de bu yetişmenin parçası.</p>
<p>Kararların gerekçesini kaydetmek bu yüzden bürokratik bir ayrıntı değil. Yedievli, “İnsanlar kararları alıyorlar ama o kararların şartlarını dokümante etmiyorlar. Dokümante etmeyince de daha sonra gözden geçiremiyorlar” diyor. Hangi bilgiye dayanıldığını, hangi varsayımın yapıldığını bilmeden başarıdan da hatadan da yeterince öğrenemiyoruz. Kurumun hafızası, sonuç listelerinden oluşamaz.</p>
<p>Yapay zekâ bu çalışmayı destekleyebilir; varsayımları karşılaştırmak, karşı argüman üretmek, farklı sonuç ihtimallerini incelemek için kullanılabilir. Yedievli’nin uyarısı, “Yapay zekâyı bir yankı odasına döndürmemek lazım.” Yalnızca kendi düşüncemizi onaylatıyorsak, teknoloji sorgulama kapasitemizi artırmak yerine mevcut kanaatimizi güçlendirebilir. Aynanın ne göstereceği, ona hangi soruyla baktığımıza da bağlı.</p>
<p><strong>Yönetimi Koruyabildik mi?</strong></p>
<p>Türkiye’de 1990’lı yılların kalite hareketi, ürünü kontrol etmekten kurumun nasıl yönetildiğini sorgulamaya geçiş arayışıydı. Yedievli, bazı büyük işletmelerin toplam kaliteyi ve Avrupa Kalite Yönetim Vakfı’nın mükemmellik modelini benimseyerek Avrupa’yla çalışmaya hazırlandığını hatırlatıyor. 1996’da yürürlüğe giren Gümrük Birliği, bu hazırlığın önemli ekonomik eşiğiydi. <u>AB Konseyi</u></p>
<p>Bugün şirketler daha büyük, veri sistemleri daha gelişmiş, raporları daha kapsamlı. Peki o dönemin süreçleri sorgulama ve sürekli iyileştirme anlayışı ne kadar yaşıyor? Kalite, uzman bir bölümün işi olarak mı kaldı; karar verme biçimine mi yerleşti? Yeni bir yükümlülük geldiğinde yeniden başlamak zorunda kalıyorsak, geçmişte öğrendiğimizin ne kadarını kurumsallaştırabildiğimizi sormalıyız.</p>
<p>Karbon düzenlemeleri bu soruyu yeniden önümüze getiriyor. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın, kısa adıyla CBAM’ın kesin dönemi 1 Ocak 2026’da başladı. Çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen sektörlerindeki belirli malları kapsıyor. Yükümlülük AB ithalatçısında olsa da ürünün üretiminde oluşan gömülü emisyonlara ilişkin veri, Türkiye’deki üreticinin ticari ilişkisini ve rekabet koşullarını etkiliyor. <u>Avrupa Komisyonu</u></p>
<p>Burada da rakamın anlamı, hangi ürüne, üretim sürecine ve hesaplama sınırına ait olduğu bilinince ortaya çıkıyor. Yedievli’nin ifadesiyle, “Karbon mekanizmasına uymak konusu bir belge konusu değil, bir rapor konusu değil. Bu bir yatırım konusu.” Ölçümün hangi üretim değişikliğine, hangi kaynak tahsisine ve hangi takvime yol açacağı konuşulmalı. <u>Sürdürülebilirlik verisinin iş modeline taşınması</u> da yönetim kurulu, icra ve farklı bölümlerin birlikte çalışmasını gerektiriyor. CBAM ile Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları farklı düzenlemeler; ortak yönetim ihtiyacı, veriyi karar için kullanabilmek.</p>
<p>Ekonomik baskı altında kısa vadeli sonucu korumaya çalışırken uzun vadeli kapasiteyi aşındırmak mümkün. Bunu fark etmek için kurumun daha çok rakam söylemesinden önce, bildiklerine nasıl anlam verdiğini sorgulaması gerekiyor. Aynı sorumluluk birey için de geçerli. Yedievli’nin önerisi yalın: “Acaba aynı düşünceleri aynı şekilde mi yapıyorum? Farklı ne yapabilirim?”</p>
