<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ingiltereye-denizli-ihracati-yuzde-407-artti-89294</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 11:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> İngiltere’ye Denizli ihracatı yüzde 40,7 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DENİZLİ / EKONOMİ</p>
<p>Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB), ev tekstili sektöründe faaliyet gösteren 11 firmayla İngiltere pazarına yönelik sektörel ticaret heyeti düzenledi. 6-8 Ekim tarihleri arasında Londra’da gerçekleştirilen program kapsamında firmalar, fuar ziyaretlerinin yanı sıra İngiltere’nin önde gelen ev tekstili alıcılarıyla ikili iş görüşmeleri yaptı.</p>
<p>İngiltere’nin Denizli ihracatı açısından önemli bir pazar olduğunu belirten DENİB Başkanı Osman Uğurlu, 2026 yılının ilk üç çeyreğinde İngiltere’ye yapılan ihracatın yüzde 40,7 artışla 672 milyon dolara ulaştığını söyledi. Uğurlu, aynı dönemde Denizli’nin İngiltere’ye tekstil-konfeksiyon ihracatının ise yüzde 19 artışla 64 milyon dolar olarak gerçekleştiğini belirtti.</p>
<p>Denizli’nin köklü üretim birikimi ve ev tekstilindeki uzmanlığını tasarım, yenilikçi ürün geliştirme ve markalaşmayla ileri taşımayı hedeflediklerini belirten Uğurlu, “Firmalarımızın alıcılarla doğrudan bir araya gelmesi, pazardaki beklentileri yerinde değerlendirmesi ve ürünlerini bu beklentiler doğrultusunda geliştirmesi, rekabet gücümüzün kalıcı biçimde artırılması açısından önemli. İngiltere’de gerçekleştirdiğimiz bu programla firmalarımızın hem mevcut bağlantılarını güçlendirmelerini hem de yeni iş fırsatları geliştirmelerini amaçlıyoruz” dedi.</p>
<p>Uğurlu, Londra’da düzenlenen program kapsamında 11 firmanın Brand Licensing Europe ve Independent Hotel Show fuarlarını ziyaret ettiğini belirterek, “Firmalarımız, marka lisanslama ve lisanslı ürün geliştirme alanındaki iş birliği olanaklarını inceleme fırsatı buldu. Ayrıca konaklama sektörünün ihtiyaçlarını, otel tekstilindeki beklentileri ve tedarik olanaklarını değerlendirdik” diye konuştu.</p>
<p>Heyet kapsamında 7 Ekim’de İngiltere’nin önde gelen ev tekstili alıcılarıyla ikili iş görüşmeleri gerçekleştirilirken, programın son gününde ticari temasların devamlılığını sağlamak ve yeni iş fırsatlarını değerlendirmek amacıyla firma ziyaretleri düzenlendi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ingiltereye-denizli-ihracati-yuzde-407-artti-89294</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/4/1280x720/ingiltereye-denizli-ihracati-yuzde-407-artti-1791446678.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DENİB’in 11 firmayla Londra’da düzenlediği sektörel ticaret heyetinde İngiliz alıcılarla ikili iş görüşmeleri yapılırken, 2026’nın ilk üç çeyreğinde İngiltere’ye Denizli ihracatı yüzde 40,7 artarak 672 milyon dolara ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ticaret-ve-sanayi-odasi-bugun-baskanini-seciyor-89291</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 10:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Ticaret ve Sanayi Odası bugün başkanını seçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ (BURSA) -</strong> Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'nda (BTSO) 1 Ekim'de gerçekleştirilen meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimlerinin ardından, yeni dönemin başkanlık ve yönetim organlarının belirlenmesi için seçim süreci başladı. </p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'nda yeni dönemin Yönetim Kurulu Başkanı ile diğer organların belirleneceği seçimde mevcut Başkan İbrahim Burkay ile Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı yarışacak. Oy kullanma işleminin tamamlanmasının ardından sandıklar kapanacak ve saat 17.00’da oy sayımına geçilecek.</p>
<p>Bursa iş dünyasının yakından takip ettiği seçimde, BTSO’nun yeni dönem başkanının kim olacağı bugün netleşecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ticaret-ve-sanayi-odasi-bugun-baskanini-seciyor-89291</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/1/1280x720/bursa-ticaret-ve-sanayi-odasi-bugun-baskanini-seciyor-1791443765.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda başkanlık seçimi için oy kullanma işlemi başladı. Yeni dönemin Yönetim Kurulu Başkanı ile diğer organların belirleneceği seçimde mevcut Başkan İbrahim Burkay ile Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı yarışacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/otomotiv/oibyazici-yalnizca-arac-ureten-degil-kuresel-markalarin-stratejik-uretim-ussuyuz-89282</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 09:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> OİB/Yazıcı: Yalnızca araç üreten değil, küresel markaların stratejik üretim üssüyüz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT / BURSA</strong><br />Türkiye otomotiv ihracatında ticari araçların güçlü performansı sürüyor. Eylül ayında sektörün toplam ihracatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7,7 artarak 3 milyar 940 milyon dolara ulaşırken, ticari araç gruplarında daha yüksek oranlı artışlar kaydedildi. Özellikle çekici ihracatının yüzde 58 artışla 292 milyon dolara yükselmesi dikkat çekti. Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıt ihracatı da yüzde 15 artarak 800 milyon dolara ulaştı. Bu performans, sektörün yıl sonu hedeflerini de destekliyor. OİB Başkanı Kemal Yazıcı, 2025’te 12,4 milyar dolara ulaşan ticari araç ihracatının 2026 sonunda 15 milyar dolara yaklaşmasını beklediklerini söyledi. Ticari araç ihracatının toplam otomotiv ihracatının yaklaşık yüzde 30’unu oluşturduğunu belirten Yazıcı, Türkiye’nin Avrupa’nın önde gelen ticari araç üretim merkezlerinden biri olduğunu vurgularken, artan maliyetlerin rekabetçiliği zorladığına dikkat çekti. Yazıcı’nın verdiği bilgilere göre, 2025 yılında hafif ticari araç ve kamyon grubunda 7,14 milyar dolar, otobüs-minibüs-midibüs grubunda 3,33 milyar dolar, çekicilerde ise 1,92 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Böylece toplam ticari araç ihracatı yaklaşık 12,4 milyar dolara ulaştı. 2026’nın ilk sekiz ayında ise toplam otomotiv ihracatı yüzde 2,5 artışla 27,2 milyar dolara yükselirken, ticari araç gruplarında daha yüksek oranlı artışlar kaydedildi. OİB’nin Eylül 2026 verileri, ticari araçlardaki yükselişin devam ettiğini ortaya koydu. Ticari araç grupları ile tedarik sanayisindeki artış otomotiv ihracatındaki yükselişi destekledi.</p>
<h2><strong>Avrupa'da güçlü üretim üssü</strong></h2>
<p>Türkiye’nin ticari araç üretimindeki konumuna da dikkat çeken Yazıcı, otomotiv sanayisinin küresel ölçekte en güçlü olduğu alanlardan birinin ticari araçlar olduğunu vurguladı. 2025’te Türkiye’de ticari araç üretimi yüzde 19, hafif ticari araç üretimi ise yüzde 21 arttı. Türkiye’nin güçlü tedarik sanayisi, nitelikli iş gücü, mühendislik kabiliyeti ve Avrupa pazarına yakınlığının önemli rekabet avantajları sunduğunu belirten Yazıcı, özellikle hafif ticari araç, otobüs, minibüs ve midibüs üretiminde Türkiye’nin Avrupa’nın önde gelen merkezleri arasında yer aldığını kaydetti. Yazıcı, “Yalnızca araç üreten değil, küresel markaların stratejik üretim üssüyüz” değerlendirmesinde bulundu. Ticari araç ihracatında ana pazarın Avrupa olduğunu belirten Yazıcı, 2025 yılında toplam otomotiv ihracatının yüzde 72,5’inin AB ülkelerine gerçekleştirildiğini, AB dışındaki Avrupa ülkeleri de dahil edildiğinde bu oranın yüzde 85 seviyesine çıktığını söyledi.</p>
<h2><strong>Maliyet baskısı uyarısı</strong></h2>
<p>2025’te ticari araç ihracatının ortalama yüzde 32 arttığını belirten Yazıcı, yeni modellerin de bu performansa katkı sağladığını söyledi. Önümüzdeki dönemde elektrikli ve hibrit araçlar, batarya ve yazılım odaklı dönüşümün sektörün gündeminde olacağını ifade eden Yazıcı, artan işçilik, enerji ve finansman maliyetlerinin ihracatçı üzerindeki baskısına dikkat çekti. Yazıcı, ihracatçının rekabetçiliğini koruyabilmesi için öngörülebilir bir maliyet-kur dengesine ve yeni nesil araç yatırımlarının Türkiye’ye çekilmesine ihtiyaç olduğunu vurguladı. “Amacımız yüksek katma değerli bir yapı oluşturmaktır” dedi. Ticari araç sektöründe elektrifikasyon, yazılım ve sürdürülebilirliğin önümüzdeki dönemin temel rekabet unsurları olacağını belirten Yazıcı, özellikle KOBİ ölçeğindeki tedarikçilerin dönüşüm sürecine dahil edilmesinin önem taşıdığını söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/otomotiv/oibyazici-yalnizca-arac-ureten-degil-kuresel-markalarin-stratejik-uretim-ussuyuz-89282</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/2/1280x720/oibyazici-yalnizca-arac-ureten-degil-kuresel-markalarin-stratejik-uretim-ussuyuz-1791440365.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotiv ihracatında ticari araç grupları öne çıkarken, Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Başkanı Kemal Yazıcı 2026 sonunda ticari araç ihracatının 15 milyar dolara yaklaşmasını beklediklerini söyledi. Eylülde çekici ihracatı yüzde 58, eşya taşımaya mahsus motorlu taşıt ihracatı yüzde 15 arttı. Ancak sektörün önündeki en önemli risk artan işçilik, enerji ve finansman maliyetleri. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kocaeli-sanayisinin-belirsizlik-sinavi-89280</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 09:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli sanayisinin belirsizlik sınavı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayicinin önündeki tablo artık yalnızca maliyetlerden, kurdan ya da faizden ibaret değil. Dünyanın ekonomik dengeleri değişiyor, ticaretin kuralları yeniden yazılıyor, yapay zekâ üretim süreçlerini dönüştürüyor, yeşil dönüşüm yeni yatırım zorunlulukları getiriyor. Jeopolitik gerilimler, enerji fiyatları ve korumacılık ise bütün bu değişkenlerin üzerine ekleniyor.</p>
<p>EKONOMİ Gazetesi olarak her yıl gerçekleştirdiğimiz Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde ortaya konulan tablo, Türkiye sanayisinin önündeki çok katmanlı belirsizliği bütün yönleriyle ortaya koyarken, bu gelişmeleri Kocaeli açısından okumak da ayrı bir önem taşıyor. Türkiye’nin üretim merkezlerinden biri olan Kocaeli’de sanayicinin gündemine baktığımızda artık tek bir sorundan söz etmek mümkün değil. Maliyetler yükseliyor, finansmana erişim zorlaşıyor, ihracat pazarlarında rekabet sertleşiyor. Üstelik bütün bunlar yaşanırken üretimin kendisi de dönüşüyor. Dijitalleşme, yapay zekâ, otomasyon ve yeşil dönüşüm artık geleceğin başlıkları değil; bugünün yatırım kararlarının bir parçası.</p>
<p>Çünkü rekabet artık yalnızca daha fazla üretmekle kazanılmıyor. Daha hızlı karar almak, daha az enerjiyle üretmek, veriyi daha etkin kullanmak, teknolojiyi üretim süreçlerine dahil etmek ve müşterinin değişen beklentilerine daha hızlı cevap vermek gerekiyor.</p>
<p>Burada yapay zekâ önemli bir eşik oluşturuyor. Bugün bir sanayi şirketinin yapay zekâyı kullanıp kullanmamasından çok, onu işinin neresine yerleştirdiği önem kazanıyor. Üretim planlamasından kalite kontrole, enerji yönetiminden bakıma, satıştan tedarik zincirine kadar dijital teknolojiler üretimin her aşamasına dokunuyor. Bu nedenle Kocaeli’nin önümüzdeki dönemde yalnızca Türkiye’nin üretim üssü değil, “Dijital Kocaeli” yaklaşımıyla teknolojiyi üretimin merkezine alan bir sanayi ekosistemi olarak konumlanması gerekiyor. Güçlü sanayi altyapısının dijital yetkinliklerle buluşması, kentin mevcut üretim gücünü korumasının ötesinde küresel rekabette yeni bir sıçrama yapmasının da anahtarı olabilir.</p>
<p>Şu bir aşikârdır ki sanayicinin yatırım gündemi yalnızca teknolojiyle sınırlı değil. Üretim süreçleri dönüşürken dünyanın ticaret kuralları da değişiyor. Özellikle Avrupa pazarına çalışan şirketler açısından karbon emisyonları, enerji verimliliği, ürünün üretildiği koşullar ve tedarik zincirinin niteliği giderek daha fazla önem taşıyor. Bu da Kocaeli sanayicisinin önündeki yatırım kararlarını daha kapsamlı ve daha uzun vadeli hale getiriyor.</p>
<p>Belki de Kocaeli sanayisinin önündeki en kritik mesele tam olarak burada başlıyor. Bugüne kadar kentin gücü, üretim kapasitesi ve küresel tedarik zincirlerindeki konumuyla şekillendi. Bundan sonraki dönemde ise bu gücün ne kadar hızlı dönüşebildiği belirleyici olacak. Çünkü dünya artık sadece üretenleri değil, değişimi okuyabilen ve değişime zamanında uyum sağlayabilenleri ödüllendiriyor. Kocaeli’nin yeni dönemdeki hikâyesi de yalnızca daha fazla üretmekten değil, sahip olduğu sanayi birikimini teknoloji, insan kaynağı ve yenilikçilikle yeniden büyütmekten geçecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kocaeli-sanayisinin-belirsizlik-sinavi-89280</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli sanayisinin belirsizlik sınavı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kent-buyurken-arilara-yer-kaliyor-mu-89275</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kent büyürken arılara yer kalıyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Betonlaşma, parçalanan yeşil alanlar ve azalan yerel bitki örtüsü, kentlerin görünmeyen sakinlerinin yaşam alanlarını daraltıyor. Bunlardan biri de tozlaşmada önemli rol oynayan soliter arılar. İstanbul Bilgi Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü öğrencisi Hamiyet Onay’ın geliştirdiği Node, arılara yuva yapmanın yanı sıra, barınma, beslenme ve insan farkındalığını bir araya getiren bir kent sistemi öneriyor. </strong></p>
<p>Dünyadaki yaklaşık 20 bin arı türünün büyük çoğunluğu, bildiğimiz bal arıları gibi kovanlarda yaşamıyor. “Soliter arılar”, kolonileri, kraliçeleri ya da işçi sınıfları olmadan tek başına yaşayan arılar anlamına geliyor. Her dişi kendi yuvasını kuruyor, yumurtluyor ve yavruları için besin topluyor. Bal üretmiyorlar ama doğanın en etkili tozlaştırıcıları arasında yer alıyorlar. Bu nedenle tarımsal üretimden biyoçeşitliliğe, gıda güvenliğinden ekosistemlerin devamlılığına kadar önemli bir rol üstleniyorlar.</p>
<p>İstanbul gibi büyük bir şehirde, bir soliter arının hayatta kalabilmesi için iki temel şeye ihtiyacı var: Yuvalanabileceği küçük bir alan ve fazla enerji harcamadan ulaşabileceği polen ile nektar. Ancak kent büyüdükçe doğal çatlaklar ve açık toprak alanlar azalıyor, yeşil alanlar birbirinden kopuyor, yerel bitki örtüsü daralıyor.</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü öğrencisi Hamiyet Onay’ın bitirme projesi Node, bu sorundan yola çıkıyor. Klasik anlamda bir “arı oteli” tasarlamakla yetinmeyen proje; soliter arıların yuvalanabileceği alanları, beslenmelerini sağlayacak bitkileri ve insanın bu canlılarla kurduğu ilişkiyi aynı sistem içinde ele alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac72bfe6fba3-1791437822.png" alt="" width="469" height="533" /><strong>Kullanıcı artık yalnızca insan değil</strong></p>
<p>Onay’a göre meselenin temelinde tasarımın “kullanıcı” tanımını değiştirmek var: “Geleneksel endüstriyel tasarım uzun yıllar boyunca insanı ve insan konforunu merkeze alan bir yaklaşımla şekillendi. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz iklim krizi ve biyoçeşitlilik kaybı, insanı ekosistemin merkezinde değil, onun eşit ve birbirine bağlı bir parçası olarak konumlandırmamız gerektiğini açıkça gösteriyor.”</p>
<p>Bu da kenti paylaştığımız diğer canlıları birer “paydaş” ve “kullanıcı” olarak kabul etmek anlamına geliyor. Tasarımcının rolü de yalnızca insan için nesneler üretmekten, türler arasında bir arada yaşamı kolaylaştıracak sistemler kurmaya doğru değişiyor.</p>
<p>Onay, “Bir oturma birimi tasarlarken sadece insanın dinlenme ihtiyacını değil; o yüzeyin mikro canlılara sunduğu yaşam alanını, kullanılan malzemenin döngüselliğini ve çevresindeki fl oraya etkisini aynı anda düşünmek zorundayız” diyor ve ekliyor: “Tasarım artık doğadan alan değil; doğayla birlikte çalışan ve onu onaran bir arayüz olmalı.” Node’un odağında soliter, yani yalnız yaşayan arılar bulunuyor. Onay, biyoçeşitlilik kaybını araştırırken soliter arılarla karşılaşmasını şöyle anlatıyor: “Arı denilince akla gelen ilk şeyin bal arıları olduğunu, ancak doğadaki tozlaşmanın görünmeyen kahramanlarının büyük ölçüde soliter arılar olduğunu fark ettim. Soliter arıların polinasyon verimliliğinin bal arılarına kıyasla yüksek olması ve kent ekosisteminde çiçekli bitkilerin, meyve ağaçlarının ve kentsel tarım alanlarının sürekliliğinde kritik bir köprü görevi görmeleri beni en çok şaşırtan bilgilerden biri oldu.” Ancak kentleşme soliter arıları iki taraftan sıkıştırıyor. Betonlaşma yuvalanabilecekleri doğal alanları azaltırken, parçalanan yeşil alanlar ve yerel floranın kaybı besin kaynaklarına ulaşmalarını güçleştiriyor. Pestisit kullanımı da tabloyu ağırlaştırıyor. “Görünmeyen ama ekosistemin çökmesini engelleyen bu türleri desteklemek, projenin en temel motivasyonu oldu” diyor Onay.</p>
<p><strong>Bir yuva yapmak yetmiyor</strong></p>
<p>Node’u klasik “arı otellerinden” ayıran temel nokta da burada ortaya çıkıyor. Onay, “Doğada yaşam alanları izole düşünülemez. Bir arıya sadece yuva vermek yetersizdir; yuvanın hemen yanında arının enerjisini tüketmeden ulaşabileceği doğru polen ve nektar kaynaklarının bulunması ve çevredeki insanın bu yapıyı bir tehdit olarak görmeyip sahiplenmesi gerekir” diyor.</p>
<p>Bu nedenle Node üç parçayı bir araya getiriyor: Farklı soliter arı türlerinin ihtiyaçlarına uygun yuvalanma alanları, yerel arıların biyolojik takvimlerine ve beslenme alışkanlıklarına göre seçilmiş bitkiler ve insanların arıları tanımasını sağlayan bilgilendirme katmanı. Onay bu ilişkiyi şöyle anlatıyor: “Besin yoksa yuva boş kalır; doğru yuva yoksa bitkiler polinatörsüz kalır; insan farkındalığı yoksa sistem kent mobilyası olarak vandallığa, ilaçlamaya veya yok edilmeye mahkûm olur.”</p>
<p><strong>Hedef tek bir park değil, bir ağ</strong></p>
<p>Node’un iddiası bir parkta birkaç arıya barınak sağlamanın ötesinde. Onay, sistemi kentin birbirinden kopmuş yeşil alanlarını birbirine bağlayabilecek küçük ekolojik duraklar olarak düşünüyor.</p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kent ölçeğindeki verilerinin projeye önemli katkı sağladığını belirten Onay, “Node’un tekil bir nesne olarak değil, kentin parçalanmış yeşil alanlarını birbirine bağlayan bir ağ olarak konumlanması bu iş birlikleri sayesinde netleşti” diyor. Sistem bu nedenle modüler tasarlanmış. Yerel kaynaklarla üretilebilmesi, dış ortam koşullarına dayanması, sökülüp temizlenebilmesi ve az bakım gerektirmesi hedefleniyor. Gerçek bir kent uygulamasına dönüşmesi ise yerel yönetimlerle iş birliğini gerektiriyor. Projede biyologların yılda beş kez alanları kontrol edebileceği ve sorunları raporlayabileceği bir izleme sistemi de öngörülüyor.</p>
<p><strong>Başarıyı sadece arı sayısı göstermeyecek</strong></p>
<p>Node’un etkisinin iki boyutta ölçülmesi planlanıyor. Ekolojik tarafta yuvaların doluluk oranları, sistemi kullanan türlerin çeşitliliği, çevredeki bitki örtüsünün çiçeklenme ve tohum verimindeki değişim ile farklı noktalar arasındaki ekolojik etkileşim izlenecek. İkinci gösterge ise insan. Kent sakinlerinin soliter arılara ve kentsel yaban hayatına bakışındaki değişim ve sistemi ne kadar sahiplendikleri de başarı kriterleri arasında.</p>
<p>Hamiyet Onay için gerçek başarı ise çok daha gündelik bir anda saklı: “İnsanların parkta yürürken vızıldayan küçük bir soliter arıyı gördüklerinde korkup kaçmak ya da onu yok etmeye çalışmak yerine, ‘Bu arı kentin ve bu sistemin sağlıklı çalıştığının bir göstergesi’ diyerek onu izleyebilmesi…”</p>
<p><span style="color: #169179;"><strong>Doğaya yardım ederken zarar vermek mümkün</strong></span></p>
<p>Doğayı desteklemek amacıyla yapılan bir tasarım, yanlış kurgulandığında “ekolojik tuzağa” dönüşebiliyor. Hamiyet Onay, “Yanlış delik çapı, nem tutan hatalı malzeme seçimi, parazitlerin birikmesine yol açan tek parça gövdeler veya yanlış güneş alma açısı arılar için faydadan çok ölümcül sonuçlar doğurabilir” diyor. Bu nedenle Node geliştirilirken İstanbul Üniversitesi’nden biyologlar ve uzman akademisyenlerle çalışıldı. Yuva tüplerinin çapları 2 ile 10 milimetre arasında farklılaştırıldı; tüp derinlikleri, kıymıksız yüzeyler, temizlenebilir modüler katmanlar ve malzeme seçimleri bilimsel kriterlerle ele alındı. Pişmiş toprak ve ahşap gibi nefes alan doğal malzemeler tercih edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kent-buyurken-arilara-yer-kaliyor-mu-89275</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/5/1280x720/ari-bee-1791437790.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kent büyürken arılara yer kalıyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/her-3-kisiden-1i-catisi-sizdiran-duvarlari-nemli-binalarda-yasiyor-89273</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Her 3 kişiden 1’i çatısı sızdıran, duvarları nemli binalarda yaşıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac72af06f3b2-1791437552.png" alt="" width="900" height="115" />Türkiye’de yeni binalarda yalıtım standartları yükselirken mevcut yapı stokunda sorunlar sürüyor. Yalıtımın öneminin enerji faturalarının ötesine geçtiğini vurgulayan İZODER Yönetim Kurulu Başkanı Atalay Özdayı, TÜİK’in 2025 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ne göre nüfusun yüzde 28,8’i sızdıran çatı, nemli duvarlar veya çürümüş pencere çerçeveleri gibi konut sorunları yaşarken, yüzde 27,9’unun da konutunda yalıtım olmadığı için ısınma sorunu yaşadığını belirtti. Özdayı, “Bu tablo bize yalıtım konusuna parçalı değil, bütüncül bir yaklaşımla bakmamız gerektiğini gösteriyor” dedi.</p>
<p>Özdayı, özellikle eski yapılarda çatı yalıtımının bina yaşı, yapı türü, iklim bölgesi ve çatı tipine göre değiştiğini belirterek, yalıtımın yalnızca kışın ısı kaybını önleyen bir uygulama olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Türkiye’de enerji verimliliğine ilişkin ilk mevzuatın 1973 petrol krizinin ardından 1977’de yayımlandığını hatırlatan Özdayı, o dönemde yalıtımın daha çok soğuk bölgelerde yapılması gerektiği anlayışının uzun yıllar etkili olduğunu belirtti.</p>
<p>Özellikle sıcak iklim bölgelerinde yaygın olan teras çatılarda eski binalarda ısı yalıtımının oldukça sınırlı kaldığını belirten Özdayı, yeni yapılarda da zaman zaman yalıtımın yeterli kalınlıkta uygulanmadığını söyledi. Çatı yalıtımında yapılan hatalara da dikkat çeken Özdayı, camyünü gibi malzemelerin üzerine su buharı geçirmeyen naylon ve benzeri örtüler serilmesinin yoğuşmaya yol açabileceğini söyledi. “Yapıyı terk etmesi gereken su buharı bu katmana takılarak yoğuşmakta ve ısı yalıtım malzemesi ile binanın suya maruz kalmasına neden olmaktadır” diyen Özdayı, akan çatının öncelikle tamir edilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<h2>“Çatı yalıtımında kalınlık kritik” </h2>
<p>Çatı yalıtımında kalınlığın da kritik olduğunu vurgulayan Özdayı, tüketicilerin çoğu zaman cephede kullanılan kalınlığı çatıda da referans aldığını söyledi. Oysa mevzuatın çatılarda daha yüksek kalınlıklar öngördüğünü belirten Özdayı, İstanbul’da cephelerde en az 8 santimetre yalıtım malzemesi kullanılırken çatılarda bu değerin 11-14 santimetre seviyelerine çıktığını kaydetti. İklim bölgelerine göre ihtiyaç duyulan kalınlığın değiştiğini belirten Özdayı, “Antalya’da cephede ortalama bir ısı yalıtım malzemesi ile yapılacak uygulamanın kalınlığı 6-7 cm mertebelerindeyken, İstanbul’da bu kalınlık 8 cm, Ankara’da 10 cm, Erzurum’da ise 12-13 cm mertebelerindedir. Çatılarda da benzer bir şekilde Antalya’da 9-10 cm olması gereken yalıtım kalınlığı, İstanbul’da 12-14 cm, Ankara’da 14-16 cm ve Erzurum’da ise 18-20 cm mertebelerindedir” dedi.</p>
<p>Çatıların yağmur ve kar gibi yağışlara karşı binayı koruduğuna dikkat çeken Özdayı, bu nedenle ısı ve su yalıtımının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. “Su yalıtımında yaşanan problemler çoğunlukla ısı yalıtımının da performansını etkilemektedir” diyen Özdayı, doğru malzeme, yeterli kalınlık, süreklilik ve uygulama kalitesinin önemine işaret etti.</p>
<h2>Yeni standartla yüzde 25 artış </h2>
<p>Güncellenen TS 825 Binalarda Isı Yalıtımı Kuralları Standardı’nın sektörde önemli bir dönüşüm yaratmasını beklediklerini belirten Özdayı, daha nitelikli ve kalın yalıtım malzemeleri ile kaplamalı çift cam ve üçlü cam kullanımının artacağını söyledi. Özdayı, “Yeni standardın, eskiye kıyasla binalarda enerji verimliliğini yüzde 25 oranında artırmasını bekliyoruz” dedi. Revize TS 825 ile net ısıtma ve soğutma enerjisi ihtiyacına ilişkin enerji limitlerinin 70-90 kWh/ metrekare-yıl seviyesine çekildiğini belirten Özdayı, yeni standardın yılda yaklaşık 120 bin TEP enerji tasarrufu sağlayacağını ve ülke ekonomisine yaklaşık 100 milyon dolarlık katkı sunacağını ifade etti. Özdayı, yapılaşmanın ortalama hızda devam etmesi ve mevcut binalarda yenileme yapılmaması halinde dahi 2030 sonuna kadar sağlanacak verimlilikle ekonomik katkının yaklaşık 1,5 milyar dolara ulaşabileceğini söyledi.</p>
<h2>Yalıtım artık dört mevsim önemli </h2>
<p>klim değişikliği ve aşırı sıcaklıkların artmasıyla birlikte yalıtım anlayışının da değiştiğini belirten Özdayı, çatı yalıtımının artık yalnızca kış aylarında ısı kaybını önlemek açısından değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. “Bugün ise yaz aylarında aşırı ısınmanın önlenmesi ve soğutma ihtiyacının azaltılması da aynı derecede önemli hale geliyor” diyen Özdayı, çatının güneş ışınımına en fazla maruz kalan yapı elemanlarından biri olduğunu belirtti. Geleceğin binalarında kışın ısıyı içeride tutan, yazın ise aşırı ısınmayı sınırlayan bir yalıtım yaklaşımının benimsenmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kentsel dönüşüm yalıtım için fırsat</span></h2>
<p>Kentsel dönüşüm ve yeni yapılaşmanın binaların yalıtım performansını yükseltmek için önemli bir fırsat yarattığını belirten Özdayı, ısı, su, ses ve yangın yalıtımının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Su yalıtımının deprem güvenliği açısından da önem taşıdığını belirten Özdayı, suyun taşıyıcı sistemlerde korozyona yol açarak yapı dayanımını düşürebildiğine dikkat çekti. Toplam inşaat maliyetinin yüzde 1-2’si gibi düşük oranlarda yalıtım yatırımıyla yapıların korunabileceğini ifade eden Özdayı, mevcut binalarda dönüşümü hızlandırmak için “Yalıtım Kredisi” gibi finansal destek mekanizmalarının yeniden devreye alınmasının önemine işaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/her-3-kisiden-1i-catisi-sizdiran-duvarlari-nemli-binalarda-yasiyor-89273</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/9/1280x720/konut-1766377613.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de nüfusun yüzde 28,8’inin sızdıran çatı, nemli duvar ve çürümüş pencere çerçeveleri gibi konut sorunları yaşadığını belirten İZODER Yönetim Kurulu Başkanı Atalay Özdayı, yalıtımın enerji tüketimini ve konut giderlerini azaltırken binaların ömrünü ve yaşam konforunu da artırdığını söyledi. Özdayı, güncellenen TS 825 standardıyla enerji verimliliğinde yüzde 25 artış ve ülke ekonomisine yaklaşık 100 milyon dolarlık katkı beklediklerini kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/gri-metaller-eriyor-89271</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gri metaller eriyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac7277a67c44-1791436666.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Değerli metallerde yılın başındaki güçlü yükselişin ardından tablo sakinleşmiş durumda. Gümüş, platin ve paladyum; güçlenen dolar, yükselen ABD Hazine tahvil getirileri ve yüksek reel faizlerin baskısı altında geri çekiliyor. Fiyatlarda zayıflığın sürmesi beklenirken, orta ve uzun vadede ise bu metaller için fiyat tahminleri ayrışıyor. Gümüşte yatırım talebi yeni bir yükseliş dalgası yaratabilirken, platinde arz açığı desteği sürüyor. Paladyum ise otomotiv talebindeki zayıflama ve artan geri dönüşüm nedeniyle grubun en kırılgan metali olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Gümüş, dün öğle saatleri itibariyle ons başına 60,5 dolar civarında işlem görerek iki ayın en düşük seviyelerine yakın seyretti. Yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 14 gerileyen metal, buna rağmen bir yıl öncesinin yaklaşık yüzde 26 üzerinde. Fiyatın 55-60 dolar bölgesindeki desteğin üzerinde tutunması, talebin tamamen kaybolmadığına işaret ediyor.</p>
<h2>Gümüşte son çeyrek beklentisi 70 dolar</h2>
<p>Metals Focus, gümüşün önümüzdeki 12-18 ayda yeniden güçlenmesini bekliyor. Kuruluşa göre yükselişin ana motoru fiziksel piyasadaki sıkışıklık değil, yatırımcı ilgisinin yeniden canlanması olacak. Gümüşün 2026’nın son çeyreğinde ortalama 70 dolar, 2027’nin son çeyreğinde ise 90 doların üzerinde işlem görmesi bekleniyor.</p>
<h2>Platin 1.900 direncini aşamadı </h2>
<p>Platinde de fiyat baskısı belirgin. Metal, 1.900 dolar direncini aşamayınca geri çekildi ve 1.650 dolar bandına geriledi. Ocakta 2.920 dolarla 17 yılın zirvesini gören platinin dokuz ay içinde 1.700 doların altına sarkıp son 1 ayda yüzde 10 ve yılbaşından bu yana yüzde 20 gerilemesi, yatırımcı pozisyonlarının metaller üzerindeki etkisini gösteriyor. Buna karşın Metals Focus, yapısal arz açığının platini desteklemeye devam edeceğini ve fiyatın 2027'de ortalama 2.060 dolar olacağını öngörüyor.</p>
<h2>Paladyumda 1.130 dolara indi </h2>
<p>Paladyum ise üçlü içinde en zayıf görünümü sergiliyor. Ons fiyat bu hafta 1.138 dolara inerek Eylül 2025’ten bu yana en düşük seviyeyi gördü. Otomotiv talebindeki zayıflama, benzinli araç üretimindeki gerileme ve artan geri dönüşüm paladyum üzerindeki baskıyı artırıyor. Metals Focus, ekonomik toparlanmaya bağlı olarak metalin 2027'de ortalama 1.330 dolar olacağını tahmin ediyor.</p>
<h2>Fiyatta ortak hikaye yok </h2>
<p>Uzmanlara göre gri metallerde ortak bir fiyat hikayesinden söz etmek giderek zorlaşıyor. Gümüşte yatırımcı ilgisi fiyatları yeniden yukarı taşıyabilecek en önemli unsur olurken, platinde arz açığı belirleyici olmaya devam ediyor. Paladyumda ise talep tarafındaki bozulma ve artan arz, fiyat görünümünü diğer iki metalden daha kırılgan hale getiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Paladyum en zayıf halka!</span></h2>
<p>Paladyum, değerli metaller arasında satış baskısını en sert yaşayan metal konumunda. Son 1 ayda yüzde 16.7 ve yılbaşından bu yana yüzde 31 gerileyen paladyum, bu hafta ons başına 1.140 doların altına inerek haziran sonundan bu yana en düşük seviyeyi gördü. Otomotiv sektöründeki zayıflama, benzinli araç üretiminin azalması ve geri dönüşüm hacmindeki artış fiyat görünümünü bozuyor. Metals Focus, paladyumun 2027'de ortalama 1.330 dolar olmasını bekliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gümüşte arz fazlası uyarısı</span></h2>
<p>Gümüşte fi yatları destekleyen fiziksel kıtlık hikâyesi zayıflarken, gelecek yıl arz fazlası riski gündeme geliyor. Deutsche Bank, Londra'daki ticari kasalarda ağustos sonunda 914 milyon onsun üzerinde gümüş bulunduğunu, serbestçe satın alınabilen miktarın ise 300 milyon onsu aştığını belirtiyor. Serbest arzın Ekim 2025'ten bu yana yüzde 70 artması, piyasadaki tamponu büyüttü. Bankaya göre güneş enerjisi uygulamalarında küresel gümüş tüketimi bu yıl yüzde 20'den fazla azalabilir. Çin'deki talebin ise yüzde 33 düşmesi bekleniyor. Üreticilerin panel başına gümüş kullanımını azaltması da tüketimi aşağı çekiyor. Bu nedenle fiziksel kıtlığın yerini yatırım talebinin alması beklenirken, stoklardaki artış 2027'de piyasada fazlalık oluşabileceği endişesini güçlendiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/gri-metaller-eriyor-89271</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/1/1280x720/gri-metaller-1791436913.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gümüş, platin ve paladyumda güçlü dolar, yüksek tahvil getirileri ve zayıflayan fiziksel talep fiyatları aşağı çekerken, üç metalin gelecek beklentileri ayrışıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/396-liralik-fiyat-coktan-unutuldu-yuzde-89luk-gerileme-fiyati-eritti-89270</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> 396 liralık fiyat çoktan unutuldu, yüzde 89’luk gerileme fiyatı eritti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada işlem gören 20 şirketin fiyatı, son bir aydaki düşüşle 200 günlük hareketli ortalamanın %72 ile %89 aşağısına geriledi. Ağırlığı tasfiyesine karar verilen fonların portföyünde olan bu hisseler, aşırı yüklenmeyle çıkan fiyat sonrasında, satışta alıcı bulamayınca hızla gerilediler.</strong></p>
<p>Bir aydır fonların başlattığı satış dalgasıyla birlikte belirli hisseler 200 günlük ortalamalarından hızla koptu. Düşen 20 hisse, hareketli ortalamalarının %72 ve altına inerken temelsiz çıkışın faturasını ödedi. Hedef Holding ortalamasının %89 altında kalarak listede en fazla eriyen hisse oldu. Buna karşın Tekfen Holding ve Çelik Halat gibi firmalar 200 günlük ortalamalarını %61 ve üzeri oranında aşmayı başardı. Borsada sert düşüşleri ucuzluk fırsatı olarak yorumlamak yatırımcıyı yanıltabilir. Fiyat düşüşlerini fırsat görmeden önce, şirketlerin gelir ve kâr kaynakları mutlaka incelenmeli.</p>
<h2>Fiyatlar sert geriledi</h2>
<p>Hedef Holding, 5 Ağustos’taki zirvesi 396 TL’den sonra hızla geriledi. Hisse, 200 günlük hareketli ortalamasının %89,29 altında duruyor. Altı aylık dönemde oluşan gelir ve kâr artışının aldığı hisse senetlerinden kaynaklanıyor olması henüz görünmeyen risk. Fiyatı eriyen hisseler, şirketin açıklayacağı yıl sonu mali tablosundaki gelir ve kârı aşağı çekme potansiyeli taşıyor. LDR Turizm, 22 Temmuz’da test ettiği 124,20 TL’den sonra düşüşünü sürdürdü. Fiyatı 200 günlük ortalamasının %88,09 altına indi. Çarpanları her ne kadar makul seviyeye inmiş olsa da benzer seviyede olan kurumsal firmalara alternatif olabilmesi için belirgin bir beklentiye sahip olabilmesi şart. Şirket yılın ilk yarısında hem gelirini hem de kârını düşürdü.</p>
<h2>Ortalamayı hızla aştı</h2>
<p>Piyasadaki genel düşüş havasının aksine Tekfen Holding, 200 günlük ortalamasını %67,32 oranında aştı. Oyak’ın sermayedeki %42,8 payı devralması hisseye yönelimi artırırken fiyatı temmuz ayından itibaren istikrarlı şekilde yükseldi. Öte yandan şirketin ortağı Cevahir Taahhüt’ün kademeli alımları fiyatı destekleyen bir diğer unsur.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac726e8a8c48-1791436520.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>AKTİF DEVİR HIZI MI, VARLIK DEVİR HIZI MI?</strong></p>
<p>Aktif devir hızı; bütüncül kontrol, genel verimlilik, stratejik denge, performans karnesi. Nakit yanılgısı, dalgalanma, körlük, değerleme sapması. Varlık devir hızı; kapasite ölçümü, yatırım pusulası, operasyonel odak, verimlilik çıpası. Kısa vade ve yatırım dönemi sorunu, eski kayıt, kopukluk.</p>
<p><strong>İkinci marka için Manisa’da kurulan iştiraki Cropsafe, ihracat gücünü destekleyecek</strong></p>
<p>Tarkim’in Manisa’da kurduğu şirketteki beklenti nedir? ● Mete Özkan</p>
<p>Mete; Tarkim, geçtiğimiz temmuzda Manisa’da %100 bağlı ortaklığı Cropsafe Bitki Koruma firmasının kuruluş işlemlerini tamamladı. Yeni firma, ikinci marka stratejisi kapsamında kurulurken yurt içi ve dışı satış kanallarının daha verimli yönetilmesini hedefliyor. İhracatın geliştirilmesi ve yeni pazarlara erişim şirketin ana hedefi olarak öne çıkıyor. Farklı pazarlarda operasyonel esneklik sağlayacağı ifade edilen markanın, Tarkim’in küresel rekabet gücünü desteklemesi ve uzun vadede satış gelirlerine olumlu katkı sağlama hedefi ifade ediliyor.</p>
<p><strong>Verimliliği artırmak amacıyla sonlandırılan halı tabanı üretimine tekrar dönmez</strong></p>
<p>İşbir Sentetik kapattığı fabrikasını tekrar açar mı? ● Kerem Sezen</p>
<p>Kerem; İşbir Sentetik, mayısta aldığı kararla halı tabanı üretimi yapan fabrikasında faaliyetleri tamamen durdurdu. Bu kararın şirketin toplam üretim ve satışlarına %10’luk bir etkisinin olması bekleniyor. Süreç kapsamında fabrikadaki 109 çalışanın da iş sözleşmeleri sonlandırılırken, toplam 74,2 milyon TL tutarındaki tazminat ödemesi yapıldı. Üretimi sonlandırmanın gerekçesi olarak, finansal sürdürülebilirlik ve operasyonel verimliliğin sağlanma kaygısı dile getirildi. Bu nedenle fabrikanın ilerde tekrar açılma olasılığı beklenmemeli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>RUT fonu robotik ve uzay teknolojilerine yönelerek son bir yılda %42 yükseldi</strong></p>
<p>BV Portföy’ün yönettiği Robotik ve Uzay Teknolojileri Değişken Fon (RUT), Temmuz 2024’ten bu yana işlem görüyor. Fon, yukarı çıkış ardından yatay hareket ve tekrar yukarı çıkış döngüsü ile ilerliyor. Son olarak geçtiğimiz nisanda gerçekleştirdiği yukarı hareketin ardından hazirandan itibaren yatayda dalgalı seyre döndü. Önceki aya göre büyüklüğü bir miktar artan fonun ekimdeki toplam değeri 129,7 milyon TL oldu. Yatırımcı sayısı şimdilerde 3.847 düzeyinde bulunan fonun temel stratejisi, varlıklarını robotik ve uzay teknolojileri temalı hisselerde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %68,60’ı yabancı ve %16,17’si yerli hisselerden oluşuyor. Aselsan, Altınay Savunma, SDT Uzay, Logo Yazılım ve VBT Yazılım portföyünde öne çıkıyor. Bir yılda %41,59 yükselirken aynı sürede endeks %13,96 çıktı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Garanti Faktoring, piyasadan TLREF + %0,80 faizle 1 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Garanti Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 05.10.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1 milyar TL olan bononun yıllık faizi TLREF+0,80 düzeyinde bulunuyor. 182 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 05.04.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 5 Ekim tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,82 seviyesinde bulunuyor. Verilen %0,80 ek getiri, yatırımcıya değişken getirili kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFGRFA42719 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac726c034e6e-1791436480.png" alt="" width="963" height="241" /><strong>EBEBEK MAĞAZACILIK</strong></p>
<p><strong>Üretimini şubat ayında durdurduğu bağlı ortaklığını 55,4 milyon liraya sattı</strong></p>
<p>Ebebek, kârlılık ve verimliliğini yeterli görmediği için şubatta faaliyetlerini durdurduğu %100 bağlı ortaklığı Tuna Çocuk Gereçleri firmasını 55,4 milyon TL’ye sattı. Satış işleminin fiyatı, tesisin üretimi durdurmuş olması ve güncel finansal durumu dikkate alınarak değerleme raporuna ihtiyaç duyulmadan belirlendiği ifade edildi. İşlemle birlikte söz konusu firmada payı kalmadı. Atıl durumdaki iştirakin elden çıkarılması, şirketin odak noktasını perakendeciliğe çekmesini sağlarken satıştan elde edilen nakdin nerede değerlendirileceği hakkında bilgi verilmedi.</p>
<p><strong>UŞAK SERAMİK</strong></p>
<p><strong>Mahkeme konkordato kararı verdi; Borsa, hisseleri Yakın İzleme Pazarı’na aldı</strong></p>
<p>Uşak Seramik, borçlarını yeniden yapılandırmak ve faaliyetlerinin aksamasını engellemek amacıyla mahkemeye başvurarak konkordato kararı aldırdı. Mahkeme, şirketin üretim süreçlerini korumak gayesiyle ihtiyati tedbir kararı verirken, tüm haciz ile icra takiplerini durdurdu. Süreci yönetmek adına firmaya üç kişilik geçici konkordato komiseri heyeti atandı. Nakit sorunu yaşayan firmanın, varlıklarının satışı veya haczi engellenerek operasyonel devamlılığı sağlanmış oldu. Borsa İstanbul ise Yıldız Pazar’da işlem gören şirket hissesini Yakın İzleme Pazarı’na aldı.</p>
<p><strong>BMS ÇELİK HASIR</strong></p>
<p><strong>Fabrikayı sat-kirala - geri al yöntemiyle devretti. Tutarı 60 ay vadeyle ödeyecek </strong></p>
<p>BMS Çelik Hasır, İzmir Aliağa’da yer alan 39 bin metrekarelik fabrika binası ve arsasını işletme sermayesini güçlendirmek amacıyla sat-kirala-geri al yöntemiyle Vakıf Finansal Kiralama’ya 802,5 milyon TL’ye devretti. Değerleme raporu ortalamasına göre belirlenen devir, 60 ay vadeli finansal kiralama sözleşmesiyle geri ödenecek olup vade sonunda mülkiyet tekrar firmaya geri dönecek. Bir finansman modeli olarak kurgulanan işlem, şirkete büyük çaplı ve hızlı nakit kaynağı sağlayacak. BMS Çelik, borçlanma maliyetlerini optimize ederken likidite yapısını güçlendirecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Despec Bilgisayar marttan bu yana dalgalı seyir izlerken eylülde aşağı yöneldi</strong></p>
<p>Despec Bilgisayar’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %11,54 ile toplamda 91,61 bin lot azalarak 701,99 bine indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 12’den 11’e geriledi. FBC fonu 120 bin lot ile en fazla satışı yaparken, TTE fonu 21,7 bin ile en çok alımı gerçekleştirdi. Despec hakkında yıl içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede One Portföy’ün yönettiği FBC fonu yaptığı satış ile payını sıfırlarken İş Yatırım’ın TTE ve Garanti Yatırım’ın GRT fonu aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/396-liralik-fiyat-coktan-unutuldu-yuzde-89luk-gerileme-fiyati-eritti-89270</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 396 liralık fiyat çoktan unutuldu, yüzde 89’luk gerileme fiyatı eritti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/temiz-avrupa-icin-akdeniz-kirleniyor-89268</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Temiz Avrupa için Akdeniz kirleniyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇ/ANKARA</strong></p>
<p>Çevre örgütlerinin sert tepki gösterdiği Türkiye’nin plastik atık ithalatının çevreye olan etkisi, TEPAV’ın COP 31 kapsamında yayımladığı yazı dizisinin ikincisinde bir kez daha göz önüne serildi.</p>
<p>Herhangi bir düzenleme yapılmaması halinde Türkiye’nin 2026 yılında 1 milyon tonun üzerinde plastik atık ithal etmesinin beklendiğini belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, bunların geri dönüşümünde yarısının proses atığına dönüştüğünü söyledi. Bu işleme çalışmalarının Akdeniz kıyılarını kırpılmış plastik istilasına uğrattığının altını çizen Gündoğdu, bu durumu “Sonuç kirli Akdeniz, temiz Avrupa” diye özetledi.</p>
<h2>Atık sular denizlere taşıyor </h2>
<p>Hazırladığı değerlendirmede Türkiye’nin Avrupa’nın plastik atık ihracatında bir numaralı varış noktası olduğunu kaydeden Gündoğdu, özel bir yasaklama veya kısıtlama olmaması halinde bu yıl toplam atık ithalatının 1 milyon tonu aşmasının beklendiğini bildirdi. Bu atıkların yarısının geri dönüşüm sırasında proses atığa dönüştüğüne vurgu yapan Gündoğdu, bunların da atık sular aracılığıyla kanallara ve denizlere taşındığını söyledi.</p>
<p>Bu yıl ocak-ağustos döneminde tüm Akdeniz kıyılarında kıpılmış plastik kirliliği istilası yaşandığını söyleyen Sedat Gündoğdu, geri dönüşüm tesislerinin yoğunlaştığı bölgelerde mikroplastik atıklarının 1321 kata ulaştığını anlattı. Sadece Seyhan Nehrinin sulama kanalları aracılığıyla saatte 5.3 milyar mikroplastiği Akdeniz’e taşıdığı bilgisini veren Gündoğdu, bunun sonucunda "kirli Akdeniz, Temiz Avrupa" tablosunun ortaya çıktığını bildirdi.</p>
<p>Yüksek gelirli ülkelerin evsel geri dönüşüm hedeflerine ulaşmasının ihracat yoluyla Türkiye gibi ülkelerde çevresel ve iklimsel yüke dönüştüğünü ifade eden Gündoğdu, “Geri dönüştürülemeyen ithal plastikler kaçak döküm sahalarına bırakılıyor ya da açıkta yakılıyor ve bu yolla toksik kimyasallar toprağı ve Akdeniz ekosistemini kirletiyor” dedi.</p>
<h2>Tesislerde dikkat çekici yangınlar!</h2>
<p>Son beş yılda Türkiye'de 600'den fazla geri dönüşüm tesisi yangını yaşandığına dikkat çeken Sedat Gündoğdu, düşük kaliteli ithal atığı elinde tutan bazı işletmecilerin, geri dönüştürülemeyen stokları imha etmek için kundaklamaya başvurabildiğini kaydetti. Gündoğdu buna yönelik INTERPOL tarafından da belgelenen bir örüntüye vurgu yaptı.</p>
<p>Türkiye'nin plastik atık ithalatına kapsamlı bir yasak getirmesini öneren Gündoğdu, düzenlemenin sadece çevresel adalet açısından değil, yurt içi geri dönüşüm sisteminin güçlendirilmesi ve zehirli gaz emisyonlarının azaltılması yönünden de COP31 Başkanlığına güvenilirlik kazandıracak bir adım olacağına işaret etti.</p>
<p>Gündoğdu, Türkiye'nin sıfır atıkta öncü bir konum iddia edebilmesi, atık toplayıcılarının resmi olarak tanınmasını, sosyal güvenlik ve iş güvenliği kapsamına alınmasını, asgari yaşam ücretini ve yeni malzeme ekonomisine ilişkin karar alma süreçlerine anlamlı katılımını güvence altına almasına bağlı olduğunu kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/temiz-avrupa-icin-akdeniz-kirleniyor-89268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/3/1280x720/plastik-1773294943.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın 8 aylık döneminde tüm Akdeniz kıyılarında plastik kirliliği istilası yaşandığını belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, geri dönüşüm tesislerinin yoğunlaştığı bölgelerde mikroplastik atıklarının 1321 kata ulaştığını söyledi. Sadece Seyhan Nehrinin sulama kanalları aracılığıyla saatte 5.3 milyar mikroplastiği Akdeniz’e taşıdığını anlatan Gündoğdu, bunun sonucunda &quot;kirli Akdeniz, Temiz Avrupa&quot; tablosunun ortaya çıktığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-numara-vizyon-100-i-89267</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 numara Vizyon 100 (I)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu yılki Vizyon 100 toplantısı benim açımdan 10 numara geçti. Çeşme’deki zirvenin sabah oturumları, Aspen ya da Davos’taki tattaydı. İşin iç yüzünü burada yapmak istediğimden daha iyi anlama fırsatım oldu. Sponsorlar tabii ki kendilerine ayrılan sürelerde istediklerini anlatabilirlerdi ama orada bile özenli bir çalışma yapılmıştı. Benim asıl kriterim ise kapının önündeki masalarda hava alırken yaptığım sohbetlerdir. Bu sene tanımadığım birçok kişiyle sıcak bir sohbet başlatırken çok değerli insanlarla ayrıntılı sohbetler yapma fırsatım oldu.</p>
<p>İstanbul medyasına çok yansımayan İzmir İleri teknoloji Enstitüsü (İYTE) Rektörü Yusuf Baran, bu sefer de üniversiteden Unicorn çıkardıkları haberi ile bizi şaşırttı. Ancak konuşmacı olmasa da onun kadar önemli bir eğitimci Irmak Okulları Genel Müdürü Metin Yoleri oldu. Bu önemli ve değerli ifadeleri sizi yanıltmasın. Benim jargonumda bu tür kelimeler yoktur ancak duygularımı ifade edebilmek için kullanıyorum.</p>
<p>Yoleri özelindeki duygularımı daha açık anlatım bu edebi çerçevenin dışına çıkmam gerekiyor. Kendisi ile sohbet ederken tanıdığım bir veya birkaç çocuktan ve ailelerinden dinlediklerimin ışığında okullarını çok beğendiğimi söyledim. Sonra da isim vermeye çalıştım. Önce kayınbiraderin çocuklarından birinin orada okuduğu düşünerek o çocukların isimlerini verdim. Metin Hoca tepki vermedi. Sonra Timur’un çocukları mı acaba diye onları saydım. Onları da hatırlamadı. Bu arada “hepimiz karıştırıyoruz” gibi gereksiz sohbet de açmadı. Sonra bu öğrencinin, apartman komşularımızdan birinin oğlu olduğunu hatırladım. Adını söyleyince Metin Yoleri çocuğu ve ailesini sadece ismen değil, cismen de tanıdığını gösterdi. 1.100 öğrencisi olan bir yapı için bu çok kolay değil ama müthiş bir rekabet avantajı. Bu bence okulun rekabetçi pozisyonunu açıklayan en önemli unsur; birini tanımıyorsan, bu toplantının teması olan Networking &amp; Collaboration - Shaping The Future Together (Yeni Bağlantılar ve İş Birliği-Geleceği Birlikte Şekillendirmek) doğrultusunda yapabileceğin bir şey olamaz. Vizyon 100’ün Yusuf Baran ile Metin Yoleri’yi bir araya getirip bu temanın hakkını verip vermediğini bilmiyorum.</p>
<p>Bu da en önemli kaynağımız olan zamanı sermaye olarak kullanmayı gerektiriyor. Burada sürekli yapay zekâya atıfta bulunmam bize bu sermayeyi daha iyi kullanma olanağı sunmasından kaynaklanıyor. Ülkede büyük sermaye yaratma aracı olarak kullanılan fonların patlamasının neden olduğu kriz, hükümet temsilcilerinin bu zamanı ayırmasını engelledi. Onlar toplantıya katılamazken yapay zekâ ve robotların yarattığı tehditlere işaret ettiği konuşmasında T.C. İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, iş birliği ve teknolojinin insanlık yararına kullanılmasının önemine dikkat çekerek, “Geleceğimizin inşası anlamında iş birliği yapmak, geleceği birlikte değerlendirmek ve güzel bir gelecek için bir araya gelmeniz bence çok kıymetli. Ne kadar devrim yaparsak yapalım ne kadar çok bilgiye erişirsek erişelim; bunu kontrollü yapmıyorsak, insanlığın mutluluğu, refahı ve iyiliği için geliştirmiyorsak, sonuçlarını olumsuz şekilde yaşarız.” dedi. Sektörde bozucu değil yapıcı, birbirini destekleyici, bilgiyi doğru ve insanlığın, şirketlerin yararına kullanacak çalışmalar yapılmasının önemine değinen Dr. Süleyman Elban, zirvenin buna güçlü bir zemin hazırladığını kaydetti.</p>
<p>Bu vizyona işaret ettikten sonra <strong>Vizyon 100 Danışma Kurulu Başkanı Bülent Kutlu</strong>’nun beni çok etkileyen ve “balık baştan kokar” sözünü olumlu anlamda kullanmama neden olan tavrına işaret etmek istiyorum. Bu sene daha da kısa konuşan Kutlu, sahnede daha yüksek etkileşim ve zirveden daha büyük fayda elde etmek için katılımcıları yeni uygulamaya yönlendirdi. Kendisinden Vizyon 100’ü daha uzun anlatması istenmesine karşın daha da kısa konuşup Adesso’nun yenilediği uygulamaya işaret etmesi, Kutlu’nun zirvenin temasını ne kadar içselleştirdiğinin göstergesi oldu. Bir yandan süreç sancısız aksın diye her yana koştururken diğer yandan kendisine değil, teknolojinin sağladığı imkâna işaret etmek alışık olmadığımız bir tavır. Oturumlar sırasında sahnenin arkasına yansıtılan anket sonuçlarını gösterip “anketi kim yapmış” diye soran birden çok kişiye “salondakiler oy kullanıyor” diye açıklama yapmam gerekti. Kenarda oy kullanan kişi ve kullanılan oy sayısı sürekli değiştiğini görmesem ben de meseleye uyanamayabilirdim. Allah yardım etti, diyeyim. Bu sayede vizyonu ele almak için salona toplananların analitiğini yapacak bir araç elde etmiş oldum. Başka bir yazıda bahsedeceğim.</p>
<p>Kutlu’nun ikinci önemli sözü ise, basın toplantısında işbirliği konusu ele alınırken sarf ettiği “multidisipliner olmalı” ifadesi oldu. Soru daha çok KOBİ’ler ekseninde sorulurken değer yaratacak olanı, sözü kendi üzerine almadan, bu şekilde ifade etmesi çok önemli bir noktaydı. Bu konuyu kendisi ile daha önce ayaküstü ele almıştık.</p>
<p>Kutlu’nun ifade ettiği bu iki nokta aslında yola çıkmak için yeterliydi. Şimdi de sahaya bakıp o yolculuğun ne şekilde olması gerektiğini ele alalım.</p>
<p><strong>Dün ve bugün: Engelleri aşma ve değer ekonomisi yaratma</strong></p>
<p>Basın toplantısında şeytan dürttü, BASBAŞ Yürütme Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Dr. Faruk Güler’e Kürşat Tüzmen dönemini sordum. Okumuş çocuklar araştırıp bir şeyler yazıyor ama bizim yaşadığımız dönemle ilgili bildiğimiz hakikat çok farklı olabiliyor. Türkiye yurtdışına ilk yazılım ihracatını yapacağı dönemde mevzuat bunun önünü kesmişti. Salyangoz ya da mobilya süsü verilmiş sunta ihracatının hayali olduğunu yıllar sonra keşfedebilen dış ticaret yönetimimiz yazılım söz konusu olduğunda diskete yüklenmiş numuneye bakıp bir çırpıda bir disketin yanlış hatırlamıyorsam 400 bin dolar olamayacağını ve bunun hayali ihracat olduğunu “tespit etmişti.” Bu konuda yetkili olan Tüzmen’e konu aktarıldığında, bunu –o zamanın interneti olan- BBS üzerinden göndermelerini tavsiye etmiş ve parayı da bir biçimde ülkeye sokmalarını sağlayacak yolu göstermişti. Bizim yazılımcı “genius”lar bu sayede okyanusu aşıp derede boğulmaktan kurtulmuştu. O zaman inovasyonun önündeki engel mevzuattı.</p>
<p>Bir diğer sorun ise işi bilmemekti. Sermaye yetersizliği sıkıntısı ile kendisine gelen iş dünyası temsilcilerine “sizin ihtiyacınız sermaye değil, işletme sermayesi” teşhisini koyduğunu da bir iş insanı bana anlatmıştı. Tüzmen, yat almanız için cebinize para koymamıza gerek yok finansman araçları yaratmalıyızın kısasını söylemişti. Bu yanlarıyla sevdiğim bir kişi olan Tüzmen ile Turkcell genel müdürü olduğu zaman gümrükler için geliştirdikleri mobil cüzdanı tanıtmak için Ankara’ya davet eden Süreyya Ciliv sayesinde tanışmıştım. Sürekli vücut geliştirme ve Kıbrıs’a yüzme gibi yanlarıyla basına konu olan Tüzmen, Ankara havalimanını ne kadar güzel yaptıklarını söylediğinde “keşke bu kadar küçükbaş hayvan kokan bir yere yapmasaydınız” demiştim ve gerilim yaşamıştık. Sürekli beğenilmek isteyen biri olması bana göre değildi ama bu, beğendiğim yanlarını yukarıda yazmama engel değil.</p>
<p>Ne oldu bilmiyorum, Tüzmen’in bu işlerin önünü açma yanını Güler’e sordum. O da uzun ve iyi bir yanıt verdi. Sonrasında Baran ile, üniversite bahçesinde yetiştirdikleri Unicorn’u konuşma fırsatım oldu. Her ikisi de önemli konular. Bu yazıda daha güncel olduğu için Unicorn’dan bahsedip, serbest bölge konusunu bir sonraki yazıda ele alacağım.</p>
<p><strong>HubX: İYTE’nin üniversite bahçesindeki ilk Unicorn’u</strong></p>
<p>HubX’i yapay zekâ ile birlikte yaptığımız derleme ile size aktarmak istiyorum. Buna öncelik vermemin nedenini Baran’ın ayaküstü sohbetimizde HubX’in yapay zekâ dünyasında oyun dahil birçok alana hitap ettiğini söylemesi oldu. Oradaki insanların bu konuda bilgisi olmaması nedeniyle, başlangıç incelemesinde yapay zekâdan faydalandım.</p>
<p><strong>Kerem:</strong> İYTE unicorn</p>
<p><strong>Google AI:</strong> İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) kampüsünde faaliyet gösteren <u>Teknopark İzmir</u> bünyesinden çıkan HubX, 1,2 milyar dolar değerlemeye ulaşarak İzmir'in ilk unicorn'u (değeri 1 milyar doları aşan girişim) unvanını kazandı.</p>
<p>HubX ve Unicorn Süreci</p>
<ul>
<li>Değerleme: 1,2 milyar dolar.</li>
<li>Yatırım: ABD merkezli Point72 Private Investments'tan 75 milyon dolar yatırım aldı.</li>
<li>Faaliyet Alanı: 40'tan fazla mobil ve web uygulaması (Nova, Wiser, DaVinci, Lotus Flow vb.) geliştiriyor.</li>
<li>Erişim: 190'dan fazla ülkede 600 milyonun üzerinde kullanıcıya ulaştı.</li>
<li>Kurucular: Cem Ortabaş ve Kaan Ortabaş.</li>
</ul>
<p><strong>Kerem:</strong> HubX'in geliştirdiği uygulamalar hangi sektörlerde kullanılıyor?</p>
<p><strong>Google AI:</strong> HubX, tüketici odaklı teknoloji alanında üretken yapay zeka (Generative AI) altyapısını kullanarak geniş bir sektörel yelpazede uygulamalar geliştirmektedir. Şirketin portföyünde yer alan 40'tan fazla mobil ve web uygulamasının aktif olarak kullanıldığı ana sektörler ve kategoriler şunlardır:</p>
<ol>
<li>Üretken Yapay Zeka ve Dijital Sanat (Tasarım Sektörü)</li>
</ol>
<ul>
<li>Görsel ve Sanat Üretimi: <em>DaVinci - AI Görsel Oluşturucu</em> ve <em>Momo</em> gibi uygulamalarla kullanıcıların metin komutlarını dijital sanat eserlerine, avatarlara ve gerçekçi portrelere dönüştürmesini sağlar.</li>
<li>İç Mekan Tasarımı: <em>HomeAI</em> uygulaması, yapay zeka desteğiyle evlerin iç ve dış mekân tasarımlarını dijital ortamda optimize eder.</li>
<li>Moda ve Kişisel Stil: <em>TattooAI</em> uygulaması, artırılmış gerçeklik (AR) teknolojisini kullanarak kullanıcıların vücutlarında dövme tasarımlarını denemesine olanak tanır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Sağlık, Fitness ve Kişisel Bakım (Sağlıklı Yaşam Sektörü)</li>
</ol>
<ul>
<li>Zihinsel ve Fiziksel Sağlık: HubX bünyesine katılan <em>Lotus Flow</em>, kullanıcılara küresel ölçekte yoga, fitness, pilates ve farkındalık (mindfulness) eğitimleri sunar.</li>
<li>Beslenme ve Diyet: <em>Lean</em> uygulaması, fotoğraf veya barkod tarama yöntemiyle makro besin ve kalori takibi yapılmasına yardımcı olur.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Eğitim ve Edtech (Eğitim Teknolojileri Sektörü)</li>
</ol>
<ul>
<li>Kitap Özetleri ve Sesli Kitaplar: <em>Wiser</em> uygulaması, dünyaca ünlü kitapların 15 dakikalık sesli özetlerini ve analizlerini sunarak hızlı öğrenmeyi destekler.</li>
<li>Dil Eğitimi: <em>BetterSpeak</em> uygulaması, interaktif yapay zeka avatarları aracılığıyla kullanıcılara pratik yapma imkanı sunan bir dil eğitmenidir.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Tarım ve Botanik (Bitki Bilimi)</li>
</ol>
<ul>
<li>Bitki Tanımlama ve Bakım: <em>PlantApp</em> uygulaması, %95 doğruluk oranıyla 100 binden fazla bitki türünü ve bitki hastalıklarını teşhis ederek kullanıcılara bakım hatırlatmaları gönderir.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li>İş Üretkenliği ve Günlük Araçlar (Yazılım Hizmetleri)</li>
</ol>
<ul>
<li>Yapay Zeka Asistanları: <em>Nova</em> ve <em>Chatbot</em>, araştırma, planlama ve günlük görevlerin yönetimi için geliştirilmiş hepsi bir arada yapay zeka asistanlarıdır.</li>
<li>Toplantı ve Not Yönetimi: <em>NoteAI</em>, toplantıları sesli olarak kaydedip otomatik olarak özetleyen akıllı bir not alma aracıdır.</li>
<li>Çeviri ve İletişim: <em>Live Translate</em>, yapay zeka destekli anlık çeviri çözümleri sunar.</li>
</ul>
<p><strong>Kerem:</strong> Oyun sektörü ile ilgili durum nedir?</p>
<p><strong>Google AI:</strong> HubX, oyun kategorisinde doğrudan kendi oyunlarını geliştiren bir stüdyo olmaktan ziyade, oyun dışı (non-gaming) mobil uygulamalara odaklanan bir yapıya sahiptir. Şirketin Türkiye'nin ilk "app studio" unicorn'u olmasının arkasında da oyun sektöründeki genel trendlerin değişimi ve HubX'in yayıncılık/yatırım stratejisi yatmaktadır.</p>
<p>Oyun sektörüyle ilişkisi ve bu alandaki konumuna dair detaylar şu şekildedir:</p>
<ol>
<li>Sektörel Değişim ve HubX’in Rolü</li>
</ol>
<p>Türkiye'nin önceki unicorn (Turcorn) hikayeleri ağırlıklı olarak Peak Games, Dream Games ve Loom Games gibi dev oyun şirketleri üzerinden şekillenmişti. Ancak küresel pazarda Apple App Store gibi platformlarda oyun harcamalarında bir yavaşlama yaşanırken, oyun dışı yapay zeka ve üretkenlik uygulamaları hızla büyümektedir. HubX, tam olarak oyun sektöründen mobil uygulama sektörüne kayan bu küresel bütçeyi domine ederek unicorn seviyesine ulaşmıştır.</p>
<ol start="2">
<li>Oyun Yayıncılığı ve Mobil Girişim Yatırımları</li>
</ol>
<p>HubX, kendi içinde yoğun olarak üretken yapay zeka, sağlık ve eğitim uygulamalarına odaklansa da oyun ekosistemine yayıncı (publisher) ve yatırımcı olarak destek vermektedir.</p>
<ul>
<li>Pazarlama ve Know-How Desteği: Bağımsız oyun geliştiricilerinin özellikle <em>casual</em> (gündelik) ve <em>hyper-casual</em> oyunlarını küresel listelerin üst sıralarına taşımak için finansman, veri analitiği ve küresel pazarlama desteği sağlar.</li>
<li>Gelir Optimizasyonu: Geliştiricilerin oyun içi satın alma ve abonelik modellerini yönetmek için kendi geliştirdiği yapay zeka tabanlı <em>RevenueX</em> motorunu kullanır.</li>
</ul>
<p>Bu şekilde değişime işaret ederek bırakalım. Bir sonraki yazıda bunun üzerine tarihsel ve işle ilgili birikimimizi ekleyip Vizyon 100’den nasıl bir rekabet stratejisi çıkaracağımıza bakacağız.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-numara-vizyon-100-i-89267</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 10 numara Vizyon 100 (I) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecegi-kim-siparis-etti-89265</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geleceği kim sipariş etti?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Teknolojinin müşterisi olmanın ötesine nasıl geçeceğiz? Her şeyi kendimiz üretmek zorunda değiliz. Ama neyi geliştireceğimize, kimlerle ortaklık kuracağımıza ve hangi koşulları kabul edeceğimize karar verecek birikime ihtiyacımız var.</strong></p>
<p>Gelecek hakkında konuşanların özgüvenine imreniyorum. Hangi işlerin biteceğini, hangi becerilerin gereksizleşeceğini, nasıl yaşayacağımızı anlatıyorlar. Bize de bu geleceğe hazırlanmak düşüyor. Arada el kaldırıp “Bir dakika, bunun nasıl bir gelecek olacağına biz de karışabiliyor muyuz?” diye sormak istiyorum. Yoksa sipariş verilmiş, bize yalnızca teslim almak mı kalmış?</p>
<p>Bu serinin ilk yazısında öğrencinin öğrenmesini, ikincisinde çalışanın deneyim kazanmasını konuştuk. İkisinde de aynı meseleyle karşılaştık: Yapay zekâdan yararlanırken kendi kapasitemizi nasıl geliştireceğiz? Şimdi soruyu biraz büyütelim. Bu dönüşümün yönünü belirleme kapasitemiz ne olacak? Öğrenciye uyum sağla, çalışana kendini yenile, ülkeye yarıştan kopma diyoruz. Peki yarışın kurallarını kim yazıyor?</p>
<p>Burada aklıma, ruhu şâd olsun, aile büyüğümüz Ali Nejat Ölçen geliyor. Türkiye’nin kalkınmasını, dünya ekonomisiyle kurduğu ilişkilerin açtığı imkânlar ve yarattığı bağımlılıklar içinde düşünürdü. Türkiye Sorunları dizisinin giriş yazısındaki bir saptamasını bugün yeniden okumak gerekiyor: “Sermayenin teknolojiyi teknolojinin sermayeyi çoğaltacağı” bir süreçten söz ediyor, teknolojik üstünlüğün bir egemenlik aracına dönüşmesine dikkat çekiyordu. Kullandığı ifade <strong>“teknolojik emperyalizm”</strong>di.</p>
<p><strong>İlişkinin bir güç boyutu var</strong></p>
<p>Bu sözü duyunca meseleyi hemen geçmiş yüzyılın tartışmaları arasına kaldırmayalım. Bir teknolojiyi kullanabiliyor olmak, onun üzerinde söz sahibi olmak anlamına gelmiyor. Fiyatını, erişim koşullarını, hangi amaçlarla kullanılabileceğini başkaları belirliyorsa; sistem değiştiğinde sizin de işinizi, araştırmanızı veya kamu hizmetinizi ona göre yeniden düzenlemeniz gerekiyorsa, ilişkinin bir güç boyutu vardır. <strong>Kullanıcı hesabınızın olması, karar masasında sandalyenizin olduğu anlamına gelmez.</strong></p>
<p>Üstelik bağımlılık yalnızca yazılım bedeli ödemekle oluşmaz. Bir kurumun verileri, çalışma alışkanlıkları ve hizmetleri belirli bir sisteme yerleştikçe başka bir sisteme geçmenin maliyeti artabilir. İlk gün kolaylık diye alınan hizmet, zamanla vazgeçilmesi güç bir altyapıya dönüşebilir. Bu ihtimal, dışarıdan teknoloji almayalım demeyi gerektirmiyor. Neyi satın aldığımızı, neyi kendimiz öğrenebildiğimizi ve hangi koşullarda başka bir yol seçebileceğimizi birlikte düşünmeyi gerektiriyor.</p>
<p>Ölçen’in sermaye-ulus gerilimi üzerinden kurduğu düşünceyi bugüne taşırken sermaye-emek ilişkisini de gözden kaçırmayalım. Aynı ülkede bir şirket yapay zekâ sayesinde kazanç sağlarken çalışanları kayba uğrayabilir. O şirket de kullandığı teknolojinin sağlayıcısına bağımlı olabilir. “Türkiye kazanıyor mu?” sorusunun yanına “Türkiye’de kim kazanıyor?” sorusunu koymak zorundayız. Millî gelir artışıyla herkesin imkânlarının genişlemesi aynı şey değil. İktisadın bu eski meselesi, yapay zekâ gelince emekliye ayrılmıyor.</p>
<p>Peki bu teknolojiyi geliştirenlerin insanlığın iyiliğini düşündüğünü varsaysak? O zaman içimiz rahat edebilir mi?</p>
<p> </p>
<p><strong>Özgecilik nedir?</strong></p>
<p>Burada biraz durup “<strong>etkili özgecilik</strong>” (effective altruism) düşüncesini açıklamak gerekiyor. Özgecilik? Sözlükte bunu karşılayan başka bir sözcük de var: Diğerkâmlık. Pek romantik ama pek de eski. Yardımseverlik eksik kalıyor. O halde özgecilik diyeceğiz. Alıştırın kulaklarınızı. Fikret Görün ve Yakup Kepenek Hocalarım da benimle gurur duysunlar.</p>
<p>Özgecilik, başkalarının iyiliğini gözetmek demek. Etkili özgecilik ise buna bir soru ekliyor: Elimizdeki para, zaman ve yeteneği kullanarak mümkün olan en fazla iyiliği nasıl yapabiliriz? Örneğin aynı kaynakla hangi sağlık müdahalesinin daha çok hayat kurtaracağını araştırmak bu yaklaşımın bir parçası. Bir iktisatçı için yabancı bir soru değil. Kaynak kıt, ihtiyaç çok; iyi niyetin yanında sonuçlara da bakmak gerekiyor.</p>
<p>Bu düşünce, zamanla bağışçıların, araştırmacıların ve farklı kuruluşların buluştuğu uluslararası bir harekete dönüşüyor. Düşünsel öncüleri arasında düşünür Peter Singer var. Toby Ord ve William MacAskill, 2009’da kuruluşuna öncülük ettikleri Giving What We Can ile etkili bağış fikrini örgütlü bir çabaya taşıyorlar. Facebook’un kurucularından Dustin Moskovitz ve Cari Tuna da yaklaşımı büyük ölçekli bağış faaliyetlerinde benimsiyor. Böylece felsefi bir sorunun, ciddi kaynakların nereye aktarılacağını etkileyen pratik sonuçları oluyor.</p>
<p>Bu çevredeki herkesin önceliği aynı değil. Bir kısmı bugünün yoksulluğuna ve hastalıklarına odaklanırken, MacAskill gibi isimler, hesabı uzak gelecekte yaşayacak insanları da kapsayacak biçimde genişletiyor. Henüz doğmamış insanların hayatı da ahlaken önemliyse, bugünkü kararlarımızda onları da hesaba katmalıyız, diyorlar. İnsanlığın devamını tehdit edebilecek riskleri ve yapay zekânın yol açabileceği büyük felaketleri önlemek de bu çerçevede öncelik kazanıyor. Bugün bir bağışın nerede daha çok hayat kurtaracağını sorarak başladığımız tartışma, insanlığın uzak geleceğini nasıl koruyacağımıza kadar uzanıyor.</p>
<p>Gelecek kuşakları önemsemekte elbette sorun yok. İklim değişikliği hakkında yazarken biz de bunu yapıyoruz. Güçlük, çok uzak bir geleceğe ilişkin belirsiz varsayımlarla bugünün insanları adına ne kadar kesin karar verebileceğimizde başlıyor. Gelecekte kaç insan yaşayacak? Hangi risk ne kadar olası? Hangi müdahale gerçekten işe yarayacak? Bir hesabın sayılarla kurulması, dayandığı varsayımları kendiliğinden sağlamlaştırmıyor. <strong>Virgülden sonra birkaç hane daha yazınca belirsizlik azalmıyor.</strong></p>
<p>Büyük sermayenin kararlarına duyduğu güveni okurlarından pek esirgemeyen The Economist’in, insanlığın geleceği konusunda birden yetki belgesi aramaya başlaması hoş bir sürpriz. Demek ki özel ellerde biriken güç, bazı koşullarda derginin de uykusunu kaçırabiliyormuş. Şöyle ki:</p>
<p>Derginin 1 Ekim tarihli değerlendirmesi, insanlığın toplam iyiliğini hesaplama iddiasının küçük bir gruba fazla büyük bir ahlaki yetki verebileceğini sorguluyor. MacAskill ise 4 Ekim’de yayımlanan yanıtında haklı bir itiraz getiriyor: Bir düşüncenin tuhaf görünmesi, onu reddetmeye yetmez. Bugün benimsediğimiz pek çok hak da bir zamanlar yadırganıyordu. Üstelik tek bir ahlaki görüşe her şeyi bağlamamayı, farklı görüşleri hesaba katmayı ve iyilik yaparken temel ahlaki sınırları korumayı kendisi de savunuyor.</p>
<p>Bu itirazı ciddiye almak gerekiyor. Geleceği düşünmeyi tuhaflık sayamayız; alışılmış olanın ahlaken doğru olduğuna dair bir güvencemiz de yok. Ama tuhaf bulunmak da tek başına haklılığın belgesi değil. Her iddiayı dayanaklarıyla tartışacağız. MacAskill’in belirsizliği ve çoğulculuğu vurgulaması, bu tartışma için değerli bir başlangıç.</p>
<p>Bu yetki ve denetim tartışması, nükleer teknoloji için de geçerli. New York Times’ın 18 Eylül tarihli yazısı da nükleer teknolojinin denetimi üzerinden kamusal sorumluluğu tartışıyor. Yapay zekâyı geliştiren şirketlerin kendi kendilerini denetlemesiyle yetinilemeyeceğini savunuyor. Nükleer teknolojiyle yapay zekâyı her bakımdan eş tutamayız. Yine de yazının hatırlattığı ilke önemli: <strong>Büyük toplumsal sonuçlar doğuran teknolojilerin yönetimi, onları geliştirenlerin gönüllü taahhütlerine bırakılamaz.</strong> Bu, şirketlerin niyetini okumaktan çok yetki ve sorumluluğu düzenleme meselesidir.</p>
<p><strong>Kamu denetimi deyince de devletin her kararını toplum yararıyla özdeşleştirmeyelim. Şirket gücünün karşısına denetlenmeyen bir kamu gücü koymak sorunu çözmez. Bağımsız araştırma, açık gerekçeler, hesap verebilir kurumlar ve itiraz yolları gerekir. Çalışanların, eğitimcilerin, meslek örgütlerinin ve yurttaşların sözü olmalı. Yoksa bir odadaki dar karar çevresini başka bir odaya taşımış oluruz.</strong></p>
<p><strong>“Algoritma öyle söyledi” cümlesi, </strong><strong>sorumluluğu ortadan kaldırmaz</strong></p>
<p>Bunun gündelik hayatta karşılığı gayet somut. Bir üniversite, öğrencinin verisini hangi sisteme ve hangi koşullarda aktardığını açıklayabilmeli. Bir işyerinde çalışanlar, yapay zekâyla yapılan iş düzenlemelerinin kendilerini nasıl etkileyeceğini tartışabilmeli. Kamu hizmetinde kullanılan bir sistemin hatası karşısında vatandaşın başvurabileceği bir insan ve işleyen bir süreç bulunmalı. “Algoritma öyle söyledi” cümlesi, sorumluluğu ortadan kaldıran sihirli söz olamaz.</p>
<p>Bu noktada, Türkiye açısından şu soruya geri dönüyoruz: Teknolojinin müşterisi olmanın ötesine nasıl geçeceğiz? Her şeyi kendimiz üretmek zorunda değiliz. Ama neyi geliştireceğimize, kimlerle ortaklık kuracağımıza ve hangi koşulları kabul edeceğimize karar verecek birikime ihtiyacımız var.</p>
<p><strong>Bu birikimin temeli ilk iki yazıda: Üniversitede öğrenmeyi, işyerinde yetişmeyi maliyet diye budayıp teknoloji üreten ülke olmayı bekleyemeyiz. Hesabın en önemli girdisi insan.</strong></p>
<p>Yapay zekâyla kazandığımız zamanı hesaplıyoruz. Kazancı nasıl paylaşacağımızı, hangi kararları başkalarına devrettiğimizi de konuşalım. Bunun için bir teknoloji şirketine sahip olmamız gerekmiyor. O gelecekte yaşayacak olmamız yeterli.</p>
<p>Son tahlilde, eğer ki Ölçen’in cümlesine dönecek olursak: Sermaye teknolojiyi, teknoloji sermayeyi çoğaltabilir. Bizim meselemiz, insanların bilgisinin, refahının ve söz hakkının da çoğalmasını sağlamak.</p>
<p><strong>Gelecek sipariş edilmiş olabilir. Ama teslim tutanağını henüz imzalamadık.</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Kimin adına karar veriyoruz?</strong></span></p>
<p>Farklı ahlaki görüşlere kendi hesabınızda yer vermekle, kararınızdan etkilenecek insanlara karar sürecinde söz hakkı vermek aynı şey mi? İnsanlığın geleceğini düşünmek için insanlıktan yetki almak gerekmiyor elbette. Ama o geleceği biçimlendirecek kaynakları ve teknolojiyi kontrol ediyorsanız, kararlarınızın nasıl denetleneceği sorusu doğuyor. İyi niyetinizin ve düşünsel açıklığınızın yanında, başkalarının size itiraz edebileceği kurumlara da ihtiyacımız var.</p>
<p>Bu soru yalnızca tehlikeleri gerekçe gösterip yavaşlamak isteyenlere yöneltilemez. Yarışı kazanmak için hızlanmak gerektiğini söyleyenler de aynı soruya cevap vermeli. Güvenlik adına hangi imkânlardan vazgeçeceğimize kim karar verecek? Rekabet adına hangi risklere katlanacağımızı kim belirleyecek? Her iki durumda da teknik bilgiye ihtiyacımız var. Ama teknik uzmanlık, başkalarının hayatı üzerinde sınırsız karar yetkisi vermiyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecegi-kim-siparis-etti-89265</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/5/1280x720/574-1791436990.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geleceği kim sipariş etti? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firmalarin-yurt-disi-kaynakli-dovizlerinin-turk-lirasina-donusumunun-desteklenmesi-89264</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmaların yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Türk Lirası’na dönüşümünün desteklenmesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Merkez Bankasına satışını gerçekleştiren firmalara Merkez Bankasınca sağlanacak desteği ifade eden ve 2023/5 sayılı <strong>“Firmaların Yurt Dışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirası’na Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ</strong>”le düzenlenen  <strong>“döviz dönüşüm desteği” </strong>başlangıçta % 2 oranında uygulanmış ve 5 / 5 / 2025 tarihinden ise 30/4/2026 tarihine kadar <strong>%3</strong> olarak uygulanmıştı. Anılan <strong>uygulama süresi</strong> <strong>30 / 4/ 2026 tarihinde sona erecekti.</strong> Ancak, 1 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğle bu süre 31 / 7 / 2026 tarihine kadar uzatılmıştı<strong>. </strong>Daha sonra 1 Ağustos 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğ değişikliği ile <strong>bu süre 31 Ocak 2027 tarihine kadar uzatılmıştı</strong>. Dolayısıyla, anılan <strong>destek uygulaması</strong> <strong>% 3</strong> oran olarak, <strong>31 / 1 / 2027 tarihine kadar devam edecektir.</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nca hazırlanan<strong> <em>“Firmaların Yurt Dışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirası’na Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğe İlişkin Uygulama Talimatı”</em></strong> 1 Ekim 2026 tarihinde yenilenmiş olup, bu talimattaki düzenlemeler 1 Ekim 2026 tarihinden itibaren uygulamaya girmiştir. Önceki talimatta bu destek için aranan döviz alımı yapmama taahhüdü alınmaması uygulaması kaldırılmıştır. Ancak, 1 Ekim 2026 tarihinden önce firmalarca verilen döviz almama taahhütlerinin yerine getirilmemesi halinde, önceki uygulama talimatı hükümleri uygulanacaktır.</p>
<p><strong>Döviz dönüşüm desteğiu</strong></p>
<p>Yeni Talimatta konuya ilişkin yer alan düzenlemelerden önemli olanları şöyle özetlemek mümkündür:</p>
<p>Anılan düzenlemede yer alan <strong>firmalar</strong> ifadesi; Türkiye'de kanuni yerleşim yeri bulunan tüzel kişiliği haiz firmaları ifade etmektedir.</p>
<p>Anılan düzenlemede yer alan <strong>“yurt dışı kaynaklı döviz” </strong>tanımı; 11 / 8 / 1989 tarihli ve 20249 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’ın 2’nci maddesinin (j) bendinde tanımlanan <strong>tüm kıymetli madenlerin ihracından kaynaklananlar hariç olmak üzere; </strong></p>
<p>- Firmaların döviz cinsi <strong>ihracat gelirlerini</strong>,</p>
<p>- Yabancılara yurt içinde sunulan hizmetler karşılığında kazanılan döviz tutarları da dahil olmak üzere yurt dışında yerleşiklerden elde ettikleri <strong>döviz kazandırıcı hizmet gelirlerinden yurda getirdikleri dövizlerini,</strong></p>
<p>- Serbest bölgede faaliyet gösteren firmaların yalnızca <strong>yurt dışına yaptıkları satışlara ilişkin döviz gelirlerini,</strong></p>
<p>ifade etmektedir.</p>
<p><strong>“Döviz dönüşüm desteği”</strong> tanımı ise; yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Merkez Bankasına satışını gerçekleştiren firmalara anılan Uygulama Talimatı kapsamında Merkez Bankasınca sağlanacak <strong>desteği</strong> ifade etmektedir.</p>
<p>Anılan desteklemeden yararlanmak amacıyla, <strong>firmaların </strong>yukarıda belirtilen yurt dışı kaynaklı dövizlerini banka aracılığıyla Merkez Bankası’na satışı sırasında, “<strong>talep formu” </strong><em>(örneği anılan Uygulama Talimatı’nın B ekinde yer almaktadır)</em> ve<strong> “döviz pozisyonu bildirim formu”nu aracı bankaya ibraz ederek</strong>;</p>
<p>- İhracatçı firmaların 16 Ocak 2020 tarihli İhracat Genelgesi kapsamında Merkez Bankası’na satmakla yükümlü oldukları <strong>ihracat bedeli dövizlerin</strong>,</p>
<p>- Firmaların 18 Mayıs 2026 tarihli Görünmeyen İşlemler Genelgesi’nin 5’inci maddesi kapsamında <strong>döviz kazandırıcı hizmet bedeli dövizler</strong> ile</p>
<p> Serbest bölgede faaliyet gösteren firmaların yalnızca <strong>yurt dışına yaptıkları satışlara ilişkin dövizlerin</strong>,</p>
<p>banka aracılığıyla Merkez Bankası’na satışının gerçekleştiği gün, <strong>dönüşüm kuru</strong> üzerinden Türk Lirası’na çevrilen tutarın <strong>%3’ü</strong> kadar <strong>döviz dönüşüm desteği</strong> firmalara ödenmek üzere Merkez Bankasınca aracı bankaya aktarılacaktır. <em>(<strong>Dönüşüm kuru;</strong> firmaların yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Türk lirasına çevrildiği gün Merkez Bankası tarafından saat 11.00’de ilan edilen döviz alış kurunu ifade etmektedir.)</em></p>
<p><strong>“Döviz Pozisyonu Bildirim Formu” </strong>anılan Uygulama Talimatı’nın<strong> C </strong>adlı<strong> eki</strong>nde yer almakta olup, bu formda yer alan formüllere göre <strong>“döviz pozisyon oranı” </strong>hesaplanmaktadır.</p>
<p><strong>Döviz pozisyonu oranı yüzde 10’u aşan</strong> firmalar döviz dönüşüm desteğinden yararlanamamaktadır. <strong>Döviz pozisyonu bildirim formu</strong>, belge tarihinden itibaren <strong>15 gün</strong> <strong>süreyle geçerli</strong> olup bu süre içinde aynı form kapsamında birden fazla işlem yapılabilir. Aracı bankalar, her bir döviz dönüşüm desteği başvurusu sırasında bu koşulların sağlandığını kontrol etmek durumundadırlar.</p>
<p>Firmaların limit kullanım dönemi içinde yararlanabileceği <strong>azami döviz dönüşüm desteği tutarı 100.000.000 (yüz milyon) Türk Lirası’dır.</strong></p>
