<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildirimda-tarihi-donusum-devam-ediyor-84185</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 15:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıldırım’da tarihi dönüşüm devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR / BURSA</strong><br />Bursa Yıldırım Belediyesi tarafından hayata geçirilen Fevziye Parkı Çevre Düzenlemesi, Osman Fevzi Efendi Yazlık Köşkü Rekonstrüksiyonu ve Fetih Korusu projeleri Mollaarap bölgesini; tarihi kimliği korunmuş, modern yaşam alanlarıyla zenginleşmiş, kültür ve turizm açısından güçlü bir çekim merkezi haline getirecek. Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Fevziye Parkı Çevre Düzenlemesi, Osman Fevzi Efendi Yazlık Köşkü Rekonstrüksiyonu ve Fetih Korusu projelerinde devam eden çalışmaları yerinde inceledi. Mollarap Mahallesi’nin Yıldırım için önemine değinen Başkan Oktay Yılmaz; “Mollaarap bölgesi, ilçemizin hem tarihi mirasını hem de doğal güzelliklerini bir arada barındıran, çok kıymetli bir bölge. Biz de bu bölgeye, tarihine yakışır, geleceğe değer katan çok büyük bir dönüşüm projesi kazandırıyoruz” ifadelerini kullandı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a69f5eccc688-1785329132.jpeg" alt="" width="593" height="454" /></p>
<h2>“Cazibe noktası olacak”</h2>
<p>Fevziye Parkı projesinde çalışmaların devam ettiğini belirten Başkan Yılmaz, “12 bin 500 metrekarelik bir alanda hem tarihi hem doğal dokuyu koruyarak kapsamlı bir çevre düzenlemesi yapıyoruz. Tescilli köşkün rekonstrüksiyonu, havuzun restorasyonu, dans pistinin amfi tiyatroya dönüşümü, çocuk parkları, yürüyüş yolları ve teraslarıyla birlikte Fevziye Parkı, bölgenin cazibe noktası olacak. Burası sadece bir park değil; geçmişle geleceğin buluştuğu bir yaşam alanı olacak. Bölgenin en değerli yapılarından biri olan Osman Fevzi Efendi Yazlık Köşkü’nün ise sadece temel izleri kalmıştı. Bu köşk, bir dönemin sanayi öncülerinden Osman Fevzi Efendi’nin hatırasını yaşatacak bir kültür durağıdır. Zemin katından fuayesine, toplantı salonlarından kafesine kadar bu yapı hem hemşerilerimizin hem de ziyaretçilerin keyifle vakit geçireceği bir merkez haline gelecek” dedi.</p>
<h2><strong>“Yüzde 90’ı tamamlandı”</strong></h2>
<p>Mollaarap Bölgesi’nde hayata geçirilecek en büyük projenin ise Fetih Korusu olduğunu vurgulayan Başkan Oktay Yılmaz; “35 bin metrekarelik bu alanda yıllar önce yaşanan toprak kayması sonrası boşaltılan riskli bölgeyi, biz bugün Yıldırım’ın yeni şehir parkı haline getiriyoruz. Yürüyüş parkurlarından konser ve etkinlik alanlarına, spor sahalarından alışveriş sokağına, konaklama birimlerinden kültür sanat merkezine kadar çok geniş bir yelpazede çalışmalar yürütüyoruz. Aynı zamanda Hünkar Köşkü, Müsellim Köşkü ve Fevziye Parkı’nı birbirine bağlayan büyük bir kültür koridoru oluşturuyoruz. Bu proje tamamlandığında Mollaarap, Bursa’nın en özel yaşam ve kültür akslarından biri haline gelecek. Şu anda Fevziye Parkı’nda çalışmaların yüzde 90’ı tamamlandı. Osman Fevzi Efendi Yazlık Köşkü’nde de yine işlerin yüzde 90’ı bitirildi. İnşallah çalışmalara ara vermeden projelerimizi tamamlayıp, Yıldırımlıların hizmetine sunacağız” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildirimda-tarihi-donusum-devam-ediyor-84185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/5/1280x720/yildirimda-tarihi-donusum-devam-ediyor-1785329091.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Yıldırım Belediyesi’nin, tarihi dokusu ve doğal alanlarıyla ilçenin en kıymetli bölgelerinden biri olan Mollaarap’ı cazibe merkezine dönüştürmek için başlattığı çalışmalar aralıksız sürüyor. Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, “Bölgede büyük bir kültür koridoru oluşturuyoruz. Mollaarap, Bursa’nın en özel yaşam ve kültür akslarından biri haline gelecek” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-icin-kritik-deprem-uyarisi-84180</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 13:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bursa için 12 farklı deprem senaryosu hazırlandı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA </strong></p>
<p>Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetimi Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ile yürütülen Bursa Deprem Risk Azaltma ve Önleme Planlama Projesi’nin Final Semineri ile 7. Ortak Koordinasyon Komitesi Toplantısı gerçekleştirildi. Merinos Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi’nin ev sahipliği yaptığı programa, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba'nın yanı sıra Büyükşehir Belediyesi yöneticileri, JICA yetkilileri, kamu kurumlarının yöneticileri, siyasi partilerin temsilcileri, akademisyenler, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve konuyla ilgili paydaşlar katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a69d71a8fe4c-1785321242.jpeg" alt="" width="704" height="475" /></p>
<h2>“Geleceğe yön verecek önemli bir yol haritası”</h2>
<p>Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, projenin son koordinasyon toplantısını yalnızca bir kapanış olarak değerlendirmediklerini belirterek, “Paylaşılan veriler, Bursa için gelecek yıllarda alınacak kararların başlangıç noktası olacak. Bugün ortaya konulacak çalışmalar, kentimizin geleceğine yön verecek önemli bir yol haritası niteliği taşıyor” dedi. Depremin zamanı bilinmeyen, bir gün mutlaka yaşanacak bir gerçek olduğuna dikkat çeken Başkan Vekili Biba, “Afet yönetimindeki en kritik nokta, deprem olmadan önce alacağımız kararlardır. Projenin önemi de tam olarak burada yatıyor. Afetleri konuşurken çoğu zaman binaları konuşuyoruz. Fakat deprem yalnızca yapıları değil; ulaşımı, üretimi, eğitimi, sağlığı ve ekonomiyi de etkiliyor. Kısacası deprem, meydana geldiği bölgedeki tüm yaşamı etkiliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a69d79f97ae2-1785321375.jpeg" alt="" width="613" height="485" /></p>
<h2>“12 farklı deprem senaryosu hazırlandı”</h2>
<p>Afetlere dirençli bir şehir oluşturmanın bütüncül bir yaklaşımla mümkün olacağını söyleyen Başkan Vekili Biba, “Biz yalnızca riskleri tespit etmedik. Proje boyunca çok büyük bir veri üretildi. Bursa’daki 536 bin binanın konumu, yapım yılı ve kat bilgileri tek tek eşleştirildi, yapı envanteri güncellendi. Binlerce sondaj ve jeofizik çalışma sayısallaştırıldı, zemin davranış haritaları yeniden oluşturuldu. Kentimizi etkileyebilecek 12 farklı deprem senaryosu hazırlandı. Yapı stokumuzun, altyapımızın ve kritik tesislerimizin nasıl etkileneceği bilimsel yöntemlerle analiz edildi. Şehrimizdeki yolların, köprülerin, hastanelerin, barajların risk analizleri yapıldı. Son olarak 17 organize sanayi bölgemizi de bu çalışmaya dâhil ettik” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a69d73face81-1785321279.jpg" alt="" width="708" height="548" /></p>
<h2>“Proje çalışmaları 42 ay boyunca sürdü”</h2>
<p>JICA Uzman Ekip Lideri Shinichi Fukasawa bugün yapılacak sunumun içeriği hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Bursa’nın yüksek deprem riski taşıyan kentlerden biri olduğunu belirten Fukasawa, 42 ay süren proje kapsamında kentin afetlere karşı dayanıklılığını artırmaya yönelik kapsamlı çalışmalar yürütüldüğünü söyledi. Proje sonucunda Kentsel Dayanıklılık Planı hazırlandığını ifade eden Fukasawa, bu planın Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin çevre düzeni ve altyapı planlamalarıyla entegre şekilde geliştirildiğini kaydetti. Hazırlanan Bursa Modeli’nin bilimsel verilere dayanan bir çalışma olduğunu vurgulayan Fukasawa, modelin özellikle afet öncesinde alınacak yapısal planlama kararları açısından büyük önem taşıdığını dile getirdi. Proje kapsamında kapasite geliştirme yaklaşımını benimsediklerini belirten Fukasawa, “Bursa Modeli yalnızca Bursa için değil, Türkiye’deki diğer belediyelerin de uygulayabileceği örnek bir model ortaya koyuyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a69d77f5954e-1785321343.jpg" alt="" width="695" height="478" /></p>
<h2>“Bursa’ya deprem erken uyarı sistemi kuruldu ama kimse bilmiyor”</h2>
<p>Ardından düzenlenen Kentsel Dirençlilik Paneli’nde, Kocaeli Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şerif Barış ile Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Beyhan Bayhan, afet risklerinin azaltılması ve dirençliliğin güçlendirilmesine yönelik değerlendirmelerde bulundu. Bursa’ya deprem erken uyarı sisteminin kurulduğunu söyleyen Prof. Dr. Şerif Barış, “Bu projeyi 4 yıl önce Bursa’ya kuran benim. Türkiye’de deprem erken uyarı sistemi kurulan ikinci şehir Bursa oldu. Ama maalesef üzülerek söylüyorum, ben sanayi bölgeleri başta olmak üzere pek çok toplantıda projeyi anlattım. ‘Deprem Önleme Sistemi’ bir araştırma projesi olarak kalmaması için uğraştım. Bir afet anında zararı azaltacak özellikle yangın ve kazaları önleyecek, sanayi bölgesinde makinaların elektrik ve doğalgazını keserek olabilecek ekonomik kayıpları önleyecek bir sistem olmamasına rağmen bu konuda hiçbir kurum ve firmadan destek görmedim. Bursalı sanayiciler tek yapması gereken fabrikalarına bu sistemi kurmaları yeterli olacaktı. Bunu üzülerek söylüyorum ama 1999 Marmara ve 6 Şubat depremlerinde gördük ki üretim durduğu an hayat da duruyor” şeklinde konuştu. </p>
<h2>“Resmi kurumlar kadar yollar ve köprülerde ayakta kalmalı”</h2>
<p>Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Beyhan Bayhan, dirençli şehir kelimesinin asıl anlamının kentin olası afet sonrasında kendisini toparlayabilmesi olduğunu belirtti. Bir şehirde olası bir afet sonrasında öncelikle ayakta kalması gereken kurumların başında Afat, Büyükşehir, Valilikler ve hastanelerin geldiğini dikkat çeken Prof. Dr. Beyhan Bayhan, “Olası afetlerde ilk müdahaleyi ve yardım koordinasyonu bu resmi kurumlar yapacak. Kentin ulaşım ağıda çok önemli resmi kurumlar kadar yollar ve köprülerin de ayakta kalarak yardım ve hizmetlerin hızlı bir şekilde ulaşmasını sağlamalıdır” dedi. Final seminerinin ardından gerçekleştirilen 7. Ortak Koordinasyon Komitesi Toplantısı’nda ise projeden elde edilen çıktılar değerlendirilirken, uygulama kısmında izlenecek yol haritası ve kurumlar arası iş birliğini güçlendirecek adımlar ele alındı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-icin-kritik-deprem-uyarisi-84180</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/0/1280x720/bursa-icin-kritik-deprem-uyarisi-1785320597.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi ile Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı iş birliğinde yürütülen Deprem Risk Azaltma ve Önleme Planlama Projesi kapsamında düzenlenen Ortak Koordinasyon Toplantısı’nda, Bursa’nın deprem riskini azaltmaya yönelik hazırlanan bilimsel çalışmalar ve elde edilen veriler paylaşıldı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, projesi kapsamında 536 bin bina ve 17 organize sanayi bölgesindeki yapı envanterinin güncellendiğini, 12 farklı deprem senaryosunun hazırlandığını belirterek, elde edilen verilerin kentin geleceğine yön verecek önemli bir rehber olacağını ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atb-baskani-candirdan-konkordato-ve-iflas-uyarisi-84177</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 12:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATB Başkanı Çandır’dan konkordato ve iflas uyarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası (ATB) temmuz ayı meclis toplantısı Erdoğan Ekinci yönetiminde gerçekleştirildi.</p>
<p>ATB Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Ali Çandır, konuşmasında dünya ekonomisindeki belirsizliklerin ülke ekonomisini de olumsuz etkilediğini söyledi.</p>
<p>Dünya ekonomisinin, siyasi gerilimlerin, savaşların, korumacı ticaret politikalarının ve artan belirsizliklerin gölgesinde kaldığını, uluslararası hukukun, diplomasi kanallarının ve ortak aklın zayıfladığı bu ortamın bedelini yalnızca ülkeler değil; üreticilerin, işletmelerin ve tüketicilerin ödediğini belirten Çandır, şunları kaydetti.</p>
<p>‘’Ülkemiz de küresel ölçekte yaşanan belirsizliklerden her alanda etkilenmektedir. Bunun en hızlı ve doğrudan yansımasını ise ekonomide, finansmana erişimde ve faizlerde görüyoruz. Yüksek faizlerin kalıcı hâle gelmesi, öz kaynak yapısı zayıf işletmelerimizin önündeki en önemli açmazlardan biri olmaya devam etmektedir. Tarımsal işletmelerimizin üretime ve yatırıma devam edebilmesi için Ziraat Bankası aracılığıyla kullandırılan hazine destekli kredilerin üst limitlerinin, en az üç katına çıkarılmasını talep ediyoruz.’’</p>
<p>Resmî enflasyon yüzde 32 düzeyindeyken ve gelecek yıl yüzde 20’lere gerilemesi hedeflenirken, bankacıların kredi maliyetini yıllık ortalama yüzde 60 civarında tutmaya devam ettiğini ifade eden Çandır, ‘’İşletmelerimizin, gelecekte yüzde 20’ler seviyesinde olması beklenen enflasyona karşı bugün yüzde 60’ı bulan maliyetlerle borçlanması, ekonomik açıdan sürdürülebilir değildir’’ dedi.</p>
<p><strong>İflas ve konkordato uyarısı ve öneri</strong></p>
<p>Faizlerin yüksek kalmasını yalnızca enflasyonla mücadele politikasıyla açıklanmasının mümkün olmadığını dile getiren Ali Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Uygulanan parasal sıkılaşma, bankaların yüksek maliyetlerle kredi kullandırdığı; üreticinin, tüccarın ve sanayicinin ise finansmana ulaşmakta zorlandığı bir yapıyı ortaya çıkarmıştır. İşletmelerimizin bir bölümü, faaliyetlerini sürdürebilmek ve mevcut yükümlülüklerini yerine getirebilmek için maliyetine bakmadan kredi kullanmak zorunda kalmaktadır. Ancak yüksek faizle alınan her kredi, işletmenin üzerindeki yükü daha da artırmakta; konkordato ve iflas risklerini büyütmektedir. Konkordato ilan eden şirketlerin borçlarının ötelenmesi temel bazı ilave sorunlar yaratmaktadır. Bu konudaki önerimiz; konkordato ilan eden işletmelerin vergi, sigorta primi ve banka borçlarında öteleme yapılırken, mal ve hizmet aldığı reel sektör işletmelerine olan borçlarının ödenmesine devam edilmesidir. Böylece bir işletmenin yaşadığı mali sorunların sağlam durumdaki diğer işletmelere yayılması ve zincirleme bir ödeme krizine dönüşmesi önlenecektir.’’</p>
<p><strong>"Antalya ekonomisi zayıflıyor"</strong></p>
<p>Antalya ekonomisinin eski canlılığını kaybettiğini, turizmin de sıkıntılı geçtiğine dikkat çeken Çandır,  sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Antalya ekonomisi bu sezon, önceki yıllara göre daha zayıf bir ekonomik ivmeyle karşı karşıya kalmıştır. Çekle işlem hacmi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36 artmıştır. Ödeme göstergelerinde ise daha dikkat çekici bir tablo var. Karşılıksız çek hacmi yılbaşından bu yana Türkiye genelinde yüzde 54, Antalya’da ise yüzde 80 artmıştır. Sadece Haziran ayı verilerine baktığımızda bu artış ülkemizde yüzde 62, Antalya’da ise yüzde 107’ye ulaşmıştır. Protestolu senet hacmindeki artış da Türkiye’de yüzde 51, Antalya’da yüzde 72 olmuştur. Bu veriler, kentimizde işletmelerimizin nakit akışı ve ödeme gücündeki bozulmanın ülke ortalamasından daha belirgin olduğunu göstermektedir. Kredi kullanımında Antalya, ülke ortalamasının üzerinde bir artış göstermektedir. Toplam kredi hacmi yılbaşından bu yana Türkiye’de yüzde 41, Antalya’da yüzde 51 artmıştır. Ancak Mayıs ayı itibarıyla yıllık artışın Türkiye’de yüzde 38’e, Antalya’da ise yüzde 46’ya gerilemesi, kredi büyümesindeki ivmenin son iki ayda zayıfladığını göstermektedir.’’</p>
<p><strong>"Antalya’nın ihracat performansı artıyor"</strong></p>
<p>Antalya’nın ihracatta ise daha olumlu bir performans sergilediğini vurgulayan Çandır, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’İlk altı ayda toplam ihracat Türkiye genelinde yüzde 4,6 artarken Antalya’da yüzde 11,4 yükselmiştir. Tarımsal ihracat artışında Türkiye ortalaması yüzde 3 iken Antalya yüzde 12,3’lük artış sağlamıştır. Net dış ticaret fazlası veren Antalya açısından bu performans son derece değerlidir. Değerli Türk lirasına, yüksek üretim maliyetlerine ve küresel pazarlardaki zorlu rekabet koşullarına rağmen ihracatını artıran üreticilerimizi ve ihracatçılarımızı yürekten kutluyorum.  Tüm bu göstergeleri birlikte değerlendirdiğimizde, Antalya’da üretme ve ticaret yapma iradesinin sürdüğünü görüyoruz. Ancak son iki ayın verileri, yılın ilk yarısındaki ivmenin zayıflamaya başladığına işaret etmektedir. Sıkı para politikası, yüksek finansman maliyetleri, ödeme güçlükleri ve düşük reel büyüme işletmelerimiz üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Bu nedenle ekonomik canlılığın korunabilmesi için uygun maliyetli finansmana erişimin kolaylaştırılması, iç talebin desteklenmesi ve ihracatçılarımızın rekabet gücünün korunması büyük önem taşımaktadır.‘’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atb-baskani-candirdan-konkordato-ve-iflas-uyarisi-84177</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/7/1280x720/atb-baskani-candirdan-konkordato-ve-iflas-uyarisi-1785316629.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, tarımsal işletmelerin üretime ve yatırıma devam edebilmesi için Ziraat Bankası aracılığıyla kullandırılan hazine destekli kredilerin üst limitlerinin, en az üç katına çıkarılmasını isterken, konkordato ve iflas uyarısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yapi-kredi-portfoy-paylarinin-satisi-hakkinda-aciklama-84171</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 10:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yapı Kredi Portföy&#039; paylarının satışı hakkında açıklama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapı ve Kredi Bankası, AZ Holdings ile Yapı Kredi Portföy Yönetimi AŞ paylarının satışına ilişkin pay devir sözleşmesi imzaladığını duyurdu.</p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) üzerinden Yapı Kredi Portföy Yönetimi AŞ paylarının satışına ilişkin pay devir sözleşmesi ve satış sonrası dönem için dağıtım sözleşmesi protokolü imzalanması hakkında açıklama yapıldı.</p>
<p>Açıklamada, bankanın Yapı Kredi Portföy Yönetimi AŞ'deki (YKP) yüzde 12,65 ve Yapı Kredi Yatırım Menkul Değerler AŞ'deki yüzde 87,32 oranındaki paylarının, diğer pay sahiplerine ait paylarla birlikte Azimut Group bünyesindeki AZ International Holdings SA'ya (AZ Holdings) devrine ilişkin bir pay devir sözleşmesi imzalandığı bildirildi.</p>
<p>Sözleşmenin Yapı Kredi Yatırım Menkul Değerler AŞ ile AZ Holdings arasında imzalandığı belirtilen açıklamada, uyarlama ve düzeltmelere tabi olmak üzere toplam tutarın 16 milyar 392 milyon lira olarak hesaplandığı aktarıldı.</p>
<p>Açıklamada, bu tutarın nakit ve nakit benzerleri ayarlaması ile uzun vadeli performans ödemelerini içermediği kaydedildi.</p>
<p>İşlem sonucunda bankanın, Yapı Kredi Portföy Yönetimi AŞ'deki pay sahipliğinin sona ereceği hatırlatılan açıklamada, taraflar arasında kurulması öngörülen uzun vadeli dağıtım ilişkisi kapsamında yatırım ürünlerinin bankanın dağıtım kanalları aracılığıyla müşterilere sunulmasına devam edilmesinin hedeflendiği ifade edildi.</p>
<p>Söz konusu işlemlerin ise ilgili yasal otoritelerden gerekli izinlerin alınmasını takiben 2026 yılı içinde tamamlanması öngörülüyor.</p>
<p>Açıklamada ayrıca taraflar arasında, hisse devrinin tamamlanmasının ardından Yapı Kredi Portföy tarafından yönetilen yatırım ürünlerinin 15 yıl boyunca Yapı ve Kredi Bankası aracılığıyla dağıtılmasına yönelik sözleşmenin temel esaslarını belirleyen protokolün imzalandığı bildirildi.</p>
<p>Protokolün, Türkiye'de rekabet etmeme ve dağıtım faaliyetlerine ilişkin belirli istisnalar dışında münhasırlık hükümleri içerdiği belirtilen açıklamada, işleme ilişkin önemli gelişmelerin yatırımcılarla paylaşılmaya devam edileceği kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, kapanışta YKP'nin performansı ve diğer kriterleri esas alan fiyat uyarlamalarına tabi olarak ödenecek azami 13 milyar 977 milyon lira tutarındaki peşin bedel, şirketin 2026 yılı performansı ve diğer kriterlere göre belirlenecek ve 2027 yılında tahsil edilmesi öngörülen azami 2 milyar 415 milyon liralık ertelenmiş bedel, kapanış tarihinde YKP'deki nakit ve nakit benzerleri için düzeltmeye tabi olarak yapılacak nakit ve nakit benzerleri ayarlaması (ilgili tutar için YKP'nin performansına bağlı olarak değişmek üzere 3 milyar 700 milyon lira tutarında üst sınır öngörüldü) ve kapanış tarihinden itibaren 5 yıllık dönem içerisinde YKP'nin performansına bağlı olarak hesaplanacak uzun vadeli performans ödemelerinin toplam tutarda dikkate alındığı ifade edildi.</p>
<p><strong>"Bu iş birliği sektördeki öncü konumumuzu pekiştirecek"</strong></p>
<p>Yapı Kredi CEO'su Gökhan Erün, bu anlaşmanın, stratejik büyüme yolculuklarında önemli bir dönüm noktasını temsil ettiğini belirtti.</p>
<p>Sektörde öncü girişimleri hayata geçirmeyi sürdürürken Türkiye'de portföy yönetimi alanında türünün ilk örneği olan bir stratejik işbirliğine imza attıklarını bildiren Erün, "Bankamızın varlık yönetimi alanında liderlik vizyonunun önemli bir adımı olan bu işbirliği, sektördeki öncü konumumuzu pekiştirirken, müşterilerimize de benzeri görülmemiş bir değer yaratacak. Yapı Kredi'nin güçlü hizmet modeli ve dağıtım gücünü, Azimut'un uluslararası yatırım uzmanlığıyla birleştireceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Azimut Holding CEO'su Giorgio Medda ise "Türk bankacılık sektörünün seçkin oyuncularından, büyümeyi inovasyonla sağlama konusunda bizimle aynı kararlılığı paylaşan Yapı Kredi ile güçlerimizi birleştiren Azimut, önde gelen finansal kuruluşların tercih ettiği varlık yönetimi ortağı olduğunu bir kez daha teyit ediyor." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin gücüne inandıklarını ifade eden Medda, 100'ü aşkın profesyonelden oluşan ve pazar lideri konumunda bir ekip kurduklarını söyledi.</p>
<p>Medda, "Bu ittifak, pazar lideri bir bankayla kurduğumuz ikinci büyük stratejik ortaklık niteliğinde olup, uzun vadeli bir dağıtım anlaşmasıyla desteklenmesi sayesinde küresel ürün fabrikalarımızın olağanüstü kalitesinin bir başka kanıtını oluşturuyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yapi-kredi-portfoy-paylarinin-satisi-hakkinda-aciklama-84171</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/7/1280x720/gokhan-erun-1762532626.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AZ Holdings ile Yapı Kredi Portföy Yönetimi AŞ paylarının satışıyla ilgili imzalanan anlaşmaya ilişkin açıklama yapan Yapı Kredi CEO&#039;su Gökhan Erün, &quot;Bankamızın varlık yönetimi alanında liderlik vizyonunun önemli bir adımı olan bu iş birliği, sektördeki öncü konumumuzu pekiştirirken müşterilerimize de benzeri görülmemiş bir değer yaratacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tmsf-ahbapa-bagli-sirketlere-kayyum-olarak-atandi-84165</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 10:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMSF, Ahbap&#039;a bağlı şirketlere kayyum olarak atandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında, Ahbap Derneği'nin iştiraki konumundaki iktisadi işletme ve şirketlere Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyum olarak atanırken, derneğe yönelik ayrı bir kararla da üç kişi doğrudan mahkeme tarafından yönetim kayyumu olarak görevlendirildiği bildirildi.</p>
<p>Başsavcılığın talebini değerlendiren İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği, derneğin tüm mal varlığı üzerindeki idare yetkisinin yönetim kayyumuna devredilmesine karar verdi. Kararda, derneğin faaliyetlerinin sona erdiği, hesap ve mal varlıklarına tedbir konulduğu ve fesih sürecinin başlatıldığı belirtildi.</p>
<p>Derneğe ait taşınmaz, araç ve banka hesaplarındaki nakdi varlıkların yönetimi için Dernekler Kanunu ve ilgili mevzuat gereği bağımsız kayyum olarak Avukat Rıdvan Can, Avukat Mustafa Göktuğ Kaya ve Prof. Dr. Ahmet Kasım Han görevlendirildi. Böylece derneğin doğrudan yönetimiyle iştirak şirketlerinin yönetimi farklı kayyum yapıları üzerinden sürdürülecek.</p>
<p>Mahkeme kararında ayrıca, derneğin bağlı bulunduğu iştiraklerin Fon yönetimindeki kayyum idaresine tabi kılındığı ifade edildi.</p>
<p>Buna göre, Ahbap Derneği'ne bağlı Ahbap Derneği İktisadi İşletmesi, Ahbap Lojistik Gayrimenkul Danışmanlık ve İnşaat Anonim Şirketi, Zirve Müzik Yapım Organizasyon Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Globus Savunma Sanayi ve Bilişim Anonim Şirketi, Kanat Savunma Sanayi Turizm ve Ticaret Limited Şirketi, Koşan Adam Müzik Yapım Menajerlik Hizmetleri Turizm Reklam Ses ve Işık Sistemleri Limited Şirketi, Koşan Trade Gıda Temizlik Ürünleri İthalat İhracat Limited Şirketi, Palmak Orman Ürünleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Kuraf Sahne Tasarım ve Organizasyon Limited Şirketi, Akberg Şirince Şarapçılık Hayvancılık Tarım Ürünleri Gıda Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Sardes Dayanıklı Tüketim Malları Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi (Eski Unvan: Protest Brand Etkinlik Organizasyon Reklamcılık Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi), Sur Müzik Organizasyon Ses Işık Sistemleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi ve Ulubey İç ve Dış Ticaret Anonim Şirketi'ne, TMSF kayyum olarak atandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tmsf-ahbapa-bagli-sirketlere-kayyum-olarak-atandi-84165</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/6/1280x720/tmsf-1752842353.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMSF, Ahbap Derneği&#039;nin iştiraki konumundaki iktisadi işletme ve şirketlere kayyum olarak atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ege-ihracatinda-87-yillik-rekor-egeli-ihracatcilar-kuresel-belirsizliklere-ragmen-dayanikliligini-korudu-84163</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 10:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege ihracatında 87 yıllık rekor: Egeli ihracatçılar, küresel belirsizliklere rağmen dayanıklılığını korudu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yılın ilk altı ayı, dünya ekonomisinde jeopolitik gerilimlerin, yüksek finansman maliyetlerinin ve küresel ticarette korumacılık eğilimlerinin arttığı zorlu bir dönem olarak kayıtlara geçti. Buna rağmen Ege İhracatçı Birlikleri, ihracatçıların dinamizmi sayesinde yılın ilk yarısında Türkiye ihracatına önemli katkı sağlamayı sürdürerek, bu süreci oldukça kritik ve tarihi bir eşikte tamamladı. Küresel ekonomideki belirsizliklere ve zorlu piyasa koşullarına rağmen, Egeli ihracatçılar 87 yıllık tarihindeki en yüksek aylık rakama ulaşarak Haziran ayını bir zaferle taçlandırdı. Haziran ayında gerçekleştirilen 1 milyar 744 milyon dolarlık ihracat, bölge ihracatçısının direncinin ve potansiyelinin somut bir göstergesi oldu.</p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk’ün "zor bir ilk yarı" olarak tanımladığı bu dönemde, birliklerin toplam ihracatı son 12 aylık periyotta 18 milyar 945 milyon dolara yükseldi. Bu performansın en dikkat çekici yanı ise Ege ihracatının son 4 yıldır takılıp kaldığı 18,5 milyar dolar barajını aşmak üzere olması. Temmuz ayı verileriyle birlikte yıllık bazda 19 milyar dolar hedefinin aşılması artık an meselesi.</p>
<p>Bölge ihracatının lokomotif sektörlerine baktığımızda, tablonun her sektörde aynı hızda ilerlemediğini görüyoruz. Su ürünleri ve hayvansal mamuller sektörü, Türkiye genelindeki ihracatın yaklaşık yarısını tek başına Ege’den karşılayarak sektörel liderliğini pekiştirdi. Özellikle yumurta ihracatında yaşanan olağanüstü ivme dikkat çekerken; maden sektörü de doğal taşın küresel gücüyle büyüdü.</p>
<p>Diğer yandan, bazı sektörlerde küresel ve iklimsel zorlukların izleri belirginleşti. Zeytin ve zeytinyağı ihracatı, iklim krizi, artan üretim maliyetleri ve geçmiş dönemlerdeki kısıtlamaların etkisiyle bir miktar gerileme yaşarken, tekstil sektörü de küresel talepteki daralmadan etkilendi. Ancak bu daralmalara rağmen, özellikle tekstil ve deri sektörlerindeki kilogram başı ihraç fiyatlarının Türkiye ortalamasının çok üzerinde seyretmesi, Ege’nin ucuz üretim değil, katma değerli üretim ve marka vizyonundan ödün vermediğini kanıtladı. Ege İhracatçı Birliklerinin son yıllarda üzerinde önemle durduğu konuların başında katma değerli üretim geliyor. İhracat miktarını artırmanın yanı sıra, kilogram başına ihracat değerini yükseltmek de temel hedefleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Ege ihracatının haziran ayındaki tarihi zirvesi her ne kadar yüzleri güldürse de, sahada durumun sadece rakamlardan ibaret olmadığını gözlemlemek zor değil. Zira bu başarıların kalıcı bir istikrara dönüşebilmesi için ihracatçının omuzlarındaki yapısal yükler artık hafifletilmesi beklenen bir gerçek haline geldi. 2026’nın ikinci yarısında Ege’nin bu rekor koşusunu sürdürebilmesi için sadece üretmek yetmeyecek; maliyet ve finansman odaklı bu desteklerin hayata geçirilmesi hayati bir önem taşıyacak</p>
<p>18,5 milyar dolarlık sınırı aşmak üzere olan Ege İhracatçı Birlikleri’nin, Temmuz ayından itibaren yıllık bazda 19 milyar dolar barajının geçmesi artık an meselesi. Zor bir ilk yarıyı rekorla kapatan Egeli ihracatçılar, yüksek teknoloji ve sürdürülebilir üretim mottosuyla yılın ikinci yarısında daha büyük bir atak yapmaya hazırlanıyor. Eğer finansman ve maliyet odaklı destekleyici adımlar hayata geçirilirse, 2026'nın ikinci yarısına rekorlarla ve tazelenmiş bir umutla giren ihracatçıların, sadece 19 milyar doları değil, çok daha büyük hedefleri aşacağı aşikar.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ege-ihracatinda-87-yillik-rekor-egeli-ihracatcilar-kuresel-belirsizliklere-ragmen-dayanikliligini-korudu-84163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 18,5 milyar dolarlık sınırı aşmak üzere olan Ege İhracatçı Birlikleri’nin, Temmuz ayından itibaren yıllık bazda 19 milyar dolar barajının geçmesi artık an meselesi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kiymetli-maden-duzenlemesi-resmi-gazetede-84162</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 10:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kıymetli madenlerle ilgili düzenleme Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığının "Kıymetli Maden Standartları ve Rafinerileri Hakkında Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ"i Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Tebliğle, birebir fiziki karşılığı Darphane veya Borsa nezdinde saklanan belirli bir saflık derecesinde ve ağırlıkta işlenmemiş kıymetli madenlerin borsada işlem görmesine ilişkin esaslar belirlendi.</p>
<p>Buna göre, kıymetli madenler, Borsa üyeleri arasında transferine imkan sağlayan, dağıtık defter teknolojisi altyapısına sahip bir sistem üzerinden sermaye piyasası aracı veya sermaye piyasası araçlarına özgü haklar sağlayan kripto varlık ya da platformlarda işlem gören kripto varlık olarak nitelendirilmeyen gayri maddi varlık niteliğindeki dijital kıymetli madene, merkezi takas kuruluşları tarafından dönüştürülebilecek. Bunların Borsada işlem görmesi için Bakanlığın uygun görüşü alınacak.</p>
<p>Bu düzenlemenin uygulanması ve kayıtların tutulmasına ilişkin usul ve esaslar, Bakanlığın uygun görüşü alınarak Borsa tarafından yapılacak düzenlemelerle belirlenecek.</p>
<p>Tebliğin yürürlük tarihi itibarıyla halihazırda gayri maddi varlık niteliğindeki dijital kıymetli madenlere dönüştürülmüş olan varlıkların da borsada işlem görebilmesi için Bakanlığın uygun görüşü aranacak.</p>
<p>Tebliğle, Kıymetli Maden Takip Sistemi (KMTS) kapsamındaki rafinerilere yönelik yeni yükümlülükler de getirildi. Buna göre, tebliğin yürürlük tarihi itibarıyla Bakanlığa başvuruda bulunan ve başvuru değerlendirme süreci devam eden Türkiye'de yerleşik tüzel kişilerin, KMTS kapsamında üretim yapması zorunlu olacak.</p>
<p>KMTS kapsamında üretim yapması zorunlu olan rafinerilerin, yürürlük tarihinden itibaren bir ay içinde KMTS kayıt işlemleri için Darphaneye başvurması gerekecek.</p>
<p>Söz konusu rafineriler, KMTS kayıt işlemlerinin Darphane tarafından onaylanmasını müteakip bir ay içinde kayıt tarihinden önce üretilen ve henüz satışı gerçekleştirilmemiş standart işlenmemiş kıymetli madenler ile basılı kıymetli madenleri sisteme kaydetmekle yükümlü olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kiymetli-maden-duzenlemesi-resmi-gazetede-84162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belirli saflık ve ağırlıktaki işlenmemiş kıymetli madenlerin dijital ortama aktarılması ve Borsa İstanbul&#039;da işlem görmesi için düzenleme yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/elektrik-tuketimi-rekor-seviyeye-ulasti-84183</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa&#039;da elektrik tüketimi rekor seviyeye ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte klima kullanımı elektrik tüketimini önemli ölçüde artırırken, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın enerji verimliliği kapsamında önerdiği 24 derece klima ayarının, hem enerji tasarrufu sağlıyor hem de elektrik faturalarının kontrol altında tutulmasına katkı sunduğu belirtildi.</p>
<p>Uludağ Elektrik'in yıllık tüketim verilerine göre, temmuz ve ağustos ayları meskenlerde elektrik kullanımının en yoğun olduğu dönem olarak öne çıkıyor. Vatandaşların hem bütçelerini korumaları hem de enerjiyi verimli kullanmaları için tasarruf önerilerinde bulunan Uludağ Elektrik, alınacak basit önlemlerle elektrik tüketiminde önemli ölçüde tasarruf sağlanabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova' da 5 milyondan fazla kişiye hizmet veren Uludağ Elektrik'in, serbest tüketici kapsamındaki müşterilerine özel geliştirdiği enerji çözümleriyle Türkiye genelinde de büyümesini sürdürdüğü belirtildi.</p>
<h2>“Tasarruf, bilinçli enerji kullanımıyla başlıyor”</h2>
<p>Uludağ Elektrik Genel Müdürü Remezan Arslan, yaz aylarında artan enerji ihtiyacının bilinçli tüketim alışkanlıklarıyla yönetilebileceğini belirterek şunları söyledi: “Yıllık tüketim verilerimiz, temmuz ve ağustos aylarında özellikle meskenlerde elektrik kullanımının en yüksek seviyelere ulaştığını gösteriyor. Uludağ Elektrik Hizmet Bölgesi'nde faturalanan mesken elektrik tüketimi, bir önceki sene haziran ve temmuz ayında yüzde 17, ağustos ayında ise yüzde 35 artış gösterdi. Bu artışta, hava sıcaklıklarının artmasının sonucunda artan klima kullanımının yanı sıra bölgemizin yaz aylarında yoğun sezon yaşayan turizm ve yazlık yerleşim alanlarına ev sahipliği yapmasının da önemli etkisi bulunuyor. Hatta Balıkesir bölgemize baktığımızda haziran ayına göre ağustos ayında yüzde 50 oranında artış yaşandığını da söyleyebiliriz. Ağustos ayın mesken elektrik tüketiminin zirve yaptığı bir dönem oluyor, şöyle ki ağustos ayı yılın diğer aylarının ortalamasına göre yaklaşık yüzde 23 daha yüksek seviyede elektrik tüketimi gerçekleşiyor. Yaz aylarında konforu korurken enerji tasarrufu sağlamak da mümkün. Bu noktada klimaların 24 derecede çalıştırılması hem gereksiz enerji tüketiminin önüne geçiyor hem de verimli kullanım sağlıyor.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a69e032e54f6-1785323570.jpg" alt="" width="612" height="364" /></p>
<h2>“Serinlemek 24 derece ile mümkün”</h2>
<p>Bu yaz “24 Derece ile Mümkün” mesajıyla vatandaşları doğru klima kullanımına teşvik ettiklerini ifade eden Arslan, “Doğru kullanım alışkanlıklarıyla hem enerji tüketimini azaltmak hem de elektrik faturalarını kontrol altında tutmak mümkün. Elektronik cihazlar kullanılmadığı zamanlarda fişte bırakıldığında 'bekleme modu' nedeniyle gereksiz elektrik tüketimine yol açıyor. Kullanılmayan cihazlar tamamen kapatılmalı ve mümkünse prizden çekilmelidir. Enerji verimliliği yüksek beyaz eşya ve elektrikli ev aletlerinin tercih edilmesi, uzun vadede elektrik tüketimini önemli ölçüde azaltıyor. LED aydınlatmalar da daha düşük enerji tüketimiyle tasarruf sağlıyor. Küçük gibi görünen bu tercihler, yılsonunda hem aile bütçesine hem de enerji kaynaklarının verimli kullanılmasına önemli katkı sunuyor. Enerji tasarrufu ve güvenliği bilincinin küçük yaşlarda kazanılmasının büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Bu kapsamda yürüttüğümüz Enerjini Geleceğe Taşı projemizle; Karagöz-Hacivat gösterileri, eğitici oyunlar ve çocuklara özel hazırlanan etkinlik ile boyama kitapları aracılığıyla doğru enerji kullanımı ve enerji tasarrufu konusunda farkındalık oluşturuyoruz. Bugüne kadar 70 bini aşkın çocuğa ulaşarak enerji kaynaklarının verimli kullanılması konusunda bilinçli nesiller yetiştirilmesine katkı sağladık” dedi.</p>
<h2>“Klima kullanımına dikkat edilmeli”</h2>
<p>Verilen bilgiye göre, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın, klimaların 24 derece ayarında çalıştırılması önerisi hem konforun korunmasına hem de elektrik tüketiminin azaltılmasına katkı sağlıyor. Bunun yanında filtrelerin düzenli temizlenmesi, kapı ve pencerelerin kapalı tutulması ile doğrudan güneş ışığını azaltacak önlemlerin alınması, soğutma ihtiyacını düşürerek enerji verimliliğini artırıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/elektrik-tuketimi-rekor-seviyeye-ulasti-84183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/3/1280x720/elektrik-tuketimi-rekor-seviyeye-ulasti-1785323159.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Elektrik’in yıllık tüketim verilerine göre, faturalanan mesken elektrik tüketimi, bir önceki sene haziran ve temmuz aylarına göre yüzde 17, ağustos ayına göre ise yüzde 35 artış gösterdi. Uludağ Elektrik Genel Müdürü Remezan Arslan, yaz aylarında artan enerji ihtiyacının bilinçli tüketim alışkanlıklarıyla yönetilebileceğini belirterek, “Yaz aylarında konforu korurken enerji tasarrufu sağlamak da mümkün” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-finansin-gercek-sinavi-sahada-84140</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 08:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil finansın gerçek sınavı sahada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’nin yeşil dönüşüm gündeminde finansman başlığı giderek daha merkezi hale geliyor. Çünkü enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, elektrifikasyon, atık ısı geri kazanımı, döngüsel ekonomi, su verimliliği ve düşük karbonlu üretim yatırımlarının tamamı güçlü bir finansman altyapısına ihtiyaç duyuyor.</p>
<p>Bu nedenle Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı önemli bir adım. Plan, yeşil finans alanında daha şeffaf, ölçülebilir ve izlenebilir bir ekosistem oluşturmayı hedefliyor. Ancak asıl soru, bu çerçevenin işletmelerin yatırım kararlarına ne kadar hızlı ve somut biçimde yansıyacağı. Çünkü yeşil finansın gerçek sınavı belgelerde, sunumlarda yapılmaz; bu sınav fabrikada, ticari binada, KOBİ’nin yatırım dosyasında, bankanın kredi komitesinde ve projenin ölçülebilir sonuçlarında verilir.</p>
<p><strong>Finansmanın dili değişiyor </strong></p>
<p>İşletmeler açısından bu planın en önemli sonucu, finansmanın dilinin değişecek olması. Önümüzdeki dönemde enerji verimliliği veya dönüşüm projeleri yalnızca yatırım tutarı ve geri ödeme süresiyle anlatılamayacak. Projenin hangi çevresel faydayı sağladığı, ne kadar enerji tasarrufu ürettiği, ne kadar emisyon azalttığı, hangi veriye dayandığı ve bu sonucun nasıl doğrulanacağı daha önemli hale gelecek.</p>
<p>Bu değişim işletmeler için hem fırsat hem hazırlık ihtiyacı anlamına geliyor. Fırsat tarafında, iyi hazırlanmış projelerin yeşil kredi, sürdürülebilirlik bağlantılı finansman, yeşil tahvil veya uluslararası kaynaklara erişim şansı artabilir. Hazırlık tarafında ise işletmelerin enerji, emisyon, üretim, su, atık ve yatırım performansı verilerini daha düzenli ve güvenilir biçimde toplaması gerekecek.</p>
<p><strong>Taksonomi neden kritik? </strong></p>
<p>Planın en kritik başlıklarından biri Türkiye Yeşil Taksonomisi, yani hangi ekonomik faaliyetlerin ve yatırımların yeşil kabul edileceğini tanımlayacak sınıflandırma sistemidir. Bu sistemle enerji verimliliği projesi, yenilenebilir enerji yatırımı, düşük karbonlu üretim teknolojisi veya bina iyileştirmesi daha anlaşılır hale gelir. Bu ölçütler netleştiğinde, piyasanın güveni artar. Böylece hem finans kuruluşlarının risk değerlendirmesini kolaylaştırır hem işletmenin doğru projeyi önceliklendirmesine yardımcı olur. Taksonomi gecikirse bankalar, yatırımcılar ve işletmeler aynı dili konuşmakta zorlanır.</p>
<p><strong>KOBİ’ler dışarıda kalmamalı</strong></p>
<p>Yeşil finansın sahadaki başarısı için KOBİ’lerin bu dönüşüme dahil edilmesi şart. Çünkü büyük şirketler raporlama, danışmanlık ve finansman kaynaklarına daha kolay erişirken KOBİ’lerde insan kaynağı, veri altyapısı ve proje hazırlama kapasitesi daha sınırlı.</p>
<p>Bu nedenle KOBİ’lerin yeşil finansmana erişimini kolaylaştıracak ortak veri şablonları, basit raporlama setleri, standart enerji etüdü formatları, ölçme ve doğrulama yaklaşımı, proje hazırlama desteği ve uygun koşullu finansman araçları gibi mekanizmalar hızlı biçimde hayata geçirilmeli.</p>
<p>Tedarik zincirindeki KOBİ’lerin enerji ve karbon performansı, ana firmaların rekabet gücünü de doğrudan etkiliyor. Bu yüzden yeşil finans stratejisinin tedarik zinciri programlarıyla buluşması önemli.</p>
<p><strong>Bankaların kapasitesi belirleyici olacak </strong></p>
<p>Yeşil finansın sahaya inmesinde bankacılık sistemi kritik rol oynayacak. Ancak bunun için bankaların enerji verimliliği ve düşük karbonlu yatırım projelerini klasik kredi değerlendirmesinin ötesinde okuyabilmesi gerekiyor. Çünkü enerji verimliliği projelerinde temel mesele yalnızca teminat değildir. Projenin yaratacağı tasarruf, nakit akışı, performans garantisi, ölçme ve doğrulama disiplini, emisyon azaltımı ve işletme riski birlikte değerlendirilmelidir. Banka bu dili ne kadar iyi anlarsa iyi projelerin finansmana erişimi o kadar kolaylaşır. Bu nedenle finans sektöründe teknik kapasitenin artırılması planın en önemli uygulama alanlarından biri olmalı.</p>
<p><strong>Hangi adımlar hızlanmalı? </strong></p>
<p>Bana göre sahada en hızlı karşılık üretmesi gereken dört alan var: </p>
<p>1) Yeşil sınıflandırma sisteminin netleşmesi. <br />2) Veri ve doğrulama altyapısının güçlenmesi. <br />3) KOBİ’lerin proje hazırlama kapasitesinin artırılması. <br />4) Bankaların enerji verimliliği ve dönüşüm projelerini daha doğru değerlendirecek kapasiteye ulaşması.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Plan doğru yönde atılmış önemli bir adım. Ancak başarısını belirleyecek olan, sahada yatırım kararlarını hızlandırıp hızlandırmayacağıdır. İşletmeler açısından mesaj net: Daha iyi veri hazırlayan, projesini ölçülebilir faydayla anlatan, tasarrufunu doğrulayan ve yatırımını karbon etkisiyle birlikte sunabilen işletmeler daha avantajlı olacak.</p>
<p>Yeşil finansın gerçek sınavı sahada verilecek. Bu sınavın başarı ölçütü de yayımlanan belge sayısı değil, hayata geçen verimli, düşük karbonlu ve ölçülebilir yatırım sayısı olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-finansin-gercek-sinavi-sahada-84140</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil finansın gerçek sınavı sahada ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirligin-ortak-dili-yaziliyor-84139</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 08:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürdürülebilirliğin ortak dili yazılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dijital Tercüme bünyesinde Senem Kobya’nın kuruculuğunda hayata geçirilen Sürdürülebilir Çeviri girişimi, çevirmenleri, akademisyenleri ve sürdürülebilirlik profesyonellerini ortak bir terminoloji etrafında buluşturarak Türkçede güvenilir ve yaşayan bir sürdürülebilirlik dili oluşturmayı hedefliyor. </strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik yalnızca iklim hedefleri açıklamak ya da karbon emisyonlarını azaltmakla sınırlı değil. Bu dönüşümün doğru anlaşılması, ortak ve güvenilir bir dille anlatılmasına da bağlı. Çünkü aynı kavramın farklı kurumlarda, farklı raporlarda ve hatta aynı metin içinde farklı karşılıklarla kullanılması, verilerin karşılaştırılmasını güçleştiriyor, kurumsal mesajı zayıflatıyor ve paydaş güvenini etkiliyor.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a69937075a4c-1785303920.png" alt="" width="303" height="360" />Bu ihtiyaçtan doğan Sürdürülebilir Çeviri, Senem Kobya’nın kuruculuğunda hayata geçirilen gönüllü ve kolektif bir girişim. Proje; akademisyenleri, çevirmenleri ve sürdürülebilirlik profesyonellerini aynı çatı altında buluşturarak ortak bir sürdürülebilirlik dili oluşturmayı hedefliyor. Sözlük çalışmaları, zirveler, anketler ve uzman görüşleriyle desteklenen bu yaklaşım, ortak dilin aslında ortak anlayışın temeli olduğu fikrine dayanıyor.</p>
<p>Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlandığı bir dönemde bu çalışma daha da önem kazanıyor. Uluslararası standartlarla uyumlu, Türkçenin yapısına uygun ve herkes tarafından aynı şekilde anlaşılan bir sürdürülebilirlik dili oluşturmak, Türkiye’nin küresel iklim iletişimindeki güvenilirliğini de güçlendirecek. Sürdürülebilir Çeviri'nin kurucusu Senem Kobya, bu ortak dil arayışını ve projenin arkasındaki vizyonu anlattı.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirliğin Türkçe'de doğru, anlaşılır ve güvenilir bir dille  konuşulmasını istiyoruz</strong></p>
<p>“Sürdürülebilir Çeviri, Dijital Tercüme ekibi olarak yıllardır üzerinde çalıştığımız sürdürülebilirlik raporlarında ve ilgili belgelerde aynı kavramların kurumdan kuruma değiştiğini, hatta aynı metin içinde bile farklı karşılıklarla kullanıldığını gözlemlememiz sonucunda doğdu. Örneğin; bir raporda ‘karbon emisyonu’ olarak kullanılan bir terim, diğerinde ‘karbon salımı’, birçok yerde ise kavramsal açıdan tartışmalı biçimde ‘karbon salınımı’ olarak kullanılıyordu. Benzer farklılıkları onlarca terimde görüyorduk. Mesele yalnızca hangi kelimenin daha doğru olduğu değildi; tercih edilen karşılık değiştiğinde verinin anlamı, kurumun taahhüdü ve paydaşın algısı da değişebiliyordu. Ayrıca bazı kavramlar için yerleşik bir Türkçe karşılık bulunmadığından ya da birebir çevirileri kavramın gerçek anlamını aktarmadığından, birçok terim İngilizce biçimiyle kullanılıyordu. Örneğin, greenwashing kimi metinlerde İngilizce bırakılırken; ‘yeşil aklama’, ‘yeşile boyama’, ‘yeşil badana’, ‘çevreci görünme’ gibi çok sayıda farklı karşılıkla da karşımıza çıkıyordu. Bu çeşitlilik ilk bakışta dilin zenginliği gibi görünse de raporlama söz konusu olduğunda ciddi bir anlam kaybı ve tutarsızlık riski yaratıyordu. Bizim hedefimiz, masa başında kelime üretmek değil; bütün paydaşların ortak kullanabileceği tutarlı ve yaşayan bir sürdürülebilirlik dili oluşturmak.</p>
<p>2022 yılında bu ihtiyacı Dijital Tercüme ekibi öncülüğünde gönüllü ve kolektif bir yapıya dönüştürdük. Bugün uzman çevirmenler, dil bilimciler, akademisyenler, sürdürülebilirlik profesyonelleri, iletişim uzmanları ve farklı sektörlerden saha temsilcileriyle birlikte çalışıyoruz. Ancak bizim için asıl önemli olan, terimleri yalnızca masa başında üretmemek. Sürdürülebilir Çeviri Zirveleri düzenliyor; konferanslara, sektörel buluşmalara ve eğitimlere katılıyor; anketlerle çevirmenlerin, kurumların, danışmanların ve alan uzmanlarının kullanım tercihlerini ölçüyoruz. Bizi harekete geçiren temel amaç; Türkçenin gelişmeler ile eş zamanlı olarak ilerleyen, hatta bu gelişmelere öncülük eden bir dinamizme kavuşmasını sağlamaktı. Amacımız yalnızca doğru çeviri yapmak değil; kavramları tartışmak, tutarlı karşılıklar üretmek ve sürdürülebilirlik iletişiminde ortak bir dil hafızası oluşturmak. Kısacası, biz sürdürülebilirliğin Türkçede de doğru, anlaşılır ve güvenilir bir dille konuşulmasını istiyoruz.</p>
<p><strong>Terim tutarlılığı, verinin karşılaştırılabilirliği açısından da önemli</strong></p>
<p>“Terminoloji, bir raporun küçük puntolarla yazılmış önemsiz bir parçası değil; kurumun ne söylediğini ve neyin sorumluluğunu üstlendiğini belirleyen stratejik bir katmandır. Aynı kavram; farklı ekipler, danışmanlar veya raporlama dönemleri arasında sürekli değişiyorsa, kurumun sürdürülebilirlik anlatısı da parçalanır. Bu durum yalnızca okuma deneyimini zorlaştırmaz; hedeflerin, performans göstergelerinin ve taahhütlerin yanlış anlaşılmasına da neden olabilir. Özellikle GRI, TSRS, ESRS, CSRD, CDP ve Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi gibi çerçevelerin birlikte konuşulduğu bir ortamda terim tutarlılığı, verinin karşılaştırılabilirliği açısından da önemlidir. Bir kavramın raporda, web sitesinde, yatırımcı sunumunda ve basın açıklamasında farklı karşılıklarla kullanılması, kurumsal hafızayı ve marka bütünlüğünü zedeler. Ortak terminoloji ise kurumun bütün kanallarda aynı dili konuşmasını sağlar. Güven; bazen büyük vaatlerle değil, aynı kavramı her yerde aynı açıklık ve sorumlulukla kullanabilmekle kurulur. Bu nedenle; terminoloji yönetimi bize göre yalnızca bir dil hizmeti değil, aynı zamanda kurumsal risk ve güven yönetimidir.”</p>
<p><span style="color: #e67e23;"><strong>Uzlaşıya dayalı bir Türkçe sürdürülebilirlik dili inşa ediyoruz</strong></span></p>
<p>“Bir terimin Türkçe karşılığına karar verirken karşılaştığımız ilk seçeneği hemen sözlüğe dâhil etmiyoruz. Önce kavramın hangi raporlama standardında, hangi sektörde ve hangi bağlamda kullanıldığını inceliyoruz. Uluslararası standartları, akademik yayınları, mevzuatı, kurum raporlarını ve sahadaki kullanım örneklerini karşılaştırıyoruz. Ardından çevirmenlerin dil uzmanlığını, akademisyenlerin kavramsal yaklaşımını ve saha profesyonellerinin uygulama bilgisini aynı masaya getiriyoruz. 800’den fazla terim içeren Sürdürülebilirlik Sözlüğümüz, bu çok katmanlı çalışmanın sonucu. Bizim için doğru terim; akademik olarak temellendirilebilen, Türkçenin yapısına uygun, sahada anlaşılabilen ve mümkün olduğunca tüm paydaşlar tarafından benimsenebilen terimdir. Dil bilimciler olarak bir karşılık önerebiliriz; fakat o karşılığı yaşayan bir terminolojiye dönüştüren, ortak kullanımdır. Bu nedenle yalnızca kelime çevirmiyor, uzlaşıya dayalı bir Türkçe sürdürülebilirlik dili inşa ediyoruz. Özetle, bizim için doğru karşılık üç sınavdan geçmeli: Kavramı eksiksiz karşılamalı, Türkçenin yapısına uygun olmalı ve gerçek iletişimde kullanılabilir kalmalı.</p>
<p><span style="color: #e67e23;"><strong>COP31’e doğru ortak bir iklim dili oluşturmak kritik</strong></span></p>
<p>“Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’e hazırlanırken ortak, doğru ve uluslararası ölçekte anlaşılır bir iklim dili oluşturmak çok daha kritik hâle geliyor. Sürdürülebilir Çeviri olarak; COP31 iletişimi, sürdürülebilirlik ve ESG raporlarının çevirisi, iklim terminolojisi, çok dilli yerelleştirme ve dilsel kalite kontrolü alanlarında kurumlara destek sunuyoruz. Çünkü Türkiye’nin sürdürülebilirlik çalışmalarını dünyaya anlatırken yalnızca doğru veriye değil, o veriyi doğru temsil eden güvenilir bir dile de ihtiyacı var. Dijital teknolojilerin hızıyla insan uzmanlığını birleştirerek kurumların küresel iklim iletişiminde anlam kaybı yaşamadan yer almasını hedefliyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirligin-ortak-dili-yaziliyor-84139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilirliğin ortak dili yazılıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hukuk-guvenligi-meslek-guvenligidir-84138</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hukuk güvenliği meslek güvenliğidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir meslek mensubunun sorumluluğu, üstlendiği görevin kapsamıyla sınırlıdır. Bu sınırın belirsizleşmesi yalnızca mali müşavirlik mesleğini değil, hukuk güvenliğini ve ekonomik güven ortamını da doğrudan etkileyecektir.</strong></p>
<p>6 Şubat depremlerinin ardından ülkemiz büyük bir dayanışma örneği sergiledi. Kamu kurumları, meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve gönüllü yurttaşlar, yaraların sarılması için seferber oldu. TÜRMOB da bu süreçte hem deprem bölgesindeki meslek mensuplarına destek olmak için hem de toplumsal dayanışmaya katkı sunmak amacıyla üzerine düşen sorumluluğu örnek gösterilecek etkinliklerle yerine getirdi.</p>
<p>Bugün ise 6 Şubat-30 Haziran 2023 (5 aylık) döneminin; kişisel mesleki yetki ile ve sosyal sorumluluk gereği meslektaşlarımız tarafından ücretsiz olarak, AHBAP Derneğinin hesaplarının sınırlı incelenmiş olması, kapsamı dışında değerlendirilerek, mesleğimizi ve kurumumuzu yıpratma amaçlı farklı bir hukuki tartışmanın konusu haline getirilmiş olmasını kaygıyla karşılıyoruz.</p>
<p>Öncelikle altını çizmek isteriz ki; yürütülen adli sürecin hukuk devleti ilkeleri içinde tamamlanacağına olan inancımız tamdır. Bununla birlikte, her yargısal süreç, yalnızca dosyanın taraflarını değil, uygulanacak hukuki ilkeleri de şekillendirir. Bugün tartışılması gereken husus, yalnızca bir soruşturmanın sonucu değil; mesleki faaliyet ile cezai sorumluluk arasındaki sınırların nasıl belirleneceğidir. Çünkü burada ortaya çıkacak hukuki yaklaşım, yalnızca bugünkü dosyayı değil, yarın görevini mevzuata ve meslek standartlarına uygun biçimde dürüstlük ve tarafsızlık içinde yerine getiren bütün mali müşavirleri ve denetçileri de etkileyecektir.</p>
<p>Meslek mensuplarımız tarafından gerçekleştirilen çalışmanın amacına, tarafların sorumluluklarına ve kapsamına anılan raporda açıkça yer verilmiştir. Mesleki faaliyetlerimiz, şeffaflığı ve hesap verilebilirliği gerektirir. Bu nedenle özet bir açıklama yapma gereği bulunmaktadır:</p>
<p>Söz konusu 5 aylık çalışmanın sadece Dernek Yönetimine ibraz edileceği raporda ifade edilmiştir. Bu çalışma, medyada ve kamuoyunda zaman zaman yanlış ifade edildiği gibi kapsamlı bir bağımsız denetim çalışması değildir, bir kamu denetimi ve bir hile ve suistimal denetimi değildir. Bu rapor; Uluslararası İlgili Hizmetler Standardı (İHS 4400) kapsamında, “Üzerinde Mutabık Kalınan Prosedürler Raporudur ve Kamu Gözetim Kurumunun yayınladığı Denetim Standardına göre düzenlenmiştir. Buna göre düzenlenen Raporun, güvence sunması, bir şeyi aklaması veya hizmet nedeniyle herhangi bir konuda emniyeti suistimal etmesi de mümkün değildir.</p>
<p>Sınırlı kapsamlı ve özel bir durum tespit çalışmasıdır. Bu standarda göre yapılan çalışmada; meslek mensupları, kendilerine sunulan bilgi, belge ve defter kayıtları üzerinden, üstlendiği görevin kapsamı kadar sorumluluk taşır. Hukukun ve meslek standartlarının temel ilkesi budur.</p>
<p>Ayrıca aynı dönem; bir uluslararası bağımsız dış denetim firması, İç İşleri Bakanlığı Müfettişleri ve Mülkiye Müfettişlerince incelenmiş, açıkladığımız çerçevedeki raporun eksik veya hatalı olduğuna veya meslektaşlarımızın işlendiği iddia edilen suç fiillerine iştirak ettiklerine, yardım ettiklerine veya herhangi bir parasal alışverişleri olduğuna dair bir tespite yer verilmemiştir. Bu nedenle meslektaşlarımız, adli sorgularında bu yönde herhangi bir soruyla da karşılaşmamışlardır.</p>
<p>Bugün bir dernek hakkında yürütülen soruşturma konuşuluyor olabilir. Yarın denetimini yaptığınız, tasdik hizmeti verdiğiniz veya beyannamesini imzaladığınız herhangi bir işletme hakkında farklı suç isnatları gündeme gelebilir. Elbette bu iddialar hukuk tarafından araştırılacak ve sorumlular hakkında gereği yapılacaktır. Ancak bu durum, meslek mensubunun görev kapsamı dışında kalan fiiller nedeniyle de sorumluluk riskiyle karşı karşıya bırakılmasını haklı gösteremez. Asıl cevaplanması gereken soru şudur: Meslek mensubu, kendi görev alanı dışında kalan fiiller nedeniyle, yalnızca hizmet sunduğu kurum veya işletme sebebiyle zan altında kalacak mıdır? Eğer bu soruya olumlu cevap verilirse, bunun etkisi yalnızca bugünkü dosyayla sınırlı kalmayacaktır. Böyle bir yaklaşım; bağımsız denetçileri, yeminli mali müşavirleri, serbest muhasebeci mali müşavirleri, bilirkişileri ve teknik rapor hazırlayan tüm uzmanları doğrudan etkileyecektir.</p>
<p>Oysa ekonomilerin sağlıklı işleyebilmesi için yalnızca yatırımcıların değil, kamu adına güven üreten meslek mensuplarının da hukuki güvence içinde çalışabilmesi gerekir. Hukuki öngörülebilirlik zedelendiğinde, bundan yalnızca meslek camiası değil, ekonomik güven ortamı da olumsuz etkilenir.</p>
<p>TÜRMOB olarak beklentimiz son derece açıktır. Yargı sürecinin sağlıklı biçimde işlemesi kadar, mesleki faaliyet ile cezai sorumluluk arasındaki sınırın da hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesidir. Meslek mensuplarının sorumluluğu; yaptıkları işin kapsamı, yetkileri ve üstlendikleri görevin sınırları içinde belirlenmelidir. Çünkü bugün ortaya konan tutuklama gibi istisna olması gereken hukuki bir yaklaşım, yalnızca bu dosyayı değil, yarın aynı sorumluluğu üstlenecek bütün meslek mensuplarını da etkileyecektir.</p>
<p>Hukuk güvenliği yalnızca bireyleri değil; kurumları, meslekleri ve ekonomik düzeni de korur. Güçlü ekonomi ise ancak hukuki güvence altında görev yapabilen güçlü meslek mensupları ve güçlü kurumlarla mümkündür.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hukuk-guvenligi-meslek-guvenligidir-84138</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hukuk güvenliği meslek güvenliğidir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/buyume-artik-teknik-tekstil-urunlerinden-besleniyor-84137</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyüme artık teknik tekstil ürünlerinden besleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Küresel tekstil sektörü 2025 yılında zayıf talep ve ekonomik belirsizliklerin etkisiyle küçülmeye devam ederken, sektörün büyüme dinamiği giderek daha fazla teknik tekstil ürünlerine kaydı. İTKİB tarafından hazırlanan "Dünya Tekstil ve Hammaddeleri Dış Ticaret Raporu 2025"e göre dünya tekstil ve hammaddeleri ihracatı geçen yıl yüzde 1,3 gerileyerek 349,3 milyar dolar oldu. Küresel pazarda Çin tartışmasız liderliğini korudu. Ülkenin tekstil ihracatı yüzde 0,4 artışla 142 milyar dolara yükselirken, dünya ihracatındaki payı yüzde 40,6'ya ulaştı. Avrupa Birliği ülkeleri 69,2 milyar dolarlık ihracat ve yüzde 19,8 pay ile ikinci sırada yer alırken, Hindistan yüzde 5,3'lük payla üçüncü sıraya yükseldi. Türkiye ise yüzde 3,3'lük payıyla dünyanın en büyük 5'inci tekstil ihracatçısı konumunu korudu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a69911e13a48-1785303326.png" alt="" width="407" height="273" /></p>
<h2>Büyüyen tek ana kalem teknik </h2>
<p>Rapor, tekstil sektöründeki dönüşümün de hızlandığını ortaya koydu. Küresel ihracatta en büyük ürün grubu 123,5 milyar dolarlık hacimle teknik tekstiller oldu. Teknik tekstil ihracatı geçen yıl yüzde 3,5 artış gösterirken, dokuma kumaş ihracatı yüzde 2,8, ev tekstili yüzde 2,4, iplik yüzde 3,8 ve elyaf ihracatı yüzde 8 geriledi. Bu tablo, katma değeri yüksek teknik ürünlerin dünya ticaretindeki ağırlığını artırdığını gösteriyor.</p>
<h2>Küresel tekstil liginde ilk 5'teyiz </h2>
<p>Türkiye ise küresel yavaşlamaya rağmen ihracat ligindeki yerini korumayı başardı. Tekstil ve hammaddeleri ihracatı yüzde 0,6 düşüşle 11,5 milyar dolara gerilerken, dünya ihracatındaki payı yüzde 3,3 seviyesinde kaldı. Sektörün ihracatında en büyük kalemi 2,4 milyar dolarla teknik tekstiller oluşturdu. Teknik tekstil ihracatı yüzde 3,4, dokuma kumaş ihracatı ise yüzde 1,8 artış gösterdi. Buna karşılık iplik, ev tekstili, örme kumaş ve elyaf ihracatında düşüş yaşandı. Alt ürün gruplarındaki sıralamalar Türkiye'nin küresel rekabet gücünün farklı alanlarda sürdüğünü de ortaya koydu. Türkiye, dokuma kumaş ihracatında dünyanın 4'üncü, iplik ihracatında yine 4'üncü, ev tekstilinde 5'inci, elyafta 11'inci ve teknik tekstilde 14'üncü büyük ihracatçısı konumunda bulunuyor. Ancak örme kumaş ihracatındaki yüzde 9,1'lik gerileme nedeniyle bu alandaki küresel pay yüzde 4,5'ten yüzde 4,1'e düştü.</p>
<h2>Teknikte en büyük pazar ABD oldu </h2>