<p>Birikimi korurken, yatırım yaparken, bir şirketi veya daha geniş bir yapıyı yönetirken başarı diye gördüğümüz sonucun nasıl oluştuğunu bilmek zorundayız. Rakamın kaynağını, kararın gerekçesini, itirazın neden duyulmadığını ve bugünkü tercihin yarına ne bıraktığını sormak, gerçeğe yaklaşmanın çalışma disiplini. Derinlik aynasına bakmak, kendi doğruluğumuzdan emin olmak için değil, görmediğimiz şeyi araştırmak için anlamlı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rakam-sarhoslugu-89368</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rakam sarhoşluğu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/candir-yeniden-baskan-89366</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATB&#039;de Çandır yeniden başkan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası’nda (ATB) 2026-2030 çalışma döneminde görev yapacak yönetim ve disiplin kurulu üyeleri ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) delegeleri belirlendi.</p>
<p>Seçim sonucunda Ali Çandır, güven tazeleyerek yeniden Yönetim Kurulu Başkanı seçildi. Halil Bülbül, Hüseyin Simav, Cüneyt Doğan ve Ragıp Gök de yönetim kurulu asil üyeliğine seçildi.</p>
<p>TOBB Genel Kurul delegeliğine Halil Bülbül, Selçuk Çelebi, Nuri Büyükselçuk,  ATB Disiplin Kurulu asil üyeliklerine de Burak Gönen, Nurettin Babaoğlu, Sedat Ekici, Mustafa Çetin, Salih Kurubaş ve Halil Karakaş seçildi.</p>
<p>Borsa organ seçimlerinin ikinci aşamasını da tamamladıklarını belirten Başkan Ali Çandır, yönetime duyulan güven için Borsa üyelerine teşekkür etti. Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Organ seçimlerimizin ikinci etabını da tamamladık. Üyelerimizin seçtiği meclis üyelerimiz, yönetim kurulumuza 4 yıllığına görev verdi. Bunun yanı sıra disiplin kurulumuz ve TOBB delegelerimiz de belirlendi. Bize güvenen, destek veren tüm üyelerimize ve meclis üyelerimize teşekkür ediyorum. Yeni dönem daha fazla sorumluluk ve daha fazla çalışma gerektiriyor. Antalya Ticaret Borsası olarak üretimin, emeğin ve ticaretin gücünü artıran çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Antalya’mız, tarım sektörümüz ve ülkemiz için fark yaratan çalışmaları daha da ileri taşıyacağız. Üyelerimizin ihtiyaçlarına, kentimizin önceliklerine ve ülkemizin ekonomik hedeflerine odaklanarak çalışmaya devam edeceğiz. İş dünyamızın sesi ve çözüm ortağı olmaya devam edeceğiz. Önümüzdeki dört yılda da daha çok çalışacak, daha çok üretecek ve Antalya için daha güçlü işler ortaya koyacağız.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/candir-yeniden-baskan-89366</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/6/1280x720/candir-yeniden-baskan-1791522204.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret Borsası’nda seçim süreci tamamlanırken Ali Çandır güven tazeleyerek yeniden başkan seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/evler-calisma-sosyallesme-gastronomi-kisisel-bakim-alanlarinin-kesistigi-bir-yasam-alani-oluyor-89365</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Evler çalışma, sosyalleşme, gastronomi, kişisel bakım alanlarının kesiştiği bir yaşam alanı oluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz günlerde Essance İletişim  küçük bir basın grubunu sürprizlerle dolu bir etkinlikte buluşturdu. Hodan markasının yaratıcısı Şef Çiğdem Seferoğlu bizleri Nişantaşı'ndaki yeni restoranında ağırladı. Yemekler mekanın içerisine entegre edilmiş olan Miele alanındaki bir masada servis edildiği için, markanın inovatif çözümlerini de yakından görme imkanımız oldu.  Başyapıt teması çerçevesinde Çiğdem Seferoğlu ve Saffet Tarihçi ve Yazar Saffet Emre Tonguç, “Bir şeyi başyapıta dönüştüren nedir?” sorusunu sordular.  Öyküler anlattılar ve özgün bir gastronomi deneyimi yaşadık. </p>