<p>İhracat ve Döviz Kazandırıcı Hizmetler Reeskont Kredisi Uygulama Talimatı ile İhracat ve Döviz Kazandırıcı Hizmetler Reeskont Finansmanı Uygulama Talimatının Ek-4’üncü maddesine göre <strong>kredi kullanan firmalara</strong>, kredi vadesi boyunca, bu madde kapsamında <strong>döviz dönüşüm desteği sağlanmamaktadır.</strong></p>
<p>Firmaların <strong>peşin ihracat bedeli</strong> olarak getirdikleri yurt dışı kaynaklı dövizler için destek ödemesi talepleri, ilgili gümrük beyannamelerinin aracı bankaya ibraz edilmesini müteakip işleme alınmaktadır. Gümrük beyannamesi ibraz edilmeden döviz dönüşüm desteği kapsamında Merkez Bankasına döviz satışı yapılması halinde, döviz dönüşüm desteği kapsamında Merkez Bankasına satılan dövizin tamamına eşit tutarda ve ödeme şekli “Peşin Ödeme” yazılı olan gümrük beyannamesi bilgisinin aracı banka tarafından en geç 6 ay içerisinde Merkez Bankası’na bildirilmesi ve döviz pozisyonu bildirim formunun aracı bankaya ibrazı sonrasında, <strong>dövizin Merkez Bankası’na satış tarihindeki dönüşüm kuru üzerinden</strong> <strong>Türk Lirası’na çevrilen tutara cari oran uygulanarak hesaplanan</strong> <strong>destek ödemesi</strong> yapılacaktır.</p>
<p>Yurt dışından <strong>efektif olarak getirilen </strong>ve<strong> peşin ihracat kapsamında olmayan ihracat bedelleri</strong>nin satışında döviz dönüşüm desteği talep edilebilmesi için <strong>Nakit Beyan Formu</strong> düzenlenmiş olması <strong>zorunludur</strong>. Nakit Beyan Formuyla döviz dönüşüm desteğinden faydalanmak isteyen firmalar dövizlerini yalnızca gümrük beyannamesinin “Finansal ve Bankacılık Verileri” başlıklı 28 numaralı hanesinde yer alan banka aracılığıyla Merkez Bankasına satabilir.</p>
<p><strong>Aracılı ihracatlarda</strong>, aracı tarafından yurda getirilen peşin ihracat bedeli olmayan dövizlerin aracı ihracatçılara <strong>ürün tedarik/imal eden firmalar adına</strong> satışı yapılırsa;</p>
<p>- Anılan Uygulama Talimatı’nın <strong>E</strong> adlı <strong>eki</strong>nde yer alan Aracılı İhracat Kapsamında Döviz Dönüşüm Desteğinin Tedarikçiye/İmalatçıya Ödenmesine İlişkin Beyannamenin,</p>
<p>- Aracı ihracatçı ile tedarikçi/imalatçı firma arasında yapılmış aracılı ihracat sözleşmesinin,</p>
<p>- Tedarikçi/İmalatçı firma unvanının kayıtlı olduğu ilgili Gümrük Beyannameleri ve bu beyannameler kapsamındaki tedarike/imalata ilişkin ihraç kayıtlı mal faturalarının</p>
<p>- Aracı bankaya ibraz edilmesi gerekir. Bu durumda bu Uygulama Talimatı bakımından <strong>döviz satışının tedarikçi firmaca yapıldığı kabul edilir </strong>ve<strong> döviz dönüşüm desteği aracı bankaca doğrudan tedarikçi/ imalatçı firmanın hesabına aktarılır.</strong></p>
<p>Yurt dışından <strong>efektif </strong>olarak getirilen;</p>
<ol>
<li>a) Döviz kazandırıcı <strong>hizmet ihracatı,</strong></li>
<li>b) <strong>Peşin ihracat kapsamında olan mal ihracatı</strong></li>
</ol>
<p>bedelleri için <strong>döviz dönüşüm desteği talepleri kabul edilmez</strong>.</p>
<p>İhracat bedeli dövizler için <strong>gümrük beyannamesi,</strong> döviz kazandırıcı hizmet bedeli dövizler için <strong>fatura</strong> ve serbest bölgede faaliyet gösteren firmaların yurtdışına yaptıkları satışlara ilişkin dövizler için <strong>Serbest Bölge Müdürlüğü’nce onaylı Serbest Bölge İşlem Formu</strong> aracı bankaya ibraz edilmedikçe döviz dönüşüm desteğinden faydalanılamaz. İbraz edilen ve aracı bankaca kontrol edilen gümrük beyannamesi, fatura ve Serbest Bölge İşlem Formu bilgileri işleme aracılık eden banka nezdinde elektronik ortamda saklanır.</p>
<p><strong>Döviz kazandırıcı hizmetlere aracılık eden firmalar</strong>, sadece verdikleri aracılık hizmetlerinden hak ettikleri dövizleri satarak döviz dönüşüm desteğinden yararlanabilir. Verilen <strong>aracılık hizmetinin tutarı</strong>, yurt dışı yerleşiğe hizmeti sunan firmadan alınacak muvafakatname ve aracı tarafından hizmetin sunulduğu yurt dışı yerleşiğe kesilen faturadaki tutar ile yurt içinde hizmeti sunan firmanın aracıya kestiği fatura arasındaki fark dikkate alınarak tespit edilir.</p>
<p><strong>Dahilde İşleme Rejimi kapsamında gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin döviz dönüşüm desteği ödemelerinde;</strong> döviz dönüşüm desteğine esas döviz satış tutarının hesaplanmasında, <strong>ihracat bedelinden bedelsiz ithalat tutarı düşülerek</strong> bulunan tutar esas alınır.</p>
<p>Firmaların bu Uygulama Talimatı kapsamında <strong>limit kullanım dönemi</strong> <em>(takvim yılı)</em> içerisinde Merkez Bankasına satabilecekleri toplam döviz tutarının Türk lirası karşılığı, söz konusu döneme ait <strong>firma satış limiti</strong>ni aşamaz. <em>(<strong>Firma satış limiti;</strong></em> <em>firma kârlılığı ve işgücü maliyetinden oluşan katma değer tutarını ifade etmektedir.) </em>Bir limit kullanım döneminde kullanılmayan firma satış limiti, izleyen limit kullanım dönemine devredilmez.</p>
<p><strong>Destek uygulamasında istenen Döviz Pozisyonu Bildirim Formu</strong></p>
<p>Anılan Uygulama Talimatı’nın C Ekinde yer verilen <strong>Döviz Pozisyonu Bildirim Formu’</strong>nda <strong>formun düzenleme tarihindeki</strong> döviz ve altın varlıklarına ilişkin bilgiler istenilmektedir. Bildirim düzenleme tarihindeki altın/döviz varlık ve yükümlülüklerinin TL karşılığının, döviz varlıkları için TCMB tarafından <strong>içinde bulunulan yılın ilk iş günü ilan edilen döviz alış kurları</strong>nın; altın varlıkları için Borsa İstanbul tarafından <strong>içinde bulunulan yılın ilk iş günü ilan edilen altın fiyatları</strong> üzerinden hesaplanarak yazılacağı belirtilmiştir.</p>
<p>Anılan formdaki <strong>aktif toplam tutarının</strong> Gelir İdaresi Başkanlığı’na verilen yıllık beyannamelerde raporlanan <strong>en güncel yılsonu bilanço aktif tutarı</strong> olacağı, net satış hasılatının ise <strong>aynı beyannamede yer alan yıllık net satış hasılatı toplamı</strong> olacağı belirtilmiştir. Keza, <strong>verilen çekler ve ödeme emirleri</strong>nin pozitif değer olarak raporlanacağı, ancak hazır döviz varlıkları toplamı ile döviz pozisyonu oranı hesaplamasında bu değerin çıkarılması gerektiğine dikkat edileceği ifade edilmiştir.</p>
<p>Anılan <strong>formun YMM/SMMM tarafından hazırlanacağı</strong> ve imzalandıktan sonra <strong>firma yetkilileri tarafından</strong> formda yer alan bilgilerin <strong>doğruluğunun teyit edilerek imzalanacağı</strong> belirtilmiştir.</p>
<p>Yeminli Mali Müşavirler genelde, firmalar tarafından hazırlanan kurumlar vergisi beyannamelerinde beyan edilen mali tabloların ve vergi beyanlarının uygunluğunu denetlemekte (Tam Tasdik) ve buna ilişkin yıllık rapor hazırlayarak vergi dairelerine vermektedirler. Bu kapsamda, geçici vergi dönemleri itibariyle de denetimler yapmakta ve verilen beyanları kontrol etmektedirler. Hâlbuki bu düzenlemede tam tersi yapılmakta, formun YMM’lerce hazırlanacağı, firma tarafından onaylanacağı belirtilmektedir. Bu, denetim fonksiyonuna ters bir uygulamadır.</p>
<p>Öte yandan, Formun hazırlandığı tarih itibariyle firmaların güncel verilerinin formda yer alması öngörülmekte olup, formun geçerlilik süresi de 15 gün olarak belirtilmektedir. Formun hazırlandığı tarihte, bu tarih itibariyle güncel veriler henüz muhasebe kayıtlarında da tamamlanmış olamaz. Muhasebe kayıtlarında yer alsa bile, bu güncel verilerin YMM’lerce kontrol edilip forma dahil edilmesi zaman alacak bir çalışmayı gerektirecektir. Üstelik bu tür bir çalışmanın Tam Tasdik Sözleşmesi kapsamında yapılması mümkün olmayıp ayrı bir sözleşme yapılmasını gerektirir.</p>
<p><strong>Kanımızca,</strong> olması gereken, Formdaki verilerin firmalarca hazırlanması, hazırlanacak bu verilerin doğruluğunu teyit edecek bilgi ve belgelerin YMM’lere firmalarca sunulması ve gerekli kontroller yapılabildikten sonra YMM’lerce, Formdaki bilgilerin kendisine sunulan bilgi ve belgelere göre uygun olduğunun onaylanması olmalıdır. Bu süreç muhtemelen 15 günden daha fazla zaman gerektirecektir. Ya da, Formda yer alacak verilerin YMM’lerce Tam Tasdik kapsamında bulunan firmaların en son geçici vergi dönemlerinde beyan ettikleri mali tablolardaki veriler olmalı ve YMM’lerce bu verilerin onaylanması şeklinde düzenleme olmalıdır. <strong>Dolayısıyla</strong>, anılan düzenlemenin yeniden gözden geçirilmesinde ve ilgili meslek odalarının ve birliğinin görüşlerinin de dikkate alınarak sürecin belirlenmesinde fayda vardır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firmalarin-yurt-disi-kaynakli-dovizlerinin-turk-lirasina-donusumunun-desteklenmesi-89264</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Firmaların yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Türk Lirası’na dönüşümünün desteklenmesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/duzenlemelerin-etkinsiz-uygulanmasi-89263</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Düzenlemelerin etkinsiz uygulanması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Piyasa manipülasyonlarının yaklaşık 11 milyon yatırımcıyı doğrudan ve dolaylı etkilediği bir ortamda, yeni düzenlemelerin erken uyarıdan öte etkin ve zamanında müdahaleyi de güvence altına alması gerekiyor. Sermaye piyasalarında güvenin yeniden tesis edilmesi için yalnızca yeni düzenlemeler yetmez; tasfiye edilen fonların kuruluşundan tasfiyesine kadar tüm işlemlerinin “kuyumcu hassasiyetiyle” incelenmesi ve haksız kazançların ortaya çıkarılması gerekiyor.</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) oldukça geç kalarak yapmış olduğu 28 Eylül tarihli yatırım fonlarına ilişkin getirilen düzenleme sonrasında 7 portföy yönetimi şirketinin yönetimindeki 131 Adet yatırım fonunda tasfiye kararı alındı. İlgili portföy yönetimi şirketlerinin banka ve banka dışı finansal kurum izinlerinin de Bankacılık Düzenleme ve Denetim Kurumu (BDDK) tarafından geçmişte verildiği ortaya çıktı. İlgili fonların 2021 yılındaki ilk kuruluşundan sonra elde ettikleri “<strong>haksız kazançları</strong>” yüksek miktarlardaki para transferi hareketleri üzerinden MASAK tarafından yapılan açıklamalar ile kamuoyu öğrenmiş oldu.</p>
<p>Bu arada Borsa İstanbul AŞ. (BİST) piyasalarında uygulanacak gözetim tedbirleri yönergesinin ikinci bölümünde yer alan 5. madde gerekli durumlarda genel müdür ve borsa yönetim kuruluna “<strong>Tedbir Yetkisi</strong>”ni uygulama yetkisini vermektedir. İlgili madde içeriğinde “İhlallerin engellenmesini, yatırım araçlarının serbest rekabet şartları altında kolay ve güvenli bir şekilde alınıp satılabilmesini, piyasalarda adil işlem ilkeleri geliştirilmesini, makul bir ekonomik veya finansal gerekçeyle açıklanamayan, piyasaların güven, açıklık ve istikrar içinde çalışmasını bozacak nitelikteki eylemlerin ve işlemlerin önlenmesini, borsa işlemlerinin güvenilir, dürüst ve rekabetçi bir şekilde gerçekleşmesini ve sağlıklı fiyat teşekkül etmesini teminen her türlü önleyici tedbiri alabilir” yer almaktadır.</p>
<p>Yönergenin 6. maddesinde ise tedbir uygulanacak olan durumlar şu şekilde açıklanmaktadır;</p>
<p>- Yüksek miktar ve oranlarda alım ve/veya satım işlemi yapılması suretiyle piyasada hâkimiyet kurulması,</p>
<p>- Bir veya birden fazla fiyat kademesine yüksek miktarlarda alım ve/veya satım emri girilmesi suretiyle arz veya talep üzerinde kontrol sağlanması ve/veya fiyatın istenilen şekilde yönlendirilmesi,</p>
<p>- Kendinden kendine veya karşılıklı işlemler gerçekleştirilmesi,</p>
<p>- Süreklilik arz edecek şekilde girilen aktif emirlerle cari işlem fiyatının yükseltilmesi, düşürülmesi veya sabit tutulmaya çalışılması,</p>
<p>gibi ancak bunlarla sınırlı olmayan yöntemler kullanılmak suretiyle borsa işlemlerinin güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil, dürüst ve rekabetçi bir şekilde gerçekleşmesinin ve sağlıklı fiyat ve piyasa teşekkül etmesinin engellendiğine veya ihlallere sebebiyet verildiğine dair güçlü emareler oluşması durumunda önleyici tedbirler alınabilir.</p>
<p>Metinden gayet net bir şekilde anlaşılacağı üzere kâğıt üzerinde esasında Borsa’da zamanında alınması gereken tüm tedbirler detaylı bir şekilde açıklanmış durumdadır. Herhalde yıl içerisinde yüzde binlerle ifade edilen getirilere ulaşan hisse senetlerini, fiili dolaşım oranı düşük, likiditesi zayıf, bilançosu net dönem zararı üreten şirketlerin milyarlarca dolar piyasa fiyatına ulaşmasını uzunca bir süre uzaktan izleyen borsa yönetiminin görevini layıkıyla yapmadığı çok açıktır.</p>
<p>Son 1 aydır yaşanmakta olan fon piyasasındaki manipülasyon/piyasa dolandırıcılığı işlemleri sonrasında hisse senedi piyasasındaki sert fiyat düşüşlerinin ardından geçtiğimiz günlerde ekonomi basınında şu haber başlığını görünce bu haftaki yazımın konusu belli olmuş oldu.</p>
<p>“<strong>Sermaye piyasasında denetim sıkılaştırılıyor: Erken uyarı ve otomatik aksiyon sistemi geliyor! İşte yeni düzenlemeler…</strong>”</p>
<p>Kamu otoritesi tarafından hazırlanacak olan yeni düzenleme ile "<strong>erken uyarı ve otomatik aksiyon sistemi</strong>” getirilecekmiş. Sermaye Piyasası Kanunu'nda yapılacak olan değişiklik taslağındaki düzenlemeler ile "<strong>Yatırımcıyı koruma, Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) erken müdahalesi, sorumluluk ve caydırıcı yaptırım</strong>" şeklinde önemli değişiklikler söz konusu olacakmış.</p>
<p>Düzenleme kapsamında “<strong>fon büyüklüğünün temel finansal göstergelerle açıklanamayacak şekilde artması", "fonun toplam değerine oranla anlık nakit veya kolay paraya çevrilebilir varlık rasyosunun hızla düşmes</strong>i" <strong>ve</strong> "<strong>bir fonun veya aynı gruba ait fonların, dolaşımdaki sığ bir hissede toplam payının izaha muhtaç şekilde artması</strong>" gibi unsurlar erken uyarı sisteminin temel parametreleri olacağı ifade edilmektedir.</p>
<p>Böylece yaşamakta olduğumuz süreçte mağdur olan <strong>455 bin</strong> yatırımcının gelecekte aynı durumlarla karşılaşmaması için gereken yasal değişikliklerin yapılacağı anlaşılmaktadır.</p>
<p>Düzenleme ile tasfiye edilen fonlarda ara ödeme usulüne kanuni bir zemin mecliste yakında oluşturulacak. Net yatırım tutarının hesaplanmasına ilişkin esaslara açıklık getirilecek. Fon tasfiye süreçleri hızlandırılacak, yatırımcı mağduriyetini azaltacak yeni tedbirler alınacak. SPK'nın yetkisi kapsamındaki "<strong>geçici işlem yasağı, varlıkların korunmasına yönelik önlemler, portföylerin dondurulması, bilgi ve belge isteme yetkisinin genişletilmesi, denetim süreçlerinin hızlandırılması</strong>" gibi düzenlemelerin gündeme gelmesi bekleniyor.</p>
<p>Ancak yaşamın bir gerçeği bu aşamada yüzümüze tokat gibi vurdu. 16 Eylül’den bugüne kadar fon tasfiyelerinden mağdur olan <strong>455 bin 758</strong> yatırımcının yanında Borsa’daki <strong>6.6 milyon</strong> hisse senedi yatırımcısı da son <strong>1 ay içerisinde %12-%35</strong> arasında değişen oranlarda yatırımlarında değer kaybına uğradı. Tasfiye kapsamındaki yatırım fonlarının içerisinde yer alan BİST.100 harici günlerdir eksi %10 taban yapmakta olan hisse senetlerindeki değer kaybı ise <strong>%80’lere</strong> yaklaşmış durumda. Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) içerisinde hisse senedi yoğun ve endeks varlıklarına yatırım yapmış olan <strong>3.3 milyon</strong> yatırımcının da portföyleri hisse senedi fiyat düşüşten olumsuz yönde etkilenmiştir. Ayrıca fon piyasasında serbest yatırım fonları haricinde hisse senedi yoğun fonlara yatırım yapmış bulunan yaklaşık <strong>837 bin</strong> yatırımcının da portföylerinde borsada yaşanan kayıp dolayısı ile gerileme gerçekleşmiştir.</p>
<p>Neticede fon manipülasyonu ve piyasa dolandırıcılığı eylemlerinden doğrudan ver dolaylı olarak etkilenen yaklaşık <strong>11 mlyona </strong>yakın yatırımcı bulunmaktadır. Bu sebeple yaşananlardan etkilenen çok geniş bir yatırımcı kitlesinin bulunduğunu göz önüne alarak sürecin her bir aşamasının kamu otoriteleri tarafından şeffaf bir şekilde bilgilendirmelere haiz olduğu açıktır. Piyasalardaki güveni kaybetmenin çok kolay ancak geri kazanmanın çok zor olduğunu bilerek geriye dönük olarak yapılacak olan incelemelerde tabiri caiz ise kuyumcu hassasiyetinde adil bir süreç yönetiminin sağlanması gerekmektedir. Bu imkânın da ancak tasfiye aşamasındaki tüm fonların ilk kuruluş tarihlerinden tasfiye gününe kadar gerçekleştirilen tüm eylemlerin ve haksız kazançların ortaya çıkarılarak kamuoyu ile paylaşılması zaruriyeti bulunmaktadır.</p>
<p>Son olarak Türkiye’de genel olarak yasa ve yönetmeliklerde herhangi bir problem olmadığını ancak uygulama ve denetim kısımlarında çok ciddi problemler olduğunu dikkate aldığımızda yeni gelecek olan düzenlemelerin de sermaye piyasamıza hayırlı ve uğurlu olmasını dilerim…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/duzenlemelerin-etkinsiz-uygulanmasi-89263</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Düzenlemelerin etkinsiz uygulanması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-birligi-sinirda-karbon-duzenlemesinin-cbam-turk-ihracatina-etkileri-89262</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenlemesi’nin (CBAM) Türk ihracatına etkileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın 1 Ocak 2026 itibarıyla mali yükümlülük dönemine geçmesi, Türkiye’nin AB’ye ihracatında yeni bir dönemi başlattı. Demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübre başta olmak üzere karbon yoğun sektörlerde ihracatçıların maliyet, emisyon verisi ve rekabet baskısıyla karşı karşıya kalması bekleniyor. </strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat kapsamında geliştirdiği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (Carbon Border Adjustment Mechanism-CBAM), 1 Ocak 2026 itibarıyla kesin uygulama dönemine geçmiştir. Mekanizma, AB’ye ithal edilen belirli karbon yoğun ürünlerin gömülü emisyonlarını fiyatlandırarak, AB üreticileri ile üçüncü ülke üreticileri arasında karbon kaçağını önlemeyi ve rekabet eşitliğini sağlamayı amaçlamaktadır.</p>
<p> Türkiye, AB ile derin ticari entegrasyonu nedeniyle bu düzenlemeden en fazla etkilenen ülkelerden biridir.</p>
<p>Açık kaynaklardan yararlandığım yazımı bilgilerinize sunuyorum…</p>
<p>CBAM kapsamındaki sektörler demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen olarak belirlenmiştir.</p>
<p><strong>CBAM’ın temel yapısı ve uygulama takvimi</strong></p>
<p> Geçiş dönemi (Ekim 2023-Aralık 2025) boyunca yalnızca raporlama zorunluluğu varken, 2026’dan itibaren mali yükümlülük başlamıştır.</p>
<p> AB ithalatçıları, ithal ürünlerin gömülü emisyonları için CBAM sertifikası almak zorundadır.</p>
<p> Sertifika fiyatı, AB Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) izin fiyatlarına bağlıdır; 2026’nın ilk çeyreğinde ton başına yaklaşık 75,36 Euro, ikinci çeyreğinde 75,28 Euro seviyesinde açıklanmıştır.</p>
<p>2026 ithalatına ilişkin ilk yıllık beyan ve sertifika teslimi 30 Eylül 2027’ye kadar yapılacaktır.</p>
<p> Ayrıca, demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübre için yıllık 50 tonluk kütle bazlı muafiyet eşiği uygulanmaktadır; bu eşiğin altında kalan ithalatlar yükümlülük dışı kalır.</p>
<p><strong>Türkiye’nin maruziyeti:</strong> Rakamlar ve sektörel dağılım</p>
<p>Türkiye’nin AB’ye toplam ihracatı toplam mal ihracatının yaklaşık yüzde 40-42’sini oluşturmaktadır. CBAM kapsamındaki ürünlerin AB’ye ihracatı 2023 itibarıyla yaklaşık 6,5 milyar ABD Doları seviyesinde olup, Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 3’üne, AB’ye ihracatının ise yüzde 6,2’sine karşılık gelmektedir.</p>
<p>Bu rakamlarla Türkiye, Çin’in ardından AB’ye CBAM kapsamlı ürün ihracatında ikinci sırada yer almaktadır.</p>
<p><strong>Sektörel dağılımda metaller ağır basmakta</strong></p>
<p>Demir-çelik ve alüminyum, en yüksek değerli kalemlerdir (2023’te demir-çelik yaklaşık 2,7 milyar, alüminyum 2,8 milyar ABD doları).</p>
<p>Çimento yaklaşık 294 milyon, gübre ise 67 milyon ABD Doları seviyesindedir.</p>
<p>Türkiye çelik üretiminde elektrik ark ocağı (EAF) payının yüksek olması (yaklaşık yüzde 70) sayesinde, küresel ortalamalara göre daha düşük karbon yoğunluğuna sahiptir (demir-çelikte ortalama 2 tCO₂e/ton civarı).</p>
<p>Alüminyum ise daha yüksek yoğunluk göstermektedir (yaklaşık 8,97 tCO₂e/ton).</p>
<p>Çimento sektörü ise ülkenin sanayi sera gazı emisyonlarının önemli bir kısmını oluşturmaktadır.</p>
<p>Makroekonomik etkiler kısa vadede sınırlı kalmaktadır.</p>
<p>Bazı analizler, CBAM’ın GSYİH üzerindeki etkisini yüzde 0,01 seviyesinde veya daha düşük tahmin etmektedir.</p>
<p> Ancak sektörel ve bölgesel etkiler daha belirgindir.</p>
<p>CBAM etkilenen sektörler yaklaşık 160 bin kişiyi istihdam etmekte ve bazı illerde (örneğin Zonguldak demir-çelik) yerel istihdamın önemli kısmını oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Olumlu ve olumsuz etkiler</strong></p>
<p><strong>- Olumlu yönler</strong></p>
<p>Türk çelik sektörünün EAF ağırlıklı yapısı, yüksek emisyonlu rakiplere (özellikle bazı Asya üreticileri) karşı kısa vadede rekabet avantajı sağlamaktadır.</p>
<p>Bazı çalışmalarda, CBAM’ın Türk demir-çelik ihracatını AB pazarında göreli olarak destekleyebileceği belirtilmektedir.</p>
<p> Ayrıca mekanizma, Türkiye’de iklim politikalarının hızlanmasına katkıda bulunmuştur.</p>
<p> 2025’te kabul edilen İklim Kanunu ve ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) planları bu sürecin somut sonuçlarıdır.</p>
<p><strong>- Olumsuz yönler ve riskler</strong></p>
<p>Maliyet baskısı: Gerçek emisyon verisi sunulamayan durumlarda varsayılan (default) değerler uygulanmakta ve bunlar genellikle daha yüksek olmaktadır.</p>
<p>2026’da yüzde 10, sonraki yıllarda artan oranlarda ek yük getirilmektedir.</p>
<p>Veri ve doğrulama zorunluluğu: İhracatçılar, ürün bazında gömülü emisyon verilerini AB ithalatçılarına zamanında ve doğrulanmış şekilde iletmek zorundadır.</p>
<p>Bu, özellikle KOBİ’ler için operasyonel yük yaratmaktadır.</p>
<p><strong>- Pazar kayması: </strong>Bazı firmalar AB dışındaki pazarlara (MENA, Afrika, Orta Asya) yönelme eğilimi göstermektedir.</p>
<p> Ancak aynı pazarlara yüksek karbonlu üreticilerin de kayması rekabeti artırabilir.</p>
<p><strong>- Kapsam genişlemesi riski:</strong> Downstream ürünlerin (çelik ve alüminyum yoğun ürünler) 2028’den itibaren kapsama alınması, otomotiv yan sanayi gibi sektörleri de doğrudan etkileyecektir.</p>
<p>Uzun vadede karbon fiyatlarının yükselmesi ve ücretsiz tahsislerin kademeli olarak kaldırılması (2034’e kadar), maliyetleri artıracaktır.</p>
<p>Bazı projeksiyonlarda 2032’ye kadar yıllık CBAM maliyetinin 2,5 milyar Euro’ya ulaşabileceği belirtilmektedir.</p>
<p><strong>Türkiye’nin hazırlık durumu ve politika yanıtları</strong></p>
<p>Türkiye’de 2014’ten beri uygulanan İzleme, Raporlama ve Doğrulama (MRV) sistemi, CBAM sektörlerini kapsamakta ve AB standartlarıyla büyük ölçüde uyumludur.</p>
<p>2026’da pilot, 2027-2028’de tam operasyonel olması planlanan ulusal ETS, CBAM yükümlülüklerinden mahsup imkânı sağlayabilecektir (AB’nin Article 9 kuralı çerçevesinde).</p>
<p> Bu sistemin etkili işlemesi, ihracatçıların rekabet gücünü korumada kritik önem taşımaktadır.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı bilgilendirme platformları, sektör dernekleri ve firmalar emisyon envanteri, ürün karbon ayak izi hesaplama ve sözleşme düzenlemeleri konusunda çalışmalarını hızlandırmıştır. Gerçek emisyon verisi sunabilen firmalar, varsayılan değerlerden önemli tasarruf sağlayabilmektedir.</p>
<p><strong>Sonuç ve öneriler</strong></p>
<p>CBAM, Türk ihracatı için hem risk hem de dönüşüm fırsatıdır. Kısa vadede makroekonomik etkiler sınırlı olsa da, demir-çelik, alüminyum ve çimento gibi sektörlerde maliyet, veri yönetimi ve pazar erişimi baskısı hissedilmektedir.</p>
<p> Uzun vadede ise karbon yoğun üretim modelinin sürdürülebilirliği sorgulanmaktadır.</p>
<p>İhracatçılar için öncelikli adımlar şunlardır:</p>
<p>Ürün bazında doğrulanmış emisyon verisi sistemlerinin kurulması,</p>
<p>AB müşterileriyle veri paylaşımı ve maliyet paylaşımı konularının sözleşmelerde netleştirilmesi,</p>
<p>Enerji verimliliği, alternatif yakıtlar, yenilenebilir enerji ve düşük karbonlu üretim teknolojilerine yatırım, Ulusal ETS sürecine aktif katılım.</p>
<p>Politika tarafında ise adil geçiş mekanizmaları, bölgesel destekler, finansman araçları ve AB ile teknik işbirliği önem taşımaktadır.</p>
<p>CBAM’ı yalnızca bir maliyet unsuru olarak değil, sanayinin yeşil dönüşümünü hızlandıran bir kaldıraç olarak değerlendirmek, Türkiye’nin uzun vadeli rekabet gücünü koruyacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-birligi-sinirda-karbon-duzenlemesinin-cbam-turk-ihracatina-etkileri-89262</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenlemesi’nin (CBAM) Türk ihracatına etkileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizi-faiz-indiriminin-yolunu-mu-acti-89261</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizi faiz indiriminin yolunu mu açtı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Pazartesi açıklanan ve tesadüfen geçen ayki enflasyonla tamı tamına aynı olan %1.84’lik aylık TÜFE rakamıyla birlikte 12 aylık enflasyon da %29.73 ile 57 ay sonra 30 değerinin altına gerilemiş oldu. Detaylara baktığımızda, en büyük etkinin her ay artmasını kanıksadığımız gıda fiyatlarının bu ay çok az da olsa düşüş göstermesinden kaynaklandığı görülüyor. (Eylül 2025’te gıda fiyat artışı %4.6 idi, bu eylülde ise %0.2 azalış gördük.) Gıdada tabii ki hava durumlarının etkisi çok büyük. Bu sene iyi yağışlarla birlikte mahsul artışı yaşadık. Ancak, yılın geri kalan aylarında özellikle motorin fiyatlarındaki artışa bağlı olarak gıda fiyatlarında da artışlar görülebilir. Genel endeks verilerine baktığımızda da, geçen senenin özellikle son 2 ayında oldukça düşük aylık oranlar görüyoruz (%0.87 ve %0.89). Bu sene bu düşük oranların tekrarlanmaması durumunda, 12 aylık TÜFE’de yeniden bir yukarı tırmanma göreceğiz. Sene sonunda enflasyonun tekrar 30’un üstüne çıkma ihtimali var.</p>
<p>Kısacası, gelen enflasyon verilerinin enflasyonun ana eğiliminde henüz “kalıcı” bir düşüşe işaret ettiğini düşünmüyorum. Öte yandan, faiz indirimlerinin başlaması gerektiği için öne sürülen diğer bir iddia ise finansal piyasalarda yaşanan kriz ile birlikte hane halklarının tüketim talebinde bir düşüş yaşanacağı, ve hesapta olmayan bu soğumanın Merkez Bankası’nın faizleri düşürme konusunda elini güçlendirdiği iddiası. Genel olarak bu görüşe katılmak ile birlikte, yapılacak olan 100 baz puanlık bir indirimin sıkışmış olan piyasayı yeteri kadar rahatlatacağı görüşünde değilim. İndirimlerin etkili olması için daha yüksek oranlarda olması lazım. Ancak, sıcak para girişlerine ve yurtiçindeki dolarizasyon eğilimlerine çok duyarlı olan bir merkez bankasının dünyada faizlerin arttığı ve Türkiye’nin de fon skandalıyla birlikte uluslararası yatırımcılar gözünde kırılganlığının arttığı bir ortamda böyle bir aksiyon alması imkansız. Bu durum bir anlamda yürütülmeye çalışılan ekonomi politikasının limitlerini de net bir şekilde gösteriyor. Sadece kurları piyasa faizlerinin altında bir oranda artırmaya dayalı olan bir dezenflasyon politikası yürüterek esasen para politikasının bağımsızlığını da feda etmiş oluyorsunuz. (Öte yandan, bahsettiğim kırılganlık noktalarında henüz önemli bir baskı oluşmuş değil. Döviz rezervlerinde bir miktar azalma söz konusu ama alarm verici boyutlarda değil.)</p>
<p>Fon krizi ve bununla birlikte tasfiyeye alınan ve alım-satıma kapatılan fonların hane halklarının ve aynı zamanda pek çok şirketin de varlık değerlerini erittiğini ve nakit akışlarını bozduğunu söyleyebiliriz. Bu bozulmanın miktarını bulmak çok kolay değil. Şu an itibarıyle tasfiye kapsamındaki 131 fonda 650 milyar TL, işleme kapalı fonlarda ise 100 milyar TL gibi bir varlık olduğu görülüyor. Ancak bunların bir miktarı son ana kadar şişirilmeye devam eden hisse fiyatları nedeniyle oluşan fiktif değerler. Diğer bir ifadeyle yatırımcı 100 TL ana para koymuş ise, ve bu ana para bir ayda 150 TL olmuş ise, bu yatırımcının değer kazancının 50 TL olduğu anlamına gelmez. (Zaten tasfiye sürecinde ana para artı enflasyon farkı verilmesi kararlaştırılmış durumda.)</p>
<p>Değer kayıpları sadece bununla da kalmıyor. BİST’in genelinde de büyük düşüş yaşanmış durumda. Yatırımcılar hisse senedi piyasasına sadece hisse fonu alarak girmiyorlar. Önemli bir çoğunluğu doğrudan hisse alıyor. Mayıs sonunda yaklaşık 9 trilyon TL olan borsada işlem gören şirketlerin halka açık piyasa değeri 2 Ekim’de 7.5 trilyona düşmüş durumda. Bireysel yatırımcıların borsadaki payları yaklaşık %60 civarındadır. Buradan hareketle, bireysellerin hisse senedi varlıklarında 1 trilyon TL’ye yakın bir düşüş olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, bu düşüş ekonomideki genel tüketim talebinin de bu miktarda düştüğü anlamına gelmez. Bu etkinin %3-5 civarında olduğu hesaplanmakta.</p>
<p>Özellikle para piyasası fonlarında sıkışmış paraların ödemelerinin süratle yapılması şart. Aksi takdirde burada parası bağlanmış olan bireyler ve şirketler piyasaya olan ödemelerini de aksatacak, ve bu da etkinin katlanarak artmasına yol açacaktır. (PPF’ler likit oldukları düşüncesiyle sadece bireyler değil, gittikçe artan oranda şirketler tarafından da atıl varlıkları günlük olarak değerlendirme ve net nakit çıkışı gerektiren günlerde bozdurarak nakit sağlama şeklinde kullanılıyordu.)</p>
<p>Sonuçta, zaten durgunluğa girmekte olan ekonomide fon krizinin de ek bir soğutucu etkisi mutlaka olacaktır. Ancak, MB’nın faiz politikası anlamında yapacakları oldukça sınırlı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizi-faiz-indiriminin-yolunu-mu-acti-89261</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizi faiz indiriminin yolunu mu açtı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-ittifaklar-ve-algoritmalar-turkiye-nereye-89260</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş, ittifaklar ve algoritmalar; Türkiye nereye?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la geliştirdiği yeni güvenlik mekanizması, Karadeniz’de artan Rusya-Ukrayna gerilimi ve ABD’nin Yunanistan merkezli “Batı” politikası, Ankara’nın dış politikadaki hareket alanını yeniden tartışmaya açıyor. Ortadoğu’dan Karadeniz’e uzanan yeni denklemde Türkiye’ye biçilen rol, ülkenin güvenlik ve dış politika tercihlerini doğrudan etkiliyor.</strong></p>
<p><strong>Seçimler, savaşlar, yapay zekâ ve algoritmalar…</strong></p>
<p>Ortadoğu’da savaşın yarattığı güvenlik boşluğu, Karadeniz’de Rusya-Ukrayna çatışmasının genişleyen etkileri, Doğu Akdeniz’de enerji ve deniz yetki alanları üzerinden süren rekabet...</p>
<p>Hepsi küresel ölçekte giderek sertleşen büyük güç mücadelesinin farklı yönlerini oluşturuyor.</p>
<p><strong>Mehmetçik Suudi Arabistan'a gidecek mi?</strong></p>
<p>Türkiye'nin güneyindeki tablo çok karışık; ABD yavaş yavaş Ortadoğu'yu terk ederken, "bölgenin jandarması" görevinin bizzat Ortadoğu'daki kendi müttefikleri tarafından üstlenilmesinin adımlarını atmakta…</p>
<p>Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın oluşturduğu Mekke Paktı'nı bu açıdan okumak yanlış olmaz. Nitekim, başlangıçta siyasi bir deklarasyon niteliğindeki anlaşmanın son haftalarda hızla somutlaşmaya başlaması dikkat çekici. 31 Ağustos’ta İstanbul’da yapılan ilk Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplantısının ardından üç ülkenin dışişleri bakanları New York’ta, genelkurmay başkanları ise Riyad’da bir araya geldi. 5 Ekim’de Riyad’da yapılan olağanüstü toplantıda ise daha kritik bir karar alındı.</p>
<p>Üç ülke, Suudi Arabistan’ın karşı karşıya olduğu tehditlere karşı gerekli askeri kuvvet ve kabiliyetlerin sağlanması ve bunların Suudi Arabistan’da hızla konuşlandırılması kararlaştırdı.</p>
<p>Bu, Mekke İttifakı'nın kâğıt üzerindeki bir anlaşmadan sahadaki güvenlik mekanizmasına dönüşme sürecinde önemli bir aşama. Türkiye'de hükümete yakın duran medya organlarında Türkiye'nin hava savunma sistemleri, elektronik harp, İHA/SİHA teknolojileri, eğitim, bakım ve yeni nesil savunma sistemleri ile Suudi Arabistan'a destek vereceğine ilişkin haberler sıkça yayınlanmaya başladı.</p>
<p>Ancak burada önemli bir ayrıntı var; AK Parti hükümeti imzalanan Mekke Antlaşması’nı hala TBMM'ye getirip onay almadığı için, şu anda atılan adımlar, Mekke Antlaşması çerçevesinde değil, Türkiye ile Suudi Arabistan arasında zaten devam eden ikili savunma işbirliği çerçeve anlaşmaları üzerinden gerçekleşiyor. Ancak adımlar hangi yasal çerçeve içinde atılırsa atılsın, Ortadoğu'da ABD'nin boşluğunun bu ittifak üzerinden doldurulmaya çalışıldığı açık.</p>
<p>ABD ile F-16 ve F-35 başlıklarında yürütülen temaslar, NATO içindeki konumu, Avrupa güvenliği ve Ortadoğu’daki yeni güvenlik düzeni birlikte değerlendirildiğinde Ankara’nın Atlantik ittifakıyla bağlarını yeniden güçlendirdiğini söylemek mümkün. Elbette bunlara ABD Başkanı Trump'tan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a her fırsatta yapılan övgüleri de eklemek gerek.</p>
<p>Nitekim Moskova'dan da sert sinyallerin gelmesi, Türkiye'nin giderek "ABD kampına yerleştiğine" ilişkin imajının verdiği zararı ortaya koyar nitelikte.</p>
<p><strong>Karadeniz de Hürmüz gibi "kullanılamaz" mı olacak?</strong></p>
<p>Rusya-Ukrayna savaşının başından bu yana Türkiye’nin temel politikası, iki tarafla da konuşabilen ve mümkün olduğunca çatışmanın dışında kalabilen aktör olmak üzerine kurulmuştu. Tahıl koridoru bunun en başarılı örneklerinden biriydi.</p>
<p>Ancak savaşın üçüncü yılı geride kalırken bu denklem değişmeye başladı.</p>
<p>Tam da Türkiye-Ukrayna serbest ticaret anlaşmasının yürürlüğe girdiği haftada Karadeniz’de ticari gemilere yönelik Rus İHA saldırılarının yoğunlaşmasını, özellikle de Türkiye bağlantılı gemilerin hedeflenmesini tesadüf olarak nitelemek zor.</p>
<p>Romanya açıklarında Türk sahipli Royad Mammadov adlı geminin batırılmasının ardından iki Türk sahipli ticari geminin daha İHA saldırılarının hedefi olması şunu gösterdi;</p>
<p>Karadeniz artık Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın coğrafyası olmaktan çıkıp, Türkiye’nin ticaret yollarının, enerji güvenliğinin ve deniz taşımacılığı açısından da kritik risk alanı haline gelmiş durumda.</p>
<p>ABD ve İsrail'in İran'a saldırısıyla başlayan savaş Hürmüz Boğazı'nın kapanmasına, ticaretin ve enerji tedarikinin de darbe almasına yol açmıştı. Şimdi de Rusya-Ukrayna savaşının tırmanmasıyla Karadeniz'in "kapanması", yani ticaretin tamamıyla durması endişesi artıyor.</p>
<p>Türkiye'nin kendisini "ABD kampında" gösteren imajından acilen sıyrılıp, Moskova ile masaya oturması ülke çıkarları açısından elzem.</p>
<p><strong>ABD'ye kadar güvenilir, camiden Akropolis'e, Washington'un değişen mesajı</strong></p>
<p>Türkiye dış politikasında giderek daha fazla ABD kampına yaklaşırken, Ege'nin diğer yakasındaki gelişmeler ise "Washington'a ne kadar güvenilebilir" sorusunu meşru hale getiriyor.</p>
<p>ABD'nin yaklaşık 15 yıl arayla dünyaya verdiği mesajlardaki değişimi, Türkiye'yi çok yakından ilgilendiren iki görüntü üzerinden okumak mümkün.</p>
<p>2009’da Barack Obama, başkanlığının ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye'ye yapıp, İstanbul’da arkasına cami siluetini alarak konuşmuş, ABD’nin İslam’la savaş halinde olmadığını ve Müslüman dünyayla karşılıklı saygıya dayalı yeni bir ilişki istediğini söylemişti. Obama'nın bu konuşmasından sadece aylar sonra Arap Baharı başladı. Mısır'da, Suriye'de, Libya'da rejimler, yönetimler değişti.</p>
<p>Bugün ise ABD farklı bir "sahne" kuruyor;</p>
<p>ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Atina’ya yaptığı ziyarette arkasına Akropolis’i alarak Batı’nın yeniden kenetlenmesi çağrısı yaptı, Atina ve Roma’dan Hristiyanlığa, oradan Amerikan Cumhuriyeti’ne uzanan "ortak Batı mirasını" öne çıkarttı. Rubio'nun konuşmasında, dünyadaki yeni büyük güç rekabetine karşı ABD ve Avrupa’nın birlikte hareket etmesi çağrısı vardı.</p>
<p>Belli ki Doğu Akdeniz, Balkanlar ve Karadeniz arasındaki jeopolitik hatta ABD açısından "Batı" Yunanistan merkezli olarak şekillenirken, Türkiye'ye ise "Ortadoğu'nun jandarmalığı" rolü uygun görülmüş durumda.</p>
<p>Türk dış politikası konuşulurken, üzerinde en çok tartışılması gereken de ülkeye biçilen bu rol olmalı…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Küresel rekabetin yeni cephesi; algoritmalar</strong></span></p>
<p>Küresel dünyada yeni dönemin rekabeti yalnızca ordular ve silah sistemleri üzerinden yürümüyor.</p>
<p>Seçimler, sosyal medya platformları, yapay zekâ ve algoritmalar giderek siyasi gücün yeni araçları haline geliyor. Yakın geçmişte ülkelerin rejimleri istihbarat operasyonları ya da doğrudan askeri müdahalelerle değiştirilirken, şimdilerde "operasyon" sivil toplum, medya ve algoritmalar üzerinden ilerliyor.</p>
<p>Bir içeriğin milyonlarca kişiye ulaşmasını sağlayan algoritma, bir siyasi hesabı görünür veya görünmez hale getiren platform kararı, seçim kampanyalarının seçmen davranışlarına ilişkin devasa veri setleri üzerinden yürütülmesi, demokratik rekabetin doğasını değiştiriyor.</p>
<p>Brezilya seçimleri bunun güncel örneklerinden biri. 2026 seçimleri öncesinde Meta'nın Lula'nın Facebook'taki reklam hesabını geçici olarak devre dışı bırakması, daha sonra hesabı yeniden açması, teknoloji şirketlerinin seçim dönemlerinde sahip olduğu gücü bir kez daha gündeme taşıdı. Nitekim bizzat Trump yönetiminin desteklediği aday Bolsonaro, seçimin ilk turunu mevcut Cumhurbaşkanı Lula'nın önünde tamamladı.</p>
<p>Benzer bir durum 2019'da Bolivya seçimlerinde de yaşanmıştı. O dönemde X platformunun da sahibi olan Elon Musk, Bolivya'daki siyasi krizin bu ülkedeki lityum yatakları ile bağlantılı olduğu yönündeki bir yoruma, "İstediğimiz ülkeye darbe yapabiliriz. Bununla yaşamayı öğrenin" yanıtını vermişti. Bu sözler, milyarder teknoloji sahiplerinin siyasi güç ve jeopolitik müdahale tartışmalarının merkezine nasıl yerleştiğini gösteren sembolik bir örneğe dönüştü.</p>
<p>Bu tablo yalnızca Brezilya ve Bolivya ile de sınırlı değil. Washington, Trump yönetiminin "shield of the Americas"/ Amerika'nın kalkanı" adı verilen politikası çerçevesinde Washington yönetimi Batı Yarımküre'deki siyasi ve güvenlik bağlarını yeniden sıkılaştırma politikasının somut sonucu gibi.</p>
<p>ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun yaptığı son konuşmalarda bölgede ABD ile siyasi hizalanmanın güçlendiğine dikkat çekmesi de bundan.</p>
<p>Tüm bunlara ABD'nin Yunanistan Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle'nun Romanya'da hükümetlerin değiştirilebileceği yönünde kapalı bir toplantıda söylediği ancak basına sızan ifadelerini de eklemek gerek.</p>
<p>Washington'ın ülkelere siyasi müdahale hevesinin bitmediğini, ancak şekil değiştirdiği ortada.</p>
<p>2028 seçimleri yaklaşırken Türkiye'nin de bu eğilimden "nasibini alması" olasılığını tüm siyasi partilerin gündemlerine alıp, kafa yormaya başlaması demokrasi açısından kritik önemde.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-ittifaklar-ve-algoritmalar-turkiye-nereye-89260</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/0/1280x720/6754-1791434692.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş, ittifaklar ve algoritmalar; Türkiye nereye? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-rekabet-gucu-yeniden-sekilleniyor-89259</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye&#039;nin rekabet gücü yeniden şekilleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Enerji, sanayi, yatırım, karbon, teknoloji ve finansman artık birbirinden bağımsız başlıklar değil; şirketlerin yatırım ve üretim kararlarını birlikte belirleyen unsurlar haline geldi.</strong></p>
<p>Küresel rekabetin kuralları değişiyor. Birkaç yıl öncesine kadar şirketlerin ve ülkelerin rekabet gücünü konuşurken maliyet, ölçek, üretim kapasitesi ve ihracat performansı gibi başlıklar öne çıkıyordu.</p>
<p>Bugün ise denkleme çok daha fazla değişken giriyor. Enerjinin fiyatı kadar arz güvenliği ve öngörülebilirliği, üretimin maliyeti kadar karbon ayak izi, finansmana erişim kadar teknoloji ve insan kaynağı, pazar büyüklüğü kadar jeopolitik riskler ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı öne çıkıyor.</p>
<p>Evet, ucuza üretebilmek hala önemli ama Türkiye açısından rekabetçilik artık yalnızca “daha ucuza üretmek” meselesi değil. Asıl soru, değişen küresel koşullar içinde mevcut üretim gücünü korurken bunu yeni bir rekabet avantajına dönüştürmenin nasıl mümkün olacağı.</p>
<p>Geçen hafta bu yıl 5’incisi düzenlenen Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde, “Sektörler ve Rekabetçilik” başlıklı panelde moderatördüm. Akfen Holding CEO'su Selim Akın, Assan Alüminyum Genel Müdürü Göksal Güngör ve SOCAR Strateji ve Sürdürülebilirlik Başkanı Ömür Önk ile çok keyifli ve bilgilendirici bir sohbet yaptık. Panelistlerin ortaya koyduğu çerçeve de bu dönüşüme işaret ediyordu. Farklı sektörlerden üç yöneticinin perspektifleri, Türkiye'nin rekabetçilik denkleminde birbirinden ayrı görünen başlıkların aslında ne kadar iç içe geçtiğini gösteriyor. Enerji, sanayi, yatırım, karbon, teknoloji ve finansman artık birbirinden bağımsız başlıklar değil; şirketlerin yatırım ve üretim kararlarını birlikte belirleyen unsurlar haline geldi.</p>
<p><strong>Enerji artık yalnızca bir maliyet değil</strong></p>
<p>Sanayinin rekabetçiliği açısından enerji, yeni dönemin en kritik başlıklarından biri... Ancak mesele yalnızca elektriğin veya doğal gazın ne kadar pahalı olduğu değil. Sanayici açısından enerjinin ne zaman, hangi koşullarda ve ne ölçüde temin edilebileceği de en az fiyat kadar önemli hale geliyor.</p>
<p>Buna bir de karbon boyutu ekleniyor. Avrupa'nın iklim ve sanayi politikalarını birlikte yeniden şekillendirdiği bir dönemde, enerji yoğun üretim yapan şirketler için düşük karbonlu enerjiye erişim giderek stratejik bir konuya dönüşüyor. Enerjinin maliyeti ile karbon yoğunluğu artık aynı denklem içinde değerlendiriliyor.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'nin sanayi politikası açısından enerji arzının güvenilir, maliyetinin öngörülebilir ve dönüşümünün düşük karbon hedefleriyle uyumlu olması önem kazanıyor. Sanayicinin önündeki soru yalnızca “enerjiyi nereden ve ne kadara alacağız?” değil; “geleceğin üretim modeline uygun enerjiyi nasıl güvence altına alacağız?” sorusu.</p>
<p><strong>Yakınlık avantajı tek başına yeterli mi?</strong></p>
<p>Türkiye'nin küresel rekabet açısından en önemli avantajlarından biri Avrupa'ya coğrafi yakınlığı ve Avrupa sanayisiyle uzun yıllara dayanan entegrasyonu. Güçlü üretim altyapısı, ihracat deneyimi ve gelişmiş tedarik zincirleri de bu avantajı destekliyor.</p>
<p>Ancak Avrupa'nın sanayi politikası değişirken Türkiye'nin geleneksel avantajlarının üzerine yeni unsurlar eklemesi gerekiyor. Özellikle Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM/CBAM), ihracatçı şirketlerin rekabet koşullarını yeniden değerlendirmesini zorunlu kılıyor.</p>
<p>Karbon maliyeti ilk bakışta yeni bir yük olarak görülebilir. Ancak uzun vadede düşük karbonlu üretim, yalnızca mevzuata uyum sağlamak için katlanılan bir maliyet olmaktan çıkıp bir pazar avantajına dönüşebilir. Daha düşük emisyonla üretilen ürünlerin tedarik zincirlerinde daha fazla önem kazanması, Türkiye açısından bir tehdit kadar fırsat da yaratabilir.</p>
<p>Buradaki kritik nokta, dönüşümün ne kadar hızlı ve hangi yatırımlarla gerçekleştirileceği. Türkiye'nin Avrupa'ya yakınlığı önemli bir avantaj olmaya devam edebilir; ancak bu avantajın kalıcı olması, üretimin yeni karbon ve teknoloji standartlarıyla uyumlu hale gelmesine bağlı.</p>
<p><strong>Türkiye'den ihracat mı, küresel pazarda yerinde üretim mi?</strong></p>
<p>Jeopolitik gelişmeler ve tedarik zincirlerindeki dönüşüm, küresel üretim yapan Türk şirketlerinin önündeki seçenekleri de değiştiriyor. Geçmişte temel soru, Türkiye'de üretilen ürünün farklı pazarlara nasıl ihraç edileceğiyken, bugün bazı sektörlerde kritik pazarlarda yerinde üretim yapmak da stratejik bir seçenek haline geliyor.</p>
<p>Bu, Türkiye'deki üretimin önemini azaltmak zorunda değil. Aksine Türkiye'nin üretim üssü niteliğini korurken şirketlerin küresel ölçekte daha esnek bir üretim ve yatırım ağı kurması mümkün olabilir.</p>
<p>Önümüzdeki 5-10 yılda şirketlerin yalnızca maliyet avantajına değil, pazar erişimine, lojistik dayanıklılığa, ticaret politikalarına ve jeopolitik risklere de bakması gerekecek. Yani rekabetçilik, üretimin nerede yapıldığı kadar üretim ağının ne kadar dayanıklı olduğu üzerinden de ölçülecek.</p>
<p><strong>Yatırım kararlarının pusulası değişiyor</strong></p>
<p>Bu dönüşümün bir diğer ayağı sermaye ve yatırım. Bugün bir yatırım kararında yalnızca beklenen getiri, pazar büyüklüğü veya maliyetler değerlendirilmiyor. Enerji arzı, karbon düzenlemeleri, teknolojiye erişim, insan kaynağı, finansman koşulları ve jeopolitik riskler de yatırımın fizibilitesinin parçası haline geliyor.</p>
<p>Bu durum şirketler açısından daha karmaşık bir karar ortamı yaratıyor. Ancak aynı zamanda uzun vadeli düşünen yatırımcılar için yeni fırsatlar da oluşturuyor. Enerji dönüşümü, dijitalleşme, altyapı, teknoloji ve verimlilik alanlarında yapılacak yatırımlar yalnızca bugünün sorunlarına yanıt vermekle kalmayıp geleceğin rekabet koşullarını da şekillendirebilir.</p>
<p>Burada öngörülebilirlik kritik bir kavram olarak öne çıkıyor. Şirketler uzun vadeli yatırım yapabilmek için yalnızca finansmana değil, geleceğe ilişkin daha net bir perspektife de ihtiyaç duyuyor. Enerji maliyetlerinin, düzenlemelerin, ticaret koşullarının ve yatırım ortamının mümkün olduğunca öngörülebilir olması, sermayenin yönünü doğrudan etkiliyor.</p>
<p><strong>Teknoloji ve insan kaynağı rekabetin yeni altyapısı</strong></p>
<p>Rekabetçilik denklemindeki dönüşüm yalnızca fiziksel yatırımlarla sınırlı değil. Teknoloji, otomasyon, yapay zekâ ve verimlilik çözümleri şirketlerin maliyet yapısını ve üretim kabiliyetini yeniden şekillendiriyor.</p>
<p>Ancak teknolojik dönüşümün başarısı onu kullanacak insan kaynağına bağlı. Bu nedenle geleceğin rekabetçiliği yalnızca makine, fabrika veya enerji altyapısına yapılan yatırımlarla değil, nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi ve mevcut çalışanların yeni teknolojilere uyum sağlayabilmesiyle de belirlenecek.</p>
<p>Türkiye'nin güçlü üretim altyapısını koruması kadar bu altyapıyı daha teknolojik, daha verimli ve daha düşük karbonlu hale getirmesi gerekiyor. Rekabet avantajı, giderek daha fazla “ne kadar üretiyoruz?” sorusundan “ne kadar verimli, esnek, teknolojik ve sürdürülebilir üretiyoruz?” sorusuna doğru kayıyor.</p>
<p><strong>Yeni rekabetçilik denklemi</strong></p>
<p>Türkiye'nin önünde önemli avantajlar bulunuyor: Güçlü bir sanayi tabanı, Avrupa'ya yakınlık, ihracat deneyimi, girişimcilik kapasitesi ve farklı sektörlerde oluşmuş üretim birikimi. Ancak küresel rekabetin yeni koşulları, bu avantajların kendiliğinden yeterli olmayacağını gösteriyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde rekabetçiliğin "enerji, dönüşüm ve öngörülebilirlik" gibi<strong> </strong>üç temel kavram etrafında şekillenmesi beklenebilir. Enerji; maliyet, arz güvenliği ve karbon yoğunluğu ile birlikte ele alınmak zorunda. Dönüşüm; sanayiden enerjiye, teknolojiden insan kaynağına kadar geniş bir alana yayılmak zorunda. Öngörülebilirlik ise şirketlerin uzun vadeli yatırım kararlarını alabilmesi için temel koşullardan biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'nin yeni rekabetçilik hikâyesi tek bir sektöre, tek bir maliyet avantajına veya tek bir politika aracına dayandırılamaz. Kamu politikalarının öngörülebilir bir yatırım ortamı yaratması, enerji ve altyapı dönüşümünü desteklemesi; şirketlerin ise teknoloji, verimlilik, düşük karbonlu üretim ve insan kaynağına yatırım yapması gerekiyor.</p>
<p>Küresel rekabetin yeni döneminde kazananlar yalnızca daha düşük maliyetle üretenler olmayacak. Değişimi daha hızlı okuyabilen, riskleri daha iyi yönetebilen, sermayeyi doğru alanlara yönlendirebilen ve üretim kapasitesini yenidünyanın ihtiyaçlarına uyarlayabilen şirketler ve ekonomiler öne çıkacak.</p>
<p>Türkiye için mesele, mevcut üretim gücünü korumaktan daha büyük. Asıl hedef, sahip olduğu üretim ve ihracat kapasitesini yeni dönemin enerji, karbon, teknoloji ve yatırım koşullarıyla buluşturarak kalıcı ve daha yüksek katma değerli bir rekabet avantajına dönüştürmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-rekabet-gucu-yeniden-sekilleniyor-89259</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin rekabet gücü yeniden şekilleniyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-rezaleti-89258</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon rezaleti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fon krizinde kaybın 20 milyar dolar düzeyinde kalması halinde büyüme üzerindeki doğrudan etkinin sınırlı olması bekleniyor. Ancak düzenleme ve denetim sistemine yönelik güven kaybı, döviz talebinden sermaye hareketlerine kadar uzanan kanallarla enflasyon ve büyüme üzerinde daha kalıcı sonuçlar doğurabilir.</strong></p>
<p>Fon rezaletinin enflasyon ve büyümeye etkisi hakkında yorumlar yapılıyor. Pazartesi günü enflasyonun açıklandığı dakikalarda bir ekonomi kanalında enflasyonu düşürücü yönde bir işlev görüp görmeyeceği bana da soruldu. Öncelikle belirtmek gerekir ki ortalık toz duman içinde. İşin büyüklüğünü bilmiyoruz. Oysa bu soruları yanıtlayabilmek için fonda buharlaşan para miktarı için bir büyüklüğe ihtiyaç var. Olay ilk patlak verdiğinde 15-20 milyar dolarlık bir olası zarardan söz edildi. Büyüklük bu kadar mı bu kadarsa bu miktarın ne kadarı geriye alınıp, fon katılımcılarının zararları azaltılabilir; bilmiyoruz. Büyüklüğü şimdilik bir tarafa bırakıp, rezaletin ve sonucunda ortaya çıkan fon katılımcılarının kaybının enflasyonu ve büyümeyi hangi kanallardan etkileyeceğine odaklanayım.</p>
<p>Enflasyon açısından iki ana kanal söz konusu. Birincisi talep kanalı. Zarara uğrayan fonlardan fon alanlarının gelirlerindeki azalma, onların tüketim harcamalarını düşürürse, enflasyonu azaltıcı bir etki ortaya çıkar. İkincisi ise güven kanalı. Bu da en azından iki ayrı yoldan enflasyonu etkiler. İlki, duyulan güven kaybı ile yerleşik tasarruf sahiplerinin dövize ve döviz cinsinden mali varlıklara yönelmeleriyle kurda oluşacak yukarıya doğru baskı. İkincisi, rezaletin, finans piyasalarındaki düzenleme ve denetleme hakkında oluşturabileceği olumsuz düşünce nedeniyle Türkiye’ye sermaye girişinin azalması ve mevcutların bir kısmının da geldikleri gibi gitmesi. Bu da kuru artırıcı yönde çalışır. Enflasyonu düşürücü yönde çalışması beklenen ilk kanalın etkisi fonun büyüklüğüne bağlı. İkinci kanal olan güven kanalı ise büyüklükle ilgili değil ve enflasyonu artırıcı yönde işlev görür. Kovuşturma-hesap sorma-sorumluları yargı önüne çıkarma ne kadar şeffaf ve inandırıcı biçimde yapılırsa, bu kanalın etkisi o kadar az olur. Büyüme üzerine olası etkilerin de bu kanallar yoluyla oluşması beklenir. Fonlarda gelirlerini kaybedenlerin tüketim harcamalarını kesmeleri, büyümeyi olumsuz etkiler. Güven kanalı da aynı yönde çalışır.</p>
<p>Şimdi işin büyüklüğüne gelelim. Varsayalım ki 20 milyar dolarlık bir zarar söz konusu. Orta Vadeli Program’da yer alan 2026 GSYH tahminin yüzde 1,2’si, 2027 tahmininin ise yüzde 1,1’i. Özel tüketim harcamalarının GSYH’deki payı ise yüzde 55 civarında. Demek ki özel tüketimin yüzde 2,1’ine denk gelen bir zarardan söz ediyoruz. Birebir tüketime yansısa, yüzde 2,1’lik olumsuz bir şok anlamına gelir. Oysa fon katılımcıları dışında kalan bir dolu tüketici var; özellikle de asgari ücrete yakın ücretle çalışanlar ve çoğu emekli. Onları ilgilendiren bir durum yok. Onların gelirleri düşüyor olsa, tüketim harcamalarını birebir azaltır. Fon yatırımcılarının zararlarının ise fon yatırımcılarının tüketim harcamalarını birebir azaltması söz konusu değil. Böyle bakıldığında, birincisi tüketim harcamaları yapanların sadece bir kısmının tüketimlerine ilişkin bir durum söz konusu. İkincisi, o kısmın gelirlerinden tüketime ayırdıkları pay diğer grubun ki kadar yüksek değil. Sözü edilen büyüklük 20 milyar dolar düzeyinde kalırsa, bu durumda büyümeye önemli bir olumsuz etki beklenmez; etki evet olumsuz olur ama oldukça sınırlı kalır.</p>
<p>Dolaysıyla, rezaletin enflasyona ve büyümeye etkisinin ne kadar olacağı güven kanalına bağlı. Bu açıdan asıl önemli olan ise enflasyon ve büyümeye olacak geçici etki değil; bu rezaletin nasıl olup da yaşandığı. Neden iş büyümeden önlenemediği / önlenmediği. Bunca düzenleyici ve denetleyici kurumun varlığına rağmen bunun nasıl gerçekleştiği ve aynı kurumların bir daha bu tür bir rezaletin olmasını engelleyip engelleyemeyecekleri.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-rezaleti-89258</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/para-lira-tl-1778253433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon rezaleti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plan-ve-piyasa-tapinmak-icin-degil-yararlanmak-icindir-89257</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Plan ve piyasa &#039;tapınmak&#039; için değil &#039;yararlanmak&#039; içindir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Piyasa sistemi, uzmanlık yaratma, uluslararası ticareti geliştirme, rant tahsil etme, bilgi işleme, ölçü koyma ve hakça dağıtım sağlama gibi işlevleriyle yaşamı yönlendiren önemli araçtır. Piyasanın ortak iyiyi çoğaltan işlevlerini kavrarsak onu fetiş haline getirme yerine yarar üretmesini sağlarız.</strong></p>
<p>İnsan doğasının boşlukları “ <em>faydalı olanın</em>” yollarına engeller oluşturmaya yatkın olduğu kadar, çarenin tükenmezliği bilinciyle çözümler üretme için de olağanüstü potansiyele sahiptir. İnsan doğasındaki boşlukların alabildiğine istismar edilen alanlardan biri de “<em>piyasa ve planı</em>” araç olmaktan çıkarıp, amaca dönüştürmedir.</p>
<p>Bir hafta önceki yazımızda erken sanayisizleşme gibi olgularla başa çıkabilmek için Çin’in yürürlüğe koyduğu planlara gönderme yaparak, planın önemli araçlardan biri olduğu anlatamaya çalıştık: “<strong><em>Sanayisizleşmeyi engellemenin sırrı: Planlama</em></strong>” başlıklı yazıda plan mekanizmasına sahip çıkılması çağrısı yaptık. Bu yazınının merkez düşüncesi de, “<strong><em>piyasa mekanizmasını iyi anlamadan etkili bir sanayileşme yaratılamaz</em></strong>” varsayımını sorgulamadır.</p>
<p><strong>“Güç hayvanlar dünyasında esastır”</strong></p>
<p>Piyasa dediğimiz olgunun bileşen ve bağlamlarını zihinlerimizde netleştirmeliyiz.</p>
<p>Halil İnalcık piyasa mekanizmasını tanımlarken iki ilkeyi hatırlatır: Biri, Darwin’in ünlü kuramında anlattığı gerçekliktir: “<em>Canlıların uzun ömürlü olanları, en güçlüleri olmadığı gibi, en akıllıları da değildir. Uyum yeteneği yüksek olanlarıdır</em>”. Evrim sürecinin üreme, mutasyon, ayıklama, yalıtım ve işbirliğine dayalı ilerlemesinin özellikle “ <em>ayıklama ve yalıtım</em>” yönüne bakmalıyız. İnalcık, “<em>Güç hayvanlar dünyasında bir esas ve var olma koşuludur. Aynı durum, ulusların var olmalarının da koşuludur</em>” yargısını paylaşır. Piyasa kavrayışı bağlamında bir de modern Batı uygarlığının değerler sistemiyle ilgili yönüne dikkat çeker. İnalcık, “ <em>Batı uygarlığı dendiği zaman, aklı her şeyin üstünde tutan, örgütlenmelerin hareketini akla göre düzenleyen bir toplum anlamına gelir” </em>tanımlamasıyla piyasanın ögeleri ve değerlerinin etkilerini açıklar.</p>
<p>Özge Öner de, piyasanın mal ve hizmet alışverişi işlevini yerine getirmesinin ötesinde “<em>uygarlık geliştirilmesinde en kritik eşik” olma</em> işlevini anımsatır: Piyasanın, “<em>tarımsal fazlayı dağıtmak, rantı tahsil etmek, uzak coğrafyaları birbirine bağlamak”</em> işlevine değinerek, “<em>piyasanın sadece iktisadi değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve siyasi bir fenomen haline gelmesine” i</em>şaret eder.</p>
<p>Piyasalar yerel ölçeklerde olduğu kadar, küresel ölçekte de sosyolojik gelişmeleri, tarihsel oluşumları, düşünce sistemlerini, inançları, kullanılan araç gereçleri bütün olarak kültürü belirler.</p>
<p><strong>Piyasalar platformlardır</strong></p>
<p>Piyasalar belli bir mekânda oluşur; mekân ritmi piyasanın dayandığı kaynakların özelliğine, piyasaya katılımın yaygınlık, yoğunluk ve derinliğine göre oluşur. Bütün piyasalar, mal ve hizmetleri, fikirleri bir araya getiren platformlardır. Özellikle sayısal teknolojilerin yarattığı bağlantı, eletişim, rekabet ve işbirlikleri potansiyelleri, fiziki mekânlar kadar sayısal ortamlarda da piyasa platformları oluşur.</p>
<p>Fiziki ve sayısal mekânlarda oluşan platform yapılarını kavramadan, piyasanın değişik işlevlerini derinliğine anlamak, yönlendirmek ve yaratmak istediğimiz sonuca ulaşmak zorlaşır. Piyasadaki platformlar, sadece alış-veriş, değiş-tokuş alanları değildir. Platformlarda üreticiler, tüketicilerin, değer üretenlerin, veri sağlayanların, geribildirimlerle sapmaları belirleyenlerin, ara yüz oluşturanların, sahiplerin, fikri ve sınai mülkiyeti kontrol edenlerin, kimin hangi koşullarda platformlara katılacağını ve ayrılacağını belirleyenlerin, yurttaşın hak ve çıkarlarını koruma adına düzenleme yapan yetkililerin bir arada bulundukları ortamlardır.</p>
<p>Geleneksel piyasa platformlarının yapısal ve ekonomik özelliklerinin neler olduğunu, hangi yapı ve işlevlerinin modern platformlara taşındığını; piyasa ve platform yapılarındaki değişim ve dönüşümü kavrarsak, kaynakları etkin ve verimli değerlendirebiliriz. Kavrayışımızın yeterliliği bizi “<em>topluluk için ortak iyinin”</em> üretilmesinin önündeki engelleri aşmaya yönelik çabalara yönlendirebilir. Acemoğlu’nun belirttiği gibi, <em>ortak iyi, eşitlik, özgürlük, adalete dayanan liberal temelde işlerse, piyasalar rekabetçiliği koruyabilir; güvenilir hukuk kurumlarının işlerliğini koruduğunda, insanların çıkarlarından nadiren ödün verecekleri </em>düşünülür. Acemoğlu bu bağlamda “<em>Birincil refah teorisinin</em>” dayandığı varsayımları anımsatır: “<em>Bireyler bencil ama rasyoneldir”, “piyasalar rekabetçidir”, “bilgi kusursuzdur” ve “dışsallık diye bir şey yoktur</em>”. Birincil refah teorisinin karşısında şu varsayımları çıkarır: <em>“ Tekeller her yerdedir”, “deneysellik ve öğrenme biçimleri dışsallık üretir”, “yeni mal ve hizmetler hakkında eksiksiz ve güvenilir</em> <em>bilg</em>i <em>yoktu</em>r. “<em>Öğrenme, sosyal yanı ve topluluk temelinden ayrı düşünülemez.</em>”</p>
<p>Herhangi bir konuda değerlendirme yaparak Hawking’in uyarısından yararlanırsak ortak iyiye erişebilmemiz kolaylaşır: “<em>Gerçeklik diye bir şey yoktur; zihni modele göre gerçeklik vardır. Zihni modelinizin varsayımını değiştirseniz, gerçekliğiniz de değişir</em>.”</p>
<p>Piyasa sistemindeki değişim ve dönüşümleri kavrayarak, ortak iyiyi çoğaltan etkenleri artırmamız, engelleyici etkilerini sınırlayabilmemiz için bildiklerimizin <em>“tek doğru</em>” olduğunu düşünme sapkınlığından uzak durmalıyız. Yaşam örgütlenmesinin çoklu alanlarını, giderek artan katmanlaşmanın yarattığı karışıklığı, kaliteli yönetim eksiklerinden türeyen karmaşayı, karmaşanın oluşturduğu belirsizlikleri artmasını, kimi zaman belirsizliklerin çaresizliğe dönüşmesini, yaşamın ikili yapısını, tehlike ile fırsatın, iyi ile kötünün, bilinmez olan bilebilmenin dengelerini kurmayı zihinlerimizde netleştirmeliyiz.</p>
<p><strong>Piyasa ve plan dengesini kurmalıyız</strong></p>
<p>Kaliteli yönetimle etkin ve verimli işler yapabilmemiz, plan ve piyasayı birbirinin karşıtı iki olgu gibi algılamamayı gerektiriyor. İki aracın güçlü ve zayıf yanlarını bilerek, birbirlerinin boşluklarını doldurabilecekleri kavrayışını yaygınlaştırma ve derinleştirme sorumluğumuz var.</p>
<p>Çin örneğinde olduğu gibi “<em>piyasa ve plan dengesi</em>” kaliteli kalkınmayı etkiliyor; yaratmak istediğimiz sonuçları belirliyorsa, her iki aracı kavrayarak ilerleme konusunda ödün vermemenin topluluklar ve toplumların yararına olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Piyasa sistemi fiyat mekanizmasıyla kurduğu disiplin, uzmanlık yaratma, uluslararası ticareti geliştirme, rant tahsili, bilgi işleme, ölçü koyma ve gelir dağıtımı gibi çoklu işlevleriyle yaşamı yönlendirir.</p>
<p>Önce piyasaların <em>“vahşi gücünün</em>” günümüze nasıl yansıdığına bakalım. EKONOMİ Gazetesi’nin gelenekselleştirdiği <em>Dönüşen Liderlik</em> toplantılarının beşincisi 3 Ekim 2026 günü yapıldı. Toplantıda konuşan dünyaca ünlü ekonomist Nouriel Roubini yaptığı değerlendirmede “<em>piyasa disiplini</em>” üzerinde durdu: Trump’ın tarifeler konusunda sistemin sınırlarını zorlayan kararlar aldığında, sisteminin dünyanın en güçlü ülkesinde yarattığı “düzeltici etkisini” Trump’a kabul ettirdiğini, makul bir tarife uygulaması için anlaşmalar yapmaya mecbur ettiğini belirtti. Hürmüz krizinin piyasaya yansımasının küresel düzeyde hepimizi etkileyen sonuçlarının, dağıtım sistemlerinde tıkanmalar yaratan geçitlerde meydana gelen çatışmaların bedelini piyasanın hepimize ödettiğini açıklayarak, sistemin bu gücünü her zaman dikkate almak gerektiği üzerinde durdu. Çok daha büyük etki arıyorsak, Çin gibi katı ideolojiyle yönetilen bir ülkenin bile katı plan uygulamalarını terk ederek iş dünyası ve eyaletler arasında yarattığı rekabetle piyasa disiplinden yararlandığını paylaştı.</p>
<p>Geçmişten ders alma tarih bilincinin temeli ise plan ve piyasayı fetiş haline getirme yerine, insan aklının kendi yararını artırmak için geliştirdiği akıl-odaklı değerler sisteminin sonucu olan plan ile doğal akışın gücünü kullanan piyasanın dengelenmesinin olumlu sonuçları hakkında yeterli deneyim ve birikim var.</p>
<p>Piyasaların çok değişik yapıları ve işlevlerinin tümünü gazete yazısında paylaşmak mümkün değil. Gelecek hafta piyasaların temel işlevlerinden bazılarını paylaşmayı sürdürerek <strong>sanayisizleşmenin</strong> olumsuz etkilerini azaltmada “<em>faydalı piyasa bilgisinin”</em> etkilerini değerlendirmeyi sürdüreceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plan-ve-piyasa-tapinmak-icin-degil-yararlanmak-icindir-89257</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Plan ve piyasa &#039;tapınmak&#039; için değil &#039;yararlanmak&#039; içindir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kavanoz-sahibi-denetlemezse-bal-tutan-parmagini-yalar-89256</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kavanoz sahibi denetlemezse bal tutan parmağını yalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Güven, iyidir. Ama denetim daha iyidir. Eğer yetki veriyorsan, sorumlulukla dengelemelisin. Yetki ve sorumluluğu adil, akil paylaş ancak kontrolü asla bırakma. Zira suistimal denetimsizlikten doğar.</strong></p>
<p><strong>Cerebra</strong>’nın İş Dünyasında <strong>Suistimal Algısı</strong> Araştırması 2026 sonuçları, işletmelerin karşı karşıya olduğu sorunları belirginleştirmede <strong>müstesna öneme</strong> sahip. Başkan <strong>Fikret Sebilcioğlu</strong>, küresel ekonomide suistimal kaynaklı kaybın <strong>yılda 5,5 trilyon $</strong>’a ulaştığı gerçeğini vurgulayan isim...</p>
<p>Peki, ya <strong>ülkemizde</strong> durum nedir? Suistimalin ekonomiye maliyeti<strong>, 80 milyar $ </strong>tahmini var. Bu da <strong>kişi başına 930 $’lık yük</strong> demek. Patronun “<strong>beni kim soyuyor</strong>?” sorgusunda çalışanların <strong>%15</strong>’inin daima etik, <strong>%10</strong>’unun her fırsatta suiistimalci, <strong>%75</strong>’inin de fırsat buldukça <strong>hile yaptığı gerçeği</strong> söz konusu.</p>
<p><strong>BİR KEREDEN BİR ŞEY OLMAZ DÜŞÜNCESİ SUİSTİMALİ SÜREKLİ HALE GETİREBİLİYOR</strong></p>
<p>Araştırmaya bakıyoruz; <strong>Ekonomik baskı</strong>, suistimal riski algısını yükseltiyor (<strong>%65</strong>). Suistimalin gerçekleşme ihtimali çok yüksek. Etik konusunda <strong>farkındalık</strong> yüksek ancak <strong>uygulama soru işareti</strong>. Üst yönetim önem veriyor ama <strong>ortak kademe pek aldırmıyor</strong>. Bildirim niyeti yüksek ama çekiniliyor.</p>
<p>Her <strong>10</strong> katılımcıdan <strong>7</strong>’si, ekonomik koşulların <strong>suiistimal riskini arttırdığı</strong> kanaatinde. Enflasyondan daha önemlisi; <strong>kurum içi adalet duygusunun gerilemesi</strong>… Sektörler ekonomik baskıyı faklı okuyor ve ahlakın sorgulandığı toplumda  “<strong>bir kereden bir şey olmaz</strong>” düşüncesi, tüm sistemi zehirleyen faktör.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Suistimal algısına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Toplumsal tehlikesi?</em></strong></p>
<p>Suistimal, oturmamış demokrasilerde <strong>kleptokrasi</strong> oluşturur. Bir kleptokrat; “<strong>çözüm ortağı</strong>” aramaz, “<strong>suç ortağı</strong>” arar ve seni de suça bulaştırarak yönetir. Bu da <strong>toplumsal barışı dinamitleyen</strong> faktördür.</p>
<p><strong><em>Ver yetkiyi gör etkiyi?</em></strong></p>
<p><strong>Yetkiyi ver ama denetimi asla bırakma</strong>. Denetlersen etki, <strong>hızlı verimli</strong> çözüme varır. Fakat denetlemezsen yetki, <strong>kötüye kullanılabilir</strong>. Suistimal iklimi oluşturur. <strong>Denetim vazgeçilmezdir</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>GÜVEN İYİDİR AMA DENETLEMEK DAHA İYİDİR</strong></p>
<p><strong>Alt sınıfın</strong> ahlakı olmaz, <strong>üst sınıf ahlaklı</strong> olmak zorunda değil. <strong>Ahlak orta sınıfın erdemidir</strong>. Eğer orta sınıfı yok edersen <strong>ahlak da yok olur</strong>. Şu anda orta sınıfı erittik. <strong>Beraberinde ahlak da eridi</strong>. Nitekim suiistimalciler ya<strong> ahlaksızdır</strong> ya da <strong>denetlenmiyordur</strong>. Bugünkü <strong>çürüme ortamının temel sebebi</strong> bu…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SUİSTİMAL LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Suistimal</strong>: Bir görevi, hakkı, yetkiyi ve ya iyi niyeti kötüye kullanmak, istismar etmek, kirletmek</p>
<p><strong>Dolandırıcı</strong>: Hileli ve aldatıcı davranışlarla kişinin güvenini sarsıp kendine yarar, ötekine zarar veren</p>
<p><strong>Sinsi çalışan</strong>: Gerçek niyetini, planın gizleyip kendi çıkarı doğrultusunda hareket eden ikiyüzlü kişi</p>
<p><strong>İtibar istismarı</strong>: Kurumun güvenini, imajını, saygınlığını çıkarı için etik dışı davranışlarla zedeleme</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kavanoz-sahibi-denetlemezse-bal-tutan-parmagini-yalar-89256</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/4/1280x720/dollar-dolar-1790919851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kavanoz sahibi denetlemezse bal tutan parmağını yalar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89254</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa neyi fiyatlıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100’de Satışlar Hızlandı! Piyasa Neyi Fiyatlıyor? | Ekonomi Masası | 08 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/DgXQJUrYLsw" width="888" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89254</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/5/1280x720/senay-vahap-munyar-1789027745.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/korun-fili-tarifi-ve-dezenflasyon-89255</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Körün fili tarifi ve dezenflasyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Körün fili tarifi olarak bilinen çok meşhur bir hikaye vardır. Gözleri doğuştan görmeyen altı kişiden bir file dokunmaları istenir. Sonuçta hepsi bir tanım yapar ama çok doğaldır ki bu tanımların fil ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.</p>
<p>Hortumu tutan yılan der.</p>
<p>Bacağa dokunan onu bir ağaç gövdesi olarak tanımlar.</p>
<p>Gövdeye dokunan ya da yaslanan bombeli bir kaya parçası diye tahmin yürütür. Kulağa dokunanın tahmini geniş bir yelpaze olur.</p>
<p>Kuyruğu tutan bir halattan söz eder. Dişi tutan ise direk benzetmesi yapar.</p>
<h2>Dezenflasyonun skoru!</h2>
<p>Dezenflasyon programı henüz bitmediğinden, ne zaman biteceği de belli değil ya, içinde bulunulan dönemin verilerini sonuç değil skor olarak niteleyebiliriz. Üç yılı aşkın süredir uygulanan bir programdan söz ediyoruz ve ortaya bazı veriler çıktı. Acaba dezenflasyon programının bu verileri nasıl yorumlanıyor?</p>
<p>Sanki bu dezenflasyon programı da körlerin fili tarifine benziyor gibi…</p>
<p>2021’deki faiz indiriminden önceki enflasyona ve bugünküne bakan vatandaş <strong>“Keşke beş on yıl önceki düzeyde olsaydık, o dönemin enflasyonu çok daha iyiydi”</strong> diyor. Bu kadar da değil, son dönemde indiği açıklanan oranlara inananı ara ki bulasın! Dolayısıyla vatandaş gözünde yıllık enflasyonun değil yüzde 30’lardan aşağı indirilmesi, çok daha düşük oranların yakalanması bile hemen hemen hiçbir şey ifade etmiyor. Hele hele geliri enflasyondan az artan vatandaş aslında enflasyon oranıyla ilgilenmiyor bile. Onun derdi yaşam maliyetinin yüksekliği.</p>
<p>2021 sonunda başlayan ve kimi aylarda yüzde 80’leri aşan enflasyona bakan siyasi kadrolar <strong>“Enflasyonla mücadele programı gayet iyi gidiyor, nereden nereye geldik”</strong> görüşünü savunuyor.</p>
<p>2023’ün haziranında Maliye Bakanlığı koltuğuna oturan Mehmet Şimşek herhalde <strong>“Ben görevi</strong> ‘Türkiye’nin rasyonel politikalara dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır’ diyerek devralmıştım. Haklılığım ortaya çıktı. Bunca yıllık çabanın sonunda dezenflasyon programı nihayet meyvelerini vermeye başladı, işte yüzde 30’un altına inildi” diyordur. </p>
<p>İktisat dünyası büyük fotoğrafa bakmanın elbette iyi olduğuna dikkat çekiyor ama bir yandan da <strong>“Dezenflasyon diyorsunuz diyorsunuz da son dönemdeki yatay sayılabilecek gidişe bir açıklama getiremiyorsunuz”</strong> eleştirisi yöneltiyor.</p>
<p>İş alemi bir yandan enflasyonda gelinen düzeyden biraz kerhen de olsa memnuniyetini dile getiriyor ama bu düzeye inilmesinin maliyetinden de yakınmadan edemiyor. <strong>“Türk parası çok değerli”</strong> deniliyor, “İç talep adeta öldürüldü, biz ürettiğimizi kime satacağız” deniliyor. Bu kadar da değil, <strong>“Enflasyon buraya çekildi, çekilebildi ama faiz hâlâ çok yüksek, piyasada para yok ve işleri döndürmek giderek zorlaşıyor”</strong> yakınması dile getiriliyor.</p>
<h2>Herkesin çıkardığı sonuç farklı</h2>
<p>Ekonomi yönetiminin <strong>“Dezenflasyon programıyla şöyle kazanımlar elde edildi, şuradan şuraya gelindi”</strong> şeklindeki yaklaşımları körün fili tarifinin aksine sanki bütünü tanımlıyor gibi görünse de aslında o büyük fotoğrafın yalnızca bir bölümünü kapsıyor. Çoğu kez de o büyük fotoğrafın küçük bir bölümü, üstelik de yanlı bir şekilde aksettiriliyor.</p>
<p>Ekonomi yönetimi enflasyonla mücadelede nasıl başarı sağlandığını anlatırken ilk grafiği ama o grafiğin de tepelerdeki oranlarından sonraki bölümünü kullanmayı tercih ediyor. Yıllık enflasyon yüzde 90’a yaklaşmış ve sonrasında yüzde 30’un altına inmiş. Doğru; doğru da, enflasyonu yüzde 90’lara çıkaracak ekonomik tercihleri yapan kimdi?</p>
<p>Üçüncü ve özellikle dördüncü grafik o çok övünülerek söylenen dezenflasyon başarısını sanki biraz gölgeliyor, değil mi!</p>
<p>Son bir yıldaki oran yüzde 30’larda. Son bir yıldaki en düşük oran eylüldeki yüzde 29,73, en yüksek oran ise geçen yılın ekimindeki yüzde 32,87. Arada yalnızca 3 puanlık bir fark var. Bu çok somut olarak enflasyonun yüzde 30’a yapışıp kaldığını gösteriyor. Önceki gün de değinmiştim; yıllık oran ekim sonunda da biraz daha gerileyip kasım ve aralıkta çok muhtemeldir ki yeniden artacak.</p>
<p>Merkez Bankası’nın hesaplamalarına göre bu yılki enflasyonda savaşın da yaklaşık 7 puanlık bir etkisi var. Demek ki savaş olmasa bu yılın enflasyonu yine de yüzde 22-23 dolayında oluşacaktı. Az mı?</p>
<h2>Yapılan aynı, sonuç farklı olur mu?</h2>
<p>Türkiye adı konulmuş enflasyonla mücadele programını Haziran 2023’ten beri uyguluyor. Bu programa başlanmadan önce Mayıs 2023’te yüzde 40 olan enflasyon şimdi yüzde 30’un biraz altında. Hepsi hepsi bu!</p>
<p>Peki bu düşüş karşılığında feda edilenler?</p>
<p>Asgari ücretliye, diğer çalışanlara, emekliye, küçük esnafa, KOBİ sahibine bir sorun bakalım; dezenflasyonu nasıl tarif edecekler?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac71de67f2fc-1791434214.png" alt="" width="850" height="331" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/korun-fili-tarifi-ve-dezenflasyon-89255</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/2/1280x720/enflasyon-gelismeleri-ve-faiz-politikasi-1741244438.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Körün fili tarifi ve dezenflasyon ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/paranin-doyum-noktasi-89253</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Paranın doyum noktası yok!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son fon skandalıyla birlikte ortaya saçılan iddialara bakınca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Milyarlarca liralık servete sahip insanlar, daha fazla para kazanmak için neden böylesine riskli ve kirli işlerin içine giriyor?</p>
<p>Tam burada Türkiye’nin tanınmış iktisatçılarından ve sosyalist düşünürlerinden rahmetli Prof. Sadun Aren’in yıllar önce bir kitabında yer alan cümle geliyor akla:</p>
<p>“Her tüketim malının bir işba noktası vardır ama paranın işba noktası yoktur.”</p>
<p>İnsana sağlayacağı mutluluk azalıyor İnsanın karnı doyuyor. Bir noktadan sonra daha fazla yemek istemiyor. Evin, otomobilin, tatilin de sınırı var. Bir yerden sonra daha fazlasının insana sağlayacağı mutluluk azalıyor. İktisatta buna işba, yani doyum noktası deniyor.</p>
<p>Para ise başka.</p>
<p>Paranın doyum noktası yok. Çünkü para sadece tüketmek için kullanılmıyor. Daha fazla para; daha fazla güç, güvence, itibar ve hareket alanı anlamına geliyor. Servet arttıkça insanın “artık yeter” deme ihtimali de artmıyor.</p>
<p>Son fon skandalının en düşündürücü taraflarından biri de bu.</p>
<p>Karşımızda yaşamını sürdürebilmek için paraya ihtiyacı olan insanlar yok. Milyarlarca liralık servetlerden söz ediyoruz. Buna rağmen daha fazla kazanma hırsı, insanları dışarıdan bakıldığında “Bunlara gerçekten ne gerek vardı?” dedirten işlere sürükleyebiliyor.</p>
<p>Asıl mesele burada başlıyor.</p>
<p>Bir insanın birkaç milyar lirası varsa, birkaç yüz milyon daha kazanması hayatını gerçekten değiştirecek mi?</p>
<p>Büyük ihtimalle hayır.</p>
<p><strong>Riskin sınırı da kayboluyor</strong></p>
<p>Ama insan davranışı her zaman mantık hesabıyla ilerlemiyor. Para bir noktadan sonra ihtiyaç olmaktan çıkıp oyuna dönüşebiliyor. Servet, yaşam aracı olmaktan çıkıp başarı göstergesine dönüşüyor. Daha çok kazanan, kendisini daha başarılı hissediyor. Daha büyük servet, daha büyük bir güç duygusu yaratıyor.</p>
<p>Böyle olunca riskin sınırı da yavaş yavaş kayboluyor.</p>
<p>Bugün fon skandalına bakarken yalnızca paranın nereye gittiğini, kimlerin ne yaptığını, kimlerin kimlerle işbirliği yaptığını ve denetimin nerede aksadığını konuşmamalıyız. İnsanları bu kadar servete rağmen daha fazlasının peşinden koşturan zihniyeti de mutlaka konuşmalıyız.</p>
<p>Prof. Aren’in sözü tam da bu nedenle önemli.</p>
<p>Malların bir doyum noktası var. Para için ise yok.</p>
<p>O halde insanın kendi sınırını kendisinin koyması gerekiyor.</p>