<p>Raporun ortaya koyduğu bir diğer önemli eğilim ise Türkiye'nin ihracat pazarlarındaki değişim oldu. İtalya, tekstil ve hammaddelerinde Türkiye'nin en büyük pazarı olmayı sürdürürken, teknik tekstilde ABD ilk sırada yer aldı. Dokuma kumaşta Mısır ve Fas'a, iplikte ise Mısır'a yapılan ihracattaki güçlü artış dikkat çekti. Özellikle Mısır'a iplik ihracatının yüzde 8,2 artarak 235 milyon dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşması, Türk tekstil sektörünün bölgesel üretim zincirlerindeki konumunu güçlendirdiğine işaret etti. Veriler, küresel tekstil sektöründe rekabetin giderek katma değerli üretime kaydığını gösterirken, Türkiye'nin dünya sıralamasındaki güçlü konumunu korumasına rağmen geleneksel ürün gruplarında ivme kaybettiğini ortaya koyuyor. Teknik tekstil ve yüksek katma değerli alanlarda büyümenin sürdürülmesi, Türkiye'nin küresel pazardaki ilk 5 konumunu koruması açısından önümüzdeki dönemin en kritik başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.</p>
<h2>Küresel tekstil ithalatı arttı, Türkiye’de düştü</h2>
<p>Küresel tekstil ve hammaddeleri ithalatı da 2025 yılında yüzde 3,9 oranında artarak 327 milyar dolar değerinde gerçekleşti. AB Ülkeleri, yüzde 22,5 payı ile dünyanın en büyük tekstil sektörü ithalatçısı konumunda yer alırken, 2025 yılındaki tekstil sektörü ithalatı yüzde 4,1 oranında artarak 73,4 milyar dolara çıktı. Küresel tekstil ithalatında ABD yüzde 8,6 payı ve yaklaşık 28,3 milyar dolar ithalatı ile 2. sırada, Vietnam yüzde 7,8 payı ve yaklaşık 25,6 milyar dolar ithalatı ile 3. sırada yer aldı. Türkiye ise küresel tekstil ithalatından aldığı yüzde 2,4 payı ile en büyük 9. ithalatçı konumunda yer aldı. Türkiye’nin 2025 yılındaki tekstil sektörü ithalatı yüzde 3,7 oranında azalarak 7,9 milyar dolar değerinde kaydedildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">SON 5 YILIN EN YÜKSEK DEĞERİNE ULAŞILDI</span></h2>
<p>Türkiye ise küresel teknik tekstil ihracatından aldığı yüzde 2 pay ile dünyanın en büyük 14. teknik tekstil ihracatçısı konumunda yer aldı. Türkiye’nin teknik tekstil ihracatı, 2025 yılında yüzde 3,4 oranında artarak 2,4 milyar dolar değerinde kaydedildi. Söz konusu değer 2021’de 2 milyar 414 milyon dolar, 2022’de 2 milyar 350 milyon dolar, 2023’te 2 milyar 299 milyon dolar, 2024’te 2 milyar 372 milyon dolar ve 2025’te de 2 milyar 43 milyon dolar olarak gerçekleşti. Söz konusu değer son 5 yılın en yüksek ihracat değeri olarak kayıtlara geçti. Türkiye teknik tekstil ihracatı, en yüksek değerine 2 milyar 772 milyon dolar ile maske ihracatı ile salgın yılı olan 2020 yılında ulaşmıştı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/buyume-artik-teknik-tekstil-urunlerinden-besleniyor-84137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/7/1280x720/tekstil-1785303446.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel tekstil ihracatı 2025 yılında yüzde 1,3 daralarak 349,3 milyar dolara gerilerken, 124 milyar dolarlık değerle teknik tekstil, büyümenin merkezi oldu. Türkiye bu dönemde yüzde 3,3’lük payla küresel tekstil liginde 5&#039;inci, yüzde 2’lik pay ile de teknik tekstilde 14. sırada yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kirmizi-et-ureticisi-kesim-fi-yatindan-memnun-degil-84136</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırmızı et üreticisi kesim fiyatından memnun değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Büyükbaş besicisi artan yem, işçilik ve bakım maliyetleriyle mücadele ederken, dana kesim fiyatı dört ayda yaklaşık 40 lira gerileyerek yılbaşındaki seviyesine döndü. Üreticiler ithalat politikalarının fiyatları baskıladığını savunurken, Ulusal Et Konseyi düşüşün spekülatif artışların sona ermesinden kaynaklandığını belirtti.</p>
<p>Kırmızı et üreticileri, artan maliyetlere karşın gerileyen kesim fiyatları nedeniyle belirsizlik yaşıyor. Kombina ve kesimhanelerden derlenen verilere göre, ocak başında kilogramı ortalama 570 lira olan yağsız dana kesim fiyatı, mart sonunda 612,10 liraya çıktıktan sonra düşüşe geçti. Temmuz ortasında 575,57 liraya gerileyen fiyat, yılbaşındaki düzeyine döndü.</p>
<p>Küçükbaşta farklı bir seyir izlendi. Yılbaşında 552,57 lira olan yağsız kuzu kesim fiyatı, 26 Mart’ta 595,71 liraya yükseldi. Temmuz ortasında 600,14 liraya çıkan fiyat, dana etiyle arasındaki makası açtı.</p>
<p>Besiciler, ithalat politikalarının fiyatları baskılarken kârlılığı hızla azalttığını belirtiyor. Bir torba yemin 1.000 liraya, kuru samanın kilogramının 6 liraya, veteriner ilaçlarının şişesinin yaklaşık 2 bin liraya ve çoban maaşlarının 80 bin liraya ulaştığını ifade eden üreticiler, düşüşün kasap ve zincir market raflarına yansımadığına dikkat çekiyor. Koşulların sürmesi halinde çok sayıda işletmenin üretimden çekilebileceği belirtiliyor.</p>
<h2>ESK kesime yeniden başladı </h2>
<p>Et ve Süt Kurumu, fiyatlardaki gerilemenin ardından yeniden üreticiden hayvan alımına ve kesime başladı. Üreticilere SMS ile bildirilen fiyatlara göre yerli Simental için 580 TL/kg, yerli Alaca için 560 TL/kg, ithal Angus için ise 550 TL/ kg ödeme yapılacak. Fiyatlar kurumun internet sitesinde henüz yayımlanmazken, sektör uygulamanın piyasa ve üretici gelirlerine etkisini izliyor.</p>
<h2>“Düşüş kriz değil, planlama hatası” </h2>
<p>Ulusal Et Konseyi Başkanı Ahmet Hacıince, dana kesim fiyatlarındaki gerilemenin talep daralması veya yapısal arz fazlasından değil, geçen yıl sonunda oluşan spekülatif artışların sona ermesinden kaynaklandığını öne sürdü. Bakanlık ve ESK’nin aldığı önlemlerle piyasanın dengelendiğini belirten Hacıince, bol yağışların yem bitkilerinde verimi artırdığını ve yem fiyatlarını düşürdüğünü savundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a698e5f34429-1785302623.jpg" alt="" width="600" height="401" />Hacıince’ye göre, üreticilerin aynı dönemde hayvan alıp aynı dönemde kesime yönelmesi, özellikle Kurban Bayramı sonrasında fiyatları baskıladı. Hayvan tedariki ve kesim programının 12 aya yayılması gerektiğini vurgulayan Hacıince, kasımda teslim edilecek hayvanlar için karkas kesim fiyatının şimdiden 600 TL olarak açıklandığını, bu tutarın üretici fiyat endeksine göre güncelleneceğini bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kirmizi-et-ureticisi-kesim-fi-yatindan-memnun-degil-84136</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/dana.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dana kesim fiyatı dört ayda yaklaşık 40 lira geriledi. Ulusal Et Konseyi Başkanı Ahmet Hacıince, fiyattaki gerilemenin talep daralması veya yapısal arz fazlasından değil, geçen yıl sonunda oluşan spekülatif artışların sona ermesinden kaynaklandığını savundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyanin-en-buyuk-bankasi-turkiyede-neden-buyuyemedi-84135</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünyanın en büyük bankası Türkiye&#039;de neden büyüyemedi? /</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hafta başında Kamuyu Aydılatma Platformu’na (KAP) düşen bir açıklama dikkatimi çekti. Dünyanın en büyük bankacılık gruplarından ICBC’nin (Industrial and Commercial Bank of China) Türkiye iştiraki, 5 şubesini kapatma, 3 şubesini ise başka şubelerle birleştirme kararı aldığını duyuruyordu. Gerekçe, operasyonel verimlilik ve kaynakların daha etkin kullanılmasıydı.</p>
<p>İlk bakışta sıradan bir yeniden yapılanma haberi gibi görünebilir. Ama bence satır aralarında çok daha önemli bir hikâye var. Çin'in kamu bankası ICBC, 2015’de Tekstilbank'ı satın aldığında beklentiler oldukça yüksekti. Tekstilbank'ın arkasında dünyanın en büyük bankasının desteği olacaktı. “İki ülke arasındaki ticaret büyüyor. Bu banka kısa sürede Türkiye'nin önemli oyuncularından biri olur" yorumları yapılıyordu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a698ce901ee6-1785302249.png" alt="" width="446" height="394" />
<figcaption><strong>Çin'in kamu bankası ICBC, 2015’de Tekstilbank'ı satın aldığında beklentiler oldukça yüksekti.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Aradan 11 yıl geçti. </p>
<p>Bugün ICBC, dünyanın en büyük bankası olmasına rağmen Türkiye'de sektörün en küçük oyuncularından biri. Şube sayısını azaltıyor, operasyonunu yeniden şekillendiriyor ve pazar payı hâlâ yüzde 1'in altında seyrediyor.</p>
<p>Bence bunun arkasında yabancı bankaların yıllardır tekrarladığı ortak bir hata var.</p>
<p>Türkiye'ye sermaye getiriyorlar ama Türkiye'yi de merkez ofisten yönetebileceklerini düşünüyorlar. Oysa Türkiye, uzaktan okunabilecek bir pazar değil ve hiçbir zaman da olmadı. Burada bankacılık sadece bilanço yönetmekten ibaret değil. Müşteriyi tanımayı, regülasyonu doğru okumayı, ekonominin nabzını tutmayı ve en önemlisi bu ülkenin reflekslerini bilmeyi gerektiriyor. Bunu uzun yıllar önce Türkiye’ye iddialı hedeflerle gelen Citibank acı bir şekilde öğrenmişti. Türkiye’ye getirdiği yabancı yöneticiler “berberliği öğrenirken” bankalarını da sıradanlaştırmışlardı. Yani “gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse, diğerleri de yanlış gider” sözünü doğrulamışlardı.</p>
<p>Nitekim bugün yabancı sermayeli olup Türkiye'de kalıcı başarı yakalayan bankalara bakın. TEB’de, QNB Türkiye'de, Garanti BBVA'da operasyonların başında, kaptan köşkünde yıllardır Türk bankacılar var. Yabancı ortak sermayeyi getirdi çoğunluğu aldı ama direksiyonu bu pazarı tanıyan isimlere bıraktı.</p>
<p>Belki de yabancı yatırımcıların buradan çıkarması gereken ders çok basit.</p>
<p>Türkiye'ye para getirmek elbette önemli. Ama bu ülkeyi tanıyan yöneticilere güvenmiyorsanız, dünyanın en büyük bankası olmanız bile tek başına yetmiyor. ICBC'nin bugün verdiği mesaj, belki de bilançosundan çok daha değerli.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyanin-en-buyuk-bankasi-turkiyede-neden-buyuyemedi-84135</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyanın en büyük bankası Türkiye&#039;de neden büyüyemedi? / ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasa-degeri-164-trilyonu-buldu-aldigi-siparis-224-milyara-yaklasti-84134</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa değeri 1,64 trilyonu buldu, aldığı sipariş 224 milyara yaklaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada piyasa değeri en yüksek 20 şirketi gösteren tablo, 1,64 trilyon TL’ye kadar çıkıyor. Tablonun bütününde banka ve holdinglerin sayıca ağırlığı belirgin şekilde öne çıkıyor. Peki, kağıt üzerindeki yüksek piyasa değerleri her zaman kasalardaki gerçek gücü yansıtıyor mı?</strong></p>
<p>Piyasa değeri trilyonlara ulaşan şirketler görüldüğünde kimi yatırımcı bu fiyatların sınırsız büyüyeceğini düşünür. Listede savunma sektörünün amiral gemisi Aselsan gibi bir şirket yer aldığında, tablodaki her şirketin kusursuz bir yapıya sahip olduğu sanılır. Şüphesiz listeye girenler ekonominin önemli firmaları arasında. Ancak tablodaki kimi yüksek rakamların yüksek beklentiden kaynaklanan yanılsama olabileceğini unutulmamalı. Tablodaki her şirketin büyüklüğüyle orantılı kazanç ürettiği düşünülmemeli ve kâğıt üzerindeki değere aldanıp beklentiyi yükseltmemeli.</p>
<h2>Büyüklük trilyonluk, gelir milyarlık</h2>
<p>Listenin ilk sırasında yer alan Aselsan’ın 1,64 trilyon TL piyasa değeri, yatırımcının firmanın üretim gücünü ayakta alkışladığını işaret ediyor. Yedi ayda aldığı sipariş tutarı yaklaşık 223,7 milyar TL’yi bulurken, geçen yılın 198,6 milyar TL olan yıllık cirosunu çoktan aştı. Önümüzdeki beş ayda yeni iş bağlantıları bu tutarı daha da büyütecek. Piyasa Öncesi İşlem Platformu’nda yer alan QNB Bank 1,11 trilyon TL ile ikinci sırada yer alıyor. Sermayenin %99,88’i Qatar National Bank’a ait olan bankanın fiili dolaşımdaki pay oranı %0,12. Sığ piyasaya sahip olmasının da etkisiyle çarpanları sektör ortalamasının üzerinde. Bankanın ilk çeyrekteki faiz geliri ise 107,4 milyar TL düzeyinde.</p>
<h2>Yatırımcı beklentisi abartılı</h2>
<p>Mart 2024’te borsaya gelen Odine Teknoloji, 288 milyar TL ile listeye son sıradan girse de, büyüklüğüyle bilişim ve yazılım sektörünün açık ara büyüğü. Fiyatı özellikle yılbaşından bu yana güçlü bir çıkış sergiledi. İlk çeyrekte geliri %174 artış ile 650,9 milyon TL’ye çıkarken F/K oranı 10,154 ve PD/DD oranı 129.63 seviyesinde. Yatırımcısının abartılı bir beklentisi var.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6989dc52146-1785301468.png" alt="" width="999" height="526" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SABİT ORAN MI, DEĞİŞKEN ORAN MI?</strong></p>
<p><strong>Sabit oran</strong>; tahmin edilebilirlik, artış kalkanı, rahatlık, garanti, risk transferi. Fırsat maliyeti, yüksek başlangıç, kapatma cezası, getiri kaybı.</p>
<p><strong>Değişken oran</strong>; düşük başlangıç maliyeti, düşüş avantajı, esnek kapatma, enflasyon kalkanı, uyum. Belirsizlik, faiz şoku, takip, kar marjı daralması.</p>
<p><strong>Personel vakfından satın aldığı taşınmaz kendi piyasa değerinin %18’i düzeyinde</strong></p>
<p>Vakıf GYO Mecidiyeköy’de satın aldığı binayı ne yapmayı düşünüyor? ● Gürcan Yağmur</p>
<p>Gürcan; Vakıf GYO, Mecidiyeköy’de 2.515 metrekare yüz ölçümlü arsa üzerine kurulu 7.865 metrekare inşaat alanına sahip binayı 1,7 milyar TL peşin bedelle satın aldı. Şirketin halihazırda piyasa değerinin 9,04 milyar TL olduğu nazara alındığında alım bedeli firmanın değerinin yaklaşık %19’u düzeyinde. Bu itibarla önemli bir alım olarak değerlendirilmeli. Şirket, alımın faaliyetlere olumlu yönde katkısının olacağını belirtmekle birlikte detay bilgi vermedi. Vakıfbank Personeli Vakfı’ndan alınan taşınmazdan kira geliri elde edileceği anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Re Pie’nin satışları kâr realizasyonu niteliğinde olup çıkma sinyali vermiyor</strong></p>
<p>Big Medya’daki Re Pie satışları çıkma olarak görülebilir mi? ● Musa Korkmaz</p>
<p>Musa, Big Medya ana ortağı Re Pie Yatırım Holding’in mayıs ayında üç farklı günde satışları olurken sonrasına devamı gelmedi. Şirket; 15 Mayıs, 20 Mayıs ve 22 Mayıs günlerinde peşi sıra satışlar yaptı. Gerçekleştirilen işlemler neticesinde ana ortağın şirketteki doğrudan payı %14,18 seviyesine geriledi. Sermaye içinde Re Pie Girişim Sermayesi Fonu %6,73 ve Alt Kapital Holding %13,86 paya sahip diğer ortaklar. Re Pie’nin satışları daha ziyade kısmi kâr satışı ya da nakde dönme boyutunda. Çıkma işareti olarak değerlendirmek için daha fazlasına ihtiyaç var.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>MJG gümüş fon sepeti yılbaşından bu yana düşse de yıllıkta %65 getiri sağladı</strong></p>
<p>Aktif Portföy’ün yönettiği Gümüş Fon Sepeti Fonu (MJG), geçtiğimiz ocakta en yüksek 18,07 TL’yi test ettikten sonra düşen bir eğilim sergiledi. Son bir aydır tutunma çabası öne çıksa da düşüş eğiliminden kurtulabilmiş değil. Şubatta 1,41 milyar TL büyüklüğe sahip bulunurken sonrasında daralan bir hacimle 901,69 milyon TL’ye kadar indi. Aylık düzenli nakit çıkışı hacmi küçültüyor. Temmuzda çıkan nakit 23,23 milyon TL’yi buldu. Yatırımcı sayısı her ay düzenli olarak geriliyor. Şimdilerde sayı 7.747’ye düştü. Doluluk oranı %18,47 seviyesinde bulunan MJG’nin temel stratejisi, gümüşe dayalı yerli ve yabancı borsa yatırım fonlarına yatırım yapmak üzerine kurulu. Enstrümanın %69,38’i yabancı BYF ve %17,26’sı yerli BYF’lerden oluşuyor. Son bir yılda %65,02 kazanç sağlarken endeksin üzerinde getiri sağladı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Meksa Yatırım, piyasadan TLREF + %4,5 faizle 60 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Meksa Yatırım, nitelikli yatırımcılara yönelik 27.07.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 60.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,5 düzeyinde bulunuyor. 91 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 26.10.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 27 Temmuz itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı %39,91 seviyesinde bulunuyor. Meksa’nın verdiği %4,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFMKSAE2617 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6989ad85e51-1785301421.png" alt="" width="984" height="237" /></strong><strong>ÖZSU BALIK</strong></p>
<p><strong>Bağlı ortaklığı depolama amacıyla mevcut tesisin bitişiğindeki arsayı aldı</strong></p>
<p>Özsu Balık, bağlı ortaklığı Unifeed Su Ürünleri firmasının faaliyetlerin geliştirilmesi ve depolama kapasitesinin artırılması amacıyla harekete geçti. Mevcut tesislerine bitişik konumda bulunan 5.146 metrekare büyüklüğündeki arsayı KDV hariç 47,7 milyon TL bedelle satın aldı. Arsanın depo alanı olarak kullanılacağı, yatırımın herhangi bir dış kaynak kullanılmadan kendi özkaynakları ile finanse edildiği ifade edildi. Söz konusu girişimle şirket, depolama amaçlı kiralama maliyetlerini ortadan kaldıracak stratejik bir fiziksel genişleme hamlesini tamamlamış oldu.</p>
<p><strong>KONYA KAĞIT</strong></p>
<p><strong>Torbalı’daki dekor kağıdı tesisi yatırımı için Alman firmasıyla masaya oturdu</strong></p>
<p>Konya Kağıt, Torbalı’da kuracağı Dekor Kağıdı Yatırımı ve Enerji-Buhar Üretim Tesisi entegre projesi kapsamında adımlarını atıyor. Yatırımda kullanılacak kağıt makinesi ve yardımcı ekipmanların tedariki için Almanya'daki bir firmayla görüşmelerde bulunuyor. Görüşmeler makine teknik özellikleri, üretim kapasitesi, ticari şartlar ve uygulama takvimini kapsadığı belirtildi. Şirket, özel endüstri bölgesi ilan edilen sahadaki yatırımını hayata geçirirken teknoloji sağlayıcılarıyla görüşmelere geçerek uzun vadede verimliliğini garanti altına almayı hedefliyor.</p>
<p><strong>GOLDA GIDA</strong></p>
<p><strong>Birden fazla sözleşmeyle yurt dışına 3 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirecek</strong></p>
<p>Golda Gıda, yurt dışında yerleşik müşterileriyle makarna ürünlerinin satışı kapsamında toplam 3,04 milyon dolar tutarında satış sözleşmeleri imzaladı. Anlaşmalar kapsamındaki teslimatlar yıl sonuna kadar kademeli olarak gerçekleştirilecek. Tutar firmanın yıllık gelirinin %5,61’i düzeyinde bulunurken toplamda hacimli iş bağlantısı gerçekleştirdi. İlk kez 8 Temmuz’da borsada işlem görmeye başlayan şirket, yılın ilk çeyreğinde gelirini %4 büyütürken dönem sonunda 82,5 milyon TL zarar yazdı. Yeni siparişler şirketin cirosu ile kârlılığına olumlu katkı sağlayacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Petkim’in son haftalardaki yukarı eğilimi uzun sürmezken tekrar satış yedi</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a698991b7ed1-1785301393.png" alt="" width="299" height="216" />Petkim’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %15,3 ile toplamda 9,06 milyon lot azalarak 50,34 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 64’ten 54’e geriledi. AK3 fonu 17,3 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, VPS fonu 9,3 milyon lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Petkim için 13 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Gedik Yatırım 26,00 TL ile “Endekse Paralel” hedef önerisinde bulundu. En düşük 13,11 TL ve “sat” önerisiyle Ata Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasa-degeri-164-trilyonu-buldu-aldigi-siparis-224-milyara-yaklasti-84134</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasa değeri 1,64 trilyonu buldu, aldığı sipariş 224 milyara yaklaştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/buyuk-sirketler-kizildenizi-gecen-gemilere-de-sigorta-yapmayi-durdurdu-84133</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyük şirketler, Kızıldeniz&#039;i geçen gemilere de sigorta yapmayı durdurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>İran’a başlatılan İsrail ve ABD saldırılarının ardından bölgedeki gemi hareketlerine yönelik raporlar yayınlayan S&amp;P Global Commodities at Sea kuruluşu, Basra Körfezi'nden sonra Kızıldeniz’de de risklerin arttığı, gemi trafiğinde ciddi düşüşler olduğu ve bazı büyük sigorta şirketlerinin Kızıldeniz hattını da sigorta etmeyi durdurduğuna dair bir rapor yayınladı.</p>
<p>Yayınlanan bültende, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nın gemi trafiğindeki tıkanmasının ardından Kızıldeniz’de de 27 Temmuz günü itibariyle son üç günlük gemi geçişinin günlük ortalama 43’ten 31’e gerilediği bildirildi. Bazı gemilerin saldırı ve risk bildirimlerinin de alındığı belirtilen raporda, birkaç geminin Süveyş Kanalını kullanarak Ümit Burnundan dolaşacak şekilde rota açıkladığı bilgisine yer verildi. Suudi Arabistan, Kızıldeniz’deki Yanbu limanını alternatif ihraç kanalı olarak kullanıyordu.</p>
<p>Operatörlerin Kızıldeniz Riskini Yeniden Değerlendirmesiyle Babülmendep Trafiği Düşüşte Piyasa Etki Raporu başlığını taşıyan raporda, Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları (UKMTO) tarafından Kızıldeniz’de yakın zamanda 2 güvenlik olayı bildirdiğini, müdahalenin birinin ABD deniz kuvvetlerinin abluka nedeniyle bir gemiyi uyarması, diğerinin de yakınına mühimmat isabeti bildirdiği bilgisi verildi. UKMTO’nun bölge için risk uyarısında bulunduğu belirtilen raporda, Yemen’de savaşan Husi güçlerinin de Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz limanları Jazan ve Yanbu’ya saldırı yaptığı hatırlatıldı.</p>
<h2>Çin varışlı gemi sorunsuz geçti </h2>
<p>Kızıldeniz çıkışında bulunan Babülmendep’te 24-26 Temmuz günleri arasındaki gemi trafiğindeki düşüş eğilimine yönelik bölümde “Bu düşüş, önde gelen bazı sigortacıların Kızıldeniz'den geçen Suudi Arabistan bağlantılı gemiler için savaş riski kargo teminatı sağlamayı askıya aldığına dair raporların ortasında geldi ve sigorta kısıtlamalarının bölgesel ticaret akışları üzerindeki potansiyel etkisine dair endişeleri artırdı. Bu üç gün boyunca toplam trafiğin yaklaşık yüzde 46'sını Kızıldeniz'e doğru kuzey yönünde ilerleyen gemiler oluştururken, geri kalan gemiler güney yönünde geçiş yaptı” bilgisi verildi. Raporda Çin varışlı bir büyük tankerin sorunsuz geçişi bilgisi de verildi.</p>
<h2>Suudi limanlarında risk yüksek </h2>
<p>Geçiş analizlerinde, riskin Suudi limanlarında yoğunlaştığına işaret edecek şekilde, bazı gemilerin rota değişikliğine dikkat çekilerek, “Ancak son gemi hareketleri, operatörlerin Kızıldeniz'de artan güvenlik risklerini yönetmek için farklı stratejiler benimsediğini gösteriyor. Bazı gemiler Kızıldeniz’den geçmeye devam edip Suudi Kızıldeniz limanlarına doğrudan uğramaktan kaçınırken, diğerleri yolculuğun önemli ölçüde uzamasına rağmen Kızıldeniz'i tamamen es geçip Ümit Burnu üzerinden rota değiştirmeyi tercih etti” denildi. Raporda, Hürmüz Boğazı’ndaki trafikte İran bağlantılı gemilerin ağırlığının sürdüğü, ABD’nin saldırılarını durdurmasının ardından da Kuveyt ve Katar’dan yükleme yapan, birisi Japonya varışlı iki tankerin kurallara uygun şekilde çıkış yaptığı, İran bağlantılı ya da bayraksız gemilere yönelik ABD yaptırımlarının devam etmesine karşılık bazılarının geçiş yapabildiği kaydedildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/buyuk-sirketler-kizildenizi-gecen-gemilere-de-sigorta-yapmayi-durdurdu-84133</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/8/1280x720/gemi-suveys-lojistik-1764735650.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ S&amp;P Global tarafından paylaşılan raporda, Basra Körfezi&#039;nden sonra Kızıldeniz’de de risklerin arttığı, gemi trafiğinde ciddi düşüşler olduğu ve bazı büyük sigorta şirketlerinin Kızıldeniz hattını da sigorta etmeyi durdurduğu belirtiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erdogandan-kurmaylarina-vakit-kaybetmeden-yasayi-gecirin-talimati-84132</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan&#039;dan kurmaylarına, &#039;Vakit kaybetmeden yasayı geçirin&#039; talimatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında önceki gün toplandı.</p>
<p>Erdoğan’ın değerlendirme konuşması ile başlayan toplantıda, Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin özel bir başlık açıldı. Yasal düzenlemelerin görüşme trafiğinin yoğun olması nedeniyle Meclis’in 14 Ağustos’a kadar çalışacağı MYK toplantısında dile getirildi.</p>
<p>Edinilen bilgiye göre, Terörsüz Türkiye kapsamında önümüzdeki günlerde Meclis gündemine getirilmesi planlanan çerçeve yasayla ilgili özel bir başlık açıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Terörsüz Türkiye hedefine ilişkin “Biz sadece bir bölgenin değil, 86 milyonun partisiyiz. Bizim çözebileceğimiz bir sorundu, Cumhur İttifakı ile birlikte terörün bitmesini de yine biz çözdük. Sürecin önemli bir eşiğine geldik. Bu anlamda yasal düzenleme aşamasına gelmek önemli bir eşik. Arkadaşlar çok titiz bir çalışma yürütüyorlar. İnşallah yasal düzenleme ile birlikte önemli bir aşamayı daha geçmiş olacağız” dediği belirtildi. Erdoğan kurmaylarına, “vakit kaybetmeden yasayı geçirin” talimatı verdiği de belirtildi. Terörsüz Türkiye'nin ekonomik boyutunun değerlendirilmesi bakımından Ekonomi İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci de, sürecin ekonomiye olumlu yansımaları ile ilgili kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Grup Başkanı Abdullah Güler ise Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmaları hakkında Meclis kapanmadan çıkarılması gereken yasal düzenlemeler hakkında bilgi verdi. TBMM’nin yasa çalışmalarındaki yoğunluk nedeniyle 14 Ağustos’a kadar çalışması planlanıyor.</p>
<p><strong>AK Parti 25. yılını "Güvenli Liman Türkiye" temasıyla kutlayacak</strong></p>
<p>14 Ağustos AK Parti’nin 25. Kuruluş Yıldönümü nedeniyle, Medya ve Tanıtımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Faruk Acar, hazırlıklarla ilgili bir sunum yaptı. Kuruluşunun 25. Yılını kutlamaya hazırlanan AK Parti, çeyrek asıklık iktidarını 81 ilde eş zamanlı görkemli bir şekilde kutlamaya hazırlanıyor. 14 Ağustos’ta kurulan AK Parti, 25'inci kuruluş yıl dönümünü "Güvenli Liman Türkiye" temasıyla kutlamaya hazırlanıyor. Başkent Millet Bahçesi'nde düzenlenecek programda çeyrek asırlık eser ve hizmet siyaseti anlatılacak, bir yıl içinde Türkiye genelinde 25 milyon fidanın toprakla buluşturulması hedefi de kamuoyuyla paylaşılacak. 1 Ağustos’tan itibaren başlayacak kutlamalar 14 Ağustos’a kadar devam edecek. AK Parti 1 Ağustos’tan itibaren 14 gün boyunca her gün bir mesaj yayınlayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erdogandan-kurmaylarina-vakit-kaybetmeden-yasayi-gecirin-talimati-84132</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/2/1280x720/34-1785300590.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Erdoğan&#039;dan kurmaylarına, &#039;Vakit kaybetmeden yasayı geçirin&#039; talimatı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknogirisim-calisanlarina-verilen-pay-senetlerinde-istisna-genisledi-84131</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknogirişim çalışanlarına verilen pay senetlerinde istisna genişledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Süre şartının ihlal edilmesi hâlinde istisna nedeniyle zamanında alınmayan vergi, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte işverenden tahsil ediliyor. Başka bir ifadeyle, çalışanın pay senetlerini erken elden çıkarmasından kaynaklanan vergisel yük doğrudan işveren üzerinde kalıyor.</strong></p>
<p>Teknogirişim şirketlerinin nitelikli çalışanlarını şirkete ortak ederek uzun vadeli bağlılık sağlaması, özellikle büyüme aşamasındaki işletmelerde giderek daha fazla kullanılan bir ücretlendirme modeli hâline geliyor. Çalışana bedelsiz veya indirimli pay senedi verilmesiyle sağlanan menfaat kural olarak ücret sayılıyor. Ancak belirli şartların sağlanması hâlinde bu menfaatin bir bölümü gelir vergisinden istisna ediliyor. 7582 sayılı Kanun istisnanın kapsamını çalışan lehine önemli ölçüde genişletti; 4 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 335 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği de yeni uygulamanın usul ve esaslarını belirledi.</p>
<p><strong>Teknogirişim Rozeti, istisnanın temel şartı</strong></p>
<p>Buradaki “teknogirişim şirketi” kavramı her teknoloji şirketini kapsamıyor. İstisnadan yararlanabilecek işverenin, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenen kriterleri taşıması gerekiyor. Buna göre şirketin Türkiye’de kurulmuş bir şahıs veya sermaye şirketi olması, KOBİ ve bağımsız işletme niteliğini haiz bulunması, kuruluşunun üzerinden 15 yıldan fazla süre geçmemiş olması ve teknoloji ile yenilik tabanlı, ölçeklenebilir bir iş modeline sahip bulunması aranıyor. Ayrıca bu niteliğin bakanlık tarafından verilen Teknogirişim Rozeti ile belgelendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu şartları sağlayan işverenlerin çalışanlarına bedelsiz veya indirimli pay senedi vermesi hâlinde ortaya çıkan menfaat ücret olarak kabul ediliyor. Bedelsiz verilen pay senedinde menfaat, senedin verildiği tarihteki rayiç değer; indirimli verilen pay senedinde ise rayiç değer ile çalışanın ödediği bedel arasındaki fark kadar oluyor. Gelir vergisi istisnası da bu ücret niteliğindeki menfaat üzerine uygulanıyor.</p>
<p><strong>İstisna tavanı yükseldi, elde tutma süresi kısaldı</strong></p>
<p>7582 sayılı kanunla yapılan değişiklikler esas itibarıyla iki başlıkta toplanıyor. Bunlardan ilki, istisna uygulanabilecek tutarın artırılması. Önceki düzenlemede istisna, çalışanın ilgili yıldaki bir yıllık brüt ücretiyle sınırlıyken yeni düzenlemeyle bu sınır bir yıllık brüt ücretin iki katına çıkarıldı. Böylece teknogirişim şirketlerinin çalışanlarına daha yüksek tutarlı pay paketlerini vergisel avantajla sunabilmelerinin önü açıldı.</p>
<p>İkinci ve uygulama bakımından daha önemli değişiklik ise pay senetlerinin elde tutulma sürelerinde yapıldı. Pay senetlerinin iktisap tarihinden itibaren iki tam yıl içinde elden çıkarılması hâlinde istisna edilen verginin tamamı, üçüncü veya dördüncü yıl içinde elden çıkarılması hâlinde %75’i, beşinci veya altıncı yıl içinde elden çıkarılması hâlinde ise %25’i geri alınıyor. Pay senetlerinin altı yıldan daha uzun süre elde tutulması durumunda istisnadan tam olarak yararlanılıyor. Önceki düzenlemede tam istisna için on iki yıla kadar uzayan süreler dikkate alındığında, bu değişiklik çalışanlar açısından önemli bir iyileşme sağlıyor.</p>
<p><strong>Erken satışın vergi yükü işverene kalıyor</strong></p>
<p>Süre şartının ihlal edilmesi hâlinde istisna nedeniyle zamanında alınmayan vergi, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte işverenden tahsil ediliyor. Başka bir ifadeyle, çalışanın pay senetlerini erken elden çıkarmasından kaynaklanan vergisel yük doğrudan işveren üzerinde kalıyor. Üstelik çalışanın pay senetlerini elden çıkardığını vergi dairesine bildirme yükümlülüğü de işverene ait bulunuyor. Bu nedenle işverenin, çalışanın pay devirlerini zamanında öğrenmesini sağlayacak bir izleme ve bildirim sistemi kurması gerekiyor.</p>
<p>Pay senedinin verildiği tarihte çalışanın ilgili yıldaki brüt ücretinin kesin olarak belirlenememesi durumunda, payın verildiği aydaki brüt ücret on iki ile çarpılarak yıllık ücret tahmini yapılıyor ve bu tutarın iki katı istisna tavanı olarak dikkate alınıyor. Yıl sonunda gerçekleşen yıllık brüt ücret üzerinden yeniden karşılaştırma yapılıyor. Başlangıçta eksik veya fazla istisna uygulanmışsa ilgili muhtasar ve prim hizmet beyannamesinin düzeltilmesi gerekiyor.</p>
<p>Tebliğ, aynı şirketler topluluğunda bulunan başka bir şirkete ait pay senetlerinin de çalışana verilmesine imkân tanıyor. Payların işverenin aktifinde bulunması veya aynı gruptaki başka bir şirket tarafından doğrudan çalışana verilmesi sonucu değiştirmiyor; sağlanan menfaat her durumda çalışanın işvereni tarafından ödenmiş ücret kabul ediliyor. Ayrıca çalışanın işten ayrılmasından sonra payları elinde tuttuğu süreler ile çalışanın vefatı hâlinde mirasçıların payları elde tuttuğu süreler de elde tutma süresinin hesabında dikkate alınıyor.</p>
<p>Yeni düzenleme, pay bazlı ücretlendirmeyi teknogirişimler bakımından daha uygulanabilir ve cazip hâle getiriyor. İstisna tavanının iki katına çıkarılması daha yüksek tutarlı pay paketlerine imkân verirken, tam istisna için gereken sürenin altı yıla indirilmesi çalışanların şirkete ortak edilmesini gerçekçi bir teşvik aracına dönüştürüyor.</p>
<p>Bununla birlikte düzenlemenin sağladığı avantaj kendiliğinden ve risksiz değil. Payların erken elden çıkarılması hâlinde verginin gecikme faiziyle birlikte işverenden alınması, sürecin yalnızca insan kaynakları veya ücret politikası kapsamında değil, vergi ve hukuk boyutlarıyla birlikte tasarlanmasını zorunlu kılıyor. Pay edindirme planlarında hak ediş şartları, payların devri, işten ayrılma, şirket satışı, halka arz ve diğer çıkış senaryoları açıkça düzenlenmeli; çalışanın payları elden çıkarmasını işverene zamanında bildirmesini sağlayacak sözleşmesel yükümlülükler kurulmalı ve bordro ile vergi bildirim süreçleri düzenli olarak izlenmelidir.</p>
<p>Doğru yapılandırılan bir pay edindirme planı, teknogirişimin nitelikli çalışanı şirkete bağlamasını ve çalışanla şirket arasında uzun vadeli bir menfaat ortaklığı kurulmasını sağlayabilir. Buna karşılık şirket statüsünün, Teknogirişim Rozetinin, rayiç değer tespitinin, bordro uygulamasının ve elde tutma sürelerinin yeterince belgelenmediği bir yapı, yıllar sonra işverenin karşısına beklenmeyen bir vergi yükü olarak çıkabilir. Bu nedenle istisnanın başarısı, yalnızca Kanunun sağladığı avantajdan değil, pay planının daha ilk günden doğru kurulmasından geçiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknogirisim-calisanlarina-verilen-pay-senetlerinde-istisna-genisledi-84131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknogirişim çalışanlarına verilen pay senetlerinde istisna genişledi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-ve-ihracat-kazancinin-tespiti-pasif-gelirlerin-durumu-84130</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim ve ihracat kazancının tespiti: Pasif gelirlerin durumu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kurum kazançlarına, kaynakları itibariyle farklı oran uygulaması 2009 yılına kadar olmadı denebilir. Farklı kurumlar vergisi oranları oldu ama farklılık kurumlar itibariyleydi, kazancın kaynakları itibariyle değildi. Bu çerçevede örneğin, 1980’li yıllara kadar sermaye şirketleri ve kooperatifler için farklı, diğer kurumlar için farklı oran vardı. Bir dönem halka açık şirketlerin, halka açıklık oranına göre değişen farklı oranlar uygulandı. 1990’lı yıllarda bir süre, imalatçı kurumların kazançları için farklı bir oran belirlendi. Ancak bu uygulamadan da, sadece imalat yapan kurumlar yararlandı. Kurum kazancının üretimden kaynaklanan kısmını ayırmak gibi bir teknik zorluk yaşanmadı.</p>
<p>2009 yılında, teşvik mevzuatının değişerek, yeni yatırımlardan elde edilen kazançlara farklı oran uygulamasının yapılmasına başlanmasıyla birlikte, kurum kazançlarının kaynakları itibariyle ayrılması gereği doğdu. Teşvik belgesi sayısına bağlı olarak, birden fazla kazanç tespiti gerekti. Uygulama zorlukları da bu noktadan itibaren başladı. Yaklaşık çeyrek asırdır bu zorluk devam ederken, bu zorluğun bir şekilde kolaylaştırılması ihtiyacı varken, teşvik belgeli her yatırımdan elde edilen kazanca ek olarak, üretim ve ihracattan elde edilen kazançlara da farklı oranlar uygulanması söz konusu oldu. Sonuçta, kurumlar vergisi uygulamasının en kolay maddeleri, en zor maddeleri haline geldi.</p>
<p><strong>Son düzenlemeler</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32. maddesinde;</p>
<p>- Önce 2022 yılında 7351 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle, kurumların ihracattan ve üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlarına uygulanacak kurumlar vergisi oranının 1 puan indirimli uygulanması öngörüldü,</p>
<p>- Daha sonra, 2023 yılında yapılan değişiklikle ihracattan elde edilen kazançlara uygulanan 1 puanlık indirim 5 puana çıkartıldı,</p>
<p>- En sonunda da 2026 yılında yapılan değişiklikle, kurumlar vergisi oranının, üretim faaliyetinden elde edilen kazançlar için % 12,5 olarak uygulanması hükme bağlandı.</p>
<p>Son düzenleme, 2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara uygulanmak üzere, yayımı tarihinde yürürlüğe girdi.</p>
<p><strong>Zorluk ne?</strong></p>
<p>Yukarıda da belirttiğim gibi, farklı kaynaklardan doğan kazançlara farklı oran uygulaması, son derece zor. Hiçbir işletmede, bu hesabın yüzde yüze doğru tespiti mümkün değil. 2009 yılından beri bütün yatırımcı kurumlarda, son birkaç yıldır da üretici ve ihracatçı kurumlarda bu zorluğu yaşayarak gördük.</p>
<p>Şimdi ne değişti derseniz, üretici kurumlarda, kurumlar vergisi oranının % 12,5 gibi oldukça düşük belirlenmesi, konuyu daha da önemli hale getirdi.</p>
<p><strong>Farklı kazanç tespitinde </strong><strong>zorluk hangi alanlarda?</strong></p>
<p>Konunun işi zorlaştıran birden çok boyutu var. Özellikle üretim faaliyetinden elde edilen kazançlarda; birden fazla mal üretiliyorsa, malların bir kısmı iç piyasaya bir kısmı yurt dışına satılıyorsa, üretim süreçleri iç içeyse, üretilen ve ihraç edilen malların aynı zamanda alım-satımı yapılıyorsa, yurt dışına ve yurt içine satılan malların bir kısmı teşvik belgeli yatırımlar sonucu üretiliyorsa ve daha birçok duruma bağlı olarak kazanç tespiti zorlaşıyor. Hem satılan malın maliyetinin belirlenmesinde, hem ortak gider ve gelirlerin dağıtımında yapılan varsayımlar ve farklı uygulamalar, faaliyet gelirinin çok farklı hesaplanabilmesi sonucunu yaratabilir durumda.</p>
<p>Anlayacağınız, konu çok boyutlu. Her bir faaliyet için gayrisafi hasılatı ve doğrudan giderleri ayrıca tespit etmek ve hesaplamak mümkün olsa da, ki bu da çoğu zaman kolay değil, varsayıma dayalı kabullerle ilerlemek gerekiyor, bu da tartışmaya açık bir sonuç yaratıyor.</p>
<p>Söylediğim gibi konu çok boyutlu. Bugün bunlardan belki de en az sorunlu olan bir boyuttan,  faiz ve kur farkları gibi üretim ve ihracatla ilgisi doğrudan olmayan pasif gelir unsurlarının durumundan kısaca bahsedeyim, diğer konulara başka makalelere bırakayım.</p>
<p><strong>Gelir İdaresi’nin yorumu</strong></p>
<p>Gelir İdaresi, faiz, kur farkı ve benzeri gelirleri, kapsamdaki faaliyetlerden doğan alacakların tahsil tarihine kadar olan kısım ve sonraki dönemlere ilişkin kısım olarak ayırıyor. Tahsilata kadar olan kısmı, indirimli oran uygulaması kapsamında görüyor, sonraki üretim ve ihracattan doğan kazanç olarak görmüyor.</p>
<p><strong>Benzer uygulamalarda </strong><strong>kazanç tespiti</strong></p>
<p>Kaynağına göre kazanç tespitinin yapıldığı birçok örnek uygulama var. Serbest bölge kazanlarının, Türk Uluslararası Gemi Siciline (TUGS) kayıtlı gemilerin işletilmesinden doğan kazançların, teknoloji geliştirme bölgelerinde elde edilen kazançların tespiti yaygın örnekler.  Bu faaliyetlerden elde edilen kazancın nasıl tespit edileceği, pasif gelir unsurlarının faaliyet geliri olup olmadığı konuları, en azından teorik olarak artık netleşmiş durumda.</p>
<p>Örnek olarak saydığım faaliyetlerden elde edilen kazancın nasıl tespit edileceği konusunda en ayrıntılı açıklama, serbest bölge kazancının tespitiyle ilgili olarak, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde yer alıyor.</p>
<p>Tebliğde özetle;</p>
<p>- Serbest bölgelerde yürütülen faaliyetlerden doğan alacaklara ilişkin kur farkı ve vade farkı gelirlerinin istisna kapsamında değerlendirileceği,</p>
<p>- Bölgede yürütülen faaliyetlerden elde edilen hasılatın, bu faaliyet çerçevesinde yapılacak ödemelerde kullanılıncaya kadar geçici olarak serbest bölgelerde, örneğin mevduat hesaplarında değerlendirilmesinden doğan gelirlerin de istisnadan yararlanabileceği,</p>
<p>- Bu çerçevede örneğin; merkezi Ankara’da bulunan şirketin serbest bölgede faaliyet gösteren şubesinin, bölgedeki üretim faaliyeti çerçevesinde 15 Nisan 2007 tarihinde elde ettiği hasılatının 4 Haziran 2007 tarihinde yapacağı borç ödemesine kadar repoda değerlendirilmesi halinde, bahse konu repo işleminden elde edilen gelirlerin istisnadan yararlanabileceği açıklanmış.</p>
<p>Tebliğde benzer açıklama, TUGS’a kayıtlı gemilerle yapılan deniz taşımacılığı faaliyetlerinden elde edilen kazançlar bölümünde de tekrarlanmış. Tebliğde, anılan faaliyetler nedeniyle doğan alacaklara ilişkin kur farkı ve vade farkı gelirlerinin kurumlar vergisinden istisna edilmesinin mümkün olduğu, kapsamdaki faaliyetle ilişkili olmaksızın elde edilen kur farkı, vade farkı gelirleri ile faiz, repo ve benzeri faaliyet dışı gelirler için söz konusu istisnanın uygulanamayacağı belirtilmiş.</p>
<p><strong>Tebliğde yer alan açıklamalar </strong><strong>Kanun’a uygun mu?</strong></p>
<p>Genel Tebliğde serbest bölge faaliyet kazancının tespitiyle ilgili olarak yapılan açıklamalar uzun süredir uygulanıyor. Tebliğde yer alan açıklamaların istisna kazanç tutarını Kanun’a aykırı olarak sınırladığına ilişkin iddialar geçmişte yargıya taşındı ve açıklamaların Kanun’a uygun olduğu uzun yargılama süreci sonunda netleşti. İstisna kazancı, faaliyete ilişkin alacağın tahsilinden sonraki sürece de taşıyan kısım eskiden beri bu haliyle uygulanıyor.</p>
<p>Bu çerçevede Tebliğde yer alan açıklamaları gelinen noktada tartışmaya gerek yok.</p>
<p>Genel Tebliğde, TUGS’a kayıtlı gemilerin işletilmesinden elde edilen kazançla ilgili açıklamalar konusunda da bir tartışma yok. Bu konudaki açıklamalar serbest bölge kazançlarıyla ilgili açıklamalar kadar net olmasa da, serbest bölge kazançlarıyla ilgili açıklamalarla çelişmediğini düşünüyorum. Tebliğde, <u>faaliyetle ilişkili olmayan</u> pasif gelirlerin kapsamda olmadığı açıklanmış, faaliyetle doğrudan ilgili olan ancak alacağın tahsilinden sonraki döneme ilişkin pasif gelirlerin istisna kapsamında olup olmadığı ise açıklanmamış. Serbest bölgelerde yapılan faaliyetlerden doğan alacakların kısa süreliğine değerlendirilmesinden kaynaklanan pasif gelirlerin de faaliyet geliri olduğuna ilişkin açıklamaya bu bölümde yer verilmemiş.</p>
<p><strong>Üretim ve ihracat kazançlarıyla ilgili </strong><strong>yeni açıklama istisna tutarını sınırlıyor</strong></p>
<p>Yukarıda bahsettiğim gibi, ihracat ve üretim faaliyeti kapsamında elde edilen ve indirimli kurumlar vergisi uygulanacak kazanç tutarının tespitiyle ilgili olarak Tebliğde yapılan açıklamada, faaliyet kapsamında doğan alacaklara isabet eden faiz, kur farkı ve benzeri pasif gelirler istisna kazanç kapsamında kabul ediliyor. <u>Alacağın tahsili sonrasında elde edilen</u> benzer gelirler faaliyet kazancı sayılmıyor.</p>
<p>Uzun yıllardır benzer düzenlemeler için uygulanan ve gelinen noktada artık netleşen bir yorum, yeni düzenleme kapsamında kabul görmüyor.</p>
<p>Yeni yorum çok sınırlı bir uygulamaya mı yol açar yoksa önemli tutarlara ulaşan bir etki mi yaratır sorusuna cevabı Tebliğde yer alan örnek üzerinden vermek mümkün. Tebliğde serbest bölge faaliyet kazancının tespitiyle ilgili bölümde konu açıklandıktan sonra, bir örnek veriliyor.</p>
<p>Yukarıda özetlediğim örnekte, merkezi Ankara’da bulunan şirketin serbest bölgede üretim yapan şubesinin, bu faaliyet çerçevesinde 15 Nisan 2007 tarihinde elde ettiği hasılatının 4 Haziran 2007 tarihinde yapacağı borç ödemesine kadar repoda değerlendirilmesi halinde, repo işleminden elde edilen gelirlerin istisnadan yararlanabileceği belirtiliyor. Yani alacağın tahsilinden sonra, tahsil edilen tutarın birbuçuk ayı geçen bir süreyle değerlendirilmesinden doğan gelir de istisna kazanç kapsamında değerlendiriliyor. Birbuçuk aylık faiz veya kur farkı gelirinin önemsenmemesi gerektiği söylenemez. Sadece bu örnek bile, üretim ve ihracat kazançlarında indirimli oran uygulamasıyla ilgili yeni açıklamanın, Kanun’la getirilen indirimli oran avantajının azımsanmayacak ölçüde sınırlandığını açıkça gösteriyor. Bu sınırlama elbette çok önemli ancak bence daha önemli konu, yıllardır yapılan bir yorumun, aynı nitelikli bir başka düzenleme için neden yapılmadığı, yaygın bir ihtilafa yol açacak böyle bir uygulamaya neden gidildiği.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>Üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançlara indirimli oran uygulaması birkaç yıldır yapılıyor. Ancak standart oran ile indirimli oran arasında önümüzdeki yıl önemli bir fark oluşacak. Bu denli büyük fark, riskin yönetilmesini daha da zorlaştıracak. Bu çerçevede, 2027 yılı başına kadar zamanın iyi değerlendirilmesini, İdarenin tartışmalı konuları netleştirmeye çalışmasını, kurumların da kazanç tespitine yönelik hazırlık yapmalarını öneririm.</p>
<p>Bir sonraki makalede, <strong>ortak giderlerin dağıtımı</strong>.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-ve-ihracat-kazancinin-tespiti-pasif-gelirlerin-durumu-84130</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim ve ihracat kazancının tespiti: Pasif gelirlerin durumu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ukraynanin-gelecegi-fiyatlanirken-turkiye-bugunden-yerini-aliyor-84129</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ukrayna’nın geleceği fiyatlanırken, Türkiye bugünden yerini alıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ONUR KURTAY - </strong><strong>NEXON GLOBAL KURUCUSU </strong></p>
<p><strong>Bir ülkeyle en avantajlı ticaret anlaşması, o ülke güçlüyken değil, kırılganken yapılır. Güçlendiğinde herkes zaten sırada bekliyor olacak. Avrupa’nın Ukrayna’yı bugün bu kadar yoğun konuşmasının nedeni de aynı mantıktan geliyor.</strong></p>
<p>Bugün birçok kişi Türkiye-Ukrayna Serbest Ticaret Anlaşması’nı gümrük vergileri üzerinden okuyor. Yüzde 90’lık serbestleşme, 10 milyar dolarlık hedef, tarife kotaları... Rakamlar doğru, ama hikaye yanlış.</p>
<p>Oysa asıl değişim vergilerde değil. Zamanda.</p>
<p>Çünkü bazı anlaşmalar bugünü değil, geleceği satın alır. 2022’nin Şubat başında, savaşın patlak vermesinden yalnızca üç hafta önce imzalanan bu metin, dört yıldan uzun süre çekmecede bekledi. Türkiye tarafı işini 2024’te bitirdi. Ukrayna Parlamentosu ise bu yılın ortasında, savaşın dördüncü yılını geride bırakırken kabul etti. Aradaki gecikme bir ihmal değildi. Bir zamanlama meselesiydi. Ve zamanlama, bu yazının asıl konusu.</p>
<p>Türkiye neden bu anlaşmayı imzaladı sorusunun kolay bir cevabı var: Gümrük istatistikleri. Ama gerçek cevap başka bir yerde duruyor. Türkiye, savaşın ortasında bir ülkeyle masaya oturarak savaştan sonrasına bir yer ayırıyor. Bugünün ticaret hacmi altı buçuk milyar dolar civarında; mütevazı bir rakam, Avrupa ölçeğinde neredeyse görünmez. Ama Türkiye’nin baktığı şey bu rakam değil. Baktığı şey, Ukrayna’nın yeniden inşa edileceği on yılın kim tarafından şekillendirileceği.</p>
<p><strong>Savaş sonrası ekonomide erken pozisyon</strong></p>
<p>Bir ülkeyle en avantajlı ticaret anlaşması, o ülke güçlüyken değil, kırılganken yapılır. Güçlendiğinde herkes zaten sırada bekliyor olacak.</p>
<p>Avrupa’nın Ukrayna’yı bugün bu kadar yoğun konuşmasının nedeni de aynı mantıktan geliyor. Dünya Bankası, Avrupa Komisyonu ve Birleşmiş Milletler’in ortaklaşa hazırladığı en son değerlendirme, önümüzdeki on yıl için gereken yeniden yapılanma maliyetini yaklaşık 588 milyar dolar olarak hesaplıyor; bu, Ukrayna’nın 2025 yılı gayri safi yurt içi hasılasının neredeyse üç katına denk geliyor. Bir önceki yıla göre bu rakam kayda değer ölçüde büyümüş durumda; enerji ve ulaştırma sektörlerindeki hasarın artmasıyla ihtiyaç yüzde on iki oranında yükseldi. Bu, savaş bittikten sonra konuşulacak bir bütçe değil. Savaş sürerken şimdiden fiyatlanan bir gelecek.</p>
<p>Marshall Planı benzetmesi bu noktada kaçınılmaz oluyor ama biraz yanıltıcı. Çünkü Marshall Planı, artık bombalanmayan ekonomileri ayağa kaldırmıştı. Ukrayna’nın ki farklı,enerji altyapısı hala vuruluyorken, tarım arazilerinin önemli bir kısmı hala mayınlıyken başlayan bir yeniden inşa. Ve tam da bu yüzden, kim bugünden konum alıyorsa, yarının müteahhidi, tedarikçisi, lojistik ortağı o oluyor.</p>
<p>Nitekim EBRD’nin bölgeye akıttığı fonlar, Avrupa Komisyonu’nun koridor yatırımları, Karadeniz üzerinden yeniden kurulan tahıl ve enerji hatları, hepsi aynı resmin parçaları. Avrupa’nın doğu sınırı artık sadece bir güvenlik meselesi değil, bir tedarik zinciri meselesi. Polonya üzerinden akan lojistik, Romanya limanlarının yeniden değer kazanması, Karadeniz’in enerji koridoru olarak yeniden tanımlanması tek bir gerçeğe işaret ediyor: Avrupa’nın üretim haritası doğuya doğru yeniden çiziliyor.</p>
<p>Türkiye’nin bugün pozisyon alması da bu haritanın neresinde duracağıyla ilgili. Burada mesele iyi niyet ya da tarihi dostluk değil. Mesele coğrafyanın yeniden fiyatlanması.</p>
<p>Çünkü Türkiye’nin coğrafyası değişmedi. Karadeniz’e kıyısı, Avrupa’ya kara bağlantısı, Orta Doğu’ya yakınlığı hep oradaydı. Değişen, bu coğrafyanın ekonomik karşılığı. Savaş öncesinde Türkiye bir geçiş ülkesiydi; şimdi bir montaj ve tedarik üssüne dönüşme potansiyeli taşıyor. Anlaşmanın içindeki teknik ayrıntı da tam burada devreye giriyor: Pan-Avrupa-Akdeniz menşe kuralları sayesinde, Türk hammaddeleriyle üretilen Ukrayna menşeli ürünler Avrupa Birliği pazarına kesintisiz gümrük muafiyetiyle girebilecek. Bu tek cümle bütün stratejinin özeti.<strong> Türkiye artık sadece Ukrayna’ya satmıyor, Ukrayna üzerinden Avrupa’ya giriyor.</strong></p>
<p>Bu avantaj kalıcı değil. Çünkü aynı haritayı başkaları da okuyor.</p>
<p>Polonya zaten Ukrayna sınırında, lojistiği hazır, AB üyeliği cebinde. Romanya, Karadeniz limanlarını yeniden konumlandırıyor. Bulgaristan, enerji koridorlarında sessiz ama istikrarlı bir oyuncu. Mısır ise Akdeniz’in güneyinden, düşük maliyetli üretim kapasitesiyle giriyor sahneye. Avrupa şirketleri için bunların hepsi aynı kelimenin farklı versiyonları: yakın üretim, tedarik zincirini kısaltma, riski komşuya taşıma. Friendshoring ve nearshoring artık teori değil, bütçe kalemi. Ve bu kalemi kim doldurursa, önümüzdeki on yılın kazananı o oluyor.</p>
<p><strong>Rekabette belirleyici unsur zaman</strong></p>
<p>Burada asıl kırılma noktası geliyor. Türkiye artık yalnızca Avrupa pazarıyla değil, savaş sonrası yeniden yapılanma ekonomisinin kendisiyle rekabet ediyor. Bu, alışılmış bir ihracat rekabeti değil. Kim daha erken orada, kim inşaat malzemesini daha hızlı taşıyor, kim enerji ekipmanını daha güvenilir tedarik ediyor, kim finansmanı daha esnek sunuyor sorusu. Rakip artık komşu ülke değil, zamanın kendisi.</p>
<p>Bu noktada bir parantez açmak istiyorum, çünkü bu yazıyı sadece dışarıdan izleyen biri olarak yazmıyorum. Ukrayna benim için yıllarca yaşadığım, eğitim aldığım, ticaret yaptığım bir ülke. İş dünyasıyla bağım hala sürüyor. O yüzden buradaki gözlemler bana masa başında değil, sahada oluştu. Kiev’in, Odesa’nın, Harkiv’in ne olduğunu bilen biri için bu anlaşma soyut bir metin değil. Somut bir tanıdıklık.</p>
<p>Ve sahadan gelen en önemli ders şu: birçok şirket savaş bittiğinde Ukrayna’ya gideceğini planlıyor. Bu, uluslararası ticaretin nasıl işlediğini yanlış anlamak. İlişkiler savaş bittikten sonra kurulmaz. Kriz devam ederken korunur, devam ederken derinleşir. Savaş bittiğinde masaya oturmak isteyenler, o masada zaten oturanların arasına girmeye çalışacak. Risk elbette gerçek, göz ardı edilecek bir şey değil; enerji altyapısı hala hedef, lojistik hala güvenlik riski taşıyor, sigorta maliyetleri hala yüksek. Ama stratejik olan, bu riski romantikleştirmeden, gözlerini kapatmadan, bugünden varlık göstermek. Ticari ilişki bir anahtar teslim değil, bir sadakat kaydı gibi işliyor. Kim krizde yanında durduysa, huzurda da öncelik alıyor.</p>
<p>Türkiye’nin STA’yı imzalamış olması bu yüzden asıl anlamını bugünkü ticaret rakamlarında değil, yarının inşaat sahalarında, enerji projelerinde, tarım ekipmanı ihalelerinde bulacak. On milyar dolarlık hedef bir final değil, bir başlangıç eşiği. Asıl büyüklük, Ukrayna’nın yeniden inşası tam hızına ulaştığında, kimin zaten içeride olduğunda saklı.</p>
<p>Nihayetinde bu anlaşmanın gerçek etkisi, bugün imzalanmış olmasında değil, yarın başlayacak ekonomide. Kağıt üzerindeki madde, geçmişin bir belgesi. Asıl hikaye, o belgenin üzerine kimin bugünden inşa etmeye başladığında yazılıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ukraynanin-gelecegi-fiyatlanirken-turkiye-bugunden-yerini-aliyor-84129</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ukrayna’nın geleceği fiyatlanırken, Türkiye bugünden yerini alıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-bizi-aptallastiriyor-mu-84128</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ bizi aptallaştırıyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Evet. Ve hayır.</p>
<p>Aslında sorunun kendisi yanıltıcı. Çünkü, yapay zekânın herkeste aynı etkiyi yarattığını varsayıyor. Oysa yaratmıyor.</p>
<p>MIT'nin yakın tarihli çalışması, yazma sürecini neredeyse tamamen yapay zekâya bırakan katılımcılarda nöral bağlantıların ortalamada zayıfladığını gösteriyordu. Düşünmeyi ertelemek aslında ödeme takvimi belirsiz bir <strong>bilişsel borçlanma</strong> gibi. Faturası belki bir sınavda, toplantıda ya da kriz anında kesilebilir.</p>
<p>Ama o çalışmanın az konuşulan bir bulgusu daha var. Önce kendi başına düşünüp yazan, ardından yapay zekâdan destek alan katılımcıların beyin etkinliği, en baştan itibaren tamamen araca yaslananlardan belirgin biçimde farklıydı. Yani mesele yalnızca yapay zekâyı kullanıp kullanmamak değil. Onu hangi sırayla ve hangi zihinsel alışkanlıkla kullandığımız.</p>
<p>Davranış bilimine göre bunun adı <strong>heterojen etki.</strong> Aynı müdahale herkeste aynı sonucu üretmez. Bir grubun bilişsel performansı gerilerken, başka bir grubunki gelişebilir. Ortalama etki ise bu iki farklı yönün birbirini dengelemesinden ibarettir.</p>
<p>Biraz karıştı mı? Açalım.</p>
<p><strong>"Ortalama kullanıcı" diye biri yok</strong></p>
<p>Yapay zekâ üzerine yürüyen tartışmaların çoğu, sanki <em>"ortalama kullanıcı"</em> diye gerçek bir insan varmış gibi yapılıyor. Oysa ortalama kullanıcı, çoğu zaman istatistiksel bir soyutlama.</p>
<p>Elbette ortalamalar var. Ortalama gelir, ortalama ekran süresi, ortalama tıklama oranı ya da ortalama sınav başarısı gibi göstergeler gerçek ve değerli. Ancak bunlardan hareketle <em>"ortalama bir insan"</em> tasarlamak bambaşka bir şey.</p>
<p>Aynı kişi müzikte ana akım tercihleri benimserken, kitap seçiminde son derece seçici, siyasette marjinal, alışverişte ise tamamen fiyat odaklı olabilir. Gerçek kullanıcılar farklı özelliklerin benzersiz birleşimlerinden oluşur. <em>"Ortalama kullanıcı" </em>ise çoğu zaman analiz yapmayı kolaylaştıran istatistiksel bir kurgudur.</p>
<p>İşte bu nedenle, yapay zekânın etkisini tek bir ortalamaya çıpalayarak açıklamak sağlıklı olmaz.</p>
<p><strong>Büyüteç etkisi</strong></p>
<p>Yapay zekâ, bilişsel emeğin maliyetini dramatik şekilde düşürüyor. Yazmak, bilgi toplamak, özet çıkarmak ya da rapor ve sunum oluşturmak artık çok kolay. Fakat, bu maliyetin düşmesi herkes için aynı anlama gelmiyor.</p>
<p>Düşünmeyi zaten erteleme eğiliminde olan biri için bu kolaylık, düşünmeyi daha da gereksiz hale getirebilir. Doğrulama, sorgulama ve muhakeme gibi kritik yetiler böylece giderek daha fazla dışarıya <em>(algoritmalara)</em> devredilebilir.</p>
<p>Buna karşılık, sorgulamayı alışkanlık haline getirmiş biri için aynı araç rutin işlerin yükünü alır. Böylece insana daha fazla analiz etme, ilişki kurma ve derin düşünme zamanı kazandırır.</p>
<p>Yani, yapay zekâ herkesi aynı noktaya götürmez. Çoğu zaman mevcut eğilimleri büyütür. Meraklı olanı daha üretken, düşünmekten kaçanı ise daha bağımlı hale getirebilir. Bir büyüteç gibi. Altına ne koyarsanız onu büyütür.</p>
<p>Ama durun. Büyüteç metaforu da aracı fazla masum gösteriyor olabilir. Çünkü yapay zekâ yalnızca mevcut alışkanlıkları büyütmez. Zamanla yeni alışkanlıklar da üretir.</p>
<p>İnsanlar çoğu zaman aktif seçim yapmaz. Önlerine konulan yolu izler. Sohbet kutusu her açıldığında ilk öneri <em>"Bana sor"</em> ise, zamanla ilk refleks düşünmek değil, sormak haline gelir.</p>
<p>Aynı akıntı kürek çekeni hızlandırır, küreği bırakanı ise sürükler. Tasarım bir yön önerir. Ama o yönde nasıl ilerleyeceğimizi mevcut alışkanlıklarımız belirler.</p>
<p><strong>Ortalamanın krallığı</strong></p>
<p>Buradan <strong>Algo Economicus</strong> kavramına geliyoruz. Algoritmalar, tasarımcılarının zihnindeki kullanıcı modeline göre inşa edilir. Bu modeller de çoğu zaman "ortalama kullanıcı" varsayımına dayanır. Bu ilk bakışta makul görünür. Çünkü sistem en yüksek ortalama verimi hedefler.</p>
<p>Ancak zamanla ilginç bir dönüşüm yaşanır. Algoritmalar yalnızca ortalamayı keşfetmez. Onu üretmeye de başlar.</p>
<p>Eğer milyonlarca insan aynı önerileri görüyor, aynı yazma kalıplarına yönlendiriliyor, aynı varsayılan seçeneklerle karşılaşıyorsa, kullanıcılar (ve çıktılar) giderek birbirine benzemeye başlar. Böylece <em>"ortalama",</em> yalnızca bir istatistik olmaktan çıkar. İnsanların birbirine benzediği ve kümelendiği bir norma dönüşür.</p>
<p>İşte asıl risk burada. Heterojenliği dikkate almayan tasarım, zamanla heterojenliği azaltabilir. Farklı düşünme biçimlerini desteklemek yerine onları törpüleyebilir. Algoritmalar artık yalnızca bizi yansıtan aynalar değil, bizi biçimlendiren mimarlar haline gelebilir.</p>
<p><strong>Asıl soru</strong></p>
<p>O halde kurumların, okulların peşinde olması gereken tek konu, <em>"yapay zekâ eğitimi verelim"</em> olmamalı. Çünkü eğitim, aracı öğretir. Düşünme alışkanlığını, sorgulamayı, merak etmeyi değil. Bunun için de sistemsel önlemler alınması gerekiyor.</p>
<p>Sonuçta, yapay zekâ bizi ne otomatik olarak daha akıllı yapıyor ne de kaçınılmaz biçimde aptallaştırıyor. Ama hangi alışkanlıkların güçleneceğini ve hangilerinin köreleceğini şekillendiriyor.</p>
<p>Bu yüzden risk teknolojide değil. Teknolojinin üzerine inşa edildiği insan tasarımında. Buradan çıkış da ancak düşünme alışkanlığını, sorgulamayı, merak etmeyi korumakla mümkün. Teknolojiye körü körüne teslim olarak değil.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-bizi-aptallastiriyor-mu-84128</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ bizi aptallaştırıyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-piyasasinda-yeni-duzenlemeler-ne-anlama-geliyor-84127</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon piyasasında yeni düzenlemeler ne anlama geliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Para piyasası ve kısa vadeli serbest fonlar tarafında da önemli değişiklikler bekleniyor. Borsa İstanbul Para Piyasası işlemlerinin Takasbank teminat sistemi içine alınması ve çeşitlendirme kurallarının güçlendirilmesiyle birlikte, son dönemde mevduatın oldukça üzerinde getiri sağlayan bazı fonların getirilerinde normalleşme görülebilir.</strong></p>
<p>Fon piyasası büyüdükçe, düzenlemeler de artıyor. Aslında bu şaşırtıcı değil. Birkaç yıl öncesine kadar daha sınırlı bir yatırımcı kitlesine hitap eden yatırım fonları, bugün <strong>10 trilyon TL'yi aşan</strong> büyüklüğüyle sermaye piyasalarının en önemli aktörlerinden biri haline geldi. Böyle bir ölçekte artık sadece fon getirileri değil, sistemin bütünü açısından oluşabilecek riskler de düzenleyici kurumların gündeminde yer alıyor.</p>
<p>Son dönemde peş peşe gelen düzenlemeleri de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. İlk bakışta birbirinden bağımsız teknik değişiklikler gibi görünseler de, fiili dolaşım oranına ilişkin karar, borsada işlem gören gayrimenkul ve girişim sermayesi yatırım fonlarına yönelik değerleme düzenlemesi, Takasbank tarafında atılan risk yönetimi adımları ve yakın zamanda tamamlanması beklenen yeni fon düzenlemesi aslında aynı büyük resmin parçaları.</p>
<p>Ortak amaç oldukça net: Piyasada değerinden kopan fiyatlamaları daha makul seviyelere çekmek, fiyat oluşumunu daha sağlıklı hale getirmek ve yatırımcı ile sistem tarafında oluşabilecek riskleri henüz büyümeden kontrol altına almak.</p>
<p><strong>Fiili dolaşımda yeni dönem</strong></p>
<p>Aslında bu sürecin sinyalleri uzun süredir veriliyordu. Geçen yıl SPK Başkanı ile ekonomi yönetiminin fonlarda manipülasyon riskine yönelik açıklamaları, MSCI ve S&amp;P gibi uluslararası endeks sağlayıcılarının Türkiye piyasasına ilişkin değerlendirmeleri ve son dönemde belirli hisselerde yaşanan fiyat hareketleri birlikte değerlendirildiğinde, düzenlemelerin neden bugün gündeme geldiği daha net anlaşılıyor.</p>
