<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imf-turkiyenin-buyume-tahminini-dusurdu-77044</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 16:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> IMF, Türkiye için büyüme tahminini düşürdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ekonomik Görünüm Raporu'nun Nisan 2026'ya ait sayısını yayımladı.</p>
<p>Raporda, şubat ayı sonunda Orta Doğu'da patlak veren savaş nedeniyle küresel ekonominin bir kez daha rotasından çıkma tehdidiyle karşı karşıya olduğu aktarıldı.</p>
<p>Geçen yıl boyunca yüksek ticaret engelleri ve artan belirsizlikten kaynaklanan ters rüzgarların teknoloji odaklı yatırımlar, destekleyici finansal koşullar ile mali ve para politikası destekleriyle dengelendiği anımsatılan raporda, Orta Doğu'daki çatışmanın emtia piyasaları, enflasyon beklentileri ve finansal koşullar üzerindeki etkileriyle önemli bir karşı güç oluşturduğu ifade edildi.</p>
<p>Raporda, tahminler için tutarlı bir varsayımlar setini gerçek zamanlı olarak oluşturmanın zorluğundan dolayı geleneksel temel senaryo yerine bir "referans tahmin" sunulduğu belirtilerek, bu tahminin savaşın süresinin, yoğunluğunun ve kapsamının sınırlı kalacağı, aksaklıkların 2026 ortasına kadar ortadan kalkacağı varsayımına dayandığı kaydedildi.</p>
<p>Durumun değişkenliği nedeniyle çatışmanın daha uzun sürdüğü veya genişlediğine dair senaryoların da yer aldığı raporda, çatışmalar ve beraberindeki aksaklıklar devam ettikçe bu senaryoların gerçekleşme olasılığının giderek arttığı belirtildi.</p>
<p><strong>"Savaş olmasaydı küresel ekonomik büyüme tahmini yukarı yönlü revize edilecekti"</strong></p>
<p>Raporda, referans tahmin doğrultusunda, küresel ekonomik büyüme hızının 2025'teki yüzde 3,4 seviyesinden 2026'da yüzde 3,1'e yavaşlamasının, 2027'de ise yüzde 3,2 olmasının beklendiği bildirildi.</p>
<p>IMF'nin ocak ayında yayımladığı tahminlerine kıyasla bu yıla ilişkin küresel ekonomik büyüme tahmini 0,2 puan aşağı yönlü revize edilirken gelecek yıla ilişkin büyüme tahmininde değişikliğe gidilmedi.</p>
<p>Küresel ekonomik büyümenin orta vadede yüzde 3,7'lik tarihsel ortalamasının altında kalarak bu oranlarda seyretmesinin beklendiği aktarılan raporda, savaş olmasaydı küresel ekonomik büyüme tahmininin yukarı yönlü revize edileceğine işaret edildi.</p>
<p>Raporda, 2026 yılına yönelik aşağı yönlü revizyonun büyük ölçüde Orta Doğu'daki çatışmanın yol açtığı aksaklıkları yansıttığı, bunun son dönemdeki güçlü veriler ve düşen gümrük tarifesi oranlarının etkisiyle kısmen dengelendiği kaydedildi.</p>
<p><strong>Küresel enflasyon tahminleri yükseltildi</strong></p>
<p>Enflasyon tahminlerinde ise yukarı yönlü revizyonlara gidildiği belirtilen raporda, küresel manşet enflasyonun bu yıl yüzde 4,4'e yükselmesinin ardından 2027'de yüzde 3,7'ye gerilemesinin beklendiği aktarıldı.</p>
<p>Raporda, enerji fiyatlarında daha büyük ve kalıcı artışların olduğu olumsuz bir senaryoda küresel ekonomik büyümenin 2026'da yüzde 2,5'e gerilemesi ve enflasyonun yüzde 5,4'e ulaşmasının beklendiği belirtildi.</p>
<p>Çatışma bölgesindeki enerji altyapısının daha fazla zarar gördüğü daha ciddi bir senaryoda ise etkinin çok daha büyük olacağına işaret edilen raporda, küresel ekonomik büyümenin 2026'da yüzde 2 civarına inmesinin, manşet enflasyonun 2027'ye kadar yüzde 6'nın biraz üzerine çıkmasının öngörüldüğü kaydedildi.</p>
<p>Raporda, küresel ekonomiye yönelik aşağı yönlü risklerin baskın durumda olduğu vurgulandı.</p>
<p><strong>ABD ve Euro Bölgesi'nin bu yılki büyüme tahminleri aşağı yönlü revize edildi</strong></p>
<p>Ülkelerin ekonomik büyüme tahminlerinin de paylaşıldığı raporda, gelişmiş ekonomiler grubunda yer alan ABD ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 2,4'ten 2,3'e düşürülürken gelecek yıl için yüzde 2'den 2,1'e çıkarıldığı aktarıldı.</p>
<p>Euro Bölgesi ekonomisine ilişkin büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 1,3'ten 1,1'e indirildiği vurgulanan raporda, bölge ekonomisinin gelecek yıla ilişkin büyüme tahmininin de yüzde 1,4'ten 1,2'ye çekildiği ifade edildi.</p>
<p>Raporda, Almanya'nın büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 1,1'den 0,8'e ve gelecek yıl için yüzde 1,5'ten 1,2'ye düşürüldüğü, Fransa ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin de bu yıl için yüzde 1'den 0,9'a ve gelecek yıl için yüzde 1,2'den 0,9'a indirildiği bildirildi.</p>
<p>İtalya ekonomisine ilişkin büyüme tahminlerinin bu yıl ve gelecek yıl için yüzde 0,7'den 0,5'e düşürüldüğü belirtilen raporda, İspanya ekonomisine dair büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 2,3'ten 2,1'e ve gelecek yıl için yüzde 1,9'dan 1,8'e çekildiği kaydedildi.</p>
<p>Raporda, İngiltere ekonomisinin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 1,3'ten 0,8'e ve gelecek yıl için yüzde 1,5'ten 1,3'e düşürüldüğü, Kanada ekonomisinin büyüme öngörüsünün bu yıl için yüzde 1,6'dan 1,5'e çekilirken gelecek yıl için yüzde 1,9 olarak korunduğu, Japonya ekonomisinin büyüme tahmininin ise bu yıl için yüzde 0,7, gelecek yıl için yüzde 0,6 olarak tutulduğu aktarıldı.</p>
<p><strong>Çin'in bu yılki büyüme tahmini düşürüldü, Hindistan ve Rusya'nınki yükseltildi</strong></p>
<p>IMF'nin raporunda, yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ülke ekonomileri grubunda ise Çin ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 4,5'ten 4,4'e indirilirken gelecek yıl için yüzde 4 olarak korunduğu belirtildi.</p>
<p>Hindistan ekonomisinin bu yıl ve gelecek yıla ilişkin büyüme tahminlerinin yüzde 6,4'ten 6,5'e çıkarıldığı kaydedilen raporda, Rusya ekonomisine dair büyüme beklentisinin de bu yıl için yüzde 0,8'den 1,1'e ve gelecek yıl için yüzde 1'den 1,1'e yükseltildiği aktarıldı.</p>
<p><strong>İran ekonomisinin bu yıl yüzde 6,1 daralması bekleniyor</strong></p>
<p>Raporda, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı saldırıların hedefi olan İran ekonomisinin bu yıl yüzde 6,1 daralmasının, 2027'de ise yüzde 3,2 büyümesinin öngörüldüğü bildirildi.</p>
<p>Orta Doğu'daki çatışmalardan etkilenen petrol ihracatçısı ülkelerden Katar ekonomisinin bu yıl yüzde 8,6 küçülmesinin ve gelecek yıl yüzde 8,6 büyümesinin beklendiği belirtilen raporda, Kuveyt ekonomisinin de bu yıl yüzde 0,6 daralmasının ardından gelecek yıl yüzde 2,8 büyümesinin tahmin edildiği kaydedildi.</p>
<p>Raporda, Bahreyn ekonomisinin bu yıl yüzde 0,5 küçülmesinin, gelecek yıl ise yüzde 4,5 büyümesinin, Irak ekonomisinin de bu yıl 6,8 daralmasının, gelecek yıl yüzde 11,3 büyümesinin beklendiği ifade edildi.</p>
<p><strong>Türkiye için yüzde 3,4 büyüme tahmini</strong></p>
<p>Raporda, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 3,4, gelecek yıl yüzde 3,5 büyümesinin beklendiği bildirildi.</p>
<p>IMF ocak ayındaki tahminlerinde Türk ekonomisinin 2026'da yüzde 4,2 ve 2027'de yüzde 4,1 büyümesini öngörmüştü.</p>
<p>Ayrıca raporda, Türkiye'de 2026 yıl sonu enflasyonunun yüzde 28,6 ve 2027'de yüzde 21,4 olmasının, işsizlik oranının da bu yıl yüzde 8,3, gelecek yıl yüzde 8,7 olmasının beklendiği kaydedildi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imf-turkiyenin-buyume-tahminini-dusurdu-77044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/imf-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IMF Dünya Ekonomik Görünüm Raporu&#039;nda küresel ekonomik büyüme tahminini bu yıl için yüzde 3,3&#039;ten yüzde 3,1&#039;e düşürdü. Raporda Türkiye ekonomisi için ocak ayında yüzde 4,2 olan büyüme tahmini yüzde 3,4&#039;e, gelecek yıl için yapılan tahmin de yüzde 4,1&#039;den yüzde 3,5&#039;e indirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-menkul-kiymet-degeri-3167-trilyon-tlye-indi-77037</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 16:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toplam menkul kıymet değeri martta 31,67 trilyon TL&#039;ye indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK), 2026 yılı 1. çeyrek dönemine ait gelişmeleri "1. Çeyrek Sonu İtibarıyla Sermaye Piyasaları 2026 Panoraması" başlıklı videoyla duyurdu.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yapılan paylaşıma göre, 31 Ocak 2026 sonunda 33,39 trilyon lira olan toplam menkul kıymet değeri, 31 Mart 2026 sonunda 31,67 trilyon liraya düştü. Aynı dönemde, toplam yatırımcı sayısı 38,1 milyondan 38,36 milyona yükseldi.</p>
<p>Toplam yatırımcı sayısı içerisindeki bakiyeli yatırımcı sayısı 10,58 milyona ulaştı. Yılın ilk çeyreğinde MKK sicil numarası alan yeni yatırımcı sayısı 411 bin 732 olurken en çok yeni yatırımcı 115 bin 103 ile 21-40 yaş grubu bireysel erkeklerden oluştu. Aynı yaş grubunda yeni kadın yatırımcı sayısı da 93 bin 355 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Aynı dönemde toplam hesap sayısı 90,81 milyondan 91,64 milyona çıkarken bakiyeli hesap sayısı ise 15,33 milyona düştü. Bu dönemde, 13 şirket halka arz edildi. Halka arzdan toplanan tutar 17,62 milyar lira, yatırımcıların halka arza toplam katılım sayısı ise 10 milyon 439 bin 545 oldu.</p>
<p><strong>Yatırım fonlarının portföy değeri 8,75 trilyon liraya geriledi</strong></p>
<p>1. çeyrek sonunda pay senetlerindeki portföy değeri 19,66 trilyon liraya geriledi. Pay senetlerindeki portföy değeri 31 Ocak'ta 20,62 trilyon lira olmuştu. Bu dönemde yatırımcı sayısı da 6,43 milyona indi. Bu dönemde, yatırım fonlarının portföy değeri 8,75 trilyon liraya gerilerken buradaki yatırımcı sayısı ise 5,81 milyona çıktı.</p>
<p>Bireysel ve kurumsal toplam 33 bin 86 yatırımcının Devlet İç Borçlanma Araçları portföy değeri 2,37 trilyon lira oldu.</p>
<p>Aynı dönemde, toplam 142 şirketin toplam ihraç ettiği borçlanma araçlarının nominal değeri 379 milyar 285 milyon 67 bin 177'yi buldu. Bu şirketlerin 52'si reel sektör, 42'si aracı kurum, 36'sı banka dışı finansal kurum, 11'i banka ve biri de ipotek finansmanı kuruluşundan oluştu. Kitle fonlaması sistemindeki yatırımcı sayısı 46 bin 600 olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-menkul-kiymet-degeri-3167-trilyon-tlye-indi-77037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/lira-para-money-tl-86gh68-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkezi Kayıt Kuruluşu&#039;nun ilk çeyrek verilerine göre, 31 Ocak itibarıyla 33,39 trilyon lira olan toplam menkul kıymet değeri, mart sonunda 31,67 trilyon liraya geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/evolog-lojistikten-150-yeni-treyler-yatirimi-77035</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 16:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> EvoLog Lojistik&#039;ten 150 yeni treyler yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>EvoLog Lojistik'in operasyonel gücünü artırmaya yönelik yatırımlarına devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Şirket bu kapsamda uluslararası kara yolu taşımacılığındaki kapasitesini artırma hedefi doğrultusunda 150 yeni treylerle filosunu genişletme kararı aldı.</p>
<p>EvoLog Lojistik'in filosundaki Tırsan araç sayısı, Tırsan Tenteli Perdeli Multi-Ride treylerden oluşan yeni teslimatla 1200'e ulaşacak.</p>
<p>Tırsan ile uzun soluklu iş birliği çerçevesinde gerçekleştirilen yatırımın ilk teslimatları, şirketin, İstanbul'un Çatalca ilçesindeki lojistik merkezinde düzenlenen törenle başladı.</p>
<p>EvoLog Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Barış Talay, EvoLog Lojistik Genel Müdür Yardımcısı Birol Çalışkan'ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen törene, Tırsan Treyler Satış İcra Kurulu Başkanı Ertuğrul Erkoç katıldı. Yatırımın haziran sonunda tamamlanması planlanıyor.</p>
<p>Öte yandan EvoLog, eş zamanlı depo ve çekici yatırımlarıyla büyümesini sürdürürken müşterilerine daha hızlı ve güvenilir hizmet sunmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>"23 bin metrekarelik depomuz çok yakında hizmete açılacak"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan EvoLog Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Barış Talay, şirketin büyüme stratejisinin temelinde planlı ve sürdürülebilir yatırımların yer aldığını belirtti.</p>
<p>Talay, uluslararası kara yolu taşımacılığında artan talebe yanıt verebilmek için filo yatırımlarını kararlılıkla sürdürdüklerini aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu yatırımın tamamlanmasıyla birlikte filomuzdaki Tırsan araç sayısı 1200'e ulaşacak. Öte yandan yalnızca filo yatırımlarıyla değil, lojistik altyapı alanındaki projelerimizle de büyümeye devam ediyoruz. Planlı büyüme yatırımlarımız çerçevesinde Çatalca'da 23 bin metrekarelik depomuz 39 yükleme rampasıyla çok yakında hizmete açılacak. Düzenli ve stratejik yatırımlar ile operasyonlarımızı büyütüyor, müşterilerimize daha hızlı, güvenilir ve yüksek standartlarda çözüm sunmaya devam ediyoruz."</p>
<p>Talay, Tırsan ile 2017'den bu yana devam eden işbirliğine dikkati çekerek, marka tarafından yoğun AR-GE çalışmaları ve test süreçleri sonucunda sektöre sunulan treylerlerin, operasyonlarında ihtiyaç duydukları en ince ayrıntılara kadar beklentilerini karşıladığını anlattı.</p>
<p>Müşterileri için daha hızlı ve güvenli taşımacılığı en verimli şekilde sunmak istediklerini vurgulayan Talay, "İşbirliğimizin güçlenerek devam edeceğine inanıyorum." ifadesini kullandı.</p>
<p>Tırsan Treyler Satış İcra Kurulu Başkanı Ertuğrul Erkoç da EvoLog Lojistik'in, yatırımları, başarıları ve sahada güçlü operasyon tecrübesine sahip kadrosuyla kendini ispatlamış önemli bir iş ortağı olduğunu aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Tırsan, Avrupa'nın en yüksek kapasite ve yetkinliğine sahip AR-GE merkezleri ve uzman mühendislerinin katkısıyla sektörün başarısını ve rekabet gücünü artırmaya kararlılıkla devam ediyor. Yaklaşık 10 yıldır süren işbirliğimiz, 2025 yılında sektörün yoğun ilgi ve katılımıyla lanse ettiğimiz Yeni Nesil Tenteli Perdeli araçlarımıza yapılan bu yatırımla daha da güçlendi. EvoLog'un stratejik yatırımlarla büyümesine eşlik etmekten mutluluk duyuyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/evolog-lojistikten-150-yeni-treyler-yatirimi-77035</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/evolog.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EvoLog Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Barış Talay, &quot;Filomuzdaki Tırsan araç sayısı 1200&#039;e ulaşacak. Öte yandan yalnızca filo yatırımlarıyla değil, lojistik altyapı alanındaki projelerimizle de büyümeye devam ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ic-hotelsin-yeni-genel-muduru-ceyhan-keskun-77026</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 13:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> IC Hotels&#039;in yeni Genel Müdürü Ceyhan Keskün</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>IC Holding bünyesindeki IC Hotels'in yeni dönem hedefleri doğrultusunda kadrosunu güçlendirmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda turizm sektöründe deneyime sahip Keskün, IC Hotels Green Palace, IC Hotels Santai Family Resort ve IC Hotels Airport otellerini bünyesinde bulunduran IC Hotels'in genel müdürü olarak görevlendirildi.</p>
<p>Bilkent Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği bölümünden mezun Keskün, kariyeri boyunca turizm sektörünün farklı kademelerinde görev aldı. 2010-2024 arasında Voyage Belek Golf&amp;Spa Hotel'de Genel Müdür olarak görev yapan Keskün, son olarak Megasaray Hotels bünyesinde "Turizm Koordinatörü" olarak çalıştı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ic-hotelsin-yeni-genel-muduru-ceyhan-keskun-77026</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/6/1280x720/ceyhan-keskun-1776163553.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IC Hotels&#039;in Genel Müdürlüğüne Ceyhan Keskün getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/makine-ihracati-ilk-ceyrekte-66-milyar-dolar-77019</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 12:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Makine ihracatı ilk çeyrekte 6,6 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Bölgede yaşanan savaşa rağmen makine ihracatçısı yılın ilk çeyreğinde geçen yılki ihracat performansını yakaladı ve 3 aylık ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0.2 artarak 6.6 milyar dolar oldu.</p>
<p>Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Başkanı Kutlu Karavelioğlu, petrol ve doğalgaz fiyatının yüzde 50’den fazla arttığı bir dönemde maliyet yönetiminin sadece verimlilikle değil, jeopolitik risk primini doğru yönetmekle de ilgili olduğunun artık akıllardan çıkmayacağını söyledi.</p>
<p>Karavelioğlu, dünyayı etkileyen her türlü belirsizlik ikliminde Türkiye, sunduğu operasyonel süreklilik ile bölgesel risklerden kaçan nitelikli sermaye ve insan kaynağı için eşsiz bir çekim alanı olmaya devam edeceğini bildirdi.</p>
<p>İhracatın ilk çeyrekte miktar bazında yüzde 12.7 gerilemesine rağmen, gelirin yüzde 0.2 artarak 6.6 milyar dolara çıktığını dile getiren Kutlu Karavelioğlu, kg başına ihracat gelirinin 8.7 dolara yükseldiğini aktardı.</p>
<p>Yıllıklandırılmış ihracatın yüzde 2.1 artarak 28.6 milyar dolara çıktığını ifade eden Karavelioğlu, yıllıklandırılmış ithalatın ise yüzde 7.3 artarak 46.8 milyar dolara yükseldiği bilgisini verdi.</p>
<p>Bu dönemde Almanya’ya ihracat yüzde 10.9 artarak 833 milyon dolara, ABD’ye yapılan ihracat ise yüzde 35.2 artarak 541 milyon dolara çıktı.</p>
<p><strong>“Küresel  sistemde yapısal zafiyeti görüyoruz”</strong></p>
<p>Hürmüz ve Kızıldeniz ekseninde düğümlenen lojistik krizin dünya mal ticaretinin yüzde 10’undan fazlasını etkileyerek, küresel sistemin 'uzak tedarik' modelindeki yapısal zafiyeti ortaya koyduğunu kaydeden Kutlu Karavelioğlu, “Jeopolitik risklerin ticaret rotalarını kalıcı olarak yeniden çizdiği bu 'stratejik kırılma' döneminin, savaş sonrasında devam edecek kalıcı sonuçları olacağı açık” dedi.</p>
<p>Yaşanılan süreci sadece bir navlun ve enerji krizi olarak okumak eksik bir yaklaşım olacağına vurgu yapan Karavelioğlu, “Zira küresel gayrisafi hasıla artış tahminlerinin hâlâ yüzde 3 ve üzeri bantta tutunması, talebin yok olmadığını, teknoloji ve verimlilik odaklı yatırımlara evrildiğini gösteriyor”  diye konuştu.</p>
<p>Özel sektörü devlet desteğini arkasına almış bir Çin’in enerji ve hammadde avantajıyla daha sertleşecek dış ticaret yaklaşımının rekabetçilik stratejisini baştan aşağı etkileyecek bir unsur olduğunu söyleyen Karavelioğlu, “Çin’in Rusya ile olan güçlü boru hattı bağlantıları ve devasa yerli rezervleri sayesinde enerji şoklarına karşı rakiplerinden daha korunaklı bir limanda olduğunu hesaba katarsak, Pekin’in Avrupa’daki ‘riski yayma’ yaklaşımına cevabı bir kopuş değil; çeşitlendirme, sanayide mutlak kendi kendine yeterlilik ve seçici bir dışa açıklık stratejisi üzerine kurulu olacağını söyleyebiliriz.”  Dedi.</p>
<p><strong>“Türk makine sektörü için hayati bir eşik”</strong></p>
<p>AB’nin sanayi altyapısını korumak için kamu alımlarıyla teşvik politikalarında düşü karbon ve Sanayi Hızlandırma Yasası tartışmalarının Türk makine sektörü için hayati bir eşiği temsil ettiğini belirten Karavelioğlu,</p>
<p>“Fakat Avrupa’nın bu 'içe dönme' hamlesini, eş zamanlı yürüttüğü agresif STA trafiğiyle birlikte okumak gerekiyor. Yasa taslağında yer alan ‘AB ile eşdeğer menşe’ tanımı, Gümrük Birliği ortağı olan Türkiye’yi de kapsayacak bir esneklik sinyali verse de; statümüzün herhangi bir serbest ticaret anlaşması olan üçüncü ülke ile aynı kefede değerlendirilmesi riski öne çıkıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Karavelioğlu, “Küresel ticaret rotalarının yeniden çizildiği bu fırtınalı dönemde, kendi limanımızdaki dalga yüksekliğini görmezden gelemeyiz” derken, “ Şubat ayında makine ithalatımızda kaydedilen yüzde 10.1’lik artış, bu oranın üst üste üç aydır çift haneli eşiklerde kemikleşmesiyle birlikte bir 'kanıksama' haline de işaret ediyor. Ayda 1 milyar doları Çin’e olmak üzere 3,5 milyar doları rakiplerimize destek olurcasına gözden çıkarmanın vebali elbette makine imalatçılarımızın üzerinde değildir”   dedi.</p>
<p>Karavelioğlu iç pazarı Uzak Doğu’nun hormonlu makinelerinden korumanın sadece bir dış ticaret meselesi olmadığını vurgularken, “Sivil ve askeri savunma ekosistemimizin ana tedarikçisi durumundaki sektörümüzün geleceğini tehdit eder hale gelen bu savrulma; ithalat rejimi üzerinden geliştirilen ve müteşekkir olduğumuz hummalı tedbirlere, kamu tarafından hassasiyetle takip edilen gözetim uygulamalarına rağmen maalesef sürüyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Başkanlık görevini emin ellere devretmenin huzuru içindeyim”</strong></p>
<p>Makine İhracatçıları Birliği’nde (MAİB) iki dönemdir sürdürdüğü Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini 16 Nisan 2026’da yapılacak olan seçimli genel kurul ile devretmeye hazırlanan Karavelioğlu, 8 yıllık görev süresine ilişkin şu mesajı paylaştı:</p>
<p>“Zorlu koşullara rağmen üretim disiplininden ve kalıcı değer yaratma tutkusundan asla taviz vermeyen makine imalat sektörümüzün bir parçası olmanın mutluluğunu hep yaşadım. İhracatçılar Birliğimizin Başkanlık görevini üstlendiğim ve pandemiyle başlayan iki dönem boyunca; özverili, üretken, sabırlı ve yenilikçi bir büyük aileyi, kendi içinden, kendi değerleriyle temayüz etmiş bir ferdi olarak temsil edebilmenin, tarafıma verilen büyük desteğe layık olabilmenin gayreti içinde oldum”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/makine-ihracati-ilk-ceyrekte-66-milyar-dolar-77019</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/2/1280x720/karavelioglu-1761309638.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Makine ihracatı ilk çeyrekte geçen yıla göre yüzde 0.2 artışla 6.6 milyar dolara yükseldi. MAİB Başkanı Karavelioğlu, “Jeopolitik risklerin ticaret rotalarını kalıcı olarak yeniden çizdiği bu &#039;stratejik kırılma&#039; döneminin, savaş sonrasında devam edecek kalıcı sonuçları olacağı açık.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/inek-sutu-miktari-yillik-yuzde-11-azaldi-77013</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnek sütü miktarı yıllık yüzde 1,1 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Şubat 2026'ya ait süt ve süt ürünleri üretimi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ticari süt işletmelerince toplanan inek sütü miktarı, şubatta yıllık bazda yüzde 1,1 azalarak 877 bin 774 tona düştü. Ocak-şubat döneminde ise 2025'in aynı dönemine göre, yüzde 0,3 gerileyerek 1 milyon 833 bin 30 ton oldu.</p>
<p>Ticari süt işletmelerince yapılan içme sütü üretimi, şubatta yüzde 4 artarak 138 bin 131 tona çıktı. Bu yılın iki ayında da içme sütü üretimi, yıllık bazda yüzde 4,2 artışla 295 bin 566 ton oldu.</p>
<p>Ticari süt işletmeleri tarafından yapılan yoğurt üretimi de şubatta 2025'in aynı ayına kıyasla, yüzde 7,4 artarak 110 bin 599 tona, ocak-şubat döneminde yıllık bazda yüzde 10,6 artışla 230 bin 258 tona ulaştı.</p>
<p>İnek peyniri üretimi şubatta yıllık bazda yüzde 2,4 artarak 66 bin 754 ton, ocak-şubat döneminde yüzde 2,5 yükselişle 139 bin 717 ton oldu.</p>
<p>Şubatta ayran ve kefir üretimi yüzde 6,8 yükselerek 78 bin 302 tona çıkarken tereyağı ve sadeyağ üretimi yüzde 1,9 artarak 8 bin 622 ton oldu. Ocak-şubat döneminde ayran ve kefir üretimi yüzde 6,9 artarak 158 bin 789 tona, tereyağı üretimi yüzde 0,3 artışla 17 bin 654 tona yükseldi.</p>
<p>Ocakta 945 bin 256 ton olan ticari süt işletmelerince toplanan inek sütü miktarı, şubat ayında yüzde 6,1 azalarak 877 bin 774 ton oldu.</p>
<p>Aynı dönemde 157 bin 435 ton olan içme sütü üretimi, şubatta yüzde 12,3 azalışla 138 bin 131 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/inek-sutu-miktari-yillik-yuzde-11-azaldi-77013</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/1/1280x720/sut-1762418915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in şubat verilerine göre, toplanan inek sütü miktarı, yıllık bazda yüzde 1,1 azalarak 877 bin 774 tona indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurta-uretimi-yuzde-176-artti-77011</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumurta üretimi yüzde 17,6 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu, Şubat 2026'ya ait kümes hayvancılığı üretimi istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, şubatta 227 bin 793 ton tavuk eti üretildi. Üretim, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 4,4 artarken, bir önceki aya göre yüzde 4,6 azaldı.</p>
<p>Tavuk yumurtası üretimi şubatta aylık bazda yüzde 4,3 azalırken, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 17,6 yükseldi. Bu dönemde 1 milyar 820 milyon 97 bin tavuk yumurtası üretildi.</p>
<p>Şubatta kesilen tavuk sayısı yıllık yüzde 5,9 artışla 122 milyon 390 bin olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ocak-şubat döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla tavuk yumurtası üretimi yüzde 16,3, kesilen tavuk sayısı yüzde 4,4, tavuk eti üretimi yüzde 3,3 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurta-uretimi-yuzde-176-artti-77011</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/3/1280x720/yumurta-tavuk-1750779570.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in şubat verilerine göre, tavuk eti üretimi geçen yıla kıyasla yüzde 4,4, tavuk yumurtası üretimi de yüzde 17,6 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbva-leasingden-100-milyon-dolarlik-murabaha-sendikasyonu-77010</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garanti BBVA Leasing&#039;den 100 milyon dolarlık murabaha sendikasyonu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Garanti Finansal Kiralama AŞ (Garanti BBVA Leasing), uluslararası piyasalarda murabaha sendikasyon finansmanı kapsamında 100 milyon dolarlık yeni bir anlaşmaya imza attı.</p>
<p>Açıklamaya göre, Japonya merkezli SMBC Bank International Plc'nin düzenleyici banka olarak görev aldığı işlem, uluslararası yatırımcılardan yoğun ilgi gördü.</p>
<p>Garanti BBVA Leasing'in fonlama yapısını çeşitlendirme ve uluslararası piyasalardaki etkinliğini artırma stratejisiyle uyumlu kurguladığı işlemin, aynı zamanda katılım finansmanı prensiplerine dayalı alternatif kaynaklara erişimi güçlendirerek, kurumun sürdürülebilir finansman alanındaki konumunu pekiştirdiği belirtildi.</p>
<p>Sağlanan finansmanın, başta küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin (KOBİ) finansmanı olmak üzere reel sektörü destekleyen büyüme odaklı leasing yatırımlarında kullanılacağı bildirildi.</p>
<p>Finansmanın ayrıca istihdamın desteklenmesi ve çevresel etkilerin azaltılmasına katkı sağlayacak projelere yönlendirilmesi planlanıyor.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Garanti BBVA Leasing Genel Müdürü Orhan Veli Çaycı, uluslararası piyasalardan sağlanan bu işlemin yatırımcıların hem kuruma hem de Türkiye'ye duyduğu güvenin güçlü bir göstergesi olduğunu belirtti.</p>
<p>Çaycı, "Reel sektörün dönüşümünü, KOBİ'lerin gelişimini desteklemeye ve sosyal etki yaratan projelerin finansmanına katkı sağlamaya kararlılıkla devam edeceğiz." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbva-leasingden-100-milyon-dolarlik-murabaha-sendikasyonu-77010</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/garanti-bbva.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA Leasing&#039;in, uluslararası piyasalarda murabaha sendikasyon finansmanı kapsamında 100 milyon dolarlık yeni bir anlaşma yaptığı açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecamin-gelecege-ilerleyen-kadinlar-programinin-ilk-etabina-960-kadin-katildi-77023</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şişecam&#039;ın &#039;Geleceğe İlerleyen Kadınlar&#039; programının ilk etabına 960 kişi katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şişecam'ın, 90. kuruluş yılı kapsamında hayata geçirdiği "Geleceğe İlerleyen Kadınlar" sosyal sorumluluk programının ilk etabı tamamlandı. </p>
<p>Verilen bilgiye göre programa, İstanbul, Kocaeli, Mersin, Eskişehir, Bursa, Kırklareli, Ankara, Balıkesir ve Denizli'den 960 kadın katıldı. Katılımcılar, STEM, yapay zeka, öz gelişim ve liderlik alanlarında toplam 13 eğitim aldı.</p>
<p>Kurulduğu günden bu yana üretimden AR-GE'ye, satış ve pazarlamadan bilgi teknolojilerine kadar birçok alanda kadınların iş hayatındaki varlığını destekleyen şirketin, program kapsamında düzenlenen 7 farklı deneyim aktarım seansında katılımcıları Şişecam'ın liderleriyle bir araya getirdiği belirtildi.</p>
<p>Program sonunda düzenlenen ideathon kapsamında katılımcılar, toplumsal fayda oluşturmaya yönelik 48 yenilikçi proje fikri geliştirdi. Projeler, teknoloji, sürdürülebilirlik, toplumsal cinsiyet eşitliği, yerel kalkınma ve sosyal inovasyon gibi alanlarda karşılaşılan sorunlara çözüm önerileri sundu.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, UNESCO ve küresel eğitim politikaları, kapsayıcı eğitim, mentörlük, rol modellerle etkileşim ve teknoloji odaklı beceri gelişiminin, genç kadınların akademik ve profesyonel hayata güçlü bir başlangıç yapmalarında kritik rol oynadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Şişecam'ın "Geleceğe İlerleyen Kadınlar" programı da bu çerçevede tasarlanırken, genç kadınların geleceğin becerilerine erişimini artırmayı, STEM ve yapay zeka alanlarında güçlenmelerini desteklemeyi, inovasyon süreçlerine katılımlarını teşvik etmeyi ve toplumsal cinsiyet eşitliği bilincini yaygınlaştırmayı amaçlıyor.</p>
<p>Açıklamada, "Geçen yılın sonunda ilk kez hayata geçirilen program, yalnızca katılımcıların bireysel gelişimine değil, aynı zamanda toplumun yenilik kapasitesi, ekonomik dinamizmi ve eşitlik düzeyinin güçlenmesine katkı sağlayan stratejik bir yatırım niteliği taşıyor." denildi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecamin-gelecege-ilerleyen-kadinlar-programinin-ilk-etabina-960-kadin-katildi-77023</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/sisecam.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şişecam tarafından başlatılan &quot;Geleceğe İlerleyen Kadınlar&quot; sosyal sorumluluk programının ilk etabına 960 kişi katıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mentorluk-programina-basvurular-basladi-77020</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Mentörlük Programı&#039;na başvurular başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Vakfı, ne eğitimde ne istihdamda yer alan (NEET) genç kadınların ekonomik hayata katılımını artırmayı hedefleyen "Geleceğini Kuran Genç Kadınlar" projesinin mentörlük programı için 4. dönem başvurularını almaya başladı.</p>
<p>Proje, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş birliğinde, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Sabancı Vakfı tarafından yürütülüyor.</p>
<p>Verilen bilgiye göre programın 3. dönemi, 18-35 yaşları arasındaki genç kadınların ilgisiyle Eylül 2025-Nisan 2026 döneminde çevrim içi gerçekleştirildi. Mentörlük programı kapsamında, 8 aylık süreçte, 515 mentör-menti eşleşmesiyle toplam 1612 saatlik 1934 mentörlük görüşmesi yapıldı.</p>
<p>Mentörlük sürecine ek olarak mentilere 13, mentörlere ise 5 farklı başlıkta eğitimler verilerek kalıcı bir kariyer yolculuğu hedeflendi. Programın, 111 genç kadının istihdama katılmasıyla somut bir başarıya imza attığı belirtildi.</p>
<p>NEET kadınlar ile farklı sektörlerde kariyerini ilerletmiş kadınları bir araya getiren program, 4. dönemi başvuruların tamamlanmasının ardından 9 Haziran'da başlayacak.</p>
<p>Mentörlük desteği vermek isteyen kadınlarla NEET genç kadınların başvuru yapabileceği programın yeni dönem başvuruları, "Geleceğini Kuran Genç Kadınlar" internet sitesi üzerinden 1 Haziran'a kadar gerçekleştirilebilecek.</p>
<p><strong>"Her 1 lira yatırım, 6 lira sosyal getiri yarattı"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan, "Geleceğini Kuran Genç Kadınlar" projesiyle ne eğitimde ne istihdamda yer alan genç kadınların potansiyellerini ortaya çıkarmayı ve onları ekonomik hayata güçlü bireyler olarak kazandırmayı hedeflediklerini belirtti.</p>
<p>Safkan, programın geçen yıl yürüttükleri sosyal etki analizi (SROI) sonuçlarına göre bu yolculukta en etkili araçlarından biri olduğunu aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu programda her 1 lira yatırım, 6 lira sosyal getiri yarattı. Deneyim aktarımı, rol model desteği ve sürdürülebilir gelişim imkanı sunan bu program sayesinde genç kadınların sadece iş bulmalarını değil, kendi geleceklerini kurabilecek öz güveni kazanmalarını sağlıyoruz. Elde ettiğimiz sonuçlar, doğru destek mekanizmalarıyla çok güçlü bir dönüşüm yaratılabileceğini açıkça gösteriyor."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mentorluk-programina-basvurular-basladi-77020</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/4/1280x720/nevgul-bilsel-safkan-1770640169.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Mentörlük Programı&quot;nın 4. dönemiyle ilgili açıklama yapan Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan, &quot;Deneyim aktarımı, rol model desteği ve sürdürülebilir gelişim imkanı sunan bu program sayesinde genç kadınların sadece iş bulmalarını değil, kendi geleceklerini kurabilecek öz güveni kazanmalarını sağlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/yuksek-enflasyonlu-sunum-para-birimine-cevrim-karari-77008</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüksek enflasyonlu sunum para birimine çevrim kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu, "yüksek enflasyonlu sunum para birimine çevrim"in yayımlanmasını kararlaştırdı.</p>
<p>Kurulun Resmi Gazete'deki kararında, yüksek enflasyonlu ülkelerin para birimlerinin çevrilmesine yönelik düzenlemelere ve kur değişiminin etkilerine ilişkin değişikliklere yer verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/yuksek-enflasyonlu-sunum-para-birimine-cevrim-karari-77008</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;deki kararda, yüksek enflasyonlu ülkelerin para birimlerinin çevrilmesine yönelik düzenlemelere ve kur değişiminin etkilerine ilişkin değişikliklere yer verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/41-bin-hektarlik-jeotermal-kaynak-arama-sahasi-icin-ihale-77007</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4,1 bin hektarlık jeotermal kaynak arama sahası için ihale</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kırşehir İl Özel İdaresinin ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Kırşehir'in Boztepe ilçesi sınırlarında bulunan jeotermal kaynak arama sahası, açık teklif usulüyle ihale edilecek.</p>
<p>Yaklaşık 4 bin 139 hektarlık jeotermal kaynak arama sahasının ihalesi, 30 Nisan Perşembe günü saat 10.30'da Kırşehir İl Özel İdaresi Encümen Toplantı Salonu'nda yapılacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/41-bin-hektarlik-jeotermal-kaynak-arama-sahasi-icin-ihale-77007</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kırşehir&#039;de 4 bin 139 hektarlık jeotermal kaynak arama sahası için ihale düzenlenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yumakli-devrekani-besi-organize-tarim-bolgesi-yillik-8-bin-500-ton-et-uretimine-ulasacak-77006</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumaklı: Devrekani Besi Organize Tarım Bölgesi yıllık 8,5 ton et üretimine ulaşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Kastamonu'da yapılan Devrekani Besi Organize Tarım Bölgesi hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Sosyal medya paylaşımında projenin yatırım tutarına dikkat çeken Yumaklı, "Kastamonu'nun bereketli toprakları 784 milyon liralık dev yatırımla hayvancılığın merkezlerinden biri oluyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Yumaklı, projenin detaylarına ilişkin şu bilgileri verdi:</p>
<p>"Devrekani Besi Organize Tarım Bölgemizin altyapı inşaatında yüzde 92 seviyesine ulaştık. Kısa sürede yatırımcıların hizmetine sunulacak OTB, tamamen faaliyete geçtiğinde 19 bin 100 baş kapasiteye ve yıllık 8 bin 500 ton et üretimine ulaşacak. 1500 kişiye doğrudan istihdam sağlayacak. Üretim gücümüzü artırıyor, gıda arz güvenliğimizi teknoloji ve modern altyapı ile inşa ediyoruz."</p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-media-max-width="560">
<p dir="ltr" lang="tr">📍 Kastamonu’nun bereketli toprakları, 784 Milyon TL’lik dev yatırımla hayvancılığın merkezlerinden biri oluyor.<br /><br />🏗️ Devrekâni Besi Organize Tarım Bölgemizin altyapı inşaatında %92 seviyesine ulaştık.<br /><br />Kısa sürede yatırımcıların hizmetine sunulacak OTB, tamamen faaliyete… <a href="https://t.co/x8HDFutdKH">pic.twitter.com/x8HDFutdKH</a></p>
— İbrahim Yumaklı (@ibrahimyumakli) <a href="https://twitter.com/ibrahimyumakli/status/2043917501520580618?ref_src=twsrc%5Etfw">April 14, 2026</a></blockquote>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yumakli-devrekani-besi-organize-tarim-bolgesi-yillik-8-bin-500-ton-et-uretimine-ulasacak-77006</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/6/1280x720/devrekani-besi-otb-1776155475.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, &quot;Devrekani Besi Organize Tarım Bölgemizin altyapı inşaatında yüzde 92 seviyesine ulaştık. Kısa sürede yatırımcıların hizmetine sunulacak OTB, tamamen faaliyete geçtiğinde 19 bin 100 baş kapasiteye ve yıllık 8 bin 500 ton et üretimine ulaşacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/30-ton-e-atik-geri-dondu-65-bin-kisiye-ulasildi-76981</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> 30 ton e-atık geri döndü, 65 bin kişiye ulaşıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vodafone’un WWF-Türkiye ve Habitat Derneği iş birliğiyle yürüttüğü Dünya İçin Lazım projesi, e-atığı yalnızca geri dönüşüm başlığı olarak ele almıyor; çocuklardan gönüllülere uzanan daha geniş bir doğa farkındalığı alanı kuruyor. 30 tonu aşan e-atık toplama performansı, 65 bini aşan eğitim etkisi ve Doğa Elçileri programı, bu yaklaşımın sahadaki en somut karşılığını oluşturuyor.</p>
<p>Sürdürülebilirlik bugün artık sadece karbon hedefleri ya da kurumsal taahhütler meselesi değil; gündelik hayatın içinde davranışı dönüştürme kapasitesiyle anlam kazanıyor. Bu nedenle e-atık meselesini yalnızca teknik bir geri dönüşüm başlığı olarak görmemek gerekiyor.</p>
<p>Vodafone’un WWF-Türkiye ve Habitat Derneği iş birliğiyle yürüttüğü Dünya İçin Lazım projesi, tam bu noktada dikkat çekiyor. Çünkü proje, çekmecelerde unutulan elektronik atıkları ekonomiye geri kazandırmanın ötesine geçerek, çocuklardan gönüllülere uzanan yeni bir doğa farkındalığı alanı kurmayı hedefliyor. 30 tonu aşan e-atık toplama performansı, on binlerce kişiye ulaşan eğitimler ve Doğa Elçileri programı, bu yaklaşımın sahadaki en somut karşılıkları arasında yer alıyor. Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel ile konuştuk:</p>
<p><strong>Yılda 62,5 milyar dolarlık fırsat</strong></p>
<p>“E-atıklar; teknolojik gelişmeler ve tüketim alışkanlıkları ile dünyada en hızlı artış gösteren atık kollarından biri. Buna ek olarak, ekonomik açıdan da yüksek değer arz eden, önemli bir atık grubu. Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre, e-atık miktarının 2050 yılında 120 milyon tona ulaşması bekleniyor. Her ne kadar birçok ülkede mevzuata dayalı çeşitli toplama sistemleri mevcut olsa da, geri dönüştürülebilen e-atık miktarı üretilen toplamın çok altında kalıyor. E-atık geri dönüşümü, ikincil hammadde ve ürün pazarı için önemli bir kaynak ve döngüsel ekonomiye geçişte önemli bir aktör. E-atıklar uygun yöntemlerle geri dönüştürülürse, dünya çapında yılda 62,5 milyar doların üzerinde bir ekonomik fırsat yaratabilir. Uygun şekilde bertaraf edilmediği durumlarda ise, içerdikleri zararlı kimyasallar ve ağır metaller su, hava ve toprak kirliliğine yol açıyor; toplum sağlığı için tehdit oluşturuyor. Dünyadaki atıkların sadece yüzde 1’ini e-atıkların oluşturmasına rağmen, topraktaki tehlikeli madde kirliliğinin yüzde 70’ine e-atıklar sebep oluyor. E-atık meselesine çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla bir bütün olarak yaklaşmak gerekiyor. Vodafone Türkiye’de operasyon, ürün ve hizmetlerimiz sonucu ortaya çıkan e-atıkların hem oluşmasını azaltmaya, hem de geri dönüşümünü artırmaya odaklanıyoruz. 2025 mali yılımızda, şebeke kaynaklı 2 bin 137 ton e-atığın geri kazanım ve geri dönüşümünü, 4 bin 508 kilo atığın ise yeniden kullanımını sağladık. Şebeke kaynaklı atıkların yanı sıra 28,57 ton operasyonel atığın tümünün geri dönüşümünü sağladık. Telefonların yanı sıra arızalı ve hasarlı şebeke ekipmanlarını da ikinci el olarak değerlendiriyoruz. Bu şekilde, 18 bin 839 mobil cihazı yeniden kullanıma uygun hale getirdik.</p>
<p><strong>E-atığı dönüştüren, farkındalığı büyüten proje</strong></p>
<p>“’Dünya İçin Lazım’ projesini WWF-Türkiye ve Habitat Derneği işbirliğiyle hayata geçirdik. Amacımız; e-atıkları dönüştürerek doğamıza ‘sıfır atık’ katkısında bulunmak, e-atık dönüşümleri sayesinde doğa bilinci gelişen bir topluluğun oluşmasını sağlamak. Bu proje kapsamında doğayı korumak üzere e-atıkları toplayıp geri dönüştürüyoruz ve doğayı koruyacak bilinçli bireylerin yetişmesini desteklemek amacıyla doğayı koruma eğitimleri veriyoruz. 7-14 yaş arası çocuklar başta olmak üzere ebeveynler, eğitmenler gibi toplumun farklı kesimlerine yönelik atölyeler, seminerler, eğitimler, yaratıcı etkinlikler ve dijital içeriklerle geniş katılımlı bir etki alanı oluşturuyoruz. Projeyle, çocukların ve yetişkinlerin e-atık, doğayı koruma, sürdürülebilirlik gibi konularda bilinçlenmesini hedefl iyoruz.”</p>
<p><strong>30 ton e-atık geri dönüştü, hedef 70 bin kişi</strong></p>
<p>Projemize yönelik yoğun ilgi sayesinde, toplamayı hedefl ediğimiz e-atık miktarına hedef tarihimizden önce ulaştık ve toplam 30 tonu aşkın e-atığı geri dönüşüme kazandırdık. Devam eden projemizle e-atıkların geri dönüşümüne katkı sağlamayı sürdürüyoruz. Bu vesileyle, müşterimiz olsun olmasın herkesi bir gün lazım olur diye çekmecelerde duran e-atıkları geri dönüştürülmesi için mağazalarımıza getirmeye davet etmek istiyorum. Diğer yandan, projemize destek veren gönüllü sayısı 400’ü, doğayı koruma eğitimleriyle ulaştığımız kişi sayısı da 65 bini aştı. Projede Mayıs ayına kadar 70 bin kişiye doğayı koruma eğitimi verilmesini ve 500 gönüllüye ulaşılmasını hedefliyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Doğayı anlatan, gözlemleyen ve koruyan çocuklar</strong></span></p>
<p>“’Doğa Elçisi’, doğayı gören, anlatan, gözlemleyen, hikâyeleştiren, koruma duygusunu geliştiren çocuk anlamına geliyor. Bu çocuklarımız, vatandaş biliminin mantığını deneyimliyorlar. E-atık ve çevre konularını kendi dilinde anlatıyorlar. Kampanya yürütmüyor ya da proje geliştirip raporlamıyorlar. Seçtikleri görev çerçevesinde fotoğraf, çizim, ses, video gibi yollarla yaratıcılıklarını ortaya koyarak yakın çevrelerinde farkındalık yayıyorlar. ‘Doğa Elçileri’ programı ise çocukların doğayla bağ kurmasını; e-atık ve çevre konularına yönelik farkındalık geliştirmesini; gözlem, düşünme ve yaratıcı üretim yoluyla öğrenmesini destekleyen çevrim içi bir öğrenme sürecini ifade ediyor. Amacımız, çocuklarda doğa okuryazarlığı geliştirmek; e-atık konusunu sadece ‘toplama’ değil, ‘fark etme, yeniden düşünme, hikâyeleştirme’ üzerinden ele almak; çevre eğitimini klasik kalıplardan çıkarıp dijital hikâye ve mikro keşif odaklı hale getirmek. Her çocuğun kendi yolculuğunu bireysel olarak yürütebilmesini ve çocukların görevleri sonucunda kendi yaratıcılıklarını kullanarak bir ürün ortaya çıkarmalarını bekliyoruz. Programa toplam 130 başvuru aldık. Değerlendirmelerimiz sonucu, 12 farklı şehirden 12 ilkokul ve 11 ortaokul öğrencisi olmak üzere toplam 23 Doğa Elçisi seçtik. Bu süreçte mentor olmak için proje gönüllülerimiz arasından toplam 55 başvuru aldık ve elemeler sonucu toplam mentor sayımız 23 oldu. Program sonunda her çocuğun ortaya koyduğu üretim, Doğa Elçileri Dijital Sergisi kapsamında yer alacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/30-ton-e-atik-geri-dondu-65-bin-kisiye-ulasildi-76981</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/1/1280x720/hasan-suel-1776145173.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 30 ton e-atık geri döndü, 65 bin kişiye ulaşıldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurda-demir-fiyatlarinda-iki-haftada-yuzde-5-artis-var-76979</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hurda demir fiyatlarında iki haftada yüzde 5 artış var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>İran ile ABD-İsrail arasında yaşanan savaşın bölgesel riskleri artırması ve ticaret akışlarını sekteye uğratması, hammadde ve hurda tedarik zincirinde aksamalara yol açtı. Bu gelişmeler iç piyasada hurda fiyatlarını yukarı taşıdı. Hem serbest piyasada hem de entegre tesislerde hurda ve DKP fiyatlarında dikkat çekici artışlar yaşandı. Üretimde yıllık yaklaşık 30 milyon ton hurda ihtiyacı bulunan ve bunun 20 milyon tonunu ithalatla karşılayan Türk demir-çelik sektörünün maliyetleri son iki haftada yüzde 3 ila yüzde 5 arasında arttı. Türkiye’nin önde gelen üreticilerinden Kardemir, Erdemir ve Çolakoğlu Metalurji iç piyasadan tedarik ettikleri hurdanın alım fiyatlarını ton başına 550 ila 700 lira arasında artırdı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddd02e1eb08-1776144430.png" alt="" width="800" height="235" />İthalattaki azalmayla birlikte iç piyasadaki talebin yükseldiğine dikkat çeken ve serbest piyasada ise bu artış yer yer 900 liraya kadar çıktığını kaydeden yetkililer, özellikle hurda, DKP ve ekstra DKP fiyatlarındaki artışın üretim maliyetlerine doğrudan yansıdığını, bu artışın kısa vadede inşaat demirinden günlük hayatta kullanılan birçok nihai ürüne kadar fiyatları yukarı çekebileceğini söylediler.</p>
<h2>Maliyetler zorluyor </h2>
<p>Hurda fiyatlarındaki yükselişi değerlendiren Ekol Soğuk Çekme Demir Çelik AŞ CEO’su Elif Tükay Korkmaz, küresel piyasalarda hammaddeye talebin artması ve arz sıkışmalarının fiyatları yukarı çektiğini söyledi. Lojistik ve enerji fiyatlarındaki artışın da hurda fiyatlarını doğrudan etkilediğini ifade eden Korkmaz, savaşın etkisiyle bölgesel risklerin arttığını, ticaretin sekteye uğradığını, bu belirsizliklerin hem fiyatları yükselttiğini hem de tedarik süreçlerini geciktirdiğini kaydetti. Son haftalarda hurda, DKP ve ekstra DKP fiyatlarındaki yükselişin üretim maliyetlerine doğrudan yansıdığını bildiren Korkmaz, “Hurda, ana girdilerimizden biri olduğu için maliyetlerimize etkisi kaçınılmaz. Ancak rekabet koşulları nedeniyle bunu ürün fiyatlarına anında ve tam olarak yansıtmak mümkün olmuyor. Sürdürülebilirlik açısından belirli bir kısmını kademeli olarak fiyatlara yansıtmak durumunda kalabiliriz” diye konuştu.</p>
<h2>Tedarik ve stok </h2>
<p>Hurda fiyatlarındaki oynaklığın tedarik ve stok stratejilerini değiştirdiğine de dikkat çeken Korkmaz, piyasalardaki belirsizlik nedeniyle artık daha kontrollü ve ihtiyaca yönelik alım yaptıklarını söyledi. “Entegre tesislerle serbest piyasa arasında oluşan fiyat farkı zaman zaman serbest piyasaya yönelmeye neden olabiliyor. Ancak bu durum fiyat istikrarını zorlaştırıyor. Büyük ölçekli entegre tesislerin avantajlı konumu, özellikle orta ölçekli üreticiler için maliyet baskısını artırıyor” diyen Korkmaz, enerji maliyetlerindeki dalgalanma, finansmana erişim zorlukları ve kur oynaklığının üretim planlamasını daha riskli hâle getirdiğini vurguladı. Ayrıca, hem hammadde hem enerji tarafında daha istikrarlı bir piyasa yapısının üreticilerin planlama kabiliyetini güçlendireceğini belirtti. Sektörün sürdürülebilirliği için geri dönüşümün teşvik edilmesi ve hurda arzının artırılmasının kritik öneme sahip olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurda-demir-fiyatlarinda-iki-haftada-yuzde-5-artis-var-76979</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/hurda.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıllık 30 milyon ton hurda ihtiyacı bulunan ve bunun 20 milyon tonunu ithalatla karşılayan Türk demir-çelik sektörünün son iki haftada maliyetleri yüzde 3 ila yüzde 5 arasında arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/corap-ihracatini-artirdi-dunya-ikinciligini-korudu-76977</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çorap, ihracatını artırdı dünya ikinciliğini korudu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türk hazır giyim sektörünün stratejik alt kollarından biri olan çorap sanayi, küresel talepteki yavaşlamaya ve yüksek maliyetler nedeni ile rekabetçilikte zorlanmasına rağmen daha katma değerli ürünlerin de etkisi ile ihracattaki ağırlığını artırmayı başardı. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) tarafından hazırlanan “Türkiye Çorap İhracat Raporu”na göre, Türkiye’nin çorap ihracatı 2025 yılında 1 milyar 156 milyon dolar, miktar olarak da seviyesinde gerçekleşti. Bir önceki yıla göre yüzde 3,8’lik düşüş yaşansa da sektörün toplam hazır giyim ve konfeksiyon ihracatı içindeki payı yüzde 6,2’ye yükseldi. Bu oran 2023’te yüzde 5,9, 2024’te ise yüzde 6,1 seviyesindeydi. Böylece çorap sektörü, genel ihracattaki daralmaya rağmen payını artırarak önemini bir kez daha ortaya koydu. 2024 yılına göre yüzde 5,6’lık gerileme yaşanan sektörde, çorap ihracatındaki kaybın daha sınırlı kalması dikkat çekti. Uzmanlar, bunun nedenleri arasında temel tüketim ürünlerine yönelik talebin daha istikrarlı seyretmesi, hızlı siparişe uygun üretim altyapısı ve Avrupa pazarına yakınlık avantajını gösteriyor. Bu yılın ilk 2 aylık döneminde ise sektör ihracatı 179 milyon dolar olarak gerçekleşti. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddcd4f4cd8d-1776143695.png" alt="" width="416" height="361" /></p>
<h2>Küresel gücünü devam ettirdi </h2>
<p>Küresel ölçekte bakıldığında da Türkiye’nin güçlü konumu devam etti. Dünya çorap ihracatı 2024 yılında yüzde 2,9 artışla 16,1 milyar dolara yükseldi. Çin 7,1 milyar dolar ihracat ve yüzde 43,8 payla açık ara liderliğini korurken, Türkiye 1,2 milyar dolar ve yüzde 7,5 payla ikinci sıradaki yerini sürdürdü. Almanya ise 893 milyon dolarlık ihracatla üçüncü sırada yer aldı. Türkiye’nin Çin ile arasındaki ölçek farkına rağmen ikinci sırada bulunması, sektörün küresel rekabet gücünü ortaya koyuyor.</p>
<h2>İthalat 60 milyon dolar </h2>
<p>Dünya çorap ticaretinin ithalat tarafında da büyüme sürdü. 2024 yılında küresel çorap ithalatı yüzde 2,7 artışla 13,9 milyar dolara çıktı. ABD 2,5 milyar dolarlık ithalatla dünyanın en büyük pazarı olurken, Almanya 1,3 milyar dolar ile ikinci, Japonya ise 821 milyon dolar ile üçüncü sırada yer aldı. Fransa 795 milyon dolar, İngiltere ise 725 milyon dolarlık ithalat hacmiyle öne çıkan diğer pazarlar oldu. Bu tablo, Türk üreticileri açısından özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’nın stratejik önemini koruduğunu gösterdi. Türkiye’nin ithalatı ise geçen yıl sınırlı bir artış göstererek 59 milyon dolardan 60 milyon dolara çıktı.</p>
<h2>En büyük kalem pamuklu </h2>
<p>Türkiye’nin ihracat performansında ürün çeşitliliği önemli rol oynadı. 2025 verilerine göre pamuklu diğer çoraplar 700,8 milyon dolarlık ihracatla sektörün lokomotifi olmayı sürdürdü. Bu ürün grubu tek başına toplam ihracatın yüzde 60,6’sını oluşturdu. Ancak son yıllarda asıl dikkat çeken gelişme sentetik liflerden uzun çoraplarda yaşandı. Söz konusu ürün grubunun ihracatı 2025’te 197,6 milyon dolara yükselirken, son beş yılda yüzde 69,9 artış kaydetti. Spor, performans ve fonksiyonel kullanım alanlarına hitap eden bu segmentteki büyüme, sektörün daha katma değerli alanlara yöneldiğine işaret ediyor. Yünlü çoraplarda da artış dikkat çekti. 2025 yılında 21,3 milyon dolarlık ihracat yapan sektör, bu kategoride son beş yılda yüzde 39,9 büyüme sağladı. Buna karşılık bazı külotlu çorap ve tayt gruplarında daralma görüldü. İlk 10 ürün grubu toplam ihracatın yüzde 97,5’ini oluşturarak üretimin belirli alanlarda yoğunlaştığını gösterdi.</p>
<h2>İlk 3: Almanya, İngiltere, Fransa </h2>
<p>Ülke bazında bakıldığında Almanya, Türkiye’nin en büyük çorap pazarı olmayı sürdürdü. 2025 yılında Almanya’ya 218 milyon dolarlık ihracat yapıldı. İngiltere 198 milyon dolar ile ikinci, Fransa 134 milyon dolar ile üçüncü sırada yer aldı. Hollanda, İspanya, İsveç, ABD ve İtalya diğer önemli pazarlar arasında sıralandı. Özellikle İspanya’da yüzde 53,7, ABD’de yüzde 24,4 ve İtalya’da yüzde 37,4 oranındaki artışlar, yeni büyüme alanları açısından dikkat çekti. Geleneksel pazarlardaki durağanlığa karşı alternatif pazarlardaki ivme, sektör açısından önemli bir denge unsuru olarak öne çıktı. Türkiye’nin önemli pazarlardaki konumu da güçlü seyrini koruyor. Almanya’nın çorap ithalatında Türkiye yüzde 26,4 pay ile Çin’in ardından ikinci sırada yer alıyor. Fransa’da ise Türkiye yüzde 25,6 payla lider tedarikçi konumunda bulunuyor. İngiltere pazarında yüzde 23,5 payla ikinci sırada yer alan Türkiye, Avrupa’nın en büyük tüketim merkezlerinde güçlü tedarikçi kimliğini sürdürüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/corap-ihracatini-artirdi-dunya-ikinciligini-korudu-76977</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/7/1280x720/corap-1776143996.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin çorap ihracatı 2025 yılında 1 milyar 156 milyon dolar olarak gerçekleşirken, toplam hazır giyim ve konfeksiyon ihracatı içindeki payı yüzde 6,2’ye yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-celik-kotalarinin-turkiyeye-etkisi-avantajdan-dezavantaja-76975</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB çelik kotalarının Türkiye’ye etkisi: Avantajdan dezavantaja</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MURAT YAPICI - </strong><strong>MY ADVISOR ULUSLARARASI DANIŞMANLIK ŞİRKETİ KURUCUSU</strong></p>
<p>Avrupa Birliği (AB), 2018 yılından bu yana çelik ithalatına karşı tarife kotası şeklinde korunma önlemi uygulamaktadır. Mevcut sistemde yıllık yaklaşık 33,8 milyon tonluk ithalat vergiden muaf tutulurken, bu kotanın aşılması halinde %25 oranında gümrük vergisi uygulanmaktadır. Türkiye dahil başlıca ihracatçı ülkelere ülke bazlı kotalar tahsis edilmiştir.</p>
<p>Mevcut kota rejimi, çoğu zaman gözden kaçan bir şekilde, Türkiye lehine önemli sonuçlar doğurmuştur. Ancak AB’nin 7 Ekim 2025 tarihinde açıkladığı yeni düzenleme taslağı, bu avantajı ortadan kaldırmakla kalmayacak, Türkiye’yi orantısız biçimde olumsuz etkileyecek bir yapı oluşturacaktır.</p>
<p><strong>Ticaret sapması ve </strong><strong>Türkiye’nin yükselişi</strong></p>
<p>AB’nin 2015 yılında başta Çin olmak üzere bazı ülkelere uyguladığı anti-damping ve sübvansiyon önlemleri, pazarda bir arz boşluğu yaratmış ve bu durum ticaret sapması yoluyla Türkiye’yi öne çıkan tedarikçilerden biri haline getirmiştir. Nitekim Türkiye’nin AB’ye ilgili çelik ihracatı 2015’te 2,2 milyon tondan (1,3 milyar avro) 2018’de 7,4 milyon tona (4,5 milyar avro) yükselmiştir.  2020’de pandemi ve 2022’de Rusya’ya yönelik yaptırımlar da bu konumu daha da güçlendirmiştir.</p>
<p><strong>Kota rejimi beklenenin </strong><strong>aksine lehte etki yaratmıştır</strong></p>
<p>2018’de devreye alınan kota sistemi, ilk bakışta kısıtlayıcı görünse de uygulamada Türkiye lehine sonuçlar doğurmuştur. Başat ürünlerde belirlenen yaklaşık 3,9 milyon tonluk ülke kotası, 2015–2017 dönemindeki yüksek ihracat performansı sayesinde avantajlı bir bazdan tespit edilmiştir.</p>
<p>Ayrıca, galvanizli sac gibi ülke kotası bulunmayan ancak rekabet gücünün yüksek olduğu ürünlerde Türkiye, genel kotadan en fazla yararlanan tedarikçilerden biri olmuştur. Sıcak haddelenmiş yassı çelik, filmaşin, inşaat demiri, profil ve boru gibi ürünlerde kotaların hızla dolması, Türkiye’nin AB pazarındaki güçlü konumunu teyit etmiştir.</p>
<p>Galvanizli yassı çelikte de ihracat 2015’te 65 bin tondan 2021’de 1,4 milyon tona çıkmış, ancak 2022’de getirilen anti-damping vergileriyle 680 bin tona gerilemiştir.</p>
<p><strong>Yeni model: Daha dar </strong></p>
<p><strong>kota, daha yüksek vergi</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin 7 Ekim 2025 tarihinde açıkladığı yeni düzenleme taslağı, mevcut sistemde köklü bir değişiklik öngörmektedir. Buna göre:</p>
<p>Vergisiz kota miktarı yaklaşık %47 oranında azaltılarak 18,3 milyon tona düşürülecek,</p>
<p>Kota dışı ithalata uygulanan vergi oranı %25’ten %50’ye çıkarılacak,</p>
<p>Ülke kotalarından yararlanabilmek için ergitmeden üretim (melt and pour) gibi daha katı menşe kuralları getirilecektir.</p>
<p>Bu düzenleme ile AB’nin amacı, ithalatın pazar payını mevcut yaklaşık %20 seviyesinden 2013 yılındaki %13 seviyesine geri çekmektir.</p>
<p><strong>Neden Türkiye ve haddehaneler </strong><strong>daha fazla etkilenecek?</strong></p>
<p>Yeni modelin en kritik özelliği, etkilerinin ülkeler arasında simetrik olmamasıdır. Türkiye’nin kotalarını en hızlı ve en yüksek oranda kullanan ülkelerden biri olması nedeniyle, kota daralması Türkiye üzerinde doğrudan ve yüksek bir etki yaratacaktır. Buna karşılık, kotalarını tam kullanamayan ülkelerde etki daha sınırlı kalacaktır.</p>
<p>Öte yandan, “ergitmeden üretim” şartı, ithal girdiyle üretim yapan haddehaneler için ciddi bir kısıt getirmektedir. Bu tesisler AB pazarına erişimde zorlanacak ve yurtiçindeki entegre tesislere bağımlı hale gelecektir. Bu da maliyet artışı ve rekabet gücü kaybı anlamına gelmektedir.</p>
<p>Sonuç olarak, yeni düzenleme hem ülke bazında hem de sektör içinde asimetrik bir etki yaratarak Türkiye’yi ve özellikle belirli üretim segmentlerini orantısız biçimde olumsuz etkileyecektir.</p>
<p><strong>2 milyar Euroluk </strong><strong>ihracat kaybı riski</strong></p>
<p>2025 yılı itibarıyla toplam kota miktarı yaklaşık 33,4 milyon ton seviyesindeyken, Türkiye’nin AB’ye çelik ihracatı yaklaşık 6 milyon ton ve 4 milyar Euro düzeyindedir.</p>
<p>Kota miktarının yaklaşık yarı yarıya azaltılması ve gümrük vergisinin %50’ye çıkması dikkate alındığında, basit bir oransal hesaplama dahi Türkiye’nin ihracatında yaklaşık 2 milyar avroluk bir kayıp riski bulunduğuna işaret etmektedir.</p>
<p><strong>Sonuç: Yapısal bir </strong><strong>dezavantaja doğru</strong></p>
<p>Mevcut kota sistemi beklenenin aksine Türkiye lehine işlemiş ve AB pazarındaki konumunu güçlendirmiştir. Ancak önerilen yeni model, bu avantajı ortadan kaldırarak Türkiye’nin rekabet gücünü zayıflatma riski taşımaktadır.</p>
<p>Bu nedenle söz konusu düzenleme, yalnızca geçici bir daralma değil, Türkiye’nin AB pazarındaki yerini yapısal olarak geriletebilecek bir politika değişikliği niteliğindedir.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta bu yaklaşımın DTÖ kurallarıyla uyumsuzluğu ve çok taraflı sistem üzerindeki etkilerini ele almıştım. Bu yazının devamında ise, DTÖ, Gümrük Birliği ve AKÇT Serbest Ticaret Anlaşması çerçevesinde Türkiye’nin politika seçeneklerini değerlendireceğim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-celik-kotalarinin-turkiyeye-etkisi-avantajdan-dezavantaja-76975</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB çelik kotalarının Türkiye’ye etkisi: Avantajdan dezavantaja ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/leninin-emperyalizm-kitabi-ve-gunumuz-76974</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lenin’in emperyalizm kitabı ve günümüz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugün herkesin emperyalizm dediği pek de kârlı olmayan saldırganlıklar bütününün Lenin’in 110 sene önce bahsettiği emperyalizm ile ilgisi kaldı mı? Bir bakalım. Lenin broşürüne esas olarak ekonomik olanla başlayacağını ve politik emperyalizmi ön planda ele almayacağını yazarak başlar. <em>Aşırı kârlardan</em> bahsederek başladığı çalışmada, önsözde, ilk elde Hobson’un kitabının ilk bölümündeki tezlerden etkilenmemiş gibi görünür. Lenin tekelleşmenin en önemli dönüşüm olduğunu açıkça belirtir. Zaten Lenin’in tekelleşmeye, kapitalizmin serbest rekabetle tanımlandığı dönemin sona ererek, bu dönemde olduğu varlığın tam tersine dönüşmesine referans verdiği ve finans kapitalden çok tekelci kapitalizm terimini öne çıkardığı görülecektir. Kartelleşmeye büyük üretim ağlarının oluşması Almanya örneğinde sergilenir. Buradaki geleneksel soru ve eleştiri şudur: Lenin esas olarak Almanya örneğindeki ampirik verilere mi dayanmaktadır? Bu eleştiri Hilferding üzerinden sıklıkla yapılmıştır. Lenin, Hilferding’in bahsettiği koruyucu tarifeler-kartelleşme bağlantısının olmadığı Britanya’da da yüksek teknik seviye ve işletme başına yüksek sabit sermaye yatırımlarının yarattığı ölçek ekonomilerinin neden olduğu konsantrasyondan bahseder ve yoğunlaşma eğiliminin kapitalizmde temel ve genel bir yasa olduğunu sık vurgular. Lenin rekabetin tekelleri doğurduğuna defalarca vurgu yapar.</p>
<p>Tarihi olarak kartelleşme 1970’lerin depresyonuyla başladı: 1900 civarında kartelleşme hâkim biçim haline geldi. Serbest rekabet ise doruğa 1860’larda erişmişti. Lenin böylece Hobson’un emperyalizmi başlattığı 1880’lerle kartelleşme eğilimini aşağı yukarı aynı dönemde birbirine bağlar ve bir tarihi korelasyon önerir. 1889-90 “kısa boom” sırasında karteller ilk defa aniden düşen fiyatlar karşısında darbe yemiş ama 1895 sonrası yükselen fiyatlarla hâkimiyet kurmuşlardı. 1900-1903 krizine demir-çelik ve madencilikte tam kartelleşme altında girildi. Tekelleşme eğilimi öncelikle hammadde sağlamayı merkeze aldı ve kömür gibi girdi üreten sektörlerde öncelikle gelişti. ABD’de büyük şirketler 1904 yılında yüzde 25 oranındaydı: ücretlilerin yüzde 75’ini, üretiminse yüzde 79’unu sağlıyorlardı. Almanya’da yüzde 70-80 kartelleşen sektörlerin üretimiydi. Kartel dışı üretim sadece yüzde 20-30 idi.</p>
<p>Bu gelişmeler anormal kârlara, çok büyük ölçekli üretime ve nitelikli işgücünün de, tüm diğer girdiler/hammaddeler gibi, karteller tarafından önceden bağlanmasına yol açmıştır. Demiryolları ki kapitalist gelişmenin ve pazar ölçeğinde büyümenin önemli göstergelerinin başında geliyordu ve deniz taşımacılığı da tekelleşmenin parçasıdır. Üretim sosyalleşmektedir. Kârlar öncelikle üretim malları üreten sektörlerde, madencilik ve demir-çelik gibi, artar ve kapitalist gelişme artık para-sermaye ve sanayi sermayesi arasındaki ayrımla açıklanamaz. Kârların önemli kısmı finans dehalarına ve spekülatörlere gitmeye başlar. Dağıtılan temettüler yüzde 12-16 aralığına yükselir. Lenin tekelleşmenin ekonomik dengeyi kararlı hale getirmediğini, tam tersine kartel dışı sektörlerde daha da büyük dengesizliklere yol açtığını ve “koordinasyon başarısızlıklarını” artırdığını söyler. Burada kullandığım bu terim Lenin’in değildir.  Lenin’in dengenin kararsızlığını mı yoksa dengenin etkin olmamasını mı veya doğrudan doğruya dengesizlik durumlarını mı kastettiği açık değil. Lenin’in bahsettiğim kavramlarla düşünmediği açıktır ama modern bir ekonomiste, örneğin, Cournot-Walras dengesi veya kartel çözümü kavramlarını çağrıştıran atıflarda bulunduğu açıktır.</p>
<p>Lenin emperyalizm çalışmasında teorik Marksist iktisat-iş çevrimi alanına hemen hiç girmez. Fakat arada kullandığı birkaç ifade uzaktan referans niteliğindedir. Örneğin Liefman’a atıfta bulunduğu paragrafta yazarın “bir ekonomik sistem ne kadar gelişmişse o kadar riskli projelere kalkışacağı” ibaresini nakleder ve arkasından artan riskin barajdan taşar gibi artan sermayeyle ilişkisini ve bunun da çok hızlı teknik ilerlemeyle üstü örtük bağını kurar. Bu tür teknik ilerlemenin sektörler arası uyumsuzluk/dengesizlikleri artıracağını söyler. Buradan Tugan’ın orantısızlık yani sektörlerin farklı hızlarda büyüyerek krize yol açtığı tezine bir adım vardır. Lenin krizlerin konsantrasyonu daha da artırdığına dikkat çekerek devam eder.</p>
<p>Lenin ilk bölümü “Tekel; işte son söz!” diyerek kapatır. İkinci bölümde bankaların yeni rolüne değinir. Bankalar aracı rolünden taşarak tüm para sermayeye hükmeden tekeller haline dönüşmüştür. Buradan itibaren Hilferding etkisi hissedilmeye başlar. Fakat bu etki net bir teorik etkiden daha çok tematik bir etki gibidir. İleride Hobson’un Lenin üzerinde daha ağır bastığını, fakat Hilferding’in temalarının Hobson’da eksik olan kartelleşme/tröstleşme temasını sağladığını göreceğiz. Lenin bankacılıkta konsantrasyonun ne kadar hızlı arttığından bahseder. Küçük bankalar hızla erimekte veya büyük bankaların şubeleri/aracıları haline gelmektedir. Bankalar kendi başlarında holdinglere dönüşmekte ve yüzde 40 sermaye ortaklığı kontrol gücü vermektedir. Bankalardaki mevduatın kullanımı 12 kata kadar <em>borçlanma (kaldıraç) </em>imkânı tanımaktadır. Lenin Deutsche Bank grubunu örnek verir ve büyük bankalardaki mevduat hesaplarının baş döndürücü hızda arttığını gösterir. Bankalar kapitalist sınıf içindeki gelir ve servet dağılımını belirleme gücüne kavuşmuştur. Lenin mevduat ve yatırım bankaları arasındaki ayrıma da girer. Bu ayrım 1930’larda bankacılık düzenlemesinin temelini oluşturmuştur. Lenin bu noktada hisse senedi piyasalarını rekabetçi kapitalizmin bir kurumu sayarak, tekelci kapitalizmde bu piyasaların önemini yitirmekte olduğunu söyler. Konsantrasyon büyük bankalar bağımlılığı artırarak tekelci yapılar dışında kalan firmaların kredi olanaklarını daraltır. Dönemin bazı eğilimlerinin (grup içi kredi verme, kredi tayınlaması, kredi kanalının holding dışı şirketlere baskı yapmak için kullanılması, halka arz ve hisse sendi yatırımlarında kontrolü elde bulundurma eğilimi, küçük şirketlerin sermaye piyasasına açılmasının zorlaşması) abartıldığını görüyoruz. Lenin’in Hilferding’e referans verdiği veya Buharin’i övdüğü, evrensel bankaların hâkimiyetine geçişten bahsettiği veya holding şirketlerini öne çıkardığı bölümlerde, bankacılık-taşımacılık-altyapı ve su-elektrik hizmetleri, gayrimenkul piyasasını emperyalizmin has-öncü sektörleri gördüğü bölümde haklı olduğu söylenebilir. Eğilimleri saptamanın ötesinde önemli olan Lenin’in Hobson’vari öne sürdüğü <em>tefeci kapitalizm</em> kavramıdır</p>
<p>Lenin kapitalizmde sermaye mülkiyetinin üretim ve girişimden, para sermayenin sanayi sermayesinden ve rantiyenin üretici sermayenin/sanayi sermayesinin yönetiminden kopuk olduğunu söyledikten sonra emperyalist aşamada bu kopukluğun büyük boyutlara taşındığını vurgular. 20. Yüzyılın başında tekelleşme hızlanmış ve mali sermaye büyümüştür fakat bu iki olgu sanki hala birbirinden bağımsız, ancak eş zamanlı, olgular gibi görülmektedir. Lenin dördüncü bölümün başında <em>muazzam bir aşırı sermayeden</em> (sermaye fazlasından) bahsediyor ve serbest rekabet için tipik olan mal ihracıyken, tekellerin hâkimiyetindeki son aşamada tipik olanın sermaye ihracı olduğu formülü burada dile getiriliyor. Bu bölüm Lenin’in teorik sorunlara arada bir değinip geçmesinin ilk örneklerini de içeriyor. Sermaye fazlası, sermaye ihracının tipikleşmesi ve aynı zamanda mal ihracını da tetiklemesi temaları bu tip örneklerden sayılabilir. Lenin burada emperyalizm için nitelik olarak yeni bir gelişmeden bahsetmeyip, muhtemelen Marx’ta zaten var olan “sermaye bolluğu/aşırı sermaye” kavramlarına bir göndermede bulunmuş olabilir. Bu böyle olabilir çünkü Lenin’in emperyalizmin pazar sorunu/gerçekleşme sorunu/sermaye birikimi bağlantısını asla teorileştirmediği bir metinden bahsediyoruz.      </p>
<p>Lenin’in tartışmalı olabilecek tezlerinden birisi de tekellerin/tekelci fiyatlamanın, geçici bir dönem için bile geçerli olsa, teknolojik ilerlemeyi baltaladığını, gelişmeyi durdurduğunu ve çürümeye/çöküşe götürdüğü iddiasıdır. Bir eğilim olarak parazitlik, rantiye devlet ve tefeci emperyalizm nosyonları bu noktada öne sürülür. Emperyalizme özdeş olarak tekelci kapitalizm ve kapitalizmin son aşaması, ölen-can çekişen kapitalizm tanımlamaları Lenin’in emperyalizmi serbest rekabetle tam olarak karşı karşıya koymasının sonucudur. Rekabetin tekeli doğurması, serbest rekabetin zıddına, emperyalizme, tekelci kapitalizme dönüşmesi gibi köşeli vurgular hem Lenin’in Marx’ın genel pozisyonlarından uzaklaşmak istememesi, hem de siyasi nedenlerden dolayı şematik formüller aramasının fonksiyonu olabilir.  </p>
<p>Bakalım burada anlatılanları Venezuela veya İran veya Suriye ya da Lübnan ile ilişkilendirip ‘işte tam da bu’ diyebilecek birileri çıkacak mı? Veya bugün olanların 110 yıl öncesiyle ilgisinin kalmadığını, bambaşka araçlar ve bambaşka teorik lenslerle incelemek gerektiğini kabul edenler mi daha ikna edici tezler üretebilecekler? Mesela Maduro kaçırıldığında Trump Amerikan petrol şirketlerini çağırıp Venezuela petrolünü siz çıkarın dediyse de şirketlerin itiraz ettikleri duyuruldu. 100 milyar dolarlık yatırım gerekiyordu ve Venezuela petrolü hem çıkarılma hem de arıtma aşamalarında pahalı olduğu için yatırımın geri dönmesi zaman alacaktı ve kâr oranı düşük olacaktı. Oysa dev Amerikan şirketleri Texas’ta, New Jersey’de, New York eyaletinde kendi petrollerini 45 dolara çıkarıyorlar ve 96,5 dolarlık WTI petrol güncel fiyatıyla zaten süper kâr elde ediyorlar. Bu ilişkinin tersine olması, şirketlerin Trump’a baskı yapması gerekmiyor muydu? Lenin’in zamanında, 1915’te beklenti öyleydi. Veya İran: İran zaten İtalyan ve Alman sermayesini kabul etmişti ve ABD/İngiliz şirketlerinin petrolünün bir kısmını çıkarmasına da karşı değildi. 1953 Musaddık günlerinden çok uzaktayız. O zaman konu petrol değilse nedir? Sadece Çin’i sıkıştırmak mı? Veya sadece İsrail’in “güvenliği” meselesi mi? O zaman sermaye ihracı, tekelci kapitalizm vb. iddiaların dayanağı kalıyor mu? Kaldı ki bizzat Lenin yabancı sermayeyi davet etmişti –çünkü SSCB’de sermaye ve teknoloji ihtiyacı vardı- ve Ford Rusya’daki varlığını SSCB döneminde de sürdürmüştü. Sovyet mühendisleri Detroit, Michigan’da araba fabrikalarında staja gidiyor ve Amerikalı mühendisler SSCB’de fabrika kurulmasına yardım ediyorlardı. Yıllar süren bir olaydır. Öyleyse savaşa ne gerek vardı veya bugün de ne gerek var? Düşünmek lazım. Soruyu net sorayım: Günümüz savaşlarının kapitalizmle doğrudan bir ilişkisi var mı?  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/leninin-emperyalizm-kitabi-ve-gunumuz-76974</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lenin’in emperyalizm kitabı ve günümüz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bes-nesildir-surdurulen-is-ve-kultur-yolculugu-76813</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> beş nesildir sürdürülen iş ve kültür yolculuğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><span style="color: #3598db;"><strong>yıldızlar yatırım holding’in yönetim kurulu üyesi hakkı yıldız: bir holding olsak da bizim için önemli olan, bulunduğumuz yerde nasıl bir iz bıraktığımız ve çevremize ne kattığımızdır</strong></span></p>
