<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/kayseri-ticaret-borsasi-yatirimlariyla-tarim-ve-hayvanciligin-gelecegine-yon-veriyor-86736</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 09:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Ticaret Borsası yatırımlarıyla tarım ve hayvancılığın geleceğine yön veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Borsası (KTB), kentin tarım, hayvancılık ve gıda sektörlerindeki üretim ve ticaret kapasitesini geliştirmek amacıyla yatırımlarını aralıksız sürdürüyor. Üretim altyapısının güçlendirilmesi, modern tarım teknolojilerinin yaygınlaştırılması, gıda güvenliği, Ar-Ge, dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve üreticilerin desteklere erişimi gibi birçok alanda çalışma yürüten KTB, Kayseri'nin bölgesel bir tarım ve hayvancılık merkezi olma hedefini somut projelerle destekliyor.</p>
<p>KTB Yönetim Kurulu Başkanı Recep Bağlamış, Borsanın yalnızca tescil hizmeti sunan bir kurum olmadığını vurgulayarak, "Üyelerimizin ve üreticilerimizin bugünkü ihtiyaçlarına cevap verirken geleceğin üretim ve ticaret şartlarını da dikkate alıyoruz. Tarımsal üretimi güçlendiren, maliyetleri azaltan, kaliteyi yükselten ve Kayseri'ye yeni yatırım alanları kazandıran projeler geliştiriyoruz. Çünkü Kayseri artık sanayisi kadar tarımı ve hayvancılığıyla da öne çıkan güçlü bir üretim şehridir" ifadelerini kullandı.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9912cb2b22a-1788416715.jpeg" alt="" width="312" height="468" /></p>
<p><strong>Jeotermal seracılıkla 12 ay üretim</strong></p>
<p>KTB'nin öncülüğünde, Kayseri Valiliği koordinasyonunda hayata geçirilen Kocasinan Jeotermal Kaynaklı Sera Organize Tarım Bölgesi, kentin tarımsal üretim yapısını dönüştürecek en önemli projeler arasında yer alıyor. Yaklaşık 1 milyon 237 bin metrekarelik alanda kurulan bölgede, jeotermal enerjiden yararlanılarak modern teknolojik seralarda yılın 12 ayı kesintisiz ve yüksek katma değerli üretim yapılması hedefleniyor.</p>
<p>Sondaj çalışmalarında sıcak suya ulaşılmasıyla önemli bir aşamanın geride bırakıldığı projede; yol, içme suyu, kanalizasyon, yağmur suyu, elektrik dağıtım altyapısı, merkezi ısıtma sistemi ve parsel bağlantılarına yönelik çalışmalar yürütülüyor. Projenin tamamlanmasıyla yaklaşık bin 500 kişiye doğrudan istihdam sağlanması, tarımsal ihracatın artırılması ve Kayseri'nin Türkiye'nin önemli örtü altı üretim merkezlerinden biri hâline gelmesi öngörülüyor.</p>
<p>Başkan Bağlamış, "Bu yatırımı yalnızca bir sera projesi olarak görmüyoruz. Jeotermal enerjiyi, teknolojiyi, sürdürülebilir üretimi, ihracatı ve özel sektör yatırımlarını aynı ekosistemde buluşturan büyük bir bölgesel kalkınma hamlesi olarak değerlendiriyoruz" diye konuştu.</p>
<p><strong>Hayvancılık ticaretine modern ve güvenli altyapı</strong></p>
<p>Kayseri'nin hayvancılık ticaretindeki gücünü artırmak amacıyla hizmete sunulan Canlı Hayvan Pazarı da KTB'nin öne çıkan yatırımları arasında bulunuyor. Modern altyapısı, hijyen standartları ve teknolojik imkânlarıyla üretici, yetiştirici ve alıcıları güvenli ve şeffaf bir ortamda buluşturan tesis; hayvan ticaretinin kayıt altına alınmasına ve üreticilerin pazara erişiminin kolaylaştırılmasına katkı sağlıyor. Kayseri'nin yanı sıra çevre illerden de üretici ve tüccarların tercih ettiği tesis, kentin bölgesel hayvancılık ticaretindeki merkezî konumunu güçlendiriyor.</p>
<p>Bağlamış, "Üretici, yetiştirici ve alıcılarımızın güvenli, sağlıklı ve şeffaf şartlarda ticaret yapmasını önemsiyoruz. Canlı Hayvan Pazarı ile hem sektörün ihtiyaç duyduğu modern altyapıyı sağlıyor hem de kayıtlı ticaretin gelişmesine katkıda bulunuyoruz" dedi.</p>
<p><strong>Et sektörüne bilimsel ve teknolojik destek</strong></p>
<p>Kayseri'nin güçlü olduğu et ve et ürünleri sektörünün bilimsel altyapısını geliştirmek amacıyla kurulan M. Rifat Hisarcıklıoğlu Et ve Et Ürünleri Ar-Ge Merkezi, sektöre kapsamlı hizmet sunuyor. Merkezde fiziksel, kimyasal, mikrobiyolojik ve duyusal analizlerin yanı sıra sektörün ihtiyaçlarına yönelik yeni ürün geliştirme ve Ar-Ge çalışmaları gerçekleştiriliyor. Üniversiteler, akademisyenler, işletmeler ve sektör temsilcileriyle kurulan iş birlikleri sayesinde bilimsel bilgi üretim süreçleriyle buluşturuluyor.</p>
<p>Bağlamış, merkezin yalnızca analiz yapan bir laboratuvar olmadığını belirterek, "Kayseri'nin geleneksel ve güçlü et ürünlerini bilimsel altyapıyla geliştirmeyi, standartlarını yükseltmeyi ve ulusal ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artırmayı hedefliyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Gıda güvenliği ve verimli üretim için analiz desteği</strong></p>
<p>KTB bünyesinde faaliyet gösteren Gıda, Toprak, Yem ve Su Analiz Laboratuvarı; üretici ve işletmelere gıda güvenliğinden toprak verimliliğine kadar geniş bir alanda teknik destek sağlıyor. Laboratuvarda yürütülen analizlerle bilinçli gübreleme, doğru üretim yöntemlerinin belirlenmesi, maliyetlerin azaltılması ve ürün kalitesinin yükseltilmesi amaçlanıyor. Balıklarda dioksin ve PCB, baharatlarda ise aflatoksin analizlerinin yapılabilmesiyle merkezin analiz kapasitesi daha da güçlendirildi.</p>
<p>Develi Süt Üreticileri Birliği ile gerçekleştirilen iş birliği kapsamında üreticilerin arazilerinden alınan toprak numuneleri ücretsiz analiz ediliyor. Böylece doğru gübreleme uygulamalarının yaygınlaştırılması, üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve toprak kaynaklarının korunması hedefleniyor.</p>
<p>Başkan Bağlamış, "Laboratuvarlarımızı yalnızca sonuç raporu veren yapılar olarak görmüyoruz. Bu hizmetler, üreticimizin maliyetini azaltan, doğru üretim yöntemini belirlemesine yardımcı olan ve ürün kalitesini yükselten önemli bir teknik destek mekanizmasıdır" dedi.</p>
<p><strong>Hububat ve çekirdek ticaretinde merkez olma hedefi</strong></p>
<p>Kayseri'nin hububat ve çekirdek üretimindeki potansiyelini daha yüksek ekonomik değere dönüştürmek amacıyla hayata geçirilen Hububat ve Çekirdek Merkezi de faaliyete geçti. Modern depolama, analiz ve ticaret altyapısına sahip merkezle üretici ve tüccarlara daha güvenli, hızlı ve kaliteli hizmet sunuluyor. Proje, Kayseri'nin tarımsal ürünlerin toplandığı, analiz edildiği, depolandığı ve ticaretinin yapıldığı bölgesel bir merkez olma hedefini destekliyor.</p>
<p><strong>Tarımsal ticarette dijital dönüşüm</strong></p>
<p>KTB, tarımsal ürün ticaretinde dijital dönüşüme de öncülük ediyor. 2019 yılından bu yana Türkiye Ürün İhtisas Borsası acentesi olarak hizmet veren Borsa, Elektronik Ürün Senetlerinin alım satım süreçlerinde üretici ve yatırımcılara destek sağlıyor. Elektronik Ürün Senedi emir iletim süreçlerinin Anadolu ÜPAK üzerinden yürütülmeye başlanmasıyla birlikte üyelik, sisteme uyum ve bilgilendirme çalışmaları da devam ediyor.</p>
<p>Bağlamış, "Tarımsal ürünlerin kayıtlı, güvenli, şeffaf ve modern piyasa şartlarında ticaretini önemsiyoruz. Üretici, tüccar ve yatırımcılarımızın yeni nesil ticaret sistemlerine erişimini desteklemeyi sürdüreceğiz" diye konuştu.</p>
<p><strong>Yem fabrikası için fizibilite tamamlandı</strong></p>
<p>Hayvancılık işletmelerinin en önemli gider kalemlerinden biri olan yem konusunda da yatırım hazırlığı yapan KTB, Yem Fabrikası Projesi'nin fizibilite çalışmalarını tamamladı. Projeyle kaliteli ve sürdürülebilir yem tedarikinin desteklenmesi, üreticilerin girdi maliyetlerinin azaltılması ve hayvancılık sektörünün rekabet gücünün artırılması amaçlanıyor.</p>
<p>Bağlamış, "Üreticilerimizin ihtiyaçlarına kalıcı çözümler üretmek amacıyla geliştirdiğimiz Yem Fabrikası Projesi'nin fizibilitesini tamamladık. Bu yatırımla kaliteli yem tedarikini güvence altına alırken üreticilerimizin maliyetlerinin azaltılmasına da katkı sunmak istiyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yeni hizmet binası Karpuzatan'da planlanıyor</strong></p>
<p>KTB, büyüyen hizmet kapasitesine cevap verebilmek amacıyla Karpuzatan bölgesinde, Borsaya ait arazi üzerinde yeni bir hizmet binası planlıyor. Üyelerin işlemlerini daha modern şartlarda gerçekleştirebileceği yapı; eğitim, toplantı ve kurumsal faaliyetlere de ev sahipliği yapacak kapsamlı bir hizmet merkezi olarak tasarlanıyor.</p>
<p><strong>Sektörün sorunlarına ortak akılla çözüm</strong></p>
<p>KTB, yatırım projelerinin yanı sıra sektörün sorunlarının belirlenmesi ve çözüm önerilerinin ilgili kurumlara aktarılması amacıyla çalıştay ve raporlama faaliyetleri yürütüyor. Et ve et ürünleri başta olmak üzere düzenlenen çalıştaylarda üretici, sanayici, akademisyen, kamu kurumu ve sektör temsilcileri aynı masa etrafında buluşturuluyor; hayvancılıktan gıda güvenliğine, pazarlamadan ihracata kadar sektörün geleceğini ilgilendiren konular ele alınıyor.</p>
<p>Bağlamış, "Sorunları yalnızca dile getirmekle yetinmiyor; üreticiyi, sanayiciyi, akademiyi ve kamu kurumlarını bir araya getiriyoruz. Ortaya çıkan görüş ve önerileri raporlaştırarak çözüm mercilerine iletiyoruz" dedi.</p>
<p><strong>Üyeler yeşil dönüşüme hazırlanıyor</strong></p>
<p>Avrupa Yeşil Mutabakatı ve değişen uluslararası ticaret standartları doğrultusunda yürütülen Yeşil Dönüşüm Akademisi Projesi ile işletmelere karbon ayak izi, su ayak izi, sürdürülebilir üretim, enerji verimliliği ve çevre dostu üretim süreçleri konusunda eğitim ve kapasite geliştirme desteği veriliyor.</p>
<p>KTB ayrıca FSSC 22000 V6 Gıda Güvenliği Sistemi, Türk Gıda Kodeksi, gıda etiketleme, tüketicilerin bilgilendirilmesi ve ticaret sözleşmeleri gibi konularda teknik eğitimler düzenliyor. IPARD III ve Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı hakkında gerçekleştirilen toplantılarla üretici ve yatırımcıların hibe ve desteklerden daha etkin yararlanması amaçlanıyor.</p>
<p>Bağlamış, "Üyelerimizi yalnızca bugünün şartlarına değil, gelecekte ihracat ve ticarette karşılaşacakları çevresel kriterlere de hazırlıyoruz. Yeşil dönüşümü bir zorunluluk olmanın ötesinde yeni bir rekabet ve kalkınma fırsatı olarak görüyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Akreditasyonda Türkiye derecesi</strong></p>
<p>KTB, kurumsal hizmet kalitesini geliştirmeye yönelik çalışmaları sonucunda TOBB Akreditasyon Sistemi kapsamında önemli bir başarıya imza attı. Türkiye genelinde açıklanan ilk 10 oda ve borsa arasında 5'inci, borsalar arasında 2'nci, 6 yıldızlı oda ve borsalar arasında ise 1'inci sırada yer aldı. Akreditasyon belgesi, Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat ve TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu tarafından takdim edildi.</p>
<p>Başkan Bağlamış, "Hizmet kalitemizi yalnızca yatırımlarımızla değil, kurumsal yönetim standartlarımızla da sürekli geliştiriyoruz. Elde ettiğimiz bu derece, özveriyle çalışan ekibimizin başarısı ve üyelerimize sunduğumuz hizmetleri daha ileriye taşıma kararlılığımızın göstergesidir. Kayseri için üretmeye, tarım ve hayvancılığın geleceğine yatırım yapmaya devam edeceğiz" diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/kayseri-ticaret-borsasi-yatirimlariyla-tarim-ve-hayvanciligin-gelecegine-yon-veriyor-86736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/6/1280x720/kayseri-ticaret-borsasi-yatirimlariyla-tarim-ve-hayvanciligin-gelecegine-yon-veriyor-1788416768.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Ticaret Borsası; jeotermal sera bölgesinden canlı hayvan pazarına, Ar-Ge ve analiz hizmetlerinden dijital tarım ticaretine kadar hayata geçirdiği projelerle üretimin altyapısını güçlendiriyor. KTB Yönetim Kurulu Başkanı Recep Bağlamış, &quot;Kayseri artık sanayisi kadar tarımı ve hayvancılığıyla da öne çıkan güçlü bir üretim şehridir. Hedefimiz, şehrimizi tarımsal üretim ve ticarette Türkiye&#039;nin öncü merkezlerinden biri hâline getirmektir&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/surdurulebilir-buyume-kisa-vadeli-verimlilikle-uzun-vadeli-yatirim-dengesine-bagli-86734</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mehmet Nane: Sürdürülebilir büyüme, kısa vadeli verimlilikle uzun vadeli yatırım dengesine bağlı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Jeopolitik riskler ve ekonomik belirsizlikler havacılık sektöründe de hissedilirken, bu durumun yatırım tarafındaki stratejilere de yansıdığı görülüyor.</p>
<p>Türkiye Özel Sektör Havacılık İşletmeleri Derneği (TÖSHİD) Başkanı Mehmet Nane, bugün havacılıkta temel meselelerden birinin kısa vadeli verimlilik ile uzun vadeli yatırım dengesini doğru kurabilmek olduğunu söylüyor. Türkiye sivil havacılık sektörü, ekonomik açıdan yaklaşık 1,5 trilyon TL’yi aşan büyüklüğe sahip. Sektörün istihdama katkısı ise 400 bin kişi seviyesinde. Özellikle Orta Doğu’daki savaşın etkilerine rağmen sektör istihdamını korumaya devam etti. Dünyanın jeopolitik ve ekonomik risklerin arttığı, tedarik zincirlerindeki sorunların devam ettiği bir dönemden geçtiğine vurgu yapan Türkiye Özel Sektör Havacılık İşletmeleri Derneği Başkanı (TÖSHİD) Mehmet Nane, bu süreçlerin yüksek yatırım maliyetlerine karşılık görece düşük karlılıklarla faaliyet gösteren havayolu şirketleri açısından önemli riskler barındırdığını söyledi. Sektördeki yatırım refleksinin yeni nesil filo yatırımlarıyla birlikte teknoloji, inovasyon ve sürdürülebilirlik alanındaki yatırımlar eksininde şekillendiğini kaydeden Nane, “Bugünün ihtiyaçlarına cevap vermek değil, sektörün gelecekteki rekabet gücünü korumak açısından da stratejik bir rol oynuyor. Dolayısıyla bugün havacılıkta temel meselelerden biri, kısa vadeli verimlilik ile uzun vadeli yatırım dengesini doğru kurabilmek. Sektörün sürdürülebilir büyümesi de bu dengeyi ne kadar iyi yönetebildiğimize bağlı olacak” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Yeni dönemde bütünsel yaklaşımlar öne çıkıyor </h2>
<p>Likidite ve maliyet disiplininin her zamankinden daha kritik hale geldiğine vurgu yapan Nane, “Çünkü artan belirsizlikler ve yüksek yatırım maliyetleri, şirketlerin hem bugünkü operasyonlarını güçlü şekilde sürdürmesini hem de geleceğe yatırım yapabilmesini gerektiriyor” dedi. Diğer tarafta hizmet kalitesi, misafir deneyimi ve çalışan memnuniyetinin de yeni dönemin temel öncelikleri arasında yer aldığını kaydeden Nane, “Özellikle çalışan deneyimi, doğrudan operasyonel mükemmeliyet ve misafir memnuniyetiyle bağlantılı çok önemli bir konu. Teknoloji ve özellikle yapay zeka ise bu başlıkların tamamını destekleyen bir dönüşüm alanı. Yapay zeka ve veri analitiğiyle operasyonel verimliliği artırırken, misafir deneyimini geliştirmek ve daha doğru kararlar almak mümkün” şeklinde konuştu. İnovasyon ve sürdürülebilirliğin de bu dönüşümün önemli ayaklarını oluşturduğuna vurgu yapan Nane, “Dolayısıyla yeni dönem stratejilerinde tek bir başlığa odaklanmaktan ziyade, emniyet, finansal disiplin, insan, teknoloji, inovasyon ve sürdürülebilirliği birlikte ele alan bütünsel bir yaklaşım öne çıkıyor” dedi.</p>
<h2>Sektörde riskler bitmedi </h2>
<p>Havacılık sektöründe risklerin bitmediği gibi, son dönemde büyük kırılmalara yol açan olumsuz gelişmelerin hem sıklığının hem de sektör üzerindeki etkisinin artığını kaydeden Mehmet Nane, “Pandeminin hemen ardından Rusya-Ukrayna savaşı gündemimize girdi ve bugün hala devam ediyor. Bunun yanı sıra Orta Doğu’daki çatışmaların bu yıl bölgesel bir savaşa dönüşmesi, hava yolu sektörü açısından yeni bir belirsizlik alanı oluşturdu. Tüm bunlar, yüksek yatırım maliyetlerine karşılık görece düşük karlılıklarla faaliyet gösteren hava yolları açısından riskleri artırıyor” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Tüm paydaşlar koordinasyon içerisinde hareket etmeli”</span></h2>
<p>Sektörün uzun vadeli büyüme hedeflerine ulaşabilmesi için hava yolları, havalimanları, hizmet sağlayıcılar ve kamu otoriteleri başta olmak üzere tüm paydaşların koordinasyon içinde hareket etmesi gerektiğinin altını çizen Mehmet Nane, “Türkiye’nin havacılık alanındaki potansiyelini daha ileri taşımak için de bu ortak aklı ve iş birliği kültürünü güçlendirmemiz gerektiğine inanıyorum. Sektörün dinamizmini artıracak asıl güç, emniyetten ödün vermeden verimlilik, teknoloji ve sürdürülebilirlik alanlarında birlikte ilerleyebilmekten geçiyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/surdurulebilir-buyume-kisa-vadeli-verimlilikle-uzun-vadeli-yatirim-dengesine-bagli-86734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/4/1280x720/mehmet-nane-1788414853.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÖSHİD Başkanı Mehmet Nane, &quot;Havacılıkta temel meselelerden biri, kısa vadeli verimlilik ile uzun vadeli yatırım dengesini doğru kurabilmek. Sektörün sürdürülebilir büyümesi de bu dengeyi ne kadar iyi yönetebildiğimize bağlı olacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sigortanin-yeni-rolu-hasari-odemekten-riski-onlemeye-86733</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigortanın yeni rolü: Hasarı ödemekten, riski önlemeye</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TSB Genel Sekreteri Özgür Obalı'ya göre iklim krizinin büyüttüğü riskler sigortanın rolünü değiştiriyor. Sigorta, hasar gerçekleştikten sonra ödeme yapan bir mekanizma olmanın ötesinde, şirketleri, yatırımları ve şehirleri riski azaltmaya zorlayan bir aktör olmak zorunda. Obalı, "Riskini azaltan daha düşük prim öder; gerekli önlemleri almayan ise daha yüksek primle, hatta teminat bulamamakla karşılaşabilir" diyor.</strong></p>
<p>Sel olduktan, fabrika yandıktan, tarımsal üretim zarar gördükten ya da altyapı çöktükten sonra devreye giren bir sigorta anlayışından; riski daha gerçekleşmeden gören, ölçen ve azaltmaya çalışan bir modele doğru gidiliyor.</p>
<p>İklim başta olmak üzere, farklı risklerinin eş zamanlı büyüdüğü bir dünyada yalnızca hasarı finanse etmek yeterli olmuyor. O hasarın hiç oluşmamasını ya da mümkün olduğunca sınırlı kalmasını sağlayacak koşulları yaratmak gerekiyor.</p>
<p>Türkiye Sigorta Birliği’nin (TSB) 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’e hazırlanırken vermek istediği temel mesaj bu: Sigorta, iklim dönüşümünün yalnızca finansal güvencesi değil, önleyici aktörlerinden biri olmak zorunda.</p>
<p>TSB Genel Sekreteri Özgür Obalı ile sigorta sektörünün değişen rolünü, iklim risklerini ve COP31’i konuştuk.</p>
<p><strong>“Sigorta disipline edici bir araç olabilir”</strong></p>
<p>Obalı’ya göre sigortanın yeni dönemdeki en önemli işlevlerinden biri, riski fiyatlamanın ötesine geçerek davranışları değiştirmek. Şöyle diyor Obalı: “Önleyici perspektif bizim bir numaralı konumuz. Sigortayı süreçlerin içine disipline edici bir unsur olarak yerleştirebilir miyiz diye bakıyoruz. Denetlemenin illa yasakla ya da cezayla yapılması gerekmiyor. Sigorta primi de çok güçlü bir araç. Riskini doğru yöneten, gerekli yatırımları yapan bir işletmeye daha düşük primle hizmet verirsiniz. Önlemleri almayan ise daha yüksek primle, hatta bazı durumlarda sigorta teminatı bulamamakla karşılaşabilir.”</p>
<p>Bu yaklaşım, sigortayı hasarın ardından devreye giren bir ödeme mekanizması olmaktan çıkarıp yatırım kararlarının daha erken aşamalarına taşıyor. Büyük tesislerde bunun örnekleri şimdiden görülüyor. Risk mühendisleri tesise giderek yangın önlemlerinden yanıcı maddelerin depolanmasına, çevresel risklerden üretim süreçlerine kadar çok sayıda unsuru inceliyor. Eksiklikler tespit edildiğinde şirketten yatırım yapması ve riski azaltması isteniyor.</p>
<p>Obalı, “Şirket gerekli risk azaltıcı yatırımları yapmıyorsa bazı durumlarda teminat vermekten kaçınıyoruz. Çünkü sigortacılık kesinleşmiş bir zararı değil, gerçekleşme olasılığı bulunan bir riski sigortalar” diyor. Özellikle mobilya, kâğıt, kimya ve geri dönüşüm gibi yangın riskinin yüksek olduğu sektörlerde bu yaklaşım giderek daha kritik hâle geliyor.</p>
<p><strong>Yeşil dönüşüm yapan daha düşük prim ödeyebilir</strong></p>
<p>Benzer bir değişim iklim ve yeşil dönüşüm alanında da yaşanıyor. Uluslararası sigorta şirketlerinin bir bölümü fosil yakıt kullanan bazı tesislere yönelik teminatlarını sınırlamaya başlamış durumda. Türkiye’de bu dönüşüm henüz aynı hızda ilerlemesede yön belli. Obalı, bunun diğer tarafında ise önemli bir teşvik mekanizması bulunduğunu söylüyor: “Yeşil dönüşüme önem veren, ESG kriterlerini uygulayan şirketlere daha düşük primlerle teklifler verilmeye başlandı. Kendi atığından enerji üreten tarım tesisleri gibi yatırımlar için de uygun ürünler geliştiriliyor. Yavaş yavaş bu yöne gidiyoruz.”</p>
<p>Obalı’ya göre bu noktada finans sektörü, sigorta sektörü, şirketler ve kamunun aynı yönde hareket etmesi gerekiyor: “Şirket şeffaf biçimde raporlayacak, finans kuruluşu kredi verirken buna bakacak, sigorta şirketi riski değerlendirirken aynı kriterleri dikkate alacak. Bunun için regülasyon da gerekiyor. Hiçbir sektörün bu dönüşümü tek başına hızlandırması mümkün değil.”</p>
<p><strong>Geçmiş artık geleceği anlatmıyor</strong></p>
<p>İklim değişikliği sigorta sektörünün en temel araçlarından biri olan risk modellemesini de zorlaştırıyor. Obalı, “Geçmişte yaşadığımız olaylara ve insanlık tarihinden ulaşabildiğimiz verilere dayanan modeller artık aynı şekilde geçerli değil. Bambaşka bir döngüye girdik. Bu nedenle modelleme konusu son derece kritik. Bir tarafta savaş, bir tarafta deprem, diğer tarafta iklim krizi var. Bunlar birleştiğinde riskin katsayısı da artıyor” diyor.</p>
<p><strong>“Bugün harcayacağımız para, yarının hasarından çok daha düşük”</strong></p>
<p>“Bugün yaşayabileceğimiz bir olayın yaratacağı ekonomik etkinin çok daha küçük bir bölümünü önceden harcayarak o riski azaltmak mümkün” yorumunu yapan Obalı, bu bakış açısının sigortanın iklim politikalarındaki rolünü de değiştirdiğinin altını çiziyor. Obalı'ya göre sektörün amacı yalnızca afet sonrasında finansal kaynak yaratmak değil; afet gerçekleşmeden önce dayanıklılığa yatırım yapılmasını sağlamak.</p>
<p>Bu nedenle TSB’nin en fazla önem verdiği konulardan biri Zorunlu Afet Sigortası. Obalı, hazırlıkların tamamlandığını ve düzenlemenin yasama sürecini beklediğini belirterek, COP31’in uygulamanın hayata geçirilmesi için önemli bir fırsat olabileceğini söylüyor.</p>
<p>“Türkiye gibi ülkeler tek bir iklim riskiyle karşı karşıya değil. Bir tarafta sel, diğer tarafta kuraklık, orman yangını, heyelan ya da yeraltı sularının çekilmesine bağlı riskler var. Konuyu artık yalnızca deprem üzerinden değerlendiremeyiz” diye ekliyor.</p>
<p>Planlanan sistem, afet korumasını deprem dışındaki riskleri de kapsayacak daha geniş bir çerçeveye taşımayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Riskleri azaltan bir yol arkadaşı</strong></p>
<p>Obalı’nın anlattıkları aslında sigortanın geleceğine ilişkin büyük bir dönüşüme işaret ediyor.</p>
<p>İklim krizinin ağırlaştığı bir dünyada, “Bu hasarın parasını kim ödeyecek?” sorusunun yerini, “Bu hasarın gerçekleşme ihtimalini nasıl azaltacağız?” sorusu alıyor.</p>
<p>Sigorta sektörünün elindeki hasar verileri, risk mühendisliği, fiyatlama gücü ve finansal kapasiteyle güçlü bir kaldıraç yaratabileceğini ifade eden Obalı, “Sigortanın yalnızca olay gerçekleştikten sonra hatırlanan bir ürün olmasını istemiyoruz. İnsanların bizi gelecekle ilgili risklerini azaltan bir yol arkadaşı olarak görmesini istiyoruz” diyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 18pt;">Tarımda yeni araç: Parametrik sigorta</span></strong></span></p>
<p>İklim krizinin sigortacılık açısından en kritik alanlarından biri de tarım. Kuraklık, aşırı sıcaklık, don, sel ve değişen yağış rejimleri tarımsal üretimde risk profilini hızla değiştiriyor. Türkiye'nin bu alandaki en önemli araçlarından biri ise devlet destekli tarım sigortası TARSİM. Obalı, 2025 yılında Türkiye'nin geniş bir bölümünü etkileyen zirai donun ardından TARSİM kapsamında yaklaşık 23-24 milyar TL düzeyinde ödeme yapıldığını belirtiyor. Ancak yeni iklim koşulları yeni sigorta modellerini de gündeme getiriyor. Bunlardan biri parametrik sigorta. Klasik sigortada hasarın tek tek tespit edilmesi gerekirken parametrik modelde önceden belirlenen yağış, sıcaklık ya da benzeri bir eşik gerçekleştiğinde ödeme mekanizması devreye girebiliyor. Obalı'ya göre özellikle tarım ve doğal afetlerde bu sistem önemli bir potansiyele sahip: "Parametrik sigortada süreç daha basit, kriterler daha net ve tazminat çok daha hızlı ödenebiliyor. Tarımda bunu geliştirebilirsek çok önemli olur. Ama bunun için veri ve altyapının da hazırlanması gerekiyor."</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 18pt;">COP31'de hedef: Konuşmak değil, uygulamak</span></strong></span></p>
<p>TSB, COP31'i sigorta sektörünün somut iş birliklerinin ve uygulamaların hayata geçirilebileceği önemli bir eşik olarak görüyor.</p>
<p>Obalı, "Bir şeyleri konuşup güzel mesajlar vermek yetmiyor. Bunları uygulamaya ve aksiyona dönüştüremediğiniz zaman çok fazla anlamı kalmıyor" diyor. COP31 sürecinde kamu ile özel sektörün afet riskini birlikte taşıyabileceği modellerin geliştirilmesi, risk verilerinin karar alma süreçlerine girmesi, yeni finansman mekanizmalarının oluşturulması ve uluslararası iş birliklerinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Obalı'ya göre, Türkiye'nin bu alanda dünyaya anlatabileceği önemli deneyimleri de var. DASK ve TARSİM gibi kamu-özel sektör iş birliğine dayalı risk paylaşım modelleri, iklim kaynaklı risklerin büyüdüğü bir dönemde uluslararası ölçekte örnek oluşturabilecek yapılar arasında. Bu yaklaşımın en somut karşılığı ise COP31'de hayata geçirilecek "Sigorta Evi" olacak. 11-14 Kasım tarihleri arasında faaliyet göstermesi planlanan Sigorta Evi, klasik bir etkinlik ya da ağırlama alanından çok bir çalışma ve iş birliği platformu olarak tasarlanıyor.</p>
<p>Obalı, platformda yalnızca sigorta şirketlerinin konuşmayacağını özellikle vurguluyor: "Sadece kendi üyelerimizi değil, global paydaşları da bir araya getireceğiz. Dünyada sigorta sektörü iklim risklerinin yönetiminde ne yaptı, nerede eksik kaldı, bundan sonra ne yapması gerekiyor; bunları konuşacağız."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sigortanin-yeni-rolu-hasari-odemekten-riski-onlemeye-86733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/3/1280x720/ozgur-obali-1788414455.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sigortanın yeni rolü: Hasarı ödemekten, riski önlemeye ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-giyimde-ibre-tersine-dondu-86730</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil ve giyimde ibre tersine döndü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Yüksek üretim maliyetleri, sipariş kayıpları ve ihracatta rekabet gücünün zayıflaması nedeniyle son yıllarda 100 binden fazla istihdam kaybeden tekstil ve hazır giyim sektörlerinden haziran ayında sürpriz bir yükseliş geldi. Mayısta yeniden gerileyen çalışan sayısı, haziranda iki sektörde de güçlü artış gösterirken, yılın ilk yarısında yaşanan istihdam kaybı da telafi edildi. Sosyal Sigortalar Kurumu (SGK) verilerine göre tekstilde mayısta 343 bin 625 olan çalışan sayısı haziranda 7 bin 480 kişi artarak 351 bin 105’e yükseldi. Aylık artış yüzde 2,2 olarak gerçekleşirken, sektörde faaliyet gösteren şirket sayısı da 42 artışla 18 bin 492’ye çıktı. Hazır giyimde ise artış daha güçlü oldu. Mayısta 493 bin 998 olan çalışan sayısı, haziranda 13 bin 671 kişi artarak 507 bin 669’a ulaştı. Böylece istihdam bir ayda yüzde 2,8 arttı. Şirket sayısı da 187 artışla 35 bin 61’e yükseldi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a990766210b0-1788413798.png" alt="" width="646" height="269" /></p>
<h2>Devreye giren destekler etkili oldu </h2>
<p>İki sektör birlikte değerlendirildiğinde mayısta 837 bin 623 olan çalışan sayısı haziranda 858 bin 774’e çıktı. Böylece yalnızca bir ayda 21 bin 151 kişilik net istihdam artışı gerçekleşti. Toplam şirket sayısı da 229 artarak 53 bin 553’e ulaştı. Hazirandaki yükselişle birlikte yılın ilk aylarında yaşanan istihdam kaybı da tamamen telafi edildi. 2025 sonunda tekstil ve hazır giyimde 845 bin 904 kişi çalışırken, haziran itibarıyla bu rakam yıl sonunun 12 bin 870 kişi üzerine çıktı. Şirket sayısında ise henüz benzer bir toparlanma yok. 2025 sonunda 54 bin 114 olan şirket sayısı haziranda 53 bin 553 seviyesinde kaldı. Böylece yılın ilk altı ayında net 561 şirket kaybedildi. Ancak sektör temsilcileri hazirandaki güçlü istihdam artışını siparişlerde veya iş hacminde belirgin bir canlanmadan çok, devreye alınan desteklerin etkisiyle açıklıyor. İstihdamı Koruma Destek Programı kapsamında tekstil, hazır giyim, deri ve mobilya sektörlerinde istihdamını koruyan işletmelere her 30 prim günü için aylık 3 bin 500 TL destek sağlanıyor. Programda 250 çalışan sınırı da kaldırılırken, istihdamın korunması şartıyla 250 milyar TL'lik yeni kredi paketi devreye alındı.</p>
<h2>İş hacminde aynı artış görünmüyor </h2>
<p>TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektör Meclisi Başkanı Şeref Fayat da haziran ayında istihdamda görülen artışta, sektör için devreye alınan desteklerin istihdamı koruma şartının etkili olduğunu söyledi. Özellikle çalışan başına sağlanan 3 bin 500 liralık desteğin firmaların istihdam kararlarında önemli rol oynadığını belirten Fayat, yeni kredi paketinde de benzer şekilde istihdamın korunmasının temel kriterlerden biri olduğunu vurguladı. Destek mekanizmasının yalnızca tek bir aya bakılarak işlemediğine dikkat çeken Fayat, yılın ilk aylarında istihdam kriterini sağlayamayan işletmelerin sonraki aylarda kayıpları telafi ederek destek kapsamına girebildiğini anlattı. Fayat, “Yıl başındaki uygulamada kasım-aralık dönemindeki istihdamı koruyarak destekten yararlanabiliyordunuz. Yıl içinde de bunu tamamladığınızda geriye dönük olarak istihdam desteği hesaplanabiliyordu. Yani ocak, İş hacminde aynı artış görünmüyor TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektör Meclisi Başkanı Şeref Fayat da haziran ayında istihdamda görülen artışta, sektör için devreye alınan desteklerin istihdamı koruma şartının etkili olduğunu söyledi. Özellikle çalışan başına sağlanan 3 bin 500 liralık desteğin firmaların istihdam kararlarında önemli rol oynadığını belirten Fayat, yeni kredi paketinde de benzer şekilde istihdamın korunmasının temel kriterlerden biri olduğunu vurguladı. Destek mekanizmasının yalnızca tek bir aya bakılarak işlemediğine dikkat çeken Fayat, yılın ilk aylarında istihdam kriterini sağlayamayan işletmelerin sonraki aylarda kayıpları telafi ederek destek kapsamına girebildiğini anlattı. Fayat, “Yıl başındaki uygulamada kasım-aralık dönemindeki istihdamı koruyarak destekten yararlanabiliyordunuz. Yıl içinde de bunu tamamladığınızda geriye dönük olarak istihdam desteği hesaplanabiliyordu. Yani ocak,</p>
<h2>İhracat ve üretimde dengeli görünüm </h2>
<p>Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Toygar Narbay da istihdamdaki yükselişte 3 bin 500 TL’lik desteğin etkili olduğunu söyledi. Sektörde ihracat ve üretim tarafında önceki döneme göre daha dengeli bir görünüm oluştuğuna dikkat çeken Narbay, ihracattaki kaybın yüzde 1,5-2 civarında kaldığını, tekstilde ise miktar bazında artış görüldüğünü belirtti. Geçen yıl üretimin 2026’da stabilize olacağı yönünde bir beklentileri bulunduğunu hatırlatan Narbay, ilk altı aylık tablonun bu öngörüyü desteklediğini söyledi. Ancak yılın ikinci yarısına ilişkin daha temkinli olduklarını belirten Narbay, PMI’ın yeniden 50 seviyesinin altına gerilemesinin beklentilerde zayıflamaya işaret ettiğini kaydetti. Narbay, ikinci yarıda sınırlı bir kayıp yaşanabileceğini ancak hazır giyim ihracatında sert bir gerileme beklemediklerini belirterek, yıl sonu ihracatının 16-16,5 milyar dolar aralığında gerçekleşeceği tahminini koruduklarını söyledi. Narbay, sektörün kalıcı bir toparlanma için desteklerin tek tek değil, bütüncül ve uzun vadeli bir program çerçevesinde uygulanmasını beklediğini de vurguladı. Ekimden itibaren döviz dönüşüm desteğinin iki katına çıkarılmasını olumlu bulduklarını dile getiren Narbay, “Adımlar yavaş yavaş atılıyor ancak parça parça ilerliyor. Bunların üç yıllık bir perspektifle bütüncül olarak uygulanmasını istiyoruz. Sektör önünü görürse bunu fiyatlamalarına yansıtabilir ve daha güvenli adımlar atabilir” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">100 BİN KİŞİLİK KAYIP HALA KAPANMADI</span></h2>
<p>Hazirandaki yükseliş sektör açısından önemli bir frenlemeye işaret etse de uzun dönemli kayıp henüz telafi edilmiş değil. Aralık 2024’te tekstil ve hazır giyimde toplam 959 bin 395 kişi çalışırken, Haziran 2026 itibarıyla istihdam 858 bin 774 seviyesinde bulunuyor. Buna göre son bir buçuk yıldaki net istihdam kaybı halen 100 bin 621 kişi düzeyinde. Aynı dönemde şirket sayısındaki gerileme de dikkat çekiyor. Aralık 2024’te iki sektörde 59 bin 101 şirket faaliyet gösterirken Haziran 2026’da sayı 53 bin 553’e indi. Böylece yaklaşık bir buçuk yılda 5 bin 548 şirket sektörlerden çıktı. Kayıp özellikle hazır giyimde yoğunlaştı. Aralık 2024-Haziran 2026 döneminde hazır giyimde şirket sayısı 4 bin 579, çalışan sayısı 67 bin 15 kişi azaldı. Tekstilde ise aynı dönemde 969 şirket ve 33 bin 606 istihdam kaybedildi. Bu tablo, hazirandaki güçlü yükselişe rağmen sektörlerin 2024 sonundaki ölçeğinin hala oldukça gerisinde bulunduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-giyimde-ibre-tersine-dondu-86730</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/3/1280x720/hazir-giyim-tekstil-1770871225.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uzun süredir istihdam ve şirket kayıplarıyla konuşulan tekstil ve hazır giyimden haziranda iyi haber geldi, toplam istihdam 858 bini aştı, şirket sayısı 53 bin 553 oldu. Sektör temsilcileri, yaşanan artışta çalışan başına verilen 3 bin 500 TL’lik istihdam desteği ile istihdam şartına bağlanan kredi destek paketinin etkili olduğu görüşünde… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/karliligi-eriyen-turizmci-kurda-esneklik-bekliyor-86729</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kârlılığı eriyen turizmci kurda esneklik bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye turizm sektörü, girdi maliyetlerindeki yüksek artışlar ve yatay seyreden döviz kurunun yarattığı maliyet-fiyat kıskacında faaliyetlerini sürdürüyor. Uluslararası İstanbul Turizm Fuarı (ITF) öncesinde sektörün güncel durumunu değerlendiren Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin ile İstanbul Ticaret Odası (İTO) Yönetim Kurulu Üyesi ve Turizm Geliştirme ve Eğitim Vakfı (TUGEV) Başkan Yardımcısı Bahadır Yaşık, konaklama sektörünün kârlılık baskısı altında olduğunu vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a99054c3ca38-1788413260.png" alt="" width="800" height="434" /></p>
<h2>Dünyada en hesaplı konaklama </h2>
<p>İstanbul’da Türkiye’deki yüksek enflasyona karşın döviz kurunun yatay seyretmesinin maliyet dengelerini bozduğunu ifade eden Müberra Eresin, konaklama sektöründeki maliyetlerin son yıllarda 6 ila 6,5 katına çıktığını söyledi. Şehir otellerinde döviz bazlı kontratların son 5-10 yıldır büyük oranda aynı seviyelerde kaldığını belirten Eresin, “Yurt dışı partnerlerinize Türkiye’deki enflasyonu gerekçe göstererek döviz bazında zam yapmanız mümkün değil. En fazla yüzde 1 ila 3 bandında artış yapabilirsiniz. Gelirleri sabit kalırken giderleri 6-6,5 katına varan bir konaklama sektöründen bahsediyoruz” dedi.</p>
<p>Tüm bu tabloya rağmen İstanbul’un konaklama fiyatları açısından avantajını koruduğunu vurgulayan Eresin, “Dünyada en hesaplı konaklayabileceğiniz metropol İstanbul; daha düşük fiyatlı bir metropol şehir yok” ifadelerini kullandı. Gelir istatistiklerinde konaklama sektörünün tek başına ayrıştırılmamasından kaynaklanan algı sorununa da değinen Eresin, sektörün beklentisini şu sözlerle özetledi: “Sektörümüze sağlanacak en ufak destek, özellikle yatay seyreden kurlarda biraz esneklik sağlanması başta olmak üzere, ülkemize gelecek turistin yaratacağı katma değer ve döviz girdisiyle doğrudan orantılı olacaktır.” </p>
<h2>Orta Doğu'da süren savaşın endişesi seyahatleri azalttı </h2>
<p>Bölgesel gerilimler ile Orta Doğu ve dünyadaki savaşların turizm hareketleri üzerindeki etkilerini değerlendiren Müberra Eresin, Türkiye’nin coğrafi konumu nedeniyle küresel pazarda zaman zaman yanlış bir algıyla karşı karşıya kalabildiğini belirtti. Savaşların büyüme riski ve hava sahalarının kapanma endişesi nedeniyle insanların seyahatlerini azalttığına dikkat çeken Eresin, turizmde temel göstergenin sadece turist sayısı olmaması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Eresin, “Kaç tane turist geldiği değil, turistin geceleme ve oda başı ne kadar harcama yaptığı bizim için önemli. Turist sayılarını yakalamak hala mümkün ancak ortalama oda fiyatlarında ve GOP (brüt işletme kârı) tarafında bu yıl hedefleri yakalamanın imkanı yok” değerlendirmesinde bulundu. Eresin ayrıca, kültür turizmi ayağında iç pazarın daha fazla hareketlendirilmesi gerektiğini kaydetti.</p>
<h2>Eylül ayı itibarıyla sezon bereketli gidiyor </h2>
<p>Sektörün genel durumunu değerlendiren İTO Yönetim Kurulu Üyesi ve TUGEV Başkan Yardımcısı Bahadır Yaşık, yiyecek-içecek alanındaki fiyat algısı ile konaklama sektörünün birbirinden ayrılması gerektiğine dikkat çekerek, otelcilikte dünyadaki muadillerine kıyasla kaliteli hizmet sunulduğunu ifade etti.</p>
<p>Yaşık, “Sektör olarak gelen kişileri döviz odaklı değil, her zaman 'misafir' anlayışıyla ağırlamaya ve en iyi şekilde uğurlamaya odaklanıyoruz” dedi. Ekstra maliyet baskıları nedeniyle zaman zaman zorlanan ve kontrat devri arayan işletmeler olabildiğini ancak bunun sektöre genellenmemesi gerektiğini söyleyen Yaşık, son çeyreğe ilişkin beklentisini şu sözlerle paylaştı: “Saha gözlemlerimize göre eylül ayı itibarıyla otellerimizde bereketli bir dönem geçirdiğimizi söyleyebiliriz. Sektörümüzün 2027 yılına çok daha iyi bir ivmeyle gireceğini umut ediyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/karliligi-eriyen-turizmci-kurda-esneklik-bekliyor-86729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/6/1280x720/turizm-turistjpg-1755529499.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek enflasyon ve sabit kalan döviz bazlı kontratlar nedeniyle kâr marjları eriyen turizm sektörü, kurda esneklik bekliyor. Sektör temsilcileri artan maliyet baskısına dikkat çekerek, turizmde asıl göstergenin ziyaretçi sayısından çok oda başı harcama ve katma değer olması gerektiğini vurguluyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/jeopolitik-sok-emtia-piyasasini-sarsti-86728</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Jeopolitik şok emtia piyasasını sarstı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9901dac8a3a-1788412378.png" alt="" width="238" height="113" /></p>
<p>Piyasalar bir kez daha jeopolitik şokla karşı karşıya. ABD ile İran arasındaki çatışmanın yeniden alevlenmesi, yalnızca petrol piyasasını değil, küresel finansal varlıkların tamamını aynı anda baskı altına aldı. Hürmüz Boğazı’ndan enerji akışının riske girmesiyle petrol fiyatları hızla yükselirken, artan enerji maliyetlerinin enflasyonu yeniden yukarı çekebileceği endişesi tahvil piyasalarında satışları tetikledi. Yükselen tahvil getirileri ve güçlenen dolar ise başta altın olmak üzere emtia piyasasının önemli bölümünü aşağı çekti.</p>
<h2>Petrolde savaş primi yeniden sahnede </h2>
<p>Brent petrol, ABD’nin İran’a yönelik yeni saldırılarının ardından yüzde 2,5’e varan yükselişle varil başına 95 doların üzerine çıktı. Fiyat daha sonra bir miktar gerilese de 95 dolar civarında kalmaya devam etti. Böylece petrol, beş haftanın en yüksek seviyelerine tırmandı.</p>
<p>Piyasaların temel endişesi Hürmüz Boğazı. Dünya enerji ticareti açısından kritik öneme sahip bu geçiş noktasında çatışmanın büyümesi, tankerlerin bölgeden geçişini zorlaştırabileceği gibi Körfez ülkelerinin ihracatını da sekteye uğratabilir. Gerilimin artması rafine ürün piyasasını da sıkıştırıyor. Özellikle dizelde Orta Doğu ve Rusya kaynaklı arz kesintileri, mevsimsel talebin güçlenmeye başladığı bir dönemde piyasayı daha kırılgan hale getiriyor.</p>
<h2>Altında 2026 kazancı silindi </h2>
<p>Jeopolitik krizlerin geleneksel güvenli limanı altın ise bu kez petrol şokunun gölgesinde kaldı. Spot altın bir haftada ons başına 380 dolar geriledi ve 4.690 dolar dan 4.300 dolara indi. Böylece altın üst üste üçüncü işlem gününde de düşerken üç haftanın en düşük seviyesine indi.</p>
<p>Daha çarpıcı olan ise değerli metalin yıl başından bu yana elde ettiği kazanımın neredeyse tamamını geri vermesi. Ağustos ayında yaklaşık yüzde 10 yükselen altın, şu anda 2026 genelinde yalnızca yüzde 0,7 prim taşıyor. Metal, ocak ayında gördüğü 5.419,83 dolarlık rekor kapanışın da yaklaşık yüzde 20 altında bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a990302e90c2-1788412674.png" alt="" width="333" height="766" /></p>
<h2>Gümüş de ralliye ara verdi </h2>
<p>Altındaki satış gümüşe de sıçradı. Aralık vadeli Comex gümüşü yüzde 3,2›ye varan düşüşle ons başına 64 dolara doğru geriledi.</p>
<p>Altın-gümüş rasyosu da yeniden gündeme geldi. Bir ons altın yaklaşık 67 ons gümüşe denk gelirken, bu oran temmuz ayı sonunda 70 ons civarındaydı. Böylece gümüşün son dönemde altından daha güçlü performans gösterdiği görülüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bakırın rallisine faiz freni</span></h2>
<p>Küresel ekonominin nabzını tutan bakır da jeopolitik ve faiz baskısından kaçamadı. New York’ta Aralık vadeli Comex bakır yüzde 2 düşerek pound başına 6,4 dolara geriledi. Bakır geçen hafta 6,77 dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesini görmüştü. Bakırın üzerindeki temel baskı yalnızca doların güçlenmesi değil. Yükselen petrol fiyatları küresel enflasyon riskini artırırken, yükselen tahvil getirileri de borçlanma maliyetlerini yukarı taşıyor. Daha pahalı para, küresel ekonomik büyümeyi ve dolayısıyla sanayi metallerine yönelik talebi tehdit ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa’da doğalgaz krizi büyüyor</span></h2>
<p>Enerji şokunun diğer ayağında Avrupa doğalgaz piyasası var. Hollanda TTF merkezinde doğalgaz fiyatları savaşın başladığı şubattan bu yana ilk kez 75 euro/MWh seviyesini aşarak 2023 başından bu yana en yüksek seviyeye çıktı Haziran sonunda 40 euro/MWh’nin altında bulunan fiyatların kısa sürede bu seviyelere yükselmesi, Avrupa’nın kış hazırlıklarına ilişkin endişeleri artırdı. Ağustosun son haftasında AB genelindeki depoların yalnızca yüzde 63’ünün dolu olması, piyasadaki tedirginliği daha da büyütüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/jeopolitik-sok-emtia-piyasasini-sarsti-86728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/8/1280x720/656-1788412639.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Washington-Tahran hattında yeniden yükselen tansiyon, enerji piyasalarından değerli metallere ve sanayi metallerine kadar küresel fiyatlamayı değiştirdi. Yükselen petrolün enflasyon ve faiz endişelerini tetiklemesi ise altın, gümüş ve bakır üzerinde satış baskısı yarattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donem-kari-yuzde-162-artarken-ortak-yuzde-5-payi-neden-satiyor-86727</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dönem kârı yüzde 162 artarken ortak yüzde 5 payı neden satıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hizmet sektöründe özsermaye kârlılığı pozitif, piyasa değeri 1 milyar TL üzerinde ve yılbaşından bu yana getirisi %30 barajını aşan 24 şirket bulunuyor. Sanel %100 özsermaye kârlılığıyla öne çıkarken, artan kârlılıkların arkasında büyümenin olup olmadığına bakılmalı.</strong></p>
<p>Borsada hizmet sektöründe yer alan firmalardan temel göstergeleriyle öne çıkan 24 şirket yatırımcının dikkatini çekiyor. Piyasa büyüklüğü 1 milyar TL üzerinde ve döviz girdisi olan firmalar arasında Akfen İnşaat %405 getiriyle ilk sırada yer alıyor. Özsermaye kârlılığında ise Sanel Mühendislik %100 ve Yeo Teknoloji %49 performansla sermayesini en iyi değerlendirenler olarak öne çıkıyor. Oranlar ilgi çekici olsa da sadece geçmiş getiriye ya da yüksek kârlılık oranlarına kapılmak yanıltıcı olabilir. İşlem yapmadan önce firmaların borçluluk ve nakit akışının incelemesi göz ardı edilmemeli.</p>
<h2>Ortak %5 payı satacak</h2>
<p>Sanel Mühendislik %100,78 özsermaye kârlılığı ile listeye girmeyi başaran şirketler arasında ilk sırada geliyor. Altı aylık dönemde gelirini %7 artıran şirket, dönem sonu kârını %162 büyüterek 113,6 milyon TL’ye çıkardı. Firmanın yüzde 15 ile en büyük ortağı, sermayedeki %5 payını satmak için SPK’ya başvurdu. Fiili dolaşımda bulunan hisse oranı ise %83,59 düzeyinde.</p>
<p>Yeo Teknoloji %49,58 özsermaye kârlılığıyla ikinci sırada yer alıyor. Yılın ilk yarısında satışlarını %48 büyüten şirket, esas faaliyet kârını %149 artırırken dönem sonunda 669,7 milyon TL ile kâra döndü. Yeo, Nahçıvan’da kurulacak olan batarya enerji depolama sistemi için Azerenerji ile 9,53 milyon dolarlık sözleşme imzalayarak potansiyelini koruyor.</p>
<h2>Geri aldıklarını elden çıkarıyor</h2>
<p>Akfen İnşaat yılbaşından bu yana %405 oranında prim yaparken listedekiler arasında getiri liderliğine sahip. Altı aylık dönemde gelirini %9 büyüttü; esas faaliyet kârını %42, dönem sonu kârını ise %46 düşürdü. Geri alım programından edindiği payları kademeli olarak elden çıkarıyor. Son olarak geçtiğimiz ağustosta 7 milyon adet pay sattı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a99016e7358e-1788412270.png" alt="" width="999" height="526" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FAALİYET KÂRI MI, NET KÂR MARJI MI?</strong></p>
<p><strong>Faaliyet kârlılığı</strong>; odaklanma, karşılaştırma, sürdürülebilirlik, finansman. Eksiklik, borç körlüğü, vergi dışlanması, yanılgı, fırsat kaybı.</p>
<p><strong>Net kâr marjı</strong>; nihai sonuç, temettü pusulası, bütüncül analiz, potansiyel, cazibe. Makyaj riski, gizleme, oynaklık, sürdürülebilirlik sorunu, illüzyon.</p>
<p><strong>Yeni hatlar yılın ikinci yarısı devreye alındı. Ciroya asıl katkısı seneye görülecek</strong></p>
<p>Kuzey Boru'nun Malatya'daki ilave yatırımının etkisi ne düzeyde olacak? ● Emre Şimşek</p>
<p>Emre, Kuzey Boru'nun 2024'te faaliyete geçirdiği Malatya CTP tesisinde gerçekleştirdiği kapasite artırımıyla ilgili ilave hatların kurulumunu haziranda tamamladı. Yeni hatların yılın ikinci yarısında devreye alınması nedeniyle yıl sonu finansallara etkisi sınırlı kalacak. Ancak önümüzdeki yıl itibarıyla tam olarak yansıması beklenen yıllık 40 milyon dolarlık ek ciro katkısı, üretimdeki ölçek ekonomisi sayesinde kârlılığı önemli ölçüde desteklemesi beklenmeli. Sabit giderlerin cirodaki payının düşmesiyle net kâr marjında iyileşme yaşanacak.</p>
<p><strong>Lüleburgaz'daki arazi satışından elde ettiği gelir konkordatoya ihtiyaç bırakmadı</strong></p>
<p>Akın Tekstil konkordato sürecinden neden çıktı? ● İsmail Gülgün</p>
<p>İsmail; Akın Tekstil, geçtiğimiz nisanda Lüleburgaz'daki arazinin şirkete ait yarı payını 251,9 milyon TL'ye sattı. Bedel altı aylık gelirinin üzerinde bir tutara denk geliyor. Elde edilen gelir, doğrudan konkordato sürecine kaynak olarak aktarıldı. Sağlanan bu finansmanla borçlarını yöneten şirketin bu olanakla konkordatodan vazgeçtiği söylenebilir. Temmuzda ise yine Lüleburgaz'da bulunan taşınmazın üzerine 15 milyon dolar ipotek tesis ederek kredi aldı. Akın Tekstil'in olağan faaliyetlerine dönebilmesi için gelirini artırabilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>PHI borsaya ağırlık vererek yıllık %30 getiri ile endekse paralel duruyor</strong></p>
<p>Piramit Portföy'ün yönettiği Hisse Senedi Fonu (PHI), Aralık 2024'ten bu yana işlem görüyor. Dört aydır yatayda dalgalı bir seyir izlenirken 14 Temmuz'dan itibaren gözlenen bir canlanma söz konusu. Martta büyüklüğü 43,3 milyon TL seviyesindeyken, nisanda hızla daraldı, sonrasında sınırlı da olsa artış gözleniyor. Ağustosta 7,08 milyon TL nakit girişi yaşanırken hacim şimdilerde 80,5 milyon TL oldu. Yatırımcısı, düşük sayılarla da olsa son iki ayda yükseliyor ve 133 kişiye çıktı. Temel stratejisi, fon varlıklarının ağırlıklı olarak borsada değerlendirilmesi üzerine kurulu. Portföyündeki ilk iki enstrüman %85,86 ile hisse senedi ve %9,08 ile yatırım fonları oldu. Volatiliteyi göze alabilen yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda %30 kazanç sağlarken, endeksin %26,05 performansının üzerinde duruyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Lider Faktoring, piyasadan TLREF + %4,25 faizle 110 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Lider Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 01.09.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 110.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,25 olarak belirlendi. 227 gün vadeli bono, aralıkta ve itfa tarihinde olmak üzere toplamda 2 kupon ödemesi yapacak. Bononun vade tarihi 16.04.2027 olarak açıklandı. 1 Eylül itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,78 seviyesinde bulunuyor. Verilen %4,25 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFLDFK42726 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a99013d25690-1788412221.png" alt="" width="983" height="236" /><strong>ARD GRUP BİLİŞİM</strong></p>
<p><strong>Tamamladığı 2 yeni EDS ile birlikte Özbekistan'daki sistem sayısını 8'e çıkardı</strong></p>
<p>ARD Bilişim'in Özbekistan'da faaliyet gösteren %60 bağlı iştiraki Ardtech, Kaşkaderya vilayetinde 2 Elektronik Denetim Sistemi (EDS) yatırımını tamamlayarak devreye aldı. EDS sisteminde, yapay zekâ destekli görüntü analizi, plaka tanıma ve mobil araçlarla anlık hız tespitleri yapılarak, trafik denetimi ve kontrolü sağlanacak. İştirakin yeni açılan noktalarla birlikte Özbekistan'da toplamda 8 eyalette EDS faaliyetlerini sürdüreceği belirtildi. Trafik denetimleri sonucunda kesilen cezalardan gelir ortaklığı modeliyle paylaşım yapılacak. Firmanın gelir ve kârı büyüyor.</p>
<p><strong>SARKUYSAN ELEKTROLİTİK</strong></p>
<p><strong>Avrupa pazarı için Bulgaristan'daki dolaylı iştirakine doğrudan ortak oluyor</strong></p>
<p>Sarkuysan, iştiraki Sar Makina'nın Bulgaristan'daki Sar Makina Bulgaria'nın sermayesine doğrudan ortak oluyor. Bu amaçla dolaylı iştirakin artırılacak sermayesine katılacak. Dolaylı iştirakin 2,55 milyon euroya çıkacak sermayesinde 1,27 milyon euro ödeyerek %50 pay sahibi olacak. Bu yatırımla birlikte Ar-Ge, mühendislik ve üretim yetkinliklerinin yurtdışına farklı ürün grubu ile taşınması ve daha geniş bir pazarda değerlendirilmesi amaçlanıyor. Yatırım, firmanın Avrupa pazarındaki müşterilerine hızlı yanıt vermesini ve lojistik maliyetlerini düşürmesini sağlayacak.</p>
<p><strong>SDT UZAY VE SAVUNMA</strong></p>
<p><strong>Savunma elektroniğinde 6,18 milyon dolarlık iki yeni siparişle gelirini büyüttü</strong></p>
<p>SDT Uzay ve Savunma, savunma elektroniği alanında hem yurt içi hem de yurt dışından yeni iş ilişkileri geliştiriyor. Yurt dışındaki bir müşteriden 4,78 milyon dolar, yurt içi müşteriden ise 1,4 milyon dolar olmak üzere toplam 6,18 milyon dolarlık sipariş aldı. İki işin toplam tutarı yıllık gelirinin %11,73'ü seviyesinde bulunuyor. Firmanın yıl içinde yaptığı iş bağlantılarının toplamı ise %67,12 düzeyinde. Alınan işlerin yurt içi teslimatları 2027'de, yurt dışı teslimatların ise 2027-2031 yılları arasında tamamlanması planlanıyor. Firmanın bakiye sipariş miktarı büyüyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Çates Elektrik ağustosun ikinci haftasından itibaren yükselirken fonlar satıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9901156d2d7-1788412181.png" alt="" width="296" height="243" />Çates Elektrik'te fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %38,19 ile toplamda 692,4 bin lot azalarak 1,12 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 9'dan 8'e geriledi. FNT fonu 695 bin lot ile en fazla satışı yaparken, SHU fonu 141,9 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hedef Portföy'ün FNT fonu güçlü satışı ile hissedeki payını sıfırlarken, Sparta Portföy'ün SHU fonu hissede ilk defa pozisyon açtı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donem-kari-yuzde-162-artarken-ortak-yuzde-5-payi-neden-satiyor-86727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dönem kârı yüzde 162 artarken ortak yüzde 5 payı neden satıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cift-cinin-girdisi-yuzde-54-artiyor-urunun-fi-yati-yerinde-sayiyor-86726</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Çiftçinin girdisi yüzde 54 artıyor, ürünün fiyatı yerinde sayıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2025 ve 2026 yıllarında açıklanan yaş çay, fındık, buğday, arpa , tarımsal girdi maliyetlerini motorin fiyatlarındaki artışla karşılaştırdı. Gürer, ortaya çıkan tablonun üretici açısından ciddi bir gelir kaybına işaret ettiğini belirterek, “Çiftçinin maliyeti ile ürününe verilen fiyat arasındaki makas giderek açılıyor. Üretici daha pahalıya üretiyor ancak ürününü maliyet artışının gerisinde kalan fiyatlarla satmak zorunda kalıyor” dedi.</p>
<p>2025 yılının 1 Eylül tarihinde 54 lira olan motorinin 1 Eylül 2026 tarihinde 83 liraya yükseldiğine dikkat çeken Gürer, motorindeki bir yıllık artışın yüzde 53,7 olduğunu belirtti. Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi'nin de on iki aylık ortalamalara göre yüzde 34,02 arttığını ifade eden Ömer Fethi Gürer, açıklanan ürün fiyatlarının birçok üründe bu artışların gerisinde kaldığını söyledi.</p>
<p><strong>Arpada dikkat çeken tablo</strong></p>
<p>Gürer, 2025 ve 2026 yılı arpa alım fiyatlarını karşılaştırarak, en dikkat çekici tablonun arpa üreticisinde ortaya çıktığını söyledi. 2025 yılında ton başına 11 bin lira olan arpa fiyatının 2026 yılında 12 bin 750 liraya olduğunu belirten Gürer, artışın bin 750 lira olduğunu ve artış oranının yalnızca yüzde 15,9'da kaldığını ifade etti.</p>
<p>2025 yılında makarnalık ve ekmeklik buğdayın ton fiyatının 13 bin 500 lira olduğunu belirten Gürer, 2026 yılında her iki buğday türü için fiyatın 16 bin 500 liraya olduğunu ifade etti. Gürer, “13 bin 500 liralık buğday fiyatı motorindeki yüzde 53,7'lik artış kadar yükselmiş olsaydı, ton fiyatının yaklaşık 20 bin 750 liraya ulaşması gerekirdi.</p>
<p>Açıklanan fiyat 16 bin 500 lira. Arada yaklaşık 4 bin 250 liralık bir fark var. Niğde kıraç alanda maliyet 20 lira kilo fiyatı geçiyor“ diye konuştu.</p>
<p><strong>Fındık da maliyetin altında </strong></p>
<p>Gürer, fındık fiyatlarında da maliyet artışlarının altında bir artış gerçekleştiğini belirtti. 2025 yılında Giresun kalite fındığın kilogram fiyatının 200 lira olduğunu, 2026 yılında ise 255 liraya çıkarıldığını ifade eden Gürer, artışın 55 lira ve oranının yüzde 27,5 olduğunu söyledi. Levant kalite fındığın ise 2025 yılında 195 liradan 2026 yılında 250 liraya çıkarıldığını belirten Gürer, burada da 55 liralık artış yapıldığını ve artış oranının yüzde 28.2 olduğunu ifade etti. Gürer, “Giresun kalite fındıkta artış yüzde 27,5, Levant kalite fındıkta yüzde 28,2. Bu artışlar ilk bakışta yüksek görünebilir. Ancak maliyetlerle karşılaştırıldığında tablo değişiyor. Tarımsal girdiler yüzde 34,02, motorin yüzde 53,7 artmış durumda” dedi. Gürer, “2025 yılında 200 lira olan Giresun kalite fındık, motorindeki yüzde 53,7'lik artış kadar artırılmış olsaydı bugün yaklaşık 307 lira olması gerekirdi” değerlendirmesi yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cift-cinin-girdisi-yuzde-54-artiyor-urunun-fi-yati-yerinde-sayiyor-86726</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/chp-gurer.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Çift çinin girdisi yüzde 54 artıyor, ürünün fi yatı yerinde sayıyor&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-yapay-zeka-ekonomisi-yolculugu-86725</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin yapay zekâ ekonomisi yolculuğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Fuar Merkezi’nde 9-10 Eylül 2026’da düzenlenecek GITEX Ai Türkiye 2026 etkinliğinin öncesinde, bu kadar konuşulan bu güncem maddesini daha iyi anlamak için Bilal Alrais ile yazılı bir soru cevap çalışması gerçekleştirdim. GITEX etkinliklerinin organizatörü <strong>inD’nin Teknoloji ve Dijital Portföyünün Büyümesinden Sorumlu Başkan Yardımcısı</strong> Alrais ile böyle bir çalışma yapmayı kabul etmemin nedeni, şu anda üniversite öğrencisi ve girişimci olan kuşaktan bir arkadaşın bir etkinlikte bana gelip, “Hocam, burada konuşanlar yapay zekâyı bir verimlilik aracı gibi görüyor. Yapay zekâ aslında bir büyüme aracı.” diye şikayet etmesinden kaynaklanıyor. Alrais’in büyüme ile ilgili bir yönetici olması ilgimi çekti ve yapay zekâ ile büyüme konusundaki sorularımı yönettim.</p>
<p>Konunun büyüme boyutu ile ilgili rakamsal veriler, Türkiye’nin yapay zekâ pazarının 2026 yılında 2,53 milyar ABD doları değerinde olduğu ve yıllık bileşik yüzde 27,3 büyüme oranıyla 2031’e kadar 13,71 milyar ABD dolarına ulaşacağı öngörüsünü barındırıyor. Alreis bu verileri Markets and Markets’ın raporuna atıfla aktarıyor. Markets and Markets’in web sitesinde ilgili sayfaya eriştiğinizde, ilgi çekici bir etkileşimle karşılaşıyorsunuz. Sohbet kutusu aracılığıyla online destek veren sayfada, karşımdaki kişinin yapay zekâ olmadığı ve gerçek insanla sohbet ettiğim belirtiliyor. Bu da daha başından bize yapay zekâ sistemlerini kurgularken insan ve yapay zekâyı doğru yere yerleştirmemiz gerektiği mesajını veriyor.</p>