<p>Çünkü paranın sınırı yoksa, o sınırı koyacak olan yine insanın kendisidir.!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/paranin-doyum-noktasi-89253</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Paranın doyum noktası yok! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kanadadan-canli-istakoz-getirmek-icin-epey-ugrastik-89252</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kanada’dan canlı  ıstakoz getirmek  için epey uğraştık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YKT </strong>Global Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Artuk Yakut</strong>’un oğlu <strong>Emir Yakut, </strong>İngiltere’deki öğrencilik günlerinde 2011 yılında Londra’da kurulan <strong>“Burger &amp; Lobster”</strong>da sıklıkla yemek yiyordu. O günlerden itibaren markanın bir şubesini açmayı kafasına koydu.</p>
<p>Babası <strong>Artuk Yakut</strong>, her Londra’ya gittiğinde birlikte <strong>“Burger &amp; Lobster”</strong>a götürür, aklından geçeni paylaşırdı:</p>
<p>-          “Burger &amp; Lobster”<strong> markasını Türkiye’ye götürelim. İlk şubeyi de mümkünse Zorlu Center’da açalım.</strong></p>
<p>Londra’da inşaat yönetimi öğrenimi gören <strong>Emir Yakut, </strong>eğitimini tamamlayınca ağırlıklı faaliyet alanı inşaat ve gayrimenkul projeleri olan aile şirketi YKT Global’de çalışmaya başladı. Kısa sürede şirketin CEO’luk görevini üstlendi.</p>
<p>Koşuyolu Kalp Hastanesi’nde başhekimlik yapmış, cerrah Prof. <strong>Cevat Yakut</strong>’un oğlu olan <strong>Artuk Yakut</strong>’un eşi, ailesinin tek kızıydı. <strong>Artuk Yakut, </strong>bir yandan kendi işini kurarken, diğer taraftan <strong>Saner </strong>Ailesi’nin (eşinin ailesi) de işlerini yönetti.</p>
<p><strong>Artuk Yakut, </strong>yurt dışında başta Libya olmak üzere yurt dışında müteahhitlik yaptı, Polonya’da AVM inşa etti. <strong>“Gerflor” </strong>ve <strong>“Artgen” </strong>markalarının temsilciliklerini aldı. 2000 yılında Bakü’de (Azerbaycan) 50 milyon dolarlık <strong>“rezidans-ticari alan”</strong>dan oluşan projeyi hayata geçirdi.</p>
<p><strong>Emir Yakut, </strong>YKT Global’de CEO olunca Londra’da kurdukları hayali gündeme getirdi:</p>
<p>-          “Burger &amp; Lobster”<strong>ı Türkiye’ye getirelim…</strong></p>
<p><strong>Emir Yakut, “Burger &amp; Lobster” </strong>kurucusu <strong>Misha Zelman </strong>ve CEO’su <strong>Dino Sura </strong>ile bağlantı kurdu. Babası <strong>Artuk Yakut</strong>’la birlikte görüşüp, markayı Türkiye’ye getirme vizesini aldı. Böylece YKT Global bünyesindeki YKT Gıda, <strong>“Burger &amp; Lobster”</strong>ın ilk şubesini Zorlu Center’da açtı.</p>
<p><strong>Artuk Yakut </strong>ve <strong>Emir Yakut</strong>’la ilk şubenin açılışında sohbet ettik. <strong>Artuk Yakut, </strong>bir dönem menkul kıymet şirketi sahibi de olduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>San Menkul Değerler bizimdi. 2012-2013 döneminde İtalyanlar’a sattık.</strong></p>
<p><strong>“Yatırımcı” </strong>ile <strong>“girişimci” </strong>arasındaki farkı şöyle ortaya koydu:</p>
<p>-          “Yatırımcı” <strong>duygularıyla hareket etmez. Para kazanmak ister. </strong>“Girişimci” <strong>daha duygusaldır…</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac71a440a8d7-1791433284.png" alt="" width="461" height="622" /></strong>Kendisini ve ailesini <strong>“girişimci” </strong>olarak tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Hiç kredi kullanmayız. Özsermaye ile yatırım yaparız.</strong></p>
<p>Gastronomi tarafıyla <strong>Emir Yakut</strong>’un ilgilendiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Ben Bursa’da </strong>“Saner” <strong>markasıyla gayrimenkul projeleri hayata geçiriyorum.</strong></p>
<p>Zorlu Center’da açtıkları <strong>“Burger &amp; Lobster”</strong>da işledikleri ıstakozları nereden aldıklarını merak ettim, <strong>Emir Yakut </strong>anlattı:</p>
<p>-          <strong>Istakozu Kanada’dan alıyoruz. 1.5 ton canlı, 1.5 ton da ıstakoz eti olarak getiriyoruz.</strong></p>
<p><strong>Artuk Yakut </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Canlı ıstakoz ithalatı için epey uğraştık. Çok sıkı bir mevzuat var. İzinler için çok çaba harcadık.</strong></p>
<p>Başka şubeler açma planlarının olup olmadığını sordum, <strong>Emir Yakut </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          “Burger &amp; Lobster”<strong>ın Londra dışında Brighton (İngiltere), New York (ABD), Jakarta (Endonezya), Kuveyt ve Ban</strong><strong>gk</strong><strong>ok gibi önemli şehirlerde şubeleri vardı. Bunlara şimdi İstanbul eklendi. İstanbul, 21’inci şube oldu. Başka şube planımız var ama temkinli ve adım adım.</strong></p>
<p>YKT Gıda’nın <strong>“Burger &amp; Lobster” </strong>şubelerinin açılışı konusunda bölgeyi de dikkate alacaklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>İstanbul’daki operasyonumuzun ardından YKT Global’in mevcut yatırımları doğrultusunda Bakü’de de bir </strong>“Burger &amp; Lobster” <strong>açmayı gündeme getirebiliriz. Bu da bölgesel büyümemizin ilk adımı olabilir.</strong></p>
<p>YKT Global, <strong>“Burger &amp; Lobster”</strong>la İstanbul’un yeme-içme sektörüne ana ürünü ıstakoz olan bir restoranla adım atarak fark yarattı.</p>
<p>3-4 yıldır yaşanan ekonomik sıkıntı, TL bazında da, dolar bazında da alım gücümüzü oldukça zayıflattı…</p>
<p>Vatandaşın fast food zincirlerine bile uğrama sıklığının nispeten azaldığı bir ortamda Zorlu Center’da <strong>“ıstakoz canlılığı” </strong>yaşanır mı?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kuşadası’na damga vurdu, eğitim ve sanatı hep destekledi</span></h2>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac71a0236c36-1791433218.jpg" alt="" width="700" height="525" />
<figcaption><strong>TTYD yönetiminin basınla buluşmalarını Naile Göçen Çukurova da (sağ başta) katılıyordu.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>2022 YILI </strong>Aralık ayıydı… Güney Ege Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (GESİFED) Başkanı <strong>Oktay Mersin</strong>’in davetiyle duayen turizm yazarımız <strong>Fehmi Köfteoğlu </strong>ile birlikte günübirlik Kuşadası’na gitmiştik.</p>
<p>GESİFED’in düzenlediği toplantıda Denizli, Muğla ve Aydın’dan iş insanlarıyla sohbet etmiştik. Toplantı, <strong>Naile Göçen Çukurova</strong>’nın Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Göçtur Tuırizm’e ait Double Tree by Hilton Kuşadası’nın hemen arkasındaki tarihi bölümde gerçekleşmişti.</p>
<p>Toplantı sonrasında <strong>Naile Göçen Çukurova</strong>’dan öyküsünü dinlemiştik:</p>
<p>-          <strong>İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) mühendislik-mimarlık mezunuyum. Almanya’da Dortmund Üniversitesi’nde lisans üstü eğitim yaptım, yüksek mimar oldum. İş hayatına 1986 yılında Göçay Şirketler Grubu’nda finansman yöneticisi olarak başladım.</strong></p>
<p>1987 yılında kurulan Göçtur Turizm’in kurucuları arasında yer aldığını belirtmişti:</p>
<p>-          <strong>Pine Bay Hotels &amp; Resort’un daha proje aşamasından itibaren içindeydim. Zamanla Göçtur Turizm’in Yönetim Kurulu Başkanı oldum.</strong></p>
<p>2013 yılına geçmişti:</p>
<p>-          <strong>Double Tree By Hilton Kuşadası’nı 2013 yılında hizmete açtık. Burası Kuşadası’nın ilk uluslararası markalı tesisi oldu.</strong></p>
<p>GESİFED toplantısının yapıldığı bölüme işaret etmişti:</p>
<p>-          <strong>Kuşadası’nın eski tabakhaneler bölgesindeki tarihi yapıları restore ettik. </strong>“Old Town Tanneries” <strong>adıyla müze, sanat galerisi sanat atölyeleri ve restoranların bulunduğu bir yaşam-kültür alanına dönüştürdük.</strong></p>
<p>Bu projeyle ilgili şu değerlendirmeyi yapmıştı:</p>
<p>-          “Old Town Tanneries” <strong>projesiyle Kuşadası’nda turizm yatırımıyla kent tarihini bir araya getirmiş olduk.</strong></p>
<p><strong>Naile Göçen Çukurova </strong>ile daha sonra Pine Bay Hotels &amp; Resort’a gitmiştik, orada bir yandan tesisi tanıtırken, diğer taraftan sosyal sorumluluk projelerini anlatmıştı:</p>
<p>-          <strong>Babamızın adına </strong>“Mehmet Nuri Göçen Eğitim, Kültür ve Sanat Vakfı”<strong>nı kurmuştuk. Ben vakfın Yönetim Kurulu Başkanıyım. Sosyal sorumluluk projelerimizi vakıf üzerinden yürütüyoruz. Ayrıca üniversite öğrencilerine burs veriyoruz.</strong></p>
<p>Pine Bay Hotels &amp; Resort’un koridorlarında, farklı noktalarındaki duvarlarındaki tabloları göstermişti:</p>
<p>-          <strong>Her yıl çok geniş ve uluslararası katılımlı resim atölyesi çalışmaları düzenliyoruz. Sanatçılar otelimizde konaklayıp resim yapıyorlar. Burada gördüğünüz tablolar, o atölye çalışmalarından bazı örnekler.</strong></p>
<p>Bu noktada şu mesajı vermişti:</p>
<p>-          <strong>Turizm sadece otel, oda ve doluluk oranlarından ibaret değil. </strong>“Pine Bay Hotels &amp; Resort”<strong>taki sanat etkinliklerimiz fark yaratmamızı sağlıyor.</strong></p>
<p><strong>Naile Göçen Çukurova, Oya Narin</strong>’in Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği’nde (TTYD) de Başkan Yardımcısıydı. TTYD’nin çalışmalarında, toplantılarında aktif isimler arasında yer alıyordu.</p>
<p><strong>Naile Göçen Çuku</strong><strong>r</strong><strong>ova, </strong>kızı ve Göçtur Yönetim Kurulu Üyesi, Otellerden Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı <strong>Rena Çukurova </strong>ile birlikte gazetemizin Kuşadası’nda düzenlediği <strong>“Dönüşen Liderlik Zirvesi”</strong> için Pine Bay Hotels &amp; Resort’un kapılarını açmış, ev sahipliği yapmıştı.</p>
<p><strong>Rena Çukurova </strong>ve <strong>Naile Göçen Çukurova, </strong>ayrıca Sapanca’da PwC’nin desteğiyle Sapanca’da Elite World Otel’de düzenlediğimiz <strong>“Dönüşen Liderlik Zirvesi” </strong>toplantılarımıza düzenli geliyordu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac71a2faeb92-1791433263.jpg" alt="" width="800" height="435" /></p>
<p>Geçen Cuma ve Cumartesi günü gözlerimiz onları aradı. Üzücü haber Pazar günü İzmir Temsilcimiz <strong>Yaşar Kuş</strong>’tan geldi:</p>
<p>-          <strong>Naile Göçen Çukurova vefat etti…</strong></p>
<p>Turizm sektörü çok önemli bir girişimcisini, yatırımcısını, neferini kaybetti…</p>
<p><strong>Naile </strong>Hanım’a Allah’tan rahmet diliyorum…</p>
<p>Mekanı cennet olsun…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kanadadan-canli-istakoz-getirmek-icin-epey-ugrastik-89252</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/2/1280x720/67-1791433368.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kanada’dan canlı  ıstakoz getirmek  için epey uğraştık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ayakkabida-4-maddelik-krizden-cikis-formulu-89251</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ayakkabıda 4 maddelik krizden çıkış formülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği’nin (TASD) düzenlediği 75. AYMOD Ayakkabı Moda Fuarı başladı. İçten, jeopolitik gerilimler ve üç yılı aşan dezenflasyon sürecinin sektörde kayıplara yol açtığını söyledi. 2021’de 380 milyon çift olan ihracatın geçen yıl 180 milyon çifte gerilediğini belirtti. Sektörün 2021’de 500 milyon dolar, 2022’de 350 milyon dolar dış ticaret fazlası verirken geçen yıl yaklaşık 700 milyon dolar açık verdiğini, bu yılın ilk sekiz ayındaki açığın da 400-450 milyon dolar olduğunu aktardı. İçten, mikrofiber suni deride ilave gümrük vergisinin sıfırlanmasını olumlu bulduklarını, diğer girdilerde benzer adımlar beklediklerini söyledi. Yan sanayinin farklı mekanizmalarla desteklenmesini ve taklit ayakkabılara karşı denetimlerin artırılmasını istedi. İçten, 26 bin metrekarede yaklaşık 211 firmanın katıldığı fuarda 2027 ilkbahar-yaz koleksiyonlarının sergileneceğini, 52 ülkeden 500’ü aşkın alıcının ulaşım ve konaklamasının karşılandığını bildirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac7183aef911-1791432762.jpg" alt="" width="800" height="534" /></p>
<h2>Şartlar döviz dönüşüm desteğine ulaşmayı zorlaştırıyor </h2>
<p>İstanbul Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği (İDMİB) Başkan Yardımcısı Oğuz İnner, Türkiye’nin dünya ayakkabı ihracatında 6. sıradan 10. sıraya gerilediğini, ithalatın ihracatın 1,7 katına ulaştığını söyledi. İşçilik, hammadde ve finansman maliyetlerinin rekabeti zorladığını belirten İnner, ilk dokuz ayda çift başına ihracat fiyatının 4,3 dolardan 5,8 dolara çıktığını, miktarın yüzde 30, değerin yüzde 7 düştüğünü aktardı. Destek limitinin faaliyet kârı ve işçilik maliyetlerine bağlanmasının erişimi zorlaştırdığını söyleyen İnner, rakiplerle eşit rekabet şartları istedi.</p>
<h2>Bahçıvan: Uygulama ile kararlar arasında uyumsuzluk var</h2>
<p>İSO başkan adayı Ender Yılmaz ile fuara katılan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Orta Vadeli Program’da sanayiye farklı bakış taleplerinin karşılık bulduğunu ancak kararlarla uygulama arasında ciddi fark olduğunu söyledi. Döviz dönüşüm desteği ve işletme kredilerinin esaslarında şirketlerin çözemediği konular bulunduğunu belirtti. Bahçıvan, ay sonundaki seçimlerle üç dönemdir sürdürdüğü başkanlığının biteceğini kaydetti.</p>
<h2>İhracatçıya destek 45 milyar liraya çıkacak</h2>
<p>Ticaret Bakan Yardımcısı Volkan Ağar, jeopolitik gerilimlerin teslimat sürelerini uzattığını, navlun ve sigorta maliyetlerini artırdığını söyledi. Deri ve deri ürünleri ihracatının geçen yıl 1,8 milyar dolar, ilk dokuz ayda 1,3 milyar dolar; ayakkabı ihracatının sırasıyla 1 milyar dolar ve 700 milyon dolar olduğunu bildirdi. Ağar, 2026’da ihracat desteklerini 45 milyar liraya çıkarmayı hedeflediklerini, Türk Eximbank’ın hedefinin 59 milyar dolar, Türk Ticaret Bankası’nın kredi hedefinin 100 milyar lira olduğunu söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Krizden çıkış için dört maddelik çözüm formülü</span></h2>
<p>Devletin ayakkabı dahil hiçbir sektörü gözden çıkaracağına inanmadığını söyleyen TASD Başkanı Berke İçten, ekonomi yönetiminden beklentilerini açıkladı: </p>
<p>■ Ham madde ve yan sanayi ürünlerinde ithalat vergisi sıfırlanmalı <br />■ 3 bin 500 TL’lik istihdam desteği 6 bin TL’ye çıkarılmalı <br />■ Yüzde 3 döviz dönüşüm desteği yüzde 10’a çıkarılmalı <br />■ Kayıt dışı üretimle ödünsüz şekilde mücadele edilmeli</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ayakkabida-4-maddelik-krizden-cikis-formulu-89251</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/ayakkabi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TASD&#039;ın düzenlediği 75. AYMOD Ayakkabı Moda Fuarı&#039;nda konuşan Başkan Berke İçten, sektörün krizden çıkışı için 4 maddelik çözüm önerisi sundu. İçten, ham madde ve yan sanayi ürünlerinde ithalat vergisinin sıfırlanması, 3.500 TL’lik istihdam desteğinin 6 bine çıkarılması, yüzde 3 döviz dönüşüm desteğinin yüzde 10’a çıkarılması ve kayıt dışı üretimle ödünsüz mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/35-yilda-35-milyon-kisiye-ulasan-worldcard-avrupanin-en-buyuk-besinci-kredi-karti-oldu-89266</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 35 yılda 35 milyon kişiye ulaşan Worldcard, Avrupa’nın en büyük beşinci kredi kartı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her şeyin hızla dijitalleştiği, internetsiz ve cep telefonsuz bir dünyanın hayal bile edilemediği günümüzde analog dünyadaki küçük plastik kredi kartları hala önemini koruyor. 1988’de Türkiye’deki ilk kredi kartını çıkaran Yapı Kredi’nin, 35 yaşındaki Word markası için yaptığı relansman çalışması da bu önemi kanıtlıyor.</p>
<p>Türkiye’nin ilk markalı kredi kartı Worldcard’ın öyküsü 1991’de başlıyor. Müşterilerin yurt içi ve yurt dışında ayrı kartlar kullandığı bir dönemde, “Dünyanın her yerinde, günün her saatinde geçerli tek kart” fikrinden doğan Worldcard kısa sürede büyük bir başarı elde ediyor.</p>
<p>2002’de taksit özelliğiyle kredi kart dünyasında devrim yaratan marka, 2003’ten itibaren reklamlarında Vadaa karakterini kullanıyor. İlk World markalı lisans kartı 2008’de çıkarılıyor. 2012’de marka Azerbaycan pazarına açılıyor. Teknolojiye aralıksız bir biçimde yatırım yapan Worldcard, 35 yılda 35 milyon kişinin hayatına dokunarak bugünlere geliyor. Worldcard ismi bugün yalnızca coğrafi erişimi değil; müşterileri, üye işyerlerini, ödeme teknolojilerini ve farklı kullanım alanlarını bir araya getiren daha geniş bir ekosistemi ifade ediyor. The Nilson Report’un uluslararası sıralamasında, 2025 yılında kredi kartı alışveriş hacmiyle Avrupa’nın en büyük beşinci kredi kartı olan World, üye işyeri ödeme kabul işlem adedinde Kıta Avrupası’nda 14’üncü sırada yer almayı başarıyor.</p>
<p><strong>Tek bir kartın hikâyesinden daha fazlası</strong></p>
<p>5 Ekim 2026 tarihinde World’ün 35. yılı için düzenlenen basın buluşmasında Yapı Kredi Genel Müdür Yardımcısı Serkan Ülgen ve Yapı Kredi Ödeme Sistemleri Yönetim Başkanı İçten Akalın, World’ün Türkiye’de ödeme alışkanlıklarına eşlik eden yolculuğunu, ulaştığı ölçeği ve geleceğin alışveriş deneyimine ilişkin çalışmalar hakkında bilgi verdiler.</p>
<p>World’ün 35 yıllık yolculuğunu değerlendiren Yapı Kredi Genel Müdür Yardımcısı Serkan Ülge’in verdiği bilgiye göre, bankanın World ekosisteminde lisans bankalarla birlikte 60 milyon kart ve 1,5 milyon üye işyeri bulunuyor. Yapı Kredi kartlarıyla bugün dakikada ortalama 6 bin 500 işlem gerçekleşiyor. Worldcard müşterilerinin 35 yılda kazandığı puanların bugünkü değeri toplam 100 milyar TL’yi aşıyor.</p>
<p><strong>Fiziksel ödemelerde her beş işlemden dördü temassız</strong></p>
<p>Yapı Kredi Ödeme Sistemleri Yönetim Başkanı İçten Akalın, 35 yılda kartın kullanım şekli, ödeme kanalları ve müşteri beklentilerinin değiştiğini, ancak ödeme anında güvenlik, kolaylık ve somut bir fayda sağlamak için çalışmanın her zaman temel amaç olduğunu ifade etti.</p>
<p>Akalın, Yapı Kredi kartlarıyla yapılan fiziksel ödemelerde her beş işlemden dördünün temassız olduğuna dikkat çekerek teknoloji yatırımları hakkında şunları söyledi: “Dijital ödeme çözümlerimizi World Pay çatısı altında topladık. Müşterilerimiz mağazalarda karekod okutarak veya NFC teknolojisiyle cep telefonlarını POS cihazına yaklaştırarak, fiziksel kartlarına ihtiyaç duymadan hızlı ve güvenli ödeme yapabiliyor. World Pay entegrasyonu bulunan üye iş yerlerinin uygulamalarında ve e-ticaret sitelerinde ise müşterilerimiz kart bilgilerini girmeden, alışveriş akışını kesintiye uğratmadan ödemelerini tamamlayabiliyor. Müşterilerimize sunduğumuz bu kolay ve pürüzsüz ödeme deneyiminin yaygınlaşmasıyla birlikte, 2021 yılında QR ve NFC ile yapılan işlem adedi 1 milyonken, 2026 yılsonu itibarıyla bu sayının 230 milyonu aşmasını bekliyoruz.”</p>
<p><strong>35. yılda yenilenen Worldcard</strong></p>
<p>Bugüne kadar en fazla kişiye ulaşan kart programı World 35 yılda toplam 35 milyon kişi ile buluştu ve bu kartlar ile yaklaşık 40 milyar işlem gerçekleştirildi.</p>
<p>World ekosistemi World markasını kullanan lisans bankaları ile birlikte 28 milyon müşteriye, 60 milyon karta ve 1,5 milyon üye iş yerine ulaşıyor.</p>
<p>Yapı Kredi kartlarıyla dakikada ortalama 6 bin 500 işlem gerçekleştiriliyor. Mağazalarda yapılan fiziksel ödemelerde her beş işlemden dördü temassız gerçekleşiyor. Yapı Kredi Teknoloji’nin desteklediği altyapıda günde yaklaşık 10 milyon kart işlemi, ortalama 30 milisaniyelik işlem süresiyle, sıfır hata toleransıyla karşılanıyor.</p>
<p>2021 yılına göre 2026 yılında Yapı Kredi kartlarıyla yapılan toplam işlem adedi 2,5 kat arttı, 1 milyon ile sınırlı olan QR ve NFC işlem adedinin 230 milyonu aştı. Önümüzdeki dönemde temassız işlem adetlerinin 3 katına ulaşması, E-ticaret işlem adetlerinin de 2 katına çıkması bekleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/35-yilda-35-milyon-kisiye-ulasan-worldcard-avrupanin-en-buyuk-besinci-kredi-karti-oldu-89266</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/6/1280x720/747-1791435480.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 35 yılda 35 milyon kişiye ulaşan Worldcard, Avrupa’nın en büyük beşinci kredi kartı oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/1-milyon-liraya-kadar-odeme-bu-ay-yapilacak-89250</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 06:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1 milyon liraya kadar ödeme bu ay yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, üç haftadır gündemde olan fon kriziyle ilgili ödeme takvimini açıkladı.</p>
<p>Yılmaz, TBMM Genel Kurulu’nda yatırım fonları hakkında hükümet adına bilgi verdi. İdari ve adli tedbirler ile tasfiye çalışmalarını anlatan Yılmaz, ekonominin temellerinin sağlam olduğunu, makroekonomik görünüme ilişkin bir sorun bulunmadığını vurguladı.</p>
<p>Yatırım fonlarında yaşanan krize rağmen finans piyasalarında sistemik bir risk olmadığını belirten Yılmaz, “Sermaye piyasalarımızın yapısı sağlamdır. Sorunlu fonların tasfiyesi sermaye piyasalarımızı zayıflatmayacak, bilakis potansiyel risklerden kurtulan sermaye piyasalarımız yoluna daha güçlü bir şekilde devam edecektir” dedi.</p>
<h2>"Vatandaşların hakları korunacak" </h2>
<p>Vatandaşların haklarının korunacağını vurgulayan Yılmaz, “Piyasanın güven içinde işlemesini sağlayacak ve gerekli düzenlemeleri gecikmeksizin hayata geçireceğiz. Sermaye piyasamızda yaşanan sorunun her bir detayı, ilk andan itibaren yetkili adli ve idari kurumlarımız tarafından titizlikle takip edilmekte, somut tedbirler alınmakta ve gerekli adımlar atılmaktadır” diye konuştu.</p>
<h2>"Hazine kaynağı kullanılmayacak"</h2>
<p>5 Ekim 2026 itibarıyla tasfiyedeki fonların toplam portföy değerinin hanehalkının finansal varlıklarının yüzde 2,4’üne karşılık geldiğini belirten Yılmaz, “Tasfiye hâlindeki 131 fon, toplam fon sayısının yüzde 4,6’sını, toplam portföy değerinin ise yüzde 7,7’sini oluşturmaktadır. Diğer bir ifadeyle sorun fon piyasasının sınırlı bir alanında yaşanmıştır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Özel zararlar için Hazine kaynağı kullanılmayacağını belirten Yılmaz, risk düzeyi yüksek serbest fonlar başta olmak üzere fon piyasalarında bankacılık sistemindeki devlet garantisinin de söz konusu olmayacağını vurguladı.</p>
<p>Her bir fondaki yatırımcıların haklarının ilgili fonun kaynaklarıyla karşılanmasının esas olduğunu belirten Yılmaz, “Tasfiye sürecinde öncelikli olarak fonların hâlihazırda kendi uhdelerinde bulunan kaynakları kullanılacaktır. Ayrıca, fahiş veya haksız gelir elde edenlerden geri alınacak kaynaklar ile sistem dışına çıkarılan malların satışından elde edilecek kaynaklar kullanılacaktır” diye konuştu.</p>
<h2>Kanun hazırlığı devam ediyor </h2>
<p>Yasal hazırlığa değinen Yılmaz, “Fon Koordinasyon Kurulu genel eşgüdümü sağlamakta, kurumlar arası ortak çalışmaları hızlandırmakta ve ilkesel yaklaşımları ortak akılla tespit etmektedir. Ayrıca Kurulumuz, kanuni düzenleme gerektiren hususlarda kurumların teknik desteğini sağlayarak Meclis grubumuz ile ortak çalışmalar yapmaktadır” dedi. </p>
<h2>Alınan tedbirler </h2>
<p>Eylül ayı ortasında sermaye piyasalarında ortaya çıkan sorunlara karşı Hazine ve Maliye Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ve ilgili kurumların aldığı tedbirleri sıralayan Yılmaz, şöyle devam etti: “Sorunlu fon şirketlerinin yönetim kurulu üyelerinin de aralarında bulunduğu 220 kişi hakkında işlem yapılmıştır. Bunlardan 85’i tutuklu iken 23 şüpheli hakkında yakalama kararı bulunmaktadır. 81 kişi hakkında yurt dışına çıkış yasağı uygulanmıştır. 15 Eylül’den 2 Ekim’e kadar yatırımcı mağduriyetlerinin giderilmesi ve suç gelirlerinin kaçırılmasının engellenmesi amacıyla 63 gerçek kişi ile 12 tüzel kişiye ait taşınır ve taşınmazlar üzerinde 21 el koyma kararı verilmiştir. 67 kişi ve şirketin banka, kripto ve kiralık kasa varlıklarına, 27 kişi ve şirketin ortaklık paylarına el konulmuştur. Fon çıkış tarihleri ve işlem oranları esas alınarak yatırımcı listesindeki 42 gerçek kişinin mal varlığı ayrıca dondurulmuştur.”</p>
<h2>Sayısal veriler </h2>
<p>Yılmaz, “Tasfiyesi öngörülen 131 fonda 455.758 tekil kişi bulunmaktadır. Ziraat Bankası’nın tasfiyesinden sorumlu olduğu 125 fonda 151.247 tekil yatırımcı, İş Bankası’nın tasfiyesinden sorumlu olduğu 6 fonda 388.718 tekil yatırımcı bulunmaktadır. Olağan tasfiyesi yapılacak üç şirketin (A1 Capital, Bulls ve Pardus) 17 fonundaki 43.643 yatırımcıya perşembe günü ödeme yapılacaktır. Bu şirketler kapsamında kalan 49 özel fonda 2.098 kişi bulunmakta olup sorunlarının kendi kapsamlarında çözülmesi planlanmaktadır” dedi.</p>
<p>Gerekli teminatların alınması hâlinde Atlas şirketinde bulunan, 56.614 kişiyi kapsayan 16 fonda da olağan tasfiye kurallarıyla ödemelerin ivedilikle yapılacağını açıklayan Yılmaz, “Olağanüstü tasfiye kapsamında ise hak kazanılacak ödemeye mahsuben ara ödeme yapılacaktır. Ara ödemede MKK tarafından hesaplanacak net yatırım tutarı esas alınacaktır. Ara ödeme en fazla 1 milyon lira olacaktır. MKK kapsamında net yatırım tutarı algoritması yazıldı. Takasbank’tan fiyat bilgisi alındıktan sonra tutarlar hesaplanacaktır” diye konuştu.</p>
<h2>Hak sahipliği, fon ve hesap bazında belirlenecek </h2>
<p>Olağan ve olağanüstü tasfiyelerin ekim ayı içinde yapılmasıyla 455.758 kişinin çok büyük bir bölümünün ödemelerini tamamen almış olacağını belirten Yılmaz, “İnanıyorum ki yatırımcıların beklentilerini dikkate alacak olan Meclisimiz bu kanunu ivedilikle ele alacaktır. Benim sizlere olağanüstü tasfiye konusunda arz ettiğim hususlar, kanun metni nihai hâlini yüce Meclisimizde aldıktan sonra kesinleşmiş olacaktır. Teknik olarak tüm hazırlıklar yapılmıştır. Kanun yürürlüğe girer girmez en kısa sürede gereği yapılacaktır” dedi.</p>
<p>Yılmaz, “DDK raporu sonrası SPK Kanunu’nda yapılabilecek daha uzun vadeli değişiklikler de gündeme gelebilecektir. Düzenleme, gözetim ve denetim mekanizmalarımızı ihtiyaç duyulan alanlarda güçlendirecek; yatırımcının hakkını daha güçlü şekilde koruyan, güvenilir ve etkin bir piyasa yapısını geliştirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yol haritasını açıkladı</span></h2>
<p>Cevdet Yılmaz, süreçle ilgili yasal düzenleme üzerinde ilgili kurumların titizlikle çalıştığını belirterek düzenlemenin yakın zamanda Meclis’e gönderileceğini aktardı.</p>
<p>Yılmaz, tasfiye sürecindeki yol haritalarını da şöyle sıraladı: </p>
<p>■ SPK tarafından tasfiye sürecine alınan 7 şirket ve 131 fonun tasfiye süreçlerinin yönetimi için Ziraat ve İş Bankası belirlenmiştir. Bugüne kadar İş Bankası ile çalışan Tera kapsamındaki 6 fonun tasfiyesinin yönetimi İş Bankası tarafından, geriye kalan 125 fonun tasfiyesinin yönetimi Ziraat Bankası’nca yürütülecektir. </p>
<p>■ Fonlara ilişkin olarak yatırımcıların ellerindeki pay senetlerinin kontrolü, hazır değer/nakit tespiti, borç ve alacakların tespiti ve fon mal varlığının gerçek durumunun tespiti yapılmıştır.</p>
<p>■ İlgili bankaların saklama faaliyetlerini resmî olarak devralması sağlanmıştır. </p>
<p>■ 7 şirketten A1 Capital, Bulls ve Pardus’un olağan tasfiye süreci 5 Ekim itibarıyla başlayacaktır. Bu kapsamdaki 17 fonun perşembe günü ödemeleri yapılacak. </p>
<p>■ MKK verilerinin tamamlanmasından sonra geriye kalan dört şirket ve altlarındaki fonlarla ilgili olağanüstü tasfiye süreci başlayacaktır. Atlas şirketinin olağan yöntemle tasfiyesi üzerinde de çalışılıyor. </p>
<p>■ Olağanüstü tasfiyenin özünü 1 milyon liraya kadar anaparanın ödenmesi oluşturuyor. Fon alacaklarının tahsili ve borçların ödenmesi kapsamında çalışmalar sürdürülecek, nihai tasfiye bakiyesi oluşturulacak. (5- 6 ay hedeflenmektedir.)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/1-milyon-liraya-kadar-odeme-bu-ay-yapilacak-89250</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/0/1280x720/meclis-tbmm-1791432270.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ödeme takvimini açıkladı. Olağan tasfiye kapsamında A1 Capital, Bulls ve Pardus bünyesindeki 17 fonun toplam 43.643 yatırımcısına ödemesi bugün yapılacak. Olağanüstü tasfiye kapsamında ise ekim ayında 1 milyon liraya kadar anapara ödemesi yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31de-iklim-eyleminin-yeni-cephesi-egitim-89269</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31’de iklim eyleminin yeni cephesi: Eğitim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim krizine karşı mücadele yıllardır enerji, finansman, sanayi ve teknoloji üzerinden konuşuluyor. COP31 Antalya’da bu kez başka bir başlık daha güçlü biçimde masaya gelecek: Eğitim. UNESCO’nun Yeşil Eğitim Ortaklığı 100 ülkeye ulaşırken, Türkiye ortaklığın 100’üncü üyesi olacak. 14 Kasım’da çocuklar, gençler, öğretmenler ve iklim krizine dayanıklı bir eğitim sisteminin nasıl kurulacağı tartışılacak.</strong></p>
<p>İklim değişikliğine karşı mücadelede milyarlarca dolarlık finansman paketlerini, yenilenebilir enerji yatırımlarını, karbon piyasalarını, yeni teknolojileri konuşuyoruz. Peki bütün bu dönüşümü gerçekleştirecek insanları nasıl hazırlıyoruz? COP31’in Antalya gündemine eğitim başlığının güçlü biçimde girmesinin arkasında bu soru var. UNESCO, Yeşil Eğitim Ortaklığı (Greening Education Partnership) aracılığıyla COP31 Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte çalışacak. Odak tarih 14 Kasım. COP31 kapsamında o gün, Çocuklar, Gençler, Eğitim ve Beceriler tematik günü olacak. Amaç, eğitimi iklim politikasının yan başlıklarından biri olmaktan çıkarıp iklim dayanıklılığının temel araçlarından biri haline getirmek.</p>
<p><strong>Türkiye 100’üncü ülke oluyor</strong></p>
<p>Antalya’da önemli bir eşik de aşılacak. 2022 yılında Birleşmiş Milletler Eğitimin Dönüştürülmesi Zirvesi’nde başlatılan Yeşil Eğitim Ortaklığı, COP31’de 100 ülkeye ulaşacak. Türkiye, ortaklığın 100’üncü ülke üyesi olacak. Bugün 2 binden fazla kuruluşun da yer aldığı yapı, UNESCO tarafından iklim eğitimi alanındaki en büyük küresel ittifak olarak tanımlanıyor. Ortaklığın hedefi oldukça geniş. Okulların fiziksel yapısından müfredata, öğretmenlerin eğitiminden yerel topluluklara kadar eğitim sisteminin farklı katmanlarını iklim değişikliğine uyumlu hale getirmek amaçlanıyor. Buradaki hedefi tek cümlede özetlemek mümkün: Her öğrenciyi iklim değişikliğine hazır hale getirmek. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin de Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken Yeşil Eğitim Ortaklığı’na katılmasının, uzun süredir yürütülen çalışmaların uluslararası ölçekte paylaşılması ve yeni ortaklıklarla geliştirilmesi açısından önemli bir adım olduğunu söylüyor.</p>
<p><strong>Müfredat kadar okulun kendisi de değişecek</strong></p>
<p>“Yeşil eğitim” denildiğinde ilk akla gelen, iklim değişikliğinin ders programlarına eklenmesi olabilir. UNESCO’nun yaklaşımı ise bunun çok ötesine geçiyor. Dört temel alan öne çıkıyor: Okulların daha sürdürülebilir hale gelmesi, müfredatın dönüşmesi, öğretmenlerin bu dönüşüme hazırlanması ve eğitimin okul duvarlarının dışına çıkarak toplumla buluşması. Dolayısıyla bir yandan öğrenciye iklim krizinin nedenleri ve sonuçları anlatılırken diğer yandan okul binasının enerji ve kaynak kullanımı, öğretmenin bu konuda sahip olduğu bilgi ve öğrencinin yaşadığı çevreyle kurduğu ilişki de aynı dönüşümün parçası haline geliyor.</p>
<p><strong>COP31’den sonra GEP 2.0</strong></p>
<p>Antalya aynı zamanda Yeşil Eğitim Ortaklığı’nın bir sonraki döneminin hazırlık noktalarından biri olacak. 2027’de beşinci yılını tamamlayacak ortaklık, GEP 2.0 olarak adlandırılan yeni aşamada küresel taahhütlerden ülke düzeyinde uygulamaya daha fazla ağırlık vermeyi planlıyor. Bölgesel iş birliklerinin de güçlendirilmesi hedefleniyor. Bir başka önemli başlık ise ölçüm. UNESCO, Milli Eğitim Bakanlığı ve OECD ile birlikte Ortaklığın İzleme ve Değerlendirme Çalışma Grubu’nu COP31 kapsamında hayata geçirecek. Böylece ülkelerin iklim eğitiminde attıkları adımların yalnızca hedef ve taahhüt düzeyinde kalmayıp veri üzerinden izlenmesi amaçlanıyor. Bu noktada GEP Global Tracker devreye giriyor. İklim değişikliği eğitimine yönelik küresel bir gözlemevi niteliğindeki sistem, ülkelerdeki ilerlemenin veri ve kanıt üzerinden takip edilmesini sağlayacak.</p>
<p><strong>İklim krizi artık eğitimi de kesintiye uğratıyor</strong></p>
<p>COP31’de konuşulacak mesele yalnızca geleceğin müfredatı değil. İklim krizinin bugünün eğitim sistemi üzerindeki doğrudan etkileri de gündemde olacak. Aşırı sıcaklar, seller, yangınlar ve diğer iklim kaynaklı afetler dünyanın farklı bölgelerinde okulların kapanmasına, eğitimin kesintiye uğramasına ve özellikle kırılgan bölgelerde çocukların eğitimden uzaklaşmasına neden olabiliyor. Bir afet ya da aşırı hava olayı sırasında eğitimin nasıl devam edeceği, okul altyapısının yeni iklim koşullarına ne kadar hazır olduğu ve öğretmenlerle öğrencilerin krizlere nasıl hazırlanacağı da sistemin dayanıklılığını belirliyor. UNESCO bu nedenle Antalya’daki görüşmelerde iklim kaynaklı kriz ve acil durumlarda eğitimin rolünü de ele alacak.</p>
<p><strong>Çocuklar masanın dışında kalmayacak</strong></p>
<p>COP31 eğitim gündeminin dikkat çeken bir başka tarafı ise çocukların ve gençlerin yalnızca hakkında konuşulan kesim olmaması. UNESCO, çocukların, gençlerin ve öğretmenlerin tartışmaların merkezinde yer alacağını vurguluyor. Antalya’da ortaya çıkacak sonuçlar aynı zamanda COP31 sonrasına uzanacak. Burada alınan kararların ve verilen taahhütlerin, 13-15 Ocak 2027 tarihlerinde Kenya’nın başkenti Nairobi’de düzenlenecek UNESCO Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim Dünya Konferansı’na taşınması planlanıyor. Evet, iklim krizinin nasıl bir dünya yaratacağını konuşuyoruz. Peki çocukları o dünyada yalnızca yaşamaya değil, onu değiştirmeye de hazırlıyor muyuz?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Antalya Eylem Protokolü</strong></span></p>
<p>COP31’de Antalya Protocol for Action-Antalya Eylem Protokolü gündeme gelecek. Protokol üç alana odaklanıyor: Öğretmenlerin iklim eğitimindeki liderliğini güçlendirmek, çocuk ve gençlerin karar süreçlerine gerçek katılımını sağlamak ve ülkelerin yeşil eğitimdeki ilerlemesini ölçmek. Temel hedef, siyasi taahhütleri ülke düzeyinde somut uygulamalara dönüştürmek.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">Eğitimin dört yeşil ayağı</span></strong></p>
<p>UNESCO’nun Yeşil Eğitim Ortaklığı eğitim sistemlerinin dönüşümünü dört başlıkta ele alıyor: Okulların yeşillenmesi, müfredatın yeşillenmesi, öğretmen eğitiminin yeşillenmesi ve toplumların yeşillenmesi. Amaç, iklim eğitimini yalnızca müfredata eklenen bir konu olmaktan çıkarıp eğitim sisteminin bütününe yaymak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>PISA’ya iklim okuryazarlığı geliyor</strong></span></p>
<p>İklim eğitiminin ölçülmesinde önemli bir değişiklik de PISA’da yaşanacak. 2029’dan itibaren PISA’ya özel bir iklim okuryazarlığı alanı eklenecek. Ülkelerin öğrencilerine iklim değişikliğini anlama ve bu konuda harekete geçme becerilerini ne ölçüde kazandırdığı karşılaştırılabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31de-iklim-eyleminin-yeni-cephesi-egitim-89269</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31’de iklim eyleminin yeni cephesi: Eğitim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-nakit-dengesi-eylulde-4672-milyar-lira-acik-verdi-89243</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 18:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine nakit dengesi eylülde 467,2 milyar lira açık verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, eylül ayına ait nakit gerçekleşmelerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, geçen ay Hazinenin nakit gelirleri 1 trilyon 331 milyar 151 milyon lira, nakit giderleri 1 trilyon 798 milyar 304 milyon lira oldu.</p>
<p>Faiz dışı giderler 1 trilyon 524 milyar 436 milyon lira, faiz ödemeleri ise 273 milyar 868 milyon lira olarak gerçekleşti. Faiz dışı denge ise 193 milyar 285 milyon lira açık verdi.</p>
<p>Eylül ayında nakit dengesinde, 467 milyar 153 milyon liralık açık oluştu.</p>
<p>Kur farklarından kaynaklanan azalış 11 milyar 487 milyon lira olarak gerçekleşirken, kasa/banka net hesabında ise 174 milyar 589 milyon lira azalış görüldü.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-nakit-dengesi-eylulde-4672-milyar-lira-acik-verdi-89243</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/hazine-ve-maliye-1763361678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine nakit dengesi, eylül ayında 467 milyar 153 milyon lira açık verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/agustosta-39-bin-tondan-fazla-findik-islem-gordu-89242</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 18:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağustosta 39,8 bin ton fındık işlem gördü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Giresun Ticaret Borsası tarafından, fındık üretilen bölgelerdeki 21 ticaret borsasında gerçekleştirilen fındık satış işlemleri hakkında bilgi verildi.</p>
<p>Buna göre, borsalarda 39 bin 812 ton yeni sezon ürünü fındık satıldı.</p>
<p>En fazla işlem, 9 bin 937 tonla Düzce/Bolu'da yapıldı. Bu kentleri 7 bin 606 tonla Ordu, 7 bin 283 tonla Sakarya takip etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/agustosta-39-bin-tondan-fazla-findik-islem-gordu-89242</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos ayında ticaret borsalarında işlem göre fındık miktarı 39 bin 812 tona ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teknosada-ust-duzey-atamalar-89240</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 17:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknosa&#039;da üst düzey atamalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Holding iştiraklerinden Teknosa yönetiminde iki üst düzey atama gerçekleştiği bildirildi.</p>
<p>Buna göre, Oğuzhan Poyrazoğlu, Teknoloji Genel Müdür Yardımcılığı'na (CTO), Aslı Gül Dartar da İnsan Kaynakları ve Sürdürülebilirlik Genel Müdür Yardımcılığı'na (CHRO) getirildi.</p>
<p>Poyrazoğlu 13 Ekim'de, Dartar da 1 Kasım'da yeni görevine başlayacak.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, İstanbul Teknik Üniversitesi Kontrol ve Bilgisayar Mühendisliği Bölümü mezunu Poyrazoğlu, Işık Üniversitesinde yüksek lisans (Executive MBA) programını tamamladı. Kariyerine Yapı Kredi Bankası Teknoloji bünyesinde başlayan Poyrazoğlu, ardından Koç.net, Turkecom Technology ve Doğan Grubunda yazılım geliştirme ve teknoloji yönetimi alanlarında çeşitli görevler üstlendi.</p>
<p>Doğan Online'da CTO olarak e-ticaret, dijital yayıncılık, çevrim içi reklamcılık ve internet girişimleri alanlarında teknoloji ve ürün geliştirme projelerine liderlik eden Poyrazoğlu, D&amp;R’da genel müdür yardımcısı ünvanıyla şirketin e-ticaret operasyonlarını yeniden yapılandırdı ve dijital büyüme stratejilerini hayata geçirdi.</p>
<p>Poyrazoğlu, 2013-2023 yıllarında eBay Türkiye'de (GittiGidiyor) yönetici pozisyonlarında görev yaparak teknoloji, ürün geliştirme ve bilgi güvenliği organizasyonlarından sorumlu oldu. Sonrasında teknoloji ve yapay zeka alanlarında danışmanlık yapan Poyrazoğlu, ScaleFocus Türkiye'de ülke müdürü olarak Türkiye operasyonları ile Orta Doğu bölgesindeki büyüme stratejilerine yön verdi.</p>
<p>İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu Dartar da Sabancı Üniversitesinde Aksiyon Araştırması ve Dönüşüm alanında yüksek lisansını tamamladı.</p>
<p>Kariyerine 2009'da Er-Bakır'da insan kaynakları alanında başlayan Dartar, 2013'te Enerjisa Enerji bünyesine katıldı. Burada sırasıyla insan kaynakları uzmanı, yetenek yönetimi takım lideri, insan ve kültür müdürü ile insan ve kültür grup müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p>Şubat 2025'ten bu yana Enerjisa Enerji'de insan ve kültür direktörü olan Dartar'ın, insan kaynakları stratejilerinin tasarlanması ve uygulanması, organizasyonel dönüşüm ve entegrasyon, yetenek ve liderlik gelişimi ile iş gücü yönetimi alanlarında deneyimi bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teknosada-ust-duzey-atamalar-89240</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/2/1280x720/teknosa-plastik-poset-kullanimina-son-verdi-1746778935.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknosa&#039;da Oğuzhan Poyrazoğlu, Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı, Aslı Gül Dartar da İnsan Kaynakları ve Sürdürülebilirlik Genel Müdür Yardımcısı olarak atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/noodle-ureticisi-adkoturke-rekabet-sorusturmasi-89238</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 16:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Noodle üreticisi Adkoturk&#039;e rekabet soruşturması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazır noodle pazarında faaliyet gösteren, Indomie ve Supermi'nin üreticisi Adkoturk Gıda Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi (Adkoturk) hakkında Rekabet Kurulu tarafından soruşturma başlatılmasına karar verildi.</p>
<p>Rekabet Kurumunun internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, Adkoturk'un hazır noodle pazarındaki hakim durumunu kötüye kullanmak suretiyle rakiplerinin faaliyetlerini zorlaştırması, rakiplerini pazardan dışlaması, ilaveten alıcılarının yeniden satış fiyatlarını belirlemesi, bayilerinin aktif ve pasif satışlarını kısıtlaması ve onlara süresi belli olmayan rekabet etmeme yükümlülüğü getirmesi eylemleriyle Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'u ihlal ettiği iddiasına yönelik ön araştırma karara bağlandı.</p>
<p>Kurul, elde edilen bilgileri, belgeleri ve yapılan tespitleri değerlendirdi, bulguları ciddi ve yeterli bularak söz konusu şirket hakkında soruşturma açılmasına karar verdi.</p>
<p>Adkoturk'un bazı eylemleri bakımından, soruşturmaya konu ilgili ürün pazarında meydana gelebilecek rekabet ihlallerini ve bu ihlallerin yol açabileceği telafi edilemeyecek nitelikteki zararları önlemek amacıyla, nihai karara kadar satış noktalarına bedelsiz ürün, delist (rakip ürünlerin satışının sonlandırılması) bütçesi, aktivite bütçesi, görünürlük desteği ve benzeri ticari avantajlar sağlanmamasına yönelik geçici tedbir kararı alındı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/noodle-ureticisi-adkoturke-rekabet-sorusturmasi-89238</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/7/1280x720/rekabet-kurumu-1767609048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Indomie ve Supermi&#039;nin üreticisi Adkoturk hakkında rekabet soruşturması başlatılmasına karar verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-transferlerinde-kimlik-bilgileri-icin-sinir-370-bin-liraya-cikarildi-89237</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 16:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon transferlerinde kimlik bilgileri için sınır 370 bin liraya çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından hazırlanan "Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Değişiklikle, müşterinin tanınması yükümlülüğü kapsamında uygulanan ve en son 14 Ocak 2023'te belirlenen parasal eşikler yükümlü gruplarının ihtiyaçları dikkate alınarak yeniden belirlendi.</p>
<p>Bu kapsamda, müşteriden kimlik bilgilerinin alınması gereken işlem tutarı 185 bin liradan 370 bin liraya, elektronik fon transferleri (EFT) ile kripto varlık transferlerinde uygulanan tutar ise 15 bin liradan 30 bin liraya yükseltildi.</p>
<p>Düzenlemeyle ayrıca, yükümlüler nezdinde daha önce kimlik tespiti gerçekleştirilmiş müşteriler tarafından yapılan müteakip işlemlerde, müşteri kimliğinin internet bankacılığı, mobil bankacılık ya da benzeri güvenli doğrulama yöntemleri aracılığıyla doğrulanabildiği durumlarda imza örneği alınması zorunluluğu kaldırıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-transferlerinde-kimlik-bilgileri-icin-sinir-370-bin-liraya-cikarildi-89237</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/masak.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MASAK, finans sisteminde müşteriden kimlik bilgilerinin alınması gereken işlem tutarını 185 bin liradan 370 bin liraya, EFT ile kripto varlık transferlerinde uygulanan tutar ise 15 bin liradan 30 bin liraya yükseltti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/spden-turkiye-sigorta-piyasasi-analizi-karliligin-yuzde-30un-uzerinde-kalmasi-bekleniyor-89236</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 16:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> S&amp;P&#039;den Türkiye sigorta piyasası analizi: Kârlılığın yüzde 30&#039;un üzerinde kalması bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası derecelendirme kuruluşu S&amp;P Global Ratings, "Sigorta Sektörü ve Ülke Riski Değerlendirmesi: Türkiye Mülkiyet/Kaza Sigortaları" analizini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'de mülkiyet ve kaza sigortaları piyasasında öz kaynak karlılığı son 3 yılda istikrarlı şekilde yüzde 40'ın üzerinde gerçekleşti.</p>
<p>Bu eğilimin devam edeceği ve öz kaynak karlılığının enflasyonun düşmesi ve bankaların faiz oranlarını gevşetmesiyle gelecek 2 yıl boyunca yüzde 30'un üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor.</p>
<p>Prim büyümesine ilişkin beklentiler sektörün karlılığını desteklerken, sigorta piyasasının 2023-2025 dönemindeki güçlü gelir büyümesi enflasyonun üzerinde gerçekleşti. Bu büyümede, Şubat 2023'te yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından oluşan yeni iş hacmi, enflasyona ve artan sigorta teminatlarına karşılık poliçe primlerinde görülen sürekli artışlar etkili oldu.</p>
<p>S&amp;P Global Ratings'e göre, Türk sigorta şirketleri, enflasyona endeksli ve yabancı para cinsinden düzenlenen sigorta poliçeleri sunarak reel anlamda değerini koruyan ürünler sağlarken, bu da yüksek enflasyona ve kur değer kaybına rağmen sigorta primlerinin ve poliçe sahiplerine sağlanan teminatın değerinin korunmasına yardımcı oluyor.</p>
<p>Bu yıl fiyat artışlarının kademeli olarak yavaşlamasıyla prim büyümesinin enflasyonun bir miktar gerisinde kalmasına rağmen bu durumun mülkiyet ve kaza sigortacılarının karlılığını olumsuz etkilemesi beklenmiyor.</p>
<p>Türkiye'nin dezenflasyonist bir döneme girmesiyle birlikte nominal prim büyümesinin 2026-2027 döneminde yüzde 20-25 seviyesine gerileyeceği, enflasyonun 2027'de yüzde 19'a düşeceği öngörülüyor.</p>
<p>Analize göre, Türkiye'de sigorta sektör riski orta derecede düşük seviyede bulunuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/spden-turkiye-sigorta-piyasasi-analizi-karliligin-yuzde-30un-uzerinde-kalmasi-bekleniyor-89236</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/6/1280x720/sigorta-sozlesme-anlasma-mukavele-1791381125.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ S&amp;P Global Ratings&#039;in analizinde, Türkiye&#039;de mülkiyet ve kaza sigortaları piyasasında öz kaynak kârlılığının gelecek 2 yıl boyunca yüzde 30&#039;un üzerinde ve güçlü kalması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karsit-gucler-89234</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 16:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karşıt güçler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bizce yaşayan en önemli bilim insanlarından biri olan Iain McGilchrist ‘’William Blake ilk nörobilimci miydi?” diye sorar.. | Iain McGilchrist, vizyoner şair Blake’in beyni sol ve sağ olarak ayrıştırması üzerine Blake’in o büyük kehanet kitabı *Urizen*’in kapak sayfasında şu ibare yer alır: "Yol hangisidir? Sağ mı yoksa sol mu?" sözlerine dikkat çeker.</p>
<p>Bununla neyi kastediyordu? Blake’in hem şiirinde hem de yaşamında zıtlıklarla dolu olduğu bilinir. Belki de yalnızca Nietzsche hakkında, kişinin kendi kendisiyle çelişkiye düşmeden konuşmak daha zordur. Nitekim "<em>zıtlıklar olmaksızın ilerleme olmaz</em>" diyen kişi de bizzat Blake’ti. Hayal gücü muazzam derecede zengin ve alışılmadık bir vizyoner şair olarak Blake, kendi beyninin işleyişine dair sezgisel bir farkındalığa sahip görünmektedir (tıpkı —kendisine pek çok şey borçlu olduğu— Milton’ın da muhtemelen sahip olduğu gibi). Blake bilhassa, günümüzde beyin yarımküreleriyle ilişkili olduğu bilinen iki farklı dünyayı kavrama biçimi arasındaki çatışmanın farkında gibi görünüyor.</p>
<p>TÜİK'in açıkladığı verilere göre TÜFE 2026 Eylül ayında bir önceki aya göre yüzde 1,84 artış gösterdi. (Ağustos 2026: yüzde 1,84, Eylül 2025: yüzde 3,2) Bloomberg anketine göre ortalama beklenti manşet TÜFE'nin aylık bazda yüzde 2,3 artış göstermesi yönündeydi. Yıllık TÜFE artışı ise yüzde 31,5'den Eylül ayında yüzde 29,7'ye geriledi. Buradaki beklenti ise yüzde 30,3 şeklindeydi.</p>
<p>Çekirdek endekslere baktığımızda piyasalarda en fazla izlenen özel kapsamlı TÜFE C endeksi aylık bazda yüzde 2,1 artış gösterirken (Ağustos: yüzde 1,8) TÜFE C endeksindeki yıllık artış ise yüzde 30,1'den yüzde 28,7'ye geriledi. Buradaki beklenti de yüzde 28,8 şeklindeydi. TÜFE B endeksi ise aylık bazda yüzde 2 artış gösterirken (Ağustos: yüzde 1,8) TÜFE B endeksindeki yıllık artış yüzde 30,7'den yüzde 29'a geriledi. Ayrıca Eylül ayında yurt içi üretici fiyat endeksi aylık bazda yüzde 2,1 artış gösterirken (Ağustos: yüzde 2,6) Y-ÜFE'deki yıllık artışın yüzde 28'den yüzde 27,4'e gerilediğini görüyoruz.</p>
<p>TÜFE endeksinde detaylara baktığımızda Eylül ayında aylık bazda eğitim (yüzde 14,2) en yüksek artış gösteren grup oldu, aylık bazda gıda (yüzde -0,2) ise düşüş gösteren tek grup oldu. TÜFE endeksinde ağırlığı yüzde 24,44 ile en yüksek olan gıda ve alkolsüz içecekler grubunda, ağırlığı yüzde 11,4 olan konut grubunda ve ağırlığı yüzde 16,6 olan ulaştırmada sırasıyla aylık bazda yüzde eksi 0,2, yüzde 2,7 ve yüzde 2,8 değişim gerçekleşti. (Ağustos: yüzde 0,2, yüzde 2,3 ve yüzde 4,8). Eylül ayında Manşet TÜFE'ye ulaştırma grubu artı 0,49 puan ile en yüksek katkı yapan grup olurken, konut grubu artı 0,3 puan katkı, eğitim grubu artı 0,3 puan, giyim ve ayakkabı grubu artı 0,26 puan, lokanta ve konaklama grubu artı 0,16 puan, gıda grubu eksi 0,05 puan sağladı.</p>
<p>Yıllık bazda bakıldığında eğitim yüzde 48,6 ve sağlık yüzde 43,3 en yüksek artış gösteren gruplar olurken, giyim ve ayakkabı yüzde 13,2 en düşük artış gösteren grup oldu. Eylül ayında gıda grubundaki yıllık artış yüzde 33,8'den yüzde 27,6'ya gerilerken, konut grubunda yüzde 39,8'den yüzde 40'a yükseldi. Ulaştırma grubunda ise yüzde  35,1 ile yatay seyretti. Manşet TÜFE'ye gıda grubu 6,7 puan ile en yüksek katkı yapan grup olurken, ulaştırma grubu 5,9 puan, konut grubu 4,8 puan, lokanta ve konaklama grubu ise 3,2 puan katkı sağladı.</p>
<p>Çekirdek diye tabir edilen özel kapsamlı TÜFE göstergelerine baktığımızda ise Eylül ayında aylık artış oranları "A" endeksi hariç Ağustos ayının üzerinde kalırken (aylık artış oranları Eylül ayında yüzde 1,9 - yüzde 2,4 bandında seyretmiş, Ağustos ayında yüzde 1,7- yüzde 2,8 bandındaydı), yıllık bazda ise bütün endekslerde gerilemeler görüldü.</p>
<p>Piyasalarda en fazla izlenen özel kapsamlı TÜFE C endeksi yüzde 2,1 artış gösterirken (Ağustos: yüzde 1,8) TÜFE C endeksindeki yıllık artış ise yüzde 30,1'den yüzde 28,7'ye geriledi. Buradaki beklenti yüzde 28,8’di. Diğer çekirdek göstergelerden A endeksi (mevsimlik ürünler hariç), B endeksi (işlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç), D endeksi (işlenmemiş gıda, alkollü içecekler ve tütün ürünleri hariç) ve E endeksi (alkollü içecekler ve tütün ürünleri hariç) Eylül ayında bir önceki aya göre sırasıyla yüzde 2,3, yüzde 2, yüzde 2,4 ve yüzde 1,9 artış gösterdi (Ağustos: yüzde 2,8, yüzde 1,8, yüzde 2,2 ve yüzde 1,7) Yıllık bazda artış oranları ise TÜFE A, TÜFE B, TÜFE D ve TÜFE E endeksinde sırasıyla yüzde 31,9, yüzde 29, yüzde 30,3 ve yüzde 29,7 olarak gerçekleşti (Ağustos: yüzde 33, yüzde 30,7, yüzde 31,3 ve yüzde 31,6)</p>
<p>Uzun zamandır Merkez Bankası’ndan Ekim ayında 100 baz puanlık bir faiz indirimi beklediğimizi ifade ediyoruz. Son verilerden sonra da bu görüşümüz değişmedi. Böylesi bir durumda Merkez bankalarının, özellikle de gelişmiş ülke, faiz artırırken TCMB ölçülü bir faiz indirimine gidebilir.</p>
<p>Global tarafta küresel faiz oranları yükselmeye devam ediyor; ABD ve Japonya uzun vadeli tarafta bu yükselişe öncülük ediyor. Normal şartlarda bu tür bir hareketin, yüksek değerlemeli büyüme odaklı varlıkların fiyatlarını baskılaması beklenir.</p>
<p>Buna karşın tahvil piyasası baskıyı artırırken, ABD'nin en büyük teknoloji şirketleri sanki "durasyon şoku" (faiz hassasiyeti kaynaklı değer kaybı riski) kendilerini hiç ilgilendirmiyormuş gibi davranmaya devam ediyor.</p>
<p>Dördüncü çeyrek görünümünün merkezinde işte bu çelişki yatıyor. Yüksek getiriler (faizler) genel piyasayı şimdiden zorluyor; eşit ağırlıklı endeksleri, küçük ölçekli şirketleri ve hisse senedi piyasasının faize daha duyarlı kesimlerini sıkıştırıyor. Ancak endeksin zirvesindeki şirketler; kazanç, nakit akışı ve hisse geri alımları konusundaki güçleri sayesinde bu darbeyi şu ana kadar göğüsleyebildi.</p>
<p>Yani endeks genel olarak direncini koruyor ancak piyasanın iç yapısı daralıyor: Piyasa değeri ağırlıklı S&amp;P endeksi dev teknoloji şirketlerine daha fazla yaslanırken, eşit ağırlıklı endeksler ve küçük ölçekli şirketler kan kaybetmeye devam ediyor.</p>
<p>Faiz şoku, genel piyasa üzerinde normalde beklenen etkiyi yaratıyor ancak dev teknoloji şirketleri, kazançlar, hisse geri alımları ve nakit yaratma kapasiteleri sayesinde yükü sırtlanmaya devam ederek faiz hassasiyetine (vade riskine) karşı alışılmadık bir direnç gösteriyor.      </p>
<p>Hyperscaler şirketler altyapı geliştirme, yarı iletkenleri, ağ iletişimini, veri merkezlerini, enerjiyi, soğutmayı, yazılımı ve giderek artan bir şekilde tüm operasyonu finanse eden kredi piyasalarını besleyen bir akım haline geldi ancak bu döngünün daha ilginç özelliği, bu harcama makinesinin faiz oranlarına ne kadar duyarsız hale geldiği durumu olarak karşımıza çıkabilir.</p>
<p>Hiper ölçekli şirketlerin borçlanmanın 2027'de 420 milyar dolara doğru artması bekleniyor, ancak faiz gideri hala büyük oyuncular için kazançların nispeten küçük bir dilimini temsil ediyor. Pahalı para, altyapı geliştirmeyi raydan çıkarmaya yetmedi; bu da sermaye harcaması motorunun ucuz finansman ihtiyacından ziyade stratejik aciliyet ve nakit akışı tarafından yönlendirildiğini gösteriyor.</p>
<p>4. çeyrek mevsimselliği ve yıl sonu rallisi argümanı hala boğalara dayanak veriyor ancak uzun vadeli faizler zorluyor.</p>
<p>Şirket kazançlar piyasanın ana savunması olmaya devam ediyor. Yalnız bunun için çıta zaten yüksek. Bu da güçlü rakamların daha da güçlü bir yönlendirmeyle gelmesi gerekebileceği anlamına geliyor.</p>
<p>Yapay zekâ sermaye harcamaları hala yükün ağırını taşıyor. Harcama döngüsü, pahalı paraya dayanabileceğini zaten gösterdi. Bu da getirilerdeki anlamlı düşüşü önledi. 4. çeyrek mevsimsellik argümanı hala geçerli ancak hata payı azalıyor. Wall Street dördüncü çeyreğe tarihsel verilere göre olumlu bir mevsimsellik ile giriyor ancak hemen kapı eşiğinde oyun bozan olabilecek tahvil piyasası duruyor.</p>
<p>Takvim, genellikle hisse senetlerinin bu dönemde vites yükselttiğini gösteriyor. 1945'ten bu yana S&amp;P 500 dördüncü çeyrekte ortalama yüzde 4,2'lik bir getiri sağladı ve dönemleri yüzde 85 olasılıkla yükselişle tamamladı; üstelik seçim belirsizliği dağılmaya başladığında, ara seçim yılları tarihsel olarak piyasa için daha da olumlu bir seyir izledi. Normal şartlarda bu durum, mevsimsellik odaklı yatırımcıları harekete geçirmek için yeterli olurdu  ancak sorun şu ki, bu sıradan bir dördüncü çeyrek değil.</p>
<p>S&amp;P 500 yılbaşından bu yana şimdiden yaklaşık yüzde 13 değer kazandı ve Ağustos ortasındaki rekor seviyesinin sadece yüzde 1 kadar altında seyrediyor.. Piyasa bu noktaya güçlü bir yükselişin ardından; yüksek kazanç beklentileri, yapay zekâ öncülüğündeki hisselerin piyasa performansını sırtlamaya devam etmesi ve yaklaşık yirmi buçuk yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 5,3’lü seviyeleri kısa süre önce gören 10 yıllık ABD Hazine tahvili faizleri eşliğinde geliyor. Yani yine hata marjı azalıyor diyebiliriz.</p>
<p>Önemli olduğunu düşündüğümüz için geçen hafta yayınladığımız Petrol ve Fransa hakkında olan iki raporumuzu buraya tekrar ekliyoruz. Aynı şeyler gelişmekte olan ülkeler için de geçerli: Gelişmekte olan piyasalar, yüksek Hazine tahvil getirileri, güçlenen dolar ve yüksek petrol fiyatlarının olumsuz etkisini, tarihin gösterdiğinden çok daha iyi absorbe etti. Fakat şimdi marj daha ince: Gelişmekte olan piyasalardaki devlet tahvil spread’leri zaten 200 baz puana yakın gibi tarihi düşük seviyelere geriledi.</p>
<p><strong>Petrol hakkında</strong></p>
<p>Faizler ana gündem maddesi olurken petrol fiyatları biraz geri plana itildi. Körfez'deki petrol akışları iyileşiyordu ancak piyasa, Hürmüz'de sakinliğin ne kadar çabuk bozulabileceğini kısa zamanda bir kez daha hatırlayabilir.</p>
<p>İran'ın 45 günlük süresi, Umman yakınlarında bir süper tanker vurulup ateşe verildiği sırada doldu.</p>
<p>Washington, üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubu ve yaklaşık 9.000-10.000 asker ekleyerek, diplomasi başarısız olursa ABD'ye çok daha geniş bir askeri seçenek yelpazesine hazırlanıyor.</p>
<p>Brent petrolü henüz yeni bir arz çöküşüyle ​​primi ile işlem görmüyor ancak böyle bir olasılığı küçümsememek lazım.</p>
<p>Asıl soru, tanker trafiğinin normal seyrinde devam edip etmeyeceği. Eğer ciddi sekteye uğrarsa, savaş primi tekrar çok hızlı bir şekilde ortaya çıkabilir. Hürmüz'deki akışlarda yakın zamanda görülen iyileşme, normalleşmenin bir başlangıcı mı, yoksa sadece bir ara mı?</p>
<p>Körfez ihracatı toparlanmış, tanker trafiği iyileşmiş ve fiziksel piyasa, çevresindeki siyasi gerilime kıyasla çok daha sakin bir görünüm sergilemeye başlamıştı. Savaş primi hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadı; ancak Washington ile Tahran karşılıklı sert atışmalarını sürdürürken bile ham petrol sevkiyatının devam edebildiği anlaşıldıkça, bu prim her bir sevkiyatla birlikte kademeli olarak eridi.</p>
<p>Aslında petrol fiyatlarını aşağı çeken şey diplomasi değil, deniz yoluyla taşınan petroldü.</p>
<p>Şimdiki sorun ise, Hürmüz'de yaşanan son saldırı olayının, bu tartışmanın tam ortasına yerleştirmiş olması. İran devlet medyası, Boğaz'dan geçiş yapan bir süper tankerin Umman açıklarında vurulduğunu ve alevler içinde kaldığını bildiriyor.</p>
<p>Piyasa, petrol akışının yeniden düzeleceğine dair bir güven geliştirmişti ancak şimdi, bizzat bu deniz yolu hattına, kendisinin hâlâ bir savaş alanının parçası olduğu gerçeği hatırlatılmış oldu.</p>
<p>Zamanlama özellikle ilginç çünkü İran’ın Washington’a verdiği 45 günlük mühlet henüz doldu. Tahran, Ağustos ayı ortasında yaptığı uyarıda, İran limanlarına yönelik ABD deniz ablukasının kaldırılmaması halinde Amerikan güçlerine yönelik saldırıları yeniden başlatabileceğini ve yabancı gemiler üzerindeki baskıyı artırabileceğini belirtmişti.</p>
<p>İşte bu noktada piyasanın, yaşanan son gelişmeyi normal bir olay veya sıradan bir haber başlığı olarak görüp göz ardı etmesi bir risk bizce.</p>
<p>ABD ayrıca bölgeye önemli miktarda askeri güç ve teçhizat sevk ediyor. Pentagon; bölgede halihazırda bulunan 50 bini aşkın ABD askerine ek olarak yaklaşık 9 ila 10 bin personel daha dahil ederek, üçüncü bir uçak gemisi görev grubu ile ilave Deniz Piyadesi birliklerini göndermeye hazırlanıyor. Bu sevkiyatların Kasım ayı sonuna kadar bölgeye ulaşması bekleniyor; bu durum önemli çünkü Trump, diplomasinin kabul edilebilir bir anlaşmayla sonuçlanmaması halinde, ara seçimlerin ardından İran’a yönelik yeni saldırılar düzenleme ihtimalini defalarca açık bırakmıştı.</p>
<p>Önemli konu bu saldırının nakliye davranışını değiştirmeye başlayıp başlamayacağı konusu olarak karşımıza çıkıyor. Tek bir tankerin yanması henüz tedarik zincirinin kırılması anlamına gelmez. Tankerler geçişe devam ederse, refakat gemileri çalışmaya devam ederse ve sigortacılar olayı kontrol altına alınabilir olarak değerlendirirse, savaş primi yeniden oluşsa bile fiziksel akışta iyileşme devam edebilir. İzlenmesinde fayda olan gelişme olarak bunu belirtebiliriz.</p>
<p>Tanker saldırıları devam etmesine rağmen, alternatif rotalar/gemiden gemiye transferler anlamlı miktarda petrolün sistemden çıkarılmasını sağlıyor gibi görünüyor. Yalnız kalıcı sonuç giderek doğrudan kaybedilen varillerden ziyade nakliye maliyeti/risk primi gibi görünüyor. Gemiler hala vuruluyor, navlun/sigorta astronomik kalıyor. Diplomasi ise tıkanmış durumda. Hürmüz'e yönelik güvenilir bir tehdit ortadan kalkarsa, İran'ın kalan kozu Körfez çevresindeki altyapı/nakliye saldırıları olur. Kolay bir çıkış yolu penceresi daralıyor gibi görünüyor. Bu arada dizel, önemli ikinci dereceden enflasyon kanalı olmaya devam ediyor.</p>
<p>Jeopolitik kötüleşme nedeniyle petrol 100 dolar/varilin üzerine daha da artarsa, piyasalar muhtemelen bunu olumsuz fiyatlayabilir. Eğer Hürmüz petrol hattındaki trafiğin gerçekten tekrar aksaması nedeniyle fiyatlar yükselmeye başlarsa, tahvil piyasası bunu çok hızlı bir şekilde fiyatlayabilir ve bu hisse senetlerine ve dolara da yansıyabilir.</p>
<p><strong>Fransa konusu</strong></p>
<p>Fransa-Almanya 10 yıllık tahvil spread’i 2012'den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı.</p>
<p>İtalya'nın iki yıllık tahvil getirisi spread’i, Almanya'ya göre bir seansta neredeyse ikiye katlanarak, daha önceki Euro Bölgesi gerilimini hatırlattı.</p>
<p>Almanya ve Hollanda dışındaki çoğu devlet tahvili değer kaybederken, yatırımcılar Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) daha fazla faiz artırımı beklentilerini düşürdü.</p>
<p>Yüksek borçlanma maliyetleri iki para birliği ülkesinin tahvil piyasalarını başladığında, sorun ne kadar süreyle sınırlı kalabilir?</p>
<p>Kredi spread'leri açıldı, Fransa'nın CDS primleri keskin bir yükseliş kaydetti ve yatırımcıların Euro Bölgesi devlet tahvillerini ellerinde tutmak için talep ettikleri prim, yeniden eski devlet borç krizi yıllarını anımsatan seviyelere doğru tırmanıyor.</p>
<p>Bu durum, Avrupa'nın aniden 2011 yılına geri döndüğü anlamına gelmiyor. Ancak piyasanın, uzun zamandır bu denli yüksek sesle sorma gereği duymadığı bir soruyu gündeme getirmeye başladığını gösteriyor: Bir ülkenin mali sorunu, ne zaman yerel bir mesele olmaktan çıkıp global sorununa dönüşür?</p>
<p>İtalya, Perşembe günü bu konudaki en net uyarıyı verdi. İtalyan ve Alman 2 yıllık tahvil getirileri arasındaki fark neredeyse iki katına çıkarak 55 baz puana ulaştı. Bu, 2020'den bu yana kaydedilen en büyük günlük kapanış artışıydı. Tek başına bu bir kriz işareti sayılmasa da yatırımcıları temkinli olmaya sevk eden türden bir hareket; zira piyasa zincirin zayıf halkalarını yeniden fiyatlandırmaya başladığında bulaşma riski hızlanabilir.</p>
<p>Fransa'nın benzer vadeli 2 yıllık tahvil faiz farkı 22 baz puan kadar genişleyerek 2012'den bu yana en büyük sıçramayı kaydetti; 10 yıllık OAT-Bund farkı ise devlet borç krizinden bu yana görülen en yüksek seviye olan 141 baz puana ulaştı.</p>
<p>Yaşanan bu artış piyasanın aynı anda iki unsuru fiyatlandırmak zorunda kalmasını yansıtıyor: gelecek yıla dair siyasi belirsizlik ve artık göz ardı edilmesi giderek zorlaşan bir mali seyir. Fransa yıllarca, borçlarının hâlâ Euro Bölgesi risk skalasının en güvenli halkasında yer aldığı varsayımıyla işlem gördü. Piyasa ise artık bu varsayımın sorguluyor. Fransız kredi piyasası da darbe aldı. Fransız devlet CDS spread’leri son bir ayda iki kattan fazla arttı; bu durum, ülkenin mali gidişatına ve siyasi çalkantı ihtimaline dair artan endişeleri yansıtıyor.</p>
<p>Yapılacak Fransa bütçe sunumu, bir sonraki bariz kritik nokta; ancak piyasanın yalnızca manşet rakamlardan kayda değer bir çıkarım yapabileceği belli değil. Hükümet, bu yıl yüzde 5,4 olan bütçe açığını gelecek yıl yüzde 5'e çekmeyi hedefliyor; ne var ki piyasa bunu sorgulayacaktır.</p>
<p>Diğer kritik bir konu Ulusal Birlik'in kendi karşı teklifini masaya yatırmasının beklendiği önümüzdeki Salı günü gelebilir. Bu belge, yatırımcılara siyasi uzlaşmanın bedeli ve belki de daha önemlisi partinin seçimi kazanması halinde ekonomik programın nasıl bir şekil alabileceği konusunda bilgi verecektir. Mali belirsizlik nedeniyle Fransa'dan halihazırda daha yüksek bir risk primi talep eden bir piyasada, siyasi aritmetik bütçe aritmetiğinden kadar fazla önem kazanmaya başlıyor.</p>
<p>Fransa ve İtalya’da işler kötüleşecek diye bir kural yok. Ancak son durum, mali endişelerin bir ülkenin bütçe tartışmalarından tahvil faiz farklarına, CDS’lere ve genel olarak piyasalar arası bulaşmanın ne kadar hızlı sıçrayabileceğini gözler önüne seriyor. Avrupa bu filmi daha önce de gördü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karsit-gucler-89234</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karşıt güçler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/orhan-er-sanayici-zor-gunlerden-geciyor-89226</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 15:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orhan Er: Sanayici zor günlerden geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye makine sektöründe küresel ekonomik koşulların yanı sıra yüksek finansman maliyetleri ve zayıflayan yatırım talebi baskısını artırıyor. Erler Group Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Er, Rusya-Ukrayna savaşıyla başlayan süreçte Avrupa’da yükselen enflasyon ve resesyon, Rusya’ya yönelik yaptırımlar, ABD ve Kanada pazarlarındaki daralma ile Türkiye'deki yüksek faizlerin sanayicinin yatırım kararlarını olumsuz etkilediğini söyledi. Orhan Er, mevcut piyasa koşullarının fuara katılım kararlarını dahi tartışmalı hale getirdiğini belirterek, “Sanayicilerimiz zor günler geçiriyor. Onlarca yılda büyük emek verilerek kurulan ve büyüyen güzide firmalarımızın çoğunda işçi çıkarmaları ve istihdam azalması yaşanıyor” dedi.</p>
<h2>“Bursa fuarcılığında bölünme eleştirisi”</h2>
<p>Bursa’daki makine ve metal işleme fuarlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Er, kentte yıllar içinde oluşturulan fuarcılık markasının parçalanmasının ziyaretçi trafiği açısından olumsuz sonuçlar doğurduğunu ileri sürdü. Er, Bursa’da yaklaşık 22 yıl önce başlayan fuar organizasyonlarının uzun süre sektör firmalarının desteğiyle büyütüldüğünü belirterek, bir dönemde 42 bin ziyaretçiye ulaşan organizasyonun daha sonra farklı bir yapıya geçmesinin ziyaretçi sayısını önemli ölçüde düşürdüğünü söyledi. Fuarların yalnızca ticari etkinlik olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Er, Bursa’nın uluslararası ölçekte bir makine ve metal işleme merkezi olarak konumunu güçlendirecek ortak bir fuarcılık stratejisine ihtiyaç olduğunu dile getirdi.</p>
<h2>“Sektörün KOBİ'lere daha fazla dokunması gerekiyor”</h2>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’ndaki (BTSO) makine sektörü temsil mekanizmasına yönelik görüşlerini de paylaşan Er, özellikle KOBİ’lerin sorunlarının daha yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi. Mevcut yapının makine sektöründeki KOBİ’lere yeterince dokunmadığını düşündüğünü belirten Er, sektörün sorunlarının yalnızca seçim dönemlerinde değil, sürekli olarak komiteler aracılığıyla ele alınması gerektiğini ifade etti. Er, daha fazla istişare ve katılımcılığın sağlandığı bir yapı oluşturulması gerektiğini savunarak, “Biz yaptık, böyle oldu” anlayışı yerine komitelerin daha fazla toplantı yaparak ortak karar alması gerektiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac636382f5f1-1791374904.jpg" alt="" width="766" height="669" /></p>
<h2>“Ticaret ve sanayi odaları ayrılmalı”</h2>
<p>Bursa’daki oda yapılanmasına ilişkin daha kapsamlı bir değişim çağrısı yapan Er, ticaret ve sanayi faaliyetlerinin farklı ihtiyaçlara sahip olduğunu belirterek Ticaret ve Sanayi Odalarının ayrılması gerektiğini dile getirdi. BTSO’nun üye yapısının ağırlıklı olarak ticari işletmelerden oluştuğunu belirten Er, sanayicilerin, ihracatçıların ve üretim yapan işletmelerin sorunlarının ticaret işletmeleriyle aynı olmadığını söyledi. Er, “Kapalıçarşı’daki bir dükkân sahibiyle sanayicinin, sorunları ve çözüm yolları aynı olamaz. Hedefleri ve amaçları da aynı olamaz” değerlendirmesinde bulundu. Er, Bursa’da da bu modelin tartışılması gerektiğini savundu.</p>
<h2>“Erfab’da strateji değişikliğiyle direnç”</h2>
<p>Erler Group çatısı altında faaliyet gösteren Erbend Makine ve Erfab Makine’nin gelişim ve ticari faaliyetleri hakkında da bilgi veren Er, zorlu piyasa koşullarına rağmen şirketin geriye gitmeden faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi. Cirodaki artışın sınırlı kaldığı dönemde yeni markalarla çalışmaya başladıklarını ve bazı markalardan çıktıklarını belirten Er, pazarın güçlü olduğu sektörlere yönelerek makine ve pazarlama stratejilerini hızlı şekilde değiştirdiklerini ifade etti. Özellikle inşaat, çelik konstrüksiyon ve enerji nakil hatlarına yönelik makinelerde güçlü olduklarını belirten Er, uzun yıllardır Türkiye pazarında kullanılan uluslararası markalarla çalışmalarının ve satış sonrası servis ağlarının şirketin performansında önemli rol oynadığını kaydetti. Erfab bünyesindeki Erfabtek’in servis hizmetlerine odaklandığını belirten Er, makine satışının yanı sıra servis ve satış sonrası hizmetlerin rekabet gücünü belirleyen temel unsurlar arasında yer aldığını söyledi.</p>
<h2>“Katma değerli üretim vurgusu”</h2>
<p>Erbent tarafında ise CNC caka büküm makineleri üretimine devam ettiklerini belirten Er, bu alanda Türkiye'deki sınırlı üreticilerden biri olduklarını ifade etti. Çin kaynaklı rekabetin giderek daha fazla hissedildiği bir dönemde Türkiye makine sektörünün düşük maliyetli ürünlerle rekabet etmek yerine daha yüksek katma değerli üretime yönelmesi gerektiğini vurgulayan Er, teknoloji, üretim kabiliyeti, servis ve satış sonrası hizmetlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Er, mevcut ekonomik koşulların sanayiciyi maliyetlerini daha dikkatli yönetmeye zorladığını belirterek, makine sektörünün önümüzdeki dönemde rekabet gücünü koruyabilmesi için yüksek katma değerli üretim ve güçlü ihracat pazarlarına odaklanması gerektiğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/orhan-er-sanayici-zor-gunlerden-geciyor-89226</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/6/1280x720/orhan-er-1791377943.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Erler Group Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Er, küresel resesyon, yüksek faiz, jeopolitik riskler ve Çin rekabetinin Türkiye makine sektöründe yatırım iştahını baskıladığını belirterek, sanayicinin maliyet ve talep baskısıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Er, sektörün fuarcılık ve temsil mekanizmalarında da yeni bir yapılanmaya ihtiyaç duyduğunu belirterek, “Sektörün sorunları yalnızca seçim dönemlerinde değil, sürekli olarak komiteler aracılığıyla ele alınması gerekir. Kapalıçarşı’daki bir dükkân sahibiyle sanayicinin, sorunları ve çözüm yolları aynı olamaz. Hedefleri ve amaçları da aynı olamaz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bera-holding-2025te-646-milyon-liralik-kurumlar-vergisi-odedigini-duyurdu-89233</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 14:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bera Holding, 646 milyon liralık kurumlar vergisi ödediğini duyurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bera Holding Grubu, 2025 vergilendirme dönemine ilişkin 646 milyon lira kurumlar vergisi ödediğini bildirdi.</p>
<p>Bera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Şahin, faaliyet gösterdikleri sektörlerde Türkiye'nin üretimi, istihdamı ve ekonomik kalkınmasına katkı sunmayı en önemli sorumluluklarından biri olarak gördüklerini belirtti.</p>
<p>Türkiye'nin ekonomik gücüne katkı sağlarken, kamu maliyesine karşı sorumluluklarını da eksiksiz şekilde yerine getirmeye büyük önem verdiklerini aktaran Şahin, bu anlayışın bir göstergesi olarak, grup şirketleri tarafından 2025 döneminde 646 milyon lira kurumlar vergisi ödemesi gerçekleştirildiğini vurguladı.</p>
<p>Şahin, Bera Holding Grubu'nun kamu maliyesine katkısının yalnızca kurumlar vergisi ödemeleriyle de sınırlı olmadığına işaret ederek, "Grup şirketlerimiz tarafından aynı dönemde KDV, stopaj, damga vergisi, SGK primleri, turizm katkı payı ve konaklama vergisi gibi başlıklar altında ödenen toplam tutar da 2 milyar 425 milyon lira seviyesine ulaştı." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Söz konusu rakamın aynı zamanda Türkiye'ye ve faaliyet gösterdikleri şehirlere olan bağlılıklarını da ifade ettiğini belirten Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>"Grup şirketlerimizin faaliyet gösterdiği çeşitli illerde vergi rekortmenleri arasında yer alması, kamu maliyesine olan katkısı bizim için önemli bir gurur vesilesidir. Bera Holding olarak bundan sonraki dönemde de üretmeye, yatırım yapmaya, istihdam oluşturmaya ve ülkemizin ekonomik kalkınmasına katkı sağlamaya devam edeceğiz. Vergi rekortmenleri arasında yer alan şirketlerimizin başarılarını, yalnızca şirketlerimiz açısından değil, faaliyet gösterdiğimiz illere ve ülke ekonomisine yaptığımız katkının bir göstergesi olarak görüyoruz. Ayrıca grubumuz tarafından sürdürülen faaliyetleri büyüterek ülkemiz ekonomisine olan katkısını her geçen gün artırmayı ana ilke olarak benimsediğimizi de belirtmek isterim."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bera-holding-2025te-646-milyon-liralik-kurumlar-vergisi-odedigini-duyurdu-89233</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/3/1280x720/hasim-sahin-1791379285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bera Holding Grubu geçen yıl için 646 milyon liralık kurumlar vergisi ödediğini duyurdu. Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Şahin, &quot;Grup şirketlerimiz tarafından aynı dönemde KDV, stopaj, damga vergisi, SGK primleri, turizm katkı payı ve konaklama vergisi gibi başlıklar altında ödenen toplam tutar da 2 milyar 425 milyon lira seviyesine ulaştı.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/izmir/logistech-5-lojistik-sektorunu-izmirde-bulusturdu-89222</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 14:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> LOGISTECH - 5, lojistik sektörünü İzmir’de buluşturdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından düzenlenen LOGISTECH - 5. Uluslararası Lojistik, Depolama ve Teknolojileri Fuarı, Fuar İzmir’de kapılarını açtı.</p>
<p>Lojistik sektörünün farklı alanlarından firmaları ve profesyonelleri buluşturacak fuarda üç gün boyunca düzenlenecek panellerde sektörün gündemi ve geleceğine ilişkin başlıklar ele alınacak.</p>
<p>İzmir’in lojistik alanında çok güçlü bir geçmişe ve potansiyele sahip olduğunu dile getiren İZFAŞ Genel Müdürü Tuğçe Cumalıoğlu, “Lojistik artık bir ürünün bir noktadan diğerine taşınmasından çok daha fazlasını ifade ediyor. 8 bin 500 yıllık tarihi boyunca limanıyla, ticaretiyle ve üretimiyle dünyaya açık olmuş bir kentten söz ediyoruz. İzmir'in sahip olduğu bu lojistik, üretim ve ihracat gücünü ulusal ve uluslararası ölçekte güçlü bir ticaret platformuna dönüştürmek üzere yola çıktık. LOGISTECH'te karayolu, denizyolu, demiryolu ve havayolu taşımacılığından liman işletmeciliğine; depolamadan dijital teknolojilere kadar sektörün geniş bir ekosistemini bir araya getiriyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac62ab429ae0-1791371956.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Uluslararası bağlantıları fuara taşıdıklarını söyleyen Cumalıoğlu, “Bir fuar, sektöründen bağımsız büyüyemez. Fuarı sektörle birlikte geliştirirseniz, sektör güçlendikçe fuar, fuar güçlendikçe de sektör büyür. LOGISTECH için de hedefimiz tam olarak bu. İzmir'in ve Ege'nin üretim gücünü, ihracatçısını, lojistik sektörünü ve uluslararası iş dünyasını aynı platformda daha güçlü biçimde buluşturmak istiyoruz” dedi.</p>
