<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kalkan-enerji-altyapisini-korumak-ortak-sorumlulugumuz-83251</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 12:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kalkan: Enerji altyapısını korumak ortak sorumluluğumuz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>AKEDAŞ Elektrik Dağıtım AŞ Genel Müdürü Muharrem Kalkan, deprem sonrası yeniden inşa sürecinde hız kazanan altyapı ve üstyapı çalışmalarının şehirlerin geleceği açısından büyük önem taşıdığını belirterek, kazı çalışmaları sırasında yeraltı elektrik şebekelerine zarar verilmemesi için kurumlar arası teknik koordinasyonun eksiksiz sağlanması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Kahramanmaraş ve Adıyaman'da 6 Şubat depremlerinin ardından yürütülen yeniden yapılanma çalışmalarına katkı sunan tüm kamu kurumlarına, belediyelere, altyapı kuruluşlarına ve yüklenici firmalara teşekkür eden Kalkan, bazı kazı çalışmalarında gerekli güzergâh tespit işlemleri yapılmadan gerçekleştirilen müdahalelerin yeraltı elektrik hatlarında hasara neden olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>"Kazı öncesinde güzergâh tespiti yapılmalı"</strong></p>
<p>Yeraltı elektrik kablolarının zarar görmesinin planlanmamış elektrik kesintilerine yol açtığını belirten Kalkan, basit bir koordinasyon süreciyle bu sorunların önlenebileceğini vurguladı.</p>
<p>"Kazı öncesinde şirketimize yapılacak güzergâh tespit başvurusunun ardından ekiplerimiz kısa sürede sahaya ulaşarak yeraltındaki elektrik kablolarının konumunu belirliyor. Böylece çalışmalar güvenli şekilde yürütülüyor, çalışanların güvenliği sağlanıyor ve elektrik kesintilerinin önüne geçiliyor." diyen Kalkan, sürecin hem çalışanlar hem de vatandaşlar açısından büyük önem taşıdığını dile getirdi.</p>
<p><strong>"Yeraltındaki kablolar şehirlerin görünmeyen yaşam damarlarıdır"</strong></p>
<p>Elektrik dağıtım şirketlerinin yalnızca enerji ulaştırmakla değil, enerji arzının sürekliliğini sağlamakla da yükümlü olduğuna dikkat çeken Kalkan, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında kaliteli ve kesintisiz enerji sunmanın yasal sorumlulukları olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Yeraltı elektrik şebekelerinin kritik bir kamu altyapısı olduğunu belirten Kalkan, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Yeraltındaki elektrik kabloları görünmüyor olabilir; ancak şehirlerimizin görünmeyen yaşam damarlarıdır. Bu hatlara verilen her zarar yalnızca elektrik şebekesini değil, binlerce haneyi, iş yerini, sağlık kuruluşunu, okulu ve kamu hizmetini doğrudan etkiliyor. Ayrıca kamu kaynaklarıyla oluşturulan enerji altyapısının yeniden onarılması ilave zaman ve maliyet gerektiriyor."</p>
<p><strong>"Ortak hedefimiz kesintisiz enerji"</strong></p>
<p>AKEDAŞ'ın tüm kurum ve kuruluşlarla iş birliği içerisinde çalışmaya hazır olduğunu ifade eden Muharrem Kalkan, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:</p>
<p>"Amacımız herhangi bir kurumu eleştirmek değil, ortak sorumluluk bilinciyle hareket etmektir. Hepimiz aynı şehirlerde yaşıyor, aynı tüketicilere hizmet ediyoruz. Kazı çalışmaları öncesinde gerekli teknik koordinasyonun sağlanması, enerji altyapısının korunması ve ilgili süreçlerin eksiksiz uygulanması, tüketicilerimize kesintisiz ve kaliteli enerji sunabilmemiz açısından büyük önem taşımaktadır. Küçük bir koordinasyon, binlerce tüketicimizin elektrik kesintisi yaşamasını önleyebilir."</p>
<p>AKEDAŞ yetkilileri, yeniden inşa sürecinin sağlıklı ilerleyebilmesi ve enerji arzında aksamaların yaşanmaması için kazı çalışması gerçekleştirecek tüm kurum ve yüklenici firmaların, çalışmalara başlamadan önce güzergâh tespit başvurusunda bulunmalarının kritik önem taşıdığına dikkat çekti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kalkan-enerji-altyapisini-korumak-ortak-sorumlulugumuz-83251</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/1/1280x720/kalkan-enerji-altyapisini-korumak-ortak-sorumlulugumuz-1784106979.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kazı çalışmaları sırasında yeraltı elektrik şebekelerine zarar verilmemesi için kurumlar arası teknik koordinasyonun eksiksiz sağlanması gerektiğini söyleyen AKEDAŞ Genel Müdürü Muharrem Kalkan, &quot;Yeraltındaki elektrik kabloları görünmüyor olabilir; ancak şehirlerimizin görünmeyen yaşam damarlarıdır. Bu hatlara verilen her zarar yalnızca elektrik şebekesini değil, binlerce haneyi, iş yerini, sağlık kuruluşunu, okulu ve kamu hizmetini doğrudan etkiliyor. Ayrıca kamu kaynaklarıyla oluşturulan enerji altyapısının yeniden onarılması ilave zaman ve maliyet gerektiriyor.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kredi-hacmindeki-artis-kadar-maliyet-ve-vade-kosullari-da-onemli-83250</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 12:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kredi hacmindeki artış kadar maliyet ve vade koşulları da önemli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İmalat sanayine yönelik yeni finansman paketi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklandı. Yatırım Taahhütlü Avans Kredi Programı'nın bütçesi 750 milyar TL'ye yükseltilirken, imalat sanayine yönelik ayrıca 250 milyar TL tutarında yeni uygun koşullu kredi paketi devreye alındı. Böylece iki program kapsamında imalat sanayine toplam 1 trilyon TL tutarında finansman desteği sağlanacak. Program kapsamında kullandırılacak krediler; 6 ay anapara ödemesiz, 36 aya kadar vadeli olacak ve finansman maliyetinin 12 puanlık kısmı kamu tarafından karşılanacak.</p>
<p>Ege iş dünyası temsilcileri Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi programının genişletilmesi ve imalat sanayisine yönelik yeni finansman imkânları sağlanmasının üretim, yatırım, istihdam ve ihracatın sürdürülebilirliğine önemli katkı sağlayacağını belirttiler.</p>
<p><strong>Gökhan Maraş: Erişilebilir koşullarla uygulanmasını bekliyoruz</strong></p>
<p>Aydın Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Maraş, sanayicilerin finansmana erişimde ve yüksek finansman maliyetleri karşısında önemli zorluklar yaşadığı bir dönemde açıklanan desteklerin üretim, yatırım, istihdam ve ihracatın sürdürülebilirliği açısından son derece kıymetli ve umut verici bir adım olduğuna dikkat çekerek, “Paketin, reel sektörün finansman yükünü hafifleterek sanayicimize nefes aldıracağına ve ertelenen yatırımların yeniden gündeme alınmasına katkı sağlayacağına inanıyorum. Özellikle yüksek katma değerli, teknoloji yoğun, dijital ve yeşil dönüşümü destekleyen yatırımlara uygun koşullu ve uzun vadeli finansman sağlanması, ülkemizin rekabet gücünün artırılması bakımından büyük önem taşıyor. Açıklanan kaynakların üretime, ihracata ve istihdama doğrudan katkı</p>
<p>sağlayacak yatırımlara etkin ve hızlı bir şekilde yönlendirilmesi, destek paketinden beklenen faydayı daha da artıracaktır. Finansmana erişimi kolaylaştıran bu tür uygulamaların, Anadolu’daki sanayi işletmelerinin ve özellikle KOBİ’lerin ihtiyaçlarını da gözeten erişilebilir koşullarla uygulanmasını bekliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Osman Uğurlu: İhracatçının rekabet gücünü artıracak bir destek</strong></p>
<p>Üretimin, ihracatın ve istihdamın sürdürülebilirliği açısından finansmana erişim en kritik başlıklardan biri olmaya devam ettiğini belirten Denizli İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Osman Uğurlu, şunları söyledi: “İmalat sanayine yönelik açıklanan toplam 1 trilyon liralık uygun koşullu finansman programını memnuniyetle karşılıyor, bu adımı sanayimizin ve ihracatımızın rekabet gücünü artıracak önemli bir destek olarak değerlendiriyoruz. İhracatçı firmalarımız küresel pazarlarda yüksek maliyetler ve yoğun rekabet koşulları altında faaliyetlerini sürdürmeye çalışıyor. Bu süreçte uygun maliyetli ve erişilebilir finansman imkânlarının artırılması, firmalarımızın hem yatırımlarını hızlandırmasına hem de üretim ve ihracat kapasitesini korumasına önemli katkı sağlayacaktır. Özellikle emek yoğun sektörlerin güçlü olduğu Denizli açısından işletme sermayesine yönelik finansman imkânlarının genişletilmesi son derece kıymetli.”</p>
<p><strong>Sibel Zorlu: Sanayicimiz için erişilebilir finansman kritik önemde</strong></p>
<p>Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, iş dünyasının küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı, finansmana erişim koşullarının zorlaştığı bir dönemden geçtiğini hatırlatarak, “Ortalama ticari kredi faizlerinin %43,5 bandına ulaştığı mevcut tabloda, finansmana erişim her zamankinden daha zor hale gelmiş bulunuyor. Güncel sanayi göstergeleri incelendiğinde ise; 2026 yılı Haziran ayı itibarıyla %74,5 seviyesinde olan kapasite kullanım oranı ve 27 aydır 50 eşik değerinin altında (47,1) seyreden PMI verileri, sanayi üretiminde belirgin bir yavaşlama ve daralma sinyalini teyit ediyor. Üretici Fiyat Endeksi’nin (ÜFE) %28,09 seviyesinde katılaşmasıyla birleşen bu tablo, sanayicinin finansmana erişim zorlukları ve yüksek işletme maliyetleri kıskacında faaliyetlerini sürdürdüğünü açıkça gösteriyor. Böyle bir konjonktürde reel sektörün finansmana erişiminin güçlendirilmesi, yalnızca mevcut üretim kapasitesinin korunması açısından değil, yeni yatırımların hayata geçirilebilmesi bakımından da kritik önem taşıyor. Ancak finansman hacmindeki artışın tek başına yeterli olmayacağı da unutulmamalı. Asıl belirleyici olan, bu kaynağın yatırım kararlarını destekleyecek maliyet ve vade koşullarıyla üreticiye ulaşması. Sanayicinin yatırım iştahını canlı tutacak bir finansman yapısı oluşturulabildiği ölçüde açıklanan paketin ekonomiye sağlayacağı katkı da artacaktır. Bugün küresel rekabette fark yaratan unsur artık yalnızca üretim kapasitesi değildir. Teknolojiye yatırım yapabilen, verimliliğini artırabilen ve dönüşümünü finanse edebilen ülkeler ve şirketler öne çıkıyor. Bu nedenle açıklanan finansman imkanlarının yüksek katma değerli üretimi güçlendiren, teknoloji yatırımlarını hızlandıran, dijital ve yeşil dönüşümü destekleyen bir anlayışla kullandırılmasını son derece değerli buluyoruz. Bu alanlara yönlendirilecek finansman, şirketlerimizin küresel değer zincirlerindeki rekabet gücünü artırırken, Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme hedeflerine de önemli katkı sağlayacaktır. Açıklanan destek paketinin uygulama sürecinde erişilebilir, maliyet baskısını hafifleten ve yatırımcıyı teşvik edecek bir yapıyla hayata geçirilmesini bekliyoruz. Sağlanacak kaynağın üretim yapan, yatırım planlayan ve dönüşüm odaklı projeler geliştiren işletmelere etkin şekilde ulaşması, paketin ekonomik etkisini daha da güçlendirecektir” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kredi-hacmindeki-artis-kadar-maliyet-ve-vade-kosullari-da-onemli-83250</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/0/1280x720/kredi-hacmindeki-artis-kadar-maliyet-ve-vade-kosullari-da-onemli-1784107180.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mevcut konjonktürde finansmana erişimin güçlenmesinin kritik önem taşıdığına dikkat çeken Ege iş dünyası temsilcileri, ancak finansman hacmindeki artışın tek başına yeterli olmayacağını, bu kaynağın yatırım kararlarını destekleyecek maliyet ve vade koşullarıyla üreticiye ulaşması gerektiğini anlattılar. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kiraz-ihracatcisinin-cin-umudu-artti-83241</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 10:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kiraz ihracatçısının Çin umudu arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>Pazar çeşitlendirme çalışmaları kapsamında geçen yıldan bu yana İngiltere, Norveç, Kanada ve ABD’ye yönelik çeşitli organizasyonlar gerçekleştiren Egeli yaş meyve ihracatçıları bu vizyonun bir sonraki aşaması olarak Uzak Doğu pazarını görüyor. İhracatçıların, bu kapsamda öne çıkan ürünlerden biri olan kirazda Çin’e ihracat kapılarının yeniden açılması için umutları arttı.</p>
<p>Yıllık yaklaşık 700 bin ton dolayındaki üretimiyle dünyanın en büyük kiraz üreticisi olan Türkiye, yıllar itibari ile bunun yaklaşık yüzde 10’luk kısmını yurt dışına satıyor. 2024’te 67 bin ton olan kiraz ihracatı, geçen yıl yaşanan don felaketi nedeniyle 6 bin tona kadar geriledi. Dünyanın en büyük kiraz ithalatçısı olan Çin ise pandemiden bu yana, yani yaklaşık 5 yıldır Türkiye’den kiraz almıyor. Fakat geçen ay Çin Gümrükler Genel İdaresi'nden gelen teknik uzmanlar, sektörün ihracatın yeniden başlayacağı yönündeki beklentilerini güçlendirdi. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Balık, heyetin hazırlayacağı rapor sonrası Çin idaresinin yeniden Türkiye’den kiraz ithalatına izin vermesini beklediklerini belirtti.</p>
<p>Bu yıl birlik olarak narenciyeden incire, üzümden salça ve turşuya kadar yüzü aşkın ürünü dünya pazarlarına ulaştırdıklarını anlatan Balık, “2026’ya güçlü bir başlangıç yaptık. Geçen yıl ilk 6 ayda 559 milyon dolar olan ihracatımız, bu yıl 572 milyon dolara yükseldi. En fazla ihraç ettiğimiz ürünler kiraz, domates, mandalina ve şeftali oldu. Özellikle kirazda ulaştığımız kalite ve pazar çeşitliliği, Türk kirazını dünya sofralarının aranan ürünü haline getirdi” diye konuştu.</p>
<h2>“Çin pazarı kiraz için yeni bir ufuk açar”</h2>
<p>Uzak Doğu pazarlarında kalıcı bir varlık oluşturmanın, sektörün uzun vadeli büyüme stratejisinin ayrılmaz bir parçası olduğunu dile getiren Cengiz Balık, “Bu kapsamda kirazda önemli gelişmeler oluyor. Türkiye'den bu ülkeye kiraz ihracatının yeniden başlatılması için Çin Halk Cumhuriyeti Gümrükler Genel İdaresi'nden teknik uzmanlardan oluşan bir heyet, 22-28 Haziran tarihleri arasında ülkemizi ziyaret ederek kiraz bahçelerinde, paketleme tesislerinde ve soğuk işlem ile fumigasyon uygulama merkezlerinde incelemelerde bulundu. Heyete, kirazımızın bahçeden sofraya uzanan izlenebilirlik süreci ve gıda güvenliği uygulamalarımız yerinde aktarıldı. Heyetin hazırlayacağı rapor doğrultusunda Çin makamlarının ülkemizden kiraz ithalatına yeniden izin vermesini bekliyoruz. Yılda yaklaşık 600 bin ton kiraz ithal eden ve dünyanın en büyük kiraz ithalatçısı konumundaki Çin pazarının açılması sürecinin olumlu sonuçlanmasının, Türk kirazına yepyeni bir ufuk açacağına inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>“Pazar çeşitlendirmede sıra Uzak Doğu’ya geldi”</h2>
<p>Pazar çeşitlendirme stratejisi kapsamında fuar ve ticaret heyeti organizasyonlarına ağırlık verdiklerini, 2025 yılı ve 2026 yılının ilk çeyreğinde fuar ve heyet katılımlarının kesintisiz devam ettiğini söyleyen Balık, “Birlik olarak yürüttüğümüz UR-GE projesi kapsamında İngiltere, Norveç ve Kanada'ya ticaret heyetleri düzenledik. Turkish Tastes Turquality projemiz kapsamında ise ürünlerimizin ABD’ye prestijli ortamlarda tanıtılması için yoğun bir çalışma yürüttük. Pazar çeşitlendirme vizyonumuzun bir sonraki adımı ise Uzak Doğu olacak. Bu kapsamda, 20-29 Kasım 2026 tarihleri arasında Japonya ve Güney Kore'ye yönelik sektörel bir ticaret heyeti düzenleyeceğiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kiraz-ihracatcisinin-cin-umudu-artti-83241</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/1/1280x720/kiraz-ihracatcisinin-cin-umudu-artti-1784100534.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kiraz ihracatçıları dünyanın en büyük ithalatçısı olan Çin pazarının tekrar Türk ürünlerine açılması konusunda umutlu. İhracatçılar, geçen ay Türkiye’de incelemelerde bulunan Çinli teknik heyet tarafından hazırlanan raporun Çin yönetimi tarafından incelenmesinin ardından bu ülkeye ihracatın tekrar açılmasını bekliyorlar. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zeytinin-ardinda-kalan-gelecegin-malzemesine-donusuyor-83235</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 08:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinin ardında kalan, geleceğin malzemesine dönüşüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin güçlü olduğu iki alan, tarım ve tekstil, yeni bir sanayi hikâyesinde buluşuyor. Nazar Tekstil’in Oleatex’e yaptığı stratejik yatırım; zeytin endüstrisinin yan ürünlerini moda, otomotiv, mobilya ve farklı sektörler için biyobazlı malzemelere dönüştüren Oleatex’in ölçeklenmesini hedefliyor. Nazar Tekstil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Nazlı Ceylan Balduk Kurtul, “Bu yatırımı klasik bir finansal yatırım değil, üretim gücü ile malzeme mühendisliğinin buluştuğu stratejik bir yol arkadaşlığı olarak görüyoruz” diyor. </strong></p>
<p>Bir zeytinin hikâyesi çoğu zaman yağ çıkarıldıktan sonra sona eriyor. Geriye kalan pirina, çekirdek ve organik yan ürünler ise üretim sürecinin yükü olarak görülüyor. “Bir üretim sürecinin geride bıraktıkları, başka bir sektörün hammaddesine dönüşebilir mi?” sorusuna, döngüsel ekonomi modeli cevap veriyor: Atığı sistemin dışına itmek yerine, onu yeni bir üretim sürecinin girdisine dönüştürmek.</p>
<p>Nazar Tekstil’in biyobazlı ileri malzeme teknolojileri geliştiren Oleatex’e yaptığı yatırım, bu modelin önemli bir örneği. Oleatex, zeytin işleme sürecinde ortaya çıkan yan ürünleri malzeme bilimi ve mühendislikle yeniden değerlendirerek moda, tekstil, otomotiv, mobilya, ambalaj ve tasarım sektörlerinde kullanılabilecek yüksek katma değerli malzemelere dönüştürüyor. Bu ortaklığın ilham veren tarafı, köklü bir sanayi kuruluşunun üretim tecrübesi ile genç bir malzeme şirketinin inovasyon kabiliyetinin aynı büyüme hikâyesinde buluşması.</p>
<p>Nazar Tekstil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Nazlı Ceylan Balduk Kurtul, “Biz bu yatırımı klasik bir finansal yatırım olarak görmüyoruz. Bizim için bu, üretim gücü ile malzeme mühendisliği odaklı inovasyonun buluştuğu stratejik bir yol arkadaşlığı” diyor.</p>
<p>Nazar Tekstil, tekstil üretimi yapan ve küresel markalar için çalışan bir sanayi şirketi. Balduk Kurtul, sürdürülebilirliğin şirket açısından bir iletişim başlığı değil, üretim anlayışının temel unsurlarından biri olduğunu vurguluyor. Şirket, yenilenebilir enerji yatırımları sayesinde tükettiği elektriğin yaklaşık iki katını üretebilecek kapasiteye ulaşmış durumda. Ar-Ge, kaynak verimliliği ve sürdürülebilir üretim şirketin uzun vadeli büyüme yaklaşımının merkezinde yer alıyor. “Oleatex yatırımı da bizim için bu vizyonun malzeme tarafındaki doğal devamı” diyen Nazlı Ceylan Balduk ile yeni yatırımlarını konuştuk:</p>
<p><strong>Klasik bir yatırım değil, stratejik bir yol arkadaşlığı</strong></p>
<p>“Biz bu yatırımı klasik bir finansal yatırım olarak görmüyoruz. Bizim için bu, üretim gücü ile malzeme mühendisliği odaklı inovasyonun buluştuğu stratejik bir yol arkadaşlığı. Nazar Tekstil olarak üç kuşaktır tekstil üreten bir sanayi şirketiyiz. Dünya markalarına üretim gerçekleştiriyoruz, yıllardır Ar-Ge’ye yatırım yapıyoruz ve bugün tükettiğimiz elektriğin yaklaşık iki katını yenilenebilir enerji yatırımlarımız sayesinde üretebiliyoruz. Dolayısıyla sürdürülebilirlik bizim için sonradan gündemimize giren bir konu değil; iş yapış biçimimizin temelini oluşturuyor. Tekstil sanayisinin içinden geliyoruz. Bu nedenle bir malzemenin sadece nasıl göründüğüne değil; nasıl üretildiğine, nasıl ölçeklenebileceğine ve uzun vadede sürdürülebilir olup olmadığına da bakıyoruz. Oleatex genç bir girişim, ancak bizi etkileyen yalnızca geliştirdiği ürün değildi. Zeytin endüstrisinin çevresel yük oluşturabilen yan ürünlerini yüksek katma değerli biyobazlı malzemeye dönüştürmesi, GANNI ve Castelli Milano gibi uluslararası markalar için ticari üretim yapıyor olması, dünyanın önde gelen otomotiv üreticilerinden biriyle yürüttüğü projeler ve Amazon Devices Climate Tech Accelerator programına seçilmiş olması, bunun yalnızca iyi bir fikir değil, küresel ölçekte karşılık bulan güçlü bir inovasyon olduğunu gösterdi.”</p>
<p><strong>Doğaya yük olabilecek bir kaynağı yeniden ekonomiye kazandırıyor</strong></p>
<p>“Bu modelin en değerli tarafı, aynı anda hem çevresel hem de ekonomik değer üretebilmesi. Zeytin işleme sürecinde ortaya çıkan pirina, çekirdek ve diğer organik yan ürünler doğru değerlendirilmediğinde çevresel yük oluşturabiliyor. Oleatex ise bu biyolojik yan ürünleri malzeme mühendisliğiyle yüksek katma değerli biyobazlı bir malzemeye dönüştürerek tamamen yeni bir değer zinciri oluşturuyor. Yani doğaya yük olabilecek bir kaynağı yeniden ekonomiye kazandırıyor. Türkiye’nin burada çok önemli bir avantaj var. Dünyanın önde gelen zeytin üreticilerinden biriyiz. Aynı zamanda güçlü bir tekstil üretim altyapımız ve sanayi kültürümüz var. Tarım, sanayi ve Ar-Ge aynı ekosistemde buluştuğunda yalnızca tekstil üreten değil, kendi malzemesini geliştiren ve yüksek katma değer ihraç eden bir ülke olabiliriz. Bence bu yatırımın en heyecan verici tarafı da bu vizyon.”</p>
<p><strong>Yeni nesil malzemelerde en önemli eşik laboratuvar değil, sanayi</strong></p>
<p>“Yeni nesil malzemelerde en önemli eşik laboratuvar değil, sanayidir. İyi bir fikir geliştirmek kıymetlidir ama onu her gün aynı kaliteyle, aynı standartta ve rekabetçi maliyetlerle üretebilmek çok daha zordur. Oleatex bugün ürününü ticarileştirmiş, uluslararası markalarla ürün geliştirme süreçleri yürüten ve ölçeklenme aşamasına geçmiş bir girişim. Ortaklığımızın zamanlamasını da bu nedenle çok doğru buluyoruz. Nazar Tekstil olarak yıllardır dünya markalarının kalite standartlarına göre üretim yapan bir şirketiz. Üretim planlaması, kalite yönetimi, süreç verimliliği ve sanayileşme konusundaki bilgi birikimimizi bu yolculuğa aktarmayı hedefliyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Geleceğin malzeme ekosistemi</strong></span></p>
<p>“Bugün biyobazlı malzeme geliştiren birçok değerli girişim var. Oleatex’i farklılaştıran ise yalnızca kullandığı hammadde değil. Öncelikle çevresel yük oluşturabilen zeytin endüstrisi yan ürünlerini yüksek katma değerli bir malzemeye dönüştürüyor. İkinci önemli fark ise kullanım alanlarının çeşitliliği. Bugün geliştirilen malzeme; çanta, ayakkabı, cüzdan, kartlık, kemer, ajanda ve saat kayışı gibi aksesuarlardan mobilya döşemelerine ve otomotiv iç trim uygulamalarına kadar geniş bir kullanım alanına sahip. Bence burada geliştirilen şey yalnızca alternatif bir deri değil; farklı sektörlerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek, ölçeklenebilir yeni nesil bir malzeme platformu. Biz de Oleatex yatırımını yalnızca bugünün ürünüyle değil, gelecekte oluşturabileceği malzeme ekosistemiyle değerlendiriyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ÖNEMLİ RAKAMLAR</strong></span></p>
<p>- 9 milyon ton: Yıllık ortalama ortaya çıkan zeytin pirinası miktarı.<br />- Yüzde 75: Yağ üretimi için işlenen zeytinin pirinaya dönüşen bölümü. 1.000 kilogram zeytinden 750 kilogram pirina ortaya çıkıyor.<br />- Yüzde 90’a kadar: Oleatex’in mevcut formülündeki biyobazlı içerik oranı.<br />- Yüzde 95-100: Yeni nesil ürünlerde ulaşılması hedeflenen biyobazlı içerik oranı.<br />- 6 kat: Geleneksel deriye kıyasla daha düşük olduğu belirtilen karbon ayak izi.</p>
<p>(Kaynak: www.oleatex.com)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zeytinin-ardinda-kalan-gelecegin-malzemesine-donusuyor-83235</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/Nazar-Tekstil-Yonetim-Kurulu-Baskan-Yardimcisi-Nazli-Ceylan-Balduk-Kurtul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zeytinin ardında kalan, geleceğin malzemesine dönüşüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyim-ve-tekstilde-rekabet-gucu-alarmi-83233</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 08:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazır giyim ve tekstilde &#039;rekabet gücü&#039; alarmı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Sektörel Dernekler Federasyonu (SEDEFED) tarafından sektörlerin sorunlarını ve çözüm önerilerini uzmanlarla birlikte değerlendirmek amacıyla düzenlenen Sektörel Dönüşüm Toplantıları'nın ilki, tekstil ve hazır giyim sektörüne odaklandı. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin (TGSD) katkılarıyla, “Küresel Rekabet Gücünü Güçlendirmek ve Yeni Dönüşüm Dinamikleri” temasıyla gerçekleştirilen toplantıda tekstil ve hazır giyim sektörünün mevcut durumu, küresel rekabet koşulları, dönüşüm sürecinin kritik başlıkları ve sektörün geleceğine yön verecek stratejik yaklaşımlar masaya yatırıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a571e8f4596d-1784094351.png" alt="" width="800" height="634" />Toplantının açılışında konuşan TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, tekstil, hazır giyim ve deri sektörlerinde yaşanan sıkışmanın yalnızca bu sektörlere özgü bir sorun olmadığını, Türkiye'nin üretim modelinin rekabet gücünü yeniden inşa etme ihtiyacının somut bir göstergesi olduğunu söyledi. Küresel ekonomide ticaret kuralları, tedarik zincirleri, teknoloji ve sürdürülebilirlik alanlarında köklü bir dönüşüm yaşandığına dikkat çeken Diren, Türkiye'nin güçlü sanayi altyapısı, üretim birikimi, stratejik konumu ve esnek üretim kabiliyetiyle önemli avantajlara sahip olduğunu ancak bu potansiyelin kalıcı rekabet üstünlüğüne dönüşebilmesi için maliyet ve finansman baskılarının azaltılması gerektiğini vurguladı.</p>
<h2>İstikrar rekabetin temel koşuludur </h2>
<p>Makroekonomik istikrarın rekabet gücünün temel koşulu olduğunu belirten Diren, enflasyonla mücadelenin yapısal reformlarla desteklenmemesi halinde parasal sıkılığın sanayi üzerindeki baskısının süreceğini, bunun da yatırım iştahını, işletme sermayesini ve dönüşüm kapasitesini olumsuz etkileyeceğini ifade etti. Diren, sanayi üretimindeki büyümenin sınırlı kaldığını, ihracatta miktar bazında zayıflama sinyalleri görüldüğünü ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payının halen istenen seviyeye ulaşamadığını dile getirdi.</p>
<h2>Maliyet bazlı rekabet tarihi dipte </h2>
<p>TÜSİAD'ın hazırladığı Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi'nin sektörel sonuçlarına da değinen Diren, 2026’nın ilk çeyreği itibarıyla Türkiye'nin maliyet bazlı rekabet gücünün tarihsel olarak düşük seviyelere yakın seyrettiğini söyledi. Tekstil, hazır giyim ve deri sektöründe Türkiye'de maliyetlerin yüzde 2,1 arttığını, rakip ülkelerde ise bu artışın yüzde 0,3'te kaldığını belirten Diren, özellikle işgücü ve ara malı maliyetlerindeki yükselişin sektörün rekabet gücünü zayıflattığını ifade etti. Diren, çözümün para politikasından taviz vermek değil, üretim, ihracat ve dönüşüm yatırımlarını destekleyecek hedefli, seçici ve şeffaf finansman mekanizmaları oluşturmak olduğunu söyledi. Hukuk güvenliği, öngörülebilirlik ve güçlü yatırım ortamının da sanayinin dönüşümünü destekleyecek temel unsurlar arasında yer aldığını ifade eden Diren, sürdürülebilir refahın ancak rekabetçi sanayi, güçlü üretim altyapısı ve nitelikli insan kaynağıyla mümkün olacağını vurguladı. Diren, “Ekonomik programın başarısı elbette enflasyonun kalıcı biçimde düşmesiyle ölçülebilir. Ama bunun yanında sanayinin nabzı kaçta atıyor, üreticinin yatırım iştahı ne durumda, gençlerimiz geleceğin üretiminde kendilerine nasıl bir yer görüyor, ihracatçımız küresel pazarda hangi katma değerle rekabet ediyor; bu soruların cevapları da en az makro göstergeler kadar önemli. Çünkü sürdürülebilir refah; güçlü bir üretim tabanı, nitelikli insan kaynağı ve rekabetçi sanayi kapasitesi üzerinde yükselecek” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Rekabetçi kumaşta 3 iplik kuralı </h2>
<p>Sektörel Dernekler Federasyonu (SEDEFED) Yönetim Kurulu Başkanı Emine Erdem de ekonominin en sağlam omurgası olarak tanımladığı tekstil ve hazır giyim sektörlerinde küresel rekabette fark yaratmak için geleneksel üretimin ötesine geçilmesi gerektiğini vurguladı. İki sektördeki iş birliğini kumaş dokuma tezgahına benzeten Erdem, dönüşümün üç temel sacayağı üzerinde yükselmesi gerektiğini belirterek, “Sektörümüzde kumaş tek bir iplikle dokunmaz, önce çözgü gerilir, ardından mekik işler ve desen ortaya çıkar. Bugün Türk sanayisinin ihtiyacı olan şey de tam olarak bu. Uyum, iş birliği ve ortak emek. Geleceğin rekabetçi kumaşını ise üç güçlü iplikle dokuyacağız, dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve toplumsal dönüşüm” diye konuştu.</p>
<h2>Çözüm ucuz işçilikte değil </h2>
<p>TGSD Müşterek Başkanı Ümit Özüren, tekstil ve hazır giyim sektörünün artık “ucuz işçilik” ve geleneksel emek yoğun yapıyla anılamayacağını söyleyerek, dijitalleşme, tasarım ve sürdürülebilirlik odaklı bilgi ve teknoloji yoğun bir dönüşüm hamlesi başlattıklarını kaydetti.</p>
<p>Sektörün maliyet baskıları nedeniyle yaşadığı zorluklara dikkat çeken Özüren, “Son 4 yılda 400 bine yakın istihdam kaybettik. Bu kayıp sadece kağıt üzerindeki bir rakam değil, aynı zamanda büyük bir bilgi birikimi ve insan hayatı. Bu yüzden çözümü ucuz işçilikte değil, katma değeri yüksek, tasarım, bilgi ve teknoloji temelli bir üretim modelinde arıyoruz” dedi.</p>
<h2>Rekabete 5-0 yenik başlıyoruz </h2>
<p>TGSD Yönetim Kurulu Üyesi ve Gizia Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Kutlu, Türk moda markalarının küresel rekabete 5-0 yenik başladığını söyledi. Hem yüksek finansman maliyetleri hem de enflasyon nedeniyle sektörün dezavantajlı olduğunu belirten Kutlu, buna rağmen markaların kendi hatalarını da görmesi gerektiğini vurguladı. Türk üreticilerinin dünyanın en kaliteli ürünlerini üretebildiğini ancak bunları pazarlamakta yetersiz kaldığını ifade eden Kutlu, Türkiye'de markalaşmanın yanlış anlaşıldığını belirtti. Kutlu, çok sayıda mağaza açmanın marka olmak anlamına gelmediğini belirterek, aynı markaların yüzlerce AVM'de yer almasının şirketlere hem maliyet hem de verimsizlik yüklediğini söyledi. Avrupa'daki benzer işletmelere göre Türkiye'de hem mağazalarda hem de restoranlarda gereğinden fazla personel istihdam edildiğini söyleyen Kutlu, sektörün büyüme stratejisini mağaza sayısı yerine doğru konumlanma, verimlilik ve sürdürülebilir kârlılık üzerine kurması gerektiğini dile getirdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"16 kişilik şirketlerle küresel rekabet mümkün değil"</span></h2>
<p>TGSD Başkanı Toygar Narbay, Türk tekstil ve hazır giyim sektörünün küresel rekabette ayakta kalabilmesi için şirketlerin ölçek büyütmesi ve iş birliği kültürünü geliştirmesi gerektiğini söyledi. Dünyada rakip şirketlerin dahi maliyet avantajı sağlamak için birlikte hareket ettiğini hatırlatan Narbay, “Yabancıların 'coopetition' dediği, yani rekabet içinde iş birliği anlayışını benimsememiz gerekiyor. BMW ile Mercedes'in ortak parça satın alması bunun en somut örneklerinden biri” dedi. Sektörde ortalama firma büyüklüğünün yalnızca 16 çalışan olduğuna dikkat çeken Narbay, bu yapıyla yapay zeka, robotik, tasarım ve markalaşma yatırımlarının yapılmasının mümkün olmadığını belirtti. “250'nin üzerinde çalışanı bulunan firmalar toplam işletmelerin binde 6’sını oluşturuyor ancak üretimin yüzde 40’ını gerçekleştiriyor. Büyük ölçekli firmalarda kişi başına üretim, küçük işletmelerin 2,6 katına ulaşıyor. Verimlilik ölçekten geliyor. Bunun için şirketlerin güç birliği yapması, konsolidasyonun önündeki engellerin kaldırılması gerekiyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyim-ve-tekstilde-rekabet-gucu-alarmi-83233</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/6/1280x720/ozan-diren-1773722104.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil ve hazır giyim sektörünün ele alındığı Sektörel Dönüşüm Toplantısı&#039;nda artan maliyetler, finansmana erişim sorunları ve zayıflayan rekabet gücü öne çıktı. TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, maliyet bazlı rekabet gücünün tarihi düşük seviyelere gerilediğini belirtirken, TGSD, 400 bin istihdam kaybına dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/egemenlik-kayitsiz-sartsiz-milletindir-83232</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş dünyası temsilcileri, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla yayımladıkları mesajlarda "milli irade" ve Cumhuriyet'e bağlılık vurgusu yaptı.</p>
<p><strong>TOBB YÖNETİM KURULU BAŞKANI RİFAT HİSARCIKLIOĞLU:</strong></p>
<p><strong>“Çok çalışmaya ve üretmeye devam edeceğiz”</strong></p>
<p>“15 Temmuz 2016 gecesi, demokrasimize, istiklālimize ve milletimizin iradesine hain bir darbe girişiminde bulunulmuştur. O karanlık gecede Türk milleti; kadınıyla, erkeğiyle, genciyle ve yaşlısıyla sokaklara dökülerek canı pahasına cumhuriyetine ve geleceğine sahip çıkmıştır. Türk iş dünyasının çatı kuruluşu olarak, o gece ilk andan itibaren hiç tereddüt etmeden devletimizin ve milletimizin yanında saf tuttuk. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyerek demokrasiden yana olan net tavrımızı ortaya koyduk. Bugün de yine bizlere düşen en büyük görev; şehitlerimizin emanetine sahip çıkmak, demokrasimizi daha da güçlendirmektir. Ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak için çok çalışmaya ve üretmeye devam edeceğiz. Bu anlamlı gün vesilesiyle, şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnet ve şükranla anıyoruz”.</p>
<p><strong>ANKARA TİCARET ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI GÜRSEL BARAN:</strong></p>
<p><strong>“Asla unutmayacağız, unutturmayacağız”</strong></p>
<p>“15 Temmuz 2016’da Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) gerçekleştirdiği hain darbe girişiminin üzerinden tam 10 yıl geçti. 15 Temmuz’da hedef alınan sadece demokrasimiz değil; ülkemizin huzuru, istikrarı, ekonomisi, üretim gücü ve kalkınma iradesiydi. Türkiye’nin büyümesini, güçlenmesini ve geleceğe güvenle yürümesini istemeyen odaklar, milletimizin sarsılmaz iradesi karşısında başarısızlığa uğradı. O gece, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla meydanlara çıkan milletimiz; tanklar ve silahlar karşısında, inancı, cesareti ve vatan sevgisiyle durmuş, millet iradesinin üzerinde hiçbir güç tanımayacağını bütün dünyaya göstermiş, demokrasi destanı yazmıştır. 15 Temmuz’u asla unutmayacağız, unutturmayacağız. O gün ortaya konulan birlik, beraberlik ve kararlılık ruhunu, üretimden ticarete, yatırımdan istihdama kadar iş dünyası olarak her alanda yaşatmaya, ülkemizin kalkınması ve ekonomik bağımsızlığını güçlendirmek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle, vatanımız, bayrağımız ve demokrasimiz uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnet ve şükranla anıyor; milletimizin birlik ve beraberliğinin ilelebet daim olmasını diliyorum.”</p>
<p><strong>ANKARA SANAYİ ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI SEYİT ARDIÇ:</strong></p>
<p><strong>“Milli iradeye bağlılığımızı aynı kararlılıkla sürdüreceğiz”</strong></p>
<p>15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nün 10. yıl dönümünde, demokrasimize, milli irademize ve bağımsızlığımıza kasteden hain darbe girişimini bir kez daha lanetliyorum.15 Temmuz 2016 gecesi aziz milletimiz, demokrasisine, bağımsızlığına ve geleceğine sahip çıkarak, milli iradenin üzerinde hiçbir gücün olamayacağını tüm dünyaya göstermiştir. O gece ortaya konulan cesaret, birlik ve dayanışma ruhu, milletimizin tarih boyunca sergilediği kararlılığın en güçlü örneklerinden biri olarak hafızalara kazınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, köklü devlet geleneği ve sarsılmaz milli birliğiyle, nereden ve kimden gelirse gelsin hiçbir tehdide boyun eğmeyecek kudrete sahiptir. Hiçbir odak ve girişim, milletimizin iradesini teslim alamayacaktır. Milletimiz, 15 Temmuz gecesi ortaya koyduğu destansı duruşla demokrasisine, bağımsızlığına ve milli iradesine sahip çıkma kararlılığını tüm dünyaya ilan etmiştir. O gece ortaya konulan milli birlik ruhu, demokrasiye sahip çıkma kararlılığıyla tüm milletler için ilham ve cesaret kaynağı olmuştur. Ankara Sanayi Odası olarak, dün olduğu gibi bugün ve yarın da demokrasiye ve milli iradeye olan sarsılmaz bağlılığımızı aynı inanç ve kararlılıkla sürdüreceğiz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda, üretim, istihdam ve ihracatla ülkemizi daha güçlü yarınlara taşımaya devam edeceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nün 10. yıl dönümünde, demokrasimiz ve vatanımız uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p><strong>İZMİR TİCARET ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI MAHMUT ÖZGENER:</strong></p>
<p><strong>“Milli irade etrafında kenetlenmeye devam edeceğiz”</strong></p>
<p>Milletimizin demokrasiye, milli iradeye ve ortak değerlerine sahip çıkma kararlılığının simgesi olan 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nün 10’uncu yılında, aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. 15 Temmuz, milletimizin birlik ve beraberlik içinde hareket ettiğinde aşamayacağı hiçbir engelin olmadığını tüm dünyaya gösterdiği tarihi bir dönüm noktasıdır. Demokrasiye olan bağlılığın, ortak değerler etrafında kenetlenmenin ve milli iradeye sahip çıkma kararlılığının en güçlü şekilde ortaya konulduğu bu anlamlı gün; geleceğe dair sorumluluklarımızı da bizlere bir kez daha hatırlatmaktadır. Ülkemizin daha güçlü yarınlara ulaşmasının yolu; demokrasimizi, birlik ve beraberliğimizi koruyarak üretmeye, yatırım yapmaya, katma değer oluşturmaya ve ortak hedefl er doğrultusunda birlikte çalışmaya devam etmekten geçmektedir</p>
<p><strong>İZMİR TİCARET BORSASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI IŞINSU KESTELLİ:</strong></p>
<p><strong>“15 Temmuz, milletimizin birlik ruhunun en güçlü göstergesi”</strong></p>
<p>15 Temmuz 2016 tarihinde milletimiz; demokrasiye, bağımsızlığına ve millî iradesine sahip çıkma kararlılığını tarihe güçlü bir şekilde kaydetti. O gece ortaya konan ortak duruş, birlik ve beraberliğin ülkemizin en büyük gücü olduğunu bir kez daha gösterdi. Tarımdan sanayiye, ticaretten ihracata kadar tüm ekonomik faaliyetlerin gelişebilmesi; ancak istikrarın, hukukun ve ortak aklın hâkim olduğu bir ortamda mümkün. Ülkemizin geleceğine duyduğumuz güvenle, üretmeye, katma değer oluşturmaya ve tarım sektörümüzü daha güçlü yarınlara taşımaya devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki güçlü ekonomi; güçlü demokrasi, toplumsal dayanışma ve ortak sorumluluk bilinciyle desteklendiğinde kalıcı başarıya ulaşır. 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü vesilesiyle, vatanımız uğruna canlarını feda eden şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Milletçe birlik ve beraberliğimizi koruduğumuz, üretimin, emeğin ve dayanışmanın değerini büyüttüğümüz aydınlık yarınlar diliyorum.</p>
<p><strong>TÜRMOB GENEL BAŞKANI İRFAN HÜSEYIN YILDIZ:</strong></p>
<p><strong>"15 Temmuz, milli iradenin gücünü tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir"</strong></p>
<p>TÜRMOB Genel Başkanı İrfan Hüseyin Yıldız, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı:</p>
<p>“Demokrasiye ve Cumhuriyetimizin temel değerlerine sahip çıkan milletimiz, 15 Temmuz 2016 gecesi gerçekleştirilen hain darbe girişimine karşı büyük bir irade ve kararlılık göstermiştir. O gece ortaya konulan birlik, beraberlik ve dayanışma ruhu; milli iradenin gücünü tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir. Demokratik değerlerimize, hukuk düzenimize ve millet egemenliğine olan bağlılığımızla; hiçbir gücün milli iradenin üzerinde olamayacağını vurguluyoruz. Bu vesileyle 15 Temmuz gecesi hayatını kaybeden şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnet ve saygıyla anıyor; hain darbe girişimini bir kez daha kınıyoruz</p>
<p><strong>TÜRKİYE İHRACATÇILAR MECLİSİ (TİM) BAŞKANI MUSTAFA GÜLTEPE:</strong></p>
<p><strong>160 bine yaklaşan ihracatçımızla birlikte 15 Temmuz 2016'dan bu yana rotamızı hiç değiştirmedik</strong></p>
<p>10 yıl önce, 15 Temmuz 2016’da karşı karşıya kaldığımız hain darbe girişimi, sadece demokratik kurumlarımızı değil, ülkemizin ekonomik istikrarını ve küresel pazarlardaki güvenilirliğini de hedef almıştır.</p>
<p>Ancak milletimizin gösterdiği güçlü irade, Türkiye’nin her türlü sarsıntıya karşı ne kadar dayanıklı bir altyapıya sahip olduğunu tüm dünyaya kanıtlamıştır.</p>
<p>15 Temmuz gecesinin hemen ardından, 16 Temmuz sabahı fabrikalarının şalterini kaldıran, sevkiyatlarını durdurmayan ve uluslararası iş ortaklarına "Türkiye’de üretim ve ticaret kesintisiz devam ediyor" mesajını veren Türk ihracatçısı, o kritik dönemeçte çok önemli bir sınav vermiştir.</p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi olarak, 160 bine yaklaşan ihracatçımızla o günden bu yana rotamızı hiç değiştirmedik.</p>
<p>15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günümüzü kutlarken; vatanı, bayrağı ve değerleri uğruna canını siper eden 15 Temmuz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p><strong>DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER KURULU (DEİK) BAŞKANI NAİL OLPAK:</strong></p>
<p><strong>Türk iş dünyası 10 yılda ekonomik bağımsızlığın milli egemenliğin ayrılmaz parçası olduğunu gösterdi</strong></p>
<p>15 Temmuz 2016 tarihinde ülkemizin demokrasisine, milli iradesine ve anayasal düzenine yönelik gerçekleştirilen hain darbe girişiminin üzerinden on yıl geçti. Aradan geçen on yılda Türk iş dünyası; üretime, ihracata, istihdama ve yatırıma kesintisiz şekilde devam ederek ülkemizin kalkınma hedeflerine katkı sundu, ekonomik bağımsızlığın milli egemenliğin ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu dönemde kişi başına gelirimiz yaklaşık 10.900 dolardan yaklaşık 18.000 dolar seviyesine çıktı. İhracatımızın küresel ticaretten aldığı pay yüzde 1,07’ye yükseldi. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından kamuoyuna açıklanan; üretim, ihracat, yüksek katma değerli hizmetler ve uluslararası yatırım çekme kapasitemizi güçlendirmeyi hedefleyen, vergi teşvikleri, yatırım kolaylıkları ve finansal düzenlemeler içeren kapsamlı ekonomik reform paketi, bu avantajlarımızı daha etkin şekilde değerlendirmemize önemli katkılar sağlayacaktır. Öte yandan, firmalarımızın geleneksel olarak rekabet ettiği fiyat, kalite ve hız unsurlarına son dönemde ‘’Güven Rekabeti’’ faktörü de eklendi. Türkiye; güçlü üretim altyapısı, stratejik konumu, genç ve nitelikli iş gücü ile uluslararası yatırımcılar açısından güvenilir bir ortak ve istikrarlı bir yatırım merkezi olarak öne çıkıyor. Bu durum, ülkemize küresel rekabette önemli bir avantaj sağlıyor. 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nün 10’uncu yıl dönümünde, demokrasimize ve milli iradeye sahip çıkan aziz milletimizi saygıyla selamlıyor; ülkemizin hedefleri doğrultusunda daha güçlü, daha müreffeh ve daha dirençli bir Türkiye için üretmeye, yatırım yapmaya ve çalışmaya devam edeceğimizi bir kez daha vurguluyoruz.</p>
<p><strong>EGE İHRACATÇI BİRLİKLERİ KOORDİNATÖR BAŞKANI MUHAMMET ÖZTÜRK:</strong></p>
<p><strong>Milli irade ile güçlenen Türkiye, ihracatla büyüyor</strong></p>
<p>15 Temmuz 2016 birlik, beraberlik ve dayanışmanın tarihe altın harflerle yazıldığı unutulmaz bir dönüm noktasıdır. Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki güçlü bir devletin ve güçlü bir demokrasinin en önemli dayanaklarından biri, güçlü bir ekonomidir. Üreten, yatırım yapan, istihdam oluşturan ve ihracatla dünya pazarlarında rekabet eden bir Türkiye, ekonomik bağımsızlığını da sağlam temeller üzerine inşa etmektedir. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında hedefimiz; yüksek katma değerli üretimle, inovasyon odaklı sanayiyle ve güçlü ihracat altyapısıyla Türkiye'nin küresel ticaretteki konumunu daha da ileri taşımaktır.</p>
<p>Bu hedefe ulaşmanın yolu ise birlikten, ortak akıldan, demokrasiye olan bağlılıktan ve üretimden geçmektedir. Milletimizin 15 Temmuz gecesi ortaya koyduğu kararlılık ve dayanışma ruhu, ekonomik alandaki başarılarımızın da en önemli ilham kaynaklarından biridir. 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü vesilesiyle, vatanımızın bağımsızlığı, demokrasimiz ve milletimizin huzuru uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Birlik ve beraberliğimizi koruduğumuz, üretmeye ve ihracatla ülkemize değer katmaya devam ettiğimiz sürece Türkiye'nin her alanda daha güçlü yarınlara ulaşacağına yürekten inanıyorum.</p>
<p><strong>KAYSERİ SANAYİ ODASI (KAYSO) YÖNETİM KURULU BAŞKANI MEHMET BÜYÜKSİMİTCİ:</strong></p>
<p><strong>Ortaya konulan milli birlik ruhu, ülkemizin en büyük gücü olmaya devam etmektedir</strong></p>
<p>15 Temmuz 2016 gecesi aziz milletimiz, devletine, bayrağına ve demokrasisine sahip çıkarak hain darbe girişimini bertaraf etmiş, birlik ve beraberlik içinde tüm dünyaya örnek olacak tarihi bir destan yazmıştır. O gece ortaya konulan milli birlik ruhu, ülkemizin en büyük gücü olmaya devam etmektedir. Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşmanın yolu, yüksek katma değerli üretimden, teknoloji odaklı yatırımlardan ve küresel rekabet gücümüzü artırmaktan geçmektedir. Kayseri Sanayi Odası olarak sanayimizin dönüşümünü desteklemeye, üyelerimizin rekabet gücünü artırmaya ve ülkemizin kalkınmasına katkı sunmaya devam edeceğiz. Başta 15 Temmuz şehitlerimiz olmak üzere vatanımızın bölünmez bütünlüğü için canlarını feda eden tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Rabbim milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın; birlik ve beraberliğimizi daim eylesin."</p>
<p><strong>KAYSERİ TİCARET ODASI (KTO) YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖMER GÜLSOY:</strong></p>
<p><strong>Vatanımızın bölünmez bütünlüğü için can veren tüm şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum</strong></p>
<p>FETÖ/PDY ihanet şebekesi ve onların küresel iş birlikçileri tarafından milli irademize, demokrasimize ve devletimizin bekasına yönelik gerçekleştirilen alçak kalkışmanın üzerinden tam 10 yıl geçti. 15 Temmuz; kendi vatandaşına silah doğrultacak kadar gözü dönmüş hainlere karşı, yüce Türk milletinin çıplak elleriyle, sarsılmaz imanıyla ve vatan sevgisiyle kazandığı şanlı bir zaferdir. O karanlık gecede Kayseri, yüz binlerce vatan sevdalısıyla Cumhuriyet Meydanı’na akın etmiş, günlerce süren 'Demokrasi Nöbetleri' ile iradesine siper olmuştur. Bu vesileyle, vatanımızın bölünmez bütünlüğü için can veren tüm şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum. Kayseri Ticaret Odası ve iş dünyası temsilcileri olarak, o gece meydanlarda tuttuğumuz demokrasi nöbetini bugün fabrikalarımızda, ticarethanelerimizde, AR-GE merkezlerimizde üretim nöbeti olarak sürdürüyoruz. Ekonomimizi büyüterek, istihdamı artırarak ve ihracat rekorları kırarak demokrasimizi de taçlandırıyoruz. 15 Temmuz’un 10. yılında bir kez daha haykırıyoruz: Devletimizin emrinde, milletimizin hizmetinde, demokrasimizin ve ekonomimizin yılmaz bekçileriyiz.</p>
<p><strong>KAYSERİ ESNAF VE SANATKÂRLAR ODALARI BİRLİĞİ (KESOB) BAŞKANI ŞEYHİ ODAKIR:</strong></p>
<p><strong>Milletimizin bayrak sevgisi, memleket tutkusu üstün gelmiştir</strong></p>
<p>15 Temmuz 2016 gecesi FETÖ terör örgütü mensuplarınca ve dış bağlantılarının destekleriyle yapılmaya çalışılan darbe girişimi, milletimizin vakur duruşuyla ve ferasetiyle, Cumhurbaşkanımızın kararlı duruşuyla, milletin ordusu, polisi güvenlik güçleriyle bir arada omuz omuza durmasıyla akamete uğratıldı. Milli iradeye karşı düzenlenmiş olan bu hayasızca saldırıda milletimiz, sokaklara meydanlara çıkmış göğsünü siper etmiş, canı kanı uğruna itiraz etmişti. Ülkemizin, milletimizin bayrak sevgisi, memleket tutkusu, kırmızı çizgisi olan vatanının haince kuşatılmaya çalışılmasına üstün gelmiştir. Girişimin 10’uncu yıldönümünde hayatını vatanı uğrunda gözünü kırpmadan veren şehitlerimiz yad ediyoruz, gazilerimizi anıyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/egemenlik-kayitsiz-sartsiz-milletindir-83232</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/bayrak-turkiye-ekonomi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş dünyası temsilcileri &quot;Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir&quot; ilkesiyle Türkiye&#039;nin ekonomik istikrarını koruma yolunda adımlar atmaya devam edeceklerini açıkladı. Ekonomik bağımsızlığın milli egemenliğin ayrılmaz parçası olduğunu vurgulayan Türk iş dünyası &quot;çok çalışacağız ve çok üreteceğiz&quot; mesajlarını yineledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/topluluk-tipi-orgutler-ve-iktidar-83229</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Topluluk tipi örgütler ve iktidar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Aradan geçen 10 yıllık zamanın sağladığı dingin düşünme fırsatlarını değerlendirmeliyiz. Ülkemizin tarihinin derinliklerinde “topluluk örgütlenme” gelenekleri vardır. Gelenekler değişmez değildir; zamanın yarattığı ihtiyaca göre ya güveni ve huzuru pekiştirir ya da asalak hale gelirler.</strong></p>
<p>Gelişmişlikle geri kalmışlığı ölçmenin yöntemlerinden biri “aşırı ve noksan değerlendirme yapmama” ahlaki sabitini kullanma derecemizdir.</p>
<p>Yaşamın temel gerçekliklerinden biri de “Cemaat/topluluk örgütlenmeleridir”. Biz insanlar kişisel yararlara şiddetli bir eğilim gösteririz; ama bunun gerektirdiği çalışma iradesi, anlama merakı ve anlamlandırma haysiyeti konusunda disiplinli olanlarımız azınlıktadır. Aklımızı ve enerjimizi bir hoca efendiye, kutba, babaya, dedeye, bir bilene, imama, lidere emanet etmekte de sakınca görmeyebiliriz. Bireysel ya da grup halinde “konfor alanı” yaratarak sorgulama merakını diri tutma, akıl yürüterek çoklu düşünme ve bilinmezlerle yüzleşme cesareti için gerekli enerjiyi göstermeyebiliriz.</p>
<p>Topluluk örgütlenmelerinin temelinde konfor alanına sığınma, bir yere ait olmanın güvenini hissetme, kısa yoldan bir yarara ulaşma, bir inanç ya da düşünceyi yaşama taşıma gibi eğilimlerden biri baskın olabilir.</p>
<p>Yaşam sürecinde 10 yıl önemli bir zamandır; geçmişte olup bitenleri olayların sıcaklığından uzak dingin düşünme için gerekli zemini yaratabilir. Yine de sosyal olaylarda kesin yargılar verirken dikkatli olmalıyız. Popülist söylemde anlatılan bir söyleme göre, Çin’in eski başbakanlarından Çu Enlay’a sormuşlar: “Fransız Devrimi’nin etkisi ne oldu?”. Verdiği yanıt ilginçtir; aynı zamanda çok önemli bir sosyoloji ilkesini anımsatır: “Bunu söylemek için çok erken!”</p>
<p>Adalet, merhamet ve vicdana uygun düşecek değerlendirmeler yapmak için zamana ihtiyacımız olabilir; ama geçmişten ders alarak daha sağlıklı gelecek inşa etmek için sürekli durum değerlendirmesi yapmak gerekir.</p>
<p>Yanılabilme özgürlüğünü kullanalım</p>
<p>Zihinsel üretkenliğin önünü kesmemek için “yanılabilme özgürlüğünü” ilkeli biçimde kullanarak, 10 yıl önce yaşanan olayın değerlendirmesini yapmalıyız ki, hata kültürünün özünü oluşturan temel kurala uymuş olalım: Hata yapmadan gelişemeyiz, ama aynı hatayı tekrarlayarak da bir yere varamayız.</p>
<p>Topluluk örgütlenmelerinde öncelikle analiz etmemiz gereken husus, “alan hakimiyeti” olgusudur. Bir topluluk örgütlenmesinde, doğruluğuna inandığımız düşüncelerin geçerliliği ve geleceği inşa etmedeki etkisine iman etmenin ve inanmanın, vazgeçilmez bir ideale adanmanın etkisi büyüktür. Bir de düşünerek, sorgulayarak, fayda va maliyetini hesaplayarak katılım vardır. İnanç ise bir seçim yaparak katılmaktır; için sorgulama vardır.</p>
<p>Yaşananları önyargı tuzaklarına yakalanmadan sorgularsak “öğrenilmiş gerçeklik alanını” genişletir; “öğretilmiş gerçekliklerin” tuzaklarından uzak durabiliriz.</p>
<p>Topluluk örgütlenmelerinde, amaç ve hedefi düşünce-odaklı meşrulaştırır ve çoğaltırsak “ulaştığımız alanı doldurur”; ayaklarımızı sağlam yere basabiliriz. Düşünce-odaklı topluluk örgütlenmelerinde, özü, sözü ve davranışları birbirini bütünleme olasılığı iman-odaklı ve inanç-odaklı katılıma göre iç tutarlık olasılığı daha yüksektir. Ayrıca, düşünce-odaklı topluluk örgütlenmelerinde stratejilerin, taktiklerin ve uygulamaların bütünlüğü de alanı hakkıyla doldurmak için diğer örgütlenme biçimlerine göre daha uygun düşer.</p>
<p>Topluluk örgütlenmesinin “alanı doldurma” aşamasında yakalandıkları tuzaklar dikkatle analiz etmeliyiz: Örgüte destek veren açık ve örtük yapılar hakkında bilgimiz yeterli değilse, örgütlenmenin kime ne yarar sağladığı, kimlere ve nelere karşı durduğu konusunda da bilgiye dayalı katılım aranmalıdır. Aranmalıdır, çünkü sosyal yaşamın temel gerçeklerinden biri, “Akıllı egemenler, ateşteki kestaneleri eliyle çekmez!” gerçekliği her zaman geçerlidir.</p>
<p>Canlılığın temeli olan hücre yapısında bile “yalıtım sınırları” iyi belirlenmezse varlığı korumak mümkün olmuyor. Topluluk örgütlenmelerinde de “alanı koruma çeperleri” gerektiği gibi yalıtılmadığından, iç bünyede aşırı değerlendirme yapanların hareket alanı genişlerse “arka plan hedefleri” ağırlık kazanabilir. Özellikle çoklu düşünceye açık durarak, etken denetim dediğimiz kişi-odaklı “iç denetim mekanizmaları” işlemiyorsa topluk örgütlenmelerinde iktidar heveslerinin artması her zaman mümkündür.</p>
<p>Güç yaratma ve kullanmanın ilkesi çok nettir: Gücün sınırlarını bileceksiniz, gücü kullanma zamanını iyi hesaplayacaksınız, asıl önemlisi gücü kullandıktan sonra size nasıl döneceğini iyice ölçüp biçeceksiniz.</p>
<p>Bugün 15 Temmuz olaylarını değerlendirirken cemaat örgütlenmesinin yazıda özetlenen ve akla gelebilecek başka sosyolojik ilkeler bağlamını iyi düşünmek; topluma bunları açık ve net anlatmak, gelişmeyi aksatan bu gibi tuzaklara düşme eğilimini güçlendirecek tutum ve davranışlardan sakınmak için ortamı olgunlaştırmak gerekiyor.</p>
<p>Denk güçler mücadelesi</p>
<p>Bugünden geriye bakarak değerlendirme yapmanın amacı, gelecek için dersler çıkarma olmalı. Sosyolojide “denk güçlerin mücadelesi ilkesi” unutulmamalı. Bir topluluk örgütlenmesinin, bir siyasi parti örgütlenmesiyle mücadeleye girdiği zaman, denk olmayan güçlerle yarışı olur; kaybedecek taraf bellidir. Buradan çıkarılması gereken ders, topluluk örgütlenmelerinin yönetimleri “siyasi iktidara aday” olmak istiyorlarsa; siyasi parti kurmalı; topluluk örgütlenmelerinin tanımlanmış amaçlarının dışına çıkmalarına izin verilmemeli.</p>
<p>Bir başka husus, “topluluk örgütlenmelerinin gözetim ve denetimi” konusudur. Siyasi irade topluluk örgütlenmeleri insan eliyle etken denetim kadar; sistem-odaklı edilgen denetimden geçirmeli; sonuçlar kamuoyuna açık, anlaşılır ve sistemli biçimde paylaşılmalı. Gözetim ve denetim eksikliği topluluk örgütlerini kendilerine hakim olan kişilerin öznel değerlendirmelerine bırakılmamalı, tanımlanmış alan çeperlerini aşma eğiliminin “tamiri imkansız hata” yapmasına fırsat verilmemeli.</p>
<p>Teknik ve ahlaki üstünlük</p>
<p>Topluluk örgütlenmesinde “alan belirleme” kadar “alan doldurma” üzerinde de durulmalı.</p>
<p>Alan belirleme ırk, inanç ve düşünce odaklı olabilir. Alan doldurma ise taraflara sağlanan yarar ve kolaylıklarla ilgilidir.</p>
<p>Ortadoğu coğrafyasında topluluk örgütlenmesi biçiminde başlayan, sonra siyasi hareketlere dönüşen yapılarda başlangıçta alanda yaşayanların maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamanın etkilerini uzmanların derin analizlerinden öğreniyoruz. Eğer topluluk örgütlenmeleri, kendi alanlarında ve tanımlanmış hedeflerinde teknik destek ve iç tutarlılıkla ahlaki üstünlük yaratırlarsa yaygınlaşabiliyor.</p>
<p>Teknik olarak erişilebilen kaynakların adil dağılması ve ahlâkı olarak da hakkaniyete özen gösterildiği düşüncesinin yaygınlaşması topluluk örgütlenmelerine üstünlük sağlama gücü yaratır.</p>
<p>Aradan geçen 10 yıllık zamanın sağladığı dingin düşünme fırsatlarını değerlendirmeliyiz. Ülkemizin tarihinin derinliklerinde “topluluk örgütlenme” gelenekleri vardır. Gelenekler değişmez değildir; zamanın yarattığı ihtiyaca göre ya güveni ve huzuru pekiştirir ya da asalak hale gelirler.</p>
<p>Geldiğimiz aşamada geçmişte olup bitenleri serinkanlı biçimde değerlendirerek, gelecekle ilgili bir ortak kuram, netleşmiş amaç, tanımlanmış hedef, kurgulanmış strateji, planlanmış taktik ve tam zamanında uygulama özeni gösterilmeli.</p>
<p><strong>NEREDE YANLIŞ YAPTIK? </strong></p>
<p>Başta söylediğimiz gibi yanılabilme özgürlüğünü kullanmalıyız. Yaşamın en tehlikeli silahının “kendisinin yanılmaz olduğunu” düşünen insanlar olduğu unutmamalıyız. On yıllık zaman sonrasında kendimize sormalıyız: Nerede yanlış yaptık? </p>
<p>▶ Birincisi, topluluk örgütlenmeleriyle ilgili ilke, kural, kuram, yasa, model ve metotlar konusunda nerede, ne kadar sorgulama yaptık? Bugün neredeyiz? <br />▶ İkincisi, sorgulamaları kısa dönemli çıkarları mı, uzun dönemli geleceği düşünerek mi yaptık? <br />▶ Üçüncüsü, topluluk örgütlenmeleriyle ilgili bakış açımız net mi, yoksa başka amaçlarla gerçek niyetlerimizin üzerine kutsal şallar mı örtüyoruz? <br />▶ Dördüncüsü, topluluk örgütlenmelerinin yapay-zeka temelli toplumsal örgütlenmede fırsat ve tehlikelerinin neler olabileceğini sorgulama ve bilgiye dayalı fikir üretmenin neresindeyiz? <br />▶ Beşincisi, her işin bir çirkin bir de güzel yüzü vardır: Çirkin yüzü gelişmeleri zamanında öngörmeyerek kurunun yanında yaşı da yakmaktır. Güzel yüzü, eğilimleri öngörerek, en az insan kaynağı ve maddi kaynak harcamaktır. Şimdi kendimize sormalıyız, bu sınavının neresinde duruyoruz?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/topluluk-tipi-orgutler-ve-iktidar-83229</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/9/1280x720/54-1784093249.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Topluluk tipi örgütler ve iktidar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/iki-gunde-bist100den-200-puan-sildi-83226</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> İki günde BİST100’den 200 puan sildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul BİST100 endeksini halka arzından bu yana yukarı yönlü destekleyen Destek Finans Faktoring son iki gündür negatif etki yapıyor. Geçen yıl şubattaki halka arzından bu yana yüzde 6095 yükselen hisse yeni haftanın iki işlem gününde de taban oldu. İki gündü BİS100 endeksinden 200 puanı tek başına Destek Finans Faktoring sildi. Şubat 2025’te borsa macerası başlayan Destek Finans Faktoring halka arzından bu yana Tera Portföy’ün Birinci Serbest Fonu’nda (TLY) yer alıyor. Aynı dönemde halka arz olan Vişne Madencilik de Destek Faktoring ile birlikte TLY fonunda yer alırken Tera Portföy’ün geçen yıl ağustosta Vişne Madencilik hisselerini boşaltmıştı. Şimdi son günlerde Kamuyu Aydınlatma Platformu’na Tera Portföy’ün Destek Finans ile ilgili bildirimleri düşüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5714d415513-1784091860.png" alt="" width="331" height="260" /></p>
<h2>Şirket sermayesi içindeki pay oranı</h2>
<p>Haziran başında Tera Portföy KAP bildiriminde Destek Faktoring'e ilişkin işlemlerini açıkladı, ancak bu işleme ilişkin düzeltme 9 Temmuz'da geldi. Açıklamada "Tera Portföy'ün kurucusu ve yöneticisi olduğu Tera Portföy Üçüncü Hisse Senedi Serbest (TL) Fon, Tera Portföy Birinci Serbest Fon, Tera Portföy Algoritmik Stratejiler Serbest Fonu ve Tera Portföy İkinci Gayrimenkul Yatırım Fonu portföyündeki Destek Finans Faktoring paylarında 04.06.2026 itibariyle 9,000.000 nominal pay alımı ve 53,811.000 nominal pay satımı gerçekleştirilmiş olup, yapılan işlemler sonucunda şirket sermayesi içindeki toplam pay oranı yüzde 5,012076'dan yüzde 4,998632'ye düşmüştür" denildi.</p>
<p>11 Haziran'da yine KAP açıklamasında Tera Yatırım'ın Destek Finans'ın sermayesinin yüzde 0,83'üne karşılık gelen paylarını borsada toptan alış satış işlemleri prosedürü kapsamında yatırımcılara satışının planlandığı duyuruldu, 12 Haziran işlem tarihi olarak verildi.</p>
<h2>Pay satış işlemi iptal edildi </h2>
<p>KAP'a 12 Haziran'da gelen duyuruda "Tera Yatırım'ın sahip olduğu şirket sermayesinin yüzde 0,83'üne karşılık gelen toplam 2.752.377 TL nominal değerli payların, 1 TL nominal değerli pay için 2.585 TL fiyatla Tera Yatırım Bankası'na satışı toptan alış satış işlemleri kapsamında 15/06/2026 tarihinde gerçekleştirilecektir" denildi. 15 Haziran'da ise işlemden alıcı taraf olan Tera Yatırım Bankası’nın muhtemel kredi risk limit aşımına izin vermemek amacıyla vazgeçildiği ve işlemin iptal edildiği duyuruldu. Destek Finans’ın KAP bildirimlerine göre 24 Haziran'da Tera Yatırım, şirkette yaptığı satışla payını yüzde 5,10'dan yüzde 4,90'a düşürdü.</p>
<p>9 Temmuz’da gelen bir diğer KAP bildirimiyle Tera Portföy’ün Tera Portföy Üçüncü Hisse Senedi Serbest (TL) Fon, Tera Portföy Birinci Serbest Fon, Tera Portföy Algoritmik Stratejiler Serbest Fonu ve Tera Portföy İkinci Gayrimenkul Yatırım Fonu portföylerindeki Destek Finans paylarında 07.07.2026 tarihi itibariyle 128,584.000 nominal pay alımı ve 2,060,413.000 nominal pay satımı gerçekleştirdiği açıklandı ve işlemler sonucunda şirket sermayesi içindeki toplam pay oranı yüzde 5,262300'dan yüzde 4,682751'e düştü.</p>
<h2>Yeni haftaya negatif başladı </h2>
<p>Tüm bu bildirimler ve işlemler sonrasında Türkiye’nin en büyük 4 bankasından daha yüksek bir piyasa değerine ulaşmış olan Destek Finans hisseleri yeni haftaya negatif başladı. Pazartesi günü taban görerek BİST100 endeksinden yaklaşık 100 puan silen Destek Faktoring dün yine taban olarak 92.18 puan daha götürdü. BİST100 endeksinde yüzde 6,55 ile ağırlığı en yüksek üçüncü şirket olan Destek Faktoring’in yukarı veya aşağı yönlü hareketleri BİST100 endeksinde de çok hissediliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/iki-gunde-bist100den-200-puan-sildi-83226</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şubat 2025’teki halka arzından bu yana hisse fiyatında yükseliş yüzde 6000’i aşan ve BİST100 endeksinde ağırlığı en yüksek üçüncü şirket haline gelen Destek Faktoring’te iki gün yaşanan taban seviye BİST100’ü negatif etkiledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enerji-piyasasinda-kirmizi-alarm-83225</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji piyasasında kırmızı alarm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5711b686412-1784091062.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD ile İran arasında sağlanan geçici ateşkesin fiilen etkisini yitirmesi ve Hürmüz Boğazı çevresinde yeniden yoğunlaşan askeri hareketlilik, enerji piyasalarını yeniden alarma geçirdi. Uluslararası gösterge Brent petrol, iki günlük sert yükselişin ardından varil başına 86,72 dolara kadar çıkarken haftalık artış yüzde 16'yı buldu. ABD ham petrolü de yüzde 14 yükselişle 80 doların üzerine yerleşti.</p>
