<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yillik-enflasyon-beklentisinde-artis-77828</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 10:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıllık enflasyon beklentilerinde artış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Nisan 2026'ya ait "Sektörel Enflasyon Beklentileri" verilerini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, nisanda 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri geçen aya göre, piyasa katılımcıları için 1,22 puan artarak yüzde 23,39 seviyesine, reel sektör için 0,8 puan artarak yüzde 33,70 seviyesine, hane halkı için 1,67 puan artarak yüzde 51,56 seviyesine çıktı.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini bekleyen hane halkı oranı geçen aya göre 0,57 puan azalarak yüzde 14,57 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yillik-enflasyon-beklentisinde-artis-77828</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/1/1280x720/boykotlarin-enflasyonla-mucadeleye-katkisi-1743693549.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın anketine göre, 12 ay sonrası enflasyon beklentileri, piyasa katılımcıları için yüzde 23,39&#039;a, reel sektör için yüzde 33,70&#039;e, hane halkı için de yüzde 51,56&#039;ya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/32-ilde-ozellestirme-karari-77826</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 10:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> 32 ilde özelleştirme kararları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB), 32 ildeki taşınmazların özelleştirme kapsamına alınması ile Ankara'daki bir taşınmazın imar planı değişikliğine ilişkin kararları onaylandı.</p>
<p>Konu hakkındaki Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Ağrı, Artvin, Amasya, Çanakkale, Edirne, Isparta, Kahramanmaraş, Karabük, Kars, Kastamonu, Mersin, Muğla, Sakarya, Sivas, Şanlıurfa, Tekirdağ ve Tunceli'de birer, Çankırı, Kırklareli, Konya, Manisa, Mardin ve Trabzon'da ikişer, Adana, Afyonkarahisar, Elazığ ve Eskişehir'de üçer, Bursa'da 4, Balıkesir'de 5, Samsun'da 6, İstanbul'da 7 ve Ankara'da 8 taşınmaz özelleştirme kapsam ve programına alındı.</p>
<p>Ayrıca, Ankara'nın Çankaya ilçesi Karakusunlar Mahallesi'ndeki bazı taşınmazların özelleştirme kapsam ve programına alınması kararlaştırıldı. Bu taşınmazlar, satış, kiralama, gelir ortaklığı modeli ve işin gereğine uygun sair hukuki tasarruflar, mülkiyetin gayri ayni haklarının tesisi veya işletme haklarının verilmesi yöntemlerinden biri ya da birkaçının birlikte uygulanmasıyla özelleştirilecek. Özelleştirme işlemleri 31 Aralık 2028'e kadar tamamlanacak.</p>
<p>Öte yandan, mülkiyeti Karayolları Genel Müdürlüğü adına kayıtlı özelleştirme kapsam ve programındaki Ankara'nın Pursaklar ilçesindeki, Pursaklarköyü Mahallesi'ndeki taşınmaza yönelik hazırlanan nazım imar planı ve uygulama imar planı değişiklikleri onaylandı.</p>
<p><strong>Polatlı'da arazi toplulaştırma çalışmaları yapılacak</strong></p>
<p>Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı'na göre, Ankara'nın Polatlı ilçesi Hacıtuğrul Mahallesi'nde, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünce arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri yürütülecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/32-ilde-ozellestirme-karari-77826</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 32 ildeki bazı taşınmazların özelleştirme kapsamına alınması kararlaştırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nisan-toplantilari-77825</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 10:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nisan toplantıları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İran konusunda diplomatik çözüm beklentileri, geri çekilen petrol fiyatları ve bilançolara yönelik iyimser beklentilerin desteğiyle yeni rekor seviyeleri test eden piyasalarda, jeopolitik risklerin yeniden güçlenmesi ile birlikte yeni haftada kar satışları etkili oldu. Küresel risk barometresi olarak da izlenen S&amp;P 500 endeksi rekor seviyelerden geri çekilerek dengelenirken, büyük resimde petrol fiyatlarının 90 dolar seviyesinin altına inip inmeyeceği önemini koruyor. ABD ile İran arasında imzalanan ateşkesin akıbeti hakkında belirsizliklerin öne çıktığını görüyoruz. Enerji darboğazına yönelik net bir çözüm olmaması ve ateşkesin kırılgan olarak görülmesi piyasada soru işaretlerini canlı tutuyor.  </p>
<p>Fiyatlamaların haber akışına bağlı olduğunu ve hızlı bir şekilde değişebileceğini hatırlatalım. Önümüzdeki dönemde dolar endeksi ve petrolde gördüğümüz geri çekilmenin ardından hareketlerin ne yöne evrileceği konusu önemli. Savaş öncesi dönemde 65 dolar civarında seyreden petrol fiyatlarının, 90 dolar seviyesinin altına gerileyip gerilemeyeceği önemli olmaya devam ediyor. Makro verilerde güçlü bir bozulma görmesek de yüksek seviyelerini koruyan petrol fiyatları ile birlikte enflasyon beklentilerinin canlı kaldığını görüyoruz. Dolayısıyla görüşmelerde başarısız olunması durumunda riskli varlıkların olumsuz etkileneceğini, enflasyon beklentilerindeki bozulmanın ve faiz artırımı tartışmalarının devam edebileceğini; dolayısıyla da dolar endeksinde yeniden yukarı yönlü baskıya neden olabileceğini düşünüyoruz.</p>
<p>Makro tarafta yüksek petrol fiyatları eşliğinde enflasyonda yukarı, büyümede aşağı yönlü riskleri izliyoruz. ABD’de istihdamda zayıf, fiyatlarda güçlü sinyaller üreten ISM Hizmet endeksi, yüksek seviyelerini koruyan PCE ve TÜFE verileri, bu görünüme destek olmuştu. Bu görünüm ise FED’in gevşeme alanını daraltıyor, uzun bir süre bekle gör duruşunu koruyacağı yönündeki beklentilere destek oluyor. İran konusundaki anlaşma umutlarıyla birlikte faiz beklentilerinde bir yumuşama görsek de yüksek seviyelerini koruyan petrol fiyatları ve enflasyon beklentilerindeki bozulma nedeniyle piyasada bu yıl için faiz indirim fiyatlamalarının oldukça düşük seviyelere gerilediğini not edelim.</p>
<p>Piyasada enerji fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan enflasyonist baskı ile birlikte merkez bankalarının sıkılaşma yanlısı tepkiler verme olasılığı gündemde yer almaya devam ediyor. Ancak jeopolitik haber akışı çok hızlı değişiyor ve merkez bankalarının bir sonraki hamlelerini tahmin edebilmek oldukça zor.  Önümüzdeki günlerde gerçekleşecek Nisan ayı toplantılarında hem FED hem de ECB’den gelecek mesajların önemli olacağını düşünüyoruz.</p>
<p>Hatırlanacağı üzere Mart ayındaki toplantılarda başta FED olmak üzere merkez bankalarından daha şahin mesajlar ön plandaydı ve faiz artırımı beklentilerinin öne çıktığını takip etmiştik. FED, her ne kadar 2026 yılı için faiz indirimi beklentisini korusa da FED Başkanı Jerome Powell’ın faiz indirimlerine yeniden başlanabilmesi için enflasyonun düşürülmesinde ilerleme görülmesi gerektiği ve temel senaryo olmasa da faiz artırımlarının tartışıldığına dair ifadeleri önemliydi. İran operasyonu öncesinde bu yıl için 60 baz puan civarı indirim bekleyen piyasada son durumda faiz indirimlerinden ziyade FED’in faiz artırımına gitmesi veya uzun süre faizleri sabit bırakması olasılığı daha güçlü gözüküyor. FED kararları 29 Nisan’da açıklanacak ve beklentiler faizlerin sabit bırakılması yönünde şekilleniyor. Ancak önümüzdeki döneme yönelik yeni mesajların ne derece şahince olup olmayacağı riskli varlıklar açısından önemli olabilir.</p>
<p>Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde’ın ise Ortadoğu'daki çatışmaların enflasyonu bir süreliğine yukarı çekmesi halinde, politikada bazı ölçülü ayarlamalar gerekebileceğine işaret ederek Euro Bölgesi’nde faizleri artırmaya kapı araladığını gördük. Lagarde; Pazartesi günü Berlin’de yaptığı açıklamada, İran savaşının çifte belirsizlik yarattığını, para politikası adımları atmadan önce daha fazla veri görülmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca enerji arzında kesintinin süresi ve enerji fiyatlarının genel enflasyona yayılma potansiyelinin ECB’nin işini zorlaştırdığına işaret etti. Artan enerji maliyetleri ve jeopolitik belirsizliğin etkilerini değerlendirmeye devam eden ECB’nin, 30 Nisan’daki toplantıda faiz oranlarını sabit bırakması bekleniyor. Ancak enflasyon beklentilerini kontrol altına almak için yılın ilerleyen dönemlerinde -örneğin, Haziran ayında- faiz artırımına gitme olasılığı güçlü gözüküyor.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nisan-toplantilari-77825</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nisan toplantıları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rising-city-yapi-ve-yasam-fuari-kapilarini-acti-77819</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 10:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rising City &amp; Yapı ve Yaşam Fuarı kapılarını açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>İnşaat ve gayrimenkul sektörünü buluşturan Rising City Yapı ve Yaşam Fuarı, Bursa Fuar Merkezi’nde kapılarını açtı. 26 Nisan 2026 tarihine kadar ziyaretçilerini ağırlayacak fuarın açılış töreni, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay’ın yanı sıra Vali Yardımcısı Salih Altun, İMSİAD Başkanı Şeref Demir, Mimarlar Odası Bursa Şubesi Başkanı Şirin Rodoplu Şimşek, BESOB Başkanı Fahrettin Bilgit, BTSO Yönetim Kurulu, meclis ve komite üyeleri, ilçe oda ve borsaların başkanları ile sektör temsilcileri katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eb16d15d047-1777014481.JPG" alt="" width="584" height="389" /></p>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Rising City Yapı ve Yaşam Fuarı’nın Bursa’nın fuarcılık vizyonunu güçlendiren önemli organizasyonlardan biri olduğunu söyledi. Fuarın her geçen sene katılımcı ve metrekare olarak kapasitesini artırdığını dile getiren Başkan Burkay, “Uzun bir aradan sonra geçtiğimiz yıl güzel bir fuara imza atmıştık. Bu sene de geçen yıla göre metrekare ve katılımcı ilgisi arttı. Sektörümüz fuara büyük önem veriyor. Bu bizim için çok değerli” dedi.</p>
<h2><strong>18 ülkeden 200’ü aşkın alıcı Bursa’da</strong></h2>
<p>Kalkınmış ve medeni toplumların en önemli göstergesinin inşa ettiği şehirler olduğunu belirten Başkan Burkay, dünyada yaşanan koşullara rağmen sektörün ciddi potansiyele sahip olduğunu ifade etti. BTSO olarak sektörün potansiyelini artırmak adına önemli organizasyonlar gerçekleştirdiklerini ifade eden Başkan Burkay, fuarda 18 ülkeden 200’ü aşkın nitelikli yabancı alıcıları firmalarla buluşturduklarını söyledi. Türkiye’nin farklı şehirlerinden de ziyaretçileri Bursa’da ağırladıklarını vurgulayan Başkan Burkay, “Sektörümüz 200’ün üzerinde farklı alanı doğrudan etkileyen bir yapıya sahip. Bu sektörde paydaşlarımızın desteğini önemsiyorum. Bizim de Bursa’da akademik odalarla ve sektörel derneklerimizle birlikte yaptığımız çalışmalar şehrimizin önümüzdeki süreçte sadece kalkınma değil, gelişmesinin sağlayacak adımların atılmasını kapsamaktadır” ifadelerini kullandı. Rising City Yapı ve Yaşam Fuarı ile aynı zamanda Bursa Fuar Merkezi’nde Karavan Show Bursa Fuarı’nın da düzenlendiğini belirten Başkan Burkay, her iki fuarın kent için hayırlı olmasını diledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eb170af22e3-1777014538.jpeg" alt="" width="665" height="374" /></p>
<h2><strong>Yerli ve yabancı yatırımcıların buluşma noktası</strong></h2>
<p>Yerli ve yabancı yatırımcıları, sektör profesyonellerini ve nitelikli alıcıları bir araya getiren Rising City Yapı ve Yaşam Fuarı; konut projelerinden yapı teknolojilerine, mimari çözümlerden inşaat malzemelerine kadar geniş bir yelpazede ürün ve hizmetlerin sergilendiği önemli bir platform olma özelliği taşıyor. Bursa Fuar Merkezi’nde İMSİAD ile Mimarlar Odası Bursa Şubesi’nin de iş birliğiyle düzenlenen fuar aynı zamanda yeni iş birliklerinin kurulmasına ve sektörün uluslararası bağlantılarının güçlenmesine katkı sağlıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rising-city-yapi-ve-yasam-fuari-kapilarini-acti-77819</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/9/1280x720/rising-city-yapi-ve-yasam-fuari-kapilarini-acti-1777014578.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası öncülüğünde KFA Fuarcılık organizasyonuyla düzenlenen Rising City &amp; Yapı ve Yaşam Fuarı, sektör temsilcilerini Bursa Fuar Merkezi’nde bir araya getirirken, fuar kapsamında 18 ülkeden 200’ü aşkın yabancı alıcı da işbirliği için Bursalı firmalarla iş birliği masasında buluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayinin-kalbinde-yeni-donem-osblerde-ikiz-donusum-kacinilmaz-77812</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 09:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayinin kalbinde yeni dönem: OSB’lerde ikiz dönüşüm kaçınılmaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz günlerde Kocaeli Üniversitesi ev sahipliğinde; Kocaeli Valiliği ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere birçok kurumun iş birliğiyle düzenlenen “Kocaeli Organize Sanayi Bölgeleri Dönüşümü Çalıştayı”na katıldım. Akademi, kamu ve özel sektörün aynı masa etrafında buluştuğu bu tür organizasyonlar, sadece fikir alışverişi değil, aynı zamanda geleceğin inşası açısından da önemli bir zemin oluşturuyor.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaygınlaşan Organize Sanayi Bölgeleri (OSB), özellikle 2000’li yıllarla birlikte gelişmekte olan ülkelerin kalkınmasında kritik rol oynayan kurumsal yapılara dönüştü. Bugün OSB’ler; firmalara altyapıdan sosyal tesislere, teknoparklardan lojistik imkânlara kadar geniş bir hizmet yelpazesi sunarken, çalışanlara daha iyi çalışma koşulları sağlıyor ve bölgesel kalkınmanın taşıyıcı kolonları haline geliyor.</p>
<p>OSB’ler, yalnızca ekonomik büyümenin değil, aynı zamanda sosyal dönüşümün de merkezinde yer alıyor. Bu noktada Kocaeli’nin ayrı bir parantez açmayı hak ettiğini düşünüyorum. Türkiye sanayisinin kalbi olarak nitelendirilen bu şehir, artık sadece üretim hacmiyle değil, dönüşüm kapasitesiyle de ön plana çıkıyor.</p>
<p>Bugün dünyanın gündeminde iki temel dönüşüm ekseni var: yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm. Artık bu iki başlığı birbirinden ayrı düşünmek mümkün değil. Sanayinin yeni yol haritası, bu iki sürecin birlikte ilerlediği “ikiz dönüşüm” anlayışıyla şekilleniyor. İklim krizi, karbon düzenlemeleri, dijitalleşme baskısı ve kırılgan tedarik zincirleri; OSB’leri köklü bir yeniden yapılanmaya zorluyor.</p>
<h2><strong>Dönüşemeyen OSB’ler, geleceğin dışında kalacak</strong></h2>
<p>Şu bir aşikârdır ki; artık mesele daha fazla üretmek değil, daha akıllı, daha temiz ve daha katma değerli üretmek. Küresel rekabetin kuralları değişti. Düşük maliyetli üretim modeli yerini; inovasyon, sürdürülebilirlik ve teknoloji odaklı bir rekabet anlayışına bırakıyor. Bu değişime ayak uyduramayan OSB’lerin rekabet dışı kalması kaçınılmaz görünüyor.</p>
<p>Özellikle Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat süreci, ihracatçı firmalar açısından yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Artık yalnızca üretmek değil, nasıl üretildiği de belirleyici hale geliyor. Bu dönüşümde çalıştayda en çok dikkatimi çeken başlıklardan biri ise üniversite–sanayi–kamu iş birliğinin güçlendirilmesi oldu. Üniversitelerin bilgi ürettiği, sanayinin bunu uyguladığı ve kamunun süreci yönlendirdiği bir model öne çıkıyor. Bu çerçevede OSB’lerin geleceği artık “OSB 2.0’dan OSB 5.0’a geçiş” olarak okumak gerekiyor; dijital altyapının güçlendirilmesi, enerji bağımsızlığı, yeşil üretim standartları ve üniversitelerle entegre iş birlikleri bu sürecin temel yapı taşlarını oluşturuyor.</p>
<p>Sonuç olarak şunu net biçimde söyleyebiliriz: Dönüşemeyen OSB’ler, geleceğin dışında kalacak. Ancak doğru strateji ve güçlü iş birlikleriyle bu dönüşüm, sadece sanayimizin değil, şehirlerimizin yaşam kalitesini ve ülkemizin refahını da yukarı taşıyacak bir fırsata dönüşebilir. Kocaeli’de atılan bu adım, Türkiye’nin sanayi geleceği adına umut verici bir başlangıç. Önemli olan, bu vizyonu sahaya ne kadar hızlı ve etkin şekilde yansıtabildiğimiz. Çünkü zaman, sadece üretme zamanı değil; doğru üretme zamanı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayinin-kalbinde-yeni-donem-osblerde-ikiz-donusum-kacinilmaz-77812</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayinin kalbinde yeni dönem: OSB’lerde ikiz dönüşüm kaçınılmaz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findikta-fiyatlar-tmonun-altina-dustu-denge-bozuldu-77810</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 08:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fındıkta fiyatlar TMO’nun altına düştü, denge bozuldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Geçen yıl yaşanan zirai don nedeniyle tarihinin en düşük rekoltesini gören fındıkta, bu sezon beklentilerin aksine fiyatlar gerilemeye başladı. Serbest piyasada fiyatların, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) Levant kalite için 195 TL, Sivri kalite için ise 190 TL olarak açıkladığı alım fiyatlarının da altına inmesi dikkat çekti. Sezon başında 370 TL seviyelerine kadar yükselen fındık fiyatları, serbest piyasada Levant kalite için 180–200 TL bandına, Giresun kalite için ise 230–245 TL seviyelerine kadar geriledi. Fiyatlardaki bu düşüş hem üreticiyi hem de aracıları tedirgin ederken, piyasadaki gerileme üretici davranışlarında da değişime yol açtı. Sektör temsilcileri, bazı üreticilerin cüzi miktarlarda da olsa bu dönemde satış yaptığını, elde edilen gelirin ise fiyatı düşen alternatif yatırım aracı altına yönlendirilerek değerlendirildiğini ve bu yolla gelir kaybının telafi edilmeye çalışıldığını belirtiyor.</p>
<h2>Alternatif tedarikçi ve yüksek stok devri riski </h2>
<p>Sektör temsilcilerine göre fiyat düşüşünde etkili olan bir diğer unsur ise emanete bırakılan fındık uygulaması olarak öne çıkıyor. Fındık piyasasındaki dalgalanma sadece üretici ve aracıları değil, sanayiciyi de etkiliyor. Ürünün piyasaya sınırlı gelmesi nedeniyle tedarikte zorlanan sanayici, stoklarında bulunan yüksek fiyattan aldığı fındığı işleyerek piyasaya sürüyor.</p>
<p>Fiyatların yüksek seyri nedeniyle iç piyasadan alım yapmayan bazı büyük alıcıların, tedarikte alternatif ülkelere yöneldiği, ancak buna rağmen fiyatlarda kalıcı bir toparlanma sinyali oluşmadığı belirtiliyor. Fındık üreticisi için bir diğer negatif gelişme ise Türkiye’nin gelecek sezona yüksek stokla girmesi. Avrupalı alıcı önceliği Türkiye dışında ki tedarikçi ülkelere yönlendirdiği için Türkiye’nin elinde yeni sezona 150-200 bin ton kabuklu devir etmesi bekleniyor.</p>
<h2>Üreticiler zararını ‘altın’a yatırımla telafi etmeye çalıştı </h2>
<p>Geçtiğimiz hafta yaşanan fiyat düşüşünün özellikle Avrupa’daki alıcıların yeniden piyasaya girmesine neden olduğunu, piyasada kısa süreli bir canlılık oluştuğunu kaydeden fındık üreticisi ve brokeri Osman Çakmak, piyasanın şu an tam anlamıyla “korku ile fırsat” arasında sıkışmış durumda olduğunu söyledi. Mevcut tablonun net bir yön oluşmadığını gösterdiğini vurgulayan Çakmak, “Üretici tarafında tablo ikiye ayrılmış durumda. Beklediği fiyat seviyelerine ulaşamayan bazı üreticiler, düşüşü fırsat bilerek satışa yöneldi ve alternatif yatırım aracı olarak altına geçti. Buna karşın, fiyatların yükseleceği beklentisini koruyan ve ürününü elinde tutan önemli bir kesim de bulunuyor. Önümüzdeki süreçte, özellikle Mayıs ayı itibarıyla mevcut hareketliliğin fiyatlara yukarı yönlü yansıması bekleniyor. Mevcut koşullar altında kabuklu fındık fiyatlarının 280–300 TL/kg bandına yönelmesi olası görülüyor” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fındık bekledikçe hem kilo hem değer kaybı oluşuyor</span></h2>
<p>Hem üretici hem de esnaf tarafında ciddi bir kriz yaşandığını belirten, sektörde "fındık manavı" olarak adlandırılanı üretici tüccarlardan Yusuf Okumuş mevcut fiyat seviyelerinin sürdürülebilir olmadığını söyledi. Sezon başında fındık fiyatlarının 250–350 TL bandında başladığını, bazı dönemlerde 370 TL’ye kadar çıktığını hatırlatan ve borcu olan üreticilerin bu seviyelerden satış yaptığını ifade eden Okumuş, fiyatların 180–200 TL bandına kadar gerilemesiyle birlikte üreticinin büyük bölümünün zarara uğradığını belirtti. Okumuş, Ordu kenti genelinde üreticilerin yaklaşık yüzde 40–50’sinin fındığını hâlâ elinde tuttuğunu belirterek, “Şu anda piyasada ciddi bir stok var. Üretici satamıyor, bekletiyor. Ancak bekledikçe hem kilo kaybı hem de değer kaybı yaşanıyor” dedi. Bazı üreticilerin alternatif yatırım aracı olarak altına yöneldiğine dair bilgilerin geldiğini kaydeden Okumuş, “Altına yönelen kesim var ama çok cüzi bir oran. Genel tabloyu etkileyecek bir durum değil” dedi. Sadece üreticinin değil, manav ve alım yapan esnafın da ciddi zarar ettiğini belirten Okumuş, yüksek fiyatlardan alınan fındığın elde kaldığını söyledi. Banka kredileriyle alım yapan birçok esnafın stoklarını eritemediğini ifade eden Okumuş, sektörün finansal baskı altında olduğunu vurguladı. Fındık üreticisi ve aynı zamanda tüccarı olan Yüksel Göl ise fındıkta fiyat düşüşünün en büyük etkeninin emanet sistemi olduğunu söyledi. Göl, “Fındık 350 liraya çıktığında daha da yükselecek beklentisi ile emanete bırakılan fındık her hangi bir şekilde piyasaya sürülüyor. Piyasaya üretici arzı olmamasına rağmen fiyat düşüşünün en büyük nedeni bu, çünkü emanet fındık bir şekilde sisteme giriyor. Üretici emanete bıraktığı ürünü satmıyorum deyip geri talep etse o fındığı fiziki olarak bulma imkânı yok” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findikta-fiyatlar-tmonun-altina-dustu-denge-bozuldu-77810</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Düşük rekolteye rağmen fındıkta fiyatların gerilemesi piyasayı şaşırttı. Serbest piyasada fiyatlar TMO alım fiyatlarının da altına indi. Fiyat düşüşü bazı üreticiyi satışa, bazılarını beklemeye yöneltti. Piyasada yön belirsizliği sürerken gözler Mayıs ayına çevrildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/net-sifir-iletisimi-degisiyor-daha-az-slogan-daha-cok-dayaniklilik-77807</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Net sıfır&#039; iletişimi değişiyor: Daha az slogan, daha çok dayanıklılık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel boyutta yaşanan siyasi gelişmeler iklim gündemini savunmayı kolaylaştırmıyor. Hatta, “net sıfır” ifadesi bazı ülkelerde sert politik tartışmalara yol açıyor. Birleşik Krallık’ın ulusal standart kurumu olarak faaliyet gösteren British Standards Institution (BSI)’nin G7 ülkelerinde 7 bini aşkın iş lideriyle yaptığı araştırma ise, hükümetlere rağmen iş dünyasının iklim krizi ile mücadeleden vazgeçmediğini ortaya koyuyor. Ama değişen bir şey var… O da, anlatım biçimi.</p>
<p>Siyasette ve medyada iklim şüpheciliğinin yükseldiği bir dönemde şirketler frene basmak yerine söylemi değiştiriyor.</p>
<p>BSI’ın “G7 Net Zero Temperature Check” araştırmasına göre, net sıfır artık yalnızca çevre başlığı olarak değil; operasyonel dayanıklılık, tedarik zinciri güvenliği ve uzun vadeli iş sürekliliği meselesi olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>G7 ülkelerindeki şirketlerin büyük bölümü iklim adımlarını sürdürmekte kararlı. Katılımcıların yüzde 83’ü, ülkelerinin net sıfır hedefiyle uyumlu kalmaya bağlı olduğunu söylerken; yüzde 78’i, siyasi belirsizlik sürse bile net sıfır yolculuğuna devam edeceğini çünkü bunun iş açısından doğru olduğunu belirtiyor. Yüzde 76’lık bir kesim ise müşteri ve paydaş beklentilerinin bu yönde baskı oluşturduğunu ifade ediyor.</p>
<p><strong>Şirketler yalnızca pozisyon korumuyor, tempo da artırıyor</strong></p>
<p>Daha dikkat çekici olan ise şu: Şirketler yalnızca pozisyon korumuyor, çoğu tempo da artırıyor. Araştırmaya göre işletmelerin yüzde 69’u son 12 ayda net sıfır eylemlerini artırdığını söylerken, azaltanların oranı yalnızca yüzde 4’te kalıyor. Önümüzdeki 12 ayda bu alandaki yatırımlarını artıracağını söyleyenlerin oranı yüzde 38; azaltmayı bekleyenler ise yüzde 25.</p>
<p>Bu tablo, iklim eyleminin artık yalnızca “iyi niyet” başlığı olmadığını gösteriyor. Şirketlerin yüzde 75’i net sıfırın gelecekteki iş dayanıklılığı için kritik olduğunu düşünüyor. Yüzde 74’ü ise net sıfıra geçmemenin riskini, geçmenin riskinden daha büyük görüyor. Neredeyse her dört şirketten üçü, rakipleri geri adım atarsa kendi net sıfır çabasının rekabet avantajı yaratacağını düşünüyor. Dört şirketten dördüne yakını ise net sıfırın önümüzdeki on yılda yeniden güçlü bir siyasi öncelik haline geleceğine inanıyor.</p>
<p><strong>Mesele; bilanço, operasyon ve tedarik zinciri</strong></p>
<p>Ancak işin kırılgan tarafı da var. Şirketlerin yüzde 61’i, medyada ve siyasette artan iklim şüpheciliği nedeniyle net sıfır iletişimini değiştirdiğini söylüyor. Çevresel fayda vurgusu geri çekilirken; onun yerine dayanıklılık, risk azaltımı ve uzun vadeli hazırlık dili öne çıkıyor. Başka bir deyişle, şirketler iklimi artık sadece “gezegen” için değil, bilanço, operasyon ve tedarik zinciri için de konuşuyor.</p>
<p>Yine de belirsizlik maliyet yaratıyor. Katılımcıların yüzde 76’sı, net sıfır etrafındaki politika belirsizliğinin güvenle yatırım yapmayı zorlaştırdığını belirtiyor. Yüzde 32’si planlarını revize ettiğini, yüzde 33’ü hedefl erini yeniden değerlendirdiğini söylüyor.</p>
<p>İlerlemenin önündeki temel engel sadece politika değil. Maliyet yüzde 26 ile ilk sırada gelirken, yeşil teknoloji finansmanına erişim yüzde 25, şirket içi yetkinlik ve bilgi eksikliği ise yüzde 23 ile öne çıkıyor.</p>
<p>BSI CEO’su Susan Taylor Martin’in vurgusu durumu net bir şekilde özetliyor: “Jeopolitik gelişmeler enerji güvenliğinin ve düşük karbonlu kaynakların stratejik önemini daha görünür hale getiriyor. İklim meselesi artık sadece emisyon değil, hazırlık kapasitesi meselesi. İş dünyası da tam bu nedenle net sıfırı yeni bir çerçeveye oturtuyor: "Daha az slogan, daha çok dayanıklılık. Çünkü görünen o ki şirketler için asıl risk, iklim hedefi koymak değil; o hedefe yatırım yapmamak.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/net-sifir-iletisimi-degisiyor-daha-az-slogan-daha-cok-dayaniklilik-77807</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Net sıfır&#039; iletişimi değişiyor: Daha az slogan, daha çok dayanıklılık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/aglar-afrika-sularina-atildi-ihracat-rotasi-asyaya-dondu-77806</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağlar Afrika sularına atıldı, ihracat rotası Asya&#039;ya döndü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/BARSELONA</strong></p>
<p>Dünyanın 154 ülkesinden deniz ürünleri alıcıları ve profesyonellerini ağırlayan en büyük su ürünleri fuarı olan Seafood Expo Global’de Türk su ürünleri sektörü güçlü bir katılımla yer aldı. İstanbul İhracatçı Birlikleri organizasyonunda 20’nci kez milli katılım sağlanan fuarda 16 firma milli katılım kapsamında yer alırken, 8 Türk firması da bireysel katılım gösterdi. Makine sektöründen katılan firmalarla beraber toplamda yaklaşık 40 Türk firmasının katıldığı fuar, sektörün küresel vitrine çıkmasında önemli rol oynadı.</p>
<p> Fuarın sektör açısından yılın en önemli buluşması olduğunu belirten İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği (İSHİB) Başkan Yardımcısı Oğulcan Kemal Sagun, sektörün küresel takvimdeki yerini şu sözlerle anlattı: “Bu fuar balıkçılık camiasında yılın en büyük organizasyonu. Tüm sektör burayı bekliyor. Burada kurulan temaslar aslında yılın ihracat rotasını belirliyor. Ardından ABD ve Çin’deki büyük fuarlar geliyor ama burada kurulan ilişkiler çok daha belirleyici oluyor”</p>
<h2>Türkiye, ihracatta Avrupa ikincisi </h2>
<p>Türkiye’nin küresel konumuna dikkat çeken Sagun, ihracatta Türk su ürünleri sektörünün bugün Avrupa’da Norveç’ten sonra ikinci sırada geldiğinin altını çizdi. Norveç’in 12 milyar dolarlık ihracat ile ilk sırada olduğu bilgisini veren Sagun, “Biz dünyada da ilk 10 ülke arasında yer alıyoruz. Bu kısa sayılabilecek bir sürede gerçekleşen çok önemli bir sıçrama. Özellikle son 10 yılda üretimde ciddi bir artış yaşandı, bunun da yaklaşık yüzde 70-75’i ihracata gidiyor. Geçen yıl yüzde 11 büyüyerek 2,2 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdik. İhracatın çok büyük kısmı belli türlerden oluşuyor. Çipura, levrek, alabalık ve orkinos toplam ihracatın yaklaşık yüzde 85’ini oluşturuyor. Özellikle levrek ve çipura hem üretim hem ihracat tarafında ana omurgayı oluşturuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Çin açılımı ile beklenti arttı </h2>
<p>İhracat pazarlarını da değerlendiren Sagun, şunları söyledi: “Rusya, İtalya, Hollanda, Yunanistan, Birleşik Krallık, Japonya ve Birleşik Devletler en fazla ihracat gerçekleştirdiğimiz ülkeler. Rusya’ya yüzde 7 oranında artışla 466 milyon dolar ihracat yaptık. Diğer yandan Japonya’ya 113 milyon dolar ihracat sağladık. Bu pazarda da son yıllarda yaptığımız çalışmaların meyvelerini topluyoruz. Biz bu pazarda artık daha görünür durumdayız. Çin de bizim için stratejik bir pazar. Uzun süre taze ürün kabul edilmediği için sınırlı kaldı ama somon ve orkinosla birlikte yeni bir kapı açıldı. Çin, dünyanın en büyük ithalatçılarından biri. Eğer bu pazarda tam erişim sağlanırsa, ihracatımızı çok kısa sürede iki katına çıkarabilecek potansiyele sahibiz. Bu yıl Çin fuarına milli katılımımız da bu stratejinin bir parçası olacak.”</p>
<p>Bugün Türk balıkçılık sektörünün 4 bin 500’ün üzerinde lisanslı avcı gemisi olduğunu dile getiren Sagun, “Bu filo Afrika’nın 7 ülkesinde aktif olarak faaliyet gösteriyor. Gine Bissau’dan Sierra Leone’ye kadar geniş bir coğrafyada Türk balıkçıları var. Moritanya’da ciddi bir varlık oluşturduk, hatta bazı bölgelerde Avrupa rekabetinin önüne geçmiş durumdayız. Yeni odak noktamız ise Somali” dedi. Niş ürünlerin artan önemine dikkat çeken Sagun, ürün çeşitliliğinin genişlediğini belirtti: Artık sadece klasik balık türlerinin değil, farklı ürünlerin de ihracat kalemleri arasına girdiğini vurgulayan Sagun, “Salyangoz Kore’ye gidiyor, kum midyesi İtalya’ya, kurbağa Fransa’ya ihraç ediliyor” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TÜKETİMDE RAKİPLERLE MAKAS AÇILDI</span></h2>
<p>Türkiye’de kişi başı tüketimin 7,5-8 kilogram seviyesinde kaldığını hatırlatan İSHİB Başkan Yardımcısı Oğulcan Kemal Sagun, iç pazarın sınırlı yapısının ihracatı nasıl şekillendirdiğini ise şöyle anlattı: “Türkiye’de tüketim düşük seviyede kalınca sektör doğal olarak dış pazara yöneldi. Yunanistan’da 20 kilogram, İspanya’da 30 kilogram, Japonya’da ise 60 kilograma kadar çıkan bir tüketim var. Bizdeki fark, ihracatı zorunlu bir büyüme modeline dönüştürdü. 2000’li yılların başında 50 milyon dolar olan ihracat bugün 2,2 milyar dolara ulaştı. Bu aslında sektörün tamamen yeniden yapılanması demek.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">DÜNYA 300 KİLOLUK ORKİNOS İÇİN TÜRK STANDINA AKTI</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eb010cbc6d6-1777008908.jpg" alt="" width="700" height="525" /></span>Dünyanın 154 ülkesinden deniz ürünleri alıcıları ve profesyonellerini ağırlayan Seafood Expo Global’de bu yıl öne çıkan detaylardan biri, Türk standında sergilenen dev orkinos oldu. Group Sagun bünyesindeki Kemal Balıkçılık tarafından daha önce Brüksel’de düzenlenen fuarda da benzer şekilde sergilenen balık, bu yıl yeniden ziyaretçilerin karşısına çıkarıldı. Toplam 5 holde 2 bine yakın firmanın yer aldığı organizasyonda, 300 kilogram ağırlığındaki orkinosun bulunduğu Türk standı fuar boyunca yoğun ilgi gördü. Fuardaki genel ziyaretçi akışı içinde bu standın önünde belirgin bir hareketlilik dikkat çekti. Özellikle Asyalı ziyaretçilerin yoğunlukta olduğu gözlenirken, birçok katılımcı dev orkinosun önünde fotoğraf çekti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/aglar-afrika-sularina-atildi-ihracat-rotasi-asyaya-dondu-77806</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/0/1280x720/sagun-bafra-osbye-ileri-balik-isleme-tesisi-kuracak-1741793086.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Filosunda 4 bin 500’ü aşkın avcı gemisi bulunan Türk su ürünleri sektörü, Afrika kıyılarında 7 ülkede aktif avcılık faaliyetleri yürütürken, ihracatta stratejik yönünü Asya’ya çevirdi. Son yıllarda kaydedilen ivmeyle Japonya, Türkiye’nin su ürünleri ihracatında ilk beşi zorlarken, Kasım ayında Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Çin ile yaptığı anlaşmanın ardından sektörün yeni odak noktası da Çin oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ali-kibar-para-avini-avlar-dogru-zamani-bekleyin-77804</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 08:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ali Kibar: Para avını avlar, doğru zamanı bekleyin!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bölgesel sıcak savaşlar ve küresel tarife savaşları üretimi ve ticareti her gün sarsarken Türkiye için riskler ve fırsatlar da tartışılıyor. ‘3,2 milyar doları ihracattan, yaklaşık 8 milyar dolarlık cirosu ve 7 bin 200 kişilik istihdamı ile ülkemizin en büyük sanayi gruplarından’ Kibar Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kibar, ABD ile İsrail’in, İran’a saldırmasıyla başlayan savaşın Körfez ülkelerinde ortaya çıkardığı güvenlik riskleri nedeniyle İstanbul için tarihi fırsat doğduğunu düşünüyor. Kibar, “Dubai, mevcut durumdayken ülkemiz için çok büyük bir fırsat var ama bunu çok hızlı değerlendirmek lazım. İstanbul’a 3 milyar dolarlık finans merkezi yapmışız. Çok fazla şeye gerek yok, adımları atalım, şu anda doğal olarak cazibe merkezi olabileceğimiz konjonktür oluşmuş, savaş ortamı bunu oluşturmuş” dedi. Ali Kibar bu sözleri, Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü’nün davetiyle ‘konuşmacı olarak’ katıldığı İstanbul’daki ‘siyaset dışı sohbet toplantısında’ söyledi. Aynı zamanda eski sanayi ve teknoloji bakanı da olan Faruk Özlü, Divan Otel’deki toplantıyı açarken, “Burada siyaset konuşmuyoruz. İş insanlarımızın farklı siyasi görüşlerde olduğunu biliyoruz. Ayda bir toplanıyoruz ve başarılı bir iş insanımızı dinliyoruz” diyerek sözü Ali Kibar’a verdi.</p>
<p>İstanbul Finans Merkezi aktife edilmek isteniyorsa… Eğitim, iş ve girişimcilik kariyerini özetledikten sonra iş insanlarının güncel gelişmelerle ilgili sorularını yanıtlayan Ali Kibar, şöyle konuştu: “İstanbul Finans Merkezi, aktive edilmek isteniyorsa üçüncü ülke ticaretinin Türkiye üzerinden geçirilebilmesi icap eder. Bu konunun, Türkiye’nin önemli bir eksiği olduğunu hep söylüyoruz. Ancak Maliye, KDV, Merkez Bankası, izinler vs. konuşuluyor. İsviçre, Hollanda, Lüksemburg, Jersey’deki (İngiltere) bu ticaretlere bir bakın. Nasıl oluyor? Neden Singapur’da, Dubai’de bu ticaretler oluyor da bizde olamıyor? Ülke içine girip çıkmayan malzemelerin ticareti yapıldığında neden farklı şeylere konu olsun ve neden bu paralar bu ticaret ülkemize gelmesin? Bu ticaretler tamamen ayrı düşünülmeli, büyükelçiliklerin müdahale edilemeyen alanları vardır ya işte onlar gibi, bu bölgedeki (finans merkezi) o şirketlerin kuruluşları, yapıları, faaliyetleri ve teşvikleri farklı ele alınmalı. Bizim yurt içinde büyük bölümü sanayicilikten 8 milyar dolar ciromuz var, 3,2 milyar doları ihracattan. Ancak tamamen üçüncü ülke ticaretlerimiz de var ve biz onları İsviçre üzerinden yapıyoruz.”</p>
<p><strong>"Ah vah etmeyiz, yarına bakarız"</strong></p>
<p>Ali Kibar’ın ‘kaçan fırsatlarla ilgili’ bir soruya yanıt verirken söyledikleri de bu görüşlerinin tamamlayıcısı gibiydi. Kibar şunları söyledi: “Kibar Holding olarak biz, geçmişte elimizden gelip de girmediğimiz alanlara işlere ‘ah vah’ demeyiz. O zamanlar birken bugün yedi olmuş işleri görmüyor muyuz? Görüyoruz ama geçmişe ‘ah şu vah bu’ demeden, ‘çok şükür, hamdolsun’ diyoruz. Babam (Asım Kibar) ‘oğlum para avını avlarmış’ derdi. Onun için siz olabildiğince kaynaklarınızı çarçur etmeden, doğru zamanda, doğru ortam için hazır tutarsanız esas fırsatı yakalarsanız.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>‘Özal ile Kore’ye gittim, Hyundai ile ortak olduk’</strong></span></p>
<p>Kibar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kibar, grubun hikayesini şöyle özetledi: “Babam (merhum Asım Kibar) Kayseri’deki işlerini bırakarak 1969’da İstanbul’a göç kararı aldı. Orada Orta Anadolu Mensucat’ın (Karamancı Ailesi’ne ait) yönetim kurulu başkanıydı. Onun bu kararında annemin (Semiha Hanım) çocuklarını İstanbul’da okutma ısrarı etkili oldu. Fransız Lisesi Saint Michael’de okudum, üniversite yıllarımızda ülkemizde anarşi vardı. İngiltere’ye giderek İngilizce öğrenmek istedim. Sonra Almanya’ya geçip hem Almanca öğrendim hem de Almanya’nın en büyük demir çelik şirketlerinden birinde çalıştım. Babam da demir çelik ticareti şirketi kurmuştu. Rahmetli Turgut Özal’ın kambiyo rejiminin değişimi, başka açılımları sayesinde büyük yatırımların önü açıldı. Biz de 1985’te dış ticaret şirketimizi kurduk ve ilk yılda 100 milyon dolarlık sipariş realize edince Maliye bile şaşırmıştı. Turgut Özal’ın bir yurt dışı seyahatine katılıp ben de Kore’ye gitmiştim. Bu sayede Hyundai ile ortaklığımızı kurduk. O tarihe kadar hiç araç ticaretimiz yoktu ama Hyundai’yi ikna ettik ve bizim için sıfırdan bir sektöre girdik. Koreli ortaklarımıza 1994’te yüzde 50/50 ortak üretim yatırımı önerdik. Teşvik belgesi de almıştık ve yatırım için el sıkıştık. Bugün, Hyundai olarak yıllık 245 bin adet otomobil üretim kapasitemiz var ve çok büyük ihracatlar yapıyoruz. Otomotivde yan sanayi yatırımları da yaptık. Hyundai, Mercedes, Ford, TOGG gibi değişik markalar için çok farklı parçalar üretip veriyoruz.”</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">■ ‘Salça ve uçak koltuğundan’ neden çıktım?</span></strong></p>
<p>Kibar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kibar, bazı işler ve sektörlerden zamanında çıkmanın da gerekli olduğunu söyledi. Kibar, şöyle konuştu: “1996’da lojistik şirketi kurmuştuk, baktık ki bizi çok meşgul ediyor, sattık, çıktık. Bazı sektörlerden çıkmasını bilmek, doğru zamanda doğru ortamda masadan kalkmak önemli. 1997’de de Irak ve Libya’dan çok fazla salça siparişi almıştım ve bizim üreticiler taahhütlerinde durmuyordu. Babamı ikna edip Susurluk’ta salça fabrikası kurdum ve 20 yıl çalıştırdım hatta soslar da ürettik. Rakibimiz Kraft Heinz ortak olmak isteyince ben de ‘ya size satayım ya da rekabete devam’ dedim. Aldılar ve sattım, çıktım. Uçak koltuğu işinden ise aslında çıkmak istemiyordum ama öyle gerekti. Aslında benim arzum dünya çapında bu işi büyütmekti.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ali-kibar-para-avini-avlar-dogru-zamani-bekleyin-77804</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/8/1280x720/ali-kibar-1763138254.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ali Kibar: Para avını avlar, doğru zamanı bekleyin! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kadin-iscilerin-dogum-sonrasi-kismi-sureli-calisma-hakki-77798</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kadın işçilerin doğum sonrası kısmi süreli çalışma hakkı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Doğum sonrası kısmi süreli çalışma talebinde bulunulabilmesi için eşlerin her ikisinin de çalışıyor olması gerekmektedir. Dolayısıyla, ebeveynlerden birinin çalışmaması hâlinde, çalışan eş, kısmi süreli çalışma talebinde bulunamamaktadır.</strong></p>
<p>Doğum sonrası iş hayatına dönüş, çalışan anneler için oldukça karmaşık ve zor bir süreçtir. Bir yandan anne olmanın getirdiği sorumluluklarla başa çıkmaya çalışırken, diğer yandan kariyerlerine devam etmek isteyen kadınlar için bu süreç daha da zorlayıcı olabilmektedir. Bu noktada, kısmi süreli çalışma modeli, annelere önemli bir çözüm sunmaktadır.</p>
<p><strong>Doğum sonrası kısmi süreli çalışma </strong></p>
<p>Kısmi süreli çalışma, işveren ile çalışan arasında yapılan bir anlaşma çerçevesinde, çalışanın tam zamanlı yerine haftalık çalışma süresinin daha az olduğu bir modeli ifade etmektedir. Genellikle tam zamanlı işlerde haftalık çalışma saati 45 saat iken, kısmi süreli çalışmada bu süre genellikle yarıya düşmektedir. Ülkemizdeki iş mevzuatına göre, kısmi süreli çalışma, tam süreli çalışmanın üçte ikisi oranında ya da daha az süreyi ifade etmektedir.</p>
<p>Doğum sonrası kısmi süreli çalışma, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında düzenlenmiş olup, annelere iş-yaşam dengesini daha rahat bir şekilde kurabilmelerine imkan tanımaktadır.</p>
<p><strong>Kısmi süreli çalışma talebi</strong></p>
<p>İşçi; analık izninin, çalışma süresinin yarısı kadar ücretsiz izin hakkının veya altı aya kadar ücretsiz izin hakkının bitiminden itibaren <strong>çocuğun mecburi ilköğretim çağının başladığı tarihi takip eden ay başına kadar herhangi bir zamanda</strong> kısmi süreli çalışma talebinde bulunabilmektedir.</p>
<p>Bu talepte bulunabilmek için altı aya kadar ücretsiz izin hakkının tamamen kullanılmış olması şartı aranmamakta olup, ücretsiz izin süresi kesilerek de talepte bulunulabilmektedir.</p>
<p>Kısmi süreli çalışma talebinin, bu haktan faydalanmaya başlamadan <strong>en az bir ay önce işçi tarafından yazılı olarak işverene bildirilmesi</strong> gerekmektedir.</p>
<p><strong>Kısmi süreli çalışma talebinin şartları</strong></p>
<p>Doğum sonrası kısmi süreli çalışma talebinde bulunulabilmesi için <strong>eşlerin her ikisinin de çalışıyor olması</strong> gerekmektedir. Dolayısıyla, ebeveynlerden birinin çalışmaması hâlinde, çalışan eş, kısmi süreli çalışma talebinde bulunamamaktadır.</p>
<p> Ancak, ebeveynlerden birinin çalışma şartı;</p>
<p>-Ebeveynlerden birinin sürekli bakım ve tedavisini gerektiren bir hastalığının olması ve bu hastalığın tam teşekküllü hastane ya da üniversite hastanesinden alınacak doktor raporuyla belgelendirilmesi,</p>
<p>-Velayetin mahkemece eşlerden birine verilmesi hâlinde çocuğun velayetine sahip ebeveynin talepte bulunması, </p>
<p>-Üç yaşını doldurmamış bir çocuğun münferiden evlat edinilmesi hâllerinde aranmamaktadır.</p>
<p>Yukarıda belirtilen kısmi süreli çalışma talebi şartları, sadece başvuru sırasında aranmakta olup, bu şartların kısmi süreli çalışma sırasında kaybedilmesi durumunda söz konusu hak devam etmektedir.</p>
<p><strong>Kısmi süreli çalışma yapılabilecek işler </strong></p>
<p>Kısmi süreli çalışma;</p>
<p>- Özel sağlık kuruluşlarında ilgili mevzuat uyarınca mesul müdür, sorumlu hekim, laboratuvar sorumlusu ve sağlık hizmetinden sayılan işlerde tam zamanlı çalışması öngörülenler tarafından yerine getirilen işlerde (tabipler ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar, hemşire, ebe ve optisyenler ile 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun ek-13 üncü maddesinde tanımlanan diğer meslek mensupları tarafından yerine getirilen işler)</p>
<p>- Nitelikleri dolayısıyla sürekli çalıştıkları için durmaksızın birbiri ardına postalar (vardiyalı çalışma) hâlinde işçi çalıştırılarak yürütülen sanayiden sayılan işlerde,</p>
<p>- Nitelikleri dolayısıyla bir yıldan az süren mevsimlik, kampanya veya taahhüt işlerinde,</p>
<p>- İş süresinin haftanın çalışma günlerine bölünmesi suretiyle yürütülmesine nitelikleri bakımından uygun olmayan işlerde <strong>işverenin uygun bulması hâlinde</strong> yapılabilmektedir.</p>
<p>Yukarıda sayılmayan işlerde ise, <strong>işverenin uygun bulma şartı aranmaksızın</strong> kısmi süreli çalışma talebinin karşılanması zorunludur.</p>
<p><strong>Kısmi süreli çalışma talebinde </strong><strong>bulunması gereken bilgiler </strong></p>
<p>İşçinin kısmi süreli çalışma talebinde, kısmi süreli çalışmaya başlayacağı tarih ile tüm iş günlerinde çalışılacak olması hâlinde çalışmanın başlama ve bitiş saatleri, haftanın belirli günlerinde çalışılacak olması hâlinde ise tercih edilen iş günlerinin belirtilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Yine, işçi, eşinin çalıştığına dair belgeyi de kısmi süreli çalışma talebine eklemek zorundadır.</p>
<p><strong>İşverence alınacak aksiyonlar</strong></p>
<p>İşçinin kısmi süreli çalışma talep dilekçesinin, işveren tarafından işçinin <strong>özlük dosyasında saklanması </strong>gerekmektedir.</p>
<p>Usulüne uygun olarak yapılan kısmi süreli çalışma talebi, bildirim tarihinden itibaren <strong>en geç bir ay içinde</strong> <strong>işveren tarafından karşılanması</strong> zorunludur.</p>
<p>Kısmi süreli çalışmanın belirlenen günlük ve haftalık çalışma süresi içerisinde yapılacağı zaman aralığı, o yerin gelenekleri, işçinin yapmakta olduğu işin niteliği ve işçinin talebi de dikkate alınarak işveren tarafından belirlenecektir.</p>
<p>İşveren tarafından; işçiye, talebin karşılandığının <strong>yazılı olarak bildirilmesi</strong> gerekmektedir.</p>
<p>İşveren tarafından süresi içinde işçinin talep dilekçesine cevap verilmemesi hâlinde, talep işçinin dilekçesinde belirtilen tarihte veya bu tarihi takip eden ilk iş gününde geçerlilik kazanmaktadır.</p>
<p>İşçinin belirtilen tarihte iş edimini sunmaya başlaması kaydıyla kısmi süreli çalışma talebi işveren açısından geçerli fesih nedeni sayılmamaktadır.</p>
<p>Kısmi süreli çalışan işçinin ücret ve paraya ilişkin bölünebilir menfaatlerinin işveren tarafından <strong>çalıştığı süreye orantılı olarak</strong> <strong>ödenmesi</strong> gerekmektedir.</p>
<p><strong>İşçinin tam zamanlı çalışmaya dönüşü</strong></p>
<p>Kısmi süreli çalışmaya başlayan işçi, <strong>aynı çocuk için bir daha bu haktan faydalanmamak üzere</strong> tam süreli çalışmaya her zaman dönebilmektedir.</p>
<p>Bu çerçevede, tam süreli çalışmaya geri dönmek isteyen işçinin, <strong>işverene en az bir ay önce yazılı olarak talebini bildirmesi</strong> gerekmektedir.</p>
<p>Kısmi süreli çalışmaya geçen işçinin tam süreli çalışmaya başlaması hâlinde işverence yerine işçi alınmış olması halinde, bu işçinin iş sözleşmesi kendiliğinden sona erecektir.</p>
<p>Buna karşın, kısmi süreli çalışmaya geçen işçinin iş sözleşmesini feshetmesi hâlinde, yerine işçi alınmış ise bu işçinin iş sözleşmesi yazılı onayı olması koşuluyla fesih tarihinden itibaren belirsiz ve tam süreli sözleşmeye dönüşmektedir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak</strong>; doğum sonrası kısmi süreli çalışma hem çalışan anneler hem de işverenler açısından önemli fırsatlar sunan bir çalışma modelidir. Annelere, doğum sonrası dönemde bebeklerine daha fazla zaman ayırma ve iş hayatını daha esnek bir şekilde sürdürme imkanı tanırken, işverenlere de deneyimli çalışanlarını kaybetmeden, maliyetleri kontrol altında tutma fırsatı vermektedir. Dolayısıyla, doğum sonrası kısmi süreli çalışma, iyi planlandığında her iki taraf için de kazançlı bir çözüm olabilmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kadin-iscilerin-dogum-sonrasi-kismi-sureli-calisma-hakki-77798</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kadın işçilerin doğum sonrası kısmi süreli çalışma hakkı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ecb-faizde-pas-gececek-piyasalar-yazi-bekliyor-77795</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> ECB faizde pas geçecek, piyasalar yazı bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69eafaf991c58-1777007353.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Avrupa Merkez Bankası (ECB), gelecek hafta gerçekleştireceği kritik para politikası toplantısında faiz oranlarını sabit bırakmaya hazırlanıyor. Ancak Frankfurt cephesindeki sessizlik, piyasaların rahat olduğu anlamına gelmiyor. Ortadoğu’da süren savaş, petrol fiyatlarındaki oynaklık ve Avrupa’da yeniden canlanma sinyali veren enflasyon, yaz aylarında faiz artışı ihtimalini güçlendirmiş durumda.</p>
<h2>Yılsonunda %2.5 olabilir</h2>
<p>Piyasalar, ECB’nin nisan toplantısında mevcut yüzde 2 seviyesindeki politika faizini değiştirmeyeceğini fiyatlıyor. Buna karşın yatırımcılar yılsonuna kadar iki çeyrek puanlık artış bekliyor. Bu senaryo gerçekleşirse faiz oranı yüzde 2,5 seviyesine yükselecek.</p>
<h2>ECB beklemede kalıyor</h2>
<p>Bankanın şu aşamada acele etmemesinin temel nedeni uzmanlara göre mevcut ekonomik tablonun 2022’deki büyük enflasyon krizinden farklı olması. O dönemde pandemi sonrası güçlü tüketim talebi ve arz sıkıntıları fiyatları hızla yukarı taşımıştı. Bugün ise Avrupa ekonomisinde büyüme zayıf, sanayi üretimi baskı altında ve tüketici harcamaları temkinli seyrediyor.</p>
<p>ECB yetkilileri bu nedenle enerji fiyatlarındaki yükselişin kalıcı mı yoksa geçici mi olduğunu görmek istiyor. Banka, kısa süreli petrol şokuna karşı sert tepki vermek yerine, bunun ücretlere ve çekirdek enflasyona yayılıp yayılmadığını izleyecek.</p>
<h2>Haziran toplantısı kritik eşik olabilir </h2>
<p>Analistlere göre nisan ayında pas geçilecek faiz kararı, haziran toplantısında yeniden masaya güçlü biçimde gelebilir Özellikle petrol fiyatlarındaki artışın ulaştırma, gıda ve sanayi maliyetlerine yayılması halinde ECB’nin “sigorta amaçlı” faiz artışı yapabileceği belirtiliyor.</p>
<p>Manşet enflasyonun yüzde 4 seviyesinin üzerine çıkması, Frankfurt yönetiminde 2022 döneminin hatıralarını yeniden canlandırabilir. Çekirdek enflasyonda kalıcılık görülmesi halinde ise daha sert mesajlar gündeme gelebilir.</p>
<h2>Lagarde temkinli konuşuyor </h2>
<p>ECB Başkanı Christine Lagarde da son açıklamalarında belirsizliğe dikkat çekti. Ortadoğu’daki çatışmanın süresi ve bunun Avrupa ekonomisine etkisinin henüz netleşmediğini belirten Lagarde, kesin karar vermek için daha fazla veriye ihtiyaç olduğunu söyledi.</p>
<p>ECB Yönetim Konseyi üyesi Martins Kazaks ise “Şu anda acelemiz yok. Ancak gerekirse harekete geçeriz” sözleriyle bankanın kapıyı açık bıraktığını gösterdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Euro ve piyasalar ne bekliyor?</span></h2>
<p>ECB’nin yaz aylarında faiz artırması halinde euro varlıklarında güçlenme görülebilir. Analistler kısa vadede euro/dolar paritesinde 1,11-1,15 bandının izleneceğini belirtiyor. Ancak faiz artışlarının büyümeyi daha da yavaşlatması halinde Avrupa borsalarında baskı oluşabileceği uyarısı da yapılıyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ECB’yi bekleyen 3 büyük risk</span></h2>
<p><strong>1- Petrol şoku</strong>: Enerji fiyatlarındaki kalıcı yükseliş enfl asyonu yeniden tırmandırabilir.</p>
<p><strong>2- Hürmüz etkisi</strong>: Nakliye ve ithalat maliyetleri Avrupa şirketlerini zorlayabilir.</p>
<p><strong>3- Güven sorunu</strong>: ECB geç kalırsa 2022’deki politika hataları yeniden tartışılabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ecb-faizde-pas-gececek-piyasalar-yazi-bekliyor-77795</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/christine-lagarde.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Merkez Bankası gelecek hafta yapılacak kritik toplantıda faiz oranlarını sabit bırakmaya hazırlanıyor. Ancak enerji fiyatları ve yükselen enflasyon riski nedeniyle piyasalar yaz aylarında yeni artış bekliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuksek-faiz-sirketleri-sikistirirken-alternatif-sektorler-nasil-buyuyor-77792</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüksek faiz şirketleri sıkıştırırken alternatif sektörler nasıl büyüyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada satışlarını %60’ın üzerinde artırırken hem esas faaliyet hem de net kâr marjını %10’un üzerinde tutmayı başaran 21 şirket bulunuyor. Bu firmalar, satış maliyetlerindeki artışı, ciro büyümesinin gerisinde tutarken aradaki makası doğrudan kâra dönüştürüyor.</strong></p>
<p>Firmaların her rekor satış haberi sağlıklı bir bilançonun müjdecisi değildir. Görünürde cirosu artan birçok şirket, perde arkasında enflasyonla şişen maliyetler yüzünden kan kaybediyor olabilir. Listeye girmeyi başaran şirketlerin maliyet ile gelir makasına baktığımızda, bu firmaların enflasyona boyun eğmek yerine kendi lehlerine dönüştürdüğünü görüyoruz. Maliyetleri sadece %1,36 artarken satışlarını %67 gibi bir hızla büyüten Gür-Sel Turizm veya %68’lik ciro sıçramasına karşılık maliyet artışını %14’te dizginleyen Aselsan satılan her yeni ürünü veya hizmeti doğrudan kâra dönüştürme ustalığını sergiliyor.</p>
<h2>Satışlarını büyütenler</h2>
<p>İş Finansal Kiralama %82,80 net satış büyümesi ile listede ilk sırada yer aldı. Yüksek faiz ve kredilerin daraltılması firmaları banka yerine alternatiflere yöneltti. Bu süreçte finansal kiralama sektörünün genişlediği gözlendi. İş Finansal Kiralama gelişmeleri fırsata dönüştürürken 2025’te kârını %89 artırarak 3,6 milyar TL’ye çıkardı.</p>
<p>Net satış büyümesi güçlü bir diğer firma Europen Endüstri %82,32 ile ikinci sırada yer aldı. 2025’te kârını %40 düşürerek 835,3 milyon TL’ye gerileten firma, düşüşe rağmen kâr marjını %11,44’te tuttu. İhracat ağırlıklı çalışan Europen Endüstri, 850 bin adet olan kapasitesini 1,5 milyona<br />çıkarmak için 5 milyon euroluk yatırım kararı aldı.</p>
<h2>Kâr marjı yüksek olanlar</h2>
<p>Listeye giren şirketlerden Bulls Girişim Sermayesi %82,51 net kâr marjı ile öne çıkıyor. Farklı sektörlerden 22 firmaya yatırım yapan firma, geçtiğimiz yıl 1,6 milyar TL dönem sonu kârı elde etti. Şirket, kârın 50 milyon TL’sini ortaklara dağıtmaya karar verirken tutarı sembolik düzeyde tuttuğu gözleniyor. Ödeme iki taksit halinde haziran ve eylülde gerçekleşecek.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eafa9e72439-1777007262.png" alt="" width="900" height="496" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TAŞIMA FAİZİ Mİ, DEĞER KORUMA MI?</strong></p>
<p><strong>Taşıma faizi</strong>; düzenli akış, bileşik kazanç, pasif gelir, maliyet avantajı, kaldıraç gücü. Kur şoku, dalgalanma stresi, zamanlama hatası, sermaye erimesi.</p>
<p><strong>Değer koruma</strong>; enflasyon kalkanı, konfor, maliyet sabitleme, planlama gücü. Fırsat maliyeti, koruma masrafı, yavaş büyüme, atıl sermaye, yanılma.</p>
<p><strong>Bilmediği bir maceraya girmek yerine ana faaliyet alanına yoğunlaşmayı tercih etti</strong></p>
<p>Kayseri Şeker’in süresi dolunca kaçırdığı süt işine tekrar girme imkanı var mı? ● Ulaş Karlı</p>
<p>Ulaş, Kayseri Şeker ocak ayında yaptığı açıklamayla Yozgat’ta planladığı sağmal çiftlik yatırımı için aldığı ön izin sözleşmesinin süresinin dolduğunu duyurdu. Taşınmaz tahsisi onaylanmış olsa da sürenin bitmesine rağmen firmanın harekete geçmemesi projeyi rafa kaldırdığı şeklinde okunmalı. Söz konusu iptal firmanın finansal yapısı ile faaliyetine herhangi bir olumsuz etki yaratması beklenmemeli. Firma, mali yapısını korumak adına planını gözden geçirirken yeni maceraya girmek yerine ana faaliyet alanına yoğunlaşmayı tercih ettiği anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Zarar nedeniyle kâr payı olasılığı gündemde değil. Bedelsiz ise ihtimal dahilinde</strong></p>
<p>Tatlıpınar Enerji’nin bu yıl kâr payı ödeme ihtimali var mı? ● Adem Sert</p>
<p>Adem, Tatlıpınar Enerji, geçtiğimiz yıl her ne kadar 2,7 milyar TL gelir elde etse de dönem sonunu 80,3 milyon TL zararla kapattı. Bu nedenle temettü verme olasılığı bulunmuyor. Oluşan 6,9 milyar TL’ye çıkan finansal borçların önemli bir etkisi bulunuyor. Borsaya 2023 yılında gelen firma, bugüne kadar kâr payı ödemesinde bulunmadı. Geçtiğimiz yıl ise %300 bedelsiz sermaye artırımına gitti. Birikmiş geçmiş yıl kâr toplamı 2,2 milyar TL olduğu nazara alındığında nakit olmasa da bedelsiz sermaye artırımına gitme olasılığı daha yüksek olduğu söylenebilir.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>MTH fonu, borsa ağırlıklı yatırımla hareket ediyor. Bir yılda %83 kazandırdı</strong></p>
<p>MT Portföy’ün yönetiminde olan Birinci Hisse Senedi Fonu (MTH)’nin fiyatı özellikle geçtiğimiz yılın son çeyreğinde güçlü bir atak gerçekleştirdi. Fiyatı şubatta 2,01 TL’ye kadar yükseldikten sonra geriledi. Ocak ayında fona 497,2 milyon TL nakit girişi gözlenirken hacminde hızlı bir artış yaşandı. Şubattan itibaren ise para çıkışı öne çıktı. Son olarak nisanda fondan çıkan para miktarı 66,2 milyon TL olurken, büyüklüğü de 768,8 milyon TL seviyesine geriledi.</p>
<p>MTH’nin portföy varlığının %86,51’i hisse senedi ve %10,69’u yatırım fonundan oluşuyor. Geçen aya göre yatırımcı sayısı azalarak 5.013’e geriledi. Borsadaki hisselere yatırım stratejisi ile hareket eden MTH, 6 risk değerine sahip. Son bir yılda %82,57 getiri sağlarken, aynı sürede BIST 100 Endeksi’nin performansı %53,79 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Zorlu Enerji, piyasadan %56,88 bileşik faizle 442 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Zorlu Enerji, 22.04.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 442.030.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %49, bileşik faizi %56,88 olarak belirlendi. 135 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 04.09.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %18,12 düzeyinde.</p>
<p>22 Nisan itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,94 seviyesinde bulunuyor. Zorlu Enerji’nin sunduğu %49 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 9,06 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından cazip bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFZORN92628 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eafa707fe36-1777007216.png" alt="" width="248" height="189" /></strong><strong>Aztek Teknoloji son iki haftada yönünü yukarı çevirirken fonlar alım tarafında</strong></p>
<p>Aztek Teknoloji’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisse %10,28 ile toplamda 1,31 milyon lot artırarak 14,02 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 11’den 13’e yükseldi. Hissede GOH fonu 1,48 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, BCK 140 bin lot ile en fazla satışı gerçekleştirdi.</p>
<p>Aztek Teknoloji hakkında bugüne kadar 1 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Öneride bulunan Deniz Yatırım’ın 6 TL olan fiyat beklentisi %26,32 oranında artışa işaret ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eafa593d31f-1777007193.png" alt="" width="979" height="243" /></strong><strong>MACKOLİK</strong></p>
<p><strong>Altyapısını yapay zeka ile yeniliyor. Sahadan markasını dönüştürmeyi hedefliyor</strong></p>
<p>Mackolik, teknolojik altyapısında büyük dil modelleri başta olmak üzere ileri yapay zeka çözümlerini merkeze alacak. Dönüşümün ilk adımı olarak, Sahadan markasının mobil uygulama ve internet sitesi kullanıcı deneyimi odaklı yeni bir veri platformu olarak baştan yapılandıracak. Sürecin sonunda Sahadan’ın kendi başına ayrı bir şirket olarak konumlandırılması da değerlendiriliyor. Şirket, geleneksel veri yayıncılığı sınırlarında kalmak yerine, yapay zeka ile kişiselleştirilmiş içerik ekosistemi inşa etmeye yönelirken, pazarda avantajlı bir konum yakalamak istiyor.</p>
<p><strong>CW ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Hem yurt içi hem de yurt dışından güçlü siparişler alıyor. Teslimatlar 2030’u bulacak</strong></p>
<p>CW Enerji, yurt içindeki müşterisiyle arazi tipi GES satışı için 65,46 milyon dolara anlaştı. Projenin 2027 yılının son çeyreğine kadar tamamlanması hedefleniyor. Anlaşma kapsamında toplam bedelin %30’una denk gelen avans ödemesi tahsil edildi. Şirket aynı zamanda ABD merkezli müşterisiyle de güneş panelleri ve alüminyum çerçevelerinin satışı için 750 milyon dolar tutarında iyi niyet mutabakatı imzaladı. Projenin 2030 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor. Yıl içinde %5’e denk gelen 37,5 milyon dolar ilk avansın alınmasının ardından sevkiyat planlamasına geçilecek.</p>
<p><strong>OTTO HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Bulgaristan’da savunma sanayisi tedarik ağına giriyor. Hammadde için anlaşma oldu</strong></p>
<p>Otto Holding, %100 bağlı iştiraki Otto Girişim üzerinden yürüttüğü savunma sanayisi büyüme stratejisi kapsamında Bulgaristan pazarı için önemli bir mutabakata vardığını duyurdu. Bulgaristan Savunma Bakanlığı iştiraki Terem Holding ile konvansiyonel ve akıllı mühimmatlarda kullanılan hammadde tedariki için yürütülen görüşmeler imza aşamasına taşındı. Geçtiğimiz aralık ayında da Azerbaycan devlet şirketiyle yine konvansiyonel ve akıllı mühimmatlarda kullanılan hammadde tedariği için vardığı anlaşma kapsamında 2,7 milyon dolarlık tedarik sözleşmesini imzalamıştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuksek-faiz-sirketleri-sikistirirken-alternatif-sektorler-nasil-buyuyor-77792</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek faiz şirketleri sıkıştırırken alternatif sektörler nasıl büyüyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/isveren-kazanmadigi-gelirin-vergisini-verme-durumunda-77790</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşveren, kazanmadığı gelirin vergisini verme durumunda!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Bankaların maaş ödemelerinin kendi üzerlerinden yapılması karşılığında, anlaşmaya göre çalışanlar için ödedikleri promosyonların muhasebeleştirilmesi noktasında yeni bir tartışma başladı. Bu promosyonlar için bankların şirketlerden KDV’li fatura istemesi işverenleri elde etmedikleri gelir için vergi ödeme riskiyle karşı karşıya bıraktı. Bu durumdaki işverenler, sorunun çözümü için bir özelge ile Gelir İdaresi Başkanlığı’na (GİB) başvurdu. GİB’in özelgeye vereceği cevap, emsal olarak kabul edilecek ve bu konudaki kafa karışıklığını giderecek. </p>
<h2>Şirket geliri algısı var </h2>
<p>Gelişmelere EKONOMİ’ye değerlendiren vergi uzmanı Deniz Eresen, doğrudan çalışanların hesabına yatan promosyonların "ücret" sayılmadığını ve vergi dışı kaldığını belirtirken, ödemenin işveren üzerinden geçirilip faturaya bağlanması durumunda ise paranın "şirket geliri" olarak algılanma riski bulunduğunu bildirdi. Bankaların personel başına ödenen promosyonlar için ödeme tutarı +KDV şeklinde fatura talep ettiğini belirten Deniz Eresen, parayı kuruşuna dokunmadan çalışanların hesabına aktaracak işverenlerin bunun bir ticari kazanç gibi görülmesinden şikayetçi olduğunun altını çizdi. </p>
<p>İşveren temsilcilerinin bankanın kendisini garantiye almak için zorunlu kıldığı fatura uygulamasının haksız bir vergi yükü yarattığını savunduğunu bildiren Deniz Eresen, “İşverenler, faturanın kesilmesi durumunda aslında var olmayan bir gelir üzerinden; Katma Değer Vergisi, Kurumlar/ Gelir Vergisi, Damga Vergisi ödemek zorunda kalacaklar” diye konuştu. </p>
<h2>Kanundaki gelir türlerine girmiyor </h2>
<p>Eresen, banka promosyonlarının iş karşılığı ödenen bir ücret veya ‘’üçüncü bir kişi tarafından ödenen ücret’’ sayılmadığından çalışanlara veya emeklilere yapılan doğrudan ödemelerde gelir vergisi ve damga vergisi kesintisinin genellikle uygulanmadığını, bunların menfaat ya da hibe niteliğinde olup çoğu durumda vergiye tabi olmadıklarını aktardı.</p>
<p>Banka tarafından doğrudan maaş hesabında aktarılan promosyonların, Gelir Vergisi Kanunu’nda sayılan gelir türlerine girmediği için vergilendirilemeyeceğini söyleyen Deniz Eresen, “Eğer promosyon işveren hesabına yatırılıp oradan dağıtılırsa, yine ücret bordrosuna dahil edilmeden personele yansıtılması durumunda vergi doğmaz. Maaş promosyonlarının bankalar tarafından doğrudan çalışanlara puan veya nakit olarak ödenmesi durumunda banka ile çalışanların arasından işçi-işveren ilişkisi olmadığından vergi sayılmaz” dedi.</p>
<h2>Vergi yükü doğurursa..</h2>
<p>Deniz Eresen, “Promosyon ödemelerinin banka tarafından doğrudan iktisadi faaliyeti olan kurumlara yapılması ve yapılan ödemelerin kazanca dahil edilmesi durumunda, ilgili kurum tarafından çalışanlara yapılan ödeme banka promosyonu olma niteliğini kaybetmiş olacağından ücretlerin vergilendirilmesine ilişkin hükümlere göre değerlendirilecektir” diye konuştu.</p>
<p>Promosyonun hizmet karşılığı yapılacak bir ödeme olmadığına dikkat çeken Deniz Eresen, “Sonuç olarak aracı kurumlar tarafından direkt çalışanlara ödenen promosyonlar ücret niteliğinde olmadığından işverenin KDV, gelir vergisi, damga vergisi ödeme yükümlülüğü bulunmamaktadır” diye konuştu. Eresen promosyonun vergi yükü doğurmaya devam etmesi halinde bir çok şirketin promosyon anlaşmalarından çekilebileceği uyarasında bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Promosyonu çalışana dağıtmayan şirketler ne yapacak?</span></h2>
<p>Bilindiği gibi bazı şirketler bankalardan maaş karşılığı sağladıkları promosyonları çalışanlara dağıtmıyor. Deniz Eresen bu durumdaki şirketlerin doğrudan bir gelir elde ettiklerini belirterek, bankaya fatura kesip KDV hesaplaması gerektiğini bildirdi. Şirketin bu gelirleri defterlerine hasılat olarak kaydedeceğini dile getiren Eresen, “Fatura kesecekler, hem ticari kazanç hem de katma değer vergisi hesaplaması gerekecek” diye konuştu. Eresen bankaların kasalarından çıkan paralarla ilgili yaptıkları işlemleri ise şöyle sıraladı: “Bankalar bunu promosyon kapsamında yani reklam harcaması gibi de diyebiliriz, satışlarını arttırmak amacıyla yapılan bir uygulama olduğu için 102 bankalar alacaklı 760 pazarlama satış ve dağıtım giderleri borçlu olacak şekilde defterlerine kaydediyorlar” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/isveren-kazanmadigi-gelirin-vergisini-verme-durumunda-77790</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/4/1280x720/kdv-vergi-1767328296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Maaş promosyonlarında fatura krizi Gelir İdaresi Başkanlığı’na taşındı. Bankaların çalışanlara ödedikleri maaş promosyonları için işverenden fatura istemesi, şirketleri kazanmadıkları gelir için KDV ve Gelir Vergisi yükümlülüğüyle karşı karşıya bıraktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanal-kumar-intihara-surukluyor-77788</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sanal kumar intihara sürüklüyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TBMM Dijital Mecralar Komisyonu, sosyal medya ve dijital oyunların çocuklara etkilerine ilişkin, uzmanları dinledi: </p>
<p><strong>■ İlişkileri dijital iletişim bozuyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Hatice Ferhan Odabaşı, aileler ve çocuklar için, “dijital yetkinlik sertifikası” verilmesi gerektiğine dikkat çekti. Çocuklar kadar ailelerinde telefonları aracılığı ile internet bağımlısı olduğunu belirten Odabaşı, “ aileyi ihmal eden anne babayla karşı karşıyayız. Çocukların iyi kötü bir gideri var ama aile çok aciz durumda. Biz bu aileye nasıl ulaşacağız, nasıl yetiştireceğiz bunların hepsini? Ancak devlet aracılığıyla yapabiliriz, bir kampanya aracılığıyla bunu yapabilirsiniz. Ailede dijital iletişimin bozduğu bazı ilişkiler var ve çocukları bu çok örseliyor.”</p>
<p><strong>■ Çocukların rehberliğe ihtiyacı var </strong></p>
<p>Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adile Aşkım Kurt, dijital ortamlara bakıldığında çocukların ebeveynlerin birazcık daha önünde göründüğüne işaret ederek, ailelerin bu tür seminerlere ilgi göstermediğini kaydetti. Kurt, “Bugün artık yeni ebeveynin ‘Ben o dijital mecranın dilinden anlamıyorum.’ deme gibi bir lüksü yok. Her ebeveyn dijital ebeveyn olmak durumunda. İlk rehber model olarak aldıkları ebeveynler. Bence, çocuktan daha önce ebeveynleri eğiterek eğitim sürecine başlamadan önce çocuklara rol model olacak yapıyı onlara sunmamız gerekiyor.”</p>
<p><strong>■ Derecelendirme sistemi olmalı </strong></p>
<p>Bahçeşehir Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yavuz Samur: “Türkiye’de kullandığımız 2 tane derecelendirme sistemi var. Bunlardan biri PEGI, Avrupa’nın derecelendirme sistemi, diğeri de ESRB, Amerika’nın derecelendirme sistemi. Ek olarak, ülkemizin naçizane bir derecelendirme sistemi olursa, oyunların yaş olarak derecelendirme sistemi olursa çok güzel bir adım atmış oluruz. Bizim kendi kültürümüze, milli, manevi değerlerimize uygun bir derecelendirilme sisteminin oluşturulması ve bunun en kısa zamanda velilere bilgilendirilmesinin yapılması çok arzu ediyorum.”</p>
<p><strong>■ Sosyal medya yalnızlığı artırıyor </strong></p>