<h2>19 yabancı firma yer alıyor</h2>
<p>Kara, deniz ve hava yolu taşımacılığından liman ve antrepo işletmeciliğine, soğuk zincir ve depolamadan otomasyon, yapay zeka ve yeni nesil dijital lojistik teknolojilerine kadar sektörün farklı alanlarından firmaların yer aldığı LOGISTECH, ihracatçı firmalar, satın alma karar vericileri ve uluslararası sektör temsilcileri için de yeni iş fırsatları sunacak. Fuar kapsamında gerçekleştirilecek ikili iş görüşmeleriyle ticari bağlantıların geliştirilmesi ve yeni iş birliklerinin kurulması hedefleniyor. Uluslararası katılımın her yıl arttığı fuarda; Japonya, İspanya, Birleşik Arap Emirlikleri, Çin, Tayland, Vietnam, Azerbaycan’dan toplam 19 yabancı firma yer alıyor.</p>
<p>Fuar kapsamında sektör buluşmalarının yanı sıra farklı etkinlikler de düzenlenecek. “Logistech Art of the Sea” ve “Culture of Logistics” sergileri fuar boyunca ziyaret edilebilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/izmir/logistech-5-lojistik-sektorunu-izmirde-bulusturdu-89222</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/2/1280x720/logistech-5-lojistik-sektorunu-izmirde-bulusturdu-1791371899.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir’in limanları, güçlü sanayi ve ticaret altyapısı ile kara, demir ve hava yolu bağlantılarının sunduğu lojistik olanakların paydaşlarla buluşacağı LOGISTECH – 5. Uluslararası Lojistik, Depolama ve Teknolojileri Fuarı başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ebsoda-ilk-raunt-mustafa-karabaglinin-oldu-89221</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 14:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> EBSO seçimlerinde Karabağlı&#039;nın listesi ilk turu önde tamamladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO) meslek komitesi ve meclis üyesi seçimleri tamamlandı. Fuar İzmir’de gerçekleştirilen seçimlerde yönetim kurulu başkanlığı için adaylığını açıklayan Mustafa Karabağlı ve Hakan Ürün’ün listeleri yarıştı.  3 binin üzerinde üyenin oy kullandığı seçimlerde sandıktan daha çok Mustafa Karabağlı’nın desteklediği adaylar çıktı.</p>
<p>52 meslek komitesinden 30’unda çift listenin yarıştığı seçimlerde 107 meclis üyesi belirlendi.  Meclis üyelerinin 90’dan fazlasının kendi listelerinden seçildiğini belirten Mustafa Karabağlı, “13 Ekim'de yapılacak yönetim kurulu başkanlığı seçimi öncesinde önemli bir eşiği aştık. İnşallah 13'ünde görevi aldıktan sonra hep beraber kolları sıvayıp 'şimdi iş zamanı' diyeceğiz ve çalışmaya devam edeceğiz" dedi.</p>
<p>Oda olarak güzel bir demokrasi sınavı verdiklerini, sanayicilerin sandıklara gelerek oylarını attığını ve iradelerini ortaya koyduğunu belirten Karabağlı, “Bu iradenin neticesinde ciddi bir sorumlulukla karşı karşıya olduğumuzun farkındayız. Saha gezilerimizde, sanayicilerimizle yaptığımız temaslarda gerçekleştirmeyi hayal ettiğimiz projelerimiz vardı. Şimdi 13 Ekim'deki başkanlık seçimi sonrası meclis üyelerimiz orada da bize teveccüh ederlerse, o sorumluluğu üstlenip bu projeleri hayata geçirmek için harekete geçeceğiz” diye konuştu.</p>
<p>EBSO’da Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Yönetim Kurulu üyeliği ile Meclis Başkanlığı ve Meclis Başkanlık Divanı seçimleri 13 Ekim Salı günü yapılacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ebsoda-ilk-raunt-mustafa-karabaglinin-oldu-89221</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/1/1280x720/ebsoda-ilk-raunt-mustafa-karabaglinin-oldu-1791371669.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi Sanayi Odası’nda 2009’dan bu yana Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdüren Ender Yorgancılar’ın ardından başkanlık için yarışan Mustafa Karabağlı ve Hakan Ürün’ün ekipleri, meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimlerinde karşı karşıya geldi. 3 binin üzerinde üyenin oy kullandığı seçimlerde 107 meclis üyeliğinin büyük bölümü Karabağlı’nın turkuaz listesinden oluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-2030a-kadar-devlet-destegiyle-yatirim-hedefi-30-milyar-dolar-89232</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Kacır: 2030&#039;a kadar devlet desteğiyle yatırım hedefi 30 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bacacı Yatırım Holding tarafından İstanbul Finans Merkezi'ndeki (İFM) Ziraat Kuleleri Oditoryumu'nda düzenlenen "Yatırımın Yeni Odağı: Geleceğe Değer Üretmek Zirvesi", Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan'ın katılımıyla başladı.</p>
<p>Zirvenin açılışında konuşan Bakan Mehmet Fatih Kacır, küresel ekonominin jeopolitik ve stratejik kırılmalar sebebiyle yön arayışına girdiği bir süreçte olunduğunu belirterek, uzun yıllar küresel refahın temeli olarak görülen serbest ticaret anlayışının yerini giderek korumacılığın ön plana çıktığı bir ekonomi yaklaşımına bıraktığını ifade etti.</p>
<p>Ülkelerin üretim ve teknoloji geliştirme kabiliyetlerini milli egemenliklerinin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğünü aktaran Kacır, "Üretimin ve yatırımın küresel haritasını baştan başa yeniden çizen bu dönemle birlikte küresel ekonominin ağırlık merkezi batıdan doğuya kayıyor." diye konuştu.</p>
<p>Kacır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde tesis ettikleri siyasi ve ekonomik istikrarla, AR-GE ve yüksek katma değerli üretimi önceleyen politikalarla ve nitelikli insan kaynağına yaptıkları yatırımlarla Türkiye'yi bugünlere kuvvetli şekilde hazırladıklarını kaydetti.</p>
<p>Üretim kapasitesiyle, teknoloji geliştirme kabiliyetiyle ve dünya pazarlarına erişimiyle 2000’li yılların başından çok daha farklı bir Türkiye tablosunun olduğunu bildiren Kacır, son 23 yılda yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odaklı kalkınma modelimizle milli gelirimizi 238 milyar dolardan 1,6 trilyon dolara taşıdık." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"İkiz dönüşümü ve bölgesel kalkınmayı hızlandıracak yatırımlara en güçlü destekleri sunuyoruz"</strong></p>
<p>Bakan Kacır, Avrupa'dan Afrika'ya, Orta Doğu'dan Asya'ya dünyanın dört bir yanında kurdukları güçlü ticaret ağlarıyla 2002'de 36 milyar dolar seviyesinde olan yıllık ürün ihracatını 283 milyar dolara yükselttiklerini belirtti.</p>
<p>Türkiye'nin bugün, Çin’den sonra Orta Avrupa’ya kadar uzanan geniş kuşakta ürün ve pazar çeşitliliği bakımından en önde gelen ihracatçı ülke olduğunu ifade eden Kacır, "Bizler, 23 yıldır olduğu gibi bundan sonra da istihdam sağlayan, üreten, ihraç eden ve bu ülke için elini taşın altına koymaktan çekinmeyenin yanında, yakınında olmayı sürdüreceğiz." diye konuştu.</p>
<p>Kacır, Türkiye Yüzyılı’nda katma değerli üretim altyapısıyla, teknoloji geliştirme ve üretmede oluşturdukları muazzam kapasiteyle Türkiye'yi dünyada hak ettiği konuma taşıyacaklarını aktararak, "Geçen yıl Cumhurbaşkanı'mızın onayıyla yürürlüğe aldığımız yeni teşvik sistemimizle Milli Teknoloji Hamlemizi, üretim altyapımızın ikiz dönüşümünü ve bölgesel kalkınmayı hızlandıracak yatırımlara en güçlü destekleri sunuyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Geçen hafta Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi Programı'nda yeni bir pencere açtıklarını anımsatan Kacır, "Teşvik belgeli imalat sanayi yatırımlarını hızlandırmaya dönük yeni uygulamada stratejik nitelik taşıyan tüm projelere doğrudan, 100 milyon liranın üzerinde yatırımla hayata geçen diğer projelere ise yatırımın ilerleme seviyesi, OSB ve endüstri bölgelerinde gerçekleşme, yatırımcının AR-GE faaliyetleri gibi unsurları önceliklendirerek 1 yılı anapara ödemesiz 5 yıl vadeli, Merkez Bankası politika faiz oranının 10’da 7’si finansman maliyeti ile kaynak sunacağız." şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Kaynakları verimli kullanan ve sürdürülebilir bir üretim yapısını da ülkemizde tesis ediyoruz"</strong></p>
<p>Bakan Kacır, Türkiye'yi daha fazla yeni teknoloji yatırımının adresi haline getirmek üzere attıkları diğer önemli bir adımın ise HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı olduğunu belirterek, programda ülkeye teknoloji geliştirme ve üretme kabiliyetinde önemli kazanımlar sağlayacak yatırımlar için cazip koşullarda finansman ve uygun yatırım alanları sunduklarını belirtti.</p>
<p>Batarya, elektrikli araç, güneş hücresi, rüzgar türbinleri, çip, savunma teknolojileri, veri merkezleri, yapay zeka, endüstriyel robotik üretimine ve büyük ölçekli AR-GE merkezi kurulumuna yönelik çağrılarıyla Türkiye’nin ileri teknoloji üretim gücünü yükselttiklerini kaydeden Kacır, şunları aktardı:</p>
<p>"2030 yılına dek 30 milyar dolar devlet desteğiyle hayata geçirmeyi hedeflediğimiz yatırımlar, Türkiye’yi küresel inovasyon liginde üst sıralara taşıyacak. Sanayimizi yüksek katma değerli üretimle büyütürken, çevreye duyarlı, kaynakları verimli kullanan ve sürdürülebilir bir üretim yapısını da ülkemizde tesis ediyoruz. Türk sanayisi ile uluslararası finans kuruluşlarının net sıfır emisyon hedefine yönelik çabalarını birleştirmeyi ve bu kuruluşların finansal kaynakları, uzmanlığı ve bilgi birikiminden istifade eden çalışma modellerini hayata geçirmeyi sanayimizin yeşil dönüşümü başarıyla gerçekleştirmesinin anahtarı olarak görüyoruz."</p>
<p><strong>"Yerel potansiyeli harekete geçiriyoruz"</strong></p>
<p>Mehmet Fatih Kacır, Dünya Bankası işbirliği ile yürüttükleri "Türkiye Yeşil Sanayi Projesi", "Türkiye Organize Sanayi Bölgeleri Projesi" ve "Türkiye Sosyal Kapsayıcı Yeşil Geçiş Projesi" ile 1 milyar doların üzerinde finansmanı sanayicilere, KOBİ'lere ve yeşil teknoloji girişimlerine sunduklarını hatırlattı.</p>
<p>Türkiye Sanayi Karbonsuzlaştırma Yatırım Platformu ile sanayinin yeşil dönüşüm yatırımlarına 2030’a kadar 5 milyar avroluk uluslararası finansman sağlama yolunda önemli bir adım attıklarını kaydeden Kacır, "Yerel Kalkınma Hamlesi Programı'nda ise her şehrimizde 4 öncelikli alan belirliyor, imalat sanayi, madencilik, tarım, turizm, sağlık yatırımları ile yerel potansiyeli harekete geçiriyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kacır, teknoloji, üretimden ticarete, güvenlikten sosyal yaşama kadar hayatın hemen her alanını yeniden şekillendirirken girişimlerin çeviklikleri, yeniliği hızla hayata geçirme ve teknolojiyi ekonomik değere dönüştürme kabiliyetleriyle değişimin ön saflarında yer aldığını dile getirdi.</p>
<p>Türkiye’den küresel ölçekte iddia sahibi teknoloji girişimlerinin doğmasını, büyümesini ve dünyaya açılmasını sağlayacak güçlü bir girişimcilik ekosistemi inşa etmeyi, daha müreffeh ve daha güçlü bir Türkiye’nin anahtarı olarak gördüklerini kaydeden Kacır, "Bilhassa nitelikli insan kaynağımızın ve girişimcilerimizin fikirlerini geliştirebilecekleri, projelerini somutlaştırabilecekleri imkanları sunuyor, ihtiyaç duydukları destek mekanizmalarını devreye alıyoruz." dedi.</p>
<p><strong>"86 milyonu aşan nüfusumuzla büyük, genç ve dinamik bir iç pazara sahibiz"</strong></p>
<p>Bakan Kacır, küresel ölçekte büyüme potansiyeline sahip girişimlerin önünü açan Turcorn 100 Programı kapsamında, yüksek potansiyelli girişimlere, yatırımcı erişiminden uluslararasılaşmaya, mentorluktan stratejik işbirliklerine uzanan çok boyutlu destekler sunduklarını kaydetti.</p>
<p>Terminal İstanbul’u tüm fonksiyonlarıyla 2027’de açacaklarını ifade eden Kacır, "Terminal İstanbul, şimdiden uluslararası ilginin odağı haline geldi. Bugüne kadar 14 farklı ülkeden onlarca uluslararası paydaşımız, Terminal İstanbul ekosistemine dahil oldular." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kacır, "Dijital Şirket" uygulamasıyla, teknoloji girişimlerinin kuruluş süreçlerinin tümüyle dijital platform üzerinden yönetilmesini sağlayacaklarını ve şirketleşme süreçlerini kolaylaştırdıklarını aktararak, sanal ofis hizmeti ile kuluçka aşamasındaki girişimcilerin üzerindeki mali yükleri hafifleteceklerini ve girişimcilik ekosisteminin tabana yayılmasını sağladıklarını söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin yatırımlar, girişimler ve yetenekler için gelecekte çok daha güçlü bir merkez haline geleceğini ifade eden Kacır, "Türkiye coğrafi konumuyla, istikrarlı büyüyen ekonomisiyle, lojistik avantajlarıyla, nitelikli insan kaynağıyla eşsiz bir merkezdir. 86 milyonu aşan nüfusumuzla büyük, genç ve dinamik bir iç pazara sahibiz." açıklamasını yaptı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-2030a-kadar-devlet-destegiyle-yatirim-hedefi-30-milyar-dolar-89232</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/2/1280x720/557-1791378796.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Yatırımın Yeni Odağı: Geleceğe Değer Üretmek Zirvesi&quot;nde konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır, &quot;2030 yılına dek 30 milyar dolar devlet desteğiyle hayata geçirmeyi hedeflediğimiz yatırımlar, Türkiye’yi küresel inovasyon liginde üst sıralara taşıyacak. Sanayimizi yüksek katma değerli üretimle büyütürken, çevreye duyarlı, kaynakları verimli kullanan ve sürdürülebilir bir üretim yapısını da ülkemizde tesis ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtb-baskani-akinci-pamuk-uretimden-ihracata-stratejik-deger-89219</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 13:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTB Başkanı Akıncı: Pamuk, üretimden ihracata stratejik değer</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, 7 Ekim Dünya Pamuk Günü dolayısıyla açıklama yaptı</p>
<p>Akıncı, pamuğun tarımdan sanayiye, ihracattan istihdama uzanan geniş değer zinciriyle Türkiye ekonomisi açısından stratejik öneme sahip ürünlerden biri olduğunu vurguladı.</p>
<p>Türkiye’nin pamuk üretiminde sahip olduğu bilgi birikimi ve yüksek verimliliğinin, güçlü tekstil ve hazır giyim sanayisiyle birlikte önemli bir ekonomik değer oluşturduğunu kaydeden Akıncı, yerli üretimin sürdürülebilirliğinin bu bütünlük içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Pamuğun birçok sektörün üretim zincirine doğrudan veya dolaylı katkı sunduğunu aktaran Akıncı, “Pamuk, tarlada başlayan ekonomik yolculuğunu tekstil ve hazır giyim başta olmak üzere birçok farklı sektörde sürdüren son derece kıymetli bir ürün. Üreticiden sanayiciye, ihracatçıdan tekstil sektörüne kadar geniş bir ekonomik ekosisteme katkı sağlıyor. Bu nedenle pamuk üretimini yalnızca tarımsal üretim açısından değil, sanayimizin ham madde ihtiyacı ve dış ticaretimiz açısından da ele almamız gerekiyor” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin yıllık pamuk tüketiminin yaklaşık 1,5 milyon ton seviyesinde olduğuna dikkat çeken Akıncı, güçlü tekstil ve hazır giyim sanayisinin ham madde ihtiyacının karşılanmasında yerli üretimin stratejik önem taşıdığını kaydetti. Akıncı, “Yaklaşık 1,5 milyon tonluk yıllık tüketim hacmimiz, pamuğun ülkemiz ekonomisi açısından taşıdığı önemi açıkça ortaya koyuyor. Sahip olduğumuz üretim tecrübesini, kalite standardımızı ve güçlü sanayi altyapımızı yerli üretimle daha fazla desteklememiz; üreticimizden sanayicimize kadar tüm değer zincirine önemli katkılar sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Üretimin devamlılığını önemsiyoruz”</strong></p>
<p>Türkiye’nin dünyanın önemli tekstil üreticilerinden biri olduğuna işaret eden Akıncı, sektörün ham madde ihtiyacının karşılanmasında yerli üretimin taşıdığı öneme vurgu yaptı. Akıncı, “Çiftçilerimizin üretimde kalmasını teşvik edecek uygulamaların geliştirilmesi, verim ve kaliteyi artıracak modern üretim tekniklerinin yaygınlaştırılması ve üretim planlamasının sanayimizin ihtiyaçlarıyla birlikte ele alınması son derece önemli” dedi.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hayata geçirilen yeni destekleme modeli ile üretim planlamasına yönelik çalışmaların bu açıdan önem taşıdığını kaydeden Akıncı, söz konusu uygulamaların sahadan gelen geri bildirimlerle sürekli geliştirilmesinin tarımsal üretimin sürdürülebilirliğine katkı sağlayacağını dile getirdi. Dünya pamuk ticaretinde artık yalnızca üretim miktarının değil kalite, sürdürülebilirlik, izlenebilirlik ve çevresel standartların da belirleyici hale geldiğine işaret eden Akıncı, Türk pamuğunun bu alanlarda sahip olduğu avantajların uluslararası pazarlarda daha etkin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Akıncı, “Suyumuzu ve toprağımızı koruyan, kaynaklarımızı verimli kullanan ve yüksek katma değeri esas alan bir üretim anlayışı geleceğimiz açısından büyük önem taşıyor. Sürdürülebilir ve sertifikalı üretimde atılan her adımın Türk pamuğunun marka değerine ve küresel rekabet gücüne katkı sağlayacağına inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Başkan Akıncı, açıklamasının sonunda Dünya Pamuk Günü’nü kutlayarak, “Toprağın bereketini alın teriyle ekonomik değere dönüştüren üreticilerimiz başta olmak üzere, pamuğun tarladan sanayiye ve ticarete uzanan yolculuğunda emeği bulunan herkese teşekkür ediyor; 7 Ekim Dünya Pamuk Günü’nü kutluyorum” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtb-baskani-akinci-pamuk-uretimden-ihracata-stratejik-deger-89219</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/9/1280x720/gtb-baskani-akinci-pamuk-uretimden-ihracata-stratejik-deger-1791370586.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, pamuğun tarımdan sanayiye, ihracattan istihdama uzanan geniş değer zinciriyle Türkiye ekonomisi açısından stratejik öneme sahip ürünlerden biri olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mete-akcan-rekabetin-yolu-sorumlu-uretim-anlayisindan-geciyor-89216</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 13:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> GAİB Koordinatör Başkanı Akcan: Rekabetin yolu sorumlu üretim anlayışından geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Kurumsal Sorumluluk Zirvesi, kamu, finans ve özel sektör temsilcilerinin katılımıyla Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB) hizmet binasında gerçekleştirildi.</p>
<p>GAİB ve Türkiye Kurumsal Sorumluluk Derneği iş birliğiyle düzenlenen zirvede, kurumsal sorumluluk ve sürdürülebilirlik yaklaşımının yaygınlaştırılması ile işletmelerin dönüşüm kapasitelerinin güçlendirilmesine yönelik çalışmalar ele alındı. “COP31’e Doğru: Sürdürülebilirlikten Finansal Değere – Yeni Fırsatlar, Güçlü İşletmeler” ana temasıyla düzenlenen zirvede konuşan GAİB Koordinatör Başkanı Mete Akcan, küresel ticaretin artık yalnızca üretim hacmi üzerinden şekillenmediğine dikkat çekti. Akcan, “Küresel ticarette artık çevreye duyarlılık, toplumsal fayda ve sürdürülebilirlik ilkeleri ön plandadır. Dünyada kalıcı olmanın yolu sorumlu üretim anlayışından geçiyor. Kurumsal sorumluluk ilkesi bu sürecin temelini oluşturuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac61ed8471e6-1791368920.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Aynı zamanda tekstil sanayicisi ve ihracatçısı olan Mete Akcan, yeşil dönüşümün günümüzde bir tercih olmaktan çıkarak zorunlu bir ihtiyaç haline geldiğini belirtti. GAİB olarak sanayici ve ihracatçıların küresel dönüşüme en doğru şekilde hazırlanması için çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Akcan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu alanda ihracatçımızın yanında olmak amacıyla birçok faaliyete imza attık. Sadece Gaziantep’te değil, bölge illerimizde de üçer günlük detaylı Karbon Ayak İzi Hesaplama Eğitimleri düzenledik. Yeşil Web Sitesi’ni hayata geçirdik, bilgi notları yayımladık ve çok sayıda webinar gerçekleştirdik. Bu çalışmalarla binlerce ihracatçımıza rehberlik ettik. En somut adımlarımızdan biri de Tekstilde Sürdürülebilirlik UR-GE Projemiz Tex-Stain oldu. Projemiz, Ticaret Bakanlığımız tarafından ‘İyi Uygulama Örneği Ödülü’ne layık görüldü. Bu ödül, doğru yolda olduğumuzun en güzel göstergelerinden biridir. Eğitimlerimiz, projelerimiz ve rehberlik çalışmalarımızla firmalarımızın yanında yer almaya kararlılıkla devam ediyoruz” dedi.</p>
<p>Akcan sözlerini şu şekilde tamamladı: “Kurumsal sorumluluk yalnızca şirketlerin çabasıyla güçlenmez. Kamunun, akademinin, iş dünyasının ve gençlerimizin ortak çabası şarttır. Bugün burada bakanlığımızın temsilcileri, akademisyenlerimiz, iş insanlarımız ve gençlerimizle bir aradayız. Oluşturduğumuz bu güçlü ortak akıl, yarınlarımıza dair umudumuzu daha da artırıyor. Gaziantep’in köklü üretim gücünü ve girişimci ruhunu sürdürülebilir bir vizyonla birleştireceğiz. Hem şehrimize hem de ülkemize değer katmaya devam edeceğiz.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac61eb864933-1791368888.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p><strong> İş dünyasında yeşil dönüşüm</strong></p>
<p>Türkiye Kurumsal Sorumluluk Derneği Başkanı Nuran Aksu da zirvenin açılışında bir konuşma yaptı. Açılış konuşmalarının ardından Türkiye Kurumsal Sorumluluk Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Nilgün Özdemir, “Yeşil Dönüşüm Bir Bariyer mi, Rekabet Anahtarı mı?” başlıklı sunumuyla yeşil dönüşümün iş dünyasına sunduğu stratejik fırsatları değerlendirdi. Programın devamında ZENNA Araştırma tarafından paylaşılan “Beklentiler ve Gerçekler” araştırmasının sonuçları katılımcılarla paylaşıldı. Araştırmada, sektörün mevcut durumu ve dönüşüm sürecine ilişkin beklentiler somut verilerle ortaya konuldu.</p>
<p><strong>Yeşil Mutabakat ve TSRS uyum süreci ele alındı</strong></p>
<p>Şölen Kurumsal İletişim Direktörü Sevil Wittmann’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Kurallar Değişiyor, Rekabet Değişiyor: Avrupa’nın Yeni Ticaret Düzeninde Şirketleri Ne Bekliyor?” başlıklı panelde, T.C. Ticaret Bakanlığı AB Tek Pazar ve Yeşil Mutabakat Daire Başkanı Elif Berrak Taşyürek konuk olarak yer aldı. Panelde, Avrupa Birliği’nin yeni ticaret mevzuatının ihracatçılara olası etkileri ve şirketlerin uyum sürecinde atması gereken adımlar detaylı şekilde ele alındı. PwC Türkiye Sürdürülebilirlik Hizmetleri Ortağı Ali Yörük ise “TSRS’ye Uyum: Şirketleri, KOBİ’leri ve İhracatçıları Neler Bekliyor?” başlıklı konuşmasında, Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’na (TSRS) uyum sürecinde işletmelerin izlemesi gereken yol haritasını paylaştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac61ecb0b82c-1791368907.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p><strong>Dönüşümün finansmanı kapsamlı şekilde değerlendirildi</strong></p>
<p>Zirvenin “Dönüşümün Finansmanı” başlıklı paneli, Türkiye Kurumsal Sorumluluk Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Feride Doğan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Panele EBRD GEFF Başdanışmanı Özlem Yakut, Akbank Sürdürülebilir Finansman Müdürü Muratcan Başkurt ve Türk Eximbank Sürdürülebilirlik Müdürü Caner Gençeli katıldı. Oturumda, ihracatçıların yeşil dönüşüm yatırımlarında yararlanabileceği sürdürülebilir finansman olanakları, yeşil krediler ve farklı finansal mekanizmalar kapsamlı şekilde değerlendirildi.</p>
<p><strong>İş dünyasından gerçek örneklerle sürdürülebilirlik dönüşümü</strong></p>
<p>Zirvenin son oturumunda ise sürdürülebilirlik dönüşümünü sahada hayata geçiren şirketlerin deneyimleri ele alındı. Prof. Dr. Mustafa Bayram’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen “İş Dünyasından Gerçek Örnekler” panelinde FLO GROUP Kurumsal İletişim, Sürdürülebilirlik ve Sosyal Sorumluluk Direktörü Ceren Özay Uz, BOSSA Strateji ve İş Geliştirme Direktörü Besim Özek ve İSKO Sürdürülebilirlik Müdürü Utku Varol konuşmacı olarak yer aldı. Panelde konuşmacılar, kendi kurumlarında sürdürülebilirlik dönüşümü kapsamında hayata geçirilen uygulamaları ve bu dönüşümün iş sonuçlarına yansımalarını paylaştı. Şirketlerin deneyimleri üzerinden, sürdürülebilirlik dönüşümüne başlamak isteyen işletmeler için yol gösterici örnekler ortaya koyuldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mete-akcan-rekabetin-yolu-sorumlu-uretim-anlayisindan-geciyor-89216</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/6/1280x720/gaib-koordinator-baskani-akcan-rekabetin-yolu-sorumlu-uretim-anlayisindan-geciyor-1791368941.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Mete Akcan, dünya ticaretinde kalıcı olmanın yolunun sorumlu üretim anlayışından geçtiğini söyledi. Akcan, “Kurumsal sorumluluk ilkesi bu sürecin temelini oluşturuyor” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eslok-baskani-arnik-pos-komisyonlari-esnafin-maliyet-yukunu-artiriyor-89212</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 12:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESLOK Başkanı Arnik: POS komisyonları esnafın maliyet yükünü artırıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Nakit kullanımının azalması ve kartlı ödeme alışkanlığının yaygınlaşmasıyla POS cihazlarının işletmeler için vazgeçilmez hale geldiğini belirten Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası (ESLOK) Başkanı Murat Arnik, artan komisyon oranlarının özellikle küçük esnafın maliyetlerini yükselttiğini söyledi.</p>
<p>Finansman maliyetlerindeki artışın yanı sıra banka kesintileriyle de karşı karşıya kalan işletmelerin kâr marjlarının daraldığını ifade eden Arnik, POS komisyonlarına yönelik düzenleme yapılmasını istedi. Anayasa’nın 173’üncü maddesinde yer alan, “Devlet, esnaf ve sanatkârı koruyucu ve destekleyici tedbirleri alır” hükmüne dikkat çeken Arnik, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na (BDDK) çağrıda bulundu.</p>
<p><strong>“Kartlı ödemenin bedelini yalnızca esnaf ödememeli”</strong></p>
<p>Yüksek POS komisyonlarının ticaretin sürdürülebilirliği açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Arnik, “Esnafımız bir yandan artan işletme giderleriyle mücadele ederken diğer yandan banka kesintileri nedeniyle kâr marjının daha da daraldığını görüyor. Kartlı ödeme sistemleri vatandaş için önemli bir kolaylık sağlıyor ancak bu kolaylığın bedelini yalnızca esnaf ödememeli. Esnaf ve sanatkârlarımızı korumak bir lütuf değil, anayasal görevdir. Küçük esnaf yüksek banka kesintileri karşısında kendisini sahipsiz hissediyorsa bu konuda ilgili kurumların sorumluluk alması gerekiyor” dedi.</p>
<p>POS üzerinden gerçekleşen tahsilatlarda esnafın bankadan kredi kullanmadığını, aksine yaptığı satıştan doğan parasını belirli sürelerle bankacılık sistemi içinde tuttuğunu dile getiren Arnik, politika faizindeki değişimin POS komisyonlarına doğrudan yüksek oranlarda yansıtılmaması gerektiğini söyledi. Komisyon maliyetlerinin işletme giderlerine yansıdığını belirten Arnik, oranların düşürülmesinin işletmelerin maliyetlerini hafifleteceğini ifade etti.</p>
<p><strong>“Yüzde 3-4 komisyon önemli bir gider kalemi”</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı'nın Ağustos 2026 verilerine göre Türkiye genelinde 2 milyon 562 bin 615 esnaf ve sanatkâr bulunduğunu aktaran Arnik, POS komisyonlarının geniş bir ekonomik kesimi ilgilendirdiğine işaret etti. Yüzde 3 ile yüzde 4 seviyelerindeki kesintilerin yüksek ciroyla çalışan ancak kâr marjı düşük işletmeler açısından ciddi rakamlara ulaştığını kaydetti. Arnik, komisyon yükünün boyutunu örnek bir hesaplamayla anlatarak, “Ekonomik POS uygulamasında paket limiti aşımında vergi dahil yüzde 3,74 oranının açıklandığını görüyoruz. Aylık 1 milyon liralık kartlı tahsilatın tamamına yüzde 3,74 uygulandığını varsaydığımızda aylık kesinti 37 bin 400 liraya ulaşıyor. Aynı hacim ve oran 12 ay devam ettiğinde bu tutar 448 bin 800 lirayı buluyor. Elbette bütün esnafın aynı oranı ödediğini söylemiyoruz. Ancak bu örnek, komisyon yükünün işletmeler açısından ulaşabileceği boyutu ortaya koyuyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kamu bankalarına düşük komisyon çağrısı</strong></p>
<p>POS cihazı ve sarf malzemelerine ilişkin giderlerin de işletmeler tarafından karşılandığını belirten Arnik, komisyonların bu maliyetlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yazarkasa POS cihazını satın alan, rulosunu temin eden ve bakım ile yazılım giderlerini karşılayan esnafın ayrıca işlem komisyonu ödediğini hatırlatan Arnik, bankacılık hizmetlerinin bir maliyeti olduğunu ancak küçük işletmelerin ödeme gücünün de dikkate alınması gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>Halkbank, Ziraat Bankası ve VakıfBank'a çağrıda bulunan Arnik, kamu bankalarının bu konuda öncü rol üstlenmesini istedi. Küçük işletmelere yönelik kalıcı ve düşük komisyonlu bir model oluşturulabileceğini ifade eden Arnik, “Belirli aylık ciroya kadar komisyonsuz ve en geç ertesi iş günü ödemeli tahsilat modeline öncülük edilmesini istiyoruz. Sağlanan avantajlar birkaç aylık kampanyalarla sınırlı kalmamalı. Komisyon indiriminin bedeli başka ücretlerle ya da haftalar süren blokelerle esnafa geri yüklenmemeli” dedi.</p>
<p><strong>“Esnafın sorunları karar mekanizmalarına taşınmalı”</strong></p>
<p>Eskişehir milletvekilleri başta olmak üzere tüm milletvekillerine de çağrıda bulunan Arnik, esnafın artan işletme giderleri, tedarikçi borçları ve banka kesintileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Esnafın sorunlarının yalnızca belirli dönemlerde gündeme gelmemesi gerektiğini vurgulayan Arnik, sahadaki taleplerin karar mekanizmalarına taşınmasını istedi. Arnik, “Türkiye’de 2,5 milyonu aşkın esnaf ve sanatkârımız bulunuyor. Bu nedenle konu yalnızca belirli meslek gruplarının değil, geniş bir ekonomik kesimin meselesidir. Siyasetçisi, kamu kurumu ve meslek kuruluşuyla herkes sorumluluk almalıdır. Esnafın ödeme sistemlerine duyduğu ihtiyaç, taşıyamayacağı yüksek POS komisyon maliyetlerine mahkûm olması anlamına gelmemeli. Talebimiz, komisyon oranlarının makul seviyelere çekilmesi ve küçük esnafın üzerindeki finansal yükün hafifletilmesidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eslok-baskani-arnik-pos-komisyonlari-esnafin-maliyet-yukunu-artiriyor-89212</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/2/1280x720/eslok-baskani-arnik-pos-komisyonlari-esnafin-maliyet-yukunu-artiriyor-1791365035.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik, kartlı ödemelerin yaygınlaşmasıyla POS komisyonlarının küçük işletmeler için önemli bir maliyet kalemine dönüştüğünü belirtti. Yüzde 3 ile yüzde 4 seviyelerine ulaşan komisyonların aşağı çekilmesini isteyen Arnik, kamu bankalarına küçük esnafa yönelik kalıcı düşük komisyon tarifesi oluşturma çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/carrefoursada-ust-duzey-atamalar-89210</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 12:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> CarrefourSA&#039;da üst düzey atamalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Satın alma sonrası yeni dönem hedefleri doğrultusunda CarrefourSA'nın yönetiminde üst düzey atamalar yapıldığı duyuruldu. </p>
<p>Bu kapsamda CarrefourSA Kategori ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcılığı (CCO) görevine Hamit Baykal, Dijital Teknolojiler Genel Müdür Yardımcılığı (CTO) görevine de İsmet Öker getirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre CarrefourSA'da CCO görevine atanan Baykal, perakende sektöründe 20 yılı aşkın deneyimiyle şirketin kategori yönetimi ve pazarlama süreçlerine liderlik edecek. Baykal, yeni görevinde müşteri beklentilerini merkeze alan, kategori ve pazarlama yetkinliklerini tek bir stratejik çatıda buluşturan dinamik bir yapı kurmayı hedefliyor. Kategori yönetimi ve pazarlama alanındaki birikimiyle markanın ürün çeşitliliğini zenginleştirmeye odaklanacak Baykal, müşteri değer önerisini güçlendirerek, yakalanan ticari fırsatları sürdürülebilir bir büyümeye dönüştürmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Şirkette CTO görevini üstlenecek Öker'in ise teknoloji alanında 15 yılı aşkın deneyimiyle CarrefourSA'nın teknoloji stratejilerini ve ekiplerini yöneteceği belirtildi. Öker, şirketi yeni nesil bir perakende markasına dönüştürme vizyonuyla, veriyi karar süreçlerinin, yapay zekayı operasyonun merkezinde ölçekleyerek, teknolojiyi e-ticaret büyümesinin ve karlılığın motoru haline getirmeyi planlıyor.</p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu Hamit Baykal, profesyonel kariyerine 2003'te gıda perakendesi sektöründe başladı. Kariyerinin ilerleyen dönemlerinde hipermarket ve toptan gıda perakendesi alanlarında çeşitli kategorilerde müdür olarak görev yapan Baykal, 2015-2019 yıllarında gıda kategorisi lideri olarak sorumluluk üstlendi. Devam eden 5 yıl boyunca uluslararası bir toptan gıda perakendecisinin Pakistan operasyonunda kategori direktörü olarak rol alan Baykal, 2024-2026 yıllarında Metro Türkiye Kategori Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev aldı.</p>
<p>Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü mezunu İsmet Öker, yüksek lisans programını Boğaziçi Üniversitesinde tamamladı. Kariyerine 2011'de küresel bir teknoloji şirketinde yazılım geliştirici olarak başlayan Öker, yaklaşık 10 yıl boyunca farklı teknoloji ve yazılım liderliği rollerinde görev aldı. Öker, 2021'de Getir'de teknoloji direktörü olarak tedarik zinciri, ürün, fiyatlandırma ve reklam teknolojilerinden sorumlu ekiplere liderlik etti ve bu dönemde şirketin sistem geçiş süreçlerini yönetti. Ardından ABD'de çevrim içi gıda perakendesi alanında teknoloji başkan yardımcısı olarak görev yapan Öker, bulut dönüşümüyle web ve mobil ürünlerin modernizasyonuna liderlik etti. Öker, son olarak kurucu ortağı olduğu teknoloji girişiminde yapay zeka tabanlı ürünlerin geliştirilmesi ve ölçeklendirilmesi üzerine çalıştı.</p>
<p><strong>"Ticari ve teknolojik dönüşümü güçlendireceğiz"</strong></p>
<p>CarrefourSA CEO'su Hatice Evren, yapılan atamaların şirketin ticari ve teknolojik dönüşümünü güçlendireceğini belirtti.</p>
<p>Evren, yeni dönemde CarrefourSA'yı, müşteriye sunduğu değer ve alışveriş deneyimiyle fark yaratan, rekabette daha güçlü bir konuma taşımayı hedeflediklerini aktararak, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bu hedefi gerçekleştirmek için yetenek havuzumuzu güçlendiriyor, farklı pazarlarda önemli sorumluluklar üstlenmiş liderleri ekibimize katıyoruz. Hamit Baykal, 20 yılı aşkın perakende deneyimiyle kategori yönetiminden uluslararası pazarlara uzanan geniş bir birikime sahip. Bu deneyimin, ürün çeşitliliğimizi ve müşterilerimize sunduğumuz değeri daha da ileri taşıyacağına inanıyoruz. İsmet Öker ise farklı pazarlarda mühendislik ekiplerine liderlik etmiş, perakendenin dijital dönüşümünü yakından yönetmiş güçlü bir teknoloji lideri. Onun deneyimi de teknoloji stratejimizi ve dijital yetkinliklerimizi geliştirmemizde önemli rol oynayacak."</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/carrefoursada-ust-duzey-atamalar-89210</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/9/1280x720/carrefoursa-1779459968.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CarrefourSA&#039;da Kategori ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcılığına Hamit Baykal, Dijital Teknolojiler Genel Müdür Yardımcılığına da İsmet Öker atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/celik-motor-piaggionun-turkiye-distributoru-oldu-89209</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 12:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çelik Motor Piaggio&#039;nun Türkiye distribütörü oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Anadolu Grubu şirketlerinden Çelik Motor'un, Avrupa'nın en büyük skuter ve motosiklet üreticilerinden "PIAGGIO &amp; C. S.p.A." ile münhasır distribütörlük anlaşması imzaladığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, anlaşma kapsamında Çelik Motor, Vespa'nın skuterlerinden Aprilia'nın yüksek performanslı motosikletlerine, Moto Guzzi'nin karakteristik ve köklü motosikletlerinden Piaggio'nun şehir içi mobilite çözümlerine uzanan ürün gruplarında Türkiye'de tek yetkili distribütör olarak faaliyet gösterecek.</p>
<p>Ürünlerin satış ve satış sonrası hizmet ağının oluşturulması ile yetkili satış kanallarının seçimi ve atanması Çelik Motor tarafından gerçekleştirilecek. İlk aşamada distribütörlük ile başlayan iş birliği kapsamında, ilerleyen dönemde pazar koşulları, ekonomik ve operasyonel fizibilite çalışmaları ile tarafların karşılıklı mutabakatı doğrultusunda üretim alanında da olası fırsatların değerlendirileceği belirtildi.</p>
<p>Vespa, Piaggio, Aprilia ve Moto Guzzi gibi uluslararası bilinirliğe sahip markaları bünyesinde barındıran ve 1884'te kurulan Piaggio Grubu Piaggio Grubu, aynı zamanda sektörde dünyanın önde gelen üreticilerinden biri olarak konumlanıyor.</p>
<p>Türkiye otomotiv ve mobilite sektörünün köklü şirketleri arasında yer alan Çelik Motor ise 1960'ta kuruldu. 1966'da Skoda kamyonetlerle otomotiv sektörüne adım atan şirket, Lada ve Honda gibi markaların Türkiye operasyonlarını yürüttü. Şirket, 2001'den bu yana Kia'nın Türkiye distribütörlüğünü üstleniyor.</p>
<p>Ayrıca, 2005'te filo kiralama alanına giren Çelik Motor, 2014'te Garenta'yı, 2026'da ise şehir içi ve kısa dönem araç kullanımına yönelik Praticar'ı hayata geçirdi.</p>
<p>Şirket, otomotiv deneyimini yenilikçi iş modelleri ve dijital dönüşüm yaklaşımıyla birleştirerek mobilitenin geleceğine yön verme hedefiyle faaliyetlerini sürdürüyor.</p>
<p><strong>"Bu iş birliği vizyonumuzun önemli bir adımını oluşturuyor"</strong></p>
<p>Anadolu Grubu Otomotiv Grubu Başkanı Bora Koçak, Anadolu Grubu'nun en köklü şirketlerinden biri olan Çelik Motor'un, 60 yılı aşkın süredir otomotiv sektöründe edindiği deneyimi değişen ulaşım ihtiyaçlarına yanıt veren yeni mobilite çözümleriyle ileriye taşıdığını belirtti.</p>
<p>Piaggio ile gerçekleştirdikleri bu işbirliğinin de vizyonlarının önemli bir adımını oluşturduğunu aktaran Koçak, "Piaggio Grubu'nun tecrübesi ile Çelik Motor'un Türkiye pazarındaki köklü deneyimini bir araya getirerek şehir içi mobiliteye yeni seçenekler kazandırmayı hedefliyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/celik-motor-piaggionun-turkiye-distributoru-oldu-89209</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/9/1280x720/piaggio-vespa-1791364231.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çelik Motor, skuter ve motosiklet üreticilerinden Piaggio ile münhasır distribütörlük anlaşması imzaladı. Anadolu Grubu Otomotiv Grubu Başkanı Bora Koçak, &quot;Piaggio Grubu&#039;nun tecrübesi ile Çelik Motor&#039;un Türkiye pazarındaki köklü deneyimini bir araya getirerek şehir içi mobiliteye yeni seçenekler kazandırmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmazdan-fon-aciklamasi-ekimde-1-milyon-liraya-kadar-anapara-odemelerinin-yapilabilecegini-ongoruyoruz-89241</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz&#039;dan &#039;fon&#039; açıklaması: Ekimde 1 milyon liraya kadar ödeme yapılabileceğini öngörüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TBMM Genel Kurulu'nda, Fon Koordinasyon Kurulu çalışmaları hakkında hükümet adına bilgi verdi.</p>
<p>Ekonominin temellerinin sağlam olduğunu, makro ekonomik görünüme ilişkin bir sorun olmadığını vurgulayan Yılmaz, deprem harcamalarına rağmen bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 3 civarında, bölgede yaşanan savaş ve bunun petrol fiyatları başta olmak üzere olumsuz etkilerine rağmen cari açığın milli gelire oranının yüzde 2,6 seviyesinde olduğunu kaydetti.</p>
<p>Merkez Bankası rezervlerinin dış şoklara karşı emniyet sağladığını ve bankacılık sisteminin yüksek sermaye yeterlilik oranlarıyla son derece güvenilir bir yapıda olduğunu söyleyen Yılmaz, finans piyasalarında sistemik bir riskin söz konusu olmadığını belirtti. Yılmaz, "Sermaye piyasalarımızın yapısı sağlamdır. Sorunlu fonların tasfiyesi sermaye piyasalarımızı zayıflatmayacak, bilakis potansiyel risklerden kurtulan sermaye piyasalarımız yoluna daha güçlü bir şekilde devam edecektir." diye konuştu.</p>
<p>Yanlışların üzerine kararlılıkla gidilirken, çok yönlü tedbirlerle sermaye piyasalarını desteklemeye devam edeceklerinin altını çizen Yılmaz, sermaye piyasalarının geneli ve yaşanan sorunlarla ilgili hiçbir sorumluluğu olmayan finansal kurumlar ve araçlarla ilgili olarak, iktidarı ve muhalefeti ile tüm kesimlerin hassasiyet taşıdığına inandığını dile getirdi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Sizler aracılığıyla medya ve sosyal medyada soruna yaklaşım biçimi konusunda da kısa bir değerlendirme yapmak isterim. Lütfen bu soruna olduğundan büyük veya olduğundan küçük bir anlam atfetmeyelim. Gerçekçi olalım ve sağlıklı bilgilere dayalı yorumlar yapalım. Aksi takdirde, yaşanan sorunlarla hiçbir bağı olmayan, işini düzgün yapan fonlara ve yatırımcılara zarar veririz. Vücuda girmiş hastalıklı unsurları tedavi ve tasfiye ederken, vücudun kendisine zarar vermeyelim. Dolaylı olarak bu gelişmelerden etkilenen şirketlere ve milyonlarca yatırımcıya karşı bunun ortak sorumluluğumuz olduğuna inanıyorum. Bilinmesini isterim ki Türkiye, kalkınma sürecimizin asli bir unsuru olan sermaye piyasalarını büyütme ve derinleştirme hedefinden asla geri adım atmayacaktır. Tasarrufların üretime ve yatırıma yönelmesini sağlayan, yatırımcısına güven veren ve finansman imkanlarını çeşitlendiren daha güçlü bir sermaye piyasası yapısı için çalışmalarımızı kararlı şekilde sürdüreceğiz. Bu süreçte vatandaşlarımızın haklarını koruyacak, piyasanın güven içinde işlemesini sağlayacak ve gerekli düzenlemeleri gecikmeksizin hayata geçireceğiz."</p>
<p>Yılmaz, sorunlu fonlarla ilgili olarak kamunun ve yatırımcıların haklarının korunması, sorumluluğu bulunanların tespit edilmesi ve piyasanın sağlıklı işleyişinin sürdürülmesi amacıyla gerekli çalışmaları ilk günden itibaren başlattıklarını hatırlatarak, "Sayın Cumhurbaşkanımızın açık ve net belirttiği üzere yaşanan bu süreçte sorumluluğu olan, spekülasyon ve manipülasyon yoluyla haksız kazanç sağlayan her kim olursa olsun, hukuk kuralları çerçevesinde bunun hesabını verecektir. Hukuk dışı eylemlerde bulunan kim olursa olsun bunun sonuçlarına katlanacaktır. Sermaye piyasalarımızda yaşanan sorunun her bir detayı, ilk andan itibaren yetkili adli ve idari kurumlarımız tarafından titizlikle takip edilmekte, somut tedbirler alınmakta ve gerekli adımlar atılmaktadır." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Yatırımcıların haklarını ilgili fonun kaynakları ile karşılamak esastır"</strong></p>
<p>Hak yiyenleri savunma yoluna asla girmeyeceklerinin, etkin bir idari ve adli süreç içinde gereğini yaptıklarının ve yapmaya devam edeceklerinin altını çizen Yılmaz, "Aceleci ve yeterli bilgiye dayanmayan bir yaklaşımla da hiç kimseyi haksız yere töhmet altında tutmayacağız. Yatırımcılarımızın, sermaye piyasalarımızın ve milletimizin hakkını korurken, manipülatörlere ve spekülatörlere karşı en etkili şekilde mücadelemnizi sürdeceğiz." dedi.</p>
<p>Cevdet Yılmaz, 5 Ekim 2026 itibarıyla, tasfiyedeki fonların toplam portföy değerinin, hane halkının finansal varlıklarının yüzde 2,4’üne karşılık geldiğini bildirerek, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"Tasfiye halindeki 131 fon, toplam fon sayısının yüzde 4,6'sını, toplam portföy değerinin ise yüzde 7,7'sini oluşturmaktadır. Diğer bir ifadeyle sorun fon piyasasının sınırlı bir alanında yaşanmıştır. Türkiye'nin finansal sistemi güçlüdür, sermaye piyasalarımız gelişimini sürdürmektedir ve bu alandaki temel politikamızda herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Bununla beraber, sorunun sınırlı bir alanda ortaya çıkması meselenin önemini azaltmamaktadır. Vatandaşlarımızın tasarruflarını etkileyen, piyasa güvenini zedeleyen veya haksız kazanca yol açan işlemlerin üzerine hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde kararlılıkla gidilmektedir. Bir taraftan yaşanan sorundan olumsuz etkilenenlerin haklarına yönelik adımlar atılırken, diğer taraftan benzer sorunların tekrar yaşanmaması için gerekli idari ve hukuki tedbirler değerlendirilmektedir.</p>
<p>Altını çizmek istediğim diğer bir temel husus: bu süreçte oluşan özel zararlar için Hazine kaynağının kullanılmayacağıdır. Risk düzeyi yüksek serbest fonlar başta olmak üzere, fon piyasalarında bankacılık sistemimizdeki devlet garantisi söz konusu değildir. Serbest fonlara giren herkes Profesyonel Müşteri ve Nitelikli Yatırımcı Talep Formu sözleşmesini imzalar. En az 10 milyon lira finansal varlık ile sisteme girilir. Yüksek kazanç beklentisi ile orantılı yüksek kayıp riskini de göze alır. Tasfiye sürecinde her bir fon bazında yatırımcıların haklarını ilgili fonun kaynakları ile karşılamak esastır. Tasfiye sürecinde öncelikli olarak fonların halihazırda kendi uhdelerinde bulunan kaynakları kullanılacaktır. Ayrıca, fahiş veya haksız gelir elde edenlerden geri alınacak kaynaklar ile sistem dışına çıkarılan malların satışından elde edilecek kaynaklar kullanılacaktır."</p>
<p><strong>"Yatırımcılara payları oranında dağılım yapılması genel ilkedir, kanuni ilkedir"</strong></p>
<p>Başkanlığını yürüttüğü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından oluşturulan Fon Koordinasyon Kurulu'nun yoğun bir mesai harcadığını, yol haritasının ve temel ilkelerinin belirlendiğini anlatan Yılmaz, eşgüdüm içinde ilgili her bir kurumun kendi yetki alanında somut adımlar atmaya başladığını aktardı. Yılmaz, bahse konu kurumların büyük bir kısmının bağımsız düzenleyici ve denetleyici otoriteler olduğunu, kanunlar çerçevesinde kendilerine verilmiş yetkileri kullandığını ve kendi kararlarını aldığını söyledi.</p>
<p>Yılmaz, Fon Koordinasyon Kurulu'nun genel eşgüdümü sağladığını, kurumlar arası ortak çalışmaları hızlandırdığını, ilkesel yaklaşımları ortak akılla tespit ettiğini, Kurulun kanuni düzenleme gerektiren hususlarda, kurumların teknik desteğini sağlayarak, partisinin Meclis Grubu ile ortak çalışmalar yaptığını ifade etti.</p>
<p>Fon Koordinasyon Kurulu'nun yürütülen tasfiye sürecindeki ana çerçevesine ilişkin bilgi veren Yılmaz, şöyle konuştu:</p>
<p>"Süreç şeffaf şekilde yürütülecektir, adil, etkin ve olabilecek en hızlı şekilde sürdürülecektir. Hızlı derken hızlı ve doğru şekilde elbette. Hız adına doğrulardan da uzaklaşmadan ama olabilecek en hızlı şekilde yürütülecektir. Hazineden kaynak kullanılmayacaktır. Her bir fonun kendi kaynakları ve açılmış hesaplara yatırılan kaynaklar değerlendirilerek hareket edilecektir. Yatırımcılara payları oranında dağılım yapılması genel ilkedir, kanuni ilkedir. Olağanüstü tasfiye şartlarına tabi olacak fonlarda ise ara ödeme ile 1 milyon liraya kadar ana paraların geri ödenmesi planlanmaktadır. Öncelik küçük yatırımcılara ve para piyasası fonlarına verilerek ödemeler gerçekleştirilecektir."</p>
<p><strong>"Sahada 10 müfettişle Devlet Denetleme Kurulumuz çalışmaları sürdürmektedir"</strong></p>
<p>Cevdet Yılmaz, 2008'de ABD'de yaşanan Madoff Şirketi Krizi, 2018 yılında Endonezya'da yaşanan Jiwasraya Krizi ve 2019 yılında Güney Kore'de yaşanan Lime Krizi'nin, denetim ve gözetim mekanizmaları güçlü, gelişmiş ekonomilerde de çeşitli piyasa oyuncularının piyasa bozucu faaliyetlerde bulunabildiğini gösterdiğine işaret etti.</p>
<p>Finans piyasalarının yapısında böyle bir durumun olduğunu anımsatan Yılmaz, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Çeşitli dönemlerde çeşitli sebeplerle finans piyasalarında sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Önemli olan bu piyasa bozucu yapıları en kısa sürede tespit etmek ve en etkili şekilde tasfiye etmektir. Ülkemizde yaşanan süreçte ilgili kurumlarımızın ve ilgili bağımsız düzenleyici ve denetleyici otoritelerin sorumlulukları Devlet Denetleme Kurulu tarafından başlatılmış olan kapsamlı incelemelerle netleştirilecektir. Bağımsız denetleyici ve düzenleyici kurumlarla ilgili Meclisimizin yine çıkardığı çok teferruatlı kanunlar var, oradaki usuller var. O usuller çerçevesinde elbette bu yapılacaktır. Sayın Cumhurbaşkanımız Devlet Denetleme Kurulunu görevlendirmiştir. Şu anda sahada 10 müfettiş ile Devlet Denetleme Kurulumuz bu çalışmaları sürdürmektedir."</p>
<p>Yılmaz, sürecin öncesinde de çeşitli adımların atıldığını hatırlatarak, bu adımların atılmamış olması halinde sorunlu fonların büyümeye devam edeceğini, bugünkünden daha büyük bir sorun ile karşı karışya kalınacağını dile getirdi.</p>
<p>Eylül ayı ortasında sermaye piyasalarında ortaya çıkan sorunların çözümü için Hazine ve Maliye ile Adalet bakanlıkları, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) başta olmak üzere ilgili tüm kurumların hızlı şekilde aksiyon aldığını belirten Yılmaz, 16 Eylül'de belirli kişiler ve portföy yönetim şirketlerine 2 yıl borsada işlem yasağı getirildiğini, bazılarının tüm lisanslarının iptal edildiğini söyledi.</p>
<p>17 Eylül'de ise Finansal İstikrar Komitesinin toplanarak sorunun diğer fonlara ve finansal sisteme yayılmasını önlemek için önemli kararlar aldığını aktaran Yılmaz, bu süreçte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından da piyasaya ilave likidite sağlandığını belirtti.</p>
<p>SPK tarafından sistemik riski azaltmak için 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verildiğini anlatan Yılmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>"Ayrıca bu şirketlere ait diğer fonlar da TEFAS'ta işleme kapatılmıştır. Bir anlamda sorunlu ve sorun oluşturabilecek fonlar karantinaya alınarak sistemin etkilenmemesi için gereği yapılmıştır. BDDK tarafından sorunlu gruplara ait 3 bankanın (Tera Yatırım, Destek Yatırım ve Hedef Yatırım) ve 2 faktoring şirketinin (Destek Finans Faktoring ve Tera Finans Faktoring) TMSF'ye devri kararlaştırılmış ve bu devir gerçekleştirilmiştir. Emlak Katılım Bankası tarafından Katılımevim, Birevim ve İktisat Katılım Bankası'nın devir alınma süreci başlatılmıştır. Bağımsız idari otoriteler bu adımları atarken, adli süreçler de hızlı ve etkin bir şekilde devreye girmiştir."</p>
<p>Adalet Bakanlığı ile yargının süreçle ilgili çalışmalarına ilişkin bilgi veren Yılmaz, söz konusu sorunlu fon şirketlerinin yönetim kurulu üyelerinin de aralarında bulunduğu 220 kişi hakkında işlem yapıldığını, bunlardan 85'inin tutuklandığını, 23 şüpheli hakkında yakalama kararı bulunduğunu, 81 kişi hakkında da yurt dışına çıkış yasağı uygulandığını aktardı.</p>
<p>Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"15 Eylül'den 2 Ekim tarihine kadar geçen sürede yatırımcı mağduriyetlerinin giderilmesi ve suç gelirlerinin kaçırılmasının engellenmesi amacıyla 63 gerçek kişi ile 12 tüzel kişiye ait taşınır ve taşınmazları üzerinde 21 el koyma kararı verilmiştir. 67 kişi ve şirketin banka, kripto ve kiralık kasa varlıklarına, 27 kişi ve şirketin ortaklık paylarına el konulmuştur. Fon çıkış tarihleri ve işlem oranları esas alınarak yatırımcı listesindeki 42 gerçek kişinin malvarlığı ayrıca dondurulmuştur. Tasfiyesine karar verilen fonlarla ilgili olarak, hak sahipliğine ilişkin talep edilen tüm veriler Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından Adalet Bakanlığı ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, SPK, BDDK, MASAK, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve ilgili kuruluşlarla paylaşılmaktadır. Yoğun olarak anlık ve günlük çeşitli rapor talepleri ivedilikle karşılanmaktadır. Ayrıca, SPK'nin almış olduğu karar uyarınca tasfiyesine karar verilen fonlarla ilgili 6 aracı kurumun ve 7 portföy yönetim şirketinin hesaplarından kıymet ve nakit çıkış işlemleri, SPK gözetiminde Merkezi Kayıt Kuruluşu, Borsa İstanbul ve Takasbank'ın ortak kararıyla kontrollü olarak yürütülmektedir."</p>
<p><strong>"Milletimize herhangi bir ek yük getirilmemesine yönelik anlayış net bir şekilde vurgulandı"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatları doğrultusunda, sürecin gereği olarak bütün kurumlarla eş güdüm içinde koordinasyon mekanizmasını vakit kaybetmeden oluşturduklarını ifade eden Yılmaz, 29 Eylül'de ilgili fon yatırımcılarının meşru hakları ve kamu yararı gözetilerek, tasfiye sürecinin hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi ve gerekli genel koordinasyonu sağlamak için "Fon Koordinasyon Kurulu" oluşturulduğunu hatırlattı.</p>
<p>Fon Koordinasyon Kurulu'nun faaliyetlerine ilişkin bilgi veren Yılmaz, çalışmaları bir süredir devam eden kanun teklifi taslağına nihai halinin verilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlara gerekli talimatların iletildiğini, kanun teklifi taslağının, Kurulun 3'üncü toplantısında kapsamlı bir şekilde ele alındığını ve teknik düzeyde son haliyle AK Parti Grubu aracılığıyla Meclis'in takdirine sunulacağını bildirdi.</p>
<p>Yılmaz, "Ele alınan tüm teklif ve düzenlemelerde, vatandaşlarımıza, milletimize herhangi bir ek yük getirilmemesine yönelik anlayış net bir şekilde vurgulanmıştır." dedi.</p>
<p>Tasfiye sürecindeki yol haritasına ilişkin bilgi veren Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"SPK tarafından tasfiye sürecine alınan 7 şirket ve 131 fonla ilgili olarak tasfiye süreçlerinin yönetimi için Ziraat ve İş Bankası belirlenmiştir. Bugüne kadar İş Bankası ile çalışan TERA kapsamında 6 fonun tasfiyesinin yönetimi İş Bankası tarafından, geriye kalan 125 fonun tasfiyesinin yönetimi Ziraat Bankasınca yürütülecektir. Fonlara ilişkin yatırımcıların ellerindeki pay senetlerinin kontrolü, hazır değer/nakit tespiti, borç ve alacakların tespiti, fon mal varlığının gerçek durumunun tespiti yapılmıştır. İlgili bankaların saklama faaliyetlerini resmi olarak devralması sağlanmıştır. Sorunlu 7 şirketten A1 Capital, Bulls ve Pardüs olağan tasfiye süreci başlayacaktır. Bu kapsamda 17 fonun tasfiye edileceğini öngörüyoruz. 17 fondaki yatırımcılara paraları ödenecektir."</p>
<p>MKK verilerinin tamamlanmasından sonra geriye kalan 4 şirket ve altlarındaki fonlarla ilgili olağanüstü tasfiye sürecinin başlayacağını dile getiren Yılmaz, "Atlas şirketinin olağan yöntemle tasfiyesi üzerinde de çalışılmaktadır. Burada bir uzlaşmaya gidilerse Atlas şirketi de olağan tasfiye ile yatırımcılara haklarını ödeyecek, geriye sadece 3 şirket kalacaktır." diye konuştu.</p>
<p>Olağanüstü tasfiyenin özünü, 1 milyon liraya kadar ana paranın ödenmesinin oluşturduğunu, fon alacaklarının tahsili ve borçların ödenmesi kapsamında çalışmaların sürdürüleceğini ve nihai tasfiye bakiyesinin 5-6 ay gibi bir süreçte sonuçlandırılacağını belirten Yılmaz, "Yapılan bu ara ödemeler nihai noktada da mahsuplaşmaya bu hesaplara girmiş olacaktır. Meclisimizin takdirine sunulacak olağanüstü tasfiye kurallarını içeren taslak kanun teklifinin yasalaşması halinde ekim ayı içinde 1 milyon liraya kadar anapara ödemelerinin yapılabileceğini öngörüyoruz. Bu konuda SPK tarafından gerekli detay kararlar alınacaktır. Teknik hazırlıklar tamamlanmıştır." bilgisini paylaştı.</p>
<p><strong>"Ara ödemeler en fazla 1 milyon liraya kadar yapılacak"</strong></p>
<p>Yılmaz, tasfiyesi öngörülen 131 fonda 455 bin 758 tekil kişi bulunduğunu, Ziraat Bankasının tasfiyesinden sorumlu olduğu 125 fonda 151 bin 247 tekil yatırımcı, İş Bankasının tasfiyesinden sorumlu olduğu 6 fonda 388 bin 718 tekil yatırımcı olduğunu aktardı.</p>
<p>Olağan tasfiyesi yapılacak 3 şirketin 17 fonundaki 43 bin 643 yatırımcısına perşembe günü ödemelerinin yapılacağını bildiren Yılmaz, "Bu şirketler kapsamında kalan 49 özel fonda ise 2 bin 98 kişi bulunmakta olup, kendi kapsamlarında sorunların çözülmesi planlanmaktadır. Gerekli teminatların alınması halinde Atlas şirketinde bulunan 56 bin 614 kişiyi kapsayan 16 fonda da olağan tasfiye kuralları ile ödemeler ivedilikle yapılacaktır." dedi.</p>
<p>Olağanüstü tasfiye kapsamında ise hak kazanılacak ödemeye mahsuben ara ödeme yapılacağını vurgulayan Yılmaz, ara ödemede MKK tarafından hesaplanacak net yatırım tutarının esas alınacağını, ara ödemenin en fazla 1 milyon lira olacağını söyledi.</p>
<p>Tüm bu işlemlerin yürütülmesinde SPK kararı ile TMSF bünyesinde 131 isteğe bağlı iade hesabı ve 1 adet genel hisse iade hesabı açıldığını anlatan Yılmaz, her bir fonda oluşan kaynağın, ilgili fonun alacaklıları için kullanılacağını, genel hesaba gelen kaynağın ise SPK tarafından çeşitli kriterler ile belirlenecek bir hesaplama yöntemi ile fonlara dağıtılacağını, el konulan veya müsadere edilen varlıkların satışından elde edilen gelirlerin de geri kazanım hesabına aktarılarak, ödemelerde kullanılacağını kaydetti.</p>
<p>Hak sahipliğinin fon ve hesap bazında belirleneceğine dikkati çeken Yılmaz, şunları söyledi:</p>
<p>"Olağan ve olağanüstü tasfiyelerin ekim ayı içinde yapılması ile birlikte 455 bin 758 kişinin çok büyük bir kısmının ödemeleri tamamen yapılmış olacaktır. İnanıyorum ki, yatırımcıların beklentilerini dikkate alacak olan Meclisimiz bu kanunu ivedilikle ele alacaktır. Elbette takdir Meclisimizindir. Benim sizlere olağanüstü tasfiye konusunda arz ettiğim hususlar, kanun metni nihai halini yüce Meclisimizde aldıktan sonra kesinleşmiş olacaktır. Teknik olarak tüm hazırlıklar yapılmıştır. Kanun yürürlüğe girer girmez en kısa sürede gereği yapılacaktır.</p>
<p>Devletimiz bu süreci vatandaşlarımızın haklarını esas alan, piyasa güvenini gözeten ve hukukun gereklerini eksiksiz yerine getiren bir anlayışla yürütmektedir. Tasfiye kapsamındaki fonlarda hak sahibi olacak yatırımcılarımızın haklarının korunması için gereken adımları atarken, haksız kazanç sağlayanların ve piyasa düzenini bozanların da hukuk önünde hesap vermesini sağlayacağız. Aynı zamanda yaşanan tecrübeyi, sermaye piyasalarımızın işleyişini daha da güçlendirecek bir imkana dönüştürmekte kararlıyız. Bu çerçevede yapılsal bazı hususları içeren bir kanun çalışmasını da sürdürüyoruz. Ancak bu hazırlığın Devlet Denetleme Kurulu raporundan sonra Meclisimizin takdirine gelmesini daha sağlıklı buluyoruz."</p>
<p><strong>"Piyasalarımızda sistemik bir risk yoktur"</strong></p>
<p>Yılmaz, düzenleme, gözetim ve denetim mekanizmalarımızı ihtiyaç duyulan alanlarda güçlendirecek, yatırımcının hakkını daha güçlü şekilde koruyan, güvenilir ve etkin bir piyasa yapısını geliştirmeye devam edeceklerini ifade ederek, "Bu yaşananlar sermaye piyasalarımızın hiçbir şekilde bu hukuk dışı işlemleri yapmamış fonları veya diğer araçlarına teşmil edilmemelidir." dedi.</p>
<p>"Piyasalarımızda sistemik bir risk yoktur. Bu konuda sosyal medyada, medyada milyonlarca insanımıza zarar verecek şekilde sermaye piysalarımız, borsamız üzerinde gereksiz tartışmaların hiç kimseye faydası yoktur." ifadelerini kullanan Yılmaz, bu konuda herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Dünyadaki ve bölgedeki birçok olumsuz gelişmeye rağmen ekonominin sağlıklı bir şekilde yoluna devam ettiğini belirten Yılmaz, "Türkiye'nin finansal sistemi güçlüdür, sermaye piyasalarımızın geleceğine ilişkin irademiz de nettir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde vatandaşlarımızın tasarruflarını güven içinde değerlendirebildiği, üretimi ve yatırımı destekleyen, daha derin ve güçlü sermaye piyasaları için de kararlı bir şekilde çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Bu süreçte hukuku ve milletimizin son derece haklı hassasiyetlerini esas alacak, hiçbir suiistimali karşılıksız bırakmayacak ve milletimizin ve yatırımcılarımızın haklarını sonuna kadar koruma gayreti içinde olacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yılmaz'ın konuşmasının ardından kabul edilen Danışma Kurulu önerisi doğrultusunda siyasi partiler adına konuşmalara geçildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmazdan-fon-aciklamasi-ekimde-1-milyon-liraya-kadar-anapara-odemelerinin-yapilabilecegini-ongoruyoruz-89241</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/1/1280x720/cevdet-yilmaz-1791385538.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon Koordinasyon Kurulu çalışmaları hakkında Meclisi bilgilendiren Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, &quot;Tasfiye halindeki 131 fon, toplam fon sayısının yüzde 4,6&#039;sını, toplam portföy değerinin ise yüzde 7,7&#039;sini oluşturmaktadır. Diğer bir ifadeyle sorun, fon piyasasının sınırlı bir alanında yaşanmıştır. Yaşanan sorundan olumsuz etkilenenlerin haklarına yönelik adımlar atılırken, diğer taraftan benzer sorunların tekrar yaşanmaması için gerekli idari ve hukuki tedbirler değerlendirilmektedir.&quot; dedi. Yılmaz, &quot;Meclisimizin takdirine sunulacak olağanüstü tasfiye kurallarını içeren taslak kanun teklifinin yasalaşması halinde ekim ayı içinde 1 milyon liraya kadar anapara ödemelerinin yapılabileceğini öngörüyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/6osb-zirvesinde-tekdurak-osb-isletim-sistemi-tanitildi-89239</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 6. OSB Zirvesi’nde &#039;TekDurak OSB İşletim Sistemi&#039; tanıtıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Sektör paydaşlarını bir araya getiren 6. OSB Zirvesi, 110 davetlinin katılımıyla Belgrad’da gerçekleştirildi. Üç gün süren oturumların ardından tamamlanan zirvede, OSB’lerin dijital geleceği masaya yatırıldı ve sahadaki gerçek ihtiyaçlardan yola çıkılarak geliştirilen TekDurak OSB İşletim Sistemi tanıtıldı.</p>
<p>OSB Zirvesi ve Dijitohum Teknoloji Kurucusu Engin Işık, “Altı yıl boyunca aynı masada buluştuk. OSB’ler anlattı, biz dinledik; hep birlikte konuştuk, tartıştık ve öğrendik. Bugün geldiğimiz noktada görüyorum ki bu yolculuğun en kıymetli tarafı yalnızca oluşturduğumuz ortak akıl değil, birbirimize duyduğumuz güven<strong>.</strong> Çünkü ortak akıl ancak güvenin olduğu yerde gerçekten büyüyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Altı yılda oluşan ortak aklı ve güveni artık kalıcı bir değere dönüştürmek istedik”</h2>
<p>TekDurak’ın bir masa başı yazılım fikrinden değil, yıllardır OSB’lerde karşılaşılan gerçek ihtiyaçlardan doğduğunu belirten Işık, “TekDurak’ın hikâyesi aslında OSB Zirvesi’nin hikâyesinden bağımsız değil. Yıllardır sahada aynı soruları duyduk, benzer ihtiyaçları gördük. Altı yılda oluşan ortak aklı ve güveni artık kalıcı bir değere dönüştürmek istedik. TekDurak tam olarak böyle doğdu. Bu nedenle onu ilk kez OSB Zirvesi sahnesinde sektörümüzle buluşturmak bizim için ayrıca anlamlıydı” dedi.</p>
<p>TekDurak; OSB’lerin operasyon, yönetim ve karar süreçlerini tek bir dijital omurgada bir araya getirerek farklı sistemlerde oluşan veriyi bütünleştirmeyi ve OSB yönetimini daha etkin, ölçülebilir ve veriye dayalı hale getirmeyi hedefliyor.</p>
<h2> “Şimdi önümüzde daha büyük bir hedef var”</h2>
<p>6.OSB Zirvesi’nin ardından katılımcılardan alınan geri dönüşlerin kendileri için büyük bir motivasyon olduğunu ifade eden Işık, “6.OSB Zirvesi tamamlandı ama ortak akıl ve güven üzerine kurduğumuz yolculuk devam ediyor. Şimdi önümüzde daha büyük bir hedef var: Altı yıldır OSB’lerle birlikte oluşturduğumuz bu birikimi kurumsal hafızaya dönüştürmek, TekDurak ile büyütmek ve OSB’lerin dijital yönetim standardı haline getirmek. OSB’lerin ortak hayalini yine birlikte büyütmeye, dijital geleceklerine tohum ekmeye devam edeceğiz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/6osb-zirvesinde-tekdurak-osb-isletim-sistemi-tanitildi-89239</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/9/1280x720/6osb-zirvesinde-tekdurak-osb-isletim-sistemi-tanitildi-1791382456.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belgrad’da düzenlenen 6. OSB Zirvesi’nde, OSB&#039;lerin operasyonel ve yönetimsel süreçlerini tek bir çatı altında toplayan &quot;TekDurak OSB İşletim Sistemi&quot; kamuoyuna tanıtıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-finans-katilim-bankasi-ile-kosgebden-is-birligi-89207</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 11:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Finans Katılım Bankası ile KOSGEB&#039;den iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Finans Katılım Bankası, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) ile iş birliği gerçekleştirdi.</p>
<p>Bankanın açıklamasına göre, "Küresel Rekabetçilik Destek Programı" ile işletmelerin küresel rekabet ortamında daha dayanıklı olmalarını ve rekabet avantajı elde etmelerini sağlamak, "Kapasite Geliştirme Destek Programı"yla ise KOBİ'lerin verimliliğini, dayanıklılığını, üretimini, pazar büyüklüğünü ve kurumsal kapasitesini artırmaya yönelik ölçek büyütme yatırımlarına ve büyük işletmelerin tedarikçilerinin geliştirilmesine katkı sağlamak hedefleniyor.</p>
<p>Kapasite Geliştirme Destek Programı ile KOSGEB'e yaptığı başvurusu onaylanan işletmelerin makine, teçhizat, kalıp, yazılım giderleri, hizmet alımı giderleri ve işletme sermayesi için 20 milyon liraya kadar finansman sağlandığı bildirildi.</p>
<p>Tedarikçi geliştirmeye yönelik savunma, havacılık ve uzay alanında iş birliği yapılan paydaşların bildirdiği işletmeler için ise destek üst limiti 30 milyon lira olarak belirlendi.</p>
<p>Açıklamaya göre, Küresel Rekabetçilik Destek Programı kapsamında ise KOBİ'lerin yenilikçi ürünler geliştirmesi, inovasyon faaliyetleriyle geliştirilmiş ürünlerin üretimi ve ticarileştirilmesi, yeni teknolojilerin entegrasyonu, tedarik zinciri yönetiminin güçlendirilmesi, üretim süreçlerinin optimize edilmesi, verimliliğin artırılması ve küresel iş birlikleriyle küresel pazarlar içerisinde yer almaları için destekler sunuluyor.</p>
<p>Finansman üst limitinin 75 milyon lira olarak belirlendiği pakette makine, teçhizat ve kalıp giderleri, yazılım giderleri, hizmet alımı giderleri (eğitim, danışmanlık ve önderlik, belgelendirme, test ve analiz, pazarlama, tasarım, sınai mülkiyet hakları) ve işletme sermayesi destek unsurları arasında yer alıyor.</p>
<p>Şube kanalıyla başvuru yapılabilen her iki programda da finansman kullanımı 3 ayda bir eşit taksitle ödenecek şekilde en fazla 36 ay vadeyle planlanabiliyor.</p>
<p><strong>"Farklı alanlardaki finansman ihtiyaçlarına katkı sağlamayı amaçlıyoruz"</strong></p>
<p>Türkiye Finans Katılım Bankası Bireysel ve KOBİ Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Emre Ertürk, KOBİ'lerin üretim, yatırım ve ihracat kapasitesini güçlendirmelerini, sürdürülebilir büyümeleri açısından öncelik olarak gördüklerini belirtti.</p>
<p>Söz konusu iş birliği kapsamında sundukları finansman çözümleriyle de işletmelerin makine ve teçhizat yatırımlarından işletme sermayesi ihtiyaçlarına, dijitalleşme ve inovasyon çalışmalarından küresel pazarlara açılma hedeflerine kadar farklı alanlardaki finansman ihtiyaçlarına katkı sağlamayı amaçladıklarını kaydeden Ertürk, "Katılım finansın reel ekonomiyi destekleyen yaklaşımı doğrultusunda KOBİ'lerimizin yanında olmaya, üretim ve ticaret ekosisteminin gelişimine katkı sunacak finansman çözümlerimizi çeşitlendirmeye devam edeceğiz." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-finans-katilim-bankasi-ile-kosgebden-is-birligi-89207</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/isletme-kosgeb-destek.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOSGEB ile yapılan iş birliği hakkında açıklama yapan Türkiye Finans Katılım Bankası Bireysel ve KOBİ Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Emre Ertürk, &quot;Katılım finansın reel ekonomiyi destekleyen yaklaşımı doğrultusunda KOBİ&#039;lerimizin yanında olmaya, üretim ve ticaret ekosisteminin gelişimine katkı sunacak finansman çözümlerimizi çeşitlendirmeye devam edeceğiz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dogan-ersoz-ve-busiad-basari-odulleri-sahiplerini-buldu-89199</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 10:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğan Ersöz ve BUSİAD Başarı Ödülleri sahiplerini buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD) tarafından bu yıl 29.’SU düzenlenen “Doğan Ersöz ve BUSİAD Başarı Ödülleri” sahiplerini buldu.</p>
<p>“Doğan Ersöz Ödülü” Valeo Türkiye’ye, “BUSİAD Özel Başarı Ödülü” Çetin Ceylan’a, “Kültür, Sanat ve Spora Destek Ödülü” Prof. Dr. Derya &amp; Prof. Dr. Mustafa Şahin çiftine verilirken, “Meslek Ödülü” Ahmet Özenalp ve Ferit Karslıoğlu’na, “Sosyal Sorumluluk Ödülü” LÖDER’e, “Eğitime Destek Ödülü”nü ise Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) aldı. Törende konuşan BUSİAD Başkanı Fatih Tuncer Hatunoğlu, “Bursa iş dünyasına 48 yıldır hizmet veren bir derneğiz. Kurucularımızın öncülüğünde bugünlere geldik. Oldukça etkin çalışmalar yapan; Bursa sanayisine ve iş dünyasına değer katan bir dernek olarak bu başarıları ödüllendirerek taçlandırmak istiyoruz” dedi.</p>
<h2>“En büyük ihtiyacımız umudumuzu kaybetmemektir”</h2>
<p>Başkan Hatunoğlu, “Gelişmeler, bildiğimiz ekonomik kalkınma tablosunu yeniden sorgulamamıza neden oluyor. Tüm bu nedenlerle BUSİAD olarak yıllardır üçlü dönüşümden söz ediyoruz: Yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve belki de bunların en önemlisi toplumsal dönüşüm. Geleceğin dünyasını yalnızca teknolojiyi geliştirerek kuramayız. Üretim ve enerji kullanım biçimlerimizi değiştirmeli, dijital yetkinliklerimizi geliştirmeliyiz. Ancak aynı zamanda insana, eğitime, fırsat eşitliğine, yaratıcılığa ve toplumsal dayanışmaya bakışımızı da değiştirmemiz gerekiyor” dedi. BUSİAD’ı yalnızca sanayicilerin ve iş insanlarının bir araya geldiği bir yapı olarak görmediklerine ifade eden Hatunoğlu, “Bursa’nın ve Türkiye’nin geleceği üzerine düşünen, fikir ve bilgi üreten ve bunları toplumla paylaşan bir kurum olmayı önemsiyoruz. Kurulduğumuz günden bugüne yaptığımız çalışmaların arkasında aynı soru var: ‘Daha iyi bir gelecek için bugün ne yapabiliriz?’ Bu anlayışın merkezinde insan bulunuyor” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5f47ba612a-1791358075.jpeg" alt="" width="630" height="421" /></p>
<h2>“Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır”</h2>
<p>Çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğini başka kentlerde ya da başka ülkelerde aramak yerine Bursa’da yaşamayı istemelerini önemsediklerini dile getiren Hatunoğlu, “Bursa yoksa sanayici ya da iş insanı olarak elde ettiğimiz başarıların da tek başına yeterli olmayacağını biliyoruz. Dönüşümden söz ederken kendi içimizde dönüşümü de gerçekleştirmeliyiz. Genç BUSİAD bunun güzel örneklerinden biri. Gençlerimize yalnızca söz vermiyor, yetki ve sorumluluk da veriyoruz. Onların sivil toplum içerisinde deneyim kazanmalarını ve topluma değer katmalarını önemsiyoruz. Dünyanın böylesine hızlı değiştiği bir dönemde en büyük ihtiyacımız, gerçeklerle yüzleşirken umudumuzu kaybetmemektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün sözünü bir kez daha anmak istiyorum: ‘Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır’ BUSİAD ailesi olarak biz onlardan değiliz” dedi.</p>
<h2>“Ödüller sahiplerini buldu”</h2>
<p>Gecede Doğan Ersöz Ödülü Valeo Türkiye’ye, BUSİAD Özel Başarı Ödülü Çetin Ceylan’a verildi. Kültür, Sanat ve Spora Destek Ödülü Prof. Dr. Derya &amp; Prof. Dr. Mustafa Şahin çiftinin olurken, Meslek Ödülü Ahmet Özenalp ve Ferit Karslıoğlu'na takdim edildi. Sosyal Sorumluluk Ödülü LÖDER’e verilirken, Eğitime Destek Ödülü'nün sahibi ise Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) oldu. Doğan Ersöz Ödülü’nü Valeo Türkiye adına alan Valeo CEO’su Tuna Arıncı, “Ben bu ödülü; fabrikalarımızda hat başında çalışan, Ar-Ge laboratuvarlarımızda her gün ter döken, teknoloji üreten, otomotivin geleceğini hayal eden 1.450 kişilik büyük Valeo Türkiye ailesi adına alıyorum. Bursa’dan aldığımız güçle; ülkemiz ve dünya için üretmeye, değer yaratmaya ve geleceğe yön vermeye hız kesmeden devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dogan-ersoz-ve-busiad-basari-odulleri-sahiplerini-buldu-89199</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/9/1280x720/dogan-ersoz-ve-busiad-basari-odulleri-sahiplerini-buldu-1791358111.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BUSİAD tarafından bu yıl 29’uncusu düzenlenen Doğan Ersöz ve BUSİAD Başarı Ödülleri, düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Doğan Ersöz Ödülü Valeo Türkiye’ye, BUSİAD Özel Başarı Ödülü Çetin Ceylan’a, Kültür-Sanat ve Spora Destek Ödülü Prof. Dr. Derya &amp; Prof. Dr. Mustafa Şahin çiftine verilirken, Meslek Ödülü Ahmet Özenalp ve Ferit Karslıoğlu’na, Sosyal Sorumluluk Ödülü LÖDER’e, Eğitime Destek Ödülü ise OİB aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/korfez-ticaret-odasinda-recep-ozturk-guven-tazeledi-89249</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Körfez Ticaret Odası’nda Recep Öztürk güven tazeledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Körfez Ticaret Odası’nda gerçekleştirilen 22 meslek komitesi seçiminde bin 256 üye sandığa giderek oy kullanırken, mevcut Başkan Recep Öztürk’ün Yeşil Listesi 757 oyla seçimi kazanırken, İsmail Akova’nın Kırmızı Listesi 411 oy aldı. Beyaz Liste 114 oyla üçüncü, Mavi Liste ise 71 oyla dördüncü oldu. Komite bazındaki sonuçlarda ise Öztürk’ün Yeşil Listesi 15 komitede seçimi kazanırken, Akova’nın Kırmızı Listesi 5 komitede üstünlük sağladı. 8. ve 22. Meslek Komitelerinde Mavi Liste sandıktan birinci çıkarken, seçimin en dikkat çeken sonucu 7. Meslek Komitesi’nde yaşandı. Yeşil ve Kırmızı Listelerin eşit oy aldığı komitede sonuç kura çekimiyle belirlendi. 22 meslek komitesindeki seçim sonuçlarının ardından Körfez Ticaret Odası’nın yeni dönem meclis tablosu netleşirken, mevcut Başkan Recep Öztürk seçimi kazanarak güven tazeledi.</p>
<h2>“İstihdama fayda sağlayacak projeler yapacağız”</h2>
<p>Yeni dönemde üniversiteler ve meslek liseleri ile iş dünyası arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik projeler geliştireceklerini belirten Öztürk, özellikle istihdam sorununa katkı sağlayacak çalışmalara odaklanacaklarını ifade ederek, “Ekonomik anlamda iş birliklerini geliştirmek, yurt dışı ticaret hacmimizi artırmak ve mesleki anlamda üniversitelerimiz ve meslek liselerimizle iş birliği yaparak istihdam problemine fayda sağlayacak projeler gerçekleştirmek istiyoruz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/korfez-ticaret-odasinda-recep-ozturk-guven-tazeledi-89249</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/9/1280x720/korfez-ticaret-odasinda-recep-ozturk-guven-tazeledi-1791401774.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Körfez Ticaret Odası’nda 22 meslek komitesinin seçimlerinde Recep Öztürk’ün Yeşil Listesi 757 oyla seçimi kazanırken, Öztürk yeni dönemde üniversiteler ve meslek liseleriyle iş dünyası arasındaki iş birliğini güçlendirecek projelere odaklanacaklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gunduzalp-sehrimizin-gelecegine-katki-sunmaya-devam-edecegim-89224</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gündüzalp: Şehrimizin geleceğine katkı sunmaya devam edeceğim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret Borsası’nda iki dönem Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan veteriner hekim Ömer Faruk Gündüzalp, üyelerine veda mesajı yayımladı.</p>
<p>Başkanlığı boyunca Burdur Ticaret Borsası’nın, hiçbir zaman yalnızca bir makam, bir görev yeri olmadığını belirten Gündüzalp, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’2018 yılında devraldığımız bu görevi 8 yıl boyunca büyük bir sorumluluk ve emanet bilinciyle yürüttük. Yol arkadaşlarımızla, Borsamızın değerli çalışanlarıyla ve kıymetli üyelerimizle birlikte; güzel şehrimiz Burdur'a, üreticimize, tüccarımıza ve hemşehrilerimize katkı sunabilmek için her zaman çalıştık. Bu süreçte çok emek verdik, çok mücadele ettik. Önemli işler yaptık, güzel dostluklar kurduk ve unutamayacağımız pek çok hatıra biriktirdik. Bugün geldiğimiz noktada üyelerimiz tercihlerini ortaya koydu. Sandıktan çıkan iradeye saygı duyuyor, görevi devralacak arkadaşlarımıza gönülden başarılar diliyorum.’’</p>