<p>Piyasalardaki en büyük endişe, dünyanın deniz yoluyla taşınan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nda sevkiyatların yeniden aksayabileceği ihtimali. Uzmanlara göre mevcut stok seviyeleri, mart ayında yaşanan ilk krize kıyasla çok daha düşük olduğu için olası uzun süreli bir kesinti fiyatlar üzerinde daha sert etki yaratabilir.</p>
<p>Petrol fiyatlarındaki yükseliş yalnızca enerji piyasasını değil, küresel finans piyasalarını da baskılıyor. Artan enerji maliyetlerinin enflasyonu yeniden yukarı çekebileceği beklentisiyle Avrupa ve ABD borsalarında satışlar hızlanırken, tahvil faizleri de yükselişe geçti. Analistler, petrolün 90 doların üzerine çıkması halinde merkez bankalarının faiz indirimlerini daha da ötelemesinin gündeme gelebileceğini değerlendiriyor.</p>
<h2>OPEC talep tahminini üçüncü kez düşürdü</h2>
<p>OPEC, küresel petrol talebine ilişkin 2026 beklentisini üst üste üçüncü kez aşağı yönlü revize etti. Kartel, bu yıl dünya petrol talebinin günlük 780 bin varil artacağını öngörürken, önceki tahmin 970 bin varil seviyesindeydi. Buna karşın OPEC, jeopolitik tansiyonun düşmesi ve enerji ticaretinin normalleşmesi halinde 2027 görünümünün daha güçlü olacağını belirterek gelecek yıl için talep artışı beklentisini 1,94 milyon varile yükseltti. Raporda, Hürmüz Boğazı'ndaki aksaklıkların üretim artışlarını sınırladığı, ancak Körfez ülkelerinde üretimin yeniden toparlanmaya başladığına dikkat çekildi.</p>
<h2>Hürmüz'ü bypass edecek lojistik hamle</h2>
<p>Birleşik Arap Emirlikleri, Hürmüz Boğazı'na bağımlılığı azaltacak stratejik bir liman yatırımı başlatıyor. Ülkenin doğu kıyısında inşa edilecek yeni liman sayesinde konteynerler Hürmüz'den geçmeden doğrudan BAE'ye ulaşacak, yükler ise kara yolu ve demiryolu bağlantılarıyla Dubai, Abu Dabi ve komşu ülkelere taşınacak. Yaklaşık 18 ayda tamamlanması planlanan yatırımın, Körfez'in en önemli ticaret merkezlerinden biri olan BAE'nin tedarik zincirini güçlendirmesi ve bölgesel lojistik riskleri azaltması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enerji-piyasasinda-kirmizi-alarm-83225</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/5/1280x720/petrol-hurmuz-bogazi-1768283690.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz Boğazı&#039;ndaki gerilimin artmasıyla birlikte piyasalarda sevkiyatların yeniden aksama ihtimali endişe yaratıyor. Uzmanlara göre mevcut stok seviyeleri, marttaki ilk krize kıyasla çok daha düşük olduğu için olası uzun süreli bir kesinti enerji fiyatları üzerinde daha sert etki yaratabilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-dislanma-krizi-ve-cozum-yollari-83223</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital dışlanma krizi ve çözüm yolları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son yıllarda kamu ve özel sektör fark etmeksizin tüm hizmetlerin dijital kanallara taşınması, teoride hayatı kolaylaştırmayı amaçlayan büyük bir devrim olarak sunulmaktadır. Ancak pratik uygulama aşamasına gelindiğinde, özellikle kritik öneme sahip sağlık (MHRS gibi), bankacılık ve e-devlet sistemlerinde yapılan bazı güncellemeler, şaşırtıcı bir tezat doğurmaktadır: "Güvenliği artırma" vaadiyle yapılan hamleler, sistemleri belirli bir yaşın üzerindeki veya bilişim okuryazarlığı zayıf olan milyonlarca vatandaş için tamamen kullanılamaz hale getirmektedir. Yazılım geliştirme süreçlerinde sıkça düşülen "güvenlik fetişizmi" tuzağı, kullanıcı deneyimini (UX) feda ederek koca bir X ve Y kuşağını, en çok da dijital dünyaya sonradan adapte olmaya çalışan yaşlı nüfusu sistemin dışına itmektedir.</p>
<ol>
<li><strong> Güvenlik ve kullanılabilirlik dengesinde yaşanan yanılgı</strong></li>
</ol>
<p>Siber güvenlik mimarisinde, güvenlik önlemleri artırıldıkça kullanıcı deneyiminin zorlaşacağı genel kabul gören bir kuraldır. Ancak profesyonel bir yazılım yönetiminin görevi, bu iki kutup arasındaki dengeyi optimum noktada buluşturmaktır.</p>
<p>Özellikle kamu projelerinde sıklıkla görülen eğilim, "sorumluluk almama" güdüsüyle hareket edilmesidir. "Sistem hacklenmesin, veri sızıntısı olmasın da kullanıcı ne kadar zorlanırsa zorlansın" mantığı, siber güvenliği kurtarırken sosyal faydayı yok etmektedir. İki aşamalı doğrulamalar (2FA), karmaşık login (giriş) adımları ve sürekli yenilenen Tek Kullanımlık Şifre (OTP) senaryoları, bir yazılım uzmanının bile zaman zaman entegrasyon veya süre aşımı sorunları yaşamasına neden olurken; 70 yaşındaki bir insanın bu ekranlar arasında kaybolması kaçınılmazdır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Geliştirici ekiplerin "yankı odası" sendromu</strong></li>
</ol>
<p>Uygulamaları geliştiren, test eden ve onaylayan kadrolar genellikle genç, dijital yerli, yüksek teknolojili cihazlara sahip mühendislerden ve yöneticilerden oluşmaktadır. Bu ekiplerin en büyük metodolojik hatası, Kullanıcı Kabul Testleri (UAT) süreçlerinde kendi standartlarını baz almalarıdır.</p>
<p>Teknolojik okuryazarlığı zayıf bir bireyin; SMS ile gelen OTP şifresini kopyalamak için uygulamadan çıkıp mesajlar kutusuna girmesi, o şifreyi aklında tutup geri MHRS uygulamasına dönmesi ve bu esnada oturumun zaman aşımına uğramaması gibi bir akış, geliştirici için "basit bir edge case (uç durum)" gibi görünebilir. Oysa gerçek dünyada bu durum, yaşlı bir kullanıcının sistemi tamamen terk etmesi ve dijital olarak yardıma muhtaç hale gelmesiyle sonuçlanır.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Kapsayıcı tasarım neden bir zorunluluktur?</strong></li>
</ol>
<p>Sağlık gibi hayati alanlarda hizmet veren platformlar, ticari bir mobil oyun veya lüks bir tüketim uygulaması değildir. Dolayısıyla hedef kitle "yalnızca akıllı telefonu iyi kullananlar" olarak seçilemez.</p>
<p>Türkiye gibi yaşlanan bir nüfus yapısına sahip ülkelerde, X kuşağının bir kısmı ve cumhuriyet kuşağı, bu hizmetlerin ana talepkârlarıdır. Randevusunu kendisi alabilen bir yaşlının, güvenlik güncellemesi adı altında getirilen aşırı karmaşık adımlar yüzünden 3 aydır hiçbir işini tek başına halledemez hale gelmesi, yazılım dünyasının topluma karşı yazdığı teknik bir borçtur.</p>
<p><strong>Yol gösterici çözüm önerileri: Güvenlikten ödün vermeden kapsayıcılık nasıl sağlanır?</strong></p>
<p>Yazılım yöneticileri ve mimarları için daha adil, güvenli ve erişilebilir bir sistem inşa etmenin yolları şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong> Risk tabanlı doğrulama:</strong></li>
</ol>
<p>Kullanıcı her sisteme girmek istediğinde (örneğin sadece bir randevu saatine bakacakken bile) en ağır güvenlik bariyerlerini (fahiş OTP'ler, captcha'lar) karşısına çıkarmak doğru bir mimari değildir.</p>
<ul>
<li><strong>Çözüm:</strong> Sistem, kullanıcının kayıtlı cihazını tanımalı ve sadece kritik bilgi değişikliklerinde (telefon numarası değiştirme, şifre sıfırlama, kişisel veri indirme vb.) ağır doğrulama adımları istemelidir. Basit bir randevu görüntüleme işlemi için kullanıcı her seferinde login işkencesine maruz bırakılmamalıdır.</li>
</ul>
<ol>
<li><strong> Erişilebilirlik ve "kolay mod" entegrasyonu:</strong></li>
</ol>
<p>Nasıl ki işletim sistemlerinde görme engelliler veya yaşlılar için erişilebilirlik modları varsa, kitlesel kamu uygulamalarında da bu olmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Çözüm:</strong> Sistem açılışında ya da profil ayarlarında tek bir tıkla geçilebilen "Kolay Mod" tasarlanmalıdır. Bu modda; butonlar daha büyük olmalı, OTP şifreleri geldiğinde uygulama (izin dahilinde) SMS'i otomatik okuyup alana kendi yazmalı, karmaşık terimler yerine duru bir dil kullanılmalıdır.</li>
</ul>
<ol>
<li><strong> Biyometrik doğrulamanın yaygınlaştırılması ve kolaylaştırılması:</strong></li>
</ol>
<p>Yaşlı bireyler için harf, rakam ve sembollerden oluşan şifreleri hatırlamak ya da gelen SMS kodlarını girmek yerine, yüz tanıma (FaceID) veya parmak izi okuma (TouchID) çok daha doğal ve zahmetsiz bir güvenlik katmanıdır. Bu tür güvenlik güncellemeleri, insanları şifre girmeye zorlamak yerine biyometrik çözümleri tercih edenler için geçerli bir kapı olacaktır.</p>
<ol>
<li><strong> Saha ve laboratuvar testlerinde çeşitlilik:</strong></li>
</ol>
<p>Hiçbir güncelleme, dijital okuryazarlığı düşük 65 yaş üstü en az 100 kişiye canlı olarak test ettirilmeden yayına alınmamalıdır. Mühendislerin ideal laboratuvar ortamında "çalışıyor" dediği kod, sahada yaşlı bir teyzenin/amcanın elinde "çaresizliğe" dönüşüyorsa, o kod henüz bitmemiştir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Teknoloji, insan hayatını kolaylaştırdığı, süreçleri demokratikleştirdiği ve bireyleri özgürleştirdiği ölçüde başarılıdır. Bir güncellemeyle güvenliği artırdığını iddia eden ancak toplumun hatırı sayılır bir kesimini başkalarının yardımına muhtaç bırakan sistemler, teknik olarak başarılı ancak sosyolojik olarak başarısızdır. Dijital dünyayı yönetenlerin, fildişi kulelerinden inerek gerçek dünyanın kullanıcı dinamikleriyle yüzleşmesi ve "kapsayıcı teknolojiler" üretmesi bir lütuf değil, toplumsal bir zorunluluktur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-dislanma-krizi-ve-cozum-yollari-83223</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital dışlanma krizi ve çözüm yolları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-kestirme-yolun-pesinde-83222</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Herkes kestirme yolun peşinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kilo vermek son yılların en çok konuşulan konularından biri. Eskiden diyet listeleri ve spor programları gündemdeydi. Bugün ise milyonlarca insan çözümü kolaya kaçarak yeni nesil zayıflama ilaçlarında arıyor.</p>
<p>Meksika'da düzenlenen Uluslararası Obezite Kongresi'nde açıklanan bir araştırma da bunun en somut göstergesi. Google verilerine göre yeni nesil zayıflama ilaçlarına yönelik internet aramaları son 10 yılda tam 25 kat arttı. Buna karşılık diyet, sağlıklı beslenme ve egzersiz gibi geleneksel kilo verme yöntemlerine yönelik ilgi aynı dönemde neredeyse yerinde saydı.</p>
<p>Bu tablo yalnızca ilaçlara yönelik ilgiyi göstermiyor. Aynı zamanda insanların giderek daha fazla kolay olana yöneldiğini de ortaya koyuyor. Çünkü beslenme alışkanlıklarını değiştirmek, düzenli spor yapmak ve bunu yıllarca sürdürmek sabır ve disiplin gerektiriyor. Haftada bir yapılan enjeksiyon ise çok daha cazip geliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5710142b1d6-1784090644.jpg" alt="" width="600" height="332" /><strong>TÜİK'e göre 15 yaş üstü nüfusun yüzde 21,8'i obez </strong></p>
<p>Türkiye açısından tablo daha da çarpıcı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Avrupa'da obezitenin en yaygın görüldüğü ülke Türkiye. TÜİK'in son araştırmasına göre de 15 yaş ve üzerindeki nüfusun yüzde 21,8'i obez. Buna karşın toplumun yüzde 86,6'sı düzenli fiziksel aktivite yapmıyor. Böyle bir tabloda son dönemde Türkiye'de de zayıflama iğnelerine ilginin hızla artmasına şaşırmamak gerek.</p>
<p>Bu gelişmenin ekonomik boyutu da en az sağlık kadar önemli. Yeni nesil zayıf ama ilaçları, Eli Lilly ile Novo Nordisk'in piyasa değerlerini 1 trilyon doların üzerine çıkardı. Obezite ilaçları artık yüz milyarlarca dolarlık bir pazar olarak görülüyor. Bu nedenle Pfizer, Amgen, Roche, AstraZeneca başta olmak üzere çok sayıda ilaç şirketi de bu yarışa girmiş durumda. Kim daha etkili, daha güvenli ve daha az yan etkiye sahip ilacı geliştirecek sorusu, önümüzdeki yıllarda sektörünün en büyük rekabet alanlarından birini oluşturacak. Bu yarış kızıştıkça, piyasaya çıkacak her yeni ilaç ve elde edilecek her yeni başarı da zayıflama ilaçlarına yönelik internet aramalarını ve kamuoyunun ilgisini daha da artıracak.</p>
<p>Bilim elbette insan hayatını kolaylaştırmalı. Ancak hiçbir ilaç, dengeli beslenmenin ve düzenli hareketin yerini tutamaz. Kestirme yollar cazip olabilir ama sağlıklı yaşamın sihirli formülü hâlâ bulunabilmiş değil.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-kestirme-yolun-pesinde-83222</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Herkes kestirme yolun peşinde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-iran-savasinin-doviz-kurlarina-etkisi-83221</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD-İran savaşının döviz kurlarına etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyanın herhangi bir yerinde çıkan büyük bir savaş, sadece o bölgedeki ülkeleri değil, tüm dünyayı etkiliyor. Özellikle petrol üreticisi ülkelerin içinde bulunduğu Orta Doğu'da yaşanan her kriz, küresel ekonominin dengelerini sarsıyor. ABD ile İran arasında yaşanabilecek ya da yaşanan bir savaş da bunların en önemli örneklerinden biridir. Böyle bir çatışmanın etkisi yalnızca askeri alanda kalmaz; petrol fiyatlarından altına, borsalardan döviz kurlarına kadar hemen her alanda hissedilir.</p>
<p>Peki, ABD-İran savaşı döviz kurlarını neden etkiliyor?</p>
<p>Çünkü dünya ekonomisi güven üzerine kuruludur. İnsanlar ve yatırımcılar belirsizlikten hoşlanmaz. Savaş ise belirsizliğin en büyüğüdür. Savaş başladığında yatırımcılar riskli gördükleri ülkelerden paralarını çekmeye başlar. Bunun yerine daha güvenli gördükleri para birimlerine yönelirler. İşte bu noktada Amerikan doları, İsviçre frangı ve Japon yeni gibi para birimleri değer kazanmaya başlar.</p>
<p>ABD ile İran arasında yaşanacak büyük çaplı bir çatışmada ilk yükselen genellikle dolar olur. Çünkü dünya ticaretinin önemli bir bölümü dolar üzerinden yapılmaktadır. Yatırımcılar güvenli liman olarak doları tercih ettikçe doların değeri yükselir. Dolar yükseldiğinde ise gelişmekte olan ülkelerin para birimleri değer kaybedebilir.</p>
<p>Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler bu süreçten daha fazla etkilenmektedir. Çünkü Türkiye petrol ve doğalgaz ihtiyacının büyük bölümünü dışarıdan karşılıyor. Savaş nedeniyle petrol fiyatları yükseldiğinde Türkiye'nin enerji faturası da kabarıyor. Daha fazla döviz ödenmesi gerektiği için dövize olan talep artıyor. Talep arttıkça da döviz kurlarında yukarı yönlü baskı oluşuyor.</p>
<p>Savaşın en önemli etkilerinden biri de petrol fiyatlarıdır. İran, dünyanın önemli petrol üreticilerinden biridir. Ayrıca dünyanın petrol taşımacılığı açısından en kritik noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı da İran'ın kontrol ettiği bölgede bulunuyor. Bu boğazdan her gün milyonlarca varil petrol geçiyor. Savaş nedeniyle bu güzergâhta aksama yaşanması halinde petrol arzı azalıyor, fiyatlar ise hızla yükseliyor.</p>
<p>Petrol fiyatlarının yükselmesi ise zincirleme bir etki oluşturuyor. Akaryakıt zamlanıyor, nakliye maliyetleri artıyor, üretim giderleri yükseliyor. Fabrikalar daha pahalı üretim yapıyor. Market raflarındaki ürünlerin fiyatları da bundan etkileniyor. Sonuçta enflasyon yükseliyor.</p>
<p>Enflasyon yükselince merkez bankaları faiz politikalarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalabiliyor. Faiz kararları değişince döviz piyasaları da hareketleniyor. Böylece savaşın ilk günlerinde başlayan dalgalanma uzun süre devam edebiliyor.</p>
<p>Döviz piyasalarında psikoloji de en az ekonomik veriler kadar önemlidir. İnsanlar geleceğe ilişkin kaygı duyduklarında döviz almaya yöneliyor. "Param değer kaybetmesin" düşüncesiyle döviz talebi artıyor. Bu durum bazen ekonomik gerçeklerden daha güçlü bir etki oluşturabiliyor. Yani sadece savaşın kendisi değil, savaş beklentisi bile döviz kurlarında yükselişe neden olabiliyor.</p>
<p>Türkiye açısından bakıldığında dolar kurundaki artış birçok alana yansıyor. İthal edilen elektronik ürünlerden otomobile, ilaçtan sanayi hammaddelerine kadar pek çok ürün döviz üzerinden satın alındığı için fiyatlar yükseliyor. Bu da vatandaşın cebine doğrudan yansıyor.</p>
<p>İhracat yapan şirketler ise ilk bakışta döviz yükseldiği için avantajlı gibi görünse de durum her zaman böyle olmuyor. Çünkü birçok ihracatçı üretimde ithal hammadde kullanıyor. Döviz yükseldikçe maliyetleri de artıyor. Dolayısıyla kur artışının olumlu etkisi önemli ölçüde azalabiliyor.</p>
<p>Turizm sektörü açısından ise farklı bir tablo ortaya çıkabiliyor. Döviz yükseldiğinde yabancı turistler açısından Türkiye daha uygun fiyatlı hale gelebiliyor. Bu durum turizm gelirlerini artırabilir. Ancak savaşın bölgeye yayılması halinde turist sayısında azalma da yaşanabilir. Dolayısıyla olumlu ve olumsuz etkiler aynı anda görülebilir.</p>
<p>Merkez bankalarının bu süreçte en önemli görevi piyasalarda paniğin büyümesini önlemektir. Gerektiğinde döviz rezervleri kullanılabilir, faiz politikaları yeniden düzenlenebilir ve piyasalara güven veren açıklamalar yapılabilir. Güven ortamı sağlandığında dövizdeki aşırı hareketlerin önüne geçmek daha kolay olur.</p>
<p>Vatandaşların da böyle dönemlerde panikle hareket etmemesi büyük önem taşır. Geçmişte yaşanan birçok uluslararası kriz göstermiştir ki, ani kararlarla yapılan döviz alımları çoğu zaman zarar ettirebilmektedir. Ekonomik gelişmeler dikkatle takip edilmeli, kısa süreli dalgalanmalar nedeniyle acele karar verilmemelidir.</p>
<p>Sonuç olarak ABD-İran savaşı yalnızca iki ülkenin meselesi değildir. Bu tür büyük jeopolitik krizler küresel finans sistemini, enerji piyasalarını ve döviz kurlarını doğrudan etkiler. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerde ise etkiler daha belirgin hissedilir. Petrol fiyatlarının yükselmesi, enflasyon baskısının artması, yatırımcıların güvenli liman arayışı ve küresel belirsizlikler döviz kurlarında yukarı yönlü hareketlere neden olabilir. Böyle dönemlerde ekonomik istikrarı koruyabilmek için güçlü para politikaları, sağlam mali disiplin ve piyasalara güven veren uygulamalar büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki ekonomik krizlerin en güçlü ilacı, güven ve öngörülebilirliktir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-iran-savasinin-doviz-kurlarina-etkisi-83221</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD-İran savaşının döviz kurlarına etkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretimde-kurumlar-vergisi-yuzde-125e-iniyor-83220</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretimde kurumlar vergisi yüzde 12,5’e iniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şirketin sanayi sicil belgesine sahip olması tek başına yeterli değil. Kurumun fiilen üretim yapması ve kazancın da bu üretim faaliyetinden elde edilmesi gerekiyor. Üretimin yanında ticaret, hizmet, kira veya başka faaliyetler de bulunuyorsa, şirketin bütün kazancına %12,5 oranı uygulanmayacak. Yalnızca üretim faaliyetine isabet eden kazanç indirimli orandan yararlanacak.</strong></p>
<p>7582 sayılı Kanunla üretim kazançlarının vergilendirilmesinde gerçekten önemli bir değişiklik yapıldı. Hâlen genel kurumlar vergisi oranı %25. Sanayi sicil belgesine sahip olan ve fiilen üretim yapan kurumların üretimden elde ettikleri kazançlar için ise oran 2026 yılında %24 olarak uygulanıyor.</p>
<p>Yeni düzenlemeyle birlikte 2027 yılından itibaren bu oran %12,5’e inecek. Başka bir ifadeyle, imalatçı kurumların münhasıran üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlar üzerindeki kurumlar vergisi yükü yarı yarıya azalacak.</p>
<p>11 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 26 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği de uygulamanın ayrıntılarını ve tereddüt oluşturabilecek bazı konuları örneklerle açıkladı.</p>
<p>Burada hemen belirtelim: Şirketin sanayi sicil belgesine sahip olması tek başına yeterli değil. Kurumun fiilen üretim yapması ve kazancın da bu üretim faaliyetinden elde edilmesi gerekiyor. Üretimin yanında ticaret, hizmet, kira veya başka faaliyetler de bulunuyorsa, şirketin bütün kazancına %12,5 oranı uygulanmayacak. Yalnızca üretim faaliyetine isabet eden kazanç indirimli orandan yararlanacak.</p>
<p>Düzenleme, 2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara uygulanacak. Özel hesap dönemine tabi kurumlarda ise 2027 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve sonraki dönemler esas alınacak. Dolayısıyla 2026 yılında mevcut 1 puanlık indirim uygulanmaya devam edecek.</p>
<p><strong>Zirai üretim de kapsama alındı</strong></p>
<p>Yeni düzenlemenin dikkat çeken yönlerinden biri de zirai üretim yapan kurumların kapsama alınmasıdır. Zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar da %12,5 oranında vergilendirilecek.</p>
<p>Ancak bunun için çiftçi kayıt belgesi, gıda işletmesi kayıt belgesi veya işletme onay belgesi gibi Tarım ve Orman Bakanlığından alınmış belgelerden birine sahip olunması ve fiilen üretim yapılması gerekiyor.</p>
<p>Dolayısıyla yalnızca tarımsal ürün alıp satan bir şirket bu imkândan yararlanamayacak. Belgenin yanında fiili üretim şartı da aranacak.</p>
<p><strong>İhracat indirimi ayrıca uygulanmayacak</strong></p>
<p>Kendi ürettiği ürünleri ihraç eden kurumlar açısından ihracata tanınan 5 puanlık indirimin ayrıca uygulanıp uygulanmayacağı da önemliydi.</p>
<p>Kanun bu konuda açık bir tercih yapmış durumda. Üretim kazancı nedeniyle %12,5 oranından yararlanılan kazanca ayrıca ihracat indirimi uygulanmayacak. Yani kurum, kendi ürettiği ürünü ihraç etmiş olsa da oran %12,5’in altına inmeyecek.</p>
<p>Buna karşılık kurumun dışarıdan satın aldığı malları ihraç etmesi halinde, bu kazanç üretim kazancı sayılmayacağından 5 puanlık ihracat indirimi uygulanabilecek.</p>
<p>Bu nedenle aynı kurum bünyesinde kendi üretilen mallardan elde edilen kazanç %12,5, dışarıdan alınarak ihraç edilen mallardan elde edilen kazanç %20, diğer kazançlar ise genel olarak %25 oranında vergilendirilebilecek.</p>
<p><strong>Fason üretimde sınır nerede?</strong></p>
<p>Tebliğ, üretimin bazı aşamalarının fason olarak yaptırılmasını indirimden yararlanmaya engel saymıyor. Ancak fason üretimin, sanayi sicil belgesinde veya faaliyet ruhsatında yer alan üretim konusu içinde bulunması gerekiyor.</p>
<p>Ayrıca işletmenin kendi imalatının fason imalattan fazla olması, işin organizasyonunun ve riskinin mükellef tarafından üstlenilmesi, hammadde ve yardımcı maddelerin de mükellefçe temin edilmesi aranıyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle şirket üretim adı altında sadece sipariş veren ve ürünü tamamen başka firmalara yaptıran bir yapıda ise indirimden yararlanması mümkün olmayacak. İdare burada şekilden çok ekonomik gerçekliğe bakacak.</p>
<p><strong>İmalatçıların asgari vergi </strong><strong>karşısında da korunması gerekir</strong></p>
<p>Üretim kazancına uygulanacak oranın %12,5’e indirilmesi imalatçılar açısından kuşkusuz önemli bir avantajdır. Ancak konu yatırım teşvik belgeleriyle birlikte değerlendirildiğinde yurt içi asgari kurumlar vergisi nedeniyle bazı sorunların devam ettiği görülüyor.</p>
<p>2 Ağustos 2024’ten önce alınan teşvik belgelerinde, bu tarih itibarıyla belgede kayıtlı bulunan yatırım tutarı nedeniyle Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32/A maddesi kapsamında alınmayan vergi, hesaplanan asgari kurumlar vergisinden indirilebiliyor.</p>
<p>Buna karşılık 2 Ağustos 2024’ten sonra alınan yeni teşvik belgeleri ile eski belgelere bu tarihten sonra eklenen yatırım tutarları aynı korumadan yararlanamıyor.</p>
<p>Üretime tanınan 12,5 puanlık avantajın kendisi asgari vergi hesabında dikkate alındığı için, yeni teşvik belgelerinde verginin hiçbir şekilde %10’un altına inmeyeceğini söylemek doğru olmaz. Ancak asgari vergi matrahının normal kurumlar vergisi matrahından yüksek olduğu veya üretim dışı kazançların bulunduğu durumlarda yatırım teşvikinin sağladığı ilave avantajın bir bölümü kullanılamayabilir.</p>
<p>Kanaatimce, bir taraftan imalat kazançlarına %12,5 oranı tanınırken diğer taraftan yeni üretim yatırımlarının sağladığı indirimli kurumlar vergisi hakkının asgari vergiyle sınırlandırılması doğru değildir.</p>
<p>En azından imalat yatırımları bakımından, 32/A maddesi uyarınca alınmayan verginin belge tarihine bakılmaksızın yurt içi asgari kurumlar vergisinden indirilebilmesine imkân sağlanmalıdır. Yeni yatırım yapacak imalatçıların eski teşvik belgesi sahiplerine göre daha olumsuz bir konuma düşürülmemesi gerekir.</p>
<p><strong>Kayıt sistemi şimdiden hazırlanmalı</strong></p>
<p>Yeni uygulamanın sağlıklı yürütülebilmesi için üretim kazancı ile üretim dışı kazançların, ortak giderlerin, kendi üretilen mallarla dışarıdan satın alınan malların ayrı ayrı izlenmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu nedenle imalatçı şirketlerin 2027 yılını beklemeden maliyet muhasebesi sistemlerini gözden geçirmelerinde yarar var. Aksi halde kanunun tanıdığı önemli bir avantaj, kazancın doğru ayrıştırılamaması veya yeterince ispatlanamaması nedeniyle tam olarak kullanılamayabilir.</p>
<p>Sonuç olarak üretim kazançlarında kurumlar vergisi oranının %12,5’e indirilmesi son derece olumlu bir adımdır. Ancak bu düzenlemenin yeni üretim yatırımlarını da güçlü biçimde teşvik edebilmesi için imalatçıların yurt içi asgari kurumlar vergisi karşısında ayrıca korunması gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretimde-kurumlar-vergisi-yuzde-125e-iniyor-83220</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretimde kurumlar vergisi yüzde 12,5’e iniyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pismanlikla-beyanin-ihlali-ve-ihlal-sonrasi-vergiye-uyumluluk-hali-83219</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pişmanlıkla beyanın ihlali ve ihlal sonrası vergiye uyumluluk hali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5717d078ad3-1784092624.png" alt="" width="400" height="88" /><strong>Pişmanlıkla verilen beyannamenin şartlarının ihlali beyanı kanuni süresinden sonra verilmiş saydırarak ceza doğuruyor. Ancak ilk beyan da süresinde yapılmışsa, bu ihlal vergiye uyumlu mükellef indirimini olumsuz etkilememeli ve hak kaybı yaratmamalı.</strong></p>
<p>Vergi hukukunda, vergiye uyumlu mükellefleri ödüllendirmek ve vergiye gönüllü uyumu teşvik etmek amacıyla 2017 yılında, belli yükümlükleri zamanında yerine getiren mükellefler için %5 oranında vergi indirimi imkânı sağlamıştır.</p>
<p>GVK mükerrer md.121’de düzenlenen %5’lik vergiye uyumlu mükellef indiriminden yararlanmak için gerekli ilk şart, mükelleflerin beyannamelerini süresinde vermesi ve vergilerini süresinde ödemesidir. Öte yandan, anılan maddede “<em>kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlâli sayılmaz.”</em> şeklinde bir istisna hükmü de düzenlenmiştir.</p>
<p>Vergi mevzuatımızda, “kanuni süresinden sonra kendiliğinden beyan” ile “pişmanlıkla beyan” kurumlarının tanımları ve tabi oldukları hükümlerin detayı Vergi Daireleri İşlem Yönergesinin 59. maddesinde açıklanmıştır:</p>
<p><strong><em>1- Kanuni süresinden sonra verilen beyannamelere;</em></strong></p>
<p><em>Beyannamenin vergi incelemesine başlanılmasından veya takdir komisyonuna sevk işlemi yapılmasından önce verilmesi halinde bu beyannameler takdire sevk edilmeyeceğinden birinci derece iki kat usulsüzlük cezası ile vergi ziyaı cezasının yüzde 50’si kıyaslanarak miktar itibariyle en ağırı kesilir.</em></p>
<p><strong><em>2- Kanuni süresinden sonra ek olarak verilen düzeltme beyannamelerine;</em></strong></p>
<p><em>Usulsüzlük cezası kesilmez. Beyan dışı bırakılan matrah kısmı veya vergi farkı için vergi ziyaı cezasının yüzde 50’si kesilir. Beyannamenin pişmanlık talebiyle verilip pişmanlık hükümlerinin ihlal edilmesi halinde de aynı işlem yapılır.</em></p>
<p><strong><em>3- Pişmanlık ve ıslah hükümlerine göre verilen beyannamelere;</em></strong></p>
<p><strong><em>a)</em></strong><em> Pişmanlık istemi kabul edilen beyannamelere birinci derece bir kat usulsüzlük cezası kesilir.</em></p>
<p><strong><em>b)</em></strong><em> <strong><u>Pişmanlık istemi kabul edilmeyen beyannameler kanuni süresinden sonra verilen beyanname kabul edilerek bu maddenin birinci bendinde yazılı cezalar kesilir.</u></strong></em></p>
<p>Vergi Usul Kanunu'nun 371. maddesi kapsamında da pişmanlık ve ıslah müessesesi düzenlenmiştir. Anılan hüküm kapsamında pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen mükelleflerin kanunda öngörülen şartlara eksiksiz uyması gerekmektedir. Bu şartlardan herhangi birinin ihlal edilmesi durumunda pişmanlık hükümleri geçerliliğini yitirir ve mükellef açısından cezai yaptırım gündeme gelir. Bu durumda bu mükelleflerin verdiği beyannameler kanuni süresinden sonra verilen beyanname olarak kabul edilir. Yani, pişmanlık şartlarının ihlali halinde, (i) pişmanlık zammı terkin edilir, bunun yerine gecikme faizi tahakkuk ettirilir ve (ii) kanuni süresinden sonra verilen beyanname olarak kabul edilen beyanname için ziyaa uğratılan verginin %50’si oranında vergi ziyaı cezası kesilir. </p>
<p>Pişmanlık hükümlerinin ihlali nedeniyle kanuni süresinden sonra verilen beyanname statüsüne dönüşen düzeltme beyannamesi üzerine kesilen vergi ziyaı cezası, GVK mükerrer 121. maddedeki istisna hükmü kapsamında mükellefin vergiye uyumlu mükellef haklarını zedeleyen bir sonuç doğuracak mı, bu noktada tekrar GVK mükerrer 121. maddedeki istisna hükmüne bakmak gerekir: “<em>Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlâli sayılmaz.”</em></p>
<p>Dolayısıyla, pişmanlık ihlali nedeniyle kanuni süresinden sonra beyana dönen düzeltme beyannamesi, kanuni süresinde verilmiş bir beyannameye aitse bu durumda pişmanlık ihlali nedeniyle kesilen cezanın da vergiye uyumlu mükellef statüsünün değerlendirilmesinde olumsuz bir unsur olarak dikkate alınmaması gerekir.</p>
<p>Öte yandan, pişmanlık ihlali nedeniyle kanuni süresinden sonra beyana dönen düzeltme beyannamesi, kanuni süresinde verilmemiş, ilk kez beyan edilen bir beyannameye aitse bu durumda yasa hükmünün lafzı gereği pişmanlık ihlali nedeniyle kesilen ceza vergiye uyumlu mükellef statüsünün değerlendirilmesinde olumsuz bir etki yaratacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pismanlikla-beyanin-ihlali-ve-ihlal-sonrasi-vergiye-uyumluluk-hali-83219</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pişmanlıkla beyanın ihlali ve ihlal sonrası vergiye uyumluluk hali ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-fiyatlanamayan-riski-83218</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekânın fiyatlanamayan riski</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ hakkında herkes konuşuyor. Teknoloji şirketleri geleceği satıyor. Danışmanlar dönüşümü. Düzenleyiciler kuralları.</p>
<p>Oysa, yapay zekâ ve iklim krizi gibi büyük dönüşümleri anlamak için teknoloji şirketleri, danışmanlar ya da siyasetçiler kadar, onlara poliçe yazmak zorunda olan sigortacılara da bakmak lazım. Çünkü gelecek<em> (ve riskler) </em>hakkında en pahalı tahminleri onlar yapar. Ve bazen en önemli haber, bir poliçenin küçük puntolarında saklıdır.</p>
<p>Son aylarda ABD'de tam da böyle bir gelişme yaşandı. <em>AIG, Great American ve W.R. Berkley</em> gibi büyük sigorta şirketleri, üretken yapay zekâ kullanan işletmelerde doğabilecek bazı yükümlülükleri genel sorumluluk poliçelerinin kapsamı dışında bırakabilmek için düzenleyicilere başvurdu. Başvuruların önemli bölümü onaylandı. Aynı dönemde sektörün standart poliçe dilini hazırlayan <em>Insurance Services Office (ISO)</em> da sigortacıların kullanabileceği üretken yapay zekâ istisna maddelerini yayımladı.</p>
<p>İşin dikkat çekici tarafı, bu istisnaların kapsamı. <em>W.R. Berkley'nin</em> önerdiği metin, yapay zekânın <em>"herhangi bir fiili veya iddia edilen kullanımından"</em> kaynaklanan talepleri dışarıda bırakabilecek kadar geniş. <em>AIG </em>ise bu istisnaları bugün uygulamayı planlamadığını söylese de ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek hukuki zemini hazırlamış durumda. Başka bir ifadeyle, acil çıkış için yangın kapısı çoktan inşa edildi.</p>
<p><strong>Senkronize risk!</strong></p>
<p>Bu gelişme bize önemli bir şey söylüyor. Sorun yapay zekânın hata yapması değil. İnsanlar da hata yapar. Yazılımlar da. Sigorta sektörü bunları zaten yıllardır fiyatlıyor. Asıl sorun, yapay zekâ kaynaklı risklerin aynı anda binlerce kuruma yayılabilmesi. Yani <strong><em>riski senkronize ederek, ölçeklemesi. </em></strong>Onlarca bölgeyi aynı anda vuran bir tsunami gibi.</p>
<p>Bugün, kurumsal dünyanın önemli bir bölümü, birkaç temel model üzerine inşa ediliyor. Aynı modeli kullanan binlerce şirket düşünün. O modelde ortaya çıkacak tek bir sistemik hata, aynı anda binlerce kurumun hukuk departmanını, müşteri ilişkilerini, operasyonlarını ve bilançolarını etkileyebilir.</p>
<p>İşte sigortacılığın matematiği burada değişiyor. Tekil riskler hesaplanabilir. Ama bu tür senkronize riskleri fiyatlamak çok zor.</p>
<p><em>Air Canada,</em> müşteri hizmetleri chatbotunun uydurduğu bir indirim sözünü yerine getirmek zorunda kaldı. <em>Google'ın </em>yapay zekâ özetlerinin bir güneş enerjisi şirketi hakkında gerçeğe aykırı iddialar üretmesi ise yüz milyonlarca dolarlık bir davaya konu oldu. Bunlar tek başına yönetilebilir olaylar. Sigortacıların korkusu bunların tek tek yaşanması değil, aynı yazılım katmanından kaynaklanan benzer hataların aynı anda binlerce kurumun bilançosuna yansıması.</p>
<p><strong>İklimde de aynı dinamik!</strong></p>
<p>Bu tablo aslında yabancı değil<strong><em>. İklim krizinde de aynı dinamiği gördük</em></strong>. Kaliforniya'da artan vahşi yangınlar, Florida'da ise kasırga riskleri nedeniyle birçok sigorta kuruluşu bazı bölgelerde yeni poliçe yazmayı durdurdu ya da kapsamlarını daralttı. Sorun tek bir evin tahribatı değildi. Aynı felaketin on binlerce poliçeyi aynı anda tetikleyebilmesiydi. Riskin korelasyonu arttığında, matematiği de değişiyor.</p>
<p>Yapay zekâ da durumu benzer bir noktaya taşıyor. Birkaç küresel modele bağımlı hale gelen ekonomide, risk de giderek merkezileşiyor. Aynı altyapıya yaslanan milyonlarca karar, aynı zafiyetleri paylaşmaya başlıyor.</p>
<p>Sigorta şirketlerinin bunu kapsam dışına çıkarması, riski elbette ortadan kaldırmıyor. Sadece sahibine iade ediyor. Bir sorun yaşandığında, yük teknolojiyi geliştiren şirketten çok, onu süreçlerine entegre eden kurumun bilançosuna, yöneticilerine ve yönetim kuruluna kalacak. <strong><em>Risk transfer zinciri koptuğunda, en ağır yük zincirin son halkasına binecek.</em></strong></p>
<p>İşin ilginç yanı, sigorta sektörünün bu süreçte farkında olmadan en hızlı düzenleyiciye dönüşmesi. <em>Avrupa Birliği'nin</em> Yapay Zekâ Yasası yıllar süren müzakereler sonunda kademeli olarak yürürlüğe giriyor. Sigorta poliçeleri ise bir sonraki yenileme döneminde değişebiliyor. Yasaların yıllar aldığı yerde, piyasa bazen birkaç sayfalık poliçe ekiyle kararını verebiliyor.</p>
<p>Tabii işin bir başka yüzü daha var. Her boşluk, yeni bir pazar demek. Bazı sigorta şirketleri, yapay zekâya özgü ilk teminat ürünlerini sunmaya başladı bile. Riskler ölçülebilir hale geldikçe, bu ürünler de olgunlaşacak. Ancak iklim riskinde de gördüğümüz gibi, yeni risklerin sağlıklı biçimde fiyatlanması yıllar alıyor. En büyük maliyet de genellikle bu geçiş döneminde ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Konuya büyük iştahla giren kurumsal dünya, yüksek verimlilik ve getiri hikayesini hemen satın alarak, olası riskleri perdelemiş durumda. Sigorta sektörüyse o perdelenen riskleri henüz <em>güvenle fiyatlayamadığını</em> söylüyor. Getiri beklentisi ile gözleri kamaştıran yapay zekâ geleceğinin en önemli sinyali, hiper gelişkin teknolojilerde değil, yazılamayan bir poliçede gizli olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-fiyatlanamayan-riski-83218</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekânın fiyatlanamayan riski ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/net-dogrudan-yabanci-yatirimlar-neredeyse-tamamen-durdu-83217</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Net doğrudan yabancı yatırımlar neredeyse tamamen durdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası’nın blog sayfası olan Merkez’in Güncesi’nde, 2018 yılının haziran ayında yayınlanan bir yazıda, doğrudan yabancı yatırım kararlarını etkileyen unsurlar değerlendirilmişti. Merkez Bankası ekonomistleri Kurmaş Akdoğan ve Hülya Saygılı tarafından kaleme alınan yazı, Dünya Bankası’nın bir araştırmasına atıfla başlıyor. Buna göre yatırımcılar sırasıyla, siyasi istikrar, kamu politikalarının uygulanmasında şeffaflık ve öngörülebilirlik ve elverişli yatırım ortamı arayışındalar. Bundan kasıt, yabancı yatırımcılar için sağlanacak yatırım koruma garantisi, işe başlama kolaylığı ve yatırım teşvikleri gibi ilave faktörler. Üretimde etkinlik arayışı arttıkça, ucuz ve nitelikli iş gücü, fiziksel altyapı, makroekonomik istikrar, kur istikrarı, düşük vergi oranları, düşük girdi maliyetleri gibi bileşenlerin de önemi artıyor. İşletme dostu politikalar ile firma kuruluşunu daha etkin kılan uygulamalara sahip olan ve yerli tedarikçilerle güçlü bağlantılar kurulabilen ülkeler, yabancı yatırımcılar nezdinde öncelikli.</p>
<p><strong>Verilere bakınca sanki ligden </strong><strong>çekilmişiz gibi görünüyor</strong></p>
<p>Yazının yayınlandığı tarihte, Türkiye hâlâ uluslararası doğrudan yabancı yatırım yarışında adı anılan ülkelerden bir tanesiydi. Her ne kadar 2004-2013 dönemindeki şaşaalı günler geride kalmış olsa da, uluslararası şirketler yeni yatırım arayışlarında, ülkemizi göz ardı etmiyorlardı. Bugün ne yazık ki bambaşka bir durumla karşı karşıyayız. Doğrudan yabancı yatırım liginde küme düştük demek bile yeterli olmayabilir; verilere bakınca sanki ligden çekilmişiz gibi görünüyor. Bunun nedenleri çok iyi anlamak ve sonrasında da yabancı yatırımcıları Türkiye’den uzak tutan çekincelerini gidermek gerekiyor. Ama öncesinde, gelin son 20 yılda doğrudan yabancı yatırımlarda nereden nereye geldiğimize bakalım.</p>
<p>Merkez Bankası verilerine göre, 2005’te Türkiye’ye gelen 10 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım tutarı, o zamana kadarki en yüksek tutara işaret ediyordu. 1990-2004 arasındaki 15 yılda Türkiye’ye gelen yabancı yatırım toplamının 17,6 milyar dolar olduğunu düşününce, 2005’te gelen 10 milyar dolar gerçekten muazzam bir miktar. O dönemde uygulanmakta olan IMF programı, AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlamış olması ve yurtdışındaki olumlu konjonktür, 2006’dan itibaren doğrudan yabancı yatırım akımlarının daha da hızlanmasına neden oldu. 2006’da 20,2 milyar dolara ulaşan girişler, 2007’de tüm zamanların rekoru olan 22 milyar dolara ulaştı. 2008’de de devam eden güçlü girişler, sonraki iki yılda küresel finansal krizin etkisiyle yıllık 9 milyar dolar seviyelerine gerilese de, 2011-2015 arasındaki beş yılda yıllık ortalama 15,2 milyar dolara ulaşarak sağlıklı bir görünüm arz etti. 2016’dan itibaren yeniden gerilemeye başlayan yatırım girişleri, Covid salgının etkisiyle 2020’de yıllık 7,5 milyar dolara kadar geriledi. Son beş yılda kısmen toparlanan yatırımlar, 2025’te 13 milyar dolara kadar yükseldi (gayrimenkul yatırımlarını hariç tutunca 10,7 milyar dolar). Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımları dünya geneliyle karşılaştırınca, son 20 yılda ciddi bir zemin kaybettiğimizi görüyoruz. 2006 ve 2007’de rekor girişlerin olduğu dönemde Türkiye, dünyadaki tüm doğrudan yabancı yatırım akımlarının %1,3’ünü çekerken, 2025’te bu oran %0,8’e kadar geriledi.</p>
<p>Bu dönemde sadece ülkeye giren yabancı yatırımlar azalmadı. Özellikle 2020’den itibaren, Türkiye’de yerleşik şirketlerin yurtdışındaki doğrudan yatırımlarında çok ciddi bir artış yaşandı. 2006 ile 2020 arasındaki 15 yıllık dönemde, yıllık ortalama 3,1 milyar dolar olan Türklerin yurtdışı doğrudan yatırımları, 2021-2025 arasındaki beş yıllık dönemde yıllık ortalama 6,8 milyar dolara ulaştı. Sadece 2025 yılına baktığımızda, yurtiçi yerleşik şirketlerin yurtdışındaki doğrudan yatırımlarının 9,8 milyar dolar ile, tüm zamanların rekorunu kırdığını görüyoruz.</p>
<p>Bu iki veriyi netleştirdiğimizde, doğrudan yabancı yatırım kanalıyla ülkemize net ne kadar giriş olduğunu hesaplayabiliriz. Bu şekilde bakınca, özellikle son beş yılda çok ciddi bir şekilde bozulan bir tablo ile karşılaşıyoruz. Yazıyı çok fazla sayıya boğmaya gerek yok: 2025’te net yabancı sermaye girişleri 3,2 milyar dolar ile, 2004’ten beri kaydedilen en düşük seviyeye gerilemiş durumda. Ne yazık ki kötü haber burada bitmiyor. Merkez Bankası’nın pazartesi günü yayınladığı son verilere göre, 2026 Mayıs sonu itibariyle son 12 aylık net doğrudan yabancı yatırım tutarı 1,8 milyar dolara kadar inmiş durumda. İşin en üzücü yanı ise, 2026’nın ilk beş aylık döneminde, Türkiye’den 220 milyon dolarlık net doğrudan yabancı yatırım çıkışı olmuş. Bu dönemde hem girişler azalmış, hem de çıkışlar artmış.</p>
<p><strong>Yabancı yatırımcıların arayışları </strong><strong>Türkiye’de karşılık bulmuyor</strong></p>
<p>Verilere nereden balarsak bakalım, Türkiye’nin 1,6 trilyon doları aşan küresel doğrudan yabancı yatırım hacminden yeterli payı alamadığını görüyoruz. Ekonomiyi yakından takip edenler açısından aslında bu çok da şaşırtıcı değil. Lakin yine de, bir zamanlar doğrudan yabancı yatırımcıların ilgi odağı olan Türkiye’nin neden gözden düşmüş olabileceğini, yazının başında bahsettiğim Merkez Bankası çalışmasını da hatırlayarak, tartışmamız gerekiyor. Uluslararası yatırımcılar sırasıyla, siyasi istikrar, kamu politikalarının uygulanmasında şeffaflık ve öngörülebilirlik ve elverişli yatırım ortamı arayışındalar. Anlaşılıyor ki, yabancı yatırımcıların bu arayışları Türkiye’de karşılık bulmuyor. Hatta daha da ötesi, artık Türk yatırımcılar da hem bu faktörler, hem de ekonomik faktörler nedeniyle Türkiye yerine başka ülkelerde yatırım yapmayı tercih ediyor.</p>
<p>Dünyada tüm dengelerin bozulduğu, rekabetin ve korumacılığın arttığı, tedarik zincirlerinin çeşitli nedenlerle kesintiye uğradığı çok zor bir dönemdeyiz. Böyle bir ortamda, hem kapasite hem de verimlilik artışına yönelik yatırımların artarak devam etmesi çok önemli. Bu nedenle, ekonomiyle ilgili tartışmalarımızın en önemli odak noktası, hem yerli hem de yabancı yatırımcılar açısından ülkemizin yeniden cazip bir adres olması için ne yapmamız gerektiği olmalı. Hazır elimizde Merkez Bankası’nın yukarıda bahsettiğim çalışması varken, çareyi çok uzaklarda aramamıza gerek yok gibi görünüyor. Yeter ki isteyelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/net-dogrudan-yabanci-yatirimlar-neredeyse-tamamen-durdu-83217</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Net doğrudan yabancı yatırımlar neredeyse tamamen durdu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-bicak-sirtindaki-ikiz-acik-gercegi-83216</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin bıçak sırtındaki &#039;ikiz açık&#039; gerçeği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İktisat teorisinde yeri olan ve ülkemizin de kronik sorunu niteliğini uzun yıllardır koruyan “<em>ikiz açık” </em>konusu.</p>
<p>Bu yazımda ilk kez yapay zekâ (AI) tanımını kullanıyorum. İkiz açık, bir ülke ekonomisinde aynı dönemde hem <strong>bütçe açığı</strong> (kamu harcamalarının gelirleri aşması) hem de <strong>cari açık</strong> (döviz girişinin döviz çıkışından az olması) durumlarının birlikte görülmesidir.</p>
<p>Bu iki kavram birbirini tetikleyen mekanizmalara sahiptir:</p>
<p><strong>- Bütçe açığı (mali açık):</strong> Devletin yaptığı harcamaların, topladığı vergilerden ve diğer gelirlerden fazla olmasıdır.</p>
<p><strong>- Cari açık:</strong> Bir ülkenin dış dünyayla yaptığı mal ve hizmet alışverişi sonucunda kasasından çıkan döviz miktarının, ülkeye giren döviz miktarından fazla olmasıdır.</p>
<p>İktisat teorisinde bu iki açığın aynı anda var olmasına <strong>İkiz Açık Hipotezi</strong> adı verilir. <strong>Geleneksel Keynesyen</strong> yaklaşıma göre, devletin bütçe açığını kapatmak için borçlanmaya gitmesi yurt içi faizleri yükseltir. Yüksek faiz ülkeye sıcak para girişini hızlandırır, bu da yerli paranın değerlenmesini sağlayarak ithalatı ucuzlatır ve ihracatı zorlaştırır; böylece cari açık meydana gelir.</p>
<p>Türkiye’nin, birkaç yılı hariç, neredeyse Cumhuriyet tarihi boyunca her zaman bütçe açığı sorunu olmuştur. 1980 yılı dışı açılma politikaları sonrası ve özellikle 2000’li yıllara girişle ve dış dünya ile entegre oluşla birlikte de cari açık sorunu sürekli gündemini korumuştur.</p>
<p>Süleyman Demirel Üniversitesi’nden Gökhan Özdamar, 2015 yılında kaleme aldığı “<em>İkiz Açıklar Hipotezi: Teorik Yaklaşımlar ve Türkiye Üzerine Ampirik Literatür İncelemesi” </em>başlıklı bilimsel makalesinde, Türkiye üzerine yapılan 70 adet ampirik çalışmayı ve sonuçlarını sıralamış. Çalışmaların ağırlığını 1980’li yıllar oluşturmuş. Çalışmaların yarısından fazlasında geleneksel ikiz açıklar hipotezinin Türkiye açısından geçerli olduğu ortaya konulmuş. 12 çalışmada değişkenler arasında geri besleme (iki yönlü nedensellik) olduğu, 6 çalışmada üçüz açıklar hipotezinin geçerli olduğu yönünde sonuçlar elde edilmiş.</p>
<p>Gelelim günümüze…</p>
<p>Günümüzde ve özellikle ekonomi yönetiminin gündeminde cari açık sorunu öne çıkıyor. Açık söylemek gerekirse bütçe açığı çok da fazla önem taşımıyor. Önemli olan yabancı kaynak girişini yüksek reel faizlerle sağlamak ve böylece cari dengeyi zoraki de olsa korumaya çalışmak oluyor.</p>
<p>2026 yılı itibariyle cari dengede de denge kaybolmuş durumda. Özellikle İran ile ABD savaşı ve buna bağlı enerji darboğazı, altın ve temel mal fiyatları ile kurlardaki gelişmeler evdeki hesapların çarşıya uymadığının çok açık ifadesi.</p>
<p>Dilerseniz cari açık ile ilgili olarak Merkez Bankasının iki gün önce yayımladığı 2026 yılı Mayıs ayı ödemeler dengesi istatistiklerine bir göz atalım.</p>
<p>- Mayıs 2026 ayı ödemeler dengesi açığı 1 milyar 450 milyon $</p>
<p>- Mayıs 2025 ayı ödemeler dengesi açığı 1 milyar 105 milyon $</p>
<p>- Ocak-Mayıs 2026 dönemi ödemeler dengesi açığı 30 milyar 679 milyon $</p>
<p>- Ocak-Mayıs 2025 dönemi ödemeler dengesi açığı 23 milyar 728 milyon $</p>
<p>- Mayıs 2026 dönemi 12 aylık ödemeler dengesi açığı 37 milyar 287 milyon $</p>
<p>- Mayıs 2025 dönemi 12 aylık ödemeler dengesi açığı 36 milyar 933 milyon $</p>
<p>Rakamlar şunu söylüyor: Ödemeler dengesi açığı Mayıs ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 31, son beş ayda yüzde 29, son bir yılda da yüzde 9 artmış.</p>
<p>Peki mayıs ayındaki rakamları hangi alt kalemler etkilemiş, ona bakalım.</p>
<p>- Mayıs ayında geçen yılın aynı dönemine göre toplam mal ihracatı 24,2 milyar dolardan 21,9 milyar dolara gerilemiş; ki bu oldukça önemli bir olumsuz sinyal.</p>
<p>- Aynı şekilde bu dönemde, özellikle gözetim ve yüksek ticaret politikası önlemleriyle ve daha da önemlisi sanayi girdisi anlamında toplam ithalat da 29 milyar dolardan 26,2 milyar dolara düşmüş.</p>
<p>- Bu dönem hizmet ticareti de geçen yılı aynı ayına göre 5,5 milyar dolardan 5,2 milyar dolara çekilmiş. Bunda da özellikle turizm gelirlerindeki azalış önemli bir başka olumsuz sinyal.</p>
<p>Şimdi de geçmişten geleceğe cari açık ile ilgili rakamlara bir göz atalım. 2026-2028 Orta Vadeli Programa göre:</p>
<p>- 2024 yılı cari açığı 10,2 milyar $</p>
<p>- 2025 yılı cari açığı 22,6 milyar $</p>
<p>- 2026 yılı cari açık hedefi 22,3 milyar $</p>
<p>- 2027 yılı cari açık hedefi 20,5 milyar $</p>
<p>- 2028 yılı cari açık hedefi 18,5 milyar $</p>
<p>TCMB tarafından izlenen piyasa katılımcıları Haziran 2026 ayı anketine göre;</p>
<p>- 2026 yılı sonu cari açık tahmini 49,2 milyar $ (Mayıs ayında 47,8 milyar $ idi)</p>
<p>- 2027 yılı sonu cari açık tahmini 42,5 milyar $</p>
<p>Bu rakamlar bize neyi söylüyor?</p>
<p>Palyatif, geçici, kısa vadeli sermaye girişine ve yüksek faiz politikasına dayalı ödemeler dengesi modeli kalıcı ve sağlıklı değil. Sağlam bir mal ihracatı, ciddi bir hizmet ihracatı, gerçekçi kur politikası, verimlilik ve diğer yapısal düzenlemeler gerekli...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-bicak-sirtindaki-ikiz-acik-gercegi-83216</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin bıçak sırtındaki &#039;ikiz açık&#039; gerçeği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/natoyu-nasil-bilirdiniz-83215</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO’yu nasıl bilirdiniz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ne yazık ki NATO’yu “iyi bilirdik” diyemeyeceğiz. Aslında NATO, ABD imiş. Bu ülke kendini geri çekince zaafları ortaya çıktı. Hakkımızı helal eder miyiz? Ben etmem. O halde tarihe gömelim gitsin.</strong></p>
<p>Belki de <strong>Ankara, son NATO zirvesinin yapıldığı yer</strong> olarak tarihe kazınacak. Zira artık <strong>işlevini</strong> yitirmiş, <strong>gelecek</strong> vaat etmeyen ve <strong>çözdüğünden fazla sorun üreten</strong> bir yapıya dönüşmüştü. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü <strong>NATO</strong>’da ne <strong>Kuzey,</strong> ne <strong>antlaşma,</strong> ne <strong>Atlantik</strong> ne de işe yarar bir <strong>örgüt</strong> kalmış değil.</p>
<p><strong>NATO 1.0</strong>; dünya savaşı sonrası 2’ye bölünmüş dünyada <strong>Sovyetler Birliği</strong>’ne karşı görev yaptı. <strong>SSCB</strong> çökünce <strong>NATO 2.0</strong> devreye girdi, <strong>avara kasnağa</strong> dönüştü, narkotik, çocuk pornosuyla mücadele gibi işlere girişti. Sonra <strong>Çin</strong>’in yükselişiyle <strong>NATO 3.0</strong>’a ulaşıldı ancak ABD; <strong>“benim işime yaramıyor</strong>” dedi.</p>
<p><strong>MORGDAKİ NATO’YA SERUM BAĞLAMAK</strong></p>
<p>Türkiye açısından NATO, <strong>hâlâ önemseniyor</strong> olsa da bize <strong>ne gibi fayda sağladığını</strong> sorgular olduk. <strong>Trump</strong> desteğini azaltınca, <strong>NATO içindeki ağırlığımızın arttığı</strong> bir gerçek… Neticede <strong>NATO’nun ikinci büyük gücü </strong>olan ordumuza, <strong>Avrupa’nın ihtiyacı var</strong> zira Trump, AB’ye “<strong>kendinizi koruyun</strong>” diyor.</p>
<p><strong>Ankara zirvesi</strong> biter bitmez, <strong>2027 NATO</strong> zirvesinin yapılıp yapılmayacağı dahi tartışılmaya başlandı. Bana göre bu zirve olsa bile <strong>bırak Trump’ı</strong>, pek çok <strong>Avrupa lideri katılır mı</strong> bilinmez. Zira NATO’ya verilecek GSMH’lerin %5 desteği, <strong>morgdaki hastaya serum bağlamak</strong> gibi fuzuli hale geldi bile.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / NATO’nun geleceğine dair…</strong></span></p>
<p><strong>Eksikliği hissedilir mi?</strong></p>
<p><strong>Sanmıyorum</strong>. Varlığından ne fayda görüldü ki yokluğu hissedilsin. Üyelerinin <strong>%5 GSMH desteği</strong> ile <strong>Çin’e</strong> veya <strong>Rusya’ya </strong>karşı caydırıcılık sağlayabileceği meçhul. Hele ki <strong>ABD artık gözden çıkarmışsa</strong>...</p>
<p><strong>Yerine ne konulur?</strong></p>
<p>Bunu henüz bilmiyoruz ama <strong>arayışı başladı</strong>. AB için Türkiye, kıta güvenliği açısından büyük önem kazandı ancak <strong>AB</strong>’nin hala bizi <strong>vize</strong> ile <strong>yeşil mutabakat</strong> ile <strong>mülteci bekçiliğiyle</strong> oyaladığı da bir gerçek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>DİPLOMASİ TARİHİNDE ŞAHESER MESAJ; LİDERLERE SİLAH HEDİYEMİZ...</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı’nın <strong>NATO liderlerine silah hediyesi</strong>, bana göre <strong>çok başarılı</strong> diplomasi mesajıydı: “<strong>NATO sizi koruyamıyor, bari siz kendinizi koruyun. Canınız sıkılırsa Rus ruleti oynarsınız</strong>.” Hele ki içlerinden birinin bürokrasi yüzünden ülkesine götürememesi, <strong>NATO’nun bürokratik çöküşüydü</strong>...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NATO LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>NATO</strong>: North Atlantic Treaty Organization, ABD ve Avrupa’dan 32 ülkenin güvenlik şemsiyesi</p>
<p><strong>OTAN</strong>: İki resmi dilli örgütün Fransızcası: Organisation du Traité de l'Atlantique Nord</p>
<p><strong>Brüksel</strong>: NATO’ya ev sahipliği yapan Belçika’nın başkenti, şimdi bürokrasi enkazlarıyla dolu</p>
<p><strong>NATO üyesi Türkiye</strong>: Örgüt içindeki ikinci büyük güç... Gelecekte NATO’nun yerini alabilir</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/natoyu-nasil-bilirdiniz-83215</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/6/1280x720/nato-1783319726.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO’yu nasıl bilirdiniz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konutta-balon-var-mi-varsa-ne-kadar-ve-o-balon-patlar-mi-83214</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konutta balon var mı varsa ne kadar ve o balon patlar mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hep tartışılan konulardan biridir. Türkiye’deki konut fiyatlarında balon var mı, yok mu; varsa ne kadar? Belki bunlardan daha önemli olan da o kaygı: <strong>“Bu balon bir gün fena halde patlayacak.”</strong></p>
<p>Konut fiyatlarının son yıllarda çok arttığı bir gerçek de bunun bir balona, yani enflasyonun çok üstünde bir artışa konu olup olmadığını anlamanın yolu resmi verilere dayalı bir analiz yapmaktan geçiyor. Tabii ki bu analiz, <strong>“Balon patlar mı, patlamaz mı”</strong> sorusuna da iyi kötü bir yanıt vermeli.</p>
<p>Bu resmi veriler için başvurulacak kaynaklar belli…</p>
<p>Konut fiyatlarına ilişkin verinin adresi Merkez Bankası.</p>
<p>Konut fiyatlarını kıyaslayacağımız enflasyon verisinin adresi de TÜİK. </p>
<p><strong>“Konut fiyatlarını Merkez Bankası ne bilsin”</strong> diyen çıkabilir. Ama aynı baza getirilmiş ve yıllar öncesine kadar uzanan bir başka veri seti olmadığına göre, hatta bu konuda hiç veri olmadığına göre Merkez Bankası’na başvurmaktan başka çare yok.</p>
<p>Enflasyon konusu da aynı.<strong> “Ama TÜİK’in verisi”</strong> diyeceklere yine aynı yanıtı vereceğim: <strong>“Eldeki bu!”</strong></p>
<p>Benzeri tüm kıyaslamalar için olduğu gibi konut fiyatları için de belli bir tarihi başlangıç almak gerekir. Gidebildiğim kadar geri giderek bir seri oluşturmak istedim ve Merkez Bankası’nın 2012 yılının ocak ayından bu yana hesaplamakta olduğu aylık konut fiyat endeksini kullandım.</p>
<p>Merkez Bankası hem genel bir konut fiyat endeksi hesaplıyor, hem de yeni ve yeni olmayan konutlar için hesaplama yapıyor ama bu endeksler arasında hele uzun dönemli değerlendirmelerde hemen hemen hiç fark olmadığı için genel endeksi kullanmayı yeterli gördüm.</p>
<h2>1’e 2 artış </h2>
<p>2012 yılından bu yılın mayıs ayı sonuna kadar olan dönem… (Konut fiyat endeksinde son veri mayıs ayına ait olduğu için seriyi mayısta sonlandırmak gerekti.) Bu dönemde konut fiyatları ne kadar artmış, buna karşılık enflasyondaki artış ne olmuş?</p>
<p>Denge kabaca 1’e 2 düzeyinde oluşmuş.</p>
<p>2012 başından bu yana geçen 14 yılı aşkın sürede TÜFE’deki artış oranı yüzde 1928, yani kabaca 19 kat.</p>
<p>Peki bu dönemde konut fiyatları ne kadar artmış, tam yüzde 4105, yani kabaca 41 kat.</p>
<p>Hadi TÜFE’deki 19 kat artışı 20 sayalım, konut fiyatındaki artışı da 40 kat; sonuçta enflasyon 1 artarken konut fiyatlarında 2 artış yaşanmış. 1’e 2!</p>
<h2>Ama makas daralma eğiliminde </h2>
<p>Konut fiyatlarıyla enflasyon arasında 1’e 2 gibi bir denge (ya da dengesizlik) var ama bu fark bir ara çok daha fazlaydı.</p>
<p>Bu yılın mayısı itibarıyla konut fiyatları ile enflasyon arasında yüzde 107’lik bir fark bulunuyor. Bu fark Haziran 2023’te yüzde 165’e kadar çıkmıştı. O tarihten bu yana makas üçte bir daraldı ve yüzde 107’ye indi.</p>
<h2>Balon, varsa bile patlamaz </h2>
<p>Konut fiyatlarının son 14 yılı aşkın sürede enflasyona göre daha fazla arttığı ortada. Bu bir balon mudur, değil midir, tartışılır. Ancak gidişata bakınca ekonomideki o klasik balon patlamasının konutta hiçbir şekilde gerçekleşmeyeceği de ortada. Bunun birkaç nedeni var.</p>
<p>Birincisi konut fiyatları ile enflasyon arasındaki makasın zaman içinde daraldığı gözleniyor. Yani konut fiyatlarında öyle birden çok dramatik bir düşüş görülmesi gibi bir durum söz konusu değil. Nominal olarak yavaşlama bile yok; artış hızı yavaşlıyor, bu dönemde enflasyon daha hızlı artıyor ve aradaki fark daralıyor.</p>
<p>Bunun en tipik örneği de Haziran 2023’ten bu yana olan dönem.</p>
<p>Bu gerçek, bundan sonraki eğilimin de benzer şekilde olacağının bir işareti sayılır.</p>
<p>Kaldı ki konut öyle finansal bir enstrüman değil ki herkes bir anda terk etmeye başlasın ve fiyatlar nominal olarak bile çok büyük bir hızla gerilesin.</p>
<p>Konut talebi bitmiyor ki böyle bir durum yaşansın. Tam tersine konuta talep var ve bu durum piyasayı canlı tutuyor.</p>
<p>Tamam alım gücünün çok büyük ölçüde düşmesiyle herhangi bir birikimi olmayanların konut alabilmesi neredeyse olanaksız hale geldi ama piyasa yine de iyi kötü dönüyor ve canlı. Bu yüzden de konutta öyle sanıldığı gibi bir balon patlaması hiçbir zaman söz konusu olmaz.</p>
<p>Son dönemde ne yaşandığını bir kez daha altını çize çize vurgulamak gerek. Konut fiyatlarındaki artış Haziran 2023’ten sonra nasıl enflasyonun altında kalmışsa, bu eğilim bundan sonraki dönemde de devam edebilir. Muhtemelen de bir süre edecek. Haziran 2023’ten Mayıs 2026’ya kadar olan dönemde konut fiyatları yüzde 137 artarken, enflasyon oranı yüzde 203 oldu.</p>
<p>Yani varsa bile balon patlamıyor, yavaş yavaş hava kaçırıyor.</p>
<p>Bundan sonra yaşanacak olan da budur. Yani en fazla budur.</p>
<p>Fiyatlar yeniden enflasyondan daha fazla artar mı, bu bir süre için pek beklenmiyor ama o da olabilir.</p>
<p>Bu olmasa konut fiyatları artmasa bile öyle birden çöküş olmaz; balonun havası olsa olsa en fazla yavaşça iner, son üç yılda olduğu gibi.</p>
<p>Dolayısıyla kimse <strong>“Konut fiyatları çok şişti, bu balon bir gün patlayacak”</strong> gibi bir beklenti içine girmemeli. O balon zaten üç yıldır hava kaçırıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a570d3f20f8b-1784089919.png" alt="" width="843" height="389" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konutta-balon-var-mi-varsa-ne-kadar-ve-o-balon-patlar-mi-83214</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/4/1280x720/konut-hane-kira-1784095473.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konutta balon var mı varsa ne kadar ve o balon patlar mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/feto-sirketlerinin-satisindan-15-milyar-dolar-geldi-kalan-608-sirketin-aktifleri-222-milyar-lirayi-asti-83212</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> FETÖ şirketlerinin satışından 1.5 milyar dolar geldi, kalan 608 şirketin aktifleri 222 milyar lirayı aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>15 TEMMUZ</strong> 2016’daki hain darbe girişimi sonrası ilan edilen <strong>“15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü”</strong>nün 10’uncu yılında da daha önceki yıllarda olduğu gibi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanı <strong>Fatin Rüştü Karakaş</strong>’tan kayyımlık görevi aldıkları şirketlerin son durumuyla ilgili bilgi istedim.</p>
<p><strong>Fatin Rüştü Karakaş</strong>’a bilgi notu için şu soruları yönelttim:</p>
<p>▶<strong>Ge</strong><strong>çen 10 y</strong><strong>ıl i</strong><strong>çinde FET</strong><strong>Ö ba</strong><strong>ğlant</strong><strong>ıl</strong><strong>ı ka</strong><strong>ç </strong><strong>şirkete kayy</strong><strong>ım olarak atand</strong><strong>ın</strong><strong>ız?</strong></p>
<p><strong>▶ Aralar</strong><strong>ından ka</strong><strong>çı tasfiye yoluna girdi?</strong></p>
<p><strong>▶ Ka</strong><strong>çı ve hangileri mahkeme karar</strong><strong>ıyla eski sahiplerine iade edildi?</strong></p>
<p><strong>▶ Ka</strong><strong>çı ve hangileri TMSF ihalesiyle yeni sahiplerini buldu? Ne kadar sat</strong><strong>ış geliri elde edildi?</strong></p>
<p><strong>▶ TMSF</strong><strong>’de ka</strong><strong>ç </strong><strong>şirket kald</strong><strong>ı? </strong><strong>Önde gelenlerin isimleri nedir?</strong></p>
<p><strong>▶ Halen TMSF kayy</strong><strong>ıml</strong><strong>ığında olan </strong><strong>şirketlerin toplam aktif b</strong><strong>üy</strong><strong>ükl</strong><strong>ükler, cirolar</strong><strong>ı, yaratt</strong><strong>ıklar</strong><strong>ı istihdam ne d</strong><strong>üzeydedir.</strong></p>
<p><strong>Karakaş</strong>, hemen şu yanıtı verdi:</p>
<p>- <strong>TMSF Başkan Yardımcımız Enis Güçlü Şirin size bilgileri gönderecek.</strong></p>
<p>TMSF Başkan Yardımcısı <strong>Enis Güçlü Şirin</strong>, yanıtlara ve bilgi notuna şöyle girdi:</p>
<p>- <strong>15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında FETÖ/PDY’ye yönelik olarak yürütülen soruşturmalar kapsamında 1497 şirketin/mal varlığı değerinin kayyımlık görevi Fon’a verilmişti.</strong></p>
<p>Bu kapsamda halihazırda Fon’un, 42 ildeki toplam 608 şirkette kayyım olarak görev yaptığını belirtti:</p>
<p>- <strong>Ayrıca Fon, 65 şirkete pay kayyımı, 92 gerçek kişinin de mal varlıklarına kayyım olarak atanmıştı.</strong></p>
<p>Söz konusu şirketlerin son durumlarıyla ilgili bilgilere geçti:</p>
<p>- <strong>TMSF’nin kayyım olarak görevlendirildiği şirketlerden 667 şirketin/ mal varlığı değerinin kayyımlık kararı ilgili yargı mercilerince kaldırılmıştır.</strong></p>
<p>Tasfiye edilenlerle ilgili verileri paylaştı:</p>
<p>- <strong>Fonun kayyım olarak görevlendirildiği 125 şirketin tasfiye ve sicilden terkine ilişkin hazırlık işlemleri ile ilan ve bilançonun hazırlanması işlemlerinin başlatılmasına karar verilmiş, 40 şirketin tasfiye işlemleri tamamlanarak ticaret sicilinden terkin edilmiştir.</strong></p>
<p>TMSF’nin kayyımlığının sürdüğü şirketlerle ilgili verileri şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Kurumumuzun kayyım olarak görevlendirildiği 608 şirketin devir tarihi itibariyle aktif büyüklükleri 50.7 milyar lira iken 31 Aralık 2025 itibariyle yüzde 338 büyüyerek 222.5 milyar liraya ulaştı.</strong></li>
<li><strong> Söz konusu şirketlerin öz kaynak toplamı yüzde 395 büyüyerek 22 milyar liradan 110 milyar liraya çıktı.</strong></li>
<li><strong> 608 şirketin toplam cirosu da 2025 yılı sonu itibariyle 143 milyar lirayı buldu.</strong></li>
<li><strong> TMSF yönetimi altındaki bu şirketlerde 19 bin 194 kişi istihdam ediliyor.</strong></li>
</ul>
<p>Hisse satışı yapılan şirketlere değindi:</p>
<p>- <strong>TMSF kayyımlık sürecinde 15 şirkette hisse satışları gerçekleşti. Bunlardan toplam 787 milyon 063 bin lira ve 15 milyon dolar satış hasılatı elde edildi.</strong></p>