<p>Gecede Miele markasıyla ilgili konuşma fırsatımız olmadığı için daha sonra Miele Pazarlama Direktörü Hande Çokçetin ve Miele Türkiye Kıdemli Marka ve İletişim Müdürü Büke Öztürk’le buluşarak bu kez şirketle ilgili konular hakkında sorular üzerinde durduk. Hande Çokçetin evlerin artık çalışma, sosyalleşme, gastronomi, kişisel bakım ve kendini ifade etme alanlarının kesiştiği bir yaşam alanı olduğuna dikkat çekti.  Miele Türkiye olarak hedeflerinin premium’u bir değer standardı olarak konumlandırmak olduğunu ifade etti ve ekledi:  <em>“Çünkü premium tüketicinin beklentisinin değiştiğini görüyoruz. Premium artık yalnızca neye sahip olduğumuzla değil, o ürünün bize nasıl bir hayat yaşattığıyla da ilgil</em>i.”</p>
<p>Miele bir aile şirketi.  1899 yılında Almanya’da mühendis Carl Miele ve iş insanı Reinhard Zinkann tarafından kurulan yapı, bugün hala kurucu Miele ve Zinkann ailelerinin sahipliğinde devam ediyor.</p>
<p>Kuruluş felsefesini; “Immer Besser – Daima Daha İyi” İlkesiyle ifade eden  Miele’nin dünya çapında,  yaklaşık 23 bin çalışanı, 19 üretim tesisi ve 49 satış ve servis organizasyonu mevcut. 2025 mali yılında global cirosu 5,16 milyar Euro olarak gerçekleştiren Miele, inovasyon çalışmalarına büyük kaynak ayırıyor. </p>
<p>Türkiye’de 1999 yılından bu yana faaliyet gösteren kuruluşun, 100 çalışanı, 11 Miele mağazası, 19 monobrand mağaza ve 91 farklı satış noktasından ve yaygın yetkili servis ağından oluşan bir yapısı bulunuyor. Miele Türkiye, 4 ana kategoride, 17 ürün grubu ile yaklaşık 250 adet ürünle pazarda rekabet ediyor.</p>
<p><strong>1. Türkiye’de Beyaz eşya ve ev aletleri pazarında satışlar ne durumda?</strong></p>
<p><em>Türkiye beyaz eşya pazarı son dönemde temkinli bir tüketim ortamından geçiyor. TÜRKBESD verilerine göre altı ana ürün grubunda iç satışlar, 2025 yılında bir önceki yıla göre %3 daralarak 9,9 milyon adet olarak gerçekleşti. 2026’nın ilk yarısında ise daralma devam etti ve iç satışlar bir önceki yılın aynı dönemine göre %7 geriledi.</em></p>
<p><em>Ancak Miele açısından pazarı yalnızca toplam adetler üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Ekonomik koşullar, tüketicilerin satın alma kararlarında daha seçici ve dikkatli hareket etmesine neden oluyor. Bununla birlikte premium segmentte talebin devam ettiğini, tüketicilerin satın alma kararlarını verirken ürünün sunduğu fayda ve değeri daha fazla değerlendirdiğini görüyoruz.</em></p>
<p><strong>2. Sektörde ürünlerin yenilenme sıklığı konusunda veriler bulunuyor mu? Mevcut müşteri portföyünüzde bunu gözlemleyebiliyor musunuz?</strong></p>
<p><em>Beyaz eşya doğası gereği uzun kullanım süresine sahip bir kategori. TÜRKBESD de tüketicilere yönelik enerji verimliliği bilgilendirmelerinde beyaz eşyalarda 10–15 yıllık kullanım ömrü perspektifini kullanıyor. Ancak bunu Türkiye’deki tüketicilerin ürünlerini ortalama 10–15 yılda bir yenilediği şeklinde yorumlamak doğru olmaz; TÜRKBESD bu süreyi özellikle ürünün kullanım ömrü ve bu dönemde sağlayabileceği enerji tasarrufunu değerlendirmek için referans olarak kullanıyor.</em></p>
<p><em>Miele açısından ise uzun kullanım ömrü zaten ürün geliştirme felsefesinin merkezinde. Ev tipi ürün serilerimizin büyük bölümünü geliştirme aşamasında, 20 yıla kadar kullanım süresini simüle eden testlere tabi tutuyoruz* Tüketiciyi daha kısa döngülerle ürün değiştirmeye teşvik eden bir premium anlayışından ziyade, uzun süre yüksek performans sağlayan ve tüketici için uzun vadeli değer yaratan ürünler üzerine kurulu bir yaklaşımımız var.</em></p>