<p>İlk önemli adım fiili dolaşım tarafında atıldı. SPK'nın kararıyla şirket ortaklarının serbest veya özel fonlara devrettiği payların fiili dolaşım hesabına dahil edilmemesi benimsendi. Teknik gibi görünen bu değişiklik aslında oldukça önemli. Çünkü bazı şirketlerde fiili dolaşım oranı yüksek görünmesine rağmen payların önemli bölümü fiilen işlem görmeyen fon yapılarında tutulabiliyordu. Bu durum hem BIST endekslerindeki ağırlıkları etkiliyor hem de yabancı yatırımcı açısından piyasanın gerçek likiditesinin olduğundan farklı algılanmasına neden olabiliyordu.</p>
<p>İkinci önemli düzenleme ise borsada işlem gören GYF ve GSYF paylarının yatırım fonu portföylerinde nasıl değerleneceğine ilişkin oldu. SPK, bu fonların borsada oluşan son fiyat yerine kurucu portföy yönetim şirketi tarafından açıklanan son birim pay değeri üzerinden değerlenmesine karar verdi. Böylece gerçek değerinden önemli ölçüde uzaklaşan fiyatların diğer yatırım fonlarının portföy değerlerini de yapay biçimde yükseltmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>Taslak metin önemli </strong><strong>ipuçları içeriyor</strong></p>
<p>Ancak piyasanın asıl beklediği başlık serbest fonları da kapsayacak yeni düzenleme. Şubat ayında portföy yönetim şirketlerine gönderilen taslak metin, henüz nihai hale gelmemiş olsa da önemli ipuçları içeriyor. Taslağın temel yaklaşımı; yoğunlaşma riskini azaltmak, şeffaflığı artırmak, benzer stratejilere sahip fonların aynı varlıklarda aşırı yığılmasını önlemek ve yatırımcıyı daha sağlıklı bir risk-getiri yapısıyla buluşturmak.</p>
<p>Özellikle son dönemde yüksek getiriyle öne çıkan bazı serbest fonların çok sınırlı sayıdaki hisse senedinde yoğunlaşması kısa vadede güçlü performans sağlayabiliyor. Ancak bu yapı tersine döndüğünde yalnızca ilgili fon yatırımcılarını değil, aynı hisselerde pozisyon taşıyan diğer fonları ve piyasanın genel fiyat oluşumunu da etkileyebilecek bir sistemik risk oluşturuyor.</p>
<p>Taslakta dikkat çeken bir diğer başlık ise grup içi varlıklara yatırım sınırları. Portföy yönetim şirketinin bağlı bulunduğu banka, holding veya grup şirketleri tarafından ihraç edilen borçlanma araçlarının fon portföylerinde yoğun şekilde taşınmasının sınırlandırılması hedefleniyor. Kısa vadede bu durum bazı fonların getiri potansiyelini azaltabilir. Ancak uzun vadede çıkar çatışması ve likidite riskinin azaltılması açısından önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Para piyasası ve kısa vadeli serbest fonlar tarafında da önemli değişiklikler bekleniyor. Borsa İstanbul Para Piyasası işlemlerinin Takasbank teminat sistemi içine alınması ve çeşitlendirme kurallarının güçlendirilmesiyle birlikte, son dönemde mevduatın oldukça üzerinde getiri sağlayan bazı fonların getirilerinde normalleşme görülebilir. Burada amaç getiriyi düşürmek değil, yüksek getirinin hangi risk alınarak elde edildiğini daha görünür hale getirmek.</p>
<p>Peki tüm bu düzenlemeler yatırımcı açısından ne ifade ediyor?</p>
<p>Bence en önemli değişim, yalnızca geçmiş performansa bakarak fon seçme döneminin giderek sona ermesi olacak. Bundan sonra fonun hangi varlıklara yatırım yaptığı, belirli hisselerde yoğunlaşıp yoğunlaşmadığı, grup içi varlık taşıyıp taşımadığı, likidite yapısı, yatırım stratejisi ve risk yönetimi çok daha fazla önem kazanacak.</p>
<p>Çünkü fon piyasası artık küçük bir piyasa değil. 10 trilyon TL'yi aşan büyüklüğüyle sermaye piyasalarının ana taşıyıcılarından biri haline geldi. Böyle bir ölçekte yaşanabilecek sorunların yalnızca ilgili fonla sınırlı kalmayıp piyasanın geneline yayılma riski bulunuyor. Bu nedenle düzenlemelerin temel amacı yatırımcıyı yüksek getiriden mahrum bırakmak değil; fon sektörünün büyümesini daha sağlıklı, daha şeffaf ve daha sürdürülebilir bir zemine oturtmak. Uzun vadede bundan en fazla fayda sağlayacak taraf da yine yatırımcı olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-piyasasinda-yeni-duzenlemeler-ne-anlama-geliyor-84127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon piyasasında yeni düzenlemeler ne anlama geliyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hazineden-gelen-aciklama-84126</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine’den gelen açıklama!..</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Maastricht kriterlerinin unutulduğunu veya ıskalandığını, tüm dünyanın milli hasılasının neredeyse 3 katı borç stokunun bulunduğunu, büyük ekonomilerin başı çektiğini, Türkiye’nin baskı altındaki kurlara göre dolar cinsi milli gelirinin artışının borç stokuna oranının düşük çıktığını unutmayalım.</strong></p>
<p>Geçen hafta yazımızın başlığı <em>“Fitch Ratings bu kez başka zaviyeden zokayı yutturuyor!” </em>şeklinde idi. Amacımız bu derecelendirme kuruluşunun Nisan 2026 tarihindeki değerlendirmesi ile en son 18 Temmuz 2026 tarihli değerlendirmesinin içeriğini ortaya koymak ve Türkiye’nin ciddi bir borç sarmalı içerisinde olduğunu belirtmek idi.</p>
<p>Yazının yayımlandığı gün gazeteden aradılar, benim yazı ile ilgili olarak Hazine’den bir cevap geleceğini söylediler. Nitekim birkaç saat sonra söz konusu cevap niteliğindeki yazı geldi.</p>
<p>Öncelikle ve samimi bir şekilde Hazine yönetimine teşekkür etmek istiyorum. 3,5 yıla yakın süre ile eski bir Hazine Müsteşar Yardımcısı ve Vekili olarak çalıştığım kurumumdan cevap gelmiş olmasını önemsedim.</p>
<p>“<em>Borç Stokuna İlişkin Değerlendirmeler” </em>başlıklı yazıda, ilgili birim, isim, imza, tarih yoktu; ama 3 sayfalık açıklama vardı. Yazıda içerik açısından da herhangi bir terslik yoktu. Dolayısıyla eski bir Hazine çalışanı olarak rahatsızlık duymadım.</p>
<p>Aslında benim yazıma cevap niteliğinde olmak üzere söylenmek istenen şuydu:</p>
<p><em>“Kamu borcunu yalnızca TL cinsinden nominal olarak artışa bakarak değerlendirmek sağlıklı bir yöntem değildir. Nominal borç tutarı enflasyon ve ekonomik büyüklükle birlikte zaten yüksektir. Bakılması gereken gösterge, borcun milli gelire oranı ve borcun sürdürülebilirliğidir. </em></p>
<p><em>Yazının sonunda da;</em></p>
<p><em>- Kur riskinin önemli ölçüde azaldığı, </em></p>
<p><em>- Aynı şekilde faiz riskinin de azalış gösterdiği, </em></p>
<p><em>- Büyüme şoklarına duyarlılığın azaldığı </em>ifade ediliyordu.</p>
<p>Bu değerlendirmelere saygı duymak gerekir.</p>
<p>Ancak yukarıdaki üç başlıktaki özete inanmak zor.</p>
<p>Öncelikle kur riskinin azaldığı savına bakalım.</p>
<p>- Kur riskinin azaldığına sokaktaki insan, çarşıdaki esnaf, ya da daha teknik ifadeyle hane halkı, reel sektör ve finans kesimi inanıyor mu?</p>
<p>- 3 yıldan beri doların kurunun frenlendiğini herkes bilmiyor mu?</p>
<p>- 2025 yılı sonu enflasyonu yüzde 31 dolayında iken dolar kurunun artışı yüzde 20 civarında değil mi? 2026 yılının ilk altı ayının enflasyonu yüzde 17.76 iken bu dönemde dolar kurundaki artış yüzde 9.9 olarak gerçekleşmedi mi? 2026 yılının tamamı itibariyle de beklenen enflasyonu oranı yüzde 30-31 olduğu halde, dolar kurundaki artış tahmini yüzde 20 civarında değil mi?</p>
<p>- Aynı şekilde banka mevduatlarının yüzde 45’e yakın kısmı hala dolarda değil mi? Niçin insanlar dolardan çıkmıyor?</p>
<p>- Reel sektörün finansa erişim zorluğu nedeniyle dolar cinsi borçlanmaya yönelmedi mi?</p>
<p>- Makroihtiyati tedbirlerle bankaların dövize yönelmesi ve aktif genişlemesi frenlenmedi mi?</p>
<p>Faiz riskinin azaldığı savına gelince…</p>
<p>- Merkezi yönetim bütçesiyle 2025 yılı için öngörülen 1 trilyon 950 milyar lira faiz ödeneği yıl sonunda 2 trilyon 50 milyar lirayı aşmadı mı?</p>
<p>- 2026 yılı bütçesinde de 2 trilyon 741 milyar lira olarak öngörülen faiz ödeneğinin daha yılın ilk yarısında yarısından fazlası 1 trilyon 464 milyar lirası kullanılmadı mı? Yıl sonu ödeneğinin 3 trilyon lirayı aşacağını herkes bilmiyor mu?</p>
<p>- 2026 yılı Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında her gün itibariyle ödenen ve ödenecek faiz tutarı 19-20 milyar lira değil mi?</p>
<p>- Faizlerde “carry trade” gerçeği yok mu?</p>
<p>Büyüme şoklarına ilişkin cevap da şu:</p>
<p>Özetlemek gerekirse, önümüzdeki süreç, enflasyonun devamı ve hatta artış riski yönünde iken büyümenin özellikle bu yıl düşmesi ve gelecek yıl olumluya yönelmesi yönünde.</p>
<p>Bu arada Maastricht kriterlerinin unutulduğunu veya ıskalandığını, tüm dünyanın milli hasılasının neredeyse 3 katı borç stokunun bulunduğunu, büyük ekonomilerin başı çektiğini, Türkiye’nin baskı altındaki kurlara göre dolar cinsi milli gelirinin artışının borç stokuna oranının düşük çıktığını unutmayalım.</p>
<p>Yani nereden bakarsak bakalım ve nasıl bakarsak bakalım; Türkiye’nin, ciddi bir borç ve faiz yükü altında olduğunu, kısa erimli ve stratejiden uzak faiz dışı fazla çabalarının sonuçsuz kalacağını bilelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hazineden-gelen-aciklama-84126</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine’den gelen açıklama!.. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/findik-alim-fiyati-300-lira-olursa-surpriz-olmaz-84125</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fındık alım fiyatı 300 lira olursa, sürpriz olmaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2026 ürünü için üreticinin beklediği fiyat en az 300 lira. Giresun kalite fındık 300 lira olursa, Levant kalite fındık alım fiyatı 295 lira olur ki, bu geçen yıla göre yüzde 51,28 artış demek. Geçmiş yıllardaki artış oranı ile uyumlu.</strong></p>
<p>Fındık hasadına günler kala, gözler Toprak Mahsulleri Ofisi’ne (TMO) çevrildi. Üretici, sanayici, tüccar, ihracatçı, esnaf, kısacası hemen herkes açıklanacak kabuklu fındık alım fiyatını bekliyor.</p>
<p>Toprak Mahsulleri Ofisi, son 3 yılda alım fiyatını ağustosun ilk haftasında açıkladı. Geçen yıl (2025) 5 Ağustos’ta, 2024 yılında 1 Ağustos’ta, 2023 yılında 7 Ağustos’ta fiyat açıklandı. Bu yıl da Ağustos’un ilk haftası açıklanabilir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ının başkanlığında bugün (29 Temmuz) yapılacak kabine toplantısından sonra da açıklanabileceği ifade ediliyor.</p>
<p><strong>Üreticinin fiyat beklentisi en az 300 lira</strong></p>
<p>Fındık üreticileri belki de ilk kez söz birliği etmişçesine, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıklayacağı kabuklu fındık alım fiyatının kilo başına en az 300 lira olmasını istiyor. Haksız da değiller. Son yıllardaki alım fiyatındaki artış oranlarına bakılırsa, TMO’nun alım fiyatının 300 lira olarak açıklaması sürpriz olmaz.</p>
<p>TMO’nun son 5 yıllık alım fiyatlarına bakıldığında, fiyatın her yıl bir önceki yıla göre en az yüzde 50 arttığı görülüyor:             </p>
<p>- 2021 üretim yılında Toprak Mahsulleri Ofisi’nin kabuklu fındık alım fiyatı 12 Ağustos’ta açıklandı. Giresun kalite fındığa kilo başına 27 lira, Levant kalite fındık alım fiyatı 26,5 lira ve sivri fındığın fiyatı da 25,5 lira açıklandı.</p>
<p>- 2022 yılında alım fiyatı 30 Temmuz’da açıklandı. Giresun kalite fındık alım fiyatı 53 lira, Levant kalite fındık önceki yıla göre yüzde 96,2 artışla 52 lira ve sivri fındık fiyatı da 51 lira olarak ilan edildi.</p>
<p>- 2023’te, fiyat 7 Ağustos’ta açıklandı. Giresun kalite fındık fiyatı 84 lira açıklanırken levant kalite fındık önceki yıla göre yüzde 58,65 oranında artışla 82,5 lira açıklandı. Sivri fındığın alım fiyatı ise 80 lira oldu.</p>
<p>- 2024 üretim yılında, fındık alım fiyatı 1 Ağustos’ta açıklandı. Giresun kalite fındığın kilo başına alım fiyatı 132 lira açıklanırken, levant kalite fındık 2023 yılına göre yüzde 57,58 artışla 130 lira olarak belirlendi. Sivri fındıkların alım fiyatı ise 125 lira oldu.</p>
<p>2025 yılında, TMO’nun alım fiyatı 5 Ağustos’ta açıklandı. Giresun kalite fındığa kilo başına 200 lira fiyat verildi. Levant kalite fındığın alım fiyatı 2024 yılına göre yüzde 50 artışla 195 lira olarak belirlendi. Sivri fındığın alım fiyatı ise 190 lira oldu.</p>
<p>2026 ürünü için üreticinin beklediği fiyat en az 300 lira. Giresun kalite fındık 300 lira olursa, Levant kalite fındık alım fiyatı 295 lira olur ki, bu geçen yıla göre yüzde 51,28 artış demek. Geçmiş yıllardaki artış oranı ile uyumlu. Üstelik, Şubat ayı sonunda İsrail ve Amerika’nın İran’a saldırısı ile başlayan savaş nedeniyle mazot ve gübre başta olmak üzere girdilerdeki fiyat artışı yüzde 50’nin üzerinde gerçekleşti. Dolayısıyla geçmiş yıllardaki fiyat artış oranları dikkate alındığında fındık alım fiyatının zaten en az 300 lira olması gerekiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6984058c50b-1785299973.png" alt="" width="833" height="479" /><strong>Üretimde rekor olacak mı?</strong></p>
<p>Türkiye’nin kabuklu fındık üretimi ile ilgili yine çok farklı tahminler var. İlk tahmini ihracatçılar yaptı. Mart ayında karanfil ve çiçek sayımı yapan <strong>Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği ile İstanbul Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, 2026 rekoltesinin </strong>829 bin ton olacağını duyurdu.</p>
<p>İhracatçılar, 12-14 Mayıs 2026 tarihlerinde Uluslararası Sert Kabuklu Meyveler Konseyi’nin (INC) Çin’in Macao bölgesinde yapılan 43. Kongresi’nde üretim tahminini revize etti.  Kongrede, Türkiye’nin 2026 yılı kabuklu fındık üretim rekoltesi,  INC tarafından 809 bin 940 ton olarak açıklandı.</p>
<p>INC, 2025 üretim yılında zirai don ve olumsuz hava koşullarına rağmen Türkiye’nin fındık üretimini 609 bin ton olarak açıklamış ve büyük tepki görmüştü. Bu yılki kongrede 2026 tahminini açıklarken 2025 üretimini 518 bin ton olarak revize etti. Yani geçen sene sezon öncesi açıkladığı üretim tahminini 100 bin ton düşürmüş oldu. Muhtemelen önümüzdeki yıl da 2026 rekoltesini revize edecekler.</p>
<p><strong>TÜİK’e göre üretim yüzde 62 artacak</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından belirlenen ve Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) tarafından açıklanan 2026 yılı Bitkisel Üretim 1.Tahmin’ine göre kabuklu fındık üretimi 715 bin 350 ton olacak. Türkiye İstatistik Kurumu’nun bu ilk tahminine göre, 2025 yılında 441 bin ton olan kabuklu fındık üretimi bu yıl yüzde 62 artarak 715 bin 350 tona ulaşacak.</p>
<p>Bu ilk tahminin yanı sıra Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım İl Müdürlükleri ile sahada il bazında rekolte tespit çalışmalarını büyük oranda tamamlandı. Bazı İller,yaptıkları tahmini açıkladı. Örneğin Sakarya’da 89 bin 261 ton üretim olacağı tahmin edildi.</p>
<p>EKONOMİ gazetesinin her ay yayınladığı “Ekonomi Karadeniz” gazetesine konuşan Düzce Ziraat Odası Başkanı Murat Ay, Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, Samsun Ziraat Odası Başkanı Hasan Tütüncü, Çarşamba Ziraat Odası Başkanı Muammer Aydemir, Trabzon Ziraat Odaları Koordinasyon Kurulu Başkanı Hasan Kozoğlu üretimin geçen yıla göre yüksek olduğunu ifade etti. Sadece,  Ordu Ziraat Odası Başkanı Atakan Akça, özellikle Ordu’nun sahil kesiminde durumun pek iç açıcı olmadığını dile getirdi.</p>
<p>Oda başkanlarının hepsi maliyetlerin çok arttığını ve açıklanacak alım fiyatının en az 300 lira olması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Dünya fındık üretimi 1,4 milyon tonun üzerinde olacak</strong></p>
<p>Uluslararası Sert Kabuklu Meyveler Konseyi(INC)’nin tahminlerine göre diğer ülkelerdeki üretim ise şöyle:</p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nde 2025 üretim yılında 110 bin ton olan üretim bu yıl 123 bin 500 ton olması bekleniyor. Şili’de aynı dönemde 120 bin 700 ton olan üretimin 123 bin ton olması tahmin ediliyor. Fındık üretim patladı, çatladı denilen Şili’deki üretim artışı sadece 2 bin 300 ton. İtalya’nın üretimi 65 bin tondan 90 bin tona, Çin’in üretimi 88 bin tondan 100 bin tona ulaşması bekleniyor. Azerbaycan’ın yıllardır üretimi 60-65 bin ton arasında değişiyor. Gürcistan’da ise yıllardır üretim hep 45 bin ton olarak açıklanıyor.</p>
<p>INC’ye göre, 2025-2026 sezonunda 1 milyon 80 bin ton olan dünya fındık üretimi, 2026-2027 sezonunda 1 milyon 435 bin tona yükselmesi bekleniyor. Artışın büyük bölümü Türkiye’de olacağı tahmin ediliyor. Dünyada fındık kullanımı/ tüketimi 1 milyon 77 bin ton olacağı öngörülüyor.  2025-2026 yılından devreden stoklarla birlikte fındık arzının 1 milyon 597 bin 270 ton olacağı tahmin ediliyor. </p>
<p>Ayrıca, 2026-2027 sezonunda 230 bin ton kabuklu fındık stoku olacağı ve bunun da 220 bin tonunun Türkiye’de olacağı iddia ediliyor.  Yani INC diyor ki, herkes fındığını satacak ama Türklerin elinde 220 bin ton kabuklu fındık kalacak.</p>
<p>Türkiye,  doğru stratejiyle, doğru politikalarla, yeni pazarlara yönelerek fındığı değerlendirebilir, satabilir.  Son dönemde yerelde de bazı firmalar daha çok fındıktan mamuller üretmeye başladı. Bunun mutlaka desteklenerek arttırılması gerekiyor.</p>
<p><strong>Fındıktaki yanlış algılar, doğru politikalarla çözülür</strong></p>
<p>Türkiye, fındık üretiminde ve ihracatında açık ara lider konumunda. Diğer ülkelerdeki üretime bakıldığında bu çok daha net görülüyor.  Ancak son dönemde, Türkiye’nin fındıktaki üstünlüğünü kaybedeceğine ilişkin iddialar daha sık gündeme getirilmeye başlandı.</p>
<p>Türkiye’deki fındık üreticisi bir kez daha Amerika ve Şili’deki üretimle korkutuluyor. Tam 30 yıldır tarım yazıyorum.  Hep aynı argümanlar kullanılıyor:</p>
<p>- Türkiye’de fındık pahalı olursa, çikolata üreticileri bademe yönelir.</p>
<p>- Türkiye’de fındık fiyatı yüksek olursa, Azerbaycan, Gürcistan fındığını satar bizim fındığımız elimizde kalır.</p>
<p>- Türkiye fındığı pahalı olursa, Şili ve Amerika’daki üretim patlar, Türkiye pazarı kaybeder.</p>
<p>Bu ve benzeri argümanlar yıllardır üreticinin elindeki fındığın fiyatını düşürmeye yönelik olarak kullanılıyor.</p>
<p>Elbette, Türkiye’nin fındık politikasında çok büyük yanlışlıklar var. Fındıkta verimlilik düşük, maliyetler yüksek, fındık üreticisinin önemli bir bölümü üretim bölgesi dışında yaşıyor, bahçesine yeterince bakamıyor. Doğu Karadeniz ile Batı Karadeniz bölgesindeki üretim maliyeti ve verimlilik farkı giderek açılıyor. </p>
<p>Bu sorunların çözümü için ulusal bir politikanın uygulanması gerekiyor. Böyle bir politika için devletin öncülüğünde, ihracatçının, üreticinin, sanayicinin, tüm kesimlerin birlikte hareket etmesi şart. İşi sadece fındık fiyatı üzerinden tartışmak, üreticiyi korkutmak doğru değil.</p>
<p><strong>İhracat miktarı azalırken, geliri artıyor</strong></p>
<p>Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği verilerine göre, bu yılın ilk 6 aylık döneminde 106 bin ton iç fındık ihraç edilerek, 1 milyar 435 milyon dolar döviz girdisi sağlandı. Geçen yılın aynı dönemine göre fındık ihracatında miktar olarak yüzde 25 azalma olurken, ihracat geliri yüzde 23 arttı. Geçen yıl Ocak-Haziran döneminde iç fındık ihracatı 141 bin ton, elde edilen gelir 1 milyar 170 milyon dolar olmuştu.</p>
<p>Sezon olarak bakıldığında ise, Eylül ayında başlayan ihracat sezonunda ilk 10 aylık dönemde 169 bin 648 ton iç fındık ihracatı karşılığında 2 milyar 216 milyon dolar döviz girdisi sağlandı. Bu geçen yılın aynı dönemine göre miktar bazında yüzde 38, değer olarak yüzde 2 düşüş anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Dekar başına 310 lira destek ödenecek</strong></p>
<p>Fındık üreticilerine 2009 yılından beri alan bazlı destek ödeniyor. İlk uygulamanın başladığı 2009 yılında alan bazlı destek dekar başına 150 liraydı. 2010, 2011, 2012 yıllarında da dekar başına 150 lira olarak uygulama devam etti. 2013 yılında 160 liraya, 2014 yılında ise 170 liraya çıkarıldı. Bu destek bir daha artırılmadı. Tam 11 yıl alan bazlı destek dekar başına 170 lira olarak sabit kaldı</p>
<p>Bitkisel üretimde 1 Ocak 2025 tarihi itibariyle planlı üretim modeline geçildi ve destekleme sistemi değişti. Katsayı sistemine geçildi. Bakanlığın belirlediği 13 stratejik ürün ve yem bitkilerinde temel desteğin yanı sıra planlı üretim desteği de ödenmeye başlandı. Fındık stratejik ürün olarak görülmediği için planlama kapsamında değil. Bu nedenle diğer ürünler kapsamında değerlendiriliyor.</p>
<p>Fındık üreticilerine 2025 üretim yılı için dekar başına 244 lira destek ödenirken 2026 üretim yılı için bu destek 310 lira olarak uygulanacak.Bu destek 2027 yılı bütçesinden ödenecek.</p>
<p><strong>Tüketicinin fiyatı düşmüyor, artıyor</strong></p>
<p>Türkiye, dünyanın en çok fındık üreten ve ihraç eden ülkesi. Ancak tüketim çok sınırlı. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre kişi başına kabuklu fındık tüketimi 1,3 kilo civarında. İç fındık olarak kişi başına tüketim 700-750 grama denk geliyor. Fındık tüketimindeki düşüşün önemli nedenlerinden birisi özellikle çerez olarak tüketilen fındığın fiyatının yüksek olması. Geçen yıl kabuklu fındık alım fiyatı en yüksek 200 lira olarak açıklandı. Üreticiden ürün alımı ortalama 170-180 lira olduğu tahmin ediliyor. 1 kilo kabuklu fındıktan ortalama yarım kilo veya daha az iç fındık çıkıyor. Yani 1 kilo kabuklu fındık 200 liradan alınsa bile iç fındık karşılığı 400 lira yapıyor. Tüketiciye 1 kilo çiğ .fındık en az 850 -1000 liradan a satılıyor. Üreticide fiyat düşse bile çerezcide, markette düşmüyor. Tüketici bu nedenle fındık alamıyor</p>
<p>Özetle, dünya fındık üretiminde ve ihracatında açık ara lider olan Türkiye, bu üründen yeterli katma değeri elde edemiyor. Halk yeterince fındık tüketemiyor. Üretici şikayetçi. Üretici örgütü Fiskobirlik piyasadan uzak tutuluyor. Fındıkta sezon yaklaşınca fiyatı konuşuluyor sonra gündemden düşüyor. Aslında sorunlar da, çözümler de herkesçe biliniyor. Bunu uygulayacak iradeye ihtiyaç var.</p>
<p> </p>
<p>              </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/findik-alim-fiyati-300-lira-olursa-surpriz-olmaz-84125</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fındık alım fiyatı 300 lira olursa, sürpriz olmaz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonla-mucadele-uzun-vadeli-buyume-dinamigine-zarar-vermemeli-84124</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonla mücadele, uzun vadeli büyüme dinamiğine zarar vermemeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Enflasyonla mücadelede büyümeden yeterince ödün verilmemesi hedeflerin kaçırılmasına yol açtı. Savaşlar ve enerji fiyatlarındaki artış süreci çok zorlaştırırken, bu tercih sanayi, ihracat ve turizm üzerinden uzun vadeli büyümeyi giderek zayıflatıyor.</strong></p>
<p>Yılın ilk altı ayını geride bıraktık. Yıl başında 2026 sonu için belirlenen enflasyon hedefi yüzde 16 iken, o tarihte yıllık enflasyon yüzde 30,89 seviyesindeydi. İlk altı ayın sonunda ise yıllık enflasyon yüzde 32,11'e yükseldi. Başka bir ifadeyle, yılın ilk yarısında enflasyon hedefinden daha da uzaklaşılmış oldu.</p>
<p>Bugün açıklanan Koç Üniversitesi Hanehalkı Enflasyon Beklentileri Araştırması da bu tabloyu destekliyor. Araştırmaya göre vatandaşın hissettiği enflasyon yüzde 51 seviyesinde bulunurken, önümüzdeki 12 aya ilişkin enflasyon beklentisi yüzde 45 olarak ölçülüyor. Geçtiğimiz aya göre anlamlı bir değişim görülmemesi dikkat çekiyor. Bu oran, piyasa katılımcılarının beklentilerini yansıtan TCMB anketindeki yaklaşık yüzde 45 seviyesine de oldukça yakın.</p>
<p>Merkez Bankası ise yıl sonu enflasyon tahminini, savaşın ve yükselen petrol fiyatlarının etkisini dikkate alarak yüzde 26'ya revize etti. Gelecek yıl sonu hedefi ise yüzde 15 olarak korunuyor. Bu çerçevede, gelecek yılın bu dönemlerinde Merkez Bankası'nın enflasyon tahmininin yüzde 20'ler civarında şekillenmesini beklemek yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Ancak burada dikkat çeken asıl konu, vatandaşın enflasyon beklentisinin Merkez Bankası tahminlerinin iki katından fazla olması.  Beklentiler arasındaki bu büyük fark, tüketim ve tasarruf davranışlarını önemli ölçüde etkiliyor. İç talepte bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen, yüksek enflasyon beklentisi nedeniyle tüketimin beklenenden daha dirençli kaldığı, tasarrufların ise daha yüksek reel getiri sağlayabilecek riskli yatırım araçlarına yönelmeye devam ettiği görülüyor. Bu durum, para politikasının talebi kontrol etmesini ve enflasyon beklentilerini yönetmesini önemli ölçüde zorlaştırıyor.</p>
<p><strong>Faiz indirim alanı çok dar</strong></p>
<p>Önümüzdeki dönemde petrol fiyatlarının mevcut seviyelerini koruması ve hızlı bir gerilemenin kolay görünmemesi, eylül ayından itibaren mevsimsel etkilerin de katkısıyla enflasyon üzerinde yeniden yukarı yönlü baskılar oluşturabilir. Böyle bir senaryoda yıl sonuna doğru enflasyonun yüzde 30-35 bandında seyretmesi halinde, Merkez Bankası'nın halen yüzde 40 düzeyindeki politika faizini aşağı çekebileceği alan oldukça sınırlı kalacaktır.</p>
<p>Bu nedenle mevcut koşullar altında eylül ayında bir faiz indirimi ihtimali düşük görünüyor. Savaşın sona ermesi ve küresel risklerin azalması halinde ise yılın son çeyreğinde daha sınırlı bir gevşeme gündeme gelebilir. Böyle bir senaryoda politika faizinin ekim veya kasım aylarında yüzde 37 seviyelerine, en iyimser ihtimalle yüzde 35 civarına gerilemesi mümkün olabilir.</p>
<p>Seçim sürecine yaklaşıldıkça büyümenin yeniden desteklenmesi ihtiyacı daha fazla hissedilecektir. Ancak enflasyonun yüzde 30'lar civarında kalmaya devam edeceği bir ortamda, para politikasının büyümeyi destekleme kapasitesi geçmiş dönemlere göre oldukça sınırlı olacaktır. Bu nedenle önümüzdeki dönemde büyümenin desteklenmesinde maliye politikasının daha belirleyici hale gelmesini bekliyoruz.</p>
<p><strong>Büyümede para politikası değil </strong><strong>maliye politikası öne çıkabilir</strong></p>
<p>Nitekim 2023 seçimleri öncesinde büyümeyi destekleyen temel araç para politikası olmuştu. Önümüzdeki dönemde ise vergi indirimlerinden sektör bazlı teşviklere ve sübvansiyonlara kadar uzanan maliye politikası uygulamalarının daha fazla öne çıkması muhtemel görünüyor. Bu nedenle önümüzdeki aylarda maliye politikasının büyüme ile enflasyon arasındaki dengeyi nasıl kuracağı ekonomi yönetiminin en kritik gündemlerinden biri olacaktır.</p>
<p>Enflasyondaki katılık ve reel faiz alanının daralması, hem faiz hem de kur tarafında mevcut görünümün korunması eğilimini güçlendirebilir. Bunun doğal sonucu ise özellikle sanayi sektörünün karşı karşıya bulunduğu rekabet sorunlarının devam etmesidir.</p>
<p><strong>Sanayi, mal ve hizmet </strong><strong>ihracatında zorlanıyoruz</strong></p>
<p>Nitekim yılın ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 2,3 büyürken daralan tek sektör sanayi oldu. Sanayi katma değeri yüzde 0,8 küçüldü. Yılın ilk beş ayına ilişkin veriler de sanayide toparlanmanın henüz başlamadığını gösteriyor. PMI göstergeleri ve sanayi üretim endeksi birlikte değerlendirildiğinde, Nisan ayı hariç yarısında üretimin yatay hatta hafif negatif bir görünüm sergilediği anlaşılıyor. Nisan ayı hem baz hem savaşın etkisiyle ihracat talebindeki canlanmanın etkilerini yansıtmıştı.</p>
<p>İhracat tarafındaki görünüm de bu tabloyu destekliyor. İlk çeyrekte ihracatın büyümeye katkısı belirgin şekilde zayıflarken, reel ihracatta yaklaşık yüzde 12,5'lik daralma dikkat çekiyor. Nominal olarak bakıldığında ise geçen yılın ilk beş ayında yaklaşık 111 milyar dolar olan ihracatın bu yıl 109 milyar dolar seviyesinde kaldığı görülüyor.</p>
<p>Benzer sorunlar turizm sektöründe de hissedilmeye başlandı. Henüz resmi veriler açıklanmamış olmakla birlikte, sektör temsilcilerinden gelen bilgiler ve öncü göstergeler hem yabancı turist talebinin hem de yurt içi turizm hareketliliğinin beklentilerin altında seyrettiğine işaret ediyor. Önümüzdeki aylarda açıklanacak verilerin bu zayıflığı daha net ortaya koyması muhtemel görünüyor.</p>
<p><strong>Uzun vadeli büyümeyi kurtarmak</strong></p>
<p>Son birkaç yıldır enflasyonla mücadelede büyümeden yeterince fedakârlık yapılamaması nedeniyle enflasyon hedeflerine ulaşılamadı. Buna son dönemde savaş ve yükselen enerji fiyatları gibi dışsal şoklar da eklenince süreç daha da zorlaştı. Ancak bu tercih, Türkiye ekonomisinin uzun dönemli büyüme kapasitesini belirleyen sanayi, ihracat ve turizm gibi temel alanlar üzerinde giderek daha belirgin maliyetler yaratıyor.</p>
<p>Kısa vadede büyümeyi koruma çabası anlaşılabilir olmakla birlikte, üretken sektörlerin rekabet gücünün zayıflaması orta ve uzun vadede sürdürülebilir büyüme potansiyelini aşındırıyor. Bugün enflasyonu düşürememenin maliyetini konuşuyoruz; ancak asıl risk, bu süreçte üretim kapasitemizi, ihracat rekabetimizi ve büyümenin temel dinamiklerini aşındırıyor olmamızdır. Enflasyonla mücadelede gecikmenin, kısa bir süre büyümeden, iç talepten vazgeçmemenin faturası,  yalnızca daha yüksek fiyatlar değil, aynı zamanda uzun vadede daha düşük potansiyel büyüme olarak karşımıza çıkabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonla-mucadele-uzun-vadeli-buyume-dinamigine-zarar-vermemeli-84124</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/4/1280x720/54-1785302857.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonla mücadele, uzun vadeli büyüme dinamiğine zarar vermemeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomiyi-para-ve-maliye-politikasi-degil-guclu-orkestra-sefligi-duzeltir-84123</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomiyi para ve maliye politikası değil güçlü orkestra şefliği düzeltir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomiyi ilgilendiren tüm bakanlık ve birimlerin tek bir ortak hedefe bağlanması gerekir. Bu hedef sadece “enflasyonu düşürmek” diye yazılıp bırakılmamalı. Enflasyonun hangi kanallardan geldiği, hangi kurumun hangi kanalı etkilediği ve hangi kararın hangi yan etkiyi doğurduğu açıkça belirlenmeli.</strong></p>
<p>Türkiye’ye benzeyen ülkelerin en büyük yanılgısı şu: Ekonomide işler bozulunca herkes gözünü sadece ekonomi yönetimine, Merkez Bankası’na, faize ve döviz kuruna çeviriyor. Oysa hayat pahalılığı dediğimiz şey yalnızca para politikasının sonucu değil. Market rafındaki fiyat, okul ücreti, otobüs bileti, otoyol geçişi, elektrik faturası, doğalgaz bedeli, kira, gıda maliyeti, ithal ara malı, vergi yükü, üreticinin finansman maliyeti ve hatta şehir planlaması aynı anda vatandaşın cebine yük bindiriyor.</p>
<p>Bu yüzden sadece faizi yükseltip döviz kurunu düşük tutarak kalıcı çözüm üretmek mümkün değil. Böyle yapılınca kısa vadede döviz sakinleşebilir, yabancı yatırımcı yüksek faizden memnun kalabilir, enflasyonda baz etkisiyle düşüş görülebilir. Ama bu yöntem tek başına uygulanırsa bir süre sonra yan etkileri büyür. Kredi pahalılaşır, üretici yatırımını erteler, ihracatçı kur yüzünden rekabet gücünü kaybeder, şirketler ucuz göründüğü için döviz borcuna yönelir, vatandaş ise hayat pahalılığının yalnızca raporlarda düştüğünü ama pazarda, okulda, yolda ve faturada pek değişmediğini görür.</p>
<h2>Ekonomide ortak hedef şart</h2>
<p>Asıl mesele burada başlıyor: Ekonomi yönetimi tek başına ekonomiyi yönetemez. Ekonomi, yalnızca Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Merkez Bankası’nın alanı değildir. Tarım, enerji, ulaştırma, ticaret, çevre ve şehircilik, milli eğitim, çalışma ve sosyal güvenlik, sanayi ve teknoloji, kültür ve turizm, yerel yönetimler, düzenleyici kurumlar ve kamu bankaları aynı hedefe hizalanmadan hayat pahalılığı kalıcı biçimde düşmez.</p>
<p>Bu iş, güçlü bir orkestra şefliği ister. Çünkü herkes kendi enstrümanını iyi çalsa bile ortak ritim yoksa ortaya müzik değil gürültü çıkar.</p>
<p>Bugün birçok ülkede sorun tam olarak bu. Merkez Bankası enflasyonu düşürmek için sıkı duruş gösterir, ama başka bir yerde KDV artışı yapılır. Ticaret Bakanlığı bir sektörü korumak için ek ithalat vergisi koyar, ama bu vergi üreticinin ara malı maliyetini artırır. Enerji fiyatları bütçeyi bozmasın diye vatandaşa ve sanayiciye hızla yansıtılır, ama bu kez gıda, ulaştırma ve üretim maliyeti yükselir. Ulaştırma tarafında geçiş ücretleri artar, lojistik maliyeti raf fiyatına girer. Eğitim ücretleri yükselir, orta sınıfın bütçesi bozulur. Şehircilik politikası kira baskısını hafifletmezse hizmet enflasyonu düşmez. Sonra herkes Merkez Bankası’na bakıp “neden enflasyon inmedi?” diye sorar.</p>
<p>Cevap basit: Çünkü aynı anda başka kurumlar enflasyonu yukarı iten kararlar almıştır.</p>
<p>Bu nedenle ekonomiyi ilgilendiren tüm bakanlık ve birimlerin tek bir ortak hedefe bağlanması gerekir. Bu hedef sadece “enflasyonu düşürmek” diye yazılıp bırakılmamalı. Enflasyonun hangi kanallardan geldiği, hangi kurumun hangi kanalı etkilediği ve hangi kararın hangi yan etkiyi doğurduğu açıkça belirlenmeli.</p>
<h2>Ekonomi yönetiminde beş adımlı yol haritası</h2>
<p>İlk adım, birbirine bağlı hedef ve işlerin tespitidir. Mesela gıda enflasyonunu düşürmek sadece tarım meselesi gibi görünür ama değildir. Tarım Bakanlığı üretimi artıracak, Enerji Bakanlığı sulama ve elektrik maliyetini takip edecek, Ulaştırma Bakanlığı lojistik maliyetini azaltacak, Ticaret Bakanlığı hal zinciri ve rekabeti izleyecek, belediyeler pazarlama ve dağıtım altyapısını düzenleyecek, Hazine ise desteklerin bütçe etkisini hesaplayacak. Bu zincir birlikte yönetilmezse gıda fiyatı kalıcı düşmez. Elbette daha satılamadan heba olan ürünleri de takip etmek gerekir. </p>
<p>İkinci adım, her hedefin hangi yan etki ve maliyeti oluşturacağının önceden hesaplanmasıdır. KDV artırmak bütçeye kısa vadede gelir sağlar ama fiyatları yükseltir ve düşük gelirli kesimi daha fazla zorlar. Ek ithalat vergisi bazı üreticileri korur ama ara malı kullanan başka üreticilerin maliyetini artırır. Kurun baskılanması kısa vadede ithal fiyatları sınırlayabilir ama ihracatçıyı zayıflatır ve firmaları döviz borcuna teşvik edebilir. Enerji fiyatını tamamen sübvanse etmek vatandaşı rahatlatır ama bütçeyi bozar. Enerji fiyatını tamamen vatandaşa ve üreticiye yansıtmak bütçeyi rahatlatır ama enflasyonu ve üretim maliyetini artırır.</p>
<p>Üçüncü adım, bu maliyetin toplumsal, finansal ve siyasi etkisini analiz etmektir. Çünkü ekonomi yalnızca tablolarla yönetilmez. Bir vergi artışının bütçeye katkısı hesaplanabilir ama bunun düşük gelirli hanelerde yaratacağı geçim baskısı da hesaplanmalı. Enerji fiyatı artışının kamu maliyesine etkisi ölçülebilir ama sanayicinin rekabet gücü, küçük işletmenin nakit akışı ve vatandaşın faturası üzerindeki etkisi de ölçülmeli. Otoyol geçiş ücretinin resmi enflasyona yansımamasının arkasına saklanmamalı, lojistik maliyeti ve gıda fiyatına yansıması hesaba katılmalı.</p>
<p>Dördüncü adım, öncelikleri doğru tespit etmektir. Aynı anda her hedefe aynı ağırlık verilemez. Bazen enflasyonu düşürmek öncelik olur. Bazen deprem harcamaları nedeniyle bütçe disiplini öne çıkar. Bazen enerji şoku nedeniyle sanayinin ayakta kalması daha kritik hale gelir. Bazen gıda fiyatı toplumsal huzur açısından en acil başlık olur. Önemli olan, hangi dönemde hangi hedefin ana hedef olduğunu net söylemek ve diğer kurumları buna göre hizalamaktır.</p>
<p>Beşinci adım, doğru birimlerin doğru görevle sorumlu tutulmasıdır. Her bakanlık kendi alanında ayrı ayrı hedef açıklamamalı; ortak ekonomik hedefin kendi payına düşen kısmını üstlenmeli. Tarım Bakanlığı “gıda arzını ve üretici maliyetini” izlemeli. Örnek verelim: Ulaştırma Bakanlığı “lojistik maliyetlerini ve geçiş ücretlerinin fiyatlara etkisini” takip etmeli. Enerji Bakanlığı “enerji maliyetlerinin üreticiye ve hanehalkına yansımasını” yönetmeli. Ticaret Bakanlığı “rekabet, ithalat vergileri, ara malı maliyetleri ve tedarik zinciri” üzerinden sorumluluk almalı. Milli Eğitim Bakanlığı “eğitim maliyetlerinin aile bütçesine etkisini” görmeli. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı “düşük ücretlinin vergi ve kesinti yükünü, kayıt dışılığı ve istihdam kalitesini” takip etmeli. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı “kira, konut arzı, imar ve şehir maliyetleri” konusunda doğrudan ekonomik programın parçası olmalı.</p>
<h2>“Hedef tutmadı, bir sonraki aya bakalım” denmemeli</h2>
<p>Bu koordinasyon kâğıt üzerinde kalmamalı. Her ay en az 2 defa düzenli durum tespiti toplantısı yapılmalı. Ama bu toplantı klasik sunum toplantısı gibi olmamalı. Her birim hedefini, gerçekleşmesini, sapmasını ve sapmanın nedenini masaya koymalı. Gıda fiyatları hedefin üzerinde mi? Neden? Enerji maliyetleri üretici fiyatlarını mı bozdu? Hangi sektör daha çok etkilendi? Eğitim ücretleri aile bütçesini mi sıkıştırıyor? Kira artışı hizmet enflasyonunu mu besliyor? Ek ithalat vergileri hangi sektörün maliyetini artırdı? KDV artışı enflasyon beklentilerini ne kadar bozdu? Bu sorular her ay düzenli ve dürüst biçimde sorulmalı.</p>
<p>Hedeflerden geri kalındığında geri besleme mekanizması çalışmalı. Yani “hedef tutmadı, bir sonraki aya bakalım” denmemeli. Eğer gıda fiyatı düşmüyorsa, neden düşmediği bulunmalı. Üretim mi eksik, lojistik mi pahalı, depolama mı yetersiz, aracılık zinciri mi uzun, ihracat politikası mı fiyatı yukarı çekiyor, ithalat vergisi mi maliyeti artırıyor? Sorun nerede ise ilgili kurum oraya müdahale etmeli. Enflasyon hedefinden sapmanın nedeni ulaştırmaysa, sadece Merkez Bankası açıklama yapmamalı; Ulaştırma Bakanlığı da ne yapacağını söylemeli. Sapmanın nedeni enerji ise Enerji Bakanlığı devreye girmeli. Sapmanın nedeni kira ise şehircilik politikası sorgulanmalı.</p>
<p>Başta konuşulan hedefler ile ortaya çıkan sonuçların sürekli etki analizi yapılmalı. Mesela “KDV artışı bütçe gelirini ne kadar artırdı, enflasyona ne kadar katkı yaptı, tüketim davranışını nasıl etkiledi?” sorusu ölçülmeli. “Ek ithalat vergisi ilgili sektörü ne kadar korudu, ama başka sektörlerin maliyetini ne kadar artırdı?” sorusu cevaplanmalı. “Enerji sübvansiyonu bütçeyi ne kadar yordu, vatandaşın ve üreticinin maliyetini ne kadar azalttı?” diye bakılmalı. “Düşük kur-yüksek faiz dengesi rezervleri ne kadar artırdı, ama ihracatçıya ve reel sektörün döviz borcuna nasıl etki yaptı?” sorusu açıkça tartışılmalı.</p>
<p>Türkiye’ye benzeyen ülkelerin çıkarması gereken ders budur: Ekonomi tek bir düğmeyle yönetilmez. Faiz önemli bir araçtır ama bütün sorunları çözmez. Kur önemlidir ama tek başına rekabet gücü yaratmaz. Bütçe disiplini şarttır ama yanlış vergiyle sağlanırsa hayat pahalılığını artırır. Enerji desteği gerekir ama hedeflenmezse bütçeyi bozar. Sektör koruması gerekir ama akıllı yapılmazsa üretim maliyetini yükseltir.</p>
<p>Asıl ihtiyaç güçlü bir koordinasyon merkezidir. Bu merkez bakanlıkların üstünde siyasal otoriteye sahip olmalı ama teknik akılla çalışmalı. Hedefleri belirlemeli, yan etkileri hesaplamalı, kurumları görevlendirmeli, her ay gerçekleşmeleri izlemeli, sapmalarda düzeltme istemeli ve kararların vatandaş, üretici, bütçe, enflasyon ve dış denge üzerindeki etkisini sürekli ölçmeli.</p>
<p>Bu orkestra şefliği olmadan herkes kendi notasını çalar. Tarım başka, enerji başka, ticaret başka, ulaştırma başka, maliye başka, eğitim başka telden gider. Sonra ortaya çıkan gürültüye de “ekonomi programı” denir.</p>
<p>Özetle iyi ekonomi programı, sadece Merkez Bankası karar metni değildir. İyi ekonomi programı, bütün kamu yönetiminin aynı hedefe göre disiplinli çalışmasıdır. Gıda fiyatı düşecekse tarım, lojistik, enerji ve ticaret birlikte çalışır. Kira enflasyonu düşecekse şehircilik, finansman, vergi ve yerel yönetimler birlikte çalışır. Eğitim maliyeti düşecekse Milli Eğitim, maliye ve yerel yönetimler birlikte çalışır. Enerji maliyeti yönetilecekse enerji, sanayi, ulaştırma ve bütçe politikası birlikte çalışır.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Orkestra iyi yönetilmeze her kafadan bir ses çıkar</span></h2>
<p>Vatandaş enflasyonu market rafında, elektrik faturasında, okul ücretinde, kirada, otobüs biletinde, otoyol geçişinde ve mutfak masasında yaşar. Bu yüzden hayat pahalılığıyla mücadele de vatandaşın yaşadığı yerden başlamalı. Sadece faizi artırıp döviz kurunu düşük tutarak bir yere kadar gidilir. Sonrası için akıl, disiplin, kurumsal koordinasyon ve sürekli etki analizi gerekir. Ekonomide gerçek başarı, bir kurumun kahramanlığıyla değil, bütün kurumların aynı hedefe doğru uyum içinde çalışmasıyla gelir. Orkestra iyi yönetilirse müzik çıkar. Yönetilmezse her kafadan bir ses çıkar. En önemlisi bundan sonra iyi bir müzik çalacağına güvenilmeyen orkestrayı kimse dinlemek istemez. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomiyi-para-ve-maliye-politikasi-degil-guclu-orkestra-sefligi-duzeltir-84123</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/3/1280x720/547-1785302035.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomiyi para ve maliye politikası değil güçlü orkestra şefliği düzeltir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trump-yine-yapti-trumpligini-84122</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump yine yaptı Trump’lığını…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ayıdan post, ABD’den dost olmaz. Oysa bazılarımız; “Amerika dostumuz, feda olsun postumuz” aymazlığında... Tekstil hazır giyime indirdiği son darbe, Trump’ın gerçek yüzünü ortaya koydu.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Hani “<strong>aziz dostum</strong>” idi Türkiye? <strong>Yediğimiz ayrı gitmez</strong>, birbirimizin çıkarlarını korurduk? Bu bir <strong>yalanmış</strong> ve <strong>gerçeğe dönüş çok net</strong> olmuş. ABD Başkanı <strong>Trump</strong>; tekstil ve hazır giyime <strong>%12,5</strong> oranında vergi koydu. <strong>Bangladeş</strong>, Kamboçya, <strong>Endonezya</strong>, <strong>Malezya</strong>’ya <strong>vergisiz kontenjan</strong> sağlarken…</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Zaten uzun süredir sıkıntıda olan bu iki sektörümüz, <strong>Trump’ın Trump’lığının nüksetmesi ile daha da zorlanacak</strong>. Önceki döneminde Rahip Brunson krizi yaratan, “<strong>ekonomini mahvederim</strong>” nidaları atan Trump’ın, ekonomimizi zorlayacak <strong>kararına hükümet ne diyecek acaba? </strong>Meraktayım.</p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: <strong>Diplomatik</strong> ve <strong>teknik müzakere</strong> başlatmalıyız. <strong>Uyumluluk</strong> ve <strong>reform</strong> babında, <strong>zorla çalıştırma </strong>ithalat yasağını güçlendirmek, <strong>tedarik zinciri</strong> denetimlerini artırmak, <strong>küresel standartlara</strong> uyum sağlamak gerekir. Sonuçta bu <strong>kararın gerekçelerini irdeleyip</strong> %12,5’lik vergiden kurtulmalıyız.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Sektörlerimizin <strong>pazar çeşitlemesi</strong> şart. <strong>Orta Doğu</strong>, Afrika, <strong>Orta Asya</strong> ve Latin Amerika ihracatını hızlandırmalı. Etkilenen firmalara <strong>finansman</strong>, vergi teşviki, <strong>Ar-Ge desteği</strong> ve maliyet düşürücü önlemler için çare aranmalı. <strong>Katma değerli ürünlere geçiş</strong> için bundan güzel fırsat mı olur?</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Trump darbesine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Rekabet gücümüzü artırsak?</em></strong></p>
<p><strong>Elbette</strong>, çarelerden biri budur. <strong>Ürün maliyetlerini düşürmek</strong>, enerji, <strong>işgücü</strong> <strong>verimliliğine</strong> odaklanmak, <strong>yerli girdi kullanımını teşvik</strong> etmek ve <strong>döviz kurunda esneklik,</strong> küresel zincirlerde yer almak…</p>
<p><strong><em>Olası misilleme bir yol mudur?</em></strong></p>
<p><strong>Geçiş dönemi</strong> (transit mallar düne kadar muaftı) <strong>avantajını kullanmak</strong>, olası misilleme veya <strong>WTO süreçlerini</strong> değerlendirmek (Section 301 tek taraflı olsa da). <strong>Açıkçası bunu kabullenmemeliyiz</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>BOYNUMUZU TRUMP’A UZATMAK YERİNE BAŞIMIZI DİK TUTMALIYIZ</strong></p>
<p><strong>Trump musibetinin etkisi</strong>; sektör bazında hissedilir ama <strong>makro düzeyde yönetilebilir</strong> seviyededir. En etkili yol, <strong>ABD ile müzakere</strong> + hızlı piyasa çeşitlendirmesi + <strong>iç rekabet gücünü </strong>artırmaktır. Gelişmeler yakından izlenmeli; <strong>tarife kalıcı olursa</strong> orta vadede yapısal uyum şart. <strong>Asla pes etmek yok Trump’a</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TRUMP LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Rahip Brunson krizi</strong>: Casusluktan tutukladık, “vermezseniz ülkenizi mahvederim” diye efelenmişti</p>
<p><strong>Suriye Kürtleri tehdidi</strong>: Suriye’den çekilirken; “Kürtleri vururlarsa Türkiye ekonomisini mahvederim” dedi</p>
<p><strong>S-400, CAATSA yaptırımları</strong>: Bizi F-35 programından çıkardı, savunma sanayimize ambargo uyguladı</p>
<p><strong>CDS tırmandırma</strong>: İkide bir ekonomimizi mahvedeceği söylemleriyle CDS’lerimizi tırmandırıp durdu</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trump-yine-yapti-trumpligini-84122</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/6/1280x720/trump-kritik-kararlari-duyurdu-turkiye-de-dahil-en-az-yuzde-10-gumruk-vergisi-1743629733.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trump yine yaptı Trump’lığını… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84120</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fed’in faiz kararı ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 29 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/G9BtQrGT5W8" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84120</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oyle-borclanan-iste-boyle-oder-84121</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Öyle borçlanan işte böyle öder!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de Hazine ile vatandaşın durumu bir yönden birbirine çok benziyor. Hazine borcunu çevirebilmek için sürekli yeni borç almak, vatandaş da aynı şekilde kredi kartı borcunu ödeyebilmek için yeni borçlanmaya gitmek, bunun için de diğer kredi kartını kullanmak durumunda…</p>
<p>Vatandaş yıpranmış cüzdanını çıkarıyor, bir bakıyorsunuz en az dört-beş kredi kartı. Bir kartın borcu, daha doğrusu en az ödeme tutarı bir şekilde diğer kartla kapatılıyor. Kapatılıyor ama bu işlem sürekli olarak faiz yükü oluşmasına yol açıyor. Tam bir kısır döngü. Borca batan vatandaş tümüyle batmamak için debelenip duruyor; günü, ayı kurtarmaya çalışıyor. Müthiş bir çaresizlik…</p>
<p>Hazine’nin durumu çok farklı mı ki? İşte sayılar ortada…</p>
<p>Bu köşede dün Hazine’nin nasıl yüksek faizle borçlandığını aktardım. Dünkü veriler sabit faizli borçlanmada oluşan verilerdi. Bugün ise faizin üç borçlanma şekli itibarıyla nasıl seyrettiğine yer veriyorum. Veriler 2017’den bu yana olan dönemi kapsıyor. Bu yılın verileri haziran sonundaki durumu gösteriyor. Her ne kadar 2024’ten sonra yön biraz aşağı dönmüşse de genel eğilimin nasıl yukarı olduğu ortada.</p>
<p>Daha şunun şurasında 2020’de yıllık bazda yüzde 10 dolayında faizle borçlanılırken şimdi gelinmiş yüzde 35-40’lara…</p>
<h2>Ödeme ne durumda?</h2>
<p>Giderek yükselen borçlanma faizi hiç kuşku yok ki ödemeyi yukarı itecekti ve nitekim itiyor da…</p>
<p>Yılın ilk yarısında iç borç için 1,8 trilyonu anapara, 1,3 trilyonu da faizden oluşmak üzere toplam 3,1 trilyon lira ödeme yapıldı.</p>
<p>Yılın ikinci yarısında da temmuz ayı başında yapılan projeksiyona göre toplam 2,1 trilyon liralık ödeme gerçekleştirilecek. Bu tutarın 1,1 trilyonu anapara, 1 trilyondan biraz fazlası da faizden oluşacak.</p>
<p>Böylece yılın tümündeki iç borç anapara ve faiz ödemesi 5,2 trilyon lirayı bulacak.</p>
<p>Bu tutarın 2,3 trilyon lirası faiz…</p>
<p>Bu yılın ortalama dolar kuru orta vadeli programda 46,60 lira olarak öngörüldü. İlk yedi ayın ortalaması da 44,79. OVP’de öngörülen 46,60’ı dikkate alarak hesaplama yapıldığında ortaya çıkan sonuç şu:</p>
<p><strong>“Bu yıl iç borç faizi için tam 49,5 milyar dolar ödenecek. Yani kabaca 50 milyar dolar!”</strong></p>
<p>İşte bu yüzden başlıkta <strong>“Öyle borçlanan böyle öder”</strong> diyorum ya!</p>
<h2>Ya 2027’ye sarkan ödeme ne kadar? </h2>
<p>Temmuz ayı başında yapılan projeksiyonla gelecek bir yıldaki ödemenin tahmini tutarını görmek mümkün. Tahmini dememin nedeni şu:</p>
<p>Borçlanmanın tümü sabit faizli olmadığı, bir kısmı çeşitli araçlara endeksli gerçekleştirildiği için o araçlardaki, örneğin TÜFE’deki, örneğin altındaki, örneğin dövizdeki artışlara ilişkin bir varsayımda bulunulup projeksiyon öyle yapılıyor. Bu varsayımların yukarı ya da aşağı yönde değişmesi durumunda yapılacak ödemenin tutarı da değişiklik gösterebiliyor.</p>
<p>İşte bu tahmine göre gelecek yılın ilk yarısında 1,2 trilyonu anapara, 1,3 trilyonu da faiz olmak üzere toplam 2,5 trilyon liralık ödeme yapılacak.</p>
<p>Bu yılın ikinci yarısı ile gelecek yılın ilk yarısını kapsayan bir yıllık dönemdeki ödeme ise 4,6 trilyon lira olarak tahmin ediliyor. Bu ödemenin yarısı anapara yarısı faizden oluşacak.</p>
<p>Temmuz 2026’dan Haziran 2027’ye kadar olan bir yıllık dönemde iç borç faiz ödemesinde aylık bazda yeni bir rekor kırılacak. Gelecek yılın nisan ayındaki 425,5 milyar liralık ödeme, iç borçta şimdiye kadar bir ayda gerçekleştirilecek en yüklü ödeme olacak.</p>
<p>Bu ödemeyi ve tabii ki diğerlerini karşılayabilmek için yeni borçlanmaya gidilecek…</p>
<p>O borçların yükü gelecek yıllara sarkacak…</p>
<p>Gelecek yıllar da gelecek ve yine aynı döngü…</p>
<h2>Ödeme kanalları tabii ki farklı</h2>
<p>Bir ayrıntıya da dikkat çekmek gerekiyor.</p>
<p>Borç ödemesinin faizi bütçe kapsamında gerçekleştiriliyor. Anapara ödemesi ise bütçe dışında.</p>
<p>Ama sonuçta toplam ödeme devletten, devletin hazinesinden çıkmış oluyor.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a69822524fa0-1785299493.png" alt="" width="319" height="581" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a69822d3bc3c-1785299501.png" alt="" width="327" height="298" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oyle-borclanan-iste-boyle-oder-84121</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/1/1280x720/lira-tl-money-1785304871.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Öyle borçlanan işte böyle öder! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-denizcilikte-buyuk-hedeflere-yuruyor-84119</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye, denizcilikte büyük hedeflere yürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İSTANBUL </strong>ve Marmara, Ege, Akdeniz, Karadeniz (İMEAK) Bölgeleri Deniz Ticaret Odası Başkanlığı için adaylığını açıklayan Deniz Temiz Derneği/TURMEPA Yönetim Kurulu Başkanı Dr. <strong>Şadan Kaptanoğlu Dikici, </strong>sektörü değerlendirmek için buluştuğumuzda 2019 yılı Mayıs ayına uzandı:</p>
<p>-          <strong>BIMCO’nun (Baltık ve Uluslararası Denizcilik Konseyi) Başkanlığını devralırken verdiğiniz destek için teşekkür ederim.</strong></p>
<p>Bunun üzerine 10 Mayıs 2019 tarihli yazıma baktım:</p>
<ul>
<li><strong>Dünya armatörlerinin ilk kadın başkanı dümene geçiyor…</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a697f7d26618-1785298813.jpg" alt="" width="700" height="468" /></strong><strong>Şadan Kaptanoğlu, </strong>uluslararası denizciliğin en büyük ve en etkili şirketlerinin 3’te 2’sini temsil eden BIMCO Başkanlığını devralırken şu mesajı vermişti:</p>
<p>-          <strong>Yapacak çok işimiz, dünya denizlerinde Türk gemileriyle taşıyacak çok yükümüz var.</strong></p>
<p>BIMCO’da Türkiye’den temsil edeceği taraflarla ilgili de şu noktanın altını çizmişti:</p>
<p>-          <strong>Türk ticaret filomuzla, genç gemilerimizle, donanımlı limanlarımızla, milli harikalar yaratan tersanelerimizle, balıkçısı, tedarikçisi, kaynakçısı, hukukçusu, üniversitelerimizin değerli hocalarıyla sektörümüze katkı veren herkesi gururla temsil edeceğim.</strong></p>
<p><strong>Şadan Kaptanoğlu</strong>’na sektörün dünyadaki mevcut durumunu sordum, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Uluslararası rekabette yükselen bir sektörüz. Filo büyüklüğü olarak dünyada ilk 12’deyiz. Geçmişte 8’inci sırayı da görmüştük. 2 bin 028 gemiyle 55 milyon DWT’luk bir kapasiteye sahibiz.</strong></p>
<p>Türkiye’nin gemi yapım, onarımı ve yat üretiminde dünyada önemli bir yere sahip olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Tersanelerimiz hem gemi yapımında hem de onarımında dünyada öne çıkmış, markalaşmış durumda. Ayrıca milli savunma gemilerinin inşasında da tersanelerimiz dünyada ön sıralarda yer alıyor.</strong></p>
<p>Yat üretimine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>24 metre üstü yatların yapımında da dünyada ilk ikideyiz. Çoğunlukla birinci sıraya çıkıyoruz.</strong></p>
<p>Sektörün dış ticaretteki rolüne dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin ihracatının yüzde 85-90’ı deniz yoluyla gerçekleşiyor.</strong></p>
<p>Denizcilikte rekabet gücünün yalnızca filo büyüklüğü ile belirlenmediğini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Yerli deniz ekipmanının geliştirilmesi, test ve belgelendirme kapasitesi, üniversite-sanayi işbirliği, bakım-onarım yetkinliği, dijital çözümler ve nitelikli insan kaynağı aynı derecede önem taşıyor.</strong></p>
<p>Şu noktaya vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bu nedenle teknoloji ve Ar-Ge merkezi yaklaşımını, akademik bir vitrin değil, yerli üretimi ticarileştiren, sertifikasyonu kolaylaştıran ve yeni becerileri sektöre kazandıran bir köprü olarak görüyoruz.</strong></p>
<p>Türkiye’nin denizcilikte büyük hedeflere doğru yürüdüğünü vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bu hedef, dünyada yaşanan değişimle beraber Türkiye’nin dünyayla ilişkisini yeniden kurma iradesinde yatıyor.</strong></p>
<p>Bu konuyu şöyle açtı:</p>
<p>-          <strong>Bölgesel lojistik üs olmak, aktarma merkezine dönüşmek, filo kapasitesini yenileyip büyütmek, gemi ve yat inşa sanayi ile tamir bakım kabiliyetlerini güçlendirmek, deniz turizmini ve hizmet ihracatını geliştirmek, büyük bir stratejik vizyonun parçaları.</strong></p>
<p><strong>Şadan Kaptanoğlu, </strong>sektörün gündemindeki sorun ve konuları şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>Denizcilik bugün farklılaşan uluslararası kuralların, artan maliyetlerin, zorlaşan finansmanın, hızlanan yeşil dönüşümün, dijitalleşmenin ve jeopolitik belirsizliklerin aynı anda etkilediği bir eşikten geçiyor.</strong></p>
<p>Bu tablonun denizciliğin her yönünü etkilediğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu tablo armatörü, limancıyı, tersaneciyi, acenteyi, yat işletmecisini, balıkçıyı ve lojistik sağlayıcıyı farklı biçimlerde etkiliyor. Bu ortamda değişimi birlikte yönetmek gerekiyor.</strong></p>
<p>Yıllarca 3 tarafı denizlerle çevrili ülkemizde denizlerin yeterince kullanılamadığından dert yandık, armatörlükte Yunanistan kadar olamamakla hayıflandık.</p>
<p>Bugün gelinen noktada Türkiye deniz ticaret filosuyla dünyada 12’nci sırada olsa da kapasite 55 milyon DWT’a ulaşmış bulunuyor.</p>
<p>Tersaneler gemi yapımında dünyada öne çıkıyor, yat yapımında da yine dünyada ilk sıralarda yer alıyoruz.</p>
<p>Türkiye, denizcilikte daha büyük hedeflere doğru yol alırken, değişimin de birlikte yönetilmesi gerekiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Geleceğin maliyetini bugün hesaplayabilenler dönüşümü rekabet avantajına çevirebilir</span></h2>
<p><strong>BIMCO </strong>önceki Başkanlarından, IMEAK Deniz Ticaret Odası 2018-2022 dönemi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, Deniz Temiz Derneği /TURMEPA Başkanı <strong>Şadan Kaptanoğlu, </strong>yeşil dönüşümün artık bir tercih değil, denizciliğin yeni gerçeği olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Karbon maliyetleri, alternatif yakıtlar, enerji verimliliği ve düşük emisyonlu yatırımlar artık yalnızca çevre mevzuatının konusu değildir. Bunlar finansmana erişimi, gemi değerini, müşteri tercihlerini ve ihracat rekabetini doğrudan etkiliyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Geleceğin maliyetini bugünden hesaplayabilen sektörler, dönüşümü bir yük olmaktan çıkarıp rekabet avantajına çevirebilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Navlun geliri 13.7 milyar doları aşıyor, gemi ve yat ihracatı 2.2 milyar dolarla rekor kırıyor</span></h2>
<p><strong>BIMCO </strong>önceki Başkanlarından, IMEAK Deniz Ticaret Odası 2018-2022 dönemi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, Deniz Temiz Derneği /TURMEPA Başkanı <strong>Şadan Kaptanoğlu</strong>’na sektörün verilerini sordum, özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Toplam sektör istihdamı doğrudan ve dolaylı 1.5 milyonu aşıyor.</strong></li>
<li><strong>Kayıtlı gemi adamı sayısı 140 bin 138. Bunların 36 bin 583’ü zabitan, 93 bin 974’ü tayfa, 9 bin 581’i stajyer.</strong></li>
<li><strong>Limanlarda elleçlenen yükte geçen yıl 553.2 milyon tonla Cumhuriyet tarihi rekoru kırıldı.</strong></li>
<li><strong>2025 yılında konteyner elleçlemesi 14 milyon TEU oldu.</strong></li>
<li><strong>Navlun gelirleri 13 milyar 751 milyon dolar.</strong></li>
<li><strong>Gemi ve yat ihracatında geçen yıl 2 milyar 243 milyon dolarla rekor kırıldı.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">56 milyon litre sıvı atığın denizlere karışmasını önledik, 3 milyon kilo atığı uzaklaştırdık</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a697f959f8c2-1785298837.png" alt="" width="500" height="371" /></span><strong>DENİZ </strong>Temiz Derneği / TURMEPA Yönetim Kurulu Başkanlığını 10 yıldır sürdüren <strong>Şadan Kaptanoğlu, </strong>proje tabanlı çalışma anlayışının sahaya yansıması üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Deniz Temiz Derneği /TURMEPA’da hedefi, takvimi, paydaşları ve başarı göstergeleri belirlenmiş projeler sayesinde kaynaklarımızı doğru alanlara yönlendirerek ölçülebilir ve kalıcı sonuçlar ürettik.</strong></p>
<p>Dünyada ilk ve tek atık alım filosuna sahip kuruluş olduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Atık alım filosundaki 9 teknemizle 56 milyon litre sıvı atığın denizlere karışmasını önledik, deniz süpürgelerimizle 3 milyon kilogram atığı denizden uzaklaştırdık.</strong></p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliklerini örnek gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Milli Eğitim Bakanlığı iş birliği ile 9 milyon kişiye ulaştık ve her yıl binlerce gönüllüyle kıyı temizliği gerçekleştirdik.</strong></p>
<p>Bir başka projeyi irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Üniversiteler ve bilim insanlarıyla Göcek’te deniz çayırlarının yeniden kazandırılması, Saros Körfezi’nde mercanların korunması gibi bilimsel projeler yürütürken, çevre eğitimlerini teknolojiyle buluşturarak 5 ilde kodlama sınıfları kurduk ve doğa dostu ürünler geliştirdik.</strong></p>
<p>Deniz Temiz Derneği / TURMEPA’daki bu deneyimi şöyle değerlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu deneyim, proje tabanlı çalışmanın önceliklendirme, uzmanlaşma, işbirliği, hesap verebilirlik ve kaynak verimliliği yoluyla daha yüksek ve sürdürülebilir etki oluşturduğunu gösteriyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Malezya’da tersane kuruyor, sektörün dışa daha fazla açılmasını hedefliyor</span></h2>
<p><strong>KAPTANOĞLU </strong>Denizcilik ve Desan Deniz İnşaat Sanayi A.Ş.’nin ortaklarından olan <strong>Şadan Kaptanoğlu, </strong>Malezya’ya iki sahil güvenlik gemisi yapımını sürdürdüklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bu siparişler sonrası Malezya’da bir tersane kurmaya karar verdik ve kolları sıvadık.</strong></p>
<p>Desan Deniz İnşaat’ı 15 yıl önce devraldıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Biri Kocaeli Serbest Bölge’de, 2’si Tuzla’da olmak üzere 3 tersanemiz var. Bunlar Desan, KPT Tersanesi ve Atlas Tersanesi. Malezya’daki 4’üncü tersanemiz olacak.</strong></p>