<p><strong>Türkiye ekonomisine 130 yılı aşkın süredir hizmet veren, temelleri 1890 yılında atılan Yıldızlar Yatırım Holding’in iş hayatı kadar değerli tutulan kültür ve sanat yaşamına ilişkin Yıldızlar Yatırım Holding’in Yönetim Kurulu Üyesi Hakkı Yıldız, <em>“Sanatı, düşünceyi besleyen, bakış açısını zenginleştiren ve insanı dönüştüren bir alan olarak görüyoruz. Sanayi alanında faaliyet gösteren bir Holding olsak da üretimi sadece ekonomik çıktılarla tanımlamıyoruz. Bizim için önemli olan, bulunduğumuz yerde nasıl bir iz bıraktığımız ve çevremize ne kattığımız. Kültür ve sanat da bu katkının en güçlü alanlarından biri” </em>değerlendirmesini yapıyor.</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d9fc6f24910-1775893615.png" alt="" width="283" height="331" /></strong></p>
<p style="text-align: right;"><em>Yıldızlar Yatırım Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı  Fehmi Yıldız’ın üç bölümden oluşan (Biyografi-Otobiyografi-İş Yaşamı) “Sadece ‘Dürüst’ Desinler Yeter” adı verilen kitabına ilişkin Hakkı Yıldız, “Bir kitabın ortaya çıkış süreci sadece belge ve bilgi toplamakla sınırlı değil. Türü ne olursa olsun, bu işin temelinde çok ciddi bir emek, zaman ve odaklanma var. Ortaya çıkan metnin güçlü ve okuru içine çekebilmesi için anlatımın akıcı olması, akışının iyi kurulması ve duygunun abartıya kaçmadan dengeli verilmesi gerekiyor. Bu da ancak sabırlı bir çalışmayla ve metnin üzerinde defalarca düşünmekle mümkün” diyor.</em></p>
<p>Yıldızlar Yatırım Holding, Türkiye ekonomisine 5 nesildir hizmet veriyor. Yıldız Ailesi’nin sahibi olduğu kuruluşun kökleri, 1890’larda <strong>Hasan Efendi</strong>’nin (<strong>Hasan Yıldız</strong>) başlattığı kereste ticaretine uzanıyor. 1800’lerin sonlarında başlatılan bir iş serüveninin, ailenin sonraki nesilleri tarafından kesintiye uğratılmadan hatta büyütülerek günümüze kadar ulaştırılması, yeryüzünde sayıları çok olmayan örnekler arasına girmeye aday kuşkusuz.</p>
<p>Trabzon’da o tarihlerde başlatılan mütevazı kereste işi, ailenin beş kuşağından temsilciler tarafından sahiplenilerek, 8 farklı sektörde faaliyet yürüten, 5 bin kişinin çalıştığı modern üretim tesisleriyle dev bir yapıya dönüştürüldü. Büyüklerden kalan mirasın yalnızca iş uzmanlığı olması yeterli değil bu büyük serüvenin başarıyla yürütülmesi için. Daha fazlasını istiyor. Yeni nesillere büyüklerinden, zaman içinde harmanlanmış iş kültürünün de aktarılmış olması gerekiyor, örneğin.</p>
<p>İş kültürü dediğimiz kurallar, prensipler, düsturlar bütünü, uzun ve meşakkatli serüvende yolu aydınlatan kollardaki altın bilezik bana göre. 1890’ların girişimcisi Hasan Efendi’den başlıyor ya serüvenimiz. Dürüstlüğün kuşaklar boyunca aktarılan bir yaşam biçimi olarak algılanmasına ilişkin temel harcı da ilk Hasan Efendi tarafından atılıyor. Yıldızlar Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fehmi Yıldız’ın geçen yılın Mart ayında çıkarılan biyografi kitabından öğreniyoruz ki çevresinde <em>“Emin Hasan”</em> olarak bilinen Hasan Efendi, kendi kasasında insanların kıymetli eşyalarını yıllarca saklıyor. Uzun yıllar sürüyor bu emanetçilik. Çevresinin dürüstlük ve güvenilirlik sembolü oluyor. Bu güvene dayalı, doğruluktan şaşmayan anlayış, İkinci Dünya Savaşı yıllarında bu kez Hasan Yıldız’ın oğlu <strong>Salih Yıldız</strong> üzerinden daha da belirgin hale geliyor. Ekmeğin karde ile verildiği yokluk ve belirsizliğin hâkim olduğu zorlu dönemde, ekmek karnelerinin dağıtım sorumluluğu Salih Yıldız’a emanet ediliyor. O da tabi ki babasının izinden gidiyor, görevini başarıyla yürütüyor.</p>
<p>Yazımızın ilk bölümünü bu noktada tamamlayalım. KİTAP dergimizin kapak konusunu yukarıda bahsini geçirdiğimiz gibi Yıldızlar Yatırım Holding’in kültür ve sanat yolculuğu ile kurucu Fehmi Yıldız’ın son kitabı oluşturuyor. Sorularımızı Yıldızlar Yatırım Holding’in Yönetim Kurulu Üyesi Hakkı Yıldız yanıtladı. Yıldız, kurumunun kültür, sanat faaliyetleri, sosyal projeleriyle ilgili bilgi verirken,  babası Fehmi Yıldız’ın biyografi kitabını da değerlendirdi. Diğer yandan söz konusu alanlara ilişkin kişisel düşüncelerini de KİTAP okurlarıyla paylaştı:</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>“bu proje bizim için sadece bir kitap çalışması değil, aynı zamanda babamızın hayatını doğru şekilde aktarabilme sorumluluğuydu”</strong></span></p>
<p><strong>kitaba dair</strong></p>
<p><strong>Yazar Rıdvan Akar, önsözünün teşekkür bölümünde sizin katkılarınızdan da söz ediyor. “Bu projenin hayata geçmesini dirayeti ve fikri takibi ile sağlayan Hakkı Yıldız’dı” satırlarını kaleme alıyor. Kitabın oluş ve hazırlanış sürecine ilişkin katkılarınızı bir de sizin ağzınızdan dinleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Bu proje bizim için sadece bir kitap çalışması değil, aynı zamanda babamızın hayatını ve değerlerini gelecek kuşaklara doğru şekilde aktarabilme sorumluluğuydu. Aile içinde kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılan ancak yazılı hale getirilmediği için zamanla kaybolma ihtimali olan geçmişin kayıt altına alınması gerektiğine inanıyordum. Bu nedenle kitap fikrini önerdim. Bu fikri babamla paylaştığımda çok sıcak bakmadı, <em>“Gerek var mı”</em> dedi. Ancak zaman içinde, özellikle torunlarıyla yaptığı sohbetlerde geçmişe dair anlatıların ne kadar sınırlı kaldığını fark ettiğimiz bir an, bu sürecin kırılma noktası oldu. Orada mesele artık bir kitap yazmaktan ziyade, bir hayatın ve değerler bütününün kayıt altına alınması ihtiyacına dönüştü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d9fd21132f7-1775893793.png" alt="" width="666" height="685" /><strong>Sizin de katkılarınızla kitap ile ilgili gelişim, yalnızca anılar bütünü değil o halde?</strong></p>
<p>Benim katkım daha çok bu fikrin takip edilmesi ve somut bir projeye dönüşmesini sağlamak oldu. Projenin başından itibaren amacımız, onun hikâyesini olduğu gibi aktarabilmekti. <strong>Rıdvan Akar</strong> bu süreci titiz bir şekilde yürüttü, sürekli yakın temas halindeydik. Kitabın sadece bireysel bir hikâye olarak kalmaması için aile arşivimizde yer alan belgeleri, hatıraları ve tanıklıkları paylaştık. Böylece bir dönem Türkiye’sine ve iş yapma kültürüne ışık tutmaya çalıştık. Diğer taraftan bu süreci sadece bir kitapla sınırlı görmedik. Babamın hayatı boyunca benimsediği değerlerin ve özellikle yardım anlayışının sürdürülebilir bir yapıya kavuşması gerektiğine inanıyorduk. Bu nedenle kitap çalışmasıyla eş zamanlı olarak vakıf fikrini de hayata geçirdik ve <em>Fehmi Yıldız Vakfı</em>’nı kurduk.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d9fd3dbd9d6-1775893821.png" alt="" width="344" height="430" /><strong>Kitabın içeriğine yönelik katkılarınız olduğu muhakkak. Belge ve bilgi ortaya koyan yardımlarınızı düşündüğünüzde, bir kitabın oluşması sürecine ilişkin değerlendirmeleriniz neler olur?</strong></p>
<p>Bir kitabın ortaya çıkış süreci sadece belge ve bilgi toplamakla sınırlı değil. Türü ne olursa olsun, bu işin temelinde çok ciddi bir emek, zaman ve odaklanma var. Ortaya çıkan metnin güçlü ve okuru içine çekebilmesi için anlatımın akıcı olması, akışının iyi kurulması ve duygunun abartıya kaçmadan dengeli verilmesi gerekiyor. Bu da ancak sabırlı bir çalışmayla ve metnin üzerinde defalarca düşünmekle mümkün. Bu projede bunu çok net gördük. Hatıralarla tarihsel arka planın birlikte ele alınması, kitabın en güçlü taraflarından birini oluşturdu. Bu çalışmanın babamız <strong>Fehmi Yıldız</strong>’ın hayatını anlatmanın ötesinde, onun değerlerini ve temsil ettiği dönemi doğru şekilde aktarabildiğine inanıyorum.</p>
<p><strong>Kitap yazımı, bir aile geleneğine veya kurumsal bir sürekliliğe dönüşür mü? Siz kendinize ilişkin bu konuda bir hazırlık prensibi koydunuz mu?</strong></p>
<p>Kitap gibi çalışmaların hem aile hafızası hem de kurumsal süreklilik açısından önemli bir karşılığı olduğunu düşünüyorum. Geleceğe daha sağlıklı bir aktarım yapabilmek için, ileride ihtiyaç duyulabilecek malzemeleri bugünden derlemeye başladım. Fotoğraflar, haberler ve benzeri içerikleri biriktiriyorum ve bir arşiv oluşturmayı hedefliyorum. Bu çalışma ile aile, şirket ve vakıf özelindeki tüm içeriklerin düzenli şekilde kayıt altına alınması, belgelenmesi ve erişilebilir hale getirilmesini hedefliyoruz. Böylelikle vakıf çatısı altında yapılan tüm faaliyetleri arşivleyerek hem kurumsal bir hafıza oluşturmayı hem de bu birikimi dijital ortamda paylaşarak sürdürülebilir kılmayı hedefliyoruz.</p>
<p><strong>Okuma ve yazma ile ilgili “mesainizi” bize özetlemeniz mümkün müdür? Ne sıklıkta kitap okursunuz, başucu kitaplarınızın bir listesini istesek veya hayatınıza en çok dokunan kitapları sıralamanızı istesek, neler önerirsiniz? Yaşamınızla ilgili not veya günlük tutar mısınız?</strong></p>
<p>Son yıllarda fiziki kitap okuma alışkanlığı günden güne azalıyor. Ben de dijital dünyanın nimetlerinden faydalanıyor, e-kitaplara yöneliyorum. Genellikle dünya siyaseti ve dünya tarihi üzerine kitaplar okumayı tercih ediyorum. Son okuduğum kitap <strong>Mehmet Ali Güller</strong>’in <em>“Kuşak ve Yol’u”</em> kitabı. Daha önce not alma alışkanlığım vardı. Ancak mevcut iş temposu ve yaşam düzeni içinde hem okuma hem de yazma pratiğim eskiye kıyasla daha sınırlı…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“tarihi ve kültürel değerlerimizi yaşatan, kültürel birikimi kalıcı kaynaklara </strong><strong>dönüştüren projeler geliştiriyoruz”</strong></span></p>
<p><strong>Yıldızlar Yatırım Holding bünyesinde kültür ve sanat projeleriniz hakkında bilgi verir misiniz?</strong></p>
<p>Yıldızlar Yatırım Holding olarak tarihi ve kültürel değerlerimizi yaşatan, kültürel birikimi kalıcı kaynaklara dönüştüren projeler geliştiriyoruz. Kültürel mirasın korunmasına yönelik somut adımlarımızdan biri, Mudurnu’nun turizm potansiyelini ortaya çıkarmayı hedefleyen proje kapsamında restorasyonunu gerçekleştirdiğimiz Tarihi Tekkeliler Konağı oldu.</p>
<p>Bu çalışma ile yalnızca fiziksel bir yapıyı yenilemekle kalmadık; aynı zamanda kültürel bir değeri yeniden işlevlendirerek yaşamın içine dahil ettik. Ayrıca Cumhuriyetimizin 100. yılına armağan ettiğimiz <em>“Cumhuriyetin Mimarları”</em> kitabı ile Türkiye’nin mimarlık birikimini sistematik bir çerçevede ele alarak kültürel hafızaya kalıcı bir katkı sunduk. Bu çalışma, kültürel mirasın yalnızca korunması değil, aynı zamanda belgelenmesi ve bilgiye dönüştürülmesi açısından önemli bir referans niteliği taşıyor.</p>
<p>Aynı zamanda yine Cumhuriyetimizin 100. yılında bir diğer grup şirketimiz İGSAŞ, bilim insanı Dr. <strong>Mirza Gökgöl</strong>’ün 1935-1939 yılları arasında kaleme aldığı <em>“Türkiye Buğdayları”</em> adlı iki ciltlik eseri, 5 Aralık Dünya Toprak Günü’nde düzenlenen özel bir etkinlikle tarım dünyasına yeniden kazandırdı. 1937’den bu yana baskısı yapılmayan bu önemli eser, günümüz Türkçesine uyarlanarak sektör paydaşlarıyla buluşturuldu. <em>“Türkiye Buğdayları”</em>, yalnızca buğday türlerini bilimsel bir perspektifle ele almakla kalmıyor; aynı zamanda dönemin çiftçilerini, üretim koşullarını ve tarımsal zorluklarını da aktarıyor. Bu proje ile hem geçmişin tarımsal mirasını geleceğe taşıyor hem de tarımda sürdürülebilirliğe katkı sağlıyoruz.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d9fd9343d12-1775893907.png" alt="" width="500" height="426" />
<figcaption><strong>Fehmi Yıldız</strong></figcaption>
</figure>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“osmanlı dönemine duyduğum </strong><strong>özel ilgiden dolayı özel bir koleksiyonum bulunuyor”</strong></span></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>Koleksiyonerlik Kimliği</strong></span></p>
<p>Holding bünyesinde veya kişisel dünyanızda sanata bakışınız nasıl? Sizi heyecanlandıran belirli bir sanat disiplini veya dönemi var mı?</p>
<p>Sanatı, düşünceyi besleyen, bakış açısını zenginleştiren ve insanı dönüştüren bir alan olarak görüyoruz. Sanayi alanında faaliyet gösteren bir Holding olsak da üretimi sadece ekonomik çıktılarla tanımlamıyoruz. Bizim için önemli olan, bulunduğumuz yerde nasıl bir iz bıraktığımız ve çevremize ne kattığımız. Kültür ve sanat da bu katkının en güçlü alanlarından biri. Genel merkezimizi Cer İstanbul’a taşıma kararımız da bu yaklaşımın somut bir yansıması.</p>
<p>Cer İstanbul, Yedikule’nin Bizans dönemine kadar uzanan tarihsel geçmişi içinde yer alan; 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı’nın sanayi ve ulaşım tarihine tanıklık etmiş özgün bir endüstri mirası alanı. Cumhuriyet döneminde de farklı işlevlerle varlığını sürdürmüş. Böyle bir mekânda yer almak, bizim için geçmişle kurduğumuz bağın somut bir ifadesi. Kendi adıma Osmanlı dönemine duyduğum özel ilgiden dolayı özel bir koleksiyonum bulunuyor. Bu perspektifle sanatı, insanın kendini ifade etme ve dünyayı anlama biçimini zenginleştiren bir alan olarak görüyorum.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>“güveni ve itibarı önceliklendirerek, dürüstlüğü </strong><strong>kurum kültürümüzün temel taşı haline getirdik”</strong></span></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>yaşam kültürü ve değerler</strong></span></p>
<p><em>Dürüstlük Bir "Yaşam Biçimi" Olarak:</em> Kitabın ismi olan "Dürüstlük" kavramı, günümüzün hızla değişen dünyasında kültürel bir değer olarak nasıl korunabilir? Bu değeri holding kültürünün merkezine nasıl yerleştirdiniz?</p>
<p>Dürüstlük, bizim için sadece bir ilke değil, kuşaklar boyunca aktarılan bir yaşam biçimidir. Bu anlayışın temeli, kurucumuz Hasan Yıldız’a, yani çevresinde bilinen adıyla <em>“Emin Hasan”</em>a dayanır. Hasan Yıldız’ın bu şekilde anılmasının en önemli sebebi, sahip olduğu kasa sayesinde insanların kıymetli eşyalarını gönül rahatlığıyla ona emanet etmesidir. Bu güven ilişkisi, onun dürüstlüğünün ve güvenilirliğinin toplum nezdinde somut bir karşılığıdır. Bu güven ve dürüstlük anlayışı, özellikle İkinci Dünya Savaşı yıllarında daha da belirgin hale gelmiştir. Ekmek karnesi uygulamasının olduğu, yokluk ve belirsizliğin hâkim olduğu bu dönemde, devletin dahi duyduğu güvenle ekmek karnelerinin dağıtım sorumluluğu Hasan Yıldız’ın oğlu Salih Yıldız’a emanet edilmiştir. Bu durum, dürüstlüğün yalnızca iyi zamanlarda değil, en zor koşullarda bile vazgeçilmez bir değer olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Holding kültürünün merkezine dürüstlüğü yerleştirirken de aynı anlayışı benimsiyoruz. Tüm süreçlerimizde adil, açık ve hesap verebilir olmayı esas alıyor; çalışanlarımızdan dış paydaşlarımıza kadar herkes için güvene dayalı bir yapı kuruyoruz. Kısa vadeli kazanımlar yerine güveni ve itibarı önceliklendirerek, dürüstlüğü kurum kültürümüzün temel taşı haline getiriyoruz.</p>
<p><em>Of’tan Bafra’ya, Bafra’dan Dünyaya:</em> Ailenizin göç hikâyesi ve kökleriniz, yaşam kültürünüzü nasıl şekillendirdi? Bu köklü geçmişin bugünkü modern yönetim anlayışınızdaki izleri nelerdir?</p>
<p>Aİlemİzİn geçmişinde Bafra’dan Samsun’a geçiş önemli bir dönüm noktası. O dönemde müşterilerin büyük kısmı Samsun’daydı ve Bafra’dan yapılan sevkiyat maliyetleri işi zorlaştırıyordu. Bu nedenle Samsun’a taşınma kararı alındı ve bu karar aile içinde birlikte değerlendirilerek verildi. Köklerimizden gelen yaşam kültürünün en belirgin tarafı ise birlikte çalışma ve paylaşma düzeni. Ortak bir kasa yapısı vardı; herkes ihtiyacı kadar alırdı ama herkes işin içindeydi. Aile içinde kurulan bu düzen hem sorumluluk hem de denge açısından belirleyici oldu. Aynı şekilde çalışma disiplini de bu kültürün önemli bir parçasıydı. İşin başında durmak, müşterinin işini zamanında görmek ve gerektiğinde işi bizzat yapmak doğal bir yaklaşım olarak benimsendi.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>“gençlerin yalnızca izleyici olarak değil, </strong><strong>üretimin bir parçası olarak konumlandığı </strong><strong>bir kültür-sanat ekosistemi oluşturmayı önemsiyoruz”</strong></span></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>kültür ve sanatın "zemin"i</strong></span></p>
<p><em><strong>Fehmi Yıldız Vakfı ve Sanat</strong>:</em> Vakfınızın öncelikleri arasında genç sanatçıları desteklemek ve kültürel projeleri fonlamak ne kadar yer tutuyor? Genç yeteneklere sunduğunuz "zemin"den bahseder misiniz?</p>
<p>Fehmi Yıldız Vakfı olarak sanat alanındaki yaklaşımımızı gençlerin kültürel üretimle erken yaşta buluşmasını ve yeteneklerini geliştirebilecekleri alanlara erişimini desteklemek üzerine kurguluyoruz. Bu kapsamda genç sanatçıları destekliyor, gençlerin yalnızca izleyici olarak değil, üretimin bir parçası olarak konumlandığı bir kültür-sanat ekosistemi oluşturmayı önemsiyoruz. Bu anlayışla dünyadaki sayılı mutlak kulak yeteneğine sahip 10 yaşındaki Samsunlu genç piyanist <strong>Yusufhan Çakır</strong>’a destek veriyoruz.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>“geleneksel mimarinin korunması konusunda hassasız çünkü </strong><strong>bu yapılar yaşadığımız coğrafyanın kültürünü yansıtan somut değerler”</strong></span></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>mimari ve estetik (Yıldız Entegre odağında)</strong></span></p>
<p><em>Yaşam Alanlarında Estetik:</em> Orman ürünleri sektöründeki liderliğiniz, aslında milyonlarca insanın yaşam alanına, evine dokunmak demek. Sizin gözünüzde "estetik ve konforlu bir yaşam alanı"nın tanımı nedir?</p>
<p>Benİm için estetik ve konforlu bir yaşam alanı, kendimi rahat hissettiğim, günlük tempoma uyum sağlayan, beni yormayan, vakit geçirmekten keyif aldığım alan anlamına geliyor. Bir mekân ne kadar şık ya da iyi görünürse görünsün içinde rahat değilseniz, hayatınızı zorlaştırıyorsa konfordan bahsetmek mümkün değil. Aynı durum rahat ama özensiz mekanlar için de geçerli. Estetikten yoksun mekanlarda ise bir süre sonra o alanda vakit geçirmek istemiyorsunuz, mekân sizi içine çekmiyor, orada kalma isteği oluşturmuyor. Tabii, estetik ve konforlu yaşam alanlarını yalnızca konutlarla sınırlayamayız. Ofislerden eğitim yapılarına, otellerden kamusal mekanlara kadar insanların zaman geçirdiği her yerde iyi tasarlanmış mekanlar yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Bugün mimarlık ve mobilya dünyasında değer yaratan unsur, mekânın kullanıcıya sunduğu süreklilik, uyum ve iyi olma hissidir. Bu nedenle Yıldız Entegre’de tasarım yaklaşımımız doğadan ilham alan, zamansız ve sürdürülebilir malzemelerle mekanlara uzun ömürlü bir karakter kazandırmaya dayanıyor.</p>
<p><em><strong>Yöresel Mimariye Destek</strong>: </em>Geçmişte Vernadoc gibi yöresel mimari çizim kamplarına destek verdiğinizi biliyoruz. Geleneksel mimarinin korunması konusundaki hassasiyetinizin temelinde ne yatıyor?</p>
<p>Mİmarİ mirasın belgelenmesi ve uluslararası ölçekte görünürlük kazanması amacıyla ICOMOS himayesinde düzenlenen VERNADOC Uluslararası Yöresel Mimari Belgeleme Kampı’na destek vererek kültürel üretim süreçlerine katkı sunduk. Mudurnu’da gerçekleştirilen kamp kapsamında, geleneksel yöntemlerle hazırlanan mimari çizimler, bölgenin ahşap mimari mirasını kayıt altına alarak hem akademik hem de kültürel bir değer oluşturdu. Türkiye ve farklı ülkelerden katılımcılarla hayata geçirilen bu çalışma, yerel mimari mirasın uluslararası ölçekte tanıtılmasına da katkı sağladı. Geleneksel mimarinin korunması konusunda hassasız çünkü bu yapılar yaşadığımız coğrafyanın kültürünü, üretim biçimini ve yaşam alışkanlıklarını yansıtan, somut değerler… Bu yapıların yok olması, aslında bu birikimin de kaybolması anlamına geliyor. Bu nedenle bu mirayı korumayı ve görünür kılmayı önemsiyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bes-nesildir-surdurulen-is-ve-kultur-yolculugu-76813</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/3/1280x720/hakki-yildiz-1775894085.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ beş nesildir sürdürülen iş ve kültür yolculuğu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-iktisadi-duzen-icin-oneriler-76814</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> yeni iktisadi düzen için öneriler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Misyon ve anlam üretme” konusunu sürdürülebilir kalkınma bağlamıyla irdeleyen Mazzucato, özel misyonların önemi, kurumların bu alandaki öncü rolleri, modern toplumlarda başarı, yenilik ve gönüllülük bağlamı, cesaret ve ilham ihtiyacı, misyon geliştirmede ödüllerin etkileri, kamu kurumlarının proje portföyü konularında sorumlulukları gibi başlıklarda derinlikli bir çerçeve sunuyor.</strong></p>
<p><strong>MarIana Mazzucato</strong>’nun kitabı yaklaşık bir yıl önce <strong>Koç Üniversitesi Yayınları</strong> arasında, <strong>Esin Soğancılar</strong>’ın çevirisiyle Türkiye’deki okurlarla buluştu. Bu dergide tanıttığımız kitapları izleyenler bilir; temel amacımız, sözünü ettiğimiz eserlerin neden okunması gerektiğini gerekçelendirmektir. Mazzucato’nun kitabı, okuyucu açısından pek çok yönüyle önem taşıyor.</p>
<p><strong>yerleşik doğruları sorguluyor</strong></p>
<p>Yazar, öncelikle iktisadi kararları etkileyen; ne üreteceğimizi, nasıl üreteceğimizi ve kimin için üreteceğimizi belirleyen, <em>“yerleşik doğru”</em> haline getirilmiş kuramların bizi güvenli bir geleceğe taşımadığını anlatıyor. Değişen bilimsel ve teknolojik yapı, çözülen kurumlar ve artan eşitsizliğin ardındaki “<em>bakış açılarımızın eksikleri</em>”ni irdeliyor. Piyasa kurumlarının arızalarını onarma yerine, yeni yapılar oluşturma, işlevler geliştirme ve kültür yaratma ihtiyacı hakkında farkındalık oluşturma çabasının izini sürüyor.</p>
<p>İktisadi kararlarımızı etkileyen kurumlara dayalı modelleri oluşturan “<em>varsayımlar</em>” tarihsel bir perspektifle sorgulanıyor. Yazar, “<em>özel kesim verimli, devlet verimsiz</em>” söyleminin bir “<em>mantıra</em>” olduğunu, çok sayıda örnekle ortaya koyuyor ve bu yerleşik kabullerin terk edilmesi gerekçelerini üretiyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69da001d28688-1775894557.png" alt="" width="244" height="316" />Özellikle içinde bulunduğumuz süreçte, hepimizi ilgilendiren “<em>devlet kapasitesinin diri tutulması ve krizlerin daha ehven koşullarda savuşturulması</em>” için geçmişin yanlışlarının dökümünü yapıyor; gelecekte nasıl bir yol izlenmesi gerektiği de kitabın yazılışındaki ana kaygıları oluşturuyor.</p>
<p>İddialı amaçlara yönelme ve çözüm odaklı bir yaklaşım geliştirme gereğini vurgularken, amaç ve misyon netliğinin yaratacağı etkiyi tartışarak ezberleri bozmaya uğraşıyor.</p>
<p><strong>Misyonların yarattığı sonuçlar</strong></p>
<p>Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında “<em>çabaları yönlendiren ve bütünleştiren misyonların</em>” yarattığı sonuçlardan hareketle, aşırı basitleştirilmiş anlatımların peşine takılmamak gerektiği de kitaptaki ana düşüncelerden bir başkasını oluşturuyor.</p>
<p>Yazar, yeni bir dünya düzeninin kuruluş aşamasında olduğumuzu ve bu düzen içinde yer alabilmek için “<em>devlet-özel kesim işbirliğinin</em>” kritik bir önem taşıdığını belirtiyor. Bu işbirliğinin “<em>girişim modellerinin ve değer zincirlerinin merkezine yerleşmesi</em>” çağrısını yapıyor.</p>
<p>Merkezi planların neden tek başına yeterli olmadığını sorgulayan Mazzucato; iş dünyasının finansallaşması, istihdam sorunları, iklim krizi, kapasite üretemeyen ve yavaş çalışan devletlerin yol açtığı kaynak kaybı ve ahlaki yozlaşma gibi başlıkları da ele alıyor.</p>
<p>Kitabın derinliklerine inenler, iktisatta kullanılan araçların yeni koşullara nasıl uyum sağlayabileceğini ayrıntılı biçimde keşfediyor. Akademik bir dikkatle okuyanlar yeni kavramsal araçlar edinirken, iş dünyasında pratik uygulamalarla ilgilenenler de önemli çıkarımlar elde edebiliyor. “<em>Piyasa başarısızlığı teorisi</em>”, “<em>Pareto verimliliği</em>”, “<em>olumlu ve olumsuz dışsallıklar</em>”, “<em>aktörlerin ekonomik performansları</em>” ve özellikle “<em>büyük dönüşümlerde kamunun işlevleri</em>” gibi konular, geniş ufuklu bir düşünme alanı açıyor. Kitap, “<em>en iyi</em>” ya da “<em>en kötü</em>” arayışı yerine, “<em>uygun olan dengeyi</em>” aramanın önemini vurguluyor.</p>
<p>Yakın geçmişte revaçta olan “<em>taşeronlaşma</em>” üzerine farklı görüşler sunarak, okurun düşünce dünyasını zenginleştiriyor.</p>
<p><strong>Can suyu vermekle yetinemez</strong></p>
<p>Devletlerin yalnızca “<em>can suyu</em>” vermekle yetinmemesi, aksine misyon odaklı inisiyatiflerle yeni dünya düzeninde daha etkin rol üstlenmesi gerektiği güçlü biçimde gerekçelendiriliyor. Kitabın ana kaygılarından biri de, “<em>piyasa başarısızlıkları teorisinin</em>” sinsi etkilerini sorgulamak. Kamusal değer, kamu-özel kesim ilişkileri, sivil inisiyatifler ve toplumsal etkileşim dinamikleri üzerine düşündürerek okurun zihnini açıyor.</p>
<p>Büyük projelerin çığır açıcı özelliklerine ilişkin açıklamalar, ülkemizi yeni dünya düzenine taşıma arayışında olanlar için önemli bakış açıları sunuyor.</p>
<p>“<em>Misyon ve anlam üretme</em>” başlığı altında; sürdürülebilir kalkınma, kurumların rolü, gönüllülük, yenilikçilik ve cesur hedefler gibi kavramlar etrafında kapsamlı bir düşünce alanı oluşturuluyor. Özel misyonların önemi, kurumların misyona öncülük etmeleri, modern toplumlarda misyon odaklı başarılar, yenilik ve gönüllük bağlamı, cesur ve ilham verici misyon ihtiyacı, misyon geliştirmede ödüllerin önemi, kamu kurumlarının proje portföyü konularında da derin bilgi aktaran bir kitaptan söz ediyoruz.</p>
<p>Misyon ekonomisinin hayata geçirilmesinde karşılaşılabilecek katılım sorunları, deneyim eksikliği, çıkar grupları arasındaki çatışmalar gibi meseleler de ele alınıyor.</p>
<p>Kitabı alıcı ruhla okuyanlar, “<em>değer yaratmada kolektif süreçleri yeni bir yaklaşımla ele almanın</em>” gerekliliğiyle yüzleşiyor. Piyasa aksaklıklarını tamir etmek yerine, birlikte yeni yapılar kurmanın önemi güçlü biçimde vurgulanıyor.</p>
<p>Sanal değil gerçek kaynaklara dayanma, borç ve faiz ilişkisi, devlet açıkları, bütçe politikaları, para yardımları, enflasyon etkisi ve misyon projelerinin uzun vadeli sonuçları gibi başlıklar da dikkatle incelenmesi gereken alanlar arasında.</p>
<p>Mazzucato’nun kitabını öğrenme arzusu ile okuyanlar, eşitsizliği azaltmada “<em>ön bölüşümün</em>” önemini düşünürken; riskin paylaşılması, ödüllendirme mekanizmaları, devletin yatırımcı rolü, değer bölüşümü ve yatırımların sosyalleştirilmesi gibi konularda da yeni fikirlerle karşılaşıyor.</p>
<p><strong>Özge Öner</strong>’in daha önce tanıttığımız “<em>Herkes Biliyor Geminin Su Aldığını</em>” kitabında yerelden küresele uzanan bakış açısı, Mazzucato’nun “<em>Misyon Ekonomisi</em>” yaklaşımıyla birlikte daha da anlam kazanıyor.</p>
<p>Sonuç olarak bu kitap, yalnızca geçmiş bilgi birikimimizi sorgulatmakla kalmıyor; yeni dünya düzenini kurarken nasıl bir tutum almamız gerektiğini de tartışmaya açıyor. Yeni koşullar, yeni kuramlar, yeni modeller ve yeni araçlar üzerine düşünmek isteyen herkes için güçlü bir rehber niteliği taşıyor.  g</p>
<p><em>MİSYON EKONOMİSİ</em></p>
<p><em>KAPİTALİZMİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN CÜRETKÂR </em></p>
<p><em>BİR REHBER</em></p>
<p><em>Mariana Mazzucato</em></p>
<p><em>Türkçesi:</em></p>
<p><em>Esin Soğancılar</em></p>
<p>Koç Üniversitesi</p>
<p>Yayınları</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-iktisadi-duzen-icin-oneriler-76814</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/1/1280x720/kitap-kitaplar-1747122420.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ yeni iktisadi düzen için öneriler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zarar-vermeden-yasamak-mumkun-mu-76815</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> zarar vermeden yaşamak mümkün mü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hamdi Koç, yeni romanı ile okuru, suçun ve kötülüğün sıradanlaştığı bir dünyaya davet ediyor. Yazarın “Yalnız ve Çıplak” romanından hatırlayacağımız Mesut Akarsu’nun hikâyesi üzerinden ilerleyen roman, hukukun işlemediği bir düzende gücün, paranın ve şiddetin nasıl meşrulaştığını sorgularken, iyiliğin gerçekten bir karşılığı olup olmadığını da tartışmaya açıyor.</p>
<p>Tepenin üzerinden esen rüzgâr kemiklerimin içinden geçip ovaya doğru savruldu. Tel örgülerle çevrilmiş uzun anıta ulaşmak için öndeki konteynerde nöbet bekleyen biri Arnavut, biri Sırp askerin pasaportlarımıza bakmasını bekledik.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69da0174f0b94-1775894900.png" alt="" width="233" height="302" />Geçmemize izin verilince anıta doğru yürüdük. 28 Haziran 1389’da gerçekleşen I. Kosova Savaşı’nın düzenlendiği alana bakarken bir kez daha anlıyorum… Sanki bu topraklarda <em>“o gün”</em> sanki dünmüş gibi yaşanıyordu. Gazimestan anıtı savaşın 600’üncü yılında inşa edilmiş… Tarih dersi anılarımızı tazelersek, <strong>Sultan I. Murad</strong> komutasındaki Osmanlı Ordusu, <strong>Prens Lazar</strong> önderliğindeki Balkan ittifakını mağlup etmişti. Ama savaş meydanında Sultan I. Murad, <strong>Miloş</strong> adlı bir Sırp tarafından şehit edilmişti.</p>
<p>Anıtın üzerinde savaştan önce Balkan ittifakı olarak adlandırılan orduyu toplamak için Lazar’ın ettirdiği bir yeminin sözleri bulunuyor. Daha çok Türklerle savaş yapmaya gelmeyen Sırplara bir beddua… Hani <em>“soyun sopun kurusun”</em> minvalinde bir şey… Her yıl 28 Haziran’da burada Sırplar savaş daha dün olmuş gibi büyük bir anma yapıyor… Tabii; savaş aslında dün yaşandı! Balkanların kaderinden sanırım… Benim yaşımda olanların rahatça hatırlayacağı kanlı günler Avrupa’nın kucağında yaşanmıştı. Balkan turlarının revaçta olduğu bugünlerde, bu güzelim toprakların sürekli kanla yıkandığını bilmek ürkütücü…</p>
<p>Pasaportlarımızı alıp devam ediyoruz… Sonraki durağımız I. Murad’ın türbesi. Bahçesinde türbedarların naaşlarıyla karşılanıyoruz. I. Murad’ın naaşının Osmanlı topraklarına bozulmadan ulaşabilmesi için iç organlarının çıkartılıp gömüldüğü ve üzerine bu türbenin inşa edildiği yer. (Küçük bir bilgi, bu türbenin ikizi, asıl naaşın huzurla uyuduğu Bursa’da). Buhara’dan gelen bir aile nesiller boyunca bu türbeyi koruyor ve bakımını yapıyor. Bu nedenle soyisimleri <em>“Türbedar”</em>. Türbeyi tek kızı şehirde yaşamaya başlamış, 80’lerine yakın <strong>Saniye Teyze</strong> koruyor. Bize tüm enerjisiyle selam veriyor.</p>
<p>Aracımıza döndüğümüzde tüm bu hikâyenin ağırlığına işaret eden kitabımı elime alıyorum. <strong>Hamdi Koç</strong>’un Doğan Kitap’tan çıkan son eseri <em>“Zarar Vereceksin”</em>. Kaldığım yere döndüğümde kitabın ana karakteri Mesut Akarsu, Nur ismindeki adamıyla sohbet ediyor: <em>“Hayat kaç bucaktan ibarettir. Kazanmak, kaybetmek ve başkasının kazandığını görmek…”</em> Sanırım Hamdi Koç’un ne demek istediğini daha iyi anlıyorum.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>iyi değil ama sanki ondan yanayız!</strong></span></p>
<p>Koç’un anlatısı, Karadeniz’den İstanbul ve Ankara’ya uzanan bir coğrafyada, sıradan bir adamın giderek derinleşen bir hesaplaşmaya sürüklenmesini izliyor. Ünye’ye kısa süreliğine giden Mesut’un, bir saldırının ardından içine çekildiği hikâye; başlangıçta bir intikam anlatısı gibi görünse de ilerledikçe suçun, gücün ve meşruiyetin nasıl üretildiğine dair katmanlı bir sorgulamaya dönüşüyor.</p>
<p>Romanın merkezinde yer alan Mesut Akarsu, klasik anlamda bir <em>“iyi”</em> karakter değil. Ama garip bir şekilde onun tarafını tutuyoruz!</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69da01c9b773e-1775894985.png" alt="" width="700" height="545" />Koç’un çizdiği tablo, yalnızca bireysel bir hikâye olmaktan çıkıp daha geniş bir sistem eleştirisine dönüşüyor. Yazara göre, <em>“hayatın ve hatta hürriyetin ipleri”</em> her zaman birilerinin elinde. Mesut’un hikâyesi de tam bu kırılma noktasında şekilleniyor. Hukukla çözüm arayan bir karakter, giderek düşmanlarının dilini öğrenmek zorunda kalıyor. Şiddet, yalan ve manipülasyon, onun için bir tercih değil; hayatta kalmanın araçları hâline geliyor.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>kötülük, sonuç ve meşruiyet…</strong></span></p>
<p>Koç’un romanında belki de en çarpıcı tartışma, suç ve kötülük kavramları etrafında şekilleniyor. Yazara göre, cezanın olmadığı bir yerde suçtan söz etmek de anlamını yitiriyor. Bu bakış açısı, romanın ahlaki zeminini bilinçli olarak kayganlaştırıyor. İyilik, bu dünyada bir sonuç üretmediği sürece anlamsızlaşıyor; hatta bir tür <em>“işlevsizliğe”</em> dönüşüyor.</p>
<p>Bu nedenle <em>“Zarar Vereceksin”</em> ifadesi, roman boyunca bir tehditten çok bir kurala, bir yaşam biçimine evriliyor. Mesut’un yolculuğu da tam olarak bu dönüşümü görünür kılıyor: çekingen bir adamdan, gerektiğinde zalimleşebilen bir figüre doğru ilerleyen bir değişim.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>şiddet bir tercih mi zorunluluk mu?</strong></span></p>
<p>Roman ilerledikçe artan şiddet dozu, beraberinde şu soruyu getiriyor: Mesut’un gerçekten başka bir seçeneği var mıydı? Zarar Vereceksin, yalnızca bir suç hikâyesi değil; güç, adalet, ahlak ve varoluş üzerine karanlık bir düşünme alanı açıyor. Koç’un çizdiği dünyada <em>“zarar vermek”</em>, bireysel bir sapma değil, sistemin işleyişine karşı bir gerçeklik olarak beliriyor. Belki de asıl mesele, bu karanlığı değiştirmekten önce, onu görmeye ve anlatmaya cesaret edebilmek.</p>
<p><strong>Brecht</strong>’in dediği gibi:</p>
<p><em>“Karanlık zamanlarda da / Şarkı söylenecek mi? // Evet, şarkı söylenecek / Karanlık zamanlar üzerine.”  </em></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zarar-vermeden-yasamak-mumkun-mu-76815</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/5/1280x720/333-1775894875.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ zarar vermeden yaşamak mümkün mü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vavacars-yapay-zekayla-yuzde-35-buyume-hedefliyor-76997</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> VavaCars, yapay zekâyla yüzde 35 büyüme hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AYSEL YÜCEL</strong></p>
<p>İkinci el araç piyasasında dijital dönüşümün öncülerinden olan VavaCars, büyümesini hızlandırdı. EKONOMİ Gazetesi’ne özel açıklamalarda bulunan VavaCars Ticari Grup Başkanı Serdıl Gözelekli, şirketin yalnızca ikinci ek araç alım-satım platformu olmadığını, yapay zekâ ve teknoloji odaklı bir “start-up” olarak 7. yılında kârlılık noktasına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>2025 yılının otomotiv sektörü için dengelenme yılı olduğunu belirten Gözelekli, “Geçtiğimiz yıl ikinci el araç pazarı yüzde 6 ila 6,5 civarında bir büyüme sergiledi. VavaCars olarak biz ise adet bazında yüzde 35, kârlılık bazında ise yüzde 45’e yakın bir büyüme gerçekleştirdik. 2026 yılına da bu motivasyonla başladık. Ocak ve şubat aylarındaki seyir, yıl sonu için koyduğumuz yüzde 35’lik büyüme hedefiyle uyumlu ilerliyor” dedi. Türkiye’de hâlâ her sıfır araca karşılık 7 adet ikinci el aracın el değiştirdiğini hatırlatan Gözelekli, pazarın lokomotifinin ikinci el olmaya devam edeceğini vurguladı. Serdıl Gözelekli, dünya genelinde teknoloji start-up’larının kârlılığa ulaşma süresinin genellikle 10–15 yılı bulduğuna dikkat çekerek, VavaCars’ın bu süreci çok daha kısa sürede tamamlamayı hedeflediğini belirtti.</p>
<h2>Yapay zekâyla fiyatlama motorunu kurdu </h2>
<p>Gözelekli, şirketin teknoloji yatırımlarına değinerek, “Birçok rakibimiz dışarıdan hizmet alırken, biz yüzde 100 yapay zekâ tabanlı kendi fiyatlama motorumuzu geliştirdik. Kendi satış verilerimiz ve piyasa analizlerini harmanlayan bu sistem sayesinde en doğru fiyatlamayı yapıyoruz. Ayrıca ‘Vava AI Bot’ ile müşterilerimizin sorularını çağrı merkezine ihtiyaç duymadan anında yanıtlıyoruz” açıklamasında bulundu. Fiziksel ağlarını da genişletmeye devam edeceklerini belirten Gözelekli, “Bursa, Antalya ve Adana gibi büyük Anadolu şehirlerinde 2025 yılı boyunca güçlü ve sürdürülebilir bir performans elde ettik. Bu şehirlerdeki sonuçlar, ikinci el araç talebinin yalnızca metropollerle sınırlı olmadığını ve perakende davranışlarının Anadolu genelinde hızla olgunlaştığını ortaya koyuyor. Bu doğrultuda VavaCars, 2026 yılında coğrafi genişlemesini artırarak yeni lokasyonlarda hizmet vermeyi hedeflemektedir” diye konuştu.</p>
<h2>İkinci elde ‘güven’ oyunu değiştirdi </h2>
<p>Sektördeki en büyük sorunun güven olduğunu ifade eden Gözelekli, yaptıkları anketlerde her iki kişiden birinin dolandırıcılık riskiyle karşı karşıya kaldığını gördüklerini söyledi. 3 saat içinde ödeme, 14 gün iade ve garanti seçenekleriyle bu tabuyu yıktıklarını belirten Gözelekli, “Bugün tüketiciler için belirleyici olan unsur yalnızca birkaç bin liralık fiyat avantajı değil; güven, şeffaflık ve kaliteli ekspertiz deneyimi. 2026’yı ise müşteri deneyiminde fark yaratan uygulamalarla öne çıkacağımız bir atılım yılı olarak konumluyoruz” ifadelerini kullandı. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İlk çeyrekte fiyat artışı enflasyonun çok altında kaldı</span></h2>
<p>VavaCars’ın yapay zekâ ile geliştirdiği VavaAI Fiyat Endeksi’nin Mart 2026 sonuçlarına göre, ikinci el araç fi yatları yükseliş trendini korudu. Mart ayında aylık bazda yüzde 1,09 artış kaydedilirken, yılın ilk üç ayındaki toplam artış yüzde 3,5 seviyesine ulaştı. Gözelekli, “Mart ayında üst üste üçüncü kez fi yat artışı kaydettik ancak bu artış enflasyonun gerisinde kaldı. İlk çeyrekteki yüzde 10’luk enflasyona karşın yüzde 3,5’lik artış, fi yatların reel olarak düştüğünü ve dolar kuruyla paralel seyrettiğini gösteriyor. Dolar bazında fi yat hareketi neredeyse yatay. Önümüzdeki dönemde kur hareketleri ve kredi koşulları piyasanın yönünü tayin etmeye devam edecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vavacars-yapay-zekayla-yuzde-35-buyume-hedefliyor-76997</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/7/1280x720/serdil-gozelekli-1776151331.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ VavaCars Ticari Grup Başkanı Serdıl Gözelekli, şirketin yalnızca ikinci ek araç alım-satım platformu olmadığını, yapay zekâ ve teknoloji odaklı bir “start-up” olarak 7. yılında kârlılık noktasına ulaşmayı hedeflediklerini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imalatta-robot-nufusu-5-yilda-200-bine-cikarilacak-76994</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İmalatta robot nüfusu 5 yılda 200 bine çıkarılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Milletvekillerinina soru önergesini yanıtlayan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, kamu ve özel sektörde yapay zeka entegrasyonunu hızlandırmak amacıyla tüm paydaşların katılımı ile hazırlanan 2021-2025 yıllarını kapsayan Ulusal Yapay Zeka Stratejisinde bu alandaki yol haritasının detaylı ve net bir şekilde belirlendiğini belirterek, yeni eylem planı hazırlığında ise son aşamaya gelindiği bilgisini verdi. Ulusal Yapay Zeka Stratejisinin, robotik ve otonom sistemleri de kapsayan geniş bir çerçeve sunduğunu kaydeden Bakan Kacır, insansı robotlar alanının temelini oluşturan yapay zeka, otonom sistemler, endüstriyel robotik, doğal dil işleme, görüntü işleme ve makine öğrenmesi gibi teknoloji alanlarının tamamının mevcut strateji belgesi ve eylem planları kapsamında ele alındığını kaydetti.</p>
<h2>8 kat artış hedefleniyor </h2>
<p>Kacır, robotik teknolojilerin, 12. Kalkınma Planı, Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programları ve 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisinde Türkiye’nin stratejik öncelik alanlarından biri olarak konumlandığını belirtti. Kacır, bu kapsamda endüstriyel robotlar, eklemeli imalat makineleri ve ileri üretim teknolojilerinde yerli üretimin artırılması, kritik bileşenlerin geliştirilmesi, güçlü bir Ar- Ge altyapısı ile nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi ve 2030 yılı sonuna kadar imalat sanayinde kurulu robot sayısının yaklaşık 8 kat artışla 200 bine çıkarılmasının hedeflendiği bilgisini verdi. TÜBİTAK BİLGEM bünyesinde insansı robotların temel bileşenlerini oluşturan yapay zeka, otonom navigasyon, robotik manipülasyon, bilgisayarla görme ve doğal dil işleme alanlarındaki Ar-Ge faaliyetlerinin aktif olarak sürdüğünü kaydeden Kacır, en kapsamlı ve en yüksek bütçeli yatırım teşvik programı olan HIT-30 Programı kapsamında şu ana kadar açılan 10 çağrıdan birinin de HIT-Endüstriyel Robot Çağrısı olduğunu belirtti.</p>
<h2>Yıllık 5 bin adetlik üretim</h2>
<p>Bakan Kacır, bu çağrıyla endüstriyel robot ekosisteminin güçlendirilmesi, kritik bileşenlerde yerlileşmenin sağlanması ve yıllık 5 bin adetlik üretim kapasitesine sahip üreticiler kazandırılmasının hedeflendiğini kaydetti. Bakan Kacır, “Toplam 1 milyar dolarlık destek bütçesiyle, Ar-Ge merkezine sahip ve sürdürülebilir inovasyon üreten, robot ekosistemini besleyecek kritik endüstriyel robot bileşenlerinin yerli üretimine yönelik yatırımların desteklenmesi hedeflenmektedir. Bu kapsamda yatırımcı firmalara vergi teşviki, hibe destekleri ve avantajlı finansman imkanı gibi kapsamlı destekler sunulmaktadır” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imalatta-robot-nufusu-5-yilda-200-bine-cikarilacak-76994</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/6/1280x720/kacir-1762354757.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Kacır, bu yılın ikinci çeyreğinde yapılacak Rekabet Öncesi İş Birliği Projeleri Çağrısı ile Türkiye’nin ileri robot teknolojilerinde yerli ve özgün üretim kapasitesinin artırılması yönünde adım atılacağını, bu kapsamda kritik bileşenlerde bağımsızlığın sağlanması, nitelikli insan kaynağı ve işbirlikleriyle ticarileşebilir çözümler geliştirilmesi ve yüksek katma değerli bir robotik ekosistemin oluşturulmasının amaçlandığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hazine-gecen-yildan-ders-cikarmisa-benziyor-76982</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine geçen yıldan ders çıkarmışa benziyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Maliye ve Para Politikası Araştırmaları Merkezi Direktörü Dr. M. Coşkun Cangöz, Hazine'nin son bir yıldaki performansını bir sosyal platformda “Hazinenin krizlerle imtihanı?” başlıklı yazısında inceledi. Cangöz’e göre Hazine’nin geçen yıldan aldığı dersler bu yılki krizde işe yaramış görünüyor. Cangöz’ün yazısını hayli özetleyerek aktarıyorum:</p>
<p>“Geçen yılın ilk çeyreği 19 Mart kriziyle tamamlanmıştı. Bu yıl ise Mart’ta ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik saldırılarıyla artan jeopolitik riskler öne çıktı. Ancak önceki yıldan çıkarılan dersler sayesinde daha kontrollü bir tablo oluştu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69ddd3af1d829-1776145327.png" alt="" width="577" height="368" />
<figcaption><strong>Cangöz’e göre Hazine’nin geçen yıldan aldığı dersler bu yılki krizde işe yaramış görünüyor</strong></figcaption>
</figure>
<p>Mart verileri, Hazine nakit dengesinde geçen yılın aynı dönemine göre iyileşme olduğunu gösteriyor. İlk çeyrekte gelirler yıllık yüzde 65 arttı, faiz dışı denge fazlaya döndü ve nakit açığı yüzde 31,5 azaldı. Görünüm güçlü bir mali performansa işaret ederken, faiz giderlerinin yaklaşık iki katına çıkması önemli risk olmaya devam ediyor.</p>
<p>Faiz ödemelerindeki artış, anapara geri ödemeleriyle birlikte özellikle kriz dönemlerinde finansman baskısı yaratıyor. 2025’teki siyasi gerilim döneminde Hazine, düşük iç borç itfasına rağmen dış borçları iç borçlanma ve kasa kullanımıyla karşılamış, kasa-banka mevcudu ciddi biçimde azalmıştı.</p>
<p>Bu yılın ilk çeyreğinde daha dengeli bir yapı var. İç borç anapara ödemelerinin sınırlı kalması ve dış borçlanmanın erken dönemde tamamlanması Hazine’yi rahatlattı. Mart’a güçlü bir nakit tamponuyla girilmesi, jeopolitik gelişmelere rağmen yönetimi kolaylaştırdı. Dönem sonunda kasa azalsa da tampon hala güçlü.</p>
<p>Bununla birlikte yılın geri kalanı daha temkinli olmayı gerektiriyor. Nisan- Haziran’da yoğun dış borç ödemeleri, yazın artan iç borç yükü ve Ekim’deki yüksek dış borç servisi finansman yönetimini zorlaştıracak. Küresel koşullar da yeni dış borçlanmayı sınırlayabilir.</p>
<p>Sonuç olarak 2026’nın ilk çeyreğinde Hazine’nin krizlere tepkisi daha güçlü ve kontrollü. Ancak artan faiz giderleri ve yoğun borç takvimi mali disiplini zorunlu kılıyor. Nakit tamponu avantaj sağlasa da sürdürülebilirliği dış gelişmelere bağlı.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hazine-gecen-yildan-ders-cikarmisa-benziyor-76982</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine geçen yıldan ders çıkarmışa benziyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beton-santralinde-sira-var-savas-biterse-siparis-patlar-76978</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beton santralinde sıra var savaş biterse sipariş patlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dubai’nin Deira Creek Kulesi (1,2 kilometre yükseklikte olacak) ve Royal Atlantis projeleri, Suudi Arabistan’ın Neom’u, Lübnan’ın Jonnah Barajı inşaatı, Kuveyt Hava Limanı, Mısır’ın ‘ağır beton boru kaplama’ işleri, Belçika’nın nükleer santralleri, Polonya’nın yüksek hızlı tren projesi, Avustralya’nın LNG tesis inşaatı, birçok ülkede petrol rafinerisi inşaatları, TOGO’nun yolları … Liste uzayıp gidiyor ve sonu gelmiyor. Bütün bunlarda Türkiye’nin en çok ‘beton santrali ihraç eden’ firması Elkon’un her biri 4 TIR ile taşınabilen dev beton santralleri kullanıldı. Firmanın kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Mustafa Alpagut ile Çerkezköy’deki fabrikalarını gezdik. Alpagut aynı zamanda sanatçı kariyeri olan çok kıymetli bir sanayicimiz. Kendisinin söz ve veya bestelerine imza attığı, kuşaklar boyu çok dinlenen şarkıları var. Aşkın Mapushane, Dertlerimi Zincir Yaptım, Satmışım Anasını, Yine Saçlarda Aklar, Al Yanaklım, Beklenmeyen Misafir ve daha niceleri… Ayrıca çok zengin bir resim koleksiyonu sahibi ve fabrikalarının duvarlarına da ünlü resimlerin dev replikalarını (kopyalarını) yaptırıyor. Amacı fabrikalarda ‘sanatçı titizliğiyle üretim yapıldığını’ vurgulamak.</p>
<p>Mustafa Alpagut’a ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın siparişlere etkisini sorunca şöyle yanıtlıyor: “O bölge bizim için çok önemli ancak biz 135 ülkeye ihracat yapıyoruz. Üretimimizin tamamını ihraç ediyoruz. Sadece Rusya’da bin 500’den fazla beton santrali sattık. Bizim bir beton santralimizi 3 ya da 4 TIR taşıyabiliyor. 2025’te 270 beton santrali (tesis) ürettik ve bunların 265 adeti sevk edildi, hepsi de yurt dışına. 65 milyon dolarlık ihracatımız oldu.</p>
<p><strong>Doğu Avrupa canlandı, büyümeye devam </strong></p>
<p>Son dönemde Avrupa Birliği (AB) Fonlarıyla Polonya başta olmak üzere Doğu Avrupa ülkelerinde çok ciddi altyapı ve üstyapı projeleri inşa ediliyor. Buralardan talep yükseldi. Körfez ülkelerinden beklemeye alınan siparişlerin yerini buralar doldurdu. Ayrıca Cezayir ve Libya da çok canlı ve oralardan da iyi siparişler aldık. ABD ve Kanada için de onların standartlarında üretime yakında başlayacağız. Geçen yılın ilk 4 ayına göre ihracatımız yüzde 8 artmış durumda. Ukrayna’da da savaş var ama oradan da siparişler geliyor ve gönderiyoruz. Biz 50 yıllık sanayiciyiz ve 2000’li yılların başlarından beri beton santrali üretimine ve tamamen ihracata odaklıyız. Körfez’deki savaş biterse bölge ülkelerinden siparişler patlar çünkü Körfez ülkelerinin bitmiş çok ünlü projelerinde bizim beton santrallerimiz tercih edilmişti. Devam eden projelere de çok sayıda beton santrali verdik. Savaş nedeniyle o bölge için lojistik sıkıntılarda var bütün bunların düzelmesi halinde ise çok iş çıkacak. 2026 için hedefimiz 75 milyon dolarlık ihracat rakamına ulaşmak. İlk 4 aylık gelişmelere bakınca bu hedefimizi koruyoruz. Savaşın şekli belli; ABD üslerinin olduğu ülkeler vuruluyor ve İran vuruluyor. Savaş bitince yıkılan yok edilen yerlerde yeniden inşa başlayacak. Bunun için finansman sorunu yaşanacağını düşünmüyorum çünkü körfez ülkelerinin çok ciddi finansman imkânları var ve süratle inşa ve imar işlerini tamamlamak isteyeceklerdir. Bizim rekabet gücümüz üretimde teknoloji yatırımları yapmak yani otomasyonu artırmaktan ve kaliteden asla taviz vermemekten kaynaklanıyor. Şu anda toplam 400’e yakın istihdamımız ve 6 fabrikamız var. Üretim kapasitemizle de çok güçlüyüz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Daha çok dış yatırım gelmesi hukuka ve demokrasiye bağlı</strong></span></p>
<p>Elkon Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Alpagut’a “Savaş nedeniyle Körfez ülkelerine odaklanmış küresel yatırımlarda Türkiye’ye yönelme olabilir mi” diye soruyorum. Bu konudaki yanıtı şöyle oluyor: “Türkiye’ye özellikle de sanayiye yatırım gelmesi için hukuka güven ve çok işleyen bir demokratik sistem önemli. Yabancı kendini güvende ve garanti altında bulmalı. Bir taraftan da Türkiye’deki maliyet koşullarında üretim yapıp satmak da çok zor. İçeride enflasyon ve işçilik maliyetleri çok yüksek. Buna karşılık kurlardaki artış sınırlı ve maliyetleriniz Türk Lirası ile satış gelirleriniz ihracatla yani dövizle oluşuyor. Biz bu sıkıntıları ‘daha çok otomasyon yani hızlı üretimle, daha az işçilik maliyeti ve daha kaliteli üretimle’ aşıyoruz. Verimlilik en kritik konu ve bunun için herkes görevini yapmalı.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beton-santralinde-sira-var-savas-biterse-siparis-patlar-76978</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/8/1280x720/54-1776144273.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beton santralinde sıra var savaş biterse sipariş patlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-iletisim-virtuozu-sakip-sabanci-76972</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir iletişim virtüözü: Sakıp Sabancı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir toplantı</strong></p>
<p>Sabancı Holding’in yıllık toplantısı. İstanbul Hilton Otelinin büyük balo salonundayız. Genel müdürler, genel müdür yardımcıları, daire başkanları, daire başkan yardımcıları, ürün gruplarının başkanları ve uzmanlar. Başka bir deyişle SAbancı Holding’in beyin takımı orada idi. Bir tek BurSA, ManiSA Valileri eksikti(!). Toplantıda önce holding yönetim kurulu başkanı ve genel koordinatör konuşmuştu. Sonra daha teknik konuşmalara geçilmişti. Her konuşmacı önce ürün grubuyla ilgili dünyada neler olduğunu sonra da şirketin geçen yılını ve gelecek yıl neler yapılacağını ortaya koyuyordu.</p>
<p>Sıra öğle yemeğinden önceki son konuşmaya gelmişti. Sunumlarda bol rakam vardı. Gözümüzün önünden onlarca rakam geçmişti. Rakama doymuştuk ve epey de yorulmuştuk. Kan şekerleri düşmüştü. Salonda genel bir rehavet vardı. Son konuşmacı Çimento Grubu Başkanı idi. Sunumunu yaparken dia kullanıyordu.(Okurlar arasındaki gençler belki bu terime yabancıdır. Onun için açıklayayım. Dia fotoğraf, çekim sonrası banyo işlemiyle doğrudan renkli ve pozitif görüntü veren, arkadan ışıklandırılarak veya projeksiyonla yansıtılarak izlenen şeffaf analog film türüdür. Negatiflerin aksine renkler gerçek görünür, genellikle 35mm plastik/karton çerçevelerde saklanır ve yüksek renk kalitesine sahiptir.)Çimento Grubu Başkanı dünyadaki çimento üretimi ve kullanımı ile ilgili rakamlar veriyordu. Derken en ön sıradan bir ses yükseldi “Arkadaş, bir dakika”. Konuşmacı hemen sustu. Öndekiler görmüştü ama  arka sıralarda oturanlar da sesinden tanımıştı.  Konuşmayı kesen, Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sakıp Sabancı, nam-ı diğer Sakıp Ağa idi.</p>
<p>Sakıp Ağa devam etti “Bir önceki diaya gelir misin?” Konuşmacı bir önceki diayı ekrana yansıttı. Ekranda çeşitli ülkelerin geçen yılki çimento kullanım miktarları ile ilgili bir tablo vardı. “Arkadaş sağol. Merak ettim, Yunanistan’ın rakamı neden bu kadar yüksek?”. Dikkat edince gördük ki rakam gerçekten de yüksekti. Ben fark etmemiştim. Konuşmacının yüzünde bir utanma kızarıklığı belirdi ve şöyle dedi: “Efendim haklısınız, yüksek. Çünkü o rakam yanlış. Biz de fark ettik, ama son anda diayı değiştirecek zamanımız yoktu. Sunum sırasında belirtecektim, atladım. Özür dilerim. Doğru rakam şudur” dedi.  Sakıp Ağa konuşmacıyı rahatlattı “ Tamam, oldu arkadaş. Önemli değil, ben sadece merak ettiğim için sordum. Teşekkür ederim, sen güzel konuşmana devam et”. Toplantı sanki yeniden başladı. Herkes oturduğu yerde dikleşti.Sonraki rakamlara daha bir dikkatle bakmaya başladık.</p>
<p><strong>Başka bir toplantı</strong></p>
<p>Holding’te bir toplantıda idik. Önümüzdeki Yönetim Kurulu toplantısına hazırlanıyorduk. Toplantı gündeminde insan kaynakları ile ilgili bir madde vardı. Önerdiğimiz prim sistemini Yönetim Kurulu Başkanı Sakıp Sabancı’ya anlatıyorduk. Toplantıda Holding Genel Koordinatörü, bağlı bulunduğum Endüstriyel İlişkiler ve Eğitim Dairesi Başkanı üst yöneticisi ve Planlama Dairesi Başkanı vardı. İçeriye Sakıp Ağa’nın sekreteri girdi, “Efendim, Fransız Ticaret Ateşesi geldi” dedi. Sakıp Ağa: “Evet, randevumuz vardı. Tamam al içeri”. Bizim toparlandığımızı görünce “Yok, yok oturun. Siz de kalın, bakalım ne diyecek?” dedi. O sırada Fransa ile ilişkilerimiz Ermeni meselesi yüzünden limoni idi.</p>
<p>Fransız Ticaret Ateşesi 40 yaş altı birisi idi. Tanışma faslı bittikten sonra Ateşe anlatmaya başladı. Tipik Fransız aksanı ile İngilizce konuşuyordu. Ama tane tane güzel konuşuyordu. Toplantıdaki “Uzman” sıfatı ile en kıdemsiz kişi bendim. Sakıp Ağa “Evet arkadaş, ne dedi? “ diye sorar diye türkçeye tercüme için not alıyordum. Ateşe özetle şöyle diyordu: “Ülkelerin politikacıları kavga edebilirler. Ama asıl olan ülkelerin halklarıdır. Fransız halkı ve Türk halkı dosttur. Bu dostluğu daha geliştirmek için de ticari ilişkiler faydalıdır. İki ülke arasındaki ticari ilişkileri geliştirmemiz gerekir”.  Konuşma bitince ben Sakıp Ağa’ya döndüm, onun “Evet arkadaş” demesini bekliyordum. Ama Sakıp Ağa Fransız Ateşe’ye döndü ve kendine özgü aksanı ile  “Yess, I understood” (Evett, anladım) dedi. Sonra devam etti “ Countries relations like trafic lights. In past, Turkey always green light, but France red light. Now, France says green light too.Why not”  ( Ülkelerin ilişkileri trafik ışığı gibidir. Geçmişte Türkiye hep yeşil ışık (yaktı),  Fransa  kırmızı. Şimdi, Fransa da yeşil ışık yakıyor. Neden olmasın). Daha sonraları Fransızlarla yapılan Carrefoursa ortaklığının temelleri işte o toplantıda atılmış oldu.</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Sakıp Ağa, farklı bir kişilik idi. Güzel nitelikleri vardı. Ben bunların arasında onun iletişim yeteneğine değinmek istedim. Sakıp Ağa, bir iletişim virtüözü idi. Her şeyden önce çok iyi bir dinleyici idi.  Hep can kulağı ile dinlerdi, çok dikkat ederdi. Örneğin, Hilton Oteli’ndeki o toplantıda eminim ki o rakamı çok az kişi fark etmişti. </p>
<p>Anlatılanları hemen kavraması da çok güçlü idi. Gerçekten de Fransız ateşenin söylediklerinin özünü anlamış ve onu kendi üslubu ile cevaplamıştı. Ve de o kısıtlı İngilizcesi ile olabileceğin en iyisi biçiminde söylemişti.</p>
<p>Türkiye’ye döndüğümde ilk işim Sabancı Holding’te idi. Endüstriyel İlişkiler ve Eğitim Dairesi’nde  uzman olarak çalıştım. Orada çalışırken Sakıp Ağa’yı tanıma fırsatı buldum. Geçtiğimiz hafta Sakıp Sabancı’nın ölüm (10 Nisan 2004)  yıldönümü idi. Bu nedenle onu hatırlayıp bu yazıyı yazdım.</p>
<p>Ruhu şad olsun...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-iletisim-virtuozu-sakip-sabanci-76972</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir iletişim virtüözü: Sakıp Sabancı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iki-dunyayi-birbirine-baglayan-tarihciler-degil-muzisyenlerdir-76816</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlber Ortaylı’yı anma müziği Beethoven’in Ayışığı sonatı olmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir kaybın ardından Gülsin Onay’ın yorumuyla yükselen notalar; hafızalarımıza uzanan yolculuğun uğurlama müziğine dönüştü. Vefat gecesi AKM'deki İDSO DenizBank Konserleri’ne katılanlar için Beethoven’in Ayışığı sonatı, sonsuzluğa uğurladığımız İlber Ortaylı’nın anma müziği olarak kulaklarda yankılanacak. “Beethoven ile ilgili kendisinden çok şey öğrendim” diyen piyano virtüözü Gülsin Onay, İlber Ortaylı’nın en sevdiği parçalardan olduğunu ifade ettiği ünlü bestecinin Ayışığı sonatını o gece unutulmayacak bir icra ile kalplere bir kez daha kazıdı.</strong></p>
<p>İstanbul Taksim, Atatürk Kültür Merkezi’nde akşamüstü. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın (İDSO) DenizBank Konserleri’nde, Dünya Kadınlar Günü’ne özel program için salona çoktan yerleşmiş kalabalığın arasına dakikalar kala katılabilen ben, gazeteye koyduğumuz son haberin etkisindeyim. Akşam saatlerinde gelen Hocamız <strong>İlber Ortaylı</strong>’nın vefat haberi, hepimizi kurtulamayacağımız bir yokluk hissine kaptırırken, kaçınılmaz sonu bir kez daha hatırlattı, on milyonlarca sevenine.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69de8065427d8-1776189541.jpg" alt="" width="392" height="554" />Oysa 13 Mart akşamına çok başka duygularla hazırlanıyordum. İDSO’nun klasikleşen Cuma konserlerinde o gece tüm kadınlar için, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli piyano virtüözlerinden <strong>Gülsin Onay</strong> çalacak, aynı zamanda 19’uncu yüzyıla damga vuran Fransız kadın besteci <strong>Louise Farrenc</strong>’in eserleri seslendirilecekti. <strong>Frédéric Chopin</strong>’in dünyadaki en iyi icracıları arasında yer alan Gülsin Onay, bestecinin <em>Piyano Konçertosu No. 2 Fa minör Op. 21</em> eserini yorumlayacak, müziğe yüksek katkı sunan aileden şef <strong>Hasan Niyazi Tura</strong>’nın yönetiminde İDSO’nun birbirinden değerli sanatçıları da kendisine eşlik edecekti.</p>
<p>Öyle de oldu, daha fazlası da. Sahneye davet edilen Gülsin Onay, Chopin’in notaları kadar dokunaklı sözlerle andı İlber Ortaylı’yı. Pek çok ortak program yaptıklarını, kendisinden çok şey öğrendiğini belirtti. En iyi bildiğimiz konularda dahi bize aktaracağı şaşırtıcı bilgilere sahip olma özelliğini bir kez daha vurguladı, derin bir sessizlik içinde kendisini dinleyen seyircisine. <em>“Beethoven ile ilgili kendisinden çok şey öğrendim”</em> diyen Onay, İlber Ortaylı’nın en sevdiği parçalardan olduğunu ifade ettiği ünlü bestecinin <em>Ayışığı Sonatı</em>’nı unutulmayacak bir icra ile kalplere o gece bir kez daha kazıdı.</p>
<p>Sayısız konuya ilişkin hassasiyetleri, derin bilgisi ve ilgisi olan İlber Ortaylı iyi düzeyde bir müzik insanıydı aynı zamanda. Sayısız tarihî portreyi milyonlara daha fazla yakınlaştıran hocamız, bu hünerini müzik insanları için de en iyi şekilde kullandı. Ben kendisini KİTAP okurları için Gülsin Onay’dan ilham alarak, ünlü virtüöz ile geçen yıl Mayıs ayında yaptıkları sohbetteki aktarımları ile anmak istedim. 27 Mayıs 2025’te İzmir AKM Yunus Emre Salonu’nda <em>“Tarih Notalara Dokununca”</em> adı verilen buluşmada bir araya gelen ikiliyi izleyenler, tarihten akan bilgilerle notaların yarattığı ortak coşkuyu derinden hissettiler. İzleyenler, Ortaylı'nın keyifle aktardığı bestecilerin en iyi eserlerinin bir akış eşliğinde Onay tarafından sunulmasından çok mutlu oldular. Ortaylı, en halis ifadelerle <strong>Mozart</strong>’tan, <strong>Beethoven</strong>’dan, <strong>Chopin</strong>’den, 18’inci, 19’uncu yüzyıl Avrupa’sından; İtalya’sından, Viyana’sından, Peşte’sinden bahsediyor, Osmanlı’ya dönüyor, anlattıklarını Cumhuriyet Türkiye’sine bağlıyor, sihirli cümlelerle günümüze taşıyordu.</p>
<p>Beethoven ile Mozart’ın hayatından kesitler aktarıyor, eserlerindeki derinliği tarif ediyor, Türklerle, Türk müziği ile olan yakın ilgilerinden söz ediyordu. Onun için senfonilerin değil, sonatların adamıydı Ludwig van Beethoven. Fakirdi. O dönemde kilise, saray himayesinde olanlar dışında kalan sanat insanlarının büyük çoğunluğu aynıydı. Ortaylı, Avrupalıların o dönem sanatçılarına bakamadığından söz ediyordu. Türkiye’ye Batı müziğinin Atatürk ile gelmediğini, ancak onun zamanında teşkilatlandığını, okullaştığını, konservatuvarların kurulduğunu ifade ediyordu.</p>
<p>Takipçilerinin iyi bildiği Oscar ödüllü <em>Amadeus </em>filminde (1984 yapımı, yönetmen <strong>Miloš Forman</strong>) sunulanın aksine, <strong>Antonio Salieri</strong>’nin Mozart’a yakınlığı ve dostluğundan bahsederek, <em>“Filmler her zaman doğruluk eserleri değildir. Rejisörün, senaristin doğruyu yazma, çekme borcu da yoktur”</em> ifadelerini kullanıyordu. Mozart’ın dostu olan <strong>Franz Schubert</strong>’e de ders verdiğini ifade ettiği Salieri’nin dönem arkadaşı diğer İtalyan müzisyenlerle birlikte Viyana’yı yarattığını dile getiriyordu.</p>
<p>Mozart’ın üçüncü bölümünde hepimizin bildiği <em>Türk Marşı</em>’nın da (<em>Rondo Alla Turca</em>) yer aldığı 331 numaralı sonatı da sohbete konu oluyor, ünlü operaları <em>Saraydan Kız Kaçırma, Don Giovanni</em> içinde yer alan Türk motiflerini dile getiriyor, II. Mahmut tarafından konulan yasağın ancak İkinci Meşrutiyet ile kalktığı Mehter Müziği’nin besteci üzerindeki etkilerini ve yaşadığı dönemde orkestralara sokulan kös, zil ve vurmalı sazların Osmanlı’dan Avrupa’ya kazandırıldığını tane tane, tartışmasız en iyi Türkçe ile yer yer Almanca konuşarak, Avusturya Marşı’nı, güftesini söyleyerek, şiirler okuyarak, gülerek, güldürerek, çokça eğlenerek, keyif vererek aktarıyordu.</p>
<p>Gülsin Onay’ın sihirli parmaklarından çıkan müzik ile görkeminin arttığına 13 Mart akşamı bir kez daha şahitlik ettiğimiz Beethoven’ın <em>Ayışığı Sonatı</em>, benim için İlber Ortaylı hocamız ile birlikte anılacak, daima. Kendisinden duyduğumuz, “(<em>Ayışığı sonatı için</em>) <em>Klasizmi, romantizmi geçecek bir orijinallik, bir derinlik var. Bir aşk parçası mı derseniz, bir aşk parçası olur, Mevlevî mistisizmi de olur, pastoralizm de olur</em>” sözleri, bu kararım için sizce de yeterli değil mi? </p>
<p><strong>Kadının adı yok, festival heyecanı yaşıyor</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69de80315bb69-1776189489.png" alt="" width="408" height="605" /></strong>Düşünceleri ve kitaplarıyla aramızda olmayı sürdüren gazeteci yazar Duygu Asena’nın hep özel kalacak Kadının Adı Yok kitabı üzerinden yürütülen bir sanatsal çalışmayla ilgili bu köşede daha önce bir bilgilendirme yazısı aktarmıştım. Asena’nın tabuları yıkan kitabının, iki genç sanatçı, yönetmen Çağla Karslıoğlu ile besteci Emre Şener tarafından kısa film adaptasyonu olarak hazırlandığını belirtmiş, projenin bugünün değer yargıları, toplumsal kaygıları ışığında kadın hakları konusunda alınan mesafeyi sorguladığını fade etmiştim.</p>
<p>Çağla Karslıoğlu’nun yönetmenliğini üstlendiği Kadının Adı Yok kısa filmi, 12 Nisan’da başlayan ve 19 Nisan’a kadar sürecek Beverly Hills Film Festivali’nde yarışıyor. Karslıoğlu’nun ilk kısa film çalışması olan film, festival programı kapsamında Hollywood’un ikonik salonlarından TCL Chinese Theatre’da izleyiciyle buluşacak. AZ Celtic Films’in yapımcılığını üstlendiği filmin özgün müzikleri, müzik dünyasında uluslararası başarılara imza atan genç bestecimiz Emre Şener tarafından bestelendi. Duygu Asena’nın doğumunun 80’inci, vefatının ise 20’nci yılına denk gelen film, “En İyi Kısa Film” dahil çeşitli kategorilerde ödül için yarışacak.</p>
<p>Şansı bol olsun.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iki-dunyayi-birbirine-baglayan-tarihciler-degil-muzisyenlerdir-76816</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/6/1280x720/gulsin-onay-1775895244.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ iki dünyayı birbirine bağlayan, tarihçiler değil, müzisyenlerdir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/supheli-alacak-karsiligi-ayrilmasinda-dava-kosulu-76971</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şüpheli alacak karşılığı ayrılmasında dava koşulu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de mukim şirketlerin yabancı şirketlerden olan para alacakları için Türk mahkemelerinde dava açmış olmaları, bu alacaklar için şüpheli alacak karşılığı ayırabilmeleri için yeterlidir. Mutlaka alacaklının bulunduğu ülkede dava açmak, gerekmemektedir.</strong></p>
<p>Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesine göre tahsili mümkün olmayan bir alacağın şüpheli alacak karşılığına konu edilerek vergi matrahının dışında bırakılabilmesi için; alacağın ticari veya zirai faaliyetle ilgili olması, dava veya icra safhasında bulunması, borçlunun iflas etmiş olduğu hallerde alacağın iflas masasına yazdırılmış olması gerekmektedir. Yapılan protestoya rağmen veya yazılı şekilde birden fazla istenilmiş olmasına rağmen ödenmemiş küçük alacaklarda ise, önceleri dava veya icra takibine değmeyecek derecede olma koşulu aranırken, 7338 sayılı kanunla bu koşul 3.000 TL’yi (2026 yılı için 25.000 TL’yi) geçmeyen alacaklar şeklinde değiştirilmiştir.</p>
<p>Şüpheli alacaklar konusunda uygulamada karşımıza tereddüt yaratan iki konu çıkmaktadır. Birincisi, borçlusu yabancı ülkede mukim olanlardan tahsil edilemeyen alacaklar dolayısıyla şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi için Türk mahkemelerinde dava açmanın yeterli olup olmayacağı konusundadır.</p>
<p><strong>Yurt dışı alacaklarda yetkili mahkeme</strong></p>
<p>Yetkili ve görevli mahkemenin belirlenmesi ile mahkemede hangi ülke hukukunun uygulanacağı meselesini karıştırmamak gerekir. Bir Türk Mahkemesi bir ihtilafı Fransız kanunlarına göre çözebileceği gibi, bir İngiliz Mahkemesi de Türk Kanunlarına göre de ihtilafı çözebilir. Bu gibi hallere özellikle velayet, miras hukuku gibi ihtilaflarda rastlanılmaktadır.</p>
<p>Bir ticari ilişkide sözleşmenin tarafları, aralarında çıkabilecek ihtilafların hangi ülke hukukuna göre çözümleneceğine ilişkin kurallar kararlaştırabilecekleri gibi bu ihtilafların hangi ülke mahkemelerinde çözümlenebileceğine dair kurallar konusunda da anlaşabilirler. Ben yazımda taraflar arasında bu şekilde bir anlaşmanın var olmadığı halleri dikkate alacağım.</p>
<p>5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 40. maddesine göre “<em>Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder</em>.” O halde yabancılardan olan alacaklar konusunda Türk Mahkemelerinin yetkili olup olmadığını anlamak için iç hukuka bakmak gerekmektedir. Bu konuda bakılacak düzenleme 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun <a href="mk:@MSITStore:C:\Program%20Files%20(x86)\KAZANCI\ibb\contents.chm::/%20mk:@MSITStore:contentsa.chm::/tc2004.htm#50">50</a>. maddesinin atfına istinaden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 10. maddesidir. Bu maddeye göre; “sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir”.</p>
<p>O halde sorunu çözmek ticari borçlarda ifanın nerede yapılması gerektiği sorusuna verilecek yanıtla ilgilidir. Yanıt, Borçlar Kanunu’nun 89. maddesindedir. Maddeye göre, taraflar arasında açıkça veya örtülü şekilde aksi kararlaştırılmış olmadıkça para borçlarının ifa edilmesi gereken yer, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yeridir.</p>
<p>Bu açıklamalara göre; Türkiye’de mukim şirketlerin yabancı şirketlerden olan para alacakları için Türk mahkemelerinde dava açmış olmaları, bu alacaklar için şüpheli alacak karşılığı ayırabilmeleri için yeterlidir. Mutlaka alacaklının bulunduğu ülkede dava açmak, gerekmemektedir. Nitekim Danıştay 3. Dairesi’nin E. 2011/5130 K.2015/10182 sayı ve 28.12.2015 günlü Kararı ve Danıştay 4. Dairesi’nin E. 2008/399 K.2010/3271 sayı ve 27.5.2010 günlü kararları da görüşümüzü doğrulamaktadır.</p>
<p><strong>Danıştay kararlarıyla netleşen uygulama</strong></p>
<p>Nihayet son olarak Danıştay 3. Dairesi E.2024/6227 K.2025/5665 sayı ve 17.12.2025 günlü Kararı ile VUK md. 323 uyarınca karşılık ayrılabilmesi için, bu alacakların Türkiye Cumhuriyeti Mahkemelerinde dava yoluyla takip edilmesinin yeterli olduğuna, yurt dışındaki alacakların şüpheli alacak olarak kabul edilebilmesi için dava ve icra takiplerinin borçlu olan tarafın mukim olduğu ülkede yapılması gibi bir şartın Kanunda aranmadığına karar vermiştir (Kararı gönderen gazetemizin değerli yazarı Sayın Abdullah Tolu’ya teşekkürlerimle).</p>
<p><strong>Ceza davası şüpheli alacak için yeterli değil</strong></p>
<p>Bu konuda karşımıza çıkan ikinci önemli sorun ise bazı mükelleflerin -özellikle çeklerle ilgili olarak- borçlu hakkında suç duyurusunda bulunulmasını veya borçlu aleyhine ceza davası açılmış olmasını, şüpheli alacak karşılığı ayırmak için, yanılgıya düşüp yeterli görmeleridir. Oysa Vergi Usul Kanunu’nun anılan maddesinde geçen "dava veya icra safhası" ibaresi bizatihi "alacağın tahsili ve takibine" yönelik yasal süreci kastetmektedir. Ancak, borçlunun hareketinin aynı zamanda suç teşkil etmesi, örneğin dolandırıcılık veya emniyeti suiistimal yahut güveni kötüye kullanma yahut karşılıksız çek suçu gibi bir suçu oluşturması halinde cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulması veya borçlu aleyhine ceza davası açılmış olması, alacağın tahsili ve takibine yönelik bir davanın varlığını göstermez. Suç duyurusu veya ceza davası, "alacağın tahsili ve borçlunun takibine" değil, "borçlunun / suçlunun takip ve cezalandırılmasına" yönelik bir süreçtir. Bu nedenle tahsil edilememiş alacaklar için cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulması veya ceza mahkemelerinde dava açılması şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi için yeterli değildir. Nitekim İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 356140 sayı ve 8.5.2020 günlü özelgesi ile ortaya konulan idari anlayışta bu yöndedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/supheli-alacak-karsiligi-ayrilmasinda-dava-kosulu-76971</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şüpheli alacak karşılığı ayrılmasında dava koşulu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabancilar-rotasyona-gidiyor-yeni-hisselere-gecis-yapiyor-76970</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancılar rotasyona gidiyor, yeni hisselere geçiş yapıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsanın %8,79 yükseldiği geçtiğimiz hafta, yabancıların payı 9 Nisan itibariyle %35,72’ye gerilese de BIST 30 hisselerinde satışları azaldı. Bir önceki hafta 22 hissede satış tarafındayken, geçtiğimiz hafta çıkışları 14 hissede kaldı. 16 hissede ise alım ağırlıklı işlemler yaptılar.</strong></p>