<p>İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Koçak: “Sosyal ağlar ve çevrimiçi oyun bağımlılığı bireyleri yalnızlaştırıyor. Sanal kumarda kaybeden gençlerimiz intihara yöneliyor. Burada ciddi risk söz konusu. Sosyal medya ve oyun platformları yalnızlığımızı artırıyor ve artan yalnızlık da intihar düşüncesine sevk ediyor. Çocuklar sosyal medyaya gidiyorlar, oyuna gidiyorlar, gidecekler de çünkü gidecekleri başka bir yer yok. Mahallemiz bitti, komşularımız bitti, akrabalık ilişkilerimiz neredeyse bitiş noktasına geldi.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanal-kumar-intihara-surukluyor-77788</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/5/1280x720/meclis-tbmm-1766725086.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Sanal kumar intihara sürüklüyor&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-marka-bulusmalarinda-yz-basrolde-olacak-77787</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara marka buluşmalarında ‘YZ’ başrolde olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ankara Ticaret Odası (ATO) tarafından bu yıl beşincisi gerçekleştirilecek “Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları” bugün ATO Congresium Kongre ve Sergi Salonu’nda başlıyor. Brand (Marka), Brain (Zeka) ve Artificial Intelligence-AI (Yapay Zeka) kavramlarının birleşiminden oluşan BRAİND CONFERENCE’ta, ‘Marka Yapan Zekalar, Yapay Zeka ile Buluşuyor’ sloganıyla, alanlarında marka olmuş 120’yi aşkın yerli ve yabancı konuşmacı sahne alacak. ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, programda yapay zeka ve marka konuları ve ilişkisine dair ne varsa konuşulacağını, gençlere hem marka bilinci aşılanacağını hem de eğitimler verileceğini belirterek, “Ankara Ticaret Odası olarak, 170 bini aşkın üyemizin üretim gücünü, ticari kapasitesini ve küresel rekabet yeteneğini artırmak için çalışıyoruz. Bunu yaparken sadece bugünü değil, yarını da düşünen bir vizyonla hareket ediyor; ticareti, teknolojiyi ve markalaşmayı aynı eksende buluşturan bir anlayışı savunuyoruz” diye konuştu. 5. Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları programı besteci, yazılım geliştiricisi ve müzisyen Mehmet Ünal’ı konuk edecek. Mehmet Ünal’ın, Kozmik Senfoni eseri, sesin harekete, hareketin ışığa, ışığın tekrar sese dönüştüğü, dijital enstrümanların ve projeksiyonların eşlik ettiği bir görsel şölenle sahnede yer alacak.</p>
<p>Uluslararası alanda faaliyet gösteren, Ouchhh Studyo’nun kurucularından, dijital sanatçı, yönetmen ve direktör Ferdi Alıcı, hem “Yapan ve Yapay Zeka’nın Kamusal Alandaki Deneyim Etkisi” başlıklı oturumdaki konuşmasıyla hem de yapay zeka ile üretilmiş görsel enstalasyonlarıyla programda yer alacak. Yapay zeka ve dijitalleşmenin kültür ve sanata etkileri “Geleceğin Kültür ve Sanat Deyimleri” başlıklı panelde ele alınacak. Dubai Ai ve Media Sanatları Küratörü Esra Özkan moderatörlüğünde gerçekleştirilecek panelde Müzeverse VR Future Kurucu Ortağı Virgile Mangiavillano ve Astra Lumina İstanbul Kurucu Ortağı Turan Öztürk konuşmacı olacak.Akademik çalışmalarını New York Üniversitesi’nde sürdüren Prof. Dr. Selçuk Şirin’in eğitim, yapay zeka ve insan konularını merkeze aldığı bir konuşma yapacağı programda, İngiliz Lordlar Kamarası Üyesi Baroness Manzila Uddin, “Yapay Zeka, Etik ve Eşitlik: Teknolojinin Toplumsal Geleceği” başlıklı sunumunda yapay zeka etiği ve kamu politikaları konusunu ele alacak. Programda, AgiBot Asya Pasifik, Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi Başkanı Abel Deng, “Ölçeklenen Zeka: Yapay Zeka, Robotik” başlığıyla keynote konuşma yapacak. Dijital içerik üreticileri Ozan Sihay ve Ömer Şanlı ise Uras Benlioğlu’nun moderatörlüğünde “Üretici Ekonomisi ve Marka İş Birliklerinde Yapay Zeka”yı ele alacak. Onedio kurucusu Kaan Kayabalı da “Yapay Zeka Çağında Markaların Medya ve İletişim Stratejisi” başlıklı konuşması ile programda yer alacak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"Depremzedenin kira yardımı yeniden başlatılmalı"</strong></span></p>
<p>CHP Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur, depremzedelerin kesilen kira yardımını Meclis gündemine getirdi. Kira yardımının kesilmesinin mağduriyete neden olduğunu kaydeden Güzelmansur, iktidarın daha önce “kira yardımları vatandaş konutuna yerleşene kadar sürecek” yönünde söz verdiğini hatırlatarak, uygulamada bu sözün tutulmadığını ifade etti. Anahtar teslimi yapılır yapılmaz kira yardımlarının kesildiğine dikkat çeken Güzelmansur, “Anahtarı almak, o eve yerleşebilmek anlamına gelmiyor” dedi. Deprem konutlarında altyapı eksiklikleri, elektrik, su ve kanalizasyon sorunları ile çeşitli teknik yetersizliklerin sürdüğünü belirten Güzelmansur, bu nedenle birçok vatandaşın evine taşınamadığına dikkat çekerek "Kira yardımı yeniden başlatılması ve kesintiler telafi edilmeli” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-marka-bulusmalarinda-yz-basrolde-olacak-77787</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/4/1280x720/ato-baskani-baran-1751448123.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara marka buluşmalarında ‘YZ’ başrolde olacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/il-bazli-ve-karsilastirmali-ekonomik-performans-turkiyenin-81-ilini-yeniden-okumak-77786</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> İl bazlı ve karşılaştırmalı ekonomik performans: Türkiye&#039;nin 81 ilini yeniden okumak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. HAKAN YURDAKUL</strong></p>
<p><strong>En az teşvik alan 1. Teşvik Bölgesi’ndeki illerde kişi başı GSYH yüksek, en çok teşvik alan 6. Teşvik Bölgesi’ndeki illerde ise düşük. Bir başka deyişle teşvik sınıflandırması, sadece mevcut durumu tescil ediyor, illerin verimliliğiyle, yani dönüşüm kapasiteleriyle ilgilenmiyor.</strong></p>
<p>Hangi soruyu sorduğumuz, ne bulacağımızı da belirler.</p>
<p>Bir ilin ekonomisini değerlendirirken genellikle aynı soru sorulur: “Ne kadar üretiyor?" Bu soru da çoğunlukla GSYH büyüklüğü, ihracat hacmi ve kişi başına düşen gelir ile cevaplanır. Doğrusu, bu değerlendirme mantığı meşrudur, gereklidir ve politika yapımında da vazgeçilmez bir referanstır. Ancak bunun kaçınılmaz yan etkileri de vardır: Büyük ve kaynak zengini iller her sıralamada zirvede yer alırken, Orta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinin büyük bir kısmı "az gelişmiş" yaftasından kaçamaz. Bu yafta da zamanla değiştirilebilecek bir gerçeklikten çıkarak yazgıya dönüşür, çaresizlik olarak içselleştirilir. Gelişemeyeceğine inanılan, yani ekonomik umudun azaldığı bölgelerde insan sermayesi hem nicelik hem de nitelik açısından erir. Üretim ve yatırımla sağlıklı bir ilişki kurulması ve sonuçta da bu kısır döngüden çıkılması giderek zorlaşır.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eaf624cf2a8-1777006116.jpg" alt="" width="800" height="415" />Dönüşüm Verimliliği Endeksi projesi; bir ilin ekonomisinin sadece çıktılarıyla değil, o çıktıları ürettiği süreçleriyle de ölçülmesi gerektiği önermesiyle ortaya çıktı. Bunu da mevcut “Ne kadar üretiyor?" sorusunu şu şekilde genişleterek yapmaya çalıştı: “Ne kadar kaynakla ne kadar üretiyor?” Böylece hem illerin birbirleriyle daha özdeş bir temel üzerinden karşılaştırabilmesi hem de kalkınma için odaklanılması gereken alanların belirlenmesi kolaylaştı. Bir ilin kaynağına kıyasla az ya da çok üretmesi durumlarında nereye ve nasıl bakılması gerektiğini, bütün bir ekonomik döngüyü sadece çıktı miktarıyla anlamaya çalışan bir değerlendirme mantığından daha açık bir şekilde belirlenebildi.</p>
<p>Projede, 2013–2024 dönemine ve 81 ile ait 14 farklı veri kaynağından derlenen 240.000'i aşkın gözlem verisi kullanıldı. Her ilin kaynak kalitesi, altyapı kapasitesi, ulaşım erişilebilirliği ve ekonomik performansı ölçüldü. Bu bileşenler tek bir verimlilik göstergesinde birleştirildi. Böylece ulaşılan Dönüşüm Verimliliği skoru da çıktıdan (performans) girdinin (kaynak kalitesi) çıkarılmasıyla hesaplanmış oldu. Bu skorlarda pozitif sonuç, ilin kaynaklarının üzerinde performans gösterdiğini, yani verimli olduğunu; negatif sonuç ise sahip olunan kaynakların tam olarak çıktıya dönüştürülemediğine, yani verimli olmadığını gösterdi.</p>
<p>İllerin performans ve dönüşüm verimlilik skorlarıyla gösterildiği iki harita; dönüşüm verimliliğinin sadece çıktılara dayanan değerlendirmeye kıyasla ne kadar farklı okumalar sağladığını gösteriyor. Aslında bu haritalar projenin hem amacını hem de sonucunu özetliyor: Gelişmiş denen bazı illerin aslında ciddi verimsizlik sorunlarıyla karşılaştığını, az gelişmiş denen bazı illeri ise aslında gayet verimli olduklarını gösteriyor. Çok genel bir okuma olarak; 81 ilin 66'sı girdileriyle uyumlu çıktı üretemiyor, verimsizlik sorunlarıyla boğuşuyor. Üstelik bu verimsizlik sorunu sadece Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde değil, Ege'de, Akdeniz'de ve İç Anadolu'da da karşımıza çıkıyor. Özetle; kimin “gelişmiş” ve kimin de “az gelişmiş” olduğu soruyu nasıl sorduğunuza bağlı olarak değişiyor.</p>
<p>Diğer tarafta proje çalışması, mevcut teşvik bölgesi sınıflandırması ile il bazındaki kişi başı GSYH arasındaki istatistiksel ilişkinin son derece güçlü (r = -0,83) olduğunu gösterdi. Teşvik sistemi, neredeyse tamamen çıktı büyüklüğüne dayanıyor. En az teşvik alan 1. teşvik bölgesindeki illerde kişi başı GSYH yüksek, en çok teşvik alan 6. teşvik bölgesindeki illerde ise düşük. Bir başka deyişle teşvik sınıflandırması, sadece mevcut durumu tescil ediyor, illerin verimliliğiyle, yani dönüşüm kapasiteleriyle ilgilenmiyor. Teşvik bölgeleri bazında dönüşüm verimliklerine bakıldığında ise en az teşvik alanların ortalamada kaynaklarını daha az verimli kullanabildikleri, en çok alanların ise daha verimli oldukları görünüyor. Yani, belki de bazı illerin bulundukları teşvik bölgelerini yeniden ve bu sefer başka girdileri de kullanarak değerlendirmek gerekiyor. Teşvik sistemi, bölgesel farklılıkları gidermek için bütüne doğru yerden bakıyor olabilir, ama her şeye tam olarak bakmıyor gibi de duruyor.</p>
<p><strong>Dönüşüm verimliliği endeksi </strong><strong>ile şaşırtıcı sonuçlar</strong></p>
<p>İllere dönüşüm verimliliği üzerinden bakmak, bazı ezberleri sarsabilir ya da herkesin bildiği ama tam olarak da ifade edemediği bazı gerçekleri belirginleştirebilir:</p>
<p>- Ankara’da beşeri sermaye güçlü, ulaşım altyapısı en iyiler arasında, eğitim ve sağlık göstergeleri yüksek. Ama dönüşüm verimliliği Türkiye'nin en kötülerinden biri. Kamu sektörünün il ekonomisindeki ağırlığı ile performans arasındaki negatif ilişki sorunun kaynağına ilişkin bir fikir veriyor. Kamu ağırlıklı yapılar özel sektör dinamizmini kısıtlıyor ve mevcut kaynaklar verimli bir şekilde performansa dönüşemiyor olabilir.</p>
<p>- İzmir de benzer bir paradoksu farklı bir mekanizmayla yaşıyor. Üniversite kapasitesi, liman altyapısı ve nitelikli işgücü açısından Türkiye'nin en donanımlı illerinden biri. Ama bu birikimi büyük ölçüde hizmet sektöründe yoğunlaşmış, imalat ve ihracata dönüşemiyor. Mesela Gaziantep'in ulaşım skoru İzmir'in yarısından düşük, ama ihracat performansı çok daha yüksek.</p>
<p>- Gaziantep bu projenin gösterdiği en dikkat çekici başarı öykülerinden biri. Kaynak kalitesi orta bandın alt yarısında. Eğitim göstergeleri İstanbul ya da Ankara ile kıyaslanamaz durumda. Ama ihracat/GSYH oranında Türkiye ortalamasının neredeyse iki katına ulaşmış durumda. Başarının arkasında sınır kapısı avantajı, yoğun sanayi bölgesi varlığı ve kuşaklar boyu birikmiş girişimcilik kültürü yatıyor görünüyor. Kaynak kalitesi düşük olan ilin yüksek verimlilikle çalışması, çıktı odaklı sıralamalarda hak ettiği ilgiyi görmüyor olabilir.</p>
<p><strong>Karşılaştırmayı doğru yapmak: </strong><strong>Kimi kiminle ölçüyoruz?</strong></p>
<p>Kaynak profili ve altyapı kapasitesi birbirine yakın illeri kümelendirip aralarındaki verimlilik farklarına odaklanmak, çıktı büyüklüğüne dayalı sıralamalardan çok daha kullanışlı bir tablo ortaya koyar. Projede yapılan şey de tam olarak bu. Gaziantep ile Diyarbakır bu mantığın en çarpıcı örneğidir. Coğrafi konum ve beşerî sermaye açısından karşılaştırılabilir iki il; ama dönüşüm verimliliği skorları arasındaki fark çok yüksek. Bu farkı tek bir değişkenle açıklamak elbette mümkün değil, ama altyapı erişimi, sanayi bölgesi yoğunluğu ve yatırım güveni bu açığın başlıca belirleyicileri olarak öne çıkıyor. Dönüşüm verimliliğinin sağladığı şey; Diyarbakır'ın Gaziantep seviyesine ulaşması için neye ihtiyaç duyduğunu hamasi sözlerle değil, netleştirilmiş hedeflerle ifade edilebilmesini sağlaması. Bu tip bir somutlaştırma hem iş çevreleri hem de politika yapıcılar için farklı başlangıç noktaları sağlayabilir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eaf63a26475-1777006138.jpg" alt="" width="800" height="415" /><strong>Sınırlar da var ve rakamlar </strong><strong>her şeyi gösteremez</strong></p>
<p>Çok büyük bir veri havuzu kullanılmış olsa da rakamlar, tüm gerçeği değil gerçeğin nerede aranması gerektiğini gösterebiliyor. Rakamlar yerel güven iklimini, bölgesel iş ağlarının ekonomiye katkısını ve sosyal dinamikleri ölçemiyor. Bu boşluk ancak sahada, yerel yönetimler, iş insanları, üniversiteler ve sivil toplumla kurulan diyaloglarla kapatılabilir. Bazı iller için bu çalışmanın saha ayağı için ön çalışmalar devam ediyor. Nicel analiz nereye bakılacağını, saha çalışması ve bilgisi ise ancak bakılınca görünen şeyi ortaya koyuyor. İkisi birlikte, genel kalkınma söyleminin tek başına karşılayamayacağı bir içgörü derinliği yaratıyor.</p>
<p>Bu içgörünün pratikte üç karşılığı var. Birincisi: verimlilik skoru, bir ilin yatırım ortamı için öncü gösterge işlevi görüyor. Yatırımın önündeki engelin altyapıdan mı, kurumsal kapasiteden mi yoksa ulaşımdan mı kaynaklandığını gösteriyor. İkincisi: benzer kaynak profilindeki iller arasındaki karşılaştırma, standart sıralamalar tarafından görünmez kılınan göreceli konumu ve iş birliği ya da taklit ederek öğrenme imkanlarını ortaya çıkarıyor. Üçüncüsü: dönüşüm verimliliği yüksek iller için de girdi (kaynak) potansiyellerine odaklanmalarına yardım ediyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Doğru soruyu sormak, </strong><strong>doğru yere bakmayı sağlıyor</strong></span></p>
<p>Türkiye'nin herhangi bir ilini devasız bir az gelişmişlikle etiketlemek ne iyi ne doğru ne de gerçek bir fikir. Bu etiketleme, temel sorunun eksik bırakılmasından kaynaklanıyor. Yarım doktorun candan, yarım imamın dinden etmesi misali, bölgesel kalkınma hedeflerinin gerçekçi ve gerekli bir başlangıca sahip olmasını zorlaştırıyor. Doğru soruyu sormak, doğru yere bakmayı da sağlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/il-bazli-ve-karsilastirmali-ekonomik-performans-turkiyenin-81-ilini-yeniden-okumak-77786</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/6/1280x720/gelismis-sehir-1777006232.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İl bazlı ve karşılaştırmalı ekonomik performans: Türkiye&#039;nin 81 ilini yeniden okumak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahi-biz-bu-programi-ne-yapalim-77785</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sahi, biz bu programı ne yapalım?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Enflasyonu daha yüksek bir seviyeden yüzde 20’lere indirmek nispeten kolaydır. Zor olan kısım yüzde 20’lerden tek hanelere inmek. Yani biz daha zorlu kısma yaklaşamadık bile. Kolay kısımda dolaşıyoruz.</strong></p>
<p>Uygulanan ekonomik programın etkinliği tartışılıyor. Bu tartışmanın saikleri ne olursa olsun gelin biz “Program daha etkin olabilir mi” sorusuna odaklanalım. Program uygulamaya konduğundan bu yana neredeyse 3 yıl geçti. Dünyanın ve Türkiye’nin koşulları değişti. Bu nedenle programın revizyona ihtiyacı olduğu çok açık ama nasıl bir revizyon?</p>
<p>Enflasyonla mücadelenin birinci öncelik olduğu konusunda bir tereddüdümüz olmasın. Bu vazgeçilecek bir hedef değil. Peki programın enflasyon konusundaki karnesi nasıl? Program enflasyonun yükselmesine, yeni enflasyon üretimine engel oldu gerçekten. Bu programın pek görünmeyen başarısıdır. Bu başarıyı görmemiz lazım, çünkü bu programın temel unsurlarından vazgeçersek, enflasyonun hızla ve kontrolsüzce yükselmesi riski doğar.</p>
<p><strong>Yüzde 20’nin altına inebilirsek </strong><strong>2-3 puanın önemini konuşabiliriz</strong></p>
<p>Öte yandan yeni enflasyon üretiminin önünü kesen program, mevcut enflasyon düzeyinde anlamlı bir gerileme sağlayamadı. Enflasyonu daha yüksek bir seviyeden yüzde 20’lere indirmek nispeten kolaydır. Zor olan kısım yüzde 20’lerden tek hanelere inmek. Yani biz daha zorlu kısma yaklaşamadık bile. Kolay kısımda dolaşıyoruz. Sene sonunda 27 mi, 30 mu olacağı çok önemli değil. Eğer 20’nin altına inebilirsek, o zaman 2-3 puanın önemini konuşabiliriz.</p>
<p>O halde programı revize etmemiz ve etkinliğini artırmamız lazım. Peki somut olarak ne yapalım? Bence aşağıdakileri yapmamız lazım.</p>
<p><strong>Bütün tasarruf araçlarından stopaj vb vergi yüklerini kaldırmalıyız: </strong>Mevduat ve benzeri sabit getirili TL araçlardan alınan stopajın etkisi düşündüğümüzden daha büyük. Yerli ve yabancı tasarrufçuların reel getirisini ve davranışlarını farklılaştırıyor. Nominal faizin (reel değil) yükselmesine neden oluyor. Sanayinin ve Hazine’nin faiz yükünü artırıyor. Tüketimi teşvik ediyor.</p>
<p>Yukarıda saydığım olumsuz etkilerin mekanizmasını ve ayrıntılarını önümüzdeki haftadaki yazıda ele alacağım. Stopajın etkisi o kadar büyük ki kendi başına ayrı bir yazıyı hak ediyor.</p>
<p><strong>Bütçe açığını daraltmalıyız:</strong> Enflasyonla mücadelede faiz gibi para politikası araçları ancak kısa vadede etkilidir. Uzun vadede enflasyonu düşürmenin yolu maliye politikası araçlarını etkin kullanmaktan geçer. İlk araç bütçe açığının daraltılmasıdır çünkü kamu harcamaları hem miktar etkisi açısından hem de sinyal etkisi açısından enflasyonu besler. Mümkünse denk bütçe verilmeli, en azından bütçe açığı mümkün olan en düşük seviyeye indirilmelidir.</p>
<p><strong>Yüzde 35’lik denk bütçe daha </strong><strong>enflasyonist bir etki bırakır</strong></p>
<p><strong>Denk bütçenin seviyesi de önemlidir:</strong> Varsayalım ki denk bütçe verebildik. Kamunun milli gelirin yüzde 25’sini toplayıp, dağıttığı bir denk bütçe ile, yüzde 35’ini toplayıp dağıttığı bir denk bütçe aynı şey değildir. Yüzde 35’lik denk bütçe daha enflasyonist bir etki bırakır. Bu nedenle bütçe açığının daraltılması gelirlerin artırılması yoluyla değil, harcamaların azaltılması yoluyla sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>Düzenlemelerin amacı sadece rekabet ve kaynak kullanımı olmalıdır:</strong> Kamu otoriteleri ekonomide bir düzenleme yaparken sadece adil rekabet koşullarının oluşmasına odaklanmalıdır. Bu da kişi ve kurumlar arasında düzenleme arbitrajının ortaya çıkmaması, fiyat ve miktar kısıtlamalarının olmaması, piyasada her türlü bilginin tam dağıldığından ve kamuoyuna açıklandığından, fiyatların arz ve talebi tam yansıttığından emin olunması, piyasaya giriş ve çıkış engellerinin olmaması demektir.   </p>
<p>Kredi miktar kısıtlamaları, tavan fiyat uygulamaları gibi fiyat ve miktara etki eden düzenlemeler uzun vadede bozulma ve kaynak israfı (distortion) yaratır ve enflasyonu dolaylı olarak besler.</p>
<p><strong>Vergi politikası enflasyonla mücadeleye uyumlu olmalıdır: </strong>Ekonomik faaliyet tasarruf, yatırım, üretim ve tüketim diye bir döngüyü takip eder. Kamunun toplayacağı vergiler mümkün olduğu kadar bu döngünün son kısımlarından, yani karlar ve tüketim üzerinden alınmalıdır. Tasarruf, yatırım ve üretim üzerinden alınan vergiler, ekonomiye kat kat yük getirir.</p>
<p><strong>Tarım ve sosyal güvenlik alanında yapısal dönüşüm gerçekleştirilmelidir:</strong> Yapısal dönüşüme konu olması gereken çok alan var ama bu iki alan öncelikli. Bunları yeni baştan yaratmamız gerekiyor yoksa uzun vadede çok büyük sorun yaşayacağız. Uzun vadede enflasyonla mücadele işte bu alanlarda yapısal dönüşümü kararlılıkla sürdürmekle mümkün olacaktır.  </p>
<p>Yapılması ve özellikle de yapılmaması gerekenler listesine eklenmesi gereken başka maddeler var ama en önemli kalemler bunlar. Haftaya stopajın davranışlara etkisini konuşuruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahi-biz-bu-programi-ne-yapalim-77785</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sahi, biz bu programı ne yapalım? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bogazda-tek-gemi-merkezde-sukunet-77784</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Boğaz’da tek gemi, Merkez’de sükûnet</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel piyasalarda oynaklık seviyeleri bir süredir düşüş eğilimindeydi. Bu durum risk iştahını oldukça destekledi. Ancak volatilite göstergelerindeki gerileme ivmesi bu hafta durdu. Mevcut tablo yeni bir taban arayışına işaret ediyor.</p>
<p>Brent petrolün, avro/dolar paritesinin, tahvillerin ve borsa endekslerinin oynaklıklarından benzer sinyaller geliyor. Riskli varlıklardaki coşkulu rüzgâr dinmiş gözüküyor. Tek yönlü beklentiler yerini dengeli bir zemine bırakıyor. Hisse senetleri barışı fiyatlarken petrol fiyatlarının tırmanması büyük bir çelişkidir. Artık alıcıların ve satıcıların güçlerini karşılıklı sınadığı çift yönlü işlemler görebiliriz. Piyasalar da biliyor ki Trump savaşın bitmesini istiyor. Geriye sadece zamanlama muamması kaldı. Tabii çözüm yarın da olabilir, bir ay sonra da. Bahis piyasaları, Hürmüz Boğazı’nın ay sonuna kadar açılmasına yüzde 3, mayıs bitimine kadar açılmasına yüzde 42 olasılık veriyor. Boğaz'dan dün sadece bir gemi geçebildi. Bekleyiş uzadıkça petrol arzı kan kaybediyor.</p>
<p>Yaşanan maliyet şokuna rağmen TCMB beklemeyi seçti. Merkez Bankası ne politika faizini gecelik fonlama oranına yükseltti ne de faiz koridorunda bir ayarlama yaptı. Son günlerde hemen her kesimden gelen eleştirilerin kurum üzerinde psikolojik bir baskı kurmuş olması muhtemeldir. Neredeyse üç yıldır süren parasal sıkılaşmanın reel sektör ve hane halkı üzerinde yarattığı yorgunluk, para otoritesini bir hamle yapmaktan alıkoymuş olabilir.</p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bogazda-tek-gemi-merkezde-sukunet-77784</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Boğaz’da tek gemi, Merkez’de sükûnet ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisma-hayatinda-yeni-denge-arayisi-esneklik-mi-guvence-mi-77783</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çalışma hayatında yeni denge arayışı: Esneklik mi, güvence mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, güçlü sosyal güvenlik sistemi ve dinamik iş gücü piyasası ile çalışma hayatında yaşanan dönüşümü fırsata çevirebilecek potansiyele sahiptir. Ancak bunun için zaman kaybetmeden, yeni nesil çalışma biçimlerine uygun hukuki ve kurumsal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekmektedir.</strong></p>
<p>Küresel ölçekte yaşanan ekonomik dönüşüm, çalışma hayatını köklü biçimde yeniden şekillendiriyor. Dijitalleşme, uzaktan çalışma modelleri, platform ekonomisi ve yapay zekâ temelli üretim süreçleri; iş gücü piyasasında hem fırsatları hem de riskleri birlikte getiriyor. Türkiye de bu dönüşümün dışında değil.</p>
<p><strong>Esnekleşen iş gücü piyasası</strong></p>
<p>Pandemi sonrası hız kazanan uzaktan ve hibrit çalışma modelleri, işverenler açısından maliyet avantajı sağlarken; çalışanlar için de zaman ve mekân esnekliği sunmaktadır. Ancak bu yeni model, klasik iş hukuku düzenlemelerinin sınırlarını zorlamaktadır.</p>
<p>Özellikle platform çalışanları, freelance çalışanlar ve proje bazlı istihdam edilen kesimler; mevcut sosyal güvenlik sisteminin dışında kalma riskiyle karşı karşıyadır. Bu durum, uzun vadede sosyal koruma açıklarını büyütebilir.</p>
<p><strong>Sosyal güvenlik sisteminin uyumu</strong></p>
<p>Türkiye’nin güçlü bir sosyal güvenlik altyapısı olmakla birlikte, yeni çalışma biçimlerine uyum sağlayacak güncellemeler kaçınılmazdır. Prim esaslı sistemin, düzensiz gelir elde eden kesimleri de kapsayacak şekilde esnetilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bu kapsamda;</p>
<p>Kısmi süreli çalışanlar için esnek prim modelleri,</p>
<p>Platform çalışanlarına yönelik özel sigorta düzenlemeleri,</p>
<p>Gelir dalgalanmalarına duyarlı prim hesaplama sistemleri</p>
<p>gibi uygulamalar gündeme alınmalıdır.</p>
<p><strong>Kayıt dışı istihdam riski artıyor mu?</strong></p>
<p>Esnek çalışma modellerinin yaygınlaşması, kayıt dışı istihdam riskini de beraberinde getirmektedir. Özellikle dijital platformlar üzerinden yapılan işler, denetim mekanizmalarının dışında kalabilmektedir.</p>
<p>Bu noktada denetim anlayışının da dönüşmesi gerekiyor. Geleneksel saha denetimlerinin yanında; veri analitiği, dijital izleme ve çapraz kontrol mekanizmaları daha etkin kullanılmalıdır.</p>
<p><strong>İşveren perspektifi: </strong><em>Maliyet ve rekabet dengesi</em></p>
<p>İşverenler açısından bakıldığında, küresel rekabet koşulları maliyet baskısını artırmaktadır. Bu nedenle daha esnek ve verimli istihdam modellerine yönelim kaçınılmazdır.</p>
<p>Ancak burada kritik denge; işverenin rekabet gücünü korurken, çalışan haklarını zayıflatmayan bir yapı kurmaktır. Aksi takdirde kısa vadeli maliyet avantajları, uzun vadede iş gücü kalitesinde düşüşe yol açabilir.</p>
<p><strong>Politika önerisi: </strong><em>Hibrit bir model</em></p>
<p>Türkiye için en rasyonel çözüm; katı korumacılık ile sınırsız esneklik arasında dengeli bir model oluşturmaktır. Bu model;</p>
<p>- Çalışanlara asgari sosyal güvenceyi garanti eden,</p>
<p>- İşverenlere operasyonel esneklik sağlayan,</p>
<p>- Devlete ise sürdürülebilir prim ve vergi geliri sunan bir yapı üzerine inşa edilmelidir.</p>
<p>Çalışma hayatında yaşanan dönüşüm, kaçınılmaz ve geri döndürülemez bir süreçtir. Önemli olan, bu süreci doğru yönetebilmektir.</p>
<p>Türkiye, güçlü sosyal güvenlik sistemi ve dinamik iş gücü piyasası ile bu dönüşümü fırsata çevirebilecek potansiyele sahiptir. Ancak bunun için zaman kaybetmeden, yeni nesil çalışma biçimlerine uygun hukuki ve kurumsal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Esneklik ile güvence arasındaki dengeyi kurabilen ülkeler, yalnızca ekonomik büyümede değil; sosyal refahta da öne çıkacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisma-hayatinda-yeni-denge-arayisi-esneklik-mi-guvence-mi-77783</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışma hayatında yeni denge arayışı: Esneklik mi, güvence mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuz-uzun-sureli-kapanirsa-turkiye-ne-kaybeder-ne-kazanir-77782</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz, uzun süreli kapanırsa Türkiye ne kaybeder, ne kazanır?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Mevcut durum, Merkez Bankası’nın Enflasyon Raporu’nda yıl sonu enflasyon hedefi ve tahminlerinde önemli ölçüde bir revizyona gitmesi gerektiğini gösteriyor. Fiyatlama davranışları ile enflasyondaki ataleti de gözetirsek, bu revizyonun orta vadeli hedefleri de etkilemesi muhtemel görünüyor.</strong></p>
<p>ABD ile İran arasında yakın vadede bir uzlaşı ihtimali giderek zayıflarken Başkan Trump Hürmüz Boğazını süresiz olarak kapattığını açıkladı. Hürmüz Boğazı’nın uzun süreli kapanma riskiyle karşı karşıya olduğumuz bu noktada, meseleyi geçici bir şok olarak değil, kalıcı bir enerji ve ticaret kırılması olarak değerlendirmek gerekiyor.</p>
<p>Bugünkü yazımda, uzun süreli bir enerji arz şokunun Türkiye ekonomisi üzerindeki kısa, orta ve uzun vadeli etkilerini ve krizi fırsata çevirme potansiyeline değineceğim.</p>
<p><strong>Kısa vadede riskler artıyor </strong><strong>Ana risk: Enflasyon</strong></p>
<p>Bu hafta yapılan Para Politikası Kurulu kararında faiz konusunda bir adım atılmasa da Kurul üyeleri hazırladıkları basın açıklamasında şokun, maliyet kaynaklı enflasyon üzerindeki yukarı yönlü etkilerine işaret etti.</p>
<p>Benzer bir şekilde yakın zamanda Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek de yaptığı sunumlarda, petrol fiyatlarının 2026 yılında 80 dolar civarında kalmasının enflasyonda yaklaşık 3 – 3,5 puanlık bir artışa yol açacağını açıkladı. Yılbaşından bu yana Brent petrol fiyatı ortalamada 85 doları aşarken, içinden geçtiğimiz günlerde de 100 dolar bandının üstünde seyrediyor.</p>
<p>Özetle, mevcut durum, Merkez Bankası’nın Enflasyon Raporu’nda yıl sonu enflasyon hedefi ve tahminlerinde önemli ölçüde bir revizyona gitmesi gerektiğini gösteriyor. Fiyatlama davranışları ile enflasyondaki ataleti de gözetirsek, bu revizyonun orta vadeli hedefleri de etkilemesi muhtemel görünüyor.</p>
<p><strong>Cari açık ve dış finansman: </strong><strong>Baskı derinleşiyor</strong></p>
<p>Enerji fiyatlarındaki sert yükseliş, Türkiye’nin en büyük ithalat kalemi olan enerji ile petrokimyasal ürünler kaynaklı ithalat faturasını önemli ölçüde etkiliyor. Ayrıca şokun etkisiyle küresel ticaretteki yavaşlama da ihracat gelirlerini azaltıyor.</p>
<p>Bunların yanı sıra önemli bir döviz girdisi sağlayan turizmin de bu sene olumsuz etkilenmesi muhtemel. Zira hem turistlerin hem de turizm gelirlerinin yüzde 10-12’si Orta Doğu kaynaklı. Bunların yanı sıra jet yakıtı arz sıkıntısı yaşayan Avrupa’nın bu yaz Türkiye’ye beklenen turisti gönderememesi de olası duruyor.</p>
<p>Yukarıda saydığım bu ikincil etkiler hariç, petrol fiyatlarının yılın tamamında 80 dolar bandında kalmasının cari açığa etkisi, milli gelire oranla, %0,7 – 1,1 olarak tahmin ediliyor.</p>
<p>Cari açıktaki artış ve finansal piyasalarda belirsizliğin zirve yaptığı bir dönemde Türkiye’nin risk priminin ve finansman maliyetlerinin de yüksek seyretmesi oldukça olası görünüyor.</p>
<p><strong>Büyümede sert fren</strong></p>
<p>Kısa vadeli şoklar genellikle geçici büyüme kayıplarına yol açar. Ancak uzun süreli bir enerji krizi, yatırım kararlarını erteleyen ve tüketimi baskılayan bir ortam yaratır. Bu da büyümede sert bir yavaşlama riskini beraberinde getirir. Zira, Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’in rakamlarına göre bu yıl büyümede 0,5 – 1,2 puan bandında düşüş olası görünüyor.</p>
<p><strong>Orta ve uzun vadede: </strong><strong>Kriz fırsata döner mi?</strong></p>
<p>Kısa vadede tablo net: riskler artıyor ve bu riskler artış eğiliminde. Ancak aynı süreç, doğru yönetildiği takdirde Türkiye için önemli fırsatlar da yaratabilir. Peki nedir bu fırsatlar?</p>
<p><strong>Orta Koridor: Yeni bir </strong><strong>merkez olma imkânı</strong></p>
<p>Hürmüz’de yaşanan kesintiler, alternatif küresel enerji, ticaret yolları ile enerji üretim ve depolama tesislerinin yeniden şekillenmesini hızlandıracaktır. Türkiye’nin boru hatları, LNG terminalleri ve depolama kapasitesi bu noktada stratejik bir avantaj sağlayacak ve Türkiye’nin merkezinde yer aldığı Orta Koridor bu süreçte daha kritik hale gelecektir. Bu hat üzerinden Türkiye yeni bir lojistik merkez haline gelebilir. Bu da Türkiye’deki altyapı ve üretim altyapıları ile çarpan etkisiyle ekonomik aktiviteyi destekleyecek önemli bir kaldıraç olabilir.</p>
<p><strong>Savunma sanayii ve </strong><strong>sanayi politikası</strong></p>
<p>Jeopolitik risklerin arttığı dönemler savunma sanayiine olan talebi artırır. Aynı zamanda HIT-30 gibi programlarla yüksek katma değerli üretime geçiş süreci hızlandırılabilir. Bu da kriz ortamının, sanayi dönüşümü için bir kaldıraç haline gelmesini sağlayabilir.</p>
<p><strong>Yeniden inşa süreci: </strong><strong>Uzun vadeli talep fırsatı</strong></p>
<p>Orta Doğu ve Ukrayna’da savaş sonrası yeniden inşa süreci başladığında, Türkiye’nin müteahhitlik ve üretim kapasitesi önemli bir avantaj sağlayabilir. Bu süreç, Türkiye için yıllara yayılacak bir talep ve gelir kaynağı yaratabilir.</p>
<p><strong>Sonuç: Risk büyüyor; ama fırsatlar açık</strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapalı kalması, Türkiye için kısa vadede ciddi bir ekonomik stres testi anlamına geliyor. Üstelik petrol fiyatlarının 80 dolar varsayımının üzerine çıkarak 100 doların üzerinde kalıcı hale gelmesi, bu riskleri daha da büyütecektir.</p>
<p>Ancak bu tablo aynı zamanda yeni bir denge arayışının başlangıcını da beraberinde getiriyor. Burada kritik olan nokta ise şudur: Fırsatlar otomatik olarak ortaya çıkmaz, politika tercihlerine bağlıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuz-uzun-sureli-kapanirsa-turkiye-ne-kaybeder-ne-kazanir-77782</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/5/1280x720/hurmuz-bogazi-1775624428.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz, uzun süreli kapanırsa Türkiye ne kaybeder, ne kazanır? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/applein-yeni-ceosu-sanayide-guc-fabrikada-degil-77781</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Apple’ın yeni CEO’su: Sanayide güç fabrikada değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Apple’ın ana işi birçok parçayı başka yerde görülmemiş bir mühendislik becerisiyle bir araya getirmek, sonra da ortaya çıkan bu ürünü görülmemiş bir mühendislik becerisiyle çok sayıda üretebilmek. Mesela, yılda 230 milyon iPhone.</strong></p>
<p>Apple’ın CEO’su değişiyor. Apple, çağımızın en önemli ürünlerinden olan iPhone ve bundan kaynaklanan 4 trilyon dolar piyasa değeriyle dünyanın en başarılı, yenilikçi ve istikrarlı şirketlerinden biri. Görevi bırakan Tim Cook, 15 yıldır şirketin başındaydı. Yeni gelen CEO John Ternus ise öyle dergi kapaklarında boy boy fotoğrafları çıkan, borsanın yakından takip ettiği bir iş dünyası yıldızı değil. 25 yıldır Apple’da çalışan bir makine mühendisi. Apple’ın yeni CEO’sunun hikâyesini okuyunca almamız gereken ders şu: Çağımızda şirketlerin değeri fabrika kurmaktan değil, üretim sürecini küresel ölçekte kontrol edebilmekten geliyor.</p>
<p><strong>Apple, ürünlerini kendisi üretmiyor</strong></p>
<p>Apple’ın yeni CEO’su Ternus’un en önemli işlerinden biri Intel çipler yerine Apple’ın kendi çiplerine geçişti. Ternus, çipleri tasarlamadı ama Apple ürünlerinin içine entegre edilmesi sürecini yönetti. Ayrıca yeni CEO’nun 317 patenti varmış: Menteşeler, muhafaza (<em>enclosure</em>) tasarımları, kilitleme mekanizmaları, termal yönetim sistemleri, cam ile kasa arasındaki arayüzler… İlk bakışta sıkıcı alanlardaymış gibi duran bu patentler aslında Apple’ın neyi en iyi yaptığını anlatıyor. Daha fazla ısınan bir çipi, daha ince bir ekranı ve daha hafif bir kasayı; nasıl ısınmayan, bükülmeyen, kırılmayan ve en önemlisi zamanında piyasaya çıkan bir cihaz haline getirirsiniz? Apple’ın ana işi birçok parçayı başka yerde görülmemiş bir mühendislik becerisiyle bir araya getirmek, sonra da ortaya çıkan bu ürünü görülmemiş bir mühendislik becerisiyle çok sayıda üretebilmek. Mesela, yılda 230 milyon iPhone.</p>
<p>Bu arada, Apple aslında bu ürünleri kendisi “üretmiyor”. Pek çok siyasetçinin “Apple ülkemizde üretim yapsın” dediğini duyarsınız. Eğer bir ülkede Apple cihazları üretilecekse bunu aslında Apple değil, Foxconn isimli Tayvanlı şirket yapıyor. Foxconn, Çin’de Shenzhen ve Chongqing’de bu iş için 600 bin ila 900 bin kişi istihdam ediyor. İstihdam, ürüne olan talebin arttığı sene sonuna doğru artıyor, sonra azalıyor. Zaten bu kadar esnek bir üretim sistemini Çin dışında bir yerde kurmak çok da mümkün değil. Foxconn’un üretim süreçlerinin kritik aşamalarında Apple’ın üretim makineleri kullanılıyor. Foxconn fabrikalarında 15 milyar dolar değerinde Apple makinesi ve ayrıca üretimin her aşamasında da Apple mühendisleri var. Öyle ki Apple, United Airlines’ın San Francisco’dan Shenzhen’e ve Chongqing’e direkt uçuş koyması için uçuşların tüm business koltuklarını önden satın almayı taahhüt etmiş.</p>
<p>Apple’ın 100 bin kadar patenti var. Her sene Foxconn’a 50 milyar dolar, çiplerini yapan diğer Tayvan şirketi TSMC’ye de 25 milyar dolar ödeme yapıyor. Apple’ın hiç fabrikası yok! Demek ki artık yüksek teknolojili ürün üretiminde işin esprisi fabrika sahibi olmak değil; fabrikadaki üretim sürecini yönetmek.</p>
<p>Üretim süreçlerine dair sahip olduğu beceriyi küresel olarak ölçeklendirmek ilk kez Apple’ın yaptığı bir iş değil. Toyota 1980’lerde Japonya’daki yalın üretim becerisini ABD ve Fransa’ya yaptığı yatırımlarla ölçeklendirip dünya şirketi haline gelmişti. Apple, bugünkü hızlı iletişim imkânları sayesinde, benzer bir modeli daha sofistike hâle getirip tüm sermaye yatırımını taşeron şirketlerine yaptırarak uyguladı.</p>
<p><strong>Dünyadaki en büyük 100 savunma </strong><strong>sanayii şirketinden 4’ü bizim</strong></p>
<p>Peki, Türkiye’de benzer şekilde başarıyla küreselleşebilen şirketler var mı? Sayıları az. Aklıma ilk gelen Arçelik. Bugün 9 ülkede 45 üretim tesisi varmış. Arçelik’in esprisi, Türkiye’deki düşük maliyetle üretim becerisi sayesinde dünya pazarlarına erişim sağladıktan sonra, ülkemizdeki maliyet yapısının ilelebet ucuz kalmayacağını öngörüp farklı yerlerde, farklı maliyetlerde üretim kapasitesi kurabilmesi. Arçelik’in İtalya’da da Pakistan’da fabrikası var. Hatta Alman Grundig’i satın aldılar, Amerikan Whirlpool ile ortak olup Beko Europe markasını kurdular. Böylece girdikleri piyasalardan üretim ve marka adına bir şeyler öğrenmeyi de biliyorlar. Arçelik başarılı bir örnek olsa da ölçek olarak Toyota, Apple veya Samsung gibi şirketlerle karşılaştırılabilecek durumda değil.</p>
<p>Türkiye’nin tüm bir ekosistemi yönetebildiği bir alan ise savunma sanayii. Dünyadaki en büyük 100 savunma sanayii şirketinden 4’ü bizim. Savunma sanayiindeki espri ise parçaları başarıyla bir araya getirip son ürünü yapabilmek. Her parçayı bir şirket olarak kendinizin yapması ise mümkün değil. Buna gerek de yok. Öte yandan, stratejik açıdan parçaları yerli üretimle yapabilmeniz oldukça önemli; zira bir gün ambargo olursa üretiminiz aksamasın. Vaktiyle yeni CEO Ternus’un Apple çiplerine yaptığı gibi. Birçok savunma sanayii ürününde %80’lerde yerliliğe ulaşmış durumdayız. Ancak savunma sanayii analojisi bir yere kadar gidiyor. iPhone’u satabileceğiniz milyarlarca müşteri var. Savunma sanayiinde ürünlerinizi yalnızca dost ülkelere satabilirsiniz. Ölçekler çok farklı.</p>
<p>Ben Apple’ın yeni CEO’sunun hikâyesinde iki ders görüyorum: Birincisi, fabrikaya değil, üretim sürecine sahip olmanın değerli olduğu çağımızda Türk <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/misira-giden-fabrikalar-turkiyede-kalan-deger-70666" target="_blank" rel="noopener">sanayicisinin yurt dışına yatırım yapması iyi bir şeydir</a>. İkincisi, savunma sanayii, çağımızın üretimden değer yaratma paradigmasıyla örtüşüyor. Ama sadece savunma sanayii ile iktisadi kalkınma olmaz. O nedenle, <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/israilin-sirri-daha-iyi-yapay-zeka-degil-daha-cevik-sistem-76716" target="_blank" rel="noopener">daha önce de yazdığım gibi</a>, savunma sanayiinin kendi içinde ve diğer sektörlerle arasındaki siloları kırıp daha yatay bir sistem kurmak lazım. Tekrar edelim: Sanayide güç, üretim kapasitesinde değil, üretim sistemini küresel olarak orkestra etme yeteneğinde.</p>
<p>Okuma tavsiyesi:</p>
<ul>
<li>Çelik Kurdoğlu, Değer Zincirinin Evrimi, Efil Yayınları, 2022.</li>
<li>Patrick McGee, Apple in China: The Capture of the World's Greatest Company, 2025.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/applein-yeni-ceosu-sanayide-guc-fabrikada-degil-77781</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Apple’ın yeni CEO’su: Sanayide güç fabrikada değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/baykus-merkez-bankacilik-77780</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baykuş merkez bankacılık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Baykuş olmak, para politikasının veriye bağımlı doğası ile uyumlu. Yakın zamanda görev süresi dolan Sayın Cevdet Akçay’ın pek çok defa söylediği “toplantı bazlı yaklaşım” ile de örtüşüyor.</strong></p>
<p>Yönetmenliğini Ertem Eğilmez’in yaptığı ve bize Türk sinemasının yüz akı pek çok oyuncuyu izleme şansı veren Şaban Oğlu Şaban filmini hatırlar mısınız? Bir sahnede Şevket Altuğ’un canlandırdığı kaptan karakteri, adını söyleme meselesini öyle uzatır ki… Hızır idi, Yunus idi derken, muhabbetin bitmeyeceğini anlayan Şaban (Kemal Sunal) ve Ramazan (Halit Akçatepe), çareyi kendilerini denize atmakta bulurlar.</p>
<p>TCMB’nin politika faizini sabit tuttuğu son toplantısından sonraki tartışmalar, size de bu sahneyi anımsatmıyor mu? TCMB’nin açıklamaları şahin mi, güvercin mi, şahin mi, güvercin mi?</p>
<p>Yanlış anlamayın, bu sadece bize özgü bir şey değil, benzer tartışmalar dünyada da pek popülerdir. Piyasa “Merkez bankası şahin mi, güvercin mi?” diye sorarken, mevcut kararı anlamaktan ziyade bir sonraki hareketi tahmin etmeye çalışır. Yani aslında öğrenilmek istenen şey, para politikası görünümüdür. Lakin, maalesef bu sorunun her zaman bir yanıtı olmaz. Bunu ben söylemiyorum, San Francisco Fed’in başkanı Mary Daly söylüyor. 23 Mart’ta yaptığı bir açıklamada ABD için “Para politikası görünümü ne?” sorusuna “Buna yanıt olabilecek tek bir olası patika yok, esnek kalmak ve sürekli evrilen risklere tepki verebilecek durumda olmak zorundayız” demişti Daly.</p>
<p><strong>Bazen şahin ya da </strong><strong>güvercin olamazsınız</strong></p>
<p>Daly, söylediklerinin epey yuvarlak hatta piyasa oyuncularını tatmin etmeyen sözler olduğunun farkında. Ama belirsizlik dönemlerinde merkez bankalarının fazlaca ileriye dönük yönlendirme (forward guidance) yapmasının, piyasa oyuncularında yanlış bir kesinlik algısı yaratabileceğini söylüyor. Yani bazen şahin ya da güvercin olamazsınız, çünkü belirsizlik çok yüksektir.</p>
<p>Peki ne olacak şimdi, açıkta mı kaldık? Hayır muhteremler, bir seçeneğimiz daha var: Baykuş olmak.</p>
<p>Avrupa Merkez Bankası Başkanı Lagarde, 2019’da göreve geldiğinde “Şahin ya da güvercin değilim, amacım baykuş olmak” demişti. Lagarde’ın bilgelik ile özdeşleştirdiği baykuşluk, ön-taahhüt içermeyen bir duruş. Her an her şeyin olabileceği günümüz şartlarında, faydalı bir esneklik. Bu arada bahsettiğim taahhüt, para politikası ile ilgili. Yani <strong>baykuş olmak, fiyat istikrarı taahhüdünden vazgeçmek anlamına gelmiyor</strong>.</p>
<p>Baykuş olmak, para politikasının veriye bağımlı doğası ile uyumlu. Yakın zamanda görev süresi dolan Sayın Cevdet Akçay’ın pek çok defa söylediği “toplantı bazlı yaklaşım” ile de örtüşüyor.</p>
<p>Tabii her gün pek çok şey değişiyor derken, değişmeyen şeyler olduğunu da hatırlamak gerek. Türkiye’de enflasyonun yüksek olması, petrol şokundan önce de piyasanın ara hedefe ulaşabileceğine ikna olmaması, beklentilerin kırılganlığı, değişmeyenlerin başında geliyor. TCMB’nin son PPK kararına, enflasyondaki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı olduğunu belirten bir cümle eklemesi işte bu yüzden çok anlaşılır ve çok yerinde. Bu cümle baykuşluk ile de uyumlu.</p>
<p><strong>TCMB faiz artırmadan </strong><strong>dayanmaya çalışacak</strong></p>
<p>İşin gerisi için söylenecek tek şey var: Yaşayan görür. Ama anlaşılan o ki petrolün ortalama 80-85 dolarda kalacağı ve gıda fiyatlarının olumlu seyredeceği umuduyla, TCMB faiz artırmadan dayanmaya çalışacak. Uzun süre faizleri sabit tutacağı konusunda piyasayı ikna ederek (Üst banttan haftalığa kayma olabilir.), bir yandan beklentileri aşağı yönlü şekillendirmeyi deneyecek, bir yandan da toplam talepte beklediği zayıflamanın enflasyonla mücadeleye ne kadar destek vereceğini izleyecek. Lakin bu dediklerim beş dakikada değişir mi? Değişebilir. Baykuşluk bu değişken ortama uygundur ama bizdeki yüksek enflasyon ve sizin güzel hatırınız için hadi “Şahin Başlı Anadolu Baykuşu” diyeyim. Taklacı güvercinler gökyüzünde güzel, bize gelmez.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/baykus-merkez-bankacilik-77780</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Baykuş merkez bankacılık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belirsizlik-ortaminda-merkez-bankalarinin-yeni-rolu-ve-tcmb-karari-77779</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belirsizlik ortamında merkez bankalarının yeni rolü ve TCMB kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Enflasyon her fırsat bulundukça, kademe kademe üreticiden tüketiciye geçecek diye düşünüyorum. Özellikle hammaddeden dolayı katlanılan yüksek maliyetlerin firma bünyesinde tutulabilmesi çok mümkün görünmüyor.</strong></p>
<p>Modern merkez bankacığılında merkez bankası bağımsızlığı, sadece teknik ve operasyonel bir imtiyaz kullanımı olmayıp, ulusal parayı ve aslında tüm finansal sistemi korumaya yönelik bir kurumsal yapıdır. <strong>Tarihsel süreçte yaşanan krizler, kurumların, kurumların iş yapış modellerinin, insanların ihtiyaçlarının ve bütün bunlarla birlikte ekonomilerin dönüşümlerinin bir sonucu olarak bu kurumsal yapıyı oluşturdu.</strong></p>
<p><strong>Tüm saydığım bu unsurlar merkez bankalarını statik bir yapı olmaktan çıkardı ve yaşanan tüm değişikliklere göre şekillenen dinamik bir yapıya dönüştürdü.  </strong></p>
<p>Merkez bankalarından bir kısmı tarihsel süreçte yaşananlardan beslenerek ya kendini dönüştürür ya da süreci yok sayarak statik yapısını korur. <strong>Bugün yeni nesil birçok merkez bankacıda aslında bu kurumsal değişim isteğini, kurumları dönüştürmeye olan hevesi görebiliyoruz.</strong></p>
<p><strong>Finansal istikrar, denge mekanizmasının </strong><strong>devamı için son derece önemli</strong></p>
<p><strong>Küresel ekonominin dönüşümü, finansı geçmişe göre çok daha önemli bir hale taşıdı.</strong> Merkez bankaları açısından asıl hedef parasal istikrar, yani enflasyon, iken, finansal istikrarın sağlanması da denge mekanizmasının devamı açısından son derece önemli. <strong>O nedenle merkez bankaları aldıkları kararlarda salt parasal istikrara yönelik değil, finansal istikrarı da devam ettirecek kararlar almak konusunda dikkatli davranıyorlar.</strong></p>
<p>Elbette, yüksek enflasyonun hâkim olduğu bir ekonomide merkez bankasının temel hedefi enflasyonu yaşanabilir bir düzeye indirmek olmalı.</p>
<p>Merkez bankalarının, bankaların ötesine geçen <strong>‘son borç verme mercii’</strong> olma rolü finansal istikrar açısından büyük bir öneme sahip. <strong>Diğer taraftan, finansal istikrarı bozacak hamlelere de merkez bankalarının izin vermemesi gerekiyor.</strong> Finansal istikrarın tehdit altında olduğu durumlarda merkez bankaları, piyasa nakit ihtiyacını ya teminatlı ya da teminatsız ve hatta bazen çöp değerindeki teminat karşılığında sağlıyorlar. <strong>Merkez bankaları, özellikli durumlarda likidite kolaylığı sağlamakla da yükümlüler.</strong>  </p>
<p>Merkez bankalarının tarihsel süreçte yüklendikleri bir diğer görev ise <strong>‘tekil şoklar’</strong> yerine, halihazırdaki içsel riskleri, ortaya çıkan jeopolitik ve jeoekonomik riskleri, olası faiz artışlarını, varlık fiyatlarındaki düşüş ve artışları da dikkate alan <strong>‘üst üste katmanlanmış’</strong> şoklar dizisini senaryolaştırmak ve bunlara karşı önemlerinin neler olabileceği konusunda ekonomik birimleri, piyasa katılımcılarını ve hatta hanehalklarını bilgilendirmek oldu.</p>
<p><strong>Bilinmezlik, endişe ve </strong><strong>güvensizliği tetikliyor</strong></p>
<p><strong>Merkez bankalarının tarihsel süreçte edindikleri en büyük deneyim, açık iletişimin, olası şokların zararlarını minimize ettiği gerçeği.</strong> Bilinmezlik ise peşinde birçok anlamsız soruyu, endişeyi ve güvensizliği tetikliyor.  <strong>Merkez bankaları iletişimi doğru kurmadıklarında üzerlerindeki sosyal baskı da artıyor. Bazen çıkar çevrelerinin, merkez bankaları üzerindeki baskıları, toplumsal menfaatten ziyade kurumsal ya da bireysel menfaate doğru evrilebiliyor. </strong></p>
<p><strong>Böyle durumlarda merkez bankaları için en zor durum, bağımsız kalabilmek ve bağımsızlığın sağladığı rahatlıkla toplumun geneli lehine karar verebilmek. </strong></p>
<p>Son zamanlarda farkındayım, Avrupa Merkez Bankası Christine Lagarde’ın konuşmalarını sık sık bu köşeye taşır oldum.</p>
<p><strong>Lagarde, Berlin’de 20 Nisan 2026 tarihinde, Alman Bankalar Birliği'nin 75. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen yıllık resepsiyonunda yaptığı açılış konuşmasında yine önemli noktalara değindi. </strong></p>
<p><strong>İran-Amerika-İsrail çatışmasını otomobillerdeki start-stop sistemine benzetti</strong> ve ekonomik tablonun son derece belirsiz olduğunu belirtirken, savaşın, ateşkesin, barış görüşmelerinin, bunların çöküşünün, deniz ablukasının kaldırılmasının, yeniden kurulmasının, savaşın süresini ve derinliğini ölçmeyi son derece zorlaştırdığını söyledi. <strong>Sanırım artık yeni normal bu oldu.</strong></p>
<p><strong>Böyle bir ortamda para politikasını belirlemenin zorlu bir iş olduğunu özellikle vurguladı. Gerçekten de merkez bankaları büyük bir belirsizlikle karşı karşıya. </strong></p>
<p>Lagarde; ‘Büyük bir şokla karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. Uluslararası Enerji Ajansı bunu tarihteki en büyük petrol arzı kesintisi olarak değerlendiriyor. Ancak geçmiş deneyimler bize şokun büyüklüğünün tek başına ekonomik sonuçları belirlemediğini öğretti.’ Dedi.</p>
<p><strong>Lagarde’a göre; arz kesintisinin süresinin ne olacağının bilinememesi önemli bir faktörken, enerji fiyatlarının geniş yayılımlı bir enflasyonun nedeni olması diğer önemli faktör. Her iki faktör de de merkez bankası politikasını doğru belirlemek için kritik öneme sahip.</strong></p>
<p><strong>Lagarde;</strong> Pandemiden bu yana, hanehalklarında ve firmalarda, hükümetlerin her büyük şokta bu kesimleri korumak için devreye gireceği beklentisinin yerleştiğini ve bunun da Merkez Bankaları üzerinde ve maliyede baskı oluşturduğunu, <strong>fakat Pandemiden bu yana geçen zamanda mali alanın iyice daraldığını, hanehalkları için her şoku hafifletmeye çalışan hükümetlerin, mali sürdürülebilirliği tehlikeye atma riski ile karşı karşıya olduklarını belirtti.</strong></p>
<p><strong>Ilımlı kötümserliğin </strong><strong>hakim olduğu bir metin</strong></p>
<p><strong>Böyle büyük bir belirsizlik ortamında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz kararını karşıladık. </strong></p>
<p><strong>Savaşın en kötüsünün geride kaldığını onlar da değerlendirmiş olmalılar ki herhangi bir politika tepkisi vermediler.</strong> Benim beklentim, mayıs ayından pas geçileceği için olası risklere karşı koridorun üst bandını açmaları yönündeydi. Sanırım gelinen noktada bu yönde de bir risk görmemişler.</p>
<p><strong>Para Politikası Kurulu metni ise ne çok şahin ne de güvercindi. Ilımlı kötümserliğin hâkim olduğu bir metin diyebiliriz. </strong></p>
<p>Metin içerisinde yer alan “Göstergeler iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ederken, yakın dönemdeki gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki olası ikincil etkileri önem taşıyacaktır” ifadesinden sonraki paragraflardan ben, iktisadi faaliyetteki yavaşlamanın enflasyonla mücadeleye olumlu bir katkı da sağlayabileceğini düşündüklerini çıkarttım ki, eğer böyle ise bu düşüncenin enerji ve hammadde fiyatlarının çoktan üreticilerin maliyetlerine girdikleri için doğru olmayabileceğini düşünüyorum.</p>
<p>Enflasyon her fırsat bulundukça, kademe kademe üreticiden tüketiciye geçecek diye düşünüyorum. <strong>Özellikle hammaddeden dolayı katlanılan yüksek maliyetlerin firma bünyesinde tutulabilmesi çok mümkün görünmüyor.</strong></p>
<p>Yine metinden hareket edersek; <strong>‘...Son dönem gelişmelerin de etkisiyle, enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır…’ </strong>şeklindeki söyleme karşı belki şu soruyu sorabiliriz.</p>
<p><strong>Ara hedefin yüzde 16 olarak belirlendiğini dikkate alırsak, Merkez Bankamız enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma görmüyor mu?</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belirsizlik-ortaminda-merkez-bankalarinin-yeni-rolu-ve-tcmb-karari-77779</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/9/1280x720/346-1777005472.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belirsizlik ortamında merkez bankalarının yeni rolü ve TCMB kararı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklara-kiymayin-efendiler-77778</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocuklara kıymayın efendiler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>23 Nisan neşe doluyor mu insan? Küçükler sevinsin kuşkusuz ama büyükler övünecek durumda değil. Zira çocukları koruyamıyorlar, sokağa terk ediyorlar, katlediyorlar, sahip çıkamıyorlar…</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: <strong>Nazım Hikmet</strong> bu dizenin devamını; “<strong>bulutlar adam öldürmesin</strong>” diye getirir Hiroşima şiirinde. <strong>Vietnam</strong> savaşının ikonik fotoğrafında “<strong>napalm kızı</strong>” çaresizliğini görürüz. <strong>İsrail</strong>, İran’da okul saldırısında <strong>185 çocuğu</strong> katlediverir. Bizde de <strong>Narin</strong>’den başlayarak <strong>çocuklara kıyılıyor</strong>, öldürülüyor.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Koruyamadığımız, <strong>sokağa terk ettiğimiz</strong> çocukların dramlarına tanık oluyoruz. Sokakta yaşamak zorunda kalan <strong>200 bine yakın</strong> çocuk var. <strong>23 Nisan’da makamına gelen çocuğa</strong> su dahi ikram etmeyen aile bakanımız vardı. Ve bu tutum rakamlara yansıdı; <strong>Türkiye’de çocuk sayısı hızla azalıyor</strong>.</p>
<p><strong>SOKAKLAR ÇOCUK DOĞURMAZ, SOKAĞA TERK EDİLMİŞ ÇOCUK VARDIR</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Geleceğini emanet edeceğin çocuklara <strong>bütçeden kaynak</strong> ayırmalı, eğitim kurumlarında <strong>pedagojik yetkinlikler</strong> çalıştırılmalı, sokağa terk edilmişleri, <strong>terörün</strong>, <strong>organ mafyasının</strong> ve <strong>sapıkların</strong> elinden kurtaracak <strong>yeni nesil kurumlar</strong> oluşturulmalı. Çocuklar gelecek ise geleceğimizi karartmayalım.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Sokak çocuğu yoktur, <strong>sokakta yaşamaya gayret eden</strong> çocuk vardır. Mevcut yapısıyla <strong>Çocuk Esirgeme Kurumu</strong>, sokak çocuklarını ne esirgeyebiliyor ne de koruyabiliyor. 23 Nisan Bayramı’nı dahi hükümsüzleştirme, <strong>yok sayma</strong> gayretindeki bakanı, bakmayanı ile <strong>varılacak mutlu yarın</strong> yoktur.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Çocuk dramımıza dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Sorunun kök sebebi nedir?</em></strong></p>
<p>Bir grup insan <strong>İbni Haldun</strong>’a gelir; “<em>efendim, çocuklarımızı nasıl eğitelim?</em>” diye sorar. İbni Haldun cevap verir: “Ç<em>ocuklarınızı eğitmeyin, zira size benzeyecekler. Siz, kendinizi eğitin</em>.” Bu kadar net…</p>
<p><strong><em>Çocuklar aslında kimin?</em></strong></p>
<p>Ebeveynin yanı sıra <strong>her birimizin</strong>… Zira onlar, neslin devamı ve <strong>uygarlığın yarını</strong> için elimizdeki tek kaynak. Bu yaklaşımı şiar edinmeyen <strong>yönetim kültürü</strong>, eğitim otoritesi, geleceğimizi riske atmış olur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ OTOMATİK SİLAHLA ATIŞ TALİMİ YAPARSA</strong></p>
<p><strong>Balıkesir Kepsut</strong> İlçesi Milli Eğitim Müdürü <strong>Erdal Durmuş</strong>, polis ve özel kuvvetlerin kullandığı 200 mt menzilli MP-5 <strong>otomatik silahıyla</strong> <strong>atış yaptığı fotoları</strong> sosyal medyada paylaşabiliyor. Sonra da okul baskınlarında kaybettiğimiz çocuklar için ağıt yakıyoruz. Sorun, <strong>ebeveynlerde, yetişkinlerde</strong>, bizde…</p>
<p><strong>SOKAK ÇOCUKLARI LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Sokak çocuğu</strong>: Şehrin sokaklarında yaşayan, aile koruması ve imkânından mahrum 5-17 yaş çocuklar</p>
<p><strong>Karton Kutu</strong>: Sokak çocuklarının parklarda veya sokaklarda uyumak için kullandıkları ambalaj atıkları</p>
<p><strong>Organ mafyası</strong>: Sokakta yaşayan çocukları avlayıp organlarını çıkarıp satan caniler, çeteler yığını</p>
<p><strong>Çocuk istismarcıları</strong>: Cinsel saldırılar dahil çocukları mağdur eden ve kolayca salıverilen sapıklar</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklara-kiymayin-efendiler-77778</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/5/1280x720/cocuk-1776684433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocuklara kıymayın efendiler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enfl-asyon-hedefini-degistirsek-de-mi-tutturamasak-degistirmesek-de-mi-tutturamasak-77777</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> “Enflasyon hedefini değiştirsek de mi tutturamasak değiştirmesek de mi tutturamasak!”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sözün özünün özü; 2026 yılı enflasyon hedefi tutmayacak! Merkez Bankası 14 Mayıs’ta açıklayacağı yılın ikinci enflasyon raporunda enflasyon hedefini yüzde 16’da sabit tutmaya devam mı eder, yoksa artırır mı bilinmez ama hedef 16 da olsa tutmayacak, bir miktar artırılsa yine aynı durum yaşanacak ve hedefte kalmak mümkün olmayacak.</p>
<p><strong>“Zaten ne zaman tutmuş ki”</strong> diyenler çıkacaktır; haksızlar mı? Ya da <strong>“Tutsa ne olacak ki, sanki açıklanan oran gerçek durumu yansıtıyor mu ki”</strong> diyenler de çıkacaktır; onlar haksız mı?</p>
<p>Hanehalkının enflasyon tahmininin yıllık bazda hâlâ yüzde 50’ler dolayında olması da zaten hedefe inanılmadığının en tipik göstergesi değil mi?</p>
<p>Dolayısıyla zaten ilk açıklandığı günden bu yana, tabii ki dile getirilememekle birlikte, aslında Merkez Bankası’nın bile inanmadığı, gerçekleşebilir bulmadığı bir oranla yola devam edilecek mi, edilmeyecek mi, işte 14 Mayıs’ta bunun kararı açıklanacak.</p>
<p>Merkez Bankası ya <strong>“Ben 16’da ısrar ediyorum, bu oranı gerçekleştirmek için elimden geleni yapacağım”</strong> yaklaşımıyla yel değirmenlerine karşı savaş açacak ve yıl sonunda hükümete <strong>“Enflasyon hedefimi tutturamadım, beni mazur görün”</strong> diye bir mektup yazarak konuyu kapatacak…</p>
<p>Ya da <strong>“Enflasyon hedefini ‘Varsayım setinde olağanüstü bir güncelleme olmadığı sürece değiştirmeyeceğim’ demiştim ama işte hiç hesapta olmayan bir savaş çıktı. Enerji fiyatları arttı ve buna son PPK metninde de vurgu yaptım. Bu koşullarda yüzde 16’lık hedefi revize etmek kaçınılmaz hale geldi”</strong> diyecek.</p>
<p>Revizyonun işaretleri zaten yılın ilk enflasyon raporunda bir ölçüde verilmiş, bu yıl için başlangıçta yüzde 13-19 aralığında öngörülen enflasyon tahmini yüzde 15-21 olarak revize edilmişti.</p>
<h2>Şimdi sıra hedefte</h2>
<p>Bu köşede iki hafta önce, 10 Nisan’da Merkez Bankası’nın 2026 enflasyon hedefini değiştirmek için artık bir gerekçeye sahip olduğunu dile getirmiştim. Bu gerekçe çok açık, savaş!</p>
<p>Hatta denilebilir ki Merkez Bankası bu savaş yüzünden (ya da sayesinde) bir hareket alanı elde etti, eli rahatladı, revizyona gitmesinin bir gerekçesi oluştu.</p>
<p>O yüzden de hiç kimse tutup yüzde 16’lık hedef revize edildiğinde <strong>“Ne oldu, hani hedefini değiştirmeyecektin”</strong> demeyecektir.</p>
<p>Hatta tam tersine çok daha önce daha gerçekçi belirlenmesi gereken enflasyon hedefinde makule biraz yaklaşılmış olması olumlu bulunacaktır, bulunmalıdır.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hedef, tahminden küçük olmamalı</span></h2>
<p>Merkez Bankası’nın yüzde 16’lık enflasyon hedefinde ısrar etmesi ve bu oranı değiştirmemesi çok ama çok anlamsız olur. Hele hele geçen yılki gibi <strong>“hedefin, tahminin altında tutulması”</strong> gibi bir tercihte bulunulmamalıdır. Bu apaçık mantıksız bir uygulamadır çünkü.</p>
<p>Hatırlayalım; Merkez Bankası geçen yılın üçüncü enflasyon raporunda tahminini yüzde 25-29 aralığında belirlerken hedefi yüzde 24’te tutmuş, son raporda ise hedef yine yüzde 24’te bırakılırken tahmin yüzde 31-33 aralığına yükseltilmişti.</p>
<p>Bu yılın tahminlerini aktardım. Yüzde 16’lık hedefe karşılık başlangıçta yüzde 13-19 aralığında olan tahmin, ilk raporda yüzde 15-21 olarak değiştirildi.</p>
<p>Merkez Bankası’nın 14 Mayıs’ta açıklayacağı ikinci raporda yüzde 16’lık enflasyon hedefini yukarı yönlü güncellemesi doğru bir adım olacaktır. Ancak Merkez Bankası enflasyon tahminini yüzde 15-21 aralığından örneğin yüzde 18-24 aralığına çeker ama hedefini bu tahmin aralığının dışında kalacak şekilde yine 16’da tutar mı bilinmez ama böyle bir tercih çok yanlış olur.</p>
<p>Artık hedefin tahmin aralığının dışında bırakılması uygulamasından vazgeçilmelidir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yüzde 18, yüzde 19, yüzde 24!</span></h2>
<p>Bu oranları 10 Nisan’da da yazdım.</p>
<p>Merkez Bankası 14 Mayıs’ta açıklayacağı ikinci raporda enflasyonda tahmin aralığını yüzde 18-24 olarak revize edebilir.</p>
<p>Aralık bu şekilde belirlenirse hedef 16’da tutulamaz, tutulmamalıdır.</p>
<p>Hedefin, aralığın içinde kalacak şekilde yüzde 19 olması makuldür.</p>
<p>Hedef niye mi yüzde 19 olabilir?</p>
<p>Bir kere 20’li oranların altında kalınacağı mesajı verilmek istenecektir.</p>
<p>İkincisi Maliye Bakanı Mehmet Şimşek zaten enflasyonun yüzde 19 olacağını söyledi. Şimşek bu açıklamayı yaparken tahmin aralığı 13-19’du ve dolayısıyla Şimşek’in zihninden geçen belki tahmin aralığının üst sınırıydı ama bu oran zikredildi.</p>
<p><strong>19 gerçekçi mi?</strong></p>
<p>2026 enflasyon hedefi yüzde 19’a yükseltilse bile bu oranda kalmak da kolay değil. TÜFE ilk üç ayda yüzde 10’u aştı, Merkez Bankası’nın ifadesine göre nisan ayında görece yüksek bir oran bekleniyor, bu oran geçen yılın nisanındaki yüzde 3’le aynı düzeyde olsa bile dört aylık artış yüzde 13,3’ü bulacak ve yüzde 19 ile arada neredeyse hiçbir şey kalmayacak demektir.</p>
<p>Dört aydaki 13,3 ile 19 olarak belirlendiği takdirde yıllık hedef arasında sekiz ay için <strong>“kullanılabilecek”</strong> yalnızca yüzde 5’lik bir alan kalacaktır.</p>
<p>Böyle değerlendirince revize edilmesi gereken 16’lık hedefin, gerçekçi olunması açısından 19’a değil, daha yukarıya çıkarılması daha doğru görünmektedir.</p>
<p>Enflasyon hedefi yüzde 19 olduğunda da tutturulamayacaktır, birkaç puan daha yukarıda belirlendiğinde de.</p>
<p>Yüzde 25’in altında bir oran bekleyen kalmadığına, hedef de bu düzeye herhalde çıkarılmayacağına göre <strong>“Enflasyon hedefini değiştirsek de mi tutturamasak, değiştirmesek de mi tutturamasak”</strong> diye sormak yanlış olmasa gerek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enfl-asyon-hedefini-degistirsek-de-mi-tutturamasak-degistirmesek-de-mi-tutturamasak-77777</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Enfl asyon hedefini değiştirsek de mi tutturamasak değiştirmesek de mi tutturamasak!” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77772</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasanın Merkez Bankası&#039;nın faiz kararına tepkisi ne oldu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Merkez Bankası Pas Geçti! Piyasanın Tepkisi Ne Oldu? | Ekonomi Masası | 24 Nisan" src="https://www.youtube.com/embed/nS28hYbH0LY" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77772</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/7/1280x720/seref-oguz-berfin-1773294621.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-pisirmeyi-yonetiyor-ankastre-pazari-196-milyar-dolari-buluyor-77776</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zeka ‘pişirme’yi yönetiyor, ankastre pazarı 19.6 milyar doları buluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ARÇELİK</strong>’in davetiyle gittiğimiz Milano’daki <strong>“EuroCucina” </strong>Fuarında doğrudan ev sahibimizin standına yöneldik. Fuarın öne çıkanları arasında yer alan standa 2024 yılındaki Arçelik-Whirlpool evliliğinin damgasını vurduğunu gördük. Aynı stantta 4 büyük marka yan yanaydı:</p>
<ul>
<li><strong>Whirlpool, Beko, Bauknecht, Hotpoint</strong></li>
</ul>
<p>Arçelik Genel Müdürü <strong>Cem Kural </strong>ile Kıdemli Pazarlama Direktörü <strong>Mehmet Tüfekçi, </strong>ünlü İtalyan mimar <strong>Mario Cucinella</strong>’yı işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Stantta 4 markamızın birbiriyle bağlantılı ancak kendine özgü kimlikleriyle tek bir mimari çatı altında birleştiren tasarım Mario Cucinella’nın imzasını taşıyor.</strong></p>
<p><strong>Cem Kural </strong>ve <strong>Mehmet Tüfekçi </strong>ile birlikte, pişirme deneyimlerinin gerçekleştiği bölüme geçtik:</p>
<p>-          <strong>Burası </strong>“Food Tech Lab”<strong>, Casinetta Ar-Ge Merkezimizden gelen gıda mühendisleri bu bölümü gerçek yaşam senaryolarının sergilendiği deneyim alanına dönüştürdü.</strong></p>
<p><strong>Kural, </strong>Avrupa’nın 1 numaralı beyaz eşya şirketi Arçelik’in Milano’daki mutfak teknolojileri fuarı<strong>“EuroCucina”</strong>daki bu yıl benimsediği temayı irdeledi:</p>
<ul>
<li><strong>Miras, Tasarım, Amaç</strong></li>
</ul>
<p>Sergilenen ürünlerle ilgili de şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Yapay zeka destekli pişirme, akıllı gıda koruma, enerji yönetimi, bağlantılı deneyim ve modüler tasarımı öne çıkarıyoruz.</strong></p>
<p><strong>Kural, </strong>Türkiye’de mutfak kategorisinin Avrupa’yla paralel şekilde hızlı bir dönüşüm içinde olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Hızlı kentleşme ve değişen yaşam alanlarıyla birlikte daha kompakt, entegre ve estetik çözümler öne çıkıyor. Ankastre ürünler artık fonksiyonel bir tercihin ötesinde yaşam tarzını ve evin değerini belirleyen bir unsur haline geliyor.</strong></p>
<p>Bu dönüşümün rakamlara da yansıdığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>TÜRKBESD 2025 yıl sonu verilerine göre ankastre satışları 6 ana ürün grubunda 6.9 milyon adede ulaşarak toplam pazarın yüzde 23’ünü oluşturdu.</strong></p>
<p><strong>“Akıllı ev” </strong>pazarına vurgu yaptı:</p>
<p>-          “Akıllı ev” <strong>pazarı ise 2024’te 442 milyon dolar seviyesindeydi. 2033’e kadar 1.2 milyar doları aşmasını bekliyoruz. Bu tablo, Türkiye’nin hem tüketici beklentileri hem de yeni teknolojilerin benimsenmesinde dinamik ve hızlı gelişen bir pazar olduğunu gösteriyor.</strong></p>
<p><strong>“EuroCucina”</strong>da sergiledikleri ürünlerin bu dönüşüm için ortaya koydukları çözümün parçası olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>İtalya’daki tasarım ve Ar-Ge gücümüz ile Türkiye’deki mühendislik ve üretim kabiliyetimizin yakın işbirliği ile geliştirilen ürünlerimizin önemli bir bölümünü Türkiye pazarına da sunacağız.</strong></p>
<p>Bu ürünlerle ilgili şu ayrıntıları ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Buhar destekli pişirme teknolojilerinden vitamin ve antioksidan koruma özellikli akıllı soğutma sistemlerine otomatik ısı algılayarak devreye giren akıllı davlumbazlardan enerji ve su optimize eden çözümlere uzanan ürünler Türkiye’de daha geniş kitleyle buluşacak.</strong></p>
<p>Gelecek planlarının çerçevesini şöyle çizdi:</p>
<p>-          <strong>Yapay zeka destekli pişirme, enerji ve su verimliliği ile bağlantılı yaşam deneyimi gibi alanlarda somut fayda sunan teknolojilerimizle mutfakta daha akıllı, daha verimli ve günlük hayatı kolaylaştıran çözümleri yaygınlaştırmayı sürdüreceğiz.</strong></p>
<p>Arçelik CEO’su <strong>Can Dinçer, </strong>küresel ankastre pazarı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Küresel ankastre pazarı 2025 yılında 19.6 milyar dolara ulaşırken, akıllı mutfak segmenti yüzde 17’nin üzerinde büyüme ivmesi yakalamış bulunuyor.</strong></p>
<p>Ayrıca Avrupa’ya baktı:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’da ise ankastre pazarının 2030’a kadar 9.3 milyar dolara ulaşması bekleniyor.</strong></p>
<p>Hem <strong>“EuroCucina”</strong>daki stant hem de Beko’nun İtalyan şef <strong>Massimo Bottura </strong>ile işbirliğinin 10’uncu yılı vesilesiyle düzenlenen gala gecesi, Arçerlik’in global yapısını, kimliğini ortaya koydu.</p>
<p>Cumhuriyetimizin 100. yılında hedeflenen 10 dünya markası çıkarma hedefine ulaşılamasa da Arçelik gibi satın almalarla global yapıya dönüşen şirketler, aynı etkiyi, hatta fazlasını hissettiriyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">12 ülkedeki 28 Ar-Ge ve tasarım merkeziyle küresel gücünü gösteriyor</span></h2>
<p><strong>ARÇELİK </strong>CEO’su <strong>Can Dinçer, “EuroCucina”</strong>da sergilenen ürünlere işaret ederek şu dönüşüm üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Bugün mutfaklar yalnızca yemek hazırlanan alanlar olmaktan çıkıp, ev yaşamının merkezine oturuyor. Özellikle Avrupa’da açık plan mutfakların payının yüzde 50’ye ulaşmasıyla birlikte tasarım, teknoloji ve yaşam tarzı giderek daha fazla iç içe geçiyor.</strong></p>
<p>Bu dönüşümün tüketicilerin mutfak teknolojilerinden beklentilerini de yeniden tanımladığına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Daha sessiz, daha sade, daha entegre ve hayatı kolaylaştıran çözümlere talep artıyor. Araştırmalarımıza göre, tüketicilerin yüzde 66’sı hayatını kolaylaştıran teknolojileri önceliklendiriyor.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Yapay zeka ve bağlantılı cihazlar gitgide mutfak deneyiminin temel bir parçası haline geliyor. Bu güçlü talep, pazara da net şekilde yansıyor.</strong></p>