<p>Sektörün dışa açık olduğunu ama bunun daha da artırılması gerektiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Armatörlerin yurt dışında farklı ülkelerde ofisleri var. Onun dışında ABD’de ve Kuzey ülkelerinde şirketleri olan sektör oyucuları da var. Ancak, benim hayalim Türk denizcilik sektörünün yurt dışında gücünü, ağırlığını daha fazla hissettirecek adımlar atması.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-denizcilikte-buyuk-hedeflere-yuruyor-84119</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/9/1280x720/sadan-kaptanoglu-dikici-1785298953.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, denizcilikte büyük hedeflere yürüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cip-ureticilerinin-devreleri-yandi-84118</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çip üreticilerinin devreleri yandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a697d227f612-1785298210.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Yapay zeka teması son iki yılda küresel borsaların en güçlü yükseliş hikâyesini yazarken, haftanın ilk işlemlerinde bu kez sert satışlarla gündeme geldi. ABD’de pazartesi günü Nvidia hisselerinin yüzde 5 değer kaybetmesiyle başlayan satış baskısı dün Asya piyasalarına sıçradı. Güney Kore’nin teknoloji ağırlıklı Kospi endeksi gün içinde yüzde 10’dan fazla gerilerken devre kesici sistemi devreye girdi. Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 4’ü aşan kayıp yaşarken, yarı iletken hisseleri satışların merkezinde yer aldı.</p>
<p>En sert darbeyi Güney Koreli bellek üreticileri aldı. SK Hynix hisseleri gün içinde yüzde 10’a yakın, Samsung Electronics ise yüzde 12’nin üzerinde geriledi. Haziran ayında tarihi zirvesini gören SK Hynix hisseleri böylece zirvesinden yaklaşık yüzde 45 değer kaybederken, şirketin piyasa değerinden yaklaşık 570 milyar dolar silindi.</p>
<h2>Nvidia liderliği Apple’a bıraktı </h2>
<p>Satış dalgasının fitilini Nvidia’daki düşüş ateşledi. Şirket hisselerinin yüzde 5 gerilemesiyle piyasa değeri 4,75 trilyon dolara inerken, yüzde 1,1 yükselen Apple yaklaşık 4,95 trilyon dolarlık değeriyle yeniden dünyanın en değerli şirketi konumuna geçti. Satışların ardından Nasdaq 100 vadeli endeksi de yüzde 0,75 ekside fiyatlanırken, yatırımcılar yapay zeka altyapısına yönelik dev harcamaların ne kadar sürdürülebilir olduğunu yeniden sorgulamaya başladı.</p>
<h2>250 milyar dolarlık finansman tartışması </h2>
<p>Piyasalardaki tedirginliği artıran en önemli gelişmelerden biri, Nvidia’nın OpenAI’nin veri merkezi yatırımları için 250 milyar dolara kadar finansman sağlanmasına yönelik görüşmeler yaptığı yönündeki haberler oldu. Bu iddia, “tedarikçinin müşterisini finanse ettiği” yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.</p>
<p>Yatırımcılar, yapay zeka ekosistemindeki gelir büyümesinin gerçek talebe mi yoksa birbirini besleyen sermaye harcamalarına mı dayandığını sorgulamaya başladı. Aynı dönemde AMD yüzde 8, Intel ve Dell hisseleri ise yaklaşık yüzde 4 geriledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin rekabeti ve arz endişesi öne çıktı</span></h2>
<p>Satış baskısını besleyen bir diğer unsur ise üretim kapasitesindeki hızlı artış beklentisi oldu. SK Hynix ve Samsung’un önümüzdeki beş yılda DRAM üretim kapasitelerini iki katına çıkarmak amacıyla toplam 800 trilyon wonluk yatırım planı açıklaması, gelecekte arz fazlası oluşabileceği endişesini artırdı. Öte yandan Çinli bellek üreticisi CXMT’nin Şanghay’daki halka arzının ilk işlem gününde yüzde 466 yükselmesi ve 8,5 milyar dolar fon sağlaması da küresel rekabetin daha da sertleşeceği beklentisini güçlendirdi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Uzmanlara göre bir düzeltme yaşanıyor</span></h2>
<p>Piyasalardaki sert satışlara rağmen birçok analist bunun yapay zeka sektöründe büyümenin sona erdiği anlamına gelmediğini düşünüyor. SK Hynix’in ikinci çeyrek faaliyet karının geçen yılın yedi katına çıkarak yaklaşık 64 trilyon wona ulaşması, gelirlerinin ise üç katı aşarak 57 milyar dolara yükselmesi bekleniyor. Uzun vadeli tedarik anlaşmaları ve veri merkezlerinden gelen güçlü sipariş akışı şirketlerin görünümünü desteklemeyi sürdürüyor. Yapay zeka veri merkezleri, bulut altyapıları ve yüksek bant genişlikli bellek (HBM) çiplerine yönelik talebin güçlü kalması bekleniyor. Bu nedenle son düşüşler, aşırı değerlemelerin ardından gelen sağlıklı bir düzeltme olarak değerlendiriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cip-ureticilerinin-devreleri-yandi-84118</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/8/1280x720/asya-borsalari-1785298450.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nvidia öncülüğünde başlayan satış dalgası Asya borsalarına sıçradı. Samsung ve SK Hynix’te çift haneli kayıplar görülürken, yatırımcılar yapay zeka yatırımlarının sürdürülebilirliğini yeniden sorgulamaya başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-carklari-yavasladi-hizmet-sektoru-arayi-acti-84117</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat çarkları yavaşladı, hizmet sektörü arayı açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından açıklanan Türkiye’nin İlk 1000 İhracatçı Araştırması, dış ticaretin devler ligindeki yapısal dönüşümü gözler önüne serdi. İlk 1000 İhracatçı araştırmasında, mal ve hizmet ihracatının ilk kez bir arada verildiği 2022 yılından 2025’e uzanan son dört yılda, Türkiye'nin toplam ihracatı 347,5 milyar dolardan 396,5 milyar dolara yükselirken, İlk 1000’in dış ticaretteki payı istikrarlı bir şekilde yüzde 45-46 bandını korumaya devam etti. THY’nin zirvedeki liderliğini kesintisiz sürdürdüğü bu dönemde hizmet sektöründen firma sayısı 53’ten 65’e, bu sektörün İlk 1000 içindeki ihracat payı ise yüzde 19,37’den yüzde 23,7’ye tırmandı. İmalat sanayinde otomotiv endüstrisi payını yüzde 19,50’ye yükseltirken, savunma ve havacılık sanayii İlk 1000 içindeki payını yüzde 2,28’den yüzde 5,17’ye çıkararak son dört yılın en stratejik sıçramasına imza attı. İmalat sanayinin lokomotif sektörlerinden kimya, çelik ve hazır giyimin payı ise dikkat çekici şekilde geriledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a697c5c0088e-1785298012.png" alt="" width="324" height="676" /></p>
<p><br /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a697c817645e-1785298049.png" alt="" width="323" height="203" /></p>
<h2>İhracatın yarısı İlk 1000’den </h2>
<p>EKONOMİ’nin Türkiye’nin İlk 1000 İhracatçı Araştırması ve Ticaret Bakanlığı istatistiklerinden derlediği verilere göre, toplam mal ve hizmet ihracatı 2022’den 2025’e yüzde 14 artarak 347,5 milyar dolardan 396,5 milyar dolara yükseldi. Söz konusu 4 yılda hizmet ihracatı yüzde 31 artışla 122,6 milyar dolara çıkarken; mal ihracatı ise 4 yılda sadece yüzde 8 artarak 273,4 milyar dolar seviyesine ulaştı. Aynı dönemde İlk 1000’nin ihracatı ise yüzde 13 artışla 182,2 milyar dolara dayandı. Görüldüğü üzere, hizmet ihracatı hem toplam mal ihracatından hem de İlk 1000’in ihracatından daha hızlı yükseldi. İlk 1000’in Türkiye’nin toplam ihracatından aldığı paya bakıldığında da, Türkiye’nin dış ticaret hacmi genişlerken ihracatın yaklaşık yarısının istikrarlı bir şekilde bu 1000 şirket tarafından gerçekleştirildiğini tescilledi. İlk 1000’in toplam ihracattan aldığı pay son 4 yılda sırasıyla yüzde 46,6; yüzde 44,8; yüzde 44,3 ve yüzde 45,9 bandında dengelendi.</p>
<h2>En fazla şirket kimyada </h2>
<p>İlk 1000 İhracatçı’nın sektörel kırılımlarına bakıldığında da, nitelik ve nicelik bakımından iki farklı tablo ortaya çıkıyor. İhracatın devleri arasında en fazla şirket 116 ile kimyevi maddeler ve mamulleri sektöründen gelirken; ikinci sırada 101 şirket ile otomotiv geliyor. Üçüncü sırada 85 firma ile hazır giyim ve konfeksiyon var; ancak 2022’de bu sektör 112 şirket ile temsil ediliyordu. Listede 27 şirket kaybeden hazır giyim en fazla kayıp yaşayan sektör olurken; onu 4 yılda 20 şirket azalan çelik, 15 şirket azalan demir/ demir dışı metaller izledi. Şirket sayısını söz konusu dönemde istikrarlı şekilde artıran iki sektör ise otomotiv ve hizmet oldu. Otomotivde şirket sayısı 4 yılda 22, hizmette ise 12 adet arttı.</p>
<h2>İhracata dev ‘hizmet’</h2>
<p>İlk 1000 içerisindeki sektörel ihracat toplamları üzerinden yapılan ağırlık analizleri, döviz kazancının hangi alanlarda yoğunlaştığını da ortaya koyuyor. Listeye dahil olduğu 2022 yılında İlk 1000 içindeki payı yüzde 19,37 olan hizmet sektörü, yıllar içinde gösterdiği tırmanışla 2025 yılında yüzde 23,7'ye ulaşarak liderliğini ve ağırlığını perçinledi. Devler arasındaki hizmet sektörü şirket sayısı da 4 yılda 53’ten 65’e kademeli şekilde yükseldi; sektörün lideri THY, 4 yıldır listenin de zirvesinden inmedi. Mal ihracatının şampiyonu otomotiv endüstrisi ise 2022'deki yüzde 16,42'lik payını 2025'te yüzde 19,5'e yükselterek devler ligindeki ikinci büyük güç olarak öne çıktı. Üçüncü sırada ise yüzde 9,42’lik payı ile kimyevi maddeler ve mamulleri yer aldı.</p>
<h2>Lokomotif sektörlerin payı geriliyor </h2>
<p>Yüksek maliyetler, daralan talep ve fiyat rekabetçiliğinde yaşanan erozyon imalat sanayi ihracatını son yıllarda önemli ölçüde yavaşlatırken, bunun yansımaları İlk 1000 İhracatçı Araştırmasına da yansıdı. Buna göre, lokomotif sektörlerin İlk 1000’deki ağırlığında ciddi bir gerileme dikkat çekiyor. Listede en fazla şirketle temsil edilen kimyanın ağırlığı son 4 yılda 3,15 puan kayıpla yüzde 9,42’ye indi. Son 3 yılda ciddi şekilde kapanma ve konkordatoların yaşandığı hazır giyim ve konfeksiyon, İlk 1000’de de kan kaybetti. Bu sektörün payı da son 4 yılda kademeli şekilde gerileyerek 3,05 puan düştü ve yüzde 3,23’ü gördü.</p>
<p>Buna karşılık, savunma ve havacılık sanayii 2022'de yüzde 2,28 olan payını 2025 yılında yüzde 5,17'ye çıkararak ilk 1000 içerisindeki ağırlığını iki katından fazla artıran en stratejik kollardan biri oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-carklari-yavasladi-hizmet-sektoru-arayi-acti-84117</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/03/ihracat-dis-ticaret.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat devlerinin son 4 yıllık performansı, Türkiye’nin dış ticaretinde yaşanan eksen değişikliğinin sinyallerini veriyor. İlk 1000 İhracatçı araştırmasının zirvesindeki hizmet sektörü, ağırlığını yüzde 23,7’ye çıkararak, en yakın rakibi otomotivle arayı açtı. Savunma da payını iki katından fazla artırıp en stratejik sıçramaya imza attı. Sanayinin lokomotif sektörleri kimya, hazır giyim ve çelikte ise kan kaybı dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tpao-bpnin-kerkuk-merkezli-sirketinin-yuzde-15ini-aldi-84154</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> TPAO, BP&#039;nin Kerkük merkezli şirketinin yüzde 15&#039;ini aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın (TPAO), BP Energy Company of Kirkuk Limitedin (BP ECKL) yüzde 15 hissesini satın aldığı bildirildi.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'ye resmi ziyarette bulunan Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'yi kabulü öncesinde Bakanlıkta imza töreni düzenlendi.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın refakat ettiği törende imzaları TPAO Genel Müdürü Cem Erdem ile BP Upstream İş Geliştirmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı Andrew McAuslan attı.</p>
<p>Bayraktar, tören sonrası yaptığı konuşmada, 2026'nın başından itibaren TPAO'yu büyütme, dünyadaki farklı coğrafyalarda daha etkin kılma adına uluslararası şirketlerle anlaşma imzaladıklarını anımsatarak, "Bu anlaşmalarımızın BP ile olan kısmının somut çıktılarından bir tanesinin imzasını attık. Bu anlaşmayla Türkiye, BP ile beraber Kerkük'teki sahalara ortak oldu. Bu aslında üzerinde uzun süredir çalıştığımız bir proje ve Türkiye Petrollerini günde 1 milyon varil petrol ve doğal gaz üretimi yapan bir şirket yapma yolundaki en önemli adımlarımızdan bir tanesi." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yapılan anlaşmayla TPAO'nun yüzde 15'lik bir hissesi olacağını aktaran Bayraktar, "ConocoPhillips, BP ve Türkiye Petrolleri ortaklığında bir konsorsiyum oluşturulmuş olacak ve bu konsorsiyum orada yaklaşık 3 milyar varil olduğunu tahmin ettiğimiz rezervi geliştirmek, üretmek, oradaki üretimi artırmak için birlikte çalışacak." bilgisini paylaştı.</p>
<p>Bayraktar, söz konusu anlaşmanın ülke ekonomisine güç katacak önemde olduğunu vurgulayarak, Türkiye Petrollerinin uluslararası alanda etkinliğini artırma adına farklı projeler, farklı ortaklıklar yapacaklarını kaydetti.</p>
<p>Proje, Irak'ın en önemli hidrokarbon üretim bölgelerinden biri olan Kerkük'teki Baba ve Avanah kubbeleri ile Bai Hassan, Jambur ve Khabbaz sahalarını kapsıyor.</p>
<p>Sözleşme alanının ilk aşamada 3 milyar varil petrol eşdeğerinin üzerinde hidrokarbon kaynağı içerdiği değerlendiriliyor. Alanın, önemli ilave arama potansiyeli barındırdığı da öngörülüyor.</p>
<p>Uluslararası ölçekte önemli olan bu yatırım, TPAO'nun üretim portföyünü büyütmenin yanı sıra teknik gücünü, operasyonel tecrübesini ve uluslararası ortaklık geliştirme kabiliyetini dünyanın önde gelen hidrokarbon bölgelerinden biri olan Kerkük'e taşıyacak.</p>
<p>Enerjide tam bağımsız Türkiye vizyonu doğrultusunda atılan bu adım, Türkiye'nin enerji arz güvenliğine ve Irak'ın uzun vadeli enerji hedeflerine katkı sağlarken, TPAO'nun küresel enerji sektöründeki konumunu daha da güçlendirecek.</p>
<p><strong>Bayraktar, Iraklı bakanlarla da görüştü</strong></p>
<p>Ayrıca Bayraktar, Irak Başbakanı ez-Zeydi'nin heyetinde yer alan Irak Petrol Bakanı Basim Muhammed Hüdeyir ve Irak Elektrik Bakanı Ali Saadi Vehib ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde görüştü.</p>
<p>Bayraktar, NSosyal hesabından görüşmeye ilişkin yaptığı paylaşımda, Türkiye ile Irak enerji işbirliğinin mevcut altyapısının tam kapasiteyle değerlendirilmesi hususundaki ortak kararlılıklarını teyit ettiklerini belirterek, "Petrol, doğal gaz ve elektrik iletim hatları başta olmak üzere işbirliğimizi güçlendirecek somut projeler üzerinde durduk. Karşılıklı fayda temelinde geliştireceğimiz ortak projelerle ülkelerimiz arasındaki enerji iş birliğini daha da derinleştirmeyi hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tpao-bpnin-kerkuk-merkezli-sirketinin-yuzde-15ini-aldi-84154</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/4/1280x720/54-1785309307.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TPAO, BP&#039;nin Kerkük merkezli BP ECKL adlı şirketinin yüzde 15 hissesini satın aldı. Anlaşmayla Türkiye&#039;nin, BP ile beraber Kerkük&#039;teki sahalara ortak olduğunu belirten Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, &quot;Bu aslında üzerinde uzun süredir çalıştığımız bir proje ve Türkiye Petrolleri&#039;ni günde 1 milyon varil petrol ve doğal gaz üretimi yapan bir şirket yapma yolundaki en önemli adımlarımızdan bir tanesi.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tomsuklu-osbde-12-sanayi-parseli-yatirimcilara-tahsis-edilecek-84173</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tomsuklu OSB&#039;de 12 sanayi parseli yatırımcılara tahsis edilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş'ın üretim gücünü artırmak, yeni sanayi yatırımlarını teşvik etmek ve istihdama katkı sağlamak amacıyla Tomsuklu Organize Sanayi Bölgesi'nde (OSB) yeni arsa tahsis süreci başlatıldı.</p>
<p>Dulkadiroğlu ilçesine bağlı Çiğli, Çınarlı ve Fituşağı mahallelerinde bulunan, büyüklükleri 3 bin 700 metrekare ile 121 bin 549 metrekare arasında değişen toplam 12 sanayi parseli yatırımcıların başvurusuna açılıyor. Toplam 670 bin 850,30 metrekarelik alanı kapsayan tahsislerin, bölgeye yeni üretim tesisleri kazandırması hedefleniyor.</p>
<p>Tahsis edilecek parsellerin metrekare birim fiyatı 50 dolar olarak belirlendi. Tahsis bedelinin yüzde 35'i peşin tahsil edilecek.</p>
<p>Başvuru sayısına göre parseller doğrudan tahsis edilebilecek, talebin fazla olması halinde ise noter huzurunda kura çekimi veya puanlama yöntemi uygulanacak. Ödeme planı, başvuru teminatı, değerlendirme kriterleri ve kura sürecine ilişkin ayrıntılar başvuru şartnamesinde yer alıyor.</p>
<p><strong>Yatırımcılara süre şartı</strong></p>
<p>Tahsis edilen parsellerde yatırım sürecinin belirlenen takvim doğrultusunda tamamlanması zorunlu olacak.Buna göre yatırımcıların, tahsis tarihinden itibaren bir yıl içinde projelerini OSB yönetimine onaylatarak yapı ruhsatını almaları gerekiyor. Yapı ruhsatının alınmasının ardından iki yıl içerisinde iş yeri açma ve çalışma ruhsatının temin edilmesi ile çevre mevzuatı kapsamında gerekli izinlerin tamamlanması şartı aranacak.</p>
<p>Belirlenen sürelerde yükümlülüklerini yerine getirmeyen yatırımcıların tahsisleri yönetim kurulu kararıyla iptal edilebilecek. Ancak makul gerekçelerin bulunması halinde yapı ruhsatı ve iş yeri açma süreleri ayrı ayrı en fazla bir yıl uzatılabilecek.</p>
<p><strong>Başvurular 3 Ağustos'ta başlıyor</strong></p>
<p>Arsa tahsis başvuruları, 3-23 Ağustos 2026 tarihleri arasında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın Sanayi Bölgeleri Atlası sistemi üzerinden elektronik ortamda gerçekleştirilecek. Başvuru bağlantısına Tomsuklu Organize Sanayi Bölgesi'nin internet sitesindeki "Duyurular" bölümünden de ulaşılabilecek.</p>
<p>Parselasyon planını incelemek ve ayrıntılı bilgi almak isteyen yatırımcılar ise Kahramanmaraş Tomsuklu Organize Sanayi Bölgesi Bölge Müdürlüğüne başvurabilecek.</p>
<p>Yeni tahsis sürecinin, Kahramanmaraş'ın sanayi altyapısının güçlendirilmesine, üretim kapasitesinin artırılmasına ve bölge ekonomisine yeni yatırımlar kazandırılmasına önemli katkı sağlaması bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tomsuklu-osbde-12-sanayi-parseli-yatirimcilara-tahsis-edilecek-84173</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/3/1280x720/tomsuklu-osbde-12-sanayi-parseli-yatirimcilara-tahsis-edilecek-1785312653.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Tomsuklu Organize Sanayi Bölgesi&#039;nde toplam 670 bin 850 metrekare büyüklüğündeki 12 sanayi parseli yatırımcılara tahsis edilecek. Başvurular 3-23 Ağustos 2026 tarihleri arasında elektronik ortamda alınacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/asliteks-cfosu-mehmet-ugur-coban-kaybedilen-siparis-geri-alinir-uretim-kasi-geri-gelmez-84161</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mehmet Uğur Çoban: Kaybedilen sipariş geri alınır, üretim kası geri gelmez</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/DENİZLİ</strong></p>
<p>Türkiye İş Bankası’nın “Tekstil ve Hazır Giyim 2026-I”, TGSD’nin “Vizyon 2050 Stratejik Uzgörü” ve TÜSİAD’ın “Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi” raporlarını birlikte değerlendiren Aslıteks CFO’su Mehmet Uğur Çoban, Türkiye’nin yalnızca tekstil ve hazır giyimde değil, ihracatçı imalat sanayinin genelinde maliyet bazlı rekabet gücünü kaybettiğini belirterek, enflasyonla gerçek anlamda mücadele edilmesi, sektörün sermayesini koruyacak bir geçiş köprüsü kurulması ve şirketlerin de eski üretim modelinde ısrar etmemesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>Tekstil ve hazır giyim sektörünü korumanın, geçmişin üretim modelini olduğu gibi sürdürmek anlamına gelmediğini vurgulayan Çoban, “Dönüşümden söz ederken sektörün sermayesini, yetişmiş insan kaynağını ve üretim altyapısını kaybetmesine de seyirci kalamayız. Enflasyonu düşürmeye çalışırken üretimi kaybediyorsak, uygulanan politikanın maliyetini yeniden düşünmek zorundayız. Çünkü kaybedilen bir sipariş yeniden alınabilir. Ancak kaybedilen üretim kası, yetişmiş insan gücü ve sanayi hafızası kolay kolay geri gelmez” dedi.</p>
<h2>“Türkiye büyüyen pazarda rekabet gücünü ve payını kaybetti”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a69aeb0ddd66-1785310896.jpeg" alt="" width="700" height="652" /></p>
<p>Sektörün 2026 yılı ilk çeyrek rakamlarını değerlendiren Çoban, “Sanayi üretimi tekstilde %4,5, hazır giyimde %22,1 daraldı. Reel ciro tekstilde %3,3, hazır giyimde %12,8 gerilerken, ihracat tekstilde %7,4, hazır giyimde %5,8 azaldı. İki sektördeki yıllık istihdam kaybı 114 bin kişiye ulaşırken, takipteki kredi bakiyesi %93,2 artarak 24,4 milyar TL’ye çıktı. Tüm bu yaşananları yalnızca küresel talep daralmasıyla açıklamak mümkün değil. Çünkü 2025 yılında dünya hazır giyim ticareti %4,35 büyürken Türkiye’nin ihracatı %5,58 küçüldü. Dünya pazarındaki payımız 35 yıl sonra ilk kez %3’ün, Avrupa Birliği pazarındaki payımız ise 30 yıl sonra ilk kez %5’in altına indi. Dünya pazarı ortadan kaybolmadı; Türkiye büyüyen pazarda rekabet gücünü ve payını kaybetti. TÜSİAD’ın Rekabet Gücü Endeksi bu teşhisi imalat sanayinin geneli açısından da doğruluyor. Endeks 2026’nın ilk çeyreğinde %1,7 gerileyerek 87,3’e düşmüş ve tarihsel olarak düşük seviyelerde kalmaya devam etti” ifadelerini kulandı.</p>
<p>Aynı dönemde dolar bazında işgücü maliyetinin Türkiye’de %8,5, rakip ülkelerde %2,1 arttığını, ara malı maliyetinin Türkiye’de %3,4, rakiplerde %1,8 yükseldiğini ve finansman maliyeti Türkiye’de %0,2 artarken rakip ülkelerde %1,6 gerilediğini aktaran Çoban, “Enerji maliyetlerindeki %6’lık düşüş bile bu bozulmayı telafi edemedi. Daha da önemlisi, işgücü verimliliği rakip ülkelerle benzer düzeyde gelişti. Dolayısıyla yaşanan rekabet kaybını yalnızca ‘verimsizlik’ veya ‘yüksek ücret’ söylemiyle açıklayamayız” dedi.</p>
<h2>“Sorunun merkezinde enflasyon, faiz ve döviz kuru arasındaki uyumsuzluk var”</h2>
<p>Sorunun merkezinde enflasyon, faiz ve döviz kuru arasındaki uyumsuzluk bulunduğunu söyleyen Çoban, “TGSD raporuna göre 2022-2025 döneminde; enflasyon %216, asgari ücret %351, politika faizi %241 artarken döviz kuru sepeti ise yalnızca %144 arttı. Maliyetlerinin yaklaşık %60’ı TL’ye bağlı olan bir ihracatçı için bunun anlamı açık: İşçilik, enerji, finansman ve diğer TL maliyetleri enflasyonla yükselirken ihracat gelirinin TL karşılığı aynı hızda artmadı. Sektörün dolar bazlı maliyeti %26,1 yükselirken satış fiyatları ancak %9,6 artırılabildi. Çünkü küresel alıcı, Türkiye’deki enflasyonun bedelini ödemiyor. Ortaya çıkan fark önce kârlılıktan, sonra öz sermayeden, en sonunda da üretim ve istihdamdan karşılandı. Para politikası bir taraftan yüksek faizle finansman maliyetini artırırken, diğer taraftan enflasyonun gerisinde kalan kurla ihracat gelirini reel olarak zayıflatıyor. Şirket aynı anda hem pahalı TL finansman kullanıyor hem de döviz bazında pahalı bir üreticiye dönüşüyor. Bunun bilançolardaki karşılığı da çok net: İSO İkinci 500-2025 araştırmasına göre, sanayi kuruluşlarının finansman giderleri yüzde 45,2 oranında artarak 138 milyar TL'ye yükseldi ve bu giderler faaliyet kârının yüzde 87'sine ulaştı. Yani şirketler üretimden kazandıklarından daha fazlasını finansman sistemine ödüyor” değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<h2>“Nasıl bir yaklaşım sergilenmeli?”</h2>
<p>Verimlilik farkıyla açıklanamayan kalıcı bir kur-enflasyon makasının, ihracatçının rekabet gücünü sistematik olarak aşındıracağını söyleyen Çoban, “Birincisi, enflasyonla gerçek anlamda mücadele edilmeli. Mali disiplin, kamuda tasarruf, tarım ve enerji arz güvenliği, yönetilen fiyatlarda öngörülebilirlik ve yapısal reformlar para politikasını desteklemeli. Enflasyonun bütün yükü faiz ve döviz kuru üzerine bırakılamaz. İkincisi, sektörün sermayesini koruyacak bir geçiş köprüsü kurulmalı. Eximbank ve reeskont kredileri daha uzun vadeli ve erişilebilir hale getirilmeli; faiz ve komisyonların kredi başlangıcında tahsil edilmesi yerine vadeye yayılması sağlanmalı. İstihdam ve enerji destekleri ise ihracat, verimlilik, kayıtlı istihdam ve dijital dönüşüm kriterlerine bağlanmalı. Ben sınırsız ve koşulsuz desteklerden yana değilim. Ancak rekabet gücü makroekonomik tercihler nedeniyle aşınan stratejik sektörlere geçici bir köprü kurulması da “şirket kurtarmak” değil, ülkenin üretim altyapısını korumak. Üçüncüsü, şirketler de eski üretim modelinde ısrar etmemeli. Yapay zekâ destekli kalite kontrolü, otomasyon, enerji ve kaynak verimliliği, gerçek zamanlı maliyet takibi, dijital ürün pasaportu ve veri temelli fiyatlama artık ertelenebilecek yatırımlar değil. Fason üretimden tasarıma, markaya, teknik tekstile ve niş ürünlere geçiş hızlandırılmalı. Avrupa’ya yakınlık, hızlı teslimat, küçük parti üretimi, entegre tedarik zinciri ve güvenilirlik Türkiye’nin yeniden fiyatlandırması gereken gerçek avantajları” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/asliteks-cfosu-mehmet-ugur-coban-kaybedilen-siparis-geri-alinir-uretim-kasi-geri-gelmez-84161</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/1/1280x720/asliteks-cfosu-mehmet-ugur-coban-kaybedilen-siparis-geri-alinir-uretim-kasi-geri-gelmez-1785310938.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil ve hazır giyim sektörünü korumanın, geçmişin üretim modelini olduğu gibi sürdürmek anlamına gelmediğini vurgulayan Aslıteks CFO’su Mehmet Uğur Çoban, dönüşümden söz ederken sektörün sermayesini, yetişmiş insan kaynağını ve üretim altyapısını kaybetmesine de seyirci kalınmaması gerektiğine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tesk-baskan-vekili-adlihan-dere-indirim-yarisinda-adil-rekabet-korunmali-84116</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 01:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İndirim yarışında adil rekabet korunmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>TESK Başkan Vekili ve Antalya Esnaf Sanatkar Odaları Birliği (AESOB) Başkanı Adlıhan Dere, yaz döneminde artan indirim kampanyalarının alışveriş hareketliliğini artırdığını, ancak rekabetin sağlıklı işlemesi için fiyat kadar güvenin de korunması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Tüketicinin doğru bilgilendirilmesinin ticaret hayatının temel unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Dere, indirim kampanyalarının gerçek fiyatlar üzerinden yürütülmesinin piyasa güvenini güçlendireceğini söyledi.</p>
<p>İndirim kampanyalarında fiyatlandırmaya dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Adlıhan Dere, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Son dönemde giderek artan indirim yarışı, özellikle maliyet baskısıyla mücadele eden esnaf ve sanatkârlarımız açısından rekabet koşullarını daha da ağırlaştırıyor. Rekabetin fiyat üzerinden yürütülmesi kadar dürüstlük, şeffaflık ve kurallara uygunluk da büyük önem taşıyor. Tüketicinin güvenini zedeleyen her uygulama uzun vadede ticaret hayatına zarar verir. Güven ortamı güçlendikçe hem alışveriş hareketliliği artar hem de piyasa daha sağlıklı işler.’’</p>
<p>Esnaf ve sanatkârın yıllardır kaliteli hizmet, güven ve emeğiyle ayakta kaldığını vurgulayan Dere, ‘’Rekabetin bütün işletmeler için eşit kurallar çerçevesinde yürütülmesi gerekir. Esnaf ve sanatkârımız büyük indirim kampanyalarıyla yarışmak yerine kaliteli hizmeti, güveni ve müşteri memnuniyetini ön planda tutuyor. Ancak sürdürülebilir bir ticaret hayatı için rekabet şartlarının tüm işletmeler açısından adil olması büyük önem taşıyor’’ dedi.</p>
<p>Yerel esnafın yalnızca ticari hayatın bir parçası olmadığını, aynı zamanda şehir ekonomisinin sosyal güvencesi olduğunu ifade eden Dere, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Mahalle kültürünü yaşatan, istihdam oluşturan ve kazancını yine yaşadığı şehre aktaran esnaf ve sanatkârlarımız ekonomimizin en güçlü yapı taşlarından biridir. Esnafımız güçlü oldukça piyasa daha dengeli, tüketici daha güvende olur. Rekabetin kurallara uygun yürütülmesi, güven ortamının korunması ve dürüst ticaret anlayışının yaygınlaşması hepimizin ortak sorumluluğudur. Fiyat odaklı rekabetin giderek sertleştiği bir dönemde, yerel esnafın emeğini ve sürdürülebilirliğini koruyacak adımların desteklenmesi hem piyasa dengesi hem de tüketici güveni açısından büyük önem taşıyor.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tesk-baskan-vekili-adlihan-dere-indirim-yarisinda-adil-rekabet-korunmali-84116</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/6/1280x720/tesk-baskan-vekili-adlihan-dere-indirim-yarisinda-adil-rekabet-korunmali-1785276267.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TESK Başkan Vekili ve Antalya Esnaf Sanatkar Odaları Birliği Başkanı Adlıhan Dere, indirim kampanyalarında dürüstlük ve şeffaflığın hem tüketici güvenini hem esnafın rekabet gücünü koruyan en önemli unsur olduğunu belirterek adil rekabet çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/amerikan-hastanesinden-antalyaya-100-milyon-dolarlik-saglik-yatirimi-84115</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 00:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amerikan Hastanesi’nden Antalya’ya 100 milyon dolarlık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Koç Holding Sağlık Grubu'nun, yılda 17 milyondan fazla turist ağırlayan başta Antalya olmak üzere Akdeniz’i, tedavi, araştırma geliştirme, tıbbi teknolojik yatırım ve eğitimle birlikte uluslararası sağlık üssü yapmayı hedeflediği bildirildi. </p>
<p>Yapılan açıklamay göre, Koç Holding Sağlık Grubu tarafından 100 milyon dolarlık yatırım ile renove edilen 115 yatak kapasiteli Antalya Amerikan Hastanesi törenle hizmete açıldı. Koç Healthcare böylece uluslararası standartlardaki sağlık hizmetlerini turizm sağlığında güçlü konumda olan Akdeniz'e taşıyor.</p>
<p>Koç Holding Sağlık Grubu Başkanı Dr. Erhan Bulutçu, açılışta yaptığı konuşmada, Antalya Anatolia Hospital adıyla hizmet veren hastanenin, grup bünyesinde birinci faz yatırımıyla, yeni akademik ve tıbbi kadrosu, tıbbi teknoloji dönüşümü ve hastane altyapı renovasyonuyla, Antalya Amerikan Hastanesi adı altında sağlıkta yeni referans noktası olacağını söyledi.</p>
<p>Amerikan Hastanesinin Türkiye’deki çalışmaları ve tarihi hakkında da bilgi veren, Bulutçu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Amerikan Hastanesi hizmet anlayışı ve uluslararası kalite standartlarını şimdi Antalya Amerikan Hastanesi ile Akdeniz’e taşıyoruz.  Anatolia Hospital Antalya Hastanesi, kapsamlı bir dönüşüm sürecinin ardından Antalya Amerikan Hastanesi olarak sağlık hizmeti sunmaya başladı. 115 yataklı Antalya Amerikan Hastanesi, kanser tanı ve tedavisinde, cerrahi onkolojide, kalp ve solunum cerrahisinde, kas ve iskelet grubunda, nörolojik bilimlerde, ürolojide, kadın sağlığı ve tüp bebek tedavisinde (IVF) yeni nesil robotik ve endoskopik cerrahi tedavi yöntemlerle ve akademik kadrosuyla Antalyalılara uluslararası bir merkez olarak hizmet verecek.’’</p>
<p><strong>"2. ve 3. fazda 3 katı yatırım"</strong></p>
<p>Koç Healthcare'in 100 milyon dolarlık yatırımı ile Antalya'daki ilk faz yatırımı gerçekleştirdiğine dikkat çeken Dr. Bulutçu, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Antalya'da yaşayanların yanı sıra Akdeniz bölgesindeki uluslararası hastalar da Amerikan Hastanesi’nin uluslararası standartlarındaki sağlık hizmetine erişebilecek. Antalya’ya yılda 17 milyon turist geliyor. 100 binden fazla turist sağlık için geliyor. Bunun yüzde 50’si Avrupa, yüzde 50’si ise Rusya’dan geliyor.  Belek’teki hastanemizde de spor sağlığı ve geriatri konusunda hizmet verme, araştırma ve eğitim alanında entegre sağlık hizmeti ile Koç Holding Sağlık Grubunun üçüncü merkezi olacak. Antalya’da ikinci ve üçüncü fazlar için ilk fazın 3 katı yatırım gerçekleştirilecek. Antalya Amerikan Hastanesi, Antalya’nın uluslararası hasta sağlığının yükselen konumuna katkı sunma sorumluluğuyla ileri tıbbi teknoloji, dijital sağlık altyapısı ve multidisipliner tedavi yaklaşımını aynı çatı altında buluşturuyor. Koç Holding Sağlık Grubu olarak Antalya ve Akdeniz’i uluslararası sağlık üssü, hub haline getirmek istiyoruz.’’</p>
<p>Antalya Amerikan Hastanesi’nin, bölgenin uluslararası sağlık ekosistemine de katkı sunmayı hedeflediğne dikkat çeken Dr. Bulutçu, ‘’Amerikan Hastanesi'nin sağlık anlayışını Antalya'ya taşıyoruz. Bu bir isim değişikliğinden çok daha öte, bir gelecek planı. Antalya, turizm açısından dünyanın dikkatini çeken şehirlerden biri. Biz de bu potansiyeli sağlıkla birleştireceğiz. Bunu yaparken de yalnızca uluslararası hasta sayısıyla değil, sürdürülebilir, ölçülebilir sağlık kalitesiyle destekleyeceğiz. Antalya Amerikan Hastanesi'ni gelecekte Akdeniz’de hayata geçireceğimiz yatırımlarımızın ilk adımı olarak görüyoruz’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/amerikan-hastanesinden-antalyaya-100-milyon-dolarlik-saglik-yatirimi-84115</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/5/1280x720/amerikan-hastanesinden-antalyaya-100-milyon-dolarlik-saglik-yatirimi-1785276026.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koç Holding Sağlık Grubu tarafından 100 milyon dolarlık yatırım ile yenilenen 115 yatak kapasiteli Antalya Amerikan Hastanesi hizmete açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tav-havalimanlarindan-ilk-yarida-8673-milyon-euro-konsolide-ciro-84152</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> TAV Havalimanları&#039;ndan ilk yarıda 867,3 milyon euro konsolide ciro</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TAV Havalimanları 2026'nın ilk altı ayına ait finansal ve operasyonel sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, şirket, söz konusu dönemde işlettiği havalimanlarında dış hatlarda 29,9 milyon, iç hatlarda 18,3 milyon olmak üzere toplam 48,2 milyon yolcu ağırladı.</p>
<p>TAV Havalimanları İcra Kurulu Başkanı Serkan Kaptan, yılın ilk yarısının, küresel ekonomik ve jeopolitik belirsizliklerin devam ettiği zorlu bir dönem olduğunu belirtti.</p>
<p>Türk lirasının reel olarak güçlü seyretmesi, Orta Doğu'daki jeopolitik gerilimler ve yükselen jet yakıtı fiyatlarının havacılık sektörü üzerinde baskı oluşturduğunu aktaran Kaptan, "Tüm bu zorluklara rağmen, çeşitlendirilmiş portföyümüz, operasyonel esnekliğimiz ve disiplinli yönetim anlayışımız sayesinde yolcu trafiğinin üzerinde ciro ve faiz, amortisman ve vergi öncesi kar (FAVÖK) büyümesi elde etmeyi başardık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kaptan, yılın ilk yarısında 48,2 milyon yolcuya hizmet verdiklerini ve geçen yılın aynı dönemine göre yolcu sayısını yüzde 1 artırdıklarını kaydetti.</p>
<p>Ankara, İzmir ve Kuzey Makedonya'daki havalimanlarının güçlü performanslarını sürdürürken, Almatı Havalimanı'nın uluslararası yolcu trafiğinde güçlü bir büyüme kaydettiğini vurgulayan Kaptan, "AJet'in Milas-Bodrum Havalimanı'nda ilave uçak konuşlandırma kararının önümüzdeki dönemlerde büyümemizi destekleyeceğine inanıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Kaptan, yılın ilk yarısında finansal performanslarının güçlü seyrini koruduğuna işaret ederek, cirolarının yüzde 5 artışla 867,3 milyon euroya, FAVÖK'lerinin ise yüzde 3 artışla 245 milyon euroya ulaştığını ifade etti.</p>
<p>İkinci çeyrekte hem ciro hem de FAVÖK'ün yıllık bazda yüzde 14 artarak ilk yarıyı güçlü şekilde tamamlamalarını sağladığını belirten Kaptan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Geçen yıl karlılığı olumsuz etkileyen, euronun güçlenmesinden kaynaklanan nakit çıkışı yaratmayan ertelenmiş vergi ve kur çevrim giderlerinin aksine, bu yıl net karımız yeniden pozitife döndü. Antalya Havalimanı'nda yeni ticari alanların hizmete açılması yiyecek-içecek ve duty free gelirlerimizi desteklerken, yolcu başına ticari gelirimiz de artış gösterdi.</p>
<p>Almatı Havalimanı'ndaki azınlık hissedarı KIF'in, 2021 tarihli Hissedarlar Sözleşmesi kapsamındaki satım opsiyonunu kullanma kararı doğrultusunda, Almatı Havalimanı'ndaki kalan yüzde 15 payın 133 milyon dolar bedelle satın alınması konusunda anlaşmaya vardık. İşlemin tamamlanmasıyla birlikte havalimanının tamamına sahip olacağız. Almatı Havalimanı güçlü operasyonel performansını sürdürmekte olup, Orta Asya'nın önde gelen havacılık merkezlerinden biri olarak stratejik önemini artırmaya devam etmektedir."</p>
<p><strong>"Bu toparlanmanın yılın geri kalanında da sürmesini bekliyoruz"</strong></p>
<p>Kaptan, Almatı'daki yatırımların planlandığı şekilde ilerlediğini vurgulayarak, yılın geri kalanında yolcu başına uygulanan tarifelerde bekledikleri kademeli artışların, jet yakıtı satış hacimlerindeki düşüşün gelirler üzerindeki etkisini büyük ölçüde telafi etmesini öngördüklerini ve Almatı'da havacılık gelirlerini artırmaya, operasyonel verimliliği geliştirmeye, uzun vadeli değer yaratmaya odaklanmayı sürdürdüklerini ifade etti.</p>
<p>Tiflis Havalimanı işletme imtiyazlarının beş yıl uzatılmasının ardından terminal ve apron yatırımlarına başladıklarını belirten Kaptan, "Bu yatırım programını 2028 IATA yaz sezonu başlamadan önce tamamlamayı planlıyoruz. Orta Doğu'daki gerilime bağlı olarak hava sahası kapanışlarından etkilenen Gürcistan'da ise bölgedeki koşulların iyileşmeye başlamasıyla birlikte yolcu büyümesi haziran ayında yeniden ivme kazandı. Mevcut koşulların devam etmesi halinde, bu toparlanmanın yılın geri kalanında da sürmesini bekliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Kaptan, ilk yarı sonuçlarının, değişen piyasa koşullarına rağmen iş modellerinin dayanıklılığını ve çeşitlendirilmiş portföylerinin sağladığı avantajları bir kez daha ortaya koyduğuna işaret ederek, gelecek dönemde de yatırımlara, operasyonel mükemmeliyete ve sürdürülebilir büyümeye odaklanmaya devam edeceklerini, tüm paydaşları için uzun vadeli değer yaratma kararlılığını sürdürdüklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tav-havalimanlarindan-ilk-yarida-8673-milyon-euro-konsolide-ciro-84152</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/2/1280x720/serkan-kaptan-1785308979.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TAV Havalimanları&#039;nın yılın ilk yarısında 867,3 milyon euro konsolide ciro elde ettiği, toplamda 48,2 milyon yolcu ağırladığı bildirildi. İcra Kurulu Başkanı Serkan Kaptan, &quot;Çeşitlendirilmiş portföyümüz, operasyonel esnekliğimiz ve disiplinli yönetim anlayışımız sayesinde yolcu trafiğinin üzerinde ciro ve FAVÖK büyümesi elde etmeyi başardık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbankin-ilk-yari-konsolide-net-kari-343-milyar-lira-84148</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akbank&#039;ın ilk yarı konsolide net kârı 34,3 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akbank, 2026'nın ilk yarısına ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, ikinci çeyrekteki jeopolitik gelişmelere bağlı belirsizliklerin küresel piyasalarda ve emtia fiyatlarında belirgin dalgalanmaya neden olduğunu belirtti.</p>
<p>Söz konusu dalgalanmaların yurt içinde enflasyon, dış denge ve bütçe üzerinde etkileri gözlense de ekonomi yönetimi tarafından proaktif alınan politika önlemlerinin, yurt içi finansal piyasaların görece daha sakin seyir izlemesini sağladığını aktaran Gür, bu süreçte Akbank ve Türk bankacılık sektörünün Türkiye ekonomisini desteklemeyi sürdürdüğünü anlattı.</p>
<p>Gür, yılın ilk yarısında Türkiye ekonomisine sağladıkları kredi desteğini 2 trilyon 233 milyar lirası nakdi olmak üzere toplam 2 trilyon 913 milyar lira seviyesine çıkardıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Toplam mevduatımız 2 trilyon 511 milyar liraya, aktiflerimiz ise 4 trilyon 12 milyar liraya ulaştı. Yüzde 16,4 düzeyinde gerçekleşen güçlü konsolide sermaye yeterlilik oranımızla reel sektörün büyümesine ve gelişmesine destek olmayı sürdürdük. Bankamız 2026'nın ilk yarısında 12 milyar 623 milyon lira vergi gideri sonrası 34 milyar 333 milyon lira konsolide net kâr elde etti. Başarılı performansları için çalışma arkadaşlarıma ve bizlere duydukları güven için başta müşterilerimiz olmak üzere tüm paydaşlarımıza teşekkür ederim."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbankin-ilk-yari-konsolide-net-kari-343-milyar-lira-84148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/2/1280x720/kaan-gur-1770102254.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akbank&#039;ın yılın ilk yarısında 34 milyar 333 milyon lira konsolide net kâr elde ettiği bildirildi. Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, bu dönemde Türkiye ekonomisine sağladıkları kredi desteğini 2,23 trilyon lirası nakdi olmak üzere toplam 2,9 trilyon lira seviyesine çıkardıklarını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ibrahim-halil-gumruk-kapisi-30-milyar-dolarlik-ticaret-hedefine-onemli-kati-yapacak-84112</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 17:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İbrahim Halil Gümrük Kapısı 30 milyar dolarlık ticaret hedefine önemli katkı yapacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ankara'da bir otelde düzenlenen Türkiye-Irak İş İnsanları Yuvarlak Masa Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, iki ülke ilişkilerinin son yıllarda ticaret, yatırımlar, müteahhitlik, ulaştırma, savunma sanayi, turizm ve hizmetler gibi sektörlerde ekonomik entegrasyon çerçevesinde ilerletildiğini söyledi.</p>
<p>Türkiye-Irak ticaret hacminin 17 milyar dolar seviyesinde olduğunu bildiren Bolat, bu hacmin Kovid-19 salgınından sonraki süreçte ve enerji fiyatlarının yükseldiği dönemde 24 milyar dolara kadar çıktığını ifade etti.</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin dış ticaretinde Irak'ın 5'inci en büyük ortak olduğuna işaret ederek, "Irak ile Türkiye arasındaki ticareti, değerli Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin riyasetinde orta vadede 30 milyar dolarlık bir hacme ulaştırma konusunda kararlıyız." diye konuştu.</p>
<p>Türk müteahhitlerinin en fazla proje üstlendiği 3'üncü ülkenin Irak olduğunu aktaran Bolat, söz konusu ülkede bugüne kadar 40 milyar dolar değerinde 1157 projenin başarıyla tamamlandığını söyledi.</p>
<p>Bolat, Türk müteahhitlerinin dünyada 13 bine yakın projeyle 566 milyar dolarlık iş hacmine ulaştığını, Irak'ta üstlenilen projelerin bu toplamın yaklaşık yüzde 7,5-8'ini oluşturduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>"Irak'ın TIR​​​​​​​ Sözleşmesi'ni uygulaması konusunda işbirliğine açığız"</strong></p>
<p>Yeni hükümetin kurulmasının ardından Irak'la hızlı şekilde çalışmaya, ticaret, yatırım, müteahhitlik, hizmetler ve ulaştırma alanlarında işbirliği yapmaya hazır olduklarını aktaran Bolat, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu yıl içinde Körfez bölgesinde yaşanan sıcak savaş ve jeopolitik gelişmeler ekonomi üzerinde maalesef olumsuz etkiler yapıyor. Özellikle enerji koridorları ve enerji kaynaklarının dünyaya ulaştırılması noktasında ciddi olumsuzluklarla karşılaşıldı. Bu gelişme, Irak ile Türkiye arasında Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı'nın tam kapasite çalıştırılması, Basra'dan Ceyhan Türkiye'ye uzanacak yeni petrol boru hattının inşası, Türkiye ile Irak arasındaki ikili ticaret koridoru ve Basra Körfezi'nde Fav Limanı'ndan başlayacak Kalkınma Yolu'nun Türkiye üzerinden Avrupa'ya uzanması, enerji ve ticaret koridorlarının işler hale getirilmesi için çalışılması gerektiğini ortaya koymaktadır."</p>
<p>Bolat, iki ülke arasında imzalanan Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması ile Çifte Vergilendirmeyi Önleme anlaşmalarının, karşılıklı iç onay süreçlerinin tamamlanmasının ardından yürürlüğe girmesinin önem taşıdığını aktardı.</p>
<p>İki ülke arasındaki ticareti yükseltmek için atılması gereken adımlara işaret eden Bolat, "Türkiye ile Irak arasındaki ticareti 30 milyar dolar seviyesine yükseltme hedefine, İbrahim Halil Gümrük Kapısı'nın Irak hükümetinin yürürlüğe koyduğu ASYCUDA sistemine en kısa sürede entegre edilmesinin çok önemli katkı yapacağına inanıyoruz. Ticaret ve enerji koridorları açısından Türkiye-Irak işbirliği bu kadar önemli bir konuma yükselmişken, söz konusu sistemin entegrasyonunun İbrahim Halil Gümrük Kapısı ile tamamlanacak olması, belirsizliği ortadan kaldıracak ve ticareti de hızlandıracaktır." şeklinde konuştu.</p>
<p>Bolat, Irak'ın TIR Sözleşmesi'ni uygulaması hususunda her türlü işbirliğine açık olduklarını da bildirdi.</p>
<p>Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki transit vize rejiminin 15 Nisan'dan bu yana uygulanmaya başladığını anımsatan Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye'den Irak'a ve Irak'tan da Suudi Arabistan'a, Kuveyt'e ve bütün Körfez'e transit ticaretin kanalları açılmıştır. Bu çerçevede Kalkınma Yolu'nun, yeni lojistik merkezleri ve şehirlerin kurulması anlamında Türkiye-Irak ilişkilerinde yatırımlar ve müteahhitlik çalışmalarını hızlandıracağına inanıyoruz."</p>
<p>Bolat, Türkiye-Irak Ekonomik ve Ticaret Ortak Komitesi (JETCO) toplantısına bu yıl ev sahipliği yapmak istediklerini de söyledi.</p>
<p><strong>"Kara yolu ve demir yolu koridorlarının genişletilmesi gerekiyor"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, toplantı sonrasında yaptığı değerlendirmede de iki ülkenin dış ticarette near-shoring (yakın kıyı desteği) ve friend-shoring (dost desteği) kapsamında yer aldığına işaret ederek, "Türkiye'nin bu yıl 282 milyar dolara ulaşacak mal ihracatının yüzde 94'ü sanayi ürünleridir ve bunun yüzde 55-60'ı Avrupa Birliği ve Kuzey Amerika ülkelerine, yani gelişmiş ülkelere yapılıyor." diye konuştu.</p>
<p>Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında 30 yıllık Gümrük Birliği entegrasyonu olduğunu hatırlatan Bolat, AB'nin kabul ettiği "Made in EU" konsepti ve projesine Türkiye'nin de dahil edildiğini, Irak hükümetinden beklentilerinin, "aranan ürün şartı" içinde Türkiye Cumhuriyeti'nin de mutlaka yer alması olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Bolat, Hürmüz Boğazı'ndaki sıkıntılı süreçlerle bir daha karşılaşılmaması için mutlaka gümrük geçişlerinin, kara-demir yolu koridorlarının, enerji hatlarının genişletilmesi ve artırılması gerektiğini bildirerek, ziyaretin Türkiye-Irak ilişkilerine çok büyük katkılar yapacağına gerçekten inandıklarını kaydetti.</p>
<p><strong>"Çok girişli ticari vizeler bizim için hayati önem taşıyor"</strong></p>
<p>Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak da ticareti artırmak için ticari diplomasi noktasında çalıştıklarını belirterek, "Yeni hükümetin kurulması iki ülke arasındaki işbirliğini daha iyi bir zemine taşıyacaktır. Savaşın geride kalmasıyla Irak'taki yeniden yapılanma ve kalkınma sürecinin hızlanacağına inanıyoruz. Bugüne kadar olduğu gibi bu süreçte de Türkiye olarak komşumuz Irak'ın en güvenilir ortağı olmaya devam edeceğiz." dedi.</p>
<p>Sadece ticaretin değil yatırımların da önemli olduğuna dikkati çeken Olpak, bundan sonraki süreçte bu konuda da önemli adımlar atılacağını bildirdi.</p>
<p>Olpak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Merkezi Hükümet ile Kürt Bölgesel Yönetimi arasındaki gümrük uygulama farklarının giderilmesi, özellikle liberalizasyon ve operasyonlar açısından önem taşıyor. ASYCUDA (Automated System for Customs Data) sisteminin gümrük kapılarında etkin uygulanması, süreçlerimizi hızlandıracaktır. Para transferleri, iş hayatının vazgeçilmezi. Bankacılık uygulamaları nedeniyle ticaret ödemelerinde yaşanan güçlüklerin çözümü de iş dünyasının başlıkları arasında. İş insanlarına yönelik e-vize süreçlerinin hızlandırılması ve çok girişli ticari vizeler bizim için hayati önem taşıyor."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ibrahim-halil-gumruk-kapisi-30-milyar-dolarlik-ticaret-hedefine-onemli-kati-yapacak-84112</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/2/1280x720/34-1785250243.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye-Irak İş İnsanları Yuvarlak Masa Toplantısı&#039;nda konuşan Bakan Bolat, &quot;Türkiye ile Irak arasındaki ticareti 30 milyar dolar seviyesine yükseltme hedefine, İbrahim Halil Gümrük Kapısı&#039;nın Irak hükümetinin yürürlüğe koyduğu ASYCUDA sistemine en kısa sürede entegre edilmesinin çok önemli katkı yapacağına inanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nukleer-tip-sektorune-rekabet-sorusturmasi-84110</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 17:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nükleer tıp sektörüne rekabet soruşturması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Rekabet Kurumu, nükleer tıp pazarında danışıklı hareket etmek ve/veya uyumlu eylem içinde bulunmak suretiyle Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4'üncü maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespiti amacıyla 11 teşebbüs hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu.</p>
<p>Soruşturma açılan şirketlerin, Medicheck Nükleer Ürünler Sanayi ve Ticaret AŞ, Referans Nükleer Tıp Sağlık Ltd. Şti., Fefa Nükleer Tıp Ticaret Ltd. Şti., Sintias Moleküler Sağlık Ürünleri Sanayi ve Ticaret AŞ, Sintias Nükleer Tıp Ticaret Ltd. Şti., Nukleon Nükleer Teknoloji Araştırma Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., Bianco Sağlık Ürünleri Ticaret Pazarlama Ltd. Şti., Nukleus Sağlık Hizmetleri AŞ, MNT Sağlık Hizmetleri ve Ticaret AŞ, GAMA Görüntüleme ve Tedavi Hizmetleri AŞ ile Moltek Sağlık Hizmetleri Üretim ve Pazarlama AŞ olduğu bildirilen açıklamada, soruşturma kapsamında ilgili pazarda faaliyet gösteren teşebbüslerin özellikle kamu hastaneleri tarafından gerçekleştirilen pozitron emisyon tomografisi (PET), bilgisayarlı tomografi (BT) ve florodeoksi-d-glukoz (FDG) ihalelerindeki davranışlarının ve bu tutumların rekabet üzerindeki olası etkilerinin mercek altına alınacağı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, bu çerçevede soruşturmaya taraf teşebbüslerin teklif verme davranışları ve ihalelerdeki rekabet koşulları başta olmak üzere ilgili pazardaki faaliyetlerinin değerlendirileceği kaydedildi.</p>
<p>Öte yandan, Kurulca alınan soruşturma kararları, hakkında soruşturma açılan teşebbüslerin ilgili kanunu ihlal ettikleri ve yaptırımla karşı karşıya kaldıkları veya kalacakları anlamına gelmiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nukleer-tip-sektorune-rekabet-sorusturmasi-84110</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/6/1280x720/rekabet-kurulu-1765457426.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nükleer tıp pazarında faaliyet gösteren 11 teşebbüs hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tim-ile-etid-arasinda-is-birligi-84107</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 16:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> TİM ile ETİD arasında iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>3-5 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul'da Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenecek İstanbul Küresel E-İhracat Zirvesi (Istanbul Global E-Export Summit-IGEXX) kapsamında gerçekleştirilen tanıtım programında, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe ile Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD) Başkanı Hakan Çevikoğlu'nun iş birliği protokolü imzaladığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre protokolle, Türkiye'nin hızla büyüyen e-ihracat potansiyelinin uluslararası ölçekte daha görünür hale getirilmesi, ihracatçıların dijital kanallar aracılığıyla yeni pazarlara erişiminin desteklenmesi ve e-ihracat alanında sürdürülebilir büyümeyi sağlayacak ortak projelerin hayata geçirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Sektör paydaşları arasında bilgi paylaşımının artırılması, stratejik işbirliklerinin geliştirilmesi ve Türkiye'nin küresel e-ticaret ekosistemindeki konumunu güçlendirecek çalışmaların yürütülmesi amaçlanıyor.</p>
<p>İş birliğiyle, IGEXX'in uluslararası ölçekte daha güçlü bir platform haline gelmesine, Türkiye'den ve çeşitli ülkelerden e-ihracat ekosisteminin önde gelen temsilcilerini bir araya getirerek yeni ticari bağlantılar kurulmasına, yatırım fırsatlarının değerlendirilmesine ve sektörün geleceğine yön verecek işbirliklerinin oluşturulmasına katkı sağlanması bekleniyor.</p>
<p><strong>IGEXX, e-ihracat ekosistemini bir araya getirecek</strong></p>
<p>Bu yıl ikinci kez "Beyond Borders" temasıyla düzenlenecek IGEXX, e-ihracat ekosisteminin tüm paydaşlarını İstanbul'da bir araya getirecek. İlk yılında 3 binin üzerinde katılımcı, 2 bini aşkın B2B görüşme, 900 şirket, 33 küresel pazar yeri ve 1 milyar doların üzerinde ticaret hacmine ulaşan IGEXX'in, bu yıl Türk markaları ve üreticilerinin uluslararası pazarlara erişimini daha da güçlendirmesi, katılımcı, işbirliği ve ticaret hacmi bakımından bu rakamların da ötesine geçmesi hedefleniyor.</p>
<p>Zirvenin bu yıl 60'tan fazla ülkeden 6 bini aşkın katılımcıyı ağırlaması, 40 küresel pazar yerini sektör temsilcileriyle buluşturması ve 2 bin 500'den fazla B2B iş görüşmesine ev sahipliği yapması bekleniyor.</p>
<p>Küresel pazar öncülerini, e-ticaret uzmanlarını, perakendecileri, dağıtımcıları, entegratörleri ve e-ihracat konsorsiyumlarını buluşturacak zirvenin ana odak noktalarını e-ihracatta stratejik iş birlikleri, gelecek trendler ve teknolojik ilerlemeler, yeni tüketici davranışları ve etkili dijital pazarlama stratejileri oluşturacak.</p>
<p>Açıklamaya göre, e-ihracat alanında derinlemesine bilgi paylaşımının, stratejik iş birliklerinin ve yenilikçi çözümlerin geliştirilmesine olanak sağlayacak IGEXX, küresel ve bölgesel pazar yerlerinden omnichannel perakende şirketlerine, dijital ödeme sistemlerinden lojistik firmalarına kadar geniş bir yelpazede sektör liderlerini bir araya getirerek, e-ticaretin geleceğine yön verecek stratejilerin tartışılmasına olanak tanıyacak.</p>
<p>IGEXX'in, Türkiye'nin küresel ticaretteki konumunun daha da güçlendirilmesine ve e-ihracat vizyonuna önemli katkılar sunması bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tim-ile-etid-arasinda-is-birligi-84107</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/7/1280x720/6767-1785247348.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM ile Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği, Türkiye&#039;nin e-ihracat ekosistemini güçlendirmek ve ihracatçı firmaların küresel pazarlardaki rekabet gücünü artırmak amacıyla iş birliği protokolü imzaladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-tek-seferlik-611-milyon-liralik-ilave-kaynak-olustu-84104</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 16:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Kacır:  Tek seferlik 611 milyon liralık ilave kaynak oluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, KOSGEB'de düzenlenen "11. Verimlilik Proje Ödülleri Töreni"ne katıldı.</p>
<p>Kacır burada yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde planlı sanayileşmeyi yaygınlaştırarak, AR-GE ve yenilik altyapısını güçlendirerek, nitelikli insan kaynağına yatırım yaparak Türkiye Yüzyılı'na güçlü şekilde hazırlandıklarını söyledi.</p>
<p>Sanayi ve teknolojide, imalat sanayi katma değerini 41 milyar dolardan 250 milyar doların üzerine, ihracatı da 36 milyar dolardan 278 milyar dolara taşıdıklarını bildiren Kacır, "Türkiye, Çin'den sonra Orta Avrupa'ya kadar uzanan geniş kuşakta ürün ve pazar çeşitliliği açısından en önde gelen ihracatçı ülkedir. Üretim gücüyle küresel tedarik zincirlerinin güvenilir halkasıdır. Türkiye Yüzyılı'nda daha güçlü ve müreffeh Türkiye'yi inşa etmeye kararlıyız." diye konuştu.</p>
<p>Kacır, kaynaklarını verimli yöneten, üretirken doğaya ve geleceğe saygılı davranan, yeniliği katma değere dönüştüren ülkelerin, geleceğin dünyasında söz sahibi olacağını anlattı.</p>
<p>Sürdürülebilirliği ve yüksek katma değerli üretimi kalkınma politikalarının merkezine yerleştirdiklerini ifade eden Kacır, konuşmasını şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Göstergeler, bu yaklaşımın üretim gücümüze ve verimlilik performansımıza doğrudan yansıdığını ortaya koyuyor. Çalışan başına reel üretimimiz 2002-2025 döneminde yüzde 105 arttı. Bu oran, Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) ülkeleri ortalamasının yaklaşık 3,5 katına karşılık geliyor. Sanayimiz, verimlilik artışını 2026'da da sürdürüyor. Bu yılın ilk çeyreğinde, sanayide çalışılan saat başına üretim, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,1 artış gösterdi."</p>
<p>Kacır, bu ivmeyi kalıcı hale getirmek ve daha ileri taşımak için işletmelerin verimliliğini, sürdürülebilirliğini ve teknolojik yetkinliğini artıran teşvik ve destek mekanizmalarını Bakanlık olarak devreye aldıklarını kaydetti.</p>
<p><strong>"Model fabrika sayısı 16'ya çıkarılacak"</strong></p>
<p>Ekonominin lokomotif sektörlerinin sürdürülebilirlik ve verimlilik odaklı dönüşümünü desteklemek üzere Dijital ve Yeşil Dönüşüm programlarını hayata geçirdiklerini anlatan Kacır, "Bakanlığımızın ikiz dönüşüm yolculuğunda firmalara rehberlik ettiği programlarda, 226 milyon liraya kadar destek, yatırımların yüzde 40'ına kadar vergi indirimi sağlıyoruz. Dünya Bankası işbirliği ile yürüttüğümüz 'Türkiye Yeşil Sanayi', 'Türkiye Organize Sanayi Bölgeleri' ve 'Türkiye Sosyal Kapsayıcı Yeşil Geçiş' projeleriyle 1 milyar doların üzerinde finansmanı sanayicilerimize, KOBİ'lerimize ve yeşil teknoloji girişimlerine sunduk." ifadesini kullandı.</p>
<p>Kacır, 'Türkiye Sanayi Karbonsuzlaştırma Yatırım Platformu'yla sanayinin yeşil dönüşüm yatırımlarına 2030'a kadar 5 milyar avroluk uluslararası finansman sağlama yolunda önemli adım attıklarını söyledi.</p>
<p>TÜBİTAK eliyle son 23 yılda kaynak verimliliği, süreç iyileştirme, enerji verimliliği ve yalın üretim alanlarında 2 bin 844 projeye 15,8 milyar lira destek verdiklerini bildiren Kacır, "Adana, Ankara, Bursa, Denizli, Eskişehir, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Mersin ve Samsun'da sanayimizin yalın ve dijital dönüşüm yolculuğuna rehberlik eden 12 model fabrika kurduk. Model fabrikalarda bugüne kadar 800'ün üzerinde Öğren-Dönüş Programı gerçekleştirdik, 220 proje uygulama çalışması yaptık ve 3 binin üzerinde katılımcıya farkındalık eğitimi verdik. Hizmet sunduğu işletmelere yüzde 76'ya varan verimlilik artışı sağlayan model fabrikalarımızın sayısını önümüzdeki yılın sonuna kadar 16'ya çıkaracağız." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Kacır, üretimin, istihdamın ve ihracatın omurgasını oluşturan KOBİ'lerin dijitalleşmeyi, yalın ve sürdürülebilir üretimi benimsemesinin, ekonominin rekabetçiliği açısından büyük önem taşıdığını kaydetti.</p>
<p>KOBİ'lerin bu dönüşümü başarıyla gerçekleştirebilmesi için finansman imkanlarının yanı sıra nitelikli danışmanlığa, ileri teknolojiye, eğitim altyapısına ve kurumsal işbirliklerine erişmesinin güçlendirilmesi gerektiğine işaret eden Kacır, şöyle devam etti:</p>
<p>"KOBİ'lerimize eğitim, danışmanlık, teknoloji adaptasyonu ve süreç iyileştirme alanlarında rehberlik eden merkezlerin kurumsal kapasitesini güçlendirmek üzere Sektörel Gelişim Merkezi Destek Programı'nı hayata geçirdik. Program kapsamında dijital, yalın ve yeşil dönüşüme hizmet eden altyapılara 10 yıl boyunca yıllık 6,5 milyon liraya kadar geri ödemesiz KOSGEB desteği sağlıyoruz."</p>
<p><strong>"Yenilikçi uygulamaları görünür kılıyoruz"</strong></p>
<p>Kacır, verimliliğin, kurumların karar alma süreçlerine, işletmelerin üretim anlayışına ve bireylerin davranışlarına yerleşmesinin önemine işaret etti.</p>
<p>Akademi, kamu ve özel sektör arasında bilgi ve tecrübe paylaşımını güçlendiren çalışmaların uzun yıllardır sürdürüldüğünü belirten Kacır, "Verimlilik Dergisi'yle 1967'den bu yana akademisyenlerin ve sektör profesyonellerinin verimlilik odaklı çalışmalarını geniş kitlelerle buluşturuyoruz. 2014'ten itibaren icra ettiğimiz 'Verimlilik Proje Ödülleri' ile kamu ve özel sektörde verimliliği artıran yenilikçi uygulamaları görünür kılıyor, başarıları teşvik ediyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Kacır, finale kalan projelerin, kamu kurum ve işletmelerinde 3,7 milyar liralık tasarrufa imkan sağladığına işaret ederek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Üretimde katma değeri artıran projeleri taltif eden bu platforma 2025'te 49 ilden 451 proje ve 64 ilden 413 bağımsız değerlendirici başvurusu yapılması, programın gördüğü yoğun ilginin en somut göstergelerinden biridir. Bağımsız değerlendiricilerimiz titiz ve objektif incelemeler sonucunda 72 projeyi finale taşıdı. Süreçleri iyileştiren ve yeni yatırım maliyetlerini düşüren uygulamalar da kurumlarımızın bütçelerinde tek seferlik yaklaşık 611 milyon liralık ilave kaynak oluşturdu."</p>