<p>Finansal okuryazarlığın ilk kuralı, manşetlerden ziyade, manşetlerin sakladığı detaylara bakmaktır. Yabancı payının düşmesi büyük para gidiyor ezberini akla getirebilir. Ancak BIST 30 hisseleri ortada bir rotasyon olduğunu söylüyor. Ereğli Demir Çelik veya Türk Telekom’da yaşanan yabancı çıkışına aldanıp borsadan tamamen çıktıklarını sananlar, Astor Enerji’deki güçlü fon girişini veya Aselsan’daki alımları gözden kaçırıyor demektir. Akbank’taki alımları ise sektör satıp şirket seçtiğini gösteriyor. Yabancı, yorulan atı değiştirirken, potansiyel gördüğüne sessizce geçiyor.</p>
<h2>En fazla aldıkları</h2>
<p>Yabancının bir önceki hafta alıma geçtiği Astor Enerji’de işlemlerini sürdürüyor. 2-9 Nisan tarihli takas verilerine göre paylarını 2,16 puan artırarak %62,46’ya çıkardılar. Henüz nisan ayının yarısı bitmeden yıllık gelirinin %134’ü düzeyinde iş bağlantısı gerçekleştirdi. Veriler, 2026 yılının Astor için hayli verimli geçeceğini işaret ediyor.</p>
<p>Aselsan, yabancıların en fazla alım yaptığı ikinci hisse konumunda duruyor. Paylarını 0,75 puan artırarak %56,87’ye çıkardılar. Geçtiğimiz yıl gelirini %15 büyüten firma, esas faaliyet kârını %37 ve dönem sonu kârını da %50 artırdı. Açıkladığı yeni siparişler yıllık gelirinin %8,34 düzeyinde kalmış görünse de mevcut konjonktür nazara alındığında gelirinin düşmesi beklenmemeli.</p>
<h2>En fazla sattıkları</h2>
<p>Yabancılar 1,66 puan ile en fazla satışı Ereğli’de gerçekleştirirken paylarını %23,32’ye indirdiler. Geçtiğimiz yıl gelirini %2 artırsa da esas faaliyet kârını %53 düşürdü. Dönem sonu kârı ise 511,8 milyon TL ile %96 gibi ciddi bir gerilemeye işaret ediyor. Hisse, uzun vadede geniş bir bant içinde dalgalanıyor ve her defasında 33 TL’nin eşiğinde aşağı dönüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddc8fea2845-1776142590.png" alt="" width="999" height="548" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KUR HAREKETİ Mİ, ALIM GÜCÜ MÜ?</strong></p>
<p><strong>Kur hareketi</strong>; döviz koruması, ihracat avantajı, hedge kalkanı, arbitraj fırsatı, kıyas. İthalat maliyeti, iç baskı, oynaklık riski, müdahale riski. <br /><strong>Alım gücü</strong>; reel refah, yaşam kalitesi, gerçek büyüme, tüketim konforu. Ölçüm zorluğu, veri gecikmesi, dışsal şok, sürekli takip, yanıltıcılık.</p>
<p><strong>GYO’ya dönüşme niyeti yok. Ümraniye’deki arsasını ise cazip bir fırsat olarak görüyor</strong></p>
<p>Rönesans Gayrimenkul’ün GYO’ya dönüşme ihtimali var mı? ● Erkan Tutkan</p>
<p>Erkan, Rönesans Gayrimenkul, 2025’te Optimum İzmir ve Ankara’yı portföyüne katarak büyüme sağladı. Maltepe Park’ta konut ve ofis projeleri devam ediyor. Kısa vadede kârlılığı etkileyen pazarlama harcamaları, uzun vadede müşteri sadakatini hedefliyor. Şirket bu yıl için 218 milyon euro net faaliyet geliri hedefliyor. Antalya’daki Beachtown Projesi’nin belediye onay süreçlerinin tamamlanması beklenirken, Ümraniye’deki arsa orta-uzun vadede cazip bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Kısa vadede firmanın GYO’ya geçiş planlaması ise bulunmuyor.</p>
<p><strong>Geçmiş yıl yedeklerini de temettü olarak dağıtıyor. Ödemesini yıl sonuna bıraktı</strong></p>
<p>İskenderun Demir Çelik neden temettüsünü yılın son ayına bıraktı? ● Göker Keleş</p>
<p>Göker, hisse başına brüt 4,50 TL temettü kararı alan İsdemir, ödemeyi aralık ayına bıraktı. Bu durum nakit pozisyonunu koruma isteğine işaret ediyor. Faizlerin yüksek olduğu ortamda nakdin içeride tutulması finansman yükünü hafifletir. Dağıtım oranının %213 olması geçmiş yıl yedeklerini de paylaştı anlamına geliyor. Temettü verimi ise %10,54 seviyesinde. Oran önceki yıllara kıyasla yukarıda duruyor. Ödemenin çok geç yapılması ise yatırımcının alternatif getiri kaybına neden olmakta. İsdemir, güçlü bir oran sunarken likiditeyi lehine kullanıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>IMB fonu algoritmik yaklaşımla son bir yılda %39 ile endeksin gerisinde kaldı</strong></p>
<p>İstanbul Portföy’ün yönetimindeki Algoritmik Model Hisse Senedi Fonu (IMB), Mart 2025’ten bu yana işlem görüyor. Kasım 2025’ten geçtiğimiz şubata kadar yükselen eğim sergilerken sonrasında geriledi. Büyüklüğü ise kasımdan bu yana dalgalı şekilde küçülüyor. Şimdilerde 35,1 milyon TL hacme sahip; miktar önceki ayın üzerinde.</p>
<p>Portföyünün %82,91’i hisse senedi ve %15,95’i yatırım fonundan oluşuyor. Şubattan itibaren nakit çıkışı yaşanan fonda, nisanın ilk yarısında çıkan para 1,6 milyon TL. Veriler ilgideki düşüşün sürdüğünü işaret ediyor. Azalan 233 yatırımcısıyla kan kaybederken, doluluk oranı %2,86 seviyesinde. Algoritmik modelleme ile borsadaki şirketlere yatırım yapan IMB, 4 risk değeri ile dengeli yatırımcı profiline hitap ediyor. Son bir yılda %39,34 getiri sağlarken, BIST 100 %49,77 yükseldi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Smart Güneş Enerjisi, piyasadan TLREF+%5 faizle 250 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Smart Güneş Enerjisi, nitelikli yatırımcılara yönelik 10.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 250.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 5 olarak belirlendi. 180 gün vadeli bono, 3 ayda bir ve toplamda 2 kupon ödemeli olacak. Bononun vade tarihi 07.10.2026 olarak açıklandı.</p>
<p>10 Nisan itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Smart Güneş’in verdiği %5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Finansman bonosu piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için uygun bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFSMARE2628 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ  FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddc8ee1850d-1776142574.png" alt="" width="233" height="184" /></strong><strong>Lila Kağıt’ın fiyatı bir aydır yükseliyor. Fonlar ise güçlü şekilde satış yapıyor</strong></p>
<p>Lila Kağıt’ta fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisseler %46,84 ile toplamda 1,92 milyon lot azalarak 2,18 milyona indi. Hisseyi portföyünde bulunduran fon sayısı 23’ten 19’a geriledi. Hissede MTH fonu 563,6 bin lot ile en fazla satışı yaparken, IHP 84,6 bin lot ile en yüksek alımı gerçekleştirdi. Lila Kağıt hakkında bugüne kadar 2 aracı kurum öneride bulunurken 1 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi İş Yatırım 48 TL ile verdi. En düşük öneri ise 43,20 TL ile İnfo Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddc8d6ea94d-1776142550.png" alt="" width="983" height="242" /></strong><strong>GÜBRE FABRİKALARI</strong></p>
<p><strong>Yarımca tesislerinde dönüşümü tamamladı. Çevre dostu gübre hattı devreye alındı</strong></p>
<p>Gübre Fabrikaları, 2023 yılında duyurduğu Yarımca tesislerindeki teknolojik dönüşüm yatırımını planlandığı gibi tamamladığını duyurdu. Eski teknolojisi sebebiyle tasfiye edilen Triple Süperfosfat üretim hattının yerine, saatte 30 ton üretim yapabilen modern yavaş salınımlı gübre hattı entegre depolama altyapısıyla birlikte devreye alındı. Şirket, çevre dostu üretim modeline geçerken pazarın yeni nesil gübre talebine uyum sağlamayı hedefl iyor. Firma, 2025 faaliyet döneminde gelirini %31 büyütürken, dönem sonunda 5,28 milyar TL kâr açıklayarak zarardan kâra geçti.</p>
<p><strong>FRİGO PAK GIDA</strong></p>
<p><strong>Geri aldığı paylardan 1 milyon adedini sattı. İşletme sermayesine kaynak yarattı</strong></p>
<p>Frigo Pak Gıda, iki yıl önce başlattığı geri alım programı kapsamında topladığı paylardan 1 milyon adedini hisse başına 10,05 ile 10,06 TL aralığında borsada sattığını duyurdu. Gerçekleşen işlem sonucunda, maliyeti yaklaşık 4 milyon TL olan paylardan 5,9 milyon TL kâr elde etti. Şirket, sağladığı kaynağı doğrudan işletme sermayesi ihtiyacı için kullanacağını belirtti. Yönetim, piyasadaki fiyatlama fırsatını değerlendirerek bilançosuna nakit enjekte etmiş oldu. Satış sonrası geride %3,05 oranında pay kaldığı belirtilirken ileride bu payların da satışı gündeme gelecektir.</p>
<p><strong>AKENERJİ</strong></p>
<p><strong>Bakıma alınan tesiste üretime 2 ay ara verildi. Operasyonel verimlilik amaçlanıyor</strong></p>
<p>Akenerji, Erzin doğalgaz kombine çevrim santralinde nisan ve mayıs aylarını kapsayan periyodik bakım çalışmalarına geçtiğini duyurdu. Üretici firmanın teknik talimatları ve uluslararası standartlar doğrultusunda yürütülecek süreçte, tesisteki enerji üretimine geçici süre ara verilecek. Şirket, tesisin uzun ömürlülüğünü güvence altına alırken, planlı bir duruşla ileride yaşanabilecek sürpriz arıza risklerini ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Talebin nispeten dengeli seyrettiği dönemi revizyon için seçmek, fırsat maliyetini minimize eden bir tercih olarak görülmeli. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabancilar-rotasyona-gidiyor-yeni-hisselere-gecis-yapiyor-76970</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancılar rotasyona gidiyor, yeni hisselere geçiş yapıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-beklentiler-76969</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ateşkes fiyatlaması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yerel varlıklar açısından ayrışma henüz yok. BIST tarafında alınan tedbirlerin de etkisiyle aşağı yönde hareket çok büyük oranda sınırlanmıştı; hacim azalışı ve likidite riski göze alınarak. Ancak, olması gereken de böylesi dış şok ortamında buydu.</strong></p>
<p>Tek başlık merkezli piyasa takibi ve günlük yüksek volatilite koşulları nisan ayı fiyatlamalarını domine eder pozisyonunu koruyor. Kısa süreli ateşkes, global ve yerel varlıklar açısından iki haftalık nefes alma imkanı tanıdı. Orta Doğu’dan Asya, Avrupa ve ABD’ye uzanan geniş yelpazede hisse senetleri toparlanırken, kısmen de olsa Amerikan doları zayıfladı. Tahvil faizlerindeki yükseliş eğilimi de ivme kaybetti diyelim. Ancak, koşullar ve beklentiler hala daha kırılgan ve içten içe yön arayışı isteği korunuyor.</p>
<p>Takvim açısından ‘şimdilik’ en önemli gündem maddemiz, Pakistan’da devam eden görüşmeler. İlk tur açısından pozitif herhangi bir gelişme yok. Hatta yabancı basına sızan başlıklara göre, son derece çetin müzakereler ve gerginlik söz konusu. Yeni hafta başlangıcı da bu eksende gerçekleşiyor. Hürmüz noktasındaki kilitlenme ve ABD’nin İran’a yönelik geçişleri kontrol altına alarak bloke edeceğini belirtmesi, kısa süreli &lt;$100 fiyatlamasına imkan tanıyan koşulları ve rüzgarı tersine çevirdi. Hafta başlangıcında %5-6 civarında yükselen petrol fiyatları, yeniden zayıflayan risk alma iştahı ve hafif değerli konuma gelen Amerikan doları bizleri karşılıyor.</p>
<p>Hemen bu noktada kısa bir toparlanma özeti yapmaktan zarar gelmez: Geride kalan iki hafta, yatırımcılar açısından daha rahat nefes alma imkanını tanıdı. Endekslerdeki kayıplar yerini toparlanmaya bırakırken, tahvil faizleri ve ülke risk primleri geriledi. S&amp;P 500’ün sadece geçtiğimiz hafta %4’e yakın yükselişi, gelişmekte olan ülke varlıkları için %7, ABD hariç dünyanın geri kalanı için %5 gibi son derece sert yukarı yönlü toparlanmaları karşımıza çıkardı. Kuşkusuz petrol fiyatlarındaki %10’un üzerindeki çift haneli gerileme belirleyici faktör.</p>
<p>Yerel varlıklar açısından ayrışma henüz yok. BIST tarafında alınan tedbirlerin de etkisiyle aşağı yönde hareket çok büyük oranda sınırlanmıştı; hacim azalışı ve likidite riski göze alınarak. Ancak, olması gereken de böylesi dış şok ortamında buydu. Geri dönüş ise tam olarak genele yayılmasa da rakamsal açıdan son derece kuvvetli. Sadece geçtiğimiz hafta endeksin TL ve USD bazlı yükselişi %9. Globaldeki iki haftalık toparlanma eğilimi Türk hisse senetleri için de geçerli. Ülke risk primindeki dikkat çekici geri dönüş (azalış yönlü) kayda değer. Haftalık bazda %18 azalan 5y vadeli CDS bizi yeniden 230-240bp aralığına taşıdı. Bu, aynı zamanda, savaş öncesi seviyeler. TL ve USD cinsi tahvil faizlerinde de geri çekilmeler takip edildi. Eurobond tarafının çok büyük oranda yerli yatırımcı/fon talebi kaynaklı olduğunu düşünmek makul. Yabancı yatırımcı açısından kurdaki seyir de gözetildiğinde gelinen seviyeler cazip olmakla birlikte henüz DİBS girişi kalıcı ve ciddi değil. Muhtemelen 22 Nisan PPK kararı, sonrasındaki para politikası ve enflasyon gidişatı ile yeniden radara bir noktada girecektir.</p>
<p>Yakın zaman içerisinde ilk çeyrek finansallarını karşılayacağız. Bu kapsamda şirketlerle görüşmelerimizi gerçekleştirmeye başladık. Bankacılık sektörü tarafında ilk izlenimlerimiz, marj toparlanmasının çeyrek özelinde yavaşlayan hızda da olsa devam ettiği. Ocak-Şubat BDDK verilerinin işaret ettiği genel eğilim sektör açısından geçerli. Ancak, Mart’ın volatilitesi ve faiz hareketi çeyrek rakamlarının çok küçük bir kısmında yer alıyor. Bu nedenle finansallar önemli olmakla birlikte, düzenlenecek olan telekonferanslar ve mesajlar gelecek açısından çok daha kritik olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-beklentiler-76969</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlk beklentiler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyat-mi-strateji-mi-76968</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fiyat mı strateji mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sohbetlerimize katılan dostlar “ <strong>Fiyatla rekabet, sonu felaket</strong> “ sözümü hatırlayacaklardır.</p>
<p>Sakın ola, satış bağlantısı yapmaya çalıştığımızda, fiyatın önemsizleştirmeye çabaladığım anlaşılmasın.</p>
<p>Böyle bir çabam yok amma sözüm, başarısızlıkları hep bir “ Amma “ ile fiyata bağlamaya çalışanlaradır.</p>
<p>Hele <strong>bugünkü küresel çalkantı</strong> ortamında <strong>strateji</strong>, <strong>fiyattan</strong> çok amma <strong>daha çok önemlidir</strong>.</p>
<p>Neden diye soracak olursanız…</p>
<p>Herkesin suçu birbirinin üzerine atmaya çalıştığı şu çirkin savaşa bakın.</p>
<p><strong>Hürmüz Boğazında</strong> yaşanan <strong>tıkanıklık</strong>, tüm dünyanın <strong>petrol tedarik dengesini sarstı</strong> ve sarsmaya devam ediyor.</p>
<p>Bu da hem <strong>yakıt</strong> ve hem de <strong>petrokimya ürünleri</strong> açısından küresel ekonomide <strong>belirsizliklere</strong> yol açıyor.</p>
<p>Körfez kaynaklı alüminyum piyasasının sıkıntılarını ve gelecek endişelerini de unutmayalım.</p>
<p>Bu da öncelikle bu olaylarla bağlantısı olan tüm sektörlere hem tedarik ve hem de fiyatlandırma sıkıntıları yaşatıyor.</p>
<p><strong>Sadece petrol mü sıkıntı yaratan?</strong></p>
<p>Tabii ki değil…</p>
<p>Umman Denizinde, Kızıl Denizde <strong>gemilerin</strong> güvenli seyrüsefer yapamama <strong>endişeleri</strong>, Uzak Doğu kaynaklı tedarik zincirlerinde<strong> gecikmelere</strong> yol açtığı gibi, ciddi <strong>belirsizliklere</strong> de gebe bıraktı.</p>
<p>Sonuç?</p>
<p>Teslimatlarda <strong>gecikmeler</strong> ve belki de daha da önemlisi, <strong>fiyat belirsizlikleri</strong>.</p>
<p>İşte tam da burada  “ <strong>Strateji</strong> “ dediğimiz sihirli kavram <strong>devreye giriyor</strong>.</p>
<p>Yineliyorum burada bir kez daha…</p>
<p>Fiyatı önemsizleştirmiyorum amma <strong>artık</strong> bağlamaya çalıştığınız <strong>işlerin odak noktasının</strong> <strong>fiyattan uzaklaşmakta</strong> olduğunu vurgulamaya çalışıyorum.</p>
<p>Bu sadece bugünkü krizlerde geçerli değildir, müzakerelerinizde her zaman göz önünde tutulması gereken önemli bir unsurdur.</p>
<p><strong>Müşterinin beklentilerini ve ihtiyaçlarını en iyi okuyabilen, her zaman kazanma olasılığı en yüksek olandır.</strong></p>
<p>Örnek mi istiyorsunuz, buyrun…</p>
<p>Yıllar önce bir Ortadoğu ülkesinde <strong>devlet ihalesinde teklif</strong> verecektik.</p>
<p><strong>Alım miktarı çok yüksek</strong> ve bağımlı olduğumuz <strong>hammadde</strong> de <strong>petrokimya</strong> ürünü idi.</p>
<p>Üretimde miktar sorunu yaşamamak için gereken organizasyonumuz eksiksiz idi amma yola çıktıktan sonra olabilecek fiyat dalgalanmaları, miktarın yüksek olması açısından sıkıntı yaratabilirdi.</p>
<p><strong>Biz</strong> de aracılardan ziyade üreticilerle bağlantı kurup, <strong>net ve opsiyonlu tekliflerimizi aldık</strong>.</p>
<p>Korkulan oldu ve bizim <strong>hammadde fiyatları</strong> değil <strong>yükselmeye</strong>, sıçrayarak gitmeye <strong>başladı</strong>.</p>
<p>Biz net talebimizi onayladığımız gibi, bize tanınan süreler içerisinde ek tedarik seçeneklerimizi de onayladık ve sözleşmelerimizi yaptık.</p>
<p>Bizimle beraber aynı ihaleye teklif veren ve bize göre çok büyük olan üreticilerden bazıları bize gelerek, bizden hammadde almak istedilerse de vermedik. Hammadde verseydik, mamul maddeyi sattığımız zaman kazandığımızdan daha çok kazanabilirdik amma yapmadık.</p>
<p>Ancak, bu ürünü verdiğimiz devlet kurumu daha sonra bize davet usulü ile ciddi işler verdi.</p>
<p>O zaman da biz, önemli ölçekte kâr edip para kazandık.</p>
<p>Neden derseniz?</p>
<p><strong>Stratejimiz fiyat üzerine değil, müşterinin önem verdiği odak noktasına göre kurulmuştu.</strong></p>
<p>Güven kazanmak için ise önce kendi tedarikimizi güvence altına alma çabamız sonuç vermiş ve fiyattan kazanmak değil, güvenilir tedarikçi olma stratejimiz kazandırmıştı.</p>
<p><strong>Fiyat her zaman önemlidir ancak işi alabilmek için tek seçenek değildir.</strong></p>
<p><strong>Öyle düşünenlerdenseniz “ Fiyatla rekabet, sonu felaket.”</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyat-mi-strateji-mi-76968</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fiyat mı strateji mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-ayda-ne-degisti-76967</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üç ayda ne değişti?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ratingcilerin büyük önem verdiği rezervlerde ocakta hızlı bir artış vardı. Nisanda ise ciddi düşüş var. Ocakta dış kırılganlık azalıyordu, nisan ayında ise artıyor. Hal böyle olunca ocakta azalan risk algısı nisanda yeniden bozulan bir görünüm veriyor.</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinin son üç ayda yaşadıklarını Fitch Ratings’in açıklamaları özetliyor. Daha üç ay önce “iyileşme başladı ve sürebilir” diyen Fitch, bugün “iyileşme kırılgan, riskler yeniden arttı” diyor.</p>
<p>Önce cuma günkü açıklamaya bakalım. Fitch, Türkiye’nin kredi notunu değiştirmedi ama görünümü “pozitif”ten “durağan”a düşürdü. Fitch özetle diyor ki; “Türkiye’de enflasyon hala çok yüksek ve ekonomi politikalarına güven tam olarak sağlanmış değil.” Açıklamadan gördüğüm kadarıyla görünüm değişikliğinin en önemli nedeni döviz rezervlerinin hızla azalması ve artan dış risklerdi. Sürpriz mi? Değil. Her ne kadar kırılgan bir ateşkes yürürlükte olsa da savaşın uzaması ve enerji fiyatlarının yükselmesi, cari açık ve enflasyonu daha da artırabilir. </p>
<p><strong>Güçlü ve zayıf yanlar</strong></p>
<p>Bununla birlikte açıklama dengeli. Türkiye ekonomisinin güçlü yönleri de vurgulanıyor, zayıf yönleri de. Ekonominin büyüklüğü ve çeşitliliği, kamu borcunun görece düşük seviyesi, bankacılık sektörünün sağlamlığı ve dış finansmana erişimin tüm zorluklara rağmen sürmesi güçlü yanlar arasında.</p>
<p>Ama bir de zayıf yanlar var. Listenin başında ise elbette enflasyonun yüksekliği yer alıyor. Döviz rezervlerindeki zayıflama, dış borç ve finansman ihtiyacının yüksekliği, ekonomi politikalarına güvenin dalgalı seyri ile siyasi ve jeopolitik riskler listedeki diğer başlıklar. Bu tablo, Fitch notu sabit bıraksa da görünümün pozitiften durağana çekilmesini açıklıyor.</p>
<p>Oysa aynı Fitch, yalnızca üç ay önce “iyileşme başladı ve sürebilir” diyerek görünümü pozitife çevirmişti. Yani Fitch’in Türkiye’ye bakışı 3 ayda olumlu beklentiden daha temkinli bir noktaya kaymış durumda. Artık iyileşmenin devamı konusunda eskisi kadar emin değil.</p>
<p><strong>Rezervler neden kritik?</strong></p>
<p>Herhalde bu bakış farklılığının arkasındaki en temel neden rezervlerdeki değişim. Ratingcilerin büyük önem verdiği rezervlerde ocakta hızlı bir artış vardı. Nisanda ise ciddi düşüş var.</p>
<p>Ocakta dış kırılganlık azalıyordu, nisan ayında ise artıyor. Hal böyle olunca ocakta azalan risk algısı nisanda yeniden bozulan bir görünüm veriyordu. Ve en önemlisi 3 ay önce enflasyonda düşüş süreci teması öne çıkmıştı. Nisanda ise “hala çok yüksek ve riskli” deniyor.</p>
<p>Akla hemen bir sonraki toplantıda ne olacağı geliyor. Acaba bir not indirimi olur mu?</p>
<p>Fitch şu anda “bekle–gör” pozisyonuna geçmiş durumda. Görünümü negatife çevirmedi ama olumlu beklentisini geri çekti. Yani teorik olarak bir sonraki değerlendirmede not indirimi olası senaryolar arasına girmiş diyebiliriz. Ancak bence hemen bir not indirimi gelmez. Kısa vadede böyle bir adım beklemek için henüz erken.</p>
<p><strong>Notu ne düşürür?</strong></p>
<p>Fitch ve diğer ratingcilerle olan yaklaşık 35 yıllık ilişkimizden gördüğüm kadarıyla bir not indirimi için başka olumsuzlukların da olması gerekiyor. Mesela döviz rezervlerinin yeniden hızlı düşmesi ve piyasaya güvenin zayıflaması not düşüşünü tetikleyecek bir faktör. Gevşek politikalara dönülmesi ve enflasyonun tekrar kontrolden çıkması, cari açık ve dış finansman ihtiyacının belirgin şekilde kötüleşmesi ya da ekonomiyi bozacak jeopolitik veya iç siyasi şoklar notumuzu bir anda aşağı çekebilir. </p>
<p>Yine 35 senelik deneyimimizden biliyoruz ki; bu ratingciler bir ülkenin notunu yükseltirken oldukça yavaş, kademeli ve temkinli gider ama not düşürürken hızlı hareket ederler.</p>
<p>Ama bana göre mevcut politika çizgisi korunur ve belirgin bir bozulma yaşanmazsa not sabit kalabilir. Ancak rezervler, enflasyon ve politika güveninde yeni bir kötüleşme olursa not indirimi ciddi bir risk haline gelir.</p>
<p><strong>Not artışı mümkün mü?</strong></p>
<p>Peki bir not artışı görür müyüz?</p>
<p>Bence kısa vadede bu da zor görünüyor. Çünkü Fitch son raporunda olumlu beklentisini geri çekti ve risklerin arttığını söyledi. Ne olursa notun artacağını da az çok biliyoruz. Döviz rezervlerinde güçlü ve kalıcı artış olmalı, enflasyon belirgin ve kalıcı şekilde düşmeli. Sıkı ve öngörülebilir ekonomi politikalarına güven artmalı. Cari açık ve dış finansman ihtiyacı azalmalı. Ayrıca piyasalarda güven artmalı ve ekonomideki dolarizasyon düşük kalmalı.</p>
<p>Özetle, not artışı için yalnızca kötüleşmenin durması yetmez; ekonomide belirgin ve kalıcı bir iyileşme şart.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-ayda-ne-degisti-76967</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üç ayda ne değişti? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ruslarin-ukraynada-galip-gelmeleri-bir-hayalden-ibaret-76966</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rusların Ukrayna’da galip gelmeleri bir hayalden ibaret</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ruslar Ukrayna topraklarını ele geçirseler bile, çoğu Ukraynalı bu işgali kabul etmeyecek, fırsat buldukları her defasında farklı olduklarını dile getirecek davranışlara yöneleceklerdir.</strong></p>
<p>Ukrayna’da bitmek tükenmek bilmeyen çatışma devam ediyor. Kısa bir süre önce gazeteler çatışmaların beşinci yılına girmekte olduğunu yazdılar. Birkaç hafta geriye gidecek olursak, Ukrayna’nın direnme gücünün sonunun yaklaştığı, bir süre daha beklenirse, Rusların istediklerini elde edebilecekleri tahmin edilmekteydi. Fakat bu arada bazı gözlemciler de Rusların parasının bitmek üzere olduğuna, bu durumda savaşa devam etmelerinin de giderek güçleşeceğine işaret etmekteydi. Sizler de biliyorsunuz, Rusya asker bulmak için çok para harcıyor, çünkü Putin mecburi askerliğe yönelmiyor, toplumu belki de zaten tereddütle yaklaştığı mücadelenin dışında tutmak istiyor. Savunmasının bir bölümünü geçmişte de paralı askerlere verdi. Kuzey Kore’den asker getirdi. Hapishanelere giderek askere yazılanın cezasını sileceğini, üstüne de para vereceğini söyledi.  Ancak, Ruslar maddeten darda iken önlerini açan beklenmedik bir gelişme oldu. Orta Doğu petrolünü taşıyan tankerlerin İsrail ve Amerika’nın İran’a saldırması nedeniyle Hürmüz Boğazını aşamamalarının yakıt fiyatlarında sebep olduğu aşırı yükselme karşısında tedbir arayan Birleşik Devletler, çözümü Ukrayna çatışması nedeniyle Rus petrolüne koydukları sevk kayıtlarını gevşetmekte buldu. Böylece bir miktar Rus petrolünün dünya fiyatlarından satılmasının yolu açıldı. Rusya’nın bütçesine yeni paranın girmesi söz konusu olunca, savaşın neden olduğu bütçe sıkıntısı da aşılmış oldu. Artık Rusya savaşı devam ettirmenin maliyetini karşılayacak yeni fonları bulmuştu.</p>
<p><strong>Ukrayna’nın, şartlara hemen </strong><strong>teslim olmayacağı görülüyor</strong></p>
<p>Ukrayna’nın askeri sözcüleri son zamanlarda Rusya’nın saldırı hattında bir ilerleme kaydetmediğine, tam tersine Ukrayna’nın yeniden toprak kazanmaya başladığını belirterek, durumun değişmeye başladığına işaret ediyorlardı. Bu açıdan bakıldığında, petrol fiyatlarının yükselmesi ve buna bağlı olarak da Rus petrolü üzerine konulmuş satış kısıtlamalarının kaldırılması, Ukrayna tarafından herhalde pek de hoş olmayan bir sürpriz olarak değerlendirilmiştir. Yine de şartlara hemen teslim olmaya hazır olmadıkları görülüyor. Nitekim, kısa süre sonra Rus hava savunmasını aşan dronlar kullanarak Karadeniz ve Baltık kıyısında gemilere petrol yüklemek için kullanılan tesisleri harap ettiklerini açıkladılar. Muhtemelen benzer saldırılar düzenleyerek diğer ülkelere yapılan sevkiyatı da (Çin dahil) engellemeye çalışıyorlar. Bütün bunlara rağmen, Ukrayna’nın yine de makul bir barışı arzuladığını söylemek mümkün. Böyle bir barış ülkede Rus kökenlilerin egemen olduğu yerlerde bir miktar toprağın Rusya’ya geçmesini de kapsayabileceği dahi dile getiriliyor. Bazı okuyucularımızın dikkatinden kaçmamıştır, Türkiye Cumhurbaşkanı önce Vladimir Putin ile uzun süren bir telefon görüşmesi yaptı. Ertesi gün ise Zelenski ülkemize sürpriz bir ziyaret yaparak yine Cumhurbaşkanımızla uzun süren görüşmelerde bulundu. Siyasi liderler neler konuştukları konusunda hiçbir bir açıklama yapmamakla beraber, Türkiye’nin bir barış için arabuluculuk yapmaya gayret ettiği, ikisi de dost olan komşularını savaşmaktan vazgeçirmeye ve birbiri ile anlaştırmaya çalıştığını tahmin etmek mümkün.  Yine de başarılı olacağının teminatı bulunmuyor.</p>
<p>Genel görünüşü değerlendirmek isteyen bazı gözlemciler, Rusya’nın Sovyetler Birliği’ne ait olan toprakları geri almak ve kendi topraklarına katmak istediğini, böylece yine dünyanın en önemli ülkeleri arasına girmeye çalıştığını ifade ediyorlar. Böyle bir değerlendirmeyi abartılı bulmak mümkünse de, Putin’in SSCB’nin Slav kökenli ahalisini birleştirmek istediğini daha açık söylediğini unutmamak gerekir. Putin’in yayılmacı bir çizgi izlediği düşünülüyorsa, zaten herhangi bir barış anlaşması geçici olmaya mahkumdur. Ancak hatırlanması gereken bir husus daha var. Bir imparatorluktan sonra uluslararası sistemin büyük ama sıradan bir üyesi olmaya geçişin kolay olmadığını anlamak gerekiyor. Eski günlerde etkin konumda olan seçkinler o günlerin geri gelmesini arzulayacaklar ve bunu sağlamak için bir uğraş vereceklerdir. Bu kişiler her zaman imparatorluğun dağılmasına izin vermenin bir hata olduğunu ileri sürecekler, hatta bazı kişileri toplumu bu sonuca götürmekle suçlayacaklardır.</p>
<p>Size unutamadığım bir anıyı da aktarmak istiyorum. Zamanında Sovyet hariciyesine adam yetiştirmek için kurulmuş olan ve halen de Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyetini sürdüren MGIMO’dan diploma almış bir Rus büyükelçisi bir gün bana Kırgızistan ve Kazakistan gibi ülkelere bağımsızlık vermenin bir hata olduğunu, çünkü Moskova’nın bu ülkelerden sağladığı gelirden çok daha fazlasını buralara yatırdığını söyledi. Bilindiği gibi, bağımsızlığını kazandıktan sonra Kazakistan, petrol devi bir ülke olmuştur ama bunu bir yana bırakalım ve büyükelçinin nasıl bir yanılgı içinde olduğunu inceleyelim. Bağımsızlığını kazanan ve bu statüsünü sürdürmek isteyen bir ülke açısından bunu yapmak varlıksal bir işlevken, eski günlerin geri dönmesi için yayılmak isteyen bir ülke sadece araçsal bir hedef gütmektedir. Bay Putin bunu anlamadığı için Ukrayna’yı birkaç gün içinde Rusya’ya katacağını sanmış, hatta birçok Ukraynalının da bunu canı gönülden istediğini zannetme gafletine düşmüştür. Şu anda sonunu göremediğimiz Rus-Ukrayna çatışması beşinci yılına doğru ilerliyor, çatışmanın nasıl sona ereceği de bilinmiyor. Korkarım ki, Bay Trump da, muhtelif inançta olan ve bir bölümü mevcut rejim tarafından mahkum dahi edilen, kimi rejim taraftarı, kimi Molla rejimine karşı çıkan bir sürü insanın ülkelerinin bağımsızlığını korumak için kenetlendiğini, Amerika’ya karşı çıktığını anlamakta güçlük çekmektedir.</p>
<p><strong>Ukrayna ve İran’da emperyalist </strong><strong>yayılmacılık araçsal bir mahiyette</strong></p>
<p>Acaba Rusya’nın Ukrayna macerası ile Amerika’nın İran macerasından ders çıkarmamız mümkün müdür? Tabii, hemen bu iki durumu karşılaştırmanın doğru olmadığına işaret edebilirsiniz. Ukrayna’nın uzun süre Sovyetlerin bir parçası olduğunu, Ukrayna dili ile Rusçanın akraba diller olduğunu söyleyebilirsiniz. Hatta, bir adım daha da ileriye giderek Rusya’nın doğuşunu Kiev’e bağlayabilirsiniz. Ancak şu anda Rusya’nın karşısında bağımsız olmayı isteyen bir Ukrayna’yı bulduğunu inkar edemezsiniz. Sanıyorum her iki durumda da emperyalist yayılmacılık araçsal bir mahiyet arz ediyor. Her ikisinde de müdahalenin, müdahale eden emperyalist devletin iktisadi veya siyasi gücüne, ya da ihtişamına katkıda bulunduğu düşünülüyor. Buna karşılık, bağımsızlığını korumaya çalışan ve bu nedenle ulusal savunmaya yönelen ülkenin halkı daha fazla zora katlanmaya, daha fazla fedakarlık yapmaya ve ulusal hükümetin ülkesinde birleşerek kendisine ait olduğunu düşündüğü toprakları korumaya rıza gösteriyor.  Şurası muhakkak ki, emperyal bir tasavvurla bir başka ülkeye hakim olmaya yönelen, toprağını ele geçirmeye çalışan ülkelerin her zaman durdurulması mümkün olmuyor. Ancak bu durumlarda dahi, ele geçirilen topraklarda yaşayan halk ülkeye egemen olmaya çalışanlara karşı muhtelif yollardan direnebiliyor. Dolayısıyla, Ruslar Ukrayna topraklarını ele geçirseler bile, çoğu Ukraynalı bu işgali kabul etmeyecek, fırsat buldukları her defasında farklı olduklarını dile getirecek davranışlara yöneleceklerdir.</p>
<p>Özetlemek gerekirse, Rusların Ukrayna’da kazanma şansı bulunmuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ruslarin-ukraynada-galip-gelmeleri-bir-hayalden-ibaret-76966</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/6/1280x720/rusya-ukrayna-1776142966.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rusların Ukrayna’da galip gelmeleri bir hayalden ibaret ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kim-bu-isgucu-disinda-sayilanlar-76965</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kim bu işgücü dışında sayılanlar?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2025’te işgücü harici nüfusta okuma yazma bilmeyenler ile ilkokul bile bitirmemiş olanların sayısı 164 bin kişi azalırken, ilkokul mezunlarının sayısı 271 bin, yükseköğrenimlilerin sayısı ise 244 bin kişi artmış.</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun hesabına göre işsizlik oranının tarihi düşük seviyelere inmesindeki belirleyici faktörün istihdam artışı değil, işgücü haricinde sayılan nüfustaki yüksek artış olduğu üzerinde durmuştuk. TÜİK istatistiklerine göre işsizlik oranı ve işsiz sayısı hesabında, hesap dışı tutulan nüfus yüksek miktarda artınca, işsiz sayısı da hesapta düşmüş gözüküyor. Öyle ki istihdam edilenlerin sayısında düşüş olmasına rağmen işsiz sayısı artmak yerine düşebiliyor.</p>
<p>TÜİK’in işsizlik istatistiklerinde en büyük hareket istihdam ve işsizlik, hatta nüfus tarafında değil. En büyük hareketler, işgücü haricinde sayılan ve böylece işsizlik hesaplarının dışında tutulan nüfusta ortaya çıkıyor. En büyük oynamalar işsizlik hesabının dışında tutulan bu kesimde görülüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddcafa3fef1-1776143098.png" alt="" width="700" height="639" /><strong>İş aramaktan vazgeçenlerdeki </strong><strong>artış nüfus artışının 1,94 katı.</strong></p>
<p>2025 yılı örneğinde gördüğümüz gibi çalışma çağındaki toplam nüfustaki artış 469 bin kişi iken işgücü haricinde sayılan nüfustaki artış 669 bin ile nüfus artışının 1,42 katı. İşgücü içinde sayılmayanların önemli kalemlerinden olan potansiyel işgücü, yani çalışmaya istekli olduğu halde umutları kalmadığı için iş aramaktan vazgeçenlerin sayısındaki artış 908 bin kişi ile nüfus artışının 1,94 katı. Sağlık nedeniyle çalışamaz halde olduğu için işgücü dışında sayılanların sayısında bir yılda olduğu varsayılan artış ise nüfustaki artışın 2,9 katı. Yani bu hesaba göre toplam nüfusta meydana gelen her 100 kişilik artışa 290 kişi çalışamayacak kadar hasta hale düşmüş.</p>
<p>Bu nedenle işgücü haricinde kabul edilen bu gruba daha yakından bakmak işsizlik istatistiklerini daha doğru değerlendirmek açısından gerekli.</p>
<p>2024 verilerine göre işgücü harici nüfusun yüzde 18,4’ü bir okul bitirmemiş kişilerden, yüzde 31,1’i ilkokul mezunlarından,  yüzde 13,3’ü ortaokul mezunlarından, yüzde 17,6’sı lise ve meslek lisesi mezunlarından ve yüzde 10,7’si yükseköğrenimlilerden oluşuyor.</p>
<p>Yükseköğrenimlilerin de yüzde 10 gibi kendi niteliğine göre yüksek bir paya sahip olmasını görmezden gelirsek, eğitim düzeyine göre dağılım normal görülecek bir dağılım. Buna karşın 2025 yılı gelişmelerinde bu dağılımın tam tersi bir görünüm ortaya çıkıyor. 2024 yılına göre sayısı en fazla artan kesim ilkokul mezunları ile yükseköğrenim mezunları. Okuma yazma bilmeyenler ile ilkokul mezunu bile olmayanların sayısında ise azalma var. İşgücü harici nüfusta okuma yazma bilmeyenler ile ilkokul bile bitirmemiş olanların sayısı 164 bin kişi azalırken, ilkokul mezunlarının sayısı 271 bin, yükseköğrenimlilerin sayısı ise 244 bin kişi artmış. İşgücü haricindeki nüfusta 2025 yılında ortaya çıkan 669 bin kişilik artışın yüzde 36,5’ini yükseköğrenim görmüş kişiler oluşturuyor. Yükseköğrenim mezunlarının sayısındaki artış ile ilkokul mezunlarının sayısındaki artışın neredeyse eşit olması, işgücü yapısındaki ve hesaplarındaki en belirgin çarpıklıklardan birisini oluşturuyor.</p>
<p><strong>İşgücü harici nüfusta 45-54 yaş </strong><strong>grubunun payının yüzde 30,2</strong></p>
<p>İşgücü harici nüfusun yaş gruplarına dağılımında en yüksek pay yüzde 26,2 ile 65 yaş ve üstü kesim ve yüzde 13,8 ile 15-19 yaş grubundakilerde. Bu durum normal karşılanacak bir dağılım. Ancak çalışma çağının fiziki yapı ve tecrübe açısından en dinamik kesimini oluşturan 20-54 yaş grubunun da yüzde 43,5 gibi yarıya yakın bir paya sahip olması, not edilmesi gereken bir olumsuzluk. Bu arada yıllık artışta 45-54 yaş grubunun payının yüzde 30,2’yi bulması, gidişatın daha da olumsuz olduğuna işaret.</p>
<p>2025 yılı itibarıyla işgücü dışında sayılanların yüzde 29,1’i daha önce ücretli veya yevmiyeli bir işte çalışıyormuş.  İşgücü harici nüfusun yüzde 0,6’sı daha önce işveren, yüzde 4,6’sı kendi hesabına çalışan, yüzde 4,6’sı da ücretsiz aile işçisi olarak istihdamda imiş. İşgücü harici nüfusta 2025’te meydana gelen artışta, eskiden ücretli-yevmiyeli çalışanların payı yüzde 37,7’ye, kendi hesabına çalışanların payı ise yüzde 13’e çıkıyor.</p>
<p>Eski işinden ayrılma nedeninin kendisinin hastalanması veya sakatlanmasını olduğunu söyleyenler, işgücü harici nüfusta yüzde 0,5’lik bir paya sahip. Bu nedenle işgücü dışına çıktığını belirtenlerin sayısında 2025 yılında gözlenen artış 75 binden ibaret. Buna karşın işgücüne katılmama nedeni yaşlılık, hastalık ve çalışamaz hale gelmek olarak gösterilenlerin sayısındaki artış 1 milyon 364 bin kişi.  Bu iki rakam arasında dağlar kadar fark var. Bu da TÜİK’in işgücü verilerinde açıklaması en zor noktalardan birisini oluşturuyor.</p>
<p>İşgücü harici nüfustaki ev kadınlarının sayısında 1 milyon 532 bin düşüş, öğrencilerin sayısında 275 bin, emeklilerin sayısında 613 bin kişi gibi yüksek düşüşler var. Yani toplam 2 milyon 420 bin ev kadını, emekli ve öğrenci işgücü dışında kalmaktan vazgeçmiş gözüküyor. Oysa işgücü sayısında böyle bir artış yok. İşte buradaki dengesizlik, sanki hastalanan, iş bulmaktan umudunu kesenlerin sayısındaki artışla “giderilmiş” gözüküyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kim-bu-isgucu-disinda-sayilanlar-76965</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/5/1280x720/isgucu-issizlik-kalabalik-1776143125.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kim bu işgücü dışında sayılanlar? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asla-yapilmamasi-gerekeni-yapmak-neden-76964</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Asla yapılmaması gerekeni yapmak: Neden?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1924-2025 döneminin en yüksek iki enflasyonu da uygulanan ‘garip’ ekonomi politikasından kaynaklanıyor. Enflasyon 1993’te yüzde 67,8 iken bir yıl sonra tam 38,7 puan artarak yüzde 106,5 oluyor. 2021’de ise yüzde 29. Bir yılda 66,2 puan sıçrayarak 2022’de yüzde 96,1 oluyor.</strong></p>
<p>Grafikte 1924-2025 döneminde gerçekleşen yıllık enflasyon oranları gösteriliyor. Cumhuriyetin ilk yılları için tüketici ya da üretici enflasyon değerleri yok. Bu nedenle, enflasyonu ölçmek için GSYH deflatörünü kullanıyorum. Kabaca tüketici ve üretici enflasyonlarının ortalaması gibi düşünülebilir. Dönemin ortalaması yüzde 24,1. Son beş yılın enflasyonu bu ortalamanın üzerinde. Grafikte yer almayan Mart 2026 enflasyonu yüzde 29,5  (üretici ve tüketici ortalaması). O da ortalamanın üzerinde. Kaldı ki ortalamanın kendisi de çok yüksek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddc51298d30-1776141586.png" alt="" width="600" height="348" />Neden böyle? Enflasyona neden yol açıyoruz? Enflasyona yol açtıktan sonra onunla mücadele etmeyi bilmiyor muyuz? Biliyoruz ama mücadele etmek işimize mi gelmiyor? Elbette ilk başta sorulması gereken enflasyonu nasıl yarattığımız. Yaratmıyor olsak mücadeleye de gerek kalmayacak.</p>
<p>1924-2025 döneminin en yüksek iki enflasyonu da uygulanan ‘garip’ ekonomi politikasından kaynaklanıyor. Enflasyon 1993’te yüzde 67,8 iken bir yıl sonra tam 38,7 puan artarak yüzde 106,5 oluyor. 2021’de ise yüzde 29. Bir yılda 66,2 puan sıçrayarak 2022’de yüzde 96,1 oluyor. Dile kolay; 66,2 puan! İlk başta insanın aklına, enflasyonu bir yılda bu kadar yükseltmek için bayağı bir uğraşmak gerektiği geliyor. Öyle mi acaba?</p>
<p>Çok uğraşıldığını düşünmüyorum. İkisi de uygulanan garip iktisat politikasının sonucu. 1993 sonuna doğru bütçe açığı çok yüksek, borçlanarak finanse edildiği için de borçlanma faizi de doğal olarak çok yüksek. Ama faizi düşürmek için çıkmaz sokağa sapıldı: Borçlanma ihtiyacını azaltacak bir politika uygulamak yerine yüksek borçlanma ihtiyacı Merkez Bankasına para bastırılarak finanse edilmeye çalışıldı. Basılan paralar olduğu gibi döviz talebine gitti. Kur sıçradı beraberinde enflasyon da. Meşhur 1994 krizi… (Doğan Kitap’tan yayımlanan Finansal Krizler ve Türkiye adlı kitabımda ayrıntısı var: 2020, altıncı baskı).</p>
<p>2022’de enflasyonun baş döndürücü biçimde sıçramasının nedeni de açık: Eylül 2021’de enflasyon hedefi yüzde 5, mevcut enflasyon da yüzde 19 iken, Merkez Bankası’nın faizi artırmak yerine faiz indirmeye başlaması. Ardından döviz kurunun sıçraması, kuru dizginlemek için şapkadan çıkarılan tavşanlar, sistemin tıkanmaya başlaması ve elbette enflasyonun sıçraması. Mayıs 2023 seçimleri öncesinde ödemeler dengesi krizinin eşiğine gelmemiz.</p>
<p>Ama soru yanıtlanmadı. Sadece bir katman derine indim. “Enflasyona yol açtık çünkü iktisat politikası ‘asla yapılmaması’ gerekeni yapmaya yöneldi” dedim. Peki, neden yöneldi? Yanıtım yok. Bunca yılın tecrübesi ortadayken, Türkiye’nin iktisat teorisi ve iktisat politikası bilen kadroları yok denilemez herhalde. Peki, bu işlere yönelinmemesi için neden uyarılar yapılamadı. Öyle ya, Merkez Bankası var, Hazine Müsteşarlığı var, danışmanlar var… Sonuçta siyasetçi ekonomi canlansın ister, ihracat artsın ister; ister… Uygulanan politika ile bu sonuçların elde edilemeyeceği, üstelik ekonomiye önemli hasar verileceğini söylemek bu kurumların işi değil miydi? Belki de o kurumlardaki üst yönetimler kurumların deneyimli uzmanlarını dinlemediler. Ya da dinlediler de karar alıcılara dertlerini anlatamadılar.</p>
<p>Bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: İktisat teorisinin ‘asla yapma’ dediği işleri yapmasaydık, 1994 krizi de 2022-2026 dönemindeki yüksek enflasyon da hiç yaşanmayabilirdi.           </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asla-yapilmamasi-gerekeni-yapmak-neden-76964</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/1/1280x720/boykotlarin-enflasyonla-mucadeleye-katkisi-1743693549.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Asla yapılmaması gerekeni yapmak: Neden? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/balikesirin-tarimsal-cesitliligi-ve-suyun-onemi-76963</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Balıkesir’in tarımsal çeşitliliği ve suyun önemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Balıkesir’i “siyah çay dışında her şeyin yetiştiği il” olarak tanımlayan Balıkesir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi Kula, göreve geldiği 2018 yılından bu yana su sorununa özel ilgi gösteriyor. Oda olarak su konusunda çok yoğun çalışmalar yaparak konuyu gündemde tutuyor.</strong></p>
<p>Son günlerde suyu daha çok konuşmaya başladık. Geçen yıl şiddetli kuraklık ve su sorunu yaşanırken bu yıl aşırı yağış nedeniyle taşkınlar yaşanıyor. Tarım ürünleri su altında.</p>
<p>Geçen yıl herkes sabah uyandığında ilk iş barajlardaki su seviyesine bakardı, bu yıl barajlardaki su seviyesi herkesi memnun ediyor. Ama yarın ne olacağını bilemiyoruz. Bu nedenle suyun önemini bilmek ve gündemde tutmak gerekiyor. Şu son bir yılda yaşananlar gösterdi ki suyu doğru yönetemezsen suyun azı da çoğu da tarıma zarar veriyor.</p>
<p>Balıkesir Ticaret Odası, Balıkesir Sanayi Odası ve EKONOMİ gazetesinin ortaklaşa düzenlediği “Suyun İzinde: Gıda, Tarım ve Hayvancılık Nereye Gidiyor? “ paneli için 9 Nisan’da Balıkesir’deydik. 7 Nisan’da da Konya Tarım Fuarı’nda Agro TV’nin düzenlediği “Suyu Yöneten Geleceği Yönetir” panelinde suyu konuştuk. Daha önce’de Balıkesir Ticaret Odası’nda “Sürdürülebilirlik ve Su” konulu panele katılmıştım.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69ddc46ccb1a1-1776141420.jpeg" alt="" width="700" height="266" />
<figcaption><strong>Balıkesir Ticaret Odası, Balıkesir Sanayi Odası ve EKONOMİ gazetesinin ortaklaşa düzenlediği “Suyun İzinde: Gıda, Tarım ve Hayvancılık Nereye Gidiyor? “ paneli öncesinde Balıkesir’deki kooperatif, birlik başkanları ile buluşarak tarımdaki sorunları, çözüm önerilerini de detaylı olarak konuştuk.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Su sorunu Balıkesir’in ürün </strong><strong>çeşitliliğini tehdit ediyor </strong></p>
<p>Su sorunu, kuraklık denildiğinde Konya başta olmak üzere İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Ege (özellikle Büyük Menderes ve Gediz Havzası), Trakya ilk akla gelen bölgeler.  Balıkesir’de de elbette su sorunu var ama ilk akla gelen yer değildir. Balıkesir’in özelliği, bitkisel üretimde ve hayvancılıkta ürün çeşitliliğinin çok fazla olması. Bu da büyük oranda suya bağlı. Su sorunu bu çeşitliliği tehdit ediyor. Bu nedenle suyun planlanması ve buna uygun üretim yapılması hedefleniyor.</p>
<p>Balıkesir’i “siyah çay dışında her şeyin yetiştiği il” olarak tanımlayan Balıkesir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi Kula, göreve geldiği 2018 yılından bu yana su sorununa özel ilgi gösteriyor. Oda olarak su konusunda çok yoğun çalışmalar yaparak konuyu gündemde tutuyor. Bloomberg HT tarım editörü sevgili İrfan Donat ile konuşmacı olarak katıldığımız  “Suyun İzinde” paneli de o çalışmalardan birisiydi.</p>
<p>Toplantı öncesinde Balıkesir’deki kooperatif, birlik başkanları ile buluşarak tarımdaki sorunları, çözüm önerilerini de detaylı olarak konuştuk. Balıkesir’in tarımsal potansiyeli, hem bitkisel üretim hem de hayvancılık ve gıda konusundaki çalışmalar, beklentiler, sorunlar konusunda detaylı bilgiler edindik. Yeri geldikçe o bilgileri paylaşacağız.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69ddc724b5ad2-1776142116.jpeg" alt="" width="700" height="604" />
<figcaption><strong>Balıkesir Ticaret Odası Meclis Başkanı Okan Telaşeli (solda) ve Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi Kula.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Balıkesir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi Kula, paneldeki açılış konuşmasında 2018 yılından bu yana Balıkesir’in su sorunu ile çok yakından ilgilendiklerini ilçe ilçe gezerek neler yapılması gerektiğini tespit ettiklerini ve bunları kamuoyu ile paylaştıklarını söyledi. Rahmi Kula, sözlerini şöyle sürdürdü: “O zaman, 2019-2020 yılında iklim krizinin etkilerini çok görmüyorduk.Çok da farkında değildik. Ancak, özellikle iki yıldır iklim krizini hepimiz iliklerimize kadar hissediyoruz. Bizler, Balıkesir olarak Türkiye'yi doyuran iliz. Siyah çayın dışında bütün ürünleri üretiyoruz. Bu aldığımız rızkı, topraklarımızın bereketi, üreticimizin çalışkanlığı ile sağlıyoruz. Kırmızı et ve beyaz ette, süt ve süt ürünlerinde, zeytinde, zeytinyağında, pirinçte, mor soğanda, üretimde Türkiye'de ilk beş ilden biriyiz. Bu da bizler için de ülkemiz için de çok önemli. Kendi kendimizi yeterliyiz. Ayrıca Türkiye'yi besleyen bir iliz. Ancak iklim krizi ve iklim değişikliğiyle birlikte bu sadece ilimizde değil, ülkemizde de değil, dünyada bunu yaşıyoruz. Dünyada iklim değişikliğiyle birlikte gelecekteki en büyük tehlike su. Eğer suyu koruyabilirsek üretime devam ederiz. Su varsa tarım var, hayvancılık var, gıda var. Eğer su yoksa açıkça söyleyeyim, bunların hiçbirini gerçekleştiremeyiz. O zaman gıda üretemeyiz.”</p>
<p><strong>Balıkesir sanayisinin %40’ı </strong><strong>tarıma dayalı gıda sanayisi</strong></p>
<p>Suyun sadece tarım için değil her sektör için çok önemli olduğuna değinen Rahmi Kula: “Bugün Balıkesir sanayisinin yüzde 40'ı tarıma dayalı gıda sanayinden oluşuyor. O yüzden her damla suyumuza sanayicimiz de, köylümüz de, çiftçimiz de herkes bu anlamda sahip çıkmalı. Hepimiz üzerimize düşeni yapmalıyız. Bu salonda daha çok çiftçilerimiz, üreticilerimiz ve kooperatif birliklerimiz var. Bunun dışında ben aynı zamanda kendim de tarıma dayalı sanayi gıda sektöründe faaliyet gösteriyoruz. Oda başkanı olarak organize sanayi bölgesi yönetim kurulu üyesiyim. Şunu bilmenizi isterim ki organize sanayi bölgesinde Sayın Valimizin başkanlığında Büyükşehir Belediye Başkanımız, Sanayi Odası Başkanımız, Organize Sanayi Bölgesi Başkan Vekilimiz hep birlikte yönetim kurulunda Balıkesir'e gelen firmalara, yatırım yapmak isteyen firmalara önce şunu soruyoruz. Diyoruz ki; "Ne kadar su tüketiminiz, ne kadar karbon salınımı var?" Eğer su tüketimi gerçekten yüksek olan firmalar varsa bizim yeraltı suyumuzu alacak, sonra deşarj edecek. O zaman diyoruz ki "Bunu bir daha düşünün, bir daha gözden geçirin." Çünkü bizim bu topraklardan çıkan temel ürünümüzü, gıdamızı, temel tarımsal faaliyetlerimizi kaybetmememiz gerekiyor. O yüzden hepimiz üzerimize düşeni yapmalıyız” bilgisini verdi.</p>
<p><strong>Tarımsal üretim güneyden </strong><strong>kuzeye doğru kayacak</strong></p>
<p>Balıkesir’de 3 tane tarıma dayalı organize sanayi bölgesi olduğunu ve Gönen Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin bu alanda Avrupa’nın en büyüğü olduğunu hatırlatarak şu değerlendirmeyi yaptı: “Gönen'i niye söylüyorum? Bakın hepimizin basında gördüğü tarlada 1 lira markete geldiğinde 10 lira oluyor. Nasıl oluyor diye. Biz aslında orada Antalya'dan İstanbul'a gidinceye kadar o sebzeler çok ciddi fire veriyor. İkincisi çok ciddi bir taşıma maliyeti var. Son bir ay daha da yükseldi nakliye maliyeti. Burada müthiş bir maliyet var. İkincisi, iklim kriziyle birlikte güneydeki tarımsal faaliyetler artık yavaş yavaş kuzeye doğru kayacak. Kuzey bölgesinde de en uygun coğrafya ve toprak yapısı Balıkesir'de. Balıkesir'in de tam ortada olduğunu düşünürseniz, İstanbul, Bursa, İzmir, Başkent Ankara olmak üzere 25 milyon nüfusun tam ortasındayız ve Gönen'de, Bigadiç ve Edremit’teki tarıma dayalı organize sanayi bölgelerinde üretilecek ürünlerle çevremizdeki tüm metropolleri besleyecek duruma geleceğiz. Ben Balıkesir'in üretim gücüne sonuna kadar inanan biriyim. Ülkenin de çalışkanlığına, üretim gücüne sonuna kadar inanıyorum. Çünkü Kurtuluş Savaşı sonrasında ülkenin en iyi yapacağı şey tarım ve hayvancılıktı. Onu da atalarımızdan aldığımız o düsturla hâlâ devam ediyoruz. Topraklarda bu güç ve bu üretim inancı var. Yeter ki işlerimizi iyi yapalım, doğru yapıp para kazanalım ki elimizi topraktan çekmeyelim.”</p>
<p><strong>“Çok su tüketen avokado </strong><strong>yetiştirmek zorunda değiliz”</strong></p>
<p>Gıda üretiminde de Balıkesir’in sadece Türkiye'yi değil dünyayı besleyecek bir potansiyele sahip olduğunu hatırlatan Kula: “Hepsi birbirinden kıymetli gıda ürünlerini markalaştırmamız lazım.  Bazı illerin öne çıkan bir tane ürünü var. Balıkesir’de peynir, zeytin, kuzu eti, kırmızı et, beyaz et, zeytinyağı ve daha birçok temel gıda ürünü var. Hepsi birbirinden güçlü. Ticaret odası olarak amacımız da bu ürünleri daha markalaşmış, katma değerli hale getirerek daha değerli satmak ki üreticiler daha yüksek bir gelir elde etsinler.” dedi.</p>
<p>Avokado yetiştiriciliğinin çok moda olduğunun altını çizen Rahmi Kula sözlerini şöyle sürdürdü: “ Son dönemde çok popüler oldu. Bir program izlemiştim. Yıllar önce Kaliforniya'da bu avokado yetiştiriciliği başlamış. Daha sonra müthiş bir su tüketimi olduğu için bunu Güney Amerika'ya yönlendirmişler. Bakıyorsunuz gelişmiş ülkeler su tüketimi fazla olan üretimlerden çıkmaya çalışıyorlar ve bunu daha az gelişmiş ülkelere aktarıyorlar. Şimdi ben bakıyorum biz avokado yetiştiriciliği yapmamalıyız. Zaten bizim kültürümüzde, ağız tadımızda avokado yok. Herhalde avokado yiyemezse kimsenin aklına gelmez diye düşünüyorum. Bilmiyorum var mı yani illa avokado yiyelim diyen yok yani sokakta. O yüzden avokado üretimine ihtiyacımız yok. Bizim daha çok kendi toprak yapımıza, iklim yapımıza uygun, daha az su tüketen ürünler üretmemiz lazım.”</p>
<p><strong>Umudu diri tutarak üretmek zorundayız</strong></p>
<p>Rahmi Kula’nın anlattıkları Balıkesir’in hem bitkisel üretimde hem de hayvancılıktaki potansiyelinin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Bitkisel üretimde buğday, mısır, çeltik, zeytin, sebze ve meyve, şeker pancarı, hayvancılıkta süt ve besi hayvancılığı manda, küçükbaş, kanatlı ve su ürünleri yetiştiriciliği oldukça gelişmiş ve buna bağlı olarak gelişen bir gıda sanayisi var.</p>
<p>Gastronomide büyük bir çeşitlilik var. Sevgili Berrin Bal Onur ve Neşe Aksoy Biber’in yazdığı "50 Peynirli Şehir Balıkesir" kitabı peynirdeki çeşitliliği bütün yönleriyle anlatıyor. Daha önce bir yazımda yer vermiştim. İtalyan Şef Danilo Zana, İzmir Gastrofest’te şunları söylemişti:  “İtalyan mutfağı gücünü malzemeden (tarım ürünlerinden) alıyor. Bizim başarımız İtalyan şeflerin güçlü olmasından kaynaklanmıyor. Asıl başarıyı malzeme sağlıyor. İtalya, çok bereketli, ürün çeşitliliği çok fazla. İnsanlar ürününe sahip çıkıyor. Böyle olunca 1-0 önde başlıyoruz.”</p>
<p>Balıkesir’in, Türkiye’nin, bu sözlerden alacağı çok ders var. Ürünlerimize, çiftçimize, üretene sahip çıkacağız. Balıkesir’in 50 çeşit peynirinden en azından birisini dünya markası yapamaz mıyız?</p>
<p>Özetle, Balıkesir’de geçirdiğim bir günün sonunda gördüklerim ve anlatılanları dinleyince şunu düşündüm; ülkede karamsar olmak için birçok neden var. Fakat bunun bize faydası yok. Umutları diri tutarak üretmek zorundayız. Üretmezsek tükeniriz. Bu büyük potansiyeli değerlendirmek için birçok nedenimiz var. İlk aklıma gelen, Mustafa kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına olan borcumuz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Balıkesir’in “abisi” Faruk Kula’ya saygı</strong></span></p>
<p>Rahmi Kula’yı dinlerken babası Faruk Kula’nın izinde gittiğini ve Balıkesir’in sorunlarına sahip çıkarken çok daha büyük pencereden konulara yaklaştığını görüyorsunuz. Balıkesir Ticaret Borsası Başkanlığı’nın yanı sıra birçok sivil toplum örgütünde öncülük yapan ve Balıkesir’in “abisi” olarak bilinen Faruk Kula, vefat ettiği 2019 yılına kadar iyi bir haber kaynağımdı. Faruk Kula’yı da yeri gelmişken bir kez daha saygıyla anıyorum.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/balikesirin-tarimsal-cesitliligi-ve-suyun-onemi-76963</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/3/1280x720/46-1776141449.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Balıkesir’in tarımsal çeşitliliği ve suyun önemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/onemli-mi-oncelikli-mi-76962</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Önemli mi öncelikli mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Binlerce yılın tartışma konusu hala gündemdedir. EHEM ile MÜHİM tercihi, tarihin akışını belirleyecek  kadar hayati olmuştur. At, otu önceler, it ise eti… Ama âdemoğlu 5 bin yıldır bu ayırtta zorlanıyor.</strong></p>
<p>Hayat, önemliler arasından <strong>önceliklerle</strong> yol alır. Neye öncelik verdiğine dikkat et. <strong>Her önemliye yetişirsen, öncelikliye geç kalırsın</strong>. Peki, önemli ile öncelikliyi nasıl <strong>ayırt</strong> ederim? <strong>Önemli</strong> bekleyebilir ama <strong>öncelikli</strong> bekletilemez. Fakat bu <strong>ayrımı yapmak</strong>, her zaman kolay olmayabilir.</p>
<p>Bir iş; hem önemli hem öncelikli ise; <strong>hemen yap!</strong> Önemli ama öncelikli değil ise; <strong>planla</strong>… Öncelikli ama önemli değil ise; <strong>ertele</strong>. Ne önemli ne de öncelikli değil ise; <strong>iptal et</strong>. Peki; bir şey ne zaman önemli ve ne zaman acildir? Bunun cevabı evrenseldir ve insan fıtratıyla ahenk içindedir.</p>
<p><strong>12 ÖNEMLİ ARASINDAN 3 ÖNCELİKLİ ŞEY</strong></p>
<p><strong>Önemlidir; zira</strong> şirket karlılığını etkiler, marka itibarına tesir eder, çalışan sadakatini arttırır. <strong>Önceliklidir; zira</strong>  hedeflenen zamanda teslim edilmediğinde şirketin pek çok şeyi zarar görür. Önemli ve öncelikli ayırdına varmanın bir <strong>yöntemini</strong> önereceğim. Bu yöntem sayesinde <strong>kolay</strong> yol alırsınız.</p>
<p>Hayatınızı kuşatan tüm olguları göz önünde bulundurarak, <strong>12 önemli şey</strong> belirleyin. Bunların içinden önemine göre <strong>ilk 3’ünü</strong> tespit edin. Diğer tüm önemlileri <strong>bir kenara bırakın</strong> ve <strong>bu 3 önceliğe odaklanın</strong>. Şunu asla unutmayın; <strong>önemli 12 yarım iş</strong> yerine <strong>öncelikli 3 tam iş</strong> yapmış olacaksınız.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Önemli ve öncelikliye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Her öncelikli önemli midir?</em></strong></p>
<p>Daima <strong>önemliler</strong> arasındadır. Sorun, ona atfedeceğimiz değerdir. Bu da <strong>değişken yargılara</strong> bağlıdır. Ancak <strong>her önemli, öncelikli olmayabilir</strong>. Güçlü yönetici, gerçek lider, aradaki farkı yönetebilendir.</p>
<p><strong><em>Bunu nasıl başarabiliriz?</em></strong></p>
<p>Klasik bir dua vardır: <strong>1</strong>-Tanrım bana yapabileceklerim yapabilmem için <strong><em>GÜÇ</em></strong>, <strong>2</strong>-yapamayacaklarıma katlanabilmek için <strong><em>SABIR</em></strong> ve <strong>3</strong>- bu ikisini ayırt edebilmek için <strong><em>AKIL</em></strong> ver. <strong>Ah akıl sen ne güzel bir şeysin</strong>!</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ÖNCELİKLENDİRME NEDEN ÖNEMLİ?</strong></p>
<p><strong>1</strong>-Birçok iş bize aynı anda önemli gözükür. <strong>2</strong>-Bir işi yapmak ise zaman tüketir. <strong>3</strong>-Zaman ise limitli tek kaynaktır. <strong>4</strong>-Çözüm işleri sıraya koymaktan geçer. <strong>5</strong>-Önemli(!) nadiren önceliklidir. Ancak sorun şudur ki önemsiz ve önceliksiz olmasına rağmen pek çok işi <strong>iptal edemiyor</strong>, ötelemiyor, <strong>savuşturamıyoruz</strong>.</p>
<p><strong>ÖNEMLİ&amp;ÖNCELİKLİ LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Önemli</strong>: Dikkate alınması gereken, değeri ve etkisi olan, ciddi, ehemmiyetli sorunlar silsilesi</p>
<p><strong>Önemsiz</strong>: Önceliklendirilmediğinde hayatımızdan büyük bir eksiklik doğurmayacak olandır</p>
<p><strong>Öncelikli</strong>: Bir işin, durumun, zaman maliyeti de hesaba katılarak daha önemli hale getirilmesidir</p>
<p><strong>Önceliksiz</strong>: Önemlidir fakat biran önce yapılmasa da olur, ertelenebilir, delege edilebilir olandır</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/onemli-mi-oncelikli-mi-76962</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Önemli mi öncelikli mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/makude-tamami-ithal-edilen-uc-ilac-uretildi-76992</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> MAKÜ patentli ürünlerle tarımı, sanayiyi ve bilimi geliştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) son dönemde uyguladığı Ekonomik Bütünleşik Kalkınma Modeli ile çok sayıda ürün ve projeyi hayata geçirdi. Üniversite tarım ve tarım teknolojilerinde patentli ve ticarileşmiş ürünleriyle öne çıkarken, veterinerliğin yanında spor odaklı yatırımları ve bu yıl ilk öğrencilerini almaya hazırlanan tıp fakültesiyle spor sağlığında da öne çıkıyor.</p>
<p>Üniversitenin 20. Kuruluş yılı çerçevesinde bir grup gazeteciye MAKÜ ve Burdur’un ekonomik potansiyelinin anlatıldığı basın etkinliği düzenleyen Rektör Prof. Dr. Hüseyin Dalgar, “Bölgesel Kalkınma Üniversitesi” statüsü olan 5 üniversiteden biri olduklarını hatırlatarak, tarım-hayvancılık, turizm-spor turizmine odaklandıklarını ve bu alanda sadece bölgeye değil, Türkiye’ye etki edecek projeler geliştirdiklerini kaydetti. Patentli, halihazırda ithal edilen tarım robotları, gıda takviyeleri, insan sağlığında da kullanılabilir taşınabilir mikroskop, hayvan ilaçlarını geliştirdiklerini ve üretimine başladıklarını belirten Dalgar, bu ürünlerin bölge sanayicisi ile birlikte ticarileştirilmesiyle de öne çıktıklarını kaydetti. Rektör Hüseyin Dalgar, geliştirdikleri sağlık ürünleri yanında, embriyo transferi teknolojisinin tamamen ithal ürünleri yerlileştiren özelliğine dikkat çekerek ülke ekonomisine ciddi katkı verecek bir faaliyet içinde olduklarını açıkladı. </p>
<p><strong>Tıp fakültesi spor sağlığına ağırlık verecek, bölgenin turizmine katkı</strong></p>
<p>MAKÜ’nün uygulamaya dayalı yapısı nedeniyle ve sahip olduğu, çiftlik, hayvan hastanesi, saha deneyimiyle dünya ölçeğinde yüksek standartta bir veterinerlik fakültesi olduğunu belirten Dalgar, bu yaklaşımın tüm alanlardaki belirleyiciliğine işaret etti. Üniversitenin SporToto’nun desteğiyle stadyum, antrenman sahaları, kondisyon merkezleri oluşturduğunu, rakımı sayesinde dünyanın en iyi kamp merkezlerinden biri haline geldiğini kaydeden Prof. Dr. Dalgar, Burdur’un hem genel turizmine, hem de spor turizmine büyük bir alan açtıklarını kaydetti. Kurulan ve ilk öğrencilerini almaya hazırlanan tıp fakültesinin, iyi bir eğitim yanında, Türkiye ve dünya için sporcu sağlığına ağırlık vereceğini kaydeden Dalgar, bu alanda önemli bir açık olduğunun altını çizdi. </p>
<p><strong>Neler Yapılıyor: Bilimsel araştırmanın en büyük eksikliği, “ticarileşme” aşıldı!</strong></p>
<p>MAKÜ, hem eğitim yaklaşımının hem de bölgenin sahip olduğu güçlü yönleri daha güçlendirme, yeni alanlar açmaya yönelik bir model ile hareket ediyor. Özellikle geliştirilen ürünler, sadece Türkiye’nin ihtiyacı olan ürünler-projeler değil, aynı zamanda ithalat bağımlılığı olan ürünlere alternatif nitelik taşıyor. <br />-Gençleri ücret ödemeden çiftçi yapacak hayvancılık projesi: TÜME 40 bin çiftlik hedefliyor, MAKÜ bölgede seçilen uygulayıcılardan biri  <br />• TÜME Vakfı ile birlikte uygulanan projede, MAKÜ, hem kendi bünyesinde hem de bazı köylerde istekli gençlerle birlikte harekete geçti. TÜME Vakfı Projesi Türkiye genelinde 40 bin çiftlik kurmak gibi iddialı bir hedef koydu. MAKÜ uygulayıcılardan biri olarak seçildi. Uygun görülen gençler proje kapsamında çiftlik sahibi olacak! Üniversite bünyesindeki örnek çiftliğin kurulmasına başlandı.  Gençler robotik teknolojilerin kullanılabildiği, sağlıklı, yüksek verimli hayvancılık yapılacak. Mevcut verimliliği iki kattan fazla artırma hedefleniyor. Böylece maliyetler aşağı çekilecek, karlılık artacak. </p>
<p>Model kamu kaynağı kullanmadan kendini finanse ediyor. Çiftlik TÜME tarafından kurulacak, gençler önce ücretli olarak çalışacak. Bu sürecin sonunda çiftlik genç çiftçiye ücretsiz olarak devredilecek. Performansa göre 5 ya da 10 yılda, hiçbir ücret ödemeden “çiftlik sahibi” olacaklar. Prof. Dr. Hüseyin Dalgar, “Bu modelde, hayvan çiftliği kuruluyor. Genç bekarsa iki asgari ücret, evliyse üç asgari ücret maaş veriliyor. Başarı ve performansa göre 5 veya 10 yıl sonra çiftlik bedelsiz gence bırakılıyor. Kamu kaynağı kullanılmıyor. Hayvancılık çiftlikleri süt sağma, yönetim, yem gibi robotların kullanılabileceği şekilde dizayn edildiği için tarım teknolojileri kullanılabiliyor. Kendi kendini finanse edebilen bir yapı” dedi.  </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69de0e5f62b7f-1776160351.jpg" alt="" width="700" height="562" /><strong>Robotlar, tıbbi cihazlar: Hayvan sağlığı ve insan sağlığı için ticarileşmiş ürünler</strong></p>
<p>• Taşınabilir Mikroskop: MAKÜ bünyesinde, hayvanlara teşhis koymakta veterinerin sahada kullanabileceği taşınabilir mikroskop geliştirildi, üretildi ve patenti alındı. Cep telefonuna entegre mikroskopla kan anında analiz edilebiliyor. Sık rastlanan hastalıkların önemli bir kısmı böylece sahada, laboratuvara gidiş-geliş olmadan teşhis edilebiliyor, gereksiz ilaç kullanımının önüne geçiliyor. Muadillerinden daha fazla büyütme imkanı sağlayan bu cihaz insan sağlığı için de kullanılabilecek. </p>
<p>• Su sorununa çare, yem maliyetini düşüren bitki: Tritikale, buğday ve çavdarın özelliklerini taşıyan bir bitki. Düşük su tüketimi, kolay yetiştirme, besleyiciliğiyle Türkiye’nin tarımdaki en büyük sorunu ithal pahalı yem hammaddesine alternatif sunuyor. MAKÜ yüksek teknolojiyle yine sıklıkla ithal edilen kaba yemin maliyetini de düşüren proje yürütüyor. </p>
<p>• Muadillerinden üstün ilaç geliştirildi, markalaştırıldı: Tamamen ithal edilen, hayvan deri hastalıkları, ayak hastalıklarına ve beslenmeyi engellediği için kayıplara yol açabilen ağız içi yaralara çözüm üreten, Papilend, Hoofjel, Bivoral ilaçları geliştirildi. Her üç ilaç da sahada yaygın hastalıklara çözüm sunuyor, bu hastalıklara dayalı hayvan ölümlerini engelliyor. MAKÜ çeşitli hastalıkları teşhis için tanı kitleri geliştirme ve üretimini de başlattı. </p>
<p>• Embriyo transferinde uluslararası standart yakalandı: Her biri 2000 Euro ekonomik kayıp olarak görülen ve Türkiye’de yüzde 30’lara kadar çıkabilen buzağı ölümlerini engelleyecek, dünya standartlarında embriyo transferi başarısı yakalandı. MAKÜ hem embriyoları hazırlama hem de transfer etme yeteneğini taşıyor. </p>
<p>• Kitle fonlamasına da açılan gıda takviyesi: Dünyanın aslında oksijen fabrikası olan aynı zamanda protein kaynağı alg temelli Spirulina gıda takviyesi geliştirildi ve üretildi. Üstelik bu ürün Fonlabüyüsün sistemi üzerinden, kitle fonlamasıyla ticarileştiriliyor. </p>
<p>• Tarımsal robotlar: Özel sektör ile birlikte, yüksek teknoloji ve ithal muadili süt sağma, kaba yem hazırlama, yem karıştırma robotları geliştirildi ve üretildi. Bu robotlar, teknolojik çiftlikleri yüksek verimli hale getiriyor, böylece maliyet düşüşüyle karlılığı artırıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/makude-tamami-ithal-edilen-uc-ilac-uretildi-76992</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/2/1280x720/dalgar-1776160380.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Dalgar, patentli, halihazırda ithal edilen tarım robotları, gıda takviyeleri, insan sağlığında da kullanılabilir taşınabilir mikroskop, hayvan ilaçlarını geliştirdiklerini ve üretimine başladıklarını belirterek, bu ürünlerin bölge sanayicisi ile birlikte ticarileştirilmesiyle de öne çıktıklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bakan-simsek-new-yorkta-yogun-temaslara-basladi-76990</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Şimşek, New York&#039;ta yoğun temaslara başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, G20 ve IMF-Dünya Bankası bahar toplantıları öncesinde New York'ta yoğun temas trafiği gerçekleştirecek. Bakan Şimşek, G20 ve IMF-Dünya Bankası bahar toplantıları için geldiği ABD'deki temaslarına New York'tan başladı. Burada yoğun programı bulunan Şimşek, Citigroup ve Türk-Amerikan İş Konseyi işbirliğinde organize edilen Yuvarlak Masa Toplantısı'na katılacak. Şimşek, ayrıca Citigroup Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Jane Fraser ile ikili görüşme yapacak. JPMorgan Chase ve MÜSİAD ortaklığında organize edilen toplantıda reel sektör temsilcileriyle de buluşacak Şimşek, New York temasları kapsamında uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirecek ve önde gelen küresel yatırımcılarla bir araya gelecek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>DEM, iki günlük kampa girdi: Sürece ilişkin, “barış yasası’ istedi</strong></span></p>
<p>DEM Parti,11-12 Nisan tarihlerinde Ankara’da milletvekilleri ve partinin yetkili organlarıyla çeşitli konularda istişare toplantısı yaptı. DEM toplantıda, önümüzdeki dönemin mücadele hattını belirlemek üzere aldığı kararlara ilişkin yazılı açıklama yaptı.</p>
<p>DEM’den, ‘barış yasası’ önerisi</p>
<p>DEM’in yeni döneme ilişkin öne çıkan mesajları arasında Terörsüz Türkiye sürecinde yasal adım zorunluluğu, CHP’li belediyelere yönelik başlatılan yargı süreci dikkat çekti.</p>
<p>DEM, Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin, ‘Barış Yasası’ istedi.</p>
<p>“Gerçek bir barış ve sürecin ilerletilmesi için; Gerekli yasal düzenlemeler gecikmeden Meclis gündemine alınmalıdır. Çözüm için bütünlüklü bir yasanın tüm toplumsal kesimlerin katılımıyla çıkarılması hedeflenmelidir. Kayyım uygulamalarına son verilmeli, yerine kayyım atanan belediye başkanları görevlerine iade edilmelidir. Toplumsal barışı güvence altına alacak bir Barış Yasası çıkarılmalıdır. Toplum artık belirsizlik değil somut irade görmek istemektedir. Barış yalnızca silahların susması değildir”</p>
<p>DEM’in yaptığı toplantıda, CHP’ye destek mesajı da çıktı. CHP’li belediyelere yönelik başlatılan yargı süreçlerine ilişkin, “Baskılara karşı ortak demokratik mücadeleyi büyüteceğiz İktidarın hukuk tanımaz tutumu, siyasi saiklerle yürütülen davalar hız kesmiyor. Muhalefeti susturma, toplumu sindirme ve siyaseti daraltma amacı taşıyan baskıcı uygulamalar her geçen gün artıyor. DEM Parti olarak, Türkiye’de demokratik siyaset alanını daraltan her girişime karşı, toplumun tüm demokrasi güçleriyle birlikte ortak mücadeleyi büyütmeye kararlıyız” denildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bakan-simsek-new-yorkta-yogun-temaslara-basladi-76990</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/1/1280x720/mehmet-simsek-1770707941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Şimşek, New York&#039;ta yoğun temaslara başladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acik-nereye-gidiyor-76961</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari açık nereye gidiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yılın ilk iki ayı… Henüz ortada savaş yok… Cari işlemler dengesi ocak ayında 7 milyar dolar, şubat ayında 7,5 milyar dolar açık verdi, iki aylık açık 14,5 milyar dolar oldu. Geçen yılın aynı dönemindeki 9,2 milyar dolarlık açığa göre artış yüzde 58…</p>
<p>Bu yılın şubat ayı sonu, yıllıklandırılmış cari açık 35,4 milyar dolar. Geçen yılın aynı ayındaki yıllıklandırılmış açık 16,6 milyar dolar. Artış tam yüzde 113.</p>
<p>Bu verilerde savaşın hiç etkisi yok. Savaş şubatın sonunda başladı ve ilk etkiler mart verilerine yansıdı.</p>
<p>Örneğin ilk iki aydaki dış ticaret açığı 17,4 milyar dolar. Yalnızca mart ayındaki ticaret açığı ise Ticaret Bakanlığı verilerine göre 11,3 milyar dolar. Bu verilerle ödemeler dengesinde yer alan dış ticaret dengesine ilişkin veriler arasında belirgin bir fark var. Ticaret açığı TÜİK’e göre iki ayda 17,4 milyar dolar, ödemeler dengesinde yer alan tutar ise 14,4 milyar dolar. Bu fark nereden mi kaynaklanıyor…</p>
<p>TÜİK ve Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanan dış ticaret verileri <strong>“FOB ihracat ve CIF ithalat”</strong> bazındaki veriler. Oysa ödemeler dengesinde toplam ihracat ve ithalat verilerine yer veriliyor.</p>
<p>Ödemeler dengesindeki toplam tutarda ihracatta bavul ticareti, ithalattaki navlun ve sigorta, hem ihracat ve hem ithalatta diğer mallardan kaynaklanan uyarlama, ayrıca net ticaret geliri ile parasal olmayan altın ihracat ve ithalatı da yer alıyor.</p>
<h2>Ama yön belli…</h2>
<p>TÜİK ve Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanan dış ticaret açığı ile Merkez Bankası tarafından açıklanan ödemeler dengesi kapsamındaki verileri bire bir karşılaştırmak doğru değilse de gidişatın ne yönde olduğu açık.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın mart ayı için 11,3 milyar dolar olarak açıkladığı ticaret açığı cari açığa bu düzeyde yansımayacak ama yine de ilk iki aya göre daha olumsuz bir tablo ortaya çıkacağı tartışılmaz.</p>
<p>Geçen yılın mart ayındaki ticaret açığı 7,2 milyar dolardı, cari işlemlere yansıyan açık ise 4,8 milyar dolar oldu.</p>
<p>Aynı bağlantının bu yıl da oluşacağını varsayarsak 11,3 milyar dolarlık ticaret açığından cari işlemlere yaklaşık 9 milyar dolarlık bir yansıma olacak.</p>
<p>Yani bu yılın mart ayındaki cari işlemler dengesinde geçen yılki 4,8 milyar dolardan yaklaşık 4,2 milyar dolar daha fazla ticaret açığı görülecek.</p>