<p>Arçelik’in Ar-Ge ve tasarım gücüne işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Biz de Arçelik olarak, 12 ülkedeki 28 Ar-Ge ve tasarım merkezimizin küresel gücünü, Beko Europe ile yarattığımız ölçek ve teknoloji avantajının yanı sıra Türkiye’deki güçlü mühendislik ve üretim kabiliyetimizle destekleyerek bu dönüşüme yön veriyoruz.</strong></p>
<p>Ankastre segmentindeki büyümeyi stratejik bir öncelik olarak ele aldıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Almanya ve İngiltere başta olmak üzere, faaliyet gösterdiğimiz pazarlarda ankastre kanalındaki varlığımızı güçlendirmeye ve bu alanda daha iddialı konumlanma ortaya koymaya odaklanıyoruz.</strong></p>
<p><strong>“EuroCucina”</strong>da sergiledikleri ürünlerin bu yaklaşımın somut bir yansıması olduğunu vurgulayıp stanttaki bir prototip ürünü gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl tanıttığımız modüler buzdolabı konseptimiz ise geleceğin mutfaklarına bir bakış niteliği taşıyor.</strong></p>
<p>Noktayı şu mesajla koydu:</p>
<p>-          <strong>Köklü mirasımızdan aldığımız güçle, tasarım ve teknolojiyi bir araya getirerek tüketicilerin hayatına değer katan çözümler geliştirmeye devam edeceğiz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">280.9 ton gıdayı geri kazanıp 362 bin 714 misafirimize sunduk</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eaf1e652d90-1777005030.jpg" alt="" width="500" height="549" /></span><strong>ARÇELİK</strong>’in çatısı altındaki 4 markanın, Whirlpool, Beko, Bauknecht, Hotpoint’in ürünlerinin sergilendiği<strong>“EuroCucina”</strong>daki stantta Beko Europe CEO’su <strong>Akın Garzanlı, </strong>İtalyan Şef <strong>Massimo Bottura </strong>ve <strong>Mario Cucinella</strong>’nın konuşmacı olarak katıldığı bir panel düzenlendi.</p>
<p><strong>Massimo Bottura, </strong>2015 yılında kurduğu <strong>“Food for Soul”</strong> (Ruhun Gıdası) ile yürüttüğü gıda israfıyla mücadelesini anlattı:</p>
<p>-          <strong>Food for Soul, aynı zamanda sosyal kapsayıcılığı artırmayı hedefleyen bir sosyal gastronomi hareketidir.</strong></p>
<p>Beko Europe CEO’su <strong>Akın Garzanlı </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Şirketimiz sürdürülebilirliği yalnızca çevresel öncelik olarak değil, aynı zamanda güçlü bir sosyal sorumluluk olarak ele alıyor. </strong>“Food for Soul”<strong>u destekleyerek sürdürülebilirliğe, gıda israfını azaltma ve sosyal dayanışmayı güçlendirme misyonuna katkıda bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>Massimo Bottura, “Refettiro Ağı” </strong>aracılığıyla gıda fazlası ürünleri geri kazandıklarını, yüksek kaliteli öğünlere dönüştürerek kırılgan ve sosyal açıdan izole bireylere, topluluk içinde sunduklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu küresel kolektif çalışmalar kapsayıcılığı teşvik ediyor, insan onurunu destekliyor ve gıda sisteminin geneline sosyal ve çevresel sorumluluk yaklaşımını yaygınlaştırıyor.</strong></p>
<p>2025 yılı verilerini ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>2025 yılı itibariyle gıda fazlasından geri kazanılan 280.9 tonu buldu.</strong></li>
<li><strong>Geri kazanılan söz konusu gıda 46 bin 699 öğüne dönüştürüldü.</strong></li>
<li><strong>46 bin 699 öğün yemek 362 bin 714 misafire sunuldu.</strong></li>
</ul>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Aynı yıl içerisinde 5 bin 851 gönüllü, şefler, çıraklar ve stajyerler gibi farklı paydaşlarla birlikte girişime destek verildi.</strong></p>
<p>2015-2025 dönemi verilerine dikkat çekti:</p>
<ul>
<li><strong>2015-2025 döneminde 2 bin 752 ton gıda geri kazanıldı.</strong></li>
<li><strong>176 bin 435 gönüllünün katkısıyla 1.65 milyon misafire 4.3 milyon öğün sunuldu.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Etna Yanardağı lavından oluşan kaya ‘pizza taşı’ oldu</span></h2>
<p><strong>ARÇELİK </strong>Genel Müdürü <strong>Cem Kural, </strong>stantta oluşturulan <strong>“Food Tech Lab”</strong>da pizzanın pişirildiği fırındaki taşı gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Bu taş, Etna Yanardağı lavından oluşan kayalardan elde ediliyor. Bizim fırınlarda </strong>“pizza taşı” <strong>olarak kullanılıyor. Yani, fırınların bir parçası olarak müşteriye sunuluyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-pisirmeyi-yonetiyor-ankastre-pazari-196-milyar-dolari-buluyor-77776</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/6/1280x720/56-1777005048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka ‘pişirme’yi yönetiyor, ankastre pazarı 19.6 milyar doları buluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-sektor-yatirimlarinin-yuzde-67si-konut-ve-ulastirmaya-77775</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım tablosunun adı konut-ulaştırma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tarım, madencilik, imalat, enerji, turizm, eğitim ve sağlık yatırımlarında özel sektörün payı yüzde 33,3 iken, tek başına konut yatırımlarının payı geçen yıl yüzde 34'ü geçti. </strong></p>
<p>Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın özel sektör ve kamu kesiminde yatırımların sektörel dağılımı verileri, yıllardır tartışılan, eleştirilen inşaat merkezli yatırım tablosunu değiştirmediği gibi aksine birkaç puan daha artırmış görünüyor. Tabloda 2025 rakamları program verilerini yansıtıyor, 2017’den sonraki yıllarla kıyaslandığında deprem konutu yatırımları ile Kanal İstanbul bölgesindeki yoğun yatırımlar nedeniyle trend belirgin olarak görülüyor. </p>
<p><strong>Kamu yatırımları da özel sektörden geri kalmıyor</strong></p>
<p>Geçen yılın verileri üzerinden gidersek… Özel sektör yatırımlarının yüzde 34,4’ü konut, yüzde 32,5’i ulaştırma... Özeti, yüzde 67’si inşaat demek bu. Kamuda da durum farklı değil. 2025 yılı 1. Çeyrek itibariyle kamu yatırımlarında ulaştırmanın payı yüzde 35,1. Bu rakam, eğitim (payı yüzde 12), sağlık (payı yüzde 7,4) yatırımlarının toplamının iki katına yakın. Önceki yıllarda da böyle. Uzun zamandır yatırımların aslan payı bu iki sektöre gidiyor; Konut ve Ulaştırma…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eaf013d077c-1777004563.png" alt="" width="989" height="683" />Özel sektör yatırımlarında konutun payı 2017’de yüzde 32,6, birkaç yıl yüzde 29 –28 gibi rakamlar var. Çok sayıda yılda payı yüzde 30’un üstünde. 2024’te yüzde 34,4’e çıkmış. 2025 yılı rakamı da aynı düzeyde. Ulaştırma yatırımlarının toplam özel sektör yatırımları içindeki payı 2017’de yüzde 32,1 düzeyinde. İzleyen yıllarda da bir yıl hariç sürekli yüzde 30’un üzerinde gerçekleşmiş. 2024’ü yüzde 33 payla bitirmiş. 2025 yılı programında yüzde 32,5 düzeyinde pay öngörülmüş.</p>
<p>İmalat bütün yıllar inşaat ve ulaştırmanın çok altında İmalat sektörünün toplam yatırımlardan payı bütün yıllar hem konutun, hem ulaştırma yatırımlarının ortalama 10 puan altında kalmış. 2017 yılında payı yüzde 22,4. Bu seviyelerde devam etmiş. 2021 yılında kredi paketlerinin etkisiyle yüzde 27,4, izleyen yıl yüzde 26,3 seviyelerini gördükten sonra tekrar 20’li rakamlara doğru gerilemiş. 2024 yılında yüzde 21 pay almış. 2025 yılı payı yüzde 21! Konut payının 13,4 puan altında kalmış…</p>
<p>2025 yılı rakamları itibariyle bakıldığında tarım, madencilik, imalat ve enerji sektörlerinin yatırımlardan aldığı payın toplamı sadece ulaştırma veya sadece konut yatırımları payına bile ulaşmıyor. Hatta tarım, madencilik, imalat, enerjinin aldığı payın üzerine turizm, eğitim, sağlık ve diğer hizmet yatırımlarını da eklersek toplam payı yüzde 33,3’ü ancak buluyor. Bu rakam sadece konut yatırımlarının yüzde 34,4 olan payına yine de ulaşamıyor. Sadece ulaştırma yatırımlarını ancak 1 puan kadar geçebiliyor. Tablo gösteriyor ki Türkiye’de özel sektör yatırımları uzun süreden beridir inşaat ağırlıklı gidiyor. Bunun sağlıklı olmadığı da uzun süreden beridir dile getiriliyor ancak tablo değişmiyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-sektor-yatirimlarinin-yuzde-67si-konut-ve-ulastirmaya-77775</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/konut-konutder.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel sektör yatırımlarının yüzde 67&#039;si konut ve ulaştırmaya ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankalarin-ilk-ceyrek-karinda-gorunum-zayif-77774</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankaların ilk çeyrek kârında görünüm zayıf</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe 2026 yılının ilk çeyrek bilanço dönemi 28 Nisan’da Akbank ile başlıyor. Aracı kurumların analizlerinde savaşın etkilerinin çok yansımadığı ilk çeyrekte bankacılık sektöründe yıllık kar artışı beklentisi çift haneli olurken 2025 yılının son çeyreğine göre çeyreklik bazda ise yüzde 5-7 daralma bekleniyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eaef509b3cb-1777004368.png" alt="" width="655" height="647" /><strong>■ AK YATIRIM </strong></p>
<p>Kurum analizinde bankaların ilk çeyrekte net faiz gelirinde orta tek haneli ve net kârlarında orta-yüksek onlu seviyelerde artış bekliyor. Ak Yatırım analistlerine göre, bu sonuç sene başı öngörülerinin bir miktar altında olmakla birlikte, mart sonrası dalgalanmanın henüz finansallara yansımadığını gösterdi. Kurum analizine göre 1Ç26’nın öne çıkan diğer eğilimlerinde, komisyon geliri / faaliyet gideri rasyosunun düşmesi ve artan risk değerlendirmesine bağlı olarak kredi risk maliyetinin bankaların sene başı tahminlerine paralel olarak 4Ç25 seviyesinde yatay kaldığı görülüyor. Yapı Kredi’de güçlü alım/satım kârları, genişleyen kredi-mevduat getiri makası ve gerileyen vergi yükü ve düşük baz nedeniyle araştırma kapsamımızdaki bankalar arasında en yüksek kâr artışını, Garanti’de, sektörden görece olumlu ayrışan komisyon gelirleri ve genişleyen kredi-mevduat getiri makası nedeniyle (düşük TÜFE varsayımına rağmen) düşük yirmili seviyelerde bir kâr artışı bekliyor.</p>
<p><strong>■ DENİZ YATIRIM </strong></p>
<p>Kurum analistleri ilk çeyrekte kamu bankalarında bu dönem kar artışının özel özel bankaların gerisinde kalacağı düşüncesinde. Deniz Yatırım analistlerine göre bunun başlıca sebebi, Vakıfbank’ın geçen yıl ilk çeyrekte kaydettiği serbest karşılık etkisi. Kamu kesimi açısından net karın çeyreklik bazda yüzde 35, yıllık bazda ise yüzde 17 azalış göstermesini tahminleyen kurum analistleri Vakıfbank’ın geçen yıl ilk çeyrekteki serbest karşılık etkisini arındırdığında ise kamu bankalarındaki net kar artışını yıllık bazda yüzde 37 olarak hesapladı. Analize göre özel sektör bankalarının ise net karının çeyreklik bazda yüzde 11, yıllık bazda yaklaşık yüzde 34 artması bekleniyor. Bu çeyrekte bilanço görünümünde öne çıkan başlıklar; TL kredi büyümesinin çeyreklik yüzde 8-10 bandında gerçekleşmesi ve YP kredi büyümesinin sınırlı kalması. Özel bankalarda TL mevduat büyümesi TL kredi artış hızının gerisinde kalsa da sınırlı bir yükseliş kaydetti. Buna karşın kamu bankalarının TL mevduat hacminde daralma izlendi. Sektör genelinde kredi kalitesinde bozulma emareleri olmakla birlikte, takipteki kredi karşılık oranları artış gösterdiği vurgulanan analize göre karlılık tarafında, fonlama maliyetlerindeki yükselişin 1Ç26 döneminde kısmî etkisi görüldü. Deniz Yatırım’a göre bilanço döneminde takip edilecek ana konu, bankaların 2026 yılına dair makro tahminlerinde yapabilecekleri değişikler ve yılın tamamına yönelik daha önce paylaştıkları yönlendirmelere yönelik değerlendirmeleri olacak. </p>
<p><strong>■ İŞ YATIRIM </strong></p>
<p>Kurumun araştırma kapsamı altındaki bankaların bu yıl ilk çeyrekte toplam 88.2 milyar TL net kâr açıklamasını bekleniyor. Bu, çeyreklik bazda yüzde 3, yıllık bazda yüzde 3 artışa işaret etse de, zorlu faaliyet ortamına rağmen kârlılıkta görece dayanıklı bir görünüme işaret ediyor. Analize göre çeyrek boyunca marjlar ve net faiz gelirlerinde toparlanma devam ederken, şu unsurlar kârlılık ivmesini sınırladı: “Ücret ve komisyon gelirlerindeki büyümenin yavaşlaması, artan karşılık giderleri mevsimsellik kaynaklı yüksek operasyonel giderler.” Bununla birlikte, ticari işlemlerden elde edilen gelirler güçlü seyrini korudu, bu da yüksek swap maliyetlerinden kaynaklanan baskının dengelenmesine yardımcı oldu.</p>
<p><strong>■ GARANTİ BBVA YATIRIM </strong></p>
<p>Kapsamındaki bankalar için çeyreklik bazda yüzde 8 kâr daralması öngören kurum öne çıkan başlıkları şöyle sıraladı: “Kredi-mevduat makasında yaklaşık 1 puan genişleme ile net faiz marjında ~25 baz puan artış, komisyon gelirlerinde yatay seyir ve faaliyet giderlerinde dönemsel artış, karşılık giderleri ve risk maliyetinde yükseliş.” Kapsamındaki Yapı Kredi, TSKB ve Halkbank çeyreksel bazda kâr büyümesi ile öne çıktığı vurgulanan analize göre Yapı Kredi’de güçlü performansın ana sürükleyicisi, net faiz gelirlerinde yüzde 11 çeyreklik artış ve ~35 baz puanlık marj genişlemesi olurken; TSKB’de büyüme oldukça güçlü seyretmekte olup, karşılık tarafındaki belirgin düşüş ve serbest karşılık iptalleri kârlılığı destekledi. Bankaların yıla marj tarafında güçlü bir başlangıç yaptığı kaydedilen analizde, ancak yılın ilk aylarında yüzde 36–37 bandına kadar gerileyen kısa vadeli mevduat faizlerinin Mart itibarıyla yüzde 40’ın üzerine çıkması marjları yeniden baskıladı. Yüksek baz etkisi nedeniyle komisyon gelirlerinin yatay seyretmesi ve yüksek swap maliyetlerinin devam etmesi çeyreğin diğer önemli unsurları oldu. Artan personel maliyetleri ve NPL girişlerindeki yükselişin karşılık giderlerini artırması da kârlılığı sınırlayan faktörler olarak öne çıktı.</p>
<p><strong>■ ŞEKER YATIRIM </strong></p>
<p>Kurum takip ettiği bankalar için ilk çeyrekte çeyreksel bazda yüzde 7 daralma, yıllık bazda ise yüzde 9 oranında kar artışı öngördü. Bu çeyrekte “baz etkileri ve operasyonel dinamiklerle ayrışan karlılık görünümü, faaliyet giderlerinde dönemsel artış ve komisyon gelirlerinde yatay-negatif seyir” öne çıktı. Analize göre kurum takip ettiği bankalar arasında, çeyreksel bazda en güçlü net kar artışını Yapı Kredi’de beklerken, sektör genelinde karlılık görünümünde belirgin bir ayrışmanın öne çıktığı bir çeyrek olacağını düşünüyor. </p>
<p><strong>■ ZİRAAT YATIRIM </strong></p>
<p>2026 yılının 1. çeyreğinde takibindeki bankaların toplam karlarının bir önceki çeyreğe göre yüzde 7,2 oranında daralarak 104.5 milyar TL'ye düşmesini öngören kurum söz konusu kar rakamının, bir önceki yılın aynı dönemine göre ise yüzde 16,2'lik artışa işaret ettiğini vurguladı. İlk çeyrekte kredi mevduat makasındaki olumlu görüntüye karşın TÜFE endeksli tahvil getirilerindeki katkıda yaşanan azalmanın marjlar üzerinde etkili olduğunu kaydeden kurum TÜFE endeksli tahvil getirilerinde kullandığı enflasyon tahmini yüzde 20,9 olan Vakıfbank'ta bu kalemden elde edilen gelirde önemli düşüş yaşanabileceğini vurguladı. Kurum net faiz gelirlerinden en fazla artışı Halkbank'tan bekliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankalarin-ilk-ceyrek-karinda-gorunum-zayif-77774</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/lira-para-1776054271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankacılık sektöründe bilanço dönemi haftaya Akbank ile başlıyor. Savaşın etkilerinin sınırlı kaldığı ilk çeyrekte özel bankalar kârlılıkta öne çıkarken geçen yılın aynı çeyreğine göre çift haneli net kâr artışı bekleniyor. Çeyreksel bazda ise kârda daralma var. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/250-bin-kisilik-istihdam-ve-5-milyar-dolarlik-ihracat-projesi-77773</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> 250 bin kişilik istihdam ve 5 milyar dolarlık ihracat projesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Hazır giyim sektöründe son yıllarda artan maliyet baskısı, pazar kaybı ve istihdam daralmasına çözüm arayan Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin (TGSD) geliştirdiği “Suriye Sınır Üretim Havzası” projesi kamu nezdinde somut karşılık bulmaya başladı. Geçtiğimiz yıl ilgili bakanlıklara sunulan çalışmanın ardından Ticaret Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı projeye olumlu yaklaşarak değerlendirme sürecini başlattı. Bu kapsamda bakanlıklar, TGSD’den ayrıntılı görüş ve ek çalışma talep ederken, dernek de hazırladığı kapsamlı raporu ilgili birimlere iletti.</p>
<p>TGSD Başkanı Toygar Narbay, özellikle Ticaret Bakanlığı’nın konuyu sahiplenerek diğer ilgili bakanlıklarla ortak çalışma zemini oluşturmasının hazır giyim ve tekstil sanayisi açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek, sürecin sektör adına umut verici olduğunu vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eaedb978079-1777003961.jpg" alt="" width="700" height="471" />Narbay, tüm adımların planlandığı şekilde ilerlemesi halinde projenin 4-5 yıl içinde hayata geçirilebileceğini ifade etti. Projeye göre 99 yıllığına kiralanacak sınır üretim havzasının toplam alanı 15 milyon metrekare, kapalı alanı ise 7,5 milyon metrekare olacak. Proje ile orta vadede 250 bin kişilik istihdam yaratılması ve yıllık 5 milyar dolarlık ihracat kapasitesine ulaşılması hedefleniyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eaedf457cc8-1777004020.png" alt="" width="700" height="204" /></p>
<h2>Sektör alarm veriyor! </h2>
<p>TGSD’nin bakanlıklara da iletilen raporunda yer alan verilere göre Türk hazır giyim ve tekstil sektörü halen Türkiye ekonomisinin stratejik taşıyıcı kolonlarından biri konumunda bulunuyor. Sektörün toplam ihracatı 26,2 milyar dolara ulaşırken, doğrudan istihdamı 846 bin kişi seviyesinde. Toplam üretim gücü yaklaşık 45 milyar dolar, dış ticaret fazlası ise 14 milyar dolar düzeyinde hesaplanıyor. Ancak son üç yılda tablo hızla bozuldu. Hazır giyim ihracatı 2022’den bu yana 21,2 milyar dolardan 16,8 milyar dolara gerilerken, ithalat 2,7 milyar dolardan 5 milyar dolara çıktı. Aynı dönemde 376 bin 705 kişilik istihdam kaybı yaşandı, 9 bin 936 şirket kapandı. TGSD’ye göre sektörün vergi öncesi kârlılığı da yüzde 10,5’ten eksi yüzde 1,5’e indi. Raporda bu bozulmanın temel nedeni olarak maliyet makası gösterildi. 2022- 2025 döneminde enflasyon yüzde 216, asgari ücret yüzde 351, politika faizi yüzde 241 artarken, döviz kurundaki artış yüzde 144 ile sınırlı kaldı. Böylece üreticinin dolar bazlı maliyeti yükselirken fiyatlama gücü zayıfladı.</p>
<h2>İki politikadan oluşuyor </h2>
<p>TGSD’nin hazırladığı yol haritası iki ana eksenden oluşuyor. İlk eksen rekabetçi Üretim patikası olarak tanımlanıyor. Bu bölümde hem Türkiye içindeki üretim kapasitesinin güçlendirilmesi hem de sınır ötesi üretim havzalarıyla maliyet avantajı sağlanması hedefleniyor. İkinci eksen ise markalaşma patikasından oluşuyor. Bu başlık altında sektörün fiyat rekabetinden çıkıp tasarım, marka ve perakende zinciriyle daha yüksek katma değer üretmesi amaçlanıyor. Yol haritasında zamanlama da üç aşamada planlandı: 2026-2028 stabilizasyon, 2028-2034 dönüşüm ve yeniden konumlanma ve 2034-2040 Türkiye markası vizyonu… </p>
<h2>Her segmente ayrı üretim coğrafyası </h2>
<p>Raporda sektörün küresel pazarda dört ana segmentte değerlendirildiği belirtiliyor: lüks, premium, değer ve ekonomi. Buna göre lüks ve premium üretimin Türkiye’de kalması, değer segmentinin 5. ve 6. bölgelere yönelik yeni teşviklerle korunması, ekonomi segmentinin ise sınır üretim havzası modeliyle yeniden Türk üretim ekosistemine kazandırılması planlanıyor. TGSD’ye göre Türkiye’nin son yıllarda kaybettiği en büyük alan, yüksek hacimli ekonomi segmenti oldu. Bugün değer segmentinde de benzer kayıp riski bulunuyor. Yeni modelle Türkiye, küresel alıcılara tüm segmentlerde farklı maliyet ve hizmet seçenekleri sunabilen entegre bir tedarik merkezi haline gelebilecek. </p>
<h2>Neden Suriye sınırı seçildi? </h2>
<p>Projede en dikkat çekici ve bakanlıklar nezdinde de karşılık bulan başlığı “Suriye Sınır Üretim Havzası” başlığı… TGSD, Türkiye içindeki maliyet yapısının ekonomi segmentinin gerektirdiği işçilik maliyetlerini karşılamaya artık izin vermediğini savunuyor. Buna karşılık Türkiye sınırına bitişik özel bir üretim bölgesiyle hem düşük maliyetli üretim hem de Türk sanayisinin lojistik, tedarik ve yönetim avantajlarının korunması hedefleniyor. Raporda, Mısır gibi alternatif ülkelerde yatırım yapan firmaların kalite, denetim ve siyasi riskler nedeniyle çekinceleri bulunduğu belirtilirken, önerilen modelde Türkiye garantörlüğü, 99 yıllık arazi kiralama sistemi ve Türk yönetişimi sayesinde daha güvenli bir yapı oluşturulabileceği ifade ediliyor.</p>
<p>Projeye göre sınır üretim havzasının toplam alanı 15 milyon metrekare, kapalı alanı ise 7,5 milyon metrekare olacak. Orta vadede 250 bin kişilik istihdam yaratılması ve yıllık 5 milyar dolarlık ihracat kapasitesine ulaşılması hedefleniyor. Bölgenin Tel Abyad-Resulayn-Kamışlı hattında, Türkiye sınırına paralel şekilde planlandığı belirtiliyor. Altyapı yatırımlarının yaklaşık 4 milyar dolarlık finansmanla Dünya Bankası, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve kalkınma bankaları tarafından desteklenmesi; makine ihtiyacının ise sektörde atıl duran 5 milyar dolarlık makine parkından karşılanması öngörülüyor.</p>
<h2>Bakanlıkta kritik başlıklar var </h2>
<p>TGSD raporunda projenin hayata geçmesi için diplomatik, hukuki ve finansal başlıklarda koordineli adımlar atılması gerektiği de vurgulanıyor. Bunlar arasında Suriye yönetimiyle arazi ve statü görüşmeleri, yönetişim modelinin oluşturulması, uluslararası finans kuruluşlarıyla fonlama görüşmeleri ve makine transferi için teşvik mekanizmasının hazırlanması yer alıyor. TGSD’ye göre bu model yalnızca sektörün değil, Türkiye’nin sanayi ve ihracat geleceğini de doğrudan ilgilendiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"İSTEDİĞİMİZ, TÜRK YÖNETİŞİMİNDE İŞLEYECEK GÜVENLİ BİR YAPI KURULMASI"</span></h2>
<p>TGSD Başkanı Toygar Narbay, hazırladıkları strateji raporunun kamu tarafında karşılık bulmaya başlamasının sektör açısından kritik bir gelişme olduğunu söyledi. Narbay, Ticaret Bakan Yardımcısı Volkan Ağar’a yapılan sunumun ardından sürecin hızlandığını belirterek, “İlk kez bir sivil toplum örgütünden bu kadar kapsamlı bir strateji haritası gördüğünü ifade etti. Tüm bakanlıklarla birlikte çalışılacağını söyledi. Bu yaklaşım bizim için önemliydi” dedi. Bakanlıkların projeyi anlamaya ve olasılıkları değerlendirmeye başladığını kaydeden Narbay, henüz nihai bir karar alınmadığını ancak sürecin ilerlediğini vurguladı. Narbay, “Bugün başlamazsanız, başladığınız noktadan itibaren yine 5 yıl geçecek. Bu nedenle asıl önemli olan, böyle bir ihtiyacın kabul edilmesi ve sürecin başlamasıdır. Bu aşamayı geçmiş olmak değerli” diye konuştu. Sınır üretim havzası modelinin klasik yurt dışı yatırım anlayışından farklı olduğuna dikkat çeken Narbay, hedefl erinin sadece başka bir ülkede fabrika kurmak olmadığını söyledi. Narbay, “Bizim istediğimiz, 99 yıllığına kiralanmış, Türk yönetişiminde işleyecek güvenli bir yapı kurulması. Böylece hem üretim maliyetlerinde rekabetçi olacağız hem de Türkiye ile sanayi bağını koparmayacağız” ifadelerini kullandı. Türkiye’de yalnızca düşük maliyetli üretimin değil, yüksek katma değerli üretimin de korunması gerektiğini belirten Narbay, “Eğer sektör butikleşir, tekstil ve yan sanayi çökerse, yarın katma değerli üretimi de yapamaz hale geliriz. Altyapıyı kaybedersek üst yapıyı kuramayız” değerlendirmesinde bulundu. Narbay, modelin yalnızca üretimi değil, hizmet ihracatını ve nitelikli istihdamı da büyüteceğini vurgulayarak, “Bu yapı; laboratuvar, lojistik, danışmanlık, tasarım ve yönetim hizmetlerini de Türkiye’de büyütecek. Beyaz, gri ve gümüş yaka istihdamı artacak. Üniversiteli işsizliğine de katkı sunacak yeni bir alan açılacak” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/250-bin-kisilik-istihdam-ve-5-milyar-dolarlik-ihracat-projesi-77773</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/hazir-giyim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin hazır giyim sektöründeki maliyet baskısı, ihracat kaybı ve istihdam daralmasına çözüm olarak geliştirdiği “Suriye Sınır Üretim Havzası” projesi bakanlıkların gündemine girdi. 250 bin istihdam ve 5 milyar dolarlık ihracat hedefleyen model, sektör için yeni çıkış yolu olarak görülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ayinesi-laftir-kisinin-ise-bakilmaz-77801</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ayinesi laftır kişinin işe bakılmaz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye de aynen başlıktaki gibi bir ülke olma yolunda hızla ilerliyor. Eskiden bu atasözünü, atalarımız bize “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” diye öğretmişlerdi. Yani bir insanı tanımak ve anlamak için lafına değil, yaptığı işe bakmak gerekliydi.</p>
<p>Özellikle sermaye piyasasında işler son 2-3 yılda tamamen buna döndü. Biri elektrikli otomobil üreteceğim diyor hisseler uçuşa geçiyor, 2-3 ay sonra vazgeçtim diyor paraşütsüz iniş başlıyor. Biri şu yatırımı yapacağım diyor, ancak arkası gelmiyor. Yalanın bini bir para.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69eafe93b6472-1777008275.jpg" alt="" width="600" height="338" />
<figcaption><strong>Geçen ağustosta bir sinyal de MSCI’den geliyor ve hisse endeks dışına çıkartılıyor. Ama kimse umursamıyor bu işareti bile.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Son günlerde yaşananlar da aynen böyle. Şirket enerji, otomasyon ve teknoloji sistemleri alanlarında çalışıyor. 2020’de halka arz olmuş. Hisseleri 2021’de, 2022’de ve 2023’te yatırımcısını güldürüyor. Hedefleri ve yapacakları müthiş. Ancak ne kadarının doğru, ne kadarının yalan olduğunu SPK dahil soran yok ve bu arada tırmanış da devam ediyor. </p>
<p>Şirketin kurucuları her gün televizyonlarda, gazetelerde. Sürekli şirketin hem içerideki hem de ABD’deki yatırımları anlatılıyor. Millet hikayeye bayıldığı için alımların ardı arkası kesilmiyor. Artık uyuyan SPK bile dayanamamış büyük ortağa 19 Kasım 2022’deki tweeti yüzünden 1 milyon TL idari para cezası vermiş.</p>
<p>Nedeni ise şirketlerle ve yatırımlarıyla ilgili birtakım görselleri, altında İngilizce tanıtım yazılarıyla desteklediği tweet’inde yatırımlarının hiçbirinin ciro veya karlılığının henüz bilançolarına yansımadığını ifade etmesi. Yani düpedüz manipülasyon.</p>
<p>Hisse bu arada zirve yapmış ve ardında bilinen hikaye. Geçen ağustosta bir sinyal de MSCI’den geliyor ve hisse endeks dışına çıkartılıyor. Ama kimse umursamıyor bu işareti bile. Hisse bugün zirvenin yaklaşık yüzde 80 altında seyrediyor. Küçük yatırımcı perişan. Öyle ya “ava giderken avlanmış”.</p>
<p>Bu arada son bir ayda ilginç gelişmeler var. Hisse, nisan ortasındaki nedeni belirsiz yükselişin ardından, ortak satışı ve bedelli sermaye artırımı haberleriyle yine satış baskısına giriyor. Bu arada işin ilginç yanı iki ortağın hisselerini son günlerdeki tırmanış sırasında blok olarak satıp yüzde 5’in altına düştüklerinden şirket kartından çıkarılmaları. Yani açıkça sıvışıp gitmişler. Görünen o ki küçük yatırımcı yine hırsının kurbanı oldu, ancak bu durumda SPK’nın hiç mi kabahati yok?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ayinesi-laftir-kisinin-ise-bakilmaz-77801</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Ayinesi laftır kişinin işe bakılmaz&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-dogu-savasinda-dil-mi-din-mi-silah-mi-77799</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orta Doğu savaşında dil mi, din mi, silah mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Orta Doğu’daki güncel çatışma katman katman savaş olarak tarihe geçmeli. Geleneksel askeri mühimmatla yapılan savaş, yapay zekâ üzerinden ve uzaktan insansız savaş, diplomasi üzerinden devam eden savaş ki, burada geleneksel iletişim metotlarını görüyoruz ve iletişimin sosyal medya olarak tabir edilen ancak gerek platform gerekse teknoloji çeşitliliği ile tek taraflı diyalog üzerinden gerçekleştiği bir başka iletişim savaşından söz edeceğim; bu da dördüncü katman olarak adlandırılabilir. Ne olduğunu ifade etmeden önce belirtmeliyim ki, başka katmanlar olduğunu ifade edecekler çıkabilir. Onları da ayrıca dinlemek ve okumak isterim.</p>
<p>Bu yazının konusu, kimi geleneksel öğelere dayanan ve ama bugünün iletişim özellikleriyle devreye alınmış olan sembollerle sürdürülen iletişim savaşı katmanı. Bana göre metod hibrit. İçerik klişe ve sığ. Toparlayacak olursam semboller, teolojik metaforlar ve dilsel kurgular üzerinden yürütülen katman içinde katmanları olan bir "anlatı savaşı" ortaya döküldü.</p>
<p>Semboller savaşını yorumlamak üzere gazeteci Zeynep Tınaz Redmont’u davet ettim. Youtube ve LinkedIn üzerinden canlı yayın gerçekleştirdik. Bir başka ipucu daha vermek isterim. Yayın portföyümde içeriğin İngilizcesini Substack’ten okuyabilirsiniz. Son olark da yaprakozer.com’da transcripte ve ayrıca Başkan Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance, Savaş Bakanı Pete Hegseth ve Papa Leo’nun teknik analizlerine detaylı olarak yine blog sayfamdan ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong>Korku Duygu Sadakat</strong></p>
<p>Orta Doğu’daki savaş, sınır hattında, füze menzilinde, hava saldırısında, semboller, kelimeler, dini göndermeler, görseller ve hedef kitleye göre dikkatle seçilmiş söylemler üzerinden paralel ilerlediğinden konu; dinin hangi dilin içine yerleştirildiği, hangi görselle desteklendiği, hangi siyasi amaca bağlandığı, hangi topluluğun duygusuna, korkusuna ya da sadakatine seslenecek şekilde düzenlendiği.</p>
<p>Klasik propaganda analizi yetersiz. Haber akışına serpiştirilmiş birkaç dini referans ya da yüksek tonda sloganlar değil. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran, farklı inanç geleneklerinden gelseler de savaşın iletişim katmanında benzer bir yöntem izliyor: Dini semboller, tarihsel hafıza, kutsal figürler ve ahlaki üstünlük iddiaları, askeri ve siyasi pozisyonları güçlendirmek için dolaşıma sokuluyor.</p>
<p>Redmont’un ilk saptaması bu bakımdan çarpıcıydı. “Savaş içinde olan üç ülkenin de aslında hedef kitleleri farklı,” dedi; ardından da bu farklılığın yalnızca sosyolojik değil, doğrudan inanç eksenli olduğunu hatırlattı: “Bunlar Müslüman, Yahudi ve Hristiyan.” Aynı cümlenin devamında gelen uyarı ise bugünün iklimini özetliyordu: “Hedef kitleye oynarken de aslında bence özellikle son dönemde yaşananlarda ateşle oynanıyor.”</p>
<p>Bu “ateşle oynama” hâli, savaşın gündemini kaydıracak kadar güçlü. Şöyle sürdürdü sözlerini Redmont;  “Neredeyse savaşın gündemini kaydıran bir olay. Şimdi film gibi izliyoruz” sözleri, işin yalnızca dilsel değil, dramatik bir boyut kazandığını da gösteriyor.</p>
<p>Askeri operasyonların açıklaması askeri terimlere sıkışmıyor. “Adil savaş”, “Barış yapıcılar”, “Tanrı böyle istiyor”, “İlahi takdir”, “Diriliş”, “Şehadet”, “Cihad”, “Haçlı Seferi”, “Avignon Papalığı” ve “Kabile” gibi kavramlar, tarafların kendi saflarını tahkim etme ve karşı tarafı ahlaken ya da ruhen aşağıya itme aracına dönüşüyor.</p>
<p><strong>Dördüncü Aktör Dördüncü Cephe</strong></p>
<p>Savaşın üç ana tarafına beklenmedik biçimde dördüncü bir aktör eklendi: Vatikan. Tarih boyunca siyasetten ve güç mücadelelerinden bütünüyle uzak kalmamış bir merkezden söz ediyoruz.</p>
<p>Vatikan, genel bir barış çağrısıyla yetinmedi, doğrudan savaşın dinsel meşrulaştırma diline karşı konuştu. Redmont şöyle tarif etti: “Bu sefer orada da iki cephe açıldı. Tek bir cephe yok. Bir tarafta Amerika ve Trump yönetimi, diğer tarafta Vatikan ve Papa.” Bu ayrışmanın neden sarsıcı olduğunu tarihsel hatırlatmayla yapmak gerek; Papa II. Jean Paul, Bill Clinton’ın kürtaj yasasına karşı çıktı; George W. Bush’un Irak savaşına itiraz etti. O gün Başkanlar dönüp Papa’ya doğrudan cevap vermedi. Redmont’a göre “Papa’ya cevap vermek öyle herkesin kolay harcı değil. Bunun büyük bir faturası var.”</p>
<p>Fatura göze alınmış olmalı. Papa 14. Leo’nun kullandığı dil, geleneksel diplomatik esneklikten  uzak. Siyasi bir itham niteliği de taşıyor: “Gerçek güç, hayata hizmet etmekte kendini gösterir”; “Din ve Tanrı’nın adını kendi askeri, ekonomik ve siyasi çıkarları için manipüle edenlerin vay haline”; “İsa, savaşanların dualarını dinlemez.” Bu ifadelerle birlikte Papa, savaşı değil, savaşı kutsallaştıran dili hedef aldı. Papa’nın itirazı, çatışmayı ahlaken parlatma çabasına yöneldi. Bu yüzden karşı karşıya gelen iki farklı siyasal bloktan çok, iki farklı meşruiyet üretme yöntemi var. Bir tarafta dini askeri kararlılığın moral yakıtına dönüştüren bir yaklaşım; diğer tarafta dini, savaşa sınır çeken ahlaki bir bariyer.</p>
<p><strong>İletişimde Ritüel Boyutu, Unutmayalım</strong></p>
<p>Çatışmayı farklı kılan bir başka unsur, sembollerin yalnızca kelime düzeyinde kalmaması. Redmont’un güçlü katkılarından biri, görsel ve ritüel boyutu özellikle öne çıkarması. Papa 14. Leo’nun balkona kırmızı peleriniyle çıkmasını sıradan bir tercih olarak değil, anlam yüklü bir işaret olarak okudu. Ona göre bu tercih, Papalığın bütün sembolleriyle sahiplenildiği anlamına geliyor. Dahası, bir önceki Papa’nın daha “liberal” kabul edilen tavrından farklı biçimde, yeni Papa “dinin esas lisanı olan Latince’ye” döndü; papazlara ve kardinallere Latince ayin yapma izni verdi. Vatikan savunmada kalan bir makam değil; kendi tarihsel ciddiyetini, görsel hiyerarşisini ve ruhani ağırlığını semboller üzerinden yeniden kuruyor.</p>
<p>Trump cephesinde görsel ve dini sembolizm keskin, gösterişli ve provoke edici. Söyleşide en çok üzerinde durulan örnekler arasında Trump’ın kendisini Papa olarak gösteren görselleri ve ardından “şifacı” imgesiyle sunduğu paylaşımlar. Burada dikkat çeken şey görsel skandalı değil; kutsal ile siyasi figür arasındaki sınırın bilinçli biçimde ihlal edilmesi.</p>
<p>Redmont, “Kardinal kuralını yıktı” dedi ve şöyle devam etti; “Kendini İsa olarak göstermesi hiçbir şekilde kabul edilemez bu kitleler tarafından.” Dini semboller çoğu zaman mobilize edici olabilir; ancak kutsal merkezin doğrudan sahiplenilmesi, en sadık destekçi zemininde bile görünmez bir rahatsızlık yaratabilir.</p>
<p><strong>Rahatsızlığın rakamlarla İfadesi </strong></p>
<p>Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 85’i kendini inançlı sayıyor; Hristiyanlar yaklaşık 2.4 milyar kişiyle en büyük dini topluluk. Müslümanlar yaklaşık 1.9 milyar. ABD’de nüfusun yüzde 62-66’sı kendini Hristiyan olarak tanımlıyor; Katolik nüfus yaklaşık 53 milyon ve yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 20’sine denk geliyor. Trump-Papa gerilimi yalnızca teolojik bir tartışma değil; çok somut bir siyasi risk alanı.</p>
<p>Trump’ın Katolik seçmenler arasındaki desteği yüzde 55’ten yüzde 48’e geriledi; Papa 14. Leo’nun ABD genelindeki destek oranı yüzde 84 olarak kayda geçti; NBC verisine göre Papa’nın net sempati oranı artı 34, Trump’ınki eksi 12 oldu.</p>
<p>Kasım ayındaki ara seçimler yaklaşırken bu sembolik gerilimin neden daha da önemli hâle geldiği ortaya çıkıyor. Kongre’de Cumhuriyetçiler Senato’da 53-45, Temsilciler Meclisi’nde 217-214 gibi dar bir çoğunluğa sahip. Bu kadar kırılgan bir dengede, özellikle kültürel ve dini hassasiyetlerin seçmen davranışını etkilediği bir iklimde, Papa ile karşı karşıya gelmenin maliyeti salt teorik kalmıyor.</p>
<p><strong>Savaş Bakanı ve Pulp Fiction</strong></p>
<p>ABD cephesindeki en çarpıcı figürlerinden biri de Savunma Bakanı Pete Hegseth. Dini sembolizmi doğrudan kullanıyor. İran’da düşürülen Amerikan askerlerinden birinin Paskalya döneminde kurtarılmasını “Bu Paskalya’nın mucizesi” diye çerçevelemesi, savaşı askeri kurtarma operasyonundan çıkarıp dinsel mucize anlatısına dönüştürdü. Bununla da kalmadı; Pentagon’da canlı ayin düzenledi. İncil’den bölüm okudu, okuduğu metnin İncil’e değil Pulp Fiction filmindeki ironik bölüme dayandığı ortaya çıktı.</p>
<p>“Mesaj disiplini ne kadar konuşacağını bilmek, nerede susacağını bilmek” anlamı taşıyor. Bu tanım, Papa 14. Leo ile Trump arasındaki temel iletişim farkını da gösteriyor. Redmont’un ifadesiyle Papa, sert konuştuktan sonra sustu; Trump ise çoğu zaman bu sınırı bilmiyor. Semboller savaşında bazen çok konuşmak değil, doğru yerde durmak daha etkili bir stratejiye dönüşüyor.</p>
<p><strong>İran ve İsrail</strong></p>
<p>İran ve İsrail de bu paralel cephede son derece yoğun bir dil kuruyor. Redmont, İran’ın Trump’a yönelik emojiler, yapay zekâ videoları, TikTok içerikleri ve sosyal medya dili konusunda “gerçekten çok uzman ellerden” çıkmış bir üretim sergilediğini söyledi. Bu tespit, notlardaki daha geniş çerçeveyle de örtüşüyor. Ayetullah Ali Hamaney’in çizgisinde savaş, yalnızca askeri saha mücadelesi değil; dünya kamuoyunun algısı üzerinde yürüyen bir meşruiyet mücadelesi olarak da sunuluyor. Yaklaşım “battle of narratives” diye tarif ediliyor.</p>
<p>İsrail tarafında ise daha çok varoluş, savunma ve kutsal tarih ekseninde bir çerçeve göze çarpıyor. Benjamin Netanyahu, “Amalek”, “Işığın çocukları ve karanlığın çocukları”, “Barış zamanı ve savaş zamanı” gibi dini ve ahlaki karşıtlıklar kuran referanslar kullandı; “Operation Rising Lion” gibi kod adlarla sembolizmi körüklüyor.</p>
<p>Örnekler birlikte okunduğunda, “Dil mi din mi?” sorusu incelikli bir anlam kazanıyor. Burada çıplak hâliyle dinin değil, dinin dil ve imge aracılığıyla yeniden paketlenmesinin, savaşın hizmetine sokulmasının ve hedef kitleye göre ayarlanmasının konuşulduğu görülüyor. Bir taraf “Tanrı böyle istiyor” diyor; öteki “İsa, savaşanların dualarını dinlemez” diyerek karşılık veriyor. Bir taraf “adil savaş”ı öne çıkarıyor; öteki “barış yapıcılar” vurgusunu kalkan gibi kullanıyor. Bir yerde “diriliş” ve “mucize” dili devreye sokuluyor; başka bir yerde bu dilin kutsalı kirlettiği söyleniyor.</p>
<p>Görünen o ki savaşın ikinci cephesi, kelimelerin, jestlerin, kostümlerin, tarihsel göndermelerin ve kutsal figürlerin arasındaki bu yoğun, hesaplı ve yüksek riskli mücadelede.</p>
<p>Bu nedenle asıl ihtiyaç, duyulan her sözü ya da görülen her imgeyi olduğu gibi kabul etmek değil; tam tersine, bunların hangi amaçla dolaşıma sokulduğunu çözmeye çalışmak. Savaş askeri cephaneyle değil; hafızayla, teolojiyle, estetikle, ritüelle ve duygusal tetikleyicilerle yürütülüyor. Kullanılan dil bazen gerçeği örten bir perde, bazen de gerçeği ele veren bir iz oluyor. Gazetecilik, iletişim okuryazarlığı ve kamusal akıl tam da bu noktada değer kazanıyor: Sembolü görüp arkasındaki niyeti okumak, sözü duyup hangi korkuya ya da hangi sadakate seslendiğini ayırt etmek, kutsalın ne zaman inanç alanından çıkıp siyasal silaha dönüştüğünü fark etmek gerek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-dogu-savasinda-dil-mi-din-mi-silah-mi-77799</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu savaşında dil mi, din mi, silah mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulu-tadarak-okumak-77797</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul’u tadarak okumak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bazı şehirler vardır; kendini hemen ele vermez. İstanbul da öyle… Sokaklarında yürürsünüz, bakarsınız, geçersiniz. Ama tam olarak anlamazsınız. Sonra bir gün, doğru bir sofrada oturursunuz. Ve o anda şehir konuşmaya başlar. Bir tatla… Bir kokuyla… Bazen hiç beklemediğiniz bir anda, çocukluğunuzdan bir şeyi hatırlatan bir lezzetle… İşte o zaman İstanbul, kendini anlatır.</p>
<p>Benim için İstanbul biraz böyle bir şehir. Anlaşılması için gezmek kadar, tatmak gereken bir yer. Çünkü bu kadim kentin ruhu, tencerelerinde kaynayan o derin tarihin ta kendisidir.</p>
<p><strong>Kaybolan tatlar, sessiz hafıza</strong></p>
<p>Ama yıllar içinde şunu fark ettim: Bir lezzet, sadece tadıldığında kalmıyor. Eğer yazılmazsa, anlatılmazsa, kayıt altına alınmazsa bir süre sonra sessizce kayboluyor. Ve kaybolan şey sadece bir yemek olmuyor. Bir alışkanlık gidiyor. Bir sofra düzeni yok oluyor. Bir konuşma biçimi, bir paylaşma hali siliniyor. Belki de bu yüzden, bir şehrin mutfağını konuşmak aslında onun hafızasını konuşmak demek. Çünkü mutfak, bir kültürün en sessiz ama en kalıcı kayıt alanıdır. Bu sessiz kayıtları kelimelere döküp geleceğe taşımak ise kaleme gönül verenlerin, yazının gücüne inananların sorumluluğudur.</p>
<p><strong>Yazmak: Hafızaya müdahale</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde, İBB Turizm Haftası etkinlikleri kapsamında bu konuda en değerli isimlerden biriyle birlikteydim; Prof. Dr. <strong>Artun Ünsal</strong>. Kendisiyle İstanbul mutfağı üzerine bir sohbet gerçekleştirdik; yönelttiğim soruları yanıtladı. Aslında konuştuğumuz şey yalnızca yemek değildi; bir şehrin nasıl hatırladığı, nasıl unuttuğu ve nasıl yeniden kurulduğuydu. Uzun yıllardır yazarken, hep bu izlerin peşinden gitmeye çalıştım. Bir tabağın içinden bir hikâye çıkar mı, diye baktım. Bir tarifin ardında bir hayat var mı, diye sordum.</p>
<p>Kurucu yayın yönetmeni olduğum KİTAP Dergisi’nde de benzer bir çabanın içindeyiz. Her yıl verdiğimiz <em>“Yılın Gastronomi Kitabı”</em> ve <em>“Gastronomi Kültürü Emek Ödülü”</em> biraz da bu yüzden var. Çünkü mesele sadece iyi yemek yapmak değil. Onu anlamak, anlatmak ve kalıcı kılmak.</p>
<p>Nitekim Artun Ünsal’ın <em>İktidarların Sofrası – Yemek, Siyaset ve Simgesellik</em> ve <em>Susamlı Halkanın Tılsımı - İstanbul’da Kara Fırından Simit Saraylarına Simit, Peynir ve Çayın Öyküsü </em>adlı çalışmaları farklı yıllarda bu ödüle değer bulunduğunda, aslında yalnızca kitapları değil, bir bakış açısını da ödüllendirmiş olduk.</p>
<p><strong>Yemeği okumak</strong></p>
<p>Artun Ünsal’ın metinlerini okurken hep aynı duyguya kapılırım: Yemek, yalnızca yapılan ya da yenilen bir şey değildir. Aynı zamanda okunur. <em>Nimet Geldi Ekmeğe</em>’de ekmeğin izini sürerken, <em>Süt Uyuyunca</em>’da dönüşümün sabrını anlatırken, <em>İstanbul'un Lezzet Tarihi</em> ile bu şehrin mutfak hafızasını kurarken… Aslında hep aynı şeyi söyler: Bir yemeği anlamak, bir toplumu anlamaktır. Ve bu okuma biçimi, kelimelerin edebi lezzetiyle sofranın lezzetini birleştiren tam anlamıyla bir <em>ehlikeyf</em> deneyimidir.</p>
<p><strong>İstanbul mutfağı</strong></p>
<p>Peki bugün İstanbul mutfağı dediğimiz şey gerçekten nedir? Bir saray geleneği mi? Bir sokak kültürü mü? Yoksa bu şehre gelen herkesin getirdiği tatların üst üste binmesiyle oluşmuş büyük bir hafıza mı?</p>
<p>Daha da önemlisi: Bu hafıza ne kadar korunuyor? Artık bulamadığımız tatlar, adını hatırlayıp kendisini bulamadığımız yemekler var. Bunlar kaybolurken sadece yemekler gitmiyor; bir şehrin kendine ait sesi de yavaş yavaş kısılıyor. İstanbul mutfağı, aslında Doğu ile Batı’nın, imparatorluk artığı inceliklerle sokak lezzetlerinin, göçlerin ve mahallelerin yarattığı muazzam bir katmanlaşmadır. Bu katmanlar inceldikçe şehir de biraz daha renksizleşiyor.</p>
<p><strong>Yazılmayan yaşar mı?</strong></p>
<p>Belki de asıl mesele burada başlıyor: Bir mutfak, yazılmazsa yaşayabilir mi? Yazı gerçekten bir şeyi korur mu? Yoksa sadece onun hatırasını mı saklar? İstanbul bu soruların tam ortasında duran bir şehir. Sürekli değişen, dönüşen, yeniden kurulan… Ama bir yandan da geçmişini taşıyan bir şehir. Ve mutfağı da tam olarak böyle.</p>
<p><strong>Bitmeyen hikâye</strong></p>
<p>Galiba şunu kabul etmek gerekiyor: İstanbul’un mutfağı bir sonuç değil, bir süreçtir. Tamamlanmış bir hikâye değil, hâlâ yazılan bir kitaptır. Ve belki de bu yüzden onu anlamanın tek yolu sadece yemek değil… Onu anlatmak, yazmak, hatırlamaktır. Gastronomi ve edebiyatın omuz omuza yürüdüğü bu uzun yolculukta, kurulan her yeni sofra, yazılmayı bekleyen yeni bir sayfadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulu-tadarak-okumak-77797</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/7/1280x720/67-1777007913.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’u tadarak okumak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/koopbis-26-nisanda-devreye-alinacak-77822</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOOPBİS 26 Nisan&#039;da devreye alınacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, Kooperatif Bilgi Sistemi'ne (KOOPBİS) veri giriş sürecinin 26 Nisan'a kadar tamamlanacağını ve sistemin bu tarihten itibaren etkin şekilde uygulamaya alınacağını açıkladı.</p>
<p>Açıklamada, 2021 yılında 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nda yapılan değişiklikle kooperatiflerin daha etkin, verimli ve şeffaf faaliyet göstermeleri yönünde önemli adımlar atıldığı hatırlatıldı. </p>
<p>Değişiklik kapsamında KOOPBİS'in kurulduğu belirtilen açıklamada, "Gelinen noktada, kooperatiflerimizin gerekli bilgi ve verileri sisteme aktarmalarına ilişkin süre 26 Nisan'da tamamlanmış olacak, böylece KOOPBİS etkin şekilde uygulamaya girecektir." ifadelerine yer verildi.</p>
<p>Sistemin kooperatif ortaklarına sağlayacağı kolaylıklara ilişkin bilgi verilen açıklamada, ilgililerin e-Devlet entegrasyonu sayesinde ortağı oldukları kooperatiflere ait bilgilere erişebileceği aktarıldı.</p>
<p>Açıklamada, ortakların genel kurul toplantıları öncesinde kooperatiflerin finansal durumları hakkında sağlıklı bilgilere sahip olabileceği ve bilgi edinme haklarını daha etkin şekilde kullanabileceği kaydedildi.</p>
<p><strong>Yönetim süreçlerinde dijital takip</strong></p>
<p>Sistem ile kooperatife ortak olan tüm gerçek ve tüzel kişilerin kayıtları ile faaliyet raporları ve bilançoların sistemde yer almasıyla yönetim kolaylığı sağlanacağına işaret edilen açıklamada, kooperatif hesap ve işlemlerinin geçmiş kayıtlar da dahil olmak üzere dijital ortamda izlenebilmesine imkan sağlanacağı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, genel kurul toplantıları sisteme kayıtlı ortaklar baz alınarak gerçekleştirileceğinden, hazırun listelerinin sistemden eksiksiz ve doğru bir şekilde oluşturulmasının sağlanacağı aktarılarak, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Ticaret Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığının görev alanında yer alan kooperatifler ile kooperatif ortaklarının mevcudiyeti göz önüne alındığında, bütüncül bir bakış açısı ile ülkemiz kooperatifçiliğine ilişkin daha sağlıklı istatistiklerin oluşturulmasına ve bu noktadan hareketle kooperatiflerimize yönelik ilave çalışmaların yapılabilmesine imkan sağlanabilecektir. Ülkemize ve kooperatiflerimize hayırlı olsun."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/koopbis-26-nisanda-devreye-alinacak-77822</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, Kooperatif Bilgi Sistemi&#039;ne veri giriş sürecinin 26 Nisan&#039;dan itibaren devreye alınacağını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ekonomi-ticaret-dernegi-satin-alma-zirvesi-basliyor-77829</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ETD&#039;nin &#039;Satın Alma Zirvesi&#039; başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi Ticaret Derneği (ETD) Sakarya Şubesi tarafından düzenlenen Sakarya Satın Alma Zirvesi, 25 Nisan'da gerçekleştirilecek.</p>
<p>İstanbul ile Trakya şubelerinin katılımıyla bölgesel bir ticaret zirvesine dönüşen saat 10.00’da Sen Otel'de düzenlenecek.</p>
<p>Protokol konuşmalarından sonra stand ziyaretleri ile devam edecek olan satın alma zirvesine 80 firma katılacak.</p>
<p>Satın alma zirvesi ile ilgili olarak bir açıklama yapan Ekonomi Ticaret Derneği Başkanı R. Şamil Dedeoğlu, 1 gün sürecek olan satın alma zirvesinin Sakarya ve bölge ekonomisine canlılık getirecek önemli bir etkinlik olduğunu belirterek şunları söyledi: “Sakarya’nın üretim gücünü daha geniş bir ticaret ağıyla buluşturmayı hedefliyoruz. Zirve, fuar konseptiyle öne çıkarken 80 farklı firmanın stant açacağı bir ticaret alanı sunacak. Mobilyadan bilişime, inşaattan gıdaya kadar birçok sektörden katılımın olacağı etkinlikte firmalar ürün ve hizmetlerini tanıtma fırsatı bulacak. Sakarya, İstanbul ve Trakya’dan iş insanlarını buluşturacak zirvede, yeni satın alma anlaşmaları ve stratejik iş birlikleri kurulacak. Katılımcı firmalar gün boyunca doğrudan ticaret imkânı yakalayacak. “İşimiz gücümüz, gücümüz dostluğumuz” mottosuyla düzenlenen zirveye girişler ücretsiz olacak.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ekonomi-ticaret-dernegi-satin-alma-zirvesi-basliyor-77829</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/9/1280x720/ekonomi-ticaret-dernegi-satin-alma-zirvesi-basliyor-1777017735.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Sakarya Satın Alma Zirvesi&quot; hakkında açıklama yapan Ekonomi Ticaret Derneği Başkanı Şamil Dedeoğlu, &quot;Sakarya’nın üretim gücünü daha geniş bir ticaret ağıyla buluşturmayı hedefliyoruz. Zirve, fuar konseptiyle öne çıkarken 80 farklı firmanın stant açacağı bir ticaret alanı sunacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyuksehirden-ureticiye-650-bin-hibe-biber-fidesi-77823</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üreticiye 650 bin biber fidesi hibe edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, tarımsal üretimi artırmak ve çiftçilerin gelirini yükseltmek amacıyla hayata geçirdiği destek projelerine bir yenisini daha eklediğini bildirdi.</p>
<p>Büyükşehir Belediyesi, şehrin coğrafi işaretli ürünü olan Maraş Biberi’nin üretimini yaygınlaştırmak için üreticilere yüzde 100 hibe ile 650 bin adet biber fidesi dağıtımına başladı. Ücretsiz olarak üreticilere ulaştırılan fidelerin yaklaşık 180 dekarlık alanda toprakla buluşturulması planlanıyor. Üreticilerin emeğiyle yetiştirilecek bu fidelerden yaklaşık 100 ton kırmızı pul biber elde edilmesi hedefleniyor. Bu üretim artışıyla birlikte hem Maraş Biberi’nin pazardaki gücünün artırılması hem de bölge ekonomisine önemli katkı sağlanması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>"Coğrafi değerin ekonomiye katkısı artacak"</strong></p>
<p>Şehrin önemli tarımsal değerlerinden biri olan Maraş Biberi, sahip olduğu coğrafi tescil sayesinde hem yurt içinde hem de yurt dışında yoğun talep görüyor. Büyükşehir Belediyesinin bu destek hamlesiyle ürünün ekim alanlarının genişletilmesi ve üretim miktarının artırılması hedeflenirken, çiftçilerin gelir seviyesinin de yükseltilmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>"Katkılar sayesinde inşallah verimli bir yıl geçireceğiz"</strong></p>
<p>Fide desteğinden yararlanan üreticiler, verilen desteklerin kendileri için büyük önem taşıdığını belirterek memnuniyetlerini dile getirdi. Dereköy Mahallesi’nden 15 yıldır çiftçilik yapan Durdu Paşacı, desteklerin üreticiler için büyük bir fırsat olduğunu vurgulayarak, “Bugün Büyükşehir Belediyemizin sağladığı biber fidesi desteğinden faydalanmak için geldim. Bu katkılar sayesinde inşallah verimli bir yıl geçireceğiz” dedi. Çocukluk yıllarından bu yana tarımla iç içe olduğunu ifade eden Ejder Özşirin ise, “Bu destekler bizler için çok kıymetli. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu. Çakırlar Mahallesi’nde yaklaşık 50 yıldır çiftçilik yapan Ökkeş Çakıroğlu da verilen fidelerin üretime önemli katkı sağlayacağını belirterek, “Bu fideleri toprakla buluşturup en iyi şekilde değerlendireceğiz” ifadelerini kullandı. Tekir Mahallesi’nden Mustafa Kaplan ise, “Şehrimiz çok verimli topraklara sahip. Bizler de bu imkânları en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyoruz. Büyükşehir Belediyemizin sağladığı bu destek bizler için çok değerli” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyuksehirden-ureticiye-650-bin-hibe-biber-fidesi-77823</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/3/1280x720/buyuksehirden-ureticiye-650-bin-hibe-biber-fidesi-1777016068.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, şehrin coğrafi işaretli ürünü olan Maraş Biberi’nin üretimini yaygınlaştırmak ve üreticilere destek olmak için 500 çiftçiye tamamı hibe 650 bin adet biber fidesi dağıtıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ahmet-tiryakioglu-turk-makarnasi-dunya-pazarinda-hak-ettigi-degere-ulasacak-77768</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 17:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ahmet Tiryakioğlu: Türk makarnası dünya pazarında hak ettiği değere ulaşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Dünyanın en büyük ikinci makarna ihracatçısı konumunda bulunan Türkiye, 2026 yılının ilk çeyreğinde ihracattaki güçlü performansını sürdürdü. Ocak-mart döneminde toplam makarna ihracatı 228,5 milyon dolar olarak gerçekleşirken, sektör hem miktar hem de değer bazında dikkat çekici bir ivme yakaladı. Geçen yılın aynı dönemine göre değer bazında yüzde 7 artış kaydedilen ihracat, miktar bazında ise yüzde 11,5 yükselerek 378,7 bin tona ulaştı. Kilogram başına ortalama ihracat değeri 0,60 dolar olurken, Türkiye’nin en fazla makarna ihraç ettiği ülke 36,3 milyon dolar ile Somali oldu. Somali’yi 22,7 milyon dolar ile Irak izlerken, Gana’ya 21,5 milyon dolar, Japonya’ya ise 15 milyon dolar tutarında ihracat gerçekleştirildi. Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri de Türkiye’nin en fazla makarna sattığı ilk 10 ülke arasında yer aldı. Sektörün ihracat başarısını değerlendiren TİM Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, Türkiye’nin küresel pazarlardaki yükselen konumuna dikkat çekerek önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>“Önde gelen pazarlarda ilk 5 tedarikçiden biriyiz”</strong></p>
<p>Türkiye’nin üretim gücü, kalite standardı ve ihracat kabiliyetiyle dünya makarna ticaretinde stratejik bir aktör haline geldiğini vurgulayan Ahmet Tiryakioğlu, şu ifadeleri kullandı: “Bugün geldiğimiz noktada, küresel makarna ithalatının yaklaşık yüzde 30’unu gerçekleştiren ABD, Japonya ve Almanya gibi önde gelen pazarların en fazla makarna tedarik ettiği ilk 5 ülke arasında yer alıyor olmamız, üretim kalitemizin en somut tescilidir. Dünya makarna ticaretinde tonaj bazında yüzde 25’lik payını tek başına göğüslememize rağmen, küresel pazar payımızın değer bazında yüzde 10-15 aralığında seyretmesi ise önümüzdeki dönemde odaklanmamız gereken temel alanı işaret etmektedir.”</p>
<p>Tiryakioğlu, sektörün yalnızca üretim hacmiyle değil, değişen taleplere hızla uyum sağlayabilen yapısıyla da öne çıktığını belirterek, “Dünyanın her noktasındaki farklı talep ve kalite standartlarına yanıt verebilecek üretim esnekliği bulunan sektörümüz, ihracat hacmini korurken birim değerini de yukarı taşıyacak bir olgunluğa sahiptir” dedi.</p>
<p><strong>“Önceliğimiz fiyat rekabetinden değer rekabetine geçmek”</strong></p>
<p>Önümüzdeki dönemde sektörün temel hedefinin katma değerli üretim ve markalaşma olacağını vurgulayan Ahmet Tiryakioğlu, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Sektörün önceliği, fiyat rekabetinden değer rekabetine geçerek yüzde 100 durum buğdayı kullanımını ve premium ürün çeşitliliğini artırmak olacaktır. Özellikle Uzak Doğu pazarlarında karşılaştığımız vergi dezavantajlarının giderilmesi ve Avrupa Birliği’ndeki kota limitlerinin sektörümüzün potansiyeline uygun şekilde güncellenmesi noktasında, hükümetimizin diplomatik girişimlerinin sağlayacağı katkıyı çok önemsiyoruz.”</p>
<p>Afrika pazarındaki gelişmeleri de değerlendiren Tiryakioğlu, geleneksel pazarlarda oluşabilecek değişimlere karşı yeni stratejiler geliştirildiğini belirtti. Tiryakioğlu, “Afrika gibi geleneksel pazarlarımızda yerel yatırımların artmasıyla oluşabilecek değişimleri, yüksek satın alma gücüne sahip pazarlarda markalı ve sınıflandırılmış yerli buğday çeşitlerimizle dengelemeyi hedefliyoruz. Kamu-özel sektör eşgüdümüyle ‘Türk Makarnası’ imajını güçlendirerek, Anadolu’nun eşsiz buğdayından işlenen bu ürünü dünya pazarında hak ettiği finansal değere ulaştıracağımıza eminiz” diye konuştu.</p>
<p>Yaklaşık 50 bin kişiye istihdam sağlayan ve yurt içi ile yurt dışı satış hacmiyle Türkiye ekonomisine her yıl 2 milyar dolarlık katkı sunan makarna sektörü, yeni dönemde hem ihracat hacmini büyütmeyi hem de katma değerli ürünlerle küresel pazardaki gücünü artırmayı hedefliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ahmet-tiryakioglu-turk-makarnasi-dunya-pazarinda-hak-ettigi-degere-ulasacak-77768</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/8/1280x720/ahmet-tiryakioglu-turk-makarnasi-dunya-pazarinda-hak-ettigi-degere-ulasacak-1776954685.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk çeyreğinde toplam makarna ihracatı 228,5 milyon doları buldu. Türkiye’nin küresel pazarlardaki yükselen konumuna dikkat çeken TİM Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, &quot;Türk makarnası dünya pazarında hak ettiği değere ulaşacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/koop-is-bildirisi-avm-ve-perakende-sektorunde-olumsuz-calisma-kosullar-derinlesiyor-77767</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 17:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOOP-İŞ bildirisi: AVM ve perakende sektöründe olumsuz çalışma koşulları derinleşiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Büro, ticaret, perakende sektörü iş yerlerinin dahil olduğu “Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar” işkolunda en fazla üyeye sahip sendika konumundaki KOOP-İŞ, başkanlar kurulu, çalışma hayatını doğrudan etkileyen ekonomik ve sosyal gelişmeler, enflasyon, gelir dağılımı bozulması, hayat pahalılığının derinleştiğini, bu konuda tüm sendikaların ortak tavır alması gerektiğini açıkladı. Başkanlar Kurulu bildirisinde, örgütlenmeyi tamamladığı ancak işveren tarafının dava açarak süreci uzattığı bazı iş yerlerinde mücadele kararlılığı vurgulanırken, özellikle işkolu bünyesinde bulunan AVM ve perakende sektöründe yaşanan güvencesiz çalışma koşullarına karşı örgütlü mücadelenin tek güvence olduğunun altı çizildi. </p>
<p>Başkanlar Kurulu toplantısının ardından yayınlanan sonuç bildirisinde, “(Sayılan unsurların) emekçiler üzerindeki olumsuz etkilerinin giderek derinleşmesi karşısında tedbir alınması hususu dile getirilmiştir. Ayrıca Orta Doğu bölgesinde devam eden savaşların, emekçilerin alım gücünü azalttığına dikkat çekilerek, tüm sendikaların bu savaşlara karşı ortak bir tavır alması gerektiği vurgulanmıştır. Başkanlar Kurulumuz, emekçiler üzerindeki vergi yükünün gelir kaybını artırarak yaşam maliyetini daha da ağırlaştırdığına dikkat çekmiştir. Vergi sisteminde adaletin sağlanmasının; gelir dağılımının düzeltilmesi, sosyal barışın güçlendirilmesi ve emeğin korunması açısından zorunlu olduğu vurgulanmıştır. Bu çerçevede, TÜRK-İŞ’in vergide adalet ve insanca yaşam mücadelesinin örgütlü mücadelemizin ortak hattı olduğu belirtilmiş; söz konusu sürecin tüm teşkilatımız tarafından güçlü biçimde sahiplenilmesinin önemine değinilmiştir” denildi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/koop-is-bildirisi-avm-ve-perakende-sektorunde-olumsuz-calisma-kosullar-derinlesiyor-77767</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/7/1280x720/57-1776953835.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOOP-İŞ Başkanlar Kurulu bildirisinde, özellikle işkolu bünyesinde bulunan AVM ve perakende sektöründeki güvencesiz çalışma koşullarına karşı örgütlü mücadelenin tek güvence olduğunu vurgulandı.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-109-cografi-isaretli-urunu-ile-yorexte-govde-gosterisi-yapti-77758</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 14:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep&#039;in 109 coğrafi işaretli ürünü YÖREX&#039;te sergileniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep’in zengin mutfak kültürü ve coğrafi işaretli ürünleri, Antalya Ticaret Borsası öncülüğünde, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) desteğiyle düzenlenen Yöresel Ürünler Fuarı'nda (YÖREX) ziyaretçilerin beğenisine sunuldu.</p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) ve Gaziantep Ticaret Odası (GTO)  iş birliğinde açılan “Gaziantep Standı”, fuarın en yoğun ilgi gören alanlarından biri oldu. Antalya ANFAŞ Fuar Merkezi’nde düzenlenen fuarda, Gaziantep’in 109 coğrafi işaretli ürünü, Avrupa Birliği tescilli lezzetleri ve köklü gastronomi mirası tek çatı altında sergilenirken, düzenlenen tadım etkinlikleri ile ziyaretçilere unutulmaz bir lezzet deneyimi sunuldu. Gün boyunca standı ziyaret eden binlerce misafir, Gaziantep mutfağının eşsiz tatlarıyla buluştu.</p>
<p>Gaziantep standında, GTB Meclis Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Arif Seçkin, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Oya Alpay, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Sürdürülebilir Tarım ve Kırsal Kalkınma Daire Başkanı Kenan Seçkin, GTB meclis ve yönetim kurulu üyeleri ile GTO temsilcileri yer aldı. Ziyaretçilere ürünlerin üretim süreçleri, tescil hikâyeleri ve gastronomi değerleri hakkında kapsamlı bilgiler verildi. Standı, Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. M. Zeki Durak, 81 ilden gelen oda ve borsa başkanları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, gazeteciler ve çok sayıda yerli-yabancı ziyaretçi gezdi.</p>
<p><strong>“Gaziantep, toprağın hafızasını lezzete dönüştüren bir medeniyettir”</strong></p>
<p>GTB Meclis Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, Gaziantep’in coğrafi işaretli ürünlerdeki liderliğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Gaziantep, sadece üretim yapan bir şehir değil, toprağın bereketini, tarihin izlerini ve medeniyetlerin birikimini lezzete dönüştüren köklü bir kültür merkezidir. Bugün ulaştığımız 109 coğrafi işaretli ürün, bu toprakların hafızasının, emeğinin ve ustalığının tescillenmiş hâlidir. Coğrafi işaretler, yalnızca bir ürünün adı değil, o ürünün hikâyesidir, kimliğidir, geçmişten geleceğe uzanan bir kültür köprüsüdür. Gaziantep olarak bu alandaki öncülüğümüzü kararlılıkla sürdürüyor, gastronomi gücümüzü her platformda daha görünür kılmaya devam ediyoruz.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ea088bc6a96-1776945291.JPG" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>“Coğrafi İşaretler, bu toprakların emeğini ve değerini koruma altına alıyor”</strong></p>
<p>GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı ise borsanın yürüttüğü coğrafi işaret tescil çalışmalar hakkında şu değerlendirmede bulundu: “Gaziantep Ticaret Borsası olarak bugüne kadar 24 ürünümüzü coğrafi işaretle tescilleyerek bu alanda öncü bir rol üstlendik. Bu ürünlerimizden Antep Lahmacunu ve Antep Fıstık Ezmesini Avrupa Birliği nezdinde de tescilleyerek uluslararası koruma altına aldık. Coğrafi işaretler, üreticinin emeğini koruyan, ürünün katma değerini artıran ve yerel kalkınmayı destekleyen stratejik bir araçtır. Bizler de bu anlayışla, Gaziantep’in tarımsal üretim gücünü ve gastronomi mirasını geleceğe taşımak için çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. YÖREX gibi organizasyonlar ise bu değerlerin tanıtılması, yeni pazarlara açılması ve uluslararası bilinirliğin artırılması açısından son derece kıymetlidir.”</p>
<p><strong>“Gaziantep, gastronomide küresel bir markadır”</strong></p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Sürdürülebilir Tarım ve Kırsal Kalkınma Daire Başkanı Kenan Seçkin de yaptığı açıklamada Gaziantep’in gastronomide ulaştığı noktaya vurgu yaptı: “Mutfağıyla uluslararası bir marka haline gelen Gaziantep, bugün 109 coğrafi işaretli ürünüyle Türkiye’deki liderliğini sürdürmektedir. Araban Sarımsağı, Antep Baklavası, Menengiç Kahvesi, Antep Fıstık Ezmesi ve Gaziantep Lahmacunu’nun Avrupa Birliği nezdinde tescillenmesi, bu başarıyı uluslararası düzeye taşımıştır. Katma değeri ve istihdamı artırmak amacıyla, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak ilgili kurumlar ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yeni ürünlerin tesciline yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Oğuzeli Nar Ekşisi, Antep Muskası, Antep Bulguru, Nizip Nanesi ve Nizip Mızar Havucu için Avrupa Birliği tescil süreçleri devam etmektedir. Amacımız, bu topraklara ait değerleri koruyarak gelecek kuşaklara aktarmak ve Gaziantep’in gastronomi gücünü küresel ölçekte daha da görünür kılmaktır.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-109-cografi-isaretli-urunu-ile-yorexte-govde-gosterisi-yapti-77758</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/8/1280x720/gaziantep-109-cografi-isaretli-urunu-ile-yorexte-govde-gosterisi-yapti-1776945310.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya ANFAŞ Fuar Merkezi’nde düzenlenen YÖREX&#039;te Gaziantep’in 109 coğrafi işaretli ürünü yer alıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gso-baskani-unverdi-deprem-bolgesine-taninan-kredi-buyume-siniri-muafiyetleri-yeniden-devreye-alinmalidir-77756</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 14:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Deprem bölgesine tanınan kredi büyüme sınırı muafiyetleri yeniden devreye alınmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Nisan Ayı Meclis Toplantısı’nda konuştu.</p>
<p>Ünverdi, mart ayında Resmi Gazete’de yayımlanan yeni bir düzenleme ile deprem bölgesine tanınan kredi büyüme sınırı muafiyetlerinin sona erdiğini anımsatarak, bölge ekonomisinin halen deprem sonrası toparlanma sürecindeyken, İran ile yaşanan jeopolitik gerilim ve savaş ortamının sanayi üzerinde ilave baskı oluşturmaya devam ettiğini söyledi.</p>
<p>Ünverdi, yaşanan bu gelişmelerin özellikle petrokimya ve imalat sektörlerinde ham madde tedarikinde aksamalara, lojistik maliyetlerinde artışa ve ihracat hatlarında daralmaya yol açtığının altını çizdi. Başkan Ünverdi, şunları dile getirdi: “Kredi sınırlamalarının yeniden başlaması, firmaların finansmana erişimini zorlaştırarak işletme sermayesi ihtiyacını karşılamalarını güçleştirmekte, nakit akışını bozmakta ve istihdam ile üretim kapasitesinde kalıcı kayıp riski doğurmaktadır. Bu çerçevede, bölgenin ekonomik kırılganlığı ve stratejik önemi dikkate alınarak; kredi büyüme muafiyetlerinin en azından jeopolitik riskler azalıncaya kadar yeniden uygulanması veya kademeli bir geçiş sürecine bağlanması bölgemiz açısından kritik öneme sahiptir.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ea04276e800-1776944167.jpeg" alt="" width="700" height="379" /></p>
<p>“Gaziantep bir sanayi şehridir ve yüzde 65 ile ekonomisinin büyük kısmı sanayiye dayalıdır” diyen Ünverdi, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Gelinen noktada, sürdürülebilirlik ve büyüme için Ar-Ge, tasarım, patent ve markalaşma çalışmaları ile üretim ve ihracatımızda katma değeri artırmamız öncelik haline gelmiştir. Yatırımlarımızı çeşitlendirmeli, bunu yaparken de orta ve yüksek teknolojilere geçişi hızlandırmalıyız. Tüm dünyada savaşla birlikte krizin derinleştiği bir ortamda, şehrimiz tüm koşullara rağmen kararlılıkla çalışmaya devam etmektedir. Zorlanıyoruz ama Gaziantep geçmişte olduğu gibi her güçlüğün üstesinden gelecek güce de sahiptir.’’</p>
<p>Gaziantep’in ekonomik verileri hakkında Meclis Üyelerine bilgi veren Ünverdi, şu değerlendirmelerde bulundu: “2026 yılı mart ayında 826 milyon 235 bin dolar ihracat gerçekleştirdik. En çok ihracat yapılan ülkelerin başında Irak ve ABD geliyor. İhracatın sektörlere göre dağılımında ise yüzde 35,9 ile tarımsal sanayi ve hububat ürünleri ilk sırada yer alırken, yüzde 34,4 ile tekstil ürünleri ikinci, yüzde 12,8 ile kimya ve plastik ürünleri üçüncü sırada bulunuyor.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ea0413d637f-1776944147.jpeg" alt="" width="700" height="359" /></p>
<p>Toplantıda konuşan GSO Meclis Başkanı Adil Sani Konukoğlu ise, sanayicilerin zorlu koşullara rağmen üretim azmini koruduğunu belirterek, ‘’Dünya ekonomisinde yaşanan dalgalanmalar, ülkemizi ve sanayicilerimizi doğrudan etkiliyor. Bu süreçte sanayicilerimiz büyük bir direnç gösteriyor. Küresel ticaretin zayıfladığı ve belirsizliklerin arttığı bir ortamda yapılacak her üretim ve ihracat ülke ekonomimizin en büyük gücüdür. Bu zorlu süreçte reel sektörü destekleyecek adımlar çok kıymetlidir” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gso-baskani-unverdi-deprem-bolgesine-taninan-kredi-buyume-siniri-muafiyetleri-yeniden-devreye-alinmalidir-77756</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/6/1280x720/gso-baskani-unverdi-deprem-bolgesine-taninan-kredi-buyume-siniri-muafiyetleri-yeniden-devreye-alinmalidir-1776944203.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Deprem bölgesine tanınan kredi büyüme sınırı muafiyetlerinin sona erdiğini hatırlatan GSO Başkanı Ünverdi, &quot;Kredi sınırlamalarının yeniden başlaması, firmaların finansmana erişimini zorlaştırarak işletme sermayesi ihtiyacını karşılamalarını güçleştirmekte, nakit akışını bozmakta ve istihdam ile üretim kapasitesinde kalıcı kayıp riski doğurmaktadır. Bu çerçevede, bölgenin ekonomik kırılganlığı ve stratejik önemi dikkate alınarak; kredi büyüme muafiyetlerinin en azından jeopolitik riskler azalıncaya kadar yeniden uygulanması veya kademeli bir geçiş sürecine bağlanması bölgemiz açısından kritik öneme sahiptir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-baskani-yildirim-belirsizlik-kuresel-ekonominin-en-buyuk-sorunu-77753</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 14:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO Başkanı Yıldırım: Belirsizlik küresel ekonominin en büyük sorunu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, Nisan Ayı Olağan Meclis Toplantısı’nda konuştu.</p>