<p>Yaptıkları çalışmalarla Burdur'un ve ülkenin tarımsal sorunlarına çözüm üretmek için gösterdikleri gayretten dolayı gönlünün rahat olduğunu vurgulayan Gündüzalp, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Biz bu görevi Burdur için bir sorumluluk, üyelerimiz için bir emanet bildik. 2018 yılında görevi devraldığımızda Borsamızın kasasında 63 bin 898 TL, o günkü kurla yaklaşık 15 bin 638 dolar bulunuyordu. Bugün görevi devrederken Borsamızın kasasında 26 milyon TL, yaklaşık 528 bin 500 dolar karşılığı bir kaynak bulunuyor. Bu rakamlar bizim için yalnızca bir mali tablo değil; üyelerimizin emanetine gösterdiğimiz hassasiyetin ve kamu kaynağını kullanırken taşıdığımız sorumluluğun da bir göstergesidir. Görev süremiz boyunca Burdur Ticaret Borsamızın kurumsal yapısını güçlendirdik, görünürlüğünü artırdık. Üyelerimizin ve sektörümüzün yaşadığı hiçbir soruna kayıtsız kalmadık. Üretimden ticarete kadar Burdur'un meselelerini gündeme taşımaya, çözüm üretmek için ilgili kurumlarla birlikte çalışmaya gayret ettik.’’</p>
<p>Elektronik Satış Salonu, Lisanslı Tahıl Deposu ile Canlı Hayvan Park ve Pazar Yeri projelerini gerçekleştirmek için önemli çalışmalar yaptıklarını, ancak  görev yaptıkları süre içinde Covid-19 pandemisi, depremler ve ardından ekonomide yaşanan gelişmelerle ve artan yatırım maliyetlerin artmasının şartları önemli ölçüde değiştirdiğini vurgulayan Ömer Faruk Gündüzalp,  mesajında şu görüşlere yer verdi.</p>
<p>‘’Üyelerimizin emaneti olan Borsamızın bütçesini korumak ve kaynaklarımızı en doğru şekilde kullanmak adına, bu yatırımları bekletmek zorunda kaldık. Belki bugün bu projelerin tamamını hayata geçirememiş olabiliriz. Ancak inanıyorum ki doğru zamanda, doğru kaynaklarla ve doğru planlamayla bu çalışmalar gelecekte mutlaka yeniden değerlendirilecektir. Biz bu süreçte yalnızca bugünü değil, Burdur'un yarınını da düşünerek hareket ettik. Güçlü sosyal çalışmalar hayata geçirdik, şehrimizin geleceğine katkı sağlayacağına inandığımız projeler hazırladık. Borsamızın yalnızca ticaretin içerisinde olan değil, şehrin sosyal ve ekonomik hayatına da dokunan güçlü bir kurum olması için çalıştık.’’</p>
<p>Bazen değişimin, kurumlara yeni bir enerji ve yeni bir hizmet anlayışı kazandıracağını ifade eden Gündüzalp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Görevi devralacak yeni arkadaşlarımızın, bizim başlattığımız çalışmaların üzerine koyarak Burdur Ticaret Borsası'nı daha da ileri taşıyacağına; yatırımları, hizmetleri ve Borsamızın şehrimize katkısını daha da büyüteceğine yürekten inanıyorum. Çünkü mesele makamlar değil, Burdur'a hizmet etme meselesidir. 8 yıl boyunca birlikte çalışma fırsatı bulduğum yol arkadaşlarıma, Borsamızın kıymetli çalışanlarına, desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen dostlarıma ve koşulsuz sevgileriyle her zaman güç veren kıymetli aileme yürekten teşekkür ediyorum. Bugün bir görevin sonuna gelmiş olabiliriz. Ama Burdur'a olan sevdamız, sorumluluk duygumuz ve hizmet etme gayretimiz sona ermiyor. Bundan sonra da elimizden geldiğince şehrimizin geleceğine katkı sunmaya devam edeceğim.’’</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gunduzalp-sehrimizin-gelecegine-katki-sunmaya-devam-edecegim-89224</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/4/1280x720/gunduzalp-sehrimizin-gelecegine-katki-sunmaya-devam-edecegim-1791373943.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Ticaret Borsası’nda geçen hafta yapılan seçimi çok az farkla kaybeden Ömer Faruk Gündüzalp, bundan sonra da Burdur’un geleceğine katkı sunmaya devam edeceğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tom-katilim-bankasinda-yigit-caglayan-donemi-89208</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOM Katılım Bankası&#039;nda Yiğit Çağlayan dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TOM Katılım Bankası Genel Müdürlüğü görevine Yiğit Çağlayan'ın getirildiği bildirildi.</p>
<p>Banka açıklamasına göre, bankacılık, ödeme sistemleri ve finansal teknoloji alanlarında 25 yılı aşkın deneyime sahip Çağlayan, yeni görevinde bankanın büyüme stratejisi ve dijital bankacılık alanındaki hedeflerine liderlik edecek.</p>
<p>Çağlayan, bankanın ürün ve hizmetlerinin geliştirilmesi ile müşteri deneyimini odağına alan finansal çözümlerin yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmaları da yönetecek.</p>
<p>Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü'nden mezun olan Çağlayan, Yeditepe Üniversitesi'nde MBA programını tamamladı.</p>
<p>Kariyerine 2000'de HSBC'de başlayan Çağlayan, bireysel bankacılık, operasyon ve kartlı ödeme sistemleri alanlarında çeşitli görevler üstlendi. HSBC'de 11 yılı aşkın süre görev yaptıktan sonra 2011'de Mastercard'a katılan Çağlayan, burada satış, ürün ve iş geliştirme alanlarında üst düzey yöneticilik yaptı.</p>
<p>Çağlayan, 2018'de Mastercard Türkiye ve Azerbaycan Genel Müdürü olarak atanırken, daha sonra GetirFinans'a geçti. GetirFinans'ın kurucuları arasında yer alan Çağlayan, yaklaşık 5 yıl şirketin CEO'luk görevini yürüttü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tom-katilim-bankasinda-yigit-caglayan-donemi-89208</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/8/1280x720/yigit-caglayan-1791363619.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOM Katılım Bankası Genel Müdürlüğü görevine Yiğit Çağlayan atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucuz-is-gucu-ve-devaluasyon-odakli-model-artik-birakilmali-89187</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 09:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ucuz iş gücü ve devalüasyon odaklı model artık bırakılmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Küresel pazarlardaki daralma ve finansman maliyetlerindeki artışa rağmen elektrik-elektronik sektörü, bu yılı 20 milyar dolara yakın bir ihracat hacmiyle kapatmaya hazırlanıyor. Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliği (TET) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kavaklıoğlu ile bir araya gelerek, sektörün mevcut performansını, küresel pazarlardaki gelişmeleri, Çin tehdidini ve sanayinin yeni büyüme modelini konuştuk. Elektrik-elektronik sektörünü; tüketici elektroniği, beyaz eşya, elektrik ekipmanları ve kablo olmak üzere 4 ana grupta ele aldıklarını belirten Mehmet Kavaklıoğlu, bu dönemde alt sektörlerin performans açısından birbirinden belirgin şekilde ayrıştığını vurguladı.</p>
<p>Beyaz eşya ve tüketici elektroniğinde küresel ve yerel şartların üreticiyi zorladığını ifade eden Kavaklıoğlu, “Beyaz eşya tarafını zorlayan en önemli faktörler yüksek üretim maliyetleri ve navlun. Navlun maliyetlerine bağlı olarak ithal hammadde girdilerinin yükselmesi maliyet baskısını artırıyor, bu da ihracatta ivme kaybına yol açıyor. Tüketici elektroniğinde ise küresel ölçekte dev oyuncularla kıyasıya bir rekabet var. Türkiye’deki yüksek finansman maliyetleri de eklendiğinde süreç zorlaşıyor” diye konuştu.</p>
<h2>Şebeke yenileme yatırımları talebi artırdı </h2>
<p>Buna karşın elektrik ekipmanları grubunda güçlü bir talep dalgası yaşandığına dikkat çeken Kavaklıoğlu, bunun gerekçelerini şöyle sıraladı: “Dünya genelinde elektrikli araç sayısı hızla artıyor. Veri merkezlerine (data center) yönelik devasa yatırımlar var ki bunlar yüksek enerji ihtiyacı olan alanlar. Diğer yandan gelişmiş ülkelerde, özellikle Avrupa’da 40-50 yıllık elektrik altyapısı ve dağıtım şebekeleri ömrünü tamamladı. Hem kişi başına düşen elektrik tüketiminin artması hem de şebekelerin yenilenme sürecine girmesi ciddi bir talep doğurdu. Güç trafolarında ve orta/yüksek gerilim kablolarında kapasiteler dolmuş durumda, yeni yatırımlar devreye giriyor. Bu talebin 2030 yılına kadar canlı kalacağını öngörüyoruz.”</p>
<h2>Döviz bazındaki artış emtiadan kaynaklı </h2>
<p>İhracat verileri analiz edilirken döviz bazındaki artış ile miktar bazındaki değişimin ayrıştırılması gerektiğinin altını çizen Kavaklıoğlu, “Döviz bazındaki ihracat artışımız yüksek görünse de miktar bazındaki artış aynı paralellikte değil. Bunun temel nedeni uluslararası emtia fiyatlarındaki artış; yani sattığımız ürünler artık daha pahalı. Elektrik ekipmanları ve kablolar tarafında reel miktar artışı yüzler 10’lar seviyesindeyken, değer bazındaki artış yüzde 20’lerin üzerinde gerçekleşiyor. Beyaz eşya ve tüketici elektroniğinde ise birim fiyatlar yükselmesine rağmen miktar bazında düşüş var. Dolayısıyla tablonun ve dengelerin çok doğru okunması gerekiyor” uyarısında bulundu.</p>
<h2>Bakırda hurda paradoksu </h2>
<p>Sektörün hammaddeye erişimindeki yapısal sorunlara değinen ve bakır sektöründeki çarpıcı tabloyu paylaşan Kavaklıoğlu, yerli üretimin ihtiyacın ancak yüzde 15’ini karşılayabildiğini hatırlattı. Geriye kalan yüzde 85’lik kısmın zorunlu olarak ithal edildiğini belirten Kavaklıoğlu, iç piyasadaki hurda sıkıntısına dikkat çekerek şunları söyledi: “Bizim hurda işleme tesislerimiz var ancak hurda yerli sanayide kalmak yerine Çin’e ihraç ediliyor. Çin devleti sübvansiyon verdiği için orada daha iyi fiyat sunuluyor. Sonuçta biz elimizdeki hurdayı ihraç edip, bu sefer üretimi sürdürebilmek için ham madde ithal etmek zorunda kalıyoruz. Bu kısıldığı ve hurda iç pazarda işlendiği takdirde katma değer ülkemizde kalacaktır.”</p>
<p>Küresel pazarlardaki rekabet koşulları ve pazarların yapısı hakkında da bilgi veren TET Başkanı Kavaklıoğlu, sektör ihracatının yüzde 70’e yakınının Avrupa’ya yapıldığını hatırlattı. Avrupa’nın tüm dünyadan yaptığı toplam ithalata bakıldığında Türkiye’nin payının henüz istenen seviyede olmadığını ve o pazarda hala büyüme alanı bulunduğunu dile getiren Kavaklıoğlu, ABD pazarının ise devasa boyutlarına rağmen KOBİ’ler için oldukça zorlu bir arena olduğunu söyledi. ABD’deki ölçeklerin Avrupa’dan çok farklı olduğunu belirten Kavaklıoğlu, “Bizim sektörde 500 milyon dolar cirosu olan bir distribütöre ABD’de ‘küçük distribütör’ gözüyle bakıyorlar. Avrupa’da ise bu ölçek en büyük distribütör kabul ediliyor. Standartları almak, gerekli belgeleri tamamlamak ve malı orada tutacak organizasyonu kurmak ciddi maliyet. Bu nedenle ABD pazarında ancak 40-50 milyon dolar ve üzerinde ihracat yapabilen, belli bir güce sahip büyük ölçekli firmalarımız kalıcı bir başarı yakalayabilir” diye konuştu.</p>
<p>Çin’in küresel piyasalardaki baskısına da değinen Kavaklıoğlu, ham madde ve teknoloji ağırlıklı ürünlerde rakip olmakta zorlansalar da zayıf akım, fiber optik gibi işçilik değeri yüksek kalemlerde Çin tehdidinin artarak süreceğini kaydetti.</p>
<h2>“Geriye dönmeyeceğiz, ucuz iş gücü modeli bitti” </h2>
<p>Türkiye’nin sanayi ve ihracat politikalarında radikal bir zihniyet değişimine gitmesi gerektiğini vurgulayan Mehmet Kavaklıoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: “Artık Türkiye yeni bir modele geçmeli. Bizler ucuz iş gücü ve ucuz enerjiye dayalı ihracat artışı modelini terk etmeliyiz. Türkiye son 20-30 yılda Gümrük Birliği’nin de etkisiyle belli bir seviyeye geldi. Ancak sanayimizi birkaç basamak daha yukarı taşımak zorundayız. Bu da ancak daha nitelikli, stratejik ürünlerle ve verimli üretimle mümkündür. Ucuz ülke dönemi geride kaldı, bunu kabul edeceğiz. Bugün devalüasyon yapmak bir çözüm değil; sektörü 6 ay rahatlatır ama 6 ay sonra yine aynı gerçeklerle yüzleşiriz. Bizim tek çıkış yolumuz Ar-Ge, inovasyon, yeni ürün geliştirme ve verimliliğe yatırım yapmaktır.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">10 BİRİM GÜCÜ OLANIN 30 BİRİM BORCU VAR</span></h2>
<p>Devletin teşvik mekanizmalarının günü kurtaran ve bölgesel kurgulardan çıkarılıp suistimallere kapalı, proje bazlı finansman desteğine dönüştürülmesi gerektiğini belirten Kavaklıoğlu, şirketlerin finansal dayanıklılığına ve borçlanma yapısına ilişkin uyarılarda bulundu.</p>
<p>Türkiye’de şirketlerin taşıyabileceğinin çok üzerinde borçlandığına dikkat çeken Kavaklıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Şirketlerin aktif büyüklüklerine ve risk yapılarına göre borçlanma rasyoları belirlenmeli. Bakıyorsunuz, firmanın 10 birim gücü var ama 30 birim borcu var. Piyasada anormal bir olumsuzluk yaşandığında bu yapılar sıkıntıya giriyor. Şirketlerimizin alacak sigortası mekanizmalarını geliştirmesi, parite ve faiz risklerini doğru hecelemesi gerekiyor. Diğer yandan sanayide kaliteli iş gücü krizimiz var. Mavi yakada tornacı, kaynakçı, elektrikçi gibi meslekler son derece kıymetli ancak yeni nesil bu alanları tercih etmiyor. Tornacının oğlu tornacı olmuyor, gidip hizmet sektöründe çalışıyor. Teknik kadro ve ara eleman sorununu çözmeden sanayide verimliliği yakalamamız mümkün değil.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucuz-is-gucu-ve-devaluasyon-odakli-model-artik-birakilmali-89187</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/8/1280x720/mehmet-kavaklioglu-1789121546.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik-elektronik sektörünün yılı 20 milyar dolar hedefine yakın bir seviyede tamamlayacağını söyleyen TET Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kavaklıoğlu, &quot;Artık ucuz iş gücü ve devalüasyon odaklı ihracat modelini bırakmalıyız. Türkiye ucuz bir ülke değil. Devalüasyon 6 ay rahatlatır, sonra yine gerçeklerle yüzleşiriz. Ar-Ge, inovasyon ve verimlilik şart&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/makineler-hesaplar-meslek-muhakeme-eder-89185</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 09:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Makineler hesaplar, meslek muhakeme eder</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Teknoloji işi hızlandırabilir; ancak mesleki muhakemenin ve etik değerlerin yerini alamaz. Geleceğin meslek mensupları, daha az kayıt yapan değil; üretilen bilgiyi daha iyi yorumlayan, riskleri daha erken gören ve işletmelerin karar süreçlerine daha fazla katkı sağlayan meslek mensupları olacaktır. </strong></p>
<p>Ekonomide güven büyük ölçüde, makro düzeyde ekonomiye ait finansal bilgilerin ne kadar doğru olduğu ve doğru kararları ne ölçüde desteklediğine bağlı olarak oluşuyor. Mikro düzeyde de işletmelerin ürettiği veriler her geçen gün artıyor buna bağlı olarak da yapay zeka ve dijital teknolojiler bu verileri daha hızlı işliyor. Fakat veri çoğaldıkça, güvenilir bilgiye duyulan ihtiyaç ve erken uyarıya duyulan ihtiyaç azalmak yerine artıyor.</p>
<p>Yaşanan bu değişim, mali müşavirlik mesleğinin geleceğini de yeniden şekillendiriyor. Muhasebenin ve denetimin önemli bir bölümü dijital sistemlerle daha hızlı ve otomatik yürütülebiliyor. Verilerin işlenmesi, kontrollerin yapılması, raporların hazırlanması ve bazı risklerin tespit edilmesi artık teknoloji sayesinde çok daha kısa sürede gerçekleştirilebiliyor.</p>
<p>Fakat bu değişimi yalnızca makinelerin insanın yaptığı bazı işleri üstlenmesi olarak değerlendirmek, dönüşümün esas yönünü kaçırmak olur. Çünkü asıl dönüşüm, mali müşavirin ya da denetçinin rolünde kendini gösteriyor.</p>
<p>Mali müşavirin işi yalnızca işletmenin geçmiş işlemlerini kayda geçirmek değil; ortaya çıkan finansal bilgiyi anlamlandırmak, işletmenin risklerini görmek ve yöneticinin daha sağlıklı karar vermesine katkı sunmaktır.</p>
<p>Teknoloji bu süreçte önemli bir yardımcı olabilir. Ancak hangi finansal verinin güvenilir olduğunu, ortaya çıkan sonucun ne ifade ettiğini ve hangi varsayımlara dayandığını değerlendirmek hala meslek mensubunun sorumluluğundadır.</p>
<p>Bu nedenle dijitalleşmeyi, mali müşavirlik mesleğini ortadan kaldıracak bir süreç olarak görmemeli tam tersine, mesleğin daha nitelikli bir noktaya taşınması için önemli bir fırsat olarak değerlendirmeliyiz.</p>
<p>İşletmeler artık yalnızca finansal tablolarını değil; risklerini, iç kontrol yapılarını, dijital süreçlerini ve sürdürülebilirlik hedeflerini de yönetmek zorundalar. Mali müşavirin, bağımsız denetçilerin de işletmelerin bütün bu süreçlerini anlayabilecek bir yetkinliğe sahip olması gerekiyor.</p>
<p>Burada önemli bir ayrım var: teknoloji işi hızlandırabilir, iç ve dış denetimde gerçek zamanlı veri akışını da mümkün kılabilir; ancak mesleki muhakemenin ve etik değerlerin yerini alamaz. Geleceğin meslek mensubu, daha az kayıt yapan değil; üretilen bilgiyi daha iyi yorumlayan, riskleri daha erken gören ve işletmelerin karar süreçlerine daha fazla katkı sağlayan meslek mensubu olacaktır.</p>
<p>Çünkü ekonomide bilgi çoğaldıkça, güvenilir bilgiyi erken uyarıya ve doğru karara dönüştürebilenlerin değeri de artacaktır. Mali müşavirler, bağımsız denetçiler, bunu yapabildikleri ölçüde ekonomide güven inşa ederler ve güvenin mimarları olurlar.</p>
<p>Aşağıda değineceğimiz son “Fon Krizi” de asıl zararı, sermaye piyasalarında güçlükle tesis edilen güven ortamına vermiş görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/makineler-hesaplar-meslek-muhakeme-eder-89185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Makineler hesaplar, meslek muhakeme eder ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/11-sektorun-8inde-uretim-dususu-var-89183</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 09:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> 11 sektörün 8’inde üretim düşüşü var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5e20e53409-1791353358.png" alt="" width="222" height="106" /></p>
<p>Strateji Bütçe Başkanlığı’nın (SBB) yayımladığı “üretim göstergeleri” tablosu, Eylül 2024 – Ağustos 2026 arasındaki 24 aylık sürede; toplam sanayi, imalat, ara ve yatırım malı, dayanıklı ve dayanıksız tüketim malları, madencilik, enerji, otomotiv, beyaz eşya gibi temel sektörlerde trend olarak durumun ne olduğu konusunda fikir veriyor. Başkanlığın tablosunda, ağustos verisi açıklananlarda 24 aylık, en son temmuz verisi açıklananlarda 23 aylık gelişme- değişme izlenebiliyor.</p>
<p>Buna göre; 11 sektörden 8’inde 24 (veya 23) ayın ortalaması eksi veriyor. Sadece üç sektörde (ara malı, toplam sanayi ve elektrik üretimi) ortalamada artıda görünüyor.</p>
<p>Ara malı, dayanıklı tüketim malı, dayanıksız tüketim malı ve yatırım malı sınıflarından, sadece ara malı üretiminde 23 ay ortalaması yüzde 0,01 gibi önemsiz bir artış gösterirken, beyaz eşya ve otomotivdeki derin düşüşlerin etkisiyle dayanıklı tüketim malı ortalamada yüzde 4.1 düşüş gösteriyor. Dayanıksız tüketim malı grubunda %- 2.31, yatırım malı üretimi ise %- 0.07 düşüş olmuş. Yine, toplam sanayi 23 aylık ortalamada yüzde 1,81 artış, imalat ise yüzde 0,36 düşüş gösteriyor. Madencilikte de trend düşüş yönünde. 23 aylık ortalama % -1,75!</p>
<p>Toplam enerji üretiminde %-0,14 düşüş, elektrik üretiminde ise %0,05 artış görünüyor. Bu iki alanda derin değişim yok. Durum görece stabil sayılabilir.</p>
<p>23 ay ortalamasında en yüksek düşüş yüzde 10,3 ile beyaz eşyada. Beyaz eşya üretiminde 23 ayın sadece 2’sinde üretim artışı olmuş. 21 ay düzenli düşüş var. 6 aylık dilimler olarak bakıldığında da tamamı düşüş gösteriyor. Bu sektördeki sıkıntı biliniyor. Otomotiv sektöründe de durum parlak gözükmüyor. Bazı aylarda üretim artışı olmasına karşın, 24 aylık ortalamada %-3,3 düşüş olmuş. Beyaz eşya ve otomotiv üretim ve ihracat yönünden önemlerinin yanı sıra Türkiye’de teknoloji üretimini de sürükleyen sektörler.</p>
<h2>PMI verisi 50 değerini göremedi </h2>
<p>SBB üretim göstergeleri tablosunda 24 aylık PMI verisi de yer alıyor. Tablodaki 24 aylık verinin tamamı 50 eşik değerinin altında! Sadece üç ay (Aralık 2024, Şubat 2026, Mayıs 2026) 49 değerinin üstü görülebilmiş. 24 ayın ortalama değeri ise 47,47.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5e2650a4e5-1791353445.png" alt="" width="986" height="583" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/11-sektorun-8inde-uretim-dususu-var-89183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-sanayi-1530611.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Strateji Bütçe Başkanlığının verilerine göre, 11 sektörden 8’inde 24 ayın ortalaması eksi veriyor. Sadece ara malı, toplam sanayi ve elektrik üretimi ortalamada artıda görünüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/perakendeye-fon-golgesi-89182</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 09:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perakendeye fon gölgesi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Yüksek faiz, artan maliyetler ve satın alma gücündeki gerilemeyle mücadele eden perakendede, şimdi de fon krizinin etkileri hissediliyor. Zincir Mağazalar Derneği’nin (ZMD) bu yıl 13’üncüsünü düzenlediği Perakende Teknolojileri Konferansı’nda sorularımızı yanıtlayan ZMD Başkanı Serhan Tınastepe, son 2-3 haftada iç talepte sert daralma gözlemlediklerini söyleyerek, finansmana erişimi kolaylaştıracak adımlar atılması gerektiğini aksi halde şirketlerde yapısal krizler görülebileceğini belirtti. Hazır giyimden yapı markete, gıdadan kozmetiğe uzanan üyeleriyle 3 trilyon TL seviyesinde ciroyu, 55 bin satış noktasını ve 400 binden fazla çalışanı temsil eden derneğin başkanı, son çeyreğe ilişkin toparlanma beklentisinin zayıfladığını kaydetti. Eylül ayıyla birlikte şirketlerin KGF ve devlet destekli krediler, tüketicilerin ise daha uygun faizli kredi ve kredi kartı maliyetlerinde düşüş beklediğini anlatan Tınastepe, “Biz bu tedbirleri beklerken fon krizine uyandık" dedi. Krizin doğrudan etkisinin yaklaşık 800 milyar TL’lik kaynağın donması olduğunu belirten Tınastepe, fonların yatırım yaptığı bazı hisselerde de yatırımcıların çıkış yapmakta zorlandığını söyledi. Tınastepe, kendi parasının da kullanılamaz hale gelmesinden endişe eden tüketicilerin davranışlarının, talepteki daralmayı büyüttüğünü ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5e116e8f6f-1791353110.png" alt="" width="900" height="223" /></p>
<h2>Kastan değil, yağdan erisin </h2>
<p>Enflasyonda düşüşün talepteki sert daralmadan kaynaklanmasının sektör açısından sağlıklı olmayacağını vurgulayan Tınastepe, eylül enflasyonunun beklentilerin altında kalmasında fon krizinin belirleyici olduğunu düşündüğünü söyledi. Genişleyici adımlar atılmaması halinde ekim ayı enflasyonunun negatif çıkabileceğini öne sürerek yaşanan daralmanın boyutunu anlatan Tınastepe, “Enflasyonla mücadele ederken yağdan erisin istiyoruz, kastan erisin istemiyoruz” ifadelerini kullandı. Fon krizine yönelik sürecin şu ana kadar iyi yönetildiğini düşündüğünü belirten Tınastepe, iç talepteki gerilemenin şirketler ve hane halkında yapısal sorunlar yaratmaması için önümüzdeki bir-iki haftanın önem taşıdığını dile getirdi. Fonlara ilişkin ödeme yapılması, faizlerin düşmesi, KGF kredileri ve tüketici kredisi imkanlarının artırılmasını beklenen adımlar arasında saydı. KOBİ kredilerinin karşılık oranlarına ilişkin düzenlemenin bankalardaki yansımalarını henüz yeterince göremediklerini söyleyen Tınastepe, “Şirketlerin ve tüketicilerin cebine para girmesi lazım” dedi.</p>
<h2>3 yıldır üst üste yüksek faiz </h2>
<p>Sektörün fon krizi öncesinde de güçlü bir seyir izlemediğini vurgulayan Tınastepe, üç yıldır uygulanan yüksek faiz ve kontrollü kur politikasının iç talebi baskıladığını, şirketlerin kazançlarını faiz giderlerine harcadığını belirtti. “Son 3 yıldır yüksek faiz ve kontrollü kur süreci devam ediyor. Bu süreç zaten iç talebi önemli ölçüde azaltmıştı. Bu, şirketlerin baş etmekte güçlük çekeceği bir durum. 2001 krizinden beri hiçbir dönem biz böyle 3 yıl boyunca yüksek faize maruz kalmadık. Dolayısıyla bu zaten iç talebi düşürmüştü. Şirketlerin işleri de iyi değildi. Şimdi de fon krizi başladı” diyen Tınastepe, sürecin kötü yönetilmesi halinde etkinin başka alanlara yayılarak domino etkisi yaratabileceği uyarısında bulundu.</p>
<h2>Giyim ve ayakkabıda belirgin küçülme </h2>
<p>Kategoriler arasında farklılaşma olduğunu anlatan Tınastepe, kozmetik ve tüketici elektroniğinin büyüdüğünü, gıdanın yatay seyrettiğini, yeme içmede ise sınırlı artış bulunduğunu söyledi. Hazır giyim ve ayakkabıda belirgin küçülme yaşandığını kaydeden Tınastepe, büyük harcamalardan kaçınan tüketicilerin kozmetik, dışarıda yemek ve küçük ev aletleri gibi alanlara yöneldiğini ifade etti. Markaların da yabancı ve yerli olarak ikiye ayıran ZMD Başkanı Tınastepe, “Yabancılar Sermayelerini dışarıdan getiriyor ya da dışarıdan çok daha düşük faizlerle borçlanıyorlar. Fiyatlarını arttırırken kurun artış oranını dikkate alıyorlar ve yerliye göre daha rekabetçi oluyorlar. Çünkü fiyatlarını daha az arttırıyorlar. Yerli ise yüzde 50-55 ticari kredi faizi ile karşı karşıya. Yerliler, artan kira, işletme maliyetleri, çalışan maliyetleri derken daha yüksek oranda zam yapmak durumunda kalıyor. Bu sefer satışları düşüyor. Az yaptığı zaman zarar ediyor. Dolayısıyla yerli yabancı arasında da bir ayrışmanın olduğunu görüyoruz. Bu 3 yıl süren yüksek faiz dönemi şirketlerde yapısal sorunlar yaratmaya başlama aşamasına geldi. Dolayısıyla bir an önce bu politikadan biraz daha kontrollü genişlemeci bir politikaya geçilmesini bekliyoruz” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Perakende Teknolojileri Konferansı’nın 13’üncüsü düzenlendi</span></h2>
<p>Bu yıl 13’üncüsü düzenlenen Perakende Teknolojileri Konferansı'nda perakendenin geleceği; yapay zeka, verimlilik, Agentic Commerce ve yeni nesil mağazacılık ekseninde ele alındı. Konferansın açılışında konuşan Serhan Tınastepe, tüketicinin satın alma gücündeki gerilemenin karar süreçlerini zorlaştırdığını kaydetti. Özellikle gıda dışı perakendede tüketicinin daha fazla karşılaştırma yaptığını, kampanyaları izlediğini ve acil olmayan ihtiyaçları için beklediğini anlatan Tınastepe, “Tüketici bugün bir ürünü yalnızca istediği için satın almıyor. Fiyatını, alternatifini, faydasını ve zamanlamasını daha fazla sorguluyor” dedi. Tınastepe, turizmdeki yavaşlama ve Türkiye’nin yabancı ziyaretçiler açısından daha pahalı algılanmasının, yabancı tüketici harcamalarından beslenen kategorileri ayrıca zorladığını ifade etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/perakendeye-fon-golgesi-89182</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/avm-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Perakende sektörü, fon krizi ile iç talepte yeni bir daralmayla karşılaştı. ZMD Başkanı Serhan Tınastepe, yaklaşık 800 milyar TL’lik kaynağın kullanılamadığını, birikimlerine ilişkin kaygıların da tüketicinin harcamalarını etkilediğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/4-ilde-acele-kamulastirma-kararlari-89204</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 ilde arazi toplulaştırma kararları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İzmir ve Kırklareli'de yapılacak arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri, "İyidere Ayrımı-İkizdere-İspir Yolu" ile "Aydın Çıldır Havalimanı Geliştirme" projelerine ilişkin Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, İzmir'in Tire ilçesinde 30 mahallede Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünce arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri yapılacak.</p>
<p>Kırklareli'nin merkez ilçesinde de toplam 15 mahalle ve köyde DSİ tarafından söz konusu hizmetler gerçekleştirilecek.</p>
<p>Öte yandan, Rize'de "İyidere Ayrımı-İkizdere-İspir Yolu Projesi" kapsamında bazı taşınmazlar ile üzerlerindeki müştemilat, belirlenen güzergaha rastlayan kesimde araziye girilerek yol yapım çalışmalarının tamamlanması amacıyla Karayolları Genel Müdürlüğünce acele kamulaştırılacak.</p>
<p>"Aydın Çıldır Havalimanı Geliştirme Projesi" kapsamında da belirlenen sahaya isabet eden taşınmazlar ile üzerlerindeki muhdesatın, tapuda Hazine adına tescil edilmek üzere Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/4-ilde-acele-kamulastirma-kararlari-89204</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/tarim-arazisi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir ve Kırklareli&#039;de arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri yapılacak. Rize ve Aydın&#039;da enerji projeleri kapsamında bazı taşınmazlar için acele kamulaştırma kararları verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzdan-21-milyar-geldi-559-milyon-lirasi-geri-alima-gitti-89191</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arzdan 2,1 milyar geldi 559 milyon lirası geri alıma gitti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada 131 fonun tasfiye kararıyla başlayan satış dalgasına karşı 85 şirket 16 Eylül ile 2 Ekim arasında toplam 5,1 milyar liralık geri alım yaptı. Toplamda 470,7 milyon adet hisseyi geri alan firmalar, likidite kurumasına karşı destek verirken, piyasanın rahatlamasına katkıda bulundu.</strong></p>
<p>Satışların ağırlıklı olduğu iki haftayı geçkin sürede fiyat düşüşlerine karşı şirketler kendi paylarına yönelerek önemli bir destek işlevi gördü. Sorunlu fonların tasfiye sürecinin sebep olduğu olumsuz havada geri alımlar aynı zamanda piyasadaki likidite daralmasına karşı destek işlevi gördü. 85 şirketin geri alım yaptığı süreçte Türk Altın, Margün Enerji ve Çitlekçi Marketler Gıda’nın sıralamada ilk üçte yer aldığı 10 firmanın her biri 100 milyon TL’nin üzerinde nakdi piyasaya enjekte etti. Borsaya yeni gelen şirketlerden olan Çitlekçi Gıda’nın dolaşımdaki hisselerin %18,94’ünü geri alması dikkat çekti.</p>
<p><strong>Milyarlık bütçeler devrede</strong></p>
<p>Türk Altın, piyasaya 686,9 milyon TL kaynak aktararak alımlarda başı çekti. Geri alım programı için toplam 5 milyar TL bütçe ayıran firma, tutarın önemli kısmını kullandı ve sermayedeki payını %4,61’e çıkardı. Şirket kendi hissesinde olduğu kadar grup şirketlerinden de alım yapıyor. TR Anadolu Madencilik hissesinde gerçekleştirdiği alımla payını %3,85’e çıkardı. Margün Enerji’nin 11 Eylül’de başlayan düşüşü 17 Eylül’den itibaren taban serisiyle sürdü. Gerçekleştirilen 588,6 milyon TL tutarındaki alımlar hisseyi tabandan kurtaramadı. Geri alınan payların sermayeye oranı %2,36 seviyesinde bulunuyor. Geri alım için oluşturulan toplam 5 milyar TL tutarındaki bütçenin 2,3 milyar TL’si kullanıldı.</p>
<p><strong>Gelirin çeyreği gitti</strong></p>
<p>Geçtiğimiz ağustosta borsaya adım atan Çitlekçi Gıda, ortakların payı da dahil halka arzdan 2,1 milyar TL gelir elde ederken bunun 558,8 milyon TL’sini geri alım için kullandı. Dolaşımdaki payın %18,94’ünü piyasadan çeken firmanın desteği işe yaramış görünüyor. Fiyatı 24 Eylül’de en düşük 76,15 TL’yi görürken sonrasında yukarı yönlü hareketlendi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5e6f59c699-1791354613.png" alt="" width="999" height="548" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>PİYASA GİRİŞİ Mİ, PİYASA ÇIKIŞI MI?</strong></p>
<p>Piyasa girişi; büyüme başlangıcı, fırsat yakalama, maliyet avantajı, geleceği fiyatlama. Zamanlama hatası, sermaye kilitlenmesi, yanıltıcı sinyal. Piyasa çıkışı; kâr realizasyonu, zarar kesme, zihin konforu, manevra gücü. Ralli ıskalaması, enflasyon erimesi, yeniden giriş zorluğu, erken çıkma.</p>
<p><strong>Koç Finansman’ın devralınması müşterilere alternatif çözümler sunma imkanı verecek</strong></p>
<p>Ford’un Koç Finansman’ı satın alması şirkete ne fayda sağlayacak? ● Musa Demir</p>
<p>Musa; Ford Otosan, Koç Holding ve Arçelik’in de aralarında bulunduğu grup şirketlerinden Koç Finansman’ın %100 hissesini 130,5 milyon dolar peşin bedelle satın aldı. Devir işlemi temmuz ayında tamamlandı. Söz konusu hamleyle şirketin araç satışlarında finansman faaliyetlerini daha etkin yönetmesi hedefleniyor. Müşterilere sunulan kredi ve finansman çözümlerinin çeşitlendirilmesi satış süreçlerini doğrudan güçlendirebilecek. Yılın ilk sekiz ayında otomotiv pazarı %11,91 daraldığı bir süreçte şirketin satışlarına katkı sağlaması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Kendisinin ve bağlı ortaklıklarının elektrik maliyetlerini azaltmayı hedefliyor</strong></p>
<p>Reysaş Taşımacılık neden GES değil de HES yatırımına gitti? ● Serkan Kartal</p>
<p>Serkan; Reysaş Taşımacılık, enerji alanındaki yatırım fırsatlarını değerlendiren yaklaşımla hareket ediyor. Bu çerçevede GES yatırımlarına ilave olarak temmuz ayında Trabzon’da HES yatırımı gerçekleştirdi. 6,2 MW kurulu güce sahip Çağlayan HES Enerji’nin tamamını 6,9 milyon dolar peşin bedelle satın aldı. Kendi özkaynaklarından karşılanan yatırım ile enerji alanındaki kapasitesini artırmış oldu. Firma hem kendisinin hem bağlı ortaklıklarının enerji maliyetini mahsuplaşma yöntemi ile azaltmak ve fiyat artış etkisini sınırlandırmak istiyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>FS5 fonu borsada istatistiksel arbitraj yaklaşımı ile bir yılda %13 geriledi</strong></p>
<p>One Portföy’ün idare ettiği Birinci İstatistiksel Arbitraj Hisse Senedi Serbest Fon (FS5), yılın ilk beş ayında sınırlı bir yükseliş gerçekleştirdi. Mayısın ikinci yarısında bozulan denge öne çıkarken hızla gerilediği görülüyor. Büyüklüğü mayıstan itibaren artarken ekimde toplam değeri 40,2 milyon TL oldu. Fona eylülde gelen 19,8 milyon TL nakit dikkat çekiyor. Ekimde ise 789 bin TL gibi cüzi bir miktarda para çıkışı yaşandı. Sınırlı yatırımcısı olan fonda ekimin ilk haftası 30 kişi bulunuyor. Temel stratejisi, varlıklarını borsada değerlendirmek üzerine kurulu olup, hisselerdeki fiyat farklarından istifade ederek kazanç sağlamayı hedefliyor. Portföyünün %79,1’i hisse ve %20,91’i BYF’lerden oluşuyor. İşlem görmeye başladığı Mart 2024’ten bu yana %93 yukarda olsa da son bir yılda %11,37 kaybettirdi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Aktif Yatırım Bankası, %41,62 bileşik faizle 4 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Aktif Yatırım Bankası, 05.10.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 4 milyar lira TL olan finansman bonosunun yıllık basit faizi %38, bileşik faizi ise %41,62 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %18,95 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 05.04.2027 olarak açıklandı. 5 Ekim tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,82 seviyesinde bulunuyor. Bankanın verdiği %38 basit faiz, TLREF’in 1,18 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFAKYB42716 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5e6ca2d4a9-1791354570.png" alt="" width="977" height="245" /><strong>BİRLEŞİM MÜHENDİSLİK</strong></p>
<p><strong>Hastanenin elektrik işleri için anlaşmaya vardı, projeyi iştirakiyle yürütecek</strong></p>
<p>Birleşim Mühendislik ve iştiraki Erde Mühendislik; Dünya Göz Ataköy Hastanesi’nin renovasyon projesi kapsamında açılan mekanik ve elektrik tesisatı ihalesini kazandı. Taraflar arasında toplam 180 milyon TL tutarlı sözleşme imzalandı. Projenin 96 milyon TL’si Birleşim Mühendislik ve 84 milyon TL’si iştiraki tarafından üstlenildi. İşin dört ayda tamamlanacağı ifade edildi. Proje şirketin kısa vadeli nakit akışını destekleyecek. Öte yandan bir soruşturma kapsamında, ifadesi alınan şirketin yönetim kurulu başkanının adli kontrol ile serbest bırakıldığı dile getirildi.</p>
<p><strong>İSVEA SERAMİK</strong></p>
<p><strong>Yüksek katma değerli üretim yapabilmek için 71,8 milyon liraya yeni tezgah aldı</strong></p>
<p>İsvea Seramik’in %100 bağlı ortaklığı ISV Saniter, ürün karmasını geliştirmek amacıyla 71,8 milyon TL bedelle yeni seramik sağlık gereçleri üretim tezgahları satın aldı. Yatırım teşvik belgesi kapsamında alınan makinelere KDV istisnası uygulandı. Yatırımın asıl amacı, mevcut kiralık tezgahların sayısını azaltarak kira giderlerinden tasarruf sağlamak ve yüksek katma değerli, tasarımlı ürünlerin üretim payını artırabilmek. Birim fiyatların yükselmesini destekleyen girişim, kârlılık marjını iyileştirerek yatırımın geri dönüş süresini hızlandırması hedefleniyor.</p>
<p><strong>KARDEMİR ÇELİK SANAYİ</strong></p>
<p><strong>Güneş santrali projeleri için Çin merkezli sigorta firmasından kredi onayı aldı</strong></p>
<p>Kardemir Çelik; Van ve Muş’ta kurmayı planladığı 18,2 milyon dolar değerindeki güneş enerjisi yatırımlarının finansmanı için önemli bir aşamayı geride bıraktı. Şirket, yatırımlarını kredilendirmek amacıyla Çin devletine ait Sinosure kredi sigorta firmasından onay belgesini aldı. Projelerin 7 ay içinde devreye alınmasıyla fabrikanın toplam elektrik ihtiyacının %10’u bu santrallerden karşılanacak. Yurt dışı kaynaklı uygun finansmanla sağlanan enerji yatırımı, şirketin yoğun enerji maliyetlerini uzun vadede düşürerek üretim kârlılığına doğrudan destek sağlayacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>ATP Yazılım en yüksek seviyesini gördüğü ağustostan sonra hızla aşağıya geriledi</strong></p>
<p>ATP Yazılım’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %6,29 ile toplamda 84,39 bin lot artarak 1,43 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 40’tan 37’ye geriledi. KMF fonu 70 bin lot ile en fazla alımı yaparken, TEJ 80 bin ile en çok satışı gerçekleştirdi. ATP Yazılım hakkın da bugüne kadar 1 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Öneride bulunan Pusula Yatırım 472 TL ile “Al” tavsiyesinde bulundu. Eylülde gerileyen hissenin son günlerde yönü yukarı doğru.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzdan-21-milyar-geldi-559-milyon-lirasi-geri-alima-gitti-89191</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halka arzdan 2,1 milyar geldi 559 milyon lirası geri alıma gitti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/altin-geri-adim-atmiyor-89180</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın geri adım atmıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5de6d41fb9-1791352429.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Altının seyri faiz artırımları ve doların yönünden etkilenmeye devam etse ide geleneksel piyasa kuralları giderek daha az işlemeye başladı. Tahvil getirilerinin yükselmesi normalde faiz kazandırmayan altının cazibesini azaltırken, bu kez değerli metalin 4.000 doların üzerinde tutunması yatırımcıların risk algısındaki değişimi ortaya koyuyor. Uzmanlar, artan kamu borçları, jeopolitik gerilimler ve finansal piyasalardaki belirsizliğin altını klasik yatırım araçlarından farklı bir konuma taşıdığını söylüyor.</p>
<p>Spot altın ocak sonunda rekor seviye olan 5,594 dolar seviyesinden yüzde 25 geri çekilerek 4,150 dolar bandında hareket ediyor. ABD Hazine tahvili getirilerinin çok yıllı zirvelere yükseldiği dönemde altının, fiyattaki geri çekilmeye karşın görece güçlü kaldığı belirtiliyor.</p>
<p>İtalya Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Sergio Nicoletti Altimari, altının farklı kriz dönemlerindeki performansına dikkat çekerek güvenli liman rolünün özellikle jeopolitik risklerin ve ekonomik parçalanma endişelerinin arttığı ortamda önem kazandığını belirtti.</p>
<p>Bundesbank Başkanı Joachim Nagel de yükselen getirilerin tahvilleri rezerv yöneticileri açısından daha cazip hale getirdiğini, ancak yüksek borç seviyelerinden kaynaklanan kredi riskinin altınla çeşitlendirmeyi önemli kıldığını vurguladı.</p>
<h2>Altının geleneksel faiz kuralı değişiyor </h2>
<p>Altındaki direnç, talep yapısındaki dönüşümle yakından bağlantılı. Metals Focus verilerine göre merkez bankalarının altın alımlarının 2026'da yıllık bazda yüzde 15 azalarak 720 tona gerilemesi bekleniyor. Buna karşın alımların 2022 öncesindeki seviyelerin üzerinde kalacağı öngörülüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Emeklilik fonlarda altına yöneldi</span></h2>
<p>Dünya Altın Konseyi'nin incelediği Hollanda, ABD, İngiltere ve Avustralya'daki emeklilik fonları, altını çoğunlukla 2020-2021 döneminde portföylerine dahil etti. Fonların altın pozisyonları bugün de yaklaşık yüzde 2 ila yüzde 5 aralığında korunuyor. Hollanda'daki 7,7 milyar euroluk Pensioenfonds PDN, altın payını yüzde 5'e çıkardı; ABD'deki Fairfax County Emeklilik Sistemi ise 6,2 milyar dolarlık portföyünün yaklaşık yüzde 3'ünü vadeli işlemler yoluyla altında tutuyor. İngiltere'deki Now: Pensions Master Trust'ın altın payı yaklaşık yüzde 2, Avustralya'daki NGS Super'in payı ise yüzde 3 düzeyinde. Fonların hareketi, altının kurumsal portföylerde geçici bir işlemden çok kalıcı bir risk yönetimi aracı olarak görüldüğüne işaret ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Londra’da altın vadeli işlemler başladı!</span></h2>
<p>New York Borsası’nın da sahibi olan Intercontinental Exchange (ICE), dünyanın en önemli fiziksel altın ve külçe merkezi olan Londra’da değerli metal türevlerinin ticaretini resmen başlatarak piyasada yeni bir dönem açtı. ICE, küresel piyasalardaki etkinliğini artırmak amacıyla bu hafta itibarıyla Londra merkezli değerli metal vadeli işlem sözleşmelerini devreye soktu. Dünyanın en büyük fiziksel altın ve gümüş ticaretinin döndüğü Londra pazarında atılan bu adım, türev ürünlerdeki işlem hacmini artırmayı hedefliyor. ICE’in bu hamlesi; altın ve gümüş ticareti yapan kurumlar, fonlar ve yatırımcılar için yeni bir likidite kaynağı ve riskten korunma (hedging) imkânı sunuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/altin-geri-adim-atmiyor-89180</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/0/1280x720/piyasa-1791352611.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahvil getirileri yılların zirvelerine çıkarken ons altının 4.000 doların üzerinde tutunması, yatırımcının altından vazgeçmeye niyetli olmadığını gösteriyor. Merkez bankalarının alımları ve jeopolitik riskler değerli metali desteklerken, Metals Focus 2027 için ons başına 5.330 dolar ortalama fiyat öngörüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatta-rekor-fiyat-ve-sektorel-etkiyle-geldi-89177</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatta rekor; fiyat ve sektörel etkiyle geldi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>İhracatçıların uzun süredir dile getirdiği rekabetçilik sorunlarına rağmen Türkiye’nin ihracatı eylülde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 15,4 artarak 26 milyar dolara yaklaşırken, son 12 aylık ihracat 283,7 milyar dolarla rekor seviyeye ulaştı. Ancak ihracatın dolar bazındaki güçlü performansına miktar artışı eşlik etmedi. Eylülde miktar yüzde 0,6, ocak-eylül döneminde ise yüzde 2 geriledi. EKONOMİ’ye konuşan sektör temsilcilerinin değerlendirmeleri de rekor rakamların arkasında her sektörde daha fazla üretim ve satış olmadığını; fiyat artışları, emtia hareketleri, ürün kompozisyonu ve bazı sektörlere özgü gelişmelerin toplam değeri yukarı taşıdığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Eylülde toplam ihracat geçen yılın aynı ayına göre yaklaşık 3,5 milyar dolar arttı. Artışta özellikle mücevher, kimya ve elektrik-elektronik öne çıktı. Bu üç sektörün ihracatındaki toplam artış 2,2 milyar dolara yaklaştı. Ancak sektörlerin detayına inildiğinde değer artışı ile miktar performansı arasında önemli farklılıklar görülüyor.</p>
<h2>Külçe artışı rekoru getirdi, katma değere etkisi sınırlı oldu </h2>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5dc3376ea3-1791351859.png" alt="" width="148" height="249" />Mücevher ihracatındaki güçlü artışın sektörün üretim ve istihdam performansı olarak okunmaması gerektiğini belirten Mücevher İhracatçıları Birliği (MİB) Başkanı Mustafa Özcan, yükselişin önemli bölümünün külçe altın ihracatından kaynaklandığını söyledi. Külçe ihracatının işçilik ve katma değer açısından sektöre katkısının çok sınırlı olduğunun altını çizen Özcan, “Türkiye’de yastık altında bulunan altının sisteme girip ihraç edilmesi rakamları yükseltiyor. Bunun mücevher sanayisine ve istihdama katkısı yok. Bizim için esas önemli olan ürettiğimiz mücevheri ihraç edebilmek” dedi.</p>
<p>Mücevher ihracatında ise gerileme olduğuna dikkat çeken Özcan, altın ithalatındaki kotanın da sektörün üretim ve ihracat kabiliyetini zorladığını belirterek, “İstikrarı sağlamak için kotanın kalkması gerekiyor. Kotadan kaynaklanan kontroller ihracatı da zorlaştırıyor. Yarım günlük teslimatlar 20 güne kadar çıkabiliyor. Kota varken kapanan atölyelerimizin yeniden açılması kolay değil” diye konuştu.</p>
<h2>Kimya ihracatını, fiyat ve yakın pazar avantajı taşıdı </h2>
<p>Kimya ihracatındaki değer artışında fiyatların önemli rol oynadığını belirten İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Başkanı Vefa İbrahim Aracı, miktar tarafında aynı ölçüde yükseliş bulunmadığını söyledi. Aracı, “Fiyatlar ihracattaki değer artışını etkiliyor, miktarsal olarak çok fazla artış yok. Bunun yanında Avrupa açısından Türkiye’nin lojistik avantajı öne çıkıyor. Bölgemizdeki savaşlar, deniz yolundaki sorunlar ve gümrüklerdeki beklemeler nedeniyle Avrupa birçok ürünü yakınlığı dolayısıyla Türkiye’den alıyor” dedi. Yılı 35 milyar dolarlık ihracatla tamamlamayı hedeflediklerini kaydeden Aracı, miktarda sınırlı artış beklediklerini, değer bazında ise hedefi yakalayabileceklerini ifade etti.</p>
<h2>Elektrik-elektronikte değer miktardan hızlı büyüdü </h2>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5dc677fad1-1791351911.png" alt="" width="168" height="284" />Elektrik-elektronik ihracatında eylül ayında miktarın yüzde 7,9, değerin ise yüzde 36,2 arttığını belirten Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliği (TET) Başkanı Mehmet Kavaklıoğlu, ana rakamların alt sektörlerdeki farklılaşmayı gizleyebildiğine dikkat çekti. Eylülde beyaz eşya ihracatının miktar bazında yüzde 4,3, değer bazında yüzde 1,5 gerilediğini aktaran Kavaklıoğlu, kablolarda miktarın yüzde 1,5 artmasına karşılık değerdeki yükselişin yüzde 35’i bulduğunu söyledi. Elektrik ve elektrik üretim-dağıtım ekipmanlarında ise miktarın yüzde 24,5, değerin yüzde 40,6 arttığını belirten Kavaklıoğlu, elektronikte miktar artışının yüzde 43,5, değer artışının yüzde 77’ye ulaştığını kaydetti. Elektronikteki yüksek artışın eylül ayına özgü güneş paneli ihracatından kaynaklandığını vurgulayan Kavaklıoğlu, bu nedenle tek aylık performansın sektörün genel eğilimi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Dokuz aylık verilerin daha farklı bir tablo ortaya koyduğuna işaret eden Kavaklıoğlu, elektrik-elektronik sektörünün ocak-eylül döneminde miktar bazında yüzde 5 gerilemesine rağmen değer bazında yüzde 14 büyüdüğünü söyledi. Aynı dönemde beyaz eşyada miktarın yüzde 14,4, değerin yüzde 8 düştüğünü; elektronikte ise miktarın yüzde 24,7 gerilemesine rağmen değerin yüzde 19,2 arttığını belirten Kavaklıoğlu, kablolarda da yüzde 1,4’lük miktar artışına karşılık değer artışının yüzde 24,6’ya ulaştığına dikkat çekti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Emtia fiyatlarındaki yükseliş ihracat rakamlarına yansıdı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5dc4fa257e-1791351887.png" alt="" width="152" height="255" /></span></p>
<p>Miktar ile değer arasındaki farkta emtia fiyatlarının önemli rol oynadığını vurgulayan Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliği (TET) Başkanı Mehmet Kavaklıoğlu, “Örneğin geçen yıl 10 bin dolar seviyesinde olan bakır bu yıl 14 bin dolara çıktı. Hammadde fiyatındaki bu artış kablonun satış fiyatına ve dolayısıyla ihracat değerine yansıyor. Bu, tek başına daha yüksek katma değerli satış yaptığımız anlamına gelmiyor. Dünyada enflasyon yükseldiği için hammadde, emtia ve satış fiyatları da yükseliyor” dedi.</p>
<p>İhracat performansının yalnızca dolar bazındaki rakamlarla değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen Kavaklıoğlu, “Dünya ticaretinden aldığımız paya da bakmamız lazım. Aldığımız pay büyüyorsa iyi gidiyoruz demektir. Asıl ölçüm bu olmalı. Sadece rakam olarak bakmak yanlış olur. Büyürken büyümenin kalitesine önem vermeli; kontrollü, sağlıklı ve sürdürülebilir bir büyüme modeli oluşturmalıyız” diye konuştu. Yılın son çeyreğinde devreye alınacak projelerle dokuz aylık ortalamanın üzerinde bir performans beklediklerini belirten Kavaklıoğlu, yılı 20 milyar dolarlık ihracatla ve miktar bazında yüzde 1-2 artışla tamamlamayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TİM Başkanı Gültepe'den miktar uyarısı</span></h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, ağustos ayı ihracat rakamlarının açıklandığı toplantıda ihracatta yalnızca değer artışına değil, miktar performansına da bakılması gerektiğine dikkat çekmişti. Eylül verilerinde de aynı noktaya vurgu yapan Gültepe, ihracatın değer bazında yüzde 15,4 artmasına rağmen miktarda yüzde 0,6 gerilediğini, ocak-eylül döneminde ise değer yüzde 5,2 artarken miktarın yüzde 2 düştüğünü söyledi.</p>
<p>İhracatın sağlıklı ve sürdürülebilir büyümesi için iki göstergenin birlikte yükselmesi gerektiğini vurgulayan Gültepe, “Biz değerin yanı sıra miktarın da artması gerektiğine inanıyoruz” dedi. Rekabetçilikte yaşanan zorlukların devam ettiğini belirten Gültepe, ağustos itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,5 olurken dolar kurundaki artışın yüzde 17,2’de kaldığına, aradaki 14 puanı aşan makasın ihracatçı üzerindeki baskıyı sürdürdüğüne dikkat çekti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatta-rekor-fiyat-ve-sektorel-etkiyle-geldi-89177</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/5/1280x720/ihracat-ithalat-1779254330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatçılar kur-maliyet makası, finansman ve işçilik giderleri nedeniyle rekabetçilik kaybına dikkat çekerken, ihracatta rekorlar gelmeye devam ediyor. Eylülde ihracat miktar bazında yüzde 0,6 gerilemesine rağmen değer bazında yüzde 15,4 artışla 26 milyar dolara ulaştı. EKONOMİ’ye konuşan sektör başkanları, artışın önemli bölümünde fiyat, emtia hareketleri ve sektörlere özgü gelişmelerin etkili olduğuna dikkat çekerek, ihracattaki büyümenin kalitesinin yalnızca dolar değeri üzerinden ölçülmemesi gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozgur-ozel-fon-krizi-ile-ilgili-yeni-isimleri-ve-iddialari-gundeme-tasidi-89175</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgür Özel, fon krizi ile ilgili yeni isimleri ve iddiaları gündeme taşıdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Meclis’te partisinin grup toplantısında konuşan Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, fon krizi ile ilgili yeni iddiaları gündeme taşıdı, krizin maliyetini tek tek açıkladı. Özgür Özel yatırım fonları ile ilgili yeni isimleri grup toplantısında açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, “bu işin tam göbeğimde” sözleri ile eleştiren Özel, bu işin içinde bakanlar, parti yöneticileri ve aileden pek çok ismin olduğunu öne sürdü.</p>
<p>Özel şöyle dedi:</p>
<p>“Fon operasyonun ilk dalgasında gözaltına alınan Lydia Holding var. Yönetim Kurulu Başkanı Enver Çelik. Bulls Yatırım var, AK Partililerin en iyi bildiği fonun yatırım şirketi. Kim var orada, başında gizli sahibi kim, kim özendirdi sizi oraya? Hepiniz biliyorsunuz. Yönetim Kurulu Başkanı Bulls Yatırım’ın; Kemal Akkaya. Bunlar savcılıktan serbest bırakıldılar. Bunlar tutuklanamayacak kadar büyükler. Bunlar nezareti kapısından giremeyecek kadar büyük lokmalar. O yüzden bunlar savcılıktan serbest bırakıldılar. Bu şirketin yönettiği ve tasfiye edilen toplam 15 fon var. Bu isimler Lydia Holding’in ortağı olduğu 1000 Yatırımlar Holding, şehir içinde scooter kiralama hizmeti sunuyor. Adı; BinBin. BinBin şirketi pay sahiplerinden biri Lydia Holding ve EC Yatırım Holding. Lydia ile bu şirketler doğrudan ortak. Peki BinBin var ya BinBin. 1000’den geliyor BinBin. Sahibinin adı Usame. ‘Bin’ dediği şeyin adı 1000. Bu genç yatırımcı, Erdoğan’ın kardeşi Mustafa Erdoğan’ın oğlu Usame Erdoğan. Şimdi yani BinBin’i halka arz eden firma, Bulls Yatırım. Orta firma, Lydia Holding. Lydia, Bulls, BinBin doğrudan bağlantıda ve ortaklar. Lydia Holding hakkında şu bilgiye herkes çok şaşırmıştı. Gerçeğe aykırı olarak borsada aşırı yükselen şirketler konuşulurken Lydia Holding’in kaç kat değer kazandığı görülünce ‘Ne iş yapıyor?’ diye bakılmıştı, çalışan sayısı kaçtı? Sıfır. Hiç çalışanı yok. Sıfır çalışanlı bu Lydia Holding’in içinde olduğu, Usame Erdoğan’ın… Yani Usame Erdoğan Tayyip Bey’e ‘Amca’ diyor. Öz amcası.”</p>
<p>Asrın soygunun maliyetinin 90 milyar dolar olduğunu aktaran Özel, “Asrın felaketinin maliyeti 100 milyar dolar, asrın soygununun maliyeti 90 milyar dolar. Neredeyse depremin 11 ilde yıktığı ve ortaya çıkardığı bütün kaybın yüzde 90’ını AK Parti’nin kara düzeninde AK Parti’nin saadet zincirinden vurmuşlar” dedi. Şimdi Erdoğan diyor ki, ‘İktisadi güvenliğe sabotaj düzenlendi.</p>
<p><strong>Kılıçdaroğlu'dan Şimşek'e istifa çağrısı</strong></p>
<p>Yeni yasama yılının ilk grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeminde de fon krizi vardı. Kılıçdaroğlu, fon krizini Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e kritik sorular yönelterek değerlendirdi. “Bu bir devlet krizi. Bürokrat ve siyasetçi halkı soymak için işbirliği yapmış. Son fon skandalı bunun en tipik örneğidir. Bir tarafında bürokratlar, bir tarafında siyasetçiler var. Soyulan vatandaşımızın sayısı 455 bin 748 kişi” açıklamasında bulunan Kılıçdaroğlu Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e şu soruları yöneltti: “ Borsa vurgununda kimler kazandı? Bunu kimler denetlemekle görevliydi? Bu soygunu bildiği halde kimler zamanında müdahale etmedi?” Bakan Şimşek’i krizi yönetememekle suçlayan Kılıçdaroğlu, Şimşek’in hemen istifa etmesi gerektiği çağrısında bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozgur-ozel-fon-krizi-ile-ilgili-yeni-isimleri-ve-iddialari-gundeme-tasidi-89175</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/5/1280x720/ozgur-ozel-1791351232.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özgür Özel, fon krizi ile ilgili yeni isimleri ve iddiaları gündeme taşıdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eylul-enflasyonu-geriledi-ama-hayat-pahaliligi-bitmedi-89174</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eylül enflasyonu geriledi ama hayat pahalılığı bitmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir ürünün fiyatının geçen yıl yüzde 40, bu yıl yüzde 30 artması fiyatın ucuzladığı anlamına gelmez. Sadece fiyat artışının hızı düşmüş olur. Bu nedenle enflasyonla mücadelede yalnızca yıllık orana değil, toplumun satın alma gücüne de bakmak gerekir.</strong></p>
<p>Eylül 2026 enflasyon rakamları açıklandı. Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) aylık bazda yüzde 1,84, yıllık bazda ise yüzde 29,73 arttı. On iki aylık ortalamalara göre artış yüzde 31,49 olurken, yılbaşından bu yana tüketici fiyatlarındaki yükseliş yüzde 24,32’ye ulaştı.</p>
<p>İlk bakışta yüzde 30’un altına gerileyen yıllık enflasyon önemli bir eşik olarak görülebilir. Nitekim geçen yılın aynı ayında yıllık TÜFE yüzde 33,29 seviyesindeydi. Dolayısıyla yıllık enflasyonda belirgin bir gerileme var. Ancak burada önemli olan yalnızca rakamın düşmesi değil, vatandaşın bu düşüşü günlük hayatında ne kadar hissettiğidir.</p>
<p>Benim açımdan eylül enflasyonunun en önemli mesajı şudur: <strong>Enflasyonun hızı yavaşlıyor ancak fiyatların seviyesi yüksek kalmaya devam ediyor.</strong></p>
<p>Bu ikisini birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>
<p>Bir ürünün fiyatının geçen yıl yüzde 40, bu yıl yüzde 30 artması fiyatın ucuzladığı anlamına gelmez. Sadece fiyat artışının hızı düşmüş olur. Vatandaşın markette, pazarda, kirada, faturada veya ulaşımda karşılaştığı fiyat seviyesi ise yüksek olmaya devam eder. Bu nedenle enflasyonla mücadelede yalnızca yıllık orana değil, toplumun satın alma gücüne de bakmak gerekir.</p>
<p>Eylül ayında dikkat çeken başlıklardan biri gıda fiyatlarında yaşanan gelişme oldu. Gıda ve alkolsüz içecekler grubunda aylık yüzde 0,20’lik düşüş gerçekleşti. Yıllık artış ise yüzde 27,62 oldu. Gıdanın genel enflasyona yıllık katkısı 6,73 puan olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu gelişme son derece önemli. Çünkü Türkiye’de dar ve sabit gelirli vatandaş açısından enflasyon denildiğinde akla ilk gelen kalemlerden biri gıdadır. Gıda fiyatlarında kalıcı bir istikrar sağlanmadan enflasyonla mücadelede toplumsal rahatlamanın sağlanması kolay değildir.</p>
<p>Ancak gıda fiyatlarının aylık olarak gerilemesi tek başına yeterli değildir. Üretim maliyetleri, tarımsal girdiler, akaryakıt, gübre, yem, enerji, lojistik ve aracılık maliyetleri dikkate alındığında gıda enflasyonunun önümüzdeki dönemde yakından takip edilmesi gerekiyor.</p>
<p>Çünkü bugün market rafında gördüğümüz fiyat, yalnızca çiftçinin üretim maliyetinden oluşmuyor. Tarladan sofraya kadar uzanan zincirin her halkasında oluşan maliyet fiyatı etkiliyor.</p>
<p>Eylül verilerinde asıl dikkat çekici alanlardan biri ise konut ve ulaştırma oldu.</p>
<p>Ulaştırma grubunda yıllık fiyat artışı yüzde 35,10’a ulaşırken, aylık artış yüzde 2,79 olarak gerçekleşti. Ulaştırmanın yıllık enflasyona katkısı 5,96 puan oldu.</p>
<p>Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar grubunda yıllık artış yüzde 39,99 seviyesinde gerçekleşti. Bu grubun enflasyona yıllık katkısı ise 4,84 puan oldu.</p>
<p><strong>Temel ihtiyaçlardan </strong><strong>vazgeçmek kolay değildir</strong></p>
<p>İşte vatandaşın bütçesini en fazla zorlayan nokta burada ortaya çıkıyor.</p>
<p>Çünkü konut ve ulaştırma, insanların kolayca vazgeçebileceği harcama kalemleri değil. Bir vatandaş daha az giyim alışverişi yapabilir, bazı sosyal harcamalarını erteleyebilir veya dayanıklı tüketim mallarını daha ileri bir tarihe bırakabilir. Ancak ev kirası, elektrik, doğal gaz, ulaşım ve temel ihtiyaçlardan vazgeçmek kolay değildir.</p>
<p>Dolayısıyla bu alanlardaki fiyat artışlarının gelirler üzerindeki etkisi çok daha güçlüdür.</p>
<p>Bir başka önemli gösterge ise çekirdek enflasyon olarak takip edilen özel kapsamlı TÜFE göstergesi B oldu. İşlenmemiş gıda, enerji, alkollü içecekler ve tütün ile altın hariç TÜFE aylık yüzde 2,01, yıllık yüzde 29 arttı.</p>
<p>Burada da önemli bir mesaj görüyoruz.</p>
<p>Manşet enflasyon yüzde 1,84 iken B endeksinin aylık yüzde 2,01 artması, fiyat baskısının ekonominin daha geniş bir bölümünde devam ettiğini gösteriyor. Yani enflasyondaki düşüşü sadece birkaç kalemdeki fiyat hareketlerine bağlamak doğru olmaz.</p>
<p>Eylül ayında 174 alt sınıftan 133’ünde fiyat artışı görülmesi de bu açıdan oldukça dikkat çekici. Sadece 35 alt sınıfta fiyatlar gerilerken, 6 alt sınıfta değişim yaşanmadı.</p>
<p>Bana göre bu tablo, enflasyonun ekonominin geniş bir bölümüne yayıldığını açıkça gösteriyor.</p>
<p>Dolayısıyla bundan sonraki dönemde en önemli konu, enflasyonun yüzde 30’un altına inmesi kadar, fiyat artışlarının ekonominin geneline yayılmasının önlenmesi olacaktır.</p>
<p>Burada para politikasının yanında maliye politikası, üretim politikaları ve arz yönlü tedbirler de büyük önem taşıyor.</p>
<p>Çünkü yalnızca faiz politikasıyla gıda, konut, enerji, kira, ulaştırma ve hizmet fiyatlarındaki bütün sorunları çözmek mümkün değildir.</p>
<p>Türkiye’nin özellikle üretim kapasitesini artırması, tarımsal üretimi güçlendirmesi, enerji maliyetlerini düşürmesi, lojistik zincirini verimli hâle getirmesi ve konut arzını artırması gerekiyor.</p>
<p>Enflasyonla mücadele sadece Merkez Bankası’nın işi değildir. Bu mücadele ekonominin tamamını ilgilendiren bir süreçtir.</p>
<p><strong>Gelirim fiyatlar kadar artıyor mu?</strong></p>
<p>Eylül ayında yıllık enflasyonun yüzde 29,73’e gerilemesi elbette olumlu bir gelişmedir. Ancak vatandaşın gerçek gündemi hâlâ aynı: <strong>Gelirim fiyatlar kadar artıyor mu?</strong></p>
<p>Asıl mesele budur.</p>
<p>Bir emeklinin, memurun, işçinin veya asgari ücretlinin geliri yüzde 30 civarında artan fiyatlar karşısında ne kadar korunabildiğine bakmadan enflasyonun toplumsal etkisini ölçemeyiz.</p>
<p>Özellikle sabit gelirli kesim açısından geçmiş dönemde oluşan fiyat artışlarının yarattığı kayıpların telafisi büyük önem taşıyor. Çünkü bugünkü enflasyonun düşmesi, geçmişte yaşanan satın alma gücü kaybını otomatik olarak ortadan kaldırmıyor.</p>
<p>Bu nedenle eylül enflasyonunu ben iki farklı açıdan değerlendiriyorum.</p>
<p>Birincisi, yıllık enflasyonun yüzde 30’un altına gerilemesi ve aylık artışın yüzde 2’nin altında kalması olumlu bir gelişmedir. İkincisi ise konut ve ulaştırma başta olmak üzere temel harcama gruplarında yüksek fiyat artışlarının devam etmesi, mücadelenin henüz tamamlanmadığını göstermektedir.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde başarıyı belirleyecek olan sadece TÜFE’nin kaç olacağı değildir. Enflasyonun kalıcı biçimde düşmesi, fiyatlama davranışlarının normalleşmesi, beklentilerin iyileşmesi ve vatandaşın satın alma gücünün yeniden güçlenmesi gerekiyor.</p>
<p>Çünkü ekonomi rakamlardan ibaret değildir.</p>
<p>Rakamların vatandaşın mutfağına, evine, ulaşım giderine ve geleceğe ilişkin beklentilerine yansıması gerekir.</p>
<p>Eylül 2026 verileri bize önemli bir fırsat penceresi açıyor. Ancak bu fırsatın kalıcı başarıya dönüşmesi için enflasyonla mücadelede kararlılığın sürdürülmesi, üretimin desteklenmesi ve özellikle dar gelirli kesimin korunması şart.</p>
<p>Benim beklentim, önümüzdeki aylarda enflasyonun yönünün aşağı doğru devam edeceği, ancak aylık fiyat hareketlerinin yakından izlenmesi gerektiği yönünde. Çünkü <strong>enflasyonla mücadelede son kilometre, ilk kilometreden çok daha zor olabilir.</strong></p>
<p>Artık hedef yalnızca enflasyonu düşürmek değil, bunu yaparken ekonomiyi büyütmek, üretimi artırmak ve vatandaşın kaybettiği satın alma gücünü yeniden kazandırmaktır.</p>
<p>Gerçek başarı da ancak o zaman ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Kaynak: TÜİK</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eylul-enflasyonu-geriledi-ama-hayat-pahaliligi-bitmedi-89174</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül enflasyonu geriledi ama hayat pahalılığı bitmedi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/3-siper-3-mevziden-3lu-kusatma-ve-ates-hatti-89173</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> 3 siper 3 mevziden 3’lü kuşatma ve ateş hattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Siyasi irade</strong>; toplum adına toplumsal tercihleri belirleyen güçtür.</p>
<p>Bu mevzinin elindeki güç;  kanun yapmak, bütçe belirlemek, kamu politikası oluşturmak ve kurumlara yetki vermektir.</p>
<p>Doğrudan ceza veya yaptırım değil kanun yapma gücünü kullanır.</p>
<p><strong>Bu güç, yasama mevzisinden yönetilir.  </strong></p>
<p><strong>Siperlerinde</strong>;  milletvekilleri, bakanlar, parti yöneticileri vardır. <br /><strong>Güç kaynağı ise; </strong> yasama yetkisi, bütçe, kamu politikası, norm koyma ve siyasi meşruiyettir.</p>
<p><strong>Siyasi irade silaha dönüşürse…</strong></p>
<p>Siyasi irade silaha dönüşürse;  bürokrasiyi ve yargıyı belirli hedeflere karşı kullanılabilecek araçlara dönüştürebilir. Siyasal güç, belirli kişi, grup veya kurumları etkisizleştirmek amacıyla hukukî düzenlemeyi seçici, ölçüsüz veya stratejik biçimde kullanmaya başladığında her şey köklü çürümelere maruz kalabilir.</p>
<p>Siyasi irade; toplumsal tercihleri değil, mevzi tercihlerini uygulayan mekanizma haline gelir.  <strong>Silahın menzilini, hedefini ve kullanılacağı zamanı belirleyen ağır silahlarla donanmış komuta merkezine</strong> dönüşebilir.</p>
<p><strong>Bürokrasi ve idare yetkisi;</strong> ruhsat, lisans, denetim, vergi, ihale, disiplin, izin, rapor, idari yaptırım ve benzeri araçlarla devletin günlük hayattaki gerçek gücünü taşır.</p>
<p><strong>Bu güç yürütme mevzisinden yönetilir. </strong></p>
<p>Siperlerinde bürokratlar, teknokratlar, hukukçular vardır.</p>
<p><strong>Bürokrasi ve idare silaha dönüşürse…<br /></strong>Toplumsal tercihlerin aksi yönünde mevzilenen siyaset, siyasi iradeyi silah haline getirerek idari uygulamalar yapmaya başlar. Tek tek bakıldığında hukuka uygun görünen işlemler, aynı hedef üzerinde sistematik, seçici veya koordineli biçimde uygulanmaya başladığında bir <strong>kuşatma mekanizmasına</strong> dönüşebilir.</p>
<p><strong>Bürokrasi bu anlamda savaş alanındaki konvansiyonel kuvvettir. </strong>Siyaset mevziyi belirlerken bürokrasi sahayı kontrol eder, hareket alanını daraltır ve hedefi yıpratır. Hukukun silahlanmasının en görünmez biçimi de çoğu zaman budur; çünkü saldırı tek bir büyük darbede değil, <strong>çok sayıdaki küçük ve teknik işlemin toplam etkisinde</strong> ortaya çıkabilir.</p>
<p><strong>Hukuk; </strong>toplumsal ve bireysel refahın kapsam ve içeriğini belirler. Soruşturma, kovuşturma, tutuklama, adli tedbir, el koyma, yargılama ve hüküm, hukuk devletinin olağan araçlarıdır</p>
<p><strong>Bu güç yargı mevzisinden yönetilir.  </strong></p>
<p>Siperlerinde savcılar, hakimler, avukatlar vardır.</p>
<p>Adalet, eşitlik ve hakkaniyet savaşı verir.</p>
<p><strong>Yargı silaha dönüşürse…</strong></p>
<p>Siyasal irade, bürokratik kapasite ve yargısal zor kullanma gücü;  belirli bir hedef üzerinde, belirli bir amaca yönelik, stratejik olarak birleştiğinde; hukuk, <strong>nihai ateş gücüne</strong> dönüşebilir.</p>
<p><strong>Yargı bu anlamda nükleer kuvvettir. </strong> Buradaki tehlike yalnızca hukuka aykırı karar değildir; hukuken mümkün görünen araçların <strong>seçici, ölçüsüz, taraflı veya meşru amacından saptırılmış biçimde</strong> kullanılmasıdır. Çünkü Yargı bu anlamda nükleer kuvvettir. Çünkü yargısal güç; özgürlük, malvarlığı, itibar ve siyasal haklar üzerinde diğer kamu işlemlerinden farklı olarak sonradan tamamen giderilemeyebilecek sonuçlar doğurabilir.</p>
<p><strong>Üç mevzinin kesişmesi</strong></p>
<p>Üç mevzi, yani <strong>yasama, yürütme ve yargı</strong>, hukukla bağlı kaldıkları sürece birbirlerinin rakibi değil, toplumun <strong>Adalet, Eşitlik ve Hakkaniyet siperlerini koruyan üç savunma hattıdır</strong>.</p>
<p>Yasama toplumsal iradeyi hukuka dönüştürür, yürütme bu hukuku tarafsız ve ölçülü biçimde hayata geçirir, yargı ise hem bireyi hem toplumu diğer iki gücün olası aşırılıklarına karşı korur. Böylece devletin sahip olduğu yasama, yürütme ve yargısal güç, halka karşı kullanılan bir kuvvet olmaktan çıkar; <strong>halkın refah, güven, özgürlük ve haklarını koruyan bir devlet kapasitesine dönüşür.</strong> </p>
<p><strong>Hukuk devleti; tüten bir ocağın dumanına bakıp devleti yönetme hayali kurabilen, o hayali gerçekleştirebileceğine inanabilen çocukların ve gençlerin teminatıdır.</strong></p>
<p>Ancak siyasal irade belirli bir hedefi stratejik olarak seçtiğinde, bürokratik kapasite bu hedefi kuşatacak biçimde seferber edildiğinde ve yargısal zor kullanma gücü aynı hedef üzerinde devreye sokulduğunda üç mevzi artık birbirini denetleyen hukuk devleti kurumları olmaktan çıkar. Sistematik devlet gücü değil, aynı ateş hattında bütünleşen ve birleşen güç artık <strong>lawfare </strong>(hukuki savaş yöntemi)  ihtimalinin aktörü olma potansiyeli taşır.</p>
<p><strong>Lawfare ihtimali</strong>, üç kurumun aynı konuda işlem yapmasından değil; belirli bir hedefin, belirli bir stratejik amaçla, farklı kamu güçlerinin birbirini tamamlayan kapasitesi kullanılarak kuşatılmasından doğar.</p>
<p><strong>İşte o zaman o ocaktaki duman umut ve hayalin değil, ateş ve boğulmanın sebebidir. </strong></p>
<p>Brezilya’daki Lava Jato (Car Wash) Operasyonu, devlet yetkilerinin seçici, stratejik ve kurumsal olarak birbirini güçlendiren biçimde kullanılması halinde hukukun bir mücadele aracına dönüşebileceği tezini somutlaştıran örneklerden biridir.</p>
<p>Operasyon kapsamında eski Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva hakkında yürütülen süreçlerde Brezilya Yüksek Federal Mahkemesi, 2021 yılında Curitiba’daki 13. Federal Mahkemenin bu davalara bakmakta yetkili olmadığına karar vererek verilen kararları hükümsüz kılmıştır. Aynı yıl Mahkeme, hâkim Sérgio Moro’nun Lula’nın “Triplex” davasındaki tarafsızlığını da kabul edilen çoğunluk kararıyla sorgulamış ve onun şüphe nedeniyle görevden çekilmesi gerektiğine hükmetmiştir.  </p>
<p>Böylece mesele yalnızca tek bir kararın hukuka uygunluğu olmaktan çıkmış, <strong>soruşturma, savcılık ve yargılama gücünün aynı hedef üzerindeki birleşik etkisi</strong> hukuk devleti, tarafsızlık ve hâkim güvencesi bakımından tartışmanın merkezine yerleşmiştir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/3-siper-3-mevziden-3lu-kusatma-ve-ates-hatti-89173</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 3 siper 3 mevziden 3’lü kuşatma ve ateş hattı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-ayni-seyi-soyluyorsa-yonetim-kurullarinda-10-adam-nerede-89171</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Herkes aynı şeyi söylüyorsa, yönetim kurullarında 10. adam nerede?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sinemayı, farklı türlerdeki filmleri seyretmeyi küçük yaşlarımdan beri severim. Dile kolay; dört evladımın herbiriyle çizgifilm izlemişliğim de çok;  o kadar çok ki sayısını tahmin bile edemem. Fakat yaş aldıkça, türü ne olursa olsun filmlere daha farklı bakmayı, birşeyler öğrenmeyi alışkanlık haline getirdim. Birçoğunuzun izlemiş olduğunu tahmin ettiğim bir filmden bahsedeyim. Max Brooks'un 2006 tarihli Zombi Savaşı (World War Z) adlı kitabından uyarlanan, 2013 yılında vizyona giren, Brad Pitt'in başrolde olduğu filmde, Güney Kore'de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getirmektedir ve insanoğlu ikiye ayrılır. Brad Pitt'in hem başrolünü hem de yapımcılığını üstlendiği film, insanlar ve Zombiler arasında yaşanan sıra dışı bir savaşı odağına alıyor. Filmde Brad Pitt, bir "zombi pandemisini" durdurmanın bir yolunu bulmak için dünyayı dolaşarak ipuçları toplayan eski bir Birleşmiş Milletler araştırmacısı olan Gerry Lane'i canlandırıyordu. İşte bu filmde, kahramanımız Gerry 'nin macerasında bir dönüm noktası var. Hastalığın yayılmasını durdurmak için tüm vatandaşlarının bütün dişlerini 24 saat içerisinde zorla çektiren Kuzey Kore Devletinin sınırında yakalanmış, iki taraflı çalışan bir CIA mensubu "dişsiz haliye" bir istihbarat verir; Ortadoğuda'daki "bir devlet" aylar öncesinden bütün ülkesini çok yüksek duvarlarla örerek kapatmıştır. Zombi salgınına karşı çok önceden tedbir kararı alan ve bunu uygulayan ülkeye giden Gerry, ilgili devletin yetkilisinden bunun sebebini öğrenmeye çalışır…</p>
<p>Şirketlerde karar alma süreçlerinin en tehlikeli anı, herkesin aynı fikirde olduğu andır. Çünkü "fikir birliği" her zaman gerçeğe en yakın doğruluğun bir göstergesi değildir!  Bazen yalnızca aynı varsayıma, aynı veriye ve aynı bakış açısına sahip insanların aynı sonuca ulaşmasıdır. Bugün yönetim kurullarında riskler daha çok konuşuluyor. Denetim mekanizmaları güçleniyor. İç denetim, uyum, finansal kontrol ve risk yönetimi fonksiyonları giderek daha kurumsal bir yapıya kavuşuyor. Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkıyor: Bütün bu mekanizmalar, şirketin gerçekten doğru soruları sormasını sağlayabiliyor mu? Her zaman değil.</p>
<p>İyi tasarlanmış bir risk ve denetim sistemi, yanlış varsayım üzerine kurulmuş bir kararın kusursuz şekilde uygulanmasını da mümkün kılabilir. Tam bu noktada “Onuncu Adam” yaklaşımının önemli bir yönetim disiplini haline geldiğini düşünüyorum. Onuncu Adam ne yapar? Onuncu Adam, çoğunluğa karşı çıkmak için görevlendirilmiş bir “muhalif” değildir. Asıl görevi çok daha değerlidir: Herkes aynı sonuca ulaştığında, o sonucun "tersini" bilinçli olarak test etmek. Örneğin bir yönetici: “Bu pazara yatırım yapmalıyız.” diyorsa, 10. Adamın görevi “yatırım yapmayalım” demek değildir. Şunu sormaktır: “Yatırım yapmamamız gerektiğini varsaysaydık, hangi verilere bakardık?” Bu küçük görünen fark, karar kalitesinde büyük bir değişim yaratır. Çünkü tartışma “Kim haklı?” ekseninden çıkar ve “Hangi varsayım yanlış olabilir?” eksenine taşınır. Bence modern yönetim kurullarının ihtiyacı tam olarak budur.</p>
<p><strong>Risk Komitesi geleceğe bakar, Denetim Komitesi sistemi test eder. </strong></p>
<p>Bir şirketin güçlü bir yönetişim yapısına sahip olabilmesi için Risk Komitesi ile Denetim Komitesi'nin görevlerinin birbirinden net biçimde ayrılması gerekir. Risk Komitesi, esas olarak geleceğe bakar. “Ne olabilir?” sorusuyla risk iştahını, stratejik riskleri, gelişmekte olan riskleri, dayanıklılığı ve şirketin gelecekte karşılaşabileceği tehditleri değerlendirir. Denetim Komitesi ise daha çok güvence tarafında durur. “Sistem çalışıyor mu?” sorusuyla iç kontrol, iç denetim, finansal raporlama ve bağımsız denetim gibi mekanizmaların etkinliğini gözetir. Biri geleceği anlamaya çalışır. Diğeri mevcut sistemin güvenilirliğini test eder. Ancak burada da bir sorun vardır: İkisinin de aynı varsayımın içinde kalabilme ihtimali çok yüksektir! Örneğin Risk Komitesi şirketin belirli bir pazarda büyümesinin önündeki riskleri tartışıyor olabilir. Denetim Komitesi ise bu riskleri yöneten kontrol mekanizmalarının düzgün çalıştığını teyit ediyor olabilir. Peki ya temel varsayımın kendisi yanlışsa? İşte Onuncu Adam burada devreye girer.</p>
<p><strong>“Integrated Board Assurance” neden gerekli?</strong></p>
<p>Yönetim kurulunun yalnızca ayrı ayrı raporlar alması yeterli değildir. Risk raporu başka, iç denetim raporu başka, bağımsız denetim raporu başka, uyum raporu başka olduğunda şirket çok fazla bilgi üretebilir; ama yine de bütün resmi göremeyebilir. Bu nedenle son yıllarda daha önemli hale gelen yaklaşım, benim “entegre güvence” olarak ifade edeceğim Integrated Board Assurance anlayışıdır. Temel soru şudur: Şirketin kritik riskleri kim tarafından sahipleniliyor, hangi kontrollerle yönetiliyor, bu kontroller gerçekten çalışıyor mu ve yönetim kurulunun görmediği bir alan var mı?</p>
<p>Bu yaklaşım, yönetim kuruluna tek tek parçaları değil, parçaların birleşiminden oluşan resmi göstermeyi amaçlar. İşte tam bu noktada üç klasik kör nokta ortaya çıkar:</p>
<p><strong>GAP - “Diğer komite bakıyordur.”</strong></p>
<p>Sonuç: Kimsenin sahiplenmediği risk alanlarının kalmasıdır.</p>
<p><strong>OVERLAP - “Herkes aynı konuya bakıyor.”</strong></p>
<p>Sonuç: Tekrara düşmek, zaman kaybı ve muğlakta kalan sorumluluklar.</p>
<p><strong>SILO -  “Herkes kendi parçasını görüyor.”</strong></p>
<p>Sonuç: Şirketin tamamındaki bağlantılı riskler gözden kaçıyor.</p>
<p>Integrated Board Assurance bu üç kör noktayı azaltmaya çalışır. Ancak bence bir katman daha eklenmelidir: Challenge. Yani: “Peki ya hepimiz yanılıyorsak?”</p>
<p>Risk ve denetim mekanizmalarının çok önemli bir görevi vardır: güvence vermek. Fakat yönetim kurulunun sadece güvenceye değil, gerektiğinde meydan okumaya da ihtiyacı vardır. Onuncu Adam yaklaşımı burada bir çeşit zihinsel stres testi işlevi görür. Örneğin şirket yeni bir pazara girecek, büyük bir yatırım yapacak, önemli bir satın alma gerçekleştirecek, dijital dönüşüm yatırımı başlatacak, yeni bir iş modeline geçecek olsun. Risk Komitesi şunu sorar: “Bu kararın riskleri neler?” Denetim Komitesi şunu sorar: “Bu riskleri yöneten kontroller yeterli mi?” Integrated Board Assurance şunu sorar: “Tüm bu riskler, kontroller ve güvence mekanizmaları birbirleriyle uyumlu mu?” Onuncu Adam ise son soruyu sorar: “Bunların tamamını doğru kabul edersek, <u>hangi kritik şeyi hâlâ göremiyor olabiliriz?</u>”</p>
<p>İşte gerçek “challenge” burada başlar. İyi yönetim kurulu sadece güvence istemez Bir yönetim kurulunun görevi yönetime sürekli “Haklı mısınız?” diye sormak değildir; daha stratejik ve kaliteli soru şudur: “Yanılıyor olabileceğiniz yer neresi?” Bu yaklaşım özellikle şirket büyüdükçe daha da önemli hale geliyor. Çünkü küçük şirketlerde patronun sezgisi birçok şeyi telafi edebilir. Ancak organizasyon büyüdükçe bilgi "katmanlara" ayrılır. Satış piyasa koşullarının şekillendirdiği kendi zihniyetiyle resmi görür. Finans kendi perspektifiyle resme bakar. Operasyon kendi koşullarına göre resmi görür. Pazarlama "marketing dünyasının" yönlendirdiği açıyla resme bakar. Risk kendi tarafından bakar, Denetim kendi şartlarına göre resmi görür. Sorun genellikle farklı birimlerde çalışan bu insanların işlerini yanlış yapması değildir. Sorun şudur: Herkes kendi parçasını doğru gördüğü halde, "şirketin tamamındaki resmi" kim görecektir? Onuncu Adam tam olarak burada önem arz eder; fakat Onuncu Adam bir “itiraz memuru” olmamalıdır. Bu yaklaşımın yanlış uygulanmasının da ciddi bir riski var. Eğer 10. Adam rolü: “Ne söylerseniz karşı çık.” şeklinde anlaşılırsa sistem kısa sürede anlamsızlaşır. Onuncu Adamın görevi kararı geciktirmek değildir; kararın dayanıklılığını artırmaktır. Bu nedenle iyi bir Onuncu Adam şu soruları sorar: “Temel varsayımımız nedir?”, “Bu varsayımı hangi veri destekliyor?”, “Bu verinin yanlış olduğunu ne zaman anlayabiliriz?”, “Bunun tam tersi gerçekleşirse ne olur?”, “Hangi risk henüz dashboard'umuzda görünmüyor?”, “Bir yıl sonra geriye baktığımızda ‘Bunu nasıl göremedik?’ diyeceğimiz konu ne olabilir?” Bence bunlar artık yönetim kurulu gündemlerinde standart sorular haline gelmelidir.</p>