<p>Bunu yapmak, Türkiye’nin yapay zekâ pazarının, dünyadaki diğer örneklerden pozitif ayrışan yüzde 27,3’lük büyüme oranı (beklenti) doğru hedefe ulaşmayı sağlamasına yardımcı olacaktır. Markets and Markets, Türkiye’nin büyüme potansiyeli konusunda, “Türkiye'nin yapay zeka pazarı; artan kurumsal dijitalleşme, teknoloji inovasyonuna yönelik devlet desteği ve finansal hizmetler, üretim ve e-ticaret sektörlerinde yapay zeka destekli çözümlere yönelik yükselen talep sayesinde 2031 yılına kadar olağanüstü bir büyüme kaydetmeye hazırlanıyor.” ifadesini kullanıyor.</p>
<p>Alrais ile yaptığımız soru cevabı aktarmadan önce Markets and Markets’ın halka açık içeriğinden biraz daha bahsetmek istiyorum. İsteyenler daha ayrıntılı bilgiye sahip olmak için ayrıntılı raporu da satın alabilir ya da başka ülkelerle ilgili raporlardan karşılaştırmalı analiz yaparak Türkiye’nin rekabet ortamında nasıl hareket etmesi gerektiği ile ilgili strateji oluşturabilir. Bizim gündemimiz bu değil.</p>
<p>Raporun Türkiye’nin yapay zekâ (AI) pazarının trend ve içgörüleri ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer alıyor.</p>
<ul>
<li>Bu oran, Türkiye'nin hızlanan dijital dönüşümünü ve işletmelerin yapay zeka teknolojilerini benimsemesini yansıtan yüzde 27,3'lük bir yıllık bileşik büyüme oranına (CAGR) karşılık gelmektedir.</li>
<li>Türkiye'nin Avrupa ile Asya arasında köprü kuran stratejik konumu ve teknoloji inovasyonuna yönelik artan devlet desteği, ülkeyi Avrupa yapay zeka ekosistemi içinde kilit bir büyüme merkezi haline getirmektedir. Türkiye yapay zeka pazarı; finansal hizmetler, sağlık, üretim ve e-ticaret dahil olmak üzere çeşitli sektörlerden gelen artan taleple beslenmektedir.</li>
<li>Türkiye'nin gelişen girişim ekosistemi ve yapay zeka alanındaki Ar-Ge yatırımları, 2026-2031 yılları arasında pazarın büyümesini hızlandırmaktadır.</li>
<li>Türkiye'deki işletmeler, operasyonel verimliliği ve rekabet avantajını artırmak amacıyla makine öğrenimi, doğal dil işleme ve otomasyon çözümlerini giderek daha fazla hayata geçirmektedir. Elverişli demografik yapı, teknolojiye yatkın genç nüfus ve genişleyen bulut altyapısı sayesinde Türkiye'nin yapay zeka pazarı büyümesi, Avrupa'daki birçok emsal ülkeyi geride bırakmaktadır.</li>
<li>2031'e kadar uzanan öngörü döneminde Türkiye'nin, hem yerel hem de uluslararası yapay zekâ yatırımlarını cezbederek bölgesel bir inovasyon merkezi olarak öne çıkması beklenmektedir.</li>
</ul>
<p>Bu aktarımı yaparken konunun ruhuna uygun olması için otomasyon kullanarak çeviriyi Google’ın çeviri aracı ile yaptım. İlk alıntıda olduğu gibi bundan sonraki alıntılarda da aynı yöntemi kullanacağım. Her ne kadar tartışmalarda yapay zekâya güven önemli bir konu olsa da, benim odağım yapay zekâyı tam otomatize sistemler içine yerleştirerek servisler oluşturmak ve stratejik kararları alırken insan ile yapay zekâyı birlikte çalıştırmaya dayanıyor. Bunun aksi yaklaşım, sistemde, insanın fiziksel yetersizliklerinden kaynaklanan eksiklikleri birer sıkışma noktası olarak karşımıza çıkaracaktır. Uyuması gereken insanın bir konuyu öğrenme ve anlaması için gereken sürenin yapay zekâya oranla kıyas kabul etmeyecek uzunlukta olması, insanı operasyonun içinde çok kısıtlı olarak kullanmamızı gerektiriyor. Tasarımlar yapılırken ise, insanın zamanını yapay zekânın hızı ile daha verimli bir kaynak haline getirmemiz gerekiyor.</p>
<p>Bu notu düştükten sonra, Türkiye pazarının genel görünümü ve pazar dinamikleri ile ilgili bölümleri aktarmak istiyorum. Genel görünüm konusunda yazılanlar şöyle:</p>
<p>Türkiye Yapay Zeka (AI) Pazarına Genel Bakış</p>
<p>Hızlı Pazar Genişlemesi: Türkiye'nin AI pazarının 2026’da 2.530,6 milyon ABD dolarından 2031’de 13.705,1 milyon ABD dolarına ulaşması ve yüzde 27,3'lük bir bileşik yıllık büyüme oranı (CAGR) göstermesi bekleniyor; bu da bölge genelinde işletmelerde AI kullanımında güçlü bir ivme olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Stratejik Coğrafi Konum: Türkiye'nin Avrupa ve Asya'yı birleştiren konumu, onu AI inovasyonu ve uygulaması için kritik bir merkez haline getiriyor, bölgeler arası teknoloji transferini mümkün kılıyor ve AI çözüm sağlayıcıları için benzersiz pazar fırsatları yaratıyor.</p>
<p>Dijital Dönüşümün Hızlanması: Türk işletmeleri, hükümetin dijitalleşme girişimleri ve özel sektörün modernizasyon çabalarıyla yönlendirilen operasyonel verimliliği, müşteri deneyimini ve rekabetçi konumlarını iyileştirmek için AI teknolojilerine giderek daha fazla yatırım yapıyor.</p>
<p>Küresel Büyümeyi Geride Bırakma: Türkiye'nin yüzde 27,3'lük CAGR'ı, bulut benimseme, fintech inovasyonu ve Türk iş dünyasını yeniden şekillendiren üretim otomasyonu girişimleriyle desteklenen güçlü yerel pazar dinamiklerini gösteriyor.</p>
<p>Google çeviri hizmeti yapay zekânın kısaltmasını YZ olarak yaptı; ben bunları AI’a çevirdim. Yüzdeleri, orijinal metinde olduğu gibi işaretle (%) gösteren çeviri hizmetine bunları yüzde olarak yazarak müdahale ettim. Bu tercihlerimi bir script yazarak otomatize edebilrdim ama benim tercihim az sayıda –yormayacak düzeyde- olanı değiştir ve çok değişiklik yapmak gerekirse –kendini yormadan- olduğu gibi bırak şeklinde. Çeviri servisinin, rakamla ifade ederken İngilizce ve Türkçede birbirinin zıttı nokta ve virgül kullanımı olduğunu dikkate alarak bunları düzeltmesi de takdirimi kazandı. Türkiye’de birçok gazeteci ve uzman bunun farkında değil. Diğer yandan Markets and Markets’ın milyon dolar kullanması, rakamları karışık hale getiriyor. Yapay zekâdaki ekonomik büyüklüklerin ulaştığı boyut düşünülürse, milyar dolara geçmekte yarar var. Burada konu etmediğimiz trilyon dolarlık piyasa değerleri söz konusu olduğundan işin içinden çıkılması mümkün değil. Bunları not düştükten sonra çeviriye devam.  </p>
<p>Pazar dinamikleri ile ilgili bölümle ilgili olarak da aynı şeyi yaptım. Sonuç şöyle:</p>
<p>Türkiye Yapay Zeka (AI) Pazar Dinamikleri</p>
<ul>
<li>Ülkenin Avrupa ve Asya pazarları arasında bir köprü görevi gören stratejik konumu, bölgesel operasyonlarını genişletmek isteyen AI tedarikçileri ve hizmet sağlayıcıları için benzersiz fırsatlar yaratmaktadır. Başlıca büyüme katalizörleri arasında bulut altyapı yatırımlarının genişlemesi, İstanbul ve Ankara'daki girişim ekosistemlerinin büyümesi ve müşteri hizmetleri otomasyonu ve iş zekâsında AI’ın benimsenmesinin hızlanması yer almaktadır.</li>
<li>Türk işletmeleri, rekabetçi farklılaşmada AI’ın değerini giderek daha fazla fark etmekte, bu da pazarı sürdürülebilir çift haneli büyüme için konumlandırmakta ve AI yeteneklerine ve yetenek geliştirmeye önemli miktarda yabancı ve yerli yatırım çekmektedir.</li>
<li>Son olarak da özet bölümünü aktarayım. Markets and Markets konuyla ilgili olarak akılda kalması gerekenleri şöyle özetliyor:</li>
<li>Türkiye'nin yapay zeka pazarı, küresel ortalama büyüme oranını önemli ölçüde geride bırakarak yüzde 27,3'lük bir Yıllık Bileşik Büyüme Oranı (CAGR) ile 2026'da 2.530,6 milyon ABD doları seviyesinden 2031'de 13.705,1 milyon ABD doları seviyesine yükselecektir.</li>
<li>Türkiye'nin stratejik coğrafi konumu ve genç nüfus yapısı, ülkeyi Avrupa genelinde yapay zeka inovasyonu ve yatırımları için cazip bir merkez haline getirmektedir.</li>
<li>Finans, sağlık, üretim ve e-ticaret sektörlerinde kurumsal düzeyde benimsenme, Türkiye'nin yapay zeka pazarındaki hızlı büyümesini tetiklemektedir.</li>
<li>Türkiye'nin gelişen girişim ekosistemi ve teknoloji geliştirmeye yönelik devlet destekleri, ülkeyi 2031 yılına kadar bölgesel bir yapay zeka inovasyon lideri konumuna taşımaktadır.</li>
</ul>
<p>Bunları not düştükten sonra soru-cevabı aktarmanın zamanı geliyor.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong> Otonom hareket edebilen yapay zekâ sistemlerinin (agentic AI) ve çıkarım yoluyla değer üretiminin öne çıktığı bu dönemde GITEX Ai’ı nasıl konumlandırıyorsunuz?</p>
<p><strong>Bilal Alrais:</strong> Yapay zekânın denendiği bir dönemden, somut değer yarattığı bir döneme geçiyoruz. İlerlemenin asıl ölçütü, kuruluşların yapay zekâdan yararlanarak verimliliği ne kadar arttırabildiği, yeni iş modelleri geliştirebildiği, hizmetlerini iyileştirebildiği ve ekonomik büyümeye katkı sağlayabildiği olacak. Otonom yapay zekâ sistemleri, kurumlarda ve farklı sektörlerde teknolojinin kendi başına üstlenebildiği görevlerin kapsamını genişleterek bu geçişi hızlandırıyor.</p>
<p>Türkiye’nin yapay zekâ pazarının 2026 yılında 2,53 milyar ABD doları değerinde olduğu ve yıllık bileşik yüzde 27,3 büyüme oranıyla <u>2031’e kadar 13,71 milyar ABD dolarına ulaşacağı</u> öngörülüyor. Bizim için GITEX Ai Türkiye, bu yeni aşamaya geçişi destekleyen bir platform. Invest in Türkiye ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile kurduğumuz iş birliği, bu vizyonun hayata geçirilmesinde temel bir rol oynadı. Bu kurumların yerel ekosisteme ilişkin bilgi birikimini, GITEX’in küresel teknoloji ağıyla bir araya getirdik. Birlikte, Türkiye’nin ve bölgenin küresel teknolojiye, sermayeye ve uzmanlığa erişimini güçlendiren; yapay zekânın benimsenmesini hızlandıran, yatırımları destekleyen ve yeni ticari fırsatların önünü açan bir platform oluşturuyoruz.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong>  Bu yeni ekonomide şirketlerin başarılı olabilmesi için gereken ölçek nasıl değişiyor? Büyük ölçekli işletmeler mi daha avantajlı, yoksa KOBİ’ler ve girişimler için de yer var mı?</p>
<p><strong>Bilal Alrais:</strong> Yapay zekâ, inovasyonu daha geniş kesimler için erişilebilir kılma potansiyeline sahip. Ölçek bir avantaj olmaya devam edecek, ancak rekabet gücünü belirleyen tek unsur olmayacak. İleri teknolojilere erişim kolaylaştıkça KOBİ’ler ve girişimler; çeviklikleri, uzmanlıkları ve pazardaki belirli sorunlara hızla çözüm geliştirme becerileriyle rekabet edebilecek.</p>
<p>Böylece büyük işletmelerin ölçekleriyle katkı sunduğu, girişimlerin inovasyona öncülük ettiği, KOBİ’lerin ise teknolojiyi farklı sektörlerde ve yerel pazarlarda fırsata dönüştürdüğü çok daha dinamik bir ekonomi ortaya çıkıyor. Her birinin bu yapıda kritik bir rolü var.</p>
<p>Bu yaklaşım, GITEX Ai Türkiye’nin de temelini oluşturuyor. Etkinlik; Google Cloud, AWS, Huawei, SAP, HPE/NVIDIA, ASUS, Schneider Electric ve Meta gibi küresel teknoloji liderlerini Trendyol, Türkiye Varlık Fonu ve Halkbank gibi Türkiye’nin önde gelen kuruluşlarıyla buluşturuyor. KOBİ’ler, girişimler, uluslararası yatırımcılar ve aralarında Antalya Teknokent, İTÜ ARI Teknokent ile Giresun Teknopark’ın da bulunduğu önde gelen teknoparklar da bu buluşmada yer alacak. Teknoloji ve sanayi kuruluşlarını, yenilikçi girişimleri ve yatırımcıları aynı çatı altında bir araya getiren etkinlik; iş birliklerinin kurulması, yatırımların arttırılması, yeni pazarlara erişim ve uluslararası büyüme için güçlü bir platform sunacak.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong> İkinci sorunun devamı olarak, KOBİ’ler ve girişimler yapay zekâ sistemlerini nasıl ve hangi bilgi ya da verilerle eğitiyor? Bu konuda nasıl bir yaklaşım benimsemeliler?</p>
<p><strong>Bilal Alrais:</strong> Yapay zekânın yön verdiği bir ekonomide veri ve sektörel uzmanlık, stratejik değer taşıyor. KOBİ’ler ve girişimler, küresel teknoloji şirketlerinin ölçeğine sahip olmayabilir. Ancak çoğu zaman en az bunun kadar değerli bir güçleri var: Müşterilerini, faaliyet gösterdikleri sektörleri ve pazara özgü sorunları yakından tanımaları.</p>
<p>Bu uzmanlığı giderek daha erişilebilir hâle gelen yapay zekâ olanaklarıyla birleştirmek, önemli fırsatlar sunuyor. Ancak bu sürecin temelinde güven olmalı. Verinin kalitesi, amaca uygunluğu, güvenliği ve sorumlu kullanımı, yapay zekâdan yararlanan işletmelerin başarısı ve güvenilirliği üzerinde giderek daha belirleyici olacak.</p>
<p>GITEX Ai Türkiye’de bu konular, tartışmanın ötesine geçerek uygulamaya taşınıyor. KOBİ’ler, konuya özel oturumlar ve atölyeler aracılığıyla yapay zekâ alanının önde gelen isimleri, veri uzmanları ve politika yapıcılarla doğrudan bir araya gelebilecek. Böylece yapay zekâyı sorumlu biçimde kullanma, yetkinliklerini geliştirme ve yeni teknolojilerden uzun vadeli ticari fayda ve rekabet avantajı sağlama konusunda uygulamaya dönük bilgiler edinebilecekler.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong> Son olarak, GITEX Ai’ın katılımcı firma ve ziyaretçi profilini paylaşabilir misiniz?</p>
<p><strong>Bilal Alrais:</strong> GITEX Ai Türkiye, teknoloji ekosisteminin tüm paydaşlarını İstanbul’da buluşturmak üzere tasarlandı. Etkinlikte 350’den fazla teknoloji şirketi ve girişim stant açacak; 100’ü aşkın konuşmacı ve toplamda 100 milyar ABD dolarının üzerinde varlığı yöneten 100’den fazla yatırımcı yer alacak. Teknoloji yöneticileri, şirketlerde karar alma yetkisine sahip profesyoneller, girişim kurucuları, yazılım geliştiriciler, kamu temsilcileri ve ekosistemin önde gelen isimleri de etkinliğe katılacak.</p>
<p>Etkinlik; yapay zekâ, bulut bilişim, veri merkezleri, siber güvenlik, finansal teknolojiler, akıllı üretim, e-ticaret, mobilite, sağlık teknolojileri, oyun ve kuantum teknolojileri gibi pek çok alanı kapsıyor.</p>
<p>Ancak etkinliğin asıl gücü, bu farklı kesimleri bir araya getirmesinden kaynaklanıyor. İnovasyonun gelişmesi için teknoloji şirketlerinin, yatırımcıların, sanayi kuruluşlarının ve politika yapıcıların birlikte hareket etmesi gerekiyor. Bu paydaşları Türkiye’de buluşturarak görüşmelerin iş birliklerine dönüştüğü, yenilikçi fikirlerin yatırımla buluştuğu ve teknolojinin ticari ve ekonomik fırsatlar yarattığı bir ortam oluşturmayı hedefliyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-yapay-zeka-ekonomisi-yolculugu-86725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin yapay zekâ ekonomisi yolculuğu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovp-artik-bir-temenni-metni-olmamali-86732</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP artık bir temenni metni olmamalı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP), 6 Eylül’de açıklanacak ve büyüme, enflasyon, istihdam ile diğer temel makro hedeflerin yol haritasını ortaya koyacak. Ancak OVP’yi sadece önümüzdeki üç yılın hedeflerini açıklayan belge olarak görmek eksik. Çünkü 2005’ten bu yana asıl bakılması gereken, konulan hedeflerin ne kadarının gerçekleştiği. Enflasyonda tabloya yıllar yerine dönemler halinde bakmak daha anlamlı.</p>
<p>İlk yıllarda hedeflerle gerçekleşmeler arasında belirgin farklar oluştu. 2006- 2008 döneminde OVP hedefleri yüzde 4-5 bandındayken enflasyon yüzde 8,4 ile 10,1 arasında seyretti. 2009’da küresel krizin etkisiyle hedef yüzde 7,5’e revize edildi ve enflasyon yüzde 6,5 ile bunun altında kaldı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a99087c17ed5-1788414076.png" alt="" width="497" height="294" />
<figcaption><strong>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek önümüzdeki pazar günü OVP'yi açıklayacaklar.</strong></figcaption>
</figure>
<p>2010’ların ilk yarısında enflasyon görece daha kontrollü olsa da hedefl er yine her zaman tutmadı. 2011’de yüzde 5,5 hedefe karşılık enfl asyon yüzde 10,4’e çıktı. Sonraki yıllarda kur ve maliyet baskıları belirginleşti. 2018’de Rahip Brunson kriziyle birlikte kurda yaşanan sert hareket enfl asyonu da yukarı çekti. Faiz politikasındaki tartışmaların yoğunlaştığı bu dönem, fiyat istikrarının yalnızca para politikasıyla değil, beklentiler ve kurla da ne kadar yakından bağlantılı olduğunu gösterdi.</p>
<p>2020’lerin başında ise pandemi, küresel emtia fiyatları, kur hareketleri ve ekonomi politikasındaki değişiklikler enflasyonu yeniden hızlandırdı. 2022’de yüzde 64,3’e çıkan TÜFE, 2023’te yüzde 64,8, 2024’te yüzde 44,4 oldu. 2025’te ise yüzde 30,9’a geriledi. Yani son dönemde bir düşüş var ama enflasyon hâlâ hedeflerin oldukça üzerinde. Büyümede de benzer şekilde küresel kriz, pandemi ve iç-dış finansal şoklar nedeniyle hedeflerden sapılan dönemler oldu. Ancak OVP’nin başarısını ölçerken dış şokların varlığını kabul etmek kadar, bu şoklara karşı hangi politikaların uygulandığına bakmak da gerekiyor. Bu nedenle yeni OVP’de yalnızca önümüzdeki üç yılın hedeflerine değil, geçmiş hedeflerin karnesine de bakmak gerekiyor. Hangi hedef tuttu, hangisi tutmadı ve neden?</p>
<p>OVP’nin gerçek bir yol haritasına dönüşmesi için geçmişle hesaplaşma şart. Hedefler değişebilir; ekonomi aynı koşullarda ilerlemiyor. Ama değişiyorsa nedeni açıkça anlatılmalı. Çünkü ekonomiye güven, yalnızca yeni hedef açıklamakla değil, eski hedeflerin ne kadarının tutturulduğunu göstermekle oluşuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovp-artik-bir-temenni-metni-olmamali-86732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP artık bir temenni metni olmamalı! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-icin-ikiz-donusum-neden-stratejik-86724</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title>  Türkiye için &#039;ikiz dönüşüm&#039; neden stratejik?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye yalnızca mevcut üretim yapısını korumaya çalışmak yerine, daha akıllı, daha verimli ve daha sürdürülebilir bir sanayi yapısına geçebilir. Bunun başarılması halinde Türk KOBİ’leri yalnızca mevcut pazarlarda kalıcı olmakla kalmaz, yeni pazarlara da daha güçlü biçimde girebilir.</strong></p>
<p>Türkiye’nin güçlü bir üretim altyapısı, geniş bir KOBİ tabanı ve önemli ihracat kapasitesi bulunuyor.</p>
<p>Ancak küresel rekabet giderek zorlaşıyor.</p>
<p>Düşük maliyetli üretim avantajı tek başına yeterli olmayabilir.</p>
<p>Türkiye’nin rekabet gücünü koruyabilmesi için üretimde teknoloji seviyesini yükseltmesi, enerji ve kaynak verimliliğini artırması ve ihracat pazarlarının sürdürülebilirlik beklentilerine uyum sağlaması gerekiyor.</p>
<p>Burada ikiz dönüşüm önemli bir fırsat sunuyor.</p>
<p>Türkiye yalnızca mevcut üretim yapısını korumaya çalışmak yerine, daha akıllı, daha verimli ve daha sürdürülebilir bir sanayi yapısına geçebilir.</p>
<p>Bunun başarılması halinde Türk KOBİ’leri yalnızca mevcut pazarlarda kalıcı olmakla kalmaz, yeni pazarlara da daha güçlü biçimde girebilir.</p>
<p>Ülkemiz için çok önemli olan KOBİ’lere katkıda bulunacak açık kaynaklardan yaralandığım yazımı bilgilerinize sunuyorum…</p>
<p><strong>İkiz dönüşümün temel bileşenleri</strong></p>
<p>Türkiye’deki işletmeler açısından ikiz dönüşümün temel bileşenlerini bir çatı altında topladığımızda karşımıza şu tablo çıkıyor:</p>
<p><strong>1-</strong> Dijital altyapı:</p>
<p>İşletmenin veriyi toplayabilmesi, saklayabilmesi ve kullanabilmesi.</p>
<p><strong>2-</strong> Veri ve yapay zekâ:</p>
<p>Veriyi anlamlı bilgiye ve doğru kararlara dönüştürmek.</p>
<p><strong>3-</strong> Otomasyon ve akıllı üretim:</p>
<p>Üretim süreçlerini daha hızlı, kaliteli ve verimli hale getirmek.</p>
<p><strong>4-</strong> Enerji verimliliği:</p>
<p>Daha az enerjiyle daha fazla üretim yapmak.</p>
<p><strong>5-</strong> Yenilenebilir enerji:</p>
<p>Fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmak ve temiz enerji kullanımını artırmak.</p>
<p><strong>6</strong>- Karbon yönetimi:</p>
<p>Emisyonları ölçmek, azaltmak ve yönetmek.</p>
<p><strong>7-</strong> Döngüsel ekonomi:</p>
<p>Kaynakların ve ürünlerin mümkün olduğunca uzun süre ekonomik sistem içinde kalmasını sağlamak.</p>
<p><strong>8-</strong> Sürdürülebilir tedarik zinciri:</p>
<p>Üretimin yalnızca işletme içinde değil, bütün değer zincirinde sürdürülebilir hale getirilmesi.</p>
<p><strong>9-</strong> Nitelikli insan kaynağı:</p>
<p>Çalışanların dijital ve yeşil becerilerinin geliştirilmesi.</p>
<p><strong>10-</strong> Siber güvenlik:</p>
<p>Dijitalleşen işletmenin verilerini ve üretim altyapısını korumak.</p>
<p><strong>11</strong>- Finansman:</p>
<p>Dönüşüm yatırımlarını doğru önceliklerle ve sürdürülebilir finansman modelleriyle gerçekleştirmek.</p>
<p><strong>12-</strong> Stratejik yönetim:</p>
<p>Dijitalleşme ve sürdürülebilirliği şirketin uzun vadeli rekabet stratejisinin merkezine yerleştirmek.</p>
<p><strong>Asıl hedef</strong>: Daha akıllı ve daha sürdürülebilir KOBİ</p>
<p>İkiz dönüşümün başarısını yalnızca satın alınan teknoloji sayısıyla ölçmek yanlış olacaktır.</p>
<p>Bir işletmenin yüzlerce sensörü olabilir ama veriyi kullanamıyorsa gerçek anlamda dijitalleşmiş sayılmaz.</p>
<p>Bir işletme güneş enerjisi yatırımı yapabilir ancak üretim süreçlerindeki kaynak israfını azaltmıyorsa yeşil dönüşümü tamamlamış sayılmaz.</p>
<p>Gerçek dönüşüm, teknolojinin ve sürdürülebilirliğin işletmenin bütün süreçlerine entegre edilmesiyle gerçekleşir.</p>
<p>Bu nedenle hedef; daha fazla teknoloji kullanmak değil, teknolojiyi daha doğru kullanmak; daha fazla yatırım yapmak değil, doğru yatırımı yapmak; daha fazla üretmek değil, daha az kaynakla daha fazla değer üretmektir.</p>
<p><strong>Sonuç: Geleceğin kazananı </strong><strong>dönüşümü yöneten olacak</strong></p>
<p>İkiz dönüşüm artık uzak bir gelecek senaryosu değildir.</p>
<p>Dijitalleşme ve yeşil dönüşüm bugün işletmelerin kararlarını etkileyen gerçek ekonomik unsurlar haline gelmiştir.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde rekabet yalnızca fiyat üzerinden gerçekleşmeyecek.</p>
<p>Hız, kalite, verimlilik, teknoloji kullanımı, enerji maliyetleri, karbon performansı, kaynak verimliliği ve sürdürülebilirlik de rekabetin temel unsurları olacaktır.</p>
<p>Bu süreç Türkiye’deki KOBİ’ler için hem önemli bir tehdit hem de büyük bir fırsattır.</p>
<p>Tehdit; dönüşümün dışında kalmak ve küresel rekabette geriye düşmektir.</p>
<p>Fırsat ise Türkiye’nin üretim gücünü dijital teknolojiler ve sürdürülebilirlik anlayışıyla birleştirerek daha yüksek katma değerli bir ekonomik yapıya geçebilmesidir.</p>
<p>Bunun için KOBİ’lerin beklemek yerine bugünden harekete geçmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Ancak bu hareketin rastgele değil, planlı olması şart.</strong></p>
<p>-Önce mevcut durum ölçülmeli.</p>
<p>-Sonra öncelikler belirlenmeli.</p>
<p>-Dijital altyapı güçlendirilmeli.</p>
<p>-Enerji ve kaynak kayıpları azaltılmalı.</p>
<p>-Çalışanların yetkinlikleri geliştirilmeli.</p>
<p>-Yapay zekâ ve otomasyon gibi teknolojiler işletmenin gerçek ihtiyaçlarına göre kullanılmalı.</p>
<p>Sürdürülebilirlik tedarik zincirine kadar yaygınlaştırılmalı.</p>
<p>-Ve bütün bu çalışmalar tek bir şirket stratejisinin parçası haline getirilmelidir.</p>
<p>-Çünkü artık geleceğin işletmesini yalnızca üretim kapasitesi tanımlamayacaktır.</p>
<p>-Geleceğin işletmesini; veriyi nasıl kullandığı, enerjiyi nasıl yönettiği, kaynakları ne kadar verimli kullandığı, çalışanlarını nasıl geliştirdiği, teknolojiye ne kadar hızlı uyum sağladığı</p>
<p>ve çevresel sorumluluğu nasıl rekabet avantajına dönüştürdüğü belirleyecektir.</p>
<p>Türkiye’nin KOBİ’leri bu dönüşümü doğru yönetebilirse, ikiz dönüşüm yalnızca bir zorunluluk olmaktan çıkıp Türkiye sanayisinin yeni büyüme motorlarından biri haline gelebilir.</p>
<p><em>Sonuçta mesele yalnızca dijitalleşmek ya da yeşilleşmek değildir.</em></p>
<p><strong>Asıl mesele</strong>, ikisini aynı anda başararak daha akıllı, daha verimli, daha dayanıklı ve daha rekabetçi bir Türkiye ekonomisi inşa etmektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-icin-ikiz-donusum-neden-stratejik-86724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/3/1280x720/kobi-1765863117.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[  Türkiye için &#039;ikiz dönüşüm&#039; neden stratejik? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/esnaf-ve-sanatkarlara-hazine-faiz-destekli-yatirim-ve-isletme-kredisi-86722</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Esnaf ve sanatkârlara Hazine faiz destekli yatırım ve işletme kredisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarımsal üretimin, esnaf ve sanatkârların desteklenmesi amacıyla, kamu sermayeli bankalar tarafından yürütülen faiz destekli kredi ve kâr payı destekli fon kullandırılması uygulamalarına ilişkin olarak çıkarılan ve 30.12.2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5570 sayılı “Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi ve Kâr Payı Destekli Fon Kullandırılmasına Dair Kanun” ile Cumhurbaşkanına tanınan yetkiler çerçevesinde alınan ve 27 Ağustos 2006 günkü Resmî Gazete'de yayımlanan 11648 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketince Esnaf ve Sanatkârlara Hazine Faiz Destekli Yatırım ve İşletme Kredisi Kullandırılmasına ilişkin usul ve esasları belirleyen düzenlemeler yapılmıştır.</p>
<p>Anılan <strong>Karar</strong>, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi (Banka) veya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde faaliyet gösteren Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi şubeleri tarafından <strong>kefalet olmaksızın doğrudan </strong>veya Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez Birliğine bağlı bölge birliklerine ortak olan Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri <strong>kefaletiyle</strong> esnaf ve sanatkârlara kullandırılacak <strong>yatırım</strong> ve <strong>işletme kredilerini</strong> kapsamaktadır.</p>
<p>Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez Birliğine (TESKOMB’a) bağlı bölge birliklerine ortak olan Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri (ESKKK) kefaletiyle veya kefaleti olmaksızın Bankaca veya KKTC’de faaliyet gösteren Banka şubelerince esnaf ve sanatkârlara kullandırılmış olup bakiyesi 1/1/2025-31/12/2027 tarihleri arasına (bu tarihler dâhil) devreden kredilere,</p>
<p>(b) 1/1/2025-31/12/2027 tarihleri arasında (bu tarihler dâhil) Banka kredi kullandırımına ilişkin usul ve esaslar çerçevesinde TESKOMB’a bağlı bölge birliklerine ortak olan ESKKK kefaletiyle veya kefaleti olmaksızın Bankaca veya KKTC’de faaliyet gösteren Banka şubelerince kullandırılacak kredilere,</p>
<p>esnaf ve sanatkâr kredilerine uygulanmakta olan cari faiz oranlarından <strong>aşağıda belirtilen oranlarda indirim </strong>yapılacaktır:</p>
<p><strong>1- 1/1/2025-31/12/2027 tarihleri arasında (bu tarihler dâhil) kullandırılacak krediler</strong> ile <strong>bakiyesi bu tarihler arasına devreden kredilere</strong> <strong>%50 faiz indirim oranı uygulanacaktır. (A</strong><em>yrıca, 2021 yılı öncesi kullandırılıp bakiyesi 2021 yılına devreden krediler için faiz tahakkuk tarihlerinde Bankanın kooperatif kredilerine özgü kaynak maliyetini dikkate alarak belirlediği cari faiz oranları ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu kredilere uygulanan faiz oranları arasında fark olması hâlinde esnaf aleyhine tahakkuk eden ilave faiz tutarı da, 31/12/2027 tarihine kadar Bakanlıkça karşılanacaktır.)</em></p>
<p><strong>2- (a)</strong> 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinde belirtilen, geleneksel, kültürel, sanatsal değeri olan kaybolmaya yüz tutan meslek kollarında (el dokuma işleri, bakır işlemeciliği, çini ve çömlek yapımı, sedef kakma ve ahşap oyma işleri, kaşıkçılık, bastonculuk, semercilik, yazmacılık, yorgancılık, keçecilik, lüle ve oltu taşı işçiliği, çarıkçılık, yemenicilik, oyacılık ve bu işlere benzerlik gösterdikleri Ticaret Bakanlığınca kabul edilen) faaliyet gösteren ve “Esnaf Vergi Muafiyet Belgesi” sahibi esnaf ve sanatkârlara,</p>
<p><strong>(b)</strong> 3308 sayılı Meslekî Eğitim Kanunu kapsamında, kredi başvuru tarihi itibarıyla en az 1 yıllık ustalık belgesine sahip olan ve ustalık belgesiyle ilgili meslek kolunda, son 1 yıl içinde kendi adına işletme kurduğunu belgeleyen girişimci esnaf ve sanatkârlara,</p>
<p><strong>(c)</strong> KOSGEB tarafından sağlanan hibe ve faizsiz kredi desteğinden yararlananlar hariç olmak üzere; 300.000 TL’ye kadar KOSGEB Geleneksel Girişimci Destek Programını ya da İleri Girişimci Eğitimini bitiren, başvuru tarihinde 35 yaşını tamamlamamış olan genç girişimci esnaf ve sanatkârlara,</p>
<p><strong>1/1/2025-31/12/2027 tarihleri arasında</strong> (bu tarihler dâhil) bu fıkra kapsamında <strong>bir defaya mahsus olmak üzere kullandırılacak krediler</strong> ile <strong>bakiyesi bu tarihler arasına devreden kredilere</strong> <strong>%100 faiz indirim oranı</strong> uygulanacaktır. <em>(Şartların birden fazlasının sağlanması durumunda yalnızca biri için %100 faiz destekli kredi kullandırılacaktır.)</em></p>
<p><strong>3-</strong> Banka ile protokol yapan ve bu kapsamda girişimcilik eğitim desteği ile uzun süreli danışmanlık ve mentorluk hizmetlerini sağlayan kuruluşların <strong>teknik destek programlarına katılan</strong> ve <strong>projeleri kuruluş tarafından onaylanan</strong> esnaf ve sanatkârlar, Bankaya başvurarak <strong>%60 oranında faiz destekli</strong> kredi kullanabileceklerdir.</p>
<p>Hazine faiz desteği ödemelerinden haksız olarak yararlandığı tespit edilen esnaf ve sanatkârlar, kredi kullandırım tarihinden itibaren <strong>5 yıl süreyle Hazine faiz destekli kredi uygulamasından yararlandırılmayacaklardır.</strong> Hazine faiz desteği ödemelerinden haksız olarak yararlanıldığının tespit edilmesi hâlinde esnaf ve sanatkârlar adına kredi kullandırım tarihinden itibaren ödenmiş olan Hazine faiz desteği tutarları 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre Banka tarafından Bakanlığa iade edilecektir.</p>
<p>Ertelenmiş, taksitlendirilmiş veya yapılandırılmış kredi borcu olup geri ödeme süreci devam eden esnaf ve sanatkârlara, <strong>vadesi/taksit vadesi geçmiş borcu bulunması durumunda</strong>, tasfiye olunacak alacaklar hesabında <strong>borcu bulunan</strong> esnaf ve sanatkârlara ise <strong>söz konusu borç tamamen ödenmeden bu Karar kapsamında kredi açılmayacaktır.</strong></p>
<p>Bu Karar kapsamında açılan kredilerin, vadesinde/taksit vadesinde ödenmemesi hâlinde, vade tarihinden/taksit vadesinden itibaren <strong>geciken tutarlar</strong> için Hazine faiz desteği tutarı hesaplanmayacak ve vade tarihinden/taksit vadesinden itibaren geciken tutarlar Banka mevzuatı çerçevesinde <strong>tahsil </strong>ve <strong>tasfiye edilecektir.</strong></p>
<p>Esnaf ve sanatkârların kredi kullandırımı sırasında en çok <strong>15 gün öncesine kadar bir tarihte alınmış yazı</strong> ile belgelendirilecek şekilde, vergi dairelerine 6183 sayılı Kanunun 22/A maddesi kapsamında <strong>vadesi geçmiş borcu</strong> ile <strong>sosyal güvenlik prim borcu</strong> <strong>bulunmaması</strong> veya <strong>borcun yeniden yapılandırılmış/taksitlendirilmiş olması</strong> ve <strong>yapılandırmanın/taksitlendirmenin bozulmamış olması</strong> şartı aranacaktır. <strong>Ancak bu şartın sağlanmaması durumunda aşağıdaki durumlardan biri uygulanırsa</strong> <strong>kredi kullandırımı yapılabilecektir:</strong></p>
<p>- Söz konusu borcun Hazine faiz desteği ile sağlanacak kredinin azami %25’ine denk gelecek tutarı (300.000 TL’yi aşmayacak şekilde) öncelikli olarak kişi adına Banka tarafından ilgili tahsil dairelerine hesaben yatırılır. Bu durumda indirim oranı %25 olacaktır.</p>
<p>- Bu kapsamda kullandırılacak kredilerde yukarıda 1 numaralı fıkrada belirtilen %50 faiz indirim oranı <strong>%40</strong>, 2 numaralı fıkranın (b) ve (c) bentleri kapsamına giren esnaf ve sanatkârlar için uygulanan %100 faiz indirim oranı <strong>%80</strong>, 3 numaralı fıkrada belirtilen %60 faiz indirim oranı <strong>%48</strong> olarak uygulanacaktır.</p>
<p>Ancak yukarıda 2 numaralı fıkranın (a) bendinde yer alan <strong>mesleklerde faaliyet gösteren esnaf ve sanatkârlara kullandırılacak kredilerde</strong> 31/12/2027 tarihine kadar (bu tarih dâhil) burada yer alan şartlar aranmayacaktır.</p>
<p>Başvuru tarihi itibarıyla son 3 yıl içinde, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının toplam 100.000 TL’nin üzerinde <strong>faiz ve/veya hibe desteği niteliğindeki desteklerinden faydalanan</strong> esnaf ve sanatkârlara bu Karar kapsamında aynı işletme için aynı konuda Hazine faiz destekli kredi kullandırılmayacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/esnaf-ve-sanatkarlara-hazine-faiz-destekli-yatirim-ve-isletme-kredisi-86722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Esnaf ve sanatkârlara Hazine faiz destekli yatırım ve işletme kredisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-yeni-donem-86721</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlarda yeni dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yeni dönemde yatırımcının sadece “hangi fon daha çok kazandırdı?” sorusuna bakması yeterli olmayacak. Asıl soru şu olacak: Bu getiri nasıl üretildi ve yeni kurallar altında sürdürülebilir mi? Bundan sonra yalnızca getiri sıralamasına değil, getirinin kaynağına ve para akışına bakmak gerekecek.</strong></p>
<p>Yatırım fonları piyasasında uzun süredir beklenen düzenleme sonunda geldi. Son dönemde “fon piyasası bu hızla büyümeye devam ederken mevcut kurallar yeterli mi?” sorusu sık sık tartışılıyordu. Cuma günü açıklanan yeni düzenlemeler bu soruya oldukça kapsamlı, bazı alanlarda da beklediğimizden daha sert bir cevap verdi.</p>
<p>Aslında buraya nasıl geldiğimizi hatırlamak önemli. Son birkaç yılda yatırım fonlarının büyüklüğü, yatırımcı sayısı, fon çeşidi ve portföy yönetim şirketi sayısı çok hızlı arttı. Büyüme, beraberinde yeni ürünler ve yatırımcı açısından önemli fırsatlar getirdi. Ancak aynı zamanda özellikle bazı serbest fonlarda birkaç hissede oluşan yoğunlaşmalar, düşük likiditeli hisselerde fonların giderek artan payı ve para piyasası fonlarında ek getiri üretmek amacıyla kullanılan bazı işlemler yeni risk alanları oluşturdu. Düzenlemenin temel gerekçesini yalnızca “fon getirilerini düşürmek” olarak okumamak gerekiyor. Asıl amaç yoğunlaşma, likidite ve karşı taraf risklerini azaltarak daha şeffaf ve sürdürülebilir bir fon piyasası oluşturmak.</p>
<p>Üstelik mesele yalnızca içeride tartışılan risklerden ibaret değil. Özellikle endeks sağlayıcılarının fiili dolaşım, fon sahiplikleri ve fiyat oluşumu konusunda dile getirdiği riskler son dönemde daha görünür hâle gelmişti. Yeni düzenlemede fiili dolaşıma bağlı sahiplik sınırlarının, aynı yönetici ve tek kurucu altındaki fonların toplu pozisyonlarının ve ilişkili taraf yatırımlarının daha sıkı kontrol edilmesi bu açıdan önemli. Bu adımlar Türkiye piyasasına yönelik endeks sağlayıcıları kaynaklı riskin azalmasına katkı sağlayabilir.</p>
<p><strong>Serbest fonlar artık eskisi kadar serbest olmayacak</strong></p>
<p>Düzenlemenin bana göre en önemli sonucu serbest fonlarda ortaya çıkacak. Serbest fonların en önemli özelliği, klasik yatırım fonlarına göre daha geniş hareket alanına sahip olmalarıydı. Fakat son dönemde bu esneklik bazı fonlarda birkaç hisseye çok yüksek ağırlık verilmesi şeklinde kullanılmaya başladı.</p>
<p>Yeni yapıda fon portföyünün yüzde 5'inden fazlasını oluşturan büyük pozisyonların toplamı yüzde 20'yi geçemeyecek. Bunun yanında tek bir serbest fonun bir şirketin fiili dolaşımdaki hisselerinin ne kadarına sahip olabileceği de şirketin fiili dolaşım oranına göre sınırlandırılıyor. Daha önemlisi, aynı yöneticinin yönetimindeki tek bir kurucuya ait fonların toplam sahipliği de ayrıca kontrol ediliyor.</p>
<p>Bunun sonucu açık: Son dönemde gördüğümüz “birkaç hisseye yoğunlaş, hisse yükseldikçe fon getirisi artsın, yüksek getiri yeni para çeksin ve yeni para tekrar aynı hisselere yönelsin” döngüsünün aynı ölçekte devam etmesi zorlaşacak. Düzenlemenin hedef aldığı temel risklerden biri de bu yoğunlaşma ve bunun yaratabileceği likidite sorunu.</p>
<p>Bu, aynı zamanda fon getirilerinde de bir normalleşme anlamına gelebilir. Tabii ki yönetime ve hisse seçimlerine bağlı olarak ayrışan, yüksek getirili fonlar yine olacaktır ancak birkaç düşük likiditeli hissede çok büyük pozisyon alarak endekslerden dramatik şekilde ayrışmanın alanı daralıyor. Bundan sonra portföy yöneticisinin hisse seçimi, bilanço analizi, sektör seçimi ve zamanlama becerisi yeniden daha fazla önem kazanabilir. Son bir yıldaki kadar sadece momentumun değil, değerlemenin de tekrar masaya geldiği bir döneme geçebiliriz.</p>
<p><strong>BIST 30'a açık bir pozitif ayrımcılık var</strong></p>
<p>Burada düzenlemenin en ilginç sonuçlarından biri ortaya çıkıyor. Serbest fonlara getirilen yoğunlaşma sınırlamalarında BIST 30 hisseleri önemli ölçüde istisna tutuluyor.</p>
<p>Bu nedenle yeni düzenleme aynı zamanda fonları büyük, likit ve derinliği daha yüksek hisselere yönlendiren bir yapı oluşturuyor. BIST 30 dışında bir hissede yüzde 5'in üzerinde büyük pozisyon oluşturmanın maliyeti ve kısıtı artarken, BIST 30 tarafında hareket alanı daha geniş kalıyor. Bu durum önümüzdeki aylarda serbest fon portföylerinde BIST 30 ağırlığının yükselmesine neden olabilir.</p>
<p>Üstelik uyum tek seferde yapılmayacak. Limit üzerindeki pozisyonlar ekim, kasım ve aralık aylarında kademeli olarak azaltılacak. Dolayısıyla BIST 30'a olası yönelimi bir günde gerçekleşecek büyük bir para hareketinden ziyade yıl sonuna yayılan bir portföy dönüşümü olarak düşünmek daha doğru.</p>
<p>Bu noktada Borsa İstanbul açısından başka bir konu da önem kazanıyor: BIST 30'a giriş kriterleri. Eğer mevzuat BIST 30 şirketlerini fonlar açısından bu kadar avantajlı hâle getiriyorsa, hangi şirketlerin bu endekse girebildiği ve endeksin likidite/fiili dolaşım kriterleri de eskisinden daha önemli olacak.</p>
<p><strong>Düzenlemenin kazananlarından biri tahvil olabilir</strong></p>
<p>Para piyasası fonları tarafında ise biraz farklı bir dönüşüm var.</p>
<p>Son dönemde yatırımcılar aynı kategorideki para piyasası fonlarının getirilerinin neden birbirinden bu kadar farklı olduğunu sık sık soruyordu. Bunun önemli nedenlerinden biri, bazı fonların pay repo ve Borsa İstanbul Para Piyasası gibi alanları daha aktif kullanarak ek getiri üretmesiydi.</p>
<p>Yeni teminat ve merkezi takas kuralları bu alanı daha sıkı hâle getiriyor. Bunun sonucu olarak yüksek getiri üreten bazı para piyasası fonlarının ekstra avantajının azalması ve fon getirilerinin birbirine yaklaşması mümkün. Daha basit ifadeyle, para piyasası fonlarında önümüzdeki dönemde yönetim tekniğinden kaynaklanan ekstra getiri biraz törpülenebilir. Bu değişikliklerin arkasında ise getiriye müdahâleden çok likidite ve karşı taraf riskini azaltma amacı bulunuyor.</p>
<p>Daha önemli bir başka değişiklik serbest para piyasası fonlarında. Bu fonların şirketler tarafından tercih edilmesinin nedenlerinden biri portföylerinde devlet tahvili taşımak zorunda olmamalarıydı. Yeni düzenlemeyle para piyasası ve kısa vadeli serbest fonlar da belirli sınırlar altında DİBS veya Hazine Varlık Kiralama AŞ kira sertifikası taşıyacak.</p>
<p>Bu, doğrudan tahvil talebi yaratabilecek bir değişiklik. Özellikle enflasyonun gerilediği ve faiz indirimi beklentilerinin güçlendiği bir konjonktürde, fon düzenlemesinden kaynaklanacak ilave tahvil talebi borçlanma araçları ve bu araçları taşıyan fonlar için destekleyici olabilir. Bu nedenle düzenlemenin dolaylı kazananlarından biri borçlanma araçları fonları olabilir.</p>
<p><strong>Bundan sonra yatırımcı neye bakmalı?</strong></p>
<p>Sonuç olarak yeni dönemde yatırımcının sadece “hangi fon daha çok kazandırdı?” sorusuna bakması yeterli olmayacak. Asıl soru şu olacak: <strong>Bu getiri nasıl üretildi ve yeni kurallar altında sürdürülebilir mi?</strong></p>
<p>Özellikle önümüzdeki birkaç ay bu sorunun cevabını verecek önemli bir geçiş dönemi olacak. Çünkü limit üzerindeki pozisyonların azaltılması için ekim, kasım ve aralık aylarına yayılan kademeli bir takvim var. Dolayısıyla fonların yeni düzenlemeye nasıl uyum sağlayacağını tek bir ayın portföy dağılımına bakarak değerlendirmek doğru olmayacak. Fonların hangi hisselerde ağırlık azalttığı, bu yoğunlaşmayı hangi hisseler veya varlıklarla dağıttığı ve yeni yapının ne kadar çeşitlendiği yakından izlenmeli.</p>
<p>Burada bir başka kritik gösterge de fonlara gelen ve fonlardan çıkan para olacak. Çünkü bir fon hem portföyündeki yoğunlaşmayı azaltmaya çalışırken hem de güçlü para çıkışıyla karşılaşırsa, yapmak zorunda olduğu satışın boyutu büyüyebilir. Tersi durumda, para girişi devam eden bir fon yeni parayı BIST 30 hisseleri, daha likit hisseler veya farklı varlıklar arasında dağıtarak uyumu daha rahat sağlayabilir.</p>
<p>Bu nedenle yatırımcı için önümüzdeki dönemde üç veri daha önemli hâle geliyor: Fonun para giriş-çıkışı, portföy dağılımındaki haftalık ve aylık değişim ile yoğunlaşmanın hangi hisselerden hangi hisselere kaydığı. Özellikle TEFAS'taki serbest fonların haftalık portföy dağılım raporlarını açıklayacak olması bu geçişi daha yakından takip etme imkânı verecek.</p>
<p>Kısacası bundan sonra yalnızca getiri sıralamasına değil, <strong>getirinin kaynağına, para akışına ve portföyün yeni kurallara nasıl uyum sağladığına</strong> bakmak gerekecek. Yeni fon düzenlemesinin yatırımcı açısından en önemli sonucu belki de bu olacak: Geçmiş performansın yanında, performansın sürdürülebilirliği daha fazla sorgulanacak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Portföy yönetim sektöründe insan kaynağı dönemi</strong></span></p>
<p>Düzenlemenin belki yatırımcının daha az gördüğü ama sektör açısından en yapısal sonucu ise portföy yönetim şirketlerinde yaşanacak. Serbest fon sayısının portföy yöneticisi sayısıyla ilişkilendirilmesi, her fonda sorumlu portföy yöneticisinin daha net tanımlanması, büyük pozisyonlarda araştırma raporu ve genel müdür onayı aranması, risk yönetimi ve raporlama yükümlülüklerinin artması sektörün insan kaynağı ihtiyacını büyütecek.</p>
<p>Bu nedenle önümüzdeki yıllarda yalnız portföy yöneticisi değil, risk yönetimi, operasyon, iç kontrol ve araştırma tarafında nitelikli personel ihtiyacının ciddi biçimde artacağını düşünüyorum. Diğer taraftan yükselen sermaye ve organizasyon maliyetleri özellikle küçük ve butik portföy yönetim şirketleri açısından daha zorlayıcı olabilir. Bu da sektörde yeni girişlerin azalması, bazı oyuncuların birleşmesi veya satın alınması gibi bir konsolidasyon sürecini beraberinde getirebilir. Sermaye bariyeri şirket sayısını azaltabilir ama düzenlemenin organizasyonel yükü nedeniyle nitelikli personel ihtiyacı aynı anda artabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-yeni-donem-86721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/1/1280x720/56-1788411335.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fonlarda yeni dönem ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kkm-deneyimizden-cikarilan-dersler-86720</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM deneyimizden çıkarılan dersler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye ekonomisinin Kur Korumalı Mevduat serüveni nihayet sona erdi. BDDK verilerine göre KKM hesaplarının bakiyesi geçen hafta itibarıyla sıfırlandı. Yılbaşında 6,5 milyar lira olan bakiye, bir hafta önce 4 milyon liraya kadar inmişti. Yaklaşık beş yıl önce ekonominin en kritik sorunlarından birine çözüm olarak devreye alınan KKM artık bankacılık sisteminin bilançosunda yok.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in ifadesiyle “koşullu yükümlülük olan KKM'den çıkış süreci” başarıyla tamamlandı.</p>
<p>Gerçekten de bu gelişme ekonomi programı açısından önemli bir kilometre taşı; şimdi ise muhasebe zamanı. Çünkü KKM'yi anlamadan Türkiye'nin son beş yıllık ekonomi politikasını anlamak mümkün değil. KKM'yi neden çıkardığımızı ve neden sonunda kurtulmaya çalıştığımızı anlamadan, gelecekte benzer bir uygulamaya yeniden ihtiyaç duyup duymayacağımızı da bilemeyiz.</p>
<p>KKM'nin doğduğu koşulları hatırlayalım.</p>
<p>2021'in sonlarına doğru Türkiye ekonomisi ciddi bir güven ve kur şokuyla karşı karşıyaydı. Merkez Bankası politika faizini indiriyor, buna karşılık enflasyon hızla yükseliyor, TL'nin reel getirisi düşüyor ve tasarruf sahibi dövize yöneliyordu. Kur yükseldikçe enflasyon beklentileri bozuluyor, enflasyon yükseldikçe TL'de kalmanın maliyeti artıyor, bu da yeni bir döviz talebi yaratıyordu. Bir kısır döngü oluşmuştu.</p>
<p>KKM işte bu döngüyü kırmak için devreye sokuldu. Ekonomi yönetimi bir yandan faizleri düşürmek isterken diğer yandan TL'nin değer kaybını durdurmak gibi birbirleriyle çelişen iki hedefi aynı anda gerçekleştirmeye çalışıyordu. Böyle bir ortamda tasarruf sahibine “TL'de kal, eğer kur artışı mevduat faizini aşarsa aradaki farkı kamu karşılayacak," denildi.</p>
<p><strong>KKM işe yaradı ama ...</strong></p>
<p>Kriz anında etkili oldu mu? Evet oldu. Döviz talebinin ve kur üzerindeki paniğin azalmasına yardımcı oldu. Döviz bozdurulup TL'ye dönüldü, kurdaki panik dindi. Finansal sisteme zaman kazandırdı. O günün koşullarında ekonomi yönetiminin elindeki seçeneklerden biri olarak işlev gördü. Kriz anında yangının büyümesini engelledi. Ama yangını söndürmenin de bir bedeli vardı.</p>
<p>Bir politikanın ya da enstrümanın kısa vadede işe yaraması, onun iyi bir uzun vadeli politika veya araç olduğu anlamına gelmez. KKM'nin temel sorunu da buydu.</p>
<p>Kur riskini ortadan kaldırmadı. Riski başka bir yere taşıdı. Mevduat sahibinin kur riskinin önemli bir bölümünü kamu üstlendi. Buradaki kritik kelime Şimşek'İn açıklamasında da yer alan “koşullu yükümlülük”tü. Kur yükseldiğinde mevduat sahibine yapılacak ödeme Hazine ve Merkez Bankası açısından ciddi bir maliyet yaratabiliyordu. Nitekim KKM'nin kamuya ve dolayısıyla topluma getirdiği toplam yükün on milyarlarca dolarla ifade edildiği bir dönem yaşandı. Kur yükseldiğinde oluşabilecek maliyet Hazine ve Merkez Bankası kanalıyla kamu bilançosuna yansıdı. Özel sektörün taşıdığı risk bir ölçüde toplumun ortak riskine dönüştü. </p>
<p>Bu nedenle KKM'yi basitçe bir mevduat ürünü olarak görmek yanlış olur. KKM aynı zamanda kamu tarafından verilmiş bir kur garantisiydi.</p>
<p>Üstelik bu mekanizma para politikasının temel problemini de çözmedi. Çünkü insanların TL'de kalması için asıl ihtiyaç duyulan şey kur garantisi değil, TL'nin güvenilir ve öngörülebilir bir tasarruf aracı olmasıydı.</p>
<p>Bir tasarruf sahibine “Kur yükselirse seni korurum” demek başka, “TL'de kalırsan enflasyon karşısında paranı koruyabilirsin” diyebilmek başka.</p>
<p>Bir de kalıcı liralaşma meselesi vardı.  Türkiye'nin KKM deneyiminde belki de en önemli ders burada yatıyor. Liralaşma, KKM bakiyesinin büyümesi değildir. Liralaşma, insanların kamu garantisine ihtiyaç duymadan TL'yi tercih etmesidir.</p>
<p>Bu nedenle KKM'nin sıfırlanması tek başına yeterli bir başarı göstergesi olmamalı. KKM'den çıkan paranın nereye gittiği ve bundan sonra tasarruf sahibinin neden TL'de kalacağı daha önemli. Burada da yeniden para politikası öne çıkıyor.</p>
<p><strong>KKM'yi yaratan nedenler</strong></p>
<p>KKM'nin ortaya çıkmasının temel nedenlerinden biri, faiz aracının o dönemde yeterince kullanılmamasıydı. Yani para politikasının çalışmamasıydı. Oysa bir ekonomide TL'ye yönelik talebi artırmanın en doğrudan araçlarından biri faizdir.</p>
<p>Normal koşullarda 2021 Aralık ayında karşıllaşılan sorunun daha doğrudan bir çözümü vardı. Para politikasını sıkılaştırmak, yani politika faizini artırmak ve TL'yi yeniden cazip hale getirmek. Ancak o dönemde bu yol tercih edilmedi. Bunun yerine, mevduat sahibine kur artışı karşısında bir tür güvence veren KKM devreye sokuldu. Politika faizini artırmak elbette maliyetsiz değildir. Ekonomik büyüme ve kredi kanalı üzerinde baskı yaratabilir. Fakat faiz aracını kullanmaktan kaçınmanın da maliyeti vardır.</p>
<p>KKM bunun en çarpıcı örneğiydi. Faizle çözülmeyen problem, daha karmaşık bir finansal mekanizma ile çözülmeye çalışıldı. Sonuçta politika faizi yerine kur garantisi, doğrudan maliyet yerine koşullu maliyet, para politikası yerine kısmen kamu bilançosu kullanılmış oldu.</p>
<p><strong>KKM problemi çözmedi, zaman kazandırdı</strong></p>
<p>"Bir problemi ortadan kaldırmadan başka bir bilançoya taşırsanız, problemi çözmüş olmazsınız." İşte KKM bize ekonomi politikasının bu temel kuralını hatırlattı. </p>
<p>Üstelik KKM yalnızca kamu maliyesi açısından değil, finansal sistem açısından da önemli bir deney oldu. Bankalar önce müşterilerini KKM'ye yönlendirdi, daha sonra KKM'den çıkış hedefleriyle müşterileri standart TL mevduata döndürmeye çalıştı. Böylece bankacılık sistemi, ekonomi politikasındaki yön değişikliklerinin doğrudan uygulama alanına dönüştü.</p>
<p>Bu da bize politika istikrarının önemini gösteriyor. Finansal sistem, sürekli değişen ve bir dönem teşvik edilen bir ürünü ertesi dönem tasfiye etmeye zorlandığında kaynak tahsisi bozuluyor, fiyatlama mekanizması zayıflıyor ve piyasa aktörlerinin geleceğe ilişkin öngörüsü azalıyor.</p>
<p>Türkiye'nin bundan çıkaracağı ders, “Bir daha KKM gibi bir araç kullanmayalım”dan daha geniş olmalı.</p>
<p>Asıl ders, ekonomiyi KKM'ye muhtaç hale getiren koşulları bir daha yaratmamak. Bunun için düşük ve öngörülebilir enflasyon gerekiyor. Para politikasının güvenilirliği gerekiyor. Maliye politikasının para politikasını desteklemesi gerekiyor. Merkez Bankası'nın gerektiğinde faiz aracını kullanabileceğine ilişkin güven gerekiyor. Rezervlerin sürdürülebilir biçimde güçlendirilmesi ve finansal sistemin piyasa mekanizması içinde çalışması gerekiyor. Ekonominin temel dengeleri bozulduğunda, bunları finansal mühendislik yoluyla sonsuza kadar telafi etmek mümkün değil. Kur baskısını mevduata garanti vererek, enflasyonu fiyat kontrolleriyle, rezerv sorununu çeşitli bilanço operasyonlarıyla, güven sorununu yeni finansal ürünlerle kalıcı biçimde çözemezsiniz.</p>
<p>Bunların hepsi kriz anında zaman kazandırabilir. Fakat zaman kazanmak ile problemi çözmek aynı şey değildir.</p>
<p><strong>DÇM'den KKM'ye</strong></p>
<p>Türkiye'nin hafızasında KKM'den önce DÇM'ler vardı. 1960'larda döviz sıkıntısını aşmak amacıyla uygulanan Dövize Çevrilebilir Mevduatlar da başlangıçta bir çıkış yolu olarak görülmüş, zaman içinde ağır bir maliyete dönüşmüştü. DÇM ile KKM elbette aynı şey değil. Ama ikisinin ortak bir uyarısı var. Makroekonomik sorunlar uzun süre ertelendiğinde, sonunda olağanüstü finansal çözümler devreye giriyor.</p>
<p>Turgut Özal'ın DÇM'lerin ardından söylediği “İnşallah gençlerimiz bundan ders alır” sözü bu nedenle bugün de anlamlı. İşte benim KKM deneyimimizden çıkardığımız dersler:</p>
<p>- Para politikasının yerini hiçbir finansal ürün tutamaz. Merkez bankasının temel görevi fiyat istikrarını sağlamak, bunun için de gerektiğinde faiz aracını kararlı ve öngörülebilir biçimde kullanmaktır. Faizi kullanmaktan kaçınıp onun yerine daha karmaşık mekanizmalar kurulduğunda, maliyet çoğu zaman daha sonra ve daha yüksek biçimde karşımıza çıkar.</p>
<p>- Kamu tarafından verilen her garanti aslında bir risk transferidir. Bir kesimi kur riskinden koruduğunuzda, o risk ortadan kaybolmaz; başka bir bilançoya geçer. KKM'de de olan buydu.</p>
<p>- TL'ye güven, mevzuatla veya kampanyayla değil, istikrarlı ekonomi politikasıyla kazanılır. Tasarruf sahibinin “Paramı TL'de tutarsam enflasyon karşısında erir miyim?” sorusuna güvenilir bir cevap veremiyorsanız, hangi finansal ürünü çıkarırsanız çıkarın dolarizasyon sorununu kalıcı biçimde çözemezsiniz.</p>
<p>- Kriz anında alınan olağanüstü önlemler, olağan ekonomi politikasına dönüşü geciktirmemeli. KKM başlangıçta yangını söndürmek için kullanılabilecek bir araçtı. Asıl hata, yangın söndürüldükten sonra bu aracı ekonominin kalıcı bir parçası haline getirmek olurdu.</p>
<p>Kısacası; KKM artık yok. İyi bir haber ama bundan daha önemli olan, KKM'nin neden ortaya çıktığını unutmamak. Şimdi Türkiye'nin önündeki asıl hedef, TL'ye güveni garantiyle değil, ekonomi politikasının kendisiyle yeniden inşa etmek. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kkm-deneyimizden-cikarilan-dersler-86720</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KKM deneyimizden çıkarılan dersler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/soguma-dezenflasyon-icin-yeterli-mi-86719</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Soğuma dezenflasyon için yeterli mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TCMB’nin dezenflasyon programının temelinde ekonominin soğutulması yatıyor. Bu nedenle gelen her veriyi bu yönüyle tartmak ve ekonomideki soğumanın üreticilerin fiyatlama gücünü ne ölçüde zayıflattığını ölçmek gerekiyor. 13 Ağustos’ta açıklanan 3. Enflasyon Raporu’nda bu sene ekonomideki çıktı açığının sene sonuna kadar giderek artacağı ve sene sonunda gelinen düzeylerin yaklaşık 1 sene korunacağı öngörüsü yer alıyordu. Böyle baktığımızda açıklanan 2. çeyrek millî gelir verilerinin bu senaryoyla az buçuk tutarlı olduğu söylenebilir. (Zaten TCMB de asıl yavaşlamanın 3. çeyrek ve sonrasında görüleceğine vurgu yapıyor.)</p>
<p>Kısaca irdelersek ilk çeyrekteki %2,6’lık büyüme sonrasında 2. çeyrekte GSYH’nin %2,3 arttığı görülüyor. Ancak, her ne kadar ilk çeyreğe göre büyüme oranında görünüşte bir gerileme söz konusuysa da geçen senenin aynı döneminde büyüme oranının yüksek olmasının (%4,8) yarattığı bir baz etkisi de söz konusu. Nitekim, GSYH ilk çeyreğe göre %1,1 oranında artmış vaziyette. Ancak, Türkiye’nin potansiyel büyüme oranını %4,5 civarında düşünürsek, %2,3 oranı bunun altında ve belirgin bir çıktı açığı söz konusu. (Öte yandan, hem Türkiye’nin millî gelirinin artmış olması hem de nüfus artış hızının düşmesi nedeniyle potansiyel büyüme oranının daha düşük olduğu da iddia ediliyor.)</p>
<p>Sektörlere göre büyüme oranlarına baktığımızda burada pek bir sürpriz yok. Tarım sektörü %13,3 büyürken sanayi sektöründeki artış %2,4 olmuş. Toplam büyüme oranını düşürenler, eksi büyüme kaydeden inşaat sektörü (%-1,9) ile sadece %0,5 büyüyen ticaret sektörü olmuş. (Bu çeyrekte sanayi sektörü büyümüş olmasına rağmen toplam GSYH içindeki payı çok düşük seviyelerde kalmaya devam ediyor. İmalat sanayisinin son 4 çeyrek ortalamasına göre GSYH içindeki payı %15,3 ile 2010 senesinden beri en düşük seviyede. Bu durumun Türkiye’nin “erken sanayisizleşme”sine işaret edip etmediğine bir başka yazıda değinmek isterim.) Harcamalara göre de %3,5 büyüyen tüketim harcamalarına karşın devletin nihai tüketim harcamaları %1,8 daralmış. Yatırım harcamalarındaki artış ise sadece %0,6.</p>
<p>Bunlar sonuçta geçmiş değerler. Peki, o günden beri gelen büyümeye ilişkin veriler TCMB’nin soğumanın artarak devam edeceği iddiasını destekler nitelikte mi? İlk bakmamız gereken kapasite kullanım oranı olmalı. Evet, ilk bakışta temmuz ve ağustos aylarında KKO’da bir düşüş söz konusu. Haziranda 74,30 olan mevsim etkilerinden arındırılmış KKO, ağustosta 73,50’ye gerilemiş. Bu aynı zamanda pandeminin ilk ayları dışında bugüne kadar kaydedilmiş en düşük KKO.</p>
<p><strong>Faiz indirimi tutarlı bir karar olur mu?</strong></p>
<p>Diğer taraftan PMI değerleri 50 eşik değerinin altında kalmaya devam etmekle birlikte son 2 aydır artış gösteriyor. Keza ağustos ayında reel kesim ve tüketici güven endekslerinde de artışlar söz konusu. Bu durum karşısında eylül ayında faiz indirimine gitmek TCMB’nin kendi yaklaşımı çerçevesinde tutarlı bir karar olur mu, emin değilim. (Yanlış anlaşılmasın, ben faizlerin düşürülmesine kategorik olarak karşı değilim, hatta bizatihi aşırı yüksek reel faizlerin üretim maliyetleri üzerinde enflasyonist bir baskı yarattığını bile düşünüyorum. Nitekim, bunun bir ölçüde önüne geçmek için KOBİ’ler başta olmak üzere sanayi şirketlerine yönelik çeşitli kredi destek programları açıklanıyor.)</p>
<p><strong>TCMB’nin eli daralıyor</strong></p>
<p>Ekonomiyi (ister istemez geçici olacak bir şekilde) soğutarak kalıcı bir enflasyon düşüşü sağlanabilir mi? Her şeyi bırakalım, tüketicisinden üreticisine ekonomideki tüm aktörler “seçim döngüsü” denilen bir olgunun varlığını biliyor. Bu olgu 1946’dan beri üç aşağı beş yukarı hep yaşanmış. Seçim takvimi yaklaştıkça da beklentiler artacaktır. Kısaca, vakit geçtikçe TCMB’nin eli daralıyor. Ekonomiyi kendi öngördüğü ölçülerde soğutması bence imkânsız. Programın öngörülenin çok üzerinde uzamasıyla zaten pek çok sektörden yakınmalar şimdiden çok artmış vaziyette. Bir de işsizlik oranında meydana gelecek artış (ki ilk emarelerini temmuz ayı verilerinde gördük) siyaseten imkânsız bir duruma işaret etmekte.</p>
<p>Sonuçta, enflasyon bu sene %30’un hemen altında gelecek (%29,8?), seneye ise hedeflenen %15’in oldukça üstünde (%22-24 bandında) kalacak gibi gözüküyor. Ayrıca enflasyonu bu seviyelerde tutabilmek için “kuru baskılayarak TL’yi aşırı değerli kılmanın Türkiye ekonomisinde yarattığı çarpıklıklar nasıl ve ne zaman düzelecek” sorusu da giderek gündeme gelecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/soguma-dezenflasyon-icin-yeterli-mi-86719</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Soğuma dezenflasyon için yeterli mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guneyde-israil-kuzeyde-rusya-turkiye-iki-ates-arasinda-86718</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneyde İsrail, kuzeyde Rusya; Türkiye iki ateş arasında..</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, güneyde İsrail’in Suriye ve Doğu Akdeniz’deki hamleleri, kuzeyde ise Rusya-NATO geriliminin yükseldiği bir güvenlik tablosuyla karşı karşıya. Ankara, bir yandan caydırıcılığı artırmaya çalışırken diğer yandan Rusya, Batı ve bölgesel ortaklarla denge politikasını sürdürmeye çalışıyor bugün.</strong></p>
<p>Türkiye’nin etrafındaki güvenlik haritası aynı anda iki yönden birden değişiyor:</p>