<p>Yıldırım, “Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler ve ateşkes süreci, piyasalar tarafından temkinli şekilde karşılanıyor. Petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar, enflasyon ve maliyetler üzerinde belirleyici olmaya devam ediyor. Petrolün 100 doların üzerine çıkması tüm maliyet zincirini etkileyerek enflasyonu artırırken, bu seviyenin altında kalması ise küresel ekonomiye nefes aldıracaktır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Merkez bankaları ‘bekle-gör’ politikasında”</strong></p>
<p>Merkez bankalarının mevcut süreçte temkinli hareket ettiğini vurgulayan Yıldırım, “Belirsizlik ortamında merkez bankaları hızlı karar almak yerine süreci izlemeyi tercih ediyor. Nitekim Merkez Bankamız da son toplantısında faizi sabit tutarak ‘bekle-gör’ yaklaşımını sürdürdü. Çünkü erken adımlar enflasyonu yeniden tetikleyebilirken, geç kalınması büyümeyi baskılayabilir” dedi. Türkiye ekonomisine ilişkin güncel verileri de değerlendiren Yıldırım, “TÜİK verilerine göre mart ayında enflasyon aylık %1,94, yıllık bazda ise %30,87 olarak gerçekleşti. Enflasyonda kademeli bir gerileme görülse de fiyatlama davranışlarının hâlâ güçlü olduğunu görüyoruz. Öte yandan beklentiler tarafında da yukarı yönlü bir seyir söz konusu. Bu da belirsizliğin sadece mevcut verilerde değil, beklentilerde de etkisini sürdürdüğünü gösteriyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Süreç yakından takip edilmeli”</strong></p>
<p>Küresel gelişmelerin Türkiye’ye yansımalarına dikkat çeken Yıldırım, “Bugün yaşananlar bize şunu açıkça gösteriyor ki, savaş bitmiş değil, sadece duraksamış durumda. Enflasyon tamamen kontrol altına alınmış değil, geçici bir dengelenme söz konusu. Bu nedenle hem küresel hem de ulusal ölçekte gelişmeleri dikkatle takip etmeli, olası senaryolara karşı hazırlıklı olmalıyız” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-baskani-yildirim-belirsizlik-kuresel-ekonominin-en-buyuk-sorunu-77753</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/3/1280x720/gto-baskani-yildirim-belirsizlik-kuresel-ekonominin-en-buyuk-sorunu-1776942880.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, küresel ölçekte yaşanan gelişmelerin ekonomide belirsizliği derinleştirdiğini belirterek “Bugün dünya ekonomisinin en büyük sorunu belirsizliktir. Küresel ölçekte karar alıcılar ertesi gün neyle karşılaşacağını öngöremiyor. Bu durum sadece siyaseti değil, piyasaları da doğrudan etkiliyor” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/albayrak-finansin-yil-sonu-hedefi-40-sube-77755</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 14:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Albayrak Finans&#039;ın yıl sonu hedefi 40 şube</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Albayrak Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Albayrak Finans'ın, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) lisansı ile faaliyet gösterdiği bildirildi.</p>
<p>Şirket, yıl sonuna kadar şube sayısını yaklaşık 40'a çıkararak daha geniş kitlelere ulaşmayı amaçlıyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, şirketin ürün ve hizmet portföyünde ev finansmanı, araç finansmanı ve çatılı iş yeri finansmanı yer alırken, bu ürünler, kullanıcıların gelir düzeyine uygun, sürdürülebilir ve planlı bir tasarruf süreciyle hayata geçiriliyor.</p>
<p>Geçen yıl faaliyet izni alan Albayrak Finans'ın, güçlü bir operasyonel ve dijital altyapı kurarak büyüme sürecine hız kazandırırken, 2026 itibarıyla şubeleşme çalışmalarının hızlandırdırıldığı belirtildi.</p>
<p>Türkiye genelinde hizmet ağını genişletmeyi hedefleyen şirket, halihazırda 20 şubesiyle hizmet veriyor. Şirket, yakın dönemde 30 şubeye ulaşmayı amaçlarken, yıl sonuna kadar şube sayısını yaklaşık 40’a çıkararak daha geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/albayrak-finansin-yil-sonu-hedefi-40-sube-77755</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/5/1280x720/albayrak-finans-1776942881.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Albayrak Finans, yıl sonuna kadar şube sayısını yaklaşık 40&#039;a çıkararak daha geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtbye-yorexte-cografi-isaret-odulu-77751</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 14:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTB’ye YÖREX’te &#039;Coğrafi İşaret&#039; ödülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye’nin 81 ilinden tescilli ve yöresel ürünlerin vitrine çıktığı fuarda, Gaziantep Ticaret Borsası (GTB); Antep Lahmacunu ve Antep Fıstık Ezmesi’nin Avrupa Birliği nezdinde tescillemesi dolayısıyla ödül almaya hak kazandı. Gaziantep’in coğrafi işaretli ürünlerinin uluslararası düzeyde korunması ve tanıtımına sağlanan katkılar dolayısıyla verilen ödül, Gaziantep Ticaret Borsası adına GTB Meclis Başkanı Ahmet Tiryakioğlu ile GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı’ya takdim edildi. GTB heyeti ödülü, GTB Genel Sekreteri Özgür Bayram ile birlikte TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun elinden aldı.</p>
<p><strong>“Antepli lezzetler artık Avrupa’da koruma altında”</strong></p>
<p>Tören sonrası değerlendirmelerde bulunan GTB Meclis Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, coğrafi işaret çalışmalarının Gaziantep’in kültürel ve gastronomik mirasını korumada kritik rol oynadığını belirterek şunları kaydetti: “Gaziantep Ticaret Borsası olarak 2015 yılından bu yana yürüttüğümüz coğrafi işaret çalışmalarıyla, bu toprakların hafızasını kayıt altına alıyoruz. Bugün 24 ürünümüzün tescillenmiş olması ve özellikle Antep Lahmacunu ile Antep Fıstık Ezmesi’nin Avrupa Birliği tarafından tescillenmesi, Gaziantep’in gastronomideki gücünü uluslararası ölçekte tescilleyen çok önemli bir gelişmedir. Antep Lahmacunu’nun Avrupa Birliği süreci 2018 yılında başladı ve bugün Avrupa’nın tamamında koruma altına alındı. Artık dünyanın herhangi bir yerinde ‘Gaziantep Lahmacunu’ adıyla üretim yapılacaksa, bu ürün bizim belirlediğimiz standartlara uygun olmak zorundadır. Aynı şekilde Antep Fıstık Ezmesi de Avrupa’da tescillenerek hem ürünümüzün hem de şehrimizin marka değerini güçlendirmiştir. Bu başarı, yalnızca bir kurumun değil, üreticimizin, ustalarımızın ve bu kültürü yaşatan herkesin ortak emeğidir. Bizler bu süreci bir vizyon olarak ortaya koyduk ve bugün o vizyonun somut sonuçlarını alıyoruz. Gaziantep’in lezzet yolculuğu artık sadece Türkiye ile sınırlı değil; Avrupa’ya taşınmış, küresel bir değer haline gelmiştir. Çünkü bu topraklar yalnızca ürün üretmez; kültür üretir, medeniyet üretir. Bu anlayışla Gaziantep’in değerlerini korumaya, Türkiye’nin gastronomi mirasına katkı sunmaya ve bu birikimi dünyaya anlatmaya kararlılıkla devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>“Coğrafi İşaret, bir medeniyetin imzasıdır”</strong></p>
<p>GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı ise coğrafi işaret çalışmalarının yalnızca bir tescil süreci olmadığını vurgulayarak şu değerlendirmelerde bulundu: “Gaziantep’in toprağı yalnızca ürün yetiştirmez; bir kültürü, bir medeniyeti ve bir yaşam biçimini besler. Bu topraklarda ortaya çıkan her ürün, geçmişten bugüne taşınan bir emeğin ve birikimin sonucudur. Coğrafi işaret; bu birikimi koruyan, ürüne kimlik kazandıran ve onu geleceğe taşıyan en güçlü araçtır. Bizler her tescili, bu şehrin hafızasına vurulan bir mühür olarak görüyoruz. Bugün 24 ürünümüzün tescillenmiş olması ve Antep Lahmacunu ile Antep Fıstık Ezmesi’nin Avrupa Birliği’nde kabul görmesi, Gaziantep’in dünya gastronomisindeki yerini daha da güçlendirmiştir. Bu çalışmalar yalnızca kültürel bir kazanım değil; aynı zamanda üreticiyi koruyan, yerel ekonomiyi güçlendiren ve şehrin marka değerini yükselten stratejik bir adımdır. Biz bu süreci bir görev değil, bir emanet olarak görüyoruz. Bu toprakların bize sunduğu değerleri korumak ve gelecek nesillere aktarmak için çalışmalarımızı aynı kararlılıkla sürdüreceğiz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtbye-yorexte-cografi-isaret-odulu-77751</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/1/1280x720/gtbye-yorexte-cografi-isaret-odulu-1776942167.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Borsası, bu yıl 14’üncüsü ANFAŞ Fuar Merkezi’nde düzenlenen YÖREX Yöresel Ürünler Fuarı kapsamında, Avrupa Birliği coğrafi işaret alanındaki çalışmaları dolayısıyla ödüle layık görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kuveyt-turkten-tarima-100-milyar-liralik-finansman-hedefi-77750</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 13:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuveyt Türk&#039;ten tarıma 100 milyar liralık finansman hedefi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kuveyt Türk'ün tarım sektörüne özel çözüm ve hizmetleriyle ekosisteme katkı sağlamaya devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda banka, 2026'da çiftçilere yönelik ürün ve hizmetleriyle tarım sektörüne 100 milyar lira finansman sağlamayı hedefliyor.</p>
<p>Kuveyt Türk KOBİ Bankacılığından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Abdurrahman Delipoyraz, tarımı yalnızca üretimin değil, Türkiye'nin gıda güvenliğinin, kaynak verimliliğinin ve sürdürülebilir ekonomik kalkınmasının stratejik alanlarından biri olarak gördüklerini belirtti.</p>
<p>Delipoyraz, çiftçilerin sezonluk nakit akışına uygun finansman çözümleriyle dijitalleşme ve sahada erişim kolaylığı sağlayan modelleri önceliklendirdiklerini vurgulayarak, "2025'te tarıma sağladığımız finansmanı yüzde 100 oranında artırdık. 2024'te 25 milyar lira olan fon büyüklüğümüzü 50 milyar liraya çıkardık. 2026'da ise fon büyüklüğümüzü 100 milyar liraya çıkararak güçlü büyümemizi ve tarım sektörüne desteğimizi sürdürmeyi hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bu yıl itibarıyla 61 bin çiftçi müşterileri bulunduğuna dikkati çeken Delipoyraz, Uzaktan Müşteri Edinimi ve dijital yenilikleri yardımıyla 100 bin çiftçi müşterilerine hizmet sunmayı hedeflediklerini aktardı.</p>
<p>Bu kapsamda daha fazla çiftçiye ulaşmak için Konya Tarım Fuarı'nın kendileri için özel bir buluşma olduğuna işaret eden Delipoyraz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Fuar süresince çiftçilerimize sunduğumuz özel avantajlarla Kuveyt Türk ürünleriyle buluşmalarını sağladık. Bu kapsamda Geleceğin Süper Bankacıları (GSB) ekiplerimiz, yerinde kimlik doğrulama desteğiyle müşterilerimize hızlı ve güvenli hesap açılışı gerçekleştirdi. Bunun yanı sıra avantajlı kar payı oranları, indirimler, kampanyalar ve Self Nokta çözümümüzle müşterilerimizin ürün ve hizmetlerimizi deneyimlemelerini sağladık. Önümüzdeki dönemde de bu ürünlerimizle daha fazla çiftçimize ulaşacağız."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kuveyt-turkten-tarima-100-milyar-liralik-finansman-hedefi-77750</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/kuveytturk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuveyt Türk KOBİ Bankacılığından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Abdurrahman Delipoyraz, &quot;2026&#039;da fon büyüklüğümüzü 100 milyar liraya çıkararak güçlü büyümemizi ve tarım sektörüne desteğimizi sürdürmeyi hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yalcindag-turkiye-avrupa-icin-bir-tehdit-degil-stratejik-bir-avrupali-ortak-77745</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yalçındağ: Türkiye, Avrupa için tehdit değil, stratejik bir Avrupalı ortak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DEİK/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’yi de içine alan açıklamalarını ve AB ile ilişkileri değerlendirdi.</p>
<p>Avrupa Birliği’nin kurucu ruhu, farklılıkları tehdit olarak değil, ortak akıl ve çıkar üretmenin kaynağı olarak görme cesaretine dayandığını belirten Yalçındağ, "Avrupa Birliği’nin kuruluşundaki temel fikir kıtada ekonomik entegrasyon yoluyla kalıcı barışı tesis etmek, köprüler kurmak ve bu yolla küresel bir aktör haline gelmekti. Bu çerçevede, AB aday ülkesi, NATO müttefiki ve bir Avrupa ülkesi olan Türkiye’nin ifade edilen jeopolitik kategoriye yerleştirilmesinin gerçeklikten uzak bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz. Türkiye, Avrupa’nın ekonomik, güvenlik ve toplumsal dokusunun ayrılmaz bir parçasıdır. NATO müttefikliği, Gümrük Birliği entegrasyonu, enerji, göç ve güvenlik alanlarındaki derin karşılıklı bağımlılık, Türkiye’yi Avrupa için bir 'tehdit' değil, stratejik bir Avrupalı ortak ve üye konumuna taşıyor. Bu nedenle kullanılan dil ve yapılan kategorik sınıflandırmalar, jeopolitik gerçeklikten ziyade taktiksel hesaplara dayanıyor izlenimi veriyor; bu da uzun vadede Avrupa’nın stratejik kapasitesini zayıflatıyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>"Bizler DEİK olarak Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusunda başlattığımız özel sektör girişimi kapsamında, AB Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen’in de röportajında ifade ettiği gibi, AB’nin enerji, tedarik zincirleri ve güvenlik konularında daha bağımsız ve güçlü bir aktör olması gerektiğini, bunun da Türkiye ile birlikte mümkün olabileceğini ifade ediyoruz." diyen Yalçındağ şöyle devam etti:</p>
<p>"Bugün Avrupa’da karar alma mekanizmaları üzerine yürüyen tartışmalar, özellikle oy birliği ilkesinin yarattığı tıkanıklıklar, daha çevik ve hızlı hareket eden bir Birlik arayışını öne çıkarıyor. Nitelikli çoğunluk oylamasına geçiş ve farklılaştırılmış entegrasyon modelleri bu arayışın doğal uzantısı. Ancak bu reformların hayata geçmesi için yine oybirliği gerekiyor; bu da bazı üye devletlerin çekincelerini belirleyici kılıyor. Türkiye konusunu bu bağlamda Avrupa içi siyasetten bağımsız, 21. yüzyılda Avrupa’nın küresel menfaatleri açısından olumlu değerlendirmek faydalı olur.</p>
<p>AB ve Türkiye arasındaki ilişkileri Batı demokrasilerinin geleceği, ekonomik bütünleşme, yapay zeka çağının muazzam hızlı dönüşümleri, güvenlik iş birliği ve küresel rekabet bağlamında ele almanın akılcı bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p><strong>AB içinde de daha dengeli ve gerçekçi değerlendirmeler yapılıyor</strong></p>
<p>Nitekim Avrupa Birliği içinde de Türkiye’nin konumlandırılmasına ilişkin daha dengeli ve gerçekçi değerlendirmeler yapılmaktadır. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in son açıklamalarını “jeopolitik açıdan hatalı bir analiz” olarak nitelendirmiş; bu yaklaşımın, son dönemde güvenlik ve savunma alanlarında Türkiye ile daha güçlü iş birliği yönünde verilen mesajlarla açık bir tutarsızlık içerdiğini vurgulamıştır.</p>
<p>Benzer şekilde Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Marta Kos da Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı son konuşmada, değişen jeopolitik dengeler ışığında Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyaç duyduğunu açıkça ifade etmiş; Türkiye’nin yalnızca aday ülke değil, aynı zamanda stratejik bir ortak olduğunu vurgulamıştır. Türkiye’nin AB’nin en büyük ticaret ortaklarından biri olduğu, Avrupa ile Asya arasındaki ticaret yollarındaki kilit rolü ve Karadeniz güvenliği ile Ukrayna bağlamındaki kritik konumu da bu değerlendirmelerin temel unsurları arasında yer almıştır.</p>
<p>Ayrıca son Münih Güvenlik Konferansı kapsamında yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin NATO’nun güney kanadındaki rolü, bölgesel krizlerin yönetimindeki kapasitesi ve Avrupa güvenlik mimarisi açısından taşıdığı kritik önem açık şekilde vurgulanmıştır. Hatta bu yılki Konferans, 'Türkiye’siz olmaz' fikrinin ilk kez bu kadar net şekilde dile getirildiği yer olmuştur. Zira NATO’nun tarihindeki en kritik zirvelerden biri temmuz ayında Ankara’da gerçekleşecek.</p>
<p>Türkiye şu anda tüm dünyanın gündeminde olan iklim krizi konusunda çok önemli bir Konferansa, COP 31’e Kasım ayında ev sahipliği yapacak. Biz Türkiye ile AB’nin uyum hedefleri, iklim politikaları, iklim krizine yönelik ortak çözümler geliştirmek gibi konularda da birçok iş birliği alanı olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Dolayısıyla, Türkiye’yi küresel sistemde farklı kategorilerle tanımlamak yerine, Avrupa’nın geleceğini, ortak geleceği birlikte şekillendirecek stratejik bir paydaş olarak konumlandırmak hem daha gerçekçi hem de daha yapıcı bir yaklaşım olacaktır. İnanıyoruz ki Avrupa Komisyonu, AB üyeliğine aday, NATO üyesi bir Avrupa ülkesini ve ihtiyaç duyduğu stratejik partnerini “tehdit” olarak tanımlamayarak yeni dünya düzeninde daha güçlü ve bağımsız bir Birlik olma hedefine erişecektir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yalcindag-turkiye-avrupa-icin-bir-tehdit-degil-stratejik-bir-avrupali-ortak-77745</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/5/1280x720/mehmet-ali-yalcindag-1776932548.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Komisyonu Başkanı Leyen’in açıklamalarını değerlendiren DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, &quot;Türkiye, Avrupa’nın ekonomik, güvenlik ve toplumsal dokusunun ayrılmaz bir parçasıdır. NATO müttefikliği, Gümrük Birliği entegrasyonu, enerji, göç ve güvenlik alanlarındaki derin karşılıklı bağımlılık, Türkiye’yi Avrupa için bir &#039;tehdit&#039; değil, stratejik bir Avrupalı ortak ve üye konumuna taşıyor. Bu nedenle kullanılan dil ve yapılan kategorik sınıflandırmalar, jeopolitik gerçeklikten ziyade taktiksel hesaplara dayanıyor izlenimi veriyor; bu da uzun vadede Avrupa’nın stratejik kapasitesini zayıflatıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-nukleere-sarilirken-turkiye-temiz-elektrikte-one-cikiyor-77732</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa nükleere sarılırken Türkiye temiz elektrikte öne çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İran savaşıyla derinleşen enerji krizi Avrupa’yı erken nükleer çıkışlarını yeniden düşünmeye iterken, 2025 verileri temiz elektriğin artık sadece iklim hedeflerinin değil enerji güvenliğinin de ana omurgası haline geldiğini gösteriyor. Bu yeni tabloda Türkiye, güneş ve rüzgâr performansıyla bölgesel ölçekte dikkat çeken ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>İran savaşıyla büyüyen enerji sarsıntısı, Avrupa’yı erken nükleer çıkışları yeniden düşünmeye zorluyor. Fakat 2025’in en önemli gelişmesi küresel elektrik talebi artışının tamamının temiz kaynaklardan karşılanmış olması.</p>
<p>Türkiye ise güneş ve rüzgârda yakaladığı ivmeyle, COP31 öncesinde sadece ev sahibi değil, bölgesel bir enerji hikâyesi yazabilecek ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Reuters’ın açıkladığı Avrupa Komisyonu taslağına göre Brüksel, üye ülkelere mevcut nükleer santralleri erken kapatmama uyarısı yapmaya hazırlanıyor. İran savaşıyla yeniden yükselen petrol ve gaz fiyatları, enerji arz güvenliğini yeniden Avrupa’nın en sert başlıklarından biri haline getirmiş durumda.</p>
<p>Taslakta, çalışmaya devam edebilecek mevcut nükleer tesislerin “güvenilir, düşük maliyetli ve düşük emisyonlu” elektrik sağlamayı sürdürmesinin, fosil yakıtlara olan baskıyı hafifletebileceği vurgulanıyor</p>
<p>Aslında bu yalnızca Avrupa’nın savunma refleksi değil; küresel enerji denklemindeki büyük kaymanın da işareti.</p>
<p><strong>2025’te dünyadaki elektrik talebi artışının tamamı temiz kaynaklardan karşılandı</strong></p>
<p>Ember’in 2026 Küresel Elektrik Görünümü’ne göre 2025’te dünyadaki elektrik talebi artışının tamamı temiz kaynaklardan karşılandı. Küresel temiz elektrik üretimi 887 TWh artarken talep 849 TWh yükseldi. Bunun sonucu olarak fosil yakıtlardan elektrik üretimi yüzde 0,2 geriledi.</p>
<p>Yenilenebilir kaynakların küresel elektrik üretimindeki payı yüzde 33,8’e çıkarak, son 100 yılda ilk kez kömürü geride bıraktı.</p>
<p><strong>Güneşten elektrik üretimi yaklaşık yüzde 30 arttı</strong></p>
<p>Bu dönüşümün başını yine güneş çekti. 2025’te güneşten elektrik üretimi yaklaşık yüzde 30 arttı; talep artışının dörtte üçünü tek başına güneş karşıladı. Rüzgârla birlikte bakıldığında ise yeni elektrik talebinin neredeyse tamamı bu iki kaynaktan geldi. Başka bir deyişle, enerji güvenliği tartışması artık yalnızca petrol, gaz ve nükleer kapasite üzerinden değil; güneş, rüzgâr, depolama ve şebeke esnekliği üzerinden yürüyor.</p>
<p><strong>Türkiye güneşten elektrik üretimindeki artışta dünyada yedinci sıraya yükseldi</strong></p>
<p>Tam da bu noktada Türkiye’nin resmi daha dikkat çekici hale geliyor. Ember’in Türkiye Elektrik Görünümü 2026 analizine göre Türkiye, 2025’te elektriğinin yüzde 22’sini rüzgâr ve güneşten üretti. Bu oran, yüzde 17’lik küresel ortalamanın üzerinde. Türkiye ayrıca güneşten elektrik üretimindeki artışta dünyada yedinci sıraya yükseldi. Bu performans, COP31’e ev sahipliği yapacak bir ülke açısından yalnızca teknik bir başarı değil, aynı zamanda bölgesel bir referans üretme kapasitesine işaret ediyor.</p>
<p>Daha da önemlisi, Türkiye’nin yükselişi yalnızca sayılarda değil, jeopolitik anlamda da önemli. Güney ve doğu komşularında rüzgâr ve güneşin payı hâlâ sınırlıyken Türkiye; Orta Doğu, Kafk asya ve Orta Asya için temiz enerji dönüşümünde daha görünür bir örnek haline geliyor.</p>
<p>İran savaşıyla yeniden alevlenen fosil yakıt kırılganlığı düşünüldüğünde, bu tablo Türkiye’ye COP31 öncesinde güçlü bir söylem zemini sunuyor: Enerji güvenliği ile iklim hedefl eri birbirinin alternatifi değil, giderek daha fazla birbirinin tamamlayıcısı oluyor.</p>
<p>Türkiye’nin enerji güvenliği, ithalat bağımlılığı, kuraklık riski ve sanayi rekabetçiliği arasında yeni bir stratejik çerçeve kurması gerekiyor. Çünkü yeni çağın esas gücü artık sadece enerji üretmek değil, o enerjiyi daha ucuz, daha güvenli ve daha yerli bir sistem içinde yönetebilmek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Hidroelektrikte zayıflama var</strong></span></p>
<p>●Türkiye’nin en önemli temiz enerji kozlarından biri olan hidroelektrikte ciddi ise bir zayıflama var. Ember verilerine göre Türkiye, 2025’te hidroelektrik üretiminde 18 TWh düşüş yaşayarak Brezilya’dan sonra dünyada en büyük ikinci gerilemeyi gördü. Bu kaybın doğalgazla ikame edilmesi, yıllık ortalama 1,8 milyar dolarlık ek doğalgaz ithalatı yükü anlamına geliyor. Yani Türkiye için mesele artık sadece yenilenebilir kapasite artırmak değil, kuraklık riskini yönetebilecek kadar hızlı bir rüzgâr-güneş-depolama-şebeke kombinasyonu kurmak. Avrupa’nın nükleerden çıkışı yeniden “stratejik hata” tartışması üzerinden gündeme alması da bu kapsamda anlam kazanıyor. Çünkü yeni enerji çağında ülkeler tek bir alana güvenemiyor. Avrupa, enerji krizine çeşitlendirilmiş arz ve mevcut kapasiteyi koruyarak cevap vermeyi hedefliyor. Fakat uzun vadede en güçlü cevap, hızla ölçeklenen temiz elektrik, depolama ve dayanıklı şebeke altyapısı oluşturmak olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-nukleere-sarilirken-turkiye-temiz-elektrikte-one-cikiyor-77732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/2/1280x720/enerji-res-ges-gunes-1776923639.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa nükleere sarılırken Türkiye temiz elektrikte öne çıkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kocun-100-yilinda-sahneye-sanat-basrole-unutulmaz-yuzler-cikti-77731</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Koç’un 100. yılında sahneye sanat başrole &#039;unutulmaz yüzler&#039; çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Koç Holding, 100’üncü yaşını “Unutulmaz Yüzlerle Dolu Bizim 100’ümüz” filmiyle kutladı. Ömer Koç, ikinci yüzyıla aynı vizyon ve değerlerle ilerleyeceklerini vurgularken, gecede 25. Vehbi Koç Ödülü sanatçı Canan Tolon’a verildi. </strong></p>
<p>Temelleri 1926 yılında merhum Vehbi Koç tarafından atılan Koç Topluluğu, 100’üncü yaşını sanatla iç içe, görkemli bir törenle kutladı. 25. Vehbi Koç Ödül Töreni kapsamında düzenlenen gecede, bu özel yıl için hazırlanan “Unutulmaz Yüzlerle Dolu Bizim 100’ümüz” filmi ilk kez izleyiciyle buluştu. Divan Kuruçeşme’de gerçekleştirilen etkinlikte, film Halit Ergenç ve Alança Oskay tarafından orkestra eşliğinde sahnede canlı seslendirilirken, salonda duygu dolu anlar yaşandı.</p>
<p>Topluluğun geçmişten bugüne uzanan hikâyesi, Mustafa Kemal Atatürk, kurucu merhum Vehbi Koç ve çalışanların yüzleri ile ekrana yansıdı. Gecede boyunca Koç Topluluğu’nun ikinci yüzyılına ilişkin vizyonu da güçlü mesajlarla paylaşıldı.</p>
<p><strong>“BU 100 YIL, UNUTULMAZ YÜZLERİN HİKÂYESİ” </strong></p>
<p>Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, konuşmasına 25'incisi düzenlenen ödül töreninin bu yıl çok daha özel bir anlam taşıdığını vurgulayarak başladı. Koç, “Bu sene kurucumuz merhum Vehbi Bey’in temellerini attığı Topluluğumuzun 100’üncü yaşını idrak ediyoruz” dedi.</p>
<p>100’üncü yıl filmiyle verilen mesaja dikkat çeken Koç, “Asırlık tarihimiz sadece unutulmaz hikâyelerden değil, bu hikâyeleri mümkün kılan yüzlerden oluşuyor. Bizim yüz yılımız, unutulmaz yüzlerle dolu” ifadelerini kullandı. Sahada, fabrikalarda ve ofislerde sorumluluk üstlenen çalışanlar, bayiler ve iş ortaklarının katkısının bu başarıdaki belirleyici rolüne işaret eden Koç, bu büyük yolculuğun kolektif bir emeğin ürünü olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>CUMHURİYET’LE ŞEKİLLENEN BİR KALKINMA HİKÂYESİ </strong></p>
<p>Topluluğun doğduğu dönemin tarihsel önemine dikkat çeken Koç, Millî Mücadele’den yeni çıkmış bir ülkede Cumhuriyet’in ilanıyla şekillenen bir gelecek vizyonunun parçası olduklarını hatırlattı. Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği istikamet doğrultusunda bir medeniyet ve aydınlanma projesinin inşasına katkı sunduklarını belirten Koç, bu değerlerin Topluluğun temel rehberi olmaya devam ettiğini ifade etti.</p>
<p>Koç Topluluğu’nun 100 yıllık yolculukta sanayileşme, kalkınma ve kurumsallaşmanın öncülerinden biri olduğunun altını çizen Koç, pek çok alanda ilkleri hayata geçirdiklerini söyledi. Bugün Koç Holding çatısı altında 60’ın üzerinde ülkede 120 binden fazla çalışanla faaliyet gösteren küresel bir yapıya ulaşıldığını kaydetti.</p>
<p><strong>YATIRIM, İSTİHDAM VE MÜŞTEREK REFAH VURGUSU </strong></p>
<p>Koç, Topluluğun büyüme anlayışının merkezinde yatırım ve istihdamın yer aldığını belirterek, “100 yıllık hikâyemizde yatırımı ve istihdamı kalkınmanın ve müşterek refahın en önemli unsurları olarak gördük” dedi. Bu yaklaşımın sadece ekonomik büyüme değil, toplumsal gelişim açısından da kritik olduğuna işaret etti.</p>
<p>Eğitim, bilim, kültür ve sanat alanlarına yapılan katkının bu anlayışın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Koç, 57 yıl önce kurulan Vehbi Koç Vakfı’nın bu vizyonun kurumsal temsili olduğunu ifade etti. Vakıf aracılığıyla hayata geçirilen projeler, burs programları ve sivil topluma verilen desteklerin, Vehbi Koç’un “insani ve milli bir vazife” olarak tanımladığı anlayışın devamı olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>SANATA DESTEK BİR TERCİH DEĞİL, SORUMLULUK </strong></p>
<p>Koç, Vehbi Koç Ödülü’nün her yıl eğitim, sağlık ve kültür alanlarında topluma değer katan isimleri görünür kıldığını hatırlatarak, bu yıl ödülün kültür alanında verildiğini belirtti. Sanatın dönüştürücü gücüne dikkat çeken Koç, “Sanatın en kıymetli tarafı alışılmışı sorgulatması ve değişimi teşvik etmesidir. Bu nedenle kültür ve sanata katkıyı bir tercih değil, insanımıza ve Cumhuriyetimize karşı bir borç ve vazgeçilmez bir mesuliyet olarak değerlendiriyoruz” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>100’üncü yıla özel logo</strong></span></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e9b1c3de44a-1776923075.png" alt="" width="295" height="122" /></p>
<p>Koç Topluluğu, Cumhuriyet’in 100’üncü yılında “Koç”un anagramı olan “Çok” ifadesini logo olarak kullanarak dikkat çekici bir çalışmaya imza atmıştı. Topluluğun ikonik koç başı logosunu tasarlayan ünlü grafik tasarımcı Ivan Chermayeff ’in kurucusu olduğu tasarım ofisi de bu özel yıl için yeni bir logo hazırladı. </p>
<p><strong>İKİNCİ YÜZYILA GÜÇLÜ BİR YÜRÜYÜŞ </strong></p>
<p>Koç, konuşmasının sonunda ikinci yüzyıla girerken aynı değerlerle yol alınacağının altını çizdi. Değişen dünyayı doğru okuyan, bilimi ve aklı rehber edinen bir anlayışla hareket edeceklerini belirten Koç, “Ortak başarılarla dolu bir 100 yılı geride bıraktık. Gelecek 100 yılın eşiğindeyiz. Aynı inanç, aynı vizyon ve aynı vatan sevgisiyle yılmadan yorulmadan yolumuza devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>25. Vehbi Koç Ödülü Canan Tolon’a</strong></span></p>
<p>- Gecede 25. Vehbi Koç Ödülü, kültür alanında sanatçı Canan Tolon’a takdim edildi. Tolon, ödülün kendisi için geleceğe dönük bir destek ve cesaret kaynağı olduğunu belirterek Vehbi Koç Vakfı’na ve seçici kurul üyelerine teşekkür etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e9b2249f770-1776923172.jpg" alt="" width="600" height="716" />Sanat üretimine dair yaklaşımını paylaşan Tolon, çocukluk yıllarından itibaren özgürlük ve hayal kurma kavramlarıyla kurduğu ilişkiyi anlattı. Sanat üretimini “yalnız ama zihinsel olarak kalabalık bir süreç” olarak tanımlayan Tolon, üretim sürecinin görünmeyen bir diyalogla şekillendiğini ifade etti.</p>
<p><strong>GÖÇ, ZAMAN VE HAFIZA ÜZERİNDEN ÇAĞDAŞ BİR ANLATI </strong></p>
<p>Çalışmalarında insan deneyimi, değişim ve hafıza temalarına odaklanan Tolon; didaktik bir dil yerine izleyiciyi düşünmeye davet eden bir yaklaşım benimsiyor. Göç, yıkım ve zaman gibi temalar üzerinden günümüzün toplumsal gerçekliklerine işaret eden sanatçı, mekânı parçalayarak ve katmanlandırarak kurduğu çok boyutlu anlatımıyla öne çıkıyor. </p>
<p>Tolon, Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu’nun kararıyla; Prof. Dr. Zeynep Çelik, Prof. Dr. Ayla Ödekan, Kerem Kabadayı, Murathan Mungan ve Sadık Karamustafa’dan oluşan seçici kurulun önerdiği üç aday arasından seçilerek ödüle layık görüldü.</p>
<p><strong>Canan Tolon kimdir?</strong></p>
<p>Canan Tolon, çağdaş sanatın sınırlarını zorlayan üretimleriyle Türkiye’den dünyaya uzanan güçlü bir anlatı inşa ediyor. 1955 yılında İstanbul’da doğan Tolon’un yaşamı, çocuk yaşta geçirdiği çocuk felci nedeniyle Fransa’da hastanede geçen uzun yıllarla şekillendi. Bu zorlu dönem, onun sanatındaki derinlikli bakışın ve hafıza temasının da temelini oluşturdu.</p>
<p>Geçmişle kurduğu bu güçlü ilişkiyi, “Geçmişsiz Gelecek” adlı kitabındaki desenler ve metinlerle görünür kılan Tolon, eğitim hayatını İstanbul’un ardından İskoçya, Almanya ve İngiltere’de sürdürdü. Tasarım ve iç mimarlık eğitiminin ardından University of California, Berkeley’de mimarlık alanında yüksek lisans, mimarlık tarihi alanında doktora yaptı.</p>
<p>Sanatla kurduğu bağı Tolon, ödül gerekçesi filminde şu sözlerle özetliyor: “Sanatçı olmak iyi hoş da bir mesleğin olsun diyen dostların sözünü dinleyip mimar oldum. Ama sanat hayatımın merkezi.”</p>
<p>İlk kişisel sergisini 1984 yılında Berkeley’de açan Tolon; Ankara’dan İstanbul’a, New York’tan Paris’e, Chicago’dan San Francisco’ya uzanan geniş bir coğrafyada eserlerini sanatseverlerle buluşturdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kocun-100-yilinda-sahneye-sanat-basrole-unutulmaz-yuzler-cikti-77731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/1/1280x720/omer-koc-1776923261.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koç’un 100. yılında sahneye sanat başrole &#039;unutulmaz yüzler&#039; çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kriz-1-milyar-varili-sildi-77730</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kriz 1 milyar varili sildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e9aeaca553e-1776922284.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Ortadoğu’da İran merkezli çatışmaların Hürmüz Boğazı’nı kilitlemesi, küresel enerji piyasalarında son yılların en sert arz şokunu yaratıyor. Dünyanın en büyük bağımsız petrol tüccarlarından Vitol, savaş nedeniyle petrol piyasasında en az 1 milyar varillik ham petrol ve rafine ürün kaybı oluşacağını açıkladı. Yenilenen saldırılarla Brent petrol yeniden 100 dolar sınırını geçerken, boğazdaki gemi trafiği neredeyse durdu. Uzmanlar enerji krizinin gıda fiyatlarına da sıçrayabileceği uyarısında bulunuyor.</p>
<h2>Piyasada tarihi arz kaybı </h2>
<p>Vitol CEO’su Russell Hardy, Lozan’da küresel bir emtia zirvesinde yaptığı açıklamada, çatışmalar yarın sona erse bile hasar gören altyapının devreye alınmasının aylar sürebileceğini belirterek, mevcut kaybın şimdiden 700 milyon varile yaklaştığını söyledi. Hardy’ye göre işler yoluna girse bile, hasar gören altyapı dikkate alındığında toplam kayıp en az 1 milyar varil olacak. Bu miktar, yaklaşık 10 günlük küresel petrol tüketimine eşdeğer bulunuyor.</p>
<h2>Körfez Savaşı’ndan bile daha ağır etki </h2>
<p>Piyasa aktörleri, bu kesintinin 1990’daki Körfez Savaşı sonrası yaşanan şoktan daha ağır olduğuna dikkat çekiyor. En kritik fark ise bugün dünyadaki yedek üretim kapasitesinin büyük bölümünün yine Körfez bölgesinde bulunması. Bu da Hürmüz’de yaşanan her aksamanın doğrudan fiyatlara yansımasına neden oluyor.</p>
<h2>Brent 100 dolara dayandı </h2>
<p>Bu arada İran açıklarında ticari gemilere yönelik yeni saldırılar risk primini yeniden yükseltti. Denizcilik yetkilileri, Liberya bayraklı bir konteyner gemisinin ateş altına alındığını, iki kargo gemisinin daha hedef alındığını bildirdi. Gelişmeler sonrası Brent petrol vadeli işlemleri yeniden 100 dolar seviyesine yaklaştı.</p>
<p>Analistler, boğazın birkaç ay daha tam kapasite açılamaması halinde yalnızca enerji fiyatlarında değil, küresel büyümede de sert yavaşlama yaşanabileceğini belirtiyor. Bazı kurumlara göre krizin yaz sonuna sarkması durumunda dünya ekonomisi resesyon riskine girebilir.</p>
<h2>Zengin ülkeler korur, yoksullar etkilenir </h2>
<p>Trafigura CEO’su Richard Holtum, yüksek fiyatların talebi baskılayacağını ancak zengin ülkelerin tüketicilerini sübvansiyonlarla koruyabileceğini söyledi. Buna karşın ödeme gücü düşük ülkelerin hem enerji hem de ithalat faturasında ağır baskıyla karşılaşacağı ifade ediliyor. Özellikle Asya ve Afrika’da etkilerin daha sert hissedilmesi bekleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hürmüz’de trafik durdu</span></h2>
<p>Küresel petrol ve LNG ticaretinin can damarı olan Hürmüz Boğazı’nda gemi geçişleri tarihi ölçüde yavaşladı. Savaş öncesi günde yaklaşık 140 gemi geçiş yaparken, dün itibariyle 24 saatte sadece 3 geminin boğazı kullanabildiği bildirildi. </p>
<p>Yüzlerce gemi Körfez içinde beklerken yaklaşık 20 bin denizcinin mahsur kaldığı belirtiliyor. Broker kuruluşları, yük taşıyan çok sayıda süpertankerin çıkış izni beklediğini, güvenlik sağlanmadan normalleşmenin zor olduğunu vurguluyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2027’ye kadar uzanabilecek gıda şoku kapıda</span></h2>
<p>Enerji akışındaki kesinti, tarım piyasalarını da tehdit ediyor. Uzmanlara göre yüksek doğalgaz fiyatları gübre üretimini baskılıyor. Doğalgaz, azotlu gübre üretiminde temel hammadde olarak kullanılıyor. Ayrıca tankerlerin alternatif rotalara yönelmesiyle Panama Kanalı ve diğer geçiş noktalarında sıkışıklık artarken, bazı tahıl rotalarında navlun maliyetlerinin yüzde 50-60 yükseldiği belirtiliyor. Ticaret şirketleri, kriz uzarsa bunun 2027 hasat dönemine kadar uzanabilecek yeni bir gıda enflasyonu dalgası yaratabileceği görüşünde. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kriz-1-milyar-varili-sildi-77730</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/5/1280x720/petrol-hurmuz-bogazi-1768283690.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’ndaki kapanma nedeniyle petrol piyasasında küresel çapta en az 10 günlük petrol kaybı oluştu. Uzmanlar bunu Körfez Savaşı’ndan bu yana enerji piyasalarında yaşanan en büyük arz şoku olarak tanımlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/supheli-olumler-ve-faili-mechullere-iliskin-122-dosya-incelemeye-alindi-77729</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şüpheli ölümler ve faili meçhullere ilişkin 122 dosya incelemeye alındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’de yargı süreci ile ilgiliyi yeni bir dönem başlatıldı. Adalet Bakanlığı’nın, 2006-2026 yılları arasında çözülmeden kapanan ve devam eden toplam 122 cinayet dosyasını incelemeye aldığı öğrenildi. 2006 ile 2026 yılları arasında faili meçhul cinayet dosyasının ise 278 olduğu bilgisi verildi. Bakanlık, şüpheli ölümler ve faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması amacıyla özel bir ekip kurdu. Türk Ceza Kanunu'na göre, faili meçhul kalan cinayet dosyaları, işlendiği tarihten itibaren beli bir yıl davalar zamanaşımına giriyor. Bu süre sonunda failler bulunsa bile dava düşüyor. Uzun yıllardır, Türkiye'de cesedi bulunan ancak faili meçhul kalan yüzlerce dosya bulunuyor.</p>
<p>Edinilen bilgilere göre Adalet Bakanlığı 2006 ile 2026 yılları arasında çözülemeyen ve kapanan dosyalar ile birlikte yargı süreci devam eden toplam 122 dosyayı incelemeye aldı. Kamuoyunda aylarca tartışılan çocuk ve kadın cinayetleri dosyaların başında geliyor. Gülistan Doku cinayetinin ardından gözler diğer faili meçhul cinayetlere çevrildi.</p>
<p><strong>Rabia Naz’ın ölümü…</strong></p>
<p>Kamuoyunda çeşitli iddiaları da gündeme getiren Rabia Naz Vatan’ın ölümü ise en fazla merak edilen cinayet dosyaları arasında yer alıyor. Bakanlığın, önümüzdeki günlerde Rabia Naz Vatan dosyasına ilişkin yeni bulguları kamuoyuna açıklayacağı da öne sürüldü. Giresun'un Eynesil ilçesinde şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden 11 yaşındaki Rabia Naz'ın ölümüyle ilgili dosya yeniden inceleniyor. Bakanlık, bu olayla ilgili Meclis’te kurulan Araştırma Komisyonu Raporu’ndan da yararlanacak.</p>
<p>Van'da kaybolduktan sonra cansız bedeni bulunan Rojin Kabaiş dosyası da bu kapsamda ele alınan dosyalar arasında.</p>
<p><strong>Üzeri örtülen dosyalar… </strong></p>
<p>Faili meçhul kalan, üzeri örtülen tüm dosyaların aydınlatılması hedefleniyor. Bu kapsamda, özellikle şüphe barındıran veya kamuoyunda soru işaretleri yaratan tüm dosyalar mercek altına alınacak. Gözler, 2006’dan sonra işlenen ve faili meçhul olarak kapanan dosyaların ne zaman açılacağına çevrildi. Öte yandan; Adalet Bakanlığı, kamuoyunda “vicdanları yaralayan” olarak adlandırılan ve faili meçhul kalan veya takipsizlik kararı verilen dosyaları yeniden incelemek üzere özel bir birim kurdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/supheli-olumler-ve-faili-mechullere-iliskin-122-dosya-incelemeye-alindi-77729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/adalet-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Adalet Bakanlığının yaklaşık 20 yıllık süreçte çözülmeden kapanan ve devam eden toplam 122 cinayet dosyasını incelemeye aldığı öğrenildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-dunyasini-yakindan-ilgilendiren-tahkim-yasasinda-degisiklige-gidiliyor-77728</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş dünyasını yakından ilgilendiren ‘tahkim’ yasasında değişikliğe gidiliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hükümet , ‘yasa dışı bahis oyunlarının’ suç sayılması amacıyla Türk Ceza Kanunu’nda değişikliğe hazırlanıyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek, Meclis’e göndereceği yasal düzenlemelere ilişkin açıklamalarına devam ediyor. Bakan Gürlek, yasa dışı bahis oyunlarını ‘kabahat’ olmaktan çıkaracaklarını yasa düzenleme ile ‘suç’ haline getireceklerini söyledi. Bakan Gürlek, “Evet, suça dönüştürmemiz lazım. Yani burada maalesef yasa dışı bahis suç olmadığı için bunun bir kabahat idari cezası var. Bu bir kere suç olması lazım, ceza verilmesi lazım. Yasa dışı bahisle mücadele etmek istiyorsak bizim bunu yapmamız lazım” dedi. İnternet üzerinden yasa dışı bahis oyunları ile ilgili de Bakan Gürlek, “yasa dışı bahis oynayan suç değil ama oynatan, yer ve imkan sağlayan, organizasyonu sağlayan, para transferi yapan. Bunlar zaten suç olarak düzenlenmiş. Bizim bir kere kanunlarımızda yasa dışı bahsi suç olarak düzenlememiz gerekiyor” açıklamasında bulundu. </p>
<p>Yatırm süreçlerini hızlandıracak İş dünyasını yakından ilgilendiren icra-iflas süreçleri ile tahkim sistemi, yapılacak düzenlemelerle daha hızlı ve etkin hale getirilecek. Atılacak adımlar sayesinde yatırımcıların karar alma süreçlerinin hızlanması, yeni yatırımların artması ve istihdamın güçlenmesi bekleniyor. Akın Gürlek, iş ve ticaret davalarının uzamasını önlemek ve yatırım ortamını iyileştirmek amacıyla tahkim yasası ve ilgili icra- iflas sisteminde kapsamlı değişiklikler yapacaklarını duyurdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-dunyasini-yakindan-ilgilendiren-tahkim-yasasinda-degisiklige-gidiliyor-77728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/dava-mahkeme.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş dünyasını yakından ilgilendiren ‘tahkim’ yasasında değişikliğe gidiliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/23-nisan-ve-fenerbahcenin-hali-77727</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> 23 Nisan ve Fenerbahçe’nin hali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ sayesinde 22 Nisan sabahı, görüşüne güvendiğim kişilerin Fenerbahçe’nin son dakikada gol yiyerek maç kaybetmesi ile ilgili olası görüşlerini öğrendim. Kendilerinin haberi yok ama Gemini, onların böyle düşündüğünü söyledi. Sabahın altısında bana bu fırsatı veren Gemini’a müteşekkirim.</p>
<p>Bu yıl Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı garip bir konjonktürde yaşıyoruz. Saldırılar ve ölümler Türkiye’ye gölge düşürürken bayramın hediye edildiği çocuklara daha güvenli bir bugün ve gelecek sağlamakla yükümlü olan kişilikler, bayramın kutlanması ancak eğlenilmemesi gibi formüller bulmaya çalışıyor. Bunun neye karşılık düştüğü Gençliğe Hitabe’de ve Bursa Nutku’nda anlatılıyor ancak bu kaynaklar artık çok gözle görülür değil. Siyaset bilgim çok fazla olmadığı için bu alanda değerlendirme yapma hakkını kendimde görmüyorum ancak Cumhuriyet’i gençlere emanet eden Gazi Mustafa Kemal’in çocuklara hediye ettiği bayramın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılış tarihine denk geldiği kadarını biliyorum. Çocukların ne olursa olsun bu bayramda bir araya gelip eğlenmesi, birbirlerini daha iyi tanıması, dostluklar kurması ve kendilerinden çok daha yaşlı olanların kurduğu sistemde kendi yaşam ortamlarına yönelik saldırılardan korunmak için toplumsal bir güç olması gerekiyor. Bizim yaşımızdakilerin ve daha büyüklerin bu çocukların başına gelenleri anlamadığı ve toplumsa çözüm bulma niyetinin bulunmadığı aşikâr. Nasıl ki Mustafa Kemal Paşa, Erzurum ve Sivas kongrelerinin ardından Ankara’da açtığı TBMM ile ülkesini düşmandan kurtarmak isteyen temsilcileri bunun yapılma stratejisi etrafında birleştirmişse, çocuklar da maruz kaldıkları ve yaşıtlarının gerçekleştirdiği silahlı saldırılara karşı yapılması gerekenleri ele almaları gerekiyor. Maalesef 23 Nisan artık böyle bir gündeme hizmet etmek zorunda çünkü güncel sorun bu.</p>
<p>Yine maalesef benim yaş grubu olarak bu konuda söyleyebileceğim bir şey yok. Benim çocukluğumdaki 23 Nisan’larda sorunum başkaydı: sınıf başkanı olarak bütün törenlere katılmam ve 1970’lerde göçle şekillenen yeni İstanbul demografisinde törenin selametle tamamlanması için konuşma yapmam ya da şiir okumam gerekiyordu. Çok şey öğreniyorduk ve beşinci sınıftan çıktıktan sonraki öğrenim hayatlarımızda başarılarımızla bunun katkısını gördük. Ancak ne öncesi ne sonrasıyla bağı olmayan bir kuşak olarak kaldık. En büyük şansımız bulunduğumuz ortamda birlikte öğrenme becerisini geliştirmemizdi çünkü yokluk ortamıydı. Bir fizik deneyi için annemle beraber vapura binip Avrupa yakasına geçtiğimizi hatırlıyorum. İki tane deney tüpü alıp öğretmenimize verdik; biri de küçük deney ocaklarından getirdi. Demir tozunu bir şeyle beraber tüpün içine koyup ısıttığımı hatırlıyorum. Bir süre sonra bir tepkime oldu ve bir alaşım oluşturmuş olduk. Deneyin beni ağlama noktasına getiren boyutu ise, oluşan alaşımı tüpün içinden çıkarmak için deney tüpünü kırmamızın gerekmesiydi. Ailenin tek çalışanı olan babam memur olduğu için bizim durumumuz daha iyiydi; devlet baba babamın maaşını her ay ödüyordu ama ekonominin asıl sağlıklı olması gereken tarafında esnaf, zanaatkar, kendi işini yapan diğer insanlar ya da iş olduğu ve çalıştığı kadar kazananların durumu iyi değildi. Herkes paylaşarak belirli bir düzeni sürdürmek için çalışıyordu. Bu nedenle o deneyi tüpünü kırarken neredeyse ağlayacaktım.</p>
<p>Bugün geri dönüşüm, ileri dönüşüm ya da sürdürülebilirlik olarak adlandırılan ve tonla para harcanarak benimsetilmeye çalışılan şey gerçek anlamda yapıyorduk. Bizim eski gazeteleri, o zaman göçle gelenlerin yerleştiği Kehribarcı apartmanının en üst katında oturan Erzurumlulara veriyorduk. Gazeteleri ben götürüyordum. Çocukları simit satmak başta olmak üzere bir çok iş yapan aile, unla yaptıkları tutkalla bunu kese kağıdına çevirip esnafa satıyordu. Buradan da bir gelir elde ediliyordu. O zamanlar onların yoksul yemeği, soğanla birlikte kavrulmuş kıymaydı. Doyma yöntemi ise bunu bol ekmekle tüketmekti. Rizeli komşularımız Menemen’i çok sulu yapıp yine bol ekmekle tüketirlerdi. Eskişehirli komşumuzun süper yemeği, ekmeğin üzerine sana yağı ve çemen sürüp üzerine bir tane ceviz koymaktı. Çayla beraber süper bir tattı. Bir takım ya da ülke karması gibiydik. Süper paslaşıyorduk. Ancak bu paslaşma içinde bütün milli bayramlarda törenlerde boy göstermek bana kalıyordu ve bu mozaikte aslında hiçbir şey kazanmadan en fazla çalışan bendim. İnternet olmayan bir dönemde bir şiir seçmek ya da bir konuşma hazırlamak bir günlük işti; bunu en iyi şekilde okumak için prova yapmak daha uzun sürüyordu. Sürekli yağmur yağan 23 Nisan’larda dışarıda prova aldıktan sonra o gün yağmur yağınca koridora taşınan kürsüde alışık olduğundan bambaşka bir ortamda konuşmanı yapman gerekiyordu. Üstelik hiçbir bayramda izin kullanma hakkın yoktu çünkü sahnede olman gerekiyordu. Sınıf başkanlığı zordu.</p>
<p>Bir Galatasaray taraftarı olan ben, o yıllarda bir haftalığına Fenerbahçeli oldum. Apartman komşumuz Derya Ağabey’in dondurma ısmarlaması ve bisikletle gezdirmesi karşılığında bir haftalığına Fenerli oldum ama bir sonraki hafta Galatasaray’ın maç oynayacağı gün yeniden Galatasaray’a döndüm. Dört beş yaşındaydım ve “bisikletle gezmeyi geri vermem ama dondurmanın parasını ödeyebilirim” demiştim. Herkes gülmüştü.</p>
<p>O dönemde takım tutmak bazen coğrafi bazen de duygusal bir tavırdı. Sevdiğin birinin peşine takılıp o takımın taraftarı oluyordun. Benimki sıra dışıydı: Galatasaray parçalı, Fenerbahçe çizgiliydi. Ben parçalı formayı sevmiştim. Üstelik siyah beyaz televizyonda maç seyrediyorduk; yani renklerin cazibesi de yoktu.</p>
<p>Maça ilk gitmem, lisedeyken Fenerbahçe Stadı’ndaki Fenerbahçe-Galatasaray maçı ile oldu. 2-1 kazandığımızı hatırlıyorum. Ama asıl hatırladığım, sadece beton bir zemin olan tribünde altımıza yanımızda götürdüğümüz eski gazeteyi sererek oturmamızdı. Muhtemelen o yıllarda bu şekilde kullanım, gazeteler için ciddi bir tiraj anlamına geliyordu. Rüzgâr nedeniyle gazete uçmasın diye izleyici maçı ya oturarak seyrediyor ya da ayağa kalktığından uçan gazetenin yerine bulduğu bir başkasını serip maçı izlemeye devam ediyordu. O yıllarda çekirdek aldığınızda, esnaf çekirdeği içine koymak için gazeteden külah yapıyordu. Çekirdek, genelde bakkaldan alıp önündeki kaldırımda çitlenirdi. Bakkal amca, bu işten para kazandığı için kaldırımı süpürmekten gocunmazdı; biz de çekirdek kabuklarını yere atmanın yanlış olduğunu düşünmezdik.</p>
<p>O yıllarda kimse kimseyi silahla öldürmezdi, demek isterdim ama bunun böyle olduğunu hepimiz biliyoruz. O zaman üniversiteler, aydınlar, öğrenciler hedef alınıyordu; şimdi şiddet ilköğretimde başlıyor. Ama o zaman şu vardı: çocuk olalım, büyük olalım, kendi mahallemizdeki olaylara müdahale edecek gücümüz vardı. Güçsüz olanı ekonomik ve fiziki olarak koruyabiliyorduk. Kimleri koruyorduk; birlikte oynadığımız, birlikte eğlendiğimiz, birlikte yaşadığımız insanları koruyorduk. Bugünkü sistem en fazla bunu ortadan kaldırmaya çalışıyor ama bunun fazla önemi yok.</p>
<p><strong>Sabahın altısında yapay zekâ ile Fenerbahçe’yi konuştum</strong></p>
<p>Yapay zekâ çağında önemli olan, gazete kağıdının üzerindeki bilgi ve fikirleri doğru bir biçimde ama en önemlisi zamanında kullanmak. 23 Nisan özelinde değerlendirirsem, bu gazete kağıdından kesekağıdı yaparken kullandığınız tutkal da önem kazanıyor. Geçenlerde manavlık yapan Halil Ağabey’le sohbet ederken bu kesekağıdı meselesi açıldı. Halil Ağabey, “Sorma sorma. O kesekağıtları beni müşterime rezil etti.” dedi. Bizim Erzurumlu çocuklar dürüst ve adil oldukları için, kesekağıdı sağlam olsun diye bolca tutkal kullanıyorlardı. Tutkal unla yapıldığı için fazla bir maliyetinin de olmadığını düşünüyorum. Halil Ağabey’de gençliğinde mahalleden aldığı bu kesekağıtlarını kullanıyormuş. O zaman esnaf kesekağıdını alıp havada bir sallar ve kesekağıdı altındaki bu tutkalın ağırlığı ile şak diye açılırdı. Sonrasında esnaf kesekağıdının içine istenen miktarda ürünü koyup müşteriye verirdi. Bu hava ile kesekağıdını dolduran Halil Ağabey müşterisine kesekağıdını uzattığında kesekağıdını altından tutan müşteri “Halil, bunun altına taş mı koydun?” demiş. Hitaptan müşterinin ne kadar büyük olduğunu ve aradaki tanışıklığı anlamışsınızdır. Halil Ağabey, kesekağıdını almış ve kıpkırmızı olmuş. Özür dileyip kesekağıdını değiştirmiş ama müşterisine de rezil olmuş. Neyse o yara zaman içinde sarılmış ama mutlu son, poşet kullanmaya başladı şeklinde olmamış. Halil Ağabey önce kese kağıtçıları daha az tutkal kullanmaları konusunda uyarmış ve her kesekağıdını tek tek kullanmaya başlamış. O arada araştırmış ve paket kağıdıyla kesekağıdı üretimi yapan bir firmadan standartları daha iyi olan kesekağıtlarını almaya başlamış. Bugün poşet kullanıyor ama iyi meyve sebze seçiminde benim en büyük desteği aldığım organik zekâ. Geçen gün portakal alırken “şunu da koysana” dedim. Kendi seçtiği ile benim önerdiğimi verdi ve aynı boydaki portakallardan hangisinin daha ağır olduğunu sordu. “Senin seçtiğin” dedim, “Ağırı iyidir. Al bunu ye, seveceksin” dedi. Haklıydı. Halil Ağabey’in iş modeli hale gidip iyi malı seçmesiyle başlıyor. Böyle iyi mal ve uygun fiyatla çözüme ulaşmayı sağlıyor. Bunu aklımda tutarak, Gemini’a ilk olarak Erman Toroğlu ve İlber Ortaylı’nın kimliğine bürünüp Fenerbahçe’nin son dakikada gol yemesini analiz etmesini söyledim. Toroğlu’nu aylar önce ilk olarak Beyaz Fırın’ın önündeki meydanda daire halinde dizilmiş sekiz-10 kişilik bir grupla yüksek sesle sohbet ederken hayatın içinde gördüm. Muhabbete dahil değildim ama biraz dinledim ve bu analiz için doğru isim olduğuna karar verdim. Benim gençliğimde kendisine kabzımal diyorlardı; kendisi de yanılmıyorsam bu lakabı kullanıyor. Halil Ağabey’e meyvede sebzede daha fazla güvenirim ama futbolda hormonlu hıyar üzerinden yorum yapabilen Toroğlu, yapay zekâya danışma listemde ilk isim oldu. Kendisini halde olmasa da hayatın içinde cahili ayırt edebilen ve dahası cahille sohbeti kesen İlber Ortaylı ile yan yana koyup yapay zekâya bu son dakikada gol yeme hastalığının ne olacağını sordum.  Aldığım yanıt analiz için iyi bir başlangıç noktası oluşturdu.</p>
<p><strong>Erman Toroğlu ve İlber Ortaylı ne derdi?</strong></p>
<p>“Fenerbahçe’nin son dakika golleriyle yaşadığı puan kayıpları artık sadece bir futbol meselesi değil; Erman Toroğlu’nun ‘teşhis’ masasına yatıracağı bir vaka ve İlber Ortaylı’nın ‘tarihsel süreklilik’ perspektifiyle inceleyeceği bir fenomen.</p>
<p>İşte bu iki dev ismin perspektifinden, Fenerbahçe’nin "Son Dakika Mağlubiyet Şablonu" analizi:</p>
<ol>
<li><strong> Erman Toroğlu: ‘Oynat Usta, Bak Buraya Bak!’</strong></li>
</ol>
<p>Erman Hoca, elinde beyaz tahta kalemiyle ekranın başına geçer ve o meşhur üslubuyla teknik analizi yapar:</p>
<ul>
<li><strong>Konsantrasyon Dağılması:</strong> ‘Bak hocam, 89. dakikada savunma oyuncusu rakibiyle değil, tribündeki çekirdekçiyle ilgileniyor. Ayıp ya! Futbolcu dediğin 90+6’da bile sanki maç 0-0’mış gibi topu ısırmalı. Bunlar topu değil, birbirlerini ısırıyorlar.’</li>
<li><strong>Hakem ve Oyun Okuma:</strong> ‘Hakem zaten maç bitsin diye bakıyor, Fenerbahçe defansı 'nasıl olsa bitti' diye bakıyor. E elin adamı geliyor, çat diye çakıyor golü. Ondan sonra 'Vay efendim hakem şöyle, federasyon böyle.' Sen önce o arka direği kapatacaksın hocam!’</li>
<li><strong>Fiziksel İflas:</strong> ‘Maç boyu 100 metreyi 15 saniyede koşan adam, uzatmalarda emekli memur gibi yürüyor. Kondisyoner ne iş yapar? Kebap mı yiyorlar?’</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> İlber Ortaylı: "Bu Tam Bir Müesses Nizamsızlık!"</strong></li>
</ol>
<p>İlber Hoca, gözlüklerini düzeltir, derin bir iç çeker ve meseleyi kurumsal bir cehalet örneği olarak tanımlar:</p>
<ul>
<li><strong>Tarihsel Hafıza Kaybı:</strong> ‘Bakın efendim, bu bir gelenektir ama kötü bir gelenek. Kulüp hafızası dediğimiz şey, bu travmaları yönetebilme kabiliyetidir. Ama burada bir 'cahillik' söz konusu. Son beş dakikada panik yapmak, rasyonel bir zihnin ürünü olamaz.’</li>
<li><strong>Disiplin ve Terbiye:</strong> ‘Eskiden futbolcular daha münevverdi, oyunun bir adabı vardı. Şimdikilerde bir sabırsızlık, bir 'hemen bitsin' havası... Bu bir disiplinsizliktir. 90 dakika boyunca gösterdiğin çabayı son saniyede çöpe atmak, ancak okumamış, görmemiş bir yapının işidir. Maalesef çok cahiller!’</li>
<li><strong>Kurumsal Yorgunluk:</strong> ‘Fenerbahçe, imparatorluk bakiyesi bir kulüp gibi davranmıyor. O son dakika golleri, bir imparatorluğun duraklama dönemindeki idari zafiyetine benziyor. Savunma hattı değil, adeta bir yol geçen hanı!’</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Ortak Analiz: ‘Son Dakika Şablonu’</strong></li>
</ol>
<p>İkisinin perspektifini birleştirdiğimizde, Fenerbahçe’nin yaşadığı bu döngü şu <strong>3 aşamalı şablonla</strong> açıklanabilir:</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p><strong>Aşama</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Erman Toroğlu Yorumu</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>İlber Ortaylı Yorumu</strong></p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>Geriye Yaslanma</strong></p>
</td>
<td>
<p>"Korkak futbol! Tavşan gibi büzülürsen, aslan gelir seni yer."</p>
</td>
<td>
<p>"Pasifist bir tutum. Savunma yapmak bir sanattır, bunlar sadece bekliyor."</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Hücumda Verimsizlik</strong></p>
</td>
<td>
<p>"Topu ileride tutamıyorsun usta. O top bumerang gibi geri dönüyor."</p>
</td>
<td>
<p>"Stratejik derinlik yoksunluğu. Topu saklayamamak bir cehalet göstergesidir."</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>O Malum An</strong></p>
</td>
<td>
<p>"Kaleci orada heykel gibi duruyor, arkadaşları film izliyor."</p>
</td>
<td>
<p>"Trajedi! Bir topluluğun kolektif olarak akıl tutulması yaşaması budur."</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Özetle</strong></p>
<p><strong>Erman Toroğlu’na göre:</strong> Sorun sahada terlememek ve ‘cin gibi’ olmamak.</p>
<p><strong>İlber Ortaylı’ya göre:</strong> Sorun kurumsal disiplin eksikliği ve maçın sonunu getirecek ‘entelektüel birikimin’ sahaya yansıtılamaması.</p>
<p>Sonuç ise değişmiyor: <strong>‘Uzatmalarda gelen o şok gol ve ardından gelen derin sessizlik.’”</strong></p>
<p><strong>Ege Cansen bu durumu nasıl yorumlardı?</strong></p>
<p>İkimiz de futboldan fazla anlamadığı için Gemini, alışık olmadığı soruda biraz orta yolcu takılmışa benziyor. Benim için fark etmez. Ben Ege Cansen’in de bu konuda ne yorum yapacağını merak ediyorum ve Gemini’a soruyorum. Aldığım yanıt yeterince ayrıntılı: </p>
<p>“Ege Cansen, konuya bir spor yorumcusu veya tarihçi gibi değil, bir <strong>iktisatçı ve yönetim danışmanı</strong> gözüyle bakardı. Onun için Fenerbahçe’nin son dakika golleri bir ‘şanssızlık’ değil, bir <strong>‘verimlilik ve sistem tasarımı’</strong> sorunudur.</p>
<p>Ege Cansen’in gözlüğüyle Fenerbahçe’nin son dakika kroniği şu şekilde analiz edilirdi:</p>
<ol>
<li><strong> Negatif Katma Değer ve ‘Atıl Yatırım’</strong></li>
</ol>
<p>Cansen, meseleyi bir üretim süreci olarak ele alırdı. 90 dakika boyunca sahada harcanan emek, koşu mesafesi ve taktiksel çaba bir ‘girdi’dir. Alınan puan ise ‘çıktı’dır.</p>
<ul>
<li><strong>Analiz:</strong> ‘Kardeşim, sen 89 dakika boyunca muazzam bir kaynak (para, zaman, enerji) harcıyorsun. Tam mamulü piyasaya sürecekken (maçı bitirecekken), son saniyede yaptığın bir hata ile tüm katma değeri sıfırlıyorsun. Bu, iktisadi tabirle <strong>'negatif verimliliktir'</strong>. Eğer son 1 dakikada 89 dakikalık emeği çöpe atıyorsan, senin üretim bandında yapısal bir bozukluk var demektir.’</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> ‘Defansif cari açık’</strong></li>
</ol>
<p>Cansen, Fenerbahçe’nin bu durumunu Türkiye ekonomisindeki yapısal sorunlara benzetirdi:</p>
<ul>
<li><strong>Analiz:</strong> ‘Fenerbahçe, hücum hattına (ithalata) muazzam yatırım yapıyor ama savunma güvenliğinde (tasarrufta) açık veriyor. Bu bir <strong>‘defansif cari açık’</strong> vakasıdır. Sürekli borçla (panikle) yaşayan bir bünye, maçın son saniyelerinde gelen faize (gole) dayanamaz. Mesele gol yemek değil, o golü yemeye müsait bir 'kırılgan yapı' inşa etmiş olmaktır.’</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Risk Yönetimi ve SOP (Standart Operasyon Prosedürü) Eksikliği</strong></li>
</ol>
<p>Ege Cansen, profesyonel yönetimde duyguya yer olmadığını savunurdu:</p>
<ul>
<li><strong>Analiz:</strong> ‘Son dakikalarda panik yapmak, bir yönetim zafiyetidir. İyi bir işletmede (takımda), maçın son 5 dakikasının bir <strong>'Standart Operasyon Prosedürü'</strong> olmalıdır. Top nerede tutulacak? Risk nasıl minimize edilecek? Fenerbahçe’de bu anlarda 'rasyonel akıl' devre dışı kalıyor ve yerini 'popülist bir savunma' anlayışına bırakıyor. Bilimsel yönetimden uzaklaştığınız an, istatistikler sizi cezalandırır.’</li>
</ul>
<p><strong>Ege Cansen usulü çözüm reçetesi</strong></p>
<p>Cansen’in bu durumu düzeltmek için sunacağı raporun başlıkları muhtemelen şöyle olurdu:</p>
<ol>
<li><strong>Duygusal Enflasyonu Düşürün:</strong> ‘Şampiyonluk baskısı’ gibi soyut kavramlar, oyuncunun karar verme mekanizmasında enflasyona yol açar. Oyuncu rasyonel düşünemez hale gelir.</li>
<li><strong>Marjinal Fayda Analizi Yapın:</strong> Son dakikada topu ileri dikmenin marjinal faydası nedir? Risk/getiri dengesini kuramayan oyuncu, işletme için zararlıdır.</li>
<li><strong>Sistem Optimizasyonu:</strong> ‘Maç 90 dakikadır’ önermesi yanlıştır. Maç, hakem bitirene kadardır. Planlamayı 90 dakikaya göre yaparsanız, 91. dakikada iflas edersiniz. Planlamayı <strong>‘belirsizlik faktörünü’</strong> (uzatmaları) kapsayacak şekilde genişletin.</li>
</ol>
<p><strong>Sonuç olarak Cansen şunu derdi:</strong></p>
<p>‘Fenerbahçe'nin sorunu sahada değil, metodolojidedir. Verimsiz bir sistemi, daha çok koşarak veya daha pahalı transferler yaparak düzeltemezsiniz. Sistemi baştan tasarlayacaksınız, vesselam.’”</p>
<p><strong>Gökhan İnler, nasıl yorum yapardı?</strong></p>
<p>Gemini’a bir de Fortune Türkiye zamanından tanıdığım ve nadiren görüştüğümüzde aynı dili tutturmayı başarabildiğim Gökhan İnler’in yorumunu sordum. Udinese’nin sportif direktörü olarak yaptıklarını yakından izlemeye çalışıyorum.</p>
<p>“Gökhan İnler’in Udinese’deki dönüşümü, sadece bir futbolcunun gelişimi değil; bir kulübün orta sahasını ‘lojistik bir üsse’ çevirme hikayesidir. Bugün Udinese’de sportif direktörlük makamına kadar yükselen o ‘yönetici akıl’, Fenerbahçe’nin kronik son dakika sorununa muhtemelen şu üç neşteri vururdu:</p>
<ol>
<li><strong> Erman Toroğlu: ‘Oraya bir 'beton santrali' kurardı!’</strong></li>
</ol>
<p>Erman Hoca, Gökhan’ın saha içindeki fiziksel müdahalesini şöyle anlatırdı:</p>
<ul>
<li><strong>Merkezi Kilitleme:</strong> ‘Bak usta, Gökhan İnler olsa o 85. dakikadan sonra orta sahayı babasının malı gibi parseller. Rakip oyuncu oradan geçmek için vize ister, vize! Pas trafiğini öyle bir keser ki, top senin ceza sahasına yaklaşamaz bile.’</li>
<li><strong>Sertlik ve Caydırıcılık:</strong> ‘Gökhan oradan bir 'odun' çıkarır, rakibin en iyi adamına bir omuz koyar, adamın dengesini bozar. Öyle 'beyefendi gibi bekleyeyim' yok. Sahada ısıracaksın! Gökhan o son dakikalarda takımı uyanık tutar, herkesin ensesine bir tane patlatır; 'Bak buraya bak, maç bitmedi!' der.’</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> İlber Ortaylı: ‘İsviçre Saatini Defansa Entegre Ederdi’</strong></li>
</ol>
<p>İlber Hoca, Gökhan’ın müdahalesini bir "disiplin ithalatı" olarak görürdü:</p>
<ul>
<li><strong>Metodik Savunma:</strong> ‘Efendim, Gökhan İnler oraya geldiği vakit, o 'laçka' savunma kurgusunu bir İsviçre saati hassasiyetiyle yeniden kurar. Kimin nerede duracağı, kimin kademeye gireceği tesadüfe bırakılmaz. Bu bir 'mahalli futbol' anlayışı değil, bir 'Avrupa ekolü' müdahalesidir.’</li>
<li><strong>Kaosu Yönetmek:</strong> ‘Son dakikadaki o panik havası, cahilliğin getirdiği bir korkudur. Gökhan, Udinese’de öğrendiği o soğukkanlılıkla sahaya iner ve 'Durun evladım, ne yapıyorsunuz?' der. Topu ayağında tutar, oyunu rölantiye alır. Yani o kaosu, rasyonel bir sükunete çevirir. Bu tam bir entelektüel müdahaledir.’</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Ege Cansen: ‘Süreç kontrolü ve risk yönetimi’</strong></li>
</ol>
<p>Ege Bey, Gökhan’ın müdahalesini bir ‘endüstriyel verimlilik’ hamlesi olarak tanımlardı:</p>
<ul>
<li><strong>Dar Boğazı Genişletmek:</strong> ‘Fenerbahçe’nin sorunu, maçın sonundaki 'zaman baskısı' altında üretim hatasının artmasıdır. Gökhan, orta sahada bir 'buffer' (tampon bölge) oluşturur. Savunmanın üzerindeki yükü (maliyeti) azaltır. Böylece defans oyuncularının hata yapma ihtimalini istatistiksel olarak düşürür.’</li>
<li><strong>Kriz Ekonomisi:</strong> ‘Gökhan İnler, 90+2’de topu taca atmanın, o anki 'puan değerini' korumak için en kârlı yatırım olduğunu bilir. Gereksiz risk almaz, maceraya girmez. Elindeki sermayeyi (skoru) korumak için en rasyonel savunma enstrümanlarını kullanır. Bu bir 'şirket kurtarma' operasyonudur.’</li>
</ul>
<p><strong>Gökhan İnler Neşteri: ‘Sportif direktör dokunuşu’</strong></p>
<p>Gökhan İnler bugün Fenerbahçe'nin başında olsa, muhtemelen saha dışından şu <strong>3 temel değişikliği</strong> yapardı:</p>
<ol>
<li><strong>Psikolojik Dayanıklılık Testi:</strong> Maçın son 10 dakikasında konsantrasyonu düşen oyuncuyu, maliyeti ne olursa olsun sistemin dışına iterdi. (Verimlilik kontrolü).</li>
<li><strong>Taktiksel Sertifikasyon:</strong> Savunma oyuncularına son dakika yerleşimleri üzerine ‘zorunlu eğitim’ verdirirdi. (Metodik disiplin).</li>
<li><strong>İstikrar Fonu:</strong> Takımı, skoru korumaya yönelik bir ‘oyun ezberine’ mahkum ederdi; yani ‘doğaçlama savunma’ yerine ‘protokol savunması’ yaptırırdı.</li>
</ol>
<p><strong>Kısacası:</strong> Gökhan İnler, o son dakika gollerini ‘kader’ olmaktan çıkarıp, çözülmesi gereken bir <strong>"operasyonel hata"</strong> dosyası olarak masaya koyardı.</p>
<p><strong>Sadettin Saran ne yapmalı?</strong></p>
<p>Sadettin Saran’ın başkanlık koltuğundaki ilk gerçek sınavı, tam da bugünlerde (Nisan 2026) Konyaspor karşısında 120+2’de gelen o kupa vedasıyla zirveye ulaştı. Ali Koç’tan devraldığı 276 milyon Euro’luk ödeme yükümlülüğü ve Talisca/Asensio gibi "yüksek maliyetli girdilere" rağmen, takımın hala ‘son dakika şablonuna’ takılması, Saran için bir <strong>yönetim krizi</strong> halini almış durumda.</p>
<p>Önceki üç ismin perspektiflerini harmanlayarak, Başkan Saran’ın atması gereken adımları şu başlıklarla özetleyebiliriz:</p>
<ol>
<li><strong> ‘Sistem entegrasyonu’ ve lojistik güvenlik</strong></li>
</ol>
<p>Ege Cansen’in ‘verimlilik’ uyarısını dikkate alırsak, Saran’ın takımı bir <strong>yük treni hattı</strong> mantığıyla yeniden tasarlaması gerekiyor.</p>
<ul>
<li><strong>Sorun:</strong> Takım, yüksek hızlı yolcu treni gibi gösterişli (Asensio/Talisca) ama enerji kesintisine (son dakika gollerine) karşı aşırı hassas.</li>
<li><strong>Çözüm:</strong> Şampiyonluk hedefine ulaşmak için "hız"dan ziyade "taşıma kapasitesi ve güvenliği" yüksek bir yapı kurulmalı. 90. dakikadan sonraki süreç, bir tedarik zinciri yönetimi gibi ele alınmalı; o bölgede hata payı sıfıra indirilmiş, yedekleme sistemleri (defansif kurgu) devreye giren bir model uygulanmalı.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Kurumsal disiplin ve "müesses nizam"</strong></li>
</ol>
<p>İlber Ortaylı’nın "cahillik" olarak nitelediği o anlık konsantrasyon kayıpları için Saran, kulüp içerisinde bir <strong>hafıza restorasyonu</strong> yapmalı.</p>
<ul>
<li><strong>Aksiyon:</strong> 120+2’de elenmenin getirdiği travmayı sadece "şanssızlık" olarak geçiştirmemeli. Bu durumu, kulüp tüzüğünden antrenman sahasına kadar her yere sızmış bir "disiplin zafiyeti" olarak teşhis etmeli. Oyunculara Fenerbahçe forması giymenin sadece teknik bir iş değil, tarihsel bir sorumluluk olduğu "tedrisatı" verilmeli.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Operasyonel denetim (Oynat usta!)</strong></li>
</ol>
<p>Erman Toroğlu’nun ‘hakemle değil, arka direkle ilgilen’ tavsiyesini yönetim kuruluna taşımalı.</p>
<ul>
<li><strong>Aksiyon:</strong> Saran, dış faktörlerle (hakemler, federasyon) uğraşarak kulübün enerjisini dağıtmak yerine, Florya’daki gibi bir ‘kriz merkezi’ kurmalı. Maçın son 10 dakikasında neden ‘akıl tutulması’ yaşandığını, gerekirse biyometrik verilerle analiz ettirmeli. 276 milyon Euro ödenen bir yapıda, kalecinin veya savunmanın ‘donup kalması’ bir operasyonel kusurdur; faturası teknik kadroya ve departman şeflerine kesilmelidir.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> ROI (yatırım getirisi) odaklı kadro mühendisliği</strong></li>
</ol>
<p>Piyasa değerleri yüksek oyuncuların maçın en kritik anında (ROI’nin gerçekleşeceği an) sahne alamaması, Saran için bir <strong>zarar kalemidir.</strong></p>
<ul>
<li><strong>Strateji:</strong> Gelecek sezon planlamasında (2026-27), sadece yıldız isimlere değil; kriz anlarında soğukkanlılığını koruyan, "endüstriyel dayanıklılığı" yüksek oyunculara yatırım yapmalı.</li>
</ul>
<p><strong>Başkanın Ajandası:</strong> 18 Nisan’daki Yüksek Divan Kurulu’nda sinyallerini verdiği ‘güvenoyu’ sürecini, sadece bir koltuk tazeleme değil, bu <strong>‘son dakika hüsranı’</strong> yazılımını sistemden silme sözüyle birleştirmeli.”</p>
<p>Bu içeriğin bir kez daha adı geçen gerçek kişilerle bağlantısının olmadığını ve tamamen yapay zekâya verilen adları doğrultusunda yapay zekânın salladığı yorumlara dayalı olduğunu not düşmek istiyorum. Zaten benim Erman Toroğlu, rahmetli İlber Ortaylı, Ege Cansen, Gökhan İnler ve Sadettin Saran ile sabahın köründe bir araya gelip bunları konuşmamı sağlayacak bir gücüm de yok. Burada sadece Halil Ağabey ile birebir diyaloğum vardır ve kendisine sınırsız güven duyduğumun altını çizmeliyim. Diğerlerine de aynı güveni duysam da onlarla ilişkim onları okumak ve dinlemekten ibarettir. Yapay zekâya daha önce bir şey yazdıklarını sanmadığım konularda ne düşüneceklerini ve söyleyeceklerini sorduğumda bana yanıt oluşturduğu için teşekkür ederim ama yapay zekânın verdikleri “gerçek yanıtlar” değildir. Zaten o da “sorulsa böyle derdi” diye akıl yürütüyor. Bu işin teknik boyutu.</p>