<p>TMSF’nin kayyım olarak atandığı şirketlerden ticari ve iktisadi bütünlük (TİB) ihalelerine işaret etti:</p>
<p>- <strong>İhalelerde 45 adet TİB, 16 milyar 587 milyon 180 bin lira ve 3.5 milyon dolar muhammen bedelle satışa sunuldu. İhale neticesinde 18 milyar 397 milyon 747 bin 423 lira (KDV dahil 21 milyar 582 milyon 052 bin 670 lira) ve 7 milyon dolar satış hasılatına ulaşıldı.</strong></p>
<p>Mahkemelerce “müsadere” (devlet hazinesine geçiş) kararı verilen şirketlere dikkat çekti:</p>
<p>- <strong>Ayrıca, 218 şirket ve 6 ortaklık payı hakkında ilgili mahkemelerce müsadere kararı verilmiş ve kesinleşmiştir. Bunların müsadere kararı öncesi terkin edilen ve birleşerek ticaret sicilinden silinenler dışında 200 şirketin yüzde 100 payları Hazine adına tescil edilmiştir.</strong></p>
<p>Koza-İpek Grubu’na ayrıca vurgu yaptı:</p>
<p>- <strong>200 şirket ve 6 ortaklık payından; - Koza-İpek Grubu’na dahil 12 şirket Türkiye Varlık Fonu’na devredilmiş- 13’ü ihale yoluyla satılarak alıcılarına devredilmiş, 1 şirketin satış süreci devam etmektedir.</strong></p>
<p>Bunların dışında 174 şirketin ve 5 ortaklık payının satış ve tasfiye sürecinin devam ettiğinin altını çizdi:</p>
<p>- <strong>Müsadere işlemleri devam eden şirketlerin 31 Mart 2026 itibariyle toplam aktif büyüklüğü 147.7 milyar lira, öz kaynak toplamı 62 milyar lira, ciro toplamı da 19.8 milyar liradır. Bu şirketlerde 6 bin 204 kişi istihdam edilmektedir.</strong></p>
<p>6758 sayılı kanunu irdeledi:</p>
<p>- <strong>Müsaderesine karar verilen şirketlerin, ortaklık paylarının ve varlıkların satış veya tasfiyesi, 6758 sayılı Kanunun ilgili hükümleri çerçevesinde, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın onayı ile TMSF tarafından yerine getirilmektedir.</strong></p>
<p>Bu şirketlerin satış veya tasfiyesinden elde edilen gelirlerin Hazine’ye irat kaydedildiğine vurgu yaptı:</p>
<p>- <strong>15 Temmuz 2026 tarihi itibariyle toplam 49 milyar 068 milyon 055 bin 702 lira Hazine ve Maliye Bakanlığı’na aktarılmıştır.</strong></p>
<p>Haklarında müsadere kararı kesinleşen şirketlerin satış/tasfiye süreçlerine büyük bir titizlikle devam edildiğini aktardı:</p>
<p>- <strong>Kurumumuzun internet sitesi, ulusal çapta yayın yapan gazeteler ve Resmi Gazete’de ilan edilerek satışa çıkarılan şirketlere gerek yurt içinden gerekse yurt dışından ilgi gösteren çok sayıda yatırımcı bulunmaktadır.</strong></p>
<p>TMSF Başkan Yardımcısı <strong>Güçlü Şirin</strong>’in verdiği bilgilerden, satışı gerçekleşen şirketlerden elde edilen gelirleri güncel kurlardan hesapladım.</p>
<p>1 milyar 66 milyon doları müsadere edilen şirketlerin satışından doğrudan Hazine’ye aktarılan olmak üzere 1 milyar 575 milyon doları bulduğu ortaya çıktı…</p>
<p><strong>“15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü”</strong>nün 10’un yılında, FETÖ/ PDY soruşturması kapsamında TMSF’nin kayyım olarak atandığı şirketlerle ilgili son durum böyle…</p>
<p><strong> “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü”</strong> kutlu olsun…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ataşehir’de 3 yılda neler yaptık</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a570a8164d46-1784089217.png" alt="" width="450" height="571" /></span>BAFRA (Samsun) Kaymakamlığı döneminden tanıdığım Ataşehir Kaymakamı <strong>Bekir Dınkırcı,</strong> ilçeye veda mesajını bana da gönderdi. İstanbul Vali Yardımcılığı’na atanan <strong>Bekir Dınkırcı,</strong> Ataşehir’e veda mesajına şöyle girdi:</p>
<p><strong>- 19 Eylül 2023 tarihinde başladığım Ataşehir Kaymakamlığı görevimi, İstanbul Vali Yardımcılığı görevine atanmış olmam nedeniyle tamamlayarak ilçemizden ayrılıyorum.</strong></p>
<p><strong>Bekir Dınkırcı</strong>, Ataşehir Kaymakamlığı dönemindeki çalışmalarını şöyle özetledi:</p>
<ul>
<li>
<p><strong>Görev yaptığımız süre boyunca insanı merkeze alan, çözüm odaklı ve yönetişim anlayışını esas alan bir hizmet anlayışıyla hareket etmeye gayret ettik.</strong></p>
</li>
<li>
<p><strong>Kamu kurumlarımız, yerel yönetimlerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ve vatandaşlarımızla işbirliği içerisinde ilçemizin gelişimine katkı sağlayacak çalışmalar yürüttük.</strong></p>
</li>
<li>
<p><strong>Şehit ve gazi yakınlarımız, engelli vatandaşlarımız, devlet korumasındaki çocuklarımız ve büyüklerimize yönelik sosyal sorumluluk projelerini hayata geçirirken, eğitimden spora, kültürden sanata, çevreden afet bilincine kadar birçok alanda proje bazlı çalışmalar yaptık.</strong></p>
</li>
<li>
<p><strong>Okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması, öğretmen-öğrenci-veli koordinasyonunun güçlendirilmesi, rehberlik hizmetlerinin etkinleştirilmesi, mesleki eğitimin desteklenmesi ve spor bilincinin geliştirilmesine yönelik önemli çalışmalar yürüttük.</strong></p>
</li>
<li>
<p><strong>Her öğrencimizin sahip olduğu yeteneklerin keşfedilerek spor, müzik, resim ve sanatın farklı alanlarında en az bir hobi edinmesini teşvik etmeye özen gösterdik.</strong></p>
</li>
<li>
<p><strong>İstanbul Valiliğimiz tarafından yürütülen, </strong>“Spor Şehri İstanbul”, “Ben Okuyorum İstanbul Okuyor” <strong>ve</strong> “Enstrümansız Okul Kalmasın” <strong>projelerini ilçemizde titizlikle uygulayarak çocuklarımızın ve gençlerimizin gelişimine katkı sağlamaya çalıştık.</strong></p>
</li>
<li>
<p><strong>“Koruyucu Aile Projesi”, afet bilincinin artırılması, asayiş hizmetleri ve sosyal destek çalışmaları başta olmak üzere birçok alanda projeler hayata geçirildi ve bu çalışmaların önemli bir kısmı bugün de devam etmektedir.</strong></p>
</li>
<li>
<p><strong>Çevre bilincinin geliştirilmesine özel önem vererek geri dönüşüm faaliyetleri, atık kağıtların ekonomiye kazandırılması, su kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması ve çevre dostu yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmaları destekledik.</strong></p>
</li>
<li>
<p><strong>Kamu hizmetlerinin daha etkin ve verimli sunulabilmesi amacıyla kurumlarımız arasındaki koordinasyonu güçlendirmeye, kurumsal aidiyet duygusunu geliştirmeye ve tüm süreçlerin bilimsel, analitik ve bütüncül yaklaşımla değerlendirilmesine gayret gösterdik</strong></p>
</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/feto-sirketlerinin-satisindan-15-milyar-dolar-geldi-kalan-608-sirketin-aktifleri-222-milyar-lirayi-asti-83212</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/2/1280x720/fatin-rustu-karakas-1784089237.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ FETÖ şirketlerinin satışından 1.5 milyar dolar geldi, kalan 608 şirketin aktifleri 222 milyar lirayı aştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yeni-tesvikler-ve-vergi-indirimleri-gundemde-83211</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni teşvikler ve vergi indirimleri gündemde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Hükümet, Orta Vadeli Program (OVP) 2026- 2028 yıllarını kapsayan yapısal reform eylemleriyle ilgili çalışmaların hızlandırılması amacıyla ilave adımlara yönelik çalışmalara başladı. Ağustos ayında tamamlanması planlanan ilave adımlar arasında yeni teşvik programlarının öne çıktığı belirtildi. Sanayi ve reel sektöre sağlanacak yeni teşvik programlarının yanı sıra vergi indirimleri de gündemde. Yeni imkan ve kaynaklarla finansman maliyetlerini düşürücü önlemler ile birlikte finansmana ulaşmayı kolaylaştırmak için öncelikle güçlü bir finansal sağlayıcı sistem geliştirilecek. Tek Durak Ofis uygulamasının tüm yurda yayılması sağlanacak. Dış yatırımların artırılması amacıyla Tahkim Yasası’nın kapsamı genişleyecek. İlave adımlarla ilgili detayları Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz açıklayacak.</p>
<h2>Yatırım yapana uzman desteği sağlanacak </h2>
<p>Yerli ve yabancı girişimciler ile yatırımcıların izin, ruhsat, lisans ve vize gibi çok sayıda bürokratik işlemini tek bir merkezden, zaman kaybetmeden sonuçlandırmasını sağlayan, 'Tek Durak Ofis' uygulamasının da hem hukuki hem de idari mekanizmaları devreye sokmak amacıyla atılacak adımlarla ilgili çalışmalarda da sona gelindi. Yatırımcılara, hem zaman tasarrufu hem de karmaşık teknik sorunlarını çözmek amacıyla alanında uzman desteği sağlanacak. Tek Ofis uygulamasının, Türkiye geneline yayılması amacıyla alt yapı çalışmaları hızlandırılacak.</p>
<h2>Tahkim mekanizması güçlendirilecek </h2>
<p>Yeni adımlar arasında, yatırım yapan ve istihdam oluşturarak devlete ve bölgelerine katkı sunan firmalara hukuki alt yapı sunulacak. Uzun süren ve iş dünyasının doğrudan muhatap olduğu ticari davalar ve iş davaları için sistemdeki sorunları çözmek amacıyla hem yasal hem de idari adımlar atılacak. Atılacak adımlarla hukuk güvenliğinin sağlanması, hukuk güvenliğiyle birlikte de yatırımcıların bölgede yatırım yapması, istihdam sağlaması kolaylaştırılacak. Uzun süren ticaret ve iş davaları için adımlar atılacak. Yerli ve yabancı sermayeyi güvence altına almak amacıyla tahkim mekanizmaları güçlendirilecek. Bu kapsamda, dış yatırımların önündeki engellerin kaldırılması, dış yatırımların artırılması amacıyla Tahkim Yasası’nda değişikliğe gidilerek kapsamı genişletilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yeni-tesvikler-ve-vergi-indirimleri-gundemde-83211</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/07/lira-para-vergi-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hükümet, mevcut OVP kapsamında öngörülen yapısal reformların hazırlıklarını hızlandırdı. Ağustos ayında tamamlanması planlanan ilave adımlar arasında yeni teşvik programlarının öne çıktığı belirtildi. Doğrudan dış yatırımları teşvik için tahkim yasasının kapsamının genişletilmesi, reel sektöre yönelik yeni teşvik programlarının yanı sıra finansmana erişimi kolaylaştırıcı tedbirlerin de gündemde olduğu öğrenildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/feyhan-yasar-muzemizle-sanatseveri-yarim-asirlik-sosyolojik-yolculuga-cikariyoruz-83199</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> feyhan yaşar: müzemizle, sanatseveri yarım asırlık sosyolojik yolculuğa çıkarıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><span style="color: #e03e2d;"><strong>yaşar holding yönetim kurulu başkanı feyhan yaşar: biz müzeciliği karmaşa ve süratin ortasında insanlık için yeni ve korunaklı bir evren inşa etme işi olarak tanımlıyoruz</strong></span></p>
<p><strong>"İlk müzemizi 1985 yılında açmıştık. 1985'ten bugüne, dünyadaki her şey gibi müzecilik de çok büyük, yapısal bir dönüşüm geçirdi. Bizim için yeni binaya geçiş, sadece bir adres değişikliği ya da müzenin sergileme metrekaresini artırma hamlesi değildir. Biz, çağdaş müzeciliğin tüm gereksinimlerine ve modern işletme modellerine uygun, yaşayan ve dinamik yeni bir müze kurmayı amaçladık. Selçuk Yaşar, sanata her zaman toplumsal bir boyuttan, toplumsal fayda penceresinden baktı. Babamızın doğum günü olan 17 Ocak'ta kapılarını açan Yaşar Müzesi de onun vasiyet niteliğindeki bu vizyonunu tam da burada yaşatacak."</strong></p>
<p>Türkiye'nin ilk özel resim müzesi olarak 1985 yılında açılan S. Yaşar Resim Müzesi ve Sanat Galerisi,1967 yılından bu yana düzenlenen DYO Resim Yarışması'nın ödüllü eserlerine ve birbirinden değerli sanatçıların eserlerinin yer aldığı sergilere ev sahipliği yaptı. Müze, bu yılın başında, genişleyen koleksiyonuyla yeni yerinde ve Yaşar Müzesi ismiyle, Yaşar Topluluğu'nun kurucusu Selçuk Yaşar'ın doğum günü olan 17 Ocak'ta sanatseverlerle buluştu. 1800’lerin sonuna kadar kentin en canlı bölgesi olan, zamanla bu özelliğini kaybeden ‘Liman Ardı’, yeni müze binası ile âdeta yangın sonrası filizlenen ağaç misali köklerinden yeniden doğdu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a563e45e235b-1784036933.png" alt="" width="700" height="435" />Müzenin açılmasının ardından yaşanan bölgesel gelişmeler Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç’un KİTAP’ın geçmiş sayılarından birindeki (4 Mayıs 2023) söyleşisinde ifade ettiği, “Müzeler, bölgesine de katkı sunuyor” sözlerini de bir kez daha doğruladı. Bu sayımızı ayırdığımız Yaşar Müzesi için Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Yaşar, “Bizim için bu yeni binaya geçiş, sadece bir adres değişikliği ya da müzenin sergileme metrekaresini artırma hamlesi değildir. Biz, çağdaş müzeciliğin tüm gereksinimlerine ve modern işletme modellerine uygun, yaşayan ve dinamik yeni bir müze kurmayı amaçladık” diyor. </p>
<p>KİTAP dergimizin bu ayki konuğu Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Yaşar, Türkiye’nin sanat ve kültür yolculuğunun öncü kuruluşları arasında yer alan Topluluk üzerinden yürüttükleri müzecilik faaliyetlerine ilişkin, "Müzecilikle olan uğraşımız, yarım yüzyılı deviren, kurumsal anlamda 40 yılı aşkın bir geçmişe sahip zamansız bir yolculuktur" diyor. Feyhan Yaşar, 1967 yılında DYO tarafından başlatılan ve alanında ilk özel sektör girişimi olan DYO Resim Yarışması'nın ödüllü eserlerinin yer aldığı koleksiyonun 1985 yılında Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından açılan S. Yaşar Resim Müzesi ve Sanat Galerisi'nde ilk kez sanatseverlerle buluştuğunu hatırlatıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a563ed3c73a9-1784037075.png" alt="" width="700" height="438" />Bu yılın başında müze, 1800'lerin sonuna kadar İzmir'in kalbi olan, daha sonraki dönemde ise gözden düşen Liman Ardı Bölgesi'ndeki 131 yıllık tarihî binasına taşındı.</p>
<p>Feyhan Yaşar, "Bizim için yeni binaya geçiş, sadece bir adres değişikliği ya da müzenin sergileme metrekaresini artırma hamlesi değildir. Biz, çağdaş müzeciliğin tüm gereksinimlerine ve modern işletme modellerine uygun, yaşayan ve dinamik yeni bir müze kurmayı amaçladık" derken, müzecilik anlayışlarını şu sözlerle özetliyor: "Biz müzeciliği, bugünkü karmaşanın ve süratin tam ortasında insanlık için yeni ve korunaklı bir evren inşa etme işi olarak tanımlıyoruz."</p>
<p>Feyhan Yaşar, KİTAP Yayın Yönetmeni Faruk Şüyün ile birlikte hazırladığımız soruları yanıtlıyor.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Müze binası, 1895 yılına tarihlenen eski bir un fabrikası. Bu endüstriyel mirasın korunarak modern bir müzeye dönüştürülmesi sürecinde, yapının özgün mimarisini korumak ile çağdaş müzecilik ihtiyaçlarını karşılamak arasındaki dengeyi nasıl sağladınız?</strong></span></p>
<p>TARİHÎ bir yapıyı, hele ki 1895 yılına tarihlenen eski bir un fabrikası gibi güçlü bir endüstriyel mirası modern bir müzeye dönüştürmek, sadece bir mimari restorasyon projesi değildir. Bu süreç, özü itibarıyla kendi içinde çok katmanlı diyaloglar barındırır. Bir yanda yapının kendisine "biricik bir eser" olarak yaklaşmak, onun tarihsel yaşanmışlığını, dokusunu ve ruhunu eksiksiz biçimde geleceğe taşımak istersiniz; diğer yanda ise çağdaş bir müzenin talep ettiği teknolojik altyapıyı, koruma koşullarını ve işlevsel esnekliği bu tarihsel gövdeye kazandırmak zorundasınızdır.</p>
<p>Üstelik söz konusu bir müze olduğunda, işimiz sadece bir binanın içine eserler yerleştirmekten çok daha öteye geçer. Biz bu projede, binanın kendisini de "müzeleştirme" ve bizzat sergilenen en büyük eser olarak sunma gayesiyle yola çıktık. Duvarların harcında, kolonların gövdesinde saklı olan endüstriyel hafızayı ve bunun çağdaş sanat eserleriyle kurduğu sessiz, bilge ortaklığı da sergiliyoruz. Yaşar Müzesi binası, geçmişin üretim gücü ile bugünün sanatsal yaratıcılığının birbiriyle çatışmadığı; aksine birbirini besleyerek var olduğu zamansız bir mekâna dönüştü.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Alsancak Liman Bölgesi'nde yer alan bu bina, geçmişte Yaşar Topluluğu şirketleri ve Yaşar Üniversitesi tarafından da kullanılmış. Binanın bu kurumsal geçmişinin, müzenin bugünkü kimliğine ve endüstriyel dönüşüm ruhuna etkileri nelerdir?</strong></span></p>
<p>MÜZE binamızın konumlandığı Alsancak Liman Bölgesi ya da daha doğru bir ifadeyle "Liman Ardı Bölgesi", 19. yüzyıl İzmir'i için sadece coğrafi bir lokasyon değil; âdeta kentin kalbi, can damarı ve devasa bir endüstri mahallesidir. Burası, Anadolu'nun üretken toprağında yetişen; pamuktan üzüme, incirden tütüne kadar her türlü zenginliğin Batı'ya açılan kapısı, dünya ile buluştuğu noktaydı. Bizim binamız da 1895'ten itibaren bu üretim çarkının en önemli parçalarından biri olmuş, burada üretilen un yine bu liman vasıtasıyla dünyaya ulaşmıştır. Ancak limanlar sadece ürünlerin değil, fikirlerin, akımların ve kültürlerin de karşılaştığı yerlerdir. Dolayısıyla burası, İzmir'in dünyaya açılan en entelektüel, en kozmopolit penceresidir.</p>
<p>İşte böylesine özel, İzmir'in kalbi diyebileceğimiz bir bölgede binanın Yaşar Topluluğu ile kesişen hikâyesi de ayrı bir vizyon barındırır. Bu yapı, Liman Ardı Bölgesi'ne yapılan en erken yatırımlardan, Topluluğumuzun bu bölgedeki ilk kararlı girişimlerinden biridir. Uzun yıllar boyunca Topluluk bünyesinde gazete tesisi olarak bilgi üretmiş, ardından Yaşar Üniversitesi olarak gençlerin geleceğini şekillendirmiş; yani her döneminde insana ve topluma dokunmuştur.</p>
<p>Bir yapının geçmişine bu denli uzun süre tanıklık ettiğinizde, onun kurumsal hafızasını bizzat şekillendirme ve o yapı ile ilgili yeni, büyük hayaller kurma vizyonuna da sahip oluyorsunuz. Bu binanın bir gün bir müzeye dönüşmesi bizim için ani bir karar değil, zamana yayılmış çok köklü bir hayalin olgunlaşma hikâyesidir. Yapının kurumsal geçmişi, müzenin bugünkü kimliğinin en güçlü referansıdır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SELÇUK YAŞAR'IN SANAT SEVGİSİ VE ÖNCÜ ROLÜ </strong></span></p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Türkiye'de dünya çapında bir müzecilik anlayışının vücut bulmasına vesile olan sürecin Selçuk Yaşar ile nasıl başladığını bize anlatır mısınız?</strong></span></p>
<p>DÜNYADAKİ pek çok müze hikâyesinin başlangıcına baktığınızda, genellikle kişisel bir tutkuyla biriktirilen koleksiyonların zamanla mekânlaşması sürecini görürsünüz. Ancak bizim hikâyemizde çok daha farklı; dönemi için son derece vizyoner ve yenilikçi bir başlangıç noktası var.</p>
<p>Selçuk Yaşar, 1967 yılında DYO Resim Yarışması'nı başlattığında zihninde öncelikli olarak bir müze kurmak ya da şahsi bir koleksiyon oluşturmak fikri yoktu. İşin asıl inovasyon içeren tarafı tam da burada saklıdır. Türkiye'de resim sanatını canıgönülden desteklemek ve henüz yolun başındaki genç sanatçılara bir alan açabilmek gayesiyle yola çıkıldı. Yarışma, ödülleri ve sağladığı imkânlarla genç ressamların hayat serüvenlerine ve üretim heyecanlarına çok erken tarihlerde, en ihtiyaç duydukları anda ortak oldu. Yıllar içinde yarışmalar vasıtasıyla organik biçimde gelişen, büyüyen ve Türkiye'de resim tarihinin yaşayan bir hafızasına dönüşen bu dinamik koleksiyon, bir süre sonra kendi kabına sığmaz oldu.</p>
<p>Sanatçıyı desteklemek amacıyla başlayan bu saf ve samimi yolculuk, ülkemizde kurumsal müzeciliğin de öncüsü oldu ve 1985 yılında Alsancak'ta açılan Türkiye'nin ilk özel resim müzesine giden tarihî süreci başlattı. Bugün ulaştığımız noktada, Selçuk Bey'in 1967'de attığı o yenilikçi tohum, sanata duyulan şartsız sevgiyle büyüyen devasa bir çınara dönüştü.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Selçuk Yaşar ile başlayan yolculuğun, Yaşar Ailesi'nde yeni kuşakların da ısrarlı duruşuyla nasıl sahiplenildiğini aktarır mısınız?</strong></span></p>
<p>BİZİM sanatla ve müzecilikle olan uğraşımız, yarım yüzyılı deviren, kurumsal anlamda 40 yılı aşkın bir geçmişe sahip böylesine zamansız bir yolculuktur. Hikâye bu kadar uzun soluklu, derin ve köklü olunca, sanata duyulan o saf tutku da âdeta ailenin mirası olarak nesilden nesile aktarılıyor. Bugün bu mirası sürdürmek, bizim için dışarıdan bir motivasyon kaynağı gerektirmeyen; sorumluluk duygusunun da ötesine geçmiş, tamamen içselleştirilmiş bir yaşam biçimidir.</p>
<p>Babamız Selçuk Yaşar'ın yanında bu vizyonun filizlenişine eşlik etmek ne kadar büyük bir onursa, ondan sonra bu meşaleyi aynı kararlılıkla taşımak da bizim için o kadar doğal ve içgüdüsel bir duruştur.</p>
<p>Evet, 40 yılı aşkın süredir müzeciliğin içerisindeyiz. Fakat samimiyetle söylemeliyim ki Yaşar Müzesi'nin kapılarını açmamızla birlikte o ilk günkü heyecanımız katlanarak büyüdü. Biz bugün, geçmişin o devasa birikimini arkamıza alarak bu yeni ve büyük hayali geleceğe taşıma, onu her gün yeniden yaşatma uğraşı içerisindeyiz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5643d22eae0-1784038354.png" alt="" width="700" height="467" /><span style="color: #3598db;"><strong>Bu müzenin, Selçuk Yaşar'ın bir hayali olduğunu ve onun doğum günü olan 17 Ocak'ta kapılarını açtığını belirtiyorsunuz. Bu vasiyet niteliğindeki hayalin hayata geçiş hikâyesini ve müzenin Selçuk Bey'in vizyonunu nasıl yaşatacağını bizimle paylaşır mısınız?</strong></span></p>
<p>YAŞAR Müzesi'nin hayata geçiş hikâyesi, temelde kurumsal ihtiyaçlarımızın ve dünyadaki yeni müzecilik dinamiklerinin belirleyici olduğu çok doğal bir olgunlaşma sürecidir. Az önce de değindiğim gibi, 1967 yılından bu yana aralıksız devam eden DYO Resim Yarışmaları sayesinde koleksiyonumuz her geçen gün büyüdü; organik ve nitelikli bir koleksiyona sahip olduk. Alsancak'taki eski müzemizin fiziksel sınırları nedeniyle bu devasa hafızanın tamamını halkımızla buluşturabilmemiz artık mümkün olmuyordu. Dolayısıyla bu koleksiyonun derinliğini ve zenginliğini toplumla paylaşma arzusu, bizi bu yeni mekâna taşıyan en önemli etkenlerden biri oldu.</p>
<p>Tabii madalyonun bir de müzecilik felsefesi boyutu var. Biz ilk müzemizi 1985 yılında açmıştık. 1985'ten bugüne, dünyadaki her şey gibi müzecilik de çok büyük, yapısal bir dönüşüm geçirdi. Bizim için bu yeni binaya geçiş, sadece bir adres değişikliği ya da müzenin sergileme metrekaresini artırma hamlesi değildir. Biz, çağdaş müzeciliğin tüm gereksinimlerine ve modern işletme modellerine uygun, yaşayan ve dinamik yeni bir müze kurmayı amaçladık.</p>
<p>Selçuk Yaşar, sanata her zaman toplumsal bir boyuttan, toplumsal fayda penceresinden baktı. Babamızın doğum günü olan 17 Ocak'ta kapılarını açan Yaşar Müzesi de onun vasiyet niteliğindeki bu vizyonunu tam da burada yaşatacak.</p>
<p>Yaşar Müzesi, sadece duvarlarında eserlerin sergilendiği korunaklı bir bina değil; içinde bulunduğu sokağa, mahalleye, İzmir'e, Anadolu'ya ve nihayetinde tüm topluma aktif değer üreten, toplumsal inşada ve kültürel gelişimde rol alan bir yapı olarak yaşamaya devam edecek. Onun hayali, bu müzenin toplumla kurduğu her <br />bağda yeniden hayat bulacak.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>DYO Resim Yarışması'nın ödüllü eserleri müzenin kalbini oluşturuyor. Yarım asrı aşan bu retrospektif seçki, Türk resim sanatının gelişim evrelerini düşündüğümüzde ziyaretçiye nasıl bir tarihsel anlatı sunuyor?</strong></span></p>
<p>DÜNYA genelinde de örneğine son derece az rastlanan, 60 yıla yakın süredir kesintisiz devam eden bir resim yarışmasından söz ediyoruz. Bir sanatsal geleneği yarım asırdan fazla bir süre boyunca taviz vermeden sürdürebildiğinizde, elinizdeki koleksiyon sadece yan yana gelmiş güzel eserlerden ibaret kalmaz; yaşayan, nefes alan ve her dönemi belgeleyen devasa bir "görsel hafıza"ya dönüşür.</p>
<p>Müzenin kalbini oluşturan bu retrospektif seçki de ziyaretçisine tam anlamıyla bu eşsiz hafızayı sunuyor.</p>
<p>Ziyaretçimiz bu koleksiyonun içinde yürürken birkaç önemli katmanı aynı anda gözlemleme şansı buluyor.</p>
<p>İlki ve en belirgini; Türkiye'de resim sanatının ve ressamların hikâyesinin nasıl filizlendiğini, yıllar içinde nasıl bir kabuk değişimi yaşadığını ve hangi yeni akımlarla yoluna devam ettiğini adım adım görebilmesidir.</p>
<p>İkincisi ise yarışmaya henüz yolun başında genç birer yetenek olarak katılan sanatçıların zaman içindeki kişisel olgunlaşma serüvenlerine ortak olmasıdır. Bir sanatçının ilk çizgilerinden başlayıp yıllar içinde imzasını nasıl devleştirdiğini bu koleksiyonda izlemek müthiş bir sanatsal ayrıcalıktır.</p>
<p>Ancak bu retrospektifin bizi en çok heyecanlandıran ve bütün bu sanatsal anlatıyı taçlandıran bir başka boyutu daha var. Bu sergiyi gezen bir kişi, aslında Türkiye'nin yarım asırlık sosyolojik tarihini okur. Örneğin Türkiye'de köyden kente göçün yoğunlaştığı dönemlerde, bu toplumsal hareketliliğin, sıkışmışlığın ya da umudun resimlerdeki figürlere, renklere ve temalara nasıl yansıdığını çıplak gözle görebilirsiniz.</p>
<p>Bir yanda sanayileşmenin getirdiği yeni yaşam biçimleri, diğer yanda gelişen, değişen ve dönüşen Türkiye'nin bütün kırılma noktaları DYO retrospektifinde estetik birer belge olarak karşımıza çıkar. Dolayısıyla bu müze, ziyaretçisine sadece Türk resim sanatının gelişim evrelerini değil; tuvaller üzerinden okunabilen çok güçlü, çok katmanlı bir Türkiye panoramasını ve toplumsal hafıza yolculuğunu da sunuyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KOLEKSİYONLARIN DİSİPLİNLERARASI BULUŞMASI </strong></span></p>
<p>Resimler, Prof. Dr. Münir Ekonomi'nin bağışladığı arkeolojik eserler ve Ege Bölgesi'ne ait geleneksel kilimler müzede bir arada sergileniyor. Çağdaş resim sanatı ile arkeoloji ve dokuma kültürünü aynı çatı altında buluşturan bu çok katmanlı yapıyı kurgularken nasıl bir küratöryel yaklaşım benimsediniz?</p>
<p>BİZİM koleksiyonlarımız arasında birbirini besleyen organik bağlar var. Örneğin ziyaretçilerimiz sergi salonumuzdaki çağdaş bir resmin tam merkezinde dokusuyla yer alan bir halı motifini görebilir, ardından üst katlara çıktığında kilim koleksiyonumuzdaki asırlık desenlerin izini sürerek o motifin köklerine doğru zihinsel bir yolculuğa çıkabilir.</p>
<p>Ya da daha somut bir bağ kurmak gerekirse; 1967 yılında düzenlenen ilk DYO Resim Yarışması'nı kazanan Metin Eloğlu'nun meşhur "Horoz Dövüşü" eseriyle karşılaştıktan sonra, Prof. Dr. Münir Ekonomi'nin bağışladığı eserlerle zenginleşen arkeoloji koleksiyonumuza geçip binlerce yıl öncesinden günümüze ulaşmış bir çocuğun pişmiş topraktan horoz oyuncağıyla göz göze gelebilir. Binlerce yıllık bir oyuncak ile yarım asırlık bir çağdaş tuval aynı sembolün etrafında yan yana durur. Çünkü ikisi de hayatın içinden süzülüp gelmiştir.</p>
<p>Biz müzede öyle bir evren kurmak istedik ki, bu gizli geçişleri, bu zamansız diyalogları izleyicinin kendisi keşfetsin. Ziyaretçiyi pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp, müzenin katları arasında ipuçlarını takip eden bir kâşife dönüştürmek, bu yapıyı kurgularken en büyük arzumuz ve rehberimiz oldu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KİLİM KOLEKSİYONU; ZAMANSIZ, MODERN VE ÇOK KATMANLI SOYUT SANAT EVRENİ </strong></span></p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Bir kat kilim koleksiyonuna ayrılmış... Koleksiyon hakkında bilgi verir misiniz?</strong></span></p>
<p>HALI ve kilim, Anadolu kültürünün ayrılmaz bir parçası olduğu kadar, özellikle 19. yüzyıl İzmir'inde kentin en önemli ticari girdilerinden biriydi. Bu anlamda İzmir, üretilen bu eşsiz düz dokumaların dünyaya açıldığı tarihî bir kapı niteliğindeydi.</p>
<p>Müzemizde bir katı tamamen bu mirasa ayırırken, kilimlerin halılardan ayrılan o çok özel doğasını vurgulamak istedik. Tarih boyunca deniz aşırı ülkelere satılan, ticari bir kaygıyla sipariş üzerine üretilen halıların aksine; kilimler çok uzun süre ticari yönlendirmelerin dışında kalmış, tamamen dokuyan kişinin günlük ihtiyacı ve kendi duygu dünyası için hayat bulmuştur. Bu yönüyle her bir kilim; Anadolu'ya göç eden Türkmen boylarının, oymak ve obaların kendi kültürlerini, boy damgalarını, sevinçlerini ve hüzünlerini ilmek ilmek aktardığı saf birer toplumsal hafıza kaydıdır.</p>
<p>Bugün kilimler, barındırdıkları renk ve desen kompozisyonlarıyla, çağdaş sanat anlayışıyla da muazzam bir estetik uyum yakalamış durumdadır. Ziyaretçilerimizi bu katta ağırlarken onlara sadece geleneksel bir el sanatını değil; geometrik formların ardında saklı bulunan o zamansız, modern ve çok katmanlı soyut sanat evrenini sunuyoruz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a56444a0da39-1784038474.png" alt="" width="700" height="303" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>YENİLİKÇİ MÜZECİLİK VE TOPLUMSAL KATILIM </strong></span></p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Haziran 2026 itibarıyla başlattığınız "Göz Hizası" rehberli turlarıyla ziyaretçiyi pasif bir izleyici olmaktan çıkarıp diyalog kuran aktif bir katılımcıya dönüştürmeyi hedefliyorsunuz. Bu felsefi ve interaktif yaklaşım, Türkiye'deki geleneksel ve mesafeli müzecilik anlayışını dönüştürmek adına nasıl bir misyon taşıyor?</strong></span></p>
<p>GÜNÜMÜZDE insanların vakit geçirebileceği, dijital mecralardan alışveriş merkezlerine kadar sayısız alternatif var. Artık müzeler, ziyaretçilerin ilgisini çekebilmek için çok daha iletişim odaklı, çok daha açık ve davetkâr olmak zorunda. Dahası, modern dünyada müzelerin toplumsal iyileşme, bütünleşme ve vizyoner gelişmedeki rolleri hiç olmadığı kadar öne çıktı.</p>
<p>Haziran ayı itibarıyla hayata geçirdiğimiz "Göz Hizası" projemiz, tam da bu kültürel iktidar duvarlarını yıkmak ve o mesafeli müzecilik anlayışını dönüştürmek adına üstlendiğimiz felsefi bir misyondur. Biz bu projeyle ziyaretçilerimizi her çarşamba günü müzemize davet ediyor ve uzmanlarımız eşliğinde ücretsiz rehberli turlar düzenliyoruz.</p>
<p>Buradaki amacımız, eserin sadece künyesini okutmak değil; eserlerin arkasındaki insan hikâyelerini, saklı kalmış dünyaları paylaşarak ziyaretçiye bambaşka, hiyerarşiden uzak bir deneyim yaşatmak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İZMİR'DE BIR İLK </strong></span></p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>"Take Over Day"... Kasım ayında gerçekleştirdiğiniz "Müzeyi Ele Geçirme Günü" etkinliğinde müze yönetimini bir günlüğüne 8-10 yaş arasındaki çocuklara emanet ettiniz. İzmir'de bir ilk olan bu deneyimden çocukların getirdiği yenilikçi fikirler, müzenin profesyonel kadrosuna ve gelecek vizyonuna neler kattı?</strong></span></p>
<p>YAŞAR Müzesi olarak kapılarımızı açtıktan sonra hayata geçirdiğimiz ilk ve en gurur verici projelerimizden biri, çocukların müzemizi âdeta "ele geçirdiği" "Take Over Day" (Müzeyi Ele Geçirme Günü) etkinliğiydi.</p>
<p>İngiltere'de bu işin küresel öncüsü olan Kids in Museums organizasyonuyla çok kıymetli bir iş birliği yürüterek, bu uluslararası uygulamayı İzmir'de ilk kez gerçekleştiren kurum olduk.</p>
<p>Toplumda çocukların müzeleri sıkıcı bulduğuna dair yaygın bir yargı vardır. Biz bu ezberi tamamen bozmak istedik.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YAŞAYAN BİR YAŞAM ALANI </strong></span></p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Toplam 6.000 metrekare kapalı alana sahip olan müze; kütüphanesi, konferans salonu, panelleri ve atölyeleriyle sadece bir sergi alanı değil, yaşayan bir kültür merkezi olarak tasarlanmış. Bugüne kadar ağırladığı ziyaretçi sayısını öğrenebilir miyiz? Yaşar Müzesi'nin, İzmir'in ve Ege Bölgesi'nin kültürel ekosistemini uzun vadede nasıl şekillendirmesini öngörüyorsunuz?</strong></span></p>
<p>YAŞAR Müzesi olarak kapılarımızı açalı henüz çok kısa bir zaman geçmesine rağmen, karşılaştığımız yoğun ilgi bizleri hem çok sevindiriyor hem de geleceğe dair umutlarımızı büyütüyor. Çok kısa bir sürede ziyaretçi sayımız 10 bine yaklaştı. İzmirlilerin ve kentimizi ziyaret eden sanatseverlerin müzemizi bu denli hızlı sahiplenmesi, buranın ne kadar doğru bir ihtiyaçtan doğduğunun en somut kanıtıdır.</p>
<p>Bu sayısal başarının arkasında ise fiziki büyüklüğün ötesinde bir felsefe yatıyor. Evet, müzeler artık sadece sanat eserlerinin korunduğu ve sergilendiği statik mekânlar değildir; olmamalıdır da. Modern dünyada müzeler, âdeta toplumsal bir araya gelme, konuşma, buluşma ve en önemlisi "rastlaşma" alanları hâline geldi. Farklı hayatların, farklı kuşakların ve farklı düşüncelerin sanatın şemsiyesi altında birbiriyle rastlaştığı bu mekânların çok büyük bir toplumsal iyileştirme gücü olduğuna inanıyorum.</p>
<p>Çocuklarla yaptığımız yenilikçi projelerden, yetişkinler için kurguladığımız hiyerarşisiz diyalog zeminlerine kadar müzede kurduğumuz her temasta bu ana misyonu masanın üzerinde tutuyoruz. Yaşar Müzesi'nin, Alsancak Liman Ardı Bölgesi'nden başlayarak İzmir'in ve Ege'nin kültürel ve toplumsal dönüşümünde sessiz, derinden ama çok köklü ve sarsılmaz bir rol üstleneceğini öngörüyoruz. Biz geleceğe doğru yol alırken, sanatın birleştirici gücüyle toplumun geleceğini de daha aydınlık bir çizgiyle şekillendirmeye devam edeceğiz.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Türkiye’nin köklü şirket topluluklarından biri olarak, sanat ve müzecilik alanlarında gelecek dönemlere ilişkin düşünceleriniz, oluşturdu iseniz planlarınız hakkında bilgi almak isteriz.</strong></span></p>
<p>BUGÜN hem bir sanayi topluluğu hem de bir kültür kurumu olarak geleceğe bakarken, sadece pazar dinamiklerini değil, insanlığın ve dünyanın içinden geçtiği o devasa kırılma dönemini okumak zorundayız. Küresel ölçekte âdeta devasa bir dalganın üzerinde, sörf tahtasında dengede kalmaya çalışan bir insanlık var. Kuşkusuz bu başdöndürücü değişim ve dönüşüm dalgası, sanatı da müzeciliği de derinden etkiliyor, dönüştürüyor.</p>
<p>İşte tam bu noktada, Yaşar Topluluğu olarak bizim sanat ve kültür alanında geleceğe dair en büyük vizyonumuz ve iddiamız şudur: Biz müzeciliği, sadece bu hızlı dünyaya ayak uydurma çabası olarak görmüyoruz; aksine biz müzeciliği, bu karmaşanın ve süratin tam ortasında insanlık için "yeni ve korunaklı bir evren" inşa etme işi olarak tanımlıyoruz.</p>
<p>Yeni dönemdeki sanat ve müzecilik stratejimizin iki temel sütunu olacak:</p>
<p>Birincisi, dünyadaki bu teknolojik ve sosyolojik dönüşümü en uç noktada, en yakından takip etmek ve çağın araçlarını felsefemize dahil etmek. İkincisi ve en hayati olanı ise, tüm bu küresel rüzgarlara karşı dururken kendi coğrafyamıza, Anadolu’nun ve Ege’nin o binlerce yıllık derin köklerine sarsılmaz bir biçimde tutunmak.</p>
<p>Çünkü inanıyoruz ki, geleceğin rüzgârlarına karşı savrulmamanın tek yolu, köklerinizin ne kadar derine indiğiyle ilgilidir. Biz bu topraklardan besleneceğiz, küresel dünyayı bu topraklardan okuyacağız ve inşa ettiğimiz bu yeni evrenle toplumumuza rehberlik etmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Yaşar Topluluğu'nun gelecek planı; dijitalleşen dünyaya uyum sağlarken, sanatın o iyileştirici, düşündürücü ve zamansız insan evrenini her gün daha da büyüterek geleceğe miras bırakmaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/feyhan-yasar-muzemizle-sanatseveri-yarim-asirlik-sosyolojik-yolculuga-cikariyoruz-83199</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/9/1280x720/feyhan-yasar-1784036860.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ yaşar holding yönetim kurulu başkanı feyhan yaşar: biz müzeciliği karmaşa ve süratin ortasında insanlık için yeni ve korunaklı bir evren inşa etme işi olarak tanımlıyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ytak-limiti-artti-kullanim-hizlandi-83210</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> YTAK limiti arttı, kullanım hızlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’nin stratejik ve döviz getirici alanlarda uygulamaya aldığı Yatırım Taahhütlü Avans Kredisinde (YTAK) limit 750 milyar TL’ye yükseltildi. Açıklama, 13 Temmuz günü yapılan Kabine toplantısının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapıldı.</p>
<p>Merkez Bankası kaynaklarından özel sektörün kamu strateji belgelerindeki alanlara yapacağı yatırımların finanse edildiği program 2020’de başladı. İlk tasarımda sadece üretim yatırımları hedeflenirken, daha sonra büyük turizm yatırımları ile deprem bölgesindeki yatırımlar da kapsama alındı. YTAK, ilk başladığında her bir yıl için 100 milyar TL olmak üzere 300 milyar TL ayrılmıştı. Daha sonra Haziran 2025’te toplam tutar 500 milyar TL’ye yükseltildi. Bu kararla toplam limit 750 milyar TL’ye çıkarıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a57070c2874a-1784088332.png" alt="" width="414" height="264" />Merkez Bankası verilerine göre, bu alanda kullandırılan fiili tutar Temmuz 2026 itibariyle 139 milyar 959 milyon TL’ye ulaştı. Bu tutar, tahsis edilen kredileri göstermiyor. Kredi tahsislerinin tutarına ya da sektörüne yönelik bir veri ya da rapor yayınlanmıyor. YTAK kredileri, 2020’de kredi tahsisi konusunda genel bankacılık kurallarıyla başlatılmıştı. 2023 sonunda ise Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı birlikte çalışarak, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayınlanan 281 sanayi ürünü için yatırım planları ve yatırım şekline göre bir puanlama sistemiyle kurallı hale getirildi.</p>
<p>Uygun maliyeti nedeniyle yatırım finansmanında en uygun durumdaki kredilerden biri olan YTAK’ta, asgari 1 milyar TL’lik projelere en fazla 5 milyar TL kredi sağlanıyor. Kredi faizleri, Merkez Bankası’nın politika faizine göre bir endekslemeyle belirleniyor ancak başvuran şirketin kredibilitesi, yatırıma yaptığı özkaynak, dış kredi bulması ve en önemli kriter olarak, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayınlanmış ürün listesi ve teknolojik alan listesine uyumunu gözeten ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan başvuran projenin değerlendirilmesiyle verilen Teknoloji/ Strateji Puanı ile düşüyor. Şu anda, mevcut faiz oranları yüzde 15 ile yüzde 30 arasında değişiyor. En yüksek puanla en yüksek uyumu gerçekleştiren bir proje yüzde 15 oranıyla yatırım kredisi bulabiliyor.</p>
<h2>Kullanım yeniden hızlandı </h2>
<p>YTAK programına yönelik tahis, kullanım, yatırım gerçekleşme düzeyi vb. unsurların bulunduğu bir raporlama yapılmadı. Bu yönde düzenli bir rapor kararı da bulunmuyor. Diğer yandan, Merkez Bankası hesaplarında, firmaların yatırım yaptıkça tahsis içinden çektikleri tutarların toplamı görülebiliyor. Bu hesap tam kullanımları göstermese de, tahsis edilen kredileri kullanan yatırımcıların, yatırım yapma hızları açısından bir işaret niteliği taşıyor. Buna göre, 2024 yılı başında yeni sistemle yatırımlara başlanması öncesi kabul edilen kredilerin hızlı şekilde kullanıldığı görülüyor. 2020’de 781.6 milyon TL ile yıl kapatılırken, 2023 sonunda 86.2 milyar TL’ye ulaşıldı. Bu dönemde, dönemin Merkez Bankası Başkanı, tahsislerin de 100 milyar TL’yi aştığını duyurmuştu.</p>
<p>2024 ve 2025 yılları görece daha az kullanım yapılırken, 2025’te Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nda YTAK kapsamındaki yatırımlara yönelik hızlandırma yönünde bir karar alındı. Son aylarda kredi kullanımının yeniden hızlandığı gözlendi. 2025 sonunda 104.7 milyar TL olan kullanımlar, Temmuz ayı başı itibariyle 139 milyar 959.7 milyon TL’ye ulaştı.</p>
<p>YTAK kredi programında, ana değerlendirme konusu olan Teknoloji/Strateji Puanına konu ürünler GTİP bazında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayınlandı. Bu listede 284 ürün bulunuyor. Yine teknoloji alanı olarak belirlenen AR-GE ağırlıklı yatırım alanları da Bakanlık tarafından yayınlandı. Burada da 261 teknoloji alanı-ürünü tanım olarak veriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ytak-limiti-artti-kullanim-hizlandi-83210</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/7/1280x720/lira-tl-para-1776172277.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Stratejik nitelikteki sektörler ve döviz getirici üretim faaliyetlerini desteklemek amacıyla uygulamaya konulan Yatırım Taahhütlü Avans Kredisinde (YTAK) limit 500 milyardan 750 milyara yükseltildi. Bu kapsamdaki kredilerde de bu yılın başından itibaren hızlanma dikkat çekti. Merkez Bankası verilerine göre 2020-2025 arası dönemde 104,7 milyar lira olarak gerçekleşen kullanım, ocak-haziran döneminde 35,2 milyar artarak 140 milyar liraya yükseldi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayımlanan listede program kapsamında yatırıma konu 284 ürün ile 261 adet Ar-Ge ağırlıklı teknoloji alanı-ürünü bulunuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kusurlarin-dogal-tarihi-kitabi-kendimizle-basa-cikmayi-ogretiyor-83202</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> kusurların doğal tarihi kitabı kendimizle başa çıkmayı öğretiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İtalyan evrimsel biyolog ve bilim felsefecisi Telmo Pievani, Kusurların Doğal Tarihi adlı kitabında evrimi, insan doğasını ve kusurların yaşamın ayrılmaz bir parçası olduğunu bilimsel olduğu kadar felsefi bir bakışla ele alıyor. Okuru, kusursuzluk arayışını sorgulamaya ve insanın doğadaki yerini yeniden düşünmeye davet eden eser, zihin açıcı bir okuma deneyimi sunuyor.</strong></p>
<p>TELMO PIEVANI, biyoloji felsefesi üzerine çalışan bir akademisyen. Önde gelen bir evrimsel biyolog. Alanında uluslararası ölçekte öne çıkan isimlerden biri. Size tanıtacağım kitabı Koç Üniversitesi Yayınları arasında çıktı. Bülent O. Doğan, Kusurların Doğal Tarihi / Büyük Patlama'dan DNA'ya kitabını dilimize kazandırdı. Birinci baskısı Aralık 2025'te Türkiye'deki okurla buluştu.</p>
<p>Bir canlı olarak insan doğasında "abartma" eğilimi var. Eğer Pievani'nin kitabını hakkını vererek okursak, "yeni bir yola girdiğimizde eski seçeneklerin işe yaramaz hâle geldiğini" derinliğine kavrayabiliriz. Bir başka gerçekliğin daha farkına varırız: İnsan doğasının "hatalı ve çılgınca şeylere inanma eğiliminin" güçlü olduğunu, evren ve evrimin "her şeyi ve her şeyin karşıtını içinde barındırdığını" kavrarız. Günlük yaşamda hayıflandığımız birçok olay ya da olgunun doğallığını anlayarak gereksiz düşünce ve davranışlardan arınabiliriz.</p>
<p>Yaşamın derinliklerini gözlemeyi zihinlerimizin hedefine koymuşsak, Pievani, olaylar olduktan sonra fikir yürütmenin boşluklarını anımsatarak kendimize gelmemiz için uyarır.</p>
<p>Seçeneklerin çokluğu nedeniyle olası senaryoları küçümseme eğilimimizi bir şamar gibi yüzümüze indirir. Kusurları kusursuzluk gibi gösterme boşluğuna nasıl düştüğümüzü anlarız. Gerçekliği tersyüz etme eğilimimizin farkına vardıkça aklımız utanç duygularımızı harekete geçirir. Anomalilerin zorunlu ve eksiksiz görünmesinin sakıncalarını içselleştirmemiş olmamızın zihnimizde yarattığı gölgelerin karanlığında yüreklerimiz daralır. Hele zihnimizin bazı olayları ihmal etme tuzaklarına nasıl düştüğünü kavrarsak, "tasarım" gibi kaderci anlayışlara açılan kapıların bizi nereye götüreceğini sorgularız. Seçenek yokmuş gibi düşünmenin, alın yazısına teslim olmanın, ağların baştan örüldüğü gibi bir inanç konforuna sığınmanın, animizm ve teoloji eğiliminin olası etkilerini sorgularız.</p>
<p>Doğada kendini kopyalama ya da kendini yeniden üretmenin olağanüstü işlevinin değişik yönlerini öğrendiğimizde, verimsiz zamanlarımızın yükünü yüreklerimizde hissederiz. Yaşam sürecinde sapmaların ve kombinasyonların gördüğü geliştirici işlevler kavrandığında, yaşamın değişik alanlarında gereksiz stresle kendimize işkence etmenin beyhudeliğini de anlarız. Ve tavla oyununu geliştiren vezirin zarlarla ilgili söylediği gibi, "Şansı unutma!" diye uyarılırız. Pievani, "Doğadaki seçilim, şanstan beslenen filtredir." Ve "hareketli denge" olayını kavramamızın güç olacağını da belirtir.</p>
<p>Pievani derin bilgisiyle bizleri uyarır: "Henüz anlayamadığımız pek çok şeyin ve üretken bir cehaletin ağırlığını taşıyoruz ki bu, sürekli yeni araştırma sorunlarının ortaya çıkmasına neden olan" şeydir. Nitekim başlangıçta her şeyin genlere bağlanması bir teknik rahatlamadır; ama zaman içinde erişilen bilgiler, "insan genetik materyalinin neredeyse üçte birinin dış kaynaklı olduğunun tahmin edildiğini" gösteren bir aşamaya gelir. Ve yazar bize evrimin dört kategorisinden söz eder: Evrimsel kategori, genetik bencillik, faydasız yapılar ve potansiyel çeşitlilik.</p>
<p>Pievani, evrimin "hurda ustalığından" söz eder. Sonra Jacob'un 1977'de yaptığı bir konuşmaya gönderme yaparak şöyle der: "Çoğunlukla, iyi tanımlanmış bir uzun vadeli tasarım olmadan, hurda ustası yeni bir nesne üretmek için elindeki materyalle beklenmedik işler yapar. Eski bir bisiklet tekerinden rulet, kırık bir sandalyeden radyo dolabı yapar. Benzer şekilde evrim de bir bacaktan kanat yapar ya da ceninin bir parçasından kulağın bir parçasını üretir. Doğal olarak bu işlem uzun zaman alır. Evrim, çağlar boyunca eserini yavaş yavaş değiştiren, hiç durmadan onu rötuşlayan, şurasını kesip burasını uzatan ve onu yeni kullanım alanına tedricen uyarlamak için fırsatları değerlendiren bir hurda ustası gibi davranır."</p>
<p>Telmo Pievani insanoğlunun büyüme sürecinde onu kuşatan çevresel, kültürel ve eğitsel bağlamın; propaganda ve toplumsal klişelerin; ayrımcılığı ve çeşitlilik korkusunu teşvik etmenin koruyucu bir "biz" sığınması oluşturduğunu ve "öteki"ni tehlikeli görme eğilimini nasıl güçlendirdiğini de anlatır.</p>
<p>Biz, teknolojiyi insanın çıplak gücüyle yapamadığını, aklını kullanarak geliştirdiği araç-gereç ve yöntemlerle başardığını düşünüyoruz. Pievani ise evrimsel "hurda ustalığı" yoluyla biriktirdiğimiz biyolojik sınırlılıkları telafi etmek için bulduğumuz yolun teknolojik araçlar ve buluşlar olduğunu söyler. Bunlar tasarlanmış ve belirli bir amaca yöneliktir; kusursuzluk potansiyeli taşırlar. Yapay zekâ, moleküler makineler, organoidler, sanal gerçeklik gözlükleri, biyo-yazıcılar, insan-makine etkileşimi, sentetik bakteriler, genetiği </p>
<p>değiştirilmiş organizmalar, robotlar, dronlar ve ağ üzerinde birbiriyle konuşan, çoğu zaman da istenmeyen öğütler veren cihazlar yaşamın yeni gerçeklikleri.</p>
<p>Kusurların Doğal Tarihi kitabında teknolojilerin de optimal tasarım ürünleri olmadıkları; uzlaşmalar, kusurlar ve işlevsel devşirmeler barındıran süreçler oldukları belirtilir. Sonra da "altıncı kitlesel yok oluş" konusunda uyarı yapılır. Kamikaze terörizmi, dinci gericilik, gülünç hâle gelmiş tüketim çılgınlığı, cehalet başta olmak üzere her alanda konformizm, ekonomik tercihlerde irrasyonel eğilimler, siyasi miyopluk, popülist beceriksizlik, jeopolitik kanunsuzluk, yağmacı fiyatlandırma, kurumlara olan güvensizlik ve yozlaşma eğilimi konusunda aşırı uçlarda gezinmenin sakıncaları anımsatılır.</p>
<p>Evrenin sınırlarına bakabilme olanakları, kozmik kusurların anlaşılması gündemi de kitabın işlediği konular arasında yer alır. Geleceği bilinçsizce inşa eden kusurlu varlıklar olmamız da yazarın analiz ettiği hususlardandır.</p>
<p>Hesaplama gücü, bellek, kesinlik, tekrar ve hız gerektiren alanlarda üstün gelecek olanlarla onların kusurdan mahrum oldukları yönlerin kıymetini bilmenin önemi üzerinde de durulur kitabın derinliklerinde.</p>
<p>Kusur birikiminden yoksun olanların şiir yazamayacaklarını ve sanat üretemeyeceklerini belirtir yazar. Nefsimize tam olarak hâkim olmanın zorlukları, kendimizi kandırmaya eğilimimizin güçlü olması, yanlış ve eksiği başkasına yükleme kolaycılığı, olay gerçekleştikten sonra yol gösterme sapkınlığı, bahane üretme ustalığı, klişelere tutkunluğumuz, eşitsizlik ve adaletsizlikleri haklı çıkarma yönümüz, her şeyin hemen olmasını istememiz, açgözlülüğümüz ve aptallıklarımız üzerinde de durur Pievani kitabında.</p>
<p>Doğru zamanda üreme, belirli bir besin kaynağını kapma, avcının hamlelerini öngörme ve zamanında hamle yapma, çevredeki ipuçlarını okumayı öğrenme, zararlı pragmatizmden kaçınma konusunda da öğreneceğimiz çok şey var.</p>
<p>Anekdotlar, yetersiz vaka ve örneklerle genelleme yapmanın sakıncaları anlatılır kitabın akışında.</p>
<p>Pievani, "İnanç makineleriyiz ve inançlardan bol miktarda imal ediyoruz" demektedir. Ardından ekler: "İnançlar, cehalet ya da katı doktrinler güven meselesi değildir; bilgi toplasak da zihnimiz ilk baştaki inancını doğrulama yolunda hareket eder." İnanca dayalı rahatlama ve konfora dikkat etmeliyiz!</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5646ee40c2e-1784039150.png" alt="" width="288" height="373" />Telmo Pievani, "Tanrılar bile bazen meraklarına yenilir" diyor… Meraklarımıza yenilmeden ve yararlı şeyler üretmek için yazarın kusurun altı ilkesini zihnimize yerleştirelim:</p>
<p><strong>1. Olumsallık yasası:</strong> Mutasyonlar, genetik sürüklenme, kitlesel yok oluş ve büyük ölçekli ekolojik değişmeler evrimin kurallarını değiştirir. Değişmeleri her zaman öngöremeyiz; o zaman da "şans etkisi" geçerlilik kazanır. Belli bir aşamada büyük bir avantaj oluşturan doğal seçilim oluşumları, sonradan tehlikeli bir kusura dönüşebilir. Evrenin tarihi şans ve istikrarsızlıklardan etkilenir. Her şey kırılgandır; çünkü kusurlu, gereksiz ve eksiktir. Kozmik ve biyolojik evrimin kendi belirlediği buluşma noktaları ve kritik dönüm noktaları olan hayatlarımız var. Kritik anların gücünün bilincinde olmalıyız.</p>
<p><strong>2. Uzlaşma yasası</strong>: Doğadaki seçilim, genellikle farklı çıkarlar ve birbirine zıt seçilim baskıları arasında uzlaşma sağlama ihtiyacından kaynaklanır. </p>
<p><strong>3. Kısıtlılıklar yasası:</strong> Doğal seçilim, varlıkları kusursuzlaştıran, sapmaları düzelterek optimize eden bir oluşum değildir. Bunu yapmaz; çünkü değişken bağlamlarda işler, tarihsel, fiziksel ve yapısal gelişim kısıtları tarafından koşullandırılır. </p>
<p><strong>4. Yeniden kullanım yasası</strong>: Var olan yapıların yeniden kullanılması, optimal olmayan ve geri dönüştürülmüş kusurlu yapıların doğada sıklıkla görülmesi anlamına gelir. </p>
<p><strong>5. Soğan yasası</strong>: Tolere edilebilen aşırılık değişimin kaynağıdır; evren mümkün olanın dönüşümünü içerir. </p>
<p><strong>6. Kızıl Kraliçe Yasası</strong>: Çevremiz bizden daha hızlı gittiğinde, evrimsel açıdan geride kaldığımızı, biraz uyumsuz ve kusurlu olduğumuzu görürüz.</p>
<p>En iyisi kitabı özenle okumak… Anlatanın eksiklerini de görürüz.</p>
<p><strong>KUSURLARIN DOĞAL TARIHI BÜYÜK PATLAMA’DAN DNA’YA</strong></p>
<p>Telmo Pievani<br />Türkçesi: Bülent O. Doğan<br />Orijinal İsim: Imperfection: A Natural History<br />Yayına Hazırlayan: Enis Köksaldı<br />Koç Üniversitesi Yayınları </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kusurlarin-dogal-tarihi-kitabi-kendimizle-basa-cikmayi-ogretiyor-83202</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/0/1280x720/kitap-1767961968.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ kusurların doğal tarihi kitabı kendimizle başa çıkmayı öğretiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-rozet-bir-yaris-bir-biyografi-83203</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> bir rozet, bir yarış, bir biyografi…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bazen bir kitap, tam okunacağı zamanı kendi seçiyor. 100. Gazi Koşusu'nun coşkusuyla başlayan gün, elimdeki Churchill biyografisi sayesinde beni Veliefendi'den İngiltere'ye, atların tarihinden dünya savaşlarına uzanan beklenmedik bir yolculuğa götürdü.</strong></p>
<p>Heyecanla yakama rozeti takıyorum. Altın renginin üstünde siyahla "100. Gazi Koşusu" yazıyor. İlk defa Veliefendi Hipodromu'na geliyorum. Bu kentin böyle bir geleneği varken, bunca zaman nasıl olmuş da bu büyüleyici mekâna gelmemişim. Gelenek derken; hepimiz Sultanahmet Meydanı'ndaki Yılanlı Sütun'u biliriz. İşte tam da orası, MS 203'te İmparator Septimius Severus tarafından inşa edilmiş bir atmeydanı, yani hipodrom. En görkemli zamanlarında 100 bin kişilik kapasiteye ulaşmış. Fenerbahçe'nin stadyumunun 50 bin kişilik olduğunu düşünürsek büyüklüğünü gözünüzde canlandırabilirsiniz. Ben de 100'üncü yılın coşkusuyla WeReserve'nin davetlisi olarak geldiğim hipodromda, tribünleri dolduran 67 bin kişi kadar heyecanlıyım.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk'ün Ankara Ulus'ta, Samsun'da, Konya'da ve Sarayburnu'ndaki atlı heykelleri hem Kurtuluş Savaşı'mızın görkemini hem de cephelerde en az insanlar kadar kahramanlıklar sergileyen atlara bir saygı duruşu niteliğinde. Özellikle I. Dünya Savaşı'nın yaşandığı ülkelerde, cephedeki kahramanlıkları nedeniyle atlar için de çok sayıda anıt görebilirsiniz. Peki, hâlâ bindiğimiz otomobillerin performansını "beygir gücü" olarak tanımlarken nasıl oldu da bu modern hayat, en eski dostlarımız atlardan bizi bu kadar kopardı?</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a56499ca56b4-1784039836.png" alt="" width="333" height="432" />Sanırım Twitter'da (X) okumuştum: "İstanbul'da at sahibi olmak için ya çok zengin olmalısınız ya da çok fakir olmalısınız… Ortası yok." Tam bu deli soruları düşünürken 100. Gazi Koşusu başlıyor. Efsanevi jokey Halis Karataş, atı Bay Nalçakan ile gruptan arayı açıyor ve yarışın kazananı oluyor. Etrafımdaki tezahüratlar beni bir anda sanki Peaky Blinders dizisinin setine ışınlıyor. Sanki yakın zamanda gördüğüm Unilever'in Liverpool'daki ilk üretim merkezi Sunlight Village'deyiz; zira dizinin bazı bölümleri de burada, bozulmadan korunan köyde çekilmiş.</p>
<p>İşte tam da o geziye giderken, geçen ay bıraktığım yerden 19'uncu ve 20'nci yüzyılı anlamak için okumaya devam ediyorum. Madem İngiltere'ye gideceğim, İletişim Yayınları'nın ilk baskısını bu yıl yaptığı, Sebastian Haffner'in, Tanıl Bora çevirisiyle Türkçeye kazandırdığı Churchill kitabını alıyorum. Haffner (aslında bu takma adın ardındaki gerçek adı Raimund Pretzel), iyi bir hikâye anlatıcısı olarak iki dünya savaşını ve hatta Beatles'ı görmüş bu siyaset kurdunun hayatını hızlıca özetliyor bize.</p>
<p><strong>SUBAYLAR SAVAŞ MUHABIRI OLABILIYORDU… </strong></p>
<p>HAFFNER, Churchill'in annesindeki Kızılderili kanından, o dönem playboy olarak nitelendirilebilecek çılgın babası Lord Randolph Churchill'den başlayarak bu biyografiyi bir roman gibi anlatıyor. "Madenciler ve gündelikçiler, hatta yarın öbürgün fabrika işçileri, niye muhafazakârlara oy versinlerdi ki? Bunu mümkün gören tek kişi, deli Lord Randolph Churchill'di"diyerek Winston Churchill'in babasının siyasi görüşüne de değinmiş oluyor.</p>
<p>Winston Churchill'in babasını kaybetmesi, ardından annesinin desteğiyle nerede olay varsa orada görev alan bir subaya dönüşmesine giden süreci okuyoruz. O dönemde subayların gazetecilik yapması yasak değil. Bu sayede genç Churchill, savaş meydanlarından bildiren bir muhabire dönüşüyor. Hatta esir kampından kaçışıyla tam bir kahraman hâline geliyor.</p>
<p>Sonrası malum; siyaset, II. Dünya Savaşı ve savaş bitiminde gerçekleştirilen Yalta Konferansı'ndaki Franklin D. Roosevelt, Josef Stalin ve Churchill'i gösteren o efsane fotoğraf karesi… Ağzındaki purosuyla özdeşleşmiş fotoğraflarıyla İngiliz siyasetinin bu gözü kara adamı, 1953 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü de kazanıyor. Pek çok zaferini ve yenilgisini okumak için Haffner'in satırları arasında kaybolabilirsiniz. 91 yaşında hayatını kaybeden Churchill, bugün huzurlu bir köy mezarlığında yatıyor. </p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong>yaşasın hayatın zorluklarına yazarak direnen insanlar!</strong></span></p>
<p>BURGAZADA'YA her gidişimde meydandaki Sait Faik heykelini selamlarım. Ve içimden hep bir sözünü geçiririm:</p>
<p>"Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Fakat... Yazmasam deli olacaktım."</p>
<p>Yazmak iyileştiren bir eylem. Bu ay elime ulaşan iki kitabın sayfalarını çevirirken aklımda hep bu fikir vardı.</p>
<p>İlki, Sezin Mızraklı Avalin'in Destek Yayınları'ndan çıkan Biz O Kirpikleri Boşa Dökmedik! adlı kitabı. Bu sadece meme kanseriyle mücadelenin kitabı değil… Okura kendi hayatının farkındalığı için de bir şifa sunuyor. Sezin Mızraklı Avalin, Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü mezunu; MIT'de eğitim almış, pek çok teknoloji devinde çalışmış bir satış ve pazarlama lideri… Şimdi tüm bu tecrübelerini kendi hayatına da uygulayıp, "En karanlık anlar, en güçlü dönüşlerin başlangıcıdır." diye tarif etmesi boşuna değil!</p>
<p>Elime geçen ikinci kitap ise Evren Keskin'in kaleme aldığı KaPı/daSın. Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık'tan bu yıl çıkmış… Evren Keskin bir oyun yazarı. Ama kitabı bizi sayfalardan dijital hayata taşıyan karekodlarla dolu. Sadece anlattığı hikâyenin kapılarından değil, onun yaşamının kapılarından da geçiyoruz. Karekodlar sayesinde kendi sesinden şiirler dinleyebiliyor, onun seçtiği müziklere eşlik edebiliyor ve görsel bir şölen yaşıyoruz.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a564a16b88e9-1784039958.png" alt="" width="244" height="316" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a564a260849b-1784039974.png" alt="" width="233" height="302" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-rozet-bir-yaris-bir-biyografi-83203</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/1/1280x720/kitap-kitaplar-1747122420.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ bir rozet, bir yarış, bir biyografi… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/15-temmuz-demokrasinin-ekonomik-bedeli-ve-milletin-iradesi-83230</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 15 Temmuz: Demokrasinin ekonomik bedeli ve milletin iradesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugün 15 Temmuz hain darbe girişiminin onuncu yıl dönümü. 15 Temmuz 2016 gecesi, Türkiye yalnızca bir darbe girişimini değil; aynı zamanda devletin kurumlarını, demokrasisini, hukuk düzenini ve ekonomik istikrarını hedef alan çok yönlü bir saldırıyı bertaraf etti.</p>
<p>O karanlık gece cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın kararlı duruşu ve aziz milletimizin ortaya koyduğu kararlı duruş, sadece siyasi tarihimizin değil, ekonomik tarihimizin de en önemli dönüm noktalarından biri olarak hafızalara kazındı.</p>
<p>Darbeler, yalnızca seçilmiş hükümetleri hedef almaz. Aynı zamanda piyasaları, yatırım ortamını, üretimi, istihdamı ve toplumsal güveni de sarsar.</p>
<p>Ekonomide güven, en az sermaye kadar kıymetlidir. Hukukun üstünlüğüne, demokratik kurumlara ve öngörülebilirliğe duyulan güven zedelendiğinde bunun bedelini bütün toplum öder.</p>
<p>15 Temmuz gecesi hedef alınan sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi değildi. Milletin vergileriyle kurulan kamu kurumları, stratejik altyapılar ve ülkenin geleceği de hedef alınmıştı. Böyle bir kalkışmanın başarıya ulaşması hâlinde Türkiye'nin ekonomik açıdan nasıl ağır sonuçlarla karşı karşıya kalacağını tahmin etmek güç değildir.</p>
<p>Sermaye çıkışları hızlanacak, yatırımlar duracak, üretim zincirleri zarar görecek, işsizlik artacak ve ülke uzun yıllar sürecek bir belirsizlik dönemine sürüklenecekti.</p>
<p>Ancak Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletine bağlı polis ve askerlerle, kamu görevlileri ve aziz milletimiz milletimiz, bu senaryoya izin vermedi.</p>
<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısıyla milyonlarca vatandaşın meydanlara inmesi, sadece demokrasiye sahip çıkmak anlamına gelmedi; aynı zamanda Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığına ve geleceğine de sahip çıkılması anlamına geldi. Çünkü güçlü ekonomi, güçlü demokrasiyle; güçlü demokrasi ise millet iradesine duyulan saygıyla ayakta kalabilir.</p>
<p>Aradan geçen on yılda Türkiye birçok küresel ve bölgesel sınamayla karşılaştı. Salgın, savaşlar, enerji krizi ve yüksek enflasyon gibi zorluklar ekonomileri derinden etkiledi. Buna rağmen Türkiye, üretim kapasitesini koruyarak, ihracatını artırarak, savunma sanayinden ulaştırmaya, enerjiden altyapıya kadar birçok alanda yatırımlarını sürdürmeye devam etti. Bu tablo, krizler karşısında kurumsal dayanıklılığın ve demokratik meşruiyetin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermektedir.</p>
<p>15 Temmuz'dan çıkarılması gereken en önemli derslerden biri de ekonomik bağımsızlığın yalnızca mali göstergelerle ölçülemeyeceğidir. Güçlü kurumlar, hukukun üstünlüğü, nitelikli insan kaynağı ve toplumsal birliktelik; ekonomik kalkınmanın vazgeçilmez unsurlarıdır. Demokrasi ile kalkınma birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.</p>
<p>Bugün Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda yürütülen her yatırım, gerçekleştirilen her reform ve hayata geçirilen her üretim hamlesi; aynı zamanda 15 Temmuz gecesi ortaya konulan milli iradenin geleceğe taşınması anlamını da taşımaktadır. Çünkü bağımsız karar alabilen, kendi önceliklerini belirleyebilen ve millet iradesini esas alan bir ülke, ekonomik alanda da daha güçlü bir konuma ulaşabilir. </p>
<p>15 Temmuz'u yalnızca geçmişte yaşanmış bir kalkışmanın yıl dönümü olarak değerlendirmek eksik olur. O gece verilen mücadele, demokrasinin, milli egemenliğin ve ekonomik bağımsızlığın birbirinden ayrılmaz olduğunu gösteren tarihi bir ders niteliğindedir.</p>
<p>Şehitlerimizi rahmet ve minnetle, gazilerimizi şükranla anarken; demokrasiyi, hukuku ve milli iradeyi korumanın sadece siyaset kurumunun değil, ekonomiden iş dünyasına, akademiden sivil topluma kadar hepimizin ortak sorumluluğu olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz.</p>
<p>Çünkü güçlü ekonomi ancak güçlü demokrasi üzerinde yükselebilir; güçlü demokrasi ise milletin iradesine sahip çıktığı sürece varlığını sürdürebilir.</p>
<p>15 Temmuz hain darbe girişiminin 10. yıl dönümünde FETÖ terör örgütünü lanetliyor, 15 temmuz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/15-temmuz-demokrasinin-ekonomik-bedeli-ve-milletin-iradesi-83230</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 15 Temmuz: Demokrasinin ekonomik bedeli ve milletin iradesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/milli-gelirimizi-yuzde-85-buyuttuk-savunmada-tarih-yazdik-yuzde-528-83227</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Milli gelirimizi yüzde 85 büyüttük savunmada tarih yazdık: Yüzde 528</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Terör örgütü FETÖ ve dış destekçilerinin 15 Temmuz 2016’da düzenlediği hain darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. Milletimiz, darbeyi önledikten sonra seçimlerini yaptı, siyasi istikrarını korudu ve ekonomisini güçlendirmek için de çok çalıştı. 2016’dan bugünlere toplam milli gelir dolar bazında yüzde 85, ihracat yüzde 92, savunma sanayi ihracatı ise yüzde 528 yükseldi.</strong></p>