<p>Ortadoğu'da bir tarafta İsrail-Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi, diğer tarafta Suudi Arabistan-Pakistan ve Türkiye'nin imzaladığı Mekke Paktı'yla saflar netleşiyor.</p>
<p>Kuzeyde ise Rusya-Ukrayna savaşı artık yalnızca Ukrayna topraklarında yaşanan bir savaş olmaktan çıkıp NATO’nun doğu kanadını doğrudan etkileyen bir güvenlik krizine dönüşüyor. Türkiye ise bu "iki ateş" arasında yolunu bulmaya çalışıyor.</p>
<p><strong>İsrail'le Suriye restleşmesi</strong></p>
<p>Güney cephesindeki en büyük hareketliliklerden biri Suriye'de yaşanıyor. İsrail’in 18 Ağustos’ta Suriye’nin kuzeyindeki Abu el-Duhur hava üssünü vurması doğrudan Ankara'ya verilen "Suriye'de daha güneye ilerleme" mesajıydı.</p>
<p>Türkiye'nin karşı mesajı ise kuzeyde, Deyrizor'da geldi; Türk Silahlı Kuvvetleri, sivillerin Fırat Nehri’ni geçişini kolaylaştırmak amacıyla geçici yüzer köprü kurdu. Türk ve Suriyeli askerler birlikte çalıştı, Türk zırhlı araçları köprüden geçirildi, tüm inşa süreci boyunca havada Türk SİHA’ları görev yaptı.</p>
<p>İsrail'den Ankara'nın bu hamlesine karşı henüz herhangi bir somut hareket gelmedi. Eğer önümüzdeki günlerde Ankara ve Tel Aviv arasında Suriye merkezli yeni bir askerî gerginlik yaşanmazsa durumu şöyle okumak mümkün:</p>
<p>İsrail’in gerçek kırmızı çizgisi Türkiye’nin kaç kilometre güneye gideceğinden ziyade Türkiye’nin Suriye’de hangi askerî kapasiteyi kuracağı ile ilgili gibi duruyor. Geçici bir köprüye tepki vermeyen İsrail yönetimi, konu Türkiye'nin Suriye'de yeni ve kalıcı askerî üs, radar, hava savunma sistemi kurması olunca karşı hamle yapmayı tercih ediyor. Belli ki İsrail’in asıl korkusu, Türkiye’nin Suriye’de İsrail Hava Kuvvetleri’nin faaliyetlerini izleyebilecek veya sınırlayabilecek stratejik bir askerî altyapı kurması.</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz'de etki mücadelesi</strong></p>
<p>İsrail ile Türkiye arasındaki tek gerginlik merkezi Suriye de değil: İki ülke, Doğu Akdeniz'de "etkinlik alanı" konusunda ciddi rekabet içinde.</p>
<p>İsrail, Doğu Akdeniz'deki doğrudan etkinlik alanını Kıbrıs Rum Yönetimi'ne askerî üsler kurarak, Kıbrıs Adası'nın güneyinde ve Girit'te doğal gaz arama sahaları ve su altı elektrik hatları üzerinden oluşturma planları yaparak genişletmeye çalışıyor.</p>
<p>Tel Aviv yönetimi Ege'deki hamlelerini ise dolaylı yoldan, askerî ittifakını giderek yoğunlaştırdığı Yunanistan üzerinden yapıyor. İsrail ile Yunanistan'ın 31 Ağustos'ta imzaladığı yaklaşık 3 milyar Euroluk hava savunma anlaşmasını bu açıdan okumak yanlış olmaz.</p>
<p>Anlaşma, İsrail'in Yunanistan için David’s Sling, SPYDER ve BARAK MX sistemlerinden oluşan çok katmanlı bir hava ve füze savunma ağı kurmasını öngörüyor. Ancak burada asıl mesele, Yunanistan'a gönderilecek İsrail füzelerinin sayısı değil, iki ülkenin erken uyarı, radar, komuta-kontrol ve önleme kapasitesini birbirine bağlayan savunma altyapısı kurmak. Bazı SPYDER sistemlerinin Ege adalarında konumlandırılacağı iddialarını da ihmal etmemek gerek elbette.</p>
<p>Türkiye'nin İsrail-Rum-Yunan üçlü ittifakına karşı Akdeniz'deki hamleleri giderek sıklaşmakta:</p>
<p>Ankara'nın NAVTEX ilanları, Doğu Akdeniz ve Ege'ye deniz araştırma gemileri gönderme sürecini hızlandırması, deniz millî parklarının ilanı, Mavi Vatan yaklaşımının artık fiilen uygulamaya konulduğuna işaret ediyor.</p>
<p><strong>Mekke Paktı'nın kurumsallaşması...</strong></p>
<p>Ankara'nın Ortadoğu'da İsrail'in etkinliğini sınırlamaya yönelik bir başka adımının ise Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın imzacısı olduğu Mekke Paktı'nı kurumsallaştırmak olduğunu söylemek mümkün:</p>
<p>Mekke Paktı'nın ilk Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplantısı 31 Ağustos'ta İstanbul’da yapıldı. Toplantıda, Pakt'ın sekreteryasının Riyad'da kurulması, ilk genel sekreterinin Pakistan'dan olması kararlaştırıldı. Ayrıca savunma sanayii, ortak üretim ve teknoloji geliştirme alanlarında yeni iş birlikleri hedeflendiği açıklandı.</p>
<p>Mekke Paktı, İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs hattının askerî ve teknolojik olarak bütünleşmesine karşı, Türkiye'nin de kendi bölgesel güvenlik ağını oluşturmaya çalışması gibi duruyor.</p>
<p><strong>Kuzeyde Rusya-NATO gerilimi </strong><strong>sıcak temasa dönüşmekte</strong></p>
<p>Türkiye'nin güneyinde yaşanan askerî gerilimin bir benzeri, daha tehlikeli şekilde kuzeyde de şekillenmekte:</p>
<p>Son gelişmeler, Rusya-Ukrayna savaşının artık yalnızca Ukrayna topraklarında yaşanan bir çatışma olmaktan çıkıp NATO'nun doğu kanadını doğrudan etkileyen bir güvenlik krizine dönüştüğünü ortaya koyuyor.</p>
<p>1 Eylül gecesi Estonya hava sahasında yaşanan İHA alarmı bu açıdan çok dikkat çekici. Estonya'nın doğu sınırı yakınlarında tespit edilen İHA'lar nedeniyle NATO hava alarmı verildi ve Ämari Hava Üssü'nde NATO görevi yapan Türk F-16'ları havalandı. İHA'ların hangi ülkeye ait olduğu henüz kesinleşmiş değil. Ancak aynı saatlerde Rusya'nın Leningrad bölgesinde yoğun İHA saldırılarının yaşanması ve Baltık Denizi kıyısındaki stratejik Ust-Luga Limanı'nın hedef alınması, gelişmeleri Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte değerlendirmeyi gerekli kılıyor.</p>
<p>Estonya'da halka İHA görülmesi halinde sığınaklara gitmeleri yönünde uyarılar yapılması da meselenin yalnızca askerî değil, psikolojik bir boyuta da ulaştığını gösteriyor.</p>
<p>Üstelik bu, Türk savaş uçaklarının da NATO kapsamında devriye uçuşları yaptığı Baltıklar'daki ilk gerilim de değil:</p>
<p>Daha önce de Rusya'ya yönelik Ukrayna saldırıları sırasında İHA'ların NATO hava sahasına yönelmesi, GPS karıştırmaları ve hava sahası ihlalleri gündeme gelmişti. Ağustos ayında Letonya hava sahasına giren bir İHA'nın İtalyan Eurofighter'ları tarafından düşürülmesi, aynı riskin NATO'nun farklı ülkelerinde de yaşanabileceğini ortaya koymuştu.</p>
<p>Yine Almanya'nın resmî bir açıklamayla Leipzig'deki saldırının arkasında Rusya'nın bulunduğunu bildirmesi ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Berlin'e açık destek vermesi de bu çerçevede kritik önemde. Rutte, NATO'nun Almanya ile tam dayanışma içinde olduğunu vurgularken, ittifakın Rusya kaynaklı hibrit saldırılara karşı caydırıcılığını güçlendireceği mesajını verdi.</p>
<p>Ukrayna merkezli savaşta Rusya'nın NATO ülkelerine yönelik hibrit saldırıları ile doğrudan askerî saldırı arasındaki sınır giderek bulanıklaşıyor. Bir İHA'nın NATO hava sahasına girmesi ne zaman bir hava ihlali olmaktan çıkıp kolektif savunmayı gerektiren bir saldırıya dönüşecek? Bir sabotaj veya siber saldırı hangi noktada NATO'nun 5. maddesini gündeme getirecek? Rusya'nın NATO'yu tam da bu gri alanda test ettiği çok açık.</p>
<p>Türkiye açısından ise durum daha karmaşık: Ankara bir yandan NATO'nun doğu kanadının aktif bir parçası olarak Estonya'da F-16 uçakları ile devriye görevi yaparken, diğer yandan Rusya ile enerji, ticaret, Karadeniz güvenliği ve Suriye gibi çok sayıda stratejik başlıkta ilişkilerini sürdürmeye çalışıyor.</p>
<p>Bu nedenle kuzey cephesindeki gelişmeler, Türkiye'nin sadece NATO içindeki konumunu değil, Moskova ile kurduğu dengeyi de doğrudan etkilemeye aday; Rusya-Türkiye ilişkileri eski yoğunluğundan farklı bir çizgiye girmiş durumda.</p>
<p>Nitekim Bişkek'teki Şanghay İşbirliği Örgütü marjında gerçekleşen Erdoğan-Putin görüşmesinden somut olarak sadece nükleer enerji iş birliğinin artırılması vaadinin çıkması şaşırtıcı olmadı. Ankara, Rusya ile eskiden çok kapsamlı ve katmanlı olan ilişkileri, Batı'nın henüz yaptırımlar koymadığı tek alanda, nükleer enerjide sürdürerek Moskova'yı teskin etmeye çalışıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İki ateş arasında </strong><strong>denge mümkün mü?</strong></span></p>
<p>Türkiye'nin dış politikası ABD Başkanı Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki yakınlık nedeniyle giderek Washington eksenine doğru kayarken, geleneksel denge politikasını yürütmek giderek zorlaşmakta.</p>
<p>Türkiye’nin kuzeyinde ve güneyinde aynı anda yeni güvenlik mimarileri kuruluyor. Bu ortamda Ankara'nın askerî caydırıcılık kadar diplomatik hareket alanına da ihtiyacı var.</p>
<p>İki cephede birden caydırıcı kalırken, iki cephede birden savaşa sürüklenmemek gerekiyor.</p>
<p>Bir yandan caydırıcılığı artırmak, bir yandan yeni ortaklıklar kurmak, diğer yandan Rusya ve Batı arasındaki ilişkilerini korumaya çalışmak: “Denge siyaseti” artık geçmişe göre çok daha yüksek maliyetli...</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guneyde-israil-kuzeyde-rusya-turkiye-iki-ates-arasinda-86718</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/8/1280x720/774-1788411066.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneyde İsrail, kuzeyde Rusya; Türkiye iki ateş arasında.. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-endeksleri-ve-gsyh-86717</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim endeksleri ve GSYH</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Daha yüksek frekansta yayımlanan ve GSYH hakkında “önceden” bilgi veren değişkenler önemli hâle geliyor. Türkiye’de bu amaçla çok sayıda gösterge yayımlanıyor. Bunların en önemlilerinden üçü; sanayi, inşaat ve hizmet sektörleri üretim endeksleridir.</strong></p>
<p>GSYH bir ekonominin hâl ve gidişatını gösteren değişkenlerin en önemlilerinden biri, hatta en önemlisi. Çeyrek yıllar itibarıyla ölçülüyor ve elbette bir gecikmeyle yayımlanıyor. Mesela ikinci çeyreğin GSYH değerini üçüncü çeyreğin ikinci ayının sonunda öğrendik. Öğrendiğimiz an itibarıyla (Ağustos’un son günü), “demek ki Nisan-Haziran döneminde şöyle olmuş” dedik. İkinci çeyreğin ortası Mayıs ortası olduğuna göre, kabaca 3,5 aylık bir gecikme var. Bu sadece bizde değil, çoğu ülkede böyle.</p>
<p>Bu nedenle daha yüksek frekansta yayımlanan ve GSYH hakkında ‘önceden’ bilgi veren değişkenler önemli hâle geliyor. Türkiye’de bu amaçla çok sayıda gösterge yayımlanıyor. Bunların en önemlilerinden üçü aylık frekansta yayımlanan sanayi, inşaat ve hizmet sektörleri üretim endeksleri. Temmuz sanayi üretim endeksi değerini (Temmuz ortasını dikkate alırsak) iki aydan biraz az bir gecikmeyle 10 Eylül günü öğreneceğiz. Hizmet ve inşaat endeksleri ise 15 Eylül’de iki ay gecikmeyle yayımlanacak.</p>
<p><strong>Hizmet endeksi ile GSYH </strong><strong>arasında belirgin fark</strong></p>
<p>Bu ‘takvimsel’ girizgâhtan sonra şimdi gelin, (aylık değerlerin çeyreklik ortalamasına dönüştürülmüş) hizmet sektörü üretim endeksi ile GSYH’deki hareketleri 2026’nın ikinci çeyreği için karşılaştıralım. Durum şöyle: İkinci çeyrekte hizmet üretim endeksi bir çeyrek öncesine göre yüzde 0,03 oranında artmış. Oysa GSYH’de hizmet sektörünün alt kalemlerini oluşturan değişkenlerde en düşük artış yüzde 0,06 (ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri), en yüksek artış yüzde 1,72 (bilgi ve iletişim). Yüzde 0,06 dışarıda bırakıldığında, en düşük artış yüzde 0,29 (finans ve sigorta). Diğer alt kalemlerde yüzde 1,06 ve yüzde 1,02 gibi artışlar da var. Tamam, GSYH’deki hizmet kalemi ile hizmet üretim endeksindeki değişim oranlarının aynı olması gerekmiyor. Ama ortada da garip bir durum var. Hani, hizmet sektörü katma değerinin yüzde 95’inden fazlasını ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri sektörü oluştursa amenna; sonuçta endeks yüzde 0,03 artarken bu alt kalem yüzde 0,06 artıyor. Ama öyle değil ki.</p>
<p><strong>Sanayide de göstergeler ayrışıyor</strong></p>
<p>Sanayi üretim endeksine de kısaca göz atmakta yarar var. Hizmet üretim endeksine göre çok daha eskiden beri yayımlanıyor. Burada TÜİK’in tecrübesi daha fazla olmalı. Onda da durum şöyle: Sanayi üretim endeksi bir çeyrek öncesine kıyasla ilk çeyrekte yüzde 0,23, ikinci çeyrekte ise yüzde 2,04 artmış. GSYH’nin sanayi alt kalemi için aynı oranlar şöyle: -0,16 ve 2,91. İlk çeyrekte yönler farklı ama sayıların mutlak değerleri çok küçük olduğu için bu durum normal karşılanabilir. Ama ikinci çeyrekte her iki gösterge arasında belirgin bir fark var.</p>
<p>Yanlış anlaşılmasın; ortada Eylül 2021-Mayıs 2023 döneminde gözlemlediğimiz TÜİK’in tüketici enflasyonu ile alternatif enflasyon ölçümleri arasında önceki yirmi yıllık dönemde hiç görülmemiş belirgin farklara benzer bir gariplik olduğunu falan iddia etmiyorum. Sadece yüksek frekanslı göstergeleri kullanan ve onların verdiği malumata güven duymak isteyen bir hoca olarak yazıyorum. Mevsimlik hareketlerden arındırma işlemi de bu farklılıkların bir kısmından sorumlu olabilir. Üretim endekslerinin kalitesi, eminim, belli aralıklarla iyileştirilmeye de çalışılıyordur. Ama kıssadan hisse değişmiyor. Şu: Endekslerin kalitesini artırma çalışmalarını daha özenli ve daha sık yapmakta fayda var gibi görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-endeksleri-ve-gsyh-86717</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim endeksleri ve GSYH ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/taris-kuru-uzume-brut-80-lira-avans-fiyat-acikladi-86716</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> TARİŞ kuru üzüme brüt 80 lira avans fiyat açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TARİŞ Üzüm Birliği, 2026 ürünü çekirdeksiz kuru üzüm için kalite farkı gözetmeksizin kilo başına brüt 80 lira avans fiyat açıkladı. Üreticinin en az 150 lira beklediği sezonda, fiyat krizi ve artan maliyetler devlet desteği çağrılarını güçlendiriyor.</strong></p>
<p>Geçen yıl 9 numara üzüm için 120 lira fiyat açıklayan Tariş Üzüm Birliği, 2026 ürünü için kalite farkı gözetmeksizin çekirdeksiz kuru üzüme kilo başına 80 lira avans fiyat açıkladı.</p>
<p>Uzun süredir Toprak Mahsulleri Ofisi’nin fiyat açıklamasını bekleyen Tariş Üzüm Birliği, TMO fiyat açıklamayınca üreticinin 150 lira fiyat beklediği çekirdeksiz kuru üzüme 80 lira avans fiyat açıkladı.</p>
<p>Tariş Üzüm Birliği’nden fiyatla ilgili yapılan açıklama şöyle: “TARİŞ Üzüm Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Yönetim Kurulu, 2026 yılı çekirdeksiz kuru üzüm alım sezonuna ilişkin uygulama esaslarını ve alım takvimini belirledi. Yapılan kurumsal açıklamaya göre Birlik, yeni sezonda kalite ayrımı gözetmeksizin brüt 80 TL/kg ön alım (avans) fiyatı üzerinden alımlara başlama kararı aldı. Piyasa gelişmelerinin yakından izleneceğini belirten Birlik yönetimi, açıklanan avans fiyatıyla üretici ortakların ürünlerinin en iyi şekilde değerlendirilmesini ve kurumun sürdürülebilir yapısının korunmasını hedefliyor.</p>
<p><strong>Rekoltenin yüzde 50’si alınacak</strong></p>
<p>Alım kotaları ve teslimat şartlarının detaylandırıldığı duyuruda, üretici ortakların bağlı bulundukları kooperatiflere bildirdikleri 2026 yılı rekolte miktarının yüzde 50’sine kadar olan kısmının ürün alımı kapsamında değerlendirileceği bildirildi. Ürün vadeli borcu bulunan üretici ortaklar için ise özel bir düzenleme yapıldı. Bu kapsamda, yüzde 50 oranındaki ürün tesliminin mevcut borcu karşılamaması halinde, kooperatife bildirilen rekolte miktarını aşmamak kaydıyla borcu karşılayacak oranda ilave ürün teslimi kabul edilebilecek.</p>
<p><strong>Alımlar 10 Eylül’de başlayacak</strong></p>
<p>Üreticilerin alım sürecini planlayabilmesi amacıyla operasyonel takvim de netleştirildi. Buna göre alım işlemleri için randevu sistemi 7 Eylül 2026 tarihinde açılacak. Bağlı kooperatifler aracılığıyla gerçekleştirilecek fiziki ürün alımlarına ise 10 Eylül 2026 tarihinde resmî olarak başlanacak. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”</p>
<p><strong>Üreticinin beklentisi en az 150 liraydı</strong></p>
<p>Tariş Üzüm Birliği, geçen yıl 19 Ağustos 2025 tarihinde çekirdeksiz kuru üzüm alım fiyatını 9 numara üzüm için kilo başına 120 lira açıklamıştı. Toprak Mahsulleri Ofisi ise 20 Eylül 2025’te fiyatlar düşmesin diye Tariş’in açıkladığı 120 liralık fiyatı alım fiyatı olarak açıkladı. Bu yıl ise Toprak Mahsulleri Ofisi, henüz fiyat açıklamadı.</p>
<p><strong>Üreticilerden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çağrıda bulunmuştu</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Manisa Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu düzenlediği toplantıda, geçen yıl kilosu 120 lira olarak açıklanan fiyatın bu yıl üretim maliyetleri, tarımsal girdi fiyatları ve enflasyon dikkate alınarak açıklanmasını istemişti. Manisa Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu Başkanı ve Şehzadeler Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Altındağ, şunları söylemişti: “Sayın Cumhurbaşkanımızdan, Tarım ve Orman Bakanımızdan, Hazine ve Maliye Bakanımızdan ve TMO’dan beklentimiz, bir an önce kuru üzüm taban fiyatının açıklanmasıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızdan geçen yıl 120 lira olan üzümün, son bir yıldaki enflasyon ve tarımsal girdi fiyat artış oranına göre fiyat artışı beklemekteyiz.”</p>
<p><strong>Manisa'da 50 bin aile üzüm üretiyor</strong></p>
<p>Türkiye’nin dünyaca ünlü sultaniye çekirdeksiz kuru üzümünün yüzde 90’ı Manisa’da 50 bin üretici tarafından üretiliyor. Türkiye kuru üzüm üretiminde ve ihracatında dünyada ilk sırada. Ancak son yıllarda artan maliyetler ve olumsuz hava şartları üreticinin zarar etmesine neden oluyor. Türkiye’nin üzüm üretimini ve ihracatını sürdürmesi için üreticinin fark ödemesi, prim ve benzeri desteklerle desteklenmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>İklim krizi üzüm üretimini olumsuz etkiliyor</strong></p>
<p>Birkaç yıldan beri kuru üzüm üretimi iklimdeki olaylara bağlı olarak çok değişkenlik gösteriyor. İklim krizinden en çok etkilenen ürünlerden birisi üzüm oldu. Üretimdeki dalgalanma ihracata da yansıyor.</p>
<p>Çekirdeksiz kuru üzüm üretiminde 300 bin tonun üzerine çıkılan yıllar da oldu, 160 bin ton seviyelerine düşen yıllar da oldu. 2014-2015 sezonunda Türkiye’nin çekirdeksiz kuru üzüm üretimi 328 bin tona ulaştı. Bugüne kadarki en yüksek üretim oldu. 2025-2026 sezonunda zirai don felaketi nedeniyle üretimin 160 bin ton seviyesine düştüğü tahmin edildi. Bu da son yılların en düşük üretim seviyesi oldu.</p>
<p><strong>Dünya birinciliği tehlikede mi?</strong></p>
<p>Üretimde ve ihracatta dünya birinciliği olan Türkiye, son yıllarda üretimdeki dalgalanmalar nedeniyle tahtını kaybetme riskiyle karşı karşıya. Bugünlerde bu risk çok tartışılıyor. Türkiye’nin ihracat pazarlarını kaybettiği ve yakın gelecekte çekirdeksiz kuru üzüm ihracatında ciddi sorunlar yaşanacağı açıkça ifade ediliyor.</p>
<p>Bazı yıllar üretim çok olur, fiyat düşer; Türkiye daha çok üzüm ihraç eder ama gelirinde bir artış olmaz. Bazı yıllar ise üretim az olur, fiyat yükselir; Türkiye daha az üzüm ihraç eder ama geliri daha yüksek olur. Bu konuda çarpıcı örnekler var.<br />Örneğin, Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği verilerine göre, 2013-2014 sezonunda Türkiye, 184 bin 946 ton çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı yaparak 459 milyon 638 bin dolarlık gelir sağladı. Bir sonraki sezon olan 2014-2015’te 259 bin 415 ton çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı gerçekleştirdi. Elde edilen gelir 466 milyon 913 bin dolar oldu. Miktar bazında yüzde 40 artış sağlanırken, değer olarak sadece yüzde 1 artış gerçekleşti.</p>
<p><strong>Üretimdeki dalgalanma ihracata da yansıyor</strong></p>
<p>Aradan 10 yıl geçtikten sonra tam tersi yaşandı. 2024-2025 sezonunda ihracat 153 bin 593 tonla son 25 yılın en düşük seviyesine indi. Gelir olarak 546,5 milyon dolarla tarihin en yüksek seviyesine çıktı.</p>
<p>Çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı, 2023-2024 sezonunda 207 bin ton olarak gerçekleşirken 2024-2025 sezonunda 153 bin 593 tona geriledi. Miktar olarak ihracat yüzde 26 oranında düştü. Gelir olarak ise 2023-2024 sezonunda 489 milyon dolar gelir sağlanırken, 2024-2025 sezonunda yüzde 12 artışla 546,5 milyon dolar elde edildi. Türkiye, önceki sezona göre 53 bin 407 ton daha az çekirdeksiz kuru üzüm ihraç ederek 57,5 milyon dolar daha fazla gelir elde etti.</p>
<p>Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, haftalık olarak kuru meyve ihracatındaki verileri yayımlıyor. Oradaki verilere bakıldığında Ocak-Temmuz döneminde çekirdeksiz kuru üzüm ihracatının geçen yılın aynı dönemine göre miktar olarak yüzde 6 arttığı, değer olarak yüzde 9 gerilediği görülüyor.</p>
<p>Türkiye, Ocak-Temmuz 2025 döneminde 77 bin 397 ton çekirdeksiz kuru üzüm karşılığında 281 milyon 390 bin dolar gelir elde ederken, Ocak-Temmuz 2026 döneminde 81 bin 865 ton çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı yaparak 256 milyon 688 bin dolar gelir sağladı. İlk 7 ay karşılaştırıldığında bu kez daha çok üzüm ihraç ederek daha az gelir elde edildiği görülüyor.</p>
<p><strong>Orta ve uzun vadeli politikaya ihtiyaç var</strong></p>
<p>Dolayısıyla daha az ürünle daha yüksek gelir elde etmek her zaman mümkün olmuyor. Çünkü diğer ülkelerdeki üretim, dünya fiyatları, alıcıların talepleri gibi birçok faktör ihracat verilerini etkiliyor. Sürdürülebilir üretim ve ihracatın yanı sıra iç piyasada yaşanan sorunların, tüketici fiyatları gibi konuların çok yönlü olarak tartışılması, konuşulması gerekir. Dünya piyasalarındaki duruma, rekabete bakılarak bir yol haritası, orta ve uzun vadeli bir politika belirlenmeli.</p>
<p>Fakat genellikle günübirlik politikalarla hareket ediliyor. Ne yazık ki tartışma genellikle hasat döneminde fiyat odaklı yapılıyor.</p>
<p>Çiftçi, haklı olarak üretim yaparken artan maliyetlerin fiyata yansımasını istiyor. Zarar etmek istemiyor.</p>
<p>İhracatçı, yıllardır büyük zorluklarla elde edilen ihracat pazarının yüksek fiyat nedeniyle kaybedilmesini istemiyor.</p>
<p>Devlet, bütçe kaynaklarını dikkate alarak mümkün olduğunca ürünün piyasada alınıp satılmasını, devlete iş düşmemesini, ihracat gelirinin artmasını istiyor.</p>
<p>Tüketici, uygun fiyata kuru üzüm tüketmek istiyor.</p>
<p>Ulusal bir politikanız yoksa bu isteklerin hepsini yerine getirmek elbette mümkün olmuyor. Güçlü olan, derdini Ankara’ya daha iyi anlatan avantaj elde ediyor. Fakat bazı yıllar üretici, bazı yıllar ihracatçı memnun olsa da doğru politikalar olmayınca ülke kaybediyor.</p>
<p><strong>Türk üzümünün en büyük alıcısı Birleşik Krallık</strong></p>
<p>Türkiye, çekirdeksiz kuru üzüm ihracatını 80’i aşkın ülkeye gerçekleştirse de geleneksel olarak Avrupa ülkeleri öne çıkıyor. En büyük alıcı Birleşik Krallık (İngiltere). Hollanda, Almanya, İtalya ve Fransa en çok ihracat yapılan diğer ülkeler.</p>
<p>Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği verilerine göre, Türkiye, ihracatın miktar olarak en az, değer olarak en yüksek olduğu 2024-2025 sezonunda 84 ülkeye çekirdeksiz kuru üzüm ihraç etti. İngiltere 169 milyon 304 bin dolarla ilk sırada yer alırken, Hollanda 64,3 milyon dolarla ikinci, İtalya 51 milyon dolarla üçüncü oldu. Bu ülkeleri Almanya 48 milyon dolar, Fransa 33 milyon dolarla izledi. Çekirdeksiz kuru üzüm ihracatında ilk 10 ülke arasındaki diğer ülkeler ise şunlar: İspanya, Japonya, Avustralya, Kanada ve Belçika.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Bu yılki fiyat krizi devlet desteği ile atlatılabilir</strong></span></p>
<p>Türkiye, çekirdeksiz kuru üzümü dünyanın en gelişmiş ülkelerine ihraç ediyor. Dünya ihracatında her şeye rağmen ilk sırada yer alıyor. Ancak her geçen gün bu avantajını kaybetme riskiyle karşı karşıya. Üretimden başlanarak sofraya kadar üzümdeki sorunlar masaya yatırılarak çözüm bulunmalı. Bu yıl yaşanan fiyat krizi, artan maliyetler karşısında düşen fiyat nedeniyle üreticiyi üretimin dışına iter. Üretim olmadan ihracattaki başarı olmaz, olamaz. Bu nedenle üreticinin öncelikle para kazanacağı sürdürülebilir bir üretim politikası olmalı. Bunu sağlamak da en başta devletin görevi. Orta ve uzun vadeli ulusal bir politika belirlenmeli ve herkes üzerine düşeni yapmalı. Ama öncelikle bu zor sezonu atlatacak devlet destekleri devreye sokulmalı. Tariş Üzüm Birliği’nin mali olanakları sınırlı. Devlet desteği olmadan bu sezonu atlatmak mümkün görünmüyor. Gerekli önlemler alınmaz ve doğru politikalar uygulanmazsa yarın çok geç olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/taris-kuru-uzume-brut-80-lira-avans-fiyat-acikladi-86716</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/4/1280x720/tarisin-120-liralik-uzum-alim-fiyatina-ureticiden-tepki-var-1755757261.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TARİŞ kuru üzüme brüt 80 lira avans fiyat açıkladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-secimleri-yon-gosterici-olmali-86715</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Oda ve borsa seçimleri &#039;yön gösterici&#039; olmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Oda ve borsa seçimlerinde sorgulayarak netleştirilen, olgunlaştırılan ve çoğaltılan “yön belirleme” için harcanacak çaba “uyum ve yaşam açısından faydalı bilgi” üretmenin gerek şartıdır. Özlediğimiz kalkınmayı gerçekleştirmek istiyorsak, sermayeye erişmenin işin yarısı olduğunu içselleştirmeliyiz.</strong></p>
<p>Akıl çözüm üretmek için vardır; yaşamakta olduğumuz sorunların çözümünü ararken de kendi aklımıza güvenmek en etkili yoldur.</p>
<p>Büyük gücü ancak içeride yaratabileceğimizi; o nedenle toplumsal etkileşimlerimizde gereksiz ayrışmalara yol açacak dil kullanmanın, kin ve nefret tohumları ekmenin orta ve uzun dönemdeki sakıncaları her dönemde yazdıklarımızın “<em>merkez düşüncesi</em>” olmuştur.</p>
<p>Dil, bizi ortak bir amaca odaklayarak yaratmak istediğimiz sonuçlara gücümüzü de odaklar. Dil, aynı zamanda toplumların “yönünü belirlemesinin” de temelidir.</p>
<p>Halkımız, akıl birikiminin süzgeçlerinden geçirerek, “<em>Nereye gideceğini bilmeyen kaptana hiçbir rüzgârın yardımı olmaz!</em>” demiştir.</p>
<p>Ülkemizin iş insanlarını barındıran oda ve borsaların seçimlerinde meslek komiteleri, kendi iş alanları, diğer alanlar, değişik alanlardaki ağların etkileşimi ve “<strong><em>gidilmesi gereken yön”</em></strong> konusunda tabandan tavana bilgiye dayalı fikir üreten platformlar olmalıdır. Ayrıca, değeri olan proje ve uygulanabilir programlarla beslenen öneriler geliştirmeyi ihmal etmemek gerekir.</p>
<p>Oda ve borsa seçimlerinde sorgulayarak netleştirilen, olgunlaştırılan ve çoğaltılan “<em>yön belirleme”</em> için harcanacak her çaba “<em>uyum ve yaşam açısından faydalı bilgi</em>” üretmenin gerek şartıdır.</p>
<p>Özlediğimiz kalkınmayı gerçekleştirmek istiyorsak, sermayeye erişmenin işin yarısı olduğunu, uyum ve yaşam açısından faydalı bilginin de diğer yarısını oluşturduğunu içselleştirmeliyiz.</p>
<p>Uyum ve yaşam açısından çok önemli olan faydalı bilgiyi üretmek, anlama alanını genişletmek ve anlamlandırmak istiyorsak; başka bir deyişle faydalı bilgiyi toplumsallaştırarak kalkınmanın itici gücüne dönüştüreceksek, oda ve borsa seçimleri “vesile” olmalı, sorgulama iklimi yaratmalı, ortamı oluşturmalıyız.</p>
<p><strong>Bilgi araçtır</strong></p>
<p>Faydalı bilgi, toplumun amaçları için bir araçtır. Bilgi, bir bağlamda yaratılmak istenen sonuca bizi götürmüyorsa faydasından söz edemeyiz.</p>
<p>İktisadi gelişme bağlamında ülkemizin gündemi nettir; başlıca bileşenleri bellidir: Değişen bağlantılar, iletişim kapasiteleri, rekabet koşulları, iş birlikleri ve ittifak yapılanmaları gibi. “<strong><em>Ne üreteceğimiz</em>” </strong>konusunda öncelikler sıralaması yapmalıyız. Jeopolitik oluşumlar, ulus devletleri yöneten hükümetlerin yeni arayışları, iş gücünün değer zincirindeki konumlanma ihtiyacı, nüfus hareketleri, kültürel değerler ve teknolojideki gelişmeler “<strong><em>nasıl üreteceğimizi</em>”</strong> belirleyecektir. Bir başka boyut, yol göstermede “<em>ne olduğunu</em>” bilmenin yanında asıl önemlisi “<em>ne olması</em>” gerektiğini bilmektir. İnsanlığın yarattığı her teknolojik sıçramanın eşitsizliği artırdığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Ne ürettiğimizi ve nasıl ürettiğimizi netleştirsek bile, “<strong><em>kimin için ürettiğimiz</em></strong>” konusunda bir toplumsal sözleşmede uzlaşamazsak enerjilerimizi israf etme olasılığı artar.</p>
<p><strong>Uygarlık tasavvurumuz belirleyicidir</strong></p>
<p>Oda ve borsalarda meslek komiteleri seçim sürecinde uyum ve yaşam için faydalı bilgi üretmenin bazı olmazsa olmazlarını zihnimizde netleştirmeliyiz: “<strong>Uygarlık tasavvurumuz</strong>” birikimimizi, bakış açımızı, bilinç düzeyimizi, beklentilerimizi ve üreteceğimiz bereketi etkileyen temel zihinsel araçlarımızdan biridir. Uygarlık tasavvurumuz, sorgulama merakının diriliği, akıl disiplinini etkili ve verimli kullanma özeni belirleyici etkenlerdir. Uygarlık tasavvurumuz, aşırı basitleştirilmiş tarihsel anlatımlar üzerine kurulu ahlaki kesinliklere dayalı ise mensubu olduğumuz uygarlığı ötekilerinden üstün görür; insan odaklı bir yol izleme yerine, inanç odaklı kimlik peşinde çatışmacı bir ortama sürükleniriz. Yakın tarihte IŞİD örneğinde görülen, Yahudi topluluklarında <em>“haredi</em>” zihniyetinin yarattığı soykırım ve insanlık dışı uygulamalardan beslenen bir uygarlık algısının toplumsal enerjiyi, uyum ve yaşam açısından faydalı bilgi üretimini nasıl yok ettiğini yaşayarak deneyimledik. İş birlikleri ve ittifaklar oluşturarak “<em>dışa ve dünyaya açık gelişme” </em>yaratma da ihmal edilmemesi gereken diğer bir boyuttur. Uzun soluklu iş birlikleri ve ittifaklar üzerine güç oluşturarak yeni değer zincirinde doğru konumlanma şaşmaz hedef olmalı!</p>
<p>Uygarlık tasavvurumuz, sorgulama merakı, akıl yürütme disiplini ve bilinmezle yüzleşme önemsenmez; her şeyi bir <em>“üst güce</em>” bağlarsak, emanet edilmiş akılla çağımızın son derece dinamik yapıdaki sorunlarına uygun çözümler üretemeyiz.</p>
<p>Uygarlık tasavvurumuz, kuramı, modeli ve metodu küçümseyen bir damardan besleniyorsa; içinde bulunduğumuz iş örgütlerini ve sosyal örgütleri kavrayamaz, özgül misyonlarıyla ilgili varsayımlarımızı sürekli sorgulayarak canlı ve diri tutamayız. Örgütlerimizin misyonunu yerine getirebilmesi için çekirdek yetkinliklerini kapsayıcı biçimde harekete geçiremeyiz. Çevre, misyon ve çekirdek yetkinliklerimizle ilgili varsayımlarımızı yaşamın öz gerçekliğine uyumlu hâle getiremeyiz. Yaşamın bütün alanlarındaki varsayımlarımızın bağlantısal bütünlüğünü sağlayamayız. Örgütümüzün amaç ve hedeflerinin tüm çalışanlar tarafından açık ve net anlaşılmasının gücünü değerlendiremeyiz. Varsayımlarımızı ve zihni modellerimizi sürekli sorgulamadan dünyanın, yakın bölgemizin ve ülkemizin gerçekliklerini tam olarak açıklayamaz, tanımlayamaz ve değerlendiremeyiz.</p>
<p><strong>İç ve dış koşulları bilmek</strong></p>
<p>Oda ve borsa seçimlerinde önemli sorgulama alanlarından biri de kendi iş örgütümüz ve ülkemizdeki genel örgütlenmeyi yönlendiren “<em>iç ve dış koşulları</em>” saptamadan değişim ve dönüşümlere uyum sağlanamayacağı gerçekliğidir. İç ve dış koşulların değişen karakterleri, yarattıkları eğilimler, eğilimlerin fırsat ve tehlikeleri, imkânlarımız ve kısıtlarımız hakkında sorgulama yapmadan net bilgiye erişemeyiz. Net bilgimiz eksikse, erişilebilir kaynakları kullanacak “k<em>oordinasyonu</em>” gerektiği gibi yapamayız. İhtiyaçlarımızı ve önceliklerimizi belirleyerek kıt kaynakları etkin ve verimli değerlendiremeyiz.</p>
<p>Çok güncel olan yapay zekâ konusunu toplumsal yaşamda yaratacağı değişim ve dönüşüm bağlamıyla kavrayabilmemiz için iç ve dış koşullarda yarattığı etkileri sürekli sorgulamamız gerekir. İçinden geçtiğimiz oda ve borsa seçim sürecinde yapay zekânın iş örgütlerimize olası etkileri konusunda fikir ve projeleri sorgulamadan ülke geneli için bir <em>“yön gösterme</em>” mümkün olmaz.</p>
<p>Uyum ve yaşam açısından faydalı kolektif bilgi üretme, olgunlaştırma ve etkin biçimde değerlendirme için “<em>plan, öngörme ve önlem alma disiplini</em>” önemlidir. İş insanlarımız, dünyanın çok önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiği bu dönemde seçim yapıyorsa, o seçimin odağında planlı yatırımların savunulması, bilgiye dayalı fikir üretiminin özendirilmesi ve uygulanabilir projelerin üretilmesi gündemin ilk sıralarında yerini almalıdır. Yetmez, uygulanan projelerin geri bildirimlerle sorgulanarak sapmaların belirlenmesi ve ince ayarlarla kendini yeniden üreten mekanizmaların işletilmesi de belirleyicidir.</p>
<p><strong>Gözetim ve denetim disiplini</strong></p>
<p>İhmal edilmemesi gereken bir başka boyut, “<em>gözetim ve denetim disiplini”</em> konusudur. Gözetim ve denetimi <strong><em>“</em></strong><em>suçlu arama</em>” algısından kurtararak, eksik ve yanlışı bularak, gerekli ince ayarları yapıp sürdürülebilir bir gelişmenin aracı hâline getirmeliyiz. Oda ve borsa seçim sürecinde, insan eliyle yapılan “<em>etken denetim</em>” ile sistemin gerçekleştirdiği “<em>edilgen denetim</em>” konusunda isteklerimizi net anlatan bir çerçeve belgemiz yoksa sivil toplum inisiyatifinin kamusal sorumluluğunu yerine getiremeyiz.</p>
<p>Ülkemizin en büyük sivil inisiyatiflerinin seçiminde “<em>hata kültürünü yaratma, olgunlaştırma ve çoğaltma</em>” konusu sorgulanmıyorsa, uzun dönemli geleceği koruyan adımları atmak zordur. Hata yapmadan gelişme olmaz, hata korkusu girişimciliği öldürür; ama hataları açık ortamda sorgulayan bir kültür oluşturulmazsa, “<em>kol kırılır, yen içinde kalır</em>”; tekrarlanan hatalar ölçülmesi güç kaynak israfına yol açar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-secimleri-yon-gosterici-olmali-86715</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Oda ve borsa seçimleri &#039;yön gösterici&#039; olmalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayat-kendi-degerlerini-uretiyor-86714</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayat, kendi değerlerini üretiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kültür; işbirliği ve işbölümüyle doğar. Zira zaman, kültür değişmelerini sağlayan en önemli etmendir. Bundan 450 yıl önce dahi Fuzuli; “acep zamaneye kalduk, gelünüz ağlaşalum” diyordu.</strong></p>
<p>Kültür; <strong>toplumun kalbi</strong>… Düşünce biçimi… Gelenekleştirdiği <strong>hayat tarzı</strong>… Yığından kümeye geçiren enerji… Toplumun çıktısı. <strong>Ürettiği her şey</strong>, tükettiği her şey… <strong>Hayatı kavrayış tarzı</strong>... <strong>Kültür tarla, değerler tohum… </strong>Bireylerin tohum olduğu toplumun ekini, ekinci…  <strong>Kültür; biriktirilendir</strong>.</p>
<p>Kültür, <strong>işbirliği</strong> ve <strong>işbölümüyle</strong> doğar. Yıllar içinde <strong>mayalanır</strong>, gelişir, <strong>kapsayıcı olur</strong> ve bireylerin davranış kalıplarını şekillendirir. Kültürü oluşturan; <strong>kurucu babalar</strong>, <strong>savaşçı büyükler</strong> ve <strong>sanatçı bireylerdir</strong>. Bireyselliğin toplum içinde eritilip o topluma kazandırılan <strong>renktir</strong>, <strong>tattır</strong>, <strong>kokudur</strong>, <strong>sestir.</strong></p>
<p><strong>KÜLTÜR TARLA, DEĞERLER TOHUM</strong></p>
<p><strong>Kültür devrimi</strong>; yeni anlayışın topluma içselleştirilmesinin adıdır. <strong>Çin’de Mao</strong>, kültür devrimi ile tüm <strong>Konfüçyüsçü</strong> gelenekleri yıkmak istemiş, başaramamıştır. <strong>2 bin 500 yıllık köklere sahip kültür</strong>, yasak altında dahi yaşamını sürdürebilmiştir. Kültür aslında <strong>değerlerin demlenmişi</strong>, kadim hale gelmişidir.</p>
<p>Kültür, beni <strong>yaşadığı toplumla</strong> bütünleştirendir. İngiltere’de yaşadığım dönemi hatırlıyorum. Orada kendime iş kurma, yaşama fırsatı olmasına rağmen bir karar almış; “<strong>kendi ana dilimde aşk şarkılarının söylenmediği bir kültürde yaşlanmak istemiyorum</strong>” diyerek anavatanıma dönmüştüm.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Kültüre dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kuşaklar neden çatışır?</em></strong></p>
<p>Eğer kültür, kuşaklar arasında ise çatışma, “<strong>zamane</strong>” ile “<strong>yetişkin</strong>” arasında olacaktır. Aynı yerde ve aynı toplumda olup, <strong>alt kültürler</strong> oluşması bu… <strong>Çocuklar, babalarından ziyade, zamanlarına benzer</strong>.</p>
<p><strong><em>Kültürün mekân ilişkisi?</em></strong></p>
<p>Mekânın <strong>doğa koşulları</strong>, ekonomik kapasitesi ve <strong>hayatta kalma biçimi</strong>, kültürü alır, <strong>yöreye adapte eder</strong> ve <strong>töreyi</strong> dönüştürür. İşe yarar formül şudur; <strong>Küresel düşün, yöresel davran, töresel yaşa</strong>… .</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>KURUCU BABALARDAN Z KUŞAĞINA UZANAN SÜREÇTE KÜLTÜR DEĞİŞİMLERİ</strong></p>
<p>Sosyal medya araçları; <strong>Twitter</strong>, <strong>Facebook</strong>, <strong>Linkedin</strong>, <strong>Instagram</strong>; kültür aktarıcı küresel araçlardır ve bu sayede <strong>küresel ortak inanç</strong>, ortak kanaat, <strong>ortak davranışlar</strong> geliştirilebiliyor. Bir kültürün diğeriyle k temas ettiği <strong>antik çağ agoraları</strong>, <strong>artık sosyal medya platformlarıdır</strong>. Kültür; toplumsal auranın adı…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SANAL KÜLTÜR LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Algoritmik Kültür</strong>: YZ sistemlerinin ürettiği ve yaydığı kültürel normlar bütünü</p>
<p><strong>Veritopya</strong>: Biyolojik değil, veri temelli kimliklerin kurduğu yeni kültürel zemin</p>
<p><strong>Avatar Akıl</strong>: Dijital temsiliyle kültür öğrenen ve kültür üreten birey tipi</p>
<p><strong>Dijital Töre</strong>: Kültürün artık gelenek değil, algoritmik trendlerle şekillendiği yeni davranış normları</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayat-kendi-degerlerini-uretiyor-86714</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayat, kendi değerlerini üretiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ito-enflasyonunda-metodolojik-hata-86713</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTO enflasyonunda metodolojik hata</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası 2023 yılını baz alarak İstanbul’u kapsayan tüketici fiyat endeksi hesaplamaya başladı. Bu hesaplama İstanbul’la sınırlıydı ama İstanbul da bir anlamda Türkiye demekti ve İTO’nun açıkladığı TÜFE değişimi TÜİK’in oranı öncesinde neredeyse öncü gösterge olarak kullanılıyordu. Ayrıca İTO verileri TÜİK’in oranının test edilmesi gibi bir işlev görüyordu.</p>
<p>İTO ağustos ayının TÜFE artışını yüzde 1,66 olarak açıkladı. Sonra detaylar gelince kafalar karıştı ve İTO’nun enflasyon hesaplamasında kullanılan metodolojinin enflasyon hesaplama mantığıyla hiç uyumlu olmadığı ortaya çıktı. Bu durum motorinin fiyatındaki dalgalanmadan anlaşıldı.</p>
<p>Bu köşede dün yer alan yazım da tesadüfen tam bu konudaydı. Enflasyon, <strong>“ay sonlarındaki fiyatların değil, ay ortalamasındaki fiyatların”</strong> kıyaslanmasıyla hesaplanırdı ve bu konudaki kafa karışıklığını gidermek için detaylı bir analiz kaleme almıştım.</p>
<p>Meğer İTO, sürekli olarak ay sonu fiyatlarını esas alarak hesaplama yapıyor ve enflasyonu böyle belirliyormuş.</p>
<p>İTO’ya göre ağustos ayında motorin fiyatları yüzde 4,3 gerilemiş görünüyordu ve ağustos enflasyonu bu fiyat değişimi dikkate alınarak hesaplandı. Oysa yüzde 4,3 gerileme, motorinin temmuz ve ağustosun son günlerindeki fiyat değişimini gösteriyordu. Ay ortalamasına göre ise motorin ağustosta temmuza göre tam yüzde 11,7 zam görmüştü.</p>
<p>Düşünün; motorin gibi ağırlığı görece yüksek bir ürünün fiyatını yüzde 11,7 artmış şekilde dikkate alıp endeksi o şekilde oluşturmak gerekirken, yüzde 4,3 ucuzlama olmuş gibi hesaplama yapmak…</p>
<p>İTO’nun ağustos için açıkladığı yüzde 1,66’lık oran tümüyle anlamsız hale geldi. Tabii ki bu durum yalnızca ağustos için geçerli değil ki, bu yanlış uygulama yüzünden diğer ayların oranları da gerçeği yansıtmaktan uzaklaştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Enflasyon düşmeyecek ama faiz düşsün!”</span></h2>
<p>Bu satırları okuduğunuz saatlerde TÜİK ağustos ayı enflasyonunu muhtemelen açıklamış olacak. Ağustos enflasyonu yüzde 2 dolayında, en geniş aralıkta ise yüzde 1,5- 2,5 tahmin ediliyor.</p>
<p>TÜİK’e göre temmuz sonundaki yıllık TÜFE artışı yüzde 31,75. Ağustos artışı yüzde 1,5 olursa yıllık oran yüzde 31,06’ya gerileyecek, ağustostaki gerçekleşme yüzde 2,5’i bulursa yıllık oran yüzde 32,4 olacak.</p>
<p>Yani ağustos sonundaki yıllık oranın sınırı belli; en düşük yüzde 31, en yüksek yüzde 32,4.</p>
<p><strong>Merkez Bankası ne yapar?</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu haftaya bugün toplanıp faiz kararını açıklayacak.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde haftalık repoya dönülmek suretiyle fiilen yüzde 40 olan faizin yüzde 37’ye çekilmesinden sonra yeni bir indirim gelir mi gelmez mi, bunun üzerinde duruluyor.</p>
<p>Aslında ortada pek de tartışma yok; Merkez Bankası’nın 10 Eylül Perşembe günü faizi değiştirmeyeceği görüşü ağır basıyor.</p>
<p>Bir görüş ağır basıyorsa, azınlıkta kalan görüş de var demektir. Küçük bir kesim faiz indirimi olabileceğini dile getiriyor ama dediğim gibi bunu söyleyenler çok az.</p>
<p>PPK’nın eylülden sonra biri ekim, biri de aralıkta olmak üzere iki toplantısı daha var. Ağırlıklı görüş, <strong>“Faiz ekim ve aralıkta aşağı çekilir”</strong> yönünde oluşuyor; hatta <strong>“Mutlaka çekilmeli”</strong> deniliyor.</p>
<p><strong>OVP hedefleri de belirleyici olacak </strong></p>
<p>Daha önce 7 Eylül Pazartesi olarak duyurulan 2027-2029 orta vadeli programının açılış günü 6 Eylül Pazar olarak değiştirildi. Bu program çerçevesinde 2027 ve sonraki iki yılın enflasyon hedefleri de ilan edilecek. Yeni hedefler de Merkez Bankası’nın faiz kararında etkili olacaktır.</p>
<p><strong>“Faiz düşsün de…” </strong></p>
<p>Faizin düşmesini en çok tabii ki reel sektör istiyor. Kendi açılarından elbette haklılar. Merkez Bankası faizi düşürsün, kredi faizleri de gerilesin.</p>
<p>Ama sergilenen yaklaşım sanki biraz çelişkili. Reel sektörün Merkez Bankası’nın sektörel enflasyon beklentileri anketine verdiği yanıtla kafa karıştırıyor.</p>
<p>Ağustos 2027 itibarıyla beklenen enflasyon hanehalkında yaklaşık yüzde 46, reel sektörde yüzde 33. Türkiye bu yılın sonunda yüzde 30’un altına inmeyi umuyor ama özellikle fiyat belirleme gücünü elinde bulunduran reel sektör Ağustos 2027 için hâlâ yüzde 33 enflasyon tahmin ediyor.</p>
<p>Ama çelişkiye bakın ki, bir yıl sonrasına ilişkin enflasyon tahmini bu düzeyde olan reel sektör bir yandan da faizin çok yüksek olduğunu dile getiriyor. Reel sektörün yüzde 33’lük tahmini, örtülü biçimde <strong>“Ben bu kadar zam yapacağım”</strong> demek değil mi?</p>
<p><strong>“Ben zam yapmaya devam edeyim, hatta bir yıl sonra bile enflasyon yüzde 33’lerde olabilir ama şu faizi düşürün!”</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ito-enflasyonunda-metodolojik-hata-86713</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/6/1280x720/market-alisveris-perakende-1748466910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO enflasyonunda metodolojik hata ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86711</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağustos enflasyonunun borsaya etkisi ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler Ağustos Enflasyonunda! Borsaya Etkisi Ne Olacak?  | Ekonomi Masası | 03 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/IS6EiF62AF4" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86711</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/5/1280x720/munyar-1787203670.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ticaret-zorlandi-konkordato-basvurusu-artti-alacak-sigortasi-policesi-6-milyar-euroyu-buldu-86712</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ticaret zorlandı, konkordato başvurusu arttı, alacak sigortası poliçesi 6 milyar euroyu buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ALLIANZ </strong>Trade Türkiye CEO’su <strong>Ömer Gürcan Köseoğlu </strong>ve Pazarlama Müdürü <strong>Bedia Dernek</strong>’le görüşmeye giderken şirketle ilgili bilgi istedim:</p>
<p>-          “Allianz Trade”, <strong>Allianz Sigorta’dan farklı ne yapıyor?</strong></p>
<p>Kısa bilgi notunda <strong>“Allianz Trade”</strong>in faaliyet alanı şöyle özetlendi:</p>
<ul>
<li>“Allianz Trade”, <strong>ticari kredi sigortası alanında küresel lider. Kefalet, alacak tahsilatı, dolandırıcılık sigortası, yapılandırılmış ticari kredi ve siyasi risk alanlarında uzmandır.</strong></li>
</ul>
<p>Bilgi notundaki şu veri dikkatimi çekti:</p>
<ul>
<li>“Allianz Trade”<strong>in tescilli istihbarat ağı, 289 milyon şirketin verilerine anında erişime dayanıyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ömer Gürcan Köseoğlu, </strong>daha önce bankacılık sektöründe görev yaptığını, 10 yıldır sektörde olduğunu belirtip, <strong>“Allianz Trade”</strong>in faaliyet alanını şöyle açtı:</p>
<p>-          <strong>Şirketlere ticaret yapma ve ödeme alma konusunda güven verir. Kötü bir borç durumunda şirketleri tazmin eder. Ancak, daha da önemlisi, baştan kötü borçtan kaçınılmasına yardımcı olur.</strong></p>
<p><strong>“Allianz Trade”</strong>in Allianz Grubu’na bağlı olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Allianz Grubu, Türkiye’de de faaliyetleri olan </strong>“Euler Hermes”<strong>i satın almıştı. Adını da </strong>“Allianz Trade”<strong>e dönüştürmüştü. </strong>“Euler Hermes” <strong>dönemini de dikkate alırsak Türkiye’de 15 yılı aşkın süredir faaliyetimiz var.</strong></p>
<p><strong>“Allianz Trade”</strong>in ana işinin <strong>“alacak sigortası” </strong>olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>50’den fazla ülkede faaliyeti var</strong><strong>,</strong><strong> bağlı olduğumuz şirketin. Vadeli satışlarda alınan ürünün bedelinin ödenmeme riskini sigortalıyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Allianz Trade”</strong>in dünyada verdiği güvencenin 1.4 trilyon dolara ulaştığına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’deki poliçelerimizin toplam büyüklüğü 6 milyar Euro. Yani, 6 milyar Euro’luk güvence vermiş durumdayız.</strong></p>
<p>Türkiye’deki poliçe adedini merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>500-600 civarında şirketin alacaklarını güvence altına almış bulunuyoruz. </strong> </p>
<p>Daha çok büyük ölçekli firmaları alacaklarını güvence altına aldıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Poliçe düzenlediğimiz 500-600 şirketin mal sattığı, iş yaptığı 30 bin alıcı var. Biz 30 bin alıcıdaki alacaklarını güvence altına almış bulunuyoruz. Bir sorun çıktığında alacaklarını ödüyoruz. Sonra o alacakların takibin</strong><strong>i</strong><strong> biz yürütüyoruz.</strong></p>
<p>Risk yönetimi yaptıklarını, tüm tarafları önceden incelediklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ticaretin zorlanması bizim barometremiz gibi. Ticarette zorluklar, sıkıntılar başlayınca, konkordato başvuruları arttıkça bizim işimizde de artış yaşanıyor.</strong></p>
<p><strong>“Alacak sigortası” </strong>ile verdikleri güvenceye bir başka pencereden baktı:</p>
<p>-          <strong>Biz aslında teminatsız kredi kullandırmış oluyoruz.</strong></p>
<p>Konkordatoya giren şirketlerden alacağı olan sigortalıları için uygulamayı şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Konkordatoya giren şirketlerden alacağı tahsil etmek epey zorlaşır. Zaten konkordato bir anlamda borçlu şirkete zaman kazandırır. Sigortalımızın alacağı olan bir şirket konkordatoya girdiğinde biz alacağı öderiz. Konkordato sürecinde biz alacaklı hale geliriz.</strong></p>
<p>Daha küçük ölçekli şirketlerin alacaklarını sigortalama konusunda planları olup olmadığını sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Orta vadede büyüklerin bir altı grupta, yani orta büyüklükte olan şirketlerle de çalışmayı gündemimize alacağız.</strong></p>
<p>Şu noktayı irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bir şirket bize alacak sigortası, ihracat sigortası, kefalet sigortası için başvurduğunda son 3 yılına bakarız. Ayrıca borçlu tarafın da son 3 yılını değerlendiririz. Yani, son bir yıla bakıp güvence altına almayız.</strong></p>
<p>Yaptıkları sigortanın bedeliyle ilgili örnek rakamlar sordu, yıllık primi şöyle örnekledi:</p>
<p>-          <strong>Yıllık 15 bin dolarlık poliçe de var, 100-150 bin dolarlık poliçe de düzenlenebiliyor. Sigortaya başvuran şirketin kapsama aldırmak istedikleri risklerinin büyüklüğüne göre ödenecek prim değişir.</strong></p>
<p>Ekonomide sıkıntılı günlerin başlamasından beri konkordatoya başvuran, bu sürece giren şirketlerin sayısı artıyor. Konkordatoya giren şirketlerden alacakları olanlar arasında tahsilatı yapamaz hale gelenlerin de sıkıntıya girme riskiyle karşı karşıya kaldıkları sıkça görülüyor.</p>
<p>İşte bu nedenle alacak sigortası, ihracat sigortası, kefalet sigortası gibi güvencelerin önemi artıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bugüne kadar 108 milyon euro hasar ödemesi yaptık</span></h2>
<p><strong>ALLIANZ </strong>Trade Türkiye CEO’su <strong>Ömer Gürcan Köseoğlu</strong>’na alacağını, ihracatını sigortalayan şirketlere ödemeleriyle ilgili verileri sordum, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Yılda 7-8 milyon Euro civarında tazminat ödüyoruz. Diğer bir deyimle hasar ödemesi yapıyoruz.</strong></p>
<p>Bugüne kadar ödedikleri tazminatın ulaştığı düzeyi merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bugüne kadar ödediğimiz hasar 108 milyon Euro’yu buldu.</strong></p>
<p>Üstlendikleri alacakların tahsiliyle ilgili oranları sordum, aktardı:</p>
<p>-          <strong>Yurt içinde tahsilat oranımız yüzde 30’lar düzeyinde.</strong></p>
<p>Bu noktada hasar rasyosuyla ilgili şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Hasar rasyolarımız yüzde 40’lar civarında. Bu oran normal sayılır. Yüzde 40-60 arası orta düzeydedir. Yüzde 60’ı aşarsa sıkıntı çıkar.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İşimizin yüzde 40’ını ihracat alacaları sigortası oluşturuyor</span></h2>
<p><strong>ALLIANZ </strong>Trade Türkiye CEO’su <strong>Ömer Gürcan Köseoğlu, </strong>ihracat sigortası poliçeleriyle Türkiye’nin ihracatını desteklediklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>İşimizin yüzde 40’ı ihracat sigortalarından oluşuyor. İhracatçıya kefalet sigortası da yapıyoruz. Bu alanda ilk lisans alan biz olduk.</strong></p>
<p><strong>“Allianz Trade”</strong>in tescilli istihbarat ağının dünyada 289 milyon şirketin verilerine anında ulaşma kabiliyeti olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Örneğin Türkiye’deki ihracatçı şirketin satış yapmayı düşündüğü Peru’daki bir şirketin mali yapısını anında görebiliyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>İhracatçıya yurt dışında kefalet sigortası da yapıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Politik risk sigortası da var</span></h2>
<p><strong>ALLIANZ </strong>Trade Türkiye CEO’su <strong>Ömer Gürcan Köseoğlu</strong>’na bana gönderilen kısa bilgi notundaki <strong>“politik risk” </strong>sigortasını sordum:</p>
<p>-          “Politik risk sigortası” <strong>nasıl yapılıyor, neleri kapsıyor?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Diyelim ki bir ülkede darbe oldu. Politik risk sigortası onu kapsar.</strong></p>
<p>Örneği genişletti:</p>
<p>-          <strong>Ülkeler Merkez Bankalarının döviz transferi uygulamalarıyla ilgili değişiklikler yaptığında ihracatçıyı zarara uğratacak yansımaları da söz konusu olabiliyor. Bu zararı tazminde rol alabiliyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Politik risk”</strong>i önceden nasıl ölçtüklerini merak ettim, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Uluslararası reyting kuruluşlarının ülkelere verdikleri notlardan yararlanıyoruz. Ayrıca globalde grubumuzun çok iyi bir araştırma ekibi var. Onların ortaya koyduğu araştırmalar da bizim için yol gösterici oluyor.</strong></p>
<p>Bu noktada söz konusu araştırma ekibinin ABD-İran Savaşı’yla ilgili öngörülerini sordum, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>ABD ve İsrail’in İran’la yaşadıkları gerilimin sıcak savaşa döneceğini öngöremediler. Dünyada da pek öngören olmadı. Ayrıca süresi konusunda da net bir yorum yapamadılar.</strong></p>
<p><strong>Başlangıçta, ‘riski kendimiz yönetiriz’ diyen sıkışınca geliyor</strong></p>
<p><strong>ALLIANZ </strong>Trade Türkiye CEO’su <strong>Ömer Gürcan Köseoğlu, </strong>Türkiye’de 15 yıllık geçmişi olmasına rağmen <strong>“alacak sigortası”</strong>nda yolun başlarında olunduğunu belirtti:</p>
<p>-          “Alacak sigortası” <strong>ülkemizde emekleme safhasındaydı. Yeni yeni yürümeye başladı. Son 2-3 yıldır sorulmaya başlandı.</strong></p>
<p>Firmalarla görüşmelerde en dikkat çekici konunun ne olduğunu sordum, şöyle yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Firmalara sunum yaparken, </strong>“Riskinizi de biz yöneteceğiz” <strong>dediğimizde çoğundan, </strong>“Kendi riskimi kendim yönetirim” <strong>yanıtı alıyoruz. Ancak, böyle diyenlerden bazılarının sıkıntı sinyali alınca kapımızı çaldığını görüyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">17 firma ile Foodist’teyiz</span></h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a98f7ceb4a39-1788409806.png" alt="" width="697" height="382" /><strong>TÜYAP </strong>Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve ALZ Grup işbirliğiyle Türkiye Gıda Platformu’nun (TGP) <strong>“Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı”</strong>nın açılışı sonrası Akhisar Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Alper Alhat, </strong>Başkan Yardımcısı <strong>Şerif Şerifoğlu, </strong>Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Muhiddin Örnek</strong> ve Meclis Başkanı <strong>Bahattin Alkın</strong>’la buluştuk.</p>
<p><strong>Alper Alhat, </strong>561 yerli, 76 yabancı katılımcının yer aldığı Foodist’e bir anlamda çıkarma yaptıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Akhisar Ticaret Borsası olarak 17 firma ile Foodist’te yerimizi aldık. Akhisar Ticaret Borsası yönetimi olarak fuarların firmalarımıza katkısını çok iyi biliyoruz. O nedenle fuarlara katılıma çok önem veriyoruz.</strong></p>
<p><strong>Alper Alhat, </strong>fuarın açılışı sonrası Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat </strong>ve Tarım ve Orman Bakanı <strong>İbrahim Yumaklı </strong>ile stant turu sırasında kısa görüşme fırsatı bulduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>ABD’nin yüzde 12.5’lik ek gümrük vergisi uygulamasıyla birlikte zeytin ve zeytinyağı ihracatında fiyat tutturma şansımızın kalmadığını anlattık. Geçmişte uygulanan Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) formülünün yeniden devreye girmesi talebimizi de ilettik.</strong></p>
<p><strong>Alhat, </strong>geçmişte uygulanan DFİF desteği rakamlarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Zeytinyağında 650 dolar, zeytinde de 260 dolar ton başına destek söz konusu olmuştu. Şimdi de yine DFİF gibi bir desteğe sektörümüzün ihtiyacı var.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ticaret-zorlandi-konkordato-basvurusu-artti-alacak-sigortasi-policesi-6-milyar-euroyu-buldu-86712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/2/1280x720/omer-gurcan-koseoglu-1788409979.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret zorlandı, konkordato başvurusu arttı, alacak sigortası poliçesi 6 milyar euroyu buldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-kan-kaybi-durdurulamiyor-86710</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayide kan kaybı durdurulamıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinde hizmet sektörünün ağırlığı giderek artarken, sanayideki erozyon derinleşiyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) kısa süre önce açıkladığı Gayrisafi Yurt İçi Hasıla ile Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri de ekonomideki bu yapısal dönüşümü tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Üretim koşullarındaki bozulma ve maliyet baskıları nedeniyle reel sektörün milli gelirden aldığı pay son 5 yılda kesintisiz daralırken, ekonomi giderek hizmet ağırlıklı bir yapıya bürünüyor. TÜİK’in yıllık GSYH verilerine göre, toplam sanayi sektörünün milli gelir içindeki cari payı 2021 yılında yüzde 25,84 seviyesinde bulunurken, sıkılaşan finansman koşulları ve küresel talepteki yavaşlamanın etkisiyle 2025 yılı sonunda yüzde 18,47’ye kadar çekildi. Böylece sanayinin milli gelirdeki ağırlığı son 5 yılda yaklaşık 7,4 puan kaybetmiş oldu. Doğrudan imalat ve katma değerli üretimi simgeleyen imalat sanayiindeki kan kaybı da dikkat çekici boyutlara ulaşarak, aynı dönemde yüzde 22,12’den yüzde 15,58’e geriledi.</p>
<h2>Hizmetlerde periyodik artış </h2>
<p>Sanayide yaşanan bu erimeye karşılık ticaret, ulaştırma, konaklama, finans, gayrimenkul, bilgi-iletişim ve kamu hizmetlerini kapsayan toplam hizmetler sektörünün milli gelirdeki ağırlığı katlanarak arttı. 2021 yılında GSYH’nin yüzde 53,20’sini oluşturan hizmetler sektörünün toplam payı, 2025 yılında yüzde 59,11’e tırmandı. TÜİK’in en son açıkladığı çeyreklik GSYH verileri ise sanayideki çözülmenin ve hizmetlerdeki genişlemenin 2026 yılında da ivme kaybetmeden sürdüğünü ortaya koydu. 2026 yılı ikinci çeyrek verilerine göre, toplam hizmetler sektörünün GSYH içindeki payı yüzde 60,94’e yükselerek ilk kez yüzde 60 eşiğini aşarken; toplam sanayinin payı yüzde 18,62’ye, imalat sanayinin payı ise yüzde 15,78’e kadar geriledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a98f5001cee2-1788409088.png" alt="" width="632" height="353" /></p>