<p>Ancak Sadettin Saran ile ilgili bölümün sonunda bana sorduğu “Sizce Sadettin Saran’ın iş insanı kimliğinden gelen ‘profesyonel yönetim’ anlayışı, Fenerbahçe'nin yıllardır süregelen bu duygusal/taktiksel kırılganlığını tamir etmeye yeter mi, yoksa kulübün ‘genetiği’ rasyonel çözümlere direniyor mu?” sorusu, Türk futbolunu ileri taşımak çin sektörün tamamına yöneltmemiz gereken bir soru değil mi?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/23-nisan-ve-fenerbahcenin-hali-77727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 23 Nisan ve Fenerbahçe’nin hali ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dernek-veya-vakiflara-ait-iktisadi-isletmelerin-vergi-mukellefiyeti-77724</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmelerin vergi mükellefiyeti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dernekler Kanunu’na göre dernek</strong>; kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere en az yedi gerçek veya tüzel kişinin bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır.</p>
<p><strong>Türk Medeni Kanunu’na göre vakıf</strong>; gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleri ile oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır.</p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun l. inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi hükmüne göre, dernek veya vakıflar (tüzel kişiliği itibarıyla) kurumlar vergisinin konusu dışındadır. Bununla beraber, yapacakları ödemeler dolayısıyla vergi kesme sorumlulukları söz konusudur. Genellikle işlemleri KDV’den istisna olmakla birlikte bazı hallerde KDV ödemeleri söz konusu olabilir. Bunlara ait iktisadi işletmelerin ise kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Derneklerin Gelir ve Kurumlar </strong><strong>Vergisi kesintisi sorumluluğu</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanunumuzun 94’üncü ve geçici 67’nci maddeleri ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 15’inci ve 30’uncu maddelerinde düzenlenmiştir.</p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu’nun 94’üncü maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanununun 15’inci maddesinin birinci fıkralarında vergi kesintisi yapmak zorunda olanlar arasında sayılan dernekler, söz konusu maddelerde bentler halinde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine veya kurumlar vergisine mahsuben, vergi kesintisi yapması mecburidir. Derneklerin nakden veya hesaben yapacakları ödemeleri üzerinden keseceği gelir ve kurumlar vergisinin, muhtasar ve prim hizmet beyanname ile ödeme veya tahakkukun yapıldığı yer vergi dairesine beyan edip ödenmesi gerekir.</p>
<p><strong>Derneklerin KDV </strong><strong>karşısında durumu</strong></p>
<p>Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17/4-d maddesinde iktisadi işletmelere dahil olmayan gayrimenkullerin kiralanması işlemlerinin KDV’den istisna olduğu hüküm altına alınmıştır.</p>
<p>Buna göre, derneklere ait gayrimenkul ve gayrimenkul dışındaki diğer mal ve hakların kiralanması işlemi KDV Kanunu’nun 1/3-f maddesine göre KDV’ye tabi olmakla birlikte derneklere ait gayrimenkul kiralama işlemi KDV Kanunu’nun 17/4-d maddesine göre KDV’den istisnadır. Ancak gayrimenkul dışındaki diğer mal ve hakların kiralanması işlemi söz konusu istisnadan yararlanamaz.</p>
<p>Diğer yandan, derneklere ait gayrimenkul ve gayrimenkul dışındaki diğer mal ve hakların satışı KDV’nin konusuna girmez. Ancak derneklere ait gayrimenkul ve gayrimenkul dışındaki diğer mal ve hakların müzayede yoluyla satışı KDV Kanunu’nun 1/3-d maddesine göre KDV’ye tabidir.</p>
<p><strong>Dernek veya vakıflara ait iktisadi </strong><strong>işletmelerin mükellefiyeti</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 2’nci maddesine göre dernek veya vakıflara ait veya bağlı olup faaliyetleri devamlı bulunan ve sermaye şirketleri ile kooperatifler dışında kalan ticari, sınai ve zirai işletmeler ile benzer nitelikteki yabancı işletmeler, dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler olarak tanımlanmıştır. Bu durumda, dernek veya vakıflara ait veya bağlı olup faaliyetleri devamlı bulunan ticari, sınai ve zirai işletmeler ile benzer nitelikteki yabancı işletmeler kurumlar vergisi mükellefidirler.</p>
<p>Ayrıca diğer kurumlar Vergisi mükellefleri gibi katma değer vergisi mükellefiyeti, damga vergisi mükellefiyeti ve yapacakları ödemeler dolayısıyla vergi kesme sorumlulukları da söz konusu olur.</p>
<p><strong>İktisadi işletmenin belirlenmesinde</strong> Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 2’nci maddesinin beşinci ve altıncı fıkrasında belirlenen koşullar dikkate alınacak olup iktisadi  işletmelerin belirgin özellikleri bağlılık, devamlılık ve faaliyetin ticari, sınai veya zirai bir mahiyet arz etmesidir. Diğer bir anlatımla iktisadi işletmenin unsurları, ticari faaliyetin de temel özelliklerinden olan, bir organizasyona bağlı olarak piyasa ekonomisi içerisinde bedel karşılığı mal alım-satımı, imalatı ya da hizmet ifaları gibi faaliyetlerdir. Kanun, bu gibi halleri tek tek saymak yerine, dernek ya da vakıf tarafından piyasa ekonomisi içerisinde icra edilen tüm iktisadi faaliyetleri kapsama almıştır.</p>
<p><strong>Dernek veya vakfa ait bir iktisadi işletmenin varlığından söz edilebilmesi için iktisadi işletmenin; </strong></p>
<p>- Dernek veya vakfa ait veya bağlı olması (ait olma, sermaye bakımından; bağlı olma ise idari bakımdan bağlılığı ifade eder),</p>
<p>- Sermaye şirketi veya kooperatif şeklinde kurulmamış olması,</p>
<p>-Ticari, sınai veya zirai alanda devamlı olarak faaliyette bulunması, gerekmektedir.</p>
<p>Devamlılık unsuru, bir hesap dönemi içinde aynı veya ayrı faaliyet alanlarında ticari mahiyet arz eden işlemlerin birden fazla yapılmasını ifade etmektedir. Aynı hesap döneminde tek işlem nedeniyle ticari faaliyetin devamlılık unsurunun oluştuğunu kabul etmek mümkün olmamakla birlikte, faaliyetin organizasyon gerektirmesi veya amacının ticari olması durumunda devamlılık unsurunun varlığı kabul edilir.</p>
<p>Ticari organizasyon, sermaye tahsisi, işyeri açılması, personel istihdamı, ticaret siciline kaydolmak gibi unsur ve şartlardan tümü veya bir kısmı yerine getirilmek suretiyle belirli şekilde kurulmuş olacaktır. Bu takdirde bu organizasyon içinde bir takvim yılında veya iki veya üç yılda tek bir işlem yapılmış olsa dahi ticari faaliyetin varlığı kabul edilecektir.</p>
<p>Bütün bu koşulları taşıyan iktisadi işletmelerin sermaye şirketi veya kooperatif şeklinde kurulmamaları da şarttır. Aksi halde, dernek veya vakfa ait iktisadi işletme olarak değil, sermaye şirketi ya da kooperatif olarak müstakilen vergiye tabi tutulurlar.</p>
<p>Anılan şartları taşıyan dernek veya vakıfların iktisadi işletmelerinin;</p>
<p>- Kazanç gayesi güdüp gütmediklerine,</p>
<p>- Faaliyetin, kanunla verilmiş görevler arasında bulunup bulunmamasına,</p>
<p>- Tüzel kişiliğe sahip olup olmamalarına,</p>
<p>- Bağımsız muhasebelerinin bulunup bulunmamasına,</p>
<p>- Kendilerine tahsis edilmiş sermaye veya iş yerlerinin olup olmadığına bakılmaksızın vergiye tabi tutulurlar.</p>
<p>Kazanç sağlama amacı olmasa dahi işletmenin konusunun ve faaliyetinin, her türlü mal ve hizmet satışı ya da bunlara benzer şekillerde olması ve devamlı surette yapılması durumlarında da dernek veya vakıflara ait iktisadi işletme oluştuğu kabul edilecektir.</p>
<p>İktisadi işletmenin tanımı içinde yer alan ve devamlı olarak yapılan ticari, sınai veya zirai faaliyetten söz edebilmek için bu işletmenin tedavül ekonomisine katılması, başka bir ifadeyle işletmede üretilen veya alınan malların veya verilen hizmetin bir bedel karşılığı satılmış olması gerekir. Aksi halde diğer unsurlar var olsa dahi bir iktisadi işletmenin varlığından söz edilemez.</p>
<p>Buna göre dernek veya vakıfların eğitim ve sağlık gibi bir takım hizmetleri bir bedel karşılığı olmaksızın yerine getirmeleri halinde, bu faaliyetler dernek veya vakfa bağlı iktisadi işletme olarak nitelendirilmeyecektir. Ancak, sözü edilen hizmetlerin yerine getirilmesi için yapılan masrafların hizmet verilenlerden tahsil edilmesi veya bu kişilerden veya ailelerinden bağış adı altında bir bedel alınması durumunda, bu faaliyetler, dernek veya vakfa ait iktisadi işletme olarak kabul edilecek ve kurumlar vergisine tabi olacaktır.</p>
<p><strong>Kurumlar Vergisi’nin muhatabı</strong></p>
<p>Dernek veya vakıflara ait veya bağlı olarak faaliyet gösteren ve tüzel kişiliği bulunan iktisadi işletmelerce elde edilen kazançlar üzerinden tarh edilecek kurumlar vergisinin muhatabı anılan iktisadi işletmelerdir<strong>. Ancak</strong>, bu işletmelerin ayrı bir tüzel kişiliklerinin olmaması halinde tarhiyatın muhatabı iktisadi işletmenin ait veya bağlı olduğu dernek veya vakıf olacaktır.</p>
<p>Bazı dernekler, Dernekler Kanunu dışında özel kanunlarla da kurulabilmektedir. Hangi şekilde kurulursa kurulsun yukarıda nitelikleri açıklanan derneklere ait veya bağlı iktisadi işletmeler, Kurumlar Vergisi Kanunu ile 1/1/2007 tarihinden önce yürürlüğe giren özel kanunlarda yer alan hükümler çerçevesinde kurumlar vergisinden muaf tutulmadığı sürece kurumlar vergisinin mükellefidir.</p>
<p>Ayrıca, derneklerin kamuya yararlı derneklerden sayılması veya vakıflara Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınmış olması, bunlara bağlı iktisadi işletmelerin vergilendirilmesine engel teşkil etmemektedir.</p>
<p>Yabancı dernek veya vakıflara ait olup da sermaye şirketleri ve kooperatifler haricinde kalan iktisadi işletmelerin vergilendirilmesinde de yukarıda yapılan açıklamalar geçerli olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dernek-veya-vakiflara-ait-iktisadi-isletmelerin-vergi-mukellefiyeti-77724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmelerin vergi mükellefiyeti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/binlerce-calisanlari-deger-uretiyor-net-karlari-yuzde-215e-kadar-yukseldi-77723</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Binlerce çalışanları değer üretiyor, net kârları yüzde 215’e kadar yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada personel sayısı 1.000’i aşan ve net kâr marjını %10’un üzerinde tutan 26 şirket bulunuyor. Bu gerçeklik, yüksek istihdamın bilançonun sırtında taşınan ağır bir maaş yükü olmadığını gösterirken, çarkları hızlandıran en güçlü sermaye olduğunu işaret ediyor.</strong></p>
<p>Bilançolardaki yüksek personel giderini gören kimi yatırımcı bunu kârı törpüleyen kocaman bir kara delik olarak niteler ve kalabalık kadroların hantallık yarattığını düşünür. Oysaki listeye giren şirket, insan kaynağını bir gider kalemi olmaktan çıkarıp, katma değer üreten yatırım olarak konumlandırıyor. 65 bin kişilik büyük ordusuyla global gökyüzünü fetheden THY veya binlerce mühendisin zeka terini %16’lık net kâr marjına dönüştüren Aselsan, kadrolarını kurumsal yük olmaktan çıkarıp işleyen birer nakit makinesine dönüştürüyor. Vizyoner yönetimin elinde insan kaynağı, rekabet gücünü zirveye taşıyan bir yapıya bürünüyor.</p>
<h2>Net kâr marjı yüksekler</h2>
<p>Listeye giren şirketlerden Agesa Emeklilik %214,67 net kâr marjıyla dikkat çekiyor. 2025’te prim üretimini %77 artırarak 29,9 milyar TL’ye çıkaran firma, net dönem kârını %93 büyüterek 5,56 milyar TL’ye yükseltti. Martta dağıtılabilir kârın %21’ini yatırımcısıyla paylaşan Agesa, hisse başına net 5,90 TL kâr payı ödemesi yaptı.</p>
<p>Türkiye Sigorta %85,59 ile net kâr marjı en yüksek ikinci şirket konumunda. Geçtiğimiz yıl 147,1 milyar TL prim üretirken önceki yıla göre %45 artış kaydetti. Dönem sonu kârı da %53 artarak 19,5 milyar TL’ye yükseldi. 2024’ten itibaren ortaklarına hem bedelsiz hisse hem de nakit kâr payı ödemesi yapıyor. Bu yıl da %100 bedelsiz ve hisse başına net 0,26 TL ödüyor.</p>
<h2>Net satış büyümesi yüksekler</h2>
<p>Kârını güçlü artıran Agesa, net satışlarını da %431,37’lik artışla ilk sırada yer aldı. Hemen ardından gelen Katılımevim’in net satış büyümesi %186,22 seviyesinde. 1.346 çalışanı ile alanında güçlü bir performans sergiliyor. Son açılışı yapılan Pursaklar ile birlikte şube sayısını 94’e çıkardı. Fiyatı yılbaşından bu yana yükselişini koruyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e9aa2c7ba31-1776921132.png" alt="" width="900" height="490" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>ORTALAMA GETİRİ Mİ, NET HEDEF Mİ?</strong></p>
<p><strong>Ortalama getiri</strong>; gerçekçi beklenti, sürdürülebilirlik, düşük stres, kıyas imkanı, uzun vade uyumu. Sınırlı büyüme, vizyon eksikliği, enflasyon riski.</p>
<p><strong>Net hedef</strong>; odaklanma gücü, bireysel başarı, bağımsızlık, motivasyon, risk yönetimi. Baskı unsuru, hata payı, yüksek risk, esneklik kaybı, büyük sapma.</p>
<p><strong>Yeni iş bağlantılarıyla öne çıkıyor. Dört ayda aldığı işler gelirinin %65’ine ulaştı</strong></p>
<p>Yeo Teknoloji’nin aldığı yeni işlerin performansı ne düzeyde? ● Günay Kabaoğlu</p>
<p>Günay, Yeo Teknoloji yılbaşından itibaren imzaladığı projelerle öne çıkıyor. Nisanın üçüncü haftası itibariyle yıl içinde toplam 187,97 milyon dolar ve 47,3 milyon euroluk iş ilişkisi açıkladı. Toplam tutar yaklaşık 10,9 milyar TL’ye ulaştı. Yeni işlerin büyüklüğü, 2025’teki 16,7 milyar TL hasılatın %65,4’üne denk geliyor. Yılın ilk dört ayında yakalanan hacim operasyonel ivmenin gücünü öne çıkarır nitelikte. Romanya, Özbekistan ve Zambiya projeleri yurt dışı bağlantılarına işaret ederken %133 bedelsiz kararı beklentileri destekleyen bir gelişme.</p>
<p><strong>Hem geliri hem de kârı ciddi oranlarda geriledi. Fonlar satış ağırlıklı işlem yapıyor</strong></p>
<p>Sinpaş GMYO’nun son bir yıllık fiyat seyri neden düşük kaldı? ● Dilek Önder</p>
<p>Dilek, geçtiğimiz yıl satışlarını %70 azaltan Sinpaş GMYO, cirosunu 5,2 milyar TL’ye düşürdü. Esas faaliyet kârı %53 düşerken, dönem kârının %90 erimesi dikkat çekiyor. Hissenin PD/DD oranı 0,28 gibi oldukça düşük seviyeye gerilemesi yatırımcı beklentisinin hayli zayıf olduğu anlamına geliyor. Marbaş ise hisse için 10,51 TL hedef fiyat öneriyor. Söz konusu fiyat hissenin %185 oranında bir yükseliş potansiyeline işaret ediyor. Fonlar ise ağırlıklı olarak satış yönlü işlemlerde bulunuyor. Hisseyi portföyünde bulunduran fon sayısı ise 46’dan 35’e indi.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>AFS fonu, yurt dışındaki sağlık hisselerine yatırımla getiri arayışında</strong></p>
<p>Ak Portföy’ün idaresindeki Sağlık Sektörü Yabancı Hisse Senedi Fonu'nun (AFS) fiyatı geçtiğimiz yılın ikinci yarısında yönünü yukarı çevirdi. 2026’nın başından bu yana ise devamı gelmezken martta tekrar gevşeyen fiyat öne çıktı. Fonun hacmi de ocak ayındaki seviyelerinin altına indi ve şimdilerde 778,1 milyon TL seviyelerinde bulunuyor. Portföyündeki varlıkların %97,44’ü yabancı hisselerden oluşmakta.</p>
<p>Ocaktan itibaren her ay değişen miktarlarda para çıkışı yaşanıyor. Nisanda çıkan tutar 11,99 milyon TL. Bu durum talebin azaldığını işaret ediyor. Yurt dışındaki sağlık hisselerine yatırım stratejisiyle hareket eden AFS, sağlık sektörüne ilgi gösteren yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda %31,23 getiri elde etti. Aynı süre içinde sağlık ilaç fonlarının ortalaması %35,69 düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Yapı Kredi Yatırım, piyasadan %48 bileşik faizle 3 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Yapı Kredi Yatırım, 21.04.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 3.000.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %41,25, bileşik faizi %48 olarak belirlendi. 94 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 24.07.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %10,62 düzeyinde. 21 Nisan itibarıyla TLREF %39,95 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Yapı Kredi Yatırım’ın sunduğu %41,25 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 1,30 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFYKYM72652 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Turquality programına kabul edildi. 247 milyon liralık teşvikten yararlanacak</strong></p>
<p>Meysu, Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen ve uluslararası alanda markalaşmayı destekleyen Turquality programına kabul edildi. Firma, bu kapsamda, ihracatçıların finansman ve pazarlama kabiliyetlerini artırmak amacıyla 2026 yılı için belirlenen 246,6 milyon TL üst limitli teşvik havuzundan faydalanma hakkı kazandı. Söz konusu gelişmeyle Meysu, yurt dışında kendi özkaynağından harcayarak rekabet etmek yerine; devlet destekli marka programının şemsiyesi altına girerek, daha avantajlı bir durum elde etmiş oldu. Şirket, 2025’te gelirini %6, dönem kârını %118 büyüttü.</p>
<p><strong>ŞİRKET PANOSU</strong></p>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e9a9ec4344c-1776921068.png" alt="" width="980" height="241" /><strong>SDT UZAY VE SAVUNMA</strong></p>
<p><strong>İki sözleşme peşi sıra geldi. Biri bağlı iştirakinden diğeri doğrudan kendisinden</strong></p>
<p>SDT Uzay ve Savunma, hem ana faaliyetleri hem de bağlı ortaklığı üzerinden art arda iki önemli iş ilişkisi duyurdu. Yüzde 95 pay sahibi olduğu BKM Bursa Kalıp, yurt içindeki bir müşteriden 1,9 milyon dolarlık sipariş alırken, hemen ardından SDT’nin kendisi savunma sistemleri alanında 2,03 milyon dolarlık yeni bir sözleşmeye imza attı. Teslimatlar 2026 ve 2027 yıllarına yayılarak gerçekleşecek. Şirket, yılbaşından bu yana toplamda 10,83 milyon dolarlık iş bağlantısı gerçekleştirdi. Tutar yaklaşık 484,3 milyon TL’ye denk gelirken yıllık gelirin %22,5’i seviyesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>KIRAÇ GALVANİZ</strong></p>
<p><strong>MKE’nin onaylı tedarikçi listesine girdi. Savunma alanında ihalelere katılabilecek</strong></p>
<p>Kıraç Galvaniz, savunma sanayisinin önemli kurumlarından Makine ve Kimya Endüstrisi’nin (MKE) tedarikçi havuzuna girmeye hak kazandı. Evrak inceleme ve yerinde denetim süreçlerini başarıyla geçen firma, MKE ihale portalına kabul edilerek yayımlanan ihalelere teklif verme hakkı elde etti. İhalelerin kazanılması durumunda kurum projelerinde alt yüklenici olarak görev alabilecek. Söz konusu gelişme firmanın savunma sanayisi gibi stratejik bir sektörde faaliyet göstermesine olanak tanıyacak. Kıraç Galvaniz, 2025’te gelirini %38 büyütürken, dönem sonu kârı %117 arttı.</p>
<p><strong>TORUNLAR GMYO</strong></p>
<p><strong>Samsun’da 805 milyon liraya arsa aldı. AVM ve konutlardan oluşan karma proje yolda</strong></p>
<p>Torunlar GMYO, Samsun İlkadım'da 37 bin metrekare büyüklüğündeki araziyi 805 milyon TL’ye Samsun Büyükşehir Belediyesi’nden satın aldı. Ekspertiz değeri olan 810 milyon TL’nin biraz altında gerçekleşen işlemin ardından arazi üzerinde, zengin kiracı karmasına sahip bir alışveriş merkezi ve konutlardan oluşan yeni bir proje inşa edilmesi planlanıyor. Söz konusu girişimler birlikte şirket, portföyüne Karadeniz Bölgesi›nde uzun vadeli değer yaratacak güçlü bir gayrimenkul alanı eklemiş oldu. Projeye ilişkin ruhsat süreci tamamlandığında ayrıca bilgilendirme yapılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/binlerce-calisanlari-deger-uretiyor-net-karlari-yuzde-215e-kadar-yukseldi-77723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Binlerce çalışanları değer üretiyor, net kârları %215’e kadar yükseldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vatandasin-internetten-yemek-ismarlama-macerasi-77722</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vatandaşın internetten yemek ısmarlama macerası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabah mutad sosyal medya gezintimi yapıyorum. X’te görseliyle birlikte bir paylaşım dikkatimi çekti. Paylaşımı yapan bir borsacı. Yani parasız bir vatandaş değil. Şunları anlatıyor: “Bir balıkçıya geldik, sahibi 'biz sipariş siteleri ve dükkanda farklı fiyat uyguluyoruz' dedi.</p>
<p>Sipariş sitesinde 250 liralık üründe 155 lira fark var. Çok değil mi diye sordum, 155 liradan hiç kazancımız yok hepsini site alıyor dedi.</p>
<p>Yeryüzünde yüzde 60’ın üzerinde komisyon alınan başka sektör yoktur.</p>
<p>Bu lokantada esnaf farklı fiyat uyguluyor kendi inisiyatifiyle ama biliyoruz ki bir çok yerde tam tersi.</p>
<p>Bu düzen piyasada fiyatlamayı bozar halde. Sipariş sitelerindeki fahiş marjlara Ticaret Bakanlığının dokunması şart.”</p>
<p><strong>Tebliğ hele de küçük restoranlara mesafeli! </strong></p>
<p>Paylaşımı görünce Ticaret Bakanlığı’nın geçenlerde açıkladığı “Elektronik Ticarette, Yemek Sipariş Hizmetlerine Yönelik Yeni Düzenleme” başlıklı tebliği hatırladım. Bakanlığın web sitesine girip tebliği tekrar gözden geçirdim.</p>
<p>Son dönemde elektronik ticaret pazar yerlerinin restoranlarla kurduğu ticari ilişkilere yönelik eleştirilerden bunalan bakanlığın tebliğinde zaten bu sıkıntıları giderecek tek düzenleme yok. Her elektronik ticaret pazar yeri paylaşımdaki kadar komisyon almıyor ama o konuda da bir düzenleme bulunmuyor. Restoranlar hele de küçük olanlar iyice sahipsiz.</p>
<p><strong>Enflasyonla mücadelede minik detaylar önem taşımalı</strong></p>
<p>Bu konuda önemli düzenlemelerin hayata geçirilmesini gerekli gördüğünü ifade eden bakanlık tüketiciyi de hiçbir noktada işin içine dahil etmemiş. Vatandaşın ne kadar kazıklandığını görmesi için mutlaka lokantaya gidip internetten sipariş ettiği yemeği bir de orada ısmarlaması şart.</p>
<p>Eşi benzeri az bulunan “enflasyon canavarı”mızla savaşta bu gibi minik detayları da göz önünde bulundurmak şart. Ancak olayın boyutları gözönüne alındığında detaylar o kadar da minik değil. Çünkü her yıl yüzde 20- 30 büyüyen online yemek siparişinin 2024’teki hacmi 150- 170 milyar TL arasında ve toplam yemek pazarındaki payı yaklaşık yüzde 10–11 civarında.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e9a86eddd2a-1776920686.jpg" alt="" width="700" height="444" />
<figcaption><strong>X'te paylaşım yapan bir vatandaşa göre lokantada 250 liraya satılan balık ekmek sipariş sitesinde uçuşa geçip 405 lira olmuş.</strong></figcaption>
</figure>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vatandasin-internetten-yemek-ismarlama-macerasi-77722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vatandaşın internetten yemek ısmarlama macerası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurda-demir-ve-dkp-fiyatlarinda-sert-yukselis-77743</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hurda demir ve DKP fiyatlarında sert yükseliş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Mart sonundan nisanın üçüncü haftasına kadar olan süreçte hurda piyasasında belirgin bir fiyat artışı kaydedildi.</p>
<p>25 Mart, 2 Nisan ve 22 Nisan tarihleri arasındaki değişim, özellikle DKP ürün grubunda yukarı yönlü gerçekleşti.</p>
<p>Türkiye’nin önde gelen üreticilerinden Kardemir, iç piyasadan tedarik ettiği hurdanın alım fiyatını son 1 ayda 2 defa artırdı. Kardemir’in son 1 ayda hurda demir maliyeti ton başına 1450 lira artı. Kardemir 25 Mart’ta iç piyasadan 17 bin 150 TL’ye aldığı DKP hurdanın tonunu 2 Nisan’da 17 bin 600 liraya, 22 Nisan’da da 18 bin 600 liraya çıkardı. Yaklaşık bir aylık süreçte Kardemir’in DKP hurdada alım fiyatı toplam artış 1.450 TL’yi buldu.</p>
<p>Benzer şekilde Ekstra DKP fiyatı da 16.900 TL’den 18.350 TL’ye çıkarak 1.450 TL’lik artış gösterdi. Hurda grubunda ise artış daha sınırlı ancak istikrarlı oldu. 1. grup hurda 16.000 TL seviyesinden 16.600 TL’ye yükselirken, 2. grup hurda 15.750 TL’den 16.300 TL’ye çıktı. Uzmanlar bu durumun nihai ürün fiyatlarına da yansıma potansiyelini artırdığı değerlendiriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurda-demir-ve-dkp-fiyatlarinda-sert-yukselis-77743</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/hurda.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İthal hurda tedarikinde yaşanan sıkışıklık iç piyasada fiyatları yukarı yönlü baskılamaya devam ederken, özellikle DKP grubunda son bir ayda dikkat çekici artışlar yaşandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobilerde-yapay-zeka-teknolojisinin-rolu-77726</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOBİ’lerde yapay zekâ teknolojisinin rolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>KOBİ’ler, sınırlı kaynaklarına rağmen rekabet avantajı elde etmek zorundadır.</p>
<p>Bu bağlamda yapay zekâ (YZ), KOBİ’ler için yalnızca bir teknoloji değil; verimlilik, esneklik ve sürdürülebilir büyüme sağlayan stratejik bir araçtır.</p>
<p>Açık kaynaklardan yararlandığım bugünkü yazımda, YZ’nin KOBİ’lerdeki rolünü operasyonel, finansal ve stratejik boyutlarıyla derinlemesine incelenmektedir.</p>
<ol>
<li><strong> KOBİ’ler neden yapay zekâya yöneliyor?</strong></li>
</ol>
<p>KOBİ’ler; sınırlı finansal kaynaklar, insan kaynağı kısıtları ve yüksek rekabet baskısı altında faaliyet göstermektedir.</p>
<p>Geleneksel yöntemlerle bu baskıya dayanmak giderek zorlaşmaktadır.</p>
<p>Yapay zekâ ise:</p>
<p>- Daha az kaynakla daha fazla çıktı üretme,</p>
<p>- Hızlı karar alma,</p>
<p>- Pazara daha çabuk uyum sağlama gibi avantajlar sunarak KOBİ’ler için kritik bir dönüşüm aracı haline gelmiştir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> KOBİ’lerde yapay zekâ kullanım alanları</strong></li>
</ol>
<p><strong>2.1.</strong> <strong>Satış ve talep tahmini</strong></p>
<p>YZ tabanlı analizler, geçmiş satış verilerini inceleyerek gelecekteki talebi öngörür.</p>
<p>KOBİ avantajı:</p>
<p>Stok maliyetlerini azaltır,</p>
<p>“Elde kalma” riskini düşürür,</p>
<p>Nakit akışını dengeler</p>
<p><strong>2.2. Müşteri ilişkileri yönetimi (CRM)</strong></p>
<p>YZ destekli CRM sistemleri müşteri davranışlarını analiz eder.</p>
<p>Uygulama örnekleri:</p>
<p>-Otomatik müşteri segmentasyonu</p>
<p>-Kişiselleştirilmiş kampanyalar</p>
<p>-Chatbot ile 7/24 müşteri hizmeti</p>
<p><strong><em>Sonuç: Küçük işletmeler bile büyük firmalar gibi profesyonel müşteri yönetimi yapabilir.</em></strong></p>
<p><strong>2.3. Finansal yönetim ve muhasebe</strong></p>
<p>YZ sistemleri:Nakit akışı tahmini yapar, Gider analizi sunar, Riskli müşterileri önceden tespit eder</p>
<p>KOBİ için kritik fayda: Finansal hataların ve iflas riskinin azaltılması.</p>
<p><strong>2.4. Üretim ve operasyon (Sanayi KOBİ’leri)</strong></p>
<p>Sanayi KOBİ’lerinde YZ kullanımı özellikle önemlidir:</p>
<p>Kestirimci bakım: Makine arızası önceden tahmin edilir,</p>
<p>Kalite kontrol: Görüntü işleme ile hatalı ürün tespiti</p>
<p><strong><em>Süreç optimizasyonu: Enerji ve hammadde tasarrufu</em></strong></p>
<p><strong>2.5. Tedarik zinciri ve lojistik</strong></p>
<p>YZ ile:Tedarik süreleri optimize edilir,En uygun rota belirlenir,Tedarikçi riskleri analiz edilir</p>
<p><strong><em>KOBİ sonucu: Daha düşük maliyet + daha hızlı teslimat.</em></strong></p>
<ol start="3">
<li><strong> KOBİ’ler için yapay zekâ stratejileri</strong></li>
</ol>
<p>YZ’ye geçiş “bir anda” değil, aşamalı olmalıdır:</p>
<p><strong>3.1. Düşük maliyetli başlangıç modeli, bulut tabanlı YZ çözümleri, abonelik sistemi (saas), büyük yatırım yerine küçük adımlar.</strong></p>
<p><strong>3.2. Veri odaklı kültür oluşturma</strong></p>
<p><em>KOBİ’lerde en büyük eksik<strong>: veri kullanma alışkanlığıdır.</strong></em></p>
<p>Gerekli adımlar:Verilerin düzenli toplanması, Basit raporlama sistemleri , Kararların sezgi değil veriyle alınması</p>
<p><strong>3.3. İnsan + yapay zekâ işbirliği</strong></p>
<p>YZ, çalışanların yerine geçmez; onları güçlendirir.</p>
<p>Rutin işler → YZ</p>
<p>Stratejik kararlar → İnsan</p>
<ol start="4">
<li><strong> KOBİ’ler açısından avantajlar</strong></li>
</ol>
<p><strong>4.1. Ölçek ekonomisi yaratma</strong></p>
<p>KOBİ’ler normalde küçük ölçek nedeniyle dezavantajlıdır.</p>
<p>YZ sayesinde “büyük işletme gibi” çalışabilirler.</p>
<p><strong>4.2. Rekabet dengesi sağlama</strong></p>
<p>YZ, büyük firmalarla KOBİ’ler arasındaki farkı azaltır.</p>
<p><strong>Örnek:</strong></p>
<p>Bir küçük e-ticaret firması, YZ ile büyük platformlar kadar iyi öneri sistemi kurabilir.</p>
<p><strong>4.3. Krizlere dayanıklılık</strong></p>
<p>Pandemi, savaş, ekonomik dalgalanmalar gibi krizlerde:</p>
<p>Talep hızlı analiz edilir</p>
<p>Senaryo planlaması yapılır</p>
<ol start="5">
<li><strong> KOBİ’lerde karşılaşılan özel zorluklar</strong></li>
</ol>
<p><strong>5.1. finansal kısıtlar</strong></p>
<p>YZ yatırımı pahalı algılanır.</p>
<p>Çözüm:</p>
<p>Devlet teşvikleri</p>
<p>KOSGEB destekleri</p>
<p>Bulut çözümleri</p>
<p><strong>5.2. Teknik bilgi eksikliği</strong></p>
<p><strong><em>KOBİ’lerde veri bilimci bulunmaz.</em></strong></p>
<p>Çözüm: Hazır platformlar,</p>
<p>-Dış kaynak kullanımı,</p>
<p>- Eğitim programları</p>
<p><strong>5.3. Değişime direnç</strong></p>
<p>Aile şirketlerinde yaygın bir sorun:“Biz yıllardır böyle yapıyoruz” yaklaşımı</p>
<p><strong>5.4. Veri eksikliği</strong></p>
<p>YZ’nin çalışması için veri gerekir.</p>
<p>KOBİ’lerde veri ya yoktur ya da dağınıktır.</p>
<p><strong>Sonuç ve öneriler</strong></p>
<p>Yapay zekâ, KOBİ’ler için bir “lüks” değil, zorunluluk haline gelmiştir.</p>
<p>Stratejik öneriler:</p>
<p>- Küçük pilot projelerle başlanmalı,</p>
<p>- Veri toplama altyapısı kurulmalı,</p>
<p>- Çalışanlar eğitilmeli,</p>
<p>- Devlet destekleri aktif kullanılmalı,</p>
<p>- Uzun vadeli dijital dönüşüm planı oluşturulmalı</p>
<p><strong>YZ’yi doğru kullanan KOBİ’ler:</strong></p>
<p>- Daha hızlı büyür,</p>
<p>- Daha az risk alır ,</p>
<p>- Daha sürdürülebilir olur</p>
<p>Kullanmayanlar ise orta vadede rekabet dışı kalma riski ile karşı karşıya kalacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobilerde-yapay-zeka-teknolojisinin-rolu-77726</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/0/1280x720/algoritma-yapay-zeka-1755238995.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ’lerde yapay zekâ teknolojisinin rolü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-degerlendirmelerde-kafalar-karisik-77721</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik değerlendirmelerde kafalar karışık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TCMB’nin mart ayında, yaklaşık 51 milyar  $’lık döviz satışının ardından iki hafta içerisinde 20 milyar  $’ı, yabancı sıcak para saiki ile hareket eden kurumsal yatırımcılardan geri alması, oluşan yüksek tansiyonu da düşürdü.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz 1 hafta ekonomi basını açısından oldukça hareketli bir şekilde geçti. Önce Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek Londra’da yabancı yatırımcılara “<strong>Savaş, Petrol ve Türkiye Ekonomisi</strong>” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.<strong><sup>1</sup></strong> Aynı zamanda TCMB Başkan Yardımcısı Sayın Cevdet Akçay yaş haddinden dolayı görevinden ayrıldı.</p>
<p>Akçay, görevinden ayrılmadan önce en son yaptığı açıklamasında “enflasyonun göreve başladığı dönemde yaklaşık <strong>yüzde 48</strong> seviyesinde olduğunu, bugün ise <strong>yüzde 31’e</strong> gerilediğini hatırlattı, bu düşüşün tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulamıştı. Bu adımlar atılmasaydı enflasyon <strong>yüzde 150-200</strong> bandına çıkabilirdi” şeklinde ifadeleri kullandı.</p>
<p>Seçim dönemlerinin para politikasını etkilemediğini belirten Akçay, Hazine ile eşgüdüme dikkat çekerek, “<strong>Seçim dönemi beni sıfır ilgilendiriyor; maliye politikası genişlerse ben (para politikası olarak) daha fazla sıkılaştırırım</strong>” şeklinde konuştu.</p>
<p>Diğer taraftan Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Sayın Hakan Aran LeadWorld İş ve Ekonomi Forumu’nda <strong>uygulanan ekonomi programının kaybedeni reel sektör ve bankalar</strong> şeklinde olduğuna dair manşet bir açıklamaya imza attı.</p>
<p>Aran açıklamasının detayında “Ekonomi programı KOBİ’lere, sanayiciye, iş insanına iyi gelen bir program değil. Bu program aslında devletin kasasını tekrar doldurmaya ve ekonomide bozulan dengeleri yerine getirmeye odaklı bir program” ifadelerini kullanırken, “Bu programın kaybedenleri de reel sektör ve bankalar. Ama bu kaybı niye göze alıyoruz? Enflasyon aslında bütün kötülüklerin anası ve bunun düşürülmesi konusunda da ulusal bir mutabakat olduğu için hepimiz buna katlanıyoruz. Enflasyon nedeniyle bugün işçi-işveren sorunları yaşıyoruz. Enflasyonla mücadele programı bence fiili olarak İran Savaşı’nın çıkması ve petrolün 90-100 dolar bandına gelmesi ile beraber bırakılması ve terk edilmesi gereken bir program” şeklinde ekonomi programına karşı oldukça eleştirel bir dil kullandı.<strong><sup>2</sup></strong></p>
<p>Aran yapmış olduğu bu değerlendirmelerinin üzerinden bir kaç gün geçtikten sonra bu sefer de Bloomberg TV’de yapmış olduğu açıklamasında bir öncekinden oldukça farklı bir şekilde Mehmet Şimşek ve Fatih Karahan’dan özür diledi. Aran, “Her ikisini de üzmüş olmaktan, yıpratmış olmaktan dolayı son derece üzgünüm. Bu üzüntümü ifade etmek istiyorum. İkisi de bunu hak etmiyorlar. İkisi de bu programın başarısı için belki bu ülkede herkesten çok çalışıyorlar. Bu insanlara haksızlık etmek adaletsizlik olur” dedi.<strong><sup>3</sup></strong></p>
<p>En büyük özel bankalardan birinin genel müdüründen aynı hafta içerisinde gelen kafa karıştırıcı bu açıklamalar, 3 yıldır izlenmekte olan  ekonomi programına dair soru işaretlerini de tekrar su üzerine çıkarmış oldu.</p>
<p>Tüm bu yaşananlara ilaveten Yeni Şafak gazetesi hafta başında “<strong>Şimşek’in enflasyonla mücadele programı çöktü</strong>” şeklinde sürmanşet bir başlık attı. Gazetedeki değerlendirme ise şu şekildeydi. “Haziran 2023’te ekonomide yapılan politika değişikliğinin ardından duyurulan ilk Orta Vadeli Program’da ortaya konulan enflasyon hedefi ile gerçekleşen rakamlar arasında büyük uçurum oluştu. Şimşek, 2026 enflasyonunu %8,5’e indireceği sözünü verdi. Ancak 2026 enflasyonu en iyimser tahminle %29 olarak gerçekleşecek. Yani hedef ile gerçekleşen arasında %350 oranında sapma meydana geldi.”<strong><sup>4</sup></strong></p>
<p><strong>Türkiye’nin, enerji arz güvenliği </strong><strong>yönünden bir sorunu görünmüyor</strong></p>
<p>Değerlendirmeleri ayrı tutacak olursak burada önemli olan noktanın Sayın Mehmet Şimşek politikalarının bir izdüşümü olan sunumunun içeriğine odaklanmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Sunumda şubat sonundan itibaren yaşanmakta olan Ortadoğu’daki savaş ortamının Türkiye ekonomisine negatif etkilerinin olacağını ancak bu etkilerin yönetilebilir düzeyde olduğu ifade edilmiştir.</p>
<p>Akaryakıt fiyatlarında uygulanan eşel mobil sisteminde olduğu şekilde izlenen mali gevşeme politikasının ani şokları sönümlendirme etkisi yarattığı ifade edilmektedir. Türkiye’nin enerji arz güvenliği yönünden herhangi bir probleminin olmadığı gözükmektedir. Gaz ithalatının <strong>%43’ü Rusya’dan, %20’si ABD’den, %12’si Azerbeycan, %11’i İran’dan, %7’si Cezayir’den</strong> gerçekleşmektedir. Böylece ilgili ülkelerden yıllık <strong>21,2 milyar</strong> <strong>$ </strong>tutarında doğalgaz ithalatında bulunmaktayız.</p>
<p>Türkiye’nin petrol ithalatının <strong>%46’sı Rusya, %15’i Irak, %13’ü Kazakistan, %7 Suudi Arabistan, %6’sı Nijerya’dan </strong>gerçekleşmektedir. Bu şekilde ilgili ülkelerden yıllık <strong>16,1 milyar </strong><strong>$</strong> tutarında petrol ithalatında bulunmaktayız.</p>
<p>Hazine’nin yapmış olduğu senaryo analizine göre petrol fiyatlarının 2026 yılında <strong>85</strong> <strong>$ </strong>ortalama fiyat üzerinden işlem görmesi durumunda, <strong>TÜFE’de %4,4</strong> düzeyine kadar bir yükseliş, cari işlemler açığında GSMH’nin <strong>%1,4’üne</strong> kadar bir artış, büyümede <strong>%1,5</strong> kadar bir düşüş ve bütçe açığında GSYH’nin <strong>%0,6’sı</strong> kadar bir artış beklentisinin bulunduğunu görmekteyiz. Bu arada orta vadeli ekonomi programında 2026 yılı için ortalama petrol fiyat beklentisi <strong>$65</strong> düzeyindeydi.</p>
<p>Savaş koşullarının yılın geneline yayılması durumunda ise, Türkiye’nin bölgeden aldığı turist sayısında ve turizm gelirlerinde düşüş yaşanması kaçınılmaz bir gelişme olacaktır. 2025 yılı itibarıyla bölgeden gelen <strong>6.9 milyon </strong>turist ve <strong>7.8 milyar</strong> turizm gelirinin bu yıl sağlanması mümkün görünmüyor.</p>
<p>Gelişmekte olan ülke ekonomilerinde ortalama <strong>%74</strong> düzeyinde bulunana brüt kamu borç/GSYH oranı Türkiye’de <strong>%24</strong> seviyesindedir. Diğer taraftan bütçe açığının GSYH’ye olan oranı gelişmekte olan ülkelerde ortalama <strong>%6,3</strong> düzeyinde iken, Türkiye’de aynı oran <strong>%2,9</strong> seviyesindedir. Bu değerler yaşanmakta olan olağanüstü jeostratejik koşulların yarattığı ekonomik baskılar ile mücadele edebilecek bir mali bir alanı ülkemize tanımaktadır.</p>
<p>TCMB’nin mart ayında yapmış olduğu yaklaşık <strong>51 milyar </strong> <strong>$’lık</strong> döviz satışının ardından iki hafta içerisinde <strong>20 milyar </strong> <strong>$</strong> kadar dövizi büyük ölçüde yabancı sıcak para saiki ile hareket eden kurumsal yatırımcılardan geri alması ile birlikte oluşan yüksek tansiyon da düşmüş oldu.</p>
<p><strong>28 Şubat-26 Mart arası yabancının </strong><strong>döviz çıkış talebi 23 milyar $ </strong></p>
<p>Savaşın başlangıcı olan 28 Şubat ile ateşkes öncesindeki 26 Mart arasında <strong>3,3 milyar</strong>  <strong>$ </strong>kadar bireysel yatırımcılardan döviz talebi gelirken, yerleşik olmayan yabancı yatırımcılardan gelen döviz çıkış talebinin <strong>23 milyar</strong> <strong>$ </strong>tutarında olduğu sunumda ifade edilmektedir.</p>
<p>Hazine’nin yurtdışı sunumunda ifade edildiği şekli ile makroekonomik stabilizasyon ve reform programı 2026 Ocak’tan itibaren fiyat istikrarını sağlamayı başarırken yapısal transformasyonu da gerçekleştirecekmiş! Tek haneli enflasyon hedefinin korunduğu, bütçe açığı/GSYH oranının <strong>%3’ün</strong> altında olacağını, cari açık/GSYH oranının da <strong>%1’in</strong> altında kalacağı ifade edilmektedir. Yapılacak olan reform hamleleri ile ekonomide rekabet ve verimlilik ortamı sağlanacağına dair ifadelerin kullanıldığını görüyoruz!</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Reform yapan ile yapmayanın aynı </strong><strong>sonucu almadığının net göstergesi</strong></span></p>
<p>3 yıldır izlenen katı kontrollü döviz kuru politikası neticesinde yaşanan küresel savaş şokuna rağmen USD/TRY 1 aylık oynaklık seviyesinin <strong>%2,73</strong> ile çok düşük olduğunu söyleyebilirim. Örneğin geçtiğimiz günlerde seçim yaşayan Macaristan para birimi USD/HUF 1 Aylık volatilitesinin <strong>%14,53</strong> düzeyinde olduğunu görüyoruz. Brezilya para biriminin USD/BRL dolar karşısındaki 1 aylık oynaklık seviyesi <strong>%10,8’dir</strong>. Enflasyonun 3 yıl önce Mayıs 2023 tarihindeki <strong>%38,2</strong> düzeyinden bugün <strong>%30,87’ye</strong> kadar düşmüş olması ekonomi programında ifade edilen dezenflasyon hedefinin tutmadığının çok net bir görüntüsüdür. Arjantin’de Milei iktidarı Nisan 2024 tarihinde <strong>%292</strong> seviyesinde olan hiperenflasyonu Mart 2026’da <strong>%32</strong> düzeyine kadar düşürmeyi başarmıştır. Üç yılın sonunda enflasyon tarafındaki gerçekleşmeler, ekonomide reform yapan ile yapmayanın aynı sonuçları elde etmediğine dair çok net bir göstergesidir.</p>
<p>Bu durumda ne diyelim artık “isteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara” durumu söz konusu...</p>
<p><sup>1 </sup>https://ms.hmb.gov.tr/uploads/2026/04/SN-BAKAN_ABD-YATIRIMCI-SUNUMU-b9f6c5b80cdfc66b.pdf</p>
<p><sup>2</sup> https://www.borsagundem.com.tr/is-bankasi-genel-muduru-hakan-aran-enflasyonla-mucadele-surecine-iliskin-dikkat-ceken-aciklamalar-yapti</p>
<p><sup>3 </sup>https://www.evrensel.net/haber/5980528/simsek-programini-elestirmisti-is-bankasi-genel-muduru-hakan-aran-mehmet-simsek-ve-fatih-karahan-dan-ozur-diledi</p>
<p><sup>4</sup> https://www.yenisafak.com/ekonomi/simsekin-enflasyonla-mucadele-programi-coktu-4816745</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-degerlendirmelerde-kafalar-karisik-77721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/1/1280x720/ekonomi-petrol-enflasyon-1776920418.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik değerlendirmelerde kafalar karışık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/para-ve-maliye-politikalarinin-manevra-alani-yok-77720</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Para ve maliye politikalarının manevra alanı yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de cari açığı besleyen 2 kaynak var. Birincisi, yapısal bir problem: Enerji kaynakları eksikliği. Cari açığı sürükleyen diğer faktör ise yanlış ve eksik ekonomi politikaları, siyasi müdahaleler, ve yatırımcıları rahatsız eden hukuki uygulamalar.</strong></p>
<p>Genel olarak ekonomi politikası, özelde de para politikası son derece dar bir alana sıkışmış vaziyette. Bu gelinen noktayı 2023’den beri izlenen “rasyonel” politikaların bir sonucu olarak görmek yanlış olur. Tabii ki, bu durumda ondan önce uygulanan ve Türkiye’nin sermaye serbestisi olan bir ekonomi olduğunu, çift paralı (TL+döviz) bir yapısı olduğunu, kronik cari açığının bulunduğunu ve salt bu nedenlerle bile ağır bir finansal baskılama rejiminin çalışmayacağını göz ardı eden “irrasyonel” politikaların ve bunun sonucunda hortlayan enflasyonun yarattığı tahribatın büyük etkisinin olduğunu göz ardı edemeyiz.</p>
<p><strong>Türkiye, yanlış politikalar ile </strong><strong>kendi kendine çelme takıyor</strong></p>
<p>Bugün tüm politikalar sıcak paranın akışının kesilmemesi üzerine inşa edilmekte. Ortodoks ekonomistlere göre tasarruflarımız yetersiz, cari açığımız artmakta ve maliyeti ne olursa olsun döviz çekmemiz gerekiyor. Halbuki, bu cari açık görünümünü oluşturan yanlış ve/veya eksik devlet politikalarından başka bir şey değil. Basitçe ifade edersek, Türkiye yanlış politikalar yüzünden kendi kendine çelme takıyor, ve kendini dış finansmana muhtaç bir konuma sokuyor.</p>
<p>Türkiye’de cari açığı besleyen 2 kaynak var. Birincisi, yapısal bir problem: Enerji kaynakları eksikliği. Enerjinin dışa bağımlılığını azaltma konusunda özellikle son dönemlerde önemli adımlar atıldı; ümit ederim “her şerden bir hayır doğar” misali ABD-İran savaşı nedeniyle artan fosil yakıt fiyatları ve her geçen gün düşen alternatif enerji kaynaklarının maliyeti bu dönüşümü hızlandırır.</p>
<p>Cari açığı sürükleyen diğer faktör ise yanlış ve eksik ekonomi (gelirler ve sanayi) politikaları, siyasi müdahaleler ve yatırımcıları rahatsız eden hukuki uygulamalar. Bu politikalar nedeniyle uzun zamandır yerellerin tasarrufları ya dış ticaret yoluyla, ya altın ithalatı yoluyla, ya da doğrudan yurtdışında yatırım yapma (finansal enstrümanlarda, reel sektörde ve/veya gayrimenkulde) şeklinde TL-dışı varlıklara kayıyor. Bunlardan dış ticaret ve altın yoluyla olanları doğrudan cari denge hesabına, diğerleri ise finans hesabına yansıyor. Ancak tümü doğrudan veya dolaylı olarak döviz dengesi üzerinde baskı kaynağı oluşturmakta.</p>
<p><strong>MB, her şartta yabancı yatırımcıyı </strong><strong>memnun etmek durumunda</strong></p>
<p>Geldiğimiz noktada TL dışı varlıklara kaçışı körükleyen politikaların bugünkü ulusal ve uluslararası konjonktürde değiştirilmesi siyaseten mümkün değil. O zaman gerekli döviz akışını sağlamak için uluslararası sermayenin şartlarına uymak zorundasınız. Sn. Karahan ve Sn. Şimşek de bunları yapıyor. Dün, özellikle savaşın başlarında çıkan sıcak paranın kısmen geri geldiği de dikkate alınarak faiz artırımına gidilmedi. Ancak, MB her şartta reel faizi yüksek tutup TL kurunu baskılayarak yabancı yatırımcıyı memnun etmek durumunda. Sn. Şimşek ise bütçe açığını kontrol altında tutarak Türkiye’nin “rating”inin bozulmamasına ve daha uzun vadeli yabancı kaynakların kesintiye uğramamasına çalışıyor. Ancak bu iki politika da kaçınılmaz olarak ekonomiyi daraltıyor ve daraltacak. Bu şekilde enflasyonda da anlamlı ve kalıcı bir düşüş olması zor. İktidarın ise bu gidişattan memnun olması mümkün değil. Ancak bu politikalardan da kaçış yok, çünkü terk edildikleri an çanak-çömlek patlayacaktır. (Bu politikaların Türkiye’nin hayrına olduğunu düşündüğüm de anlaşılmasın. Böyle uluslararası sermaye bağımlısı programlarla gelişmiş ülke konumuna gelmiş bir ülke tarihte olmadı! Ama, tekrarlarsam, yanlış ve eksik politikalar nedeniyle gelinen durum bugün bu politikaları mecbur kılıyor.)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/para-ve-maliye-politikalarinin-manevra-alani-yok-77720</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Para ve maliye politikalarının manevra alanı yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-turkiye-celiskisi-guvenlikte-ortak-siyasette-risk-77719</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’nin Türkiye çelişkisi; güvenlikte ortak, siyasette risk</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ursula von der Leyen’in “Avrupa kıtasını tamamlama” vurgusu, teknik olarak Batı Balkanlar’ın AB’ye entegrasyonu ile doğrudan ilgili. Ancak aynı açıklamada geçen “olumsuz etkilerden arınma” ifadesi, bu genişlemeyi sadece ekonomik ya da siyasi bir süreç olmaktan çıkarıp ideolojik bir güvenlik hattına dönüştürmekte.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’yi Rusya ve Çin ile birlikte “uluslararası alanda olumsuz etkileri olan aktörler” kategorisine sokması, Ankara-Brüksel hattında yeni bir gerilime neden oldu.</p>
<p>von Der Leyen Hamburg’da Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinliğindeki konuşmasında sarfettiği , “Avrupa Kıtası’nı tamamlamayı başarmalıyız ki, Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin” sözleri ilk bakışta diplomatik bir talihsizlik, bir dil sürçmesi gibi görülebilir. Ancak kullanılan dilin altı kazındığında, bunun bir “gaf”tan çok daha fazlası olduğunu söylemek mümkün.</p>
<p>von der Leyen’in “Avrupa kıtasını tamamlama” vurgusu, teknik olarak Batı Balkanlar’ın AB’ye entegrasyonu ile doğrudan ilgili. Ancak aynı açıklamada geçen “olumsuz etkilerden arınma” ifadesi, bu genişlemeyi sadece ekonomik ya da siyasi bir süreç olmaktan çıkarıp ideolojik bir güvenlik hattına dönüştürmekte. Bu çerçevede Avrupa, içerde kalanların “korunduğu”, dışarda kalanların ise potansiyel risk olarak görüldüğü bir blok mantığına kayıyor gibi.</p>
<p>von der Leyen’in çizdiği bu tabloda, AB’ye resmen “üye adayı” olan Türkiye’yi koyduğu konum ise dikkat çekici. AB Komisyonu Başkanı, Türkiye’nin Avrupalılar gözünde yalnızca “dışarda” bir aktör değil, aynı zamanda “olumsuz etki üreten” ve dolayısıyla sınırlandırılması gereken bir unsur olarak nitelendiriyor.</p>
<p><strong>AB düzeltme yapayım </strong><strong>derken, işi daha kötüleştirdi</strong></p>
<p>von der Leyen’in Ankara’da büyük tepki çeken açıklamalarına AB’den düzeltme de gecikmedi. Ancak AB düzeltme yapayım derken, işi daha da kötüleştirdi. AB’nin açıklamasında, von der Leyen’in Türkiye’yi de anmasının aslında “jeopolitik ağırlığının ve Batı Balkanlar’daki rolünün kabulü” olduğu ifade edildi. Açıklamada Ankara “kilit bir ortak”, “NATO müttefiki” ve “AB adayı” olarak tanımlandı. Ancak araya sıkıştırılan “Batı Balkanlar’daki hırslar” ifadesi, AB açısından tam da “kaş yapayım derken, göz çıkartmak” gibi.</p>
<p>AB ile Türkiye arasındaki Batı Balkanlar gerilimi yeni değil. Özellikle Bosna ve Kosova hattında iki taraf arasında 1990’lardan bu yana sessiz bir etki rekabeti yaşanıyor.</p>
<p>Bu yüzden Komisyon’un “düzeltme” açıklaması bir geri adım gibi görünse de, daha çok zaten bilinen bir yaklaşımın açık edilmesi anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Türkiye’nin Avrupa’daki konumu </strong><strong>ne olacak; büyük çelişki</strong></p>
<p>von der Leyen’in sözlerini de, hemen ardından gelen düzeltme çabasını da AB’nin hala kendi yönünü bulamamış olmasına bağlamak mümkün.  </p>
<p>ABD Başkanı Trump’ın işbaşına geldiği andan itibaren Avrupa’yı ve NATO’yu dışlayan tavrı, AB’yi de  bir “yön arayışına” itmiş durumda. Soğuk Savaş sonrası kurulan liberal düzenin aşınmasıyla birlikte, artık Birliğin kendi içinde bile  “AB’nin ne için var olduğu” sorusu daha yüksek sesle sorulmaya başladı. Bu durum da, Avrupa’da Birliği’nin ne yöne ilerleyeceğine ilişkin çok ciddi bir tartışma yarattı.</p>
<p>Tartışmanın ilk ayağı AB’nin “ortak değerleri” üzerinde yürüyor; Burada birliğin ekonomik değer yaratma gücü ile demokrasi ve insan hakları unsurları öne çıkıyor. Avrupa’nın küçüklü büyük ülkelerinin bir araya gelerek yarattıkları ortak refah alanına vurgu yapılıyor.</p>
<p>İkinci ayak ise Avrupa’da halihazırda mevcut refah alanının, ABD’nin giderek uzaklaştığı bir ortamda nasıl korunabileceğine odaklanmış durumda. AB’nin ortak savunma inisiyatifi SAFE, NATO’nun Avrupa kanadı içinden “Avrupa savunma örgütlenmesi” çıkarma tartışmaları da bu çerçeve üzerinden yürütülüyor.</p>
<p>AB’de birbiriyle doğrudan bağlantılı yürüyen bu iki tartışmada Türkiye’nin yeri ise oldukça çelişkili.</p>
<p>İş demokrasi ve hukukun üstünlüğü, ya da uluslararası etkiye geldiğinde Türkiye AB açısından “sıkıntılı, hatta zehirleyici bir dış güç” olarak görünüyor. Savunma meselesinde ise Türkiye hâlâ Avrupa için “vazgeçilmez ortak” konumunda.</p>
<p>Von Der Leyen’in son açıklamalarında kullandığı dil, Türkiye’yi “olumsuz etki yaratan bir dış aktör” gibi gören ilk seçeneğe daha yakın duruyor.</p>
<p>Öte yandan Avrupa içinde daha temkinli ve gerçekçi bir damar da var. Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in ABD Başkanı ile ilişkiler üzerine yaptığı açıklamaları Türkiye açısından da “referans” olarak kullanmak mümkün. Avrupa’nın kendisini şu anda “tek başına savunacak durumda olmadığını” vurgulayan Merz, ABD Başkanı Trump için de “onu ben seçmedim, ama şu anda ABD Başkanı o” ifadesini kullandı.</p>
<p>Türkiye için de durum benzer; Avrupa- istese de istemese de- daha önceden verilmiş sözler nedeniyle Türkiye hala resmen üye adayı. Üstelik Avrupa’nın, refah ortamını bozmadan kurmaya çalıştığı özerk savunma sisteminde Türkiye’ye hiç olmadığı kadar ihtiyacı var.</p>
<p>Merz’in ifadeleri Avrupa’nın ideolojik olarak sertleşmesine rağmen jeopolitik gerçeklerden kopmadığını gösteriyor. Washington’la ilişkilerdeki zorunlu pragmatizm, Ankara gibi aktörlerle ilişkilerde de aslında benzer bir dengeyi gerektiriyor.</p>
<p><strong>Yunanistan “durumdan vazife çıkardı” bile</strong></p>
<p>Yunanistan ise AB içindeki bu tartışmaları fırsata çevirme peşinde. AB Komisyon Başkanı von der Leyen ve benzeri siyasetçilerin Türkiye’yi dışlayan tavrından yararlanarak, “durumdan vazife çıkarmaya” kalkan Yunanistan, görece düşük profilli bir alan olan balıkçılık üzerinden “fiili durum üretme” peşine düştü.</p>
<p>Atina yönetiminin yayınladığı yeni dijital haritalar ve balıkçılık kısıtlamaları, teknik bir düzenleme gibi sunulsa da, içerik itibariyle Ege ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin hak iddia ettiği alanlara doğrudan temas ediyor. Yunanistan’ın “balıkçılık” gibi çok da tartışma yaratmayacak bir mesele üzerinden yayınladığı haritalar, Ege’de altı deniz miliyle sınırlı karasularının ötesine geçiyor, uluslararası suları -isim vermeden Türkiye’ye karşı bir hamle ile- “yasak alan” ilan ediyor. Haritalar ayrıca Türkiye’nin kıta sahanlığına giren bölgeleri de kapsıyor.</p>
<p>Uluslararası deniz hukukuna göre bu tür tek taraflı ilanların hukuki geçerliliği yok. Ancak burada asıl mesele hukuk değil, siyasi zamanlama.</p>
<p>Yunanistan’ın bu tavrı, Avrupa içindeki Türkiye tartışmasının sahaya nasıl yansıdığının somut göstergesi; Tartışma sertleşirken, sahadaki Türkiye aleyhine adımlar da daha cesur hale geliyor.</p>
<p><strong>Kıbrıs dosyasının “masaya gelmesi” yakın</strong></p>
<p>AB’nin genişlemeden sorumlu Komiseri Marta Kos’un açıklamalarının ise Türkiye-AB hattında önümüzdeki dönemin pazarlık başlıklarını netleştirdiğini söylemek mümkün;</p>
<p>Kos Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada Türkiye’nin ticaret ve güvenlik açısından AB için “vazgeçilmez olduğunu” vurgularken, Kıbrıs’ta “çözüm için adım” beklentisini de öne çıkardı. Belli ki Türkiye’nin AB içindeki konumlanmasında Kıbrıs önemli bir “şart” haline gelecek.</p>
<p>Sonuç olarak, von der Leyen ve Martha Kos’un açıklamaları ile bu açıklamaları “düzeltme” çabalarının hem AB içindeki “yön tartışmalarını” hem de bu yön içinde Türkiye’nin nereye konulacağına ilişkin soru işaretlerini ortaya koyduğunu söylemek yanlış olmaz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Stratejik düzeyde AB’nin işi çok zor</strong></span></p>
<p>AB’deki söylem değişikliği, Türkiye’nin “zor ortaktan”, “potansiyel risk” kategorisine kaymaya başladığını gösteriyor. Sahada ise çıkarları Türkiye ile çelişen Yunanistan ya da Kıbrıs Rum Kesimi gibi aktörler, daha agresif adımlarla Ankara’nın tepkilerini test etmeye çalışıyorlar.  Stratejik düzeyde AB’nin işi çok zor. Tüm dışlama eğilimine rağmen, Türkiyesiz bir Avrupa güvenliği ve ekonomik refahı ufukta pek görünmüyor. Türkiye AB’nin içine yuvarlandığı bu yeni tartışmada, ne tamamen dışlanabilir ne de kolayca içeri alınabilir bir aktör olmayı sürdürecek gibi...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-turkiye-celiskisi-guvenlikte-ortak-siyasette-risk-77719</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/9/1280x720/67-1776921829.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’nin Türkiye çelişkisi; güvenlikte ortak, siyasette risk ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-seciminde-plan-algisi-sorgulanmali-77718</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Oda ve borsa seçiminde &#039;plan algısı&#039; sorgulanmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Piyasacı ve planlamacı yaklaşımları fetiş haline getirmeden Deng Xiaoping aklından ders alalım; oda seçimlerinde “<em>plan algısını</em>” alabildiğine sorgulayalım ki mütemadiyen tökezleme olmasın.</strong></p>
<p>Oda ve borsa seçimleri yaklaşıyor. Ülkemizin üretim örgütlenmesinin bu yaygın inisiyatiflerde görev almak için aday olacakların temel sorunlarla ilgili bakış açıları ve ortaya koyacakları projeleri önemli. <strong>Sanayi Odaları, Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları</strong> meslek komiteleri seçimleri aşağıda özetlenen nedenle daha öncekilerden ayrışıyor:</p>
<p><strong>1-</strong> Jeopolitik, jeoekonomik ve jeostratejik oluşumlar farklılaşıyor; önceki dönemlerin paradigmaları değişiyor; ama yeni normal koşulları da netleşmiş değil. Yaşanmakta olan “<strong>geçiş dönemi koşulları</strong>” önceki seçimlerde kullandığımız varsayımları geçersiz hale getiriyor; varsayımları sorgulayarak yeni zihni modellerle ilerlememiz gerekiyor.</p>
<p><strong>2-</strong> Bilim ve teknolojideki gelişmeler “<strong>iş süreçlerini ve işgücü profillerini</strong>” değiştiriyor; var olmayı sürdürebilmek için farklı “<strong>uyum politikaları</strong>”  üretilmesi ivedileşiyor.</p>
<p><strong>3-</strong>  Yeni üretim ağlarında “<strong>bağlantı, iletişim, rekabet ve iş birlikleri” </strong>yapılarının sağlam, işlevlerinin etkin, kültürünün dayanıklı olması <strong>“iş dünyasında bakış açılarını</strong>” yeniden kurgulamayı gerektiriyor.</p>
<p><strong>4-</strong> İş dünyasının  “<strong>politika üretimi</strong>” konusundaki sorumluluklarının kapsama alanları da değişiyor. Geçmişin alışkanlıklarının etkilerinden arınarak, “<strong>geleceği güven altına alabilecek yeni yol ve yöntemler”</strong> bulma ihtiyacı çeşitlenerek artıyor.</p>
<p><strong>5-</strong> Değişmelerin <strong>hızı</strong>, sorgulama merakını yaygınlaştırmayı, akıl yürütme disiplinin sıkılaştırmayı, bilinmezlerle yüzleşme özgüvenini artırmayı “<strong>uzun dönemli geleceği güven altına almanın gerek şartını</strong>” oluşturuyor.</p>
<p>Oda seçimlerinin geçmişteki seçimlerde ayrıştıran, sorgulanarak zihni netlik sağlanmasını ivedileştiren sorunlardan biri de “<strong>piyasa sisteminin dinamikleri ile planlı yönetiminin disiplini</strong>” arasında denge kurulması.</p>
<p><strong>Mütemadiyen tökezlememek için</strong></p>
<p>Çok uzaklara gitmeye gerek yok, 20’nci yüzyıla göz atmak yeterli. Sözünü ettiğimiz yüzyılda insanlık büyük dönüşümlere ve çatışmalara tanıklık etti. Büyüyen krizlerden çıkabilmek için ister Cumhuriyetle, isterse krallıklarla yönetilsin devletlerin üçte biri planı gelişmenin aracı olarak uyguladı.</p>
<p>Yarıiletken teknolojinin yaygınlaşarak “<em>genel teknoloji</em>” haline gelmesi sürecinde yaşanmakta olan büyük kırılma, planlama aracını yeniden gündeme getirdi. Ülkemizin yetiştirdiği önemli sosyologlardan biri olan <strong>Prof. Dr. Mübeccel Kıray</strong>, zamanın ruhunu da dikkate alarak 1983 yılında İktisat Dergisi’nde kamuoyunu uyardı: ”<em>Kâra dönük bir pazar ekonomisi olarak Türkiye hâlâ çok zayıf ve dışa bağımlı. Dışa bağımlı olduğu için de gelişme aşamalarında mütemadiyen tökezlemeler oluyor. Bu durumda tek kişinin kararlarındansa, çok kişinin kararları demek olan devlet kararları çok önemli şeyler oluyor. Ve dolayısıyla devlet müdahale etmeden ekonomiyi yürütmek pek mümkün olmuyor. İsterseniz bunu devlet para politikası olarak ele alın, isterseniz genel planlama politikası olarak düşünün, ne kadar karışmasın denirse densin, çok küçük zaman fasılaları sonunda karışmasın diyenlerin, aman gelin, mutlaka karışın, yani hep beraber oturalım, siz de hakem olun, birlikte çözüm bulalım diyeceği muhakkak</em>.” </p>
<p>Bugün ülkemiz 1700 ürünü 120’ye yakın ülkeye satabilir hale geldi. Ülkemizin ”<em>tedarikçi merkez</em>” konumunu koruması, geliştirilmesi ve ilerletilmesi için <strong>piyasa boşluklarının yarattığı zaaflar ile plan disiplininin sağlayabileceği güçleri</strong> alabildiğine sorgulayarak, toplumun çoğunluğunun katılacağı bir zihni netlikten türeyen güç oluşumu hayati önemde. Büyük gücü yaratmanın ön koşulu, geleceği öngörmenin kuram, model ve metotları üzerinde çoğunluğun rızaya  dayalı anlaşmasının sağlanması. Yaratıcı yıkıcılığın kesintisiz etkileri sürekli kriz koşulları oluşturuyor. Eğer, oda seçimlerinde piyasa<strong> ve plan dengeleri</strong> algılarımızı netleştiremezsek  “<em>mütemadiyen tökezleme</em>”. ulaşmak istediğimiz sonuca yaklaşmamızı engeller.</p>
<p><strong>Kaynak tahsisini etkiler</strong></p>
<p>Kalkınma planlarını sorgulayalım derken, ideolojik bakışa ya da veri odaklı olmayan soyut anlatımlara dayanmıyoruz. Ülkemizin plan uygulamaları konusunda çeyrek yüzyılı aşan deneyim ve birikimi var. <strong>Bayram Ali Eşiyok’</strong>un saptamaları bize ekonomi yönetiminde planın önemi hakkında fikir verebilir. EKONOMİ gazetesinde 29 Mayıs 2023’te yayımlanan “<strong><em>Planlı ve plansız yıllarda ekonominin büyüme başarımı” </em></strong><em>başlıklı yazısında diyor ki<strong>: “ </strong>Türkiye ekonomisinde 1924 ile 2022 yılları arasındaki 98 yılın sadece 27 yılında planlı, programlı bir kalkınma stratejisi izlendi. Geriye kalan 71 yılda ise plansız, programsız, uluslararası işbölümünün öngördüğü sektörlere dayalı bir strateji uygulandı. Başka bir deyişle, planlı kalkınma yollarının 98 yıl içindeki payı yüzde 2, 6 ile sınırlı kaldı. Peki, planlı kalkınma yılları mı ya da plansız, programsız ‘serbest piyasa’ yılları mı daha başarılı? Rakamlar -yazıda ‘şekil’ olarak geçiyor-  planlı kalkınma yıllarının özellikle sanayide son derece başarılı olduğunu göstermekte. Sanayide planlı yıllarda sağlanan yüzde 9,5 oranındaki yıllık ortalama büyüme hızının gerek Cumhuriyet dönemi ortalamasından (yüzde 6,5) gerekse plansız yıllardan( yüzde 5,4) yüksek gerçekleştiğini göstermekte. Rakamlar aynı zamanda plansız yıllardaki GSİYH’nin yıllık ortalama büyüme hızının da (yüzde 5,5 ile) Cumhuriyet ortalamasından (yüzde 5,1) ve plansız yıllardan ( yüzde 4,9) daha başarılı olduğunu ortaya koyuyor.</em>”</p>
<p>Çin’in başarısını analiz edenler, 1953-2026 arasında 14 Beş Yıllık Kalkınma Planı’nı tamamladığını, geçtiğimiz Mart ayında da 2026-2030 yıllarını kapsayan 15’inci Beş Yıllık Kalkınma Planını yürürlüğe koyduğuna gönderme yapıyor. Çin’in 73 yıldır ardışık biçimde plan uygulama disiplinine uyması, ortaya çıkan birikimi ve güçlenen hafızası yeni bir güç odağı oluşturmasını sağlıyor. Daha da önemlisi piyasa sisteminin güçlü yanlarıyla zayıf yönlerini dengeleme ustalığı kazanmanın kaynak tahsisindeki verimliliği artırıyor. Başarının gerek şartının sermaye kadar kümülatif bilgi olduğunu unutmadan; planın sermaye yönlendirme kadar bilgi üretimindeki rolünü gözden ırak tutmamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Yakın tarihimize bakalım </strong></p>
<p><strong>Bayram Ali Eşiyok</strong>’un analizinin sahaya yansıması bize çok şey söylüyor: Ulusumuzun çok zor günlerinde, sermaye ve kümülatif bilgi birikiminin bugün ulaşılan düzeyiyle hiçbir şekilde ölçüye dayalı karşılaştırmasını yapamayacağımız koşullarında 1934-1938 Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1. BYKP) uygulamasında tamamlanan ve yatırımı sürmekte olan tesislerin listesine bakmak yeterli: <em>Bakırköy Bez Fabrikası, Isparta Gülyağı Fabrikası, Keçiborlu Kükürt Fabrikası, Kayseri Dokuma Fabrikası, Paşabahçe Cam Fabrikası, İzmit Kağıt Fabrikası, Karabük Demir-Çelik Fabrikası, Nazilli Basma Fabrikası, Eskişehir Şeker Fabrikası, Turhal Şeker Fabrikası, Konya Ereğlisi Bez Fabrikası, Bakırköy Bez Fabrikası, Bursa Süt Fabrikası, Zonguldak Antrasit Fabrikası, Ankara, Konya, Eskişehir ve Sivas Buğday Siloları, Bursa Merinos Fabrikası, Gemlik Suni İpek Fabrikası, Ankara Çubuk Barajı, Zonguldak Taşkömürü Fabrikası, Barut, Tüfek ve Top Fabrikası, Nuri Demirağ Uçak Fabrikası, Malatya Sigara Fabrikası, Bitlis Sigara Fabrikası, Malatya Bez Fabrikası, Sivas Çimento Fabrikası</em>. O günlerin koşullarını “<em>net bugünkü değerlere</em>” taşıyarak karşılaştıralım. O zaman yaptığımız işlerin önemi, değeri ve anlamı daha netleşir.</p>
<p><strong>Deng Xiaoping aklı</strong></p>
<p>1. BYKP ve diğer plan uygulamalarının sonuçlarını sürdürebilseydik, bugün gelişme düzeyimiz ne olurdu? Piyasacı ve planlamacı yaklaşımları fetiş haline getirmeden <strong>Deng Xiaoping</strong> aklından ders alarak sorunun yanıtını araştıralım. Piyasanın da planının da güçlü yanlarını değerlendirelim, zayıf yanlarını da tasfiye edelim. Böyle bir bakış açısıyla, ülkemizin önemli sivil inisiyatiflerinin seçim sürecinde plan konusunu önemli bir gündem maddesi yapalım. Seçimlerde “<em>kafa-kol ilişkisi</em>” yerini “<em>projelere dayalı programların</em>” anlatılmasına bırakmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-seciminde-plan-algisi-sorgulanmali-77718</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Oda ve borsa seçiminde &#039;plan algısı&#039; sorgulanmalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugun-23-nisan-neden-nese-dolmuyor-insan-77717</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bugün 23 Nisan; neden neşe dolmuyor insan?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Enflasyonda vahim gelişmeye yol açan faiz kararlarının alınmasının arkasında yatan kurumsal yapıyı değiştirmeden, enflasyonla salt para ve maliye politikası ile mücadele etmek mümkün mü? Değil elbette.</strong></p>
<p>Nasıldı o okul şarkısı? “Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan.” Ancak ben bu yazıyı 22 Nisan’da yazıyorum; dolayısıyla neşe falan da dolmuyorum. Nasıl ‘neşe dolayım’ ki? Dünyanın haline bakın, Türkiye’ninkine de elbette. Neyse, yarın (23 Nisan) duruma bakarız…</p>
<p>Dönüp dolaşıp aynı soruya geliyorum: Tüketici enflasyonu (TÜİK) Eylül 2021’de yüzde 19,6 iken Ekim 2022’de yüzde 85,5’e yükseliyor: 65,9 puan sıçrama. İTO’nun İstanbul için ölçtüğü enflasyondaki sıçrama ise daha da çarpıcı: Yüzde 19,8’den yüzde 108,8’e çıkmış enflasyon. Bu vahim gelişmeye yol açan faiz kararlarının alınmasının arkasında yatan kurumsal yapıyı değiştirmeden, enflasyonla salt para ve maliye politikası ile mücadele etmek mümkün mü?</p>
<p><strong>3 yılda 4 önemli </strong><strong>olumsuz gelişme yaşandı</strong></p>
<p>Değil elbette. Dört yıl önce olduysa neden şimdi olmasın? Eksik programa ne zaman kırmızı işaret yakılacak? Programın başlangıcından beri bu soruların havada asılı olduğu ortada. Sadece yeni seçimden çıkıldığı ve bir sonraki seçime çok fazla zaman olduğu için, hiç olmazsa bu sürenin ilk üç yılında enflasyon daha ‘makul’ bir düzeye (yüzde 15-20?) indirilebilir diye düşünenler çoktu. Yoksa, ekonomi programı bir sonraki seçime kadar sürdürülecek, enflasyon da tek haneli bir değer alacak diye düşünen pek yoktu herhalde.</p>
<p>Programın başlamasından bu yana neredeyse üç yıl geçti ve enflasyon yüzde 30 civarında. Dört önemli olumsuz gelişme yaşandı bu sürede. Birincisi, eksik programın başlangıç döneminde yapılan hata: Faiz çok ‘nazlı’ biçimde artırıldı; uzun süre enflasyonun altında kaldı. Kur ve ekürisi enflasyon sıçradı. İkincisi, malum; 19 Mart süreci ile başlayan gelişmeler ve bu çerçevede yargı sisteminin sorunlarının daha da belirginleşmesi. Üçüncüsü, 19 Mart’ın hemen peşinden Trump’un gümrük tarifeleri saçmalığı dünyayı altüst etti. Dördüncüsü ise İsrail’in ve onun kışkırtmasıyla ABD’nin İran’a saldırmaları ile başlayan süreç.</p>
<p><strong>Programın eksiklikleri </strong><strong>tamamlanırsa hasar azaltılır</strong></p>
<p>Özellikle son üç gelişme ekonomi programının eksikliklerinin olumsuz etkilerini katmerleştirdi. Böyle bir ortamda atılacak tek sağlam adım bu programın eksikliklerinin tamamlanması olur. Bu yapılırsa her şey güllük gülistanlık olmaz elbette; dünya çok karışık çünkü. Ama hasar azaltılır. Atılır mı bu adım? Hiç sanmıyorum. Kaldı ki, malum gazete geçenlerde sarı ışığın yanmakta olduğu işaretini vermiş de olabilir? Kim bilir, belki de günah keçisi arayışı mı var?</p>
<p>Ha bu arada Para Politikası Kurulu kararı hakkında bir şey yazmadım. Gerek var mı?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugun-23-nisan-neden-nese-dolmuyor-insan-77717</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bugün 23 Nisan; neden neşe dolmuyor insan? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahminler-revize-ediliyor-is-planlarinda-oncelikler-degisiyor-77716</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahminler revize ediliyor, iş planlarında öncelikler değişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Para ve sermaye piyasası aktörleri, Merkez Bankası’nın önümüzdeki aylarda yıl başına kıyasla daha temkinli bir duruş sergileyeceği görüşünde. Haklılar. Oysa bu yılın, geçen yıl başlayan faiz indirim sürecinin kademeli biçimde devam ettiği bir dönem olması bekleniyordu.</strong></p>
<p>Kafalarda çok sayıda soru var; iş dünyası yön arıyor.</p>
<p>Eskiden yıl başında yapılan tahminler ve belirlenen hedefler, ancak yılın ikinci yarısında, hatta son çeyreğinde revize edilirdi. Son birkaç yılda bu süre belirgin biçimde kısaldı.</p>
<p>Bankacısından iş insanına, ekonomistinden finansal yatırımcısına kadar geniş bir kesim bugünlerde yıl başı öngörülerini güncellemekle meşgul. Görüştüğüm iş insanları ve bankacılara “Hâlâ yıl başındaki senaryonun gerçekleşeceğini düşünüyor musunuz?” diye sorduğumda, aldığım yanıtlar tahminlerin ciddi biçimde revize edildiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>- Yıl başında 2026 için büyümenin yaklaşık yüzde 4, enflasyonun ise yüzde 25 civarında gerçekleşeceği öngörülüyordu. Ancak son gelişmeler ışığında büyüme tahminleri yüzde 3-3,5 bandına hatta bazı kuruluşlarda yüzde 3'ün bile altına çekilirken, enflasyon beklentileri ise yüzde 28-32 aralığına yükseltiliyor. Enerji krizinin kalıcı hale gelmesi özellikle bu iki makroekonomik göstergyi belirgin şekilde olumsuz etkiliyor.</p>
<p><strong>Politika faizinde %30’un altını </strong><strong>bekleyen neredeyse kalmadı</strong></p>
<p>- Enflasyon beklentilerindeki bozulmaya paralel olarak politika faizi için yıl sonu tahminleri de yukarı yönlü revize ediliyor. Dün bu yazı yazıldığı sırada yüzde 37 seviyesinde olan politika faizinin bu yıl yüzde 30’un altına inmesini bekleyen neredeyse kalmadı. Hatta bazı bankacılar yılın yüzde 35 civarında tamamlanabileceğini ifade ediyor. Para ve sermaye piyasası aktörleri, Merkez Bankası’nın önümüzdeki aylarda yıl başına kıyasla daha temkinli bir duruş sergileyeceği görüşünde. Haklılar. Oysa bu yılın, geçen yıl başlayan faiz indirim sürecinin kademeli biçimde devam ettiği bir dönem olması bekleniyordu.</p>