<p>Projelerin çevresel kazanımlarının ekonomik kazanımlar kadar kıymetli olduğunu kaydeden Kacır, söz konusu projelerin çevreye duyarlı üretim ve hizmet modellerinin, yıllık 25 bin tonun üzerinde karbon salımının önüne geçtiğini söyledi.</p>
<p>Kacır, endüstriyel süreçlerde israfı azaltan uygulamaların yaklaşık 114 bin metreküp suyu koruduğunu belirterek, "Ödül jürimiz, bağımsız değerlendirme sürecinin ardından sağladığı etki, yenilikçi yaklaşımı, sürdürülebilirliği ve yaygınlaştırılabilirliğiyle öne çıkan 28 projeyi 10 kategoride ödüle layık gördü." dedi.</p>
<p><strong>Kamu kurumlarına davet</strong></p>
<p>Verimlilik Proje Ödülleri'nde 2026 yılı için başvuru sürecinin devam ettiğini hatırlatan Kacır, şunları kaydetti:</p>
<p>"Temennimiz, bugün ödüllendirdiğimiz çalışmaların ülkemizin dört bir yanındaki kurumlara ve işletmelere ilham kaynağı olması, sürekli iyileştirme anlayışının yaygınlaşmasına ve verimlilik kültürünün daha sağlam biçimde kökleşmesine katkı sunmasıdır. Kamu kurumlarımızı, işletmelerimizi ve proje ekiplerimizi yenilikçi çalışmalarını bu platforma taşımaya davet ediyorum."</p>
<p><strong>450'nin üzerinde proje için başvuru yapıldı</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Stratejik Araştırmalar ve Verimlilik Genel Müdürü Abdullah Başar da bu programla, başarılı proje ödüllerini vitrine çıkarmayı amaçladıklarını söyledi.</p>
<p>Başvuru ve değerlendirme sürecinin uzun bir maraton olduğunu belirten Başar, 450'nin üzerinde proje başvurusu aldıklarını kaydetti.</p>
<p>Bakan Kacır, konuşmaların ardından verimlilik ödüllerini takdim etti.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-tek-seferlik-611-milyon-liralik-ilave-kaynak-olustu-84104</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/4/1280x720/564-1785246758.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 11. Verimlilik Proje Ödülleri Töreni&#039;nde konuşan Bakan Kacır, &quot;Üretimde katma değeri artıran projeleri taltif eden bu platforma 2025&#039;te 49 ilden 451 proje ve 64 ilden 413 bağımsız değerlendirici başvurusu yapılması, programın gördüğü yoğun ilginin en somut göstergelerinden biridir. Bağımsız değerlendiricilerimiz titiz ve objektif incelemeler sonucunda 72 projeyi finale taşıdı. Süreçleri iyileştiren ve yeni yatırım maliyetlerini düşüren uygulamalar da kurumlarımızın bütçelerinde tek seferlik yaklaşık 611 milyon liralık ilave kaynak oluşturdu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gida-enflasyonundaki-yavaslama-alisveris-davranislarina-yansiyor-84098</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Gıda enflasyonundaki yavaşlama alışveriş davranışlarına yansıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Perakendeciler Federasyonu (TPF) 2026'nın 2. çeyreğine ait saha değerlendirmesini kamuoyuyla paylaştı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde faaliyet gösteren yaklaşık 10 bin üye mağazadan elde edilen gözlem ve değerlendirmelere bakıldı.</p>
<p>İkinci çeyrekte temel gıda ürünlerine odaklanan alışverişlerin yerini daha dengeli ve çeşitli ürün gruplarını içeren sepetler almaya başlarken, tüketicilerin erteledikleri bazı ihtiyaçlarını yeniden alışverişlerine eklediği gözlendi. Yerel zincir marketlerden gelen saha değerlendirmeleri, alışveriş sepetlerinde bir büyüme eğilimine de işaret etti.</p>
<p>Açıklamaya göre, Türkiye ekonomisinde, ikinci çeyrek itibarıyla gıda perakendesinden normalleşme sinyalleri gelmeye başladı.</p>
<p>TPF Başkanı Ömer Düzgün, ekonomideki normalleşme sürecinin artık raflarda olduğu kadar tüketici psikolojisinde de hissedilmeye başladığını belirtti.</p>
<p>Son dönemde uygulanan ekonomi programının sahaya olumlu yansımalarının görülmeye başlandığını anlatan Düzgün, "İkinci çeyrek saha değerlendirmelerimiz, gıda enflasyonundaki yavaşlamanın vatandaşımızın alışveriş davranışlarına da yansıdığını gösteriyor. Uzun süredir etkisini hissettiren 'yarın zam gelir' endişesi önemli ölçüde geride kalıyor. Tüketici artık sadece fiyat artışından korunmak için değil, gerçek ihtiyacına göre alışveriş yapıyor. Bu tablo, gıda enflasyonunda psikolojik eşiğin aşılmaya başladığını gösteren önemli bir gelişmedir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Düzgün, yerel zincir marketlerden gelen gözlemlerin tüketici güvenindeki artışa işaret ettiğini belirterek, alışveriş alışkanlıklarında dikkat çekici bir değişim yaşandığını aktardı.</p>
<p>Bir dönem vatandaşın alışveriş sepetini yalnızca temel ihtiyaçlarla sınırlandırmak zorunda kaldığını anımsatan Düzgün, "Bugün ise temel gıda ürünlerinin yanında atıştırmalık, kişisel bakım, temizlik ve farklı kategorilerdeki ürünlerin de yeniden sepetlerde yer almaya başladığını görüyoruz. Bu değişim, hem tüketici güveninin hem de piyasalardaki normalleşmenin önemli göstergelerinden biridir." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p><strong>"Amacımız rekabeti sınırlandırmak değil, sağlıklı rekabeti güçlendirmek"</strong></p>
<p>Ömer Düzgün, yerel zincir marketlerin enflasyonla mücadele döneminde önemli bir sorumluluk üstlendiğini kaydederek, "Üyelerimiz, tedarik zincirini güçlü tutarak, kampanyalarını sürdürerek ve raf fiyatlarını mümkün olduğunca dengeli yöneterek vatandaşımızın yanında olmaya devam etti. Yerel zincirler yalnızca ürün satan işletmeler değil, aynı zamanda fiyat istikrarının korunmasına katkı sağlayan önemli bir denge unsurudur." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Enflasyondaki olumlu seyrin kalıcı hale gelmesi gerektiğini aktaran Düzgün, "Elbette alınacak daha çok mesafe var. Bazı ürün gruplarında maliyet baskısı devam ediyor. Ancak genel tablo, temel gıda ürünlerinde fiyat artış hızının belirgin şekilde yavaşladığını gösteriyor. Enflasyonla mücadelede elde edilen kazanımların kalıcı olması için üreticiden tedarikçiye, perakendeciden kamuya kadar herkes aynı kararlılıkla hareket etmeye devam etmelidir." açıklamasında bulundu.</p>
<p>Düzgün, perakende sektörünün önündeki yapısal sorunlardan birinin de plansız mağaza yatırımları olduğunu belirterek, sağlıklı rekabetin korunması için mağaza açılışlarında objektif kriterlerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Enflasyonla mücadele kadar sektörün sağlıklı büyümesinin de önem taşıdığına işaret eden Düzgün, şunları kaydetti:</p>
<p>"Aynı caddeye, aynı mahalleye veya aynı ticaret aksına kısa süre içerisinde çok sayıda mağaza açılması hem yatırım verimliliğini düşürüyor hem de kaynak israfına yol açıyor. Biz bunu 'mağaza enflasyonu' olarak tanımlıyoruz. Amacımız rekabeti sınırlandırmak değil, sağlıklı rekabeti güçlendirmektir. Nüfus yoğunluğu, bölgesel ihtiyaç, ticari kapasite ve şehir planlaması gibi objektif kriterlerin dikkate alındığı bir mağaza planlama modelinin sektörün geleceği açısından faydalı olacağına inanıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gida-enflasyonundaki-yavaslama-alisveris-davranislarina-yansiyor-84098</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/8/1280x720/omer-duzgun-1785243899.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TPF Başkanı Ömer Düzgün, &quot;İkinci çeyrek saha değerlendirmelerimiz, gıda enflasyonundaki yavaşlamanın vatandaşımızın alışveriş davranışlarına da yansıdığını gösteriyor. Uzun süredir etkisini hissettiren &#039;yarın zam gelir&#039; endişesi önemli ölçüde geride kalıyor. Tüketici artık sadece fiyat artışından korunmak için değil, gerçek ihtiyacına göre alışveriş yapıyor. Bu tablo, gıda enflasyonunda psikolojik eşiğin aşılmaya başladığını gösteren önemli bir gelişmedir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kocaelinin-z-raporu-84094</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 15:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli&#039;nin Z raporu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomide bazı rakamlar vardır; yalnızca bir istatistik değildir, bir kentin üretim gücünü, rekabet kapasitesini ve geleceğe dair potansiyelini anlatır. İstanbul Sanayi Odası'nın açıkladığı "Türkiye'nin İlk 500 Büyük Sanayi Kuruluşu" ve "Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu" araştırmaları da bu açıdan yalnızca şirket sıralamalarından ibaret değildir. Bu listeler, şehirlerin sanayi performansını gösteren en önemli göstergelerden biridir.</p>
<p>Bu yıl Kocaeli açısından dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı. Kentte üretim yapan 85 firma İSO İlk 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesinde yer alırken, 55 firma da İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu arasına girmeyi başardı. Böylece Kocaeli, Türkiye'nin ilk bin büyük sanayi kuruluşu içinde toplam 140 firmayla temsil edilerek bugüne kadarki en yüksek sayısına ulaştı.</p>
<p>Geçen yıl tablo biraz daha farklıydı. İlk 500 listesinde 79, İkinci 500 listesinde ise 51 Kocaeli firması bulunuyordu. Bir yıl içinde her iki listede de yaşanan artış, yalnızca sayısal bir yükseliş olarak değerlendirilmemeli. Bu tablo, üretim kapasitesinin büyüdüğünü, yatırımların karşılık bulduğunu ve orta ölçekli sanayi kuruluşlarının büyüme konusunda önemli mesafe katettiğini gösteriyor.</p>
<h2><strong>Geleceğin İlk 500'ü Kocaeli'nden çıkıyor</strong></h2>
<p>Kocaeli uzun yıllardır Türkiye sanayisinin lokomotif kentlerinden biri olarak gösteriliyor. Otomotivden kimyaya, metalden makineye, plastikten enerjiye kadar birçok stratejik sektörün üretim merkezi konumunda. Türkiye ihracatına yaptığı katkı, liman altyapısı, organize sanayi bölgeleri, lojistik avantajı ve nitelikli üretim ekosistemi sayesinde bu unvanını yıllardır koruyor. Ancak bu yıl ortaya çıkan 140 firmalık tablo, mevcut gücün korunduğunu değil, daha da ileri taşındığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Asıl üzerinde durulması gereken nokta ise İkinci 500 listesi. Çünkü bu liste, geleceğin İlk 500 adaylarını barındırıyor. Bugün bu listede yer alan şirketlerin önemli bir bölümü birkaç yıl sonra ilk 500’e yükselme potansiyeline sahip. Kocaeli'nin bu yıl 55 firmayla temsil edilmesi, sanayi tabanının genişlediğini ve yeni başarı hikayelerinin yazıldığını gösteriyor.</p>
<p>Elbette bu başarı kendiliğinden oluşmadı. Organize sanayi bölgelerinin yıllar içinde oluşturduğu güçlü altyapı, liman yatırımları, tedarik zincirlerinin gelişmesi, üniversite-sanayi iş birlikleri ve ihracata odaklanan üretim anlayışı bu sonucun temel taşlarını oluşturuyor.</p>
<p>Ancak rekorlar, aynı zamanda yeni sorumluluklar da getirir. Kocaeli'nin önünde artık sadece üretimi artırmak değil, yüksek katma değerli üretimi büyütmek, teknoloji yoğun sektörlerde daha fazla yer almak ve markalaşmayı güçlendirmek gibi hedefler bulunuyor. Sayısal başarıyı niteliksel başarıyla desteklemek, kentin küresel rekabet gücünü daha da yukarı taşıyacaktır.</p>
<p>Kocaeli bu yıl kendi rekorunu kırdı. Şimdi asıl soru şu: Önümüzdeki yıl bu rakam 150'yi aşabilecek mi? Mevcut üretim dinamizmine bakıldığında bunun hiç de uzak bir ihtimal olmadığı görülüyor. Kocaeli'nin Z Raporu bugün bunu söylüyor; üretim devam ediyor, sanayi büyüyor ve Türkiye'nin üretim üssü unvanı her geçen yıl daha da güçleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kocaelinin-z-raporu-84094</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli&#039;nin Z raporu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/metgun-enerji-borsada-islem-gormeye-basladi-84105</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Metgün Enerji borsada işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Metgün Enerji Yatırımları AŞ, Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "METEN" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>Metgün Enerji'nin gong töreni, Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, Metgün Enerji Yönetim Kurulu Başkan Vekili Selahattin Çimen, Metgün Enerji Yönetim Kurulu üyeleri Halis Ezer ve Ergin Yavuz, Metgün Enerji Genel Müdürü Uğur Işık, İnfo Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Namık Kemal Gökalp ve İnfo Yatırım Üst Yöneticisi (CEO) Ender Şahin'in katılımıyla yapıldı.</p>
<p>Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, törende yaptığı konuşmada, Metgün Enerji'nin Türkiye'nin dört bir yanına yayılan güneş, rüzgar ve hidroelektrik santrallerine sahip, farklı yenilenebilir enerji kaynaklarını aynı çatı altında buluşturmayı başarmış değerli bir şirket olduğunu söyledi.</p>
<p>Ergun, Metgün Enerji'nin Türkiye'nin büyümesine, net sıfır hedeflerine, ekonomik kalkınmasına ve enerji arz güvenliğine çok değerli katkılar sağladığını belirterek, "Metgün Enerji bugün borsamızda işlem görmeye başlayarak halka arzdan elde ettiği gelirle büyüme yolculuğuna yeni ortaklarının da gücüyle daha sağlıklı bir şekilde devam edecektir." dedi.</p>
<p>Metgün Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Halis Ezer de gerçek büyümenin ekonomik değer üretirken çevresel ve toplumsal sorumluluğu da aynı kararlılıkla üstlenebilmek olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Şirket kültürlerinin temelinde gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakma hedefinin yer aldığını vurgulayan Ezer, bu anlayışla kısa vadeli kazanımlar yerine doğayla uyumlu, sürdürülebilir büyümeyi tercih ettiklerini belirtti.</p>
<p>Ezer, halka arz süreciyle birlikte 961 bin 387 yeni ortakları olduğunu, bu ilgi ve güvenin Metgün için büyük bir gurur ve sorumluluk anlamına geldiğini söyledi.</p>
<p>Bundan sonraki süreçte de yatırımcılarının güvenine layık olmak ve geleceğin enerji ekosistemini şekillendiren öncü şirketlerden biri olmak için aynı kararlılıkla çalışmayı sürdüreceklerini ifade eden Ezer, "Daha temiz, daha verimli ve daha sürdürülebilir bir enerji geleceğinin inşasında sorumluluk üstlenen bir şirket olarak ülkemize, yatırımcılarımıza ve tüm paydaşlarımıza uzun vadeli değer üretmeye devam edeceğiz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Yenilenebilir enerji yatırımları hızlanacak"</strong></p>
<p>Metgün Enerji Genel Müdürü Uğur Işık, kuruluşlarından bu yana yenilenebilir enerji alanında değer üretmeye, Türkiye'nin enerji dönüşümüne katkı sağlamaya ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir ülke sunmaya odaklandıklarını dile getirdi.</p>
<p>Işık, şirketlerinin, 274 megavatı aşan kurulu gücü, rüzgar, güneş ve hidroelektrik santralleriyle beraber hem sürdürülebilir enerji üretimine katkı sağladığını hem de öngörülebilir ve dengeli bir iş modeliyle Türkiye'nin enerji arz güvenliğine katkıda bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Bu çeşitlendirilmiş yapının, değişen iklim ve piyasa koşullarına karşı dayanıklılıklarını artırırken uzun vadeli büyümeleri için de güçlü bir temel oluşturduğunu belirten Işık, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Bugün ulaştığımız noktada mevcut yatırımlarımızla yetinmiyor, geleceğin enerji ihtiyaçlarını bugünden planlıyoruz. Türkiye'nin enerji arz güvenliğine katkı sağlamayı, dışa bağımlılığımızı azaltacak yenilenebilir enerji yatırımlarını artırmayı ve sürdürülebilir kalkınmaya destek olmayı temel sorumluluklarımız arasında görmekteyiz. Halka arzdan elde edeceğimiz kaynak da bu vizyonumuz çerçevesinde önemli bir rol üstlenecek.</p>
<p>Elde edeceğimiz kaynağın büyük bölümünü yeni yenilenebilir enerji santrali yatırımlarında kullanacağız. Başta rüzgar ve güneş enerjisi olmak üzere hem yurt içi hem de yurt dışında proje geliştirme ve satın alma faaliyetleriyle büyümeyi ve portföyümüzü genişletmeyi hedeflemekteyiz. Önümüzdeki dönemde özellikle rüzgar ve güneşin tamamlayıcısı olarak depolamalı enerji santrallerine yatırım yaparak sabit fiyat garantili tesislerle büyümemizi sürdürülebilir şekilde artıracağız."</p>
<p>İnfo Yatırım CEO'su Ender Şahin de Metgün Enerji'nin halka arzına katılan yaklaşık 1 milyon yatırımcının gösterdiği yoğun ilginin hem Metgün Enerji'nin hikayesine ve potansiyeline hem de sermaye piyasalarına duyulan güvenin göstergesi olduğunu kaydetti.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/metgun-enerji-borsada-islem-gormeye-basladi-84105</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/5/1280x720/574-1785246952.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul&#039;da düzenlenen gong töreninde konuşan Metgün Enerji Genel Müdürü Uğur Işık, &quot;Önümüzdeki dönemde özellikle rüzgar ve güneşin tamamlayıcısı olarak depolamalı enerji santrallerine yatırım yaparak sabit fiyat garantili tesislerle büyümemizi sürdürülebilir şekilde artıracağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/sera-gazi-emisyon-kriterlerinde-degisiklik-84087</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 14:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sera gazı emisyon kriterlerinde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun (KGK) sera gazı kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Kararla, işletmelerin sera gazı emisyonlarının açıklanmasında bazı teknik ölçütlerde değişikliğe gidilirken, Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu tarafından yayımlanan bazı düzenlemeler de mevzuata aktarıldı.</p>
<p>Buna göre, yetkili bir makam veya işletmenin kote olduğu borsa, işletmenin, sera gazı emisyonlarının tamamı veya bir kısmı için farklı bir yöntem kullanarak ölçmesini zorunlu kılmadıkça "Sera Gazı Protokolü Kurumsal Muhasebe ve Raporlama Standardı"na uygun olarak ölçecek.</p>
<p>Değişikliklerle, işletmelerin sera gazı emisyonlarına ilişkin sürdürülebilirlik raporlamasında uygulanacak açıklama hükümlerinin uluslararası düzenlemelerle uyumlu hale getirilmesi amaçlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/sera-gazi-emisyon-kriterlerinde-degisiklik-84087</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/8/1280x720/karbon-sera-gazi-hava-kirliligi-fabrika-dumani-1779169234.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşletmelerin sera gazı emisyonlarının açıklanmasındaki bazı ölçütlerde değişiklik yapılması kararlaştırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/geff-turkiyeye-1-milyar-euroluk-yesil-finansman-84086</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GEFF Türkiye&#039;den 1 milyar euroluk yeşil finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) tarafından geliştirilen ve finanse edilen Yeşil Ekonomi Finansman Programı (GEFF) Türkiye'nin, hayata geçirilen 1 milyar euroluk yeni fazı "GEFF Türkiye III" ile yeşil dönüşüm yatırımlarını sürdüreceği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Temiz Teknoloji Fonu (Climate Investment Funds-CIF) ve Tayvan Uluslararası İş Birliği ve Kalkınma Fonu (TaiwanICDF) tarafından da desteklenen yeni finansman paketiyle yeşil ekonomi yatırımlarının daha da yaygınlaştırılması hedefleniyor.</p>
<p>Program kapsamında sağlanacak finansmanın, bireylerin ve işletmelerin enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler, temiz ulaşım, kaynak verimliliği ve döngüsel ekonomi yatırımlarına yönlendirileceği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, "Programın söz konusu fazında, Şubat 2023'teki depremlerden etkilenen bölgelerdeki işletmelerin yeniden yapılanma ve yeşil dönüşüm süreçlerinin desteklenmesi öncelikli hedefler arasında yer alıyor. Bu kapsamda, bölgede faaliyet gösteren firmaların üretim kapasitelerini güçlendirmeye, enerji maliyetlerini düşürmeye ve daha dayanıklı iş modelleri geliştirmelerine yönelik yatırımlar destekleniyor. GEFF Türkiye, özel sektörün düşük karbonlu ekonomiye geçişini finansman paketleriyle desteklerken, finansal teknik danışmanlık hizmetleri ve Yeşil Teknoloji Seçim Aracı (GTS) ile de süreçlere katkı sunuyor. Yeşil Teknoloji Seçim Aracı, işletmelerin enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarında yeşil teknolojiye daha hızlı ve güvenilir şekilde ulaşmasını sağlıyor. GTS'de yer alan ön onaylı teknolojiler, GEFF kriterlerine uygun olarak değerlendirilmiş yüksek performanslı ekipmanlardan oluşuyor. Aydınlatma sistemlerinden fotovoltaik güneş panellerine, motorlardan ısı pompalarına, yalıtım çözümlerinden atık yönetimi ve döngüsel ekonomi teknolojilerine kadar geniş ürün yelpazesi sunan araç, işletmelerin yatırım süreçlerinde teknik karar alma mekanizmalarını kolaylaştırıyor." denildi. </p>
<p><strong>"Depremden etkilenen bölgelerin yeşil toparlanmasına da özel önem veriyoruz"</strong></p>
<p>GEFF Türkiye Proje Müdürü Koray Göytan, 2010'dan bu yana Türkiye'nin yeşil dönüşümünde önemli bir katalizör görevi üstlenerek 13 binden fazla projeyi yaklaşık 3,5 milyar euro finansmanla desteklediklerini belirtti.</p>
<p>Çalışmalar sayesinde 2,8 gigavat yenilenebilir enerji kapasitesinin devreye alınmasına, yıllık 6,7 milyon ton karbondioksit emisyonunun azaltılmasına ve 6,5 milyon ton atığın döngüsel ekonomiye yeniden kazandırılmasına katkı sağladıklarını aktaran Göytan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Üçüncü faz kapsamında oluşturulan 1 milyar euro tutarındaki yeni finansman paketi, Türkiye'deki işletmelerin küresel rekabet gücünü artırma konusundaki kararlılığımızı güçlendiriyor. Bu yeni dönemde, kadın liderliğindeki işletmelere yönelik kapsayıcı iklim finansmanına ve depremden etkilenen bölgelerin yeşil toparlanmasına da özel önem veriyoruz."</p>
<p>Göytan, Türkiye bu yıl Antalya'da düzenlenecek COP31'e hazırlanırken, kendilerinin de özel sektörün düşük karbonlu ekonomiye geçişini, teknik destek hizmetleri ve Yeşil Teknoloji Seçim Aracı ile desteklemeye devam edeceklerini anlattı.</p>
<p>Göytan, "Bu kapsamda, işletmelere yalnızca finansmana erişim değil, aynı zamanda yatırımın teknik uygunluğunun değerlendirilmesi, doğru teknoloji seçimi, çevresel etki hesaplamaları ve yatırımın sürdürülebilirlik hedefleriyle uyumlandırılması konularında da destek vereceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/geff-turkiyeye-1-milyar-euroluk-yesil-finansman-84086</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/6/1280x720/koray-goytan-1785236769.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil finansman hakkında açıklama yapan GEFF Türkiye Proje Müdürü Koray Göytan, &quot;1 milyar euro tutarındaki yeni finansman paketi, Türkiye&#039;deki işletmelerin küresel rekabet gücünü artırma konusundaki kararlılığımızı güçlendiriyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanligi-kontrolunde-ithal-edilecek-urunlere-duzenleme-84085</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 13:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık kontrolünde ithal edilecek ürünlere düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığının "Tarım ve Orman Bakanlığının Kontrolüne Tabi Ürünlerin İthalat Denetimi Tebliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ"i Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Tebliğle, insan sağlığı ve güvenliği ile hayvan ve bitki varlığı ve sağlığı yönünden Tarım ve Orman Bakanlığının kontrolüne tabi ürünlerin ithalatına ilişkin usul ve esaslar düzenleniyor.</p>
<p>Buna göre, gıda ve yem sanayiinde kullanılan bitkisel ürünler, gıda ile temas eden madde ve malzemeler listesine, "Diğerleri (sadece gıda imalatında kullanılan katkı maddeleri, aroma vericiler, işlem yardımcıları, sakız mayası vb)" ve "contalar" ürünleri eklenirken, "Polipropilen kopolimerleri kompaundları (sadece gıda imalatında kullanılan katkı maddeleri, aroma vericiler, işlem yardımcıları, sakız mayası vb)" çıkarıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanligi-kontrolunde-ithal-edilecek-urunlere-duzenleme-84085</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/0/1280x720/tarim-ve-orman-bakanligi-1764484907.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğle, Tarım ve Orman Bakanlığının kontrolüyle ithal edilecek ürünler yeniden belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/denge-arayisi-84079</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 12:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denge arayışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>“Şiddetli duygusal çalkantı dönemleri, çoğu zaman bir insan sisteminin kendisini işlevsel bir biçimde yeniden yapılandırma çabalarının doğal birer dışavurumudur. Sistemsel düzensizlik, yeniden düzenlemenin önemli bir öncülü gibi görünmektedir... Eğer bu tür sarsıntılar, dünyasıyla daha kapsamlı bir denge arayışı içindeki açık ve gelişen bir sistemin doğal tezahürleri olarak görülseydi, duygusal mücadelelerin getirdiği acı ve sebat gerektiren süreçlerden belki de daha az korkar ve bunlara karşı daha az sabırsızlık duyardık.”</em></p>
<p><strong>Michael Mahoney, Human Change Processes</strong></p>
<p><em>“Cesaretin zıddı korkaklık değildir; korkaklık olsa olsa cesaretin yokluğudur. Birine korkak demek, onun tembel olduğunu söylemekten daha fazla bir anlam taşımaz; bu ifade bize yalnızca, kişinin sahip olduğu hayati bir potansiyelin gerçekleşmemiş veya engellenmiş olduğunu anlatır. İçinde bulunduğumuz çağın sorununu anlamaya çalışırken görüyoruz ki, cesaretin asıl zıddı ‘otomatlaşmış bir uyum’dur… İnsanlar; ‘sosyal dışlanmaya’ —yani başkalarının gülüşlerine, alayına ya da reddedilmeye -maruz kalma korkusu yüzünden cesaretten yoksun kalırlar. Kişi kalabalığın içinde eriyip giderse, bu tehlikeleri göze almak zorunda kalmaz.”</em></p>
<p><strong>Rollo May, Man’s Search for Himself</strong></p>
<p><em>“Sıklıkla öylesine büyük bir çalkantı içindeydim ki, duygularımı dizginleyebilmek için bazı yoga egzersizleri yapmam gerekiyordu. Ancak kendi içimde neler olup bittiğini anlamak temel amacımdı; bu nedenle söz konusu egzersizleri, yalnızca bilinçdışıyla ilgili çalışmalarıma kaldığım yerden devam edebilecek kadar sakinleşene dek yapardım. Yeniden kendim olduğumu hissettiğim anda, duygular üzerindeki bu denetimi bırakır; imgelerin ve içsel seslerin yeniden konuşmasına izin verirdim.”</em></p>
<p><strong>Carl Jung, Memories, Dreams, Reflections</strong></p>
<p>Bir durumu rasyonel bir şekilde değerlendirmeye fırsat bile bulamadan, duygularımız bizi olası bir tehdidin varlığı konusunda uyarabilir ve tepki vermeye hazır hale getiren bedensel süreçleri harekete geçirebilir. Bu otomatik tehdit algılama sistemi ile onun tetiklediği korku, kaygı ve öfke duyguları, hayatta kalmamızda hayati bir rol oynamıştır. Ancak yeni deneyimlere duygusal tepki verme biçimimiz nedeniyle, bu sistem kişisel gelişimimizi de sekteye uğratabilir.</p>
<p>İnsanlık tarihinin büyük bir bölümünde hayatta kalmamız, yiyecek ve diğer kaynakları bulmak amacıyla yeni topraklara adım atma konusundaki istekliliğimize bağlıydı. Ancak açlık bizi bilinmeyeni keşfetmeye zorlarken, aynı zamanda pek çok tehditle de karşı karşıya bıraktı. Yeni ortamlara tamamen rahat bir şekilde girmek hayatta kalma şansımızı azaltırdı; bu nedenle bilinmeyenden korkacak şekilde evrildik. Tabiri caizse tetikte olmak, vücudumuzun ortaya çıkabilecek herhangi bir tehdide hızla tepki vermeye hazır kalmasını sağlıyordu.</p>
<p>İşte kişisel gelişimimiz açısından sorun da burada ortaya çıkıyor: Duygusal sistemimizin işleyişindeki bu otomatizm, esenliğimize gerçek bir tehdit oluşturan yeni durumlar ile kişisel gelişim amacıyla kendi isteğimizle dahil olduğumuz durumlar arasında bir ayrım yapmıyor. Her iki durumda da tanıdık olandan uzaklaşıp bilinmeyene doğru yönelmek korku ve kaygı duygularını tetikleyebiliyor. Ancak bu duygular karşısında ilerlemekten başka çaresi olmayan tarih öncesi atalarımız gibi, biz de korku ve kaygıya rağmen harekete geçmeyi öğrenebiliriz.</p>
<p>Yeni varoluş biçimlerini denerken, sıkıntı veren duygulara karşı savaşmamak önemlidir. Aksine, duygularla başa çıkmanın en iyi yolunun kabullenme olduğu konusunda neredeyse tam bir fikir birliği vardır. Onların varlığını inkâr etmek ya da onları zorla uzaklaştırmaya çalışmak işe yaramaz.</p>
<p>Hem küresel hem de yerel riskli varlıklara yönelik taktiksel duruşumuzu "nötr"den "olumluya” çevirdik. Birkaç hafta önce, bir fırsat penceresinin açıldığını ardından ise bir düşüş dalgasını beklediğimizi yazmıştık; şu anda piyasalar öngördüğümüz dip seviyelere daha yakın. Petrol fiyatlarından bağımsız olarak yol haritamız değişmedi ve Ekim ayında orta vadeli iyi alım fırsatları oluşmasını bekliyoruz.</p>
<p>Yol haritamız, önümüzdeki günlerde görebileceğimiz ve taktiksel olabilecek bir dip seviyesiyle örtüşüyor. Her halükarda, taktiksel nitelikteki bir dip seviyenin —ve onu takip edecek yükseliş eğiliminin— önümüzdeki iki hafta içinde gerçekleşebileceğine inanıyoruz. Dolayısıyla, yeni bir fırsat penceresinin yakın olduğunu ve birkaç haftalığına açık kalabileceğini düşünüyoruz.</p>
<p>Brent petrol fiyatları 100 dolar sınırına yaklaşmıştı. Piyasalar baskı altına girdiğinde Trump yönetiminden gerilimi düşürücü bir hamle geleceği yönünde bir beklenti vardı. Piyasaların gösterdiği direnç göz önüne alındığında, bu beklenti büyük ölçüde geçerliliğini koruyordu. Ancak aynı seyirde devam ettiğimiz her gün, piyasa üzerindeki baskı da giderek artıyordu.</p>
<p>Trump'ın önceki ateşkesin sona erdiğini açıklamasından bu yana petrol fiyatlarında gerilimi düşürmeye yönelik ilk ciddi hareketin yaşanmasıyla birlikte, piyasalar bir nebze olsun nefes alabilir.</p>
<p>Nakliye koşullarının iyileşmesi durumunda bu hareketin devamı gelebilir; ancak doğrulanmış tek bir saldırı, "savaş primi"nin ham petrol fiyatlarına anında geri yansımasına neden olabilir. Bununla birlikte, daha önce de belirttiğimiz gibi, S&amp;P 500 endeksinde 7200 seviyesinin altına inen nihai bir dip seviyesinin daha görülmesi ihtimalini de göz ardı etmiyoruz.</p>
<p>Ama yukarıdakiler her şey toz pembe anlamında değil, birçok ciddi riskler de var. Ve bunların piyasalarda satış tetiklemesi her zaman olası.</p>
<p>Daha önce de ele alındığı üzere, yapay zeka alanındaki genişleme giderek daha yoğun sermaye gerektiren bir sürece dönüşüyor; zira hiper ölçekli bulut sağlayıcıları, veri merkezi işletmecileri ve altyapı tedarikçileri, yatırım hızını koruyabilmek için borçlanma piyasalarına daha fazla bel bağlıyor. Finansman ihtiyacı arttıkça, gelecekteki yapay zeka kazançlarının değerlemesi de ABD Hazine tahvili getirilerine ve kredi risk primlerine (spread) karşı daha duyarlı hale geliyor.</p>
<p>İşte bu noktada tahvil piyasası, söz konusu büyüme ivmesi için bir risk unsuru oluşturabilir. Hisse senedi yatırımcıları, paranın ucuz olduğu ve kazanç beklentilerinin yükseldiği dönemlerde uzun vadeli yatırım süreçlerini tolere edebilirler. Ancak sermaye maliyeti yükseldiğinde, serbest nakit akışı zayıfladığında ve her yeni harcama dalgası daha yüksek bir risk primiyle finanse edilmek zorunda kalındığında, yatırımcıların toleransı azalmaktadır.</p>
<p>Yatırımcılar finansman için daha yüksek bir prim talep ederken aynı anda benimsenme, gelir elde etme ve gelecekteki verimliliğe dair beklentilerini düşürürlerse korelasyonlar artacaktır. Piyasa, kazananlar ve kaybedenler arasında rotasyon yapmayı bırakıp, bu temayı bir makro risk pozisyonu olarak satmaya başlayacaktır.</p>
<p>Zımni korelasyon tarihi düşük seviyelere gerilerken bile, tekil hisse senedi volatilitesi keskin bir şekilde yükseldi. Bu durum, piyasanın genel tezden vazgeçmek yerine büyük ölçüde yapay zeka (YZ) karlarının paylaşımı üzerine odaklandığını gösteriyor. Yüzey sakinliğini koruyor çünkü dip akıntılar farklı yönlerde ilerliyor.</p>
<p>VIX, S&amp;P 500'ün önümüzdeki haftalarda yukarı veya aşağı yönde ne kadar hareket edebileceğine dair piyasanın en iyi tahminini yansıtır. Şu anda ise —dünyanın en büyük teknoloji firmalarının bilançoları ve bir FED toplantısı gibi piyasayı etkileyebilecek olayların gündemi doldurduğu bir dönemde— "pek fazla hareket olmayacağı" yönünde bir piyasa beklentisini yansıtıyor.</p>
<p>Daha ciddi risk sinyali; piyasanın genelinin birlikte düştüğü, kredi spreadlerinin açıldığı, volatilite ve Hazine tahvil getirilerinin yükseldiği durumlarda ortaya çıkar. O noktada sorun artık sadece YZ karlarından kimin pay alacağıyla sınırlı kalmaz; piyasalar tüm ekosistemin temel varsayımlarını sorgulamaya başlar.</p>
<p>Türkiye'de TCMB, politika faizini beklentiler doğrultusunda sabit tuttu. Banka, para politikasının iç talebi yavaşlattığı yönündeki görüşünü koruyarak mevcut para politikası duruşunu sıkılaştırıcı olarak değerlendiriyor. Bu yavaşlama, son dönemdeki ekonomik aktivite verilerinde giderek daha belirgin hale geliyor.</p>
<p>İleriye dönük yönlendirme nötr/şahin bir görünüm sergilendi bizce. TCMB faiz indirim döngüsünün başlayacağına dair sinyal vermek yerine toplantı bazlı bir yaklaşımı vurguluyor ve enflasyonun ana eğilimi Haziran ayında hafifçe gerilediğine işaret etti. TCMB, öncü göstergelerin, ana eğilimin Temmuz ayında geçici olarak yükseleceğine işaret ediyor değerlendirmesinde de bulundu.</p>
<p>Bu arada, son veriler nispeten sıkı politika bileşimiyle birlikte ekonominin daha da yavaşladığını gösteriyor. Üretim, istihdam artışı ve —makro ihtiyati tedbirlerin de etkisiyle— banka kredi büyümesi yavaşlıyor.</p>
<p>Cari işlemler dengesi Mayıs ayında -1,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu rakam, -1,0 milyar dolarlık Bloomberg konsensüs tahmininin üzerinde bir açığa işaret ediyor. Yıllık bazda bakıldığında, 12 aylık birikimli cari açık Nisan ayındaki -37 milyar dolar seviyesinden Mayıs ayında -37,3 milyar dolara yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/denge-arayisi-84079</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denge arayışı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vodafone-turkiyenin-2026-2027-ilk-ceyrek-servis-gelirleri-382-milyar-lira-84097</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vodafone Türkiye&#039;nin 2026-2027 ilk çeyrek servis gelirleri 38,2 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vodafone Türkiye, bu yılın nisan-haziran dönemini kapsayan 2026-2027 mali yılı ilk çeyrek sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Vodafone Türkiye'nin mobil abone sayısı söz konusu dönemde 25,4 milyona ulaşırken, makineler arası iletişim (M2M) dahil toplam mobil abone sayısı 32,3 milyon olarak gerçekleşti.</p>
<p>Şirketin faturalı abone sayısı 88 bin artarak 21,8 milyona yükseldi. Böylece faturalı aboneler, toplam müşteri bazının yüzde 85,8'ini oluşturdu. Vodafone Türkiye'nin sabit genişbant abone sayısı ise 1,3 milyon oldu.</p>
<p>Vodafone Yanımda ve Online Self Servis gibi dijital kanalları kullanan aylık aktif müşteri sayısı 17 milyona, bu müşterilerin aylık toplam etkileşimi ise 300 milyona ulaştı. Mali yılın ilk çeyreğinde müşterilerin toplam mobil data kullanımı 1650 petabayt olarak kaydedildi. Mobil finans çözümü Vodafone Pay'i kullananların sayısı ise 10,44 milyona yükseldi.</p>
<p>Yaklaşık bin farklı işlem yapabilen yapay zeka tabanlı kişisel dijital asistan TOBi, ilk çeyrekte aylık ortalama 6 milyon müşteriyle etkileşime geçerek 46 milyon kez konuşma başlattı.</p>
<p>Açıklamaya göre, temel müşteri süreç ve talepleri kapsamında TOBi'ye gelen başvuruların yüzde 92'si ilk temas anında çözüme kavuşturuldu. TOBi, artan kullanımı ve sunduğu çözüm önerileriyle müşterilerin temel konularını çözerken, müşteri temsilcilerinin de uzmanlık gerektiren diğer taleplere odaklanmasını sağladı. Müşterilerin TOBi Voice platformu üzerinden hizmet alma ve işlemlerini Sesli Yanıt Sistemi aracılığıyla gerçekleştirme oranı ise yüzde 57'ye yükseldi.</p>
<p><strong>"Yatırımlar ülkemizin geleceğine duyduğumuz güvenin yansıması"</strong></p>
<p>Vodafone Türkiye CEO'su Engin Aksoy, 20 yıldır sorumlu ve şeffaf yönetişim anlayışlarıyla ve "daha iyi bir gelecek için teknoloji" vizyonlarıyla Türkiye'nin toplumsal ve ekonomik gelişiminde önemli bir rol oynadıklarını ve oynamaya devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Bugüne kadar yaptıkları toplam yatırımın reel değerinin 500 milyar lirayı aştığını aktaran Aksoy, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu yatırımlar, ülkemizin potansiyeline ve geleceğine duyduğumuz güvenin bir yansıması. Bu doğrultuda değer yaratmaya devam ettiğimiz mali yılımızın ilk çeyreğinde servis gelirlerimiz 38,2 milyar lira olarak gerçekleşti. Aynı dönemde dijital kanallarımızı kullanan aylık aktif müşteri sayımız ise 17 milyona ulaştı. Ülkemizi dijitalleşme liginde hak ettiği yere getirmek için paydaşlarımızla var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vodafone-turkiyenin-2026-2027-ilk-ceyrek-servis-gelirleri-382-milyar-lira-84097</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/6/1280x720/engin-aksoy-1765199271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vodafone Türkiye&#039;nin 2026-2027 mali yılına ait ilk çeyrek servis gelirlerinin 38,2 milyar lira olduğu bildirildi. Vodafone Türkiye CEO&#039;su Engin Aksoy, &quot;Aynı dönemde dijital kanallarımızı kullanan aylık aktif müşteri sayımız ise 17 milyona ulaştı. Ülkemizi dijitalleşme liginde hak ettiği yere getirmek için paydaşlarımızla var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyede-iscilerin-sendikalilik-orani-yuzde-1379-84095</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye&#039;de işçilerin sendikalılık oranı yüzde 13,79</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>"6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu Gereğince İşkollarındaki İşçi Sayıları ve Sendikaların Üye Sayılarına İlişkin 2026 Temmuz Ayı İstatistikleri Hakkında Tebliği" Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, 17 milyon 630 bin 475 işçiden yüzde 13,79'una denk gelen 2 milyon 432 bin 789'unun herhangi bir işçi sendikasına üyeliği bulunuyor.</p>
<p>Toplam 20 iş kolu arasında en fazla işçinin yer aldığı alan, 4 milyon 508 bin 122 işçiyle "ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar" oldu. Bunu 1 milyon 962 bin 44 işçiyle "metal" ve 1 milyon 930 bin 577 işçiyle "inşaat" iş kolları izledi.</p>
<p>Hizmet-İş, sahip olduğu 286 bin 94 üyeyle tüm işçi sendikaları arasında ilk sırada yer aldı. Hizmet-İş'i 264 bin 726 üyeyle Türk Metal Sendikası, 217 bin 776 üyeyle Öz Sağlık-İş takip etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyede-iscilerin-sendikalilik-orani-yuzde-1379-84095</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/isci-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, toplam 17,6 milyon işçinin yüzde 13,79&#039;unun sendika üyeliği bulunuyor. Hizmet-İş 286 bin 94 üyeyle tüm işçi sendikaları arasında ilk sırada yer alırken, en fazla işçinin yer aldığı iş kolu 4 milyon 508 bin 122 işçiyle &quot;ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar&quot; oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-buyukkilic-turkiyede-ilk-olan-res-projesiyle-odul-aldi-84111</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyükkılıç, Türkiye&#039;de ilk olan RES projesiyle ödül aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KAYSERİ/EKONOMİ</strong></p>
<p>Kayseri Büyükşehir Belediyesinin, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir şehircilik alanındaki öncü yatırımlarına bir ulusal başarı daha eklediği bildirildi.</p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Stratejik Araştırmalar ve Verimlilik Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 2025 Verimlilik Proje Ödülleri kapsamında, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Ulaşım AŞ tarafından hayata geçirilen Türkiye'nin toplu ulaşım alanındaki ilk Rüzgâr Enerji Santrali (RES) Projesi, Kamu Yeşil Dönüşüm Kategorisi'nde ikincilik ödülüne layık görüldü.</p>
<p>Ankara'da KOSGEB Başkanlığı Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen 11. Verimlilik Proje Ödülleri Töreni'nde, ödülü Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır'ın elinden aldı.</p>
<p>Aldıkları ödülün, çevre dostu belediyecilik anlayışının ve vizyoner yatırımlarının önemli bir sonucu olduğunu ifade eden Büyükkılıç, Türkiye'de bir ilke imza atan projeyle Kayseri'nin adını bir kez daha başarıyla duyurduklarını söyledi.</p>
<p>Büyükkılıç, "Büyükşehir Belediyesi olarak yenilenebilir ve temiz enerji yatırımlarını stratejik bir anlayışla sürdürüyoruz. Toplu ulaşımda rüzgâr enerjisinden faydalanan Türkiye'nin ilk belediyesi olmanın gururunu yaşıyoruz. 21 MW kurulu güce sahip RES yatırımımız, hem çevremizi koruyor hem de belediyemizin enerji maliyetlerini azaltarak kamu kaynaklarının verimli kullanılmasına katkı sağlıyor. Kayseri'yi temiz enerji ve yeşil dönüşümde Türkiye'nin örnek şehirlerinden biri yapmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-buyukkilic-turkiyede-ilk-olan-res-projesiyle-odul-aldi-84111</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/1/1280x720/baskan-buyukkilic-turkiyede-ilk-olan-res-projesiyle-odul-aldi-1785250017.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, 2025 Verimlilik Proje Ödülleri kapsamında, Türkiye&#039;de toplu ulaşım alanında ilk olma özelliğini taşıyan Rüzgâr Enerji Santrali Projesi ile Kamu Yeşil Dönüşüm Kategorisi İkincilik Ödülü&#039;nü, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır&#039;ın elinden aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/gibden-planli-bakim-calismasi-hakkinda-aciklama-84092</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GİB&#039;den planlı bakım çalışması hakkında açıklama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB), beyanname sisteminde 1-3 Ağustos'ta sadece muhtasar ve prim hizmet beyannamesi için hizmet kesintisi yapılacağını, diğer tüm beyannameler için sistemin kesintisiz hizmet vermeye devam edeceğini açıkladı. </p>
<p>Çeşitli basın yayın organları ile sosyal medya hesaplarında sistem çalışması nedeniyle beyanname sisteminin üç gün boyunca hizmet dışı bırakılacağının belirtildiğine dikkat çekilen açıklamada, "GİB beyanname sistemlerinde yapılacak çalışmalar nedeniyle 1 Ağustos saat 00.00 ila 3 Ağustos saat 23.59 döneminde sadece muhtasar ve prim hizmet beyannamesi gönderilmesine ilişkin hizmet kesintisi yapılacak olup, diğer tüm beyannameler için beyanname sistemleri kesintisiz hizmet vermeye devam edecektir." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Hizmet kesintisinden mükellefler ve meslek mensuplarının en az seviyede etkilenmesi amacıyla son beyan tarihi 26 Ağustos olan temmuz ayı muhtasar ve prim hizmet beyan döneminin hafta sonuna da denk gelen ilk üç günü için hizmet kesintisi yapılmayacağına işaret edilen açıklamada, "Çalışmaların tamamlanmasının ardından muhtasar ve prim hizmet beyannamesi için beyanname sistemleri ivedilikle yeniden aktif hale getirilecektir." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/gibden-planli-bakim-calismasi-hakkinda-aciklama-84092</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/gelir-idaresi-baskanligi-gib-1771253005.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gelir İdaresi Başkanlığı, &quot;Çalışmalar nedeniyle 1 Ağustos saat 00.00 ila 3 Ağustos saat 23.59 döneminde sadece muhtasar ve prim hizmet beyannamesi gönderilmesine ilişkin hizmet kesintisi yapılacak olup, diğer tüm beyannameler için beyanname sistemleri kesintisiz hizmet vermeye devam edecektir.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuketici-artik-etiketi-degil-icerigi-okuyor-84056</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketici artık etiketi değil, içeriği okuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Temiz güzellik (clean beauty) pazarı dünya genelinde hızla büyürken, tüketiciler de kozmetik ürünlerinde yalnızca performansı değil, içerik güvenliğini, üretim süreçlerini ve markaların şeffaflığını sorguluyor. Ancak ortak standartların eksikliği, "temiz" kavramını aynı zamanda greenwashing tartışmalarının da merkezine taşıyor. Seniha Skincare Kurucusu, Dermatolog Dr. Sadiye Kuş, temiz üretimin bilimsel temellerini, kozmetik içerik okuryazarlığını ve Türkiye'nin bu alandaki potansiyelini anlattı.</strong></p>
<p>Kozmetik sektöründe son yılların en dikkat çekici dönüşümlerinden biri, clean beauty olarak adlandırılan temiz içerik yaklaşımı oldu. Tüketiciler artık bir ürünü yalnızca vaat ettiği etkiye göre değil; içerik listesine, hammaddenin kaynağına, üretim süreçlerine ve markanın şeffaflığına göre de değerlendiriyor. Bu değişim, clean beauty pazarını küresel kozmetik sektörünün en hızlı büyüyen alanlarından biri haline getirirken, “temiz” kavramının ortak bir tanıma sahip olmaması da greenwashing tartışmalarını beraberinde getiriyor.</p>
<p>Türkiye’de de benzer bir dönüşüm yaşanıyor. İçerik okuryazarlığı artarken, tüketiciler daha az ama daha nitelikli ürünlere yöneliyor, markalardan ise yalnızca etkili formüller değil, bilimsel yaklaşım ve şeffaf üretim anlayışı bekliyor. Bu eğilim, yerli girişimler için önemli fırsatlar sunarken, güvenilir standartların oluşturulmasını da her zamankinden daha kritik hale getiriyor.</p>
<p>Bu dönüşümün dikkat çeken örneklerinden biri Seniha Skincare. Adını doğayla uyumlu yaşam anlayışıyla ailede iz bırakan anneanne Seniha Hanım’dan alan marka, dermatolog Dr. Sadiye Kuş, genel cerrahi uzmanı Dr. Hasan Kuş ve aromaterapist Defne Kuş tarafından kuruldu. Aile değerlerini bilimsel yaklaşım ve temiz içerik anlayışıyla buluşturan marka, güvenilir içerik arayışını bir girişime dönüştürürken, tüketicilerin kozmetik içerik okuryazarlığını geliştirmeyi de hedefliyor.</p>
<p>Seniha Skincare Kurucusu ve Dermatolog Dr. Sadiye Kuş ile clean beauty kavramının bilimsel temellerini, temiz üretimin yalnızca formülle sınırlı olmayan boyutlarını ve Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini konuştuk.</p>
<p><strong>Temiz bir ürünü dört temel başlıkla değerlendiriyoruz</strong></p>
<p>“Clean beauty için tek ve herkes tarafından kabul edilmiş küresel bir tanım bulunmaması, kavramın pazarlama amacıyla kullanılmasını kolaylaştırabiliyor. Bir ürünün ambalajında ‘doğal’, ‘bitkisel’, ‘vegan’ veya ‘çevre dostu’ yazması, formülün bütünüyle temiz, güvenli ya da etkili olduğunu göstermiyor. Birkaç doğal yağ içeren formülde aynı zamanda tartışmalı sentetik parfümler, silikonlar gibi içerikler yer alabiliyor.</p>
<p>Biz temiz bir ürünü dört temel başlıkla değerlendiriyoruz: Güvenlik, şeffaflık, sürdürülebilirlik ve etkililik. İçeriklerin neden kullanıldığı, hammaddelerin kaynağı, üretim süreçleri ve markanın dışarıda bıraktığı maddeler anlaşılır biçimde açıklanmalı. Ayrıca ürünün yalnızca ne içermediğine değil, cildin ihtiyacına cevap veren bilimsel temelli aktifleri doğru oranlarda içerip içermediğine de bakılmalı. Bağımsız vegan ve hayvan deneysiz üretim sertifikaları yol gösterici olabilir; ancak her sertifikanın yalnızca belirli bir özelliği doğruladığı unutulmamalı.”</p>
<p><strong>Doğal olan her şey güvenli, sentetik olan her şey zararlı değil</strong></p>
<p>“En sık yapılan hata, ürünün ön yüzündeki vaatleri içerik listesinden daha önemli görmek. ‘Doğal’, ‘temiz’, ‘dermatolojik olarak test edilmiştir’ veya ‘vegan’ gibi ifadeler ürünün bütün özelliklerini açıklamaz.</p>
<p>Bir diğer hata da doğal olan her şeyin güvenli, sentetik olan her şeyin zararlı olduğunu düşünmek. Doğal içerikler de yanlış konsantrasyonda kullanıldığında alerji veya tahrişe neden olabilir; bilimsel olarak geliştirilmiş sentetik bir içerik ise güvenli ve işlevsel olabilir. Önemli olan içeriğin güvenli olup olmadığı, sağlıklı ve temiz olup olmadığı, formüldeki amacı ve kullanım orandır. Tüketici öncelikle INCI olarak adlandırılan ürün içerik listesine bakmalı. İçerikler genel olarak formülde en yüksek oranda bulunandan daha düşük oranda bulunana doğru sıralanır. Ancak listenin sonunda yer alan her aktifin etkisiz olduğu düşünülmemeli. ‘Fragrance’ veya ‘parfüm’ gibi çok sayıda bileşeni tek bir ifade altında toplayabilen içeriklere, PEG ve ‘-eth’ uzantılı etoksillenmiş bileşiklere, SLS/SLES’e, parabenlere ve formaldehit salıcılara dikkat edilmesini öneriyoruz. Bunun yanında tüketici kendi cilt tipini bilmeli ve temel ihtiyacını belirlemeli.”</p>
<p><strong>Hedefimiz Türkiye’den küresel bir dermokozmetik markası çıkarmak</strong></p>
<p>“Dünyada tüketici artık kozmetik ürünün yalnızca sağladığı etkiye değil; içeriğine, üretim yöntemine, ambalajına, çevresel etkisine ve markanın ne ölçüde şeffaf olduğuna da bakıyor. Büyük uluslararası perakende zincirlerinin clean beauty kategorileri oluşturması, bu yaklaşımın niş bir tüketici eğiliminden daha geniş bir dönüşüme evrildiğini gösteriyor. Farklı araştırma yöntemlerine göre değişmekle birlikte küresel kozmetik sektörünün 350-400 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaştığı, dermokozmetik pazarının yaklaşık 53 milyar dolar, clean beauty odaklı dermokozmetik alanının ise yaklaşık 5 milyar dolar seviyesinde olduğu tahmin ediliyor. Türkiye’de toplam kozmetik pazarının 3,3-3,7 milyar dolar aralığında olduğu belirtiliyor; ancak clean beauty segmentini ayrı biçimde ölçen kapsamlı veriler sınırlı. Buna rağmen içerik araştıran, daha az fakat daha nitelikli ürün kullanmak isteyen ve marka şeffaflığını sorgulayan bir tüketici kitlesinin hızla büyüdüğünü görüyoruz. Türkiye’nin bitki çeşitliliği, üretim altyapısı, formülasyon yetkinliği ve yakın pazarlara erişimi önemli bir girişimcilik ve ihracat fırsatı yaratıyor. En büyük risk ise ortak standartların bulunmaması nedeniyle ‘temiz’ kavramının içinin boşaltılması ve greenwashing’in tüketici güvenini zedelemesi. Sektörün sağlıklı büyümesi için şeffaf içerik politikalarına, ölçülebilir kriterlere, bilimsel iletişime ve tüketicinin içerik okuryazarlığını geliştirecek çalışmalara ihtiyaç bulunuyor. Biz Türkiye’den dünya pazarlarında kabul gören, yüksek profilli bir dermo-kozmetik markası çıkabileceğine yürekten inanıyor ve bu hedef için çalışıyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yasaklılar listesi</strong></span></p>
<p>"Seniha'nın Yasaklılar Listesi; hormon sistemini bozma veya kanserojen etki gösterme potansiyeli bilimsel çalışmalarla ortaya konmuş kimyasalların yanı sıra, insan sağlığı, cilt bariyeri ve çevre üzerindeki etkileri konusunda soru işaretleri bulunan maddeleri kapsıyor. Bu içeriklerin bir kısmının kullanımı mevzuat kapsamında tamamen yasaklanmış değil; belirli oranlarla sınırlandırılıyor. Biz ise ihtiyatlılık ilkesini esas alıyor, güvenliği konusunda bilimsel şüphe bulunan maddelere formüllerimizde yer vermiyoruz. Bu doğrultuda parabenleri, sentetik parfüm ve ftalatları, PEG ve polisorbatları, SLS/SLES'i, silikonları, etanolamin türevlerini, BHA/BHT'yi ve formaldehit salıcıları ürünlerimizde asla kullanmıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuketici-artik-etiketi-degil-icerigi-okuyor-84056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/6/1280x720/sadiye-kus-1785216232.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tüketici artık etiketi değil, içeriği okuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-devriminde-geri-vites-84055</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ devriminde geri vites</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Beklenen verimlilik kazanımlarının her zaman gerçekleşmemesi, artan YZ altyapı maliyetleri ve kalite sorunları, şirketleri daha dengeli bir işgücü modeline yöneltiyor.</strong></p>
<p>Büyük teknoloji firmalarinin insan kaynakları stratejilerini anlamakta her zaman zorlanmışımdır. Nasıl olur da bir kararla binlerce kişiyi işten çıkarırlar? Çalışanlar yerinden edilir. Aradan yıl geçmeden yeni bir işe alım dalgası yaşanır.</p>
<p>Şişkin paketlerde uğurlanan bu kişiler için katlanılan maliyetler bu sefer de yeni yetenekleri çekmek için harcanır. Mesele iş midir, üretim mi midir, algı mıdır? Bilinmez.</p>
<p>Şimdi yine böyle bir dalga yaşanıyor. 2023 ve 2024 boyunca üretken yapay zekânın yükselişi, birçok şirketi daha küçük ekiplerle daha fazla iş yapılabileceği fikrine yöneltti. Teknoloji sektöründe binlerce çalışan işten çıkarılırken, yapay zekâ destekli operasyonların insan kaynağının yerini alabileceği öngörüldü.</p>
<p>Ancak 2025’in ikinci yarısından itibaren dikkat çekici bir eğilim ortaya çıkmaya başladı. Amazon başta olmak üzere birçok büyük şirket, yalnızca YZ yatırımlarını artırmak yerine bu stratejinin operasyonel sonuçlarını yeniden değerlendiriyor. Beklenen verimlilik kazanımlarının her zaman gerçekleşmemesi, artan YZ altyapı maliyetleri ve kalite sorunları, şirketleri daha dengeli bir iş gücü modeline yöneltiyor.</p>
<h2>YZ beklenen tasarrufu her zaman sağlamıyor</h2>
<p>Yapay zekâ, tekrar eden görevlerde önemli hız avantajı sunarken; stratejik karar alma, müşteri iletişimi, kalite kontrol ve yaratıcı problem çözme gibi alanlarda hâlâ insan uzmanlığına ihtiyaç duyuluyor.</p>
<p>Birçok organizasyonun deneyimi benzer sorunlara işaret ediyor:</p>
<ul>
<li>YZ çıktılarının insan tarafından doğrulanması zorunlu hale geliyor.</li>
<li>Hatalı veya eksik içerikler ek revizyon maliyeti oluşturuyor.</li>
<li>Beklenen personel tasarrufu, yeni denetim süreçleri nedeniyle gerçekleşmeyebiliyor.</li>
<li>YZ araçlarının lisans, model ve token maliyetleri operasyonel giderleri artırabiliyor.</li>
</ul>
<p>Sonuç olarak bazı şirketlerde “insanı tamamen değiştirmek” yerine “insanı AI ile güçlendirmek” yaklaşımı öne çıkmaya başladı.</p>
<h2>Token maliyetleri beklenenden daha büyük bir gider kalemi</h2>
<p>Üretken YZ kullanımının görünmeyen maliyetlerinden biri de token tüketimi.</p>
<p>Kurumsal ölçekte milyonlarca sorgunun işlendiği yapılarda maliyetler hızla büyüyebiliyor.</p>
<p>Özellikle;</p>
<ul>
<li>büyük dil modellerinin yoğun kullanımı,</li>
<li>sürekli çalışan YZ ajanları,</li>
<li>içerik üretim süreçleri,</li>
<li>kod geliştirme ve analiz sistemleri</li>
</ul>
<p>beklenenden daha yüksek operasyonel harcamalara neden olabiliyor.</p>
<p>Şirketler yalnızca çalışan maliyetini değil, YZ altyapısının toplam sahip olma maliyetini (Total Cost of Ownership) da yeniden hesaplamaya başladı.</p>
<h2>Verimlilik ile üretkenlik aynı şey değil</h2>
<p>İlk YZ dönüşüm döneminde birçok organizasyon “daha az çalışan = daha yüksek verimlilik” varsayımıyla hareket etti.</p>
<p>Ancak son dönemde elde edilen veriler farklı bir tablo ortaya koyuyor.</p>
<p>Bazı ekiplerde görevler daha hızlı tamamlanırken;</p>
<ul>
<li>çıktı kalitesi düşebiliyor,</li>
<li>müşteri memnuniyeti etkilenebiliyor,</li>
<li>bilgi kaybı yaşanabiliyor,</li>
<li>deneyimli çalışanların ayrılması inovasyon kapasitesini azaltabiliyor.</li>
</ul>
<p>Bu nedenle birçok yönetici artık yalnızca maliyet odaklı değil, sürdürülebilir üretkenlik odaklı dönüşüm planları hazırlıyor.</p>
<h2>İnsan yeteneği yeniden stratejik hâle mi geliyor?</h2>
<p>YZ yatırımları yavaşlamıyor. Aksine birçok şirket altyapı yatırımlarını artırmaya devam ediyor.</p>
<p>Değişen nokta ise yapay zekânın rolü.</p>
<p>Şirketler artık yapay zekâyı çalışanların yerine geçecek bir teknoloji olarak değil; çalışanların üretkenliğini artıracak bir yardımcı sistem olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Bu yaklaşım özellikle şu alanlarda öne çıkıyor:</p>
<ul>
<li>karar destek sistemleri,</li>
<li>müşteri hizmetleri,</li>
<li>yazılım geliştirme,</li>
<li>pazarlama operasyonları,</li>
<li>veri analitiği,</li>
<li>insan kaynakları süreçleri.</li>
</ul>
<h2>İşgücü piyasası için ne anlama geliyor?</h2>
<p>Son dönemde gözlenen eğilim, yapay zekânın istihdamı tamamen azaltacağı yönündeki beklentilerin yerini daha dengeli bir dönüşüm senaryosuna bırakabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Şirketler artık yalnızca YZ kullanan çalışanları değil, YZ ile birlikte daha yüksek katma değer üretebilen yetenekleri arıyor.</p>
<p>Bu da işe alım stratejilerinde yeni bir döneme işaret ediyor. Teknik bilgi ile insan odaklı becerileri bir araya getiren çalışanlar, geleceğin iş gücü içinde daha kritik bir konuma yerleşiyor.</p>
<p>AI dönüşümü devam ediyor. Ancak görünen o ki rekabet avantajını sağlayan unsur yalnızca teknoloji yatırımı değil; doğru teknoloji ile doğru insan kaynağını birlikte yönetebilmek olacak.</p>
<h2><span style="color: #34495e;">Yapay zekâ şirketlerinin işi de kolay değil </span></h2>
<p>Çok yüksek maliyetler gelirin nasıl kazanacağının muğlak olması ve kıyasıya rekabet. Şimdi de Yapay zekanın yıkıcı etkilerinden ve ihlallerden şirketleri ve tüketici korumak üzere mevzuatlar hazırlanıyor.</p>
<p>Dünyada işgücü piyasaları yapay zekâdan çekinirken yapay zekâ şirketleri çıkacak mevzuatı yumuşatmaya çalışıyor.</p>
<p>Amerika’da teknoloji regülasyonunun karar vericileri arasında olan bir Türk arkadaşımda duymuştum: “Aynen Türkiye’deki gibi önce neler olup bittiğine bakacağız, her şey serbest olacak. Sonra regülasyonlar gelecek.” demişti. Sonunda bu alan telif haklarına sahip olunan büyük veri kaynakları açısından oldukça yıkıcı bir etkiye sahip.</p>
<p>2026’da ABD’nin önde gelen yapay zekâ şirketleri Washington’daki lobi harcamalarını rekor seviyeye çıkardı. OpenAI federal lobi harcamasını yaklaşık iki katına çıkararak <strong>2,22 milyon dolar</strong>, Anthropic ise yaklaşık üç katına çıkararak <strong>3,53 milyon dolar</strong> seviyesine yükseltti. Google ve Microsoft da tarihsel olarak en yüksek seviyelerine yakın harcama yaptı. Şirketler; yeni yapay zekâ modellerinin düzenlenmesi, veri merkezi altyapısı, ihracat kontrolleri ve model şeffaflığı gibi konularda karar vericileri etkilemeye çalışıyor. Tartışmanın merkezinde ise ABD’nin Çin karşısındaki rekabet gücünü korurken inovasyonu teşvik edecek, ancak aşırı kısıtlayıcı olmayacak bir düzenleyici çerçeve oluşturması yer alıyor.</p>
<p>Avrupa ise yapay zekâ konusunda Amerika’ya göre daha sert yaptırımların yürürlüğe girme süresini uzatıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-devriminde-geri-vites-84055</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/5/1280x720/robot-1785215922.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ devriminde geri vites ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/istanbul-turizmde-pahali-degil-degerini-buluyor-84054</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İstanbul turizmde pahalı değil, değerini buluyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Küresel turizm pazarında rekabet her geçen gün kızışırken, Türkiye'nin lüks ve üst segment turizm destinasyonlarındaki konumu yeniden şekilleniyor. 200 yıllık bir sabun fabrikasından dönüştürülen Karaköy'deki JW Marriott Istanbul Bosphorus’un Genel Müdürü Ceyhan Ediz Tuncer ile bir araya gelerek pazar çeşitliliğinden tedarik yönetimine, nitelikli istihdam krizinden fiyatlama stratejilerine kadar sektörün önündeki kritik başlıklar üzerine konuştuk.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a683aa74374b-1785215655.png" alt="" width="700" height="389" />Jeopolitik gerilimlerin ve bölgesel çatışmaların turizm sektörünü doğrudan etkilediğini belirten Tuncer, oteldeki doluluk oranlarının mayıs ayında yüzde 87 seviyesinde gerçekleştiğini, genel ortalamada ise yüzde 85 dolulukla faaliyet gösterdiklerini açıkladı. Bölgedeki savaş ortamının rezervasyon iptallerine yol açtığını ancak finansal bir kayba izin vermeden pazar çeşitliliğiyle bu süreci yönettiklerini aktaran Tuncer, "Savaş döneminde Orta Doğu pazarında ciddi bir gerileme yaşandı. Bu süreçte en büyük önceliğimiz, küresel gücümüzün de etkisiyle ABD pazarı oldu. Bunun yanında, güney sahillerinin yanı sıra İstanbul’u da alternatif bir destinasyon olarak radarına alan Rusya, bizim için iki numaralı pazar konumuna yükseldi. Son dönemde Suudi Arabistan pazarında da yeniden bir hareketlilik gözlemliyoruz" diye konuştu.</p>
<h2>Dev organizasyonlarda fırsatçılığa dikkat </h2>