<p><strong>Risk yönetiminin yeni seviyesi: Riski bilmek yetmez</strong></p>
<p>Geleneksel anlayışta güçlü şirket, risklerini bilen şirkettir. Daha gelişmiş anlayışta ise güçlü şirket: Risklerini bilen, risk sahiplerini netleştiren, kontrollerini test eden, güvence seviyesini ölçen ve kendi varsayımlarına meydan okuyabilen şirkettir. Bu nedenle ben şu modeli önemsiyorum: Risk Komitesinin  “Ne olabilir?”, Denetim Komitesinin “Sistem çalışıyor mu?”, Integrated Board Assurance'ın “Bütün resim nasıl?” ve Onuncu Adamın “Hepimiz yanılıyor olabilir miyiz?” sorularını düzenli olarak sorduğu model. Bu dört yaklaşım birlikte çalıştığında yönetim kurulunun rolü yalnızca “denetleyen” bir yapı olmaktan çıkar, düşünce kalitesini yükselten bir yapı haline gelir.</p>
<p><strong>Son söz: En tehlikeli cümle “Hepimiz aynı fikirdeyiz” olabilir</strong></p>
<p>Kurumsal hayatta bazen güçlü bir yönetim kurulunu, toplantıda hiç kimsenin itiraz etmediği kurul olarak algılıyoruz. Ben tam tersini düşünüyorum. Güçlü kurul, herkesin aynı düşündüğü kurul değildir. Aynı sonuca ulaşmadan önce farklı ihtimalleri yeterince test eden kuruldur. Çünkü şirketler çoğu zaman bilgi eksikliğinden değil, yanlış varsayımların yeterince sorgulanmamasından hata yapar. Bu yüzden Risk Komitesi'ne Denetim Komitesi'ni, onlara Integrated Board Assurance'ı eklemek önemli bir adımdır. Fakat bence son halka olan Onuncu Adam'ı eklemek gerekir. Çünkü bazen şirketi koruyacak olan şey, dokuz kişinin daha fazla bilgi üretmesi değil; bir kişinin doğru zamanda “Ya hepimiz yanlış düşünüyorsak?” diye sormasıdır.</p>
<p>World War Z filminde, zombi salgınına karşı çok önceden tedbir kararı alan ve bunu uygulayan ülkeye giden Gerry, ilgili devletin yetkilisinden bunun sebebini öğrenir. Aylar öncesinden Hindistan'da gizli bir mesajlaşmayı deşifre eden ilgili ülkenin istihbarat elemanları, bu mesajlaşmada "bahse konu olan hastalığın" eski bir hint lehçesinde yamyam anlamına geldiği bilgisini yetkili kurula sunar. Kurul 10 ayrı üyeden oluşmaktadır; 9 üye bu bilgiyi önemsemediği halde, 10. üye kaideler gereği, "Ya bu büyük bir tehdit ise…" diye hareket eder ve ülkenin bütün çevresi 62 fit (19 metre) yüksekliğinde duvarlarla örülür. Gerry'ye yardımcı olan, ona bu süreci anlatan kişi 10. adamdır!</p>
<p>Hemen herşeyin hızla gelişebildiği, istikrarlı zannedilen bütün dengelerin değişebildiği bir dünyada yaşıyoruz; artık bunu kabul edelim. Böyle bir dünyada belki de yönetim kurullarında aramamız gereken en değerli özellik "fikir birliği" değil; <strong>güvenli biçimde fikir ayrılığı yaratabilme kapasitesidir!</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-ayni-seyi-soyluyorsa-yonetim-kurullarinda-10-adam-nerede-89171</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Herkes aynı şeyi söylüyorsa, yönetim kurullarında 10. adam nerede? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-icin-zarlar-yeniden-atiliyor-89169</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ için zarlar yeniden atılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sıradan vatandaşlar temkinli ve protest bir tutum sergilerse, yapay zekânın kaderi yeniden yazılabilir, en azından yavaşlar ve zaman kazandırır. Bu düzeyde bir kolektif bilincin oluşması ise hepimizin görevi.</strong></p>
<p>Büyük bir felaketi beklemeden harekete geçilmesi gerektiğine dair kamuoyu oluşmaya başladı. En son North Carolina’da yaklaşık 1.850 acre (7,5 km²) alanda planlanan dev bir AI veri merkezi (Project Delta), yerel halkın yoğun örgütlenmesi, protestoları ve açtığı dava sonucunda County Commissioners’ın onayı iptal edildi ve projenin ilerlemesi durduruldu.</p>
<p><strong>Radikal aktivist oluşumlar da </strong><strong>seslerini duyurmaya çalışıyor</strong></p>
<p>Yapay zekâya eleştirel yaklaşan, hatta karşıt bir duruş sergileyen pek çok sivil oluşum kuruldu. <em>Center for AI and Digital Policy</em> (CAIDP), <em>AI Now Institute </em>ve <em>Future of Life Institute</em> (FLI) gibi politik kulvarda hareket eden düşünce kuruluşlarının yanı sıra Stop AI ve PauseAI gibi daha radikal aktivist oluşumlar da seslerini duyurmaya çalışıyor. S<em>top AI, PauseAI, Stop the AI Race </em>ve<em> Fight for the Future</em>, AI’nin kontrolsüz gelişimine karşı en görünür aktivist oluşumlar. PauseAI, 2023’te Joep Meindertsma tarafından kuruldu ve frontier AI’nin güvenli ve demokratik biçimde kontrol edilebilmesi kanıtlanana kadar geliştirilmesinin duraklatılmasını savunuyor; 14’ten fazla ülkede faaliyet gösteriyor ve 1.000’den fazla destekçiye ulaştığını belirtiyor. Stop AI, 2024’te ortaya çıkan daha radikal bir hareket olarak AGI/ASI geliştirilmesine kalıcı bir küresel yasak talep ediyor ve OpenAI gibi şirketlerin ofisleri önünde doğrudan eylemler ve sivil itaatsizlik eylemleri düzenliyor. Kendini grassroots bir hareket olarak tanımlıyor. 2024’te Sam Kirchner ve Guido Reichstadter tarafından kuruldu. Sam Kirchner 2025 Kasım’ında ortadan kayboldu.</p>
<p>Stop the AI Race, 2026’da görünürlük kazanan daha yeni bir hareket olup OpenAI, Anthropic ve Google DeepMind gibi şirketlerin AI yarışını durdurmasını talep ediyor; yüzlerce kişinin katıldığı yürüyüşler ve ofis işgalleri düzenledi. Fight for the Future ise 2011’den beri faaliyet gösteren daha geniş bir dijital haklar oluşumu; AI gözetimi, yüz tanıma ve AI’nin emek üzerindeki etkileri gibi konularda kitlesel çevrimiçi ve fiziksel kampanyalar yürütüyor. Kuruluş, 2025 kampanyalarında 83.800 bireysel eylem gerçekleştirildiğini, 19.767 telefon görüşmesi organize edildiğini ve 515 kuruluş/sanatçının koalisyon mektuplarına katıldığını bildiriyor; ayrıca kampanyalarının milyonlarca kişiye ulaştığını belirtiyor.</p>
<p><strong>Çözüm için zamana </strong><strong>ihtiyacımız var</strong></p>
<p>Bu tip gelişmeler umut verici, fakat büyük model geliştiricilerinin geri adım atmak gibi bir niyeti olup olmadığından emin değilim. Örneğin, OpenAI’da sular kurulduğu günden itibaren durulmuyor. Şirket şimdiye kadar onlarca yöneticisini ve belki de yüzlerce mühendisini kaybetti. Ilya Sutskever ve John Schulman gibi iki kurucu ortağı başta olmak üzere 10-15 isim ayrılırken, kamuoyuna açık şekilde eleştirilerini dile getirdiler. Bunlar arasında en popüler isimlerden biri olan Dario Amodei, ayrıldıktan sonra kendi şirketi Anthropic’i (Claude) kurdu. Geçtiğimiz haftalarda Jacob Coxon’ın istifası ve açıklamaları büyük ses getirmişti. Birkaç gün önce ise David Robinson, şirketin AI yeteneklerini geliştirme hızının güvenlik çalışmalarının önüne geçtiğini söyleyerek istifa etti.</p>
<p>Olası çözüm yollarını daha önce burada yazmıştım. Çözümü tartışmak, bulmak ve uygulamak için zamana ihtiyacımız var. Sıradan vatandaşlar temkinli ve protest bir tutum sergilerse, yapay zekânın kaderi yeniden yazılabilir, en azından yavaşlar ve zaman kazandırır. Bu düzeyde bir kolektif bilincin oluşması ise hepimizin görevi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-icin-zarlar-yeniden-atiliyor-89169</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ için zarlar yeniden atılıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haksiz-verginin-iadesinde-faiz-ikilemi-89168</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haksız verginin iadesinde faiz ikilemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5d653681da-1791350355.png" alt="" width="682" height="161" /> </strong>Bilindiği üzere, mükellefe haksız iade edilen vergiler, mükelleften gecikme faiziyle geri istenirken; mükelleften fazla veya yersiz tahsil edilen vergiler tecil faizi oranında ve hatta belirli tarihlerden itibaren işletilen faizle iade edilmektedir.  Bu çalışma, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesinde yer alan ve aynı ekonomik olguya yani paranın haksız olarak elde tutulmasına göre, tarafların kim olduğuna bağlı olarak değişen faiz rejimi hakkındaki kişisel düşüncelerimizi içermektedir.  Bu yazıda, iade alan tarafın kimliğiyle bağlı bu ikilemli faiz uygulamasının anayasal vergileme ilkeleri karşısında durumu değerlendirilmiştir.</p>
<p>Vergi ilişkisi, kamu gücüyle donatılmış İdare ile bu güce uyma zorunluluğu bulunan borçlu kişiler (özel-tüzel) arasında kurulu bir ilişkidir. Bu ilişki terazisindeki yapısal eşitsizlik, vergilendirme yetkisinin kullanılmasını kanunilik, öngörülebilirlik ve adalet ilkeleriyle sınırlamayı zorunlu kılmıştır. Söz konusu sınırlamaların uygulanması gereken en önemli alanlardan biri de, hatalı vergilendirmenin maddi sonuçlarının yerine getirilmesidir: İdare mükellefe haksız yere para iade ettiğinde bunun parasal etkisi ne olur; mükellef İdareye haksız yere vergi ödediğinde bu etki ne olur?</p>
<p>Esasen, yasal düzenlemeler kapsamında bu iki sorunun yanıtı bellidir, nettir. Mükellefe haksız yere iade edilen vergi, VUK md. 112/3 uyarınca gecikme faiziyle birlikte geri alınmaktadır. Buna karşılık mükellef aleyhine yapılan hatalar nedeniyle fazla veya yersiz tahsil edilen vergiler, VUK md. 112/4 uyarınca tecil faizi oranında hesaplanan bir faizle ve hatta faizin başlangıcı belirli tarihlere bağlanarak iade edilmektedir. Böylece aynı paranın hukuka aykırı olarak elde tutulması şeklindeki aynı ekonomik koşullara bağlı oluşan sonuçlar, parayı haksız yere elinde tutan tarafın kim olduğuna göre farklı bedellendirilmektedir.</p>
<p>Halbuki, hukuk devleti, idarenin, hukuka aykırı işlemlerinin sonuçlarından sorumlu olmasını ve bu sonuçların gerçek anlamda giderilmesini zorunlu kılmaktadır. İdarenin hukuka aykırı tahsilatının mükellefe iadesinde, iadenin paranın zaman içindeki değer kaybını daha düşük faizle yapılması, mükellef açısından ciddi bir ekonomik değer kaybı oluşturmaktadır. Bu durum ise hukuki güvenlik ve etkili hukuki koruma beklentisiyle örtüşmeyen bir sonuç yaratmaktadır.</p>
<p>Konuya Anayasal eşitlik ilkesi çerçevesinde baktığımızda, eşitlik kuralı, aynı hukuki durumda bulunanlara aynı kuralların uygulanmasını, farklı muamelenin ise objektif ve makul bir gerekçeye dayanmasını gerektirir. Tartıştığımız konuda, aynı paranın aynı hukuki sebepten kaynaklı haksız yere elde tutulması hususu, parayı elde tutan tarafa göre farkı hukuki muameleyi gerektir bir zorunluluk mudur, bu hususun netleştirilmesi önem arzedecektir. Kişisel düşüncemiz, İdarenin alacaklı olduğu hallerde gecikme faizi; mükellefin alacaklı olduğu hallerde tecil faizi uygulanması, aynı hukuki muameleye farklı hukuk kuralı getirmekte, bu da alacaklının kimliğine göre eşit olmayan bir sonuç doğurmasına sebebiyet vermektedir.</p>
<p>Konuya bir de ölçülülük penceresinden bakacak olursak, daha düşük faizle iade yapılmasının hangi meşru amaca hizmet ettiği de ayrı bir tartışmadır. Kamu maliyesinin korunması elbette meşru bir amaçtır; ancak hukuka aykırı olarak tahsil edilen paranın değerinin mükellef aleyhine olacak şekilde düşürülmesi bu meşru amacın bir gerekçesi olarak gösterilemez. Zira, hukuka aykırı bir tahsilatın ekonomik karşılığının, mükellefe uygulanan düşük oranlı faiz nedeniyle idarede bırakılması, idare lehine oluşabilecek haksız bir zenginleşmenin adeta kurumsallaşmasına sebep olacaktır, hatta olmaktadır.</p>
<p>Verginin, haksız kullanandan iadesi aşamasında uygulanacak iki farklı faiz oranının, yasal mevzuat kapsamında tarafların kimliğine göre farklılaştırılmasının anayasal ilkelere aykırılığı elbette çok daha derin tartışmayı gerektirir. </p>
<p>Sonuç olarak, belirtmek isteriz ki, VUK md. 112/3. maddesi ile 112/4. maddesi arasındaki farklılık, yani yasa ile oluşturulan ikilem, sadece teknik bir düzenleme tercihinin ötesinde, İdare ile mükellef arasındaki parasal ilişkinin karşılıklılık ilkesi kapsamında kurulup kurulmadığına ilişkin bir denge sorunudur. Sorunun yeni bir yasal düzenleme olmadan giderilemeyeceği de açıktır.  Yine de, mükellefe yapılan haksız iadede gecikme faizi, mükelleften yapılan haksız tahsilatta ise tecil faizi uygulanması, aynı ekonomik sonuçtan kaynaklanan hukuki muameleye farklı parasal sonuç yaratmaktadır. Kanımızca, kamu alacağının konumu ve yasa koyucunun takdir yetkisi, bu parasal farklılığı haklı kılacak objektif ve makul bir gerekçeye dayanmamaktadır. Nitekim, aynı ekonomik olgudan kaynaklanan parasal değer kaybının önlenmesine yönelik getirilen düzenlemelerde, taraflar arasında yapılacak eşitlikçi hukuk, hem İdareyi tarhiyat ve tahsilat süreçlerinde daha özenli olmaya yöneltecek, hem de mükellefin İdareye duyduğu hukuki güveni güçlendirecektir. c</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haksiz-verginin-iadesinde-faiz-ikilemi-89168</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haksız verginin iadesinde faiz ikilemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gubre-fiyatlari-nereye-gidiyor-89166</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gübre fiyatları nereye gidiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gübre maliyetlerini yalnızca petrol fiyatları üzerinden değerlendirmek doğru değil; doğal gaz, amonyak ve üre zincirinin yanı sıra navlun ve ticaret politikaları da birlikte izlenmeli. Doğal gazın amonyak üretim maliyetindeki yüksek payı nedeniyle, gaz fiyatlarında yeniden yaşanabilecek bir yükseliş üre ve dolayısıyla gübre fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir.</strong></p>
<p><em>Doğal gazdan üreye, navlundan küresel ticarete uzanan zincirde enerji maliyetleri ve jeopolitik gelişmeler gübre fiyatlarının yönünü yeniden şekillendiriyor.</em></p>
<p>Gübre fiyatlarını yalnızca tarımsal üretim ve sezonluk talep belirlemiyor. Doğal gaz, enerji maliyetleri, üretim kapasitesi, navlun, ticaret politikaları ve jeopolitik gelişmeler de fiyatların yönünde belirleyici oluyor. Özellikle azotlu gübrelerde bu ilişkinin merkezinde doğal gaz bulunuyor. Doğal gaz, amonyağın temel girdisi; amonyak ise üre üretiminin ana hammaddesi. Dünya Bankası, doğal gazın amonyak üretim maliyetlerinin yaklaşık yüzde 80-90'ını oluşturabildiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Küresel gübre piyasasının görünümü</strong></p>
<p>FAO'nun 2024 verilerine göre dünyada tarımsal amaçlı inorganik gübre kullanımı 197 milyon ton besin maddesine ulaştı. Bunun 115 milyon tonu azot (N), 44 milyon tonu fosfor (P₂O₅) ve 38 milyon tonu potasyum (K₂O) oluşturdu. Küresel üretim ise 216 milyon ton seviyesinde gerçekleşti. Gübre Fiyatları Nereye Gidiyor-</p>
<p>Buradaki küresel karşılaştırmalar, fiziksel ürün ağırlığı yerine içerdiği N + P₂O₅ + K₂O miktarını ifade eden saf besin maddesi (BBM) bazındadır. Bu ayrım önemlidir; çünkü fiziksel ürün miktarı ile içerdiği saf besin maddesi aynı değildir.</p>
<p><strong>Enerji maliyetleri ve jeopolitik risk</strong></p>
<p>Türkiye açısından fiziksel ürün bazındaki veriler de dış tedarikin önemini ortaya koyuyor. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın Gübre Takip Sistemi verilerine göre 2024 yılında Türkiye'nin kimyevi gübre tüketimi 6,98 milyon ton, üretimi ise 4,72 milyon ton oldu. Saf besin maddesi bazında tüketim 2,81 milyon ton, üretim ise 1,76 milyon ton olarak gerçekleşti. Gübre Fiyatları Nereye Gidiyor-</p>
<p>2026'da enerji piyasalarında petrol ve doğal gaz farklı yönlerde hareket etti. Brent petrol, Ocak 2026 seviyesine göre Eylül sonunda yaklaşık <strong>yüzde 55 yükselirken</strong>, Henry Hub doğal gaz fiyatı aynı dönemde yaklaşık <strong>yüzde 58 geriledi</strong>.</p>
<p>Bu ayrışma önemli. Gübre maliyetlerini yalnızca petrol fiyatları üzerinden değerlendirmek doğru değil; doğal gaz, amonyak ve üre zincirinin yanı sıra navlun ve ticaret politikaları da birlikte izlenmeli. Doğal gazın amonyak üretim maliyetindeki yüksek payı nedeniyle, gaz fiyatlarında yeniden yaşanabilecek bir yükseliş üre ve dolayısıyla gübre fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir.</p>
<p>Jeopolitik tarafta Orta Doğu'daki gelişmeler de önemini koruyor. Dünya Bankası'na göre Orta Doğu, küresel üre ihracatının yaklaşık dörtte birini gerçekleştiriyor. Hürmüz Boğazı'ndaki taşımacılığa ilişkin riskler bu nedenle enerji, navlun ve gübre tedarik maliyetleri açısından yakından izlenmeli.</p>
<p>Hindistan'ın talebi de piyasayı destekleyen unsurlardan biri. Hindistan, eylül ayında 1,7 milyon tonluk yeni üre ithalat ihalesi açarken, nisan-ağustos dönemindeki üre ithalatı yıllık bazda 2,04 milyon tondan 4,75 milyon tona yükseldi.</p>
<p><strong>Teknik görünüm ne söylüyor?</strong></p>
<p>Teknik tarafta Çin üre piyasasında fiyatların eylül ayında yükselerek 1.780 CNY/ton civarına geldiği görülüyor. Eylül başındaki yaklaşık 1.715 CNY/ton seviyesine göre artış yüzde 3,8 civarında. Bununla birlikte Çin piyasasında arzın halen yeterli olması ve talebin tam anlamıyla güçlenmemesi, yükselişin önündeki dengeleyici unsurlar olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Doğal gaz tarafında ise kısa vadeli düşüşe rağmen uzun vadeli görünüm yukarı yönlü işaretler taşıyor. Fiyatın 3,38 dolar/MMBtu üzerinde kalıcılık sağlaması halinde yükseliş sinyallerinin daha belirgin hale gelmesi beklenebilir. Bu nedenle mevcut fiyat gerilemesine rağmen doğal gazda yukarı yönlü risklerin göz ardı edilmemesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Sonuç </strong></p>
<p>Doğal gaz maliyetleri, arz kısıtları, navlun ve ticaret politikaları birlikte değerlendirildiğinde, gübre piyasasında önümüzdeki dönemde yukarı yönlü maliyet baskısının devam etme riski göz ardı edilmemeli. Türkiye açısından ise küresel üre fiyatı, doğal gaz, navlun ve döviz kurunun birlikte izlenmesi önemini koruyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5e01373e36-1791352851.png" alt="" width="625" height="271" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gubre-fiyatlari-nereye-gidiyor-89166</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gübre fiyatları nereye gidiyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-finans-artik-proje-dosyasi-istiyor-89165</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil finans artık proje dosyası istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta Türkiye Yeşil Taksonomisi’nin yeşil finans için ortak bir dil oluşturduğunu ele almıştım. Bu hafta aynı çerçevenin sahadaki işletmeler için ne anlama geldiğine bakalım.</p>
<p>Yeşil finans döneminde iyi niyet, genel sürdürülebilirlik söylemi veya kısa bir yatırım fikri yeterli olmayacak. Banka, yatırımcı ve müşteri projenin hangi çevresel hedefe katkı sağladığını, bu katkının nasıl ölçüleceğini ve sonuçların nasıl doğrulanacağını görmek isteyecek. Dolayısıyla artık bir enerji verimliliği projesi hazırlarken yatırım tutarı ve geri ödeme süresinin ötesine geçmek gerekiyor. Baz tüketim ne, hangi ekipman veya süreç değişecek, enerji tasarrufu nasıl hesaplanacak, emisyon azaltımı hangi yöntemle bulunacak, sonuç nasıl izlenecek ve doğrulanacak gibi sorular daha önemli hale geliyor.</p>
<p>Aynı durum atık ısı, su verimliliği, döngüsel ekonomi, bina iyileştirmesi ve düşük karbonlu üretim yatırımları için de geçerli. Proje, teknik faydasını ve finansal geri dönüşünü göstermenin yanında taksonomi açısından hangi çevresel hedefe katkı sağladığını ve diğer hedeflere zarar vermediğini de ortaya koymalı.</p>
<p>Eskiden yatırımcı bankaya bir yatırım fikriyle gider, banka da bu fikri yeşil finansman kaynağıyla eşleştirmek için ciddi bir yorum ve sınıflandırma çabası harcardı. Taksonomi ile birlikte bankaların işi kolaylaşırken yatırımcının sorumluluğu artıyor. Proje gerekli veriler, çevresel hedefler, ölçülebilir fayda ve doğrulama yaklaşımıyla hazırlanmadıysa bankanın o projeyi yeşil finansman kapsamına alması daha zor hale gelecek. Sonuçta daha az sayıda proje yeşil finansman imkânlarından yararlanabilir.</p>
<p><strong>KOBİ’ler hazırlıksız yakalanmamalı </strong></p>
<p>Büyük şirketlerin bu dönüşüme uyum sağlama kapasitesi daha yüksek. Sürdürülebilirlik ekipleri, finansman tecrübesi, danışman kaynakları ve veri altyapıları daha güçlü. Asıl kritik alan ise KOBİ’ler. Çünkü doğrudan raporlama yükümlüsü olmasalar bile taksonominin etkisini banka ve müşteri ilişkileri üzerinden hissedecekler. Büyük alıcılar tedarikçilerinden enerji, emisyon, su ve kaynak kullanımına ilişkin daha fazla veri isteyecek. Bankalar yeşil finansman dosyalarında projenin çevresel etkisini görmek isteyecek. İhracat müşterileri de düşük karbonlu ve kaynak verimli üretimi daha fazla sorgulayacak. Bu nedenle KOBİ’ler taksonomiyi uzak bir mevzuat başlığı olarak görmeyip bugünden enerji tüketimini izlemeye, tasarruf potansiyelini belirlemeye, yatırım önceliklerini oluşturmaya ve projeleri finansmana uygun dosyalara dönüştürmeye başlamalı.</p>
<p><strong>Verimlilik projeleri için fırsat </strong></p>
<p>Taksonomi, enerji verimliliği ve enerji hizmet şirketleri (ESCO) açısından da önemli bir fırsat yaratabilir. Verimlilik projeleri çoğu zaman enerji faturası tasarrufu üzerinden değerlendirilir. Yeni dönemde aynı proje emisyon azaltımı, kaynak verimliliği, finansmana erişim ve müşteri güveni açısından da değer üretecek.</p>
<p>Basınçlı hava iyileştirmesi, verimli soğutma sistemi, atık ısı geri kazanımı, ısı pompası, buhar sistemi optimizasyonu, otomasyon ve bina yenilemesi gibi yatırımlar doğru hazırlanırsa daha güçlü finansman dosyalarına dönüşebilir. Bunun için baz tüketim, teknik çözüm, garanti edilen tasarruf, ölçme ve doğrulama yöntemi, bakım etkisi ve işletme riski birlikte anlatılmalı. Böylece ESCO’ların sunduğu performans garantisi ve ölçme doğrulama disiplini daha görünür hale gelir. Çünkü yeşil finansın ihtiyacı iyi fikirden fazlasıdır. Kanıtlanabilir tasarruf, izlenebilir performans ve paylaşılabilir risk yapısıdır.</p>
<p><strong>İyi dosya nasıl hazırlanır?</strong></p>
<p>İşletmeler için pratik yol haritası çok karmaşık değil. Önce mevcut tüketim doğru ölçülmeli. Sonra en büyük kayıp alanları belirlenmeli. Teknik çözüm ekipman değişimiyle sınırlı kalmadan süreç ve işletme koşullarıyla birlikte tasarlanmalı. Enerji, emisyon, su veya kaynak tasarrufu hesaplanmalı. Ölçme ve doğrulama yöntemi baştan tanımlanmalı. Son olarak finansal geri dönüş, risk paylaşımı ve uygulama planı aynı dosyada birleştirilmeli.</p>
<p>Bu disiplin finansmana erişimi kolaylaştırırken işletmenin kendi yatırım kararının kalitesini de artırır. Yanlış teknoloji seçimini, eksik fizibiliteyi ve beklenen tasarrufun sağlanamaması riskini azaltır.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Türkiye Yeşil Taksonomisi yeşil finansın sözlüğünü yazıyor. Finansmana erişimi, bu sözlüğe uygun hazırlanmış projeler sağlayacak. Önümüzdeki dönemde avantaj kazanacak işletmeler, yeşil iddiasını veriyle gösterenler olacak. Bu dosyayı bugünden hazırlayanlar, dönüşümün maliyetini yönetirken fırsatlarından da daha güçlü yararlanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-finans-artik-proje-dosyasi-istiyor-89165</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil finans artık proje dosyası istiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doviz-donusum-desteginde-yeni-sartlar-yuzde-3-destek-nasil-hesaplanacak-89164</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döviz dönüşüm desteğinde yeni şartlar: Yüzde 3 destek nasıl hesaplanacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İhracatçının döviz dönüşüm desteği hesabı değişti. Yüzde 3 oranı devam ediyor; ancak bu oranı ihracat tahsilatıyla çarpmak, şirketin alabileceği desteği bulmaya artık yetmiyor. Önce döviz varlıklarına, ardından faaliyet kârı ve işgücü maliyetine bakmak gerekiyor.</p>
<p>Ocak 2023’te başlatılan desteğin amacı, şirketlerin yurt dışından kazandıkları dövizi Türk lirasına çevirmelerini teşvik ederek Merkez Bankası rezervlerini güçlendirmekti. Başlangıçta yüzde 2 olan oran, Mayıs 2025’te geçici olarak yüzde 3’e çıkarıldı. Bu uygulamanın süresi, 1 Ağustos 2026 tarihli ve 2026/11 sayılı Tebliğ ile 31 Ocak 2027’ye kadar uzatıldı.</p>
<p>Süre uzatımı ağustosta yürürlüğe girdi. Desteğe erişimi değiştiren hükümler ve Merkez Bankasının uygulama talimatı ise 1 Ekim’de uygulanmaya başladı. Düzenleme, desteği üretim ve istihdamla daha fazla katma değer oluşturan şirketlere yönlendirmeyi, rezervlere katkıyı da daha kalıcı hâle getirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Bu tercihin işletmeler açısından somut bir sonucu var: Aynı tutarda ihracat yapan iki şirket, artık aynı miktarda destek alamayabilir.</p>
<p><strong>Her döviz girişi destek kapsamında değil</strong></p>
<p>Mal ihracatı, döviz kazandırıcı hizmetler ve serbest bölge firmalarının yurt dışına yaptıkları satışlardan elde edilen uygun döviz gelirleri destek kapsamında. Yabancılara Türkiye’de sunulan hizmetlerden kazanılan dövizler de gerekli koşullarla destekten yararlanabiliyor.</p>
<p>Kıymetli maden ihracatından kaynaklanan dövizler ile serbest bölgeden yurt içine yapılan satışlar ise kapsam dışında. Kredi veya sermaye olarak gelen döviz de ihracat geliri yerine kullanılamıyor. Bankaya döviz gelmesi yeterli değil; paranın destek kapsamındaki faaliyetten doğduğunun belgelenmesi gerekiyor.</p>
<p>Destek hesabında uygun döviz satışının, Merkez Bankasının işlem günü saat 11.00’de ilan ettiği alış kuruyla bulunan TL karşılığı kullanılıyor. Örneğin 100 bin dolarlık satışta kurun 50 TL olduğunu varsayalım. Satışın TL karşılığı 5 milyon, yüzde 3 destek tutarı 150 bin TL olur. Ancak şirketin bu tutarı alabilmesi için döviz pozisyonu ve satış limiti şartlarını da sağlaması gerekiyor.</p>
<p><strong>Döviz borcu yüksek olan da sınırı aşabilir</strong></p>
<p>Önceki uygulamada destek isteyen şirketler bir ay boyunca döviz almamayı taahhüt ediyordu. İthal girdiye ihtiyaç duyan işletmeler için bu şart, destek ile ticari ihtiyaç arasında seçim yapmayı gerektirebiliyordu. Yeni başvurularda taahhüt kaldırıldı; yerine döviz pozisyonu oranının yüzde 10’u aşmaması koşulu getirildi. Eski taahhütlere aykırılıkta ise önceki hükümler geçerli.</p>
<p>Buradaki döviz pozisyonu, varlıklardan borçların düşülmesiyle bulunan net pozisyon değil. Hesapta, formda tanımlanan hazır döviz varlıkları, yıllık net satış hasılatı ile bilanço aktif toplamından büyük olanına bölünüyor.</p>
<p>Kasa, alınan çekler, banka mevduatı, diğer hazır değerler, menkul kıymetler ve ortak, iştirak veya bağlı ortaklıklardan döviz alacakları hesaba giriyor. Verilen çekler ve ödeme emirleri toplamdan düşülüyor. Ticari alacaklar, diğer alacaklar ve gelir tahakkukları oranın payına dahil edilmiyor. Döviz kredileri ve ticari borçlar da hazır döviz varlıklarından indirilmiyor.</p>
<p>Net satışları 200 milyon TL, aktif toplamı 150 milyon TL olan şirketin hesaplamaya giren hazır döviz varlıkları 18 milyon TL ise oran yüzde 9. Bu tutar 22 milyon TL’ye çıktığında oran yüzde 11 oluyor ve şirket destek şartını kaybediyor. Ayrıca 30 milyon TL döviz borcu bulunması bu sonucu değiştirmiyor.</p>
<p>Hesabın bir başka ayrıntısı değerleme tarihi. Form tarihindeki döviz bakiyeleri, yılın ilk iş günü ilan edilen TCMB alış kurlarıyla TL’ye çevriliyor. Altında aynı tarihteki Borsa İstanbul fiyatları kullanılıyor. Net satış ve aktif toplamı için ise yıllık beyannamelerdeki en güncel yıl sonu verileri esas alınıyor. Bu nedenle güncel banka bakiyelerini güncel kurla çevirerek yapılan hesap, başvuru hesabıyla aynı sonucu vermeyebilir.</p>
<p><strong>Ciro kadar değil, katma değer kadar</strong></p>
<p>İkinci sınır, destek kapsamında satılabilecek döviz tutarı. Bu satışın TL karşılığı, şirketin faaliyet kârı ile 12 aylık işgücü maliyetinin toplamıyla sınırlandırılıyor. Faaliyet kârı Gelir İdaresine beyan edilen verilerden, işgücü maliyeti SGK kayıtlarındaki ücret ve primlerden hesaplanıyor.</p>
<p>Şirket zarar etmişse zarar, işgücü maliyetinden düşülmüyor; yalnızca işgücü maliyeti esas alınıyor. Zarar eden fakat istihdam sağlayan işletmenin de satış limiti oluşabiliyor.</p>
<p>Faaliyet kârı 20 milyon TL, yıllık işgücü maliyeti 40 milyon TL olan şirketin yıllık satış limiti 60 milyon TL. Bu rakam, alınacak desteği değil, destek kapsamında satılabilecek dövizin TL karşılığını gösteriyor.</p>
<p>2026’nın son üç ayında yıllık limitin yüzde 25’i uygulanıyor. Örnekteki şirketin ekim-aralık döneminde kullanabileceği limit bu nedenle 15 milyon TL. Diğer koşulları sağlayarak tamamını kullanırsa yüzde 3 üzerinden 450 bin TL destek alabilir. Yıllık limit üzerinden 1,8 milyon TL beklemek, son çeyrek nakit bütçesinde 1,35 milyon TL’lik fark yaratır.</p>
<p>Yıllık destek üst sınırı da 100 milyon TL; son üç aylık dönem için 25 milyon TL. 1 Ekim’den önceki satış ve destekler, bu dönemin limit hesabına dahil edilmiyor.</p>
<p><strong>Nakit bütçesi yeniden hesaplanmalı</strong></p>
<p>Döviz pozisyonu formu SMMM veya YMM tarafından hazırlanıp şirketle birlikte onaylanıyor ve 15 gün geçerli oluyor. Şirketlerin bankaları ve mali müşavirleriyle başvuru öncesinde hesaplamaya giren bakiyeleri ve kullanılabilir limiti netleştirmesi gerekiyor.</p>
<p>Yeni düzenleme, ihracat cirosu yüksek olanla yurt içinde daha fazla katma değer oluşturan şirket arasında ayrım yapıyor. Düşük kâr marjıyla yüksek hacimde çalışan işletmelerde destek beklentisi azalabilir; faaliyet kârı ve işgücü maliyeti yüksek şirketlerde daha geniş bir limit oluşabilir.</p>
<p>Bu nedenle geçmişte alınan desteği yeni dönemin bütçesine aynen taşımak doğru olmaz. Kasaya girecek tutarı artık ihracat tahsilatının büyüklüğü kadar, şirketin döviz varlıkları ve ürettiği katma değer belirliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doviz-donusum-desteginde-yeni-sartlar-yuzde-3-destek-nasil-hesaplanacak-89164</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Döviz dönüşüm desteğinde yeni şartlar: Yüzde 3 destek nasıl hesaplanacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-yenilenme-hareketi-ve-ingilterenin-geri-donus-hamlesi-89163</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’nin yenilenme hareketi ve İngiltere’nin geri dönüş hamlesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomik ve uluslararası politik gerekçelerle zayıflamasına ve yalnızlaşmasına rağmen bugünlerde Avrupa Birliği’nin kapısını çalan çok!..</p>
<p>Her şeyden önce Karadağ, 28. tam üyeliği kapmak için acele ediyor. Kanada’nın Avrupa Birliği (AB) ortak üyeliğinden bahsediliyor. 2004 yılında tam üyelik için başvuru yapan Türkiye’nin durumu büyük bir soru işareti olarak duruyor. Bu arada İngiltere (Birleşik Krallık) ani bir hamle ile yeniden AB’ye üye olma yolunda kararlı ve hızlı adımlar atmaya hazırlanıyor.</p>
<p>Aslında son gelişmeler ışığında, AB’nin görünürde ABD ile arasının bozulduğu, uluslararası arenada zayıflık sergilediği görülmekle beraber sınırlarını genişletmenin arifesinde kendini yenileme çabası içinde olduğu gözleniyor. Brüksel’in karar alma mekanizmalarında yeni yaklaşımlar belirlediği, oy ve karar süreçlerinde radikal değişimin yolunu açmaya çalıştığı, dış politika ile güvenlik alanında ve ticaret düzenlemelerinde yeni adımların gündemde olduğu anlaşılıyor.</p>
<p>Açıkçası AB yeni üyelerine kapısını açmadan evinin içinde yeni düzenlemelere gidiyor.</p>
<p><strong>İngiltere’nin geçmişteki </strong><strong>AB üyelik serüveni…</strong></p>
<p>Tarih yaprakları, İngiltere’nin 1961 yılında o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve daha sonraki tanımlamayla Avrupa Topluluğu (AT) üyeliği için başvuru yaptığını gösteriyor. Ancak dönemin Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle’ün engeli ortaya çıkıyor ve iktidardan gidene kadar da bu engelini sürdürüyor. İngiltere, üçüncü başvurusu sonrası 1973 yılında AB üyeliğine kabul ediliyor.</p>
<p>İngiltere’nin AB ile ortak yolculuğu 2016 yılına kadar devam ediyor. 23 Haziran 2016 tarihinde yapılan referandum ile seçmenlerin yaklaşık yüzde 52’si AB’den ayrılma yönünde oy kullanıyor. Uzun süren siyasi müzakere ve ertelemelerin ardından Birleşik Krallık, 31 Ocak 2020 tarihi itibarıyla AB’den resmî olarak ayrılıyor. Sonrasında ticaret, seyahat ve gümrük kurallarını içeren geçiş süreci tamamlanıyor.</p>
<p>Birleşik Krallık tarafından geçmişin ihtişamlı “<em>Güneş batmayan imparatorluk” </em>algısı nedeniyle AB olgusu çok da hazmedilebilmiş değildi. Zaman içerisinde ortaya çıkan yeni gerekçeler de bu ayrılığı hızlandırmıştı.</p>
<p>Ayrılığın sebepleri nelerdi?</p>
<p><strong><em>- Egemenlik</em></strong><strong>:</strong> Birlik kurallarının ve Brüksel’deki merkezî otoritenin İngiliz yasaları üzerindeki baskısından rahatsızlık duyulması ve ulusal egemenliğin tam olarak geri kazanılmak istenmesi.</p>
<p><strong><em>- Göçmen karşıtlığı ve sınırlar:</em></strong> AB içi serbest dolaşım ilkesi nedeniyle Doğu Avrupa ve diğer bölgelerden gelen yoğun göçün kontrol altına alınmak istenmesi, yerel halkın iş ve kamu hizmetleri üzerindeki kaygıları.</p>
<p><em>- Bütçe katkıları:</em> Brüksel’e ödenen yüksek üyelik aidatlarının İngiltere ekonomisinde kalmasının savunulması.</p>
<p><strong><em>- Küresel politika ve ticaret</em></strong><strong>:</strong> Ülkenin kendi başına, bağımsız dış ticaret anlaşmaları yapabilen küresel bir güç olma hayali.</p>
<p><strong><em>- İç siyaset ve tepki:</em></strong> Londra merkezli elitlere ve mevcut siyasi düzene karşı toplumda biriken tepki ve isyan duygusu.</p>
<p>- Bu arada AB’nin ortak para birimi euroya geçilmemesi, adanın trafik düzeninin soldan işlemeye devam etmesi gibi nedenler de işin tuzu biberi olmuştu.</p>
<p><strong>Şimdi de İngiltere’nin </strong><strong>AB’ye geri dönüş hamlesi</strong></p>
<p>AB ile süren yaklaşık 27 yıllık beraberlik sonrası ayrılmanın altıncı yılında İngiltere’nin yeniden AB’ye dönüş çabası…</p>
<p>İngiltere’nin çiçeği burnunda yeni Başbakanı İşçi Partili Andy Burnham, tekrar AB diyor. Burnham, İngiltere’nin daha yakın bağlar için seçenekleri değerlendirmesi gerektiğini ortaya koyuyor ve Brexit’in iyiye gitmediğini, daha çok zarara yol açtığını söylüyor. İşçi Partisi’nin yıllık konferansında konuşan Burnham, 2016’daki üyelik referandumunda AB’de kalmak için kampanya yürütmüş biri olarak ülkenin bir kez daha "Britanya’nın Avrupa’daki ortaklarımızla uzun vadeli ilişkisini" değerlendirmesi gerektiğini açıkça dile getiriyor. Britanya’nın AB’den ayrılmasının, destekçilerinin "kontrolü geri almak" vaadini yerine getirmediğini itiraf ediyor.</p>
<p>Burnham, Britanya’nın AB ile gelecekteki bir ilişki için seçenekleri yeniden değerlendirmesi gerektiğini, bunun sadece tam üyeliği değil, aynı zamanda AB’nin tek pazarı ve/veya gümrük birliğine yeniden katılmayı da kapsayabileceğini söyleyebiliyor ki bu da son 10 yıldır ülkeyi bölen tartışmayı yeniden alevlendiriyor.</p>
<p>Bu arada Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bu gelişmeden çok hoşnut görünmediği ortada; karmaşık tepkiler içinde. Üyelik konusunda yarım yol olmadığı hatırlatması dikkat çekici.</p>
<p>Gelelim İngilizlerin bakışına…</p>
<p>Britanyalılar AB’ye çoğunlukla yeniden katılmaktan yana. YouGov’un haziran ayında yaptığı ankete göre, seçmenlerin yüzde 55’i desteklemiş ve yüzde 34’ü karşı çıkmış durumda. The Guardian’da yayımlanan ve 12-24 Eylül tarihleri arasında 11 bin 461 kişiyle yapılan ankete göre, İngiltere’nin AB’ye yeniden katılmasını isteyenlerin oranı yüzde 49 ve karşı çıkanların oranı yüzde 28,5. Hatta katılımcıların yüzde 25,9’u AB’ye hemen dönülmesi, yüzde 22,9’u ise önümüzdeki üç yıl içinde dönülmesi yönünde görüş bildiriyor. Ancak yapılan anketlerde görülen destek, insanlara AB bütçelerine katkı yapma ve euroyu kabul etme sorulduğunda genellikle düşük.</p>
<p>Ankette, İngiltere’nin AB’ye yeniden katılması hâlinde bunun hangi yolla yapılması gerektiği de sorulmuş, katılımcıların üçte biri yeni bir referandum yapılmasını istemiş.</p>
<p><strong>AB-İngiltere zirvesi kasımda</strong></p>
<p>Burnham, BBC’ye temmuzda Keir Starmer’in istifasının ardından ertelenen bir Birleşik Krallık-AB zirvesine kasım ayında katılacağını söylüyor ve İngiliz sanayilerini ve göçü desteklemeye yönelik görüşmeleri ilerletmek istediğini belirtiyor. Yine de belirli sanayiler için daha iyi erişim sağlanmasının bazı AB kurallarını kabul etmek anlamına gelebileceğini ve seçmenlerin bu yaklaşımı destekleyip desteklemeyeceğini bilmesi gerektiğini ifade ediyor.</p>
<p><strong>Sonuç…</strong></p>
<p>AB, aslında siyasi birlik hedefi olan çok büyük bir ekonomik ve ticari bölgesel birlik…</p>
<p>Biz de bu bölgesel birlik ile <em>“Gümrük Birliği”</em> başlığı altında ortaklık hâlindeyiz. 1996 yılında başlayan ve 30 yıla ulaşan bu özel statü ile birlikteliğimiz devam ediyor. Ancak AB’nin ticari ve ekonomik yaklaşımları yanında siyasal tavırları da gelişerek aleyhimize işliyor. Bizim ev ödevlerimizi yapmamamız ciddi bir engel teşkil ediyor. Şimdi de Çin, Hindistan gibi dev engeller devrede…</p>
<p>Aslında bizim ülke olarak yankı odalarından çıkıp gerçeklerle yüzleşmemiz, büyük düşünerek gelişmiş bloğun küresel bir parçası olmamız gerekiyor.</p>
<p>Tam bu noktada AB platformu vazgeçilmez gibi görünüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-yenilenme-hareketi-ve-ingilterenin-geri-donus-hamlesi-89163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’nin yenilenme hareketi ve İngiltere’nin geri dönüş hamlesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-iklimin-siyasi-ekonomisi-89162</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31: İklimin siyasi ekonomisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Paris Anlaşması, iklim diplomasisini karbon üzerine kurdu. Antalya onu güç üzerinden yeniden düşünmek zorunda. Çünkü Paris’in üzerine kurulduğu dünya artık yok.</strong></p>
<p>İklim diplomasisinin otuz yıllık kelime dağarcığı, meselenin nasıl değiştiğini de gösteriyor. Önce emisyon ve azaltım dedik. Ardından 1,5 derece, net sıfır, karbon bütçesi ve ulusal katkı beyanları geldi. İklim krizi esas olarak <strong>fiziksel bir karbon sorunu</strong> olarak tarif edildi. Bu yanlış değildi, ama eksikti.</p>
<p>Karbon atmosferde birikiyor. Onu azaltmanın faturası ise bir ülkenin bütçesine, bir şirketin yatırım kararına, bir işçinin mesleğine, bir devletin borcuna, başka bir ülkenin ihracatına düşüyor. <strong>Karbon küresel, bedeli yerel. 9 Kasım'da Antalya'da açılacak COP31'in temel gerilimi burada.</strong></p>
<p><strong>Paris’in formülü</strong></p>
<p>Paris'in dehası, herkese aynı politikayı dayatmadan ortak bir yön yaratmasıydı. Küresel bir emisyon bütçesini yukarıdan paylaştırmak yerine her ülke kendi hedefini koyacak, hedefler beş yılda bir yenilenecek, şeffaflık arttıkça çıta yükselecekti. Motor yaptırım değil, gönüllülük ve karşılıklı gözetimdi.</p>
<p>Model bir varsayıma dayanıyordu: Zaman iklim politikasının lehine işleyecekti. Teknoloji ucuzlayacak, sermaye dönüşüme akacak, maliyet düştükçe iddialı hedefler siyaseten mümkün hale gelecekti.</p>
<p>Öyle olmadı. Evet, teknoloji tarafında bunun bir bölümü gerçekleşti. Ama küresel siyaset başka yöne gitti. Jeopolitik rekabet sertleşti. Sanayi politikası geri döndü. Ticaret ile güvenlik arasındaki sınır silikleşti. Küresel kutuplaşma arttı. Kritik mineraller, bataryalar, yarı iletkenler, elektrik şebekeleri ve temiz enerji teknolojileri yalnız ekonomik değil, stratejik varlıklara dönüştü. Böylece iklim politikası da çevre politikasının sınırlarını aştı.</p>
<p>Bir güneş paneli artık yalnız emisyon azaltmıyor; bir üretim zinciri kuruyor. Elektrikli otomobil yalnız petrol tüketimini düşürmüyor; otomotiv sanayisinin geleceğini yeniden şekillendiriyor. Karbon standardı yalnız emisyonu ölçmüyor; hangi üreticinin hangi pazara, hangi maliyetle gireceğini etkiliyor.</p>
<p>Bu nedenle iklim politikasının temel gündemi de değişiyor. <strong>Karbonsuzlaşan dünyanın ekonomik gücü nasıl dağılacak?</strong> <strong>İşte, COP31’in kritik önemi burada.</strong></p>
<p><strong>1,5°C çöktü mü?</strong></p>
<p>UNEP'in 2 Eylül'de yayımladığı <em>Aşımı Sınırlamak</em> raporu, yıllarca "aşılmaması gereken sınır" diye konuştuğumuz 1,5 derecenin önümüzdeki birkaç yıl içinde büyük olasılıkla aşılacağını söylüyor. En iyi senaryoda artış 1,8 derece civarında zirve yapıp sonra yeniden aşağı çekilebilir. Mevcut politikalarla ise yüzyıl sonunda 2,6 dereceye gidiyoruz.</p>
<p>Bilimsel açıdan bu bir çerçeve değişikliği. Siyasi açıdan ise çok daha büyük bir şey. Artık yalnızca felaketi önlemeye çalışmıyoruz, gerçekleşmeye başlayan zararla da aynı anda uğraşıyoruz. <em>"Ne kadar emisyon azaltacağız"</em> sorusunun yanına yenileri ekleniyor: <em>“Kimi önce koruyacağız? Uyum kaynakları nereye gidecek? Hangi kaybı kim telafi edecek? Kim yerinden edilecek, bedeli kim üstlenecek?”</em></p>
<p>Bir de rahatsız edici başka bir soru daha var.<em> “Geçici aşım, bilimsel bir gerçekçilik mi, yoksa eylemsizlik için yeni ve kibar bir gerekçe mi?”</em></p>
<p><strong>Dönüşümün siyasi ekonomisi</strong></p>
<p>COP31’i <em>“uygulama zirvesi”</em> ile birlikte tanımlayan kavram belki de <strong>dönüşümün siyasi ekonomisi </strong>olacak. Çünkü mesele yalnız ne kadar karbon azaltacağımız değil; dönüşüm sırasında sermayenin, riskin, teknolojinin, maliyetin ve yeni ekonomik fırsatların kimler arasında, nasıl dağılacağı.</p>
<p>Gelişmekte olan ülkelerin ucuz sermayeye erişimi sınırlı. Devletlerin mali alanı borç, büyüme, güvenlik ve sosyal harcamaların baskısı altında. Uyum finansmanı ihtiyacın gerisinde. Kritik mineraller ve temiz teknoloji üretimi belirli ülkelerde yoğunlaşıyor. Elektrik şebekeleri birçok yerde yenilenebilir enerji yatırımlarının hızına yetişemiyor. Dolayısıyla her iklim kararı aynı zamanda bir ekonomik dağılım kararı haline geliyor.</p>
<p><em>Hangi proje finanse edilecek? Riski kim üstlenecek? Hangi teknoloji desteklenecek? Yeni fabrikalar nerede kurulacak? Dönüşümün maliyetini hangi sektör taşıyacak? Uyum kaynaklarında öncelik kime verilecek? Yeni yeşil ekonominin yarattığı değer nerede birikecek?</em></p>
<p>Bunlar teknik gözüken ama özünde siyasi sorular. Cevapların yönü de kabaca belli. <strong>Ucuz finansmana ulaşan daha hızlı dönüşüyor. Teknolojiyi geliştiren pazar kazanıyor. Standardı koyan, başkalarının üretim koşullarını belirliyor.</strong></p>
<p>Avrupa’nın Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması bunun somut örneklerinden biri. Avrupa karbon kulübünü fiilen kurdu. Müzakere masasında değil, kendi gümrük kapısında. Karbonu fiyatlamak, sonuçta rekabetin kurallarını yeniden yazmak demek.</p>
<p><strong>Para var, ama fiyatı aynı değil</strong></p>
<p>Siyasi ekonomi en çıplak haliyle finansmanda görünüyor. Bakü’den Belem’e uzanan yol haritası, gelişmekte olan ülkeler için iklim finansmanını 2035’e kadar yılda en az 1,3 trilyon dolara çıkarma hedefi taşıyor. İstanbul’daki İklim Finansmanı Zirvesi’nde ise küresel ihtiyacın 7,5–9 trilyon dolar düzeyinde olduğu, mevcut akışların bunun çok altında kaldığı vurgulandı.</p>
<p>İlk bakışta sorun kaynak eksikliği gibi. Oysa mesele yalnız miktar değil. <strong>Sermaye dünyada aynı fiyattan dolaşmıyor.</strong></p>
<p>Aynı güneş paneli her yerde aynı elektriği üretir. Bir ton karbonun atmosferdeki etkisi, hangi ülkede azaltıldığına göre değişmez. Ama paranın fiyatı değişir. Uluslararası Enerji Ajansı'na göre gelişmekte olan ekonomilerde temiz enerji projelerinin sermaye maliyeti, gelişmiş ekonomilerin iki-üç katı. Yani iklim krizine tarihsel katkısı en düşük ülkeler, aynı paneli en pahalı parayla kuruyor.</p>
<p>Risk gelişmekte olan ülkelerin bilançosunda kaldıkça sermaye pahalılaşıyor. Pahalı sermaye yatırımı yavaşlatıyor. Geciken dönüşüm iklim riskini büyütüyor, büyüyen risk de sermayeyi daha da pahalılaştırıyor. Antalya'nın çözmesi gereken düğümlerden biri bu kısır döngü.</p>
<p><strong>Köprü kimleri geçirecek?</strong></p>
<p>Türkiye’nin COP31 gündemine taşıdığı <strong>İklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE)</strong> tam bu noktada önemli. Etiyopya, Fiji, Endonezya, Pakistan ve Özbekistan’ın pilot ülkeler olduğu mekanizma, iklim ve kalkınma hedeflerini finansmana hazır proje portföylerine dönüştürmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Yaklaşım makul. Ama <em>“yatırım yapılabilir”</em> kavramının sınırlarını da görmek gerekiyor. Finans dünyasında bir şeyin değerli olması tek başına yeterli değil. Riskinin ölçülebilir, gelirinin öngörülebilir, mümkünse nakit akışının hesaplanabilir olması şart. Bir güneş santrali bu koşulları sağlayabilir. Peki, bir sulak alan? Aşırı sıcaktan korunması gereken yoksul bir mahalle? Deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle taşınacak bir topluluk? Kaybolma riski altındaki kültürel miras?</p>
<p>Her <em>“değerin”</em> fiyatı yoktur. Her <em>“ihtiyaç”</em> gelir üretmez. Bu nedenle İklim Uygulama Köprüsü’nün sınavı yalnız daha fazla projeyi finansal sisteme taşımak değil; piyasanın kolayca fiyatlandıramadığı kamusal ve toplumsal değerleri de koruyabilecek bir finansman düzeni oluşturmak. Aksi halde araç ile amaç yer değiştirir. <strong>İklim finansmanı iklim politikasına hizmet etmek yerine, iklim politikası finans dünyasının yatırım ölçütlerine göre şekillenmeye başlar. </strong></p>
<p><strong>Pasifik’in yaşamsal sorusu</strong></p>
<p>Bu hafta Fiji'de süren Pre-COP ve Tuvalu'daki liderler buluşması bu yüzden sembolik bir durak değil.</p>
<p>Pasifik ülkeleri yıllardır aynı sloganı kullanıyor: <strong><em>“Hayatta kalmak için 1,5 derece.”</em></strong> Bilim bunun artık aşılacağını söylüyor. Bir yanda sıcaklık eğrileri, öbür yanda deniz seviyesinden ortalama iki metre yüksekte olan ada ülkeleri.</p>
<p>İklim diplomasisinin yeni gerilimi bu iki dil arasındaki mesafede yatıyor. Çünkü küresel emisyonlara katkısı çok küçük olan ülkeler, başkalarının karbon yükünün sonuçlarını kendi topraklarında yaşıyor.</p>
<p>İklim krizinin en çıplak güç asimetrilerinden biri de bu. <strong>Kararı veren ile sonucunu yaşayan aynı aktör değil.</strong> Pasifik bu nedenle Antalya’nın yalnız vicdanı değil, aynası da.</p>
<p>Dünya <em>“geçici aşım”</em> dediğinde binlerce adadan oluşan Pasifik ülkeleri şunu soruyor: <strong>Geçici ama kimin için?</strong></p>
<p><strong>Türkiye’nin özgün alanı</strong></p>
<p>Türkiye ile Avustralya arasındaki COP31 düzenlemesi başlangıçta bir ev sahipliği uzlaşmasının ürünüydü. Fakat ortaya çıkan yapı, yeni iklim düzeninin prototipine dönüşebilir.</p>
<p>Türkiye COP Başkanlığını ve eylem gündemini yürütürken, Avustralya müzakerelere liderlik ediyor. Pre-COP’un ev sahibi Pasifik ise sürecin içine daha dolaylı yerleşiyor.</p>
<p>Bu dağınık yapı ilk bakışta zayıflık gibi görünebilir. Oysa iklim liderliği artık tek merkezli değil. Avrupa düzenleme gücüne, Çin üretim kapasitesine, finans merkezleri sermayeye, kalkınma bankaları risk azaltma araçlarına, Pasifik ülkeleri güçlü bir varoluşsal meşruiyete sahip. Hiçbir aktör bunların tamamını tek başına taşımıyor.</p>
<p>Bu nedenle yeni iklim diplomasisinin önemli yeteneklerinden biri <strong>tercüme</strong> olabilir. Finansın dilini kalkınmanın diline, bilimin dilini siyasete, küresel hedefleri ulusal çıkarlara, Pasifik’in varoluşsal talebini büyük ekonomilerin karar masasına, Avrupa’nın karbon standartlarını gelişmekte olan ülkelerin sanayi dönüşümüne çevirmek.</p>
<p><strong>Türkiye’nin özgün alanı bana göre burada. </strong>Türkiye bu gerilimlerin çoğunun kesişiminde bulunuyor. Avrupa’nın ekonomik ve düzenleyici alanıyla güçlü bağlara sahip, gelişmekte olan bir ekonominin sermaye maliyetini yaşıyor, sanayisini karbonsuzlaştırmaya çalışıyor, enerji ithalatını azaltmak istiyor ve Akdeniz’in büyüyen iklim riskleriyle karşı karşıya.</p>
<p>Bu konum kendiliğinden avantaj sağlamaz. Ama <strong>stratejik tercümanlık</strong> için kritik bir alan açabilir. Tercüman, iki tarafın da güvendiği kişidir. Güven ise söylemle değil, evde yapılanla kazanılır. Yürürlüğe giren Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği, İklim Kanunu ve Yeşil Finans Stratejisi bu yüzden Türkiye'nin elindeki en güçlü diplomatik kartlar. <strong>Köprü olmak ortada durmak değildir. Farklı çıkarları ortak bir zemine taşıyacak inandırıcılığa sahip olmaktır.</strong></p>
<p><strong>Antalya’nın başarısı</strong></p>
<p>Bu durumda COP31’in başarısını yalnız kaç yeni hedef açıklandığıyla, metinlerde hangi ifadenin yer aldığıyla ya da kaç milyar dolarlık finansman sözü verildiğiyle ölçmek yeterli olmayacak.</p>
<p>Daha zor sorular sormak gerekiyor. <em>İklim finansmanında risk gerçekten paylaşılabiliyor mu? Gelişmekte olan ülkelerin sermaye maliyeti düşürülebiliyor mu? Uyum finansmanı piyasanın kolayca gelir üretemediği alanlara da ulaşabiliyor mu? Temiz teknoloji üretimi birkaç ekonomide yoğunlaşırken diğer ülkeler yalnız tüketici konumunda mı kalıyor? Sıcaklık aşımı bilimsel bir gerçekçilik mi yaratıyor, yoksa eylemsizliğe yeni bir gerekçe mi sunuyor? <strong>Ve iklim eylemi, ülkelerin ekonomik çıkarlarının karşısında duran bir maliyet olmaktan çıkıp, bu çıkarların parçası haline gelebiliyor mu?</strong></em></p>
<p>Paris ülkelere ortak bir yön verdi. Fakat yön üzerinde anlaşmak, yolun maliyetini ve getirisini paylaşmak anlamına gelmiyor. 2015’in başarısı farklı ülkeleri ortak bir iklim hedefinin çevresinde toplamaktı. 2026’nın görevi çok daha zorlu. <strong>O hedefe ulaşmanın maliyetini, riskini, fırsatını ve gücünü kabul edilebilir biçimde dağıtmak.</strong></p>
<p>Bunu başaramazsak iklim rejimi ortadan kalkmaz. Hedefler, göstergeler, fonlar, projeler ve yeni girişimler çoğalmaya devam eder. Ama ortak siyaset zayıflar, etki bulanıklaşır.</p>
<p><strong>Karbon bize nereye gitmemiz gerektiğini söylüyor. Siyasi ekonomi ise oraya kimin, hangi bedelle ve hangi güçle varacağını belirliyor. Antalya, bu ikinci sorunun sorulduğu ilk büyük sahne olacak.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-iklimin-siyasi-ekonomisi-89162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/2/1280x720/78-1791352691.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31: İklimin siyasi ekonomisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekorlar-kiran-kuresel-tahvil-faizleri-neyi-fiyatliyor-89161</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rekorlar kıran küresel tahvil faizleri neyi fiyatlıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hisse senedi piyasaları büyümeyi fiyatlarken tahvil piyasaları artan bütçe açıklarından kaynaklanan borç krizi risklerini fiyatlıyor. Belirsizliğin çok yüksek olduğu finansal piyasalarda ara ara sert dalgalı seyrin devamını beklemek yanlış olmayacak.</strong></p>
<p>Küresel ekonomide en önemli gündem maddesi, uzun vadeli tahvil faizlerindeki önlenemeyen yükseliş olmaya devam ediyor. Özellikle on yıllık tahvil faizlerine baktığımızda, ABD’de 2002 ortalarındaki seviyeleri geçtikten sonra bir miktar geri dönen, fakat şu anda %5,30’lar seviyesinde seyreden bir görünüm izliyoruz. Enflasyon beklentileri benzer seviyelerde kalmasına rağmen tahvil faizlerindeki yükselişin ağırlıklı olarak kamu borçlanma ihtiyacındaki artıştan kaynaklandığı görülüyor.</p>
<p><strong>Tahvil faizleri rekorlara doymuyor</strong></p>
<p>Sadece ABD’de değil, birçok gelişmiş ülkede on yıllık tahvil faizlerinin çok sert yükseldiğini görüyoruz. İngiltere’de %5,37, Avustralya’da %5,36, Japonya’da ise %3,09 ile rekor seviyelere ulaşan faizler hâlâ yükselmeye devam ediyor. Avrupa’da ise faiz yükselişinde Fransa başı çekiyor. Fransız on yıllık tahvil faizleri şu anda İtalya ve Yunanistan’ın önüne geçmiş durumda. Alman on yıllık tahvil faizlerine göre yaklaşık 140 baz puan yüksek seyreden Fransa tahvilleri, 2012 Euro Bölgesi borç krizinden bu yana en yüksek seviyelere gelmiş görünüyor.</p>
<p><strong>Fransa borç krizi riskiyle karşı karşıya</strong></p>
<p>Fransa’daki ana sorun bütçe açıkları. Fransız hükümetinin bütçe açığını %5’lerde tutmaya yönelik, ağırlıklı olarak ücret dondurmalarını kapsayan planı bile bu yükselişi durduramamış görünüyor. Avrupa’da Fransa, Atlantik’in karşı tarafında ise ABD son bir yılın en büyük faiz artışlarını yaşayan ülkeler arasında bulunuyor. Mutlak rakam olarak değil, fakat son bir yıllık artışa baktığımızda Fransa’daki artış ABD’nin bile üzerine çıkarak 140 baz puana ulaşmış durumda.</p>
<p>Fransa’da kamu açıklarının azaltılmasına yönelik hükümetin attığı adımlar da tam olarak güven oluşturmuyor. Yaklaşık altı ay sonra seçime gidecek Fransa’da hükümetin, %5,5 civarında olan bütçe açığının GSYH’ye oranını, normal koşullarda %6’lara doğru gidebilecekken %5’lere indirecek ölçüde sıkı bir maliye politikası uygulaması seçim sürecinde çok da kolay görünmüyor. Piyasalar, geçmişte de Fransız hükümetlerinin benzer taahhütler verdiğini ancak bunları yerine getiremediğini unutmuş değil.</p>
<p>Macron’un desteğinin anketlerde %16’lara indiği, rakibi Le Pen’in ise %30’ların üzerine çıktığı bir ortamda ekonomiyi daraltıcı adımlar atmak çok da kolay olmayacak gibi görünüyor. Fransa açısından stresi artıran faktörlerden birinin de bu olduğu söylenebilir.</p>
<p><strong>“Frexit” riski gündemde</strong></p>
<p>Mevcut tabloda Le Pen’in seçilmesi durumunda bir başka risk, Fransa’nın Avrupa Birliği’nden çıkması olabilir. Her ne kadar son dönemde AB’den çıkış söylemini daha az dillendirse de bu, önemli bir risk olarak algılanmaya devam ediyor. Olası bir “Frexit” durumunda bu gelişme sadece Fransa’yı değil, bütün Euro Bölgesi’ni etkileyebilecek çok ciddi bir kriz anlamına gelebilir.</p>
<p>Bu çerçevede, İngiltere’den sonra Avrupa Birliği’nin kurucu ülkelerinden Fransa’nın da ayrılması, Euro Bölgesi’nin geleceğinin çok daha fazla tartışıldığı bir tablo yaratacaktır. Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa’nın askerî ve enerji güvenliğinin tartışıldığı bir ortamda bir de Frexit’in gündeme gelmesi durumunda Avrupa’yı çok daha zor günlerin bekleme ihtimali yüksek.</p>
<p>Bu çerçevede, giderek Avrupa Birliği’nin geneline yayılan yüksek faiz ortamının arkasındaki fiyatlamalardan birinin de bu “Frexit” riski olduğu görülüyor. Son günlerde doların güçlenmesinde Fed’in seçim sonrası olası peş peşe faiz artırımları kadar Avrupa’nın kendi içinden kaynaklanan riskler de etkili gibi görünüyor. Büyüme sorunları artan Avrupa’nın bir de faiz artırımlarına ara verme ihtimali, doları güçlendiren bir başka faktör oluyor.</p>
<p><strong>Faizleri enflasyondan ziyade </strong><strong>bütçe açıkları tırmandırıyor</strong></p>
<p>Genel olarak da tahvil faizlerindeki bu yükseliş, enflasyon beklentilerinden ziyade ağırlıklı olarak bütçe açıklarının yarattığı risk priminden kaynaklanıyor gibi görünüyor. Global ekonominin güçlü büyümesi ve beklenen kârlılıkların yüksek olması, şu ana kadar hisse senedi piyasalarında genel olarak olumsuz bir tabloya yol açmış görünmüyor. Gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere borsalarda yükseliş, yüksek kârlılık beklentileriyle devam ediyor. Bu çerçevede Asya piyasaları önde giderken, Batı’da ABD öne çıkıyor. Hisse senedi piyasaları büyümeyi fiyatlarken tahvil piyasaları artan bütçe açıklarından kaynaklanan borç krizi risklerini fiyatlıyor. Bu iki fiyatlamanın uzun süre eş zamanlı olarak gitmesinin çok mümkün olmadığını, iki piyasadan birisinin fiyatlama davranışını gözden geçirme ihtimalinin yüksek olduğunu unutmamak gerekiyor. Belirsizliğin çok yüksek olduğu finansal piyasalarda ara ara sert dalgalı seyrin devamını beklemek çok yanlış olmayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekorlar-kiran-kuresel-tahvil-faizleri-neyi-fiyatliyor-89161</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekorlar kıran küresel tahvil faizleri neyi fiyatlıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayicinin-ortak-feryadi-bezdum-89160</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayicinin ortak feryadı: &#039;BEZDUM&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>"Bıkıp usandım", "yoruldum" veya "artık dayanamıyorum" nidaları arttı. Oysa üreten makine susunca ülke de incelir. Gıda ayakta ama gerisi ölüm diyeti ve sonu zayıflık değil, kas kaybı olur.</strong></p>
<p>Karadeniz bölgesinde çok satılan tişörtün üzerinde tek kelime yazar; “<strong>bezdum</strong>”. Bunlardan çok sayıda alıp, gittiğim <strong>OSB’lerdeki sanayicilere hediye etmeyi</strong> düşünüyorum. Onlara; “<strong>nasılsın</strong>?” demeye gör. Alacağın cevapların örnekleri farklı olsa da temel duygu hep aynı; <strong>usandım, bezdim, bıktım, yıldım</strong>.</p>
<p>Türkiye’de sanayi, iki buçuk yıldır “<strong>büyüyorum</strong>” demiyor; “<strong>idare ediyorum</strong>” bile demiyor. <strong>İSO imalat PMI</strong>; <strong>47,9</strong>’a indi. Ellinin altı daralma demek. Üretim üst üste <strong>4 aydır</strong> düşüyor. İzlenen 10 sektörün 9’unda <strong>tempo yavaşladı</strong>. Tek istisna gıda... <strong>Mide çalışıyor</strong>, torna tezgâhı dinleniyor. <strong>Sıkıntı büyük</strong>.</p>
<p><strong>FABRİKA KAPANINCA TEDARİKÇİ, LOJİSTİK, ÇIRAK, VERGİ, İHRACAT ÇÖKER</strong></p>
<p>Sanayici “<strong>bezdim</strong>” derken şiir okumuyor. <strong>Faiz</strong> hâlâ yüksek, <strong>ticari kredi</strong> %50-55 bandında; <strong>enflasyon</strong> %31 civarında. <strong>Kur enflasyonun gerisinde</strong> ve <strong>maliyet içeride şişiyor</strong>, dışarıda fiyat tutmuyor. <strong>Enerji faturası</strong> da cabası. Sonuç: <strong>3 dolara</strong> mal olan malı, zar zor iki buçuğa satıp “<strong>rekabet ettik</strong>” deniyor.</p>
<p><strong>Sanayisizleşmenin esprisi yok, faturası var</strong>. Fabrika kapanınca; <strong>tedarikçi</strong>, <strong>lojistik</strong>, <strong>vergi</strong> ve <strong>ihracat</strong> çöker. Yerine gelen çoğu zaman <strong>ithal raftır</strong>. Bugün “<strong>üretmesek de olur, tüketiriz</strong>” diyen yarın döviz arar. <strong>Erken sanayisizleşme</strong>, emekliye ayrılmak değil; <strong>daha maaş bağlanmadan işten çıkarılmaktır</strong>.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Bezdum feryadına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Bezginlik sebebi?</em></strong></p>
<p><strong>Kârsızlık</strong>, ciro çöküşü, <strong>alacak tahsilinde gecikme</strong>, KDV iadesizliği, <strong>kur sabitliği</strong>, personelin hoşnutsuzluğu, kamunun sektörlere sadece <strong>vergi tahsilatı </strong>diye bakması, <strong>gerileyen büyüme</strong>.</p>
<p><strong><em>Peki, çözüm nerede?</em></strong></p>
<p>Fabrikasını <strong>satılığa</strong> çıkaranı var. <strong>Kiralık tabela</strong> asanı da… Fabrikayı satsa ç<strong>alışanın kıdem tazminatını ödeyemeyecek</strong> sanayici çok. Bazısı <strong>depo</strong> hizmeti verir hale gelmiş. <strong>Sanayici ruhu uçup gitmek üzere</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SANAYİSİZ ÜLKE, MUTFAĞI OLMAYAN LOKANTA; MENÜ BOLDUR, KOKU KOMŞUDAN GELİR</strong></p>
<p>Sanayisizleşme, “<strong>artık üretmeyelim, ithal edelim</strong>” demenin kibar hâlidir. Erken sanayisizleşme <strong>emeklilik</strong> değildir. Daha sigorta primi dolmadan işten çıkarılmaktır. <strong>İthal mal ucuzdur</strong>, ta ki kur hapşırana kadar. <strong>Hapşırık geçince fatura üç katına çıkar</strong>, özür dilemez. <strong>Sanayiciyi bezdirmeyin</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BEZGİNLİK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Bezdim</strong>: Bıkıp usandım, yoruldum, yıldım, dayanamıyorum, bırakmak üzereyim hal beyanı</p>
<p><strong>Bezdiren</strong>: Genelde sistemi kuran, yöneten, yönlendiren ve sanayisizleşme sürecini öneren</p>
<p><strong>Bezgin sanayici</strong>: Fabrikasını artık külfet gibi gören ve satıp kurtulma noktasına getirilen</p>
<p><strong>Duyarsız yönetim</strong>: Sanayicinin “bezdim” feryadına kulak tıkayan ve ülkeyi riske atan</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayicinin-ortak-feryadi-bezdum-89160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/2/1280x720/sanayici-enflasyona-kurban-gitmesin-1746686827.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayicinin ortak feryadı: &#039;BEZDUM&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/fon-krizi-cozum-onerileri-ak-parti-icinde-ele-alinacak-89176</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizi çözüm önerileri AK Parti içinde ele alınacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, fon krizi devam ederken, TBMM’de grup toplantısı yerine yeni yasama yılı mesajlarını parti genel merkezinde milletvekilleri ile kahvaltıda buluşarak verecek, aynı gün partisinin Merkez Yürütme Kurulu’nu (MYK) toplayacak. AK Parti Genel Merkezi bugün hareketli olacak. Toplantı üstüne toplantılar yapılacak ve yeni yasama yılının ilk mesajları, yeni yol haritası belirlenecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni yasama yılının açılış konuşmasını ve yeni dönem mesajlarını parti genel merkezinde kapalı toplantıda verecek. Milletvekillerine hangi mesajları vereceği, hangi uyarıları yapacağı parti içeresinde de merak uyandırdı.</p>
<h2>MYK’da hangi kararlar alınacak? </h2>
<p>MYK’nın gündem başlıklarını fon krizinin ardından atılacak adımlar, konu ile ilgili hazırlanan yeni yasa teklifi ve yaz boyunca milletvekillerinin saha izlenimleri sonucu hazırlanan rapor oluşturacak. Toplantıda, 2028’de yapılacak seçimlerin öne alınmasına ilişkin takvimlerinde tartışılması bekleniyor. Gözler ise Erdoğan’ın MYK’da hangi kararları alacağına çevrildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betil Sayan Kaya’nın ardından parti yönetiminde adı fon krizi iddialarına karışan isimlerle ilgili nasıl bir tasarruf kullanacağı merak konusu oldu.</p>
<h2>Saha raporlarında öne çıkan başlıklar </h2>
<p>AK Parti’nin eylül ayı boyunca milletvekilleri, parti yöneticileri, bakanlar ve teşkilatlar sahada seçmenin nabzını tuttu. Ortaya çıkan sonuçlar rapor haline getirildi. Bugün MYK’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulacak raporlarda öne çıkan başlıklar şöyle; Terörsüz Türkiye sürecine vatandaştan yüzde 80 destek gelirken, emekli maaşları, hayat pahalılığı, çiftçilerin üretim maliyetleri ve süresiz nafaka konusu ise şikayetler arasında yer aldı. Türkiye’nin ilk gündemine oturan yatırım fonları ile ilgili gelişmelerin ardından, Külliye’de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında çalışmaları devam eden yasal yasal düzenlemenin son halinin de MYK’da ele alınması bekleniyor.</p>
<h2>Katılımlar olacak mı?</h2>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ile birlikte bazı ilçe belediye başkanlarının da toplu halde bugün AK Parti’ye katılması bekleniyor. Parti içinde özellikle CHP’li belediyelerin AK Parti’ye katılması tartışmaları devam ediyor. Eski milletvekillerinin bu yöndeki eleştirileri devam ederken, İstanbul Milletvekili Serkan Bayram’ın, “sahada ve sandıkta alamadığımızı masada alıyoruz.. utanıyorum” açıklamaları parti yönetimde rahatsızlık yarattığı bundan sonra da milletvekillerinin bu yönde yapacakları açıklamalar konusunda uyarılacakları öğrenildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/fon-krizi-cozum-onerileri-ak-parti-icinde-ele-alinacak-89176</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/9/1280x720/ak-parti-erdogan-1786943163.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti Genel Merkezi bugün hareketli olacak. Fon soruşturması devam ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM’de grup toplantısı yerine yeni yasama yılı mesajlarını parti genel merkezinde milletvekilleri ile kahvaltıda buluşarak verecek, daha sonra Merkez Yürütme Kurulu’nu (MYK) toplayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-belki-duser-ama-hayat-pahaliligi-baki-kalir-89159</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon (belki) düşer ama hayat pahalılığı baki kalır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir kere eğer bir cümlede enflasyon sözcüğü geçiyorsa zaten fiyatlar artmaya devam ediyordur. Enflasyonda çok hızlı bir gerileme olduğu dile getirilirken bu görüşe fiyatların düştüğü iması ekleniyorsa zaten artık o cümlede enflasyon kavramına yer yoktur. O cümleye girmesi gereken sözcük, deflasyondur.</p>
<p>Oysa çoğu kez kavramların karıştırılmasından medet umulur. Vatandaşın enflasyonun düşüşünü, fiyatların gerilemesi olarak anlaması, algılaması istenir.</p>
<p>Hele hele bu görüşü satın almaya hazır büyük bir kitle varsa… Gerçi bu kitle bile gerçeğin ne olduğunun farkındadır da işte o siyasetçisine toz kondurmamak yok mu!</p>
<h2>Enflasyon düşünce hayat pahalılığı bitmez</h2>
<p>Ekonomi yönetiminde bulunan bazı isimlerin zaman zaman dile getirdikleri görüşlere bakınca siyasetin kendine özgü keskin tarafını görmek çok kolaylaşıyor. Çünkü söylenenler, iktisat kitaplarının hiçbirinde yazmıyor. Bu kişiler de iktisat kitaplarını sular seller gibi okuduklarına, bildiklerine göre…</p>
<p>Dönem dönem özet olarak şu görüşü duyarız:</p>
<p><strong>“Enflasyon düşmeye başladı. Şu tarihte şuraya inilecek ve böylece vatandaşın refahı artacak…”</strong></p>
<p>Sayılarla gidelim. Şimdi enflasyon en son veriye göre yüzde 29,73. Yıl sonu için tahmin edilen oran yüzde 28,4. Önümüzdeki üç yılın hedefi de sırasıyla yüzde 21, yüzde 13,5 ve yüzde 9.</p>
<p>Bu yılın tahmini ve gelecek üç yılın hedefi orta vadeli programda yazıyor. Yani ekonomi yönetimi diyor ki, gelecek üç yılda da fiyatlar artmaya devam edecek. Zaten tersini bekleyen yok, fiyatların düşeceği yönünde bir beklenti söz konusu değil.</p>
<p>Ama hedefler tutarsa yıllık enflasyon giderek düşecek. Peki bu durum vatandaşın refahını artıracak mı, yanıt evetse, nasıl?</p>
<p>Örneğin 2021 yılında enflasyon yüzde 21 olarak gerçekleşse bile gelirler yüzde 20 artarsa vatandaş zararda. Yüzde 21’in çok sağlıklı bir ölçümle belirlendiğini varsayıyorum. Refah, gelir artışı ancak enflasyonun üstünde olduğu takdirde mümkün.</p>
<p>Eğer gelir artışı enflasyonun üstünde olmayacaksa 2027’de enflasyon isterse yüzde 21 değil, yüzde 11 olsun, hiç önemi yok. </p>
<p>Dolayısıyla enflasyon düştüğünde refahın artacağı, yaşam kalitesinin düzeleceği hoş bir masal.</p>
<h2>Sihirli el dokunsa bile… </h2>
<p>Hep vurgulamışımdır; ne enflasyon, ne deflasyon yaşanan bir dönem düşünün. Fiyatlar bir şekilde sabitlendi, bundan dolayı talepte öyle büyük bir patlama da yok, tüketim şimdiki tempoda devam ediyor. Tabii ki fiyatlarla birlikte gelirler de sabitlendi.</p>
<p>Eğer refah, enflasyonun biraz düşmesinden dolayı artabiliyorsa hem fiyatların hem gelirlerin sabitlenmesiyle birlikte iyileşmese bile en azından daha da bozulmaz. Peki herkes fiyat ve gelir sabitlemesini benimser mi?</p>
<p>Bu soruya <strong>“Evet”</strong> yanıtı verilebiliyorsa, bunun anlamı şu:</p>
<p><strong>“Demek ki mevcut koşullarda, bu fiyat ve gelir düzeyiyle herkes gayet iyi geçinebiliyor, küçüklü büyüklü tüm iş insanları işlerini gayet rahat döndürüyor.” </strong></p>
<p>Ama gerçek böyle değil çünkü şu anki fiyat düzeyi çok yüksek. Herkes de zaten ondan şikayetçi değil mi?</p>
<h2>Daha da yükselecek </h2>
<p>Bugünkü yazımda iki grafik var. Grafiklerin ilki 2006 yılı başından son verinin açıklandığı bu yılın eylülüne kadar olan tüm ayları kapsıyor.</p>
<p>Yıllık enflasyon iki yıldır düşüyor. Ama aynı dönemde fiyatlar artmaya tabii ki devam ediyor. Verileri somutlaştıralım.</p>
<p>2024’ün mayıs ayındaki TÜFE 72 düzeyinde. TÜFE’yi herhangi bir harcama kaleminiz olarak düşünün, ayda bu kadar harcıyorsunuz. Bu 72’nin, 72 lira diyelim, bir yıl önceye göre artış oranı yüzde 75.</p>
<p>O tarihten bu yana yıllık artış oranı hep düşmüş ve son olarak yüzde 29,73’e inilmiş. Peki Mayıs 2024’te 72 liraya alınan bir ürünün fiyatı ne oldu, 137 lira. Yani endeks 72’den 137’ye çıktı.</p>
<p>Şimdi diyorlar ki <strong>“Bakın enflasyon nasıl yüzde 75’ten yüzde 29’lara indi, refahınız nasıl da arttı”!</strong> İyi de vatandaşın cebinden çıkan para 72 liradan 137 liraya yükseldi.</p>
<p>İstenen şu; vatandaş cebinden çıkan paranın ne kadar arttığına değil, yıllık oranın ne kadar değiştiğine odaklansın. Girişte belirttiğim gibi bunu yapmaya, bunu satın almaya hazır kitle dışında bu yaklaşıma prim veren tabii ki yok.</p>
<h2>Enflasyon düşe düşe artacak! </h2>
<p>İkinci grafik yıl sonları itibarıyla olan enflasyonu ve o tarihlerdeki endeksin düzeyini gösteriyor. Grafiğin son bölümündeki açık renk kutular, bu yılın tahminine ve gelecek üç yılın hedefine işaret ediyor.</p>
<p>Her şey ideal biçimde gider ve öngörülen tutarsa 2029 yılında enflasyon yüzde 9 olacak. Varsayalım bu sağlandı, enflasyon artık 2029’da yüzde 9 ve tek haneli.</p>
<p>Daha önce yüzde 9 (8,81) düzeyinde enflasyonun gerçekleştiği yıl, sıkı durun, 2015 ve o tarihteki endeks 8,47. Peki 2029 sonunda yüzde 9’luk gerçekleşme sağlanabildiği takdirde endeks kaç olacak, tam 212,18.</p>
<p>Yıllık enflasyon 2015’te de yüzde 9, 2029’da yüzde 9 ama 2015 sonundaki harcamanız yalnızca 8,47 liraydı, harcama 2029 sonunda 212,18 lira olacak.</p>
<p>Enflasyon aynı, peki ya refahınız, geçim zorluğunuz; o da aynı mı?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5d2ddda472-1791349469.png" alt="" width="900" height="277" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-belki-duser-ama-hayat-pahaliligi-baki-kalir-89159</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/market-perakende-enflasyon-1766746186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon (belki) düşer ama hayat pahalılığı baki kalır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/new-york-borsasi-rudermani-nasil-yakalamisti-89158</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> New York Borsası Ruderman’ı nasıl yakalamıştı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon skandalının ardından çok önemli bir mekanizma gündeme geliyor: Erken uyarı ve otomatik aksiyon sistemi.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kanunu değişiklik taslağında yaklaşık 30 maddelik bir paket çalışılıyor. Kritik başlıklardan biri, SPK’nın sorun büyümeden harekete geçebilmesi.</p>
<p>Alarmın ne zaman çalacağı da tarif ediliyor. Hisse fiyatı ve işlem hacmi şirketin finansal verileriyle açıklanamayacak biçimde artarsa, sığ bir hissede yoğunlaşma veya olağandışı işlemler görülürse sistem devreye girecek.</p>
<p>Burada önemli olan suçluyu değil, olağandışı hareketi yakalamak. Fiyatı, hacmi ve zamanlamayı izliyorsunuz. Alarm çalınca insan devreye girip bunun nedenini araştırıyor.</p>
<p> Fon skandalında gündemdeki sorular çok daha erken tartışılabilirdi. Bir fon neden bu kadar hızlı büyüyor? Neden aynı hissede yoğunlaşıyor? Hissenin fiyatı neden şirketin bilançosuyla açıklanamıyor? Bu soruların cevabını skandal patladıktan sonra değil, alarm çaldığı anda aramak gerekiyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5d0da9957c-1791348954.png" alt="" width="438" height="256" />
<figcaption><strong>11 Ağustos gecesi NYSE’den BusinessWeek’e telefon geldi.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Çünkü alarm mutlaka suç işlendiğini göstermez. Olağandışı fiyat hareketi de tek başına manipülasyon değil. Otomatik sistemin görevi suçlu ilan etmek değil, insan denetimini doğru noktada devreye sokmak.</p>
<p>Taslak bana 1988’de New York’taki BusinessWeek stajımı hatırlattı. O sırada birlikte çalıştığımız Rudy Ruderman, dergideki “Inside Wall Street” köşesinde yer alacak hisseleri önceden görebiliyordu. Bir süre sonra köşede yer alacak bazı hisselerde, dergi piyasaya çıkmadan önce işlem ve hacim artışları görülüyordu. Temmuz 1988’de iç inceleme başlatıldı. Ardından NYSE’nin gözetim mekanizması devreye girdi. Ruderman’ın dergi yayımlanmadan önce bazı hisselerde işlem yaptığı belirlendi. 11 Ağustosta NYSE’den BusinessWeek’e telefon geldi. Ertesi gün Ruderman işten çıkarıldı ve yargılama sonunda hem hapis hem de para cezasına çarptırıldı. O anda ortada kesinleşmiş suç değil, ciddi bir alarm vardı. Sonrası soruşturmayla ortaya çıktı. Türkiye’nin ihtiyacı da tam olarak bu mantık.*** Piyasa hareket ettikten sonra “Ne oldu?” diye sormak yerine, hareket olağandışı hale geldiğinde “Burada ne oluyor?” diye sorabilmek. Erken uyarı sistemi suçluyu otomatik olarak bulmayacak. Ama doğru alarmı zamanında üretirse, sonraki skandalın büyümesini engelleyebilir. Asıl mesele alarmın çalması değil, alarm çaldığında harekete geçebilecek bir sistemin kurulması.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/new-york-borsasi-rudermani-nasil-yakalamisti-89158</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ New York Borsası Ruderman’ı nasıl yakalamıştı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uber-tgo-ve-getir-yemekle-yelpazeyi-genisletti-turkiyeye-500-milyon-dolar-yatiracak-89157</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uber, TGo ve Getir Yemek’le yelpazeyi genişletti, Türkiye’ye 500 milyon dolar yatıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>UBER </strong>Chief Business Officer’ı (CBO-Baş İşletme Sorumlusu) <strong>Madhu Kannan, </strong>Türkiye-ABD İş Konseyi’nin (TAİK) <strong>“19. Türkiye Yatırım Konferansı” </strong>kapsamında Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan </strong>başkanlığında New York’taki Türk Evi’nde gerçekleşen <strong>“Yuvarlak Masa Toplantısı”</strong>nda söz aldığında Türkiye’den memnuniyetini dile getirdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de faaliyette olduğumuz için çok memnunuz. Mayıs 2025’te </strong>“Trendyol Go”<strong>yu (TGo), Haziran 2026’da da </strong>“Getir Yemek”<strong>i satın alarak Türkiye’deki işlerimizi büyüttük. Büyümeye devam edeceğiz. Yakın dönemde yeni yatırımlar yapacağız.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5d008f2780-1791348744.png" alt="" width="454" height="484" /></strong>Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesindeki TAİK’in davetiyle gittiğim New York’tan döndükten birkaç gün sonra İstanbul’a ilk kez gelen Uber’in Operasyondan Sorumlu Başkanı <strong>Andrew Macdonald</strong>’la <strong>“Uber Eats TGo Ofisi”</strong>nde buluştum.</p>
<p><strong>Macdonald</strong>’a Uber’in Türkiye’ye ilk geldiği günleri anımsattım:</p>
<p>-          <strong>Uber, Türkiye’ye 2014 yılında geldi. Taksilerin yanı sıra başka araçları da kapsama alınca taksicilerin tepkisiyle karşılaştı. Duraklama dönemi yaşadı. Sonra tekrar dönüş yaptı, satın almalarla büyümeye başladı. Bu büyüme heyecanının kaynağı nedir?</strong></p>
<p><strong>Macdonald, </strong>Türkiye’nin Uber için çok önemli bir pazar olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>10 yılı aşkın süredir Türkiye’de mobilite alanında faaliyet gösteriyoruz. Bugün Türkiye’deki işlerimizi </strong>“teslimat” <strong>tarafına da genişlettik. Böylece Türkiye’de varlığımızı daha ileri taşıyoruz.</strong></p>
<p>Mobilite tarafında lisanslı taksilerle çalışmaya odaklandıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Teknolojimiz aracılığıyla taksicilerin daha fazla yolcuya ulaşmasına ve kazanç fırsatlarını artırmalarına yardımcı olmayı amaçlıyoruz. Bu yalnızca Türkiye’de değil, global olarak da Uber’in önceliklerinden biri.</strong></p>
<p>ABD’den Japonya’ya kadar birçok pazarda taksi sektörü için farklı modeller ve yenilikler geliştirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, bu alanda bizim için bir başarı hikayesi. Lisanslı taksilerin Uber platformunu benimsemesi ve teknolojinin taksi deneyimini hem sürücüler hem de yolcular için dönüştürmesi açısından Türkiye, global ölçekte öne çıkan pazarlarımızdan biri.</strong></p>
