<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-pmi-mayista-498e-yukseldi-80189</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO PMI mayısta 49,8’e yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) anketinin mayıs ayı sonuçları açıklandı.</p>
<p>Eşik değer olan 50’nin üzerinde ölçülen tüm rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, nisanda 45,7 olan manşet PMI, mayısta 49,8’e yükselerek 50 eşik değerine önemli ölçüde yaklaştı.</p>
<p>Mart 2024’ten bu yana en yüksek düzeyinde gerçekleşen endeks, faaliyet koşullarındaki bozulmanın belirgin şekilde yavaşladığı yönünde sinyal verdi.</p>
<p>Mayıs ayı verileri, imalat sanayisi üretiminin yeniden artışa geçtiğini gösterdi. Böylece nisanda gözlenen sert yavaşlamanın ardından belirgin bir toparlanma kaydedildi. Anket katılımcıları, özellikle uluslararası pazarlardaki talep koşullarında iyileşme belirtilerine dikkati çekti.</p>
<p>Yeni ihracat siparişleri, 20 aylık yavaşlama döneminin ardından mayısta büyüme kaydetti. Toplam yeni siparişler ise ihracattaki toparlanmanın olumlu etkilerine rağmen hafif düştü. Yeni siparişlerde yavaşlama bildiren anket katılımcıları, bu durumu belirsizlik, fiyat artışları ve Orta Doğu’daki savaş ile ilişkilendirdi. İstihdam da azalmaya devam etti ancak düşüş, 2026’nın başından bu yana en düşük oranda gerçekleşti.</p>
<p><strong>Satın alma faaliyetleri iki yılı aşkın sürenin ardından ilk kez arttı</strong></p>
<p>Bazı firmaların Orta Doğu’daki savaştan kaynaklanan fiyat artışlarına ve tedarik zinciri aksamalarına karşı emniyet stoku oluşturma çabaları, satın alma faaliyetlerinin iki yıldan uzun bir sürenin ardından ilk kez artmasını sağladı. Öte yandan, girdi stoklarındaki azalma nisana göre belirgin şekilde hız kesmekle birlikte devam etti.</p>
<p>Girdi maliyetleri keskin bir şekilde yükselmeyi sürdürdü. Anket katılımcıları bu durumun büyük ölçüde Orta Doğu’daki savaştan kaynaklandığını bildirirken özellikle akaryakıt, petrol, metal ve taşımacılık fiyatlarındaki artışa dikkati çekti. Bununla birlikte, girdi maliyetleri enflasyonu hafif gerileme kaydetti. Benzer bir eğilim nihai ürün fiyatları için de söz konusu oldu. Savaş aynı zamanda mayısta teslimat sürelerindeki uzamanın sürmesine ve tedarikçi performansının üst üste 7’nci ayda bozulmasına yol açtı.</p>
<p><strong>Üretim giyim ve deri ürünlerinde arttı, tekstilde yavaşladı</strong></p>
<p>İSO Türkiye Sektörel PMI mayıs ayı raporu, ikinci çeyreğin ortası itibarıyla imalat sektörünün büyük bölümünde zorlu faaliyet koşullarının sürdüğüne işaret etti.</p>
<p>Üretim ve yeni siparişleri artan sektörler sınırlı sayıda kalırken enflasyonist baskılar yüksek seyrini korudu. Tedarikçilerin teslimat süreleri hemen hemen tüm sektörlerde arttı. Giyim ve deri ürünleri, nisanda olduğu gibi mayısta da üretim artışı kaydeden tek sektör oldu. Söz konusu artış, bir önceki aya göre hafif ivme kazandı.</p>
<p>Üretimde en belirgin yavaşlama ise tekstil ürünlerinde gerçekleşti. Mayısta giyim ve deri ürünleri sektörünün yeni siparişleri de üst üste ikinci kez arttı. Gıda ürünlerinde de yeni siparişler toparlandı. Üretimde olduğu gibi, yeni siparişlerde de en keskin yavaşlama tekstil sektöründe gözlendi. Uluslararası talep zayıf seyrini sürdürürken yeni ihracat siparişleri yalnızca kimyasal, plastik ve kauçuk ile giyim ve deri ürünlerinde arttı.</p>
<p>Kimyasal, plastik ve kauçuk sektörü ihracatta gösterdiği iyileşmeye rağmen güçlü enflasyonist baskılarla karşılaşmaya devam etti.</p>
<p>Girdi maliyetleri enflasyonu 4 yılı aşkın sürenin en yüksek düzeyinde gerçekleşirken satış fiyatlarında da belirgin artış gözlendi. Sektörde hem girdi hem de satış fiyatları, anket kapsamında izlenen 10 kategori arasındaki en hızlı yükselişi kaydetti.</p>
<p>Mayısta girdi maliyetlerinde en düşük oranlı artışlar gıda ürünleri ile giyim ve deri ürünlerinde gerçekleşti. Nihai ürün fiyatlarında en ılımlı artışın ölçüldüğü sektörler ise tekstil ürünleri ile kara ve deniz taşıtları oldu.</p>
<p>Tedarik zinciri aksamaları mayısta da raporun öne çıkan gelişmeleri arasında yer aldı. Makine ve metal ürünleri dışında tüm sektörlerde teslimat süreleri arttı. En belirgin gecikmeler kimyasal, plastik ve kauçuk sektöründe kaydedildi. Bu sektörün tedarikçi performansındaki bozulma Şubat 2024’ten bu yana en yüksek düzeyde gerçekleşti.</p>
<p>Mayıs ayı verileri, firmaların stok biriktirme çabasında olduğuna ilişkin bazı sinyaller verdi. Giyim ve deri ürünlerinde satın alma faaliyetleri artış kaydederken geri kalan 9 sektörün 6’sında satın alma hacmindeki daralma hız kesti. Bununla birlikte, girdi stoklarında artış yalnızca giyim ve deri ürünleri sektöründe gözlendi.</p>
<p><strong>“Mayısta Türk imalat sektörünün daha olumlu bir görünüm sergiledi”</strong></p>
<p>Endeks hakkında değerlendirmelerde bulunan S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, mayısta Türk imalat sektörünün daha olumlu bir görünüm sergilediğini belirterek, ihracatın yeniden büyümeye geçmesinin üretimde ılımlı bir artışı beraberinde getirdiğini bildirdi.</p>
<p>Bu sayede satın alma faaliyetlerinin de arttığını kaydeden Harker, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>“Bu artışın bir bölümü, Orta Doğu’daki savaşın yol açtığı aksamalara karşı emniyet stoku oluşturma çabasından kaynaklandı. Dolayısıyla, girdi maliyetlerinde süregelen keskin yükselişler ve tedarik zincirlerindeki gecikmeler dikkate alındığında mayısta gözlenen genişlemenin kalıcı olup olmayacağı belirsizliğini koruyor. İhracatın ardından toplam yeni siparişlerin de büyüme bölgesine geçip geçmeyeceği, önümüzdeki ayların seyrinde belirleyici olacak.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-pmi-mayista-498e-yukseldi-80189</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nisan ayında 45,7 olan İSO Türkiye İmalat PMI, mayısta 49,8’e yükseldi. İhracatın yeniden büyümeye geçmesinin üretimde ılımlı bir artışı beraberinde getirdiğini, bu sayede satın alma faaliyetlerinin de arttığını belirten S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, &quot;Bu artışın bir bölümü, Orta Doğu’daki savaşın yol açtığı aksamalara karşı emniyet stoku oluşturma çabasından kaynaklandı. Dolayısıyla, girdi maliyetlerinde süregelen keskin yükselişler ve tedarik zincirlerindeki gecikmeler dikkate alındığında mayısta gözlenen genişlemenin kalıcı olup olmayacağı belirsizliğini koruyor.&quot; değerlendirmesini yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomi-ilk-ceyrekte-yuzde-25-buyudu-80188</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi ilk çeyrekte yüzde 2,5 büyüdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026 yılının Ocak-Mart dönemine ait Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, GSYH 2026 yılı birinci çeyrek ilk tahmini, zincirlenmiş hacim endeksi olarak geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,5 arttı. Böylece Türkiye ekonomisi art arda 23 çeyrektir büyüdü.</p>
<p>Üretim yöntemine göre cari fiyatlarla GSYH tahmini, yılın birinci çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 35,7 artarak 16 trilyon 999 milyar 977 milyon lira oldu. GSYH'nin birinci çeyrek değeri cari fiyatlarla ABD doları bazında 389 milyar 598 milyon olarak gerçekleşti.</p>
<p>GSYH'yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde, yılın birinci çeyreğinde geçen yıla göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak bilgi ve iletişim faaliyetleri toplam katma değeri yüzde 9,5, diğer hizmet faaliyetleri yüzde 5,2, tarım sektörü yüzde 4,6, ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 3,7, finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 3,5, inşaat sektörü yüzde 3,2, gayrimenkul faaliyetleri yüzde 3, ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonlar yüzde 2, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri yüzde 1,9 ve kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 1,8 arttı. Sanayi sektörü ise yüzde 0,8 azaldı.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin 2021'den bu yana büyüme hızı, yıllar ve çeyrekler itibarıyla şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yıllar</td>
<td>1. Çeyrek</td>
<td>2. Çeyrek</td>
<td>3. Çeyrek</td>
<td>4. Çeyrek</td>
<td>Yıllık</td>
</tr>
<tr>
<td>2021</td>
<td>8</td>
<td>22,4</td>
<td>8,2</td>
<td>10,4</td>
<td>11,8</td>
</tr>
<tr>
<td>2022</td>
<td>7,8</td>
<td>7,6</td>
<td>4,1</td>
<td>3,1</td>
<td>5,4</td>
</tr>
<tr>
<td>2023</td>
<td>4</td>
<td>4,6</td>
<td>6,5</td>
<td>4,9</td>
<td>5,0</td>
</tr>
<tr>
<td>2024</td>
<td>5,3</td>
<td>2,3</td>
<td>2,8</td>
<td>3,2</td>
<td>3,3</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>2,5</td>
<td>4,7</td>
<td>3,8</td>
<td>3,4</td>
<td>3,6</td>
</tr>
<tr>
<td>2026</td>
<td>2,5</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,1 yükseldi. Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, ilk çeyrekte geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,6 artış gösterdi.</p>
<p>Yerleşik hane halklarının tüketim harcamaları, yılın birinci çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 4,8 yükseldi. Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 2,1, gayrisafi sabit sermaye oluşumu da yüzde 3 artış kaydetti.</p>
<p>Mal ve hizmet ihracatı, yılın birinci çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 12,7, mal ve hizmet ithalatı ise yüzde 2 azaldı.</p>
<p>İş gücü ödemeleri, söz konusu dönemde yüzde 35,9, net işletme artığı/karma gelir yüzde 34,4 artış gösterdi.</p>
<p>İş gücü ödemelerinin cari fiyatlarla gayrisafi katma değer içerisindeki payı, geçen yılın birinci çeyreğinde yüzde 42,7 iken bu oran bu yılın aynı döneminde değişim göstermedi. Net işletme artığı/karma gelirin payı da yüzde 36,3 iken ilk çeyrekte yüzde 35,8 olarak belirlendi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomi-ilk-ceyrekte-yuzde-25-buyudu-80188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/bayrak-turkiye-ekonomi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ilk çeyrek verilerine göre ekonomi yüzde 2,5 büyüme kaydetti. Son veriler ekonominin büyüme performansını 23 çeyrektir sürdürdüğünü gösteriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/utib-baskani-ipeker-tekstil-bitmez-dogru-politikalarla-daha-da-guclenir-80179</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> UTİB Başkanı İpeker: Tekstil bitmez; doğru politikalarla daha da güçlenir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB) Başkanı İhsan İpeker, Ekonomi Gazetesi Bursa Bölge Temsilcisi Ömer Faruk Çiftçi ile bir araya gelerek tekstil sektörünün geleceğini ve önümüzdeki dönemde birlik olarak yapmayı planladıkları çalışmaları değerlendirdi. UTİB Başkanı İhsan İpeker, Avrupa'daki ekonomik yavaşlama, maliyet baskıları ve kur-enflasyon dengesizliğinin tekstil sektörünü zorlamaya devam ettiğini söyledi. Buna rağmen Türkiye'nin üretim kültürü, girişimcilik refleksi ve hızlı adaptasyon yeteneği sayesinde kriz sonrası dönemde önemli fırsatlar yakalayabileceğini belirten İpeker, sektörün tekstilden vazgeçmek yerine dönüşüme odaklanması gerektiğini ifade etti. Türkiye'nin küresel tekstil tedarik zincirinde halen altıncı sırada bulunduğunu hatırlatan İpeker, "Çin açık ara önde olabilir ancak ardından ABD, İtalya ve Almanya gibi gelişmiş ekonomiler geliyor. Bu ülkeler tekstilden vazgeçmiyor. Türkiye'nin de tekstili bırakması değil, katma değerli üretime yönelerek dönüşmesi gerekiyor" dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d344131f38-1780298817.JPG" alt="" width="716" height="477" /></p>
<h2><strong>“Rakibimiz ucuz ülkeler değil”</strong></h2>
<p>Tekstil sektöründe rekabet anlayışının yeniden tanımlanması gerektiğini vurgulayan İpeker, Türkiye'nin düşük maliyetli ülkelerle değil, yüksek katma değer üreten ülkelerle aynı ligde yer alması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin genel ihracatında kilogram başına değerin yaklaşık 1,59 dolar seviyesinde olduğunu belirten İpeker, tekstil sektöründe bu rakamın 3,75 dolara yükseldiğini, UTİB üyelerinde ise kilogram başına ihracat değerinin 9,76 dolara ulaştığını açıkladı. Bu performansın yalnızca fiyat artışlarından kaynaklanmadığını ifade eden İpeker, “Üretim hacimlerimizi büyük ölçüde korurken ihracat değerimizi artırabildik. Bu da Bursa tekstilinin katma değerli üretime yöneldiğini gösteriyor. Bizim rakibimiz artık ucuz iş gücüne sahip ülkeler değil, İtalya gibi tasarım ve markalaşma gücü yüksek ülkeler olmalı” diye konuştu. Japon tekstil sektörünün büyüme modeline de dikkat çeken İpeker, sürdürülebilirliğin yolunun kapasiteyi sürekli artırmaktan değil, ürün başına yaratılan değeri yükseltmekten geçtiğini kaydetti.</p>
<h2><strong>“Avrupa'da iştah zayıf”</strong></h2>
<p>Sektörde yaşanan daralmanın yalnızca Türkiye'ye özgü olmadığını belirten İhsan İpeker, Avrupa pazarında tüketim eğilimlerinin önemli ölçüde değiştiğini söyledi. Pandemi sonrasında yükselen enflasyon, enerji maliyetleri ve yaşam giderlerinin tüketicileri daha temkinli harcamaya yönelttiğini ifade eden İpeker, “Özellikle giyim ve ev tekstili harcamalarında ciddi bir yavaşlama var. Avrupa tüketicisi artık aynı ürünü daha uzun süre kullanıyor. Bu nedenle tekstile yönelik talep eski seviyelerinde değil” dedi. Toparlanmanın zaman alacağını belirten İpeker, mevcut beklentilerin sektörün 2026 yılının son çeyreğinden itibaren daha dengeli bir yapıya kavuşabileceğine işaret ettiğini söyledi.</p>
<h2><strong>“Konfeksiyon korunmazsa zincir kırılır”</strong></h2>
<p>Tekstil ve konfeksiyon sektörlerinde son dönemde yaklaşık 400 bin kişilik istihdam kaybı yaşandığını belirten İpeker, birçok işletmede kapasite kullanım oranlarının gerilediğini ifade etti. Türkiye'nin en büyük avantajının ham maddeden nihai ürüne kadar uzanan entegre üretim yapısı olduğunu vurgulayan İpeker, konfeksiyon sektörünün bu zincirin en kritik halkası olduğuna dikkat çekti. İpeker, “Sadece kumaş üretmek yeterli değil. Yakın tedarikçi olmanın temel şartı, bitmiş ürünü hızlı şekilde mağazaya ulaştırabilmek. Konfeksiyon tarafında yaşanacak güç kaybı, Türkiye'nin yakın tedarik avantajını da zayıflatır” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2><strong>İhracatın yarısından fazlası 29 firmadan</strong></h2>
<p>UTİB verilerine göre 2025 yılında birlik üyesi 1.415 firma toplam 1,22 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. İhracatın firma ölçeklerine göre dağılımına ilişkin bilgi veren İpeker, 10 milyon doların üzerinde ihracat yapan 29 firmanın toplam ihracatın yüzde 51,04'ünü gerçekleştirdiğini söyledi. 1 ila 10 milyon dolar arasında ihracat yapan 142 firmanın toplam ihracatın yaklaşık yüzde 36'sını oluşturduğunu belirten İpeker, ihracatçıların yaklaşık yüzde 80'ini oluşturan küçük ölçekli firmaların ise toplam ihracattan yüzde 13 seviyesinde pay aldığını kaydetti. Bu verilerin Bursa tekstil sektörünün güçlü konumunu koruduğunu gösterdiğini belirten İpeker, büyük firmaların rekabet gücüyle ihracatı sürüklediğini, ancak küçük ve orta ölçekli işletmelerin de önemli bir büyüme potansiyeli taşıdığını vurguladı.</p>
<h2><strong>Büyük ihracatçılar küçüklere mentörlük yapacak</strong></h2>
<p>UTİB'in yaklaşık 4 bin üyeye sahip olduğunu, bunların 1.415'inin aktif ihracatçı konumunda bulunduğunu belirten İpeker, birlik bünyesinde 100 bin doların altında ihracat yapan 873 firmanın yer aldığını söyledi. Bu firmaların önemli bir potansiyel barındırdığını ifade eden İpeker, “Asıl görevimiz bu firmaların önünü açmak. İçimizde büyük bir cevher var. Katma değerli üretim, yeni pazarlara erişim ve ihracatın çeşitlendirilmesi konusunda KOBİ'leri desteklememiz gerekiyor” dedi. Yeni dönemde mentörlük ve kümelenme modeli üzerinde çalıştıklarını açıklayan İpeker, büyük ölçekli ihracatçı firmaların küçük işletmelere rehberlik edeceği bir yapı kurmayı hedeflediklerini belirtti. Teknik tekstilin de sektörün geleceğinde önemli rol oynayacağını vurgulayan İpeker, UTİB bünyesinde teknik tekstil ihracatı yapan 359 firmanın bulunduğunu, bu alanın uzun vadeli yatırımlarla daha da büyütülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/utib-baskani-ipeker-tekstil-bitmez-dogru-politikalarla-daha-da-guclenir-80179</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/9/1280x720/utib-baskani-ipeker-tekstil-bitmez-dogru-politikalarla-daha-da-guclenir-1780298798.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UTİB Başkanı İhsan İpeker, küresel tekstil sektöründeki daralmaya rağmen Türkiye&#039;nin güçlü üretim altyapısı ve katma değerli üretim kapasitesiyle avantajlı konumunu koruduğunu söyledi. İpeker, Bursa tekstilinin kilogram başına 9,76 dolarlık ihracat değeriyle önemli bir dönüşüm gerçekleştirdiğini belirterek, küçük ve orta ölçekli ihracatçıların desteklenmesinin sektörün geleceği açısından kritik önem taşıdığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsan-ile-ssbden-845-milyon-dolarlik-sozlesme-80185</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASELSAN ile SSB&#039;den 845 milyon dolarlık sözleşme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ASELSAN ile Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) arasında "kamu güvenliği haberleşme" ile "uydu ve uzay sistemlerinin tedarikine" yönelik sözleşmeler imzalandı.</p>
<p>ASELSAN tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) yapılan açıklamada, "ASELSAN ile SSB arasında kamu güvenliği haberleşme ile uydu ve uzay sistemlerinin tedarikine yönelik toplam tutarı 845 milyon dolar olan sözleşmeler imzalanmıştır. Sözleşmeler kapsamında teslimatlar 2026 yılından itibaren gerçekleştirilecektir." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsan-ile-ssbden-845-milyon-dolarlik-sozlesme-80185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/aselsan-1777720943.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN ile Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı arasında toplam 845 milyon dolarlık sözleşmeler imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/doblo-bursaya-geri-dondu-uretim-ucuncu-ceyrekte-baslayacak-80173</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 09:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doblo Bursa’ya geri dönüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’da üretilecek yeni nesil Doblo için geri sayım başladı. FIAT’ın hafif ticari araç pazarındaki en güçlü modellerinden biri olan Doblo, 2026 yılının üçüncü çeyreğinde yeniden Tofaş’ın Bursa fabrikasında banttan inmeye başlayacak. Yerli üretime dönüş kararı, markanın hafif ticari araç pazarındaki büyüme hedeflerini destekleyecek önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>FIAT Marka Direktörü Altan Aytaç, Doblo’nun yılın ilk dört ayında elde ettiği satış başarısına dikkat çekerek, modelin minivan segmentinde yüzde 23,7 pazar payıyla liderliğini koruduğunu söyledi. Aytaç, “Yılın ilk 4 aylık döneminde 10 bin 507 adet Doblo satışı ile 2025’in aynı dönemine göre satışlarımızı iki katından fazla artırdık. 2026 yılında minivan segmentinde ilk 4 ayda yüzde 23,7’lik segment payı ile lideriz. Sınıfının lideri Doblo’nun yılın üçüncü çeyreğinde yeniden Türkiye’de üretimine başlanacağı için mutlu ve gururluyuz. Yerli üretimin satış ve lojistik avantajları ile Doblo adeta vites büyütmemizi sağlayacak” dedi. Aytaç, Doblo’nun Türkiye’de üretilecek olmasının markanın pazardaki konumunu daha da güçlendireceğini kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d2c4f2ede8-1780296783.jpg" alt="" width="625" height="352" /></p>
<h2>"Hafif ticari araçta büyümenin üzerinde performans"</h2>
<p>FIAT’ın yerli üretim modellerle hafif ticari araç pazarındaki gücünü artırdığını belirten Aytaç, Scudo ve Ulysse modellerinin de katkısıyla markanın satışlarının güçlü bir ivme yakaladığını söyledi. İlk dört ayda hafif ticari araç pazarının yüzde 9 büyüdüğünü hatırlatan Aytaç, FIAT’ın aynı dönemde satışlarını yüzde 69 artırdığını ifade etti. Marka, orta ticari araç segmentinde de dikkat çekici sonuçlara imza attı. Scudo ve Ulysse modelleriyle yılın ilk dört ayında 3 bin 171 adet satış gerçekleştiren FIAT, yüzde 26,1 pazar payına ulaştı. Böylece segmentte satılan her dört araçtan biri FIAT imzası taşıdı.</p>
<h2>26 yılda 600 binden fazla satış</h2>
<p>İlk kez 2000 yılında Tofaş tesislerinde üretilmeye başlayan Doblo, yıllar içinde geçirdiği yenilemelerle Türkiye’nin en bilinen hafif ticari araç modellerinden biri haline geldi. 2023 yılında Bursa’daki üretimi sona eren model, bu tarihten sonra ithal olarak satışa sunuldu. 2024 yılında makyajlanan altıncı nesliyle pazardaki varlığını sürdüren Doblo, 2026’nın üçüncü çeyreğinde yeniden Bursa’da üretilecek. Türkiye’de satışa sunulduğu günden bu yana 600 binden fazla kullanıcıyla buluşan Doblo, minivan segmentinin gelişiminde önemli rol oynarken, hafif ticari araç pazarının da en güçlü markalarından biri olmayı sürdürdü.</p>