<p>15 Temmuz 2016 hem karanlık hem de aydınlık bir gün olarak tarihe geçti. Dış destekçilerinden emir ve cesaret alan hain terör örgütü FETÖ üyeleri, Türk milletinin egemenliğini gasp etmek, ülkeyi yıllarca sürebilecek bir kaosa sürüklemek için uçaklar, helikopterler ve tanklarla millete saldırdı. Böyle bir darbe girişimine 21’inci Yüzyılda maruz kalmak o günü karanlık gün yaptı. Ancak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla hainlere karşı canını hiçe sayarak direnişe geçen ve meydanlara toplanan halk, darbecileri durdurdu. Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM), bilerek ve özellikle yazdırdığı, fiilen de kurumsallaşması için çaba harcadığı, ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir’ sözü bizzat millet tarafından canla kanla savunuldu. Darbe girişiminden sonra çok sayıda yüksek oranda katılımlı yerel ve genel seçimler yapıldı. Demokrasimiz büyük bir tehlikeyi atlattıktan sonra çalışmaya devam etti ve millet, her seçimde iradesini sandıklara yansıttı. 2016’dan beri darbe girişimi, ülkemizdeki depremler, bölgemizdeki savaşlar, Türkiye’yi siyasi istikrardan koparamadı. Müttefiklerimizin açık ve örtülü ambargolarına maruz kaldık ama bütün zorluklara rağmen ekonomimiz hızlı büyümeye devam etti. Yıllık bazda karşılaştırma yapabilmek için 2016 ve 2025 yılı verilerini (9 yıllık) baz aldığımızda enflasyon oranları hariç önemli makro verilerin tamamına yakınında yüksek performanslı ve rekorlu iyileşmeler sağlandı. Ekonomimiz, yüksek ihtimalle 2026’yı da büyüyerek tamamlayacak ve 2025 rakamları daha da iyileşecek.</p>
<p><strong>NATO, ABD ve AB ile yeni dönem mi? </strong></p>
<p>Türkiye, uzun yıllardan beri dünyanın en önemli, en güçlü askeri savunma ittifakı konumundaki Kuzey Atlantik Savunma Paktı’nın (NATO), ABD’den sonraki en güçlü üyesi konumunda. Üyeliğin yüklediği tüm görevleri ve sorumlulukları harfiyen yerine getiren Türkiye ne yazık ki demokrasi tarihinde ABD ve NATO kaynaklı yanlış müdahalelerle karşılaştı. 15 Temmuz 2016’daki hain darbe girişiminde de NATO’nun bazı birimlerinin müdahil olduklarına dair güçlü kanıtlar bulunduğu belirtiliyor. ABD ve bazı AB ülkeleri, darbe girişimi ve sonrasında hain terör örgütü FETÖ mensuplarını açıkça korudular ve ardından tamamına sığınma hakkı verdiler. Aradan geçen 10 yılda Türkiye’nin her açıdan güçlenmesi, savunma sanayiindeki başarısı, Suriye’de istikrarı sağlaması, bölgedeki savaşlarda ve krizlerde barışı önceleyen dış politika başarısı; ABD, NATO ve AB nezdinde politika değişimlerine neden olabilir. 7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenen 36’ncı NATO Zirvesi’nin bu anlamda, 1949’daki kuruluşundan beri NATO’nun en önemli zirvelerden biri olduğu söyleniyor. Çünkü Rusya Ukrayna Savaşı devam ediyor ve Avrupa Birliği’nin (AB) güvenlik kaygıları en üst seviyelerde. ABD Başkanı Donald Trump da Avrupa’nın savunması konusunda ABD’nin istekli olmadığını defalarca beyan etti. İsrail-ABD birlikte, İran’a karşı savaş başlattı ve ateşkes sürecine rağmen çatışmalar devam ediyor. Avrupa’nın savunma dışında ‘enerji tedarik riski’ de çok yüksek. ABD-Çin ilişkilerindeki riskler ve bu başlığın Avrupa’ya etkileri kaygı veriyor. Böyle bir ortamda, Türkiye haklı olarak hem ABD’nin hem de AB’nin Türkiye politikalarını yenilemesini istiyor. Türkiye’nin savunma sanayiinde geldiği seviye, Türk Silahlı Kuvvetlerinin muazzam gücü, ABD ve AB için hayati önem taşıyor. Türk devlet aklı zaman zaman Türkiye aleyhine kararlar alabilen ambargolar uygulayan sorunlu ve sorumsuz müttefikleriyle ‘kazan-kazan’ ilişkisi tesis etmek için yeni stratejiler geliştiriyor. Türkiye ayrıca, Avrupa için ‘enerji arz güvenliğinin en önemli deniz ve kara geçiş ülkesi’ konumunu da sürekli güçlendiriyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NATO'NUN TARİHİ TOPLANTISI ANKARA'DA GERÇEKLEŞTİ</strong></span></p>
<p>NATO tarihinin belki de en kritik toplantısı Ankara'da gerçekleşti. Türkiye'nin başarılı ev sahipliğinin yanı sıra NATO'daki yeni statüsünün net olarak ortaya konduğu toplantı, dünyada geniş yankı buldu. Toplantıda, ABD, Türkiye’ye karşı uyguladığı CAATSA yaptırımlarını kısa sürede kaldırmak, NATO ortak taarruz uçağı F-35’lerin Türkiye’ye satışının önünü açmak ve üretim ortaklığına dönüşünü sağlamak için adımlar atacağının işaretlerini verdi. Türkiye, AB’den de özellikle Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi Yönetiminin kıskacında haksız kararlar almaktan ve bunları uygulama çabalarından vaz geçmesini, AB tam üyelik sürecini canlandırmasını, Gümrük Birliğini revize etmeyi, yakın zamanda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize uygulamasını kaldırmasını bekliyor. Ayrıca AB ortak kaynaklarından oluşturulan ‘yeni savunma sanayi destekleme fonundan’ Türkiye’nin yararlanmasını, ‘Made in EU’ düzenlemesinin Türkiye’deki üretimleri de kapsamasını talep ediyor. Öncelikle bu konularda adımların atılıp atılmayacağı Türkiye’nin NATO görevlerine ve AB savunmasına yaklaşımını netleştirecektir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NÜFUS ARTTI, MİLLİ GELİR YİNE DE YÜKSELDİ</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a571924a757d-1784092964.png" alt="" width="700" height="1050" /></strong></span>Adrese dayalı nüfus sayımı sonuçlarına göre 2016’da 79,8 milyon olan nüfusumuz, 2025 sonunda 86,1 milyonu aştı. 2016’da 863 milyar dolar olan toplam milli gelirimiz ise 2025 sonunda 1 trilyon 596 milyar dolara yükseldi. Böylece kişi başına düşen milli gelirimiz de 2016’da 10 bin 883 dolarken, 2025’te 18 bin 40 dolar oldu. Nüfusumuz yüzde 7,9 çoğalsa da toplam milli gelir yüzde 85, kişi başına milli gelir ise yüzde 66 arttı. 2016- 2025 kıyaslamasında ihracatımız yüzde 92, yıllık turist sayımız yüzde 153 ve yıllık turizm gelirimiz yüzde 195 yükseldi. Darbe girişimi, 2016 yılında turizmimizi çok ağır etkilemişti ve turist sayısı ile turizm gelirleri 2015 yılına göre yaklaşık yüzde 30 gerilemişti.</p>
<p>Cari açığımız da 2016’da 32,6 milyar dolardan 2025 sonunda 25,2 milyar dolara geriledi. En çarpıcı olumlu değişim ise yüzde 55-60 arasında olan savunma sanayi yerlilik oranımızın yüzde 82’ye yükselmesi ve bu sektördeki ihracatımızın 1,6 milyar dolardan 10,05 milyar dolara çıkmasıydı. Buradaki artış oranı yüzde 528 oldu. Savunma sanayimizin toplam cirosu ise 20 milyar doları aştı. Türkiye’nin bu alanda çalışan üretim yapan şirketlerinin sayısı 3 bin 500’e ulaştı. Bunlardan bazıları dünyanın en büyük 100 savunma sanayi şirketi sıralamasında listeleniyor. Sektördeki toplam istihdam ise büyük çoğunluğu genç mühendislerimizden oluşan 100 bin kişinin üzerine çıktı. Dünya genelinde en önemli medya kuruluşları Türkiye’nin savunma sanayiinde elde ettiği başarıyı defalarca haberleştirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/milli-gelirimizi-yuzde-85-buyuttuk-savunmada-tarih-yazdik-yuzde-528-83227</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milli gelirimizi yüzde 85 büyüttük savunmada tarih yazdık: Yüzde 528 ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bahceliden-trumpa-elestiri-83224</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bahçeli’den Trump’a eleştiri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AB’ye net mesajlar verdiği Meclis Grup toplantısında, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin karşılıklı saygı, egemen eşitlik ve hakkaniyet temelinde ilerlemesi gerektiğini belirterek, “Türkiye ne bir yükümlülükten kaçmaktadır ne de bir ayrıcalık talep etmektedir .Türkiye yalnızca kendisine karşı dürüst olunmasını, çifte standartların son bulmasını, yalnızca ortaklık hukukunun gereğinin yerine getirilmesini istemektedir. Ancak bunlardan daha önemli olan husus, Avrupa’nın Türkiye’yi artık geçici ihtiyaçların hatırlandığı, kriz zamanlarında kapısı çalınan, işler normale döndüğünde ise yeniden ötelenen bir ülke gibi görme alışkanlığından vazgeçmesidir. Türkiye’nin yeri Avrupa’nın bekleme salonu değildir” dedi.</p>
<p>Bahçeli, Meclis Grup toplantısında Ankara’da gerçekleşen NATO zirvesi, Trump’un İran’a dönük açıklamaları ile 15 Temmuz’a ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, NATO’nun yeni bir devrin şafağında olduğunu belirten Bahçeli, Ankara’da toplanan NATO Zirvesi’ni alelade bir diplomasi faaliyeti gibi okumanın eksik, sığ ve sakat bir değerlendirme olacağını söyledi.</p>
<p>Bahçeli, Ankara Zirvesi devam ederken, Trump’un İran’a ilişkin olarak mutabakat sürecinin kendisi için bittiğini ifade etmesini de eleştirerek, “Devletler arası münasebetler, bir gün geçerli sayılıp ertesi gün keyfe keder gerekçelerle hükümsüz ilan edilen şahsi tasarruflarla değil; ahde vefa ilkesiyle yürütülür. ABD Başkanı’nın “mutabakat benim için bitti” açıklaması bu nedenle sorunludur. Mutabakat bir şahsın değil, devletlerin taahhüdüdür" dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Özgür Özel: “Yüzde 90'ın altında oy alırsam siyaseti bırakıyorum”</strong></span></p>
<p>Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “parti de kal” çağrısına “Sayın Kılıçdaroğlu, çağrı yapıyorsun ya, çağrı yapıyorum. İkimiz yarışalım 2 milyon üyeyle. Yüzde 90'ın altında oy alırsam siyaseti bırakıyorum” sözleri ile yanıt verdi. Özel, TBMM’de grup toplantısında Kılıçdaroğlu’nun “Kimsenin Türkiye'nin bugünkü koşullarında partiden ayrılma lüksü yoktur. Partiyi bölen Erdoğan'a hizmet eder. Özgür Özel'in partiden ayrılmasına gerek yok" açıklamalarını değerlendirdi. Özel şöyle dedi: “Kimse yeni parti kurmanın meraklısı değil de sokakta iktidar yürüyüşümüzü kesip partiyi baraj altına çekip umudunu tükettiğin emekli soruyor yeni partiyi. Yeni partiyi nasırlı elleriyle kiraz toplayan teyzem soruyor. Ondan sonra diyor ki ‘Anlamadım niye yeni parti’ diyorsun. Hem seçilmeden geleceksin, AK Parti yargısıyla atanacaksın, kendini altı yıl öncesinden bugüne olmayan mazbatanla ışınlatacaksın, eline verilen delege, ki 500 tanesi o seçimde oyu bana değil sana vermiş. İnsan bundan bir şey anlar ya.”</p>
<p><strong>Kaybeden CHP’yi salsın </strong></p>
<p>Özel, Kılıçdaroğlu’na çağrıda bulunarak, “Buradan açıkça söylüyorum, açık açık. İster 1 milyon 950 bin üyemizle, istifa edenleri geri çağıralım ve 2 milyon üyemizle, ister son bıraktığın 1 milyon 200 bin üyemizle ikimiz tüm üyelerle Genel Başkanlık yarışına girelim, kaybeden CHP’yi salsın. Kaybeden siyaseti bıraksın. Sayın Kılıçdaroğlu çağrı yapıyorsun ya, çağrı yapıyorum. İkimiz yarışalım 2 milyon üye ile. Yüzde 90’ın altında oy alırsam siyaseti bırakıyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bahceliden-trumpa-elestiri-83224</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/0/1280x720/bahceli-1763461732.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bahçeli’den Trump’a eleştiri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fazil-sayin-ev-sahipliginde-uc-ayri-konser-83204</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> fazıl say’ın ev sahipliğinde üç ayrı konser</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ENKA Açıkhava Tiyatrosu’nda 28'inci konserini veren Fazıl Say, üç farklı sanatçıyla aynı sahneyi paylaşırken yalnızca piyanosuyla değil, zarif sunumları ve ev sahipliği duygusuyla da geceye damga vurdu. Flüt sanatçısı Aslıhan And Say, saksafon virtüözü Asya Fateyeva ve mezo-soprano Seda Kırankaya, birbirini tamamlayan üç ayrı konserle unutulmayacak bir müzik akşamına imza attılar.</strong></p>
<p>ENKA Açıkhava Tiyatrosu, 6 Temmuz akşamı yine bir Fazıl Say konserine ev sahipliği yaptı. Üç değerli sanatçı ile paylaştı sahnesini. Her biri üç mini konser olan sanatçıların performanslarına, piyanosu ve yüreklendiren takdim konuşmalarıyla eşlik etti. Bizler konuk, kendisi ENKA Açıkhava Tiyatrosu’nda her zaman hissettirdiği şekliyle ev sahibi gibiydi.</p>
<p>Piyanist ve besteci Fazıl Say için ENKA’da sahne almak ne kadar yüksek anlamlar taşıyorsa, dinleyicisi için de ENKA konserlerinde Fazıl Say’ı dinlemek o kadar özel, bana göre. ENKA Açıkhava’da 28 yıldır kesintisiz konser veriyor Fazıl Say. Son yıllardaki performansını kaçırmadan takip etmiş bir hayranı olarak sahnede üstün yeteneklerini sergileyen sanatçı olduğu kadar, hem de bir ev sahibi sanki. Konuklarıysa; bizler, yani karşısındaki dinleyicileri ve yanı sıra zaman zaman sahneyi paylaştığı sanatçılar aynı zamanda.</p>
<p>Üç yıl önce ENKA Açıkhava’da Genco Erkal ile birlikte sergiledikleri, gökteki yıldızların yere indiği hissini veren o muhteşem performansı izleyenler arasında unutacak olan var mıdır acaba? Elinde mikrofonu ve olanca gücüyle; o gece ne kadar farkındaydık bilmiyorum, izleyicisine son kez seslenen bir dev sanatçıya, hemen arkasında, saygı duruşunu hepimizden önce sergiliyordu Fazıl Say.</p>
<p>10 Temmuz 2023 gecesindeki performansıyla ENKA Açıkhava seyircisine veda eden Genco Erkal, bir yıl sonra yine bir temmuz günü aramızdan ebediyen ayrılacak, son sahnesini izleyenler olarak hüzünle sıvanmış karmakarışık duygular içerisinde kala kalacaktık.</p>
<p>Yine bir ENKA Açıkhava gecesindeydik geçen hafta. Fazıl Say sahnede yine ev sahibi, bizler konukları olarak karşısındaydık. Sahnede de yanında üç konuğu vardı. Her birini sıraları geldikçe zarif sözlerle sahneye davet etti. Piyanosu ile Aslıhan And Say’a, Türkiye’de ilk kez sahne alan Kırımlı saksafon sanatçısı Asya Fateyeva’ya ve Seda Kırankaya’nın şarkılarına en dost hâliyle eşlik etti.</p>
<p>Üç konserin ilkinde Fazıl Say’ın kendisine ithaf ettiği eseri Bosphorus Romance’ı seslendirdi eşi Aslıhan And Say. Türkiye’de ilk kez çalınıyordu eser. Fazıl Say, “Almanya ve İsviçre’de çalındı, Türkiye’de ilk kez bu gece dinliyorsunuz” diyordu. Piyanodan ve Aslıhan And Say’ın flütünden, Bosphorus Romance’a ait çok sesli, çok kültürlü melodiler yayıldı, Boğaziçi sırtlarındaki ENKA Açıkhava’nın büyülü ortamına.</p>
<p>Gecenin bir başka ilkini de Kırımlı sanatçı Asya Fateyeva üzerinden yaşadı dinleyici. Türkiye’de ilk kez çalıyordu Fateyeva. Say’ın 2013’te Japon saksafon sanatçısı Nobuya Sugawa için bestelediği, içinde Anadolu motiflerine, Bektaşi müziğine ve cazdan esintilere yer verdiği Saksafon Süiti’ni seslendirdi. Fazıl Say’ın, Fateyeva için saksafonun dünya çapında yükselen değerlerinden olduğuna ilişkin sözlerine, konserin ardından hemen herkes katılacaktı. Aldığı güçlü alkışlara verdiği mahcubiyetle karışık tebessümünü, topraklarımıza daha sık geleceğinin işaretlerinden saydım kendi adıma. Şiire, şiir bestelemeye ayrı bir düşkünlüğü olduğu bilinir Fazıl Say’ın. Çılgın Nar Ağacı albümünde bu sevdasını doya doya yansıtır. Murathan Mungan’dan Ahmet Telli’ye, Ahmet Arif’ten Metin Altıok’a, Ahmet Erhan’dan Nâzım Hikmet’e uzanır bestelediği şiirler.</p>
<p>Gecenin son konseri, mezo-soprano vokalist Seda Kırankaya’nın Fazıl Say’ın işte bu albümünde yer alan şarkıları seslendirmesiyle gerçekleşti. Seda Kırankaya’dan yansıyan duygusal derinlik, son eser İnsan İnsanda zirveye çıkarak nihayetlendi. Sözlerini 16. yüzyıl ozanı Muhyiddin Abdal’dan alan eserde, Kırankaya’ya âdeta gönül sesleriyle eşlik etti seyircisi.</p>
<p>Toplam 80 dakika süren konser dizisi bitmiş, Fazıl Say’ın ev sahipliğinde yine usta işi bir davetin sonuna gelmiştik. Her üç sanatçı da biz seyirciler de bu konukluktan çok mutlu olmuştuk. Seneye yine aynı duyguları yaşamak için buluşma sözü veren benzerlerimizle yan yana yürüyerek ayrıldık ENKA Açıkhava’dan.</p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong>tansu yeğen, metot yolculuğuna çıkarıyor</strong></span></p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a564be213715-1784040418.png" alt="" width="209" height="271" /></strong></span>İŞ yaşamının içinde olanlar için Tansu Yeğen ismi çok şey ifade eder. Parlak kariyerinin yanı sıra sosyal yönü güçlü, sivil toplum kuruluşlarıyla yakın, çevresine açık kişiliği ile de öne çıkmış bir profesyonel yöneticidir. Çalıştığı şirketlerindeki lider kavramının içini dolduran iyi yöneticiliğinin dışında, iş alanlarında gelişimin önünü açan sektör olan teknolojinin, ‘kendi söküğünü dikme’sinde, usta terziler arasındadır. Elimde, CEO Plus tarafından ilk baskısı 2021 yılında yapılmış kitabı duruyor Tansu Bey’in. 40 Metotla Kariyerini ve Kişiliğini Parlat kitabı, adından da anlaşılacağı gibi ‘metot’ temasını işliyor. Yalnızca iş yaşamında değil, onu da kapsayacak şekilde yaşamın içinde metot sahibi olmanın kavramsal şifreleri üzerinde duruyor. Bunu yaparken, sade, basit üslubu deniyor ve başarıyor. Etkin iletişimden, büyümeye, kriz yönetiminden, beyin fırtınasına, değişimden, dijital dönüşüme 40 başlık konu ediliyor kitapta. “Geçmişime ve bugünüme baktığımda görüyorum ki bu hayatta metotsuz ve yöntemsiz olmak, denizde pusulasız seyretmekle aynı şey. Bu kitapta amacım bazı şeyleri biraz daha stratejik ve farklı yapmanızı sağlayarak sizi güçlendirmek” diyor, Tansu Yeğen. Anılar, örnekler, soru yanıtlar eşliğinde, samimiyeti ve sakin üslubuyla amacına ulaşan 40 Metotla Kariyerini ve Kişiliğini Parlat, tavsiye listemde yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fazil-sayin-ev-sahipliginde-uc-ayri-konser-83204</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/4/1280x720/5-1784040390.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ fazıl say’ın ev sahipliğinde üç ayrı konser ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-bagimsizligin-yolu-insan-kaynagina-yatirimdan-geciyor-83240</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik bağımsızlığın yolu insan kaynağına yatırımdan geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gebze denildiğinde akla ilk gelen hep aynıdır; fabrikalar, organize sanayi bölgeleri, ihracat rakamları, üretim bantları... Oysa yıllardır bu bölgeyi takip eden biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, bir sanayi kentini güçlü yapan sadece bacaların tütmesi, üretimin devam etmesi değildir. O üretimi sürdürecek insanı yetiştirebilmek, işletmeleri birbirine bağlayabilmek ve geleceği bugünden planlayabilmektir, bana göre önemli olan. Çünkü sanayileşme yalnızca ekonomik bir meseleden ibaret sayılmamalı. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Her fabrika bir kaledir" sözü de tam olarak bunu anlatır. O kalelerin ayakta kalması ise nitelikli insan kaynağı, ortak akıl ve doğru vizyonla mümkündür.</p>
<p><strong>GTO, KLASİK ODA ANLAYIŞININ ÖTESİNE GEÇTİ</strong></p>
<p>Tam da bu noktada Gebze Ticaret Odası’nın ve Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş ile yönetiminin son dönemde ortaya koyduğu yaklaşımın klasik oda anlayışının ötesine geçtiğini ifade etmek isterim. Bugün birçok kurum ticaretten bahsediyor. Ancak ticareti ayakta tutacak en önemli unsur olan nitelikli insan kaynağına yatırım yapan kurum sayısı oldukça sınırlı. GTO mesleki eğitimi merkeze koyarak farklı bir yol izliyor.</p>
<p>GTO’nun destek verdiği 42 Kocaeli projesi geleceğin yazılımcılarının yetişmesine katkı sağlarken, Mesleki Eğitim Tanıtım ve Bilim Fuarı da meslek liselerinin itibarını güçlendirmeyi hedefledi. Üstelik bu çalışmalar sözde kalmadı. Başarılı öğrenci projelerine sağlanan 2 milyon liralık hibe desteği de karşılığını verdi. Bugün Gebze’deki mesleki ve teknik Anadolu liselerinde doluluk oranlarının yüzde 100’e yaklaşması, nitelikli ara eleman yetiştirme konusunda doğru bir istikamette ilerlendiğini gösteriyor.</p>
<p>Ancak güçlü bir sanayi ekosistemi yalnızca nitelikli insan kaynağıyla kurulmaz. İşletmelerin dijital dönüşüme uyum sağlaması da aynı derecede önemlidir. Bu noktada GTO'nun hayata geçirdiği Dijital Olgunluk Değerlendirmesi Projesi öne çıkıyor. Proje kapsamında işletmelerin dijital olgunluk seviyeleri analiz edilirken, Endüstri 4.0’a uyum, verimlilik ve küresel rekabet gücünü artırmaya yönelik bir yol haritası da oluşturuldu. Ancak GTO’nun dikkatimi çeken bir başka yönü daha var. O da üyelerini sadece dinleyen değil, onları birbirleriyle buluşturan bir yapı kurmaya çalışması.</p>
<p><strong>15 TEMMUZ'DA MİLLET OLARAK DEMOKRASİMİZE SAHİP ÇIKTIK</strong></p>
<p>Tedarikçi Günleri organizasyonları bunun en güzel örneği. Büyük sanayi kuruluşlarının satın alma ekipleriyle bölgedeki üreticileri aynı masa etrafında buluşturmak, yerli tedarik zincirini güçlendirmek ve ticaretin bölge içinde büyümesini sağlamak, sahadan kopmayan bir yönetim anlayışını da ortaya çıkarıyor.</p>
<p>Elbette yapılacak daha çok iş var. Şu bir aşikârdır ki bugün ortaya konulan tabloya baktığımda GTO'nun yalnızca belge veren ya da resmi işlemleri yürüten bir kurum olmanın ötesine geçerek üyelerine yön veren, üretimi ve yatırımı destekleyen bir anlayış geliştirdiğini görüyorum. Aslında bu yaklaşım, ekonomik bağımsızlığa verilen önemin de bir göstergesi. 15 Temmuz'da millet olarak demokrasimize ve ülkemize birlik içinde sahip çıktıysak, bugün de ekonomik bağımsızlığımızı korumanın yolu üretime, ihracata ve sanayimize ve en çok da insan kaynağımıza aynı kararlılıkla sahip çıkmaktan geçiyor. Gebze Ticaret Odası'nın ortaya koyduğu duruş da bu anlayışın ekonomik alandaki yansıması niteliğini taşıyor.</p>
<p>15 Temmuz'da millet olarak demokrasimize ve ülkemize birlik içinde sahip çıktıysak, bugün de ekonomik bağımsızlığımızı korumanın yolu üretime, ihracata ve sanayimize ve en çok da insan kaynağımıza aynı kararlılıkla sahip çıkmaktan geçiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-bagimsizligin-yolu-insan-kaynagina-yatirimdan-geciyor-83240</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik bağımsızlığın yolu insan kaynağına yatırımdan geçiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-ukrayna-ile-ticaretin-yuzde-90i-serbestlesecek-83243</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Ukrayna ile ticaretin yüzde 90&#039;ı serbestleşecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ukrayna Parlamentosunun Türkiye-Ukrayna Serbest Ticaret Anlaşması'nı onaylaması hakkında açıklama yaptı. </p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, tarihi bir eşik daha aşılarak, Türkiye'de onay süreci 2024'te tamamlanan anlaşmanın, bugün Ukrayna Parlamentosu tarafından da onaylandığını ifade eden Bolat, anlaşmanın yürürlüğe girmesi için önemli bir aşamanın geride bırakıldığını bildirdi.</p>
<p>Bolat, Türkiye ile Ukrayna arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğinde yeni bir dönemin kapılarının aralandığına işaret ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"2024 yılında 6,2 milyar dolar ve 2025 yılında 6,6 milyar dolar olan toplam ticaret hacmimiz yılın ilk 6 ayında yüzde 10 artarak, yaklaşık 3,2 milyar ABD dolarına ulaşmıştır. Anlaşmayla iki ülke arasındaki ticaretin yaklaşık yüzde 90'ı karşılıklı olarak serbestleşecek, ihracatçılarımızın Ukrayna pazarındaki rekabet gücü güçlenecektir. Ayrıca, hizmet ticaretinde sağlanacak kolaylıklarla lojistik faaliyetlerimiz güçlenecek, müteahhitlik hizmetlerimizle karşılıklı yatırımlarımız daha şeffaf ve güvenli bir hukuki çerçeve altında desteklenecektir. Böylece, ülkelerimiz arasındaki ticaret hacminin Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Sayın Volodimir Zelenskiy tarafından ortak olarak belirlenen 10 milyar ABD doları hedefine ulaşmasına bir adım daha yaklaşacağız. Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı olarak, Ukrayna ile ekonomik ilişkilerimizi daha da derinleştirecek bu önemli gelişmenin ihracatçılarımıza, iş dünyamıza ve her iki ülkeye hayırlı olmasını diliyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-ukrayna-ile-ticaretin-yuzde-90i-serbestlesecek-83243</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/3/1280x720/bakan-bolat-1766914820.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ukrayna Parlamentosunun Türkiye-Ukrayna Serbest Ticaret Anlaşması&#039;nı onaylamasını değerlendiren Bakan Bolat, &quot;Anlaşmayla iki ülke arasındaki ticaretin yaklaşık yüzde 90&#039;ı karşılıklı olarak serbestleşecek, ihracatçılarımızın Ukrayna pazarındaki rekabet gücü güçlenecektir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/teklif-komisyondan-gecti-en-dusuk-emekli-ayligi-23-bin-552-liraya-cikiyor-83236</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teklif komisyondan geçti: En düşük emekli aylığı 23 bin 552 liraya çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>TBMM Plan Bütçe Komisyonu en düşük emekli aylığını yüzde 17.76 oranında artışla 20 bin liradan 23 bin 552 liraya çıkaran, yaklaşık 5.1 milyon emekliyi ilgilendiren maddeyi görüşerek kabul etti. En düşük emekli aylığına ilişkin yapılan etki analizi raporuna göre, Türkiye'de halen yaklaşık 17 milyon kişiye emekli aylığı veya gelir ödemesi yapılıyor. 2026 yılı Haziran ayı itibarıyla yaklaşık 4.9 milyon kişinin aylığı mevcut en düşük emekli aylığı olan 20 bin liranın altında kalıyor.  Yeni düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle birlikte yaklaşık 5.1 milyon emeklinin artıştan yararlanması bekleniyor.</p>
<p>En düşük emekli aylığının temmuz ayından itibaren 23 bin 552 liraya çıkmasıyla 2026 yılının ikinci altı aylık döneminde merkezi bütçeye yaklaşık 79 milyar lira ek maliyet oluşturacak.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/teklif-komisyondan-gecti-en-dusuk-emekli-ayligi-23-bin-552-liraya-cikiyor-83236</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/9/1280x720/lira-tl-1771992966.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ En düşük emekli aylığını yüzde 23 bin 552 liraya çıkaran düzenleme Meclis Plan Bütçe Komisyonunda kabul edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-buluntu-15-temmuz-milletimizin-iradesine-sahip-ciktigi-destansi-bir-direnistir-83246</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mustafa Buluntu: 15 Temmuz, milletimizin iradesine sahip çıktığı destansı bir direniştir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası (KMTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü dolayısıyla açıklama yaptı.</p>
<p>Buluntu, Türk milletinin vatanına, bayrağına ve millî iradesine sahip çıkarak tüm dünyaya örnek bir demokrasi mücadelesi verdiğini belirtti.</p>
<p>Buluntu, Türkiye’nin millî iradesini, demokrasisini ve bağımsızlığını hedef alan 15 Temmuz hain darbe girişiminin, aziz milletimizin cesareti, kararlılığı ve destansı mücadelesiyle bertaraf edildiğini ifade etti. 15 Temmuz gecesi Türk milletinin tarihî bir direniş ortaya koyduğunu vurgulayan Buluntu, şunları kaydetti: “Milletimizin iradesine, demokrasimize ve ülkemizin bağımsızlığına kasteden 15 Temmuz hain darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. O karanlık gecede aziz milletimiz; vatanına, bayrağına ve geleceğine sahip çıkarak tarihî bir direniş sergilemiş, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde meydanları doldurarak iradesini hiçbir güce teslim etmeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir. 15 Temmuz, yalnızca bir darbe girişiminin bertaraf edildiği gece değil; milletimizin birlik ve beraberlik ruhuyla yeniden kenetlendiği, demokrasiye olan sarsılmaz bağlılığını ortaya koyduğu destansı bir direniştir.”</p>
<p><strong>“Güçlü Türkiye için çalışmaya devam edeceğiz”</strong></p>
<p>Kahramanmaraş iş dünyasının ülkenin kalkınması ve geleceği için sorumluluk almaya devam edeceğini belirten Başkan Buluntu, şunları kaydetti: “Kahramanmaraş iş dünyası olarak bizler de aynı inanç ve kararlılıkla ülkemizin üretimine, istihdamına ve kalkınmasına katkı sunmaya; güçlü ve tam bağımsız Türkiye hedefi doğrultusunda çalışmaya devam edeceğiz. Bu anlamlı günün 10. yıl dönümünde, vatanımız uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’müz kutlu olsun.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-buluntu-15-temmuz-milletimizin-iradesine-sahip-ciktigi-destansi-bir-direnistir-83246</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/6/1280x720/baskan-buluntu-15-temmuz-milletimizin-iradesine-sahip-ciktigi-destansi-bir-direnistir-1784105960.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nün 10. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda, Türk milletinin vatanına, bayrağına ve millî iradesine sahip çıkarak tüm dünyaya örnek bir demokrasi mücadelesi verdiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/oecd-raporu-turkiye-reel-ucret-artisinda-2-sirada-83242</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> OECD raporu: Türkiye, reel ücret artışında 2. sırada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) "İstihdam Görünümü 2026" başlıklı raporu paylaşıldı.</p>
<p>Rapora göre, Türkiye, bu yılın ilk çeyreğinde reel ücretlerde ortalama yüzde 7,1 artış kaydederek OECD ülkeleri arasında ikinci sırada yer aldı. Aynı dönemde OECD ortalaması yüzde 2,2'de kaldı.</p>
<p>2021'in ilk çeyreğinden bu yılın ilk çeyreğine kadar geçen 5 yıllık sürede Türkiye'de kümülatif reel ücret artışı ortalama yüzde 78,6 olarak gerçekleşti. Bu dönemde OECD ortalaması ise yüzde 4,9'da kaldı. Böylece Türkiye, OECD'de en yüksek kümülatif reel ücret artışı kaydeden ülke oldu. Türkiye'nin beş yıllık reel ücret artışı, OECD ortalamasının yaklaşık 16 katı seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>Piyasalar genel olarak dayanıklılığını koruyor</strong></p>
<p>Rapora göre, OECD ülkelerinde iş gücü piyasalarında zayıflama sinyalleri görülmeye başlasa da piyasalar genel olarak dayanıklılığını koruyor. Bununla birlikte, bölgeler arasındaki farklılıklar istihdam ve gelir fırsatlarını önemli ölçüde etkilemeye devam ediyor.</p>
<p>OECD, son dönemde reel ücretlerde toparlanma görülmesine rağmen birçok ülkede ücretlerin halen 2022'deki yüksek enflasyonun yol açtığı kayıpları tam olarak telafi edemediğine dikkat çekti. İş gücü piyasasındaki katılıgın azalması, verimlilik artışındaki yavaşlama ve jeopolitik belirsizlikler ücret artış hızını sınırlayan temel unsurlar arasında yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/oecd-raporu-turkiye-reel-ucret-artisinda-2-sirada-83242</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/oecd.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OECD&#039;nin raporuna göre, Türkiye, yılın ilk çeyreğinde reel ücretlerde ortalama yüzde 7,1 artışla OECD ülkeleri arasında ikinci sırada yer aldı. Rapora göre, Türkiye&#039;nin beş yıllık reel ücret artışı da, OECD ortalamasının yaklaşık 16 katı oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekk-dezenflasyon-surecinin-yilin-kalaninda-devam-etmesini-ongoruyoruz-83237</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> EKK: Dezenflasyon sürecinin yılın kalanında devam etmesini öngörüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında toplandı.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki toplantıya, Adalet Bakanı Akın Gürlek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu ve bazı bakan yardımcıları katıldı.</p>
<p>Toplantının ardından yapılan yazılı açıklamada, küresel ekonominin jeopolitik gelişmeler, yeşil ve dijital dönüşüm ile ticaret ve tedarik zincirlerinin yeniden yapılanmasının etkisiyle kapsamlı değişim sürecinden geçtiği belirtildi.</p>
<p>Bu sürecin üretim, yatırım, ticaret ve iş gücü politikalarını şekillendirirken ülkeler için yeni risklerin yanı sıra önemli fırsatları da beraberinde getirdiğine dikkat çekilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Kararlılıkla uyguladığımız politikalar sayesinde güçlenen makroekonomik temellerimiz, ekonomimizin şoklara karşı dayanıklılığını ve değişen küresel koşullara uyum kapasitesini artırmaktadır. Ülkemiz 23 çeyrektir kesintisiz büyümesini sürdürürken işsizlik oranı tek haneli seviyelerini korumaktadır. Bölgemizdeki jeopolitik gerilimlerin etkisiyle cari açığın sınırlı artmasına rağmen kazanımlarımız sayesinde sürdürülebilir seviyelerde kalmasını bekliyoruz. Dezenflasyon sürecinin destekleyici koşulların katkısıyla yılın kalanında devam etmesini öngörüyoruz.</p>
<p>Yapısal dönüşümü esas alan politikalarımızla ihracat odaklı büyümeyi ve reel sektörün rekabet gücünü destekliyoruz. Bu kapsamda Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi programının kapsamını genişleterek bütçesini 750 milyar Türk lirasına yükseltiyor, imalat sektöründe faaliyet gösteren sanayicilerimizin işletme sermayesini güçlendirecek uygun koşullu 250 milyar Türk lirası tutarındaki yeni bir kredi paketini hayata geçiriyoruz. Beşeri sermayenin niteliğini artıracak, iş gücü piyasasının ihtiyaç duyduğu beceri ve yetkinlikleri geliştirecek politikaları hayata geçiriyoruz. Önümüzdeki dönemde başta gençler, kadınlar ve iş gücüne katılımda güçlük yaşayan kesimler olmak üzere potansiyel iş gücünü istihdama kazandırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdüreceğiz."</p>
<p><strong>"Güçlü yatırım, üretim ve ticaret merkezi"</strong></p>
<p>Açıklamada, iş ve yatırım süreçlerini kolaylaştıran reformlar, hukuki öngörülebilirliği güçlendiren düzenlemeler sayesinde yatırım ortamının daha da iyileştirmenin amaçlandığı belirtilerek, bu kapsamda, TBMM Genel Kurulunun gündeminde olan 12. Yargı Paketi ile yargı süreçlerinin etkinliğinin artırılmasının hedeflendiği bildirildi.</p>
<p>EKK toplantısında görüşülen temel hususlara ilişkin açıklamada, "İş gücü piyasasındaki son dönem gelişmeler değerlendirilmiş, iş gücü piyasasının ihtiyaçlarına yönelik hayata geçirilmesi planlanan politikalar Kurul üyeleriyle istişare edilmiştir. 12. Yargı Paketi kapsamındaki ekonomiye ve yatırım ortamına etkisi bulunan düzenlemeler değerlendirilmiş, iş ve yatırım ortamının güçlendirilmesine yönelik atılması gereken ilave adımlar ele alınmıştır." bilgisi paylaşıldı.</p>
<p>Açıklamada, "Ülkemiz jeostratejik konumu, geniş iç ve bölgesel pazarı, güçlü üretim ve lojistik altyapısı, genç ve nitelikli iş gücü sayesinde yatırımcılar için önemli fırsatlar sunmaktadır. Yüksek katma değerli yatırımları destekleyen, beşeri sermayenin niteliğini artıran ve ikiz dönüşümü hızlandıran yapısal reformlarımızla ülkemizi küresel ölçekte güçlü bir yatırım, üretim ve ticaret merkezi yapmayı hedefliyoruz." ifadelerine yer verildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekk-dezenflasyon-surecinin-yilin-kalaninda-devam-etmesini-ongoruyoruz-83237</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/7/1280x720/ekk-1784095188.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKK toplantısının ardından yapılan açıklamada, &quot;Kararlılıkla uyguladığımız politikalar sayesinde güçlenen makroekonomik temellerimiz, ekonomimizin şoklara karşı dayanıklılığını ve değişen küresel koşullara uyum kapasitesini artırmaktadır. Ülkemiz 23 çeyrektir kesintisiz büyümesini sürdürürken işsizlik oranı tek haneli seviyelerini korumaktadır. Bölgemizdeki jeopolitik gerilimlerin etkisiyle cari açığın sınırlı artmasına rağmen kazanımlarımız sayesinde sürdürülebilir seviyelerde kalmasını bekliyoruz. Dezenflasyon sürecinin destekleyici koşulların katkısıyla yılın kalanında devam etmesini öngörüyoruz.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-toptas-15-temmuz-iradesine-sahip-cikan-milletimizin-zaferidir-83248</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 23:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hanifi Toptaş; 15 Temmuz, iradesine sahip çıkan milletimizin zaferidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü ve hain darbe girişiminin 10’uncu yıl dönümü dolayısıyla mesaj yayımlayan Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş, FETÖ terör örgütünün gerçekleştirdiği hain darbe girişiminin onuncu yıl dönümünde, milletin yazdığı büyük destan yazdığını belirtti. </p>
<p>15 Temmuz’un yalnızca bir darbe teşebbüsünün püskürtüldüğü bir gece olmadığını vurgulayan Başkan Toptaş, “O gece milletimiz; istiklaline, istikbaline ve cumhuriyetine kasteden karanlık odaklara karşı cesaretiyle, inancıyla ve sarsılmaz iradesiyle dünyaya örnek olacak bir duruş sergilemiştir” dedi.</p>
<p><strong>“O gece millet, sözün bittiği yerde destan yazdı”</strong></p>
<p>Toptaş, 15 Temmuz’un, tarihin akışını değiştiren, nesilden nesle anlatılacak büyük bir millet mücadelesi olduğunu anlatarak, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“15 Temmuz 2016 gecesi, Türkiye Cumhuriyeti tarihine altın harflerle kazınan bir direnişin ve birlikteliğin adıdır. Devletimizin kalbine saplanmak istenen hançer, milletimizin iman dolu göğsüne çarparak paramparça olmuştur. Kahraman Türk milleti, o gece sözün bittiği yerde konuşmuş, hainlere karşı suskun değil; sarsılmaz bir çığlık olmuştur.”</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, milletin tek yürek olarak darbeye karşı durduğunu belirten Toptaş, “Sayın Cumhurbaşkanımızın tarihe geçen o çağrısıyla, milyonlar meydanlara indi. Demokrasiye, geleceğine ve bağımsızlığına sahip çıkan bir millet, o gece sadece darbeyi püskürtmedi; aynı zamanda Türkiye’nin önüne konan tüm tuzakları da yerle bir etti” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Onikişubat olarak 15 Temmuz ruhunu hep canlı tutuyoruz”</strong></p>
<p>Başkan Toptaş, 15 Temmuz’un üzerinden geçen 10 yıla rağmen, o gece verilen mücadelenin hafızalarda hâlâ taptaze olduğunu belirterek, Onikişubat Belediyesi olarak bu ruhu her yıl yaşattıklarını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“15 Temmuz’un bize bıraktığı en büyük miras; birliğin, beraberliğin ve inancın nelere kadir olduğudur. Onikişubat Belediyesi olarak bu kutsal mirasa sahip çıkmak, gelecek nesillerimize doğru aktarmak ve milletimizin demokrasi nöbetini yaşatmak adına yıl boyunca çeşitli anma programları, gençlik projeleri ve bilinçlendirme faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Çünkü biliyoruz ki, 15 Temmuz bir geceden ibaret değildir. O gece yazılan ruh, bu milletin geleceğidir.”</p>
<p><strong>“İhanet ne kadar karanlıksa, millet o kadar aydınlıktır”</strong></p>
<p>Başkan Toptaş, açıklamasının devamında 15 Temmuz’un bir yüzünde ihanet, diğer yüzünde ise kahramanlık olduğunu belirterek, “FETÖ’nün bu millete reva gördüğü ihanet; sadece darbe değil, aynı zamanda bir iç işgal teşebbüsüdür. Ama hainler bir şeyi unuttu: Bu millet esareti kabul etmez. Bu topraklar, şehit kanlarıyla sulanmıştır ve bu milletin mayasında hürriyet vardır. İhanet ne kadar karanlıksa, milletimiz o kadar aydınlıktır” dedi.</p>
<p>Hanifi Toptaş, mesajının sonunda tüm şehitleri rahmetle yâd ederek, gazilere minnet duygularını iletti. Toptaş, “Aziz milletimizin 15 Temmuz gecesi gösterdiği o asil direnişi asla unutmayacağız, unutturmayacağız. O gece şehadet şerbetini içen kahramanlarımızın emanetini namusumuz bilip koruyacağız. Gazilerimizin onurlu mücadelesini, çocuklarımıza ve torunlarımıza gururla aktaracağız. 15 Temmuz şehitlerimizi rahmetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. 15 Temmuz’un yıl dönümünde, tüm Onikişubatlı hemşehrilerimi bu destanı anmak ve yaşatmak için düzenlenecek programlara katılmaya davet ediyorum” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-toptas-15-temmuz-iradesine-sahip-cikan-milletimizin-zaferidir-83248</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/8/1280x720/baskan-toptas-15-temmuz-iradesine-sahip-cikan-milletimizin-zaferidir-1784106140.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, FETÖ tarafından gerçekleştirilen hain darbe girişiminin 10’uncu yılında, milletin kararlılığı ve vatan sevgisinin bir kez daha hafızalarda canlı tutulması gerektiğini vurguladı. Başkan Toptaş, “15 Temmuz, bu aziz milletin; tanklara, kurşunlara, uçaklara karşı sadece bedenini değil, yüreğini siper ettiği ve bağımsızlığına sahip çıktığı gecedir. O gece yazılan destan, sadece bir direniş değil, aynı zamanda bir diriliştir” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hisarciklioglu-kobiler-kredi-kisitlari-disinda-tutulsun-83205</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 17:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hisarcıklıoğlu: KOBİ’ler kredi kısıtları dışında tutulsun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından düzenlenen ve iş dünyası ile kamu banka üst yöneticilerinin bir araya geldiği “Reel Sektör &amp; Finans Sektörü Diyalog Güçlendirme Toplantısı” Ankara’da yapıldı.</p>
<p>Toplantının açılışında konuşan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Nefes Kredilerinin kurumsallaştırılarak sürekli hale getirilmesini, KOBİ’lerin kredi genişleme sınırından çıkarılmasını önerdi. Halkbank Genel Müdürü Süleyman Özdil de ABD’deki davanın bitmesine yakın hazırlıklara başladıklarını ve yurt dışından 4 milyar TL’nin üzerinde bir kredi için harekete geçtiklerini söyledi. Toplantıya Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar, Vakıfbank Genel Müdürü Osman Arslan, Türkiye Halk Bankası Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil ve iş insanları katıldı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a564fe7f3089-1784041447.jpg" alt="" width="700" height="439" />TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, kamu bankalarının kredi konusunda esnek davrandığını ancak finansman sorununun devam ettiğini belirtti. Bu durumu risk olarak niteleyen Hisarcıklıoğlu, “Üretim kapasitesini koruyamazsanız, hiçbir şeyi koruyamazsınız. Rakiplerimiz üreticisine ucuz, bol finansman sağlarken bizim üreticimizin eli kolu bağlı kalırsa bu yarışta geri düşeriz” dedi. </p>
<p>KOBİ’lerin Anadolu ekonomisinin ana unsuru niteliğine işaret eden Rifat Hisarcıklıoğlu, “Büyüklerin (büyük firmaların) işini hallediyor bankalar ama küçüklere maalesef kimse selam vermiyor. Haberiniz olsun. Ticari kredilerdeki büyüme sınırlarının gevşetilmesini KOBİ krediler için kaldırılmasını talep ediyoruz” dedi. <br />Ziraat Bankası Genel Müdürü ve Bankalar Birliği Başkanı Alparslan Çakar da açılıştaki konuşmasında, küresel risklere işaret ederek, “Şunu net olarak söyleyeyim; gerek bankacılık sektörü gerekse kamu bankaları olarak bizim için kârlılık temel parametre değildir. Biz işletmelerimizi sadece bir banka yönetiyor veya tamamen kâr maksimizasyonu hedefiyle asla yönetmiyoruz. Bizim için ülkenin bilançosu çok daha değerlidir.” dedi. </p>
<p>Vakıfbank Genel Müdürü Osman Arslan da devam eden programın öngörülebilirlik ve sürdürülebilir büyüme olduğunu hatırlatarak, “Finansmana erişim en önemli konu, maliyetler de yüksek. Cumhurbaşkanımızın dün müjdesini verdiği 1 trilyon liralık yeni imalat sanayi yatırım paketi önemli bir fırsat. Bunun yanı sıra 250 milyar liralık imalat sanayimize destek için açılan bir paket daha var. Kamu bankaları olarak bunları en uygun şartlarda kullandırmak, finansmana erişimin sorun olmasını ortadan kaldırmak istiyoruz” dedi. </p>
<p><strong>Halkbank Genel Müdürü: 4 milyar TL’den fazla dış finansman</strong></p>
<p>Halkbank Genel Müdürü Süleyman Özdil konuşmasında, bankacılık sektörünün reel sektörün büyümesini sağlayacak güçte olduğunu belirterek, bankasının KOBİ kredilerinin toplam ticari krediler içindeki payının yüzde 55’in üstünde olduğunu söyledi. ABD’de görülen Halkbank davasının dış finansman sağlamakta zorluklar yarattığını, davanın sonuçlanmasıyla bu imkanın açıldığını belirten Süleyman Özdil, “Bankamızın üzerinde hukuki sürecin getirdiği bir yük vardı. O yükten kurtulmuş olmamız dolayısıyla bundan sonra yurt dışı kaynak imkanlarımız da artacak. O kaynakları da inşallah siz değerli iş insanlarımızın hizmetine sunacağız. Bununla ilgili 4-5 milyar dolarlık bir kaynak temini konusunda çalışmalarımız var. Bütün gücümüzü, bütün imkanlarımızı sizler için seferber edeceğimizi söz veriyorum” diye konuştu. </p>
<p><strong>TOBB’dan öneri: Nefes kredisi kurumsallaşsın</strong></p>
<p>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Merkez Bankası’nın politika faizini indirmesi için uygun zemin olduğunu belirterek, “Merkez Bankamızdan bu yönde adımlar bekliyoruz. Politika faizi inerken, bankaların da elini taşın altına koyması lazım” dedi. </p>
<p>Hisarcıklıoğlu, Nefes Kredisinin finansman sorununu çözüm için sürekli bir araç haline getirmesini önererek şunları kaydetti: “Nitekim birlikte neler başarabildiğimizin en güzel örneği ortada: Nefes Kredisi. Son 20 yılda Kredi Garanti Fonu'muzla ve bankalarımızla el ele verdik; ve 12 nefes kredisi programını başarıyla tamamladık. Son bir yılda yeniden başlattığımız Nefes Kredisi ile 73 bin firmamıza 100 milyar liranın üzerinde kredi kullandırdık. Ama talep, bunun en az on katı. </p>
<p>Bu tablo bize iki şey söylüyor: Birincisi, sahada finansman ihtiyacı, görünenden çok daha büyük. İkincisi, birlikte çalışınca hızlı ve etkili çözüm üretebiliyoruz. ..Daha iyisini yapabiliriz. Nefes'i yılda bir-iki kez başvurulan bir can suyu olmaktan çıkarıp, düzenli işleyen, kurumsal bir KOBİ finansman kanalına dönüştürebiliriz. Limitleri büyütebilir, vadeleri uzatabilir, daha çok firmamıza, daha uygun koşullarla ulaştırabiliriz. Niyet var, tecrübe var, altyapı var; gerisi el birliği.” </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hisarciklioglu-kobiler-kredi-kisitlari-disinda-tutulsun-83205</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/5/1280x720/4636-1784041431.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş dünyası ile kamu banka üst yöneticilerinin bir araya geldiği “Reel Sektör &amp; Finans Sektörü Diyalog Güçlendirme Toplantısı”nda konuşan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Nefes Kredilerinin kurumsallaştırılarak sürekli hale getirilmesini, KOBİ’lerin kredi genişleme sınırından çıkarılmasını önerdi. Halkbank Genel Müdürü Süleyman Özdil de ABD’deki davanın bitmesine yakın hazırlıklara başladıklarını ve yurt dışından 4 milyar TL’nin üzerinde bir kredi için harekete geçtiklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizm-bakani-ersoy-tarih-sayfalarindaki-bosluklari-dolduruyoruz-83197</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 16:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Ersoy: Tarih sayfalarındaki boşlukları dolduruyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>ABD'den iadesi sağlanan Zeugma kökenli 13'üncü mozaik paneli, ait olduğu yere yerleştirildi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bu kapsamda Gaziantep’te düzenlenen törende kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede yürütülen çalışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakan Ersoy, son 23 yılda 13 bin 454 kültür varlığının Türkiye'ye kazandırıldığını, bunların 9 bin 139'unun son 8 yılda iade edildiğini açıkladı.</p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, tarihî eserin ait olduğu yere yerleştirilmesi programında yaptığı konuşmada, kültür varlıklarının korunması ve ait olduğu topraklara kazandırılmasına yönelik yürütülen çalışmaların bilimsel araştırma, hukuki süreçler ve uluslararası iş birliğiyle sürdürüldüğünü söyledi. Ersoy, törende tarih sayfalarındaki boşlukları doldurduklarını vurguladı. 13'üncü panelin ait olduğu yere yerleştirilmesi töreninde, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, AK Parti Gaziantep İl Başkanı Fatih Muhaddis Fedaioğlu, Milliyetçi Hareket Partisi Gaziantep İl Başkanı Mehmet Sait Kılıç, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Kaçakçılıkla Mücadelede Dairesi Başkanı Zeynep Boz da yer aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5636956a2fd-1784034965.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Gaziantep'in medeniyetler tarihindeki önemine dikkati çeken Bakan Ersoy, halk arasında "Çingene Kızı" olarak bilinen mozaiğin koparılan parçalarından 13'üncüsünün yeniden ait olduğu topraklara kazandırılmasının kültürel mirasın korunmasına yönelik çalışmalar açısından önemli bir örnek olduğunu ifade etti. Ersoy, Zeugma'nın Doğu ile Batı'yı buluşturan önemli bir Roma kenti olduğunu, kamuoyunda "Çingene Kızı" olarak tanınan figürün ise bugün yalnızca Gaziantep'in değil, Türkiye'nin dünyaya açılan en önemli kültürel simgelerinden biri haline geldiğini belirtti. 1960'lı yıllarda gerçekleştirilen kaçak kazılar sonucunda aynı kompozisyona ait çok sayıda panelin yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarıldığını hatırlatan Ersoy, 2018 yılında ABD'deki Bovling Griin Eyalet Üniversitesinde bulunan aynı taban mozaiğine ait 12 panelin Türkiye'ye getirildiğini ve Zeugma Mozaik Müzesi'nde yeniden ziyaretçilerle buluşturulduğunu anımsattı. Bu iadenin ardından Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin katkılarıyla Gaziantepli ustalar tarafından Fırat taşlarından hazırlanan replikaların Gaziantep Restorasyon ve Konservasyon Bölge Laboratuvarında tamamlanarak 2022 yılında Bovling Griin Eyalet Üniversitesine teslim edildiğini aktaran Ersoy, bunun kültürel miras üzerinden kurulan iş birliğinin anlamlı bir örneği olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>“Eseri Zeugma Mozaik Müzesi’ne kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz”</strong></p>
<p>Bakan Ersoy konuşmasında, 13'üncü panelin Türkiye'ye dönüş sürecini de ayrıntılarıyla anlatarak şunları kaydetti: "Bugün aynı kompozisyona ait, milattan sonra 2'nci ve 3'üncü yüzyıllara tarihli 13'üncü paneli Zeugma Mozaik Müzemize kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Panelin bu büyük kompozisyona ait olabileceği, Grenoble Alp Üniversitesinden Dr. Camila Felag'ın araştırmaları ve Zeugma Kazı Başkanı Prof. Dr. Kutalmış Görkay'ın bilimsel değerlendirmeleriyle ortaya konulmuştur. Yapılan araştırmalarda panelin satışa konu edildiğini belirledik. Uluslararası müzayede takip çalışmaları sırasında panelin yeniden satışa sunulduğunu tespit ettik. Bunun üzerine iade girişimimizi gecikmeksizin yeniledik. Amerika Birleşik Devletleri İç Güvenlik Soruşturmaları Birimi tarafından yürütülen sürecin başarıyla tamamlanmasıyla da eserin ülkemize iadesini sağladık." Ersoy, bu sürecin kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelenin bilimsel araştırmalar, hukuki mekanizmalar ve uluslararası iş birliğiyle eş güdüm içinde yürütülmesinin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5636a37f34a-1784034979.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p><strong>ABD ile iş birliği vurgusu</strong></p>
<p>Kültür varlıklarının korunması alanında ABD ile yürütülen iş birliğinin son yıllarda çok sayıda eserin ana vatanına dönmesini sağladığını belirten Ersoy, 2021 yılında imzalanan Kültür Varlıklarına İlişkin Mutabakat Zaptı'nın bu mücadelede önemli bir araç olduğunu ifade etti. Mutabakatın bu yıl yeni bir beş yıllık dönem için uzatıldığını açıklayan Ersoy, bunun iki ülke arasındaki karşılıklı güvene dayalı iş birliğinin güçlenerek devam ettiğinin somut göstergesi olduğunu dile getirdi. Bakan Ersoy, New York Manhattan Bölge Savcılığı ile ABD İç Güvenlik Soruşturmaları Birimiyle 2021 yılından bu yana yürütülen ortak çalışmalar sayesinde Boubon Antik Kenti kökenli çok sayıda eserin Türkiye'ye kazandırıldığını belirterek Lucius Verus, Septimius Severus ve 65 yıllık mücadelenin ardından iadesi sağlanan Marcus Aurelius heykelinin de bu çalışmalar kapsamında ana vatanına döndüğünü kaydetti. Soruşturmaların ve Anadolu kökenli eserlerin izinin sürülmesine yönelik çalışmaların halen sürdüğünü ifade eden Ersoy, önümüzdeki dönemde yeni iadelerin gerçekleşeceğine inandıklarını söyledi.</p>
<p><strong>Satornİle Steli’ni hatırlattı</strong></p>
<p>Bakan Ersoy, kültür varlıklarının dönüş sürecinin yalnızca ABD ile sınırlı olmadığını belirterek Zeugma Antik Kenti'nden kaçırılan ve kamuoyunda "Satornila Steli" olarak bilinen mezar stelinin de İtalya makamları ve Dışişleri Bakanlığı ile yürütülen çalışmalar sonucunda 2023 yılında Türkiye'ye kazandırıldığını hatırlattı. Satornila Steli'nin yaklaşık 1800 yıl öncesinden günümüze ulaşan önemli bir bilimsel kaynak olduğunu belirten Ersoy, bu eserin de bugün iadesi sağlanan mozaik paneller gibi ait olduğu topraklara döndüğünü vurguladı.</p>
<p><strong>“Sadece mozaiği değil hafızayı da tamamlıyoruz”</strong></p>
<p>Bakan Ersoy, iadesi sağlanan panelin yalnızca tek bir eserin dönüşü anlamına gelmediğini belirterek şu ifadeleri kullandı: "Her kültür varlığının kendine özgü bir hikâyesi, ait olduğu bir bağlam ve tamamladığı bir bütün vardır. Bugün iadesini sağladığımız mozaik panel de yalnızca tek bir eserin dönüşü değil, büyük bir kompozisyonun eksik kalan bir parçasının yeniden yerine kavuşmasıdır. Dünyanın en büyük mozaik müzelerinden biri olan Gaziantep Zeugma Mozaik Müzemizin koleksiyonuna katılan bu panel, Zeugma mozaiklerinin bilimsel açıdan daha bütüncül biçimde incelenmesine imkân sağlayan ve kompozisyonun kendi bağlamı içinde yeniden değerlendirilmesine katkı sunan önemli bir kazanımdır. Eksik parçalar yerine döndükçe yalnızca bir mozaiği tamamlamıyor; zedelenen bir hafızayı onarıyor, tarih sayfalarındaki boşlukları dolduruyor ve bir kültürel değeri ait olduğu değerler bütünüyle bir araya getiriyoruz."</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5636b79f64d-1784034999.jpeg" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p><strong>13 bin 454 eser Türkiye'ye kazandırıldı</strong></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadeleyi büyük bir kararlılıkla sürdürdüklerini vurgulayan Ersoy, ilgili kurumlar, kolluk kuvvetleri, adli makamlar, bilim insanları ve uluslararası paydaşlarla güçlü bir iş birliği yürüttüklerini söyledi. Türkiye'nin bugün kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede dünyada örnek gösterilen ülkeler arasında yer aldığını belirten Ersoy, 2002 yılından bu yana 13 bin 454 kültür varlığının ülkeye kazandırıldığını, bunların 9 bin 139'unun son sekiz yılda gerçekleştirildiğini açıkladı. Ersoy, sözlerini şöyle tamamladı: "Bizim bu mücadeledeki asli hedefimiz; kültür varlığı kaçakçılığına karşı önleyici ve bütüncül bir mücadele anlayışını hem toplumsal bilinç ve farkındalık hem kurumsal iş birliği ve uygulama noktasında ülkemize kazandırmak; bunu kalıcı ve sürdürülebilir kılmaktır. Bu topraklardan yasa dışı yollarla çıkarılmış her kültür varlığı ait olduğu topraklara dönene kadar aynı azim, aynı inanç ve aynı kararlılıkla çalışmayı sürdüreceğiz."</p>
<p>Bakan Ersoy, Gaziantep programı kapsamında Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen Dijital Sanat Müzesi’nin açılışı ile Kongre ve Fuar Merkezi’nin temel atma törenine de katıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizm-bakani-ersoy-tarih-sayfalarindaki-bosluklari-dolduruyoruz-83197</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/7/1280x720/turizm-bakani-ersoy-tarih-sayfalarindaki-bosluklari-dolduruyoruz-1784035042.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD&#039;den iade edilen Zeugma kökenli 13&#039;üncü mozaik paneli, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy&#039;un katıldığı programda ait olduğu yere yerleştirildi. Bakan Ersoy, son 23 yılda 13 bin 454 kültür varlığının Türkiye&#039;ye kazandırıldığını, bunların 9 bin 139&#039;unun son 8 yılda iade edildiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/cinayet-isleyen-cocuklar-muhebbet-cezasi-ile-yargilanacak-83183</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 14:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cinayet işleyen çocuklar müebbet cezası ile yargılanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti’nin, aylardır üzerinde çalıştığı ve kamuoyunda suça sürüklenen çocukların ceza yaşını ve suçlara alt ve üst sınırı getiren yasa teklifi Meclis’e sunuldu.</p>
<p>Teklif ile cinayet ve ağır suç işleyen 15-18 yaş arası çocuklar müebbet cezası ile yargılanacaklar. Suçun oranını belirleme yetkisi ise hakime verilecek.</p>
<p>AK Parti, “Çocuk Koruma Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair” kanun teklifini Meclis Başkanlığı’na sundu. Yürütme ve yürürlük maddesi ile birlikte 18 maddeden oluşan teklif, 7 farklı kanunda değişiklik öngörüyor.</p>
<p> Türk Ceza Kanununun 31 inci maddesinde değişikliğe gidiliyor. Bu kapsamda;  kasta dayalı kusurun ağırlığı, güdülen amaç ve saik, suçun işleniş şekli ve daha önceden kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm edilmiş olma hususları göz önünde bulundurularak kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarını işleyen 15-18 yaş grubu çocuklar bakımından hakimin takdirine bağlı olarak herhangi bir ceza indirimi uygulanmamasına yönelik düzenleme öngörülüyor.</p>
<p><strong>12-15 yaş arası suç işleyenlere ceza indirimi yetkisi hakime verilecek</strong></p>
<p>Kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarını işleyen 12-15 yaş grubu çocuklar bakımından da belirli şartların varlığı halinde hakime takdir yetkisi verilerek daha az ceza indirimi uygulanabilmesine imkan tanıyan yasa teklifi ile;  Türk Ceza Kanununda tekerrür hükümlerinin uygulanma yaş sınırı 18'den 15'e düşürülerek, özellikle suç örgütleri tarafından 15-18 yaş grubundaki çocukların suçta kullanılmasının önlenmesi ve caydırıcılığın sağlanması amaçlanıyor.</p>
<p>Teklifle çocuğun gelişimindeki temel rolü dikkate alınarak Türk Ceza Kanununda yer alan “Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali” suçuna ilişkin cezaların alt ve üst sınırları artırılmaktadır.</p>
<p><strong>Ebeveyn cezaları da artıyor</strong></p>
<p>Ayrıca, aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali nedeniyle çocuğun kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu işlemesi halinde bu madde gereğince ebeveynlere verilecek cezanın yarısından iki katına kadar artırılması suretiyle ailenin çocuk üzerindeki sorumluluğunun güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Teklif ile çocuk hükümlülerin hapis cezalarının doğrudan çocuk eğitimevlerinde infazına başlanması yerine infaza çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında başlanmasına ve iyi halli olduğunun tespit edilmesi halinde eğitimevlerine ayrılmasına imkân veren düzenleme yapılıyor.</p>
<p><strong>Koşullu salıverilme süreleri değişiyor</strong></p>
<p>Teklif ile; Türk Ceza Kanununda düzenlenen kasten öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu bakımından koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında çocuğun 15 yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçirdiği 1 günün, 2 gün olarak kabul edilmesi uygulamasından vazgeçilerek, 1 günün, 1 gün olarak dikkate alınması sağlanıyor.</p>
<p><strong>Ateşli silahları muhafaza etmeyenlere 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası</strong></p>
<p> Teklif ile; ateşli silahını dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza etmesi suretiyle bu silahın çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası yaptırımı öngörülüyor.</p>
<p>Teklifle, kanun kapsamı dışında kalan kesici, delici ve bereleyici aletlerin çocuklara satılması, çocuklar tarafından satın alınması ve taşınması yasaklanarak bu fiillere idari yaptırımlar öngörülüyor.  Böylelikle, çocukların tehlikeli silah ve aletlere kolaylıkla ulaşmasının önüne geçilerek çocukların korunması, şiddet olaylarının azaltılması ve toplum güvenliğinin korunması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>“Adli süreçteki çocuk” olarak değişti</strong></p>
<p>Çocuk hakları yaklaşımı doğrultusunda mevzuatta yer alan “suça sürüklenen çocuk” ibaresi yerine “adli süreçteki çocuk” ifadesi benimsenerek, hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmayan çocuklar bakımından masumiyet karinesini ve çocuk odaklı yaklaşımı daha güçlü şekilde yansıtan bir terminoloji kullanıldı.</p>
<p> Teklif ile; ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar bakımından barınma, eğitim, sağlık, danışmanlık ve bakım şeklindeki koruyucu ve destekleyici tedbirlerinin yanında;</p>
<p>-Sosyal ve toplumsal hizmetler tedbiri,</p>
<p>-Dijital risklerden korunma tedbiri,</p>
<p>-Kitap ve kütüphane tedbiri,</p>
<p>-Çevreye saygı ve çevre temizliği tedbiri,</p>
<p>-Tütün, nikotin, alkol, kumar, uyuşturucu ve uyarıca maddeyle davranışsal bağımlılık tedbiri, şeklinde yeni yönlendirme tedbirleri getiriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/cinayet-isleyen-cocuklar-muhebbet-cezasi-ile-yargilanacak-83183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/hukuk-adalet-dava-mahkeme.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti tarafından Meclis’e sunulan yasa teklifiyle, cinayet ve ağır suç işleyen 15-18 yaş arası çocuklar müebbet cezası ile yargılanacak. Suçun oranını belirleme yetkisi ise hakime verilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-koklu-kultur-sanat-festivali-basliyor-83177</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 13:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’nın köklü kültür sanat festivali başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa'nın yarım asrı aşan kültür ve sanat geleneğini sürdüren 64. Uluslararası Bursa Festivali, bu yıl 21 Temmuz-10 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek.</p>
<p>Festivalin programı, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba ile Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı (BKSTV) Başkanı Zekeriya Birkan'ın katıldığı basın toplantısıyla kamuoyuna tanıtıldı. Festival kapsamında Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu'nun yanı sıra Gölyazı ve İznik Roma Antik Tiyatrosu da çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak.</p>
<h2>“Bu yıl çocuklar da unutulmadı”</h2>
<p>Toplantıda konuşan Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, festival boyunca Bursalıların kültür ve sanat dolu yaz akşamları yaşayacağını söyledi. Programda hem dünyaca tanınan sanatçıların hem de Bursa'nın yetiştirdiği önemli isimlerin yer aldığını belirten Biba, açılış konserinde dünyaca ünlü tenor Murat Karahan'ın sahne alacağını ifade etti. Festivalin bu yıl dikkat çeken yeniliklerinden birinin çocuklara yönelik etkinlikler olduğunu söyleyen Biba, ilk kez çocuklara özel programların da festival takvimine eklendiğini belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a560d1f6bc32-1784024351.jpg" alt="" width="711" height="599" /></p>
<h2>“Festival İznik Roma Antik Tiyatrosu ve Gölyazı’da”</h2>
<p>Konser ve etkinliklerin Bursa Kültürpark Açık Hava Tiyatrosu’nun yanı sıra İznik Roma Antik Tiyatrosu ve Gölyazı’da gerçekleştirileceğini aktaran Biba, bu yıl festivale önemli bir yeniliği getirdiklerinin de altını çizdi. “Böylece festivalimiz, yediden yetmiş yediye herkesin kendinden bir parça bulabileceği gerçek bir kültür-sanat şölenine dönüşecek” diyen Biba, kültür ve sanatın herkes için ulaşılabilir olması gerektiğine inandıklarını ifadelerinde yer verdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a560d4341817-1784024387.jpg" alt="" width="687" height="470" /></p>
<h2>“Her sanatsever kendinden parça bulabilecek”</h2>