<p><strong>3. Pazarda Miele’yi ayrıştıran ürünler ve noktalar nelerdir?</strong></p>
<p><em>Miele’yi pazarda ayrıştıran en önemli noktalardan biri, teknolojiyi tüketicinin günlük hayatında somut bir fark yaratmak için geliştirmemiz. Bizim için inovasyon; daha iyi performans, daha fazla kullanım kolaylığı, hassas bakım ve uzun ömürlülüğün bir araya gelmesi demek.</em></p>
<p><em>Bu yaklaşımın en güçlü şekilde hayat bulduğu alanların başında ise mutfak geliyor. Çünkü mutfakta teknoloji, tüketicinin yemek hazırlamaktan pişirmeye, bulaşık yıkamadan temizliğe kadar bütün deneyimini değiştirebiliyor.</em></p>
<p><em>Örneğin;  M Sense indüksiyon teknolojimiz, pişirme kabı ile ocak arasında akıllı bir iletişim kurarak sıcaklığı hassas biçimde kontrol ediyor. Fırınlarda HydroClean teknolojisi, Miele’ye özel temizleme ürünüyle fırının iç bölümünü otomatik olarak temizleyerek en zahmetli işlerden birini büyük ölçüde cihazın kendisine bırakıyor. Bulaşık makinelerindeki AutoDos with PowerDisk ise deterjanı seçilen programa göre doğru miktarda ve doğru zamanda otomatik olarak dozajlıyor. Böylece mutfakta pişirmeden temizliğe uzanan süreçte teknoloji, kullanıcının üzerindeki yükü azaltarak günlük hayatı kolaylaştırıyor.</em></p>
<p><strong>4. Miele Türkiye’nin stratejik hedefinden bahseder misiniz? Konumlama, yakın dönem planlar, ulaşılmak istenen nokta vb.</strong></p>
<p><em>Miele Türkiye olarak hedefimiz premium’u bir değer standardı olarak konumlandırmak. Çünkü premium tüketicinin beklentisinin değiştiğini görüyoruz. Premium artık yalnızca neye sahip olduğumuzla değil, o ürünün bize nasıl bir hayat yaşattığıyla da ilgili.</em></p>
<p><em>Önümüzdeki dönemde Türkiye’de bu ilişkiyi güçlendirecek önemli adımlarımızdan biri de fiziksel ağımızı genişletmek. Premium bir marka olarak hedef kitlemiz doğal olarak kitlesel pazara göre daha tanımlı. Bizim için büyüme, sadece mümkün olduğunca fazla satış noktası açmak anlamına gelmiyor. Doğru lokasyonlarda, doğru tüketicinin Miele deneyimine erişebileceği yeni temas noktaları yaratmak anlamına geliyor. Bu açıdan iki yeni mağaza, Türkiye’deki fiziksel erişim alanımızı genişletecek stratejik bir yatırım adımı.</em></p>
<p><em>Üstelik mağazalarımızı yalnızca satış noktası olarak değil, birer deneyim noktası olarak görüyoruz. Tüketicinin Miele teknolojisini yakından görebildiği, ürünleri çalışırken deneyimleyebildiği, uzmanlardan bilgi alabildiği ve markanın dünyasıyla gerçek anlamda ilişki kurabildiği alanlar yaratmak istiyoruz. Ürün demonstrasyonları, workshop’lar, masterclass’lar, chef’s table gibi gastronomi deneyimleri ve farklı topluluk buluşmaları da bu yaklaşımın parçası. Yani mağazalarımız bizim için deneyim, demonstrasyon, eğitim ve topluluk buluşmalarının bir arada gerçekleştiği alanlar.</em></p>
<p><strong>5. Tüketicilerin premium ürünlere karşı yaklaşımlarında ne tür bir değişim gözlemliyorsunuz?</strong></p>
<p><em>EY’nin 2026 Luxury Client Index araştırmasında katılımcıların %71’i son lüks alışverişini fiziksel marka mağazasında gerçekleştirdiğini, %73’ü ise özel deneyimlere erişmek için ödeme yapmaya hazır olduğunu belirtiyor. Araştırma Türkiye’ye özel değil ancak premium tüketimde fiziksel temas ve deneyimin global ölçekte önemini koruduğunu göstermesi açısından anlamlı.</em></p>
<p><em>Dolayısıyla önümüzdeki dönemde hedefimiz sadece daha fazla tüketiciye ulaşmak değil; Miele deneyimini doğru tüketici için daha erişilebilir, daha görünür ve daha güçlü hale getirmek. Bizim için gelecek; ürün + deneyim + servis + iletişim + insan bütünlüğünü kurabilmekten geçiyor. </em></p>