<h2>Ödüllü model</h2>
<p>Doblo, 2006 ve 2011 yıllarında “International Van of the Year” ödülünü kazanırken, İngiltere’de 2016, 2017 ve 2018 yıllarında üst üste “Yılın Hafif Ticari Aracı” seçildi. Türkiye’de ise farklı yıllarda en çok satılan hafif ticari araç ünvanını elde eden model, farklı gövde tipleri ve özel versiyonlarıyla geniş bir kullanıcı kitlesine ulaştı. Doblo’nun yeniden Bursa’da üretilecek olması, hem Tofaş hem de yerli otomotiv sanayisi açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/doblo-bursaya-geri-dondu-uretim-ucuncu-ceyrekte-baslayacak-80173</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/3/1280x720/doblo-bursaya-geri-dondu-uretim-ucuncu-ceyrekte-baslayacak-1780296892.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ FIAT’ın hafif ticari araç segmentindeki modeli Doblo, üç yıllık aranın ardından yeniden Türkiye’de üretilecek. Tofaş’ın Bursa fabrikasında bu yılın üçüncü çeyreğinde üretimine başlanacak yeni Doblo, yılın ilk dört ayında segment liderliğini korumasıyla dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sut-sektorunde-yeni-yaris-katma-degerli-uretim-artiyor-80165</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süt sektöründe yeni yarış: Katma değerli üretim artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DERYA KARAYAĞIZ TAHMAZ</strong></p>
<p>Türkiye’de süt ve süt ürünleri sektörü yalnızca üretim miktarıyla değil, katma değerli ürün kapasitesiyle de yeniden şekilleniyor. Artan maliyetler ve küresel rekabet baskısı, sektör oyuncularını daha yüksek karlı ürünlere yönlendirirken; protein bazlı ürünler, fonksiyonel sütler, laktozsuz ürünler ve premium peynir çeşitleri yeni yatırım alanları olarak öne çıkıyor. Ancak bu dönüşümün arkasında yalnızca üreticilerin tercihleri değil, tüketicinin değişen beklentileri de var. Bugünün tüketicisi artık sadece süt ya da peynir satın almıyor; sağlıklı yaşamı destekleyen, kendisine özel fayda sunan ve hikayesi olan ürünleri tercih ediyor. Market raflarında yüksek proteinli yoğurtların, laktozsuz sütlerin ya da özel üretim peynirlerin daha görünür hale gelmesi tesadüf değil. Özellikle genç kuşaklar, ürünün içeriğini okumaya, besin değerlerini karşılaştırmaya ve daha bilinçli seçimler yapmaya her zamankinden fazla önem veriyor. Bir dönem niş bir pazar olarak görülen fonksiyonel ve premium ürünler artık ana akım tüketimin parçası haline geldi. Bu nedenle sektörün geleceğini belirleyen unsur yalnızca ne kadar üretildiği değil, tüketicinin değişen taleplerine ne kadar hızlı ve doğru yanıt verilebildiği olacak gibi görünüyor.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre Türkiye’nin çiğ süt üretimi 2025 yılında 21 milyon tonun üzerinde gerçekleşti. Üretim hacmi açısından dünyanın önemli süt üreticileri arasında yer alan Türkiye, buna rağmen katma değerli süt ürünleri ihracatında Avrupa ülkelerinin gerisinde kalıyor. Bunun nedenlerinden biri ise yüksek hacimli ancak düşük marjlı üretim modelinin hala ağırlığını koruması.</p>
<h2>Fonksiyonel ürünler yükselişte </h2>
<p>Son yıllarda özellikle büyük süt sanayi şirketleri daha yüksek gelir sağlayan ürün gruplarına yönelmeye başladı. Laktozsuz sütler, yüksek proteinli içecekler, sporcu beslenmesine yönelik süt ürünleri, fonksiyonel yoğurtlar ve gurme peynir çeşitleri raflarda daha fazla yer buluyor. Artan sağlık bilinci ve değişen tüketici alışkanlıkları, şirketlerin ürün geliştirme yatırımlarını hızlandırıyor. Klasik içme sütü pazarı artık sınırlı büyüme potansiyeli taşırken katma değerli ürünler hem iç pazarda daha yüksek fiyatlama imkanı sunuyor hem de ihracatta rekabet avantajı yaratıyor. Avrupa’da klasik süt satışlarında bir değişiklik gözlenmezken fonksiyonel süt ürünlerinin satışında çift haneli büyümeler görülebiliyor. Türkiye’de de tüketici davranışlarında benzer bir dönüşüm var. Özellikle büyük şehirlerde tüketicilerin protein değeri yüksek, katkısız, organik veya laktozsuz ürünlere ilgisi artıyor. Perakende zincirlerinde premium ürün segmenti büyürken, süt sanayisi de üretim stratejisini buna göre şekillendirmeye başladı.</p>
<h2>Sütaş'tan bölgesel kalkınmayı destekleyen entegre yatırım </h2>
<p>Sektörde son yıllarda örnekleri artan entegre yatırımlar, katma değerli üretime hizmet ederken, bölgesel kalkınmaya da destek sunuyor. Bu yatırımlar arasında Sütaş'ın Bingöl’de hayata geçirdiği entegre sütçülük ve süt ürünleri projesini ilk sırada sayabiliriz. Sözleşmeli üretim, çiftlikler, yem fabrikası, süt ürünleri fabrikası, biyogaz ve organik gübre tesisleri ile eğitim ve Ar-Ge merkezlerini kapsayan yatırım, yalnızca süt üretimini artırmayı değil, bölgede istihdamı güçlendirmeyi, üretici altyapısını geliştirmeyi ve tarımsal verimliliği yükseltmeyi hedefliyor. Sektördeki bu tür yatırımlar, süt üretiminin Anadolu geneline yayılması ve kırsal kalkınmanın desteklenmesi açısından stratejik önem taşıyor.</p>
<h2>Teknolojiye yatırım artıyor </h2>
<p>Süt sektöründe yaşanan dönüşüm yalnızca ürün çeşitliliğiyle sınırlı değil. Üretimin arka planında da sessiz ama güçlü bir değişim dikkat çekiyor. Artık birçok işletme verimliliği artırmak, maliyetleri daha iyi yönetmek ve uluslararası standartlara uyum sağlamak için teknolojiye yatırım yapıyor. Otomasyon sistemleri, dijital çiftlik uygulamaları, veri temelli üretim modelleri ve ürünün tarladan sofraya kadar izlenebilmesini sağlayan teknolojiler sektörün yeni yol haritasını oluşturuyor. Özellikle büyük ölçekli üreticiler açısından sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, rekabet edebilmenin temel şartlarından biri haline gelmiş durumda. Karbon ayak izini azaltan üretim modelleri, enerji verimliliği yatırımları ve çevresel standartlara uyum çalışmaları giderek daha fazla önem kazanıyor. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat süreci de Türk süt sanayisini bu alanda daha hızlı hareket etmeye zorluyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Üreticinin güçlendirilmesi gerek</span></h2>
<p>Ancak tüm bu olumlu tabloya rağmen sektörün çözüm bekleyen önemli sorunları da var. Son yıllarda üretim maliyetlerinde yaşanan artış, çiğ süt arzındaki dalgalanmalar ve küçük üreticilerin üretimden uzaklaşması sanayinin en önemli hammaddesine erişimini zorlaştırıyor. Bir başka ifadeyle, katma değerli üretim hedefi yalnızca fabrikalarda yapılacak yatırımlarla hayata geçirilebilecek bir süreç değil. Zincirin ilk halkasını oluşturan üreticinin güçlü olmadığı bir yapıda sürdürülebilir büyümeden söz etmek de kolay görünmüyor. Bu nedenle sektörün geleceği konuşulurken çiftçiden sanayiciye kadar tüm paydaşları kapsayan bir yaklaşımın gerekli olduğu sık sık dile getiriliyor. İç pazar tarafında ise dikkat çeken bir başka gerçek var. Türkiye, dünyanın önemli süt üreticileri arasında yer alsa da kişi başına süt ve süt ürünleri tüketiminde Avrupa ortalamasının gerisinde bulunuyor. Bu durum ilk bakışta bir eksiklik gibi görünse de aslında sektör açısından önemli bir büyüme alanına işaret ediyor. Genç nüfusun büyüklüğü, organize perakende ağlarının gelişmesi ve tüketicilerin sağlıklı beslenmeye yönelik ilgisinin artması, iç pazarda yeni fırsatlar yaratıyor</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Süt ekipmanlarında yerli üretimin payı küreselde artıyor</span></h2>
<p>Türkiye süt ve süt ürünleri sektöründe yalnızca üretim kapasitesiyle değil, bu üretimi destekleyen ekipman sanayisiyle de dikkat çekiyor. Son yıllarda süt işleme tesislerine yönelik makine ve teknoloji yatırımlarının artması, yerli ekipman üreticilerinin de büyümesini hızlandırdı. Bugün Türkiye’de pastörizasyon sistemlerinden süt soğutma tanklarına, peynir üretim hatlarından dolum ve paketleme ekipmanlarına kadar geniş bir ürün yelpazesinde üretim yapılabiliyor. Sakarya, Konya, İzmir ve İstanbul başta olmak üzere birçok üretim merkezinde faaliyet gösteren firmalar, yalnızca iç pazara değil ihracata da çalışıyor. Sektörde anahtar teslim süt fabrikaları kurabilecek teknik kapasiteye sahip birçok firma bulunuyor. Bu firmalar dünyanın pek çok ülkesine ihracat da yapıyor. Özellikle son dönemde fonksiyonel süt ürünleri, premium peynir üretimi ve yüksek hijyen standartlarına yönelik talebin artması, ekipman tarafında da teknoloji ihtiyacını büyütüyor. Sektörde gündemi belirleyen yeni başlık ise sürdürülebilirlik. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Karbon Sınırda Düzenleme Mekanizması, süt ekipmanı üreticilerini de yeni yatırımlara yönlendiriyor. Süt işleme süreçlerinin yüksek miktarda su ve enerji tüketmesi nedeniyle firmalar artık yalnızca makine üretmeye değil, su geri kazanım sistemleri, ısı geri kazanımlı pastörizasyon teknolojileri ve daha düşük karbon ayak izi sağlayan çözümler geliştirmeye odaklanıyor. Buna karşın sektör temsilcileri, yüksek teknoloji gerektiren bazı ekipmanlarda ithalat bağımlılığının tamamen ortadan kalkmadığına dikkat çekiyor. Özellikle ileri otomasyon sistemleri, bazı proses teknolojileri ve özel sensör ekipmanlarında Avrupa menşeli ürünler hala önemli bir paya sahip. Buna rağmen son yıllarda yerli makine üreticileri hem kalite hem de ihracat kapasitesi açısından önemli bir mesafe kat etmiş durumda. Uzmanlara göre süt sanayisinin katma değerli üretime yönelmesiyle birlikte ekipman sektöründe de daha yüksek teknolojiye dayalı yeni bir büyüme dönemi başladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sut-sektorunde-yeni-yaris-katma-degerli-uretim-artiyor-80165</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/5/1280x720/sut-milk-1780292620.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tüketici davranışları hızlı bir şekilde değişirken Türkiye süt sektörü de yeni dönemde üretim miktarından çok katma değerli ürünlere odaklandı. Protein bazlı ürünler, fonksiyonel sütler, premium peynirler ve özel beslenme kategorileri sektörün büyüme rotasını yeniden şekillendirirken, şirketler ihracatta daha yüksek gelir sağlayacak ürün gruplarına yönelmeye başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/susuz-temizlik-teknolojileri-yilda-73-milyon-ton-su-tuketimine-alternatif-80164</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Susuz temizlik teknolojileri, yılda 7,3 milyon ton su tüketimine alternatif</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>81 ilde, 15 bini aşkın hizmet noktasında ve 6 bin çalışanıyla faaliyet gösteren Wilco Group, endüstriyel temizlikte susuz ve düşük su tüketimli teknolojilerle ilk etapta yıllık su kullanımını yüzde 20 azaltmayı hedefliyor. Wilco Group Kurucusu ve CEO’su Mehmet Avcı, temizlik hizmetlerinin artık yalnızca emek yoğun bir operasyon değil; veri, mühendislik, teknoloji ve sürdürülebilirlik performansıyla yönetilmesi gereken stratejik bir alan olduğunu söylüyor.</strong></p>
<p>Temizlik sektörü yıllarca görünmeyen bir hizmet alanı olarak kaldı. Oysa artık mesele yalnızca hijyen değil; su tüketimi, kimyasal kullanımı, atık yönetimi, çalışan sağlığı ve karbon ayak iziyle doğrudan bağlantılı büyük bir sürdürülebilirlik başlığı.</p>
<p>Türkiye’de endüstriyel temizlik faaliyetlerinde yılda en az 7,3 milyon ton su kullanıldığı tahmin edilirken, sektörün “arka plandaki destek hizmeti” olmaktan çıkıp ESG gündeminin ölçülebilir bir parçası haline gelmesi kaçınılmaz görünüyor.</p>
<p>Wilco Group Kurucusu ve CEO’su Mehmet Avcı’ya göre yeni dönem, “daha fazla su daha iyi temizliktir” anlayışının yerine; daha az su, daha az kimyasal, daha çok veri ve daha akıllı hijyen yönetimini koyuyor.</p>
<p><strong>Endüstriyel temizlik faaliyetlerinde yılda en az 7,3 milyon ton su kullanılıyor</strong></p>
<p>“Uzun yıllar boyunca temizlik sektörü daha çok operasyonel bir hizmet alanı olarak değerlendirildi. Ancak bugün geldiğimiz noktada, endüstriyel temizlik; su tüketimi, kimyasal kullanımı, atık yönetimi, karbon ayak izi ve çalışan güvenliği gibi çok kritik başlıklarla doğrudan ilişkili bir sürdürülebilirlik alanına dönüşmüş durumda. Bu nedenle artık yalnızca hijyen sağlayan bir sektör değil, aynı zamanda çevresel etkisi yüksek bir operasyon yönetimi alanından söz ediyoruz. Türkiye genelinde endüstriyel temizlik faaliyetlerinde yılda en az 7,3 milyon ton su kullanıldığını öngörüyoruz. Su artık sınırsız bir kaynak değil; özellikle iklim krizi, kuraklık riski ve kentleşmenin hızlanmasıyla birlikte stratejik bir kaynak haline geldi. Dolayısıyla suyu yoğun kullanan her sektör gibi temizlik sektörünün de ESG perspektifinde yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Bir AVM’nin, fabrikanın, hastanenin ya da lojistik merkezinin hijyen operasyonu; ne kadar su tüketildiğini, ne kadar kimyasal kullanıldığını, çalışanların hangi koşullarda görev yaptığını ve atıkların nasıl yönetildiğini doğrudan etkiliyor. Yani temizlik artık ‘arka planda kalan bir destek hizmeti’ değil; sürdürülebilirlik performansının önemli bir parçası. Gelecekte yalnızca temizleyen değil; daha az su tüketen, daha az kimyasal kullanan ve daha düşük çevresel etki yaratan şirketler rekabet avantajı sağlayacak.”</p>
<p><strong>İlk hedef su kullanımını yüzde 20 azaltmak</strong></p>
<p>“Susuz temizlik teknolojileriyle ilk etapta yıllık su kullanımını yüzde 20 azaltma hedefimiz teorik değil; saha verileri, pilot uygulamalar ve operasyon analizlerine dayanan gerçekçi bir dönüşüm hedefi. Biz uzun süredir farklı sektörlerdeki temizlik operasyonlarını ölçüyor, hangi alanlarda ne kadar su tüketildiğini analiz ediyoruz. Özellikle büyük ölçekli tesislerde su kullanımının önemli bir kısmının geleneksel yöntemlerden kaynaklandığını görüyoruz. Bu nedenle mevcut operasyonlarda teknolojik dönüşüm ve süreç optimizasyonuyla ciddi bir tasarruf potansiyeli bulunduğunu tespit ettik. Mikrofiber bazlı ileri yüzey teknolojileri, buhar sistemleri, düşük nemli temizlik ekipmanları, kontrollü dozajlama sistemleri ve kimyasal optimizasyonu sayesinde aynı hijyen standardını çok daha düşük kaynak kullanımıyla sağlayabiliyoruz. Buradaki temel yaklaşım, ‘daha fazla su daha fazla hijyen getirir’ anlayışını değiştirmek. Aslında doğru teknoloji ve doğru uygulama ile daha az su kullanarak daha yüksek verim elde etmek mümkün. Eğitim, veri takibi ve standartlaşma da sürecin önemli parçaları.”</p>
<p><strong>Temizlik hizmetlerinin veri ve mühendislikle yönetilmesi gerek</strong></p>
<p>değil, veriyle ve mühendislikle yönetilmesi gereken bir alan. Günlük 600 ton su tüketimi gibi rakamlar, bu alanın çevresel ve operasyonel etkisinin sanıldığından çok daha büyük olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de hijyen denetimleri doğru uzmanlar tarafından yapılmıyor çünkü ülkemizde bunu gıda mühendisleri yapıyor. Mesela Almanya’da hijyen mühendisleri var ve Hijyen Teknik Üniversitesi var. Biz Türkiye’de Hijyen Mühendisliği dalının teknik üniversitelerde kurulmasına yönelik talebimizi her fırsatta dile getiriyoruz. Mevcut durumda her şirket kendi eğittiği alaylı personelle bu işi sürdürmeye çalışıyor ama bunun maliyeti hem firmalar hem de toplum için çok yüksek.”</p>
<p><strong>Sektör daha “akıllı kullanım” dönemine giriyor</strong></p>
<p>“Bugün dünyada ‘akıllı temizlik’ yaklaşımı yaygınlaşıyor. Sensör destekli sistemler, IoT teknolojileri, otomasyon çözümleri ve veri analitiği sayesinde temizlik operasyonları daha ölçülebilir hale geliyor. İnsan kaynağı çok önemli ancak geleceğin temizlik yönetiminde teknoloji, veri analitiği ve mühendislik yaklaşımı belirleyici olacak. Biz de bu dönüşümü bir operasyon değişimi değil, sektörün geleceğini yeniden tanımlayan stratejik bir dönüşüm olarak görüyoruz. Sektörün geleceğinin daha az su, daha az kimyasal, daha çok veri ve daha ölçülebilir hijyen yönünde şekilleneceğini düşünüyoruz. Sektör ‘daha fazla tüketim’ değil, ‘daha akıllı kullanım’ dönemine giriyor. Daha az su, daha az kimyasal ve daha yüksek verimlilik yeni dönemin standardı olacak.”</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">■ Susuz temizlik uygulamalarına gerekli ilgi gösterilmiyor</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d1a66d2384-1780292198.png" alt="" width="600" height="301" /></span></strong>“Wilco olarak susuz temizlik uygulamalarını bazı kurumlarda başlattık. Susuz temizlik hizmetinde, dozajı önceden ayarlanmış kimyasallarla temizlik yapılmasını mümkün kılan hazır mop sistemleri, hem su tüketimini azaltıyor hem de hijyen standartlarını yükseltiyor. Her MOB (temizlik aparatı) ile yaklaşık 25 metrekarelik alan temizlenirken, kontrollü kimyasal kullanımı sayesinde çalışan sağlığı ve operasyonel verimlilik destekleniyor. Yapılan ölçümlere göre, bu teknoloji mikrop yayılımını yüzde 90’ın üzerinde engelliyor. Özellikle okullar ve hastaneler için geliştirilen bu sistem, hijyen risklerini azaltırken, kamusal alanlarda sürdürülebilir temizlik uygulamalarının yaygınlaşmasına katkı sağlıyor. Ancak kurumların ve kamusal alanların susuz temizlik uygulamalarına gerekli ilgiyi henüz göstermiyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/susuz-temizlik-teknolojileri-yilda-73-milyon-ton-su-tuketimine-alternatif-80164</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/4/1280x720/wilco-mehmet-avci-1780292269.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Susuz temizlik teknolojileri, yılda 7,3 milyon ton su tüketimine alternatif ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-mayis-ayinin-surprizi-ayakkabi-ve-giyimden-gelecek-80163</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonda mayıs ayının sürprizi ayakkabı ve giyimden gelecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de giyim ve ayakkabıda yaz sezonu nisanda açılır. Yeni koleksiyonlar yeni fiyatlarıyla çıkar piyasaya. Bu nedenle de 2023 yılına kadar nisan enflasyonunda alt ana gruplardan giyim ve ayakkabıda fiyat artışları yüksek çıkardı. Ancak 2023’ün nisan enflasyonunda bunun tam tersi bir tabloyla karşılaştık.</p>
<p>Giyim ve ayakkabıda fiyatlar önceki yılların aksine yüzde 3.82 gibi çok düşük oranda artmıştı. Çünkü mayıs ayında Cumhurbaşkanlığı seçimleri vardı ve muhalefetin adayının kazanmaması için TÜİK de (Türkiye İstatistik Kurumu) elinden geleni yapmalıydı. Nitekim yaptı da. TÜFE’de yüzde 6.42 gibi önemli bir ağırlığa sahip olan bu gruptaki düşük enflasyon, nisan ayı tüketici enflasyonunu da olduğundan düşük göstermişti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d194d46859-1780291917.png" alt="" width="373" height="316" />Yapılanı da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 4 Mayıs’ta yayınladığı “Nisan Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu” ortaya çıkardı. TCMB’nin nisandaki fiyat gelişmelerini incelediği raporda söz konusu grupla ilgili olarak “Yeni sezon geçişinin yaşandığı giyim ve ayakkabı grubunda fiyatların aylık artış oranı yöntem değişikliğine de bağlı olarak (yazlık ürünlerin endekse giriş ayının nisan ayından mayıs ayına kayması) ılımlı seyretmiştir” denilmişti. Banka bu ifadesiyle de yöntemin değiştirilmemiş olması durumunda söz konusu gruptaki fiyatların ılımlı seyretmeyeceğini ve bunun da enflasyonu artırması gerektiğini resmen ilan etmişti.</p>
<p>Nitekim daha sonraki yıllarda da giyim ve ayakkabı alt ana grubunda fiyatlar nisan ayında “ayarlama operasyonu”ndan umulduğu gibi düşük, mayısta da yüksek çıktı. Giyim ve ayakkabı grubunda fiyatlar 2023 nisanından sonra yıllar itibarıyla sırasıyla 2024’te yüzde 4,58; 2025’te ise yüzde 6,50 arttı. 2023 mayısında operasyon gereği yüzde 9,85 artan fiyatlar 2024’te yüzde 9,6, geçen yıl ise yüzde 6,97 yükseldi. 3 Mayısta açıklanan 2026 nisan enflasyonunda ise fiyatların yüzde 8,94 arttığı görüldü.</p>
<p>TÜİK 3 yıldan buyana yazlık ürünlerin endekse girişinin tekrar nisana çekildiğine ilişkin açıklama yapmadı. Bu durumda giyim ve ayakkabı grubunda mayıs fiyatlarının, nisandaki yüzde 8,94’ün hayli üzerinde gerçekleşmesini bekliyoruz. Eğer gerçekleşmezse çiçeği burnunda TÜİK Başkanımıza “Sayın Başkan siz nereden giyiniyorsunuz?” diye sormak en doğal hakkımız olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-mayis-ayinin-surprizi-ayakkabi-ve-giyimden-gelecek-80163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonda mayıs ayının sürprizi ayakkabı ve giyimden gelecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petroldeki-dusus-kirilgan-ekonomilere-nefes-olacak-80162</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petroldeki düşüş, kırılgan ekonomilere &#039;nefes&#039; olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d181bb00ab-1780291611.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel enerji piyasalarında son haftalarda yaşanan sert yükseliş yerini temkinli bir iyimserliğe bıraktı. ABD ile İran’ın ateşkesi 60 gün daha uzatacak ve Hürmüz Boğazı’ndaki kısıtlamaları hafifletecek bir mutabakat üzerinde çalıştığı yönündeki haberler, petrol fiyatlarını son altı haftanın en düşük seviyelerine çekti.</p>