<p>Bursa Kültür Sanat Turizm Vakfı Başkanı Zekeriya Birkan, köklü bir mirası sürdürmeye çalıştıklarının altını çizerek, vakıf olarak festivale hazırlanırken büyük bir emek, titiz bir planlama ve yoğun bir çalışma süreci yürüttüklerini açıkladı. Bursa’nın kültür ve sanata değer veren, nitelikli etkinlikleri sahiplenen ve bu alandaki beklentileri her geçen yıl artan bir şehir olduğunu vurgulayan Birkan, bu bilinçle programı her sanatseverin kendinden bir parça bulabileceği, farklı sanat dallarını bir araya getiren zengin bir içerikle hazırladıklarını belirtti. </p>
<h2>“Bursa ile bağlarımızı hiç koparmadık”</h2>
<p>Festivalin ana sponsoru Uludağ İçecek adına konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl, uluslararası alanda üretim ve dağıtım yapan bir firma olmalarına rağmen Bursa ile bağlarını hiçbir zaman koparmadıklarını belirterek, her yıl destek verdikleri Uluslararası Bursa Festivali’ne katkı sunmayı sürdürmekten mutluluk duyduklarını ifade etti. 64. Uluslararası Bursa Festivali 21 Temmuz’da Murat Karahan &amp; Bursa Orkestrası konseri ile start alırken sırasıyla Bagyan Oktyabr, Derya Bedavacı, Elif Sanchez &amp; Dilek Türkan, Poizi, Selçuk Balcı &amp; Koliva, Emre Altuğ, Fatih Erkoç, Fettah Can, Cimri (Moliere) Tiyatro Topluluğu, Efsane Dinozorlar, Aslı Hünel, Mustafa Keser ve Özcan Deniz konseri ile son bulacak. </p>
<h2>64. ULUSLARARASI BURSA FESTİVALİ PROGRAMI</h2>
<p>21 Temmuz – Murat Karahan &amp; Bursa Orkestrası – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />23 Temmuz – Bagyan Oktyabr – Gölyazı<br />24 Temmuz – Derya Bedavacı – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />25 Temmuz – Elif Sanchez &amp; Dilek Türkan – İznik Roma Antik Tiyatrosu<br />28 Temmuz – Poizi – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />30 Temmuz – Selçuk Balcı &amp; Koliva – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />1 Ağustos – Emre Altuğ – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />2 Ağustos – Fatih Erkoç – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />3 Ağustos – Fettah Can – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />4 Ağustos – Cimri (Moliere) – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />5 Ağustos – Efsane Dinozorlar (Çocuk Etkinliği) – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />6 Ağustos – Aslı Hünel – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />7 Ağustos – Mustafa Keser – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />10 Ağustos – Özcan Deniz (Kapanış Konseri) – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-koklu-kultur-sanat-festivali-basliyor-83177</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/7/1280x720/bursanin-koklu-kultur-sanat-festivali-basliyor-1784024323.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’nın en köklü kültür ve sanat organizasyonlarından 64. Uluslararası Bursa Festivali için geri sayım başladı. 21 Temmuz-10 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek festivalde konserlerden tiyatroya, çocuk etkinliklerinden özel gösterilere kadar birçok program yer alıyor. Festival kapsamında bu yıl ilk defa Gölyazı ve İznik Roma Antik Tiyatrosu da çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iller-arasi-goc-orani-2025te-yuzde-287-83186</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İller arası göç oranı 2025&#039;te yüzde 2,87</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2025 yılına ait "İç Göç İstatistikleri" bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, ülkede 2008 yılında yüzde 3,18 olan iller arası göç eden nüfus oranı, yıllar içinde inişli ve çıkışlı bir seyir izleyerek 2025'te yüzde 2,87 oldu. Bu çerçevede, Türkiye'de geçen yıl 2 milyon 475 bin 19 kişi, iller arasında göç etti. Bu nüfusun yüzde 47,5'ini erkekler, yüzde 52,5'ini ise kadınlar oluşturdu.</p>
<p>Türkiye'de iller arası göç eden nüfusun dağılımına bakıldığında, İstanbul'un 329 bin 912 kişiyle en çok göç alan il olduğu görüldü. İstanbul'u, 176 bin 833 kişiyle Ankara, 106 bin 83 kişiyle İzmir takip etti. En az göç alan iller ise 4 bin 914 kişiyle Ardahan, 5 bin 64 kişiyle Bayburt, 6 bin 78 kişiyle Tunceli oldu.</p>
<p>İstanbul 371 bin 258 kişiyle en çok göç veren il olurken, bu ili 145 bin 661 kişiyle Ankara, 98 bin 728 kişiyle İzmir izledi. En az göç veren iller ise 5 bin 916 kişiyle Ardahan, 6 bin 388 kişiyle Bayburt, 7 bin 558 kişiyle Tunceli olarak belirlendi.</p>
<p><strong>Geçen yıl en fazla göç hareketliliği 20-24 yaş grubunda</strong></p>
<p>Geçen yıl en fazla göç hareketliliği, 480 bin 185 kişiyle 20-24 yaş grubunda gerçekleşti. Söz konusu yaş grubunda göç edenlerin yüzde 41,5'ini erkekler, yüzde 58,5'ini ise kadınlar oluşturdu.</p>
<p>Türkiye'de, 2025 yılında iller arası göç eden 2 milyon 475 bin 19 kişiden, 564 bin 114'ü hanedeki fertlerden birine bağımlı göç etti. Diğer göç etme nedenleri incelendiğinde, 510 bin 226 kişinin daha iyi konut ve yaşam koşulları, 406 bin 144 kişinin ise eğitim nedeniyle göç ettiği görüldü.</p>
<p>Cinsiyete göre en önemli göç etme nedeni erkeklerde 253 bin 93 kişiyle daha iyi konut ve yaşam koşulları olurken, kadınlarda 334 bin 900 kişi ile hanedeki fertlerden birine bağımlı göç oldu. Erkeklerde, hanedeki fertlerden birine bağımlı göç ve tayin/iş değişikliği, kadınlarda ise eğitim ve daha iyi konut ve yaşam koşulları diğer önemli göç nedenleri arasında yer aldı.</p>
<p>En fazla göç hareketliliğinin yaşandığı 20-24 yaş grubunun göç etme nedenleri incelendiğinde, bu hareketliliğin en önemli sebebinin eğitim olduğu belirlendi. Söz konusu yaş grubunda göç edenlerin 179 bin 612'sinin eğitim, 75 bin 591'inin işe başlamak/iş bulmak, 42 bin 391'inin ise daha iyi konut ve yaşam koşulları nedeniyle göç ettiği tespit edildi.</p>
<p>Öte yandan, 6 Şubat 2023'te yaşanan deprem sonrasında başka bir ile göç eden kişilerden, deprem öncesindeki ikamet ettikleri illere geri dönen kişiler "aile yanına/memlekete geri dönme" başlığı altında değerlendirildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iller-arasi-goc-orani-2025te-yuzde-287-83186</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/istiklal-beyoglu-istanbul-kalabalik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre geçen yıl 2 milyon 475 bin 19 kişi iller arasında göç etti. Bu dönemde göç oranının nüfusa oranı yüzde 2,87 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abdi-ibrahim-otsukada-zeynep-alptekin-basa-donemi-83190</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Abdi İbrahim Otsuka&#039;da Zeynep Alptekin Basa dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Abdi İbrahim Otsuka Genel Müdürlüğüne Zeynep Alptekin Basa'nın getirildiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, 2009'da Abdi İbrahim'e katılan Basa, kariyerini, 2014'ten bu yana Abdi İbrahim Otsuka'da sürdürdü.</p>
<p>Atamayla Basa, ürün yönetimi, pazarlama ve satış alanlarında üstlendiği liderlik rolleriyle 17 yıllık deneyimini genel müdürlük görevine taşıyor.</p>
<p>İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Kimya Mühendisliği Bölümü'nden mezun olan Basa, Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü'nde yüksek lisans eğitimini tamamladı.</p>
<p>Profesyonel kariyerine 2005'te Draeger'de başlayan Basa, 2009'da Kıdemli Ürün Müdürü olarak Abdi İbrahim'e katıldı.</p>
<p>Ardından 2014'te Abdi İbrahim Otsuka bünyesine geçen Basa, Kıdemli Ürün Müdürü, Merkezi Sinir Sistemi (CNS) ve Kardiyovasküler Sistem (CVS) Pazarlama Müdürü ile CNS Grup Müdürü rollerini üstlendi, son 4,5 yılda ise Pazarlama ve Satış Direktörü olarak görev yaptı.</p>
<p>Yeni görevinde Basa'nın, şirketin stratejik önceliklerine yön vererek, sürdürülebilir büyüme vizyonunu ve hasta odaklı yaklaşımını ileriye taşımak için liderlik edeceği belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abdi-ibrahim-otsukada-zeynep-alptekin-basa-donemi-83190</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/0/1280x720/zeynep-alptekin-basa-1784031040.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Abdi İbrahim Otsuka Genel Müdürlüğüne Zeynep Alptekin Basa atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/toplanan-sut-miktari-yillik-yuzde-23-artti-83187</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toplanan süt miktarı yıllık yüzde 2,3 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait süt ve süt ürünleri üretimi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre ticari süt işletmelerince toplanan inek sütü miktarı, mayısta yıllık bazda yüzde 2,3 artarak 1 milyon 22 bin 587 tona çıktı. Nisanda 999 bin 267 ton süt toplanmıştı.</p>
<p>Ocak-mayıs döneminde ise 2025'in aynı dönemine kıyasla toplanan inek sütü miktarı yüzde 0,5 artarak 4 milyon 858 bin 29 ton oldu.</p>
<p>Ticari süt işletmelerince yapılan inek peyniri üretimi yıllık yüzde 2,4, ayran ve kefir üretimi yüzde 2, içme sütü üretimi yüzde 19,7 artarken yoğurt üretimi yüzde 1,2, tereyağı ve sadeyağ üretimi yüzde 12 azaldı. Mayısta 157 bin 453 ton içme sütü üretildi.</p>
<p>Ocak-mayıs döneminde ise geçen yılın aynı dönemine göre inek peyniri üretimi yüzde 2,8, ayran ve kefir üretimi yüzde 8,9, yoğurt üretimi yüzde 8,4, içme sütü üretimi yüzde 9,2 artarken tereyağı ve sadeyağ üretimi yüzde 5 düştü.</p>
<p>Ticari süt işletmeleri tarafından yapılan yoğurt üretimi de Mayıs 2025'e kıyasla yüzde 1,2 azalarak 120 bin 224 tona gerilerken ocak-mayıs döneminde yıllık bazda yüzde 8,4 artışla 591 bin 52 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İnek peyniri üretimi, mayısta yıllık bazda yüzde 2,4 artarak 72 bin 146 ton, ocak-mayıs döneminde yüzde 2,8 yükselişle 357 bin 882 ton oldu.</p>
<p>Mayısta ayran ve kefir üretimi yüzde 2 yükselerek 95 bin 439 tona çıkarken tereyağı ve sadeyağ üretimi yüzde 12 gerileyerek 9 bin 671 tona düştü. Ocak-mayıs döneminde ayran ve kefir üretimi yüzde 8,9 artarak 433 bin 952 tonu bulurken tereyağı ve sadeyağ üretimi ise yüzde 5 azalışla 46 bin 995 tona geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/toplanan-sut-miktari-yillik-yuzde-23-artti-83187</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/1/1280x720/sut-1762418915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre, ülke genelinde toplanan inek sütü miktarı yıllık bazda yüzde 2,3 artarak 1 milyon 22 bin tonu aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tavuk-eti-uretimi-yillik-yuzde-163-geriledi-83184</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tavuk eti üretimi yıllık yüzde 16,3 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait kümes hayvancılığı üretimi istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mayısta 202 bin 336 ton tavuk eti üretildi. Üretim, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 16,3, bir önceki aya göre yüzde 14,4 azaldı.</p>
<p>Tavuk yumurtası üretimi, mayısta aylık bazda yüzde 0,7, yıllık bazda yüzde 21,6 yükseldi. Bu dönemde 1 milyar 857 milyon 150 bin tavuk yumurtası üretildi.</p>
<p>Mayısta kesilen tavuk sayısı, yıllık yüzde 16,8 azalışla 108 milyon 65 bin olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ocak-mayıs döneminde de geçen yılın aynı dönemine kıyasla tavuk yumurtası üretimi yüzde 18,1 artarken, kesilen tavuk sayısı ise yüzde 1,1, tavuk eti üretimi yüzde 2,2 azaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tavuk-eti-uretimi-yillik-yuzde-163-geriledi-83184</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/3/1280x720/yumurta-tavuk-1750779570.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre, ülke genelinde tavuk eti üretimi yıllık bazda yüzde 16,3 azalışla 202,3 bin tona geriledi. Tavuk yumurtası üretimi ise yüzde 21,6 yükselerek 1 milyar 857 milyonu aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-354-milyon-dolarlik-balik-yemi-ihracatinin-yuzde-86sini-egeli-ihracatcilar-yapti-83172</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 11:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Balık yemi ihracatının yüzde 86’sı Ege&#039;den</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinin, balık yemi ihracatında 30,5 milyon dolarlık tutarla Türkiye ihracatının yüzde 86’sını gerçekleştirdiği bildirildi. </p>
<p>Yüksek üretim kapasitesi, kaliteli ham madde kullanımı ve uluslararası standartlara uygun üretim anlayışı sayesinde Türk balık yeminin, dünya pazarlarında giderek daha fazla tercih edildiğini vurgulayan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı ve Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Muhammet Öztürk, Türkiye'nin su ürünleri yetiştiriciliğinde kaydettiği gelişime paralel olarak balık yemi üretimi ve ihracatında da istikrarlı büyümesini sürdürdüğünü dile getirdi.</p>
<p>Balık yemi sektörünün yıllık 626,5 bin ton su ürünleri yetiştiricilik ve 2,4 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşan Türk su ürünleri sektörüne stratejik katkı sağladığı değerlendirmesinde bulunan Öztürk, “Su ürünleri sektöründeki büyüme balık yemi sanayisini doğrudan destekliyor. Sürdürülebilir ve çevre dostu üretim anlayışı uluslararası alıcılardan olumlu karşılık görüyor. Yem sanayicilerimizin yüksek kalite standartlarında ürettiği yemler hem ülkemizdeki yetiştiricilik faaliyetlerini destekliyor hem de uluslararası pazarlarda güçlü bir talep görüyor. İhracattaki artış, sektörümüzün teknolojiye, Ar-Ge'ye ve sürdürülebilir üretime yaptığı yatırımların somut bir sonucudur. Sektörümüz üretim ve ihracattaki seviyesini koruduğu takdirde 2027 yılında 100 milyon doları aşabiliriz ve dünya genelinde ihracatta ilk 10 ülke arasına girebiliriz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Balık yemi ihracatında Rusya, Tunus ve Özbekistan zirvede</h2>
<p>Balık yemi ihracatındaki artışın sektörün uluslararası rekabet gücünü ortaya koyduğunun altını çizen Öztürk sözlerini şöyle tamamladı; “Başta Akdeniz havzası, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok pazarda artan talep, ihracattaki yükselişi destekleyen temel unsurlar arasında yer aldı. 2026 yılında Rusya Federasyonu 21,2 milyon dolarlık taleple ilk sırada yer aldı. Tunus’a 3,5 milyon dolarlık, Özbekistan’a 2,4 milyon dolarlık, Arnavutluk’a 1,3 milyon dolarlık ve Kırgızistan’a 1,2 milyon dolarlık balık yemi ihraç ettik. Balık yemi ihraç ettiğim ülke sayısı 41 oldu.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-354-milyon-dolarlik-balik-yemi-ihracatinin-yuzde-86sini-egeli-ihracatcilar-yapti-83172</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/2/1280x720/turkiyenin-354-milyon-dolarlik-balik-yemi-ihracatinin-yuzde-86sini-egeli-ihracatcilar-yapti-1784019211.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Türkiye&#039;nin 35,4 milyon dolarlık balık yemi ihracatının yüzde 86&#039;sını tek başına gerçekleştirirken, sektörün teknoloji, Ar-Ge ve sürdürülebilir üretim yatırımlarıyla 2027 yılında 100 milyon dolarlık ihracat hedefi ve dünyada ilk 10 ihracatçı ülke arasına girme hedefi öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/harley-davidson-izmirde-yeni-tesise-hazirlaniyor-83171</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 11:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Harley-Davidson İzmir&#039;de yeni tesise hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Harley-Davidson, Türkiye'deki büyüme stratejisi kapsamında İzmir'deki yatırımlarını genişletiyor. Mevcut bayisini Kemalpaşa'ya taşıyarak 6 bin metrekarelik yeni bir tesis kurmaya hazırlanan şirket, hem hizmet kapasitesini artırmayı hem de müşterilerine uluslararası standartlarda bir deneyim sunmayı hedefliyor.</p>
<p>2025 yılının, pandemi sonrası rekor satışların görüldüğü 2024'e kıyasla sektör açısından daha zorlu geçtiğini belirten Harley-Davidson İzmir Genel Müdürü Hasan İçli, "Türkiye'de motosiklet satışları 2024'te yaklaşık 1,5 milyon adede ulaşırken, 2025'te bu rakam 1 milyon seviyelerine geriledi. Harley-Davidson tarafında da benzer oranda bir düşüş yaşandı. Ancak premium segmentte faaliyet gösterdiğimiz için ekonomik dalgalanmalardan diğer markalar kadar etkilenmiyoruz. Bu müşteri kitlesinin talebi devam ediyor" dedi.</p>
<p>İzmir'deki yatırımlarını büyütmeye hazırlandıklarını belirten İçli, yaklaşık 9 yıldır faaliyet gösterdikleri mevcut bayiyi İzmir-İstanbul Otoyolu üzerindeki Kemalpaşa Kuyucak mevkisine taşıyacaklarını söyledi. Şirkete ait 6 bin metrekarelik arazi üzerine Avrupa ve ABD'deki örneklerine benzer müstakil bir tesis inşa edeceklerini ifade eden İçli, "Yeni tesisimizle müşterilerimize daha kapsamlı bir deneyim sunmayı hedefliyoruz. Talebe bağlı olarak önümüzdeki yıl Alsancak başta olmak üzere şehir merkezinde hediyelik eşya, giyim ve aksesuar ürünlerine yönelik bir corner mağaza açmayı da planlıyoruz" dedi.</p>
<p>2026'nın ilk yarısında ise hobi amaçlı motosiklet pazarında yeniden toparlanma sinyalleri görüldüğünü kaydeden İçli, "Yıl sonuna ilişkin çok güçlü bir büyüme beklentimiz yok ancak olumsuz bir tablo da öngörmüyoruz. Mevcut seviyemizi koruyacağımızı düşünüyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ekonomik belirsizliklerin özellikle üst gelir grubundaki tüketiciler üzerinde de etkili olduğuna dikkat çeken İçli, "Savaşlar, yüksek faiz ortamı ve geleceğe yönelik belirsizlikler nedeniyle en büyük sorun artık maddi imkânlardan çok kaygı. Biz çok niş bir kitleye hitap ediyoruz. Türkiye'de iyi bir yılda bile Harley-Davidson satışları 600-700 adet seviyesinde gerçekleşiyor. Bu nedenle pazarımızın dinamikleri diğer motosiklet markalarından farklı ilerliyor" diye konuştu. </p>
<p>Motosiklet sektörünün en önemli sorununun yüksek vergi yükü olduğunu dile getiren İçli, "Hem motosikletlerde hem de güvenlik ekipmanlarında uygulanan yüksek vergiler sektörün gelişimini olumsuz etkiliyor. Bunun yanında trafik mevzuatının motosiklet kullanıcılarını da kapsayacak şekilde güncellenmesi gerekiyor" dedi.</p>
<p>Özellikle ABD menşeli ürünlerde uygulanan vergilerin fiyatları ciddi şekilde artırdığını belirten İçli, "Amerika'dan ithal edilen ürünlerde yüzde 40 gümrük vergisi, yüzde 37 ÖTV ve yüzde 20 KDV uygulanıyor. Bu nedenle Türkiye'deki satış fiyatları, Amerika ve Avrupa'daki fiyatların yaklaşık iki katına ulaşıyor" ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/harley-davidson-izmirde-yeni-tesise-hazirlaniyor-83171</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/1/1280x720/6-1784023195.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pandemi sonrası daralma yaşayan motosiklet pazarında 2026&#039;yla birlikte dengelenme sinyalleri görülürken, Harley-Davidson İzmir Genel Müdürü Hasan İçli, Kemalpaşa&#039;da 6 bin metrekarelik yeni tesis yatırımı için hazırlıklara başladıklarını açıkladı. İçli, sektörün en büyük sorununun ise yüksek vergi yükü olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uretim-kapasitemizi-rekabet-gucumuzu-ve-istihdami-destekleyen-politikalarimizi-surdurecegiz-83188</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 11:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Üretim kapasitemizi, rekabet gücümüzü ve istihdamı destekleyen politikalarımızı sürdüreceğiz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan destek programıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, reel sektörün finansmana erişimini güçlendirmeye yönelik paketle "Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi"nin büyüklüğünü 750 milyar liraya çıkarırken imalat sanayisine 250 milyar lira yeni kredi desteği sağlayacaklarına dikkati çeken Şimşek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Böylece devam eden programlarla birlikte yatırım ve işletme sermayesi için toplam 1 trilyon lira uygun koşullu finansman imkanı sunuyoruz. Üretim kapasitemizi, rekabet gücümüzü ve istihdamı destekleyen politikalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uretim-kapasitemizi-rekabet-gucumuzu-ve-istihdami-destekleyen-politikalarimizi-surdurecegiz-83188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/1/1280x720/mehmet-simsek-1770707941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan destek programı hakkında açıklama yapan Bakan Şimşek, &quot;Yatırım ve işletme sermayesi için toplam 1 trilyon lira uygun koşullu finansman imkanı sunuyoruz. Üretim kapasitemizi, rekabet gücümüzü ve istihdamı destekleyen politikalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yenikoy-kemerkoy-enerjide-ust-yonetim-guclendi-83168</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 11:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniköy Kemerköy Enerji&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/MUĞLA</strong></p>
<p>Yeniköy Kemerköy Enerji'de iki önemli üst düzey atama gerçekleştirildi.</p>
<p>Şirket bünyesinde uzun yıllardır farklı görevlerde bulunan Ahmet Eyidoğan Genel Müdürlük görevine başlarken, enerji sektöründe yaklaşık 30 yıllık deneyime sahip Süleyman Can da Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı olarak atandı.</p>
<p>Yeniköy Kemerköy Enerji'de İşletmeler ve Yatırımlar Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Ahmet Eyidoğan, 15 Haziran itibarıyla Genel Müdür olarak atandı.</p>
<p>Uludağ Üniversitesi’nde elektronik mühendisliği eğitiminin ardından enerji sektöründe farklı görevler üstlenen Eyidoğan; Eren Holding, Zorlu Holding, Çebi Enerji ve Enerjisa'da santral işletmeciliği alanında yöneticilik yaptı. 2015 yılında katıldığı Yeniköy Kemerköy Enerji'de İşletmeler Direktör Yardımcılığı, İşletmeler Direktörlüğü ve Genel Müdür Yardımcılığı görevlerinin ardından şirketin Genel Müdürü olarak göreve başladı.</p>
<p><strong>Mali İşler Genel Müdür Yardımcılığı görevine Süleyman Can atandı</strong></p>
<p>Yeniköy Kemerköy Enerji'nin Mali İşler Genel Müdür Yardımcılığı görevine ise enerji sektöründe uzun yıllara dayanan deneyime sahip Süleyman Can getirildi. Kariyerine 1997 yılında Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş.'de başlayan Can, muhasebe, finans ve mali yönetim alanlarında farklı   görevler üstlendi. Son olarak Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş.’de (TREDAŞ) Mali ve İdari İşler Direktörü olarak görev yapan Can, 16 Temmuz itibarıyla Yeniköy Kemerköy Enerji'deki yeni görevine başlayacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yenikoy-kemerkoy-enerjide-ust-yonetim-guclendi-83168</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/8/1280x720/yenikoy-kemerkoy-enerjide-ust-yonetim-guclendi-1784018347.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniköy Kemerköy Enerji&#039;de İşletmeler ve Yatırımlar Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Eyidoğan Genel Müdürlük görevine, Süleyman Can ise Mali İşler Genel Müdür Yardımcılığı görevine atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ilk-yarida-50-ilin-ihracati-artti-83164</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk yarıda 50 ilin ihracatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, yılın ocak-haziran dönemine ait faaliyet illerine göre ihracat verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, İstanbul geçen ay 4 milyar 817 milyon dolarla en fazla ihracat yapan il oldu. Kentin ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 27,6 arttı.</p>
<p>İstanbul'u, 3 milyar 916 milyon dolarla ve yüzde 23,8 artışla Kocaeli izlerken, 2 milyar 184 milyon dolar ve yüzde 20,6 yükselişle İzmir takip etti.</p>
<p>Kıymetli veya yarı kıymetli taşlar faslı, 693 milyon 755 bin dolarla İstanbul'un ihracatında ilk sırada yer aldı. Bu faslı, 449 milyon 67 bin dolarla kazanlar makineler, 444 milyon 744 bin dolarla örme giyim eşyası ve aksesuarları izledi.</p>
<p>Kocaeli'de motorlu kara taşıtları, 1 milyar 361 milyon 261 bin dolarla en fazla dış satım yapılan sektör oldu. Bu faslı, 500 milyon 637 bin dolarla mineral yakıtlar ve yağlar, 333 milyon 144 bin dolarla elektrikli makine ve cihazlar takip etti.</p>
<p>İzmir'in ihracatında, mineral yakıtlar ve yağlar 484 milyon 374 bin dolarla ilk sırada yer aldı. Söz konusu faslın ardından, 221 milyon 508 bin dolarla demir ve çelik, 185 milyon 287 bin dolarla kazanlar, makineler geldi.</p>
<p><strong>İlk 3 ilin en fazla ihracat yaptığı ülkeler</strong></p>
<p>İstanbul'un ihracatında, 326 milyon 701 bin dolarla Birleşik Arap Emirlikleri ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi, 317 milyon 800 bin dolarla Almanya ve 287 milyon 768 bin dolarla Suudi Arabistan izledi.</p>
<p>Kocaeli, en fazla ihracatı 351 milyon 834 bin dolarla İngiltere'ye yaptı. Bu ülkenin ardından, 326 milyon 874 bin dolarla Almanya ve 252 milyon 73 bin dolarla Slovenya geldi.</p>
<p>İzmir'in en fazla ihracat yaptığı ülke, 222 milyon 117 bin dolarla İspanya oldu. Bu ülkeyi, 191 milyon 455 bin dolarla Almanya, 157 milyon 600 bin dolarla İtalya takip etti.</p>
<p><strong>İhracatını tutar bazında en çok artıran iller</strong></p>
<p>Haziranda yıllık bazda ihracatını en fazla artıran iller sıralamasında, İstanbul 1 milyar 42 milyon dolarlık artışla ilk sırada yer aldı. Bu ili, 753 milyon dolarla Kocaeli, 374 milyon dolarla İzmir izledi.</p>
<p>Böylece, ocak-haziran döneminde 21 il 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptı, 50 il de ihracatını artırdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ilk-yarida-50-ilin-ihracati-artti-83164</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/ihracat-ticaret-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı yılın ilk 6 ayında 21 ilin ihracatının 1 milyar doların üzerine çıktığını, 50 ilin de ihracatının arttığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-sey-elektrige-baglanirken-abb-turkiyede-buyume-dugmesine-basti-83156</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 09:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Her şey elektriğe bağlanırken ABB Türkiye’de büyüme düğmesine bastı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Elektrik talebinin yapay zekâdan veri merkezlerine, sanayiden ulaşıma kadar hızla arttığı yeni dönemde ABB, büyüme stratejisini elektrifikasyon, otomasyon ve enerji verimliliği üzerine kuruyor. ABB Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Başar Vural, Türkiye’deki üretim tesislerini büyütmek ve ihracat kapasitesini artırmak için merkezden yatırım onayı aldıklarını söylüyor. </strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55d364c1a21-1784009572.png" alt="" width="234" height="424" /></strong>Dünyada sürdürülebilirlik adına konuşulan hemen her başlık, bir noktada elektriğe bağlanıyor. Yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması, sanayinin karbonsuzlaşması, elektrikli ulaşım, akıllı binalar, veri merkezleri ve dijitalleşme. Bütün bu dönüşüm alanlarının ortak ihtiyacı daha fazla, daha temiz ve daha iyi yönetilen elektrik.</p>
<p>ABB Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Başar Vural da şirketin gelecek stratejisini bu dönüşüm üzerinden anlatıyor: “Dünyada sürdürülebilirlik adına ne konuşuyorsak, bunun önemli bir bölümü elektriğin yaygınlaşması ve doğru yönetilmesiyle ilgili. Bu nedenle ABB’nin odak noktasında elektrifikasyon ve otomasyon bulunuyor.”</p>
<p>ABB, son yıllarda portföyünü yeniden şekillendirirken kaynaklarını elektrifikasyon, otomasyon, dijitalleşme ve endüstriyel yazılım gibi daha yüksek katma değerli alanlara yönlendiriyor. Şirket, mühendislik ve dijitalleşme yetkinliklerini bir araya getirerek sanayinin daha üretken, verimli ve düşük karbonlu çalışmasını hedefliyor. ABB bu yaklaşımını “Engineered to Outrun” yani “Öne geçmek için mühendislikle tasarlandı” olarak tanımlıyor.</p>
<p><strong>Türkiye için yatırım onayı alındı </strong></p>
<p>ABB’nin Türkiye’deki geçmişi 1965 yılına uzanıyor. Şirket bugün iki üretim sahası, beş servis atölyesi, dokuz satış ve bölge ofisi ile faaliyet gösteriyor; yaklaşık 900 kişiye istihdam sağlıyor. Dilovası’ndaki alçak ve orta gerilim üretim tesislerinden 100’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren ABB Türkiye, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika pazarları arasında stratejik bir üretim ve çözüm merkezi olarak konumlanıyor. Şirket, 2024 yılında Türkiye’den yaklaşık 150 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Vural’ın gündemindeki en önemli başlıklardan biri de Türkiye’ye yeni yatırım çekmek.</p>
<p>ABB’nin Türkiye’deki mevcut sanayi tesislerini büyütmek ve üretim kapasitesini artırmak için İsviçre’deki merkezden gerekli onayları aldıklarını açıklayan Vural, şu değerlendirmeyi yapıyor: “ABB bir ülkeye yatırım yaptığında orada kalıcı oluyor. Türkiye’de bulunduğumuz sanayi tesislerini büyütmek, kapasitemizi ve ihracatımızı artırmak istiyoruz. Merkezden yatırım onaylarını aldık. Önümüzdeki temel sorunlardan biri organize sanayi bölgelerine ilişkin mevzuat ve uygun yatırım alanlarına erişim.”</p>
<p>Planlanan yatırımların alçak ve orta gerilim teknolojilerine odaklanması bekleniyor. Amaç, Türkiye’nin yalnızca iç pazara ürün sağlayan değil, bölge ülkelerine ve ABB’nin küresel operasyonlarına hizmet veren daha güçlü bir teknoloji üssüne dönüşmesi. Vural’a göre deglobalizasyon eğilimi Türkiye açısından önemli bir fırsat yaratıyor: “Türkiye, dışa bağımlılığının görece düşük olması, üretim kabiliyeti, insan kaynağı ve ticaret yollarına yakınlığıyla öne çıkıyor. Avrupa, Orta Doğu ve Afrika arasında stratejik bir köprü konumunda. Bu avantajı daha fazla katma değerli üretime dönüştürmemiz gerekiyor.”</p>
<p><strong>Her şey şebekeye bağlanacak</strong></p>
<p>Enerji dönüşümünün yalnızca daha fazla yenilenebilir enerji santrali kurmak anlamına gelmediğine dikkat çeken Vural, kritik konunun üretilen elektriğin güvenli, kesintisiz ve verimli şekilde sisteme aktarılması olduğunu söylüyor: “Her şey şebekeye gelecek. Elektrikli araçlar, fabrikalar, veri merkezleri, akıllı binalar ve yeni dijital altyapılar aynı elektrik sisteminden beslenecek. Bu nedenle şebekenin güçlenmesi, akıllanması ve esnek hale gelmesi gerekiyor.”</p>
<p>ABB’ye göre elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payının 2030’a kadar yaklaşık yüzde 20’den yüzde 30’a yükselmesi bekleniyor. Bu artış, yalnızca üretim kapasitesinin değil, enerji dağıtım altyapısının da hızla yenilenmesini zorunlu kılıyor. Vural, önümüzdeki dönemde özellikle veri merkezlerinden kaynaklanacak elektrik talebine dikkat çekiyor. Yapay zekâ uygulamalarının, bulut teknolojilerinin ve dijital hizmetlerin büyümesi, veri merkezlerini enerji altyapısı açısından en hızlı büyüyen müşteri gruplarından biri haline getiriyor. ABB’nin küresel verilerine göre bugün dünyadaki her dört veri merkezinden biri şirketin teknolojilerinden yararlanıyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilir bina betonla bitmiyor</strong></p>
<p>Elektrifikasyonun bir diğer kritik alanı ise binalar. Türkiye’de sürdürülebilir yapı tartışmasının çoğu zaman inşaat malzemeleri üzerinden yürütüldüğünü söyleyen Vural, bir binanın çevresel performansını belirleyen asıl unsurlar arasında enerji yönetiminin, merkezi ısıtma-soğutma sistemlerinin, dijital izleme altyapısının ve otomasyonun bulunduğunu vurguluyor: “Sürdürülebilir bina betonla bitmiyor. Binanın enerjiyi nasıl kullandığı, soğutma ve ısıtmanın nasıl yönetildiği, tüketimin ölçülüp ölçülmediği çok önemli. Sürdürülebilirlik, ABB gibi şirketlerin sunduğu teknolojilerle hayata geçecek.” Akıllı binaların yaygınlaşmasında yalnızca teknoloji sağlayıcılarının ya da müteahhitlerin değil, son kullanıcıların talebinin de belirleyici olacağını ifade eden Vural, enerji verimliliğinin bireylere daha iyi anlatılması gerektiğini düşünüyor.</p>
<p><strong>İlk talep çimento sektöründen geldi</strong></p>
<p>Türkiye’de sanayinin yeşil dönüşüme yönelik ilgisi sektörler arasında farklılık gösteriyor. Vural’ın verdiği bilgiye göre ABB’ye enerji verimliliği ve emisyon azaltımı konusunda ilk yoğun talep çimento sektöründen geldi. İhracat yapan ve Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’ndan doğrudan etkilenmesi beklenen şirketler, enerji tüketimlerini ölçmek, süreçlerini otomatikleştirmek ve karbon maliyetlerini azaltmak için teknoloji yatırımlarını hızlandırıyor. Şöyle diyor Vural: “Çimentocular yeşilleşme hedefleri konusunda oldukça aktif. Demir-çelik tarafında ise henüz aynı yoğunlukta bir talep görmüyoruz. Ancak enerjiyi yoğun kullanan bütün sektörlerin yolu elektrifikasyon, otomasyon ve verimlilik teknolojilerinden geçmek zorunda.” ABB Türkiye bugün ulaşımdan altyapıya, su yönetiminden gıda ve içeceğe, otomotivden madenciliğe ve inşaata kadar yaklaşık 80 farklı sektöre çözüm sunuyor. Şirketin portföyünde enerji yönetim sistemleri, motorlar ve sürücüler, ölçüm teknolojileri, otomasyon sistemleri, akıllı güç çözümleri ve elektrikli araç şarj altyapıları yer alıyor.</p>
<p><strong>Kendi emisyonlarında yüzde 79 düşüş</strong></p>
<p>Sürdürülebilirliği yalnızca müşterilerine sunduğu çözümler üzerinden değil, kendi operasyonları açısından da ele alan ABB, 2030 yılına kadar Scope 1 ve Scope 2 emisyonlarını 2019 seviyesine kıyasla en az yüzde 80 azaltmayı hedefliyor. Şirket 2025 sonu itibarıyla bu emisyonlarda yüzde 79 azalma sağladı. ABB ayrıca 2025 yılında sattığı ürünlerin yaşam döngüsü boyunca müşterilerinde yaklaşık 80 milyon ton emisyonun önlenmesine katkıda bulunduğunu bildiriyor. Şirket, CDP’nin 2025 değerlendirmesinde hem iklim değişikliği hem de su güvenliği alanında A notu aldı. Vural’a göre teknoloji şirketlerinin önümüzdeki dönemdeki rolü yalnızca karbon emisyonlarını azaltan çözümler üretmekle sınırlı kalmayacak: “Ölçme konusu da çok önemli. Şirketler ne kadar enerji tükettiğini, hangi süreçte ne kadar kayıp yaşadığını ve emisyonun nerede oluştuğunu bilmeden dönüşümü yönetemez. ABB olarak ölçme, izleme ve yönetme tarafında da daha güçlü bir rol almak istiyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>26 bin patent sahibi</strong></span></p>
<p>ABB’nin küresel büyüme stratejisinin temelinde Ar-Ge ve teknoloji yatırımları bulunuyor. Şirket 2025 yılında 33,2 milyar dolar gelir elde ederken, Ar-Ge yatırımları 1,3 milyar dolara ulaştı. Şirketin toplam patent sayısı ise 26 bin. Vural, ABB’nin yalnızca ekipman üreten bir sanayi şirketi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söylüyor: “Biz müşterilerimize sadece bir ürün vermiyoruz. Enerjinin nerede ve nasıl tüketildiğini ölçen, süreçleri otomatikleştiren, verimliliği artıran ve işletmelerin karbon ayak izini azaltmasına destek olan bir teknoloji altyapısı sunuyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-sey-elektrige-baglanirken-abb-turkiyede-buyume-dugmesine-basti-83156</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Her şey elektriğe bağlanırken ABB Türkiye’de büyüme düğmesine bastı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-baskani-yildirim-1-trilyon-liralik-finansman-paketi-sanayimize-guc-katacak-83192</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO Başkanı Yıldırım: 1 trilyon liralık finansman paketi sanayimize güç katacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Tuncay Yıldırım, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan imalat sanayine yönelik 1 trilyon liralık uygun koşullu finansman paketi hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, uzun süredir reel sektörün en önemli gündem maddelerinden biri olan finansmana erişim sorununa dikkat çeken Yıldırım, açıklanan yeni destek paketinin iş dünyasının beklentilerine önemli ölçüde karşılık vereceğine inandıklarını söyledi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından duyurulan ve kapsamı ile bütçesi genişletilen Yatırım Taahhütlü Avans Kredi Programı ile birlikte hayata geçirilecek yeni imalat sanayi kredi paketinin, üretim odaklı yatırımları hızlandıracağını vurgulayan Yıldırım, özellikle sanayi sektörünün rekabet gücünü artıracak bu adımın ekonomik büyümeye de önemli katkılar sunacağını dile getirdi. Türkiye ekonomisinin lokomotif kentlerinden biri olan Gaziantep'te üretim ve ihracatın kesintisiz devam edebilmesi için uygun finansman imkanlarının büyük önem taşıdığına işaret eden Yıldırım, açıklanan paketin yatırım iştahını artırarak yeni üretim kapasitesi ve istihdam oluşturulmasına katkı sağlayacağını kaydetti.</p>
<p>Yıldırım açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından imalat sanayimize yönelik açıklanan 1 trilyon liralık uygun koşullu finansman paketini memnuniyetle karşılıyoruz. Kapsamı ve bütçesi genişletilen Yatırım Taahhütlü Avans Kredi Programı ile yeni imalat sanayi kredi paketinin, uzun zamandır iş dünyamız adına dile getirdiğimiz finansmana erişim konusundaki taleplerimize önemli ölçüde karşılık vereceğine inanıyoruz."</p>
<p>Üretimin sürdürülebilirliğinin güçlü finansman mekanizmalarıyla mümkün olacağını belirten Yıldırım, destek paketinin yalnızca sanayicilere değil, Türkiye ekonomisinin geleceğine yapılmış stratejik bir yatırım niteliği taşıdığını vurguladı.</p>
<p>Açıklamasının sonunda desteklerin hayata geçirilmesinde emeği bulunanlara teşekkür eden Yıldırım, "Üretimin, yatırımın ve istihdamın sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyan bu destekler için Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a ve emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Finansmana erişimi kolaylaştıran, üreticimizin ve sanayicimizin gücüne güç katan her adım, ülkemizin ekonomik geleceğine yapılan önemli bir yatırımdır" ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-baskani-yildirim-1-trilyon-liralik-finansman-paketi-sanayimize-guc-katacak-83192</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/2/1280x720/gto-baskani-yildirim-1-trilyon-liralik-finansman-paketi-sanayimize-guc-katacak-1784032399.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Tuncay Yıldırım, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan imalat sanayine yönelik 1 trilyon liralık uygun koşullu finansman paketini iş dünyası adına memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, söz konusu desteğin üretim, yatırım ve istihdamın sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahip olduğunu ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-gorgelden-15-temmuzun-10uncu-yilinda-birlik-ve-beraberlik-mesaji-83181</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Görgel’den 15 Temmuz’un 10. yılında &#039;birlik ve beraberlik&#039; mesajı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nün 10’uncu yıl dönümü dolayısıyla mesaj yayımlayan Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, Türk milletinin demokrasiye, bağımsızlığına ve milli iradeye sahip çıkma kararlılığını tüm dünyaya gösterdiği 15 Temmuz’un unutulmayacağını vurguladı.</p>
<p>Görgel, 15 Temmuz 2016 gecesinde milletin yazdığı destanın, gelecek nesillere aktarılması gereken büyük bir miras olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>“Birlik ve Beraberliğimiz Daim Olsun”</strong></p>
<p>Fırat Görgel mesajında, “15 Temmuz 2016 gecesi, aziz milletimiz tarih boyunca olduğu gibi vatanına, bayrağına, demokrasisine ve milli iradesine sahip çıkmış; hain darbe girişimine karşı büyük bir cesaret ve kararlılıkla mücadele etmiştir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla meydanlara inen milyonlar, canları pahasına ülkemizin geleceğini korumuş ve demokrasi tarihimize altın harflerle yazılan büyük bir destana imza atmıştır. 15 Temmuz, yalnızca bir darbe girişiminin engellendiği bir gün değil; aynı zamanda milletimizin birlik ve beraberlik ruhunun, kardeşliğinin ve vatan sevgisinin tüm dünyaya ilan edildiği tarihi bir dönüm noktasıdır. O gece kadın, erkek, genç, yaşlı demeden milyonlarca vatandaşımız tek yürek olmuş, Türkiye’nin geçilmez olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Bu direnişte şehadet mertebesine ulaşan kahramanlarımızı rahmet ve minnetle yâd ediyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. 15 Temmuz ruhunu yaşatmak, milli birlik ve beraberliğimizi daima güçlü tutmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Gelecek nesillerimize bu şanlı mücadeleyi en doğru şekilde anlatmaya ve demokrasi bilincini canlı tutmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nün 10’uncu yıl dönümünde tüm şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyor; milletimizin birlik ve beraberliğinin daim olmasını temenni ediyorum” ifadelerine yer verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-gorgelden-15-temmuzun-10uncu-yilinda-birlik-ve-beraberlik-mesaji-83181</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/baskan-gorgel-kurban-bayramimiz-kutlu-olsun-1779794328.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nü tebrik eden Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, “Aziz milletimiz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde istiklaline ve istikbaline sahip çıkmış, hain darbe girişimini tarihin karanlık sayfalarına gömmüştür. Aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle anıyor; milletimizin birlik ve beraberliğinin daim olmasını niyaz ediyorum” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/epdkden-37-sirkete-lisans-83163</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 37 şirkete lisans verildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, elektrik piyasasında faaliyet göstermek üzere 18 şirkete üretim, 2 şirkete tedarik, 1 organize sanayi bölgesine (OSB) dağıtım ve 1 şirkete şarj ağı işletmeci lisansı verildi.</p>
<p>Kurum ayrıca aynı piyasada faaliyet gösteren 9 şirketin üretim lisansının yeniden yürürlüğe girmesini kararlaştırırken, 2 şirketin üretim lisansı ile 1 şirketin tedarik lisansını sona erdirdi.</p>
<p>Petrol piyasasında 3 şirkete 15 yıl süreli ihrakiye teslimi lisansı verildi.</p>
<p>Sıvılaştırılmış petrol gazları (LPG) piyasasında ise 3 şirkete LPG depolama lisansı verildi. Aynı piyasada 4 dağıtıcı lisansı sona erdirilirken, 1 şirketin LPG depolama lisansının süresi uzatıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/epdkden-37-sirkete-lisans-83163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/epdk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK, elektrik, petrol ve LPG piyasalarında faaliyet gösterecek 37 şirkete lisans verirken 7 şirketin ise lisansını sonlandırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/boylesini-ne-gormus-de-de-duymustum-83149</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Böylesini ne görmüş, ne de duymuştum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hafta sonunda The Wall Street Journal’da okuduğum “Bir Milyon İş Başvurusu Alıyor, Yüzde 99,9'unu Reddediyor” başlıklı haber geleceğin en değerli şirketlerini yaratmada doğru insanları seçme ve doğru sistem içinde çalıştırma becerisinin ne denli önemli olduğunu göstermesi bakımından ilginçti. Hayli özetleyerek aktarıyorum:</p>
<p>Dünyanın en seçkin üniversiteleri ve en gözde şirketleri her yıl milyonlarca başvuruyu değerlendiriyor. Büyük bölümü reddediliyor. Ancak yine de, çoğumuzun adını bile duymadığı bir şirket kadar seçici değiller.</p>
<p>Geçen yıl yaklaşık 800 bin kişinin başvurduğu İtalyan teknoloji şirketi Bending Spoons, yalnızca 286 kişiyi işe aldı. Dünyanın en prestijli üniversitelerinde kabul oranı yaklaşık yüzde 4 seviyesindeyken, Bending Spoons'ta bu oran yüzde 0,04'ün bile altında. Başka bir ifadeyle, bu şirkette işe girmek Harvard Üniversitesi'ne kabul edilmekten yaklaşık 100 kat daha zor. Üstelik bu oran, dünyanın en seçici yatırım bankaları ve danışmanlık şirketlerinin, Citadel'in staj programının ve NASA'nın astronot seçimlerinin bile altında kalıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a55c9fed9469-1784007166.jpg" alt="" width="800" height="404" />
<figcaption><strong>Geçen yıl yaklaşık 800 bin kişinin başvurduğu İtalyan teknoloji şirketi Bending Spoons, yalnızca 286 kişiyi işe aldı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Üstelik şirket Silikon Vadisi'nde değil, İtalya'nın Milano kentinde kuruldu. Bugün internetin efsane markalarından AOL'un yanı sıra Evernote, Vimeo ve WeTransfer gibi dünya çapında milyonlarca kişinin kullandığı dijital platformların da sahibi. İşin ilginç yanı ise oran sadece bir istatistik değil. Adaylar; muhakeme, öğrenme hızı ve karar verme becerilerini ölçen testlerin ardından standartlaştırılmış mülakatlar ve veri temelli değerlendirmelerden geçirilerek seçiliyor. Şirketin kurucusu Luca Ferrari, klasik iş görüşmelerinin yazı tura atmaktan çok da farklı olmadığını söylüyor. Bending Spoons'un iş modeli de en az işe alım sistemi kadar sıra dışı. Eski parlak günlerini geride bırakmış ancak hâlâ milyonların kullandığı dijital markaları satın alıyorlar. Yeniden yapılandırıyor, kârlılıklarını artırıyor ve elde ettikleri gelirle yenilerini alıyorlar.</p>
<p>Kurucuların yıllar önce vardığı sonuç ise dikkat çekici: İşi kurarken şans önemlidir ama onu yönetirken belirleyici olan operasyon kalitesidir. Bu yüzden de kendini kanıtlamış markaları daha iyi yönetmeye odaklanıyorlar.</p>
<p>Görünen o ki geleceğin en değerli şirketlerini yalnızca teknoloji değil, doğru insanları seçme ve onları doğru sistem içinde çalıştırma becerisi inşa edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/boylesini-ne-gormus-de-de-duymustum-83149</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Böylesini ne görmüş, ne de duymuştum ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-payini-9-puan-birden-artirdi-panik-satislardan-fonlar-yararlandi-83148</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı payını 9 puan birden artırdı, panik satışlardan fonlar yararlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi haftalık %0,75 gerilerken, yabancı fonlar ağırlıklı alım yönlü işlemlerde bulundu. Anadolu Efes, Gübre Fabrikaları ve Tüpraş’ta haft a boyunca alım tarafında durdular. Endeksin düşüşüne bakıp panikleyenler, gerideki takas operasyonuna da bakmayı unutmamalı.</strong></p>
<p>Kimi yatırımcı endeksteki düşüşü gördüğünde derhal satış tuşuna sarılır. Fiyatlar düşüyorsa şirketin değer kaybettiğine koşulsuz inanılır. Oysa sadece ekrandaki fiyat hareketine bakıp kurumsal aklın yönünü tayin etmeye çalışmak, anlamlı olmayabilir. Endeksin gerilediği haftada, ana pazarın lokomotifi niteliğindeki 19 hissenin fiyatı geriledi. Ancak kurumsal yatırımcılar düşüşü bir kaçış sinyali olarak okumak yerine bunu 17 hissede alma fırsatına çevirmiş görünüyor. Fiyatlar seans içinde aşağı sürülürken, asıl paranın takas odalarında nasıl hareket ettiğini gözden kaçırmamalı. Düşüşün gerisindeki takas operasyonu Fiyat ile takas arasındaki uyumsuzluk, borsanın en eski zenginleşme taktiklerinden biridir. Anadolu Efes’in fiyatı gerilerken, yabancılar paylarını 1,07 puan artırarak %47 seviyesine taşıdı. Benzer şekilde Gübre Fabrikaları haftalık %4,06 değer kaybederken yabancı payı 1,23 puan artarak %14,9 seviyesine çıktı. Düşen fiyatlar yatırımcıya zarar ettiğini söylüyor. Ancak takas rasyoları mal toplama operasyonunu işaret ediyor. Yabancının en çarpıcı işlemi ise Sasa’da gözlendi. Hissenin fiyatı sadece %0,83 gibi cılız bir yükseliş kaydederken, yabancı takası 9,83 puan birden yükselerek %27,4’e çıktı. Görüntüye aldanıp sat butonuna basanların payı yabancıların hesabına geçti.</p>
<h2>Büyük resme odaklanmalı</h2>
<p>Muhasebesel fiyat hareketleriyle hissenin arkasındaki asıl kurumsal desteği birbirinden ayırabilmeli. Her kırmızı ekran felaket habercisi olmadığı gibi, her düşüş de hisseden kaçılması gerektiği anlamına gelmez. Öte yandan bankacılık sektöründeki Akbank, haftalık %6,78 değer kaybederken, yabancı payının 1,12 puan gerilemesi fonların çıkış eğilimini gösteriyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55c8a5aad45-1784006821.png" alt="" width="999" height="548" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>BRÜT KÂR MI, NET KÂR MI?</strong></p>
<p><strong>Brüt kâr</strong>; üretim gücü, esneklik, performans, hakimiyet, faaliyet potansiyeli. Yanıltıcılık, borç körlüğü, operasyonel zaaf, temettü belirsizliği.</p>
<p><strong>Net kâr</strong>; nihai kazanç, temettü potansiyeli, büyüme kaynağı, güvenli analiz. Tek seferlik gelir, makyaj, operasyonel körlük, yanılgı, geçmişe odaklılık.</p>
<p><strong>Adana’da kurmayı kararlaştırdığı tesisin üretime geçmesi 2027 sonunu bulacak</strong></p>
<p>Elite Naturel’in Adana’daki fabrikası ne zaman devreye gireceği belli mi? ● Cemil Şahin</p>
<p>Cemil, Elite Naturel Adana Yumurtalık Serbest Bölgesi’nde yeni bir üretim tesisin yapımı yönünde karar aldı. Şirket, 45 yıllık kira sözleşmesi imzaladığı arazi üzerinde ilk etapta 10.000 metrekarelik fabrika inşa edecek. İnşaat aşamasının ardından tesisin 2027 yılının sonuna doğru üretime başlaması planlanıyor. Tesis devreye girdiğinde, şirketin meyve işleme ve şişeleme kapasitesi iki katına çıkacak. Serbest bölge avantajlarıyla desteklenen yatırım, maliyetleri düşürüp ihracatı ve kârlılığı artırmaya olanak verecek. Şirket, yılın ilk çeyreğinde gelirini %75 artırdı.</p>
<p><strong>Yakın zamanda kurulan GES tesisini işletme sermayesini güçlendirmek üzere sattı</strong></p>
<p>Rainbow’un güneş enerjisi santralini neden sattığını öğrenebilir miyim? ● Emre Atakan</p>
<p>Emre,Rainbow’un Yozgat’ta bulunan 59.276 metrekare tarlayı ve üzerinde kurulu bulunan 3.000 kWe GES tesisini toplamda 115, 8 milyon TL’ye satacağını duyurdu. Henüz yakın zamanda kurulan tesisin satışından elde edilecek gelir firmanın işletme sermayesinde kullanılacak. Yılın ilk çeyreğinde satışlarını %82 artırarak 569,5 milyon TL’ye çıkaran firma, dönem sonunda 60,6 milyon TL zarar yazdı. Öte yandan bir önceki döneme göre finansal borçları %25 artarak 1,17 milyar TL’ye yükseldi. Şirket mali bir sıkıntıya girme riskine karşılık GES tesisini satarak önünü açmaya çalışıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>DFC tarım fonu, tarım ve gıda sektöründeki hisselerle son bir yılda %29 kazandırdı</strong></p>
<p>Deniz Portföy’ün idaresindeki Tarım ve Gıda Değişken Fon (DFC), yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Dört yıl önce işlem görmeye başlayan fonun geçen süredeki performansı sadece %211 seviyesinde bulunuyor. Geçen beş ayda büyüklüğü kademeli olarak geriledi. Temmuzda düşüş eğilimi devam ederken 112,98 milyon TL’ye indi. Mayıstan bu yana para çıkışı yaşanan fonda temmuzun ilk yarısında çıkan miktar 4,14 milyon TL. Yatırımcı sayısında da benzer şekilde kademeli bir düşüş söz konusu. Sayı şimdilerde 1.566’ya geriledi. Doluluk oranı %7,37 seviyesinde olan DFC, ağırlıklı olarak tarım ve gıda şirketlerine yatırım yapmakta. Portföyün %65,50’si yabancı hisse senedi ve %24,57’si yurt içi hisse senedinde değerlendiriyor. Son bir yılda %28,54 kazandıran DFC, endeksin aynı süredeki %43,43 çıkışının gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Arzum Ev Aletleri, piyasadan TLREF + %5,5 faizle 30,6 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Arzum Elektrikli Ev Aletleri, nitelikli yatırımcılara yönelik 10.07.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 30.577.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%5,5 düzeyinde bulunuyor. 48 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 27.08.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 10 Temmuz itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Arzum’un verdiği %5,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, bunun yanı sıra piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFAZEV82629 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55c86fc98d8-1784006767.png" alt="" width="976" height="242" /></strong><strong>ÖZYAŞAR TEL</strong></p>
<p><strong>Ar-Ge merkezi tarafından geliştirilen alüminyum kaynak telinde üretime geçti</strong></p>
<p>Özyaşar Tel, Ar-Ge merkezi tarafından geliştirilen alüminyum kaynak telinin ilk siparişlerinin alındığını ve aylık 60 ton kapasiteyle üretime geçildiğini duyurdu. Katma değeri yüksek olan bu ürünün pazar talebine göre kapasitesinin artırılacağı ve ciroya olumlu katkı sağlamasının beklendiği belirtildi. Şirket, inovasyon odaklı yeni bir endüstriyel ürünü ticarileştirmiş oldu. Metal sanayisinde standart ürün gamının dışına çıkarak alüminyum kaynak teli gibi niş ve yüksek katma değerli malzeme üretmek faaliyet kâr marjını güçlendirirken rekabet avantajını yukarı taşır.</p>
<p><strong>TÜRK İLAÇ</strong></p>
<p><strong>DMO’nun açtığı ihaleyi grup şirketi kazandı. Satışını desteklemesi beklenmeli</strong></p>
<p>Türk İlaç, DMO tarafından açılan Sağlık Market Alım İhalesi’ni, Turkfleks markasıyla grup şirketi Esnaf Ecza Deposu üzerinden 236,5 milyon TL’ye kazandı. İhale bedelinin şirketin brüt satış hasılatına oranının %17 olduğu belirtildi. Şirket, kamu sağlık tedarik zincirindeki ağırlığını yüksek bütçeli bir satışla desteklemiş oldu. Bu olumlu gelişmeye rağmen firma yüksek risk içeriyor. Geçtiğimiz haziranda mahkeme şirket hakkında üç aylığına geçici mühlet kararı verdi. Hemen akabinde borsa yönetimi, artan risk ve belirsizlikten ötürü hisseyi Yakın İzleme Pazarı’na aldı.</p>
<p><strong>KIRAÇ GALVANİZ</strong></p>
<p><strong>Bulgaristan’da 10 milyon euroluk otokorkuluk işi için yerel firmayla anlaştı</strong></p>
<p>Kıraç Galvaniz, Bulgaristan Karayolları Altyapı Ajansı’nın yeni ihale süreci sonuçlanana kadar, ülkedeki hasarlı otokorkulukların bakım, onarım ve acil müdahalesi için yerel bir şirketle iş birliği sözleşmesi imzaladı. Toplam iş hacminin yaklaşık 10 milyon euro seviyesine ulaşmasını bekliyor. Firma, Bulgaristan pazarındaki mevcut faaliyetlerini kesintiye uğratmadan sürdürme garantisi elde etti. Altyapı ve metal imalatı sektöründe sınır ötesi pazarlarda elde edilen kazanımların geçici formüllerle dahi olsa sürdürülmesi rekabetin korunması adına hayati önem taşır.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Katılımevim’in ivmesi son ayda azalsa da yükselişini koruyan yapısı değişmedi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55c8568ab49-1784006742.png" alt="" width="299" height="240" /></strong>Katılımevim’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %18,98 ile toplamda 10,42 milyon lot artarak 65,35 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı değişmezken 35’te kaldı. PHE fonu 7,35 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, PUK 692,7 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Katılımevim hakkında 2026 yılı içinde hedef önerisinde bulunan aracı kurum bulunmuyor. Haziran 2023’te borsada işlem görmeye başlayan hisse, arada geçen süre zarfında %16.315 oranında yükseliş kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-payini-9-puan-birden-artirdi-panik-satislardan-fonlar-yararlandi-83148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı payını 9 puan birden artırdı, panik satışlardan fonlar yararlandı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurda-demirde-uc-ayda-900-liralik-deger-kaybi-83145</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hurda demirde üç ayda 900 liralık değer kaybı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Küresel piyasalarda talep zayıflaması, demir cevheri ve hurda fiyatları üzerindeki baskıyı artırıyor. Hem iç piyasada hem de uluslararası piyasada hurda demir fiyatları son bir aydır gerilemeye devam ediyor. Son 3 aydır küreselde arz fazlası algısının güçlendiğini kaydeden sektör temsilcileri, zayıflayan talebin uluslararası piyasalarda demir cevherini ucuzlattığını bununda hurda fiyatlarını gerilettiğini söylediler. Hurda fiyatları son 3 ayda iç piyasada ton başına 900 lira geriledi. Türkiye’nin önde gelen demir-çelik üreticilerinden Kardemir, son 3 aydır neredeyse hurda alım fiyatlarını aşağı yönlü revize ediyor. Mayıs ayında tonunu 18 bin 600 liradan aldığı DKP hurdanın tonuna 10 Temmuz itibariyle 17 bin 700 liradan alacağını açıklarken, Mayısta serbest piyasada ortalama 17 bin 305 lira olan DKP hurdanın tonu da 16 bin 905 liraya geriledi. Sektör temsilcilerine göre, Çin’de inşaat ve altyapı talebine yönelik toparlanma sinyalleri netleşmedikçe, demir cevheri ve hurda fiyatlarında kalıcı bir iyileşme beklenmemeli.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55c5b7965d6-1784006071.png" alt="" width="311" height="199" />Hurdadaki fiyat gerilemesi inşaat demirine de yansıdı. İnşaat demirinin de tonu 400 lira geriledi. Mayısta tonu 26 bin 960 lira olan 12-32 mm’lik nervürlü inşaat demirinin tonu 26 bin 500 liraya, 36-40 mm’lik nervürlü inşaat demirinin tonu da 27 bin 460 liradan 27 bin liraya geriledi.</p>
<h2>Uluslararası piyasada da fiyatlar geriliyor </h2>
<p>Türkiye’nin zayıflayan talebi uluslararası piyasaya da yansıyor. Steelorbis’te yayınlanan Uluslararası Geri Dönüşüm Bürosu (BIR) Demir Metaller Bölümü raporuna göre en büyük ithalatçısı Türkiye’nin alımlarında yaşanan gerileme fiyatları kademeli olarak aşağı çekti. Türkiye’nin martta yüksek tonajlı alımların ardından, sonraki aylarda alımlarını düşürdüğü belirtilen raporda, aynı zamanda çelik üreticilerinin yüksek stokta yakalanmasının da fiyat gerilemesinin en büyük nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. Çelik tüketimindeki düşüş inşaat demiri fiyatlarına da olumsuz yansıdığı belirtilen raporda, Türkiye’nin zayıf talebinin Avrupalı ihracatçıları da olumsuz etkilediği, İskandinavya’daki HMS 80/20 kalite hurdanın tonunun yüzde 7 gerilemesine neden olduğu bu nedenle Avrupalı ihracatçı firmaların alternatif pazarlara yöneldi vurgulandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurda-demirde-uc-ayda-900-liralik-deger-kaybi-83145</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/hurda.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel talepteki zayıflama ve demir cevheri fiyatlarındaki düşüş hurda piyasasını baskılamaya devam ediyor. Son üç ayda hurda demirin ton fiyatı iç piyasada 900 lira gerilerken, bu düşüş inşaat demiri fiyatlarına da yansıdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/iban-magduru-icin-ayri-suclama-duzenleme-onerisi-83144</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;IBAN mağduru&#039; için ‘ayrı suçlama’ düzenleme önerisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Bu hafta Mecliste görüşülecek olan 12. Yargı Paketinde yer alan düzenleme ile kamuoyunda "IBAN mağdurları" olarak bilinen, banka hesabı, IBAN, kredi kartı ve ödeme sistemlerine ilişkin bilgilerini bilerek başkasına kullandıranlara yönelik olarak TCK’nın dolandırıcılık ve nitelikli dolandırıcılığı düzenleyen 158'inci maddesine eklenen fıkrayla düzenlemeye gidilecek. Dolandırıcılık veya nitelikli dolandırıcılığın sadece banka hesaplarını başkasına vermekle sınırlı olması halinde ceza yarı oranında indirilecek. Düzenlemeyi değerlendiren muhalefet partileri, mevcut uygulamada hesaplarını suç örgütlerine kullandıran kişiler ile dolandırıcılık suçunun asıl faillerinin aynı hukuki çerçevede değerlendirilmesinin adalet duygusunu zedelediğini belirtti. Hazırladıkları karşı oy yazısında muhalefet partileri, sorunun yalnızca ceza indirimiyle çözülemeyeceğini belirterek, banka hesabı, ödeme aracı veya kimlik bilgilerinin suçta kullanılacağını bilerek ya da öngörerek başkasına kullandırılması fiilinin TCK'da bağımsız bir suç olarak düzenlenmesini önerdi. Suçun asıl yürütücüleri ile hesaplarını kaptıran kişilerin hukuken birbirinden ayrılması gerektiği kaydedildi.</p>
<h2>Adalet duygusu zedeleniyor </h2>
<p>CHP, son yıllarda özellikle TCK 158’nci madde kapsamında düzenlenen ‘Nitelikli Dolandırıcılık’ suçlarında, suçun asıl faillerinin kendi kimliklerini gizlediğini, özellikle ekonomik açıdan dezavantajlı grupların banka hesaplarını( IBAN) veya her türlü dijital cüzdanlarını cüzi komisyonlar karşılığında kiralayarak suçta kullandırdıklarını belirtti. Kamuoyunda IBAN mağdurları olarak adlandırılanların mevcut ceza yargılamasında asıl faillerle aynı cezaya çarptırıldığını bu durumun suçun işlenişindeki kusur oranı gözetilmeksizin aynı cezaya hükmedilmesi nedeniyle adalet duygusunu ciddi şekilde zedelediğini bildirdi. Kamuoyunda "IBAN mağdurları" olarak anılan hesap sahiplerinin çoğu zaman asıl faillerle aynı cezaya çarptırıldığı belirtilerek, nitelikli dolandırıcılık suçuna kasten veya taksirle iştirak ettiği kanıtlanamayan kişilerin eylemlerinin asıl suçtan ayrılması ve suç organizatörleriyle hesaplarını kullandıran kişilerin hukuken farklı değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.</p>
<h2>Organizatörler tespit edilmeli </h2>
<p>DEM Parti ise karşı oy yazısında sorunun yalnızca ceza indirimiyle çözülemeyeceğini belirterek, banka hesabı, ödeme aracı veya kimlik bilgilerinin suçta kullanılacağını bilerek ya da öngörerek başkasına kullandırılması fiilinin Türk Ceza Kanunu'nda bağımsız bir suç olarak düzenlenmesini önerdi. DEM Parti’ye göre bu düzenleme, hem tipiklik ilkesini koruyacak hem de suça bilinçli iştirak edilen durumlarda iştirak hükümlerinin uygulanmasına engel oluşturmayacak. DEM Parti ayrıca, bilişim suçları soruşturmalarında asıl sorunun gerçek suç örgütlerine ulaşılamaması olduğunu vurguladı. DEM Parti, “Organize yapılar tarafından işlenen bu suçlarda soruşturmalar çoğu zaman yalnızca hesap sahipleri üzerinden yürütülmekte, suçun organizatörleri tespit edilememektedir. Oysa IP kayıtları, HTS analizleri, MASAK raporları, para transfer zincirleri ve diğer dijital deliller etkin biçimde kullanıldığında gerçek faillere ulaşılması mümkündür” değerlendirmesi yaptı.</p>
<h2>Daha etkin denetleme gerekli </h2>
<p>Yeni Yol Grubu, düzenlemenin suç örgütlerinin yönlendirmesiyle hesaplarını kullandıran kişilerin yaşadığı mağduriyetleri dikkate alması bakımından olumlu olduğunu ancak suç organizatörleri ile bilinçli şekilde hesap temin eden kişiler arasındaki ayrımın yeterince net ortaya konulamadığını kaydetti. Çözümün yalnızca cezalarda indirim yapılması olmadığını belirterek, suç örgütlerini ortaya çıkaracak etkin soruşturma mekanizmalarının kurulması, banka ve ödeme kuruluşlarının şüpheli hesap hareketlerini daha etkin denetlemesi ve vatandaşların bilinçlendirilmesine yönelik önleyici çalışmaların artırılması gerektiğini bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/iban-magduru-icin-ayri-suclama-duzenleme-onerisi-83144</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/tbmm-meclis-1766648669.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IBAN düzenlemesini değerlendiren muhalefet partileri, mevcut uygulamada hesaplarını suç örgütlerine kullandıran kişiler ile dolandırıcılık suçunun asıl faillerinin aynı hukuki çerçevede değerlendirilmesinin adalet duygusunu zedelediğini belirtti. Muhalefet, banka hesabı, ödeme aracı veya kimlik bilgilerinin suçta kullanılacağını bilerek ya da öngörerek başkasına kullandırılması fiilinin kanunda bağımsız bir suç olarak düzenlenmesi önerisini getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kul-hakki-oburlari-83141</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kul hakkı oburları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Mülâkat var, mülâkat var</strong></p>