<p>Geçen yılın mart ayındaki cari açık 4,9 milyar dolardı. Bu da yalnızca ticaret açığındaki 4,2 milyar dolarlık artıştan dolayı cari açığın 9 milyar doları aşması demek.</p>
<p>İki ayda 14,5 milyar dolar açık, martta eklenecek 9 milyar dolayındaki açıkla üç ay sonunda 23-24 milyar dolara çıkacak.</p>
<h2>Bu gidiş nereye?</h2>
<p>Ocakta 7, şubatta 7,5, martta muhtemelen 9 milyar olmak üzere ilk çeyrekte 23-24 milyar dolar cari açık…</p>
<p>Mart sonu itibarıyla 40 milyar dolara dayanan yıllıklandırılmış açık…</p>
<p>Pamuk ipliğine bağlı olduğu anlaşılan ateşkes ve yeniden artışa geçen ham petrol fiyatları…</p>
<p>Mart sonunda 40 milyar doları bulacak yıllık cari açığın daha sonraki aylarda yönünü aşağı çevirmesini sağlayacak bir gelişme olasılığı var mı?</p>
<h2>Geçen yıl gibi olsa bile…</h2>
<p>2025 yılının ilk üç ayında 14 milyar dolar cari açık verilmişti. Sonraki dokuz aydaki açık ise 16 milyar dolar olmuş ve yılın tümü 30 milyar açıkla kapatılmıştı.</p>
<p>Bu yıl ise ilk iki ayda geçen yılın üç ayı yakalandı. Martta ne olabileceğini yazdım, 9 milyar dolayında bir açıkla ilk çeyrek toplamında 23-24 milyara ulaşılacak.</p>
<p>Savaşın sona erdiği ya da devam etmekle birlikte Türkiye’yi olumsuz etkilemediği gibi ütopik bir varsayımla hareket edilse bile yılın nasıl kapatılacağı neredeyse belli gibi görünüyor. Bu yılın nisan-aralık döneminde her şeyin iyi gittiği varsayılsa, en iyi olasılıkla geçen yılki 16 milyar dolar kadar bir açık verilir. Bu da yıllık açığın 40 milyarda kalacağı anlamına gelir.</p>
<h2>50 milyarda kalınırsa iyi</h2>
<p>Ancak ne savaş öyle hemen bitecek gibi görünüyor, ne savaşın Türkiye’yi etkilememesi söz konusu olacak, ne de savaş kısa sürede bitse bile özellikle <a title="enerji" href="https://www.ekonomim.com/sektorler/enerji" target="_blank" rel="noopener">enerji</a> fiyatları öyle kısa sürede savaş öncesindeki düzeye dönecek.</p>
<p>Kaldı ki tek sorun enerji fiyatlarının düzeyi de değil. Tüm dünya ekonomilerinde ortaya çıkması beklenen yavaşlama yüzünden ihracat umulan seyri gösteremeyebilir.</p>
<p>Dolayısıyla cari açığın mart sonunda ulaşılacak yaklaşık 40 milyar doların epeyce üstüne çıkması şaşırtıcı olmayacak. Yıllık açıkta 50 milyar dolarda kalınabilirse iyi…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddc345c0aa4-1776141125.png" alt="" width="600" height="398" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acik-nereye-gidiyor-76961</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/5/1280x720/cari-acik-artiyor-ama-endise-edilecek-boyutta-degil-1744697556.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cari açık nereye gidiyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76957</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump’ın Hürmüz planı piyasayı nasıl etkileyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Abluka Başladı! Trump’ın Hürmüz Planı Piyasayı Nasıl Etkileyecek? | Ekonomi Masası" src="https://www.youtube.com/embed/533MDuxESug" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76957</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hakan-guldag-ekonomi-masasi-1.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/res-ve-gesle-yilda-20-milyar-dolar-ulkemizde-kalir-kentsel-donusum-hizlanirdi-76960</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> RES ve GES’le yılda 20 milyar dolar ülkemizde kalır, kentsel dönüşüm hızlanırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İBRAHİM Polat, </strong>İzmir Kemalpaşa’da 1972 yılında temelini attığı Ege Seramik’i 1975 yılında üretime geçirdikten 3 yıl sonra büyük oğlu <strong>Adnan Polat</strong>’ı şirketin başına atadı.</p>
<p><strong>Adnan Polat, </strong>25 yaşındayken başına geçtiği Ege Seramik’in o günkü büyüklüklerine baktı:</p>
<ul>
<li><strong>Yıl 1978, Ege Seramik’in üretim kapasitesi 300 bin metrekare. 120 kişilik istihdamı, 12 de bayisi var.</strong></li>
</ul>
<p>O dönemde Çeşme’de bir Ege Seramik toplantısı düzenledi, hedefini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>10 yıl içinde dünyanın en büyük ilk 10 üreticisi arasına gireceğiz…</strong></p>
<p>Bu hedefe 9’uncu yılda ulaşıldı:</p>
<ul>
<li><strong>Ege Seramik’in üretim kapasitesi 25 milyon metrekareye, istihdamı 1600’e, bayi sayısı 300’e çıktı. İhracata da başlandı. ABD’de, Fransa’da, Almanya’da, İsviçre’de ve Macaristan’da şirketler kuruldu.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Adnan Polat, </strong>Ege Seramik’te ekibiyle birlikte işleri rayına oturtup, hedefledikleri büyüklüklere ulaşınca yeni arayışlara girdi. Dünyada yenilenebilir enerjideki gelişmeleri izledi, rüzgar (RES) ve güneş enerjisine (GES) kafayı taktı.</p>
<ol start="9">
<li>Cumhurbaşkanı <strong>Süleyman Demirel, </strong>Refahyol Hükümeti’nin Başbakanı <strong>Necmettin Erbakan, </strong>1991-1999 yılları arasında üç kez Başbakanlık yapan <strong>Mesut Yılmaz, </strong>en son 57. Hükümetin Başbakanı olan <strong>Bülent Ecevit </strong>ve 25 Haziran 1993 - 6 Mart 1996 döneminin Başbakanı <strong>Tansu Çiller</strong>’e konuyu anlattı. Ancak, RES ve GES, söz konusu hükümetler döneminde <strong>Adnan Polat</strong>’ın hedeflediği şekilde gündeme alınmadı.</li>
</ol>
<p>Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>’ın Başbakanlığı döneminde bir davette RES ve GES konusunu anlatmak üzere fırsat yaratmaya çalıştı. Korumaların yanına yaklaştı. Hemen hepsi, Galatasaraylı olduklarını belirtip, <strong>Adnan Polat</strong>’a ilgi gösterdi.</p>
<p><strong>Polat, </strong>fırsatı kaçırmadı:</p>
<p>-          <strong>Arkadaşlar, sayın Başbakanımıza bir konu anlatmam lazım. Bana 10 dakikalık bir fırsat yaratabilir misiniz?</strong></p>
<p>Korumalar <strong>Polat</strong>’ı kırmadı, 10 dakika Başbakan <strong>Erdoğan</strong>’la görüşmesini sağladı. <strong>Erdoğan, Polat</strong>’a Ankara’da randevu verdi. Bir saat kadar dinledi. <strong>Polat, </strong>Almanya’daki mevzuatı baz alarak hazırladığı tasarıyı Başbakan’a sundu. <strong>Erdoğan, </strong>dönemin Enerji Bakanı <strong>Hilmi Güler</strong>’i aradı:</p>
<p>-          <strong>Adnan Polat sana gelecek. Yenilenebilir enerji projesi üzerinde çalışın, kanunu kısa sürede çıkarmaya bakın.</strong></p>
<p>İbrahim Polat Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Adnan Polat, </strong>bu öyküyü kardeşi ve Ege Vitrifiye Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Murat Polat</strong>’la birlikte Adana’da katıldıkları <strong>“M &amp; F Yapı” </strong>konsept mağazasının açılışında kürsüde anlattı.</p>
<p><strong>Adnan Polat, </strong>RES ve GES’le ilgili mevzuatın çıkması konusunda çaba harcadığı günlerde aklından geçenleri de paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Eğer RES ve GES başta olmak üzere yenilenebilir enerjiyle 120 bin MW’lık elektrik üretim kapasitesine kısa sürede ulaşabilseydik, yılda 20 milyar dolar daha az ithalat harcaması yapardık. O kaynağı da kentsel dönüşüm için kullanabilirdik.</strong></p>
<p>Türkiye’de yapı stokunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>İnşaat sektörünün içinde doğdum, bilirim. 1960’lar, 70’ler, 80’lerde, hatta 90’larda yapılan binaların çoğu hapşırsan yıkılacak durumda. Çünkü, o dönemin standartları da öyleydi.</strong></p>
<p>Gündeme getirilmesi için çaba harcadığı yasanın çıkmasıyla birlikte İbrahim Polat Holding olarak rüzgar enerjisi yatırımı için kolları sıvadıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Polat Enerji, önce rüzgar (RES) yatırımlarına başladı. Polat Enerji’nin şu anda toplam kurulu gücü 1176 MW. Bunun 818.4 MW’ını Türkiye’deki 6 RES oluşturuyor. Macaristan’da da 358.4 MW’lık 6 GES’imiz var.</strong></p>
<p>Türkiye’de RES ve GES başta olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımlarının düşündüğünden yavaş ilerlediğini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bugün RES ve GES’te toplam 40 bin MW’a yakın kurulu güç oluştu. Yine de 7-8 milyar dolar düzeyinde dövizimizin dışarı gitmesi frenlenmiş oldu.</strong></p>
<p>Türkiye’de RES, GES ve jeotermal yatırımları mevzuat altyapısı oluşturulduktan sonra da ilk aşamada <strong>Adnan Polat</strong>’ın dediği gibi biraz yavaş ilerledi. Son birkaç yılda özellikle <strong>“çatı GES”</strong>ler oldukça hızlandı…</p>
<p>GES ve RES’te depolama yatırımları da gelişirse, Türkiye elektrik ihtiyacının önemli bölümünü <strong>“yenilenebilir enerji”</strong>den karşılayabilir noktaya ulaşacak gibi görünüyor…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddc28aaef76-1776140938.jpeg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Birçok sektörde piyasa iyi değil</span></h2>
<p><strong>İBRAHİM </strong>Polat Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Adnan Polat, </strong>babaları <strong>İbrahim Polat</strong>’ın vefatına kadar olan dönemde grubun işlerini kardeşi <strong>Murat Polat</strong>’ın yürüttüğünü belirtti:</p>
<p>-          <strong>Ege Seramik, Polat İnşaat, turizm, yani hepsiyle Murat ilgileniyordu. Babamın vefatından sonra Murat ve kız kardeşim birlikte bana geldiler, </strong>“Abi gel beraber olmamız lazım, başımıza gel” <strong>dediler. Ben de onların çağrısına uydum.</strong></p>
<p>Seramik sektöründen başlayıp, piyasanın durumuna değindi:</p>
<p>-          <strong>Piyasanın iyi olmadığı ortada. Sadece seramik değil, birçok sektör öyle. İnşaat sektörü, hizmet sektörü (turizm) iyi değil. Zaten tekstil ve özellikle konfeksiyon daha uzun süredir sıkıntıda. O sektörde fabrika kapanmaları da yaşandı.</strong></p>
<p>Seramik sektörünün enerji yoğun sektörler arasında yer aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Enerji ve emek yoğun sektörler sıkıntıyı daha çok hissediyor. Enerji yoğun sektörler hangileri? Demir çelik, cam, seramik de öyle.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Piyalepaşa’daki yatırımı 626 milyon doları buluyor</span></h2>
<p><strong>İBRAHİM </strong>Polat Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Adnan Polat</strong>’a İstanbul Piyalepaşa’daki gayrimenkul projesini sorduk, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin özel sektör eliyle yapılan en büyük kentsel dönüşüm projeleri arasındadır Piyalepaşa. Projenin birinci fazı tamamlandı. 989 konut ve 30 bin 500 metrekarelik </strong>“Polat Piyalepaşa AVM”<strong> var.</strong></p>
<p>Birinci fazda toplam inşaat alanının 290 bin 269 metrekare olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>İlk fazda yatırım bedeli 285 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti.</strong></p>
<p>Piyalepaşa’nın ikinci fazında toplam inşaat alanının 161 bin 365 bin metrekare olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>İkinci fazda yatırım bedeli 341 milyon dolar olacak. Bu bölümde 96 odalı otelimiz var. </strong>“Courtyard by Marriot” <strong>olacak. Ayrıca </strong>“Marriot Executive Apartments”<strong>da da 218 oda yer alacak.</strong></p>
<p><strong>“Piyalepaşa İstanbul Premium”</strong>da 348 konut planlandığını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Ayrıca bir kültür sanat merkezi planladık. Küçük etkinlik salonumuz 206 kişilik. Büyük gösteri salonumuz da 1339 kişilik oluyor. Piyalepaşa’da ayrıca 12 sanat galerisi yer alıyor. Sanat galerilerinden Piyalepaşa’ya çok talep olduğunu görüyoruz.</strong></p>
<p>Otopark kapasitesine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Piyalepaşa’da 4 bin araçlık otoparkımız mevcut.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Havadaki nemden su üretebiliyoruz</span></h2>
<p><strong>İBRAHİM </strong>Polat Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Adnan Polat</strong>’a İzmir’de Ege Vitrifiye fabrikasının yanı başında giriştikleri yeni iş alanını anımsattık:</p>
<p>-          <strong>Havadaki nemi suya dönüştürme konusunda bir projeye adım atmıştınız. Nasıl gidiyor?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>O çalışmalarımızdan başarılı sonuç elde ettik. Havadaki nemden içilebilir nitelikte su elde edilebileceğini ortaya koyduk. Çalışmalarımız halen pilot şeklinde sürüyor ama artık ticari üretim aşamasına da geldik.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">1000 metrekareden küçükse açılışa gelmem</span></h2>
<p><strong>İBRAHİM </strong>Polat Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Adnan Polat, </strong>Adana’da 18 yıldır faaliyette olan, 2 yıl önce de Ege Seramik ve Ege Vitrifiye bayisine dönüşen M &amp; F Yapı’nın sahibi <strong>Figen Bater</strong>’in kendisini açılışa davet ettiğinde öne sürdüğü şartı paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Figen Hanım beni açılışı yapmaya davet ettiğinde, </strong>“Showroom 1000 metrekareden küçükse gelmem” <strong>dedim.</strong></p>
<p>Ardından showroom ve arkasındaki depolama alanına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Showroom yaklaşık 1000 metrekare ama hemen devamında 10 bin metrekarelik depolama alanı var. Yani, M &amp; F Yapı, bu işi oldukça iddialı hale getirmiş durumda.</strong></p>
<p>Davetliler arasındaki inşaat sektörü temsilcilerine döndü:</p>
<p>-          <strong>Figen Hanım ve Mehmet Bey, buraya önemli yatırım yapmışlar. Şimdi siparişlerinizle onları desteklemenizi bekliyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/res-ve-gesle-yilda-20-milyar-dolar-ulkemizde-kalir-kentsel-donusum-hizlanirdi-76960</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/0/1280x720/5757-1776140955.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ RES ve GES’le yılda 20 milyar dolar ülkemizde kalır, kentsel dönüşüm hızlanırdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/savas-kredi-not-artisini-frenledi-76959</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş, kredi not artışını frenledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı savaşın yarattığı olumsuz etkiler yeni yıla kredi notu artışı beklentisiyle başlayan Türkiye’nin hayallerini suya düşürdü. Merkez Bankası savaşa ve yabancının yüklü satışlarına karşı TL’yi korumak için rezerv yakarken ateşkes sürecinin yeniden sekteye uğratması sert olmasa da yine bir satış dalgası getirdi. Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch daha ocakta Türkiye’nin not görünümünü negatiften durağana çevirerek yükseliş ışığını yakmışken savaş nedeniyle apar topar not görünümünü durağana çevirdi. Haftanın son işlem günü ise S&amp;P Global’in takviminde Türkiye değerlendirmesi var. Not görünümünün durağandan negatife çevrilmesi işleri daha sıkıntılı hale getirme ihtimali taşıyor. </p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddc0a5425f6-1776140453.png" alt="" width="333" height="242" />Aselsan ve TÜPRAŞ direndi </h2>
<p>Geçen hafta iki haftalık ateşkes ve müzakere haberleriyle TL varlıklarda yaşanan olumlu hava bugün yerini kara bulutlara bıraktı. Hafta sonu ABD ve İran heyetleri arasında yapılan görüşmelerde anlaşma sağlanamazken, Trump ABD donanmasının Hürmüz Boğazı’nda abluka sürecini başlatacağını açıkladı. Küresel piyasalarda dolar güçlenirken ve petrol fiyatları artarken satışlar öne çıktı. Geçen hafta ateşkes haberiyle yüzde 8,76 yükselerek gelişmekte olan ülke piyasalarında pozitif ayrışan BİST100 endeksi yeni haftaya yüzde 1,06, yabancının en çok tercih ettiği bankacılık endeksi ise yüzde 2,30 düşüşle başladı. BİST100 endeksi Aselsan ve TÜPRAŞ hisselerindeki güçlü yükselişlerin BİST100 endeksini korurken en fazla negatif etkiyi de Akbank ve BİM hissesindeki düşüş yarattı.</p>
<p>Türkiye’nin 5 yıllık iflas risk primi CDS ise 239 puandan yeni haftaya girdi. Merkez Bankası toplam ve net rezervleri swap işlemleri nedeniyle yönünü yeniden yukarıya çevirse de swap hariç net rezervler döviz satışlarının etkisiyle 18.4 milyar dolara indi. Bu rezerv Mayıs 2025’ten bu yana en düşük seviyeye işaret ediyor.</p>
<h2>Apar topar görünüm değiştirdi </h2>
<p>Tüm bu gelişmeler yeni yıla Türkiye’nin kredi notunda 1 basamak yükseliş beklentilerini de suya düşürdü. Yılın başında güçlenen rezervler, kararlılıkla uygulanan dezenflasyon programı ve ekonomi yönetimine artan güvenin uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının kararlarında etkili olması beklentileri fiyatlandı. Hatta yılın ilk kararı da bu umutları güçlendiren yönde geldi. 23 Ocak’ta uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye'nin kredi notunu "BB-" olarak teyit ederken, kredi notu görünümünü durağandan pozitife çevirdi. Not görünümünün durağandan pozitife çevrilmesi temmuzda gelecek olan ikinci gözden geçirmede bir not artışı sinyali olarak yorumlandı. Fitch görünüm değişikliğinin nedenini de rezervlerin artmasıyla dış kırılganlıkların azalması ve dezenflasyon programı olarak açıkladı. Savaşın negatif etkilerinin TL varlıkları yıpratması ve rezervlerde 50 milyar dolara yakın döviz satışı Fitch’in apar topar takvim dışı Türkiye kararı açıklamasına neden oldu. Fitch, Türkiye’nin daha ocakta durağandan pozitife çektiği not görünümünü takvim dışı değerlendirmeyle İran savaşı kaynaklı risklere ve rezervlerde yaşanan düşüşe dikkat çekerek pozitiften durağana düşürürken, kredi notunu “BB-” seviyesinde sabit bıraktı.</p>
<p>Fitch değerlendirmesinde, Türkiye ekonomisinin notunu destekleyen başlıca unsurlar olarak ülkenin güçlü ve çeşitlendirilmiş ekonomik yapısı, görece düşük kamu borcu seviyesi, küresel dalgalanmalara rağmen dış finansmana erişim kabiliyetini sürdürebilmesi ve bankacılık sektörünün dayanıklılığını vurguladı.</p>
<h2>Dış finansman zorlayıcı olabilir </h2>
<p>Uzmanlar Fitch’in de not görünümünü düşürürken dikkat çektiği belirgin düşen rezervler ve savaşın etkilerinin uzun sürebilme ihtimali nedeniyle artık uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından kredi notu artışı beklentilerinin rafa kalktığını vurguladı. Uzmanlara göre enerji fiyatlarındaki yükseliş, artan cari açık ve dış finansmanın daha zorlaşıcı hale gelmesi, kırılganlıkların artması enflasyona daha fazla baskı yaratacak ve bu da dezenflasyon politikasının karmaşıklaşmasına yol açabilecek. Savaşın etkilerinin azaltılması için devreye alınan eşel mobil ve olası diğer destekler de kamu maliyesi tarafında bir sıkıntı yaratma ihtimali taşıyor.</p>
<p>Fitch’in bir sonraki Türkiye değerlendirmesi 17 Temmuz’da, kurum yüksek enflasyon geçmişi, para politikasına tekrarlanan siyasi müdahale dönemleri, sürekli ödemeler dengesi krizleri, yüksek finansman gereksinimlerine kıyasla düşük dış likidite ve zayıf yönetişim, derecelendirmeleri sınırladığına işaret etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye için en kritik olay S&amp;P değerlendirmesi olacak</span></h2>
<p>Bu haftanın son işlem günü ise S&amp;P Global Türkiye’nin kredi notuna dair değerlendirmelerini yayımlayacak. S&amp;P Global, en son 1 Kasım 2024’te Türkiye'nin "B+" olan kredi notunu "BB- "ye yükseltirken, pozitif olan görünümünü durağana çekmişti. Matriks Haber’in 18 analistle düzenlediği ankette, kredi notunun sabit bırakılacağı yönünde tam uzlaşı oluştu. Bununla birlikte 16 ekonomist Türkiye'nin görünümünün durağan olarak korunacağını tahmin ederken, 2 ekonomist görünümün pozitife yükseltileceği görüşünü dile getirdi. </p>
<p>BBVA Research'e göre S&amp;P Global Ratings'in not gözden geçirmesi, yakın gelecekte Türkiye için en kritik olay olarak öne çıkıyor. BB- olan kredi notunun korunması genel beklenti olmakla birlikte, asıl merak konusunun not görünümünün ne yönde şekilleneceğini belirten BBVA uzmanları, Türkiye son yıllarda sıkı para politikası ve artan sermaye girişleriyle bir miktar ivme kazanmış olsa da, özellikle dış tarafta yeniden ortaya çıkan kırılganlıkların not sabit kalsa bile görünümün revize edilmesi riskini artırdığına işaret etti. S&amp;P’nin ardından üç büyük kredi derecelendirme kuruluşundan temmuz ayına kadar yeni bir karar beklenmiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/savas-kredi-not-artisini-frenledi-76959</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/piyasa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TL varlıklar ve dezenflasyon programı için umutlu başlayan 2026 yılında ilk olumlu haberlerden biri kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in not görünümünü durağandan pozitife çevirerek olumlu sinyal vermesiydi. Ancak Orta Doğu’yu karıştıran savaş ve rezervlere olumsuz etkileri Fitch’in pozitifliğini ortadan kaldırdığı gibi kredi notlarında beklenen 1 basamak artış ihtimalini de fiyatlamalardan çıkardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/abluka-petrolun-bogazini-sikiyor-76958</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Abluka ‘petrolün boğazını’ sıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69ddbe056cf8b-1776139781.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı merkezli gerilim yeni bir eşiğe taşındı. Washington’un boğaza yönelik deniz ablukası hazırlığı, enerji piyasalarında yeni bir kırılganlık yaratırken, Tahran’dan gelen misilleme tehditleri çatışma riskini yeniden gündemin ilk sırasına taşıdı.</p>
<p>ABD yönetimi, İslamabad’daki görüşmelerden sonuç çıkmaması üzerine Pazartesi günü itibarıyla İran limanlarını hedef alan bir deniz ambargosu başlatacağını duyurdu. Plan, doğrudan İran’a yönelik petrol ve ticaret akışını kesmeyi amaçlarken, küresel deniz trafiğinin tamamını kapsamamasıyla “sınırlı abluka” olarak tanımlanıyor.</p>
<p>İran’dan ‘limanlara saldırı’ uyarısı İran ise bu hamleye karşı Körfez’deki limanlara saldırı düzenleyebileceğini açıkça dile getirdi. Bu durum, enerji altyapısının doğrudan hedef alınabileceği bir senaryoyu güçlendirirken, çatışmanın kontrolsüz biçimde genişleme riskini artırıyor.</p>
<h2>Petrolde yine 3 haneyi aştı</h2>
<p>Gerilim piyasada hızla fiyatlandı. Brent petrol yüzde 8 yükselerek 103 dolara, WTI ise yüzde 7.6 artışla 104,65 dolara çıktı. Uzmanlar, ablukanın devreye girmesi halinde günlük 1,5-1,7 milyon varillik İran petrolünün piyasadan çekilebileceğini belirtiyor. Halihazırda kesintiye uğrayan arzla birlikte bu tablo, fiyatların 110 doların üzerine taşınabileceği beklentisini güçlendiriyor.</p>
<h2>Uzun süreli kriz beklentisi güçleniyor</h2>
<p>■ Boğazda yaşanacak herhangi bir aksama, yalnızca enerji fiyatlarını değil, navlun maliyetlerinden sanayi üretimine kadar geniş bir alanı etkileyebilir. Bu nedenle abluka kararı, sadece jeopolitik değil aynı zamanda makroekonomik bir risk olarak görülüyor. </p>
<p>■ ABD’nin bu hamlesi, daha önce enerji piyasalarını dengelemek adına İran petrolüne sınırlı alan tanıyan stratejiden keskin bir sapma anlamına geliyor. Bu değişim, piyasalarda “uzun süreli kriz” beklentisini güçlendirirken, risk primlerinin kalıcı olarak yükselmesine neden olabilir.</p>
<h2>Misilleme zinciri küresel ekonomiyi tehdit ediyor </h2>
<p>■ İran’ın Körfez’deki üretim tesislerine yönelik olası saldırılar ya da alternatif geçiş noktalarını hedef alması, enerji krizini derinleştirebilir. </p>
<p>■ Yemen açıklarındaki Bab el-Mandeb Boğazı gibi diğer kritik geçiş noktalarının da risk altına girmesi, küresel ticaret zincirinde ciddi aksamalara yol açabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye, Ukrayna ve Suriye, Hürmüz’e alternatif arıyor</span></h2>
<p>Hürmüz Boğazı çevresinde artan riskler, ülkeleri alternatif lojistik hatlar geliştirmeye yöneltti. Ukrayna, Türkiye ve Suriye arasında enerji ve ticaret akışını farklı güzergâhlara kaydırma arayışıyla temasların başladığı belirtiliyor. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Georgy Tykhy tarafından yapılan açıklamaya göre, Volodymyr Zelenskyy yönetiminin girişimiyle başlatılan üçlü temaslarda, Türkiye’nin Orta doğu ile Avrupa arasında köprü rolü üstlenebileceği yeni hatlar masaya yatırıldı. Bu kapsamda Hakan Fidan’ın da dahil olduğu görüşmelerde, Suriye’nin coğrafi konumu nedeniyle kritik bir transit ülke olabileceği vurgulanıyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Lübnan’da cephe genişliyor</span></h2>
<p>İsrail ordusu dün Lübnan’da operasyonlarını genişletti. Bint Jbeil çevresinde kara operasyonlarını yoğunlaştırarak bölgeyi kuşattığını açıkladı. Hizbullah’ın kalesi olarak bilinen köyde son günlerde şiddetli çatışmalar yaşanırken, İsrail tarafı 100’den fazla militanın etkisiz hale getirildiğini iddia etti. 2006 savaşının da sembol noktalarından biri olan Bint Jbeil’deki gelişmeler, İran-İsrail hattındaki gerilimin sahaya yansıması olarak değerlendiriliyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/abluka-petrolun-bogazini-sikiyor-76958</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/8/1280x720/hurmuz-1776140075.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD’nin Hürmüz’ü hedef olan deniz ablukası kararı ve İran’ın misilleme tehdidi küresel enerji arzını riske atarken petrol fiyatları hızla yükseldi, piyasalarda savaş senaryosu yeniden fiyatlanıyor. Petrol fiyatları dün %8&#039;den fazla artarak 100 doların üzerine yerleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anadolunun-kulturel-mirasindan-modern-bir-manifesto-76985</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anadolu’nun kültürel mirasından modern bir manifesto</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İGA İstanbul Havalimanı 2. İGA ART Sanat Projeleri Yarışması’nın kazananı sanatçı Hayri Karay’ın imzasını taşıyan dev heykel, geçtiğimiz hafta düzenlenen bir törenle açıldı.<span class="gmail-apple-converted-space">  </span>Havalimanının tam merkezinde konumlanan heykel, hareketli iki çelik sütundan oluşuyor. 37,7 metre yüksekliğindeki eser, heybetli görünümüyle milyonlarca yolcuya Anadolu’nun ruhunu yansıtıyor<span class="gmail-apple-converted-space">  </span>Eser, sanatçı <strong>Hayri Karay</strong>’ın İsimsiz / Untitled başlıklı manifestosunda belirttiği üzere, Anadolu’nun kültürel çeşitliliğini ve etnografik katmanlılığını hareket ve dönüşüm üzerinden yeniden üretiyor.<span class="gmail-apple-converted-space"> </span></p>
<p>‘Sabit bir biçim’ yerine ‘sürekli devinimi’ temsil eden heykel, bu sayede havalimanının her misafiri için farklı ve kişisel yorumlamaya olanak sağlıyor. Karay, heykelin izleyicinin konumu ve hareketiyle sürekli dönüşen ve yaşayan bir olgu olduğunu ifade ediyor. Yapıtın aynalı yüzeyleri, terminalin dinamizmini yansıtarak sonsuz bir perspektif yaratırken; ışık ve gölge ilişkisi, yapının temel kurucu unsuru olarak işlev görüyor.</p>
<p><strong>İGA sanata destek vermeye devam edecek</strong></p>
<p>Açılış töreninde, sohbet etme imkanı bulduğumuz IGA Genel Müdürü<span class="gmail-apple-converted-space"> </span></p>
<p>Selahattin Bilgen, kültür – sanat projelerine destek vermeye devam edeceklerini belirtti.<span class="gmail-apple-converted-space">  </span>İGA İstanbul Havalimanı olarak, İGA ART çatısı altında hayata geçirdikleri heykel çalışmasının sınırları zorlayan bir sanat olayı olduğunu ifade eden Bilgen heykeli şu cümlelerle tanımladı: <em>“Bu devasa yapıt, sadece boyutlarıyla değil, barındırdığı derin anlamla da havacılığın ve sanatın kesiştiği yeni bir simge... Terminalimizin yüksek dinamizmi ile sanatın dinginliğini bu noktada buluşturduk. Zira bu yapı; izleyicisinin yorumuna, hissiyatına ve bakış açısına sonuna kadar açık, katılımcı bir sanat deneyimidir.</em>”</p>
<p><strong>Heykel sanatında geometri</strong></p>
<p>İGA ART Sanat Projeleri Yarışması’nın ikincisinin 2023 yılı kazananı olan Hayri Karay, 1952 yılında Balıkesir’de doğdu. 1970-1975 Güzel Sanatlar Akademisi’nde heykel öğrenimini tamamladı, 1976-1984 Güzel Sanatlar Akademisi’nde Öğretim üyeliği yardımcılığı ve heykel atölyelerinde eğitici-öğretmenlik yaptı. Yüksek öğretimde doktora karşılığı olarak <em>“Sanatta Yeterlilik” </em>aldı.<em> “Heykel Sanatında Geometri”</em> araştırma kitabını yazdı. Çalışmalarını, eşiyle beraber kurduğu Karay Dekorasyon İstanbul’da sürdüren Karay, 2016 yılından bu yana heykel eğitimleri veriyor.</p>
<p><span style="font-size: 14pt; color: #e03e2d;"><strong>Geçmişi geleceğe taşıyan bir müzik projesi: İstanbul Şarkıları</strong></span></p>
<p>Binlerce yıldır, dünyanın en önemli merkezlerinden birisi olan İstanbul için Türk Sanat Müziği geleneğinin başkenti tanımını kullanmak yerinde bir ifade olacaktır. Şarkılarda “Güzel İstanbul, Aziz İstanbul” olarak hitap edilen bu eşsiz kentin kızlarına, Boğaz’ına, gecelerine, semtlerine, mehtabına nice besteler yapıldı. Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Münir Nurettin Selçuk, Zeki Müren, Hamiyet Yüceses, Nesrin Sipahi,<span class="gmail-apple-converted-space">  </span>Alaaddin Yavaşça gibi ustaların açtığı yolda, pek çok genç sanatçı geleneği devam ettirdi.<span class="gmail-apple-converted-space"> </span></p>
<p><span class="gmail-apple-converted-space"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddeb04df020-1776151300.png" alt="" width="422" height="511" /></span></p>
<p>Ne yazık ki Türk Sanat Müziği televizyon kanallarında geçmişteki kadar yer bulamıyor. Bu bağlamda, İstanbul’un müzikle yoğrulmuş ruhunu günümüze taşıma amacıyla yola çıkan Musiki Eğitim Vakfı’nı çok kıymetli İstanbul Şarkıcısı projesi için kutlamak gerekiyor.<span class="gmail-apple-converted-space"> </span></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde tanıtımı yapılan projenin öyküsünü Vakfın Kurucu Başkanı<span class="gmail-apple-converted-space">  </span>sanatçı Fikret Erkaya ve çalışmalara büyük destek veren Beyza Uyanoğlu’ndan dinledim. <span class="gmail-apple-converted-space"> </span></p>
<p>Proje Sanatçı Ezgi Köker’in<span class="gmail-apple-converted-space">  </span>fikri üzerinde yükselmiş.<span class="gmail-apple-converted-space">  </span>Vakıfla albümün yapımını üstlenerek; stüdyo kayıtlarından aranjmanlara, dönemin önemli sazendeleriyle yapılan icradan klip ve fotoğraf çekimlerine, konser organizasyonuna kadar tüm aşamalarını desteklemiş.</p>
<p>Vakıf yönetimi amaçlarının geçmişte seslendirilmiş,<span class="gmail-apple-converted-space">  </span>ancak son dönemlerde yeni kayıtları ve klipli yorumları bulunmayan eserleri, günümüzün teknik imkânlarıyla yeniden kayda geçirmek olduğunu ifade ettiler. Çalışmanın yalnızca bir albüm üretmek değil; bir kültür hizmeti sunmak, Türk musikisinin hafızasına katkıda bulunmak ve bu eserleri güçlü bir kayıt kalitesiyle geleceğe taşımak niyetiyle hazırlandığını vurguladılar.<span class="gmail-apple-converted-space"> </span></p>
<p>Beyza Uyanoğlu, İstanbul Şarkıcısı’nın bir sanat projesi olmanın ötesinde; İstanbul’un müzikal hafızasına yönelik bir vefa ve hizmet çalışması olduğunu şu cümlelerle ifade etti:<span class="gmail-apple-converted-space">  </span>“Bu eserlerin yeniden kaydedilmesi; yalnızca bugünün dinleyicisine ulaşmak için değil, ileride kıymetli bir arşiv olarak saklanması amacıyla planlandı. Albümün plak formatında basılması arzusu da bu kalıcılık düşüncesinin bir parçasıdır.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anadolunun-kulturel-mirasindan-modern-bir-manifesto-76985</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/5/1280x720/47-1776151552.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anadolu’nun kültürel mirasından modern bir manifesto ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-nedeniyle-zorlanan-verimlilik-76980</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ nedeniyle zorlanan verimlilik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hazırlayan &amp; Derleyen: Umut Özbağcı - Datassist CEO</strong></p>
<p><strong>Yapay zekâ yatırımları hızlanırken, iş dünyasında görünmeyen bir gerilim büyüyor: verimlilik beklentileri artıyor ama çalışan deneyimi aynı hızda ilerlemiyor. Z kuşağının esneklik talebi, finansal güvensizlik ve değişen iş gücü dinamikleriyle birleşince; şirketler için asıl mesele artık sadece teknolojiye yatırım yapmak değil, insanı merkeze alan yeni bir denge kurmak haline geliyor.</strong></p>
<p>Yapay zekânın iş dünyası ve çalışanlar üzerindeki olası olumsuz etkileri tartışılırken, yapılan büyük yatırımlara rağmen birçok çalışan hâlâ yapay zekâyı nasıl kullanacağını bilmiyor.</p>
<p>Öte yandan çalışanlar sadece beceri eksikliğiyle değil, aynı zamanda artan beklentilerle de karşı karşıya. Liderlerin büyük çoğunluğu yapay zekânın verimliliği artıracağını düşünürken, çalışanların %77’si yapay zekâ araçlarının iş yüklerini artırdığını ifade ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddd1cf4b267-1776144847.jpg" alt="" width="900" height="502" />Kısacası, yapay zekâdan beklenen verimlilik artışı ile çalışanların gerçek deneyimi arasında belirgin bir gerilim bulunuyor.</p>
<p>Z kuşağı 9-5 modeliyle uyum sorunu yaşıyor</p>
<p>Z kuşağı çalışanlar geleneksel 09:00–17:00 çalışma düzenine uyum sağlamakta giderek daha fazla zorlanıyor.</p>
<p>Önceki nesillerden farklı olarak Z kuşağı; esneklik, otonomi ve iş-yaşam dengesine daha fazla önem veriyor. Katı çalışma saatleri ise giderek “eskimiş” bir model olarak görülüyor. Bu durum, çalışan bağlılığını düşürürken işverenleri de mevcut çalışma modellerini yeniden düşünmeye zorluyor.</p>
<p><strong>Neden önemli?</strong></p>
<p>Z kuşağının iş gücündeki payı arttıkça, esnek çalışma saatleri, hibrit modeller ve çıktı odaklı performans sistemleri bir ayrıcalık olmaktan çıkıp beklenti haline geliyor. Bu dönüşüme uyum sağlayamayan şirketler, yetenek kaybı ve verimlilik düşüşü riskiyle karşı karşıya kalabilir.</p>
<p><strong>AI, küresel şirketlerde iş gücü dengelerini değiştiriyor</strong></p>
<p>Oracle, küresel iş gücünün yaklaşık %18’ine denk gelen <strong>20.000 ila 30.000 çalışanı işten çıkardı</strong>. Süreç, çalışanlara gönderilen tek bir sabah e-postasıyla başladı.</p>
<p>İşten çıkarmaların temel nedeni, şirketin agresif <strong>yapay zekâ ve veri merkezi yatırımlarını finanse etmek için nakit akışını güçlendirme stratejisi</strong>. Bu hamle, şirket için <strong>8–10 milyar dolar seviyesinde serbest nakit akışı </strong>demek.</p>
<p>Bu gelişme, teknoloji sektöründe şu eğilimi güçlendiriyor:</p>
<ul>
<li>AI yatırımları → yüksek sermaye ihtiyacı<br /><br /></li>
<li>Maliyet optimizasyonu → büyük ölçekli iş gücü azaltımı<br /><br /></li>
<li>Operasyonel yapı → “insan maliyetinden sermaye yatırımına kayış”</li>
</ul>
<p><strong>Bordro: Görünmeyen bir maliyet alanı</strong></p>
<p>Büyük ölçekli şirketlerde bordro, toplam giderlerin %40–60’ını oluşturmasına rağmen çoğu zaman stratejik olarak yönetilmiyor. “Payroll leakage” (bordro sızıntısı) olarak tanımlanan bu durum; süreç hataları, sistem eksiklikleri ve kontrol zaafları nedeniyle işgücü maliyetlerinin %2-4’ünün her yıl kaybolmasına yol açıyor. </p>
<p>Büyük organizasyonlarda sadece %1’lik hata bile milyonlarca dolarlık kayıp yaratabiliyor. Buna rağmen şirketlerin önemli bir kısmı bordro verisini takip etse de kritik maliyet metriklerini ölçmüyor. Bu da bordroyu görünür ama kontrolsüz bir risk alanına dönüştürüyor.</p>
<p><strong>Çalışanların finansal güveni son yılların en düşük seviyesinde</strong></p>
<p>Süregelen yüksek enflasyon, ekonomik belirsizlik ve daha sınırlı maaş artışlarının birleşik etkisi, çalışanların finansal güvenliğini aşındırıyor ve bu durum çalışanlar tarafından net şekilde hissediliyor.</p>
<p>Yapılan bir araştırmaya göre çalışanların finansal güveni 2012’den bu yana en düşük seviyeye geriledi. Çalışanların yalnızca %53’ü finansları üzerinde kontrol sahibi olduğunu hissediyor (geçen yıl %55, 2022’de %62). Bu düşüşle birlikte çalışanlar, işverenlerinden daha fazla destek beklemeye başlıyor.</p>
<p>Artan yaşam maliyetleri ve sağlık giderleri çalışanlar üzerinde ciddi baskı yaratıyor. Nitekim çalışanların %83’ü bu kalemleri en büyük stres kaynakları olarak gösterirken, yarısı cepten ödeme maliyetleri nedeniyle sağlık hizmeti almaktan kaçındığını söylüyor.</p>
<p>Bu baskı, yapay zekâ ve genel ekonomik belirsizlikle daha da artıyor. Çalışanların dörtte üçünden fazlası ekonomik belirsizliği büyük bir risk olarak görüyor ve çoğu mevcut işinden ayrılmayı riskli buluyor. Çalışanların %64’ü, işinden tam memnun olmasa bile finansal güvenliğini, yan haklarını veya istikrarını kaybetme korkusuyla değişiklik yapmaktan çekiniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddd1e519f73-1776144869.jpg" alt="" width="800" height="800" /><strong>Özel sektör işverenleri mart ayında 62.000 yeni iş ekledi</strong></p>
<p>Mart ayında hem işe alımlar hem de ücret artışları genel olarak istikrarlı seyretti. İş büyümesini üst üste ikinci ayda da en küçük ölçekli işletmeler sürüklerken, ticaret, ulaşım ve kamu hizmetleri sektörlerinde işe alımlar düşmeye devam etti.</p>
<p><strong>ADP Baş Ekonomisti Nela Richardson:</strong></p>
<p>“Genel işe alım görünümü dengeli olsa da, istihdam artışı belirli sektörlerde yoğunlaşmayı sürdürüyor; özellikle sağlık sektörü öne çıkıyor. Mart ayında bu güçlü performansa, iş değiştiren çalışanlar için ücret artışlarında görülen iyileşme de eşlik etti.”</p>
<p><strong>İş değiştirmeyen çalışanların maaşları mart ayında %4,5 arttı</strong></p>
<p>İşinde kalanlar için ücret artışı üst üste üçüncü ayda da değişmeden kaldı. İş değiştiren çalışanlarda ise yıllık bazda maaş artışı hızlanarak %6,6’ya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-nedeniyle-zorlanan-verimlilik-76980</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ nedeniyle zorlanan verimlilik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozel-adem-ceylan-final-teknik-kolejinde-4-kariyer-ve-istihdam-fuari-gerceklesti-77034</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel Adem Ceylan Final Teknik Koleji’nde 4. Kariyer ve İstihdam Fuarı gerçekleşti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ADEM ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze’de eğitim ve iş dünyasını buluşturan Kariyer ve istihdam fuarı Gebze İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü, Gebze Ticaret Odası ve İKDAY iş birliğiyle, Özel Adem Ceylan Final Teknik Koleji ev sahipliğinde düzenlenen programa; Gebze Ticaret Odası Başkanı Abdurrahman Aslantaş, Gebze Kaymakamı Mehmet Ali Özyiğit, Özel Adem Ceylan Final Teknik Koleji Genel Müdürü Oğuzhan Ceylan, Gebze İlçe Milli Eğitim Müdürü Şenol Pekgöz ve İKDAY Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Koşkan katıldı.</p>
<p>Özel Adem Ceylan Final Teknik Koleji Genel Müdürü Oğuzhan Ceylan, “Bugün dördüncüsünü düzenlediğimiz bu istihdam fuarında amacımız, öğrencilerimizin sektörle doğrudan temas kurmasını sağlamak, fırsatları yerinde görmelerine imkan tanımak ve bu deneyimi en doğru şekilde yaşamalarına katkı sunmaktır. Kurum içinde planladığımız bu çalışmayı daha geniş bir perspektife taşıyarak gençlerimizin iş dünyasıyla daha erken buluşmasını hedefledik. Bu organizasyonu ilk kez meslek liselerimizin tüm alanlarını kapsayacak şekilde hayata geçiriyoruz ve Türkiye genelinde örnek bir model olmasını arzu ediyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ceylan, “En büyük eksikliklerden biri, gençlerin iş gücü piyasasıyla yeterince erken tanışamamasıdır. Bu tür organizasyonlar sayesinde öğrencilerimiz firmalarla birebir iletişim kurma, sahayı tanıma ve kendilerini geliştirme fırsatı buluyor. Bu nedenle bu etkinliği çok kıymetli buluyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyor ve bu modelin ülke genelinde yaygınlaşmasını temenni ediyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/14/whatsapp-image-2026-04-14-at-15-jebu.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“Bu fuar toplumsal gelişime katkı sunacak bir anlayışın yansımasıdır”</h2>
<p>Gebze Ticaret Odası Başkanı Abdurrahman Aslantaş, “Bugün burada ortaya konan tablo, sadece bir etkinlikten ibaret değil; aynı zamanda gençlerin yönlendirilmesi, üretkenliğe teşvik edilmesi ve toplumsal gelişime katkı sunacak bir anlayışın yansımasıdır. Eğitim kurumlarımızın, öğretmenlerimizin ve sektör temsilcilerimizin bu sürece verdiği destekle birlikte, gençlerin daha bilinçli, daha donanımlı ve geleceğe daha güvenle bakan bireyler olarak yetişmesi hedeflenmektedir” dedi.</p>
<h2>“Hepimiz sizleri seviyoruz ve sizin için buradayız”</h2>
<p>Gebze Kaymakamı Mehmet Ali Özyiğit, “Gençler, bugün burada sizlere gönül veren tüm paydaşlarımızla birlikte bir aradayız. Ticaret odası başkanlarımız, okul yöneticilerimiz, insan kaynakları temsilcilerimiz ve sektörün farklı alanlarından gelen tüm katılımcılar olarak ortak bir hedefimiz var; sizlerin geleceğini daha güçlü ve daha donanımlı hale getirmek. Hepimiz sizleri seviyoruz ve sizin için buradayız. Çünkü bu ülkenin geleceği sizlersiniz ve bizler de bu süreci desteklemek için elimizden geleni yapıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/14/whatsapp-image-2026-04-14-at-15-fbsx.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Özyiğit, “İyi bir insan olmak, doğru davranışlar sergilemek ve kendinizi sürekli geliştirmek en önemli hedefiniz olmalı. Sizler mesleki anlamda farklı alanlara yönelerek hem ülkemizde hem de uluslararası platformlarda kendinize yer bulacaksınız. Bu süreçte disiplin, sevgi ve kararlılıkla ilerlemeniz büyük önem taşıyor. Katkı sunan tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyor, gençlerimize başarılarla dolu bir gelecek diliyorum” ifadelerini kullandı.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/4/ozel-adem-ceylan-final-teknik-kolejinde-4-kariyer-ve-istihdam-fuari-gerceklesti-1776170753.jpeg" width="700" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozel-adem-ceylan-final-teknik-kolejinde-4-kariyer-ve-istihdam-fuari-gerceklesti-77034</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/4/1280x720/ozel-adem-ceylan-final-teknik-kolejinde-4-kariyer-ve-istihdam-fuari-gerceklesti-1776170753.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze’de Özel Adem Ceylan Final Teknik Koleji ev sahipliğinde, Gebze İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü, Gebze Ticaret Odası ve İKDAY iş birliğiyle düzenlenen 4. Geleneksel Kariyer ve İstihdam Fuarı’nda öğrenciler, sektör temsilcileriyle bir araya gelerek iş dünyasını yakından tanıma fırsatı buldu. Etkinlikte konuşan protokol üyeleri, gençlerin erken yaşta iş hayatıyla buluşmasının önemine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/gorgel-ve-kirisciden-ksu-rektoru-okumusa-hayirli-olsun-ziyareti-77028</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Görgel ve Kirişci’den KSÜ Rektörü Okumuş’a hayırlı olsun ziyareti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Rektörlüğü görevine atanan Prof. Dr. İbrahim Taner Okumuş’a hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. Gerçekleştirilen ziyarete; 66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekilleri Ömer Oruç Bilal Debgici ve İrfan Karatutlu ile AK Parti İl Başkanı Muhammed Burak Gül de katıldı. Heyet, KSÜ Rektörü Prof. Dr. İbrahim Taner Okumuş ve rektör yardımcılarına yeni görevlerinin hayırlı olması temennisinde bulunarak başarı dileklerini iletti.</p>
<p>Ziyaret kapsamında, Kahramanmaraş’ın eğitim, bilim ve teknoloji alanındaki gelişimini destekleyecek ortak proje ve çalışmalar üzerine istişarelerde bulunuldu. Özellikle üniversite – yerel yönetim iş birliğinin güçlendirilmesi, gençlere yönelik projelerin artırılması ve şehrin kalkınmasına katkı sunacak akademik çalışmaların desteklenmesi konuları öne çıktı. Büyükşehir Belediyesi ile KSÜ arasında geliştirilebilecek ortak projelerin ele alındığı görüşmede, bilimsel araştırmaların şehirle entegre edilmesi, öğrencilerin sosyal ve kültürel faaliyetlere daha aktif katılımının sağlanması ve yerel kalkınmayı destekleyecek inovatif çalışmaların artırılması yönünde fikir alışverişinde bulunuldu.</p>
<p><strong>“Gençlerimiz İçin Birlikte Yeni Projeler Üretmeyi Sürdüreceğiz”</strong></p>
<p>Ziyarete ilişkin değerlendirmelerde bulunan Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, “Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Rektörlüğü görevine atanan kıymetli hocamız Prof. Dr. İbrahim Taner Okumuş’a hayırlı olsun ziyaretinde bulunduk. Şehrimizin önemli eğitim kurumlarından biri olan KSÜ’nün, yeni dönemde çok daha başarılı çalışmalara imza atacağına yürekten inanıyoruz. Büyükşehir Belediyesi olarak her zaman eğitimin, bilimin ve gençlerimizin yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz. Üniversitemizle iş birliği içerisinde hayata geçireceğimiz projelerle hem öğrencilerimizin gelişimine katkı sağlamayı hem de Kahramanmaraş’ımızın sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınmasına destek olmayı hedefliyoruz.</p>
<p>Nazik ev sahiplikleri için kendilerine teşekkür ediyor, görevlerinde muvaffakiyetler diliyorum” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/gorgel-ve-kirisciden-ksu-rektoru-okumusa-hayirli-olsun-ziyareti-77028</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/8/1280x720/gorgel-ve-kirisciden-ksu-rektoru-okumusa-hayirli-olsun-ziyareti-1776164750.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci ile KSÜ Rektörlüğü görevine atanan Prof. Dr. İbrahim Taner Okumuş’a hayırlı olsun ziyaretinde bulunan Başkan Görgel, “Sayın Rektörümüze yeni görevinde muvaffakiyetler diliyorum. İnşallah üniversitemiz ile birlikte şehrimiz ve gençlerimiz için çalışmaya devam edeceğiz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kayaoglu-tekstil-surdurulebilir-iplik-ve-kumasla-fark-yaratti-76996</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kayaoğlu Tekstil, sürdürülebilir iplik ve kumaşla fark yarattı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’da ham örme kumaş, boyalı örme kumaş, baskılı ve pliseli örme kumaş üretimi ve satışı konusunda dünyaca ünlü markalara özel ve sürdürülebilir kumaş ve iplik üreten Kayaoğlu Tekstil'in, katma değeri ürünler üretebilmek için yatırımlarına devam ettiği belirtildi.</p>
<p>Hedefleri doğrultusunda Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’nde mevcut 4 bin metrekarelik üretim tesisine ilave olarak 2 bin 400 metrekarelik yeni bir tesisi daha hayata geçirdiklerini belirten Kayaoğlu Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Kayaoğlu, “Yaptığımız yeni yatırım ve tesisimizde ‘Rocco’ markası altında raşel örme alanında faaliyete başladık. 2025 yılında katma değerli ürün geliştirmek adına sektörümüze yaptığımız makina yatırımlarımızın meyvelerini toplamaya başladık. Ar-Ge çalışmalarımızın ve yatırımlarımızın karşılığını uluslararası alanda toplamaya başladık. Türkiye’de aylık 200 ton üretim kapasitesine ulaştık ki bu da raşel örme tarafı için çok ciddi bir rakam demek” dedi. </p>
<h2>“Ar-Ge ile geliştirdiğimiz bazı ürünler sektörde karşılık buldu”</h2>
<p>Küresel gelişmelerin üretim ve ticaret süreçlerini zorlaştırdığına dikkat çeken Kayaoğlu, özellikle ham madde bağımlılığı ve savaşların ticaret yollarını etkilemesinin sektörde rekabeti zorlaştırdığını kaydetti. Bu zorlu koşullara rağmen Kayaoğlu Tekstil’in sağlam ve sürdürülebilir büyüme stratejisi doğrultusunda ilerlediğini belirten Kayaoğlu, müşteri portföyünün taleplerine göre üretim planlaması yaptıklarını ve mevcut pazarlardaki konumlarını korumaya odaklandıklarını söyledi. Geçen yıl yaptıkları makine yatırımlarının da desteği ile sektörde oldukça iddialı konuma geldiklerini ifade eden Kayaoğlu, “Bizleri rakip firmalardan farkı kılan ana neden Ar-Ge’sini yaptığımız bazı ürünlerin ana sanayi tarafından karşılık bulması oldu. 2026’ya da bu sebeple çok iyi başladık. Müşteri portföyümüzün taleplerine göre çalışmalarımıza yön vererek bu dönemde mevcut pazarlarımızı koruduk” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddea57e2e1f-1776151127.jpg" alt="" width="704" height="396" /></p>
<h2>“Hedefimizde ABD var”</h2>
<p>Üretimlerinin yüzde 80’ini ihraç ettiklerini söyleyen Kayaoğlu, “Örmede 3 binin üzerinde çeşitle üretim yapıyoruz. Ar-Ge çalışmalarımız sürekli devam ediyor. Yapının dinç kalması adına çalışırken ihracatta da pazarlarımızı artırmaya çalışıyoruz. Ağırlıklı pazarımız İspanya başta olmak üzere Avrupa olsa da geçen yıl Meksika’ya da ihracat yapmaya başladık. Bunun yanı sıra ABD pazarına girmek adına da ciddi bir çalışma içerisindeyiz. O bölgenin sunduğu avantajları kullanabilmek adına görüşmeler yapıyoruz. Ayrıca tekstil dışında da farklı bir alanda da yüksek katma değer sağlayacak bir yatırım konusunda da çalışmalarımıza başladık” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Sürdürülebilir kumaş ve iplik üretimi fark yarattı”</h2>
<p>Sektörde recycle talebin yaygınlaştığını söyleyen Kayaoğlu, “Örme işi yaptığımız için bir atık oluşturmamız söz konusu değil. Ama müşteri talebine karşılık ürünlerimizde de recycle kullanımını her geçen gün artırıyoruz. Kayaoğlu Tekstil olarak doğada çözünmesi uzun yıllar alan pet ürünlerin, kumaş olarak işlenmesi teknolojisini kullanarak, Global Recycle Standard sertifikası doğrultusunda sürdürülebilir kumaş üretimi de gerçekleştiriyoruz. Ar-Ge faaliyetlerimizden, üretimde malzeme seçimine, atık yönetiminden enerji kullanımına kadar her adımda sürdürülebilir bir dünya için çaba harcıyoruz” dedi. Sektörün devamlılığı için savaşlar nedeniyle ortaya çıkan küresel belirsizlik ortamının ve nakit döngüsünün rahatlaması gerektiğini de belirten Kayaoğlu, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve yatırım ikliminin yeniden tahsis edilmesi gerektiğini söyledi. </p>
<h2>“Rekabet için uluslararası fuarlara katılmalıyız”</h2>
<p>Türk tekstil firmaları, sürdürülebilir koleksiyonlarını tanıtmak ve yeni pazarlara ulaşmak amacıyla başta Texworld Paris gibi uluslararası fuarlara katılmaya özen gösterdiklerine değinen Vedat Kayaoğlu, “Tekstil firmaları için en büyük Pazar uluslararası fuarlardır. Kayaoğlu Tekstil olarak bizlerde fuarlara fark oluşturacak yeni kreasyonlarımızla katılıyoruz. Biz cesaretli bir toplumuz. İçinde bulunduğumuz zorluklara rağmen yatırıma ve yeniliklere devam ediyoruz. Daha fazla ihracat için üretmeye ve mücadelemize devam edeceğiz” dedi. Kayaoğlu, 2026 yılı içerisinde Ticaret Bakanlığı’nın desteği, milli katılım organizasyonlarının da teşvikleriyle Avrupa ülkeleri Almanya, Fransa ve İspanya başta olmak üzere küresel pazarlarda rekabet gücünü arttırabilmek için uluslararası fuarlara katılmaya devam edeceklerinin altını çizdi. </p>
<h2>“Ar-Ge Merkezi ile katmadeğerli üretim”</h2>
<p>Kayaoğlu Tekstil olarak Ar-Ge çalışmaları sayesinde sektörde sürdürülebilir iplik ve kumaş üretimiyle fark yaratmaya devam ettiklerini ifade eden Kayaoğlu, sürdürülebilirlik adı altında bugünün ihtiyaçlarını gelecek nesillerin ihtiyaçlarına zarar vermeden karşılamaya çalıştıklarını kaydetti. Vedat Kayaoğlu, “Çevresel sürdürülebilirlik, gelecek nesillere dünyayı daha yaşanabilir bırakmak için çevrenin ve doğanın korunmasına yönelik faaliyetleri içermektedir. Bu doğrultuda, Kayaoğlu Tekstil olarak, Ar-Ge faaliyetlerimizden, üretimde malzeme seçimine, atık yönetiminden enerji kullanımına kadar her adımda sürdürülebilir bir dünya için yoğun çaba harcıyoruz. Ayrıca, Nanoteknoloji kumaş, süperhidrofobiklik (aşırı su direnci), koku ve nem giderme, artan esneklik ve mukavemet ve bakteri direnci gibi sıradan malzemelere avantajlı özellikler veren küçük parçacıklarla tasarlanmış kumaş çeşitliliği ile zengin bir üretim yelpazesine sahibiz” dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kayaoglu-tekstil-surdurulebilir-iplik-ve-kumasla-fark-yaratti-76996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/6/1280x720/kayaoglu-tekstil-surdurulebilir-iplik-ve-kumasla-fark-yaratti-1776151165.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayaoğlu Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Kayaoğlu, “Yaptığımız yeni yatırım ve tesisimizde ‘Rocco’ markası altında raşel örme alanında faaliyete başladık. 2025 yılında katma değerli ürün geliştirmek adına sektörümüze yaptığımız makina yatırımlarımızın meyvelerini toplamaya başladık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/edirne-ve-kirklareli-yeni-balkan-paktinin-merkez-kentleri-olabilir-76976</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Edirne ve Kırklareli, yeni &#039;Balkan Paktı&#039;nın merkez kentleri olabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ülkelerarası ilişkilerde kartlar yeniden karılırken, Balkanlar’dan gelen seslere daha fazla kulak vermek gerekmiyor mu? Bence gerekiyor. Örneğin Türkiye ve Bulgaristan’ın ortak girişimleriyle başlayan, geçen yıl Romanya’nın da katıldığı Türk-Bulgar İş Forumu’ndan yükselen iş birliği çağrıları, yeni ittifaklar arayan dünyanın karşısına örnek bir ortak yapı oluşturabilir.</p>
<p>Bulgaristan’ı ele alalım. Dış ticaretinde ilk üç ülkeden ikisi, Almanya’nın dışında, Türkiye ve Romanya. Romanya’nın dış ticaretinde ise Türkiye, hem ihracatta, hem ithalatta ilk 5’i zorluyor. Türkiye Romanya, dış ticaret hacmi 10 yılda 2 kattan fazla artış kaydetti çünkü.</p>
<p>Bu iyi ilişkilerin Bulgaristan Burgaz’da geçen ay gerçekleşen Türk-Bulgar İş Forumu’nda bir kez daha sahne aldığını ve üç ülkenin ortak platformda güç birliği yapmaları gerektiğinin altının yeniden çizildiğini aktarmamızda yarar var. Bir hatırlatma yapalım. Sözünü ettiğim Forum’un bu yılki ikinci buluşması Haziran ayında bu kez Bulgaristan’ın Bansko şehrinde düzenlenecek. Aynı zamanda Bulgaristan-Türk Ticaret ve Sanayi Odası (BULTİŞAD) Başkanı olan, ülkenin kış turizmi merkezi Bansko şehrinde faaliyet yürüten Regnum Bulgaria Oteli’nin CEO’su Burhan Nemutlu’nun ev sahipliğinde gerçekleşecek Forum’da, üç ülke iş dünyası temsilcileri işbirliği için görüşlerini bir kez daha açıklama fırsatı bulacak.</p>
<p>Türkiye, ilki 1934’te, ikincisi 1953’te imzalanan Balkan Paktları’na katılım gösterdi. Her iki oluşum da siyasi yapılardı ve güvenliği önceliklendirmişlerdi. Bu kez ekonomi temalı bir ortak akıl platformu neden oluşmasın? Aşağıda kısaca, OSB’ler üzerinden sundukları fırsatları aktaracağım, Edirne ve Kırklareli'deki gelişim kurulabilme potansiyeli olan ortak çatının stratejik kentleri olmaya adaylar, bize göre.</p>
<p>Zaten bana tüm bu geniş açılı yaklaşımı düşündüren de Sanayi ve Ticaret Bakanı Fatih Kacır’ın Edirne’deki yoğun temasları ve altyapı yatırımlarına başlanan Uzunköprü Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’ndeki tören oldu.</p>
<p>Edirne’nin faaliyette olan 1 organize bölgesi var. İpsala, Keşan ve Uzunköprü’de iki olmak üzere 4 OSB için de hazırlıklar yürütülüyor. Uzunköprü Atatürk OSB’de de altyapı çalışmalarına başlandı. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Kacır, tam kapasiteyle faaliyete geçtiğinde 2 bin 500 kişinin çalışacağı Uzunköprü Atatürk Organize Sanayi Bölge’nin 400 milyon lira yatırım bedelli alt yapı çalışmalarının ardından cazip bir üretim havzası olacağını dile getiriyor. Devletin sunduğu cazip desteklerden söz ediyor.</p>
<p>Kırklareli Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Soner Ilık da Balkan kardeşliğinden sıklıkla vurgu yapıyor, konuşmalarında. Başkan Soner Ilık, tarım hayvancılık, turizm ve eğitim kenti Kırklareli’nin, sanayisi ile de adından söz ettireceğini ifade ediyor, OSB yatırımlarına ve TIR geçişlerini kolaylaştıracak Dereköy Sınır Kapısı’na ilişkin gelişmelere umutla bakarak. Kentte 4 OSB bir de özel OSB faaliyette. Mevcut OSB büyütülüyor. Trakya Kalkınma Ajansı önderliğinde kentte, Hayvancılık İhtisas OSB’nin kurulması için proje geliştirdi.</p>
<p>Yerimiz kalmadığından bir sonraki yazılarımızda aktarmaya devam edeceğimiz Trakya kentlerinde devlet-özel sektör işbirliğiyle yaşanan gelişmelerin, bölgenin Balkan ülkeleri üzerinden dünyaya açılmasına önemli katkı sağlayacağına gönülden inanıyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/edirne-ve-kirklareli-yeni-balkan-paktinin-merkez-kentleri-olabilir-76976</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Edirne ve Kırklareli, yeni &#039;Balkan Paktı&#039;nın merkez kentleri olabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ihracatci-antalya-limaninin-yatirim-yapmasina-inanmak-istiyor-76954</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 22:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçı Antalya Limanı’na yatırım yapılacağına inanmak istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Geçen hafta gerçekleştirilen seçim sonunda Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği’nde (BAİB) devir teslim töreni yapıldı. İhracatçıların yoğun katılım gösterdiği töreninde, BAİB yeni başkanı Mehmet Ali Can, önceki başkan Ümit Mirza Çavuşoğlu’na çiçek vererek çalışmalarından dolayı teşekkür etti.</p>
<p>Ümit Mirza Çavuşoğlu, 5 yıllık görev süresinde hem ihracatçı hem de üreticilerin sorunlarını çözmek için çalıştıklarını belirterek, ‘’Çok zorlu bir seçim süreci yaşandı. Büyük bir olgunluk içinde seçimleri yaptık. Bundan sonra birlik ve beraberliği daha da pekiştirmek gerekiyor. Yeni yönetimin de başarılı işler yapacağına inanıyorum’’ dedi.</p>
<p>Yeni başkanı Mehmet Ali Can da, yeni yönetimle birlikte BAİB’in önemli bir sürece başladığını söyledi. Türkiye’ye örnek bir seçin yapıldığını ifade eden Can, şunları kaydetti:</p>
<p>’Bu seçim bir ayrışma değil, bir rekabetti ve bu rekabet, Batı Akdeniz ihracatını daha ileriye taşımak için yapılan bir yarıştı. Şimdi birleşme, birlikte çalışma ve Batı Akdeniz için omuz omuza yürüme zamanıdır. Bizler bu göreve büyük bir sorumluluğu taşımak için geldik. Bu sorumluluğun farkındayız ve hiç vakit kaybetmeden de söz verdiğimiz proje ve çalışmalara başlayacağız. Bu bir bayrak yarışıdır. Bizler de bugün devraldığımız bu bayrağı, daha ileriye, daha yükseğe taşımak için var gücümüzle çalışacağız. Ve günü geldiğinde, bizden sonra gelecek olanlara daha güçlü bir yapı bırakmanın gayreti içinde olacağız.’’</p>
<p>Devir teslim sonrası ihracatçılar yaşadıkları sorunları görüşerek, yeni yönetimden beklentilerini dile getirdiler. İhracatçının sorununun sadece döviz kurunun baskılanması olmadığını anlatan ihracatçılar, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Sorunlarımızın başında maliyet artışları var. Analiz sorunu var. Para transferi sorunu var. Bu yükün altından artık kalkamıyoruz. Yüklerimizi Antalya limanı yerine İzmir ve Mersin Limanı’na götürmek zorundayız. İhracatçının Antalya limanında yaşadığı sıkıntılar giderilmeli. Artık, Antalya limanını işleten QTerminals şirketinin yatırım yapmasına inanmak istiyoruz.’’</p>
<p>BAİB önceki başkanı Ümit Mirza Çavuşoğlu da, büyük gemilerin yanaşması için limanın derinliğinin 9 metreden 11 metreye çıkarılması  gerektiğini belirterek, ‘’Liman tek başına ihracatçının sorunlarını çözemez. Antalya’ya demiryolu mutlaka getirilmeli. Yüksek Hızlı Tren projelere göre Konya’dan Antalya hattından geçecek. Ancak, Burdur-Antalya hattı daha kısa ve çok fazla maliyet içermiyor. Burdur’dan Antalya’ya demiryolu bir an önce geçmeli. Tren olmaz ise yüklerimizi Marmara ve İç Anadolu’ya götüremeyiz’’ dedi.</p>
<p>Ortadoğu Antalya Liman İşletmeleri A.Ş'nin yüzde 100 hissesi, 140 milyon dolar karşılığı 2047 yılına kadar işletilmesi için QTerminals WLL tarafından 5 yıl önce devralındı.</p>
<p>QTerminals Antalya işletmesi yetkilileri, önümüzdeki süreçte Limana 80 milyon dolarlık yatırım projesi hazırlandığını açıklamışlardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ihracatci-antalya-limaninin-yatirim-yapmasina-inanmak-istiyor-76954</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/4/1280x720/ihracatci-antalya-limaninin-yatirim-yapmasina-inanmak-istiyor-1776110460.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batı Akdeniz İhracatçı Birliği’nde seçim sonrası devir teslim töreni yapıldı. Yüksek fiyatlar nedeniyle yüklerini İzmir ve Mersin Limanı’na götürmek zorunda kalan ihracatçılar, Antalya Limanı&#039;nı işleten Katar firması QTerminals’in limana yatırım yapmasına inanmak istediklerini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizm-sezonu-acilisi-kurban-bayramina-kaldi-76951</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 22:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizm sezonu Kurban Bayramı&#039;na kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Orta Doğu ve Hürmüz boğazındaki savaş dünya ekonomisini etkilerken turizm sektörü de bundan nasibini aldı. Petrol fiyatlarının artmasıyla birlikte başta uçak ve ulaşım ile diğer maliyetlerin artması seyahat edenlerin beklentilerini ‘Son Dakika’ya bağlamış oldu.</p>
<p>Türk turizminin lokomotifi Antalya’da Nisan ayında kapılarını açması gereken otellerin büyük bir bölümü, rezervasyonların ağır gitmesi nedeniyle Kurban Bayramıyla birlikte sezona başlayacak.</p>
<p>Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu, öncelikle dünyayı etkileyen savaş ve gerginlik sürecinin artık durulmuş olmasını ve kalıcı bir barış ortamına dönüşmesini beklediklerini söyledi.</p>
<p>Turizm sektörünün doğası gereği barıştan beslendiğini, huzur ve güven ortamı oluştuğunda çok hızlı toparlanma gücüne sahip olduğunu belirten Saatçioğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu yıl sezon başlangıcına baktığımızda, her ne kadar klasik olarak Nisan ayında başlayan hareketlilik, yaşanan savaş nedeniyle bir miktar gecikmiş olsa da, Kurban Bayramı’nın sektör açısından güçlü bir başlangıç noktası olacağını öngörüyoruz. Özellikle bu yıl bayramın, Avrupa’daki Pfingsten tatili ile aynı döneme denk gelmesi, talebi ciddi anlamda destekleyecek önemli bir avantajdır. Buna ek olarak hava şartlarının da ısınmasıyla birlikte, geçen yıl olduğu gibi yoğun ve hareketli bir bayram dönemi bekliyoruz.’’</p>
<p><strong>"İç pazar toparlanıyor"</strong></p>
<p>İç turizm tarafında rezervasyonların şu an itibarıyla bölgesel farklılıklar gösterdiğini ifade eden Saatçioğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Rezervasyonlarda bölgesel farklılıklar olmasına rağmen genel olarak toparlanma eğiliminde. Özellikle ulaşım kolaylığı olan ve fiyat/performans dengesi iyi kurulan destinasyonlarda ciddi bir hareketlilik söz konusu. Bu noktada, otellerin sunduğu kredi kartına taksit imkânı talebi doğrudan etkileyen önemli bir unsur. Burada en büyük beklentimiz, bu uygulamaya yönelik herhangi bir kısıtlama getirilmemesi. Çünkü biz turizmciler olarak şuna inanıyoruz. Tatil artık bir lüks değil, bir ihtiyaçtır. Bu anlayış sürdürülebilir iç turizmin en önemli dinamiklerinden biridir. Bölgemizde şu an itibarıyla otellerin önemli bir kısmı kademeli olarak açılmış durumda. Bayram ile birlikte açık tesis sayısında bir artış yaşanacak ve sezon fiilen başlamış olacak. Doluluk oranlarının da bu dönemde yüzde 85-95 bandına yaklaşmasını bekliyoruz.’’</p>
<p><strong>"Kredi kartına taksit tatili cazip kılıyor"</strong></p>
<p>Alanya Turistik İşletmecileri Derneği (ALTİD) Başkanı Cem Özcan da, Kurban Bayramı nedeniyle iç turizmde hareketliliğin bölgelere göre farklı seyrettiğini bildirdi. Özellikle Akdeniz ve Ege’nin popüler destinasyonlarında rezervasyonların oldukça iyi gittiğini, bazı alternatif bölgelerde taleplerin daha sınırlı kalabildiğini ifade eden Özcan, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Taksitli ödeme imkânları ve erken rezervasyon kampanyaları ise iç pazarı ciddi şekilde destekleyen unsurlar arasında yer alıyor. Şu an itibarıyla bayram döneminde doluluk oranlarının birçok tesiste yüzde 70-90 bandına ulaşmasını bekliyoruz. Bölgemizde halihazırda açık olan otel sayısı her geçen gün artıyor. Nisan ayı itibarıyla önemli bir kısmı faaliyete geçmiş durumda. Kurban Bayramı ile birlikte sezonu açacak tesis sayısında ciddi bir artış bekliyoruz. Bu da hem istihdam hem de bölge ekonomisi açısından olumlu bir tablo ortaya koyuyor.’’</p>
<p><strong>"Umutlu iyimserlik"</strong></p>
<p>2026 sezonuna genel olarak bakıldığında temkinli ama umutlu bir iyimserlik söz konusu olduğunu vurgulayan Özcan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Jeopolitik gelişmeler, küresel ekonomik koşullar ve pazar çeşitliliği her zamanki gibi belirleyici olacak. Türkiye’nin güçlü turizm altyapısı, hizmet kalitesi ve fiyat-performans dengesi en büyük avantajımız. Sektör olarak bu süreçte yapmamız gereken; pazar çeşitliliğini artırmak, dijital pazarlamaya daha fazla ağırlık vermek, hizmet kalitesini sürdürülebilir şekilde korumak ve misafir memnuniyetini merkeze almaktır. Ayrıca iç pazarı destekleyen kampanyaların devam etmesi, sezonun dengeli geçmesi açısından büyük önem taşıyor.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizm-sezonu-acilisi-kurban-bayramina-kaldi-76951</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/antalya-turist-turizm.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nisan ayında başlaması gereken turizm sezonu İran savaşının etkisiyle Kurban Bayramı&#039;nda açılacak. Otellerin büyük bölümü kademeli olarak bayramda sezona başlayacak. Bayramda Akdeniz bölgesindeki otellerin doluluk oranlarının yüzde 95’e ulaşması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-oncesi-atik-sudan-enerji-geri-kazanimi-onerisi-76953</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 22:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 öncesi &#039;atık sudan enerji geri kazanımı&#039; önerisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Akdeniz Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Atmaca yönetiminde yürütülen bilimsel çalışmada, atık sulardan enerji geri kazanımının hem ekonomik hem de çevresel açıdan önemli avantajlar sağlayabileceğini belirtildi.</p>
<p>Prof. Dr. Atmaca, Akdeniz Üniversitesi ile Antalya Bilim Üniversitesi akademisyenlerin katkılarıyla yürütülen ve uluslararası saygın bir dergide yayımlanan çalışmaya göre, turizm tesisleri için sıcak su üretiminde atık su kaynaklı ısı pompalarının teknik, ekonomik ve çevresel performansı bütüncül bir yaklaşımla incelendiğini belirtti.</p>
<p>Araştırmada, duş ve lavabolardan çıkan sıcak suyun, kullanım sonrasında hâlâ önemli miktarda ısı enerjisi taşıdığına dikkat çeken araştırmada, bu enerjinin büyük ölçüde kanalizasyon sistemine karışarak kaybolduğu, gri su niteliğindeki atık suyun, uygun mühendislik tasarımı ve ısı pompası sistemleriyle yeniden sıcak su üretiminde değerlendirilebileceği vurgulandı.</p>
<p>Çalışmanın ayrıca, Antalya’da düzenlenecek COP31 süreci öncesinde, enerji verimliliği ve karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik uygulanabilir bir mühendislik çözümü sunduğuna dikkat çekildi.</p>
<p>Prof. Dr. Atmaca, çalışma ekibinde Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Çağlar, lisansüstü öğrencisi Furkan Evlice ve geçen yıl yaşamını kaybeden Araştırma Görevlisi Nasuh Özdemir ile Antalya Bilim Üniversitesinden Dr. Öğretim Üyesi Sezgi Koçak Soylu’nun yer aldığını açıkladı.</p>
<p>200 yataklı bir otel ölçeğinde yapılan analizlerde, bu sistemlerin geleneksel doğalgazlı kazan sistemlerine göre belirgin üstünlükler sunduğunun tespit edildiğini vurgulayan Prof. Dr. Atmaca şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Çalışmada atık suyun doğrudan sisteme verilmediği ara ısı eşanjörü kullanılarak hijyen, güvenlik ve işletme sürekliliğinin sağlandığı bir tasarım yaklaşımı benimsendi. Araştırmaya göre doğalgaz kazanlı sistemin yatırım maliyeti yaklaşık 63 bin dolar, atık su kaynaklı ısı pompası sisteminin maliyeti ise yaklaşık 190 bin dolar seviyesinde öngörülüyor. Buna karşın, yüksek verimli ısı pompası teknolojisi sayesinde maliyet farkının yaklaşık 3,5 yıl gibi kısa bir sürede geri kazanılabildiği belirlendi. Ayrıca önerilen sistemin, doğalgazlı sistemlere göre 1,6 ila 2,2 kat daha düşük karbondioksit emisyonu sağladığı ortaya kondu. Sistem içinde düşük küresel ısınma potansiyeline sahip doğal akışkan propan (R290) kullanımının da verimliliği artırdığı ve çevresel etkiyi daha da azalttığı ortaya çıktı.’’</p>
<p><strong>"Umut verici teknolojiler arasında"</strong></p>
<p>Çalışmada, bina sektörünün özellikle ısıtma, soğutma ve sıcak su ihtiyacı nedeniyle yüksek enerji tüketimine sahip olduğuna dikkat çekildi. Türkiye’de konutların toplam elektriğin yaklaşık yüzde 25’ini, kamu ve özel hizmet binalarının ise yüzde 27’sini tükettiği belirtilirken, binalarda verimliliğin artırılmasının hem maliyetleri hem de emisyonları azaltmak açısından kritik önemde olduğu vurgulandı. Bu kapsamda ısı pompalarının, yüksek verimlilikleri ve yenilenebilir ya da atık enerji kaynaklarıyla uyumlu çalışabilmeleri nedeniyle en umut verici teknolojiler arasında yer aldığı kaydedildi.</p>
<p><strong>Otel, hastane, yurt gibi büyük ölçekli yapılarda uygulanabilir</strong></p>
<p>Türkiye’de günlük yaklaşık 16 milyon metreküp atık su oluştuğuna işaret edilen çalışmada, bu atık suyun önemli bir ısıl potansiyel taşıdığı ve özellikle turizm gibi enerji yoğun sektörlerde değerlendirilmesinin karbon azaltımı hedeflerine doğrudan katkı sağlayabileceği vurgulandı. Bu yönüyle atık su kaynaklı ısı pompası sistemlerinin yalnızca otellerde değil, hastaneler, öğrenci yurtları ve benzeri büyük ölçekli yapılarda da uygulanabilir ve ölçeklenebilir bir çözüm sunuyor.</p>
<p><strong>COP31 öncesi somut öneri</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında düzenlenen Taraflar Konferansı toplantılarının, ülkelerin emisyon azaltım hedeflerini ve iklim politikalarını belirlediği önemli diplomatik platformlar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. İbrahim Atmaca, bu hedeflerin sahada karşılık bulabilmesi için enerji yoğun sektörlerde uygulanabilir ve ölçeklenebilir teknik çözümlerin yaygınlaşması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. İbrahim Atmaca, Antalya’da düzenlenecek COP31 sürecinin, bu tür somut mühendislik çözümlerinin iklim politikaları çerçevesinde değerlendirilmesi açısından önemli bir fırsat sunduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-oncesi-atik-sudan-enerji-geri-kazanimi-onerisi-76953</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/3/1280x720/cop31-oncesi-atik-sudan-enerji-geri-kazanimi-onerisi-1776110249.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akdeniz Üniversitesi tarafından yapılan bilimsel çalışmalarda, atık sulardan enerji geri kazanımının turizm tesisleri gibi büyük yapı ve işletmelerde hem ekonomik hem de çevresel açıdan önemli avantajlar sağlayabileceği ortaya konuldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tavsan-yuregi-zeytini-ab-yolunda-76952</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 22:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tavşan Yüreği zeytini AB yolunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Ali Çandır ve Antalya Tarım İl Müdürü Fırat Erkal ile birlikte YÖREX Fuar’ına davet etmek amacıyla Vali Hulusi Şahin’i makamında ziyaret etti. Ziyaret sırasında Vali Şahin, Antalya yöresine özgü olan Tavşan Yüreği zeytini için Avrupa Birliği Coğrafi İşareti tescili için online başvurusunu gerçekleştirdi.</p>