<p>Tüm dünyada ses getiren Kanye West’in İstanbul konseri gibi uluslararası nitelikteki büyük organizasyonların şehir otelciliğine ve Boğaz hattına doping etkisi yarattığını anlatan Tuncer, İstanbul’un yeniden Formula 1 takvimine dahil edilmesini de sektör açısından dönüm noktası olarak nitelendirdi. Ancak bu süreçlerin doğru yönetilmesi gerektiği konusunda uyarılarda Tuncer, "Şampiyonlar Ligi finali veya Formula 1 gibi dev organizasyonlar kente muazzam bir katma değer sağlıyor. Ancak bu dönemlerde ortaya çıkan fahiş ve kontrolsüz fiyat artışları, uzun vadede destinasyon imajımıza zarar veriyor. Serbest piyasa ekonomisi geçerlidir ancak fırsatçılık boyutuna varan adımlar 'vur-kaç' algısı yaratır. Gelen turiste uçtan uca kusursuz bir deneyim sunarak onu kalıcı kılmalıyız. Sektördeki denetim mekanizmaları bu anlamda büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>"Nitelikli hizmeti öne çıkarmalıyız" </h2>
<p>Türkiye’nin özellikle de İstanbul’un son dönemde "Avrupa’dan daha pahalı" olduğu yönündeki eleştirileri de değerlendiren deneyimli turizmci, fiyatların sunulan hizmet kalitesiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu. "İstanbul bir dünya markasıdır” diyen Tuncer, şöyle devam etti: “Geçmiş yıllarda 'aman oteller boş kalmasın' kaygısıyla, milyarlarca dolarlık devasa yatırımları çok ucuza pazarladık. Bugün yaşanan fiyat artışları aslında İstanbul’un lüks segmentte kendi gerçek değerini bulma sürecidir. Avrupa’daki benzer metropollerle kıyaslandığında lüks tüketim ve yeme-içme sektörü hala rekabetçi bir konumdadır. Kendi değerimizi baltalamak yerine sunduğumuz nitelikli hizmeti ve deneyimi öne çıkarmalıyız." Yüksek enflasyonist ortamda karlılığı korumanın yolunun doğru tedarik zinciri yönetiminden geçtiğini ifade eden Tuncer, sürdürülebilirlik ilkelerini maliyet kontrolüyle birleştirdiklerini anlattı.</p>
<p>65 otellik bir zincir gücüyle tedarikçilerle toplu anlaşmalar yaptıklarını belirten Tuncer, "Yerel üreticileri destekliyoruz. Örneğin, menümüzde tamamen yerel malzemeler kullanıyoruz. Ayrıca su kullanımında geri dönüşümlü cam şişe modeline geçerek su maliyetlerimizde yüzde 45’e varan net tasarruf sağladık. Kriz anlarında maliyet kısmak yerine, masraf kontrolünü bir yaşam standardı haline getirmek gerekiyor" diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<h2>200 yıllık sabun fabrikasından lüks otele dönüştü </h2>
<p>JW Marriott Istanbul Bosphorus Genel Müdürü Ceyhan Ediz Tuncer, otelin tarihi geçmişini ve dönüşüm hikayesini şu sözlerle anlattı: "Binamız 200 yıllık bir geçmişe sahip. İlk olarak sabun fabrikası olarak başlanmış. Sabun üreticileri buradan ürettikleri sabunları, Galataport'un olduğu eski limandan yurt dışına ihraç ediyorlarmış. Zamanla işler büyüyüp üretim yetmemeye başlayınca burayı iş hanı haline getirmişler. İçinde dişçinin, avukatın, esnaf lokantasının olduğu bir bina haline gelmiş. 2017 yılında Katarlı Al Faisal Holding bünyesindeki ARTIC grubu tarafından satın alındı ve dönüşüm başladı. 2019’da açılış yapıldı. Pandemi arasından sonra 2022’de yeniden kapılarını açtı. 130 odalı bir oteliz. Anıtlar Kurulu kontrolü altında faaliyet gösteriyoruz. 200 yıllık orijinal taş duvarları koruyarak temizledik. Atriyumu, tavan yüksekliği, tamamen cam olan çatısıyla içeri doğal gün ışığı alan ve adeta müze havası taşıyan çok özel bir binada hizmet veriyoruz."</p>
<h2>"Uçtan uca gastronomi deneyimi sunmak istiyoruz" </h2>
<p>Otel bünyesindeki gastronomi ve eğlence konseptlerine değinen Tuncer, kompakt bir alanda geniş bir yeme-içme operasyonu yürüttüklerini belirtti. 130 odalı kompakt bir otel olmasına rağmen yiyecek- içecek anlamında çok büyük bir operasyona sahip olduklarını söyleyen Tuncer, şu bilgileri verdi: “Bu metrekarede dört tane ana restoran, kafe ve barımız var. Bunlardan biri olan 9’uncu kattaki Octo Restoran’ın konseptini bu yıl tamamen değiştirdik; modern Türk mutfağı sunuyoruz. Bu asla klasik bir kebap konsepti değil, geleneksel lezzetlerin modern yorumlanmış hali. Yaz aylarında faaliyet gösteren Sky Karaköy Bar &amp; Lounge alanımızda her gün canlı DJ performanslarımız var. Sokak tarafında Karaköy'ün ruhuna uygun dizaynı ve fiyatlamasıyla bir sokak barımız, hemen yanında bir buluşma noktası olan kafemiz ve IOKİ Nau restoranımız bulunuyor. Amacımız otele gelen misafirlerimize dışarı çıkma ihtiyacı hissettirmeden, her tercihe yönelik güvenli ve konforlu bir gastronomi tecrübesi yaşatmak."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/istanbul-turizmde-pahali-degil-degerini-buluyor-84054</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/istanbul-galata.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ JW Marriott Istanbul Bosphorus Genel Müdürü Ceyhan Ediz Tuncer, turizm destinasyonları arasında İstanbul&#039;un pahalı kalmaya başladığı yönündeki eleştirilere karşı çıkarak, kentin hak ettiği değeri bulduğunu savundu. Avrupa’daki benzer metropollerle kıyaslandığında lüks tüketim ve yeme-içme sektörünün hala rekabetçi bir konumda olduğunu söyleyen Tuncer, “Kendi değerimizi baltalamak yerine sunduğumuz nitelikli hizmeti ve deneyimi öne çıkarmalıyız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyaset-guvenilir-varsayimlar-uzerine-insa-edilmelidir-84052</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Siyaset güvenilir varsayımlar üzerine inşa edilmelidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İran ile olan son çatışmada, İsrail’in önerdiği İran’da etnik ayaklanma çıkarmak fikrine belki de Amerikalıların da akılları yatmış, ama Türkiye’nin böyle bir durumda bölgeye asker sevk edeceğini ve Kürt güçlerini durduracağını kesinlikle ifade etmesinden sonra fikir terk edilmiştir.</strong></p>
<p>İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Türkiye’ye hem ülkelerinde etnik ayrılıkçılığı desteklemedikleri için hem de dış güçlerin baskısı, yani Amerika Birleşik Devletleri’nin ısrarları karşısında siyasetlerini değiştirmedikleri için teşekkür etmiştir. Aslında Arakçi’nin ülkemize teşekkür etmesi bizi memnun etmekle beraber, teşekkür etmesine gerek yoktur. Bölge siyasetini izleyen aklı başında herhangi bir kimse, Türkiye’nin İran ile savaşa gidecek davranışlardan kaçınacağını bilir. Bunu anlamayan veya İran Azerbaycan’ını Türk dünyasına katmak isteyen romantikler, hiçbir zaman ciddi bir güç oluşturamamışlardır. Birleşik Devletler siyasa yapımcılarının İran Kürtlerini isyana teşvik edeceklerini, bunu desteklemek üzere de Irak Kürtlerini İran’a karşı harekete geçirebileceklerini düşünebilmeleri, Orta Doğu siyasetini iyi çözemediklerini, buna karşılık bölgeyi nizama sokmak için bilgiye dayalı olmayan planlar hazırladıklarını bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Sizler de biliyorsunuz, Birleşik Devletler bölgeye düzen getirmek üzere kendi aklınca bir dizi proje oluşturmakta, bunları devreye sokmaya çalışmaktadır. Bu tür aklı evvel projelerin mimarlarından birinin ülkemizde sefir-i kebir olduğunu ve bir an önce ülkemizden gitmesi gerektiğini ifade ettiğimizi, dikkatli okuyucular herhalde hatırlayacaklardır.</p>
<p><strong>Amerikan siyasetinin </strong><strong>Kürt yanılgısı</strong></p>
<p>Amerikan siyasa yapımcılarının dikkatinden kaçan ilk husus, Kürtleri kendi izlemek istedikleri her türlü siyaseti destekleyecek bir güç olarak görmeleridir. Kendi siyasetleri hedefe ulaştığı zaman ise sözlerinden kolayca cayabileceklerini de düşünmektedirler. Her ne kadar Kürt liderleri Amerikalıların bu davranışını görseler de, bağımsızlık kazanma cazibesi karşısında basiretlerinin bağlandığı anlaşılmaktadır. Son bağımsızlık girişimleri oldukça yenidir. Amerikalılar kendilerine Sovyet yandaşı Esat rejimini devirmeye katkıda bulunmaları ve İslami Cihad’ın ilerleyişini durdurmaları karşılığı bağımsızlık vermeyi vaat etmişlerdir. Cihatçılar zaten zaman içinde önemli bir güç olmaktan uzaklaşmışlardır. Buna karşılık Esad gerçekten de görevinden uzaklaştırılmış, ama yerine Amerikalılar ile uyum içinde hareket etmeyi şiar edinmiş al-Şara getirilmiştir. Kürtlere ise yeni Suriye’nin inşasında önemli görevler üstlenmeleri gerekeceği hatırlatılmakla yetinilmiştir. Bağımsızlık bekleyen Kürtler ve onlara yaklaşarak Amerikan bürokrasisinde veya silahlı kuvvetlerde kendilerinin ilerleyeceğini sanan yetkililer nafile bir çaba gösterdiklerini itiraf etmek zorunda kalmışlardır.</p>
<p>Amerikalı dostların hatırlamasında fayda vardır: Kürtleri Ruslar da kullanmışlardır, gelecekte de kullanabilirler. Dolayısıyla en iyi Amerikan siyaseti, bu halkların kendi kimliklerini korumak kaydıyla, yaşadıkları ülkeyle bütünleşmelerini teşvik etmek olabilir. İsrail’in ise uzun süredir bölgede Amerikan ve tabii İsrail desteği olmadan yaşayamayacak olan bir Kürt devleti kurma hayalini sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Bu konudaki rivayetler özellikle son zamanlarda Türkiye’nin İsrail karşıtı bir söylemi benimsemesiyle alevlenmiş, Amerika ve İsrail’in savaşta farklı çizgiler izlemeye başlamasıyla sönmeye başlamıştır.</p>
<p>İddialara göre,  böyle bir ülkenin varlığını Türkiye, İran veya Irak kabul etmeyecekler, dolayısıyla bu üç ülke İsrail’in işine gelmeyen işlere yöneldikleri zaman, bu Kürt ülkesi de onlara sorun yaratmak maksadıyla manipule edilebilecektir. Neyse ki, İsrail’in gücü kendi başına böyle bir ülke yaratmaya yetmemekte, buna karşılık Amerika Birleşik Devletleri ise kendi çıkarını öne alarak yeni bir ülke yaratmak yoluna gitmemeyi tercih etmektedir. Örneğin, İran ile olan son çatışmada, İsrail’in önerdiği İran’da etnik ayaklanma çıkarmak fikrine belki de Amerikalıların da akılları yatmış, ama Türkiye’nin böyle bir durumda bölgeye asker sevk edeceğini ve Kürt güçlerini durduracağını kesinlikle ifade etmesinden sonra fikir terk edilmiştir. İran’da zaten büyük sıkıntılar yaşayan Trump herhalde Türkleri kızdırmak ve mücadeleye dahil ederek Amerikan karşıtı bir koalisyonda yer almalarını istememiş olsa gerektir. Türkiye’yi zaten İsrail karşıtı bir koalisyonda gören İsrail’in  ise bu karardan memnun olmadığına ilşkin kuşku duymaya gerek yoktur.</p>
<p>Kürtlerin birbiriyle akraba olmakla birlikte farklı diller konuştukları biliniyor. Zazaca, Kırmançça ve Soranice konuşanların bir diğerinin dilini nispeten kolay öğrendiklerini bilebiliriz ama aynı dili konuşmadıkları da biliniyor. Belki Türkçe ile Özbekçeyi örnek vererek farkı daha anlaşılabilir hale getirmemiz mümkün olur.  Sosyal düzenleri aşirete dayanan ve birlikte hareket etmeyi düşünmeyen bir yapıya sahiptirler. Erbil ve Süleymaniye’de farklı boyların egemen olduğu malumdur.  Amerikalılar bu özelliklerini yeterince tanımadıkları için Kürtlerin nasıl davranacağı konusunda sürekli yanılgıya açık değerlendirmeler yapan, buna bağlı olarak yaşadıkları toplumların vereceği tepkileri kestiremeyen tahminler yürüten bir konuma düşmektedir; böylece her tarafın eleştirisini ve kızgınlığını da üzerlerine çekmektedirler.</p>
<p><strong>Orta Doğu’da güç dengeleri </strong><strong>ve değişmeyen gerçekler</strong></p>
<p>Amerikalıların Orta Doğu’yu iyi anlayamamaları sadece Kürtlere uzun vadede destekleyemeyecekleri roller vermeleriyle sınırlı değildir. Orta Doğu’da etkili olması söz konusu olan üç ülke bulunuyor: Türkiye, İran ve Mısır. İran’ın bölgede etkili olmak bakımından bazı dezavantajları olduğu söylenebilir. Bir kere bölgenin kenarındadır. İkinci olarak bölgede azınlık mezhebi olarak görülen Şiiliğin önderi konumundadır ki, bilindiği gibi bu mezhep daha merkezde olan ülkelerce benimsenmemekte, bilakis karşı çıkılmaktadır. Bu zaafını aşmak için İran bölgenin muhtelif yerlerinde konuşlanmış topluluklarda kendisine bağlı güçler oluşturmayı öngörmüştür. Bunlar arasında Irak siyasetinde etkili olan Haşdi Şabi türünden yarı askeri örgütlenmeleri, Lübnan’da Hizbullah’ı ve Yemen’deki Husileri saymamız mümkündür. Türkiye ise uzun süreler bölge ile ilgilenmemiş, bölge siyasetinden uzak durmuştur. Şu andaki Türkiye hükümeti, Türkiye’nin bölgenin en güçlü ülkesi olduğuna ilişkin bir takım inançları kovalamakla birlikte, kendi başına etkili olması konusunda güçlüklerin farkındadır. Son olarak Mısır, geçmişte Arap dünyasında şekillendirici bir rol oynamış olmakla birlikte, şu sıralar kendisi zor ayakta duran bir konuma düşmüş bulunmaktadır; diğer Arap ülkelerini yönlendirecek bir güce sahip değildir.</p>
<p><strong>Türkiye-İran rekabeti, birbirinden </strong><strong>toprak isteme seviyesine çıkmaz</strong></p>
<p>Daha önce de belirtilmiş olduğu gibi, Türkiye Orta Doğu’da egemen bir role sahip olmak istese bile, bölgenin kenarında olmak bir yana, yakın tarihte eskiden yönettikleri bölgedeki çatışmaların dışında kalmaya çalışmıştır. Çoğu Türk lider, Arapların Türklerin önderliğine özlem duymadığını, Türklerin önderliğini aramadığını çok iyi bilmektedir. Türkiye’nin İran ile rekabetçi ilişkileri olabilir ama kökenleri 1638’e kadar giden bir anlayışa göre, iki ülke rekabetlerini medeni sınırlar içinde tutacak, her halükarda birbirinden toprak istemek seviyesine çıkarmayacaktır.</p>
<p>Bütün bu söylediklerimiz neye işaret ediyor? Bölgeye dönük siyasayı tasarlayan zevat Kürtlerin İkinci Dünya Savaşı sonrası sınırları kesinleşen devletlerin vatandaşı olduğunu bilerek hareket etmelidir. İkinci olarak, bu zevat Arapların başkalarının liderliğini kabul etmeyeceklerini bilmek zorundadırlar. Son olarak, başkaları ne kadar gayret ederse etsin, Türkiye ile İran’ın savaşması söz konusu değildir. Amerikalı dostlarımızın da siyasalarını bu verileri kaale alarak tasarlamaları gerekmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyaset-guvenilir-varsayimlar-uzerine-insa-edilmelidir-84052</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/2/1280x720/8586-1785215032.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Siyaset güvenilir varsayımlar üzerine inşa edilmelidir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-ticaret-odasi-uluslararasi-oda-kimligini-guclendiriyor-84108</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kayseri Ticaret Odası uluslararası oda kimliğini güçlendiriyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Küresel ticarette değişen dengeler doğrultusunda üyelerini yeni pazarlara taşımaya odaklanan Kayseri Ticaret Odası (KTO), son yıllarda hayata geçirdiği uluslararası projeler, ticaret heyetleri, Avrupa Birliği destekli programlar ve yabancı ticaret odalarıyla kurduğu iş birlikleriyle "uluslararası çalışan oda" modelini güçlendiriyor.</p>
<p>Odanın klasik belge düzenleyen bir kurum olmanın ötesine geçtiğini belirten KTO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Kayseri’yi küresel ticaret ağlarının merkezlerinden biri haline getirmeyi hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>Sonbaharda gerçekleşmesi planlanan oda seçimleri öncesi EKONOMİ Gazetesi’ne konuşan Başkan Gülsoy, Kayseri Ticaret Odası'nın vizyonunu üyesini dünyaya açan oda anlayışı üzerine kurduklarını ifade ederek, "Kayseri Ticaret Odası'nı uluslararası çalışan bir oda haline getirdik. Üyelerimizin yalnızca yerel pazarda değil, küresel pazarlarda da güçlü oyuncular olması için çalışıyoruz. Ticari diplomasi faaliyetlerimizi sürekli geliştiriyor, iş insanlarımızı yeni pazarlarla buluşturuyoruz" dedi.</p>
<p><strong>AB destekli projelerle yeni ticaret köprüleri</strong></p>
<p>Odanın uluslararasılaşma stratejisinin önemli ayaklarından birini Avrupa Birliği destekli projeler oluşturuyor. Bu kapsamda hayata geçirilen Kayseri Girişimcilik ve Uluslararası Ticaret Merkezi (KAGUTİM) ile girişimcilik ve ihracat odaklı yeni bir ekosistem oluşturuldu. Proje kapsamında 350 metrekarelik ortak çalışma alanı ve dijital eğitim altyapısı kurulurken, yüzlerce girişimciye eğitim ve mentorluk desteği verildi. Yaklaşık 10 milyon liralık ticaret hacmi oluşturulan projede 28 ülkenin ticaret odasıyla temas sağlanırken, 526 ikili iş görüşmesi gerçekleştirildi. Gülsoy, "KAGUTİM yalnızca tamamlanmış bir proje değil, bugün üyelerimize aktif hizmet veren yaşayan bir merkezdir. Uluslararası iş birliklerini sürekli geliştiren bir yapı oluşturduk" diye konuştu.</p>
<p><strong>DigiConnect ile Avrupa'ya dijital köprü</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası'nın yürüttüğü en dikkat çekici çalışmalardan biri de Avrupa Birliği destekli DigiConnect Projesi oldu. TOBB ve Eurochambres koordinasyonunda yürütülen projede Kayseri Ticaret Odası, Çekya Ticaret Odası ile Belçika Flaman Brabant Ticaret Odası ortaklığında uluslararası iş birliği modeli geliştirdi. Projenin temel hedefinin KOBİ'lerin dijital dönüşümünü hızlandırırken Avrupa tedarik zincirlerine doğrudan erişimini sağlamak olduğunu belirten Gülsoy, "DigiConnect'i sadece teknik bir dijital platform olarak görmüyoruz. Bu proje Türkiye ile Avrupa Birliği arasında KOBİ'lerimiz aracılığıyla kurulan kalıcı bir ticaret ve üretim köprüsüdür" ifadelerini kullandı. Proje kapsamında Prag'da gerçekleştirilen temaslarda Türk ve Çek iş dünyası temsilcileri bir araya gelirken, teknoloji transferi, yatırım ortaklıkları ve Avrupa pazarına erişim konusunda önemli görüşmeler gerçekleştirildi.</p>
<p><strong>Dünyanın farklı pazarlarına ticaret heyetleri</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası, son yıllarda üyelerini dünyanın farklı ticaret merkezlerine taşıyan çok sayıda iş gezisi ve fuar organizasyonu düzenledi. 2021 yılından bu yana Çin, Almanya, İtalya, Özbekistan, Rusya, Libya, Dubai ve Kuzey Kıbrıs başta olmak üzere birçok hedef pazara yönelik programlar gerçekleştirildi.Bugüne kadar yaklaşık 283 firma temsilcisi uluslararası programlara katılırken, özellikle Çin Kanton Fuarı Kayseri iş dünyasının en önemli dış ticaret organizasyonlarından biri haline geldi. 2024 yılında fuara katılan 50 firma temsilcisi 250'den fazla ikili iş görüşmesi gerçekleştirdi.</p>
<p>"Kayseri kabuğuna sığmaz dedik ve üyelerimiz için dünyayı adeta karış karış dolaştık” diyen Gülsoy, uluslararası temaslarını yalnızca fuarlarla sınırlı kalmadığını ve yabancı ticaret odalarıyla da yeni iş birliklerine imza attıklarını söyledi. Bu kapsamda Çin Uluslararası Ticaretin Geliştirilmesi Konseyi (CCPIT) ile iş birliği protokolü imzalanırken, Guangzhou'dan gelen 24 kişilik heyet Kayseri'de otomotiv sektörünün temsilcileriyle bir araya geldi. Gerçekleştirilen B2B görüşmelerinde yeni yatırım ve ticaret fırsatları ele alındı. Öte yandan Türkiye-Mısır Oda ve Borsalar İş Birliği Forumu kapsamında Mısır'ın Damietta Ticaret Odası ile Kayseri ve Erzurum ticaret odalarının taraf olduğu mobilya ve orman ürünleri alanındaki iş birliği protokolü de uluslararası açılımın önemli adımlarından biri oldu.</p>
<p><strong>Uluslararası yetenekleri sanayiyle buluşturuyor</strong></p>
<p>İnsan kaynağı tarafında da uluslararası çalışmalar yürütülüyor. Global Talent Kayseri programı kapsamında Erciyes Üniversitesi ve Kayseri Üniversitesi'nde öğrenim gören yaklaşık 40 farklı ülkeden uluslararası öğrenciler ile 50'ye yakın Kayserili firma bir araya getirildi. Etkinlik sonrasında bazı firmaların yeni dış ticaret ekipleri kurma sürecine başladığını belirten Gülsoy, yabancı öğrenciler sayesinde yeni pazarlarda distribütörlük ve bayilik süreçlerinin de başladığını ifade etti.</p>
<p>Kayseri Ticaret Odası'nın hedefinin yalnızca mevcut ihracatı artırmak olmadığını vurgulayan Gülsoy, "Biz yerel üreticimizi eğittik, dijitalleştirdik ve elinden tutup dünya pazarlarına taşıdık. Bundan sonraki hedefimiz Kayseri'nin üretim gücünü, ticaret tecrübesini ve ihracat vizyonunu küresel ölçekte daha görünür hale getirmek. Kayseri iş dünyasının uluslararası pazarlarda daha güçlü yer alması için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz" değerlendirmesinde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-ticaret-odasi-uluslararasi-oda-kimligini-guclendiriyor-84108</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/8/1280x720/kayseri-ticaret-odasi-uluslararasi-oda-kimligini-guclendiriyor-1785248991.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, odanın klasik belge düzenleyen bir kurum olmanın ötesine geçtiğini belirterek, Kayseri’yi küresel ticaret ağlarının merkezlerinden biri haline getirmeyi hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aluminyum-savasin-izlerini-siliyor-84051</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alüminyum savaşın izlerini siliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a68367072fdb-1785214576.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Orta Doğu’da çatışmalar yeniden şiddetlenirken alüminyum piyasası bu kez çok daha sakin bir tablo sergiliyor. Haziran ayında ton başına 3.900 dolara dayanan Londra Metal Borsası (LME) alüminyum fiyatı bu hafta 3.180 dolar civarında işlem görüyor. Böylece fiyatlar zirvesine göre yaklaşık 700 dolar, yani yüzde 17 gerilemiş durumda.</p>
<p>İran saldırılarının ardından Körfez›- deki iki büyük izabe tesisinin zarar görmesi ve lojistikte yaşanan aksaklıklar küresel tedarik zincirinde yıllık ölçekte bazda 2 milyon tonun üzerinde üretim kaybına yol açtı. Uluslararası Alüminyum Enstitüsü verilerine göre Körfez ülkelerinde üretim yılın ilk yarısında yüzde 20 gerilerken, bazı tesisler halen tam kapasiteye dönemedi.</p>
<p>Buna rağmen piyasa, üretim açığının alternatif kaynaklarla telafi edilebileceğine giderek daha fazla inanıyor.</p>
<h2>Çin ve Endonezya devreye girdi </h2>
<p>Piyasalardaki iyimserliğin temel nedeni Çin ve Endonezya’nın hızla artan üretimi oldu. Çin’de düşük alümina maliyetleri ve yüksek metal fiyatları sayesinde izabe tesisleri yaklaşık yüzde 99 kapasite kullanım oranıyla çalışıyor. Dünya Metal İstatistik Bürosu (WBMS) verilerine göre ülkenin yarı mamul alüminyum ihracatı yılın ilk beş ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10 artarken, mayıs ayındaki 595 bin tonluk sevkiyat Kasım 2024’ten bu yana en yüksek aylık seviyeye ulaştı.</p>
<p>Endonezya ise Çin yatırımlarıyla küresel alüminyum ticaretinde hızla yükselen yeni oyuncu konumuna geldi. Ülkenin birincil alüminyum ihracatı 2024’teki 155 bin tondan 2025’te 511 bin tona çıkarken, bu yılın ilk beş ayında da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 58 büyüdü. Devam eden projelerin tamamlanması halinde yıllık 13 milyon tonluk yeni kapasite devreye girebilecek.</p>
<h2>Tahminler aşağı çekildi </h2>
<p>Arz görünümdeki iyileşmeye paralel olarak fiyat beklentileri aşağı yönlü revize ediliyor. Örneğin, ING, 2026’nın ikinci yarısında LME alüminyum fiyatlarının 3.100-3.200 dolar/ton bandında seyretmesini bekliyor. 2027’nin ilk çeyreği için ortalama 3.000 dolar tahmini yapılırken, sonraki çeyreklerde fiyatların sırasıyla 2.900, 2.850 ve 2.800 dolar seviyelerine gerilemesi öngörülüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Asya fiziki piyasaları daha temkinli</span></h2>
<p>Vadeli piyasalarda savaşın yarattığı risk algısı büyük ölçüde ortadan kalkmış görünse de fiziksel metal piyasasında aynı rahatlık henüz oluşmadı. Körfez’deki tesislerin tam kapasiteye dönememesi, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz çevresindeki lojistik risklerin sürmesi ile Avrupa’daki stokların ne kadar süre daha piyasayı destekleyebileceğine ilişkin belirsizlikler, fiziksel primleri yüksek tutuyor. Avrupa’da gümrüksüz fiziksel alüminyum primi ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın başlamasından bu yana yüzde 65 yükselirken, Japonya primi ise iki katından fazla arttı. Bu durum fiziksel metal arzına yönelik temkinli yaklaşımın sürdüğünü gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aluminyum-savasin-izlerini-siliyor-84051</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/9/1280x720/aluminyum-1771565908.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’daki üretim kayıplarına rağmen alüminyum piyasası savaşın yarattığı risk primini büyük ölçüde fiyatlardan çıkardı. Çin ve Endonezya’dan gelen ek arz, piyasayı yatıştırdı. Fiyatlar, Haziran’daki 3.830 dolarlık zirvesinin yüzde 17 altına indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hissenin-fiyati-yuzde-714-asagi-kaydi-yabancinin-payi-266-puan-yukseldi-84050</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hissenin fiyatı yüzde 7,14 aşağı kaydı, yabancının payı 2,66 puan yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi geçtiğimiz hafta %0,63 gerilerken yabancı fonlar 18 hissede alım yaparak piyasanın yönü hakkında farklı bir hikaye yazdı. Fiyatlardaki düşüşlere bakıp satış yaparak nakde dönme planı yapanların aksine yabancı, düşüşleri birer iskonto fırsatı olarak gördü.</strong></p>
<p>Borsada fiyatlar aşağı yönlü hareket ettiğinde, genel algı her şeyin kötüye gittiği yönündedir. Böylesi durumlarda kimi yatırımcı elindekini satarak kenara çekilmeyi tercih eder. Ekranda Migros veya Türk Telekom düştüğünde şirketin gücünü yitirdiği sanılabilir. Oysaki bir haftalık fiyata bakarak hareket etmek büyük yanılgıdır. Fiyat düşüşü her zaman büyük oyuncuların o hisseden kaçtığı anlamına gelmez. Bilanço dönemine girilen süreçte, yabancının 18 hissede payını artırması, endekste görünen düşüş havası ile arka plandaki mal toplama stratejisi arasındaki çelişkiyi işaret ediyor.</p>
<h2>Fiyat düşerken arka kapıdan aldılar</h2>
<p>Takas verilerine baktığımızda, fiyat baskısı ile yabancının iştahı arasındaki uyumsuzluğu hemen gözlemek mümkün. Yatırımcısı geçtiğimiz hafta Türk Telekom’daki %7,14 fiyat kaybına bakıp üzülürken, yabancı fonlar aynı sürede hissedeki payını 2,66 puan yukarı taşıdı. Hissede konumlanan fon sayısı 89’a çıkarken yabancı payı da %36,29’a yükseldi.</p>
<p>Öte yandan Tofaş Oto’nun fiyatı geçtiğimiz hafta %8,69 düşerken yabancıların paylarını 0,28 puan yükseltmesi, fiyat ucuzladıkça kurumsallar tarafından indirim sepetine atıldığını işaret ediyor. İlk çeyrek verileri güçlü olan şirkette sorun finansallarda olmayıp, panikleyen yatırımcının korkusundan beslenen akıllı paranın maliyet düşürme taktiği olduğu anlaşılıyor.</p>
<h2>Bankalarda sattılar</h2>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta BIST 30’daki banka ve finans hisselerinde belirgin şekilde satış ağırlıklı işlemlerde bulundu. Yapı Kredi Bankası’ndaki payları 3,14 puan birden gerilerken, İş Bankası C hissesinde %5,56 fiyat düşüşüyle beraber 2,45 puanlık pay azaltımıyla satıcılı seyre ortak oldular. Akbank’ta ise 1,53 puanlık satış öne çıktı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6835c72266a-1785214407.png" alt="" width="999" height="525" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>BEDELLİ Mİ, HALKA ARZ MI?</strong></p>
<p><strong>Bedelli</strong>; nakit girişi, kaynak, borç tasfiyesi, yatırım serbestisi. Ortaklık erimesi, fiyat baskısı, küskünlük, fırsat maliyeti, kurtarma algısı.</p>
<p><strong>Halka arz</strong>; yüksek kaynak, kurumsallaşma, marka prestiji, likidite gücü, motivasyon. Kontrol kaybı, raporlama yükü, baskısı, maliyet, dalgalanma.</p>
<p><strong>İştirak ile şubesini merkeze taşırken yüklendiği kira ve sabit giderden kurtuldu</strong></p>
<p>Duran Doğan'ın şubesini merkeze taşıması küçülme hamlesi mi? ● Ahmet Yazgan</p>
<p>Ahmet, Duran Doğan'ın Arnavutköy'deki iştirakiyle yine aynı adresteki şubesini kapatıp operasyonlarını merkezde birleştirmesinin temel gayesi maliyetleri düşürme ve kârlılığı artırma kaygısı ile alakalı bulunuyor. Şirketin açıklamasında maliyetlerin ne kadar düşeceği veya kârlılığın ne ölçüde artacağına dair herhangi bir tutar paylaşımı olmadı. Ancak, taşınmayla birlikte o lokasyona ait kira ve benzeri sabit giderler tamamen ortadan kalkmış olacak. Mevcut makine parkuru merkeze entegre edilirken, kapasite kullanımı daha etkin hale gelecek.</p>
<p><strong>Kredi borçlarını yeniden yapılandırma müzakereleri eylül sonrasına bırakıldı</strong></p>
<p>Anel Elektrik borçlarını yeniden yapılandırmada ne durumda? ● Çetin Şahin</p>
<p>Çetin, Anel Elektrik'in son bilançosuna göre finansal borçları 1,98 milyar TL seviyesinde ve ilk çeyrekte 401,6 milyon TL zarar yazdı. Şirket kredi yapılandırması için bankalarla görüşmelerde bulunuyor. Görüşmelerin kesin olarak ne zaman sonuçlanacağı henüz belli değil. Son olarak tarafların karşılıklı mutabakatıyla görüşmeler 30 Eylül tarihine kadar uzatıldı. Gerçekleştirilecek yapılandırma anlaşmasıyla, firmanın kısa vadeli borç yükünün hafifletilmesi ve nakit akışını rahatlatması mümkün olacak. Kesin finansal etki için süreç tamamlanmalı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>DBH fonu döviz borçlanma araçlarına yatırımla yıllıkta %26 getiride kaldı</strong></p>
<p>Deniz Portföy'ün yönettiği Eurobond (Döviz) Borçlanma Araçları Fonu (DBH), sınırlı ancak istikrarlı yükselişi ile öne çıkıyor. Büyüklüğü martta hızlı bir düşüş yaşasa da sonrasında yatay bir seyirle günümüze kadar geldi. Hacmi temmuzda 992,3 milyon TL olurken önceki aya göre azaldı. Şubattan bu yana inişli çıkışlı olsa da her ay düzenli nakit çıkışı gözleniyor. Temmuzda çıkan tutar 27,8 milyon TL oldu. Yüzde 5,32 doluluk oranına sahip fonun temel stratejisi, kamu ve özel sektör dış borçlanma araçlarına yatırım yapma üzerine kurulu. Portföyün %48,57'si özel sektör dış borçlanma araçları ve %36,66'sı kamu dış borçlanma araçlarından oluşuyor. Özellikle döviz cinsi getiri arayan yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda %25,78 getiri sağlayan portföy, aynı sürede %13,34 yükselen euronun üzerinde getiri elde etti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Enerjisa Enerji, Piyasadan TLREF + %1 faizle 3,1 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Enerjisa Enerji, nitelikli yatırımcılara yönelik olarak 24.07.2026 vade başlangıç tarihli tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 3.110.000.000 TL olan tahvilin yıllık faizi TLREF+%1 olarak belirlendi. 728 gün vadeli tahvil, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 8 kupon ödemesi yapılacak. Tahvilin vade tarihi 21.07.2028 olarak açıklandı. 24 Temmuz itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,94 seviyesinde bulunuyor. Enerjisa'nın verdiği %1 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Tahvil, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, uzun vadeli finansmanı sağlarken, piyasada TRSENSA72815 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6835974ae74-1785214359.png" alt="" width="981" height="242" /><strong>GİRİŞİM ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Ankara'da gerçekleştireceği anahtar teslim trafo merkezi için anlaşmaya vardı</strong></p>
<p>Girişim Elektrik, yurt içinde yerleşik bir kurumla Ankara'da gerçekleştirilecek trafo merkezi yapım işi kapsamında KDV hariç 7,13 milyon euro (yaklaşık 384,3 milyon TL) bedelli sözleşme imzaladı. Projenin mühendislik, tedarik ve yapım işleri şirket tarafından yerine getirilecek. Tutar firmanın yıllık gelirinin yaklaşık %1,7'si düzeyine denk geliyor. Bu itibarla alınan iş rutin statüde. Firmanın yılbaşından bu yana aldığı yeni işlerin toplam tutarı yıllık gelirinin %52,20'si seviyesinde bulunuyor. Yılın ilk çeyreğinde gelirini %32 büyütürken dönem sonu kârı %66 geriledi.</p>
<p><strong>KOLEKSİYON MOBİLYA</strong></p>
<p><strong>Yurt içindeki firmadan yaklaşık 130 milyon liralık ahşap üretim ve montaj işi aldı</strong></p>
<p>Koleksiyon Mobilya, Türkiye'de yerleşik kurumsal bir firmayla proje bazlı ahşap işlerinin üretimi ve montajının gerçekleştirilmesi için toplam 129,8 milyon TL tutarlı bir sözleşme imzaladı. Tutar yıllık gelirinin %5,56'sı düzeyinde bulunuyor. Açıklamada işlerin 20 Ekim gününe kadar tamamlanmasının planlandığı belirtildi. Şirket, proje bazlı üretim kabiliyetini hızlı teslimat takvimine sahip hacimli bir sözleşmeyle nakde dönüştürmeyi hedefliyor. Yılın ilk yarısında satışlarını %13 geriletirken brüt kârı %9 düştü ve dönem sonunda kârdan 46 milyon TL zarara döndü.</p>
<p><strong>ARÇELİK</strong></p>
<p><strong>İstanbul'daki arsaları kentsel dönüşüm ve rezerv alan projelerine dahil ediyor</strong></p>
<p>Arçelik, Beylikdüzü ve Tuzla'daki toplam 699 bin metrekare büyüklüğündeki arsa ve taşınmazların rezerv yapı alanı ilan edilmesi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Kentsel Dönüşüm Protokolü imzaladı. Sözleşme uyarınca taşınmazlar inançlı temlik esaslarına göre bedelsiz olarak bakanlığa devredilecek; %30'u umumi hizmet alanları için kamuya bırakılırken, yapılaşmaya esas kalan %70'lik kısım bedelsiz olarak Arçelik'e geri verilecek. Net defter değeri 1,75 milyar TL olan taşınmazlar firma tarafından yatırım amaçlı gayrimenkuller sınıfına alınacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Kordsa mayıstan bu yana arada yukarı çıkışları olsa da satış baskısı yaşıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a68357801e5a-1785214328.png" alt="" width="300" height="234" />Kordsa'da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %16,09 ile toplamda 522,8 bin lot azalarak 2,73 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 29'dan 27'ye geriledi. TMV 294 bin lot ile en fazla satışı yaparken, FUA fonu 130 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Kordsa hakkında bugüne kadar 3 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek Deniz Yatırım 77,80 TL ile "tut" olarak önerdi. En düşük öneri 67,50 TL ve "Endekse Paralel" ile Gedik Yatırım'dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hissenin-fiyati-yuzde-714-asagi-kaydi-yabancinin-payi-266-puan-yukseldi-84050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hissenin fiyatı yüzde 7,14 aşağı kaydı, yabancının payı 2,66 puan yükseldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-hazir-giyim-ve-tekstil-sektorune-abdden-cifte-darbe-84049</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk hazır giyim ve tekstil sektörüne ABD&#039;den çifte darbe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İlk kez haziran ayında EKONOMİ Gazetesi'nin gündeme getirdiği ABD’nin Section 301 soruşturması sonuçlandı. ABD Başkanı Donald Trump'ın 23 Temmuz'da imzaladığı nihai kararnameyle Türkiye'ye yüzde 12,5 ilave gümrük vergisi uygulanması kesinleşirken, Türk tekstil ve hazır giyim sektörü açısından daha kritik bir gelişme de ortaya çıktı. Nihai kararda Bangladeş, Kamboçya, Endonezya ve Malezya'ya vergisiz tarife kontenjanı tanınırken, Hindistan ise yüzde 10’luk dilimde kaldı. Türkiye her iki kapsamında dışında bırakıldı. 25 Temmuz itibari ile uygulanmaya başlanacak yeni dönem ile birlikte Türk ihracatçıları ABD pazarında hem ek vergi yüküyle karşı karşıya kalacak hem de en önemli rakiplerine tanınan avantajdan yararlanamayacak. Ancak nihai kararın en dikkat çekici yönü, yalnızca ilave vergi değil, tekstil ve hazır giyim sektörüne yönelik özel düzenleme oldu.</p>
<h2>Taslak metindeki beklenti değişti </h2>
<p>Soruşturmanın haziran ayında yayımlanan taslak kararında tekstil ve hazır giyim ürünleri için bazı ülkelere tarife kontenjanı oluşturulabileceği belirtilmişti. Bu nedenle sektör, Türkiye'nin de bu kapsama alınabileceği beklentisini taşıyordu. 23 Temmuz'da yayımlanan nihai Başkanlık Memorandumu ise bu beklentiyi boşa çıkardı. Kararda tarife kontenjanından yararlanacak ülkeler tek tek sayıldı. Buna göre yalnızca Bangladeş, Kamboçya, Endonezya ve Malezya için tekstil ve hazır giyim ürünlerinde tarife kontenjanı oluşturulacak. Bu ülkeler belirlenen kota kapsamında ABD'ye gerçekleştirecekleri ihracatta Section 301 vergisi ödemeyecek. Kota aşıldığında ise ilgili ülke için belirlenen ilave tarife uygulanacak. Türkiye ise bu mekanizmanın tamamen dışında bırakıldı.</p>
<h2>Türk ihracatçısı doğrudan vergi ödeyecek </h2>
<p>Kararın ardından Türkiye'den ABD'ye gönderilecek tekstil ve hazır giyim ürünleri için herhangi bir kota ya da vergisiz ihracat imkanı bulunmayacak. Türk üreticileri ABD'ye gönderdikleri ürünlerde doğrudan yüzde 12,5 ilave Section 301 vergisiyle karşı karşıya kalacak. Bu durum özellikle ABD'’de aynı alıcı gruplarına satış yapan Bangladeş, Endonezya, Kamboçya ve Malezya gibi ülkelerin belirli bir ihracat hacmine kadar vergisiz satış yapabilecek olması nedeniyle rekabet koşullarını Türkiye aleyhine değiştirebilecek. USTR, 60 ekonomi hakkında yürüttüğü soruşturmada ülkeleri üç farklı kategoriye ayırdı. Birinci grupta zorla çalıştırma ürünlerinin ithalatını etkin şekilde engellediği değerlendirilen ülkeler yer alırken bunlara yüzde 10 oranında ilave vergi uygulanmasına karar verildi. İkinci grupta ABD ile farklı ticaret düzenlemelerine sahip bazı ekonomiler bulunuyor. Türkiye ise üçüncü grupta yer aldı. Bu gruptaki ülkelere yüzde 12,5 oranında ilave Section 301 vergisi uygulanacak. ABD yönetimi, Türkiye'nin zorla çalıştırılarak üretilen malların ithalatını yasaklayan veya bunu etkin biçimde uygulayan yeterli bir sisteme sahip olmadığı sonucuna vardı. ABD Ticaret Temsilciliği (USTR), temmuz ayındaki nihai tarife sürecinde bin 600'den fazla yazılı görüş aldığını ve 100'ün üzerinde tanığı dinlediğini açıklarken, kamuya açık kayıtlarda Türkiye'nin ilave vergiye karşı resmi bir yazılı savunma sunduğuna veya duruşmalarda resmi temsilciyle görüş bildirdiğine ilişkin herhangi bir kayıt yer almadı. USTR yalnızca 45'ten fazla ülke hükümetiyle istişare yapıldığını belirtirken, bu temasların ülke bazındaki ayrıntılarını açıklamadı.</p>
<h2>Hazır giyimde dengeler değişebilir </h2>
<p>Türkiye son yıllarda Avrupa pazarındaki daralma nedeniyle ABD’yi alternatif ihracat pazarı olarak öne çıkarmaya çalışıyordu. Türk hazır giyim üreticileri kısa teslim süreleri, kaliteli üretim kabiliyeti ve esnek koleksiyon hazırlama avantajlarıyla özellikle orta ve üst segment markalara tedarik sağlıyor. Ancak yüzde 12,5'lik ilave vergi, fiyat rekabetinin belirleyici olduğu siparişlerde Türk üreticilerinin elini zayıflatabilir. Buna karşılık Bangladeş ve Kamboçya gibi düşük maliyetli üretim merkezlerinin hem işçilik avantajına sahip olması hem de belirli ihracat hacmine kadar ilave vergiden muaf tutulması, alıcıların sipariş tercihlerini bu ülkelere kaydırabilecek önemli bir unsur olarak değerlendiriliyor. Son üç yıldır yüksek maliyetler nedeniyle üretimin bir bölümünü Mısır'a kaydıran Türk hazır giyim firmaları açısından da karar yeni bir değerlendirme süreci yaratabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sektör şimdi uygulama detaylarını bekliyor</span></h2>
<p>Karar yürürlüğe girmiş olsa da uygulamanın teknik ayrıntıları henüz tamamlanmış değil. UST, hangi ürünlerin istisna kapsamında değerlendirileceğine, tarife kontenjanlarının hangi ürünleri kapsayacağına ve kota miktarlarına ilişkin Federal Register düzenlemelerini yayımlaması bekleniyor. Ayrıca Başkanlık Memorandumu, USTR'ye tarifeleri, muafiyetleri ve tarife kontenjanlarını ilerleyen dönemde değiştirme veya kaldırma yetkisi de veriyor. Bu nedenle sektör temsilcileri, uygulamanın nihai etkisinin yayımlanacak ikincil düzenlemelerle netleşeceğini değerlendiriyor. ABD, Türkiye'nin hazır giyim ve tekstil ihracatında Avrupa Birliği'nin ardından en önemli yüksek katma değerli pazarlardan biri konumunda bulunuyor. sadece hazır giyimde 100 milyar doların üzerinde ithalat ile ABD’den sonra en büyük ikinci Pazar olan ABD, özellikle teknik tekstiller, denim, örme giyim, ev tekstili ve markalı üretimde Türk firmalarının son yıllarda bu pazardaki payını artırmaya yönelik önemli yatırımlar yaptığı biliniyor. Bu nedenle Section 301 kararı, yalnızca yüzde 12,5'lik ilave vergi anlamına gelmiyor. Türkiye'nin küresel tedarik zincirindeki rekabet pozisyonunu da yeniden şekillendirebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Özellikle Bangladeş, Kamboçya, Endonezya ve Malezya'ya sağlanan tarife kontenjanı avantajı dikkate alındığında, ABD pazarında sipariş rekabetinin önümüzdeki dönemde daha da sertleşmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-hazir-giyim-ve-tekstil-sektorune-abdden-cifte-darbe-84049</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/9/1280x720/hazir-giyim-sektoru-avrupadan-umdugunu-bulamadi-rotayi-amerikaya-ceviriyor-1760010288.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD’nin yüzde 12,5&#039;lik ilave gümrük vergisi kesinleşirken, Bangladeş, Kamboçya, Endonezya ve Malezya&#039;ya tanınan vergisiz tarife kontenjanı Türkiye&#039;ye verilmedi. Türk üreticileri ABD’de hem ek vergi yüküyle karşı karşıya kaldı hem de rakiplerine karşı dezavantajlı duruma düştü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpden-274-eski-milletvekili-istifa-etti-84048</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP’den 274 eski milletvekili istifa etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP'li eski bakanlar ve grup başkanvekillerinin arasında bulunduğu 274 eski CHP milletvekili, yayımladıkları ortak açıklamayla partiden istifa ettiklerini duyurdu.</p>
<p>Yapılan açıklamada; “Egemenin hukukuna dayanarak CHP'yi işgal edenlere sessiz kalmayarak ve boyun eğmeyerek Atatürk ilke ve devrimlerini, Cumhuriyetin temel değerlerini yeni bir siyasal yapıda sahiplenip iktidara taşımaya katkıda bulunmak için baba ocağı CHP'mizi üzülerek ama geçici olduğuna inanarak önceki dönemler milletvekilleri olarak terk ediyoruz” denildi. Ortak açıklamada; CHP'nin son dönemde yaşadığı hukuksuzluklara sessiz kalınamayacağı belirtilerek, “Partimizin tüzel kişiliğini bir gün geri alana kadar partimizden geçici olarak ayrılma kararı aldık “ ifadelerine yer verildi. Özgür Özel'in liderliğini yaptığı siyasi hareketin Türkiye'de yeni bir umut oluşturacağı belirtilirken, “Halkımızın desteğiyle, CHP'nin tarihsel mirasını ve Cumhuriyetin temel değerlerini ödünsüz sahiplenecek YENİ Parti'ye destek olacağımızı, Türkiye'yi aydınlık yarınlara taşımak için çalışacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz” denildi.</p>
<p><strong>Meclis’te dengeler değişti </strong></p>
<p>Mahkeme kararının ardından, Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık koltuğuna oturması siyaset dengelerini değiştirdi. Özgür Özel’in 90 milletvekili ile CHP’den istifa ederek yeni partiyi kurması hem siyasette hem de Meclis’te tüm dengeleri değiştirdi. 24 yıldır ana muhalefet partisi ve iktidardan sonra ikinci parti konumunda olan CHP, cuma günü itibarıyla Meclis’te 5. Parti konumuna düştü. Ana muhalefet olma statüsünü ise kaybetti. Özgür Özel’in partisi Yeni Parti ise hem ana muhalefet oldu, hem de Meclis sandalye aritmetiğine göre 2. Parti olarak sıralamaya girdi. İstifaların ardından TBMM Başkanlık Divanı ve Meclis komisyonlarında ki çoğunluğunu kaybeden CHP’nin genel kuruldaki oturma düzeni de değişti.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>DEP Parti'den "barış izleme ve takip kurulu" talebi</strong></span></p>
<p>"Terörsüz Türkiye" kapsamında Meclisten çıkarılacak olan ‘çerçeve yasa’ya ilişkin çalışmalar sürerken DEM Parti’den, kanun teklifinin yasalaşmasının ardından TBMM’de "barış izleme ve takip kurulu" oluşturulması talebi geldi. DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Koçyiğit, Meclis'e gelmesi beklenen çerçeve yasanın sonuç değil, yeni başlangıcın ilk adımını oluşturduğunu belirtti. Koçyiğit, Mecliste yaptığı açıklamada, yasanın kategorik ayrımlar içermemesi, barış sürecine katılmak isteyenleri kapsayıcı kapılar aralaması gerektiğini belirterek, “Bu yasa, demokratik siyasete katılımı ve dönüşleri, silahların devreden çıkarılmasını hukuki güvenceye bağlamalıdır" dedi. Koçyiğit, kanun teklifinin yasalaşmasının ardından TBMM'de "barış izleme ve takip kurulu" oluşturulmasını istediklerini söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpden-274-eski-milletvekili-istifa-etti-84048</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/0/1280x720/chp-1780294034.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP’den 274 eski milletvekili istifa etti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-ilerlemesi-icin-anliyorum-ama-konusamiyorum-duzeyini-asmak-gerekiyor-84047</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin ilerlemesi için &#039;anlıyorum ama konuşamıyorum&#039; düzeyini aşmak gerekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ülkemizde ortaöğretimde yıllarca yabancı dil dersleri verilmesine rağmen, maalesef herhangi bir yabancı dilde ileri düzeyde iletişim kurabilen gençlerimizin sayısı bir türlü artmıyor. "<em>Anlıyorum ama konuşamıyorum</em>” ifadesi her ortamda karşımıza çıkıyor.  </p>
<p>Türkiye’nin ilk ve tek dil vakfı SEYEV’in kurucusu, dil bilimci, eğitimci ve yazar Seda Yekeler, dil bilmenin bir kalkınma aracı olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor: </p>
<p><em>“Ülkemizde milyonlarca çocuk ve yetişkin, yıllarca dil eğitimi alıyor (1256 saat) ancak hala konuşmakta zorlanıyorlar. Çünkü Türkiye’de dil "öğretilmeye" çalışılıyor; oysa dil öğretilmez, edinilir. Beynin biyolojik işleyişine, Broca ve Wernicke alanlarının mucizesine sırtını dönen geleneksel yöntemler, insanımızın potansiyelini hapsetmekten başka bir işe yaramıyor. Bu bir eğitim sorunu değil, Türkiye’nin bir kalkınma ve vizyon sorunudur. Bu prangayı kırmadan, bilimde, sanatta, ekonomide ve teknolojide dünya lideri olmamız imkansızdır.</em>”</p>
<p>Küresel ticaretin yüzde 60’ının İngilizce yapıldığına,  doğrudan yabancı yatırımların yüzde 80’inin  yabancı dil bilen kuruluşlara gittiğini belirten Yekeler, <em>“ Tercümanlar yapılan pazarlıklar fiyatı düşürür, kar marjını azaltır. Yabancı dil kullanan firmalar diğerlerine göre yüzde 30-40 daha fazla büyür. Yabancı dil sorununu çözemeyen bir ülkenin teknolojide liderlikten ve kalkınmadan söz etmesi mümkün değildir. Çin ve Hindistan'ın dünya ticaretindeki yükselişinin temelinde, 2000'li yıllarda hayata geçirdikleri İngilizce reformu bulunuyor.</em>”diyor. </p>
<p><strong>Türkiye’nin ilk ve tek dil vakfı SEYEV’in kurucusu</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Seda Yekeler’le  Riva’da yeşillikler içinde yabancı dil eğitim verdiği binada bir grup basın temsilcisi olarak buluştuk. Yekeler’in kurduğu SEYEV Vakfı ve çalışmaları hakkında sohbet ettik. </p>
<p>Türkiye’nin ilk ve tek dil vakfı SEYEV harika işler yapıyor. Bugüne kadar Vakıf bünyesinde 176 Kütüphane, 36 Dil laboratuvarı kuruldu.  12.300 çocuk eğitimlere katıldı. </p>
<p>Türkiye’de dil eğitim yöntemlerinin gelişmesinin ekonomiye büyük bir yarar sağlayacağını ifade eden Yekeler’ in verdiği bilgiye göre, Türkiye’den her yıl yaklaşık 250 bin kişi yurt dışında gidiyor ve  yaklaşık 2 milyar dolar harcanıyor. Oysa, bu parayla 5 milyon çocuğun eğitilebilir. Böylece ihracatta orta-yüksek teknoloji ürünlerinin payı artar bu da  ihracat gelirlerinde 20-30 milyar dolarlık bir artış getirebilir.</p>
<p><strong>Dilin küresel rekabetteki rolü</strong></p>
<p>Yabancı dil bilmek ülkelerin ticaret hacimlerini büyütüyor. Yeni işler yaratıyor. Böylece sürdürülebilir bir kalkınma için kaynak yaratılıyor. Dünyada bunun pek çok örneği var. </p>
<p>Hindistan, İngilizceyi iş gücünün %10'u için ana dil olarak benimsedikçe, yazılım sektöründe yıllık 150 milyar dolarlık ihracat artışı sağladı ve 2020'de dünya çapında 1,5 milyon yazılımcıyı istihdam etti.</p>
<p>Çin'in İngilizce öğrenmesi, küresel ticaretin %35'ini elinde bulunduran bir ekonomi yaratmalarını sağladı ve 2000 yılından bu yana İngilizce konuşanların oranı %300 arttı. </p>
<p>Çok dilliliği anayasal ve kurumsal bir reformla güvence altına alan İsviçre'de, birden fazla dil konuşmanın ülke ekonomisine doğrudan katkısının GSYİH'nin %10'una denk geldiği ve çok dilli çalışanların tek dilli akranlarına göre %20 daha fazla gelir elde ettiği gözlemlendi.</p>
<p>Bu veriler ışığında Türkiye’nin küresel rekabet gücünün yabancı dil reformundan geçtiğini savunan Seda Yekeler, basın görüşmemizde yapay zeka çağında dil edinimi ve erken çocukluk gelişimine ilişkin iki stratejik çalışmasının bulgularını paylaştı. </p>
<p>Yabancı dilin küresel rekabetteki stratejik rolünü ele alan "Kod Adı: Dil – Algoritmaların Çözemediği Tek Kod: İnsan" ile çocuk gelişiminde babaların değişen rolünü irdeleyen "Çocuklara Bırakılacak En Değerli Miras: Bilişsel Sermaye" raporları çok değerli içgörüler içeriyor. </p>
<p><strong>“Yeni Bir Model ile Dil Edindirilmeli”</strong></p>
<p>Seda Yekeler, "Kod Adı: Dil – Algoritmaların Çözemediği Tek Kod: İnsan" raporunun, Türkiye'nin ezber temelli yabancı dil öğretiminden uzaklaşarak nöro-dilbilim temelli yeni bir edinim modeline yönelmesi gerektiğini açıkça ortaya koyduğunu belirtti ve şu yorumu yapıyor:  </p>
<p><em>’Yabancı dil artık yalnızca bir eğitim konusu değil; ekonomik büyüme, inovasyon, yapay zeka, nitelikli insan kaynağı ve küresel rekabet açısından stratejik bir unsur haline geldi. Bugün dil bilmek, bilgiye erişmenin, yapay zekayı etkin kullanmanın ve dünyayla aynı dili konuşabilmenin ön koşulu haline geldi</em>."</p>
<p><strong>Geleceğin Rekabet Gücü Evde Başlıyor</strong></p>
<p>Etkinlikte paylaşılan ikinci rapor, 21. yüzyılda babalığın dönüşümüne odaklanıyor. Rapor, babaların çocuklarına bırakabileceği en büyük mirasın maddi varlıklar değil; erken yaşta desteklenen bilişsel gelişim, merak duygusu ve çift dillilik olduğunu ortaya koyuyor. Seda Yekeler, raporun önemli noktalarına dikkat çekerek şunları söylüyor: ‘’SEYEV olarak hazırladığımız bu rapor, günümüz dünyasında babalığın yeniden tanımlanması gerektiğini ortaya koyuyor. Özellikle 0-7 yaş döneminin çocukların beyin gelişimindeki kritik önemine dikkat çektiğimiz bu raporumuz, babaların öğrenme sürecine aktif katılımının yaşam boyu etkiler yaratabileceğini vurguluyor.’’</p>
<p><strong>Dil ediniminin anahtarı: Erken yaşta desteklenen merak</strong></p>
<p>Yekeler, çocuk gelişiminde dilin önemine dikkat çekiyor:  "Artık çocukların yalnızca maddi ihtiyaçlarını karşılayan değil; merak eden, araştıran, birlikte öğrenen ve çocuklarının bilişsel gelişimine rehberlik eden babalara ihtiyacı var. Çocuklara bırakılabilecek en değerli miras; onların ufkunu genişletecek bilgi, dil becerisi ve yaşam boyu taşıyacakları bilişsel sermayedir" .</p>
<p>Seda Yekeler, her iki raporun aslında aynı vizyonun parçaları olduğunu belirterek, yapay zeka çağında güçlü toplumların yalnızca teknoloji üreten değil; düşünebilen, sorgulayabilen, farklı dillerde iletişim kurabilen bireyler yetiştiren ülkeler olacağını ifade ediyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-ilerlemesi-icin-anliyorum-ama-konusamiyorum-duzeyini-asmak-gerekiyor-84047</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/7/1280x720/677-1785213654.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin ilerlemesi için &#039;anlıyorum ama konuşamıyorum&#039; düzeyini aşmak gerekiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-dunyasinda-paradigma-degisimi-fosil-cagdan-elektrik-cagina-84046</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji dünyasında paradigma değişimi: Fosil çağdan elektrik çağına</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>21. yüzyılın ilk çeyreği kapanırken, küresel enerji mimarisi tarihin en radikal dönüşümlerinden birine sahne oluyor. Yıllardır süregelen jeopolitik gerilimler, tedarik zinciri krizleri ve fosil yakıt piyasalarındaki sert dalgalanmalar, ulusları tek bir ortak paydada buluşturdu: Fosil yakıtlara olan bağımlılık artık sadece çevresel bir tehdit değil, aynı zamanda ciddi bir ulusal güvenlik ve ekonomik kırılganlık meselesidir.</p>
<p>Bu farkındalığın en somut adımı, Londra İklim Eylemi Haftası’nda atıldı. Avrupa Komisyonu, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin ardışık başkanlıkları (Brezilya, Avustralya, Türkiye, Etiyopya), Kanada, Güney Kore, Birleşik Krallık ve enerji otoriteleri (IEA, IRENA) güçlerini birleştirerek “<strong>Electrify Now</strong>” küresel platformunu başlattı. Bu hareket, sadece bir çevre stratejisi değil; evlerin, sanayinin ve ulaşımın temiz elektrikle donatılacağı yeni bir makroekonomik düzenin manifestosudur.</p>
<p><strong>Makro Göstergeler ve Küresel Trendler</strong></p>
<p>Dünya, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Dr. Fatih Birol'un ifadesiyle resmen bir "Elektrik Çağı"na adım atmış durumda. Yapay zekanın (AI) yayılmasıyla devasa boyutlara ulaşan veri merkezleri (data center), küresel ısınmayla artan klima ihtiyacı ve mobilitenin dönüşümü bu süreci körüklüyor.</p>
<p>Realitedeki ivmeyi gösteren temel projeksiyonları sıralayalım:</p>
<ul>
<li><strong>Elektrikli Araç Devrimi:</strong> Küresel elektrikli otomobil satışlarının bu yıl <strong>23 milyona</strong> ulaşarak toplam otomobil pazarının <strong>%28'ini</strong> ele geçirmesi bekleniyor. Ulaşım sektörü, fosil yakıt kıskacından en hızlı sıyrılan alan olarak öne çıkıyor.</li>
<li><strong>Yenilenebilir Enerji Hakimiyeti:</strong> Geçen yıl dünya genelinde devreye alınan tüm yeni elektrik üretim kapasitesinin <strong>%83'ü</strong> yenilenebilir enerji kaynaklarından oluştu. Yani üretilen yeni enerjinin ezici çoğunluğu zaten "yeşil".</li>
<li><strong>Trilyon Dolarlık Yatırım Akışı:</strong> Elektrik arzı ve modern şebeke altyapılarına yapılan küresel yatırımların bu yıl <strong>1,6 trilyon dolara</strong> ulaşması, son kullanım elektrifikasyon harcamalarıyla birlikte bu hacmin <strong>2 trilyon dolara</strong> tırmanması öngörülüyor.</li>
<li><strong>Talep Patlaması:</strong> 2035 yılına kadar elektrik talebinin, genel enerji talebi büyüme hızından tam <strong>4 kat daha hızlı</strong> artacağı hesaplanıyor.</li>
</ul>
<p><strong>Küresel Hedef: "35'e 35" Formülü</strong></p>
<p>"Electrify Now" platformunun en net ve iddialı stratejik hedefi, <strong>"35'e 35" (35 by 35)</strong> olarak formüle edilen vizyondur. Bilimsel veriler ve IRENA (Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı) analizleri ışığında ortaya konan bu hedef; <strong>2035 yılına kadar dünyadaki nihai enerji talebinin en az %35'inin doğrudan elektrik enerjisiyle karşılanmasını</strong> öngörüyor. Bugün bu oran yaklaşık %21-23 bandında seyrediyor. Aradaki bu %10'u aşkın "elektrifikasyon açığını" kapatmak; binaların ısıtılmasından ağır sanayi proseslerine kadar her alanda fosil yakıtlı motor ve kazanların yerini elektrikli teknolojilerin alması anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Türkiye ve Antalya Zirvesi: Dönüşümün Diplomatik Üssü</strong></p>
<p>Bu küresel hareketin diplomatik ve stratejik süreçlerinde Türkiye, Avustralya ile birlikte üstlendiği <strong>COP31 Başkanlığı</strong> rolüyle tam merkezde konumlanıyor. Çevre, Kentleşme ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un açıkladığı gibi, elektrifikasyon Türkiye’nin “amiral gemisi önceliği” olacak. </p>
<p><strong>9-20 Kasım 2026</strong> tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31), bu küresel taahhüdün resmileşeceği ve "35'e 35" hedefinin tüm dünya devletleriyle müzakere edileceği ana platform olacak. IEA, bu kritik zirve öncesinde ülkelerin geçiş süreçlerini güvenli ve uygun maliyetli yönetebilmeleri için Antalya'ya özel bir "Elektrifikasyon Özel Raporu" hazırlıyor.</p>
<p><strong>Gelişmekte Olan Pazarlar ve "Finansman Maliyeti" Bariyeri</strong></p>
<p>Bildiride rasyonel bir yaklaşımla ele alınan en kritik düğüm noktası, gelişmekte olan ülkelerin durumudur. Etiyopya Dışişleri Bakanı Gedion Timothewos'un da altını çizdiği gibi; küresel güneydeki birçok ülkenin sorunu yeşil enerji potansiyeli eksikliği değil, yüksek sermaye ve borçlanma maliyetleridir.</p>
<p>Electrify Now” bu noktada devreye girerek uluslararası finans kuruluşlarını, özel sektörü ve fonları harekete geçirmeyi amaçlıyor.  Amaç, gelişmekte olan piyasalarda borçlanma maliyetlerini düşürerek şebeke, depolama ve iletim altyapısı yatırımlarını hızlandırmak ve iklim adaletini sağlamaktır.</p>
<p><strong>Liderlerin Ortak Mesajı: "Pişmanlık Duyulmayacak Tek Çözüm"</strong></p>
<p>Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in "bağımlılıktan dayanıklılığa geçiş" olarak tanımladığı, IRENA Genel Direktörü Francesco La Camera'nın ise "pişmanlık duyulmayacak tek çözüm" olarak nitelendirdiği elektrifikasyon; sadece karbon emisyonlarını azaltan bir çevresel gereklilik değil, aynı zamanda şu üç hususu da gerçekleştirecektir.:</p>
<ol>
<li><strong>Ekonomik Rekabetçilik:</strong> Sanayide ve hanelerde enerji faturalarını kalıcı olarak düşürecek.</li>
<li><strong>Enerji Egemenliği:</strong> Ülkeleri dış politik şoklara ve ithal gaz/petrol krizlerine karşı koruyacak.</li>
<li><strong>Endüstriyel Dönüşüm:</strong> Yeşil sanayileşmeyi tetikleyerek yeni istihdam alanları oluşturacak.</li>
</ol>
<p><strong>Sonuç: Geleceğin Omurgası</strong></p>
<p>"Electrify Now" ortak bildirisi, dünyanın fosil yakıt çağını kapatıp elektrik çağına geçişini hızlandırmak adına atılmış en güçlü kolektif adımdır. Antalya'daki COP31 ile diplomatik bir vizyona dönüşecek olan bu süreç, önümüzdeki on yılda küresel ekonominin, ticaret kurallarının ve altyapı yatırımlarının omurgasını oluşturacaktır.</p>
<p>Dünya artık sadece temiz enerji üretmeyi değil, o temiz enerjiyle "her şeyi çalıştırmayı" hedefliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-dunyasinda-paradigma-degisimi-fosil-cagdan-elektrik-cagina-84046</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji dünyasında paradigma değişimi: Fosil çağdan elektrik çağına ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/niekisch-sscbde-1932-84045</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Niekisch SSCB’de: 1932</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Önemli Alman “muhafazakâr devrimcisi” ve siyaset felsefesi düşünürü Ernst Niekisch 1932 yılında çıktığı SSCB gezisi sonrası kısa bir not yazmıştır. On sayfa kadar ancak tutan notlarında Tocqueville esintisi görülür. Alexis de Tocqueville Niekisch’den bir asır önce yeni kurulduğu söylenebilecek, henüz yarım yüzyıllık ABD’yi gezmiş ve Avrupa’dan neden farklı olduğunu açıklamayı denemişti. Tocqueville hâlâ okunuyor. Daha az bilinen Niekisch de yeni kurulan SSCB hakkında ilginç gözlemler yapmıştır. Söz konusu notlar sadece Moskova, Leningrad ve Kiev’le ilgilidir. Büyük kentler.</p>
<p>Bir, Rusya’da şehirler proleter kentleridir. Başka sınıflar görülmez. Mağazalarda mal yoktur. Yaşam gayet monoton ve pırıltısız görünmektedir. Rus işçi sınıfı adeta “fakirlik yemini” etmiştir. İki, Rusya’da kilit mekân ve kurum fabrikadır. Fabrika proletaryadır, proletarya da fabrika. İşçiler delice bir tempoyla çalışmakta ve fabrikada/yakınında sürekli teknik eğitim görmektedirler. Sosyal bilimler de öğretilmektedir; yani bir tür basitleştirilmiş Marksizm anlatılmaktadır. Buna göre tarihin ekonomik yorumu benimsenmekte ve işçiler bu yorumla her tür soruya cevap verebildiklerini düşünmektedirler. Üç, feodalizmde toprak, kapitalizmde sermaye, sosyalizmde iş önemlidir. İşi olmayan aç kalır. Ancak sadece bu kadar değildir; iş kentlilerin varoluşu, adeta kimliğidir. Keza Orta Çağ’da papaz neyse Rusya’da mühendis odur. Rusya bir fabrika-ülkedir. Dört, fabrika-ülkede kiliseye yer yoktur. Kilise özel bir baskı görmemektedir ancak yaşlı kadınlar dışında giden yoktur. Çünkü mühendis vardır. İşçi sınıfı tekniğe ve mühendisliğe güvenmektedir. Rusya bir mühendislik projesidir ve sosyalizm dedikleri bir yeniden kuruluş, bir şantiye-ülke inşasıdır. Ki bu gözlem GOELRO planını, yani Rusya’nın elektriklendirilmesini sosyalizmin özü olarak gören ve Rusya’da sosyalizmi kendilerinin kurduğunu iddia eden Sovyet elektrik mühendislerinin iddiasına uymaktadır. Beş, kadın-erkek eşittir çünkü hepsi aynı koşullarda çalışmaktadır. Fabrikalarda kadın yöneticiler de vardır. Romans, flört gibi şeyler yoktur çünkü bu işler boş gezenlerin işleridir. Yüksek tempoda çalışıp sonra da eğitime giden işçiler bu tip şeylere zaman ayırmayıp doğrudan cinselliğe yönelmektedir. Niekisch bu serbestlikten dolayı Rusya'nın ahlaksız olduğunun söylendiğini ancak fahişeliğin çok az olduğunu ve Alman şehirlerinin daha ahlaksız olduğunu belirtmektedir. Cinsellik rahatça yaşanmakta olduğu için fahişeliğe talep yoktur.</p>
<p>İlgi çekici bir gözlemi daha var. 1932 yılında fakirlikte birleşen bu insanları gelecekte çok büyük ve müreffeh bir ülke olunacağı hayali veya hedefi beslemektedir. Bu noktada Rus işçisinin bir sigortası vardır: Rezervler. İşçi devasa ülkenin doğal kaynaklarına, hammaddesine, kentlere iş gücü akışına bakarak tükenmez rezervlere sahip olunduğunu düşünmekte ve sonunda dünya çapında bir güç olunacağına güvenmektedir.</p>