<h2>Sanayinin ciro payı 30’un altında </h2>
<p>GSYH’de ortaya çıkan sanayideki erime ve hizmetlerdeki büyüme tablosunu, Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri de teyit ediyor. Buna göre, 2021 yılında toplam ciro içerisindeki payı yüzde 35,9 seviyesinde bulunan sanayi sektörü, 2022 yılında yüzde 37,1 ile tepe noktasını görmüştü. Ancak bu tarihten itibaren başlayan düşüş trendi kesintisiz devam etti. Sanayinin ciro payı 2023 yılında yüzde 33’e, 2024 yılında yüzde 30,2’ye ve son olarak 2025 yılı verilerinde yüzde 28,5’e gerileyerek yüzde 30’luk kritik sınırın altına indi. Böylece sanayinin cirodaki ağırlığı son 5 yılda ise 7,4 puan; son 3 yılda ise 8,6 puan erimiş oldu. Sanayideki bu gerilemeye karşılık ticaret ve hizmet sektörleri ciro paylarını pekiştirdi. Ticaret sektörünün 2015 yılında yüzde 41,7 olan ciro payı, 2021’de yüzde 44,7’ye, 2025 yılında ise yüzde 46,8’e yükselerek ekonominin en büyük ciro üreten alanı konumunu sürdürdü. Hizmet sektörü ise 2021’deki yüzde 14,1’lik ciro payını 2025’te yüzde 17,8’e çıkararak payını artırmayı başardı.</p>
<h2>Her iki girişimden biri hizmette </h2>
<p>Türkiye’deki yeni iş kurma ve girişimcilik tercihleri de üretimden hizmet alanına kayışı teyit ediyor. Toplam girişim sayısı içinde hizmet sektörünün payı 2015 yılında yüzde 41,7 seviyesindeyken, 2021’de yüzde 43,1’e, 2025 yılında ise yüzde 48,4’e fırladı. Bu tablo, Türkiye’deki her iki işletmeden birinin artık hizmet sektöründe yer aldığını gösteriyor. Buna karşın sanayi sektörünün toplam girişimler içindeki payı gerileme eğilimini sürdürüyor. 2015 yılında yüzde 12,8 olan sanayi girişim payı, 2021 ve 2022 yıllarında da yüzde 12,8 seviyesinde kaldıktan sonra 2024’te yüzde 12,6’ya, 2025’te ise yüzde 12,4’e geriledi. Ticaret sektörünün girişim payı ise 2015’teki yüzde 38,8 seviyesinden 2025’te yüzde 31,6’ya düşerken, çözülen payın büyük oranda hizmet alanına kaydığı görüldü.</p>
<h2>İstihdamın yeni kalesi hizmetler oldu </h2>
<p>İstihdam tarafındaki göstergeler de sanayi sektörünün istihdam yaratma gücünün zayıfladığını ortaya koyuyor. Sanayinin toplam istihdam içindeki payı 2021 yılında yüzde 28,9 ile en yüksek seviyesini kaydettikten sonra kademeli olarak geriledi. 2022’de yüzde 28,7, 2023’te yüzde 28,3, 2024’te yüzde 27,2 olan sanayi istihdam payı, 2025’te yüzde 26,1 seviyesine çekildi. Sanayide yaşanan bu gerilemeye karşılık istihdam yükünü sırtlayan ana sektör hizmetler oldu. Hizmet sektörünün toplam istihdamdaki payı 2015’teki yüzde 36,8 seviyesinden 2021’de yüzde 37,4’e, 2025’te ise yüzde 41,2’ye tırmandı. Ticaret sektörünün istihdam payı ise 2021’deki yüzde 24,0 seviyesinden 2025’te yüzde 22,1’e geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-kan-kaybi-durdurulamiyor-86710</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-sanayii.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye ekonomisinde sanayinin milli gelir, ciro ve istihdamdaki ağırlığı özellikle son 5 yıldan bu yana kesintisiz düşüş eğilimi gösteriyor. TÜİK verilerine göre, sanayinin GSYH’deki payı 2021’deki yüzde 25,8 seviyesinden 2025’te yüzde 18,5’e geriledi. İmalat sanayinin payı da yüzde 22,1’den yüzde 15,6’ya indi. Sanayinin toplam cirodaki payı yüzde 35,9’dan 28,5’e, istihdamdaki payı da 3 puana yakın daralmayla yüzde 26,1’e geriledi. Hizmetler sektöründe büyüme trendi ise devam ediyor. Hizmetlerin GSYH içindeki payı son 5 yılda yüzde 53,2’den yüzde 59,1’e yükseldi; 2026’nın ikinci çeyreğinde ise ilk kez yüzde 60 bandının üzerine çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlara-cekiduzen-taban-dalgasi-yaratti-86709</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlara çekidüzen taban dalgası yarattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun temelinde serbest fonlar olan yatırım fonlarına ilişkin rehberde yaptığı kapsamlı değişiklikler sonrası Borsa İstanbul’da bazı hisselerde yaşanan sert hareketler dikkat çekti. Bazı yatırım fonlarında yüklü taşınan yaklaşık 17 hissede rehberin açıklanmasından sonra yaşanan üç işlem gününde de taban seviye görüldü. Hedef Holding, Peker GYO, Aksu Enerji, Koç Metalurji, Hatsan üç gündür kesintisiz taban görürken 20'nin üzerinde şirket en az iki taban ile bu üç işlem gününü geride bıraktı. Dün küresel piyasalarda yaşanan dalgalı seyrin etkili olduğu Borsa İstanbul’da BİST100 endeksinde gün için kayıp yüzde 2’yi geçti, açığa satış işlemlerinde yukarı adım kuralı uygulanmaya başladı.</p>
<h2>Tam uyum için son tarih 31 Aralık </h2>
<p>SPK’nın 28 Ağustos tarihli kararına göre bir serbest fonun portföyünde ayrı ayrı yüzde 5’in üzerinde ağırlığa sahip hisselerin toplamı yüzde 20’yi geçemeyecek. BIST 30 hisseleri bu sınırlamanın dışında tutuluyor. Limit üzerindeki mevcut pozisyonlar şimdilik yeni üst sınır kabul edilecek ve artırılamayacak. Limit aşımın en az üçte birinin 31 Ekim’e, üçte ikisinin 30 Kasım’a kadar giderilmesi gerekiyor. Tam uyum için fonlara verilen son tarih 31 Aralık. Yatırım fonları bu kurallara uyum için şimdiden kolları sıvamış görünüyor öyle ki bazı fon portföylerinde yüklü yer aldığı bilinen hisselerin bu karar sonrası hareketleri ve fonların hisselerden çıkış açıklamaları bunu ortaya koyuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a98f274d56bd-1788408436.png" alt="" width="659" height="481" /></p>
<h2>İlk iki işlem günü daha sert geçti </h2>
<p>Düzenlemenin duyurulmasının ardından haftanın ilk işlem gününde 30 şirket, ikinci işlem gününde de 30 şirket daha taban seviyeyi gördü. Üçüncü işlem günü sabah seansı itibariyle taban serisini üçüncü güne taşıyan şirket hissesi sayısı 17 oldu. Ancak düzenleme sonrası en az iki taban gören şirket sayısı 20’nin üzerindeyken en az bir kere taban olan şirket sayısı ise 84’ü buldu. Bu şirketlerden üç gün üst üste taban yapanlar yüzde 27,03 düşüşle Hedef Holding, yüzde 27,03 düşüşle Peker GYO, yüzde 27,02 kayıpla Aksu Enerji, yüzde 26,8 düşüşle Koç Metalurji, yüzde 24,8 kayıpla Hatsan oldu. Kamuyu Aydınlatma Platformu’na portföy yönetim şirketleri tarafından yapılan açıklamalarda bazı fonların bazı hisselerde ağırlık azalttığı görülüyor.</p>
<h2>KAP’a açıklamalar başladı </h2>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformu’na dün yapılan Pusula Portföy Üçüncü Hisse Senedi Serbest Fonu Katılımevim'de sahip olduğu payı yüzde 25,18'den yüzde 24,68'e indirdi, Tera Portföy Hisse Fonu Manas Enerji'de payını yüzde 10,12'den yüzde 9,06'ya düşürdü, Pusula Porftöy Para Piyasası Fonu Pasifik Eurasia'daki payını yüzde 17,82'den yüzde 3,74'e indirdi. Bu tarz açıklamaların KAP’a gelmeye devam etmesi bekleniyor.</p>
<h2>Rehber sonrası getiri kaybı </h2>
<p>Rehberin açıklanması sonrası yatırım fonlarının getirisinde yaşanan değişim de dikkat çekici oldu. TEFAS’ta işlem gören yatırım fonları arasında rehber sonrası işgünlerinde en yüksek getiri kaybı yüzde 34 ile Bulls Portföy İkinci Serbest Fonu’nda oldu, onu yüzde 17,83 kayıpla Pusula Portföy Birinci Değişken Fonu izledi. Pusula Portföy Mutlak Getiri Hedefli Hisse Senedi Serbest Fonu da 28 Ağustos sonrası yüzde 17,21 getiri kaybı yaşattı, yüzde 16,13 ile One Portföy Dördüncü Serbest Fonu da yatırımcısını üzdü. Bu dönemde yatırımcısına getirisi yüzde 10'u geçen ise Philip Portföy Birinci Serbest Fonu oldu, bu fon ağırlıklı olarak yabancı hisse senetlerine yatırım yapıyor. Onu yüzde 5,59 getiri ile Atlas Portföy Serbest Fonu izledi.</p>
<h2>Fonlardan 10.7 milyar lira çıktı </h2>
<p>SPK’nın yeni fon rehberini açıklamasının ardından yatırım fonlarından toplam net para çıkışı ise 10 milyar 669 milyon 226,2 bin lira oldu. Bu kısa sürede en yüksek nakit çıkışı 28.1 milyar lira ile Tera Portföy Birinci Serbest Fonu'nda olurken onu 14.27 milyar lira ile Yapı Kredi Portföy İkinci Para Piyasası Serbest Fonu izledi. Garanti Portföy Para Piyasası Fonu'ndan da 13 milyar lira, Deniz Portföy Para Piyasası Fonu'ndan da 11.1 milyar lira çıktı. Aynı dönemde en yüklü nakit girişi Tera Portföy Hisse Senedi Fonu THF'ye 21.7 milyar lira ile, İş Portföy Üçüncü Serbest Fonu'na 10 milyar lira ile yaşandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fonun yüzde 30’dan fazlasına sahip olanlar açıklandı</span></h2>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun yeni düzenlemesiyle TEFAS’ta işlem gören fonlarda yüzde 30’un üzerinde pay sahibi olanlara ilişkin yatırımcı kimlikleri ve fondaki oranlarının açıklanması gerekiyor. Bu ilk açıklama Kamuyu Aydınlatma Platformu’na dün yapıldı. Bu alanda en dikkat çekenlerin başında Barclays Bank'in İş Portföy Üçüncü Serbest TL Fonu'nda yüzde 83,96 pay sahibi olması geliyor. Tasarruf finansmanı şirketlerinden Emin Evim Garanti Portföy Para Piyasası Katılım Serbest Fonu'nda yüzde 40,84 oranında yer alırken, Katılımevim Pusula Portföy İkinci Katılım Hisse Senedi Serbest Fonu'nun yüzde 50,86'sına sahip. TT Mobil İletişim Hizmetleri ise İş Portföy İkinci Para Piyasası Fonu'ndaki yüzde 35,08 payını yüzde 0'a çekti. Türkiye Diyanet Vakfı da Aktif Portföy Para Piyasası Katılım Fonu'nda yüzde 59,65 oranında pay sahibi. Bu açıklamaların hepsi TEFAS’a açık fonlar üzerinden yapılıyor, TEFAS’ta işleme kapalı olan fonlarda kimin ne kadar pay sahibi olduğu ise açıklanmıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlara-cekiduzen-taban-dalgasi-yaratti-86709</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/piyasa-hisse.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım fonlarına yönelik SPK’nın yaptığı köklü değişiklikler hem Borsa İstanbul’da hem de yatırım fonları getiri ile tercihlerinde etkili oldu. 28 Ağustos’ta alınan karar sonrasında bazı şirket hisseleri üç gündür üst üste taban fiyatı görürken bu dönemde 84 hisse en az bir kez taban oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/savaslardan-antalyanin-turizm-gelir-kaybi-en-az-4-milyar-dolar-86707</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 01:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Antalya’nın turizmde gelir kaybı en az 4 milyar dolar&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Döviz kurundaki durum, maliyetlerin çok hızlı artması, Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş ile Hürmüz Boğazı’nda ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş, yılın 7 aylık döneminde turist sayısının düşmesine yol açtı.</p>
<p>Türkiye’nin turizm lokomotifi Antalya’ya, Ocak-Temmuz 2026 döneminde gelen turist sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 düşüş gösterdi. Antalya’ya bu yılın 7 aylık döneminde 624 bin 448 kayıpla 8 milyon 162 bin 143 turist ziyaret etti.</p>
<p><strong>7 aylık gelir kaybı</strong></p>
<p>Türkiye turizm gelirinin üçte birini karşılayan Antalya’da yılın 7 aylık dönemindeki turist sayısındaki düşüş, turizm gelirlerine yansıdı. Bazı turizm sektör temsilcilerine göre, turizm gelir kaybının bazı hesaplamalara göre, en az 500 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p>MK Group Turizm Yatırımları ve Marka Geliştirmeden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Korhan Alşan, 2026 yılı Ocak–Temmuz dönemindeki turist sayısında yaklaşık yüzde 6,5–7’lik gerilemenin, kullanılan veri setine göre 580–625 bin civarında daha az yabancı ziyaretçi anlamına geldiğini belirtti. Alşan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya 2025’te 17,5 milyon ziyaretçiden 17 milyar doların üzerinde turizm geliri elde etti. 2026’nın ilk yarısında Türkiye genelinde kişi başı harcamanın yaklaşık 1.020 dolar olduğu dikkate alınırsa, bu kaybın matematiksel brüt döviz karşılığı 550–650 milyon dolar bandında hesaplanabilir. Ben yuvarlak olarak 600 milyon dolar civarı derim. Ancak ziyaretçi kaybı ile gelir kaybı birebir aynı değildir. Türkiye genelinde ikinci çeyrekte ziyaretçi sayısı yüzde 5,1 azalırken turizm geliri yalnızca yüzde 2,6 geriledi. Kişi başı harcama artışı, kaybın bir bölümünü dengeledi. Bu nedenle Antalya açısından fiili gelir kaybının 350–500 milyon dolar bandında kalması daha olasıdır.’’</p>
<p><strong>Sezon kurtulur mu?</strong></p>
<p>Turist sayısında geçen yılın yakalanmasının mümkün görülmediğini ifade eden Alşan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Sezon tamamen kurtulur mu? Sayısal olarak geçen yılı yakalamak zor. Çünkü 21 Ağustos itibarıyla yaklaşık yüzde 6 gerideyiz. Kalan dönemde geçen yılın yaklaşık yüzde 9 üzerine çıkmak gerekir. Buna karşılık farkın yüzde 7’den yüzde 6’ya gerilemesi, Ağustos toparlanması ve güçlü sonbahar beklentisi olumlu. Dolayısıyla turist sayısında değilse bile gelir açısından sezonun önemli ölçüde kurtarılması mümkün. Ben yılı yaklaşık 16,6–17 milyon ziyaretçi ile kapatırız diye düşünüyorum. Yani geçen yılın yüzde 3–5 altında olur. Fakat gelirde daha sınırlı bir kayıpla kapatma ihtimalini güçlü görüyorum. Tabii şunu unutmamak lazım, enflasyon etkisi ve buna karşılık kurun hala stabil kalması durumu, gelirlerde bir istikrar var görünümüne karşılık, giderlerde ve kar oranlarında dolayısı ile mali performans sonuçlarında negatif etkiler yaratmaya devam ediyor.’’</p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleyman ise turizmde geçen yılın 7 aylık dönemine göre, Antalya’ya gelen turist sayısında yüzde 6,5 düşüş yaşadığına dikkat çekti. Hacısüleyman, ‘’Yılsonu sonuçta sayısal olarak rakamları tuttursak bile cirosal bazda, Antalya olarak elde ettiğimiz gelirden çok fazla bir erozyon yarattık. Kötü mü yaptık? Hayır. Yapmasaydık kaç kişi gelirdi bilemiyorum. Yaptık, bu kadar kişi geldi. Bazen de buna bile şükür dememiz gerekiyor’’ dedi.</p>
<p><strong>Yıl sonu 4 milyar dolar gelir kaybı</strong></p>
<p>Öte yandan adının açıklanmasını istemeyen bir turizmci de 2026 yılsonu itibariyle Antalya’nın turizm gelir kaybının 4 milyar doları aşacağını öngördüğünü belirtti. Turizmci şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Geçen yıl Antalya’ya 17,5 milyon turist ziyaret etmişti. 2026 yılsonu itibariyle turist sayısında geçen yıla göre yüzde 6 düşüş bekleniyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve TÜİK verilerine göre turist başı harcama bin dolar civarında. Turist harcamalarını da göz önüne alırsak, Antalya’nın 2026 yılsonu turizm gelir kaybı 4 milyar doların üzerinde olacak. Kuzeyde Rusya-Ukrayna, güneyde de İran ile ABD arasındaki savaşlardan kaynaklanan hem turist hem de gelir kaybı var.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/savaslardan-antalyanin-turizm-gelir-kaybi-en-az-4-milyar-dolar-86707</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/7/1280x720/antalya-1788415754.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya’da 2026 yıl sonu turist sayısında geçen yıla göre yüzde 6 düşüş öngörülürken, savaşlardan kaynaklanan turizm gelir kaybının da en az 4 milyar dolar olacağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsodan-saglik-merkezi-ve-cevre-korunmasina-destek-86706</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 01:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATSO Eğitim ve Sağlık Merkezi törenle açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya İl Sağlık Müdürlüğü, Elmalı Belediyesi ve Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) iş birliğiyle Elmalı ilçesinde yaptırılan Sinan-ı Ümmî Aile Sağlığı Merkezi ve Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) ile ATSO Eğitim ve Sağlık Merkezi düzenlenen törenle hizmete açıldı.</p>
<p>Antalya Valisi Vali Hulusi Şahin, törende yaptığı konuşmada, Elmalı’ya kazandırılan tesisin vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimi açısından önemli bir yatırım olduğunu söyledi.</p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın yalnızca üyelerinin mesleki faaliyetleriyle ilgilenen bir kuruluş olmadığını, aynı zamanda Antalya’nın gelişimine katkı sunan önemli bir sivil toplum kuruluşu olduğunu vurgulayan Vali Şahin, ATSO’nun eğitime, sağlığa ve sosyal hayata yönelik birçok önemli çalışmaya destek verdiğini bildirdi. Vali Şahin, ‘’İdeal sivil toplum örgütü budur. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası da bunun Türkiye’deki güzel ve öncü örneklerinden biridir’’ dedi.</p>
<p>ATSO tarafından tamamlanan binanın, İl Sağlık Müdürlüğünün katkılarıyla Aile Sağlığı Merkezi ve KETEM olarak vatandaşların hizmetine sunulduğunu ifade eden Vali Şahin, tesisin Elmalı için önemli bir sağlık yatırımı olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Elmalı Belediyesi tarafından tahsis edilen binanın sağlık hizmetlerine kazandırılmasında kurumlar arası iş birliğinin önemini vurgulayan Vali Hulusi Şahin şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Elmalı Belediyesi, İl Sağlık Müdürlüğü ve ATSO başta olmak üzere projeye katkı sunan herkese teşekkür ediyorum. Antalya sağlık hizmetleri bakımından önemli bir noktada bulunuyor ve sağlık yatırımları hızla devam ediyor. Antalya sağlık hizmetleri yönünden çok iyi durumdadır, hızla da daha iyiye gidiyor.”</p>
<p><strong>ATSO’dan çevre projelerine de destek</strong></p>
<p>ATSO’nun çevre alanındaki yeni desteklerine de değinen Vali Şahin, Antalya'dan denize ulaşan akarsular yoluyla taşınan atıkların önlenmesine yönelik önemli bir çalışma yürütüldüğünü söyledi.</p>
<p>Antalya’dan denize dökülen 29 akarsuda, atıkların denize ulaşmasını engellemek amacıyla 30'un üzerinde bariyer kurulmasının planlandığını belirten Vali Şahin, projenin maliyetinin ATSO tarafından üstlenileceğini kaydetti.</p>
<p>Vali Şahin, kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve hayırseverlerin iş birliği içerisinde hareket etmesinin Antalya'nın gelişimi açısından büyük önem taşıdığını vurgulayarak, tüm kurum ve kuruluşları benzer çalışmalara destek vermeye davet etti.</p>
<p><strong>"Sağlık erişimini kolaylaştıracak"</strong></p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman da, ATSO Eğitim ve Sağlık Merkezi’nin, Antalya iş dünyasının sosyal sorumluluk ve toplumsal fayda anlayışının önemli bir yansıması olduğunu belirtti. Hacısüleyman, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Burası sadece bir bina değil, halkımızın sağlığı açısından önemli bir ihtiyacı karşılayan değerli bir hizmettir. Özellikle görüntüleme hizmetlerinde yaşanan bekleme sorununa çözüm olacağına ve sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştıracağına inanıyoruz. Projenin hayata geçirilmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Özellikle projenin temelini atan merhum ATSO Başkanımız değerli kardeşim Ali Bahar’ı da anmak istiyorum. Onun döneminde başlayan bu projeyi bugün tamamlayarak vatandaşlarımızın hizmetine sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsodan-saglik-merkezi-ve-cevre-korunmasina-destek-86706</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/atsodan-saglik-merkezi-ve-cevre-korunmasina-destek-1788387725.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası destekleriyle yaptırılan Elmalı Aile Sağlığı Merkezi ve Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi ile ATSO Eğitim ve Sağlık Merkezi düzenlenen törenle hizmete açıldı. ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ‘’Burası sadece bir bina değil, halkımızın sağlığı açısından önemli bir ihtiyacı karşılayan değerli bir hizmettir’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/antalya/antbirlik-yeniden-kullerinden-dogacak-86705</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 01:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;ANTBİRLİK yeniden küllerinden doğacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Pamuk ve Narenciye Tarım Kooperatifleri Birliği (ANTBİRLİK) 74. kuruluş yıl dönümünü kutluyor. 2000’li yılların başına kadar, Türk pamuk üretiminde rekorlar kıran ve 120 bin ton alım kapasitesine ulaşan ANTBİRLİK, bugün zor bir süreçten geçiyor. Pamuk ekim alanlarının büyük bölümünde seracılık yapılan Antalya’da bu yıl 2 bin 400 ton pamuk rekoltesi bekleniyor.</p>
<p>ANTBİRLİK Genel Müdürü Hasan Yıldız, Türkiye ekonomisine ve tarımına büyük katkı sunan Antalya’da turizmin ve seracılığın gelişmesiyle birlikte pamuk ekim alanlarının daraldığını söyledi.</p>
<p>Yıldız, seracılığın ve turizmin gelişmesi, tropik meyve üretiminin yaygınlaşması, serada muz yetiştiriciliğine bir dönem teşvik verilmesi, pamuk ekiminde çiftçinin sürekli ‘risk’ ile karşı karşıya kalınması ve para kazanamaması nedeniyle üreticinin zaman içinde pamuk ekiminden vazgeçtiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>"Pamuğa destek yok"</strong></p>
<p>Antalya ovasında 2026 sezonunda 2 bin 400 ton rekolte beklendiğini vurgulayan Yıldız, pamuğa destek olmadığını, dünya ve Türkiye’deki ekonomik nedenlerden dolayı tekstil sektörünün de zor bir dönemden geçtiğine dikkat çekti. Yıldız, ‘’Bir dönem 120 bin ton pamuk rekoltesine ulaşan Antalya’da, 2018’de 40 bin dekar alanda 20 bin ton pamuk rekoltesine ulaşıldı.  Geçen yıl Antalya ovasında 20-25 bin dekarda pamuk ekimi yapıldı ve 7 bin ton alım gerçekleştirildi. Bu yıl ANTBİRLİK olarak 5 bin dekar için üreticiye tohum sattık. Rekoltenin de 2 bin 400 ton olmasını bekliyoruz. Pamuk alanlarını örtü altı üretim yapılan seraya kaptırdık’’ dedi.</p>
<p><strong>"Ekim ve hasat gecikiyor"</strong></p>
<p>İklim değişikliği nedeniyle havaların dengesizleştiğine dikkat çeken Hasan Yıldız, Antalya ovasında pamuk ekiminin Mayıs, hasadın da Ekim ayına kaydığını belirterek, pamuk üretimini yeniden artırmak için çalıştıklarını bildirdi.</p>
<p>ANTBİRLİK’in yeniden küllerinden doğması ve üreticiye desteğini sürdürmeyi devam ettirmesi için yeni projeleri yaşama geçirmeyi hedeflediklerini anlatan Yıldız, ANTBİRLİK’in aynı zamanda piyasada fiyatlarda denge görevi yaptığını vurguladı.</p>
<p><strong>"ANTBİRLİK küllerinden yeniden doğmak istiyor"</strong></p>
<p>ANTBİRLİK Genel Müdürü Hasan Yıldız, birliğin her ne kadar pamuk ve narenciye alanı olsa da zeytincilik ve meyvede de her zaman üreticilerin yanında olduğunu kaydetti. ANTBİRLİK’in yeniden küllerinden doğması için yeni projeleri hayata geçirmek istediklerini, ancak ekonomik koşulların iyileşmesini beklediklerini söyledi. Önümüzdeki süreçte gerçekleştirmeyi hedefledikleri projeleri anlatan Yıldız, ilk hedeflerinin zeytinyağı fabrikası kapasitesini artırmak ve meyve suyu fabrikasını kurmak olduklarını bildirdi. Hasan Yıldız, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’145 dönüm alanda kurulu zeytinyağı sıkma fabrikamız var. Günlük 40 ton sıkma kapasiteli fabrikayı 120 ton sıkma kapasitesine ulaştırmak istiyoruz. Depolama alanını da büyütmek istiyoruz. Bölgemizde zeytin üretimi artıyor. Hem ortaklarımızın hem de diğer çiftçilere destek olacağız. Bölge üreticilerinin meyvesini değerlendirmek amacıyla da Genel Müdürlük alanında meyve suyu fabrikası kuracağız. Ancak, bu alan 1. Derece SİT alanı olduğu için işlemlerin tamamlanması uzuyor. Meyve suyu fabrikasının sadece makineleri 7 milyon Euro civarında bulunuyor. Narenciye ve nar üretimi artıyor. Nar suyu, domates suyu, salça üretimi ve elma üretim ve mamulleri konusunda da çiftçimize destek olmak istiyoruz. Bu projelerle ANTBİRLİK yeniden küllerinden doğacak ve Türk tarımına bölge çiftçisine desteğini sürdürecek.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/antalya/antbirlik-yeniden-kullerinden-dogacak-86705</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/5/1280x720/antbirlik-yeniden-kullerinden-dogacak-1788387622.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 74. kuruluş yılını kutlayan ANTBİRLİK küllerinden doğmak için yeni projeleri hayata geçirmek istiyor. ANTBİRLİK Genel Müdürü Hasan Yıldız, Türkiye ekonomisine ve tarımına büyük katkı sunan Antalya’da turizmin ve seracılığın gelişmesiyle birlikte pamuk ekim alanlarının daraldığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ges-ve-resde-2035e-kadar-80-milyar-dolarlik-yatirim-ongoruluyor-86708</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 01:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GES ve RES’te 2035’e kadar 80 milyar dolarlık yatırım öngörülüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Domino Expo firması tarafından bu yıl 20'ncisi düzenlenecek Uluslararası Enerji Kongresi ve Fuarı, (EIF) 5-7 Kasım 2026 tarihleri arasında ANFAŞ Fuar merkezinde gerçekleştirilecek.</p>
<p>EIF 2026’yı düzenleyen Domino Expo'nun Yönetim Kurulu Başkanı Murat Dilek, 30 bin metrekare alanda 30 bin ziyaretçinin ağırlanacağını belirterek fuara yerli ve yabancı 200 firmanın katılacağını bildirdi.</p>
<p>Dilek, enerji yatırımlarının hız kazandığı bu dönemde sektörün önemli buluşma platformlarından biri haline gelen EIF Enerji Kongresi ve Fuarı’nda, Enerji depolama sistemleri ve Tarım GES uygulamalarının öne çıkacağı, yatırımcıları, teknoloji üreticilerini, enerji şirketlerini ve karar vericileri aynı platformda buluşturacaklarını kaydetti. Dilek, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Türkiye, güneş ve rüzgârda kurulu gücünü 2035’e kadar 120 bin megavata çıkarmayı hedeflerken, bu dönüşüm için 80 milyar dolarlık yatırım öngörülüyor. Enerji sektöründe yatırımların yönü, artan elektrik talebi, enerji arz güvenliği, şebeke esnekliği ve yeni teknolojilerle birlikte yeniden şekilleniyor. EIF 2026, üç gün boyunca sektörün güncel yatırım ve teknoloji gündemini Antalya’ya taşıyacak.’’</p>
<p><strong>32 alım heyeti katılacak</strong></p>
<p>EIF 2026 Antalya Fuarı’nda oturumlar, B2B görüşmeler ve iş toplantılarıyla yeni ticari bağlantıların ve yatırım iş birliklerinin kurulması hedefleniyor. Bu yıl Yurt dışından 32 farklı alım heyeti Antalya’da sektör temsilcileriyle bir araya gelerek, Türk enerji sektörünün uluslararası pazarlardaki ticari temaslarının da güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>Karbon piyasaları ve yeşil dönüşüm</strong></p>
<p>Fuarda, enerji dönüşümünün yanı sıra karbon piyasaları ve sürdürülebilirlik konuları da ele alınacak. EIF Karbon Piyasaları Kongresi, karbon piyasalarının gelişimi, Türkiye’nin emisyon ticaret sistemi hazırlıkları, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), karbon kredileri, iklim finansmanı ve yeşil dönüşüm gibi başlıkları sektörün gündemine taşınacak. Karbon piyasalarının yalnızca çevresel hedefler açısından değil, şirketlerin rekabetçiliği, yatırım kararları ve uluslararası ticaret açısından da giderek daha stratejik hale gelmesiyle birlikte kongrenin; kamu, özel sektör, yatırımcılar ve finans dünyası arasında bilgi ve iş birliği zemini oluşturması hedefleniyor.</p>
<p>Fuarda ayrıca enerji depolama sistemleri ve Tarım GES uygulamaları, enerji arz güvenliği ve şebeke esnekliği açısından önemi artan depolama yatırımları ile tarımsal üretimde enerji kullanımına yönelik yeni modeller, sektör temsilcilerinin gündeminde olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ges-ve-resde-2035e-kadar-80-milyar-dolarlik-yatirim-ongoruluyor-86708</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/8/1280x720/murat-dilek-1788415984.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de, güneş ve rüzgârda kurulu gücünü 2035’e kadar 120 bin megavata çıkarmayı hedeflenirken, bu dönüşüm için 80 milyar dolarlık yatırım öngörülüyor. Domino Expo Yönetim Kurulu Başkanı Murat Dilek, &quot;Enerji sektöründe yatırımların yönü, artan elektrik talebi, enerji arz güvenliği, şebeke esnekliği ve yeni teknolojilerle birlikte yeniden şekilleniyor. EIF 2026, üç gün boyunca sektörün güncel yatırım ve teknoloji gündemini Antalya’ya taşıyacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yeni-ovp-6-eylulde-aciklanacak-86700</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 15:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni OVP 6 Eylül&#039;de açıklanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) hazırlıkları kapsamında, iş dünyasının çatı kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve sanayicilerle bir araya geldiklerini bildirdi.</p>
<p>Yılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti: "2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program hazırlıkları kapsamında, iş dünyamızın çatı kuruluşları, sivil toplum kuruluşlarımız ve sanayicilerimizle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldik.</p>
<p>İstişare toplantımızda; ekonomimizin gelecek üç yıllık yol haritasını, temel makroekonomik hedeflerini, politika çerçevesini ve yapısal reform gündemini ortaya koyacak OVP’ye ilişkin iş dünyamızın beklenti, görüş ve önerilerini dinledik. </p>
<p>Strateji ve Bütçe Başkanlığımız ile Hazine ve Maliye Bakanlığımızın koordinasyonunda, ilgili tüm bakanlık ve kurumlarımızın katkılarıyla yürütülen hazırlıklarımızda son aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Katılımcı ve istişareye dayalı bir anlayışla hazırladığımız 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Programımızın detaylarını 6 Eylül Pazar günü kamuoyuyla paylaşmayı planlıyoruz. Programın uygulama sürecini ise belirlenen takvim çerçevesinde yakından takip edeceğiz."</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) hazırlıkları kapsamında, iş dünyamızın çatı kuruluşları, sivil toplum kuruluşlarımız ve sanayicilerimizle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldik.<br /><br />İstişare toplantımızda; ekonomimizin gelecek üç yıllık yol haritasını,… <a href="https://t.co/2xcxLrf5mZ">pic.twitter.com/2xcxLrf5mZ</a></p>
— Cevdet Yılmaz (@_cevdetyilmaz) <a href="https://x.com/_cevdetyilmaz/status/2095107708223438869?ref_src=twsrc%5Etfw">September 2, 2026</a></blockquote>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yeni-ovp-6-eylulde-aciklanacak-86700</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/568-1788353504.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Program&#039;ın ayrıntılarını 6 Eylül&#039;de kamuoyuyla paylaşacaklarını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bakirci-gyo-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-86694</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 13:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakırcı GYO, Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bakırcı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO) AŞ, Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "BKRGY" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>Bakırcı GYO'nun gong töreni, Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, Bakırcı Grup Yönetim Kurulu Başkanı Bayram Sağlam, Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Sağlam, Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Fatih Sağlam, Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Üyesi Arzu Yılmaz ve İntegral Yatırım Genel Müdürü Kıvanç Memişoğlu'nun katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>İntegral Yatırım Menkul Değerler AŞ liderliğinde gerçekleştirilen halka arzın talep toplama işlemleri 24-26 Ağustos'ta tamamlandı. Halka arz kapsamında 167 milyon lira nominal değerli pay, 12,93 lira sabit fiyatla satışa sunulurken, halka arzın toplam büyüklüğü 2 milyar 159 milyon 310 bin lira olarak gerçekleşti. Halka arzda toplam 502 bin 90 yatırımcıya pay dağıtıldı.</p>
<p>Dağıtım kapsamında 501 bin 344 yurt içi bireysel yatırımcıya 110 milyon 813 bin 470 lot, 724 yüksek başvurulu yatırımcıya 38 milyon 777 bin 600 lot ve 22 yurt içi kurumsal yatırımcıya 17 milyon 408 bin 930 lot pay verildi. Böylece dağıtılan payların yüzde 66,36'sı yurt içi bireysel, yüzde 23,22'si yüksek başvurulu ve yüzde 10,42'si yurt içi kurumsal yatırımcılara tahsis edildi.</p>
<p>Tamamı sermaye artırımı yoluyla gerçekleştirilen halka arzın ardından şirketin halka açıklık oranı yüzde 25 oldu. Şirket payları, Borsa İstanbul Yıldız Pazar'da işlem görmeye başladı.</p>
<p>Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, törende yaptığı konuşmada, Bakırcı GYO'nun inşaat sektöründeki uzun yıllara dayanan tecrübesiyle sermaye piyasalarına önemli bir adım attığını söyledi.</p>
<p>Şirketin sonraki dönemde ticaret ve lojistik merkezleriyle büyümesini sürdüreceğini belirten Ergun, "Şirketimiz, halka arzdan elde ettiği gelirle yatırımlarını gerçekleştirecek ve hedeflerini daha da ileriye taşıyacak. Bu önemli halka arzda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bakırcı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına borsamız ailesine hoş geldiniz diyor, halka arzın sermaye piyasalarımıza hayırlı olmasını diliyorum." dedi.</p>
<p><strong>"Bu gong 45 yıllık emeğin ve güvenin simgesi"</strong></p>
<p>Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Sağlam da 1981'de Bakırcı Yapı ile başlayan yolculuklarında çok özel ve anlamlı bir noktaya ulaştıklarını, 45 yılda emek vererek, çalışarak ve kendilerini sürekli geliştirerek şirketi bugünlere taşıdıklarını dile getirdi.</p>
<p>Ailelerine zaman içinde yeni üyelerin katıldığına değinen Sağlam, birlikte çalışıp güçlenerek ve sahip oldukları tecrübeyi yeni nesillere aktararak, Bakırcı'yı geleceğe taşımak istediklerini ifade etti.</p>
<p>Sağlam, "Yıllar boyunca emek vererek büyüttüğümüz şirketimizin bugün Bakırcı GYO olarak sermaye piyasalarında yeni bir döneme adım atmasına tanıklık etmekten büyük mutluluk duyuyorum. Bu gong, sadece bir halka arzın değil, 45 yıllık emeğin, güvenin ve gelecek kuşaklara uzanan bir yolculuğun da simgesi oldu. Bugün geldiğimiz noktayı, geçmişte attığımız adımların ve bize güvenen tüm paydaşlarımızın ortak eseri olarak görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Halka arz yeni bir başlangıç"</strong></p>
<p>Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Fatih Sağlam da halka arz sürecinin başarıyla tamamlanmasının ardından şirket açısından yeni bir dönemin başladığını ifade etti.</p>
<p>Yatırımcılardan gelen güçlü talebin, şirkete duyulan güvenin önemli göstergelerinden biri olduğunu belirten Sağlam, halka arzla şirketin büyüme hikayesine yaklaşık 502 bin yeni ortağın katıldığını aktardı.</p>
<p>Sağlam, Bakırcı Grubu olarak 1981'den bu yana gayrimenkul sektörünün birçok dönemine tanıklık ettiklerini dile getirerek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Geride bıraktığımız 45 yılda 2 milyon metrekarenin üzerinde inşaat alanında 85'ten fazla projeyi hayata geçirdik ve 5 binin üzerinde bağımsız bölümün teslimini başarıyla gerçekleştirdik. Gayrimenkul geliştirme ve proje üretimi alanındaki 45 yıllık bilgi birikimimizi ve deneyimimizi, 2025'te gayrimenkul yatırım ortaklığına dönüşümümüzle daha kurumsal ve sürdürülebilir bir yapıya taşıdık. Bugün turizmden ticarete, lojistikten konuta kadar çeşitlendirilmiş portföyümüz, güçlü bilanço yapımız ve şeffaf yönetim anlayışımızla yatırımcılarımız için uzun vadeli değer yaratma hedefiyle büyümemizi kararlılıkla sürdürüyoruz."</p>
<p>Geçmişten gelen tecrübeyi sermaye piyasalarının sağladığı imkanlarla birleştireceklerini aktaran Sağlam, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yenilikçi, kaliteli ve getiri potansiyeli yüksek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz. Bu yolculuğun yeni bir sayfasını birlikte açıyoruz. Halka arzımızla şirketimizin büyüme hikayesine yatırımcılarımızı da ortak ediyoruz. Bu sorumlulukla, yatırımcılarımızın şirketimize duyduğu güvene layık olmak için aynı disiplin, şeffaflık ve kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. Çünkü bizim için halka arz, bir varış noktası değil, yeni bir başlangıç."</p>
<p><strong>"Halka arz sermaye piyasalarının derinleşmesine katkı sağlayacak"</strong></p>
<p>İntegral Yatırım Genel Müdürü Kıvanç Memişoğlu, Bakırcı GYO'nun halka arz sürecinin başarıyla tamamlanmasından ve şirketin attığı bu önemli adıma tanıklık etmekten mutluluk duyduklarını söyledi.</p>
<p>Halka arzın şirketin büyüme hedeflerine ve yeni yatırımlarına güç katacağına işaret eden Memişoğlu, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Aynı zamanda, sermaye piyasalarımızın gelişimine ve derinleşmesine katkı sağlacağını umuyoruz. Bu süreçte emeği geçen Bakırcı GYO yönetimine, tüm paydaşlarımıza ve halka arza gösterdikleri ilgi ve güven için tüm yatırımcılarımıza teşekkür ediyoruz. Bakırcı GYO'ya Borsa İstanbul'daki yeni yolculuğunda başarılar diliyorum. Halk arzın şirketimiz, yatırımcılarımız ve sermaye piyasalarımız için hayırlı olmasını temenni ediyorum."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bakirci-gyo-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-86694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/4/1280x720/7786-1788346057.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul&#039;da düzenlenen gong töreninde konuşan Bakırcı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Sağlam, &quot;Bu gong, sadece bir halka arzın değil, 45 yıllık emeğin, güvenin ve gelecek kuşaklara uzanan bir yolculuğun da simgesi oldu. Bugün geldiğimiz noktayı, geçmişte attığımız adımların ve bize güvenen tüm paydaşlarımızın ortak eseri olarak görüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisa-enerjiye-ebrdden-207-milyon-dolarlik-finansman-86692</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 13:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjisa Enerji&#039;ye EBRD&#039;den 207 milyon dolarlık finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerjisa Enerji'nin Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası'yla (EBRD) uzun yıllara dayanan iş birliğini yeni bir finansman anlaşmasıyla güçlendirdiği duyuruldu.</p>
<p>Açıklamaya göre, 207 milyon dolar karşılığı Türk lirası tutarında ve 7 yıl vadeli olarak sağlanan kredi, Enerjisa Enerji'nin üç elektrik dağıtım bölgesi Başkent, AYEDAŞ ve Toroslar'da elektrik dağıtım şebekesinin geliştirilmesi ve modernizasyonuna yönelik yatırımlarda kullanılacak.</p>
<p>Yeni finansman, Avrupa Birliği'nin Avrupa Sürdürülebilir Kalkınma Fonu Plus (EFSD+) Hi Bar Garanti Programı'ndan yararlanacak. EFSD+ kapsamında sağlanan garanti, Türkiye'de elektrik dağıtım sektöründe EBRD aracılığıyla gerçekleştirilen bir krediye verilen ilk EFSD+ desteği olacak.</p>
<p>Enerjisa Enerji Üst Yöneticisi (CEO) Oğuzhan Özsürekci, geleceğin enerji sisteminin temelinde güçlü bir dağıtım altyapısı olduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Elektrifikasyonun hızlanması, yenilenebilir enerji kaynaklarının artan payı ve değişen tüketim alışkanlıklarıyla şebekeler artık yalnızca enerjiyi taşıyan bir altyapı olmanın ötesine geçerek, enerji dönüşümünün kilit itici güçlerinden biri haline geliyor. Türkiye'nin lider elektrik dağıtım şirketi olarak 'Herkes için daha iyi bir gelecek' vizyonumuz doğrultusunda şebekelerimizi geleceğin ihtiyaçlarına hazırlıyor, daha güçlü, verimli ve dayanıklı bir enerji altyapısı için yatırımlarımızı sürdürüyoruz. EBRD ile gerçekleştirdiğimiz yeni finansman anlaşmasını bu uzun vadeli yatırım yaklaşımımızın önemli bir parçası olarak görüyoruz. Uluslararası finans kuruluşlarının Enerjisa Enerji'ye ve yatırım programımıza duyduğu güven, Türkiye'nin enerji altyapısına yönelik yatırımlarımızı daha güçlü bir şekilde sürdürmemize imkan sağlıyor. EBRD ile uzun yıllara dayanan iş birliğimizi büyütürken, ülkemizin enerji dönüşümüne katkı sağlayacak ve kullanıcılarımız için değer yaratacak yatırımları hayata geçirmeye devam edeceğiz."</p>
<p>Enerjisa Enerji Mali İşler Direktörü (CFO) Philipp Ulbrich de söz konusu finansmanın uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş finansman stratejilerini yansıttığını vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Etkin borç yönetimimiz sayesinde kaldıraç seviyemizi sağlam ve sürdürülebilir bir düzeyde tutarken, güçlü bilanço yapımızı ve finansal esnekliğimizi korumaya devam ediyoruz. Şeffaf, öngörülebilir ve disiplinli finansal yönetim anlayışımız sayesinde uluslararası finans kuruluşları nezdindeki güçlü kredibilitemizi pekiştiriyor, bu ölçekte uzun vadeli finansman kaynaklarına rekabetçi fiyat seviyelerinde erişimimizi sürdürüyoruz. EBRD ile uzun yıllara dayanan iş birliğimizi daha da ileri taşımaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu finansmanın Avrupa Birliği'nin EFSD+ garantisiyle desteklenmesi bizim için ayrıca kıymetli. EBRD ve Avrupa Birliği gibi güçlü uluslararası paydaşların destekleriyle, finansal istikrarımızı korurken Türkiye’nin enerji dönüşümüne katkı sağlayan uzun vadeli yatırımlarımıza kararlılıkla devam ediyoruz."</p>
<p>EBRD Avrasya Enerji Direktörü Şule Kılıç ise Türkiye'nin enerji dönüşümünü sürdürürken elektrik şebekelerinin güçlendirilmesinin giderek daha büyük önem kazandığının altını çizerek, "Enerjisa Enerji ile uzun yıllara dayanan ortaklığımız kapsamında, şebeke kapasitesini modernize edecek ve genişletecek, milyonlarca tüketici için hizmet kalitesini artıracak ve enerji dönüşümünün faydalarının ülke genelinde yaygın şekilde hissedilmesine katkıda bulunacak yatırımları destekliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisa-enerjiye-ebrdden-207-milyon-dolarlik-finansman-86692</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/2/1280x720/865-1788345863.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerjisa Enerji&#039;nin elektrik dağıtım yatırımları için EBRD&#039;den 207 milyon dolarlık finansman sağladığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aluminyum-lityum-uretimine-30-milyon-dolarlik-yatirim-86691</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 13:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alüminyum lityum üretimine 30 milyon dolarlık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'de madenden son ürüne kadar entegre alüminyum üretimi gerçekleştiren Eti Alüminyum'un, savunma sanayisine yönelik haddehane yatırımını sürdürürken, havacılık ve uzay sektörlerinde kullanılan ileri alaşımlara yönelik üretim kapasitesini de geliştirmeyi hedeflediği belirtildi.</p>
<p>Bu kapsamda şirket, alüminyum lityum alaşımının Türkiye'de üretimi için yatırım kararı aldı. Dünyada ABD, Rusya, Çin ve Fransa'da üretildiği belirtilen alaşım için kurulacak 30 milyon dolarlık yeni döküm hattında üretimin 2028'de başlaması öngörülüyor.</p>
<p>Eti Alüminyum Genel Müdür Yardımcısı Yaşar Bayraktar, gelişen teknolojiyle birlikte alüminyumun kullanım alanlarının genişlediğini belirtti.</p>
<p>Savunma sanayisi, havacılık ve uzay gibi yüksek katma değerli sektörlerde alüminyum ve ileri alaşımların kritik öneme sahip olduğunu aktaran Bayraktar, alüminyum lityumun düşük yoğunluğu ve yüksek performansı sayesinde özellikle havacılık ve uzay teknolojilerinde öne çıkan stratejik malzemelerden biri olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>"Türkiye de bu ülkeler arasına katılacak"</strong></p>
<p>Alüminyum lityum alaşımının alüminyuma göre yüzde 15'e kadar daha hafif olduğunu belirten Bayraktar, ürünün düşük yoğunluğun yanı sıra yüksek sürünme ve korozyon direnci, sertlik, mukavemet ve yorulma direncine sahip olduğunu bildirdi.</p>
<p>Alaşımın uçak gövdeleri, kanat kirişleri ve roket bileşenleri gibi kritik yapısal parçaların üretiminde kullanıldığına işaret eden Bayraktar, şunları kaydetti:</p>
<p>"Alüminyum lityum üretimimizi, Türkiye'nin uzay ve havacılık alanındaki hedeflerini kendi sanayi altyapısı ve yerli üretim kabiliyetiyle destekleyecek önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz. Entegre üretim yapımızı, yüksek teknoloji ve ileri malzeme üretimiyle bir üst seviyeye taşıyoruz. Alüminyum lityum şu anda sadece ABD, Rusya, Çin ve Fransa'da üretiliyor. Biz üretime başladığımızda Türkiye de bu ülkeler arasına katılacak."</p>
<p><strong>Haddehanenin gelecek yılın ikinci çeyreğinde devreye alınması planlanıyor</strong></p>
<p>Bayraktar, şirketin 400 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirdiği haddehane projesinde de üretime yaklaşıldığını belirterek, tesisin gelecek yılın ikinci çeyreğinde faaliyete geçmesinin planlandığını bildirdi.</p>
<p>Sıcak ve soğuk hadde ürünlerinin üretileceği haddehaneyle tesisi besleyecek yeni dökümhanenin, yassı alüminyum ürünlerinde 600 milyon dolarlık ithalatın önüne geçmesinin hedeflendiğini ifade eden Bayraktar, haddehanenin üretime başlamasıyla Türkiye'nin savunma sanayisine daha yüksek katma değerli ürünler sunulacağını kaydetti.</p>
<p><strong>Güneş enerjisinde 321 megavatlık kurulu güç hedefi</strong></p>
<p>Eti Alüminyum'un üretim yatırımlarının yanı sıra enerji ihtiyacının yenilenebilir kaynaklardan karşılanmasına yönelik çalışmalarını da sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Şirket, Seydişehir'deki 189 megavatlık güneş enerjisi kurulu gücüne ek olarak Gaziantep'te 90 megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santralini devreye aldı.</p>
<p>Sivas'ta planlanan 42 megavatlık yeni GES yatırımıyla birlikte şirketin güneş enerjisindeki toplam kurulu gücünün 321 megavata ulaşması hedefleniyor.</p>
<p>Oymapınar Hidroelektrik Santrali ile başlayan yenilenebilir enerji dönüşümünü güneş enerjisi yatırımlarıyla genişleten şirket, sanayi faaliyetlerinde kullanılan elektriğin tamamının temiz enerji kaynaklarından karşılanmasını amaçlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aluminyum-lityum-uretimine-30-milyon-dolarlik-yatirim-86691</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/1/1280x720/eti-aluminyum-1788345608.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eti Alüminyum&#039;un havacılık ve uzay sanayisinde kullanılan alüminyum lityum alaşımının yerli üretimi için 30 milyon dolarlık yatırımla yeni döküm hattı kuracağı bildirildi. Üretimin 2028&#039;de başlaması planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulda-agustosta-en-cok-dershanelerin-fiyati-artti-86690</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 13:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul&#039;da ağustosta en çok dershanelerin fiyatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), ağustosta kentte perakende fiyatı en fazla artan ve azalan ürünleri açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ağustosta bir önceki aya kıyasla indekste yer alan 336 ana üründen 175'inin fiyatı artarken, 60'ının fiyatı azaldı.</p>
<p>Geçen ay fiyatı en çok artan ürün yüzde 51,39 ile sınav hazırlık kurum ücretleri olurken, bu ürünü yüzde 13,33 ile altın mücevherat, yüzde 11,01 ile salatalık, yüzde 10,68 ile akaryakıt (benzin), yüzde 9,39 ile badana ve boya malzemeleri, yüzde 8,77 ile sigara, yüzde 8,61 ile çilek, yüzde 8,15 ile LPG, yüzde 7,25 ile çay, yüzde 7,14 ile kola izledi.</p>
<p>Fiyat artışı maden suyunda yüzde 5,84, özel TV yayın hizmetlerinde yüzde 5,65, tuvalet sabununda yüzde 5,55, hazır kahvede yüzde 5,25, domateste yüzde 4,92, kuru soğanda yüzde 4,74 oldu.</p>
<p><strong>En çok şeftali ve üzümün fiyatı düştü</strong></p>
<p>Ağustosta bir önceki aya göre fiyatı en çok azalan ürünler arasında başı yüzde 26,54 ile şeftali çekti. Şeftaliyi yüzde 22,98 ile üzüm, yüzde 17,79 ile limon, yüzde 14,93 ile erik, yüzde 14,87 ile kavun, yüzde 14,41 ile sivri biber, yüzde 14,16 ile dolmalık biber, yüzde 13,69 ile karpuz, yüzde 12,27 ile çarliston biber izledi.</p>
<p>Fiyat düşüşü patlıcanda yüzde 11,53, armutta yüzde 10,97, kabakta yüzde 8,01, taze fasulyede yüzde 7,92, havuçta yüzde 7,70, sarımsakta yüzde 4,94, akaryakıtta (dizel/mazot) yüzde 4,30 olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulda-agustosta-en-cok-dershanelerin-fiyati-artti-86690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/2/1280x720/yks-sinav-1756104796.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;nun ağustos verilerine göre, İstanbul&#039;da fiyatı en çok artan ürün yüzde 51,39 ile sınav hazırlık kurum ücreti olurken, en fazla düşüş yüzde 26,54 ile şeftalide görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/luxera-gyodan-nbg-zeytinburnu-ile-10-milyar-liralik-anlasma-86688</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Luxera GYO&#039;dan NBG Zeytinburnu ile 10 milyar liralık anlaşma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Luxera Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı'nın (Luxera GYO), İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde hayata geçireceği yeni proje için ilk adımı attığı bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, NBG Zeytinburnu İnşaat Yatırım AŞ ile Zeytinburnu Sümer Mahallesi'nde yer alan taşınmaza ilişkin "Düzenleme Şeklinde İnşaat Yapım ve Hasılat Paylaşımlı İnşaat Sözleşmesi" imzaladı.</p>
<p>Luxera GYO tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) bildirilen sözleşmeye konu arsanın ekspertiz değeri yaklaşık 3,9 milyar lira olarak belirlendi.</p>
<p>Yaklaşık 10 milyar lira yatırımla hayata geçirilecek projede sosyal donatı alanları, geniş peyzaj düzenlemeleri, çocuk oyun alanlarıyla spor ve dinlenme alanlarının yer aldığı yaşam konsepti sunulacağı belirtildi.</p>
<p><strong>"İz bırakacağına inandığımız özel bir projeyi hayata geçiriyoruz"</strong></p>
<p>Luxera GYO Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Taş, şirketin İstanbul'un yüksek gelişim potansiyeline sahip bölgelerinde nitelikli projeler geliştirme stratejisini kararlılıkla sürdürdüğünü belirtti.</p>
<p>Taş, Veliefendi'nin, merkezi konumu, ulaşım olanakları ve dönüşüm dinamikleriyle bu vizyonun en güçlü karşılık bulduğu lokasyonlardan biri olduğunu aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Veliefendi'de güçlü bir iz bırakacağına inandığımız özel bir projeyi hayata geçiriyoruz. İmzaların ardından hemen çalışmaya başladık. Konut ve ticari alanları bir araya getiren, bölgenin ihtiyaçlarına cevap veren nitelikli bir yaşam konsepti geliştireceğiz. NBG Zeytinburnu İnşaat Yatırım AŞ ile gerçekleştirdiğimiz bu işbirliğinin, taraflar için olduğu kadar bölgeye de önemli değer katacağına inanıyoruz."</p>
<p>NBG Zeytinburnu İnşaat Yatırım AŞ sahibi Nezih Barut da İstanbul'un en değerli ve gelişim potansiyeli yüksek bölgelerinden birinde bulunan taşınmazlarının geleceğini güçlü bir projeyle şekillendirecek önemli bir adım attıklarını vurguladı.</p>
<p>Hasılat paylaşımı modeliyle hayata geçirilecek proje sayesinde hem taşınmazlarının değerini en verimli şekilde ortaya çıkarmayı hem de bölgeye nitelikli bir yaşam alanı kazandırmayı hedeflediklerini aktaran Barut, "Luxera GYO'nun proje geliştirme alanındaki deneyimi ve kalite anlayışının bu yatırıma önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Ortak vizyonla yürüteceğimiz bu sürecin tüm paydaşlar için sürdürülebilir değer üretirken Zeytinburnu'na da uzun yıllar değer katacak örnek bir projeyle sonuçlanacağına güvenimiz tam." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/luxera-gyodan-nbg-zeytinburnu-ile-10-milyar-liralik-anlasma-86688</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/luxera-1788344938.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 10 milyar liralık proje hakkında açıklama yapan Luxera GYO Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Taş, &quot;NBG Zeytinburnu İnşaat Yatırım AŞ ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğinin, taraflar için olduğu kadar bölgeye de önemli değer katacağına inanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-yuksek-indirim-algisi-olusturulmasina-musaade-edilmeyecek-86681</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 10:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık: Yüksek indirim algısı oluşturulmasına müsaade edilmeyecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, tüketicilerin ekonomik menfaatlerinin korunması amacıyla indirimli satış reklamlarına yönelik denetimlerini sürdürürken 1 Ağustos'ta yürürlüğe giren yeni düzenlemeyle indirim öncesi fiyatların belirlenmesine ilişkin önemli kuralları hayata geçirdi.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan açıklamada, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği'nde yapılan ve 1 Ağustos 2026 itibarıyla yürürlüğe giren yeni düzenlemeyle özellikle indirimli satış reklamlarında kullanılan fiyat bilgilerinin gerçeği yansıtması ve tüketicinin satın alma kararını doğru bilgiye dayanarak verebilmesinin amaçlandığı bildirildi.</p>
<p>Bu doğrultuda tüketicinin satın alma kararını etkileyen indirim reklamlarının gerçek, açık, anlaşılır ve doğrulanabilir olmasının zorunlu olduğuna dikkati çekilen açıklamada, "İndirim adı altında tüketiciyi yanıltan, gerçekte olduğundan daha yüksek bir indirim yapıldığı algısı oluşturan veya kampanya şartlarını tüketiciden gizleyen uygulamalara karşı denetimler, geleneksel mecraların yanı sıra dijital platformlarda da kararlılıkla sürdürülmektedir. Bu düzenleme ve sonrasında Bakanlık tarafından başlatılan inceleme süreciyle tüketicilerin indirim adı altında yanıltılmasının önüne geçilmesi hedeflenmektedir." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p><strong>Şartlı satış kampanyaları da denetim kapsamında</strong></p>
<p>Açıklamada, yeni düzenlemenin en önemli başlıklarından birinin, "indirimli satışın başlangıç tarihinden önceki son 10 gün içinde uygulanan en düşük fiyatın, indirimden önceki fiyat olarak esas alınması" düzenlemesinin olduğu bildirildi.</p>
<p>Böylece, "kısa süre içinde fiyatı yükselterek, ardından yüksek oranlı indirim (suni zam üstüne indirim) yapıldığı" izlenimi oluşturan uygulamaların önüne geçilmesinin amaçlandığı vurgulanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Tüketicinin karşısına gerçekte uygulanmamış veya gerçeği yansıtmayan bir fiyatın 'eski fiyat' olarak çıkarılması suretiyle yüksek indirim algısı oluşturulmasına müsaade edilmeyecek. Meyve ve sebze gibi çabuk bozulabilen ürünler ve hizmetlerde ise indirimli fiyattan bir önceki fiyat esas alınarak reklam yapılabilecek. Yeni düzenlemeyle, yalnızca doğrudan 'yüzde 50 indirim' gibi ifadeler kullanılan kampanyalar değil, tüketiciye indirim veya başka bir fayda sağlanmasını belirli bir şarta bağlayan 'şartlı satış reklamları' da indirimli satış reklamlarına ilişkin hükümlere tabi olacak."</p>
<p>Açıklamada, bu kapsamda, tüketicinin kampanyanın gerçek niteliğini açıkça anlayabilmesini engelleyen veya olduğundan daha avantajlı bir teklif bulunduğu izlenimi oluşturan uygulamaların da mercek altına alınacağı belirtildi.</p>
<p>Bakanlık bünyesinde faaliyet gösteren Reklam Kurulu tarafından yapılan denetimler sonucu, gerçekte uygulanmayan yüksek indirim oranlarının kullanılması, indirim kapsamındaki ürünlerin açıkça belirtilmemesi, indirimli satışın başlangıç ve bitiş tarihlerinin gösterilmemesi, stok bilgilerinin tüketiciye doğru sunulmaması ve indirim öncesi fiyatın gerçeği yansıtmaması gibi uygulamaların mevzuata aykırı bulunarak sorumluları hakkında idari yaptırım uygulandığı aktarılan açıklamada, "Reklam Kurulu, aldatıcı reklamlar hakkında durdurma cezasıyla birlikte aykırılığın haksızlık içeriğini de dikkate alarak reklamın gerçekleştiği mecraya göre yasada alt ve üst sınırları belirlenen ve 108 bin 370 lira ile 39 milyon 916 bin 524 lira arasında değişen tutarda idari para cezası uygulayabilmektedir." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p>Açıklamada, 1 Ağustos itibarıyla yürürlüğe giren yönetmelik değişikliğinin yalnızca indirimli satış reklamlarıyla sınırlı kalmadığı bildirildi.</p>
<p>Söz konusu düzenlemeyle hedefli reklamcılık, yapay zekayla oluşturulan reklamlar, sosyal medya etkileyicilerinin ticari tanıtımları, çevresel beyanlar ve tüketici değerlendirmeleri gibi reklamcılık ve pazarlama uygulamalarına ilişkin yeni kurallar getirildiğine dikkati çekilen açıklamada şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bakanlık olarak temel önceliğimiz, tüketicilerimizin doğru ve eksiksiz bilgiye ulaşmasını sağlamak, ekonomik menfaatlerini korumak ve piyasada adil rekabet şartlarını güçlendirmektir. Bu çerçevede, tüketicilerimizin hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla indirimli satış reklamları başta olmak üzere tüm ticari reklam ve uygulamalara yönelik denetimlerimiz kararlılıkla sürdürülecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-yuksek-indirim-algisi-olusturulmasina-musaade-edilmeyecek-86681</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/6/1280x720/promosyonlu-ve-indirimli-urune-kosan-kosana-1741362314.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı 1 Ağustos&#039;ta yürürlüğe giren düzenleme hakkında, &quot;Tüketicinin karşısına gerçekte uygulanmamış veya gerçeği yansıtmayan bir fiyatın &#039;eski fiyat&#039; olarak çıkarılmasıyla yüksek indirim algısı oluşturulmasına müsaade edilmeyecek. Yeni düzenlemeyle yalnızca doğrudan &#039;yüzde 50 indirim&#039; gibi ifadeler kullanılan kampanyalar değil, tüketiciye indirim veya başka bir fayda sağlanmasını belirli bir şarta bağlayan &quot;şartlı satış reklamları&quot; da indirimli satış reklamlarına ilişkin hükümlere tabi olacak.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pigounun-ayak-sesleri-emisyon-ticaret-sistemi-kuruluyor-86680</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 10:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pigou’nun ayak sesleri: Emisyon Ticaret Sistemi kuruluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İklim değişikliği uzun yıllardır çevrecilerin, bilim insanlarının, devletlerin ve uluslararası kuruluşların gündeminde yer alıyor. Ancak bugün mesele çevre politikalarının ötesine geçmiş durumda ve iklim değişikliği yeni bir regülasyon aracı olarak kullanılıyor. Karbon emisyonları, yatırım kararlarından ihracat stratejilerine, şirket değerlemelerinden uluslararası rekabet gücüne kadar ekonominin merkezinde yer alıyor. Bu durum ise yatırımcıları ve dünya ticaretini yeniden şekillendiriyor.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta yayımlanan Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği ise Türkiye'nin karbon piyasası yolculuğunda yeni bir dönemin başlangıcını ifade ediyor. Bu gelişmeyi anlamak için önce bizi bu noktaya getiren önemli ekonomik teoriye değinmek istiyorum.</p>