<p>Antalya Vali Hulusi Şahin’in girişimleri sonucu başlatılan Coğrafi İşaretli ürün tescil başvuru sayısı 19’dan 217’ye yükseldi.</p>
<p>Antalya Ticaret Borsası’nın başvurusuyla 2018 yılında Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından Tavşan Yüreği zeytini için coğrafi işaret tescili yapılmıştı.</p>
<p><strong>"AB Coğrafi İşaret tescil başvurularımız devam edecek"</strong></p>
<p>Antalya Tavşan Yüreği zeytini için Avrupa Birliği coğrafi işaret tescil başvuru sürecini başlattıklarını belirten Vali Şahin, ‘’AB Coğrafi İşaret tescilleri için başvurularımız devam edecek. Antalya’da coğrafi işaret seferberliği kapsamında başvuru sayımız 19’dan 217’ye yükseldi. Tüm paydaşlarımızla beraber yoğun bir çalışıyoruz. Bu cennet coğrafyanın bize sunduğu ürünleri, meyveleri ve her türlü güzelliği tescil edip gelecek nesillere devretmek ve bunun potansiyelini değerlendirmek için çalışıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>"YÖREX, Coğrafi işaret seferberliğine önemli katkı sağlıyor"</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası öncülüğünde TOBB desteğiyle düzenlenen Yöresel Ürünler Fuarı’nın (YÖREX) Antalya’nın bir markası hâline geldiğini vurgulayan Vali Şahin şunları kaydetti:</p>
<p>“Yöresel Ürünler Fuarı 17. yılında. Pandemi nedeniyle ara verilen YÖREX’in 14’üncüsünü Nisan ayında Antalya’da gerçekleştireceğiz. Coğrafi işaretler konusunda YÖREX adeta bir katalizör görevi gördü. Coğrafi işaretli ürün sayısı YÖREX sayesinde her geçen yıl artmaya devam etti. Türkiye genelinde başlangıçta 109 olan coğrafi işaretli ürün sayısı günümüzde bin 832’ye ulaştı. Bu hususta YÖREX fuarlarının katkısı yadsınamaz.”</p>
<p>YÖREX’i çocukların mutlaka görmesi gerektiğini vurgulayan Vali Hulusi Şahin, “Biz aynı zamanda gençlerimizin ve çocuklarımızın memleketlerinin bu güzel eserlerine ve ürünlerine vakıf olmalarını istiyoruz. Bu nedenle herkesi YÖREX’e davet ediyoruz. Çocuklarınızın elinden tutun, gelin ve Anadolu’nun nimetlerini çocuklarınıza tanıtın” ifadelerini kullandı.</p>
<p>ATB Başkanı Ali Çandır da, ATB öncülüğünde ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) desteğiyle düzenlenecek YÖREX’in Türkiye’nin marka fuarı haline geldiğini belirtti. Çandır,  “Anadolu’nun yüzlerce yöresel ürünü bu yıl da Antalya’da buluşacak” dedi. YÖREX’in coğrafi işaret farkındalığını artırdığını belirten Çandır, Vali Şahin’in başlattığı coğrafi işaretler seferberliğinin yöresel ürünlerin bilinirliği, tanınırlığı açısından önemini vurguladı. Çandır, Vali Şahin’e çalışmaları ve destekleri nedeniyle teşekkür etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tavsan-yuregi-zeytini-ab-yolunda-76952</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/2/1280x720/tavsan-yuregi-zeytini-ab-yolunda-1776110152.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Valiliği tarafından geçen yıl başlatılan Coğrafi İşaret seferberliği sonrası yalnızca Antalya bölgesine özgü olan Tavşan Yüreği zeytini Avrupa Birliği Coğrafi İşareti tescil için başvuru yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-cekirdekten-girisimci-proje-olimpiyatlari-yarismasi-tamamlandi-76999</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 21:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’da, ‘Çekirdekten Girişimci’ proje olimpiyatları yarışması tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya İl Millî Eğitim Müdürlüğü ile Girişimci İş Adamları Vakfı Sakarya Şubesi iş birliğinde hayata geçirilen “Çekirdekten Girişimci” Projesi kapsamında düzenlenen Proje Olimpiyatları, proje sergisi ve ödül töreniyle tamamlandı. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli vizyonu doğrultusunda yürütülen proje ile cesaretli, üretken ve girişimci bireyler yetiştirilmesi hedefleniyor.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddee9bee0dc-1776152219.jpeg" alt="" width="700" height="392" /></p>
<p>Ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik düzenlenen yarışmaya bu yıl 63 ortaokul ve 114 lise olmak üzere toplam 177 proje katıldı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda 10 ortaokul, 10 lise ve 4 deprem özel kategorisi projesi finale kalarak sergilenmeye hak kazandı.</p>
<p>Final programı kapsamında Milletvekili Ertuğrul Kocacık tarafından sergi alanının açılışı gerçekleştirildi. İl Millî Eğitim Müdürü Coşkun Bakırtaş ile Girişimci İş Adamları Vakfı Sakarya Başkanı Baki Demir de katıldı.</p>
<p>Deprem farkındalığına dikkat çekmek amacıyla verilen özel ödül, “Sebis” adlı projesiyle Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Ticaret Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencisi Yusuf Cemal Şengün’e verildi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddeec257fbe-1776152258.jpeg" alt="" width="700" height="392" /></p>
<p> </p>
<p><strong>Akıllı Yangın Tahliye Sistemi</strong></p>
<p>Ortaokul kategorisinde birincilik ödülünü, Kaynarca Fatih Ortaokulu öğrencisi Umut Ocak “Akıllı Yangın Tahliye Sistemi” projesiyle kazandı. İkincilik ödülü Sakarya Bilim ve Sanat Merkezi öğrencisi Alperen Işık’ın “Ciltas” projesine verilirken, üçüncülük ödülünü Şehit Yılmaz Ercan Anadolu İmam Hatip Lisesi ortaokul bölümü öğrencisi Elif Kaşhan “Myco-Oto” projesiyle kazandı.</p>
<p>Lise kategorisinde ise birincilik ödülüne 15 Temmuz Şehitler Fen Lisesi öğrencisi Ahmet Uras Keskin “Otomatik Hedef Takip ve Savunma Sistemi” projesiyle layık görüldü. İkincilik ödülünü Akyazı Eyyup Genç Fen Lisesi öğrencisi Gül Nihal Yener “Yapay Zekâ Destekli Su Yönetim Sistemi” projesiyle alırken, üçüncülük ödülü Figen Sakallıoğlu Anadolu Lisesi öğrencisi Muhammed Berat Aktaş’ın “Gıda Dedektörü” projesine verildi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddeeef08add-1776152303.jpeg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>Dijital İçerik Üretimi</strong></p>
<p>Program kapsamında ayrıca Girişimci İş Adamları Vakfı tarafından hayata geçirilen İçerik Üretme Stüdyosu’nun açılışı da gerçekleştirildi. Öğrencilerin dijital içerik üretimi, medya okuryazarlığı ve yeni nesil iletişim becerilerini geliştirmelerine katkı sunması hedeflenen stüdyo, girişimcilik ekosistemine önemli bir altyapı desteği sağlayacak.</p>
<p>Sakarya’da başarıyla uygulanan ve her yıl daha da genişletilmesi planlanan proje ile öğrencilerin girişimcilik ekosistemine erken yaşta dahil edilmesi ve Türkiye’ye örnek bir model oluşturulması hedefleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-cekirdekten-girisimci-proje-olimpiyatlari-yarismasi-tamamlandi-76999</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/9/1280x720/sakaryada-cekirdekten-girisimci-proje-olimpiyatlari-yarismasi-tamamlandi-1776152355.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik düzenlenen yarışmaya bu yıl 63 ortaokul ve 114 lise olmak üzere toplam 177 proje katıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/kahramanmaras-istanbulda-yogun-ilgi-gordu-77030</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 20:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul’daki Kahramanmaraş Tanıtım Günleri sona erdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>İstanbul’da düzenlenen Kahramanmaraş Tanıtım Günleri, dört gün süren yoğun programın ardından büyük bir ilgi ve katılımla tamamlandı. Kahramanmaraş’ın köklü kültürel birikimini ve zengin mutfağını yerli ve yabancı ziyaretçilere tanıtmayı amaçlayan organizasyon, on binlerce misafiri ağırlayarak adeta şehrin vitrini oldu. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde; Kahramanmaraş Valiliği, Kahramanmaraş Dernekler Federasyonu, Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası ve İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü iş birliğiyle Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’nde gerçekleştirilen etkinlik, dört gün boyunca kesintisiz bir şekilde ziyaretçilerini ağırladı. Gerek İstanbul’da yaşayan Kahramanmaraşlılar gerekse farklı şehir ve ülkelerden gelen katılımcılar, etkinliğe yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p><strong>Yöresel Lezzetler İlgi Odağı Oldu</strong></p>
<p>Tanıtım günlerinin en dikkat çeken bölümlerinden biri, Kahramanmaraş mutfağının eşsiz lezzetlerinin sergilendiği stantlar oldu. Şehrin simgeleri arasında yer alan dondurma, tarhana ve fıstık ezmesi, ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdiği ürünler arasında yer aldı. Geleneksel yöntemlerle hazırlanan bu lezzetler hem tadım imkânı sundu hem de üretim süreçleri hakkında bilgi edinme fırsatı sağladı. Katılımcılar, Kahramanmaraş mutfağının kendine özgü aromalarını yerinde deneyimleyerek unutulmaz bir gastronomi yolculuğu yaşadı.</p>
<p><strong>Geleneksel El Sanatları Büyük Beğeni Topladı</strong></p>
<p>Organizasyonda yalnızca gastronomi değil, Kahramanmaraş’ın asırlara dayanan el sanatları da ön plana çıkarıldı. Yemeniden sim sırmaya, ceviz oyma sandıklardan bakır mutfak eşyalarına kadar pek çok geleneksel ürün sergilendi. Ustaların stantlarda gerçekleştirdiği canlı performanslar ise ziyaretçiler tarafından ilgiyle takip edildi. Bu yönüyle etkinlik hem kültürel mirasın korunmasına hem de gelecek nesillere aktarılmasına katkı sağladı.</p>
<p><strong>Kültürel Etkinliklerle Dolu Dolu Program</strong></p>
<p>Tanıtım günleri boyunca düzenlenen kültürel etkinlikler, organizasyona ayrı bir renk kattı. Sahne alan halk oyunları ekipleri, sergiledikleri yöresel gösterilerle katılımcılardan büyük alkış aldı. Bunun yanı sıra gerçekleştirilen konserler de etkinliğe katılanlara keyifli anlar yaşattı. Program kapsamında Aynur Özdemir, Aynur Polat, Furkan Pehlivan, Yaşar Gören ve Şevket Gürlek sahne alarak dinleyicilere müzik ziyafeti sundu. Rock müziğinin sevilen isimlerinden Kıraç da performansıyla etkinliğe damga vurarak, sevilen eserlerini hemşehrileriyle birlikte seslendirdi.</p>
<p><strong>Kahramanmaraş’ın Tanıtımına Büyük Katkı</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Tanıtım Günleri hem gastronomi hem de kültürel değerlerin tanıtımı açısından önemli bir organizasyon olarak öne çıktı. Şehrin sahip olduğu zenginlikleri geniş kitlelerle buluşturan etkinlik, Kahramanmaraş’ın turizm potansiyelinin artırılmasına da katkı sağladı. Yoğun katılım ve ilgiyle tamamlanan organizasyon, katılımcıların hafızasında unutulmaz anılar bırakırken, Kahramanmaraş’ın kültürel ve gastronomik mirasını ulusal ve uluslararası alanda tanıtma hedefi doğrultusunda önemli bir adım oldu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/kahramanmaras-istanbulda-yogun-ilgi-gordu-77030</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/0/1280x720/kahramanmaras-istanbulda-yogun-ilgi-gordu-1776164959.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde İstanbul’da düzenlenen Kahramanmaraş Tanıtım Günleri, dört gün süren yoğun programın ardından büyük bir ilgi ve katılımla tamamlandı. Kahramanmaraş’ın köklü kültürel birikimini ve zengin mutfağını yerli ve yabancı ziyaretçilere tanıtmayı amaçlayan organizasyon, on binlerce misafiri ağırlayarak adeta şehrin vitrini oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iklim-elcileri-gaziantepte-bulusuyor-76939</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 16:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim Elçileri Gaziantep’te buluşuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek olan COP31 sürecine gençlerin de dahil edilmesi amacıyla bir araya gelecek olan iklim elçileri, iki günlük eğitim kampına giriyor.</p>
<p>Verilen bilgilere göre, gençlerin iklim değişikliği politikaları, uluslararası müzakere süreçleri ve uygulama mekanizmalarına ilişkin bilgi ve becerilerini geliştirmeyi amaçlayan eğitim kampı kapsamında, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve COP süreçleri ile Türkiye’nin COP31 vizyonu ve ev sahibi ülke rolü hakkında kapsamlı bilgiler sunulacak. Bunun yanı sıra döngüsel ekonomi ve çevre teknolojileri alanındaki güncel gelişmelerin aktarılacağı kampta, iklim okuryazarlığı, gençlik liderliği ve etkili iletişim gibi başlıklarda da uygulamalı eğitimler verilecek.</p>
<p><strong>İki günlük yoğun program</strong></p>
<p>Gaziantep’te gerçekleştirilecek kamp, iki gün boyunca konuşmalar, paneller, teknik oturumlar ve uygulamalı çalıştaylardan oluşacak. Programda ayrıca ulusal ve uluslararası kuruluş temsilcileri, akademisyenler ve özel sektör paydaşları da yer alacak. Kampın ana destekçisi olan SANKO Holding, sürdürülebilirlik alanındaki saha deneyimini gençlerle buluşturarak, RE&amp;UP Geri Dönüşüm Teknolojileri gibi iyi uygulama örnekleri üzerinden ilham vermeyi ve Türkiye’nin iklim dönüşümüne katkı sağlayacak nitelikli insan kaynağının güçlenmesini sağlamayı amaçlıyor. Programda ayrıca ulusal ve uluslararası kuruluş temsilcileri, akademisyenler ve özel sektör paydaşları da yer alacak.</p>
<p><strong>Hedef, güçlü ve etkin gençlik</strong></p>
<p>Program ile gençlerin iklim politikalarına ilişkin teknik bilgi düzeylerinin artırılması, COP31 sürecinde aktif ve görünür rol almalarının sağlanması, tematik ekipler halinde etkin çalışma becerilerinin geliştirilmesi ve ulusal ile uluslararası süreçlere katkı sunabilecek kapasiteye ulaşmaları hedefleniyor.</p>
<p>Açıklamada, "İklim Elçileri Eğitim Kampı, gençlerin iklim değişikliği ile mücadelede yalnızca farkındalık sahibi bireyler değil, aynı zamanda çözümün aktif bir parçası olmalarını desteklemektedir. Program, Türkiye’nin yeşil dönüşüm sürecinde gençlerin rolünü güçlendirmeyi ve iklim diplomasisinde etkin bir gençlik temsiliyeti oluşturmayı hedeflemektedir." denildi. </p>
<p><strong>İklim Elçileri kimdir?</strong></p>
<p>İklim Elçileri üniversiteler tarafından her yıl seçilerek İklim Değişikliği Başkanlığına bildirilen temsilci gençlerden oluşuyor. İklim Elçileri Hareketi, Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon ve yeşil kalkınma hedefleri doğrultusunda gençlerin iklim politikalarına aktif katılımını artırmayı amaçlayan, 2021 yılında başlatılan bir program. Programla gençlerin karar alma süreçlerine dahil edilmesini ve toplumsal farkındalığın güçlendirilmesini hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iklim-elcileri-gaziantepte-bulusuyor-76939</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/9/1280x720/iklim-elcileri-gaziantepte-bulusuyor-1776086948.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim değişikliğiyle mücadele çalışmalarında gençlerin katılımını ve kamuoyu farkındalığını güçlendirmek amacıyla İklim Değişikliği Başkanlığı bünyesinde bir araya gelen İklim Elçileri, SANKO Holding destekleriyle 15-16 Nisan 2026 tarihleri arasında bu kez Gaziantep’te buluşacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/temsadan-litvanyaya-15-elektrikli-arac-76935</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 15:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEMSA&#039;dan Litvanya&#039;ya 15 elektrikli araç</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TEMSA'nın Litvanya'ya ihraç ettiği MD9 electriCITY model 15 otobüsü teslim ettiği bildirildi.</p>
<p>Litvanya'nın Kaunas şehrinde düzenlenen teslimat törenine, Avrupa Komisyonu Temsilcileri, merkezi hükümet ve belediye yöneticileri, Merkezi Proje Yönetim Ajansı üyeleri, Kautra ve yolcu taşımacılığı şirketleri temsilcileri ve TEMSA Üst Yöneticisi (CEO) Evren Güzel katıldı.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Litvanya'nın toplu taşımadaki elektrifikasyon dönüşümü vizyonu kapsamında teslim edilen araçlar, ülkenin en büyük operatörlerinden olan ve aynı zamanda 20 yıldan uzun süredir TEMSA bayisi olarak faaliyet gösteren UAB Kautra bünyesinde yerel yönetimlerin toplu taşıma hizmetlerinde kullanılacak.</p>
<p>Bu yıl içinde teslimatı planlanan diğer araçlarla da Litvanya yollarında TEMSA markalı araç sayısı 321'e ulaşacak.</p>
<p>Açıklamada, "Şehir içi ulaşıma sıfır emisyonlu çözüm sunan MD9 electriCITY, 9,5 metrelik uzunluğa sahip olurken, ayrıca 250 kilovatlık elektrikli motoruyla da performans konusunda rakiplerinden ayrışıyor. İsveç, Fransa, İspanya gibi ülkelerde de yollara çıkan model, aynı zamanda TEMSA tarihinde ihraç edilen ilk elektrikli araç modeli olma ünvanına sahip olmasıyla öne çıkıyor." denildi. </p>
<p><strong>"TEMSA'yı 'Tercih Edilen Mobilite Markası' olarak konumlandırıyoruz"</strong></p>
<p>Töreninde konuşan TEMSA CEO'su Güzel, son yıllarda başarıyla yürüttükleri stratejik dönüşüm süreçleriyle bugün TEMSA'yı güçlü bir global oyuncu olma yolunda kararlılıkla ilerleyen, esnek ve çeşitli bir ürün portföyü, kıtalar arasında güçlü ayak izi ile küresel ölçekte 1 milyar dolarlık ciroya sahip "Tercih Edilen Mobilite Markası" olarak konumlandırdıklarını belirtti.</p>
<p>Güzel, Litvanya'da gerçekleştirdikleri teslimatın da bu dönüşümün sahadaki en dikkati çeken yansımalarından biri olduğunu vurgulayarak, "Litvanya'nın toplu taşımada ortaya koyduğu kararlı dönüşüm vizyonu, bizim de odaklandığımız sürdürülebilir mobilite yaklaşımıyla güçlü bir şekilde örtüşüyor. Bu pazarda elde ettiğimiz başarıyı, doğru ortaklıklar, doğru teknoloji ve yerel ihtiyaçları doğru anlama yetkinliğimizin bir sonucu olarak görüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kautra CEO'su Linas Skardziukas da TEMSA'nın bu stratejik dönüşümdeki katkısından büyük memnuniyet duyduklarını belirterek, projeye bir ekosistem yönetimi yaklaşımıyla baktıklarını ifade etti.</p>
<p>Bu yaklaşımın sahadaki etkilerine de dikkati çeken Skardziukas, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bizim için önemli olan sadece araçları satın almak değil, aynı zamanda gerekli altyapı yatırımları ve şarj istasyonlarını da geliştirmek. Bu sayede, tek bir elektrikli otobüsün 10 yıllık kullanım süresince yaklaşık 650 ton karbondioksit emisyonunu azaltması mümkün oluyor. Bu da aynı dönemde yaklaşık 360 binek aracın yarattığı emisyona eşdeğer."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/temsadan-litvanyaya-15-elektrikli-arac-76935</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/temsa-elektrikli-otobus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEMSA, Litvanya&#039;ya ihraç ettiği 15 otobüsün teslimatını gerçekleştirdiğini duyurdu. TEMSA CEO&#039;su Evren Güzel, &quot;Litvanya&#039;nın toplu taşımada ortaya koyduğu kararlı dönüşüm vizyonu, bizim de odaklandığımız sürdürülebilir mobilite yaklaşımıyla güçlü bir şekilde örtüşüyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/suriye-sinirindaki-350-kilometrelik-tren-hatti-trafige-acildi-76933</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 15:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suriye sınırındaki 350 kilometrelik tren hattı trafiğe açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, demir yolu hatlarında yürütülen rehabilitasyon çalışmaları hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, Karkamış-Nusaybin ile Şenyurt-Mardin demir yolu hatlarında yürütülen çalışmaların yalnızca bakım değil, uzun yılların birikmiş ihtiyaçlarını karşılayan kapsamlı yenileme süreci olduğunu belirten Uraloğlu, çalışmalarda hattın bütüncül bir yaklaşımla ele alındığını kaydetti.</p>
<p>Uraloğlu, "325 kilometrelik Karkamış-Nusaybin ile 25 kilometrelik Şenyurt-Mardin demir yolu hatlarında yürütülen rehabilitasyon çalışmaları tamamlandı. Hat, 31 Mart tarihi itibarıyla yeniden tren trafiğine açıldı. Bu hatları yeniden işletmeye alarak hem ekonomik canlılığı artırıyor hem de ülkemizin lojistik kapasitesini güçlendiriyoruz." ifadelerine yer verdi.</p>
<p>Toplam 350 kilometrelik hattın 2011-2024 yıllarında gerçekleştirilemeyen bakım ve onarım faaliyetlerini tamamladıklarını aktaran Uraloğlu, "Suriye sınırındaki hattı sadece işler hale getirmedik, alt ve üstyapısıyla daha güçlü ve dayanıklı bir yapıya kavuşturduk." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"2 bin 500'ü aşkın köprü traversini yeniledik"</strong></p>
<p>Uraloğlu, çalışmalar kapsamında hat ve istasyon altyapısının baştan sona yenilendiğini, birçok istasyonda mevcut hatların sökülerek yeniden inşa edildiğini vurguladı.</p>
<p>Altyapıda oluşan tahribatların da giderildiğini belirten Uraloğlu, özellikle sel ve doğal etkenler nedeniyle zarar gören kesimlerde gerekli müdahalelerin tamamlandığına işaret etti.</p>
<p>Uraloğlu, 750 metrelik hat kesiminde zemin güçlendirmesi gerçekleştirdiklerine, menfez imalatları ve drenaj düzenlemelerini tamamladıklarına dikkati çekti.</p>
<p>Güzergah boyunca platform iyileştirme çalışmalarını da bitirdiklerini aktaran Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Sanat yapılarının güçlendirilmesine özel önem verdik. Köprü ve menfezlerde gerekli yenileme ve iyileştirme çalışmalarını da tamamlayarak hat genelinde 2 bin 500'ü aşkın köprü traversini yeniledik. Başta Karkamış Köprüsü olmak üzere kritik yapılarda dayanımı artırıcı müdahaleleri hayata geçirdik. Hattın yeniden devreye alınması hem yük taşımacılığı kapasitesini artıracak hem de bölgesel entegrasyona katkı sağlayacak. Karkamış-Nusaybin ile Mardin-Şenyurt hatları, Kalkınma Yolu Projesi kapsamında inşa edilecek Ovaköy-Nusaybin demir yolunu destekleyecek."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/suriye-sinirindaki-350-kilometrelik-tren-hatti-trafige-acildi-76933</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/demiryolu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;325 kilometrelik Karkamış-Nusaybin ile 25 kilometrelik Şenyurt-Mardin demir yolu hatlarında yürütülen rehabilitasyon çalışmaları tamamlandı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/samsung-electronics-turkiyede-yeni-baskan-billy-kim-76932</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 15:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Samsung Electronics Türkiye&#039;de yeni başkan Billy Kim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Samsung Electronics bünyesinde başta Türkiye olmak üzere Güney Kore, İngiltere ve ABD'de görev alan Billy Kim'in şirketin Türkiye Başkanlığına atandığı duyuruldu.</p>
<p>Başkanlık bayrağını bu yıl Jeff Jo'dan devralan Kim, Samsung Electronics Türkiye çatısı altında 2011-2014 döneminde mobil ürün grubundan sorumlu olarak görev yaptı.</p>
<p>Şirketin İngiltere, Güney Kore ve ABD ülke ofislerinde İnsan Kaynakları ve Mobil İş Birimi Stratejik Direktörlüğü görevlerini de yürüten Kim, son olarak Samsung Electronics ABD bünyesinde Kurumsal Başkan Yardımcılığını üstlendi.</p>
<p>Eğitimini ABD'de bulunan Syracuse Üniversitesi'nde Pazarlama ve Muhasebe alanlarında MBA derecesiyle tamamlayan Kim, yüksek teknoloji sektörlerindeki 20 yılı aşkın deneyimiyle Samsung Electronics Türkiye'ye katkı sağlayacak.</p>
<p>Farklı ülkelerde edindiği tecrübeyle dinamik pazar ihtiyaçlarına uyum sağlamaya odaklanan Kim, Samsung Electronics Türkiye'nin globalde etkinliğini artırma ve satış ve pazarlama alanındaki üstün performansını geliştirme çalışmalarına da liderlik edecek.</p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Samsung Electronics Türkiye Başkanı Kim, 2011-2014 döneminde görev aldığı Türkiye'ye yeni bir görevle tekrar dönmekten dolayı mutlu olduğunu belirterek, "Samsung'un inovasyonlarıyla tüm dünyada başlattığı yapay zeka ve 5G dönüşümüne Türkiye'de öncülük etmekten heyecan duyuyorum." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/samsung-electronics-turkiyede-yeni-baskan-billy-kim-76932</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/2/1280x720/billy-kim-1776083784.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Samsung Electronics Türkiye&#039;de Başkanlık görevine Billy Kim getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/p3-verileri-turkiyenin-en-genis-5g-kapsamasina-sahip-operator-vodafone-76931</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 15:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> P3 verileri: En geniş 5G kapsamasına sahip operatör Vodafone</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'nin dijitalleşmesine liderlik etme vizyonuyla faaliyet gösteren Vodafone'nun, 5G'deki kapsama gücünü artırmaya devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, uluslararası bağımsız denetim kuruluşu P3 tarafından Türkiye'nin 81 ilinde yapılan detaylı tarama testlerine göre, Türkiye'nin en geniş 5G kapsamasına sahip operatörü Vodafone oldu.</p>
<p>P3 tarafından 1-8 Nisan'da toplam 30 bin kilometrelik alanda yapılan değerlendirmede, 5G kapsama alanı mevcut tüm frekans bantlarında değerlendirildi.</p>
<p>5G kapsama alanının güvenilir ve anlamlı şekilde tespit edilmesini sağlamak için birden fazla sinyal seviyesi eşik değeri uygulandı. Vodafone Türkiye elde ettiği sonuçlarla ülke genelinde en geniş 5G kapsamasını sağladı.</p>
<p>P3, 1 Nisan'da 5G'nin ticari olarak piyasaya sürülmesinin ardından ülke genelindeki 5G kapsamasını değerlendirmek üzere bir mobil karşılaştırma çalışması gerçekleştirdi.</p>
<p>Ölçüm yöntemi olarak yüksek çözünürlüklü RF tarayıcının kullanıldığı değerlendirmeyle kentsel ve kentsel olmayan alanlar dahil olmak üzere ülke çapında ayrıntılı ve güvenilir bir 5G kapsama analizi yapılması hedeflendi ve Türkiye'deki 5G kapsama alanına ilişkin detaylı bir görünüm elde edildi.</p>
<p>Tüm ölçümler, uluslararası bağımsız kuruluş P3 tarafından global standartlara uygun metodolojilerle gerçekleştirildi.</p>
<p>Karşılaştırma çalışması, tutarlı ve kapsamlı veri toplanmasını sağlamak için her biri eksiksiz ölçüm ekipmanına sahip tarayıcıların yer aldığı tam donanımlı 15 araç kullanılarak yürütüldü.</p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Vodafone Türkiye Üst Yöneticisi (CEO) Engin Aksoy, şirket olarak dünya genelinde en fazla ülkede 5G hizmeti veren bir numaralı mobil operatör olduklarını belirtti.</p>
<p>Türkiye ile 5G hizmeti verdikleri ülke sayısını 23'e çıkardıklarını aktaran Aksoy, şunları kaydetti:</p>
<p>"1 Nisan'da 81 il ve 922 ilçede 5G sinyalini aynı anda vererek Bakanlığımızın 5G'yi ülke geneline iki yılda yayma hedefini Vodafone olarak büyük oranda daha birinci günden hayata geçirdik. Kapsama ve kullanıcı sayısı itibarıyla Vodafone'un dünyada yaptığı en büyük 5G lansmanına imza attık. Şimdi de uluslararası bağımsız denetim kuruluşu P3 tarafından ülkemizin en geniş 5G kapsamasına sahip operatörü sertifikasını kazanmanın mutluluğunu yaşıyoruz. 5G'li yeni dönemde güçlü altyapımızı bir kez daha kanıtlamış olduk. Türkiye'nin dijital geleceğine duyduğumuz güvenle çalışmalarımıza devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/p3-verileri-turkiyenin-en-genis-5g-kapsamasina-sahip-operator-vodafone-76931</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/3/1280x720/aksoy-1775054213.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ P3&#039;ün 81 ilde yaptığı 5G kapsama testlerine göre, Türkiye genelinde en geniş kapsama sunan operatör oldu. Vodafone Türkiye CEO Engin Aksoy, &quot;1 Nisan&#039;da 81 il ve 922 ilçede 5G sinyalini aynı anda vererek Bakanlığımızın 5G&#039;yi ülke geneline iki yılda yayma hedefini Vodafone olarak büyük oranda daha birinci günden hayata geçirdik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildirimdaki-genclik-ve-spor-merkezi-yeni-cekim-merkezi-olacak-76928</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 14:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yıldırım’daki gençlik ve spor merkezi yeni çekim merkezi olacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Yıldırım Belediyesi, Piremir Pazar Yeri’ni 5 yıldızlı gençlik ve spor merkezine dönüştürüyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Piremir Mahallesi’nde bulunan kapalı pazar yerini; modern, donanımlı ve çok yönlü bir gençlik ve spor merkezine dönüştürmek için düğmeye basan Yıldırım Belediyesi, çalışmalarına aralıksız devam ederken, dört kat olarak inşa edilen yapı, renovasyon çalışmalarının ardından sadece Piremir’e değil, çevre mahallelerin tamamına nefes aldıracak bir merkez olacak. 10 bin 500 metrekarelik bir alan üzerine kurulacak olan Piremir Gençlik ve Spor Merkezi’nin bodrum katı pazar yeri ve otopark olarak hizmet vermeye devam edecek. Zemin katta kütüphane, kafeterya, deneyim atölyesi, kadın fitness merkezi ve atıcılık poligonu yer alacak. Merkezin birinci katında cimnastik, karate, judo ve masa tenisi, ikinci katında ise okçuluk ve eskrim salonları yer alacak. Kütüphanesi, kafeteryası ve spor salonlarıyla çekim alanı oluşturacak merkez, bölgenin önemli bir ihtiyacını karşılayacak. </p>
<h2>“Piremir Yıldırım’ın yeni çekim alanı olacak”</h2>
<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürü Prof. Dr. Süleyman Şahin ile birlikte Piremir Gençlik ve Spor Merkezi’nde devam eden çalışmaları yerinde inceleyen Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, “Hemşerilerimizin kolaylıkla ulaşabileceği spor tesislerini Yıldırım’a kazandırmaya gayret ediyoruz. Bu çalışmalarımız kapsamında başta Bursa'nın en büyük spor kompleksi olan Naim Süleymanoğlu Spor Kompleksi olmak üzere 22 spor tesisini ilçemize kazandırdık. 23. tesisimiz için de çalışmalarımız devam ediyor. Piremir Mahallemizdeki kapalı pazar alanı ve otopark olarak yapıyı kapsamlı bir dönüşüme aldık. Kapalı pazar ve otopark alanlarını muhafaza ederek, bu mekanı daha işlevsel bir hale getiriyoruz” dedi. Yılmaz; “Çocuklarımızın ve kadınlarımızın spor yapabileceği, gençlerimizin ders çalışıp sosyalleşebilecekleri bir gençlik ve spor merkezine dönüşecek. Spor salonlarıyla, kütüphanesiyle, kadın fitness merkeziyle, deneyim atölyesi ve Yıldırım Kafesi ile bir çekim alanı olacak burası. Gençlik ve Spor Merkezimiz sadece Piremir’e değil, bölgedeki diğer mahallelerimize de hizmet verecek” ifadelerini kullandı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildirimdaki-genclik-ve-spor-merkezi-yeni-cekim-merkezi-olacak-76928</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/8/1280x720/yildirimdaki-genclik-ve-spor-merkezi-yeni-cekim-merkezi-olacak-1776080704.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıldırım Belediyesi’nin, ilçeye kazandıracağı Piremir Gençlik Ve Spor Merkezi’nde inşaat çalışmalarında sona gelindi. Başkan Oktay Yılmaz, “Piremir Gençlik ve Spor Merkezi’nin spor salonlarıyla, kütüphanesiyle, kadın fitness merkeziyle, deneyim atölyesi ve yıldırım kafesi ile bir çekim merkezi olacak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gathibde-yeni-baskan-mete-akcan-oldu-76920</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 13:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> GATHİB’de yeni başkan Mete Akcan oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği’nde (GATHİB) başkanlık görevini Mete Akcan devraldı. Seçimli Olağan Genel Kurulun ardından 8 yıldır başkanlık görevini yürüten Ahmet Fikret Kileci bayrağı devretti.</p>
<p>Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB) hizmet binasında gerçekleştirilen seçimlere Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği Başkanı Zeynal Abidin Kaplan, Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Murat Bakır, Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu ile çok sayıda sanayici ve iş adamı katıldı. Seçimin ardından yeni yönetim kurulu da şekillenirken, Birlikte yeni dönem resmen başladı. Yapılan seçim sonucunda oy birliğiyle Mete Akcan Başkanlığındaki yeni GATHİB yönetim kurulunda Ahmet Fikret Kileci, Suat Akınal, Fazıl Özyaşar, Serdar Erpamukçu, Gökhan Anlaş, Ahmet Ercan Özil, Zeliha Burçin Kaplan, İpek Teymur Külekçi, Özalp Kibar ve İsmail Kurtul yönetim kurulu üyesi olarak görev aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dcc154ed5a8-1776075092.jpeg" alt="" width="700" height="458" /></p>
<p>Görev süresine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kileci, Birlik çatısı altında yürütülen çalışmaların sektör ve bölge adına önemli kazanımlar sağladığını belirtti. Kileci, “Görevde bulunduğumuz süre boyunca sektörümüzün gelişimi, ihracatçılarımızın güçlenmesi ve bölgemizin üretim kapasitesinin artırılması için yoğun bir çaba gösterdik. Hayata geçirdiğimiz tasarım yarışmaları ve gerçekleştirdiğimiz yurt dışı faaliyetlerin yanı sıra eğitim çalışmalarına da büyük önem verdik. Bu kapsamda bugüne kadar düzenlediğimiz 458 webinar ile 225 bin 388 katılımcıya ulaştık. Bunun yanında yüz yüze gerçekleştirdiğimiz uzmanlık eğitimleriyle de üyelerimizin ihtiyaçlarına yönelik daha odaklı ve nitelikli katkılar sunarak sektöre ince dokunuşlar yapmaya devam ettik. Özellikle bu yıl beşincisini gerçekleştirdiğimiz Doku Kumaş Tasarım Yarışmamız ile sektörümüzde tasarım ve inovasyon kültürünün gelişimine önemli destek sağladık. Ayrıca görev süremiz boyunca kamu kurum kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarıyla omuz omuza vererek güçlü bir iş birliği içerisinde çalıştık. Birliğimizin bugün geldiği noktadan memnuniyet duyduğumu ve görevi devralan Sayın Mete Akcan’ın önceki dönemde de yönetimimiz içerisinde yer alarak önemli katkılar sunduğunu belirtmek isterim. Bu birikimin yeni dönemde de devam edeceğine inanıyor, kendisinin başkanlığındaki yeni yönetime başarılar diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dcc1629a6a6-1776075106.jpeg" alt="" width="700" height="471" /></p>
<p>Başkanlık görevini devralan Mete Akcan ise yeni dönemde ortak akıl ve istişare vurgusu yaptı. Akcan, “Birliğimiz, sektörümüz açısından güçlü bir temsil kabiliyetine sahip. Önceki dönemde yönetim kurulu içerisinde yer alarak yürütülen çalışmalara katkı sunduk, sektörümüzün ihtiyaç ve beklentilerini yakından takip ettik. Bu süreçte edindiğimiz deneyim ve birikimi yeni döneme taşıyarak, ihracatçılarımızın beklentilerine daha etkin şekilde cevap veren ve sektörümüzün rekabet gücünü artıran çalışmaları sürdürmeye devam edeceğiz. Birlik ve beraberlik içerisinde hareket ederek bölgemizin üretim ve ihracat gücünü daha ileriye taşımayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dcc17139570-1776075121.jpeg" alt="" width="700" height="449" /></p>
<p>GATHİB Başkanı Mete Akcan 8 yıllık görev süresini başarıyla tamamlayan Ahmet Fikret Kileci’ye bir teşekkür plaket takdim etti. Ayrıca 1995 yılından bu yana Yönetim Kurulu Üyesi olan Ahmet Açıkgöz’e sektöre ve GATHİB'e katkılarından dolayı teşekkür plaketi takdim edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gathibde-yeni-baskan-mete-akcan-oldu-76920</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/0/1280x720/gathibde-yeni-baskan-mete-akcan-oldu-1776075139.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneydoğu Anadolu Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği’nin Seçimli Olağan Genel Kurulunda başkanlığa Mete Akcan seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmir-saglik-turizminde-ataga-kalkmak-icin-daha-cok-direkt-ucus-istiyor-76912</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 12:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzmir, sağlık turizminde atağa kalkmak için daha çok direkt uçuş istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Sağlık ve turizm sektöründe faaliyet gösteren tüm paydaşların katılımıyla İzmir Ticaret Odası’nda düzenlenen Sağlık Turizmi Ege Bölge Toplantısı’nın ardından ortaya çıkan 26 maddelik  “Sağlık Turizmi Manifestosu” kamuoyuyla paylaşıldı.</p>
<p>Paneller ve 5 konu başlığının tüm detaylarıyla tartışıldığı çalıştayda konuşulan konuların özetini sunan manifestoda, İzmir’in sağlık turizminde istenilen noktaya gelmesi için yapılması gerekenler ortaya konuldu. Manifesto’da öne çıkan taleplerden biri de İzmir’in rekabet gücünü artırabilmesi için doğrudan uluslararası uçuş sayılarının artırılması oldu.</p>
<p>Toplantıyı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği iş birliğiyle hayata geçirdiklerini dile getiren İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, “Sağlık turizmi alanında çok verimli bir toplantıya imza atmaktan memnuniyet duyuyoruz. Elbette tüm kurumlarla bir araya gelmek tek başına bir çözüm değil. Toplantıların ardından ortaya ‘somut sonuçlar’ koymak önem arz ediyor. Bu konuda fikir yürüten tüm uzmanların katkılarıyla hazırlanan bu manifesto, tüm kurumların dikkatini vermesi halinde kentimizin hızlı bir şekilde dünya ligine çıkacağını gösteriyor. Biz İZTO olarak bu anlamda üzerimize düşen ne varsa yapmaya hazırız” dedi.</p>
<h2>Özkardeş: Hedefimiz bu manifestoyu güncel tutmak</h2>
<p>Sağlık Turizmi Manifestosu’nun tüm paydaşlarla paylaşılacağını ifade eden İZTO Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Oğuz Özkardeş ise, “Uzun süredir üzerinde çalıştığımız, her platformda ifade ettiğimiz konuların, sağlık turizmi alanında İzmir’de söz sahibi olan çok kıymetli isimlerle birlikte ele alınmasını çok önemsiyoruz.  Bundan sonraki hedefimiz, kılavuz niteliğindeki bu manifestoyu güncel bilgiler ve gelişmeler doğrultusunda güncellemek ve daha işlevsel hale getirmek. Önümüzde net bir harita olması İzmir’in sağlık turizmi alanında güçlü bir destinasyon olarak konumlanmasına katkı sunacaktır” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<h2>Sağlık turizmi bütüncül bir ekosistem olarak ele alınmalı</h2>
<p>İzmir Sağlık Turizmi Stratejik Manifestosu’nda şu maddeler yer aldı:</p>
<p>1.     İzmir, sağlık turizminde güvenilir, kaliteli ve sürdürülebilir bir uluslararası destinasyon olarak konumlandırılmalıdır.</p>
<p>2.     Sağlık turizmi; yalnızca tedavi hizmetlerinden ibaret değil, ulaşım, konaklama, wellness, yaşlı bakım ve deneyim odaklı hizmetleri kapsayan bütüncül bir ekosistem olarak ele alınmalıdır.</p>
<p>3.     İzmir’in rekabet gücünü artırmak için doğrudan uluslararası uçuş sayıları artırılmalı, hava ulaşımı güçlendirilerek erişilebilirlik öncelikli politika haline getirilmelidir.</p>
<p>4.     Sağlık turizmi faaliyetleri, belirli hedef pazarlara odaklanan stratejik bir yaklaşım ile yürütülmeli; Afrika, İskandinav ülkeleri, Körfez ülkeleri ve Okyanusya gibi pazarlara özel politikalar geliştirilmelidir.</p>
<p>5.     Sağlık turizmi alanında tüm paydaşları kapsayan entegre dijital platform (mega dijital rehber) oluşturulmalı; hasta yolculuğu baştan sona dijital olarak yönetilebilir hale getirilmelidir.</p>
<p>6.     Veri temelli yönetim anlayışı yeniden tesis edilmeli; ortak veri toplama, analiz ve karşılaştırma sistemleri kamu-özel iş birliğiyle hayata geçirilmelidir.</p>
<p>7.     Sağlık turizmi tanıtımında doğru, şeffaf ve etik iletişim esas alınmalı; dezenformasyonla mücadele için yapay zeka destekli sistemler etkin şekilde kullanılmalıdır.</p>
<p>8.     Reklam ve tanıtım faaliyetleri, kanunilik ilkesi çerçevesinde güncellenmeli, sektörde güven kaybına yol açan agresif ve yanıltıcı pazarlama uygulamalarının önüne geçilmelidir.</p>
<p>9.     Sağlık turizmi alanında faaliyet gösteren tüm kurumlar için standart eğitim ve sertifikasyon sistemi oluşturulmalı; özellikle yabancı dil yeterliliği zorunlu ve ölçülebilir hale getirilmelidir.</p>
<p>10.  Hasta deneyimi, sürecin merkezine alınmalı; hastanın ülkeye girişinden tedavi sonrası sürece kadar kesintisiz, güvenli ve şeffaf bir hizmet modeli oluşturulmalıdır.</p>
<p>11.  Aracı kuruluşların rolü yeniden tanımlanmalı; görev, yetki ve sorumlulukları netleştirilerek sistem içindeki konumları düzenlenmelidir.</p>
<p>12.  Sağlık turizminde fiyatlandırma politikaları, belirli standartlar ve denetim mekanizmaları çerçevesinde düzenlenmeli; sürdürülebilir rekabet ortamı sağlanmalıdır.</p>
<p>13.  Komplikasyon yönetimi sağlık turizminin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmalı; komplikasyon sigortası sistemleri geliştirilerek hasta ve hekim güvence altına alınmalıdır.</p>
<p>14.  Sağlık turizmi sigortası kapsamı genişletilmeli; uluslararası örneklerle uyumlu, erişilebilir ve güvenilir sigorta modelleri oluşturulmalıdır.</p>
<p>15.  Olağanüstü durumlarda, hastanın tedavi sürecine ilişkin tüm koordinasyonun hizmeti sunan sağlık kuruluşu ve hekim tarafından kesintisiz şekilde yürütülmesi temel ilke olarak benimsenmelidir.</p>
<p>16.  İzmir’de sağlık turizmine yönelik entegre sağlık kampüsü ve kümelenme modeli hayata geçirilmeli; sağlık, konaklama ve sosyal donatılar aynı yapı içinde planlanmalıdır. İnciraltı bölgesi, İzmir için bu konuda çok önemli bir fırsattır.</p>
<p>17.  Sağlık kampüsleri, ulaşılabilir, çevresel sürdürülebilirliği gözeten ve hasta deneyimini önceleyen alanlarda konumlandırılmalıdır.</p>
<p>18.  İzmir’in güçlü olduğu alanlar doğrultusunda estetik cerrahi, diş sağlığı, göz, saç ekimi, geriatri, termal ve longevity gibi branşlarda ihtisaslaşma sağlanmalıdır.</p>
<p>19.  Sağlıklı yaşlanma ve longevity alanları, İzmir için stratejik öncelik olarak belirlenmeli; bilimsel, sürdürülebilir ve uluslararası standartlara uygun merkezler kurulmalıdır.</p>
<p>20.  Termal turizm potansiyeli, bilimsel altyapı ile desteklenerek sağlık turizmine entegre edilmeli; mevcut kaynaklar etkin şekilde değerlendirilmelidir.</p>
<p>21.  Yaşlı turizmi ve uzun süreli bakım hizmetleri için yaşam köyleri ve entegre bakım modelleri geliştirilmelidir.</p>
<p>22.  İzmir Kalkınma Ajansı başta olmak üzere ilgili kurumlar, sağlık turizmi yatırımlarını destekleyen aktif teşvik ve finansman mekanizmaları oluşturmalıdır.</p>
<p>23.  Meslek odaları ve sektör kuruluşları, üyelerine yönelik düzenli bilgilendirme ve farkındalık çalışmaları yürütmeli; sektörel gelişime aktif katkı sağlamalıdır.</p>
<p>24.  Sağlık turizmi alanındaki çalıştay ve toplantılar süreklilik arz eden, erişilebilir ve düzenli platformlar haline getirilmelidir.</p>
<p>25.  Sektörle ilgili kurum / kuruluşların İzmir’de daha güçlü temsil edilmesi sağlanmalı; bölgesel yapılanma güçlendirilmelidir.</p>
<p>26.  Tüm bu süreçler, kamu, özel sektör, akademi ve yerel yönetimlerin iş birliğiyle yürütülmeli; çok paydaşlı ve entegre bir yönetim modeli benimsenmelidir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmir-saglik-turizminde-ataga-kalkmak-icin-daha-cok-direkt-ucus-istiyor-76912</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/2/1280x720/izmir-saglik-turizminde-ataga-kalkmak-icin-daha-cok-direkt-ucus-istiyor-1776072624.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Ticaret Odası’nda düzenlenen Sağlık Turizmi Ege Bölge Toplantısı’nın ardından 26 maddelik  “Sağlık Turizmi Manifestosu” ortaya kondu. Manifesto’da İzmir’in rekabet gücünü artırmak için doğrudan uluslararası uçuş sayılarının artırılması gerektiğine dikkat çekildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sibel-zorlu-jeopolitigin-ekonomiye-faturasi-minimize-edilmeli-76909</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 11:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sibel Zorlu: Jeopolitiğin ekonomiye faturası minimize edilmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) tarafından düzenlenen İran Krizinin Stratejik Boyutları ve Küresel Sistemin Geleceği başlıklı toplantıda, küresel güç dengelerindeki değişim ve bölgesel gerilimlerin Türkiye’ye etkileri ele alındı. Toplantıda konuşan Koç Üniversitesi Denizcilik Forumu (KÜDENFOR) Kurucu Direktörü, emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, dünya sisteminde muazzam bir paradigma değişiminin yaşandığını vurguladı.</p>
<p>Toplantının açılış konuşmasını yapan ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, dünyanın tek kutuplu yapıdan çok kutuplu bir eksene evrildiğini belirterek, “İkinci Dünya Savaşı sonrası şekillenen uluslararası sistem bugün tarihsel bir sınav veriyor. Rusya-Ukrayna savaşı ile görünür hale gelen fay hatları, İran savaşı ile bölgesel riskleri daha ileri bir aşamaya taşımış. Bu gelişmeler sadece bölgesel güvenlik açısından değil, küresel enflasyonist baskılar ve uluslararası ticaret yolları bakımından da kritik önemde. Jeopolitiğin ekonomiye kestiği faturayı minimize etmek, ancak gelişmeleri doğru bir perspektifle okumakla mümkün” dedi.</p>
<p><strong>"1492 düzeni değişiyor"</strong></p>
<p>Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, yaptığı sunumda mevcut durumu basit bir hegemonya değişimi değil, 500 yıllık bir devrim olarak nitelendirdi. Gürdeniz, “Bugün yaşananlar, 1492’deki Amerika’nın keşfinden sonra kurulan Atlantik merkezli düzenin değişimi. 16. yüzyıldan itibaren gerileyen Asya yüzyılı tekrar başlıyor. Bugün dünyada üretilen gayri safi milli hasılanın yüzde 50’den fazlası, petrol ve doğalgaz rezervlerinin yüzde 70’i Asya’da. Çin, bugün ABD’den 237 kat daha fazla gemi inşa kapasitesine sahip. Bu, istatistiklerle izah edilemeyecek kadar büyük bir güç kayması” diye konutşu</p>
<p>Deniz jeopolitiğinin küresel hakimiyetin anahtarı olduğunu hatırlatan Gürdeniz, “Deniz ulaştırma rotalarını kontrol edemeyen bir gücün küresel hakimiyetini sürdürmesi mümkün değildir. Arktik bölgesinde buzların erimesiyle açılan yeni yollar, Anglosakson deniz gücüne yüzyıllar sonra ilk kez ciddi bir meydan okuma getirmiştir. İran krizinde yaşanan mücadeleyi ve lojistik hatlardaki kırılmaları da bu perspektiften değerlendirmek gerekir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sibel-zorlu-jeopolitigin-ekonomiye-faturasi-minimize-edilmeli-76909</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/9/1280x720/sibel-zorlu-jeopolitigin-ekonomiye-faturasi-minimize-edilmeli-1776070271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşının bölgesel riskleri daha ileri bir aşamaya taşıdığını belirten ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, &quot;Gelişmeler sadece bölgesel güvenlik açısından değil, küresel enflasyonist baskılar ve uluslararası ticaret yolları bakımından da kritik önemde. Jeopolitiğin ekonomiye kestiği faturayı minimize etmek, ancak gelişmeleri doğru bir perspektifle okumakla mümkün.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yas-meyve-sebze-ihracatinda-ilk-ceyrekte-1-milyar-dolar-asildi-76907</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 11:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaş meyve sebze ihracatı ilk çeyrekte 1 milyar doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türk ihracatçıları, yaş meyve sebze sektöründe 2026 yılının ilk çeyreğinde başarılı bir grafik ortaya koydu. 2025 yılının Ocak-Mart döneminde 821 milyon dolar olan yaş meyve sebze ihracatı 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 30’luk artışla 1 milyar 70 milyon dolara ulaştı.</p>
<p>2026 yılının ilk çeyreğinde meyve sebze mamulleri ihracatıysa yüzde 6’lık azalışla 542 milyon dolardan 510 milyon dolara indi. Yaş meyve sebze ve meyve sebze mamulleri ihracatı toplamda yüzde 16’lık artışla 1 milyar 364 milyon dolardan 1 milyar 580 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Türkiye’nin 2025 yılında 6 milyar 291 milyon dolarlık yaş meyve sebze ve meyve sebze mamulleri ihraç ettiğini, bu ihracatın yüzde 20’sinin Ege Bölgesi’nden yapıldığı bilgisini veren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, 2026 yılının ilk çeyreğindeki performansının mutluluk verici olduğunu dile getirdi.</p>
<p>2026 yılı sonu ihracat hedeflerinin 7 milyar doları aşmak olduğunu paylaşan Uçak, “İlk çeyrekteki performansımız bu hedefi aşacak potansiyele sahip olduğumuzu gösteriyor. 2026 yılında yağışlar geçen yıllara göre çok daha iyi oldu. İklim koşullarında olumsuzluk yaşamadığımız takdirde ürünlerimizde güzel rekoltelere ulaşıp ihracat hedeflerimizi tutturabiliriz” diye konuştu.</p>
<h2>Mandalina, domates ve biber ihracatın zirvesinde</h2>
<p>2026 yılının ilk çeyreğinde Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ürünlerin 333 milyon dolarlık tutarla Mandalina, 159 milyon dolarla domates ve 152 milyon dolarla biber olduğunu ifad eden Uçak şöyle devam etti: “limon ihracatımız 121 milyon dolar, nar ihracatımız 71 milyon dolar oldu. Portakal ihracatından 57 milyon dolar, greyfurt ihracatından 33 milyon dolar, kabak ihracatından 30 milyon dolar, kornişon ihracatından 29 milyon dolar ve kuru soğan ihracatından 8,5 milyon dolar döviz geliri elde ettik. İlk 10 ürünün tamamında ihracatımızı artırmayı başardık. En çok ihracat yaptığımız ülkeler 263 milyon dolarda Rusya Federasyonu, 127 milyon dolarla Irak ve 122 milyon dolarla Romanya oldu. Bu ülkeleri 75 milyon dolarlık ihracatla Almanya, 74 milyon dolarlık ihracatla Ukrayna izledi.”</p>
<h2>Ege Bölgesi’ndeki ihracat artışı yüzde 11 oldu</h2>
<p>Yaş meyve sebze ihracatında Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin performansı hakkında da bilgi veren Uçak, 2026 yılının ilk çeyreğinde ihracatlarının yüzde 11’lik artışla 50 milyon dolardan 68 milyon dolara çıktığını dile getirdi.</p>
<p>Ege Bölgesi’nden yapılan yaş meyve sebze ihracatında ilk sırada 28,5 milyon dolarla domatesin yer aldığı bilgisini veren Uçak, “Mandalina ihracatımız 12 milyon dolar, biber ihracatımız 6,5 milyon dolar oldu. En çok ihracat yaptığımız ülkeler Rusya Federasyonu, Polonya ve Ukrayna şeklinde sıralandı” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yas-meyve-sebze-ihracatinda-ilk-ceyrekte-1-milyar-dolar-asildi-76907</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/7/1280x720/yas-meyve-sebze-ihracatinda-ilk-ceyrekte-1-milyar-dolar-asildi-1776067990.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin yaş meyve sebze ihracatı 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 30 artışla 1 milyar doları aşarken, sektörün toplam ihracatı 1,58 milyar dolara ulaştı. Güçlü başlangıç yıl sonu hedeflerine yönelik beklentileri artırdı. Bu yılın ihracat hedefinin 7 milyar doları aşmak olduğunu belirten Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, “İlk çeyrekteki performansımız bu hedefi aşacak potansiyele sahip olduğumuzu gösteriyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ticaret-ve-perakende-satis-hacmi-yillik-bazda-artti-76903</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 10:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ticaret ve perakende satış hacmi yıllık bazda arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Şubat 2026 dönemine ait ticaret satış hacim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ticaret satış hacmi, şubatta bir önceki aya kıyasla yüzde 0,6 azaldı. Aynı ayda motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin toptan ve perakende ticareti ile onarımı için satış hacmi yüzde 5,5, perakende ticaret satış hacmi yüzde 0,2 azalış kaydederken toptan ticaret satış hacmi yüzde 0,2 arttı.</p>
<p>Ticaret satış hacmi, şubatta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 4 artış gösterdi. Aynı dönemde, motorlu kara taşıtları ve motosikletlerin toptan ve perakende ticareti ile onarımı için satış hacmi yüzde 1,5, toptan ticaret satış hacmi yüzde 0,1 azaldı, perakende ticaret satış hacmi ise yüzde 15,6 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ticaret-ve-perakende-satis-hacmi-yillik-bazda-artti-76903</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/7/1280x720/perakendecilerin-omnichanel-notu-100-uzerinden-46-oldu-1741935521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in şubat verilerine göre ticaret satış hacmi, yıllık bazda yüzde 4, perakende satış hacmi de yüzde 15,6 artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-ciro-endeksi-yillik-yuzde-342-artti-76902</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 10:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toplam ciro endeksi yıllık yüzde 34,2 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Şubat 2026dönemine ait ciro endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış toplam ciro endeksi, şubatta aylık bazda yüzde 2 arttı.</p>
<p>Takvim etkisinden arındırılmış sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplam ciro endeksi, aynı ayda yıllık bazda yüzde 34,2 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Sanayi ve inşaat endeksleri</strong></p>
<p>Sanayide takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, şubatta yıllık bazda yüzde 31,7 yükseldi. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi ciro endeksi de söz konusu ayda bir önceki aya göre yüzde 4,1 arttı.</p>
<p>İnşaat sektöründe takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, aynı ayda yıllık bazda yüzde 20,2 artarken, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış inşaat ciro endeksi ise bir önceki aya kıyasla yüzde 3 azaldı.</p>
<p><strong>Ticaret ve hizmet endeksleri</strong></p>
<p>Takvim etkisinden arındırılmış ticaret ciro endeksi, şubatta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 39,4, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ticaret ciro endeksi de bir önceki aya göre yüzde 1,5 artış gösterdi.</p>
<p>Hizmet sektöründe takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, şubatta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 34,6, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış hizmet ciro endeksi de bir önceki aya göre yüzde 2,5 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-ciro-endeksi-yillik-yuzde-342-artti-76902</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/hesap-ciro.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in şubat verilerine göre sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplam ciro endeksi yıllık yüzde 34,2 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cari-acik-subatta-75-milyar-dolar-76901</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 10:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari açık şubatta 7,5 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Şubat 2026 dönemine ait ödemeler dengesi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre şubatta cari işlemler hesabında 7 milyar 501 milyon dolarlık, altın ve enerji hariç cari işlemler hesabında da 1 milyar 462 milyon dolarlık açık verildi.</p>
<p>Bu dönemde, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 7 milyar 478 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Yıllıklandırılmış verilere göre, şubat ayında cari açık yaklaşık 35,4 milyar dolar olurken ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret dengesinde 73,2 milyar dolarlık açık oluştu.</p>
<p>Aynı dönemde hizmetler dengesi 62,6 milyar dolar fazla verirken birincil ve ikincil gelir dengesi sırasıyla 24 milyar dolar ve 900 milyon dolar açık verdi.</p>
<p>Söz konusu dönemde hizmetler dengesi kaynaklı net girişler bu ay 2 milyar 14 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu kalem altında taşımacılık hizmetleri ve seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler sırasıyla 1 milyar 215 milyon dolar ve 1 milyar 841 milyon dolar oldu.</p>
<p>Şubat ayı yıllıklandırılmış cari açığın finansmanına net doğrudan yatırımlar 2,6 milyar dolar, net portföy yatırımları 2,4 milyar dolar, krediler 38 milyar dolar ve ticari krediler 1,3 milyar dolar katkı verirken, net efektif ve mevduatlar 11,5 milyar dolar negatif yönlü etki etti.</p>
<p>Söz konusu dönemde Merkez Bankası döviz cinsinden net rezerv azalışı 24,2 milyar dolar oldu.</p>
<p><strong>Net çıkış 138 milyon dolar</strong></p>
<p>Şubat ayında doğrudan yatırımlar kaynaklı net çıkışlar 138 milyon dolar olarak kaydedildi.</p>
<p>Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’ye toplam doğrudan yatırımları 780 milyon dolar artarken, yurt içi yerleşiklerin yurt dışındaki doğrudan yatırımları 918 milyon dolar yükseldi.</p>
<p>Gayrimenkul yatırımları incelendiğinde, yurt içi yerleşiklerin yurt dışında 225 milyon dolar gayrimenkul alımı ve yurt dışı yerleşiklerin ise Türkiye’de 230 milyon dolar net gayrimenkul alımı yaptığı görüldü.</p>
<p>Portföy yatırımları ise şubat ayında 780 milyon dolar tutarında net giriş kaydetti. Yurt dışı yerleşikler hisse senedi piyasasında 932 milyon dolar ve Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) piyasasında 366 milyon dolar net alış yaptı.</p>
<p>Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak yurt dışı yerleşikler, bankalar ve Genel Hükümet ihraçlarında sırasıyla 43 milyon dolar ve 674 milyon dolar net alış, diğer sektör ihraçlarında ise 81 milyon dolar net satış yaptı.</p>
<p>Yurt dışından kredi kullanımlarında şubat ayında bankalar, Genel Hükümet ve diğer sektörler sırasıyla 17 milyon dolar, 226 milyon dolar ve 1 milyar 478 milyon dolar net kullanım gerçekleştirdi.</p>
<p>Diğer yatırımlar altında bakıldığında, yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, Türk lirası cinsinden 882 milyon dolar net artış ve yabancı para cinsinden 2 milyar 390 milyon dolar net azalış olmak üzere toplam 1 milyar 508 milyon dolar net azalış kaydettiği görüldü.</p>
<p>Resmi rezervlerde ise söz konusu ayda 10 milyar 630 milyon dolar net azalış oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cari-acik-subatta-75-milyar-dolar-76901</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın şubat verilerine göre Türkiye&#039;nin cari işlemler hesabı, 7,5 milyar dolar açık verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanlik-elektronik-yemek-siparislerinde-tum-hizmet-bedelleri-seffaf-hale-getirildi-76900</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 10:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık: Elektronik yemek siparişlerinde tüm hizmet bedelleri şeffaf hale getirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, son dönemde sosyal medya platformlarında yapılan paylaşımlarla kamuoyuna sıklıkla yansıyan şikayetlerde, yemek sipariş hizmeti sunan elektronik ticaret pazar yerlerinin restoranlarla kurduğu ticari ilişkilere yönelik eleştirilerin yoğunlaştığının görüldüğü belirtildi.</p>
<p>Bakanlığın, söz konusu gelişmeleri yakından takip ederek kapsamlı değerlendirmeler neticesinde düzenleme yapılmasını gerekli gördüğü kaydedilen açıklamada, bu kapsamda, elektronik ticarette şeffaflığın en üst düzeye çıkarılması, hizmet bedellerinin açık, anlaşılır ve tam anlamıyla öngörülebilir hale getirilmesi, tüketicilerin eksiksiz ve doğru bilgilendirilmesi ile piyasa genelinde güven ortamının güçlü şekilde tesis edilmesi amacıyla bazı kararlar alındığı aktarıldı.</p>
<p>Açıklamada, alınan yeni kararlar şöyle sıralandı:</p>
<p>"Elektronik ticaret pazar yerleri tarafından restoranlardan tahsil edilen tüm bedellerin, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde, hizmet kalemleri bazında ayrıntılı olarak her bir restoranın kendi satıcı paneli üzerinden gösterilmesi zorunlu hale getirilmiştir. Bu düzenleme sayesinde işletmeler ilk kez tüm maliyet bileşenlerini açık, net ve karşılaştırılabilir biçimde görebilecek, böylece ticari kararlarını daha sağlıklı ve bilinçli şekilde verebilecektir. Diğer taraftan, siparişin onaylanması aşamasında tüketiciye, siparişin restorandan kendisine ulaştırılması sürecinde tahsil edilen giderlerin komisyon, taşıma, görünürlük ve benzeri hizmet bedellerinden oluşabileceğine dair genel nitelikte ve bilgilendirici bir çerçeve sunularak şeffaflığın tüm ekosisteme yayılması amaçlanmaktadır."</p>
<p><strong>Kampanyalara ve benzeri uygulamalara katılım gönüllülük esasına bağlı</strong></p>
<p>Yapılan düzenlemeyle, aracılık hizmetinin doğası gereği sunulması gereken pazar yeri tarafından siparişin alınması, restorana iletilmesi, ödeme işlemleri ve temel altyapı gibi temel hizmetler karşılığında ek bedel talep edilmesinin önüne geçildiği belirtilen açıklamada, kampanyalara katılımın tek başına bir ücretlendirme unsuru haline getirilmesi uygulamasına son verilerek, işletmeler üzerindeki mali yüklerin azaltılmasının hedeflediği bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, sunulacak ek hizmetlerin ve bunlara ilişkin ücretlerin, kampanya öncesinde restoranlara açık ve şeffaf şekilde bildirilmesi zorunlu kılınarak ticari ilişkilerde güven tesis edildiği de kaydedildi.</p>
<p>İndirimli ve kampanyalı satışlarda komisyon hesaplamalarına ilişkin yaşanan karmaşıklıkların giderildiği sade, anlaşılır ve hakkaniyete dayalı bir sistem oluşturulduğuna işaret edilen açıklamada, böylece hem restoranlar hem de pazar yerleri açısından öngörülebilir ve dengeli bir mali yapı tesis edildiği ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, uygulamanın detaylarına ilişkin şu bilgiler verildi:</p>
<p>"İndirimin yalnızca restoran tarafından yapılması durumunda komisyon bedeli tüketici tarafından ödenen toplam tutar üzerinden hesaplanacak, indirimin restoran ve pazar yeri tarafından birlikte karşılanması halinde ise komisyon, tüketicinin ödediği tutara yalnızca pazar yeri tarafından sağlanan indirim tutarının eklenmesi suretiyle belirlenen tutar üzerinden hesaplanacaktır. Genelgeyle getirilen en önemli kazanımlardan biri de restoranların kampanya, indirim, reklam ve benzeri uygulamalara katılımı tamamen gönüllülük esasına bağlanmış, bu uygulamalara katılmaya zorlanmalarının önüne açık ve net şekilde geçilmiştir. Katılım sağlamayan restoranlara herhangi bir yaptırım uygulanması mümkün olmayacaktır."</p>
<p><strong>Ticaret alanında güveni ve öngörülebilirliği artıracak ilave adımlar atılacak</strong></p>
<p>Sunulan ek hizmetlerin tamamen işletmenin onayına bağlı olmasının ve bu onayın istenildiği anda geri alınabilmesinin sağlandığı belirtilen açıklamada, piyasa aktörleri arasındaki güç dengesinin daha adil bir zemine oturtulduğuna dikkat çekildi.</p>
<p>Açıklamada, Bakanlığın hayata geçirdiği bu düzenlemelerle yalnızca mevcut sorunları çözmekle kalmadığı, aynı zamanda elektronik ticaret ekosisteminde uzun vadeli güven, istikrar ve sürdürülebilir büyümenin temellerini sağlamlaştırdığı vurgulanarak, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Şeffaflığın arttığı, ticari ilişkilerin netleştiği ve tüm tarafların haklarının dengeli biçimde korunduğu bu yeni dönemde, elektronik ticaretin daha sağlıklı bir zeminde gelişmeye devam edeceği değerlendirilmektedir. Bakanlığımız, sektörde ortaya çıkabilecek yeni ihtiyaçları yakından takip etmeye devam edecek, ihtiyaç duyulması halinde elektronik ticaret alanında güveni ve öngörülebilirliği artıracak ilave adımları aynı kararlılıkla hayata geçirmeyi sürdürecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanlik-elektronik-yemek-siparislerinde-tum-hizmet-bedelleri-seffaf-hale-getirildi-76900</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/0/1280x720/e-ticaret-kredi-karti-siparis-online-1776076590.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, yeni düzenlemeyle yemek sipariş platformlarının restoranlardan tahsil ettiği tüm hizmet bedellerinin şeffaf hale getirildiğini, zorunlu ek ücret uygulamalarına son verildiğini ve kampanya süreçlerinde gönüllülüğün esas alındığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bursada-siyaset-hukuk-ve-yonetim-uzerine-76894</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 09:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’da siyaset, hukuk ve yönetim üzerine</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in yürütülen soruşturmalar kapsamında tutuklanarak görevinden uzaklaştırılması, kent siyasetinde önemli bir kırılma yarattı. Büyükşehir Belediye Meclisi’nin aldığı kararla AK Parti adayı Şahin Biba’nın başkanvekilliğine getirilmesiyle birlikte, yaklaşık 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi’ne geçen belediye yönetimi iki yıl gibi kısa bir sürede yeniden el değiştirmiş oldu. Sürecin arka planına bakıldığında, Nilüfer Belediyesi eski başkanı Turgay Erdem’in cezaevine girdiği dönemde tüm yetkilerin Mustafa Bozbey’de toplanmasına rağmen Bozbey’in uzun süre soruşturma dışında kalması kamuoyunda soru işaretleri doğurmuştu. Ancak bu tablo, müteahhit Emin Adanur’un iddialarıyla birlikte değişti. Adanur’un açıklamaları, özellikle Nilüfer ve genel olarak Bursa’daki inşaat sektörüne dair uzun süredir konuşulan ancak somutlaşmayan birçok iddianın gün yüzüne çıkmasına neden oldu.</p>
<p>Başlangıçta sürecin odağına Turgay Erdem yerleşmiş ve hakkında tutuklu yargılama kararı verilmişti. Ancak ilerleyen süreçte gerek müteahhitlerin beyanları gerekse Erdem’in ifadeleri, soruşturmanın kapsamını genişleterek Mustafa Bozbey’e kadar uzandı. İddialara göre, Erdem’in attığı bazı imzaların Bozbey’in talimatıyla gerçekleştiği öne sürüldü.<br />Bu noktada dikkat çeken bir diğer unsur ise iddianamede adı geçen müteahhitlerin önemli bir kısmının iktidar partisine yakın isimler olduğu yönündeki iddialardı. Bu durumun, sürece dahil olduğu öne sürülen bazı isimler açısından bir “güvence” algısı oluşturduğu ifade edilse de, ortaya çıkan tablo devlet mekanizmasının uzun vadeli işleyişini bir kez daha hatırlattı: Devlet, süreçleri erteleyebilir; ancak unutmaz.</p>
<p>Bugün gelinen noktada siyasi tartışmaların odağında “hukuk” ve “demokrasi” kavramları yer alıyor. Cumhuriyet Halk Partisi cephesi soruşturmanın siyasi olduğu yönünde eleştiriler getirirken, hukuki açıdan bakıldığında suç isnadı ve zamanaşımı süresi devam eden dosyalarda yargılamanın kaçınılmaz olduğu gerçeği değişmiyor. Bu nedenle sürecin sağlıklı değerlendirilebilmesi için yargının vereceği kararın beklenmesi gerekiyor.</p>
<p>Hukuki boyutun ötesinde, Mustafa Bozbey’in yaklaşık iki yıllık görev süresi de ayrı bir tartışma konusu. Büyük bir beklentiyle göreve gelen Bozbey, güçlü ve uyumlu bir kadro kurmakta zorlanırken, yönetimsel kararlarını yeterince sağlam temellere oturtamadığı da görüldü. Özellikle BUSKİ üzerinden yapılan su indirimi ve sonrasında gelen yüksek oranlı zamlar, kamuoyunda ciddi tepki yarattı. Aynı şekilde, altyapı yatırımlarındaki gecikmeler, ulaşım zamları ve şehir içi trafik sorunlarının artması da yönetimin performansına yönelik eleştirileri güçlendirdi.</p>
<p>Kayapa ve Hasanağa gibi gelişmekte olan bölgelerde beklenen altyapı yatırımlarının gerçekleştirilememesi, istihdam politikalarına yönelik çelişkili iddialar ve hizmetten çok geçmiş yönetimi eleştirmeye odaklanan söylem, Bozbey yönetiminin kamuoyu nezdindeki güvenilirliğini zedeledi. Buna karşın sosyal etkinlikler ve organizasyonların artması, bazı kesimler tarafından olumlu görülse de genel tabloyu değiştirmeye yetmedi.<br />Öte yandan Bursa’nın uzun vadeli gelişimi açısından kritik öneme sahip olan 1/100 binlik çevre düzeni planının akıbeti de belirsizliğini koruyor. Daha önce de benzer bir planın hayata geçirilememiş olması, kentin stratejik planlama konusundaki kronik sorunlarını gözler önüne seriyor. Oysa Bursa’nın sürdürülebilir büyüme ve sağlıklı kentleşme için bu tür üst ölçekli planlara her zamankinden daha fazla ihtiyacı bulunuyor.</p>
<p>Bursa’da yaşanan bu siyasi ve hukuki süreçler yalnızca aktörleri değil, doğrudan kentin geleceğini etkileyen bir tablo ortaya koyuyor. Yönetim değişiklikleri, soruşturmalar ve tartışmalar arasında kaybolan en önemli unsur ise hizmet üretimi ve kent vizyonu. Bursa’nın bu süreçten ne kadar sürede toparlanacağı ve yeniden istikrarlı bir yönetime kavuşup kavuşamayacağı ise önümüzdeki dönemin en önemli sorularından biri olarak duruyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bursada-siyaset-hukuk-ve-yonetim-uzerine-76894</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da Siyaset, Hukuk ve Yönetim Üzerine ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-23-kitap-fuari-kapilarini-acti-76893</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 09:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa 23. Kitap Fuarı kapılarını açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Tüyap Fuarlar Yapım A.Ş. tarafından, Türkiye Yayıncılar Birliği iş birliğinde düzenlenen Bursa 23. Kitap Fuarı, 19 Nisan’a kadar Bursa Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi’nde ziyaretçilerini ağırlayacak. 198 yayınevi, marka ve kurumun katılımıyla, 500’ün üzerinde yazar ve şair okurlarıyla bir araya geliyor. Edebiyat dünyasının farklı kuşaklarından isimlerin yer aldığı fuarda, hem usta kalemler hem de genç yazarlar imza günleri ve söyleşiler aracılığıyla kitapseverlerle buluşuyor. Ziyaretçiler, fuar süresince farklı türlerde eserler üreten yazarlarla birebir temas kurma ve kitaplarını imzalatma imkânı buluyor. Fuar kapsamında dokuz gün boyunca 93 farklı etkinlik düzenleniyor. Söyleşiler ve panellerde edebiyat, güncel konular ve farklı disiplinlerden başlıklar ele alınırken, çocuklara yönelik yaratıcı atölyeler ve gençlere özel içerikler de programda yer alıyor. Edebiyat odaklı dinletiler ve çeşitli kültürel etkinliklerle zenginleşen program, ziyaretçilere gün boyu süren çok yönlü bir deneyim sunuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-23-kitap-fuari-kapilarini-acti-76893</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/3/1280x720/bursa-23-kitap-fuari-kapilarini-acti-1776063123.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’nın en önemli kültür buluşmalarından biri olan Bursa 23. Kitap Fuarı, kapılarını ziyaretçilere açtı. Dokuz gün boyunca kitapseverleri yazarlar, yayınevleri ve zengin etkinlik programıyla bir araya getirecek fuar, yoğun ilgiyle başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/karcher-vergi-duvarini-kablolu-supurge-uretimi-ile-asti-76888</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 09:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kärcher, vergi duvarını kablolu süpürge üretimi ile aştı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Temizlik teknolojileri pazarının küresel oyuncusu Alman Kärcher, Türkiye’yi operasyonel merkez üssü haline getiriyor. 2014 yılında 10 milyon Euro olan Türkiye cirosunu, 10 yılda 8 kat artırarak 80 milyon Euro’ya taşıyan şirket, rotayı 100 milyon Euro barajına çevirdi. Türkiye’de iş ortakları ile kablolu süpürge üretimi yapan şirket, ihracat da başladı. 2014’te Kärcher Türkiye’nin başına geçen Kärcher Türkiye Ülke Müdürü ve Orta Avrasya Bölge Direktörü Gökhan Gökmen, şirketin geçmiş dönem performansı ve gelecek dönem hedefleri ile ilgili EKONOMİ’ye konuştu. Gökmen, Türkiye’nin şirket için stratejik bir konumda olduğunu vurgulayarak, Türkiye’yi yalnızca bir pazar olarak değil, aynı zamanda Orta Avrasya bölgesine açılan önemli bir operasyon merkezi olarak gördüklerini anlattı. Gökmen, son yıllarda artan yatırımlar, genişleyen ürün gamı ve güçlenen dağıtım ağıyla Türkiye’deki varlıklarını pekiştirdiklerini belirterek, hem bireysel hem de profesyonel segmentte büyümeyi sürdürdüklerini ifade etti. Türkiye’deki yapılanmayı daha da güçlendirmeyi hedeflediklerini kaydeden Gökmen, bu doğrultuda mağazalaşma ve müşteri deneyimine yönelik yatırımların devam edeceğini söyledi. Küresel çapta 3,5 milyar Euro ciro ve 17 bin çalışana sahip olan Kärcher’ın portföyünde 3 binden fazla ürün ve 700’ü aşkın aktif patent bulunuyor. 1935’te kurulan bugün Türkiye dahil 85’ten fazla ülkede operasyonlarını kendisi yürütüyor.</p>