<p>Bu da çok yerinde bir gözlem olmalıdır. İlginç olan şu: 2000’lerde yayınlanan bazı çalışmalar 1960’lardan itibaren karşılaşılmaya başlanan ekonomik güçlüklerin önemli bir nedeni olarak demir cevheri, kömür vb. rezervlerin tükenmesini veya daha maliyetli hale gelmesini göstermekte, Avrupa Rusya’sında 1930’larda kurulmuş işletmelere Sibirya vb. uzak bölgelerden nakliye yapılmasının maliyetleri daha da yükseltmesine bağlamaktadır. 30-35 yılda verimli olmaktan çıkan fabrikaları kapatıp zengin hammadde bölgelerinde yeni teknolojiyle sıfırdan kurma kararı verilememiştir. Verilememiştir çünkü (a) işsizlikten çekinilmiştir (b) Doğu bölgelerindeki sosyalist cumhuriyetlere masif göçlerin oluşması istenmemiştir. Yani yerinde yenileme tercihinde işçileri/halkı yüzlerce kilometre öteye taşıyarak bütün ülkenin demografisini ve alışkanlıklarını zorlamama isteği de rol oynamıştır. Sonuçta 1960’larda yerinde renovasyon tercihi yapılmış ve büyük miktarlar harcanmış, ancak eski takım tezgâhlarının modernize edilmesi işe yaramamış ve eski tesisleri tümden kapatmadan yenileme yatırımları büyük kaynak israfına yol açmıştır. 1975 yılına gelindiğinde yapılan hata anlaşılmış ama kaynaklar boş yere israf edildiği için 1960’ların başındaki tercih anına geri dönülememiştir. Bir kez daha, yeniden, sıfırdan en son teknolojiyle ülke/sanayi kurmak geçmişte yapılan fedakârlıkların 30 yılda ıskartaya çıktığı, belki de boşa gittiği izlenimini yaratacağı için de bundan kaçınılmış olduğu açıktır. Ancak bu tercihin yanlış olduğu 1975 itibariyle belli olmuştu; SSCB 1960-1985 arası ekonomik verileri bunu açıkça gösteriyor.   </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/niekisch-sscbde-1932-84045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Niekisch SSCB’de: 1932 ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/internetten-gelen-bilgilere-guveniyor-musunuz-84044</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnternetten gelen bilgilere güveniyor musunuz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İnternet araştırmalarından elde edilen verilerin ve bilgilerin doğruluğuna biraz kuşku ile yaklaşmak iyidir.</p>
<p>Her ne kadar <strong>yapay zekâ</strong> ( YZ ) her türden araştırmalarımızın yüklenicisi olma yolunda son hızla ilerliyorsa da klasik tarayıcılar üzerinden internet aramalarımız sona ermedi.</p>
<p>Çünkü YZ de <strong>internette dolaşıp</strong> sorularımıza <strong>cevap arıyor</strong> ve aklımıza bile gelmeyen kaynaklara erişerek <strong>veri topluyor</strong>.</p>
<p>Sorduğumuz <strong>bir soruya</strong> YZ, <strong>akıl dışı bir sapma ile cevap vermişti...</strong></p>
<p>Metal işleyen, bu konudaki geçmişi epey eski olan ve oldukça bilinen bir firma hakkında, <strong>sadece şirket adı</strong> vererek <strong>değil</strong>, <strong>sektörü</strong> ile <strong>işini</strong> de <strong>belirterek</strong> bir soru <strong>sormuştuk</strong>.</p>
<p><strong>Cevap şaşırtıcı, komik ve anlamsızdı. </strong></p>
<p>Adı aynı amma şekerleme konusunda çalışan, <strong>sorduğumuzla</strong> hiç amma <strong>hiç ilgisi olmayan</strong> <strong>bir firmanın bilgileri</strong> önümüze gelmişti.</p>
<p>Biraz dikkatsiz olsaydık, çalışmalarımız için harcanan zaman boşa gitmiş olacaktı.</p>
<p>Toplanan bilgilerin doğrulanması konusunda hepimizin bilgisi ve fikri olmasına karşın, genel bir yöntemi uygulamaya çalıştık.</p>
<p>İngilizce kısaltması<strong> CRAAP</strong> ve değerlendirme kıstasları oldukça <strong>makul</strong> olan <strong>bir yöntem</strong> var.</p>
<p><strong>Güncellik</strong> (<strong>Currency</strong>): Verilerin güncelliğinden emin olmak için yayınlanma tarihini kontrol edin ve en son ne zaman güncellendiğini görün.</p>
<p><strong>İlgililik (Relevance)</strong>: Gelen bilgi, ihtiyacınıza ne kadar uyuyor; değerlendirin. Sorunuza doğrudan cevap verilip verilmediğini, dolaylı sözlerle geçiştirilme olasılığını irdeleyin.</p>
<p><strong>Yetki (Authority)</strong>: İçerik yazarının bilgilerini, kurumsal bağlarını ve konu hakkındaki mesleki uzmanlığını araştırın.</p>
<p><strong>Doğruluk (Accuracy)</strong>: Metnin güvenilirliğini ve gerçekliğini anlayabilmek için destekleyici kanıtlara, açık veri atıflarına bakın. İmkân dahilinde hakemli inceleme işaretlerini görmeye çalışın. Belgede dil bilgisi hatalarının bulunup bulunmadığını gözlemleyin.</p>
<p><strong>Amaç (Purpose)</strong>: Bilgi orada neden var? Anlamaya çalışın. İçerik üreticisi sizi bilgilendirmeye, eğitmeye, bir ürün satmaya mı çalışıyor? Ya da belirli bir fikre ikna etmek için <strong>yönlendirmek mi istiyor?</strong> İnceleyin.</p>
<p>Ayrıca site <strong>uzantısı .edu</strong> veya <strong>.gov</strong> olanların .com veya .org olanlardan <strong>daha güvenilir</strong> olabileceğini akılda tutalım.</p>
<p>Atıfları, kaynaklarına giderek doğrulayalım.</p>
<p>Başka bir tarayıcı veya YZ kullanarak çapraz kontrol ve doğrulama yapalım.</p>
<p>Eğer <strong>araştırmamızı</strong> doğrudan <strong>YZ üzerinden</strong> yapıyor ya da tarayıcımızın cevabı YZ görüşü üzerinden veriliyorsa <strong>hayat</strong> biraz daha <strong>zorlaşabiliyor</strong>.</p>
<p>Burada <strong>doğru sonuçlar</strong> alabilmemiz, tamamen <strong>vereceğimiz komutların</strong> içeriğine <strong>bağlıdır</strong>.</p>
<p>Komut verirken, bize vereceği <strong>bilgiler</strong> ile <strong>verilerin kaynaklarını</strong> göstermesini mutlaka isteyelim.</p>
<p><strong>Doğruluğu kesinleşmemiş</strong> bilgileri <strong>değerlendirme dışı</strong> bırakmasını söyleyelim.</p>
<p>Sadece <strong>yoruma dayalı bilgileri</strong> ya vermemesini ya da veriyorsa bunun doğrulanmamış veri olduğunu <strong>açıkça belirtmesini</strong> şart koşalım.</p>
<p><strong>Çelişen bilgiler</strong> bulması halinde ki bu oldukça olasıdır, kullandığı <strong>kaynakları</strong> güncellik, yetki ve <strong>doğruluk değerleri</strong> açısından <strong>sıralatalım</strong>.</p>
<p><strong>Eksik veya yanlış veriler, yanlış kararlara yol açar.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/internetten-gelen-bilgilere-guveniyor-musunuz-84044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnternetten gelen bilgilere güveniyor musunuz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ayni-golge-altinda-84043</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aynı gölge altında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Havalar çok sıcak. Yaz mevsimi iyiden iyiye etkisini gösteriyor. Gündüz saatlerinde dışarıda hareket etmek hayatı zorluyor. Hepimiz sığınacak bir gölge arıyoruz. Yalnız, gölge var, gölge var. Kimi gölge sadece güneşi kesiyor. Kimi gölge bunaltmaya devam ediyor.</p>
<p>Biraz farklı bir giriş oldu. Farkındayım. ‘Gölge’ konusunu nereye bağlayacağım malum: Piyasalar. Fiyatlamalar da tıpkı bizler gibi ya sığınacak ya da hareket alanı açısından bir gölge arıyor. Uzun bir süredir gölgenin kaynağı maalesef değişmiyor: jeopolitik riskler. İşin bu tarafından fiyatlamaya devam ediyoruz. Risklerin artışı sıra halinde emtia grubunu petrol fiyatları önderliğinde yukarı çekiyor, lojistik zinciri aksıyor, bozulan yatırımcı algısıyla riskli görülen varlıklardan çıkış gerçekleşiyor. En yoğun hareketlilik mevsiminde en ciddi golü de havacılık kesimi yiyor. Tersi senaryoda da fiyatlamaların yönü değişiyor. Ancak, toparlanma, yediği golün şiddeti ve sayısında olmuyor. Buna da ne dendiğini pek iyi biliyoruz; belirsizlik.</p>
<p>Bilanço sezonu her yerde. ABD’de açıklanan finansallar arasında en merak edilenleri, tıpkı önceki dönemlerde olduğu gibi, teknoloji ve AI tarafı. Burada yatırım harcamaları ile gelecekte beklenen getirilerin orantısındaki en küçük bir aksama emaresi yatırımcı kesimini huzursuz ediyor. Belki ‘parti’ bitmiyor ama duraksıyor, sonrası için soru işaretleri artıyor. O nedenle gelecek dönem açısından en önemli bilinmez risk başlığı AI harcamalarının geri dönüşü olarak masada kalmaya devam ediyor.</p>
<p>Devam edelim. Bir önceki paragraftaki riski izlerken diğer değişkenler ne durumda? Amerikan doları yılın önceki kısmında olduğu kadar ucuz değil. Nispeten alıcılı. Fed’in yönetimi değişiyor. Politikalar yeniden belirleniyor. En önemlisi de alışılan iletişim farklılaşıyor. Belki de biraz daha düşük frekansta farklı bir iletişim patikasında ilerleme olacak. Bu, 2008 sonrası dönemin alışılmamış bir yaklaşımı. Bilinmeyen her şey sorgulatır, sorgulatan her şey baskı unsuru olarak belirir. Başka ne var? Tahvil faizleri. Amerikan para politikasına dair artan belirsizlikler, farklı birçok kanal üzerinden bu sorgulamayı destekliyor; siyaset kesiminden gelen tarife kararları, jeopolitik risklerin doğrudan ve dolaylı yansımaları, ekonominin dönemsel bazda sağlığına yönelik soru işaretleri ve kamu borcunun geldiği nokta. Neticede tahvil faizleri gerilemiyor, aksine yükseliyor. Bugün ABD 10Y tahvilinin benchmark olarak kabul edildiği noktada kritik %5 eşiğine uzaklığı sadece 30-40bp ve günlük değişim frekansları eskiye nazaran daha yüksek. Muhtemelen yeni dönem bu; daha yüksek tahvil faizleri ve sıkı kalmak zorunda olan para politikası. Tıpkı pandemi süresince tartıştığımız ek enflasyon ve faiz tortusu gibi. Listeye bunu da ekleyelim.</p>
<p>Bizim için de bilanço dönemi başladı. Henüz yoğunluk yok ve fakat bu hafta ile birlikte trafiğin hızlandığını göreceğiz. Ekip arkadaşlarımla birlikte Haziran sonundan itibaren, dönem kapanışını takiben kapsamımıza dahil olan ve olmadığı halde yakından izlediğimiz 70’ten fazla şirket ile temas kurduk, 2Ç finansallarına yönelik sohbetler gerçekleştirdik. Bilinen zorlanma başlıklarında değişiklik yok. Finansman gideri, enflasyon muhasebesi kaynaklı kimi kalemlerdeki oynaklık, jeopolitik gelişmelere paralel artan maliyetler ve girdi fiyatları en çok duyduklarımız olarak sıralanmaya devam ediyor. Finans kesiminde ise, TCMB’nin ek sıkılaşma sürecinin en belirgin yansımaları bu dönemde bizlerle olacak. Gecikmeli fiyatlama etkileri marjların baskılanmasına neden olurken, enflasyona yönelik beklentiler TÜFEX kalemlerinde güncelleme yaratacak. Olumlu tarafta ise yine jeopolitik başlığının ters yansıması ile birlikte gelişmelerden fiyatlamalar üzerinden olumlu etkilenen petrokimya başta olmak üzere sınırlı sayıdaki sektörü izleyeceğiz. Nette 2Ç26 finansallarının fiyatlamalar açısından resmin bütününde kalıcı-farklı bir tabloyu oluşturmasını beklemiyoruz. Maalesef yurt içi varlık fiyatlamaları açısından hisse, tahvil ve alternatif getirinin sürükleyicisi para piyasası fonları ve mevduatlarda odak noktası TCMB’nin fonlama kompozisyonunu normalleştirmesine ve gelecek döneme yönelik sinyal paylaşmasına kaymış durumda. Bu da doğal olarak belirsizlik ve bekle-gör eğilimi yaratıyor. O nedenle varlıklar arasında geçiş neredeyse yok gibi. Alternatif getirinin dayanılmaz cazibesi diğer her şeyi fazlasıyla zorluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ayni-golge-altinda-84043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aynı gölge altında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamu-borclarinda-mal-bildirimine-bagli-yaptirimlar-84042</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamu borçlarında mal bildirimine bağlı yaptırımlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Mal bildiriminde bulunmayan kamu borçlusu, üç aya kadar tazyik hapsiyle karşılaşabilir. Gerçeğe aykırı, eksik ya da sonradan edinilen mal ve kazançları gizleyen bildirimler ise hapis veya adli para cezasına yol açabilir; adli sicile işlenmez.</strong></p>
<p>Önceki yazımda kamu borçları dolayısıyla kendisine ödeme emri tebliğ olunanların borcu karşılayacak miktarda mal bildiriminde bulunmasından, borcu karşılayacak miktarda malı olmasa da bu bildirimin verilmesi gerektiğinden bahsetmiştim. Bu yazımda da mal bildirimi yükümlülüğüne bağlı olarak düzenlenmiş suçlardan söz edeceğim. Kamu borçları dolayısıyla mal bildirimi bulunma yükümlülüğe bağlı suçlar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda düzenlenmiştir. Ancak burada söz konusu suçları aktarmadan önce borçluları mal bildiriminde bulunmaya zorlama amacıyla ihdas edilmiş bulunan “tazyik hapsi”nden söz etmek istiyorum.</p>
<p><strong>Hapsen tazyik</strong></p>
<p>Tazyik hapsi, kişinin kanundan kaynaklanan yükümlülüğünü yerine getirmesi için bir işi yapmaya/yapmamaya veya bir şeyi vermeye cezaevi ile korkutarak zorlamak amacıyla uygulanan, bir yaptırımdır. Diğer bir deyişle zorlama hapsidir.</p>
<p>Kamu alacaklısı idareler ödeme emri tebliğ edildiği halde 15 gün içinde borcunu ödemeyen ve mal bildiriminde de bulunmayan borçlular hakkında, 6183 sayılı Kanunun 60. maddesi uyarınca hapsen tazyik talebinde bulunabilirler. Borçlunun hapsen tazyikine karar verme yetkisi icra ceza mahkemelerindedir. Bu konuda hak düşürücü sürelerin tespitinde İcra ve İflas Kanununun 347. maddesi uygulanmaktadır. Anılan maddeye göre “şikâyet hakkı, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer.” hükmü yer almaktadır.  Borçlu hakkında hapsen tazyik kararı verilebilmesi için tahsil dairesince icra ceza mahkemesine yapılacak başvurular için öncelikle suçun işlendiği tarihin ve idarenin suçu öğrendiği tarihin tespiti önem arz etmektedir. Buna göre, ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiğini gösteren tebliğ alındısının, tahsil dairesine intikal ettiği tarihin suça ıttıla tarihi (suçu öğrenme günü) olarak kabul edilmesi gerekmekte, her halükarda suçun işlendiği tarihten itibaren bir yılı geçmemek kaydıyla suçu öğrenme tarihinden itibaren üç ay içerisinde icra ceza mahkemesine şikâyet yoluna gidilmesi gerekmektedir (kamu borçlusunun tüzel kişi olması halinde, mal bildiriminde bulunma yükümlülüğü kanuni temsilcilere ait olduğundan, hapsen tazyik kararının bu yükümlülüğü yerine getirmeyen kanuni temsilciler hakkında alınması ve uygulanması gerekmektedir).  Bu şekilde alınan hapsen tazyik kararları, kesinleşmesini müteakip infaz için derhal yetkili Cumhuriyet Savcılığına gönderilir. İnfaz, açık cezaevinde uygulanır.</p>
<p>Hapisle zorlama süresi en fazla üç aydır. Burada karar, bir mahkûmiyet kararı olmayıp bir zorlama kararı olduğundan, adli sicil kaydına işlenmez sadece savcılık tarafından tutulan özel bir deftere kaydedilir ve memuriyeti etkilemez. Hükmün verilmesinden itibaren 2 yıl içinde uygulanmayan zorlama hapsi zamanaşımına uğrar. Kişinin mal bildiriminde bulunması ile birlikte infaza son verilir ve kişi bırakılır.  </p>
<p><strong>Suçlar</strong></p>
<p>Mal bildiriminde gerçeğe aykırı bildirimde bulunulması (md. 111- üç aydan bir yıla kadar hapis)) yahut yetersiz mal bildiriminde bulunanların yaşayış tarzlarının mal bildirimi ile uyumlu olmaması (md. 111- üç aydan bir yıla kadar hapis) veyahut yeterli mal bildiriminde bulunmayanların sonradan edindikleri mal ve kazançlarını bildirmemeleri (md.112- on günden bir seneye kadar hapis) veya borcunu ödemeyenlere ait malı kendisinde bulunanların yapılan talebe rağmen bu malları malı bildirmemeleri (md. 113- on günden altı aya kadar hapis) şeklindeki fiiller için çeşitli hürriyeti bağlayıcı cezalar öngörülmüştür.</p>
<p>Ayrıca malı olmadığını bildirenler için getirilmiş bulunan son ikâmetgâh ve iş adresleri ile diğer sürekli mükellefiyetlerini bildirmeleri ve nüfus kayıt suretlerini vermeleri yükümlülüğüne uymayanlar için elli güne kadar adli para cezası verilmesi söz konusudur (md. 114).</p>
<p> Doğru mal bildiriminde bulunan ya da haczi kabil mal veya gelirinin bulunmadığını doğru olarak beyan eden borçlular için bu cezaların uygulanması söz konusu değildir.</p>
<p>Anayasamızın 38. maddesinde ekonomik suça ekonomik ceza ilkesi benimsenmişse de, burada yaptırıma bağlanan fiiller, nakdi borcun ödenmemesi şeklindeki fiil olmayıp, kanundan kaynaklanan şekli yükümlülüklerin süresinde yerine getirilmemesinden veya yanıltıcı şekilde yerine getirilmesinden kaynaklı fillerdir. Öte yandan idarenin hürriyeti kısıtlayıcı ceza uygulamasının mümkün olmaması, vergi yargısının da kamu özgürlüklerini kısıtlayıcı cezaya hükmetmesinin mümkün olmaması sebebiyle, bu cezalara hükmedilmesi adli yargının alanına girmektedir.</p>
<p>6183 sayılı Kanun ile düzenlenmiş bu cezalar; kasten gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlarla, bildirilen malları borca yetmediği veya haciz ya da satışının çok güç olması nedeniyle ilave mal bildiriminde bulunması uyarısına rağmen, başka malı olduğu halde eksik bildirimde bulunanlara ve geçim kaynağı ve buna bağlı yaşayış tarzı bildirimlerini gerçeğe aykırı bir şekilde yapmış olanlara yönelik olarak düzenlenmiştir.  Borçlunun; başkasının mallarını kendi malı olarak bildirmesi veya bildirdiği mallar üzerinde üçüncü şahısların haklarını da aynı zamanda bildirmemesi, malı olduğu halde beyan ettiğinden başka malları olmadığını bildirmesi gibi haller, uygulamada borçlunun gerçeğe aykırı bildirim yaptığı hususundaki kastının karinesidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamu-borclarinda-mal-bildirimine-bagli-yaptirimlar-84042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamu borçlarında mal bildirimine bağlı yaptırımlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-garajdan-trilyon-dolarin-esigine-asmlnin-inanilmaz-yukselisi-84041</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir garajdan trilyon doların eşiğine: ASML’nin inanılmaz yükselişi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bugün ASML’nin piyasa değeri 675 milyar dolar civarında seyrederken, bir zamanlar onun sahibi olan Philips yalnızca 26 milyar dolar değerinde. Yani ASML, ana şirketinin tam 25 katından fazla değere ulaşmış durumda.</strong></p>
<p>Hollanda’nın Veldhoven şehrinde, bir büyük şirketin gölgesinde kurulan küçük bir girişim düşünün. Üstlendiği iş o kadar zordu, o kadar pahalıydı ve o kadar belirsizdi ki şirket pek çok kez iflas eşiğine geldi. Onlarca yıl boyunca dünya bu şirketi neredeyse hiç duymadı. Bugün ise söz konusu şirket, Avrupa’nın tarihinde hiçbir şirketin ulaşamadığı bir eşiğe yaklaşıyor: Trilyon dolar.</p>
<p>ASML, adını pek duymadığınız ama kullandığınız her akıllı telefon, dizüstü bilgisayar ve yapay zekâ uygulamasının içindeki çipleri üretmek için gereken makineleri yapan şirket. Daha doğrusu bu makineleri yapabilen tek şirket. Temmuz 2026 itibarıyla yaklaşık 675 milyar dolarlık piyasa değeriyle Avrupa’nın en değerli şirketi unvanını taşıyor.</p>
<p>1984 yılında Hollanda’nın elektronikte dev ismi Philips ile yarı iletken ekipman üreticisi ASM International’ın ortaklığıyla kurulan ASML, ilk yıllarını gerçek anlamda Philips kampüsündeki geçici yapılarda ve baraka benzeri mekânlarda geçirdi. "Philips’in garajı" ifadesi bir efsane değil, tam anlamıyla bir gerçekti.</p>
<p>O günlerde Philips, Avrupa teknoloji dünyasının tartışmasız devi; ASML ise belirsiz bir fütürist projeye para harcayan küçük bir birimdi. Yollar 1980’lerin sonundan itibaren yavaş yavaş ayrılmaya başladı. Philips hisselerini kademeli olarak elden çıkardı ve ASML, 1995 yılında Nasdaq ile Euronext Amsterdam’da halka arz edilerek tamamen bağımsız bir kimliğe kavuştu.</p>
<p>Ve işte en çarpıcı kısım burada başlıyor. Bugün ASML’nin piyasa değeri 675 milyar dolar civarında seyrederken, bir zamanlar onun sahibi olan Philips yalnızca 26 milyar dolar değerinde. Yani ASML, ana şirketinin tam 25 katından fazla değere ulaşmış durumda. Philips yönetim kurulunun 1980’lerde bu girişimi himaye etmesi, geriye dönüp bakıldığında muhtemelen alınan en iyi ama en derin pişmanlığa yol açan karar.</p>
<p><strong>17 yıl, 6 milyar Euro ve </strong><strong>neredeyse iflasın eşiği</strong></p>
<p>ASML’nin asıl mucizesi, yarı iletken devrelerini üretmek için kullanılan litografi makineleri — yani silikon üzerine ışık yardımıyla desen kazıyan cihazlar. Şirketin bugünkü tacını ise EUV (aşırı mor ötesi) litografi teknolojisi oluşturuyor.</p>
<p>EUV üzerine ciddi araştırmalar 1980’lerin sonunda başladı. Ancak teknolojiyi gerçek bir ürüne dönüştürmek tam 17 yıl ve 6 milyar euro Ar-Ge yatırımı gerektirdi. Bu süreçte ASML’nin ilk prototip makineleri o kadar yavaş çalışıyor ve o kadar sık arıza veriyordu ki "ticari açıdan işe yaramaz" olarak nitelendirilmekten kurtulamıyordu.</p>
<p>2012’ye gelindiğinde tablo kritikleşti: Şirket, EUV yatırımlarını finanse etmekte ciddi güçlük çekiyordu. Çözüm sıra dışı bir yoldan geldi. ASML, Intel, TSMC ve Samsung’a şirketin yüzde 23’ünü sattı. Dünyanın en büyük çip üreticileri, ihtiyaç duydukları makineleri üretebilmek için bizzat o makinelerin üreticisine ortak olmak zorunda kaldı. Buna ek olarak ASML, EUV’nin kalbi olan lazer ışık kaynağı teknolojisine hâkim Cymer şirketini de bünyesine kattı.</p>
<p>Dönüm noktası 2016’da geldi. NXE:3400 modeliyle siparişler artmaya başladı; ASML 30 yıllık bir araştırma yolculuğunun meyvelerini toplamaya başladı. Ama dünyanın bunu tam olarak kavraması için yapay zekâ çağını beklemek gerekecekti.</p>
<p><strong>Yapay zekânın sırrı </strong><strong>bu fabrikada başlıyor</strong></p>
<p>ChatGPT’den tutun en gelişmiş yapay zekâ modellerine kadar hepsinin kalbinde çipler var. Ve o çipleri üretmek için gereken litografi makinelerinin neredeyse tamamı ASML’den çıkıyor. Bu tekelci konum, şirketi bugün eşi benzeri görülmemiş bir stratejik güce taşıyor.</p>
<p>2026 yılında ASML hisseleri yüzde 60’ın üzerinde yükseldi. Şirket, 2026 gelir tahminini yıl içinde ikinci kez revize ederek 43-45 milyar euro bandına çekti. Belki de en çarpıcı veri şu: 2027 yılı teslimatları için hazırlanan EUV sistemleri neredeyse tümüyle sipariş altına alındı bile.</p>
<p>Peki trilyon dolara ne zaman ulaşılır? Barclays, Susquehanna ve Bernstein gibi büyük yatırım bankalarının analistleri, 12 aylık hedef fiyatlarını 2.600 doların üzerine taşıdı. Bu rakam, 1 trilyon dolar eşiğine denk geliyor. ING’den analist Marc Hesselink’in değerlendirmesi netti: “ASML, Avrupa’nın ilk trilyon dolarlık şirketi olabilir.”</p>
<p>Google, Amazon ve diğer büyük teknoloji şirketlerinin veri merkezi harcamalarını ne kadar sürdüreceğine dair soru işaretleri hâlâ gündemde. Ama yapay zekâ altyapısının büyümesi devam ettiği sürece, bu altyapının temel taşını üreten tek şirket olarak ASML’nin önü açık görünüyor.</p>
<p>Bir zamanlar Philips’in garajında başlayan bu serüven, bugün Avrupa tarihinin en yüksek piyasa değerine ulaşma ihtimalini barındırıyor. Yapay zekânın hayatımızı dönüştürme gücünü düşündüğümüzde ise buna hiç şaşırmıyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-garajdan-trilyon-dolarin-esigine-asmlnin-inanilmaz-yukselisi-84041</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir garajdan trilyon doların eşiğine: ASML’nin inanılmaz yükselişi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chp-ve-yeni-parti-ayni-oy-havuzuna-mi-talip-84040</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP ve Yeni Parti aynı oy havuzuna mı talip?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen yazımda Area Araştırma’nın verilerinden bir kısmını size aktarmıştım. Sonuçlardan memnun olmayan sosyal medya küfürbazlarının ne dediği bir yana, “seçmenin yüzde 70’i ekonomiden ve hükümetten memnun değilse CHP ve Yeni Parti’ye oy vereceklerin oranı nasıl yüzde 34’te kalıyor?” sorusuna yanıt veren yoktu.</p>
<p>Bir araştırma daha paylaşayım.</p>
<p>Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara tarafından kurulan Akademiklink Resmi Web Sitesi, tam 16.818 kişiden veri toplayarak Yeni Parti’ye dair her şeyi sormuş... “CHP seçmeninden Yeni Parti'ye ne kadarlık bir geçiş olacak? Bu yeni oluşumun geleceği hakkında seçmenlerin düşüncesi ne yönde? Halk, Yeni Parti'yi destekliyor mu ve umudu var mı?” gibi soruların yanıtlarını meraklısı Akademiklink’in sosyal medya hesaplarından detayları öğrenebilir. Ben sadece iki sorunun yanıtlarını yazayım.</p>
<p>Ankete katılanlardan en son seçimlerde CHP’ye/Millet İttifakı’na/Kemal Kılıçdaroğlu’na oy verenlerin oranı yaklaşık yüzde 50. Önümüzdeki seçimlerde bu yüzde 50’nin yüzde 77’si Yeni Parti’yi, yüzde 29,8’i Zafer Partisi’ni, yüzde 9’u da CHP’yi tercih edeceğini söylüyor.</p>
<p>“AK Parti seçimlerden birinci çıkar” diyen CHP’lilerin oranı yüzde 37,7.</p>
<p>“Ayrılıp yeni parti kurulması doğrudur” diyen CHP seçmeni yüzde 83 iken, “Yeni Parti muhalefeti güçlendirir” diyen CHP’li seçmen yüzde 64,8. Aradaki fark ne ifade ediyor sizce?</p>
<p>Sanki (şu an için) CHP seçmeni yüzde 30-35 oyu CHP ve Yeni Parti arasında dağıtacak gibi görünüyor ki bu da muhalefeti iktidara ulaşmaktan alıkoyar.</p>
<p>Peki neden böyle bir tablo var?</p>
<p>Biri CHP’nin içinden biri siyasetin tamamen dışından iki ismin değerlendirmelerini paylaşayım, belki tartışmaya yeni bir boyut kazandırmaya yardımcı olur.</p>
<p>Birincisi; geçmiş senelerde CHP Parti Meclisi’nde yer alan, 38. CHP Kurultayı’nda genel başkan aday adaylığını açıklayan Örsan Kunter Öymen Cumhuriyet’teki köşesinde şöyle yazdı:</p>
<p>“… Bu süreçteki bir sorun da, yeni kurulacak partiye geçmeyen ve CHP’de mücadele vermeyi tercih eden herkesin, bir genelleme yoluyla ve toptancı bir biçimde linç edilmesidir.</p>
<p>Oysa CHP’de mücadele vermeyi ve yeni kurulacak partiye geçmemeyi tercih eden parti üyelerinin içinde, hem geçmişte hem de günümüzde Kılıçdaroğlu’na karşı mücadele verenler de var! Özel ve ekibi yıllarca Kılıçdaroğlu’nu desteklerken, bu kişiler Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda Kılıçdaroğlu’na karşı mücadele veriyorlardı!</p>
<p>Bu toptancı linç kampanyasını yürüten alçakları, namussuzları ve şerefsizleri dizginlemek, yine Özel’e düşmektedir!</p>
<p>Eski olan şeyin AKP’nin temsil ettiği teokrasi ve monarşi olduğunu, yeni olan şeyin ise onun anti-tezi olan “altı ok” olduğunu, yani cumhuriyetçilik, halkçılık, devletçilik/kamuculuk, laiklik, milliyetçilik/ ulusçuluk, devrimcilik olduğunu anlatmak da, Özel’e düşmektedir!”</p>
<p>İkincisi; yönetici, girişimci ve yatırımcı Hilmi Güvenal’ın kendi blogunda yazdığı satırlar:</p>
<p>“…. Bölünen parti bir pazar devralmaz, bir çıkış dalgası devralır. Kuruluş anı, bir partinin sözünü “ihanet” damgasını yemeden değiştirebildiği tek andır. Aynı vaadi üçüncü yılda terk ederseniz tabanı satmış olursunuz; kuruluş bildirgesinde bırakırsanız bu sizin yeni kimliğiniz olur. Etiketi yeniden yazma hakkı, başvuru dilekçesinin verildiği gün biter.</p>
<p>Metindeki bir madde ise bütün işin değerlemesini ele veriyor: Yargıtay butlan kararını bozarsa Yeni Parti kapanmayacak, “ne olur ne olmaz” diye açık tutulacakmış. İhtiyat güzel şeydir, iyi tüccar ihtiyatlı olur, ama buradaki ihtiyat aynı zamanda bir fiyat etiketidir. Nutuklar ne derse desin, kurucuların kendi biçtiği değer asıl kıymetin hâlâ CHP olduğudur. Bir dilekçeye hem “aslı biziz” hem de “belki geri döneriz” yazıp tabanın sadece ilk satırı okumasını bekleyemezsiniz.</p>
<p>Aslı olduğunu söyleyen yapı, cebinde eski evin anahtarıyla gezmez.</p>
<p>Bir de bitişik nizam meselesi var. Yeni parti ne satarsa satsın, yanı başında devlet tarafından fonlanan ve mahkeme tasdikli bir orijinal duracak. Sübvansiyonsuz kopyanın, sübvansiyonlu orijinali raftan indirdiği bir pazar henüz görülmemiştir. Programı kopyalamak, bu yarışa gönüllü olarak ikinci kalite ürün diye yazılmaktır…”</p>
<p>“Peki ne olacak” sorusunun yanıtlarını bu sakinlik içinde değerlendirmek lazım. Ki gerçekten iktiadara alternatif olunabilsin! Muhalefet tarafında kabaca resim bu, iktidar tarafında neler olup bittiği ise bir sonraki yazıya…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chp-ve-yeni-parti-ayni-oy-havuzuna-mi-talip-84040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP ve Yeni Parti aynı oy havuzuna mı talip? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84034</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> BİST100&#039;de negatif tablonun sebebi ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100 14 Bin Puanın Altında! Negatif Tablonun Sebebi Ne? | Ekonomi Masası | 28 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/R0CSWajdhD8" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84034</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iste-milli-egitim-bakanliginin-karnesi-84039</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşte Milli Eğitim Bakanlığı’nın karnesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Milli Eğitim Bakanlığı’nın karnelerinden birisi daha geçtiğimiz günlerde açıklandı. Yüksek Öğrenim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları, Milli Eğitim Bakanlığı’nın kronik haldeki başarısızlık tablosunu bir kez daha ortaya koydu. Karşımıza çıkan karne, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) uluslararası düzeyde yaptığı PISA araştırmasının ortaya koyduğu karneden farklı değil. PISA araştırmasında Türkiye OECD ülkeleri arasında en son sıralara demir atmış durumda. YKS sonuçlarında da benzer bir “demir atma hali” var.</p>
<p>2026 yılı YKS sonuçlarının ortaya koyduğu manzara şöyle:</p>
<p>- Nüfus artışı ve yüksek öğrenim önümdeki yığılmaya rağmen üniversite sınavına katılmak için başvuranların sayısı 2023 yılından bu yana azalmaya devam ediyor. YKS’nin birinci ayağı olan Temel Yeterlik Testi (TYT) için başvuru yapan aday öğrenci sayısı 2024 yılında yüzde 11,53, 2025’te yüzde 17,95 ve 2026’da yüzde 5,23 azaldı. Üç yıllık düşüş yüzde 31,24’ü buldu. Alan Yeterlilik Testi (TYT) için başvuranların sayısı 2024’te yüzde 21,51, 2025’te yüzde 14,79 ve 2026’da yüzde 5,41 azaldı. AYT’de başvuru sayısı üç yılda yüzde 36,73 düştü. 2026’da AYT için başvuranların yüzde 9,5’i, Yabancı Dil Testi (YDT) için başvuranların da yüzde 29,6’sı sınava girmedi.</p>
<p>- Yüksek öğrenim sınavına ilginin ciddi bir hızla giderek azalması ile bir yanda yoksulluk artarken diğer yanda eğitim, barınma ve yaşam maliyetlerinin hızla artıyor olmasının doğrudan alakası var. Bir diğer faktör de yine eğitim sistemindeki başarısızlığın bir uzantısı: Yüksek öğrenimden beklentilerin, umutların azalması; yüksek öğrenimin bile bir umut kapısı olmaktan çıkması.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a68305cdf1ba-1785213020.png" alt="" width="655" height="512" />- Sınav başarısı cephesinde de kronik başarısız karne sürüyor. Üstelik bu yılki sınavın öncekilere göre “çok kolay” olduğu ifade ediliyor. Yüksek öğrenim sınavları arasında “tarihin en kolay sınavı” değerlendirmesini yapanlar bile var. Buna rağmen 2026 karnesinin öncekilerden bir farkı yok.</p>
<p>- Eğer doğru yanıtlara toplam soru sayısına oranla 100 üzerinde bir not verecek olsaydık 2026 TYT sonuçlarının notu 33.67 olurdu. Bu not 34.06 olan 2025 notunun bile az da olsa altında. Aynı yaklaşımla AYT sonuçlarının 100 üzerinden alacağı not 21.65 ile çok daha düşük olurdu. Bu not 2025’teki 19.60 notunun çok az üzerinde. Sorular çok daha kolay olmasına rağmen notta sözü edilecek bir artış yok ve not hala çok zayıf kategorisi içinde duruyor.</p>
<p>- Test sonuçlarına konuları itibarıyla baktığımızda notu 100 üzerinden 50 ve üstünde olan alanlar sadece TYT’de Türkçe ve sosyal bilimler, YDT’de ise Fransızca ve Rusça.</p>
<p>- Özellikle matematik ve fen bilimleri alanındaki sonuçlar iç karartıcı. TYT’de temel matematik notu 100 üzerinden sadece 16, fen bilimlerinde ise 19.5. AYT’de matematik notu 100 üzerinden 18.21, fizik notu 18.57, kimya notu 16.15 ve biyoloji notu 23.08. Biyoloji dışında bütün notlar 20’nin altında.</p>
<p>- Sorun sadece ortalama doğru yanıt sayılarının aşırı ölçüde düşük olmasıyla sınırlı da değil. Doğru yanıt sayılarının istatistiksel dağılımı da son derece kötü. Hemen hiçbir dağılımda istatistikçilerin normal dağılım saydığı çan eğrisini göremiyoruz. Çok düşük sayıda doğru yanıt verenlerin sayısında aşırı bir yığılma var ve grafikte hemen keskin bir düşüş başlıyor. Kabul edilebilir doğru yanıt sayılarına gelindiğinde aday öğrenci sayısı son derece azalmış oluyor.</p>
<p>- İstatistiksel dağılımın bozukluğunu standart sapmaların çok yüksek olmasından da görüyoruz. Çoğu test için standart sapma ortalamadan da büyük. Yani sadece düşük notlarda yığılma yok ayna zamanda dağılımda çok büyük dengesizlik var.</p>
<p>Bu veriler eğitim sisteminin hem son derece niteliksiz ve başarısız olduğunu, hem de eşitlikten son derece uzak olduğunu ortaya seriyor. Ailelerin ve gençlerin onca zorluk, çaba ve fedakarlıkla yıllarını verdikleri bir sürecin sonucunda ellerine geçen karne bu. Ancak bu karnenin asıl sahibi onlar değil eğitim sistemini yönetenler. Gençleri umutsuzluğa, karamsarlığa ve geleceksizliğe sürükleyen bu karnenin asıl sorumlusu eğitim sistemi, yani iktidar ve Milli Eğitim Bakanlığı ve bakanları.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iste-milli-egitim-bakanliginin-karnesi-84039</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşte Milli Eğitim Bakanlığı’nın karnesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gobeklitepeden-arslantepeye-turizmde-yeni-bir-rota-84038</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Göbeklitepe&#039;den Arslantepe&#039;ye turizmde yeni bir rota</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin turizmde yeni bir hamleye ihtiyacı bulunuyor. Kongre, sağlık, wellness, müzik, kültür ve gastronomi turizmi bu nedenle önemli. Çünkü bu alanlarda seyahat eden ziyaretçi, yalnızca geceleme sayısını değil, kişi başına turizm gelirini de artırıyor.</strong></p>
<p>Türkiye turizmde önemli bir başarı hikayesi yazdı. Deniz, kum ve güneş ekseninde büyüyen sektör, Türkiye’yi dünyanın en çok ziyaret edilen ülkelerinden biri haline getirdi. Ancak dünya turizminde rekabet giderek kızışıyor. Akdeniz ülkeleri yatırımlarını yeniliyor. Mısır, Suudi Arabistan ve Dubai büyük ölçekli projelerle geliyor. Turistin beklentisi de değişiyor.</p>
<p>Artık yalnızca deniz kenarında tatil yapmak istemeyen, seyahatini bir deneyim etrafında kurgulayan milyonlarca insan var.</p>
<p>Daha önce de yazdığım gibi, Türkiye’nin turizmde yeni bir hamleye ihtiyacı bulunuyor. Bu hamle yalnızca yeni oteller ve yatak kapasitesi anlamına gelmemeli. Turizmi çeşitlendirecek yeni temalar ve yeni destinasyonlar oluşturmak gerekiyor.</p>
<p>Kongre, sağlık, wellness, müzik, kültür ve gastronomi turizmi bu nedenle önemli. Çünkü bu alanlarda seyahat eden ziyaretçi, yalnızca geceleme sayısını değil, kişi başına turizm gelirini de artırıyor.</p>
<p>İşte Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun önemli bir bölümü, bu yeni turizm anlayışı açısından olağanüstü bir potansiyele sahip.</p>
<p><strong>Arslantepe'yi gördünüz mü?</strong></p>
<p>Geçen hafta Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin davetlisi olarak Vahap Munyar ile birlikte 28. Malatya Kayısı Festivali ve Fuarı’na katılmak üzere Malatya’daydık. Festivali izledik, iş dünyasının temsilcileriyle görüştük, Malatya’nın lezzetlerini tattık. Battalgazi’deki Arslantepe Höyüğü gezinin beni en çok etkileyen durağıydı.</p>
<p>Yaklaşık 6 bin yıllık geçmişe sahip Arslantepe, yalnızca Malatya’nın değil, insanlık tarihinin en önemli merkezlerinden biri. MÖ 3300-3000 yılları arasında burada kurulan saray kompleksi, dünyanın bilinen en eski kerpiç saraylarından biri. Bulunan mühürler ve idari araçlar ise insanlığın yerleşik hayata geçişten sonra üretimi, kaynakları ve toplumsal hayatı yönetmek üzere nasıl bir bürokratik düzen kurmaya başladığını gösteriyor.</p>
<p>UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış böyle bir alanın bugün hâlâ hak ettiği ölçüde bilinmemesi, doğrusu üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.</p>
<p>Çünkü Arslantepe’nin en büyük potansiyeli yalnızca kendi ziyaretçi sayısını artırmak değil. Onu, bölgedeki diğer tarihi alanlar ve gastronomi merkezleriyle birlikte büyük bir turizm rotasının parçası haline getirebilmek.</p>
<p><strong>İnsanlık tarihinin rotası</strong></p>
<p>Şanlıurfa’daki Göbeklitepe ve Karahantepe, Malatya’daki Arslantepe, Adıyaman’daki Nemrut Dağı, Diyarbakır’daki Zerzevan Kalesi ve Gaziantep’teki Zeugma’yı düşünelim.</p>
<p>Göbeklitepe, yaklaşık 12 bin yıl önce avcı-toplayıcı toplulukların anıtsal yapılar inşa edebildiğini gösteriyor. Arslantepe ise yaklaşık 6 bin yıl önce yerleşik hayatın, tarımın, sarayların ve bürokrasinin geliştiği döneme ışık tutuyor. Nemrut, Kommagene Krallığı’nın görkemli mirasını taşıyor. Zeugma ise Roma döneminin zenginliğini ve farklı kültürlerin buluşmasını anlatıyor.</p>
<p>Bunlar birbirinden kopuk dört turistik nokta değil. İnsanlığın toplu yaşamdan yerleşik hayata, tarımdan şehirlere, şehirlerden devletlere ve imparatorluklara uzanan büyük hikayesinin farklı bölümleri.</p>
<p>Bu hikayeye Mardin, Batman, Van ve bölgedeki diğer tarihi merkezler de eklenebilir.</p>
<p>Ancak mesele yalnızca bir harita üzerinde bu noktaları birleştirmek değil. Asıl mesele, bunları ziyaretçinin zihninde tek bir destinasyon haline getirebilmek.</p>
<p><strong>Arkeolojiye gastronomi eşlik etmeli</strong></p>
<p>Böyle bir rotanın en önemli tamamlayıcısı ise gastronomi olmalı.</p>
<p>Turizmde artık ziyaretçi yalnızca bir müzeyi gezmek ya da bir antik kenti görmek istemiyor. O coğrafyanın ne yediğini, nasıl ürettiğini, hangi ürünle geçindiğini, mutfağının nasıl oluştuğunu da merak ediyor.</p>
<p>Malatya bu açıdan çok güçlü bir başlangıç noktası.</p>
<p>Kayısı, kent için yalnızca bir tarım ürünü değil, ekonomik bir marka. Bu yıl yaş ve kuru kayısı ile kayısı çekirdeği ihracatında 750 milyon dolarlık hedef konuşuluyor. Katma değerli ürünlerle bu rakamın 1 milyar dolara ulaşabileceği belirtiliyor.</p>
<p>Şimdi bu ekonomik markaya bir de turizm boyutu eklenebilir.</p>
<p>Ziyaretçi Malatya’ya geldiğinde yalnızca kayısı satın almamalı. Kayısı bahçelerini görmeli, üretim hikayesini dinlemeli, ürünün nasıl kurutulduğunu ve işlendiğini izlemeli, kayısıdan yapılan farklı ürünleri tatmalı. Ama öncelikle kayısı, bir hediyelik ürün olmaktan çıkarılıp bir deneyime dönüşmeli.</p>
<p>Malatya Büyükşehir Belediyesi Başkanı Sami Er ile sohbetimizde gündeme gelen panoramik bir kayısı müzesi ve tarım parkı fikri bu nedenle önem taşıyor. Böyle bir proje, tarımı, gastronomiyi ve turizmi aynı noktada buluşturabilir.</p>
<p>Aynı yaklaşım bölgedeki diğer kentler için de uygulanabilir. Gaziantep’in mutfağı, Şanlıurfa’nın kebapları ve sıra geceleri, Adıyaman’ın yöresel ürünleri, Mardin’in çok kültürlü mutfak mirası bu rotanın doğal durakları olabilir.</p>
<p><strong>Bir turizm ürünü tasarlamak</strong></p>
<p>Burada ihtiyaç duyulan şey, her ilin kendi turizm tanıtımını yapması değil; ortak bir turizm ürünü tasarlanması.</p>
<p>Ortak bir marka, ortak tanıtım, ulaşım bağlantıları, çok günlük hazır tur paketleri ve dijital rezervasyon altyapısı oluşturulabilir. Turist için “Göbeklitepe’ye gittim, sonra Arslantepe’ye nasıl giderim?” sorusu ortadan kaldırılmalı. Bu rota baştan sona tasarlanmış bir deneyim olarak sunulmalı.</p>
<p>Üstelik böyle bir turizm modeli yalnızca otellere gelir sağlamaz. Restoranlardan yerel üreticilere, rehberlerden ulaşım şirketlerine, müzelerden el sanatlarına kadar geniş bir ekonomik değer zinciri oluşturur.</p>
<p>Turizm yatırımlarında yalnızca yatak sayısına bakmak artık yeterli değil. Ziyaretçinin kentte kaç gün kaldığı, ne kadar harcama yaptığı ve yerel ekonomiye ne kadar dahil olduğu da önem taşıyor.</p>
<p>Türkiye’nin deniz-kum-güneş turizminde önemli bir noktaya geldiği açık. Bundan sonraki büyüme, yeni temalardan ve yeni rotalardan gelecek. Türkiye olarak şanslıyız. Ege'de, Kapadokya'da, Akdeniz'de böyle rotalar var.</p>
<p>Malatya’daki Arslantepe, bu yeni dönemin güçlü başlangıç noktalarından biri olabilir. Göbeklitepe’den Arslantepe’ye, Nemrut’tan Zeugma’ya uzanan; tarihin gastronomiyle, kültürün doğayla, arkeolojinin yerel ekonomiyle buluştuğu bir rota olur.</p>
<p>Böyle bir turizm koridoru yalnızca bölgeye daha fazla turist getirmez. Aynı zamanda bu bölgenin ekonomik değer üretme kapasitesini de artırır.</p>
<p>Türkiye’nin ihtiyacı belki de artık yeni bir antik kent keşfetmek değil; zaten sahip olduğu büyük mirası aynı hikayenin içinde birleştirebilmek. Bu coğrafyada tarih de var, lezzet de var, ürün de var, hikaye de.</p>
<p>Şimdi sıra bunları birer turizm rotasına dönüştürmekte.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gobeklitepeden-arslantepeye-turizmde-yeni-bir-rota-84038</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/8/1280x720/54-1785215124.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Göbeklitepe&#039;den Arslantepe&#039;ye turizmde yeni bir rota ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cin-ve-sanayi-destekleri-84037</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin ve sanayi destekleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bizim açımızdan iş sadece uygun maliyetli kredi ya da sanayi desteği değil. Bunların her sektöre uygulanması ise hiç değil. Seçilmiş sektörlere bu destekler gerekiyor elbette. Ama mesela yeterli kalitede beşeri sermayeniz yoksa ne olacak? Ne işe yarayacak o destekler?</strong></p>
<p>Geçen salı günü OECD’nin ‘sanayi desteklerinin sihirli veri tabanı’ başlığını taşıyan raporunun temel bulgularını özetlemiştim. Rapor, ülkelerin 2005-2024 döneminde sanayilerine ne tür destekler verdiklerine odaklanıyordu. Bu yazı Çin ile ilgili olduğu için Çin’e yönelik bulgulara bir kez daha değineceğim. Birincisi, Çin şirketlerinin diğer ülkelerdeki şirketlere kıyasla daha fazla destek aldıkları sonucuna ulaşılıyordu. Bir diğer bulgu, inceleme döneminde ülke ortalamaları dikkate alındığında, büyüyen şirketlerin küresel piyasa paylarındaki artışın yaklaşık yüzde 22’sinin bu desteklerle açıklanabilir olmasıydı. Oysa bu oran Çin şirketleri için çok daha yüksekti: Yüzde 60. Üçüncüsü, incelenen üç destek türünden düşük faizli kredi desteğinin Çin’de çok yaygın olduğu sonucuydu.</p>
<p><strong>Cai Guo: Çin’deki gelişmeye yalnızca </strong><strong>destek merceğinden bakmak yanlış </strong></p>
<p>Çin’in CF40 Başkanı Cai Guo, bu rapora iki ayrı mecrada itiraz etti. Kısa olanı Project Syndicate’de, uzunu ise CF40’ın internet sayfasında. İtirazın özü şu: Çin’deki gelişmeye sadece destek merceğinden bakmanın doğru bir bakış olmayacağını vurguluyor. Uzun rapor, Çin şirketlerinin bir zamanlar gelişmiş ülkelerin lider olduğu sanayi dallarında -elektrikli araçlar, piller, sanayi robotları, güneş panelleri ve yapay zekâ sistemleri- artık Çin’in lider olduğu vurgusuyla başlıyor. Başta elbette sanayi desteği politikasının bu başarıda önemli bir rol oynadığını ama salt desteklerle bu sürecin gelişiminin anlatılamayacağına dikkat çekiyor. Öncelikle OECD’nin Çin için kullandığı kredi faizi verisinin yanlış olduğuna dikkat çekiyor. Çin’deki başarının arkasındaki şirketlerin -rekabetçi şirketlerin- yatırımlarını ağırlıklı olarak iç fonlarla -dağıtılmayan kârlarla- gerçekleştirdiklerini belirtiyor. İkinci finansman biçimi için ise hisse ihraçlarına dikkat çekiyor.</p>
<p>Daha önemlisi şu: Uluslararası ölçekte rekabetçilikte gelinen üst seviyenin tek bir politikaya dayandırılamayacağı saptamasını yapıyor. Şu bileşimi özellikle vurguluyor: Ölçek (piyasanın ve dolayısıyla kapasitenin büyüklüğü) – kaliteli beşeri sermaye ve dolayısıyla yüksek teknik kapasite – uyarlamacı üretimden yenilikçi üretime geçiş hızı – arz zincirlerinin derinliği. Mesela beşeri sermaye açısından Çin’de her yıl 1,3 milyon mühendisin mezun olduğuna ve bunların kaliteli eğitim aldıklarına dikkat çekiyor. Ölçek meselesi de çok önemli. Çok sayıda sanayicimiz Çin’e sık sık mesleki gezi yapıyor. Vurguladıkları özelliklerden önemlilerinden biri de fabrikaların çok büyük üretim kapasitesi. Bu büyüklük sabit giderleri de düşürüyor.</p>
<p><strong>Sanayi politikası bir bütün</strong></p>
<p>Bizim açımızdan çıkarılacak dersler var. İş sadece uygun maliyetli kredi ya da sanayi desteği değil. Bunların her sektöre uygulanması ise hiç değil. Seçilmiş sektörlere bu destekler gerekiyor elbette. Ama mesela yeterli kalitede beşeri sermayeniz yoksa ne olacak? Ne işe yarayacak o destekler? Dolayısıyla sanayi politikası bir bütün; desteği de kapsamalı, sektör seçimini de, her düzeyde beceri artırıcı eğitimleri de. Şu iki sorudan hangisi doğru? Siyasette inanılmaz taklalar atabilen, farklı bir ifadeyle rüyanızda görseniz inanmayacağınız yollarla siyaseti şekillendirme maharetini gösterebilen bir ülkenin sanayi politikasında da büyük işler yapmasını mı beklemeliyiz ya da tam da bu nedenle bu topraklarda asıl sorunlara çözümün zor olduğunu mu düşünmeliyiz?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cin-ve-sanayi-destekleri-84037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin ve sanayi destekleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-verelim-ama-nereye-gidiyor-bilelim-84036</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi verelim ama nereye gidiyor bilelim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Vergi vermek vatandaşlık görevidir. Verginin nasıl harcandığını sormak ise vatandaşlık hakkıdır. Vergi vermeyene kızıyoruz ama vergileri harcayanları denetlemiyoruz, oysa denetlemeliyiz.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Ne zaman <strong>vergiler</strong> gündeme gelse, ağız birliği etmişçesine, “<strong>kayıt dışı ekonomi</strong>” diye söze başlar ve <strong>herkesin vergisini tam vermesini</strong> dillendiririz. Bir bakıma hepimiz <strong>maliye müfettişi </strong>kesiliriz, <strong>vergi yüzsüzlerine</strong> kızarız. Ancak nedense aklımıza, <strong>vergilerin nereye gittiğini sorgulamak </strong>gelmez…</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Oysa ödediğimiz <strong>vergilerin nereye harcandığına</strong> bakarsak, bu <strong>cennet vatanı</strong> neden <strong>cinnet vatan</strong> haline getirdiğimizi görebiliriz. <strong>Verimsiz</strong>, plansız, <strong>usulsüz</strong> şekilde harcayıp <strong>israf edilmesine</strong> ses çıkarmayız. Bizden alınan vergiyle <strong>siyasi ikbal</strong>, şahsi servet, <strong>kötü yönetimin finansmanına</strong> aldırmayız.</p>
<p><strong>TOPLARKEN ŞAHİN, HARCARKEN KARGA…</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Kamunun israfı, <strong>bürokrasi</strong>, popülizm, <strong>liyakatsizlik</strong>, denetim zayıflığı, <strong>hükümetin politika tercihleri,</strong> yüksek maliyetli garantiler, <strong>usulsüzlükler</strong> ortadan kalkmadığı sürece, daima <strong>bütçe</strong> açığı verecek, benden kesilen vergilerle <strong>galaksinin en pahalı makam araçlarına</strong> kaynak aktarılmış olacak.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: <strong>-</strong>Bütçe harcamalarının kalem kalem dijital ortamda anlık yayımlanması, <strong>-</strong>Sayıştay raporlarının eksiksiz ve zamanında Meclis’te tartışılması, -Performans esaslı bütçelemenin güçlendirilmesi, -Kamu ihalelerinde tam şeffaflığın sağlanması. <strong>-</strong>“<strong>Nas</strong>” deyip geçiştirilmemesi…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Vergilerin nereye gittiğine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Bütçe denetlenmiyor mu?</em></strong></p>
<p><strong>Kâğıt üstünde evet</strong>... Ancak hükümetin tasarrufları, kayıt içinde toplanan ama <strong>kayıt dışında tutulan harcamalar</strong> çok fazla. <strong>Zombi şirketlere</strong> aktarılanlar, <strong>yandaşın silinen vergi borçları</strong> ise denetimsiz.</p>
<p><strong><em>Nasıl takip edebiliriz?</em></strong></p>
<p>Bizdeki <strong>medya</strong> ve <strong>STK</strong>’ların böyle bir <strong>duyarlılığı</strong> yok. Hatta vatandaşın da ödediği vergilerin <strong>nereye</strong> ve <strong>kimlere</strong> gittiğine dair <strong>merakı dahi yok</strong>. Bu durumda benden alınan vergi bir <strong>muktedire</strong> aktarılabiliyor.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>“SEN, ÖNÜMDE GİDEN ÇAKARLI; O ARABAYI SANA BEN ALDIM…”</strong></p>
<p>İşçinin, memurun <strong>geliri eline geçmeden</strong> kesilen vergi, <strong>sanayici</strong>, <strong>tüccar</strong>, <strong>iş insanı</strong>, <strong>girişimci</strong>, <strong>çiftçiden</strong> alınan vergiler… <strong>Kimlerin cebine gidiyor?</strong> Belli değil. <strong>Sayıştay</strong>’ın işi bunları denetlemek ama… Bu yüzden muktedire araba, villa, seyahat, lüks; benden senden halktan alınan vergilerle karşılanıyor.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>VERGİ HARCAMA LÛGATI:</strong></span></p>
<p><strong>Vergi tahsilatı</strong>: Devletin saldığı vergiler ile bütçeye aktarılan tüm kaynakların tamamı</p>
<p><strong>Bütçe harcamaları</strong>: Hükümetin bu vergileri, siyasi tercihleri ve politik öncelikleriyle sarf etmesi</p>
<p><strong>Bütçe disiplini</strong>: Bizde olmayan… Toplanan vergilerin yasalar çerçevesinde rasyonel harcanması</p>
<p><strong>Harcama denetimi</strong>: Bizden alınan vergilerin nereye, kimlere, ne kadar harcandığının kontrol edilmesi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-verelim-ama-nereye-gidiyor-bilelim-84036</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/4/1280x720/kdv-vergi-1767328296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi verelim ama nereye gidiyor bilelim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hazinenin-borclanma-faizinde-yilin-rekoru-84035</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine’nin borçlanma faizinde yılın rekoru…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>✓ Hazine sabit faizli ihalelerde vade dönemi için öngörülen enflasyonun çok çok üstünde faizle borçlanıyor. Bunun iki anlamı olsa gerek… </strong><br /><strong>✓Ya demek ki enflasyon konusunda iddia edildiği gibi öyle kayda değer bir mesafe alınamayacak, gerçekte böyle bir beklenti yok. </strong><br /><strong>✓Ya da enflasyon konusundaki yaklaşımlar gerçekçi ama hedeflerle ters düştüğü biline biline zorunluluktan böylesine yüksek faizlerle borçlanmaya razı olunuyor; çünkü geçmişten gelen borç yükünü çevirmek için başka çare yok.</strong></p>
<p>Hazine geçen hafta yaptığı sabit faizli senet ihracında fiyat etiketi gibi bir faizde kaldı kalmaya ama yine de bu yılın faiz rekorunu kırdı.</p>
<p>Hazine’nin 21 Temmuz’da yaptığı 22 Temmuz ihraç tarihli, vadesi 15 Mart 2028’de dolacak tahvil ihalesine 61,9 milyar liralık teklif geldi. İhalede bu teklifin net 34,5 milyarı kabul edildi, ihale sonrası satılan 2,8 milyarlık tutarla birlikte toplam satış 37,3 milyar oldu.</p>
<p>İhalede faiz biraz önce belirttiğim gibi tam fiyat etiketi gibi bir düzeyde tutuldu. Faiz yüzde 41,99 oldu. Ancak bu düzey de yılın rekoru anlamına geliyor.</p>
<p>Hazine’nin bu yıl içinde yaptığı sabit faizli 16 ihalede faiz üçüncü kez yüzde 40’ı aştı ama en yüksek oran son ihalede oluştu.</p>
<p>Bu ihalede faiz yüksek ama vade 602 gün ve görece kısa.</p>
<p>Hazine’nin bu yıl içinde tam on yıl vadeli sabit faizli borçlandığı dikkate alınırsa 602 gün hiçbir şey değil.</p>
<p>Ne var ki 602 gün, yani yirmi ay vade için yıllık bazda yüzde 41,99 faizin altına imza atılması da elbette önemli.</p>
<p>Üstelik şubat ayında yapılan yine 602 gün vadeli ihalede faizin yüzde 36,05 olduğu dikkate alınırsa geçen haftaki faizin yüksekliği daha bir belirgin olarak ortaya çıkıyor.</p>
<h2>Genel eğilim yukarı yönde</h2>
<p>Hazine’nin bir tek ihalesinin ve bu ihalede oluşan faizin çok da önemli olmadığı söylenebilir, doğrudur. Ama konu bir ihale değil ki…</p>
<p>Hazine bu yıl içinde sabit faizli, yani faizi vade bitimine kadar enflasyon ne olursa olsun garanti edilen 16 ihale yaptı ve grafikte de kolaylıkla görülebileceği gibi bu ihalelerde oluşan faiz çok belirgin bir yön çiziyor.</p>
<p>Sabit faizli ihalelerin faizinde belirgin olarak bir artış gözleniyor.</p>
<p>Vadenin çok uzun olduğu ihalelerde faiz doğal olarak görece düşük. Örneğin ocak ayında yapılan 2035 yılı vadeli ihalenin faizi yüzde 29 düzeyinde. Bu oran sanki çok düşükmüş gibi gelebilir; ama gelin yüzde 29 faizin hangi yıllar için garanti edildiğini sayalım; bakalım aynı <strong>“Faiz düşükmüş”</strong> algısı yine korunabilecek mi?</p>
<p><strong>“Hazine 2026, 2027, 2028, 2029, 2030, 2031, 2032, 2033, 2034 ve 2035’in önemli bir kısmında yüzde 29 faiz verecek.”</strong></p>
<p>Başka bir örnek daha:</p>
<p><strong>“Hazine bu yıl marttan yıl sonuna kadar ve 2027, 2028, 2029, 2030, 2031, 2032 ve 2033’ün ilk dokuz ayında yıllık bazda yüzde 33,43 faizi garanti etti.”</strong></p>
<p>Hatırlayalım; yıllık enflasyon 2027’de yüzde 15’e, sonrasında ise tek haneye inecek. Hedefler böyle!</p>
<h2>Tek haneli enflasyon mu?</h2>
<p>Hazine’nin enflasyona, dövize, altına endeksli; yani zaman içinde yükü azalabilecek ya da artabilecek borçlanma araçları da var. Ama sabit faizli borçlanmada böyle bir hareket alanı bulunmuyor. İhale günü hangi faiz taahhüt edildi, o faiz vade bitimine kadar sabit.</p>
<p>Dolayısıyla bu ihaleler gelecek açısından eğer enflasyon hedeflendiği gibi düşecek olursa çok büyük bir yük.</p>
<p>Yok eğer enflasyon düşmeyecekse Hazine bu ihalelerden kârlı bile çıkar.</p>
<p>Ama bir yandan <strong>“Enflasyonla mücadele ediyoruz; enflasyon şu kadar düşecek, buraya inecek, tek hane olacak”</strong> görüşü savunulurken aynı dönem için dile getirilen enflasyon oranının kat be kat üstünde faiz yüküne imza atmak… Bunun iki anlamı olsa gerek…</p>
<p>Bir; demek ki enflasyon konusunda iddia edildiği gibi öyle kayda değer bir mesafe alınamayacak, gerçekte böyle bir beklenti yok.</p>
<p>İki; enflasyon konusundaki yaklaşımlar gerçekçi ama hedeflerle ters düştüğü biline biline zorunluluktan böylesine yüksek faizlerle borçlanmaya razı olunuyor; çünkü geçmişten gelen borç yükünü çevirmek için başka çare yok.</p>
<h2>Ya bu borçların ödeneceği günler? </h2>
<p>Hazine’nin borçlanma faizi giderek yükselme eğiliminde. Bu yalnızca sabit faizli senet ihaleleri için değil, genel olarak böyle. Hele hele 2021 öncesindeki borçlanmalarda oluşan faizi son yılların faiziyle kıyaslamak hiç mümkün değil, o dönemin faizi bugünkülerin yanında çerez kalır.</p>
<p>Görece çok daha düşük olan dönemlerdeki borçlanmanın getirdiği yük böylesine ağırlaşmaya başladı. Şimdi o yükü kaldırmak için giderek daha fazla yük altına giriliyor.</p>
<p>Peki gün gelip bugünün çok yüksek faiziyle gerçekleştirilen borçlanmaların vadesi dolduğunda ne olacak?</p>
<p>Bütçede faiz dışı fazla düzenli olarak oluşmalı ve bu fazla öyle büyük tutarda olmalı ki borç stokundaki büyüme dursun. Bu yılın bütçesinde oluşan faiz dışı fazla elbette olumlu ama bu sürdürülebilir mi, tartışılır. Hele hele 2027, hadi bilemediniz 2028’de…</p>
<p>Türkiye seçim dönemine yaklaştıkça bütçe disiplininin hiç kalmadığı bir gerçek. Önümüzde de çok önemli bir seçim dönemi uzanıyor.</p>
<p>Bu da gösteriyor ki geçen hafta yapılan ihalede oluşan ve sabit faizli ihaleler bazında yüzde 41,99’la bu yılın rekoruna işaret eden faizi arar hale gelmek de söz konusu olabilir.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a682ef06ba8a-1785212656.png" alt="" width="330" height="434" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a682efb2fbf6-1785212667.png" alt="" width="331" height="350" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hazinenin-borclanma-faizinde-yilin-rekoru-84035</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/8/1280x720/lira-para-tl-1760890382.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine’nin borçlanma faizinde yılın rekoru… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/50-yilda-insa-edilen-rekabet-gucu-3-yilda-buharlasmaz-sanayisizlesme-felaket-olur-84033</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> 50 yılda inşa edilen rekabet gücü 3 yılda buharlaşmaz, sanayisizleşme felaket olur</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRKİYE </strong>Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Müşterek Başkanları <strong>Toygar Narbay </strong>ve <strong>Ümit Özüren, </strong>son dönemlerde art arda 3 raporu kamuoyuyla paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>TGSD Strateji Yol Haritası</strong></li>
<li><strong>TGSD Sektörel Sunum</strong></li>
<li><strong>TGSD Uzgörü 2050 Sunumu</strong></li>
</ul>
<p><strong>Toygar Narbay </strong>ve <strong>Ümit Özüren, </strong>3 raporu özetleyen bir <strong>“Yeniden Sanayileşme Çağrısı” </strong>hazırladı. <strong>Narbay </strong>ve <strong>Özüren, </strong>öncelikle şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bu, 50 yıldır ülkenin fabrikalarında alın teri döken, dünyanın dört kıtasına </strong>“Made in Türkiye” <strong>etiketi taşıyan, 846 bine yakın insanımıza ekmek olan bir sanayinin gördüğünü samimi paylaşma çabasıdır.</strong></p>
<p>Hazırlanan çağrının teşvik talebi olmadığına işaret edildi:</p>
<p>-          <strong>Hazırlanan bu belge, teşvik talebi, üretim havzası kurulması, bir bölgenin serbest bölge ilan edilmesi, yurt dışı marka alımlarına finansman yöntemi önerilmesi ya da mevcut 86 devlet yardımına ilaveler yapılması isteği değildir.</strong></p>
<p>Amacın <strong>“Bütüncül iddianın bileşenleri” </strong>olduğuna vurgu yapıldı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin yeni bir ekonomi ve sanayi politikasına ihtiyacı vardır.</strong></p>
<p>Hazır giyimin rekabetçiliğini kaybetmiş, kabiliyetini bir anda yitirmiş bir sektör olmadığı vurgulandı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, 2015-2022 döneminde hazır giyim ihracatından istikrarla ortalama yüzde 3.5 pay aldı. 2021’de yüzde 3.7 ile dünyanın 6’ncı büyük hazır giyim ihracatçısı, 4’üncü büyük üreticisi olduk.</strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a682c442fdc4-1785211972.jpg" alt="" width="500" height="610" />
<figcaption><strong>TGSD Müşterek Başkanları Toygar Narbay (solda) ve Ümit Özüren, hazır giyim sektörünün rekabet gücünü yeniden artırmak için özel teşvik yerine "yeniden sanayileşme" odaklı bütüncül ekonomi ve sanayi politikası çağrısında bulundu.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Aynı fabrikalar, aynı ustalar, aynı müşteri ilişkileriyle 2025’te bu payın 35 yıl sonra ilk kez yüzde 3’ün altına indiğine dikkat çekildi:</p>
<p>-           <strong>50 yılda inşa edilen rekabet gücü 3 yılda buharlaşmaz. Değişen sektör değil, sektörün içinde çalıştığı denklemdir. 2024 ve 2025’te hızla büyüyen dünya hazır giyim ihracatının içerisinde gerileyen tek büyük üretici maalesef Tük hazır giyim sanayi oldu.</strong></p>
<p>Aynı kırılmanın ülkemizin ihracatının milli gelire oranında da görüldüğü irdelendi:</p>
<p>-          <strong>Mal ihracatının GSYH içindeki payı 2022’de yüzde 27’nin üzerinde iken 2025’te yüzde 17.5’e geriledi. 2022-2025 döneminde hazır giyim ve tekstilde 377 bin kişi işinden oldu, 9 bin 936 firma kapandı. Bazı büyük üreticiler Mısır’a gitti.</strong></p>
<p>Orta Vadeli Program’da büyümenin sanayiden değil, hizmet ve tüketimden beklendiği üzerinde duruldu:</p>
<p>-          <strong>2028 yılında mal ihracatının milli gelirdeki payı yüzde 16.4 olarak hedefleniyor. 2022’de yüzde 27.1 olan bu oranın hedeflenmesi hiçbir kurumun tercihi değildir. Bu patikanın vardığı yerin adı bellidir: </strong>İstemeden de olsa, sanayisizleşmedir.</p>
<p>Avrupa’nın sanayisizleşme hatasının, tarihin en büyük iktisadi felaketlerinden biri olduğu anımsatıldı:</p>
<p>-          <strong>1970’lerin sonlarında Avrupa’da, </strong>“Düşük-orta teknolojiden çıkalım, yüksek teknoloji, markalaşma, inovasyon bizde kalsın. Düşük-orta teknoloji ithalatıyla enflasyon düşer, sanayi çalışanları hizmete geçer yüksek ücret ve düşük enflasyonla refah artar” <strong>planı benimsendi.</strong></p>
<p>Neticede Avrupa’nın üretimi kaybetmesiyle geldiği noktanın altı çizildi:</p>
<p>-          <strong>Avrupa, bugünün yüksek teknolojilerinde (kuantum bilgisayarlar, robotik teknolojiler, otonom araçlar, biyoteknoloji, yapay zeka, rejeneratif ilaçlar, VR/AR teknolojileri, siber güvenlik) uluslararası sıralamalarda ilk 4’te yer almıyor.</strong></p>
<p>Yüksek teknoloji alanını ABD, Çin, Japonya, Güney Kore ve Tayvan’ın domine ettiğine vurgu yapıldı:</p>