<p>Sovyetler zamanı. Bir gemicilik işletmesine eleman alınacak.  Üç başvuru var. Ancak kadro iki kişilik. İki kişinin de referansları sağlam, Komünist Partisi’nden. Başka bir deyişle mülâkatta bir elemanın elenmesi gerekiyor. Üç adayı da salona almışlar. Referanslı birinci adaya sormuşlar soruyu: Sivil denizcilik tarihinde en büyük insan kaybı yaşanan kaza hangisidir? Aday hemen cevap vermiş: Titanic. “Tamam, geçtiniz” demişler. Sıra ikinci adaya gelmiş. Ona da sormuşlar: “Bu kazada en az kaç kişi öldü?”. Cevap gelmiş: “En az bin kişi öldü”. “Tamam, geçtiniz”. Üçüncü adaya, referansı olmayan adaya sıra gelmiş. Soruyu sormuşlar : “Ölenlerin isimleri nelerdir?”</p>
<p><strong>Kavun değil ki…</strong></p>
<p>Eleman seçimi konusunu işlerken derslerimde ve eğitimlerimde perdedeki ilk resim bir kavun resmi olurdu. Bu, çocukluk yıllarımızdan kalma bir anıya dayanırdı. Bir komşumuz mutsuz evlilik yapan kızı için damat seçiminde neden yanıldığını şöyle anlatırdı: “Kelli felli idi.  Görünüşü adama benziyordu; yanıldık. Ne bileceksin anam, kavun değil ki kıçını koklayasın”.</p>
<p>Gerçekten insan seçmek kolay iş değildir. Bu seçeceğiniz kişi, işe yeni girecek biri veya terfi edecek biri, ya da bir damat olabilir. Konuya girdiğimize göre bu yazımızda eleman seçimine odaklanabiliriz.</p>
<p><strong>Eleman seçiminde araçlar</strong></p>
<p>Seçme olayı nedir? Boş bir kadroya eleman alacaksınız. Birçok da aday var. Bunlar arasından işi en iyi yapacak birisini seçmelisiniz. Bu işi en iyi yapacak kişi olarak, gereken yetkinliğe(bilgi, beceri, tutum ve davranış)   sahip kişi demek istiyoruz. Seçme olayı,  işte bu yetkinliği ölçmek anlamına gelir. </p>
<p>Yetkinlik değerlendirmesinde birinci aracımız diplomadır. Belli seviyede eğitim almış kişilerin belli yetkinliğe sahip olduğu varsayımından yola çıkarız.                      Seçmede kullanacağımız bir diğer araç,  testlerdir. Bunlar da zekâ testi, tutum ve kişilik testi gibi çeşitlilik gösterir. Bir diğer test de “Halep orda ise arşın burda” yaklaşımı ile bizzat kişiye söz konusu işi yaptırarak performansını ölçmektir. Yönetici seçmelerinde ise yapılan işin “Değerlendirme merkezleri”nde (Assessment Centers)  simülasyonunu kullanarak değerlendirme yapılır.</p>
<p>Ve eleman seçmede kullanılan en yaygın yöntem olarak bir de  “Mülâkat” vardır. Mülâkat, pratiktir, yazılı testlerde ölçemediğimiz ve kişinin “Soft skill” dediğimiz bazı becerilerini değerlendirmeye yarar. İşe girmek isteyen kişi ile insani temas olduğu için değerlidir. Ancak geçerliliği, yani değerlendirmenizin iş performansı ile ilişkisini ölçen değeri, düşüktür. Diğer bir dezavantajı da mülâkatı yapan kişinin önyargısı ile sakatlanmaya müsaittir. İşte kamuya eleman alırken yaşanan sorunların kaynağı mülâkattaki bu sakatlıktır. Seçmede çok kullanılan mülâkat, kamuda kayırmacılık ve yeğenciliğin (nepotizm) aracı olmaktadır. Eğer mülâkatı yapanlar adil olmazsa yukarıda anlattığım Titanic soruları gibi sorularla istediğinizi çaktırır, istediğinizi geçirirsiniz.</p>
<p><strong>KPSS ve yazılı sınavlar</strong></p>
<p>Kamuya eleman alımında objektifliği sağlamak için ilk kez Bülent Ecevit Hükümeti zamanında 1999 yılında 17 Ekim ve 12 Aralık’ta “Devlet Memurluğu Sınavı  (DMS)” uygulamaya konmuştur. 7-8 Temmuz 2001 yılında DMS yerine Kurumlar için Merkezi Eleme Sınavı (KMS)” yapıldı. Bu sınav bir kez yapıldı. Daha sonra 2002 yılı 3 Mayısta yayınlanan bir yönetmelikle KMS yerine “Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS)” getirildi. Bu sınavlar, işte yukarda sözünü ettiğim eleman seçimindeki “Testler” kategorisindedir.</p>
<p>Kamuya personel alınırken, ya da yükselmelerdeki değerlendirmede elde iki puan vardır. Bunlardan biri kişinin KPSS puanı, diğeri mülâkattan alacağı puan. Bu iki puanın ağırlıklı ortalaması alınmaktadır. Ancak gün geçmiyor ki, basında şu tip haberlerle karşılaşmaktayız: “KPPS puanları çok yüksek iken mülâkatta düşük puan alarak elendiler”. “Yükselme için yapılan yazılı sınavda yüksek puan alanlar düşük mülakat notları yüzünden terfi edemediler; onun yerine yazılı sınavda düşük alanlar sözlüde yüksek puan alarak terfi ettiler”.</p>
<p>KPSS notu ile sözlü sınav/mülâkat notunun ille de ilintili (correlated) olması gerekmez. Yani yazılı sınavı yüksek olanın, mülakat/sözlü sınav notunun da yüksek;  yazılı sınavı düşük olanın, mülakat/sözlü sınav notunun da düşük olması gerekmez. Mülâkatlarda, kişinin yazılıda ölçemediğimiz nitelikleri (Soft skills) ölçülür. Ama bu kadar şikayet de sanırım boşuna değil. Bunu yapan kamu kurumları, kendi verebildikleri mülâkat notları ile yazılı sınavların getirdiği engeli aşmaktadırlar. İstedikleri kişileri seçmektedirler.</p>
<p><strong>Peki neden böyle oluyor?</strong></p>
<p>Normal olarak bir kuruma başvuran kişiler arasından en iyilerin seçilmesi gerekir. Peki neden kamu kuruluşunda böyle olmuyor? </p>
<p>Daha düşük nitelikli biri işe alınırsa onun performansı da düşük olacaktır. Bu, o bölümün, kuruluşun performansına da etki yapacaktır. Buna rağmen neden kurumun başındaki kişi buna, torpile izin verir?</p>
<p>Büyük bir ihtimalle kurumun başındaki kişi de o koltuğa oturmayı hak eden birisi değildir. O koltuğa kendisi de torpille gelmiştir. Bu durumda alt pozisyonlara da torpille eleman alınması ona normal gelmektedir. Ve de kendisinin o koltuğa atanmasına neden olan makama olan borcunu bu şekilde ödemektedir.</p>
<p>Daha iyisi, yetkini varken niteliği daha düşük torpilli kişiyi işe alıyorsa kişi, başında bulunduğu kurumun performansına aldırmıyor demektir. Düpedüz bu kuruma ihanet etmek demektir. Bunun sonuçlarına katlanır diyebilirsiniz. Ama bundan dolayı kamuda kimsenin başına bir şey gelmemektir. Eğer yönetici inançlı birisi ise bu,  kul hakkı yemek demektir. Âmâ  yukardan aşağı sanki tüm yönetici koltukları “kul hakkı oburları” ile doludur.</p>
<p><strong>Sonuç </strong></p>
<p>Ülkemizdeki 32,5 milyon çalışanın (2025 yılı verilerine göre)  5,2 milyonu kamuda, 27,3 milyonu özel sektördedir. Başka bir deyişle çalışan nüfusun %16’sı kamudadır. Bu önemli bir rakamdır. Eğer nitelikleri uygunsa her ülke yurttaşının kamuda çalışma hakkı vardır. Kamuda çalışma olanaklarının adil biçimde dağıtılması gerekir.</p>
<p>Kamu kurumları etkin ve verimli biçimde çalışmalıdır. Yetkili pozisyonlarda çalışan yöneticilerin birinci görevi bunu gerçekleştirmektir. Yeğencilik (Nepozm), kayırmacılık buna engeldir.</p>
<p>İnsan kaynağı yönetiminde mülâkat, eğer doğru kullanılırsa çok yararlı br yöntemdir. Ama kamuda kötüye kullanıldığı için eleman seçiminde uygulamadan kaldırılmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kul-hakki-oburlari-83141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kul hakkı oburları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tek-kurucunun-yukselisi-yapay-zeka-dengeleri-nasil-bozuyor-83140</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tek kurucunun yükselişi: Yapay zekâ, dengeleri nasıl bozuyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekânın yarattığı gerçek dönüşüm şu: Solo founder artık başlangıç aşamasında ürün-pazar uyumu bulmak için çok daha güçlü bir araç setine sahip. Bir noktadan sonra ekip kurmak hâlâ kaçınılmaz ama o noktaya ulaşmak için önce başlamak gerekiyor.</strong></p>
<p>Girişimcilik dünyasında yıllardır neredeyse tartışmasız kabul gören bir şey var: Tek kuruculu bir startup, yatırımcı için sarı ışık değil, kırmızı ışıktır. Bu yargı soyut bir önyargı değil, deneyimden çıkılarak hesaplanmış bir risk esasında. Uzun ve zorlu yolda tek kişinin tükenmesi an meselesidir; kör noktalara kimse ayna tutmaz, kritik anlarda ikinci bir ses yoktur, yetenek havuzu en başından sınırlıdır gibi gerekçelerle tek kuruculu girişimler çok dezavantajlıdır. Y Combinator kurucularından Paul Graham bunu uzun bir süredir net bir şekilde belirtmekte: En başarılı girişimlerin çoğunun birden fazla kurucusu var. VC’ler ve hızlandırıcılar da bu mantığı neredeyse kurumsal bir refleks haline getirdi.</p>
<p>2024-2025’e gelindiğinde bu tablo sarsılmaya başladı. Sebebi de hepimizin tahmin edeceği yerden: Yapay zekâ araçları, bir insanın ne kadar iş yapabileceğini o kadar dramatik biçimde değiştirdi ki “bir kurucu ne yapabilir?” sorusunun cevabı artık eskisiyle aynı değil.</p>
<p><strong>Dönüşümün en somut yansıması </strong><strong>ürün geliştirme süreçlerinde</strong></p>
<p>Sayılar bunu destekliyor. GitHub Copilot gibi araçları kullanan geliştiricilerde kod yazma hızının yüzde 55’e varan oranlarda arttığını gösteren çalışmalar var. Cursor, Replit Agent, Lovable gibi araçlarla teknik altyapısı sınırlı biri bile birkaç hafta içinde çalışan bir ürün çıkarabiliyor. Pazarlama içeriği, kullanıcı araştırması, rekabet analizi, hukuki belgeler, müşteri desteği, bunların tamamı artık yapay zekâyla kısmen ya da tamamen yürütülebilir. Yani bir kurucu, operasyonel girdapta boğulmak yerine asıl işine -ürününe ve vizyonuna- odaklanabiliyor.</p>
<p>Bu dönüşümün en somut yansıması ürün geliştirme süreçlerinde görülüyor. Birkaç yıl öncesine kadar MVP (minimum viable product-minimum uygulanabilir ürün) çıkarmak için neredeyse zorunlu sayılan teknik kurucu profili bugün çok daha az kritik. Yüzlerce solo founder (tek kurucu), hiç kod geçmişi olmadan kullanıcı kazanan ürünler inşa ediyor. “Vibe coding” denen yaklaşım -doğal dille talimat verip kod ürettirmek- artık bir hobi değil, ciddiye alınan bir startup metodolojisi. Y Combinator’ın son kohortlarında solo founder oranının arttığı gözlemleniyor; bazı yatırımcılar da geleneksel mesafelerini sorgulamaya başladı. Bir kişi yapay zekâyla fiilen “sanal bir takım” kurmuş durumda-bunu görmezden gelmek giderek zorlaşıyor.</p>
<p>Ama tabloda ciddi boşluklar da var.</p>
<p>Bunların ilki şu: Ekosistem değerlendirme kriterleri hâlâ eski paradigmaya kilitli. Türkiye ve dünyadaki hızlandırıcıların büyük çoğunluğu başvurularda kurucu sayısını önemli bir kriter olarak tartmaya devam ediyor. Solo founder başvurursa temkinli davranılıyor. Bu yaklaşım, yapay zekânın getirdiği verimlilik sıçramasını göz ardı ederek potansiyel inovatörleri baştan eliyor.</p>
<p>İkinci boşluk VC tarafında: Yatırımcı çerçeveleri güncellenmedi. “kurucu takım kimyası” hâlâ öncelikli sorular arasında ki bu soruların değeri tartışılmaz. Ama “takım yoksa yatırım yok” refleksi, yapay zekâyla güçlendirilmiş tek bir kurucunun gerçek kapasitesini ölçmüyor. Hangi araçları kullandığı, otomasyon oranı, bireysel üretkenlik, büyüme hızı artık değerlendirmenin parçası olmalı. Solo founder’ın gösterdiği traction, zaman zaman geleneksel iki kuruculu bir ekipten çok daha anlamlı bir sinyal verebilir.</p>
<p>Üçüncüsü daha sistemik: Solo founder’ın zihinsel sağlığını, mentor erişimini ve topluluk desteğini kapsayan yapılar yok denecek kadar az. Geleneksel hızlandırıcılar grup dinamiğine ve ekip uyumuna odaklanır; solo founder bu ortamlarda ya görünmez kalır ya da kenarda oturur. Oysa en çok bu kurucuların desteğe ihtiyacı var. Tek kurucu kohortları, ağlara erişim, yapay zekâ araç kullanımına odaklı eğitim programları, hem düşük maliyetli hem de yüksek etkili adımlar olabilir.</p>
<p><strong>Yapay zekâ cevabı aramak için </strong><strong>bakılması gereken yeri değiştirdi</strong></p>
<p>Dürüst olmak gerekirse, yapay zekâ solo founder’ı her koşulda yeterli hale getirmiyor. Büyük satış süreçleri, stratejik ortaklıklar, organizasyonel ölçeklenme hâlâ insan dinamiğine ve çok yönlü yetkinliğe bağlı. Yapay zekânın yarattığı gerçek dönüşüm şu: Solo founder artık başlangıç aşamasında ürün-pazar uyumu bulmak için çok daha güçlü bir araç setine sahip. Bir noktadan sonra ekip kurmak hâlâ kaçınılmaz ama o noktaya ulaşmak için önce başlamak gerekiyor.</p>
<p>Ve bugün tek bir kurucu, yapay zekâyla donanmış olarak o ilk adımı atmak için tarihin en elverişli koşullarında duruyor.</p>
<p>Girişimcilik ekosisteminin temel sorusu değişmedi: Bu kurucu gerçekten yapabilir mi? Yapay zekâ bu sorunun cevabını değiştirmedi-ama cevabı aramak için bakılması gereken yeri değiştirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tek-kurucunun-yukselisi-yapay-zeka-dengeleri-nasil-bozuyor-83140</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tek kurucunun yükselişi: Yapay zekâ, dengeleri nasıl bozuyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aris-pirlantanin-yil-sonu-buyume-hedefi-yuzde-10-83155</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ariş Pırlanta’nın yıl sonu büyüme hedefi yüzde 10</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Doğada bir ila 3 milyar yılda meydana gelmesi, saf karbon özelliğinden dolayı ışığı en iyi yansıtan maden olması, pırlantayı, takı endüstrisinde en özel ürün olarak öne çıkarır. Nadide yapısı uzmanlık gerektirir ve bu durum, pırlanta işçiliğinin bir aile geleneği olarak nesilden nesile aktarılmasını sağlar. Türkiye’de 4 nesilden bu yana pırlanta takı sektöründe iştigal eden Güzeliş Ailesi, Mardin’de başlayan iş yolculuğunu bugün İstanbul’u merkezine alarak tüm Türkiye ile dünya coğrafyalarında devam ettiriyor.</p>
<p>Pırlantanın en önemli temsilcilerinden 120 yıllık aile şirketi Ariş Pırlanta'nın Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Güzeliş, 2025'in yüksek enflasyon ve zayıf talebe rağmen şirket açısından hedefl erin aşıldığı bir yıl olduğunu söyledi. Şirket olarak performansı TL yerine dolar bazında ölçtüklerini belirten Güzeliş, “Yıl başında dolar bazında yüzde 5-10 büyümeyi başarı olarak görüyorduk. Yılı yüzde 10-12 dolar bazlı büyümeyle tamamladık. Hem adet satışında hem de ciroda hedeflerimizi yakaladık” diye konuştu.</p>
<p>2026'ya daha yüksek beklentilerle girdiklerini ancak tüketicinin alım gücündeki düşüş ve harcamaların mücevher yerine seyahat, telefon ve saat gibi alanlara kaymasının satışları olumsuz etkilediğini ifade eden Güzeliş, yatırım amaçlı talebin ise ağırlıklı olarak altın ve sarrafiye ürünlerine yöneldiğini dile getirdi. Buna rağmen özel koleksiyonlar, kampanyalar ve yeni tasarımlarla büyümeyi sürdürmeyi hedeflediklerini belirten Güzeliş, bu yıl için de dolar bazında yüzde 10 büyüme hedefi koyduklarını dile getirdi. Ariş’in şu anda Türkiye genelinde 20 mağazası ve 6 bayi ve 50 adet satış noktası bulunuyor. Marka teşvik süresinin bitmesi nedeni ile Almanya mağazasını kapatan markanın hedefi, Hollanda, Avusturya, Fransa, İspanya ve Amerika gibi ülkelerde kendi mağazalarını açarak büyümek olarak kondu.</p>
<h2>“Çocuklarınızı müdür olarak değil, işi öğrenerek yetiştirin” </h2>
<p>Ariş Pırlanta'nın Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Güzeliş, uzun ömürlü aile şirketi olmalarındaki iş sırlarını ve yönetim prensiplerini de EKONOMİ gazetesi ile paylaştı. Bugün birçok aile şirketinin üçüncü kuşağa ulaşamadan dağıldığını (araştırmalar yüzde 80’e ulaştığını ortaya koyuyor) belirten Güzeliş’e göre bunun en önemli nedeni, aile bireylerinin doğrudan yönetici yapılması. “Çocuklarınızı müdür olarak değil, işi öğrenerek yetiştirin” diyen Güzeliş, kendi çocuklarını Sabancı Üniversitesi'ni dereceyle bitirmelerine rağmen şirkette en alt kademeden başlattığını anlattı. Üretimden siparişe, stoktan satışa kadar her süreci öğrenmeden hiçbir aile ferdine yönetici yetkisi verilmediğini vurgulayan Güzeliş, “Aileden biri diye kimseyi üst makama oturtmuyoruz. Tabiri caizse ‘kazan dairesinden’ başlatırız. Bu, aile şirketleri için çok önemli bir tavsiyedir. Birçok firma çocuklarını doğrudan yönetici yapıyor. Ancak işi bilmeyen ve çalışanlarla doğru iletişim kuramayan bu kişiler egolarına yenik düşüyor ve şirketler daha üçüncü kuşağı göremeden batıyor. Şu an 16 yaşında olan bir torunum var; o da şimdiden işe gidip gelmeye başladı. Eğer o da bu mesleği seçerse beşinci kuşağı da şirketimize dahil etmiş olacağız” dedi.</p>
<h2>“En iyi fikri, depodaki çalışan verebilir” </h2>
<p>Güzeliş'e göre şirketlerin en büyük problemi yanlış strateji değil, iletişim eksikliği. Yönetim kurulunun çoğu zaman sahadaki gerçeklerden uzak kaldığını belirten Güzeliş, stok bölümünde çalışan bir personelin hangi ürünün satıldığını veya satılmadığını yöneticilerden çok daha iyi bildiğini söyledi. Bu nedenle düzenli olarak tüm departmanlarla toplantılar yaptıklarını anlatan Güzeliş, alt kademedeki çalışanların fikirlerini dinlemeden karar almadıklarını ifade etti. Yönetim anlayışını anlatırken, ifl asın eşiğindeki Chrysler'da fabrikanın bir ustasını dinleyen şirket başkanının üretim sorununu çözmesini örnek gösteren Güzeliş, “Birçok şirkette yöneticiler çalışanı susturuyor. Böyle olunca sorunlar yukarı çıkamıyor. Bizde ise herkes konuşabilir” diye konuştu.</p>
<h2>"Mağazaya inmeyen kararın anlamı yok" </h2>
<p>Şirket içinde iletişim zincirini güçlendirmek için yıllar içinde önemli değişiklikler yaptıklarını anlatan Güzeliş, mağaza müdürleriyle yapılan toplantılarda alınan kararların mağaza çalışanlarına yeterince aktarılmadığını fark ettiklerini söyledi. Bunun üzerine yeni bir sistem kurduklarını belirten Güzeliş, şöyle devam etti: “Toplantıdan çıkan mağaza müdürü aynı gün ekibini topluyor ve alınan kararları bire bir aktarıyor. Böylece strateji en alt hücreye kadar ulaşıyor. Benzer bir entegrasyonu pazarlama, e-ticaret, sosyal medya ve satış ekipleri arasında da kurduk. Eskiden her birim farklı ürünü öne çıkarırdı. Bugün ise tüm ekipler aynı ürüne odaklanıyor. Bunun faydasını da çok gördük." Bu dönüşümün 3 yıl sürdüğünü belirten Güzeliş, stok yönetimini de sürece dahil ederek satış performansını artırdıklarını dile getirdi.</p>
<h2>Avrupa seyahati iş modelini değiştirdi </h2>
<p>Kerim Güzeliş'in iş hayatındaki en önemli kırılma noktalarından biri ise 1977 yılında yaptığı Avrupa gezisi olmuş. O dönem İngiltere, Fransa ve İtalya'daki mağazaları gezerken Türkiye'den tamamen farklı bir perakende anlayışı gördüğünü anlatan Güzeliş, Kapalıçarşı’da binlerce ürünle doldurulan vitrinlerin aksine Avrupa’da az sayıda ama seçilmiş ürünlerin sergilendiğini söyledi. En dikkat çekici gözlemin ise vitrinlerde pırlantalı ürünlerin ağırlığı olduğunu belirten Güzeliş, bu seyahatten sonra altın üretiminden çıkıp pırlantaya yönelme kararı aldığını anlattı. O dönemde bilgiye ulaşmanın son derece zor olduğunu, tedarikçileri bulabilmek için büyük mücadele verdiklerini söyleyen Güzeliş, bu stratejik kararın daha sonra Ariş markasının temelini oluşturduğunu ifade etti.</p>
<h2>“Hayatımdaki en büyük ticari hata” </h2>
<p>Başarılı kararlarının yanında hatalarını da paylaşan Güzeliş, ilk perakende mağazasını kapatmasının iş hayatındaki en büyük yanlışlardan biri olduğunu söyledi. Turistik satışlar ve ihracatın çok iyi gitmesi nedeniyle perakendeyi ikinci plana attığını belirten Güzeliş, yıllar sonra mağazacılığa geri döndüğünde önemli bir müşteri verisini kaybettiğini gördüğünü anlattı. Güzeliş, “Sadık müşterilerimizi koruyabilirdik. Bugün geriye dönsem o mağazayı asla kapatmazdım” diyerek, iş dünyasında yapılan hataların da önemli birer yönetim dersi olduğunu vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aris-pirlantanin-yil-sonu-buyume-hedefi-yuzde-10-83155</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/5/1280x720/kerim-guzelis-1784009184.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Takı ve kuyumculuk sektörünün 120 yıllık şirketi Ariş Pırlanta, geçen yılı dolar bazında yüzde 10-12 aralığında büyüme ile tamamladı. Şirketin bu yıl sonundaki büyüme hedefi yüzde 10 olarak kondu. Ariş Pırlanta&#039;nın Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Güzeliş, planları arasında Hollanda, Avusturya, Fransa, İspanya ve ABD gibi ülkelerde kendi mağazalarını açarak büyümek olduğunu dile getirdi. Güzeliş, şirketlerin uzun ömürlü olmasının altında yatan yönetim prensipleri hakkında da görüşlerini aktardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-harcamalari-gsyhnin-yuzde-233u-seviyesinde-83146</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savunma harcamaları GSYH’nin yüzde 2,33’ü seviyesinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye, NATO çerçevesinde, savunma harcamalarını GSYH’nin yüzde 3’üne yükseltme taahhüdünde bulunurken, daha önce nihai hedef olan yüzde 5’lik hedefe de öngörülenden daha kısa sürede ulaşabileceğini duyurmuştu. Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın yayınladığı ve kesin hesaplara kadar bütçe gerçekleşmelerinin en kesin sonuçlarını veren 2025 Yılı Genel Faaliyet Raporunda, savunma harcamalarının ilgili yılda yüzde 2 olan hedefi de aşarak GSYH’nin yüzde 2,33’üne ulaştığı belirlendi. Aynı belgede, 2024 sonu itibariyle yerlilik oranının yüzde 81 olduğu, 2025 verilerinin henüz yayınlanmadığı belirtildi.</p>
<h2>1400 proje 100 milyar doları geçti</h2>
<p>Raporun bilgi bölümünde savunma sanayiinde proje stokunun 1400’ün üzerine çıktığı ve toplam proje stokunun 100 milyar doları geçtiği belirtildi. Savunma ve havacılık yurt dışı satışlarının 10.1 milyar dolar ile dünyada 11. sıraya ulaştığı belirtilen raporda, genel olarak savunma ve havacılığın yurt dışı satış artışının yüzde 48’e ulaştığı, cirosu en yüksek 25 firmanın ise yüzde 7’lik artış sağladığına dikkat çekildi.</p>
<p>Bu arada, ciro artışına karşılık Milli Savunma Bakanlığı’nın yıl içinde ilave yapılmasına karşılık, başlangıç bütçesinin tamamını harcayamadığı da gözlendi. İlgili tabloda, 623 milyar 899 milyon TL’lik başlangıç ödeneğinin yıl içindeki artış/ aktarımlarla 839 milyar 517 milyon TL’ye yükseldiği, harcama gerçekleşmesinin ise 614 milyar 807 milyon TL olarak sonuçlandığı bilgisi yer aldı. Savunma Sanayii Başkanlığı ise 1.1 milyar TL olan başlangıç ödeneğinin yıl içinde artış ve aktarımlarla 1 milyar 384 milyon TL’ye yükseltildiği, gerçekleşmenin ise 1 milyar 377 milyon TL olduğu tabloda gösterildi.</p>
<p>Kamu mali kayıt sistemi nedeniyle, yıl içinde fiilen gerçekleşmiş alım ya da harcamalar bir sonraki yıla kayarak gerçekleşme verileri içinde görülmeyebiliyor. Savunma ve havacılık sanayiinde projelerin çok önemli bir kısmı Savunma Sanayii Destekleme Fonu tarafından finanse ediliyor. Bu fonun verileri geçmişte yayımlanırken, projelerin kritikliği ve sayısının artması nedeniyle son yıllarda açık raporlarda bilgiler açıklanmamaya başladı.</p>
<p>Öte yandan, bütçenin program bazlı sınıflamasında, ulusal savunma ve güvenlik programında da yıl içinde ciddi ödenek artışı olsa da harcamalar başlangıç ödeneğinin de altında gerçekleşti. Raporda yer alan tabloya göre merkezi bütçede, tüm kurumlardaki bu programlara toplam 902 milyar 899 milyon TL başlangıç ödeneği verilirken, yıl içindeki artış ve aktarımlarla ödenek 1 trilyon 120 milyar TL’ye ulaştı. Bunun 897 milyar 516 milyon TL’si harcandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-harcamalari-gsyhnin-yuzde-233u-seviyesinde-83146</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/savunma-sanayi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın yayınladığı 2025 Yılı Genel Faaliyet Raporu&#039;na göre savunma harcamaları yılda yüzde 2 olan hedefi de aşarak GSYH’nin yüzde 2,33’üne ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/lacivert-ve-gri-83139</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lacivert ve gri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Amerikan iç savaşında olanların popüler imajlar yoluyla yaygınlaştığı, bilindiği düşünülür. Kuzeyliler ve güneyliler, lacivert ve gri üniformalılar sinemada sık sık karşımıza çıkar. Kuzeyliler zencileri özgür bırakmak istemiştir çünkü kuzey ekonomisi sanayi ve ticarete, güney ise tarıma dayalıdır. Kölelik arkaik bir biçimdir ve gelişen kapitalizmde köleliğe yer yoktur. Daha ileri sürümlerde köleliğin ekonomik olarak kârlı olmaktan çıkıp çıkmadığı, iç savaşta ideolojinin rolü, güneylilerin de haklı oldukları bazı konuların olup olmadığı tartışılır. Az bilinen konu iç savaşın neredeyse kaçınılmaz oluşudur. Tarihte bu kadar büyük bir netlik, bu derece aşikâr bir determinizm bulmak kolay değildir.</p>
<p>Amistad filminin son sahnelerinden birisinde Anthony Hopkins tarafından canlandırılan eski ABD başkanı hukukçu John Quincy Adams –ABD’nin Washington’dan sonraki başkanı John Adams’ın oğlu ve kendisi de ABD’nin altıncı başkanı (1825-1829)- tarafından söylenenlere dikkat çekelim. Anayasa Mahkemesi önüne gelen davada Afrika’dan kaçırılarak köle yapılmak istenen insanları savunduğu bu sahnede Adams (Hopkins) mealen “bu insanlara özgürlüklerini verin ve korkmayın, bu yüzden iç savaş çıkacaksa bırakın çıkarsa çıksın” demektedir.</p>
<p>Aslında gerçekten de bir Amistad davası vardır ve Adams bu davada avukatlık yaparak Anayasa Mahkemesi önünde dört saat boyunca konuşmuştur. Tam olarak bu sözleri söyledi mi? Bilmiyoruz. Ancak buna benzer sözler söyleyebilecek bir bakışa sahip olduğunu biliyoruz. Bu sözler –söylenmişse- 24 Şubat 1841 tarihinde söylenmektedir ve mahkemenin güney eyaletlerinden gelen üyelerine seslenilmektedir. ABD’de iç savaş olasılığı uzun süre atılan her dramatik adımda, her kararda etkisini hissettirmiştir. ABD aslında neredeyse doğal olarak iç savaşa, kuzey-güney savaşına doğmuştur; ancak uzlaşmalar bu savaşı uzun süre erteleyebilmiştir. Adams kölelik karşıtı bir pozisyondaydı ve aynı zamanda birlik yanlısıydı; güneyin ayrılmasına da karşıydı. Bu pozisyon –güneyin iç savaşsız kuzeye boyun eğmesi dışında- geriye sadece iç savaş ihtimalini bırakıyordu. Lincoln bu ‘uzlaşmaz politikaya’ 1858 tarihinde geri dönmüştür.</p>
<p>Öte yandan kölelik ekonomisinin sadece güney eyaletlerini ilgilendirdiğini söylemek doğru değildir. Bu açıdan köleliğin kaldırılması aynı zamanda Atlantik ticaretinin de önemli bir konusuydu. Asla tam olarak başarılamamıştır ve iç savaş öncesinde başlayan köleliğin Orta Amerika’ya kayması 1870’lere kadar sürmüştür. Tamamen ilgisiz gibi görünen gelişmeler köleliğin ömrünü uzattı. Örneğin 1846’da serbest ticaret ve liberalizm adı altında İngiltere’de ithal şekerden alınan verginin düşürülmesi Havana merkezli Batı Hint Adaları köle ticaretine büyük ivme kazandırdı. Güya 1839’da İngiliz donanmasının köle kalesini yıkmasıyla söndürülmüş olan Sierra Leone merkezli köle ticareti yeniden canlandı. Lancashire’in İngiliz tekstili için talep ettiği pamuk ve City tarafından sağlanan ticari krediler yine Britanya kökenli yatırım sermayesiyle birleşerek 40 sene boyunca Atlantik ekonomisinin temel direği oldu. Pamuk ve şeker uluslararası ticaretin önemli kalemleri iken kölelik nasıl ortadan kaldırılabilirdi?</p>
<p>Kapitalizmin özgür işçiye ihtiyaç duyduğu için köleliği yok ettiği tezi de tam olarak doğru değildir. Yüzyıllar boyunca, kölelik gelişen kapitalizmin ihtiyaç duyduğu bir destek oldu. 19. Yüzyılın ikinci yarısında da doğrudan doğruya sanayi devriminin bir yan ürünü olarak yeniden işlev kazandı. Her durumda kölelik daha baştan gündemde olan, ayrıca kurucuların moral dünyasını zaman zaman meşgul eden, sadece beyazlarla ilgili olduğu zaman vazgeçilemez doğal haklar söylemini tutarsız hale getiren bir konuydu. İlk yıllarda işin özünün ertelenmiş olmasının bedeli anayasanın kabul edilmesinden 72 yıl sonra patlayan iç savaş oldu.</p>
<p>ABD’de köleliğin Rusya’da serfliğin kaldırılmaları nedenleri ve sonuçları bakımından sıklıkla mukayese edilmiştir. Konu tek cümleyle kestirilip atılabilecek kadar basit değildir. Kölelik meselesinin kendisi basit değildir. Ekonomik sistemleri şablon olarak kullanıp (kapitalizm vs.) kölelik bunlara uyar uymaz demenin analizin en zayıf parçası olduğu artık açıktır. Elbette ekonomiktir ama bundan fazlasıdır da. Aslında enteresan olan meseleler de ekonomik olmayıp etik ve hukuksal –ve haliyle felsefi- olan yanlarıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/lacivert-ve-gri-83139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lacivert ve gri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-yargisi-acisindan-adli-tatil-83138</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi yargısı açısından adli tatil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta cuma günü mesai saatinin bitimi ile bir adli yıl daha sona eriyor. Zira İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 6494 sayılı Kanun’la değişik 61. maddesine göre 20 Temmuz ilâ 31 Ağustos (bu günler de dâhil) arasındaki günler adli tatil süresidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (md. 102), Ceza Muhakemesi Kanunu (md. 331), Danıştay Kanunu (md. 86), Sayıştay Kanunu (md. 101), Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluş Kanunu, Askeri Yargıtay Kanunu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu (md. 85), Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu (md. 5) gibi kanunlarda da paralel düzenlemeler yapılarak adli tatilin süresi konusunda yargı kolları arasında birlik sağlanmıştır. Bu düzenlemeler uyarınca adli tatil 31 Ağustos Pazar akşamına kadar sürecek ve yeni adli yıl 1 Eylül Salı günü başlayacaktır. Adli tatilin en önemli etkisi süreleredir. Yazımda konuyu vergi yargısı bağlamında ele alacağım.</p>
<p>İYUK’un 8/3. maddesine göre, “Bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren 7 gün uzamış sayılır.” Dikkat edilirse burada adli tatil, süreyi durduran bir sebep olarak değil, süreyi uzatan bir sebep olarak düzenlenmiştir.</p>
<p>Bu hükmün kapsamına İYUK’ta yazılı bütün süreler, dava açma süreleri (bu Kanun’la belirlenmiş dava açma süreleri), idarenin veya davacıların cevap süreleri, istinaf veya temyiz yoluna başvuru süreleri, 20.07.2016’dan önce açılmış davalarla ilgili olarak karar düzeltme süresi girmektedir.</p>
<p>Dolayısıyla 20 Haziran gününden itibaren 1 Ağustos tarihine kadar (bu tarih dâhil) tebliğ edilecek vergi ceza ihbarnamelerine karşı 7 Eylül Pazartesi mesai saati bitimine kadar (UYAP üzerinden yapılacak işlemlerde gün sonuna kadar) dava açmak mümkün hâle gelmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, sürenin son gününün adli tatil içerisine rastlamasıdır. Örneğin 5 Temmuz günü tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamesine karşı 30 günlük dava açma süresinin son günü olan 4 Ağustos, adli tatil içerisinde kaldığından süre 7 Eylül mesai saati bitimine kadar uzayacaktır. Buna karşılık 3 Ağustos günü tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamesine karşı dava açma süresinin son günü 2 Eylül olduğundan ve bu tarih adli tatil içine rastlamadığından dava açma süresi uzamayacak ve 2 Eylül günü sona erecektir.</p>
<p>Burada hemen belirtelim: Dava açmak veya yukarıda sıraladığımız yargısal başvuruları yapmak isteyenlerin adli tatilin bitmesini beklemelerine gerek yoktur. Adli tatil içerisinde de dava açılabilir veya diğer dilekçeler verilebilir.</p>
<p><strong>Süre uzamasının kapsamı</strong></p>
<p>İYUK’un 8/3. maddesinin adli tatil dolayısıyla uzayacağını belirttiği süreler, İYUK’ta yazılı sürelerdir. Diğer kanunlarda yazılı süreler konusunda mevzuatımızda netlik yoktur. Örneğin ödeme emrine karşı açılacak davalarla ilgili süre, İYUK’ta değil, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da (15 gün) yer almıştır. Bu sürelerin sonunun adli tatile rastlaması hâlinde bu sürenin de uzayıp uzamayacağı tartışmalıdır. Bu konudaki içtihatlar da çelişkilidir. Bu nedenle sürelerin İYUK dışında diğer kanunlarda yazılı olduğu hâllerde ilgili kanundaki süreye itibar etmekte yarar vardır.</p>
<p>Yanılgılara ve hak kayıplarına da yol açan bu belirsizliğin giderilmesi ve bütün dava açma sürelerinin adli tatilden etkileneceğinin kanunda açıklıkla belirtilmesi zorunludur. Önerimiz, Kanun’un 8/3. maddesinde yer alan “Bu Kanunda yazılı sürelerin” ibaresinden sonraya “ve diğer kanunlarda idare veya vergi mahkemelerinde dava açma süresi olarak belirlenmiş sürelerin” ibaresinin eklenmesidir. Böylece sorun ve duraksamalar ortadan kalkar. Bu öneriyi defalarca yapmamıza rağmen duraksamalara yol açan bu düzenleme eksikliği giderilmemektedir.</p>
<p>Adli tatilde, adli yargıda bütün mahkemeler tatil yapmaz. Örneğin sulh hukuk mahkemeleri, iş mahkemeleri, kadastro mahkemeleri ve icra daireleri çalışmalarına devam ettiği gibi bazı davalara adli tatilde de devam edilir (örneğin basit yargılama usulüne tabi davalar gibi). İdari yargıda da her bir Bölge İdare Mahkemesi görev alanı içerisinde çalışmak üzere “nöbetçi mahkemeler” oluşturulmaktadır. Bu nöbetçi mahkemeler sadece adli tatil süresince görev yaparlar ve yürütmenin durdurulması taleplerinin değerlendirilmesi, delillerin tespiti gibi işlerle ve kanunun belli süreler içerisinde yapılmasını istediği işlerle ilgilenirler. Benzeri uygulama Danıştay için de söz konusudur.</p>
<p><strong>Yürütmeyi durdurmada tartışma</strong></p>
<p>Son zamanlarda yürütmeyi durdurma kararlarına karşı itiraz süresinin sonunun adli tatile rastlaması da tartışmalı hâle gelmiştir. Bu konuda da itirazı değerlendirecek olanın nöbetçi daire olduğu, nöbetçi dairelerin ise adli tatilde de çalıştığı, bu nedenle yürütmeyi durdurma veya durdurmama kararlarına yapılacak itirazlarda sürenin adli tatil dolayısıyla uzamayacağı ileri sürülmektedir. Nitekim aksi yönde olduğu gibi bu yönde de istinaf mahkemesi kararları vardır. Öte yandan aynı tartışma, 61/1. maddede yer alan “Yargı çevresine dâhil olduğu bölge idare mahkemesinin bulunduğu il merkezi dışında kalan ve sadece bir idare veya bir vergi mahkemesi bulunan yerlerdeki idari yargı mercileri çalışmaya ara vermeden yararlanamazlar. Bu mahkemeler, görevlerine devam ederler.” düzenlemesi ile ilgili olarak da yaşanabilir. Burada da bu mahkemeler için sürelerin adli tatil dolayısıyla uzamayacağı ileri sürülebilir. Bu konulara da dikkat etmek gerekiyor.</p>
<p>Benim gördüğüm, yargıya erişim gibi bir temel hakkın en önemli noktası olan süre konusunu dahi basit bir düzenlemeye kavuşturamamış, kişilerin kafasını karıştırıp hak kaybına yol açacak şekilde oldukça karmaşık hâle getirmişiz. Süre konusunda daha önce de yazdığım pek çok karmaşık sorun vardır. Bu konuya hemen her adli yıl başında değinmeme rağmen maalesef yasa koyucu bu konuya bir türlü el atmamakta ve sırf bu yüzden pek çok hak kaybı yaşanmaktadır.</p>
<p>Benim bu konudaki önerim ise ileride bir süre tartışması yaşamamak, bir hak kaybına uğramamak için adli tatili boş verip dava açma, cevap verme, temyiz veya itiraz/istinaf başvurusunda bulunma, karar düzeltmesi gibi işlemleri sanki tatil yokmuşçasına süresinde yapmanızdır.</p>
<p>Bu yazımla konuyu hem adli tatil münasebetiyle hem de hâlen Mecliste olan Yargı Paketi dolayısıyla tekrar gündeme getireyim istedim. Çünkü geçen yıldan bu yana bu konularda bir adım dahi yol alamadık.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-yargisi-acisindan-adli-tatil-83138</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi yargısı açısından adli tatil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ex-worksisyerinde-teslim-turkiyede-calisir-mi-83137</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ex-works/işyerinde teslim Türkiye’de çalışır mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Evet çalışır amma kurallara uymanız ve dikkatli olmanız gerekir.</p>
<p>INCOTERMS/Teslim Şekilleri, Milletlerarası Ticaret Odası /  International Chamber of Commerce (ICC) tarafından yayınlanmış olan referans belgede açıklandığı şekilde kurallar çerçevesinde uygulanmaya çalışılırsa, sorun yaşanmaz.</p>
<p><strong>ICC Yayın No: 723 ( INCOTERMS 2020 ) </strong>2020 yılı başında yayınlandı. <strong>Her yeni sürümü yayınlandığında</strong>, TOBB bünyesinde bulunan Milletlerarası Ticaret Odası’nın Ankara ofisi ile temas ederek <strong>kitabı satın alırım</strong>.</p>
<p><strong>Yıllarca ve yüzlerce kere ex-works (EXW)/işyerinde teslim yaptık ve sorun yaşamadık.</strong></p>
<p>Çünkü, alıcılarımızla mutabakat sağlayarak sorun yaşanmasına fırsat vermedik.</p>
<p>Aşağıdaki satırlarda da görüleceği üzere <strong>INCOTERMS </strong>kurallar kitabı hem satıcı hem de alıcı tarafından bakarak, her konuya ilişkin açıklama getirmektedir. Telif haklarına saygı çerçevesinde, EXW kuralının bazı bölümlerini parça parça sohbetimize aktaracağım.</p>
<p>Ayrıca yıllarca yaptığımız ihracatlarda bu kuralı nasıl uyguladığımızı da açıklayacağım.</p>
<p>INCOTERMS kitabının önsözünde “ <em>lncoterms 2020 kuralına yapılacak atıf; hasar, masraflar, taşıma ve gümrükleme işlemlerinin düzenlenmesi gibi konulara ilişkin tarafların ilgili yükümlülüklerini açıkça tanımlayarak hukuki uyuşmazlık riskini azaltır</em> “ denilmektedir.</p>
<p><strong>EXW</strong> paragraf 1: Teslim şeklinin tanımı; <strong><em>işyerinde teslim</em></strong><em>, satıcının malları alıcıya belirlenen bir yerde (fabrika veya depo gibi) alıcının tasarrufuna bırakarak teslim etmesini ifade eder ve</em> <em> belirlenen yer satıcının kendi işyeri de olabilir.</em></p>
<p><strong>Yaptığımız uygulama:</strong> Sözleşmemizde <strong>a</strong><strong>dres belirterek</strong> üreticimizin işyerini <strong>teslim yeri</strong> olarak bildirdik.</p>
<p>Malların, sözleşmede belirtilen süre içerisinde <strong>teslime hazır olduğu ihbarını</strong> yollayarak, <strong>alıcımızın tasarrufuna bırakıldığını</strong> iletiyorduk</p>
<p>Kural gereği, alıcı taşımacıyı ayarlıyordu ve gelip belirlenen yerden alıyorlardı.</p>
<p><strong>EXW paragraf 5</strong>: “…<em>satıcının malları yükleyeceği durumlarda,</em> <em>yükleme sırasında mallarda oluşabilecek ziya veya hasar riskini</em> <em>hangi tarafın taşıyacağı konusunda tarafların önceden</em> <em>anlaşması önerilir.”</em></p>
<p>Buradan da anlaşılacağı üzere genel kural yüklemeyi alıcının üstlenmesidir ancak madde içeriğinde görüleceği gibi satıcının da yükleme yapabileceği ifade edilmiştir.</p>
<p><strong>Yaptığımız uygulama:</strong> Alıcımızın taşımacısı malları yükleyemeyeceğini belirterek, <strong>yüklemenin bizim tarafımızdan</strong> yapılması konusunda, alıcımızdan talepte bulunmuş.</p>
<p>Alıcımız da bizden, olası <strong>hasar riski ve masrafları kendilerine ait</strong> olmak üzere malları yüklememizi istemişti. Biz de <strong>masraf olması</strong> durumunda ( forklift kiralama v.b.) <strong>alıcıya yansıtmayı</strong> önererek kabul ettik.</p>
<p><strong>EXW paragraf 6</strong>: İhracat için gereken gümrük işlemleri : “…<em>satıcının ihracat için gereken gümrük işlemlerine…..ilişkin bir yükümlülüğü bulunmaz</em>.”</p>
<p><strong>EXW paragraf A7</strong>: “… <em>uygulandığı ölçüde satıcı, alıcının talebi üzerine, hasarı ve </em></p>
<p><em>…uygulandığı ölçüde satıcı, alıcının talebi üzerine, hasarı ve masrafları alıcıya ait olmak üzere…..gereken bütün gümrük işlemlerine ilişkin her türlü belge ve/veya bilgiyi edinmesinde alıcıya yardımcı olmalıdı</em>r...”</p>
<p>Gümrükleme işlemlerini satıcının yapmayacağı genel kural olmakla beraber, karşılıklı mutabakat ile satıcının gümrükleme yapabileceği de kuralda belirtilmiştir.</p>
<p><strong>Yaptığımız uygulama: Alıcımızın talebi üzerine</strong> ve <strong>masrafları alıcımıza ait</strong> olmak üzere Gümrük Çıkış Beyannamesi, ATR vb. belgelerin hazırlanarak <strong>malların yurtdışı edilmesini üstlendik</strong>.</p>
<p>Bizim için en önemli olan konu, malların teslim edilmesi ile tüm risklerin alıcıya aktarılmış olması idi.</p>
<p>Sohbetimize katılan dostlarımız soracaktır…</p>
<p><strong>Bu kadar iş yaptınız da neden free carrier (FCA-</strong> <strong>belirlenen yerde taşıyıcıya teslim) yapmadınız?</strong></p>
<p>Haklı bir soru amma “<strong>Müşteri velinimetimizdir”</strong> ifadesini unutmayalım.</p>
<p>Bu işler 90’lı yıllar içerisinde başlamıştı ve 15 yıla yakın sürdü.</p>
<p>Başlangıçta biz de FCA önermiştik amma <strong>alıcımız bizden EXW olarak teslimat yapmamızı istiyordu</strong>.</p>
<p>Biz de müşterimizi kırmadan ve kurallara uyarak bu işi nasıl yaparız diye oturup düşündük ve sizlerle paylaştığımız çözümleri bulduk, önerdik, mutabakat sağladık ve uyguladık.</p>
<p>Faturamızın son kalemi olarak “<strong>Belgeleme ve elleçleme / Documentation and handling</strong>” tanımlaması ile yapılan masrafları alıcımıza yansıtıyorduk.</p>
<p><strong>Sonuç olarak, Türkiye ihracatçısı için de EXW kitabına uyularak yapılabilir diyoruz.</strong></p>
<p>Ancak, kurallar biraz daha iyice bilindiği için EXW’yi bırakın FCA ile yükleyin...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ex-worksisyerinde-teslim-turkiyede-calisir-mi-83137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ex-works/işyerinde teslim Türkiye’de çalışır mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sicak-paranin-yabancisi-vur-kac-yerlisi-kac-kac-pozisyonunda-83136</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıcak paranın yabancısı ‘vur-kaç’ yerlisi ‘kaç-kaç’ pozisyonunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mayıs ayında cari işlemler açığı beklentilerin üzerinde gelirken, sermaye hareketlerinde nisanda görülen güçlü döviz girişi tekrar döviz çıkışına döndü. Döviz rezervlerinde de nisandan önceki aylarla oranla az olmakla birlikte tekrar kayıp yaşandı.</p>
<p>Mayıs ayı tatil günleri fazla bir ay olduğu için geçen yıl ile karşılaştırmaya pek uygun değil. Ancak yılın ilk 5 ayının toplamına incelediğimizde son döneme damga vuran eğilimlerin sonuçlarını görmek mümkün:</p>
<p>- Cari işlemler açığında geçen yıla göre ciddi bir artış var. 5 aylık toplam cari açık geçen yıla göre yüzde 29,3 artarak 30.68 milyar doları buldu. 12 aylık toplam cari açıktaki yıllık artış ise yüzde 75’i buldu.</p>
<p>- Mal ticaretindeki açık yüzde 14,8 oranında artarak 35 milyar dolara çıktı. Ancak dış ticaret dengesinin ana gövdesindeki gelişmeler çok daha olumsuz. Çünkü altın ve enerji hariç dış ticaret açığındaki artış yüzde 307’yi buluyor. Altın ve enerji hariç dış ticaret açığı dörde katlanarak 1,67 milyar dolardan 6,81 milyar dolara çıktı.</p>
<p>- Sonuç olarak geçen yılın ilk 5 ayında enerji ve altın hariç cari işlemler 5,22 milyar dolar fazla verirken bu yılın aynı döneminde 2,33 milyar dolar açık var.</p>
<p>- Cari işlemler dengesinde yaz döneminin “kurtarıcısı” olan turizm gelirleri ilk 5 ay itibarıyla geçen yılki düzeyini koruyor.</p>
<p>- Sermaye hareketleri cephesinde geçen yılın ilk 5 ayında toplam 611 milyon dolarlık giriş varken bu yılın aynı döneminde 2,67 milyar dolarlık çıkış var.</p>
<p>- Sonuç olarak geçen yılın ilk 5 ayında döviz rezervlerinde meydana gelen kayıp geçen yıla göre 10,23 milyar dolar ve yüzde 44,3 gibi ciddi bir artışla 33,35 milyar dolara tırmandı.</p>
<p>- Döviz rezervi kaybında başrolü, yerli sermaye kaçışı ile kaynağı belirsiz döviz çıkışı oynadı.</p>
<p>- Geçen yılın ilk 5 ayında kaynağı belirsiz döviz çıkışı 7,37 milyar dolar olmuştu. Bu yıl kaynağı belirsiz döviz çıkışı 11,11 milyar dolarlık artışla 18,48 milyar dolara çıktı. Kaynağı belirsiz döviz çıkışı geçen yılın 2,5 katını buldu. Türkiye’de özellikle son yıllarda kaynağı belirsiz döviz kalemi ödemeler dengesi kayıtlarındaki zaman farkları veya boşluklardan çok yerli sıcak paranın sistem dışına çıkması veya girmesiyle ortaya çıkıyor. Dolayısıyla kaynağı belirsiz döviziz çıkışındaki bu artış, yerli sıcak paranın sistem dışına kaçışını yansıtıyor.</p>
<p>- Döviz rezervi kaybındaki ikinci önemli faktör yerli sermayenin kayıtlı olarak yurt dışına çıkması. Yerleşiklerin doğrudan yatırım ve portföy yatırımı olarak yurtdışına çıkardıkları kaynak miktarı geçen yıla göre yüzde 2,33 artarak 23,63 milyar doları buldu.</p>
<p>- Doğrudan yatırım olarak yurtdışına çıkan sermaye, 950 milyon doları gayrimenkul yatırımı olmak üzere 4,23 milyar dolara çıktı. Geçen yılın ilk 5 ayına göre artış yüzde 20,9 düzeyinde.</p>
<p>- Bu arada yerleşiklerin yurtdışına doğrudan yatırım olarak çıkardıkları döviz miktarı, yabancıların Türkiye’ye getirdikleri doğrudan yatırım miktarını da aştı. Yabancıların getirdiği doğrudan yatırım miktarı geçen yıla göre göre yüzde 14,8 azalarak 4,01 milyar dolara geriledi. Bunun 983 milyar doları gayrimenkul alımından, 1,79 milyar doları da yabancıların Türkiye’deki şirketlerine borç olarak verdikleri “diğer sermaye” kaleminden oluşuyor. Yani gerçek doğrudan yatırım miktarı 1,24 milyar dolardan ibaret. Bu kalemi dikkate alırsak yabancı doğrudan sermaye girişinde yüzde 40,1’i bulan bir düşüş var.</p>
<p>- Yerli sermaye kaçışında asıl büyük hareket sıcak para tarafında. Yılın ilk 5 ayındaki yerli sıcak para kaçışı geçen yıla göre yüzde 439’luk bir sıçrama ile 3,6 milyar dolardan 19,4 milyar dolara fırladı.</p>
<p>- Yurtdışında hisse senedi ve tahvil yatırımı olarak kaçan döviz miktarı geçen yılın 2,7 katına çıkarak 9.98 milyar doları buldu. Geçen yılın ilk 5 ayında yerleşikler yurtdışındaki mevduatlarının 106 milyon dolarını yurtiçine getirmişken, bu yıl 9,42 milyar dolar yurtdışına mevduat olarak çıktı.</p>
<p>- Bunların doğrudan bir sonucu olarak yurtdışından net kredi borçlanması ikiye katlanarak 24,15 milyar dolara ulaştı.</p>
<p>- Yabancı sıcak sıcak parada geçen yıl İmamoğlu operasyonunun etkisi ile 1,73 milyar dolarlık çıkış olmuştu. Bu yılın ilk 5 ayında 11,37 milyar dolarlık giriş var. Ancak burada aydan aya büyük bir oynaklık yaşanıyor. En son mayıs ayındaki yabancı sıcak para hareketlerinde hisse senedi ve yatırım fonunda çıkış olmasına karşılık giren paranın çok büyük ağırlıkla mevduatta olması dikkat çekici. Öyle gözüküyor ki yabancı sıcak para da takas süresini bile beklemeden çıkacak şekilde pozisyonlanıyor. Sıcak para kısa vadeli vur-kaç stratejisini sürdürüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55c0d5dd01b-1784004821.png" alt="" width="500" height="657" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sicak-paranin-yabancisi-vur-kac-yerlisi-kac-kac-pozisyonunda-83136</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıcak paranın yabancısı ‘vur-kaç’ yerlisi ‘kaç-kaç’ pozisyonunda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-parti-iktidar-alternatifi-olur-mu-83135</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeni parti&#039; iktidar alternatifi olur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Siyasetçiler gelecekteki kendi pozisyonlarına uygun tavır almaya çalıştıkları için yeni parti kararı “pat” diye alınamıyor. Tabii bir de CHP’den ayrılmayı meşru kılacak gerekçelere de ihtiyaçları var. Sorun sadece burada da değil, kurulacak yeni partinin nereye konumlanacağı da bir başka tartışma konusu.</strong></p>
<p>CHP’ye ilişkin mutlak butlan kararının ardından ortaya çıkan tartışmalar hız kesmeden sürüyor.</p>
<p>Bu tartışmaları sadece CHP tarafından görüp, okumak nasıl yanıltıcı olacaksa, “halk bıktı, kuralım bir yeni parti; iktidar olalım. En az yüzde 60 oyumuz var” yaklaşımı da o kadar yanıltıcı görünüyor.</p>
<p>Açalım…</p>
<p>“Yeni Parti” ki adı bu olacak sanırım, öncelikle parti ayırımı gözetmeksizin muhalif çevrelerin ısrarla gündemde tuttukları bir konu. Taban ya da seçmen baskısı yeni parti kurma düşüncesi içindeki siyasetçileri harekete geçmeye zorluyor. Ancak iş gelip CHP’den ayrılıma kararı vermeye dayanınca türlü çeşitli yorumlar ortaya çıkıyor. Siyasetçiler gelecekteki kendi pozisyonlarına uygun tavır almaya çalıştıkları için yeni parti kararı “pat” diye alınamıyor. Tabii bir de CHP’den ayrılmayı meşru kılacak gerekçelere de ihtiyaçları var… Sorun sadece burada da değil, kurulacak yeni partinin nereye konumlanacağı da bir başka tartışma konusu…</p>
<p><strong>İmamoğlu, Özel ve Yavaş’ın </strong><strong>bakış açıları birbirinden farklı</strong></p>
<p>Misal Ekrem İmamoğlu ve çevresinin Türkiye’nin doğusunu, batısını, kırsalını ve kentini kapsayan, dört eğilimi birleştiren geniş tabanlı bir merkez parti modeli arzuladığı söyleniyor. Yine bu çevre yeni partinin bir an önce kurulmasını istiyor.</p>
<p>CHP Grup Başkanı Özgür Özel’in ise İmamoğlu’nun istediği bu ANAP modeline mesafeli olduğu ve daha çok sosyal demokrat sembollerin ve Atatürkçü çizgilerin ağır bastığı bir parti modelini savunduğu ileri sürülüyor. Önümüzdeki günlerde Özel’i destekleyen kimi milletvekilleri ve belediye başkanlarına yönelik adli kararlar da alınacak kararları büyük oranda etkileyecek gibi görünüyor.</p>
<p>Öte yandan muhalif kesimin “İmamoğlu olmazsa Yavaş aday olur” diye baktığı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı biraz daha farklı düşünüyor.</p>
<p>Mansur Yavaş geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada şöyle dedi:</p>
<p>Maalesef evrensel hukuk kuralları devre dışı bırakıldı.</p>
<p>“Masumiyet karinesi yok sayıldı.</p>
<p>Yargıtay ve Sayıştay kararları yok sayıldı.</p>
<p>Bize gelen müfettişler 2019 sonrasına bakalım öncesini boş verin diyor. Neden 2019 öncesi yani AKP devrini araştırmıyor sunuz? dediğimiz de talimat öyle diyorlar!</p>
<p>Bu ülke bu şartlarla yönetilemez. Atatürk’te birleşmek zorundayız.</p>
<p>Bütün Atatürkçülerin bir çatı altında toplanması zarurettir. Yapılacak tek şey kaldı: CHP, Zafer, İyi Parti birleşmeli, ülkeyi federalizme sürükleyip parçalamak isteyen AKpkk ittifakından kurtulmalıyız.”</p>
<p>Bu açıklama İmamoğlu ve Özel çevrelerine yapılmış bir öneri mi yoksa Yavaş’ın kendisi için oluşturduğu bir yol haritası mı henüz net değil. Ancak her halükarda bu önerinin ne İmamoğlu’nun bir tür yeni ANAP kurulması yaklaşımına ne de Özel’in sosyal demokrat ağırlıklı parti yaklaşımına benzemediği aşikar.</p>
<p>Unutmadan, yeni parti tartışmaları içinde aktif bir rol almaya çalışan Muharrem İnce’nin de kendi adaylığı da dahil olmak üzere her türlü pazarlık içine girmeye çalıştığını ekleyelim.</p>
<p>Gelelim CHP’nin mevcut yönetimine… Kemal Kılıçdaroğlu hem parti yönetimini oluşturmaya çalışıyor hem de kendisi ve partisi hakkında oluşturulan olumsuz imajı düzeltmeye yönelik adımları planlıyor. Görevden uzaklaştırılan CHP yönetiminin bütün eleştirisi, baskısı ve hatta yıpratma çabalarına karşı mevcut CHP yönetimi serinkanlı duruşunu devam ettirdikçe ve kurulacak yeni partinin ne menem bir parti olacağı netleşmedikçe partililerin hiç olmazsa büyücek bir kısmı yavaş yavaş düne kadar eleştirdikleri Kılıçdaroğlu’nun yanında durmaya başlayacaklar. Bunun örneğini Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun ‘Anneni mi seviyorsun, babanı mı seviyorsun?’ diye soruyorlar. Benim cevabım, ‘Ben ailemi seviyorum’ oluyor" sözlerinde görüyoruz. Bu sözler doğrudan mevcut parti yönetimine bir destek sayılmayabilir belki ama kişilere değil CHP’ye sahip çıkmak refleksinin önümüzdeki günlerde giderek artan bir eğilime dönüşeceğini göreceğiz.</p>
<p><strong>Yepyeni bir ittifakın ipuçları</strong></p>
<p>Dönelim yazının başındaki “yüzde 60 oyumuz var” iddiasına…</p>
<p>CHP’den ayrılarak yeni parti kurma düşüncesindeki siyasetçilere geçtiğimiz günlerde Saadet Partisi’nin öncülüğünde İstanbul Çırağan Sarayı’nda Gelişen 8 Ülke (D8) Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın 29. kuruluş yıl dönümüne ilişkin programı hatırlatmak isterim. O toplantıda yan yana gelen Saadet Partisi, Yeniden Refah Partisi, Gelecek Partisi, Deva Partisi Genel Başkanları 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile verdikleri fotoğrafta yepyeni bir ittifakın da ipuçlarını kayda geçirdiler. Bu partiler de AK Parti iktidarından özellikle ekonomik açıdan şikayetçi olan kitlelerin oylarına talipler. Sizce bir AK Parti seçmeninin mevcut iktidara yönelik itirazını, eleştirisini göstermek için tercih edeceği adres bu partilerin oluşturduğu bir ittifak mı yoksa CHP’den ayrılan siyasetçilerin oluşturduğu yeni parti mi olur?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-parti-iktidar-alternatifi-olur-mu-83135</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Yeni parti&#039; iktidar alternatifi olur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirilgan-oynaklik-83134</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırılgan oynaklık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son gelişmeler, bir süredir sıklıkla ve sıkıcı şekilde tartıştığımız ‘piyasaları anlayamama kılavuzu’ konusunu yeniden gündeme getirdi. Neden? Zira yüksek oynaklık artık her yerde. Politik haber akışından jeopolitik ve makroya uzanan geniş ve problemli yolda yön bulmak daha da zor bir hal aldı. Tam da bu nedenle, tıpkı bir süredir ABD piyasalarında olduğu üzere, tek tema ve grup üzerinden şekillenen fiyatlamalar ana sürükleyici olarak belirip çok uzun süre masadaki yerini koruyor. Buna da zaman zaman ‘döngü’, zaman zaman ise ‘sürükleyen trend’ isimleri veriliyor.</p>
<p>Biraz karışık ama oldukça anlamlı sayılabilecek bir giriş oldu. Genişletelim ve elimizden geldiğince basitleştirelim. Ankara, son yılların en önemli NATO toplantılarından birisine ev sahipliği yaptı. Zirve, bizim açımızdan oldukça önemli gelecek dönem kazanımları ve mesajları ile sonuçlandı. Bu yönde yapılan uzman değerlendirmelerini bir kenara not ediyoruz. Bizim ana odak noktamız ise, Başkan Trump’ın beklenmedik şekilde gündeme gelen İran süreci ile ilgili açıklamaları, devamındaki operasyonlar, İran’ın bölge ülkelerine verdiği karşılık, Hürmüz’e yönelik artan soru işaretleri ve petrol fiyatlarındaki yükseliş. Tek solukta, zincirleme reaksiyon şeklinde oluşan haber akışı tam olarak böyleydi. Hangi noktadayız sorusunun yanıtı ‘şimdilik’ biraz kolay: Şubat sonu-Mart başlangıcındaki ‘şok noktası’ olmadığı kesin. Risk algısı kırılgan olmakla birlikte daha çok primli pozisyonların realize edilmesinden yana eğilimi destekliyor. Bu tarz haber akışlarında Amerikan teknoloji sınıfı ve Güney Kore’nin baskılanması en tipik örnek. Yatırımcı grubu, kısa vadeli haber akışı karşısında riskleri olabildiğince basit düşünerek ana eğilimden kopma olup olmadığını filtreleyerek ilerliyor. Bu, çok büyük oranda yanlış değil. Kısmen de riskleri dengeleyici. Ancak, çok uzun süren bir yükseliş trendinde risklerin tam anlamı ile göz ardı edilmesini de yeni bir risk unsuru olarak karşımıza çıkarıyor.</p>
<p>Global ekonomi açısından öyle görünüyor ki 2026, enflasyonist riskler ile talep arasındaki eğilimi anlama ve tartışma üzerinden şekillenecek. Bir önceki yıldan devralınan gümrük vergilerinin getirdiği yük hala daha bizlerle. Fed’in en üst makamındaki değişiklik ile birlikte hayatımıza farklı tartışmaların da eklendiğini unutmamakta fayda var. Tüm bunların çıktısı, gerilemekte inat eden Amerikan tahvil faizleri. Bilhassa uzun vadelilerin yüksek seyri bir noktanın ardından ciddi sorun başlığı olarak belirebilir. Panik olmadan dikkatle izlemenin zararı olmaz. Yılın ikinci yarısında, yaklaşan seçimlerle birlikte, faiz-USD fiyatlaması ikilisi yeniden listenin ilk sıralarına tırmanacak.</p>
<p>Buraya kadar olan kısmın bizim açımızdan çıktılarına bakaca olursak: mevcut sıkı finansal koşulların devam etmesi, haftalık repo kanalından fonlamaya dönüş başlasa dahi gidişatı zorlar halini koruyacaktır. Bu da biraz önce ABD için tartıştığımız tahvil faizleri konusunu bizim için de önceliklendirme gereği doğuruyor. Geri çekilmeyen faizler bir noktada para politikasına yönelik beklentilerin çıktısı. Bu da finansal kesim ve özellikle bankacılık sektörü hisselerini baskılıyor. Doğal olarak talep kanalı üzerinden iç tüketim ile ilişkili şirketleri de. Geriye ise konjonktürün desteklediği petrol ve rafine işi yapanlar kalıyor. Haber akışına göre de biraz olsun havacılık sektörü. Tüm bunlar orta-uzun vadeli bakış açısını zorluyor, hasar almasına neden oluyor. Neden mi? Alternatif getirilerin yüksek olduğu her ortam yatırımcıyı kısa vadeli portföy yönetimini önceliklendirmeye ve pozisyonları olabildiğince maksimumda yürütmeye zorluyor. Doğal ve kaçınılmaz bir süreç.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirilgan-oynaklik-83134</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kırılgan oynaklık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayvancilikta-hastaliktan-ari-tartismasi-83133</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayvancılıkta &#039;hastalıktan ari&#039; tartışması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı 2026 yılında yaptığı denetimler sonucunda, Bursa’da 24, ülke genelinde 34 hayvancılık işletmesinin “hastalıktan ari işletme sertifikasını” iptal etti. Hayvancılık Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamaya göre,  2026’da 36 ilde 104 işletme denetlendi. Denetlenen işletmelerden 42’si Bursa’da. Bu işletmelerden 24’ünün sertifikası iptal edildi. Türkiye genelinde sertifikası iptal edilen 34 işletmenin 24’ünün Bursa’da olması dikkat çekti.</p>
<p>Asıl dikkat çekici olan ise, Bursa’daki işletmelerden 2’si Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya yönelik sert eleştiriler yapan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Gölge Kabinesi Tarım ve Orman Bakanı Sencer Solakoğlu’na ait olması.</p>
<p>Türkiye’nin en popüler çiftçilerinden biri olan Sencer Solakoğlu’nun siyasi kimliği nedeniyle çiftliklerinin hastalıktan ari sertifikasının iptal edilmesi siyasi olarak da çok tartışıldı. Solakoğlu’nun yaptığı eleştiriler nedeniyle cezalandırıldığı ifade edildi.</p>
<p><strong>“Ari olmayan işletmelerde </strong><strong>hastalık var” iddiası</strong></p>
<p>Yaşanan tartışmalar üzerine Sencer Solakoğlu sosyal medyada bir video paylaştı. Bu video, hayvancılık sektöründe hastalık tartışması başlattı. Hastalıktan ari olanların dışındaki işletmelerde hastalık riskinin çok yüksek olduğunu iddia eden Solakoğlu’nun bu açıklamasına Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği, hayvancılık kooperatifleri, süt üreticileri ve hayvancılık işletmeleri tepki gösterdi.</p>
<p>Sencer Solakoğlu sosyal medyadan paylaştığı videoda anne ve babalara seslenerek özetle şunları söyledi: “Bugün size gıda güvenliğiyle ilgili çok önemli bir konuya değinmek istiyorum. Tüm annelerin ve babaların bunu dinlemelerini istiyorum. Benim kişisel, bakanlıkla yaşadığım zaten kamuoyunun gözünün önünde gerçekleşiyor. Ben kendimi artık bu konuda izah dahi etme ihtiyacı duymuyorum. Ama şu gerçeği sizin gözlerinizin önüne koymak istiyorum. Türkiye’de hastalıklardan ari dediğimiz, yani bruselloz ve tüberküloz yönünden çiftliğindeki hayvanların temiz olduğu bilinen 1300 tane işletme var. Diğer on binlerce, belki yüz binlerce işletmenin hiçbirinde böyle bir şey yok. Hepsinde tüberküloz ve brusella olma olasılığı çok yüksek ve büyük bir kısmında da olduğunu biliyoruz. Hayvan sayısını bile bilmediğimiz, ne yazık ki saymadığımız ülkemizde, onların da sayısını bilmek mümkün değil. Çünkü herkes gizliyor. Bugün bir işletmede verem veya brusella çıktığı bir şekilde devlet tarafından kayıt altına alınırsa, işletmeniz kapatılıyor, karantinaya alınıyor, yok ediliyorsunuz aslında. Dolayısıyla halının altına süpürülen bir mesele.”</p>
<p><strong>Sokak sütü ve ev yoğurdunda risk yüksek</strong></p>
<p>Brusella ve veremin, özellikle brusellanın çok büyük bir problem olduğunu belirten Solakoğlu: “Çünkü tedavisi çok uzun sürüyor ve kalıcı hasar bırakabilen bir şey. Dünyada en çok insan vakası görülen ilk altı ülkenin içindeyiz. 25 yıldır AK Parti tarımı ve hayvancılığı yönetmeye çalışıyor. Bizim gibi işini elinden geldiğince, buna uygun ve düzgün bir şekilde yapan işletmeler, daha idealist yaklaşan işletmelere her türlü baskı yapılırken diğer işletmelerle ilgili hiçbir şey konuşulmuyor. Ben size net bir şekilde söylüyorum: Sütünüzü pastörize etmeden sokaktan alıp yoğurdunuzu yapıyorsanız risk altındasınız. Eğer iyi kaynatılmamış veya pastörize edilmemiş, çiğ sütten yapılmış bir peynirden tüketiyorsanız çok büyük risk altındasınız. Bu Brusella aynı zamanda peynir hastalığı olarak da halk arasında bilinen bir hastalıktır. Bu ayıpların hiçbirini konuşmayıp da benim ve diğer işletmeler gibi elinden geldiğince, insani olarak mümkün olduğunun en üst standartlarında işini yapmaya çalışan insanların üzerine gelmek yerine ‘Bu işi nasıl toparlarız’ı çalışmıyorlar.” dedi.</p>
<p><strong>“Etteki yüksek fiyatın sorumlusu Tarım Bakanı”</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya seslenen Sencer Solakoğlu: “Bu işi beceremiyorsunuz. Tarımın t’sinden anlamayan, tarımla uzaktan yakından alakası olmayan insanların bu sektörde ahkâm kesiyor olmaları, fikirle karar veriyor olmaları sonuç olarak ülkeye çok büyük zarar veriyor. Eğer bugün et konusunda dünyanın en pahalı kırmızı etlerinden birini yiyorsak Sayın Tarım Bakanım sizin suçunuz. Sizin altınızdaki ekipten de siz sorumlusunuz. İşi bilmeyen, beceremeyecek insanlara yetki veriyorsunuz. Bilmediğiniz için de mantıklı gelen her şeye inanıyorsunuz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hayvancılık sektöründen </strong><strong>Solakoğlu’na sert tepki</strong></p>
<p>Sencer Solakoğlu’nun bu açıklamaları üzerine hayvancılık sektörünün farklı kesimlerinden tepkiler yükseldi.  Özellikle hastalıktan ari olanların dışındaki işletmelerin yüksek hastalık riski taşıdığına ilişkin sözleri tepki gördü.</p>
<p>Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Köten yaptığı yazılı açıklamada özetle şu bilgileri dile getirdi:</p>
<p>“Hayvansal üretimde hastalık durumu, genellemelerle değil, işletme bazında yürütülen resmi denetimler, laboratuvar analizleri ve bilimsel verilerle değerlendirilir. Hiç kimsenin, milyonlarca litre süt üreten yüz binlerce aile işletmesini tek bir cümleyle zan altında bırakmaya hakkı yoktur. Sayın Sencer Solakoğlu’nun son açıklamaları, yalnızca üreticileri değil, tüketiciyi de paniğe sevk eden, sektörün itibarına zarar veren talihsiz açıklamalardır. En fazla “süt içmeyin yoksa kanser olursunuz” açıklamaları kadar muteberdir.</p>
<p>Daha da önemlisi, Sayın Solakoğlu yaklaşık üç yıl Bursa Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanlığı yapmıştır. Bu süre boyunca yalnızca ari işletmelerin değil, birliğe üye tüm üreticilerin sütü aynı pazarlama sistemi içerisinde sanayiye ulaştırılmıştır. Bugün kullandığı ifadeler doğruysa, kamuoyu şu soruların cevabını hak etmektedir:</p>
<p>O dönemde pazarlanan sütlerle ilgili neden aynı hassasiyet gösterilmemiştir? Bugün “veremli süt” diyerek hedef aldığı üreticilerin sütü o gün neden tüketiciye sunulmuştur? Başkanlığı döneminde aile işletmelerinin hastalıklardan arındırılması adına hangi somut projeler hayata geçirilmiş, hangi kalıcı başarılar elde edilmiştir? Tarım Bakanlığı’nda danışman olarak görev yaptığı süreçte de, dile getirdiği sorunların çözümü için hangi somut girişimleri yapmıştır? İşletmelerinin belgelerinin iptal edildiğini belirttiğine göre; birileri çıkıp da “ari işletme değildir, veremli süt üretiyor” derse, en az kendisinin tespiti kadar haklı mı olur yoksa en az kendisi kadar kara çalan mı olur?”</p>