<p><strong>6. Dünyada pandemi öncesi ve pandemi sonrasında pazardaki değişimi nasıl gözlemliyorsunuz?</strong></p>
<p><em>Pandemi, tüketicinin hem evle kurduğu ilişkiyi hem de satın alma yolculuğunu değiştiren önemli bir kırılma noktası oldu. TÜRKBESD’in pandemi döneminde 2.000 kişiyle gerçekleştirdiği tüketici araştırmasında sağlık ve hijyenin daha fazla öncelik kazandığı, tasarruf eğiliminin arttığı ve online alışverişin hızlandığı görülüyor. Pandemi öncesinde internetten alışveriş yapmadığını belirten tüketicilerin %76’sı pandemiyle birlikte online alışveriş yapmaya başladığını belirtmişti.*</em></p>
<p><em>Bununla birlikte beyaz eşya gibi yüksek değerlendirme gerektiren bir kategoride fiziksel kanal önemini korudu. Aynı araştırmada pandemi döneminde beyaz eşya satın alan tüketicilerin %68’i, alışverişini yetkili bayi üzerinden gerçekleştirdiğini söyledi.</em></p>
<p><em>Bugün ise bu iki dünyanın birbirine daha fazla yaklaştığını görüyoruz. Tüketici dijitalde keşfediyor, araştırıyor, karşılaştırıyor ve kullanıcı deneyimlerini inceliyor. Bununla birlikte özellikle premium segmentte fiziksel deneyim hâlâ önemli.</em></p>
<p><em>Pandeminin daha uzun vadeli etkilerinden birinin de evin tüketicinin hayatındaki rolünün genişlemesi olduğunu düşünüyoruz. Ev artık çalışma, sosyalleşme, gastronomi, kişisel bakım ve kendini ifade etme alanlarının kesiştiği bir yaşam alanı. Dolayısıyla biz de mağazalarımızı deneyim, ürün demonstrasyonu, eğitim ve topluluk buluşmalarının bir arada gerçekleştiği alanlar olarak ele alıyoruz.</em></p>
<p>7<strong>. Tüketici profilinde cinsiyet değişimi gözlemliyor musunuz? Karar verici kim oluyor?</strong></p>
<p><em>Beyaz eşya satın alma kararında kadınların rolünün hala önemli olduğunu gösteren araştırmalar bulunuyor. KONDA’nın gerçekleştirdiği 2024 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Algı Değişim Araştırması’nda, “Bu ailede mobilya veya beyaz eşya alırken kadın karar verir” ifadesine Türkiye genelinde katılanların oranı %56. İlginç olan, kadın ve erkek katılımcıların bu konudaki cevaplarının da birbirine oldukça yakın olması.</em></p>
<p><em>Bununla birlikte özellikle premium segmentte satın alma yolculuğunun giderek daha ortak hale geldiğini gözlemliyoruz. Beyaz eşyanın yalnızca fonksiyonel bir ürün olmaktan çıkıp teknoloji, tasarım, gastronomi ve yaşam tarzıyla daha fazla ilişkilendirilmesi, hanedeki farklı kişilerin araştırma ve karar sürecine dahil olmasını sağlıyor. Bu nedenle Miele olarak; teknoloji, performans, tasarım, gastronomi ve yaşam tarzı gibi farklı ilgi alanları üzerinden hem kadın hem erkek tüketiciyle ilişki kurmayı önemsiyoruz.</em></p>
<p><em>Diğer yandan cinsiyetin yanında satın alma motivasyonunun giderek daha önemli hale geldiğini düşünüyoruz. Aynı Miele ürününü bir tüketici performansı, bir diğeri tasarımı, başka biri ise uzun ömürlülüğü ve uzun vadeli değerinden dolayı tercih edebiliyor. Dolayısıyla geleceğin premium pazarlamasında soru “Kadın mı, erkek mi karar veriyor?” değil; “Hanedeki farklı karar vericiler için hangi değer satın alma kararını tetikliyor?” haline geliyor.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/evler-calisma-sosyallesme-gastronomi-kisisel-bakim-alanlarinin-kesistigi-bir-yasam-alani-oluyor-89365</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/5/1280x720/7887-1791521560.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Evler çalışma, sosyalleşme, gastronomi, kişisel bakım  alanlarının kesiştiği bir yaşam alanı oluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/11-uluslararasi-kaleici-old-town-festivali-basladi-89402</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 11. Uluslararası Kaleiçi Old Town festivali başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA </strong></p>