<p>Brent petrol geçtiğimiz hafta varil başına 91 dolar seviyesine kadar gerilerken, mayıs ayında yüzde 17’ye yaklaşan düşüş kaydetti. ABD tipi ham petrol (WTI) de 88 doların altına inerek benzer bir eğilim sergiledi. Her ne kadar anlaşmanın nihai onayı henüz verilmemiş olsa da piyasa, Körfez’deki arz risklerinin azalacağı beklentisini fiyatlamaya başladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d18981b284-1780291736.png" alt="" width="500" height="185" />Enerji piyasaları açısından en kritik gelişme ise Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılma ihtimali. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği boğazda yaşanan aksaklıklar son aylarda arz güvenliğini tehdit etmiş, enerji ithalatçısı ülkelerde maliyet baskısını artırmıştı.</p>
<h2>Enerji faturası küçülüyor</h2>
<p>Petrol fiyatlarındaki gerileme en çok enerji ithalatına bağımlı ekonomiler için önem taşıyor. Özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ile Türkiye, son dönemde yükselen enerji maliyetleri nedeniyle enflasyon, cari açık ve büyüme tarafında ciddi baskılarla karşı karşıya kalmıştı.</p>
<p><br />Bölgedeki ülkeler Batı Avrupa’ya kıyasla daha yüksek enerji yoğunluğuna sahip. Sanayi üretiminde kullanılan enerji miktarının yüksek olması nedeniyle petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki her artış üretim maliyetlerinden tüketici fiyatlarına kadar geniş bir etki yaratıyor.</p>
<p>Uzmanlara göre mevcut geri çekilme yalnızca enerji faturasını azaltmakla kalmayacak, aynı zamanda merkez bankalarının üzerindeki enflasyon baskısını da hafifletecek. Böylece faizlerin uzun süre yüksek kalması riskinin bir miktar azalabileceği değerlendiriliyor.</p>
<h2>Asıl sorun enerji değil, dayanıklılık</h2>
<p>Analistler, enerji krizlerinde belirleyici unsurun artık yalnızca ithalat bağımlılığı olmadığını vurguluyor. Bir ekonominin mali esnekliği, para politikası güvenilirliği ve krizleri absorbe etme kapasitesi giderek daha fazla önem kazanıyor.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında Çekya bölgenin en dayanıklı ülkesi olarak öne çıkıyor. Düşük enflasyon, güçlü dış ticaret dengesi ve merkez bankasının yüksek kredibilitesi ülkeye önemli avantaj sağlıyor.</p>
<p>Polonya güçlü iç talep ve kamu yatırımları sayesinde büyümesini korumaya çalışsa da bütçe açığındaki artış enerji destek programları konusunda hareket alanını daraltıyor. Macaristan ise hem doğalgaz bağımlılığı hem de yıllardır süren düşük büyüme nedeniyle daha kırılgan bir görünüm sergiliyor.</p>
<p>Türkiye’nin durumu ise bölgedeki birçok ülkeye göre daha hassas. Yüksek enerji ithalatı, döviz kuru geçişkenliği ve halen yüksek seyreden enflasyon nedeniyle petrol fiyatlarındaki her yükseliş ekonomiye doğrudan yansıyor. Bu nedenle son haftalardaki geri çekilme, cari açık ve fiyat istikrarı açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>
<h2>Merkez bankalarına zaman kazandırabilir</h2>
<p>Enerji fiyatlarındaki düşüşün bir diğer önemli etkisi para politikası tarafında görülebilir. Son aylarda petrol fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle yeniden sıkılaşma baskısıyla karşı karşıya kalan merkez bankaları, fiyatların gerilemesi halinde daha rahat hareket edebilecek.</p>
<p>Polonya Merkez Bankası’nda faiz artırımı beklentileri son dönemde yeniden güçlenmişti. Çek Merkez Bankası büyümedeki zayıfl ık nedeniyle daha temkinli bir çizgi izlerken, Macaristan Merkez Bankası forinti desteklemeye odaklanıyor.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası açısından da enerji fiyatlarındaki gevşeme dezenflasyon sürecine destek verebilir. Petrolün yeniden yükselişe geçmemesi halinde enerji kaynaklı maliyet baskılarının hafiflemesi bekleniyor.</p>
<h2>Avrupa’da ayrışma sürecek</h2>
<p>Buna rağmen uzmanlar enerji fiyatlarındaki düşüşün tüm sorunları çözmeyeceği görüşünde. AB fonlarına erişim, yenilenebilir enerji yatırımları ve enerji verimliliği projeleri ülkeler arasındaki farkı belirlemeye devam edecek.</p>
<p>Euro Bölgesi üyesi Bulgaristan ve Hırvatistan finansman avantajlarından yararlanırken, AB destek mekanizmalarına daha güçlü erişimi olan ülkelerin enerji şoklarına karşı daha dayanıklı kalması bekleniyor.</p>
<p>Analistler, enerji krizlerinin uzun vadede Avrupa içinde yeni bir ekonomik ayrışma yaratabileceğini belirtiyor. Enerji dönüşümüne yatırım yapan ülkeler daha güçlü çıkarken, kısa vadeli sübvansiyon politikalarına bağımlı kalan ekonomiler yüksek enflasyon ve düşük büyüme riskiyle karşı karşıya kalabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hangi ülke neden kırılgan?</span></h2>
<p>■ <strong>Çekya</strong>: Düşük enflasyon ve güçlü para politikası sayesinde bölgenin en dayanıklı ekonomilerinden biri olarak görülüyor. Ancak sanayi üretiminin enerji yoğun yapısı nedeniyle uzun süreli yüksek petrol fiyatları büyümeyi baskılayabilir.</p>
<p>■ <strong>Polonya</strong>: Kamu yatırımları ve iç talep ekonomiyi destekliyor. Buna karşın enerji maliyetlerinin bütçe üzerindeki baskısı artıyor. Gübre ve tarım girdilerindeki fiyat yükselişi yeni enflasyon riski yaratıyor.</p>
<p>■ <strong>Macaristan</strong>: Doğalgaz bağımlılığı ve zayıf büyüme kırılganlığı artırıyor. Forint üzerindeki baskı sürerken, AB fonlarının yeniden açılması ekonomik görünüm açısından kritik önem taşıyor.</p>
<p>■ <strong>Türkiye</strong>: Yüksek enerji ithalat faturası ve kur geçişkenliği nedeniyle en hassas ülkelerden biri konumunda. Petrol fiyatlarındaki yükselişin cari açık ve tüketici enflasyonu üzerinde doğrudan etkisi bulunuyor.</p>
<p>■ <strong>Bulgaristan</strong>: Euro’ya geçiş sürecinin avantajını kullanıyor. Körfez kaynaklı enerji şokunu hafifletmek için AB destek paketlerinden yararlanıyor.</p>
<p>■ <strong>Hırvatistan</strong>: Turizm gelirleri ve Euro Bölgesi üyeliği ekonomiyi destekliyor. Ancak enerji maliyetleri özellikle ulaşım ve hizmet sektöründe baskı yaratıyor.</p>
<p>■ <strong>Sırbistan</strong>: Enerji ithalatı ve bölgesel siyasi gerilimler ekonomiyi hassas hale getiriyor. Döviz kuru üzerindeki baskı ve yatırımcı güveni temel risk unsurları arasında.</p>
<p>■ <strong>Ukrayna</strong>: Savaş koşulları nedeniyle enerji ve lojistik altyapısında ağır baskı sürüyor. Yeni dış finansman kaynakları kısa vadede rahatlama sağlasa da enerji arz güvenliği halen en kritik sorunlardan biri.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petroldeki-dusus-kirilgan-ekonomilere-nefes-olacak-80162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/2/1280x720/petrol-1780291724.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD-İran arasında anlaşma ihtimalinin güçlenmesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılabileceği beklentisi petrol fiyatlarını son altı haftanın en düşük seviyelerine çekti. Enerji ithalatına bağımlı Türkiye ve Doğu Avrupa ülkeleri için bu gelişme, enflasyon, cari açık ve büyüme görünümü açısından önemli bir rahatlama sağlayabilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asyanin-yeni-guc-ekseni-endonezya-ve-malezya-kuresel-ekonominin-yeni-merkezleri-olabilir-mi-80158</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Asya’nın yeni güç ekseni: Endonezya ve Malezya küresel ekonominin yeni merkezleri olabilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD-Çin teknoloji rekabetinin derinleşmesiyle birlikte Malezya’nın önemi daha da arttı. Çünkü küresel teknoloji şirketleri Çin’e alternatif üretim merkezleri arıyor. Intel, Infineon ve Texas Instruments gibi şirketlerin Malezya’daki yatırımlarını büyütmesi, ülkenin küresel teknoloji zincirindeki konumunu güçlendiriyor.</strong></p>
<p>Yirmi birinci yüzyılın küresel ekonomi haritası yeniden çizilirken dünyanın dikkatini giderek daha fazla çeken bölgelerden biri Güneydoğu Asya oluyor. Bir dönem ucuz iş gücü ve hammadde tedarikçisi olarak görülen ASEAN coğrafyası, artık küresel üretim zincirlerinin, enerji dönüşümünün ve dijital ekonominin en kritik merkezlerinden biri hâline geliyor. Bu dönüşümün merkezinde ise iki önemli ülke öne çıkıyor: Endonezya ve Malezya.</p>
<p>Bugün her iki ülke de yalnızca bölgesel ekonomi aktörleri değil; Çin-ABD rekabetinin, küresel tedarik zinciri dönüşümünün ve Hint-Pasifik jeopolitiğinin stratejik oyuncuları olarak değerlendiriliyor. Özellikle “Çin+1” stratejisi kapsamında küresel şirketlerin üretim ağlarını çeşitlendirme arayışı, Endonezya ve Malezya’nın ekonomik önemini ciddi biçimde artırmış durumda.</p>
<p>Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre ASEAN ekonomisinin toplam büyüklüğü 2025 itibarıyla 4 trilyon dolara yaklaşırken, bölgenin önümüzdeki on yılda dünyanın en hızlı büyüyen ekonomik alanlarından biri olması bekleniyor. Yaklaşık 680 milyonluk nüfusuyla ASEAN, aynı zamanda dünyanın en büyük tüketim pazarlarından biri hâline geliyor.</p>
<p>Bu yükselişin merkezinde bulunan Endonezya ve Malezya ise farklı ekonomik modellerle dikkat çekiyor: Biri devasa iç pazar ve doğal kaynak gücüyle, diğeri ise teknoloji üretimi ve finansal entegrasyon kapasitesiyle öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Endonezya: Baharat yollarından batarya çağına</strong></p>
<p>Endonezya’nın küresel ticaretteki önemi aslında yeni değil. Tarih boyunca Maluku Adaları’ndan çıkan baharatlar, Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret ağlarının en değerli ürünleri arasındaydı. Bu zenginlik, 17. yüzyılda Hollanda sömürgeciliğinin temel motivasyonlarından biri oldu.</p>
<p>Bugün ise Endonezya yeni bir stratejik çağın merkezine yerleşiyor. Yaklaşık 280 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık dördüncü ülkesi olan Endonezya, aynı zamanda G20 üyesi ve Güneydoğu Asya’nın en büyük ekonomisi konumunda. Dünya Bankası verilerine göre ülkenin ekonomik büyüklüğü 1,5 trilyon doları aşmış durumda.</p>
<p>Ancak Endonezya’yı asıl kritik hâle getiren unsur doğal kaynakları. Ülke, dünyanın en büyük nikel üreticisi, en büyük palm yağı ihracatçılarından biri, önemli kömür ve doğalgaz tedarikçisi, kritik madenler açısından küresel ölçekte stratejik aktör konumunda.</p>
<p>Özellikle elektrikli araç bataryalarında kullanılan nikel rezervleri, Endonezya’yı küresel enerji dönüşümünün merkezlerinden biri hâline getiriyor. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre elektrikli araç satışlarının 2030’a kadar birkaç kat büyümesi beklenirken, batarya minerallerine yönelik talep de dramatik biçimde artacak.</p>
<p>Bu nedenle Tesla’dan BYD’ye, CATL’den LG Energy Solution’a kadar çok sayıda küresel şirket Endonezya’da milyarlarca dolarlık yatırım planlıyor. Jakarta yönetimi yalnızca hammadde ihraç eden bir ekonomi olmak istemiyor. Bu nedenle hükümet, işlenmemiş nikel ihracatını sınırlandırarak yerli batarya ve işleme sanayisini büyütmeye çalışıyor. Amaç, küresel elektrikli araç ekosisteminde yalnızca tedarikçi değil; üretim merkezi hâline gelmek.</p>
<p><strong>Nusantara ve yeni ekonomik vizyon</strong></p>
<p>Endonezya’nın başkentini Jakarta’dan Nusantara’ya taşıma projesi de yalnızca idari değil, ekonomik ve stratejik bir hamle olarak görülüyor.</p>
<p>Yaklaşık 35 milyar dolarlık projeyle ülke ekonomik yoğunluğu Java dışına yaymayı, altyapı baskısını azaltmayı, yeni teknoloji ve yeşil şehir modeli oluşturmayı, uzun vadeli yatırım çekmeyi hedefliyor.</p>
<p>Ancak ülkenin önünde altyapı eksiklikleri, gelir eşitsizliği, çevresel baskılar, yolsuzluk, bürokratik verimsizlik gibi ciddi sorunlar da bulunuyor ve bunlar Endonezya’nın çözmesi gereken temel yapısal meseleler arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Malezya: Küçük ölçekli ama </strong><strong>yüksek teknolojili güç</strong></p>
<p>Malezya ise çok farklı bir ekonomik model geliştirdi. Tarihsel olarak Malakka Boğazı üzerindeki stratejik konumu sayesinde dünya deniz ticaretinin merkezlerinden biri olan ülke, İngiliz sömürge döneminde kalay, kauçuk ve palm yağı üretimiyle küresel sisteme entegre oldu. Ancak asıl dönüşüm 1980’lerden sonra başladı.</p>
<p>Mahathir Mohamad döneminde uygulanan sanayileşme politikaları sayesinde Malezya, düşük katma değerli emtia ekonomisinden çıkarak elektronik, yarı iletken, teknoloji montajı, ileri üretim alanlarında uzmanlaşmaya başladı. Bugün özellikle Penang bölgesi, küresel çip üretim zincirlerinin önemli merkezlerinden biri olarak görülüyor. Malezya, küresel yarı iletken test ve paketleme pazarında kritik paya sahip ülkeler arasında yer alıyor.</p>
<p>ABD-Çin teknoloji rekabetinin derinleşmesiyle birlikte Malezya’nın önemi daha da arttı. Çünkü küresel teknoloji şirketleri Çin’e alternatif üretim merkezleri arıyor. Intel, Infineon ve Texas Instruments gibi şirketlerin Malezya’daki yatırımlarını büyütmesi, ülkenin küresel teknoloji zincirindeki konumunu güçlendiriyor.</p>
<p><strong>İslami finans ve dijital ekonomi merkezi</strong></p>
<p>Malezya’nın bir diğer güçlü alanı ise finans sektörü. Kuala Lumpur bugün dünyanın en büyük İslami finans merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor. Küresel sukuk piyasasının önemli bölümü Malezya üzerinden gerçekleşiyor. Ayrıca ülke: veri merkezleri, yapay zekâ altyapıları, fintech, dijital hizmetler alanlarında da hızla büyüyor. Google, Microsoft ve Amazon gibi teknoloji şirketlerinin Güneydoğu Asya’daki veri merkezi yatırımlarında Malezya giderek daha önemli bir merkez hâline geliyor.</p>
<p>Ancak Malezya’nın da yapısal riskleri bulunuyor: siyasi kırılganlık, etnik temelli ekonomik gerilimler, orta gelir tuzağı, küresel teknoloji rekabeti baskısı ülkenin uzun vadeli dönüşümünü zorlaştırabilecek başlıklar arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Çin-ABD rekabeti ve “Çin+1” stratejisi</strong></p>
<p>Hem Endonezya hem de Malezya’nın yükselişini hızlandıran en önemli faktörlerden biri küresel üretim sistemindeki dönüşüm. Pandemi sonrası dönemde şirketler üretimlerini yalnızca Çin’e bağımlı tutmanın risklerini daha net gördü. ABD–Çin gerilimi, ticaret savaşları ve teknoloji yaptırımları da bu süreci hızlandırdı. Böylece “China+1” stratejisi ortaya çıktı. Bu strateji, üretim ağlarının Çin dışında alternatif merkezlere yayılmasını hedefliyor. Güneydoğu Asya ülkeleri ise bu dönüşümün en büyük kazananları arasında görülüyor.</p>
<p>Özellikle elektronik üretimi, batarya teknolojileri, temiz enerji ekipmanları, veri merkezleri, yarı iletken sanayi alanlarında yatırımlar hızla ASEAN bölgesine kayıyor. Önümüzdeki on yılda küresel üretim zincirlerinin yeniden yapılanmasından en fazla fayda sağlayabilecek bölgelerin başında Güneydoğu Asya geliyor.</p>
<p><strong>Hint-Pasifik’in yeni güç merkezi</strong></p>
<p>Jeopolitik açıdan bakıldığında da Endonezya ve Malezya kritik konumda bulunuyor. Malakka Boğazı üzerinden dünya deniz ticaretinin yaklaşık dörtte biri geçiyor. Küresel petrol taşımacılığının önemli bölümü de bu hattı kullanıyor. Bu nedenle bölge yalnızca ekonomik değil; enerji güvenliği ve askerî strateji açısından da büyük önem taşıyor. ABD, Çin, Japonya ve Hindistan’ın Hint-Pasifik stratejilerinde ASEAN’ın merkezi rol üstlenmesi tesadüf değil. Özellikle Güney Çin Denizi çevresindeki gerilimler düşünüldüğünde, Endonezya ve Malezya’nın diplomatik ağırlığının önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor.</p>
<p><strong>İki farklı model, ortak yükseliş</strong></p>
<p>Endonezya ve Malezya aslında birbirini tamamlayan iki farklı ekonomik modeli temsil ediyor: Endonezya: doğal kaynak + büyük iç pazar + jeopolitik ölçek; Malezya: teknoloji + ihracat + finansal entegrasyon…</p>
<p>Belki de önümüzdeki yıllarda dünyanın ekonomik haritası yeniden çizildiğinde, Jakarta ve Kuala Lumpur yalnızca bölgesel başkentler değil; küresel ekonomi politiğin yeni güç merkezleri olarak anılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asyanin-yeni-guc-ekseni-endonezya-ve-malezya-kuresel-ekonominin-yeni-merkezleri-olabilir-mi-80158</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Asya’nın yeni güç ekseni: Endonezya ve Malezya küresel ekonominin yeni merkezleri olabilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belediyecilik-krizi-ve-kuralsiz-gucun-bedeli-80157</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belediyecilik krizi ve kuralsız gücün bedeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye bugün yalnızca ekonomik sorunlarla, siyasal kutuplaşmalarla veya küresel krizlerle mücadele etmiyoruz. Asıl mesele, giderek derinleşen bir yönetim zihniyeti ve kamu ahlakı krizidir. Son dönemde özellikle yerel yönetimlerde gündeme gelen usulsüzlük iddiaları, ölçüsüz harcamalar, kamu vicdanını rahatsız eden lüks yaşam biçimleri, keyfi kaynak dağıtım mekanizmaları ve belediyelerin asli görevlerinden uzaklaşmasına yönelik tartışmalar; aslında çok daha büyük yapısal bir sorunun yansımasıdır. Çünkü mesele yalnızca bazı kişilerin yanlışları değil, yerel yönetim sisteminin görev, yetki, finansal öncelik ve denetim mekanizmalarının yeterince kurallı hale getirilememiş olmasıdır.</p>
<p>Belediyecilik; sınırsız harcama özgürlüğü değil, kurallı kamu yönetimidir. Belediyeler, halkın vergileriyle oluşan kaynakları kişisel konfor alanlarına, siyasi sadakat ağlarına, ölçüsüz temsil giderlerine veya kamu vicdanını rahatsız eden keyfi faaliyetlere yönlendirmek için değil; şehirlerin altyapısını geliştirmek, ulaşımı iyileştirmek, deprem dirençli kentler oluşturmak, çevreyi korumak, sosyal hizmetleri düzenlemek ve geleceğin şehirlerini planlamak için vardır. Ne var ki son dönemde bazı yerel yönetimlerde ortaya çıkan tablo, bu asli fonksiyonlardan ciddi biçimde uzaklaşılabildiğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Yerel yönetim modeli </strong><strong>yapısal sorun taşıyor</strong></p>
<p>Bugün toplumun önemli bir kesimi haklı olarak şu soruları sormaktadır: Belediyelerin milyarlarca liralık bütçeleri hangi önceliklere göre kullanılmaktadır? Deprem hazırlığı, altyapı, ulaşım ve çevre gibi zorunlu hizmetler neden hâlâ birçok şehirde yetersizdir? Kamu kaynakları neden çoğu zaman gösterişe, reklama, organizasyonlara ve görünürlük oluşturmaya yönelik alanlara kaymaktadır? Belediye şirketleri neden şeffaf ve profesyonel yapılar haline getirilememektedir? Teknik liyakat neden siyasi sadakatin gerisinde kalmaktadır?</p>
<p>Bu soruların cevabı yalnızca kişilerde değil, sistemdedir. Çünkü Türkiye’de yerel yönetim modeli uzun yıllardır önemli bir yapısal sorun taşımaktadır. Belediyelerin görev tanımları ile finansal harcama öncelikleri arasındaki ilişki yeterince kurallı, performans esaslı ve denetlenebilir hale getirilememiştir. Bu nedenle birçok belediyede temsil ve ağırlama giderleri, reklam ve tanıtım bütçeleri, organizasyon harcamaları, danışmanlık mekanizmaları ve iştirak şirketleri; çoğu zaman şehirlerin altyapı, deprem hazırlığı, teknik dönüşüm ve üretim odaklı yatırım ihtiyaçlarının önüne geçebilmektedir.</p>
<p><strong>Belediye şirketleri de yeniden yapılandırılmalı</strong></p>
<p>Daha da önemlisi, bu kontrolsüz yapı zamanla belediye bürokrasisini de baskı altına almaktadır. Teknik personel, mühendisler, mali uzmanlar ve bürokratlar; çoğu zaman siyasal beklentiler ile hukuki sorumluluk arasında sıkışmaktadır. Böylece yalnızca siyaset kurumu değil, kurumsal yapı da yıpranmaktadır. Oysa modern kamu yönetiminin temel ilkesi açıktır: Önce zorunlu hizmetler, sonra sosyal destek, en son temsil ve görünürlük harcamaları gelir. Türkiye’de artık yerel yönetim bütçeleri için açık ve bağlayıcı bir harcama öncelik hiyerarşisi oluşturulmalıdır. Deprem güvenliği, altyapı, su yönetimi, ulaşım, çevre koruma, enerji verimliliği, kentsel dönüşüm, dijital altyapı ve afet hazırlığı gibi alanlara ayrılması gereken asgari yatırım oranları yasal çerçeveye bağlanmalıdır. Bir belediye, zorunlu altyapı ve güvenlik yatırımlarını tamamlamadan ölçüsüz temsil ve organizasyon harcamaları yapamamalıdır.</p>
<p>Aynı şekilde belediye şirketleri de yeniden yapılandırılmalıdır. Bugün birçok belediye iştiraki; profesyonel yönetimden uzak, performans kriterleri belirsiz, siyasi kadrolaşmaya açık ve finansal denetimi yetersiz yapılar halinde tartışılmaktadır. Oysa belediye iştirakleri bağımsız denetime açık, profesyonel yönetilen, performans esaslı çalışan ve şeffaf raporlama yapan kurumlar haline getirilmelidir. Bunun yanında belediyelerde görev ve iş bölümü de net biçimde tanımlanmalıdır. Bugün birçok belediyede yetki karmaşası, kurumsal belirsizlik, siyasi müdahaleler ve teknik süreçlere yönelik aşırı yönetsel baskılar kurumsal verimliliği düşürmektedir. Modern belediyecilikte siyasi yönetim strateji belirlemeli, teknik kadrolar uygulamayı yürütmeli, bağımsız denetim mekanizmaları süreci izlemeli ve kamuoyu tüm harcamaları şeffaf biçimde görebilmelidir. Aksi halde belediyeler şehir yöneten kurumsal yapılar olmaktan çıkıp günübirlik siyasi güç alanlarına dönüşmektedir.</p>