<p><strong>Pigou'nun bir asır önce verdiği mesaj</strong></p>
<p>İngiliz iktisatçı Arthur Cecil Pigou, yaklaşık bir asır önce piyasaların her zaman toplumsal faydayı maksimuma ulaştıramayacağını ortaya koymuştu. Pigou'ya göre bir ekonomik faaliyet üçüncü kişilere maliyet yüklüyorsa, piyasa fiyatları gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır.</p>
<p>Bir fabrikanın üretim yaparken atmosfere sera gazı salması buna klasik bir örnektir. Fabrika üretim maliyetini hesaplar; ancak iklim değişikliğinin, hava kirliliğinin veya sağlık üzerindeki etkilerinin maliyeti piyasa fiyatına yansımaz. Ekonomide buna "negatif dışsallık" adı veriliyor.</p>
<p>Pigou'nun çözümü, dışsallığın maliyetini üreticiye yansıtılmalısı gerektiğini savunuyor. Başka bir ifadeyle, kirletenin ortaya çıkardığı toplumsal maliyetin bedelini ödemesi gerekiyor.</p>
<p>Günümüzde, karbon vergileri bu yaklaşımın en bilinen uygulamasıdır. Ancak, yıllar içerisinde ekonomistler aynı amaca ulaşan farklı araçlar da geliştirdiler. Bunların en önemlisi emisyon ticaret sistemleridir.</p>
<p>Bugün Avrupa Birliği'nin ETS sistemi de özü itibarıyla Pigou'nun ortaya koyduğu temel prensibin piyasa mekanizması üzerinden uygulanmasından başka bir şey değildir.</p>
<p><strong>Türkiye ETS Yönetmeliği ile neyi değiştiriyor?</strong></p>
<p>27 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanan Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği ile karbonun ilk kez sistematik biçimde fiyatlandırılacağı bir yapının hukuki çerçevesi oluşturuldu. Yönetmelik, sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanmasının yanı sıra Türkiye’de ETS'nin işleyiş esaslarını da belirliyor.</p>
<p>Düzenleme kapsamında yıllık emisyonu 50 bin ton CO₂ eşdeğerinin üzerinde olan Kategori B ve Kategori C tesisleri ETS kapsamına alınıyor. Çimento, demir-çelik, enerji, rafineri, cam, seramik ve çeşitli sanayi faaliyetleri bu sistemin temel aktörleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Yönetmelikle birlikte, ETS kapsamındaki işletmeler için sera gazı emisyon izni alma yükümlülüğü getiriliyor. Ayrıca emisyonların izlenmesi, raporlanması ve bağımsız doğrulama süreçleri de detaylı şekilde düzenleniyor. İzinlerin beş yıl süreyle geçerli olması öngörülüyor.</p>
<p>Sistemin ekonomik mantığı oldukça açık: Devlet toplam emisyon miktarına bir sınır koyacak, bu sınır kapsamında tahsisatlar dağıtılacak ve işletmeler bu tahsisatlar üzerinde ticaret yapabilecek. Daha düşük maliyetle emisyon azaltabilen işletmeler avantaj sağlarken, yüksek emisyonlu üretim yapan işletmeler ilave maliyetlerle karşılaşacak.</p>
<p>Aslında, fiyatı devlet değil piyasa belirleyecek. Karbon, tıpkı enerji veya döviz gibi ekonomik değeri olan yeni bir üretim faktörüne dönüşecek.</p>
<p>Bu durum, özellikle Avrupa Birliği'ne ihracat yapan şirketler açısından kritik önem taşıyor. Çünkü Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (CBAM) kademeli olarak devreye girmesiyle birlikte karbon maliyetlerini yönetebilen firmalar rekabet avantajı kazanırken, dönüşümü geciktiren işletmeler ilave maliyet baskısıyla karşılaşacak.</p>
<p><strong>Bundan sonra ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Türkiye'nin ETS kurması önemli bir eşik olmakla birlikte asıl başarı uygulama aşamasında ortaya çıkacak. İlk olarak, işletmelerin bu süreci yalnızca bir çevre mevzuatı konusu olarak görmemesi gerekiyor. Karbon yönetimi çevre mevzuatı konusu olmaktan çıkarak  finans, vergi, yatırım ve ihracat meselesi haline geliyor. Bu nedenle, yönetim kurullarının gündeminde yer almayan karbon riski, yakın gelecekte bilançolarda hissedilecektir.</p>
<p>İkinci olarak, karbon piyasasından elde edilecek kaynakların yeşil dönüşüm yatırımlarına yönlendirilmesi büyük önem taşıyor. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, düşük karbonlu üretim teknolojileri ve Ar-Ge yatırımları desteklenmedikçe karbon fiyatlamasının ekonomik dönüşüm kapasitesi sınırlı kalabilir.</p>
<p>Üçüncü olarak ise ETS ile vergi politikaları arasında uyum sağlanması gerekiyor. Türkiye bugün doğrudan bir karbon vergisi uygulamıyor. Ancak, ETS'nin yaratacağı karbon fiyatının maliye politikalarıyla uyum içinde tasarlanması hem yatırımcı öngörülebilirliği hem de uluslararası rekabet açısından kritik önem taşıyor.</p>
<p>Son olarak, hedef yalnızca Avrupa Birliği'nin taleplerine uyum sağlamak değil, Türkiye'nin düşük karbonlu üretim ekonomisine geçişini hızlandırmak olmalı.</p>
<p>Pigou'nun yüz yıl önce ortaya koyduğu fikir bugün hâlâ geçerliliğini koruyor: Topluma yüklenen maliyetlerin bir bedeli olmalı. Türkiye'nin yeni ETS sistemi de bu anlayışın modern bir yansımasını oluşturuyor. Böylece asıl mesele karbonun fiyatlandırılması değil, bu fiyatlandırmanın ekonomik dönüşümü ne ölçüde hızlandırabileceği olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pigounun-ayak-sesleri-emisyon-ticaret-sistemi-kuruluyor-86680</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pigou’nun ayak sesleri: Emisyon Ticaret Sistemi kuruluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tcmb-raporu-deprem-illerinde-kira-enflasyonu-2025ten-itibaren-yavaslamaya-basladi-86678</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 10:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB raporu: Deprem illerinde kira enflasyonu 2025&#039;ten itibaren yavaşlamaya başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) Yapısal Ekonomik Araştırmalar Genel Müdürlüğünde araştırmacılar Ali Arda Dalseçkin, Süreyya Güder Köşgeroğlu ve Muhammed Hamza Kayrıcı tarafından hazırlanan "Deprem Bölgesi Konut Arzı ve Bölgesel Kira Enflasyonu Gelişmeleri" başlıklı analiz bankanın blog sayfası Merkezin Güncesi'nde yayımlandı.</p>
<p>Analizde, 6 Şubat 2023 depremleri sonrasında konut arzında ve bölgesel kiralarda yaşanan gelişmeler birlikte incelendi.</p>
<p>Dezenflasyon sürecinde en fazla katılık gözlenen kalemlerden birinin kira olduğu belirtilen analizde, bu görünümde 6 Şubat 2023 depremleri sonrasında konut stokunda yaşanan kayıp ve bölgeden diğer illere gerçekleşen göçlerin önemli rol oynadığı ifade edildi.</p>
<p>Analizde, sonraki süreçte ise kamu öncülüğündeki yeniden imar faaliyetleriyle deprem bölgesindeki konut arzının hızla arttığına değinilerek, konut arzındaki bu toparlanmanın bölgesel kira enflasyonuna yansımalarının​​​​​​​, deprem sonrasında konut arzında ve bölgesel kiralarda yaşanan gelişmelerle birlikte incelenerek cevap arandığı bildirildi.</p>
<p>6 Şubat sonrasında deprem bölgesinde konut stokunun önemli oranda azaldığına işaret edilen analizde, bu gerilemenin sonucunda bölgede konut kiralarının hızlı bir şekilde yükseldiği kaydedildi.</p>
<p>Analizde, depremin kira piyasasındaki etkisinin sadece deprem bölgesi ile sınırlı kalmadığına vurgu yapılarak, "Deprem sonrasında yaşanan göç hareketleri, göç alan illerde kiralık konut talebini ve kiraları artırdı. Akgündüz ve Kayrıcı (2026) tarafından yapılan çalışma depremin bu dolaylı etkisinin iller arasında farklılaştığını gösteriyor. Çalışmaya göre deprem bölgesiyle coğrafi olarak yakın olan ve/veya geçmişte güçlü göç ilişkileri bulunan illerde kiralar daha fazla arttı." denildi.</p>
<p>Depremin konut arzında yol açtığı kaybı gidermek amacıyla bölgede kamu öncülüğünde kapsamlı bir yeniden imar süreci başladığının hatırlatıldığı analizde, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından inşaatı tamamlanan deprem konutlarının sayısının 2025 yılı başında 201 bin seviyesine, yıl sonunda ise yaklaşık 434 bine ulaştığı bilgisi verildi.</p>
<p>Analizde, TOKİ’nin deprem öncesi üç yılda ürettiği konut sayısı (yaklaşık 213 bin) dikkate alındığında bu rakamın konut arzında önemli bir artışa işaret ettiği bildirilerek, konut arzındaki toparlanmanın yapı kullanım izinlerinde de açık biçimde görüldüğü aktarıldı.</p>
<p>Deprem bölgesinin, Türkiye genelindeki yapı kullanım izinlerinden aldığı payın deprem öncesinde ortalama yüzde 12 civarındayken 2025 yılında yüzde 20’nin üzerine çıktığı kaydedilen analizde, şu değerlendirmelere yer verildi:</p>
<p>"Konut arzında bu ölçekte bir artışın ardından akla gelen temel soru, söz konusu gelişmenin kira dinamiklerine ne ölçüde yansıdığı. Bu soruya cevap verebilmek için Akgündüz ve Kayrıcı’nın (2026) çalışmasından yola çıkarak illeri üç grupta inceliyoruz. Deprem bölgesindeki iller, deprem nedeniyle kiraların belirgin biçimde etkilendiği iller ve diğer iller. Çevrim içi kiralık ilan fiyatlarını kullanarak yapılan karşılaştırma dikkat çekici bir görünüm ortaya koyuyor. Deprem illerinde kira enflasyonu, 2023 ve 2024 yıllarında diğer iki grubun belirgin biçimde üzerinde seyrederken konut teslimlerinin hızlandığı 2025 yılında yavaşlamaya başlıyor. Başka bir ifadeyle, deprem sonrasında konut arzındaki kayıpla birlikte hızlanan kira artışlarının, arzın yeniden güçlenmesiyle birlikte göreli olarak ivme kaybettiğini gözlemliyoruz."</p>
<p>Analizde, dikkat çekici bir diğer bulgu olarak, bu ayrışmanın deprem bölgesiyle sınırlı kalmaması gösterildi.</p>
<p>Depremden dolaylı etkilenen illerde kira enflasyonunun, 2024 ve 2025 yıllarında diğer illere yakın seyrederken 2026 yılında belirgin biçimde daha düşük gerçekleştiği bildirilen analizde, "Bu görünüm, deprem bölgesindeki konut arzının toparlanmasının, geri göç kanalıyla daha önce göç alan illerdeki kiralık konut talebini de kademeli olarak azaltıyor olabileceğine işaret ediyor. Konutların teslimi ile hanehalklarının geri dönüş kararlarının çeşitli ailevi tercihler ve kısıtlar nedeniyle eş zamanlı gerçekleşmemesi, bu etkinin gecikmeli olarak ortaya çıkmasını açıklayabilir." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Analizde, söz konusu etkinin gelecek dönemdeki olası seyrine ilişkin şu değerlendirmeler yapıldı:</p>
<p>"Bu noktada inşaat faaliyetlerinin bölgesel dağılımı önemli bir gösterge sunuyor. Deprem konutu projelerinin büyük ölçüde tamamlanmasıyla birlikte inşaat sektörü istihdamı deprem bölgesinde gerilerken deprem bölgesi dışındaki illerde hızlı bir artış gösteriyor. İnşaat kapasitesinin bölge dışına yönelmeye başlaması, konut arzındaki artışın önümüzdeki dönemde daha geniş bir coğrafyaya yayılabileceğine işaret ediyor. Geri göç sürecinin zamana yayılması da dikkate alındığında deprem sonrasında başlayan yeniden imar sürecinin kira dinamikleri üzerindeki etkilerinin deprem konutlarının teslimiyle sınırlı kalmayabileceği değerlendiriliyor. Bu çerçevede, deprem bölgesindeki konut arzı artışının gerek deprem bölgesinde gerekse dolaylı etkilenen illerde kira artışlarını baskılamaya devam etmesi muhtemel görünüyor."</p>
<p>Analizde, özetle deprem sonrası konut stokunda gerçekleşen gerilemenin deprem bölgesindeki illerde ve göç hareketleri aracılığıyla da bazı diğer illerde kira enflasyonunu olumsuz etkilediği ifade edildi.</p>
<p>Kamu öncülüğündeki yeniden imar faaliyetleriyle konut arzının hızla artmasıyla birlikte ise deprem illerinde kira enflasyonunun belirgin biçimde yavaşladığını, bu ayrışmanın 2026 yılında depremden dolaylı etkilenen illerde de görünür hale geldiğinin gözlemlendiği aktarılan analizde, "İnşaat sektörü kapasitesinin deprem bölgesinden deprem bölgesi dışındaki illere yönelmeye başlaması da konut arzındaki artışın daha geniş bir alana yayılabileceğine işaret ediyor. Bu görünüm, konut arzındaki iyileşmenin önümüzdeki dönemde kira enflasyonundaki yavaşlamayı destekleyebilecek unsurlardan biri olacağına işaret ediyor." değerlendirmesine yer verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tcmb-raporu-deprem-illerinde-kira-enflasyonu-2025ten-itibaren-yavaslamaya-basladi-86678</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/antakya-guzelburc-deprem-konutlari.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB analizinde, &quot;Deprem illerinde kira enflasyonu, 2023 ve 2024 yıllarında diğer iki grubun belirgin biçimde üzerinde seyrederken konut teslimlerinin hızlandığı 2025 yılında yavaşlamaya başlıyor.&quot; denildi. Analizde, &quot;İnşaat sektörü kapasitesinin deprem bölgesinden deprem bölgesi dışındaki illere yönelmeye başlaması da konut arzındaki artışın daha geniş bir alana yayılabileceğine işaret ediyor.&quot; ifadeleri kullanıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teias-ihalesini-astor-enerji-kazandi-86682</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Astor Enerji&#039;den TEİAŞ ile 351,1 milyon liralık sözleşme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Astor Enerji, Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) tarafından gerçekleştirilen "11 Adet Mobil Hibrit Modül ve Yedek Malzemeleri Temini" için sözleşme imzalandığını açıkladı.</p>
<p>Açıklamaya göre, Astor Enerji ihalede en avantajlı teklifi sunarak birinci oldu.</p>
<p>Astor Enerji, TEİAŞ tarafından hazırlanan uygulama projesini hayata geçirecek. Şirketin, TEİAŞ tarafından hazırlanan uygulama projesini hayata geçirerek, Türkiye'de ilk kez uygulanacak mobil hibrit modül çözümünü elektrik iletim altyapısının kullanımına sunacağı bildirildi.</p>
<p>KAP açıklamasına göre, 351,1 milyon lira tutarındaki sözleşme bedelinin şirketin kamuya açıklanan son gelir tablosundaki brüt satış hasılatına oranı yüzde 3,78 seviyesinde bulunuyor.</p>
<p>Astor Enerji tarafından hayata geçirilen Mobil Hibrit Modül'ün, iletim sistemi bağlantılarında ortaya çıkan ihtiyaçlara hızlı ve pratik çözüm sunacağı vurgulandı. Taşınabilir yapıya sahip modülün, özellikle mevcut trafo merkezlerinde ilave fider ihtiyaçlarının karşılanmasında ve geçici trafo merkezlerinde hat ve transformatör fiderlerinin oluşturulmasında kullanılması öngörülüyor.</p>
<p>Açıklamaya göre yüksek güç iletimi sağlayabilen modül, transformatör, hat ve reaktör bağlantılarına uygun yapısının yanı sıra taşınabilirliği ve pratik kurulum imkanıyla da dikkati çekiyor. İnşaat süreci gerektirmeyen skid yapısı sayesinde mevcut altyapının ihtiyaçlara göre hızlı şekilde desteklenmesi hedefleniyor.</p>
<p>Çözümün, özellikle elektrik iletim sisteminde kapasite artışı veya acil bağlantı ihtiyacının ortaya çıktığı durumlarda hızlı ve esnek kullanım imkanı sağlaması bekleniyor.</p>
<p><strong>"Hızlı, pratik ve taşınabilir bir alternatif sunuyoruz"</strong></p>
<p>Astor Enerji Genel Müdür Yardımcısı Alişan Taştan, enerji iletim altyapısında artan ihtiyaçlara hızlı ve yenilikçi çözümler geliştirmenin önemine dikkati çekerek, "Astor Enerji olarak enerji sektörünün değişen ihtiyaçlarını yakından takip ediyor, mühendislik ve üretim kabiliyetlerimizi bu ihtiyaçlara yönelik yenilikçi çözümler geliştirmek üzere sürekli ileri taşıyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Taştan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Enerji iletim sistemi ihtiyaçlarının Astor bünyesinde geliştirilmesine ve üretilmesine özel bir önem göstermekteyiz. TEİAŞ tarafından hazırlanan uygulama projesini hayata geçirdiğimiz Mobil Hibrit Modül de bu yaklaşımımızın önemli örneklerinden biridir. Türkiye'de ilk kez TEİAŞ tarafından uygulanan ve üretimi Astor tarafından gerçekleştirilecek bu çözümle, iletim sistemi bağlantılarında hızlı, pratik ve taşınabilir bir alternatif sunuyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teias-ihalesini-astor-enerji-kazandi-86682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/astor-enerji.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEİAŞ ile &quot;Mobil Hibrit Modül&quot; için imzalanan 351,1 milyon liralık sözleşme hakkında açıklama yapan Astor Enerji Genel Müdür Yardımcısı Alişan Taştan, &quot;Türkiye&#039;de ilk kez TEİAŞ tarafından uygulanan ve üretimi Astor tarafından gerçekleştirilecek bu çözümle, iletim sistemi bağlantılarında hızlı, pratik ve taşınabilir bir alternatif sunuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/tahvil-piyasasi-uyariyor-faiz-artisi-kapida-86664</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahvil piyasası uyarıyor: Faiz artışı kapıda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a97b6387e07c-1788327480.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Yatırımcıların bir süredir geride bıraktığını düşündüğü faiz artışı senaryosu, tahvil piyasasında yeniden sahneye çıktı. Küresel devlet tahvillerinde getiriler aynı anda yükselirken, piyasanın verdiği mesaj giderek netleşiyor: Petrol yüksek kalır, enflasyon beklentileri güçlenir ve merkez bankaları beklenenden daha şahin bir çizgiye yönelirse faiz indirimi hikâyesi yerini yeni bir sıkılaşma dönemine bırakabilir. ABD-İran geriliminin yeniden tırmanmasıyla Brent petrolün 90 doların üzerine çıkması, bu senaryonun en önemli tetikleyicilerinden biri oldu. Brent son olarak yüzde 2’ye yakın artışla 92 dolara yöneldi</p>
<h2>Küresel tahvil piyasasında satış dalgası</h2>
<p>Enerji maliyetlerindeki artışın enflasyonu yeniden yukarı çekebileceği endişesi, tahvil yatırımcılarını satışa yönlendirdi.</p>
<p>Sonuç ise küresel ölçekte dikkat çekici oldu. ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvili getirisi yüzde 4,79’a çıkarak Ocak 2025’ten bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Almanya’nın 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 3,339’a yükselerek 2011’den bu yana görülmeyen seviyeye çıktı. İngiltere’de 10 yıllık getiri yüzde 5,234’e ulaşarak 2008’den bu yana zirveyi gördü. Japonya’da ise 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 3’ü aşarak yaklaşık 30 yılın en yüksek seviyelerine tırmandı.</p>
<p>Commerzbank’ın faiz ve kredi araştırmaları başkanı Christoph Rieger, tahvil piyasasındaki satış dalgasının derinleştiğine dikkat çekti.</p>
<h2>Fed’den faiz artışı beklentisi %67.5 </h2>
<p>Tahvil piyasasındaki hareketin merkezinde yalnızca petrol yok. Fed Başkanı Kevin Warsh’ın Jackson Hole’daki enflasyon vurgusu da yatırımcıların faiz beklentilerini değiştirdi. Warsh’ın konuşmasının ardından piyasalar, Fed’in eylülde 25 baz puanlık faiz artışı yapma ihtimalini yüzde 67,5 olarak fiyatlamaya başladı. Oysa bu olasılık konuşma öncesinde yaklaşık üçte bir düzeyindeydi. Böylece piyasa açısından kritik denklem değişti: Daha yüksek petrol fiyatlarının körüklediği daha yüksek enflasyon riski, daha uzun süre yüksek faiz ve daha yüksek tahvil getirileri olarak şekilleniyor. KBC Bank analistleri de küresel tahvil getirilerindeki yükselişi yüksek enerji fiyatları, daha sıkı para politikası beklentileri ve artan mali risk primleriyle açıklıyor. ABD’nin borçlanma maliyeti de yükseliyor.</p>
<p>Tahvil getirilerindeki yükseliş Washington açısından da önemli bir probleme işaret ediyor. ABD Hazinesi uzun vadeli tahvillerdeki borçlanma maliyetlerini düşürmek amacıyla geri alımları artıracağını açıklarken, 30 yıllık tahvil getirisinin 19 yılın zirvesine çıkması bu stratejiyi zorlaştırıyor. Çünkü tahvil fiyatı düştükçe getiri yükseliyor ve devletin yeni borçlanma maliyeti artıyor. ABD gibi yüksek borç stokuna sahip bir ekonomi için bu durum yalnızca piyasa değil, bütçe dengeleri açısından da kritik.</p>
<h2>Eylül verileri yönü belirleyecek</h2>
<p>Şimdi gözler ABD'den gelecek istihdam ve enflasyon verilerinde. Güçlü istihdam ve yüksek enflasyon, Fed’in faiz artırımı ihtimalini daha da güçlendirebilir. Tersi bir tablo ise son tahvil satışlarının aşırı fiyatlama olduğu görüşünü destekleyebilir.</p>
<p>Ancak mevcut hareketin kapsamı, piyasanın yalnızca tek bir Fed kararını değil, küresel faiz rejiminin yeniden şekillenme ihtimalini fiyatladığını gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Faizde yeni dalganın 3 tetikleyicisi</span></h2>
<p><strong>1- PETROL ŞOKU </strong></p>
<p>Hürmüz çevresindeki gerilimin enerji akışlarına ilişkin endişeleri artırması Brent’i 90 doların üzerine taşıdı. Petrol fi yatlarının yüksek kalması, merkez bankalarının enflasyonla mücadelede daha temkinli davranmasına neden olabilir. </p>
<p><strong>2- MERKEZ BANKALARI </strong></p>
<p>Fed’in yanı sıra Japonya ve Euro Bölgesi merkez bankalarının da önümüzdeki dönemde faiz artırabileceğine ilişkin beklentiler güçleniyor. Böylece küresel faiz indirim döngüsünün yerini daha sıkı bir para politikası görünümüne bırakması riski ortaya çıkıyor. </p>
<p><strong>3- ENFLASYON ve BORÇ </strong></p>
<p>Yüksek kamu borcu, yükselen enerji fi yatları ve inatçı enflasyon aynı anda tahvil piyasasına baskı yapıyor. Tahvil getirilerindeki yükseliş sürdükçe devletlerin borçlanma maliyetleri de artıyor. Bu nedenle tahvil piyasasındaki satış dalgası, merkez bankalarının kararlarından çok daha geniş bir küresel finansman hikâyesine dönüşebilir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a97b71e81b37-1788327710.png" alt="" width="348" height="439" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/tahvil-piyasasi-uyariyor-faiz-artisi-kapida-86664</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/gosterge-tahvil-faizleri.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrolün 90 doların üzerine tırmanması, enflasyon endişelerinin yeniden güçlenmesi ve merkez bankalarının daha sıkı para politikasına dönebileceği beklentisi küresel tahvil piyasasını sarsıyor. ABD’den Japonya’ya, Almanya’dan İngiltere’ye tahvil getirileri yılların zirvesine çıkarken, piyasalar faiz artışı ihtimalini yeniden fiyatlamaya başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/12-gunde-bir-stogu-nakde-cevirdi-ulastigi-kar-442-milyari-buldu-86663</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> 12 günde bir stoğu nakde çevirdi, ulaştığı kâr 4,42 milyarı buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsadaki sanayi şirketlerinin stok devir hızı 32 seviyesine kadar çıkarken tahsilatlar 9 güne kadar iniyor. Veriler dönen çarklarının hızını gösteriyor. Peki ürünlerini depolarda bekletmeden nakde çeviren bu firmalar, satış hızlarını bilançolarına kâr olarak yansıtabiliyor mu?</strong></p>
<p>Borsada işlem gören sanayi sektöründeki 24 şirketin varlık kullanımları dikkat çekiyor. Piyasa değerleriyle Koç grubundaki dört şirket ilk sırayı alırken, 763 milyar TL’yi aşan büyüklükle Tüpraş ilk sırada duruyor. Onu çok gerilerden Ford Otosan ve Tofaş Oto takip ediyor. Stok devir hızları baz alındığındaysa Dofer Yapı ve Aygaz öne çıkan diğer şirketler. Ürünlerin hızla satılması firmaların pazar gücünü işaret ediyor. Ancak, sadece yüksek stok devir hızına bakıp tercihte bulunmak yanıltıcı olacaktır. Hızlı satışların aynı zamanda kâra dönüştüğünü de bilançolardan takip etmek gerekiyor.</p>
<h2>Hızlı satışın kârı nerede?</h2>
<p>Dofer Yapı, 32,66 stok devir hızıyla ilk sırada yer alıyor. Şirket, stoklarını yaklaşık 11 günde bir yenilemeyi başarıyor. Hızlı satış performansı, gelirini %26 büyütmesine rağmen altı aylık dönem sonunda 42,2 milyon TL zarar yazdı. Düşürmesine rağmen 68,9 milyon TL finansman gideri, oluşan zararda etkili faktör. Şirketin Karabük’te kuracağı GES ise maliyetlerini düşürmede etkili olacak. Aygaz, 30,57 devir hızıyla stoklarını ortalama 12 günde bir nakde çevirerek ikinci sırada bulunuyor. Operasyonel hızını bilançosuna yansıtmayı başaran firma, yılın ilk yarısında kârını %243 artışla 4,42 milyar TL’ye çıkardı. Aygaz pazar payındaki artışa paralel olarak yıl sonu otogaz beklentisini %23,5 ile 24,5 bandına yükseltti.</p>
<h2>Tahsilat hızı yüksek</h2>
<p>Mayıs ayında borsada işlem görmeye başlayan Ekinciler Demir Çelik, 9 günlük alacak tahsil süresiyle sektörün en hızlı tahsil kabiliyetine sahip firması konumunda. Alt aylık dönemde satışlarını %28 artırarak gelirini 11,79 milyar TL’ye ulaştıran şirket, dönem sonunda ise kârını %2 düşürdü. Hissenin fiyatı ilk işlem günündeki seviyelerde bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a97b5c1d1db8-1788327361.png" alt="" width="999" height="530" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>STOK MALİYETİ Mİ, SATILANIN MALİYETİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Stok maliyeti;</strong> varlık birikimi, fiyat avantajı, güvence, müşteri memnuniyeti. Likidite tuzağı, depolama gideri, finansman yükü, fırsat maliyeti.</p>
<p><strong>Satılan malın maliyeti;</strong> kârlılık, verimlilik, fiyatlama, gerçekçi gelir. Dar vizyon, hesaplama zorluğu, dalgalanma, gizleme, maliyet şişmesi.</p>
<p><strong>İştiraki Mardin’deki santrali satın alırken elektrik üretiminde yoğunlaşmak istiyor</strong></p>
<p>1000 Yatırımlar Holding elektrik işlerini neden kendisi üstlenmiyor? ● Hüseyin Sepetçi</p>
<p>Hüseyin; 1000 Yatırımlar Holding, %76,67 iştiraki Meta Mobilite’nin uzun vadeli planları kapsamında elektrik üretim ve depolama alanında yoğunlaşma hedefinin bulunduğunu yatırımcısıyla paylaştı. Bu çerçevede iştirak, kurulu gücü 10 MWe / 14,8826 MWp olan Depolamalı GES lisansına sahip Balpınar Enerji’yi 23,75 milyon TL’ye aldı. Mardin’de bulunan santral yılın son çeyreğinde işletmeye alınacak. Meta Mobilite, haziranda da grup şirketi Altay Enerji bünyesindeki 14,9 MW kapasiteli GES yatırımını devralırken, enerji üretimini kendisinde topluyor.</p>
<p><strong>Yatırım teşviği aldığı tesisin ilk fazının aralıkta devreye girmesi planlanıyor</strong></p>
<p>Konfrut’un Tarsus’taki meyve işleme tesisi ne zaman faaliyete geçecek? ● Yunus Tepe</p>
<p>Yunus, Konfrut Tarım %50 iştiraki Konfrut Çukurova Tarım aracılığıyla Tarsus’ta narenciye işleme ve soğuk hava depolama tesisini hayata geçirmek istiyor. Bu amaçla Bakanlığa yaptığı 12 milyon euroluk yatırım teşvik başvurusu onaylandı. Şirkete ait arazi üzerinde gerçekleştirilecek yatırımın 5 milyon euro tutarındaki ilk fazı kapsamında; 6.000 metrekare kapalı alana sahip tesisin aralıkta faaliyete geçmesi planlanıyor. İlk faz yatırımla birlikte tesis, narenciye ürün grubu esas olmak üzere toplam 72.000 ton meyve işleme kapasitesine kavuşacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>HAT fonu arbitraj fırsatlarından yararlanarak bir yılda %25 getiri sağladı</strong></p>
<p>Hedef Portföy’ün idare ettiği Atlas İstatistiksel Arbitraj Hisse Senedi Serbest Fon (HAT), iki yıldır işlem görüyor. Zayıf bir ivmesi olmakla birlikte yukarı yönlü istikrarlı hareketi ile öne çıkıyor. Fonun hacmi martta 11,8 milyon TL iken kademeli bir şekilde küçüldü. Ağustosta büyüklüğü 3,37 milyon TL seviyesine inerken hacimdeki daralma sürdü. Geride kalan beş ayda farklı tutarlar olsa da fondan düzenli nakit çıkışı yaşandı. Ağustosta çıkan nakit miktarı 1,13 milyon TL seviyesinde. Aynı sürede yatırımcı sayısı da azalmaya devam etti. Şimdilerde sayı 81 kişiye geriledi. Stratejisi, fon varlıklarını ortaya çıkan arbitraj fırsatlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %90,08’i hisse senedi ve %9,92’si vadeli işlemler nakit teminatlarından oluşuyor. Son bir yılda %24,87 getiri elde etti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tera Finans Faktoring, piyasadan TLREF + %4,5 faizle 100 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Tera Finans Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 31.08.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 100.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 4,5 olarak belirlendi. 361 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 27.08.2027 olarak açıklandı. 31 Ağustos itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,74 seviyesinde bulunuyor. Tera’nın verdiği %4,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılarken, piyasada TRFAREN82714 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a97b597ad422-1788327319.png" alt="" width="985" height="246" /></strong><strong>ARMADA GIDA</strong></p>
<p><strong>Mersin ve Kazakistan’daki yatırımları için 110 milyon dolarlık kredi temin etti</strong></p>
<p>Armada Gıda, Mersin’de gerçekleştirmeyi planladığı katma değerli ürün işleme tesisi yatırımı ile Kazakistan’da yapmayı düşündüğü bakliyat işleme tesisi yatırımının finansmanını için uluslararası fonlardan gerekli kaynağı temin etti. Şirket, FMO liderliğinde ve PROPARCO katılımıyla toplam 110 milyon dolar tutarında uzun vadeli sendikasyon kredisi sözleşmesini imzaladığını duyurdu. Sağlanan kaynak, Armada Gıda’nın sürdürülebilir büyüme hedefini doğrudan destekleyecek nitelikte. Yeni tesislerin devreye girmesiyle üretim kapasitesi ve pazar payında artış beklenmeli.</p>
<p><strong>CW ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Hakim ortağın son ödemesiyle birlikte verdiği sermaye avansı 2,41 milyar TL oldu</strong></p>
<p>CW Enerji’nin hakim ortağı, üç ayrı havale ile toplam 314 milyon TL sermaye avansı gönderdi. Ortağın son gönderisiyle birlikte ödemiş olduğu toplam nakit sermaye avansı 2,56 milyar TL’ye ulaştı. Gerçekleştirilen nakit girişi, şirketin özkaynak yapısını desteklerken finansal yükümlülükler karşısında likiditesini güçlendiriyor. İlerleyen süreçte yapılacak olası bir bedelli sermaye artırımında veya tahsisli sermaye artırımı yolu ile bu avansların mahsup edilerek bilançoya yansıtılması beklenmeli. CW Enerji, altı aylıkta dönemde gelirini %19 ve net kârını %90 büyüttü.</p>
<p><strong>VBT YAZILIM</strong></p>
<p><strong>Bankadan 109,2 milyon liralık yazılım işi aldı. Tutar gelirinin %3,8’i düzeyinde</strong></p>
<p>VBT Yazılım, Türkiye’de yerleşik bir banka ile hizmet ve danışmanlık sözleşmesi imzaladı. Anlaşma kapsamında 2026 yılı sonuna kadar kullanılmak üzere KDV hariç 109,2 milyon TL tutarında yeni bir sipariş aldı. Tutar yıllık gelirinin %3,82’si düzeyinde. Şirketin yıl içinde aldığı toplam yeni iş tutarı yıllık gelirinin %38,5’i seviyesinde bulunuyor. Bankacılık sektörü gibi teknoloji yatırımlarının yoğun olduğu bir alanda sağlanan iş ilişkisi, firmanın pazar konumunu destekliyor. Alınan işin kısa sürede tamamlanacak olması, yıl sonu ciro ve kârlılığına doğrudan yansıyacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Best Brands Enerji şubatta borsaya gelirken iki aydır dalgalı harekette bulunuyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a97b57b75584-1788327291.png" alt="" width="289" height="241" /></strong>Best Brands Enerji hissesinde iki fondan alım ağırlıklı işlemler gözleniyor. Portföylerdeki miktar toplamda 184,5 bin lot artarak 188,7 bine çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 2’den 3’e yükseldi. MHF 184 bin lot ile en fazla alımı yaparken, aynı süreç diliminde satan olmadı. Best Enerji hakkında öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hisseye MT Portföy’ün ilgisi dikkat çekiyor. Kurumun yönettiği MHF fonu ilk kez pozisyon açarken, BIY fonu 485 lot alım gerçekleştirdi. NSK ise 1.777 lot ile sabit kaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/12-gunde-bir-stogu-nakde-cevirdi-ulastigi-kar-442-milyari-buldu-86663</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 12 günde bir stoğu nakde çevirdi, ulaştığı kâr 4,42 milyarı buldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ilac-fiyatlamada-kokten-bir-degisiklik-yapilmadi-86660</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İlaç fiyatlamada kökten bir değişiklik yapılmadı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Ağırlığını uluslararası firmaların oluşturduğu Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) Genel Sekreteri Ümit Dereli, kamuoyuna ilaç fiyatlarının iki haftada bir değişeceği şekilde yansıyan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğ’in köklü bir değişiklik getirmediğini söyledi. EKONOMİ’nin sorularını yazılı olarak yanıtlayan Dereli, güncel kur ayarlamasındaki usul değişikliğinin ise sadece kan ürünleri için söz konusu olduğunu, ilaç fiyatlamasındaki usulün aynen korunduğunu vurguladı. Uluslararası firmalar açısından fiyat tartışmasına konu olan ilaçların arzı, sektöre etkisi gibi unsurların ise 2027 yılı sonuna doğru, daha fazla veri oluştuğunda ancak değerlendirilebileceğini belirtti.</p>
<h2>Kamuoyuna yansıyan bilgi yanlış </h2>
<p>Aynı adlı önceki tebliği yürürlükten kaldıran Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğ 29 Ağustos günlü Resmi Gazetede yayınlanmıştı. Bu tebliğde, daha önceki metinde bulunmayan “güncel Avro değeri”; Merkez Bankasınca iki haftada bir açıklanacak Avro satış kuru tanımıyla eklendi. Yeni tebliğde, teknik ifadelerle yer alan güncel Avro kurunun otomatik olarak uygulanması usulü sadece kan ürünleri için geçerli olmasına karşılık, tüm ilaçlara uygulanacakmış gibi algılandı ve bu yönde haberler yapıldı.</p>
<p>Ümit Dereli bu konuya ilişkin soruya yanıtında, ilaç fiyatlamasında kullanılan mevcut usulün (referans ülkelerden derlenen fiyatların, hali hazırdaki Avro kurundan daha düşük bir kurla derlenerek Türkiye satış fiyatı belirlenmesi) uygulamasında bir değişiklik olmadığının altını çizdi. Bu usulde kullanılan Avro kuru mevzuatta “dönemsel Avro kuru” olarak yer alıyor.</p>
<p>Detay sayılabilecek ve toplam içinde ağırlığı çok düşük olan kan ürünlerinin fiyatlamasında kullanılan “güncel Avro kurunun” ise farklı olduğunu belirten Dereli, “Belirli ürünlere yönelik iki haftada bir güncel kurla fiyatlandırma mekanizmasına yönelik önceki uygulamaya göre değişiklik ise; bu uygulamanın tüm kan ürünleri bakımından Komisyon değerlendirmesine bağlı bir imkân olmaktan çıkarılarak, yalnız belirlenmiş ürünler için doğrudan uygulanacak bir sisteme dönüştürülmüş olmasıdır. Bir kez daha belirtmek isterim ki, bu mekanizma, yeni değildir ve değişiklikler de düzenlemede sınırlı olarak belirlenen bazı kritik ürünler için geçerlidir.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>Sürdürülebilir etkisi takip edilecek </h2>
<p>Yeni tebliğin ilaca erişimi artırmak yönünde amaç taşıdığı da vurgulanmıştı. Bu konudaki soruya Ümit Dereli, “Yeni sistemin yenilikçi ilaçların Türkiye’ye girişi üzerine olası etkilerini değerlendirmek için henüz erken. 2026 yılının son çeyreği ve hatta 2027 yılı sistemin geniş kapsamlı olarak ilk kez uygulanmaya başlayacağı bir geçiş dönemi olacak. Uygulamanın, yeni tedavilerin Türkiye’de tıbbın ve hastaların kullanımına sunulması ve mevcut ilaçların pazardaki sürdürülebilirliği üzerindeki etkilerini yakından takip edeceğiz” yanıtını verdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Uluslararası firmaların değer bazlı bir fiyatlama sistemi talebi sürüyor</span></h2>
<p>AİFD Genel Sekreteri Ümit Dereli değerlendirmesinde, ana taleplerinin veriye dayalı bir fiyatlama sistemi taleplerine işaret etti. Uluslararası firmalar, geniş tanımlı olarak sağlanan faydaya bağlı ilaç fiyatları ödemesinin yapılması yönünde uzun süredir talepte bulunuyor. Karşı görüşte ise bu modelin ilaç fiyatlarını artıracağı, pahalı ilaçların tüketiminin artacağı yönünde görüşler bulunuyor. Değer bazlı yaklaşımı savunanlar ise toplamda ortaya çıkacak mali fayda ile sağlık faydasının bu artıştan daha fazla olacağını öne sürüyor. Dereli “AIFD olarak, daha şeffaf, öngörülebilir ve veri/bilgi/kanıt temelli bir fiyatlandırma altyapısının oluşturulması hedefini önemsiyoruz. Sistemin ilk kez kapsamlı olarak uygulanacağı 2026 yılının son çeyreği ve hatta ancak 2027 yılının sonunda, bu düzenlemelerin hastaların yenilikçi tedavilere erişimi ve mevcut ürünlerin pazardaki sürdürülebilirliği üzerindeki etkilerine yönelik doğru bir değerlendirme yapmak mümkün olabilecektir” ifadesine yer verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ilac-fiyatlamada-kokten-bir-degisiklik-yapilmadi-86660</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/eczane.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği Genel Sekreteri Ümit Dereli, güncel kur ayarlamasındaki usul değişikliğinin sadece kan ürünleri için söz konusu olduğunu, ilaç fiyatlamasındaki usulün değişmediğini. söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-yol-grubu-iki-hafta-icinde-iki-kez-gitti-geldi-86659</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni Yol Grubu iki hafta içinde iki kez gitti geldi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DEVA-Gelecek ve Saadet Parti'nin birleşmesi ile Meclis'te grup sayısına ulaşan Yeni Yol neredeyse her hafta gruptan düşme riskiyle karşı karşıya kalıyor.</p>
<p>Üç milletvekili ile temsil edilen Ahmet Davutoğlu'nun Gelecek Partisi kapandı. İzmir Milletvekili Mustafa Bilici istifa ederek 14 Ağustos'ta AK Partiye katıldı ve aynı gün Yeni Yol Grubu 19'a düştü. 19'a düşmesiyle TBMM'de grup kurma hakkını kaybedecek olan Yeni Yol Grubu'nun imdadına CHP yetişti.</p>
<p>CHP Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap, partisinden istifa ederek grup kurma hakkını kaybetmemesi için Yeni Yol Grubu'na katıldı. İki hafta önce yeniden grup olma sayısını yakalayan Yeni Yol Grubu dün akşam saatlerinde yeniden düştü. CHP'den sonra bu kez Yeni Yol Grubu'nun imdadına YRP yetişti.</p>
<p>Bu kez kapanan Gelecek Partili Bursa Milletvekili Cemalettin Kani Torun'un Yeni Yol'dan ayrılmasının ardından TBMM'deki grup dengesi değişti. Torun'un bağımsız milletvekilleri arasına geçmesiyle Yeni Yol Grubu'nun milletvekili sayısı 19'a düştü. Yeni Yol Grubu'nun 20 milletvekili sınırının altına düşmesinin ardından Yeniden Refah Partisi devreye girdi.</p>
<p>Cemalettin Kani Torun'un istifasıyla 19 milletvekiline düşen Yeni Yol Grubu, Yeniden Refahlı Ali Yüksel'in katılımıyla yeniden 20 sandalyeye ulaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-yol-grubu-iki-hafta-icinde-iki-kez-gitti-geldi-86659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/9/1280x720/yeni-yol-grubu-1788325622.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni Yol Grubu iki hafta içinde iki kez gitti geldi! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-yarisinin-yeni-cephesi-kalici-depolama-86666</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim yarışının yeni cephesi: Kalıcı depolama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünyada her yıl yaklaşık 2,2 milyar ton CO2 atmosferden uzaklaştırılıyor. Bu rakam küresel brüt CO2 emisyonlarının yaklaşık yüzde 5’ine denk geliyor. Karbonu atmosferden çekmek kadar, onu ne kadar süre atmosferin dışında tutabildiğimiz de önem kazanıyor. 2026 State of Carbon Dioxide Removal Raporu, Paris hedefleri için karbon gideriminin önümüzdeki yıllarda bugünkünden çok daha büyük bir ölçeğe ulaşması gerektiğini ortaya koyarken kritik bir uyarı yapıyor: Karbon giderimi emisyon azaltımının alternatifi değil.</strong></p>
<p>Bir ton karbondioksiti bugün atmosferden çektiğinizi düşünün. Sonra ne oluyor? Bu karbon, bir ormanda, toprakta, biyokömürde, jeolojik bir formasyonda, bir üründe ya da okyanusta depolanabiliyor. Hepsi atmosferdeki karbonu azaltabiliyor. Fakat aralarında kritik bir fark var: O karbonun yeniden atmosfere dönmeden ne kadar süre saklanabileceği.</p>
<p>On yıl mı? Yüz yıl mı? Binlerce yıl mı? İklim mücadelesinde karbon gideriminin yeni sorusu burada başlıyor.</p>
<p>2026 State of Carbon Dioxide Removal raporu, karbon dioksit giderimini (CDR) atmosferdeki CO2’nin insan faaliyetleriyle yakalanarak jeolojik, karasal veya okyanus rezervuarlarında ya da ürünlerde kalıcı biçimde depolanması olarak tanımlıyor. Yani işin ilk yarısı karbonu yakalamak; ikinci yarısı ise onu atmosferin dışında tutabilmek. Bugün dünyada yılda yaklaşık 2,2 milyar ton CO2 atmosferden uzaklaştırılıyor. Bu, küresel brüt CO2 misyonlarının yaklaşık yüzde 5’ine karşılık geliyor. Fakat bu rakamın arkasında önemli bir dengesizlik var. Mevcut karbon gideriminin yüzde 99,9›u ağırlıklı olarak ormanlar ve topraklar gibi geleneksel, kara temelli yöntemlerden geliyor. Biyokömür, geliştirilmiş kaya ayrışması, doğrudan havadan karbon yakalama ve depolama (DACCS) ve karbon yakalama ve depolamayla biyoenerji (BECCS) gibi yeni nesil yöntemlerin payı ise son derece küçük.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Bugünkü 2,2 milyar tonluk seviyeden 8,75 milyar tona</strong></span></p>
<p>Ama iyi haber, yeni nesil karbon dioksit gideriminin yılda yaklaşık yüzde 40 büyüyor olması. Rapor bu büyüme hızının güneş enerjisi gibi başarılı teknolojilerin erken dönem büyüme hızlarıyla karşılaştırılabileceğini söylüyor.</p>
<p>Kötü haber ise ölçeğin ihtiyaç duyulan seviyenin çok uzağında olması. Aradaki mesafeyi görmek için bugünkü 2 milyon ton rakamını gelecekte ihtiyaç duyulan ölçekle karşılaştırmak yeterli.</p>
<p>Raporda incelenen Paris Anlaşması’yla uyumlu senaryolarda yeni nesil karbon gideriminin 2050’de yılda 3,5 milyar tonun üzerine çıkması gerekiyor. Daha geniş anlamda toplam karbon giderimi ihtiyacı ise çok daha yüksek. En iddialı 1,5 derece senaryolarında 2050’de yaklaşık 8,75 milyar ton CO2’nin yıllık olarak atmosferden uzaklaştırılması gerekiyor. Burada sorun kapasite kurmanın ötesine geçiyor. Bu kapasitenin güvenilir, ölçülebilir ve çevresel açıdan sürdürülebilir olması gerekiyor.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Karbon giderimi açığı büyüyor</strong></span></p>
<p>Raporun en çarpıcı bulgularından biri karbon giderimi açığı. Karbon giderimi açığı, küresel ısınmayı 1.5 derece veya 2 derece sınırında tutmak için Paris Anlaşması hedefl erine ulaşılması gereken karbon dioksit giderme (CDR) miktarı ile mevcut politikalar ve projeler sayesinde atmosferden gerçekten çekilen miktar arasındaki farkı ifade ediyor.</p>
<p>Ülkelerin mevcut taahhütleri 2030›da yılda yaklaşık 2,5 milyar tonluk karbon giderimine işaret ediyor. Oysa en iddialı Paris uyumlu senaryolarda medyan ihtiyaç yaklaşık 2,9 milyar ton. İşin endişe verici tarafı ile bugün nispeten yönetilebilir görünen farkın hızla büyüyor olması.</p>
<p>Rapora göre karbon giderimi açığı 2030’da yaklaşık 300 milyon ton, 2035’te 1,2 milyar ton, 2050’de ise 5,2 milyar ton CO2’ye ulaşıyor. Üstelik raporun ikinci edisyonundan bu yana küresel emisyonların artmaya devam etmesi, karbon giderimine duyulan ihtiyacı ve dolayısıyla açığı daha da büyütmüş durumda.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">2030’un kritik eşiği: 100 milyon ton</span></strong></p>
<p>Rapor, önümüzdeki dört yılın kritik olduğunu ortaya koyuyor. CDR2030 girişimi, 2030 yılı için yeni nesil karbon gideriminde 100 milyon ton/yıl kapasiteyi önemli bir eşik olarak tanımlıyor. Fakat şirketlerin hedefleri ile sahadaki projeler arasında ciddi bir fark var.</p>
<p>Rapora göre, CDR şirketlerinin 2030 için açıkladıkları kapasite hedefleri toplam 42 milyon ton/yıla ulaşırken, mevcut proje hattı yalnızca 8,4 milyon ton/yıl seviyesinde. Bu farkın kısa sürede kapanması da kolay görünmüyor. Çünkü milyarlarca tonluk bir karbon giderimi sektörü birkaç yıl içinde sıfırdan yaratılamıyor. Altyapının kurulması, teknolojilerin geliştirilmesi, maliyetlerin düşürülmesi, ölçüm ve doğrulama sistemlerinin oluşturulması, pazarların oluşması ve yatırımcıların uzun vadeli talebe güvenmesi gerekiyor. Rapor bu nedenle 2026-2030 dönemini kritik dönem olarak tanımlıyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Karbon giderimi, emisyon azaltımının alternatifi değil</span></strong></p>
<p>Raporun da ortaya koyduğu gibi, karbon giderimi daha fazla emisyon hakkı vermiyor. Yani karbon giderimi, emisyon azaltımının yerine geçmiyor. Raporda incelenen Paris Anlaşması’yla uyumlu maliyet etkin senaryolarda net sıfıra ulaşmak için gereken çabanın en az yüzde 80’i doğrudan emisyon azaltımından geliyor. Karbon giderimi geri kalan bölümde devreye giriyor.</p>
<p>Öte yandan, emisyon azaltımlarının geciktirilmesi gelecekte ihtiyaç duyacağımız karbon giderimi miktarını daha da artırıyor. Rapor, emisyon azaltımlarının on yıl gecikmesinin sıcaklık artışının zirvesini yükselteceğini ve kümülatif CDR ihtiyacını önemli ölçüde büyüteceğini söylüyor.</p>
<p>Bu da bizi önemli bir sonuca götürüyor: Atmosferden karbon çekebilecek teknolojiler geliştirmek, bugün atmosfere karbon salmaya devam etmek için bir mazeret değil. Tam tersine. Emisyonları ne kadar geç azaltırsak, gelecekte atmosferden o kadar fazla karbon çekmek zorunda kalacağız. Ve bunu daha pahalı, daha zor ve ekosistemler açısından daha riskli koşullarda yapmak zorunda kalabiliriz. Dünyanın şu soruya cevap bulması önemli: Karbonun ne kadarını, ne kadar uzun süre, hangi maliyetle ve doğaya ne kadar yük bindirmeden atmosferin dışında tutabiliriz?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 18pt;">Yeni nesil karbon giderimi alımlarının yüzde 82’sini Microsoft gerçekleştiriyor</span></strong></span></p>
<p>- Önümüzdeki dönemin en büyük tartışmalarından biri de maliyet, Çünkü karbon gideriminde tek bir teknoloji ve tek bir fiyat yok. Rapora göre farklı CDR yöntemlerinin tahmini maliyetleri ton başına 10 doların altından bin doların üzerine kadar uzanıyor. Pek çok yöntemde üst maliyet tahminleri ton başına 200 doların üzerinde; yani mevcut karbon fiyatlarının çok üzerinde. Dolayısıyla ölçek büyüdükçe teknoloji kadar ekonomi de belirleyici olacak. Rapor karbon giderimi sektöründe dikkat çekici bir başka kırılganlığa daha işaret ediyor: O da, yoğunlaşma. Yeni nesil karbon giderimi alımlarının yüzde 82’sini Microsoft gerçekleştiriyor. Yeni nesil CDR için açıklanan kamu pilot finansmanının yüzde 85’i ise ABD, İsveç ve Danimarka’da yoğunlaşıyor. CDR şirketlerine yapılan yatırımların yüzde 72’si yalnızca dört şirkete gidiyor. Bu tablo, henüz gelişiminin başındaki sektörün birkaç ülke, şirket ve teknolojiye fazlasıyla bağımlı olduğunu gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-yarisinin-yeni-cephesi-kalici-depolama-86666</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim yarışının yeni cephesi: Kalıcı depolama ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergilerimiz-nereye-gidiyor-86658</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergilerimiz nereye gidiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Vergiler yalnızca devlet kasasına giren bir para değildir. Eğitimden sağlığa, güvenlikten ulaştırmaya kadar günlük hayatımızda kullandığımız pek çok hizmetin temel finansman kaynağıdır. Vergi-hizmet ilişkisinin görünür hâle gelmesi de güveni artırır.</strong></p>
<p>Vatandaşların en çok sorduğu sorulardan biri şudur: “Ödediğimiz vergiler nereye gidiyor?” Bu sorunun açık ve anlaşılır şekilde cevaplanması, devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisinin güçlenmesi açısından büyük önem taşır. Çünkü insanlar sadece vergi vermek istemez; verdikleri verginin hangi hizmetlere dönüştüğünü de görmek ister.</p>
<p>Bu nedenle son yıllarda birçok ülkede “vergilerle hangi hizmetlerin finanse edildiğini” açık ve somut biçimde gösteren çerçeveler geliştirilmektedir. Amaç, vatandaşın ödediği verginin eğitimden sağlığa, güvenlikten ulaşıma kadar hangi alanlarda kullanıldığını daha net görebilmesidir.</p>
<p><strong>Vergi sadece devletin geliri değildir</strong></p>
<p>Vergi, devletin vatandaşlara sunduğu hizmetlerin temel finansman kaynağıdır. Hastaneler, okullar, yollar, köprüler, adliyeler, güvenlik hizmetleri, belediye yatırımları ve sosyal yardımlar büyük ölçüde vergi gelirleri sayesinde karşılanır.</p>
<p>Örneğin bir vatandaş marketten alışveriş yaptığında KDV öder. Aracına yakıt aldığında ÖTV öder. Maaşından gelir vergisi kesilir. Şirketler kurumlar vergisi öder. Toplanan bu gelirler kamu bütçesinde bir araya getirilerek çeşitli hizmetlere aktarılır.</p>
<p>Ancak vatandaş çoğu zaman ödediği vergi ile aldığı hizmet arasındaki bağlantıyı doğrudan göremez. İşte bu noktada şeffaf bütçe uygulamaları devreye girer.</p>
<p><strong>Her 100 liralık vergi nereye gidiyor?</strong></p>
<p>Birçok ülkede bütçeler vatandaşın anlayabileceği şekilde sadeleştirilmektedir. Böylece örneğin her 100 liralık verginin hangi alanlara harcandığı gösterilmektedir.</p>
<p>Farz edelim ki devlet bütçesinde her 100 liralık verginin:</p>
<p>- 25 lirası eğitime,</p>
<p>- 20 lirası sağlığa,</p>
<p>- 15 lirası emekli maaşlarına ve sosyal güvenliğe,</p>
<p>- 12 lirası güvenlik hizmetlerine,</p>
<p>- 10 lirası ulaştırma yatırımlarına,</p>
<p>- 8 lirası sosyal yardımlara,</p>
<p>- 5 lirası tarım desteklerine,</p>
<p>- 5 lirası diğer kamu hizmetlerine ayrılıyor olsun.</p>
<p>Bu tür tablolar vatandaşın bütçeyi anlamasını kolaylaştırır. İnsanlar ödedikleri vergilerin hangi hizmetlere dönüştüğünü daha somut biçimde görür.</p>
<p><strong>Eğitim hizmetleri vergilerle ayakta duruyor</strong></p>
<p>Bir ülkedeki devlet okullarının büyük bölümü vergi gelirleriyle finanse edilir.</p>
<p>Öğretmen maaşları, okul binalarının yapımı, ders materyalleri, laboratuvarlar, kütüphaneler ve öğrenci destek programları kamu bütçesinden karşılanır.</p>
<p>Bir çocuğun ücretsiz eğitim alabilmesi için binlerce öğretmenin görev yapması, okulların bakımının yapılması ve eğitim altyapısının sürekli geliştirilmesi gerekir. Bu harcamaların temel kaynağı vergilerdir.</p>
<p>Bu nedenle bir okulun kapısından içeri giren her öğrenci aslında vergi gelirleriyle oluşturulmuş bir hizmetten yararlanmaktadır.</p>
<p><strong>Sağlık sisteminin temeli de vergilerdir</strong></p>
<p>Devlet hastaneleri, aile sağlığı merkezleri, acil servisler ve birçok koruyucu sağlık hizmeti vergi gelirleriyle desteklenmektedir.</p>
<p>Bir vatandaşın ameliyat olması, ambulans hizmeti alması veya sağlık taramalarından yararlanması için ciddi miktarda kamu harcaması yapılmaktadır.</p>
<p>Salgın hastalıklarla mücadele, aşı programları ve sağlık altyapısının güçlendirilmesi de yine vergi kaynaklarıyla finanse edilmektedir.</p>
<p><strong>Güvenlik hizmetleri de vergilerle karşılanıyor</strong></p>
<p>Polis teşkilatı, jandarma, sahil güvenlik ve afet müdahale ekipleri kamu bütçesinden kaynak kullanır.</p>
<p>Vatandaşların güvenliğinin sağlanması, suçla mücadele edilmesi ve kamu düzeninin korunması için araçlar, ekipmanlar, teknolojik sistemler ve personel giderleri finanse edilmektedir.</p>
<p>Güvenlik hizmetleri günlük yaşamın görünmeyen ama en önemli unsurlarından biridir.</p>
<p><strong>Yollar, köprüler ve altyapı yatırımları</strong></p>
<p>Bir şehirdeki yolların yenilenmesi, köprülerin yapılması, su ve kanalizasyon sistemlerinin geliştirilmesi büyük maliyetler gerektirir.</p>
<p>Vergi gelirleri sayesinde:</p>
<p>- Karayolları yapılır,</p>
<p>- Demiryolları geliştirilir,</p>
<p>- Havalimanları desteklenir,</p>
<p>- İçme suyu altyapıları güçlendirilir,</p>
<p>- Afetlere karşı dayanıklı projeler hayata geçirilir.</p>
<p>Vatandaş her gün kullandığı birçok altyapı hizmetinden farkında olmadan yararlanmaktadır.</p>
<p><strong>Sosyal devletin finansmanı</strong></p>
<p>Dar gelirli ailelere verilen yardımlar, engelli destekleri, yaşlı bakım hizmetleri ve çeşitli sosyal programlar da bütçeden karşılanır.</p>
<p>Özellikle ekonomik zorluk dönemlerinde sosyal yardım harcamaları toplumun en kırılgan kesimlerinin korunmasında önemli rol oynar.</p>
<p>Bu nedenle vergiler sadece bugünün hizmetlerini değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı da finanse etmektedir.</p>
<p><strong>Şeffaflık güveni artırıyor</strong></p>
<p>Uzmanlara göre vatandaşın vergiye bakışını olumlu yönde etkileyen en önemli unsurlardan biri şeffaflıktır.</p>
<p>Bir kişinin ödediği verginin hangi hizmetlere dönüştüğünü görebilmesi, kamu yönetimine duyulan güveni artırmaktadır. Bunun için:</p>
<p>- Vatandaş dostu bütçe raporları,</p>
<p>- Kolay anlaşılır harcama tabloları,</p>
<p>- İnternet üzerinden erişilebilen bütçe panelleri,</p>
<p>- Karşılaştırmalı performans göstergeleri,</p>
<p>- Düzenli kamu bilgilendirmeleri giderek daha fazla önem kazanmaktadır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Vergiler yalnızca devlet kasasına giren bir para değildir. Eğitimden sağlığa, güvenlikten ulaştırmaya kadar günlük hayatımızda kullandığımız birçok hizmetin temel finansman kaynağıdır. Vatandaşların ödediği vergilerin hangi alanlara harcandığını açık, anlaşılır ve somut biçimde görebilmesi ise hem hesap verebilirliği hem de kamuya duyulan güveni güçlendirir. Vergi-hizmet ilişkisinin görünür hâle gelmesi, daha bilinçli bir toplum ve daha güçlü bir kamu yönetimi için önemli bir adımdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergilerimiz-nereye-gidiyor-86658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergilerimiz nereye gidiyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hukuk-karaya-oturursa-86657</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hukuk karaya oturursa</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, deniz ticaretindeki ekonomik gücünü hukuk alanına da taşıyarak İstanbul’u uluslararası sözleşme, tahkim ve uyuşmazlık çözümünde tercih edilen bir merkez hâline getirmeli; yüksek katma değerli hukuki hizmetlerden daha fazla pay almalı.</strong></p>
<p>Küresel ticaretin şah damarı denizlerde.</p>
<p>UNCTAD verilerine göre dünya mal ticaretinin hacim itibarıyla yaklaşık %80’i deniz yoluyla gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Deniz ticaretinde asıl mücadele yalnızca gemiler, limanlar ve navlunlar arasında yaşanmıyor. Ekonomik sonuçları çok daha ağır bir başka rekabet var. Hukuk rekabeti.</p>
<p>Karadeniz’den Akdeniz’e, Türk Boğazları’ndan Süveyş’e, Orta Koridor’dan Avrupa’ya uzanan eşiklerin, koridorların ve düğümlerin kesiştiği yerde Türkiye var. Yeni Deniz İpek Yolu olarak ifade edilen Asya–Avrupa deniz ve kara bağlantılarının yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye, tarihin kendisine sunduğu olağanüstü bir coğrafi avantajın mirası üzerinde oturuyor.</p>
<p>Türkiye gemi inşa ediyor, gemi işletiyor, liman yatırımları yapıyor, lojistik ağlarını büyütüyor. Ama Türkiye’nin deniz ticaretindeki ekonomik ağırlığı ile bu ticaretin uluslararası sözleşme, tahkim, finansman ve uyuşmazlık çözümü alanındaki hukuki ağırlığı aynı ölçüde değil. Türkiye deniz ticaretinin önemli bir aktörü; ancak bu ticaretin uluslararası hukuki altyapısında aynı ölçüde ağırlık sahibi değil.</p>
<p><strong>Hukuk, ticaretin ekonomik altyapısıdır</strong></p>
<p>Bir gemi İstanbul’da inşa edilirken sözleşmenin İngiliz hukukuna tabi tutulması ve uyuşmazlıkların Londra’da çözülmesi, bu sözleşmelerden doğabilecek yüksek katma değerli hukuk, tahkim ve uyuşmazlık çözüm hizmetlerine ilişkin ekonomik faaliyetin bir bölümünün Türkiye dışında gerçekleşmesi sonucunu doğurabilir.</p>
<p>Hukuk yalnızca uyuşmazlık çıktığında ihtiyaç duyulan bir araç değildir. Hukuk, ticaretin ekonomik altyapısıdır. Bunu son dönemde denizcilik uyuşmazlıklarını çözen Singapur Yüksek Mahkemesi, İngiliz mahkemeleri ve Yargıtay kararlarında görüyoruz.</p>
<p>İşte Yeni Deniz İpek Yolu’nun Türkiye açısından asıl fırsatı burada. Türkiye’nin daha fazla gemi yapması elbette önemli. Daha büyük limanlara, daha güçlü filolara ve daha gelişmiş lojistik altyapıya da ihtiyacımız var.</p>
<p>En çok da Türkiye, gemilerin geçtiği bir ülke olmanın ötesine geçerek deniz ticaretinin hukukunun üretildiği bir merkez hâline gelmelidir. Deniz ticareti sözleşmelerinden doğan yüksek katma değerli hizmet gelirlerini Türkiye kazanmalıdır.</p>
<p>Türkiye’nin Yeni Deniz İpek Yolu’ndaki hedefi yalnızca daha fazla gemi yapmak, liman kapasitesini artırmak veya transit yükü büyütmek olmamalıdır. Deniz ticaretinin hukukunu da Türkiye’ye çekmeliyiz. İstanbul, Deniz Ticaret Hukuku ve Tahkim Merkezi ekosistemi oluşturmalı ve Yeni Deniz İpek Yolu’ndaki hukuk limanı hâline gelmelidir.</p>
<p>İstanbul’un limanları, tersaneleri, armatörleri, deniz sigortacılığı, P&amp;I çevresi, hukukçuları, akademisyenleri ve tahkim kapasitesi zaten mevcut. Eksik olan, bunları uluslararası bir hukuk markası altında birleştirecek stratejik iradedir. Bu irade, mevcut yargı ve tahkim altyapısının deniz ticareti alanında daha güçlü bir ihtisaslaşma modeliyle desteklenmesi demektir.</p>
<p>Bu iradenin tezahür etmesi deniz ticareti ihtisas mahkemeleri, uluslararası ihtisas deniz tahkimi, gemi finansmanı, deniz sigortaları ve P&amp;I uyuşmazlıkları, gemi inşa ve bakım-onarım sözleşmeleri, charterparty uyuşmazlıkları, müşterek avarya, denizcilik arabuluculuğu ve uzman bilirkişilik kurumlarının aynı merkezde buluşması demektir.</p>
<p>Türkiye deniz ticaretinde fiziksel altyapı kurdu; şimdi hukuki altyapıyı kurmak zorundadır.</p>
<p>Yeni Deniz İpek Yolu’nun üzerinde Türkiye yalnızca gemilerin uğradığı bir liman değil, ticaretin kurallarının belirlendiği bir hukuk limanı olabilir.</p>
<p>Çünkü artık limanlar yalnızca konteynerleri değil, hukuku da çekmek için yarışıyor. Yüksek katma değerli hukuki ve uyuşmazlık çözüm hizmetlerinden doğabilecek gelirin bir bölümü Türkiye dışında oluşuyor. Deniz ticaretinde ekonomik güç ile hukuki hizmet gücü arasında Türkiye aleyhine asimetri, rekabetçi bir hukuk ekosistemiyle bertaraf edilebilir.</p>
<p>İstanbul’un yeni denizcilik hedefi şu cümlede özetlenebilir: Yeni Deniz İpek Yolu’nda Türkiye’nin hedefi yalnızca “geçiş ülkesi” olmamalı; Türkiye, ticaretin geçtiği değil, ticaretin kurallarının belirlendiği ülke olmayı hedeflemelidir. Bu hedef, Türk hukukunu zorla kabullendirmek değil, Türk hukukunu ve İstanbul’u uluslararası ticaret aktörlerinin gönüllü olarak tercih edeceği kadar öngörülebilir, uzmanlaşmış ve rekabetçi hâle getirmektir.</p>
<p>Türkiye’nin sahip olduğu denizcilik kapasitesi ile bu kapasitenin arkasında üretilen yüksek katma değerli hukuki hizmetlerin uluslararası piyasalardaki ağırlığının aynı seviyede olmaması sorun olarak değerlendirilmeli ve çözülmelidir. Türkiye, uluslararası deniz ticareti aktörlerinin Türk hukukunu ve İstanbul’daki uyuşmazlık çözüm mekanizmalarını tercih edebileceği rekabetçi bir hukuk altyapısı oluşturmalıdır.</p>