<p><strong>Gıda güvenliği tartışmaların malzemesi olmamalı</strong></p>
<p>Gıda güvenliğinin kişisel veya ticari tartışmaların malzemesi yapılamayacağını belirten Köten: “ Sorunlar ortadayken sessiz kalıp, kişisel menfaatler zarar gördüğünde kamuoyunda infial oluşturacak açıklamalar yapmak; ne vicdanla, ne üreticiye sahip çıkmakla ne de memleket sevgisiyle bağdaşır. Eğer konu gerçekten anne ve babaların bilinçlenmesi, çocukların sağlığı, toplum sağlığı ve gıda güvenliği olsaydı; tartışmalar kişilere göre değil, bilime göre yürütülürdü. Antibiyotiklere direnç geliştiren rb51  uygulamasının tüm avantajları kadar riskleri ve sınırlılıkları da açıkça anlatılırdı. Gıda güvenliği, kişisel veya ticari tartışmaların malzemesi yapılamaz. Bir yandan hukukun üstünlüğünden söz edip diğer yandan yürürlükteki mevzuatı yok sayan söylemler geliştirmek büyük bir çelişkidir. Kanunlar herkes için vardır; hiçbir kişi, hiçbir makam ve hiçbir sosyal medya hesabı hukukun üstünde değildir.</p>
<p>değerlendirmesi yaptı.</p>
<p><strong>Aile işletmeleri üretimin güvencesi</strong></p>
<p>Aile işletmelerinin bu ülkenin üretim güvencesi olduğuna dikkat çeken İlhan Köten açıklamasını şöyle sürdürdü: “ Ari işletmeler de aynı şekilde hayvancılığımız için büyük bir değerdir. Bu iki yapıyı karşı karşıya getirmek, üreticileri birbirine düşürmek ve sektörü kutuplaştırmak hiç kimseye fayda sağlamaz. Düne kadar Tarım Bakanımız İbrahim Yumaklı’yı ve yürütülen politikaları övenlerin, bugün tamamen zıt bir söylem geliştirmesi de kamuoyunun takdirine bırakılması gereken bir tutarsızlıktır. Doğru; siyasi konjonktüre, kişisel çıkarlara veya menfaat hesaplarına göre değişmez. Bu nedenle Sayın Sencer Solakoğlu’nun ülkem dediği coğrafyanın Türkiye olduğunu umuyor, küçük ölçekli aile işletmelerini töhmet altında bırakan, toplumda korku ve güvensizlik oluşturan “veremli süt üretiyorlar” ifadelerini düzeltmeye davet ediyoruz. Eleştiri yapılabilir, eksikler konuşulabilir; ancak binlerce üreticiyi töhmet altında bırakan sorumsuz açıklamalar kabul edilemez.”</p>
<p><strong>Arilik sertifikasının iptali yanlış</strong></p>
<p>Sencer Solakoğlu’nun da uzun süre başkanlığını yaptığı Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) de konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Dernek Yönetim Kurulu Başkanı Müslüm Doğru imzasıyla yapılan açıklamada özetle şu bilgilere yer verildi: “Son dönemde Bursa ilinde gerçekleştirilen hastalıktan ari işletme denetimleri ve bazı işletmelerin statülerinin iptal edilmesine ilişkin kamuoyunda çeşitli tartışmalar gündeme gelmiştir. Bu bağlamda, konunun bilimsel ve kurumsal çerçevede değerlendirilmesi hem üreticilerin hem de kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi açısından önem arz etmektedir.</p>
<p>Hastalıktan ari işletme statüsü, sığır tüberkülozu ve bruselloz gibi zoonotik hastalıklardan arilik, biyogüvenlik tedbirlerinin uygulanması ve mevzuatta öngörülen sağlık kriterlerinin karşılanması suretiyle kazanılan bir sağlık güvencesidir. Denetim süreçlerinde, ilgili bakanlık tarafından sadece hayvanlarda bu hastalıklara ait kan testleri değil; kayıt sistemindeki eksiklikler ve biyogüvenlik kriterlerinin karşılanmaması gibi mevzuatta bulunan kriterler incelenmektedir. Bu kriterler Tarım ve Orman Bakanlığı Hastalıktan Ari İşletmeler Yönergesi (2024/8) eklerinde maddeler halinde açıklanmıştır. 25 - 27 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen denetimlerde, Bursa’daki 24 işletmenin sertifikaları iptal edilmiştir. Ancak rutin denetim zamanı gelmiş olan bir işletme dışında hiçbir çiftlikteki hayvanlardan test için kan alınmamıştır. Dolayısıyla iptal gerekçelerinin sağlık şartları dışındaki bazı kriterlerden kaynaklandığı sonucu çıkmaktadır. Statü iptali işletmelerin üretim faaliyetlerinin durdurulması anlamına gelmemektedir ancak burada vurgulanması gereken, bazı işletmelerimizde sağlık şartları dışında bir gün içerisinde düzeltilebilecek mekanik arızalar ve/veya çok küçük müdahalelerle çözülebilecek bazı aksaklıklar tespit edilmiş olması ve bunlardan kaynaklı arilik sertifikasının iptal edilmiş olmasıdır.”</p>
<p><strong>Bakanlık iptal gerekçesini açıklamalı </strong></p>
<p>Denetime tabi tutulan işletmelerin sertifikalarının öncelikle askıya alınması gerektiğini hatırlatan Müslüm Doğru, “Ancak doğrudan iptal işlemi yapılmış ve iptal sebebi de ilgili çiftliklere resmi olarak bildirilmemiştir. Bu nedenlerle ari işletmeler arasında konuya ilişkin birtakım endişeler oluşmuştur. Bu uygulama sonucunda neden doğrudan iptal edilme yapıldığının açıklanması sektörümüz açısından önem arz etmektedir.</p>
<p>Derneğimiz, kurallara uygun üretim yapan işletmelerin yanında olmayı, üreticilerimizin şeffaf ve güvenilir üretim süreçlerini desteklemeyi ve kamuoyunu doğru bilgilendirmeyi temel görevlerinden biri olarak görmektedir. Halk sağlığının korunması, kamu kaynaklarının etkin kullanımı ve hayvancılık sektörünün sürdürülebilirliği açısından bu denetimlerin önemini bir kez daha vurguluyoruz” görüşünü dile getirdi</p>
<p>Özetle, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın hastalıktan ari işletmelere yönelik denetimi ve sonrasında işletmelerin arilik sertifikasının iptali hem siyaset hem de hayvancılık sektöründe büyük tartışma yarattı. Burada en büyük eksiklik, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yaptığı denetimde şeffaf davranmaması. İşletmelere sertifikalarının neden iptal edildiği bile bildirilmediği anlaşılıyor. Bu nedenle denetim bir ceza aracına dönüşmüş görünüyor. Geçmişten bugüne hükümeti, bakanlığı eleştirenlerin denetim adı altında cezalandırıldığının çok örneği var. Bize bilgi veren haber kaynaklarımız çoğu zaman bu denetimden, cezadan korktukları için ‘aman benim adım geçmesin’ diyor. İşin bir de hastalık boyutu var. Türkiye’de 1 milyondan fazla büyükbaş hayvancılık işletmesi var ve bunlardan sadece yüzde 1’i hastalıktan ari işletme sertifikasına sahip. Geri kalan yüzde 99’unun hastalıklı süt ürettiğini iddia etmek de doğru değil.          </p>
<p><strong>Bekir Pakdemirli döneminde </strong><strong>destek cezası, mahkemeden dönmüştü</strong></p>
<p>Sencer Solakoğlu ilk kez cezalandırılmıyor. Bekir Pakdemirli’nin bakanlığı döneminde Eylül 2019’da peş peşe yapılan denetimler sonucunda Çiftçi Kayıt Sistemi(ÇKS) kayıtlarında uyumsuzluk tespit edildiği gerekçesiyle 5 yıl süre ile tarım desteklerinden men edildi.Tarım ve Orman bakanlığı o dönemde yaptığı açıklamada cezanın siyasi eleştirilerle ilgisi olmadığını iddia etmiş kayıtlı arazi verileri arasında uyumsuzluk olduğu için ceza verildiğini duyurmuştu.</p>
<p>Sencer Solakoğlu açtığı dava sonucunda, Nisan 2020’de, Bursa 1. İdare Mahkemesi, verilen 5 yıllık tarımsal desteklerden men cezasında hukuka aykırılık tespit ederek yürütmeyi durdurma ve cezanın iptali yönünde karar verdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayvancilikta-hastaliktan-ari-tartismasi-83133</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/8/1280x720/buyukbas-hayvancilik-besici-1780647569.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayvancılıkta &#039;hastalıktan ari&#039; tartışması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayici-soruyor-uretmeye-deger-mi-83132</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayici soruyor: Üretmeye değer mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yüksek faiz ortamı ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler nedeniyle şirketlerin en büyük gündemi artık yatırım yapmak değil, nakit akışını sürdürebilmek oldu. Üretimin devamı için gerekli olan işletme sermayesine ulaşmak bile her geçen gün daha zor hale geliyor.</strong></p>
<p>Ekonomiye ilişkin tartışmalarda çoğu zaman rakamlar konuşur. Ancak bazen tek bir sanayicinin kurduğu birkaç cümle sayfalar dolusu verinin anlattığını çok daha çarpıcı biçimde özetler.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde EKONOMİ gazetesinin yeni merkezini ziyaret eden bir iş insanıyla sohbet ettik. Bu iş insanımız hem tüketiciye dokunan ürünler üreten önemli bir sanayiciydi hem de o sektörün çatı derneğinin başkanıydı. Anlattıkları, haziran ayında açıklanan ve bir hafta önce bu köşeye de konu olan İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI verilerinin sahadaki karşılığı gibiydi. Bir anlamda PMI verilerinin arkasındaki insan hikayesini anlatıyordu.</p>
<p>“İçeride rekabet artıyor, dışarıda fiyat tutturamıyoruz... Nakdin dönmesinin bu kadar zor olduğu bir dönem olmadı. Bizden küçülmemiz, gerekirse varlık satmamız isteniyor” diyordu.</p>
<p>Aslında bu sözler yalnızca birkaç firmanın yaşadığı sıkıntıyı anlatmıyor, Türkiye sanayisinin içinde bulunduğu yapısal sıkıntıyı ve dönüşümü de gözler önüne seriyordu.</p>
<p><strong>Veriler alarm veriyor</strong></p>
<p>Haziran ayında PMI endeksi 47,1’e gerileyerek yeniden belirgin daralma bölgesine indi. Böylece imalat sanayisinde faaliyet koşullarındaki bozulma üst üste 27’nci aya ulaştı. Üretim geriliyor, yeni siparişler azalıyor, ihracat yeniden ivme kaybediyor, firmalar istihdamı ve stoklarını azaltıyor. Sanayici geleceğe daha temkinli bakıyor.</p>
<p>Veriler bize bunu söylüyor. Sahadaki üretici ise bunun nedenlerini anlatıyor.</p>
<p>Yüksek faiz ortamı ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler nedeniyle şirketlerin en büyük gündemi artık yatırım yapmak değil, nakit akışını sürdürebilmek oldu. Üretimin devamı için gerekli olan işletme sermayesine ulaşmak bile her geçen gün daha zor hale geliyor.</p>
<p><strong>Eyvah! Sanayi kültürümüz kayboluyor</strong></p>
<p>İş insanı ile konjonktürel sorunları konuştuk ama sohbetimizde beni en fazla etkileyen cümle ise daha derin bir soruna işaret ediyordu. “Sanayi kültürünü kaybediyoruz,” diyordu iş insanımız.</p>
<p>Bu cümle ilk bakışta belki biraz abartılı gelebilir. Ama bence üzerinde fazlasıyla durmaya değer.</p>
<p>Türkiye, uzun yıllar boyunca büyük fedakarlıklarla güçlü bir üretim ekosistemi oluşturdu. Hem de bunu çeşitliliği gözeterek yaptı. Tek bir endüstride yoğunlaşmadı. Birçok işletme ikinci, hatta üçüncü kuşağa ulaştı. Üretim bilgisi, tedarik zincirleri, yetişmiş insan kaynağı ve ihracat ağları uzun yılların birikimiyle oluştu. </p>
<p>Ancak bugün üretmek her geçen gün daha zor hale gelirken, üretmemek bazı durumlarda daha kazançlı hale geliyor.</p>
<p>İş insanının verdiği örnek oldukça çarpıcıydı. “Fabrikasını kiraya veren, üretim yapmaktan daha fazla kazanıyor” diyordu. Hal böyleyse niye onca zahmete girilip üretim yapılsın ki? </p>
<p>Bu yalnızca bireysel bir tercih değil. Ekonomi açısından önemli bir sinyal. Eğer sanayici, üretimden elde edeceği getiriyi gayrimenkul gelirinde ya da faizde buluyorsa, burada yalnızca şirketlerin değil kaynak tahsisinin de bozulduğunu kabul etmek gerekir. Üretim yerine rantın daha cazip hale geldiği bir ekonomide yatırım iştahının zayıflaması kaçınılmazdır.</p>
<p>Benzer bir durum sanayi arsalarında da yaşanıyor. Üretim için ayrılması gereken alanlar giderek daha pahalı hale geliyor. Bu da yeni yatırım kararlarını zorlaştırıyor.</p>
<p><strong>Kur artık tek başına çare değil</strong></p>
<p>Sohbet sırasında dikkatimi çeken bir başka nokta ise kur konusuydu. Uzun yıllardır ihracatçıların en önemli talebi rekabetçi kurdu. Ancak bugün birçok sanayici bu tartışmanın ötesine geçmiş durumda. İş insanımız da gazetedeki sohbette, “Kur 60 lira olsa bile ne ifade edeceğini bilmiyoruz” diyordu.</p>
<p>Bu söz aslında önemli bir zihniyet değişimini gösteriyor. Çünkü artık sorun yalnızca kur seviyesi değil. Verimlilik, teknoloji, finansman maliyetleri, enerji giderleri, ölçek ekonomisi ve üretim yapısının bütünü rekabet gücünü belirliyor.</p>
<p>Sanayicinin Çin örneğini verirken sıraladığı başlıklar da bunu anlatıyordu. Çin’in küresel pazarlardaki gücünün arkasında üretim gücü, fiyat avantajı, kalite, güçlü finansman olanakları ve agresif ticaret politikaları gibi faktörler vardı. İş insanımız doğrudan dillendirmedi ama benim bu listeye bir de teknoloji ve inovasyon kapasitesini eklemem gerekir.</p>
<p>Yani küresel rekabet artık sadece ucuz iş gücü ya da düşük kurla kazanılmıyor.</p>
<p>Bu nedenle yalnızca kur tartışmasına sıkışan bir rekabet stratejisinin başarı şansı giderek azalıyor. Dönüşüm gerçekleşmezse, Türkiye yalnızca dış pazarlarda değil, kendi iç pazarında da pahalı bir üretim ülkesi haline gelebilir.</p>
<p><strong>Sanayisizleşme kader değil</strong></p>
<p>Geçen hafta geniş bir şekilde analiz ettiğimiz PMI verilerinin asıl uyarısı da burada yatıyor.</p>
<p>Üretimdeki yavaşlama artık geçici dalgalanmalarla açıklanabilecek bir durum olmaktan çıktı. Siparişlerdeki zayıflama, yatırımlardaki isteksizlik ve istihdamdaki gerileme, üretim kapasitesinin zaman içinde aşınabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Ekonomi yönetiminin enflasyonu düşürme hedefi kuşkusuz büyük önem taşıyor. Fiyat istikrarı sağlanmadan sürdürülebilir büyüme mümkün değil. Ancak bunun kadar önemli bir başka gerçek daha var. Üretim altyapısının kalıcı biçimde zarar görmesi de Türkiye’nin göze alabileceği bir maliyet değil. Nitekim İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın da vurguladığı gibi, Türkiye’nin ne enflasyonla mücadeleden vazgeçme ne de sanayi ekosistemini zayıflatma lüksü bulunuyor.</p>
<p>Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele yalnızca büyümenin yavaşlaması değil; üretim yapmanın cazibesini koruyup koruyamayacağımızdır. Yani sanayisizleşme riskidir. Tanım olarak sanayisizleşme sanayi sektörünün toplam hasıla içindeki payının azalmasıdır. Kaçınılmaz bir son mudur? Yoksa önlenmesi gereken bir kabus mudur? Bence kabustur. Çünkü gelişmiş ekonomiler için sorun olmayabilir ama bizim gibi henüz sanayileşmesini tamamlayamamış olanlar için ciddi tehdittir.</p>
<p>Bir fabrikanın kapanması yalnızca üretimin durması anlamına gelmez. Birikmiş bilgi kaybolur, yetişmiş iş gücü dağılır, tedarik zincirleri zayıflar ve yeniden ayağa kalkmak yıllar alır.</p>
<p>PMI gibi bazı rakamlar alarm veriyor. “Sanayi ruhu kayboluyor” diyen sanayicilerin anlattıkları ise alarmın neden çaldığını gösteriyor. Bundan sonrası, üretimin yeniden cazip hale gelmesini sağlayacak yapısal adımların atılıp atılmayacağına bağlı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayici-soruyor-uretmeye-deger-mi-83132</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/2/1280x720/66-1784007010.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayici soruyor: Üretmeye değer mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayide-durum-83131</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayide durum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupalılar hiç olmazsa tartışıyorlar. Bu tartışma bizde ekonomi politikası tasarlayanlara ve uygulayanlara ne söylüyor? Bilmiyorum. Zira bu konuda onlardan pek de dişe dokunur bir şey duyduğumu hatırlamıyorum. Oysa Çin teknoloji devi haline gelirken, sanayi sektörümüz alarm veriyor.</strong></p>
<p>Çin, teknoloji devi haline geldi. Üstelik yüksek teknolojili ürünlerin çoğunu rakiplerine kıyasla daha ucuza üretiyor. 18 Haziran’da ‘Çin korkusu’ başlığını taşıyan yazımda Fransa Planlama Kurumu’nun Çin’in Avrupa’yı nasıl solladığını anlatan bir raporundan alıntılar yapmıştım. Rapor, özellikle Almanya ve Fransa gibi ülkelerin hem kendi iç pazarlarını hem de ihracat pazarlarını önemli ölçüde Çin’e kaptırmak riskiyle karşı karşıya olduklarını vurguluyordu. Volkswagen şirketinin durumu ve çok sayıda işçi çıkarma planı basında son günlerde çok yer buldu. İki Nobel ödüllü iktisatçının Fransa’yı özellikle Çin’deki gelişmeler bağlamında tartıştıkları bir söyleşiyi perşembe ele alacağım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55bea0419d1-1784004256.png" alt="" width="327" height="251" />Avrupalılar hiç olmazsa tartışıyorlar. Bu tartışma bizde ekonomi politikası tasarlayanlara ve uygulayanlara ne söylüyor? Bilmiyorum. Zira bu konuda onlardan pek de dişe dokunur bir şey duyduğumu hatırlamıyorum. Oysa Çin teknoloji devi haline gelirken, sanayi sektörümüz alarm veriyor. Mayıs 2023-Mayıs 2026 döneminin aylık sanayi üretim endeksi değerlerinin grafikte verilen üçer aylık hareketli ortalamalarına bakın mesela. Ortalama aylık artış sadece yüzde 0,12. “Bu üç yıllık dönemde her yıl ortalama ne kadar büyümüş sanayi sektörü?” diye bakıldığında, durum daha açık bir biçimde gözler önüne seriliyor: Sadece yüzde 1,45.</p>
<p>Şüphesiz denilebilir ki; “bu durum büyük ölçüde tekstil, deri ve giyim sektörlerindeki baş aşağı gidişten kaynaklanıyor. Orta-yüksek ve yüksek teknolojili sektörlerde üretim artışları bu kadar düşük değil.” Gerçekten de salt yüksek teknolojili ürünlerdeki üretim artışına bakınca belirgin biçimde yüksek değerler ortaya çıkıyor. Aynı dönemde ortalama aylık artış yüzde 0,41, yıllık artış ise yüzde 5. Orta ve yüksek teknolojili grupta bu değerler sırasıyla yüzde 0,26 ve 3,14.</p>
<p><strong>Programsız, plansız şekilde </strong><strong>bir sektörden çıkış olur mu?</strong></p>
<p>Karşı cevabın iki boyutu var. Birincisi, özellikle yüksek teknolojili sektörlerdeki gidişat ne kadar kalıcı olacak ve ne ölçüde diğer sektörlere yayılacak? NATO zirvesi nedeniyle Ankara’ya gelmesinden önce ortalığa saçılan “Trump’ın Kaan uçaklarının motorlarının ABD’den ithalatına ‘yeşil ışık yakacağı’ haberlerini” hatırlayın. İkincisi, birincisinden daha önemli, zira onu da yakından ilgilendiriyor: Programsız, plansız şekilde bir sektörden çıkış olur mu? O fabrikalarda çalışanlar ne olacak? Yeni beceriler kazanacakları bir eğitimden geçirilecekler mi? İşsiz kaldıkları dönemde ‘doyurucu’ işsizlik yardımları alabilecekler mi? O fabrikaların bulunduğu bölgelerdeki esnaf nasıl etkilenecek? Kısacası, ayrıntılı biçimde düşünülmüş bir sanayi politikası uygulanıyor mu yoksa yine ‘saldım çayıra Mevlam kayıra’ durumu mu?   </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayide-durum-83131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayide durum ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acaba-avrupa-kendini-nasil-savunacak-83130</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Acaba Avrupa kendini nasıl savunacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Naçiz kanaatime göre, çoğu Avrupa ülkesi Trump ile kavga etmemeyi öngörmekte, ihtilaf konularını görüşmeyi bir sonraki başkan dönemine ertelemeyi tercih etmektedir. Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını arttırmaya mecbur oldukları gerçeğini benimsemişlerdir. Bununla birlikte, Amerika’nın Avrupa savunmasından tamamen çekilmesine karşıdırlar.</strong></p>
<p>Hepinizin bildiği gibi, ülkemiz yönetimi NATO devlet ve/veya hükümet başkanlarının geçen hafta Ankara’da yapacağı olağanüstü toplantıya büyük önem atfediyordu. Toplantının muntazam geçmesi için önceden bir dizi tedbir alındı. Birçok yol trafiğe kapandı. Memurlar idari izne çıkarıldı. Olay çıkaracağı tahmin edilen kişiler gözaltına alındı. Türk savunma sanayiinin başarıları konuklara sergilendi. Şimdi hepsini burada saymama gerek olmayan çok sayıda tedbir alındı. Söylenenlere göre, bu toplantıda NATO’nun görevi yeniden tanımlanacaktı. Ne mutlu ki, toplantı olaysız sona ermiş bulunuyor. Şurası artık kesinlik kazanmış durumda: NATO üyesi ülkeler kendilerini savunmak için Amerika’ya güvenmek yerine savunma yükünün daha büyük bir bölümünü kendileri taşımak mecburiyetinde kalacaklar. Toplantının sona ermesi üzerine yayınlanan bildiriye bakıldığında,  Avrupalı üyelerin endişelerine cevaben Rusya’nın genişleme temayüllerine karşı çıkılacağı ve bu babda saldırı altında olan Ukrayna’nın destekleneceği hususuna yer veriliyor. Putin’le dostluk sergileyen ve Ukrayna’ya ödün vermeyi tavsiye eden Amerika açısından bu önemli bir özveriye işaret ediyor. Buna karşılık, Amerika’nın (ve herhalde İsrail’in) endişelerini gidermek üzere, bildiride İran’ın nükleer silahlar edinmesine de karşı çıkılıyor. Böylece Turmp’ın siyaseti Avrupalı NATO üyeleri tarafından da desteklenmiş oluyor.</p>
<p>Birleşik Devletler yönetimi, NATO’nun ABD dışında kalan üyelerinin savunma harcamalarını 2035 yılına kadar gayri safi milli hasılalarının yüzde 5’i seviyesine çıkarmalarını istiyor. Bu harcamaların yüzde 3,5’i somut askeri harcamalara gidecekken, geriye kalan yüzde 1,5’in savunma imkanlarını genişleten altyapı yatırımlarına gidebileceği ifade ediliyor. Daha şimdiden sahtekarlıklar da başladı. Örneğin Çekya’da yapılan bir yol inşaatı harcamasının sadece bir kaplıcaya ulaşımı kolaylaştırdığı, buna karşılık ülkenin savunma gücüne herhangi bir katkıda bulunmadığı ortaya çıktı. Hesapları kim yapıyorsa, herhalde ondan hesap sorulacaktır. Ancak İspanya gibi, başka öncelikleri olduğu için bu talebe uymayacağını beyan eden ülkeler bir yana bırakılacak olursa, diğer üyeler Amerikan talebine uyacaklarını ifade ediyorlar ve şimdiden askeri harcamalarını artırma yoluna gidiyormuş gibi görünüyorlar.</p>
<p><strong>Çoğu Avrupa ülkesinin, </strong><strong>etkili savunma gücü yok</strong></p>
<p>NATO’nun Avrupalı üyelerinin askeri alanda büyük harcamalar yapmaktan kaçındıkları, Kıta’nın savunma yükünü Amerika’nın yüklenmesine terk ettikleri doğrudur. Şu anda çoğu Avrupa ülkesinin herhangi bir ortamda etkili olabilecek kabiliyeti haiz bir savunma gücü bulunmamaktadır. Askeri malzeme yetersizdir, daha da vahim olarak kısa sürede açıkların giderilmesini sağlayacak bir üretim yapısı da yoktur. Ülkelerin savunma harcamalarını artırmaları bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Buna karşılık, Amerika’dan farklı olarak Avrupa’nın bir dünya gücü olmak ve dünyaya nizam vermek iddiasında olmadığı da bilinmektedir. Dolayısıyla, Avrupa ülkelerinin savunma alanına Birleşik Devletler kadar yatırım yapmalarına ihtiyaç olduğu, yani gayri safi milli hasılalarının yüzde 5’ini savunma harcamalarına ayırmaları gerektiği konusu da çok tartışmalıdır. Naçiz kanaatime göre, çoğu Avrupa ülkesi Trump ile kavga etmemeyi öngörmekte, ihtilaf konularını görüşmeyi bir sonraki başkan dönemine ertelemeyi tercih etmektedir. Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını arttırmaya mecbur oldukları gerçeğini benimsemişlerdir. Bununla birlikte, Amerika’nın Avrupa savunmasından tamamen çekilmesine karşıdırlar. Çoğu Avrupa liderinin görüşüne göre, Amerika’nın Kıta’yı nükleer bakımdan savunmaya devam etmesi için Amerika’nın Kıta’nn konvansiyonel savunmasında da bir miktar sorumluluk üstlenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Amerika’nın Avrupa’yı savunmakta üstlendiği sorumluluğu azaltmak istediği uzun zamandır biliniyordu. Bunun resmiyet kazanması için Ankara toplantısını beklemek gerektiğini iddia etmek sanıyorum biraz abartılı olacaktır. Bence, daha önemli olan konu Avrupa’nın kendini savunmak için neler yapması gerektiğine ilişkin bir karara varmasıdır ki, son Ankara toplantısının bu konuda yeterli ipucu verdiğini söylemek mümkün değildir. Üyeler Avrupa savunmasının  Avrupa Birliği savunmasından daha kapsamlı olduğunu, Bileşik Krallık, Norveç ve Türkiye’yi kapsaması gerektiğinin bilincindeler. AB kendisini savunması gerektiğini, bunun için de diğer Avrupa ülkeleriyle birlikte hareket etmek zorunda olduğunu anlıyor, dolayısıyla onlarla olan ilişkilerini sıkı tutmak ve iyi yürütmek istiyor. Böyle bir yaklaşım uzun vadede sorun yaratmaya aday çünkü ittifakın AB’ye katılmayan üyeleri savunma planlamasında eşit konumda bulunmayı isteyeceklerdir.</p>
<p><strong>Almanya’nın savunmada </strong><strong>güçlenmesine şüpheyle bakılıyor</strong></p>
<p>Avrupa savunmasında hangi ülkelerin başı çekeceği konusunda da bir bulanıklık var. Almanya hükümeti savunma alanında daha büyük harcamalar yapmaya hazırlandığını, şimdikine nazaran çok daha büyük ve güçlü silahlı kuvvetlere sahip olmayı planladığını ilan etmiş bulunuyor. Almanya’nın girişimi olumlu karşılanabilirse de, birçok Birlik üyesi Almanya’nın güçlenmesini iki bakımdan sorunlu bulmaktadır. İlk olarak, Avrupa Birliği Fransa ve Almanya bir daha savaşmasınlar diye kurulmuştu. Bu amacı gerçekleştirmek üzere Almanya’nın Avrupa’nın iktisadi lideri olmasına imkan tanınmış, savunma işleri ise Fransa’ya tevdi edilmişti. Böyle bir işbölümünün baştan sakat olduğu ileri sürülebilir; ne de olsa Fransa askeri başarılara imza atmasıyla tanınan bir ülke değildir. Fransa’yı iki dünya savaşında başka ülkeler kurtarmışlardır. Napolyon’un Moskova seferi sonucu aklımızda kalan tek husus “Moskova Dönüşü” diye bilinen felakettir.  Bütün bunlara rağmen, herhalde ABD’nin Kıta savunmasının mimarı olduğu düşünüldüğünden AB’nin savunması Fransa’ya havale edilmiştir. Tabii, ABD çekilince bu denklem de işlerliğini yitirmiş oluyor. AB üyeleri Almanya’nın hem iktisadi hem de askeri alanda birinci ülke konumuna gelmesinin uzun dönemde Birlik’in korunmasında güçlük yaratacağından, bir dizi başka soruna yol açmasından çekiniyorlar. İkinci olarak, her ne kadar üye ülkeler bu düşüncelerini alenen ifade etmekten kaçınsalar da, çoğunlukla Almanya’nın silahlanarak Avrupa’nın en büyük askeri gücüne sahip olmasını endişe ile karşılıyorlar. İkinci Dünya Savaşı sırasında güçlü Alman ordularının neler yapmaya kadir olduğunu bir türlü unutamıyorlar. Aynı günlere geri dönmekten korkuyorlar.   </p>
<p><strong>Daha eşitlikçi bir formül </strong><strong>arandığına dair emare yok</strong></p>
<p>Birleşik Devletler bir süper güçtü. Avrupa savunmasını üstlendiği zaman, diğer ülkeler aynı yönde düşünmeseler bile, Amerika’nın izinden gidiyorlardı. Avrupa’da kurulmak istenen yeni savunma düzeninde karar alma süreçleri daha eşitlikçi olmak zorundadır. Tamamen eşitlikçi olursa, yani her birlik üyesinin rızasına göre hareket etme yolu tercih edilirse, savunmanın yürümemesi, etkisiz kalması, hatta ölü doğması muhtemeldir. Avrupa savunmasına büyük katkı yapacak ülkelere daha fazla söz hakkı tanıyan bir formülün geliştirilmesi gerekiyorsa da, böyle bir formülün bırakın bulunması, henüz arandığına dair bir emare dahi ortaya çıkmamıştır.    </p>
<p>Ankara toplantısı zaten uzun süreden beri sözü edilen bir hususu teyit etmiştir: Avrupa esas itibariyle kendi savunmasından sorumludur. Ancak Avrupa kendini nasıl savunacağını henüz iyi bilmemektedir. Konu üzerinde düşünüyor mu, yoksa konuyu geçiştiriyor mu, o da belli değildir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acaba-avrupa-kendini-nasil-savunacak-83130</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/0/1280x720/5665-1784004129.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Acaba Avrupa kendini nasıl savunacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-olan-daima-yararli-midir-83129</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni olan daima yararlı mıdır?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ çağında hedefe kilitlenmek değil, kapsamı görebilmek marifet. Işık odaklı yönlenme, gölgede kalan insanı unutturmamalı. Bu yüzden ışığa değil, yolun bütününe bakmalı.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: YZ destekli dünyada <strong>yönümüzü belirlemek</strong>, çoğu zaman bir “<strong>tünel vizyonu</strong>”yla yol almaya benziyor. Hepimiz teknolojinin sunduğu <strong>ışığa</strong> odaklıyız. <strong>Otomasyon</strong>, <strong>akıllı karar sistemleri</strong>, <strong>veri temelli yönetişim</strong>… Ancak tünelin ucuna kilitlenen gözler, <strong>çeperdeki gölgeleri</strong> artık göremiyor.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Yani<strong> ışığı </strong>seçiyoruz ama <strong>yansımayı</strong> kaçırıyoruz. Bu çağda <strong>dijitalleşmek</strong> yetmiyor. Aklı da dijitalleştiriyoruz. Fakat gözümüz YZ ile <strong>optimize edilmiş</strong> hedefteyken, <strong>sistemin dışladığı insanı</strong>, etkilediği <strong>sosyal dokuyu</strong>, hatta <strong>kararların algoritmik önyargılarla</strong> nasıl şekillendiğini göremiyoruz.</p>
<p><strong>ALGORİTMİK TÜNEL SENDROMU</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM: Teknoloji körlüğü</strong>, yalnızca cihazlara değil, <strong>zihinsel modellere</strong> de sirayet ediyor. Her YZ entegrasyonu, bir <strong>kültürel refleksi</strong> bastırabilir. <strong>Her yeni sistem, bir değeri dışlayabilir</strong>. Bu yüzden <strong>algoritmik tünel sendromu</strong>, sadece dijital bir sapma değil; <strong>kavramsal daralma</strong> sorunudur.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Birçok kurum, “<strong>sisteme uyduk</strong>” diyerek <strong>eleştirel düşünceyi</strong> rafa kaldırıyor. Her şey YZ ile çözülecek gibi düşünmek, <strong>sorunları görmezden gelmenin</strong> yeni bahanesi oluyor. Oysa sistemden çok, <strong>sistemi kullanan bilinç</strong> belirleyicidir. Ve <strong>tünel vizyonu</strong>, bilinci daraltan en <strong>tehlikeli</strong> optik illüzyondur.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Yenilenme stratejisine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Yeni teknolojiler hep mi faydalıdır?</em></strong></p>
<p><strong>Hayır</strong>. Her yenilik, iyileştirme değildir. <strong>Her algoritma, adil değildir</strong>. Yenilik, bağlamla değerlidir. Özellikle YZ sistemleri, “<strong>ne sunduğundan</strong>” çok, “<strong>kimi dışladığıyla</strong>” ölçülmelidir.</p>
<p><strong><em>Neyi sorgulamalıyız?</em></strong></p>
<p>Her yeni sistemin önce “<strong>etkisini</strong>” değil, “<strong>etkilenenini</strong>” sorgulamalıyız<strong>. Kim dışarda kalıyor</strong>? Hangi değer bastırılıyor? <strong>Hangi yetenekler köreltiliyor</strong>? Soruyu değiştirmeden yanıtın yönü değişmez.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT </strong></span></p>
<p><strong>TEKNOLOJİ OBUR DOSTLAR, BİRAZ YAPA ZEKÂ DİYETİ YAPSANIZ?</strong></p>
<p><strong>Görsellik artıyor</strong> ama sezgi köreliyor. <strong>İş süreçleri kısalıyor</strong> ama iletişim sığlaşıyor. Her şeyi kodlamak, <strong>anlamı dışlamak</strong> değildir. Şirketler <strong>veri akışına milyonlar yatırıyor</strong> ama o veriyi kullanacak <strong>insanları eğitmiyor</strong>. Bugün <strong>IRP</strong>, <strong>CRM</strong>, <strong>LLM</strong> gibi sistemler kuruyoruz. Ama bu <strong>kısaltmaların anlamını</strong> bilmeden…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YENİ TEKNOLOJİLER LÜGATI</strong></span></p>
<p><strong>Algoritmik tünel sendromu</strong>: Sistemin hedeflediğine odaklanıp dışsal ve insani boyutu ıskalamak</p>
<p><strong>Işığın kararttığı alanlar</strong>: Görünürlük artarken farkındalık azaldığı, dikkat dışı kalan alanlar</p>
<p><strong>Algoritmik önyargı körlüğü</strong>: YZ’nin ürettiği hatalı eğilimleri sorgulamadan kabullenme</p>
<p><strong>YZ diyeti</strong>: Aşırı teknoloji tüketimini dengelemek için bilinçli, insani odağa dönüş</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-olan-daima-yararli-midir-83129</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/yapay-zeka-1752734436.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni olan daima yararlı mıdır? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-cari-acigi-endise-edilen-olcude-etkilemedi-83127</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş cari açığı endişe edilen ölçüde etkilemedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaşın Türkiye ekonomisini en çok iki yönden etkileyeceği kaygısı vardı.</p>
<p>Bunların ilki artacak ham petrol fiyatları yüzünden yurt içinde enflasyonun akaryakıt fiyatlarına bağlı olarak çok hızlı bir artış göstereceğiydi.</p>
<p>İkinci kaygı ise yine ham petrol ve diğer ithal girdilerin pahalanması yüzünden cari açığın tırmanışa geçeceği ve bunun da döviz kuru üzerinde büyük bir baskı oluşturacağıydı.</p>
<p>Merkez Bankası dün mayıs ayının ödemeler dengesi verilerini açıkladı ve cari açığın mayıs aylarında gösterdiği belirgin inişi bir kez daha sergilediği ortaya çıktı.</p>
<p>Ocakta 6,7 milyar, şubatta 7,3 milyar olan ve martta 9,6 milyarla bu yılın en yüksek düzeyine çıktıktan sonra nisanda 5,6 milyar dolarla belirgin ölçüde gerileyen cari açık, bu kez mayısta 1,5 milyar dolara kadar düştü.</p>
<h2>Savaş dönemi açığı 16,6 milyar</h2>
<p>İran savaşının başladığı mart ayı başından bu yana geçen üç ayda toplam 16,6 milyar dolar cari açık verildi.</p>
<p>Bir kere bu tutar geçen yıl ve önceki yılın aynı dönemlerindeki açığın üstünde olmakla birlikte 2023’ün aynı dönemindeki açığın altında.</p>
<p>2023’ün mart-mayıs döneminde 17,3 milyar dolar cari açık verilmişti.</p>
<p>2022’nin aynı döneminde de 14,1 milyar dolarlık açık vardı.</p>
<p>Yani savaş bu yıl cari açığı endişe edilen ölçüde tırmandırmadı. Öyle devasa ve baş edilmesinde büyük zorluk yaşanan bir dış açık sorunu yaşanmadı.</p>
<h2>Haziran ayı açığı ne olur? </h2>
<p>Haziran ayında mayıstakinden daha fazla cari açık verilmesi beklenmeli.</p>
<p>Cari açığın temel belirleyicisi olan dış ticarette haziran ayının resmi verileri henüz açıklanmadı ama Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı geçici öncü veriler geçen ayki dış ticaret açığının 2025’e göre çok büyük bir artışa konu olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Dış ticarette geçen yıl haziranda 8.2 milyar dolar olan açık, bu yıl 10.3 milyar dolar düzeyinde. Aradaki farkın tabii ki tümü cari açığa yansımayacaktır.</p>
<p>Geçen yıl hazirandaki cari açık 2,3 milyar dolar düzeyinde oluşmuştu. Tutarın bu yıl 3 milyar dolara çıkması, en fazla 3,5 milyar dolar olması beklenebilir. Bu düzeyde bir tutar, uzun dönemli değerlendirmede haziran ayı için elbette yüksek ama yönetilemez değil.</p>
<h2>Turizm fena gitmiyor</h2>
<p>Bu yıl cari açığın çok fazla artmasına yol açacağından endişe duyulan yalnızca dış ticaret değildi, bir endişe kaynağı da turizm gelirleriydi.</p>
<p>İlk beş aydaki net turizm geliri geçen yılla hemen hemen aynı düzeyde gerçekleşti. Son bir yılda ise net gelirde yaklaşık 2 milyar dolarlık artış var.</p>
<p>Geçen yılın mayısında 57,6 milyar dolar olan gelir bu yıl 60 milyar doları aştı. Ancak yalnızca gelir değil, harcamada da 500 milyon dolardan fazla artış oldu ve böylece net seyahat geliri 2 milyar dolar kadar artış gösterdi.</p>
<p>Sonuçta geçen yılın mayısında yıllık bazda 49,1 milyar dolar olan net turizm geliri ya da seyahat geliri, bu yıl mayısta 51,1 milyar dolara ulaştı.</p>
<p>Yani turizmde bir dönem çok kaygı duyulan bir kayıp söz konusu değil, tam aksine gelirde çok fazla olmasa da bir artış var.</p>
<p>Geçen yılın tümündeki seyahat geliri 60 milyar, harcama 9 milyar ve net gelir 51 milyardı. Bu yıl da geçen yılki düzeyin altında kalınmayacağı anlaşılıyor. Tabii ki yeniden alevlenme emaresi gösteren savaş daha da şiddetlenmez ve çok farklı bir boyuta evrilmezse…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55bd2a1566d-1784003882.png" alt="" width="700" height="549" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55bd367807a-1784003894.png" alt="" width="496" height="349" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-cari-acigi-endise-edilen-olcude-etkilemedi-83127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/dolar-dollar-1778823964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş cari açığı endişe edilen ölçüde etkilemedi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83126</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO’nun ardından jeopolitik tansiyon yükseldi, borsa düştü!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="NATO’nun Ardından Jeopolitik Tansiyon Yükseldi, Borsa Düştü! | Ekonomi Masası | 14 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/nP1RyH--OWk" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83126</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekno-giris-ve-kosgeb-guc-verdi-sensorle-kilo-basi-ihracatta-150-dolari-yakaladi-83125</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Tekno Giriş’ ve KOSGEB güç verdi, sensörle kilo başı ihracatta 150 doları yakaladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İLHAN Bora Serin, </strong>1984 yılında Çorum’un Alaca İlçesi’ne bağlı Çikhasan Köyünde 4 çocuklu bir ailenin son ferdi olarak dünyaya geldi. İlkokulu köyünde bitirdikten sonra Anadolu Lisesi’nde <strong>“Devlet Parasız Yatılı Bursu”</strong>yla eğitim gördü.</p>
<p>Gaziantep Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünü kazandığında babası vefat etmişti. Üniversiteyi de devlet ve özel burslarla tamamlayabildi. Öğrenciliği sırasında bir dönem ABD’ye <strong>“değişim öğrenci” </strong>programı kapsamında gitti. Not ortalamasının yüksekliği nedeniyle <strong>“Eğitimine ABD’de devam et” </strong>teklifi aldıysa da ailevi nedenlerle Türkiye’ye döndü.</p>
<p>Üniversiteyi bitirince Suudi Arabistan’da alt yapı işleri yapan bir şirkette 4 yıl çalıştı. Biriktirdiği parayla master için kolları sıvadı. Dortmund Teknik Üniversitesi Robotics bölümüne kabul edildi. Eşine vize alamayınca dava açtı. Mahkeme, <strong>“Başvuru sahipleri tüm şartları sağlasa bile Alman Konsolosluğunun vize vermek gibi bir yükümlülüğü yoktur” </strong>kararı verdi. Bunun üzerine master eğitimini bıraktı.</p>
<p>Türkiye’ye dönünce Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın <strong>“Teknogiriş Sermaye Desteği Programı”</strong>na odaklandı. İyi bir projeye verilen hibe 100 bin liraydı. Bu program sayesinde iş hayatına atıldı, 2012 yılında ilk işletmesini kurdu. Projeyi başarıyla tamamladı ama ikinci aşama gereken 750 bin lirayı hibe şeklinde alması mümkün değildi. Bu nedenle seri üretime geçişi beklemeye aldı.</p>
<p>Seri üretime geçişini sağlayacak kaynak için bir dönem ticaret yaptı. 4 yıl çalıştığı Suudi Arabistan’daki bazı altyapı projelerine ürün ihraç etti. 2018 yılında artık gireceği üretim için sermaye biriktiği kanaati oluşunca yeniden kolları sıvadı:</p>
<p>-          <strong>Artık aldığım mühendislik eğitiminin gereğini yerine getirmeliyim. </strong>“Bilgi toplumu”<strong>ndan </strong>“akıllı toplum”<strong>a geçişteyiz. Akıllı teknolojilerde sensörlere büyük ihtiyaç olacak. Sensör üretimine girmeliyim.</strong></p>
<p><strong>İlhan Bora Serin, </strong>kurduğu ArGesim adlı şirketi üzerinden KOSGEB projeleri yaparak 2 yıllık Ar-Ge süreci sonrasında ilk sensörlerini üretti. <strong>“Seven Sensör” </strong>markasıyla ilk ürünlerin piyasaya çıkışı COVID-19 pandemisi dönemine denk geldi ama 2021 yılında yatırım teşvik belgesini alıp, Çorum Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) fabrika inşaatını da başlattı. Fabrika bir yılda devreye girdi.</p>
<p>ArGesim Teknoloji’nin kurucusu <strong>İlhan Bora Serin, </strong>ürünlerini şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>27 mühendis, 32 tekniker toplam 85 personelle geliştirdiğimiz sensörler yoğun olarak yenilenebilir enerji alanında kullanılıyor. Özellikle güneş enerjisi santrallerinde tesislerin verimlilik ölçüm ve hesaplamalarında bu sensörlere ihtiyaç duyuluyor.</strong></p>
<p>Yenilenebilir enerji üretiminde verimliliğin önemi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Geliştirdiğimiz sensörler GES’lerde en verimli çalışmanın sağlanmasında önemli rol oynuyor. Sensörler ile sahadan toplanan veriler sayesinde en verimli çalışma planı oluşturulabiliyor.</strong></p>
<p>Kısa sürede <strong>“Seven Sensör”</strong>ü ihraç ettikleri ülke sayısının 120’yi aştığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>ABD’den Japonya’ya İsveç’ten Güney Afrika’ya kadar değişen ihracat pazarlarında zorlu iklim koşullarında sensörlerimiz sahada GES’lerle ilgili veriler toplanmasını sağlıyor. Yatırımcıların bir anlamda sahadaki gözü-kulağı oluyor.</strong></p>
<p>Ürünlerinde sürekli iyileştirmeler ve geliştirmeler yaptıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Teknolojik yaşlanmanın hızlı olduğu bir alanda faaliyet gösteriyoruz. O nedenle teknolojik anlamda genç kalabilmek için yoğun Ar-Ge çalışmaları yapıyoruz.</strong></p>
<p>ArGesim Teknoloji’ye ait 3 adet patentlerinin olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>TÜBİTAK ile 14 milyon lira bütçeli lazer tabanlı rüzgar ölçümü Ar-Ge projesi yürütüyoruz. Bu Ar-Ge çalışmalarıyla katma değeri daha yüksek ürünler tasarlayarak sektöre yön vermeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Söz katma değerden açılınca <strong>“Seven Sensör”</strong>ün kilo başına ihracat değerini sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Halen kilogram başına ihracat gelirimiz 150 dolar. Bunu daha yukarı taşımanın gayreti içindeyiz.</strong></p>
<p>Çorum’un Alaca ilçesi, Çikhasan Köyünden eğitim için Gaziantep’e, ABD’ye, Almanya’ya uzanan <strong>İlhan Bora Serin, </strong>devletin girişimci desteklerini yerinde kullanarak memleketi Çorum’da sensör üretmeyi başardı… Bu başarısına ihracatı da ekleyerek kilo başına 150 dolarlık gelire imza attı…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55ba2232e8e-1784003106.png" alt="" width="342" height="330" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Cumhuriyet’in sunduğu fırsatlar beni bu noktaya taşıdı</span></h2>
<p><strong>ARGESİM </strong>Teknoloji’nin kurucusu, <strong>“Seven Sensör”</strong>ün üreticisi <strong>İlhan Bora Serin, </strong>başarısının temelinde Cumhuriyet’in sağladığı eşit fırsatlar olduğunu şöyle tarifledi:</p>
<ul>
<li><strong>Eğer devlet Çikhasan Köyü’nde ilkokul yapmasaydı, eğitim hayatına girmem çok zor olurdu.</strong></li>
<li><strong>Eğer devlet Alaca’ya Anadolu Lisesi açmasaydı, yabancı dil öğrenmem çok zordu.</strong></li>
<li><strong>Eğer devlet burs vermeseydi, üniversiteyi okumam çok zordu.</strong></li>
<li><strong>Eğer devlet </strong>“Teknogirişim Sermaye Desteği” <strong>programıyla hibe vermeseydi, iş hayatına girmem çok zor olurdu.</strong></li>
<li><strong>Eğer devlet fabrika için yatırım teşvik belgesi vermeseydi, o fabrikayı açmam çok zordu.</strong></li>
</ul>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Cumhuriyetin fırsatlar sunması ve bunları eşit dağıtmasının bu başarıda katkısı büyük.</strong></p>
<p>Sonra şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Devletimizin bu fırsatları daha fazla ve eşit şekilde dağıtması ülkemizin gelecek nesillerinin daha büyük başarıları gerçekleştirmesini sağlar.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’de sanat boyasını ilk ve tek üreten benim</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55ba44d49e5-1784003140.png" alt="" width="800" height="271" /></span><strong>GEÇEN </strong>Cumartesi günü Chateau Kalpak’ın Şarköy’deki merkezinde düzenlediği <strong>“9. Sanat Sempozyumu” </strong>buluşmasına <strong>Servet Yıldırım </strong>ve <strong>Ercüment Şener</strong>’le birlikte gittiğimizde ressam Prof. <strong>Orhan Cebrailoğlu, </strong>resim şovu için hazırlık yapıyordu.</p>
<p>Yere serili tuvalin yakınlarında duran ralli aracı dikkatimizi çekti, <strong>Ercüment Şener </strong>anımsadı:</p>
<p>-          <strong>Chateau Kalpak’ın kurucusu Bülent Kalpak’ın oğlu Berk Kalpak rallicidir. Bu araç da onun sanıyorum.</strong></p>
<p>Buluşmada ilk selamlaştıklarımız <strong>Bülent Kalpak </strong>ve <strong>Berk Kalpak </strong>oldu. <strong>Bülent Kalpak</strong>’a bağın durumunu sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl don vurduğunda ürünün yüzde 65’ini kaybetmiştik. Bu yıl asmalardaki üzümler iyi görünüyor. Tabi seyreltmeler de yapacağız.</strong></p>
<p>Şarap üretiminin bulunduğu noktayı merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bizim üretimimiz 50-60 bin şişe dolayındadır. Çok da büyütmüyoruz.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Orhan Cebrailoğlu </strong>tuvalin başına geçtiğinde hepimiz etrafında toplandık. O anda konuklardan biri yanıma geldi, kendini tanıttı:</p>
<p>-          <strong>Ben Türkiye’nin ilk ve tek sanat boyası üreticisiyim…</strong></p>
<p>Kartını uzattı:</p>
<ul>
<li><strong>Hakan Fidan, Colortone Artists Colors</strong></li>
</ul>
<p>Fidan Kimya Teknolojileri Sanayi ve Ticaret’in fabrikasının, Kırklareli Organize Sanayi Bölgesi’nde olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Boya Sanayicileri Derneği’nde (BOSAD) iki dönem Başkanvekilliği görevinde bulundum. O dönemlerde hükümetle her görüşmemizde yerli-milli üretim konusu da gündeme geliyordu. Ben de yerli üretim konusunda sanat boyalarına odaklandım.</strong></p>
<p>Sanat boyaları üretimine 10-12 yıl önce başladığını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Biz üretime başlayana kadar sanat boyaları tamamen ithal ediliyordu. 10-12 yıldır yerli ürün de piyasada var.</strong></p>
<p>Ne düzeyde bir ithal ikamesi sağlamış olabileceğini merak ettim, hesaplamaya çalıştı:</p>
<p>-          <strong>Sanat boyaları ayrı bir gümrük tarifesiyle gelmiyor. Dolayısıyla ayırt etmek çok zor. Tahminim 1 milyon Euro’ya yakın bir ithalatı ikame etmiş olabiliriz. Rakam büyük değil ama sanat boyalarını ülkemizde yerli olarak üretmek önemliydi.</strong></p>
<p>Fidan Kimya Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Fidan</strong>’la sohbet ederken ralli aracının motoru çalıştı, tuvalin başında resim yapan Prof. <strong>Orhan Cebrailoğlu, Berk Kalpak</strong>’ı yönlendirdi. <strong>Berk Kalpak, </strong>birkaç kez ralli aracıyla tuvalin üstünden geçti. Aracın lastik izleri de Prof. <strong>Cebrailoğlu</strong>’nun yaptığı tabloya yansımış oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekno-giris-ve-kosgeb-guc-verdi-sensorle-kilo-basi-ihracatta-150-dolari-yakaladi-83125</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/5/1280x720/ilhan-bora-serim-1784003276.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Tekno Giriş’ ve KOSGEB güç verdi, sensörle kilo başı ihracatta 150 doları yakaladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyimi-kurtaracak-7-maddelik-oneri-paketi-83124</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazır giyimi kurtaracak 7 maddelik öneri paketi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Hazır giyim sektörü son üç yılda artan maliyetler, yüksek faiz ve kurdaki yetersiz artış nedeniyle tarihinin en ağır rekabet kaybını yaşarken, İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Paşahan, sektör için 3 yıllık özel destek programı talep etti. Mevcut desteklerin sektörü ayakta tutmaya yetmeyeceğini söyleyen Paşahan, hazır giyim ve tekstilin üç yıl boyunca 6. bölge teşviklerinden yararlanmasını, döviz dönüşüm desteğinin yüzde 10'a çıkarılmasını ve sektöre özel düşük faizli finansman sağlanmasını istedi. Paşahan, uygulanacak program sayesinde sektörün yeniden rekabet gücü kazanacağını ve 2030'a kadar kilogram başına ihracat değerini 18 dolardan 36 dolara çıkarabileceğini söyledi. 2027 başında uygulanmaya başlaması gereken reçete ile sektörün önünü göreceğini ve makroekonomik parametrelerden bağımsız olarak yoluna devam edebileceğini belirten Paşahan aksi halde sektörden çıkışın ve pazar kaybının devam edeceği uyarısında bulundu. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55b8eae1496-1784002794.jpg" alt="" width="700" height="396" /></p>
<h2>Maliyet ve gelir arasında makas 150 puanı aştı </h2>
<p>İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan, hazır giyim sektörünün içinden geçtiği durum ile ilgili olarak EKONOMİ’ye önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye'nin ihracatla, tasarımla ve teknolojiyle tanışmasında hazır giyim sektörünün öncü rol oynadığını belirten Paşahan, 2022 yılında 21,2 milyar dolarlık ihracat ve 1 milyon 234 bin kişilik istihdamla Cumhuriyet tarihinin rekorunun kırıldığını hatırlattı. Ancak son üç yılda maliyetlerin yüzde 567 arttığını, üretici fiyat endeksinin yüzde 400'ün üzerine çıktığını, buna karşın döviz kurunun yalnızca yüzde 235 yükseldiğini ifade eden Paşahan, yaklaşık 150 puanlık makasın Türk üreticisinin rekabet gücünü ortadan kaldırdığını dile getirdi. Sorunun sipariş eksikliği değil maliyetler olduğunu vurgulayan Paşahan, sektörün sipariş almaya devam ettiğini ancak fiyat tutturamadığı için zorlandığını söyledi.</p>
<h2>"Büyüme adet değil değer odaklı olacak" </h2>
<p>Türkiye’nin artık düşük fiyatlı üretim modeliyle rekabet etme şansının kalmadığını belirten Paşahan, sektörün yeni hedefini “satın alınabilir lüksün ve kalitenin adresi olmak” şeklinde özetledi. Avrupa'ya yapılan ihracatın toplam hazır giyim ihracatının yaklaşık yüzde 70'ini oluşturduğunu belirten Paşahan, Türkiye'nin tasarım, teknoloji, üretim altyapısı ve insan kaynağı açısından rakiplerinden üstün olduğunu, tek sorunun maliyetler olduğunu söyledi. Paşahan, daha az istihdamla çok daha yüksek katma değer yaratabileceklerini belirterek bundan sonraki büyümenin adet değil değer odaklı olacağını ifade etti.</p>
<h2>"Atıl fabrikalar üretime dönmeli"</h2>
<p>Sektör adına hazırlanan yol haritasında yedi temel talep bulunduğunu açıklayan Paşahan, ilk sıraya üç yıl boyunca 6. bölge teşviklerinin uygulanmasını koydu. Mevcut 3 bin 500 liralık istihdam desteği ile 1.270 liralık prim desteğinin önemli olmakla birlikte sektörü ayakta tutmaya yetmeyeceğini söyleyen Paşahan, mevcut desteklerin yerine üç yıl süreyle 6. bölge teşvik sisteminin uygulanmasını istedi. Teşvikli bölgelerde süresi dolan yatırım teşvik belgelerinin de 10 yıl uzatılmasını talep eden Paşahan, böylece atıl fabrikaların yeniden üretime dönebileceğini ve Anadolu'daki üretim altyapısının korunacağını ifade etti.</p>
<h2>"Sektör pozitif ayrımcılığı hak ediyor"</h2>
<p>Emekli çalışanların yeniden sektöre kazandırılmasını isteyen Paşahan, özellikle teşvikli bölgelerde emekli işçilerin sosyal güvenlik primlerinin destek kapsamına alınmasını önerdi. Hazır giyimin Türkiye'nin en fazla cari fazla veren sektörlerinden biri olduğuna dikkat çeken Paşahan, sektörün 2025 yılında 12 milyar doların üzerinde cari fazla oluşturduğunu belirterek bu nedenle pozitif ayrımcılığı hak ettiğini söyledi. Döviz dönüşüm desteğinin sektör için yüzde 3'ten yüzde 10'a çıkarılmasını isteyen Paşahan, ayrıca hazır giyim sektörüne özel üç yıl ödemesiz ve yüzde 15'in altında faizle kredi verilmesini talep etti. Yeşil dönüşüm yatırımları için ise devletin yanı sıra Avrupa'daki markaların da finansman sorumluluğu üstlenmesi gerektiğini ifade eden Paşahan, sektörün dönüşümünün ancak ortak finansman modeliyle mümkün olacağını söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"MISIR GÖÇÜ GERÇEĞİ YANSITMIYOR"</span></h2>
<p>■ Son dönemde sıkça gündeme gelen Mısır'a üretim kaçıyor tartışmalarına da değinen Paşahan, kamuoyundaki algının gerçeği yansıtmadığını savundu. Mısır yatırımlarının büyük bölümünün 2004- 2012 döneminde gerçekleştiğini belirten Paşahan, son dönemde giden firma sayısının bir elin parmaklarını geçmeyecek düzeyde olduğunu söyledi. Üretimini yurt dışına taşıyan firmaların bunu isteyerek değil, maliyet baskısı nedeniyle yaptığını ifade eden Paşahan, “Bir firma gidiyorsa bunun sebebi maliyetleri tutturamamasıdır. Kimse keyfinden üretimini başka ülkeye taşımıyor” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"HAZIR GİYİM HİÇBİR ZAMAN BİTMEYECEK"</span></h2>
<p>■ Markalaşmanın katma değerli ihracatın anahtarı olduğunu vurgulayan Paşahan, Ticaret Bakanlığı'nın yurt dışında marka satın alımlarına yönelik hazırladığı yeni destek programını da sektör açısından önemli bir adım olarak değerlendirdi. Yeni düzenlemeyle yurt dışında satın alınacak markaların mağaza kirası, depo, tanıtım ve pazarlama giderlerinin destekleneceğini belirten Paşahan, bu model sayesinde Türk şirketlerinin Avrupa’da daha fazla marka satın alacağını söyledi. Sektörün bittiği yönündeki söylemlere de tepki gösteren Paşahan, yanlış algının hem yabancı müşterileri hem de finans kuruluşlarını olumsuz etkilediğini söyledi. Hazır giyim sektörünün sipariş almaya devam ettiğini, fabrikaların önemli bölümünün çalıştığını belirten Paşahan, “Sorunumuz iş değil, maliyet. Gerekli adımlar atılırsa sektör yeniden büyüme dönemine girecek. Türkiye hazır giyimi hiçbir zaman bitmeyecek” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"İKİNCİ EL MAKİNEYE VAR, İSTİHDAMA DA DESTEK VERİLMELİ"</span></h2>
<p>İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan, hazır giyim üretiminin Anadolu'ya taşınmasını hızlandırmak için mevcut teşvik sisteminde önemli bir eksiklik bulunduğunu söyledi. Birinci bölgelerdeki atıl fabrikalarını teşvikli bölgelere taşımak isteyen firmaların ikinci el makinelerini teşvik kapsamında götürebildiğini hatırlatan Paşahan, bu yatırımlarda sağlanacak istihdamın ise desteklenmediğine dikkat çekti. Bu durumun düzeltilmesi gerektiğini belirten Paşahan, “İkinci el makine Anadolu'ya taşındığında, o tesiste oluşturulacak istihdama da devletimizin destek vermesi gerekiyor. Sektörü ancak bu şekilde güncelleyebilir ve üretimi Anadolu'ya taşıyabiliriz” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">■ PAKETTE HANGİ ÖNERİLER YER ALIYOR?</span></h2>
<p>1- Mevcut istihdam destekleri yerine hazır giyim ve tekstil sektörünün 3 yıl süreyle 6. bölge teşviklerinden yararlanması. </p>
<p>2- Teşvikli bölgelerde süresi dolan yatırım teşvik belgelerinin 10 yıl uzatılarak atıl fabrikaların yeniden üretime kazandırılması. </p>
<p>3- Teşvikli bölgelerde çalışan emeklilerin SGK primlerinin devlet tarafından karşılanması, diğer bölgelerde ise prim yükünün yüzde 50 azaltılması. </p>
<p>4- 12 milyar doların üzerinde cari fazla veren sektörün özel destek kapsamına alınması. </p>
<p>5- Hazır giyim sektörüne verilen döviz dönüşüm desteğinin yüzde 3'ten yüzde 10'a çıkarılması. </p>
<p>6- Hazır giyime özel, 3 yıl geri ödemesiz ve yüzde 15'in altında faizle kredi sağlanması. </p>
<p>7- Sektörün yeşil dönüşüm, teknoloji ve dijitalleşme yatırımları için devlet ve uluslararası markaların katkısıyla hibe ve uygun maliyetli finansman mekanizması oluşturulması.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyimi-kurtaracak-7-maddelik-oneri-paketi-83124</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/hazir-giyim-tekstil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazır giyim sektörünün rekabet gücünü yeniden kazanması için hazırlanan 7 maddelik öneri paketi Ankara&#039;nın gündeminde. İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan, 5 bakanlığı ilgilendiren önerilerin Ticaret Bakanlığı aracılığıyla iletildiğini belirterek, programın 2027 başında hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Paşahan, “Bu adımlar atılırsa 2030&#039;a kadar katma değeri ikiye katlayabiliriz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dunyayi-besleyen-devlerin-en-pahali-sofrasi-turkiyede-83123</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünyayı besleyen devlerin en pahalı sofrası Türkiye’de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a55b4b201529-1784001714.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Dünya gıda ihracatının yaklaşık yarısını yalnızca 10 ülke gerçekleştirirken, bu ülkelerin büyük bölümü tek haneli gıda enflasyonuyla fiyat istikrarını koruyor. Küresel ihracatta 14’üncü sırada yer alan Türkiye ise aynı gruptaki ülkeler arasında açık ara en yüksek gıda enflasyonuna sahip ülke olarak dikkat çekiyor. Uzmanlara göre üretim ve ihracattaki başarı, iç piyasada fiyat istikrarını garanti etmiyor. Lojistikten enerjiye, üretim maliyetlerinden arz zincirine kadar birçok unsur sofraya yansıyan fiyatları belirliyor.</p>
<p>Küresel gıda ticaretinin ağırlık merkezi her geçen yıl daha da daralıyor. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) verilerine göre yalnızca ilk 10 ihracatçı ülke, 1,5 trilyon dolarlık küresel tarım ve gıda ticaretinin yaklaşık yarısını gerçekleştiriyor. Tarım ve gıda ihracatının dünya genelinde stratejik öneminin arttığı bir dönemde DTÖ’nün 2024 yılı verilerine göre Türkiye, 31,4 milyar dolarlık tarım ve gıda ihracatı ile dünyanın 14. büyük gıda ihracatçısı olarak yer aldı. Tarım ve gıda ihracatının stratejik öneminin arttığı bir dönemde, Türkiye küresel ihracatta yüzde 2,1 pay elde etti. İhracat liginin başına ise ABD, Brezilya, Çin, Kanada ve Meksika çekiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55b5af06449-1784001967.png" alt="" width="420" height="624" /></p>
<h2>Dev ihracatçılar enflasyonu dizginliyor, Türkiye başaramıyor</h2>
<p>Ancak ihracat ligine bakıldığında dikkat çeken başka bir tablo ortaya çıkıyor. Dünyanın en büyük gıda ihracatçıları arasında yer alan ülkelerin önemli bölümü tüketici fiyatlarını kontrol altında tutmayı başarırken, Türkiye aynı başarıyı iç piyasaya yansıtamıyor. Türkiye; gıda enflasyonunda diğer büyük ihracatçı ülkelerden sert bir şeklide ayrışıyor.</p>
<p>Türkiye’de mayıs ayında yıllık gıda enflasyonu yüzde 34’e dayanırken, aynı ligdeki ilk 15 ülkede çift haneli enflasyon sadece yüzde 33 ile Arjantin’de görülüyor.</p>
<p>ABD’de gıda fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 2-3 bandında seyrederken Kanada’da yüzde 3, Fransa ve Tayland’da yüzde 1 civarında bulunuyor. Çin’de ise zayıf iç talebin de etkisiyle gıda fiyatları geçen yılın altında kalıyor. Gıda ihracatı 144 milyar doları bulan Brezilya’da ve 50 milyar doların bulan Meksika gibi zaman zaman enflasyon baskısı yaşayan ekonomilerde bile gıda fiyat artışları yüzde 4 bandında kalıp Türkiye’nin oldukça gerisinde seyrediyor. Bu tablo, yüksek ihracat kapasitesinin tek başına iç piyasada düşük fiyat anlamına gelmediğini ortaya koyuyor.</p>
<h2>Rekabet artık sadece üretimde değil </h2>
<p>Son yıllarda enerji maliyetleri, iklim kaynaklı üretim kayıpları, gübre fiyatları, lojistik giderleri ve jeopolitik gerilimler küresel tarım ticaretini daha stratejik hale getirdi. Buna rağmen büyük ihracatçı ülkeler, güçlü depolama altyapıları, yüksek tarımsal verimlilikleri, gelişmiş lojistik ağları ve uzun vadeli tarım politikaları sayesinde fiyat dalgalanmalarını tüketiciye daha sınırlı yansıtabiliyor.</p>
<p>Türkiye ise güçlü üretim altyapısına ve geniş ihracat ağına rağmen özellikle taze meyve-sebze, et, süt ürünleri ve işlenmiş gıda kalemlerinde yüksek maliyet baskısıyla karşı karşıya bulunuyor. Bu durum, küresel ihracatta üst sıralarda yer alan ülkenin aynı zamanda tüketicinin en yüksek gıda enflasyonuyla karşı karşıya kaldığı ekonomilerden biri haline gelmesine yol açıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KÜRESEL SOFRANIN KONTROLÜ BİRKAÇ ÜLKEDE</span></h2>
<p>■ İlk 10 ihracatçı, dünya gıda ticaretinin yaklaşık %49’unu gerçekleştiriyor. <br />■ ABD tek başına 181,3 milyar dolarlık ihracatla ilk sırada yer alıyor, Ülke, soya fasulyesi, mısır ve etin yanı sıra süt ürünleri, buğday ve ağaç yemişleri gibi muazzam üretim hacmiyle dünyanın en büyük dış satımcısı. <br />■ Brezilya, son yirmi yılda büyük bir atılım yaparak soya fasulyesi, sığır eti, şeker, kahve, kümes hayvanları ve mısır gibi ürünlerin gücüyle ikinci sıraya yükseldi. <br />■ Çin büyük üretici olmasına rağmen üretimin önemli bölümünü iç pazarda tüketiyor. Çin, diğer tüm ülkelerden daha fazla pirinç, buğday ve sebze yetiştiriyor, ancak bunların neredeyse tamamını kendi içinde tüketiyor ve daha fazlasını da yurtdışından satın alıyor. Çin, yılda 200 milyar dolardan fazla ithalatla dünyanın en büyük gıda ithalatçısı konumunda <br />■ Hollanda, sınırlı tarım alanına rağmen yüksek teknoloji ve lojistik avantajıyla dünyanın en büyük ihracatçıları arasında yer alıyor. Hollanda, yüksek teknolojili sera tarımı, güçlü bir süt ürünleri sektörü ve başka yerlerde yetiştirilen gıdaların işlenmesi ve yeniden ihraç edilmesi için bir merkez olan Rotterdam limanı sayesinde ihracat değeri bakımından dünyanın en büyük ihracatçıları arasında. <br />■ Türkiye ise 31,4 milyar dolarlık ihracatla 14’üncü sırada bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dunyayi-besleyen-devlerin-en-pahali-sofrasi-turkiyede-83123</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/7/1280x720/subat-enflasyonu-aciklandi-1740985414.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel tarım ve gıda ticaretinin stratejik öneminin arttığı dönemde Türkiye, 31,4 milyar dolarlık sevkiyatla dünyanın 14. büyük gıda ihracatçısı. Ancak ihracatta başarısı sofraya yansımıyor. Türkiye; gıda enflasyonunda diğer büyük ihracatçı ülkelerden sert şeklide ayrışıyor. İhracat liginin devleri enflasyonu tek hanede dizginlerken, Türkiye yıllık yüzde 34 ile enflasyonda açık ara lider. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-avrupanin-en-guvenilir-tedarikcisi-olabilir-83151</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye, Avrupa’nın en güvenilir tedarikçisi olabilir&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Geçen hafta Ankara’da gerçekleştirilen NATO zirvesi yanı sıra genel ekonomi gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Genç Girişim ve Yönetişim Derneği (GGYD) Başkanı Nezih Allıoğlu, güvenilirlik, istikrar ve pazara hızlı ulaşımın çok uluslu şirketler için düşük maliyetten daha önemli hale geldiğini söyledi.</p>
<p>Bu kapsamda küresel üretimin güvenli ve yakın ülkelere yönlendirildiğinin altını çizen Allıoğlu, “Türkiye güçlü üretim altyapısı, Avrupa ile Asya arasındaki lojistik bağlantısı ve dinamik girişimcilik ekosistemiyle küresel tedarik zincirlerinde daha stratejik bir rol üstlenmeye en güçlü aday haline gelmiştir” dedi.</p>
<h2>"Atılan her diplomatik adım doğru stratejilerle desteklenmeli" </h2>
<p>NATO Zirvesi’nin Ankara’da yapılmasının sadece savunma sanayiine ilişkin bir gelişme olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Allıoğlu, “Böylesine üst düzey uluslararası temaslar, Türkiye’nin güvenilir bir siyasi ve ekonomik ortak olarak görünürlüğünü artırıyor. Bu güven ortamı da Türk şirketlerinin Avrupa başta olmak üzere farklı pazarlardaki ticari ilişkilerini güçlendirmesine, yeni iş birlikleri kurmasına ve küresel tedarik zincirlerinde daha kalıcı bir yer edinmesine katkı sağlayabilir” dedi.</p>