<p>Sorunun yalnızca yerel yönetimlerle sınırlı olmadığını da açıkça görmek gerekir. Merkezi yönetimde de kamu harcamaları, bürokratik yapı, danışmanlık mekanizmaları, temsil giderleri ve kaynak kullanım öncelikleri konusunda benzer tartışmalar yaşanmaktadır. Bu nedenle mesele yalnızca bir parti meselesi değildir. Mesele, Türkiye’nin kamu yönetimi anlayışını yeniden yapılandırma zorunluluğudur.</p>
<p>Atatürk dönemindeki devlet anlayışının temelinde disiplinli kamu yönetimi, üretim ekonomisi, teknik liyakat, kurumsal planlama ve kalkınma hedefi vardı. O günün şartlarında demiryolları, sanayi tesisleri, enerji yatırımları, madencilik faaliyetleri ve teknik eğitim ne anlam taşıyorsa; bugün de yapay zekâ, enerji güvenliği, kritik mineraller, veri ekonomisi, endüstri 4.0, dijital dönüşüm ve yüksek teknoloji üretimi aynı stratejik öneme sahiptir. Dünya artık yalnızca siyasi sloganlarla değil; teknoloji, üretim kapasitesi, enerji hakimiyeti ve bilimsel insan gücü üzerinden şekillenmektedir. Böyle bir çağda kamu kaynaklarını büyük ölçüde tüketim, görünürlük ve siyasi alan koruma refleksiyle kullanmak yalnızca ekonomik değil, stratejik bir risk oluşturmaktadır.</p>
<p>Türkiye artık yeni bir kamu yönetimi ve yerel yönetim reformuna ihtiyaç duymaktadır. Bu reformun temelinde şeffaflık, liyakat, finansal disiplin ve görev önceliği ilkeleri yer almalıdır. Belediye bütçelerinde altyapı, deprem, ulaşım, çevre ve afet hazırlığı gibi zorunlu alanlara ayrılacak minimum yatırım oranları yasal güvence altına alınmalıdır. Tüm belediye harcamaları kamuoyunun doğrudan görebileceği dijital sistemlerde yayımlanmalıdır. Belediye iştirakleri bağımsız denetime açılmalı, performans kriterleriyle yönetilmeli ve siyasi kadrolaşmadan arındırılmalıdır. Teknik alanlarda uzmanlık esas alınmalı, mühendislikten mali yönetime kadar tüm kritik süreçlerde liyakat temel ölçüt haline getirilmelidir. Hem merkezi yönetimde hem büyükşehirlerde bağımsız etik ve kamu ahlakı kurulları oluşturulmalıdır.</p>
<p>Gerçek sosyal belediyecilik insanları yardıma bağımlı hale getirmek değil, onları üretime ve nitelikli yaşama taşımaktır. Bu nedenle belediyeler yalnızca tüketim merkezleri değil; teknoloji, mesleki eğitim, afet yönetimi, enerji verimliliği ve genç girişimciliği destekleyen üretim merkezleri haline dönüşmelidir.</p>
<p><strong>Belediyeler seçim kazanan kadroların </strong><strong>sınırsız tasarruf alanı değildir</strong></p>
<p>Sonuç olarak Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla slogan değil, daha fazla kurumsal akıldır. Kamu kaynağı ganimet değildir. Belediyeler seçim kazanan kadroların sınırsız tasarruf alanı değildir. Makam; kişisel konfor, gösteriş veya siyasi sadakat üretme aracı değil, ağır bir emanettir. Bugün yaşanan tartışmalar aslında Türkiye’ye önemli bir fırsat da sunmaktadır: Merkezi veya yerel iktidarda olsun, kuralsız, keyfi ve kişiselleşmiş yönetim anlayışından; şeffaf, liyakat esaslı, görev tanımları netleşmiş ve finansal öncelikleri belirlenmiş yeni bir kamu yönetimi modeline geçiş fırsatı…</p>
<p>Çünkü mesele artık yalnızca belediye meselesi değildir. Mesele, Türkiye’nin nasıl bir yönetim ve medeniyet anlayışıyla geleceğe yürüyeceği meselesidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belediyecilik-krizi-ve-kuralsiz-gucun-bedeli-80157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belediyecilik krizi ve kuralsız gücün bedeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hisseler-bir-ayda-436-yukseldi-satafatli-cikislar-kime-kazandirdi-80156</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hisseler bir ayda yüzde 436 yükseldi, şatafatlı çıkışlar kime kazandırdı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada son bir ayda %40 ile %436 arasında getiriler sunan 22 hisse, yatırımcısı için enflasyonun çok üzerinde reel kazanç anlamına geliyor. Enerji ve teknoloji hisselerinin ağırlıkta olduğu tabloda Özata Denizcilik’in yüzde 435›i aşan çıkışı dikkat çekiyor.</strong></p>
<p>Borsada bir ayda %435’e varan 22 hissenin performansına bakan yatırımcılar, tabloda yer alan tüm şirketlerin kasasının aynı oranda dolduğunu düşünebilir. Kuşkusuz güçlü getirilere ulaşan kimi hissenin arkasında, operasyonel kârını katlayan başarılı şirketler olabilmekte. Bununla birlikte, fiyatlardaki bu çıkışların ardında her zaman bir büyüme olmadığını da kabul etmek gerekiyor. Kasasına yeni nakit girmemesine rağmen sadece yön arayan sıcak paranın itici gücüyle zirveye tırmanan hisseleri ayıklamak asıl ustalıktır. Vitrini şatafatlı ancak deposu boş dükkanlara yatırım yapanlar, coşkuya kapılmanın bedelini yaşayarak öğrenirler.</p>
<h2>En fazla yükselenler</h2>
<p>Geçtiğimiz şubatta hareketlenen Özata Denizcilik, nisanın son haftasında artan yüksek ivmeyle birlikte güçlü bir çıkış sergiledi. Son bir ayda da ağırlıklı tavandan kapanışlar yaptı. Üç aylık dönemde sabit kıymet satış zararı nedeniyle dönem sonunda 288,8 milyon TL zarar açıklasa da gelirini %35 ve esas faaliyet kârını %102 büyüttü.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl şubatta borsaya açılan Birleşim Enerji, geçtiğimiz nisanın ikinci yarısından itibaren yukarı yönlü güçlü bir çıkış gerçekleştirdi.18 Mayıs’tan itibaren kâr satışları etkili olsa da son bir ayda en fazla getirisi olan ikinci hisse konumunda. Geçen yıl zarar açıklayan firma, üç aylık dönemde de gelirini düşürürken zarar üretmeye devam etti.</p>
<h2>Getirisi zayıf kalan</h2>
<p>Link Bilgisayar aylık %44,13 getiri ile listeye girmeyi başaran firmalardan. Bununla birlikte hissenin fiyatı henüz yıllıkta %39,67 aşağıda bulunuyor. Geçtiğimiz yıl ağustosta en yüksek 18,76 TL’ye kadar çıkan hisse, ardından gelen satışlarla geriledi. Üç aylık dönemde satışlarını %11, dönem sonu net kârını %272 büyütmesi ilgiyi işaret ediyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d151381419-1780290835.png" alt="" width="999" height="536" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FİYAT MI, DEĞER Mİ?</strong></p>
<p><strong>Fiyat</strong>; somut gösterge, likidite rehberi, trend takibi, kıyas kolaylığı. Spekülatif sapma, kısa vade, manipülasyon riski, psikolojik tuzak, yanılsama.</p>
<p><strong>Değer</strong>; gerçekçilik, uzun vade, fırsat avcılığı, rahatlık, temettü güvencesi. Zaman kaybı, hesap karmaşası, sübjektif yapı, değer tuzağı, fırsat kaybı.</p>
<p><strong>Diyanet ile anlaşması önemli. Gelirini hacimsel olarak kayda değer oranda büyütecektir</strong></p>
<p>Vanet Gıda’nın Diyanet Vakfı ile yaptığı anlaşma ciroyu ne kadar büyütür? ● Kadir Yılmaz</p>
<p>Kadir, Vanet Gıda’nın Diyanet Vakfı ile yaptığı anlaşmanın şirkete ne boyutta bir katkısının olacağını bugünden tespit etmek zor. Ancak işin doğası ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın her yıl milyonlarca hisseyi yönettiği Vekaletle Kurban organizasyonunun boyutu göz önüne alındığında, bu anlaşmanın Vanet Gıda'nın bilançosuna ciddi bir nakit ve hacim katkısı yapacağını söylemek yanlış olmaz. Firmanın sadece fason kesim yapmayacak olması önemli bir ayrıntı. Hayvan temini, muhafaza ve sevkiyat gibi süreçlerin üstlenilmesi elde edilecek kârı büyütecektir.</p>
<p><strong>Pay devri gerçekleşti. Zorunlu çağrı fiyatı olan 0,615 dolar işlem fiyatının çok altında</strong></p>
<p>Seğmen Kardeşler’in çoğunluk payının devri nedeniyle yatırımcıya çağrı olacak mı? ● Gökhan Özpolat</p>
<p>Gökhan, Seğmen Kardeşler’in %74,85’ine denk gelen payı yeni ortaklara toplamda 82,49 milyon dolara satıldı. Satış nedeniyle yatırımcılar için yapılacak zorunlu çağrı fiyatının yaklaşık 0,615 dolar olduğu belirtildi. Büyük ortaklar, çağrı yapacağı zaman hisse başına en az 0,615 dolarlık satış bedelinin güncel TL karşılığını veya geçmiş 6 aylık borsa ortalamasından hangisi daha yüksekse o fiyattan çağrı yapmaları gerekiyor. Hissenin şimdilerde işlem fiyat 1,18 dolara denk geliyor. Bu itibarla çağrı fiyatının yatırımcı açısından cazip yanı bulunmuyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>HVZ fonu hisselere odaklanırken %28 getiride kaldı ve endeksin gerisine düştü</strong></p>
<p>Allbatross Portföy’ün idaresindeki Birinci Hisse Senedi (TL) Fonu (HVZ), şubatta test ettiği 7,54 TL’nin gerisinde duruyor. Nisan ayında gerçekleşen yukarı atak da 7,30 TL’den tekrar aşağı döndü. Fonun toplam büyüklüğü mayıs itibarıyla 102,86 milyon TL seviyesinde bulunuyor ve önceki aya göre bir miktar geriledi. Fonda aralıktan bu yana nakit çıkışı yaşanıyor. Son olarak mayısta 1,9 milyon TL para çıkışı gözlendi. Fonun yatırımcı sayısı kademeli olarak azalıyor. Mayıs sonunda yatırımcısı 2.008’e geriledi. Temel stratejisi, borsada işlem gören hisselere yatırım olan HVZ’nin portföyünün %88,64’ü hisse senedi ve %10,26’sı fonlarda değerleniyor. Risk değeri 6 olan fon, yıllıkta bazda %28,48 getiri elde etti. Aynı sürede BIST 100 Endeksi %48,87 performans sergilerken onun hayli gerisinde kaldığı gözlendi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Birikim Varlık, piyasadan TLREF + %4,25 faizle 112 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Birikim Varlık, nitelikli yatırımcılara yönelik 25.05.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 112.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,25 olarak belirlendi. 183 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 24.11.2026 olarak açıklandı. 25 Mayıs itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. şirketin verdiği %4,25 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için uygun bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFBVYSK2629 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>BİM son bir ayda yatayda dalgalı hareket ediyor. Fonlar ise hafif alıcı tarafta</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d14de8389e-1780290782.png" alt="" width="244" height="181" /></strong></p>
<p>BİM’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %3,9 ile toplamda 631,5 bin lot artarak 16,84 milyon lota çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 202’den 208’e yükseldi. PHE fonu 669,2 bin lot ile en fazla alımı yaparken, ZPBDL.F 319,3 bin lot ile en çok satışı gerçekleştiren fon oldu. Hisse hakkında bugüne kadar 28 aracı kurum öneride bulunurken bunlardan 13’ü portföyüne aldı. En yüksek öneriyi İnfo Yatırım 533,50 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 361,50 TL ile Gedik Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d14bda528f-1780290749.png" alt="" width="900" height="226" /></strong><strong>KIRAÇ GALVANİZ</strong></p>
<p><strong>Savunma sektöründe küresel ortaklık hamlesiyle ihracatını büyütme imkanı bulacak</strong></p>
<p>Kıraç Galvaniz, SAHA EXPO fuarındaki temaslarını stratejik ticari anlaşmaya dönüştürdü. Acil durum köprüleri ve demonte hangar sistemleri konusunda Norveç menşeli Nordic Deployment ile partnerlik anlaşması imzaladı. İş birliğinin ilk yıl için yaklaşık 10 milyon euro tutarında bir iş hacmi yaratmasını beklediğini açıkladı. Sanayi şirketlerinin ürettiği standart yapısal çelik ürünlerini küresel markaların katma değerli çözümleriyle birleştirmesi önemli bir ihracat girişimi olarak görülmeli. Şirket döviz cinsi nakit akışını büyütürken bilinirliğini de artıracak.</p>
<p><strong>İMAŞ MAKİNA</strong></p>
<p><strong>Afrika’daki müşterisine un değirmeni kuracak. Sevkiyat yılın üçüncü çeyreğinde</strong></p>
<p>İmaş Makina, Afrika kıtasındaki bir müşterisiyle 3,96 milyon dolara un değirmeni kurulumu için anlaşmaya vardı. Projenin avans ödemesini aldığını ve sevkiyatın yılın üçüncü çeyreğinde gerçekleştirileceğini belirtti. Endüstriyel makine imalatında yurt dışı bağlantıları sözleşme aşamasında avans tahsilatıyla güvence altına almak, şirketin işletme sermayesini kredilere ihtiyaç duymadan yönetmesini sağlar. Yüksek montanlı bu ihracat siparişi, şirketin faaliyet kârlılığını desteklerken üretim bandındaki kapasite kullanım oranlarını planlanabilir kılmasını sağlar.</p>
<p><strong>MİA TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Geri aldığı hisseleri kârlı şekilde elden çıkararak kasasına nakit girişi sağladı</strong></p>
<p>Mia Teknoloji, daha önce geri alım programı kapsamında borsadan topladığı paylardan 500 bin adedini hisse başına ortalama 47,24 TL fiyattan sattı. Söz konusu işlemin ardından elinde kalan geri alınmış payların sermayeye oranı %0,60 seviyesine geriledi. Şirket söz konusu işlemden kaynaklı olarak 4 milyon TL kazanç elde etti. Firmaların piyasa fiyatı iskontoluyken kendi hisselerini toplaması, fiyatlar dengeye ulaştığında ise satarak bilançoya kaynak yaratması etkili bir ticari yaklaşımdır. Satıştan elde edilen karın işletme sermayesine katılması özkaynağı destekler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hisseler-bir-ayda-436-yukseldi-satafatli-cikislar-kime-kazandirdi-80156</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hisseler bir ayda %436 yükseldi şatafatlı çıkışlar kime kazandırdı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karma-isletmelere-milyonluk-kdv-riski-80155</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karma işletmelere milyonluk KDV riski</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 2024 yılında Katma Değer Vergisi (KDV) uygulamasında yaptığı düzenleme, hem perakende satış hem de yeme-içme hizmeti sunan işletmelerde yeni bir tartışmayı gündeme taşıdı. Son dönemde yapay zekâ destekli denetimlerin yaygınlaşmasıyla birlikte birçok işletme, geriye dönük KDV incelemeleri nedeniyle geriye dönük yüksek tutarlı vergi farkları ve cezalarla karşı karşıya kalmaya başladı.</p>
<h2>"Yüzlerce işletme incelemede" </h2>
<p>Bakanlık, temel gıda ürünlerinde uygulanan düşük KDV oranının kötüye kullanılmasının önüne geçmek amacıyla 27 Nisan 2024 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 51 seri numaralı KDV Genel Tebliği ile yeme-içme sektöründe yeni bir ayrım getirmişti. Buna göre, işletmelerde masaya servis edilen ürünler yüzde 10 KDV’ye tabi tutulurken, müşterinin ürünü satın alıp götürdüğü perakende satışlarda yüzde 1 KDV uygulanmaya devam ediyor. 1 Mayıs 2024’te yürürlüğe giren düzenleme kapsamında hem perakende satış hem de restoran hizmeti sunan işletmelerin faaliyetlerini birbirinden ayırması gerekiyor. Ayrı ruhsat, ayrı vergi kaydı ve ayrı kasa sistemi bulunmayan işletmeler ise denetimlerde riskli grupta değerlendiriliyor.</p>
<p>İstanbul Beykoz’da faaliyet gösteren Prestij Kasap’ın işletmecisi Samed Burultay da denetimler sonrasında yüksek tutarlı vergi farkıyla karşılaşan esnaflardan biri. Benzer durumdaki işletme sayısının oldukça yüksek olduğunu savunan Burultay, özellikle İstanbul’un bazı bölgelerinde yüzlerce dosyanın inceleme altında bulunduğunu ileri sürdü.</p>
<h2>"Uzlaşmayı kabul etmediler" </h2>
<p>Halen Ümraniye bölgesinde 300- 400 civarında benzer dosyanın incelendiği ifade eden Burultay, aynı işi yapan çok sayıda esnafın tedirgin olduğunu kaydetti. Mahalle kasabı olarak faaliyet gösterdiklerini, bunun yanında müşterilere yemek hizmeti de sunduklarını belirten Burultay, yaklaşık 6 milyon liralık KDV farkı talebiyle karşı karşıya kaldıklarını dile getirdi. Aylık yaklaşık 3 milyon lira ciro yaptıklarını ifade eden Burultay, bunun yaklaşık 2 milyon lirasının yüzde 1 KDV kapsamında perakende satışlardan, 1 milyon lirasının ise yüzde 10 KDV uygulanan restoran faaliyetlerinden oluştuğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>"Zaten beyannamelerimizi buna göre ayrı ayrı veriyoruz. Ancak şimdi bizden 2024 Nisan ayından bugüne kadar olan tüm yüzde 1 KDV’li satışların yüzde 10 KDV’ye çevrilmesi isteniyor. Geriye dönük düzeltme yapıldığında yaklaşık 6 milyon liralık bir fark ortaya çıkıyor. Bu rakamı karşılamak mümkün değil. Uzlaşmaya gitmek istedim, onu da kabul etmediler. Ya siz düzeltme verin ya da biz re’sen düzenleriz denildi."</p>
<h2>“Aynı mekânda iki faaliyet varsa iki ayrı sistem kurulmalı”</h2>
<p>EKONOMİ’ye konuşan Türkiye Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonu Başkanı Sayit Karabağlı’ya göre, aynı mekânda iki farklı ticari faaliyet yürütülüyorsa, kasap ve restoran bölümlerinin ayrı ruhsatlara, ayrı vergi kayıtlarına ve ayrı kasa sistemlerine sahip olması gerekiyor. Kasap ve restoran faaliyetlerinin aynı işletme içerisinde yürütülebildiğini belirten Karabağlı, bunun belirli kurallara bağlı olduğunu söyledi. Sorunun çoğunlukla ruhsat, vergi kaydı ve kasa ayrımının yapılmamasından kaynaklandığını ifade eden Karabağlı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mevzuat yeni değil ve sektörün içindeki işletmeler bu kuralları büyük ölçüde biliyor. Ancak sonradan sektöre giren veya yeterli mali danışmanlık almayan işletmeler detayları gözden kaçırabiliyor. Yaşanan mağduriyetlerin önemli bir kısmı da buradan kaynaklanıyor. Masaya servis yapılan bölümde KDV oranı yüzde 10’dur. Buna karşılık müşterinin kasap reyonundan etini alıp çıktığı satışlar yüzde 1 KDV kapsamındadır. Ancak bu iki faaliyetin birbirinden bağımsız şekilde yürütüldüğünün resmi olarak gösterilmesi gerekir. İki farklı faaliyetin tek kasa üzerinden takip edilmesi ciddi sorunlara yol açabilir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karma-isletmelere-milyonluk-kdv-riski-80155</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/7/1280x720/kdv-vergi-hesap-1766032185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının yapay zekâ destekli denetimleri, yeme-içme ve perakende satışı aynı çatı altında yürüten işletmeleri mercek altına aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/5-jeotermal-kaynak-arama-sahasi-icin-ihale-80183</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5 jeotermal kaynak arama sahası için ihale</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aksaray İl Özel İdaresi İl Encümeni Başkanlığının ihale ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Aksaray'ın Merkez ve Gülağaç ilçelerinde bulunan 5 jeotermal kaynak arama sahası, açık teklif usulüyle 3 yıl süreyle arama ruhsatı verilmesi amacıyla ihaleye çıkarıldı.</p>
<p>Büyüklükleri 350,35 hektar ile 4 bin 952,98 hektar arasında değişen sahalar için muhammen bedeller 387 bin 750 lira ila 1 milyon 606 bin 700 lira, geçici teminat tutarları ise 11 bin 633 lira ila 48 bin 201 lira olarak belirlendi.</p>
<p>Söz konusu sahalara ilişkin ihaleler 18 Haziran Perşembe günü saat 11.00'de Aksaray İl Özel İdaresi toplantı salonunda gerçekleştirilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/5-jeotermal-kaynak-arama-sahasi-icin-ihale-80183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aksaray&#039;da 5 jeotermal kaynak arama sahası için ihale yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partide-kamuoyu-arastirmalari-daha-sik-araliklarla-yapilacak-80153</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti’de kamuoyu araştırmaları daha sık aralıklarla yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Pek çok araştırma şirketinin, İstinaf mahkemesinin, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı davasında “mutlak butlan” kararı vermesine ilişkin anket sonuçları yayınlanırken, bazı şirketlerin ise sonuçları bekleniyor.</p>
<p>AK Parti’nin düzenli olarak yaptırdığı kamuoyu araştırmaları artık daha sık aralıklarla yapılacak. AK Parti, Türkiye’nin ilk gündemine oturan, İstinaf mahkemesinin, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı davasında “mutlak butlan” kararının toplum üzerindeki etkisini ölçmeye hazırlanıyor. </p>
<h2>Seçmene hangi soruları yöneltilecek? </h2>
<p>Mahkeme kararının CHP tabanında yarattığı etki, CHP seçmenin mutlak. butlan kararına nasıl baktığı gibi sorular yöneltecek. Öte yandan AK Parti, kararın hemen ardından, mutlak-butlan ile ilgili anket yaptıran şirketlerin elde ettiği verileri de inceliyor. AK Parti’nin özellikle Cumhur İttifakı’na oy veren seçmenin nabzını da yine ortaya çıkan sonuçlardan ölçüyor.</p>
<h2>Anketler karşılaştırılacak </h2>
<p>2028 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı ile milletvekili seçim çalışmalarına başlayan AK Parti, seçmenin nabzını da yine yaptıracağı kamuoyu araştırmaları ile ölçecek.</p>