<p>Türkiye’nin deniz ticaretindeki ekonomik kapasitesi ile bu kapasitenin ürettiği uluslararası hukuk, tahkim, sigorta ve uyuşmazlık çözüm hizmetlerinin küresel piyasalardaki ağırlığı arasında bir asimetri bulunmaktadır. Buradaki mesele, Türk hukukunun uluslararası ticaret aktörlerine zorla kabul ettirilmesi değildir. Mesele, Türk hukukunun, İstanbul’un ve Türk uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının, uluslararası aktörlerin öngörülebilirlik, uzmanlık, hız ve güven kriterleri bakımından gönüllü olarak tercih edebileceği rekabetçi bir hukuk ekosistemi oluşturabilmesidir.</p>
<p><strong>Hukuk da bir ihracat kalemidir</strong></p>
<p>Türkiye bugün gemi, hizmet, mühendislik ve lojistik ihraç ediyor. Bir sonraki aşama, deniz ticareti hukukunu ve uyuşmazlık çözüm hizmetlerini de ihraç etmek olmalıdır.</p>
<p>Hukuki hizmetler de sınır ötesi ticarete konu olan, yüksek katma değer üreten hizmetlerdir. Bu nedenle deniz ticareti hukukunun ve uyuşmazlık çözüm hizmetlerinin uluslararası piyasalara sunulması, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda bir hizmet ihracatı meselesidir. Hukuk da bir ihracat kalemidir.</p>
<p>Doğu Akdeniz Deniz Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi ile deniz ticareti ve lojistik alanında uluslararası tahkim merkezi kurulmasına yönelik çalışmaların gündemde olduğunu biliyoruz.</p>
<p>İstanbul gemilerin yalnızca geçtiği değil, sözleşmelerin imzalandığı, uyuşmazlıkların çözüldüğü ve hukukun üretildiği bir deniz ticareti merkezi olmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hukuk-karaya-oturursa-86657</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hukuk karaya oturursa ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-sogutma-kaynakli-elektrik-talebinin-gelecegi-86656</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’de soğutma kaynaklı elektrik talebinin geleceği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel iklim değişikliği, ortalama sıcaklık artışları ve sıklaşan sıcak hava dalgaları, günlük yaşam alışkanlıklarını ve hane halkı enerji tüketim kalıplarını doğrudan etkiliyor. Yaz aylarında konfor ihtiyacının ötesinde hayati bir gereksinim haline gelen soğutma, konutlardaki elektrik tüketiminde giderek daha büyük bir pay kaplıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verileri ve gelecek projeksiyonları, Türkiye’de konutlardaki klima sahipliğinin ve buna bağlı soğutma talebinin önümüzdeki on yılda çarpıcı bir ivme yakalayacağını net bir şekilde ortaya koyuyor.</p>
<p>Bakanlık uzmanlarının verilerine göre, 2025 yılı itibarıyla Türkiye’deki hanelerde yaklaşık 11 milyon klima bulunuyor. İklim krizinin tetiklediği aşırı sıcaklar nedeniyle bu sayının 2035 yılına kadar yüzde 100 oranında artarak 22 milyon adede ulaşması bekleniyor. Bu artış paralelinde, 2025 yılında hanelerde ısıtma ve soğutma amacıyla kullanılan 5 bin ila 6 bin Gigavatsaatlik elektrik tüketiminin, 2035 yılında 12 bin Gigavatsaatin üzerine çıkacağı öngörülüyor.</p>
<p><strong>Soğutma Odaklı Kullanım ve Şebeke Üzerindeki Yük</strong></p>
<p>Türkiye'de kış aylarında doğalgaz veya merkezi ısıtma sistemleri tercih edilirken, yaz aylarında serinleme ihtiyacını karşılamak adına geniş bir kitle sadece soğutma işlevine odaklanıyor. Sadece soğutma amacıyla kullanılan geleneksel on-off sistemler ile değişken frekanslı kompresöre sahip inverter teknolojili cihazlar arasındaki teknik farklar ise bu noktada hem tüketici faturasını hem de ulusal elektrik altyapısını doğrudan ilgilendiriyor.</p>
<p>Geleneksel on-off klimalar, istenen oda sıcaklığına ulaşana kadar yüzde 100 kapasiteyle çalışıp hedeflenen dereceye gelindiğinde kompresörü tamamen kapatır. Oda sıcaklığı yükseldiğinde ise kompresör tekrar tam güçle devreye girer. Bu sürekli dur-kalk hareketi, cihazın her açılışında yüksek bir kalkış akımı çekmesine neden olur. Çekilen bu yüksek anlık akım, özellikle yaz aylarında günün en sıcak saatlerinde eş zamanlı kullanım arttığında elektrik şebekesinde ciddi bir pik yük oluşturarak voltaj dalgalanmalarına ve iletim hatlarında baskıya yol açar.</p>
<p>Inverter teknolojisinde ise kompresör durmak yerine dönüş hızını kademesiz olarak ayarlar. Oda sıcaklığı sabitlendiğinde kompresör en düşük frekansta çalışmayı sürdürerek sıcaklık dalgalanmasını minimumda tutar. Yumuşak kalkış özelliği sayesinde şebekeden ani akım çekmez ve sezonsal verimlilik oranı anlamına gelen SEER değerlerinde belirgin bir üstünlük sağlar. Geleneksel cihazlarda sezonsal verimlilik değeri daha düşük seviyelerde kalırken, gelişmiş inverter sistemlerde bu değer iki katına kadar çıkabilmektedir. Bu teknik fark, günlük uzun süreli kullanımlarda inverter cihazların yüzde 30 ila yüzde 50 arasında daha az elektrik tüketmesini sağlar.</p>
<p><strong>Maliyet Analizi</strong></p>
<p>Tüketicilerin satın alma aşamasındaki en büyük ikilemi, cihazların ilk yatırım maliyetleri ile işletme maliyetleri arasındaki dengede ortaya çıkmaktadır. Sezonluk kullanım alışkanlıkları göz önüne alındığında, sadece soğutma işlevi gören geleneksel bir cihazın ilk satın alım bedeli inverter modellere kıyasla belirgin şekilde daha uygundur. Ancak orta ve uzun vadeli toplam sahip olma maliyeti incelendiğinde tablo değişmektedir.</p>
<p>12 bin BTU kapasitesindeki standart bir konut kliması üzerinden ve yaz boyunca günde ortalama 8 saatlik kullanım senaryosunda, inverter teknolojili bir klima yıllık elektrik tüketiminde geleneksel on-off bir klimaya göre yaklaşık yarı yarıya tasarruf sağlar. Satın alım aşamasındaki fiyat farkı, yalnızca yaz aylarında yapılan bu tasarruf sayesinde ortalama 5 ila 6 sezonluk kullanımın ardından tamamen kendini amorti etmektedir. Cihazın kalan kullanım ömrü boyunca sağlanan tüm elektrik tasarrufu ise doğrudan hane bütçesine net katkı olarak yansır. Sıcak iklim bölgelerinde günlük kullanım süresi uzadıkça bu amortisman süresi daha da kısalmaktadır.</p>
<p><strong>Verimlilik İçin Bireysel Adımlar: 24 Derece Kuralı</strong></p>
<p>Büyüyen soğutma filosunun ulusal ölçekte yarattığı enerji talebini yönetmek ve bireysel faturaları kontrol altında tutmak için yüksek teknolojili cihaz seçimi kadar doğru kullanım alışkanlıkları da kritik önem taşır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı uzmanları, yaz aylarında klimaların iç ortam sıcaklığının en düşük 24 dereceye ayarlanmasını önermektedir.</p>
<p>Sıcaklık ayarında yapılan her 2 derecelik artış, enerji faturasında yüzde 15'e varan bir tasarruf imkânı sunar. Bunun yanı sıra, soğutma sezonu öncesinde düzenli filtre bakımlarının yapılması hava akışını optimize ederek cihazların verimini artırmakta ve gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmektedir. Türkiye’nin artan soğutma ihtiyacının sürdürülebilir bir çerçevede karşılanması, hem yüksek verimli cihaz standartlarının yaygınlaşması hem de doğru tüketici davranışlarının benimsenmesiyle mümkün olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-sogutma-kaynakli-elektrik-talebinin-gelecegi-86656</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de soğutma kaynaklı elektrik talebinin geleceği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerika-cokuyor-mu-86655</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amerika çöküyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa, gerek sosyolojik gerekse inovasyon açısından Amerika'nın ve hatta Uzak Doğu'nun ne kadar gerisinde olduğunun farkında dahi değil. ABD her zamanki gibi dinamik. Bu anlamda tek gerçek rakibi Asya üçlüsü: Çin, Japonya ve Güney Kore.</strong></p>
<p>Bu yaz oldukça hareketli ve mükâfatlı geçti. Mayıs sonunda bir konferans vesilesiyle Güney Kore’yi ziyaret etme şansım oldu. Seul, gerek kültürü gerekse insanların alçak gönüllülüğü ve üniversitelerinin olgunluğu ile beni mest etti. En iyi makale ödülü ziyaretimi taçlandırdı.</p>
<p>Haziran sonunda ise İspanya’nın Granada şehrine seyahat ettim. Hem sahadan inovasyon yöneticilerine hem de bizim gibi akademisyenlere ev sahipliği yapan ISPIM konferansında başka bir çalışmam yine en iyi makale ödülüne layık görüldü. İspanya’nın Endülüs bölgesi (Granada, Malaga, Sevilla, Kordoba) gerçekten görülesi. Konferansta, Türkiye’nin ikinci elektrikli otomobilinin tasarımını üstlenen dünyaca ünlü tasarımcı Frank Stephenson ile uzun uzun sohbet etme şansımız oldu. Ferrari, MINI Cooper ve Beetle gibi efsane tasarımlara imza atan Stephenson’ın çocukluğu Türkiye’de geçmiş, son derece mütevazı birisi.</p>
<p>İki hafta önce ise dünyanın en büyük yönetim bilimleri konferansı olan Academy of Management (AOM) için Philadelphia’ya uçtum. 17 bin akademisyenin katıldığı, beş gün süren konferansın ardından bir kuzey şehrini (New York), bir de güney şehrini (Atlanta) ziyaret ettim.</p>
<p><strong>ABD her zamanki gibi dinamik</strong></p>
<p>Avrupa’da yaşayan ve uzun yıllar ABD’de bulunmuş biri olarak itiraf etmeliyim ki Avrupa, gerek sosyolojik gerekse inovasyon açısından Amerika’nın ve hatta Uzak Doğu’nun ne kadar gerisinde olduğunun farkında dahi değil. Bu yazıda Amerika seyahatimden notlarımı paylaşmak istiyorum:</p>
<p>- ABD her zamanki gibi dinamik. Bu anlamda tek gerçek rakibi Asya üçlüsü: Çin, Japonya ve Güney Kore. Ancak son ikisi kültürel anlamda oldukça “Americanized”. Dolayısıyla gerçek bir tehdit söz konusu değil.</p>
<p>- Yapay zekâ her yerde. Hem konferans oturumlarını hem de ekonominin neredeyse tüm alanlarını domine etmiş durumda. Borsaları dalgalandıran temel kaldıraç. Yeni girişimlerin hepsi YZ modelleri geliştiriyor. TV’de CNBC spikerlerinin dahi YZ tartışmalarına bu kadar vakıf olması oldukça şaşırtıcı.</p>
<p>- Malum, Amerika’da her aksiyon iş odaklı (business oriented). Kapitalist bir ülkede bu olağan. Ancak insanların sisteme bu kadar kusursuz mental entegrasyonu bence sorunlu.</p>
<p>- New York, tartışmasız Amerika’nın en renkli ve asi şehri. Şehrin her köşesinde bir devinim. Kültürel olarak son derece çeşitli. İstediğiniz müziği, müzeyi, mekânı ve mutfağı bulabilirsiniz. Diğer taraftan tam anlamıyla tezatların sentezi. Dahilerle deliler birlikte. Bu kadar yaratıcı ve kriminal tipi bir arada tutmak ve yaşatmak da bir meziyet.</p>
<p><strong>Atlanta’nın dönüşümü </strong><strong>dikkat çekiyor</strong></p>
<p>- Atlanta, 10-15 yıl öncesine göre çok daha modern bir metropole dönüşmüş. Master için gittiğim yıllarda (2004) yeterince global bir şehir olmamasından şikâyet ederdik. Tablo şimdi oldukça farklı. Dünyanın en yoğun havalimanına sahip olması, ekonomi için büyük bir itici güç ve ciddi bir çekim yaratıyor. Delta Hava Yollarının merkez üssü Atlanta. Bunun dışında Coca-Cola, CNN ve UPS gibi dev markalar bu şehirde doğdu. Tüm bunların üzerine teknoloji şirketleri taşınmış, startup ekosistemi büyümüş. Sosyoloji biraz değişmiş olsa da Atlanta hâlâ Güney’in incisi. Umarım San Francisco gibi ruhunu kaybetmez.</p>
<p>Ezcümle, Amerikan ekonomisinin çöktüğüne dair ciddi bir gösterge yok. Ekonomistler için malum bir mevzuyu sahada yerinde görmek iyi oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerika-cokuyor-mu-86655</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Amerika çöküyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketler-icin-iklimde-makas-daraliyor-86654</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketler için iklimde makas daralıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kuraklık hammadde fiyatını değiştirebilir. Aşırı yağış üretimi durdurabilir. Sıcaklık enerji talebini artırabilir. Hava koşulları lojistiği bozabilir. Bunların tamamı satışa, maliyete, marja ve nakit akışına dokunabilir. İklim krizi ile etkisi artan doğa olayları, artık uzun vadeli bir senaryo olmaktan çıkıp, kısa vadeli bir işletme değişkenine dönüşüyor.</strong></p>
<p>İklim riskinin kurumsal radara girmesi yeni bir hikâye değil. Riskler uzun zamandır biliniyordu ama bilanço etkisi yeterince ikna edici değildi.</p>
<p>Şimdi durum değişiyor. Ama değişen, sanıldığı gibi sadece riskin büyümesi değil.</p>
<p><strong>El Nino’nun ekonomik etkisi</strong></p>
<p>El Nino. Bir fırtına, kasırga ya da tek başına bir sıcak hava dalgası değil. Pasifik Okyanusu ile atmosfer arasında oluşan doğal iklim döngüsünün sıcak fazı. Atmosferik dolaşımı ve yağış düzenlerini etkiliyor. Bunun sonucu Pasifik'in çok uzağındaki bölgelerde bile sıcaklık, yağış, kuraklık ve fırtına düzenleri değişebiliyor. Ortalama iki ila yedi yılda bir ortaya çıkıyor, etkisi dokuz ila on iki ay sürüyor.</p>
<p>Uzmanlar, haziran başında El Nino'nun geliştiğini duyurduğunda, çok güçlü bir olay ihtimalini yüzde 63 veriyordu. Ağustos ortasında bu ihtimal yüzde 90'ın üzerine çıktı. Meteorologlar için kritik. Ama bu kez şirketler de dikkat kesiliyor.</p>
<p>Reuters'ın analizine göre 478 şirket, 1.443 kurumsal dokümanda El Nino'dan söz etti. Yatırımcı toplantılarında 316 atıf yapıldı. Gıda ve bankacılık başta olmak üzere şirketler El Nino'nun operasyonlarına olası etkisini konuşuyor.</p>
<p>El Nino yeni bir tehdit değil. Mesele, küresel hava düzenini böylesi güçlü etkileyen bu fenomenin, iklim kriziyle bugün çok daha sıcak ve fiziksel riskleri zaten yükselmiş bir gezegenin üzerinde gerçekleşecek olması.</p>
<p><strong>2050'den önümüzdeki çeyreğe</strong></p>
<p>Kurumsal dünyanın iklim riskiyle ilişkisini uzun süre zaman makası belirledi. İklim bilimi 2030'u, 2040'ı, 2050'yi konuştu. Şirketler ise bütçeyi gelecek yıla, yatırımı birkaç yıla, performansı çeyreğe göre ölçtü. Bu mesafe, iklim riskini stratejik ama ertelenebilir bir konu haline getirdi, şirketlerin günlük karar mekanizmasına giremedi.</p>
<p>Şimdi zaman makası kapanıyor. Çünkü, örneğin El Nino bu mesafeyi tanımıyor. Kuraklık hammadde fiyatını değiştirebilir. Aşırı yağış üretimi durdurabilir. Sıcaklık enerji talebini artırabilir. Hava koşulları lojistiği bozabilir. Bunların tamamı satışa, maliyete, marja ve nakit akışına dokunabilir.</p>
<p>İklim krizi ile etkisi artan doğa olayları, artık uzun vadeli bir senaryo olmaktan çıkıp, kısa vadeli bir işletme değişkenine dönüşüyor.</p>
<p><strong>İklim riski günlük sürtünmeye dönüştü</strong></p>
<p>Burada sadece büyük felaketlere bakmak da yanıltıcı. Çünkü şirketlerin karşı karşıya olduğu maliyet çoğu zaman tek bir büyük olaydan oluşmuyor. Bir dağıtım merkezi birkaç gün kapanıyor. Bir fabrika sıcak nedeniyle kapasitesini düşürüyor. Bir başka yerde su kullanımı kısıtlanıyor. Tek tek bakıldığında bunların hiçbiri şirketi batıracak büyüklükte değil. Ama hepsi aynı yıl içinde tekrarlandığında ortaya başka bir hikâye çıkıyor.</p>
<p>Avrupa'daki sıcak ve kuraklığın faturası bunun canlı örneği. Geçtiğimiz günlerde bu sayfalarda Evrim Küçük yazmıştı. Kuraklık, AB GSYİH’sinde bu yıl 180 milyar euro kayıp yaratacak. Bu, Avrupa Komisyonu'nun yıl için öngördüğü yüzde 1,1'lik büyümeyi fiilen ortadan kaldırıyor.</p>
<p>Munich Re'nin analizine göre MSCI World Endeksi'ndeki 1.320 büyük şirketin yaklaşık on dörtte biri, doğal afetlerden kaynaklı anlamlı bir kârlılık tehdidiyle karşı karşıya. Bugün. 2030’da ya da 2050'de değil.</p>
<p><strong>İklim riskinin yeni yüzü belki de tam olarak bu. Felaket olmaktan çıkıp günlük sürtünmeye dönüşmesi.</strong></p>
<p><strong>Risk ve fırsat</strong></p>
<p>Bir başka durum daha var. İklim olayları bütün şirketleri aynı şekilde etkilemiyor. Aşırı sıcaklık bir şirketin satışını düşürürken başka bir şirketin satışını artırabiliyor. İklim değişikliği artık yalnızca bir risk değil, aynı zamanda bir <strong>ekonomik yeniden dağılım</strong> yaratıyor.</p>
<p>Dolayısıyla geleceğin şirketleri için mesele sadece <em>“iklim krizinden korunmak”</em> olmayacak. <strong>İklimin hangi ekonomik değişimleri yaratacağını önceden görmek de rekabet avantajı yaratacak.</strong></p>
<p>Şirketlerin iklim risklerini yıllardır değerlendirmesi boşuna değildi. TCFD'den ISSB'ye uzanan çerçeveler, fiziksel ve geçiş risklerinin finansal sonuçlarını görünür kılmak için zaten önemli bir altyapı oluşturdu.</p>
<p>Bu nedenle bugün yaşanan değişimi <em>“şirketler sonunda iklim riskini ciddiye almaya başladı”</em> diye okumak eksik kalır. Şirketler bunu zaten uzun zamandır biliyordu. Fakat bilgi ile karar arasında mesafe vardı. İklim riskinin vadesi uzaktı. Şimdi çok daha yakın.</p>
<p>El Nino hep kısa vadeli bir değişkendi. Bilim insanları, küresel ısınmanın doğal bir fenomen olan El Nino'nun etkisini artırması nedeniyle, vereceği hasarın tahmin edilmesinin zorlaştığını söylüyor. Taban çizgisi yükseldi. Tarihsel ortalamalar referans olmaktan çıktı.</p>
<p>Özetle, iklim krizinin şirketler açısından en önemli kırılma noktası, riskin büyümesi değil, <strong>vadesinin kısalması.</strong> Üstüne, <strong>etkisinin giderek daha güç tahmin edilebilmesi. </strong></p>
<p>Uzak gelecek için alınması gereken bir önlem ertelenebilir. Ama, gelecek çeyreğin bilançosunu etkileyecek riski kimse göz ardı edemez.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketler-icin-iklimde-makas-daraliyor-86654</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketler için iklimde makas daralıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-yargi-karari-ve-uc-netlesmeyen-konu-86653</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir yargı kararı ve üç netleşmeyen konu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Önemli bulduğum güncel yargı kararlarını, zaman zaman bu köşede paylaşıyorum. Bugün Danıştay Üçüncü Dairesinin 20 Kasım 2025 tarihli ve E:2023/9967 K:2025/4769 sayılı kararını paylaşıp konular itibarıyla kısa değerlendirmeler yapacağım.</p>
<p><strong>İştirak satışından doğan zarar</strong></p>
<p>Son yıllarda yapılan birden fazla düzenleme sonrasında taşınmaz satış kazancı istisnası eski önemini kaybetti. İştirak satış kazancı istisnasında istisna kazanç oranı düşürüldü ama hâlâ önemini koruyor.</p>
<p>Taşınmaz veya iştirak hissesi satışının zararla sonuçlanması hâlinde, zararın istisnaya isabet eden kısmının kurum kazancının tespitinde dikkate alınıp alınmayacağı, uzun uygulama süresine rağmen hâlâ tartışmalı.</p>
<p>Gelir İdaresi Başkanlığının görüşü belli ve değişen bir şey yok. İştirak satışından doğan zararın istisna oranı dikkate alınarak hesaplanan kısmının diğer faaliyetlerden elde edilen kazançtan indirilemeyeceği, indirim konusu yapılabilecek zarar tutarının kalan zarar tutarıyla sınırlı olduğu yönünde.</p>
<p>Yargı kararları aynı yönde değil. Konuyla ilgili onlarca yargı kararı var. Son yıllarda verilen kararlara baktığımda, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu kararları ile Dördüncü ve Dokuzuncu Daire kararlarının Gelir İdaresi görüşüyle paralel olduğunu, Üçüncü Daire kararlarının ise satış zararının tamamının kurum kazancının tespitinde dikkate alınabileceği yönünde olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p>Bugünün konusu olan Danıştay Üçüncü Dairesinin 20 Kasım 2025 tarihli kararı da, Üçüncü Dairenin diğer kararlarında olduğu gibi, satış zararının tamamının matrahın tespitinde dikkate alınabileceği şeklinde.</p>
<p>Danıştay Üçüncü Dairesinin bu kararında özetle:</p>
<p>- Zarar kavramının gider kavramından farklı olduğu, davacı şirketin iki yıldan fazla aktifinde bulunan iştirak hissesi satışının işletme faaliyeti niteliğini taşımadığı da dikkate alındığında, söz konusu satıştan kaynaklanan zararın ne istisna edilmiş bir kazanca ilişkin gider ne de istisna kapsamındaki faaliyetten doğan zarar olarak kabul edilebileceği,</p>
<p>- İştirak hissesi satışından doğan zararın indirim olarak kabul edilmemesi hâlinde, kurumların söz konusu teşvik mekanizmasından yararlanmasının engelleneceği ve mükelleflere ek vergi yükü getirilerek düzenlemenin ruhuna aykırı durum yaratılacağı,</p>
<p>- Bu çerçevede, iki yıldan fazla süreyle davacının aktifinde bulunan iştirak hissesi satışından doğan zararın %75’inin kurum kazancından indirilebilmesinin mümkün olduğu belirtilerek Bölge İdare Mahkemesinin aksi yöndeki kararı bozulmuş.</p>
<p>Ben de kişisel olarak bu Danıştay kararına katılıyorum. Hem madde lafzının hem de gerekçesinin bunu gerektirdiğini düşünüyorum.</p>
<p>Ancak yine de tekrar hatırlatayım. Konuyla ilgili çok sayıda yargı kararı var ve Danıştay Üçüncü Dairesi kararları dışında bütün kararlar, istisna kazanca ilişkin zararın (iştirak hissesi satış kazancının mevcut durumda yüzde 50’si istisna olduğundan, zararın yüzde ellisinin) kurum kazancının tespitinde dikkate alınamayacağı yönünde.</p>
<p><strong>Özel iletişim vergisinin gider yazılması</strong></p>
<p>Gider Vergileri Kanunu’nun 39. maddesinde özel iletişim vergisinin, gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider kaydedilemeyeceği hükmü yer alıyor.</p>
<p>Düzenleme açık gibi gözüküyor olabilir. Ancak 25 yılı aşkın süredir özel iletişim vergisi mükellefi olmayan kurumlar tarafından ödenen verginin gider yazılıp yazılamayacağı tartışmalı.</p>
<p>Gelir İdaresi önce, özel iletişim vergisinin mükellefi olmayan kurumların yüklendiği verginin gider olarak dikkate alınması gerektiği yönünde özelgeler de verdi (örneğin 02.08.2005 tarih ve 037965 sayılı özelge), ancak daha sonra yayımladığı sirkülerle, verginin mükellefi olsun veya olmasın, düzenlenen faturalarda yer alan verginin gider olarak dikkate alınamayacağı açıklaması yaptı (5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’yla ilgili 14.10.2005 tarih ve 19 sayılı sirküler). İdare bu görüşünü hâlen sürdürüyor.</p>
<p>Konuyla ilgili yargı kararları çoğalıyor ama henüz istikrar kazandığını söylemek zor. Bu yazının konusu olan Danıştay Üçüncü Dairesinin 20 Kasım 2025 tarihli kararında, özel iletişim vergisinin, bu verginin mükellefi olunup olunmadığına bakılmaksızın gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider olarak dikkate alınmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle aksi yöndeki Bölge İdare Mahkemesi kararı bozulmuş.</p>
<p>Kararda, özel iletişim vergisinin mükelleflerinin 6802 sayılı Kanun’da sayılan işletmeciler olarak belirtilmiş ise de bu işletmecilerin sadece vergiyi tahsil ederek vergi dairesine yatırmakla yükümlü tutularak vergi yükünün hizmetten yararlananlar üzerinde kalmasının amaçlandığı ve özel iletişim vergisinin gider olarak kaydedilemeyeceği kuralıyla ilgili olarak herhangi bir istisna da öngörülmediği belirtiliyor.</p>
<p>Özetlenen karar yanında aynı yönde daha eski tarihli kararlar da var. (Danıştay Üçüncü Dairesinin 12.06.2025 tarihli E:2024/1156, K:2025/2782 ve E:2024/2901, K:2025/2783 sayılı kararları; Danıştay Dördüncü Dairesinin 14.10.2008 tarihli E:2007/5979, K:2008/3576; 24.05.2013 tarihli E:2010/8102, K:2013/3710 ve 19.10.2010 tarihli E:2008/9547, K:2010/5065 sayılı kararları; Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 27.03.2013 tarihli E:2011/553, K:2013/112 sayılı kararı.)</p>
<p>Öte yandan, Danıştay Üçüncü Dairesine ait farklı yönde iki karar var. Söz konusu kararlarda, Gider Vergileri Kanunu’nun 39. maddesinin muhataplarının telekomünikasyon altyapısı kurup işleten veya telekomünikasyon hizmeti sunan işletmeciler olduğu, bu nedenle özel iletişim vergisi mükellefleri tarafından verilen telekomünikasyon hizmeti nedeniyle diğer kurumlara düzenlenen faturalarda yer alan hizmet bedeli üzerinden hesaplanan özel iletişim vergisinin kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınması gerektiği gerekçeleriyle yapılan tarhiyatları kaldıran Vergi Mahkemesi kararlarının onandığı görülüyor. (Danıştay Üçüncü Dairesinin 22.10.2020 tarihli E:2019/7253, K:2020/4086 ve E:2020/211, K:2020/4088 sayılı kararları.)</p>
<p>Muhtemelen başka kararlar da vardır ama benim tespit edebildiğim yargı kararları bunlar. Danıştay Dokuzuncu Dairesine ait görebildiğim bir karar da yok.</p>
<p>Görüldüğü gibi mevcut durum, özellikle daha yeni tarihli kararlar dikkate alındığında, özel iletişim vergisinin mükellefi olsun veya olmasın, ödenen verginin gider kabul edilmediği yönünde.</p>
<p>Benim düşüncem, özel iletişim vergisi mükellefi olmayan kurumlar tarafından aldıkları hizmetler nedeniyle adlarına düzenlenen faturada gösterilen verginin kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerektiği yönünde. Bu kurumlar verginin mükellefi olmadığı gibi katlandıkları bir vergi gideri de yok. Telekomünikasyon hizmeti alıyorlar ve vergi tutarı da bu hizmet maliyetinin bir parçası diye düşünüyorum.</p>
<p>Kurum kazancının belli bir yüzdesiyle sınırlı olan bağışlarda hesaplamaya esas olacak kurum kazancı, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’ne göre, [Ticari Bilanço Kârı – (İştirak Kazançları + Geçmiş Yıl Zararları)] formülüyle hesaplanıyor.</p>
<p>Formülde kanunen kabul edilmeyen giderlere yer verilmemiş. Gelir İdaresinin, indirilecek bağış ve yardımların bazının belirlenmesinde esas alınan kurum kazancının tespitinde kanunen kabul edilmeyen giderlerin kurum kazancına eklenmeyeceği görüşünde olduğu anlaşılıyor.</p>
<p>Yargı kararları Gelir İdaresi görüşüyle paralel değil. Makaleye konu Danıştay kararı da aynı yönde. Kararda, davalı İdare tarafından temyiz istemine konu edilen Bölge İdare Mahkemesi kararının konuya ilişkin kısmı aynı gerekçelerle uygun bulunarak onanmış, ancak kararda gerekçelere yer verilmemiş.</p>
<p>Konuyla ilgili daha önce verilmiş aynı yönde başka Danıştay kararları da var (Danıştay Dördüncü Dairesinin 04.02.2021 tarihli ve E:2016/14325, K:2021/753 sayılı kararı; Danıştay Üçüncü Dairesinin 12.06.2025 tarihli E:2024/1156, K:2025/2782 ve E:2024/2901, K:2025/2783 sayılı kararları). Söz konusu kararlarda özetle, mali bilanço kârına göre üzerinden kurumlar vergisi hesaplanan kurum kazancı içinde kanunen kabul edilmeyen giderlerin de yer aldığı, Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yapılacak bağışın kurum kazancından indirilmesinin öngörülmesi karşısında yapılan bağış ve yardımın tespitinde üzerinden kurumlar vergisi hesaplanan kurum kazancının esas alınması gerektiği gerekçesi yer alıyordu. Bugünkü makaleye konu Danıştay kararının gerekçesinin de aynı olduğunu tahmin ediyorum.</p>
<p>Danıştay kararına ben de katılıyorum. Genel Tebliğ’de yapılan tanımın Kanun’a uygun olmadığını düşünüyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-yargi-karari-ve-uc-netlesmeyen-konu-86653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir yargı kararı ve üç netleşmeyen konu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbon-piyasasi-icin-ilk-adim-atildi-sirada-ne-var-86652</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karbon piyasası için ilk adım atıldı, sırada ne var?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz hafta yayımlanan Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği, karbon piyasası açısından önemli bir eşiği ifade ediyor. Bu düzenleme ile Türkiye, emisyonların izlenmesi, raporlanması, doğrulanması ve tahsisatların yönetilmesi için temel çerçeveyi oluşturmuş oldu.</p>
<p>Ancak bu adımı doğru okumak gerekiyor. Yönetmelik çok önemli bir başlangıç olmakla birlikte aktif, güvenilir ve yatırım kararlarını etkileyen bir karbon piyasası yalnızca yönetmelik metniyle oluşmaz. Asıl belirleyici olan, bu piyasanın hangi kurallarla işleyeceği, karbon fiyatının nasıl oluşacağı, tahsisatların nasıl dağıtılacağı ve sistemin sanayideki dönüşümü nasıl destekleyeceğidir.</p>
<p>Bugün dünyada emisyon ticaret sistemleri (ETS) artık istisnai uygulamalar değil. Uluslararası Karbon Eylem Ortaklığı’nın (ICAP) 2026 değerlendirmesine göre 41 emisyon ticaret sistemi yürürlükte ve bu sistemler küresel sera gazı emisyonlarının %26’sını kapsıyor. Dünya Bankası verileri de karbon fiyatlandırma araçlarının 2025 yılında kamu bütçeleri için 107 milyar doların üzerinde gelir yarattığını gösteriyor. Bu tablo, karbon piyasalarının iklim politikasının yanında sanayi, finansman ve rekabet politikası haline geldiğini de ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Yönetmelik zemini kuruyor </strong></p>
<p>Türkiye yönetmeliği ile üst sınır, tahsisat, ücretsiz tahsisat, birincil ve ikincil piyasa, işlem kayıt sistemi, denkleştirme, piyasa istikrar mekanizması, sera gazı emisyon izni ve pilot uygulama dönemi artık mevzuat çerçevesinde karşılığı olan kavramlar haline geldi.</p>
<p>Bu önemli. Çünkü karbon piyasasının çalışabilmesi için önce ölçülebilir ve doğrulanabilir veri gerekir. İşletmelerin emisyonlarını izlemesi, raporlaması ve doğrulatması sistemin ilk şartıdır. Verisi güçlü olmayan bir piyasada ne adil tahsisat yapılabilir ne güvenilir fiyat oluşabilir ne de yatırımcı uzun vadeli karar alabilir.</p>
<p>Yönetmelikte pilot uygulama döneminin öngörülmesi de doğru bir tercih. Çünkü ETS gibi karmaşık bir piyasa mekanizması bir anda kusursuz çalışmaz. Pilot dönem hem kamu kurumlarının hem sanayinin hem de piyasa işletmecisinin öğrenme süreci olarak görülmeli.</p>
<p><strong>Asıl sınav tasarımda </strong></p>
<p>Şimdi başlıkta soruya gelelim… Bundan sonraki aşamada en kritik konu tasarım kalitesi olacak. Üst sınırın hangi yöntemle ve ne kadar sıkı belirleneceği, ücretsiz tahsisatların hangi kıyas değerlerine göre dağıtılacağı, piyasa istikrar mekanizmasının nasıl işleyeceği ve denkleştirme kullanımının hangi koşullara bağlanacağı sistemin gerçek etkisini ortaya koyacak. Karbon fiyatı çok düşük kalırsa yatırım kararlarını değiştirmez. Çok oynak olursa sanayici uzun vadeli fizibilite kuramaz. Ücretsiz tahsisatlar verimliliği ödüllendiren bir mantıkla tasarlanmazsa sistem güçlü işletmeleri teşvik etmek yerine mevcut yapıyı koruyan bir mekanizmaya dönüşebilir.</p>
<p>Bu nedenle ETS yalnızca emisyonu fiyatlayan bir piyasa olarak görülmemeli. Aynı zamanda sanayide enerji verimliliği, atık ısı geri kazanımı, elektrifikasyon, yakıt dönüşümü, yenilenebilir enerji ve proses iyileştirme yatırımlarını hızlandıracak bir sinyal üretmeli.</p>
<p><strong>AB deneyimi ne söylüyor? </strong></p>
<p>Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi bu açıdan önemli bir örnek. Sistem 2005’ten bu yana gelişerek bugünkü yapısına ulaştı. Avrupa Komisyonu’na göre elektrik ve sanayi tesislerinin ETS kapsamındaki emisyonları 2005’e kıyasla yaklaşık %50 azaldı. Aynı zamanda ihale gelirleri; temiz teknoloji, enerji dönüşümü ve yenilikçilik fonları için önemli bir kaynak oluşturdu.</p>
<p>Buradan çıkarılacak ders açık. ETS’nin başarısı yalnızca karbon fiyatının varlığına bağlı değil. Piyasanın öngörülebilir olması, gelirlerin dönüşüme geri dönmesi, sektörlerin rekabet gücünün gözetilmesi ve yatırım sinyalinin net verilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Sanayi için fırsat nerede? </strong></p>
<p>Türkiye açısından en büyük fırsat, ETS’yi sanayinin dönüşüm yatırımlarıyla bağlamakta. Karbon fiyatı oluştuğunda enerji verimliliği projelerinin, atık ısı geri kazanımının ve düşük karbonlu üretim yatırımlarının ekonomik değeri artar. Daha az enerji tüketen ve daha düşük emisyon yoğunluğuyla üretim yapan işletme yalnızca çevresel açıdan değil, finansal açıdan da avantaj sağlar. KOBİ etkisi de göz ardı edilmemeli. ETS ilk aşamada büyük tesisleri kapsıyor gibi görünse bile etkisi zamanla tedarik zincirine yayılır. Çünkü büyük şirketler kendi karbon maliyetlerini yönetirken tedarikçilerinden daha fazla veri, daha düşük enerji yoğunluğu ve daha ölçülebilir dönüşüm adımları talep edecektir.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Türkiye ETS Yönetmeliği karbon piyasası için gerekli zemini oluşturuyor. Ancak bu zemin tek başına yeterli olmayacak. Şimdi sıra, piyasayı güvenilir, öngörülebilir ve yatırım kararlarını yönlendirecek şekilde tasarlamakta. ETS doğru kurgulandığında verimliliği ödüllendiren, düşük karbonlu yatırımları hızlandıran, finansmanı harekete geçiren ve rekabet gücünü koruyarak dönüşümü destekleyen bir araç olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbon-piyasasi-icin-ilk-adim-atildi-sirada-ne-var-86652</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karbon piyasası için ilk adım atıldı, sırada ne var? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-da-yapilacak-cok-is-var-86651</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada da yapılacak çok iş var!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul’da endekslere giriş kriterlerine yönelik yeni bir hazırlık var. Şirketlerin fiili dolaşım oranı ve gerçek likiditesinin daha fazla dikkate alınması gündemde. Çünkü bir ülke borsasının büyüklüğü, tek başına piyasanın kalitesini anlatmıyor. Asıl mesele, yatırımcının önüne ne kadar erişilebilir bir piyasa koyabildiğiniz.</p>
<p>Türkiye bu sorunun farkında. SPK, haziranda fiili dolaşım oranının hesaplanmasında değişikliğe gitti. Düzenleme sonrası 138 şirketin fiili dolaşım oranı düştü ve üçüncü çeyrek endeks seçimleri yeni oranlar üzerinden yapılacak.</p>
<p>Önemli bir adım ama yetersiz. Gelişmekte olan piyasalarla karşılaştırınca eksiklerimiz açıkça görülüyor. Hindistan’da 50 büyük ve likit şirketin bulunduğu Nifty 50 endeksinde yatırım yapılabilirlik ve likidite daha sıkı kurallara bağlı. MSCI’ın kum torbasına çevirdiği Endonezya’nın temel endekslerinde yüzde 10 minimum free-float şartı var. Brezilya’nın ana endeksi Ibovespa’ya girişte işlem günlerinin en az yüzde 95’inde işlem görmesi ve belirli bir hacme ulaşması gerekiyor. Endeks ağırlığında da free-float piyasa değeri esas alınıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a97a9eda57e1-1788324333.png" alt="" width="558" height="337" />
<figcaption><strong>Türkiye’de ise düşük fiili dolaşım oranına sahip büyük şirketlerin endekste yer almasını sınırlayan net bir taban bulunmuyor. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Türkiye’de ise düşük fiili dolaşım oranına sahip büyük şirketlerin endekste yer almasını sınırlayan net bir taban bulunmuyor.</p>
<p>Bunu BIST 100’de görüyoruz. Sermayesinin küçük bölümü dolaşımda olan şirketler, piyasa değeri ve işlem hacimleriyle endekste kalabiliyor. O zaman şu soruyu sormak gerekiyor: Gerçekten yüz şirketlik geniş ve derin bir yatırım evrenimiz mi var, yoksa büyük şirketlerin piyasada dolaşan küçük bölümleri üzerinden oluşan bir endeks mi izliyoruz?</p>
<p>Burada bir adım daha atılabilir. Asgari fiili dolaşım oranının altında kalan şirketlere, belirlenen sürede halka açık paylarını artırarak bu seviyeye ulaşma şartı getirilebilir. Böylece şirketler daha geniş bir yatırımcı kitlesine açılmaya zorlanır.</p>
<p>Mesele yalnızca halka açıklık değil. Düşük dolaşım oranı, birkaç büyük yatırımcının işlemlerinin fiyat üzerindeki etkisini artırıyor. Fonların bu hisselerde yoğunlaşması da görünen likidite ile gerçek piyasa derinliği arasındaki farkı büyütebiliyor.</p>
<p>Türkiye’nin güçlü bir borsaya ihtiyacı var. Bunun yolu daha geniş halka açıklık, gerçek likidite, şeffaf ortaklık yapısı ve güçlü piyasa gözetiminden geçiyor. İlk adımları nihayet attık ve devamı da gelmeli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-da-yapilacak-cok-is-var-86651</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada da yapılacak çok iş var! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gercekten-buyuyor-muyuz-kuculuyor-muyuz-86650</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gerçekten büyüyor muyuz, küçülüyor muyuz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1950-2025 arası 75 yılda Türkiye ortalama yüzde 5’ler civarında büyümüş. Planlı dönemin başlangıcında bu oranlar çok daha yüksek olmuş. Aynı şekilde sanayi sektörü de 1950-1970 döneminde yıllık ortalama yüzde 9 büyümüş.</strong></p>
<p>Hazine’ye teşekkürler: Geçen hafta “Yeni Orta Vadeli Program yine baştan savma mı olacak?...” başlıklı yazımızda yer alan tablonun ilk sütunu “2025 Gerçekleşme” olması gerekirken yanlışlıkla “2026 Tahmin” olarak yer almış. Aynı şekilde ikinci sütunu da “2026 Tahmin” yerine “2026 Açıklama” olarak belirtilmiş. Ayrıca 2026 GSYH’si cari fiyatlarla 1,7 trilyon dolar olması gerekirken 1,6 trilyon dolar olarak ifade edilmiş.</p>
<p>Geçmişte uzun yıllar en üst düzeyde görev yaptığım Hazine’nin, bariz bir hata olmayan basit baskı hatasıyla ilgili bu uyarısı ve titizliği için teşekkürlerimi iletiyorum. Bürokrasinin duyarlılığı ve titizliği bu olsa gerek…</p>
<p>Önceki gün TÜİK tarafından 2026 yılı ikinci çeyreğine ilişkin büyüme rakamları yayımlandı.</p>
<p>Rakamlar şöyle:</p>
<p>- GSYH, yılın ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3 artmış. Yani yüzde 2,3 büyümüşüz. Bu oran ilk çeyrekte yüzde 2,6 idi.</p>
<p>- Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi ise bir önceki döneme, yani 2026 yılı ilk çeyreğine göre yüzde 1,1 artmış. Bu oran bir önceki çeyrekte yüzde 0,3 olarak gerçekleşmiş.</p>
<p>- Dolayısıyla hem bir önceki döneme hem de bir önceki yılın aynı dönemine göre büyüme yüksek olmuş. Açıkçası beklenenden daha iyi bir gelişme!...</p>
<p>- Rakamsal olarak da 2026 yılının ikinci çeyreğinde cari fiyatlarla GSYH 19,9 trilyon lira olarak gerçekleşmiş.</p>
<p>- Üç yılın geride kaldığı dezenflasyon programı açısından bakıldığında, büyümenin doğal olarak zayıf kaldığı anlaşılıyor.</p>
<p>Sektörel olarak durum nasıl, bir de ona bakalım.</p>
<p>- Tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü yüzde 13,3 artmış. Özellikle bol yağış mevsimi ve mevsimsel koşullar tarımda beklenenin üzerinde üretim ve büyüme sağlamış. Ama bu tablo lojistik ve diğer piyasa koşulları nedeniyle gıda enflasyonuna çok yansımamış.</p>
<p>- Bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 8,6 büyümüş.</p>
<p>- Kamu yönetimi, eğitim, sağlık ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 4,0 artmış.</p>
<p>- Sanayi sektörü sadece yüzde 2,4 büyümüş.</p>
<p>- Diğer faaliyetler de yüzde 2,0 civarında gelişme göstermiş.</p>
<p>- Ancak bu dönemde inşaat sektörü yüzde 1,9 daralmış.</p>
<p>Gelelim harcama yöntemine göre GSYH gelişmelerine…</p>
<p>- Yerleşik hanehalkının nihai tüketim harcamaları bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,5 artış sergilemiş. İzlenen ağır dezenflasyon programına rağmen hanehalkı tüketimini kısmamış, kısamamış.</p>
<p>- Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 1,8 azalmış. Aylık bütçe sonuçları da bunu gösteriyor. Hazine, bütçe açığını kısmen yılın sonuna öteleyebilmek adına yıl içinde bütçeyi frenliyor. Dolayısıyla kamunun harcamaları oransal olarak düşüyor.</p>
<p>- Mal ve hizmet ihracatı bu dönemde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,4 düşmüş. Bu oran birinci çeyrekte de yüzde 12,7 oranında daralmıştı.</p>
<p>- Öte yandan mal ve hizmet ithalatı yüzde 6,4 daralmış.</p>
<p>- Bu arada GSYH’den çalışanların ve işletme sahibinin aldığı payın çok sınırlı değiştiği görülüyor.</p>
<p>Şimdi sorgulanması gereken sorular şunlar:</p>
<p>- Bu büyüme oranları yeterli mi?</p>
<p>- Bu oranlarla ülkemiz gerçekten zengin ve refah içindeki ülkeler arasında yer alabilir mi?</p>
<p>- Oranlardaki düşüklüğün yanı sıra sektörlerdeki oynaklıklar veya dengesizlikler sağlıklı mı?</p>
<p>- Kendine yeterli bir tarım ülkesinden ithalat yapan bir ülkeye dönüşmek gelecek için tehlike mi?</p>
<p>- Özellikle sanayisizleşme olgusu gerçekten boy gösteriyor mu?</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının yayımladığı çeşitli istatistikler içinde büyümeyle ilgili olanlar çok çarpıcı. 1950-2025 döneminde Türkiye ortalama yüzde 5’ler civarında büyümüş. Planlı dönemin başlangıcında bu oranlar çok daha yüksek olmuş.</p>
<p>Aynı şekilde sanayi sektörü de 1950-1970 döneminde yıllık ortalama yüzde 9 büyümüş. 1990’lara kadar bu tempo devam etmiş. Ancak 1990’lar sonrası düşüşe geçmiş. Neredeyse sanayisizleşme sürecine girilmiş.</p>
<p>Büyümenin rakamsal yönü kadar niteliği de önemli. Büyüme; daha çok üretim, daha fazla istihdam ve daha yüksek ihracat anlamına gelmeli. Katma değerli ürün üretimi öne geçmeli.</p>
<p>Ne yazık ki Türkiye’nin iki üretim sektörü tarım ve sanayi uzun yıllardan beri can çekişiyor.</p>
<p>Örneğin, tarım sektörünün 2026 yılı ikinci çeyreğinde GSYH içindeki payı yüzde 4,2 olmuş. O da bereketli ve bol yağışlı üretim sayesinde olmuş. Bu pay bir önceki çeyrekte yüzde 2,6’da kalmış. Sanayi sektörünün GSYH içindeki payı da 2026 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 18,6 olmuş. Bu iki üretici sektörün önüne uzun yıllardan beri ticaret ve hizmetler sektörü geçmiş.</p>
<p>Üretim yoksa istihdam yoktur, ihracat yoktur, yatırım yoktur ve dolayısıyla büyüme yoktur.</p>
<p>Dünyanın yeniden şekillendiği günümüzde hiç vakit kaybetmeden üreten sektörlere yönelmek zorundayız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gercekten-buyuyor-muyuz-kuculuyor-muyuz-86650</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gerçekten büyüyor muyuz, küçülüyor muyuz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektorun-rekabet-sorunu-verilere-yansimaya-devam-ediyor-86649</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel sektörün rekabet sorunu verilere yansımaya devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu hafta başında gelen veriler aslında sanayideki durumu ve reel sektörün sıkıntılarını hafifletmek için belki çok daha fazla adımın gerekli olduğunu bize gösteriyor. Önümüzdeki süreçte büyüme muhtemelen hızlanacak ama ana dinamik reel taraf yerine tüketimden gelmeye devam edecek görünüyor.</strong></p>
<p>Son günlerde ekonomi yönetiminin reel sektörün desteklenmesine yönelik hamlelerinin arttığını izliyoruz. Merkez Bankamızın biraz da sürpriz bir şekilde erkene alarak yaptığı fiili faiz indirimi ile sanayiye yönelik reeskont kredileri ya da ihracatçının kur prim desteğinin artırılması gibi önlemler hep buna işaret ediyor. Bu hafta başında gelen veriler de aslında sanayideki durumu ve reel sektörün sıkıntılarını hafifletmek için belki çok daha fazla adımın gerekli olduğunu bize gösteriyor.</p>
<p>Pazartesi günü yayımlanan büyüme rakamları, yılın ikinci çeyreğinde %2,3’lük bir artış gerçekleştiğini gösterdi. Rakam piyasa beklentisinin altında kalmakla birlikte, bizim İstanbul Bilgi Üniversitesi Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi (CEFIS) bünyesinde yaptığımız şimdi-tahmin modeli %2,4’lük bir büyümeye işaret ediyordu. Geçmişte olduğu gibi tahminimize oldukça yakın gelen bu büyümenin önümüzdeki dönemde hızlanacağına dair işaretleri de şimdi-tahmin modelimizden alıyoruz. Görünen o ki yılın ikinci yarısında, büyümenin hızlanacağı ve %3’ün üzerinde bir büyüme oranı görme olasılığımızın arttığı bir döneme giriyoruz.</p>
<p><strong>Tarımdaki büyüme yaz aylarında meyve-sebze fiyatlarındaki düşüşü açıklıyor</strong></p>
<p>İkinci çeyrek verilerinin detayına baktığımızda, daralma gösteren tek sektörün %1,9 ile inşaat olduğunu, en güçlü artışın ise %13,3 ile tarımda gerçekleştiğini izliyoruz. Tarımdaki artış, yaz aylarına girerken ve yaz aylarında özellikle meyve-sebze fiyatlarında görülen düşüşü ve bunun enflasyon rakamlarına olumlu yansımasını bir kez daha teyit eden bir veri. Bununla birlikte, bu olumlu etkinin yavaş yavaş geride kaldığını ve bundan sonrası için tarımdaki tablonun yanı sıra dışarıdan gelen gıda enflasyonu baskısının düzeyini de yakından izlemek gerektiğini düşünüyoruz.</p>
<p>En yavaş büyüme gösteren sektörlerden bir diğeri ise ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri kategorisi oldu. Bu alanda büyüme %0,5 seviyesinde gerçekleşmiş görünüyor. Turizm sezonunun açıldığı ve bayram tatilinin de devrede olduğu bir dönemde ortaya çıkan bu tablo, rekabet gücündeki zayıflığı turizmde de gördüğümüzü bir kere daha ortaya koyuyor. Çok muhtemelen yılın üçüncü çeyreğinde de bu tablo devam edecektir.</p>
<p><strong>Sanayi ve ihracatta savaşın etkisi gözleniyor</strong></p>
<p>Sanayi sektörü ise yılın ikinci çeyreğinde %2,4’lük bir büyüme gösteriyor. İlk çeyrekteki %0,8’lik daralmayla birlikte değerlendirdiğimizde, yılın ilk yarısında sanayide %1’in biraz üzerinde bir büyüme olduğunu görüyoruz. Bu rakam, geçtiğimiz yıllara benzer şekilde sanayideki sorunların devam ettiğine işaret ediyor. İkinci çeyrekte sanayinin görece hızlı diyebileceğimiz %2,4’lük büyümesinin arkasında ise özellikle savaşın yarattığı ortamda bazı ihraç ürünlerimize yönelik Avrupa’dan ve yakın bölgelerden gelen talep artışının etkisini gözlemliyoruz. Son aylara ilişkin veriler bu eğilimin pek devam etmediğine, Hürmüz Boğazı’nın görece açılması ve tedarik sorunlarının daha dengeli bir noktaya gelmesiyle ihracattaki bu ivmenin de azaldığına işaret ediyor.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl %3,7 büyüyen ekonomimizin rakamlarıyla karşılaştırdığımızda, bu veriler ilk altı ayda %2,5’e yakın bir büyümenin önemli bir yavaşlama anlamına geldiğini de gösteriyor. Bu yavaşlamaya rağmen en büyük katkının yine iç talepten geldiğini izliyoruz. Geçtiğimiz yıla ve bu yılın ilk çeyreğine göre azalsa bile %3,5’lik büyümeyle yurt içi tüketim, talep tarafında en büyük katkıyı vermeye devam ediyor.</p>
<p>Deprem bölgesindeki faaliyetlerin katkısını da içeren yatırım harcamaları ise düşüş göstererek çok sınırlı bir artıda kalmış görünüyor. Biraz önce ihracata ilişkin yaptığımız yorumu destekleyen bir başka gelişme de geçtiğimiz yılın ortalarından bu yana büyümeye sert biçimde negatif katkıda bulunan ihracatın, bu yılın ikinci çeyreğinde de negatif etkide bulunmaya devam etmesine rağmen bu negatif etkinin azalması oldu. Bir önceki dönemde %12,7 gerileyen ihracatın ikinci çeyrekte %3,4’lük bir gerileme gösterdiğini, dolayısıyla ihracat talebinin sanayideki gelişmeyle uyumlu bir tablo ortaya koyduğunu izliyoruz.</p>
<p>İthalattaki düşüş de hızlanmış ve %6,4’e ulaşmış görünüyor. Bu durumda gerek iç talepte büyüme olmasına rağmen görülen zayıflamanın gerekse sanayi üretiminde stoklarla çalışan firmaların üretimden ziyade stok eritmeye yönelik satışlarının etkili olduğunu düşünüyoruz. Yılın ikinci yarısında petrol ve enerji ithalatında ortaya çıkan kısmi gerilemenin de bu ithalat düşüşüne katkı sağladığını görüyoruz.</p>
<p><strong>İstihdam verilerinde bozulma</strong></p>
<p>Nisan-haziran dönemini kapsayan bu verilerden sonra gelen temmuz-ağustos verileri, üçüncü çeyreğe ilişkin tablonun seyri hakkında da bize oldukça iyi fikir veriyor. Yine pazartesi günü açıklanan temmuz ayı işgücü istatistikleri, işsizlik oranının 0,5 puanlık artışla %8,1’e ulaştığını gösteriyor. Bu veri ana trendde çok büyük bir değişim ifade etmemesine rağmen, yaz aylarında işsizliğin en fazla azalmasını beklediğimiz bir dönemde, turizm ve inşaat başta olmak üzere sektörlerden beklediğimiz istihdam artışının pek gerçekleşmediğini görüyoruz. Zaten büyüme rakamları da inşaat ve turizm açısından olumsuz bir tablo ortaya koyuyor.</p>
<p>Haziran ayına göre işgücüne katılımın düştüğünü, istihdamda 388 bin kişilik bir kayıp, işsizlikte ise yaklaşık 150 bin kişilik bir artış olduğunu görüyoruz. İşgücüne dâhil olmayanların sayısı artmasaydı, işsizlik oranındaki yükseliş daha fazla olacaktı. Maalesef olumsuz bir tablo genç nüfustaki işsizlik oranında da izleniyor. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre %13’ten %14,5 seviyesine çıkmış görünüyor.</p>
<p>Uzun süredir Türkiye’deki istihdam verilerinde gözlemlediğimiz sıkıntının daha iyi bir fotoğrafını veren atıl işgücü verileri ise bir önceki aya göre oldukça sert bir yükselişle %28,8’den %30,6’ya çıkıyor. Bu tablo son dönemlerin en yüksek seviyelerinden biri olarak karşımızda duruyor.</p>
<p><strong>PMI verileri “reel sektör çok zorlanıyor” diyor</strong></p>
<p>Dün yayımlanan Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) verileri de sanayi ve reel sektördeki sıkıntının devam ettiğini bize gösteriyor. Endeks, 29 aydır 50 seviyesinin altında kalırken aynı seyrini devam ettirdiğini gözlemliyoruz. Genel anlamda üretimde, istihdamda ve alınan siparişlerde azalma olmakla birlikte, temmuz ayına göre düşüşün bir miktar hız kestiği görülüyor.</p>
<p>Normal koşullarda ağustos ayı sanayinin büyük oranda tatile girdiği bir dönem olduğu için endeksin daralma bölgesinde kalması çok şaşırtıcı değil. Bununla birlikte endeksin temmuz ayına göre bir miktar yükselmesi, bize sonbahar aylarında mevsimsel faktörlerle artabilecek talebe yönelik bir beklentiyi de yansıtıyor. Buna karşın firmaların çoğunun bu talep artışı konusunda oldukça ihtiyatlı olduğunu ve talebi ağırlıklı olarak stoklardan karşıladığını görüyoruz.</p>
<p>Sonuç olarak, ikinci çeyrek büyüme verilerinin ardından sanayide hafif biçimde ortaya çıkan pozitifliğin üçüncü çeyrekte muhtemelen kaybolduğunu, rekabet gücü sorununun turizmde de karşımıza çıktığını ve mevsimsel faktörlere rağmen istihdam tarafında dahi olumsuz sinyallerin belirginleştiğini gözlemliyoruz. Bu çerçevede, sanayiye ve genel olarak reel sektöre yönelik adımların çok daha kapsamlı bir politika çerçevesinde ele alınması gerektiğini rakamlar net bir şekilde ortaya koyuyor. Önümüzdeki süreçte büyüme muhtemelen hızlanacak ama ana dinamik reel taraf yerine tüketimden gelmeye devam edecek görünüyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Gıda enflasyonu için olumsuz sinyaller var</strong></span></p>
<p>Satın Alma Yöneticileri Endeksi’nde takip edilen on sektörün dokuzunda üretim endekslerinin 50’nin altında gerçekleşmesi, ağustos ayı verilerinin sanayideki sıkıntının oldukça genel bir tablo olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu gösteriyor. Verilerde dikkat çeken bir başka önemli nokta ise önümüzdeki dönemde enflasyonun seyrine ilişkin sinyal verebilecek girdi fiyatları. Birçok sektörde girdi fiyatlarında keskin artışlar bildiriliyor. Özellikle gıda sektöründeki artışın güçlü olması, yılın ikinci ve kısmen üçüncü çeyreğinde gıdanın enflasyona yaptığı olumlu katkının önümüzdeki süreçte azalabileceğini gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektorun-rekabet-sorunu-verilere-yansimaya-devam-ediyor-86649</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/9/1280x720/463-1788324086.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reel sektörün rekabet sorunu verilere yansımaya devam ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyume-var-denge-tartismali-86648</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyüme var, denge tartışmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye ekonomisi 2026 yılının ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3, bir önceki çeyreğe göre ise yüzde 1,1 büyüdü. Bu nedenle açıklanan rakamı ne bir kriz göstergesi ne de güçlü bir performans olarak okumak doğru olur. Ortada büyüyen, fakat belirgin biçimde yavaşlayan bir ekonomi var.</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisi 2026 yılının ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3, bir önceki çeyreğe göre ise yüzde 1,1 büyüdü. Ekonomi teknik olarak daralmadı ve kesintisiz büyüme dönemi 24 çeyreğe ulaştı. Ancak yıllık büyüme piyasanın yüzde 2,8 civarındaki beklentisinin altında kaldı. Bu nedenle açıklanan rakamı ne bir kriz göstergesi ne de güçlü bir performans olarak okumak doğru olur. Ortada büyüyen, fakat belirgin biçimde yavaşlayan bir ekonomi var.</p>
<p>Yüzde 2,3’lük büyümenin tarihsel olarak nerede durduğu da önemli. Bu oran, Türkiye’nin 2008-2009 küresel krizi ve pandemi dışında gördüğü mutlak anlamda en düşük büyüme değil. Ekonomi 2016’nın üçüncü çeyreğinde daralmış, 2018’in son çeyreği ile 2019’un ilk iki çeyreğinde küçülmüş, 2019’un üçüncü çeyreğinde ise yalnızca yüzde 1 civarında büyümüştü. Buna karşılık yüzde 2,3’ün son on beş yılın en zayıf pozitif büyüme oranlarından biri olduğunu söylemek mümkün. Üstelik güncellenen seriye göre 2024’ün ikinci çeyreğinde büyüme yüzde 2,5, 2025’in ilk çeyreğinde ise yüzde 2,6 olmuştu.</p>
<p>2023 depremiyle karşılaştırma ise biraz farklı ele alınmalı. Depremin yaşandığı 2023’ün ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisi yıllık yüzde 4 büyümüştü. Bunun nedeni depremin ekonomik kayıp yaratmaması değil; etkinin bölgesel kalması, kamu harcamaları, diğer sektörlerdeki faaliyet ve yıllık karşılaştırma yöntemiydi. Dolayısıyla bugünkü yüzde 2,3’lük oran, deprem çeyreğindeki ulusal büyümenin bile altında. Bu da yavaşlamanın ciddiye alınması gerektiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>“Dengeli” kelimesi </strong><strong>tartışmalı hâle geliyor</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, özel tüketimin yüzde 3,5, yatırımların yüzde 0,6 arttığını ve net dış talebin de büyümeye olumlu katkı verdiğini belirterek ikinci çeyrekte “dengeli bir büyüme” gerçekleştiğini söyledi. Millî gelir muhasebesi bakımından bu cümlede doğruluk payı var. Hem iç talep hem de net ihracat büyümeye pozitif katkı verdi. Net ihracatın toplam büyümeye katkısı yaklaşık 0,6 puan oldu.</p>
<p>Ancak rakamların nasıl oluştuğuna bakınca “dengeli” kelimesi tartışmalı hâle geliyor. Çünkü dış ticaret büyümeye ihracat arttığı için değil, ithalat ihracattan daha hızlı gerilediği için olumlu katkı verdi. Bu, muhasebe açısından pozitif net ihracat katkısı demek. Ekonomik açıdan ise güçlü dış talep ve rekabetçi ihracat performansından çok, içerideki talebin ve ithalat ihtiyacının zayıfladığına işaret ediyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle Türkiye daha fazla mal ve hizmet satarak değil, daha az ithalat yaparak dış ticaretten büyüme katkısı aldı. Dolayısıyla ihracatın da küçüldüğü bir çeyreği güçlü ve sağlıklı bir dış dengeleme olarak sunmak kolay değil. Gerçek anlamda dengeli bir büyümede ihracat artar, yatırım güçlenir, üretim kapasitesi genişler ve ithalatın gerilemesi yalnızca talep daralmasından kaynaklanmaz. Eğer “denge” diye bahsedilen, can simidine sarılıp suyun üzerinde kalmak ya da ipin üzerinde yürümeye devam etmeyi başarmak ise belki daha anlamlı olur.</p>
<p><strong>Sektörel dağılım daha </strong><strong>açık bir uyarı veriyor</strong></p>
<p>İç talebin yapısı da çok güçlü görünmüyor. Hanehalkı tüketimi yıllık yüzde 3,5 artarak büyümeye yaklaşık 2,3 puanla en büyük katkıyı verdi. Buna karşılık yatırımların artışı yalnızca yüzde 0,6, büyümeye katkısı ise yaklaşık 0,2 puan oldu. Üstelik mevsim etkilerinden arındırılmış verilere göre hanehalkı tüketimi bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 1,3 daraldı. Bu tablo, büyümenin yıllık karşılaştırmada hâlâ tüketimden beslendiğini, fakat tüketimin de çeyreklik olarak güç kaybettiğini gösteriyor.</p>
<p>Sektörel dağılım daha açık bir uyarı veriyor. En hızlı büyüyen sektör yüzde 13,3 ile tarım olmuş. Bilgi ve iletişim yüzde 8,6 büyümüş. Kamu yönetimi, eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler yüzde 4, sanayi yüzde 2,4 artmış. Buna karşılık ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri yalnızca yüzde 0,5 büyümüş; inşaat ise yüzde 1,9 küçülmüş.</p>
<p>Tarımın güçlü büyümesi elbette olumlu, özellikle gıda arzı ve kırsal gelir açısından önemli. Ancak tarım üretimi hava koşullarından, önceki yılın düşük veya yüksek bazından ve ürün takviminden çok etkilenir. Bu nedenle yüzde 13,3’lük artışı ekonominin tamamına yayılmış kalıcı bir verimlilik sıçraması gibi görmek doğru olmaz. Nitekim tarımın toplam büyümeye katkısı yaklaşık 0,5 puan düzeyinde kaldı.</p>
<p>Bilgi ve iletişim sektöründeki yüzde 8,6’lık artış tablonun en güçlü ve yapısal açıdan en değerli tarafı. Dijital hizmetler, yazılım, veri ve iletişim yatırımlarındaki büyüme gelecekte verimliliği destekleyebilir. Ancak bu sektörün toplam ekonomi içindeki ağırlığı, geniş hizmetler ve sanayi kadar büyük değil. Tek başına ekonominin genel yavaşlamasını telafi etmesi mümkün görünmüyor.</p>
<p>Sanayinin yüzde 2,4 büyümesi, ilk çeyrekteki daralmanın ardından olumlu bir dönüş. Fakat burada da ayrıntı önemli. İkinci çeyrekte sanayi sektöründeki istihdam endeksi yıllık yüzde 2,2 azaldı. Haziran ayında sanayi üretimi de yıllık yüzde 1,4 geriledi. Dolayısıyla katma değerdeki artış henüz sanayi genelinde güçlü üretim ve istihdam canlanmasına dönüşmüş değil.</p>
<p>Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetlerindeki yüzde 0,5’lik artışa bakalım şimdi. Bu alanlar hem geniş istihdam yaratır hem de tüketici talebi, turizm ve günlük ekonomik hareketlilik hakkında önemli bilgi verir. Neredeyse sıfıra yaklaşan büyüme, ekonomideki yavaşlamanın yalnızca birkaç sanayi koluyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Turizm gelirlerinin ikinci çeyrekte yıllık yüzde 2,6, ziyaretçi sayısının yüzde 5,1 azalması da bu zayıflığı destekliyor.</p>
<p>İnşaatın yüzde 1,9 daralması da yüksek faizlerin ve finansmana erişim güçlüğünün etkisini gösteren bir başka işaret. Buna karşılık kamu yönetimi, eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlerin yüzde 4; ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonların yüzde 3,3 büyümesi, manşet büyümenin bir bölümünün kamu ağırlıklı faaliyetlerden ve vergi tahsilatından geldiğini ortaya koyuyor. Bu kalemlerin katkısı değerlidir ancak özel sektör yatırımı ve üretken kapasite artışıyla aynı nitelikte değildir.</p>
<p>Bütün rakamlar birlikte değerlendirildiğinde Bakan Şimşek’in “dengeli büyüdük” ifadesi tartışmalı kalıyor. İç talep ve net dış talep aynı anda pozitif katkı verdiği için bir muhasebe dengesi var. Ancak yatırımlar çok zayıf, ihracat küçülüyor, ithalat daha sert daraldığı için net ihracat pozitif çıkıyor, geniş hizmetler neredeyse yerinde sayıyor ve inşaat küçülüyor.</p>