<p>Muratpaşa Belediyesi tarafından bu yıl 11. düzenlenen Uluslararası Kaleiçi Oldtown Festivali'nin açılışı nedeniyle gala yemeği gerçekleştirildi.</p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin galada yaptığı konuşmada, Kaleiçi’nin 11’incisi düzenlenen Uluslararası Kaleiçi Old Town Festivali’nde dünyanın farklı şehirlerinden gelen konukları ağırladığını söyledi.</p>
<p>Seyyah İbn Battuta’nın "Dünyanın her bir yerine Tanrı bir güzellik vermiş ama Antalya’ya güzelliklerin hepsini vermiş" sözlerini anımsatan Vali Şahin, konuk belediye başkanlarına, ‘’İlk Antalya’yı kuran ve ismini veren Bergama Kralı Attalos, Antalya'yı gördüğü zaman (Dünyanın cennetini buldum) diyor. Sizler de Dünyanın cennetine hoş geldiniz” dedi.</p>
<p><strong>"Dünyanın buluşmaya ihtiyacı var’"</strong></p>
<p>Festivalin bu yılki temasının ‘’Dünyayla buluşmaya devam ediyoruz’’ olduğuna dikkat çeken Vali Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Festivalin bu yılki teması çok değerli. (Dünyayla buluşmaya devam ediyoruz) diyor. Gerçekten dünyanın buluşmaya ve bir araya gelip yaralarını sarmaya ihtiyacı var. Günümüz dünyası çeşitli sorunlarla karşı karşıya. Günümüz dünyası acılarla, gözyaşıyla, kanla, çatışmalarla dolu. Dünyanın iyileşmeye ihtiyacı var. Bunu da ancak şefkatle, empatiyle, sorumluluk duygusuyla ve sevgiyle başarabiliriz. Kaleiçi Old Town Festivali 11 yıldır bunu başarıyor.”</p>
<p>Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal da, festivalde 15 ülkeden 20 şehrin temsilcilerini bir araya geldiğini söyledi. Kaleiçi’nin geçirdiği dönüşüme ve kültürel mirasın korunmasının önemine dikkat çeken Uysal, şöyle devam etti.</p>
<p>‘’Muratpaşa Belediyesi olarak tarihi Kaleiçi’nin uluslararası alanda tanıtılması ve dünya şehirleri arasında kültürel bağların güçlendirilmesini amaçlıyoruz. Kaleiçi son yıllarda geçirdiği dönüşümle festivalin kültürel mirasın korunması ve uluslararası iş birliklerinin geliştirilmesi açısından önem taşımaktadır. Kaleiçi artık yılın 12 ayı, günün her saatinde yaşayan ve dünyayla bütünleşen bir antik kent. Kaleiçi, büyük bir değişim geçirdi. Önceden daha çok yaz aylarında ve akşam saatlerinde kullanılan, sınırlı sayıda işletmenin bulunduğu bir alandı. Şimdi ise yılın 12 ayı, günün her saatinde işleyen, dünyaya entegre ve akredite, gurur duyduğumuz bir antik kentimiz var. Onunla hep gurur duyuyorduk ama artık bütün dünyayla paylaşıyoruz.”</p>
<p>Başkan Uysal, festival kapsamında bugüne kadar yaklaşık 200 dünya şehrinin ağırlandığını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Bu şehirlerle karşılıklı ziyaretler ve kültürel paylaşımlar aracılığıyla güçlü bağlar kurduk. Kültürel mirasın korunması gelecekte turizm açısından daha da önem kazanacak. Önümüzdeki 10-15 yılda bireysel turların, kültür turlarının, macera turlarının ve alternatif turizm deneyimlerinin çok daha fazla önem kazanacağını görüyoruz. Kaleiçi’nin ve dayanışma içinde olduğumuz arkadaş şehirlerimizin kültürel varlıklarının da bu süreçte daha fazla değer kazanacağını biliyoruz.”  </p>
<p><strong>Konuk belediye başkanları</strong></p>