<p>Başta ekonomi olmak üzere pek çok konuda kamuoyu araştırmalarını sık aralıklarla yaptırma kararı alan AK Parti, partinin yaptırdığı anketler ile farklı şirketlerin yaptırdığı kamuoyu araştırmalarını karşılaştırarak rapor hazırlayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partide-kamuoyu-arastirmalari-daha-sik-araliklarla-yapilacak-80153</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/4/1280x720/ak-parti-1777266331.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti’de kamuoyu araştırmaları daha sık aralıklarla yapılacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chp-belirsizlikleri-asmaya-calisiyor-kurultay-icin-imza-toplanacak-80152</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP belirsizlikleri aşmaya çalışıyor: Kurultay için imza toplanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İkiye bölünen CHP’de Genel Merkez de Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM’de Özgür Özel çalışmaları yürütüyor. Özel dün TBMM’de MYK’yı topladı. Parti Sözcüsü Zeynel Emre MYK toplantısında alınan kararları bu kez TBMM’de düzenlediği basın toplantısı ile açıkladı. Emre, genel kurul çağrısını tekrarladı. Kılıçdaroğlu tarafında ise partiye hakim olmaya yönelik adımlar dikkat çekiyor. Bu hafta içinde, tarafların adımlarıyla durum biraz daha netleşecek. Kılıçdaroğlu’nun, Özgür Özel başta olmak üzere CHP’li bazı milletvekilleri hakkında ihraç mekanizmasını işleteceği ve dokunulmazlıklarının kaldırılması yönünde harekete geçeceği iddiaları da özellikle iktidara yakın gazeteciler tarafından “kulis” bilgisi olarak aktarılmaya devam ediyor.</p>
<p>Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin yapılacağını söylediği Parti Meclisi (PM) toplantısı ertelendi. Şimdilik o kanatta “konuşma ağırlıklı” hareket gözleniyor.</p>
<p>MYK toplantısı sonrası CHP Sözcüsü Emre’ye göre genel kurulun toplanmasının önünde hiçbir engel yok. Sadece temyizden vazgeçildiğine dair Yargıtay’a verilecek dilekçelerle genel kurulun hemen toplanabileceğini söyledi.</p>
<p>Bir başka vurgu ise imza toplamaya yönelik oldu. Kurultay için Özgür Özel ekibi, butlan kararı sonrası ortaya çıkan üye listesinde de imza toplanacağını açıkladı.</p>
<p>Kurultay’ı acil olarak niteleyen Sözcü Emre, Siyasi Partiler Kanunu’na göre 6 yıl içinde bir kurultay yapılamaması halinde ilgili partinin seçimlere katılamayacağı; butlan kararıyla da 2020 Temmuz dönemine dönüldüğü için bu yönde ayarlanmış bir kumpasın tasarlandığını ileri sürdü.</p>
<p>İlginç iddia ise Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin Parti Meclisi toplantısının ertelenmesine ilişkin oldu. Parti Sözcüsü bu toplantının mevcut duruma itiraz eden PM üyelerinin çoğunlukta olması nedeniyle iptal edildiğini söyledi.</p>
<p>Bugün için planlanan grup toplantısı için ise toplantının TBMM iç tüzüğü ve kanunlarca uygun olarak TBMM’deki salonda yapılabileceğini söylerken, “bizim aslında salona ihtiyacımız yok.. Grup Başkanının (Özgür Özel) konuştuğu her yer grup toplantısıdır” diyerek, açık bir kapı bıraktı.</p>
<h2>İddia: Kumpasın uluslararası ayağı var</h2>
<p>Zeynel Emre, “bunlar CHP’nin başına neden geldi” sorusunu kendi sordu ve yanıtladı. İktidar ihtimali belirlince bu operasyonun başlatıldığını, üstelik sadece Türkiye değil, İspanya Başbakan’ı Sanchez’e yönelik soruşturmayla birlikte ele alındığında, bölgede oluşturulmaya çalışılan BOP benzeri yapıya karşı duran tüm taraflara karşı bir kumpasın sürdüğünü ileri sürdü.</p>
<p>Parti Sözcüsü Zeynel Emre konuşmasının önemli bir bölümünü Özgür Özel’e yönelik suçlamalara ayırırken, Özel’in TSK mensuplarının örgüt tarafından yargılandığı dava dönemindeki çabalarını hatırlatarak yanıtladı. Uşak Belediyesi’nin “araç içi dizayn bedeli” ödemesine ilişkin konu sorulduğunda ise “Geçmişte 80 arabanın şoförü, yakıtı, trafik cezalarıyla partililere tahsis edilmesi, şahsi olarak kullanmaları konuşulmuyor. Belki milyonlarca TL.. Biraz da bunu konuşun. Samimi olarak biz buradaki durumu sorduk, inceliyoruz” dedi.</p>
<h2>Özel'in CHP'si miting yapacak </h2>
<p>Parti Sözcüsü Emre, alınan karar doğrultusunda, tüm illerde mitinglere devam edeceklerini de açıkladı. Bu mitingleri fiziki mücadele olarak tanımlayan Sözcü Emre, hukuki olarak da mücadele etmeye devam edeceklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chp-belirsizlikleri-asmaya-calisiyor-kurultay-icin-imza-toplanacak-80152</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/2/1280x720/ozgur-ozel-1779770437.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP belirsizlikleri aşmaya çalışıyor: Kurultay için imza toplanacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kullerin-tapinmasi-degil-80151</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küllerin tapınması değil!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Siparişlerin açılır açılmaz, özellikle yeni müşterilerden gelen yoğun talep, radikal vizyonun pazarda karşılık bulduğunun en somut kanıtı.</strong></p>
<p>Bir haftadır tüm otomotiv dünyasının ve meraklı meraksız herkesin özellikle tasarımını tartıştığı Ferrari Luce’yi anlamak için önce kronolojik hayranlık saplantısından kurtulmalıyız...</p>
<p>Otomobilden elektromobile dönüşümü özetleyen bu araç, Maranello’nun geçmişinin yalnızca sıçrama tahtası olduğunu bodoslama ilan ediyor! İçten yanmalı motorun içgüdüsel ve fiziksel cazibesine tutunan nostaljik fanatizme karşı, teknolojiyle farklı bir buluşma yönünde yepyeni bir duyusal aşama öneriyor.</p>
<p><strong>Geçmiş ile gelecek arasında kurulan köprü...</strong></p>
<p>Burada mesele, maço dizaynların beklenen efekti egzost sesinin yokluğunu eksiklik diye kodlamak değil; o boşluğu doğrudan, karmaşık olmayan ve fiziksel bağ kurulacak başka yollarla doldurmak... Bu, modern mühendisliğin duyguya taşınma çabası…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d108adbea0-1780289674.jpg" alt="" width="700" height="394" />Bu radikal kopuş için, markanın DNA’sına aykırı olmayan, hatta özüne sadık diyebiliriz. Enzo Ferrari’nin ilk sivil serisi 212’lerde farklı karoser üreticilerine verdiği özgürlüğü veya F40’ın önceki romantik kıvrımları reddeden köşeli ve teknik formunu hatırlayalım. Bu örnekler, Ferrari tarihinin başlı başına yenileşimlerle dolu olduğunu hatırlatıyor. Gustav Mahler’e atfedilen o cümle burada anahtar olabilir; “Gelenek, küllerin tapınması değil, ateşin korunmasıdır.” Luce, külleri soğutmuyor; ateşi geleceğe taşıyor. Geçmiş ile gelecek arasında kurulan bu köprü, geçmişi taklit etmek zorunda değil; geçmişin ruhunu, yani ilerlemeyi esas alıyor.</p>
<p>Tasarımın LoveFrom stüdyosuna, Sir Jony Ive ve Marc Newson’a teslim edilmesi de bir miras reddi değil; tıpkı 1950’lerde dışardaki Touring, Vignale veya Pinin Farina’ya yaptırılan terzi işi modeller gibi, kreatif özgürlüğü zirveye çıkarma kararı…</p>
<p>Amaç, bildiğimiz Ferrari’lere benzemeyen, kendi zamanının ruhunu yakalayan bir obje yaratmaktı. Ve bu obje, alışılmış müşteri profili için yapılmadı. Hedef, bir akşam yemeğinde on binlerce dolar harcayabilen, terzisi Savile Row’da olan, bileğinde Rolex değil Richard Mille taşıyan, servetini kripto piyasalarında bir anda katlayan veya kaybeden, yanmalı motorun romantizmini değil, nesnenin saflığını, nadirliğini ve teknolojik üstünlüğünü arzulayan yeni nesil bir titan. Strateji acımasızca net; Luce alıcılarının %80’i daha önce bir Ferrari showroom’una adımını hiç atmamış olacak!</p>
<p>Şirket, süper ve hiper modellerini sonlandırıp onların yerine bu uzay aracını koymuyor; çok ünlü bir et restoranının aniden menüye eklediği vegan burger gibi, devrim niteliğinde yeni bir seçenek ekliyor.</p>
<p>Mühendislik de bu stratejiyi bire bir destekliyor. Ürün müdürü Pietro Vergnano’un belirttiği gibi, elektrikli platform, benzinli aracın tasarımını dikte eden motor blokajından kurtulmayı sağladı. “Tasarım işlevi takip eder” ilkesi, burada motorun yokluğunun yarattığı yepyeni bir işlevi, yani mono-volüm sadeliği, kabin öne konumlandırmasını ve beş koltuklu ferah yaşam alanını doğurdu. Sonuç, otomotiv disiplininin sert kısıtlamalarını, ürün tasarımının dokunmatik, fiziksel ve düşünülmüş arayüzleriyle birleştiren melez bir varlık. 1050 beygirlik, retro-fütüristik distopya estetiğine yani ileri teknoloji nesnelerinin soyutlanmış işlevsel zarafetine sahip, gelecekten gelmiş bu süper elektromobil, artık otomobil ölçeğine uzatılmış bir lüks teknoloji nesnesi!</p>
<p>Başka markalar, elektrikli modellerinde sahte motor sesleri ve sanal vites geçişleriyle geçmişi simüle etmeye çalışırken; Ferrari, farkını sessizleşerek ve geleceğe oynayarak, gerçek elektrik motorunun sesini yükselterek gösteriyor.</p>
<p><strong>Luce, yarının gerçekliğine göz kırpıyor</strong></p>
<p>Ferrari’yi 1991-2014 arasında bilinen mirasına kavuşturmuş olan eski CEO Montezemolo’nun “bir efsanenin yok olma riski var” serzenişine bugün markaya kârlılık rekorları kırdırtan yeni CEO Benedetto Vigna’nın verdiği yanıt, Luce’un ruhunu tam olarak özetliyor: “Başkalarının söylediklerini değil, kendi söylediklerimi yaparım.” Siparişlerin açılır açılmaz, özellikle yeni müşterilerden gelen yoğun talep, bu radikal vizyonun pazarda karşılık bulduğunun en somut kanıtı.</p>
<p>Eğer bir otomobil size yanlış geliyorsa, belki de hedeflediği alıcı siz değilsinizdir. Ve Luce, dünün ikonlarına değil, yarının gerçekliğine göz kırpıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kullerin-tapinmasi-degil-80151</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/ferrari-luce-1780289664.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küllerin tapınması değil! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konut-fiyatlari-buyuk-cokusun-resmi-80150</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut fiyatları: Büyük çöküşün resmi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gayrimenkul-inşaat sektöründeki en önemli sosyoekonomik eğilimleri belirlemek gerekirse, herhalde ilk sıraya konut piyasasındaki büyük çöküşü koymak gerekir. Hal böyle olduğu içindir ki sosyal konut projeleri, hatta sosyal kiralık konut projeleri devletin gündemine girdi.</strong></p>
<p>Ahmet Hamdi Tanpınar, “Türkiye, evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor” diyor. Gayrimenkul finansı araştırmacısı olarak aynı şeyi konut için düşünüyorum. Konut piyasasındaki bitmek bilmeyen sorunlar varken sıra ofisi, lojistiği vb. konuşmaya bir türlü gelmiyor. Veri merkezi, huzurevi veya sürdürülebilirlik adaptasyonu gibi konuları konuşmak tümden fantezi gibi görünüyor.</p>
<p><strong>Konut fiyatları moral değerleri bozuyor</strong></p>
<p>Gayrimenkul-inşaat sektöründeki en önemli sosyoekonomik eğilimleri belirlemek gerekirse, herhalde ilk sıraya konut piyasasındaki büyük çöküşü koymak gerekir. Hal böyle olduğu içindir ki sosyal konut projeleri, hatta sosyal kiralık konut projeleri devletin gündemine girdi. Konut piyasasında yüzlerin neden gülmediğini konut fiyatları-kiraları, arz-talep eğilimleri ve yapı stoğunun kalitesi gibi açılardan ele almak mümkün. Bu yazımızı konut fiyatlarına ayırdık.</p>
<p><strong>Kötü bir haberim var: Konut </strong><strong>fiyatları yüksek değil</strong></p>
<p>Yatırım penceresinden; konut fiyatları yüksek değil, kiralar da yüksek değil. Hatta her ikisi de reel olarak yerlerde sürünüyor (bkz. grafikler). Bunu ben değil, veri söylüyor. Peki olay ne? Kısaca: Satın alma gücümüz buharlaşırken, kredi mekanizmasının da çökmesi. Üstelik işin kötüsü savaş nedeniyle artan maliyetler yeni konut fiyatlarının daha da artmasına neden olacak. Konut piyasasındaki sorunları geçici bir dengesizlik, ya da basit bir arz-talep meselesi olarak göremeyiz. Bu durum piyasa mekanizmasına emanet edilen konut sistemindeki biriken sorunların  bir sonucudur. Asıl mesele, sağlıklı ve erişilebilir bir konut finansmanı mimarisinin eksikliğidir.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d0f54c9779-1780289364.png" alt="" width="800" height="361" /></strong><strong>Türkiye konut piyasasında negatif ayrıştı </strong></p>
<p>Konut fiyatları, özellikle pandemi sonrası dönemde tüm dünyada artış gösterdi. Ancak Türkiye’deki artış hem hız hem de ölçek açısından negatif ayrıştı. Bu durum, bir yandan fiyat balonu tartışmalarını güçlendirirken diğer yandan da ciddi bir fiyata erişilebilirlik krizini tetikledi. Gelir artışının üzerinde seyreden fiyatlar ve yüksek faizler nedeniyle işlevini yitiren kredi mekanizması, konuta erişimi giderek nakit temelli bir oyuna dönüştürdü. Biliyorum konut satış verilerinde farklı bir hikaye var. Ancak tıpkı enerji, gıda ve kira enflasyonunda olduğu gibi, konut fiyatı artışlarında da ülkemizdeki orta-alt gelir grubu son yıllarda büyük bir şokla karşılaştı.</p>
<p><strong>Konut krizinden demografik krize</strong></p>
<p>Konut krizi yalnızca ekonomik sonuçlar doğurmuyor. Mülk sahipliğinin orta sınıf için ulaşılamaz hâle gelmesi, toplumsal aidiyet ve gelecek beklentisi üzerinde de yıkıcı etkiler yaratıyor. Özellikle genç kentli nüfus için “ev sahibi olma” hedefinin ortadan kalkması, bireysel kararları doğrudan etkiliyor. Bu noktada Türkiye’de doğurganlık oranındaki sert düşüş ile konut piyasasındaki bozulma arasındaki ilişkiyi de düşünmek gerekiyor. 1+0 ve 1+1 gibi mikro konut arzındaki artış, yalnızca arz yönlü bir tercih değil; aynı zamanda talebin, daralan satın alma gücünün de bir yansıması. Bu nedenle konut krizi, giderek bir barınma krizine, oradan da bir demografik krize evrilme riskini taşıyor. Alt-orta gelir grubunun konut sahipliğindeki gerileme, servet dağılımını bozarken kira kanalıyla gelir eşitsizliğini daha da derinleştiriyor. Alt-orta gelir grubunun mülk sahipliğinin güçleşmesi beraberinde moral değerleri de bozuyor.</p>
<p><strong>Sonuç: Fiyatlar değil, sistem çöküyor</strong></p>
<p>Bugün yaşananları yalnızca “fiyat artışı” olarak okumak eksik olur. Asıl çöküş, konutun bir yatırım aracı ile temel bir ihtiyaç olma fonksiyonları arasındaki dengenin kaybolmasında yatıyor. Konut meselesini politize etmemek, sınıf meselesi haline gelmesine asla izin vermemek gerekiyor. Bunun için tüm aktörlerin sosyal barışı ve barınma hakkını en üst düzeyde gözeten bir anlayışı ortaklaştırılmış bir çaba ile hayata geçirmesine gereksinim vardır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konut-fiyatlari-buyuk-cokusun-resmi-80150</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konut fiyatları: Büyük çöküşün resmi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sakin-yuzey-derin-akinti-80147</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakin yüzey, derin akıntı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçmişteki şoklara nazaran mutlak butlan kararından sonra finansal piyasalar sakin kaldı. Görünen o ki ekonomi yönetimi dalgalanmalara karşı hazırlığını yapmış. Zaten savaş kaynaklı maliyet enflasyonuyla uğraşan Merkez Bankası, bu kararın orta vadeli olumsuz yansımalarını dengelemek adına duruşunu sıkılaştırdı. Dezenflasyon programı kapsamında kredilere uygulanan aylık büyüme sınırlarını düşürerek paraya erişimi zorlaştırdı. Ek sıkılaştırma tedbirleri, uygulanan para politikasındaki kararlılığın kanıtıdır.</p>
<p>Ancak yüzeydeki bu dinginlik, derinlerdeki riskleri yok etmiyor. Kredi musluklarının kısılması siyasi belirsizlik algısıyla birleştiğinde piyasa faizleri yükselebilir. TCMB’nin 11 Haziran’daki toplantısında faiz artırımı olasılığı kuvvetlendi. Tabii daralacak kanallar, reel sektörün finansman yükünü ve piyasadaki sıkışıklığı artıracaktır. Sanayi üretimini ve istihdam piyasasını zayıflatacaktır. Kontrollü döviz kuru politikasının sürdürülecek olması şikâyetlerin dozunu artıracaktır. Bu durum, dış ticarette rekabetçilik tartışmasına boyut kazandıracaktır.</p>
<p>Üretim çarklarındaki yavaşlama, geniş toplumsal kesimlerin refah düzeyini daha da sarsabilir. Siyasi iktidarların seçimlerde başarılı olması, halkın gelirinin yükselmesine bağlıdır. Oysa mevcut veriler, kitlelerin alım gücünün yakın vadede bu hayat pahalılığını pek karşılayamayacağını gösteriyor. Baskın seçim spekülasyonu yapılsa da ekonomik göstergeler böyle bir senaryoya zemin hazırlamıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sakin-yuzey-derin-akinti-80147</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakin yüzey, derin akıntı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-erivana-orta-dogu-ve-kafkaslara-yeni-duzen-80145</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz’den Erivan’a; Orta Doğu ve Kafkaslara yeni düzen</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Görünen o ki Washington, İran’ı tamamen sistem dışına itmek yerine kontrollü biçimde yeniden küresel ekonomiye entegre etmenin yollarını arıyor. ABD Başkanı sıfatını taşırken bile işadamı olduğunu hiç unutmayan Trump, bunu yaparken de, “yatırım fonundan” Amerikalı girişimcilerin yararlanmasının önünü açmaya çalışıyor.</strong></p>
<p>Bir tarafta ABD ile İran arasında savaşın ardından şekillenmeye başlayan yeni müzakere süreci, diğer tarafta Suriye’nin kendisini bölgesel ticaret ve enerji koridorlarının merkezine yerleştirme çabası, bir başka tarafta ise ABD ile İsrail arasında benzeri görülmemiş ölçüde derinleşen savunma ve teknoloji iş birliği…</p>
<p>Orta Doğu’da son aylarda yaşanan gelişmeler ilk bakışta birbirinden bağımsız krizler ve diplomatik girişimler gibi görünse de, aslında hepsi bir bütünün parçası. Ortadoğu’nun ekonomik, askeri ve jeopolitik altyapısı yeniden tasarlanıyor.</p>
<p>ABD ile İran arasında görüşülmekte olan uzlaşma taslağının en önemli maddesini Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması oluşturuyor. Taslağa göre İran, boğazdaki mayınları temizleyecek, ticari geçişleri yeniden serbest bırakacak ve nükleer programına ilişkin yeni müzakerelere başlayacak. Buna karşılık ABD yönetimi de yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesi, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması ve İran ekonomisine yönelik büyük çaplı bir yatırım mekanizmasının oluşturulması yönünde adımlar atacak.</p>
<p>ABD’nin vaatleri arasında bulunan İran’a yönelik 300 milyar dolarlık yatırım fonu tartışmaları özellikle dikkat çekici. İran bunu kendi iç kamuoyuna savaş tazminatına benzer bir mekanizma olarak sunarken, ABD tarafı “uluslararası yatırım fonu” tanımını tercih ediyor. Görünen o ki Washington, İran’ı tamamen sistem dışına itmek yerine kontrollü biçimde yeniden küresel ekonomiye entegre etmenin yollarını arıyor. ABD Başkanı sıfatını taşırken bile işadamı olduğunu hiç unutmayan Trump, bunu yaparken de, o “yatırım fonundan” Amerikalı girişimcilerin -özellikle de kendisine yakın duran isimlerin- yararlanmasının önünü açmaya çalışıyor.</p>
<p><strong>Koridorlar savaşı ve </strong><strong>Suriye’ye yeni rol</strong></p>
<p>İran savaşı ve Hürmüz Boğazı krizi, dünyanın enerji ve ticaret sisteminin ne kadar kırılgan olduğunu da ortaya çıkardı. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık dörtte biri, LNG ticaretinin ise beşte biri Hürmüz’den geçiyor. Boğazın kapanması sadece enerji piyasalarını değil, Körfez ülkelerinin gıda güvenliğini bile tehdit etti. Bu nedenle artık tartışılan konu sadece Hürmüz’ün yeniden açılması değil. Asıl soru, dünyanın Hürmüz’e olan bağımlılığını nasıl azaltacağı.</p>
<p>Tam bu noktada Suriye’nin giderek daha çok öne çıkmakta olduğunu söylemek yanlış olmaz. </p>
<p>Eskinin teröristi, şimdinin “devlet başkanı” Colani/Ahmed Şara yönetimi, son bir yıldır Suriye’yi bir çatışma sahası olmaktan çıkarıp bölgesel bir bağlantı merkezine dönüştürmeye çalışıyor. Şam’ın yeniden gündeme getirdiği “Dört Deniz Projesi”, Akdeniz, Karadeniz, Hazar Denizi ve Basra Körfezi’ni birbirine bağlayacak kara ve enerji koridorları öngörüyor.</p>
<p>Bu vizyonun gerçekleşmesi kısa vadede pek mümkün görünmese de dikkat çekici olan şey, bölgesel aktörlerin bu fikri giderek daha ciddi biçimde değerlendirmeye başlaması. Türkiye’nin Ermenistan’la ticaret kısıtlamalarını kaldırmasını, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin Şam ziyaretini, Körfez ülkelerinin Suriye’ye yönelik yatırım ilgisini ve Avrupa’nın enerji güvenliği arayışlarını aynı stratejik resmin parçaları olarak okumak mümkün.</p>
<p><strong>Washington’ın ikili stratejisi; </strong><strong>İsrail’le iki devlet, tek ordu...</strong></p>
<p>Bütün bu gelişmeler yaşanırken ABD’nin aynı anda iki farklı eksende hareket ettiği ortada;</p>
<p>Bir tarafta Washington, İran’la kontrollü bir normalleşme süreci başlatmaya çalışıyor. Amaç İran’ı tamamen sistem dışına itmekten çok, bölgesel istikrarı tehdit etmeyecek bir çerçeve içinde tutmak. Hürmüz’ün açılması, petrol akışının yeniden başlaması ve ekonomik baskının kısmen azaltılması bu stratejinin parçaları.</p>
<p>Diğer tarafta ise ABD, İsrail’le ilişkilerini daha önce görülmemiş ölçüde kurumsallaştırıyor. Kongre’de görüşülen 2027 Savunma Yetkilendirme Yasası’nın 224’üncü maddesi, iki ülke arasında yeni bir “Savunma Teknolojileri İşbirliği Girişimi” kurulmasını öngörüyor.</p>
<p>Tasarı füze savunma sistemlerinden yapay zekâ destekli platformlara, elektronik harp teknolojilerinden siber güvenlik altyapılarına kadar geniş bir iş birliği alanı oluşturuyor. Resmi olarak “orduların birleşmesi” olarak tanımlanmasa da, ortaya çıkacak yapının ABD ile İsrail arasındaki savunma entegrasyonunu tarihte görülmemiş bir seviyeye taşıyacağı açık.</p>