<p>- Faiz indiriminin tekrar ne zaman başlayacağına dair tahminler ise oldukça dağınık. Hafta başında S&amp;P Kıdemli Direktörü Frank Gill, CNBC-e’de Tanem Zaman’ın sorularını yanıtlarken, enerji fiyatlarını dikkate alarak yaz sonunun beklenebileceğini belirtti. Bu da sonbahardan önce bir faiz indiriminin zor olduğu anlamına geliyor.</p>
<p>- İran savaşıyla küresel boyut kazanan krizde “Türkiye pozitif ayrışabilir mi?” sorusuna ise çok güçlü bir “evet” yanıtı verilmiyor. En iyimser senaryoda dahi küresel krizin Türkiye’yi sınırlı etkilemesi, bir başka deyişle “teğet geçmesi" iyi senrayo olarak gösteriliyor.</p>
<p>- Son yıllarda özkaynak kârlılığı baskı altında olan bankacılık sektörü de 2026’yı bir dönüm noktası olarak görüyordu. Ancak bu beklentinin de ötelenmekte olduğu anlaşılıyor. Kredi kısıtlamalarının yılın ikinci yarısında gevşemesi öngörülüyordu; mevcut görünüm ise yılı bu kısıtlamalarla kapatabileceğimize işaret ediyor. Bu durum, arzu edilen finansal derinleşmenin de yavaşlamasına neden oluyor.</p>
<p>- Sektörde karlılık sorunu sürse de şu aşamada ciddi bir aktif kalitesi problemi görünmüyor. Tahsili gecikmiş alacakların oranında sınırlı bir artış eğilimi olsa da hala düşük seviyelerde. </p>
<p>- Ödemeler dengesi tarafında görece rahat bir tablo söz konusu. Buna rağmen orada da tahmin revizyonu yaşanıyor. Son veriler, cari işlemler açığının 12 aylık bazda 35 milyar doları aşıp 40 milyar dolara gittiğini gösterince ekonomistler bu alandaki tahminlerini de yukarı yönlü güncelliyor. Daha önce yüzde 1,5–2 aralığında öngörülen 2026 yıl sonu cari açık/GSYH oranının yüzde 2,5 seviyesine doğru yükselmesi bekleniyor. Buna rağmen cari açıktaki genişleme henüz ekonomi için tehdit oluşturacak boyutta değil. Nitekim Fitch’in de vurguladığı gibi, cari açıktan kaynaklanan baskılar hala yönetilebilir düzeyde.</p>
<p><strong>Belirsizlik, karar alma süreçlerinin </strong><strong>kalıcı değişkeni haline geldi</strong></p>
<p>- Türkiye açısından bu dönemde iki kritik unsur öne çıkıyor: Dış finansmana erişim ve rezervlerin seviyesi. Küresel belirsizliklere rağmen Türkiye hem kamu hem özel sektör düzeyinde, daha yüksek maliyetlerle de olsa dış finansmana erişimini sürdürebiliyor. Bu durumun devamı büyük önem taşıyor. Öte yandan, yatırımcıların yakından izlediği rezerv göstergelerinde geçmişte olduğu gibi keskin bir düşüş yaşanması veya net rezervin negatife dönmesi, Türkiye’ye yönelik algıyı bozarak finansmana erişimi zorlaştırabilir. Son dönemde rezervler üzerinde bir miktar baskı oluşsa da bu durum piyasa aktörleri tarafından “anlaşılabilir” bulunuyor.</p>
<p>Özetle, hem küresel ekonomi hem de Türkiye ekonomisi zorlu bir dönemeçte yönünü arıyor. Böyle bir ortamda iş dünyası da yatırım kararlarını yeniden gözden geçiriyor. Belirsizlik artık geçici bir “dönem” değil, karar alma süreçlerinin kalıcı değişkeni haline geldi. İş dünyası da bu yeni koşullarda artık büyümeyi olduğu kadar, belki de daha fazla, ayakta kalmayı, nakit akışını ve riski nasıl yöneteceğini yeniden düşünmek zorunda kalıyor.</p>
<p><br /><br /><br /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahminler-revize-ediliyor-is-planlarinda-oncelikler-degisiyor-77716</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahminler revize ediliyor, iş planlarında öncelikler değişiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elestiri-hakki-calismaktan-dogar-uret-ki-elestirebilesin-77715</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eleştiri hakkı, çalışmaktan doğar, üret ki eleştirebilesin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yüzdeki güzellik, aynaya hüner değildir. Tıpkı yüzdeki kusurun aynanın kabahati olmadığı gibi… Eleştiri, bize tutulmuş aynadır. Değerlidir. Ancak önerisiz eleştiri, panzehirsiz zehir sunmaktır</strong></p>
<p><strong>1- SORUN: Eleştiri</strong>; düşük yoğunluklu zehir… Tıpkı <strong>ilâç</strong> gibi. Gerekli ama acı. <strong>Nadiren talep edilen</strong>… Bir insanı, konuyu, yapıtı; <strong>iyi</strong> veya <strong>kötü</strong>, doğru veya yanlış, <strong>güzel</strong> ya da <strong>çirkin</strong> yönlerini bulup göstermeye yöneliktir. Eleştiri; <strong>doğru zaman</strong>, <strong>doğru zemin</strong>, <strong>doğru zat</strong> bileşkesinde yapılmayınca sorun oluşturur.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Bu işi kendine görev edinmişe eleştirmen, (<strong>münekkit</strong>) denir. Tenkit eden pek sevimli biri değildir. Kendisinden talep edilse de değildir. Kelimenin etimolojik kökeni neredeyse her dilde ifade ettiği eylemin ağırlığıyla olumsuzlaşır. Kısaca, eleştiri pek <strong>sevilmez</strong> hatta bizde <strong>saldırıyla eş</strong> tutulabilir.</p>
<p><strong>AYNADAKİ KUSURLA YÜZLEŞMEK</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Çoğu kez; “<strong>kritik</strong>” sözcüğüyle <strong>duygusal tahrip gücü</strong> azaltılmaya çalışılır. Ama ağırdır; çünkü eleştiridir.  <strong>Aynadaki kusurla yüzleşme</strong> duygusunun sevimsizliğidir. Bir <strong>edebiyat</strong> veya sanat eserini <strong>her yönüyle ele alıp açıklamak</strong>, fazlasını, <strong>değerini ortaya çıkarmak</strong>… <strong>360 derece</strong> görmek gerekir.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Bunu yaparken o sanata <strong>kabiliyetsizliğinin acısını</strong> sanatçıdan çıkarmaya kalkarsan, bu bir eleştiri değil, <strong>sinsi saldırı</strong> olur. Gereksiz eleştirilerin özünde yatan temel duygu; aslında gizli hayranlıktır. <strong>Tilki, uzanamadığı üzüme “koruk” dermiş</strong>. Yapamadığında; <strong>yapanı eleştirmeyi deneme.</strong></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Stratejiye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Eleştiri gelişim ilhamı olur mu?</em></strong></p>
<p>Her <strong>şey</strong>, her <strong>fikir</strong>, her <strong>iş</strong> eleştirilebilmeli. Hatta altın bile… <strong>Altını mihenk taşına vururlar</strong>. Onun tartışılmaz değeri dahi eleştiriye açıktır. <strong>Altın bile ayar yer kral suyundan</strong>… Eleştiri, haklı olmalı.</p>
<p><strong><em>Eleştirinin dozajı ne olmalı?</em></strong></p>
<p>Eleştiri, <strong>zehirdir</strong> demiştik. Tıpkı <strong>ilâç</strong> gibi… Her ilaç zaten <strong>düşük yoğunluklu zehir</strong> değil midir? İnsanın var ettiğine, ürettiğine saldırıdır. Eleştiren; <strong>öneri ile</strong> bunu yapmalı… Değilse, <strong>panzehirsiz zehir</strong> olur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ELEŞTİRİNİN GÜCÜ ÖNERİSİNDEYSE ELEŞTİRİ YÂR MIDIR YARA MIDIR?</strong></p>
<p>Şayet <strong>tenkit edilmek</strong> istemiyorsan, hiçbir şey<strong> üretme</strong>, hiçbir şey <strong>yapma</strong> ve hiçbir şey <strong>söyleme</strong>, hatta <strong>var olma</strong>… Eğer <strong>eleştirilmiyorsan </strong>büyük ihtimalle <strong>değer</strong> üretmiyorsundur. Eleştiri <strong>ilaç</strong> mıdır, <strong>zehir</strong> midir? Sana bağlı… Sürekli eleştirenin <strong>hiçbir şey üretmediğini</strong> de bil. Çalışmaktan doğsun eleştirin.</p>
<p><strong>ELEŞTİRİ LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Tenkit</strong>: Eleştirinin eski dildeki karşılığı… Sistemi, kişiyi, fikri, doğruluk ekseninden sorgulamak</p>
<p><strong>Eleştirmen</strong>: İşi genelde mevcut olanın aksayan yanlarını, eksiklerini gündeme getiren kişi</p>
<p><strong>Gizli hayran</strong>: Sağlam gerekçeler olmadan eleştiren, sürekli kusur arayanların ruh hali</p>
<p><strong>Yapıcı eleştiri</strong>: Sistemin bütünlüğünü, mükemmelliğini amaçlayan haklı eleştiri türü</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elestiri-hakki-calismaktan-dogar-uret-ki-elestirebilesin-77715</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/5/1280x720/kadin-ayna-1776924519.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eleştiri hakkı, çalışmaktan doğar, üret ki eleştirebilesin ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-40-faize-mevcut-yontemle-devam-77714</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 40 faize mevcut yöntemle devam…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu köşede 20 Nisan Pazartesi günü<strong> “Faiz yüzde 40’ta kalacak ama nasıl”</strong> diye sormuş ve iki olasılıktan ağır basanın ne olduğunu yazmıştım. Merkez Bankası’nın kararı da ağır basan olasılık yönünde oldu.</p>
<p>Birinci olasılık faiz oranlarının değiştirilmemesi ve piyasanın mart ayı başından bu yana olduğu gibi yüzde 40’lık gecelik faizle fonlanmasıydı.</p>
<p>Diğer olasılık ise haftalık repo ihale faiz oranının yüzde 40’a çıkarılması ve fonlamanın bu kanala kaydırılması, böylece fiili faizin yine sabit kalmasıydı.</p>
<p>Ama ağır basanın ilk olasılık olduğu da ortadaydı. Nitekim Merkez Bankası’nın kararı da o yönde oldu.</p>
<p>Para Politikası Kurulu haftalık repo ihale faiz oranını yüzde 37’de sabit bıraktı. Aynı şekilde gecelik vadede borç verme faiz oranı yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranı da yüzde 35,5’te sabit tutuldu.</p>
<div id="adpro-11" class="adpro desktop-ad text-center " data-page="343" data-region="1686" data-category="-1" data-lazy="false" data-loaded="true" data-gtm-vis-first-on-screen6120021_502="20416" data-gtm-vis-recent-on-screen6120021_502="22245" data-gtm-vis-total-visible-time6120021_502="100" data-gtm-vis-has-fired6120021_502="1">
<div>
<div data-google-query-id="CI77_bOVg5QDFbEFdQEdsUAB9Q">
<p>Halen yüzde 40 olan fiili faiz oranı zaten değişmeyecekti de bunun yönteminin nasıl olacağı konusunda kafa yoruluyordu, o da netleşti.</p>
<p>Merkez Bankası savaşın başlamasıyla birlikte piyasayı fonlamada haftalık repo ihalelerini askıya almış ve fonlamayı yüzde 40 faizli gecelik kanaldan yapmaya başlamıştı. Bu uygulama hâlâ yürürlükte. Oranlar değişmedi, söz konusu uygulamada da bir değişiklik yok ve dolayısıyla yüzde 40 faizle aynen devam edilecek.</p>
<h2>Ateşkesin etkisi</h2>
<p>Kör topal da yürüyor olsa İran ile ABD arasında bir ateşkes var. Ateşkes ilanından önce Merkez Bankası’nın fiili faizi değiştirmeksizin uygulama değişikliğine gidebileceği tahmini yapılıyordu. Buna göre haftalık repo ihale faiz oranı yüzde 40’a, gecelik vadede borç verme faiz oranı yüzde 43’e çıkarılacak, Merkez Bankası fonlamayı haftalık kanala kaydıracaktı. Böylece fiili faiz değişmemekle birlikte Merkez Bankası savaşın daha da büyümesi ve etkisinin daha derin hissedilmesi durumunda fonlamayı yeniden gecelik kanala kaydırmak suretiyle faizi yüzde 43’e çıkarma olanağı elde edecekti.</p>
<p>Böyle bir kararın dezavantajı, savaşın bitmesi halinde faizin yüzde 40’ta kalacak olmasıydı.</p>
<p>Ama şimdi zaman zaman ihlal edilse de ortada bir ateşkes var ve Merkez Bankası da bundan dolayı faiz oranlarını sabit tutmakla birlikte gelecekte fiili faizin aşağı çekilmesine olanak verecek bir hamle yapmış oldu.</p>
<p>Artık ne zaman olur bilinmez, İran ile ABD arasında bir anlaşma sağlanır ve savaş tümüyle biterse ya da uzamakla birlikte savaşın etkisi çok çok azalırsa Merkez Bankası’nın ne yapacağı belli. Fonlamada haftalığa yeniden dönülür ve fiili faiz yeni bir karar almayı gerektirmeksizin yüzde 37’ye indirilmiş olur.</p>
<p>Yani Merkez Bankası dünkü kararıyla savaşın çok daha olumsuz etkiler doğuracak bir boyuta evrilmeyeceğine oynamış oldu.</p>
<h2>Ya tersi olursa?</h2>
<p>Para Politikası Kurulu’nun bundan sonraki toplantısı 11 Haziran’da, bir buçuk ayı aşkın bir süre var. Peki ya Merkez Bankası’nın senaryosu gerçekleşmez ve savaş yayılır ve etkileri daha da sertleşirse?</p>
<p>Şu an piyasa zaten olabilecek en yüksek faizle yüzde 40’la fonlanıyor. Gerektiğinde <strong>“Gecelik fonlama yerine şu kanalı açıp fiili faizi daha yukarı çıkaralım”</strong> denilebilecek bir alan yok. O durumda Merkez Bankası kaçınılmaz olarak bir ara toplantıya gitmek ve faizi artırmak durumunda kalacak.</p>
<p>Umarız gelişmeler Merkez Bankası’nı haklı çıkarır da ne savaş daha da yayılır, ne de faizi daha da artırmak gerekir.</p>
<h2>Yüzde 37 şimdilik gündemde yok</h2>
<p>Merkez Bankası’ndan şu günlerde hiç beklenmeyen adım tabii ki faiz oranlarını sabit tutup fonlamayı yeniden haftalık kanala kaydırması olurdu. Böyle bir karar, faizi fiilen indirmek olur ki bu da herhalde hiç düşünülmez.</p>
<p>Para Politikası Kurulu metninde de zaten <strong>“Kurul, enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır”</strong> denilmek suretiyle bu konudaki yaklaşım ortaya konuluyor.</p>
<h2>İktisadi faaliyet yavaşlıyor</h2>
<p>Para Politikası Kurulu açıklamasında enflasyonun ana eğiliminin mart ayında gerilediğine işaret ediliyor, ancak öncü verilerin ana eğilimin nisan ayında bir miktar yükseleceğine işaret ettiği vurgulanıyor.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelerin yol açtığı belirsizlikler yüzünden enerji fiyatlarında yüksek seyir ve belirgin bir oynaklık gözlendiği belirtilen açıklamada daha sonra şu görüşlere yer veriliyor:</p>
<p><strong>“Söz konusu gelişmeler ile yurt içi enerji fiyatlarının maliyet kanalı ve iktisadi faaliyet üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir. Göstergeler iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ederken, yakın dönemdeki gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki olası ikincil etkileri önem taşıyacaktır.”</strong></p>
<p> </p>
</div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-40-faize-mevcut-yontemle-devam-77714</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 40 faize mevcut yöntemle devam… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocukluk-en-eski-gelecek-bugunun-cocuklari-ne-kadar-kurucu-ne-kadar-tuketici-77713</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocukluk, en eski gelecek: Bugünün çocukları ne kadar &#039;kurucu&#039;, ne kadar &#039;tüketici&#039;?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>23 Nisan’da, çocuklara ne bıraktığımız kadar, onların o bozulmamış merakından neler öğrenebileceğimizi de konuşmalıyız. Çünkü çocuklar bize hâlâ en önemli gerçeği hatırlatıyor: Dünya, merak ve inatla hâlâ yeniden kurulabilir bir yer.</strong></p>
<p>Bir zamanlar çocukluk, dış dünyaya karşı özenle korunması gereken, kendi içinde sükuneti olan bir dönemdi. Bugün ise neredeyse korunması imkânsız, sınırları dijital müdahalelerle delik deşik edilmiş bir alan haline geldi. Çünkü artık çocuklar sadece sokaklarda veya odalarında oyun oynamıyor; ekranlarla büyüyor, daha dünyayı tanımadan karmaşık algoritmalarla karşılaşıyorlar. Henüz ana dillerindeki kelimeleri tam öğrenmeden; görsellerin, hızın ve kesintisiz akışın o kaotik dilini çözmek zorunda kalıyorlar. Belki de insanlık tarihinde ilk kez bir kuşak, teknik olarak bizden daha fazla “şey” biliyor; ama aynı kuşak, o bildiklerini bir süzgeçten geçirecek, onlara ruh katacak zamanı bulmakta zorlanıyor. Bilgi artık zihinde birikmiyor; âdeta üzerinden geçilen bir nehir gibi akıp gidiyor. Bir çocuğun zihni, eski usül bir kütüphane gibi değil, bir sosyal medya zaman çizelgesi gibi çalışıyor. Sürekli güncellenen, sürekli yenilenen ama nadiren derinleşen, sığ bir akış bu… Oysa gerçek bilgi, biraz da tortudur. Çöker, bekler, demlenir ve zamanla berraklaşır. Şimdi ise hiçbir şey zihinde dibe çökecek, yer edecek kadar uzun kalmıyor.</p>
<p>Bir çocuk düşünün; elinde bir tablet, önünde sonsuz bir içerik denizi. Bir videodan diğerine geçerken, aslında hiçbirinde tam olarak “kalamıyor”. Oysa çocukluk biraz da kalabilmekti; bir oyunun içinde saatlerce kaybolabilmek, bir sorunun peşinden inatla gidebilmek, bir hikâyeyi nefes almadan sonuna kadar dinleyebilmekti. Şimdi ise hız, sabrın yerini alırken; sadece görmek, anlamanın önüne geçti.</p>
<p>Bu dönüşümün en sarsıcı etkisi ise ifade biçimlerimizde yaşanıyor. Emojiler, kısaltmalar ve anlık dijital tepkiler; mimiklerin, tonlamaların ve o oylumlu uzun cümlelerin yerini almaya başladı. İletişim kolaylaştı belki ama derinlik giderek inceldi. Bir cümleyi kurup duyguyu nakşetmek yerine, bir işaret bırakıp geçiyoruz artık. Bir duyguyu anlatmak yerine onu simgeliyoruz. Ve zamanla simgeler çoğaldıkça, o simgelerin temsil ettiği duyguların kendisi azalıyor, soluklaşıyor. Oysa bir çocuğun dünyayı kurma biçimi, kelimelerle başlar. Kelimeler azaldıkça dünya da daralır. Çünkü dil sadece bir ifade aracı değil; aynı zamanda düşünmenin evidir. Bir çocuk ne kadar çok kelimeye ve kavrama sahipse, önünde o kadar çok ihtimal vardır. Ne kadar çok ihtimali varsa, o kadar özgürdür.</p>
<p><strong>EGEMENLİK, ULUSUN KADERİNİ İNŞA EDECEK ZİHİNLERİN YETİŞMESİDİR </strong></p>
<p>Tam da bu yüzden, oyunun yerini hiçbir teknolojik mucize dolduramaz. Oyun, çocuğun dünyayı prova ettiği, hayatın ilk ve en hakiki provasını yaptığı kutsal bir alandır. Kendi kurallarını koyduğu, bozduğu, yeniden kurduğu ve içinde özne olduğu bir sahne… Ama bugün oyun da başkalaştı. Kuralları başkaları tarafından yazılmış dijital evrenlerde, çocuklar çoğu zaman birer "kurucu" değil, sadece pasif birer "izleyici" ya da sınırları başkaları tarafından çizilmiş birer "oyuncu" hâline geliyor. Belki de burada durup şu soruyu sormak gerekiyor: Bugünün çocukları ne kadar “kurucu”, ne kadar “tüketici”? Bu soru sadece çocukları değil, aslında en çok biz yetişkinleri ve inşa ettiğimiz bu yeni sistemi ilgilendiriyor.</p>
<p>Oysa gerçek hayat bu kadar keskin değil. Bugünün çocukları çoğu zaman ne tam anlamıyla kurucu ne de bütünüyle pasif. Var olan dünyayı kullanarak kendine küçük alanlar açan, ama o alanların sınırlarını çoğu zaman kendisi belirleyemeyen bir ara bölgede yaşıyorlar. Ve bu ara bölge, ne yazık ki çocuklukla sınırlı kalmıyor; aynı dönüşüm yetişkinliğe, iş hayatına da sızıyor. Daha hızlı düşünen, daha hızlı cevap veren, daha hızlı üreten bir nesille karşı karşıyayız; ama aynı hız, mesleki ve insani derinliği törpülüyor…</p>
<p>Genç çalışanlarda sıkça gözlemlediğim bir durum var: Bilgiye ulaşmakta hiçbir zorluk çekmiyorlar ama o bilgiyi nasıl işleyeceklerini, nasıl ilişkilendireceklerini ve nasıl kalıcı bir değere dönüştüreceklerini her zaman bilemiyorlar. Çünkü bu, temelleri çocuklukta atılan bir beceridir. Soru sormayı, "neden" diye diretmeyi öğrenmeyen bir çocuk, çözüm üretmekte de zorlanıyor. Beklemeyi, durup bakmayı ve sabretmeyi öğrenmeyen bir zihin, ne yazık ki derinleşemiyor.</p>
<p>Bu bakış açısıyla 23 Nisan’ı yalnızca takvimdeki bir bayram olarak değil, hayati bir hatırlatma olarak görmek gerekiyor. Egemenlik, sadece bir ulusun kendi kaderini belirlemesi gibi siyasi bir kavramdan ibaret değildir. Aynı zamanda o kaderi inşa edecek zihinlerin nasıl bir iklimde yetiştiğiyle, o zihinlerin kendi dikkati üzerindeki hakimiyetiyle ilgilidir. Egemenlik, biraz da dikkat üzerinde kurulur. Neye baktığımız, neye odaklandığımız, neyi seçtiğimiz bizim gerçek özgürlük alanımızdır. Eğer dikkatimiz dış uyaranlarla sürekli bölünüyor ve dağılıyorsa, zihinsel egemenliğimiz de yara alıyor demektir.</p>
<p>Belki de bu yüzden, küçük alışkanlıklar büyük meselelerin parçasıdır. Bir çocuğun bir kitabın başında sıkılmadan kalabilmesi, bir oyunu yarım bırakmadan tamamlayabilmesi, bir sorunun peşinden hemen vazgeçmemesi… Bunlar sadece bireysel beceriler değil, aynı zamanda zihinsel egemenliğin ilk işaretleridir.</p>
<p>Geleceği emanet edeceğimiz çocukların nasıl düşünmesini istiyoruz? Sadece hızlı tepki verenler mi, yoksa soruların peşinden inatla gidenler mi? Gördüğüne sorgusuz sualsiz inananlar mı, yoksa o görüntünün arkasındaki gerçeği arayanlar mı? Asıl mesele burada düğümleniyor. Çünkü bugün çocuklara bıraktığımız dünya, yalnızca fiziksel bir miras değil; bir düşünme biçimi, bir dikkat kültürü ve bir iletişim dilidir. Eğer dikkat dağınıksa, dil yüzeyselse, gelecek de bu sığlıktan beslenecektir.</p>
<p>Bütün bunları konuşurken, insanın zihni ister istemez başka bir yere de gidiyor.</p>
<p>Bazen bir okulun, yani çocuğun en güvende olması gereken yerin bile şiddetin sahnesine dönüşebildiği anlara… O anlarda mesele artık teknoloji, hız ya da dikkat dağınıklığı olmaktan çıkıyor. Çocukluk dediğimiz o alanın ne kadar inceldiğini ne kadar korunaksız kaldığını daha çıplak biçimde görüyoruz. Bir toplumun geleceği, yalnızca ne kadar bildiğiyle değil, çocuklarını ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür. Ve bazen tek bir olay, bütün bu büyük tartışmaların üzerine ağır bir sessizlik bırakır.</p>
<p><strong>ÇOCUKLUK, MODERN DÜNYANIN TÜM SALDIRILARINA KARŞI BİR KALEDİR </strong></p>
<p>Çağımızın en sessiz sorunlarından biri de bu: Duygularımız var, ama yönümüz dağınık, sürekliliğimiz zayıf. Neye, ne kadar ve ne kadar süreyle üzüleceğimizi artık biz değil, çoğu zaman akış belirliyor.</p>
<p>Belki de burada asıl mesele çocuklar değil, biziz. Onları nasıl bir dünyanın içine bırakıyoruz? Daha da önemlisi, nasıl bir dikkatle, nasıl bir dil ve nasıl bir örnekle büyütüyoruz? Çünkü çocukluk, kendiliğinden kaybolmaz; yetişkinlerin ihmal ettiği yerde aşınır.</p>
<p>Ama yine de umut, çocuğun o saf ve dirençli doğasında saklı duruyor. Çünkü çocukluk, modern dünyanın tüm saldırılarına rağmen kendini tamamen kaybetmeyen nadir kalelerden biridir. Bir çocuğun hâlâ aynı soruyu bıkmadan defalarca sorabilmesinde, bir karıncanın yolunu dakikalarca izlemesinde, dünyayı hâlâ bir keşif alanı olarak görmesinde geleceğin en sahici hali saklı. Belki de bu 23 Nisan’da, çocuklara ne bıraktığımız kadar, onların o bozulmamış merakından neler öğrenebileceğimizi de konuşmalıyız. Çünkü çocuklar bize hâlâ en önemli gerçeği hatırlatıyor: Dünya, merak ve inatla hâlâ yeniden kurulabilir bir yer. Ve gerçek egemenlik, en çok da hayallerini ve merakını koruyanların elinde yükselecektir.</p>
<p>Ve biz… Biz de aynı akışın içindeyiz. Çocuklarımıza “dikkatini koru” derken önce kendi telefonlarımızı cebimize koymamız gerekiyor. Yoksa en güzel cümleler bile, sadece birer emoji hâline gelecek…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocukluk-en-eski-gelecek-bugunun-cocuklari-ne-kadar-kurucu-ne-kadar-tuketici-77713</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/3/1280x720/ataturk-ve-cocuk-1776919522.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocukluk, en eski gelecek: Bugünün çocukları ne kadar &#039;kurucu&#039;, ne kadar &#039;tüketici&#039;? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/23-nisan-gelecege-duyulan-guvenin-en-guclu-ifadesidir-77712</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;23 Nisan geleceğe duyulan güvenin en güçlü ifadesidir&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş dünyası temsilcileri, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılışının 106. yılı ve “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”nı yayımladıkları mesajlarla kutladı.</p>
<p><strong>TOBB BAŞKANI M. RİFAT HİSARCIKLIOĞLU: EĞİTİMLİ, ÖZGÜVENLİ VE MUTLU ÇOCUKLAR, GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE’NİN TEMELİDİR</strong></p>
<p>“Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği camiası olarak, yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımızın daha güçlü, daha müreffeh ve daha huzurlu bir ülkede yaşamaları için çalışmayı en önemli sorumluluklarımızdan biri olarak görüyoruz. TOBB olarak ülkemizin 81 ilinde 245 eğitim/öğretim tesisini hayata geçirmenin gururunu yaşıyoruz. Biliyoruz ki; eğitimli, özgüvenli ve mutlu çocuklar, güçlü bir Türkiye’nin temelidir.</p>
<p>Son günlerde yaşanan ve hepimizi derinden üzen okul saldırıları, toplum olarak üzerinde hassasiyetle durmamız gereken önemli bir gerçeği bir kez daha hatırlatmıştır. Okullarımız, çocuklarımızın kendilerini en güvende hissetmeleri gereken yerlerdir. Şiddetin her türlüsünü reddediyor; çocuklarımızın güvenli, sağlıklı ve sevgi dolu ortamlarda büyümesi için hep birlikte daha fazla sorumluluk almamız gerektiğine inanıyorum. Saldırıların tüm boyutlarıyla araştırılıp aydınlığa kavuşturulması ve tekrarlanmaması için gerekli önlemlerin acil bir şekilde alınması önem arz etmektedir.</p>
<p>Çocuklarımızın yüzünün güldüğü, umutlarının yeşerdiği, barış ve güven içinde bir gelecek diliyorum. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, milli egemenliğimizi bizlere emanet eden tüm kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyor; tüm çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en içten duygularımla kutluyorum”. </p>
<p><strong>TİSK YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖZGÜR BURAK AKKOL: ÇOCUKLARIMIZ BU ÜLKENİN GERÇEK SAHİPLERİ VE GELECEĞİMİZİN TEMİNATI </strong></p>
<p>"23 Nisan, milletimizin bağımsızlık mücadelesini ulusal egemenlikle taçlandırdığı, iradesini tüm dünyaya ilan ettiği tarihi bir dönüm noktasıdır. Büyük fedakarlıklar, yokluklar ve destansı mücadeleler sonucunda kazanılan ulusal egemenliğin çocuklara emanet edilmesi, geleceği inşa edecek gücün çocuklar olduğuna duyulan derin inancı ortaya koymaktadır. Bizler, çocuklarımızı bu ülkenin gerçek sahipleri ve geleceğimizin teminatı olarak görüyoruz. Onların gözlerindeki umut, bizlere daha iyisini yapma sorumluluğu yüklüyor. Çocuklarımızın, geleceklerini sevgiyle ve güvenle inşa eden ailelerin yanında, umutla yarınlara bakabilmeleri ve yüzlerindeki mutluluğun daim olması en büyük temennimizdir. Bu duygu ve düşüncelerle, TİSK ve şahsım adına, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize saygı ve minnetlerimi sunuyorum. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı tüm çocuklarımıza ve milletimize kutlu olsun."</p>
<p><strong>TESK GENEL BAŞKANI BENDEVİ PALANDÖKEN: ÇOCUKLARIMIZA EMEĞİN KIYMETİNİ AKTARMAYA DEVAM EDİYORUZ </strong></p>
<p>"Çocuklarımız sadece yarının büyükleri değil, aynı zamanda bugünün de en kıymetli varlıklarıdır. Güçlü bir Türkiye'nin temeli, iyi yetişmiş, bilinçli, çalışkan ve değerlerine sahip çıkan nesillerle mümkündür. Esnaf ve sanatkar camiası olarak köklü Ahilik geleneğimizden aldığımız terbiye ile çocuklarımıza dürüstlüğü, emeğin kıymetini ve üretmenin önemini aktarmaya devam ediyoruz. Bu vesileyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm milli mücadele kahramanlarımızı minnetle anıyor, milletimizin ve çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı en içten dileklerimle kutluyorum."</p>
<p><strong>ATO BAŞKANI GÜRSEL BARAN: ÇOCUKLARIMIZIN GÜÇLÜ GİRİŞİMCİ OLMALARI İÇİN ÇALIŞIYORUZ </strong></p>
<p>"Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bu anlamlı günü çocuklara armağan etmesinin, tam bağımsızlık meşalesini genç nesillere emanet etme kararlılığı ve güçlü vizyonunun göstergesidir. 'Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir' şiarıyla kurulan, millet egemenliğinin karargahı olan TBMM ve çocuklarımız, yarınlarımızın en güçlü teminatıdır. Başkentimizin iş dünyası temsilcileri olarak, çocuklarımızın, hayallerini katma değere dönüştüren, üretim, teknoloji ve inovasyonla ekonomiye yön veren güçlü girişimciler olarak yetişmesi için çalışıyoruz."</p>
<p><strong>TÜRMOB GENEL BAŞKANI İRFAN HÜSEYİN YILDIZ: ÇOCUKLARIMIZIN DAHA GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE'DE YAŞAMALARI İÇİN ÇALIŞMAK EN ÖNEMLİ GÖREVİMİZDİR </strong></p>
<p>"Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün çocuklara verdiği değer, onların çağdaş, özgür ve bilinçli bireyler olarak yetişmesi yönündeki inancını ortaya koymaktadır. Bu özel gün vesilesiyle, demokrasimizin temeli olan milli egemenliğin korunması ve geliştirilmesi sorumluluğunu hep birlikte taşımamız gerektiğini bir kez daha hatırlıyoruz. Çocuklarımızın daha aydınlık, daha adil ve daha güçlü bir Türkiye'de yaşamaları için çalışmak en önemli görevimizdir. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kurtuluş mücadelesi kahramanlarını saygı ve minnetle anıyorum" </p>
<p><strong>EGE İHRACATÇI BİRLİKLERİ KOORDİNATÖR BAŞKANI JAK ESKİNAZİ: 23 NİSAN TÜRKİYE’NİN KURULUŞ TOHUMLARININ ATILDIĞI GÜNDÜR </strong></p>
<p>23 Nisan 1920, Kurtuluş Savaşı’nın en zorlu döneminde millet iradesinin tecelli ettiği, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun dünyaya ilan edildiği tarihi bir dönüm noktasıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu anlamlı günü çocuklara armağan etmesi, geleceğe duyulan güvenin en güçlü ifadesidir. Bugün bizler, Türk ihracatçıları olarak yalnızca ekonomik değer üretmiyor; aynı zamanda umut, emek ve daha iyi bir gelecek vizyonunu da dünyaya taşıyoruz. Çocuklarımızın güven içinde eğitim aldığı, hayallerini özgürce kurabildiği bir dünya, sürdürülebilir kalkınmanın temelidir. Son dönemde okullarda yaşanan üzücü olaylar hepimizi derinden yaralamış; çocuklarımızın neşeyle ve güvenle eğitim aldığı ortamların korunmasının ne kadar hayati olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Bu bilinçle eğitime katkı sunmak adına iki okul inşa ederek Millî Eğitim Bakanlığı’na bağışlamış bulunuyor, aynı zamanda ülkemizi daha aydınlık yarınlara taşımak için üretmeye ve ihracata devam ediyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle başta çocuklarımız olmak üzere tüm milletimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor, geleceğimizin mimarı evlatlarımıza sağlıklı ve umut dolu bir yaşam diliyorum.</p>
<p><strong>İZMİR TİCARET BORSASI BAŞKANI IŞINSU KESTELLİ: EGEMENLİĞİN VE GELECEĞİN EMANETİ 23 NİSAN </strong></p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun ilan edildiği bu anlamlı gün, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk tarafından 106 yıl önce çocuklara armağan edilmiştir. İzmir Ticaret Borsası olarak, onun izinde yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımızı tarımsal üretim, sürdürülebilir çevre ve doğa bilinciyle yetiştirmek için var gücümüzle çalışıyoruz. “Toprak ve Çocuk” programımızla çocuklarımızın erken yaşta çevre ve doğa sevgisi kazanmasını, çağdaş ve donanımlı bireyler olarak yetişmesini destekliyoruz. Çünkü biliyoruz ki gelecek toprakta, toprağımız ise çocuklarımız sayesinde emin ellerdedir.</p>
<p><strong>İZMİR TİCARET ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI MAHMUT ÖZGENER: GELECEĞİN GÜVENCESİ ÇOCUKLAR VE 23 NİSAN’IN MİRASI </strong></p>
<p>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 106. yıl dönümünü kutladığımız bu anlamlı gün, yalnızca bir bayram değil; geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza duyulan güvenin ve verilen değerin en güçlü ifadesidir. Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu bayram, bizlere hem geçmişimizin onurunu hem de yarınlara olan sorumluluğumuzu hatırlatmaktadır. Millî egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bilinciyle, çocuklarımızın özgür, çağdaş ve güçlü bireyler olarak yetişmesi için var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. İzmir’in üretim, ticaret ve girişimcilik gücünden aldığımız ilhamla, çocuklarımızın hayallerini destekleyen ve onları geleceğe hazırlayan bir anlayışı büyütmeyi sürdürüyoruz.</p>
<p>Çünkü biliyoruz ki güçlü yarınlar ancak iyi yetişmiş, özgüveni yüksek ve umut dolu nesillerle mümkündür. Bu vesileyle başta çocuklarımız olmak üzere tüm milletimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor, Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve tüm kahramanlarımızı saygı ve minnetle anıyorum.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/23-nisan-gelecege-duyulan-guvenin-en-guclu-ifadesidir-77712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/2/1280x720/ataturk-1776919002.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş dünyası temsilcileri, TBMM&#039;nin açılışının 106. yılı ve “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”nı yayımladıkları mesajlarla kutladı. Bağımsızlık mesajlarının ön plana çıktığı açıklamalarda, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanağı ulusal egemenliktir” sözü bir kez daha vurgulandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ataturk-nur-icinde-yatsin-turkiyede-dunyanin-en-guzel-duzenini-kurmus-77711</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Atatürk, nur içinde yatsın Türkiye’de dünyanın en güzel düzenini kurmuş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2004 YILI </strong>Eylül ayının sonlarıydı. İpaş İplik ve Dokuma Fabrikası’nın bahçesinde kurucusu <strong>Mahmut Çalık</strong>’la sohbet ediyorduk.</p>
<p>Yanında oturan torunu <strong>Hakan Akbulut</strong>’u işaret edip, gururla anlatmıştı:</p>
<p>-          <strong>Yıllar önce oğlum Ahmet’i (Çalık) Malatya’ya yatırıma ikna etmiştim. Şimdi torunum Hakan Akbulut’u kolundan tutup Malatya’ya getirdim.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Çalık, </strong>iplik ve denim (blue-jean kumaşı) üretimi için başlangıçta Çorlu ve İnegöl’ü düşünmüş, hazırlıklarını da ona göre yapmıştı. O aşamada babası <strong>Mahmut Çalık </strong>karşısına dikilip bastırmıştı:</p>
<p>-          <strong>Oğlum gel sen bu yatırım için Malatya’yı düşün. Bu topraklarda doğup, büyüdün. Kendi şehrine katkın olsun. Hemşerilerine iş kapısı aç. Elbette Çorlu ve İnegöl de vatanımızın güzide köşeleri. Oralarda yatırım yapan çok oluyor. Sen en iyisi Malatya’ya gel.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e99ece69a9f-1776918222.jpg" alt="" width="444" height="651" /></strong><strong>Ahmet Çalık</strong>’ın Türkiye’nin 3 büyük denim üreticisi arasına giren fabrikasının Malatya’da yükselmesi, tekstil sektörünün duayen isimlerinden babası <strong>Mahmut Çalık</strong>’ın ısrarıyla gerçekleşmişti.</p>
<p><strong>Mahmut Çalık, </strong>o dönemde İstanbul’da hazır giyim-konfeksiyon yatırımı başlatan torunu <strong>Hakan Akbulut</strong>’un da işlerinin bir ayağının Malatya’da olmasını sağlamıştı. <strong>Akbulut</strong>’un yatırımı da Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’nın dönemin Başbakanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>’a attırdığı 38 temel arasında yerini almıştı.</p>
<p><strong>Mahmut Çalık, </strong>oğlu <strong>Ahmet Çalık, </strong>torunu <strong>Hakan Akbulut</strong>’un yatırımlarının ardından sözü ekonomiye taşımış, şu ilginç mesajı vermişti:</p>
<p>-          <strong>Hocalar camide hutbe okuyup, vaaz verip cennet yolu gösteriyor. Camide ekonomi anlatılması lazım. Eğer ekonomi düzgün olursa, din de mezhep de her yerde itibarlı olur.</strong></p>
<p>Sonra da laikliğin önemine vurgu yapmıştı:</p>
<p>-          <strong>Atatürk nur içinde yatsın. Ne mutlu ki Türkiye’de demokratik laik düzeni kurmuş. Dünyanın en güzel düzeni.</strong></p>
<p>Tekstil sektörüne Malatya Yeşilyurt’ta evinin altındaki tezgahla giren, İpaş ve Anateks’in kurucusu <strong>Mahmut Çalık</strong>’ın vefat haberini geçen Pazar günü akşam saatlerinde Sinpaş Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Avni Çelik</strong>’in ev sahipliğindeki buluşmada aldım.</p>
<p><strong>Fehmi Çetinkaya</strong>’nın oğlu, Çetinkaya Mağazaları’nın yönetiminde bulunan <strong>Fatih Çetinkaya, </strong>Çalık Ailesi ile <strong>“hısım” </strong>olduklarını belirtip, bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Mahmut Amca (Çalık) bir saat kadar önce vefat etmiş…</strong></p>
<p>Pazartesi günü de Arçelik’in Milano’da düzenlenen <strong>“Eurocucina 2026” </strong>fuarı davetine katıldım. <strong>Mahmut Çalık</strong>’ın cenazesine gidemedim.</p>
<p>Milano yolunda arşivimi taradım, <strong>Mahmut Çalık</strong>’la ilgili yazılarımı gözden geçirdim.</p>
<p>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na denk gelen bugünkü <strong>“Mahmut Çalık’ın ardından” </strong>yazım için 8 Ekim 2004 tarihli yazımı temel aldım. <strong>Mahmut </strong>Amca, o günlerde ne güzel mesaj vermiş:</p>
<p>-          <strong>Ne mutlu ki Atatürk Türkiye’de demokratik laik düzeni kurmuş. Dünyanın en güzel düzeni…</strong></p>
<p>Allah rahmet eylesin <strong>Mahmut </strong>Amca…</p>
<p>Mekanın cennet olsun…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gazeteciler olmazsa demokrasi olmaz</span></h2>
<p><strong>MALATYA </strong>Eğitim Vakfı’nın (MEV) önceki Başkanlarından, dönemin Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Şaban Taçyıldız</strong>’la 2017 yılının son haftasında Anateks Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mahmut Çalık</strong>’ı İstanbul’daki ofisinde ziyarete gitmiştik.</p>
<p><strong>Mahmut Çalık</strong>’ın Merter’deki ofisinde masasında yerel gazete haberi dikkatimi çekmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Kurumlara bayrak gönderdi…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Mahmut Çalık, </strong>80 adet büyük boy bayrak yaptırıp Malatya’daki resmi kurumlara ve üniversiteye hediye olarak göndermiş, yanına şu mesajı iliştirmişti:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizin zor süreçlerden geçtiği dönemlerde bayrağımıza ve bağımsızlığımıza her zaman olduğu gibi sahip çıkalım. Bayrağımızı her daim olduğu gibi yine başımızın üstünde taşıyalım.</strong></p>
<p>Ayrıca gençlere de şu çağrıyı yapmıştı:</p>
<p>-          <strong>Bayrağımızı her zaman ve her yerde gururla dalgalandırın. Bayrağımızın canımızdan değerli olduğunu unutmayın.</strong></p>
<p>Bayrakla ilgili mesajını okuduktan sonra mesleğimizle ilgili şu yaklaşımı sergilemişti:</p>
<p>-          <strong>Gazeteciler olmasa demokrasi olmaz…</strong></p>
<p><strong>Mahmut Çalık</strong>’ı ziyaret sonrası 5 Ocak 2018’de yazdığım yazıyı mesleğimize verdiği değer nedeniyle şöyle noktalamıştım:</p>
<p><strong>Teşekkürler Mahmut Amca…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2008 yılında Başbakan Erdoğan’a ‘sıkıntıdayız’ mektubu göndermişti</span></h2>
<p><strong>2008 </strong>yılı Şubat ayıydı. Anateks Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mahmut Çalık, </strong>dönemin Başbakanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>’a gönderdiği <strong>“Sıkıntıdayız” </strong>mektubuyla gündem olmuştu.</p>
<p><strong>Mahmut Çalık, </strong>mektubu dönemin Başbakan Yardımcısı Prof. <strong>Nazım Ekren, </strong>Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı <strong>Mehmet Şimşek, </strong>Sanayi ve Ticaret Bakanı <strong>Zafer Çağlayan </strong>ile AK Parti Malatya Milletvekili <strong>Mücahit Fındıklı</strong>’ya da iletmişti.</p>
<p><strong>Mahmut Çalık, </strong>mektubunda sıkıntılarını şöyle dile getirmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Tekstil sektöründeki sıkıntılar bu şekilde devam ederse, içimiz sızlayarak son elemanlarımızı da izine gönderip, tüm işletmelerimizi kapatmak zorunda kalacağız.</strong></li>
<li><strong>Kapatmadan devam edersek, her ay 2 milyon dolar zarar yazarız. Gerek faiz oranlarının yüksekliği gerek döviz kurlarının düşük seyretmesi ve buna bağlı olarak kontrolsüz ithal iplik girişi bizleri çözümsüzlüğe itiyor.</strong></li>
<li><strong>Doğru projelerle sektörün elinden tutulmaması durumunda tekstil biter. O zaman Türkiye kendi ihtiyacı olan tekstil ürünlerini 2-3 kat pahalıya dışarıdan almak zorunda kalır.</strong></li>
<li><strong>Geçmişte 5 metre kefen bezi bile üretemeyip, Amerika’dan getirmek zorunda kalıyorduk. O günlerden bugünlere gelebilmek için çok gayret gösterdik, çok büyük yatırımlar yaptık. Bunca yatırımın bir çırpıda yok olmaması için ilginizi bekliyoruz.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Mahmut Çalık, </strong>mektubuna şu notu eklemişti:</p>
<p>-               <strong>Bunları ağlamak için değil, Türkiye için yazıyorum.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Atatürk, dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e99ee960651-1776918249.jpg" alt="" width="386" height="493" /></span></p>
<p><strong>TEKFEN </strong>Vakfı’nın <strong>“365 Gün Atatürk” </strong>takviminin 16 Nisan 2026 günkü yaprağındaki fotoğrafa baktım, altındaki tanıtım yazısını okudum:</p>
<ul>
<li><strong>Atatürk’ün manevi destekçilerinden Ankara Müftüsü Rifat Börekçi…</strong></li>
</ul>
<p>Takvim yaprağının arkasını çevirdim, <strong>Rifat Börekçi</strong>’yi anlatan yazıyı gördüm, başlığı şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>Ankara Müftüsünden Milli Mücadeleye destek…</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e99efd0bfaf-1776918269.jpg" alt="" width="431" height="382" /></strong>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle yazıyı sizlerle paylaşmak istedim:</p>
<ul>
<li>Kurtuluş Savaşının ilk aşamasında İstanbul ve Anadolu’daki din adamları arasında bir fetva savaşı yaşandı.</li>
<li>Şeyhülislam Dürrizade <strong>Abdullah Efendi</strong>’nin Milli Mücadeleyi başlatan <strong>Atatürk</strong>ve Kuvayı Milliyeciler hakkında verdiği ölüm fetvasına karşı Ankara Müftüsü <strong>Rifat Efendi (Börekçi)</strong> de 16 Nisan 1920’de <strong>“halktan milli direnişe sahip çıkmalarını isteyen”</strong> karşı fetva verdi.</li>
<li>Mevcut duruma ve gerçeğe uygun olmayan fetvaların şeriat bakımından<strong>“geçerli olmayacağını”</strong> bildiren <strong>Rifat Efendi</strong>’nin fetvası, Anadolu’da 153 müftü ve din adamı tarafından da desteklendi, birçok gazetede yayımlandı.</li>
<li>Anadolu’daki direniş hareketine destek veren <strong>Rifat Efendi</strong>’nin bu davranışı İstanbul Hükümeti’nin hiç hoşuna gitmemişti.</li>
<li>Daha önce <strong>Atatürk </strong>ve arkadaşlarını <strong>“idam”</strong>a mahkum eden <strong>“Divanı Harp”</strong>, <strong>Rifat Efendi</strong>için de <strong>“idam”</strong> kararı çıkarttı. Padişah <strong>Vahdettin</strong>, bu kararı hemen onayladı. Bir Osmanlı Padişahı ilk kez bir müftü hakkında ölüm cezası veriyordu.</li>
<li><strong>Rifat Efendi, “Birinci Millet Meclisi”</strong>ne Menteşe (Muğla) Mebusu olarak girdi. Ancak, daha sonra milletvekilliğinden istifa ederek müftülük görevine döndü. 1924’te Türkiye’nin ilk Diyanet İşleri Başkanlığı’na getirildi. 5 Mart 1941’deki ölümüne kadar bu görevde kaldı.</li>
<li><strong>Atatürk, Rifat Efendi</strong>’nin verdiği desteği hayatı boyunca şükranla andı ve O’nun ileri fikirliliğinden, vatanperverliğinden her zaman övgüyle bahsetti.</li>
<li><strong>Rifat Efendi </strong>ise <strong>Atatürk </strong>hakkında şöyle der:</li>
<li><strong>“Ata’nın huzuruna girdiğimde beni ayakta karşılardı. Utanır, ‘</strong>Paşam, beni mahcup ediyorsunuz’ <strong>dediğim zaman, </strong>‘Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır’ <strong>cevabını verirdi.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Atatürk, şahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi.”</strong></p>
<p>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ataturk-nur-icinde-yatsin-turkiyede-dunyanin-en-guzel-duzenini-kurmus-77711</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/1/1280x720/ataturk-1776918133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Atatürk, nur içinde yatsın Türkiye’de dünyanın en güzel düzenini kurmuş ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enerji-fiyatlari-cari-acik-ve-enflasyonda-baski-yaratiyor-77710</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Enerji fiyatları; cari açık ve enflasyonda baskı yaratıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin nisan ayı olağan toplantısı “Vizyoner Bir Bakışla; Ulaştırma Yatırımlarının, Ticaret Koridorlarının, Lojistik Projelerinin ve 5G Teknolojilerinin Öneminin Üretim Hayatımız Açısından Değerlendirilmesi” ana gündemi gerçekleştirildi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasını yaptığı Meclis toplantısına, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Türk Telekom CEO’su ve Yönetim Kurulu Üyesi Ebubekir Şahin katılarak görüşlerini ve değerlendirmelerini paylaştı. İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, açılışta yaptığı konuşmada İran ile ABD ve İsrail arasında başlayan savaşın, bir bölgesel güvenlik meselesi olmanın ötesine geçerek çok geniş bir alanı doğrudan etkilediğini belirten Bahçıvan, “Yaşadığımız son jeopolitik krizle birlikte büyüme görünümü zayıflarken, enflasyonist riskler de bir kez daha canlanmış durumda. Böyle bir ortamda ekonomi yönetimleri çok daha hassas dengeleri gözeterek krizin maliyetlerini en aza indirmeye çalışacak. Tam da bu nedenle politika yapıcıların güven ve kredibiliteyi canlı tutması ayrı bir önem kazanıyor” dedi. </p>
<h2>"Finansal istikrar riskleri iyi yönetilmeli"</h2>
<p>Türkiye’nin de yaşanan gelişmelerin etkisini kısa sürede hissetmeye başladığını dile getiren Bahçıvan, şöyle devam etti: “Enerji ithalatçısı bir ülke olmamız, özellikle enerji fiyatları kanalıyla cari açık ve enflasyon üzerinde baskı yaratıyor. Bu durum, ekonomi programımızın özellikle dezenflasyon boyutunun çok daha hassas bir zeminde ilerleyeceğini gösteriyor. Zira enflasyonla mücadele kararlılığı sürdürülürken, üretim, ihracat ve büyüme üzerinde oluşabilecek baskının yanı sıra finansal istikrar risklerinin de iyi yönetilmesi gerekecek. Tüm bunlara rağmen, bardağın dolu tarafında birçok avantaj ve fırsat olduğunu görmezden gelmek de büyük bir yanlış olacaktır. Unutmamalıyız ki her kriz kendi fırsatlarını da yaratıyor. Ülkemizin coğrafi konumu ve güçlü üretim altyapısı; küresel ticarette alternatif bir üretim ve lojistik merkezi olma ihtimalimizi de güçlendiriyor.”</p>
<h2>"Tekil geçiş küresel ticarette artık bir risk" </h2>
<p>Ana gündem maddesi ile ilgili de görüşlerini paylaşan İSO Başkanı Bahçıvan, “Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 80’inin deniz yoluyla gerçekleştiği düşünüldüğünde, Hürmüz Boğazı ve çevresinde yaşanan gelişmeler, ulaştırma ve lojistik güvenliğinin artık yalnızca dış politika ya da enerji başlığı değil, sanayimizin üretim sürekliliğini ve ihracat kabiliyetini doğrudan etkileyen bir konu olduğunu göstermiştir. Üstelik son dönemde yalnızca Hürmüz hattında değil, Kızıldeniz ve Süveyş güzergâhında yaşanan aksaklıklar da göstermiştir ki, küresel ticarette tekil geçiş noktalarına aşırı bağımlılık artık ciddi bir maliyet ve süre riski üretmektedir. Burada problem sadece petrol fiyatlarının yükselmesi değildir. Esas mesele; doğalgaz ve LNG arzından petrokimya ve plastik hammaddelerine, alüminyum ve gübre tedarikinden navlun maliyetlerine, savaş riski sigortalarından teslim sürelerine kadar uzanan çok yönlü baskının sanayimizin üzerine binmesidir. Tüm bu gelişmeler ulaştırma koridorlarının çeşitlendirilmesini artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluk haline getirmektedir. Bu çerçevede, Orta Koridor ve Kalkınma Yolu’nun önemi daha da artmaktadır. Bu projeleri yalnızca jeopolitik vizyon başlıkları olarak değil, sanayicimizin yükünü kriz dönemlerinde daha güvenli, daha hızlı ve daha öngörülebilir biçimde taşıyacak hatlar olarak değerlendiriyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<h2>"Demir yolları stratejik sektör" </h2>
<p>Bu çerçevede demiryolu, intermodal taşımacılık ve lojistik merkezler alanında izlenen yaklaşımı ve özellikle demiryollarını “stratejik sektör” olarak tanımlamasını memnuniyetle takip ettiklerini vurgulayan Bahçıvan, şöyle konuştu: “Ulaştırma yatırımlarında demiryolunun ağırlığının artırılması ve lojistik merkez kapasitesini büyütmeye yönelik hedefler, ülkemizin üretim ve ticaret yapısı açısından doğru bir yönde olduğumuza işaret etmektedir. Buna bağlı olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının 2024–2028 Stratejik Planı’nda ortaya konan vizyonu da kıymetli buluyoruz. Bununla birlikte beklentimiz, bu vizyonun sahada sanayicinin yükünü gerçekten rahatlatacak bağlantılarla tamamlanmasıdır” dedi. Denizyolu taşımacılığından ise etkin olarak yararlanılmadığına dikkat çeken Bahçıvan, dış ticaret hedeflerine ulaşabilmek için mevcut limanların kapasitesinin ve verimliliğinin artırılması, limanların demiryolu ile güçlü bir şekilde entegre edilmesinin büyük önem taşıdığını anlattı.</p>
<h2>2030’a kadar 100 milyar dolar katkı </h2>
<p>Dijital dönüşümün ise yalnızca, teknolojiyi kullanmak değil, aynı zamanda, iş yapış biçimlerini kökten değiştirip, yeniden tasarlamak anlamına geldiğini belirten Bahçıvan, “Endüstri 4.0, büyük veri, nesnelerin interneti ve otomasyon gibi teknolojiler; üretimden lojistiğe, pazarlamadan müşteri deneyimine kadar, her alanda, oyunun kurallarını değiştiriyor. Sanayideki dönüşümü etkileyen bir diğer önemli unsur da hiç şüphesiz yapay zeka teknolojileri. Bu nedenle 5G, fiber internet ve veri merkezleri bu dönüşümün kritik yapı taşlarıdır. Üretim sektörlerine tam entegrasyon sağlandığında, 5G'nin 2030 yılına kadar Türkiye ekonomisine yaklaşık 100 milyar dolarlık katkı sunması ve 1,5 milyon nitelikli istihdam yaratması hedefleniyor. Orta Koridor ve Kalkınma Yolu güzergahları, baştan başa 5G altyapısıyla donatıldığında Türkiye, bir transit geçiş ülkesi olmaktan çıkacak; küresel ticaretin planlandığı ve yönetildiği akıllı bir merkez üs konumuna yükselecektir” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Uraloğlu: 355 milyar dolarlık ulaştırma yatırımı büyümeyi destekledi</span></h2>
<p>Abdulkadir Uraloğlu, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclis Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, son 24 yılda ulaştırma ve haberleşme altyapısına yaklaşık 355 milyar dolar yatırım yapıldığını açıklayarak, bölünmüş yol ağının 6 bin 101 kilometreden 30 bin 51 kilometreye, otoyol ağının ise 1.714 kilometreden 3 bin 796 kilometreye çıkarıldığını söyledi. Sadece 6 ilin bölünmüş yollarla bağlı olduğu Türkiye’de bugün 77 ilin modern yol ağına kavuştuğunu belirtti. Demiryolu ağının 13 bin 919 kilometreye ulaştığını, bunun 2 bin 251 kilometresinin yüksek hızlı tren hattı olduğunu aktaran Uraloğlu, havacılıkta aktif havalimanı sayısının 58’e, dış hat uçuş noktalarının ise 133 ülkede 356 noktaya yükseldiğini kaydetti. Küresel gelişmelerin ulaştırma ve lojistiğin stratejik önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Uraloğlu, İran-ABD-İsrail gerilimi nedeniyle Hürmüz Boğazı’nda oluşan belirsizliklerin deniz taşımacılığında aksamalara yol açtığını söyledi. Bu durumun alternatif ticaret rotalarını öne çıkardığını ifade eden Uraloğlu, Türkiye’nin Asya, Avrupa ve Afrika’nın kesişim noktasında güvenli ve rekabetçi koridorlar sunduğunu dile getirdi. Özellikle Orta Koridor’un öne çıktığını belirten Uraloğlu, Çin’den Avrupa’ya taşımaların Süveyş Kanalı üzerinden 35 gün, Ümit Burnu üzerinden 45 gün sürerken, Orta Koridor’da bu sürenin 18 güne kadar indiğini söyledi. Koridoru güçlendirmek amacıyla Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu Demiryolu Hattı çalışmalarının başladığını aktaran Uraloğlu, Irak Fav Limanı’ndan Türkiye’ye ve Avrupa’ya uzanacak Kalkınma Yolu Projesi ile yeni bir ticaret omurgası oluşturulduğunu ifade etti. İstanbul’un ulaşım ve iletişim altyapısına son 24 yılda 2 trilyon TL’yi aşan yatırım yapıldığını belirten Uraloğlu, bunun yaklaşık 45 milyar dolara karşılık geldiğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Hedefimiz 5G ile ülke ve sanayinin rekabet gücünü artırmak"</span></h2>
<p>Türk Telekom CEO’su ve Yönetim Kurulu Üyesi Ebubekir Şahin dijitalleşmenin pek çok sektöre verimlilik ve esneklik sağladığını belirterek, “Sanayi değişiyor dönüşüyor. Merkezde ise 5G geliyor. 5G’nin en güçlü etkisi sanayide görülecek. 5G sadece bir hız değil üretimin doğasını yeniden tanımlayan bir unsurdur. 5G ile makineler bir birleri ile konuşacak, karara alacak ve süreçleri optimize edecek. Akıllı ve çevik hale gelecek. Beyni ve sinir sistemi olacak. Biz 5G’yi iletişim teknolojisi değil rekabet gücünü artıran bir kaldıraç olarak görüyoruz. Bugün İstanbul Sanayi Odası ile gerçekleştireceğimiz iş birliği ile sanayi kuruluşlarımıza üstün teknolojimizle katkı sağlayacak olmaktan mutluluk duyuyoruz. İSO üyesi olan sanayi kuruluşlarımız, Türk Telekom’un yenilikçi 5G teknolojileri sayesinde dijital dönüşüm süreçlerini hızlandıracak. Teknolojik altyapılarını güçlendirecek ve en güncel endüstri uygulamalarına geçiş yapacak. İş birliğimiz kapsamında İstanbul Sanayi Odası üyelerine özel, avantajlı mobil iletişim paketleri de sunacağız. Türk Telekom olarak hedefimiz net: 5G teknolojisi ile ülkemizin, sanayimizin dünya çapında rekabet gücünü artırmak. Dijitalleşmeyi tüm sektörlere yaymak. Bu iş birliğini de bu vizyonun önemli bir adımı olarak görüyoruz. Yenilikçi teknolojimiz, güçlü altyapımız, uçtan uça hizmetlerimiz ve avantajlı paketlerimizle sanayimizin ve sanayicilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kulandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enerji-fiyatlari-cari-acik-ve-enflasyonda-baski-yaratiyor-77710</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/0/1280x720/346-1776917675.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin savaşın etkisini kısa sürede hissetmeye başladığını belirten İSO Başkanı Bahçıvan, “Enerji ithalatçısı bir ülke olmamız, özellikle enerji fiyatları kanalıyla cari açık ve enflasyon üzerinde baskı yaratıyor. Enflasyonla mücadele kararlılığı sürdürülürken, üretim, ihracat ve büyüme üzerinde oluşabilecek baskının yanı sıra finansal istikrar risklerinin de iyi yönetilmesi gerekecek” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-izlemeye-cekildi-77709</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası eylemsizliği tercih etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nisan ayı Para Politikası Kurulu toplantısında piyasa beklentilerine paralel politika faizini yüzde 37’de, 3 puanlık artış beklentilerinin yoğunlaştığı gecelik borç verme faizini de yüzde 40’ta, gecelik borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’te sabit bıraktı. Uzmanlar bir sonraki faiz kararının 11 Haziran’da olduğunu hatırlatarak belirsizliklere ve enerji fiyatlarının maliyet ve ikincil etkiler üzerinden enflasyona yönelik risklerine işaret ettiği halde Merkez Bankası’nın bir adım atmayarak sözlü sıkılaştırmayı güçlendirdiğine dikkat çekti. Gecelik borç verme faizinde yapılacak 300 baz puanlık bir artışın fiili faizi yüzde 40’ta bırakarak savaşın ateşlenmesi ihtimalinde Merkez Bankası’na esneklik sağlayabileceğini vurgulayan uzmanlar, bunun yerine Merkez Bankası’nın ihtiyatlı duruşunu vurgulamakla kaldığını kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e99ae0af6cb-1776917216.png" alt="" width="600" height="295" /></p>
<h2>Beklentilere paralel karar </h2>
<p>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, Ağustos 2023’ten bu yana ilk kez yaş haddinden emekliye ayrılan Cevdet Akçay’sız karar açıkladı. PPK kararı, TCBM Başkanı Fatih Karahan ile Hatice Karahan, Fatma Özkul, Gazi İshak Kara ve Elif Haykır Hobikoğlu tarafından alındı. En son ocak toplantısında faiz indirimi yapan Merkez Bankası PPK, mart ayının ardından nisan toplantısında da faizleri değiştirmedi ve pas geçti. Beklentilere paralel gelen PPK kararı sonrasında borsa endekslerinde hafif kayıplar yaşanırken döviz kurlarında anlamlı bir hareket yaşanmadı. </p>
<h2>Enfl asyonda yükseliş hesapları </h2>
<p>PPK metninde enflasyon paragrafında mart ayına göre belirgin değişiklik yaşandı. Savaş mart ayında yaşansa da uzmanlar enflasyona etkisinin nisanda daha ağırlaşmasını ve nisanda aylık enflasyonun yüzde 3-3,5 seviyelerinde gerçekleşmesinin beklendiğini belirtti. Merkez Bankası da PPK metninde martta enflasyonun ana eğiliminin gerilediğini, öncü verilerin ana eğilimin nisanda bir miktar yükseleceğine işaret ettiğini belirtti. PPK metninde jeopolitik gelişmeler eşliğindeki belirsizlikler neticesinde enerji fiyatlarında yüksek seyir ve belirgin oynaklık gözlendiği vurgulanarak söz konusu gelişmeler ile yurtiçi enerji fiyatlarının maliyet kanalı ve iktisadi faaliyet üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edildiği kaydedildi. Göstergelerin iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ettiği dile getirilen PPK metninde, yakın dönemdeki gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki olası ikincil etkileri önem taşıyacağı belirtildi. Uzmanlar PPK metninde de piyasanın martta gerileyen enflasyon ana eğilimindeki yükselişe hazırladığını ifade ederken sıkı para politikasının da ekonomik aktivitede ile büyümeyi yavaşlattığını kabul etse de belirsizlikler nedeniyle henüz gevşemeye hazır olmadığını vurguladığını kaydetti.</p>
<h2>Kurul ihtiyatlı duruşunu vurguladı </h2>
<p>PPK metninde para politikasına ilişkin paragrafta ise tek değişiklik eklenen yeni cümle oldu. Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşunun talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendireceği yer alan metinde “Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Para politikası kararları enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Son dönem gelişmelerin de etkisiyle, enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır” denildi. PPK metnine “Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır” ifadesi eklenerek sıkılaştırmanın altı daha net şekilde çizildi. PPK metninde önceki aylarda olduğu gibi kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması halinde parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla destekleneceği, likidite koşulları yakından izlenmeye ve likidite yönetimi araçları etkili şekilde kullanılmaya devam edileceği belirtildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Üst bant 300 baz puan artırılmalıydı</span></h2>
<p><strong>TOBB ETÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Özatay</strong>: Merkez Bankası büyük belirsizlikler var, enerji fi yatları oynak, yükselme eğilimi var, enflasyon üzerinde etkilerini izleyeceğiz diyor ve hamle yapmıyor. Zihnimi kurcalayan soru şu: Bu kadar belirsizlik varken ve bir sonraki toplantı haziran ayındayken neden kendinize esneklik yaratmak için koridorun üst sınırını 300 baz puan artırmadınız? Yine yüzde 40 ile fi ili politika faizine devam edebilirdiniz ancak belirsizlik döneminde kendinize esneklik yaratırdınız. Petrol fi yatlarındaki yükseliş cari açık, enflasyon için önemli ama bir diğer konu risk iştahının nasıl şekilleneceği. Savaş canlanırsa risk iştahı birden düşerse Türkiye ekonomisi için çok büyük güçlük. Enerji fi yatlarındaki artışı tolere edebilirsiniz ancak diğerine yapabilecek bir şey yok. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sözlü sinyal vermekle yetindi</span></h2>
<p><strong>TOBB ETÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Atılım Murat</strong>: Merkez Bankası öncelikle nisanda enflasyonun yüksek geleceği konusunda piyasayı hazırlıyor. Ve en önemlisi de enerji fiyatlarındaki oynaklığa dikkat çekilmiş olması. Bu merkez bankacıların sevmediği bir durum ve para politikası üzerinde dışsal baskının arttığını ifade ediyor. TCMB sıkı para politikasının büyümeyi yavaşlatmaya başladığını kabul ediyor ama enerji fi yatlarındaki artışın diğer sektörlere yayılmasından korktuğu için gevşeme sinyali vermiyor. Eklenen cümle ise faiz sabit kalsa da söylem bazında gerekirse daha sıkılaşacağının altını net çizmiş, metnin şahin tonunu yükseltmiş. Sorun şu enerji fi yatlarındaki artış enflasyonun sadece yakın vadeli beklentilerini değil orta vadede de beklentilerini bozdu. Diğer ülkelerde bu beklentilerde bozulma yok Türkiye’de var. Merkez Bankası bir hamle yapabilirdi ama aksiyon almadan sözlü sinyal vermekle yetindi. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Faiz uzun süre yüzde 40’ta kalacak</span></h2>
<p><strong>QNB Baş Ekonomisti Erkin Işık</strong>: Politika faizi değişmedi ama PPK metninde enflasyona yönelik temkinli ifadeler güçlendirilmiş. Bu da TL likidite koşullarının sıkı tutularak bankalararası piyasada kısa vadeli faizin uzunca bir süre yüzde 40 seviyesinde tutulmaya devam edileceğini düşündürüyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Temkinli ‘bekle-gör’ yaklaşımını sürdürdü</span></h2>
<p><strong>EMCAP Advisory Yönetici Ortağı Dr. İnanç Sözer</strong>: TCMB, İran kaynaklı jeopolitik gerilimlerde en kötü senaryonun geride kaldığına işaret eden müzakere süreci ve son dönemde rezervlerde gözlenen hızlı toparlanmayı dikkate alarak, para politikasında temkinli “bekle-gör” yaklaşımını sürdürdü ve politika faizini değiştirmedi. Piyasa beklentileriyle uyumlu şekilde politika faizinin yüzde 37 seviyesinde sabit tutulması, mevcut sıkı duruşun korunmasına yönelik güçlü bir sinyal niteliğinde... Karar metni, likidite koşullarındaki sıkılaşmanın finansal piyasalardaki uç riskleri önemli ölçüde sınırladığını ve enflasyonist baskıların mevcut politika bileşimiyle yönetilebilir olduğunu ortaya koyuyor. Bu çerçevede TCMB, faiz aracından ziyade likidite yönetimini ön planda tutarak politika esnekliğini korumayı tercih ediyor. Bir sonraki PPK toplantısının 11 Haziran’da gerçekleşecek olması ve küresel belirsizliklerin sürmesi, kısa vadede ihtiyatlı duruşu yeterince korurken, mevcut politika setiyle Türk lirasında istikrarın ve enflasyon görünümünde kontrolün sürdürülebileceği kanaatindeyiz. Jeopolitik gelişmelerin seyri, özellikle çatışmanın süresi ve kapsamı, görünüm açısından belirleyici olmaya devam ediyor. Bununla birlikte, yılın ikinci yarısında küresel ölçekte dezenflasyonist eğilimlerin güç kazanacağı yönündeki beklentimiz doğrultusunda, TCMB’nin ilave bir faiz artırımına ihtiyaç duymaksızın, likidite araçları üzerinden savaş kaynaklı enflasyonist riskleri etkin biçimde yönetebileceğini değerlendiriyoruz. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-izlemeye-cekildi-77709</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/merkez-bankasi-tcmb-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın üçüncü Para Politikası Kurulu toplantısında Merkez Bankası politika faizi ile üst ve alt sınırda bir değişikliğe gitmedi ancak savaşın belirsizliğine, enerji fiyatlarının etkilerine dikkat çekti. İhtiyatlı duruşunu PPK metnine eklediği bir cümle ile vurgulayan Merkez Bankası’nın bir süre daha yüzde 40 üst sınırdan piyasayı fonlamaya devam etmesi bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dogum-izni-ile-sosyal-medya-yasagini-iceren-kanun-teklifi-kabul-edildi-77744</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğum izni ile sosyal medya yasağını içeren kanun teklifi kabul edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TBMM Genel Kurulunda, sosyal medyaya ve doğum iznine yönelik düzenlemeleri de içeren Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kabul edilerek yasalaştı.</p>
<p>Kanunla, Gelir Vergisi Kanunu'nda değişikliğe gidiliyor. Buna göre, Darülaceze'ye yapılacak gıda, temizlik, giyecek ve yakacak bağışları ile diğer bağış ve yardımlar gelir vergisi istisnası kapsamına alınacak.</p>
<p>Devlet Memurları Kanunu'nda yapılan değişiklikle, kadın memura verilecek ücretli doğum sonrası izin süresi 8 haftadan 16 haftaya çıkarılacak, sağlık durumunun çalışmaya uygun olduğunu tabip raporuyla belgeleyen kadın memurun, isteği halinde doğumdan önceki izin süresinden doğum sonrasına aktarabileceği süre bir hafta artırılacak.</p>
<p>Düzenlemeye göre, kadın memura doğumdan önce 8, doğumdan sonra 16 hafta olmak üzere toplam 24 hafta süreyle analık izni verilecek. Ancak beklenen doğum tarihinden 8 hafta öncesine kadar sağlık durumunun çalışmaya uygun olduğunu tabip raporuyla belgeleyen kadın memur, isteği halinde doğumdan önceki 2 haftaya kadar kurumunda çalışabilecek.</p>
<p>Devlet memurlarının koruyucu aile olmaya teşvik edilmesi, koruyucu aile sayısının artmasıyla daha fazla çocuğun aile yanında bakımının sağlanması, koruyucu aileliğin çocuk koruma mekanizmasındaki yerinin güçlendirilmesi ve koruyucu aile ile çocuğun birbirine alışma sürecine destek olunması amacıyla bir veya daha fazla çocuğa eşiyle birlikte veya münferit olarak koruyucu aile olan memura, çocuğun koruyucu aile yanına teslim edildiği tarihten sonra isteği üzerine 10 gün izin verilecek.</p>
<p><strong>Koruyucu ailelerin isteğe bağlı sigorta prim ödemeleri</strong></p>
<p>65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'da yapılan değişiklikle yersiz yapılan ödemelerin iadesinde kanuni faizin esas alınması öngörülüyor.</p>
<p>Kanuna göre aylığa hak kazanmak üzere düzenlenen belgelerin gerçeğe uymadığı tespit edildiği takdirde, ödenen aylıklar ödeme tarihinden tahsil tarihine kadar kanuni faiziyle hesaplanacak tutarıyla birlikte geri alınacak, belgeleri düzenleyen ve kullananlar hakkında ayrıca genel hükümlere göre ceza kovuşturması yapılacak.</p>
<p>Sosyal Hizmetler Kanunu'na "İhtisaslaştırılmış Çocuk Evleri Sitesi", "Çocuk Evleri Sitesi", "Çocuk Koruma İlk Müdahale ve Değerlendirme Merkezi", "İhtisaslaşma", "Sosyal ve Ekonomik Destek", "Koruyucu Aile", "Merkezi İzleme Sistemi" tanımları ekleniyor.</p>
<p>Devlet korumasındaki çocukların aile ortamında büyümelerini sağlamak, bireysel gelişimlerini desteklemek ve topluma sağlıklı bireyler olarak kazandırılmalarını temin etmek açısından büyük önem taşıyan koruyucu aile sosyal hizmet modeline daha fazla ailenin katılımının teşvik edilmesi için sosyal güvencesi olmayan koruyucu ailelerin sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak isteğe bağlı sigorta prim ödemelerinin yapılması amacıyla Sosyal Hizmetler Kanunu'nda değişiklik yapılıyor.</p>
<p>Buna göre, koruyucu aile sözleşmesi devam eden koruyucu ailelerde eşlerden birinin, sigortalı olarak ay içinde 30 günden az çalışması ya da tam gün çalışmaması sebebiyle, isteğe bağlı sigortalı olanlar hariç olmak üzere, sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak isteğe bağlı sigortalılık veya iştirakçilik kapsamında ödediği primin, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun ilgili hükmü uyarınca belirlenen prime esas kazanç günlük alt sınırı üzerinden hesaplanacak tutarı, ödeme belgesinin ibrazı halinde aylık ödemelere ilave edilerek karşılanacak. Bu hüküm kapsamında ödeme yapılan kişilerin eşlerinin vefatı halinde de isteğe bağlı sigorta primlerinin karşılanmasına devam edilecek.</p>
<p><strong>Çocukların ailesi veya yakını yanında bakımı ve desteklenmesi</strong></p>
<p>Sosyal Hizmetler Kanunu'na eklenen hükümle, ekonomik desteğin üst sınırı en yüksek devlet memuru aylığı tutarı ile sınırlandırılıyor, yaş ve eğitim durumuna göre destek tutarının belirleneceği hüküm altına alınıyor.</p>
<p>"Sosyal ve ekonomik destek" başlıklı hükme göre, çocukların kuruluş bakımına alınmaksızın ailesi veya yakını yanında bakımı ve desteklenmesi amacıyla koruyucu ve önleyici çalışmalar yapılacak. İhtiyaç duyulması halinde sosyal ve ekonomik sorunların çözülmesine yönelik bölgesel şartlar dikkate alınarak sosyal ve ekonomik destek sağlanacak.</p>
<p>Sosyal ve ekonomik destek geçici ve süreli olarak sağlanabilecek. Destek ödemeleri en yüksek devlet memuru aylığı (ek gösterge dahil) tutarını aşamayacak. Yaş ve öğrenim durumuna göre verilecek destek, üst sınır üzerinden hesaplanarak belirlenecek. Aylık ödenecek süreli ekonomik destek 2 yıla kadar, tek seferlik ödenecek geçici ekonomik destek ise yılda en fazla 2 kez olmak üzere sağlanacak. Geçici ekonomik destek, belirlenen tutarın 3 katına kadar verilebilecek. Sosyal ve ekonomik destek aynı ailede en fazla 2 kişi için sağlanacak.</p>
<p>Sosyal ve ekonomik destek, kural olarak destekten yararlanan çocuğun 18 yaşını doldurmasına kadar sağlanabilecek. Korunma kararı veya bakım tedbiri kararı, reşit olması nedeniyle sona eren kişiler ile sosyal ve ekonomik destek hizmetinden yararlanırken reşit olan ve aralık vermeksizin örgün yüksek öğrenim programlarına devam eden gençler sosyal ve ekonomik destekten 25 yaşını tamamlayana kadar yararlandırılabilecek.</p>
<p>Sosyal ve ekonomik destekten yararlanacakların tespiti, verilecek sosyal destekler ile geçici ve süreli ekonomik destekten faydalananlara yapılacak ödemelere ve ödemelerin sürelerine ilişkin usul ve esaslar Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek.</p>
<p>Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre, çocuğa bakmakla yükümlü olan kimsenin yönetmelikte belirlenen şartları taşımadığı halde aktif bir eylemiyle bundan haksız bir şekilde yararlandığının Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca tespit edilmesi halinde devletçe ödenen meblağın tahsili için ilgililere rücu edilecek.</p>
<p>İlgili hükümler uyarınca, kapatılmasına karar verilen yatılı kuruluşlarda, ihtiyaç duyulması halinde bakım faaliyetlerinin aksamaması ve hizmetin devamlılığını sağlamak üzere merkezin olağan idari, mali, hukuki, mesleki ve diğer tüm işleri valilikçe yürütülecek. Bu yetki çerçevesinde başka bir kuruluşa nakli hemen yapılamayan kişilere, durumlarına uygun bir kuruluşa yerleştirilinceye kadar ve azami 6 ay süreyle hizmet sunulmasına devam edilecek. Bu süreçte Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı yatılı kuruluşlarda görev yapan personel geçici olarak görevlendirilebilecek.</p>