<h2>Brezilya ile ‘foto finiş’ yarışı </h2>
<p>Türkiye’nin performansına ilişkin verileri paylaşan Gökhan Gökmen, “2024’te Euro bazında yüzde 100 büyüme kaydettik. 2025 yılında yine Euro bazında yüzde 16 büyüdük. 2020-2025 döneminde yüzde 45’lik bir Bileşik Yıllık Büyüme Oranı başarısı gösterirken, yine bu dönemde 1,2 milyon ürünü tüketicilerle buluşturduk. Türkiye’nin stratejik önemine duyulan güvenin bir sonucu olarak, 2025 sonu itibarıyla sermayemizi Almanya merkezli yatırımlarla yüzde 35 oranında artırdık. 4,5 milyon Euro’luk sermaye artışı resmileşti ve nakit girişi sağlandı. Bu yatırım; lojistik kapasitemizden servis ağımıza, dijital altyapımızdan müşteri deneyimine kadar her alanda Türkiye’yi bölgesel bir büyüme merkezi haline getirme kararlılığımızı simgeliyor. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ve YASED gibi kurumlardan da bu dönemde gelen yabancı sermaye girişi nedeniyle takdir aldık. Almanya, Türkiye’nin kriz yönetme becerisini diğer ülkelere örnek gösteriyor” dedi. Bu performansın Türkiye’yi Kärcher dünyasında büyüme hızı açısından şampiyon yaptığını belirten Gökhan Gökmen, şu an 85 ülke içinde 11. Sırada olduklarını, 10. sıradaki Brezilya ile arada sadece 100 bin Euro gibi sembolik bir fark kaldığını dile getirdi. Gökmen, “Hedefimiz olan 100 milyon Euro ile dünyada ilk 10 pazar arasına adımızı yazdıracağız” dedi. </p>
<h2>Evler, profesyonellerden daha cömert </h2>
<p>Global ciroda profesyonel ve ev tipi ürünler yüzde 50-50 dengedeyken, Türkiye’de ibre yüzde 65 ile perakende lehine dönmüş durumda. Gökmen, bu tablonun mimarının buharlı temizlik makineleri olduğunu söyledi. Gökmen, “2015 yılında Türkiye’de buharlı temizlik alışkanlığı neredeyse sıfırdı. Talep yoksa biz oluştururuz dedik ve başardık. Bugün perakendede lokomotifimiz buharlı makineler. Ancak asıl büyük kavga süpürge pazarında. Türkiye’de yılda 4,5 milyon adetlik bir süpürge pazarı var” diye konuştu.</p>
<h2>Vergi duvarına karşı yerli üretim hamlesi </h2>
<p>Kärcher, ithalattaki vergi yükünü ve lojistik maliyetleri aşmak için Türkiye’de yerli üretim yapıyor. Yerel bir partner aracılığıyla kablolu süpürge üretimine başladıklarını kaydeden Gökmen, “Türkiye’nin üretim maliyetleri artık çok düşük değil. Bazı kalemlerde Romanya fabrikamızdan ürün getirmek hala daha ekonomik. Ancak vergi avantajı ve yerel pazarın dinamiklerine uygun tasarım ihtiyacı bizi yerli üretime yöneltti. Yıllık 80 bin adetlik kapasiteye ulaştık” bilgisini paylaştı.</p>
<h2>Mağaza formatı ülkelere örnek oldu</h2>
<p>Türkiye’nin operasyonel başarısı, bölge ülkelerinin yönetimini de İstanbul’a taşıdı. Gökhan Gökmen’in 'Orta Avrasya Bölge Direktörü' sorumluluğuyla; Azerbaycan, Gürcistan, Özbekistan ve Kazakistan artık Türkiye üzerinden yönetiliyor. Gökmen, "Türkiye’de denediğimiz ve başarılı olan modelleri bölgeye ihraç ediyoruz. Örneğin AVM mağazacılığı konsepti Kärcher dünyasında bir ilk ve Türkiye çıkışlı. Şimdi Dubai ve Batum gibi noktalarda da bu model uygulanmaya başladı" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Taksitin maliyeti yüzde 18 </h2>
<p>Sektörün en büyük sorununun karlılık ve finansman maliyetleri olduğunu belirten Gökmen, piyasadaki taksit çıkmazına değindi. Gökmen, Bugün 6 taksit yapmanın kredi kartı maliyeti yüzde 18. Bizim sektörde bu maliyeti kompanse edecek bir kar marjı yok. Tüketici taksit istiyor, tedarikçi ise parayı çabuk tahsil etme peşinde. Burada müthiş bir çekişme var. Biz premium marka duruşumuzdan taviz vermeden, 5 yıl garanti ve servis gücüyle bu süreci yönetiyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Algoritmalar ana influencer haline geldi </h2>
<p>Dijitalleşmede Türkiye’nin Almanya’dan daha hızlı olduğunu savunan Gökmen, yapay zekanın satın alma tercihlerini nasıl değiştirdiğini anlattı: "Globalde 17 bin çalışanımız Google Gemini’ye entegre oldu. Ama asıl devrim tüketici tarafında. Artık kullanıcılar ChatGPT’ye ‘Hangi süpürgeyi almalıyım?’ diye soruyor. Algoritmalar ana influencer haline geldi. Biz de yapay zekanın Kärcher’i önermesi için stratejik senaryolar çalışıyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/karcher-vergi-duvarini-kablolu-supurge-uretimi-ile-asti-76888</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/karcher.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alman Kärcher, ithalattaki vergi yükünü ve lojistik maliyetleri aşmak için Türkiye’de kablolu süpürge üretimine başladı. 80 bin adetlik kapasiteye ulaştıklarını belirten Genel Müdür Gökhan Gökmen, sorumlu olduğu ülkelere de ihracat yaptıklarını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/5gli-telefon-satis-payi-yuzde-37den-55e-cikti-76887</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 08:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5G’li telefon satış payı yüzde 37&#039;den 55’e çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’de yüksek faiz, sıkı para politikası ve kontrollü talep dönemi tüketici elektroniği pazarında büyüme dinamiklerini yeniden şekillendiriyor. Ciro tarafında enflasyon kaynaklı artış devam ederken, adet bazında pazar uzun süredir yatay seyrediyor. Perakendeciler için yeni dönemin ana başlıklarından biri ise 31 Mart itibari ile hayata geçen 5G teknolojisi olarak öne çıkıyor. Söz konusu teknoloji, uzun süredir yatay seyreden tüketici elektroniği pazarında en önemli büyüme başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Capital, Ekonomist ve Start Up dergileri tarafından düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi’nde bir araya geldiğimiz MediaMarkt Türkiye CEO’su Hulusi Acar, 5G’nin yalnızca telekom altyapısı yatırımı değil, aynı zamanda yeni bir tüketici elektroniği talep dalgası yaratacağını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc8687636f3-1776060039.jpg" alt="" width="700" height="394" />Acar, “Bakın 5G’nin tam zamanı. MediaMarkt’tan 5G’li telefonunuzu alabilirsiniz diye kampanyalar yaptık. Müşteri buna cevap verdi. Artık mağazaya gelen kullanıcılar telefon alırken ‘Bir de 5G’li mi bu?’ diye soruyor” dedi. Acar, kampanyaların satışlara da doğrudan yansıdığını belirterek, “1 Şubat öncesinde cep telefonu satışlarımızın yüzde 37’si 5G’li modellerden oluşuyordu. Şimdi bu oran yüzde 55’e çıktı. Bilinç arttıkça bu oran daha da yükselecek” diye konuştu.</p>
<h2>Pazar adet bazında yatay </h2>
<p>Tüketici elektroniği pazarında son bir yıldır adetsel büyüme görülmediğini ifade eden Acar, ciro tarafında ise enflasyon seviyesinde artış yaşandığını kaydetti. Acar, “Makroekonomik dengeye baktığımızda bazı sektörler büyümeyi yavaşlatırken bazıları destekledi. Toplamda enflasyon kadar bir büyüme hala var. Adetsel anlamda ise düz gidiyor, yani büyüme yok. MediaMarkt olarak sektör ortalamasının üzerinde büyüyoruz” dedi. Şirketin stratejisinin küçülen veya yatay seyreden pazarda pazar payı kazanmak olduğunu belirten Acar, “Pastanın boyutu küçülüyorsa, biz dilimimizi artırarak küçülmemeyi hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Fiyatta RAM krizi baskısı </h2>
<p>Acar, geçen yılın ilk çeyreği ile bu yılın ilk çeyreği karşılaştırıldığında bazı kategorilerde fiyat artışlarının neredeyse durduğunu söyledi. Beyaz eşyada fiyat artışının sınırlı kaldığını, ancak küresel RAM ve çip tedarik sorunlarının bazı ürünlerde maliyet baskısı yarattığını belirten Acar, özellikle giriş ve orta segment telefonlarda fiyat artışının daha belirgin hissedilebileceğini ifade etti. Acar, “20 dolarlık bir RAM maliyeti 100-120 dolar seviyelerine çıkabiliyor. Bu artış premium segmentte daha sınırlı hissedilirken, uygun fiyatlı telefonlarda daha yüksek yansıyabilir” dedi.</p>
<h2>Stok yönetiminde yapay zeka dönemi </h2>
<p>Son dönemde perakendede en kritik başlığın stok yönetimi olduğunu vurgulayan Acar, yanlış stok pozisyonunun şirketleri zorlayabileceğini söyledi. MediaMarkt’ın yapay zekayı stok optimizasyonunda kullandığını anlatan Acar, ürün bulunurluğu ile stok maliyeti arasında denge kurduklarını kaydetti. Acar, “Stoklarımızı şişirmek gibi bir ajandamız yok. Kurallar çerçevesinde optimum stokla ilerliyoruz. Zamdan fayda sağlamak gibi bir yaklaşımımız bulunmuyor” dedi. Media- Markt Türkiye’nin grupo içindeki yerine de değinen Acar, Türkiye’de 103 mağaza ile faaliyet gösterdiğini belirterek, ciro bazında Türkiye operasyonunun Almanya’nın ardından grup içinde ikinci sırada yer aldığını söyledi. Acar, Türkiye’yi İspanya, İtalya, Hollanda, Avusturya, Polonya ve Macaristan’ın izlediğini aktardı. Acar, yıl genelinde adet bazında yatay, ciro bazında ise enflasyon civarında büyüme beklediğini ifade ederek, dijital ve fiziksel mağazaların birlikte büyümeyi sürdüreceğini söyledi. 5G dönüşümü, yeni ürün kategorileri ve doğru stok yönetimiyle MediaMarkt’ın pazardan daha hızlı büyümeyi hedeflediğini kaydetti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yeni büyüme alanı hava temizleme cihazları</span></h2>
<p>Robot süpürge, air fryer ve otomatik kahve makineleri gibi ürünlerin geçmiş dönemde pazara ivme kattığını hatırlatan Acar, sıradaki sıçrama kategorisinin hava temizleme cihazları olacağını söyledi. Acar, “Bir sene içinde hava temizleme cihazlarını uçuracağım. Herkesin evine bir tane gidecek. Çünkü müşteriye net bir değer teklifi sunuyor. Evde tütün ürünleri içildiğinde ya da koku oluştuğunda cihazın etkisi hemen görülüyor” diye konuştu. İkinci el ve yenilenmiş telefon pazarında da farkındalığın da arttığını belirten Acar, MediaMarkt satışları içinde yenilenmiş cihazların payının yüzde 4 seviyesinde olduğunu söyledi. Tüketicinin fiyat farkı açıldıkça yenilenmiş cihazlara daha fazla yöneldiğini belirten Acar, bu segmentin önümüzdeki dönemde büyümeye devam edeceğini ifade etti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/5gli-telefon-satis-payi-yuzde-37den-55e-cikti-76887</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/cep-telefonu-ikinci-el.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MediaMarkt Türkiye CEO’su Hulusi Acar, 5G’ye geçiş sürecinin akıllı telefon pazarında yeni bir yenileme dalgası yaratacağını belirterek şirket satışlarında 5G’li telefon payının kısa sürede yüzde 37’den yüzde 55’e yükseldiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/savas-pamugu-da-tutusturdu-76886</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 08:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş pamuğu da tutuşturdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69dc83008a8cc-1776059136.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Orta Doğu’da derinleşen jeopolitik gerilim, emtia piyasalarında geniş çaplı bir dalga yaratırken, bu etkinin en belirgin hissedildiği ürünlerin arasında pamuk da geliyor. Enerji fiyatlarındaki artış, gübre maliyetlerindeki sıçrama ve lojistik aksaklıklar, zaten olumsuz hava koşulları nedeniyle kırılgan olan arz dengesini daha da sıkılaştırdı. Bu gelişmeler, küresel piyasalarda pamuk fiyatlarını son 22 ayın en yüksek seviyesine taşırken, tekstil sektöründe de yeni bir maliyet baskısı dönemine işaret ediyor. </p>
<h2>Fiyatlar güçlü yükseliş trendinde </h2>
<p>Pamuk vadeli işlemleri pound başına 73 sentin üzerine çıkarak Haziran 2024’ten bu yana en yüksek seviyesini test etti. Yılbaşından bu yana fiyatlardaki yükselişin yüzde 14’e ulaşması, piyasada yukarı yönlü trendin güç kazandığını ortaya koyuyor. Şubat ayından itibaren hızlanan bu toparlanma, arz endişeleri ve makro gelişmelerin birleşik etkisiyle destekleniyor.</p>
<h2>Enerji fiyatları talebi yeniden şekillendiriyor </h2>
<p>Enerji piyasalarındaki gelişmeler pamuk fiyatları üzerinde dolaylı ancak güçlü bir etki yaratıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki kısıtlamalar ve jeopolitik riskler nedeniyle yükselen petrol fiyatları, polyester gibi sentetik elyafların üretim maliyetini artırıyor. Bu durum, pamuk gibi doğal elyaflara olan talebi güçlendiriyor. Böylece enerji fiyatlarındaki artış, yalnızca maliyet kanalıyla değil, talep yönlü bir destekle de pamuk piyasasını yukarı taşıyor.</p>
<h2>Fon akımları fiyatları hızlandırdı </h2>
<p>Jeopolitik risklerin artmasıyla birlikte finansal yatırımcıların emtia piyasalarına yöneldiği görülüyor. Nisan ayının ilk haftasına kadar olan beş haftalık dönemde, 25 büyük emtia vadeli işleminde yönetilen para pozisyonları yüzde 78 artarak 1,9 milyon sözleşmeye ulaştı. Bu süreçte özellikle pamuk gibi yumuşak emtialarda daha önce yüksek seviyede olan kısa pozisyonların hızla kapatılması, fiyatlardaki yükselişi hızlandıran önemli bir unsur oldu. Brent petrol ve tarım emtialarıyla birlikte pamuk da bu yatırım akımından güçlü şekilde etkilendi.</p>
<h2>Arz tarafında riskler büyüyor </h2>
<p>Pamuk piyasasında fiyatları yukarı çeken bir diğer önemli unsur ise arz tarafındaki belirsizlikler. En büyük ihracatçılardan ABD’nin batı ve güneybatı Büyük Ovalar bölgesinde devam eden kuraklık, üretim görünümünü tehdit ediyor. Çinli veri sağlayıcısı SunSirs’e göre, ABD’de pamuk ekim alanının 9,4 milyon dönümden 9,23 milyon dönüme gerilemesi bekleniyor.</p>
<h2>Gübre maliyetleri üretimi baskılıyor </h2>
<p>Pamuk üretimi, yoğun gübre kullanımına bağlı olması nedeniyle artan gübre fiyatlarına karşı oldukça hassas bir yapı sergiliyor. Ortadoğu’daki çatışmaların Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşen sevkiyatları aksatması, küresel gübre arzını doğrudan etkiliyor. </p>
<h2>Tekstil zincirine maliyet baskısı </h2>
<p>Pamuk fiyatlarındaki yükseliş, tekstil sektöründe maliyetlerin artmasına yol açıyor. Özellikle iplik ve kumaş üreticilerinin bu süreçten daha hızlı etkilenmesi beklenirken, küresel hazır giyim ticaretinde de fiyat ayarlamalarının gündeme gelmesi olası görünüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Küresel üretim artıyor Türkiye açık veriyor</span></h2>
<p>2025/26 sezonuna ilişkin küresel görünüm, üretim ve tüketimde sınırlı artışa işaret ediyor. Küresel pamuk üretiminin 121,9 milyon balyaya yükselmesi beklenirken, tüketimin 119,1 milyon balyaya ulaşacağı öngörülüyor. Küresel ticaretin 43,7 milyon balyaya gerilemesi beklenirken, stokların ise 77 milyon balyaya çıkacağı tahmin ediliyor. Türkiye tarafında ise arz-talep dengesi dikkat çekiyor. 1 Ağustos’ta başlayan pazarlama yılında üretimin 665 bin ton, tüketimin 1 milyon 481 bin ton ve ithalatın 980 bin ton seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Bu tablo, Türkiye’nin pamukta dışa bağımlılığının sürdüğünü ve küresel fiyat hareketlerine karşı hassasiyetin devam ettiğini ortaya koyuyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/savas-pamugu-da-tutusturdu-76886</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/5/1280x720/pamukta-kotu-senaryo-uretim-80-bin-tonlara-kadar-dusebilir-1774955411.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’daki gerilim, enerji ve gübre maliyetlerini yukarı çekerken pamuk piyasasında çift yönlü bir şok yarattı. Arz sıkışırken talep artıyor, fiyatlar yılbaşından bu yana yüzde 14 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/belediyelerin-yaptigi-kulturel-harcamalar-belli-araliklarla-kamuoyuna-aciklanacak-76885</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belediyelerin yaptığı kültürel harcamalar belli aralıklarla kamuoyuna açıklanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti’nin hazırladığı belediyelerle ilgili yasa taslağı şekillenmeye başladı. Pek çok yeniliğin getirileceği Belediyeler Kanunu ile olası yolsuzluk ve suistimale karşı kültürel faaliyetler denetlenirken, söz konusu faaliyetlere ise reklam kısıtlaması getirilecek. Kültürel faaliyetlerin hangi amaçla yapıldığı, harcamaların belgeleri kayıt altına alınacak ve maliyeti ölçülecek.</p>
<p><strong>Uygulamada yaşanan sıkıntılar</strong></p>
<p>Mevcut yasada Cumhurbaşkanlığı’nın onayına tabi olan belediye şirketlerinin açılmasına ilişkin düzenleme yeniden yazılacak. Onayla ilgili uygulamada yaşanan sıkıntı, “Belediye iştirakleri, ‘cumhurbaşkanlığı onayı’ yerine Cumhurbaşkanı’nın izni olmadan açılamaz” hükmü açık bir şekilde yazılacak. Daha önce yapılan düzenlemede, belediyeler ve bağlı kuruluşların dolaylı veya bedelsiz şekilde şirket edinmesi, şirket kurması ya da kooperatiflere ortak olması Cumhurbaşkanı onayına bağlanmıştı ancak yeni yasada daha açık ve net yazılacak.</p>
<p><strong>Yüzde 30 kotası denetlenecek </strong></p>
<p>Reform yasa taslağıyla personel alımına da sıkı denetim getirilecek. Personel giderlerinin yüzde 30-40'ı aşmaması için yeni tedbirlerin yer alacağı taslak ile belediyelerin ihale süreçlerine şeffaflık getirilmesi, merkezi idare ile belediyeler arasında giderek artan yetki tartışmalarına son verilmesi, büyükşehir ve ilçe belediyeleri arasındaki yetki paylaşımının yeniden belirlenmesi düzenleniyor. SGK primlerinin kaynakta kesilmesi de önerilen formüller arasında yer alıyor. Personel giderlerinin toplam gelirin yüzde 30-yüzde 40'ını aşmaması kurala bağlanacak. Kamu zararı oluşturan harcamalardan sorumlu kişiler hakkında takip başlatılması ve zararın yöneticilere rücu edilmesi (ödettirilmesi) mekanizması kurulacak.</p>
<p>Taslağa göre, büyükşehir ve ilçe belediyeleri arasındaki görev ve yetki paylaşımının da yeniden düzenlenmesi planlanıyor. Kamu zararına neden olan durumlarda sorumluluğun doğrudan yöneticilere yüklenmesi öngörülüyor. Yeni düzenleme ile birlikte belediye harcamalarının düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılması planlanıyor. Böylece vatandaşların yerel yönetimlerin mali faaliyetlerini daha yakından takip edebilmesi amaçlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/belediyelerin-yaptigi-kulturel-harcamalar-belli-araliklarla-kamuoyuna-aciklanacak-76885</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/lira-para-tl-1768737129.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti tarafından belediyelerle ilgili hazırlanan yasa taslağına göre, kültürel faaliyetler harcamalarının belgeleri kayıt altına alınacak ve maliyeti ölçülecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ilansiz-pazarlik-usulu-ihale-76883</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlansız pazarlık usulü ihaleler iki katına çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’de kamu alımlarında kullanılan ihale yöntemlerine yönelik bir çalışmada, herkesin katılımına açık ihalelerin tutar bazında toplam ihaleler içindeki oranının 2003’te yüzde 81,89 seviyesindeyken, 2025 sonunda yüzde 61,98’e gerilediği, yüzde 37,06’sı ilansız pazarlık usulü olmak üzere, pazarlık usulüyle alımların yüzde 16,63’ten yüzde 37,23’e yükseldiği belirlendi. 2023 ve 2024’te bu yöntem ağırlıklı olarak deprem sonrası inşa ve hizmet faaliyetleri için kullanıldığı için, bu iki yılda zirve görüldü. Yine de pazarlık usulünü kullanma eğiliminin hemen her yıl yükselme eğiliminde olması dikkat çekti. AB ülkeleri toplamında ise çalışmada incelenen son veri yılı olan 2024’te, tutar bazında ihaleyle yapılan kamu alımlarının yüzde 85,1’inin açık ihalelerden oluştuğu bilgisi verildi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc7f1c295af-1776058140.png" alt="" width="343" height="402" />Abdullah Karaer tarafından yapılan ve hakemli bilimsel dergi olan Sayıştay Dergisi’nde yayınlanan çalışmada, çeşitli nedenlerle ihale usulleri kullanılmadan yapılan kamu alımlarının toplam alımlar içindeki payına da bakıldı. Buna göre, pazarlık dahil herhangi bir ihale açmadan doğrudan temin ve istisna düzenlemelerle yapılan kamu alımlarının toplam kamu alımları içindeki payı, 2005’te yüzde 27 seviyesindeyken 2014 yılında 13,9’a, 2017’de ise yüzde 9,7’ye kadar düştükten sonra, düzenli olarak artarak yüzde 24,2’ye ulaştı. Çalışmada, çeşitli istisnaların daraltılması yanında, açık ihale usulünün kolaylaştırılması önerildi.</p>
<h2>Teknoloji yoğun alımlarda Türkiye daha az rekabetçi </h2>
<p>Makalenin Türkiye-AB karşılaştırması, 2018-2023 arasındaki kamu alımları toplamı üzerinden yapıldı. Rekabetçi olmayan usullerin kullanımının tutar bazında toplamdaki payının AB’de yüzde 6, Türkiye’de ise yüzde 28,9 olduğu, Türkiye’nin AB ile uyum için çıkarılan Kamu İhale Kanununda yaptığı sık değişiklikler, uygulama sorunları ve şeffaflık eksikliğini gösterdiği belirtilen çalışmada, “Önceden öngörülemeyen, acil ihtiyaçlar için istisnai olarak başvurulması gereken ilansız pazarlık usulünün yaygın bir uygulama haline gelmesi; alım yapan görevlilere fazla inisiyatif sağladığı için yolsuzluk ve usulsüzlük riski yüksek olan doğrudan temin yönteminin sıklıkla ve artan ölçüde amacı dışında kullanılması, bu tespiti desteklemektedir” denildi.</p>
<p>Tutar bazındaki kıyaslamada çeşitli alım yöntemleri arasında ileri teknoloji ve uzmanlık gerektiren, karmaşık yapıya sahip kamu alımlarında genellikle tercih edilen ilanlı pazarlık usullerine de işaret edildi. odaklanıldı. Bu kapsamda, ilanlı pazarlık usulünün toplam içindeki payı AB ülkelerinde yüzde 19 seviyesindeyken, Türkiye’de bu oranın yüzde 0,2 olmasına dikkat çekilerek, “Bu veri Türkiye’nin kamu hizmetlerinin ve faaliyetlerinin dijitalleşmesini ve iyileşmesini sağlayan kamu alımlarında kullanılan ilanlı pazarlık usulünü AB ülkelerinin aksine etkili bir şekilde uygulamadığını göstermektedir” değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<h2>Pazarlık usulüyle yapılan ihalelerin bedeli daha yüksek </h2>
<p>Abdullah Karaer çalışmasında, açık ihale usulüne karşılık pazarlık usulü ihalelerde daha yüksek maliyetler çıktığı, 2003-2024 arasında yaklaşık maliyet ile ihale sonucu kıyaslandığında, pazarlık usulünün 2022 yılı hariç diğer yıllarda daha yüksek çıktığı; sözleşme bedelinin yaklaşık maliyete oranının açık usullerde yüzde 80, pazarlık usulünde yüzde 88 olarak gözlendiği bulgusuna yer verildi.</p>
<p>Açık ihale ile pazarlık usulü kullanımının yaklaşık maliyete oranına yönelik yabancı ülke çalışmalarına da atıf yapılan makalede, “Ampirik analiz sonucunda açık ihalenin alım maliyetlerini düşürdüğü ve fiyat rekabetini artırdığı sonucuna ulaşmışlardır. Dolayısıyla Türkiye’de açık ihale usulünün yaygınlaştırılması halinde önemli miktarda tasarruf sağlanması mümkün bulunmaktadır” yorumu yapıldı.</p>
<h2>Açık, şeffaf, rekabet ve eşitlik ilkelerine uygun ihale yapılmalı </h2>
<p>Çalışmada, kamu alımlarının şeffaflık, rekabet, eşit muamele ve orantılılık ilkelerine uygun yapılması, rekabetçi usullerin kullanılması, ilansız pazarlık usulünün kullanım şartlarına uyulması, doğrudan alıma imkan sağlayan eşik değer uygulamasının kaldırılması, ilansız pazarlık usulünün sadece Kamu İhale Kurulu izniyle yapılabilmesi, elektronik ihalenin yaygınlaşması, KİT, BİT ve döner sermayelerin doğrudan alım eşik değer uygulamasının kaldırılması önerildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ilansiz-pazarlik-usulu-ihale-76883</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/ihale-kamu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlansız pazarlık usulü ihaleler iki katına yükseldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aselsandan-gtuye-universite-savunma-sanayii-is-birligi-odulu-76913</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASELSAN’dan GTÜ&#039;ye &#039;Üniversite-Savunma Sanayii İş Birliği Ödülü&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ASELSAN’ın Türkiye’nin teknolojik bağımsızlık vizyonu doğrultusunda üniversitelerle yürüttüğü stratejik ortaklıkları ödüllendirdiği "Üniversite-Savunma Sanayii Güç Birliği" töreninde, Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ) öğretim üyesi Prof. Dr. Sedat Alkoy ödüle layık görüldü.</p>
<p>ASELSAN Gölbaşı Teknoloji Üssü’nde gerçekleşen tören; Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, üniversite rektörleri ve çok sayıda akademisyenin katılımıyla düzenlendi. Program kapsamında ASELSAN akademi mezuniyet töreni ve üç farklı üniversitede kurulan altı yeni ASELABS laboratuvarının açılışı gerçekleştirilirken, ASELSAN  ile kritik teknoloji projelerinde iş birliği yapan ve üstün başarı gösteren 6 akademisyene "Üniversite-Savunma Sanayii İş Birliği Ödülü" takdim edildi.</p>
<h2>Gebze Teknik Üniversitesine ödül </h2>
<p>Gebze Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Sedat Alkoy, savunma sanayiine yönelik yürüttüğü nitelikli Ar-Ge çalışmaları ve ASELSAN ile gerçekleştirilen proje bazlı iş birliklerine sunduğu katkılardan dolayı ödüle layık görüldü. Alkoy, ödülünü Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın elinden aldı.</p>
<p>Düzenlenen etkinlikte ‘ASELSAN Akademi Mezuniyet Töreni’ de gerçekleştirildi. Bugüne kadar 536'sı yüksek lisans, 20'si doktora olmak üzere toplam 556 çalışanın mezuniyet derecesi aldığı ASELSAN Akademi'de, bu yıl 86'sı yüksek lisans ve 9'u doktora öğrencisi olmak üzere toplam 95 Aselsan personeli daha eğitimlerini başarıyla tamamlayarak mezun oldu.</p>
<h2>Akademi ile savunma sanayii iş birliğinin, "Türkiye Yüzyılı" </h2>
<p>ASELSAN Akademi’nin kurucu paydaşlarından biri olan Gebze Teknik Üniversitesi, savunma sanayiinin ihtiyaç duyduğu ileri teknoloji çözümlerini akademik birikimle harmanlamaya devam ediyor. Törende yapılan konuşmalarda, akademi ile savunma sanayii iş birliğinin, "Türkiye Yüzyılı" vizyonu kapsamında kritik teknolojilerin millileştirilmesindeki önemi vurgulandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aselsandan-gtuye-universite-savunma-sanayii-is-birligi-odulu-76913</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/3/1280x720/aselsandan-gtuye-universite-savunma-sanayii-is-birligi-odulu-1776072907.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Sedat Alkoy, savunma sanayiine yönelik yürüttüğü Ar-Ge çalışmaları ve ASELSAN ile gerçekleştirilen iş birliklerine sunduğu katkılardan dolayı ödüle layık görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ticaretin-dar-bogazlari-enerji-guvenligi-savaslar-ve-yeni-donemin-deniz-rotalari-76872</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ticaretin dar boğazları: Enerji güvenliği, savaşlar ve yeni dönemin deniz rotaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Modern dünya ekonomisi, enerji ve ticaret akışının kesintisiz biçimde sürmesine dayanan son derece hassas bir denge üzerinde yükseliyor. Bu dengenin en kritik unsurlarından birini ise stratejik deniz geçiş noktaları oluşturuyor. Boğazlar, kanallar ve dar su yolları yalnızca gemi trafiği açısından değil, aynı zamanda küresel güç rekabeti bakımından da büyük önem taşıyor. Dünya ticaretinin hacim bazında yaklaşık yüzde 85’inin, değer bazında ise yüzde 55’inin deniz yoluyla gerçekleştiği düşünüldüğünde, bu geçitlerde yaşanacak herhangi bir aksamanın küresel ekonomi üzerinde ağır sonuçlar doğurması kaçınılmaz hale geliyor.</p>
<p>2026 yılında ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan süreç, deniz geçiş noktalarının özellikle enerji arz güvenliği bakımından ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi. Şubat ayında başlayan askeri operasyonların ardından Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi, piyasalarda 2022 yılında Rusya-Ukrayna savaşının başlangıcından bu yana görülmeyen ölçüde bir şok etkisi yarattı. Bu tür geçiş noktalarında meydana gelen tıkanıklık yalnızca petrol ve doğal gaz fiyatlarında dalgalanmaya yol açmıyor; imalat sanayiinden gıda tedarik zincirine kadar uzanan geniş bir alanda sistemik kırılmaların önünü açıyor.</p>
<p><strong>Malakka Boğazı; Çin, Japonya </strong><strong>ve Güney Kore için vazgeçilmez</strong></p>
<p>Dünya ticaretinin büyük bölümü birkaç kritik deniz kapısından akıyor. Bu geçitlerin başında Malakka Boğazı geliyor. Endonezya ile Malezya arasında yer alan ve Hint Okyanusu’nu Güney Çin Denizi’ne bağlayan bu boğaz, özellikle Çin, Japonya ve Güney Kore açısından vazgeçilmez bir ticaret ve enerji hattı niteliği taşıyor. Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin önemli bir bölümü bu güzergâhtan geçerken, Malakka Boğazı aynı zamanda dünyanın en büyük petrol transit noktalarından biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Bir diğer kritik geçiş noktası Hürmüz Boğazı. İran ile Umman Yarımadası arasında yer alan bu dar su yolu, Basra Körfezi’ni Hint Okyanusu’na bağlıyor. Suudi Arabistan, İran, Irak, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi üreticilerin petrol ve doğal gaz ihracatının büyük bölümü bu koridordan yapılıyor. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin, küresel LNG ticaretinin önemli bir kısmının ve deniz yoluyla taşınan enerji ürünlerinin büyük bölümünün Hürmüz’den geçmesi, burayı küresel enerji sisteminin kalbi haline getiriyor.</p>
<p>Süveyş Kanalı ve Bab el-Mendep Boğazı da küresel ticaret zincirinin vazgeçilmez halkaları arasında bulunuyor. Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan Süveyş Kanalı, Avrupa ile Asya arasındaki deniz rotasını yaklaşık 9 bin kilometre kısaltıyor. Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 15’inin bu kanaldan geçmesi, kanalın dünya ekonomisindeki ağırlığını açık biçimde ortaya koyuyor. 2021 yılında yaşanan Evergreen kazasıyla kanalın günlerce kapanması, bu geçidin ne kadar kritik olduğunu tüm dünyaya göstermişti. Son dönemde Yemen merkezli Husi saldırılarının Kızıldeniz hattında oluşturduğu güvenlik riski ise taşıma şirketlerini yeniden Ümit Burnu rotasına yöneltmiş durumda.</p>
<p>Panama Kanalı da Atlantik ile Pasifik Okyanuslarını birleştirerek dünya ticaretinde önemli bir rol üstleniyor. Özellikle ABD ile Asya arasındaki ticaret açısından kritik olan bu kanal, küresel deniz taşımacılığının önemli geçiş merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor. Ancak son yıllarda yaşanan kuraklık ve su seviyesindeki düşüş, Panama Kanalı’nın da iklim kaynaklı risklere ne kadar açık olduğunu ortaya koydu.</p>
<p><strong>İklim değişikliği, kutuplarda </strong><strong>yeni rotaları gündeme taşıyor</strong></p>
<p>Bunların yanı sıra İstanbul ve Çanakkale boğazları, Danimarka boğazları, Cebelitarık Boğazı, Tayvan Boğazı ve Ümit Burnu da dünya ticareti açısından kilit önem taşıyan diğer geçiş noktaları arasında yer alıyor. Ayrıca iklim değişikliğinin etkisiyle kutup bölgesindeki su yollarının daha erişilebilir hale gelmesi, yeni deniz rotalarını da küresel ticaret gündeminin üst sıralarına taşıyor.</p>
<p>Bu noktada Kuzey Deniz Rotası, yani NSR, giderek daha fazla dikkat çekiyor. Rusya’nın Arktik kıyıları boyunca uzanan bu rota, Avrupa ile Asya arasındaki taşımacılıkta Süveyş Kanalı’na alternatif olarak görülüyor. Rus yetkililer ve uluslararası haber kaynaklarına göre NSR, özellikle yaz aylarında Çin ile Rus limanları arasında kullanıldığında, gemilere Süveyş güzergâhına kıyasla denizde yaklaşık 10 güne varan zaman tasarrufu sağlayabiliyor. Ancak rota henüz tam anlamıyla risksiz ve sürekli kullanılabilir bir ticaret koridoru haline gelmiş değil. Buz koşulları, yüksek sigorta ve işletme maliyetleri, buz kırıcı desteği ihtiyacı ve zorlu hava şartları, Kuzey Deniz Rotası’nın önündeki temel engeller arasında bulunuyor. Yine de iklim değişikliğiyle birlikte Arktik’teki buz örtüsünün dönüşmesi ve Rusya’nın bu hatta yaptığı lojistik yatırımlar, NSR’nin orta ve uzun vadede küresel deniz ticaretinde daha görünür bir yer edinmesine yol açabilir.</p>
<p>Orta Doğu’daki savaş ve Hürmüz Boğazı’ndaki fiili tıkanma, küresel ekonomiye çok katmanlı bir darbe vurdu. Gemi geçişlerindeki sert düşüş, enerji fiyatlarında hızlı yükselişi beraberinde getirirken, enflasyon riskini de yeniden dünya ekonomisinin merkezine taşıdı. Navlun maliyetlerinin neredeyse iki katına çıkması, ticaret hacminde yavaşlama beklentilerini güçlendirdi. Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından bu süreç, para birimlerinde değer kaybı ve dış borçlanma maliyetlerinde artış gibi ciddi finansal baskılar yaratıyor.</p>
<p><strong>Enerji ihtiyacının bel kemiği </strong><strong>hâlâ petrol ve doğal gaz</strong></p>
<p>Enerji cephesinde ise tablo daha da çarpıcı. Petrol ve doğal gaz, günümüzde hâlâ küresel enerji ihtiyacının bel kemiğini oluşturuyor. 2024 itibarıyla küresel birincil enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 80’inin fosil yakıtlardan sağlanması, petrol ve doğal gazın dünya ekonomisindeki merkezi rolünü koruduğunu gösteriyor. Petrol toplam küresel enerji talebinin yaklaşık yüzde 34’ünü, doğal gaz ise yaklaşık yüzde 25’ini karşılıyor. Bunun da ötesinde, bu iki kaynak yalnızca enerji üretiminde değil, petrokimya sanayisi yoluyla günlük hayatın neredeyse her alanında kullanılan ürünlerin hammaddesi olarak da öne çıkıyor.</p>
<p>Ham petrolden elde edilen nafta, LPG, aromatik kimyasallar ve diğer türevler; plastik, tekstil, otomotiv, ilaç, tarım, inşaat ve elektronik gibi pek çok sektöre girdi sağlıyor. Benzer şekilde doğalgazdan elde edilen etan, metanol ve amonyak gibi ürünler de plastikten gübreye, temizlik ürünlerinden reçine sanayisine kadar uzanan geniş bir üretim alanının temelini oluşturuyor. Dolayısıyla petrol ve doğal gazda yaşanacak bir arz sorunu, yalnızca enerji faturalarını değil, sanayi üretiminin bütün maliyet yapısını etkiliyor.</p>
<p>Dünyada rezerv, üretim ve tüketim dengesi de bu stratejik kırılganlığı daha görünür hale getiriyor. Petrol rezervlerinde Venezuela, Suudi Arabistan ve İran öne çıkarken; üretimde ABD, Rusya ve Suudi Arabistan başı çekiyor. Tüketimde ise ABD ve Çin açık ara ön planda yer alıyor. Doğal gaz tarafında da benzer bir yoğunlaşma görülüyor. Rezervlerde İran ve Katar dikkat çekerken, üretimde ABD liderliğini koruyor. Bu tablo hem üretimin hem de tüketimin belirli merkezlerde toplanmasının küresel enerji piyasalarını daha hassas ve daha kırılgan hale getirdiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Dış ticaret verileri de enerji akışlarının siyasi ve jeopolitik niteliğini güçlendiriyor. Ham petrolde Suudi Arabistan, Rusya ve ABD en büyük ihracatçılar arasında bulunurken; Çin, ABD ve Hindistan başlıca ithalatçılar olarak öne çıkıyor. Doğal gazda ise ABD, Katar ve Rusya ihracatta ön sırada yer alırken, Çin büyük bir ithalat merkezi konumunu sürdürüyor. Bu ticaret haritası, enerji güvenliğinin yalnızca üretim kapasitesine değil, aynı zamanda taşıma yollarının güvenliğine ve sürekliliğine de bağlı olduğunu açık biçimde gösteriyor.</p>
<p><strong>Geçiş noktalarındaki her kriz </strong><strong>ülkeleri alternatif enerjiye yöneltiyor</strong></p>
<p>Tam da bu nedenle enerji dönüşümü ve yenilenebilir kaynaklar artık yalnızca çevresel bir tercih değil, stratejik bir zorunluluk olarak görülüyor. Hürmüz, Süveyş ya da Malakka gibi geçiş noktalarında yaşanan her kriz, ülkeleri yerli ve alternatif enerji çözümlerine yöneltiyor. Güneş, rüzgâr, hidroelektrik ve jeotermal enerji kaynakları; enerji bağımsızlığına ulaşmak isteyen ülkeler için giderek daha önemli hale geliyor. Bununla birlikte yenilenebilir enerji sistemlerinin büyümesi, lityum, kobalt, nikel ve nadir toprak elementleri gibi kritik minerallere olan talebi de artırıyor.</p>
<p>Bu çerçevede şehir madenciliği ve döngüsel ekonomi kavramları da öne çıkıyor. Özellikle elektronik atıklardan kritik minerallerin geri kazanılması, ithalat bağımlılığını azaltmak isteyen ülkeler açısından stratejik değer taşıyor. Böylece enerji güvenliği yalnızca petrol ve doğal gaz arzına bağlı bir başlık olmaktan çıkıp, aynı zamanda teknoloji, geri dönüşüm, sanayi politikası ve kaynak yönetimi meselesine dönüşüyor.</p>
<p>Gelecek döneme ilişkin en güçlü öngörü ise enerji güvenliği anlayışının köklü biçimde değişeceği yönünde. 2026 sonrası dönemde ülkeler, tek bir geçiş noktasına aşırı bağımlılığın ne kadar tehlikeli olduğunu çok daha güçlü biçimde hissedecek. Alternatif enerji koridorları, yeni deniz rotaları, yenilenebilir enerji yatırımları ve kritik mineral tedariki artık ulusal güvenlik politikalarının merkezinde yer alacak. Özellikle Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi enerji ithalatına yüksek derecede bağımlı Asya ekonomilerinin bu dönüşümü daha agresif biçimde hızlandırması bekleniyor.</p>
<p>Bununla birlikte petrolün kısa ve orta vadede tamamen devre dışı kalması mümkün görünmüyor. Ulaşımda elektrifikasyonun hızlanması, akaryakıt talebini zamanla aşağı çekebilir; ancak plastik, tekstil, ilaç, tarım ve kimya sanayisine girdi sağlayan petrokimya sektörünün varlığı, petrol talebinin uzun süre daha küresel ekonomide belirleyici olacağını gösteriyor.</p>
<p>Dünya ticaretinin ve enerji sisteminin kaderi, hâlâ büyük ölçüde denizlerdeki dar geçitlerde belirleniyor. Ancak artık mesele yalnızca bu geçitlerin korunması değil; aynı zamanda bu geçitlere olan bağımlılığın azaltılması. 21. yüzyılın yeni enerji ve ticaret düzeni, boğazları kontrol edenlerin değil, krizlere karşı alternatif geliştirebilenlerin lehine şekillenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ticaretin-dar-bogazlari-enerji-guvenligi-savaslar-ve-yeni-donemin-deniz-rotalari-76872</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ticaretin dar boğazları: Enerji güvenliği, savaşlar ve yeni dönemin deniz rotaları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iran-savasinda-ateskes-kagit-ustunde-masada-bolunme-sahada-tirmanma-76870</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran savaşında ateşkes kağıt üstünde; masada bölünme, sahada tırmanma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Masadan bir anlaşma çıkmaması, ABD Başkanı Donald Trump’ın ateşkes ilan edilmeden sadece saatler önce sarf ettiği “bu gece bir medeniyet ölebilir” cümlesinin gerçeğe dönüşebileceği, sert askeri senaryoları yeniden gündeme taşıyabilir. Böyle bir olasılık sadece İran için değil, tüm bölge için insani ve ekonomik yıkım anlamına gelir.</strong></p>
<p>ABD ile İran arasında sağlanan ateşkes, Ortadoğu’da askeri tırmanışı büyük ölçüde durdurdu. Ancak Pakistan’da iki ülke arasında başlayan kalıcı barış amaçlı yüksek düzeyli diplomatik sürecin önü hâlâ aşılması güç engellerle dolu.</p>
<p>Engeller arasında İsrail’in ateşkese gönülsüz yaklaşıp, Lübnan’da operasyonları sürdürmesi de var; ABD’nin Pakistan’a gönderdiği müzakere heyeti içinde çözümün nasıl olacağına ilişkin ciddi görüş farklılıkları da. Nitekim, Pakistan’daki görüşmelerin ilk turu sonuçsuz bitti.</p>
<p>ABD heyetine başkanlık eden Başkan Yardımcısı JD Vance, masayı bırakıp ülkesine dönmeden önce yaptığı açıklamada bir uzlaşmaya varılmamasından dolayı “İran’ın kaybedeceklerinin ABD’den fazla olduğunu” söyledi.</p>
<p>Vance’ın görüşmelerden bu kadar erken ayrılmasının bir müzakere blöfü mü, yoksa ciddi mi olduğu henüz belli değil. İran heyetinden kaynaklar, “Zaten tek bir görüşmede barış olmayacağını herkes biliyordu” diyerek, müzakerelerin süreceğini ima etseler de, hiçbir şey belli değil.</p>
<p><strong>ABD heyetindeki görüş farklılıkları</strong></p>
<p>Pakistan’daki görüşmelerin başarısız olma ihtimalini zaten ABD heyetinin yapısına bakıldığında görmek mümkündü; Vance’in başkanlığındaki heyette Trump’ın uluslararası tüm sorunlarda “başmüzakereci” gibi kullandığı Steve Witkoff ile damadı Jared Kushner de yer aldı. Ancak Amerikan heyetindeki isimlerin  “barış nasıl olmalı?” konusundaki farklı yaklaşımları, müzakerelerin en kritik kırılganlıklarından birini de oluşturuyordu. Jared Kushner, İran’ın sivil nükleer zenginleştirme faaliyetlerinin sıkı denetim altında sürdürmesine izin veren bir çerçeveyi tercih ediyor, bu yaklaşım İran’a nükleer programında kontrollü bir kapasite sağlanarak uzlaşmayı hedefliyordu.</p>
<p>Diğer tarafta ise Amerikan heyet başkanı olan JD Vance, İran’ın nükleer programı konusunda “sıfır zenginleştirme” çizgisini savunuyordu.  Bu durum da Tahran açısından Pakistan’daki müzakere masasında sabit bir muhatap yerine değişken bir Amerikan pozisyonu anlamına geliyordu.</p>
<p>İran’dan da yine üst düzey, geniş ve tam anlamıyla yetkilendirilmiş bir heyet Pakistan’a gelmiş durumdaydı. İran heyetinin yapısı, Tahran’ın masaya bir çöküş pozisyonuyla değil, devletin tüm katmanlarıyla ayakta olduğunu gösterir şekilde oturduğunu ortaya koyuyordu. Heyet, ABD ve İsrail saldırılarında öldürülen dini lidere, üst düzey komutan ve bürokratlara rağmen, Molla rejiminin bir “sistem” olarak ayakta kaldığının canlı kanıtı gibiydi.</p>
<p><strong>En kritik sıkıntı; İsrail’in </strong><strong>ateşkese soğuk durması</strong></p>
<p>Barış masasının kırılganlığı yalnızca heyetler içindeki diplomatik yaklaşım farklılıklardan kaynaklanmıyordu; bölgesel gelişmelerin de süreci doğrudan etkilediği bir gerçek.</p>
<p>İsrail’in Lübnan’da sürdürdüğü askeri operasyonlar, ateşkesin en önemli dış baskı faktörlerinden biri haline gelmiş durumda. Bu saldırılar, özellikle Hizbullah hattı üzerinden İran ile İsrail arasındaki vekâlet gerilimini yeniden tetikleme riski taşıyor.</p>
<p><strong>Müzakere süreci devam eder mi? </strong></p>
<p>Pakistan’da, çok hassas dengeler üzerinde kurulmuş müzakere masasının devam edip etmeyeceği, eğer görüşmeler sürerse sonucunda ne çıkabileceği hâlâ en büyük soru işareti olmayı sürdürüyor.</p>
<p>Masadan bir anlaşma çıkmaması, ABD Başkanı Donald Trump’ın ateşkes ilan edilmeden sadece saatler önce sarf ettiği “bu gece bir medeniyet ölebilir” cümlesinin gerçeğe dönüşebileceği, sert askeri senaryoları yeniden gündeme taşıyabilir. Böyle bir olasılık sadece İran için değil, tüm bölge için insani ve ekonomik yıkım anlamına gelir. Nitekim, Vance’in Pakistan’daki müzakere süreci daha 24 saatini doldurmadan ülkesine dönmesi, bu ihtimalin artık daha yakın olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Ancak hala her şey bitmiş değil; Pakistan’ın arabulucuğunda yeni gelişmeler olabilir ve bir uzlaşma çıkabilir. Ancak bu uzlaşmanın mahiyetinin ne olacağı önemli;</p>
<p>İran masaya;</p>
<p>- Hürmüz Boğazı’nın savaş öncesi statüsünü değiştirip, geçişleri- bir şekilde- paralı hale getirmek;</p>
<p>- Nükleer zenginleştirme programına özgürce devam edebilmek;</p>
<p>- Dünyanın çeşitli kesimlerinde çeşitli bahanelerle dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması;</p>
<p>- Tüm yaptırımların kaldırılması ve savaş tazminatı verilmesi gibi şartlarla oturuyor.</p>
<p>Tahran’ın ortaya koyduğu bu şartlardan biri ya da birkaçı, tamamen ya da kısmen kabul edilirse, yaşanan tüm ekonomik yıkıntıya rağmen Molla rejimi -en azından kısa vade- yaşamaya devam eder.</p>
<p><strong>İsrail’in tavrı kritik olacak</strong></p>
<p>Ancak resmen masada olmayan, ancak İran’a karşı savaşta yer alan- hatta savaşı başlatan- İsrail’in tavrı da önemli. İsrail’in mevcut yönetimi, yaralı da olsa İran’da Molla rejiminin yaşamaya devam etmesini kabullenir mi, yoksa bir bahaneyle savaşı yeniden başlatıp rejimi değiştirene kadar savaşı devam ettirir mi? Bunu şimdiden tahmin etmek mümkün değil. İşaretler, savaşın devamını isteyen İsrail’deki Netanyahu rejiminin- şimdilik- galip geldiğini ortaya koyar nitelikte. Ancak aralarında Türkiye’nin de olduğu bölge ülkeleri de Avrupalılar da hatta Çin ve Rusya bile hızlıca barış istiyor İran meselesinde. Bu birbirine hiç benzemeyen, çıkarları da pek uyuşmayan “barış koalisyonunun”, Başkan Trump nezdinde İsrail’i dengeleyip dengeleyemeyeceğini zaman gösterecek.</p>
<p>Ancak kötü haber şu ki,  İran ile ABD arasında bir uzlaşma olsa ve İsrail’in de bir şekilde “ikna edilip”, Molla rejimiyle yaşamaya devam etmeyi kabullenmesi halinde bile istikrar “garanti” değil bölgede;</p>
<p>“Zafer” de ilan etse, Molla rejiminin savaşın yıkımı nedeniyle İran’da ortaya çıkacak ek ekonomik kırılganlıklar, sosyal gerilimler ve iç baskılarla mücadele etmesi gerekecek. İran’da yaşanan savrulmaların kelebek etkisiyle, tüm bölgeyi yeniden yangın yerine çevirmesi olasılıklar arasında.</p>
<p>İran’ın olası bir uzlaşıdan elde edebileceği -küçüklü/büyüklü-  kazanımları bir kaldıraç gibi kullanarak, hızlı bir toparlanma sürecine girmesi, Molla rejiminin daha da güçlenmesi de bir olasılık. Bu durumda ise Molla rejimi kendisini “savaştan güçlenerek çıkan aktör” olarak konumlandırıp, bölgesel vekil ağlarını yeniden aktive etme, füze kapasitesini savaş tecrübesiyle geliştirme peşine düşebilir. Bu senaryo da yine tüm bölge farklı bir “yangın yeri” olasılığını tetikler.</p>
<p><strong>Petrol akışından dijital </strong><strong>egemenliğe; küresel ayrışma</strong></p>
<p>Pakistan’da kurulan barış masasının sonucu ne olursa olsun, İran savaşı daha şimdiden o bildiğimiz dünyayı değiştirmeye başladı bile. Savaş nedeniyle Kuveyt petrol ihracatını yüzde 75 oranında, Katar petrol ve doğalgaz ihracatını yüzde 70 oranında, Irak yüzde 82, Suudi Arabistan yüzde 34, Birleşik Arap Emirlikleri ise yüzde 26 oranında azalttı. Bölgede ihracatını artıran tek ülke, İran ile ABD arasında arabuluculuğa soyunan, bu nedenle İran’ın füze saldırısı düzenlemediği Umman oldu.</p>
<p>Bir başka kritik değişiklik ise, Batı cephesindeki ülkelerin, hem ekonomik hem de teknolojik olarak ABD’den olabildiğince uzaklaşma trendi. Bu trendin öncülüğünü ise Fransa yapıyor. Fransa’da tüm bakanlıklar ve hükümete bağlı kurumlar Amerikan merkezli bilgisayar işletim sistemlerini terk ederek, ya bizzat kendilerinin ya da AB’nin ürettiği sistemlere geçiyorlar. Avrupa’da siyaseten ABD’den kopuş sürecindeki kritik eşik ise Macaristan seçimleri; Viktor Orban’ın 16 yıldır oturduğu Başbakanlık koltuğundan kalkıp kalkmaması, bu kopuşun gidişatını etkileyecek.</p>
<p><strong>Müzakereden çıkacak sonuç </strong><strong>güvenliğin geleceğini belirleyecek</strong></p>
<p>İran meselesinde çatışmalar yeniden başlamasa bile, masadan herkesi tatmin edecek bir sonuç çıkması neredeyse imkansız gibi. Durum tüm bölge açısından çok ciddi bir stratejik sıkışmayı gösteriyor. Dolayısıyla İran-ABD müzakere sürecine sadece “diplomatik pazarlık” olarak bakmak mümkün değil.  Çıkabilecek her sonuç, Ortadoğu güvenlik mimarisinde gelecek yılların nasıl şekilleneceğini belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iran-savasinda-ateskes-kagit-ustunde-masada-bolunme-sahada-tirmanma-76870</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/0/1280x720/56-1776059578.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşında ateşkes kağıt üstünde; masada bölünme, sahada tırmanma ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkezin-kaygisi-doviz-talebi-76869</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez’in kaygısı döviz talebi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi yönetiminin, yüksek faiz ve kontrollü döviz kuru dengesine dayalı programı kararlılıkla sürdüreceği anlaşılıyor. Bunun devamı niteliğinde, 22 Nisan’daki Para Politikası Kurulu toplantısında bir faiz artırımı gelebilir. Bu olası adımın gayesi; savaşla sarsılan sermaye hareketlerini istikrara kavuşturmak ve iç piyasadaki döviz iştahını dizginlemektir.</p>
<p>Enflasyonla mücadele sürecinde kur hareketlerinin bir bant içinde kalması, uygulanan stratejinin merkezinde yer alıyor. Mevcut politika setinin sürdürülebilirliği, Türk lirasının reel anlamda güçlü kalmasını temel bir şart hâline getiriyor. Döviz fiyatlarındaki öngörülebilirlik, özel sektörün borç yükümlülüklerini ve açık pozisyon risklerini planlamasına olanak tanıyor. Fitch’in Türkiye’nin kredi görünümünü hafta sonu pozitiften durağan seviyeye çekmesi, programın disiplinle uygulanması zorunluluğuna işaret ediyor. Bu doğrultuda, makroekonomik hedeflere ulaşma yolunda herhangi bir aksamaya meydan verilmeyeceğini düşünüyorum.</p>
<p>Kredi kanallarındaki kısıtlayıcı tutum, iç talebi sınırlamak için önümüzdeki dönemde de korunacaktır. Programın başından beri farklı gerekçelerle dezenflasyon programına fazla destek vermeyen maliye politikası da sıkılaşmalıdır. Tek başına para politikası enstrümanlarıyla katedilen mesafe, yapısal sınırlarına ulaşmış durumdadır. Enflasyon beklentilerini kontrol altına almak ve sarsılmaz bir güven ortamı tesis etmek, para ve maliye politikalarının eş güdümlü hareket etmesine bağlıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkezin-kaygisi-doviz-talebi-76869</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez’in kaygısı döviz talebi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirmizi-pazartesi-76868</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırmızı pazartesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD ve İran’ın karşılıklı restleştiği bir ortamda haftaya ‘kırmızı pazartesi’ ile başlarız. Ateşkesin devam edip etmeyeceğine ve bu süreçte İran’ın Hürmüz Boğazı’nı ne kadar açacağına  bağlı olarak piyasaların tepkisinin sertliği belirlenir.</strong></p>
<p>Barış görüşmeleri bir anlaşmaya varamadan sona erdi. ABD ve İran heyetleri ülkelerine geri dönüyor. ABD Başkan Yardımcısı Vance, İran’ın nükleer silah konusunda istenen taahhüdü vermemesi üzerine görüşmeleri sonlandırdıklarını söyledi. İran devlet televizyonu Hürmüz Boğazı ve zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılması gibi konularda ABD’nin aşırı istekleri nedeniyle görüşmelerin sona erdiğini açıkladı.</p>
<p>Bundan sonra ne olacak? Askeri gücünü bölgeye getiren ABD’nin zafer elde etmeden geri dönme ihtimali yok.  ABD tarafı muhtemelen İran’a nihai ve son teklifi yaptıklarını söyleyip kısa bir süre verecek. Bu süre içinde, İran Hürmüz Boğazı’nı açmazsa ve zenginleştirilmiş uranyumu vermezse elektrik santrallerini, köprüleri vuran ağır bir saldırı ile İran ekonomisinin çökertilmesi hedeflenecek.  Zenginleştirilmiş uranyumu almayı hedefleyen bir askeri operasyon da saldırı sırasında devreye girecek.</p>
<p><strong>Uzun sürecek savaş, ABD </strong><strong>için Pirus zaferine dönüşür</strong></p>
<p>Piyasalar bu sürece nasıl tepki verir? ABD ve İran’ın karşılıklı restleştiği bir ortamda haftaya ‘kırmızı pazartesi’ ile başlarız. Ateşkesin devam edip etmeyeceğine ve bu süreçte İran’ın Hürmüz Boğazı’nı ne kadar açacağına  bağlı olarak piyasaların tepkisinin sertliği belirlenir. Ateşkesin bozulduğu, ABD’nin İran’ı taş devrine götürecek bir saldırı düzenlediği kötü senaryoda, enerji fiyatları barış görüşmeleri öncesi gördüğü zirveleri aşar. Hisse senedi ve tahvil piyasaları kazançlarını fazlasıyla geri verir.</p>
<p>ABD ve İsrail’in saldırılarına rağmen İran’ın direndiği uzun sürecek bir savaş senaryosu ABD için Pirus zaferine dönüşür.  Yaralanan ama direnen İran bölgedeki enerji altyapısına kalıcı zarar verebilir. Hürmüz Boğazını gemilerin geçemeyeceği şekilde mayınlarla döşeyebilir. Uzun sürecek bir savaş korkusu ile petrol fiyatları 125 – 150 dolara yükselirken, küresel ekonominin sert yavaşladığı, enflasyonun yükseldiği stagflasyon senaryolarını konuşmaya başlarız. Enerji altyapısına verilen zararın büyüklüğü enerji şokunun süresini uzatırken, boyutunu artırır.</p>
<p><strong>Küresel sert şok senaryosuna </strong><strong>karşı B planı hazır olmalı</strong></p>
<p>Bölgeye yakın olan ve enerjisinin üçte ikisini ithal eden Türkiye ekonomisi bu süreçten kaçınılmaz olarak olumsuz etkilenir. Enerji kaynaklarını çeşitlendiren, Orta Doğu’ya bağımlılığını azaltan Türkiye ihtiyacı olan enerjiyi bulmaya devam edecek. Avrupa ve Asya ülkelerine göre çok daha iyi durumdayız. Ama bu dayak yemeyeceğiz anlamına gelmiyor.</p>
<p> Enerji fiyatlarında uzun süreli artış, dış dengeyi bozarak döviz kurunu yükseltir. Enflasyonu yukarı çekerken büyümeyi ve istihdamı baskılar. Uygulanmakta olan dezenflasyon programının siyasi maliyeti artar. Uygulanan ekonomik programa güveniyoruz. Ama küresel şokun sertleştiği bir senaryoya karşı B planının hazır olması gerekiyor.</p>
<p>Süreç nasıl ilerleyecek, ABD Pirus zaferini mi, yoksa Kadeş anlaşmasını mı tercih edecek henüz bilmiyoruz. Ama yüksek oynaklığın yaşanacağı bir dönemden geçeceğiz. Kaldıraçlı taşınan riskli varlıkların büyüklüğü piyasalardaki satışın boyutunu artıracak. Başkan Trump’ın son anda geri adım atmasına dayalı TACO stratejisine oynayacak yatırımcıların alımları dalga boyutunu küçültecek. </p>
<p>Küçük yatırımcıların bu kurtlar sofrasından uzak durması ve taşıyamayacakları pozisyonları almamaları daha doğru olur. Rahmetli Vehbi Koç’un “Bir işe girerken, ne kazanacağımı değil, bu iş kötü giderse ne kaybedeceğimi sorarım” sözünü çalışma masanıza asın ve risk almak istediğinizde tekrar tekrar okuyun. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirmizi-pazartesi-76868</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kırmızı pazartesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-kahve-tutkusu-milyar-dolarlik-hikaye-76867</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin kahve tutkusu: Milyar dolarlık hikaye</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gerek artış hızı, gerek ulaştığı düzey açısından kahve ithalatı, istisnai bir süreç. Bu sadece bir tüketim artışı değil; Türkiye’nin küresel kahve tedarik zincirindeki pozisyonunun kökten değiştiğinin bir göstergesi.</strong></p>
<p>Türkiye’de kahve, cezveden taşan geleneksel bir alışkanlık olmaktan çıkıp milyarlarca dolarlık bir sektöre dönüştü. Sokak aralarındaki küçük kafelerden, mantar gibi türeyen uluslararası zincirlere kadar bu olgu, ülkenin ithalat dengesini de sarsıyor. Nedenini ve nasılını birlikte inceleyelim. Yakın zaman önce kahve ekonomisi hakkında düzenlenen bir panelde sunduğum bilgileri sizle de paylaşmak istedim.</p>
<p>Çok değil, 20 yıl öncesine kadar kahve, hemen hepimiz için “Türk kahvesi”nden ve kısmen de hazır (granül) kahvelerden ibaretti. Derken yabancı zincirler pazara girmeye başladı. Bunun genç tüketiciler için cazip bir ürün olduğu fark edilince, yerli zincirler de oyuna dahil oldu. Şimdilerde ise zincir kahve dükkanlarının cazibesini, yerel ve butik kafeler alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc7531a44df-1776055601.png" alt="" width="493" height="479" /><strong>Kahve ithalatı 2025’te </strong><strong>900 milyon doları aştı</strong></p>
<p>Hikayenin başında, Türkiye’nin kahve ithalatı yıllık 20-25 milyon dolardı. 2015’e geldiğimizde 150 milyon dolara çıktı. 2025’te ise 900 milyon doları aştı. Gerek artış hızı, gerek ulaştığı düzey açısından kahve ithalatı, istisnai bir süreç. Bu sadece bir tüketim artışı değil; Türkiye’nin küresel kahve tedarik zincirindeki pozisyonunun kökten değiştiğinin bir göstergesi.</p>
<p>2025’te kilosu 7,3 dolardan, 125 bin ton kahve çekirdeği ithal ettik. Muazzam bir miktar. Cüzi bir miktarda ihracatımızı da dikkate alınca bu, kişi başına 1,3 kilograma yakın kahve tüketiyoruz demek. Çocuk ve 65 yaş üstünü denklemden çıkarırsak tüketim bunun iki katına çıkıyor.</p>
<p>125 bin tonluk ithalatımızın 87 bin tonunu kilogramı 6,6 dolardan Brezilya’dan yaparken, Hollanda ve İtalya gibi ülkelerden gelen kahveler için kilogram başına 15 doların üzerinde bedel ödüyoruz.</p>
<p><strong>Kahve, mobil yaşamın </strong><strong>aksesuarı haline geldi</strong></p>
<p>Kahve ekonomisi, sadece çekirdek ithalatıyla sınırlı kalmayıp, giderek büyüyen bir yan sanayi ekosistemi yaratıyor. Pandemi bu konuda da bir kırılma noktası. 2020 sonrasında hibrit yaşam modeli, tüketicilerin kahve tüketimini sokağa, arabaya ve eve taşımaya itti. Bunun etkisiyle birkaç ürünün tüketimi ve ithalatında da “saçma” düzeylere doğru gidiyoruz. Mesela esamesi okunmayan, 1-2 milyon düzeyinde seyreden termos ithalatımız 90 milyon dolara ulaştı. Evde baristalığa soyunan tüketiciler, demleme makinesi ithalatını 200 milyon dolar seviyesine taşıdı. Bu veriler, kahvenin artık bir içecek değil, mobil yaşamın ayrılmaz bir aksesuarı haline geldiğini gösteriyor.</p>
<p>İşin bir de perakende boyutu var. Kafeler, giderek müşterilerin kahve içmek için uğradığı mekanlar olmaktan çok, kimileri için telefonunu şarj edip üç saat kesintisiz internet kullanabileceği, sosyal medya hesapları için havalı bir post atabileceği, kimileri için arkadaşlarıyla sosyalleşme mekanı, kimileri için ofis, kimileri için sınavlara çalışılan bir kütüphaneye dönüyor.</p>
<p>Resmi bir veri olmamakla birlikte Türkiye’de 20 bine yakın kafe olduğu tahmin ediliyor. Bunun yüzde 20’si zincir mağazalar. Yüksek sermaye gerektirmediği ve pazar hızlı büyüdüğü için, sürekli yeni kafeler açılırken, yer seçimindeki hatalar, yüksek kiralar ve düşük müşteri devir hızı nedeniyle yine çok sayıda girişim de kapanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-kahve-tutkusu-milyar-dolarlik-hikaye-76867</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/7/1280x720/kahve-1776059626.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin kahve tutkusu: Milyar dolarlık hikaye ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neden-22-yuzyil-hayalleri-kurmuyoruz-76866</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Neden 22. yüzyıl hayalleri kurmuyoruz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son bir haftadır, Artemis II ayın karanlık yüzüne gidip dönerken aklıma bu soru takıldı doğrusu. Geleceğe yönelik büyük hayallerimiz yok artık. Aslında ortada geleceğe yönelik büyük projeler de yok sanki. Eskiden siyaset coşku yaratırdı, şimdi ortada derin bir sessizlik var. Neden artık büyük hayallerimiz yok?</p>
<p><strong>Türkiye, Hindistan ve </strong><strong>Çin, 22. yüzyılda nasıl olur?</strong></p>
<p>Geçenlerde Hindistan, Türkiye ve Çin’in rakamlarına bakıyordum. Türkiye, 1980 yılında ekonomik reform programını açıkladı. Dışa açılarak ekonomik istikrarı temin edecektik. Reform sürecinin mimarı Turgut Özal, o vakit daha başbakanlık müsteşarıydı. Başbakan Süleyman Demirel’di. Demirel’in elektrifikasyon hamlesi olmasa bugün asla burada olmazdık. Barajlar kralı olmasa olmazdı.</p>
<p>Hindistan, kendi dışa açılma ve ekonomik reform programını 1991 yılında açıkladı. Reformun mimarı zamanın maliye bakanı Manmoohan Singh’ti.</p>
<p>Çin’de ise Deng Xiao Ping 1992 yılında güney gezisine çıkarak dışa açılma ve ekonomik reform programının hala canlı olduğunu anlatmaya başladı. Shanghai, Shenzen, Guangzho’yu dolaştı. 1989 Tiananmen meydanı hadisesi sonrasıydı. Deng serbestleşme sürecinin her şeye rağmen devam edeceğini anlatıyordu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc740335db8-1776055299.png" alt="" width="899" height="338" />Şimdi bu nedir? Türkiye, Hindistan ve Çin 20. yüzyılın ikinci yarısında, yeni bir gelecek tahayyül ederek büyük adımlar attılar, ekonomilerinin işleyiş biçimini değiştirdiler. Sonra 21. yüzyılın ilk çeyreğinde her üçü de birer sanayi ülkesine dönüştü. Ürün ve pazar çeşitliliğinde göz kamaştırıcı bir performans sergilediler.</p>
<p>Her üç ülke de 20. yüzyılda birer adım attılar ve attıkları adımın olumlu sonucunu 21. yüzyılda aldılar. Şimdi hepsinin 22. yüzyılı düşünmeye başlaması lazım aslında.</p>
<p>Dünya değişiyor, teknolojik rekabet hızlandı. Teknolojik rekabet ne demek? Geleceği en çok tahayyül edenin başarılı olma şansı daha fazla olacak. Alın mesela yapay zekaya dayalı yeni teknolojileri, yarın kesinlikle bugünden daha farklı olacak.</p>
<p>Özellikle Türkiye’de böyle heyecan verici bir gelecek perspektifi göremediğim için ne olacak merak ediyorum. Neden 22. yüzyıl hayalleri kurmuyoruz? Gelecekten umutsuz olduğumuz için mi geleceği hayal edecek halimiz yok? Çünkü geçtim ütopyayı ortada bir distopya bile görmüyorum ben.</p>
<p>Belki de meseleye tersinden bakmak lazım. Son dönemde literatürde “Designing Hope” diye bir yaklaşım var. Umut kendiliğinden ortaya çıkan bir duygu değil, tasarlanması gereken bir şey diyorlar. İnsanlar ancak mümkün gördükleri bir geleceği hayal edebiliyor. Mümkün görünmeyen bir gelecek için kimse hayal kurmuyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Bilim kurgu romanlarında da 22. yüzyıl yok diyor bilenler</strong></p>
<p>Aslında benzer bir meseleyi 2020’de pandemiden çıkarken bilim kurgu yazarı William Gibson kendi alanı için dile getirmiş BBC Radio 4’ün Today programında. “20. yüzyılda geleceği tahayyül eden pek çok bilim kurgu romanı ve hikayesi varken 21. yüzyılda neden hiç 22. yüzyılda yaşamın nasıl olacağını hayal eden yeni hikayeler ve romanlar yok?” Gibson bunu gelecek yorgunluğu “future fatigue” diye anlatıyor.</p>
<p><strong>İnsanoğlunun neslinin tükenmeyeceğini düşünenlerin oranı düşüyor.</strong></p>
<p>YouGov anketine göre, 2016 yılında İngilizlerin yüzde 30’u insanoğlunun neslinin hiçbir zaman tükenmeyeceği kanaatindeymiş. 2022 yılında bu oran yüzde 23’e düşmüş. Hiçbir zaman neslimiz tükenmez diyenlerle 1000 yıl daha tükenmez diyenleri toplayıp baksanız yine aynı sonuç. 2016 yılında yüzde 58’den yüzde 47’ye düşüyor insanoğlunun geleceğinden umutlu olanlar.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc741d0b763-1776055325.png" alt="" width="999" height="215" />Niye yok oluyoruz? Teknoloji, pandemi, yapay zekâ ve robotlardan diyenlerle iklim değişikliğinden diyenler başa baş. Ama sizin anlayacağınız gelecekten umutsuzluk baki.</p>
<p>Dünya Mutluluk Raporu’nun 2026 sıralamalarına göre Amerika 2012’de 11’incilikten, 2026’da 23’üncülüğe gerilemiş. Ancak 30 yaşından küçük olanlar açısından bakarsanız sıralamada 62’nciliğe düşüyor. Nedir? Yaşlılar umutlu, asıl gençler umutsuz. Yeni kuşaklar mutsuz ve gelecekten umutsuz olunca, geleceği tahayyül etmekte hayal oluyor tabii.</p>
<p><strong>Türkiye’de gençlerin umutsuzluğu </strong><strong>belirginleşirken uyuşturucu kullanımı artıyor</strong></p>
<p>Doğrusu bu sonuçlar Habitat Derneği’nin “Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Raporu” sonuçları ile çakışıyor. 18 ilde 18-29 yaş arası gençlerle yapılan bir çalışma bu. 2017’de hayattan memnuniyet düzeyi yüzde 70 iken, 2026’da bu oran yüzde 50 seviyesine geriliyor.</p>
<p>Gençlerin en büyük derdi işsizlik. Gelecek umudu en düşük olan grup ise iş arayanlar. İsterseniz Türkiye’nin gençlerin umutsuzluğunda dünyadan nasıl ayrıştığını TEPAV iktisatçılarının yandaki grafiğinden değerlendirebilirsiniz. Otuz yaş altı mutlulukta dünya bir yanda, Türkiye öteki yanda. Yok artık.</p>
<p>Yatay eksende otuz yaş altı mutluluk oranı var dünyanın tüm ülkelerinden. ABD’den, Danimarka’ya, Şili’den Kosta Rika’ya. Türkiye otuz yaş altı gençlerde en düşük mutluluk oranına sahip ülke konumunda.</p>
<p>Dikey eksen ise ne istihdamda ne de eğitimde olan gençlerin oranını gösteriyor. Bir nevi iş arayıp bulamayanlar işte. Bu oran Türkiye’de, Kolombiya’da, Kosta Rika’da yüksek.</p>
<p>Ama grafikte hem ne istihdamda ne eğitimde oranında en yüksek, hem de otuz yaş altı mutluluk oranında en düşük ülke Türkiye. Gelecek umudu en düşük grup iş arayanlar demiştim zaten.</p>
<p>Ne diyeyim? Burada 22. yüzyılı tahayyül etmek, gelecekten umutlu olmak pek zor elbette. Tevekkeli değil, memlekette özellikle gençler arasında uyuşturucu suçları tavan yapıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc74352be1d-1776055349.png" alt="" width="900" height="366" /><strong>Peki, Artemis II bir fark yaratır mı?</strong></p>
<p>Aslında eskiden dünya böyle değildi. Gelecekten daha mı bir umutluyduk sanki? Ben doğrusu aya ayak basma dönemini hatırlıyorum. O günün teknoloji rekabeti insanı gelecek konusunda umutlandırıyordu.</p>
<p>Ay Modülü, Apollo 11’den ayrılıp ayın yüzeyine indi. Sonra Modülün kapısı açıldı, uzay elbisesi içinde Neil Armstrong aya ayak bastı. Tarih 20 Temmuz 1969’du. Ben daha sekiz yaşındaydım. Bakın o günü hiç unutmadım.</p>
<p>O vakitler, daha siyah beyaz televizyon çağındaydık. TRT televizyonu deneme yayını aşamasındaydı. Bizim evde henüz televizyon yoktu. TRT yayınını izlemeye iki kat yukarı teyzemlere çıktım. Son derece karlı, siyah beyaz yayını heyecanla izlediğimi hatırlıyorum.</p>
<p>Armstrong aya ayak bastı. Sonra modülün pilotu Edwin Aldrin modülden çıktı. Michael Collins Apollo’da kaldı, aya inemedi diye üzülmüştüm. Bakın bu isimleri de hiç unutmadım.</p>
<p>Sonra Sovyetler dağıldı, uzay yarışı bitti. Elli yıl aradan sonra Artemis II ilk insanlı uzay yolculuğu ile gündeme geldi. Gerçi Çin 2030’da aya ayak basmaya hazırlanmasa bu da olmazdı. Yarışın yeniden başlaması 22. yüzyıl hayallerini canlandırır mı? Doğrusu daha emin değilim.</p>
<p>Ama şunu görebiliyorum: 1969’dan bugüne kazanımlarımızı koruyabilmek için bir an önce 22. yüzyılı hayal etmeye başlamamız gerekiyor Türkiye’de. Başa döneyim. Türkiye zaten kendi bölgesinde hakikaten bir sanayi devi, geçenlerde anlattım.</p>
<p>Şimdi yapılması gereken Avrupa Birliği’nin “Made in Europe” sürecini Türkiye için bir reform hamlesine çevirmek, dışa açılma sürecini daha da genişletmek ve işler ve bağımsız bir hukuk sistemi dahil eksiklerimize odaklanmaktır. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini mümkün kılabilecek bir konjonktürün içinden geçiyoruz. Malum, fırsatların kazası olmaz.</p>
<p>Esası hep akılda tutmakta fayda var bu aşamada. Nedir 1969’dan beri Türkiye’nin en büyük kazanımı bu topraklarda? Her şartta, dünyanın her yerinde faaliyet gösterebilen, ayakta kalabilen, organizasyon kabiliyetine sahip Türk şirketleridir.</p>
<p>Türkiye’nin gücü nedir? Türkiye’nin gücü, becerikli Türk şirketleridir. Kalanı laftır.</p>
<p>Ehem mühimme müreccahtır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neden-22-yuzyil-hayalleri-kurmuyoruz-76866</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/6/1280x720/kalabalik-genc-istiklal-1776055448.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Neden 22. yüzyıl hayalleri kurmuyoruz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-enflasyonla-surdurulebilir-buyuyebilir-miyiz-76865</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu enflasyonla sürdürülebilir büyüyebilir miyiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Enflasyonu, büyüyen ekonominin motor ısısı diye tanımlayanlar var. Fakat toplumun enerjisi, enflasyon ile ziyan olup gidiyorsa, sürdürülebilir büyümeden, istikrarlı kalkınmadan söz edilemez.</strong></p>
<p>Büyüyemeyiz tabii ki… Zira sürdürülebilirlik, <strong>büyümeye dair her ne yapıyorsan</strong> onun <strong>biteviye tekrarından </strong>gelir. <strong>Ata biner atayı unutur, attan iner atı unutur</strong> zihin yapısıyla büyümeniz, <strong>taşikardi kalp kardiyo kaydı</strong> gibi bir yukarı bir aşağı zıplayıp durur; <strong>orta gelir tuzağında patinaj</strong> yaparsın.</p>
<p>Sürdürülebilir büyümek tüm <strong>toplumların dilinde</strong> ancak herkesin harcı değil. Zira sürdürülebilirlik, <strong>söylemle </strong>değil<strong>, eylemle </strong>mümkün. Birbiriyle <strong>tutarlı</strong>, <strong>bütüncül</strong> yaklaşımla hazırlanmış, <strong>siyaset</strong> ve <strong>partiler üstü</strong> anlayışı benimsemiş toplumların harcı… Bizde ise <strong>içi boşaltılmış bir slogan</strong> yalnızca…</p>
<p><strong>SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME NE İŞİMİZE YARAYACAK?</strong></p>
<p><strong>1</strong>- Öncelikle fiyat istikrarın olur. Enflasyonun kontrol altındadır. Merkez bankası paranın dümenindedir. <strong>2</strong>- Büyüme sürdürülebildiği oranda refaha yansır. Kalıcı refahın birincil şartı da büyümenin sürmesidir. <strong>3</strong>- İşsizliğin düşüktür ve mesleki derinlikler, uzmanlıklar oluşmaya başlar. <strong>4</strong>- Özgürlükler artar. Piyasa ekonomisi içinde daha az yasaya ihtiyaç duyarsın. İktisadi düşünce özgürleşir. <strong>5</strong>- Cari fazla verirsin, altyapı yatırımlarına özkaynak temin eder, ithalata bağımlılığını azaltırsın. <strong>6</strong>- Yapay zekâ daha etkin kullanılır, yeni işler üretilir, katma değerli farklı alanlar geliştirilir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Sürdürülebilir büyümeye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Mutluluk endeksi yükselir mi?</em></strong></p>
<p>Evet. Bu da seni <strong>göç veren ülke</strong> olmaktan çıkarır, daha fazla <strong>milletlerin cazibe merkezi</strong> haline gelirsin. Eğitim kurumların <strong>küresel markalar</strong> üretir, kültürel unsurların senin <strong>yumuşak gücün</strong> haline gelir.</p>
<p><strong><em>Toplumda hoşgörü artar mı?</em></strong></p>
<p>Refah artışı daha fazla <strong>bireyin uygarlık talebini</strong> tetikler. Bu da <strong>iş birliği kültürünü</strong> yüceltir. Ardından hoşgörü ortamında <strong>toplumsal barışın çimentosu</strong> oluşur.  Çatışmalar yerini işbölümüne bırakır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>BİZİM BÜYÜME MODELİMİZ CON AHMET’İN DEVRİDAİM MAKİNESİ</strong></p>
<p><strong>Con Ahmet</strong>’in devridaim makinesi; <strong>ürettiği enerjiden başka kaynak olmadan</strong> tükettiği enerjiyle <strong>sürgit hareket edebileceğini sanmanın</strong> sembolik ifadesidir. Dinamonun ürettiği elektrikle çalışan <strong>motorun</strong> aynı <strong>dinamoyu</strong> çevirmesi hali… Milyonlarca <strong>devridaim modeli</strong> denenmiş fakat hiç biri çalışmamıştır.</p>
<p><strong>BÜYÜME LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Fiktif büyüme:</strong> Reelde katma değerin artmayışı fakat rakamların, hacimlerin, metriklerin yükselmesi</p>
<p><strong>Şişme:</strong> Hamile kadının karnı, gerçek büyümedir. Ancak gaz birikmiş bir karın da büyümüş denilebilir.</p>
<p><strong>İthal ikameci büyüme:</strong> Daha önce ithal edilen malların korumacı politikalarla içeride üretilmesi</p>
<p><strong>İstihdam dostu büyüme:</strong> İşsizlik oranlarını düşüren, yeni iş alanları yaratan, kalkındıran büyüme</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-enflasyonla-surdurulebilir-buyuyebilir-miyiz-76865</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/market-3.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu enflasyonla sürdürülebilir büyüyebilir miyiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ogretmenin-yerini-almak-icin-degil-guclendirmek-icin-var-76864</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Yapay zeka’, öğretmenin yerini almak için değil, ‘güçlendirmek’ için var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ÜSKÜDAR </strong>Amerikan, Tarsus Amerikan ve İzmir Amerikan okullarını bünyesinde bulunduran Sağlık ve Eğitim Vakfı’ndan Ocak ayı sonlarına doğru bülten geldiğinde ilgimi çekmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Cisco Türkiye, Romanya ve CIS Bölgesi Genel Müdürü Didem Duru, Şubat 2026’dan itibaren Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV) Genel Müdürlüğü görevine başlayacak.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Didem Duru </strong>ile buluştuğumuzda SEV’in Genel Müdürlüğü görevine geçişinin öyküsünü dinlemek istedim, konuya üniversite mezuniyetinden girdi:</p>