<p>Bu durum aynı zamanda İsrail Başbakanı Netanyahu’nun son dönemde yaptığı dikkat çekici açıklamaları da anlamlı hale getiriyor. İsrail’in yıllık 3,8 milyar dolarlık Amerikan askeri yardımına artık ihtiyaç duymadığını söylemesi ilk bakışta şaşırtıcı görünse de, Washington ile Tel Aviv arasında kurulan yeni mekanizma düşünüldüğünde farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Doğrudan yardımın azalması, savunma sanayii ve teknoloji alanındaki çok daha büyük ölçekli ortaklıklarla telafi edilmeye çalışılıyor olabilir.</p>
<p>Bu nedenle Washington’ın bölgesel stratejisi artık sadece müttefiklerini desteklemekten ibaret değil. ABD, bir taraftan İsrail merkezli yeni bir güvenlik mimarisi kurarken diğer taraftan İran, Suriye ve Körfez ülkelerini içine alan yeni ekonomik koridorları destekliyor.</p>
<p><strong>Kafkasya da denkleme giriyor</strong></p>
<p>Orta Doğu’daki koridor rekabetinin bir uzantısı da Güney Kafkasya’da yaşanıyor. Ermenistan’da 7 Haziran seçimleri öncesinde ülkenin jeopolitik yönelimi yeniden tartışma konusu olurken, Rusya ve Avrasya Ekonomik Birliği üyeleri Erivan üzerindeki baskıyı artırmış durumda. Moskova, Ermenistan’ın Avrupa Birliği standartlarına yönelmesinin Avrasya Ekonomik Birliği üyeliğiyle bağdaşmayacağını savunurken, ABD ise tam tersine Ermenistan’ı Batı merkezli yeni ulaşım ve ticaret ağlarına entegre etmeye çalışıyor.</p>
<p>Bu çerçevede Washington ile Erivan arasında geçen hafta imzalanan yeni stratejik ortaklık anlaşması dikkat çekici. Kritik mineraller, altyapı yatırımları ve Ermenistan-Azerbaycan normalleşme sürecini destekleyen projeleri içeren anlaşma, Güney Kafkasya’nın Avrupa, Karadeniz ve Orta Asya arasında yeni bir bağlantı koridoru olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Son dönemde Türkiye’nin Ermenistan’a yönelik ticaret kısıtlamalarını kaldırmasını ve sınırların açılmasına yönelik hazırlıkların hızlanmasını da bu daha geniş jeopolitik tablonun parçaları arasında değerlendirmek mümkün.</p>
<p>Washington belli ki Ermenistan üzerinden Hazar, Karadeniz ve Avrupa’yı birbirine bağlayacak yeni ulaşım hatlarını destekleyerek Rusya’nın bölgesel ağırlığını dengeleme arayışında. Böylece Hürmüz’den Şam’a uzanan yeni koridor tartışmaları, Kafkasya’da da farklı bir cephe açmış durumda.</p>
<p><strong>Türkiye’nin konumu kritik</strong></p>
<p>Bu denklemin önemli aktörlerinden biri de Türkiye. Ankara, Suriye’nin yeniden inşası, Irak üzerinden uzanan enerji hatları ve Kafkasya bağlantıları konusundaki rolü nedeniyle Washington’ın bölgesel hesaplarında merkezi bir konuma yerleşmiş durumda. Tom Barrack’ın Suriye Özel Temsilciliği görevinden ayrılmasına rağmen Suriye ve Irak dosyalarının koordinasyonunda etkili olmaya devam edecek olması da bunun göstergelerinden biri.</p>
<p>Orta Doğu’nun yeni rekabeti artık sadece sınırlar veya askeri güç üzerinden yürümüyor. Asıl mücadele, Asya’dan Avrupa’ya uzanan enerji akışını, ticaret yollarını, veri koridorlarını ve teknolojik alt yapıyı kimin kontrol edeceği üzerinde şekilleniyor. Hürmüz’den Şam’a, Tel Aviv’den Ankara’ya ve Erivan’a uzanan yeni jeopolitik hikâye de tam olarak burada başlıyor.</p>
<p><strong>Barrack’ın ünvanı gitti, etkisi bitmedi</strong></p>
<p>ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Suriye Özel Temsilciliği görevinin sona erdirilmesi ilk anda Washington’ın Suriye politikasında yeni bir döneme girildiği izlenimi yaratmıştı. Ancak ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, Barrack’ın Suriye ve Irak dosyalarında aktif rol oynamaya devam edeceğini, üstelik bir değil, iki ayrı sosyal medya paylaşımıyla açıklaması, bunun bir politika değişikliğinden çok görev tanımındaki bir düzenleme olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Kararın satır aralarında üç önemli mesaj var: Birincisi, ABD’nin Suriye’ye yönelik temel yaklaşımında kayda değer bir değişiklik bulunmuyor. İkincisi, Washington artık Suriye dosyasını özel temsilcilikler yerine daha geleneksel diplomatik kanallar üzerinden yürütmek istiyor. Bu durum, ABD’nin Şam’daki diplomatik varlığının zamanla güçlendirilmesinin önünü açabilir. Üçüncü ve belki de Ankara açısından en dikkat çekici mesaj ise Barrack’ın Ankara Büyükelçisi sıfatıyla Suriye ve Irak dosyalarında etkisinin devam edecek olması. Bu da, ABD’nin bölge politikasında Türkiye’yi önemli bir koordinasyon ortağı olarak görmeyi sürdürdüğüne işaret ediyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-erivana-orta-dogu-ve-kafkaslara-yeni-duzen-80145</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/5/1280x720/67-1780288955.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz’den Erivan’a; Orta Doğu ve Kafkaslara yeni düzen ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-kades-anlasmasini-satin-aliyor-80144</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar, Kadeş Anlaşması’nı satın alıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye piyasaları bayram tatili dolayısıyla kapalı olduğumuz için olumlu gelişmeleri (beklentileri) satın alamadı. CHP kurultayı için alınan mutlak butlan kararının yarattığı belirsizlik de hiç şüphesiz risk iştahını baskıladı.</strong></p>
<p>Enerji fiyatlarında sert gerileme, tahvil ve hisse piyasasında güçlü yükseliş ile bayram tatili sonrası haftaya başlıyoruz.  ABD ve İran’ın  olası bir anlaşmaya yakın olduğu beklentisi ile Brent petrol geçtiğimiz iki hafta içinde 20 dolardan fazla değer kaybetti. Tahvil getirileri 20- 25 baz puan geriledi. Hisse senedi endeksleri %3-4 yükselişle yeni zirveler yaptı.</p>
<p>Fiili durum, piyasalardaki iyimser havayı teyit etmiyor. Zenginleştirilmiş uranyum, Hürmüz Boğazı’nın kontrolü, İran yaptırımları gibi kilit konularda bir anlaşma sağlanmış değil. ABD yönetimi yüksek perdeden başladığı barış görüşmelerinde hiç bir ilerleme sağlayamadı.  Hürmüz Boğazı’nda zaman zaman iki taraf arasında çatışmalar oluyor. </p>
<p>Zamanın kendi lehine işlediğinin farkında olan İran yönetimi  Hürmüz Boğazı’nın kontrolünün elinde olduğu, barışçıl nükleer programının devam ettiği, zenginleştirilmiş uranyumun ülkede kaldığı ve İran üzerinde yaptırımların kaldırıldığı bir anlaşma istiyor. </p>
<p><strong>Cumhuriyetçilere olan destek </strong><strong>dip seviyelere geriledi</strong></p>
<p>ABD yönetiminin normal şartlar altında bu anlaşmayı elinin tersi ile itmesi, ekonomik yaptırımlara devam etmesi ve ağır bir saldırıyı başlatması gerekir. Ama yüksek pompa fiyatları, Cumhuriyetçilere olan desteğin dip seviyelere gerilemesine neden oldu. Parti içinde Başkan Trump’a olan muhalefet artıyor. </p>
<p>Kasım başındaki ara seçimler öncesi Başkan Trump’ın savaşa devam gibi radikal bir karar alması zor gözüküyor.  Askeri hedeflerine ulaşan ama İran rejimini değiştirmekte başarısız olan ABD  yönetimi, yüzünü kurtaracak bir anlaşma ile, savaşı bitirmek istiyor. Muhtemelen iki tarafın da kendini galip ilan edeceği Kadeş anlaşmasına benzer bir sonuçla bu iş sonuçlanacak. </p>
<p>Olası bir anlaşmada Brent petrolün ilk aşamada 86 dolar ile ilk tur barış görüşmeleri öncesi gördüğü seviyelere gerilemesi bekleniyor.  Hürmüz Boğazı’nın Haziran ortasında açıldığı  pozitif senaryoda fiyatlar 80 dolara kadar gerileyebilir. </p>
<p>Kasım başındaki ABD ara seçimlerini eğer Cumhuriyetçiler  kazanırsa Başkan Trump yarım bıraktığı işi tamamlamak için tekrar düğmeye basabilir. Bu nedenle petrol piyasasında 10-15 dolarlık bir jeopolitik risk priminin kalması bekleniyor. </p>
<p><strong>Sistematik riske duyarlı </strong><strong>banka hisseleri %25 aşağıda</strong></p>
<p>Türkiye piyasaları bayram tatili dolayısıyla kapalı olduğumuz için bu olumlu gelişmeleri (beklentileri) satın alamadı. CHP kurultayı için alınan mutlak butlan kararının yarattığı belirsizlik de hiç şüphesiz risk iştahını baskıladı. Mevcut fiyatlamalar ile savaş öncesi gördüğü seviyelere göre 10 yıllık tahvil getirisi 550 baz puan yukarıda, sistematik riske duyarlı banka hisseleri %25 aşağıda işlem görüyor. </p>
<p>Bizim temel piyasa görüşümüzde farklılık yok. Baz senaryomuzda,  ABD ve İran’ın kendilerini galip ilan ettiği bir Kadeş anlaşması ile Hürmüz Boğazı Haziran ortasında açılıyor.  Küresel piyasalarda savaş döneminde çok dayak yiyen tahvil piyasası ve havacılık hisseleri bu senaryoda en çok kazanan yatırım araçları olur. Türkiye piyasasında en pozitif tepki devlet iç borçlanma tahvillerinde ve banka hisselerinde görülür. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-kades-anlasmasini-satin-aliyor-80144</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalar, Kadeş Anlaşması’nı satın alıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ithalat-artisi-mi-yapisal-donusum-mu-80143</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> İthalat artışı mı, yapısal dönüşüm mü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi sektörlerimiz, özellikle 2021 yılı sonrasında makroekonomik dengelerde yaşanan hızlı değişimler ve kur hareketlilikleriyle ilginç bir süreçten geçiyor. Yerli üretimin desteklenmesine yönelik politikalara ve gümrük vergisi düzenlemelerine rağmen, çok sayıda nihai tüketim malının ithalatında sıçrama yaşanıyor.</p>
<p>Geleneksel olarak Türkiye’nin güçlü olduğu ya da çok basit üretim süreçleriyle yurt içinde karşılanabileceği düşünülen sektörlerde dahi, ithal ürünlerin pazar payı hızla artıyor. Bu durum, sadece lüks tüketimde değil; ayakkabı, şapka gibi temel giyim kuşam ürünlerinden, termos gibi günlük yaşam standardı haline gelen küçük ev ve kamp aletlerine kadar geniş bir yelpazede kendini gösteriyor.</p>
<p><strong>Üretim üssünde ayakkabı </strong><strong>ithalatı paradoksu </strong></p>
<p>Türkiye, güçlü bir ayakkabı üretim altyapısına ve hatırı sayılır ihracat potansiyeline sahip bir ülke olarak bilinir. Ancak 2021 yılından itibaren sektörde tersine dönen bir trend göze çarpıyor. Yurt içinde hammadde maliyetlerinin artışı, işçilik giderlerindeki yükseliş ve üreticilerin küresel ölçekte fiyat rekabetçiliğini kaybetmesi, ithalatın cazibesini artırdı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d0c95cf71f-1780288661.png" alt="" width="800" height="239" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d0ca31670f-1780288675.png" alt="" width="450" height="272" /></p>
<p>Uzak Doğu ve Güney Asya menşeli ürünlerin yanı sıra küresel spor markalarının hazır giyim ve ayakkabı segmentindeki agresif pazarlama stratejileri, özellikle genç nüfusta ithal ayakkabı talebini katladı. Son beş yılda ayakkabı ithalatı 500-600 milyon dolardan 1,7 milyar dolara yükseldi.</p>
<p><strong>Sokak modası ve şapka</strong></p>
<p>Tekstil ve konfeksiyon denildiğinde akla ilk gelen ülkelerden biri olan Türkiye’nin, şapka ve benzeri aksesuarlardaki ithalat artışı da size şaşırtıcı gelebilir. Veriler, 2021 sonrasındaki tüketim alışkanlıklarındaki dönüşümün ne denli derin olduğunu kanıtlar nitelikte. Kültürel trendler, sokak modasının yükselişi ve spor giyimin günlük hayatın merkezine oturmasıyla şapka kullanımı bir ihtiyaçtan ziyade kimlik tamamlayıcı bir unsur haline geldi.</p>
<p>Yerli tekstil fabrikalarının katma değeri daha yüksek ana giyim segmentlerine odaklanması, aksesuar üretimini büyük oranda Çin ve Vietnam gibi düşük maliyetli ülkelere bıraktı. Sosyal medya platformları üzerinden yayılan küresel hazır giyim trendleri, tüketiciyi doğrudan ithal markaların ürünlerine yönlendirdi. 2021’den bu yana, şapka ve başlık ithalatında, 40 milyon dolardan 125 milyon dolara sıçrama, şaşırtıcı olduğu kadar düşündürücü.</p>
<p><strong>Yeni yaşam tarzının getirdiği termos patlaması </strong></p>
<p>Son yılların belki de en çarpıcı ithalat kalemlerinden biri termos ve yalıtımlı kaplar grubunda yaşanıyor. Pandemi dönemiyle başlayan doğaya dönüş, kamp kültürünün yaygınlaşması ve kahve tüketiminin bir yaşam tarzı haline gelmesi, termosları gündelik hayatın vazgeçilmez bir parçası yaptı. İş yerlerine, okullara, parklara taşınan bu ürünlerde Türkiye, büyük oranda dışa bağımlı bir yapı sergiliyor.</p>
<p>Metalurji ve plastik sanayiinde gelişmiş bir ülke olmamıza rağmen, paslanmaz çelik vakum teknolojisine sahip tüketici odaklı termos üretimi yerli sanayide yeterli karşılığı bulamadı. Küresel çapta popülerleşen markaların adeta birer statü sembolüne dönüşmesi ile son beş yılda ithalatımız 20 milyon dolardan 90 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Rastgele seçilmiş bu üç örneğe çok daha fazlasını eklemek mümkün. Ayakkabı, şapka ve termos gibi birbiriyle doğrudan ilişkisi olmayan üç farklı kalemde de aynı keskin yükseliş trendinin görülmesi, sorunun sektörel değil makroekonomik olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Risk, tüketim malı ithalatındaki artışın, uzun süreli olması durumunda, sanayi sektörlerimizde yapısal bir bozulmaya dönüşmesi. Bunu engellemek ya da yavaşlatmak için doğrudan sebebe odaklanmalıyız. Bir sorun, ancak ona sebep olan faktörleri ortadan kaldırarak çözülebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ithalat-artisi-mi-yapisal-donusum-mu-80143</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İthalat artışı mı, yapısal dönüşüm mü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80146</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 01 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/6w_p11YiSWE" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80146</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/3/1280x720/berfin-cipa-talip-aktas-1771825245.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/memleketin-hastanesi-nasilsa-postanesi-de-oyle-olur-80142</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Memleketin hastanesi nasılsa postanesi de öyle olur</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de daha fazla çocuk isteyenlerin önce geleceği herkes için ama en çok gençler için daha öngörülebilir hale getirmeye çalışmaları gerekir. Türkiye’nin artık geyiğe değil, ülkenin önünü açacak icraata ihtiyacı var.</strong></p>
<p>Geçen haftanın bir numaralı abukluğu Türk Dil Kurumu’nun (TDK) Nurullah Ataç’la ilgili sosyal medya gönderisiydi. Nurullah Ataç, Türkçe’nin yılmaz savunucusu, dilde yalınlaşma ve yabancı kelimelerden arınma sürecinin önemli isimlerinden biriydi. Ataç’ı 17 Mayıs 1957’de kaybetmiştik. TDK, Ataç’ın ölüm yıldönümünde bir sosyal medya mesajı yayımladı. Buraya kadar her şey normal.</p>
<p>Bundan sonrası ise Türkiye’nin kurumsal kapasite erozyonuna güzel bir örnek esasen. Neden? Birincisi, TDK’nın Nurullah Ataç sosyal medya mesajındaki fotoğraf Ataç’a değil, Amerikan asıllı İngiliz şair ve denemeci T.S. Eliot’a aitti. Nurullah Ataç, bakın aslında o ikinci resimdeki şahıs.</p>
<p>İkincisi, son üç yıldır her 17 Mayıs’ta TDK Nurullah Ataç’ı vefatının yıldönümünde anarken hep o aynı T.S. Eliot fotoğrafını kullanıyordu. Üçüncüsü, her yıl birileri sosyal medya mesajları ile TDK’yı uyardığı halde hep aynı hata hep aynı biçimde işlenmeye devam ediyor. Daha ne diyeyim? Vahim bir durum idare açısından. En azından derin bir ciddiyetsizlik bu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d0b529dddb-1780288338.png" alt="" width="606" height="557" />Şimdi bu abukluğun, geçen haftanın bir numaralı abukluğu olarak seçtiğim Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Bilgi Üniversitesi’ni daha dönem kapanmadan, sınavlar bitmeden, en azından dördüncü sınıf öğrencileri mezun olmadan kapatmaya kalkmaktan bir farkı var mı? Yok.</p>
<p>Her ikisinde de idarenin lay lay lom hali, sallapatiliği, beceriksizliği ortada. TDK’da kimse “Bir mesaj yayımlıyoruz Ataç için. Çünkü Ataç bizim için, Türkçe için önemli. Bakalım bu mesaj uygun mu, fotoğraf güzel mi?” diye bakmıyor demek ki. Laf olsun diye iş yapıyorlar. Ciddi bir kurum yok ortada. Çadır devleti olmuşuz işte.</p>
<p>Aynı, Cumhurbaşkanlığı’nda, kimsenin “Şimdi koskoca Cumhurbaşkanı’na bir kağıt imzalatıp üniversite kapatıyoruz; acaba bu dosya tekemmül etmiş bir dosya mı? İmzaya açtığımız kararname metni bu işe uygun mu?” diye merak etmediği gibi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d0b9ed31ac-1780288414.png" alt="" width="605" height="335" />
<figcaption><strong>Nurullah Ataç </strong></figcaption>
</figure>
<p>Ne oluyor sonuçta? “Bilgi Üniversitesi’ni kapattım” kararnamesinin yayımladığının ertesi günü, aynı imzayla “Bilgi Üniversitesi’ni açtım” kararnamesi yayımlıyorsun. Eliot’u Ataç zannettiğini de herkes ti’ye alıyor. İdaremizin pulları dökülüyor. Ayıp oluyor.</p>
<p><strong>Ramallah’ta olan, </strong><strong>Ankara’da neden olamıyor?</strong></p>
<p>İşte bu gibi durumlarda benim aklıma hemen başlıktaki ifade geliyor. “Memleketin hastanesi neyse postanesi de öyle olur.” Hakikaten öyle oluyor ama.</p>
<p>Bu nedenle mesela ben yıllardan beri Filistin Devleti’ndeki kurumsal gelişmeyi takip edebilmek için rahmetli Yasir Arafat’ın mezarını ziyaret ediyorum. Arafat’ın mezarı Ramallah’ta, Filistin Devleti’nin karargahı olan El Mukataa kompleksinin bahçesi  içinde. Nedir? Ziyaret için öncelikle karargaha girmeniz gerekir. En azından başında öyleydi.</p>
<p>İlk kez 2004 yılında El Mukataa nizamiyesine bir minibüsle gittiğimi hatırlıyorum. Demir kapı kapalıydı. Bir süre yumrukladıktan sonra kapıyı pejmürde halde bir Filistin gerillası açtı. Pejmürde dediysem, elinde makineli tüfek, ağzında sigara, üç günlük sakalı olan bir “asker”. Derdimizi anlatınca kapıyı açtı, mezarın yerini işaret etti ve biz minibüsle karargaha girerken o da yandaki binaya girdi, bizi yalnız bıraktı.</p>
<p>Nedir? Ortada bir Filistin Devleti vardı. Ama daha ana karargahta yakın zamanda vefat eden liderin mezarını ziyaret etmeye dair belirgin bir protokol yoktu. Minibüsü aramadılar bile. Kapıyı açan “asker” mezarın yanına benimle gelmedi bile. Şaşırdığımı ifade edeyim.</p>
<p>Sonra her Ramallah gezisinde aynı mezar ziyaretini tekrarladım. Arada rahmetli Arafat’ın basit mezarı, bir anıt mezar kompleksine dönüştü. İçeri araçla girme imkanı sınırlandı. Ziyaretin protokolü yıl yıl oturdu. Anıt mezara girişle, karargaha girişin kapısı ayrıldı. Bir nevi anıt mezar karargah kompleksinin dışına alındı.</p>
<p>Ama doğrusu ya, Filistin’de olanın bizim burada nasıl hâlâ olamadığını anlamakta güçlük çekiyor insan. Ben baktığımda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin idareye hiç de iyi gelmediğini düşünüyorum doğrusu. İdare işini yapıyor olsa, böyle abukluklar olmaz.</p>
<p>Bilgi Üniversitesi’nin kapanması için hazırlanan kararnameyi sistem içinde biri durdurur. TDK’nın sosyal medya mesajlarına İletişim Başkanlığı bir yerde “olmaz” der. Öyle olmuyor ama.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi diye bir nevi “Bütün Kağıtları Ben İmzalayayım” düzenlemesi yaptığınızda, hele hele sistem içinde yetkileri dağıtmayıp hepsini bir yerde topladığınızda, kimse hata düzeltmek için bile devreye girmiyor. Herkes “nemelazım” diye müdahale etmekten kaçınıyor.</p>
<p>Eskiden sistemimizde idarelerin yetkileri ve sorumlulukları vardı. Mesela eskiden idarenin aldığı bir karardan dolayı mağdur olan kişi, ilgili bakanı dava edebilirdi. O nedenle, kararlar uzun uzun incelenirdi.</p>
<p>Şimdi artık mağdur olan varsa idarenin aldığı bir karardan dolayı, herhalde doğrudan Cumhurbaşkanı aleyhine dava açılması gerekiyor. Siz hiç böyle bir dava duydunuz mu? Bu durumda idarede herkes nemelazımcı. “Ört ki ölem” dediğim buydu işte, geçen hafta. Bana sorarsanız, hak aramak için eski Türkiye daha iyiydi.</p>
<p>Bu idari yapı ile geleceğe yönelik umudu yeniden inşa etmek/tasarlamak mümkün olmaz</p>
<p>Her gün örneklerini gördüğümüz bu abuklukların gösterdiği nedir? Türkiye’de bugün gençler hayatlarından memnun değiller, mutsuzlar, geleceğe yönelik umutları da yok. Türkiye’nin bir numaralı problemi nedir? Umudun inşası/tasarımıdır.</p>
<p>Siyasetin, ortaya koyduğu büyük fikirler ve projelerle geleceğe yönelik umudu yeniden inşa etmeye bir an önce başlaması gerekir. Var mı bugün etrafta geleceğe yönelik büyük fikirler, güven veren umudu destekleyen büyük projeler? Yok.</p>
<p>Bu idari yapıyla Türkiye’de siyasetin geleceğe dair umut verebilmesi, umudu yeniden inşa edebilmesi mümkün değil. Olsa olsa bir başka haftanın abukluğuna yol açılabilir. Ben size şimdiden söylemiş olayım. Boşa umutlanmayın.</p>
<p><strong> </strong><strong>Gençler umutlarını kaybettikçe </strong><strong>doğurganlık da geriliyor</strong></p>
<p>Geçen hafta bir de kadınlarda doğurganlık oranının yeni bir dip yaptığını öğrendik. Nedir? Ben doğduğumda 1961 yılında kadınlarda doğurganlık oranı 6,4’tü. Bir kadın hayatı boyunca ortalama 6,4 çocuk yapıyordu. Şimdi bu oran 2025 yılında 1,42’ye düştü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d0bcbc1971-1780288459.png" alt="" width="450" height="608" />Eskiden ben doğurganlık oranını şehirleşme oranı ile bir grafiğe yerleştirip anlatırdım. Ama müsaadenizle bugün Türkiye geneli mutluluk düzeyi ile aynı grafiğe koyayım. İlk grafik, Türkiye geneli için. İkincisi ise 18-24 yaş grubu gençler için.</p>