<p>Bu nedenle bana göre açıklanan tabloya “dengeli büyüme” yerine “yavaşlayan ve kaynakları daralan büyüme” demek daha doğru. Ekonomi daralmıyor, hatta çeyreklik yüzde 1,1’lik artış kısa vadeli hareketin tamamen durmadığını gösteriyor. Sanayinin yeniden büyümesi ve bilgi-iletişim sektörünün güçlü seyri de olumlu. Fakat yatırımın yüzde 0,6’da kalması, ihracatın gerilemesi ve tüketimin çeyreklik olarak daralması, önümüzdeki dönem için ciddi soru işaretleri bırakıyor.</p>
<p>Yüzde 2,3’lük sonuç bir kriz işareti değil, ama Türkiye’nin tarihsel büyüme kapasitesinin belirgin biçimde altında. Özellikle bu sonuç çok yüksek faizler, kredi sınırlamaları ve zayıflayan iç talep pahasına ortaya çıkmışsa, ekonomi politikasının karşı karşıya olduğu maliyet daha görünür hâle geliyor.</p>
<p><strong>Büyümenin hızı kadar </strong><strong>bileşimi de zayıflıyor</strong></p>
<p>Gerçek anlamda dengeli büyüme için yalnızca tüketimin ve tarımın değil, özel yatırımların, ihracatın, sanayi istihdamının ve geniş hizmet sektörlerinin de birlikte güçlenmesi gerekir. İthalatın ihracattan daha hızlı düşmesiyle oluşan pozitif net dış talep kısa vadede rahatlatıcı olabilir. Fakat bu yapı birkaç çeyrek daha devam ederse adına dengelenme değil, talep ve üretim kaybı demek gerekebilir.</p>
<p>Açıklanan büyüme rakamlarının verdiği asıl mesaj da bu: Türkiye ekonomisi hâlâ büyüyor, fakat büyümenin hızı kadar bileşimi de zayıflıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyume-var-denge-tartismali-86648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/imalat-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyüme var, denge tartışmalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-endeksin-bir-eylulu-vardir-86647</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Her endeksin bir eylülü vardır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küçük bir metodolojik öneri bu…  Madem hedef bu kadar nazik, madem her eylül endekse bir sonbahar hüznü bırakıyor, o halde işin pratik çözümü de pratik olsun, izahı yoksa mizahı olsun.</strong></p>
<p>“<strong>Her ömrün bir eylülü vardır</strong>” derler. <strong>Yazın bereketi</strong> geçer, <strong>ışık</strong> kısalır, <strong>yaprak</strong> döner; hayatın da bir mevsimi <strong>usulca</strong> kapanır. Fiyat endeksinin de <strong>kendi eylülü</strong> vardır. Takvim yaprağı dokuzuncu aya geldiğinde, yazın “<strong>düşüyor</strong>” sanılan enflasyon birden hatırlar ki henüz <strong>sonbahar</strong> başlamamıştır.</p>
<p><strong>Okul kapıları</strong> açılır, <strong>kira sözleşmeleri</strong> yenilenir<strong>, giyim etiketleri</strong> değişir, <strong>gıda tezgâhı</strong> yeniden konuşur. Endeks, ömrünün o <strong>hüzünlü ama ısrarlı mevsimine</strong> girer. Bu bir şiir değil. Son on yılın resmi <strong>TÜFE</strong> verisi, eylülün endeksin “<strong>kırılma ayı</strong>” olduğunu gösterir. Son 10 eylülün <strong>aylık TÜFE’lerine</strong> bakalım:</p>
<p><strong>EYLÜL GELMİŞ NEYİME, ZAM DAMLAR YÜREĞİME</strong></p>
<p>2021; <strong>%1,25</strong>, 2022; <strong>%3,08</strong>, 2023; <strong>%4,75</strong>, 2024; <strong>%2,97</strong>, 2025; <strong>%3,23</strong>. Son beş yılın ortalaması ise %3’ün üzerinde. Yani “<strong>mevsimsellik</strong>” bahanesi, 2016’daki o masum <strong>% 0,18’lik eylülü</strong> çoktan geride bırakmıştır. Eğitim ve gıda kaynaklı % 3,23… Eylül, <strong>artık istisna değil</strong>, düzenli yüksek fatura kalemi…</p>
<p>Bunun nedeni gizemli değildir. Eylülde <strong>eğitim grubu</strong> neredeyse her yıl endekse “<strong>okula dönüş zammı</strong>” yazar. 2025 Eylülünde <strong>eğitim fiyatları aylık %17,90</strong> artmış, tek başına enflasyona yaklaşık <strong>yarım puan katkı</strong> yapmıştı. Aynı ay <strong>gıda %4,62</strong> yükselmişti. Konut ve kira cabası… Kısaca <strong>eylül endeks belalısıdır</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Eylül ayına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Son enflasyon raporu ne diyor?</em></strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın son Enflasyon Raporu’ndaki yılsonu tahmini <strong>%28</strong>, ara hedef ise <strong>%24</strong>. Piyasa katılımcılarının beklentisi ise <strong>%29,4</strong> civarında. <strong>Tahminin tutmayacağına dair bahse girebilirim.</strong></p>
<p><strong><em>Enflasyon neden düşmeyecek?</em></strong></p>
<p><strong>Çünkü onu besleyen var</strong>. Çünkü bizdeki; <strong>endemik bir enflasyon</strong>… Ben buna <strong>KAMUFLASYON</strong> diyorum. Zira yönetilen yönlendirilen fiyat dedikleri aslında enflasyonun ürettiği <strong>ahlaksızlık</strong> ve <strong>çürümenin</strong> adı...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>TÜİK, YILSONU HEDEFİNİN TUTMASI İÇİN ENDEKSTEN EYLÜLÜ ÇIKARSIN</strong></p>
<p>Sonbahar inkâr edilmez. “<strong>Her ömrün bir eylülü vardır</strong>” sözü, yaşlanmayı değil; <strong>mevsimin</strong> <strong>kaçınılmazlığını</strong> hatırlatır. Enflasyonun da bir eylülü vardır. Bazen <strong>%0,18’lik ürkek bir esinti</strong>, bazen <strong>%6,30’luk bir fırtına</strong> olur. Hedef tutacaksa <strong>eylülü silerek </strong>değil, <strong>zamları durdurabilmekle</strong> olabilecek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>EYLÜL LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Endeks oyunları</strong>: TÜİK’in sepetindeki ürünleri, ağırlıklarını ve fiyatlarını değiştirebilme yeteneği</p>
<p><strong>Enflasyon hedefi</strong>: Hükümetin sanki eylül yaşanmayacakmış gibi yılsonu enflasyon tahmin saplantısı</p>
<p><strong>Eylül sendromu:</strong> Yaz bitip hazan mevsiminin gelmesiyle birlikte iğneden ipliğe zam yağmuru mevsimi</p>
<p><strong>Parmenides körlüğü</strong>: Geleceği tahmin ederken kırılımları göremeyerek, eylülleri hesaba katmamak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-endeksin-bir-eylulu-vardir-86647</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/market-alisveris-enflasyon-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Her endeksin bir eylülü vardır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akaryakit-fiyatlari-enflasyon-hesabinda-nasil-dikkate-aliniyor-86646</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akaryakıt fiyatları enflasyon hesabında nasıl dikkate alınıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜİK’in enflasyon hesaplamasına olan güvensizlik apayrı bir konu. Ama bir de bu hesaplamanın nasıl yapıldığının tam olarak bilinmemesinden kaynaklanan yanlış yorumlar var. Akaryakıt, bu konuda en dikkat çeken örnek. Akaryakıttaki zam ve indirimlerin TÜFE’ye yansımasının nasıl olduğu iyi bilinmediği için çoğu kez yanlış yorumlara rastlanıyor. Hele hele akaryakıt fiyatları savaş yüzünden çok dalgalanınca bu tür yorumlar daha da arttı.</p>
<p>Bir kere TÜFE hesaplamasında şöyle bir temel ilke var:</p>
<p><strong>“Bütün mal ve hizmetler için ayın belli bir günündeki fiyatlar değil, ayın ortalamasındaki fiyatlar karşılaştırılır.”</strong></p>
<p>Dolayısıyla herhangi bir ayın belli bir günündeki, örneğin sanıldığı gibi son günündeki fiyatla bir sonraki ayın son günündeki fiyat kıyaslanmaz.</p>
<p>TÜFE’de belli kalemler için her gün, bazıları için haftada bir, bazıları için iki haftada bir fiyat derlenir. Sonra bu fiyatların aylık ortalaması bulunur ve bu ortalama bir önceki ayın ortalamasıyla kıyaslanır. Kira ise ayda bir kez derlenir.</p>
<h2>Akaryakıt ve enflasyon</h2>
<p>Petrol ürünleri grubunda motorine dünden geçerli olmak üzere 3,60 lira zam geldi. Bu zammın geleceği zaten günler öncesinden belliydi; çünkü motorinden eylül ayında 3 lira ÖTV alınmaya başlanacaktı, ÖTV’den de yüzde 20 oranında, yani 60 kuruş KDV alınacağı için toplamda 3,60 lira zam yapılacaktı.</p>
<p>Motorindeki ÖTV kaynaklı zam takvimi yeni bir düzenlemeye gidilmediği takdirde zaten yıl sonuna kadar belli. Motorine her ay ÖTV + KDV olarak 3,60 lira zam gelecek.</p>
<p>Motorine 1 Eylül’de 3,60 lira zam yapılacağı kamuoyuna yansıyınca ağırlıkla şöyle yorumlar yapıldı:</p>
<p><strong>“Bu zammın ağustos enflasyonuna etkilemesini istemiyorlar, o yüzden zam 1 Eylül’e bırakıldı.”</strong></p>
<p>Biraz önce de değindiğim gibi bir kere enflasyon yalnızca iki tarihteki fiyatlar esas alınarak, bu fiyatlar karşılaştırılarak hesaplanmaz. Akaryakıtta her gün fiyat derlenir ve hatta tüketim miktarıyla da ağırlıklandırılmak suretiyle aylık ortalama fiyat bulunur. Sonra bu ortalama fiyat önceki ayın yine ortalama fiyatıyla kıyaslanır. Dolayısıyla akaryakıta ayın son günlerinde zam yapılması ya da indirime gidilmesi o ayın ortalama fiyatını ancak uygulanan gün sayısı kadar etkiler.</p>
<p><strong>“Ay ortalaması fiyatı”</strong> kavramı yalnızca akaryakıt için değil, tüm kalemler için geçerlidir.</p>
<p>Düşünüldüğü gibi olsaydı ortaya şöyle bir tuhaflık çıkardı:</p>
<p>Diyelim benzinin litresi temmuz ayı boyunca 50 liraydı. Fiyat ağustos ayının ilk 30 gününde de değişmedi ve 50 lirada kaldı. Ama fiyat ağustosun son gününde bir anda 40 liraya düştü.</p>
<p>Şimdi sanıyor musunuz ki temmuz sonunda 50 lira olan fiyat ağustos sonunda 40 liraya düştü diye enflasyon hesaplanırken benzin yüzde 20 ucuzlamış gibi hesaba katılacak!</p>
<p>Tabii ki hayır… Benzinin temmuz ayı ortalaması ne kadar, 50 lira. Ağustos ortalaması ne kadar, 30 gün 50 lira, 1 gün 40 lira, yani ortalama 49,68 lira.</p>
<p> Temmuzdaki 50 liralık ortalamadan ağustostaki 49,68 liralık ortalamaya düşüşün oranı da yalnızca yüzde 0,64.</p>
<h2>Motorin ve ağustos tipik bir örnek </h2>
<p>Motorinde geçen ay çok dalgalı bir fiyat oluştu. ÖTV sıfırlandı ve bir günlüğüne çok hızlı bir fiyat düşüşü oldu, aynı gün yeniden bu kez neredeyse indirim kadar yüklü zam geldi.</p>
<p>Bu fiyat dalgalanması ay sonu-ay sonu kıyaslaması ile ortalama-ortalama kıyaslamasının nasıl farklı oluşabileceğini gösterdi.</p>
<p>EPDK verilerine göre ağustos ayında motorin ay sonu kıyaslamasına göre değil zam görmek yüzde 4,3 ucuzladı. Bu durum, biraz önce verdiğim örnekteki gibi fiyatın 50 lira düzeyinde seyredip seyredip son gün 40 liraya düşmesine benzer bir durumu andırıyor.</p>
<p>Oysa motorin fiyatları ay ortalaması bazında ağustosta gerilemek bir yana yüzde 11,7 arttı.</p>
<h2>Eylülün seyri </h2>
<p>Akaryakıtta dün geçerli olan fiyatlar ay boyunca hiç değişmezse bu fiyatlar ay ortalaması olacak.</p>
<p>Bu durumda eylülde benzinin ay ortalamasındaki fiyatı ağustos ortalamasına göre yüzde 5,2, motorinin fiyatı ise yüzde 1,6 artacak.</p>
<h2>Son günlerin enflasyona etkisi yok</h2>
<p>Ayın son günlerindeki fiyat iniş ve çıkışları, ortalama alındığı için toplamı çok fazla etkilemiyor. Ancak ayın son birkaç günündeki fiyat hareketinin o ayın enflasyonunu hiç etkilememesi sonucunu doğuran teknik bir detay daha var.</p>
<p>TÜİK akaryakıt fiyatlarını günlük olarak izliyor ve enflasyon hesabında bu şekilde dikkate alıyor ama bazı aylar var ki hesaplamanın yetişmesi için fiyat girme işlemi ay bitmeden birkaç gün önce kesiliyor. Bu durumda kalan günlerin fiyatı bir sonraki ay dikkate alınıyor.</p>
<p>Örneğin ağustos ayı için fiyat toplama 29 Ağustos’ta kesilmişse, artık gün niteliğindeki 30 ve 31 Ağustos’ta oluşan fiyatlar eylül ortalamasına dahil ediliyor.</p>
<p>Zaten ortalama alındığı için fiyatlar çok hızlı hareket etmiş bile olsa bu birkaç günün sonraki aya sarkması toplam oran üzerinde neredeyse hiç etki etmiyor.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a97a77d0ee3b-1788323709.png" alt="" width="412" height="961" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a97a78770834-1788323719.png" alt="" width="413" height="502" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akaryakit-fiyatlari-enflasyon-hesabinda-nasil-dikkate-aliniyor-86646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/6/1280x720/benzin-akaryakit-1788328523.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akaryakıt fiyatları enflasyon hesabında nasıl dikkate alınıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-devreye-girdi-glass-visionla-1-2-gunluk-is-1-dakikaya-kadar-indi-86644</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zeka devreye girdi, ‘Glass Vision’la 1-2 günlük iş 1 dakikaya kadar indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>27 </strong>yıl çalıştığı HP’de 3D Yazıcılar Dünya Başkan Yardımcısı iken kızının İngiltere’de üniversiteye başlaması, eşinin de işleri nedeniyle İspanya’dan Türkiye’ye dönmeye karar veren <strong>Filiz Akdede, </strong>TÜSİAD Bilgi Teknolojileri Masası Başkanı iken tanıştığı Gürok Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili <strong>Esin Güral Argat</strong>’la karşılaştı, planını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Artık sosyal sorumluluk projeleri üzerinde çalışmayı planlıyorum. Ayrıca Arçelik’te bağımsız yönetim kurulu üyeliğim var.</strong></p>
<p>Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı görevini de yürüten <strong>Esin Güral Argat, Filiz Akdede</strong>’ye anında teklifini yaptı:</p>
<p>-          <strong>Filiz Hanım, çalışma temponuzu düşürmek için gençsiniz. Gelin birlikte çalışalım.</strong></p>
<p><strong>Esin Güral Argat, Filiz Akdede</strong>’ye sofra camı üretiminde dünya 5’incisi olan LAV’ın Genel Müdürlük görevini önerdi. <strong>Akdede </strong>tereddüt etti:</p>
<p>-          <strong>Cam sektörünü hiç bilmiyorum…</strong></p>
<p><strong>Esin Güral Argat, Akdede</strong>’nin<strong> </strong>tereddüdünü gideren yaklaşım ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>HP gibi dünya devi bir grupta Başkan Yardımcılığı görevinde bulundunuz. Yönetim deneyiminizle LAV’a önemli katkılarını</strong><strong>z</strong><strong> olur.</strong></p>
<p>Urla’ya yerleşme planları yapan <strong>Filiz Akdede, </strong>Ocak 2026’dan LAV Genel Müdürlüğü görevine başlayınca önce şirketi tanımak için kolları sıvadı:</p>
<ul>
<li><strong>LAV, Kütahya’daki 300 bin metrekarelik üretim tesislerinde günde yaklaşık 2 milyon adet ürün üretiyor. Türkiye’deki pazar payı yüzde 30. Dünyanın 5 büyük sofra camı üreticisi arasında yer alıyor.</strong></li>
<li><strong>Yelpazesinde 3 bin 500 farklı ürün bulunuyor. Bu geniş portföy, farklı tüketici ihtiyaçlarına ve kullanım alışkanlıklarına cevap verme kapasitesini destekliyor.</strong></li>
<li><strong>LAV ürünleri 140’tan fazla ülkede tüketicilerle buluşuyor. Yurt dışında 165 binden fazla satış noktasına ulaşıyor.</strong></li>
<li><strong>Küresel ölçekte 300’den fazla iş ortağıyla çalışılıyor. LAV’ın satışlarının yarısına yakın bölümü ihracat pazarlarında gerçekleşiyor.</strong></li>
</ul>
<p>Şirketin ve markanın ihracatı ve global pazarlardaki durumu ile ilgili ayrıntılara baktı:</p>
<ul>
<li><strong>Avrupa ve ABD, önümüzdeki dönemde marka gücünün daha da artırılmasının hedeflendiği stratejik pazarların başında geliyor.</strong></li>
<li><strong>İspanya, Fransa ve İtalya, LAV’ın Avrupa’daki en güçlü pazarları arasında yer alıyor. İspanya’da pazar payı yüzde 12 dolayında bulunuyor.</strong></li>
<li><strong>ABD’de 50 eyalette faaliyet gösteriyor. California, Texas, Florida, New York ve Illinois, öne çıkan eyaletlerin başında yer alıyor.</strong></li>
<li><strong>LAV ürünleri ABD’de </strong>“Costco”, “HomeGoods” <strong>ve </strong>“Burlington” <strong>gibi ulusal zincirlerde tüketiciye ulaşıyor. ABD ve Kanada’nın toplam satışlar içindeki payı yüzde 5’i aşıyor.</strong></li>
<li><strong>New York Madison Avenue’deki showroom ve New Jersey’deki depo, LAV’ın ABD’deki iş ortaklarına daha yakın olmasını ve operasyonel gücünü artırmasını destekliyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Filiz Akdede </strong>ile geçen hafta buluştuk, LAV’ın verimlilik, Ar-Ge, yapay zeka çalışmaları ve gelecek vizyonunu konuştuk.</p>
<p>Yapay zekanın LAV’da artık aktif iş aracı olarak kullanıldığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Üretim verilerinin analizinden kalite kontrolüne, talep tahmininden maliyet optimizasyonuna kadar pek çok süreçte veri odaklı sistemlerden yararlanılıyor.</strong></p>
<p><strong>“Glass Vision” </strong>sistemine değindi:</p>
<p>-          <strong>LAV tarafından geliştirilen </strong>“Glass Vision” <strong>sistemi, dekorlu ürünlerin maliyet hesaplama süresini 1-2 günü bulan manuel süreçten 1 dakikaya indirdi. Doğruluk seviyesi yüzde 99’u buldu.</strong></p>
<p>Ardından 8 ülkede devrede olan bir uygulamayı anlattı:</p>
<p>-          “PriceScope” <strong>projesiyle 8 ülkede, 19 binden fazla ürünün fiyat ve promosyon hareketleri yapay zeka ile anlık olarak takip ediliyor.</strong></p>
<p>E-ticarette müşteri yorumlarının analizinde ve görsel üretim süreçlerinde de yapay zekadan yararlanıldığını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Bugüne kadar yaklaşık 1400 görsel, yapay zeka destekli yöntemlerle üretildi. Mayıs 2026’da devreye alınan </strong>“Dot Assist” <strong>uygulaması, e-ticarette müşterilerin sorularını 7/24 yanıtlıyor.</strong></p>
<p><strong>Filiz Akdede </strong>gibi teknoloji dünyasında zirveye çıkmış bir yöneticinin transferi, LAV’da yapay zekadan yararlanılan alanların hızla genişlemesini sağlayacak gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Teknolojik bağımsızlık değişen pazar koşullarına daha kolay uyumu sağlıyor</span></h2>
<p><strong>LAV </strong>Genel Müdürü <strong>Filiz Akdede, </strong>şirketi ve markayı rakiplerinden ayıran taraflarına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Kendi üretim teknolojilerini ve makinelerini 2001 yılında hayata geçirdiği </strong>“LAV Teknopark/ Gürok Teknopark” <strong>bünyesinde öz kaynaklarıyla geliştirebilme yetkinliğine sahip. LAV, kendi üretim teknolojisini geliştiren dünyadaki sayılı markalar arasında yer alıyor.</strong></p>
<p><strong>“Teknolojik bağımsızlığın” </strong>etkisini şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>Üretim süreçlerinde daha hızlı, esnek ve verimli hareket edilmesini, dışa bağımlılık baskısından uzak maliyet avantajı yaratmasını ve değişen pazar koşullarına daha kolay adapte olunmasını sağlıyor.</strong></p>
<p>LAV’ın güçlü tasarım yetkinliğini yüksek üretim kapasitesiyle bir araya getirdiğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Farklı ülkelerdeki tüketicilerin ihtiyaçlarını anlamak amacıyla etnoğrafik araştırmalardan ve kullanım-tutum çalışmalarından yararlanılıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ton başına su tüketimi 2.5 metreküpe indi, enerji tasarrufu yüzde 10’u buldu</span></h2>
<p><strong>LAV </strong>Genel Müdürü <strong>Filiz Akdede, </strong>fabrikada <strong>“Sıfır Atık Belgesi” </strong>çalıştıklarını belirtip, sürdürülebilirlik üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Ton başına su tüketimi 2.5 metreküp düzeyine indirilirken, endüstriyel atık suyun yüzde 100’ü geri kazanılıyor. Her yıl 142 olimpik havuzu dolduracak miktarda su tasarrufu sağlanıyor.</strong></p>
<p>Son 5 yılda gerçekleştirilen Ar-Ge ve proses optimizasyonlarıyla enerji tüketiminde yüzde 10 tasarruf sağlandığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>2024 yılında başlatılan </strong>“çatı GES” <strong>yatırımıyla enerji ihtiyacının önemli bir bölümü yenilenebilir kaynaklardan karşılanacak.</strong></p>
<p>Camın yüzde 100 geri dönüşüm özelliğine değindi:</p>
<p>-          <strong>Üretim sürecinde oluşan cam kırıklarının yüzde 100’ü yeniden üretim sistemine dahil ediliyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Maliyetler sıkıştırıyor, verimlilik ve teknoloji daha da önem kazanıyor</span></h2>
<p><strong>LAV </strong>Genel Müdürü <strong>Filiz Akdede, </strong>üretim sırasında 1300-1650 derece sıcaklıklara ihtiyaç duyulduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Cam üretimi doğası gereği enerji yoğun bir sektör. Enerji, hammadde ve lojistik maliyetlerindeki dalgalanmalar sektörün operasyonel planlamasını doğrudan etkiliyor.</strong></p>
<p>Küresel ticaretteki belirsizlikler ve jeopolitik gelişmelerin de tedarik zincirleri üzerinde ek baskı yaratabildiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu ortamda şirketlerin yalnızca maliyet yönetimine değil; verimlilik, teknoloji, dijitalleşme ve esnek üretim kabiliyetlerine de odaklanması önem taşıyor. LAV, kendi üretim teknolojilerini geliştirme yetkinliği ile değişken koşullarda çevik hareket edebiliyor.</strong></p>
<p>LAV’ın önümüzdeki dönemde adetsel bazda yüzde 10’un üzerinde büyüme hedefinin olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Büyüme stratejimizin merkezinde verimlilik, teknoloji ve küresel pazarlarda derinleşme yer alıyor. LAV, HORECA (yeme-içme, konaklama, ağırlama sektörü) kapsamında Türkiye, İtalya, İspanya ve ABD’de yeni showroom yatırımları planlanıyor.</strong></p>
<p>Dijitalleşme, üretim teknolojileri ve sürdürülebilirlik alanlarındaki yatırımların önümüzdeki dönemde de devam etmesinin planlandığını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Yapay zeka destekli üretim sistemlerinin fırınlara ve üretim hatlarına daha fazla entegre edilmesi hedefleniyor. Showroom, marka, teknoloji, Ar-Ge ve sürdürülebilirlik yatırımlarının toplamının 15 milyon Euro’yu bulacağı hesaplanıyor.</strong></p>
<p>LAV’ın gelecek vizyonu konusunda da şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>LAV’ın gelecek vizyonunun temelinde teknoloji, insan kaynağı, sürdürülebilirlik ve tasarım gücünü bir araya getirerek küresel ölçekte yenilikçi ve lider bir cam markası olma hedefi bulunuyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Beyaz yakada kadın çalışan oranı yüzde 55</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a97a482f1802-1788322946.png" alt="" width="800" height="254" /></span><strong>LAV </strong>Genel Müdürü <strong>Filiz Akdede, </strong>şirketin kadın istihdamına yaklaşımını şöyle ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Kadın istihdamı, LAV’ın şirket kültürü ve sürdürülebilir büyüme yaklaşımının en önemli unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor.</strong></p>
<p>Şirketin <strong>“UN WEPs (Kadınların Güçlenmesi Prensipleri) </strong>imzacısı olarak kadınların iş hayatındaki varlığını güçlendirmeye yönelik çalışmaları yürüttüğünü vurguladı:</p>
<p>-          <strong>LAV’ın beyaz yaka kadrosunda kadın çalışan oranı yüzde 55, üst yönetimde ise yüzde 46 seviyesinde bulunuyor.</strong></p>
<p>Şirketin insan kaynağı politikasını da şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>LAV’ın insan kaynağı yaklaşımında kapsayıcı liderlik, ortak akıl ve çalışanların geleceğin ihtiyaçlarına yönelik yetkinliklerle desteklenmesi öne çıkıyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-devreye-girdi-glass-visionla-1-2-gunluk-is-1-dakikaya-kadar-indi-86644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/filiz-akdede-1788323113.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka devreye girdi, ‘Glass Vision’la 1-2 günlük  iş 1 dakikaya kadar indi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlar-8-ayda-210-milyar-tl-cekti-86643</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlar 8 ayda 210 milyar TL çekti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fonları son yılların en gözde yatırım araçlarından oldu. Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerine göre yatırım fonlarının piyasa değeri 11.09 trilyon liraya yükseldi, 5.96 milyon yatırımcı da fonları tercih etti. Yılın ilk 8 ayında yatırım fonlarına TEFAS verilerinden yapılan hesaplamaya göre net para girişi 210.15 milyar lirayı buldu. Bu miktarın 154.4 milyar lirasını ise para piyasası fonlarına yaşanan net girişten kaynaklandı.</p>
<h2>Bir yılda yüzde 58 yükseliş </h2>
<p>MKK verileri yatırım fonlarında hızlı yükselişi ortaya koyuyor. Verilere göre bu yıl ağustos sonu itibariyle yatırım fonlarının piyasa değeri 11.09 trilyon liraya geldi. Geçen yılın aynı ayına göre yatırım fonlarının piyasa değeri yüzde 58 artarken yatırımcı sayısı da aynı dönemde 300 bin kişiden fazla yükseldi. Geçen yıl ağustosta 5.61 milyon fon yatırımcısı bulunurken bu yıl ağustosta rakam 5.96 milyona çıktı. Toplam fon sayısı da 2.889 olarak belirlendi. Yatırım fonlarında en büyük ağırlık menkul kıymet yatırım fonu oldu. MKK verilerine göre menkul kıymet yatırım fonlarının piyasa değeri 9.95 trilyon lira, yatırımcı sayısı da 5.90 milyon olarak belirlendi. 2.056 adet de menkul kıymet yatırım fonu bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a97a3b8a0425-1788322744.png" alt="" width="320" height="264" /></p>
<h2>Para piyasası fonları gözde </h2>
<p>Menkul kıymet yatırım fonlarında TEFAS verilerine göre bu yılın ilk 8 ayında yaşanan net para girişi 210.15 milyar liraya ulaştı. Fon çeşitleri arasında para piyasası şemsiye fonları, serbest şemsiye fonları, kıymetli maden şemsiye fonları ve hisse senedi şemsiye fonları bu 8 ayda net para girişi yaşarken, katılım şemsiye fonu, karma şemsiye fonu, fon sepeti şemsiye fonu, borçlanma araçları şemsiye fonu ve değişken şemsiye fonlarından net çıkışlar gözlendi. Verilere göre en yüklü net para girişi 154.42 milyar lira ile para piyasası şemsiye fonlarında gerçekleşti. Savaş nedeniyle zorunlu araya giren dezenflasyon süreci ile yüksek kalan faizler para piyasası fonlarına ilginin devam etmesini sağladı. Bunun yanı sıra son aylarda bu alana yabancı yatırımcı ilgisi de yoğun yaşandı. Şimdi SPK’nın temelinde serbest fonlar olan yeni rehberinin etkisiyle de para piyasası fonlarına yönelimin sürmesi bekleniyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) piyasa uzmanlarının beklentileri ışığında yılın son iki toplantısında politika faizinde indirim gerçekleştirebilecek olsa bile para piyasası fonlarının cazibesini koruyacağı ileri sürülüyor.</p>
<h2>Serbest fonlarda yükseliş </h2>
<p>Fon çeşitleri arasında ikinci en yüksek net girişi 39.8 milyar lira ile hisse senedi şemsiye fonları yaşadı. Borsa İstanbul’da dalgalı seyrin hakim olmasına rağmen hisse senedi şemsiye fonları yılın ilk 8 ayında yatırım çekmeyi başardı. Yabancı yatırımcıların da yılın ilk 8 ayında hisse senedi piyasalarında net 1.7 milyar doları bulan girişi de bulunuyor. Hisse senedi şemsiye fonlarına yakın olarak serbest şemsiye fonları da bu yılın ilk 8 ayında net 38 milyar lirayı aşan para girişi yaşadı. Yeni SPK rehberi özellikle serbest şemsiye fonlarını hedef aldığı için bu alandaki değişiklikler ve uyum çabaları yakından takip edilecek. Son olarak kıymetli maden şemsiye fonları altın fiyatlarındaki yüksek dalgalı seyre rağmen yatırımcıdan net para girişi sağlayabildi. Verilere göre yılın ilk 8 ayında kıymetli maden şemsiye fonlarına 4.88 milyar liralık giriş yaşandı.</p>
<h2>Katılım fonlarında net çıkış </h2>
<p>Katılım şemsiye fonları 8 ayda net 10.43 milyar liralık çıkışla öne çıkarken yüksek faizlerin etkili olduğu borçlanma araçları şemsiye fonlarından da 7.99 milyar liralık kayıp yaşandı. Değişken şemsiye fonlarında 6.86 milyar liralık, fon sepeti şemsiye fonlarında 1.5 milyar liralık, karma şemsiye fonlarında ise 202.8 milyon liralık düşüş var.</p>
<p>TEFAS verilerine göre yılın başından bu yana para piyasası şemsiye fonlarının ortalama getirisi yüzde 29,09, hisse senedi şemsiye fonlarının yüzde 28,44, değişken şemsiye fonlarının yüzde 27,92, serbest şemsiye fonlarının yüzde 26,22, karma şemsiye fonlarının yüzde 26,21, katılım şemsiye fonlarının yüzde 25,4, fon sepeti şemsiye fonlarının yüzde 23,06, borçlanma araçları şemsiye fonlarının yüzde 23,06, kıymetli maden şemsiye fonlarının ise yüzde 10,78 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlar-8-ayda-210-milyar-tl-cekti-86643</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/lira-para-1776054271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Menkul kıymet yatırım fonları piyasa değeri 10 trilyon liraya dayanmışken yılın ilk 8 ayında en yüklü net giriş para piyasası şemsiye fonlarında yaşandı. 154.4 milyar liralık net girişle para piyasası fonları yatırım fonlarındaki net para girişinin yüzde 73,5’ini tek başına karşıladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otvde-savas-faturasi-94-milyar-tlyi-asti-86642</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> ÖTV’de savaş faturası 94 milyar TL’yi aştı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>ABD ile İran arasında başlayan savaşın petrol fiyatlarını artırmasıyla birlikte iç piyasada akaryakıt fiyatları yaşanan artışı önlemek amacıyla vergide otomatik artışı öngören eşel mobil sisteminden dönemsel olarak vaz geçilmişti. Bu durum akaryakıt ürünleri ÖTV tahsilatlarına da yansıdı. Geçen yıl Ocak-Temmuz döneminde 273 milyar liralık ÖTV tahsilatı yapılırken, bu yıl aynı dönemde tahsil yüzde 34.4 azalarak 179 milyar liraya geriledi.</p>
<p>Enflasyon ve zamlara rağmen geçen yılın çok altında Bu kaleme aylık 50 milyar liralık tahsilatla başlanırken, tahsilat miktarı Nisan’da 6.8, Mayıs’ta 4.4, Mayıs’ta 7.4 milyar liraya kadar geriledi. 2018 ve 2022 yıllarında yaşanan küresel gelişmelerle birlikte akaryakıt maliyetlerindeki artışın bir kısmının ÖTV’ den karşılanmasını öngören eşel mobil sistemi, bu yıl yeniden devreye alınınca, Maliye’nin ÖTV gelirleri kalemi de olumsuz etkilendi.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın genel bütçe gerçekleşmeleri verilerine göre, geçen yıldan bu yana akaryakıt fiyatı neredeyse iki katına çıkmasına rağmen, eşel mobil sisteminin de etkisiyle bu kalemdeki vergi gelirleri çok düştü. Geçen yıl Ocak ayında 45 lira civarında olan mazot aynı yen Temmuz ayında 50-55 lira aralığına yükselmişti. Bu yıl ise 80 liranın üzerine çıkmış durumda. Ancak fiyat artışına rağmen tahsil edilen ÖTV tutarı özellikle yılın ikinci çeyreğinden itibaren çok geriledi.</p>
<p>Akaryakıt ÖTV geliri, Ocak ve Şubat aylarında yüzde 26-33 artış ile enflasyona yakın bir performansa ulaşan gelirlerdeki artış oranı Mart’ta yüzde 11.5’e geriledi ve 32 milyar 512 milyon liradan, 36 milyar 272 milyon liraya çıktı. Bu tarihten itibaren eşel mobil sisteminin de etkisiyle Nisan ayında yüzde 81.1 azalan ÖTV geliri 6 milyar 859 milyon liraya düştü. Mayıs ayında da azalış yüzde 89.3 oldu ve gelir 4 milyar 432 milyon lira ile yılın en düşük seviyesini gördü. Haziran’da yüzde 82.6 azalarak 7 milyar 528 milyon liraya gerileyen ÖTV geliri, Temmuz’da ise yüzde 35.4’lük azalışla 30 milyar 658 milyon liraya düştü.</p>
<h2>Vazgeçiş sonrası ilk zam pompa fiyatına yansıdı</h2>
<p>Akaryakıtta eşel mobil sistemi 31 Temmuz tarihine kadar artışın yaklaşık yüzde 50’sinin fiyatlara yansımasına yol açmıştı. 1 Ağustos’tan başlamak üzere Eylül sonuna kadar destek oranı yüzde 25’e düşürüldü. Motorin için çıkarılan özel düzenlemeyle Eylül ayından itibaren, yılbaşına kadar her ay otomatik 3 liralık bir ÖTV artışı başlatıldı. Nitekim bunun ilk uygulaması dünden itibaren geçerli olmak üzere pompa fiyatlarına yansıdı. ÖTV’den alınan KDV ile birlikte mazotta pompa fiyatı 3.6 lira artırıldı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otvde-savas-faturasi-94-milyar-tlyi-asti-86642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/akaryakit.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD-İran savaşının petrol fiyatlarını yükseltmesi üzerine akaryakıtta fiyat artışlarını sınırlamak için devreye alınan eşel mobil sistemi, ÖTV gelirlerinde yüzde 34’ü aşan oranda azalışa yol açtı. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, geçen yıl ocak-temmuz döneminde 273 milyar TL seviyesinde gerçekleşen akaryakıt kaynaklı ÖTV tahsilatı, bu yıl 179 milyar TL’ye geriledi. Böylece bütçenin bu kalemdeki 7 aylık kaybı 94 milyar TL’yi aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eski-merkez-bankasi-baskanina-komsulari-neden-toplu-ihtar-cekti-86672</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eski Merkez Bankası başkanına komşuları neden toplu ihtar çekti?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çağdaş Turgut Reis Tatil Evleri Sitesi Yönetimi, eski Merkez Bankası Başkanı Gaye Erkan’a noterden ‘ihtar’ çekti. İhtarda sitede villa sahibi Erkan’ın, ortak yaşamı diğer maliklere çekilmez hale getirdiği, buna son vermemesi halinde ‘mülkün devri davası’ açılacağı belirtiliyor. </strong></p>
<p>Bodrum’daki Çağdaş Turgut Reis Tatil Evleri Sitesi sakinleri, Merkez Bankası eski Başkanı, komşuları Hafize Gaye Erkan'dan toplu olarak şikayetçi oldu.</p>
<p>9 Haziran 2023’ten 3 Şubat 2024’e kadar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) başkanlığı yapan Hafize Gaye Erkan’dan şikayetçi olan komşuları, site yönetiminden ‘malikler’ olarak önlem talep etti. Site yönetimi de tüm uyarılara rağmen devam eden eylemleri gerekçesiyle Erkan'a 28 Ağustos 2026’da noterden ihtarname gönderdi. İhtarnamede, 1 No’lu villanın maliki konumundaki Gaye Erkan’a “Ortak yaşamın diğer kat malikleri açısından çekilmez hale gelmesine neden olan eylemlerinizin devam etmesi ve gerekli yükümlülüklere riayet edilmemesi halinde 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 25’inci Maddesi kapsamında bağımsız bölümünüzün mülkiyetinin devri için dava açılması da dahil olmak üzere müvekkil site yönetimin sahip olduğu tüm yasal hak ve başvuru yollarına başvurulacağına bu kapsamda doğacak yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin tarafınıza yükletilmesinin talep edileceğini ihtaren bildiririz…” deniliyor.</p>
<p>Çağdaş Turgut Reis Tatil Evleri Sitesi’nin sakinleri ve site yönetimi, Hafize Gaye Erkan’ın ‘ortak yaşamı çekilmez yapan eylemlerini’ ihtarnamede şöyle sıraladı:</p>
<p>“634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu ve Yönetim Planı uyarınca ortak yaşam kurallarını, komşuluk hukukunu ve site düzenini ihlal eden hukuka aykırı fiiller ile ortak alanlara yapılan müdahaleler sebebiyle yasal yollara başvurulacağının ihtarıdır.</p>
<p>Bodrum’da yer alan 72 villa ve 74 odalı otel kompleksinde 1 no’lu villada ikamet etmektesiniz. Tarafınız ve aileniz tarafından uzun süredir sergilenen hukuka aykırı, keyfi ve komşuluk ilişkilerini zedeleyen eylemler neticesinde hem site sakinleri hem de otel işletmesi tarafından müvekkil site yönetimine çok sayıda yazılı ve sözlü şikâyette bulunulmuştur. Site huzurunu, çalışma barışını ve ortak alan düzenini bozan filleriniz aşağıda yer almaktadır:</p>
<p>Tüm kat maliklerinin ve misafirlerin ortak kullanımında bulunan servis araçlarını (buggy) gün içerisinde defalarca ve uzun süreli olarak şahsi tahsisiniz gibi kullanarak diğer sakinlerin bu hizmetten yararlanmasını filen engellediğiniz,</p>
<p>Sahil şeridindeki ortak yürüyüş yolunda bulunan ağaçlara ‘özel mülktür girilmez’ yazılı tabelalar asarak ortak alanı işgal ettiğiniz, yoldan geçen komşuları, çocukları ve çalışanları ‘evi gözetileme’ iddiasıyla taciz ve tehdit ettiğiniz, Ortak sahil alanına yönetimden ve kat maliklerinden izin almaksızın büyük bir platform kurarak günlerce süren organizasyonlar düzenlediğiniz, diğer bağımsız bölüm maliklerinin ortak alandan yararlanma hakkını gasp ettiğiniz,</p>
<p>Villanıza taktırdığınız geniş açılı kamera sistemiyle yalnızca kendi kullanım alanınızı değil; komşu villaların bahçelerini, özel yaşam alanlarını ve ortak geçiş yollarını 24 saat kayıt altına alarak kat maliklerinin mahremiyet haklarını ağır biçimde ihlal ettiğiniz,</p>
<p>Tesis otoparkında ailenize ait araçlar için diğer kat maliklerinin kullanımını etkileyebilecek şekilde belirli yerlerin tahsis edilmesi konusunda ısrar ettiğiniz, ortak otopark kullanım düzenine müdahale ettiğiniz ve bazı araçların yerlerinden kaldırılması yönünde müdahalelerde bulunduğunuz,</p>
<p>İskele ve sahil gibi ortak alanlarda otel misafirleriyle sürekli tartışmaya girdiğiniz, misafirlere fiziki müdahalede bulunduğunuz ayrıca evcil hayvan kurallarına uygun hareket eden sakinleri ve misafirleri haksız yere ortak alandan uzaklaştırmaya çalıştığınız,</p>
<p>Otel mutfak çalışanlarına menü dışı özel yemek hazırlatma konusunda sürekli baskı kurduğunuz, taleplerin gecikmesi halinde çalışanlara hakaret ettiğiniz, çalışanları ses kayıtları üzerinden tehdit ettiğiniz, Kış dönemlerinde site yönetiminden izin almaksızın bahçıvan ve temizlik personelini şahsi işleriniz için tahsis ettiğiniz, temizlik personelini haftanın altı günü yalnızca kendi villanızda çalıştırdığınız ve site personelinin çalışma düzenini kendi özel talepleriniz doğrultusunda şekillendirmeye çalıştığınız,</p>
<p>Kendinize özel hizmet veya ayrıcalık tanınmadığı durumlarda personel üzerinde baskı kurduğunuz, personelin işten çıkarılması veya görevden aldırılması yönünde tehdit ve müdahalelerde bulunduğunuz, çalışanların görev ve çalışma düzenlerine doğrudan müdahale etmeye çalıştığınız,</p>
<p>Tarafınızla aynı görüşte olmayan veya taleplerinize karşı çıkan site sakinlerini resmi kurumlara şikâyet etmekle tehdit ettiğiniz, bu kişiler üzerinde baskı oluşturmaya çalıştığınız, site yönetimi aleyhine imza toplamaya çalıştığınız, diğer kat maliklerini taraf olmaya zorladığınız ve kendinizle aynı görüşte olmayan kişilere karşı baskı oluşturduğunuz…”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eski-merkez-bankasi-baskanina-komsulari-neden-toplu-ihtar-cekti-86672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/hafize-gaye-erkan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eski Merkez Bankası başkanına komşuları neden toplu ihtar çekti? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/diyarbakirdaki-4-osbde-doluluk-yuzde-60i-gecti-86662</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyarbakır’daki 4 OSB’de doluluk yüzde 60’ı geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Milletvekillerinin soru önergesine yanıt veren Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Diyarbakır ve bölge illerinde sanayi yatırımlarının büyümesi, üretim kapasitesi ve çeşitliliğinin artırılması, istihdamın genişletilmesi ve finansmana erişimin kolaylaştırılması konularında yoğun bir çalışma yapıldığını belirtti. Kacır, Diyarbakır’daki 4 OSB’de yer alan bin 45 sanayi parselinin 633'ünün yatırımcılara tahsis edilerek OSB'lerin genel doluluk oranının yüzde 60'ı aştığını belirtti. Bakan Kacır, bu OSB'lerde son bir yılda üretime geçen 282 parselle birlikte üretime geçilen toplam sanayi parsel sayısının 419'a, istihdam sayısının ise 7 binden yaklaşık 29 bin kişiye çıktığını kaydetti.</p>
<h2>214 parselde çalışmalar sürüyor </h2>
<p>Bakan Kacır’ın verdiği bilgiye göre, halen 214 parselde de yatırım, proje ve inşaat çalışmaları sürüyor, mevcut yatırımların tamamlanarak tüm parsellerin üretime geçmesiyle birlikte istihdamın yaklaşık 50 bin kişiye ulaşması öngörülüyor. 2026 Yılı Kamu Yatırım Programında yer alan Diyarbakır OSB’de 258 hektar altyapı projesi ve arıtma tesisi, Diyarbakır Karacadağ OSB atıksu arıtma tesisi, Diyarbakır Tekstil İhtisas ve Karma OSB’de 131 hektar altyapı projeleri devam ediyor. Bu projeler için 80 milyon lira ödenek ayrıldı. Bakan Kacır, buna ilaveten, Programda inşaatı devam eden 551 işyeri kapasitesine sahip Diyarbakır Yeni Ergani Sanayi Sitesi (SS) Projesi için toplam 180 milyon lira ödenek tahsis edildiğini, proje kapsamında bugüne kadar yapılan harcamanın 2026 yılı fiyatlarıyla yaklaşık 68 milyon lira olduğu bilgisini verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/diyarbakirdaki-4-osbde-doluluk-yuzde-60i-gecti-86662</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/tbmm-meclis-1781760262.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyarbakır’daki 4 OSB’de yer alan bin 45 sanayi parselinin 633&#039;ü yatırımcılara tahsis edildi, OSB&#039;lerin genel doluluk oranı yüzde 60&#039;ı aştı. 2021-2026 Haziran döneminde bin 540 yatırımcı için bin 858 teşvik belgesi düzenlendi, yatırımların 814&#039;ünün tamamlama vizesi yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatcilara-25-yilda-44-milyar-dolar-doviz-donusum-destegi-verildi-86661</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İhracatçılara 2,5 yılda 4,4 milyar dolar döviz dönüşüm desteği verdik&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Tüyap Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve ALZ Grup iş birliğiyle, Türkiye Gıda Platformu’nun (TGP) desteğiyle ilki gerçekleştirilen Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı geniş bir ziyaretçi ve katılımcı yelpazesiyle kapılarını açtı. 10 holde gerçekleştirilen fuarda doluluğun %100 seviyesinde olması gelecek dönemde Foodist Fuarı’nın marka olma yolunda ilerlemesine ışık tutan önemli bir gösterge. 561 yerli ve 76 yabancı katılımcının yerini aldığı fuarda, önemli iş birliklerinin gerçekleştirilmesi bekleniyor.</p>
<p>Fuarın açılışına katılan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye’nin hemen hemen her sektörde ilk 10 içinde yer aldığına vurgu yaparak, “Ticaret Bakanlığı olarak fuarlara ve ihracatçılarımıza yoğun destekler veriyoruz. Gıda ve tarımda bize teknik engeller çıkaran ülkelerle ticaret diplomasisi yaparak pazarları açmaya gayret ediyoruz. Bazı ürünlerde Kanada, Filipinler ve Endonezya gibi pazarlarda önemli kazanımlar elde ettik. 3 yıl öncesine kadar Körfez ülkelerinin hiçbirine kanatlı ürünler satamıyorduk, sınırlamaların hepsi ticaret diplomasisiyle ortadan kaldırıldı” dedi. Eximbank’ın ihracatçılara bu yıl 60 milyar dolar reeskont desteği vereceğini kaydeden Bolat, ihracatçılara 2,5 yılda 4,4 milyar dolar döviz dönüşüm prim desteği sağladıklarını söyledi.</p>
<h2>Daha çok tüketen bir dünya olacak </h2>
<p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, bu fuarların Türkiye için önemli olduğuna vurgu yaparak, “Bu fuarda önemli işbirliklerinin ortaya çıkacağını öngörüyoruz” şeklinde konuştu. Yumaklı, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2050 projeksiyonlarında dünyanın üretilenden daha çok gıdaya ihtiyaç duyacağına vurgu yaparak, tarımda oluşturulan katma değerin %1,75’inin Türkiye’den geldiğini kaydetti. Yumaklı, “Türkiye tarımsal hasılada 12’den 7’nci, sıraya yükselmiş durumda 83,2 milyar dolar tarihimizin en yüksek seviyesi. 2026 sonunda bunun üzerine çıkacağını öngörüyoruz” şeklinde konuştu. Türkiye’nin 185 ülkeye 2 bin 226 çeşit tarım ve gıda ürünü ihraç ettiğini kaydeden Yumaklı, ekonomiye 32,6 milyar dolarlık katkı sağlandığını bildirdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">B2B görüşmeleri yeni kapılar açacak</span></h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, gıda alanında yapılan ihracat ve elde edilen başarıların markalaşmaya taçlandırılması gerektiğine dikkat çekerek, Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı’nın bu hususta önemli bir yere sahip olduğuna vurgu yaptı. TÜYAP Genel Müdürü İlhan Ersözlü, fuarın geniş bir katılımcıyla ziyaretçilerle buluştuğuna dikkat çekerken sektör profesyonellerine yönelik B2B görüşmelerin fuarın önemli bölümlerinden biri olacağını belirtti. ALZ Grup Yönetim Kurulu Başkanı Cihat Alagöz, fuarların ihracata katkısı açısından önemli olduğuna dikkat çekerek, Foodist fuarında önemli işbirliklerine kapı aralanmasına katkı sunmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatcilara-25-yilda-44-milyar-dolar-doviz-donusum-destegi-verildi-86661</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/1/1280x720/323-1788326431.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı&#039;nda konuşan Bakan Bolat, ihracatçılara 2,5 yılda 4,4 milyar dolar döviz dönüşüm prim desteği sağladıklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepin-tescilli-lezzetleri-foodist-istanbulda-dunya-vitrinine-cikti-86696</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep&#039;in lezzetleri, Foodist İstanbul’da dünya vitrinine çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı Türkiye’den ve dünyanın farklı ülkelerinden gıda üreticilerini, ihracatçıları, profesyonel satın almacıları ve sektör temsilcilerini aynı çatı altında bir araya getirdi.</p>
<p>Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) ve Gaziantep Ticaret Odası (GTO) iş birliğinde açılan “Gaziantep Standı”, kentin yöresel lezzetleri ve coğrafi işaretli ürünlerini yerli ve yabancı sektör profesyonelleriyle buluşturdu. </p>
<p>Tüyap Fuarcılık Grubu ve ALZ Grup iş birliğiyle, Türkiye Gıda Platformu’nun desteğiyle düzenlenen ve dünyanın en büyük üç gıda fuarından biri olma hedefiyle yola çıkan organizasyonda, 60 ülkeden 2 binin üzerinde satın alma profesyoneli ve karar verici sektör temsilcileriyle buluşurken, gerçekleştirilen ikili iş görüşmeleriyle yeni ticari bağlantıların kurulmasına zemin hazırlandı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın da katıldığı fuarda, Türkiye’nin tarımsal üretim gücü, gıda sanayisinin geleceği, ihracat potansiyeli ve küresel pazarlardaki yeni fırsatlar farklı oturum ve etkinliklerde ele alındı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a98043123249-1788347441.JPG" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>Gaziantep standına yoğun ilgi</strong></p>
<p>Foodist İstanbul’da GTB ve GTO iş birliğinde açılan Gaziantep Standı, kentin köklü gastronomi mirasını ve coğrafi işaretli ürünlerini uluslararası ziyaretçilerle buluşturdu. Fuar boyunca standı ziyaret eden yerli ve yabancı misafirlere Gaziantep’in yöresel ürünleri, üretim kültürü ve coğrafi işaretli değerleri hakkında bilgiler verildi. Gerçekleştirilen ikram ve tadımlarla kentin özgün lezzetleri ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. GTB Meclis Başkanı Ahmet Tiryakioğlu,GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı ve GTB meclis üyeleri de Gaziantep Standı’nda sektör temsilcileri ve ziyaretçilerle bir araya geldi. GTB heyeti ayrıca fuarda yer alan Gaziantepli firmaların stantlarını ziyaret ederek firma temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirdi, ürünleri ve ihracata yönelik çalışmaları hakkında bilgi aldı.</p>
<p><strong>“Foodist, Türk gıda sektörünün dünyaya açılan yeni vitrinlerinden biri oldu”</strong></p>
<p>GTB Meclis Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, Foodist İstanbul’un Türkiye’nin gıda üretim gücünü uluslararası alıcılarla buluşturan önemli bir ticaret platformu olarak yola çıktığını söyledi. Dünyanın en büyük üç gıda fuarından biri olma hedefiyle düzenlenen Foodist İstanbul’un, Türkiye’nin gıda sektöründeki üretim çeşitliliğini ve ihracat kapasitesini küresel ölçekte daha görünür hale getirme açısından önemli bir misyon üstlendiğini ifade eden Tiryakioğlu, şöyle konuştu: “Türkiye, tarımsal üretimden gıda sanayisine uzanan geniş üretim altyapısı, ürün çeşitliliği ve ihracat tecrübesiyle dünya gıda ticaretinde önemli bir potansiyele sahip. Foodist İstanbul da bu potansiyeli dünyanın farklı coğrafyalarından gelen profesyonel alıcılarla doğrudan buluşturan güçlü bir platform oluşturdu. 60 ülkeden 2 binin üzerinde satın alma profesyoneli ve karar vericinin sektörümüzle bir araya gelmesi, fuarın daha ilk yılında ortaya koyduğu uluslararası vizyon açısından son derece kıymetli.”</p>
<p>Gaziantep’in Türkiye’nin önde gelen üretim ve ihracat merkezlerinden biri olduğuna işaret eden Tiryakioğlu, kentin Foodist İstanbul’daki güçlü temsilinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Foodist İstanbul’un gelecek yıllarda uluslararası gıda ticaretinin önemli buluşma noktalarından biri haline gelmesini temenni eden Tiryakioğlu, “Üreticiyi, ihracatçıyı ve uluslararası alıcıyı aynı zeminde buluşturan bu tür organizasyonları son derece değerli buluyoruz. Foodist İstanbul’un ülkemizin üretim gücünü yeni pazarlara taşıyan ve kalıcı ticari iş birliklerinin kurulmasına katkı sağlayan uluslararası bir marka haline geleceğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a98044125641-1788347457.JPG" alt="" width="700" height="498" /></p>
<p><strong>“Coğrafi işaretler, bu toprakların hafızasını ve emeğini koruyor”</strong></p>
<p>GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı ise Gaziantep Standı’nda gerçekleştirilen tanıtımların, kentin yöresel ürünlerinin ve gastronomi mirasının ulusal ve uluslararası bilinirliğine katkı sağladığını söyledi. Gaziantep’in sahip olduğu mutfak kültürünün yalnızca zengin bir lezzet çeşitliliğinden ibaret olmadığını ifade eden Akıncı, bu kültürün yüzyıllar içerisinde oluşmuş üretim bilgisi, ustalık ve geleneklerin ortak mirası olduğunu belirtti. Akıncı, “Gaziantep mutfağında her ürünün arkasında bir emek, bir üretim geleneği ve kuşaktan kuşağa aktarılan büyük bir birikim var. Coğrafi işaretler de bu değerlerin özgünlüğünü koruyan ve gelecek nesillere doğru şekilde aktarılmasını sağlayan en önemli araçlardan biri. Foodist İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz tanıtım ve tadımlarla ziyaretçilerimize yalnızca yöresel lezzetlerimizi sunmadık; aynı zamanda bu ürünlerin arkasındaki Gaziantep kültürünü ve üretim geleneğini de anlatma fırsatı bulduk” dedi.</p>
<p>Gaziantep Ticaret Borsasının coğrafi işaretler konusunda uzun yıllardır kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü anımsatan Akıncı, şöyle devam etti: “Gaziantep Ticaret Borsası olarak bugüne kadar 24 ürünümüzün coğrafi işaret tescilini gerçekleştirerek bu değerlerin koruma altına alınmasına katkı sağladık. Bununla da yetinmeyerek Antep Lahmacunu ve Antep Fıstık Ezmesini Avrupa Birliği nezdinde tescilleyerek ürünlerimize uluslararası koruma kazandırdık. Biz coğrafi işaretleri sadece bir tescil belgesi olarak görmüyoruz. Coğrafi işaret; üreticinin emeğini koruyan, geleneksel üretim bilgisinin devamlılığını sağlayan, ürünün katma değerini yükselten ve yerel ekonomiye güç kazandıran stratejik bir değerdir.”</p>
<p>Gaziantep’in yöresel ürünlerinin doğru tanıtım ve markalaşma çalışmalarıyla çok daha büyük bir ekonomik değere dönüşebileceğini vurgulayan Akıncı, “Temel hedefimiz, bu toprakların bize miras bıraktığı değerleri korurken aynı zamanda üreticimize daha fazla kazandırmak ve ürünlerimizi dünya pazarlarında daha güçlü bir konuma taşımak. Foodist İstanbul gibi uluslararası organizasyonlar da yöresel ürünlerimizin yeni tüketicilerle ve profesyonel alıcılarla buluşması açısından önemli fırsatlar sunuyor. Gaziantep’in gastronomi mirasını ve coğrafi işaretli değerlerini korumaya, tanıtmaya ve ekonomik değere dönüştürmeye yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepin-tescilli-lezzetleri-foodist-istanbulda-dunya-vitrinine-cikti-86696</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/6/1280x720/gaziantepin-tescilli-lezzetleri-foodist-istanbulda-dunya-vitrinine-cikti-1788347476.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep’in köklü gastronomi kültürü ve coğrafi işaretli ürünleri, gıda sektörünün uluslararası buluşma noktalarından Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı’nda dünya vitrinine taşındı. GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, “Gaziantep mutfağında her ürünün arkasında bir emek, bir üretim geleneği ve kuşaktan kuşağa aktarılan büyük bir birikim var. Coğrafi işaretler de bu değerlerin özgünlüğünü koruyan ve gelecek nesillere doğru şekilde aktarılmasını sağlayan en önemli araçlardan biri. Foodist İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz tanıtım ve tadımlarla ziyaretçilerimize yalnızca yöresel lezzetlerimizi sunmadık; aynı zamanda bu ürünlerin arkasındaki Gaziantep kültürünü ve üretim geleneğini de anlatma fırsatı bulduk.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/domates-miktari-azaldi-fiyati-artti-86683</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağustosta domates miktarı azaldı, fiyatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası tarafından hazırlanan Antalya Toptancı Halleri Ağustos ayı miktar ve fiyat endeksi açıklandı. Antalya Toptancı Hallerinde işlem gören domates miktar endeksi ağustos ayında yıllık yüzde 7,88 azaldı, fiyat endeksi yüzde 75,56 arttı. Aynı dönemde meyve miktar endeksi yıllık yüzde 3,97 arttı, fiyat endeksi yüzde 4,51 azaldı. Sebze miktar endeksi ise yıllık yüzde 9,93, fiyat endeksi yüzde 61,66 arttı.</p>
<p>Ağustos ayı miktar endeksi aylık bazda domateste yüzde 56,70, meyvede yüzde 23,42 ve sebzede yüzde 34,78 azalırken, yıllık bazda ise meyvede yüzde 3,97 ve sebzede yüzde 9,93 arttı, domateste yüzde 7,88 azaldı.</p>
<p><strong>Domates fiyatları yıllık bazda arttı</strong></p>
<p>Ağustos ayında yıllık miktar endeksleri, domates ortalama civarında, meyve ve sebze miktar endeksleri ise ortalama üstü artış gösterdi. Yıllık fiyat endeksleri, domates ve sebzede ortalama üstü artış, meyvede ise ortalama civarında değişim gösterdi.</p>
<p>Ağustos ayında domates fiyat endeksi yıllık yüzde 75,56 arttı. Aynı dönemde domatesin yıllık işlem miktarı yüzde 7,88 azaldı. Bu durum fiyat artışında etkili oldu.</p>
<p>Ağustos’ta meyve fiyat endeksi yıllık yüzde 4,51 azaldı, yıllık işlem miktarı yüzde 3,97 arttı. Miktarda artış, fiyat düşüşünde ise etkili oldu.</p>
<p>Ağustos ayında sebze fiyat endeksi yıllık yüzde 61,66 artış gerçekleşti. Fiyat artışı, sebze miktarında yüzde 9,93 artışa rağmen yaşandı.</p>
<p><strong>7 yılın ortalamaları</strong></p>
<p>Ağustos ayında, son yedi yılın verilerine göre, domates satış miktarı ortalamanın altında, meyve ve sebze satış miktarı ise ortalama civarında değişim gösterdi. Domates, meyve ve sebze fiyat seviyesi ise ortalama civarında değişim gösterdi.</p>
<p><strong>Domates miktarında rekor düşüş oldu</strong></p>
<p>Ağustos ayında domates işlem miktar endeksi yüzde 56,70 düşerek rekor bir azalış gösterdi. İşlem fiyat endeksi yüzde ise yüzde 4,10 artış gösterdi. Son yedi yılın Ağustos ayları dikkate alındığında, işlem fiyat endeksi dördüncü en büyük artış olarak tabloya yansıdı.</p>
<p>Ağustos ayında meyve işlem miktar endeksi yüzde 23,42 azaldı, işlem fiyat endeksi ise yüzde 16,07 arttı. Son yedi yılın Ağustos aylarına göre, işlem miktar endeksi beşinci en büyük azalış, son yedi yılın Ağustos ayları dikkate alındığında işlem fiyat endeksi altıncı en büyük artış olarak kaydedildi.</p>
<p>Ağustos ayında sebze işlem miktar endeksi yüzde 34,78 azaldı, işlem fiyat endeksi de yüzde 1,44 düştü. Son yedi yılın Ağustos ayına göre, işlem miktar endeksi üçüncü en büyük azalış, son yedi yılın Ağustos ayları dikkate alındığında, işlem fiyat endeksi ise dördüncü en büyük düşüş olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/domates-miktari-azaldi-fiyati-artti-86683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/3/1280x720/domates-miktari-azaldi-fiyati-artti-1788337981.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos ayında Antalya Toptancı Hallerinde domates miktarı yıllık yüzde 7,88 azalırken fiyat endeksi ise yüzde 75,56 artış gösterdi. Meyve miktarı artarken fiyatlar azaldı. Sebze miktar ve fiyat endeksi ise artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uluslararasi-5-bursa-gastronomi-festivali-fetheden-lezzetlerle-geliyor-86679</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uluslararası 5. Bursa Gastronomi Festivali &#039;Fetheden Lezzetler&#039;le geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından 5'incisi düzenlenecek Uluslararası Bursa Gastronomi Festivali, Bursa’nın fethinin 700’üncü yılına özel “Fetheden Lezzetler” temasıyla tanıtıldı. Festival, 18-20 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek.</p>
<p>18-19-20 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek festivalin detayları, Merinos Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen tanıtım toplantısıyla kamuoyuyla paylaşıldı.</p>
<p>Toplantıya AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, AK Parti Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç ve Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz katıldı. Bursa Büyükşehir Başkan Vekili Şahin Biba, Festival temasının “Fetheden Lezzetler” olarak belirlendiğini ifade ederek, “Bizim anlayışımıza göre fetih yalnızca sınırları aşmak değil; gönülleri kazanmak, damakları fethetmek, asırlık reçeteleri geleceğe taşımak ve Bursa’mızın eşsiz kültürünü, damak tadını dünya sofralarıyla buluşturmaktır” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a97d1aa56005-1788334506.jpg" alt="" width="534" height="356" /></p>
<h2><strong>“Farklı kültürleri aynı sofrada buluşturacağız”</strong></h2>
<p>Bursa’nın 8 bin 500 yıllık geçmişiyle tarihi ve kültürel zenginliğinin yanı sıra güçlü bir mutfak kültürüne sahip olduğunu dile getiren Biba, Osmanlı’nın ilk başkenti olmasının getirdiği saray mutfağı mirasının yanı sıra ilçelerden ve köylerden gelen yerel üretim kültürünün de Bursa mutfağında önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı. Biba, “Bursa mutfağını değerli kılan unsurlardan biri de farklı kültürlerin bu topraklarda buluşarak ortak bir sofra kültürü oluşturmasıdır. Orta Asya ve Anadolu’dan, Balkanlar ve Kafkaslar’dan gelen mutfak geleneklerinin Bursa’da harmanlandığını görüyoruz” dedi. </p>
<h2><strong>“Tarladan sofraya asırlık lezzetler”</strong></h2>
<p>Biba, “Orta Asya ve Anadolu'dan, Balkanlar ve Kafkaslardan gelen mutfak geleneklerinin Bursa'da harmanlandığını görüyoruz. Bu asırlık zenginliğimiz, bugün Bursa’nın dört bir yanında yaşamaya devam ediyor. Bursa döner kebabı, İnegöl köftesi, pideli köfte, tahinli pide, cantık, kestane şekeri, cevizli lokum, Mustafakemalpaşa peynir tatlısı, süt helvası, Keles sorgun peyniri, Gedelek turşusu, Gemlik zeytini. Coğrafi tescilli ürünlerimizin her biri farklı bir hikâyeden izler taşıyor. Bursa'nın yerel mutfak zenginliği, bugün çok daha geniş bir ürün ve yemek çeşitliliğiyle karşımıza çıkıyor. Geniş coğrafyaları ve farklı kültürleri aynı sofrada buluşturan 7 asırlık devasa bir lezzet mirasını Merinos Parkımızda dünya sahnesine çıkarıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a97d1c40ff50-1788334532.jpg" alt="" width="631" height="420" /></p>