<p>-          <strong>Avrupa, ekosistemini yanlış bir karar ve düşünceyle yok ettiği için bugün maalesef elinde olan güçlü fabrikaları, markaları, satış kanallarını da kaybediyor. Kısacası, alttaki ekosistem yok olursa yüksek teknoloji de gelişemez.</strong></p>
<p>Avrupa’nın ardından Çin örneğine bakıldı:</p>
<p>-          <strong>Çin ise stratejisini düşük-orta teknolojiyi koruyarak, üzerine yüksek teknolojiyi inşa ederek oluşturdu. Şimdi bunları markalaşma, inovasyon ve ülke markasını yaratarak taçlandırıyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de bugünkü sorunun üretimi kaybetmek değil, onu koruyamamak olduğuna işaret edildi:</p>
<p>-          <strong>Elimizde dünyanın Çin’den sonra en bütünleşik ikinci tedarik zinciri ve 10 milyar dolarlık atıl sermaye varken, bu potansiyeli harcama lüksümüz yoktur.</strong></p>
<p>TGSD Müşterek Başkanları <strong>Toygar Narbay </strong>ve <strong>Ümit Özüren, </strong>herhangi bir özel teşvik talep etmeden <strong>“yeniden sanayileşme” </strong>çağrısı yapıyor.</p>
<p>TGSD’den yükselen sese kulak vermekte, <strong>“yeniden sanayileşme”</strong>ye kafa yormakta yarar var…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dezenflasyon programının iktisadi mantığı doğru ama</span></h2>
<p><strong>TÜRKİYE </strong>Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Müşterek Başkanları <strong>Toygar Narbay </strong>ve <strong>Ümit Özüren</strong>’in <strong>“Yeniden sanayileşme çağrısı”</strong>nda şu noktanın altı çizildi:</p>
<p>-          <strong>Dezenflasyon programının iktisadi mantığı doğrudur ve TGSD bu mücadelenin yanındadır.</strong></p>
<p>Enflasyonla mücadelede tüketimin dizginlenip üretimin güçlendirilmesi gerektiği anımsatıldı:</p>
<p>-          <strong>Ne var ki uygulamada sonuç, amacın tam tersine dönmüştür. TÜİK verileriyle (2022 Ocak=100): </strong>Perakende satış hacmi 175’e tırmanırken, sanayi üretimi 108’de kaldı. 3 yılda tüketim nominal olarak yaklaşık yüzde 75 büyüdü, üretim ise yerinde saydı.</p>
<p>Sanayide ciddi bir üretim açığı olduğu, durumu dört verinin ortaya koyduğu belirtilip sıralandı:</p>
<ul>
<li><strong>2020’den bugüne tüketici fiyatları yaklaşık 9 kat arttı.</strong></li>
<li><strong>Ücretler 11 kat arttı.</strong></li>
<li><strong>Finansman maliyeti 4.5 kat yükseldi.</strong></li>
<li><strong>Döviz kuru 5.6-6 kat arttı.</strong></li>
</ul>
<p>Bu tek karşılaştırmanın yerleşik bir kanıyı düzelttiği savunuldu:</p>
<p>-          <strong>Bugün yaşadığımız enflasyonun sebebi kur değildir. Kur, enflasyonu çok geriden takip etmiş, TL reel olarak değerlenmiştir.</strong></p>
<p>Aynı dönemde brüt asgari ücretin dolar bazında yüzde 86 arttığına işaret edildi:</p>
<p>-          <strong>Ancak, ücretlerdeki bu tarihi artış çalışana refah getirmedi. Çünkü, zamlar enflasyona yetişmeye çalışan bir koşudan ibaret kaldı. Aynı artış işverenin dolar bazlı işgücü maliyetini rakip ülkelerin katbekat üzerine taşıdı.</strong></p>
<p>Tekstil ve hazır giyimde net kâr marjının yüzde 1’in altına indiğine dikkat çekildi:</p>
<p>-          <strong>Bir sanayicinin bugün yalnızca sermayesini koruyabilmesi için mevcut faiz seviyesi ile yüzde 13.6 FAVÖK üretmesi gerekiyor. </strong> </p>
<p>Bu noktada şu saptama yapıldı:</p>
<p>-          <strong>Türk ihracatçısı mevcut ekonomik modelde yarışa her sabah rakiplerinden 10 puan geriden başlıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bir kuşağın üretmek istememesi milli güvenlik sorunudur</span></h2>
<p><strong>TÜRKİYE </strong>Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Müşterek Başkanları <strong>Toygar Narbay </strong>ve <strong>Ümit Özüren</strong>’in <strong>“Yeniden sanayileşme çağrısı”</strong>nda mevcut politikanın yol açtığı durum şöyle özetlendi:</p>
<p>-          <strong>Hiç amaçlanmamış olsa da, üreten ve çalışan zorlanırken, ithalat yapan ve faiz geliri elde eden memnun edildi. Oysa kalıcı refahın yolu bellidir: </strong>Üretimin ve ihracatın artması, iş gücüne katılımın yükselmesi.</p>
<p>Şu noktaya dikkat çekildi:</p>
<p>-          <strong>Üretecek kuşak azalırken, elimizdeki kuşak da üretimden hızla uzaklaşıyor. Bir kuşağın üretmek istememesi, stratejik özerkliğin ve savunma kabiliyetinin altını oyan bir milli güvenlik sorunudur.</strong></p>
<p>Bugün büyümeyi tek başına taşıyan hizmet sektörünün yarının en kırılgan alanı olduğu vurgulandı:</p>
<p>-          <strong>Yapay zekanın gelecek 10 yılda en hızlı tahribatı çağrı merkezleri, lojistik, finans ve bankacılık, ofis işlerinde yaratması bekleniyor. Hizmetlerde işini kaybedecek olanlar sanayi yetkinliği taşımadığı için üretimde de istihdam edilemeyecek.</strong></p>
<p>Bu dalgaya karşı tek gerçek sigortanın sanayi becerisini bugünden inşa etmek olduğu kaydedildi:</p>
<p>-          <strong>Bugün hizmete yönelen ve yarın yerinden olacak hizmet sektörü çalışanlarının sanayide eğitilmesi hayati bir devlet görevidir. Tedbirin adı, sanayiyi, üretimi odağına alan eğitimdir.</strong></p>
<p>Bu noktada Çin’in stratejisi ile ilgili şu benzetme yapıldı:</p>
<p>-          <strong>Çin, dünya değer zinciri ve mal ihracatında satranç oynamıyor, </strong>“Go” <strong>oynuyor. TGSD’nin devletimizden beklediği, savunmacı bir refleks değil.</strong></p>
<p>Bu konuda devletten beklentileri şöyle tarif edildi:</p>
<p>-          <strong>Sektörlerin ve firmaların bu oyunda kurban edilmesine izin vermeyeceğini ortaya koyan, rekabetçiliği ve sanayileşmeyi yeniden tanımlayan, oyunu bizim kurduğumuz bir iradedir. Türkiye, bu oyunu kurabilecek nadir bir konumdadır.</strong></p>
<p>Şu noktanın altı çizildi:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’nın, sanayisini hâlâ elinde tutan son büyük üretici komşuyuz. Bu, masaya sürülmeyi bekleyen bir kozdur.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">86 sektörel destekle 86 sığ kuyu kazdık, çare 87’nci sığ kuyu değil</span></h2>
<p><strong>TÜRKİYE </strong>Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Müşterek Başkanları <strong>Toygar Narbay </strong>ve <strong>Ümit Özüren</strong>’in <strong>“Yeniden sanayileşme çağrısı”</strong>nda teşvikler üzerinde duruldu:</p>
<p>-          <strong>Bugün sektörümüze sunulan 86 ayrı deste</strong><strong>k</strong><strong>, tek tek emek ürünüdür ve her birine müteşekkiriz. Ancak, tablo ortadadır: </strong>Farklı kurumlarda, farklı mantıklarla, birbirinden habersiz işleyen bu yardımlar birlikte bir dönüşüm üretememiştir.</p>
<p>86 teşvik yürürlükteyken sektörün küçüldüğü vurgulandı:</p>
<p>-          <strong>Anadolu’da bu gerçek başka bir dille söylenir: </strong>Elli tane bir metrelik kuyudan su çıkmaz, bir tane 50 metrelik kuyudan su çıkar.</p>
<p>86 sektörel destekle 86 sığ kuyu kazılmış gibi bir durum olduğu kaydedildi:</p>
<p>-          <strong>86 kuyudan su çıkmadı. Çare 87’nci kuyu değildir. Tek merkezden yönetilen bütüncül bir sanayi politikasına ihtiyaç var. Performansa dayalı bir teşvik yapısı oluşturulmalı. Net katma değeri, net döviz kazancını, istihdamı ve verimliliği ödüllendirmeli.</strong></p>
<p>Teşvik sistemi konusunda şu öneri ortaya konuldu:</p>
<p>-          <strong>Performansa dayalı teşvik mimarisi, ölçülebilir, izlenebilir, erişilebilir, her liranın karşılığının görünür olduğu, basit ve anlaşılır şekilde kurgulanmalıdır.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/50-yilda-insa-edilen-rekabet-gucu-3-yilda-buharlasmaz-sanayisizlesme-felaket-olur-84033</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/3/1280x720/74-1785211935.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 50 yılda inşa edilen rekabet gücü 3 yılda buharlaşmaz, sanayisizleşme felaket olur ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ihracat-ankaradan-yukseliyor-84032</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat Ankara’dan yükseliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara Sanayi Odası (ASO) 2026 yılı Ocak-Haziran dönemine ilişkin Türkiye’nin ihracatını analiz eden bir rapor yayınladı. Rapora göre yılın ilk yarısındaki ihracat artışının yüzde 40’ten fazlasını tek başına Ankara karşıladı. İhracatın 4.7 milyar dolar arttığı dönemde bunun 2 milyar doları Ankara’dan yapılan ihracattan kaynaklandı. ASO Başkanı Ardıç bu başarının ihracat yapısındaki dönüşümün bir sonucu olduğunun altını çizdi. Yılın ilk yarısında, elektrik ve elektronik ile otomotiv, milyar dolarlık barajını aşan iki sektör oldu. ASO’nun “İhracatta Yeni Eşik, Başarıdan Sürdürülebilirliğe” başlığını taşıyan raporuna göre ihracat yılın ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3.6 artarak 131.4 milyar dolardan, 136.1 milyar dolara çıktı. Bu dönemde sanayinin ihracatı yüzde 4.5 artarak 97.6 milyar dolara çıkarken, Ankara’nın ihracatının yüzde 27.5’lik artışla 7.1 milyar dolardan, 9.1 milyar dolara yükselmesi dikkat çekti. Bir başka ifade ile Türkiye ihracatındaki artışın yüzde 40’ından fazlası Ankara’dan yapılan ihracat artışıyla sağlandı.</p>
<h2>Payı %4,24'ten %6,67'ye yükseldi </h2>
<p>Rapora göre Ankara’nın ihracatı 2021- 2026 arasında 4.4 milyar dolardan, 9.1 milyar dolara çıkarak iki katından fazla artarken, Başkentin Türkiye ihracatından aldığı pay da yüzde 4.24’ten, yüzde 6.67’ye yükseldi. Ankara yüksek teknoloji ihracatıyla da ön plana çıktı. Elektrik ve elektronik sektörü ve otomotiv endüstrisi ihracatı 1 milyar doları aşan iki sektör oldu. Raporda ayrıca savunma ve havacılık sanayiinin ihracat artışına sağladığı güçlü katkıya dikkat çekilirken, ihracat içinde yüzde 13’lük yüksek teknoloji payı ile Ankara’nın Türkiye ortalamasının üç katına ulaştığı kaydedildi.</p>
<p>Rapora göre Ankara'da ihracat yapılan 25 sektörün 15'inde artış, 10'unda ise gerileme yaşandı.</p>
<h2>En yüksek ihracat ABD'ye</h2>
<p>Elektrik-elektronik, otomotiv endüstrisi, makine ve aksamları ile madencilik ürünleri ihracat artışına en fazla katkıyı sağlayan sektörler arasında yer aldı. Ankara’nın en fazla ihracat yaptığı ülkeler sırasıyla Amerika Birleşik Devletleri, Slovakya, Birleşik Krallık, Ukrayna ve Çin oldu. İhracat artışının yaklaşık dörtte üçü ise Ukrayna, Slovakya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri’nden geldi. Aynı dönemde Türkiye’nin ilk 20 pazarının toplam ihracattaki payı yüzde 65,4’ten yüzde 64,6’ya gerilerken, Ankara’da bu oran yüzde 63,8’den yüzde 72,4’e yükseldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ardıç: Güçlü sanayi ekosistemi dış ticarete yansıdı</span></h2>
<p>Raporu değerlendiren ASO Başkanı Seyit Ardıç, Ankara’nın ihracattaki güçlü performansının, üretim yapısındaki dönüşüm, yüksek katma değerli sektörlerin güçlenmesi kaynaklı olduğunu bildirdi. Türkiye ortalamasının çok üzerinde gerçekleşen büyümeye de dikkat çeken Seyit Ardıç, “Bu başarı; savunma ve havacılık sanayiinde uzun yıllar içinde oluşan üretim kapasitesi, teknoloji ve Ar-Ge birikimi ile güçlü sanayi ekosistemimizin dış ticarete yansımasının sonucudur” diye konuştu. Ardıç. ASO olarak sanayinin rekabet gücünü artıracak, ihracatı daha dengeli ve sürdürülebilir yapıya kavuşturacak politika önerileri geliştirmeye; Ankara’yı yüksek teknolojili üretim ve ihracatta bölgesel bir merkez haline getirecek dönüşümü kararlılıkla sürdüreceklerini anlattı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ihracat-ankaradan-yukseliyor-84032</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/konteyner-ithalat-ihracat.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin toplam ihracat geliri yılın ilk altı ayında 4,7 milyar dolar artarken, bu artışın yüzde 40’ını ifade eden 2 milyar dolarlık bölümünü Ankara’nın ihracatı oluşturdu. ASO’nun raporuna göre ocak-haziran döneminde toplam ihracat geçen yıla göre yüzde 3,6 artışla 136,1 milyar dolara yükselirken, Ankara&#039;nın ihracatı yüzde 27,5 artarak 9,1 milyar dolara çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-ab-bilgi-merkezi-doga-temelli-kesif-ve-surdurulebilir-yasam-deneyimi-programi-duzenledi-84084</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Doğa Temelli Keşif ve Sürdürülebilir Yaşam Deneyimi Programı&#039; Kocaeli&#039;de düzenledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu'nun destekleriyle, Kocaeli Sanayi Odası bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Kocaeli Avrupa Birliği Bilgi Merkezi, Dünya Doğayı Koruma Günü kapsamında "Doğa Temelli Keşif ve Sürdürülebilir Yaşam Deneyimi Programı" düzenledi.</p>
<p>Doğayla uyumlu yaşamı teşvik etmek ve Avrupa Birliği'nin çevre ile iklim politikalarına yönelik farkındalığı artırmak amacıyla gerçekleşen program, doğayla bütünleşmeyi destekleyen yoga ve mindfulness etkinliğiyle başladı.</p>
<p>Etkinlik kapsamında, İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas Avrupa Birliği'nin çevre ve iklim politikalarına ilişkin sunum gerçekleştirdi. Nas, sunumunda iklim değişikliğinin ekonomik, güvenlik boyutu ile özellikle Batı Avrupa’daki orman yangınları ve aşırı sıcak etkilerine dikkat çekti. Katılımcılar AB Çevre politikasının temel ilkeleri, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve AB İklim Yasası, Döngüsel Ekonomi Eylem Planı konularında bilgi edindi.</p>
<p>Programa ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kocaeli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, “Kocaeli Sanayi Odası olarak sürdürülebilirlik, iklim değişikliğiyle mücadele ve doğal kaynaklarımızın korunmasına yönelik çalışmaları destekliyor, bu alanda farkındalık oluşturacak projelerin içerisinde yer almaya devam ediyoruz” dedi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Bu kapsamda, TOBB öncülüğünde oluşturulan COP31 İş Dünyası Forumu (COP31 Business Forum) kapsamında belirlenen, odağında sanayiyi yeşil dönüşümün merkezine koymanın yer aldığı sekiz ana faaliyet alanında katkı sunmak için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Geçtiğimiz ay Londra’da İklim Eylem Haftası kapsamında düzenlenen COP31 İş Dünyası Forumu’nun Küresel Yuvarlak Masa Toplantısı’na katılım sağladık. Kocaeli AB Bilgi Merkezi olarak, Türkiye’nin 18 farklı şehrinden başvuruları alınan ve iklim için harekete geçen üniversite öğrencilerine yönelik düzenlenen AB İklim Fikir Maratonu programına 49 bireysel, 29 takım olmak üzere toplam 165 öğrencinin programa başvurusunu aldık” diye konuştu.</p>
<p>Eğitim, mentorluk ve fikir geliştirme süreçlerinin ardından en güçlü çözümlerin  Antalya’da COP31 sahnesinde yer bulacağını belirten Zeytinoğlu, “Dünya Doğayı Koruma Günü'nde Kocaeli AB Bilgi Merkezi olarak düzenlediğimiz Doğa Temelli Keşif ve Sürdürülebilir Yaşam Programımızın da hem ilimiz hem de bölgemizde çevre ve doğa konularında toplumsal farkındalığın artırılmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-ab-bilgi-merkezi-doga-temelli-kesif-ve-surdurulebilir-yasam-deneyimi-programi-duzenledi-84084</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/4/1280x720/kocaeli-ab-bilgi-merkezi-doga-temelli-kesif-ve-surdurulebilir-yasam-deneyimi-programi-duzenledi-1785235857.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli AB Bilgi Merkezi’nin, Dünya Doğayı Koruma Günü kapsamında düzenlediği programda, sürdürülebilir yaşam ve Avrupa Birliği’nin çevre ve iklim politikaları ele alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kural-vardi-ama-uygulayan-yoktu-84053</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kural vardı, ama uygulayan yoktu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de sorun çoğu zaman düzenleme değil, uygulama eksikliği. Düzenleme yapılıyor, Resmî Gazete'de yayımlanıyor, yürürlüğe giriyor ama uzun süre kimse dönüp bakmıyor. Ta ki birilerinin canı yanana kadar...</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) yeni yönetiminin geçen hafta yayımladığı genelge de bunu gösterdi. Kurul, portföyünde Gayrimenkul Yatırım Fonları (GYF) ve Girişim Sermayesi Yatırım Fonları (GSYF) katılma payı bulunan yatırım fonlarına, bu varlıkları mevzuata uygun şekilde değerlemeleri için 31 Temmuz'a kadar süre verdi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a6839546dc35-1785215316.jpg" alt="" width="700" height="394" />
<figcaption><strong>Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) yeni yönetiminin geçen hafta yayımladığı genelge de bunu gösterdi. </strong></figcaption>
</figure>
<p>İlk bakışta teknik bir düzenleme gibi görünüyor ancak mesele çok daha büyük. Çünkü bu zorunluluk yeni değil. Kurulun 24 Ocak 2025 tarihli tebliğiyle zaten yürürlüğe girmişti. Tebliğe göre bu katılma paylarının borsadaki işlem fiyatıyla değil, net aktif değerleri (NAD) esas alınarak değerlenmesi gerekiyordu. Bunun nedeni açık. Bu paylar hisse senedi gibi derin bir piyasada işlem görmüyor. Düşük hacimli birkaç işlem bile fiyatı gerçek değerinin çok üzerine taşıyabiliyor. Böyle olunca fonun portföyü ve getirisi de olduğundan yüksek görünüyor. SPK'nın düzenlemeden amacı yatırımcıyı korumak ve fonlar arasında adil bir performans karşılaştırması sağlamaktı.</p>
<p>Ancak bazı fonlar bu kurala yaklaşık 19 ay uymadı. Değerlemeler eski yöntemle sürdü. Ses eden olmadı. Sonuçta bazı GYF katılma paylarında yüzde 12 binleri bulan artışlar görüldü. Bu performanslar yatırımcı ilgisini artırdı ve söz konusu fonlara milyarlarca lira kaynak aktı.</p>
<p>Edindiğim bilgiye göre kurallara baştan beri uyan bazı portföy yönetim şirketleri, haksız rekabet nedeniyle ciddi para çıkışı yaşamaya başlayınca kısa süre önce SPK'nın kapısını çaldı. Kurulun harekete geçmesinde bu başvuruların etkili olduğu konuşuluyor.</p>
<p>Tüm yatırım fonları 19 aydır yürürlükte olan kurala 31 Temmuz'a kadar uyum sağlayacak. Yapay biçimde şişen performansların önemli bölümü normale dönecek ve performans avantajını kaybeden bazı fonlardan para çıkışı görülebilecek.</p>
<p>Ancak asıl soru değişmiyor. Tebliğ yürürlüğe girdiyse neden 19 ay uygulanmadı? Hukukun gücü kuralları yazmaktan değil, onları zamanında ve herkese eşit uygulamaktan gelir. Geciken denetim, kurallara uyanı cezalandırıp; uymayanı ödüllendiriyor. Piyasaların güvene ihtiyacı var. Güven ise yeni tebliğlerle değil, mevcut kuralların zamanında ve istisnasız uygulanmasıyla sağlanır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kural-vardi-ama-uygulayan-yoktu-84053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kural vardı, ama uygulayan yoktu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsada-7-sirketin-bir-yillik-getirisi-4-haneye-ulasti-84031</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 06:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada 7 şirketin bir yıllık getirisi 4 haneye ulaştı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul endeksleri iyi başladığı yılda şubat sonundaki savaşla birlikte dalgalı bir seyir izlese de bazı hisseler var ki olağanüstü yükselişlere imza attı. Son 1 yılda 7 hisse yüzde 1.000’in üzerinde yükseldi. Bu hisselerin ortak özelliği ise bazı yatırım fonların portföylerinde yer almaları oldu.</p>
<p>Son 1 yılda yani 28 Temmuz 2025’ten 27 Temmuz saat 13.45 itibariyle yüzde 3.909,21 yükselişle Gündoğdu Gıda birinci sırada yer alıyor. Gündoğdu Gıda’yı yüzde 3.480,03 yükselişiyle Hedef Holding, yüzde 2.098,72 yükselişle Odine, yüzde 1.599,45 yükselişle Katılımevim, yüzde 1.423,7 yükselişle Özada Denizcilik, yüzde 1.118,66 yükselişiyle Işıklar Enerji Yapı Holding ve yüzde 1.060,79 yükselişiyle Bigen Enerji takip ediyor. Bu 7 şirket hissesi son 1 yılda yüzde 1.000’in üzerinde getirileriyle tüm diğer şirket hisselerini ve endeksleri geride bırakmayı başardı. Aynı dönemde BİST100 endeksi yüzde 30,88, BİSTTUMY endeksi yüzde 63,50, BİST500 endeksi yüzde 37,70 yükselebildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a68296165e5b-1785211233.png" alt="" width="656" height="607" />Yüzde 1.000’in üzerinde yükselişiyle dikkat çeken bu şirketlerden Gündoğdu Gıda, Hedef Holding, Odine ve Katılımevim bir portföy yönetim şirketinin çeşitli yatırım fonlarında yer alıyor. Hedef Holding, Özata Denizcilik, Bigen Enerji ise bir diğer portföy yönetim şirketi yatırım fonlarında bulunuyor.</p>
<h2>Hedef Holding, Aselsan’dan sonra ikinci </h2>
<p>Bu şirketlerin piyasa değeri de hisse fiyatındaki sert yükselişin de etkisiyle oldukça büyüdü. Gündoğdu Gıda'nın piyasa değeri 103 milyar lirayı aşarken Hedef Holding 701.4 milyar liralık piyasa değeriyle Aselsan'ın ardından halka açıklık oranı çok düşük olan QNB Türkiye ve Enpara dışarıda bırakıldığında Türkiye'nin en değerli ikinci şirketi oldu. Üçüncülüğü ise son haftalarda taban serisiyle dikkat çeken Destek Finans Faktoring 668.9 milyar lira ile aldı. Dördüncülük 569.4 milyar lira ile Tüpraş'ın. Garanti BBVA 537.4 milyar lira piyasa değeriyle beşinci oldu.</p>
<h2>6 hisse yüzde 500'ün üzerinde</h2>
<p>Sadece yüzde 1000'in üzerinde yükselen 7 hisse dikkat çekmiyor son bir yıldaki hareketiyle. Tam 6 hisse de yüzde 500'ün üzerinde bir hareket yaşarken bu şirketler arasında başı yüzde 712,62 yükselen Tera Finansal Yatırım Holding çekerken Burçelik Vana, Creditwest Factoring, Manas Enerji ve Armada Gıda geliyor. Bu hisselerden de Manas Enerji ile Tera Finansal Yatırım Holding bir portföy yönetim şirketinin yatırım fonlarının portföyünde yer alıyor.</p>
<p>19 şirketin hisse fiyatı da son 1 yılda yüzde 200'ün üzerinde artış gösterdi. Bu şirketlerden en dikkat çekenleri yüzde 402,98 yükselişle Kardemir, yüzde 367,72 yükselişiyle Altınkılıç Gıda oldu. Altınkılıç Gıda da iki farklı portföy yönetim şirketinin yatırım fonlarının portföylerinde yer alan bir şirket. Destek Finans Faktöring de 19 şirket arasında yer almayı başardı son haftalardaki taban serisine rağmen. Şirketin son 1 yıllık yükselişi yüzde 319,87 seviyesinde bulunuyor.</p>
<h2>Şirketlerin yüzde 52’si pozitif tarafta </h2>
<p>Son 1 yılda 47 şirket ise hisse fiyatını yüzde 100’ün üzerinde artırmayı başararak dikkat çekti. Bu şirketlerle birlikte Borsa İstanbul’daki şirketlerin yüzde 13’ü hisse fiyatını en az iki katından fazla artırmayı başarmış oldu. Şirketlerin yüzde 52’si ise en az son 1 yılda fiyatını en az yüzde 1 yükseltebildi. Kalan 299 şirket ise son bir yılı negatif tamamladı.</p>
<p>Aynı dönemde en çok düşen şirket hissesi bir dönem içinde bulunduğu fonla ve yükselişiyle gündeme gelen Vişne Madencilik oldu. Son bir yılda Borsa İstanbul'daki şirketler arasında en kötü performansı sergileyen Vişne Madencilik hisselerindeki kayıp yüzde 90,02 olarak dikkat çekti. İkinci sırada yüzde 73,94 düşüşle Emek Elektrik yer alırken onu yüzde 72,94 düşüşle Gezinomi takip etti. Dördüncü yüzde 71,63 düşen Esenboğa Elektrik olurken, beşinci sırada da yüzde 71,12 düşen Adese hisseleri yer aldı. Tahvil ödemelerini gerçekleştiremeyen Kontrolmatik ise son bir yılda yüzde 62,01 düşüş yaşarken konkordato kararı alan Türk İlaç Serum hisseleri de yüzde 59,98 düşüş gösterdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsada-7-sirketin-bir-yillik-getirisi-4-haneye-ulasti-84031</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul endeksleri mütevazi bir performans sergilerken son 1 yılda 7 şirketin hissesi yüzde 1.000’in üzerinde yükselişiyle dikkat çekiyor. Bu şirketlerden Gündoğdu Gıda yüzde 4000’e dayanan tırmanışıyla öne çıkarken hisselerin ortak özelliği bazı yatırım fonlarının portföylerinde yer almaları oldu… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-iklim-degisikligiyle-mucadelede-ornek-sehirlerden-biri-olmali-84074</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Antalya iklim değişikliğiyle mücadelede örnek şehirlerden biri olmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Meclis Başkanı Ahmet Öztürk yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31’in Türkiye adına büyük önem taşıdığını, Antalya’nın da bu sürece hazırlanması gerektiğini belirtti.</p>
<p>COP31’in sadece kısa süreli uluslararası bir organizasyon olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Öztürk, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu zirve, Antalya’nın sürdürülebilirlik, yeşil dönüşüm ve akıllı şehir uygulamalarını hayata geçirmesi için önemli bir fırsattır. Antalya, turizmin başkenti olmasının yanında, tarım, ticaret ve hizmet sektörleriyle de Türkiye’nin en önemli şehirlerinden biridir. Antalya iklim değişikliğiyle mücadelede örnek şehirlerden biri olmalıdır. Bu süreçte merkezi yönetim, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör ortak bir çalışma platformu oluşturmalıdır. COP31 hazırlıkları yalnızca kamu kurumlarının değil, tüm şehrin ortak projesi olmalıdır. Özellikle ulaşım, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları, atık yönetimi, su kaynaklarının korunması, karbon emisyonunun azaltılması ve yeşil bina uygulamaları konusunda somut adımlar atılmalıdır.’’</p>
<p><strong>Antalya için kalıcı projeler</strong></p>
<p>COP31 sonrasında da kullanılacak kalıcı projelerin üretilmesinin en doğru yaklaşım olacağına dikkat çeken Öztürk, ‘’Çünkü asıl başarı, zirveyi düzenlemek değil; zirvenin ardından Antalya’ya kalıcı eserler ve sürdürülebilir bir dönüşüm bırakabilmektir. Bu süreçte ATSO olarak, iş dünyamızın yeşil dönüşüme hazırlanması, sürdürülebilir üretim, karbon yönetimi ve Avrupa Yeşil Mutabakatı konularında üyelerimize rehberlik edecek çalışmalar yürütmemiz gerektiğine inanıyorum’’ dedi.</p>
<p>Antalya’nın bu tarihi fırsatı en iyi şekilde değerlendireceğine inandığını ifade eden Ahmet Öztürk, tüm kurumların ortak akıl ve güçlü iş birliğiyle hareket etmesini istedi.</p>
<p><strong>Tarihi Kaleiçi yönetimi için ortak yönetim modeli önerisi</strong></p>
<p>Öztürk, Antalya’nın kalbi olarak nitelenen bin 2500 yıllık geçmişi olan Kaleiçi’nin Vali Başkanlığında ortak yönetim modeli oluşturularak yönetilmesini önerdi. Kaleiçi, Yat Limanı, Haşim İşcan ve Balbey bölgesinin Antalya’nın kalbi olduğunu vurgulayan Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Bir şehrin kalbi ne kadar güçlü atarsa, o şehrin diğer bölgeleri de o kadar sağlıklı gelişir ve büyür. Bu nedenle bu bölgelere yalnızca kamu kurumları değil, tüm Antalya halkı sahip çıkmalıdır. Öncelikle Kaleiçi’nin geçmiş dönemde büyük ölçüde tamamlanan altyapı yatırımlarının ardından, tarihi dokuya uygun üstyapı düzenlemelerinin de aynı kararlılıkla sürdürülmesi gerekmektedir. Bunun yanında, Kaleiçi, Yat Limanı, Haşim İşcan ve Balbey birbirinden bağımsız değil, birbirini tamamlayan tek bir yaşam ve kültür alanı olarak ele alınmalıdır. Bu nedenle mevcut parçalı yönetim anlayışı yerine, Antalya Valiliği başkanlığında, bölgenin tamamını kapsayan ortak bir yönetim modeli oluşturulmalıdır. Önemli olan bu tarihi alanların ortak vizyon ortak hedefler ve tek bir koordinasyon yapısıyla yönetilmesidir.’’</p>
<p>Bu model oluşturulurken Antalya Valiliği Başkanlığında kamu kurumları, yerel yönetimler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, bölge esnafı ve tüm şehir dinamikleri aynı masa etrafında buluşmasının çok önemli olduğunu dile getiren ATSO Meclis Başkanı Ahmet Öztürk, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Ortaya çıkacak model ortak aklın ürünü olmalı ve Antalya’nın geleceğine yön vermelidir. Bu mesele yalnızca yerel yönetimlerin ya da siyaset kurumunun sorumluluğuna bırakılacak kadar dar kapsamlı değildir. Bu konu Antalya’nın ortak meselesidir. Bu nedenle tüm kurumlarımızı, meslek odalarımızı, sivil toplum kuruluşlarımızı ve kentimize gönül veren herkesi bu sürece sahip çıkmaya davet ediyorum. İnanıyorum ki Antalya’nın kalbini birlikte güçlendirebilirsek, bu güç tüm şehre yansıyacak ve Antalya geleceğe çok daha sağlam adımlarla ilerleyecektir. Öte yandan Antalya’mızın demiryolu ve şehirler arası karayolu ulaşım projelerinin artık daha fazla gecikmeden tamamlanması büyük önem taşımaktadır. Bu yatırımların daha fazla gecikmeden hayata geçirilmesini önemle talep ediyoruz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-iklim-degisikligiyle-mucadelede-ornek-sehirlerden-biri-olmali-84074</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/4/1280x720/antalya-iklim-degisikligiyle-mucadelede-ornek-sehirlerden-biri-olmali-1785226345.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Ahmet Öztürk, Antalya’nın iklim değişikliği ile mücadelede örnek kent olması gerektiğini belirterek, ‘’COP31 ’i sadece kısa süreli uluslararası bir organizasyon olarak görmemeliyiz. Bu zirve, Antalya’nın sürdürülebilirlik, yeşil dönüşüm ve akıllı şehir uygulamalarını hayata geçirmesi için önemli bir fırsattır’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kinik-osb-ile-izmir-bakircay-universitesi-is-birligi-yapacak-84071</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kınık OSB ile İzmir Bakırçay Üniversitesi iş birliği yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Kınık Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Heyeti Toplantısı’nda, İzmir Bakırçay Üniversitesi ile kurulacak iş birliğinin yol haritası ele alındı. Kınık OSB Yönetim Kurulu Başkanı Hüsamettin Ekmekçioğlu, üniversite-sanayi iş birliğinin konuşulup geçilen bir başlık olmaktan çıkarılması gerektiğini ifade etti. Ekmekçioğlu, Kınık OSB’nin Bakırçay havzasında yer aldığını, bu nedenle İzmir Bakırçay Üniversitesi ile kurulacak ilişkinin bölge için doğal ve stratejik bir iş birliği zemini oluşturduğunu belirtti.</p>
<p>Ekmekçioğlu, “Sanayicimizin ihtiyaçlarını üniversitemizin akademik birikimiyle buluşturmak, eğitim programlarından firma bazlı danışmanlığa, ortak projelerden sektörel toplantılara kadar daha planlı bir süreç yürütmek istiyoruz. Kınık OSB Akademi ile üniversite-sanayi iş birliğini somutlaştıracak, sanayicilerimizin ve gençlerimizin kazanacağı bir modeli birlikte hayata geçireceğiz” dedi.</p>
<h2>Sanayicinin ihtiyacına göre program yapılacak</h2>
<p>Kınık OSB’de yatırımcı sayısının ve üretim hareketliliğinin arttığını belirten Ekmekçioğlu, bundan sonraki süreçte sanayicinin ihtiyaç ve taleplerinin daha görünür hale geleceğini vurguladı. OSB yönetimi olarak bu talepleri yalnızca dinleyen değil, üniversiteyle birlikte çözüm üreten bir yapıyı hedeflediklerini dile getiren Ekmekçioğlu, “Sanayicimizin hangi alanda eğitime, hangi alanda danışmanlığa, hangi alanda proje desteğine ihtiyacı varsa bunu masaya yatıracağız. Bakırçay Üniversitesi de elindeki akademik imkanları bizlerle paylaşacak. Böylece bölgedeki firmalarımız için daha nitelikli, daha uygulanabilir ve üretimin gerçek ihtiyaçlarına karşılık veren bir çalışma zemini oluşacak” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kinik-osb-ile-izmir-bakircay-universitesi-is-birligi-yapacak-84071</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/1/1280x720/kinik-osb-ile-izmir-bakircay-universitesi-is-birligi-yapacak-1785225051.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kınık OSB Yönetim Kurulu Başkanı Hüsamettin Ekmekçioğlu, Kınık OSB’nin Bakırçay havzasında yer aldığını, bu nedenle İzmir Bakırçay Üniversitesi ile kurulacak ilişkinin bölge için doğal ve stratejik bir iş birliği zemini oluşturduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/800-milyon-tllik-dev-yatirim-hizmete-girdi-kuzey-ilceleri-asfalt-uretim-tesisi-acildi-84070</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuzey İlçeleri Asfalt Üretim Tesisi hizmete açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından yaklaşık 800 milyon TL yatırımla hayata geçirilen Kuzey İlçeleri Asfalt Üretim Tesisi düzenlenen törenle hizmete açıldı. Verilen bilgiye göre, Afşin Afşinbey Mahallesi sınırları içerisinde kurulan tesis; saatte 240 ton asfalt üretim kapasitesi, saatte 350 ton malzeme üretimi gerçekleştiren kırıcı tesisi ve yeni iş makineleri ile bölgenin ulaşım altyapısına önemli katkı sağlayacak. Kuzey ilçelerde yol yatırımlarını hızlandıracak ve hizmet kapasitesini artıracak tesisin açılış törenine; 66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekilleri Mehmet Şahin ve Mevlüt Kurt, Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, AK Parti İl Başkanı Muhammed Burak Gül, ilçe belediye başkanları, kaymakamlar, teşkilat mensupları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan program, Kur’an-ı Kerim tilaveti ve tesisin teknik kapasitesini anlatan tanıtım filmi gösterimiyle devam etti.</p>
<p>Programın açılış konuşmasını yapan Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, “Bugün sadece bir tesisin açılışını yapmıyoruz. Bunun yanında inşallah kuzey ilçelerimizin yol yatırımlarını hızlandıracak, hizmet gücümüzü daha da artıracak önemli bir yatırımı daha şehrimize kazandırmış oluyoruz. Öncelikle bu yatırımın hayata geçirilmesinde emeği bulunan tüm mesai arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Tabii bu yatırımların hayata geçirilmesinde sağ olsunlar başta Sayın Bakanımız Vahit Kirişci, milletvekillerimiz ve Cumhur İttifakı’mızın çok değerli teşkilat mensubu kardeşlerimizin her birinin önemli destekleri var. Sayın Bakanımız başta olmak üzere tüm dava ve yol arkadaşlarıma da bir kez daha çok çok teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p><strong>“Depremin ardından yeni bir Kahramanmaraş inşa ediyoruz”</strong></p>
<p>Deprem sonrasında şehrin yeniden ayağa kaldırılması için tüm kurumlarla birlikte yoğun bir çalışma yürüttüklerini belirten Başkan Fırat Görgel konuşmasında, “Asrın felaketinin ardından milletimizin teveccühüyle göreve geldik. O günden bugüne büyük bir gayretle sokak sokak, mahalle mahalle, ilçe ilçe şehrimize hizmet etmeye gayret ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde şehirlerimiz adeta küllerinden yeniden doğuyor. Yeni bir Kahramanmaraş inşa ediyoruz. Üstyapıdan altyapıya, çevre yatırımlarından sosyal tesislere kadar her alanda ilçe belediyelerimizle beraber eksikleri gidermek, ihtiyaçları birer birer karşılamak için bizler de yerel yönetimler olarak canla başla çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Gelecek nesillere daha güvenli bir şehir bırakmak için çalışıyoruz”</strong></p>
<p>Depremin ardından yürütülen çalışmaların temel hedefinin daha güvenli ve güçlü bir şehir inşa etmek olduğunu vurgulayan Başkan Fırat Görgel, “6 Şubat’ta çok büyük bir felaket yaşadık. 04.17 Pazarcık, ardından 13.24 Elbistan depremi. Bu acıları hep beraber yaşadık ve çok büyük bir yıkıma hep beraber şahitlik ettik. Deprem şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Bugün vermiş olduğumuz mücadelenin gerçekten tek bir hikayesi var. Çocuklarımız için, bizden sonraki nesiller için daha iyi bir şehir ortaya çıkartmak. Amacımız böylesi büyük acılar yaşanmasın, şehrimiz geleceğe daha güçlü ve daha güvenli bir şekilde hazırlansın. Bu noktada altyapı tabii ki şehir için, şehrimiz için çok önemli bir zorunluluk. Altyapı olmadan Elbistan’ımızın da, Afşin’imizin de, Ekinözü’müzün de, Nurhak’ımızın da geleceğini sağlam temeller üzerine ne kurabiliriz ne o temeller üzerine bir şehir inşa edebiliriz. Hamdolsun tüm çalışma arkadaşlarımızla beraber bu zorluklara göğsümüzü gerdik. Bugün kuzey ilçelerimizde de, şehrin tamamında da altyapı anlamında çok önemli mesafeler aldık. İlçelerimize uzun yıllar hizmet edecek altyapı sistemlerini ve arıtma tesislerini Allah’a şükürler olsun hep beraber tamamladık. Bölgedeki çöp sorunu Allah’a şükür tarihe karıştı. Elbistan-Nurhak karayolu kenarındaki sık sık yanan ve çevre kirliliğine sebep olan vahşi depolama alanını hepiniz hatırlıyorsunuz. O bölgeyi tamamen rehabilite ettik ve ağaçlandırdık. Bugün geldiğimiz noktada kuzeyde arıtma tesisi olmayan ilçemiz kalmadı” cümlelerini kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a685dc02d476-1785224640.jpeg" alt="Kuzey İlçeleri asfalt tesisi" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>“800 milyon liralık yatırımla kuzey ilçelerinin hizmet kapasitesi artıyor”</strong></p>
<p>Başkan Fırat Görgel, “Şimdi inşallah sıra altyapısını güçlendirdiğimiz ilçelerimizde üstyapı hizmetlerini de daha hızlı, daha kaliteli ve daha yaygın hale getirmeye çalışıyoruz. İşte bugün açılışını yapacağımız Kuzey İlçeleri Asfalt Üretim Tesisimiz bu hedefin en önemli adımlarından bir tanesi. Bugünkü değeriyle yaklaşık 800 Milyon Türk Lirası yatırımla burayı yaptık. Saatte 240 ton asfalt üretim kapasitesine sahip plent tesisi ve saatte 350 ton asfalt malzemesi üreten kırıcı tesisine sahip. 40 yeni aracı da kuzey ilçelerimizin hizmetine sunmuş bulunuyoruz. Şöyle ifade etmem gerekirse; daha önceden kuzey ilçelerimizin envanterine kayıtlı 18 tane aracımız var iken, Allah’a şükürler olsun şu anda kuzey ilçelerimizin envanterine kayıtlı tamı tamına 58 aracımızla kuzey ilçelerimize hizmet etmeye çalışıyoruz. Bunun yanında kiraladığımız araçları da düşünürsek 70-80 araçla kuzey ilçelerimizde hizmet etmeye gayret ediyoruz. Bu gerçekten kuzey ilçelerimizin geleceği açısından çok çok önemli bir yatırım. Envantere kattığımız araçlar da çok önemli bir kazanç. Bu modern tesisle gücümüze güç katıyoruz, üretim ve hizmet kapasitemizi artırıyoruz, yol yatırımlarımızı da daha hızlı ve daha yüksek standartta hayata geçiriyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Her İlçemize Eşit Hizmet Götürmeye Devam Edeceğiz”</strong></p>
<p>İlçeler arasında ayrım yapmadan yatırımların süreceğini ifade eden Başkan Fırat Görgel konuşmasında, “Hiçbir ilçemizi ayırmadan, ayrıştırmadan her hemşehrimiz, her mahallemiz ve her ilçemiz için çalışıyoruz. Bundan sonra da aynı azim ve kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. Zorlu süreçleri bir bir geride bırakıyoruz. İnşallah bundan sonraki süreçlerde daha büyük işlerle, daha güzel zamanlarda hep beraber bir araya geleceğiz ve daha güzel işlere hep beraber imza atacağız. Şimdi Elbistan’ımızda Kültür Merkezi için çalışıyoruz, Taziye Evleri inşa edeceğiz, Söğütlü Çayı Rekreasyon Alanı ihalesini yaptık, çalışmamız başladı. İnşallah Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçemizin de 2. etap projesini çalışıyoruz. Afşin’imizde deprem sonrası barınma ihtiyacını karşılayan Millet Bahçesi kullanılamaz hale gelmişti. Şimdi orada yenileme yapıyoruz. Millet Konağı, Gündüz Bakımevi ve Otogar projelerimiz de inşallah bu dönem içerisinde hayata geçirilmiş olacak. Nurhak’ımızda Taziye Evi ve Halı Saha, Ekinözü’müzde Aşağı İçmeler inşallah 3 aya tamamlanmış olacak. Bu ilçelerimizi de yeni yapacağımız yatırımlarla desteklemiş olacağız” cümlelerini kaydetti.</p>
<p><strong>“Altyapı Yatırımlarının Değeri Gelecek Yıllarda Daha İyi Anlaşılacak”</strong></p>
<p>Altyapı yatırımlarına yönelik eleştirilere de değinen Başkan Fırat Görgel, “Gerçekten önemli bir altyapıyı bu bölgede de, şehrin merkezinde de hayata geçirmeye çalışıyoruz. Bundan dolayı bazen ciddi eleştiriler, ciddi yakınmalar da alıyoruz. Ama şuna inanın ki; bizler bu dönem bu altyapıyı yapmasaydık, eğer bu dönem bu altyapıyla ilgili süreçte kararlılıkla durmasaydık bir daha Kahramanmaraş’ımızda da, Elbistan’ımızda da bu şekilde bir altyapı sürecini geçirmemiz belki de mümkün olmayacaktı. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından şehrimize sadece altyapıyla ilgili gelen destek 20 Milyar TL’nin üzerinde. Şehrimizin 50 yılına, 100 yılına hizmet edecek tesislerle, yatırımlarla uğraşıyoruz bu dönem içerisinde. İnşallah bundan sonra yapacağımız altyapı ve bu tür tesislerden sonra yapacağımız yatırımlar, işimizi daha kolay sürdüreceğimiz zamanlar olacak. İnşallah o zaman bu yatırımların değeri çok çok daha iyi anlaşılacaktır diye umut ediyorum” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Yol Çalışmalarını Tüm Kurumlarla Koordinasyon İçinde Yürütüyoruz”</strong></p>
<p>Yol ve altyapı çalışmalarının neden zaman zaman yeniden kazı gerektirdiğine de açıklık getiren Başkan Fırat Görgel, “Altyapı yatırımlarını yaparken diğer kurumlarla da koordinasyon içerisinde çalışıyoruz. Bazen şöyle eleştiriler alıyoruz: ‘Bazı kazdığınız yerleri asfaltladıktan sonra niye yeniden kazıyorsunuz, neden yeniden yapıyorsunuz?’ diye. Biz bu işlere başlamadan önce, değerli arkadaşlar, değerli hemşehrilerim, tüm altyapı kurumlarıyla da toplantılarımızı yaptık. Yani herkes şu an itibarıyla elini taşın altına koyuyor. Tabii ihale tarihleri birbiriyle çakışmadığı zamanlar oluyor. O yüzden bazen üzerini geçici olarak asfaltladığımız yerleri başka bir kurumumuz ihale tarihi itibarıyla açmak durumunda kalıyor. Ama biz bunların zaten hiçbirinin kalıcı asfaltını, özellikle şehir merkezi için söylüyorum, daha yapmadık. O yüzden, son kat asfaltlarını yaptıktan sonra şehir merkezindeki o son durum ortaya çıkmış olacak inşallah. Bu sene inşallah önemli bir bölümünü bitirmiş olacağız caddelerimizin. Onun dışında da inşallah kalan yerlerini de seneye bitirmek suretiyle şehrimizi önümüzdeki sene altyapı ve yolları itibarıyla tamamlamış olacağız. Bu arada yapmış olduğumuz hiçbir yolu sadece asfalt olarak düşünmüyoruz. Her bir kaldırımımızı, her bir refüjümüzü yeniden yeniliyoruz. O yüzden yapmış olduğumuz iş inşallah aydınlatmasıyla, kaldırımlarıyla, refüj çalışmalarıyla, asfalt çalışmalarıyla her yerde dört dörtlük bitmiş olacak. Özellikle burada şu anda Elbistan bölgemizin altyapı çalışması sona doğru geldiği için orada da çalışmalarımız ağırlık kazandı. İnşallah Elbistan’ımızda da ortaya çıkan caddeleri gördüğümüzde inşallah aydınlatmalarıyla beraber herkesin memnun olacağı, mutlu olacağı bir çalışmayı ortaya koymuş olacağımıza inanıyorum” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/800-milyon-tllik-dev-yatirim-hizmete-girdi-kuzey-ilceleri-asfalt-uretim-tesisi-acildi-84070</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/0/1280x720/800-milyon-tllik-dev-yatirim-hizmete-girdi-kuzey-ilceleri-asfalt-uretim-tesisi-acildi-1785224720.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin yaklaşık 800 milyon TL yatırımla Afşin’de hayata geçirdiği Kuzey İlçeleri Asfalt Üretim Tesisi hizmete açıldı. Saatte 240 ton asfalt üretim kapasitesine sahip tesisin, Afşin, Elbistan, Ekinözü ve Nurhak’ta yol yatırımlarına hız kazandıracağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-nilufer-belediyesine-avrupadan-odul-84067</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Nilüfer Belediyesi’ne Avrupa’dan ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Nilüfer Belediyesinin, Avrupa Kamu Yönetimi Enstitüsü (EIPA) tarafından iki yılda bir düzenlenen Avrupa Kamu Sektörü Ödülü (EPSA) 2025-2026 programında uluslararası bir başarıya imza attığı bildirildi. Nilüfer Belediyesi, “Benim Şehrim, Benim Geleceğim’den Birlikte Üret, Birlikte Yönet’e (My City, My Future to Co-Create, Co-Manage)” projesiyle “Özel Takdir (Special Recognition)” ödülünün sahibi oldu.</p>
<p>Avrupa genelinde kamu yönetiminin tüm kademelerine yönelik düzenlenen EPSA, kamu sektöründe yenilikçi ve sürdürülebilir uygulamaları onurlandırıyor. Yapılan açıklamaya göre, bu yıl 10’uncusu düzenlenen programda 30 ülkeden yapılan 134 başvuru titizlikle değerlendirildi ve yalnızca 24 proje ödül almaya hak kazandı. “Özel Takdir” kategorisinde ise önceki yıllarda uygulanmaya başlanan, zaman içinde gelişimini sürdüren ve kamu yönetiminde kalıcı etki oluşturan 15 proje ödüllendirildi. Nilüfer Belediyesi, bu kapsama giren kurumlar arasında yer alarak Türkiye’den ödül kazanan tek kurum oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a685ab50c203-1785223861.JPG" alt="" width="705" height="621" /></p>
<h2>“Bu başarı ortak aklın ürünüdür”</h2>
<p>Elde edilen uluslararası başarının kentteki ortak katılım anlayışının bir sonucu olduğunu belirten Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Katılımcı demokrasi ve ortak akıl anlayışımızı her geçen gün güçlendirerek komşularımızın sesini stratejik kararlarımızın merkezine koyuyoruz. Avrupa ölçeğinde takdir toplayan bu model, halkımızla birlikte inşa ettiğimiz geleceğin en güçlü kanıtıdır. Elde ettiğimiz bu uluslararası başarı ve gurur tüm Nilüferlilerindir.”</p>
<h2>“Katılımcı yönetim anlayışı stratejik plana yansıdı”</h2>
<p>Nilüfer Belediyesi, 2021 yılında EPSA’da finale kalarak “İyi Uygulama Sertifikası” aldığı “Benim Şehrim, Benim Geleceğim” projesini geliştirerek süreci bir adım ileriye taşıdı. Ödüle konu olan çalışma, belediyenin 2025-2029 Stratejik Plan hazırlık sürecindeki katılımcı modeli temel alıyor. Mahalle buluşmaları, tematik çalıştaylar, odak grup toplantıları, dijital katılım araçları ve yapay zekâ destekli veri analiz yöntemleriyle yürütülen süreçte kent sakinleri, Mahalle Komiteleri ve paydaşlar doğrudan söz sahibi oldu. Elde edilen görüş ve öneriler, ilçenin 5 yıllık stratejik yol haritasının şekillenmesinde aktif rol oynadı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a685adced880-1785223900.JPG" alt="" width="736" height="590" /></p>
<h2>Ödül töreni eylülde Hollanda’da</h2>
<p>Projenin ölçeklenebilirliği, kurumsallaşma düzeyi, sürdürülebilirliği ve Avrupa genelinde model oluşturma kapasitesinin dikkate alındığı değerlendirmenin ardından resmi ödül töreninin tarihi de netleşti. Nilüfer Belediyesi, ödülünü 23-25 Eylül 2026 tarihlerinde Hollanda'nın Maastricht kentinde düzenlenecek EPSA 2025-2026 Ödül Töreni’nde alacak. Avrupa’nın farklı ülkelerinden temsilcilerin katılacağı organizasyonda Nilüfer’in katılımcı yönetim modeli uluslararası platformda tanıtılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-nilufer-belediyesine-avrupadan-odul-84067</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/7/1280x720/bursa-nilufer-belediyesine-avrupadan-odul-1785223828.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Nilüfer Belediyesi, Avrupa Kamu Sektörü Ödülü 2025-2026 kapsamında “Özel Takdir” ödülüne layık görüldü. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, “Avrupa’da takdir toplayan bu model, halkımızla birlikte inşa ettiğimiz geleceğin en güçlü kanıtıdır” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/abu-touristech-hachathon-dereceye-girenler-belirlendi-84078</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABÜ TourisTech Hachathon&#039;da dereceye girenler belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Bilim Üniversitesi (ABÜ) Teknoloji Transfer Ofisi tarafından Inno Concept Hotel’de iki gün süren en TourisTech Hackathon 2026 etkinliğine genç girişimcilerden oluşan ekipler katıldı. Etkinliğe katılan yarışmacılar, girişimcilik, teknoloji ve turizmi aynı platformda buluşturan organizasyonda genç girişimciler, turizm sektörünün ihtiyaçlarına yönelik yenilikçi çözümler geliştirdi.</p>
<p>ABÜ Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Yazıcı, hackathon süresince ortaya konulan üretkenlik ve takım çalışmasının önemine vurgu yaparak, geliştirilen projelerin turizm sektörünün dijital dönüşümüne katkı sağlayacak nitelikte olduğunu söyledi. Prof. Dr. Yazıcı, genç girişimcilerin yenilikçi bakış açılarının geleceğin turizm teknolojilerini şekillendireceğine inandığını belirterek tüm genç girişimcileri kutladı.</p>
<p>ABÜ Teknoloji Transfer Ofisi Uzmanı Mert Efe Sevim de, TourisTech Hackathon etkinliğine katılan genç girişimcilerin sektör profesyonelleriyle bir araya gelerek fikirlerini doğruladığı ve projelerini geliştirme fırsatı bulduğunu kaydetti. Sevim, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Kuluçka programına doğrudan kabul edilen ekipler, önümüzdeki dönemde mentörlük, eğitim ve iş geliştirme destekleriyle projelerini ticarileştirme yolculuklarına TourisTech çatısı altında devam edecek. TourisTech programı ile turizm teknolojileri alanında girişimcilik kültürünü güçlendirmeyi, üniversite-sektör iş birliklerini artırmayı ve yenilikçi fikirlerin sürdürülebilir girişimlere dönüşmesini desteklemeyi sürdüreceğiz.’’</p>
<p>Prof. Dr. Mehmet Yazıcı, Dr. Çağdaş Kızıl, Cem Başer, Dr. Tarkan Düzgünçınar, Yakup Burak Akay, Selin Şen, Mahmut Dabbit ve Asaf Kaan Erman’dan oluşan jüri, genç girişimcilerin projelerini değerlendirerek, ilk beş dereceye girenleri belirledi.</p>
<p>Buna göre, dereceye giren ekip ve projeler şöyle:</p>
<p>Aslı Torun ve Mehmet Çoşkun’dan oluşan ‘Over2Coding’ ekibi birinci, Sevara Arancı, Erkan Arancı ve Gökhan Zeybek’ten oluşan ‘HotelAI’ ekibi ikinci oldu.  Yunus Emre Kuru, Rabia Yılmazel ve Nehir Ataman’dan oluşan ’Turquaz’ ekibi üçüncü,  Yakup Kaçmaz ve İsmail Mert Akyüz’den oluşan ‘Turunç’ ekibi dördüncü, Bayram, Mert Çakmak, Umut İnce, Görkem Orhan’dan oluşan Smart Stay ekibi de beşinciliği kazandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/abu-touristech-hachathon-dereceye-girenler-belirlendi-84078</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/8/1280x720/abu-touristech-hachathon-dereceye-girenler-belirlendi-1785230037.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Bilim Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi tarafından düzenlenen TourisTech Hackathon 2026 yarışmasında dereceye girenlere ödülleri verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsonun-hizmet-kalitesine-7-yildizli-tescil-84077</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTSO’ya 7 yıldızlı akreditasyon belgesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO), Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) yenilenen Akreditasyon Sistemi kapsamında en üst seviye olan 7 yıldızlı akreditasyon belgesini almaya hak kazandı.</p>
<p>TOBB 2026 Akreditasyon Sertifika Töreni, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun ev sahipliğinde, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın katılımıyla Ankara’daki TOBB İkiz Kuleler Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, yenilenen sistem kapsamında Türkiye’de ilk kez verilmeye başlanan 7 yıldızlı akreditasyon belgesini almaya hak kazanan 4 oda ve borsadan biri olan BTSO, 60 bini aşkın üyesine sunduğu hizmetlerin kalitesini ve kurumsal gelişim anlayışını en üst seviyede tescilledi.</p>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, törende yaptığı değerlendirmede, 7 yıldızlı akreditasyon belgesini almaktan büyük gurur duyduklarını belirtti. Başarının 2013 yılından bu yana kararlılıkla sürdürdükleri dönüşüm çalışmalarının sonucu olduğunu ifade eden Burkay, şunları kaydetti: “Yenilenen TOBB Akreditasyon Sistemi kapsamında en üst seviye olan 7 yıldızlı akreditasyonu almaya hak kazanan 4 oda ve borsadan biri olmanın gururunu yaşıyoruz. Bu başarı, 2013 yılından bu yana kararlılıkla sürdürdüğümüz dönüşüm yolculuğunun, üyelerimizi merkeze alan hizmet anlayışımızın, yenilikçi projelerimizin ve kurumsal gelişim vizyonumuzun güçlü bir sonucudur.” Burkay, elde edilen başarıda emeği bulunan BTSO çalışanlarını tebrik ederek, belgenin 60 bini aşkın BTSO üyesi ve Bursa iş dünyası için hayırlı olmasını diledi. </p>
<h2>“Şehrinizi marka yapmak için liderliği siz üstleneceksiniz”</h2>
<p>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da törende yaptığı konuşmada, 11’i ilk kez olmak üzere 73 oda ve borsaya akreditasyon sertifikası verildiğini söyledi. Akreditasyon sisteminin oda ve borsaların kurumsal dönüşümünde temel bir rol üstlendiğini belirten Hisarcıklıoğlu, sistem sayesinde kurumların kendilerini geliştirdiğini, yeni projeler ürettiğini ve uluslararası iş birlikleri kurduğunu ifade etti. Oda ve borsaların bugüne kadar 2 bin 750 projeyi hayata geçirdiğini aktaran Hisarcıklıoğlu, 30’dan fazla ülkedeki oda ve borsalarla ortak çalışmalar yürütüldüğünü bildirdi. Hisarcıklıoğlu, oda ve borsaların uluslararası yarışmalarda ödüller kazandığına işaret ederek, şöyle konuştu: “Akreditasyon sistemi sayesinde oda ve borsalarımız kendilerini dönüştürüyor ve geliştiriyor, proje üretiyor, yurt dışına açılıyor, illerine ve ilçelerine kaynak sağlıyor. Yaptıkları projelerle dünyadaki oda ve borsaların katıldığı yarışmalarda ödül alıyorlar, dünya şampiyonu oluyorlar. Oda ve borsalarımız, girişimcilerimize en iyi şekilde hizmet üreten ve sunan merkezler haline geldi.” Şehirlerin markalaşma sürecinde oda ve borsalara önemli sorumluluklar düştüğünü vurgulayan Hisarcıklıoğlu, “İlin ve ilçenin kanaat önderleri sizlersiniz. Şehrinizi marka yapmak için liderliği de sizler üstleneceksiniz. Camiamıza ve girişimcilerimize rehberlik edeceksiniz.” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Akreditasyon sistemine yeni standartlar eklendi”</h2>
<p>Hisarcıklıoğlu, değişen ekonomik ve ticari şartlara uyum sağlanması amacıyla TOBB Akreditasyon Sistemi’nin standartlarının yenilendiğini belirtti. Yeni sistemde e-ticaret, tedarik zinciri, AR-GE faaliyetleri, sosyal sorumluluk, yerel değerlerin tanıtımı, dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüm gibi alanların değerlendirme kapsamına alındığını bildiren Hisarcıklıoğlu, daha önce kullanılan A, B ve C sınıfı kategorilerinin yerine 4, 5, 6 ve 7 yıldızlı puanlama sistemine geçildiğini kaydetti.</p>
<h2>“Akreditasyon modeli islam ülkelerine de yayılıyor”</h2>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat ise TOBB tarafından yürütülen akreditasyon çalışmalarının, Türkiye genelindeki oda ve borsaların hizmet kalitesini ve çalışma disiplinini geliştirmeyi hedeflediğini söyledi. Akreditasyon sisteminin meslek kuruluşlarının kurumsal kapasitesini güçlendirdiğini belirten Bolat, modelin Türkiye sınırlarını aşarak İslam ülkelerindeki ticaret odaları tarafından da örnek alınmaya başladığını ifade etti. Küresel ekonomide korumacılık eğilimlerinin arttığına ve dijital dönüşümün rekabet koşullarını değiştirdiğine dikkati çeken Bolat, Türk sanayisinin üretim ve ihracat gücünün korunmasının büyük önem taşıdığını dile getirdi. Bolat, Türkiye’nin ticari diplomasi faaliyetleri ile uluslararası ticaret müzakerelerini TOBB ve özel sektör kuruluşlarıyla yakın iş birliği içinde sürdürdüğünü belirterek, oda ve borsaların iş dünyasına rehberlik eden güçlü kurumlar haline gelmesinin Türkiye ekonomisine önemli katkılar sunduğunu kaydetti.</p>
<h2>“BTSO, 60 bini aşkın üyesine sunduğu hizmeti tescilledi”</h2>
<p>TOBB Akreditasyon Kurulu Başkanı Faik Yavuz’un da akreditasyon sisteminin oda ve borsaların kurumsal kapasitesine sağladığı katkılara ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu programın sonunda, belge almaya hak kazanan kurumlara sertifikaları takdim edildi. Toplam 289 oda ve borsanın akreditasyon sürecini tamamladığı sistemde BTSO'nun elde ettiği 7 yıldızlı akreditasyon; üyelerini merkeze alan hizmet yaklaşımının, kurumsal gelişim çalışmalarının, yenilikçi projelerinin ve sürdürülebilir dönüşüm vizyonunun önemli bir göstergesi olarak değerlendirildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsonun-hizmet-kalitesine-7-yildizli-tescil-84077</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/7/1280x720/btsonun-hizmet-kalitesine-7-yildizli-tescil-1785229694.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin yenilenen Akreditasyon Sistemi kapsamında en üst seviye olan 7 yıldızlı akreditasyon belgesini almaya hak kazandı. Yenilenen sistem kapsamında Türkiye’de ilk kez verilmeye başlanan 7 yıldızlı akreditasyon belgesini almaya hak kazanan 4 oda ve borsadan biri BTSO oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/73-oda-ve-borsaya-tobb-akreditasyonu-sertifikasi-84027</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 16:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> 73 oda ve borsaya TOBB akreditasyonu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından Eurochambers ve İngiltere Ticaret Odası iş birliğiyle 2001 yılında başlatılan, 2005’ten itibaren uygulanan oda ve borsa hizmetlerinin standartlarının belgelendiği akreditasyon sisteminde 73 oda ve borsaya sertifikaları törenle verildi.</p>
<p>TOBB Akreditasyon Sistemi, TOBB tarafından iyi örnekler gözetilerek geliştirildi ve uygulanıyor. </p>
<p>TOBB Genel Merkezinde yapılan törenin açılışında konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, TOBB’un ekonomiye dair görüşlerine her zaman kıymet verdiklerini belirterek, “Bunların doğrultusunda gerekli dokunuşları yapıyoruz” dedi. TOBB’un gümrük kapıları modernizasyonu programının İslam ülkelerine yayılması için çalışmalar başladığını belirterek, bunun başarılı bir örnek olarak yaygınlaşmasından memnuniyet duyduğunu anlattı. </p>
<p>Küresel gelişmelerin çok hızlandığını, sayısallaşma ve yeşil dönüşümün büyük dönüşümler getirdiğini anlatan Ömer Bolat, ticaret savaşlarının, sıcak çatışmaların, jeopolitik gelişmelerin de küresel büyümeyi etkilediğini, salgın ve diğer kırılmaların da olumsuz etki yarattığını vurguladı. </p>
<p>Türkiye’nin bu kriz bölgesinde istikrarlı bir görünüm sergilediğini ve modernleşmesini sürdürdüğünü söyleyen Bolat, “Bu sıkıntılı dönemde istikrarı, ekonomiyi korumak temel görevlerimiz arasında bulunuyor. Çok şükür ülkemiz büyümesini devam ettirmiştir” diye konuştu. Ukrayna STA’sının bu ülkenin parlamentosunda kabul edildiğini, İngiltere ile STA’nın hizmetlere genişletilmesi yanında diğer ülkelerle STA, tercihli ticaret ve ticaret anlaşmaları yapılma çalışmalarını aktaran Bolat, AB’deki korumacılık dalgasına karşı Türkiye’nin etkilenmemesi için yoğun müzakere yürütüldüğünü belirterek, geniş bir anlamda çalışmaların sürdüğünü anlattı. </p>
<p><strong>TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu: En iyisiyiz</strong></p>
<p>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da konuşmasında 289 oda ve borsanın akredite durumda olduğunu, hedefin tüm oda ve borsalar olduğunu belirterek, akreditasyon sisteminin daha iyi hizmet anlamına geldiğini, TOBB’un değişim ve dönüşüm ortamında öncü rolünü gösterdiğini belirtti. Hisarcıklıoğlu, “Akreditasyon sistemi sayesinde, oda-borsalarımız, kendilerini dönüştürüyor ve geliştiriyorlar. Proje üretiyor, yurt dışına açılıyor, illerine ve ilçelerine kaynak sağlıyorlar. Şu ana kadar 2.750’den fazla proje yaptılar. 30’dan fazla ülkenin Odalarıyla-Borsalarıyla beraber proje yürütüyorlar. Hatta yaptıkları projelerle, tüm dünyadaki Oda-Borsaların katıldığı yarışmalarda ödül alıyorlar” dedi. </p>
<p>TOBB’un geliştirdiği akreditasyon sisteminin örnek olduğunu söyleyen Hisarcıklıoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Mütevazi olmayacağım. Tüm dünyaya bizim sistemi ihraç edecek konuma geldik. Uluslararası platformda tanıtmaya başladık. Mesela Türk Cumhuriyetlerinden, Avrupa’dan, İslam ülkelerinden talepler var. Sizleri örnek almak, Oda-Borsa sistemimizi öğrenmek istiyorlar. Bilgi ve deneyimlerimizi onlarla da paylaşmaya başladık. Hatta bizim sistemimizi yürürlüğe koyan ülkeler oldu. İslam Ticaret ve Kalkınma Odası, Suudi Arabistan Odalar Birliği ve Dünya Odalar Federasyonu-WCF ile ortak çalışmalar başlattık. Ben, bu olağanüstü dönüşümü ve başarıları gerçekleştiren, tüm Oda-Borsalarımızla iftihar ediyorum, sizlerle gurur duyuyorum. Şunu çok açık bir şekilde ifade edeyim. Türk Oda-Borsa sistemi dünyanın en iyi 3 Oda-Borsa sisteminden biri olmuştur, hatta en iyisi olmuştur.”<br />TOBB Akreditasyon Kurulu Başkanı Faik Yavuz da konuşmasında, sürekli iyileştirmeye dayalı bir sistem kurulduğunu vurgulayarak, bağımsız denetim kuruluşlarınca sistemin denetlendiğini, yeni standartlarla iyileştirmeler yaptıklarını vurguladı. </p>
<p><strong>Sertifikalar verildi</strong></p>
<p>Konuşmaların ardından, 11’i ilk kez akreditasyon sertifikası almaya hak kazanan 73 oda ve borsaya sertifikaları verildi. Daha önceden sertifika almaya hak kazanmış olan 4 oda ve borsa en üst seviye olan 7 yıldız sertifikası almaya hak kazandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/73-oda-ve-borsaya-tobb-akreditasyonu-sertifikasi-84027</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/7/1280x720/574-1785160942.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 73 oda ve borsaya TOBB akreditasyonu sertifikası verildi. Sertifika töreninde konuşan Bakan Bolat, AB’deki korumacılık dalgasına karşı Türkiye’nin etkilenmemesi için yoğun müzakere yürütüldüğünü söyledi. TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu da, &quot;Akreditasyon sistemi sayesinde, oda-borsalarımız, kendilerini dönüştürüyor ve geliştiriyorlar. Proje üretiyor, yurt dışına açılıyor, illerine ve ilçelerine kaynak sağlıyorlar.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