<p>Ne oluyor? 18-24 yaş grubunda ve genel olarak Türkiye’de hayattan memnuniyet gerilerken doğurganlık oranı da düşüyor. Mutsuz insanlar giderek daha az çocuk yapıyorlar, bir nevi.</p>
<p>Türkiye’de daha fazla çocuk isteyenlerin önce geleceği herkes için ama en çok gençler için daha öngörülebilir hale getirmeye çalışmaları gerekir. Türkiye’nin artık geyiğe değil, ülkenin önünü açacak icraata ihtiyacı var. Ben kendi hesabıma Turgut Bey’in “İcraatın İçinden” programlarını bile özler oldum etraftaki yavanlığa bakınca.</p>
<p>Ama nedir? İcraat için öncelikle gençlerin derdini anlamak lazım bugünlerde. Doğrusu ya, ben, siyasetin giderek ihtiyarlar arası bir koltuk kapma yarışına dönmesinin gençlerin umutsuzluğunu perçinlediğini düşünüyorum.</p>
<p>Unutmayın, an itibariyle AKP ve CHP genel başkanlarının yaş ortalaması 62’den 74’e çıktı. AKP, MHP ve CHP genel başkanlarının yaş ortalaması ise 76 oldu. İhtiyarlar birbirlerinin “kariyer planı derdini” daha iyi anlıyor olabilirler ama arada olan gençlere oluyor doğrusu.</p>
<p>Ne yapsın şimdi bu çocuklar, bu önümüzdeki “iktidarda olmak için iktidarda olmak” dönemine bakarak?</p>
<p>Niye umutlansınlar? Hayırlısı artık bakalım.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/memleketin-hastanesi-nasilsa-postanesi-de-oyle-olur-80142</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/2/1280x720/crowded-kalabalik-1780294376.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Memleketin hastanesi nasılsa postanesi de öyle olur ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-yatirimci-turkiyeye-neden-gelsin-80141</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı yatırımcı Türkiye’ye neden gelsin?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sahi, şu dış güçler amma da nazlı… <strong>Gelin diyoruz</strong> gelmiyorlar. <strong>Naza mı çekiyorlar</strong> anlayan beri gelsin. <strong>Türkiye raporlarına</strong> bakıyorsunuz; “<strong>ülke uçtu uçacak</strong>” gibi gaz veriyorlar. <strong>Gel yatırım yap</strong> diyorsun, “<strong>radarımızdasınız</strong>” diye geçiştiriyor, “<strong>yapısal reform</strong>” istiyor, “<strong>henüz ikna olmadık</strong>” diyorlar.</p>
<p><strong>Mehmet Şimşek’in işi sahiden zormuş</strong>. Körfeze gidiyor kaynak istiyor; “<strong>önce Kanal İstanbul maket satışınızı teslim edin</strong>” diyorlar. <strong>Deprem için sukuk</strong> istiyoruz; “<strong>biz kullandırırsak olur</strong>” şartı koşuyorlar. ABD’ye uzanıyor, <strong>sıcak para radarına girdik</strong> de <strong>doğrudan yatırım radarına henüz giremedik</strong> ifadesi…</p>
<p><strong>ÖNCE KENDİ HANENİ DÜZENLE, SONRA ÂLEME NİZAM VERİRSİN</strong></p>
<p>Mehmet Şimşek’in <strong>yabancıyı ikna edebilmesi için önce içerideki yatırımcıyı ikna etmesi şart</strong>. Bana göre <strong>ikna parametreleri</strong> fazla değişmez. Yerli yatırımcı <strong>enflasyon kıskacında</strong>, <strong>maliyet cenderesinde</strong>, <strong>belirsizlik kâbusunda</strong>, <strong>gece yarısı regülasyonları korkusunda</strong>, <strong>malına çöküleceği</strong> kaygısında…</p>
<p><strong>Dış Türkler</strong> dediğimiz bizim dış yatırımcılarımız, <strong>gittikleri ülkeden taleplerini</strong> normal karşılıyoruz fakat söz konusu yabancının doğrudan sermaye yatırımı için taleplerine gelince; ya “<strong>tu kaka</strong>” oluyor veya “<strong>dış güçler</strong>” ifadesiyle yaftalamıyorlar. <strong>Sen önce kendi haneni düzene koy, sonra aleme nizam ver</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Yabancıyı iknaya dair</strong>…</span></p>
<p><strong><em>Vergi paketine yabancı nasıl bakar?</em></strong></p>
<p>Aslında yabancıdan önce <strong>biz nasıl bakıyoruz</strong> diye sormak gerekir. Görünen o ki vergi reformu paketin, <strong>Şimşek dışında hükümetten destek veren yok</strong>. Vergiyi tabana yayma gayretinde “<strong>zengine dokunma</strong>” uyarısı geliyor ve anında “<strong>vetolanıyor</strong>” iken yabancı yatırımcı <strong>bu durumu görmüyor mu</strong> sanıyoruz?</p>
<p><strong><em>Yabancıyı en fazla ne tedirgin eder?</em></strong></p>
<p>Yabancı <strong>sürprizi</strong> sevmez. Kuralların <strong>geçmişe yönelik uygulanmasını</strong> istemez. Politik <strong>istikrarsızlıktan</strong> hoşlanmaz. <strong>Kârını transferde güçlük çıkarılmasına</strong> katlanamaz. Yatırım ortamının iyileştirilmesi gereken adımların zıddın alınan her karardan tedirgin olur. Bir de <strong>hukuksuzluk</strong>, <strong>ayrımcılık</strong> sevmez.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>YABANCINDAN ÖNCE YERLİYİ İKNA EDECEK 10 MADDE</strong></p>
<p><strong>HUKUK İSTER</strong>: Ancak ona “hukuk reformu” vaat edip çıka çıka içinde yeni anayasa talebi çıkmasın.</p>
<p><strong>AZ BÜROKRASİ İSTER</strong>: Ancak ona sen sürekli bürokratik engel çıkarırsan kirlilik veya vazgeçiş başlar.</p>
<p><strong>TEŞVİK İSTER</strong>: Ancak ona üretimi arttıracak teşvik vermez, gider yandaşına akıtırsan işler yürümez.</p>
<p><strong>İSTİSNA İSTER</strong>: Ancak sen yandaşına istisna getirir fakat üretim süreçlerini kolaylaştırmaz isen olmaz.</p>
<p><strong>DÜŞÜK VERGİ İSTER</strong>: Ancak ona kafana göre vergi salarsan, o da vazgeçer veya kayıt dışında kalır.</p>
<p><strong>ÖNÜNÜ GÖRMEK İSTER</strong>: Ancak ona 4 yıl seçim yok deyip erken seçim lafı edersen tedirgin olur.</p>
<p><strong>EŞİTLİK İSTER</strong>: Ancak ona “gözümde herkes eşit ama bazıları daha eşit” dersen o da vaz cayar.</p>
<p><strong>HALKA AÇILMAK İSTER</strong>: Ancak ona “halka açarım ama payımı da isterim” dersen içine kapanır.</p>
<p><strong>ÇÖKÜLMESİN İSTER</strong>: Ancak ona kayyum atar, şirketinin yönetiminden uzak tutarsan, kaçar gider.</p>
<p><strong>İSTİKRAR İSTER</strong>: Ancak ona dünyanın en kötü ekonomi yönetimini dayatırsan, kahreder durur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-yatirimci-turkiyeye-neden-gelsin-80141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/3/1280x720/dolar-dollar-1768292317.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı yatırımcı Türkiye’ye neden gelsin? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ne-guzel-iste-tum-sorunlar-unutuluverdi-80140</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ne güzel işte tüm sorunlar unutuluverdi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hani dişiniz çürümüştür, günler geceler boyu kıvranır, uykuya hasret kalırsınız, sonra bir an gelir diş ağrınız anında geçiverir ya, Türkiye adeta o durumu yaşıyor.</p>
<p>Aslında diş sızlamaya devam ediyor da diş hekimine giderken birisi çelme takıp düşürdüğü ve kafa göz yarılmasına yol açtığı için birden ortaya çıkan o daha büyük ve can yakan ağrılar yüzünden dişten çekilenler bir anda ve bir süreliğine unutuldu. Beyin artık daha büyük ağrıya odaklandı. Dişteki çürük ve sebep olduğu ağrı kısa süreliğine unutuldu, o kadar. Ne var ki o çürük içten içe büyümeye ve daha büyük sorun oluşturmaya doğru ilerliyor. Üstelik düşmekten kaynaklanan kırıklar için acilen hastaneye gidileceği ve dişteki çürük bir süre ihmal edileceği için o çürük büyüyüp daha büyük sorunlara yol açacak.</p>
<p>Türkiye’ye dayatılan “<strong>butlan mutlan</strong>” işte budur; dişteki çürüğün sızısını bir süreliğine de olsa unutturacak kafa göz yarılmasına yol açan çelmedir. Dişteki çürük de başta ekonomi olmak üzere tüm sorunlardır.</p>
<p>Ama tabii ki konu bu kadar basit değil. Mutlak butlanı yalnızca bazı temel sorunları unutturmak amaçlı yapay bir gündem olarak nitelemek, bu kararla öngörülenleri çok hafife almak olur.</p>
<p>Tamam, mutlak butlan yüzünden ekonomi ikinci planda kaldı. Eğitimdi, sağlıktı, hangi alan olursa olsun tüm sorunlar bir süreliğine de olsa unutuldu, en azından ikinci plana atıldı.</p>
<p>Kısa dönemli olarak böyle bir etki oluşması da gayet normal. Nasıl olmasın; siyasi tarihimizde darbeler yaşandı, parti kapatmaları yaşandı ama böyle mutlak butlan gibi bir tuhaflık ve daha da ötesi gelecek dönemler için ülke yönetimini dizayn etme amaçlı böylesi bir adım hiç görülmedi.</p>
<p>Birilerinin ülkeyi belli bir kalıba sokma girişim ve arzuları tabii ki her dönem olmuştur. Ama bu çabalar belli bir çerçevede, yasal bir çerçevede yürümüştür. Şimdi yapılan da güya yasal. Alınan kararın hukuki boyutu apayrı bir tartışma konusu. Ancak önceki gün Ankara’da yaşananlar ve bir tarafta zorlama bir şekilde ancak bir avuç insanın toplanması, diğer tarafta ise on binlerin büyük bir coşkuyla bir araya gelmesi bile vatandaşın bu kararı nasıl yorumladığının çok somut bir göstergesidir. Karar hukuki olabilir ama etik midir; ilk günden itibaren gösterilen tepki önceki gün tartışma götürmeyecek şekilde ortaya çıktı. Zaten böyle olacağı biliniyordu; zaten böyle olması isteniyordu.</p>
<p>Biraz önce birilerinin ülkeyi belli bir kalıba sokma girişimlerinin her dönem olabileceğini ifade ettim. Bu tercih, ülke aleyhine olsa bile, isteyenler açısından makuldür.</p>
<p>Makul olmayan, bu isteğin yerine gelmesi için kendini maşa olarak kullandırmayı kabul edenlerin varlığıdır. Hele ki o maşalar, kendilerini kullananlarla yıllarca en azından görünürde mücadele etmiş, kendilerini kullanıcıları karşısında konumlandırmış isimlerse…</p>
<p>Şimdi ne olacak?</p>
<p>Bu soru siyaseten ne olacağı değil. O sorunun yanıtı belli sayılır. Şu bir haftada neler olduğu görüldü zaten.</p>
<p>Bu karar Türk demokrasisine zarar verirmiş, Türkiye için iyi olmazmış, ne gam! Bunlar kimin umurunda ki!</p>
<p>Türkiye bu kararla yıllarca geriye gitti ve daha da gidecek.</p>
<p>Sonra da ekonomik istikrar; yabancı sermaye, yatırım, enflasyonla mücadele falan… Çok bekleriz, çok…</p>
<p>Hem yalnızca ekonomide mi güven kaybı yaşanacak, sorunlar çözülmek şöyle dursun daha da büyüyecek. İşimiz her alanda zorlaşacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Büyüme ve enflasyon haftası</span></h2>
<p>Bu satırları muhtemelen yılın ilk çeyreğine ilişkin büyüme verileri açıklandıktan sonra okuyorsunuzdur.</p>
<p>İlk çeyreğin yalnızca bir ayında savaşın etkisi vardı ve dolayısıyla savaş bu dönemin verilerini pek etkilemedi. Hem savaşın sınırlı etki yapması, hem de geçen yılın ilk çeyreğindeki büyümenin yüzde 2,5 ile görece düşük kalmasının yaratacağı baz etkisiyle bu yıl daha yüksek bir büyüme görülmesi beklenmeli.</p>
<p>Türkiye geçen yılın tümünde yüzde 3,6 büyümüştü. Bu yılın hedefi ise yüzde 3,8. Ancak savaşın etkisiyle tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyümenin daha düşük gerçekleşeceğine dönük tahminler ağır basıyor.</p>
<p><strong>Enflasyon da ikinci planda</strong></p>
<p>Ay sonuna yaklaşırken enflasyon tahminleri yoğunluk kazanır ve bu tahminler üzerinde epeyce yorum yapılırdı. Oysa mayıs ayının son haftası öyle bir hengame içinde geçti ve dikkatler başka alanlara öylesine kaydı ki, enflasyon pek düşünülmedi bile.</p>
<p>Mayıs ayının enflasyonunu İTO bugün, TÜİK ise uzun bayram tatili gerekçesiyle 3 Haziran Çarşamba günü değil 5 Haziran Cuma günü açıklayacak. Geçen yılın mayıs ayındaki artış TÜİK’e göre yüzde 1,53’tü. Bu yıl da yüzde 1,5 ile yüzde 2 arasında bir oran geleceği tahmin ediliyor. Yüzde 1,53’ü aşacak her artış, yıllık oranın yukarı gitmesi demek.</p>
<p>Ama bu hafta da siyaseten çok karmaşa içinde geçeceği için ne büyüme üstünde fazla durulacak, ne enflasyon üstünde…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ne-guzel-iste-tum-sorunlar-unutuluverdi-80140</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/0/1280x720/chp-1780294034.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ne güzel işte tüm sorunlar unutuluverdi! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozal-sabah-namazini-fabrikada-kilardi-ilk-demir-celik-ihracatini-irana-onun-sayesinde-yaptik-80139</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özal, sabah namazını fabrikada kılardı, ilk demir-çelik ihracatını İran’a onun sayesinde yaptık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>12 EYLÜL 1980 </strong>askeri darbesinden sonra kurulan <strong>Bülend Ulusu </strong>Hükümetinde ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı olan <strong>Turgut Özal, </strong>1982 yılında iş dünyası heyetiyle birlikte İran’a gitti.</p>
<p>Heyette bulunan İÇDAŞ’ın kurucularından <strong>Bayram Yusuf Aslan, </strong>seyahate giderken uçakta <strong>Turgut Özal</strong>’ı ilk tanıdığı günlere döndü:</p>
<ul>
<li><strong>İstanbul Silahtarağa’da Haliç kıyısında Elektrometal Fabrikası vardı. Bu fabrikanın sahiplerinden Hikmet Erenyol, 1971 yılında elim bir trafik kazasından vefat etti. Kardeşi Necdet Erenyol, fabrikayı bir süre sonra Çelik Endüstri’nin sahibi Zeki Aytaç’a sattı.</strong></li>
<li><strong>Zeki Aytaç, o dönemde Genel Müdürlük görevine Turgut Özal’ı getirdi. Özal’ın başında olduğu işletme, Japonya başta olmak üzere pek çok yabancı ülkeden kütük ithal ederdi. Biz de o kütüklerden alır işlerdik.</strong></li>
<li><strong>Her hafta kütük almaya gittiğimizde Turgut Özal ile sohbet ederdik. Ondan çok şey öğrendik. En azından geniş bir vizyon sundu bize. Sabah namazlarını fabrikada kılan bir adamdı.</strong></li>
<li><strong>Bir gün fabrikamıza geldiğinde neden günde 4-5 dökümde kaldığımızı, bu miktarı artırıp en azından 8-9 döküm yapmadığımızı sordu. Japonya’ya gitmiş ve bu gerçekleri gözlemlemiş bir insandı. O masa başı insanıydı ama çok güçlü ve kıvrak bir zekaya sahipti.</strong></li>
<li><strong>Onun bu sözlerini fabrikamızdaki teknik ekibimize ilettiğimizde hemen itiraz ettiler ve bunun mümkün olamayacağını söylediler. Fakat sonraları yavaş yavaş Özal’ın söylediği noktalara geldik.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d08dc82ce6-1780287708.jpg" alt="" width="340" height="497" /></strong>Seyahate çıktıklarında iş insanları <strong>Turgut Özal</strong>’a sordu:</p>
<p>-          <strong>Neden İran?</strong></p>
<p><strong>Özal, </strong>iş insanlarına şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>İran’ın çok büyük miktarda demire ihtiyacı var. Bunu karşılamak gerekiyor. Bu sayede Türkiye ilk kez demir ihracatçısı olabilir. Ayrıca başka malzemelerin ihracatı da gündeme gelebilir.</strong></p>
<p>O dönemde İran’da Şah <strong>Rıza Pehlevi </strong>devrilmiş, <strong>Humeyni </strong>rejimi başlamıştı. Aynı zamanda İran-Irak Savaşı da sürüyordu.</p>
<p>Dönemin Başbakan Yardımcısı <strong>Turgut Özal, </strong>tam da böyle bir ortamda iş insanlarından oluşan heyetle İran’a gitmişti.</p>
<p>THY’den kiralanan özel uçak Tahran Havalimanı’na inince heyet doğrudan Hilton Oteli’ne transfer oldu. Otelde Türkiye’den giden heyetten başka kimse yoktu. Lobi dahil her taraf karanlıktı. Çünkü, savaş nedeniyle her yerde karartma vardı. Ayrıca, yeni rejim nedeniyle yabancılar İran’a pek uğramıyordu.</p>
<p>İran heyeti ile Türkiye’den giden heyetin görüşmeleri <strong>Özal</strong>’ın başkanlığında 5 gün sürdü. Heyettekiler savaş ortamını da dikkate alarak otelin dışında pek çıkmıyordu. 5’inci günün akşamı <strong>Özal </strong>heyeti topladı:</p>
<p>-          <strong>Müzakereler mal teslimi ve fiyatlar konusuna takılmış bulunuyor. Şunu unutmayın, İranlılar çok zor insanlardır.</strong></p>
<p><strong>Özal, </strong>o konuşmasında İran heyeti başkanının gözlemini de aynen aktardı:</p>
<p>-          <strong>“Dikkat ettim, Türk iş insanları günlerdir otelde oturuyor. Aralarında konuşup şakalaşıyor. Buraya Japon heyeti de geldi. Onlar boş oturmayıp kö</strong><strong>y</strong><strong> köy dolaşarak sipariş aldı. Sizin iş insanlarınızın durumu bize biraz tuhaf göründü.”</strong></p>
<p><strong>Bayram Yusuf Aslan, Özal</strong>’ı dinlerken düşündü:</p>
<p>-          <strong>Müzakereler tabi devletle yürütülüyor ama Japon iş insanlarının köy köy dolaşıp ihtiyaçları tespit etmesi bize ders olmalı. Üstelik İran’ın her şeye ihtiyacı olduğu bir dönemdeyiz.</strong></p>
<p>Bu öyküyü İÇDAŞ’ın önde gelen kurucularından <strong>Bayram Yusuf Aslan</strong>’ın, <strong>“tornacılıktan demir çelik devi olmaya giden yolculuğunu” </strong>aktaran kitapta okudum.</p>
<p>Kitabın kapağındaki şu dizin dikkatimi çekti:</p>
<ul>
<li><strong>BAYRAM gibi sev</strong></li>
<li><strong>YUSUF gibi çalış</strong></li>
<li><strong>ASLAN gibi yaşa</strong></li>
</ul>
<p><strong>Bayram Yusuf Aslan, Ayşe Tuğba Dedeoğlu, Hakan Demir, Yaprak Çetinkaya </strong>ve <strong>Hakan Kahveci</strong>’den oluşan ekibin hazırladığı kitapta <strong>Turgut Özal</strong>’la gittiği İran gezisi sonrasıyla ilgili şunları anlattı:</p>
<p>-          <strong>Nihayetinde İran’a ilk olarak, 2-3 sene boyunca kamyonlarla </strong><strong>ş</strong><strong>irkete demir ihraç ettik. Böylece dünyaya açıldığımız, ihracat yaptığımız ilk pazar İran oldu. Bu sebeple seyahatimiz çok önemli bir adımdır.</strong></p>
<p><strong>Bayram Yusuf Aslan, </strong>bu öyküyü şöyle noktaladı:</p>
<p>-          <strong>Özal, bize ihracatı öğreten kişidir…</strong></p>
<p><strong>Bayram Yusuf Aslan, </strong>iki ağabeyi <strong>Tacettin Aslan </strong>ve <strong>Necati Aslan</strong>’la ilk torna atölyesinden itibaren temellerini attıkları İÇDAŞ’ın ve kendi yaşam öyküsünü anlattığı <strong>“nehir söyleşi” </strong>formatındaki kitabını bana Ekim 2024’te vermişti.</p>
<p><strong>Ayhan Aslan</strong>’ın yeniden başkanlığına seçildiği Kastamonu Sanayici ve İşadamları Derneği’nin geçen Şubat ayı sonlarındaki 14’üncü genel kurulu sonrası kitabı girişteki masada görünce bayramda okuma listeme aldım.</p>
<p>Kitapta dikkatimi çeken bölümlerden biri <strong>Özal</strong>’ın iş insanlarıyla İran-Irak Savaşı sürerken, Tahran’a gidip 5 gün süren görüşmeler yapması oldu.</p>
<p>Zaten <strong>Bayram Yusuf Aslan </strong>da işin hakkını anılarında teslim etmişti:</p>
<p>-          <strong>Özal, bize ihracatı öğreten kişidir…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hükümet 45 dolar ‘uzak yol navlun primi’ verdi, Hong Kong ve Singapur’a demir-çelik sattık</span></h2>
<p><strong>ANAP</strong>’ın iktidarda bulunduğu, <strong>Turgut Özal</strong>’ın Başbakanlık günleriydi… Türk iş dünyası hükümetin devreye aldığı teşviklerin de etkisiyle dışa açılmayı öğrenmiş, ihracat grafiği hızla yükselmeye başlamıştı.</p>
<p>Bu tabloda demir-çelik sektörü de yerini almıştı… 1987 yılında demir-çelik sektörü Uzak Doğu ülkelerinden de sipariş alıyor, ancak fiyat tutturamıyordu. O dönemde navlun bedeli 40-50 dolar civarındaydı.</p>
<p>Bunun üzerine demir-çelik sektörünü çatısı altında toplayan dernek, Başbakan <strong>Turgut Özal</strong>’dan randevu alıp, durumu anlattı.</p>
<p><strong>Özal, </strong>aynı gün bürokratlarını topladı, hızla karar alındı:</p>
<p>-          <strong>Uzak Doğu ülkelerine ihracatta </strong>“45 dolar uzak yol primi” <strong>uygulanacak…</strong></p>
<p>İÇDAŞ’ın kurucularından <strong>Bayram Yusuf Aslan, </strong>bu öyküyü hayatının, şirketlerinin öyküsünün kaleme aldığı kitapta anlattı:</p>
<p>-          <strong>Rahmetli Özal, pratik zekasıyla çok süratli bir şekilde çözümü üretti. Böylece Hong Kong, Singapur pazarlarında demir-çelik ihracatı gerçekleştirdik.</strong></p>
<p><strong>Bayram Yusuf Aslan, </strong>o dönemde dikkatini çeken alış-veriş trafiğini de ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Bir müddet sonra baktık ki Almanların büyük firmalarından Tyssen Krupp’un temsilcileri bu pazarlardan sipariş alıyorlar, üzerine kârlarını koyup bize sipariş veriyorlar. 5-6 yıl bu böyle devam etti.</strong></p>
<p>Bu alış-veriş trafiği ile ilgili şu yorumu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bir taraftan bu durum bizi oldukça rahatsız ediyordu ama diğer taraftan Avrupalılar dahil tüm piyasa oyuncuları tarafından kabul görmemize imkan sağlamış oldu.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Yusuf Aslan’ ismini değiştir, bu gidişle başın belaya girecek</span></h2>
<p><strong>BAYRAM Yusuf Aslan</strong>’ın abileri <strong>Tacettin Aslan </strong>ve <strong>Necati Aslan</strong>’la açtığı torna atölyesini büyüttükleri dönemlerdi. <strong>Bayram Yusuf Aslan, </strong>kitabında o dönemde adını değiştirmek zorunda kalışını şöyle anlattı:</p>
<ul>
<li><strong>Nüfusta yazılı olan adım Yusuf Aslan’dı. Ancak, bayramda doğduğum için ailem, yakın çevrem bana </strong>“Bayram” <strong>diyorlardı.</strong></li>
<li><strong>1970’lerde ne yazık ki sağ sol çatışması ve siyasi karışıklıklar vardı. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve Yusuf Aslan’ın her yerde arandığı dönemlerdi.</strong></li>
<li><strong>O zamanlar Kumburgaz’da yazlığımız var. Biz Yeşilköy’de oturuyoruz. Sıkıyönetim nedeniyle Kumburgaz yolunda ikide bir bizi çevirirlerdi.</strong></li>
<li><strong>Her çevirmede nüfus kağıdıma bakılır, </strong>“Yusuf Aslan”<strong>ı görür görmez beni karakola götürürlerdi. Çünkü, Yusuf Aslan aranıyordu.</strong></li>