<ul>
<li><strong>1995 yılında İstanbul Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra 26 yıllık profesyonel kariyerim boyunca finans ve teknoloji odaklı sektörlerde kurumsal dönüşüm, stratejik büyüme, insan ofaklı liderlik gibi alanlara odaklandım.</strong></li>
<li><strong>Finansbank, IBM ve Dell’deki görevlerimin ardından 2019-2024 yılları arasında Cisco Türkiye Ülke Genel Müdürü olarak görev yaptım. 2024-2026 döneminde Cisco Türkiye, Romanya ve CIS Bölgesi’ni yönettim.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Didem Duru, </strong>SEV Kurumsal İlişkiler ve Etkinlikler Müdürü <strong>Zeynep Atlan</strong>’ın eşlik ettiği buluşmada hayatı boyunca eğitimi toplumsal dönüşümün en güçlü kaldıracı olarak gördüğünü vurgulayıp, görev yaptığı sivil toplum örgütlerini sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) Yönetim Kurulu Başkanlığı</strong></li>
<li><strong>BAKSI Kültür Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı</strong></li>
<li><strong>YASED Yönetim Kurulu Üyesi</strong></li>
<li><strong>AM-Cham Yönetim Kurulu Üyesi</strong></li>
<li><strong>WTECH Kurucu Üyesi</strong></li>
<li><strong>KAGİDER Danışma Kurulu Üyesi</strong></li>
<li><strong>İNAN Vakfı Danışma Kurulu Üyesi</strong></li>
</ul>
<p>SEV Genel Müdürlüğü gündeme geldiğinde şöyle düşündüğünü paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bu iş bana profesyonel yönetici olarak çalışırken sivil toplum kuruluşunda görev yapmanın hazzını birlikte yaşatacak. İki alan benim için SEV’de birleşmiş oldu.</strong></p>
<p><strong>Didem Duru, </strong>SEV’in öyküsüne geçerken 2013 yılının ilk aylarını anımsadım. 1980’lerde Migros’un Kurumsal İletişim Direktörü iken tanıdığım, Global Tanıtım’ın kurucusu <strong>Ceyda Aydede</strong>’den bir mail gelmişti:</p>
<ul>
<li><strong>25 yıl önce kurduğum ve adı artık Global HK Stratejies olan şirketimden ayrılıyorum. Bundan sonra Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV) Başkanı olarak gönüllü çalışacağım.</strong></li>
</ul>
<p>Bu mailin ardından 2013 yılı Ağustos ayı başlarında <strong>Ceyda Aydede </strong>ile Üsküdar Amerikan Lisesi kampüsünde buluşmuştuk. <strong>Aydede, </strong>1968’de kurulan ancak bünyesindeki kurumların tarihi 1820’lere uzanan SEV çatısı altındaki kuruluşları sıralamıştı:</p>
<ul>
<li><strong>SEV Yayıncılık-Redhouse (1861), Üsküdar Amerikan Lisesi (1876), İzmir Amerikan Lisesi (1878), SEV Amerikan Hastanesi-Gaziantep (1879), Tarsus Amerikan Koleji (1888), Üsküdar, Tarsus, İzmir SEV İlköğretim Okulları (1997).</strong></li>
</ul>
<p><strong>Aydede, </strong>söz konusu eğitim, yayın ve sağlık kuruluşlarının SEV’e devrinin 45 yıl sürdüğünü belirtmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Kuruluşları 1860’larda başlayan yayın, eğitim ve sağlık kuruluşlarını uzun süre Amerikalı misyonerler yönetti. 1968’de kurulan SEV’le birlikte bu eğitim kurumlarının mezunları yönetimi devraldı.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Didem Duru, </strong>tarihçeyi anlatırken şu ayrıntıya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Talas Amerikan Ortaokulu 1967 yılında kapanmıştı. Talas’ın kapanması, SEV’in kurulmasını tetiklemiş. Mezunları diğer okulların yaşamasını sağlamak için 1968 yılında SEV’</strong><strong>i</strong><strong> kurmuştu.</strong></p>
<p>SEV’in mezunların kendi okullarına sahip çıkma ve yaşatma vizyonuyla doğmuş gönüllülük hareketi olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>SEV, halen gönüllü mezunlardan oluşan mütevelli heyeti ve yönetim kurulu tarafından yönetiliyor. 1990 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla </strong>“kâr amacı gütmeyen vakıf” <strong>statüsü kazanmıştı.</strong></p>
<p><strong>“SEV Amerikan Koleji”</strong>nin de eklenmesiyle bünyelerindeki lise sayının 4’e çıktığını anımsatıp sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>SEV okullarında 2025-2026 eğitim ve öğretim döneminde toplam öğrenci sayımı 5 bin 501’</strong><strong>i</strong><strong> buldu. SEV ve bağlı kurumlarında 747’si öğretmen olmak üzere 1079 eğitim çalışanı görev yapıyor.</strong></p>
<p>Uzun yıllar teknoloji şirketi Cisco’yu Türkiye ve bölgede yönettiği için eğitimde <strong>“yapay zeka” </strong>üzerine de konuştuk. <strong>Didem Duru, </strong>SEV’in <strong>“yapay zeka”</strong>ya bakışını, yaklaşımını ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>SEV, </strong>“yapay zeka” <strong>ve teknolojileri, eğitim için tehdit değil, dönüşüm ve yeniden tanımlama, yeniden öğrenme, inşa etme fırsatı görüyor. </strong>“Yapay zeka” <strong>çağında eğitim, içerik aktarımına değil zihinsel olgunluk ve karakter gelişimine yönelip </strong>“bilgi”<strong>den </strong>“bilgelik” <strong>odağına kayıyor.</strong></p>
<p>Tüm okulları için <strong>“SEV Yapay Zeka Pol</strong><strong>i</strong><strong>tikası” </strong>oluşturulduğunu bildirip, şu noktalara işaret etti:</p>
<ul>
<li>“Yapay zeka”, <strong>öğretmenin yerini almak için değil, öğretmenin etkisini daha güçlendirmek için var.</strong></li>
<li><strong>Pedagojik yaklaşımın yerine geçmek için değil, onu daha görünür, daha ölçülebilir ve daha güçlü kılmak için var.</strong></li>
<li>“SEV Yapay Zeka Politikası”, <strong>pedagojik kullanım çerçevesini, etik ve güvenlik ilkelerini, ver</strong><strong>i</strong><strong>yönetimi standartlarını, öğretmen ve öğrencinin sorumluluklarını net biçimde tanımlıyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>“Yapay zeka”</strong>yı dijital dönüşümün bir aracı olarak gördüklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Teknoloji sektöründe görülen en temel gerçek şudur: </strong>En iyi sistem bile insan sahiplenmezse çalışmaz. Bu nedenle SEV’de dijital dönüşüm öğretmen gelişimiyle başlar.</p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Öğretmenlerimizi yalnızca bilgi aktarıcı veya kullanıcı değil, </strong>“öğrenme tasarımcısı”<strong> ve </strong>“öğrenme araştırmacısı”<strong> konumuna taşımak istiyoruz.</strong></p>
<p>SEV’in benimsediği, çizdiği politika, <strong>“yapay zeka”</strong>nın eğitimde kullanımın en doğru formülünü ortaya koymuş gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Mezunlar fona katkı veriyor, 826 öğrenci burslardan yararlanıyor</span></h2>
<p><strong>SAĞLIK </strong>ve Eğitim Vakfı (SEV) Genel Müdürü <strong>Didem Duru, </strong>vakfın burs programına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>2025-2026 döneminde 5 bin 501 öğrencimizin 826’sı, yani yüzde 15’</strong><strong>i</strong><strong> SEV burslarından yararlanıyor. Bu rakam kısmi burs alan öğrencilerimizi de kapsıyor. Dolayısıyla bunun </strong>“tam burs” <strong>karşılığı yüzde 10 düzeyinde bulunuyor.</strong></p>
<p>Burs kategorilerini sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>SEV Bilim, Sanat ve Spor Bursları, üstün yetenekli ulusal ve uluslararası başarılı öğrencilere verilen burslar</strong></li>
<li><strong>Akademik başarı bursları</strong></li>
<li><strong>Maddi destek bursları</strong></li>
</ul>
<p>Bursların SEV kaynakları ve çoğunluğu mezun olan bağışçıların katkılarıyla karşılandığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>2025-2026 döneminde 23 öğrencimiz mezun sınıflarının bağışlarıyla burslu okuyor. Her mezun sınıfı topladığı bağışlarla bir öğrenciye eğitim imkanı sağlıyor.</strong></p>
<p>Bursları kalıcı hale getirmek için <strong>“toplu burs fonu” </strong>uygulamasını yaygınlaştırmaya çalıştıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl 3 adet 100 bin dolarlık </strong>“endowment fonu” (toplu burs fonu) <strong>hayata geçirildi. Her fon, her yıl bir öğrencinin bursunu sürekli hale getirebiliyor.</strong></p>
<p>Bu noktada SEV’in güçlü mezun ağı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>SEV, 20 bine varan mezunuyla Türkiye’nin en güçlü mezun ağlarından birine sahip bir ekosistem oluşturmuş bulunuyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ücret artışını mümkün olan en düşük seviyede tutmaya özen gösterdik</span></h2>
<p><strong>SAĞLIK </strong>ve Eğitim Vakfı (SEV) Genel Müdürü <strong>Didem Duru, “SEV’in toplumsal etkisini artırmanın”</strong> sadece fiziksel büyüme değil, sürdürülebilir ve nitelikli bir gelişimle mümkün olabildiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>2026-2027 eğitim ve öğretim yılına hazırlanırken, nitelikli eğitim yaklaşımımızdan ödün vermeden, öğrencilerin geleceğini, eğitimin niteliğini ve kurumun sürdürülebilirliğini gözeterek ücret düzenlemesi yaptık.</strong></p>
<p>Ücret artışını mümkün olan en düşük seviyede tuttuklarını ve ödeme seçeneklerini çeşitlendirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Mart ayında kayıt tamamlayan veliler için anaokulunda yüzde 4, ilköğretim kurumları ve lise hazırlık ücretleri hariç diğer seviyelerde ise yüzde 8-11.7 arasında artış uygulandı ve 12 taksit imkanı sunuldu.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Mezunların yüzde 73’ü üniversite için yurt dışına gidiyor</span></h2>
<p><strong>SAĞLIK </strong>ve Eğitim Vakfı (SEV) Genel Müdürü <strong>Didem Duru, </strong>4 liseden geçen yıl 576 öğrencinin mezun olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Mezunlarımızdan üniversiteye yerleşenlerin yüzde 20’si Türkiye’de, yüzde 73’ü ise yurt dışında eğitimlerini sürdürüyor.</strong></p>
<p>Geçen yılki mezunlarının yüzde 7’sinin üniversiteye yerleşmediğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>164 mezunumuz </strong>“Times Higher Education” (THE) <strong>listesinde ilk 100’de yer alan üniversitelere yerleşti.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kampüslerde fiziksel dönüşüm ve renovasyon için 3 ilde eş zamanlı plan</span></h2>
<p><strong>SAĞLIK </strong>ve Eğitim Vakfı (SEV) Genel Müdürü <strong>Didem Duru, </strong>İstanbul, İzmir ve Tarsus’taki kampüslerindeki dönüşüm planlarını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Kampüslerimiz için gelecek döneme yönelik planlamamız, üç farklı ilde eş zamanlı yürüttüğümüz, bütüncül ve uzun vadeli bir fiziksel dönüşüm vizyonuna dayanıyor.</strong></p>
<p>Planı biraz açtı:</p>
<p>-          <strong>Bu süreç, yeni eğitim yapılarının inşasıyla birlikte, tarihi binaların restorasyonu, mevcut yapıların deprem performansını artıracak güçlendirme ve çağdaş ihtiyaçlara yanıt veren kapsamlı renovasyon uygulamalarını iç içe kurguladığımız bir yaklaşım içeriyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ogretmenin-yerini-almak-icin-degil-guclendirmek-icin-var-76864</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/4/1280x720/67-1776054963.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Yapay zeka’, öğretmenin yerini almak için değil, ‘güçlendirmek’ için var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kara-pazartesi-mi-76863</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kara pazartesi mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İran ile ABD arasındaki görüşmeler 24 saat bile sürmedi ve taraflar İslamabad’dan ayrıldı. Şimdi bütün dünya bugün olacakları bekliyor.</p>
<p>Acaba 13 Nisan 2026, kara pazartesi olarak mı anılacak, kaygı duyulan bu.</p>
<p>İlan edilen on beş günlük ateşkesin sonunda kalıcı bir barış sağlanır mı, sağlanmaz mı diye düşünülürken bir yandan da ateşkesin on beş gün boyunca korunup korunmayacağı tartışması yapılıyordu. Zaten İsrail ateşkes ilanından hemen sonra Lübnan’a dönük saldırıları devam ettirerek İran’ın ateşkes şartlarından birini ihlal etmiş ve adeta <strong>“Ben ateşkes istemiyorum”</strong> diye haykırmıştı.</p>
<p>Anlaşmazlık konuları belli… ABD İran’dan nükleer konusunda taahhüt istiyor, İran ise barışçıl nükleer enerji haklarından vazgeçmiyor ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurması yönündeki isteği reddediyor.</p>
<p>ABD Hürmüz boğazından geçişte bir ücret alınmasına karşı çıkarken İran bu konuda söz hakkının kendisinde olmasında ısrarcı.</p>
<p>Uzlaşma sağlanamayan diğer iki temel konu da İran’ın Lübnan’daki Hizbullah’a ve Yemen’deki güçlere verdiği destek ile savaş tazminatı.</p>
<h2>Bugün ne olur?</h2>
<p>Bu sorunun yanıtı ateşkes ilan edildikten sonra olanlara bakılarak verilebilir.</p>
<p>O gün olanların tersi söz konusu olacaktır…</p>
<p>Öncelikle ham petrol fiyatları yeniden artacak, genel olarak tüm enerji kalemlerinde yükselme görülecektir.</p>
<p>Borsalarda ve emtia fiyatlarında geri çekilme yaşanacaktır.</p>
<h2>Nefes alır gibi olunmuştu ki…</h2>
<p>Tüm dünya gibi Türkiye de ateşkesten sonra soluklanmıştı ki, bu soluklanma çok kısa süreli oldu.</p>
<p>Ateşkesten hemen sonra motorinde tek seferde şimdiye kadar gerçekleştirilen en büyük indirimin ömrü zaten yalnızca bir gün sürmüştü. Şimdi bu hafta içinde muhtemelen ve ne yazık ki yeniden yüklü zamlar görülecektir.</p>
<p><strong>Akaryakıt zamları artık resmi enflasyon oranını etkilemiyor(!) ama bu zamlar hem ekonomideki maliyet baskısını artıracak, ekonomik durgunluğu körükleyecek, hem de vatandaşın geçim zorluğunun daha artmasına yol açacaktır.</strong></p>
<h2>Merkez ne yapacak?</h2>
<p>Ateşkesin tümüyle sona ermesi gibi bir durum yaşanırsa, ki gidişat öyle, Merkez Bankası 22 Nisan’daki PPK toplantısında ne yapacak? Görünürde dört senaryo var…</p>
<p><strong>-Senaryo I:</strong> Hiç yapılamayacak olan faiz oranlarına dokunmadan fonlamayı gecelikten haftalığa kaydırmaktır. Çünkü bu, halen fiilen yüzde 40 olan faizin yüzde 37’ye indirilmesi olur ki, bu bir ekonomik intihardır.</p>
<p><strong>-Senaryo II:</strong> Merkez Bankası faiz oranlarını sabit bırakabilir ve fonlama yine gecelik kanaldan yapılır. Şimdiki duruma göre bir değişiklik olmaz.</p>
<p><strong>-Senaryo III:</strong> Merkez Bankası tüm faizleri 3’er puan artırır. Haftalık repo ihale faiz oranı yüzde 40’a, gecelik fonlama faiz oranı yüzde 43’e yükseltilir. Fonlamada yeniden haftalık repoya geçilir ve fiili faiz değiştirilmemiş olur. Ya da faizler yüzde 40 ve 43 olarak belirlenir ve fonlama gecelik borç verme kanalından yapılarak faiz yüzde 43’e çıkarılır.</p>
<p><strong>-Senaryo IV:</strong> Ateşkesin geride kalması ve savaşın daha da şiddetlenmesi gibi bir durum yaşanırsa Merkez Bankası faizleri 4 puan ya da daha fazla artırır ve duruma göre fonlamayı haftalık repo ihalesi yoluyla yapmaya başlar ya da yine gecelikten devam eder.</p>
<p>Bu senaryolardan hangisinin gerçekleşeceğini kuşkusuz önümüzdeki günler belirleyecek. Ama ilk senaryonun gündeme gelmesi şu aşamada hiç mi hiç mümkün görünmüyor.</p>
<p>Olabilecek en ağırlıklı senaryo, üçüncü senaryo ve bunun ilk bölümüdür, yani faizin 3’er puan artırılması ve fonlamanın haftalıktan yapılmasıdır.</p>
<p>Ama savaş daha da şiddetlenirse dördüncü senaryo gündeme gelecektir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sanayi üretimine hangi pencereden bakmalı?</span></h2>
<p>Sanayi üretiminde şubatta ortaya çıkan gerçekleşme ilk bakışta olumlu bir gidişata işaret ediyor. Şubattaki üretim takvim etkisinden arındırılmış hesaplamaya göre geçen yılın aynı ayının yüzde 2,2, takvim ve mevsim etkisinden arındırılmış hesaplamaya göre ise bir önceki ayın yüzde 2,6 üstünde.</p>
<p>Sanayi üretiminde en büyük ağırlığa sahip imalat sanayinde ise geçen yıla göre yüzde 2,4, bir önceki aya göre yüzde 3,3 düzeyinde bir artış var.</p>
<p>Bu oranlar ekonomi yönetimi tarafından çok olumlu bulundu ve o yönde değerlendirmeler yapıldı. Bu da gayet normal.</p>
<p>Ne var ki bazı verileri çok kısa bir zaman dilimindeki performansa bakarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir. O yüzden sanayi üretimi verilerine aylık bazda değil, daha geniş bir zaman dilimindeki seyri dikkate alarak bakmakta yarar var. Adım adım gidelim…</p>
<p>Sanayi üretimi şubatta geçen yıla göre yüzde 2,2 arttı ama iki ay toplamında geçen yıla göre değişim neredeyse yok; yalnızca yüzde 0,09’luk bir artış söz konusu.</p>
<p>Son on iki aydaki üretimin, önceki on iki aya kıyaslaması daha önemli bir gösterge. Buna göre üretim artışı yüzde 2,9 düzeyinde.</p>
<p>Sanayi üretiminin gerçek seyrindeki değişimi gösteren oran da bu, on iki aylık dönemlerin kıyaslanmasıyla bulunan oran.</p>
<p><strong>Şubattaki artışın nedeni</strong></p>
<p>Şubat ayındaki üretim artışının nelerden kaynaklandığına gelince…</p>
<p>Sanayi üretimindeki yüzde 2,2’lik artışın hemen hemen tümünü, 2,1’ini imalat sanayindeki artış sağladı, bu normal.</p>
<p>İmalat sanayindeki artışı sağlayan ne, o da önemli, genele yayılan bir artış var mı, yok mu?</p>
<p>İmalat sanayindeki artış ağırlıkla motorlu kara taşıtları dışında tasnif edilen diğer ulaşım araçlarındaki üretim artışından kaynaklandı. İmalat sanayindeki yüzde 2,4’lük artışın 1,6 puanı bu kalemden. Sanayi üretiminde diğer ulaşım araçlarıyla <strong>“gemi ve tekne, demiryolu lokomotifleri ve vagon, İHA, askeri savaş araçları yapımı”</strong> kastediliyor. Türkiye uzun zamandır aydan aya dalgalı bir seyir izlese de İHA yapımında çok yol aldığı için de bu kalemin etkilediği <strong>“diğer ulaşım araçları”</strong> imalatı toplamı önemli ölçüde yukarı itiyor.</p>
<p>Bu arada çok uzun zamandır büyük sorunlar yaşayan tekstil ve giyim eşyası sektörlerindeki sıkıntılar şubat ayında da sürdü. Bu iki sektördeki üretim düşüşleri toplamı aşağı çekecek yönde etki yaptı. İmalat sanayi üretimini eksi yönde olmak üzere giyim eşyası 1, tekstil 0,4 puan etkiledi.</p>
<p><strong>Beş yıllık üretim artışı yüzde 14</strong></p>
<p>Sanayi üretimindeki aylık hareketler yerine uzun dönemli eğilime bakmak gerektiği açık. TÜİK, sanayi üretimini 2021 yılını 100 kabul ederek oluşturuyor. Açıklanan son veri şubat olduğu için 2021’in şubatına göre olan değişime bakalım; toplam yüzde 14 artış.</p>
<p>Yani sanayi üretimi beş yılda bu oranda artış göstermiş.</p>
<p>Bu da demektir ki yıllık ortalama üretim artışı yüzde 2,6.</p>
<p>Son bir yıldaki yüzde 2,2 ile uyumlu bir artış ama Türkiye’ye sanayi üretimini yıllık yüzde 2,6 dolayında artırmak yeter mi, elbette tartışılır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kara-pazartesi-mi-76863</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kara pazartesi mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76858</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 13 Nisan" src="https://www.youtube.com/embed/6VKUgkHviNI" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76858</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotivde-uretim-ve-ihracat-hedefi-kuculdu-76862</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivde üretim ve ihracat hedefi küçüldü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AYSEL YÜCEL</strong></p>
<p>Otomotiv sektörünün 2026 yılı ilk çeyrek sonuçlarını açıklayan OSD Başkanı Cengiz Eroldu, yılın başında yapılan büyüme öngörülerinin savaşın yarattığı belirsizlik ve artan maliyet baskısı nedeniyle aşağı yönlü revize edildiğini söyledi. Eroldu, “Bu yıla yönelik beklentilerimiz değişti. Türkiye’de ihracat beklentimizi yüzde 4, üretim beklentimizi ise yüzde 2 aşağı çektik” dedi. Eroldu, iç pazarda da geçen yıla göre daralma beklendiğini ifade etti.</p>
<p>Otomotiv sanayisinin ilk çeyrek sonuçlarını değerlendiren Eroldu, 2026 yılının ilk çeyreğinde toplam otomotiv üretiminin, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 azalarak 321 bin 856 adede gerilediğini, bu düşüşe paralel olarak sektörde kapasite kullanım oranının yüzde 60’a indiğini söyledi. Pazar büyüklüğü de adet bazında yüzde 4 daralarak 274 bin 346 adet oldu. İhracat cephesinde ise adet bazında yüzde 15’lik düşüş yaşanmasına karşın, döviz bazında ihracat geliri yüzde 3 artışla 9,9 milyar dolara yükseldi.</p>
<h2>İlk çeyrekte yüzde 18 daraldı </h2>
<p>Ocak-Mart 2026 döneminde otomobil üretimi yüzde 18 daralırken, hafif ticari araç üretimi yüzde 13, ağır ticari araç üretimi yüzde 20, midibüs ve otobüs üretimi yüzde 20, kamyon üretimi ise yüzde 19 oranında artış kaydetti. Ancak traktör üretiminde yüzde 37’lik sert düşüş görüldü.</p>
<p>OSD Başkanı Cengiz Eroldu, ilk çeyrekteki daralmanın ağırlıklı olarak otomobil tarafındaki geçici üretim kaynaklı yavaşlamadan kaynaklandığını söyledi. Avrupa pazarında ciddi bir bozulma olmadığını belirten Eroldu, otomobil ihracatçısı üyelerde yeni yatırımlar nedeniyle faaliyetlerde geçici düşüş yaşandığını, buna karşın hafif ticari araç ve ağır ticari araç tarafında hem üretim hem ihracatta artış görüldüğünü ifade etti.</p>
<h2>Yerlilik payı 4 puan arttı </h2>
<p>Sektör açısından sevindirici gelişmenin yerlilik oranındaki artış olduğunu belirten Eroldu, geçen yıl ilk çeyrekte yüzde 31 olan yerli payının bu yıl yüzde 35’e çıktığını, bunun yapılan yatırımların somut sonucu olduğunu söyledi. Hafif araçlarda kapasite kullanımında geçici düşüş yaşandığını ancak yılın geri kalanında yeni yatırımların devreye girmesiyle toparlanma beklendiğini aktardı. Kamyon, otobüs ve minibüs tarafında ise belirgin iyileşme görüldüğünü kaydetti. 2026 beklentilerine ilişkin konuşan Eroldu, küresel belirsizlikler ve bölgesel savaş riskleri nedeniyle ihracat tahminini yüzde 4, toplam üretim beklentisini ise yüzde 2 aşağı yönlü revize ettiklerini, iç pazarda da geçen yıla göre sınırlı daralma öngördüklerini ifade etti. Nisan sonu itibarıyla sektörün yılsonu üretim hedefi, ocak ayındaki öngörüye göre yüzde 2 düşürülerek 1 milyon 340 bin - 1 milyon 420 bin adet aralığına çekildi. Sektörün yılsonu ihracat hedefi ise yüzde 4 düşürülerek 970 bin - 1 milyon 40 bin adet bandında revize edildi.</p>
<h2>Rekabetçilik giderek aşınıyor </h2>
<p>OSD Başkanı Eroldu, özellikle değerli TL politikasının ihracatçı üzerindeki baskıyı artırdığını söyledi. “Değerli TL politikası Türkiye’nin ihracat maliyetlerini de artırıyor. Otomotiv sanayi iki senedir ciddi rekabetçilik kaybı yaşıyor” diyen Eroldu, bu durumun üretimi farklı ülkelere kaydırma eğilimini hızlandırdığını belirtti. Sanayicinin verimlilikle ayakta kalmaya çalıştığını ancak bunun artık yeterli olmadığını ifade eden Eroldu, “Tekstilde gördük, şu an kabloculukta görüyoruz. Yakında Türkiye’de kablo üretimi kalmayacak çünkü iş gücü çok yüksek” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>Kuzey Afrika riski büyüyor </h2>
<p>OSD Başkanı, Türkiye’nin otomotivde uzun yıllara dayanan güçlü sanayi altyapısının halen önemli avantaj sağladığını ancak maliyet tarafında Kuzey Afrika ülkelerinin daha rekabetçi hale geldiğini belirtti. Özellikle Fas’ın lojistik üstünlüğüne dikkat çeken Eroldu, Kuzey Afrika’nın orta vadede daha güçlü rakip olabileceği sinyalini verdi.</p>
<p>İç pazarda Çinli markaların satışlarında da gerileme yaşandığını belirten Eroldu, 2026’nın ilk aylarında bu markaların Türkiye pazarındaki payının nispeten düştüğünü ifade etti. Bu gelişmenin, Çinli üreticilerin ihracatlarını farklı pazarlara yönlendirmesinden kaynaklandığını belirtti.</p>
<h2>Kamudan yeni destek beklentisi yok </h2>
<p>Vergi ve teşvik tarafında kısa vadede değişiklik beklemediğini söyleyen Eroldu, özellikle plug-in hibrit araçlara yönelik yeni bir destek ihtiyacı görmediklerini dile getirdi. “Vergi uygulamalarında bir değişim beklemiyorum. Plug-in hibritlerin desteklenmesi için bir sebep de yok” diyen Eroldu, bu araçların çoğu zaman beklenen çevresel faydayı sağlamadığını savundu. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">SHOWROOMLARDA HAREKETLENME BAŞLADI</span></h2>
<p>OSD Başkanı Cengiz Eroldu, mart ayında yaşanan daralmanın ardından nisan ayında showroomların hareketlendiğini söyleyerek “Nisan ayındaki hareketliliğin temel nedeni tüketicinin yaklaşan fiyat artışlarını öngörmesi oldu. Talep özellikle bu nedenle öne çekildi” dedi. Eroldu, petrol, petrokimya ve lojistik kaynaklı maliyet artışlarının otomobil fiyatlarına yansımasının kaçınılmaz olduğunu söyledi. Özellikle plastik hammaddelerinde ciddi maliyet artışları beklendiğine dikkat çeken Eroldu, petrol fiyatlarındaki yükselişin türev ürünlere de doğrudan yansıyacağını ifade etti. Maliyet artışlarının otomobil fiyatlarına mayıs-haziran aylarında yansıyacağını belirten Eroldu, “Petrolde pompa fiyatlarına nasıl artış yansıdıysa, petrol türevlerinde de benzer fiyat artışları göreceğiz. Savaşın en önemli sonuçlarından biri, dünya genelinde enflasyonist baskının yeniden güçlenmesi olacak” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotivde-uretim-ve-ihracat-hedefi-kuculdu-76862</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/cengiz-eroldu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OSD Başkanı Cengiz Eroldu, yılın başında yapılan büyüme öngörülerinin savaşın yarattığı belirsizlik ve artan maliyet baskısı nedeniyle aşağı yönlü revize edildiğini söyledi. Yılsonu ihracat hedefi yüzde 4, üretim hedefi ise yüzde 2 düşürüldü. Eroldu, iç pazarda da geçen yıla göre daralma beklendiğini, otomobil fiyatlarında ise artışın mayıs itibarıyla başlayacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iki-farkli-laboratuvar-76873</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> İki farklı laboratuvar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aynı dönüşümün farklı hızlarında ilerleyen iki otomotiv üssü, Tayland ve Türkiye, kendi jeopolitik ve ekonomik gerçekliğine göre bir yol haritası çizen iki coğrafya, iki farklı strateji...</p>
<p>4,2 milyar doları aşan kümülatif yatırım, 100’den fazla Çinli tedarikçinin bir yıl içinde ülkede faaliyete geçmesi, BYD’nin 490 milyon dolarlık Rayong tesisi… Tayland’a Çin sermayesi adeta bir tsunami gibi girdi. Bu rakamlar, Tayland’ın “Asya’nın Detroit’i” olma hedefini ne kadar ciddiye aldığını ve buna karşılık Çinli üreticilerin de bu ülkeyi sadece bir pazar değil, küresel bir ihracat platformu olarak gördüğünü kanıtlıyor. Sadece Bangkok Fuarı’nda bile 133 bin araçlık satış ve 1,8 milyon ziyaretçi, bu dönüşümün tüketici nezdinde de karşılık bulduğunu gösteriyor. Ancak Tayland’ın kırılgan noktası, 2.500’den fazla geleneksel tedarikçisinin elektrikli dönüşüme ayak uyduramazsa yaşanabilecek ciddi bir sanayi travması… Fiyat rekabeti, kar marjlarını yerken; EV 3.5 teşvikinin getirdiği yerel içerik zorunluluğu da maliyetleri artırıyor.</p>
<p>Türkiye’de ise; üretim ilk çeyrekte yüzde 7 düşmüş, otomobil üretimi yüzde 18 gerilemiş. Ama bu düşüşü kalıcı bir kriz olarak yorumlamıyoruz. OSD’nin de açıkladığı gibi, Tofaş gibi üyelerin yeni yatırım süreçlerinden kaynaklanan geçici faaliyet azalması söz konusu. Asıl dikkatimizi çeken, ticari araç üretimindeki yüzde 14’lük artış ve ağır ticarilerdeki yüzde 20’lik büyüme. Bu, Türkiye’nin reel ekonomisinin hala nefes aldığını gösteriyor. İhracat adet bazında gerilese de dolar bazında yüzde 3 artışla 9,9 milyar dolara ulaşmak, Türkiye’nin daha pahalı ve katma değeri yüksek araçlara yöneldiğinin işareti. Geçen yıl aynı dönemde yüzde 31, 2025 genelinde yüzde 29 iken; yerli otomobil satışlarındaki pay, yatırımlar ve yerlileştirme çabalarıyla dört puanlık sıçramayla yüzde 36’ya çıkması ise, bence çok olumlu…</p>
<p>İşte tam bu noktada, Türkiye’de Yılın Otomobili 2026 finalistleri listesi, pazarımızın çok kutuplu yapısını, çeşitlilik karakterini çok güzel özetliyor. Finalistler; BMW iX3, BYD Sealion 7, Citroen C5 Aircross, Hyundai Inster, Mercedes-Benz CLA, Renault Clio ve Togg T10F. Sanki bir medeniyetler çarpışması; Avrupa’nın köklü premium markaları, Fransız erişilebilirliği, Kore mühendisliği, bir yanda da Çin’in yükselen gücü ve en önemlisi yerli ve milli Togg T10F. Gururumuz Togg’un bu listede yer alması, Türkiye’nin sadece üretim değil, aynı zamanda markalaşma ve teknoloji geliştirme konusunda da iddialı olduğunu hatırlatıyor.</p>
<p>Tayland’daki Çin hakimiyetinin bir benzeri tohumlar atılsa da Türkiye’de henüz yok. İki ülkeyi ayıran temel fark, bence stratejik duruşta.. Tayland, tamamen elektrikli dönüşüme odaklanmış, bu uğurda Çin sermayesine kucak açmış ve kendini bir montaj ve ihracat üssü olarak konumlandırmış. Türkiye ise hibrit yapısını koruyarak, hem içten yanmalı hem elektrikli hem de hibrit üretimini bir arada götüren esnek bir model tercih ediyor. OSD’nin de vurguladığı gibi, Türkiye hafif ticari araçta Avrupa birincisi, otobüste birincisi. Bu segmentlerdeki liderlik, ani bir dönüşümle riske atılmak istenmiyor. Ayrıca Türkiye’nin Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği entegrasyonu, onu Tayland’dan farklı olarak Batı’nın ticaret savaşlarının tam ortasına yerleştiriyor. AB’nin yeni Sanayi Hızlandırma Yasası, “Made in EU” kriterleri, Hindistan ile imzalanan STA, ABD-AB teknik mevzuat mutabakatı… Bunların hepsi Türkiye için hem fırsat hem risk…</p>
<p>Jeopolitikte de Tayland, Ortadoğu’daki gerilimden doğrudan lojistik maliyetleri ve petrol fiyatları üzerinden etkileniyor. Türkiye ise hem komşusu İran’daki savaşın hem de Karadeniz’deki lojistik aksaklıkların tam merkezinde. OSD’nin ihracatta yüzde 4, üretimde yüzde 2 düşüş ile 2026 beklentilerini aşağı revize etmesi bu belirsizliğin bir yansıması. Ancak Türkiye’nin otomobili yatırım aracı olarak gören tüketici davranışı, Batı Avrupa’daki gibi talebin çökmesini engelliyor. Nisan ayında showroomların hareketli olması, insanların fiyatlar daha da artmadan araç almaya çalıştığını gösteriyor.</p>
<p>Küresel otomotiv dönüşümünün laboratuvarlarından Tayland, Çin rüzgarıyla sürüklenen, hızlı ancak kırılgan bir EV üssüne dönüşüyor. Türkiye ise daha yavaş, daha temkinli, ancak üretim esnekliği ve Avrupa entegrasyonu sayesinde daha dayanıklı bir model inşa ediyor.</p>
<p>Önümüzdeki beş yıl içinde, bu iki ülkenin tercihleri sadece kendi otomotiv geleceklerini değil, aynı zamanda Asya ile Avrupa arasında otomotiv güç dengesinin nasıl kurulacağını da belirleyecek. Ben, Türkiye’nin hibrit ve esnek yapısının uzun vadede daha sürdürülebilir olduğunu düşünenlerdenim. Fakat, Tayland’ın kazandığı ivmeyi de küçümseyemeyiz. Her iki ülke de kendi yolunda ilerliyor. Hangisinin daha doğru yolda olduğunu ise ancak zaman gösterecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iki-farkli-laboratuvar-76873</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/3/1280x720/68-1776056185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İki farklı laboratuvar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/70-milyar-liralik-finansmana-ilgi-az-76861</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> 70 milyar liralık finansmana ilgi az</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Dezenflasyon sürecinde uygun koşulda finansmana ulaşımda güçlük çeken reel sektör, Hazine Destekli Kefalet Sistemleri dahilinde yürürlükte olan destek paketlerine yüksek maliyet nedeniyle fazla ilgi göstermiyor. Hazine Destekli Kefalet Sistemleri istatistiklerine göre 27 Mart 2026 itibarıyla destek paketlerinin toplam kredi limiti 201.6 milyar liraya ulaştı. Bu limitten kullanılan kredi miktarı ise 129.9 milyar lirada kaldı. Bir başka ifade ile toplam limitin kullanılan miktarı yüzde 64.4’te kaldı.</p>
<p>2025 yılı sonunda 199.7 milyar lira seviyesinde olan toplam kredi limiti 120.7 milyar lirada kalmıştı. 2026 yılına gelindiğinde ise aralarında; dijital dönüşüm, deprem işletme, deprem yatırım gibi kalemlerin bulunduğu bazı destekler yürürlükten kaldırılırken, yerine yeni paketler eklendi. Ancak özel koşulların sağlanamaması sebebiyle yaşanan finansman sıkıntısına rağmen, yürürlükteki destek programlarından yararlanma oranı düşük kaldı. Hazine Destekli Kefalet Sistemleri istatistiklerine göre 27 Mart 2026 itibarıyla destek paketlerinin toplam kredi limiti 201.6 milyar liraya ulaştı. Bu limitten k kullanılan kredi miktarı ise 129.9 milyar lirada kaldı. Bir başka ifade ile toplam limitin kullanılan miktar yüzde 64.4’te kaldı.</p>
<h2>En fazla ilgi İGE AŞ desteklerine </h2>
<p>2025 ve 2026 yıllarında Hazine Destekli Kefalet Sistemi kapsamında reel sektörün en çok ilgi gösterdiği alan, İhracatı Geliştirme A.Ş (İGE) desteklerine oldu. Şu anda yürürlükteki destek paketleri içinde İGE AŞ’nin aracılık ettiklerinin limiti 89.1 milyar lira düzeyinde ve bu limitin yüzde 69,9’una karşılık gelen 62.3 milyar liralık kısmı kullanıldı. Yani İGE desteğiyle kullanılabilecek kredi miktarı 26.8 milyar lira düzeyinde bulunuyor. İGE’nin en çok rağbet gören paketi herhangi bir özel şartın (ihracat, dijital dönüşüm gibi) bulunmadığı “İGE” desteğinde 29.6 milyar liralık limitin yüzde 90.2’sine karşılık gelen 26.7 milyar liralık kısmı kullanıldı. Buna karşılık İGE’nin 1.3 milyar liralık Dijital Dönüşüm ve 500 milyon liralık E-İhracat paketlerinden ise şu ana kadar kullanım olmadı.</p>
<p>Diğer destek kalemleri içinde bulunan deprem yatırım ve deprem işletme kredileri geçtiğimiz yılın sonlarında kaldırılırken, İGE 2.1 milyar lira limitli 6 Şubat Deprem paketini yürürlüğe aldı. Bu paketteki güncel kullanım tutarı ise 100 milyon lirada kaldı. Katılım Finans Kurumları (KFK) desteğiyle; ihracat, yatırım ve işletme harcamaları olmak üzere üç kalemde toplam 27.2 milyar liralık kredi kullanıma sunuldu. Şu ana kadar kullanılan kredi miktarı 18.2 milyar liraya ulaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/70-milyar-liralik-finansmana-ilgi-az-76861</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/lira-para-1776054271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reel sektör, Hazine Destekli Kefalet Sistemleri dahilinde yürürlükte olan destek paketlerine yüksek maliyet nedeniyle fazla ilgi göstermiyor. 27 Mart 2026 itibarıyla destek paketlerinin toplam kredi limiti 201.6 milyar liraya ulaştı. Bu limitten kullanılan kredi miktarı ise 129.9 milyar lirada kaldı. Toplam limitin kullanılan miktarı yüzde 64.4’te kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/en-kotu-senaryo-guc-kazaniyor-76860</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> En kötü senaryo güç kazanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69dc6d7c105a1-1776053628.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Bu hafta Şans Sohbetleri'nde Ekonomist Ali Ağaoğlu ve Gazeteci Hakan Güldağ, Orta Doğu'daki savaşın etkilerini masaya yatırdı.</p>
<p><strong>Güldağ</strong>: İslamabad'daki barış görüşmelerinden bir sonuç çıkmadı. Hemen bir sonuç beklemek gerçekçi olmazdı. Ancak iş çıkmaza girmiş görünüyor. Görüşmelerin devam edip etmeyeceği de muğlak. Dünya ekonomisi açısından en olumsuz senaryolardan biri güç kazanıyor.</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: ABD adına müzakereleri yürüten ABD Başkan Yardımcısı Vance, "Biz şartlarımızı net olarak ortaya koyduk. İran kabul etmedi" dedi. Zaten bir müzakerede bir tarafın koyduğu şartları diğer tarafın mutlak kabul edeceği bir durum söz konusu olamaz. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: ABD için Hürmüz Boğazı'nın trafiğe açılması ana şart gibi görünüyor.</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: İran da, Hürmüz Boğazı’nın mutlak kontrolünü istiyor. Hiç kimse de vermez. Montrö benzeri bir anlaşma yapısı yeni görüşmelerin ana konularından biri olabilir. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Tabii herhangi bir anlaşma çıkmayıp, savaşın "düşük yoğunluklu" devam ettiği ve uzadığı bir sürece de gidilebilir. Kara harekatının olmadığı ama bombalamaların belki de sertleşerek devam ettiği bir süreç. Bu da başta petrol, enflasyon ve küresel piyasalar açısından kötü haber.</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Spekülatif bir görüş diyebilirsin ama İran'ın koşulların aynen kabul edildiği bir anlaşma zaten mümkün değildi. Hiçbir şey olmasa bile, Amerika'nın hiç olmazsa kazanmış gibi görünmediği bir anlaşmaya Vance imza atarak kendi politik geleceğini risk altına almaz, alamazdı. Piyasalara gelince, pazartesi günü açılışlar çok büyük ihtimalle negatif olur. Petrol fiyatları 100 dolara çıkmayacaksa da ilk aşamada 95-97 dolar bandında açılması ihtimali yüksek. Amerikan borsaları da görüşmeler olumlu gidecek hesabıyla, 50 günlük hareketli ortalamaların üzerine çıkarak kapandı. Ancak sonuç çıkmaması nedeniyle açılışlar negatifte olacaktır.</p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Bakalım pazartesi günkü açılışların devamı nasıl gelecek. Müzakerelere gün üzerine gün, hafta üzerine hafta da eklenebilir. Ya da ABD, "İran, Lübnan'ı bahane ederek Hürmüz'ü açmıyor. O zaman biz de elektrik santrallerini, petrol tesislerini vurup, diz çökmeye zorlayalım" diyebilir. Bu kötü senaryo gerçekleşirse, petrol fiyatları 120 doların da üzerine çıkabilir. Savaşın da, piyasaların da seyri Hürmüz'de İran'ın nasıl bir tavır içinde olacağına bağlı şekillenecek gibi görünüyor.</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Ben bir anlaşma bekliyorum ama bunu hafta sonunda beklemiyorum. Çünkü Trump'ın ekürileri para kazanmanın peşinde bu savaştan. Hafta sonu, piyasaların kapalı olduğu bir süreçte bu imkan yok. Bu manipülasyonun bir değil, iki değil, çok örneği var.</p>
<p><strong>Güldağ</strong>: "Trump’ın her açıklaması yakın çevresi tarafından borsada oynanıyor" lafı ayyuka çıktı. Financial Times’ta, ABD Savunma Bakanı Hegset'in temsilcisinin savunma şirketlerinin hisselerine yatırım için BlackRock'a başvurduğu haberi çıktı. Trump'a manipülasyondan dava açılıyor. Düpedüz 'insider trading'. İçerden bilgiyi al, manipülasyon yap, cebi doldur.</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Milyarlar kazanıyorlar. Fakat artık savaşın bir şekilde biteceğine inanıyorum. ABD istediği kadar bölgeye adam göndersin. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: İyi de, bölgeye o kadar yığınak yap, sonra sonuç alamadan 'zafer' ilan edemeden gerisin geriye dön. Karizma çizilmez mi?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Yapacakları şeyler sınırlı. İran müthiş bir direnç gösterdi. Hürmüz açılmadı. İsrail ateşkese rağmen Lübnan'ı bombalıyor. Topraklarını genişletmek peşindeki bir İsrail'e ABD 'dur' dese de dinlemiyor. En azından görüntü böyle. Nereye kadar sürebilir ki? </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Temel senaryon nedir?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Barış görüşmelerinde bir anlaşmaya varılamamış olmasını bugün piyasalar olumsuz algılar. Negatif fiyatlayacaklar. Özellikle petrol ve doğalgazda. Hatta bu olumsuzluk tarımsal ürünlere de yansıyabilir. Lakin haftanın ikinci yarısı itibariyle piyasalarda yeniden bir barış havasının eseceğini düşünüyorum. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Bu arada, Rusya-Ukrayna savaşında bir barış havası eser gibi oldu ama...</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Zelenski’nin, en yakınındaki, deyim yerindeyse birinci adamından iki ülke arasında bir ateşkes ve barış görüşmeleri olabileceği açıklaması geldi. Çok pozitif ama hiç fiyatlanmıyor. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Financial Times’a, The Economist'e bakıyorum, "küresel enflasyon riski artıyor." McKinsey bir araştırma yapmış, o da "resesyon beklentileri arttı" diyor. Kimi ekonomistler, "dünyanın üzerine bir stagflasyon tsunamisi geliyor" diye yorum yapıyor. Bir kriz bekliyor musun?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Böyle bir ihtimalin olduğunu düşünen taraftayım. Kriz olmasa bile sıkıntı büyük ve dünya yavaşlayacak. Ortalama 130 km ile akan bir otoyolda, 80 km ile seyreden bir kamyon en sağ şeritten en sol şeride geçtiğinde ister istemez yavaşlayan bir otoyolun tekrardan ortalamasını yakalaması en az 30 dakika alıyor. Bu bir dünya istatistiği. Şimdi, bu savaş böyle bir etkiye yol açıyor. Yüksek enerji fiyatları, gübre fiyatları, bir taraftan enflasyon bir taraftan da durgunluk getirecek. Stagflasyon uzak bir ihtimal değil. Ki, savaşın süresi uzadıkça uzuyor. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Trump yönetimi, bir yerde artık içeriye, 2026 Kasımı'ndaki ara seçimlere dönmek zorunda kalacaktır. Ya bir yolunu bulup bu savaştan sıyrılacak, ya seçimi kaybedecek.</p>
<h2>Borsamız ve piyasalar olumlu etkilenebilir </h2>
<p><strong>Güldağ</strong>: Dünya borsaları, Amerikan tahvilleri, bizim borsamız gidişattan nasıl etkilenir? </p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Kısa vadede tablo olumsuz. Bu hafta, petrol fi yatları olumsuz etkilenir. Savaş daha da şiddetlenebilir beklentisiyle, dolar likiditesine olan talepten dolayı, dolar endeksi artar. Altın ve gümüş fi yatları da ilk başta düşer. Sonrasında bir miktar yükseliş olabilir diye tahmin ediyorum. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Son derece oynak bir piyasa diyelim.</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Amerikan 10 yıllık tahvilleri için %4.5, 30 yıllıklar için %5 getiri neredeyse tavan işlevi görüyor. Üzerine çıkılmıyor. Fakat, enflasyon artar, ABD'de savaş nedeniyle öne çıkmayan özel kredi fonlarında yaşanan sıkıntılar belirginleşirse, tahvil fi yatları yeniden yukarıya hareketlenebilir. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Peki ya bizim piyasada ne bekliyorsun?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: İran’ın öne sürdüğü koşulların tamamını zaten alamaz ama yüzde 51'ini aldığı ve Ukrayna’nın Rusya’yla barıştığı bir durumda Türkiye bölgede çok ama çok önemli bir aktör haline gelecek. Borsa dahil piyasalarımızı kısa ve orta vadede olumlu etkileyecektir. </p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Küresel Savaş Riski ve Piyasalar: Petrol, Enflasyon ve Kriz Senaryosu | Şans Sohbetleri #AliAğaoğlu" src="https://www.youtube.com/embed/VPTeLEetkKA" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/en-kotu-senaryo-guc-kazaniyor-76860</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/finans-piyasalar-borsa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ali Ağaoğlu ve Hakan Güldağ, savaşın seyri üzerinden, ekonomi ve piyasaların nasıl etkileneceğini ele aldı. Pakistan&#039;ın ev sahipliğinde yapılan ABD ve İran heyetleri arasındaki görüşmelerden bir sonuç çıkmamasının dünya ekonomisi açısından olumsuzlukları artıracağını kaydeden ikili, bunun &quot;petrol fiyatları, enflasyon ve küresel piyasalar açısından kötü haber&quot; olduğu görüşünde birleşti. Savaşın bir şekilde sona erdirileceği yönündeki tahminlerini paylaşan Ağaoğlu, barış sağlanamaması halinde stagflasyon riskinin kapıda beklediğine dikkat çekti. Ağaoğlu, Türkiye&#039;nin ise süreçten güçlenerek çıkacağını öne sürdü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/stok-altinda-kardan-zarar-97-milyar-dolar-76859</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Stok altında kârdan zarar 97 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının sürdüğü mart ayı küresel çapta altının değer kaybına yol açtı. Güvenli liman altın geçmiş deneyimlerin aksine hareket etti ve altının ons fiyatı martta yüzde 11,5’e yakın geriledi. Bu düşüş son 1 yılda fiyat yükselişiyle ortaya çıkan altın stokundaki yıllık değer artışını da geriletti. QNB ekonomistlerinin analizine göre şubat itibariyle son 1 yıllık dönemde altın stokundaki değer artış kazancı 325 milyar dolardan martta 97 milyar dolar azalarak 200 milyar dolar düzeyine geriledi.</p>
<h2><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc6d11b69a1-1776053521.png" alt="" width="244" height="293" />667 milyara karşılık geliyor </h2>
<p>QNB ekonomistleri Erkin Işık, Deniz Çiçek ve Şakir Oktay Gür’ün hazırladığı analizde altın fiyatlarındaki sert dalgalanmaların yatırımcı davranışları ve makroekonomik dengeler üzerindeki yansımaları nedeniyle konunun yakından takip edilmesini gerektiğini vurgulandı. Analizde yeni açıklanan mart ayı verileriyle birlikte son gelişmeler incelendi. QNB ekonomistlerinin mart verileriyle yaptığı en son hesaplamalara göre, yurt içindeki toplam altın stoku 4 bin 300 ton düzeyinde bulunuyor. Yine ekonomistlerin şubat ayı verilerinden yaptığı hesaplamalarda stok şubat sonu itibariyle 4 bin 287 ton seviyesinde bulunuyordu. Altın fiyat seviyesi ile hesaplandığında 4 bin 300 ton altın stoku 667 milyar dolarlık bir tutara karşılık geliyor. Analize göre altın stokundaki yıllık artış hızı 2024 ortalarından bu yana yaklaşık 150 ton seviyesinde yataya yakın bir seyir izliyor.</p>
<h2>Sınırlı kalma nedenleri </h2>
<p>Fiyatlardaki sert düşüşle birlikte yurt içi altın talebinin son dönemde belirgin arttığı yönünde haberler yayınlandığı hatırlatılan analizde bu talebe karşın toplam stoktaki artışın sınırlı kalmasının birkaç nedeni olduğu belirtildi. Analizde şöyle denildi: “Öncelikle, altın ithalatına yönelik uygulanan sınırlamalar etkili olmaktadır. Bunun yanında, TCMB’nin geçen ay kendi rezervinden bir miktar altın satışı gerçekleştirdiğini gözlemliyor ve bunun da talebi karşılamada rol oynamış olabileceğini değerlendiriyoruz.” </p>
<h2>Düşüşün üçte ikisi swaptan </h2>
<p>Mart ayı içerisinde TCMB’nin kendi sahipliğindeki altın stoku 116.3 ton azalarak 434.1 tona gerilerken, Hazine’nin altın stoku da 3.2 ton düşüşle 23.8 tona indi. Ancak TCMB’nin altın rezervindeki düşüşün tamamı satış kaynaklı olmadığı vurgulanan analizde uluslararası yatırım pozisyonu tablosunda, 3 aya kadar vadeli diğer borç kalemlerindeki 11.3 milyar dolarlık artışın altın/dolar swap işlemleriyle ilişkili olduğunun düşünüldüğü yer aldı. Analizde bunun da TCMB’nin altın stokundaki düşüşün yaklaşık üçte ikisinin swap işlemlerinden kaynaklandığını gösterdiğine dikkat çekildi.</p>
<h2>İç talepteki yansımaları </h2>
<p>Altın fiyatlarında mart ayına kadar yaşanan güçlü artış eğilimin, bu kanalda ağırlıklı olarak yurt içi yatırımcılar olmak üzere oldukça yüksek miktarda kâr elde edilmesini sağladığı hatırlatılan analizde TCMB’nin de çeşitli çalışmalarında, bu kanaldan oluşan gelir etkisinin iç talep üzerindeki yansımalarının incelendiği ve belirgin bir etki olduğunun ortaya konduğu kaydedildi. Sonrasında yaşanan fiyat düşüşü ile bu etkinin bir kısmının geri verildiğine dikkat çekilen analizde “Şubat ayı itibarıyla son 1 yıllık dönemde altın stokundaki değer artış kazancını 325 milyar dolar olarak hesaplarken, Mart ayında 97 milyar dolarlık bir kayıp oluşmuş ve yıllık değer artış hızı 200 milyar dolar düzeyine gerilemiştir. Buna rağmen, bu seviye bile son 1 yıllık dönemde GSYH’ye oranla yüzde 12,1’lik bir kazanca işaret etmektedir” denildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Altın stoku hesabı nasıl yapılıyor?</span></h2>
<p>QNB ekonomistleri analizde hesaplamalarına ilişkin ayrıntıları da paylaştı. Türkiye'de önemli miktarda altın yatırımının büyük kısmının yastık altında olduğunun bilindiği belirtilen analizde bunu boyutlarıyla ilgili resmi bir veri yayımlanmamış olsa da, dış ticaret ve yurt içi üretim verileri kullanılarak tahmini bir rakama ulaşılabildiği yer aldı.</p>
<p>Ekonomistler de analizlerinde bu tahmini hesaplama için, TÜİK'in aylık bazda yayımladığı dolar cinsinden altın ithalat/ihracat (işlenmiş ve işlenmemiş) rakamları ile aylık ortalama altın fiyatlarını kullanarak ton cinsinden altın verilerini hesapladıklarını belirtti. Hesaplanan bu net altın ithalat miktarına, aylık bazda yayımlanan yurt içi altın üretimi de ekleniyor.</p>
<p>Fiyat değişimlerinin etkisini ise QNB ekonomistleri şöyle hesaplıyor: “Ay sonu ton cinsinden stok miktarının bir önceki ay sonu değeriyle ortalaması alınarak aylık ortalama stok tutarı belirlenmiştir. Bu tutar da aylık altın fiyat değişimiyle çarpılarak aylık değer değişim etkisi hesaplanmıştır. Mart ayı altın ithalat ve ihracat verileri, Ticaret Bakanlığı'nın öncü dış ticaret verilerinden alınmıştır. Aydan aya büyük dalgalanma göstermeyen yurt içi üretim verisi en son şubat için açıklanmıştır; bu nedenle mart değeri son 3 ayın ortalaması olarak varsayılmıştır. Resmi veriler açıklandığında tahminler revize edilecektir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/stok-altinda-kardan-zarar-97-milyar-dolar-76859</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/9/1280x720/altin-gold-1770623760.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son bir yılda altın fiyatlarındaki yükselişin getirdiği değer artış kazancı martta savaş döneminde fiyat düşüşünden etkilendi. QNB ekonomistlerinin analizine göre martta altın stokundaki yıllık değer artış kazancının 97 milyar doları kaybedildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-genc-is-insanlarindan-barselona-atagi-76905</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Egeli genç iş insanlarından Barselona atağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD), üyelerinin uluslararası pazarlara erişimini güçlendirmek, ihracat kapasitesini artırmak ve küresel iş birliklerini geliştirmek amacıyla İspanya’nın inovasyon ve teknoloji merkezlerinden Barselona’ya 30 kişilik heyetle kapsamlı bir iş gezisi gerçekleştirdi.</p>
<p>Ziyaretin diplomatik temsilciliklerden uluslararası kuruluşlara, Ar-Ge merkezlerinden üretim tesislerine uzanan geniş bir temas ağı ile çok boyutlu bir iş birliği zemini sunduğunu belirten EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Özhelvacı, “İspanya, Avrupa Birliği’nin en büyük ekonomilerinden biri olarak; sanayi, turizm, yenilenebilir enerji, otomotiv, altyapı ve finans alanlarında güçlü bir üretim ve yatırım kapasitesine sahip. Aynı zamanda Avrupa ile Latin Amerika arasında köprü rolü üstlenen stratejik konumuyla, küresel ticaret ağlarının önemli bir parçası. Son yıllarda ekonomik ve ticari ilişkilerimizin de istikrarlı bir şekilde büyüdüğünü memnuniyetle gözlemliyoruz. Özellikle son dönemde iki ülke arasında artan karşılıklı temaslar ve yapıcı diyalog ortamı, ilişkilerimizin daha da güçlendiğine işaret ediyor” dedi.</p>
<p>İspanya pazarının özellikle altyapı projeleri, enerji yatırımları, lojistik, tarım-gıda ve teknoloji alanlarında önemli iş birliklerine kapı araladığını ifade eden Özhelvacı, “Bunun yanında, İspanyol firmalarının uluslararası projelerdeki deneyimi ve finansal enstrümanlara erişim gücü, Türk iş dünyası için değerli ortaklık fırsatları sundu” diye konuştu.</p>
<h2>“Önemli bir ticaret köprüsü oluşturduk”</h2>
<p>Gerçekleştirilen ziyaretlerin yalnızca bir iş gezisi değil, aynı zamanda ticari diplomasi ve küresel iş birliği geliştirme hedeflerini bir araya getiren stratejik bir platform olduğuna dikkat çeken Özhelvacı, “Barselona, son yıllarda teknoloji ve inovasyon alanında dikkat çekici bir büyüme performansı sergileyerek 203 uluslararası teknoloji merkezine ev sahipliği yapan, 4.109 milyar avroluk ekonomik etki oluşturan ve 46 binden fazla profesyonelin istihdam edildiği güçlü bir teknoloji ekosistemi haline gelmiş durumda. Bu dinamik yapı, şehrin Avrupa’nın en hızlı gelişen inovasyon merkezlerinden biri olarak konumlanmasını sağlıyor. EGİAD iş dünyası olarak bu ziyaret ile önemli bir ticaret köprüsü oluşturduk” dedi.</p>
<p>Özhelvacı, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Bugün iş dünyasının sürdürülebilir büyümesi; uluslararası pazarlara erişim kapasitesi, güçlü iş birlikleri kurabilme yeteneği ve bilgi paylaşımına dayalı bir ekosistem oluşturma becerisi ile doğrudan ilişkilidir. EGİAD olarak üyelerimizin küresel değer zincirlerinde daha güçlü bir konuma ulaşması için uluslararası temaslarımızı kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-genc-is-insanlarindan-barselona-atagi-76905</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/5/1280x720/egeli-genc-is-insanlarindan-barselona-atagi-1776067738.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Genç İş İnsanları Derneği, 8–12 Nisan 2026 tarihleri arasında Barselona’ya 30 kişilik heyetle iş gezisi düzenledi. EGİAD Başkanı Kaan Özhelvacı, ziyarette özellikle altyapı projeleri, enerji yatırımları, lojistik, tarım-gıda ve teknoloji alanlarında önemli iş birliklerine kapı araladıklarını dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-gelir-elde-etme-yerine-gecim-firsatlari-yaratma-76890</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Doğrudan gelir elde etme’ yerine, ‘geçim fırsatları yaratma&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Amazon, 2023 Türkiye depremlerinden etkilenen ekosistemlerin restorasyonu ve rehabilitasyonu için Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na (UNDP) 1,5 milyon Euro destek sağladı. Adıyaman’da hayata geçirilecek projede ‘doğrudan gelir elde etme’ modeli yerine ‘geçim fırsatları yaratma’ modeline odaklanılacak.</strong></p>
<p>Depremin ardından yıkılan yapıları onarmanın ötesinde, zedelenen yaşam döngüsünü yeniden kurmanın ne kadar önemli olduğunu bizzat yaşadık.</p>
<p>Bugün afet sonrası toparlanma, artık sadece barınma ve altyapı başlığıyla doğanın, üretimin ve yerel yaşamın birlikte nasıl ayağa kaldırılacağı sorusuyla da ölçülüyor. Amazon’un UNDP iş birliğiyle Adıyaman’da başlattığı proje, tam da bu nedenle klasik bir destek programının ötesine geçiyor. Çünkü burada hedef, yalnızca hasarı gidermek değil, doğa temelli çözümlerle daha dayanıklı, daha üretken ve daha sürdürülebilir bir yeniden başlangıç modeli kurmak.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc89c964b0f-1776060873.png" alt="" width="333" height="333" />Amazon, üç yıl önce Türkiye’yi derinden etkileyen depremlerin ardından, bölgeye yardım malzemeleri ve temel ihtiyaç ürünleri ulaştırarak destek olmuştu. Bugün ise Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na (UNDP) 1,5 milyon Euro destek sağlıyor. Bu hibe, Amazon’un dünya genelinde doğayı koruma ve iklim dayanıklılığını artırma hedefleri doğrultusunda oluşturduğu 100 milyon dolarlık Right Now Climate Fund (RNCF) girişiminin Türkiye’deki ilk yatırımı olma özelliği taşıyor. Yalnızca bir restorasyon çalışması değil aynı zamanda yeni bir kalkınma modeli sunan projeyi Amazon Türkiye Perakende Genel Müdürü Burak Erdem ile konuştuk:</p>
<p><strong>Yerel bir projeden öte, küresel dayanıklılık modeli</strong></p>
<p>EcoRest projesini sadece yerel bir restorasyon çalışması olarak görmüyoruz, ekosistemlerin onarılmasını sürdürülebilir geçim kaynakları ve doğa temelli çözümlerle birleştiren entegre bir model olarak da görüyoruz. Stratejimizin temelinde, Amazon’un faaliyet gösterdiği bölgelerde hem doğayı hem de toplulukları güçlendirerek gelecekteki afetlere karşı daha dirençli yapılar kurmak ve bugünden harekete geçmenin önemine dikkat çekmek yer alıyor.</p>
<p>Bu doğrultuda projenin en önemli yansımalarından biri, uygulanan ekosistem restorasyonu faaliyetleri ve doğa temelli çözümlerin Türkiye’de benzer çalışmalar için referans oluşturabilecek bir yaklaşım ortaya koyma potansiyelidir. Böylelikle Adıyaman’da hayata geçirdiğimiz bu pilot uygulamanın başarısını ve edindiğimiz deneyimleri bir referans noktası haline getirerek, benzer çevresel ve sosyal zorluklarla mücadele eden diğer bölgeler için de ölçeklenebilir ve etkili bir yol haritası sunmayı amaçlıyoruz.”</p>
<p>2 bin kişi, 450 hektarlık alan “1,5 milyon Euro’luk yatırım; ekosistem rehabilitasyonu ve doğa temelli çözümlerin yanı sıra kapasite geliştirme faaliyetleri, teknik rehberlik ve eğitim programları aracılığıyla yaklaşık 2 bin kişiye ulaşılmasını desteklemek amacıyla kullanılacak. Bütçe, toplam 450 hektarlık bir alanın iyileştirilmesi ve yerel toplulukların afetlere karşı direncinin artırılması hedefleri doğrultusunda entegre bir şekilde yönetilecek. Proje, pilot köydeki uygulamalardan elde edilecek veriler doğrultusunda gelecekte benzer bölgelerde uygulanabilecek ölçeklenebilir bir model geliştirmeyi hedefliyor. Bu nedenle kaynak dağılımı, ekosistem restorasyonu, doğa temelli çözümlerin kurulumu ve yerel toplulukların desteklenmesi arasında süreç içerisinde ortaya çıkacak ihtiyaçlara göre uyarlanacak.”</p>
<p><strong>Yerel geçim kaynakları güçlendirilecek </strong></p>
<p>“Proje ilk olarak Adıyaman’ın Yukarı Nasırlı Köyü’nde pilot uygulama ile başlayacak. İlk etapta, mevsim koşulları ve arazi yapısının el verdiği ölçüde sahada arazi hazırlığı, bozuk orman rehabilitasyonu ve bakım çalışmaları yürütülecek. Bölgenin ihtiyaçları doğrultusunda, teknik değerlendirmeler sonucunda belirlenecek doğa temelli çözümler kademeli olarak hayata geçirilecek. Aynı zamanda ekosistem yönetimi ve sürdürülebilir tarım alanlarında eğitimler verilerek yeni geçim fırsatları oluşturulacak. Projemizde ‘doğrudan gelir elde etme’ modeli yerine ‘geçim fırsatları yaratma’ modeline odaklanıyoruz. Ekosistem restorasyonunu yalnızca çevresel iyileşme ile sınırlı tutmuyor, aynı zamanda yerel geçim kaynaklarının güçlendirilmesini de hedefliyoruz. Proje, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye tarafından Orman Genel Müdürlüğü’nün himayelerinde yürütülmekte olup ekosistem restorasyonu, ağaçlandırma, doğa temelli çözümler, sürdürülebilir geçim kaynaklarının geliştirilmesi ve toplulukların afetlere karşı dayanıklılığının artırılmasına odaklanıyor.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Çevresel ve ekonomik etkiyi birlikte ölçen bütüncül bir çerçeve</strong></span></p>
<p>“Bu projede başarıyı, çevresel ve ekonomik etkiyi birlikte ölçen bütüncül bir çerçeveyle ele alıyoruz. Restore edilen alan miktarı, ağaçlandırma ve rehabilitasyonun kapsamı gibi çıktılar bu çerçevenin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu iyileşmenin topluluklara nasıl yansıdığı da kritik. Eğitim alan kişi sayısı, ekosistem yönetimi ve hizmetleri gibi alanlarda geliştirilen bireylerin sayısı ve yaratılan ‘geçim fırsatları’ temel başarı göstergeleri arasında yer alıyor. Göstergeler projenin yerel ekonomi üzerindeki etkisini anlamamızı sağlayacak. Tabii bizim için projenin en kritik başarı göstergelerinden biri de Adıyaman’daki pilot uygulamanın ardından geliştirilecek operasyonel rehberlerin ulusal ölçekte paylaşılabilir, ölçeklenebilir ve başka bölgeler için ilham verici bir kaynak haline gelmesi olacak. Yani sadece kısa vadeli çıktılar değil, uzun vadede kendi kendini sürdürebilen ve başka coğrafyalarda da uygulanabilen bir model oluşturmak, başarımızın temel tanımlarından birini oluşturuyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-gelir-elde-etme-yerine-gecim-firsatlari-yaratma-76890</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Doğrudan gelir elde etme’ yerine, ‘geçim fırsatları yaratma&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/5-antalya-diplomasi-forumu-150den-fazla-ulkenin-katilimi-ile-gerceklesecek-76881</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5. Antalya Diplomasi Forumu, 150’den fazla ülkenin katılımı ile gerçekleşecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>5. Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) Cumhurbaşkanının himayesinde Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde, "Yarını Tasarlarken, Belirsizliklerle Başetmek / Mapping Tomorrow, Managing Uncertainites" ana temasıyla 17-19 Nisan 2026 tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek. İlk kez 2021 yılında düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu, Devlet ve Hükümet Başkanlarından akademisyenlere, uluslararası kuruluşların yetkililerinden ekonomi ve iş dünyasının temsilcilerine kadar geniş bir katılımla gerçekleşirken, uluslararası gündemin şekillenmesine katkı sunuyor. Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgiye göre, 150’den fazla ülkeden; 20’yi aşkın devlet ve hükümet başkanı, yaklaşık 15 devlet ve hükümet başkan yardımcısı, 40’tan fazlası dışişleri bakanı olmak üzere 50’nin üzerinde bakan, 75’i uluslararası kuruluş temsilcisi olmak üzere 460’ı aşkın üst düzeyli yetkili ile aralarında akademisyen ve öğrencilerin de bulunduğu 5 bine yakın konuğun toplantıya katılması bekleniyor.</p>
<p>Devlet Başkanı düzeyindeki katılımcıların yarıya yakını Afrika ve Avrupa’dan olup, Dışişleri Bakanı düzeyindeki katılımcıların ise yüzde 40’ı Afrika, yüzde 35’i Avrupa ve yüzde 22’si Asya ülkelerinden olacak. ADF2026 kapsamında, lider panelleri dahil olmak üzere, 40'tan fazla etkinlik ve oturumun düzenlenmesi öngörülüyor. Oturumlarda, küresel sistemde derinleşen belirsizlikler ve dönüşüm süreçleri ile bölgesel gelişmeler ele alınacak. Ayrıca, Forum da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ev sahipliğinde, Balkan Barış Platformu Üçüncü Dışişleri Bakanları toplantısı, Gazze Konulu Sekizli toplantı, Türk Devletleri Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi Gayriresmi toplantısı, Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan-Mısır Toplantısı düzenlenmesi planlanıyor.</p>
<p><strong>İstanbul’da parlamenter diplomasi zirvesi, 152’nci PAB Genel Kurulu başlıyor</strong></p>
<p>183 parlamentonun üye olduğu Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 152’nci Genel Kurulu bu hafta İstanbul’da başlıyor. 15-19 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek olan PAB Genel Kurulu, parlamenter diplomasi açısından son yıllarda gerçekleştirilen en kapsamlı ve en yüksek katılımlı toplantılardan biri olarak dikkat çekiyor.</p>
<p>157 ülkeden 857 milletvekili, 86 parlamento başkanı, 56 parlamento başkan vekili, 169 farklı uluslararası kuruluşun temsilcileri, 146 ayrı parlamentonun genel sekreteri, 130 uluslararası basın mensubu olmak üzere toplam 2420 katılımcı kayıt yaptırdı. İran’dan kayıt yaptıran milletvekillerinin katılımı beklenirken, İsrail’den toplantıya katılım beklenmiyor.</p>
<p>Türkiye’nin PAB’ın en son 1934, 1951 ve 1996 yıllarındaki Genel Kurulu’na ev sahipliği yaptı. 30 yıl aradan sonra Türkiye'de gerçekleştirilecek olan toplantının ana teması ‘Gelecek nesiller için umudu yeşertmek, barışı sağlamak ve adaleti temin etmek’ olarak belirlendi.</p>
<p>Genel Kurulda, barışın kalıcı hale getirilmesi, çatışma sonrası yeniden yapılanma, küresel ekonomik adalet, insan haklarının güçlendirilmesi, kadınların ve gençlerin demokratik süreçlerdeki rollerinin artırılması ve güçlendirilmesi, çok taraflı sistemin geleceği, yapay zeka ve yeni teknolojilerin demokratik sistemler üzerindeki etkileri gibi başlıklar ele alınacak. Genel Kurul kapsamında düzenlenecek toplantılarda Orta Doğu'daki gelişmeler, Rusya-Ukrayna savaşı ve Filistin halkının maruz kaldığı zulüm ve soykırım başta olmak üzere uluslararası gündemin önemli konuları da gündemin öne çıkan başlıkları olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/5-antalya-diplomasi-forumu-150den-fazla-ulkenin-katilimi-ile-gerceklesecek-76881</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5. Antalya Diplomasi Forumu, 150’den fazla ülkenin katılımı ile gerçekleşecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kesintisiz-yukselis-surerken-sirketin-kari-neden-dusuyor-76879</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kesintisiz yükseliş sürerken, şirketin kârı neden düşüyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada en az 4 haftadır kesintisiz yükselen ve yatırımcısına yıllık %2.271’lere varan oranlarda kazandıranlar, trendin gücünü inkar etmenin ne kadar zor olduğunu söylüyor. Ancak asıl soru, bu çıkışta kimin yeni bir hikaye yazdığı, kimin ise piyasanın momentumuyla sörf yaptığı. </strong></p>
<p>Borsadaki en köklü ezberlerden biri “çok yükseldi, kesin düşer” yanılgısıdır. Tabloya giren şirketler güçlü bir trendin uzun süre meydan okuyabileceğini gösteriyor. Ancak bu yükselişlerin tek bir motivasyonla çalışmadığı göz ardı edilmemeli. Listeye haftalık %27’lik yükselişle giren Metropal Kurumsal Hizmetler, halka arzın getirdiği beklentiyle fiyatlanıyor. 25 haftadır rotasından şaşmayan Işıklar Enerji Holding, zarar üreten yapısına rağmen kurumsal ilgiyle birlikte kademeli yükselişini koruyor. Rüzgarı arkaya alıp sörf yapmak borsanın en kârlı oyunudur. Ancak o sörf tahtasından zamanında inmeyi bilmek gerekiyor.</p>
<h2>Haftanın en fazla yükselenleri</h2>
<p>Bir ay önce borsada işlem görmeye başlayan Metropal Kurumsal Hizmetler, ilk dört günü tavan olmak üzere sürekli yükseldi. İlk işlem gününden bu yana çıkışı %117’yi buldu. 2025 faaliyet döneminde gelirini %13 artmakla birlikte esas faaliyetlerini %24 ve dönem sonu kârını %4 düşürdü. PD/DD oranı 10,86 ile yüksek seviyede işlem gördüğünü söylüyor. Armada Gıda, aralıktan bu yana hareketlenen bir görüntü sergiliyor. Martın ikinci yarısında ise ivmede artış söz konusu. Geçtiğimiz hafta %27’ik yükselişiyle performansını koruyor. Fonlar ise satış tarafında duruyor. Geçtiğimiz yıl gelirini ve esas faaliyet kârını artırmayı başaran şirket, dönem sonunda kârını %35 düşürdü. Finansman giderlerinin etkisi hissediliyor.</p>
<h2>Havacılıkta artan momentum</h2>
<p>Her ne kadar üç haftalık yükselişle listeye giremeseler de havacılık sektöründe yer alan TAV ve THY artan ilgiyle dikkat çekiyor. Yabancı yatırımcının da alım tarafında durduğu iki hissede Basra Körfezi’nde yaşanan füze savaşının sona ermesine bağlı olarak talebin artarak devam etmesi sürpriz olmayacaktır.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc7af846807-1776057080.png" alt="" width="900" height="494" /></strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TEMETTÜ MÜ, FİYAT KAZANCI MI?</strong></p>
<p><strong>Temettü</strong>; düzenli akış, finansal sağlamlık, bileşik güç, konfor. Vergi kesintisi, büyüme freni, fiyat ayarlaması, karar belirsizliği, reel kayıp. <br /><strong>Fiyat kazancı</strong>; yüksek kazanç, vergi ertelemesi, bedelsiz potansiyeli, büyüme. Likidite eksiği, dalgalanma, sanal kazanç, sabır, zamanlama hatası.</p>
<p><strong>İlgi daha ziyade fiyat temelli. Kasımdan beri düşerken yıllık getirisi %145 seviyesinde</strong></p>
<p>Ufuk Yatırım’ın hiç temettü vermeden fiyatındaki artışı nasıl yorumluyorsunuz? ● Cumhur Dündar</p>
<p>Cumhur, Ufuk Yatırım, SPK mevzuatına göre geçen yıl 509,6 milyon TL kâr elde etti. Vergi mevzuatına göre ise 306,6 milyon TL zararda. Vergi mevzuatına göre birikmiş geçmiş yıl zararları 624,7 milyon TL seviyesinde. Bu nedenle şirketin kâr payı dağıtması söz konusu değil. Borsa geçmişinde bugüne kadar hiç temettü dağıtımı olmadı. Bedelsiz sermaye artırımı ise bir kez o da 2009 yılında gerçekleşti. Hissenin son bir yılda sergilediği %145 oranındaki yükseliş, mali yapıdan ziyade yatırımcının hisseye yönelik fiyat beklentisiyle ilgili olduğu anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Finansal borç bilanço üzerinde ciddi yük oluşturuyor. Ortak alımı fiyatı destekliyor</strong></p>
<p>Global Yatırım Holding hissesinde ortak alımına rağmen fiyat neden zayıf yükselmiyor? ● Anıl Sönmez</p>
<p>Anıl, Global Yatırım Holding’in 2025 dönem kârı %17 artışla 5 milyar TL’ye ulaştı. Esas faaliyet kârındaki %14 büyüme, limanlara gelen yolcu artışıyla destekleniyor. 69,3 milyar TL’lik yüksek finansal borç ise baskı yaratıyor. Kaynak dağılımına bakıldığında %78’i borç %22’si özkaynaklardan oluşuyor. Hissenin son bir yılda %112 yükselmesine rağmen son bir ayda yatay seyretmesinde mevcut borçluluk riskinin etkisinin payı bulunuyor. Şirket ve ortağın alımları hissenin değerini korumayı amaçlıyor. Düşüşü engellese de yukarı taşımada zayıf kalıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>ALC fonu, kâr payı ödeyen fonlara yatırım yaparak son bir yılda %59 kazandırdı</strong></p>
<p>Ak Portföy’in yönetimindeki Kar Payı Ödeyen Şirketler Hisse Senedi (TL) Fonu (ALC), yılbaşından itibaren ivmesini artırırken, şubatın ikinci yarısı gerilemeye başladı. Fonun büyüklüğü ise son dört aydır yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Şimdilerde 1,97 milyar TL hacme sahip bulunurken önceki aya kıyasla bir miktar büyüdüğü gözleniyor. Portföyünün %92,58’i hisse senedi, %3,61’i ters-repo ve %2,54’ü vadeli teminatlardan oluşuyor.</p>
<p>Marttan itibaren nakit çıkışı olan ALC’de nisanın ilk iki haftasında çıkan para 4,7 milyon TL seviyesinde. Yatırımcı sayısı uzun süredir yatayda ve şimdilerde de sayı 26.775. Doluluk oranı %27,86 seviyesinde olurken BIST Temettü Endeksi paylarına yatırım yapıyor. 6 risk değerine sahip fon, son bir yılda %58,84 getiri sağladı. Kategori ortalaması ise %40,04 düzeyinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Ereğli Tekstil, piyasadan %51,78 bileşik faizle 150 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Ereğli Tekstil, 10.04.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 150.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %46, bileşik faizi %51,78 olarak belirlendi. 168 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 25.09.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz %21,17 düzeyinde. 10 Nisan itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Bununla birlikte Ereğli Tekstil’in sunduğu %46 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 6,01 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından uygun bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFERTT92611 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc7b1742ca9-1776057111.png" alt="" width="219" height="175" /></strong><strong>Sabancı’da fiyat son bir haftada yukarı yönlü. Fonlar ise daha çok satış eğilimli</strong></p>
<p>Sabancı Holding’de fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisseler %5,89 ile toplamda 4,33 milyon lot azalarak 69,21 milyona indi. Elinde bulunduran fon sayısı 173’ten 167’ye geriledi. YHS fonu 1,1 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, PHE 1,9 milyon ile en fazla alımı gerçekleştirdi.</p>
<p>Sabancı Holding hakkında bugüne kadar 17 aracı kurum öneride bulunurken 9 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Phillip Capital 175,30 TL ile verdi. En düşük öneri 131 TL ile Ziraat Yatırım’dan geldi.</p>
<p><strong>ŞİRKET PANOSU</strong></p>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc7b29d6660-1776057129.png" alt="" width="979" height="240" /></strong><strong>YİĞİT AKÜ</strong></p>
<p><strong>Yurt dışındaki firmayla anlaştı. Satış sonrası pazarda döviz geliri sağlayacak</strong></p>
<p>Yiğit Akü, Fransız ortaklı küresel otomotiv firmasıyla yürüttüğü müzakereleri tamamlayarak üç yıl süreli sözleşmeye imza attı. Satış sonrası operasyonlara yönelik düzenli batarya tedarikini kapsayan anlaşmanın toplam büyüklüğü 13 milyon euro olarak belirlendi. Şirket, otomotiv tedarik zincirindeki rolünü uzun vadeli bir sözleşmeyle desteklemiş oldu. Otomotiv sektöründe satış sonrası pazarda düzenli tedarik bağlantıları kurmak, firmaların nakit akışındaki dalgalanmaları önleyen önemli bir gelişmedir. Yiğit Akü, geçen yıl gelirini %9, dönem sonu kârını da %35 düşürdü.</p>
<p><strong>PANELSAN</strong></p>
<p><strong>3,1 milyon dolarlık sözleşmeyi imzaladı. Tutar yıllık gelirin %4,7’si düzeyinde</strong></p>