<p>Kaleiçi Old Town Festivali’ne 2018 yılından bu yana katıldıklarını belirten İtalya’nın Gradara Belediye Başkanı Filippo Gasperi, ‘’Her katılımımız bizim için eşsiz bir deneyim oluyor. Dünyanın dört bir yanından gelen delegasyonlarla bir araya gelmek, aynı sorunları paylaşmak ve bu sorunlara yönelik olası çözümleri değerlendirmek gerçekten büyük bir fırsat” dedi.</p>
<p>Malta’nın Zejtun Belediye Başkanı Joan Agius ise Kaleiçi Old Town Festivali kapsamında düzenlenen uluslararası buluşmanın farklı kültürleri tanımak ve paylaşmak açısından önemli olduğunu belirtti. Malta ile Antalya arasında kültürel bir köprü kurulduğunu anlatan Başkan Agius, “Kültürlerimizi birlikte paylaşabilmek çok özel. İnsanların bir araya gelmesi, kaynaşması ve kendi kültürlerini paylaşması oldukça ilgi çekici. Bu konferansın aramızdaki kültürel alışveriş açısından çok iyi sonuçlar sağlayacağına inanıyorum” diye konuştu.</p>
<p>Moldova’dan Komrat Belediye Başkan Yardımcısı Stephan Kara da festival aracılığıyla farklı kültürleri bir arada görme ve bağlantılar kurma şansı yakaladıklarını belirterek Başkan Uysal’a teşekkür etti.</p>
<p>11. Kaleiçi Old Town Festivali kapsamında, kent merkezinin 25 farklı noktasında 110 etkinlik gerçekleştirilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/11-uluslararasi-kaleici-old-town-festivali-basladi-89402</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/2/1280x720/11-uluslararasi-kaleici-old-town-festivali-basladi-1791537289.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Muratpaşa Belediyesi tarafından bu yıl 11. düzenlenen Uluslararası Kaleiçi Oldtown Festivali başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/isparta/isparta-ticaret-borsasinda-sahin-yeniden-baskan-89421</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Isparta Ticaret Borsasında Şahin yeniden başkan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ISPARTA</strong></p>
<p>Isparta Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanlığına Hüdai Şahin, Meclis Başkanlığına da Nevzat Demirel seçildi. Borsa Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılıklarına Abdülkadir Kurucu ve Erhan Göçerli, sayman üyeliğe Mehmet Bayındır ve yönetim kurulu üyeliğine de Sadettin Güneş seçildi.</p>
<p>Isparta Ticaret Borsası Meclis Başkan yardımcılıklarına Mahmut Barış Aydın ve Kadir Köklü Meclis Katip üyeliklerine Mehmet Eski, Ertuğrul Bölükbaşıoğlu, Mustafa Özdemir, Halil İbrahim Doğan, Bayram Özkan ve Osman Aşır seçildi.</p>
<p>Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin, seçimlerin ardından bir teşekkür mesajı yayımladı. Şahin, Isparta’nın tarım, hayvancılık ve ticaret potansiyelini artıracak projelere ve çalışmalara aralıksız devam edeceklerini söyledi. Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’3 Ekim 2026 Cumartesi günü Borsa hizmet binamızda büyük bir olgunluk, şeffaflık ve demokratik coşku içerisinde gerçekleştirdiğimiz organ seçimlerimizi başarıyla tamamlamış bulunuyoruz. Şahsıma ve yol arkadaşlarıma gösterdiğiniz yüksek güven, destek ve teveccüh için her bir üyemize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Sandığa yansıyan bu güçlü irade; önümüzdeki dönemde Isparta’mızın tarım ve hayvancılık ekonomisini daha ileriye taşıma kararlılığımızın ortak bir göstergesidir.’’</p>