<p>Gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişilerine ait sosyal hizmet kuruluşlarının kurucu müdürü hakkında, "kurucu müdürün kuruluşta hizmet verilen kişilere yönelik tehdit veya baskı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren fiziksel, cinsel, tıbbi, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar veren eylemlerden dolayı cezalandırılmasına karar verilmiş olması" şeklinde belirtilen eylemlerden dolayı adli kovuşturma açılması halinde kovuşturma sonuçlanıncaya kadar valilikçe bu düzenleme kapsamında belirtilen tedbirlerin alınmasına karar verilebilecek.</p>
<p><strong>Devlet koruması altında yetişen gençlerin istihdamına yönelik düzenleme</strong></p>
<p>Kanunla, devlet koruması altında yetişen gençlerin istihdamı için aranan şartlar somut hale getiriliyor.</p>
<p>Buna göre, devlet koruması altında yetişen gençlerin hüküm kapsamında sağlanan istihdam hakkından yararlanması için "hakkında korunma kararı veya Çocuk Koruma Kanunu uyarınca bakım tedbiri kararı alınmış olması, korunma kararı veya bakım tedbiri kararı devam ederken fasılalı olarak geçen yararlanma süreleri dahil en az 5 yıl kuruluş bakımı veya koruyucu aile sosyal hizmet modellerinden fiilen yararlanması ve reşit olduğu tarih itibarıyla fiilen yararlanmaya devam ediyor olması, korunma, bakım tedbir kararı veya Kanun'un ilgili hükmünde belirtilen himaye onayının sona erdiği tarih itibarıyla Türk vatandaşı olması, 14 yaşını doldurduğu tarihten itibaren kuruluştan ya da koruyucu aile yanından hizmet aldığı süre boyunca fasılalı da olsa Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kayıtlarına göre 90 günden fazla izinsiz ayrılmamış olması, en az ortaöğretim mezunu olması, 18 yaşın doldurulduğu ve korunma, bakım tedbir kararı veya himaye onayının sona erdiği tarihten itibaren 5 yıl içinde Bakanlığa başvuru yapmış olması ve başvuru tarihi itibarıyla 30 yaşından gün almamış olması" şartlarının tamamını taşınması gerekecek.</p>
<p>Düzenlemeyle, söz konusu şartlar kapsamında, hak sahibi olanların işe yerleştirilmeleri için izlenecek usul ve esaslar da belirleniyor.</p>
<p>Buna göre, kamu kurum ve kuruluşları tarafından hangi statüde olursa olsun dolu kadro ve pozisyonları toplamının binde biri, bu hüküm kapsamında istihdam edilecekler için ayrılacak ve her yıl belirtilen oranda kişi istihdam edilecek. Dolu kadro ve pozisyon toplamı binden az olan kamu kurum ve kuruluşlarına, talep edilmesi durumunda yerleştirme yapılacak. Hak sahipliği Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından onaylananların merkezi yerleştirme işlemleri, merkezi sınav sonuçlarına göre gerçekleştirilecek.</p>
<p>Yerleştirme yapılacak kadro ve pozisyon sayısı 2 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne tabi kurumların dolu memur kadroları ile sözleşmeli personel pozisyonları ve işçi kadro sayılarının toplamının binde biri olacak. Toplam kadro ve pozisyon sayısının belirlenmesinde yerleştirme yapılacak yılın başındaki veriler esas alınacak. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından bu hüküm kapsamında hak sahiplerinin istihdam edileceği toplam kadro sayıları her kurum için tespit edilerek kurumlara bildirilecek.</p>
<p>Öğretmenlik alanları için Milli Eğitim Bakanlığınca belirlenen yükseköğretim programlarından mezun olanlar Öğretmenlik Mesleği Kanunu hükümleri uyarınca istihdam edilecek. Milli Eğitim Akademisi ile ilişikleri disiplin soruşturması dışında bir sebeple kesilenler memur unvanlı kadrolara atanacak. Kurumlarca teşkilat bazında dağıtımın bildirilmemesi halinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslar dahilinde resen yerleştirme yapılacak.</p>
<p>Hak sahipleri bu hüküm kapsamındaki istihdam hakkından yalnızca bir defa faydalanabilecek. Hak sahiplerinden herhangi bir kamu kurum ve kuruluşuna yerleştirilip atama onayı alınanlar ile kamu kurum ve kuruluşlarına ait kadro ve pozisyonlara her ne surette olursa olsun atananlar ve Öğretmenlik Mesleği Kanunu'na göre hazırlık eğitimine alınanlar bu hükümde verilen hakkı kullanmış sayılacak. Öğrenim düzeyinin göreve başlama sonrasında değişmesi genel hükümler dışında bir atama veya unvan değişikliğine hak teşkil etmeyecek.</p>
<p>Kamu kurum ve kuruluşları, bu hükümde belirtilen haktan yararlanarak yerleştirilenlerin atama işlemlerinin sonucunu, herhangi bir nedenle işten ayrılan personele ilişkin belirlenecek bilgileri ve halen çalışmakta olanların bilgilerini yönetmelikte belirlenecek zaman içerisinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Kamu Personel Bilgi Sisteminin bulunduğu Kuruma bildirecek. Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamı dışında kalan kurumların da bu hüküm kapsamında istihdamla yükümlü oldukları kadro ve pozisyonları Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bildirmeleri gerekecek. Ancak bu kurumlara yapılacak yerleştirmelerde ilgili kurumların talep ettikleri kadro ve statüler esas alınacak.</p>
<p>Öğrenim durumlarına bakılmaksızın hüküm kapsamına giren kişilerin özel sektörde çalıştırılmaları halinde, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun ilgili hükümlerine göre ödenmesi gereken ve belirlenen prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi, kısa vadeli sigorta kolları primi ve genel sağlık sigortası primi, sigortalı ve işveren hissesi primlerinin tamamı ile İşsizlik Sigortası Kanunu'na göre ödenmesi gereken işsizlik sigortası primi, sigortalı ve işveren hissesinin tamamı sigortalının işe giriş tarihinden itibaren 5 yıl süre ile Hazine tarafından karşılanacak.</p>
<p>Bu kapsamda sağlanan prim teşvikinden işverenler yararlanacak ve Hazine tarafından işverene sağlanan sigortalı primi hissesi teşviki tutarının sigortalıya ödenmesi işverenden talep edilemeyecek. Bu kapsamdaki teşvikten faydalanabilmek için Sosyal Güvenlik Kurumuna verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgelerinin kanuni süresi içinde verilmesi ve Hazine tarafından karşılanmayan primlerin kanuni süresi içinde ödenmesi gerekecek.</p>
<p>İşe yerleştirme yükümlülüğünün takip ve denetimine, yerleştirme yapılacak kadro ve pozisyonların belirlenmesine, merkezi sınav ve yerleştirme işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirlemeye Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkili olacak.</p>
<p><strong>Merkezi İzleme Sistemi'ne bağlı kamera sistemleriyle elde edilen veriler</strong></p>
<p>Kanunda yapılan değişiklikle, anayasal ilkeler gözetilerek, yatılı sosyal hizmet kuruluşlarında sunulan sosyal hizmet kalitesinin artırılması, bireylerin ve kuruluşların güvenliğinin sağlanması, bireylerin iyi olma halinin temini, acil durumlara hızlı ve etkili bir şekilde müdahale edilmesi ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla yazılım destekli kamera sistemleri kurulacak.</p>
<p>Yatılı sosyal hizmet kuruluşlarında sunulan hizmetlerin kalite ve verimliliğinin artırılması, özel gereksinimli bireylerin ihtiyaçlarının tespit edilmesi, suç işlenmesinin önlenmesi ve acil durumlarda erken müdahalenin sağlanması amacıyla Merkezi İzleme Sistemi'ne bağlı yazılım destekli kamera sistemlerinden yararlanılacak.</p>
<p>Bu çerçevede elde edilecek kişisel veriler adli veya idari soruşturmaya esas teşkil etmemesi halinde, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve ilgili mevzuatında gösterilen usul çerçevesinde, kayıt tarihinden 2 yıl geçtikten sonra silinecek. Bu veriler mahkeme kararı olmaksızın hiçbir kurum, kuruluş veya kişi ile paylaşılamayacak. Ancak kamu hizmetlerinin kalite ve verimliliğinin artırılması ile plan ve politika geliştirilebilmesi amacıyla bu verilerden anonim hale getirilmek suretiyle yararlanılabilecek.</p>
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, düzenleme ile diğer kanunlar ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile Bakanlığa verilmiş olan görevleri kapsamında sunulan hizmetlerden yararlanacak kişi ve hanelerin tespiti, ulusal politika ve stratejilerin oluşturulması ve sosyal yardımlardan yararlanacak kişilerin objektif ölçütlere göre belirlenmesinde kullanılmak üzere başvuru konusuyla ilgili olmak kaydıyla, sosyal yardım veya sosyal hizmet başvurusunda bulunan ya da halihazırda bu yardım ve hizmetlerden yararlanan kişiler ile bu kişilerin hanelerine ait taşınır, taşınmaz, sosyal güvenlik, sosyal yardım, sağlık, gelir, gider, varlık, nüfus ve mali durumlarına ilişkin her türlü veri ve bilgiyi gerçek ve tüzel kişilerden talep edebilecek.</p>
<p>Söz konusu veri ve bilgiler, genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri ile kamu tüzel kişiliğini haiz kurumlar ve sermayesinin yarısından fazlası doğrudan doğruya veya dolaylı olarak bu kurum ve kuruluşlara ait ortaklıklar ile kamu hizmeti sunan diğer tüzel kişilerden de doğrudan istenebilecek.</p>
<p>Bakanlık, bu kapsamda veri ve bilgilerin temin edilmesi, işlenmesi ve kaydedilmesi dahil bunlara ilişkin her türlü işlemi elektronik ortamda yapabilecek ve bunları arşivleyebilecek. Bu veri ve bilgiler, kullanıma açık hale gelmesi ya da Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca belirlenen şartların gerçekleşmesi halinde imha edilecek. Bu hükmün uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkili olacak.</p>
<p>Kanunda yapılan değişiklikle, kadın konukevi hizmetinden yararlanan ve geliri bulunmayan veya meslek elemanının görüşü ve değerlendirme komisyonunun kararına göre yeterli geliri olmadığı değerlendirilen kadınlara ve çocuklara, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında geçici maddi yardım yapılmasına karar verilmemiş olması halinde, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'da belirtilen orana göre hiçbir kesinti yapılmaksızın net harçlık verilecek.</p>
<p>Konukevinde kalan kadınların beraberindeki öğrenim gören çocukları ile çeşitli nedenlerle öğrenimine devam etmeyen ve ücretli olarak bir işyerinde çalışmayan çocuklarına, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı çocuk bakım kuruluşlarında kalan çocuklara verilen miktar kadar hiçbir kesinti yapılmaksızın net harçlık verilecek. Bu hükmün uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça hazırlanacak yönetmelikle belirlenecek.</p>
<p><strong>Geçiş hükümleri</strong></p>
<p>Sosyal Hizmetler Kanunu'nda yapılan değişiklikler nedeniyle hak kaybı oluşmasının ve mağduriyet yaşanmasının önlenmesi için geçiş sürecine ilişkin düzenleme yapıldı. Buna göre, isteğe bağlı sigorta ödemelerine yönelik yapılan değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce gerçekleştirilen isteğe bağlı sigorta ile sosyal ekonomik destek bedelleri talep edilmeyecek.</p>
<p>Korunma kararı veya Çocuk Koruma Kanunu uyarınca bakım tedbiri kararı alınmış olanlara ilgili düzenlemede 5 yıl olarak düzenlenen süre şartı, bu hükmün yürürlüğe girdiği tarihte 16 yaşını doldurmuş olanlar için 2 yıl, 15 yaşını doldurmuş olanlar için 3 yıl, 14 yaşını doldurmuş olanlar için 4 yıl şeklinde uygulanacak.</p>
<p>Değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce hak sahibi olanlardan daha önce istihdam hakkından yararlanmamış olanlar, bu hükmün yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 12 ay içinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına başvurmaları halinde söz konusu istihdam hakkından yararlanabilecek. Bu kişilerin işe yerleştirilmeleri, hüküm değiştirilmeden önceki usul ve esaslara göre yapılacak.</p>
<p>Düzenlemenin "14 yaşını doldurduğu tarihten itibaren kuruluştan ya da koruyucu aile yanından hizmet aldığı süre boyunca fasılalı da olsa Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kayıtlarına göre 90 günden fazla izinsiz ayrılmamış olmak" şartındaki sürenin hesabında hükmün yürürlük tarihinden önceki süreler dikkate alınmayacak.</p>
<p>Kanunla, Katma Değer Vergisi Kanunu'nda yapılan değişikliğe göre, Darülaceze'ye yapılacak gıda, temizlik, giyecek ve yakacak bağışları ile diğer bağış ve yardımlar Katma Değer Vergisi'nden istisna tutulacak.</p>
<p><strong>Toplu taşıma hizmeti veren işletmecilere gelir desteği</strong></p>
<p>Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'da değişikliğe gidiliyor. Buna göre, ilgili fıkra hükümleri kapsamında hizmet verecek toplu taşıma araçları, toplu taşıma hizmetlerinin kapsamı ile bu hizmetlerden ücretsiz ve indirimli yararlanmaya ilişkin usul ve esaslar, Hazine ve Maliye, İçişleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ile Ulaştırma ve Altyapı bakanlıklarının görüşleri alınarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği ile Aile ve Sosyal Hizmetler bakanlıklarınca müştereken çıkarılan yönetmelikle düzenlenecek.</p>
<p>İlgili hükümler kapsamında, belediyeler tarafından yetki verilen özel şahıs ya da şirketlere ait şehir içi toplu taşıma hizmeti veren her bir ulaşım aracı ile özel deniz ulaşımı aracı için bunların işletmecilerine, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bütçesine bu amaçla konulan ödenekten ilgili belediyeler aracılığıyla her ay gelir desteği ödemesi yapılacak.</p>
<p>Yapılacak aylık gelir desteği ödemesini yıllık olarak belirlemeye, bu tutarı faaliyette bulunulan yere ve/veya belediyeler tarafından yetki verilen özel şahıs ya da şirketlere ait şehir içi toplu taşıma hizmeti veren her bir ulaşım aracını taşıma kapasitesine göre farklılaştırmaya ve yapılacak ödemeye ilişkin diğer esas ve usuller Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği ile Hazine ve Maliye bakanlıklarınca müştereken belirlenecek.</p>
<p><strong>Çocuk Koruma Kanunu'nda düzenleme</strong></p>
<p>Kanunla, İş Kanunu'nda yapılan değişikliğe göre, kadın işçinin doğum sonrası ücretli izin süresi 8 haftadan 16 haftaya çıkarılacak. Böylece kadın işçi doğumdan önce 8 ve doğumdan sonra 16 hafta olmak üzere toplam 24 hafta ücretli izinli olacak. Ancak sağlık durumu uygun olduğu takdirde, doktorun onayı ile kadın işçinin talep etmesi halinde doğumdan önce çalışabileceği süre 3 haftadan 2 haftaya düşürülecek.</p>
<p>Bir veya daha fazla çocuğa eşiyle birlikte veya münferit olarak koruyucu aile olan işçiye, çocuğun teslim edildiği tarihten sonra isteği üzerine 10 gün ücretsiz izin verilecek.</p>
<p>Kadın işçiye, isteği halinde, 24 haftalık, çoğul gebelik halinde ise 26 haftalık sürenin tamamlanmasının ardından ücretsiz izin verilecek.</p>
<p>Kanunda yapılan değişiklikle, işçiye eşinin doğum yapması halinde verilen ücretli izin süresi 5 günden 10 güne çıkarılacak.</p>
<p>Çocuk Koruma Kanunu'na eklenen hükme göre, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, reşit olmayanla cinsel ilişki, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, müstehcenlik, fuhuş, insan ticareti, kasten öldürme suçlarından haklarında adli sicil ve arşiv kayıtlarında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunanlar, kamuya, özel sektöre veya sivil toplum kuruluşlarına ait her ne adla olursa olsun çocukların yoğun olarak bulunduğu çocuk hizmet birimleri, adli görüşme odaları, eğitim kuruluşları, çocuk etkinlik ve oyun evleri, okul, okul servisi, okul kantini, yurt, kreş, gündüz bakımevi, çocuk kulübü, internet kafeleri ve salonları, e-oyun yerleri, çocuk spor okulu, beden eğitimi ve spor tesisleri olarak işletilen iş yerlerini şahsen işletemeyecek, bu iş yerlerinde çalıştırılamayacak ve herhangi bir sıfatla fiilen bu iş yerlerinde görev alamayacak.</p>
<p>Bu kapsama giren kişilere aynı hükümde belirtilen iş yerlerinin açılması veya işletilmesi için izin ve ruhsat verilmeyecek. Söz konusu iş yerlerinin bu kapsamdaki kişilerce işletildiğinin tespit edilmesi halinde bu kişilere iş yerinin devri için 6 ay süre tanınacak ve bu sürede kişi iş yerini fiilen işletemeyecek. Bu süre içinde devir işlemi yapılmadığı takdirde verilen izin ve ruhsatlar, bunları veren kamu kurum ve kuruluşları tarafından iptal edilecek.</p>
<p>Bu kapsamdaki iş yerlerinde çalışanlar, adli sicil ve arşiv bilgilerine dayanılarak oluşturulan bu iş yerlerinde çalışabileceğini gösterir resmi belgeyi 6 ayda bir işverene ibraz etmek zorunda olacak.</p>
<p>Hükme aykırı olarak işçi çalıştıran kişiye, mahallin mülki idare amiri tarafından düzenlemeye aykırı olarak çalıştırdığı her bir kişi başına brüt asgari ücretin 3 katı tutarında idari para cezası verilecek. Aykırılığın cezanın tebliğinden itibaren 1 ay içinde giderilmediğinin tespiti halinde, hükme aykırı olarak çalıştırılan her bir kişi başına brüt asgari ücretin 7 katı tutarında idari para cezası kesilecek. Bu cezanın tebliğinden itibaren bir ay içinde aykırılığın halen giderilmemiş olması halinde, ilgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından verilen izin ve ruhsatlar iptal edilecek. Düzenlemenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Adalet ile Aile ve Sosyal Hizmetler bakanlıklarınca müştereken belirlenecek.</p>
<p><strong>Ücretli doğum iznine yönelik diğer düzenlemeler</strong></p>
<p>Kanunla, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda değişiklik yapılıyor. Buna göre, hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılan, köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan sigortalı kadının veya sigortalı erkeğin sigortalı olmayan eşinin, kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alan kadının ya da gelir veya aylık alan erkeğin sigortalı olmayan eşinin gebeliğinin başladığı tarihten itibaren doğumdan sonra gebelik ve analık haliyle ilgili rahatsızlık ve engellilik hallerinin analık hali kabul edilmesinde süre 8 haftadan 16 haftaya çıkarılacak.</p>
<p>Kanunda yapılan diğer bir değişikliğe göre ise hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılan, köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan muhtarlar ile ticari kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usulde gelir vergisi mükellefi olan, gelir vergisinden muaf olup esnaf ve sanatkar siciline kayıtlı olan, tarımsal faaliyette bulunan sigortalı kadının analığı halinde, doğumdan önceki 1 yıl içinde en az 90 gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olması şartıyla, doğumdan önceki 8 ve sonraki 16 haftalık sürede, çoğul gebelik halinde ise doğumdan önceki 8 haftalık süreye 2 haftalık süre eklenerek çalışmadığı her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verilecek.</p>
<p>Bu kapsamdaki sigortalı kadının erken doğum yapması halinde doğumdan önce kullanamadığı çalıştırılamayacak süreler ile isteği ve hekimin onayıyla doğuma 3 hafta kalıncaya kadar çalışma süresi, "2 hafta kalıncaya kadar" şeklinde değiştirilecek.</p>
<p>Darülaceze'ye yapılacak bağış ve yardımlar kurumlar vergisi matrahından indirilebilecek.</p>
<p><strong>15 yaşın altındakilere sosyal medya yasağı</strong></p>
<p>İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'da "oyun", "oyun dağıtıcı", "oyun geliştirici" ve "oyun platformu" tanımları hüküm altına alınıyor.</p>
<p>Kanunun, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen, "içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" başlıklı hükümde düzenlemeye gidildi. Buna göre, sosyal ağ sağlayıcı 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamayacak ve bu hizmetin sunulmaması konusunda yaş doğrulama dahil gerekli tedbirleri almakla yükümlü olacak. Sosyal ağ sağlayıcı, 15 yaşını doldurmuş çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet sunma konusunda gerekli tedbirleri alacak. Bu kapsamda alınan tedbirler sosyal ağ sağlayıcının kendi internet sitesinde yayınlanacak.</p>
<p>Sosyal ağ sağlayıcı, açık, anlaşılır ve kullanıma elverişli ebeveyn kontrol araçları sağlayacak. Ebeveyn kontrol araçları ise hesap ayarlarının kontrol edilmesine, satın alma, kiralama ve ücretli üyelik gibi ücrete dayalı işlemlerin ebeveyn iznine veya onayına tabi kılınmasına ve kullanım süresinin izlenmesi ve bu sürenin sınırlandırılmasına ilişkin mekanizmaları içerecek.</p>
<p>Sosyal ağ sağlayıcı, aldatıcı reklamları engelleyici tedbirleri almakla yükümlü olacak.</p>
<p>Türkiye'den günlük erişimi 10 milyondan fazla olan sosyal ağ sağlayıcı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen kararın gereğini derhal ve en geç bir saat içinde uygulayacak, Kanun uyarınca verilen içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi kararlarına konu yayının kendi internet sitesinde yayınlanmaması hususunda gerekli her türlü tedbiri alacak.</p>
<p>Verilen idari para cezasının tebliğinden itibaren 30 gün içinde yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı tarafından Türkiye'de mukim vergi mükellefi olan gerçek ve tüzel kişilerin ilgili sosyal ağ sağlayıcısına yeni reklam vermesi yasaklanacak, bu kapsamda yeni sözleşme kurulamayacak ve buna ilişkin para transferi yapılamayacak. Reklam yasağı kararının verildiği tarihten itibaren 3 ay içinde yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde BTK Başkanı, sosyal ağ sağlayıcının internet trafiği bant genişliğinin yüzde 50 daraltılması için sulh ceza hakimliğine başvurabilecek.</p>
<p>Başvurunun kabulüne ilişkin hakim kararının uygulanmasından itibaren 30 gün içinde söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde BTK Başkanı, sosyal ağ sağlayıcının internet trafiği bant genişliğinin yüzde 90 oranına kadar daraltılması için sulh ceza hakimliğine başvurabilecek. Hakim ikinci başvuru üzerine vereceği kararında, yüzde 50'den düşük olmamak kaydıyla, sunulan hizmetin niteliğini de dikkate alarak daha düşük bir oran belirleyebilecek.</p>
<p>Bu kararlara karşı BTK Başkanı tarafından itiraz yoluna gidilebilecek. Hakim tarafından verilen kararlar erişim sağlayıcılara bildirilmek üzere BTK'ye gönderilecek. Kararların gereği, bildirimden itibaren derhal ve en geç 4 saat içinde erişim sağlayıcıları tarafından yerine getirilecek. Yükümlülüğün yerine getirilmesi halinde, reklam yasağı kaldırılacak ve hakim kararları kendiliğinden hükümsüz kalacak. İnternet trafiği bant genişliğine yapılan müdahalenin sona erdirilmesi için erişim sağlayıcılara BTK tarafından bildirim yapılacak.</p>
<p>Bu hüküm, düzenlemenin yayımı tarihinden 6 ay sonra yürürlüğe girecek.</p>
<p><strong>Oyun platformlarının yükümlülükleri</strong></p>
<p>Kanunla, oyun platformlarına ilişkin düzenlemeler de yapıldı.</p>
<p>Buna göre, oyun platformu usulüne uygun olarak derecelendirilmeyen oyunları sunamayacak ancak derecelendirilmeyen oyunları en yüksek yaş kriterine göre derecelendirmek kaydıyla sunabilecek. Oyun platformu içerik veya yer sağlayıcı olmasından doğan sorumluluk ve yükümlülükleri saklı kalmak kaydıyla, usulüne uygun olarak derecelendirilmeyen içerikleri çıkarmakla yükümlü olacak.</p>
<p>Türkiye'den günlük erişimi 100 binden fazla olan yurt dışı kaynaklı oyun platformu, BTK, Erişim Sağlayıcıları Birliği, adli veya idari makamlarca gönderilecek tebligat, bildirim veya taleplerin gereği ile düzenleme kapsamındaki diğer yükümlülüklerin yerine getirilmesini temin için Türkiye'de gerçek veya tüzel kişi temsilci belirlemekle ve bu temsilciye dair bilgileri BTK'ye bildirmekle yükümlü olacak. Oyun platformu, temsilcinin iletişim bilgilerine kolayca görülebilecek ve doğrudan erişilebilecek şekilde internet sitesinde yer verecek.</p>
<p>Oyun platformu, açık, anlaşılır ve kullanıma elverişli ebeveyn kontrol araçları sağlayacak.</p>
<p>Ebeveyn kontrol araçları, hesap ayarlarının kontrol edilmesine, satın alma, kiralama ve ücretli üyelik gibi ücrete dayalı işlemlerin ebeveyn iznine veya onayına tabi kılınmasına ilişkin mekanizmaları içerecek.</p>
<p>BTK, oyun platformunun bu düzenlemeye uyumuna ilişkin olarak oyun platformundan kurumsal yapı, bilişim sistemleri, veri işleme mekanizmaları dahil olmak üzere bu düzenlemenin uygulanmasıyla doğrudan ilgili açıklamaları talep edebilecek. Oyun platformu, BTK tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri derhal ve 15 günü geçmemek üzere BTK tarafından belirlenecek süre içinde vermekle yükümlü olacak.</p>
<p>Bu düzenlemenin uygulanmasına, oyun platformunun uyması gereken yükümlülüklere ve yaş kriterlerine göre derecelendirmeye dair usul ve esaslar, BTK tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenecek.</p>
<p>Bu kapsamdaki yükümlülükler ile Kurum tarafından çıkarılan yönetmelikte yer alan yükümlülüklerini yerine getirmeyen oyun platformuna BTK tarafından bildirimde bulunulacak. Bildirimden itibaren 30 gün içinde bildirime konu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde oyun platformuna BTK Başkanı tarafından 1 milyon Türk lirasından 10 milyon Türk lirasına kadar idari para cezası verilebilecek. Verilen idari para cezasının tebliğinden itibaren 30 gün içinde bildirime konu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde 10 milyon Türk lirasından 30 milyon Türk lirasına kadar bir kez daha idari para cezası verilebilecek. İdari para cezası miktarı ihlalinin niteliği, ağırlığı, kullanıcılar üzerindeki etkisi veya meydana gelen zarar dikkate alınarak takdir edilecek.</p>
<p>İkinci kez verilen idari para cezasının tebliğinden itibaren 30 gün içinde bildirime konu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde BTK Başkanı, oyun platformunun internet trafiği bant genişliğinin yüzde 30 oranında daraltılması için sulh ceza hakimliğine başvurabilecek. Başvurunun kabulüne ilişkin hakim kararının uygulanmasından itibaren 30 gün içinde bildirime konu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde BTK Başkanı, oyun platformunun internet trafiği bant genişliğinin yüzde 50 oranına kadar daraltılması için sulh ceza hakimliğine başvurabilecek. Hakim ikinci başvuru üzerine vereceği kararında, yüzde 30'dan düşük olmamak kaydıyla, sunulan hizmetin niteliğini de dikkate alarak daha düşük bir oran belirleyebilecek.</p>
<p>Bu kararlara karşı BTK Başkanı tarafından Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilecek. Hakim tarafından verilen kararlar erişim sağlayıcılara bildirilmek üzere BTK'ye gönderilecek. Kararların gereği, bildirimden itibaren derhal ve en geç 4 saat içinde erişim sağlayıcıları tarafından yerine getirilecek. Bildirime konu yükümlülüğün yerine getirilmesi halinde, verilen idari para cezalarının 4'te biri tahsil edilecek ve hakim kararları kendiliğinden hükümsüz kalacak. İnternet trafiği bant genişliğine yapılan müdahalenin sona erdirilmesi için erişim sağlayıcılara BTK tarafından bildirim yapılacak.</p>
<p>Bu hüküm, düzenlemenin yayımı tarihinden 6 ay sonra yürürlüğe girecek.</p>
<p><strong>Askeri personelin ücretli doğum izni süresi</strong></p>
<p>Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu'nda yapılan değişiklikle kadın personele sağlanan ücretli doğum sonrası izin süresi 8 haftadan 16 haftaya, toplam ücretli doğum izni süresi 24 haftaya çıkarılıyor.</p>
<p>En fazla 3 yaşında bir çocuğu eşiyle birlikte veya münferit olarak evlat edinen askeri personele çocuğun teslim edildiği tarihten itibaren 8 hafta süreyle izin verilecek. Bu izin evlatlık kararı verilmeden önce çocuğun fiilen teslim edildiği durumlarda da uygulanacak.</p>
<p>Bir veya daha fazla çocuğa eşiyle birlikte veya münferit olarak koruyucu aile olan askeri personele çocuğun koruyucu aile yanına teslim edildiği tarihten sonra isteği üzerine 10 gün izin verilecek.</p>
<p>Kanunla, Darülaceze Nizamnamesi'nde değişikliğe gidildi. Buna göre, Darülaceze yurt içinde ve ilgili mevzuata göre yurt dışında hizmet verebilecek.</p>
<p>Darülaceze, ihtiyaç sahiplerine yardım amacıyla ilgili mevzuat hükümlerine göre gıda bankacılığı faaliyetinde bulunabilecek ve ihtiyaç sahiplerine aşevi hizmeti verebilecek.</p>
<p>Genel Kurulda AK Parti milletvekillerinin kabul edilen önergesiyle, analık izin süreleri yeniden düzenlenen ve düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ilgili mevzuat uyarınca öngörülen analık izin süresi dolan ancak 1 Nisan 2026 itibarıyla doğumun gerçekleştiği tarihten itibaren 24 haftalık süreyi henüz tamamlamamış personele, hükmün yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 10 iş günü içinde talep etmeleri halinde 8 hafta ilave analık izni verilecek.</p>
<p>Genel Kurul'da teklifin kabul edilerek yasalaşmasının ardından TBMM Başkanvekili Celal Adan, gündemde yer alan diğer kanun tekliflerinin isimlerini okudu. Komisyonun yerini almaması üzerine Adan, birleşimi, TBMM'nin açılışının 106. yıl dönümü ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla yapılacak özel oturum için yarın saat 14.00'te toplanmak üzere kapattı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dogum-izni-ile-sosyal-medya-yasagini-iceren-kanun-teklifi-kabul-edildi-77744</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/tbmm-meclis-1776928915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM Genel Kurulunda kabul edilen değişiklikle, kadın çalışanlara verilecek ücretli doğum sonrası izin süresi 8 haftadan 16 haftaya çıkarılacak. Sosyal ağ sağlayıcı, 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamayacak ve bu hizmetin sunulmaması konusunda yaş doğrulama dahil gerekli tedbirleri almakla yükümlü olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acarsoy-ailesinin-4uncu-nesil-temsilcisi-tradist-ile-7-ulkeye-acildi-77725</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Acarsoy Ailesi’nin 4’üncü nesil temsilcisi Tradist ile 7 ülkeye açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2016 yılında Koç Üniversitesi Pazarlama ve İş Yönetimi Bölümü’nden mezun olan Sabri Can Acarsoy, girişimci bir ailenin dördüncü nesil üyesi olarak, kendisine yeni bir alan seçmeyi tercih etti. 2017 yılında kurduğu Tradist isimli şirketinde, gençliğin tercih ettiği yeni nesil  markalara yöneldi.  Herschel, XD Design, Sunnylife, Crosley ve Allbirds gibi dünyaca ünlü markaların Türkiye distribütörlüğünü aldı. Başarılı yönetimi ona yeni kapılar açtı. </p>
<p>Tradist bugün aralarında Kazakistan, Azerbaycan, Özbekistan, Gürcistan, Moldova ve Kırgızistan’ın da bulunduğu yedi farklı ülkede bölgesel distribütör olarak da faaliyet gösteriyor. </p>
<p>Geçtiğimiz günlerde bir basın buluşmasında Sabri Can Acarsoy ve ekibiyle sohbet ettik. Genç Acarsoy, rahmetli büyük dedesinin ve babasının  ismini taşıyor. Türkiye’nin köklü iş insanlarından biri olan Sabri Acarsoy, ticaret hayatına 1940 yılında memleketi Muğla'da  başlıyor. 1950 yılında İstanbul'a taşındıktan sonra,  Tophane Boğazkesen semtinde kurduğu firmayla girişimlerine devam ediyor. Zaman içinde, beyaz eşyadan halıya, bisikletten otomobile geniş bir ürün yelpazesinde faaliyet gösteriyor. Bunların yanı sıra, dünyaca ünlü markaların Türkiye distribütörlüğü yaparak lüks moda dünyasında da başarılı oluyor. Sabri Can Acarsoy da babasının izinden gidiyor ancak  kendisine başka bir alan seçiyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e9ab5250fb1-1776921426.jpg" alt="" width="600" height="603" /><strong>Trendleri doğru analiz etmek başarı getiriyor</strong></p>
<p>Tradist, kısa süre içinde başarılı oldukça, portföye yeni markalar ekleniyor. Kuruluş, lüks departman mağazaları, spor perakende zincirleri, duty-free satış noktaları, B2B platformlar ve e-ticaret kanalları benzeri doğru satış ağlarıyla büyüyor.  Türkiye’deki yükselen grafik sayesinde, bölgesel distribütörlüklerinin sayısı artıyor. </p>
<p>Acarsoy, Tradist’in başarısının gerisinde trendleri doğru analiz etmenin yattığına da dikkat çekiyor.  Son yıllarda küresel perakende sektöründe belirgin bir yön değişimi yaşandığını, sektörün ürün odaklı bir yapıdan uzaklaştığını, deneyim sunan, çok kanallı erişim sağlayan ve sürdürülebilirlik yaklaşımını merkeze alan markalar etrafında şekillendiğini gördüklerini ifade ediyor.</p>
<p><strong>Avrupa’daki en etkili üç distribütör arasında yer alan Türk şirket</strong></p>
<p>Sabri Can Acarsoy’un verdiği bilgiye göre, 2025’i cirosal bazda yüzde 70 gibi güçlü bir büyüme oranıyla kapatan Tradist, yıl boyunca 100 binin üzerinde satış gerçekleştirdi. Elde edilen bu sonuçlar sayesinde, kuruluş  birliği yaptıkları markalar özelinde Avrupa’daki en etkili üç distribütör arasında yer alma başarısını yakaladı.  Operasyonel anlamda ölçeğini büyüttü.  Sabri  Can Acarsoy, başarılı grafiğin gerisindeki faaliyeti şu cümlelerle ifade ediyor<em> “B</em>u performans hem marka portföyünün doğru konumlandırılması hem de satış kanallarının dengeli şekilde yönetilmesinin  sonucu elde edildi. <em>Satış dağılımımıza baktığımızda, bu hacmin yaklaşık yüzde 20’sini online kanallar üzerinden, yüzde 80’ini ise güçlü bayi ağımız aracılığıyla gerçekleştirdik. Bu yapı, bir yandan geleneksel perakende kanallarındaki etkinliğimizi korurken diğer yandan dijital tarafta da sürdürülebilir bir büyüme zemini oluşturduğumuzu gösteriyor. </em></p>
<p><strong>“Online kanalın payını yüzde 40’a ulaştırmayı hedefliyoruz”</strong></p>
<p>2026’da de benzer bir büyüme ivmesini koruyarak ilerlemeyi hedeflediklerini kaydeden Acarsoy ciro bazında yüzde 50’nin üzerinde bir büyüme ve toplamda 150 bin adedin üzerinde satış hacmine ulaşmayı planladıklarını belirtiyor.  Bu hedefler doğrultusunda kuruluş satış kanallarının çeşitliliğini artırmaya ve markaların  erişimini daha geniş bir coğrafyaya yaymaya odaklanacak.  Online kanala özellikle ağırlık verilecek. </p>
<p>Sabri Can Acarsoy, önümüzdeki dönem yapacakları çalışmalar hakkında şunları söylüyor: </p>
<p>“Çok yakın bir zamanda Herschel (Herschelsupplyco.com.tr) ve Allbirds (Allbirds.com.tr) markalarımızın Türkiye operasyonlarına özel e-ticaret sitelerini devreye alacağız. Bu yatırımlar sayesinde doğrudan tüketiciye ulaşma kapasitemizi artırarak dijital tarafta çok daha hızlı bir büyüme yakalayacağız. Bu kapsamda toplam satışlarımız içinde online kanalın payını iki katına çıkararak yüzde 40 seviyesine ulaştırmayı hedefliyoruz. Dijitalleşmenin hızlandığı bir dönemde bu dönüşümün, markalarımızın bilinirliğine ve erişilebilirliğine de önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz.”</p>
<p><strong>Türki Cumhuriyetlerde güçlü bir oyuncu</strong></p>
<p>Aynı zamanda yurt dışı operasyonlarını da güçlendirmeyi hedeflediklerini söyleyen Acarsoy, özellikle Türki Cumhuriyetlerde marka varlığını daha görünür ve sürdürülebilir hale getirmek istediklerini belirterek şu yorumu yapıyor: “<em>Bölgedeki tüm önemli e-ticaret platformlarında aktif şekilde yer alarak sadece bir distribütör değil, aynı zamanda bölgenin güçlü bir online oyuncularından biri haline gelmeyi amaçlıyoruz.</em>”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acarsoy-ailesinin-4uncu-nesil-temsilcisi-tradist-ile-7-ulkeye-acildi-77725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/sabri-can-acarsoy-1776921415.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Acarsoy Ailesi’nin 4’üncü nesil temsilcisi Tradist ile 7 ülkeye açıldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/20-yilda-9-milyar-dolar-kaynak-saglayarak-100den-fazla-ucagimizi-finanse-ettik-77740</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;20 yılda 9 milyar dolar kaynak sağlayarak 100&#039;den fazla uçağımızı finanse ettik&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Murat Şeker, Japonya'nın başkenti Tokyo'da yatırımcı ve finans kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi.</p>
<p>Görüşmelerle ilgili sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Şeker şunları kaydetti: "Havacılıkta küresel rekabet her geçen gün artarken, sektörümüzü ve markamızı ileriye taşıyacak güçlü iş birliklerine daha fazla önem veriyoruz. Bu doğrultuda, gökyüzündeki öncü konumumuzu pekiştirmek ve stratejik hedeflerimize ilerlemek adına 20-22 Nisan tarihlerinde Tokyo'da verimli bir dizi yatırımcı görüşmesi gerçekleştirdik." </p>
<p>Ziyaret ve temaslarına ilişkin Şeker, "Finans yönetimimizden arkadaşlarımızın katılımıyla BNP Paribas, Development Bank of Japan ve SMBC'nin yanı sıra SMFL, ORIX Corporation ve JP Lease aracılığıyla 150'den fazla Japon özsermaye yatırımcısı ve finansal kuruluş ile bir araya geldik. Bu temaslarda ortaklığımızın finansal gücünü, sürdürülebilir büyüme vizyonumuzu ve gelecek projeksiyonlarımızı paylaştık. Türk Hava Yolları olarak katma değer üretmeye ve başarı hikayelerimizi küresel ölçekte sürdürmeye devam edeceğiz. Dünyanın önemli finans merkezlerinden biri olan ve ortaklığımız için stratejik öneme sahip Japonya'da, son 20 yılda yaklaşık 9 milyar dolar kaynak sağlayarak 100'den fazla uçağımızı finanse ettik. Yatırımcıların gösterdiği ilgi ve güven, küresel marka değerimizin sağlam temellere dayandığını bir kez daha teyit etti. Bu organizasyon kapsamında Tokyo ofisimizi ziyaret ederek, 10 yılın üzerinde görev yapan 4 çalışma arkadaşımıza kıdem rozetlerini takdim ettik. Her bir çalışma arkadaşımızın özverisi, başarılarımızın en büyük gücüdür." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/20-yilda-9-milyar-dolar-kaynak-saglayarak-100den-fazla-ucagimizi-finanse-ettik-77740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/0/1280x720/56-1776925934.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ THY Yönetim Kurulu Başkanı Murat Şeker, &quot;Dünyanın önemli finans merkezlerinden biri olan ve ortaklığımız için stratejik öneme sahip Japonya&#039;da, son 20 yılda yaklaşık 9 milyar dolar kaynak sağlayarak 100&#039;den fazla uçağımızı finanse ettik. Yatırımcıların gösterdiği ilgi ve güven, küresel marka değerimizin sağlam temellere dayandığını bir kez daha teyit etti.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ic-enterranin-sermaye-artirimina-onay-77739</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> IC Enterra&#039;nın sermaye artırımına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bültenini yayınladı.</p>
<p>Buna göre Kurul, IC Enterra Yenilenebilir Enerji AŞ'nin 350 milyon 550 bin liralık bedelli, 1 milyar 845 milyon liralık bedelsiz sermaye artırım talebini uygun buldu.</p>
<p>Eko Faktoring AŞ'nin 285 milyon liralık, Türkiye Garanti Bankası AŞ'nin 50 milyar liralık, Sasa Polyester Sanayi AŞ'nin 350 milyon dolarlık borçlanma aracı ihraç başvurusuna izin verildi.</p>
<p>Kurul, Tera Varlık Kiralama AŞ'nin 7 milyar 500 milyon liralık, Garanti Yatırım Menkul Kıymetler AŞ'nin 500 milyon liralık, QNB Varlık Kiralama AŞ'nin 10 milyar liralık, DK Varlık Kiralama AŞ'nin 15 milyar liralık kira sertifikası ve VDMK ihracı başvurusuna onay verdi.</p>
<p><strong>İdari para cezaları</strong></p>
<p>SPK, Sanica Isı Sanayi AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda, şirket paylarının ilk halka arzında elde edilen fonun izahname ve ekinde kamuya duyurulan fon kullanım raporuna aykırı olarak kullanımı nedeniyle 2 gerçek, 1 tüzel kişiye toplamda 5 milyon 833 bin 734 lira idari para cezasının uygulanmasına karar verdi.</p>
<p>Ayrıca Kurul, Sanica Isı Sanayi AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda halka arzdan elde edilen fonun kullanım yerlerine ilişkin olarak hazırlanan 14 Mart 2023 ve 22 Mayıs 2023 tarihli yönetim kurulu raporlarında gerçeğe aykırı açıklamalara yer verilmesi nedeniyle 5 gerçek, 1 tüzel kişiye toplam 35 milyon 2 bin 400 lira idari para cezası uygulanması kararı aldı.</p>
<p>İzmir Fırça Sanayi ve Ticaret AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda pay satış bilgi formu hazırlama ve Kurulca onaylanmış pay satış bilgi formu ilan etme yükümlülüğünün dolanılması suretiyle şirket paylarının Borsa'da satışa konu edilmesi nedeniyle 2 gerçek kişiye toplamda 17 milyon 756 bin 596 lira idari para cezası verildi.</p>
<p>Kurul, İzmir Fırça Sanayi ve Ticaret AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda pay satış bilgi formu hazırlama ve Kurulca onaylanmış pay satış bilgi formu ilan etme yükümlülüğünün dolanılması suretiyle şirket paylarının Borsa'da satışa konu edilmesi fillerine iştirak edilmesi nedeniyle bir kişiye 26 milyon 634 bin 894 lira idari para cezası uygulandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ic-enterranin-sermaye-artirimina-onay-77739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu, IC Enterra Yenilenebilir Enerji AŞ&#039;nin sermaye artırımına onay verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabanci-holdingde-ust-duzey-atama-77737</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sabancı Holding&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Holding Finans Grup Başkanlığı görevine Mustafa Aydın'ın atandığı duyuruldu.</p>
<p>Yaklaşık 5 yıldır Finans Grup Başkanlığı rolünü üstlenen Orhun Köstem'in 31 Mayıs itibarıyla görevinden ayrılması üzerine Mustafa Aydın 1 Haziran itibarıyla yeni görevine başlayacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, yıl sonuna kadar CEO Danışmanı görevini üstlenecek olan Köstem, topluluk şirketlerinde halihazırda sürdürdüğü yönetim kurulu üyeliklerine de devam edecek</p>
<p>Sabancı Topluluğu'nun farklı kademelerinde 2013'ten itibaren yöneticilik görevlerinde bulunan Aydın, son olarak Topluluk şirketlerinden Çimsa'da Finans ve Dijital Teknolojilerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı.</p>
<p>Aydın ayrıca, mevcut rollerine ek olarak, 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla Çimsa'da vekaleten Genel Müdür olarak atanmıştı.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Sabancı Holding CEO'su Kıvanç Zaimler, Köstem'in, topluluklarında kariyeri boyunca değerli katkılar sağladığını, Sabancı Holding'in stratejik finansal yol haritasının oluşturulması ve yönetilmesinde kritik rol üstlendiğini belirtti.</p>
<p>Görev süresi boyunca, topluluğun küresel, dijital ve sürdürülebilirlik odağındaki büyüme ve dönüşümüne finansal perspektiften güçlü bir şekilde liderlik ettiğine değinen Zaimler, "Sermaye yönetimi, kaynak tahsisi ve değer yaratımı alanlarında önemli inisiyatifleri hayata geçirmiştir. Sabancı Topluluğunun büyümesine yönelik katkıları, disiplinli yaklaşımı ve iş birliği kültürünü güçlendiren liderliği ile paydaşlarımıza önemli kazanımlar sağlamıştır. Kendisine bugüne kadar verdiği tüm katkılar için teşekkür ediyor; çıkacağı yeni yolda kendisine başarılar diliyorum." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Zaimler, 1 Haziran itibarıyla Finans Grup Başkanlığı görevini üstlenecek Mustafa Aydın'ın da bugüne kadar hem holdingde hem de topluluk şirketlerinde önemli görevlerde bulunduğunu aktardı.</p>
<p>Mannok satın alımı, ABD gri çimento yatırımı, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve Uluslararası Finans Kurumu (IFC) anlaşmaları gibi konularda ortaya koyduğu liderlik profiliyle Çimsa'nın son yıllardaki küresel büyüme yolculuğuna ve stratejik dönüşümüne çok önemli katkılar sağladığını vurgulayan Zaimler, "Çimsa'daki başarılarının yanında, geçmiş yıllarda enerji sektöründe edindiği tecrübe ve holding deneyimi, topluluğumuzun operasyonel faaliyetlerine ve gelecek hedeflerine de kıymetli destekler sunacaktır. Kendisine yeni görevinde başarılar diliyor, bu bayrak değişiminin, tüm topluluğumuza hayırlı olmasını temenni ediyorum." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabanci-holdingde-ust-duzey-atama-77737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/sabanci-holding-.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sabancı Holding Finans Grup Başkanlığı&#039;na Mustafa Aydın getirildi. Sabancı Holding CEO&#039;su Kıvanç Zaimler, &quot;Çimsa&#039;daki başarılarının yanında, geçmiş yıllarda enerji sektöründe edindiği tecrübe ve holding deneyimi, topluluğumuzun operasyonel faaliyetlerine ve gelecek hedeflerine de kıymetli destekler sunacaktır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/trendfinans-ve-odeabank-servis-modeli-bankaciligina-izin-cikti-77734</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> TrendFinans ve Odeabank servis modeli bankacılığına izin çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Trendyol'un finansal teknolojiler alanındaki şirketi TrendFinans'a, Odeabank'ın lisanslı bankacılık altyapısıyla hizmetlerini servis modeli bankacılığı kapsamında sunması için izin verdi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, bu izinle birlikte TrendFinans arayüz sağlayıcı olarak, Odeabank'ın sunduğu bireysel ve KOBİ bankacılığındaki yenilikçi ürünleri çok yakında kullanıcılarının deneyimine açacak.</p>
<p>Açıklamada, "Trendyol uygulaması içerisinden erişilebilecek TrendFinans, bireysel müşteriler ve KOBİ'lere yönelik Odeabank ürün ve servislerini yüksek teknolojiyle desteklenmiş bir platform üzerinden sunarak bankacılık hizmetlerini kolaylaştıracak." denildi. </p>
<p>KOBİ'lerin finansmana erişimini güçlendirmeyi amaçlayan TrendFinans, bireysel müşteriler için de birçok yenilikçi ürün ve hizmeti hayata geçirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Bireysel müşteriler ve iş ortaklarının, kesintisiz ve entegre bir kullanıcı deneyimini TrendFinans ile tek bir çatı altında yaşayacağı belirtildi.</p>
<p>Trendyol, geçen yıl temmuz ayında, Birleşik Arap Emirlikleri merkezli yatırım fonu ADQ, dijital ödeme sistemleri ve finansal teknoloji sağlayıcılarından Ant International ve insansız hava aracı üreticisi Baykar'ın CEO'su Haluk Bayraktar ile Türkiye pazarına yönelik yeni nesil bir finansal teknoloji platformu kurmak için stratejik iş birliğine imza attığını duyurmuştu.</p>
<p>TrendFinans, kurulacak olan bu finansal teknoloji platformunun ilk adımı olma özelliğini taşıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/trendfinans-ve-odeabank-servis-modeli-bankaciligina-izin-cikti-77734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/07/bddk-nUgc_cover.jpg.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TrendFinans uygulaması ile Odeabank bankacılık hizmetlerinin servis modeli bankacılığı kapsamında sunulması için onay süreci tamamlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/200-bin-ogrencimizi-staj-programina-dahil-etmeye-calisiyoruz-77733</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;200 bin öğrencimizi staj programına dahil etmeye çalışıyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, katıldığı bir televizyon programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>TVNET'in canlı yayınında soruları yanıtlayan Işıkhan, bakanlık olarak, "istihdamı korumak ve artırmanın" odak noktaları olduğunu belirterek Işıkhan, bu kapsamda İŞKUR'un hayata geçirdiği Gençliğin Üretim Çağı (GÜÇ) Projesinin önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Genç işsizlik oranının genel işsizlik oranının üzerinde olduğuna dikkati çeken Işıkhan, "Biz burada sadece gençlerimizi mercek altına aldık. Çünkü gençler bizim geleceğimiz. Bizim yarınımızı oluşturan bir hedef grubumuz. Gençleri Ne İstihdamda Ne Eğitimde (NEET) tuzağına düşmeden önce işle buluşturmamız gerekiyor. Bu kapsamda İŞKUR aracılığıyla gençlerimizin beceri sahibi olmaları için programlar yürütüyoruz." dedi.</p>
<p>Işıkhan, lise ve üniversite öğrencilerinin staj yapacak kurum ya da işletme bulmakta zorluk çektiğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Staj programı, daha önce Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisince yürütülüyordu. Bu İŞKUR'un Ulusal Staj Programı ile yürütülmeye başlandı. Önceden yaklaşık 120 bin gence istihdam staj fırsatı verilirken, İŞKUR olarak şu ana kadar 333 bin başvuru aldık. Bu yıl kapasitemizi de zorlayıp 200 bin öğrencimizi staj programına dahil etmeye çalışıyoruz. Bu kapsamda 3 yılda 800 bin gencimize staj yaptırmayı hedefliyoruz"</p>
<p>Bakan Işıkhan, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nün yaklaştığını belirterek, tüm çalışanların 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nü kutladı.</p>
<p>1 Mayıs'ın 2009'da "Emek ve Dayanışma Günü" olarak resmi tatil ilan edildiğini anımsatan Işıkhan, şunları söyledi:</p>
<p>"1 Mayıs artık eskisi gibi çatışmalarda anılmıyor. Bundan Sayın Cumhurbaşkanımızın 1 Mayıs'ı resmi tatil ilan etmesinin etkisi çok büyük. Toplumda artık bu konuda demokratik bir olgunluk söz konusu. Tarafların birbirine saygı duyarak kutladığı bir gün var. Taksim Meydanı sendikalarımıza açık. Sendikaların ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri Taksim Anıtı'na çelenk koyarak taleplerini, görüşlerini dile getirebiliyor. Bu da çok önemli bir süreç."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/200-bin-ogrencimizi-staj-programina-dahil-etmeye-calisiyoruz-77733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/vedat-isikhan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan, Ulusal Staj Programı hakkında yaptığı açıklamada, &quot;333 bin başvuru aldık. Bu yıl kapasitemizi de zorlayıp 200 bin öğrencimizi staj programına dahil etmeye çalışıyoruz. Bu kapsamda 3 yılda 800 bin gencimize staj yaptırmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/baskan-gorgel-koltugu-erva-zehra-boyraza-devretti-77752</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fırat Görgel, koltuğu Erva Zehra Boyraz’a devretti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nda anlamlı bir devir teslim töreni gerçekleştirildi. Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, bu özel günde makam koltuğunu Şehit Fatih Gök İlkokulu 4. sınıf öğrencisi Erva Zehra Boyraz’a devretti. Temsili devir teslim töreni, bayramın ruhuna yakışır şekilde samimi ve renkli görüntülere sahne oldu. Minik başkan Erva Zehra Boyraz’a teslim töreninde; kuzeni özel gereksinimli şampiyon yüzücü Sertaç Tahsin Boyraz, okul müdürü Duran Gül ve öğretmenleri de eşlik etti. Tören boyunca heyecanı gözlerinden okunan Erva Zehra Boyraz, başkanlık makamında oturarak hem duygu ve düşüncelerini paylaştı hem de çocukların beklentilerine yönelik mesajlar verdi. Programda konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, 23 Nisan’ın sadece bir bayram değil, aynı zamanda çocuklara verilen değerin ve duyulan güvenin en önemli göstergelerinden biri olduğunu vurguladı. Görgel, geleceğin teminatı olan çocukların daha güçlü, bilinçli ve donanımlı bireyler olarak yetişmesi için tüm imkânların seferber edildiğini ifade etti. Temsili başkan Erva Zehra Boyraz ise böyle anlamlı bir günde Büyükşehir Belediye Başkanı olmanın gururunu yaşadığını belirterek, kendisine bu fırsatı sunan Başkan Görgel’e teşekkür etti.</p>
<p><strong>“Tüm Yavrularımızın Bayramını Tebrik Ediyorum”</strong></p>
<p>Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, “Bu anlamlı gün vesilesiyle geleceğimizin teminatı olan evlatlarımıza duyduğumuz güveni bir kez daha göstermek istedik ve makamımızı kıymetli yavrumuz Erva Zehra’ya emanet ettik. Çocuklarımızın gözlerindeki umut, heyecan ve hayaller, bizlere sorumluluğumuzu bir kez daha hatırlatıyor. Onlara daha güzel, daha güvenli ve daha yaşanabilir bir şehir bırakmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Ancak bu bayramı ne yazık ki buruk bir şekilde idrak ediyoruz. Geçtiğimiz günlerde yaşanan menfur saldırı hepimizin yüreğini derinden yaraladı. Bu elim olayda hayatını kaybeden kıymetli öğretmenimiz Ayla hocamıza ve evlatlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Bu duygu ve düşüncelerle, başta Kahramanmaraşlı çocuklarımız olmak üzere tüm evlatlarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı yürekten kutluyor, sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir gelecek diliyorum” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/baskan-gorgel-koltugu-erva-zehra-boyraza-devretti-77752</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/2/1280x720/67-1776943003.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, makam koltuğunu Erva Zehra Boyraz’a devretti. Başkan Görgel, “Başta Kahramanmaraşlı çocuklarımız olmak üzere tüm evlatlarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı yürekten kutluyor, sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir gelecek diliyorum” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/reis-gida-sanliurfada-koy-okullarini-ziyaret-etti-77746</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reis Gıda, Şanlıurfa&#039;da köy okullarını ziyaret etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Reis Gıda'nın, her özel günde olduğu gibi 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda da sosyal fayda için tarımsal üretim bölgelerini önceliklendirdiği bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Reis Gıda yönetimi bu yıl 23 Nisan’da bayramın ruhunu çocuklarla birlikte yaşamak için Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki köy okullarını ziyaret etti.</p>
<p>Açıklamada, "Çocukların neşesine ortak olan, onların heyecanını paylaşan ve bu özel günü daha da anlamlı hale getiren etkinliklerle 23 Nisan, okul bahçelerinde bambaşka bir coşkuya dönüştü. Reis Gıda, 23 Nisan haftası kapsamında yalnızca Şanlıurfa’daki köy okullarıyla sınırlı kalmayan bir gönül köprüsü de kurdu. 22 Nisan’da Beykoz’daki Cemile Sultan Korusu’nda çocuklarla bir araya gelen Reis Gıda, mısır maskotu ve mısır arabasıyla çocuklara neşeli anlar yaşattı." denildi. </p>
<p><strong>"Çocuklarımızın gözlerindeki ilham, yarınlara dair inancımızı daha da güçlendiriyor"</strong></p>
<p>Reis Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis 23 Nisan kapsamında gerçekleştirilen ziyaretle ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e9df6833fb8-1776934760.jpg" alt="" width="387" height="343" />“23 Nisan, çocuklarımızın neşesini, hayallerini ve geleceğe dair umutlarını büyüttüğümüz çok özel bir gün. Şanlıurfa’daki köy okullarında çocuklarımızla bir araya gelmek, onların sevincini paylaşmak bizim için büyük bir mutluluk oldu. Bunun yanı sıra Cemile Sultan Korusu’nda gerçekleştirilen etkinlikte de çocuklarımızın coşkusuna ortak olmak, bu anlamlı günün birlik ve dayanışma ruhunu hep birlikte yaşamak bizim için çok kıymetliydi. Çocuklarımızın gözlerindeki ilham, yarınlara dair inancımızı daha da güçlendiriyor. Onların daha güzel yarınlar inşa edebilmesi için her zaman yanlarında olmaya devam edeceğiz. Çünkü inanıyoruz ki çocukların kalbine dokunan her güzel adım, geleceği aydınlatan en kıymetli izdir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/reis-gida-sanliurfada-koy-okullarini-ziyaret-etti-77746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/6/1280x720/67-1776934847.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reis Gıda yönetimi, 23 Nisan etkinlikleri kapsamında Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki köy okullarını ziyaret etti. Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis, &quot;Çocuklarımızın gözlerindeki ilham, yarınlara dair inancımızı daha da güçlendiriyor. Onların daha güzel yarınlar inşa edebilmesi için her zaman yanlarında olmaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/kocaelide-14-osbnin-sorunlari-ortak-akil-ile-cozume-kavusacak-77735</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli&#039;de 14 OSB&#039;nin sorunları &#039;ortak akıl&#039; ile çözüme kavuşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SABİHA TOPRAK/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Organize Sanayi Bölgeleri Dönüşümü Çalıştayı”nda, 14 OSB’nin yapısal sorunları masaya yatırıldı. Kentin yerel yönetim, özel sektör ve STK ile akademi dünyasının temsilcileri OSB'lerde yaşanan sorunları ortak akıl ile çözecek.</p>
<p>Kocaeli sanayisinin geleceğine yön vermesi beklenen “Organize Sanayi Bölgeleri Dönüşümü Çalıştayı”, Kocaeli Kongre Merkezi’nde yoğun katılımla gerçekleştirildi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki ŞÛRA Kent Politikaları ve Araştırmaları Merkezi ile Kocaeli Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen çalıştayda, kentte faaliyet gösteren 14 organize sanayi bölgesinin yapısal sorunları ve dönüşüm süreçleri konuşuldu. Altyapıdan finansmana, dijitalleşmeden çevresel sürdürülebilirliğe kadar geniş başlıkların ele alındığı organizasyonda, Kocaeli sanayisinin dijital ve yeşil dönüşümünü hızlandıracak stratejik adımlar tartışıldı. Çalıştayda, organize sanayi bölgelerinin rekabet gücünü artırmaya yönelik ortak bir yol haritası oluşturulması hedeflenirken, paydaşların katkılarıyla somut ve uygulanabilir politika önerileri geliştirilmesine odaklanıldı.</p>
<p>Kocaeli sanayisinin dönüşüm sürecine dikkat çekerek, organizasyonun ortak akıl üretme hedefiyle kurgulandığını vurgulayan Kocaeli Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü Öğr. Üyesi Doç. Dr. Özgür Bayram Soylu, “Kocaeli, 14 organize sanayi bölgesiyle Türkiye ekonomisinin dinamizmini sürdürmeye devam ediyor. Bugün burada, yeşil dönüşümden dijitalleşmeye kadar geniş bir perspektifte, sanayimizin geleceğini birlikte şekillendirecek önemli bir organizasyona ev sahipliği yapıyoruz” dedi.</p>
<h2>“Sanayide dijital dönüşüm kaçınılmaz”</h2>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Hayri Baraçlı, çalıştayda yaptığı konuşmada sanayi, teknoloji ve kamu iş birliğinin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Sanayide dönüşümün kaçınılmaz olduğuna işaret eden Baraçlı, “Yapay zekâ destekli üretim, veri yönetimi ve dijitalleşme artık sanayinin vazgeçilmez unsurları haline geldi. Bölgemizde veri odaklı bir ekosistem kurmak ve üretim süreçlerini bu doğrultuda yeniden şekillendirmek zorundayız” şeklinde konuştu.</p>
<p>Çevresel sürdürülebilirliğe de dikkat çeken Baraçlı, “Endüstriyel simbiyoz yaklaşımıyla bir fabrikanın çıktısını başka bir fabrikanın girdisi haline getirebiliriz. Bu sayede hem kaynak verimliliğini artırır hem de çevresel etkileri azaltırız” dedi. Kocaeli’nin sanayi üssü olmasının yanı sıra dönüşüm potansiyeli yüksek bir şehir olduğunu dile getiren Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, “Kocaeli’nin Türkiye’nin üretim gücünü en iyi temsil eden illerin başında geliyor, otomotivden, kimyaya, metal sanayinden, lojistiğe kadar Kocaeli’nin yüksek katma değerli üretim, dış ticaret ve lojistik üstünlüğüyle öne çıkıyor” şeklinde konuştu.</p>
<h2>“Yeni nesil OSB’ler için ikiz dönüşüm zorunlu”</h2>
<p>OSB’lerin son 20 yılda büyük bir gelişim gösterdiğini ifade eden Cantürk, buna rağmen en önemli sorunun kurumsallaşma eksikliği olduğuna işaret etti. Kocaeli’nin sanayi üssü olmasının yanı sıra dönüşüm potansiyeli yüksek bir şehir olduğunu dile getiren Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh</p>
<p>Zafer Cantürk, “Kocaeli’nin Türkiye’nin üretim gücünü en iyi temsil eden illerin başında geliyor, otomotivden, kimyaya, metal sanayinden, lojistiğe kadar Kocaeli’nin yüksek katma değerli üretim, dış ticaret ve lojistik üstünlüğüyle öne çıkıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Konuşmasında yeşil ve dijital dönüşümün önemine vurgu yapan Cantürk, “Bugün sadece üretim kapasitesini değil, aynı zamanda yeşil ve dijital dönüşüm yani ikiz dönüşümü de ele alıyoruz. Organize sanayi bölgeleri bu dönüşümün en kritik aktörleri arasında yer alıyor” dedi.</p>
<p>Aralık ayında mesleki eğitim çalıştayı gerçekleştirdiklerini hatırlatan Cantürk, bu kapsamda mesleki eğitimin güçlendirilmesi ve dijital dönüşüm başlıklarında değerlendirmeler yapıldığını söyledi. Mayıs ayında ise yapay zeka ve etki çalıştayının düzenleneceğini belirten Cantürk, “Çalıştaylarımızdan çıkan sonuçları paydaşlarımızla paylaşacağız. Bu çıktılarının hem şehrimize hem de ülkemize önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>YOL HARİTASINI OLUŞTURAN 7 BAŞLIK</h2>
<p>·        Altyapı, enerji ve çevre</p>
<p>·        Teknolojik dönüşüm, dijitalleşme ve inovasyon</p>
<p>·        Finansman, teşvik ve hukuki mevzuat</p>
<p>·        Yönetim modelleri ve sektörel işbirlikleri</p>
<p>·        İşgücü, eğitim ve sosyal refah</p>
<p>·        Pazarlama, rekabet ve kriz yönetimi</p>
<p>·        Ortak akıl</p>
<h2>“Sürdürülebilir bir sanayi için çok çalışmalıyız”</h2>
<p>Sanayi üretimi ve ihracat rakamlarına vurgu yapan Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, “Kocaeli, üretim gücü ve ihracat kapasitesiyle Türkiye’nin lokomotif şehirlerinden biridir. Ortaya koyduğumuz rakamlar, ülkemizin ekonomik kalkınması açısından ne kadar kritik bir rol üstlendiğimizi açıkça göstermektedir” dedi. Küresel rekabet, krizler ve dönüşüm süreçlerine dikkat çeken Vali, “Dünyada yaşanan krizler, savaşlar ve ekonomik dalgalanmalar üretim süreçlerini doğrudan etkilemektedir. Bu süreçte rekabet gücümüzü korumak ve artırmak için dönüşümü erteleyemeyiz. Daha güçlü bir üretim altyapısı, daha yüksek katma değer ve sürdürülebilir bir sanayi için hep birlikte hareket etmek zorundayız. Aksi halde gelecekte rekabet gücümüzü kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/kocaelide-14-osbnin-sorunlari-ortak-akil-ile-cozume-kavusacak-77735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/kocaelide-14-osbnin-sorunlari-ortak-akil-ile-cozume-kavusacak-1776925925.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Organize Sanayi Bölgeleri Dönüşümü Çalıştayı”nda, 14 OSB’nin yapısal sorunları masaya yatırıldı. Dijitalleşme ve yeşil dönüşüm odağında ortak yol haritası oluşturulurken, üniversite-kamu-sanayi iş birliğiyle somut politika önerileri geliştirilmesi hedeflendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/raben-turkiye-genel-muduru-selman-coban-sadece-yuk-degil-cocuklarin-hayallerini-de-tasiyoruz-77699</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Raben Türkiye Genel Müdürü Selman Çoban: Sadece yük değil, çocukların hayallerini de taşıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hem dünyada çocuklara armağan edilmiş ilk bayram olması hem de UNESCO tarafından ilan edilen Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü olması sebebiyle 23 Nisan, evrensel bir anlam taşıyor.</p>
<p>Sektörde bir asra yaklaşan tecrübesiyle Avrupa’nın önde gelen lojistik şirketleri arasında yer alan Raben Group'un da Türkiye’de basılan çocuk kitaplarını Avrupa Birliği (AB) ülkelerine taşıdığı belirtildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e90deb87044-1776881131.jpg" alt="" width="700" height="394" />Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Raben Türkiye Genel Müdürü Selman Çoban, “Bir kitabın sayfaları arasında başlayan yolculuk, sadece bir çocuğun hayal dünyasında değil, kıtaları aşan kusursuz bir lojistik operasyonla tamamlanıyor. Biz de Türkiye’de yüksek kalitede basılan bu değerleri, Avrupa’daki minik okurlara ulaştırarak hem onların kültür dünyasına katkı sağlıyor hem de yayıncılarımızın, üreticilerimizin rekabet gücünü artırıyoruz.” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e90dff126f3-1776881151.jpeg" alt="" width="700" height="467" /><strong>“Hayatın her alanına dokunuyoruz”</strong></p>
<p>Çoban, lojistik firmalarının, ekonominin sahne arkasında kalan ama hikâyenin de tamamlanmasını sağlayan en kritik halkasını oluşturduğunu vurgulayarak, “Hayatın her alanına dokunuyoruz. Türkiye’deki müşterimizin matbaasında büyük bir emekle basılan o renkli sayfaları, Avrupa’daki çocukların başucuna ulaştırırken sadece yük taşımıyor, bu emeği ve çocukların hayallerini de taşıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Farklı sektörlerdeki müşterileri gibi yayınevlerine de Avrupa ülkelerinde rekabet avantajı sağladıklarına dikkati çeken Çoban, lojistiğin artık bir maliyet kalemi değil, büyüme kaldıracı haline geldiğinin altını çizdi. Çoban, “Lojistik süreçler doğru kurgulanamazsa dünyanın en kaliteli ürünü bile başka ülkelerle buluşturulamaz, hikâyeler yarım kalır. Biz de bu nedenle müşterilerimize, ‘Siz kendi hikâyenizi yazmaya odaklanın. Avrupa’daki depo, gümrük ve dağıtım ağını bize bırakın.’ diyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e90ec7bf9fd-1776881351.jpg" alt="" width="700" height="467" /><strong>“Raben, operasyonel gücümüzü daha da geliştiriyor”</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e90e0ac6e14-1776881162.jpg" alt="" width="233" height="349" /></strong>PrintCenter Yönetici Ortağı Şamil Kazmaz da Raben ağı aracılığıyla şu anda Avrupa’da 20’den fazla ülkede 130’un üzerinde yayınevine hizmet verdiklerini söyledi. AB pazarında rekabet etmenin sadece iyi kitap basmakla olmadığını söyleyen Kazmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>“Evrensel hikâyelerin, Türkiye’deki baskı kalitesiyle hayat bulup Berlin’deki bir kitapçı rafına veya Madrid’deki bir çocuğun masasına, dünyadaki rakiplerimizle aynı hızda, aynı kondisyonda ve rekabetçi maliyetle ulaşması gerekiyor. Raben gibi güçlü bir iş ortağıyla operasyonel gücümüzü daha da geliştiriyoruz. Raben ile iş birliğini geliştirmek istememizin en önemli gerekçelerinden biri, önümüzdeki süreçte stok tutma ve mikro dağıtım hizmetlerini de etkin bir şekilde onlardan alarak, ürünlerimizi müşterilerimize çok daha hızlı ve sorunsuz bir şekilde ulaştırabilmek.”</p>
<p><strong>“AB pazarında, lojistik avantajımızla rekabet ediyoruz”</strong></p>
<p>Kazmaz, çocuk kitapları pazarında en büyük tedarikçi olan Uzak Doğu’nun agresif fiyat politikasına karşı Türkiye’nin ve Raben’in lojistik gücünü kullandıklarını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çıkarttığımız işin kalitesinin yanında lojistik hızımız ve ürünlerimizin en iyi kondisyonda raflara ulaşması sayesinde, Uzak Doğulu rakiplerimize kıyasla daha avantajlı bir konumdayız. Avrupalı rakiplerimize karşı da Raben gibi iş ortaklarımızın operasyonel desteğinden faydalanıyoruz. Üstelik kitaplarımızı müşterilerimize daha kısa ve verimli bir tedarik zinciriyle ulaştırarak, sürdürülebilirlikte de öne geçiyoruz.”</p>
<p>Lojistik sektöründe 95 yıllık bir geçmişe sahip olan Raben'in, Avrupa’daki dağıtım gücü ve depolama ağı ile Türkiye’de her büyüklükteki ihracatçı için Avrupalı rakipleri ile rekabet imkânı sağladığı, karmaşık ve hızlı operasyonları kendi geliştirdiği teknolojilerle yönettiği vurgulandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/raben-turkiye-genel-muduru-selman-coban-sadece-yuk-degil-cocuklarin-hayallerini-de-tasiyoruz-77699</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/9/1280x720/raben-group-1776881224.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Bir kitabın sayfaları arasında başlayan yolculuk, sadece bir çocuğun hayal dünyasında değil, kıtaları aşan kusursuz bir lojistik operasyonla tamamlanıyor.&quot; diyen Raben Türkiye Genel Müdürü Selman Çoban, &quot;Türkiye’deki müşterimizin matbaasında büyük bir emekle basılan o renkli sayfaları, Avrupa’daki çocukların başucuna ulaştırırken sadece yük taşımıyor, bu emeği ve çocukların hayallerini de taşıyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-subatta-200-milyar-dolari-asti-77690</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 17:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmaların net döviz açığı şubatta 200 milyar doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlıklarına ilişkin şubat verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, şubatta önceki aya kıyasla finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlıkları 1 milyar 226 milyon dolar, yükümlülükler ise 4 milyar 468 milyon dolar arttı.</p>
<p>Bu gelişmeler sonucunda söz konusu firmaların net döviz pozisyonu açığı, 3 milyar 242 milyon dolar artarak 200 milyar 281 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Varlık dağılımı incelendiğinde şubatta ocak ayına göre yurt dışına doğrudan sermaye yatırımları, türev varlıklar ve menkul kıymetler sırasıyla 914 milyon dolar, 800 milyon dolar ve 106 milyon dolar artarken yurt içi bankalardaki mevduat ve ihracat alacakları sırasıyla 329 milyon dolar ve 265 milyon dolar azaldı. Bunlara bağlı olarak varlıklar 1 milyar 226 milyon dolar arttı.</p>
<p>Yükümlülük dağılımında ise bir önceki aya göre yurt dışından sağlanan nakdi krediler, yurt içinden sağlanan nakdi krediler, ithalat borçları ve türev yükümlülükler sırasıyla 1 milyar 473 milyon dolar, 1 milyar 220 milyon dolar, 1 milyar 123 milyon dolar ve 653 milyon dolar arttı. Bunlara bağlı olarak yükümlülükler 4 milyar 468 milyon dolar yükseldi.</p>
<p>Yükümlülüklerin vade yapısına bakıldığında şubatta yurt içinden sağlanan kısa vadeli krediler ocak dönemine göre 10 milyon dolar azalırken uzun vadeli krediler 1 milyar 230 milyon dolar arttı.</p>
<p>Yurt dışından sağlanan kredilerde kısa vadeli olanlar 1 milyar 718 milyon dolar, uzun vadeli olanlar ise 878 milyon dolar arttı.</p>
<p>Kısa vadeli varlıklar şubatta 148 milyar 67 milyon dolar iken kısa vadeli yükümlülükler 143 milyar 511 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kısa Vadeli Net Döviz Pozisyonu Fazlası ise 4 milyar 556 milyon dolar olarak gerçekleşerek ocak dönemine göre 2 milyar 83 milyon dolar azaldı.</p>