<p>Türkiye’de 43 şehirde faaliyet gösterdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>60 binden fazla taksi Uber platformunda aktif olarak çalışıyor. Taksi birlikleriyle, ekosistemin farklı oyuncularıyla da yakın çalışıyoruz. Yakın zamanda İstanbul Havalimanı Taksi Birliği ile işbirliğini hayata geçirdik.</strong></p>
<p>Kısa süre önce <strong>“BinBin” </strong>ile taksi ekosisteminin modernizasyonuna yönelik bir iyi niyet anlaşması imzaladıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Buradaki amacımız Türkiye’nin elektrikli mobilite hedefleriyle de uyumlu şekilde, taksilerin elektrikli araçlara geçişini desteklemek ve sektörün teknolojik dönüşümüne katkıda bulunmak.</strong></p>
<p>Yatırım heyecanı ile ilgili yineledim, <strong>Andrew Macdonald, </strong>Türkiye’deki potansiyele işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin büyüme potansiyeli, önemli turizm destinasyonu olması, genç nüfus, büyük şehir merkezleri ve ekosistemdeki yüksek enerji. Bunlar, Türkiye’ye yatırım isteğimizi artırıyor.</strong></p>
<p>Trendyol Go’yu alırken Türkiye’nin bu özelliklerini dikkate aldıklarının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’deki potansiyel bizim global önceliklerimizle örtüşüyordu. Teslimat sektörü bizim büyüyen önceliklerimizden biri.</strong></p>
<p>Trendyol Go’nun alımı sonrasındaki duygularını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Trendyol Go ekibiyle tanıştıktan sonra da buradaki yetenek, özellikle kuryeler ve platformdaki restoranlar için geliştirdikleri başarılı modeller bizi daha da ileri gitmek konusunda heyecanlandırdı ve yeni adımlar atmamızı sağladı.</strong></p>
<p>Getir Yemek alımının da bunun sonucu olduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Burada yapmak istediğimiz, mevcut know-how’ımızı ve teknolojimizi yerel deneyim ve başarı örnekleriyle birleştirerek ekosisteme daha fazla katkı sağlamak.</strong></p>
<p>Geçen yıl 200 milyon dolarlık yatırım duyurduklarına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Bu yatırımı 2033 yılı sonuna kadar 500 milyon dolara çıkarma kararı aldık. Aynı zamanda 180 kişiyle başlayacağını duyurduğumuz teknoloji merkezimizi de iki katından fazla büyütüyoruz.</strong></p>
<p>Teknoloji merkezi konusunu biraz daha açtı:</p>
<p>-          <strong>Hem </strong>“mobility” <strong>hem de </strong>“delivery”, <strong>yani ulaşım ve teslimat tarafındaki ekiplerimizi bir araya getireceğimiz yeni merkez yaratıyoruz. Mühendislerimiz ve diğer ekiplerimiz aynı çatı altında olacak. Bununla birlikte yeni bir ofis yatırımı da yapıyoruz. Bu yatırım Maslak’ta olacak.</strong></p>
<p>Uber, Türkiye’ye 2014 yılında <strong>“Uber Taksi” </strong>ve <strong>“UberXL” </strong>uygulamasıyla girdi. <strong>“UberXL” </strong>tarafı daha fazla öne çıkınca taksiciler, <strong>“haksız rekabet” </strong>davası açtı. Uber, o dönemde duraksamak zorunda kaldı.</p>
<p>Derken Uber, davayı kazandı ama Türkiye’de <strong>“UberXL” </strong>tarafını durdu, taksicilerle çalışma yolunu seçti. 2021 yılından itibaren kolları sıvadı, taksi tarafında büyüdü…</p>
<p>Ekonomide yaşanan sıkıntıların tüm sektörleri sardığı bir ortamda Uber’in 500 milyon dolarlık yatırım açıklaması, uluslararası yatırımcılar açısından önemli bir <strong>“işaret fişeği” </strong>etkisi yapacak gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Organik büyüme bizi heyecanlandırıyor ama fırsatlara da bakarız</span></h2>
<p><strong>UBER</strong>’in Operasyondan Sorumlu Başkanı <strong>Andrew Macdonald</strong>’a 500 milyon dolarlık yatırımın detaylarını sordum:</p>
<p>-          <strong>500 milyon dolarlık yatırım sadece organik büyüme için mi olacak, satın alma da yapacak mısınız?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>500 milyon dolarlık yatırım organik büyümeye dönük olacak. Bu bütçenin kapsamında şirket satın alma yer almıyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Teknoloji merkezimizdeki ekip sadece Türkiye için değil, Uber’in global ölçekte hem mobilite hem teslimat tarafındaki ürünlerinin geliştirilmesine destek verecek. Yani, İstanbul bizim global teknoloji merkezlerimizden biri olacak.</strong></p>
<p>Türk mühendislerin Uber’in dünya genelindeki ürünlerinin geliştirilmesine katkı sağlayacağını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bizim bünyemizde Toronto’da (Kanada) çalışan Türk mühendisler var. Onlar İstanbul’da teknoloji merkezi kuracağımızı duyunca, </strong>“Bir gün biz de Türkiye’de çalışabilir miyiz?” <strong>diye sormaya başladılar. Ben de, </strong>“Neden olmasın?” <strong>cevabı verdim.</strong></p>
<p>Trendyol Go ve Getir Yemek alımında olduğu gibi inorganik büyümeyi sürdürmeyi düşünüp düşünmediklerini merak ettim, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Şu anda organik büyüme bizi heyecanlandırıyor. Tabi ki her zaman fırsatlara açığız. Odağımız şu anda organik büyümede. Zaman ne gösterir bilinmez.</strong></p>
<p><strong>Macdonald, </strong>teknoloji merkezlerinin bulunduğu kentleri sıraladı:</p>
<p>-          <strong>New York, San Francisco, Seattle, Sao Paulo, Toronto, Santiago, Amsterdam, Aarhus, Haydarabad, Bangalore… Bu merkezlerde çalışan mühendisler Uber’in yenilikçi ürün ve çözümlerini geliştiriyor.</strong></p>
<p>İstanbul’a işaret etti:</p>
<p>-          <strong>İstanbul da bu merkezler arasında yerini alacak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Her pazarda olduğu gibi fırsatlar ve zorluklar bir arada</span></h2>
<p><strong>UBER</strong>’in Operasyondan Sorumlu Başkanı <strong>Andrew Macdonald</strong>’a Türkiye’de karşılaştıkları sıkıntıları da sordum, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Her pazarda olduğu gibi Türkiye’de de fırsatlar ve zorluklar var. Genel olarak baktığımızda Uber’in getirdiği teknoloji, güvenlik ve yenilikçi yaklaşım ile taksi sektörünün gücü bir araya geldiğinde gerçekten güçlü bir ekosistem ortaya çıkıyor.</strong></p>
<p>Regülasyonlar üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Fiyatlandırma ve farklı seçenekler sunma konusunda gerekli esnekliği sağlayan regülasyonlar da önemli. Doğru koşullar oluştuğunda, taksi ve Uber’in birlikte çalışması hem kullanıcılara daha iyi bir deneyim sunuyor hem de taksicilere daha fazla kazanç fırsatı yaratıyor.</strong></p>
<p>Uber ve taksi sektörünün birlikte hareket etmesinin güvenlik standartlarını da daha ileri taşıdığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Güvenlik bizim için en öncelikli konulardan biri. Güvenlik bizde yolculuk başlamadan önce devreye giriyor. Taksiciler platforma başvurdukları andan itibaren, kayıt sürecinde talep ettiğimiz birçok belge ve gerçekleştirdiğimiz kontroller var.</strong></p>
<p>Güvenliğin yolculuk sırasında da devam ettiğine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Örneğin PIN özelliği ile doğru araç ve sürücüyle eşleştiğinizi doğrulayabiliyor ya da yolculuğunuzu sevdiklerinizle paylaşabiliyorsunuz. Burada sadece yolcuların değil, sürücülerin güvenliği de bizim için çok önemli.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’de daha yolun başında sayılırız</span></h2>
<p><strong>UBER</strong>’in Operasyondan Sorumlu Başkanı <strong>Andrew Macdonald</strong>’tan Türkiye’nin Uber için dünyadaki yerini sordum, diğer pazarlarla karşılaştırmasını istedim, şöyle yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin nüfusu, turizme yapılan yatırımlar, genç nüfus ve pazarın dinamizmi açısından müthiş bir potansiyel görüyoruz. Aslında burada daha yolun başındayız. Yaptığımız ve yapacağımız yatırımlar gördüğümüz potansiyelin sonucu.</strong></p>
<p>Önlerinde hayata geçirecekleri çok şey olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Özellikle perakende sektörünün potansiyelini de düşündüğümüzde, Türkiye’de bizim için oldukça heyecan verici bir dönemdeyiz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uber-tgo-ve-getir-yemekle-yelpazeyi-genisletti-turkiyeye-500-milyon-dolar-yatiracak-89157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/2/1280x720/uber-1781856022.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uber, TGo ve Getir Yemek’le yelpazeyi genişletti, Türkiye’ye 500 milyon dolar yatıracak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tazmin-merkezi-bireyseli-kapsamiyor-89156</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tazmin merkezi bireyseli kapsamıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından alınan tazmin ve tedrici tasfiye kararlarını yerine getirmek üzere 2015 yılında kurulan Yatırımcı Tazmin Merkezi, fon skandalı ile birlikte yeniden gündeme geldi. Uzmanlar bu merkezin, yükümlülüğünü yerine getirmeyen aracı kurumlar ve finans kuruluşlarının verdiği zararın tazminini öngördüğünün altını çizerken, yaşanan fon skandalında fonun ve gelirlerinin kullanılamayacağını bildirdiler. Uzmanlar kamu otoritesinin Yatırımcı Tazmin Merkezini kurarken, bir fonun bu aşamaya gelebileceğini öngörmediği ve spekülasyonu hesaba katmadığını söylediler.</p>
<h2>Mağdurlara yapılacak ödemeler konusu belirsizliğini koruyor </h2>
<p>17 Eylül tarihinde gün yüzüne çıkan ve çok sayıda fonun tasfiyesi ile sonuçlanan fon krizinde, yatırımcılara yapılacak ödemeler belirsizliğini koruyor. Bu konuda para piyasası fonlarından başlamak üzere mutabakatı sağlanan hesap sahiplerine ödemelerin hemen başlayacağı duyuruldu. Ancak şu ana kadar herhangi bir ödeme yapılmadı. Geçtiğimiz hafta bu fon kaynaklı yüksek gelir elde eden kişilerin, bu gelirlerini iadesine yönelik fon bazında hesaplar oluşturulurken, istifa eden AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya bu hesaba ilk para yatıran kişi oldu.</p>
<p>Bu tartışmalar sürerken, kamuoyunda 2013 yılında kurulan ve yönetmeliği 2015’te yayımlanan Yatırımcı Tazmin Merkezi gündeme geldi. Ancak, EKONOMİ’ye bilgi veren sermaye piyasası uzmanları, Yatırımcı Tazmin Merkezi’nin bu yaşanan skandalla doğrudan ilgisi bulunmadığını bildirdiler. Bu merkezin, herhangi bir aracı kurum veya finans kuruluşunun batması veya taahhütlerini yerine getirememesi halinde devreye girdiğine dikkat çeken uzmanlar, geçmişte bunun çok örnekleri olduğunu aktardılar.</p>
<h2>Manipülasyona konu olacağı akla gelmemiş, hiç düşünülmemiş </h2>
<p>Buna karşılık bir Portföy Yönetim Şirketinin batması halinde, bünyesindeki fonların başka bir Portföy Yönetim Şirketine devir olduğunu vurgulayan uzmanlar, “Bugün yaşanan gelişmeler, bu mevzuat oluşturulurken hiç akla gelmemiş, hesaba katılmamış. Fonların manipülasyona konu olacağı düşünülmemiş” değerlendirmesinde bulundular.</p>
<h2>SPK Yönetim Kurulu aynı zamanda YTM’nin de Yönetim Kurulu'nda</h2>
<p>Yatırımcı Tazmin Merkezi, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından idare ve temsil ediliyor. SPK Yönetim Kurulu aynı zamanda YTM’nin de Yönetim Kurulu görevini yürütüyor.</p>
<p>Merkezin gelirleri, yıllık aidatlardan oluşuyor. Aidat ise yatırımcı bazında saklama bakiyeleri üzerinden belirli bir oranda alınıyor. Türev araçlara yönelik olarak da yine yatırımcı için sözleşme büyüklüklerine göre 500-1000 TL arasında ücret alınıyor. Yatırım kuruluşlarının, sermaye piyasası faaliyetleri ve işlemleri sırasında YTM ve YTM’nin koruma kapsamı hakkında yatırımcılara yeterli bilgi vermek zorunluluğu bulunuyor. Ancak bu kuruluşlar, YTM’nin yatırımcılara sağladığı korumayı reklam amacıyla kullanamıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tazmin-merkezi-bireyseli-kapsamiyor-89156</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/lira-para-1768278911.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizinin ardından gündeme gelen Yatırımcı Tazmin Merkezi’nin yükümlülüklerini yerine getiremeyen aracı kurumların neden olduğu zararları karşılamak üzere oluşturulduğu, fon yatırımcısı mağdurlarını ise doğrudan kapsamadığı belirtiliyor. Sermaye piyasası uzmanları, yönetmeliği 2015’te yayımlanan merkezin mevcut fon krizine ilişkin bir koruma mekanizması olmadığını vurguladı. Faaliyeti durdurulan bir portföy yönetim şirketine ait fonların başka bir şirkete devredildiğini belirten uzmanlar, “Fonların manipülasyona konu olacağı ve tasfiye aşamasına geleceği mevzuat oluşturulurken hesaba katılmamış” yorumunu yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-89154</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Altın, dolar, Euro... Ekim ayında hangi yönde hareket edecek?| Ekonomi Masası | 07 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/uUBHMSyfHzg" width="800" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-89154</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/senay-hakan-guldag-1788929953.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/is-dunyasi-liderleri-belirsizlige-karsi-gelecek-rotasini-cizdi-89155</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş dünyası liderleri belirsizliğe karşı gelecek rotasını çizdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>EKONOMİ Gazetesi ve PwC iş birliğiyle düzenlenen Dönüşen Liderlik Zirvesi, Türkiye’nin önde gelen sanayi liderlerini “Belirsizliğe Meydan Okumak” temasıyla buluşturdu. İş dünyasının liderleri, dengelerin hızla değiştiği bir dönemde şirketlerin gelecek rotasını nasıl çizmesi gerektiğini anlattı. Yeni dönemde yatırım kararlarından büyüme stratejilerine kadar birçok başlığın değişen koşullara göre yeniden ele alınması gerektiğine dikkat çekildi.</p>
<p>Sermayenin daha seçici kullanılması gerektiğine değinen iş dünyası temsilcileri, değişime hızla uyum sağlayabilecek esnek yapıların oluşturulması gerektiğini vurguladı. Şirketlerin gelecekte ortaya çıkabilecek fırsat ve risklere de hazırlıklı olması gerektiği belirten liderler, ortak mesajında, belirsizliklerin arttığı yeni dönemde rekabet gücünü korumanın yolunun dönüşümü öngörmek ve geleceğe bugünden hazırlanmak olduğunu ifade etti.</p>
<h2>Tosyalı: Yapılanı tekrarlamak yerine bir adım ötesine bakıyoruz</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5cc068e286-1791347718.png" alt="" width="600" height="361" />Sanayide yaşanan teknolojik dönüşümün şirketleri üretim ve yatırım modellerini yeniden düşünmeye zorladığını belirten Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Togg Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, küresel rekabette öne çıkmanın yolunun dünyadaki gelişmelerin bir adım ötesine geçebilmekle ilgili olduğunu söyledi. Özellikle Çin’in sanayideki hızlı yükselişinin birçok ülkede tehdit olarak değerlendirildiğine dikkat çeken Tosyalı, kendilerinin ise bu süreci farklı bir perspektifle ele aldıklarını ifade etti. Tosyalı, "Biz Çin’i tehdit olarak görmüyoruz. Çin bizim için bir fırsat. Oradaki gelişmeleri görüyor ve bunu bir adım daha öteye nasıl götürebileceğimize bakıyoruz. Dünyadaki endüstriyel gelişmeleri takip ederken birçok gelişmenin de öncüsü olmaya çalışıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>"KÜMELENMEYLE REKABET GÜCÜMÜZÜ ARTIRIYORUZ" </strong></p>
<p>Tosyalı Holding’in yeni yatırımlarında endüstriyel kümelenme modeline önem verdiklerini belirten Tosyalı, yatırım yaptıkları ülkelerde bütün üretim zincirini tek başlarına oluşturmak yerine güçlü bir ekosistem meydana getirmeye çalıştıklarını anlattı. Tosyalı, “Hangi ülkede iş yapıyorsak her şeyi tek başımıza yapmak yerine çevremizde güçlü bir endüstriyel kümelenme oluşturuyoruz. Bununla rekabet gücümüzü artırıyoruz. Sanayide sahip olduğumuz birikimi doğru ekosistemlerle daha ileri taşımamız gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p>Togg yatırımının Türkiye’nin teknolojik dönüşümünün önemli örneklerinden biri olduğunu vurgulayan Tosyalı, elektrikli araçlarda rekabetçi bir yapı oluşturmak amacıyla CATL ile ortak bir platform geliştirdiklerini söyledi. Togg’un ürün gamının yeni yatırımlarla genişleyeceğini belirten Tosyalı, “Önümüzdeki dönemde üç model arka arkaya devreye girecek. Togg’u esas hedeflerine bu yatırımlarla ulaştıracağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"SANAYİCİLİK SABIR İŞİ"</strong></p>
<p>Togg yatırımına uzun vadeli baktıklarının altını çizen Tosyalı, sanayi yatırımlarının ilk birkaç yıldaki kârlılık performansıyla değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Tosyalı Holding’in bugüne kadar sıfırdan 50’den fazla fabrika kurduğunu hatırlatan Tosyalı, büyük ölçekli sanayi yatırımlarında sonuç almanın zaman ve sabır gerektirdiğine dikkat çekti.</p>
<p>Bu işi sadece rakamlardan ve kârdan ibaret görmediklerinin altını çizen Tosyalı, “Yola çıkarken kendimize 15 yıllık bir hedef koyduk ve bunun ortasındayız. Bugüne kadar sıfırdan 50’den fazla fabrika kurduk. Hiçbiri birinci, ikinci veya üçüncü yılında hemen kâra geçmedi. Biz sanayiciyiz. Sanayicilik sabır işi. Aracımız çok sevildi, yeni versiyonları bekleniyor. Biz de aynı heyecanla yatırım yapmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.</p>
<h2>Karakaş: Togg’un en değerli varlığı insan kaynağı</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5cc216842b-1791347745.png" alt="" width="342" height="348" /></p>
<p>Otomotiv sektöründeki dönüşümün merkezinde kullanıcı beklentileri, teknoloji ve kişiselleştirmenin bulunduğunu belirten Togg CEO’su Gürcan Karakaş, otomobilin artık yalnızca bir ulaşım aracı olarak değerlendirilmediğini söyledi. Teknolojideki değişime paralel olarak kullanıcıların araçlardan beklentilerinin de hızla farklılaştığını ifade eden Karakaş, sürdürülebilir bir şirket olabilmek için sürekli değişime açık olmak gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi: “Sonuçta burası oturma odamız, çalışma ofisimiz, eğlence merkezimiz ve alışveriş merkezimiz haline geliyor. Dolayısıyla teknoloji ve kişiselleştirme bizim için çok önemli. Kullanıcılarımızdan gelen görüşleri ve talepleri sürekli değerlendiriyoruz. Togg’un bugün en değerli varlığı insan kaynağıdır.”</p>
<h2>Okyay: Yatırım stratejimizde yetkinlikler belirleyici olacak</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5cc2d16ac4-1791347757.png" alt="" width="600" height="357" />Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay, “Belirsizliğe Nasıl Meydan Okuyorlar?” başlıklı oturumda, küresel ekonomide yaşanan değişimin şirketlerin yatırım ve büyüme stratejilerini yeniden şekillendirdiğini söyledi. Sanayicinin geçmişte de krizler, yüksek faiz, devalüasyon, savaşlar ve pazarların açılıp kapanması gibi birçok belirsizlikle karşı karşıya kaldığını hatırlatan Okyay, bugünkü dönemi farklılaştıran unsurun ise birden fazla kırılmanın eş zamanlı yaşanması olduğunu vurguladı. </p>
<p>Teknolojik dönüşümün hızlanması, küresel ticarette kuralların yeniden şekillenmesi ve jeopolitik risklerin artmasının şirketlerin karar alma süreçlerini daha karmaşık hale getirdiğine işaret eden Okyay, sanayicinin artık yalnızca ekonomik döngülere göre pozisyon almasının yeterli olmadığını dile getirdi. Yeni dönemde şirketlerin farklı alanlardan gelebilecek kırılmalara aynı anda hazırlıklı olması gerektiğini belirten Okyay, “Sanayicinin hayatında belirsizlik hiçbir zaman eksik olmadı. Krizler, devalüasyonlar, yüksek faiz, savaşlar ve pazarların açılıp kapanmasıyla hep uğraştık. Ancak bugün kendi döngülerimizin dışında teknoloji, ticaret ve jeopolitikte üç büyük kırılma aynı anda gerçekleşiyor” dedi. </p>
<p><strong>“NE OLURSA OLSUN AYAKTA KALABİLECEK MİYİZ?” </strong></p>
<p>Yaşanan sürecin geçici bir ekonomik dalgalanma olarak değerlendirilmemesi gerektiğine işaret eden Okyay, şirketlerin artık geleceği doğru tahmin etmek kadar farklı senaryolara hızla uyum sağlayabilme yeteneğine de ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. Önümüzdeki birkaç yılın koşullarını bugünden kesin biçimde öngörmenin giderek zorlaştığını belirten Okyay, bu nedenle şirketlerin stratejilerini tek bir gelecek senaryosuna bağlamak yerine değişime cevap verebilecek yapılar oluşturmasının önem kazandığını ifade etti.</p>
<p>Yeni dönemde çeviklik ve esnekliğin şirketlerin rekabet gücünde daha belirleyici hale geleceğini kaydeden Okyay, “Bu bir çeşit reset. Üç yıl sonra ne olacak sorusunu artık soramıyoruz. Asıl soru şu: Üç yıl sonra ne olursa olsun ayakta kalabilecek miyiz? Yön değiştirebilecek kadar esnek ve çevik olabilecek miyiz?” diye konuştu.</p>
<p><strong>“ORTAK PAYDAMIZ SEKTÖR OLMAYACAK” </strong></p>
<p>Kale Grubu’nun yeni dönem yatırım yaklaşımına da değinen Okyay, yatırım kararlarında yalnızca sektör bazlı büyüme anlayışıyla hareket etmeyeceklerini belirtti. Grubun uzun yıllar içinde oluşturduğu teknoloji, mühendislik, malzeme ve üretim bilgisinin yeni yatırımların yönünü belirleyen temel unsurlar arasında bulunacağını ifade eden Okyay, sahip oldukları yetkinlikleri daha yüksek katma değer yaratabilecek alanlara taşımanın öncelikleri olacağını kaydetti.</p>
<p>Şirketlerin yatırım tercihlerinde kaynaklarını da daha seçici kullanması gereken bir döneme girildiğine dikkat çeken Okyay, sermayenin yanı sıra nitelikli insan kaynağı ve yönetim kapasitesinin de sınırlı olduğuna değindi. Bu nedenle hangi sektörde büyüneceğinden önce hangi alanda rekabetçi bir üstünlük yaratılabileceği sorusuna odaklandıklarını belirten Okyay, “Sermaye sınırsız değil, insan kaynağı sınırsız değil, yönetim enerjimiz de sınırsız değil. Bizim için ortak payda sektör olmayacak. Teknoloji, mühendislik, malzeme ve üretim bilgimiz neye imkân tanıyorsa ona göre karar vereceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“DAHA AZ EMTİA, DAHA FAZLA TEKNOLOJİ” </strong></p>
<p>Kale Grubu’nun yatırım stratejisinde katma değeri artırmanın da önemli bir yer tuttuğunu vurgulayan Okyay, mevcut üretim yetkinliklerinin teknoloji ve marka gücüyle desteklenmesi gerektiğine dikkat çekti. Sanayide yalnızca üretim hacmini artırmanın yeterli olmadığı bir döneme girildiğini ifade eden Okyay, grubun gelecekteki büyümesinde teknoloji ve çözüm üretme kabiliyetinin daha fazla öne çıkacağını söyleyerek, “Daha az emtia, daha fazla teknoloji, marka ve çözüm üreten bir yapıya nasıl gelebiliriz, buna bakıyoruz” dedi.</p>
<h2>Özdemir: 135 milyon ton kapasite var, yeni fabrikaya ihtiyaç yok</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5cc3d98d48-1791347773.png" alt="" width="600" height="361" />Limak Holding Onursal Başkanı Nihat Özdemir, panelde şirket ve sektörlerle ilgili geleceğe ilişkin açıklamalar yapı. Türkiye’nin çimento sektöründe Avrupa’nın en büyük üretim kapasitesine sahip olduğuna değinen Özdemir, dünyada ise altıncı sırada bulunduğunu belirtti. Özdemir, bundan sonraki yatırım kararlarında yeni kapasite yaratmaktan çok mevcut tesislerin değerlendirilmesinin ön plana çıkması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Deprem nedeniyle çimento talebinin yüksek seyrettiği bir dönemden geçilmesine rağmen mevcut üretim kapasitesinin önemli bölümünün hâlâ kullanılmadığını belirten Özdemir, “Türkiye, deprem dönemi ve ihracat dahil en fazla 90 milyon ton civarında kullanabiliyor. Nereden bakarsak bakalım yüzde 40’a yakın kapasite fazlamız var. Türkiye’nin yeni bir çimento fabrikasına ihtiyacı yok” dedi.</p>
<p><strong>“YENİ FABRİKA YERİNE MEVCUT KAPASİTE DEĞERLENDİRİLMELİ” </strong></p>
<p>Yeni bir çimento fabrikası yatırımının 250 milyon doların altında gerçekleştirilemeyeceğine işaret eden Özdemir, böylesine yüksek yatırım maliyetinin bulunduğu bir sektörde kapasite fazlası dikkate alınmadan yeni tesis kurulmasının doğru olmayacağını ifade etti. Sektöre yeni girmek isteyen yatırımcılara da sıfırdan fabrika kurmak yerine mevcut tesislere yönelmelerini tavsiye ettiğini anlatan Özdemir, “Biri bana ‘Çimento sektörüne girmek istiyorum’ dediğinde, yeni fabrika kurmak yerine mevcut fabrikalardan birini satın almasını söylüyorum. Biz de büyümek istiyorsak bunu yeni fabrika kurarak değil, mevcut kapasite üzerinden yapmak istiyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Türk müteahhitlik sektörünün küresel pazarlardaki konumuna da değinen Özdemir, yurt dışında kazanılan başarının temelinde Türkiye’de gerçekleştirilen büyük ölçekli projelerden edinilen deneyimin bulunduğunu söyledi. Türkiye’de altyapıdan havalimanlarına, büyük ölçekli üstyapı yatırımlarından farklı mühendislik projelerine kadar geniş bir alanda elde edilen tecrübenin Türk şirketlerine uluslararası pazarlarda önemli bir rekabet gücü kazandırdığını dile getirdi.</p>
<p>Türk şirketlerinin bu birikimi dünyanın farklı coğrafyalarına taşıdığını belirten Özdemir, “Burada öğrendiğimiz işi ve kazandığımız tecrübeyi bütün dünyaya taşıdık. Bugün ‘Türkiye’ denildiğinde Türk müteahhitliği de bir marka olarak biliniyor” dedi.</p>
<p>Limak’ın Barcelona’nın Camp Nou Stadı’nın yenilenmesi ihalesinde altı firmayla yarıştığını belirten Özdemir, projeyi Türk müteahhitlik şirketlerinin uluslararası ölçekte ulaştığı rekabet gücünün örneklerinden biri olarak gösterdi. İhale sürecinde yalnızca fiyatın değil, projenin gerçekleştirileceği takvim ile şirketin makine ve ekipman kapasitesinin de belirleyici olduğunu anlatan Özdemir, Limak’ın işe hızlı başlayabilecek hazırlığa sahip olmasının önemli bir avantaj sağladığını ifade etti. İhaleyle ilgili bilgi veren Özdemir, “Tek Türk şirketi bizdik. İyi bir fiyat, iyi bir program ve elimizdeki makine-ekipmanın hazır olduğunu göstererek işi aldık. Çatının da tamamlanmasıyla kapasite 105 bin kişiye ulaşacak” diye konuştu.</p>
<p><strong>"YENİ KUŞAĞIN ROTASINDA ENERJİ VAR" </strong></p>
<p>Grubun gelecek dönem yatırım alanlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Özdemir, teknolojideki hızlı gelişmenin enerji sektöründe yeni fırsatlar ortaya çıkaracağını söyledi. Özellikle yapay zekâ uygulamalarının ve veri merkezlerinin yaygınlaşmasının önümüzdeki dönemde enerji tüketimini daha da artıracağına işaret eden Özdemir, bu dönüşümün enerji yatırımlarına duyulan ihtiyacı büyüteceğini kaydetti.</p>
<p>Veri merkezlerinin yalnızca yüksek miktarda enerjiye değil, soğutma başta olmak üzere önemli ölçüde su kaynağına da ihtiyaç duyduğuna dikkat çeken Özdemir, teknoloji yatırımlarındaki büyümenin enerji ve altyapı yatırımlarını da beraberinde getireceğini ifade etti.</p>
<p>Limak’ta yeni kuşağın gelecek dönem büyüme alanlarını bu perspektifle değerlendirdiğini belirten Özdemir, özellikle enerji sektöründeki büyüme potansiyeline odaklandıklarını söyledi.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;">SEKTÖRLER VE REKABETÇİLİK</span></h2>
<p><strong>Rekabette, enerji, teknoloji ve dayanıklılık oyunun merkezinde</strong></p>
<p>SOCAR Türkiye Strateji ve Sürdürülebilirlik Başkanı Ömür Önk, Assan Alüminyum Genel Müdürü Göksal Güngör ve Akfen Holding CEO’su Selim Akın “Sektörler ve Rekabetçilik” panelinde CNBC-e Genel Yayın Yönetmeni Servet Yıldırım’ın sorularını yanıtladı. Panelde enerjiye kesintisiz erişilebilirliğin önemine dikkat çekilirken, değişim, dönüşüm ve yatırımlardaki yeni kriterler mercek altına alındı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5cc68ebc17-1791347816.png" alt="" width="800" height="284" /><strong>"Türkiye, enerji çeşitliliğinde önemli adımlar attı" </strong></p>
<p>SOCAR Türkiye Strateji ve Sürdürülebilirlik Başkanı Ömür Önk: "Enerjide rekabetçilik artık sadece uygun fiyat anlamına gelmiyor. Denkleme üç yeni kriter eklendi: Kesintisiz erişilebilirlik, orta vadeli öngörülebilirlik ve karbonsuzlaşma. Türkiye enerjisinin büyük kısmını ithal ettiği için kısa vadeli fiyatlar üzerindeki etkisi sınırlı. Ancak çeşitlilik konusunda ciddi adımlar atılmıştır: LNG portföye eklenmiş, yenilenebilir enerji büyütülmüş ve Akkuyu Nükleer Santrali devreye girme aşamasına gelmiştir. Akkuyu tamamlandığında Türkiye elektrik tüketiminin yüzde 10’unu karşılayacak. Gabar ve Sakarya’daki yerli üretim kriz anlarında tedarik güvenliği sağlamaktadır. Avrupa’nın ETS, SKDM ve Clean Industrial Act düzenlemeleri sadece iklim politikası değil, aynı zamanda sanayiyi koruma politikası. Türkiye’nin de kendi ETS’sini sanayinin rekabet gücünü gözeterek kurgulaması gerekiyor. Öte yandan Türkiye’nin 2035 yenilenebilir enerji hedefi 120 GW olup önündeki tek kısıt şebeke altyapısıdır. Bulgaristan, Kerkük, Somali ve Azerbaycan’da doğrudan enerji kaynağı yatırımları yapıldı"</p>
<p><strong>"Düşük maliyetle rekabet dönemi sona erdi"</strong></p>
<p>Assan Alüminyum Genel Müdürü Göksal Güngör: "Türkiye’nin küresel sanayi devlerinden Assan Alüminyum, toplam satışlarının yüzde 80’ini dünyanın dört bir yanına ihraç ediyor. Şirket, tek başına Türkiye alüminyum ihracatının yüzde 60’ını gerçekleştirerek sektördeki liderliğini koruyor. En büyük ve en stratejik iki ana pazarı ise Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’dir. Coğrafi olarak Avrupa’ya yakınlık ve Gümrük Birliği anlaşması, şirkete lojistik anlamda çok ciddi bir altyapı avantajı sunuyor. Ayrıca küresel pazarlardaki korumacılık duvarlarını aşmak adına, Kuzey Amerika’da yerel bir üretim yatırımı hayata geçirilmiştir. Yeni dünya düzeninde karbonsuzlaşma ve dijitalleşme süreçleri, eğer doğru insan kaynağıyla yönetilmezse şirketlerin sırtına sadece ilave maliyet yükü bindirir. Bu nedenle yeni dönemde sadece teknolojiye yatırım yapmak yetmiyor; bu yatırımları esnek ve akıllı bir şekilde yönetebilmek de kritik bir başarı kriteri haline geliyor. Sadece düşük işçilik maliyetiyle rekabet etme dönemi artık tamamen sona ermiştir. Türkiye’nin işçilik maliyetleri, bugün Doğu ve Güney Avrupa ülkeleriyle neredeyse eşitlenmiş durumdadır."</p>
<p><strong>"Yatırımlarda 5 kritere bakıyoruz" </strong></p>
<p>Akfen Holding CEO’su Selim Akın: "Pandemi öncesinde Türkiye orta teknolojide küresel pazarlarda son derece rekabetçi bir konumdayken, pandemi sonrası değişen dengeler ve artan operasyonel maliyetler sebebiyle bu kritik avantajını Mısır gibi alternatif pazarlara kaptırdı. Yaşanan bu dönüşüm, ülkemizin üretim paradigmasını değiştirmesini zorunlu kılıyor. Türkiye’nin önümüzdeki döneme ait yeni başarı hikayesi; savunma sanayiinde yakaladığı ivmeye benzer şekilde ileri teknoloji ürünleri geliştirmek ve yüksek getirili hizmet sektörlerine odaklanmak üzerine kurulmalıdır. Stratejik sektörlerde büyümemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu doğrultuda yenilenebilir enerji alanındaki toplam kurulu gücümüzü bin 200 MW seviyesine çıkarmayı, Mersin Limanı’ndaki kapasite artırımı yatırımlarımızı tamamlamayı ve lojistik ile gayrimenkul alanındaki varlığımızı daha da büyütmeyi hedefliyoruz. Yeni bir yatırıma bakarken şu kriterlere odaklanıyoruz: Sürdürülebilir bir gelir modeli var mı?, Finanse edilebiliyor mu?, Çıkış imkanı var mı?, Monopol/rekabet durumu nedir?, Yapay zeka entegrasyonu ve karbon ayak izi durumu nedir?"</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;">REKABETTE YENİ SÖYLEMLER VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK</span></h2>
<p><strong>Dün büyüten model bugün yetmiyor, yeni kurallar yazılıyor</strong></p>
<p>5. Dönüşen Liderlik Zirvesinde “Rekabette Yeni Söylemler ve Sürdürülebilirlik” oturumunda gelecek vizyonuna ışık tutuldu. Didem Eryar Ünlü’nün moderatörlüğünde düzenlenen etkinlikte, MKS DevO Chemicals Yönetim Kurulu Başkanı Korgün Şengün ve CCI Kurumsal İlişkiler ve Sürdürülebilirlik İcra Kurulu Üyesi Burçak Türkeri önemli açıklamalarda bulundu. Oturumda belirsizliğe karşı üst planlamanın önemine dikkat çekildi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5ccb337baa-1791347891.png" alt="" width="468" height="344" /><strong>"Mevcut üretim yapımızla ayağımızı basacak güvenli bir yerimiz kalmadı" </strong></p>
<p>MKS DevO Chemicals Yönetim Kurulu Başkanı Korgün Şengün: "Yaklaşık 100 yıl önce küresel ölçekte hızlanan sanayileşme dalgası, dünyayı teknoloji merdiveninin ilk basamağına taşıdı. Türkiye de genç Cumhuriyeti kurarak bu merdivenin alt basamaklarında kendine stratejik bir yer edindi. Zaman ilerleyip teknoloji geliştikçe, gelişmiş ülkeler üst basamaklara doğru tırmandı. Biz ise 70 yıllık sanayileşme paradigmamız boyunca tekstil, deri ve çimento gibi geleneksel sektörleri sahiplendik. İngiltere ve Almanya gibi devlerin boşalttığı alt basamakları doldurarak büyük bir üretim hamlesi yürüttük. Bu geleneksel model, ekonomimizi tam 70 yıl boyunca başarıyla sırtladı ve büyüttü. Ancak 1996 yılına gelindiğinde küresel dengeler radikal bir biçimde değişti. Çin, sanayicisine sağladığı devasa ucuz kredi faizleriyle bu alt basamaklara hızla yerleşmeye başladı. Üstelik Batılı ülkelerin aksine, yukarılara çıkarken alttaki basamakları hiç boş bırakmadılar. Bugün Türkiye’de kurulu sanayi tesislerinin yüzde 75’i maalesef orta-düşük teknoloji seviyesine sıkışmış durumdadır. Çin alt basamaklarda hiçbir boşluk bırakmadığı için, mevcut üretim yapımızla artık ayağımızı basacak güvenli bir yerimiz kalmadı. Daha da kritik olanı, Çin’deki toplam sanayi şirketlerinin yüzde 30’unun bilançosunda devasa zararlar yazmasıdır. Orada rasyonel bir serbest piyasa maliyet hesabı işlemiyor. Bankalarda kesintisiz devlet kredisi döndüğü ve şirketlerin yüzde 70’i devlet ya da belediye ortaklığına dayandığı için batmıyorlar. "</p>
<p><strong>"Azaltma, yeniden kullanma ve geri kazanma stratejisi izliyoruz" </strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5ccc06f955-1791347904.png" alt="" width="448" height="379" /></strong>CCI Kurumsal İlişkiler ve Sürdürülebilirlik İcra Kurulu Üyesi Burçak Türkeri: "Coca-Cola İçecek (CCI) olarak bugün Türkiye, Orta Doğu, Orta Asya, Kafkaslar, Pakistan ve Bangladeş’i kapsayan devasa bir coğrafyada, tam 12 ülkede 600 milyonluk bir nüfusa kesintisiz hizmet veriyoruz. Bu dinamik ekosistemi yönetirken 'küresel düşün, yerel hareket et ' felsefesini benimsiyoruz. Merkezdeki global yapı standartları ve genel pazar stratejilerini net bir şekilde belirlerken; yereldeki şişeleyicilerimiz her ülkenin kendi jeopolitik risklerine, regülatif kurallarına ve anlık pazar dinamiklerine göre son derece çevik hareket eme kabiliyetine sahipler. Sürdürülebilirlik ajandamızın odağında ise su yönetimi, iklim değişikliği, döngüsel ambalajlar ve insan hakları olmak üzere dört ana başlık yer alıyor. Faaliyet gösterdiğimiz ülkelerin sürdürülebilirlik konusundaki olgunluk seviyeleri ve yasal mevzuatları birbirinden oldukça farklıdır. Avrupa Birliği pazarına göbekten bağlı olan otomotiv sektörü, katı AB regülasyonları nedeniyle yeşil dönüşüme çoktan uyum sağlamış durumdadır. Biz de hızlı tüketim sektöründe benzer bir dönüşümü su yönetiminde 'azaltma, yeniden kullanma ve geri kazanma' stratejimizle uyguluyoruz. Bu kapsamda Türkiye’de Isparta ve Bursa’da hayata geçirdiğimiz dijital tarım uygulamalarıyla suyun tarımda verimli kullanımını desteklerken; Azerbaycan’da gerçekleştirdiğimiz kanal iyileştirme projeleriyle yerel halkın temiz suya ve güvenli kaynaklara erişimini artırmak için var gücümüzle çalışıyoruz."</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;">TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ FIRSATLAR</span></h2>
<p><strong>"Önümüzde gayrimenkulden madenciliğe birçok fırsat var"</strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar’ın moderatörlüğünde gerçekleşen ‘Türkiye’nin Önündeki Fırsatlar’ paneline Gülman Holding CEO’su Polat Gülman ile Alacer Gold Genel Müdürü Murat Güreşçi katıldı. Oturumda; girişim sermayesi, veri merkezleri, dijitalleşen yatırım araçları ve madencilik sektöründeki katma değerli üretim hamleleri ele alındı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5cd03957d4-1791347971.png" alt="" width="600" height="311" /><strong>"Veri merkezleri ve oyun sektörü yatırım haritamızı yeniden çizdi"</strong></p>
<p>Gülman Holding CEO’su Polat Gülman: "İyi bir yatırım fırsatını değerlendirirken ilk olarak projenin piyasadaki gerçek bir ihtiyaca yanıt verip vermediğine bakmak gerekir. Yatırım kararlarında veri ve analitik çalışmalar temel rehberimiz olsa da, bazen doğru zamanlama ile şans faktörü ve sezgiler de belirleyici olur. Gayrimenkul ve girişim sermayesi tarafında yatırımları en az 5 ila 10 yıllık perspektiflerle değerlendiriyoruz. Kısa vadeli, popüler ve geçici trendlerden uzak durarak, uzun vadede değer üreten sürdürülebilir iş modellerine odaklanmayı temel prensip edindik. Geçmişte kişisel olarak ilgi duymadığım ancak küresel verilerin ışığında büyük bir potansiyel gördüğüm dijital oyun sektörüne ciddi yatırımlar yaptık. Portföyümüzdeki 300’ü aşkın şirketin 50 tanesini oyun girişimleri oluşturuyor. ABD merkezli Griff in Gaming Partners fonu üzerinden yaptığımız hamlelerin dönüp Türkiye’deki yerli oyun stüdyolarına yatırıma dönüşmesi, ülkemizin bu alandaki potansiyelini kanıtlıyor. Türkiye bugün bin 300’ün üzerinde kurulu oyun şirketi ve 750’den fazla geliştirici ekibiyle küresel bir merkeze dönüşmüş durumdadır. Bir diğer stratejik alan ise veri merkezleri. İngiltere ve ABD’deki ticari gayrimenkul fon yatırımlarımız üzerinden deneyimlediğimiz üzere, dijitalleşen dünyada veri merkezleri yüksek getirili ve sürdürülebilir bir gayrimenkul/teknoloji yatırımına dönüştü. Ohio’da Facebook ile 15 yıllık kiralama yapılan veri merkezi projesinde 6 ayda yüzde 65 karla çıkış sağladık. Özellikle soğuk iklim ve uygun enerji altyapısı sunan Kuzey Avrupa coğrafyalarında veri merkezleri yatırımlarını çok yakından takip ediyoruz."</p>
<p><strong>"Sadece Togg’un yıllık üretimi için 3 bin ton bakıra ihtiyaç var" </strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5cd127df12-1791347986.png" alt="" width="500" height="328" /></strong>Alacer Gold Genel Müdürü Murat Güreşçi: "Türkiye, jeolojik yapısı itibarıyla altın ve bakır rezervleri açısından se zengin ve şanslı bir coğrafyada yer alıyor. Ancak arama risk sermayesinin yüksekliği nedeniyle ülke olarak maden arama potansiyelimizi henüz tam olarak sahaya yansıtabilmiş değiliz. Cengiz Holding bünyesinde yürütülen madencilik faaliyetlerinde temel hedefimiz; ham cevheri işleyerek yüzde 99,99 safl ıkta nihai ürüne dönüştürmek, yani katma değerli üretim yapmaktır. Bu kapsamda Çayeli Bakır ve Anagold yatırımlarıyla portföyümüzü genişletirken, hem mevcut sahalarda derinlemesine aramalara hem de sıfırdan yeni rezerv arayışlarına aralıksız devam ediyoruz. Günümüzde yapay zeka veri merkezleri, elektrikli araçlar ve yeşil enerji dönüşümü bakır ve altın talebini katlayarak artırıyor. Elektrikli araçlarda geleneksel araçlara kıyasla 4 kat daha fazla bakır kullanılıyor; sadece Togg’un yıllık üretimi için 3 bin ton bakıra ihtiyaç var. Ülke olarak her yıl bakırda 2 milyar dolar, altında ise 20 milyar dolar civarında dış ticaret açığı veriyoruz. Bu açığı kapatmak için aramaları artırmak, derinleşen sahalarda dijitalleşmeyle verimliliği sağlamak ve ürettiğimiz cevheri yurt içinde katma değerli ürüne dönüştürmek zorundayız. Anagold ve grup şirketlerimiz bünyesinde yeni dönemdeki tüm operasyonel süreçlerimizi; iş sağlığı ve güvenliği kültürü, uluslararası çevre standartları ve yerel toplumla şeffaf iletişim ilkelerinden oluşan sorumlu madencilik yaklaşımıyla şekillendiriyoruz."</p>
<p><strong>GALA YEMEĞİ</strong></p>
<p><strong>"Yurt dışında kazandığımız birikimi Türkiye’ye yatırıyoruz"</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5cd36cc2d3-1791348022.png" alt="" width="468" height="403" /></strong>BENESTA CEO’Su Roksana Diker: "Esta Construction olarak dünyanın farklı coğrafyalarında çok önemli projelere imza attık. Rusya’da Mercedes fabrikasından stadyuma, Yuri Gagarin Havalimanı’ndan Krasnodar’daki büyük park projesine kadar farklı alanlarda ciddi bir tecrübe kazandık. Benesta ile aslında Türkiye’ye ‘merhaba’ demek istedik. Bugüne kadar yurt dışında kazandığımız tecrübeyi ve birikimi Türkiye’ye yatırım olarak taşımak istiyoruz. Benesta markası da bu anlayışla doğdu. Bugün işlerimizin yaklaşık yüzde 20’si Türkiye’de, yüzde 80’i yurt dışında. Türkiye’deki gayrimenkul yatırımlarımızı ise Benesta markası altında sürdürüyoruz. Türkiye’de yaptığımız projelerde de yurt dışında edindiğimiz tecrübeyi kullanırken farklılaşmaya önem veriyoruz. Mimari kadar peyzajı ve yaşam alanlarının niteliğini de yatırımın bir parçası olarak görüyoruz. Örneğin projelerimizden birinde yaklaşık 250 ağaca yer verdik ve İtalya’nın Toskana bölgesinden en az 80 yaşındaki ağaçları Türkiye’ye getirdik. Amacımız yalnızca bina yapmak değil; uzun yıllar değerini koruyacak, çevresi ve yaşam alanlarıyla bütünleşen projeler ortaya koymak. Yurt dışında edindiğimiz deneyimi ve yatırım gücünü Türkiye’de kalıcı değere dönüştürmek istiyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/is-dunyasi-liderleri-belirsizlige-karsi-gelecek-rotasini-cizdi-89155</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/5/1280x720/67-1791347636.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dönüşen Liderlik Zirvesi&#039;nde konuşan iş dünyasının önde gelen temsilcileri, yeni şekillenen küresel rekabetçilikte şirketlerin gelecek rotasına ve büyüme stratejilerinin temel dinamiklerine ilişkin görüşlerini dile getirdi. Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, rekabette öne çıkmanın, dünyadaki gelişmelerin bir adım önüne geçmeyi gerektirdiğini kaydetti. Yeni yatırımlarında endüstriyel kümelenmeyi öncelediklerini ifade eden Tosyalı, üretim zincirini tek başına oluşturmak yerine bir ekosistem oluşturmaya çalıştıklarını söyledi. Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay, dünyada teknoloji, ticaret ve jeopolitikte üç büyük kırılma yaşandığına işaret ederek, sanayicinin artık yalnızca ekonomik döngülere göre pozisyon almasının yeterli olmayacağını belirtti. Okyay, şu: Üç yıl sonra da yön değiştirecek kadar esnek ve çevik olabilecek miyiz” diye konuştu. Limak Holding Onursal Başkanı Nihat Özdemir de yapay zekanın üretim süreçlerine hızla dahil olduğunu vurgulayarak, bunun enerji ve altyapıda büyük bir yatırım potansiyeli doğuracağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/kto-baskani-omer-gulsoy-emanetiniz-emin-ve-ehil-ellerdedir-89231</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KTO Başkanı Ömer Gülsoy: Emanetiniz emin ve ehil ellerdedir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası’nın organ seçimleri, üyelerin yoğun katılımı ve demokratik bir iklimde tamamlandı. İki listenin yarıştığı seçimde, mevcut başkan Ömer Gülsoy, kırmızı liste ile seçime girdi. 61 meslek komitesinden 60’ını kazanan Ömer Gülsoy, iki adayla gidilen seçimde önemli bir fark elde ederek güven tazeledi. Seçim sürecinin demokratik bir olgunluk içinde gerçekleştiğine dikkat çeken Gülsoy, "Kayseri Ticaret Odamızın geleceğine yön verecek organ seçimlerini saygı, centilmenlik ve demokrasi iklimi içerisinde, değerli üyelerimizin yoğun katılımı ve büyük bir olgunlukla tamamladık. Kırmızı liste ile çıktığımız bu yolda, kıymetli üyelerimizin yüksek teveccühüyle bir kez daha başarıya ulaşmanın gururunu yaşıyoruz. Bizlere yeniden güvenerek Kayseri iş dünyamızı temsil etme onurunu veren tüm üyelerimize gönülden teşekkür ediyorum" dedi.</p>
<p><strong>“İşimiz insanları ayırmak değil birleştirmektir”</strong></p>
<p>Sandıkta yarışan tüm iş dünyası temsilcilerine gösterdikleri demokratik tutum için teşekkür eden Gülsoy, seçim sürecinde destek veren milletvekillerine, belediye başkanlarına, siyasi parti il başkanlarına, oda-borsa başkanlarına, esnaf odalarına, STK temsilcilerine ve basın mensuplarına da teşekkür etti. Seçimlerin geride kaldığını ve artık üretim ile ticaret odaklı yeni bir dönemin başladığını vurgulayan Başkan Gülsoy, şunları kaydetti: "Şimdi önümüzde yeni bir dönem var. Kırmadan, ayrıştırmadan, hep birlikte Kayseri için çalışmaya devam edeceğiz. Biz, ayıran ve kayıran taraf asla olmadık. Bizim işimiz insanları ayırmak değil, birleştirmektir. Çünkü biliyoruz ki; birlikten kuvvet doğar ve biz bu yola çıktığımız ilk günden beri diyoruz ki; Birlikte Güçlüyüz! Seçim sandıkta bitti, Kayseri iş dünyası kazandı. Bundan sonra hepimiz yeniden işimizin, üretimin ve ticaretin başına döneceğiz. Çünkü bizim ortak paydamız da ortak sorumluluğumuz da Kayseri'dir. Bu şehir hepimizin. Biliniz ki bu oda sizlerindir, emanetiniz emin ve ehil ellerdedir. Birlikte Güçlüyüz, Birlikte Kayseri'yiz."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/kto-baskani-omer-gulsoy-emanetiniz-emin-ve-ehil-ellerdedir-89231</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/1/1280x720/kto-baskani-omer-gulsoy-emanetiniz-emin-ve-ehil-ellerdedir-1791376630.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Ticaret Odası (KTO) organ seçimlerinin tamamlanmasının Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, yayınladığı mesajda &quot;Seçim sandıkta bitti, Kayseri iş dünyası kazandı. Emanetiniz emin ve ehil ellerdedir&quot; diyerek birlik ve beraberlik vurgusu yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepte-kadin-kooperatifleri-icin-yesil-donusum-bulusmasi-89223</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep’te kadın kooperatifleri için ‘Yeşil Dönüşüm’ buluşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Kadının emeğini teknolojiyle, üretimini sürdürülebilirlikle ve girişimciliğini geleceğin fırsatlarıyla buluşturmayı amaçlayan Güneydoğu Yeşil Kadın İnisiyatifi kapsamında, Gaziantep, Şanlıurfa, Kilis, Adıyaman, Mardin, Batman, Şırnak, Siirt ve Diyarbakır olmak üzere 9 ilden 30 kadın kooperatifi ve 374 kadın girişimci, Gaziantep’te düzenlenen Yeşil Dönüşüm Kampı’nda bir araya geldi.</p>
<p>Seyr-i Antep Gençlik Kampı’nda düzenlenen törende, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin kadın girişimcilerle bir araya gelerek tecrübe paylaşımında bulundu. Program kapsamında bilgisayarların dağıtımı da gerçekleştirildi.</p>
<p>Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki kadın kooperatiflerinin yeşil dönüşüm süreçlerine uyumunu güçlendirmek amacıyla geliştirilen Güneydoğu Yeşil Kadın İnisiyatifi kapsamında düzenlenen Yeşil Dönüşüm Kampı, 6-8 Ekim tarihleri arasında Gaziantep’te gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Kampın, bölgedeki kadın kooperatifleri arasında bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendirirken sürdürülebilir üretim kapasitelerinin geliştirilmesine de katkı sunduğu belirtildi. Kadın girişimcileri hedefleyen Güneydoğu Yeşil Kadın İnisiyatifi ile kadınların yeşil dönüşüme uyumunun artırılması, çevre dostu üretim modellerinin yaygınlaştırılması ve ekonomik sürdürülebilirliklerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Yapılan açıklamaya göre bölgedeki kadın kooperatiflerinin enerji verimliliği, atık yönetimi, su tasarrufu, döngüsel ekonomi, dijitalleşme ve markalaşma alanlarındaki kapasitelerinin geliştirilmesini hedefleyen proje kapsamında eğitim, mentorluk ve uygulamalı destekler sunuluyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac62bee5438d-1791372270.JPG" alt="" width="700" height="463" /></p>
<p><strong>“Çok büyük ortak sorunlarımız var ve ortak çözüm üretmemiz gerekiyor”</strong></p>
<p>Programda konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Güneydoğu Yeşil Kadın İnisiyatifi’nin doğayla dost olmayı esas aldığını belirterek şunları söyledi: “Gökyüzünü korumak, toprağı, suyu, havayı korumaktır, insanımızı korumaktır. Kediyi, köpeği, uçan kuşu korumaktır. İnsan kendi eliyle o doğanın bütün güzelliklerini bozmaya çalıştığında karşımızda kocaman bir sorun oluyor. Küresel ısınma bir sorun. Buzulların erimesi bir sorun. Şu anda yaşadığımız süper hücre bir sorun. Yaşanan bu dünyada çok büyük ortak sorunlarımız var ve ortak çözüm üretmemiz gerekiyor. Kooperatifçilik disiplin, eğitim, vizyon ister. Dünyaya bakış ister. Geleneksel yapıyı geleceğe taşımak ister. Teknolojiyi kullanma, markalaşma ister. Bunların sürdürülebilirliğini döngüsel sistemi sağlayamadığınız zaman dilek ve temenni oluyor.”</p>
<p><strong>“Kendi kendimize yetmemiz lazım”</strong></p>
<p>Kooperatifçilikte iyi örneklerin çoğaltılması gerektiğini vurgulayan Başkan Fatma Şahin, konuşmasını şu ifadelerle tamamlandı: “Kendi kendimize yetmemiz lazım. En önemli başlık ‘Yeşil Ekonomi’. Bugün otuz arkadaşımız ‘Ben kooperatiflerimi kurdum. Güneydoğu yeşil kadın inisiyatifinde de buradayım’ diyorsa bu bir başar hikayesi. Bu muhteşem bir başarı. Tecrübe çok önemli. Ayakta kalmak çok mühim. Kendi kendimize yetmemiz çok önemli. Aile bazlı bakışımız çok önemli. Biz kadına erkeğe birbirine rakip yapamayız. Bizim medeniyet kodlarımız toparlayıcıdır. Birleştiricidir. Sevgi ve muhabbettir.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac62c13dfce5-1791372307.JPG" alt="" width="700" height="396" /></p>
<p><strong>“Biz bu çalışmayı bir pilot versiyon olarak görüyoruz”</strong></p>
<p>GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Dr. Hasan Maral ise programda yaptığı konuşmada, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi iş birliğinde yürütülen projenin önemli amaçlar taşıdığını belirterek Başkan Şahin’in süreçte yer almasının kendilerine cesaret verdiğini aktardı ve şunları söyledi: “Bu bölge, buğdayın evcilleştiği, dünyaya yayıldığı yer. Başından beri bu sürecin içerisinde kadın emeği hep oldu. Kadınlar bu buğdayı ekti, hasat etti ve günümüze kadar taşınan bir süreç oluştu. Bu bölge dünyaya büyük dönüşümü öğreten toprakların olduğu bölge. Biz de bugün bir araya geldiğimiz bu çalışmada toprağa değil ama geleceğe bir tohum ekiyoruz. Çok ciddi altyapılar var. Dünyada yeni gelişmeler var. Bu gelişmelerden hareketle yeni çalışmaların yapılmasına da ihtiyaç var. Biz bu çalışmayı bir pilot versiyon olarak görüyoruz. Bugün otuz kooperatifimizle bir aradayız ama arka planda aslında biz bir çağrı uyguladık. Bölgede bu konuya ilgi duyabilecek kooperatiflerimizin her birisini ziyaret ettik ve özel reçeteler çıkardık. Bizim bölgede kadınlarımızın üretim gücü zaten var. Eksik olan yeni pazarları çeşitlendirmek, yeni pazarlara açılmak ve yeni finansman kapıları açmak. Bu yapacağımız hamleyle aslında birden fazla adımı bir arada atmak istiyoruz.”</p>
<p><strong>“Hedefimiz, Türkiye'de bir ilk olan Sosyal Etki Tahvilini çıkarabilmek”</strong></p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Filiz Evran ise kadın kooperatifleriyle yıllardır sahada çalıştığını aktararak şöyle konuştu: “Yeşil Kadın literatüre girsin diye yıllardır sahada çalışıyoruz. Yüzlerce eğitim verildi. Yani bugüne kadar kadın kooperatiflerine verilmeyen eğitim herhalde kalmadı. E-ticaretten pazarlamaya kadar. Ama ilk defa sahada birebir gidip kendilerinin üretim tesislerini görerek, sahada ziyaretlerini de yaparak, üretim proseslerini gördük. İşlerinde çok başarılı olan artık bu iş başarısını yurt dışına taşıyan kooperatiflerimiz de var ama çok daha küçük mikro işletme olarak çalışan kooperatiflerimiz de var. Bizim buradaki esas hedefimiz ise Türkiye'de bir ilk olan sosyal etki tahvilini çıkarabilmek. Bütün aşamalar tamamlandı. Bu, yaptığımız çalışmanın ölçülebilir ekonomik değeri olduğu kadar sosyal etkisi de var ama ölçülmediğimiz için bugüne kadar bu konuyla ilgili bir tahvil oluşturulmamış. Bunu da başarırsak hep beraber Türkiye'de bir ilk olacağını düşünüyorum.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac62c1fb082e-1791372319.JPG" alt="" width="700" height="427" /></p>
<p><strong>“Fatma Şahin, bizim idolümüz”</strong></p>
<p>Kooperatifleri temsilen konuşan Batman Sason Girişimci Üretim ve İşletme Kooperatifi Başkanı Muhsine Bozkurt ise, “Çok güzel işlere imza attık. Yüzlerce kadınımıza ulaştık. İstihdama yönelik kooperatifimizi de kurduk. Burada değerli Başkanım Fatma Şahin, bizim için bir örneksiniz, idolsünüz. Halen de ben sizi takip ediyorum. Eğer Sason gibi küçük bir yerde biz bunu başarabiliyorsa ben inanıyorum kadınlarımız çok güçlü bir şekilde çok şeyi başaracaktır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>AK Parti Gaziantep İl Kadın Kolları Başkanı Dilan Ensari Şahin de “Sayın Hanımefendi'nin de öncülüğünde Sıfır Atık Projesi AK Parti'nin kadın kollarının da en çok sahiplendiği projelerden biri olmuştur. Özellikle bu yeşil geri dönüşümün kadınların öncülüğünde olması bizleri çok mutlu ediyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepte-kadin-kooperatifleri-icin-yesil-donusum-bulusmasi-89223</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/3/1280x720/gaziantepte-kadin-kooperatifleri-icin-yesil-donusum-bulusmasi-1791372339.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı iş birliğinde yürütülen Güneydoğu Yeşil Kadın İnisiyatifi kapsamında Yeşil Dönüşüm Kampı düzenlendi. Kadın üreticilerin dijital dönüşüm altyapılarını güçlendirmek amacıyla bilgisayar desteği sağlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/karesi-polyester-kapasitesini-67-kat-artiracak-89189</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karesi, polyester kapasitesini 6,7 kat artıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın tekstil ve kimya sanayisindeki üretim altyapısına katkı sağlayan Karesi Polyester ve Petrokimya Sanayi AŞ, Bursa Organize Sanayi Bölgesi’ndeki tesisinde önemli bir kapasite artışına gidiyor. Şirket, mevcut üretim tesisinde yapacağı modernizasyonla yıllık 26 bin 250 ton olan Pet Polyester Cips üretim kapasitesini 175 bin tona çıkaracak. Böylece mevcut kapasitenin yaklaşık 6,7 katına ulaşılması hedefleniyor. Şirketin Bursa OSB’deki 84 bin 281 metrekarelik alanda faaliyet gösteren tesisinde gerçekleştirilecek proje, yeni bir üretim tesisi kurulmasından ziyade mevcut makine ve ekipmanların modernizasyonu ve üretim verimliliğinin artırılması esasına dayanıyor. Proje için öngörülen harcama tutarı ise 5 milyon lira olarak açıklandı. </p>
<h2><strong>Üretim zincirinin hammaddesini üretiyor</strong></h2>
<p>Karesi Polyester’in üretiminde elde edilen PET polyester cips, polyester iplik üretiminde hammadde olarak kullanılıyor. Tesiste saf tereftalik asit (PTA) ve monoetilen glikol (MEG) gibi hammaddelerin çeşitli proseslerden geçirilmesiyle polyester cips üretiliyor. Üretilen ürün, şirketin polyester iplik üretim tesisine sevk ediliyor. Kapasite artışı sonrasında yıllık saf tereftalik asit kullanımının 22 bin 838 tondan 152 bin 250 tona, monoetilen glikol kullanımının ise 9 bin 188 tondan 61 bin 250 tona yükselmesi öngörülüyor. </p>
<h2><strong>Yeni kazan kurulmayacak</strong></h2>
<p>Projenin dikkat çeken unsurlarından biri de kapasite artışının mevcut altyapı üzerinden gerçekleştirilecek olması. Proje kapsamında yeni bir yakma sistemi kurulmayacak, mevcut doğalgaz yakıtlı sistemlerin yakıt türü, sayısı, ısıl gücü ve çalışma prensibinde değişiklik yapılmayacak. Kapasite artışı, makine ve ekipman modernizasyonuyla sağlanacak. Kapasite artışıyla birlikte tesisteki çalışan sayısının da artırılması planlanıyor. Halen 46 kişinin çalıştığı tesiste kapasite artışı sonrasında çalışan sayısının 50 kişiye çıkarılması hedefleniyor. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/karesi-polyester-kapasitesini-67-kat-artiracak-89189</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/9/1280x720/karesi-polyester-kapasitesini-67-kat-artiracak-1791354472.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa OSB’de faaliyet gösteren Karesi Polyester ve Petrokimya, mevcut tesisinde yapacağı makine ve ekipman modernizasyonuyla yıllık 26 bin 250 ton olan polyester cips üretim kapasitesini 175 bin tona yükseltmeye hazırlanıyor. 5 milyon liralık modernizasyon yatırımıyla üretim verimliliğinin artırılması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-fonlardan-cikislar-mevduata-yoneldi-89179</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karahan: Fonlardan çıkışlar mevduata yöneldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, TBMM’ye Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı sunumda genel olarak enflasyona ilişkin pozitif bir içerik sundu. Gıda dahil temel mallarda ve geçmişte kira, lokanta fiyatlarıyla öne çıkan hizmetler sektörlerinde ana eğilimin gerilemekte olduğunu, Türkiye’deki fonlardan çıkışların da mevduata yönelmesiyle riskin sınırlandığını belirtti. Karahan risk unsurları arasında dış gelişmeler, enerji-emtia fiyatlarını içeride ise beklentileri öne çıkardı.</p>
<p>Likidite yönetiminde tedbirler alındı Yaşanan fon krizine yönelik doğrudan bir açıklama yapmayan Karahan, “finansal piyasalarda son dönem gelişmeleri dikkate alarak” likidite yönetiminde tedbirler alındığını; haftalık repo ile sağlanan fonlamanın artırıldığını, bankalar arası para piyasasında bankaların borç limitlerini güncellediğini, TL zorunlu karşılıklarda bloke tesis oranını düşürdüklerini ve böylece bankaların likidite yönetiminde esneklik getirildiğini kaydetti. Karahan haftalık repo fonlamasıyla sağlanan 3 puanlık maliyet azalmasının mevduat ve kredi faizlerine olumlu etki ettiğini belirterek, “Sıkı para politikası duruşumuz ve destekleyici makro ihtiyati araç setimiz yurt içi yerleşiklerin TL mevduat tercihinin korunmasında etkili oldu. Özellikle ikinci çeyrekten itibaren TL mevduatın payı yüzde 61’in üzerine yükseldi” dedi.</p>
<h2>Enflasyona gıdadaki olumlu etki</h2>
<p>Karahan, bölgede yaşanan savaşın etkilerinin belirginleştiği mart-haziran döneminde enflasyondaki ana eğilimin yükselişe işaret etmesine karşılık, Temmuz ayından itibaren yıllıklandırılmış göstergelerin ana eğilimin yıllık yüzde 30’lardan, mevcut yıllık enflasyonun 6 puan altında, yüzde 23,7’ye gerilediğini söyledi.</p>
<h2>Temel malları talep koşulları sınırlıyor</h2>
<p>Talep koşullarındaki yavaşlamanın temel mallardaki dezenflasyonu desteklediğini, savaşın ilk başta petrol ile ilişkili mallarda yarattığı yükselişin etkisinin sınırlı kaldığını belirten Karahan, “Takip eden aylarda ise bu etkilerin azaldığını gördük. Nitekim, temel mal grubunda yıllıklandırılmış yakın dönem eğilim, yıllık enflasyonun altına gerilemiş durumda. Sıkı para politikasına bağlı olarak tüketim talebindeki yavaşlama ve Türk lirasındaki ılımlı seyir, arz yönlü baskılara rağmen temel mal enflasyonundaki artışı sınırladı. Dolayısıyla, son dönemdeki arz şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin sınırlı kalmasında sıkı para politikasının önemini bir kez daha gördük” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Beklentiler kırılamadı, risk göstergesi biraz arttı”</span></h2>
<p>Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, sunumunda beklentilerdeki iyileşmenin sınırlı olduğunu belirtti. “Geldiğimiz noktada, para politikasındaki sıkı duruşumuzun etkisiyle, enflasyon beklentilerindeki bozulmanın sınırlı kaldığını, talepteki zayıflama neticesinde enflasyonun ana eğiliminin düşme eğiliminde olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte, enflasyon beklentilerinde sene başında öngördüğümüz iyileşmenin sağlanmamış olması dezenflasyon süreci açısından risk unsuru olmaya devam ediyor ve ihtiyatlı duruşumuzu sürdürmeyi gerekli kılıyor.” diye konuştu. “Küresel arz zincirinde aksamalar ve navlun maliyetlerinde artış devam etmektedir” diyen Merkez Bankası Başkanı, savaşla ortaya çıkan ortamda, enerji fi yatları ve navlun fiyatlarının baskısının da risk unsuru olmaya devam ettiğini vurguladı. Fatih Karahan, piyasalardaki son gelişmeler nedeniyle risk göstergelerindeki artışa dikkat çekerek şunları söyledi: “Risk ve oynaklık göstergeleri son dönemde bir miktar artmıştır. Son dönemde yurt içi ve yurt dışı finansal piyasalarda yaşanan gelişmelerin etkisiyle, ülke kredi risk primi ve döviz kuru oynaklığında sınırlı bir artış yaşandı. </p>
<p>Rezervlerde savaş sonrası gerilemenin bir kısmı telafi edilmiştir. 27 Şubat’ta 210 milyar dolar olan brüt rezervler savaşın etkisiyle 26 Haziran’da 149 milyar dolara gerilese de 25 Eylül itibarıyla 171 milyar dolar seviyesine yükseldi. 27 Şubat sonrası rezervlerdeki gerilemenin 23 milyar dolarlık kısmı altın fi yatlarındaki düşüşten kaynaklandı. Swap hariç net rezervler ise 25 Eylül itibarıyla 40 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.” </p>
<p><strong>Tahsili gecikmiş alacak ticari kredilerde iyi, bireysellerde yüksek </strong></p>
<p>Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, para politikasında ihtiyatlı duruşun devam edeceğinin altını çizerken, özellikle kredilerdeki gelişmelere vurgu yaptı. Karahan, şubat sonunda yüzde 35 olan toplam kredi büyümesinin yüzde 25’e gerilediğini, ticari kredilerde tahsilatı gecikmiş alacak oranının tarihsel ortalamalarda olduğunu belirtti. Buna karşılık, bireysel kredi tarafında takibi gecikmiş alacakların tarihsel ortalamadan yüksek olduğunu belirterek, bu alana yapılandırma imkanı sağlanmakla birlikte gelişmeleri takip ettiklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-fonlardan-cikislar-mevduata-yoneldi-89179</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/9/1280x720/karahan-1791352324.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fiyat istikrarı hedefi doğrultusunda tüm araçların kararlılıkla kullanılacağını belirten TCMB Başkanı Fatih Karahan, son dönemde para piyasası ve benzeri fonlardan çıkışlar yaşandığını, ancak bu çıkışların büyük ölçüde mevduata yöneldiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iso-turkiyenin-20-milyar-dolarlik-yapay-zeka-merkezi-olur-mu-89172</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO, Türkiye’nin 20 milyar dolarlık yapay zeka merkezi olur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRKER ÇELİK</strong></p>
<p>Yapay zeka amaçlı veri merkezleri belki de bugün Dünya genelinde en büyük yatırım kalemi. Veri merkezleri Dünyanın en büyük şirketi yapay zeka (YZ) çip şirketi Nvidia’nın kurucusu Jensen Huang’ın da sürekli vurgladığı gibi YZ için klasik sanayinin birçok kolunda yatırıma ihtiyaç var. Çünkü veri merkezleri, yalnızca çip ve teknoloji ekipmanlarından oluşmuyor. Havalandırma sistemlerinden güç ünitelerine, inşaat ve izolasyon malzemelerinden elektrik altyapısına kadar çok sayıda ürün Türkiye’de üretilebiliyor.</p>
<p>İşte burada İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) rolü önem kazanıyor. Türkiye’nin üretim gücünün önemli bölümünü temsil eden İSO, sanayicileri bu yeni ekonominin tedarik zincirine dahil edecek bir platform olabilir. Hatta doğru finansal modellerle bazı sanayi şirketleri yalnızca tedarikçi değil, veri merkezi yatırımlarının ortağı da olabilir.</p>
<p>Savunma sanayiinde Türkiye’nin son yıllarda ortaya koyduğu iradenin benzeri, yapay zekâ alanında da gerekli. Bunun için kamu, telekom şirketleri, teknoloji şirketleri ve sanayicilerin ortak bir vizyon etrafında buluşması gerekiyor.</p>
<p>Bu açıdan Kasım ayında yapılacak İSO seçimleri yalnızca bir oda başkanlığı seçimi olarak görülmemeli. Önümüzdeki dönemin en önemli sanayi fırsatlarından biri olan yapay zekâ ekonomisinde İstanbul sanayisinin nasıl konumlanacağı da tartışılmalı.</p>
<p>Kasım ayında yapilacak başkanlık seçimlerinde iki başkan adayı da Türk sanayisi açısından değerli, saygın isimler. Uzun yıllardır sanayinin dönüşümü konusunda fikirler ortaya koyan Adnan Dalgakıran’ın yapay zekâ ve yeni ekonomi konusunda geliştirdiği vizyon ise bu tartışmaya farklı bir boyut getiriyor. Sanayi odasını, Türkiye’de yapay zekanın şampiyonu yapacak vizyona bilgi birikimine donanıma sahip.</p>
<p><strong>Önümüzde 20 milyar dolarlık bir yatırım ve büyük dönüşüm imkanı var. </strong></p>
<p>Eğer İSO, Türkiye’nin büyük yapay zeka yatırımı vizyonunda doğru konumlanırsa Türk sanayisi için ciddi bir teknolojik gelişim ve büyüme yolu açılabilir. Burada asıl mesele, bu 20 milyar doların ne kadarının Türkiye’de üretileceği ve Türk sanayicisine ne kadar yeni iş, yatırım ve ortaklık fırsatı yaratacağı. Bu zor günler geçiren Türk sanayisi için büyük bir çıkış ve dönüşüm imkanı olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iso-turkiyenin-20-milyar-dolarlik-yapay-zeka-merkezi-olur-mu-89172</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO, Türkiye’nin 20 milyar dolarlık yapay zeka merkezi olur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tofas-ceosu-cengiz-eroldu-kulturel-mirasa-destegi-gelecege-yatirim-olarak-goruyoruz-89170</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu: Kültürel mirasa desteği geleceğe yatırım olarak görüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Binlerce yıldır uygarlığın beşiği olan Anadolu’da pek çok ilimizde açık hava müzeleri bulunuyor. Arkeologlar farklı bölgelerde paha biçilmez eserleri toprak altından çıkarıyorlar, Göbeklitepe ve Aslantepe’de olduğu gibi tarihi değiştirebilecek kanıtlar buluyorlar. Eşsiz kültürel mirasımız her yıl daha da büyüyor. Kazı alanları, antik kentler ve müzelerimiz ziyaretçiler için cazibe merkezleri oluşturuyorlar. </p>
<p>Denizli yakınlarındaki Hierapolis de, 1988 yılından bu yana Pamukkale ile birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan çok önemli bir kültürel mirasımız.  Hierapolis Antik Kentteki  çalışmalarının tarihi 69 yıl öncesine dayanıyor. Kentteki ilk sistematik kazı çalışmaları 1957 yılında başlıyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Denizli Valiliği’nin himayesinde yürütülen Hierapolis kazılarında, başta Türkiye ve İtalya olmak üzere arkeolog, mimar, restoratör ve uzmanlardan oluşan yaklaşık 40 kişilik uluslararası ekip görev yapıyor. Çalışmalara 2005 yılından bu yana Tofaş aralıksız bir biçimde destek veriyor. </p>
<p>Geçen hafta Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu,TOFAŞ Kurumsal İletişim Müdürü Sezengül Canbaz Başaran, TOFAŞ Basınla İlişkiler ve Etkinlikler Yöneticisi Nihan Kızıltan ile bir basın grubu olarak birlikte bölgeye gittik. Kazı Başkanı Prof. Dr. Grazia Semeraro ve kazı ekibiyle tanışarak, antik kenti birlikte gezdik. En son bulgular hakkında bilgi aldık.</p>
<p>Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu, kültürel mirasa desteklerini bir sponsorluk ilişkisi olarak görmediklerini,  eserlerin korunmasına katkı vermeyi, geleceğe yapılan bir yatırım olarak değerlendirdiklerini ifade etti.  Eroldu; şirketin toplumsal yatırımlarında kısa vadeli ve tek seferlik katkılar yerine sürdürülebilir ve kalıcı değer yaratmayı hedeflediğine dikkat çekti . Ve ekledi;  “<em>Güçlü bir toplumun, iş dünyasında kalıcı başarının da temel unsurlarından biri olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle toplumsal gelişmeyi destekleyen, ülke ekonomisine katkı sağlayan ve toplum için kalıcı değer yaratan projelere uzun yıllardır yatırım yapıyoruz. Kültürel mirasa verdiğimiz desteğe de aynı anlayışla yaklaşıyoruz</em>.”.</p>
<p><strong>Uluslararası kazı heyetine Prof. Dr. Grazia Semeraro başkanlık yapıyor. </strong></p>
<p>Hierapolis kentinde kazılar  uluslararası bir heyet tarafından yürütülüyor. Bir önceki kazı başkanı Prof. Dr. Francesco D’Andria 40 yıl görev yaptı. 1978'de asistan olarak geldiği kentte 2000–2018 yılları arasında uzun süre kazı başkanlığı yapan Prof. Dr. Francesco D’Andria döneminde kentin en ünlü keşiflerinden Plutonium (Cehennem Kapısı) ve Aziz Philippus Mezarı/Martyrionu su yüzüne çıkarıldı. Günümüzde kazı çalışmalarının başkanlığını İtalya'daki Salento Üniversitesi'nden Prof. Dr. Grazia Semeraro üstlenmiş durumda. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5d76c70b92-1791350636.jpg" alt="" width="600" height="737" />Hierapolis’teki ziyaretimize Prof. Dr. Grazia Semeraro bizzat eşlik etti ve çalışmalar hakkında bilgi verdi. Daha sonra kazı evinde diğer arkeologlar ve öğrencilerle da tanışma fırsatı bulduk. 70 yıldır süren çalışmalar süresinde farklı nesillerin geldiğini ifade eden Prof. Semeraro, dördüncü hatta beşinci nesil gençlerle çalışmaktan memnun olduğunu ifade etti. </p>
<p><strong>Hierapolis’te yeni dönem çalışmaları sürüyor</strong></p>
<p>Hierapolis’te çalışmalar bugün de yeni kazı, koruma ve ziyaretçi deneyimini geliştirmeye yönelik projelerle devam ediyor. İtalyan Arkeoloji Heyeti, Denizli Müzesi ile iş birliği içinde; Salento Üniversitesi, Messina Üniversitesi, Pisa Üniversitesi, Torino Politeknik Üniversitesi, Pamukkale Üniversitesi ile Ankara ve İzmir’deki üniversitelerden araştırmacıların yer aldığı geniş bir bilimsel ekiple çalışmalarını yürütüyor. Ekipte arkeologlar, konservatörler ve mimarların yanı sıra deneyimli yerel çalışanlar da görev alıyor. Çalışmalar İtalyan kurumlarının yanı sıra Tofaş-Koç Vakfı tarafından da destekleniyor. </p>
<p><strong>Depremlerin şekil verdiği bölge</strong></p>
<p>Hierapolis’in  MÖ 2. yüzyılın başlarında Bergama Kralı II. Eumenes tarafından kurulduğu düşünülüyordu. Yeni bulgular ışığında ise, kentin MÖ 3. yüzyılda kurulduğu kabul edildi. Bulgular Friglerin kent henüz kurulmadan önce bölgedeki mağarayı ziyaret ettiğini ve alanın MÖ 6. yüzyılda kutsal alan olarak kullanıldığını ortaya koydu. </p>
<p>Tahminlere göre, M.Ö 133’te kentte Roma dönemi başlıyor. . M.S. 60 yılında büyük bir depremde yıkılan kent sonra yeniden kuruluyor ve M.S. 2-3. Yüzyıllarda en parlak dönemini yaşıyor. 4. Yüzyılda Hristiyan Bizans’ın en önemli dini merkezlerinden biri haline geliyor. Hz. İsa’nın havarilerinden  Aziz Philippus'un MS 80 yılında burada öldürülmesi kenti bir dini ziyaret merkezi haline getiriyor. 12. Yüzyılda Türklerin yönetimine geçen kent 14. Yüzyılda depremler sonrasında yıkılınca terk ediliyor.</p>
<p><strong>20 yılı aşan destek</strong></p>
<p>Tofaş’ın Hierapolis Antik Kenti’ndeki kazı ve restorasyon çalışmalarına desteği 2005 yılına dayanıyor. İlk yıllarda Frontinus Kapısı kapsamındaki çalışmalara destek sağlayan şirket, ilerleyen dönemde Antik Tiyatro, Nekropol ve San Filippo Matriumu gibi önemli kalıntıların gün yüzüne çıkarılmasına katkı sundu. </p>
<p>Tofaş’ın desteği daha sonra Ploutonion’un, diğer adıyla “Cehennem Kapısı”nın kazı ve restorasyonu ile Hades Heykeli’nin korunmasına yönelik restorasyon çalışmalarını kapsayacak şekilde genişledi. Böylece Hierapolis ile Tofaş arasındaki iş birliği 20 yılı aşan uzun soluklu bir kültürel miras projesine dönüştü.</p>
<p><strong>“Cehennem Kapısı” Hierapolis’in tarihini 300 yıl geriye götürdü</strong></p>
<p>Hierapolis kazılarının en dikkat çekici bölümlerinden biri ise antik kaynaklarda “Cehennem Kapısı” olarak anılan Ploutonion Kutsal Alanı oldu. 2013 yılında gerçekleştirilen kazılarla yeniden ortaya çıkmaya başlayan Ploutonion’da ilk kez Arkaik Dönem’e ait izlere ulaşıldı. </p>
<p>Kazılarda ortaya çıkarılan Arkaik Dönem parçaları ve Friglere ait Kibele kabartması, Hierapolis’in bilinen tarihini yaklaşık 300 yıl geriye taşıdı. Kentin MÖ 3. yüzyılda kurulduğu kabul edilirken, bulgular Friglerin kent henüz kurulmadan önce bölgedeki mağarayı ziyaret ettiğini ve alanın MÖ 6. yüzyılda kutsal alan olarak kullanıldığını ortaya koydu. </p>
<p>Böylece Ploutonion kazıları yalnızca önemli bir arkeolojik yapının gün ışığına çıkarılmasını değil, Hierapolis’in bilinen tarihinin yeniden yorumlanmasını sağlayan önemli bir bilimsel keşfi de beraberinde getirdi. Kentin orta bölümünde, yaklaşık 35 derece sıcaklığındaki termal suyun çıktığı doğal bir boşluğun bulunduğu alanda yer alan Ploutonion, antik dönemde yeraltı dünyasının tanrısı Hades ile ilişkilendiriliyordu. </p>
<p>Kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan en önemli eserlerden biri olan ve tahtında oturan Hades’i tasvir eden yerel mermerden yapılmış Hades Heykeli bugün Denizli Arkeoloji Müzesi’nde korunuyor. </p>
<p>Ploutonion’un keşfinde antik tarihçi ve coğrafyacı Strabon’un bölgedeki ölümcül gazlara ilişkin anlatımları da araştırmalara ışık tuttu. Alanda ortaya çıkarılan kuş kemikleri ve diğer bulgular, antik kaynaklardaki anlatıların izlerini destekleyen unsurlar arasında yer aldı. </p>
<p><strong>Son dönem kazıları yeni bulgular ortaya çıkarıyor</strong></p>
<p>2022 yılından bu yana yürütülen çalışmaların önemli odaklarından birini Apollon Kutsal Alanı ve anıtsal Severuslar Nymphaeumu oluşturuyor. Nymphaeum’un korunması ve restorasyonunun yanı sıra alanın ziyaretçilere açılması, ziyaretçi güzergâhlarının geliştirilmesi ve yapının daha güçlü biçimde anlatılmasına yönelik düzenlemeler de program kapsamında yürütülüyor. </p>
<p>Zeus, Hera, Apollon, Artemis ve Leto’yu betimleyen figürlü alınlıklarla zenginleştirilen anıtsal çeşme yapısı, Apollon Kutsal Alanı’nın ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor. Son dönem kazılarında Nymphaeum’un, kutsal alan boyunca uzanan büyük bir deprem fayının doğrudan üzerine inşa edildiği belirlendi. Termal suların fay hattı boyunca ilerleyerek ana kayadan yüzeye çıktığı, buna Hierapolis’te Antik Çağ’dan bu yana bilinen gazların eşlik ettiği tespit edildi. </p>
<p>Bulgular, antik dönem mimarlarının bölgenin uzun süredir devam eden sismik hareketliliğine rağmen yapının sağlamlığını koruyabilmek için özel mühendislik çözümleri geliştirdiğini de ortaya koydu. Fay hattını aşarak devasa yapıyı taşıyan kemerlerin inşa edildiği Nymphaeum’un günümüze ulaşan bölümleri halen 12 metrenin üzerinde yüksekliğe sahip. </p>
<p><strong>Nymphaeum Açık Hava Müzesi oluşturulacak</strong></p>
<p>2026 yılı kazı sezonunda çalışmalar, ziyaretçi güzergâhlarının oluşturulmasının planlandığı Nymphaeum’un önündeki alana doğru genişletildi. Kazılar sonucunda kalın bir traverten tabakasının altında yeni mermer yapılar ortaya çıkarıldı. Teknik açıdan zorlu koşullarda sürdürülen çalışmalara paralel olarak Nymphaeum’daki koruma uygulamaları da devam ediyor. </p>
<p>2025 yılında yapının kuzey köşesinde özgün mimari elemanların yeniden bir araya getirilmesine yönelik “anastylosis” uygulaması gerçekleştirilirken, 2026 yılında üç sütunun daha özgün elemanlarıyla yeniden ayağa kaldırılması planlanıyor. Projede ayrıca cephede yeniden kullanılmaları mümkün olmayan özgün mimari elemanların Nymphaeum’un önünde özel olarak tasarlanan çelik taşıyıcılar üzerinde sergilenmesi hedefleniyor. </p>
<p>Bilgilendirme panoları ve multimedya içerikleriyle ziyaretçi güzergâhlarına entegre edilecek bu düzenlemeyle bir Nymphaeum Açık Hava Müzesi oluşturulması öngörülüyor. Hierapolis Müzesi’nde korunan figürlü mimari frizlerin de bu alanda sergilenmesi planlanıyor. </p>
<p>Açık hava müzesinin, arkeolojik kalıntıların yanı sıra antik yapılar ile Hierapolis’i dünya ölçeğinde benzersiz kılan jeotermal ve sismik doğal olgular arasındaki ilişkiyi de ziyaretçilere aktarması amaçlanıyor. Antik kentin farklı bölümlerinde ziyaretçi erişimini iyileştirmeye yönelik çalışmalar da sürdürülüyor. Apollon Kutsal Alanı ile Tiyatro arasındaki alanda traverten ve mermer bloklar bütünlüklü bir sergileme düzeni doğrultusunda yeniden konumlandırılırken; Aziz Philippos Kutsal Alanı’ndan kentin anıtsal merkezine, Tiyatro’dan konut bölgesi ve Ploutonion’a kadar uzanan geniş bir alanda açığa çıkarılan yapıların korunmasına ve ziyaretçi güzergâhlarının bakımına yönelik uygulamalar gerçekleştiriliyor. </p>
<p><strong>Yeni teknolojilerle bilimsel araştırmalar sürdürülüyor</strong></p>
<p>Helenistik-Roma Dönemi Nekropolü’nde ise mermer lahitler ve mezar alanlarının mekânsal düzeni üzerine bilimsel araştırmalar devam ediyor. Kazı ekibi ayrıca yeni teknolojilerden yararlanarak bilimsel araştırmalarını sürdürüyor. Sismik kırıklardan etkilenen bölgelerdeki sıcaklık değişimlerini belgelemek amacıyla drone tabanlı termal görüntüleme çalışmaları yürütülürken, Nymphaeum’a ait mimari blokların sistematik kataloglanması ve kazılarda elde edilen buluntuların belgelenmesine yönelik çalışmalar da devam ediyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tofas-ceosu-cengiz-eroldu-kulturel-mirasa-destegi-gelecege-yatirim-olarak-goruyoruz-89170</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/0/1280x720/54-1791350651.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu: Kültürel mirasa desteği geleceğe yatırım olarak görüyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-deneyimli-eleman-ariyor-89167</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Herkes deneyimli eleman arıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Genç insana yıllarca anlamsız işler yaptırıp adına “Pişsin biraz” demenin savunulacak yanı yok. Yapay zekâ bu tür yükleri azaltarak daha nitelikli işlere erken katılmayı da sağlayabilir. Ancak bir basamağı kaldırmakla o basamağa artık ihtiyaç bırakmayacak bir öğrenme yolu kurmak farklı şeyler.</strong></p>