<p>Geçmiş dönemde olduğu gibi yeni hizmet döneminde de vizyoner projeleriyle Isparta’nın ekonomik potansiyelini en üst seviyeye çıkarmaya, üyelerinin hak ve menfaatlerini korumaya kararlılıkla devam edeceklerini belirten Şahin, ‘’Birlik ve beraberlik içerisinde, ortak akılla hareket ederek Borsamızı daha da güçlü kılacağız’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/isparta/isparta-ticaret-borsasinda-sahin-yeniden-baskan-89421</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/1/1280x720/isparta-ticaret-borsasinda-sahin-yeniden-baskan-1791555320.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Isparta Ticaret Borsası’nda Hüdai Şahin, ikinci dönem için yeniden başkanlığa seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmir-ticaret-odasinda-mahmut-ozgener-guven-tazeledi-89348</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 20:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mahmut Özgener İZTO Başkanlığına tekrar seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Ticaret Odası’nda (İZTO) 2026-2030 döneminde görev yapacak Yönetim Kurulu belli oldu. Tek aday olarak seçime giren mevcut Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, 202 meclis üyesinin kullandığı 202 oyun 200’ünü alarak üçüncü kez başkan seçildi. Oyların biri geçersiz, biri boş çıkarken, Özgener’in yeni dönem yönetim kurulunda önceki döneme göre değişiklikler yaşandı. Alp Avni Yelkenbiçer ve Celalettin Özlahlan da yeni yönetim listesinde yer aldı. Mevcut Meclis Başkanı Selami Özpoyraz da tek aday olarak girdiği seçimde yeniden Meclis Başkanlığı görevine seçildi.</p>
<p>Özgener başkanlığındaki 2026-2030 dönemi İZTO Yönetim Kurulu'unu Eyüp Cemal Elmasoğlu, Emre Kızılgüneşler, Abdullah Salkım, Mahmut Erkoç, İsmail Kahraman, Serdar Gökhan Arıkan, Ahmet Oğuz Özkardeş, Jülide Tutan, Alp Avni Yelkenbiçer ve Celalettin Özlahlan oluşturdu.</p>
<p>İZTO Meclisi’ndeki ortak iş yapma kültürünün önemine vurgu yapan Özgener, “2018 yılında göreve başladığım ilk günden beri, bu meclis çatısı altında kurduğumuz bağların ve ortak iş yapma kültürünün önemini vurguladım. Böyle güzel bir ailede Yönetim Kurulu Başkanlığı sorumluluğunu üçüncü kez üstlenmem için şahsıma ve Yönetim Kurulu Üyelerimize gösterdiğiniz güven ve destek için sonsuz teşekkürler. Önümüzdeki dört yılı yalnızca yeni projelerin hayata geçirileceği bir çalışma dönemi olarak değil, İzmir’in önümüzdeki 10-20 yıllık geleceğini şekillendirecek adımların atılacağı bir süreç olarak değerlendiriyoruz. Dünya çok hızlı değişiyor. Teknoloji, yapay zekâ, yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yeni nesil üretim modelleri iş yapma biçimlerimizi yeniden şekillendiriyor. Küresel ticaretin rotaları değişirken, kentler ve bölgeler arasındaki rekabet de her geçen gün artıyor. Şehrimizi bu değişimin yalnızca takipçisi değil, güçlü aktörlerinden biri haline getirmek istiyoruz. Temel hedefimiz; İzmir’i üretimde daha yüksek katma değer yaratan, teknolojiyi geliştiren ve kullanan, girişimciliği destekleyen, uluslararası yatırımlardan daha fazla pay alan ve dünyayla ticari bağlarını güçlendiren bir kent haline getirmek olacak. Meclisimizde 81 yeni üyemizin yer almasından ayrıca memnuniyet duyduğumu ifade etmek istiyorum” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmir-ticaret-odasinda-mahmut-ozgener-guven-tazeledi-89348</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/8/1280x720/izmir-ticaret-odasinda-mahmut-ozgener-guven-tazeledi-1791481659.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mahmut Özgener, üçüncü kez üstlendiği İZTO Yönetim Kurulu Başkanlığı görevinde İzmir’in daha fazla üretim ve yatırım çeken, teknoloji geliştiren ve dünya ile ticari bağlarını güçlendiren bir kent olması için çalışacaklarını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