<p>Kısa vadeli yükümlülüklerin toplam yükümlülükler içindeki payı yüzde 37 düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-subatta-200-milyar-dolari-asti-77690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/3/1280x720/dolar-dollar-1768292317.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın şubat verilerine göre, finansal kesim dışındaki firmaların net döviz açığı yaklaşık 3,2 milyar dolar artışla 200,3 milyar dolara çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/omer-koc-ortak-basarilarla-dolu-bir-100-yili-geride-biraktik-77689</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 16:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ömer Koç: Ortak başarılarla dolu bir 100 yılı geride bıraktık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Koç Topluluğu'nun 100. yılı kapsamında düzenlenen Vehbi Koç Ödülü'nün sahibi, kültür alanında sanatçı Canan Tolon oldu.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu ile Prof. Dr. Zeynep Çelik, Prof. Dr. Ayla Ödekan, Kerem Kabadayı, Murathan Mungan ve Sadık Karamustafa'dan oluşan Seçici Kurul'un önerdiği üç aday arasından belirlenen Tolon, çalışmalarında insan deneyimi, değişim ve hafıza temalarına odaklanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8cf53bf8c7-1776865107.jpg" alt="" width="700" height="394" />Sanatçı, didaktik bir dil yerine izleyiciyi düşünmeye yönelten bir yaklaşım benimserken, göç, yıkım ve zaman gibi temalar üzerinden toplumsal gerçekliklere işaret ediyor.</p>
<p>Törende topluluğun 100. yılına özel hazırlanan "Unutulmaz Yüzlerle Dolu Bizim 100'ümüz" filminin tanıtımı da yapıldı. Oyuncu Halit Ergenç ve müzisyen Alança Oskay'ın orkestra eşliğinde canlı seslendirdiği film, topluluğun geçmişten bugüne uzanan hikayesi ve ikinci yüzyıla ilişkin perspektifini anlatıyor.</p>
<p><strong>"Bu süreçte pek çok alanda ilkleri gerçekleştirdik"</strong></p>
<p>Törende konşma yapan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, bu yıl 25'incisi düzenlenen Vehbi Koç Ödül Töreni'nin Topluluğun 100. yılına denk gelmesiyle ayrı bir anlam taşıdığını belirtti.</p>
<p>Topluluğun bir asırlık tarihinde yatırımı ve istihdamı, kalkınma ve müşterek refahın temel unsurları olarak gördüğünü aktaran Koç, "100. yıl filmimizde de vurguladığımız gibi, asırlık tarihimizi sadece unutulmaz hikayeler değil, bu hikayeleri mümkün kılan yüzler de oluşturuyor. İşte bu sebeple bizim 100 yılımız unutulmaz yüzlerle dolu." ifadesine yer verdi.</p>
<p>Koç, sahada, fabrikalarda, ofislerde sorumluluk alan çalışma arkadaşları, bayileri, iş ortaklarının emekleri neticesinde 100. yaşlarını büyük bir gurur ve sevinçle kutladıklarını vurgulayarak, "Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, küllerinden doğan bir ulusa istikamet çizerek bir medeniyet ve aydınlanma projesi inşa etmiştir. Bu şartlar içerisinde kurulmuş olan Topluluğumuz, Cumhuriyet'in fikir ve ilkelerini samimiyetle benimsemiş, değerlerini kendisine rehber edinmiştir." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>Topluluğun bir asırlık yolculuğunda sanayileşme, kalkınma ve kurumsallaşmanın öncülerinden olduğuna dikkati çeken Koç, bu süreçte pek çok alanda ilkleri gerçekleştirdiklerini belirtti.</p>
<p>Koç, 60'ın üzerinde ülkede 120 binden fazla çalışanla faaliyet gösteren uluslararası bir teşkilat haline geldiklerine işaret ederek, "Topluluğumuz eğitime, bilime, kültüre ve sanata katkıyı sorumluluğumuzun ayrılmaz bir parçası addetmiştir. Bu anlayışın bir yansıması olarak, 57 yıl önce Vehbi Koç Vakfı kurulmuştur. Vehbi Bey'in 'insani ve milli bir vazife' olarak tarif ettiği hayır işleri, kurumlara ilave olarak hayata geçirilen projeler, burs programları ve sivil topluma verilen desteklerle yürütülmeye devam etmektedir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Her sene dönüşümlü olarak eğitim, kültür ve sağlık alanlarında Türkiye'nin ve Türk insanının gelişimine katkı sunan kıymetli isimlere verilen Vehbi Koç Ödülü'nün de bu çerçevede önemli bir rol üstlendiğini vurgulayan Koç, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu yılki ödüle layık görülen sanatçı da alışılmış kalıpların ötesine geçen, düşünmeye davet eden bir yaklaşımı temsil ediyor. Sanatın en kıymetli tarafı alışılmışı sorgulatması ve değişimi teşvik etmesidir. Bundan dolayı kültür ve sanata katkıyı bir tercih değil, insanımıza ve Cumhuriyetimize borç ve vazgeçilmez bir mesuliyet olarak değerlendiriyoruz. İkinci yüzyılına adım atmış bir Topluluk olarak, tecrübemizden aldığımız güçle ve değerlerimizin işaret ettiği istikamete doğru yolumuza devam edeceğiz.</p>
<p>Değişen dünyayı isabetle okuyan, bilimi ve aklı rehber edinen, değerlerinden taviz vermeyen bir anlayışla hareket edeceğiz. İlk yüzyılımızda olduğu gibi, gelecekte de yalnız yürümeyeceğimizi biliyoruz. Çalışma arkadaşlarımız, bayilerimiz, iş ortaklarımız, en büyük güvencemiz olmaya devam edecek. Ortak başarılarla dolu bir 100 yılı geride bıraktık, gelecek 100 yılın eşiğindeyiz. Aynı inanç, aynı vizyon ve aynı vatan sevgisiyle yılmadan yorulmadan yolumuza devam edeceğiz."</p>
<p><strong>"Sanat üretimi çok yalnız bir süreçtir ama zihinde bir kalabalıkla birlikte üretilir"</strong></p>
<p>Vehbi Koç Ödülü'nün sahibi Canan Tolon da vakfın kendisine verdiği ödülün geleceğe dönük bir destek ve aynı zamanda bir cesaret kaynağı olduğunu belirtti.</p>
<p>Tolon, sanat üretimini "yalnız ancak zihinsel olarak kalabalık bir süreç" olarak tanımladığını ifade ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Beni bu değerli ödüle layık gören Vehbi Koç Vakfı'na ve Seçici Kurul üyelerine çok teşekkür ediyorum. Çocukken, 'İstediğin her şey olabilirsin' mottosu benim için hiç geçerli değildi. Hatta biraz ürkütücü de geliyordu. Bunları erken yaşta bilmek garip bir şekilde benim için bir özgürlük oldu ve hayal kurmak için bir engel değildi. Sanat üretimi çok yalnız bir süreçtir ama zihinde bir kalabalıkla birlikte yaratılır, üretilir ve oluşur. Size yakın olanlar, henüz tanımadıklarınız ya da hiçbir zaman tanışmayacaklarınız. Onlarla bir diyalog kurduğunuzu hayal edersiniz. Hayal kurmak bir güçtür."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/omer-koc-ortak-basarilarla-dolu-bir-100-yili-geride-biraktik-77689</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/omer-koc.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koç Topluluğu&#039;nun 100. yılı kapsamında düzenlenen Vehbi Koç Ödülü&#039;nün sahibi Canan Tolon oldu. Törende konuşan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, &quot;Ortak başarılarla dolu bir 100 yılı geride bıraktık, gelecek 100 yılın eşiğindeyiz. Aynı inanç, aynı vizyon ve aynı vatan sevgisiyle yılmadan yorulmadan yolumuza devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmirde-iklim-dayanikliligi-gucleniyor-77685</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 16:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İklim direnci toplumsal dayanışma varsa gerçek olur&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir’de iklim dayanıklılığını güçlendirmek amacıyla Zurich Sigorta Grubu Türkiye, Z Zurich Foundation, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Sürdürülebilir Kentler Birliği (ICLEI) iş birliğiyle yürütülen Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi’nin tanıtım toplantısı Tarihi Havagazı Fabrikası’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İkinci Başkan Vekili Elvin Sönmez, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız ve ICLEI Küresel Uygulama ve İş Geliştirme Direktörü Sunandan Tiwari’nin katılımıyla düzenlenen toplantıda proje kapsamında yürütülen saha çalışmalarıyla, fiziksel dayanıklılığın yanı sıra toplumsal dayanışma, katılım, yerel sahiplenme ve ortak öğrenme kapasitesinin de güçlendirildiği dile getirildi.</p>
<h2> “Kentler gerçekten dirençli bir hale gelebilir”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h567q95gc/storage/files/images/2026/04/22/elvin-sonmez-uswx.jpg" alt="İzmir’de iklim dayanıklılığı güçleniyor - Resim : 1" width="850" height="567" data-lightbox="true" /></p>
<p>İklim krizinin artık sadece çevresel bir sorun olmaktan çıktığını vurgulayan İzmir Büyükşehir Belediyesi İkinci Başkan Vekili Elvin Sönmez, “Bu nedenle yerel yönetimlerin görevi yalnızca altyapı üretmek değil. Asıl sorumluluk; eşitsizlikleri azaltan, dayanışmayı büyüten, yurttaşı sürecin öznesi haline getiren bir iklim politikasını hayata geçirmek. İzmir’de tam da bu anlayışla hareket ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki iklim direnci, aynı zamanda toplumsal dayanışma varsa gerçek olur. Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi, bu yaklaşımın sahadaki en somut örneği. Kadifekale ve Agora’da yürütülen çalışmalar, bize şunu açıkça gösterdi; bilgi paylaşıldığında, yurttaş sürece aktif olarak katıldığında ve mahalle ölçeğindeki örgütlenme güçlendirildiğinde kentler gerçekten dirençli bir hale gelebilir” dedi.</p>
<h2>“Amacımız kalıcı ve kapsayıcı çözümler bulmak”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8ca59cb44d-1776863833.webp" alt="" width="700" height="492" />Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız da iklim değişikliğinin etkilerinin artık hayatın her alanında daha yakından hissedildiğine dikkat çekerek “Zurich Sigorta Grubu Türkiye olarak başarıyı yalnızca finansal sonuçlarla değil, tüm paydaşlarımız için yarattığımız değerle ölçüyoruz. İzmir’de 2023 yılında başlattığımız Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi de yarattığımız bu değerin örneklerinden biri. Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli'ne göre Türkiye, iklim değişikliği ve küresel ısınmadan en çok etkilenecek ülkelerden biri. Akdeniz Havzası bu etkilerin en yoğun hissedildiği bölgelerden biri olurken, Anadolu’da da İzmir bu riskin doğrudan hissedildiği şehirler arasında yer alıyor. Olağanüstü hava olaylarının olma sıklığı ve olduğunda yaşanan etkileri değişti. Küresel ısınma, bizzat hayatımızı etkileyen ve etkilemeye devam edecek global bir sorun. Bu projemiz İzmir Büyükşehir Belediyesi ile beraber İzmir'de yaşayan, bu havayı soluyan, bu suyu içen ve küresel ısınmadan olumsuz etkilenen vatandaşlarımızı dahil ederek, diğer paydaşları da dinleyerek, bu işin içinde olan insanların hayatlarından ve onlardan öğrendiğimiz bilgilerle oluşturulan, yaşayan ve yaşamaya devam edecek bir çalışma. Amacımız, vatandaşlarımızı ve paydaşlarımızı bu sürecin parçası yapmak ve hep beraber iklim değişikliğini ve onun olumsuz etkilerini giderecek kalıcı ve kapsayıcı çözümler bulmak” diye konuştu.</p>
<h2>“Örnek bir model”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h567q95gc/storage/files/images/2026/04/22/sunandan-tivari-9x53.jpg" alt="İzmir’de iklim dayanıklılığı güçleniyor - Resim : 3" width="850" height="567" data-lightbox="true" /></p>
<p>ICLEI Küresel Uygulama ve İş Geliştirme Direktörü Sunandan Tiwari ise “İzmir’de hayata geçirilen bu proje, iklim risklerini ele alırken teknik yetkinliği, topluluk öncülüğündeki çözümleri ve kamu-özel sektör iş birliklerini bir araya getirmesiyle öne çıkıyor. Yerel topluluklar, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Zurich Türkiye ile birlikte çalışan ICLEI, bu proje kapsamında geliştirilen bilgi, beceri ve çözümlerin topluluk içinde kalıcı hale gelmesini ve yerel yönetim tarafından benimsenmesini sağladı. Komşuların iklim riskleri etrafında kendi kendine organize olması, bu sosyal dokunun uzun vadeli kentsel dayanıklılığın temelini oluşturmasına katkı sunuyor. İzmir, tüm küresel ağımızdaki şehirlerin karşı karşıya olduğu iklim krizine nasıl yaklaşabileceğine dair örnek bir model sunuyor” sözlerine yer verdi.</p>
<p>Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi Koordinatörü Nida Bilgen de proje kapsamında yapılan çalışmaları ve hedefleri aktardı.</p>
<h2> Kadifekale Mahalle Bostanı’nda ürün ekimi yapıldı</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h567q95gc/storage/files/images/2026/04/22/mahalle-bostanlari-xikj.jpg" alt="İzmir’de iklim dayanıklılığı güçleniyor - Resim : 4" width="850" height="567" data-lightbox="true" /></p>
<p>Projenin tanıtım toplantısının ardından Kadifekale Mahalle Bostanı katılımcısı 98 kadın ve beraberindeki çocuklar ile proje katılımcıları bostanda yazlık ürün ekimi yaptı. Ayrıca bölgede yer alan bir okulda mini bostan kuruldu. Program kapsamında iklim dirençli fide üretim serasında tohumlar ekildi.</p>
<h2>Mahallelerin iklim risklerine karşı dayanıklılığı artırıldı</h2>
<p>2023 yılında İzmir’de başlatılan proje kapsamında, mahalle ölçeğinde iklim risklerine karşı dayanıklılığı artıran bütüncül çalışmalar hayata geçirildi. Bu çalışmalarla afetlere karşı topluluk dayanışması güçlendirilirken, mahalle sakinlerinin kriz anlarında daha bilinçli ve birlikte hareket edebilmelerini destekleyen Mahalle İklim Afet Gönüllüleri Komitesi kuruldu. Sel ve aşırı hava olaylarına karşı önleyici çözümler uygulanarak sel riski altındaki haneler, okullar ve kamusal alanlara sel bariyeri gibi pratik destekler sağlandı. Aynı zamanda, sıcak hava dalgalarının etkisini azaltmaya yönelik mekânsal çözümler geliştirildi.</p>
<p>Proje kapsamında ayrıca, iklim dayanıklılığına ilişkin bilgi ve farkındalığın artırılması amacıyla eğitim içerikleri geliştirildi hem okullarda hem de belediye merkezlerinde yaygınlaştırıldı. İmariye Mahallesi’nde hayata geçirilen Mahalle Bostanı iyileştirmeleri ve sera uygulamalarıyla ise gıda güvenliğini destekleyen, mahalle ölçeğinde kalıcı ve sürdürülebilir altyapı çözümleri oluşturuldu. Bu bütüncül yaklaşım sayesinde proje ile yaklaşık 16 bin mahalle sakinine ulaşırken, İzmir’de iklim dayanıklılığının güçlendirilmesi adına güçlü bir model oluşturuldu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmirde-iklim-dayanikliligi-gucleniyor-77685</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/5/1280x720/izmirde-iklim-dayanikliligi-gucleniyor-1776863214.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Büyükşehir Belediyesi, Sürdürülebilir Kentler Birliği, Zurich Sigorta Grubu Türkiye ve Z Zurich Foundation, iş birliğiyle yürütülen “Toplumlar İçin İklim Dayanıklılığı Projesi” ile İzmir’de somut ve ölçülebilir etki yaratılması amaçlanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi İkinci Başkan Vekili Elvin Sönmez, &quot;Biliyoruz ki iklim direnci, aynı zamanda toplumsal dayanışma varsa gerçek olur. Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi, bu yaklaşımın sahadaki en somut örneği.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-enflasyonla-mucadele-cok-oluyor-artik-bir-yerde-duralim-yaklasimlari-miyopik-77682</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 15:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: &#039;Enflasyonla mücadele çok oluyor, artık bir yerde duralım&#039; yaklaşımları miyopik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, katıldığı bir programda ekonomi gündemine dair değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Şimşek, Kanal 7 Medya Grubu tarafından düzenlenen "Yükselen Türkiye Zirveleri"nde yaptığı konuşmada, yapay zeka, robot ve otonom sistemlerin büyük bir fırsat olduğunu kaydederek, bunun maalesef eşit dağılmayacağını, bu teknolojileri kontrol edenlerin, bu teknolojileri üretenlerin avantajlı durumda olduğunu söyledi.</p>
<p>Yapay zekanın en büyük ayağının verimliliği artıracak bir teknolojik hizmet sunacak olması olduğunu aktaran Şimşek, istihdam piyasaları üzerinde büyük etkisi olacağını dile getirdi.</p>
<p>Şimşek, geçmişte nitelikli görülen ve hiç etkilenmeyecek denilen alanların şu anda çok hızlı şekilde yapay zeka ile arka plana itilmekle karşı karşıya olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Artan gelir ve servet eşitsizliği riski, ülke içinde, ülkeler arasında ciddi bir risk. Bölgeler arası dengesizlikler ciddi risk. Yapay zeka verimliliği artırarak refahı artırabilir ama onun dışındaki etkilerin yönetilmesi gerekir. Şimdi tabii otonom, yani robotlar, otonom sistemler dedik, oturup şikayet edeceğimize, sanayicimiz için söylüyorum, daha çok erken aşamadayız. Küresel robot piyasası, 100 milyar dolar civarı bir piyasa. Az bir piyasa değil ama küresel ekonomi için ufak bir piyasa. Bu piyasa, 2050'ye kadar 100 milyar dolardan 25 trilyon dolarlık bir pazara dönüşecek. Şimdi bizim üniversitelerimizin, sanayicilerimizin oturup bu trendleri ıskalamaması lazım. Bunlara odaklanması lazım. Çünkü katma değer burada, kar marjları burada, en azından orta vadede. Dolayısıyla fırsat pencereleri Türkiye için büyük. Yapay zekanın hukuk, sosyal bilimler, yönetim gibi alanları çok daha dramatik bir şekilde etkilemesi bekleniyor ama el yordamıyla yapılan işlere etkisi daha düşük görülüyor."</p>
<p><strong>"Kalıcı, sürdürülebilir yüksek büyümenin formülü düşük enflasyondur"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, dünyanın borcunun dünya milli gelirine oranının yüzde 300'ün üzerine çıktığı bilgisini paylaşarak, gelişmekte olan ülkelerde bu oranın yüzde 235, Türkiye'de ise bu oranın yüzde 92 olduğunu vurguladı.</p>
<p>Türkiye'nin burada avantajı olduğuna işaret eden Şimşek, "Bizde borçluluk çok yüksek değil. Ne hane halkının ne devletin ne şirketlerin ne de finans sektörünün. Şimdi bu bize ne anlatıyor? Türkiye'nin yine bu küresel meydan okumalardan bir tanesi olan borçluluk noktasında avantajlı olduğunu gösteriyor. Hane halkı ve reel sektörün borcu düşük olduğu için biz eğer enflasyonu tek haneye düşürürsek, büyüme katlanır. Bu enflasyonla mücadele çok oluyor, artık bir yerde duralım yaklaşımları var. Bu çok miyopik bir yaklaşımdır. Çünkü kalıcı, sürdürülebilir yüksek büyümenin formülü, tabii ki düşük enflasyondur." diye konuştu.</p>
<p>Şimşek, dünyada diğer bir meydan okumanın dünyada hızla yaşlanan nüfus olduğuna işaret ederek, Türkiye'de de nüfusun hızlı şekilde yaşlanacağını söyledi.</p>
<p>Nüfusun hızlı yaşlanmasının getirdiği dramatik etkiler olduğuna değinen Şimşek, "Biz fırsat penceresine bakacağız. Sağlık turizmi, yaşlı bakım hizmetleri şu an 4,2 trilyon dolarlık bir pazar. Orta vadede 8,5 trilyon dolara çıkıyor. Dolayısıyla her yerde fırsat var. Meydan okumalar var ama fırsatlar da var. Önemli olan şikayeti bırakıp bu fırsatlara odaklanmak. Biz turizmde çok iyi bir ülkeyiz, sağlıkta çok iyi bir noktadayız. İkisini birleştirelim, buyurun size muazzam fırsat. Şimdi küresel ısınma bir realite dedik. Bunu ben söylemiyorum, istatistikler söylüyor. Birçok ülkede, Türkiye dahil, su stres seviyesi yüksek. Bütün bunlar bizim tabii ki değişim, dönüşüm yapmamızı gerektiriyor. Hükümetlerimiz döneminde sulama yatırımlarına çok ciddi kaynak ayırmışız. 108 milyar dolarlık yatırım yapılmış sadece sulamaya. Biz burada da seyirci değiliz. Tabii ki birçok anlamda tedbir lazım. Yeşil teknolojiler, yenilenebilir enerjide Türkiye büyük bir potansiyele sahip. Bunu ben söylemiyorum, uluslararası akademisyenler söylüyor. Küresel temiz enerji yatırımları da yine ikiye katlanacak. Daha fazla artacak. Yani 2 trilyon dolar civarından 4,5 trilyon civarına çıkacak." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Bu program olmasaydı enflasyon nereye giderdi sorusunu sormak için biraz kafa yormak gerekiyor"</strong></p>
<p>Şimşek, küresel ekonominin kısa vadede savaşın beraberinde getirdiği önemli bir arz şokuyla karşı karşıya olduğunu belirterek bunu iyi yönettiklerini bildirdi.</p>
<p>Orta-uzun vadede dünyanın karşı karşıya olduğu büyük meydan okumalar olduğuna işaret eden Şimşek, "Bu meydan okumalara karşı biz ülkemizi doğru ve güçlü bir şekilde konumlandırıyoruz ve fırsat penceresinden olaylara bakıyoruz. Bizim uygulamakta olduğumuz ekonomi programının 3 evresi var. Birinci evre risklerin kontrolüydü, yönetimiydi. 2023'te tarihimizin en büyük felaketi, deprem felaketi yaşanmış, 13 ilimizde milyonlarca vatandaşımız büyük bir depremden etkilenmişti. Bugün hiç yokmuş gibi söylemler var. Şimdi bu depremin yaralarını sararken büyük bütçe açıkları verip de bu bütçe açıklarını parasallaştırırsanız, yani para basarak finanse ederseniz, hiperenflasyona girersiniz. Bunu yapmamanız lazım. EYT hayata geçirildi. 3 milyon civarında vatandaşımız, yani 37-38 yaştan 40'lı yaşlara kadar erken emekli oldu, daha olacak, EYT kanunu bu." şeklinde konuştu.</p>
<p>Şimşek, Türkiye'de, 2023'te 120 milyar dolar seviyesinde ciddi bir dış ticaret açığı bulunduğunu kaydederek, finansmana, dış finansmana erişimde sıkıntıların olduğunu anımsattı.</p>
<p>Bu risklerin yönetiminin önemli olduğunu vurgulayan Şimşek, "Ülkenin bir ödemeler dengesi stresine girmemesi, enflasyonun 3 haneye gitmemesi için çok ciddi bir çaba gösterilmesi gerekiyordu. Çok kolay söylemler var, 'enflasyon şuradaydı da şimdi buraya gelmiş', tamam da bu program olmasaydı enflasyon nereye giderdi sorusunu tabii sormak için biraz kafa yormak gerekiyor. Kolaycı yollar her zaman tercih ediliyor. Şimdi dolayısıyla ilk yılı biz böyle geçirdik, o geride kaldı." dedi.</p>
<p><strong>"Bütçe açığı yüzde 5,1'den yüzde 3'ün altına düştü, yüzde 3'ün altı zaten ideal"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, programda ikinci evrede hedefin ekonomideki dengesizlikleri azaltmak olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Şimşek, "Enflasyonu azaltmaya başlamak, bütçe açığını azaltmak, cari açığı azaltmak, KKM'den çıkış. KKM çok önemli bir koşullu yükümlülüktü. İkinci evreyi de geriye bıraktık ve ana hedeflerin tamamında ilerleme sağladık, sonuç aldık. Şimdi üçüncü evre var. Üçüncü evre ise biraz önü açık bir evre. Normalde 2027 sonu diye bekliyorduk bu evrenin tamamlanması için. Fakat gerek geçen sene yaşanan şoklar, gerek bu sene çok daha devasa bir dış şokla karşı karşıyayız. Bu şoklar tabii üçüncü evreyi etkiliyor. Bu bir bahane de değil, bu bir gerçeklik. Bütün dünya şu anda bu şokun etkileriyle mücadele edecek, bunları yönetecek." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Hedeflerinin bugüne kadarki kazanımları pekiştirmek olduğunu dile getiren Şimşek, bunun da reformla pekiştirilebileceğini söyledi.</p>
<p>Şimşek, "Politikayla bir yere varırsınız. Para politikası, maliye politikası gibi ama bunu kalıcı hale getirmenin tek yolu var, o da reformdur, dönüşümdür. Bu reel sektörde de dönüşüm gerekiyor, kamuda da dönüşüm gerekiyor. Genel anlamda bir reform çabası gerekir. İkincisi, tabii burada tek haneli enflasyon, cari açığın kalıcı olarak sorun olmaktan çıktığı, bütçe açıklarının kalıcı olarak yüzde 3'ün altına düştüğü ve verimlilik ve rekabet gücünün kalıcı bir şekilde arttırıldığı bir dönem. Şimdi bu döneme ilişkin vizyonumuzda zerre değişiklik yok ama tabii ki bu dönemin ne kadar süreceği meselesi, tabii ki dış gelişmelerin bir fonksiyonudur. Burada da bizim söylediğimize aykırı bir şey yok." şeklinde konuştu.</p>
<p>Enflasyonun yüzde 85 ile Ekim 2022'de zirveyi bulduğunu, yılı 64 ile kapattığını ve ondan sonra 2023'te enflasyonu 65'te tuttuklarını anlatan Şimşek, "Dezenflasyon 2024'te başlamış, yüzde 44. Geçen sene yüzde 31, şu anda da yüzde 31 civarı. Geçici olarak 1-2 ay bu son gelişmeler etkiler ama enflasyonun aşağı yönlü trendinde bir değişiklik olmayacak, enflasyonu düşürmek ve o trendi devam ettirmek Türkiye için önemli bir kazanım. Gelir dağılımının kötüleştiği dönemler var son 20-25 yılda. İyileştiği dönemler var. Dezenflasyonla birlikte gelir dağılımında iyileşme başlamıştır ama tabii ki daha gideceğimiz mesafe var." dedi.</p>
<p>Şimşek, muhtemelen bu yılın ortası itibariyle deprem bölgesinde yeniden inşa ve ihya sürecinin büyük oranda tamamlanmış olacağını bildirdi.</p>
<p>Geçen sene sonu itibariyle 90 milyar dolar para harcandığını aktaran Şimşek, "Bunu piyasalara hissettirtmeden, önemli bir şok yaşatmadan, bu imkanları biz ilgili Bakanlığa aktardık, ilgili birimlere aktardık ve bu 455 bin konut teslim edildi. Şimdi devam eden 166 bin var. Bu sene içerisinde onlar da tamamlanmış olacak. Dünyada bu kadar büyük bir yükün altından bu kadar rahat bir şekilde çıkışı başaran kaç tane ülke vardır bilmiyorum. Ama bu önemli bir kazanım. Çabuk unutuyoruz. Bu deprem yaralarının sarılmasına rağmen, 90 milyar dolar para harcamamıza rağmen, EYT'nin sisteme etkisine rağmen, bakın bütçe açığı yüzde 5,1'den yüzde 3'ün altına düştü. Yüzde 3'ün altı zaten idealdir." şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Mal sattığımız ülkelerde talep zayıflayacak"</strong></p>
<p>Şimşek, dünyanın hiçbir dönemde olmadığı kadar yoğun bir belirsizlikle karşı karşıya bulunduğunu, kutuplaşmaların, çatışmaların, gerilimlerin söz konusu olduğunu söyledi.</p>
<p>ABD/İsrail-İran savaşının beraberinde getirdiği geçici birtakım makro ekonomik etkilerin olduğunu dile getiren Şimşek, küresel enflasyonda bir yükseliş beklentisi, finansal koşullarda bir miktar sıkılaşma riski ve büyümede bir ivme kaybının konuşulduğunu ifade etti.</p>
<p>Şimşek, dünyanın savaşlar, jeopolitik gerginliklerle beraber iklim krizi, borç sorunu, ticarette korumacılık gibi birçok sorun ve başlıkla karşı karşıya olduğunu belirtti.</p>
<p>Türkiye için önemli hususlardan birinin ticaret ortakları olduğunu ifade eden Şimşek, "Biz dünyaya mal ve hizmet satıyoruz. Geçen sene 400 milyar dolar civarında dünyaya mal ve hizmet sattık. Şimdi 400 milyar dolar önemli bir para, önemli bir büyüklük. Peki bizim bu mal ve hizmet sunduğumuz ülkelerde büyüme nasıl? İhracatımızın yüzde 95'inin gittiği ülkelerde büyüme geçen sene yüzde 2,4'tü. Dünya büyümesinin bir puan altındaydı. Bu sene IMF'nin tahminlerine göre, bu da referans senaryo, yani makul bir senaryo, yüzde 1,6'ya gerileyecek, yani bizim mal sattığımız ülkelerde talep zayıflayacak. Özellikle Avrupa Birliği'nde (AB) ama daha önemlisi Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da savaşın etkisiyle büyüme dramatik bir şekilde yavaşlayacak. Bunlar öngörü. Tabii bu bizim ihracatımızı önemli ölçüde etkileyebilecek bir faktör." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Çin, ABD'ye satamadığı ürünleri bütün dünya pazarlarına yüklüyor"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, Merkez Bankasının yaptığı bir çalışmaya değinerek, ihracatın dış talep esnekliğinin kur esnekliğine kıyasla 11 kat güçlü olduğunu, esas belirleyici olanın dış talep olduğunu söyledi. Şimşek, "Kur etkisizdir demiyorum ama esas belirleyici taleptir ve maalesef talepte de 2026 için en azından şu an itibarıyla öngörüler çok da olumlu değil." dedi.</p>
<p>"İkinci Çin Şoku"na işaret eden Şimşek, "Birinci Çin Şoku"nun kural bazlı bir dünyada Çin'in Dünya Ticaret Örgütüne katılımı olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Şimşek, Çin'in bugün dünya imalat sanayinin yüzde 30'unu ürettiğini belirterek, "Eğer dünya bu şekilde devam ederse, Çin önümüzdeki 10 yıl içinde belki dünya imalat sanayinin yüzde 45'ine hakim olacak. Tek başına bir ülke küresel imalat sanayinin neredeyse yarısına hakim olacak. Çin'de artık ucuz iş gücü üzerinden bir üretim yok. Çin teknolojide Batı'yı geride bıraktı." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Ticarette önemli kırılmalar yaşandığını dile getiren Şimşek, ABD'nin Çin'e karşı yüksek gümrük tarifleri uygulamasına rağmen Çin'in dış ticaret fazlasının 1,2 trilyon dolar olduğunu söyledi.</p>
<p>Bakan Şimşek, bunların Türkiye'ye de etkisi olduğunu, Çin'in ABD'ye satamadığı ürünleri bütün dünya pazarlarına yüklediğini ifade etti.</p>
<p><strong>"Küresel savunma sanayi harcamalarındaki artış Türkiye için bir fırsat penceresi"</strong></p>
<p>Şimşek, küresel ekonominin kısa vadede belirsizliklerle karşı karşıya bulunduğunu, orta uzun vadede ise önemli meydan okumalar ve fırsatlar olduğunu söyledi.</p>
<p>Önemli bir meydan okumanın küresel savunma sanayi harcamaları olduğunu dile getiren Şimşek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Bütün ülkeler, mesela Avrupa'da şu anda bazı ülkeler milli gelirinin yüzde 5'ini savunma sanayine harcamaya başladı. Trump'ın istediği de NATO ülkelerinden bu biliyorsunuz. Yüzde 3,5 doğrudan doğruya silah sanayine, yüzde 1,5'i de dolaylı olarak onu destekleyen altyapıya. Şimdi Türkiye burada büyük bir fırsat penceresi görüyor. Cumhurbaşkanı'mızın 20-25 yıldır buradaki güçlü liderliği, buradaki hassasiyetleri Türkiye için büyük bir fırsat penceresi aralamış durumda. Şimdi küresel savunma sanayi harcamaları 2,6 trilyon dolardan 6,6 trilyon dolara çıkacak. Dolayısıyla savunma sanayinde Türkiye çok güçlü bir altyapıya sahip ve bundan dolayı da biz bunu bir fırsat olarak görüyoruz. Aynı zamanda Türkiye'nin caydırıcılığını da artıran önemli bir faktör."</p>
<p><strong>"Küresel parçalanmalara karşı bağlantısallığa yatırım yapıyoruz"</strong></p>
<p>Şimşek, ikinci büyük trendin ticarette korumacılık olduğunu, ticaretteki korumacı önlem sayısının 4 bin tedbir civarına çıktığını söyledi.</p>
<p>Bunun çok dramatik bir artış olduğu değerlendirmesini yapan Şimşek, bu konjonktürde Türkiye'nin durumuna ve kendini konumlandırmasına değindi. Şimşek, "Biz de bu korumacılığa karşı kendimizi nasıl daha güçlü konumlandırırız? Onun çabasındayız. Bir taraftan bağlantısallığı, Türkiye'yi merkeze oturtan ticaret, enerji ve diğer bütün koridorların merkezinde oturtan bir çaba içindeyiz. Kalkınma Yolu onlardan biri. Daha savaştan çok önce Körfez ülkeleri ve Irak'ı ikna edip gelin Basra'dan Türkiye'ye yaklaşık olarak 1200-1250 kilometrelik bir demir yolu hattı döşeyelim, bir otoyol yapalım, yanına bir de enerji koridoru yapalım, bu Cumhurbaşkanı'mızın fikri ve daha savaştan çok önce. Burada Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Irak bunların hepsi birer paydaş." dedi.</p>
<p>Orta Koridor'un önemini vurgulayan Şimşek, bu koridorun Asya'yı Avrupa'ya bağlayan ana koridorlardan biri olduğunu ve Anadolu'dan geçtiğini belirtti.</p>
<p>Şimşek, bu koridorun güçlendirildiğini dile getirerek, "İstanbul'daki 3. Köprü, o köprüden geçecek demir yolu bağlantısı için özellikle geniş yapıldı, bu Orta Koridor'un en önemli birleşeni 8,1 milyar dolarlık bir proje. Projenin yüzde 83'ünü uluslararası finansal kuruluşlar sağlayacak. Onun çok önemli bir bileşeni olan Dünya Bankası ile olan anlaşmayı biz imzaladık. Niye bunu yapıyoruz? Orta Koridor'u güçlendirmek için. Dolayısıyla ticaretteki parçalanmalara karşı bizim stratejimiz ne? Küresel parçalanmalara karşı biz bağlantısallığa, bölgesel ekonomik entegrasyona yatırım yapıyoruz, bu koridorları Türkiye'nin menfaatine güçlendiriyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Yeni nesil ticaret anlaşmalarının peşindeyiz"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, yeni nesil ticaret anlaşmalarının peşinde olduklarını belirterek, hizmet ticaretinde henüz bir korumacılık olmadığını dile getirdi.</p>
<p>Şimşek, sağlık turizmi, eğitim, normal turizm, yeniden inşa yani taahhüt işlerinin de ihracat olduğunu kaydederek, "Şimdi hizmet ihracatında henüz bizim bildiğimiz anlamda bir korumacılık, yani tarife veya tarife dışı uygulamalar yok. Bu yüzden bundan sonra yapacağımız ticaret anlaşmalarına diyoruz ki hizmetleri de katalım, kamu alımlarını da katalım, tarımı da katalım diyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Bütçe açığı yüzde 9,8 olacaktı"</strong></p>
<p>Şimşek, önceki dönemdeki bakanın kendisine bir rapor verdiğini belirterek, "26 Mayıs 2023 tarihinde seçimler bitmeden, Hazine ve Maliye ekibi raporuna göre, tedbir alınmazsa baz senaryo ile bütçe açığı yüzde 9,8 olacaktı. Siz gelip bu bütçeyi toparlamak için ve depremin yaralarını sarmak için, kaynak anlamında çaba için kayıt dışılıkla mücadele ettiğiniz zaman birileri mutlu olmuyor." diye konuştu.</p>
<p>Herkesin kayıt dışılıkla mücadele edilmesini istediğini ancak kimsenin kendisine dokunulmasını istemediğini dile getiren Şimşek, büyük sivil toplum kuruluşlarının da kayıt dışılıkla mücadeleyi desteklediğini vurguladı.</p>
<p>Şimşek, bütçe disiplinine yönelik şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Bugün eğer bütçede biz bu disiplini sağlamasaydık, eşel mobil sistemini uygulayabilir miydik? Bugün mazot, benzin fiyatları ne olurdu litre başına? Petrol fiyatları 100 dolar civarındayken sizce ne olurdu? Eğer bugün bunu bu boyutlarda hissetmiyorsanız, bu önceki yıllardaki çabaların bütçeyi getirdiği yerle açıklanabilir. Kamu borcunun milli geliri oranı yüzde 24. Bize benzer ülkelerde bu oran yüzde 74. İyi o zaman açılalım. Hayır. Konu o değil. Konu, o disiplini devam ettirip kaynağı üretken alanlara yani dünyadaki belirsizliğin yarattığı dönüşüm ihtiyacına harcamak. Evet, kaynak varsa doğru alanlara tahsis etmemiz lazım.</p>
<p>Kamuda tasarruf milletimizin büyük bir beklentisiydi. Cumhurbaşkanımızın Tasarruf Genelgesi'yle birlikte kanunu da getirdik. Yetkiyi, Hazine ve Maliye Bakanlığına aldık. Önemli kalemler yani en çok şikayet konusu olan kalemler; taşıtlar, binalar, haberleşme, seyahat, enerji, kırtasiye ve demirbaş. Bu kalemlerin tamamının bütçe içindeki payının 10 yıllık ortalaması yüzde 4,6'ydı. Biz bu oranı yüzde 3'ün altına düşürüyoruz. Tasarruf yapılması gereken kalemlerden 3'te 1 oranında reel tasarruf sağlıyoruz. Bakınız, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) de bir tasarruf programı açıkladı ancak başarılı olamadı, ortada bir sonuç yok."</p>
<p>Bakan Şimşek, tasarruf konusunda son derece samimi olduklarını belirterek, söz konusu yetkinin Hazine ve Maliye Bakanlığına verilemeseydi ve kurumlarda 2 bine yakın denetim yapılmasaydı bu tasarrufların sağlanmayacağını dile getirdi.</p>
<p><strong>"Dolaylı vergilerin toplam vergiler içerisindeki payını gönül ister ki yüzde 50'lerin altına düşürelim"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, vergi sistemine ilişkin eleştirilere yönelik yaptığı açıklamada, "Dolaylı vergilerin toplam vergiler içerisindeki payı 2023'te yüzde 65,5'ti. Biz bunu yüzde 62'nin altına düşürdük. Gönül ister ki bunu yüzde 50'lerin altına düşürelim." diye konuştu.</p>
<p>Bakan Şimsek ayrıca, kayıt dışılıkla mücadelede, beyanname sayısının 3,8 milyondan 5,5 milyona çıktığını belirtti.</p>
<p>Şimşek, cari açığa ilişkin yaptığı açıklamada, "Cari açık ciddi bir düşüş trendindeydi. Şimdi diyeceksiniz ki geçen sene yükseldi. Geçen seneki açık altın ithalatı hariç yüzde 0,6'ydı. Türkiye'de ciddi bir altın ithalatı var ama altın bir tüketim malzemesi değil. Finansal yatırımdır ancak demek istediğim üretken bir yatırım değil. Geçen sene altın fiyatları hızla yükseldiği için altın talebi yüksek. Önceki yıllarda öyle ama sonuçta cari açığa altın hariç bakarsanız, cari açık temelde düzelme sürecinde. Bu sene petrol şoku nedeniyle, bölgedeki savaş nedeniyle cari açık daha da yükselecek ama bu geçici." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin brüt dış finansman ihtiyacının milli gelire oranının yüzde 17'ye düştüğüne dikkati çeken Bakan Şimşek, reel sektör ile bankacılık sektörünün dış borç çevirme oranındaki iyileşmeye, dış borçlanma faizlerindeki ve risk primindeki düşüşe değinerek uygulanan programın birçok açıdan sonuç verdiğini vurguladı.</p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin 5 yıllık kredi risk priminin (CDS) 2023 yılından bu yana 471 baz puan düştüğünü, benzer ülkelerde ise bu düşüşün 51 baz puan olduğunu dile getirerek, "Türkiye'deki iyileşme dünyaya kıyasla 9-10 kat daha yüksek. Bu da tesadüf olabilir mi? Program olmasa bu olabilir mi?" dedi.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) uluslararası rezervlerini savaş öncesi dönemde güçlendirdiklerinden bahseden Şimşek, Kur Korumalı Mevduatın (KKM) sonlandırılması ile bilanço yükümlülüğünün de artık rahatlayacağını aktardı.</p>
<p><strong>"Sürdürülebilir yüksek büyümenin formülü düşük enflasyon, mali disiplin"</strong></p>
<p>Şimşek, bazı sektörlerde sorunlar olduğunu gördüklerini, sorun olan sektörlere kamu maliyesi üzerinden destek sağlandığını ifade ederek, yüksek ve orta yüksek teknolojinin ihracattaki payının yükselmeye başladığına dikkati çekti.</p>
<p>Emek yoğun sektörlerde kar marjının düşmesinin en büyük etkenlerinden birinin Çin ve Asya'daki fiyat gelişmeleri olduğunu belirten Şimşek, dünya genelinde büyümenin çok değişmediğini, Türkiye'nin ticaret ortaklarının büyümesinin de yüzde 2-2,5'lerde olduğunu, Türkiye'nin buna rağmen büyüdüğünü kaydetti.</p>
<p>Bakan Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Orta Vadeli Program hedeflerinde bir değişiklik yok. Fiyat istikrarı, düşük enflasyon demek, yüksek büyüme demek. Biz sürdürülebilir yüksek büyüme istiyoruz. Sürdürülebilir yüksek büyümenin formülü de düşük enflasyon, mali disiplin. Zor bir coğrafyada yaşıyoruz, şoklara karşı her zaman tamponlar olması lazım. Geçmişte yaşanan bütün şokları toplayın, Hürmüz Boğazı'nın kapanması nedeniyle etkilenen enerji arzı kadar büyük bir şok yok.</p>
<p>OVP yapılırken uluslararası kuruluşlar petrol fiyatlarının 60-65 dolar olacağını tahmin ettiler. Ocak-nisan döneminde savaşın en yoğun olduğu dönem 82 dolar olmuş ortalama, vadeli piyasalarda yıllık ortalama 81 dolar. Yuvarlayınca 80 dolar olursa enflasyon baz senaryoya göre yaklaşık 2,8 ve 3,5 puan yüksek olabilir. Fiyatlama davranışı önemli. Biraz daha yüksek olabilir, biraz daha düşük. Bunu net söyleyemeyiz. Bu teknik model çıktısı. Cari işlemler açığı da milli gelire oranla 0,7 ile 1,1 puan yüksek olabilir. Büyüme biraz yavaş seyredebilir.</p>
<p><strong>“Savunma sanayisi ihracatındaki kar marjları geleneksel ihracata göre yüksek”</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, savaş sonrası fırsatlara değinerek, savunma sanayisinin Türkiye için büyük bir fırsat olduğunu ve geçen sene 10 milyar dolarlık ihracat yapıldığını anımsattı.</p>
<p>Şimşek, yeni 18 milyar dolarlık sipariş olduğunu vurgulayarak, savunma sanayisi ihracatındaki kar marjlarının yüksek olduğunu ve 50-60 milyar dolarlık geleneksel ihracata bedel olduğunu söyledi.</p>
<p>Yeniden imar konusunun da Türkiye için fırsat olduğuna değinen Şimşek, savaş olan bölgelerin yeniden imar edildiğinde Türk inşaat sektörünün buradan pay alacağını bildirdi.</p>
<p>Şimşek, enerji koridorlarına işaret ederek, “Türkiye zaten çok önemli bir enerji koridoru. Doğal gaz, petrol hatları anlamında dünyanın önemli bir güzergahı, önemli bir enerji kullanıcısı. Bu bizi şöyle bir avantajla karşı karşıya bırakıyor. Petro-kimyada geçmişte kimse Ceyhan'a fazla bakmıyordu. Şimdi firmalar orayı değerlendirecek. Çünkü bir yerde kriz çıkınca acaba bu devlete devam edebilir miyiz diye bakacaklar diye düşünüyorum ama yeni enerji koridorları gelecek, gelmesi lazım. Mesela Irak'ın oturup güneydeki petrolü kuzeye bağlaması ve Türkiye üzerinden dünyaya ihraç etmesi, Katar’daki doğal gazın boru hattıyla Avrupa'ya Türkiye üzerinden taşınması, Türkmenistan'ın doğal gazı gibi konular, bunlar şu anda olmasını muhtemel gördüğümüz koridorlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>"Bu program ne para politikasından ne maliye politikasından ne gelirler politikasından ibaret”</strong></p>
<p>Şimşek, OVP'ye ilişkin eleştirilere dikkati çekti.</p>
<p>Bu programın para politikasından ibaret olduğunu söyleyenler olduğunu belirten Şimşek, şunları kaydetti:</p>
<p>“Biz ne kadar anlatsak da ekonomi programının para politikası dışında bir ayağı yok diyorlar. Profesör olan arkadaşlar ekranlara çıkıyorlar, maliye politikası görevini yapmadı diyor, para politikasıyla da bu kadar, artık bundan sonrası bu kadar. Arkadaş, bir metni bir oku, OVP 110 sayfaysa onun iki sayfası bile para politikası değil. Bu kadar da olmaz yani, bu kadar okumadan, eski ezberlerle. Bu programın çok ciddi yapısal dönüşüm ve reform ayağı var. Reformlarda ne kadar ilerleme var bunları tartışalım. Bunlar söylendi ama yapıldı mı, ne kadar yapıldı bunları tartışalım ama bu program ne para politikasından ne maliye politikasından ne gelirler politikasından ibarettir. Bunu söylemek o dokümanı reddetmek demektir veya okumamış olmak, bakmamış olmak demektir.”</p>
<p>En öncelikli hedeflerinin sanayide dönüşüm olduğunu kaydeden Şimşek, yeşil ve dijital dönüşümün hızlandırılması, rekabet gücünü artırmak için üretilen altyapı yatırımlarının önceliklendirilmesi, kamu maliyesinde önemli reformların yapılması ve “Terörsüz Türkiye” başlıklarının yapısal dönüşüm ve reform gündemleri olduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>"Türkiye, dijital dönüşüm ve yapay zekada gelişmekte olan ülkelere göre iyi"</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, sanayide dönüşüm demek katma değeri yüksek olan ürünlere doğru geçiş ve rekabet gücü olan ürünlere doğru geçiş ve karlı olan alanlara geçiş demek olduğunu söyledi.</p>
<p>Şimşek, sanayide dönüşüm politikasının ve buna yönelik desteklerin olduğunu belirterek, "Türkiye, enerji ithalatına 1,1 trilyon dolar ödemiş. Ne zaman? AK Parti hükümetleri döneminde. 1,1 trilyon dolar. Dış borcumuzun iki katı. Peki bunu azaltmanın ideolojik bir boyutu olabilir mi? Dolayısıyla 1,1 trilyon dolarlık faturayı azaltmak için biz yeşil dönüşümü hızlandıracağız. Bunun ideolojiyle alakası yok." dedi.</p>
<p>İlk çeyrek itibariyle toplam elektrik üretiminin yüzde 54'üne yakınının yenilenebilir enerji olduğunu aktaran Şimşek, "Biz toplam üretimin en az yüzde 70'inde biz yenilenebilir enerjiyi kalıcı bir şekilde yapmak istiyoruz. Türkiye bu konuda hakikaten ilerliyor ve bölgesinde, Avrupa'da önemli bir konumda ki Avrupa bu konuda en fazla hassasiyeti olan bölge biliyorsunuz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin dijital dönüşüm ve yapay zekada gelişmekte olan ülkelere göre iyi olduğunu anlatarak, "Bu bizi tatmin etmiyor. Gelişmiş olan ülkelere göre gerideyiz. Biz gelişmiş ülkeleri yakalamak istiyoruz. Fiber kapasitesi, 680 bin kilometrelik fiber hattı yapılmış durumda ama bunun 1 milyon kilometreyi aşması gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Türkiye'nin yeni kalkınma motoru olacak"</strong></p>
<p>Türkiye'de doğurganlık oranının yüzde 1,5'in altına düştüğünü ifade eden Şimşek, "Yüzde 2,1 nüfusu aynı düzeyde tutan rakam. Şehirleşmeyle birlikte, gelişmeyle birlikte bu trendler çok yaygın. O nedenle biz bazı sektörlere diyoruz ki emek yoğun sektörlere, ya fabrikanızı alın, diğer bölgelere götürün, sanki yeni yatırım yapmış gibi size 12 yıl, 16 yıl teşvik verelim diyoruz. Önümüzdeki 20-30 yılda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Türkiye'nin yeni kalkınma motoru olacak. Çünkü yenilenebilir enerjide çok zengin bir bölge. İnsan kaynağı anlamında çok zengin bir bölge. Cumhurbaşkanımızın liderliğine bu bölgelere altyapıyı biz götürdük. Üniversiteleri açtık. Beşeri sermayeye yatırım yaptık. İnanılmaz teşvikler veriyoruz. Yeter ki biz terörsüz Türkiye’yi başaralım. Yeter ki biz yapısal dönüşümü başaralım." dedi.</p>
<p>Şimşek, KOBİ'lerin toplam kredilerdeki payının program döneminde yüzde 24,6'dan yüzde 27'ye çıktığını anımsatarak, “İhracat kredilerinin toplam kredilerdeki payı ikiye katlanmış, yüzde 6 civarından yüzde 11 civarına çıkmış. Ya bu nasıl tesadüf oluyor? Madem biz üretimi ihracatı desteklemiyoruz, madem bu politika sadece para politikasıdır, nasıl oluyor da ihracat kredilerinin toplam krediler içerisindeki payı yüzde 6'dan ikiye katlanıyor." dedi.</p>
<p>KOBİ'lere değer verdiklerini belirten Şimşek, "İstihdamın korunmasını önemsiyoruz. Sanayi bizim için önemli. Çiftçilerimizin kullandığı kredilerin faizinin yüzde 70'ini, esnafımızın kullandığı kredilerin faizinin yüzde 50'sini Hazine veriyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Şimşek, bu program işe yaradığını ve sonuç verdiğini belirterek, “Hiçbir program mükemmel çalışmaz, mükemmeliyetçilik en büyük hastalıktır. İlerlemenin önündeki en büyük engel mükemmeliyetçiliktir. Bu program mükemmel değil, mükemmel sonuçlar da vermiyor ama bu program Türkiye'yi son iki yılda yaşanan bütün şoklara karşı korudu, kolladı ve savuşturdu.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-enflasyonla-mucadele-cok-oluyor-artik-bir-yerde-duralim-yaklasimlari-miyopik-77682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/2/1280x720/67-1776862515.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin borçluluk noktasında avantajlı olduğunu söyleyen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, &quot;Hane halkı ve reel sektör borcu düşük olduğu için eğer enflasyonu tek haneye düşürürsek, büyüme katlanır. Bu enflasyonla mücadele çok oluyor, artık bir yerde duralım yaklaşımları var, bu çok miyopik bir yaklaşımdır. Çünkü kalıcı, sürdürülebilir yüksek büyümenin formülü, düşük enflasyondur.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anadolu-yorexte-bulustu-77676</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> YÖREX Fuarı başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Anadolu’nun 12 bin yıllık medeniyetini ve kültürünü buluşturan, coğrafi işaretli ürünlerde farkındalık yaratan, "Sizin Oraların Nesi Meşhur" temasıyla unutulmuş ürünleri ve el işlerini ekonomiye kazandırmayı amaçlayan Yöresel ürünler Fuarı (YÖREX) 17. kez kapılarını ziyaretçilere açtı.</p>
<p>ANFAŞ Fuar Merkezinde açılan YÖREX Fuarı’na, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, TOBB’a bağlı oda ve borsa başkan ve yöneticileri, Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir de katıldı.</p>
<p>Fuar açılışında, AB’den coğrafi işaret tescili alınmasında emeği geçen oda ve borsa başkanları ile kurum ve kuruluş temsilcilerine plaketleri verildi.</p>
<p>ATB Başkanı Ali Çandır, fuar açılışındaki konuşmasında, 2009 yılında bir ufukla yola çıktıklarını belirterek, “Bu toprakların ürettiği değer, hak ettiği yeri bulmalı” anlayışıyla YÖREX’e başladık. İşte YÖREX, o ufkun vücut bulmuş halidir. Bu topraklarda vatan; Sadece uğruna can verdiğimiz yer değildir. Aynı zamanda; Ürettiğimiz, değer kattığımız ve geleceğe miras bıraktığımız yerdir. İşte YÖREX’in ruhu tam olarak budur’’ dedi.</p>
<p>Hedeflerinin hiç değişmediğini, yerelde üretimin artmasını, istihdamın güçlenmesini, göçün azalmasını ve refahın yayılmasını önemsediklerini ifade eden Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Ürünlerimiz markalaşsın, hakları korunsun, standartları yükselsin ve dünya pazarlarında hak ettiği yeri alsın. Bu yıl yine Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğimizin güçlü desteğiyle kurduğumuz B2B alanı sayesinde; Üreticilerimizi doğrudan alıcılarla buluşturuyor, Ticaret hacmini büyütüyor, yeni pazarlara kapı açıyoruz. Şimdi yeni bir aşamadayız. Coğrafi işaretlerde önemli bir sayıya ulaştık. Ama artık mesele sadece sayı değil… Mesele değer üretmek. Mesele kaliteyi büyütmek. Mesele bu ürünleri dünya markası yapmaktır. Valiliklerimizle, yerel yönetimlerimizle, oda ve borsalarımızla, üreticilerimizle, girişimcilerimizle birlikte ürünlerimizi daha güçlü sahiplenmeliyiz. Daha fazla katma değer üretmeli ve daha iddialı olmalıyız. Çünkü bu hikâye sadece geçmişimizin değil… Geleceğimizin de hikâyesidir.’’</p>
<p><strong>"YÖREX, yöresel ürünlerin markalaşmasına katkı veriyor"</strong></p>
<p>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da, YÖREX’in, Antalya Ticaret Borsa öncülüğünde başlatılmış bir inovasyon olduğunu söyledi. Yöresel ürünlerin üretim ve tüketiminin artmasını sağlayan, yenilikçi bir girişim olduğuna dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, ‘’YÖREX, önce Antalya markası haline gelmiş, ardından da ulusal nitelik kazanmıştı. YÖREX, yöresel ürünlerimizin tanınmasına ve markalaşmasına büyük destek oluyor. Ülkemizdeki coğrafi işaret bilincinin gelişmesine de önemli katkılar sunuyor’’ dedi.</p>
<p>YÖREX ile birlikte Türkiye’nin coğrafi işarete sahip ürün sayısında adeta patlama yaşandığını vurgulayan Hisarcıklıoğlu, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’16 yılda Coğrafi İşaretli ürün sayısı neredeyse 18 kat arttı ve bin 800’ün üzerinde çıktı. Yerel zenginliklerimizi, AB nezdinde de koruma altına almaya başladık. Eskiden hiç yoktu, şimdiyse 46 ürünümüz, AB'den coğrafi işaret tescilini aldı. Daha bir bu kadar ürünümüz de sırada bekliyor. AB’de tescilli ürünlerimizin sayısını artırmaya devam edeceğiz. YÖREX sayesinde, tüm illerimizde yerel ürünlerin tanınması ve daha fazla talep görmesi sağlanıyor. YÖREX dünyada da ses getiriyor ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından ödüllendiriliyor.’’</p>
<p>Bu topraklardan çıkan ürünlerin değerinin iyi bilinmesi gerektiğine dikkat çeken Rifat Hisarcıklıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Ürünlerimizin değerini önce biz bilmeliyiz ki, dışarda da pazarlayabilelim. Bakın dünyada çok az coğrafyaya nasip olan bir ürün çeşitliliğine sahibiz. Ülkemizde ve dünyada insanlar, gelir düzeyi yükseldikçe, yöresel ve organik ürünleri daha fazla talep ediyorlar. Bunların fiyatları da muadili ürünlere göre daha yüksek oluyor. Böylelikle hem ülke ihracatına ve hem de yerel kalkınmaya ilave gelir kaynağı sağlıyor. Bölgelerde istihdam artışına ve özellikle de kadınların iş gücüne katılmasına, girişimci olmalarına destek veriyor. Bunun yanında yörenizi tanıyor, turizmde isminizi öne çıkartıyor.’’</p>
<p><strong>Coğrafi işaret dünya ticaret hacmi 300 milyar dolara ulaştı</strong></p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin ise Antalya’da Coğrafi İşaretli tescilinde büyük yol alındığını belirterek, bundan sonraki hedefin ise yöresel ürünlerde markalaşma olduğunu söyledi. Vali Şahin, ‘’Coğrafi işaretli ürünlerde hem ülkemizde hem de AB’de epey yol alındı. Dünyada coğrafi ilşaretli ürünler ticaret hacmi 300 milyar dolar, AB’de ise 200 milyar Euro’ya ulaştı. Yöresel ürünlerimizi coğrafi işaretli tescil ile ekonomimize, ailelerimize katkı sağlayalım. Zincir marketlerin raflarında yer almalı’’ dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anadolu-yorexte-bulustu-77676</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/6/1280x720/anadolu-yorexte-bulustu-1776857670.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yöresel ürünler Fuarı &quot;Sizin Oraların Nesi Meşhur&quot; temasıyla 17. kez kapılarını ziyaretçilere açtı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/son-dakika-merkez-bankasi-faiz-kararini-acikladi-77667</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası faizi değiştirmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), Fatih Karahan başkanlığında toplandı.</p>
<p>Kurul, politika faizinin yüzde 37’de sabit tutulmasına karar verdiğini duyurdu. </p>
<p>Açıklamada, "Kurul, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 37’de sabit tutulmasına karar vermiştir. Kurul ayrıca, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’te sabit tutmuştur." denildi.</p>
<p><strong>"Enflasyonun ana eğilimi mart ayında geriledi"</strong></p>
<p>Açıklamanın devamında şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Enflasyonun ana eğilimi mart ayında gerilemiştir. Öncü veriler ana eğilimin nisan ayında bir miktar yükseleceğine işaret etmektedir. Jeopolitik gelişmeler eşliğindeki belirsizlikler neticesinde enerji fiyatlarında yüksek seyir ve belirgin oynaklık gözlenmektedir. Söz konusu gelişmeler ile yurt içi enerji fiyatlarının maliyet kanalı ve iktisadi faaliyet üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir.</p>
<p><strong>"Göstergeler iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ediyor"</strong></p>
<p>Göstergeler iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ederken, yakın dönemdeki gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki olası ikincil etkileri önem taşıyacaktır. </p>
<p>Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir. Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Para politikası kararları enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Son dönem gelişmelerin de etkisiyle, enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır.</p>
<p>Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması halinde parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla desteklenecektir. Likidite koşulları yakından izlenmeye ve likidite yönetimi araçları etkili şekilde kullanılmaya devam edilecektir.</p>
<p>Kurul, politika kararlarını enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacaktır." </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/son-dakika-merkez-bankasi-faiz-kararini-acikladi-77667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın faiz kararı belli oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ronesanstan-batarya-yatirimi-77672</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 13:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rönesans&#039;tan batarya yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Rönesans Enerji'nin, Alarko Gotion Green Enerji ile iş birliği kapsamında, Sibel Rüzgar Enerji Santrali (RES) için batarya enerji depolama sistemi (BESS) tedarikine yönelik sözleşme imzaladığı bildirildi.</p>
<p>Rönesans Enerji, bu adımıyla üretim süreçlerini daha esnek, verimli ve öngörülebilir hale getirmeyi hedefliyor. Rönesans Enerji portföyünde yer alan ve İzmir'de bulunan 88 mekanik megavat kurulu güce sahip Sibel RES bünyesinde kurulacak batarya sistemi sayesinde, rüzgar enerjisinin doğası gereği oluşabilen üretim sapmalarından kaynaklanan dengesizlik maliyetlerini azaltmayı hedefliyor.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, üretim profilinin daha esnek ve kontrol edilebilir hale gelmesini sağlayacak bu yatırımla, Rönesans Enerji'nin toplayıcılık portföyünün daha etkin, öngörülebilir ve optimize edilmiş şekilde yönetilmesi mümkün olacak.</p>
<p>Enerji depolama sisteminin devreye alınmasıyla, piyasa fiyatlarındaki dalgalanmalardan faydalanılarak gelir optimizasyonu sağlanması, kesinti (curtailment) kaynaklı üretim kayıplarının ve dengesizlik maliyetinin azaltılması, genel portföy karlılığı ile operasyonel verimliliğin artırılması hedefleniyor. Bu adımın, yenilenebilir enerji üretiminin piyasa koşullarına daha uyumlu ve yönetilebilir hale gelmesine katkı sağlayan yeni nesil enerji yönetimi yaklaşımının önemli bir örneğini oluşturduğu belirtildi.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Rönesans Holding Enerji Grup Başkanı Emre Hatem, enerji depolama yatırımlarının önümüzdeki dönemde portföy içinde daha geniş yer tutacağını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Önümüzdeki 5 yılda önceliğimiz enerji depolama yatırımları olacak. Kapasite artışı bizim için kritik önem taşıyor. Bu kapsamda temiz ve yenilenebilir enerji yatırımlarımıza devam edeceğiz. Bunun yanı sıra türbin yenileme yatırımlarımızı sürdüreceğiz. Depolamalı rüzgar ve güneş projeleri öncelik verdiğimiz alanlar arasında yer alıyor. Ayrıca hibrit santrallere yönelik yatırımlarımız devam edecek. Bu süreçte dijitalleşme ve yapay zeka destekli bakım ve işletme çözümlerine odaklanıyoruz. Amacımız aynı altyapıdan daha fazla, verimli ve esnek üretim sağlamak. Bugün itibarıyla kurulu gücümüz 577 megavat seviyesinde. İki yılda kurulu gücümüzü 3,5 katına çıkardık. Proje portföyümüz ise 1400 megavata ulaşmış durumda. 2027'de kurulu gücümüzü 1000 megavata, 2028'de ise 2 bin megavata çıkarmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki 2 yılda yatırımlarımız ağırlıklı olarak rüzgar, güneş, depolamalı ve esnek üretim içeren projelerde yoğunlaşacak. Güvenilir enerjiyi esnek üretim çözümleriyle birleştirip entegre enerji üretimi sağlamayı amaçlıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ronesanstan-batarya-yatirimi-77672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/2/1280x720/32-1776854850.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketin batarya enerji depolama sistemi tedariki için imzaladığı sözleşme hakkında açıklama yapan Rönesans Holding Enerji Grup Başkanı Emre Hatem, &quot;Önümüzdeki 5 yılda önceliğimiz enerji depolama yatırımları olacak. Kapasite artışı bizim için kritik önem taşıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-gunes-ve-ruzgar-yatirimlari-buyuk-bir-hizla-devam-ediyor-77671</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 13:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayraktar: Güneş ve rüzgar yatırımları büyük bir hızla devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, güneş enerjisi kurulu gücünün toplam kurulu güç içindeki payının 26 bin 478 megavatla yüzde 21,2'ye ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Açıklamaya göre, Türkiye'nin elektrik kurulu gücü, bu yılın mart ayında da yükselişini sürdürdü. Ülkenin elektrik kurulu gücü, mart sonu itibarıyla 125 bin 78 megavata yükseldi.</p>
<p>Toplam elektrik kurulu gücünün yüzde 62,4'üne karşılık gelen 78 bin 281 megavatlık kısmını yenilenebilir enerji oluşturdu.</p>
<p>Mart sonu itibarıyla elektrik kurulu gücünde rüzgarın payı 15 bin 39 megavata ulaştı, rüzgar enerjisinin toplam üretimdeki payı da yüzde 12 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Güneş ve rüzgar kurulu gücünün toplamı ise martta yüzde 33,2'lik payla 41 bin 517 megavata yükseldi. Böylece, toplam kurulu gücün 3'te 1'i rüzgar ve güneşten oluştu.</p>
<p><strong>"Yıl sonunda toplam kurulu güçte en büyük pay güneşin olacak"</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, verilere ilişkin değerlendirmesinde, elektrik kurulu gücünün her geçen gün artmaya devam ettiğini, yenilenebilir enerjinin kurulu güç içindeki payının da yükselişini sürdürdüğünü belirtti.</p>
<p>Mart sonu itibarıyla elektrik kurulu gücünde 26 bin 478 megavatla güneşin payının yüzde 21,2'ye ulaştığına işaret eden Bayraktar, "2025 yılında yaklaşık 6 bin megavat güneş, 2 bin megavat rüzgar kurulu gücünü devreye alarak bu alanda bir rekor kırdık. Güneş ve rüzgar yatırımları, büyük bir hızla devam ediyor. Bu yıl sonunda toplam kurulu güçte en büyük pay güneşin olacak." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-gunes-ve-ruzgar-yatirimlari-buyuk-bir-hizla-devam-ediyor-77671</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/1/1280x720/bayraktar-1764075025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye&#039;nin elektrik kurulu gücünün mart ayında 125 bin megavatı aştığını açıkladı. Bakan Bayraktar, &quot;Güneş ve rüzgar yatırımları, büyük bir hızla devam ediyor. Bu yıl sonunda toplam kurulu güçte en büyük pay güneşin olacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/birlesik-krallik-borsa-istanbulu-tanidi-77668</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 13:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Birleşik Krallık, Borsa İstanbul&#039;u &#039;tanıdı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul, Birleşik Krallık Gelir ve Gümrük İdaresi tarafından "Tanınmış Borsa (Recognised Stock Exchange)" olarak kabul edildiğini duyurdu. </p>
<p>Açıklamada, özellikle Birleşik Krallık merkezli yatırımcılar nezdinde sermaye piyasalarının daha görünür ve erişilebilir olmasını hedefleyen Borsa İstanbul'un, bu adımıyla yabancı yatırımcıların piyasalara olan ilgisini artırma çalışmalarına katkı sağladığı ifade edildi.</p>
<p>Borsa İstanbul'un "Tanınmış Borsa" olarak kabul edilmesiyle Birleşik Krallık'ta yerleşik yatırımcıların Türkiye'deki sermaye piyasalarında yaptıkları yatırımlardan vergi avantajı elde etmelerinin mümkün olacağı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bireysel tasarruf hesabı sahiplerinin 'Tanınmış Borsa'larda yaptıkları yatırımlarından elde ettikleri gelirler Birleşik Krallık'ta vergiden muaf tutulmaktadır. Ayrıca 'Tanınmış Borsa'larda işlem gören kira sertifikaları Birleşik Krallık'ta "Alternatif Finans Yatırım Tahvili" başlığı altında değerlendirilmektedir. Bu durum, yatırımcıların karar alma ve raporlama süreçlerini basitleştirerek uyum yükünü azaltmaktadır. 'Tanınmış Borsa', Birleşik Krallık Gelir ve Gümrük İdaresi tarafından belirli kriterleri karşılayan nitelikli borsalara atfedilen bir sınıflandırmadır. Herhangi bir borsanın 'Tanınmış Borsa' olması, Birleşik Krallık vergi mevzuatı kapsamında resmi olarak tanındığı anlamına gelmektedir."</p>
<p>Açıklamada, "Tanınmış Borsa"lar arasında New York Borsası, Nasdaq, Euronext, Londra Borsası, Cboe Europe, İsviçre Borsası, Kore Borsası, Singapur Borsası, Hong Kong Borsası ve Japonya Borsa Grubu gibi önemli borsaların yer aldığı ifade edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/birlesik-krallik-borsa-istanbulu-tanidi-77668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/bist-borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul, Birleşik Krallık Gelir ve Gümrük İdaresi tarafından &quot;Tanınmış Borsa&quot; kabul edildi. Kararla, Birleşik Krallık&#039;taki yerleşik yatırımcıların Türkiye&#039;deki sermaye piyasalarında yaptıkları yatırımlardan vergi avantajı elde etmelerinin mümkün olacağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ensia-baskan-yardimcisi-tibet-arbak-denizustu-reslerde-yerlilik-kule-ve-kanatla-sinirli-kalmamali-77659</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tibet Arbak: Denizüstü RES’lerde yerlilik, kule ve kanatla sınırlı kalmamalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Dünya Bankası verilerine göre DRES’lerde 75 bin Megavat (MW) kurulu güç potansiyeli olan Türkiye, 2035 yılı için bu potansiyelin on beşte birine karşılık gelen 5 bin MW kurulu güç hedefi belirledi.</p>
<p>Mevzuat oluşturma aşaması devam eden DRES’lerle ilgili yapılacak Yenilenebilir Kaynak Alanları (YEKA) yarışmaları öncesinde, yerli üretim koşulu ile ilgili bir uyarı geldi.</p>
<p>Tibet Makine Genel Müdürü ve Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tibet Arbak, karasal rüzgâr enerjisi santrallerinde 2017 yılında yapılan ilk YEKA-RES yarışmasından bugüne yapılan beş ihalede, yerlilik oranının kule ve kanat üretimi ile sınırlı kaldığını belirterek, “Türk sanayisi ve mühendislik gücü, sadece kule ve kanadı değil, yüzlerce aksam ve bütünleştirici parçayı en yüksek kalite ve dayanım standartlarında üretebilecek kabiliyete sahip. Kamu otoritelerimiz, bu konuda sanayicilerimize güvenmeli ve yatırımcı firmaları da bu yönde zorlamalı” dedi.</p>
<p>DRES’lerin çok sayıda sektöre sipariş veren büyük bir üretim mekanizmasına sahip olduğununu dile getiren Arbak, istihdam boyutunda ise karasal RES’lere göre en az on kat fazla istihdam sağladığına işaret etti. Türkiye’de DRES’ler için belirlenen potansiyel YEKA alanlarının; Marmara Denizi, Çanakkale açıkları ve Trakya’nın Karadeniz sahilleri olduğunu hatırlatan Arbak, bu alanların hepsinin aynı zamanda yüksek seviyede elektrik tüketen ve sanayi gelişimi bulunan şehirlerin yakınında olduğunu belirtti.</p>
<p>Doğru kurgulanan uygulanabilir YEKA mekanizmasının, sadece yerli üreticileri için değil, bu alanda Türkiye’ye yatırım yapmak isteyen yabancı sermayeli şirketlerin de lehine olacağını kaydeden Arbak, “Yerli sanayiciden kastımız, hiç kuşkusuz sermaye kaynağına bakmaksızın Türkiye’de konuşlu firmalardır. Türkiye’de yenilenebilir enerji santrallerine ekipman üreten çok güçlü bir sanayi altyapımız var. Bu altyapıyı ağırlıklı olarak son on beş yılda adeta ilmek ilmek ördük. Bu insanlarımız, her türlü aksamı ve bütünleştirici parçayı, talep edilen standartlarda üretebilecek kabiliyete sahip. Yerli üretimi sadece kule ve kanatla sınırlandırmak, bu iki alana yatırım yapan firmaların riskini de sektörün üzerine yüklüyor. Söz gelimi İzmir’de üretim yapan dört türbin kanadı fabrikasının tümü iki sene içerisinde kapanınca, YEKA yarışmaları kapsamında proje alan firmalar, taahhütlerini yerine getirememe riski ile karşı karşıya kaldı ve sorun kanat ithalatını serbest bırakmakla çözüldü. Yerli üretim stratejileri kurgulanırken, tüm yumurtaları aynı sepete koymamak gerekiyor. Mevzuat hazırlığının sürdüğü bu süreçte, kamu otoritelerimize bu önerileri dile getirmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ensia-baskan-yardimcisi-tibet-arbak-denizustu-reslerde-yerlilik-kule-ve-kanatla-sinirli-kalmamali-77659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/9/1280x720/tibet-arbak-1776849335.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tibet Arbak, karasal rüzgâr enerjisi santrallerinde 2017 yılında yapılan ilk YEKA-RES yarışmasından bugüne yapılan beş ihalede, yerlilik oranının kule ve kanat üretimi ile sınırlı kaldığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yerli-turistlerin-harcamalari-2025te-yuzde-324-artti-77658</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerli turistlerin harcamaları 2025&#039;te yüzde 32,4 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025'in 4. çeyreğine ait "hane halkı yurt içi turizm" verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, geçen yılın son çeyreğinde, yurt içinde ikamet eden 9 milyon 264 bin kişi seyahate çıktı. Seyahate çıkanların bir ve daha fazla geceleme kaydıyla ülke içinde yaptıkları toplam seyahat sayısı, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 3,9 azalarak 11 milyon 23 bin olarak gerçekleşti. Bu dönemde seyahate çıkanlar, 60 milyon 957 bin geceleme yaptı. Ortalama geceleme sayısı 5,5 oldu.</p>
<p>Yıllık olarak değerlendirildiğinde, 2025'te toplam seyahat sayısı bir önceki yıla göre yüzde 1,5 artarak 67 milyon 851 bine ulaştı. 2025'te seyahate çıkanların toplam geceleme sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 1,6 azalarak 476 milyon 307 bin oldu. Ortalama geceleme sayısı 7 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Seyahate çıkanlar son çeyrekte 85,6 milyar lira harcadı</strong></p>
<p>Yerli turistlerin yurt içinde yaptıkları seyahat harcamalarının tutarı 2025'in son çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 29,6 artarak 85 milyar 594 milyon 583 bin liraya yükseldi. Bu harcamaların yüzde 92,5'ini 79 milyar 134 milyon 51 bin lirayla kişisel harcamalar, yüzde 7,5'ini ise 6 milyar 460 milyon 532 bin lirayla paket tur harcamaları oluşturdu. Seyahat başına yapılan ortalama harcama ise 7 bin 765 lira oldu.</p>
<p>Yurt içindeki seyahatlerde yapılan toplam harcamaların tutarı, 2025'te yıllık bazda yüzde 32,4 artarak 555 milyar 68 milyon 767 bin lira olarak kayıtlara geçti. Bu harcamaların yüzde 87,1'ini 483 milyar 696 milyon 988 bin lirayla kişisel harcamalar, yüzde 12,9'unu ise 71 milyar 371 milyon 779 bin lirayla paket tur harcamaları oluşturdu. Seyahat başına ortalama harcama tutarı 8 bin 181 lira oldu.</p>
<p>Son çeyrekte harcama türlerinin toplam seyahat harcamaları içindeki dağılımı incelendiğinde, en fazla paya yüzde 32,1 ile yeme, içme harcamaları, yüzde 26,8 ile ulaştırma harcamaları ve yüzde 13,3 ile konaklama harcamalarının sahip olduğu görüldü.</p>
<p>Bu harcama türlerinin bir önceki yılın aynı dönemine göre değişim oranlarına bakıldığında, yeme, içme harcamalarında yüzde 23,2, ulaştırma harcamalarında yüzde 25 ve konaklama harcamalarında yüzde 43,1'lik artış yaşandı.</p>
<p>Yıllık olarak harcama türlerinin seyahat harcamaları içindeki dağılımı değerlendirildiğinde, en fazla pay yüzde 30,3 ile yeme, içme harcamalarının, yüzde 23,1 ile ulaştırma harcamalarının ve yüzde 18,7 ile konaklama harcamalarının oldu. Bu harcama türlerinin değişim oranlarına bakıldığında, yeme, içme harcamalarında yüzde 26,4, ulaştırma harcamalarında yüzde 25,6 ve konaklama harcamalarında yüzde 48,2'lik artış görüldü.</p>
<p><strong>Yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler ilk sırada</strong></p>
<p>2025'in son çeyreğinde yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler yüzde 61,8 ile ilk sıraya yerleşti. İkinci sırada yüzde 26 ile "gezi, eğlence, tatil", üçüncü sırada yüzde 4,9 ile "sağlık" yer aldı.</p>
<p>Seyahate çıkış amaçları yıllık olarak değerlendirildiğinde ise yüzde 57,7 ile "yakınları ziyaret" birinci sırada yer alırken, bunu yüzde 34,4 ile "gezi, eğlence, tatil", yüzde 3,5 ile "sağlık" amacıyla yapılan seyahatler izledi.</p>
<p>Bu çeyrekte seyahate çıkanlar 44 milyon 285 bin geceleme sayısıyla en çok "arkadaş veya akraba evinde" kaldı. Konaklama türlerine göre geceleme sayısında ikinci sırada 6 milyon 856 bin gecelemeyle "kendi evi" yer alırken, "otel" 6 milyon 185 bin geceleme sayısıyla üçüncü sırayı aldı.</p>
<p>Konaklama türleri yıllık olarak değerlendirildiğinde, seyahate çıkanlar 313 milyon 72 bin geceleme sayısıyla en çok "arkadaş veya akraba evinde" kaldı. İkinci sırada 81 milyon 86 bin gecelemeyle "kendi evi" yer alırken, "otel" 47 milyon 236 bin geceleme sayısıyla üçüncü oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yerli-turistlerin-harcamalari-2025te-yuzde-324-artti-77658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/4/1280x720/haziranda-fiyati-en-cok-yukselen-urun-otobus-bileti-1751542534.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerine göre yerli turistlerin 2025&#039;te yaptığı seyahat harcamaları, önceki yıla kıyasla yüzde 32,4 artarak, 555 milyar lirayı aştı. Yılın son çeyreğinde yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler yüzde 61,8 ile ilk sıraya yerleşirken, 2. sırada yüzde 26 ile &quot;gezi, eğlence, tatil&quot;, 3. sırada ise yüzde 4,9 ile &quot;sağlık&quot; yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