<p>Panelsan, Ankara merkezli bir firmayla KDV dahil 3,1 milyon dolar tutarında sipariş aldı. Tutar güncel kurdan yaklaşık 138,6 milyon TL’ye denk geliyor. Bedel, firmanın yıllık gelirinin yaklaşık %4,7’si seviyesinde bulunuyor. TL üzerinden siparişler almaya kıyasla, döviz bazlı sözleşmeler yapmak kur riskini minimize etmesi açısından önemli. Panelsan geçtiğimiz yıl gelirini %19, esas faaliyet kârını ise %19 düşürdü. Bununla birlikte dönem sonu kârını %207 artırarak 257,8 milyon TL’ye çıkardı. Kârın büyümesinde yatırım faaliyetlerinden oluşan gelirin etkisi öne çıkıyor.</p>
<p><strong>YEŞİL YAPI ENDÜSTRİ</strong></p>
<p><strong>Grup şirketin iflasının kesinleşmediğini belirterek alınan karara itiraz etti</strong></p>
<p>Yeşil Yapı, Borsa İstanbul’un şirket paylarını Yakın İzleme Pazarı’na almasına itiraz etti. Açıklamada, grup şirketlerinden Yeşil GMYO hakkında martta verilen iflas kararının henüz kesinleşmediğini belirtti. Şirket; 5,2 milyar TL özkaynağı ve devam eden İstanbul Tower-205 projesiyle finansal yapısının güçlü olduğunu ve verilen kefaletin de herhangi bir yük getirmeyeceğini dile getirdi. Grup şirketindeki hukuki sürecin kendi operasyonel ve finansal bütünlüğünü sarsmadığını hukuki argümanlarla savunarak Borsa İstanbul'dan kararın gözden geçirilmesini talep etti.   </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kesintisiz-yukselis-surerken-sirketin-kari-neden-dusuyor-76879</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kesintisiz yükseliş sürerken, şirketin kârı neden düşüyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-ve-masak-sosyal-medya-finansal-sahteciliklerine-karsi-76878</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK ve MASAK, sosyal medya finansal sahteciliklerine karşı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Finans etkileyicileri bilgiye erişimi demokratikleştiriyor gibi görünse de denetimsiz ve sorumsuz içeriklerin, telafisi güç zararlar doğurabileceği göz ardı edilmemelidir.</strong></p>
<p>Yasa dışı bahis ve dolandırıcılık son dönemde ciddi mağduriyetlerin ortaya çıkmasına neden oluyor. TBMM Dilekçe Komisyonu bünyesindeki Türkiye’de Finansal Okuryazarlığın Yaygınlaştırılması ve Düzeyinin Artırılması Alt Komisyonu’nda 1 Nisan 2026 tarihinde yapılan toplantıda MASAK geçen yıl alınan 464 binden fazla şüpheli işlem bildiriminde 900 binden fazla kişinin etkilendiğinin altını çizmiş. Aynı komisyon toplantısında SPK’nın ise mağduriyetlerin önüne geçilmesinde finansal okuryazarlık çalışmalarının önem kazanması gerektiğini vurguladığı anlaşılıyor.<strong><sup>1</sup></strong> Bu süreçte sosyal medyada kolay yoldan para kazanmayı finansal tavsiye vererek teşvik eden finans etkileyicilerinden korunmak ise ayrı bir önem kazanıyor. <strong>SPK da bu süreçte “Finfluencer mı, yoksa fraudencer mı?” başlıklı finansal okuryazarlığı destekleyici bir programı 26 Ocak 2026 tarihinde hayata geçirdi.<sup>2</sup> Tebrik etmek gerek: Bu eyleme “fraudencer” gibi yaratıcı, akılda kalıcı bir isim de bulunmuş.<sup>3</sup></strong></p>
<p><strong>Finans etkileyicisi: Kafa nereye biz oraya</strong></p>
<p>Finans etkileyicileri; borsa, kripto varlık, türev ürün, kıymetli maden ve hatta arsa-arazi gibi yatırım araçları hakkında sosyal medya üzerinden öneri, analiz ya da doğrudan “al-sat” yönlendirmesi yapan kişiler olarak tanımlanıyor.<strong><sup>4</sup></strong> Bu kişiler genelde profesyonel bir lisansa sahip olmadan çalışıyor. Spesifik bir hisseye, menfaat karşılığı olmaksızın yapılan genel nitelikli yorumlar sermaye piyasası mevzuatına aykırılık teşkil etmiyor. Ancak mesele ortada bir ücretlendirme olmasa bile genel yorumlarla dolandırıcılık ve yanlış yönlendirilme risklerine maruz kalınabilmesi.</p>
<p><strong>Yatırım dolandırıcılıkları</strong> <strong>ve</strong><strong> hedef kitle</strong></p>
<p>Finans etkileyicilerinin yatırımcı psikolojisini hedef alan yaklaşımları günün sonunda yatırım dolandırıcılığı ve büyük kayıp riski olarak geri dönebiliyor. Dolandırıcılık genellikle “kolay yoldan para kazanma” vaadi, lüks yaşam görselleri ve “kısa sürede yüksek kazanç” iddialarıyla süsleniyor. Hedef kitle genelde genç ve orta yaştaki kişiler olabiliyor.</p>
<p><strong>Yol yakın ve peynir büyük ise</strong></p>
<p>Finans etkileyici olgusunun ortaya çıkışı birkaç temel dinamikle açıklanabilir. İlk olarak, düşük faiz ortamı ve finansal piyasalara artan bireysel yatırımcı ilgisi, özellikle genç nüfusu alternatif getiri arayışına itti. İkinci olarak, sosyal medya platformlarının algoritmik yapısı, sansasyonel ve yüksek getiri vaat eden içeriklerin hızla yayılmasına zemin hazırladı. Finansal okuryazarlık seviyesinin sınırlı olması ise, bireyleri “kolay para” anlatılarına karşı daha kırılgan hale getirdi. Örneğin, kısa sürede yüksek kazanç elde ettiğini iddia eden bir kullanıcının “bu hisse uçacak” ya da “kaçıran üzülür” gibi ifadelerle yaptığı paylaşımlar, binlerce kişiyi aynı varlığa yönlendirebiliyor.</p>
<p><strong>“Şişir-sat”ın kurbanı olunmamalı</strong></p>
<p>Belirli bir enstrümanı hedef göstererek tavsiye vermek, özellikle karşılığında menfaat sağlanıyorsa piyasa dolandırıcılığı kapsamına girebilir. Bu çerçevede; düşük hacimli varlıkların fiyatlarını yapay işlemlerle şişirip ardından satışa geçmek olarak bilinen “şişir-sat” uygulamaları ciddi yaptırımlara tabidir. Finans etkileyicileri yatırımcıları böyle bir işin içinde “yancı” haline getirebilir.</p>
<p><strong>Yatırım kararlarında </strong><strong>eleştirel düşünmek önemli</strong></p>
<p>Yetkisiz finansal tavsiyelerde bulunulması yalnızca etik bir sorun değil, aynı zamanda piyasa dolandırıcılığı kapsamında ağır hapis ve para cezalarıyla sonuçlanabilecek ciddi bir hukuki ihlaldir. Finans etkileyicileri bilgiye erişimi demokratikleştiriyor gibi görünse de denetimsiz ve sorumsuz içeriklerin, telafisi güç zararlar doğurabileceği göz ardı edilmemelidir. Bu riskli ekosistemde, finansal güvenliği korumanın yegâne yolu, bireysel yatırımcıların eleştirel düşünme becerisini temel bir zorunluluk olarak benimsemesinden geçmektedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>[1] https://www.tbmm.gov.tr/Haber/Detay?Id=e7f50704-2baa-4728-9116-019d4af47abe</p>
<p>[1] https://spk.gov.tr/duyurular/basin-duyurulari/2026/universite-ogrencilerine-yonelik-spk-egitim-semineri-tamamlandi</p>
<p>[1] https://www.odatv.com/ekonomi/paravan-hesaplarin-hedefi-gencler-fraudencer-tuzagina-dikkat-120141872</p>
<p>[1] Lalwani, V. (2025). Finfluencer recommendations. <em>Economics Letters</em>, 112511.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-ve-masak-sosyal-medya-finansal-sahteciliklerine-karsi-76878</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK ve MASAK, sosyal medya finansal sahteciliklerine karşı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amortismana-tabi-olmayan-kiymetlerde-zararina-satis-ve-kkeg-riski-76877</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amortismana tabi olmayan kıymetlerde zararına satış ve KKEG riski</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ENFLASYON DÜZELTMESİNİN DEVAM EDEN ETKİLERİ-3</strong></p>
<p><strong>Arsa-arazi, stok ve iştirak gibi kıymetlerin satışında işlem öncesi bir vergi simülasyonu yapılması; olası KKEG tutarının önceden hesaplanması ve satış fiyatı stratejisinin buna göre belirlenmesi isabetli olacaktır.</strong></p>
<p><em>Önceki yazımızda, reel olmayan finansman maliyeti (ROFM) uygulamasının beyanname indirimi boyutunu ve bu hakkın sistematik takibinin önemini ele almıştık. Bu yazıda, enflasyon düzeltmesinin bir diğer devam eden etkisini, amortismana tabi olmayan kıymetlerin zararına satışında ortaya çıkan kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) riskini inceliyoruz.</em></p>
<p>Enflasyon düzeltmesinin devam eden etkilerinden biri de, amortismana tabi olmayan kıymetlerin (arsa-arazi, stok ve hisse senedi/iştirak hissesi gibi) elden çıkarılmasında kâr veya zararın hangi maliyet değeri üzerinden hesaplanacağı ve özellikle zararın ne kadarının vergi matrahında dikkate alınabileceği hususudur. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) mükerrer 298/A maddesinin (5) numaralı fıkrasında yer alan “düzeltme sonucu bulunan tutarların, izleyen dönemde enflasyon düzeltmesi yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın izleyen dönemin başlangıç değerleri olarak dikkate alınacağı” yönündeki düzenleme nedeniyle, 01.01.2024 tarihinden sonra yapılacak satışlarda bu kıymetlerin maliyet bedeli kural olarak en son düzeltilmiş değer üzerinden dikkate alınmaktadır.</p>
<p><strong>Satış zararının belirli bir kısmı </strong><strong>KKEG etkisi doğurabiliyor</strong></p>
<p>Bununla birlikte, 555 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği’nin 53’üncü maddesi, 2023 yıl sonu bilançosunda yer alan ve enflasyon düzeltmesine tabi tutulmuş amortismana tabi olmayan kıymetler bakımından özel bir sınırlama öngörmektedir. Buna göre, söz konusu kıymetlerin 31.12.2023 tarihli düzeltilmiş değerinin altında bir bedelle satılması halinde, “düzeltilmiş değer ile düzeltme öncesi değer arasındaki farka isabet eden zarar” gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde dikkate alınmamaktadır. Diğer bir ifadeyle, satış zararının belirli bir kısmı KKEG etkisi doğurabilmektedir.</p>
<p>Burada özellikle vurgulanmalıdır ki, söz konusu sınırlama amortismana tabi olmayan kıymetler bakımından geçerlidir. Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin zararına satışında aynı kapsamda özel bir kısıtlama söz konusu değildir. Dolayısıyla Tebliğ’deki bu düzenleme; arsa-arazi, stok ve iştirak gibi kıymetler bakımından ayrı bir vergisel değerlendirme yapılmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>Kuralın pratik sonucu, indirilemeyecek zarar KKEG tutarının satış bedelinin konumuna göre değişmesidir:</p>
<p><strong>Birinci durum: </strong>Satış bedeli, 2023 yılı düzeltme öncesi değerin altında ise indirilemeyecek zarar (KKEG), düzeltilmiş değer ile düzeltme öncesi değer arasındaki farkın tamamıdır. Örnek: Düzeltme öncesi değer: 300, düzeltilmiş değer: 420, satış bedeli: 280 → KKEG = 420 − 300 = 120</p>
<p><strong>İkinci durum: </strong>Satış bedeli, 2023 yılı düzeltme öncesi değerin üzerinde; ancak 31.12.2023 tarihli düzeltilmiş değerin altında ise indirilemeyecek zarar (KKEG), düzeltilmiş değer ile satış bedeli arasındaki farktır. Örnek: Düzeltme öncesi değer: 300, düzeltilmiş değer: 420, satış bedeli: 380 →  KKEG = 420 − 380 = 40</p>
<p><strong>Yalnızca ticari zarar hesabına </strong><strong>bakmak yeterli değildir</strong></p>
<p>Bu nedenle, amortismana tabi olmayan kıymetlerin elden çıkarılmasında yalnızca ticari zarar hesabına bakmak yeterli değildir. Vergisel açıdan ayrıca, “düzeltme öncesi değer – 31.12.2023 düzeltilmiş değer – satış bedeli” üçlüsünün birlikte değerlendirilmesi gerekir. Uygulamada bu karşılaştırma yapılmadan alınan satış kararları, beklenmeyen KKEG etkileri nedeniyle işlem sonrası vergi yükünü artırabilmektedir.</p>
<p>Özellikle arsa-arazi, stok ve iştirak gibi kıymetlerin satışında işlem öncesi bir vergi simülasyonu yapılması; olası KKEG tutarının önceden hesaplanması ve satış fiyatı stratejisinin buna göre belirlenmesi isabetli olacaktır. Bu yaklaşım, sadece beyanname döneminde sürprizlerle karşılaşmayı önlemekle kalmaz; aynı zamanda satış kararının net ekonomik sonucunun daha gerçekçi biçimde değerlendirilmesini sağlar.</p>
<p>Sonuç olarak, enflasyon düzeltmesinin ertelenmiş olması 2023 yılında bilançolara yansıyan düzeltilmiş değerlerin etkisini ortadan kaldırmamaktadır. Aksine, amortismana tabi olmayan kıymetlerin satışında zararın vergi matrahına etkisi bu düzeltilmiş değerler dikkate alınarak belirlenmeye devam etmektedir. Bu nedenle hibrit dönemde, söz konusu kıymetlerin satışına ilişkin kararların muhasebe sonucu kadar vergi sonucu yönünden de önceden analiz edilmesi zorunludur.</p>
<p><strong><em>Sonraki yazıda: </em></strong><em>258 Yapılmakta Olan Yatırımlar hesabına ilişkin özel fon mekanizmasının devam eden etkisini ve uygulama tereddütlerini ele alacağız.</em></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amortismana-tabi-olmayan-kiymetlerde-zararina-satis-ve-kkeg-riski-76877</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Amortismana tabi olmayan kıymetlerde zararına satış ve KKEG riski ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-uygun-zeka-76876</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> En uygun zekâ</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâyı insan zekâsından farklı değerlendirmek, insan zekâsını okuduklarından ve yaşadıklarından farklı bir unsur olarak değerlendirmekten farksız… Sonuçta insanın zekâsıyla kurgulanan ve eğitimi bu kapasite ile sınırlı olan bir zekâ formundan bahsediyoruz. Bu zekâ formu ile ilgili olarak bildiğimiz şey, çok yetenekli olduğu için geniş dil modelleri (LLM) ile eğittiğimiz yani üniversiteye göndererek en iyi eğitimi almasını sağlamaya çalıştığımız bir şeye dönüştü. Kendisi mesajlaşırken emoji kullanan insanlar, yapay zekânın dili en doğru ya da iyi biçimde kullanmasından etkilendiler. Bunların sonucunda yapay zekâ bir yandan insanların işlerini elinden almasından korkanların, diğer yandan yapay zekâya yaptırılan işlerle hızlı hareket etmekten zevk alanların oluşturduğu bir dünya ortaya çıktı. Çıkarım ya da inference çağına geçerken bu dünyanın normları gerçeklerle çelişki oluşturan bir hale gelecek. Bunun nedeni, şu ana kadar yapay zekâyı kullananlar bir operatör konumunda bulunurken artık bir komutan durumunda olacaklar. Bunu kazanacak olanlar için söylüyorum. Bir işin nasıl yapıldığını anlatanlar değil; bir işin nasıl daha iyi yapılabileceğini hayal edip bunu yapanların kazanacağı bir çağa giriyoruz. İşin ilginç yanı, işi anlatmak olanlar sürekli en güncel gelişmeleri aktarırken bunu gerçekten yapanlar iş akışlarının doğal bir parçası olarak görüp yaptıkları işin büyüklüğünü vurgulama ihtiyacı hissetmiyorlar.</p>
<p>Yıllar önce tanıştığım Wingie Enuygun Group Kurucu Ortağı ve CEO’su Çağlar Erol, bunlardan biri. O zamanlar, Doktor Sitesi (www.doktorsitesi.com) platformunu ayağa kaldırmakta olan Erol’u sigorta operasyonunu kurma süreci ile de hatırlıyorum. Sigorta işlerinin ayrı bir operasyon olmasını öngören garip regülasyon nedeniyle halihazırda süren finans işinin içinde kuramadığı bu operasyonu, başka bir kapıdan girilen bir alanda kurması akılcıydı. Anlatması uzun sürer.</p>
<p>Asıl konu, işleri otomatize etmeye ve otomatize edilemeyenleri insanla çözmeye dayanan basit ama başarıyı kolaylaştıran iş modeli… Bunun üzerinde ise, Enuygun markasının sağladığı avantaj bulunuyor. Arama motorları üzerinden bir servise ulaşmaya çalışanların aramasında “en uygun” ifadesini kullanması az rastlanan bir durum değil.</p>
<p>Geldiğimiz noktada, Enuygun Kurumsal ile yeni bir açılım yapan Enuygun, şirketlerin kurumsal seyahat süreçlerinde  uçuş, konaklama ve araç kiralama operasyonlarını tek panel üzerinden</p>
<p>daha hızlı ve kontrollü yönetmesine olanak tanıyan platform sunuyor. Enuygun Kurumsal, KOBİ’lerden büyük ölçekli şirketlere kadar firmaların bu alandaki operasyonel yükünü azaltırken maliyetlerini de optimize etmeyi amaçlıyor. Bu cümle size klişe gibi gelebilir ancak benim ilgimi çeken boyutu, müşterisi olan şirketlerin içindeki çalışanlara da zekâ ekliyor olması.</p>
<p>Gerçek zamanlı, ölçeklenebilir ve şeffaf altyapısı ile şirketlere özel anlaşmalı fiyatların tanımlanmasına olanak sağlayan Enuygun Kurumsal platformu; onay mekanizması, seyahat politikası ve yetkilendirme süreçlerini tek sistemde toplayarak kurumsal hafızayı güçlendirirken operasyonel sürekliliği garanti altına alıyor. Departman ve kullanıcı bazlı detaylı raporlama özellikleri sayesinde yöneticiler, seyahat harcamalarını anlık olarak takip edebiliyor; bütçe kullanımını şeffaf biçimde analiz edebiliyor ve tasarruf fırsatlarını net şekilde görebiliyor.</p>
<p>Enuygun Genel Müdür Yardımcısı Orkun Özkan, bu konuyu daha anlaşılır bir dille, “Yarım saat daha erken gidersen eğer işte örnek veriyorum bin lira daha fazla tasarruf etme imkânınız vardı. Daha farklı bir hava yolunun böyle bir uçuşu var. Ya da konaklamak istediğin otelin yakınında farklı yine benzer yıldıza sahip olan farklı zincir olmayan bir otel daha bulunuyor. Bunu tercih edebilirsin. Aslında biz özgürlüğü şirketlere veriyoruz. Özgürlük artık şirketlerin elinde oluyor.” sözleriyle ifade ediyor.</p>
<p>Bu özgürlük özellikle Ortadoğu’daki savaş nedeniyle yakıt maliyetindeki değişimin özellikle havayolu ile seyahat maliyetinde artışa neden olduğu bir dönemde ekonomik özgürlük boyutu ile dikkat çekiyor. İşin ekonomik maliyetini karşılama tarafında daha rahat hareket etmeyi sağlayan bir özellik de, Enuygun’un teknoloji yatırımı ile elde ettiği esneklik. Ortadoğu’daki savaş sırasında gerçekleşen uçuş iptalleri, şirketin aldığı çağrı sayısını beş katına çıkarırken bu iş yükü zirvesi teknoloji sayesinde sıkıntısızca karşılanıyor. Ağırlığı Türkçe üzerine odaklanan 150 kişilik ama Arapça, Almanca ve İngilizce bilenleri de kapsayan bu çağrı merkezinin nasıl bir süreç yaşadığını Erol, “Bizim üç tane Arapça bilen çağrı merkezi çalışanımız var. İş yükümüz ile bağlantılı olarak daha fazlasına gerek duymuyorduk. Biz kendimizi yıllardır teknolojik olarak tanımlıyoruz ve gerçekten günün sonunda bir teknoloji şirketiyiz. Üç-dört yıldır sürdürdüğümüz ciddi yapay zekâ yatırımımız buraya gelen Arapça çağrıların yüzde 85’ini Türk çağrı merkezi çalışanlarının karşılamasını sağladı. Bizim iki yıl önce devreye aldığımız ha bu sesten metne, metinden sese dönüşüm sağlayan teknoloji çözümü, Arapça konuşan bir kullanıcı aradığı zaman söylediği şeyin anında bizim çağrı merkezi çalışanımızın önüne Türkçe olarak gelmesini sağlıyor. Bizim agent’ımızın konuşması da karşıdaki müşteriye Arapça veya İngilizce veya tercihi her neyse ona göre ulaşıyor.” sözleriyle anlatıyor.</p>
<p>Erol, şöyle devam ediyor: “Yüzde 85’te böyle bir şey yakaladık. Yine zorluk yaşadık; mutlaka beklemeler falan oldu ama olabileceğine göre çok çok daha iyi bir servis sunabildik. Şu anda toplam çağrının yüzde 30’unu AI agentlar karşılıyor ve işlemleri yapıyor. Yani konuştuğunuz kişi bir AI agent aslında ve arkada işlemleri gerçekleştiriyoruz. Bazı servislerimizde bu oran yüzde 80’in üzerinde. Servislerin arkasındaki işlemleri yapmanın ve otomasyonun zorluğuna göre bu oran değişiyor. Daha iki gün önce yeni bir dil modeli çıktı; arkadaşlarımız onu test ediyor. AI odaklı bir ekibimiz var ve kendi geliştirmemizi yapıyoruz. Kendi GPU’larımız var; yeni bir model çıktığı zaman onu kuruyoruz ve test ediyoruz. Hem Enuygun’da, hem Wingie’de hem de diğer servislerimizde kullanmak üzere…”</p>
<p>Böyle bir sürekli geliştirme ortamı, Enuygun’un hem kurumsal hem bireysel servislerinde rekabetçi hale getiriyor. Bu modeller Enuygun’un 27 farklı dilde servis verebilmesinin de altyapısını sağlıyor. Erol, “MENA bölgesinde en hızlı büyüyen seyahat platformu olmamızı sağlayan en temel neden, 26 farklı domain’de 27 farklı dilde hizmet veren güçlü teknoloji altyapımız, mobil odaklı ürün yaklaşımımız ve bölge dinamiklerine uyum sağlayan yerel pazarlama stratejilerimizdir. Ayrıca fiyat optimizasyonu, kullanıcıya hızlı seçenek sunma kabiliyeti ve bölgeye özel ödeme çözümlerimizi de MENA’daki büyümemizi hızlandıran unsurlar arasında sayabiliriz. Global markamız Wingie ile online seyahat platformları arasında Ürdün’de birinci, Suudi Arabistan’da üçüncü, Kuveyt’te altıncı ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde ikinciyiz. 2026 büyüme stratejimizde Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Kuveyt ve özellikle Mısır kritik rol oynayacak. Bu ülkelerdeki penetrasyonu artırmanın yanı sıra, Körfez bölgesinde büyümeyi destekleyecek özel iş ortaklıklarını devreye almayı planlıyoruz. Bunu teknoloji ve yapay zekâ yatırımlarımızla da destekliyoruz. Bugün bu yatırımlar sayesinde kullanıcıya seçenekleri daha hızlı sunuyor, operasyonel süreçlerde verimliliği artırıyor ve bölge dinamiklerine daha hızlı şekilde yanıt verebiliyoruz. 2026’da ise bu alanlardaki yetkinliklerimizi daha da geliştirerek hız, verimlilik ve kullanıcı deneyimi tarafında daha güçlü bir yapı kurmayı hedefliyoruz.” diyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-uygun-zeka-76876</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ En uygun zekâ ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/profesor-katzenstein-turkiye-icin-yakin-gelecekte-tehditkar-bir-durum-gorunmuyor-76875</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Profesör Katzenstein: Türkiye için yakın gelecekte tehditkar bir durum görünmüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Üniversitesi Onursal Başkanı Sakıp Sabancı, aramızdan ayrılışının 22’nci yılında törenle anıldı. Sabancı Center’da düzenlenen törende Jüri Özel Ödülü Cornell Üniversitesi Walter S. Carpenter Jr. Uluslararası Çalışmalar Profesörü Dr. Peter J. Katzenstein’e takdim edildi.  Karşılaştırmalı siyaset, uluslararası ilişkiler ve uluslararası siyasi ekonomi alanlarındaki çalışmalarının yanı sıra devletlerarası sistemde kültür, din, kimlik ve bölgeselcilik üzerine teorileri ile öne çıkan Prof. Peter Joachim Katzenstein<strong>,</strong> ödül törenindeki konuşmasında yaşamın belirsizlikle dolu olduğunu ve sürprizlerle başa çıkmak için umutla yılmadan çalışmak gerektiğini vurguladı. </p>
<p><strong>Dünyayı  ve Türkiye'yi neler bekliyor?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Peter J. Katzenstein, ödül töreni öncesinde düzenlenen basın toplantısında, bugün yaşananları yorumlayarak gelecekle ilgili çok kapsamlı  değerlendirmeler ve gelecekle ilgili öngörüler paylaştı. Sorulara verdiği yanıtları başlıklar altında toplayarak aşağıda aktarıyorum. </p>
<ol>
<li><strong> Siyaset yönetimindeki kadrolarda zenginlerin ağırlığı artmakta</strong></li>
</ol>
<p>“Plutokrasi dediğimiz bir sistem var. Refah Devleti bunu belli bir ölçüye kadar kısıtlıyor. Ama otokratlar da aslında bu Plutokratik sistemi, suistimal eden taraflar olarak karşımıza çıkıyorlar. Plutokrasi aslında kapitalizmin doğal hali değil.</p>
<p>Fakat özellikle günümüzde, 1980'lerde belirlendirmede yapılan değişikliklerle birlikte, özellikle Reagan dönemindeki söz konusu güzelleme değişiklikleriyle beraber, Plutokrasinin çok daha fazla ön plana çıkmaya başladığını görüyoruz. Reagan dönemindeki yasalar aslında Plutokrasinin, Amerika'daki temelini oluşturdu. Daha sonrasında biliyorsunuz Sovyetler Birliği'nin çöküşü geldi.</p>
<p>Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle beraber devlet kaynaklarının, devlet varlıklarının, aslında yolsuzluklarla, özelleştirme ihaleleriyle birlikte peşkeş çekildiği bir dönem ortaya çıktı. Bu da Plutokrasi'yi aslında daha fazla destekledi. Bir yandan milyarderlerin Avrupa'ya ve İngiltere'ye göç ettiklerini gördük.</p>
<p>Bu aynı zamanda Avrupa için de çok hayırlı bir şey olmadı.  "Milyarderler niye buraya gittiler?” diye soracak olursanız, tiksindikleri Anglo Sakson Sistemi'ne demokrasi için mi gittiler? Aslında hayır. Oradaki mülkiyet hakları dolayısıyla bu bölgeye gitmek istediler. Çünkü bu şekilde zengin varlıklarını koruyabiliyorlardı.</p>
<p>Yani zenginlik ve siyaset arasındaki, bu varlık ve siyaset arasındaki ilişki aslında bu son dönemin bir durumu da değil, aslında İmparatorluk çağından beri süregelen bir durum. “</p>
<ol start="2">
<li><strong> Tarih bazen geriye doğru akabiliyor. ABD patrimonyal bir devlet haline geldi.</strong></li>
</ol>
<p>“Bu Amerika Birleşik Devleti'nin tarafından yönetilmesi çok yeni bir şey değil. 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başına gidecek olursak, o dönem bu döneme ilerleme çağı denilirdi. O dönemde beri var olan bir şeyden aslında bahsediyoruz. Çünkü artık Amerika'da devlet tam böyle patrimonyal bir devlet haline geldi.</p>
<p>Ben bunu ilk kez 1970'lerde dile getirdiğim zaman, Amerika'da artık zayıf bir devlet geleneği vardı. O zamanda ne kadar haklı olduğumdan da çok emin değildim. Ama bugün dönüp baktığımızda mesela senatonun vs. üçte birinin milyonerlerden oluşması ve onların da bu Amerikan esas sistemini kendi avantajlarını, kendi çıkarlarını koruyacak şekilde kullandıklarını görüyoruz. Aslında bu patrimonyal devlet kavramı Max Weber'in İngiltere'de katmış olduğu bir kavram. Aslında tarih her zaman Amerika'nın bize gösterdiği şekilde ileri gitmeyebiliyor.</p>
<p>Bazen geriye doğru da yol alabiliyor. Trump'a yine değinmek isterim. 4000 tane iş adamı olduğu dönemde 4000 tane dava atlattı.</p>
<p>Tabii ki bazı davalarında ceza aldı ama çok büyük acı çekmedi aslında Trump bu davalarda. “Bunu nasıl yaptı?” diye soracak olursanız, kanunun üstünlüğüne dayalı bir ülkede yasal açıkları kendi rehine kullanıyor. Yani Trump dediğimiz kişi aslında beyaz yakalı bir suçlu.</p>
<p>Böyle mafyatik bir suçlu değil. Bir gangster değil. Ama tamamen korkak ve dolayısıyla kanun üstünlüğünün altını boyarak kendi lehine kullanmaya çalışan 15 aydır da kanunsuz bir ülke yaratmış bir siyasetçiden bahsediyoruz.</p>
<p>Bugün artık bırakın anayasa mahkemesini. Yasama organı bile Trump ile ciddi bir savaş veriyor. Ondan dolayı bir önceki cevabımda da bunu söylemiştim.</p>
<p>Otokratların özellikle Anglo-Sakson ülkelerine gitmelerinin sebebi, bu yasa dışı yollarla kendilerine eşleştiren malların mülkiyet hakları dolayısıyla o ülkede koruma amaçlarından kaynaklanıyor. Ve bu şekilde de yasa dışı yollarda bir ülkenin içerisindeki varlıklar, tabiri caizse boşaltılıyor ve o ülkelerde muhafaza ve koruma altına alınıyor.” </p>
<ol start="3">
<li><strong> Riskli enflasyon dönemi sürecek</strong></li>
</ol>
<p>“Finansal alanda da bunun, belli hassasiyetlere dayalı bir karşılıklı bağımlılık olduğunu düşünüyorum. Bunda da aslında küresel sistemdeki değişimlere bakmamız lazım. Nedir bunlardan bir tanesi? Mesela 1980'li yıllara kadar “breaking rule” sistemi vardı. Sabit kur sistemi. Fakat bunu o dönemin hegemon gücü, Amerika Birleşik Devletleri “Bu sistem artık bitti” dedi. Çünkü Bretton Woods'da şu Amerikan Doları ve altının sabit kur şeklinde takası söz konusuydu.</p>
<p>Buna bir son verdi ki, küresel piyasalarda hep böyle olur. Yani hegemon güç aslında bunu yönlendirir, küresel piyasalara şekil verir. Bugün Çin'in mesela bir dünya gücü olamamasının sebeplerinden bir tanesi kendi para biriminin küresel yönetime katılması, yani Amerikan Doları gibi küresel bir şekilde yönlendirilmesine, katılmasına izin vermemiz.</p>
<p>Çünkü böyle bir şey olursa o zaman Çin Komünist Partisi çok ciddi şekilde güç kaybedeceği, zemin kaybedeceği düşünülür. Mesela Trump döneminde kripto paralara da yeniden önem verilmesinin sebeplerinden bir tanesi de buydu. Yani Trump rejiminin daha hızlı bir şekilde zenginleşebilmesi.</p>
<p>Sonuçları ne olur? konusuna ne cevap veririm diye soracak olursanız, kısa vadede piyasalarda daha ciddi bir volatilite görürüz diye düşünüyorum. Uzun vadede ise giderek artan bir enflasyon ve riskli bir enflasyon baskısı oluşacaktır. Ve bu yapısal olarak enflasyon uzun bir süre devam ederse o zaman mesela Weimar Cumhuriyeti sonrasında gördüğümüz kadar ekstrem böyle radikal bir rejim beklememekle beraber çok ekstrem bir durum olduğunu söyleyeyim. Giderek artan bir enflasyon görürüz ki, Amerikan bütçesine bakacak olursanız savunma harcamalarının %50 arttığını göreceksiniz. Ve bu ne demek? Büyük ihtimalle Amerika'daki enflasyon bir süre daha devam edecek, güçlenerek artacak.” </p>
<ol start="4">
<li><strong> Yapay zekada güç küçük bir grubun elinde toplanıyor</strong></li>
</ol>
<p>“Silikon Vadisi'nde şunun öngörülerini yapıyor insanlar. Yani gelecekte kıyamet senaryosu öngörüyorlar. Mesela %35'e kadar çıkartmışlar. Daha açmak gerekirse bu yapay zekanın %35 ihtimaliyle insan ırkını tamamen bertaraf edebilme ihtimalinden falan bahsediyorlar. Önceleri mesela Openheimer döneminde veya Einstein döneminde bu gelişen teknolojilerin insanlara nasıl bir negatif etki yaratacağı endişe duydukları bir konuyken mevcut plutokratların bundan çok endişelenmediklerini artık görüyoruz. Hatta biraz da rulet oynadıklarını söyleyebiliriz plutokratların.</p>
<p>Borsaların bile artık mesela yapay zeka ile yönlendirildiği ve dolayısıyla çökmesinin çok olası olduğu bir düzende yaşıyoruz. İnanılmaz hızla gelişen bir inovasyondan bahsediyoruz. Daha önceki dönemlere kıyasladığımızda gerçekten olağan dışı, benzeri görülmemiş bir hızla inovasyon gerçekleşiyor.</p>
<p>Mesela bu alanda IBM Bill Gates örneğini de vermek istedim. O dönemde 1980'lerde IBM, bilgisayar pazarının %70'ini kontrol ediyordu. Bill Gates de “Zaten donanımı siz üretiyorsunuz. Benim yaptığım şey sadece bir yazılım. Dolayısıyla ben önemsizim” şeklinde birazcık da tabiri caizse aptallığa yatarak IBM'i kurnaz bir şekilde kandırdı. Ve daha sonra bu devrim gerçekleşti.</p>
<p>Ben de mesela 1980-1982'de silikon valisindeydim. Dünya devrimi gerçekleşiyormuş. Biz o zaman farkında bile değildik. Yapay zekayla alakalı gelecekte nasıl bir şey olacak? Çok net bir cevap vermesi gerçekten zor. Fakat gerçekten çok olağan dışı bir durum. Bir yanda birkaç tane büyük şirket var. Güç çok ciddi bir şekilde onların elinde yoğunlaşmış durumda. Diğer yandan da gücün internette ve yapay zekayla dağıldığında, akıllı insanların para kazanmak veya insanlığa daha iyi bir hayat sunmak için çalıştıklarını görüyoruz. Hangi taraf kazanacak diye soracak olursanız büyük ihtimalle birazcık daha Adem’i merkeziyette birleşeceğini söyleyebilirim bu teknolojik alanın.”</p>
<ol start="5">
<li><strong> İran-ABD savaşının finansal etkileri kalıcı olacak</strong></li>
</ol>
<p>“Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması durumunda, Yurt dışı hasılanın %30'u %50'si etkilenecek diyenler de var. Mesela 2008 ekonomisine bakacak olursanız bunun %10-12'lerde seyrettiğini görürsünüz. 1930'lardaki bu büyük bunalım kadar değildi. Dolaylı etkilerini Amerika'da aslında görüyoruz.</p>
<p>Özellikle enerji piyasaları etkilendiği için bu dolaylı olarak da enflasyonu etkiliyor. Amerika'da mesela şu anda ilk ön plana çıkan sıkıntı, enflasyonun dolaylı olarak artmasından kaynaklanıyor.</p>
<p>Tabii burada sürecin nasıl gideceğine, devam edeceğine bağlı olarak farklı senaryolar var. Mesela Tahran rejimi çökmezse büyük ihtimalle şöyle bir sistem uygulanmasını bekliyoruz: Bu boğazdan geçişlerde büyük ihtimalle bir gümrük vergisi uygulayacak.</p>
<p>Belli başlı ülkelerin boğazdan geçişine izin verilmeyecek. Örneğin Amerika gibi. Daha içten kalmış olan ülkelere mesela daha uygun şartlarda belki bir gümrük belgesi vs. uygulanacak. Bunun sonucu ne olacak? Tabii ki, dolaylı olarak enerji fiyatlarının artmasına sebep olacak. Çok ciddi bir 1970'lerdeki petrol krizi kadar tüm ülkelerin yurt içi hasılasının %2'sine kadar büyük bir etki yaratılma, öyle olacağını ben düşünmüyorum. %2 dediğiniz zaman ufak bir rakam gibi geliyor ama tüm ülkelerin yurt içi hasılasının %2'si demek aslında çok ciddi bir rakam. Daha marjinal etki kalacaktır diye düşünüyorum.</p>
<p>O zaman ülkeler ne yaptılar diye bakacak olursanız enflasyonla bununla başa çıkmaya çalışmışlar. Çok ciddi bir enflasyon geldi. Sadece Japonya ve Almanya bu yolu tercih etmedi.</p>
<p>“Biz bu maliyeti bir şekilde yükleneceğiz, sönümleyeceğiz ve ihracatımızı daha fazla güçlendireceğiz” dediler. Ama tabii bunun da siyasi istikrar gibi toplum sağlık ve bütünlük noktasında bazı negatif etkileri oldu. Ekonomik bunalım depresyon dediğiniz zaman bunun da duygusal bir etkisi oluyor.</p>
<p>İnsanlar 100 sene öncesinde bu büyük buhranla bunu özdeşleştiriyorlar. Tabii ki, Asya ve Avrupa bundan daha fazla etkilenecek. Çünkü Orta Doğu petrolü ve Rusya ile daha fazla bağlı oldukları için bu bağlamda baktığımız zamanda Houston'da önemli bir şirketin Amerika'nın artık doğal gaz içerisinde yüz dönümü düşünecek olursak bu alana yapmış olduğu yatırımla beraber enerji alanında ciddi bir devrim yarattığını söyleyebiliriz.</p>
<p>O yüzden zaten sürekli “Küresel ısınma problem değil” diyor. Her ne kadar yanlış bir ifadede bulunuyor olsa da. Bir de şunu eklemek isterim gelen soruya çünkü siz Hürmüz Boğazı kapalı kalmasına “O zaman Trump neden bu kadar endişe duyuyor” diye sordunuz. Yani birincisi Trump geceleri zaten genellikle böyle çıldırmış bir vaziyette böyle ergen gibi tweet’ler atıyor.</p>
<p>İnsanlar uyurken o saçma sapan tweet’ler atıyor ve artık bizim normalimiz haline geldi. Bence şunu çok fazla göremediler. Yani tamam Avrupa bundan daha fazla etkilenecek. Amerika'ya Orta Doğudaki enerjinin etkisi bir nebze daha düşük olsa da ki olayın etkilerini bence çok göremediler, çünkü küresel enerji piyasalarını bu etkiledi ve dolayısıyla enflasyonu beraberinde getirdi.</p>
<p>Mesela benim yaşadığım bölgede 1 dolarlık bir artış oldu gaz fiyatlarından. 4 dolar orada sınır rakamdı. Yani 4 doların üzerine çıkıldığı zaman artık Amerikan başkanını suçlamaya başlayabilirler.”</p>
<ol start="7">
<li><strong> Trump’ın üzerindeki baskı artıyor</strong></li>
</ol>
<p>“Yani tabii çok ofansif bir dil de kullanıyor Trump. Bu bağlamda belki özellikle Netanyahu Hükümeti'nin bu liderleri bir gecede öldürmesi vesaire istihbaratın ne kadar güçlü olduğunu gördük.</p>
<p>Belki de dolaylı etkilerinin farkına varmaktadır. Çünkü Körfez'deki ülkelerde artık baktığımız zaman Trump üzerinde ciddi bir baskı kuruyor.</p>
<p>“Bu işi artık bitirin, başladığınız gibi bitirin” şeklinde. Fakat Trump'ın bunu ne kadar yapacağı da şüpheli. Çünkü ona yönelik politik desteğin giderek düştüğünü kendisi de o konuşmalarda dile getiriyor.</p>
<p>Siyasi kariyerinde kamu desteğinin hiç olmadığı kadar az olduğu bir dönemden de geçiyoruz. Ciddi başı dertte diyebilirim Trump için. </p>
<p>Şimdi bir ek görüş daha paylaşayım. Putin mesela 2022'yi hatırlayalım. “Bir haftada bu savaş bitecek” diyordu. Ama Rusya ordusu 1916'dakinden bile daha yavaş bir şekilde yani günde 15 yard kadar ilerleyebildi.</p>
<p>Bir de Avrupa'da Rusya'dan sonra bu kadar yüksek teknolojiyi kullanabilen kendilerine inanılmaz bir muhalefet de yaratmış oldular. Yani Ukrayna ordusu da ciddi bir şekilde bu bağlamda kalkınmış oldu. Bir de şunu gördüler Rusya ordusunda. Yani komuta kademesi o kadar yolsuz ki Rusya ordusunda. Yani üst düzey komutanların para aldıklarını, vermediğiniz zaman sizi tabiri caizse ölüme yolladıklarını görüyorsunuz. Bu Rus ordusunun moralinin de tabii ki çökmesine sebep oldu.”</p>
<ol start="8">
<li><strong> Çin acele etmemeyi ve beklemeyi tercih ediyor</strong></li>
</ol>
<p>“Bu bağlamda mesela Çin’e dönüp bakıyoruz. Hiçbir şekilde acele etmiyorlar. Yani ortalık karışıkken amiyane tabirle ve muğlaklık varken acele etmiyorlar. Bununla alakalı Goldman Sachs'tan o dönemki CEO'su daha sonra da yine Maliye Bakanlığı yaptı. Ruben'i yine paylaşmak isterim. Her sabah 7'de 7 ile 8 arası bir toplantı yapıyor ve toplantıyı da şu soruyla bitiriyor.</p>
<p>“Bugün yapılacak ne var? Bugün ne yapıyoruz? Hiçbir şey yapmıyor muyuz? Güzel o zaman” diyor. Çünkü bazen özellikle bu muğlaklıkların yüksek olduğu dönemde hiçbir şey yapmamak bazen daha yeğ oluyor. Çünkü harekete geçerseniz bir karar alırsanız hata yapma riskiniz de beraberinde geliyor.</p>
<p>Küba füze krizinde de mesela böyle oldu. Yani Kennedy'nin o dönemdeki stratejisi ne diye bakacak olursanız sürekli aslında öteledi. Khrushchev'le beraber aslında artık düşman birbirleri değil bu nükleer füze krizi düşmanı haline geldi. Krizi yönetebilmek önemli hale geldi. Yani ordusunun peşine takılsaydı büyük ihtimalle Kennedy o zaman bir nükleer savaşı belki de yaşamış olacaktı. Büyük güçlerin böyle bir durumu var.</p>
<p>Küçük güçler de tabii biliyorsunuz zaten onlar sadece olana bitene adapte olmaya çalışıyorlar ve krizi yönetmeye gayret ediyorlar. Fakat dediğim gibi bazen bu tarz durumlarda ötelemek hiçbir şey yapmamak daha iyi olabiliyor. Yani bu son dönemde olanları sadece Amerikan başarısızlığı olarak değil, mesela Putin dönemindeki başarısızlık olarak da okumak lazım.</p>
<p>Çünkü son 4-5 yıl Rusya için gerçekten felaket geçti diyebilirim”. </p>
<ol start="9">
<li><strong> ABD’de seçim döneminde farklı senaryolar görülebilecek</strong></li>
</ol>
<p>“Böyle bir durum olduğu için de en fazla 3 saat sonra ne olabileceğini öngörebiliyorsunuz ki  bu da konuşuluyor mesela. İki dönem başkanlık yapacak, bu ne kadar yasaldır veya  değildir vesaire.</p>
<p>Bununla alakalı yasal olarak bir bypass yolu kuracaklar gibi geliyor. Kennedy döneminden bu yana Amerika'da karizmatik bir lider geldi. Bunu inkar edemeyiz. Ama mevcut savaşta, 6-8 haftalık sürdürmüş olduğumuz savaş sonrasında yine onun arkasında destekçilerin olacağını biliyor.</p>
<p>Fakat onun arkasındaki koalisyonun dağılacağını unutmamak lazım. Siyasi olarak gerçekten zora girmiş durumda Trump. Kongre üyelerinden ciddi oranda emekli olanlar, “Artık daha ben bu işi yapmayacağım” diyenler var.</p>
<p>Dolayısıyla orada kontrolü kaybettiği zaman, temsilciler meclisinde vesaire, demokratlar onu durduracaktır ve onun için çok da nahoş bir dönem başlayacak diye tahmin edebilirim. Burada önemli olan şey bir sonraki seçimleri onun kazanabilmesi. Bunu da büyük ihtimalle yasa dışı bir şekilde yapmaya çalışacak.</p>
<p>Öngörüm şu; salıncak eyalet dediğimiz 6 veya 8 eyalette sandıklara doğrudan gerekiyorsa müdahil olmaya çalışacak. Hem demokratik eyaletler hem demokrat hem cumhuriyetçilere oy verenlerde sonuçlar ne olacak bilmiyorum. Belki hatalı çıkacak öngörü dediğimde ama büyük ihtimalle yasa dışılık bir şekilde seçimlere alınmaya çalışacak.</p>
<p>Bu da Amerikan demokrasisi için aslında çok ciddi bir dahiliyet olacak. Bu karşıda tekrar belki dönecek neredeyse iç savaş döneminde gördüğümüz senaryoları belki göreceğiz. Yani Rus halk muhafızların polis kuvvetinden ziyade daha fazla dahil oldukları ve onun ve kimin denetiminde olduğu meselesi ortaya çıkacak.</p>
<p>Eyalet valisi mi yoksa Amerikan başkanımız mı var? 1860'lardan bu yana görmediğimiz bir anayasal krizin Amerika demokrasisinde görülmesini ben bekliyorum bu sonraki seçimlere giden süreçten.“</p>
<ol start="10">
<li><strong> Türkiye için yakın gelecekte tehditkar bir durum görünmüyor</strong></li>
</ol>
<p>“Türkiye üzerindeki ekonomik baskı ile alakalı söylenecek çok fazla bir şey olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Trump açıklamalarında da Türkiye’nin favori olduğunu dile getirdi defaten. Ama Trump'ın durumuyla alakalı normalde 2028'de seçim olacak. 3 yıl sonrasında Amerika'daki siyaseti biz çok öngöremiyoruz. 24 saatlik döngülerle neredeyse yaşıyoruz.</p>
<p>Şimdi Ortadoğu’da devam eden durum, Türkiye’nin de Ortadoğu’nun tam ortasında olması ile bu düzensizlikten nasıl etkileneceği ile alakalı. Şimdi bölgeye baktığımız zaman Sünni – Şii ayrımı olduğu kadar iki tane devletin, yeniden devlet inşası sürecine girdiği Suriye ve Lübnan'ın, bir süreç görüyoruz.</p>
<p>Bir yandan yani Amerika müttefikleri körfez ülkeleri işi bitirin diyorlar. Suudi Arabistan bu bağlamda biraz daha muğlak kalmakla beraber körfez ülkelerinin pozisyonuna yaklaşıyor. Aynı görüşte gibi görüyoruz.</p>
<p>Fakat Trump'ın da bu bağlamda çok ciddi bir siyasi desteği yok. Yani bunu belki bir 4-5 hafta kadar bu siyasi desteği alabilir ama sonrasında bu siyasi destek giderek azalıyor. Dolayısıyla bu ittifakın ciddi bir zaman baskısı altında olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Yani körfez ülkeleri bölgede bir rejim değişikliği bekliyor ama bu devamında onlar için durumu daha da belki kötü bir hale getirebilir. Türkiye, NATO üyesi olarak bölgede. Kötü bir çevrede Türkiye aslında baktığınızda, kötü bir çevrede yaşıyor gibi düşünebilirsiniz. Türkiye'deki Kürt meselesinin çözümü, Türkiye'de gerçekten çok faydalı bir süreç oldu.</p>
<p>İran'da da mesela Kürtlerin kullanılmasıyla alakalı net bir şey yok Trump tarafından. Belki Kürtler bu bağlamda kendileri bir karar alırlar. Kısa vadede Türkiye için çok tehditkâr bir durum olduğunu ben düşünmüyorum.</p>
<p>Olan saldırılara da bakacak olursanız bir iki tane drone saldırısı oldu ve bunlardan bir tanesinin kazayla gerçekleştiği dile getiriliyor. </p>
<p>Türkiye'ye bakacak olursak, Ukrayna mesela 90 milyon, Türkiye'ye 80 milyon halkı olan inanılmaz bir askeri güç. Ve çok da jeostratejik bir konumda yer alıyor.</p>
<p>Hem Orta Asya'ya hem de Orta Doğu'ya açılan kapı noktasında. Fakat yakın gelecekte mevcut durumun Türkiye lehine çok tehditkar olmadığını şu anda söyleyebilirim.”</p>
<ol start="11">
<li><strong> Ukrayna güçlenmeye devam ediyor</strong></li>
</ol>
<p>“Sonrasında siz yine NATO'nun geleceğiyle alakalı bir soruyu yönlendirmiştiniz. Belki NATO kalmaya devam edecek ama giderek ölen bir uluslararası kuruluş olduğunu söyleyebiliriz. Daha Avrupa temelli bir savunma sistemine geçiş bu bağlamda görüyorum. 1945'e baktığınız zaman mesela dünyadaki tüm kaynaklar, yani gayrisafi, yurtiçi hasıla, küresel teknoloji %50'nin kontrolü Amerika'daydı. 1975'te bu, 70'lerde bu, %25 Amerika, %25 müttefikleri şeklinde evrildi.</p>
<p>2010'lara geldiğimiz zamanda %22 Amerika, %26-27 müttefikler şeklinde oldu. Yani 1945'lerdeki kaynakların kontrolünün dağılımı neyse bugün de aslında aynı şekilde. Fakat bu son savaşla beraber, o yüzden ben kendi başını kesen bir büyük güç benzetmesini yapıyorum.</p>
<p>Amerika da bu bağlamda kendi ayağına sıkmış oldu. Bunun beraberinde yaratacağı güç boşluğu nasıl dolacaktır? Bunun dolması belki bir on yıl daha alacaktır. Ama o soru işareti. Şimdi herkes Henry Kissinger'ı tahminimce tanıyor fakat onunla beraber Brzezinski de var.</p>
<p>Mesela daha şahin kanatta olan kişilerden biriydi. 1995'te yazmış olduğu bir kitap var. Kendisi Polonya milliyetçisi bu arada ve Amerika'ya gidip yaşamaya başlıyor.</p>
<p>Orada Henry Kissinger'ın göremediği bir şeyi aslında Brzezinski görüyor. O da şu: Avrupa'nın geleceğinin Ukrayna, Polonya, Almanya ve Fransa'nın Rusya karşısında yer aldığı bir savunma ittifakıyla şekilleneceğini dile getiriyor. Ondan dolayı konuşmamda dile getirdim.</p>
<p>Avrupa'da Rusya'nın dışında artık inanılmaz bir askeri güç olarak Ukrayna var. Önceden bu güçleri bu mekanik düzende sınırlıydı. Artık elektronik bağlamda da son teknoloji, drone sistemlerini kullanacakları, hatta bu drone mekanizmalarının da Avrupa ve Rusya'nın dahi ötesine geçebilecekleri bir güç haline evrildiler.”</p>
<ol start="12">
<li><strong> ABD’de Liberaller ve liberal olmayanlar arasındaki savaş sürecek</strong></li>
</ol>
<p>"İsrail’in savaşını şu anda yaşıyoruz. Şöyle düşündü bence Amerika'nın Trump yönetimi; Venezuela'ya gittik, petrolü aldık. Ne güzel, muazzam bir başarı. Netanyahu yönetiminden de harika istihbarat geldi. Aynı şeyi tekrardan İran’da uygulayabiliriz bir bakış açısıyla yola çıktılar.</p>
<p>İsrail'in savaşını veriyoruz ama İsrail'deki sağ kanadının savaşını veriyoruz demem lazım. Çünkü İsrail de Amerika kadar çok taraflı bir ülke. Onu unutmamak lazım.</p>
<p>Büyük ihtimalle tüm odada herkesin kafasının bir köşesinde şu fikir geçiyordur. Amerikan demokrasisinde bir kırılma mı oldu? Bir çökme mi oldu? Aslında bu şekilde bunu biz değerlendiremeyiz Trump döneminde. Yanlış okuma olur.</p>
<p>Çünkü şu dile getiriliyor Amerikan demokrasisiyle alakalı. Farklı geleneklerin mücadelesi diyen var. Liberal geleneğin ve illiberal geleneğin mücadelesi diyen var.</p>
<p>Bu savaşı aslında biz yeni vermiyoruz kendi içimizde. Adams ve Jefferson arasındaki seçime bakacak olursanız, Adams'ın daha kraliyetçi, daha iyi hiyerarşik düzeni savunan bir kişi olduğunu, fakat Jefferson'ın bu seçimi kazandığını yine Amerika'da görüyoruz. O dönemde mesela Hitler döneminin anayasasına bakacak olursanız, daha böyle ırksal hiyerarşiye dayanan, Mississippi anayasasına da benzeyen bir sosyal düzenin ve bunun mükemmel bir anayasa olarak ortaya çıktığını görebilirsiniz. Bu savaş, bu liberaller ve illiberaller arasındaki savaş, Amerika'da aslında hep vardı. Ku klux klanlara kadar bu süreci götürebiliriz. Yeni ortaya çıkmadı aslında. Bu sadece Amerika'da olan bir mesele değil. Belki Almanya'da ve  dünyanın her yerinde demokrasinin ciddi bir saldırı altında olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Mesela medeniyetler çatışmasını yazan Huntington'ın büyük ihtimalle gözden kaçırdığı hususlardan bir tanesi de farklı modernite tipleri olduğuna yönelik. Yani modernite dediğimiz zaman çok farklı geleneklerden bahsediliyor. Modernite sadece Amerika'daki değil, Çin'de de gittiği zaman İstanbul'da da bunun farklı bir yanını aslında görüyorsunuz.</p>
<p>Bence ıskaladığı nokta oydu. Bu bağlamda bu demokrasi mücadelesi aslında tüm insanlığın verdiği bir mücadele. Ve bu bağlamda özellikle Anti-Amerikancılık dediğimiz zaman aslında Amerikan hegemonyasına karşı durmaktan birazcık da bahsediyoruz.</p>
<p>Kendi de anayasamızda yer alan kurallarla biz ne kadar yönetiliyoruz, o da ayrı bir soru işareti. Ama sadece Trump'ın dönemiyle gelen bir savaş değil. Demokrasi savaşını sürekli içimizde veriyoruz ve bu figürler sürekli içimizde var.”</p>
<p><strong>“Bilime yapılan yatırımın etkisi yalnızca bugünü değil, nesilleri dönüştürür”</strong></p>
<p><strong>Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Hayri Çulhacı ödül </strong>töreninde yaptığı konuşmada;</p>
<p>belirsizliklerin arttığı, sınırların yeniden tanımlandığı ve küresel dengelerin yeniden kurulduğu dönüşüm sürecinde; bilimsel düşünceye, özgür araştırmaya ve disiplinlerarası bakış açılarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Çulhacı sözlerine şöyle devam etti: “Sabancı Üniversitesi olarak bilimin rehberliğinde, eleştirel düşünceyi ve özgür akademik ortamı koruyarak geleceğe katkı sunmaya kararlıyız. Belirsizlik çağlarında en büyük gücümüz, akla ve bilime duyduğumuz bağlılıktır. Ve biliyoruz ki bilime yapılan yatırım, en yüksek getirili yatırımdır. Çünkü etkisi yalnızca bugünü değil, nesilleri dönüştürür.”</p>
<p><strong>Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi </strong>Melisa Sabancı Tapan,konuşmasında  yapay zekadan veri mimarisine uzanan dönüşümün; demokrasinin, emeğin ve küresel düzenin de merkezinde yer aldığını belirterek şu yorumu yaptı: <em>“Bu gücü hakkaniyetle yönlendiremezsek, bağlarımızı güçlendirmek yerine yeni eşitsizlikler yaratma riskiyle karşı karşıya kalacağız. Biz de bu sorumluluk bilinci ve Sakıp Sabancı’nın bugünü ve yarını okuyan vizyonundan aldığımız güçle 2027 yılı ödül temamızı <strong>“Zekayı Düzenlemek: Dijital Çağda Demokrasi, Piyasalar ve Küresel Düzen”</strong> olarak belirled</em>ik”   </p>
<p><strong>2026 Makale Ödülleri kazananları</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc78d165ee3-1776056529.JPG" alt="" width="700" height="467" /></strong>Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri’nde 2026 yılının Makale Ödülü ise,  <strong>“Gezegensel Muhalefet: Küresel Hareketler, Koruyucu Suçlaştırma ve Egemenliğin Tükenmişliği”</strong> isimli çalışmasıyla Lincoln Üniversitesi Sosyal ve Siyasal Bilimler Fakültesi'nden Doç. Dr. Barış Çaylı Messina ile <strong>“Yapay Zekâ Düzenlemesine Avrupa Yaklaşımı: Temel Değerlerden Ödün Vermeden Teknolojik İnovasyonu Gerçekleştirmenin Olası Yolu” </strong>isimli çalışmasıyla Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölümü Bilişim ve Teknoloji Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doktor Esra Demir’e takdim edildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/profesor-katzenstein-turkiye-icin-yakin-gelecekte-tehditkar-bir-durum-gorunmuyor-76875</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/5/1280x720/7-1776056488.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Profesör Katzenstein: Türkiye için yakın gelecekte tehditkar bir durum görünmüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/depo-sirketine-gyo-olup-vergiden-kacmak-yok-76871</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Depo şirketine GYO olup vergiden kaçmak yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Depo şirketine GYO olup vergiden kaçmak yok Artık depocu, GYO olup vergiden kaçamayacak</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ciddi vergi kaybına yol açtığını değerlendirdiği Gayrimenkul yatırım fonları (GYF) ve gayrimenkul yatırım ortaklıkları (GYO) bu yıl ilk kez vergi ödeyecekler. Bununla ilgili 2024 Ağustos’ta çıkan yasa iki önemli konuda düzenleme getiriyor. Birincisi 1 Ocak 2025’den itibaren elde edilen kazançlara uygulanmak üzere gayrimenkul yatırım fon ve ortaklıklarına ilişkin kurumlar vergisi istisnası yüzde 50 kâr dağıtım şartına bağlandı. Yani GYF ve GYO’lar istisnadan yararlanabilmek için, taşınmazlarından elde ettikleri kazançların en az yarısını kâr payı olarak dağıtacaklar.</p>
<p>İkinci olarak da bu şirketlerin taşınmazlarından elde ettikleri kazançlar, yine bu tarihten itibaren yürürlüğe konulan yurt içi asgari kurumlar vergisine tabi tutuldu. Yani artık onlar için de vergisiz hayat şimdi sona eriyor.</p>
<p>GYF ve GYO’lar la ilgili düzenlemenin temelinde Gelir İdaresi Başkanlığı’nın (GİB) 24 Mayıs 2024’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yaptığı sunum bulunuyor. GİB sunumda Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5-1/d maddesi ile GYO ve GYF’lerin kazançlarının tamamının kurumlar vergisinden istisna edildiğini belirterek şu ifadelere yer vermişti:</p>
<p>“GYO ve GYF’lere tanınan kurumlar vergisi istisnasındaki temel amaç, gayrimenkul sektörünün geliştirilmesine katkıda bulunmak, nitelikli ve büyük ölçekli gayrimenkul üretimini teşvik etmek, sürdürülebilir gayrimenkul arzını temin etmek ve bu suretle sektörün ülke ekonomisine sağladığı katkıyı azami seviyeye çıkarmaktır. Ancak son dönemlerde, her türlü gayrimenkul ticaretiyle uğraşanların kazançları veya gayrimenkul kira geliri elde edenlerin kazançları gibi bu amaca hizmet etmeyen ve vergilendirilmesi gereken kazançların gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıkları bünyesine alınarak vergiden istisna edilmeye çalışıldığı görülmektedir.</p>
<p>Örneğin; • ABC GYO’nun tek faaliyeti Ankara’da bulunan X Alışveriş Merkezi ve Y Otelinin işletilmesi olup, bu faaliyeti dolayısıyla kurum 1,5 milyar TL istisna kazanç beyan etmiştir.</p>
<p>VYZ GYO Depoculuk alanında faaliyet göstermekte olup, 13 ilde 84 depo ile hizmet veren şirket 2023 yılında 800 milyon TL istisna kazanç beyan etmiştir.”</p>
<p>Sunumdan da anlaşılacağı gibi iş çığırından çıkmış ve hükümet de vergiyi getirmiş. Merak ediyorum o zamanlar işini layıkıyla yapanlar aralarındaki ayrık otlarının ayıklanması için hiç Maliye’nin kapısını çaldılar mı diye?</p>
<p>İyi haber ise Türkiye’de GYO ve GYF sayısının 300’e dayanmış olması. Bu da Maliye’nin çok rahat 50 milyar liradan fazla vergi tahsili anlamına geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/depo-sirketine-gyo-olup-vergiden-kacmak-yok-76871</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Depo şirketine GYO olup vergiden kaçmak yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/guclu-destek-buyuk-kulupun-sagduyulu-ve-kapsayici-yapisini-ortaya-koydu-76936</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Güçlü destek, Büyük Kulüp’ün sağduyulu ve kapsayıcı yapısını ortaya koydu&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul’un 100 yılı aşkın tarihiyle en köklü sivil toplum kuruluşlarından biri olan Büyük Kulüp'ün, tarihinin en yüksek katılımlı genel kurulunu gerçekleştirdiği bildirildi. 1500’e yakın üye ile kulüp tarihine geçen rekor bir katılımla kulüp tarihinin en yüksek katılımlı olağan mali genel kurulu yapıldı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, iş dünyasından cemiyet hayatına, diplomasi çevrelerinden kamuya uzanan geniş ve nitelikli bir üye katılımıyla gerçekleşen genel kurul, kulübün güçlü temsil yapısını ve üyelerinin yüksek bağlılığını bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dce957878b4-1776085335.jpg" alt="" width="700" height="466" />Genel kurulda, Büyük Kulüp yönetim kurulu Başkanı Talat Yılmaz başkanlığında, Başkan Yardımcısı Eser Bayraktar ve yönetim kurulu tarafından yürütülen faaliyetlerin üyelerin güçlü desteğiyle karşılık bulduğu belirtildi. Yönetim kurulu, genel kurulda oy birliğiyle ibra edilerek güven tazeledi.</p>
<p>Genel kurulda ayrıca kulübün mali yapısı ve üyelik sistemine ilişkin çeşitli düzenlemeler de görüşülerek karara bağlandı.</p>
<p>Bu güçlü destek, sorumluluğumuzu artırıyor</p>
<p>Büyük Kulüp Başkanı Talat Yılmaz, genel kurul sonrası yaptığı değerlendirmede, “İki yıl önceki seçim sürecinin ardından farklı görüşlerin dile getirildiği bir ortamda, üyelerimizin bu genel kurulda ortaya koyduğu yüksek katılım ve güçlü destek, Büyük Kulüp’ün sağduyulu ve kapsayıcı yapısını bir kez daha ortaya koymuştur. Bu güven, yönetim olarak sorumluluğumuzu daha da artırmaktadır.” ifadelerini kullandı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/guclu-destek-buyuk-kulupun-sagduyulu-ve-kapsayici-yapisini-ortaya-koydu-76936</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/6/1280x720/67-1776085320.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mali genel kurulda konuşan Büyük Kulüp Başkanı Talat Yılmaz, &quot;İki yıl önceki seçim sürecinin ardından farklı görüşlerin dile getirildiği bir ortamda, üyelerimizin bu genel kurulda ortaya koyduğu yüksek katılım ve güçlü destek, Büyük Kulüp’ün sağduyulu ve kapsayıcı yapısını bir kez daha ortaya koymuştur.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-76919</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Darıca Belediyesi kent mobilyalarını kendi atölyesinde üretiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Darıca Belediyesi, park ve yeşil alanlarda kullanılan kent mobilyalarını kendi imkânlarıyla üreterek maliyetleri azaltıp hizmet kalitesini artırdığını bildirdi. </p>
<p>Park ve Bahçeler Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren üretim atölyesinde hazırlanan kamelya, oturma bankı ve piknik masaları, ilçenin farklı noktalarındaki park ve yeşil alanlarda vatandaşların kullanımına sunuluyor. Tasarım aşamasından montaj sürecine kadar tüm üretim belediye ekipleri tarafından gerçekleştiriliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/13/kent-mobilyalari-daricada-usta-ell-fong.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Belediyeden yapılan açıklamaya göre, bu model sayesinde hem üretim süreci hızlanıyor hem de kamu kaynakları daha verimli kullanılıyor. Aynı atölyede, zamanla yıpranan ya da zarar gören kent mobilyaları da bakım ve onarımdan geçirilerek yeniden hizmete kazandırılıyor.</p>
<p>Belediyenin kendi imkânlarıyla yürüttüğü üretim çalışmaları, ilçedeki parkların ihtiyaçlarına hızlı ve etkin çözümler sunarken, Darıca’da üretim ve bakım süreçleri tek çatı altında sürdürülüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/13/kent-mobilyalari-daricada-usta-ell-3lkp.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“Kent mobilyalarını kendi atölyemizde üretmenin mutluluğunu yaşıyoruz”</h2>
<p>Darıca Belediye Başkanı Muzaffer Bıyık, kent mobilyalarının üretildiği atölyeyi ziyaret ederek çalışmaları yerinde inceledi. Belediyenin kendi imkânlarıyla üretim yapmasının hizmet hızını artırdığını ifade eden Bıyık, “İlçemizin farklı noktalarında kullanılan kent mobilyalarını kendi atölyemizde üretmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Bu sayede hem hızlı hareket ediyor hem de belediyemizin kaynaklarını daha verimli kullanıyoruz. Aynı zamanda bakım ve onarım çalışmalarını da kendi ekiplerimizle kısa sürede gerçekleştirerek parklarımızın her zaman kullanıma hazır olmasını sağlıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-76919</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/9/1280x720/darica-belediyesi-kent-mobilyalarini-kendi-atolyesinde-uretiyor-1776075181.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Darıca Belediyesinin, park ve yeşil alanlarda kullanılan kamelya, oturma bankı ve piknik masalarını kendi bünyesindeki atölyede üreterek hem maliyetleri düşürdüğü hem de hizmet kalitesini artırdığı bildirildi. Belediye Başkanı Muzaffer Bıyık, üretim ve bakım çalışmalarının hızlı ve verimli şekilde sürdüğünü belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/porland-horeca-kanalinda-kuresel-buyumesini-surduruyor-76917</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Porland, HoReCa kanalında küresel büyümesini sürdürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli’de 300 bin metrekare açık 90 bin metrekare kapalı alanda faailyet gösteren Türkiye’nin önde gelen porselen markalarından Porland'ın, 50. Turizm Haftası kapsamında turizm ve gastronomi sektörüne sağladığı katkıları öne çıkardığı bildirildi. Şirketten yapılan açıklamaya göre, yılda yaklaşık 70 milyon adet üretim gerçekleştiren marka, üretiminin yüzde 65’ini ihraç ederek dört kıtada 80’den fazla ülkeye ulaşıyor ve Türkiye’nin gastronomik deneyimini dünya sahnesine taşıyan önemli markalar arasında yer alıyor.</p>
<p>Açıklamada, "Turizm sektörünün en önemli bileşenlerinden HoReCa (otel, restoran ve kafe) kanalına özel geliştirdiği ürün ve çözümlerle Porland, Türkiye’nin gastronomi alanındaki uluslararası görünürlüğünü artırırken turizm işletmelerinin kalite standartlarına da katkı sağlıyor. Şirket, HoReCa markası Pioli ile otellerin konsept ve kurumsal kimliklerine uygun logo baskılı, desenli ve kişiselleştirilmiş koleksiyonlar geliştiriyor. Pioli, İspanya, İtalya ve Yunanistan başta olmak üzere Avrupa’nın önde gelen gastronomi merkezlerinde birçok prestijli restoran ve otelde kullanılıyor." denildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dcbff08f59e-1776074736.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<h2>“Stratejik pazarlarda büyümeyi sürdüreceğiz”</h2>
<p>Turizm Haftası kapsamında Porland’ın büyüme yolculuğundaki kritik rolüne dikkat çeken Porland Yönetim Kurulu Üyesi İmge Pamukçu, “Turizm sektörü kapsamında HoReCa kanalı, hem ihracat pazarları hem de yurt içi pazardaki güçlü payımızın büyük bölümünü oluşturuyor. Sert porselen masaüstü ürünlerinden cam ve çatal-bıçak-kaşık gruplarına, sunum ve servis ekipmanlarına geniş bir ürün gamı sunuyoruz. Tasarım ve mühendislik ekiplerimizle, uzun vadeli ihtiyaçlara yanıt verecek ürün ve çözümler geliştiriyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>Pamukçu, “Markamızın temelini profesyonel kullanıcılarla kurduğumuz güçlü temas ve sahadan gelen içgörüler oluşturuyor. Gastronomi sektöründeki deneyimimizi Pioli markamız ile daha da ileri taşıdık. Pioli, ihracatımızın önemli itici güçlerinden biri haline geldi. Amerika, Orta Doğu ve Asya gibi stratejik pazarlarda büyümeyi sürdüreceğiz. Yenilikçi ürünlerimiz, tasarım gücümüz ve sürdürülebilir üretim anlayışımız ile turizm ve gastronomi sektörü için katma değer yaratmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dcc037e8eff-1776074807.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<h2>“Geri dönüştürülebilir ürünlerin payını artırmayı hedefliyoruz”</h2>
<p>Pamukçu, “Porland, Turizm Haftası vesilesiyle sürdürülebilirlik ve inovasyon odaklı hedeflerini de öne çıkarıyor. Üretim süreçlerinde ortaya çıkan porselen kırıklarının geri dönüştürülmesiyle geliştirilen Re-Gen koleksiyonu, döngüsel ekonomiye katkı sağlayan yenilikçi bir yaklaşım sunuyor. Marka, gelecek vizyonunda karbon nötr üretim süreçlerini güçlendirmeyi ve yüzde 100 geri dönüştürülebilir ürünlerin payını artırmayı hedeflerken, profesyonel mutfaklar için dijital katalog çözümleri üzerinde de çalışmalarını sürdürüyor” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/porland-horeca-kanalinda-kuresel-buyumesini-surduruyor-76917</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/7/1280x720/porland-horeca-kanalinda-kuresel-buyumesini-surduruyor-1776074843.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Porland Yönetim Kurulu Üyesi İmge Pamukçu, “Turizm sektörü kapsamında HoReCa kanalı, hem ihracat pazarları hem de yurt içi pazardaki güçlü payımızın büyük bölümünü oluşturuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kultur-sanat/zulfu-livaneliye-cankayadan-evrensel-kultur-odulu-76904</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zülfü Livaneli’ye Karanfil Evrensel Kültür Ödülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Çankaya Belediyesi, “elden ele” anlayışıyla yayımladığı Karanfil Derginin birinci yılı Ankara’nın kültür, sanat ve edebiyat yaşamına katkı sağlayan isimlerin ödüllendirildiği bir etkinlikle kutlandı. Karanfil Evrensel Kültür Ödülü Karanfil Dergi yazarı da olan usta sanatçı Zülfü Livaneli’ye verildi. Livaneli’ye ödülünü Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner takdim etti.</p>
<p>Ankara’ya Değer Katan Ressam ödülüne Habip Aydoğdu, Ankara’ya Değer Katan Şair ödülüne Ahmet Telli, Ankara’ya Değer Katan Edebiyat ödülüne yazar Buket Uzuner, Ankara’ya Değer Katan Akademisyen ödülüne filozof akademisyen Prof.Dr. İoanna Kuçuradi layık görüldü.<br />Karanfil Dergi özel gecesinde oyuncu Mert Fırat da hazırladığı müzikli gösteriyi, Ferhat Livaneli Orkestrasının eşliğinde Ankara’nın en çok bilinen yerlerinden Karanfil sokak dekoruyla sundu. Gecede Nebil Özgentürk’ün hazırladığı Zülfü Livaneli belgeselinden bir bölüm de izleyicilerle paylaşıldı. Besteci Fazıl Say’ın video mesajıyla katıldığı gecede Ankara şairi Ahmet Telli’nin şiiri üzerine bestelediği “Yorgun Çocuklardık” şarkısı beğeniyle dinledi.<br />Çankaya Belediyesi Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen geceye Karanfil Dergi yazarlarının yanı sıra çok sayıda sanatsever katıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kultur-sanat/zulfu-livaneliye-cankayadan-evrensel-kultur-odulu-76904</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/4/1280x720/56-1776067326.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Usta sanatçı Zülfü Livaneli Çankaya Belediyesi tarafından Karanfil Evrensel Kültür Ödülü&#039;ne layık görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamanin-izinde-sanatin-pesinde-76874</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zamanın izinde, sanatın peşinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir yüzyılın sanatla tutulan belleği</strong></p>
<p>Bazı sergileri gezerken yalnızca duvarlara asılan, salonlara yerleştirilmiş eserlerden ibaret olmadığını fark eder; bir ülkenin değişen yüzünü, dönüşen estetik anlayışını, hatta kimi zaman unutmayı tercih ettiği hikâyelerini de hissedersiniz. <strong>“Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat”</strong> tam da böyle bir sergi. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’ın ev sahipliğinde kapılarını açan bu kapsamlı seçki, ilk bakışta bir kurumun yüz yıllık serüvenini anlatıyor gibi görünse de derinlere indikçe Türkiye’nin kültür-sanatla kurduğu ilişkinin izlerini sürmeye başlıyorsunuz. Bu izler bazen bir arşiv belgesinde, bazen bir fotoğraf karesinde, bazen de bugünün diliyle üretilmiş çağdaş bir eserde karşınıza çıkıyor. Hepsinin ortak noktası ise şu: Zamanın içinden geçerken geride bırakılan izlerin aslında birer tanıklık oluşu.</p>
<p>Koç Topluluğu’nun Cumhuriyet’in hemen ardından başlayan yolculuğu, bu sergide alışıldık bir <em>“kurumsal tarih”</em> anlatısının dışına taşınıyor. Burada mesele yalnızca büyüme, üretim ya da ekonomik gelişim değil. Daha çok, bir özel girişimin sanatla nasıl temas ettiği, o teması nasıl çoğalttığı ve zaman içinde nasıl bir kültürel ekosisteme dönüştürdüğü sorusu öne çıkıyor.</p>
<p>Serginin küratörlerinden <strong>Didem Yazıcı’</strong>nın yaklaşımı da bu noktada belirleyici: Farklı disiplinleri bir araya getiren, geçmişle bugünü aynı düzlemde buluşturan bir kurgu. Yardımcı küratör <strong>Zehra Begüm Kışla</strong> ile birlikte kurulan bu yapı, izleyiciyi doğrusal bir zaman çizgisine hapsetmek yerine katmanlar arasında dolaşmaya davet ediyor.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Baharın rengi bu kez sanat: CI BLOOM</strong></p>
<p>İstanbul’da bahar her zaman yalnızca çiçeklerle gelmez. Bazen bir sergiyle, bazen bir konserle, bazen de bir fuarla hissedersiniz mevsimin değiştiğini. Bu yıl o değişimin adlarından birisi, hiç kuşkusuz CI BLOOM 2026. Contemporary Istanbul tarafından hayata geçirilen bu genç ama etkisi giderek büyüyen yapı, beşinci edisyonuyla yeniden kapılarını açarken, aslında yalnızca bir sanat etkinliğini değil, İstanbul’un kültür-sanat dolaşımındaki güncel enerjiyi de temsil ediyor.</p>
<p>15 Nisan’daki ön izleme ile başlayacak olan fuar, 16–19 Nisan tarihleri arasında Lütfi Kırdar Rumeli Salonu’nda izleyiciyle buluşacak. Ama mesele yalnızca tarihler ve mekân değil; asıl mesele, bu buluşmanın taşıdığı ruh.</p>
<p>Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı ve kurucusu <strong>Ali Güreli’</strong>nin altını çizdiği bir gerçek var: Sanat piyasasında dengeler değişiyor. Artık değer, yalnızca hiyerarşik kabullerle değil; erişim, keşif ve dolaşım üzerinden kuruluyor. Bu cümle, aslında CI BLOOM’un ruhunu da özetliyor. Burada büyük isimlerin gölgesinde kalan üretimler değil, henüz yolun başındaki, arayış halindeki, deneyen ve risk alan işler ön planda. Yeni koleksiyoner profilinin ilgisi de tam olarak bu noktaya yöneliyor: Keşfetmenin heyecanına.</p>
<p><strong>Işığın, şöhretin ve arka sokakların fotoğrafı: Ara Güler’in Cannes’ı</strong></p>
<p>Ara Güler Müzesi’nde açılacak “Cannes” sergisinde ustanın objektifinden çıkan kareler, ilk bakışta tanıdık bir dünyanın kapısını aralıyor: kırmızı halılar, ünlü yüzler, kalabalıklar… Ama birkaç adım sonra anlıyorsunuz ki bu sergi, o alışılmış görüntülerin peşinde değil.<br />Daha çok, o görüntülerin arasındaki boşluklara bakıyor. 22 Nisan’da kapılarını açacak sergi, 11 Ekim tarihine kadar izlenebilecek. Ama takvimden çok, hafızaya bırakacağı iz önemli.</p>
<p>Cannes Film Festivali denildiğinde akla ilk gelen şey çoğu zaman ihtişamdır. Oysa 1950’lerin sonu ile 60’ların başı, bu ihtişamın henüz katılaşmadığı, daha geçirgen, daha insani bir dönem. La Croisette boyunca uzanan o sahil şeridi, yalnızca yıldızların yürüdüğü bir alan değil; gazetecilerin koşturduğu, meraklı bakışların peş peşe dizildiği, sürpriz karşılaşmaların yaşandığı canlı bir sahne. <strong>Ara Güler</strong>’in kareleri tam da bu hareketi yakalıyor. Bir yıldızın bakışı ile onu izleyen kalabalığın merakı aynı kadrajda buluşabiliyor. Bazen bir basın toplantısının ciddiyeti, birkaç dakika sonra sahil kenarındaki bir kahkahayla yer değiştiriyor.</p>
<p>Sergide<strong> Brigitte Bardot, Sophia Loren, Grace Kelly, Federico Fellini, Orson Welles, Jean Cocteau, Michelangelo Antonioni, Kim Novak ve François Truffaut </strong>gibi isimler var. Ama bu serginin asıl gücü, bu isimleri yalnızca <em>“ikon”</em> olarak sunmamasında. Onları beklerken sıkılan bir hâlde, bir sohbetin ortasında, ya da kalabalığın içinde kaybolmuşken görmek mümkün. Bu da yıldız kavramını biraz yerinden oynatıyor. Şöhretin kendisini değil, hâlini gösteriyor.</p>
<p><strong>Sahnenin ve akademinin zarif tanığı: Dikmen Gürün’e bir ömürlük unvan</strong></p>
<p>Bazı unvanlar yalnızca akademik bir mertebeyi değil, bir hayatın toplamını ifade eder. <strong>Dikmen Gürün</strong> için verilen <em>“Emeritus Profesörlük”</em> de tam olarak böyle bir anlam taşıyor. Kadir Has Üniversitesi’nde düzenlenen törende, bir akademisyenin kariyerinden çok daha fazlası vardı aslında: Türkiye’de tiyatronun dönüşümüne tanıklık etmiş, onu yorumlamış ve kimi zaman yön vermiş bir ismin hikâyesi. Rektör <strong>Ayşe Başar</strong>’ın ev sahipliğinde gerçekleşen buluşma, yalnızca bir takdim töreni değil; bir saygı duruşuydu.</p>
<p><strong>Geçmiş işe karışınca: Heritage İstanbul’un canlı sahnesi</strong></p>
<p>Kültürel miras denince çoğu zaman <em>“korumak”</em> fiiline sıkışırız. Oysa Heritage İstanbul 2026’da mesele çok daha geniş: anlamak, yorumlamak ve yeniden üretmekti. Restorasyon projeleriyle arkeolojik buluntuların, müzecilik yaklaşımlarıyla kütüphaneciliğin yan yana geldiği bu yapı, aslında tek bir şeyi söylüyordu: Geçmiş, tek başına durmaz; bugünün içinden geçerek var olur.</p>
<p>Heritage İstanbul 2026’nın 9. edisyonunda ilk kez Yenikapı’daki geniş fuar alanında gerçekleşti. Yaklaşık 7 bin metrekarelik alanda organize edilen fuar, sergi alanlarının yanı sıra konferanslar, atölyeler ve sektörel buluşmalarla dört gün boyunca yoğun bir içerik sundu. Tarihi Yarımada’daki restorasyon, kazı ve müzecilik çalışmaları yanı sıra tüm Türkiye'den örnekler fuarın ana konferans başlıkları arasında yer alırken, ülkemizin önemli miras alanlarında yürütülen çalışmalar, konferans ve panellerde uzmanlar tarafından ele alındı. 142 ulusal ve uluslararası katılımcının yer aldığı fuar, 10.560 ziyaretçiyi ağırladı.</p>
<p><strong>Mutfağın ötesinde bir arayış: TURGİD ile yeni bir zemin</strong></p>
<p>Gastronomi dünyasında yıllardır aynı cümleler farklı ortamlarda tekrar ediliyor. Maliyetler artıyor, nitelikli personel bulmak zorlaşıyor, standartlar tartışılıyor, rekabet sertleşiyor… İşte tam bu noktada kurulan Tüm Gıda İşletmecileri Derneği (TURGİD), bir dernekten çok bir ihtiyaç cümlesi gibi okunmak gerekliliğine dikkat çekiyor. Türkiye’de yeme-içme dünyası artık yalnızca restoranlardan ibaret değil. Turizmi etkiliyor, yerel üretimi şekillendiriyor, şehir ekonomisine yön veriyor. TURGİD, bu büyümenin beraberinde bir dağınıklık da getirdiğine dikkat çekiyor. <em>“Farklı ölçeklerde işletmeler, farklı sorunlarla mücadele ediyor. Küçük işletmelerin sesi çoğu zaman duyulmuyor, orta ölçekliler arada kalıyor, büyüyen markalar ise başka bir dil konuşuyor. Bu parçalı yapı içinde ortak bir temsil zemini eksikliği giderek daha görünür hale geldi. </em> <em>Bugün gastronomi, yalnızca iyi yemek yapmakla sınırlı değil. Gıda güvenliği, şeffaflık, etik değerler, sürdürülebilirlik… Bunların hepsi aynı anda konuşulmak zorunda. Çünkü artık bir restoran, sadece bir işletme değil; aynı zamanda kamusal bir sorumluluk alanı”</em> diyen TURGİD’in önerdiği yaklaşım bu noktada şu şekilde yansıtılıyor:<br /><em>“İşletmeciliği yalnızca ticari bir faaliyet olarak değil, bir meslek disiplini ve ortak sorumluluk olarak görmek.”</em></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamanin-izinde-sanatin-pesinde-76874</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zamanın izinde, sanatın peşinde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