<h2><strong>“Üç gün boyunca lezzet, kültür ve eğlence”</strong></h2>
<p>Ana sahnede toplam 20 mutfak şovu ve söyleşinin yanı sıra üç konser düzenlenecek. Şef Arda Türkmen “Fetheden Tarifler”, Şef Danilo Zanna “Coğrafi İşaretli Ürünlerle Füzyon” başlıklarıyla sahnede yer alacak. Şef Murat Bozok, Özgür Üstün, Doğa Çitçi, Umut Karakuş, Aydın Demir ve Hüseyin Bölük de gastronomi tutkunlarıyla buluşacak. Program kapsamında Vedat Ozan ile koku hafızası ve Bursa döner kebabının duyusal incelemesi; Taylan Kümeli ile sağlıklı beslenme söyleşisi gerçekleştirilecek. Pelin Çift moderatörlüğünde yapılacak esnaf lokantaları panelinin yanı sıra Eser Yenenler ve İbrahim Büyükak ile Bursa sokak lezzetleri üzerine bir söyleşi düzenlenecek. Akşam programlarında ise Irmak Arıcı, Turgay Başyayla, Menteşeli Cengiz, Şef Aysel Gürel &amp; Gastro Müzik Korosu ve Bursa Büyükşehir Belediyesi Orkestrası sahne alacak.</p>
<h2><strong>“Kültür aktarımında önemli bir araç”</strong></h2>
<p>Bursa Kültür ve Turizm Tanıtma Birliği Başkanı ve Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, günümüzde turistlerin yalnızca tarihi mekanları görmekle yetinmediğini vurgulayarak gastronominin şehirlerin kültürünü ve hikayesinin ziyaretçilere aktarmada önemli bir araç haline geldiğini söyledi. Yılmaz, “Asıl mesele bu ürünlerin yalnızca tanınması değil; üretildiği coğrafyayla, üreticisiyle, hikayesiyle ve Bursa’nın kültürel mirasıyla birlikte bir turizm değerine dönüştürülmesidir” dedi.</p>
<h2><strong>“10 ülkeden 12 kardeş şehir katılacak”</strong></h2>
<p>18-19-20 Eylül’de düzenlenecek festivalde 10 ülkeden 12 kardeş şehrin Bursa’da bir araya geleceğini belirten Yılmaz, 2035 Bursa Gastronomi Vizyon Belgesi ve Bursa Turizm Master Planı ile kentin gelecekteki turizm rotasının da şekillendirileceğini açıkladı. Bursa’nın fethinin 700’üncü yılının kutlandığını hatırlatan Yılmaz, “Gerek yurt içinden gerekse yurt dışından şehrimize gelecek misafirlerimiz ve kent halkımız, bu yılki festivalle birlikte Bursa mutfağını tarihten günümüze tanıma fırsatı elde edecek” şeklinde konuştu.  </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uluslararasi-5-bursa-gastronomi-festivali-fetheden-lezzetlerle-geliyor-86679</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/9/1280x720/uluslararasi-5-bursa-gastronomi-festivali-fetheden-lezzetlerle-geliyor-1788334559.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından kentin zengin mutfak kültürünü uluslararası alana taşımak amacıyla 18-19-20 Eylül tarihlerinde düzenlenecek Uluslararası 5. Bursa Gastronomi Festivali, Merinos Parkı’nda gerçekleştirilecek. “Fetheden Lezzetler” temasıyla düzenlenecek festivalin tanıtım toplantısında, “Bursa&#039;nın mutfağı, yalnızca geçmişten bize kalan bir miras değil; geleceğe taşıyacağımız büyük bir değerdir” ifadelerini kullanan Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, herkesi 3 gün sürecek gastronomi şölenine davet etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aslantas-gtoyu-yeni-donemde-ar-ge-ile-guclendirecegiz-86669</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aslantaş: GTO’yu yeni dönemde AR-GE ile güçlendireceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE ESİN ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Ticaret Odası’nda (GTO) kasım ayında gerçekleştirilecek seçimler öncesinde hareketlilik başladı.</p>
<p>GTO Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, seçim çalışmalarının yürütüleceği Seçim Yönetim Merkezi’nin açılışını gerçekleştirdi. Açılışa sanayici ve iş dünyasından çok sayıda isim ile davetliler katıldı.</p>
<p>Göreve geldikleri günden bu yana üyelerin ihtiyaçlarına odaklandıklarını belirten Aslantaş, “Bizler sizler için varız. Ülkemizin istihdamına, üretimine, ticaretine, ihracatına ve vergisine katkı sağlayan, sosyal sorumluluk projelerinde de öncü olan kıymetli üyelerimize minnet borcumuz var. Sizlerden aidat alıyoruz ve bunun karşılığında sizlere borçlanıyoruz. Bu borcu da en iyi şekilde hizmet ederek ödemekle mükellefiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Üyelerle doğrudan temasın önemine değinen Aslantaş, göreve geldikleri günden bu yana yaklaşık 10 bin üyeye birebir ulaştıklarını belirterek, “Göreve geldiğimiz günden bugüne üyelerimizi mümkün olduğunca iş yerlerinde ziyaret ettik, odamızda da ağırladık. Yaklaşık 10 bin üyemizle birebir temas kurma fırsatı bulduk. Gönlümüz 28 bin üyemizin tamamıyla doğrudan iletişim kurabilmekten yana. Önümüzdeki dönemde de üyelerimizin yanında olmaya, onların talep ve beklentilerini dinlemeye devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/02/bugun-gebze-ticaret-odasi-icin-yen-59fa.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<h2>“Öğrencilerimize 3 milyon lira doğrudan destek sağladık”</h2>
<p>Mesleki eğitimin iş dünyasının ihtiyaçları doğrultusunda güçlendirilmesine önem verdiklerini belirten Aslantaş, bu alanda hayata geçirdikleri çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Gebze Teknik ve Anadolu Meslek Lisesi bünyesinde mesleki eğitim ve atölye binası kazandırdıklarını ifade eden Aslantaş, “Kurucu Başkanımız İbrahim Başaran’ın ismini vererek bir anlamda vefa borcumuzu da yerine getirmek istedik. Okulları tek tek ziyaret ederek öğrencilerimize meslek sahibi olmanın önemini ve bunun sürdürülebilirliğini anlattık. Meslek liselerinde ‘projem var’ diyerek bize gelen öğrencilerimize 3 milyon lira doğrudan destek sağladık” dedi.</p>
<p>Aslantaş, çalışmaların yalnızca okullarla sınırlı kalmadığını belirterek, “Gebze Center’da düzenlediğimiz programlarla meslek liselerinde eğitim gören öğrencilerimizin çalışmalarını velilerimizle ve kamuoyuyla buluşturduk. Bu etkinliklerde yaklaşık 100 bin kişiye ulaşma fırsatı yakaladık. Bunun yanında Gebze Teknik Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi bünyesindeki birer meslek yüksekokulumuzun da hamiliğini üstlendik. Firmalarımızla öğrencilerimizi bir araya getirerek üniversite-sanayi iş birliğinin güçlenmesine katkı sunduk” şeklinde konuştu.</p>
<h2>“AR-GE biriminden faydalanmak isteyen üyelerimizi bir araya getireceğiz”</h2>
<p>GTO’nun yeni dönemde inovasyon ve AR-GE çalışmalarına daha fazla odaklanacağını belirten Aslantaş, “AR-GE olmadan olmaz. Kazandığı paranın bir bölümünü kendisini geliştirmek için harcamayan hiçbir firma ayakta kalamaz. Firmalar kendilerini geliştirmedikleri, versiyon değiştirmedikleri sürece ayakta durmaları mümkün değil. Firmalarımızın AR-GE çalışmalarından ve oda bünyesinde oluşturacağımız AR-GE biriminden faydalanmak isteyen üyelerimizi bir araya getireceğiz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aslantas-gtoyu-yeni-donemde-ar-ge-ile-guclendirecegiz-86669</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/9/1280x720/aslantas-gtoyu-yeni-donemde-ar-ge-ile-guclendirecegiz-1788329618.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, kasım ayında yapılacak seçimler öncesinde Seçim Yönetim Merkezi’ni açtı. Aslantaş, yeni dönemde üyelerle daha güçlü iletişim, mesleki eğitim, inovasyon ve AR-GE çalışmalarına odaklanacaklarını belirterek, “Güçlü oda, güçlü Gebze, güçlü ülke” mesajı verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86645</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa neyi fiyatlıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100’de Kayıplar Devam Ederken Piyasa Neyi Fiyatlıyor? | Ekonomi Masası | 02 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/dkZlyQwHNNQ" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/guldag-berfin-1787719214.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulun-agustos-enflasyonu-yuzde-166-86629</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 14:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul&#039;un ağustos enflasyonu yüzde 1,66</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), İTO 2023=100 bazlı İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi ile Toptan Eşya Fiyatları İndeksi'nin ağustos ayı verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, kentte ağustosta bir önceki aya kıyasla perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İTO İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi yüzde 1,66, toptan fiyat hareketlerini yansıtan Toptan Eşya Fiyatları İndeksi ise yüzde 2,5 arttı. Geçen yılın aynı ayına göre değişim oranı perakende fiyatlarda yüzde 34,96 olarak gerçekleşirken, toptan fiyatlarda yüzde 25,07 oldu.</p>
<p>İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi'ndeki artış oranı ağustosta bir önceki aya göre en yüksek yüzde 17,28 ile "eğitim" harcamaları grubunda görüldü. Onu yüzde 8,22 ile "alkollü içecekler ve tütün", yüzde 2,32 ile "konut", yüzde 1,43 ile "ulaştırma", yüzde 1,41 ile "ev eşyası", yüzde 1,35 ile "çeşitli mal ve hizmetler", yüzde 1,11 ile "eğlence ve kültür", yüzde 0,86 ile "haberleşme", yüzde 0,72 ile "lokanta ve oteller", yüzde 0,20 ile "gıda ve alkolsüz içecekler" harcamaları grubu izledi.</p>
<p>"Sağlık" harcama grubunda değişim olmazken, "giyim ve ayakkabı" yüzde 0,08 azaldı.</p>
<p>İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi'nin ağustos ayındaki değişiminde, "eğitim", "alkollü içecekler ve tütün", "konut" ve "ulaştırma" harcama gruplarında yer alan bazı ürün ve hizmetlerdeki dönemsel ve kamu kaynaklı fiyat değişimleri etkili oldu.</p>
<p>"Gıda ve alkolsüz içecekler" harcama grubunda ise mevsimsel etkilere bağlı fiyat değişimleri ile "giyim ve ayakkabı" harcamaları grubunda gözlenen aşağı yönlü fiyat değişimleri etki etti.</p>
<p><strong>Toptanda en yüksek fiyat artışı işlenmemiş maddelerde</strong></p>
<p>Ağustosta bir önceki aya göre toptan eşya fiyatlarının en çok arttığı grup yüzde 7,29 ile "işlenmemiş maddeler" olurken, onu yüzde 2,75 ile "yakacak ve enerji maddeleri", yüzde 1,99 ile "inşaat malzemeleri", yüzde 1,64 ile "gıda maddeleri", yüzde 1,47 ile "madenler", yüzde 0,38 ile "kimyevi maddeler" izledi.</p>
<p>"Mensucat" grubunda herhangi bir değişim gözlenmedi.</p>
<p>Yıllık artış ise madenlerde yüzde 37,68, gıda maddelerinde yüzde 27,71, inşaat malzemelerinde yüzde 24,77, yakacak ve enerji maddelerinde yüzde 23,52, işlenmemiş maddelerde yüzde 14,44, mensucatta yüzde 13,47, kimyevi maddelerde yüzde 9,71 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulun-agustos-enflasyonu-yuzde-166-86629</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/enflasyon-market-alisveris44556.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;nun ağustos verilerine göre, İstanbul&#039;da aylık bazda perakende fiyatlar yüzde 1,66, toptan fiyatlar da yüzde 2,5 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lisanssiz-elektrik-uretimine-133-megavatlik-kapasite-tahsisi-86626</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 13:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lisanssız elektrik üretimi için 13,3 megavatlık kapasite tahsisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>1-31 Temmuz döneminde yapılan başvuruların Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun (EPDK) ilgili kararına göre değerlendirildiği bildirildi.</p>
<p>Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) tarafından yapılan bilgilendirmeye göre, değerlendirme sonucunda 6 başvuru için toplam 13,3 megavatlık kapasite tahsis edildi. Başvuruların tamamı, üretim ve tüketimin aynı yerde olduğu projelere ilişkin oldu.</p>
<p>Buna göre, 1'inci bölgede toplam 8,1 megavat, 9'uncu bölgede ise toplam 5,2 megavat kapasite tahsisi yapıldı.</p>
<p>Kapasite tahsis hakkı kazanan başvurulara, Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün görüşü doğrultusunda sistem bağlantı görüşü verilecek.</p>
<p>TEİAŞ'ın 31 Ağustos itibarıyla yayımladığı haritaya göre, iletim gerilim seviyesinden şebekeye bağlanacak rüzgar enerjisi santrali ve güneş enerjisi santrali yatırımları için bölgesel kalan kapasite toplam 38,7 megavat seviyesinde bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lisanssiz-elektrik-uretimine-133-megavatlik-kapasite-tahsisi-86626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/1/1280x720/gunes-ruzgar-ges-res-1755788835.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEİAŞ, lisanssız elektrik üretimi için yapılan başvurular kapsamında 13,3 megavatlık kapasite tahsis etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/intetra-teknoloji-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-86621</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 13:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> İntetra Teknoloji Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İntetra Teknoloji ve Bilişim Hizmetleri AŞ, Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "INTET" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>İntetra Teknoloji'nin gong töreni, Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, İntetra Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ömerbeyoğlu, Yönetim Kurulu Başkan Vekili İhsan Serdar Tiyek, Üst Yöneticisi (CEO) ve Yönetim Kurulu Üyesi Muhammed Alyürük, Yönetim Kurulu Üyesi Bengi Aran Ömerbeyoğlu, Yönetim Kurulu Üyesi Recep Bahar, Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı Bekir Kurtuluş ve Bulls Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Berkay Aytekin'in katılımıyla yapıldı.</p>
<p>Bulls Yatırım liderliğinde gerçekleştirilen halka arzın talep toplama işlemleri 26-27 Ağustos'ta tamamlandı. Halka arz kapsamında 40 milyon lira nominal değerli pay 53,60 lira sabit fiyatla satışa sunulurken, halka arzın toplam büyüklüğü 2 milyar 144 milyon lira olarak gerçekleşti. Halka arzda, toplam 653 bin 433 yatırımcıya pay dağıtıldı.</p>
<p>Dağıtım kapsamında 651 bin 837 yurt içi bireysel yatırımcıya 39 milyon 905 bin 887 lot, 38 yurt içi kurumsal yatırımcıya 2 bin 777 lot ve 1558 yurt dışı bireysel yatırımcıya 91 bin 336 lot pay verildi. Böylece dağıtılan payların yüzde 99,76'sı yurt içi bireysel, yüzde 0,01'i yurt içi kurumsal ve yüzde 0,23'ü yurt dışı bireysel yatırımcılara tahsis edildi.</p>
<p><strong>"Ülkemizin teknoloji ihracatına değerli katkılar sunuyor"</strong></p>
<p>Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, törende yaptığı konuşmada, İntetra Teknoloji'nin Türkiye'nin ulaşım altyapısının dijital dönüşümünde önemli bir rol üstlendiğini söyledi.</p>
<p>Şirketin yerli sistemlerin geliştirilmesine de katkı sağladığını belirten Ergun, şunları ifade etti:</p>
<p>"İntetra Teknoloji, ayrıca uluslararası projeleriyle de ülkemizin teknoloji ihracatına değerli katkılar sunuyor. Bugün ise borsamızda işlem görmeye başlayarak, halka arzdan elde ettiği gelirle bu yatırımlarını ve projelerini sürdürmeye devam edecekler. Bu nedenle, bu önemli halka arzda emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. İntetra Teknoloji'ye borsamız ailesine hoş geldiniz diyor, bu halka arzın sermaye piyasalarına hayırlı olmasını diliyorum."</p>
<p><strong>"Daha güvenli, hızlı, konforlu ve sürdürülebilir bir ulaşım geleceğine katkı sağlamak istiyoruz"</strong></p>
<p>İntetra Teknoloji CEO'su ve Yönetim Kurulu Üyesi Muhammed Alyürük de halka arzla şirketin sürdürülebilir büyüme yolculuğunda önemli bir eşiği geride bıraktığını söyledi.</p>
<p>Halka arzın sermaye yapısını güçlendirdiğini belirten Alyürük, "Şirketimizin geleceğine ve büyüme potansiyeline duyulan güven için tüm yatırımcılara da ayrıca teşekkür ediyoruz. Bundan sonraki süreçte geleceğin teknoloji ekosistemini şekillendirirken öncü şirketlerden birisi olmak ve tüm paydaşlarımız için uzun vadeli kalıcı değer üretmek için çalışmaya devam edeceğiz." dedi.</p>
<p>Alyürük, İntetra Teknoloji'nin 21 yıldır Türkiye'nin ulaşım altyapısının dönüşümüne katkı sağlayan projelerde yer aldığını ifade ederek, Türkiye'de geliştirdikleri teknoloji ve mühendislik birikimini uluslararası pazarlara taşıma hedefiyle ilerlediklerini dile getirdi.</p>
<p>Hedeflerinin Türkiye'de geliştirilen mobilite teknolojilerini dünyanın farklı coğrafyalarında hayata geçirmek olduğunu belirten Alyürük, şunları ifade etti:</p>
<p>"İntetra'yı uluslararası ölçekte rekabet eden güçlü bir mobilite teknoloji şirketi haline getirmek istiyoruz. Bunun için önümüzdeki dönemde teknoloji ve AR-GE yatırımlarımızı güçlendirecek, yazılım ve ürün geliştirme kapasitemizi artıracak ve uluslararası büyümemizi hızlandıracağız. Bugün akıllı otoyollardan elektronik ücret toplamaya, tünel yönetiminden demir yollarına ve araç yol haberleşmesine kadar geniş bir teknoloji alanında çalışıyoruz. Projelerimizi, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap veren sistemler olarak görmüyoruz. Geleceğin yolları, yalnızca araçların üzerinde hareket ettiği fiziksel altyapılar olmayacak. Yol, araç, trafik ışıkları, tünel, ödeme sistemleri ve kontrol merkezleri birbirleriyle gerçek zamanda iletişim kuran, yaşayan bir dijital ekosisteme dönüşecek. Bizim vizyonumuz da tam olarak bu. Birbirinden bağımsız sistemler kurmak değil, ulaşımın tüm birleşenlerini birbirine bağlayan, daha akıllı, güvenli ve sürdürülebilir bir mobilite ekosistemi oluşturabilmek. Hedefimiz, teknoloji ve yazılım gücümüzle daha güvenli, hızlı, konforlu ve sürdürülebilir bir ulaşım geleceğine katkı sağlamak."</p>
<p><strong>"Halka arzı stratejik sıçrama noktalarından biri olarak görüyoruz"</strong></p>
<p>İntetra Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ömerbeyoğlu da şirketin 21 yıl önce Türkiye'den dünyaya teknoloji ihraç eden bir mühendislik gücü olma hedefiyle yola çıktığını söyledi.</p>
<p>Aradan geçen sürede akıllı ulaşım sistemlerinden elektronik ücret toplamaya, trafik yönetiminden entegre mobilite çözümlerine kadar ulaşımın geleceğini şekillendiren teknolojiler geliştirdiklerini belirten Ömerbeyoğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye'de kazandığımız derin mühendislik birikimini sınırların ötesine, dünyanın farklı coğrafyalarına taşıdık. Bugün İntetra yalnızca Türkiye'de proje yapan bir şirket değil, kendi teknolojisini üreten, küresel ölçekte projelerde rekabet eden ve dünyanın farklı coğrafyalarında iz bırakan uluslararası bir teknoloji firması. Ama bizim için asıl gurur kaynağı, finansal büyüklük veya projelerimiz değil. İntetra'nın gerçek değeri, uzun yıllarda ilmik ilmik işlediğimiz mühendislik kültürü üretimine inancımız ve en önemlisi insan kaynağı. Çünkü biliyoruz ki geleceği vizyon sahibi, tutkulu ve üreten insanlar şekillendirir. Bugün İntetra'nın sayfasına, yeni bir sayfa açmıyoruz. Halka arzı bir bitiş veya varış çizgisi olarak görmüyoruz, İntetra'nın küresel bir teknoloji firmasına dönüşme yolculuğunda en stratejik sıçrama noktalarından biri olarak görüyoruz."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/intetra-teknoloji-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-86621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/1/1280x720/436-1788257777.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul&#039;daki gong töreninde konuşan İntetra Teknoloji CEO&#039;su Muhammed Alyürük, &quot;Geleceğin teknoloji ekosistemini şekillendirirken öncü şirketlerden birisi olmak ve tüm paydaşlarımız için uzun vadeli kalıcı değer üretmek için çalışmaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozan-diren-tartismamiz-gereken-programi-terk-etmek-degil-eksik-ayagini-tamamlamak-86620</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 12:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ozan Diren: Tartışmamız gereken programı terk etmek değil, eksik ayağını tamamlamak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/EKONOMİ</strong></p>
<p>Üç yıldır uygulanan ekonomi programının ağır iç ve dış şoklara karşı gerekli bir çerçeve sağladığını ama sanayi üzerindeki baskıyı artırdığını dile getiren Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, buna rağmen tartışılması gerekenin programı terk etmek değil, eksik ayağını tamamlamak olduğunu ifade etti.</p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO) ağustos ayı meclis toplantısına konuk olan Diren, Türkiye ekonomisinin son üç yıldır makroekonomik dengelenme ve istikrar arayışında olduğunu belirterek, “Bunun ilk ve vazgeçilmez koşulu enflasyonla mücadele. Bu tartışmayı program başarılı mı, başarısız mı olduğu ikilemine sıkıştırmak doğru değil. Program, ağır iç ve dış şoklara karşı gerekli bir çerçeve sağladı. Bunu teslim etmeliyiz. Para politikası ve maliye politikası bu çerçevenin temel unsurları ama tek başlarına yeterli değil. Tartışmamız gereken programı terk etmek değil, eksik ayağını tamamlamak” diye konuştu.</p>
<p>Programda maliye politikasının para politikasına gecikmeli eşlik ettiğini söyleyen Diren, “Gıda, konut ve eğitim gibi yüksek enflasyon alanlarında yapısal ve arz yönlü reformları programa yeterince dahil edemedik. İç siyasi gelişmeler ve jeopolitik şoklar da hedefe ulaşma süresini uzattı. Parasal sıkılık beklenenden uzun sürdü. Sanayi üzerindeki baskı arttı. Geçmişte reformlarla desteklenen bir programla enflasyonu tek haneye düşürdük. Şimdi de başarmamamız için bir neden yok. Bunun koşulu, temel ayağı, yani reformları eksik bırakmamak. Merkez Bankası’nın yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 16’dan yüzde 28’e çıkarması yapısal ve arz yönlü politikaları hızlandırmamız gerektiğini açıkça gösteriyor” görüşünü savundu.</p>
<p>Enflasyonla mücadeleden vazgeçilemeyeceğini belirten Ozan Diren, “Fakat yalnızca talebi baskılayan araçlarla ilerlemek, sanayi üzerindeki baskıyı uzatır. Kısa vadede talep koşullarını dengelerken, orta vadede arz kapasitesini, üretkenliği ve verimliliği artırmalıyız. Kur, faiz ve finansman maliyeti önemli ama bunların hiçbiri tek başına sorunların kapsamlı bir teşhisi değil. Kısa vadeli çözüm, yarının problemi olmamalı. Makro dengelenmenin sanayi üzerindeki etkisini rakamlar açık biçimde gösteriyor. Haziran itibarıyla sanayinin 12 aylık ortalama büyüme hızı yüzde 1,8'e geriledi. Uzun vadede yaklaşık yüzde 5 çevresinde dalgalanan bu oran, 2023 sonrasında yüzde 2'nin altına indi. Bu, sanayinin daha düşük bir büyüme patikasına yerleştiğini gösteriyor” dedi.</p>
<h2>“Dezenflasyon hedefinden vazgeçilmesini istemiyoruz”</h2>
<p>Sanayinin kısa vadede nefes alanına, orta vadede ise kamu ve özel sektörün aynı hedefler etrafında hizalanmasına ihtiyacı olduğunu vurgulayan Diren, “Burada önerdiğimiz şey genel ve kontrolsüz bir parasal gevşeme değil. Dezenflasyon hedefinden vazgeçilmesini de istemiyoruz. İhtiyacımız olan çerçeve hedefli, seçici ve şeffaf olmalı. Süresi belli olmalı, performans koşuluna bağlanmalı ve etkisi ölçülmeli. Kısa vadede reel sektörün likidite ve işletme sermayesi ihtiyacı ele alınmalı. İhracat siparişleri finanse edilmeli, kayıtlı istihdam korunmalı, üretimin ani biçimde durması önlenmeli. Aynı zamanda verimlilik yatırımları desteklenmeli; otomasyon ve dijitalleşme hızlandırılmalı. Enerji verimliliği ve yeşil dönüşüm finanse edilmeli, teknoloji ve stratejik kapasite yatırımları büyütülmeli, ihracatta katma değeri artıran projelere öncelik verilmeli” diye konuştu.</p>
<h2>“Asıl tehlike sanayinin küçülmesi”</h2>
<p>EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar da üretim ülke ekonomisinin lokomotif olduğunun unutulmaması gerektiğini belirterek, “Sanayide, tarımda yaşanan daralmalar fiyatlar üzerinde baskı yaratmaya, dolayısıyla enflasyonun düşürülmesinin önünde engel olmaya devam ediyor. Sanayinin gayri safi yurt içi hasıladaki payı % 18.3'ye, imalat sanayinin payı 15.4, ihracatın payı yüzde 16,3’e düştü. Asıl tehlike çanı burada çalıyor. Sanayinin tıkandığı bir düzende ilerleme söz konusu olmaz. Sanayicimiz içeride hiç olmadığı kadar baskı altındayken, bir de küreselde de jeopolitik risklerden değişen ticaret kurallarına, gümrük vergilerinden Avrupa Birliği'nin adeta zorbalık derecesine varan made in Europe’ya, sınırda karbon düzenleme mekanizmasından yeni gümrük uygulamalarına kadar risk oluşturan birçok başlıkla mücadele ediyor” görüşünü dile getirdi.</p>
<p>EBSO seçimlerine siyaset müdahalesi iddiası Meclis Üyesi Nedim Anbar, bazı siyasetçilerin önümüzdeki ay gerçekleştirilecek EBSO seçimlerini dizayn etmeye çalıştığını dile getirdi. 17 yıldır sürdürdüğü EBSO meclis üyeliği görevini noktalayacağını belirten Anbar, “Bazı siyasetçiler sağı solu arayıp bazı isimlerin gruplara alınmaması için müdahalelerde bulunuyorlar. Bu durum oda seçimlerini kirletiyor. İş dünyası ekonomiye dair iki kelime ettiğinde TÜSİAD başkanı bile göz altına alınabiliyor. Birileri ‘sen kimsin, kendine güveniyorsan gel siyasete gir’ diye azarlamaya çalışıyor. EBSO seçimlerine müdahil olmak istiyorsanız gelin bir fabrika açın, EBSO’ya üye olun, istediğiniz gibi mücadele edin. 17 yıldır bu kurumun seçimlerinin siyasete hiç alet olduğunu görmemiştim, çok üzüldüm” dedi.</p>
<p>Seçimlerde EBSO başkanlığına aday olduğunu açıklayan EBSO Başkan Vekili Hakan Ürün, siyasetçilerin tüm sanayicilere eşit mesafede olması gerektiğini belirterek, “Oda başkanları hükümete, iktidara, siyasetçilere belli bir mesafede olmak zorunda. Siyasetçilere karşı olma durumumuz olamaz. Sonuçta pek çok sorunumuzu onlarla çözüyoruz. Bir uyum içinde çalışmamız gerekiyor. Görüş farklılıkları olabilir. Bugüne kadar farklı fikirler sorunsuz şekilde bu çatı altında bir araya geldi. Tüm siyasetçilerden bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da EBSO mensuplarına eşit mesafede kalmalarını rica ediyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozan-diren-tartismamiz-gereken-programi-terk-etmek-degil-eksik-ayagini-tamamlamak-86620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/0/1280x720/56-1788328172.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın ağustos ayı meclis toplantısına konuk olan TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, beklenenden uzun süren parasal sıkılığın sanayi üzerindeki baskıyı artırdığını belirterek, “Geçmişte reformlarla desteklenen bir programla enflasyonu tek haneye düşürdük. Şimdi de başarmamamız için bir neden yok. Bunun koşulu, temel ayağı, yani reformları eksik bırakmamak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kadooglu-dunya-gida-ticaretinin-kalbinin-turkiyede-atmasini-saglayacagiz-86619</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 12:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kadooğlu: Dünya gıda ticaretinin kalbinin Türkiye&#039;de atmasını sağlayacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye gıda sektörünün üreticilerini, ihracatçılarını ve uluslararası alıcılarını bir araya getiren Foodist İstanbul Fuarı, Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe'nin katılımıyla düzenlenen törenle kapılarını açtı.</p>
<p>Fuarın açılışında konuşan TİM Yönetim Kurulu Üyesi Celal Kadooğlu, Türkiye'nin gıda sektöründe sahip olduğu üretim gücünü küresel ticarette daha etkin bir konuma taşımayı hedeflediklerini söyledi. Türkiye'nin güçlü üretim altyapısı, geniş ürün çeşitliliği, yüksek kalite standartları ve dünyanın dört bir yanına ulaşan ihracat ağıyla küresel gıda ticaretinin önemli aktörlerinden biri olduğunu vurgulayan Kadooğlu, yeni dönemde hedefin bu gücü uluslararası ticaretin merkezinde konumlandırmak olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>“İstanbul küresel ticaretin buluşma noktası olacak”</strong></p>
<p>Türkiye'nin üretim kabiliyetini daha rekabetçi bir ihracat gücüne dönüştürmek için küresel ticaretin önemli buluşma merkezlerinden biri haline gelmesi gerektiğini belirten Kadooğlu, İstanbul'un bu hedef açısından sahip olduğu avantajlara dikkat çekti. Kadooğlu, “Gıda alanında güçlü üretim altyapımız, ürün çeşitliliğimiz, yüksek kalite standartlarımız, girişimci özel sektörümüz ve dünyanın dört bir yanına ulaşan ihracat ağımızla küresel gıda ticaretinin önemli ülkelerinden biriyiz. Üretimdeki gücümüzü ihracata daha rekabetçi şekilde taşıyabilmek için küresel ticaretin buluşma noktalarından biri olmak zorundayız” dedi. Dünyanın farklı bölgelerinden alıcıları Türkiye'ye çekmeyi ve uluslararası gıda ticaretini İstanbul merkezli güçlü bir organizasyon ağıyla buluşturmayı amaçladıklarını dile getiren Kadooğlu, İstanbul'un coğrafi ve ticari avantajlarının bu vizyon için önemli fırsatlar sunduğunu kaydetti. “İstanbul, eşsiz konumu, güçlü ulaşım bağlantıları, köklü ticaret kültürü ve uluslararası marka değeriyle bu hedef için son derece doğru bir adres” diyen Kadooğlu, fuarlar ve uluslararası ticaret organizasyonlarının Türkiye'nin ekonomik diplomasi gücüne de önemli katkı sağlayacağını vurguladı.</p>
<p><strong>Türk ürünleri daha güçlü markalarla dünyaya taşınacak</strong></p>
<p>Küresel ticaretin yalnızca ürün satmakla sınırlı olmadığını, alıcıların, yatırımcıların ve sektör temsilcilerinin aynı merkezlerde buluşmasının ülkelerin ticari gücünü artırdığını ifade eden Kadooğlu, Türkiye'nin gıda sektöründe yeni bir ticaret merkezi oluşturma vizyonuyla hareket ettiğini söyledi. Kadooğlu, “Dünya gıda ticaretinin kalbinin Türkiye'de atmasını sağlayacak bu çalışmalar, Türk ürünlerini dünyaya daha güçlü markalarla taşıyacaktır” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye'nin önümüzdeki dönemde üretim kapasitesinin yanı sıra markalaşma, teknoloji, sürdürülebilirlik ve lojistik alanlarında da önemli bir dönüşüm gerçekleştirmesi gerektiğine işaret eden Kadooğlu, küresel rekabetin giderek daha sert hale geldiği yeni döneme dikkat çekti.</p>
<p><strong>“Gelecek 10 yıl daha zorlu geçecek”</strong></p>
<p>Jeopolitik risklerin, iklim değişikliğinin ve küresel ekonomik belirsizliklerin önümüzdeki yıllarda ticaretin yönünü belirlemeye devam edeceğini belirten Kadooğlu, özel sektörün bu yeni döneme güçlü yatırımlarla hazırlanması gerektiğini söyledi. “Gelecek on yılda jeopolitik risklerin devam edeceği ve rekabetin artacağı bir döneme giriyoruz” diyen Kadooğlu, bu süreçte entegre tesislerin, akıllı yatırımların ve teknolojik dönüşümün büyük önem taşıyacağını vurguladı. Gıda arz güvenliğinin artık yalnızca tarımsal üretim meselesi değil, ülkelerin ekonomik ve stratejik güvenliği açısından da kritik bir başlık haline geldiğini belirten Kadooğlu, iklim değişikliği ve küresel riskler karşısında hammadde tedarikinin sürdürülebilir hale getirilmesinin öncelikli hedeflerden biri olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>“Lojistik yatırımlar Türkiye'nin gücünü artıracak”</strong></p>
<p>Türkiye'nin küresel ticaretteki en önemli avantajlarından birinin stratejik konumu ve lojistik kabiliyeti olduğunu dile getiren Kadooğlu, transit ticaretteki kapasitenin geliştirilmesinin ihracatçıların rekabet gücüne doğrudan katkı sağlayacağını söyledi. Türkiye'nin alternatif limanlara erişim imkânı ve güçlü kara yolu altyapısıyla bugüne kadar güvenilir bir tedarikçi olduğunu birçok kez kanıtladığını ifade eden Kadooğlu, yeni lojistik yatırımların bu avantajı daha da ileri taşıyacağını belirtti. Hassa-Dörtyol Tüneli ile Körfez'den Avrupa'nın içlerine uzanması planlanan Kalkınma Yolu gibi stratejik projelerin Türkiye'nin güvenli ve hızlı teslimat kapasitesini önemli ölçüde artıracağını kaydeden Kadooğlu, bu yatırımların özellikle dış ticarette yeni fırsatların kapısını aralayacağını söyledi.</p>
<p><strong>“Sadece tedarikçi değil, yönlendirici aktör olacağız”</strong></p>
<p>Türkiye'nin sahip olduğu üretim kapasitesi, lojistik avantajlar ve stratejik konumun ortak bir vizyon çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kadooğlu, hedeflerinin küresel gıda ticaretinde daha iddialı bir rol üstlenmek olduğunu vurguladı. Kadooğlu, “Önümüzdeki dönemde güçlü üretim kapasitemizi, lojistik avantajlarımızı ve stratejik konumumuzu ortak akılla birleştireceğiz. Türkiye'yi küresel gıda ticaretinin sadece tedarikçisi değil, yönlendirici aktörü yapmaya kararlıyız” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kadooglu-dunya-gida-ticaretinin-kalbinin-turkiyede-atmasini-saglayacagiz-86619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/9/1280x720/kadooglu-dunya-gida-ticaretinin-kalbinin-turkiyede-atmasini-saglayacagiz-1788254955.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM Yönetim Kurulu Üyesi Celal Kadooğlu, Türkiye&#039;nin güçlü üretim kapasitesi, stratejik coğrafi konumu ve gelişen lojistik altyapısıyla küresel gıda ticaretinde yalnızca önemli bir tedarikçi değil, yön veren bir merkez haline gelmeyi hedeflediğini söyledi. Kadooğlu, “Dünyanın farklı noktalarından alıcıları Türkiye&#039;ye getirecek, küresel gıda ticaretini İstanbul&#039;da buluşturacak güçlü bir çekim merkezi oluşturacağız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbva-filo-kiralaya-donusuyor-86625</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garanti BBVA Filo, &#039;Kirala&#039;ya dönüşüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Garanti BBVA Filo'nun, yaklaşık 20 yıllık araç kiralama deneyimini geniş bir hizmet modeline taşıyarak Garanti BBVA Kirala markasına dönüştürüleceği duyuruldu. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, araç kiralama faaliyetlerini sürdüren şirket, yeni dönemde akıllı telefon kiralama hizmetini ve ikinci el araç satışını da hizmet alanına ekleyecek.</p>
<p>Araç dışındaki ilk yeni kategorisi olan cep telefonu kiralama hizmetini bireysel Garanti BBVA müşterilerine 12 veya 24 aylık kiralama seçenekleriyle yalnızca Garanti BBVA Mobil üzerinden sunan şirketin, finansman, risk, operasyon ve servis yönetimindeki deneyimini farklı ürün kategorilerine taşıyacğı belirtildi.</p>
<p>Garanti BBVA Kirala, araç kiralamada geliştirdiği finansman, risk yönetimi, operasyon, servis, bakım, iade ve ikinci el değer yönetimi yetkinliklerini yeni ürün ve hizmet alanlarına taşımayı hedefliyor.</p>
<p>Araç kiralama yeni yapının ana faaliyetlerinden biri olmayı sürdürürken, akıllı telefon kiralama ve filodan çıkan araçların doğrudan ikinci el müşterileriyle buluşturulması dönüşümün ilk adımları arasında yer alıyor.</p>
<p>Garanti BBVA Kirala'nın yeni hizmet modeli, ürünlerin kullanım ömrünün daha verimli yönetilmesini de kapsarken, kiralama süresi tamamlanan ürünlerin geri alınarak kontrol edilmesi ve uygun koşullarda yeniden kullanıma kazandırılması, yeniden kullanıma uygun olmayanların ise geri dönüşüm süreçlerine yönlendirilmesi planlanıyor.</p>
<p>Kiralama modelinin, ürünlerin ekonomik ömrünün uzatılmasına ve kaynakların daha verimli kullanılmasına katkı sağlayan döngüsel bir yapıyla desteklenmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>"Operasyonel birikimi yeni ürün kategorilerine taşıyoruz"</strong></p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, Garanti BBVA Kirala'nın değişen müşteri beklentileri doğrultusunda şekillenen yeni bir iş modeli olduğunu belirtti.</p>
<p>Teknolojinin gelişme hızının müşterilerin ihtiyaçlarını ve ürünleri kullanma biçimlerini de dönüştürdüğünü vurgulayan Akten, "Bugün bireyler ve işletmeler ihtiyaç duydukları ürünlere kolay, esnek ve güvenilir biçimde ulaşabilecekleri yeni modeller arıyor. Garanti BBVA olarak müşterilerimizin sesini bir rehber olarak görüyor, hizmetlerimizi onların gözünden yeniden tasarlamaya odaklanıyoruz. Radikal Müşteri Perspektifi adını verdiğimiz bu yaklaşım, Garanti BBVA Kirala'nın dönüşümünün de temelini oluşturuyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Akten, bu yeni modelin önemli bir boyutunun da kaynakların daha verimli kullanılması olduğunu aktararak, sürdürülebilirliği yalnızca finansman perspektifiyle değil, iş modellerinin dönüşümü, kaynak verimliliği ve döngüsel ekonomiyi destekleyen yeni çözümler açısından da ele aldıklarının altını çizdi.</p>
<p>Kiralama, yeniden kullanım ve ürünlerin ikinci yaşamının yönetilmesi gibi modellerin döngüsel ekonomiye katkısını önemsediklerine işaret eden Akten, "Garanti BBVA Kirala ile müşterilerimizin değişen ihtiyaçlarına yeni çözümler sunarken, ürünlerin yaşam döngüsünü daha verimli yöneten ve sürdürülebilir değer yaratan bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Garanti BBVA Kirala Genel Müdürü Burak Ali Göçer de Garanti BBVA Filo'da yaklaşık 20 yıldır yüksek değerli varlıkların finansmanını, riskini ve operasyonunu yönettiklerini aktardı.</p>
<p>Göçer, seçimden teslimata, bakım ve servisten iade ve ikinci el değer yönetimine kadar tüm süreçleri uçtan uca yürüttüklerini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Garanti BBVA Kirala ile bu operasyonel birikimi yeni ürün kategorilerine taşıyoruz. Bugün bunun üç somut karşılığı var. Araç kiralama deneyimimizi dijitalleştiriyoruz, kiralama süresi tamamlanan araçlarımızı doğrudan ikinci el müşterileriyle buluşturuyoruz ve akıllı telefon kiralama hizmetini de yalnızca Garanti BBVA Mobil üzerinden müşterilerimize sunuyoruz. Bizim için yeni dönemin odağı, farklı ürün kategorilerinde güvenilir ve kolay bir kiralama deneyimi sunarken ürünün kullanım sürecini ve sonraki yaşamını da yönetebilmek. Garanti BBVA Kirala'yı bu yetkinlik üzerine büyütmeyi hedefliyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbva-filo-kiralaya-donusuyor-86625</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/4/1280x720/akten-1770277032.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA Filo&#039;nun hizmet alanını genişleterek &quot;Garanti BBVA Kirala&quot;ya dönüştürüleceği bildirildi. Genel Müdür Mahmut Akten, &quot;Müşterilerimizin değişen ihtiyaçlarına yeni çözümler sunarken, ürünlerin yaşam döngüsünü daha verimli yöneten ve sürdürülebilir değer yaratan bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/basvurular-basladi-500-lisans-ogrencisine-aylik-13-bin-750-lira-burs-86615</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başvurular başladı: 500 lisans öğrencisine aylık 13 bin 750 lira burs</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının ilgili kuruluşu Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) tarafından lisans öğrencilerine yönelik hazırlanan Yurt İçi Lisans Başarı Bursu Programı için başvurular başladı.</p>
<p>Bakanlık açıklamasına göre, 2025 veya 2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nda (YKS) ilk 100 bine giren ve program kapsamında belirlenen 41 farklı lisans programına yerleşen öğrenciler burs programına başvurabilecek.</p>
<p>Program kapsamında toplam 500 lisans öğrencisine aylık 13 bin 750 lira burs sağlanacak.</p>
<p>Başvurular, "https://burs.tenmak.gov.tr/" internet adresi üzerinden alınmaya başlandı.</p>
<p>Başvuru süreci, 15 Eylül Salı günü saat 17.00'de sona erecek.</p>
<p>Başvuru şartlarını taşıyan öğrenciler, kendi bölümleri içinde ilgili yılın YKS yerleştirme başarı sıralamaları doğrultusunda sıralanacak.</p>
<p>Her bir bölüm için ayrılan kontenjan dahilinde en yüksek başarı sırasına sahip öğrenciler burs kapsamında değerlendirilecek.</p>
<p>Birinci sınıfını tamamlayarak ikinci sınıfa geçen adayların genel ağırlıklı not ortalamasının en az 2,50/4,00 veya 65/100 olması şartı aranacak.</p>
<p><strong>Bursiyerlere mentör desteği sağlanacak</strong></p>
<p>Burs programına kabul edilen öğrencilere eğitim gördükleri alanlar ve kariyer hedefleri dikkate alınarak TENMAK bünyesinde görev yapan uzmanlar ile alanında deneyimli çalışanlar arasından mentörler atanacak.</p>
<p>TENMAK Araştırma Burs Programları, başarı ve araştırma olmak üzere iki temel başlıktan oluşuyor. Programlarla üniversitenin ilk yılından itibaren yetkin, üretken ve uluslararası standartlarda araştırma yapabilen gençlerin desteklenmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>"Enerjide tam bağımsız Türkiye yolunda gençlerimizin her daim yanındayız"</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:</p>
<p>"Geleceğimizin enerjisi gençlerimiz için TENMAK Lisans Başarı Bursu başvurularımız başladı. Enerji, nükleer, maden, bor, nadir toprak elementleri ve ileri malzeme gibi 41 alanda ülkemizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını yetiştirmek amacıyla YKS'de ilk 100 bine giren 500 lisans öğrencimize aylık 13 bin 750 lira burs imkanı ve mentörlük desteği sağlayacağız. Enerjide tam bağımsız Türkiye yolunda gençlerimizin her daim yanındayız. Ülkemizin aydınlık yarınlarını inşa edecek tüm gençlerimizi bu imkândan yararlanmaya davet ediyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/basvurular-basladi-500-lisans-ogrencisine-aylik-13-bin-750-lira-burs-86615</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/enerji-ve-tabii-kaynaklar-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, &quot;Enerji, nükleer, maden, bor, nadir toprak elementleri ve ileri malzeme gibi 41 alanda ülkemizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını yetiştirmek amacıyla YKS&#039;de ilk 100 bine giren 500 lisans öğrencimize aylık 13 bin 750 lira burs imkanı ve mentörlük desteği sağlayacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-imalat-pmi-481e-cikti-86610</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 10:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO İmalat PMI 48,1&#039;e çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) anketinin ağustos ayı sonuçları açıklandı.</p>
<p>Eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, manşet PMI ağustosta 50 eşik değerinin altında yer almaya devam etse de temmuz ayındaki 47,7 düzeyinden 48,1'e yükseldi. PMI böylece son üç ayın en yüksek seviyesinde gerçekleşti ve faaliyet koşullarında bir önceki aya göre ılımlı bir yavaşlamaya işaret etti.</p>
<p>Orta Doğu'daki savaş bölgede belirsizliğe neden olurken ağustos ayında da talebin zayıf seyretmesine yol açtı ve imalat sektörünün performansını baskılamaya devam etti. Bunun sonucunda hem toplam yeni siparişler hem de yeni ihracat siparişleri yavaşladı. Öte yandan, her iki göstergedeki düşüş temmuz ayına kıyasla daha sınırlı gerçekleşti.</p>
<p>Bu gelişmeler karşısında imalatçılar üretim seviyelerini üst üste üçüncü ay azalttı. Ağustostaki yavaşlama, bir önceki aya oldukça yakın ve ılımlı seyretti. İş yüklerindeki zayıflık, imalatçıları istihdam ve satın alma faaliyetlerini azaltmaya yöneltti. Her ikisinde de düşüş belirgin düzeyde ve temmuz ayına göre daha yüksek oranlarda kaydedildi. Firmalar, siparişlerini mümkün olduğunca mevcut stoklarını kullanarak karşılamayı tercih ettiklerini bildirdi. Buna bağlı olarak hem girdi stokları hem de nihai ürün stokları düşüş eğilimini korudu.</p>
<p>Yükselen yakıt ve petrol maliyetlerinin yanı sıra ham madde fiyatlarındaki artışlara bağlı olarak, girdi maliyetleri enflasyonu son üç ayın en yüksek düzeyine çıktı. Buna bağlı olarak firmalar satış fiyatlarını artırdı. Girdi fiyatlarında olduğu gibi nihai ürün fiyatlarında da enflasyon ivme kazanmasına rağmen ocak-haziran ortalamasına göre yavaş seyretti. Son olarak, Orta Doğu'daki savaşın yol açtığı aksamalar nedeniyle tedarikçilerin teslimat sürelerinin uzadığı görüldü.</p>
<p><strong>İmalat sektörünün genelinde talep yönlü sorunlar yaşandı</strong></p>
<p>İSO Türkiye Sektörel PMI ağustos raporu, yeni ihracat siparişlerindeki bazı iyileşme belirtilerine rağmen, Türk imalat sektörünün genelinde talep yönlü sorunlar yaşandığını gösterdi. Buna bağlı olarak, üretimde büyüme sınırlı ölçekte kaldı ve istihdam artıran sektör sayısı temmuz ayına göre azaldı. Girdi maliyetleri enflasyonu yüksek seyretmeye devam etti ancak bazı sektörler yeni sipariş alma çabaları doğrultusunda satış fiyatı artışlarını sınırlı tuttu.</p>
<p>Ağustosta son beş ayda ilk kez, tüm sektörlerde yeni siparişler yavaşladı. En sert daralma kimyasal, plastik ve kauçuk sektöründe, en ılımlı düşüş ise giyim ve deri ürünlerinde kaydedildi. Toplam yeni siparişlerdeki gerileme, takip edilen 10 sektörün yarısında yeni ihracat siparişlerinin artmasına rağmen gerçekleşti.</p>
<p>Talep koşullarındaki zayıflık, sektörlerin çoğunluğunun ağustos ayında üretimini azaltmasına yol açtı. Bunun tek istisnası metalik olmayan mineral ürünler sektöründeki güçlü üretim artışı oldu. Üst üste ikinci ay kaydedilen bu artış, Mayıs 2022'den bu yana en yüksek hızda gerçekleşti. Yeni siparişlerde olduğu gibi, üretimde de en belirgin yavaşlama kimyasal, plastik ve kauçuk sektöründe gözlendi.</p>
<p>Yeni siparişler ve üretimdeki zayıf seyir, imalatçıların ağustos ayında istihdam kararlarında da temkinli davranmalarına neden oldu. İstihdam artışı kaydedilen sektör sayısı temmuzda beş iken ağustos ayında ikiye geriledi. Kara ve deniz taşıtı üreticileri üst üste dördüncü ay istihdamını artırırken, ana metal sanayi sektöründeki sınırlı artış sekiz aylık daralma eğilimini sona erdirdi.</p>
<p><strong>Giyim ve deri ürünleri firmalarının satış fiyatlarındaki artış sınırlı gerçekleşti</strong></p>
<p>Satın alma faaliyetlerinin tüm sektörlerde yavaşlaması, tedarik zincirleri üzerindeki baskının bir miktar hafiflemesini sağladı. Böylece anket kapsamında izlenen 10 sektörün yarısında teslimat süreleri kısaldı. Bununla birlikte, elektrikli ve elektronik ürünler sektöründe tedarikçilerin teslimat süreleri belirgin şekilde uzamaya devam etti.</p>
<p>Ağustos ayında en yüksek maliyet enflasyonu elektrikli ve elektronik ürünler sektöründe kaydedildi. Bu sektörde girdi fiyatlarındaki artış son beş ayın en yüksek hızında gerçekleşti. İzlenen sektörlerin büyük bölümünde girdi maliyetleri enflasyonu ivme kazanırken, bunun başlıca istisnası, geçen kasım ayından bu yana en ılımlı artışın gerçekleştiği ağaç ve kağıt ürünleri sektörü oldu. Girdi maliyetlerindeki yükselişe bağlı olarak satış fiyatları da tüm sektörlerde arttı. Bununla birlikte, giyim ve deri ürünleri firmalarının satış fiyatlarındaki artış çok sınırlı gerçekleşti.</p>
<p>Açıklamada endekse ilişkin değerlendirmesine yer verilen S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, şunları kaydetti:</p>
<p>"Orta Doğu'daki savaşın gölgesi Türk imalat sektörünün üzerine düşmeye devam etti. Savaş yalnızca talebi zayıflatmakla kalmadı, iş kararları üzerinde de ilave bir belirsizlik yarattı. Öte yandan, yeni siparişlerdeki düşüşün ağustos ayında ivme kaybederek son üç ayın en ılımlı düzeyinde gerçekleşmesi, firmaların bu etkiyi sınırlayabildiklerini gösterdi. Bu durum, sektörün önümüzdeki aylarda ivme kazanabileceğine ilişkin bir miktar umut verse de halen pek çok şey Orta Doğu'daki gelişmelerin hangi yönde seyredeceğine bağlı."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-imalat-pmi-481e-cikti-86610</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/sanayi-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuzda 47,7 olan İSO Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi geçen ay 48,1&#039;e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/fiyati-en-cok-artan-urun-yumurta-en-buyuk-dusus-sivri-biberde-86609</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 10:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fiyatı en çok artan ürün yumurta, en büyük düşüş sivri biberde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ağustos ayı üretici ve market fiyatları ile girdi maliyetlerindeki değişim hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamasında ağustosta üreticiyle market arasındaki fiyat farkının en fazla yüzde 748,4 ile limonda görüldüğünü belirten Bayraktar, limondaki fiyat farkını yüzde 380,3 ile havucun, yüzde 377,9 ile elmanın, yüzde 240,9 ile kabağın ve yüzde 239,4 ile yeşil soğanın takip ettiğini bildirdi.</p>
<p>Bayraktar, limonun 8,5 kat, elma ve havucun 4,8 kat, kabak ve yeşil soğanın da 3,4 kat fazlaya satıldığını aktararak, "Üreticide 10 lira olan limon markette 84 lira 84 kuruşa, 10 lira 66 kuruş olan havuç markette 51 lira 20 kuruşa, 18 lira 75 kuruş olan elma 89 lira 60 kuruşa, 16 lira 2 kuruş olan kabak 54 lira 61 kuruşa ve 17 lira 33 kuruş olan yeşil soğan 58 lira 83 kuruşa satıldı." ifadesini kullandı.</p>
<p>Ağustosta markette ve üreticide fiyatı en fazla artan ürünün yumurta, fiyatı en fazla düşen ürünün ise markette sivri biber, üreticide limon olduğunu belirten Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Ağustos ayında markette 37 ürünün 19'unda fiyat artışı, 18'inde fiyat düşüşü görüldü. Ağustosta markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 37,8 ile yumurta oldu. Yumurtadaki fiyat artışını yüzde 19 ile yeşil fasulye, yüzde 11,1 ile yeşil soğan, yüzde 10 ile marul ve yüzde 8,9 ile kuru incir takip etti. Markette fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 34,2 ile sivribiber oldu. Sivribiberdeki fiyat düşüşünü yüzde 28,9 ile kuru soğan, yüzde 24,2 ile kuru üzüm, yüzde 22 ile şeftali ve yüzde 21,2 ile kırmızı mercimek izledi.”</p>
<p>Bayraktar, ağustosta üreticide 29 ürünün 9'unda fiyat artışı, 13 üründe fiyat düşüşü görüldüğünü 7 üründe ise fiyat değişimi olmadığını bildirdi.</p>
<p>Üreticide en çok fiyat düşüşünün yüzde 75 ile limonda görüldüğünü ifade eden Bayraktar, limondaki fiyat düşüşünü yüzde 54,5 ile kuru soğanın, yüzde 24,2 ile patatesin, yüzde 23 ile yeşil soğanın ve yüzde 20 ile şeftalinin izlediğini aktardı.</p>
<p>Bayraktar, üreticide en çok fiyat artışının yüzde 39,9 ile yumurtada görüldüğünü, yumurtadaki fiyat artışını yüzde 11,1 ile marulun, yüzde 11 ile maydanozun, yüzde 7,3 ile kuzu etinin ve yüzde 7,2 ile kırmızı mercimeğin izlediğini vurguladı.</p>
<p><strong>Üretici fiyat değişimlerinin nedenleri</strong></p>
<p>Geçen yıl depolanan limonların arzı devam ederken, bu yıl erkenci çeşitlerin de piyasaya arzı nedeniyle limon fiyatlarında düşüş yaşandığının altını çizen Bayraktar, kuru soğanda Orta Anadolu'da hasadın başlaması ve ithalatın devam etmesi nedeniyle fiyatlarda gerileme yaşandığını kaydetti.</p>
<p>Bayraktar, ağustosta patates fiyatlarında yaşanan gerilemenin, başta Afyonkarahisar, Denizli, Amasya, Çorum, Kayseri, Nevşehir ve Niğde olmak üzere önemli üretim bölgelerinde yazlık patates hasadının aynı dönemde yoğunlaşmasından kaynaklandığının değerlendirildiğini bildirdi.</p>
<p>Fiyatların önceki dönemde yüksek seyretmesi nedeniyle üreticilerin söküme yönelmesi ve orta erkenci patateslerin de piyasaya çıkmaya başlamasının arzı artırarak fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturduğuna dikkati çeken Bayraktar, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Yeşil soğanda hasat döneminin yoğunlaşmasından dolayı ürünün arzında yaşanan artış, fiyatların düşmesine sebep oldu. Şeftalide üretimin yoğun olduğu ağustosta arzda görülen artışla birlikte üretici fiyatı düştü. Yumurta fiyatlarındaki yükseliş, yem, enerji, nakliye gibi üretim maliyetlerindeki artışın yanı sıra sektördeki planlama eksikliğinden kaynaklanan arz-talep dengesizliğine dayanıyor."</p>
<p><strong>Girdi fiyatlarındaki değişimler</strong></p>
<p>Bayraktar, girdi fiyatlarındaki değişimlere ilişkin de bilgi vererek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ziraat odalarımız aracılığıyla girdi piyasalarından aldığımız fiyat verilerine göre, ağustosta temmuza göre DAP gübresi yüzde 4,5, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 4,4, ÜRE gübresi yüzde 0,6 artış gösterdi. Buna karşın amonyum nitrat gübresi yüzde 5,6, amonyum sülfat gübresinde yüzde 0,6 düşüş görüldü. Geçen yılın ağustos ayına göre son bir yılda amonyum nitrat gübresi yüzde 61,2, amonyum sülfat gübresi yüzde 55,2, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 32,7, DAP gübresi yüzde 25,3 ve ÜRE gübresi yüzde 3,4 arttı. Ağustosta temmuz ayına göre besi yemi fiyatları yüzde 0,7, süt yemi fiyatları yüzde 0,6 arttı. Son bir yılda ise besi yemi yüzde 34,5, süt yemi yüzde 31,8 arttı. Elektrik fiyatları yıllık olarak yüzde 25,1, tarım ilacı fiyatları yüzde 27,8 arttı. Ağustosta mazot fiyatı aylık olarak yüzde 7 artarken, yıllık yüzde 57,9 arttı."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/fiyati-en-cok-artan-urun-yumurta-en-buyuk-dusus-sivri-biberde-86609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/yumurta-.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustosta markette 37 ürünün 19&#039;unda fiyat artışı, 18&#039;inde ise fiyat düşüşü görüldüğünü açıklayan TZOB Genel Başkanı Bayraktar, fiyatı en fazla artan ürünün yüzde 37,8 ile yumurta olduğunu bildirdi. Bayraktar, &quot;Markette fiyatı en fazla azalan ürün yüzde 34,2 ile sivri biber oldu. Sivri biberdeki fiyat düşüşünü yüzde 28,9 ile kuru soğan, yüzde 24,2 ile kuru üzüm, yüzde 22 ile şeftali ve yüzde 21,2 ile kırmızı mercimek izledi.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-saatte-250-kilometre-hiza-ulasarak-testlerimize-basariyla-devam-ediyoruz-86607</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 10:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: &#039;Milli Elektrikli Hızlı Tren&#039;imiz saatte 250 kilometre hıza ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayii AŞ (TÜRASAŞ) tarafından üretilen Milli Elektrikli Hızlı Tren'in test süreçleriyle ilgili bilgi verdi.</p>
<p>Daha önce saatte 240 kilometre hıza çıktıklarını ve son testlerde hız rekorunu geliştirdiklerini belirten Uraloğlu, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Saatte 225 kilometre işletme hızına sahip hızlı tren setimizin dinamik seyir emniyeti testlerine Gebze-Eskişehir güzergahında başladık. Testlerimizi Eskişehir-Polatlı arasında başarıyla sürdürüyoruz. Bu kapsamda Milli Elektrikli Hızlı Tren'imiz saatte 250 kilometre hıza ulaştı. Milli Elektrikli Hızlı Tren'in test çalışmaları belirlenen program doğrultusunda farklı hız ve işletme koşullarında sürdürülüyor. Trenimizin güvenli, konforlu ve yüksek performanslı bir şekilde işletmeye alınabilmesi için test ve doğrulama çalışmalarımızı titizlikle yürütüyoruz. Dinamik seyir emniyeti testlerimizde Gebze-Eskişehir etabının ardından Eskişehir-Polatlı hattında da önemli bir aşamayı geride bıraktık. Saatte 250 kilometre hıza ulaşarak testlerimize başarıyla devam ediyoruz."</p>
<p><strong>"Trenimizi yüksek konfor ve inovasyonla tasarladık"</strong></p>
<p>Uraloğlu, 577 yolcu kapasiteli, alüminyum gövdeli 8 araçtan oluşan bu setleri, otomatik tren durdurma sistemi, elektromekanik yolcu giriş kapıları, tam otomatik iklimlendirme, yangın ihbar, işitsel ve görsel yolcu bilgilendirme ve kamera sistemleriyle donattıklarının altını çizdi.</p>
<p>En önemli ve kritik sistemlerden "Tren Kontrol ve Yönetim Sistemi" ile "Cer Sistemi"ni, ASELSAN ile tamamen yerli ve milli olarak tasarlayıp ürettiklerine dikkati çeken Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Trenle seyahat edecek yolcularımızın rahatlıkla kullanabilmeleri için yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılayabilecekleri otomatlar ve mutfak bölümleri yerleştirdik. Ayrıca bu araçlarımızda engelli vatandaşlarımız için iki yolcu bölmesi ve tekerlekli sandalyeleriyle platformdan araca ve araçtan platforma indirilip bindirilmesini sağlayan asansörlere de yer verdik. Trenlerimizi, yüksek konfor ve inovasyonla mevcut ve gelecekte var olacak ihtiyaçları karşılamak üzere tasarladık."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-saatte-250-kilometre-hiza-ulasarak-testlerimize-basariyla-devam-ediyoruz-86607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/milli-hizli-tren-turasas-1788247486.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Uraloğlu, &quot;Saatte 225 kilometre işletme hızına sahip hızlı tren setimizin dinamik seyir emniyeti testlerine Gebze-Eskişehir güzergahında başladık. Testlerimizi Eskişehir-Polatlı arasında başarıyla sürdürüyoruz. Bu kapsamda Milli Elektrikli Hızlı Tren&#039;imiz saatte 250 kilometre hıza ulaştı. Milli Elektrikli Hızlı Tren&#039;in test çalışmaları belirlenen program doğrultusunda farklı hız ve işletme koşullarında sürdürülüyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/gazeteci-sukran-soner-hayatini-kaybetti-86622</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gazeteci Şükran Soner hayatını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Emek dünyasına yönelik haberleri ve işçi sendikaları ve diğer sivil toplum örgütlerinde de faaliyetlerde bulunan gazeteci Şükran Soner hayatını kaybetti.</p>
<p>Soner’in uzun yıllardır çalıştığı ve yazarı olduğu Cumhuriyet gazetesi internet sitesi, Soner’in tedavisini sürdürdüğü hastanede 1 Eylül sabahı hayatını kaybettiğini duyurdu. Şükran Soner Cumhuriyet gazetesinin yayıncısı Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğini de yürütüyordu. Geçmişte Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanlığı görevinde de bulunmuştu. </p>
<p>1946 yılında Eski Yugoslavya döneminde, Kosova’nın Priştine şehrinde doğdu. 1956 yılında ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç etti. 1966’da Cumhuriyet gazetesinde muhabir olarak çalışmaya başlayan ve işçi, eğitim haberlerini takip eden Soner, gazetecilik hayatının büyük bölümünü Cumhuriyet’te geçirdi. Vefat edene kadar da yazılarını sürdürdü. </p>
<p>Soner, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası üyeliği yanı sıra, 1970’li yıllarda iki dönem TGS Genel Eğitim Sekreterliği yaptı. 1999 genel kurulunda tekrar yönetime girdi ve TGS Genel Başkan Vekilliği ve 2001 genel kurulunda TGS Genel Başkanlığını üstlendi. Soner, İnsan Hakları Derneği, Ada Dostları Derneği, Ekonomik Toplumsal Tarih Vakfında da görevler üstlendi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/gazeteci-sukran-soner-hayatini-kaybetti-86622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/2/1280x720/sukran-soner-1788258026.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eski Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Şükran Soner hayatını kaybetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