<p>Türkiye bugün farklı sektörlerdeki üretim ve ihracat kapasitesiyle de güçlü bir tedarik ülkesi konumunda olduğunu söyleyen Nezih Allıoğlu, “Avrupa ile Türkiye arasındaki diplomatik temasların aktif hale gelmesi, karşılıklı ticaretin gelişmesini ve Türk ürünlerinin uluslararası pazarlarda daha fazla tercih edilmesini destekleyecektir. Atılan her diplomatik adım, doğru stratejilerle desteklendiğinde yeni ihracat bağlantılarına, daha güçlü ticari ortaklıklara ve Türk şirketlerinin küresel tedarik zincirlerinde daha stratejik roller üstlenmesine katkı sağlayacaktır” diye konuştu,</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Güvenlik ekonomisi dönemi başladı</span></h2>
<p>Artık faiz, enflasyon ve büyüme verilerine bakarak yol haritası çizme döneminin geride kaldığını dile getiren Allıoğlu, “Dünyada 'güvenlik ekonomisi' dönemi başladı; sermaye artık sadece finansal tabloları okumuyor. Küresel yatırım kararlarında artık yeni bir belirleyici unsur var; o da güven. Küresel tedarik zincirinde güven ve istikrar öne çıkarken; Türkiye güçlü üretim altyapısı, gelişen savunma sanayii, esnek sanayi kabiliyeti ve lojistik üstünlüğüyle bu dönemin en güçlü adaylarından biridir” dedi. Reel sektörün içinde bulunduğu finansal problemlerden de bahseden Allıoğlu "Finansmal dayanıklılık için öz kaynak yapılarını güçlendirmek ve nakit akışını sıkı yönetmek şart. Bu düğüm sadece şirketlerin kendi iç imkanlarıyla çözülemez” diye konuştu. Başkan Allıoğlu, 7 ilde 1300 üyeyle faaliyet gösteren GGYD’nin üyelerini yeni nesil ticaret modeline uyumlarını desteklemek amacıyla yoğun çalışma içinde olduklarını aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-avrupanin-en-guvenilir-tedarikcisi-olabilir-83151</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/nezih-allioglu-1784009630.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genç Girişim ve Yönetişim Derneği Başkanı Nezih Allıoğlu, çok uluslu şirketler için temel sorunun düşük maliyetten ziyade, güvenilirlik, istikrar ve pazarlara hızlı ulaşım kabiliyeti olduğunu söyledi. Bu noktada küresel şirketlerin üretimlerini daha güvenli ve yakın ülkelere yönlendirdiğinin altını çizen Allıoğlu, NATO zirvesinin Türkiye’nin görünürlüğü açısından çok önemli bir dönüm noktası olduğunu aktardı. Allıoğlu, Türkiye’nin Avrupa’nın en güvenilir tedarikçisi olabileceğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozgur-ozel-ekibinden-olaganustu-kurultay-adimi-83142</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgür Özel ekibinden olağanüstü kurultay adımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP’de mutlak butlan kararının ardından Özgür Özel cephesi olağanüstü kurultay için mahkemeye başvuru kararı aldı.</p>
<p>CHP Grup Başkanı Özgür Özel dün Mecliste kurmaylarıyla bir araya geldi. Yaklaşık dört saat süren toplantının ardından İstanbul Milletvekili Zeynel Emre düzenlediği basın toplantısında olağanüstü kurultay için bugün sulh hukuk mahkemesine başvuracaklarını açıkladı.</p>
<p>Emre, "Olağanüstü kurultay için yeterli imzayı topladık ve tebliğ ettik. Bu sürelerin de aşıldığını görüyoruz. Bu nedenle yasal sürenin tebliğden itibaren geçtiğini gördüğümüz için her iki başlık için sulh hukuk mahkemesine başvuru yapacağız. Kurultay yapmak için bir çağrı heyeti oluşturulması isteniyor. Sulh hukuk mahkemesine başvuruyorsunuz, 3 kişilik bir çağrı heyeti sadece kurultay yapmak üzere bir görev yapıyor. Maaş dışında hiçbir ödeme yapamıyor, hiçbir işlemde bulunamıyor. Başvurumuzu yarın (bugün) itibarıyla yapacağız“ dedi.</p>
<p>20 Temmuz itibariyle adli tatilin başlayacağını butlan kararına karşı başvurularının Yargıtay’da olduğunu belirten Emre, “Türkiye’nin bir hukuk devleti açısından nabzının attığını görmek için Yargıtay’dan çıkacak kararı görmek, duymak isteriz. Bu kararın da yargının tatile girmeden verilmesinin elzem olduğunun altını çizelim” diye konuştu. Yeni partiye ilişkin soruları da yanıtlayan Emre, farklı seçenekler tartıştıklarını belirterek, “Kendi toplantımızda da farklı seçenekleri elbette tartışıyoruz. Bu kapsamda da halkımızı seçeneksiz bırakmamak karar ne olursa olsun daha sonrasında da seçime girme yeterliliğini kaybetme riskine karşı birtakım hazırlıklar yapıyoruz. Buna ilişkin çalışmaları yapıyoruz” yanıtını verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozgur-ozel-ekibinden-olaganustu-kurultay-adimi-83142</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/2/1280x720/ozgur-ozel-1779770437.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özgür Özel ekibinden olağanüstü kurultay adımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isgucunun-yeni-gercekleri-83152</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşgücünün yeni gerçekleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a55ce7467ed5-1784008308.png" alt="" width="268" height="121" /></strong></p>
<p><strong>Teknoloji gelişmeye devam ederken, İK liderleri kademeli uyarlamalar ile köklü dönüşüm arasında bir seçimle karşı karşıya kalıyor.</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, yıllık tüketici enflasyonu Haziran ayında bir önceki aya göre %0,99, bir önceki yılın aynı ayına göre %32,11 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>Amazon, 2026’da 11.000 işe alım planlıyor</strong></p>
<p><strong>Amazon, 2026 yılında dünya genelinde 11 binden fazla yazılım mühendisliği stajyeri ve kariyerinin başındaki mühendisi işe almayı planlıyor.</strong> Bu karar, yapay zekânın giriş seviyesi teknoloji pozisyonlarını azaltabileceğine yönelik endişelerin arttığı bir dönemde geldi. AWS CEO’su Matt Garman, yazılım mühendislerine olan talebin güçlü şekilde devam ettiğini ve yapay zekânın mühendislik mesleğini ortadan kaldırmak yerine çalışma biçimini dönüştürdüğünü belirtti.</p>
<p><strong>Neden Önemli?</strong></p>
<p>Birçok teknoloji şirketi yapay zekâyı rutin işleri otomatikleştirmek için kullanırken, Amazon’un işe alım planı genç yeteneklere olan talebin sürdüğünü gösteriyor. Ancak yeni mezunlardan beklenen yetkinlikler değişiyor; yapay zekâ destekli geliştirme araçlarını etkin kullanabilme ve daha yüksek katma değerli problemlere odaklanabilme artık daha kritik hale geliyor.</p>
<p><strong>Almanya’dan hastalık izni reformu: İlk günden doktor raporu dönemi</strong></p>
<p>Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ülkedeki yüksek hastalık izni oranlarının şirketlerin rekabet gücünü olumsuz etkilediğini belirterek hastalık izni sisteminde kapsamlı bir değişiklik açıkladı. Hükümet, pandemi döneminde kalıcı hale gelen telefonla hastalık raporu uygulamasını sonlandırmayı ve hastalığın ilk gününden itibaren sağlık raporu zorunluluğu getirmeyi planlıyor.</p>
<p>Merz, “Şirketlerimizdeki olağanüstü yüksek hastalık izni seviyelerini artık kabul edemeyiz.” ifadelerini kullanırken, reformun amacının uzun süreli devamsızlıkları azaltarak işgücü verimliliğini ve Almanya’nın uluslararası rekabetçiliğini artırmak olduğunu vurguladı.</p>
<p>Bu gelişme, devamsızlık yönetiminin yalnızca bir insan kaynakları veya şirket politikası değil, aynı zamanda rekabetçilik ve verimlilik stratejisinin bir parçası olarak ele alınmaya başlandığını gösteriyor. Avrupa’nın en büyük ekonomisinde gündeme gelen bu düzenleme, işverenlerin hastalık izni politikaları ile çalışan deneyimi arasında nasıl bir denge kurulacağına ilişkin küresel tartışmayı da yeniden gündeme taşıyor.</p>
<p><strong>Yapay zeka otomasyonu kadın çalışanlar için daha büyük risk oluşturuyor</strong></p>
<p>Yapay zeka alanındaki gelişmelerin özellikle yüksek gelirli ülkelerde kadınların yoğun olarak çalıştığı meslekleri orantısız biçimde tehdit ediyor. Otomasyonun sektörleri yeniden şekillendirmeye devam etmesiyle birlikte işgücündeki cinsiyet eşitsizliklerine ilişkin artan bir kaygı var.</p>
<p>Yapay zeka destekli iş yerlerine geçişin tüm çalışanları eşit şekilde etkilemeyebilir. Bu durum hem insan kaynakları profesyonelleri hem de politika yapıcılar için önemli sorular gündeme oluşturuyor.</p>
<p>Kadınların yoğun olduğu mesleklerin erkek ağırlıklı alanlara kıyasla daha hızlı ve tutarlı bir şekilde otomasyona geçtiği görülüyor. Bu eğilim özellikle teknoloji adaptasyonunun daha hızlı gerçekleştiği gelişmiş ekonomilerde belirgin biçimde kendini gösteriyor.</p>
<p><strong>İş dünyasında GTA 6 etkisi</strong></p>
<p>Video oyun sektörünün en çok beklenen lansmanlarından biri olan <strong>Grand Theft Auto VI (GTA 6)</strong>, iş dünyasında da sıra dışı bir etki yaratmaya başladı. ABD merkezli <strong>Burger Motorsports</strong>, oyunun çıkış tarihi olan <strong>19 Kasım 2026</strong> için şirket genelinde faaliyetlerini durduracağını açıkladı.</p>
<p>Şirket yönetimi, çok sayıda çalışanın aynı gün yıllık izin talebinde bulunması üzerine operasyonları açık tutmanın mümkün olmayacağını belirterek, o günü tüm çalışanlar için ücretli izin ilan etti.</p>
<p>Bu karar, yalnızca bir pazarlama hamlesi değil; aynı zamanda popüler kültürün işgücü planlamasını etkileyebilecek seviyeye ulaştığını gösteren dikkat çekici bir örnek.</p>
<p><strong>Yapay zekâ kaynaklı işten çıkarmalar tarihi zirvede</strong></p>
<p>Yapay zekâ yatırımları hız kazanırken, bunun istihdam üzerindeki etkisi de daha görünür hale geliyor. Son açıklanan işten çıkarmaların <strong>%26’sı doğrudan yapay zekâ yatırımları veya otomasyon gerekçesiyle</strong> gerçekleştirildi. Böylece AI, art arda dördüncü ay en fazla işten çıkarma gerekçesi olarak öne çıktı.</p>
<p>2025’in aynı döneminde yapay zekâ kaynaklı işten çıkarma açıklamaları neredeyse hiç görülmezken, 2026’da tablo hızla değişti. Microsoft, Amazon, Meta ve Intel gibi birçok şirket, organizasyon yapılarını sadeleştirirken AI yatırımlarını artırmaya devam ediyor. Bu dönüşüm, yalnızca teknoloji sektörünü değil; finans, sigorta, müşteri hizmetleri ve kurumsal operasyonlar gibi beyaz yaka yoğun alanları da etkiliyor.</p>
<p>Yapay zekânın işgücü üzerindeki etkisi artık yalnızca yeni pozisyonlar yaratmakla sınırlı değil; organizasyon yapılarının yeniden tasarlanmasını da beraberinde getiriyor.</p>
<p><strong>İşgücü piyasası durgun su evresinde</strong></p>
<p>Haziran istihdam raporuna göre, ileri doğru yüzen değil suda çırpınarak kendini zor tutan bir işgücü piyasası tablosu var. Ekonomistler mevcut koşulları, işe alımların ne patlama yaptığı ne de çöktüğü, aksine uzun süreli bir bekleme döneminde kaldığı durgun su durumu olarak tanımlıyor.</p>
<p>Bu durağanlık, son istihdam verilerinin belirleyici özelliği haline geldi. Rakamlar endişe verici olmasa da yeni fırsatlar veya daha iyi pozisyonlar arayan çalışanlar için cesaret verici olmaktan uzak.</p>
<p>İşgücü ekonomistleri, işverenlerin yaygın işten çıkarmalardan kaçınırken agresif işe alımlardan da geri adım attığı bu dönemde, benzetmenin mevcut anı mükemmel şekilde yansıttığını belirtiyor.</p>
<p>Şirketler, tüketici talebi ve ekonomik koşullarla ilgili belirsizlikler nedeniyle kadro genişletme konusunda isteksiz davranarak bekle ve gör modunda görünüyor.</p>
<p><strong>İk hâlâ yapay zekâda sınırlı denemelerle yetiniyor</strong></p>
<p>İnsan kaynakları departmanlarının operasyonlarında yapay zekâyı henüz tam anlamıyla benimsemedikleri görülüyor. Yapay zekâ araçları çeşitli iş fonksiyonlarını dönüştürmeye devam ederken, İK ekipleri bu teknolojiyle hâlâ deneme aşamasında kalıyor.</p>
<p>Çoğu İK organizasyonu, yapay zekânın sunduğu olanakların yalnızca yüzeyini çiziyor. Bu temkinli yaklaşım, daha derin entegrasyonla elde edilebilecek potansiyel faydaları sınırlayabilir.</p>
<p>İK profesyonellerinin yapay zekâ çağında işlerin nasıl yapıldığını temelden yeniden tasarlaması gerekiyor. Mevcut süreçlere yapay zekâ araçlarını eklemek, organizasyonların aradığı dönüşümsel sonuçları tek başına sağlamayabilir.</p>
<p>Teknoloji gelişmeye devam ederken, İK liderleri kademeli uyarlamalar ile köklü dönüşüm arasında bir seçimle karşı karşıya kalıyor.</p>
<p><strong>Yapay zeka gelişmeleri hâlâ insan uzmanlığına ihtiyaç duyuyor</strong></p>
<p>İş dünyasında yapay zekanın yükselişi, istihdamın geleceğine ilişkin kapsamlı tartışmaları beraberinde getiriyor. Pek çok profesyonel, yapay zeka sistemleri daha gelişmiş ve yetenekli hale geldikçe kendi rollerinin geçerliliğini yitirip yitirmeyeceğini sorguluyor.</p>
<p>Bu kaygılara rağmen ortaya çıkan veriler, yapay zeka teknolojisi ilerledikçe bile insan çalışanların vazgeçilmez olmaya devam edeceğini gösteriyor. İnsanların iş ortamına kattığı benzersiz nitelikler, makineler tarafından tam anlamıyla taklit edilemiyor.</p>
<p>Gelişmiş yapay zeka sistemleri veri işleme ve örüntü belirleme konusunda son derece başarılı olsa da insanların sağladığı ince ayarlı muhakeme yeteneğinden yoksunlar. Eleştirel düşünme, duygusal zeka ve etik muhakeme, kuruluşların ihtiyaç duyduğu ve yalnızca insana özgü kalan yetenekler arasında yer alıyor.</p>
<p>En etkili iş yeri modelleri, yapay zekanın verimliliğini insan gözetimi ve yaratıcılığıyla birleştiriyor. Yapay zeka araçlarıyla iş birliği yapmayı öğrenen çalışanlar, değişen iş piyasasında değerlerini kaybetmek yerine artırabilir.</p>
<p><strong>ABD’de emek gelirinin payı tarihin en düşük seviyesinde</strong></p>
<p>ABD’de çalışanların ekonomiden aldığı pay tarihi bir gerileme yaşıyor. Son verilere göre ücret ve maaşların ABD milli geliri (GDP) içindeki payı <strong>%53,8’e gerileyerek verilerin tutulmaya başlandığı 1947’den bu yana en düşük seviyeye</strong> indi. Buna karşın şirket kârlılığı tarihi zirvelerini koruyor ve üretkenlik artışının önemli bölümü sermaye sahiplerine yöneliyor.</p>
<p>Son yirmi yılda çalışanların gelirden aldığı payın istikrarlı şekilde azalırken, şirket kârlarının milli gelir içindeki payının rekor seviyelere ulaşmış durumda. Bu ayrışmada otomasyon, yapay zekâ yatırımları, teknolojik dönüşüm ve çalışanların pazarlık gücündeki zayıflama temel faktörler arasında gösteriliyor.</p>
<p>Verimlilik artarken ücretlerin aynı hızda yükselmemesi, önümüzdeki dönemde ücret politikaları, performans sistemleri ve toplam ödüllendirme stratejilerini küresel İK gündeminin en kritik başlıklarından biri haline getirebilir.</p>
<p><strong>Genç çalışanlar iş piyasası kaygısıyla karşı karşıya</strong></p>
<p>İş arayan gençler arasındaki güven benzeri görülmemiş seviyelere düşmüş durumda. Bu durum, genç işgücü arasında uzun süreli işsizlik olasılığına yönelik artan korkuları gösteriyor.</p>
<p>Yaşanan bu düşüş, giderek rekabetçi hale gelen bir ortamda yeni yetenekleri çekmeye ve elde tutmaya çalışan işverenler için kritik bir dönemde ortaya çıkıyor.</p>
<p>Genç iş arayanların gelecekteki kariyer beklentileri konusunda giderek daha fazla endişe duyuyor. Birçoğu artık uzun süreler işsiz kalacaklarına inanıyor.</p>
<p>Kariyer gelişimi ve iş güvencesi için net yollar sunan işverenler, genç adaylar için rekabet ederken avantajlı konuma geçebilir.</p>
<p><strong>Yapay zekâ verimliliği artıracak, istihdamın geleceği belirsiz</strong></p>
<p>Yapay zekânın önümüzdeki yıllarda işgücü verimliliğini artıracağı öngörülüyor. Ancak bu verimlilik artışının daha fazla istihdam yaratıp yaratmayacağı konusu belirsiz.</p>
<p>Bir kesim, AI’ın bazı meslekleri ortadan kaldıracağını savunurken; diğerleri tarihsel teknolojik dönüşümlerde olduğu gibi yeni iş alanlarının oluşacağını ve asıl dönüşümün görevlerde yaşanacağını düşünüyor.</p>
<p>Yapay zekâ tartışması artık “işleri ortadan kaldıracak mı?” sorusundan “işleri nasıl yeniden tasarlayacak?” sorusuna evriliyor. İşverenler açısından kritik konu yalnızca otomasyon yatırımı değil; yetkinlik dönüşümü, yeniden beceri kazandırma (reskilling) ve organizasyon tasarımını birlikte yönetebilmek olacak.</p>
<p><strong>İş değiştirmeyen çalışanların ücret artışları haziran ayında sabit kaldı</strong></p>
<p>Haziran ayında aynı işte çalışmaya devam eden çalışanların <strong>medyan ücret artışı</strong> büyük ölçüde değişmeyerek <strong>%4,4</strong> seviyesinde kaldı. Buna karşılık, <strong>iş değiştiren çalışanların</strong> yıllık bazdaki ücret artışı <strong>hızlanarak %6,6’ya</strong> yükseldi.</p>
<p><strong>Özel sektör haziran ayında 98.000 yeni iş ekledi</strong></p>
<p>Haziran ayında istihdam artışı sektörler arasında dengesiz bir görünüm sergiledi. <strong>Finansal faaliyetler</strong> ve <strong>bilgi teknolojileri</strong> sektörleri istihdam kazanımı sağlarken, <strong>konaklama ve eğlence</strong> sektöründe işe alımlar üst üste altıncı ayda da zayıf seyretti.</p>
<p>ADP Baş Ekonomisti Nela Richardson:</p>
<p>İşe alım hızındaki tablo hem arz hem de talep dinamiklerini yansıtıyor. İnsanların iş bulmasının daha uzun sürdüğünü biliyoruz. Ancak bazı sektörlerde işgücü arzına ilişkin kısıtların ortaya çıktığına dair işaretler de var. Şimdilik bu iki etkinin birleşimi, istihdam yaratma hızında bir yavaşlamaya işaret ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isgucunun-yeni-gercekleri-83152</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/2/1280x720/855-1784008379.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşgücünün yeni gerçekleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mardin-yalnizca-bolgesel-degil-ulusal-bir-kalkinma-ornegi-konumundadir-83170</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Mardin yalnızca bölgesel değil ulusal bir kalkınma örneği konumunda&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MAHİR SOLMAZ/MARDİN</strong></p>
<p>Mardin Valisi ve Mardin Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Tuncay Akkoyun, EKONOMİ gazetesine açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Mardin’in köklü tarihinden zengin bir medeniyet mirası devralan eşsiz bir şehir olduğunu belirten Akkoyun, kentin  yalnızca bölgesel değil, ulusal bir kalkınma örneği konumunda olduğunu söyledi.</p>
<p>Huzur ve hoşgörü iklimi içerisinde yüzyıllardır kardeşçe yaşama kültürüne sahip Mardinlilerin birliğin ve beraberliğin dünyadaki en güzel örneğini sergilemektedirler diyen Vali Akkoyun, “Mardin’imiz tarihi birikimiyle yalnızca geçmişin değil, aynı zamanda birçok alanda barındırdığı potansiyeliyle de parlak gelecek vaadeden bir şehirdir. 'Tarihi İpek Yolu'na sahip olan şehrimiz yüzyıllardır doğu ile batı arasındaki ticaretin kavşak noktalarından biri olarak üstlendiği ticaret merkezi kimliğiyle, ekonomik potansiyeliyle ve jeopolitik konumuyla bugün de modern ticaret ve ihracat ağları içerisinde cazibe merkezi olmanın imkanlarını günümüze taşımaktadır” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin ihracat vizyonunda ve bölgesel kalkınma hedeflerinde Mardin’in tarım ve gıda sektöründen lojistiğe, sanayiden turizme kadar geniş bir yelpazede gelişim gösterdiğini belirten Tuncay Akkoyun “Mardin’imizin verimli toprakları, tarım ve gıda sektöründeki çeşitliliği desteklerken; tarıma dayalı sanayi yatırımları, lojistik imkanları, hızla gelişen üretim ve ihracat kapasitesindeki artış, yatırımcıların dikkatini çekerken, iş dünyasının gayretleri de şehrin bölgesel bir ekonomik merkez haline gelmesini sağlamıştır. Mardin’imiz “Bereketli Hilal” olarak adlandırılan Mezopotamya Ovası’na sahiptir. Binlerce yıldır bu topraklar emeğin, bereketin ve alın terinin sembolü olmuştur.  Gelişen ekonomisi ve gerçekleşen yatırımlar ile Mardin, yalnızca bölgesel değil, ulusal bir kalkınma örneği konumundadır. Şehrimizin ekonomisi; insanımıza umut veren, gençlerimize iş imkânı sağlayan, girişimcilere cesaret veren bir durumdadır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Türkiye’nin ilk OSB’lerinden biri Mardin’de"</strong></p>
<p>Mardin’de kurulan ve kurulacak her fabrika üretim, istihdam, ihracat, refah demek olduğunu belirten Akkoyun, “Bu amaçla devletimiz Türkiye’nin ilk OSB’lerden birini Mardin’imizde kurmuştur. Mardin 1. OSB'de 296 sanayi parseli mevcuttur. Yaklaşık 220 firma üretim yapmaktadır. Bu fabrikalarımızda toplam 8.000 ile 8.500 arası istihdam sağlanmaktadır.  Türkiye'nin toplam un İhracatının %35, 41'ini, toplam bulgur ihracatının %23,52'sini Mardin OSB yapmaktadır. Mardin son 3 yılda Türkiye un ihracatı sıralamasında birinci sıradadır. Türkiye Toplam un ihracatı 3.000.000 ton iken, bu un ihracatının yaklaşık 1.000.000 ton unu Mardin yapmaktadır. 2025 yılında ilimiz 1 milyar doların üzerinde ihracat yapmıştır. Buradaki talep, yoğunluk ve doluluk oranı sonrası 104 hektar alan üzerine İlimizde kurulan 2. OSB birinci etapta 70 fabrikaya yer tahsisi yapıldı. 306 yatırımcı da yer tahsisi için beklemektedir. Ayrıca talep yoğunluğu nedeniyle 2. OSB için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından ilave 374 hektarlık alan tahsis edilmiştir. Midyat OSB’nin kurulma çalışmaları devam etmektedir” dedi.</p>
<p>"Günümüzde çiftçilerimiz devletimizin destekleri sayesinde tarımı modern tekniklerle ve ekipmanlarla harmanlayarak, dijital tarım uygulamalarıyla toprak analizleri yapmakta, drone teknolojisiyle ilaçlamalar yapıp verimliliği artırmaktadır." diyen Akkoyun “Ürünlerini hem ulusal hem de uluslararası pazarlarda başarıyla sunarak tarıma dayalı sanayinin gelişmesini de sağlamaktadırlar. Ayrıca GAP kapsamındaki sulama yatırımları sayesinde kıraç alanlar tarıma kazandırılarak, bölgedeki tarımsal üretim giderek çeşitlenmiş ve kapasite artmıştır. Tarımın ve hayvancılığın yarınları için atılacak her adımda bu birlikteliği koruyarak, sürdürülebilir ve yenilikçi yaklaşımları hep birlikte desteklemeye devam edeceğiz. Bunların yanında Mardin Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığımız bünyesinde; Ata tohumu Müzesi, Derik Zeytini Gen Koruma Bahçesi, Ömerli Üzümü Gen Koruma Bahçesi, Derik Zeytini İşleme ve Sabun Üretim Tesisi, Geleneksel Arı Kovanı Atölyesi kurulmuştur. Ayrıca GAP Bölgesinde Modern Bağcılığın Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması Projesi ve 6.000 Adet Arılı Kovan 2.000 Adet Geleneksel Kovanı Projesi GAP ile ortaklaşa gerçekleştirmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın himayelerinde yürütülen 'Meralarımıza Yeniden Hayat Projesi' kapsamında, asrın felaketinden etkilenen 11 ilimiz başta olmak üzere toplam 40 ilimize 2025 yılında 2 milyon adet tuz çalısı fidanı gönderilmiştir. Proje kapsamında 2026 yılı hedefimiz ise 4 milyon adet tuz çalısı fidanı üretmektir” şeklinde konuştu.</p>
<p>Mardin’in bilinirliğini, tanınırlığını artıracak çalışmaları yoğun bir biçimde sürdürdüklerini vurgulayan Akkoyun, “Bu kapsamda; 2025 yılında 1 Milyonu aşan konaklama ve günü birlik ziyaretçilerle 3 milyonun üzerine çıkan turist sayısıyla Mardin’imiz turizmde kendi rekorunu kırmıştır. 2025’e kıyasla 2026 yılının ilk 3 ayında yabancı misafir sayısında yüzde 50 artış sağlandı.Mardin’imizin uluslararası tanıtımına da önem vermekteyiz. Bu kapsamda; Mardin Büyükşehir Belediyesi  bünyesinde Berlin Fuarı, Şangay Fuarı ve yerelde düzenlediğimiz fuarlar ile şehrimizi potansiyel ziyaretçilere tanıtarak özellikle yabancı turist sayısını artırmayı hedefliyoruz. Ayrıca; Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2021 yılında başlatılan ve yapılan illerde bir gelenek haline gelen Kültür Yolu Festivalleri 2026 yılında da Mardin’imizde düzenlenecektir. 9 gün boyunca kültür ve sanat etkinlikleri kapsamında konserlerin yanı sıra yerel sanatçılarımızın ve zanaatkarımızın da bu yıl 17-25 Ekim tarihleri arasında Mardinliler ile buluşacağı bu önemli etkinlik, şehrimizin kültürel zenginliğini tanıtmak ve turizm potansiyelini artırmak açısından büyük bir fırsat sunmaktadır. Festival, Mardin’i kültür turizminin önemli duraklarından biri haline getirme yolunda güçlü bir adım olacaktır” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mardin-yalnizca-bolgesel-degil-ulusal-bir-kalkinma-ornegi-konumundadir-83170</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/0/1280x720/tuncay-akkoyun-1784022977.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mardin Valisi ve Mardin Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Tuncay Akkoyun, Mardin’in köklü tarihinden zengin bir medeniyet mirası devralan eşsiz bir şehir olduğunu vurgulayarak, kentin yalnızca bölgesel değil, ulusal bir kalkınma örneği konumunda olduğunu ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/halk-ekmek-fabrikasi-kadin-istihdamini-artiracak-83169</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyarbakır Halk Ekmek Fabrikası kadın istihdamını artıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MAHİR SOLMAZ/DİYARBAKIR</strong></p>
<p>Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin hayata geçirdiği Halk Ekmek Fabrikası'nı düzenlenen törenle hizmete açtı.</p>
<p>Bağlar ilçesi Bağcılar Mahallesi'nde 4 bin 500 metrekare kapalı alan üzerine kurulan Halk Ekmek Fabrikası, yaklaşık 11 ayda ve 235 milyon liralık yatırımla tamamlandı. Tam otomatik ve son teknoloji makine parkuruyla hizmet verecek şekilde tasarlanan, hijyen standartlarının en üst seviyede gözetildiği modern tesisin günlük üretim kapasitesi 100 bin ekmek olarak planlandı. Üretime ilk etapta günlük 40 bin ekmekle başlanacak. Yaklaşık 100 kişiye istihdam sağlaması hedeflenen tesiste üretilen ekmekler, kent genelinde hizmet verecek 43 Nanê Gel satış büfesi aracılığıyla yurttaşlara ulaştırılacak. Tesiste üretilecek 210 gram ekmek 10 TL fiyatla satışa sunulacak.</p>
<p>Açılışta konuşan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Serra Bucak, Halk Ekmek Fabrikası'nın 11 ayda tamamlandığını belirterek fabrikanın kurulma sürecini anlattı. Alanın ilk etapta pazar yeri olarak planlandığını, daha sonra burada bir kütüphane yapılmasının düşünüldüğünü ifade eden Eşbaşkan Bucak, kentin öncelikli ihtiyaçlarının değerlendirilmesi sonucunda Halk Ekmek Fabrikası'nın kurulmasına karar verildiğini söyledi.</p>
<p>Ekonomik krizin ve derinleşen yoksulluğun belediyenin öncelikli çalışma alanlarından biri olduğunu vurgulayan Eşbaşkan Bucak, bu doğrultuda Halk Ekmek Projesi'ni hayata geçirdiklerini belirtti.</p>
<p>Fabrikanın yapımında emeği geçen belediye çalışanlarına, teknik ekiplere ve projeye katkı sunan herkese teşekkür eden Eşbaşkan Bucak, tesisin günlük 100 bin ekmek üretim kapasitesine sahip olduğunu, ancak ilk etapta günlük 40 bin ekmek üretileceğini söyledi.</p>
<p>Kent genelinde 43 halk ekmek büfesinin hizmet vereceğini belirten Eşbaşkan Bucak, yaklaşık 100 kişilik istihdam hedeflediklerini, şu anda çalışan 60 kişinin 50'sinin kadın olduğunu ifade etti.</p>
<p>Kadın çalışanların halk ekmek büfelerinde görev yapacağını belirten Eşbaşkan Bucak, tüm çalışanlara başarılar diledi.</p>
<p>Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Doğan Hatun ise Halk Ekmek Fabrikası'nın Diyarbakır halkına verilen sözlerden biri olduğunu belirterek projede emeği geçen herkese teşekkür etti. Fabrikanın doğrudan halkın işletmesi olduğunu vurgulayan Eşbaşkan Hatun, tesisin kâr amacıyla kurulmadığını ifade etti. "Halkımız şundan emin olsun ki bizim burada kâr etmek gibi bir amacımız kesinlikle yoktur. Buranın tüm geliri yalnızca bu işletmenin ayakta kalması ve kendi kendini döndürebilmesi içindir. Halkımız bu yoksulluktan kurtulana ve kendi ayakları üzerinde durana dek burası kapatılmayacak; bunun sözünü açıkça verebiliriz."</p>
<p>Yerel üretimin güçlendirilmesine de dikkat çeken Eşbaşkan Hatun, ilerleyen süreçte kendi değirmenlerini kurmayı hedeflediklerini belirterek un ve buğdayın da halkla birlikte üretilmesini amaçladıklarını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/halk-ekmek-fabrikasi-kadin-istihdamini-artiracak-83169</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/9/1280x720/halk-ekmek-fabrikasi-kadin-istihdamini-artiracak-1784017734.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen Halk Ekmek Fabrikası hizmete açıldı. Eşbaşkanlar Serra Bucak ve Doğan Hatun, projenin yalnızca uygun fiyatlı ekmek üretimiyle sınırlı olmadığını; kadın istihdamını artıracak, yerel ekonomiyi güçlendirecek ve yoksullukla mücadeleye katkı sunacak sosyal bir yatırım olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/erdogan-imalat-sanayi-icin-1-trilyon-liralik-kredinin-onunu-acmis-bulunuyoruz-83122</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 18:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan: İmalat sanayi için 1 trilyon liralık kredinin önünü açmış bulunuyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı sona erdi.</p>
<p>Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki toplantının ardından millete seslendi.</p>
<p>Toplantıda, NATO Ankara Liderler Zirvesi'nin yanı sıra, bölgedeki güncel gelişmeleri değerlendirdiklerini belirten Erdoğan, alınan kararların hayırlara vesile olmasını diledi.</p>
<p>Başta Avrupa olmak üzere insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen Srebrenitsa Soykırımı'nın 31. yılı olduğunu anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Anma etkinliklerine bu sene ülkemizi temsilen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı'mız iştirak etti. Boşnak kardeşlerimiz orada katledilen evlatlarını anarken, biz de burada onlar için dua ettik. O hüzün, o utanç dolu günleri bir kere daha hatırladık. Tabii o günlerde yaşanan savaş kadar acı olan bir başka husus, Bosna Hersek halkının yalnız bırakılmasıydı. Avrupa'nın göbeğindeki etnik temizlik girişimini Batılı ülkeler ve kurumlar sadece uzaktan seyretmekle yetindi. Sivilleri korumak amacıyla bölgeye gönderilen Birleşmiş Milletler Koruma Gücü kendisini dahi koruyamazken, güvenli bölge olarak ilan edilen şehirler bugün bile utançla hatırladığımız katliamlara sahne oldu. Aralarında çocukların, kadınların, yaşlıların da olduğu 8 bin 372 Boşnak katledilerek, toplu mezarlara gömüldü. Üzerinden tam 31 sene geçmesine rağmen Srebrenitsa Soykırımı'nın kalbimizde açtığı yaralar kanamaya halen devam ediyor.</p>
<p>Mavi kelebeklerin izinde ortaya çıkartılan her toplu mezarla, kimlik tespiti yapılan her şehit naaşı ile yüreğimize yeni bir ateş düşüyor. 31. seneidevriyesinde Srebrenitsa şehitlerini bir kez daha rahmetle yad ediyor, mekanları cennet olsun diyorum. Türkiye olarak benzer acıların tekerrür etmemesi için üzerimize ne düşüyorsa yapıyoruz. Farklı inanç, kültür ve etnik kimliklerin barış içinde yaşadığı istikrarlı ve müreffeh bir Bosna Hersek için çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye ve Türk milletinin desteğinin her zaman Bosna Hersek ile olacağını bugün bir kere daha ifade ediyorum."</p>
<p>Erdoğan, dün vefat eden eski Katar Emiri Şeyh Hamed bin Halife Al Sani'ye Allah'tan rahmet dileyerek, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani'nin şahsında dost ve kardeş Katar halkına taziyelerini sundu.</p>
<p>Şeyh Hamed bin Halife Al Sani'nin vizyoner liderliğiyle Katar'ın bugünlere gelmesinde çok büyük pay sahibi olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Filistin davası başta olmak üzere İslam dünyasının meseleleriyle yakından ilgilenen, nerede bir kanayan yara varsa sarmak için koşturan vicdanlı, dirayetli, samimi bir Müslüman'dı. Gerek şahsım gerekse ülke olarak Türkiye ile Katar arasındaki ilişkilerin güçlenmesine yaptığı eşsiz katkıları hiçbir zaman unutmayacak, kendisini şükranla hatırlayacağız. Rabb'im mekanını inşallah cennet eylesin." diye konuştu.</p>
<p><strong>"4 bin 800 davetliyi Ankara'da misafir ettik"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7-8 Temmuz'da Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenen 36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ni başarıyla gerçekleştirdiklerini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde tertiplediğimiz zirveye ittifak üyesi 32 devlet ve hükümet başkanı iştirak etti. Zirve öncesinde yapılan farklı açıklamalara rağmen ABD Başkanı Sayın Donald Trump dahil liderlerin tamamı davetimize bizzat icabet etti. Liderlerin yanı sıra 100'e yakın bakan, 1000 delege olmak üzere 4 bin 800 üst düzey diplomatı, uluslararası kuruluş temsilcisini ve davetliyi Ankara'da misafir ettik. Müttefik ülkelere ilave olarak NATO'nun Asya Pasifik ortaklarından Güney Kore, Japonya, Yeni Zelanda ve Avustralya ile İstanbul İşbirliği Girişimi ortaklarından Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri devlet başkanı veya bakan düzeyinde zirveye katılmıştır. Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Zelenskiy ile Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Şara'da 8 Temmuz'da Ankara'ya ikili ziyaret gerçekleştirmiştir."</p>
<p><strong>"Etimesgut Askeri Havalimanı'nı yeniden ihya ederek hizmete açtık"</strong></p>
<p>36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ni 2 bin 500'ü aşkın yerli ve yabancı basın mensubunun takip ettiğini aktaran Erdoğan, şunları ifade etti:</p>
<p>"Bir defa şu noktayı önemle vurgulamak durumundayım. NATO zirveleri güvenliğin en üst düzeyde gözetildiği, en küçük bir ihmale, en küçük bir dikkatsizliğe mahal verilmeyen uluslararası toplantılardır. Güvenlik tedbirleri noktasında biz de işi şansa bırakmadık. Emniyet, istihbarat ve adli birimlerimizle her türlü önlemin ölçülü bir şekilde alınmasını temin ettik. Gerekli bilgilendirmeler haftalar öncesinden kamuoyumuza yapıldı. Tespit edilen altyapı eksikleri yoğun bir çalışmayla vakitlice giderildi. Bu çalışmalar için bakanlıklarımız ve valiliğimizle birlikte yerel yönetimleri de harekete geçirdik. Hem Esenboğa Havalimanı'nın uçak ve yolcu trafiğini hafifletmek hem de resmi ziyaretlerde kullanılmak üzere Etimesgut Askeri Havalimanı'nı yeniden ihya ederek hizmete açtık. Böylece başkentimize yolları, asma köprüsü ve devlet konukeviyle modern bir havalimanı daha kazandırmış olduk. Ankara Havalimanı'nın şehrimize tekrar hayırlı uğurlu olmasını diliyorum."</p>
<p><strong>"Ankara'nın bir dünya şehri olduğu tescil edilmiştir"</strong></p>
<p>Zirve süresince güvenlik, ulaşım, ticaret, kamu düzeni ve şehir hayatının idamesi arasında hassas bir denge kurmaya ihtimam gösterdiklerini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Buna rağmen zirve sebebiyle günlük hayatı etkilenmiş olan tüm Ankaralı kardeşlerime sabırları ve anlayışları için teşekkür ediyorum. Ankara tarihi bir zirveye, tarihi bir başarıyla ev sahipliği yapmak suretiyle uluslararası alanda görünürlüğünü hiç olmadığı kadar artırmıştır. Ankara'nın artık bir dünya şehri olduğu bu vesileyle tescil edilmiştir. Bunun yansımalarını özellikle turizmde göreceğimizi düşünüyorum. Allah nasip ederse bu sene Cumhuriyet'imizin 103. yıl dönümünü Türk dünyasından kardeşlerimizle beraber Ankara'da coşkuyla kutlayacağız. İnşallah aynı başarıyı 29-30 Ekim'de düzenleyeceğimiz 13. Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'nde de sergileyeceğiz."</p>
<p><strong>"İmalat sanayi için 1 trilyon liralık uygun koşullu kredi"</strong></p>
<p>Erdoğan, "Yatırım taahhütlü avans kredi programının kapsamını ve bütçesini genişletiyoruz. Bu yeni uygulama için program bütçesini 750 milyar liraya çıkarıyoruz. Hayata geçirdiğimiz yeni finansman programı ile 250 milyar liralık uygun koşullu bir kredi paketini daha imalat sanayinin istifadesine sunuyoruz. Bu iki program sayesinde imalat sanayi için toplam 1 trilyon liralık uygun koşullu kredinin önünü açmış oluyoruz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/erdogan-imalat-sanayi-icin-1-trilyon-liralik-kredinin-onunu-acmis-bulunuyoruz-83122</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/2/1280x720/erdogan-1783960382.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım taahhütlü avans kredi programının kapsamını ve bütçesini 750 milyar liraya çıkarttıklarını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, &quot;Hayata geçirdiğimiz yeni finansman programı ile 250 milyar liralık uygun koşullu bir kredi paketini daha imalat sanayinin istifadesine sunuyoruz. Bu iki program sayesinde imalat sanayi için toplam 1 trilyon liralık uygun koşullu kredinin önünü açmış oluyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bile-bile-baltalama-83105</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 17:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bile bile baltalama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>“Her nevrozun, beraberinde belli bir ölçüde moral çöküntüsü getirdiğini unutmamalıyız. Nevrotik bir insan, kendine olan güvenini yitirmiştir. Nevroz, aşağılayıcı bir yenilgidir ve kendi psikolojisinden tamamen habersiz olmayan kişilerce de böyle hissedilir.”</em></p>
<p><em>“Nevrozun nedenleri geçmişte olduğu kadar şimdiki zamanda da yatar ve nevrozu ancak şimdiki zamanda fiilen var olan bir neden canlı tutabilir.”</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Carl Jung, Collected Works Volume 11</strong></p>
<p><em>“Hastaların, rahatsızlıklarını genellikle çok eski bir deneyimle açıklama yönünde belirgin bir eğilim göstermeleri ve böylece analistin dikkatini ustaca şimdiki zamandan uzaklaştırıp geçmişteki yanlış bir iz üzerine çekmeleri son derece şüphelidir.”</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Carl Jung, The Theory of Psychoanalysis</strong></p>
<p><em>“Hasta belirli semptomları seçer ve bunlar ona gerçek engeller gibi görünene kadar geliştirir. Semptomlardan oluşan barikatının ardında hasta kendini gizlenmiş ve güvende hisseder. ‘Yeteneklerinizden ne şekilde yararlanıyorsunuz?’ sorusuna, ‘Bu şey beni durduruyor; ilerleyemiyorum,’ diye cevap verir ve kendi kurduğu barikatı işaret eder.”</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Alfred Adler, Problems of Neurosis</strong></p>
<p><em>“…insanlar genel olarak, benlik saygılarını korumak amacıyla kendini engelleme ve sınırlandırma stratejilerine başvururlar.”</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Frederick Rhodewalt, Self-Handicappers: Individual Differences</strong></p>
<p><em>“Özsaygı ile, bireyin kendisine ilişkin yaptığı ve genellikle sürdürdüğü değerlendirmeyi kastediyoruz; bu, bir onaylama veya onaylamama tutumunu ifade eder.” </em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Stanley Cooper, *The Antecedents of Self-Esteem</strong></p>
<p>Günümüzde pek çok insan, hayat korkusunun pençesinde. Bu kişiler, hayatın zorluklarıyla yüzleşmek yerine onlardan kaçınır; kaygının deneyimlerini ve potansiyellerini sınırlamasına izin verirler. Carl Jung, hayatın zorluklarından kaçan ve bunun sonucunda kaygı, depresyon, suçluluk ve utanç gibi sorunlar yaşayan bireylerin nevrotik olduğunu savunmuş ve nevrotik rahatsızlıkların son derece yaygın olduğunu belirtmiş.</p>
<p>Jung ayrıca, pek çok nevrotik bireyin geçmişteki olayları suçlayarak kendi hatalı tutumlarını meşrulaştırdığını; bu durumun ise, özellikle geçmişten ve bilhassa çocukluktan bahsetmenin iyileşmeyi destekleyeceğine inanan terapistlerce sıklıkla teşvik edildiğini gözlemlemiş. Ayrıca, Jung geçmişe dönüp ona odaklanmayı yanlış bir yönelim olarak görmüş ve nevrotik bir rahatsızlığın üstesinden gelmenin en iyi yolunun da şimdiki ana odaklanıp geleceğe bakmaktan geçtiğini savunmuş.</p>
<p>Birçoğumuz, başarıya giden yoldaki dışsal engellerle mücadele etmekle yetinmeyip, kendi yenilgimizi bizzat hazırlıyoruz. Kendi kendimizin en büyük düşmanıyız; hedeflerimize ulaşamamamızın, karakterimizi geliştiremememizin ve başarıyı yakalayamamamızın altında "kendine engel olma" (self-handicapping) davranışı yatıyor.</p>
<p>Potansiyelimizi bile bile baltalama fikri kulağa saçma gelebilir. Kendine engel olma davranışının bariz mantıksızlığı göz önüne alındığında, insan bu durumu yalnızca ciddi kişilik bozuklukları gibi uç vakalarla ilişkilendirme eğilimi gösterebilir. Oysa kendine engel olma davranışı, yalnızca yaygın bir durum olmakla kalmayıp, aynı zamanda köklü psikolojik ihtiyaçları tatmin etmenin de etkili bir yolu olarak görülür.</p>
<p>Kendine engel olma (self-handicapping) davranışının faydalarını anlamak için, hayattaki temel motivasyonlardan birinin, kendimize dair makul ölçüde kabul edilebilir bir imaj oluşturma ve bunu koruma ihtiyacı olduğunu kabul etmemiz gerekir. Psikologlar, kendimiz hakkında olumlu düşünmeye yönelik bu ihtiyacı "öz saygı" ihtiyacı olarak tanımlarlar.</p>
<p>Öz saygıya ulaşmanın hem sağlıklı hem de sağlıksız yolları vardır. Sağlıklı yol, değer verilen hedeflerin peşinden gitmek ve bu süreçte beceriler, yetkinlikler ve daha olgun bir karakter geliştirmektir. Bu yolla özsaygı kazanmak; uzun yıllar süren sıkı bir çalışma ve fedakarlığı göze alma gerektirebilir.</p>
<p>S&amp;P zirve seviyelerinin sadece yüzde 1 uzağında, eşit ağırlıklı S&amp;P500, Dow ve Russell ise tüm zamanların yeni zirvelerini gördü. Buna rağmen yatırım ortamı biraz nevrotik ve hiç de kolay olmayan bir seyir izledi.</p>
<p>Bu nota sonuç bölümüyle başlayalım:</p>
<ul>
<li>Yüksek reel faiz oranlarına rağmen küresel ekonominin direnci, düşen enflasyon, iyi kazanç büyümesi ve makul değerlemeler taktiksel (stratejik değil) olumlu bir duruş için sebepler arasında.</li>
<li>Buna karşılık, yüzeyin altında daha karmaşık piyasa anlatıları şeklinde gerilimler de mevcut.</li>
<li>Bu hafta beklenenden daha düşük ABD TÜFE verilerinin ardından küresel çapta daha düşük faiz oranları bekliyoruz.</li>
<li>Bugünkü artışa rağmen, düşen petrol, volatilite ve faiz oranları, küresel ve gelişmekte olan piyasa hisse senetleri ve tahvilleri için yükseliş yönlü bir potansiyel yaratıyor.</li>
<li>Genel olarak, ana trend yukarı yönlü kalırken, önümüzdeki birkaç hafta boyunca yolun daha geniş ve daha inişli çıkışlı olmasını bekliyoruz.</li>
<li>Bu nedenle, taktiksel olarak temayı sahiplenmek ancak gökyüzünün sınırı yokmuş gibi davranmamak, bizim görüşümüze göre doğru yaklaşım. Bu durumda, risk yönetimi daha fazla önem kazanıyor.</li>
<li>Oyun planımız değişmedi: Temmuz başında da belirttiğimiz gibi, S&amp;P500'ün 7700'e ulaşması bizi şaşırtmayacak.</li>
<li>Ağustos ayına kadar dalgalı fiyat hareketlerinin devam etmesini ve ara sıra farklılaşan zirveler (divergent highs) oluşmasını bekliyoruz.</li>
<li>Ağustos ortasına geldiğimizde, piyasanın aşağı yönlü ivme kazanmasını ve Eylül/Ekim civarında dip yapmasını bekliyoruz.</li>
<li>Ekim ayından itibaren yıl sonuna kadar bir yükseliş bekliyoruz.</li>
</ul>
<p>Piyasalar haftaya Hürmüz'ün tekrar kapanıp kapanmadığı sorusuyla başlıyor. Petrol yükseliyor, hisse senedi vadeli işlemleri düşüyor, Hazine tahvilleri düşüyor ve Amerikan doları güçleniyor. Piyasa mesajı açık: yatırımcılar, gerginliğin tırmanmasının enflasyonist sonuçlarına göre işlem yapıyorlar. Geçmişe bakarsak, her iki taraf da gerginliği tırmandırdıktan sonra geri çekilmeyi tercih ediyor ancak bu sefer durumun farklı olma ihtimali tabii her zaman var.</p>
<p>ABD'deki megacap teknoloji şirketleri, yarı iletkenler ve teknoloji hisseleri taktiksel olarak daha temiz görünüyor. Köpük azaldı, birçok yapay zeka hissesi 50 günlük hareketli ortalamalarına yakın ve uzun pozisyonlar artık zirvedeki kadar kalabalık değil.</p>
<p>Düşen volatilite, potansiyel volatilite kontrolü fonların alımları, hisse senetleri için kısa vadeli destekleyici bir ortam yaratıyor.</p>
<p>FED bir risk. İki faiz artışı kabaca fiyatlara dahil ancak bu yıl faiz artışı beklemiyoruz.</p>
<p>Warsh, Haziran toplantısında fiyat istikrarına odaklanmayı vurgularken, birkaç hafta sonra Sintra'da enflasyon beklentilerinin iyileştiğini belirtti. Temmuz toplantısı 7-8 baz puan fiyatlandırıyor. Haziran ayındaki basın toplantısında Warsh'ın şu yorumuyla piyasa fiyatlandırması daha da önem kazandı: "Finansal piyasa fiyatları, merkez bankacılarına yol göstermek için muhtemelen en önemli bilgi kaynağıdır." Bizce en olası yol, küresel tahvillerde mütevazı bir yükseliş görmemiz.</p>
<p>ABD'deki dev ölçekli teknoloji şirketlerini, Çin teknoloji sektörünü, yarı iletkenleri, bakırı, seçilmiş madencilik şirketlerini ve gelişmekte olan piyasa tahvil ve hisse senetlerini tercih ediyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bile-bile-baltalama-83105</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bile bile baltalama ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-ile-misir-arasinda-savunma-sanayisi-icin-niyet-mektubu-83121</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 17:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye ile Mısır arasında savunma sanayisi için niyet mektubu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Mısır Savunma ve Askeri Üretim Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile bir araya gelerek, iki ülke arasında savunma sanayisi iş birliğinin çerçevesini belirleyecek niyet mektubu imzaladıklarını duyurdu. </p>
<p>Mısır heyeti ile gerçekleştirilen görüşmelere ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yapan Görgün, Mısır Savunma ve Askeri Üretim Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ve beraberindeki heyeti Başkanlıkta ağırladıklarını belirterek, görüşmede savunma sanayisi alanındaki işbirliği imkanlarını ve ortak kabiliyet geliştirme başlıklarını ele aldıklarını kaydetti.</p>
<p>Görgün, bu temaslar kapsamında iki ülke arasında gelecek dönemde yürütülecek işbirliğinin çerçevesini belirleyecek bir niyet mektubu imzaladıklarını bildirdi.</p>
<p>Başkan Görgün, atılan bu adımın önemine dikkati çekerek, "Türkiye ile Mısır arasında savunma sanayisi alanında geliştirilecek işbirliklerinin, bölgesel güvenliğe ve karşılıklı kapasite gelişimine katkı sunacağına inanıyorum." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Görgün ayrıca, verimli görüşmeler dolayısıyla Mısırlı Bakan Zahir ve beraberindeki heyete teşekkür etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-ile-misir-arasinda-savunma-sanayisi-icin-niyet-mektubu-83121</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/1/1280x720/54-1783959863.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, &quot;Türkiye ile Mısır arasında savunma sanayisi alanında geliştirilecek iş birliklerinin, bölgesel güvenliğe ve karşılıklı kapasite gelişimine katkı sunacağına inanıyorum.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cari-acigin-surdurulebilir-seviyelerde-kalmasi-ekonomimizin-dayanikliligini-gosteriyor-83118</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Cari açığın sürdürülebilir seviyelerde kalması ekonomimizin dayanıklılığını gösteriyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan mayıs ayı ödemeler dengesi verileri hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, mayısta yıllıklandırılmış cari açığın 37,3 milyar dolar olarak gerçekleştiğini belirten Şimşek, "Küresel ekonomideki şoklara karşın cari açığın sürdürülebilir seviyelerde kalması ekonomimizin dayanıklılığını gösterirken makro finansal istikrarı da desteklemektedir. Brüt dış finansman ihtiyacı ve brüt dış borç stoku uzun dönem ortalamalarının altında seyretmektedir. Sağladığımız kazanımları kalıcı hale getirmek için yüksek katma değerli üretimi ve ihracatı artıran, enerjide dışa bağımlılığı azaltan yapısal dönüşüm adımlarımıza devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cari-acigin-surdurulebilir-seviyelerde-kalmasi-ekonomimizin-dayanikliligini-gosteriyor-83118</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/simsek-1776501507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendiren Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, &quot;Küresel ekonomideki şoklara karşın cari açığın sürdürülebilir seviyelerde kalması ekonomimizin dayanıklılığını gösterirken makro finansal istikrarı da desteklemektedir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/caykurdan-ikinci-surgun-yas-cay-hasadi-icin-aciklama-83120</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ÇAYKUR&#039;dan 2. sürgün yaş çay hasadı için açıklama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çay İşletmeleri (ÇAYKUR) Genel Müdürlüğü, ikinci sürgün yaş çay alımlarının 8 Temmuz'da başladığı ifade edildi.</p>
<p>Yazılı açıklamada, alımların ilk günlerinde düşük tonajlı yaş çay alımı gerçekleştirilirken, 11 Temmuz'da 4 bin 400 ton, 12 Temmuz'da ise 6 bin 500 ton yaş çay alındığı belirtildi.</p>
<p>Hasatta makineleşmenin sağladığı kolaylık ve konforun üreticilerin yararına olacak şekilde kullanılması gerektiği vurgulanan açıklamada, aşırı miktarda hasat yapılarak alım yerlerinde bekleme ve benzeri sıkıntılar yaşatacak yaklaşımlardan uzak kalmanın faydalı olacağı kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, ikinci sürgün boyunca hasadın alım limitleri ve randevu sistemiyle uyumlu şekilde gerçekleştirilmesinin herkes için en uygun koşulları oluşturacağı aktarılarak, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"İdeal sürgün süresi içerisinde hareket ederek hasat planlamasının yapılması, çok uzun yıllardır tecrübe etmiş olduğumuz bilgilerin de doğrulayacağı gibi, sürecin daha yönetilebilir olmasını ve üründen elde edilen kazancın azalmamasını sağlayacaktır. Her daim ifade ettiğimiz gibi, çayımızın gerçek değeri, üreticiler olarak hepimizin ona verdiğimiz değer ve önem çerçevesinde ortaya çıkacaktır. Çayımızın kalitesini ve sürdürülebilirliğini korumak hepimizin elindedir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/caykurdan-ikinci-surgun-yas-cay-hasadi-icin-aciklama-83120</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/0/1280x720/caykur-1777102448.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÇAYKUR Genel Müdürlüğü, 2. sürgün yaş çay alım döneminde üreticilere hasat planlamasını alım limitleri ve randevu sistemiyle uyumlu şekilde yapmaları çağrısı yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/marti-ile-abdli-tensor-arasinda-otonom-araclar-icin-is-birligi-83119</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Martı ile ABD&#039;li Tensor&#039;dan otonom araçlar için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Martı'nın, otonom araç teknolojileri şirketlerinden ABD merkezli Tensor ile iş birliği yaptığı bildirildi.</p>
<p>İş birliği kapsamında Martı'nın, Tensor'un Seviye 4 otonom araçlarını satın alarak, Türkiye genelindeki şehirlerde mobilite platformunda kademeli şekilde hizmete sunması hedefleniyor.</p>
<p>Böylece Martı'nın mevcut mobilite hizmetlerini gelecekte sürücüsüz paylaşımlı araçlarla da genişletmesi planlanıyor.</p>
<p>ABD'de 2016'da Silikon Vadisi'nde kurulan Tensor, hem bireysel sahiplik hem de profesyonel filo operasyonları için sıfırdan tasarlanmış Seviye 4 otonom araç geliştiren bir şirket olarak biliniyor.</p>
<p>Martı kurucusu Oğuz Alper Öktem, teknoloji odaklı ulaşım çözümlerini Türkiye'de kullanıcılarla buluşturmaya öncülük ettiklerini belirtti.</p>
<p>Yapay zeka ve otonom sürüş teknolojilerinin şehir içi ulaşımın geleceğini şekillendireceğine inandıklarını aktaran Öktem, "Tensor ile gerçekleştirdiğimiz bu stratejik işbirliği sayesinde, yapay zekayla çalışan sürücüsüz paylaşımlı araçları kullanıcılarımıza sunmayı hedefliyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Tensor Üst Yöneticisi (CEO) Jay Xiao ise söz konusu işbirliğinin, otonom sürüş teknolojisini daha geniş kitlelere ulaştırma ve platform kullanıcılarına üst düzey otonom mobilite deneyimi sunma misyonları açısından önemli bir adım olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>ABD, Birleşik Arap Emirlikleri ve Avrupa'da duyurdukları işbirliklerinin ardından Martı ile hayata geçirdikleri ortaklığın, güvenli, verimli ve ölçeklenebilir otonom mobilitenin sunduğu ayrıcalıklı deneyimi, küresel ölçekte yaygınlaştırma kararlılıklarını bir kez daha ortaya koyduğunu kaydeden Xiao, "Martı ile birlikte, ulaşım teknolojilerindeki en ileri yenilikleri Türkiye genelindeki platform kullanıcılarıyla buluşturacak olmaktan büyük heyecan duyuyoruz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/marti-ile-abdli-tensor-arasinda-otonom-araclar-icin-is-birligi-83119</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/0/1280x720/oguz-alper-oktem-1758719567.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Martı kurucusu Oğuz Alper Öktem, &quot;Tensor ile gerçekleştirdiğimiz bu stratejik iş birliği sayesinde, yapay zekayla çalışan sürücüsüz paylaşımlı araçları kullanıcılarımıza sunmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-cari-acik-2-ceyrekte-12-125-milyar-dolar-araligina-gerileyebilir-83116</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Cari açık 2. çeyrekte 12-12,5 milyar dolar aralığına gerileyebilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan mayıs ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, mayısta cari işlemler açığının 1,5 milyar dolar ile son 7 ayın en düşük seviyesine indiğini, yıllıklandırılmış cari işlemler açığının ise 37,3 milyar dolar olarak gerçekleştiğini aktaran Bolat, yıllıklandırılmış altın ve enerji hariç cari işlemler hesabında 29,5 milyar dolar fazla verildiğini bildirdi.</p>
<p>Bolat, enerji fiyatlarındaki artışın etkisiyle net enerji açığının mayısta yüzde 53,3 artarak 4,5 milyar dolara yükselmesinin cari işlemler açığındaki artışta etkili olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Hizmet ihracatı, mayısta yıllıklandırılmış olarak geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,2 artışla 122,2 milyar dolara ulaşmıştır. Yıllıklandırılmış bazda seyahat gelirlerimiz söz konusu ayda 60,1 milyar dolar, taşımacılık gelirlerimiz ise 42,7 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Mal ve hizmet ihracatı toplamı, bir önceki yıla göre yüzde 3,1 artarak 395,7 milyar dolara yükselmiştir."</p>
<p>Nisanda dış ticaret açığında kaydedilen yüzde 29,6'lık gerilemenin ardından mayısta gerçekleşen yüzde 15,6'lık düşüşün cari işlemler açığına olumlu yansıdığını vurgulayan Bolat, yılın ikinci çeyreğinde jeopolitik gelişmelerin emtia ve enerji fiyatları üzerinden ithalatı artırıcı etkisine rağmen, dış ticaret açığında yüzde 9,1'lik iyileşme kaydedildiğinin altını çizdi.</p>
<p>Bolat, söz konusu iyileşmede mal ihracatının yüzde 10,2 artmasının rol oynadığına dikkati çekerek, "Bu performansla cari işlemler açığının ilk çeyrekte 23,6 milyar dolar gerçekleşmesinin ardından, ikinci çeyrekte 12-12,5 milyar dolar aralığına gerileyebileceği öngörülmektedir." ifadelerine yer verdi.</p>
<p><strong>"Dış ticaretin cari işlemlere sürdürülebilir katkı sağlaması temel önceliğimiz"</strong></p>
<p>Haziranda enerji ve emtia fiyatlarında gerileme görüldüğünü, son dönemde yeniden tırmanan jeopolitik gerilimlerin fiyat oynaklığının ve cari işlemler açığı üzerindeki yukarı yönlü risklerin sürdüğüne işaret ettiğini belirten Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bununla birlikte, mal ve hizmet ihracatındaki dayanıklı görünümün desteğiyle cari işlemler açığının milli gelire oranının tarihsel ortalamasının altında kalmaya devam edeceği değerlendirilmektedir. Bakanlık olarak ihracat destekleri, ticaret diplomasisi, pazar ve ürün çeşitlendirmesi ile ihracatı güçlendirmeye yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Mal ve hizmet ihracatındaki kazanımların kalıcı hale getirilmesi ve dış ticaret dengesinin cari işlemler dengesine sürdürülebilir katkı sağlaması temel önceliğimiz olmaya devam edecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-cari-acik-2-ceyrekte-12-125-milyar-dolar-araligina-gerileyebilir-83116</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/7/1280x720/omer-bolat-1769688939.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendiren Bakan Bolat, &quot;Cari işlemler açığının ilk çeyrekte 23,6 milyar dolar gerçekleşmesinin ardından, ikinci çeyrekte 12-12,5 milyar dolar aralığına gerileyebileceği öngörülmektedir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/pegasus-zamaninda-varista-dunyanin-en-basarili-5-sirketi-arasinda-83117</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 14:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pegasus, zamanında varışta dünyanın en başarılı 5 şirketi arasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Pegasus Hava Yolları'ndan yapılan açıklamaya göre, Official Airline Guide (OAG) tarafından her ay yayımlanan On-Time Performance raporu, dünya genelinde milyonlarca uçuş verisini analiz ediyor.</p>
<p>Haziran ayında 20 binden fazla uçuş gerçekleştiren küresel hava yolu şirketlerinin değerlendirildiği sıralamada, Pegasus, Qantas, Avianca, IndiGo ve SAS'ın ardından 5. sırada yer aldı.</p>
<p>Şirket, aynı dönemde 20 binin üzerinde uçuş gerçekleştirirken, iptal oranını da yüzde 0,26 seviyesinde tuttu.</p>
<p>Pegasus Hava Yolları CEO Güliz Öztürk, dakikliğin kendileri için yalnızca operasyonel bir performans göstergesi olmadığını, misafirlere verdikleri sözün önemli bir parçası olduğunu belirtti.</p>
<p>Bu sonucun teknolojiye yaptıkları yatırımların, operasyonlarını sürekli geliştirme anlayışlarının ve ekiplerinin güçlü koordinasyonunun bir yansıması olduğunu aktaran Öztürk, "Misafirlerimize her yolculukta güvenilir, zamanında ve kaliteli bir seyahat deneyimi sunmak için aynı kararlılıkla çalışmayı sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/pegasus-zamaninda-varista-dunyanin-en-basarili-5-sirketi-arasinda-83117</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/pegasus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pegasus&#039;un, havacılık sektörünün en önemli operasyonel performans göstergelerinden biri kabul edilen zamanında varış oranında, dünyanın en başarılı 5 hava yolu şirketi arasında yer aldığı bildirildi.
Pegasus Hava Yolları CEO&#039;su Güliz Öztürk, &quot;Bu sonuç, teknolojiye yaptığımız yatırımların, operasyonlarımızı sürekli geliştirme anlayışımızın ve ekiplerimizin güçlü koordinasyonunun bir yansıması.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuru-soganin-gumruk-vergisi-agustos-sonuna-kadar-yuzde-5e-indi-83113</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru soğanın gümrük vergisi ağustos sonuna kadar yüzde 5&#039;e indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, piyasaların doğru yönlendirilerek spekülatif fiyat hareketlerinin önlenmesi, temel gıda ürünlerinde arz güvenliğinin sağlanması ve ülke ihtiyacının yerli üretimin teşviki yoluyla karşılanabilmesi amacıyla gerekli tedbirlerin zamanında alındığı bildirildi. </p>
<p>Yazılı açıklamada, Tarım ve Orman Bakanlığı ile yakın koordinasyon içinde yapılan değerlendirmeler sonucunda, bu yıl görülen aşırı yağış gibi iklimsel olumsuzlukların etkisiyle, kuru soğan hasadının üretici bölgelerde kademeli olarak devam ettiği belirtilerek, "Temel gıda ürünlerinden olan kuru soğanda, arz güvenliğinin sağlanması ve tüketici ihtiyacının uygun fiyatla karşılanabilmesini teminen, piyasayı tam olarak rahatlatacak seviyede arz sağlanacağı değerlendirilen 31 Ağustos'a kadar, gümrük vergisi geçici olarak yüzde 5 olarak yeniden düzenlenmiştir." denildi. </p>
<p><strong>1 Eylül itibarıyla oran yeniden yüzde 49,5 olacak</strong></p>
<p>Söz konusu uygulamanın, yerli üretimin korunması amacıyla yeni sezon ürün hasadının piyasaya yoğun şekilde gireceği ve bu yolla iç piyasa dengesinin yeniden tesis edileceği öngörülen 1 Eylül'den itibaren soğan ithalatında yüzde 49,5 oranındaki gümrük vergisinin uygulanmaya devam edeceği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bakanlığımız, Tarım ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere diğer kurum ve kuruluşlar ile istişare halinde, piyasada oluşan arz-talep dengesi ve fiyat gelişimlerini yakından takip etmeye, bu yolla üretici ve tüketiciyi birlikte gözeterek gerekli düzenlemeleri zamanlıca hayata geçirmeye devam edecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuru-soganin-gumruk-vergisi-agustos-sonuna-kadar-yuzde-5e-indi-83113</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/sogan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, &quot;Temel gıda ürünlerinden olan kuru soğanda arz güvenliğinin sağlanması ve tüketici ihtiyacının uygun fiyatla karşılanabilmesini teminen, piyasayı tam olarak rahatlatacak seviyede arz sağlanacağı değerlendirilen 31 Ağustos&#039;a kadar, gümrük vergisi geçici olarak yüzde 5 olarak yeniden düzenlenmiştir.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-zeytin-devi-marmarabirlikten-rekolte-mujdesi-83094</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Marmarabirlik: Cumhuriyet tarihinin en yüksek rekoltesini bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, yüksek rekoltenin kriz olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, sektör temsilcilerine birlik çağrısında bulundu.</p>
<p>Bolluk ve bereketin hem üreticiye hem de tüketiciye yansıyacağını dile getiren Yıldız, Marmarabirlik olarak yeni sezona hazır olduklarını söyledi. Ali Yıldız konuşmasında şu ifadelere yer verdi; “2 yıl önceki Cumhuriyet tarihinin en yüksek rekoltesinin de üzerine bir rekolte bekleniyor. Biz sektörün bütün aktörleri, üreticilerimiz, devletimiz, bizler ve diğer firmalarla birlikte kol kola olarak bir kaos, işte geliyor, batıyoruz demekten ziyade, Kol kola olarak bu yoğun rekolteyi kaldırabileceğimize inanıyoruz. Kaos ortamı ve manipülasyon yapmaya kimsenin gerek yok. Herkes bir ucundan tutarak bereketini yaşayalım. Tüketicimiz de bereketini yaşasın, üreticimiz de. Biz kriz olarak görmüyoruz, biz Marmarabirlik olarak hazırız. Bütün aktörler kol kola girerse bazı cenahlar tarafından oluşturulmak istenilen olumsuz ortam oluşmayacaktır.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54c1b7aa53d-1783939511.jpeg" alt="" width="531" height="1108" /></p>
<h2>“Marmarabirlik’in kooperatifsel yapısı daha da güçlendi”</h2>
<p>Uzun bir aradan sonra Marmarabirlik’in kooperatifsel yapısını daha da güçlü hale getirmek için yeni ortak alımına başladıklarını belirten Yıldız, “Yoğun bir şekilde üreticilerimiz tarafından yeni ortaklığa talep görüyor. Bu Marmarabirlik'in güvenilir bir çatı olmasından kaynaklı üreticimizin ürünü satma konusunda daha rahat hareket ettiğini gösteriyor. Kurumsal yapımızı ve ortak yapımızı hem güçlendiriyoruz hem de büyüyoruz. Biz büyük bir aileyiz diyoruz. Çünkü bazı cenahlar Yeni ortaklarda eski ortakların mağdur olacağı konusuyla ilgili söylemler bulunuyor. Hiçbir şekilde bu söylemler değil. Biz çatımızı daha da genişleterek devam ediyoruz. Dönem dönem kısa kısa vadelerde oldu ama en son bu şekilde bu kadar büyük yeni ortak alma 20 yılı yakın bir zamanda olmuş” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-zeytin-devi-marmarabirlikten-rekolte-mujdesi-83094</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/4/1280x720/ali-yildiz-1783952752.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, zeytin sektöründe bu yıl beklenen yüksek rekolteye ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Rekoltenin iki yıl önce Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesinin de üzerine çıkmasının beklendiğini belirten Yıldız, sektörün tüm paydaşlarının iş birliği içinde hareket etmesi halinde herhangi bir kriz yaşanmayacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