<p>İdeal yeni mezunumuz yirmi iki yaşında, üç dil biliyor, beş yıllık iş deneyimi var. Yapay zekâyı kullanıyor, ürettiğini denetliyor, gerektiğinde inisiyatif alıyor. Ücret beklentisi de yeni mezun seviyesinde. Bulursanız haber verin, belli ki herkes onu arıyor.</p>
<p>Önceki yazıda üniversitenin yapay zekâ çağında ne öğretmesi gerektiğini tartışmıştık. Diyelim ki üniversitede bir mucize oldu ve biz üzerimize düşeni yaptık. Öğrenci öğrendi, sorguladı, diplomasını hak ederek aldı. Şimdi sıra işe girmekte. Karşısına çıkan beklenti tanıdık: Deneyim. İşe girmek için deneyim, deneyim kazanmak için iş gerekiyor. Yapay zekâ, bu eski açmazın tam ortasına yerleşiyor.</p>
<p>Çünkü mesleğin ilk yıllarında yapılan bazı işler aynı zamanda mesleği öğrenmenin basamaklarıdır. İlk raporu hazırlamak, veri temizlemek, basit hesapları kontrol etmek, bir taslağı veya tasarımı kıdemli birinin düzeltmeleriyle yeniden yazmak… Bunların hepsi dışarıdan bakınca zaman alan, tekrarlı, pek de gösterişli olmayan işler. Ama genç çalışan o sırada hangi veriye güvenilmeyeceğini, müşterinin söylediğiyle istediğinin neden farklı olabileceğini, kâğıt üzerindeki çözümün nerede tökezlediğini öğrenir.</p>
<p><strong>Bugünkü tasarruf yarının yetişmiş </strong><strong>insan eksikliğine dönüşebilir</strong></p>
<p>Şimdi bu işlerin bir bölümünü yapay zekâya devredebildiğimizi düşünelim. Aynı çıktı daha kısa sürede hazırlanıyor. Şirket açısından cazibesi açık. Fakat o iş sırasında kazanılan deneyimin yerine ne koyduğumuzu düşünmezsek, bugünkü tasarruf yarının yetişmiş insan eksikliğine dönüşebilir. Bir faaliyet aynı anda hem üretim hem eğitim olabilir. Maliyet hesabında yalnızca ilkini görüyor, ikincisinin kendiliğinden gerçekleşeceğini varsayıyorsak hesabımız eksiktir.</p>
<p>Burada eski usul çıraklığa güzelleme yapmıyorum. Genç insana yıllarca anlamsız işler yaptırıp adına “Pişsin biraz” demenin savunulacak yanı yok. Yapay zekâ bu tür yükleri azaltarak daha nitelikli işlere erken katılmayı da sağlayabilir. Ancak bir basamağı kaldırmakla o basamağa artık ihtiyaç bırakmayacak bir öğrenme yolu kurmak farklı şeyler. Birincisi kolayca satın alınabiliyor. İkincisi işin nasıl örgütlendiğiyle ilgili.</p>
<p>Brynjolfsson, Li ve Raymond’un müşteri hizmetleri çalışanları üzerine araştırması bu imkânı gösteriyor. Yapay zekâ desteğinin verimlilik kazanımları özellikle daha az deneyimli çalışanlarda belirgin. Deneyimli çalışanların başarılı uygulamalarından yararlanan bir sistem, işe yeni başlayan kişinin daha iyi hizmet vermesine yardımcı olabiliyor. Demek ki teknoloji, mesleğe giriş kapısını daraltabileceği gibi içeride öğrenmeyi destekleyen bir araç da olabilir. Yalnız, araçla daha iyi çalışmakla o beceriyi kalıcı olarak edinmek arasındaki ayrımı burada da koruyalım.</p>
<p><strong>Bu yüzden “Yapay zekâ şu mesleği bitirecek” cümlesiyle başlayan tartışmalara biraz mesafeli duruyorum.</strong> Bir meslek, tek bir işten oluşmuyor. Bazı görevler otomatikleşebilir, bazıları değişebilir, yenileri ortaya çıkabilir. İşin ucuzlaması talebi artırabilir; aynı miktar işi daha az kişiyle yapma imkânı istihdamı azaltabilir. Hangisinin baskın çıkacağını sektörün yapısı, rekabet ve şirketlerin tercihleri belirleyecek. Bir görevde sağlanan zaman tasarrufundan bütün mesleğin geleceğine sıçramayalım. Arada epeyce iktisat var.</p>
<p><strong>Ekranda makul görünen o şahane </strong><strong>çözüm fabrikada makul olmayabilir</strong></p>
<p>Sanayide bir genç mühendisi düşünelim. Yapay zekâ desteğiyle tasarım seçeneklerini hızla karşılaştırabilir, bakım kayıtlarını inceleyebilir, üretimdeki aksamalara ilişkin öneriler geliştirebilir. Fakat önerinin mevcut makine parkında uygulanıp uygulanamayacağını, veri kaydındaki boşluğun ne anlama geldiğini, hangi güvenlik varsayımının gerçekçi olmadığını anlaması gerekir. Bunun için üretim sürecini görmesi, teknisyenle konuşması, deneyimli mühendisle çalışması gerekir. Ekranda makul görünen o şahane çözüm fabrikada makul olmayabilir.</p>
<p>Hizmetlerde de benzer bir durum var. Bir müşteri analizi, kredi değerlendirmesi veya danışmanlık raporu hızla hazırlanabilir. Ama müşterinin asıl sorununu anlamak, verinin kapsamadığı riski görmek, önerinin sonucunu açıklamak ayrı bir birikim ister. Dolayısıyla mezundan beklenen, kendi alanını teknolojiyle birlikte kullanabilmesidir. Bu beklentinin karşılığında işyerinin de ona o birikimi geliştirecek görevler ve rehberlik sunması gerekir. Sadece “Kontrol et” demekle kontrol edebilecek insan yetişmiyor.</p>
<p><strong>Herkes yapay zekânın ürettiğini denetleyen çalışan ararsa, o denetleme yeteneğinin nerede kazanılacağını da birinin düşünmesi gerekecek. Değil mi ama? Biz dinoların soyu tükendiğinde kim şüpheyle yaklaşacak zat-ı şahanelerine? Neyin tuhaf olduğunu kim anlayacak? Bugünün deneyimli çalışanlarının muhakemesini kullanırken yarının deneyimli çalışanlarını yetiştirmeyi ihmal edersek, hazır bir birikimi tüketiyor olabiliriz.</strong></p>
<p>Türkiye’ye bu pencereden bakalım. <a href="https://www.ekonomim.com/sektorler/teknoloji/tuik-ilk-kez-acikladi-turkiyenin-yapay-zeka-profili-belli-oldu-haberi-846271?utm_source=chatgpt.com">Ekonomim tarafında haber yapılan</a> TÜİK’in 2026 verilerinde, araştırma kapsamındaki en az on çalışanlı girişimler arasında herhangi bir yapay zekâ teknolojisi kullananların oranı yüzde 14. Bir önceki yıl yüzde 7,5’ti. Kullanım yaygınlaşıyor. Fakat bu gösterge, üretken yapay zekâ dışındaki teknolojileri de kapsıyor; kullanmanın ne kadar verimli veya ne ölçüde iş süreçlerine yerleşmiş olduğunu tek başına anlatmıyor.</p>
<p>Aynı bültende daha da düşündürücü bir bulgu var. Yapay zekâ kullanmayan ama kullanmayı düşünen girişimlerin yüzde 72,3’ü, kullanmama nedenleri arasında ilgili uzmanlık eksikliğini belirtiyor. Dikkat: Bu oran bütün şirketlerin oranı değil. Yine de dönüşmek isteyen bir kesimin insan ve bilgi engeline takıldığını gösteriyor. Teknolojiyi satın alma niyetiyle onu işe yarar biçimde kullanma kapasitesi arasında mesafe var.</p>
<p><strong>Bu mesafeyi kapatmayı yalnızca üniversiteden bekleyemeyiz. Şirketin veri altyapısı zayıfsa, süreçleri belirsizse, kararları yeni bilgiye kapalıysa, en iyi yetişmiş mezunun katkısı da sınırlı kalır. Genç çalışana “Yenilikçi ol” deyip ilk farklı önerisinde “Biz burada böyle yapıyoruz” cevabını veriyorsak, eksiklik onun diplomasında olmayabilir. Hazır bulunuşluk, işe alınacak kişinin özellikleri kadar onu işe alan kurumun öğrenme kapasitesini de içeriyor.</strong></p>
<p>Üniversiteye “Bize uygun mezun yetiştir” demek kolay. Peki o mezun işe girdikten sonra kimden öğrenecek? Hangi işi hangi sırayla üstlenecek? Denemesine, hata yaptığında düzeltmesine ne kadar alan açılacak? Kıdemli çalışanın ona ayırdığı zaman performans değerlendirmesinde karşılık bulacak mı? Yoksa hem kendi hedeflerini tutturması hem gençleri yetiştirmesi beklenecek ve ikincisi mesai aralarına mı sıkışacak?</p>
<p><strong>Üniversite-iş dünyası ilişkisi staj </strong><strong>protokolünden öteye taşınmalı</strong></p>
<p>Burada iktisadın eski bir meselesiyle karşılaşıyoruz. Çalışanı yetiştiren şirket maliyeti üstlenir; çalışan başka bir yere geçtiğinde bu yatırımın bir bölümünden başka şirket yararlanır. Herkes hazır insanı dışarıdan almayı tercih ederse, yetişmiş insanın nereden geleceği belirsizleşir. Her şirket için ayrı ayrı makul görünen tercih, bütün ekonomi için beceri açığı üretebilir. <strong>Yetişmiş insanı herkes istiyor. Ama yetişme maliyetini mümkünse başka biri üstlensin deniyor.</strong></p>
<p>Bu nedenle üniversiteyle iş dünyasının ilişkisini staj protokolü imzalamaktan ileri taşımak gerekiyor. Gerçek bir öğrenme planı olan ücretli stajlar, genç çalışanın farklı görevler gördüğü programlar, kıdemli çalışanlara tanınan rehberlik zamanı düşünülebilir. Küçük işletmelerin tek başına karşılayamadığı eğitim ve uzmanlık ihtiyaçları için ortak imkânlar kurulabilir. Kamu desteğinin başarısını da kaç kişiye sertifika verildiğiyle sınırlamayalım. İnsanların ne öğrendiğine ve öğrendiklerini işlerinde kullanıp kullanamadığına bakalım.</p>
<p>Üstelik mesele yalnızca yeni mezun değil. Mesleğinin ortasındaki çalışan da dönüşümün içinde. Ondan bir yandan mevcut işini aksatmadan yapmasını, öte yandan akşamları kendini baştan yetiştirmesini beklemek ne kadar gerçekçi? <strong>“Hayat boyu öğrenme” kulağa pek güzel geliyor. Hayat boyu öğrenmenin zamanını ve maliyetini kimin karşılayacağını söylemediğimizde, güzel bir temenni olarak kalıyor.</strong> İşte süreklilik için öğrenmenin çalışma hayatının içine yerleşmesi gerekiyor.</p>
<p>Beyin göçü sorusuna da buradan gelebiliriz. Yapay zekâ göçü hızlandırır mı, yavaşlatır mı? Tek yönde cevap vermek zor. Burada geliştiremediği becerisini başka bir ülkede kullanabilecek kişi için gitmek daha cazip hale gelebilir. Buna karşılık yurt dışında giriş seviyesindeki işler daralırsa yeni mezunun gitmesi zorlaşabilir. Ama gidememekle kalmayı tercih etmek arasında fark var. Göçün yavaşlamasını, içeride daha iyi fırsatlar yarattığımızın kanıtı sayamayız.</p>
<p>Bir de yerinden ayrılmadan emeğini dünyaya sunanlar var. Türkiye’de yaşayıp yabancı bir şirkete çalışan kişi gelir, deneyim ve bağlantı kazanabilir. Bunu ülkenin hanesine peşinen kayıp yazmak yanlış olur. Fakat yerli şirketlerin bu insanın emeğinden neden yararlanamadığını da sormak gerekir. Mesele ücretin yanında işin niteliği, gelişme imkânı ve çalışanın bilgisine gösterilen saygıdır. İnsanları yetiştirip becerilerini kullanamayacakları işlere davet ederek burada tutamayız.</p>
<p><strong>Yapay zekâ hikâyenin </strong><strong>gidişatını değiştirebilir</strong></p>
<p>Böyle bakınca üniversite eğitimi, işe giriş, meslek içinde gelişme ve göç aynı hikâyenin birbirini izleyen bölümleri oluyor. Yapay zekâ bu hikâyenin gidişatını değiştirebilir. Değişimin ne kadarının kazanca dönüşeceği, insan yetiştirmeyi kimin sorumluluğu saydığımıza da bağlı.</p>
<p>İş ilanına “Deneyimli eleman aranıyor” yazmak için kimsenin özel bir hazırlığa ihtiyacı yok. O deneyimin kazanılabileceği bir işyeri kurmak ise yatırım ve sabır gerektiriyor. Bugün giriş kapısında tasarruf edip yarın içeride uzman bulamamaktan yakınmayalım.</p>
<p>Bir de bu dönüşümün hızını, yönünü ve kullanım koşullarını kimin belirlediği var. Biz insanımızı yetiştirirken teknolojiyi üretenler bize hangi rolleri bırakıyor? Üçüncü yazıda da o meseleyi masaya yatıralım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-deneyimli-eleman-ariyor-89167</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/7/1280x720/yapay-zeka-eleman-1791352780.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Herkes deneyimli eleman arıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-engelsiz-istihdam-projesi-avrupada-finale-kaldi-89198</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’nın Engelsiz İstihdam Projesi Avrupa’da finale kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi Engelli Hizmetleri Şube Müdürlüğü ile İş ve Meslek Edindirme Şube Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen proje; engelli bireylerin yetkinlikleri doğrultusunda istihdama erişimini kolaylaştırmayı, işverenlerle sürdürülebilir eşleşmeler oluşturmayı ve kapsayıcı bir istihdam modeli geliştirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Kamu kurumları, iş dünyası ve engelli bireyler arasındaki iş birliğini güçlendiren proje, bu yönüyle Avrupa Sosyal Hizmetler Ödülleri ‘Public Sector Collaboration in Social Services Award’ kategorisinde finale kalan çalışmalar arasında yer aldı.</p>
<p>Finale kalan projeler için gerçekleştirilen halk oylamasında "Engelsiz İstihdam Projesi"ne destek vermek isteyen vatandaşlar, 26 Ekim 2026 tarihine kadar oy kullanabilecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-engelsiz-istihdam-projesi-avrupada-finale-kaldi-89198</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/8/1280x720/bursanin-engelsiz-istihdam-projesi-avrupada-finale-kaldi-1791357178.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin engelli bireylerin çalışma hayatına katılımını desteklemek amacıyla hayata geçirdiği ‘Engelsiz İstihdam Projesi’, Avrupa Sosyal Hizmetler Ödülleri 2026’da finale kaldı. Proje için halk oylaması 26 Ekim 2026 tarihine kadar devam edecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/kayseride-oda-baskanlari-guven-tazeledi-89230</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri’de oda başkanları güven tazeledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Sanayi Odası’nda mevcut Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci ve Kayseri Ticaret Borsası’nda mevcut Başkan Recep Bağlamış dışında başka aday yoktu. Tek liste ile gidilen seçimlerde başkanlar güven tazeledi. Kayseri Ticaret Odası’nda ise mevcut Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy ile Ali Alkan’ın listeleri yarıştı. Kayseri Ticaret Odası’ndaki 61 meslek komitesinden 60’ını kazanan Ömer Gülsoy, iki adayla gidilen seçimde önemli bir fark elde ederek güven tazeledi.   </p>
<p>Ömer Gülsoy’un seçim sonrası yaptığı açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Kayseri Ticaret Odamızın organ seçimlerini büyük bir olgunluk ve demokrasi iklimi içerisinde tamamladık. Kırmızı liste ile çıktığımız bu yolda kıymetli üyelerimizin yüksek teveccühüyle bir ke z daha başarıya ulaşmanın gururunu yaşıyoruz. Bizlere yeniden güvenerek Kayseri iş dünyamızı temsil etme onurunu veren tüm üyelerimize, seçim sürecinde bizleri yalnız bırakmayan protokolümüze, STK Başkanlarımıza ve kıymetli basın mensuplarımıza gönülden teşekkür ediyorum. Seçim sandıkta bitti, Kayseri iş dünyası kazandı. Biz ayıran ve kayıran taraf asla olmadık. Bizim işimiz insanları ayırmak değil birleştirmektir. Biliyoruz ki birlikten kuvvet doğar, biz bu yola çıktığımız ilk günden beri sloganımız ‘Birlikte Güçlüyüz.’ Şimdi kırmadan, ayrıştırmadan; hep birlikte yeniden işimizin, üretimin ve ticaretin başına döneceğiz. Yapacak çok işimiz, yürüyecek çok yolumuz var. Biliniz ki bu oda sizlerindir, emanetiniz emin ve ehil ellerdedir. Birlikte güçlüyüz, birlikte Kayseri’yiz.”</p>
<p>KAYSO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci, kendilerine duyulan güvenin yeni dönem için önemli bir sorumluluk olduğunu belirterek, “Kayseri Sanayi Odası hepimizin ortak çatısıdır. Geride bıraktığımız dönemde olduğu gibi önümüzdeki dönemde de üyelerimizle, meslek komitelerimizle ve meclisimizle birlikte hareket edeceğiz. Sanayicilerimizin görüş ve önerilerini dikkate alarak Kayseri sanayisi için çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu. KTB Başkanı Recep Bağlamış ise, yeni dönemde de Kayseri’nin tarım, hayvancılık ve ticaret alanındaki potansiyelini daha ileriye taşımak için çalışmalarını sürdüreceklerini vurgulayarak, “Göreve geldiğimiz günden bu yana üyelerimizin talep ve beklentilerini merkeze alan bir anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde de aynı azim ve kararlılıkla, Kayseri ticaretinin ve özellikle tarım ve hayvancılık sektörlerinin gelişmesine katkı sunmaya devam edeceğiz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/kayseride-oda-baskanlari-guven-tazeledi-89230</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/secim-sandik-oda-borsa-.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Sanayi Odası (KAYSO), Kayseri Ticaret Odası (KTO) ve Kayseri Ticaret Borsası (KTB) geçtiğimiz haftasonu seçim maratonunu tamamladı. Mevcut başkanlar güven tazeleyerek yola devam ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dunya-bankasindan-turkiye-icin-buyume-tahmini-89203</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Bankası&#039;ndan Türkiye için büyüme tahmini</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya Bankası, Afrika, Doğu Asya ve Pasifik, Avrupa ve Orta Asya, Latin Amerika ve Karayipler, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan ile Güney Asya ekonomilerine ilişkin bölgesel raporlarını yayımladı.</p>
<p>Avrupa ve Orta Asya Ekonomik Güncelleme raporunda, bölgedeki gelişmekte olan ekonomilerin, yavaşlayan büyüme, yüksek enerji fiyatları ve artan küresel belirsizliğe rağmen ekonomik dayanıklılık göstermeye devam ettiği belirtildi.</p>
<p>Raporda, bölgenin ekonomik büyüme hızının bu yıl yavaşlamasının ve 2025'teki yüzde 2,6 seviyesinden 2026'da yüzde 2,2'ye gerilemesinin beklendiği kaydedildi.</p>
<p>Büyümedeki yavaşlamanın bölge geneline yayıldığı belirtilen raporda, bunun bölgedeki ülkelerin çoğundaki zayıf görünümü yansıttığı aktarıldı.</p>
<p>Yapay zekanın verimlilikteki düşüşü telafi etme ve ekonomik büyümeyi yeniden canlandırma potansiyeline sahip olduğuna dikkati çekilen raporda, organizasyonel kısıtlar, sınırlı bilgi işlem kapasitesi ve yetersiz veri hazırlığının bölgenin bu potansiyelden yararlanmasının önündeki başlıca engeller arasında bulunduğu ifade edildi.</p>
<p>Türkiye'ye ilişkin tahminlere de yer verilen raporda, ülke ekonomisinin bu yıl yüzde 2,8, gelecek yıl yüzde 3,8 ve 2028'de yüzde 4,5 büyümesinin öngörüldüğü bildirildi.</p>
<p>Sıkı ekonomi politikaları ve ithal enerji fiyatlarındaki artışların Türkiye'de büyümeyi bu yıl yavaşlatmasının beklendiği belirtilen raporda, Türkiye'nin 2027 ve 2028'deki büyümesiyle bölgesel toparlanmaya önemli katkı sağlamasının beklendiği aktarıldı.</p>
<p><strong>Orta Doğu, şubat ayında başlayan çatışmanın ekonomik maliyetleriyle karşı karşıya</strong></p>
<p>Orta Doğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan Ekonomik Güncelleme raporunda, bölgenin şubat ayında başlayan çatışmanın yol açtığı ciddi ekonomik maliyetlerle karşı karşıya olduğu belirtildi.</p>
<p>Raporda, genellikle petrol ihracatçılarına fayda sağlayan önceki enerji şoklarının aksine, Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının en büyük maliyetleri Körfez'deki petrol ihracatçısı ekonomilere yüklediği vurgulandı.</p>
<p>Dünya Bankasının raporunda, bölge ekonomisinin 2025'teki yüzde 3,3'lük büyümesinin ardından 2026'da yüzde 2,1 daralmasının beklendiği kaydedildi.</p>
<p>Etkilerin enerji piyasalarının çok ötesine uzandığına işaret edilen raporda, çatışmanın turizm, havacılık ve lojistik sektörlerinde aksamalara yol açtığı, artan belirsizliğin finansal piyasalar ve şirketlerin ekonomik beklentileri üzerinde baskı oluşturmayı sürdürdüğü aktarıldı.</p>
<p>Raporda, politika yapıcılar çatışmanın ve ekonomik aksamaların acil sonuçlarıyla mücadele ederken, bölgenin aynı zamanda yapay zekanın yükselişine hazırlık yapması gerektiği belirtildi.</p>
<p><strong>Küresel belirsizliğe rağmen Sahra Altı Afrika'da ekonomik büyüme ivme kazanıyor</strong></p>
<p>Afrika Ekonomik Güncelleme raporunda, Sahra Altı Afrika ekonomisinin jeopolitik gerilimlere, iklim şoklarına, kalkınma yardımlarındaki düşüşe ve mali baskılara rağmen dayanıklılığını koruduğu belirtildi.</p>
<p>Raporda, bölgenin ekonomik büyümesinin 2025'teki yüzde 4,1 seviyesinden 2026'da yüzde 4,3'e yükselmesinin beklendiği bildirildi. Bu oranın nisan ayındaki tahminden 0,3 puan daha yüksek olduğu kaydedildi.</p>
<p>Sahra Altı Afrika'da ekonomik büyümenin artan küresel belirsizliğe, bölgesel ve ülke içi olumsuzluklara rağmen ivme kazandığı belirtilen raporda, bölgedeki ülkelerin yaklaşık dörtte üçü için büyüme tahminlerinin yukarı yönlü revize edildiği aktarıldı.</p>
<p>Raporda, ancak büyümenin yoksulluğu önemli ölçüde azaltmak veya hızla büyüyen iş gücü için yeterli sayıda istihdam yaratmada hala yetersiz kaldığı ifade edildi.</p>
<p><strong>Doğu Asya ve Pasifik'te yapay zeka yeni fırsatlar yaratıyor</strong></p>
<p>Doğu Asya ve Pasifik Ekonomik Güncelleme raporunda, bölge ekonomisinin küresel zorluklar karşısında dayanıklılık sergileyerek 2026'da yüzde 4,5 büyümesinin beklendiği aktarıldı.</p>
<p>Bölgede büyümenin ekonomiler ve sektörler genelinde dengesiz bir seyir izlemeye devam ettiği kaydedilen raporda, yapay zeka kullanımının yaygınlaşmasının yeni fırsatlar yarattığı belirtildi.</p>
<p>Raporda, bölge genelinde birçok ekonominin, yapay zeka bağlantılı faaliyetlerdeki küresel artışa temel oluşturan yüksek teknolojili ürünlerin üretimi ve ihracatı sayesinde bu yıl beklenenden daha hızlı büyüdüğü vurgulandı.</p>
<p>Bu yıla yönelik büyüme tahminlerinin Vietnam için 1,1 puanlık artışla yüzde 7,4'e, Malezya için 0,7 puanlık artışla yüzde 5,1'e ve Tayland için 0,7 puanlık artışla yüzde 2'ye revize edildiği belirtilen raporda, Pasifik ada ülkelerinin ise yüksek enerji fiyatlarına karşı savunmasız ve dış şoklara karşı sınırlı tamponlara sahip olmaları dolayısıyla daha önce öngörülenden daha yavaş büyüyeceği kaydedildi.</p>
<p>Raporda, bölgenin en büyük ekonomisi olan Çin'de zayıf iş gücü piyasası ve gayrimenkul sektöründeki süregelen düzenlemeler nedeniyle iç talebin kısıtlı kalmasıyla bu yıl yüzde 4,5 ve gelecek yıl yüzde 4,3 büyüme öngörüldüğü bildirildi.</p>
<p><strong>Latin Amerika ve Karayipler'de daha güçlü büyüme performansı mümkün</strong></p>
<p>Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Güncelleme raporunda, bölgenin 2026'da yüzde 2,2 büyümesinin öngörüldüğü, bu oranın 2025'te kaydedilen yüzde 2,4'lük büyüme hızıyla büyük ölçüde uyumlu olduğu ifade edildi.</p>
<p>Bölgede ortalama büyümenin mütevazı düzeyde kalmasına karşın, ülkelerin izlediği farklı yolların daha güçlü bir performansın mümkün olduğunu gösterdiğine değinilen raporda, sağlam ve kalıcı politika tercihleri ​​yapan ülkelerin istikrarlı bir şekilde yüzde 3-4'ün üzerinde büyüme, artan yatırımlar ve piyasalarda güçlenen güven gibi daha iyi sonuçlar elde ettiği aktarıldı.</p>
<p>Raporda, El Salvador ve Paraguay'ın iyileşen güvenlik koşulları, mali konsolidasyon ve güçlü özel sektör yatırımlarının desteğiyle bölgesel ortalamanın üzerinde performans sergilemeye devam ettiği vurgulandı.</p>
<p>Panama ve Dominik Cumhuriyeti'nin de benzer şekilde sağlam politika temelleri üzerinde güçlü büyüme performanslarını sürdürdüğüne işaret edilen raporda, Arjantin'in ise mali düzenlemeler, vergi reformları ve daha dışa açık bir ekonomi sayesinde, yaklaşık yirmi yıl aradan sonra ilk kez üç yıl üst üste büyüme kaydetmesinin öngörüldüğü kaydedildi.</p>
<p><strong>Güçlü iç talep Güney Asya'yı küresel şoklara karşı dirençli tutuyor</strong></p>
<p>Güney Asya Ekonomik Güncelleme raporunda, bölge ekonomisindeki büyümenin 2026'da önceki tahminleri aşarak yüzde 6,9'a ulaşmasının beklendiği bildirildi.</p>
<p>Bölgede büyümenin güçlü döviz girişleri ve yakın zamandaki yapısal reformların ardından gelen sağlam iç talep ile desteklendiği belirtilen raporda, sağlam iç talebin Güney Asya'yı küresel şoklara karşı dirençli tuttuğu vurgulandı.</p>
<p>Raporda, Güney Asya'daki büyümenin 2027'de yüzde 6,7'ye yavaşlamasının beklendiği ifade edildi.</p>
<p>Sürekli yüksek enerji fiyatlarının bölgede enflasyonu yükseltebileceği ve finansal koşulları sıkılaştırabileceği kaydedilen raporda, şiddetli bir El Nino olayının tarımsal üretimi ve gıda güvenliğini etkileyebileceği ve küresel yapay zeka yatırımlarında keskin bir gerilemenin finansal baskılara yol açabileceği aktarıldı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dunya-bankasindan-turkiye-icin-buyume-tahmini-89203</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/0/1280x720/dunya-bankasi-turkiye-icin-buyume-tahminini-yukseltti-1745477314.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Bankası&#039;nın raporunda, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,8, 2027&#039;de de yüzde 3,8 büyümesi öngörülüyor. Raporda, sıkı ekonomi politikaları ve ithal enerji fiyatlarındaki artışların Türkiye&#039;de büyümeyi bu yıl yavaşlatmasının beklendiği ifade edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-raporu-tuketici-enflasyonunun-ana-egiliminde-gerileme-oldu-89202</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB raporu: Tüketici enflasyonunun ana eğiliminde gerileme oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Eylül Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu'nu paylaştı. </p>
<p>Rapora göre, tüketici fiyatları eylül ayında yüzde 1,84 arttı, yıllık enflasyon 1,78 puan azalışla yüzde 29,73 seviyesine geriledi.</p>
<p>Aylık bazda gıda fiyatları taze meyve ve sebze fiyatları kaynaklı gerilerken, enerji fiyatlarında yükseliş devam etti. Okula dönüşe bağlı olarak başta eğitim hizmetleri olmak üzere ilgili kalemlerde önemli oranlarda artışlar gözlendi.</p>
<p>Gıda fiyatlarındaki gerilemede, olumlu arz koşullarının etkisiyle taze meyve ve sebze fiyatlarında gözlenen belirgin düşüş belirleyici olurken, işlenmiş gıdada aylık fiyat artışı yavaşladı.</p>
<p>Enerji fiyatları, küresel gelişmelerin etkisiyle yükselen akaryakıt fiyatları öncülüğünde yüzde 6,25 arttı.</p>
<p>Hizmet grubunda aylık enflasyon bir önceki aya göre yavaşladı, bu gelişmede ulaştırma ve haberleşme alt grupları öne çıktı. Okula dönüş etkileri, eğitim hizmetlerinin yanı sıra okul servisi ve yurt ücretleri kanalıyla sırasıyla ulaştırma ve lokanta-otel hizmetlerinde de hissedildi.</p>
<p>Temel mal grubunda yeni sezona geçişle birlikte giyim ve ayakkabı fiyatları yükseldi, dayanıklı mallarda enflasyon bir önceki aya kıyasla hızlandı.</p>
<p>Üretici fiyatları önceki aya kıyasla bir miktar yavaşlayarak yüzde 2,07 yükseldi, yıllık üretici enflasyonu 0,57 puan düşüşle yüzde 27,38'e geriledi.</p>
<p><strong>Enerji grubunun enflasyona katkısı arttı</strong></p>
<p>Rapora göre, eylül ayında tüketici fiyatları yüzde 1,84 arttı ve yıllık enflasyon 1,78 puan azalarak yüzde 29,73'e geriledi. B endeksinin yıllık değişim oranı 1,68 puan azalışla yüzde 29,00, C endeksinin yıllık değişim oranı ise 1,37 puan azalışla yüzde 28,70 oldu.</p>
<p>Yıllık tüketici enflasyonuna katkılar incelendiğinde, gıda ve alkolsüz içecekler, hizmet, temel mal ile alkol-tütün-altın gruplarının katkıları bir önceki aya kıyasla sırasıyla 1,40, 0,70, 0,05 ve 0,02 puan azalırken, enerji grubunun katkısı 0,39 puan arttı.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmış verilerle, tüketici fiyatlarının aylık artışı ağustos ayına kıyasla zayıfladı. Benzer şekilde B ve C göstergelerinde aylık enflasyon geriledi.</p>
<p>Fiyat artışları B endeksini oluşturan gruplardan temel malda yükselirken, hizmette ve işlenmiş gıdada zayıfladı.</p>
<p>TCMB bünyesinde takip edilen göstergeler, eylül ayında enflasyonun ana eğiliminin bir önceki aya kıyasla gerilediğini gösterdi. Üç aylık ortalamalar bazında da düşüş kaydedilmesiyle enflasyonun ana eğilimindeki yavaşlama belirginleşti.</p>
<p>Hizmet fiyatları eylül ayında yüzde 2,15 artarken, grup yıllık enflasyonu 2,63 puan düşüşle yüzde 37,65'e geriledi. Yıllık enflasyon tüm alt gruplarda düşüş gösterdi.</p>
<p>Eylül ayında hizmet fiyatlarının seyrinde yüzde 14,19 yükselen eğitim hizmetleri öne çıktı.</p>
<p>Vakıf yükseköğretim kurumlarının kayıt dönemine bağlı olarak geçen yıl eylül ayında tek seferde yansıyan üniversite eğitim ücreti artışlarının bu yıl ağustos-eylül aylarına yayılması, hizmet sektörü enflasyonunu eylül ayında aşağı yönlü etkileyen bir unsur oldu.</p>
<p>Diğer taraftan, önceki yıllardan farklı olarak ilkokul ve ortaöğretim eğitimi ücretlerinin eylül ayında görece yüksek bir oranda artması dikkati çekti.</p>
<p>Yeni eğitim ve öğretim yılıyla birlikte okul servisi ücretlerindeki yüzde 16,04 artışa karşın, hava yolu ile yolcu taşımacılığı ücretlerindeki yüzde 9,03 gerilemenin etkisiyle ulaştırma hizmetlerindeki yükseliş yüzde 0,24 ile sınırlı kaldı. Böylece ulaştırma hizmetlerinin yıllık enflasyonu 8,66 puan azalarak yüzde 43,78'e geriledi.</p>
<p>Kirada aylık artış yüzde 3,10 oldu, yıllık kira enflasyonu düşüşünü sürdürerek yüzde 41,34 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Lokanta ve otel alt grubunda fiyat artışı yüzde 1,41 ile ılımlı seyrini korurken, okula dönüş etkisinin gözlendiği yurt ücretlerindeki aylık artış yüzde 19,99 ile geçen yılın aynı dönemine kıyasla sınırlı kaldı.</p>
<p><strong>Temel mal grubu fiyatları arttı</strong></p>
<p>Temel mal grubu fiyatları eylül ayında yüzde 2,11 arttı, grup yıllık enflasyonu yüzde 15,90 düzeyinde yatay seyretti. Yıllık enflasyon giyim ve ayakkabı ile dayanıklı mallarda görece yatay seyrederken, diğer temel mallarda geriledi.</p>
<p>Bu dönemde dayanıklı tüketim mallarındaki fiyat artışı yüzde 2,02 ile bir miktar güçlendi. Tüketici elektroniğinde elektrikli alet fiyat artışları yüzde 3,75 ile öne çıkarken, beyaz eşya aylık enflasyonu yüzde 2,79 ile bir önceki aya kıyasla yükseldi.</p>
<p>Mobilya ve otomobil alt gruplarında fiyat artışları sırasıyla yüzde 1,61 ve yüzde 1,53 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Giyim ve ayakkabı alt grubu fiyatları yeni sezona geçişin etkisiyle yüzde 4,01 ile bir önceki yıla benzer bir oranda artarken, diğer temel mallarda aylık enflasyon yüzde 0,61'e yavaşladı.</p>
<p><strong>Enerji fiyatları akaryakıt öncülüğünde yükseldi</strong></p>
<p>Enerji fiyatları eylül ayında yüzde 6,25 arttı, grup yıllık enflasyonu 6,88 puan yükselerek yüzde 46,11 oldu.</p>
<p>Küresel gelişmelerin yansımalarıyla aylık bazda yüzde 10,91 artan akaryakıt fiyatları, enerji fiyatlarındaki yükselişin temel sürükleyicisi oldu.</p>
<p>Bu dönemde uluslararası enerji fiyatlarının etkisi, yüzde 9,41 artan katı yakıt ve yüzde 3,88 yükselen tüp gaz fiyatlarında da hissedildi. Diğer taraftan, meskenlere yönelik elektrik fiyatları yatay bir seyir izledi.</p>
<p><strong>Gıda ve alkolsüz içecekler grubu fiyatları geriledi</strong></p>
<p>Gıda ve alkolsüz içecekler fiyatları aylık bazda yüzde 0,20 geriledi, grup yıllık enflasyonu 6,17 puan azalarak yüzde 27,62 oldu.</p>
<p>Yıllık enflasyon, işlenmemiş gıdada 9,99 puan azalarak yüzde 24,15'e, işlenmiş gıdada 3,21 puan düşerek yüzde 30,33'e geriledi.</p>
<p>İşlenmemiş gıda fiyatlarındaki yüzde 2,33 aylık azalışta, taze meyve ve sebze grubundaki arz kaynaklı olumlu gelişmeler etkili oldu. Diğer taraftan, bu dönemde beyaz et fiyatlarında artış gözlendi.</p>
<p>İşlenmiş gıda aylık fiyat artışı yüzde 1,40 ile ağustos ayına kıyasla yavaşlarken, bu alt grupta yemeye hazır gıdalar ile kahve-çay alt kalemleri fiyat artışlarıyla öne çıktı.</p>
<p><strong>Yurt içi üretici fiyatları arttı</strong></p>
<p>Yurt içi üretici fiyatları eylül ayında yüzde 2,07 arttı, yıllık üretici enflasyonu 0,57 puan düşerek yüzde 27,38 oldu.</p>
<p>Ana sanayi gruplarına göre incelendiğinde, enerji fiyatları yüzde 3,55 artışla öne çıkmaya devam etti. Ara malı fiyatları yüzde 2,04 yükselirken, diğer ana sanayi gruplarında artışlar yüzde 1,5-1,6 bandında gerçekleşti.</p>
<p>Sektörel bazda incelendiğinde ise tütün, rafine edilmiş petrol ürünleri ve kömür-linyitte fiyat artışları belirgin oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-raporu-tuketici-enflasyonunun-ana-egiliminde-gerileme-oldu-89202</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın Eylül Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu&#039;na göre tüketici enflasyonunun ana eğilimi bir önceki aya kıyasla geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-kapsamli-tufe-yuzde-161-artti-89148</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 18:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel kapsamlı TÜFE yüzde 1,61 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), eylül ayına ait mevsim etkilerinden arındırılmış özel kapsamlı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) göstergelerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, göstergelerin alt başlıklarından genel TÜFE, eylülde aylık yüzde 1,61 yükseldi.</p>
<p>Geçen ay işlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE yüzde 1,63, enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç TÜFE yüzde 1,68 artış kaydetti.</p>
<p>Endeks, enerjide yüzde 6,25, hizmette yüzde 1,85, enerji ve gıda dışı mallarda yüzde 1,34, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 0,08 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-kapsamli-tufe-yuzde-161-artti-89148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/market-alisveris-enflasyon.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre mevsim etkilerinden arındırılmış özel kapsamlı TÜFE aylık yüzde 1,61 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-efektif-doviz-kuru-10545e-yukseldi-89145</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel efektif döviz kuru 105,45&#039;e yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) eylül ayına ait "Reel Efektif Döviz Kuru Gelişmeleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, 2025=100 bazlı reel efektif döviz kuru endeksi, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) bazında eylülde bir önceki aya kıyasla 0,45 puan artarak 105,45 oldu. Endeks, ağustosta 105 düzeyindeydi.</p>
<p>Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) bazlı reel efektif döviz kuru endeksi ise bu dönemde 0,51 puan artarak 101,62'ye çıktı. Böylece Türk lirasının değeri, geçen yılın aynı dönemine göre TÜFE bazında 6,91 puan, Yİ-ÜFE bazında 2,08 puan arttı.</p>
<p>TCMB'nin reel efektif döviz kuru (REK) endeksi gelişmeleri değerlendirmesinde şu ifadeye yer verildi:</p>
<p>"TÜFE bazlı REK endeksine etki eden bileşenler incelendiğinde, Türk lirası karşısında, bir önceki aya göre dolar ortalama yüzde 1,63 değer kazanırken avro ortalama yüzde 1,08 değer kazanmıştır. TÜFE ise bir önceki aya göre yüzde 1,84 artarken, Yİ-ÜFE yüzde 2,07 artmıştır."</p>
<p>Değerlendirmede, Türkiye TÜFE'sindeki değişimin endeksin artışına katkıda bulunduğu, Dünya TÜFE Sepeti ile Nominal Kur Sepetindeki değişimin ise endekse azaltıcı yönde etki ettiği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-efektif-doviz-kuru-10545e-yukseldi-89145</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/kkmde-dusus-hizlandi-doviz-mevduati-sert-geriledi-8uz7_headline.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reel efektif döviz kuru endeksi, eylülde TÜFE bazında 0,45 puan artarak 105,45&#039;e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplan-balkanlarda-ticaret-koprulerimizi-daha-da-guclendirdik-89135</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İskender Kaplan: Balkanlar’da ticaret köprülerimizi daha da güçlendirdik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türk ihracatçısının küresel pazarlardaki ayağını güçlendirme vizyonu doğrultusunda 28 Eylül - 2 Ekim tarihleri arasında Kosova ve Kuzey Makedonya’ya yönelik Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından kapsamlı bir Ticaret Heyeti programı gerçekleştirdi.</p>
<p>TİM Sektörler Konseyi Üyesi ve TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan başkanlığında yürütülen programda, Türk firmaları Priştine ve Üsküp’te gerçekleşen B2B görüşmelerinde Balkan iş dünyasıyla bir araya geldi. Toplamda 925’i aşan ikili iş görüşmesiyle tamamlanan programın ardından bir değerlendirme yapan İskender Kaplan, temasların son derece verimli geçtiğini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4ff521b11d-1791295314.JPG" alt="" width="800" height="428" /></p>
<p><strong>"Priştine ve Üsküp’te yoğun bir ilgiyle karşılaştık"</strong></p>
<p>Balkanlar pazarının Türk ürünleri için taşıdığı potansiyele dikkat çeken İskender Kaplan, organizasyonun iki ayağında da beklentilerin üzerinde bir ilgiyle karşılaştıklarını ifade etti. Kaplan, şunları söyledi: "Türkiye İhracatçılar Meclisi olarak ihracatçımızın bayrağını dünyanın her noktasında dalgalandırmak için sahadayız. Kosova ve Kuzey Makedonya heyetimiz, bölgeyle var olan güçlü ilişkilerimizi ticari ortaklıklara dönüştürme adına çok kritik bir adımdı. Priştine’de 26 firmamızla gerçekleştirdiğimiz 400’ün üzerindeki görüşme ve hemen ardından Üsküp’te 210 Makedon firmasıyla yaptığımız 525 B2B teması, bölgedeki Türk malı algısının ve iş birliği arzusunun ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha kanıtladı. İki ülkede toplam 925’in üzerinde iş görüşmesine imza atarak ihracatçılarımız adına çok önemli kapılar araladık. TİM olarak Balkanlar’daki ticari varlığımızı artırmaya ve ihracatçımıza yeni pazarlar açmaya kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p><strong>Priştine’den Üsküp’e B2B maratonu</strong></p>
<p>İskender Kaplan başkanlığındaki heyetin ilk durağı Priştine oldu. T.C. Priştine Maslahatgüzarı Şeyda Çimeli Aydın ve Ticaret Müşavirliği yetkililerinin de katıldığı programda, 26 Türk ihracatçı firma temsilcisi Kosovalı ortaklarıyla buluşarak 400'den fazla görüşme gerçekleştirdi. Heyetin 1 Ekim'deki Üsküp ayağında ise büyük bir buluşma yaşandı. 26 Türk firmasından 31 temsilcinin katıldığı programa Kuzey Makedonya’dan 210 firma iştirak etti. Açılışta Heyet Başkanı İskender Kaplan’ın yanı sıra Kuzey Makedonya Ekonomi Odası CEO’su Antoni Peshev, Kuzeybatı Makedonya Ekonomi Odası Başkanı Nuhi Aliu, MATTO Başkanı Aydoğan Ademoski ve T.C. Üsküp Büyükelçisi Alper Aktaş birer konuşma yaparak iki ülke arasındaki stratejik bağların altını çizdi. Üsküp’te gerçekleşen 525 görüşmeyle birlikte ticaret heyeti, hedeflenen ticari hacmin ve yeni ortaklıkların temelleri atılarak başarıyla tamamlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplan-balkanlarda-ticaret-koprulerimizi-daha-da-guclendirdik-89135</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/5/1280x720/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplan-balkanlarda-ticaret-koprulerimizi-daha-da-guclendirdik-1791295345.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye İhracatçılar Meclisi organizasyonuyla düzenlenen Kosova ve Kuzey Makedonya Ticaret Heyeti Programı tamamlandı. Heyete başkanlık eden TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, &quot;Balkanlar tarihi bağlarımızın ötesinde, ihracatçımız için stratejik bir pazar kapısıdır. Bu programla ticaret köprülerimizi daha da güçlendirdik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kaan-ozhelvaci-fahri-konsoloslar-ekonomik-diplomasinin-yereldeki-aktorleri-89127</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 15:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaan Özhelvacı: Fahri konsoloslar ekonomik diplomasinin yereldeki aktörleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD), ekonomik diplomasinin iş dünyasındaki rolünü ve fahri konsolosların uluslararası ilişkilerde üstlendiği sorumlulukları düzenlediği panelde ele aldı.</p>
<p>EGİAD Uluslararası İlişkiler ve Dış Ticaret Komisyonu koordinasyonunda gerçekleştirilen buluşmada konuşan EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı M. Kaan Özhelvacı, fahri konsolosların temsil ettikleri ülkeler ile görev yaptıkları kent arasında ticaret, yatırım ve iş birliği fırsatlarının geliştirilmesinde önemli bir köprü olduğunu belirterek, “Fahri konsolosluk bir unvandan çok bir sorumluluktur” dedi.</p>
<p>Düzenlenen panelde İrlanda Ege Bölgesi Fahri Konsolosu ve EGİAD Geçmiş Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Akgerman, Guatemala Cumhuriyeti İzmir Fahri Konsolosu ve EGİAD Geçmiş Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Buğra İlter ile Çek Cumhuriyeti İzmir Fahri Konsolosu ve EGİAD Üyesi Zülküf Emre Çüngüşlügil konuşmacı olarak yer aldı. Panelin moderasyonunu EGİAD Genel Sekreteri Dr. H. İ. Murat Çelik üstlendi.</p>
<p>Panelde üç fahri konsolos, temsil ettikleri ülkeler ile Türkiye arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine yönelik çalışmalarını ve fahri konsolosluk görevlerinin iş dünyasına sunduğu fırsatları anlattı. Katılımcılar, karşılıklı güvenin artırılması, ticaret ve yatırım olanaklarının geliştirilmesi ve şehirler arasındaki ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin görüşlerini paylaştı.</p>
<p>İş dünyasının uluslararası ilişkilerde giderek daha güçlü bir aktör haline geldiğini belirten EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı M. Kaan Özhelvacı, iş insanlarının yalnızca ürün ve hizmetlerin değil, bilgi, teknoloji, kültür ve güvenin de ülkeler arasında taşınmasına katkı sunduğunu söyledi. Ekonomik diplomasinin merkezinde güven bulunduğunu vurgulayan Özhelvacı, “Bugün iş insanları uluslararası temaslarında yalnızca şirketlerini değil; şehirlerini, sektörlerini ve ülkelerini temsil ediyor. Bir anlamda, dünyanın farklı noktalarında ülkelerinin gayriresmî elçileri haline geliyorlar” dedi.</p>
<p>Fahri konsolosların temsil ettikleri ülkeler ile görev yaptıkları şehir arasında ticari, ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesinde önemli bir köprü olduğunu belirten Özhelvacı, “Fahri konsolosluk bir unvandan çok bir sorumluluktur. Temsil kabiliyeti, güvenilirlik, uluslararası bakış açısı, güçlü iletişim ve toplumsal itibar gerektirir” diye konuştu. EGİAD’ın üyelerine</p>
<p>sivil toplumdan uluslararası temsile uzanan bir liderlik deneyimi sunduğunu ifade eden Özhelvacı, iş dünyasının kurduğu uluslararası ilişkilerin kent ve ülkenin dünyayla bağlarını da güçlendirdiğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kaan-ozhelvaci-fahri-konsoloslar-ekonomik-diplomasinin-yereldeki-aktorleri-89127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/7/1280x720/kaan-ozhelvaci-fahri-konsoloslar-ekonomik-diplomasinin-yereldeki-aktorleri-1791289353.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik diplomasinin iş dünyası açısından öneminin ele alındığı panelde konuşan EGİAD Başkanı M. Kaan Özhelvacı, fahri konsolosların temsil ettikleri ülkeler ile İzmir arasında ticari, ekonomik ve kültürel bağların geliştirilmesinde önemli rol üstlendiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sibel-zorlu-sanayimizi-korurken-gelecege-hazirlamaliyiz-89125</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 15:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sibel Zorlu: Sanayimizi korurken geleceğe hazırlamalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD), farklı sektörlerden sanayicilerin katılımıyla gerçekleştirdiği Sanayi Çalıştayı’nın sonuçlarını raporlaştırdı. 2026 ESİAD Sanayi Çalıştayı Raporu’nda sanayinin finansmana erişim, enerji ve ham madde maliyetleri, kur ve talep koşulları gibi mevcut sorunlarının yanı sıra Avrupa Birliği’nin yeni ticaret düzenlemeleri, dijitalleşme, yapay zeka, verimlilik ve nitelikli insan kaynağı gibi rekabet gücünü belirleyecek başlıklar ele alındı.</p>
<p>Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller moderatörlüğünde gerçekleştirilen çalıştayda, yatırım ortamı ve finansmana erişim, enerji ve ham madde maliyetleri, AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), sürdürülebilirlik, dijitalleşme, yapay zeka, insan kaynağı ve üniversite-sanayi iş birliği değerlendirildi.</p>
<h2>“Üretimin kuralları değişiyor”</h2>
<p>Türkiye sanayisinin mevcut ekonomik koşullarda üretim ve rekabet gücünü korumaya çalışırken küresel ekonomideki değişime de uyum sağlaması gerektiğini belirten Zorlu, finansmana erişim, enerji ve ham madde maliyetleri ile kur ve talep koşullarının sanayici üzerindeki baskıyı artırdığını söyledi. Küresel ticarette korumacılığın yükselmesi, jeopolitik riskler ve tedarik zincirlerindeki değişimin de ihracatçıların rekabet koşullarını ağırlaştırdığını ifade eden Zorlu, “Yüzde 73-74 bandındaki Kapasite Kullanım Oranı ve son 30 aydır 50 eşik değerinin altında seyreden İmalat Sanayi PMI, sanayi üretimindeki belirgin yavaşlamayı teyit ediyor. Yüzde 27’lerdeki Üretici Fiyat Endeksi de işletmeler üzerindeki maliyet baskısının sürdüğünü gösteriyor” dedi.</p>
<p>Sanayinin gündeminin yalnızca mevcut ekonomik sorunlarla sınırlı olmadığını vurgulayan Zorlu, “Aynı anda üretimin kuralları da değişiyor. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve sürdürülebilirlik düzenlemeleri, dijitalleşme ve yapay zekadaki gelişmeler, verimlilik ihtiyacı ve nitelikli insan kaynağına erişim, rekabet gücünün yeni belirleyicileri haline geliyor” diye konuştu.</p>
<p>ESİAD Sanayi Çalıştayı Raporu’nda yatırım ortamı ve finansmana erişim, enerji ve ham madde maliyetleri, kur ve pazar koşulları, AB’nin yeni ticaret politikaları, kümelenme ve iş birliği, verimlilik, dijitalleşme ve yapay zeka, insan kaynağı ve üniversite-sanayi iş birliği ile Ar-Ge ve adaptasyon kapasitesi öne çıkan başlıklar oldu.</p>
<p>Raporda, sanayicilerin finansmana erişimindeki güçlüklerin azaltılması, enerji ve girdi maliyetlerinde rekabetçi koşulların sağlanması, AB düzenlemelerine uyum kapasitesinin artırılması ve işletmelerin dijital dönüşümünün hızlandırılması önerildi. Nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi ve üniversite-sanayi iş birliğinin proje bazlı çalışmaların ötesine taşınması da sanayinin gelecekteki rekabet gücü açısından kritik başlıklar arasında değerlendirildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sibel-zorlu-sanayimizi-korurken-gelecege-hazirlamaliyiz-89125</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/sibel-zorlu-1749475329.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ESİAD’ın Sanayi Çalıştayı Raporu’nda finansmana erişim, enerji ve ham madde maliyetleri, AB’nin yeni ticaret düzenlemeleri, dijitalleşme, yapay zeka ve nitelikli insan kaynağı sanayinin öncelikli gündemleri arasında gösterildi. ESİAD Başkanı Sibel Zorlu, mevcut sorunlar çözülürken sanayinin gelecekteki rekabet gücünün de inşa edilmesi gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-hizli-tren-agina-dogrudan-baglanan-il-sayisi-14e-ulasacak-89140</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Hızlı tren ağına doğrudan bağlanan il sayısı 14&#039;e ulaşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 9 Ekim'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açılacak Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Hattı'nın Çerkezköy-Kapıkule kesimine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Yazılı açıklamasında hattın hizmete alınmasıyla Yüksek Hızlı Tren (YHT) ağına doğrudan bağlı il sayısının 11'den 14'e çıkacağını belirten Uraloğlu, "Hızlı tren ağımızı Çerkezköy'den Kapıkule'ye, Avrupa sınırına kadar ulaştırıyoruz. Hattımızın hizmete girmesiyle Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne'yi de hızlı tren ağımıza dahil ederek Trakya'yı hızlı tren konforuyla buluşturacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, hattın saatte 200 kilometre işletme hızına uygun olduğunu belirterek, çift hatlı, elektrikli ve Seviye-1 sinyalli proje kapsamında 31 köprü, 8 aç-kapa tünel, 2 viyadük, 114 alt ve üst geçit ile 175 menfez inşa ettiklerini, 353 kilometre ray serimini tamamladıklarını bildirdi.</p>
<p>Hattın tamamlanmasıyla Halkalı-Kapıkule arasında yolcu seyahat süresinin 4 saatten 1,5 saate, yük taşıma süresinin ise 8,5 saatten 3,5 saate düşeceğini vurgulayan Uraloğlu, mevcut hat kapasitesini 4 kat artıracaklarını, yıllık yolcu sayısını 600 binden yaklaşık 3 milyona, yıllık yük taşıma hacmini ise 1,5 milyon tondan 9,5 milyon tona çıkacaklarını ifade etti.</p>
<p>Uraloğlu, hattın diğer etaplarında çalışmaların sürdüğünü kaydederek, "Ispartakule-Çerkezköy etabımız ile Ispartakule'yi Halkalı'ya bağlayacak kesimde de yapım çalışmalarına devam ediyoruz." bilgisini paylaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-hizli-tren-agina-dogrudan-baglanan-il-sayisi-14e-ulasacak-89140</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/yht.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Uraloğlu, Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Hattı&#039;nın Çerkezköy-Kapıkule kesiminin hizmete açılmasıyla hızlı tren ağına doğrudan bağlanan il sayısının 11&#039;den 14&#039;e yükseleceğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/agustostaki-gida-denetimlerinde-2182-milyon-lira-ceza-89139</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 14:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eylülde yapılan gıda denetimlerinde 218,2 milyon lira ceza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 1-30 Eylül tarihlerinde yurt genelinde yapılan gıda denetimleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Tarladan sofraya her aşamada milletin sağlığı ve güvenilir gıdaya ulaşmasının en temel öncelikleri olduğunu belirten Yumaklı, "1-30 Eylül tarihlerinde yurt genelinde 117 bin 360 gıda denetimi gerçekleştirdik. Denetimler sonucunda uygunsuzluk tespit edilen işletmelere 218,2 milyon lira idari para cezası uygularken, 29 işletmeyle ilgili suç duyurusunda bulunduk. Kurallara harfiyen uyan esnafımızı, işletmelerimizi baş tacı ederken, soframızın bereketine ve insanımızın sağlığına kastedenlere göz açtırmamaya kararlıyız." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/agustostaki-gida-denetimlerinde-2182-milyon-lira-ceza-89139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/yumakli-1770294211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayında 117 bin 360 gıda denetimi yapıldığını belirten Bakan İbrahim Yumaklı, &quot;Denetimler sonucunda uygunsuzluk tespit edilen işletmelere 218,2 milyon lira idari para cezası uygularken, 29 işletmeyle ilgili suç duyurusunda bulunduk.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-2026da-yapilan-suc-duyurularinin-96si-fonlarla-ilgili-89142</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK: 2026&#039;da yapılan suç duyurularının 96’sı fonlarla ilgili</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Borsa İstanbul tarafından soruşturmayı yürüten birimlere gönderilen raporda şüpheli fonlarla ilgili olarak 2025 yılından bu yana tam 130 kez uyarıda bulunulduğu, SPK'nin bunu dikkate almadığı yönündeki iddialar hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Kurulun, Borsa İstanbul tarafından gelen tüm bildirimleri titizlikle değerlendirdiği ve gerekli denetim ve gözetim işlemlerini yerine getirdiği belirtilen açıklamada, "Kurulumuz gözetim ve denetim çalışmalarında Borsa İstanbul tarafından elektronik posta yoluyla iletilen bilgi notlarını dahi dikkate almakta ve ilgililer hakkında gerekli yaptırımları uygulamaktadır." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, habere konu fonlara ilişkin bilgi notları sayısının gerçeği yansıtmadığı kaydedilerek, geçen yıl ve bu yılın 9 ayında uygulanan idari para cezası tutarı ve yapılan suç duyurularına ilişkin, şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>"Kurulumuz, denetimleri neticesinde gerçek ve tüzel kişilere 2025 yılında toplam 2 milyar 741 milyon lira ve 2026 yılının 9 ayında 948 milyon lira idari para cezası uygulamıştır. 2025 yılında 152 kişiye, 2026 yılı başından bu yana 174 kişiye suç duyurusunda bulunulmuştur. 2026 yılında yapılan suç duyurularının 96'sı fonlarla ilgili işlemler nedeniyledir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-2026da-yapilan-suc-duyurularinin-96si-fonlarla-ilgili-89142</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK açıklamasında, &quot;Kurulumuz, denetimleri neticesinde gerçek ve tüzel kişilere 2025 yılında toplam 2 milyar 741 milyon lira ve 2026 yılının 9 ayında 948 milyon lira idari para cezası uygulamıştır. 2025 yılında 152 kişiye, 2026 yılı başından bu yana 174 kişiye suç duyurusunda bulunulmuştur. 2026 yılında yapılan suç duyurularının 96&#039;sı fonlarla ilgili işlemler nedeniyledir.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gunes-ve-ruzgardan-toplam-elektrik-uretimi-99-milyar-kilovatsaate-yukseldi-89138</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 13:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneş ve rüzgardan toplam elektrik üretimi 9,9 milyar kilovatsaate yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının verilerine göre, ağustosta güneş kaynaklı elektrik üretimi 5,16 milyar kilovatsaat, rüzgar kaynaklı elektrik üretimi ise 4,74 milyar kilovatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Ağustosta güneşten elektrik üretiminin toplam üretim içindeki payı yüzde 14,1, rüzgarın payı ise 12,9 oldu. Böylece, güneş ve rüzgar kaynaklı toplam elektrik üretim değeri, ağustos ayında 9,9 milyar kilovatsaat ile tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı.</p>
<p>Ağustosta aylık üretim 36,71 milyar kilovatsaat olarak kayıtlara geçti. Aynı dönemde hidrolik, üretimde en büyük payı almayı sürdürdü.</p>
<p>Bu dönemde gerçekleştirilen elektrik üretiminin yüzde 24,7'sine denk gelen 9,08 milyar kilovatsaatlik kısmı hidrolik kaynaklardan elde edildi.</p>
<p>Aynı dönemde yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimi, yüzde 56,4’lük oranla 20,7 milyar kilovatsaat, yerli kaynaklı elektrik üretimi de yüzde 69,7’lik oranla 25,58 milyar kilovatsaat olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ağustosta bu yılın şu ana kadarki en yüksek günlük üretim değerine ulaşıldı. Günlük maksimum elektrik üretim değeri, 13 Ağustos'ta 1 milyon 241 bin 291 megavatsaate çıktı.</p>
<p>Elektrik üretim verilerinde 1 Ocak-31 Ağustos dönemi incelendiğinde, hidrolik kaynaklı elektrik üretimi 75,2 milyar kilovatsaat, rüzgar kaynaklı elektrik üretimi 30,4 milyar kilovatsaat, güneş kaynaklı elektrik üretimi 29,8 milyar kilovatsaat ile 2000'den beri benzer dönemdeki en yüksek üretim değerlerini oluşturdu.</p>
<p>Ayrıca, yerli kaynaklı elektrik üretimi yüzde 73,2'lik oran ve 181,8 milyar kilovatsaat üretim değeri, yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimi ise yüzde 60,3'lük oran ve 149,8 milyar kilovatsaat üretim değeri 2000'den beri benzer dönemlerde miktar ve oran bazında en yüksek değerler oldu.</p>
<p><strong>Bayraktar: 'Enerjide Tam Bağımsız Türkiye' hedefimize emin adımlarla ilerlemeyi sürdürüyoruz.</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, enerjide güçlü bir altyapının inşa edilmesinin amaçlandığını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yenilenebilir enerji altyapımıza yaptığımız uzun vadeli yatırımlar üretim rakamlarımıza rekorlarla yansımaya devam ediyor. Amacımız yalnızca bugünün enerji talebini karşılamak değil, sürdürülebilir, yenilikçi ve dışa bağımlılıktan tamamen arınmış güçlü bir altyapı inşa etmek. Güneş ve rüzgarda sahip olduğumuz bu yüksek potansiyeli en ileri teknolojilerle şebekemize entegre ederek 'Enerjide Tam Bağımsız Türkiye' hedefimize emin adımlarla ilerlemeyi sürdürüyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gunes-ve-ruzgardan-toplam-elektrik-uretimi-99-milyar-kilovatsaate-yukseldi-89138</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/2/1280x720/enerji-res-ges-gunes-1776923639.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, güneş ve rüzgar kaynaklı toplam elektrik üretiminde ağustosta 9,9 milyar kilovatsaat ile tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkıldığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/9-ayda-360-binden-fazla-firma-denetlendi-89137</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 13:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> 9 ayda 360 binden fazla firma denetlendi, 2,6 milyar lira ceza kesildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, yılın ocak-eylül dönemindeki piyasa denetim bilançosuyla ilgili bilgi verildi.</p>
<p>Yazılı açıklamay göre vatandaşların ekonomik refahını bozacak, iç piyasadaki istikrarlı seyri olumsuz etkileyecek, tüketicilerin arz ve talep dengesini olumsuz etkileyebilecek her türlü fiile karşı iç ticaret denetim birimleri tarafından gereken çalışmalar yapılıyor.</p>
<p>Bakanlık birimlerince yapılan denetimler sonucunda yılın 9 ayında 360 bin 578 firma ve yaklaşık 44 milyon 12 bin ürün denetlendi. Denetimlerde tespit edilen uygunsuzluklara 2,6 milyar lira idari para cezası uygulandı.</p>
<p>Buna göre, İç Ticaret Genel Müdürlüğü tarafından, otomotiv, stokçuluk, emlak, kuyum, fahiş fiyat, haksız ticari uygulamalar ve ödeme süreleri gibi alanlarda 59 bin 947 gerçek ve tüzel kişi denetlendi. Aykırı fiillerde bulunan 6 bin 72 gerçek ve tüzel kişiye 724,7 milyon lira idari para cezası verildi.</p>
<p>Genel Müdürlüğün denetimlerinde, fahiş fiyat nedeniyle 399,5 milyon lira, otomotiv sektörüne 145,1 milyon lira, emlak sektörüne 45,6 milyon lira, kuyum sektörüne de 13,7 milyon lira idari para cezası uygulandı.</p>
<p>Ticari elektronik ileti, çalışma saatleri ve lisanslı depolara ilişkin denetimlerde uygulanan idari para cezası miktarı da yaklaşık 115 milyon lira oldu.</p>
<p><strong>Tüketicinin korunması ve piyasa gözetimi denetimleri</strong></p>
<p>Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğünce de tüketicilerin günlük hayatta hemen hemen her gün taraf oldukları sözleşmeler, reklam ve haksız ticari uygulamalar ile ürün güvenliği alanlarında denetim yapıldı.</p>
<p>Bu kapsamda 9 ayda 40 bin 857 gerçek ve tüzel kişi denetlenerek, aykırı eylemlerde bulunan 1498 gerçek ve tüzel kişiye yaklaşık 984 milyon lira idari para cezası kesildi.</p>
<p>Ön ödemeli konut satışları, abonelik, mesafeli satış, taksitli satış, paket tur ve devre tatil gibi tüketicilerin taraf olduğu sözleşmelerdeki aykırılıklardan dolayı da 735,3 milyon lira ceza uygulandı.</p>
<p>Reklam ve haksız ticari uygulama denetimleri kapsamında 232,1 milyon lira, piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetleri kapsamında yapılan ürün güvenliği denetimlerinde aykırı bulunan fiillere de 16,7 milyon lira idari para cezası verildi.</p>
<p>Ticaret il müdürlükleri aracılığıyla da söz konusu dönemde 81 ilde 259 bin 774 firma denetlenirken, 52 bin 786'sına 917,6 milyon lira idari para cezası kesildi.</p>
<p><strong>Rekabet Kurumu çalışmaları</strong></p>
<p>Öte yandan, Rekabet Kurumu tarafından yapılan çalışmalar kapsamında geçen yıl 227 firmaya 13,2 milyar lira idari para cezası uygulanırken, bu yılın 9 ayında da iş gücü piyasaları, bilişim teknolojileri ve platform hizmetleri, otomotiv sektörü ve gıda endüstrisi alanlarında faaliyet gösteren 255 firmaya 20,5 milyar lira idari para cezası verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/9-ayda-360-binden-fazla-firma-denetlendi-89137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/market-denetim-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, 9 ayda 360 binin üzerinde firma ve 44 milyon ürünün denetlendiğini, denetimlerde 2,6 milyar lira idari para cezası uygulandığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/almanyaya-731-milyon-dolarlik-findik-ihrac-edildi-89141</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 13:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Almanya&#039;ya 731 milyon dolarlık fındık ihraç edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinden aldığı bilgiye göre, Türkiye'den 1 Eylül 2025-31 Ağustos 2026 ihracat sezonunda 120 ülke ve serbest bölgeye dış satım yapıldı.</p>
<p>Türkiye, bu dönemde 197 bin 85 ton iç fındık ihracatından 2 milyar 509 milyon 526 bin 39 dolar kazanç sağladı.</p>
<p>En fazla ürün satılan ilk üç ülke Almanya, İtalya ve Fransa oldu.</p>
<p>Almanya'ya gönderilen 56 bin 335 ton fındık karşılığında 730 milyon 955 bin 988 dolar gelir elde edildi.</p>
<p>İtalya'ya 395 milyon 264 bin 674 dolar karşılığı 31 bin 201 ton ve Fransa'ya 147 milyon 324 bin 404 dolar karşılığı 10 bin 500 ton ürün gönderildi.</p>
<p>Türkiye'den söz konusu dönemde en az fındık ihracatı ise 5'er kilogramla Şili ve Gambiya'ya yapıldı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/almanyaya-731-milyon-dolarlik-findik-ihrac-edildi-89141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2025-2026 ihracat sezonunda Almanya&#039;ya 731 milyon dolarlık 56 bin 335 ton fındık ihraç edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/gto-cayirovaya-e-sinav-merkezi-kazandird-89131</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO&#039;dan Çayırova’ya E-Sınav Merkezi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Ticaret Odasının (GTO) bölgenin eğitim altyapısına yönelik çalışmalarına Çayırova’da yaptığı E-Sınav Merkezi ile devam ettiği bildirildi. Elektronik ortamda gerçekleştirilen sınavlara ev sahipliği yapacak merkezin, GTO üyeleri ve vatandaşların sınav süreçlerine daha kolay ve yakın bir noktadan erişmesini sağlayacağı belirtildi.</p>
<p>Merkezin hizmete girmesiyle birlikte sınavlara katılacak adayların uzak merkezlere gitme ihtiyacı azalırken, ulaşım için harcanan zaman ve maliyetin de düşürülmesi amaçlanıyor. Çayırova ve çevre ilçelerde yaşayan vatandaşlara daha erişilebilir bir sınav imkânı sunacak merkezin, bölgenin sınav altyapısının güçlenmesine katkı sağlayacağı ifade edildi.</p>
<p>GTO Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, E-Sınav Merkezi’nin özellikle Çayırova ve çevre ilçelerde yaşayan vatandaşlar açısından önemli bir kolaylık sağlayacağını belirterek, “Üyelerimizin ve vatandaşlarımızın sınavlara daha kolay ulaşabilmesi için böyle bir merkezin bölgemizde hizmet vermesini önemsiyoruz. Adayların sınav için uzak merkezlere gitmek zorunda kalmaması, hem zaman hem de ulaşım maliyetleri açısından önemli bir avantaj sağlayacak. GTO olarak yalnızca üyelerimizin ihtiyaçlarına yönelik değil, bölgemizin ortak ihtiyaçlarına cevap verecek çalışmalar gerçekleştirmeye ve Gebze bölgesinin gelişimine katkı sunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/gto-cayirovaya-e-sinav-merkezi-kazandird-89131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/1/1280x720/gto-cayirovaya-e-sinav-merkezi-kazandirdi-1791291083.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çayırova’da hizmete girecek olan E-Sınav Merkezi hakkında açıklama yapan Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş,  &quot;Üyelerimizin ve vatandaşlarımızın sınavlara daha kolay ulaşabilmesi için böyle bir merkezin bölgemizde hizmet vermesini önemsiyoruz. Adayların sınav için uzak merkezlere gitmek zorunda kalmaması, hem zaman hem de ulaşım maliyetleri açısından önemli bir avantaj sağlayacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/igsas-yilda-1-milyon-metrekup-su-tasarrufu-saglayacak-tesisi-devreye-alacak-89146</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İGSAŞ, &#039;Deniz Suyundan Saf Su Üretim Projesi&#039;ni hayata geçirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Yıldızlar Yatırım Holding bünyesinde faaliyet gösteren İstanbul Gübre Sanayi AŞ'nin (İGSAŞ), üretim faaliyetlerini sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarla güçlendirdiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Türkiye’nin gübre ihtiyacının yüzde 20’sini tek başına karşılayan şirket, suyun verimli kullanımı ve geri kazanımı için hayata geçirdiği projelerle doğal kaynak tüketimini ve atık su miktarını azaltmayı hedefliyor. İGSAŞ, Kütahya ve Antalya tesislerinde devreye aldığı su geri kazanım projelerine Kocaeli’de başlatılan deniz suyu arıtma yatırımını da ekledi.</p>
<p>Su yönetimine yönelik çalışmalarını üretim tesislerinin geneline taşıyan İGSAŞ'ın, bu alandaki uygulamalarını Mavi Seviye Su Verimliliği Belgesi ile de ortaya koyduğu vurgulandı. İklim krizi ve artan su baskısına karşı su kaynaklarının korunması ve verimli yönetilmesi amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı öncülüğünde yürütülen çalışmalar kapsamında verilen belgeye, İGSAŞ’ın Kocaeli, Kütahya, Antalya, Samsun ve Hatay’daki beş üretim tesisi sahip bulunuyor.</p>
<p>Kuraklık dönemlerinde Kocaeli ve çevresinin önemli tatlı su kaynaklarından Sapanca Gölü’nde su seviyelerinin kritik seviyelere gerilemesinin şirketi alternatif su kaynaklarına yönelttiği berlitilen açıklamada, bu kapsamda, üretimde ihtiyaç duyulan suyun denizden karşılanmasına yönelik Deniz Suyundan Saf Su Üretim (RO) Projesi’nin hayata geçirildiği ifade edildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/10/06/whatsapp-image-2026-10-06-at-17-hom1.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“Tesisimiz yıllık 2 milyon metreküp teknik kapasiteye sahip olacak”</h2>
<p>2026 yılının başında yapılan ölçümlerde Sapanca Gölü’ndeki su seviyesinin yaklaşık 28,5-28,9 metre aralığında kaldığını belirten İGSAŞ Genel Müdürü İlkay Ünal, “Sapanca Gölü’ndeki su seviyelerinin kritik seviyelere gerilemesi, sanayide alternatif kaynak arayışının ne kadar acil olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu kapsamda hayata geçirdiğimiz Deniz Suyundan Saf Su Üretim (RO) Projesi ile deniz suyunu ileri arıtma sistemleri ve ters ozmoz (ReverseOsmosis) teknolojisi kullanarak sanayide kullanılabilir kalitede saf suya dönüştüreceğiz. Günlük 5 bin 400 metreküp, yıllık yaklaşık 2 milyon metreküp teknik kapasiteye sahip olacak tesisimizi 2027 yılının ilk çeyreğinde tam kapasiteyle devreye almayı planlıyoruz” dedi.</p>
<h2>“Aylık 83 bin metreküp tatlı su kullanımını azaltacağız”</h2>
<p>Tesisin devreye alınmasıyla birlikte İGSAŞ’ın yıllık yaklaşık 1 milyon metreküplük su tüketiminin büyük bölümünün deniz suyundan karşılanacağını söyleyen Ünal, “Tesisimiz faaliyete geçtiğinde günlük yaklaşık 2 bin 700, aylık yaklaşık 83 bin metreküp tatlı su kullanımını azaltacağız. Yıllık yaklaşık 1 milyon metreküplük su tasarrufuna karşılık gelen bu miktar, dört kişilik yaklaşık 13 bin hanenin bir yıllık su tüketimine eşdeğer. Projemizde çevresel etkileri de gözetiyoruz. Saf su üretimi için denizden ilave su çekmeyecek, ihtiyacımız olan suyu mevcut soğutma suyu sisteminin geri dönüş hattından sağlayacağız. Böylece deniz ekosistemi üzerindeki olası etkileri de minimumda tutmayı hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Suyun verimli kullanımını çevresel bir sorumluluğun ötesinde sürdürülebilir üretimin stratejik unsurlarından biri olarak gördüklerini ifade eden Ünal, “Su, yaşamın devamlılığı ve iklim dengesi açısından en kritik kaynaklardan biri. Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) verilerine göre Türkiye, su stresi sıralamasında 39. sırada yer alıyor ve su stresi skoru 3,39 seviyesinde bulunuyor. Bu tablo, sanayide suyun geri kazanımına yönelik yatırımların önemini açıkça ortaya koyuyor. Biz de hayata geçirdiğimiz projelerle suyun taşıdığı değeri üretim süreçlerimizin merkezine alıyoruz. Önümüzdeki dönemde de kaynakların verimli kullanımını esas alan, atık oluşumunu en aza indiren ve geri kazanıma odaklanan projeleri hayata geçirmeye kararlılıkla devam edeceğiz” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/igsas-yilda-1-milyon-metrekup-su-tasarrufu-saglayacak-tesisi-devreye-alacak-89146</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/6/1280x720/igsas-yilda-1-milyon-metrekup-su-tasarrufu-saglayacak-1791299253.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İGSAŞ, Sapanca Gölü üzerindeki su baskısını azaltmak amacıyla Deniz Suyundan Saf Su Üretim Projesi’ni hayata geçirdi. Genel Müdür İlkay Ünal, &quot;Deniz Suyundan Saf Su Üretim Projesi ile deniz suyunu ileri arıtma sistemleri ve ters ozmoz teknolojisi kullanarak sanayide kullanılabilir kalitede saf suya dönüştüreceğiz. Günlük 5 bin 400 metreküp, yıllık yaklaşık 2 milyon metreküp teknik kapasiteye sahip olacak tesisimizi 2027 yılının ilk çeyreğinde tam kapasiteyle devreye almayı planlıyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-89144</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknofest &#039;İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması’nda ödüller sahiplerini buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST Güneydoğu’nun ödül töreni, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın katılımıyla Şanlıurfa GAP Havalimanı’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>Birincilik elde eden takımlar ödüllerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar’dan alırken, ikincilik ve üçüncülük elde eden takımların ödüllerini Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün birlikte takdim etti.</p>
<p><strong>Astronomi ve uzay teknolojileri</strong></p>
<p>Balıkesir Edremit Remzi Molvalıoğlu Ortaokulu öğrencilerinden oluşan NEBULA BİLSEM takımı üyeleri Duru Yavaşoğlu, Ahmet Emir Sarı, Uygar Erbudak, Yağmur Kurt, Tarık Asalıoğlu ve Nil Deniz Gür’ün, Ahmet Alkaya danışmanlığında geliştirdiği proje, “Astronomi ve Uzay Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Birincilik” ödülüne layık görüldü. Özel Bahçeşehir Vizyon Ortaokulu öğrencisi ve Spektra-Muhafız takımı üyesi Derin Karadaş’ın, Burak Güneş danışmanlığında geliştirdiği proje, “Astronomi ve Uzay Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi İkincilik” ödülüne değer görüldü. ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Ortaokulu öğrencilerinden oluşan Cartesian takımı üyeleri Çınar Kağan Cinbiş, Kerem Sungun, Albeg Tan Öğün, Kaya Kolukısa ve Arda Savaş’ın, Sezer Çetintaş danışmanlığında geliştirdiği proje, “Astronomi ve Uzay Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Üçüncülük” derecesi elde etti. ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Ortaokulu öğrencilerinden oluşan ODTÜLÜ TEKNO ÇEKİRGELER takımı üyeleri Arda Güven, Ela Yalçın ve Elif Avtepe’nin, Zeynep Dilhan Aydoğan danışmanlığında geliştirdiği proje, “Astronomi ve Uzay Teknolojileri” kategorisinde “En İyi Sunum” ödülünün sahibi oldu. Gökkuşağı Ortaokulu öğrencisi ve Tekno Bilim takımı üyesi Muhammed Said Sezikli’nin geliştirdiği proje, “Astronomi ve Uzay Teknolojileri” kategorisinde “En İyi Sunum” ödülüne layık görüldü.</p>
<p><strong>Doğa bilimleri ve çevresel farkındalık</strong></p>
<p>Siverek Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan Kodboy takımı üyeleri Mustafa Emir Çakırkalın, Muhammed Kemal Çakırkalın, Zerya Günçiçeği ve Suden Döndü’nün, Barış Mustafa Özsüllü danışmanlığında geliştirdiği proje, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Birincilik” ödülüne layık görüldü. Samiye Teymur Emine Ulusoy Ortaokulu öğrencilerinden oluşan Diriliş Cinderesi takımı üyeleri Hiranur Kaya, Yağmur Kara, Kasım Arabelhalil ve Ecrin Leyla Akcan’ın, Ömer Güneş danışmanlığında geliştirdiği proje, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi İkincilik” ödülüne değer görüldü. Mardin Artuklu’dan NouS takımı üyeleri Musa Mirza Demir, Eymen Mirza Nas, Asmin Asya Demir ve Eylül Çete’nin, Abdurrahman Abay danışmanlığında geliştirdiği proje, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Üçüncülük” ödülüne layık görüldü. Şanlıurfa’dan Karbon Avcıları takımı üyeleri Taha Yasin Altun, Abdullah Tuna Yaşar, Mehmet Eski, Feyza İncik ve Servan Aksoy’un, Binnur Yılmazyıldırım danışmanlığında geliştirdiği proje, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık” kategorisinde “En İyi Sunum” ödülünün sahibi oldu. Şanlıurfa BİLSEM öğrencilerinden oluşan takım üyeleri Fatma Zehra Öztürk, Melahat Sena Sabuncu, Muaz Ali Dalkürek ve Sarya Polat’ın, Özcan Kolyiğit danışmanlığında geliştirdikleri proje, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık” kategorisinde “Toplumsal Fayda” ödülüne değer görüldü.</p>
<p><strong>Eğitim teknolojileri</strong></p>
<p>Adana’dan Duman Çıktı takımı üyeleri Ozan Öztep, Uğur Necmettin Aslan, Mehmet Arda Küçük, Süleyman Enes Doğan ve Onur Malcı’nın, Zehra Betül Bute danışmanlığında geliştirdiği proje, “Eğitim Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Birincilik” ödülüne layık görüldü. Siverek Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan Kodboy takımı üyeleri Mustafa Emir Çakırkalın, Muhammed Kemal Çakırkalın, Zerya Günçiçeği ve Suden Döndü’nün, Barış Mustafa Özsüllü danışmanlığında geliştirdiği proje, “Eğitim Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi İkincilik” ödülünün sahibi oldu. Mehmet Necati Akel Yatılı Bölge Ortaokulu öğrencilerinden oluşan Kuzey Işıkları takımı üyeleri Elif Çelik, Ramazan Yiğit Atalay, Ceylin Naz Kul, Kezban Zümra Özdemir ve İdris Kağan Abacı’nın, İsmail Abacı danışmanlığında geliştirdiği proje, “Eğitim Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Üçüncülük” ödülüne değer görüldü. İstanbul’dan Seagulls of Codes takımı üyeleri Fatih Göcen, Arhan Berge, Atlas Kırcı, Ümit Eymen Ozan, Miran Günel ve Belinay Kütükoğlu’nun, Samet Değirmenci danışmanlığında geliştirdiği proje, “Eğitim Teknolojileri” kategorisinde “En İyi Sunum” ödülüne layık görüldü. Yeşilköy 19 Aralık Ortaokulu öğrencileri Ranel Meyra Karaalioğlu ve Zeynep Ergin’in, Emine Şarlı Çaparuşağı danışmanlığında geliştirdiği proje, “Eğitim Teknolojileri” kategorisinde “Toplumsal Fayda” ödülünün sahibi oldu.</p>
<p><strong>Sağlık ve iyi yaşam teknolojileri</strong></p>
<p>Çorum Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan LONGA TEAM takımı üyeleri Ahmet Said Satıcı, Eymen Şimşek, Orhan Efe Longa ve Ömer Kaan Fidan’ın, Mehmet Fidan danışmanlığında geliştirdiği proje, “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Birincilik” ödülüne layık görüldü. Bayburt Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan 2-H2O TİMLERİ takımı üyeleri Azra Beren Araz, Nilay Narin, Ömer Said Keskinoğlu, Mehmet Teyfik Araz, Hayrunnisa Eren, Kadir Mert Akkoyun ve Irmak Buğlem Erkeç’in, Zöhre Araz danışmanlığında geliştirdiği proje, “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi İkincilik” ödülüne değer görüldü. Samsun Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan Engelsiz Takım üyeleri Poyraz Onat Coşgun ve Pars Onan Coşgun’un, İrfan Gümüş danışmanlığında geliştirdiği proje, “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Üçüncülük” ödülünün sahibi oldu. İbn-i Sina Ortaokulu öğrencisi ve Engelsiz Bağ takımı üyesi Zehra Tut’un, Meltem Küçükarslan danışmanlığında geliştirdiği proje, “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” kategorisinde “Toplumsal Fayda” ödülüne layık görüldü. Yüreğir Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan Yüreğir BİLSEM-TULPAR takımı üyeleri Helen Akdoğan, Defne Sena Aladağ ve Çağan Can’ın, Dr. Ahmet Turan Aladağ danışmanlığında geliştirdiği proje, “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” kategorisinde “En İyi Sunum” ödülüne değer görüldü.</p>
<p><strong>Sanko, Türkiye’nin milli teknoloji hamlesine katkı sunuyor</strong></p>
<p>SANKO Holding’in yürütücülüğünde düzenlenen İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması – Ortaokul Seviyesi kapsamında; “Astronomi ve Uzay Teknolojileri”, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık”, “Eğitim Teknolojileri” ile “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” olmak üzere dört alt kategoride toplam 189 bin 701 başvuru gerçekleştirilirken, 101 takım ise finalde yarışma hakkı elde etti. İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması ile öğrencilerin yaratıcı ve yenilikçi fikirler geliştirmeleri, bu fikirleri teknolojiyle buluşturarak insanlık yararına çözümlere dönüştürmeleri hedefleniyor.</p>
<p>SANKO Holding'in, toplumun tamamında teknoloji ve bilim konusunda farkındalık oluşturmayı, Türkiye’nin bilim ve mühendislik alanlarında yetişmiş insan kaynağını artırmayı hedefleyen TEKNOFEST’in bu yıl yedinci kez ana paydaşları arasında yer alarak Türkiye’nin Milli Teknoloji Hamlesi yolculuğunda geleceğin teknolojilerini üretecek gençleri desteklemeyi sürdürdüğü belirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-89144</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/4/1280x720/teknofest-insanlik-yararina-teknolojiler-yarismasinda-oduller-sahiplerini-buldu-1791298239.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEKNOFEST’in ana paydaşlarından SANKO Holding’in yürütücülüğünü üstlendiği “İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması”nın Ortaokul Seviyesi’nde dereceye giren takımlar ödüllendirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