<li><strong>Bir-iki derken sürekli karakola gider olduk. En sonunda karakoldaki başgedikli, </strong>“Beyefendi, en iyisi siz bu ismi değiştirin. Yoksa bu gidişle başınız belaya girecek. Ben size söylemiş olayım. Herkes bizim gibi anlayışlı davranmaz” <strong>dedi.</strong></li>
<li><strong>Bunun üzerine ben de gidip mahkemeye başvurdum, ismimin başına mahkeme kararıyla </strong>“Bayram” <strong>koydurdum.</strong></li>
<li>“Yusuf Aslan” <strong>oldu sana </strong>“Bayram Yusuf Aslan”…</li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Okulumuzun bağışçısı vefat etti</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d08f93da45-1780287737.jpg" alt="" width="400" height="404" /></span><strong>BAYRAM Yusuf Aslan</strong>’ın kitabını uzun bayram tatilinde okudum, İstanbul’a dönüş öncesi yazıyı hazırladım. Ertesi sabah İÇDAŞ’ın sosyal medyadaki paylaşımını gördüm:</p>
<ul>
<li><strong>Şirketimizin kurucularından Hacı Dr. Tacettin Aslan ağanın vefatını derin üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Hemen vefatla ilgili haberleri taradım. İki paylaşım dikkatimi çekti:</p>
<ul>
<li><strong>Çanakkale İl Milli Eğitim Müdürlüğü: </strong>Çanakkale iş dünyasının önemli isimlerinden, İÇDAŞ Kurucu Ortağı ve hayırsever iş insanı <strong>Tacettin Aslan</strong>’ın vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Eğitime, sanayiye ve toplumsal gelişime sunduğu değerli katkılarla gönüllerde iz bırakan <strong>Tacettin Aslan, </strong>özellikle gençlerin eğitimine verdiği destek ve Çanakkale’ye kazandırdığı yatırımlarla daima hayırla yad edilecektir.</li>
<li><strong>Tacettin Aslan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi: </strong>Çanakkale merkezde bulunan lisenin web sayfasında şu açıklama yer aldı: <strong>“Acımız büyük… Okulumuzun bağışçısı Tacettin Aslan Bey vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun.”</strong></li>
</ul>
<p><strong>Tacettin Aslan </strong>ve <strong>Bayram Yusuf Aslan</strong>’ı İÇDAŞ’ın 2010’ların başlarından itibaren Çanakkale’deki farklı açılış törenlerine katıldığımda tanıdım.</p>
<p><strong>Tacettin </strong>Bey’e Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p>Mekanı cennet olsun…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozal-sabah-namazini-fabrikada-kilardi-ilk-demir-celik-ihracatini-irana-onun-sayesinde-yaptik-80139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/9/1280x720/67-1780287692.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özal, sabah namazını fabrikada kılardı, ilk demir-çelik ihracatını İran’a onun sayesinde yaptık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ilac-ve-tibbi-cihaza-super-tesvik-80138</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlaç ve tıbbi cihaza süper teşvik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi programı kapsamında İleri Malzeme Teknolojileri ile Kritik Hammadde , Biyoteknoloji ve Sürülebilir Yaşam Teknolojileri alanları için yatırım çağrısına çıktı. Projesi kabul edilen şirketler, projenin niteliğine göre KOSGEB, TÜBİTAK destekleri verilecek. Proje ilgili şartları taşıyorsa Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın süper teşvikler olarak nitelendirilen Proje Bazlı Teşvik Sistemi desteklerinden yararlanabilecekler. 20 Mayıs’ta başlayan başvurular 31 Temmuz’a kadar devam edecek. Kesin başvurular 30 Eylül’e kadar yapılabilecek. Desteklerden yararlanmak isteyen şirketler, 250-350 bin liraya bağımsız değerlendirme raporu alacaklar ve bu raporlar 31 Ekim’e kadar sisteme yüklenecek.</p>
<p>İleri Malzeme Teknolojileri ve Kritik Hammaddeler çağırısı kapsamında; akrilik asit, barut, ateşleyici maddeler, amorf çelik, havasız lastik teknolojileri, bor, magnezyum, platin gin de yer aldığı 193 ürünün üretimine yönelik destek verilecek. İleri Malzeme Teknolojileri/Kritik Hammadde çağırısında asgari proje tutarı 40 milyon lira olacak, bu kapsamda Ar-Ge tutarı 5 milyon liradan az olamayacak. Yazılım geliştirmeye yönelik projelerde ise alt sınır 15 milyon lira olarak belirlendi. Firmalar KOSGEB desteklerinden veya Proje Bazlı Teşvik Sistemi Kapsamında teşvik unsurlarından yararlanmak için başvurabilecekler. Kesin başvuruyu tamamlayan firmalar, detaylı değerlendirme süreci kapsamında Bağımsız Değerlendirme Raporu alacaklar. Bağımsız danışmanlık hizmet bedeli, KOBİ’ler için 250 bin lira, büyük ölçekli işletmeler için ise 350 bin lira olarak belirlendi. Biyoteknoloji ve Sürdürülebilir Yaşam Teknolojileri alanlarında ise onkolojik ilaçlar, insan ve hayvanlar için aşı, mekanik ve elektronik tansiyon aleti, mekanik ventilasyon cihazları, kalp kapakçığı, diş macunu, cep tipi ultrason cihazı, güneş gözlüğü gibi 443 ürün yer alıyor.</p>
<h2>Proje Bazlı Teşvik Sistemi kapsamında neler var? </h2>
<p>Bu sistemde KDV istisnası, KDV iadesi, gümrük vergisi muafiyeti, kurumlar vergisini indirimi veya istisnası uygulanıyor. Ayrıca istihdam desteği, hibe desteği, sermaye katkısı, enerji desteği, yatırım yeri tahsisi, kamu alım garantisi gibi destekler verilebiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ilac-ve-tibbi-cihaza-super-tesvik-80138</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/saglik-doktor-1750402998.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İleri Malzeme Teknolojileri ve Kritik Hammaddeler çağrısı kapsamında; akrilik asit, barut, ateşleyici maddeler, amorf çelik, havasız lastik teknolojileri, bor, magnezyum, platin gibi 19; Biyoteknoloji ve Sürdürülebilir Yaşam Teknolojileri alanlarında ise onkolojik ilaçlar, aşı, mekanik ve elektronik tansiyon aleti, kalp kapakçığı, diş macunu, cep tipi ultrason cihazının da aralarında bulunduğu 443 ürüne destek verilecek. Kabul edilen projeler, niteliğine göre KOSGEB ve TÜBİTAK desteklerinden yararlanabilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasarrufun-adi-yatirim-oldu-80137</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasarrufun adı yatırım oldu!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>2023 yılı Haziran ayından bu yana uygulanan dezenflasyon programı üçüncü yılını doldurmaya hazırlanırken, temeli geliri artırıp harcamayı kısmaya dayanan programın bu yılki bölümünde, harcama kısmında istenilen performansa tam olarak ulaşılamadı. Ocak-Nisan döneminde başlangıç ödeneklerinin yüzde 31.3’ü kullanılırken, gelir hedefinde de aynı oran gerçekleşti. Buna karşılık yatırım harcamaları yüzde 14.5’te kalırken, faiz hedefinin yüzde 41.3’ü şimdiden harcandı.</p>
<h2>Vergi tahsilatı düşük kalınca… </h2>
<p>Yılın ilk dört ayında genel bütçe 5 trilyon 892 milyar liralık harcamaya karşılık 5 trilyon 68 milyar liralık gelir ile 524 milyar liralık açık verdi. Açığın bu denli yüksek olmasında en önemli etken tahakkuk edilen gelirlerin tahsilata dönüşememesi oldu. Bu dönemde 9 trilyon 686 milyar liralık tahakkuka karşılık tahsilat 5 trilyon 68 milyar lirada kaldı. Bir başka ifade ile tahsilat/tahakkuk oranı Ocak-Nisan döneminde yüzde 52.3’te kaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d06888da14-1780287112.png" alt="" width="757" height="543" />Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın genel bütçe gerçekleşmelerinden yapılan hesaplamalara göre, geliri artırıp harcamalardan tasarruf yapmayı planlayan kamu, harcama kalemlerinden tasarrufu sadece yatırımlarda yaptı. Ocak-Nisan döneminde bütçenin 18 trilyon 801 milyar liralık başlangıç ödeneğinin yüzde 31.3’üne karşılık gelen 5 trilyon 852 milyar lirası kullanıldı. Bu dönemde yatırım için ayrılan payın kullanımı genel ortalamanın yarısında kalırken, faizin payı yüzde 41 ile ortalamanın yaklaşık 10 puan üzerinde gerçekleşti.</p>
<h2>Faiz harcaması yatırımın 7.5 katı </h2>
<p>Nisan sonu itibarıyla bütçe giderleri içinde yatırıma ayrılan 1 trilyon 22 milyar liralık payın yüzde 14.5’ine karşılık gelen 149.7 milyar lirası kullanıldı. Bu dönemde Köylerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi(KÖYDES) ile Belediyelerin Altyapılarının Desteklenmesi Projesi (BELDES) için sadece 16.3 milyar lira kaynak ayrılmasına karşılık, bu kaynaktan hiç harcama yapılmadı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d12a75bf43-1780290215.png" alt="" width="373" height="333" />Buna karşılık aynı dönemde 2 trilyon 741 milyar liralık faiz ödeneğinin yüzde 41.3’üne karşılık gelen 1 trilyon 132 milyar lirası kullanıldı. 2026 yılı Ocak-Nisan döneminde bütçe harcama kalemleri içinde en yüksek oran faizde gerçekleşti. Toplam 2 trilyon 741 milyar liralık bütçe başlangıç ödeneğinin yüzde 41.3’ü ilk 4 ayda kullanıldı ve bu kalemde toplam harcama 1 trilyon 132 milyar liraya ulaştı. Harcamanın önemli bölümü de iç borç tahvil faizleri için gerçekleştirildi ve bu kalemde 915.4 milyar liralık harcama yapıldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yatırımın payı, deprem-seçim yılı 2023'te yüzde 17'ye yakındı</span></h2>
<p>Yıllar itibarıyla yapılan değerlendirmeye göre deprem felaketi ve seçimin yaşandığı 2023 yılında bütçeden yatırıma ayrılan payın diğer yıllara göre daha yüksek olması dikkat çekti. 2023 yılındaki yüzde 16.8’lik pay ile diğer yıllar ortalamasının 3 katına ulaştı. 2018 yılından bu yana bütçeden faize harcanan paranın payı da yüzde 19.2 ile en yüksek seviyesini 2026 yılı Ocak-Nisan döneminde gördü. 2018’de yüzde 9.1 olan faizin payı, 2019’da yüzde 10.1, 2021’de yüzde 11.4, geçen yıl ise yüzde 14.2 seviyesindeydi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasarrufun-adi-yatirim-oldu-80137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/7/1280x720/lira-tl-para-1776172277.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Seçim ve deprem yılı 2023’ün ilk dört ayında yüzde 16.8 olan yatırımın payı bu yıl yüzde 2.5’te kaldı, ocak-nisan döneminde faize 1 trilyon 132 milyar, yatırıma 149 milyar lira harcandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nbade-finale-dogru-new-york-ve-san-antonio-80160</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> NBA’de finale doğru: New York ve San Antonio</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu yazıyı yazmadan önce gece 3:00’te olmasa da 3:45 gibi kalkıp Oklahoma City Thunder-San Antonio Spurs maçını izledim. Müthiş bir maç oldu. Zaten bu seri olduğu gibi, rahmetli babamın “kalp krizi geçirtir” dediği bir heyecan düzeyinde geçti. Bu satırları okurken spor yazarlığına geçtiğimi düşünmeyin; spor iktisadi ve içtimai hayatın çok önemli bir göstergesidir.</p>
<p>Ben geçmişte bu analizi Bursa üzerinden yapardım. Şehirde otomotiv iyi durumda olduğunda basketbol, tekstil iyi durumda olduğunda futbol takımı istisnai başarılara imza atardı. Son dönemde en önemli gelişme, Alperen Şengün’ün NBA’e draft edilmesi oldu. Bunun belki de taraftarı olmadığım için üzerimde, kaleci Yasin’in ben çocukken Galatasaray’dan New York Cosmos’a transfer olması gibi bir heyecan yaratmadı ama genç basketbol meraklılarının fiziksel olarak irilik kazanmasından ABD’deki maçlarına kadar hakkındaki her şeyi yakından takip ettiğini biliyorum. Alperen, bugünün olayı ve bizim nadir toprak elementleri ile ilgili politikalarımızın spora yansımış hali gibi görünüyor. Sözleşmeyi yapıp gönderdiğimiz yerde gerçek değerini bulmuş görünüyor.</p>
<p>Benim hayatımın daha önemli bir parçası olan Yasin ile ilgili de birkaç satır yazmak isteyip yapay zekâya başvurunca kendisinin hâlâ futbolun içinde olduğunu öğrendim. 1948’de İskenderun’da doğan Yasin, 50 yıl önce ben sekiz yaşımdayken 1976’da Galatasaray’da jübilesini yaptıktan sonra transfer olmuş. Yani aramızda sadece 20 yaş varmış. Soyadının Özdenak olduğunu da bilmiyordum. Google’ın AI modunda kendisi ile ilgili şu bilgileri toparladım; daha doğrusu yapay zekâ benim için bunları toparladı:</p>
<ul>
<li>Galatasaray'ın efsanevi kalecisi Yasin Özdenak, 1976 yılında sarı-kırmızılı ekipte jübilesini yaptıktan sonra aynı yıl New York Cosmos'a transfer olmuştur.</li>
<li>Efsane kaleci, 1976 ile 1979 yılları arasında Cosmos formasıyla Kuzey Amerika Futbol Ligi (NASL) şampiyonluğu da yaşayarak başarılı bir kariyere imza atmıştır.</li>
<li>Yasin Özdenak ve Gökmen Özdenak, Türk futbolunun ve Galatasaray'ın köklü tarihinde önemli izler bırakmış iki öz <strong>kardeştir</strong>. Yasin Özdenak eski milli <strong>kaleci</strong>, abisi Gökmen Özdenak ise efsanevi eski milli <strong>futbolcu</strong> (forvet) ve spor yazarıydı.</li>
<li><strong>Futbolculuk bağlantıları:</strong></li>
<li><strong>Aynı aileden gelen yetenek:</strong> Özdenak kardeşler futbolcu bir aileden gelmekte olup, diğer kardeşleri Doğan ve Mustafa Özdenak da Galatasaray'da forma giymiştir.</li>
<li><strong>Galatasaray efsaneleri:</strong> İkisi de Galatasaray camiasında uzun yıllar birlikte top koşturmuş, sarı-kırmızılı formayla şampiyonluklar yaşamıştır. Gökmen Özdenak 13 yıl Galatasaray'da oynarken, Yasin Özdenak kaleci olarak takımda yer almıştır.</li>
<li><strong>Son gelişmeler:</strong><br />Gökmen Özdenak, 78 yaşında hayatını kaybetmiştir. Yasin Özdenak, abisinin vefatının ardından yurt dışındaki (Güney Kore) yaşantısından dönerek cenaze törenine katılmış ve kardeşini gözyaşlarıyla uğurlamıştır.</li>
<li>Galatasaray ve New York Cosmos formalarını giymiştir. Futbolculuk hayatından sonra antrenörlük yapan Özdenak, şu an Avustralya ekibi Hume City FC'de görev yapmaktadır.</li>
</ul>
<p>Bu notlardaki dil bozukluğu, ağırlıkla sosyal medyadan derlenen bilgilere dayanmasından kaynaklanıyor. Basında Yasin’in yeterli yer alıp almadığını ya da jübilesinin 50. yılında Galatasaray’ın şampiyonluk kutlamalarına davet edilip edilmediğini bilmiyorum. Gökmen’in Aralık 2025’teki cenaze töreni, yapay zekâda kulüple son temas olarak görülüyor.</p>
<p>Sportif rekabetin hâlâ belirleyici olduğu 1970’li yıllarda maç ve pozisyon konuşurken bugün farklı değerler öne çıkıyor. NBA maçlarında dikkatimi çeken şeylerin başında taraftarların takım formalarını üniforma olarak giyerek maçlara gitmesi oldu. Genellikle tribünler aynı renge bulanmıştı. Dikkatimi çeken bir diğer önemli nokta ise, tezahüratın desibel olarak ölçülmesi ve taraftarların bağırarak burada rekor kırmaya çalışması oldu. Bunlar bizim stadyumlarımızda da yaygın olarak görülen iki alışkanlığı gösteriyor. Sosyologların bu konuda ne düşündüğünü merak ediyorum.</p>
<p>Sporlar ilgili bahsetmek istediğim son konu, bizim gibi Kadıköy Anadolu Lisesi’nden mezun olmasının üzerinden 40 yıl geçen Acun Ilıcalı’nın İngiltere’de kazandığı sportif başarı ile ilgili. Haber, “İngiltere Championship play-off finalinde mutlu sona ulaşan takım, Hull City oldu. Türk iş insanı Acun Ilıcalı'nın sahibi olduğu ekip, finalde Middlesbrough'u 1-0 mağlup ederek gelecek sezon Premier Lig'de mücadele etme hakkı kazandı.” şeklinde. Google’ın bu konuda verdiği ilk sonuç herhangi bir kurumsal medya kanalı değil, instagram mahreçli. Medyanın içindeki kişiler olarak bizi ilgilendiren bir yanı bu. Diğer yanı ise, Hull City’nin ekonomisi ile ilgili. Bilgiye ve Acun’un burada yaptığı çok gerçekçi açıklamalara, bizim dönemden sınıf arkadaşlarının yaptığı “Fenerbahçe’de yaptırmadılar; gitti İngiltere’de yaptı. Tipik Acun.” yorumunu başta ekleyeyim.  </p>
<p>Türk iş insanı Acun Ilıcalı'nın sahibi olduğu Hull City, Mayıs 2026'da Wembley Stadyumu'nda oynanan Championship play-off finalinde Middlesbrough'yu 1-0 mağlup ederek 10 yıl aradan sonra Premier Lig'e yükseldi. Bu tarihi zaferle birlikte Acun Ilıcalı, Premier Lig'de takım sahibi olan ilk Türk unvanını elde etti. </p>
<p><strong>Kulübün devralınması ve yükseliş süreci</strong></p>
<p>Acun Ilıcalı, Hull City'yi Ocak 2022'de kulüp Championship'te 19. sıradayken devraldı. Dört yıldan kısa bir sürede takımı adım adım üst sıralara taşıyan Ilıcalı, transfer yasakları ve finansal zorluklarla dolu geçen sezonların ardından takımı İngiliz futbolunun zirvesine çıkarmayı başardı.</p>
<p><strong>Play-off finali ve "300 milyon Euro" değeri</strong></p>
<ul>
<li><strong>Nefes Kesen Final</strong>: Wembley'deki final maçında Hull City, Middlesbrough'yu 90+5. dakikada Oli McBurnie'nin attığı son saniye golüyle devirdi.</li>
<li><strong>Devasa Gelir Kapısı</strong>: Kulüp, Premier Lig'e ayak basma parası, yayın hakları ve reklam gelirleriyle birlikte yaklaşık <strong>300 milyon Euro</strong> değerinde dev bir ödülün sahibi oldu.</li>
<li><strong>Rakiplerin Bütçesi</strong>: Başarıyı değerlendiren Ilıcalı, Premier Lig'i "Dünyanın NBA'i" olarak tanımlayarak rakiplerinin 1 ila 3 milyar Euro bütçeye sahip olduğunu ve ilk yıl en büyük hedeflerinin ligde kalmak olacağını belirtti.</li>
</ul>
<p>Dünyanın NBA’inden asıl NBA’ye dönersem, finali oynayacak takımları bir analiz etmek isterim. 4 Haziran 2026 Perşembe sabaha karşı oynanacak ilk maçın öncesinde bunu yaparken yapay zekâ asıl araştırma işini yaparak bana çok yardımcı oldu.</p>
<p><strong>San Antonio Spurs ve Luke Kornet</strong></p>
<p>Yapay zekânın topladığı bilgileri aktarmadan önce, Spurs’ü finale taşıyan büyük hareketin, biz çocukken “fasulyeden” dediğimiz türden bir rol oynadığını sandığım Luke Kornet’ten geldiğinin altını çizmem gerekiyor. Kornet, kendisine atılan pasın kaybedilmesinin ardından geriye koşup öyle bir blok yaptı ki, muhtemelen bununla NBA tarihine geçti. Sosyal medyada çılgın (insane) sözü ile yorumlanan hareketi yapay zekâ “Luke Kornet, Batı Konferansı Finali'nin Oklahoma City Thunder'a karşı oynanan 7. maçında Oklahoma'dan Isaiah Hartenstein'ı blokladı. Karşılaşmanın kritik anlarında gerçekleşen bu önemli blok, maçın kaderini belirleyen anlardan biri oldu.” şeklinde aktarıyor. Bunu tarihe not düştükten sonra Spurs’e bakalım:</p>
<p>San Antonio Spurs, NBA'in en istikrarlı ve kurumsal disipliniyle tanınan takımlarından biridir. 2025-2026 sezonu itibarıyla hem saha içi performansı hem de yönetimsel yapısıyla dikkat çeken bir yapıya sahiptir.</p>
<h3>1. Kulüp yapısı ve yönetim</h3>
<p>Spurs, "Spurs Sports &amp; Entertainment" (SS&amp;E) çatısı altında yönetilen bir organizasyondur. Kulübün yönetim hiyerarşisi oldukça profesyonel ve uzun vadeli bir vizyona dayanır:</p>
<ul>
<li><strong>Üst yönetim:</strong> Kulübün CEO'su C. Buford'dur. Buford, takımın efsanevi başarı dönemlerinin mimarlarından biri olarak bilinir. Yönetim Kurulu Başkanı ve sahibi Peter John Holt'tur.</li>
<li><strong>Basketbol operasyonları:</strong> Basketbol operasyonlarının başında, hem antrenörlük hem de başkanlık (President of Spurs Basketball) görevlerini yürüten efsanevi isim Gregg Popovich bulunmaktadır. Genel Menajerlik görevini ise Brian Wright üstlenmiştir.</li>
<li><strong>Organizasyonel kültür:</strong> Spurs, veri bilimi, oyuncu gelişimi ve sağlık/performans yönetimine büyük yatırım yapmaktadır. Kulüp içinde "Performance &amp; Wellness", "Scouting" ve "Data Science" gibi departmanlar, modern NBA'in en gelişmiş birimlerinden kabul edilir.</li>
</ul>
<h3>2. 2025-2026 sezonu kadro yapısı</h3>
<p>Spurs, <strong>Victor Wembanyama</strong> etrafında kurulu, genç yetenekler ve veteran (tecrübeli) oyuncuların bir harmanından oluşan bir kadroya sahiptir. 2025-26 sezonunu 62-20'lik derecesiyle Batı Konferansı'nda oldukça üst sıralarda tamamlayarak başarılı bir grafik çizmişlerdir.</p>
<p><strong>Öne çıkan isimler:</strong></p>
<ul>
<li><strong>Victor Wembanyama:</strong> Takımın en önemli yıldızı ve savunma direğidir. Sezon boyunca blok liderliği ve All-NBA takımlarına seçilmesiyle damgasını vurmuştur.</li>
<li><strong>De'Aaron Fox:</strong> Oyun kurucu pozisyonunda takımın skor ve asist yükünü çeken, sezonun önemli bir parçası haline gelmiş yıldız oyuncudur.</li>
<li><strong>Devin Vassell:</strong> Takımın skor üreten kanat oyuncusu olarak istikrarlı performansıyla dikkat çekmektedir.</li>
<li><strong>Diğer önemli isimler:</strong> Kadroda Harrison Barnes, Keldon Johnson, Kelly Olynyk ve Stephon Castle gibi hem tecrübeli hem de gelişime açık oyuncular bulunmaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Genel kadro görünümü:</strong></p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p><strong>Pozisyon</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Önemli Oyuncular</strong></p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>Oyun Kurucular</strong></p>
</td>
<td>
<p>De'Aaron Fox, Stephon Castle, Jordan McLaughlin</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Kanatlar</strong></p>
</td>
<td>
<p>Devin Vassell, Keldon Johnson, Julian Champagnie, Harrison Barnes</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Uzunlar</strong></p>
</td>
<td>
<p>Victor Wembanyama, Kelly Olynyk, Mason Plumlee, Luke Kornet</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h3>3. Stratejik konum</h3>
<p>Spurs, popüler bir "pazar" (market) olmamasına rağmen, kurumsal sadakati ve geliştirdiği oyuncularla NBA'in "küçük market" takımları arasında en başarılı model olarak kabul edilir. <strong>Frost Bank Center</strong>'da maçlarını oynayan takım, özellikle Wembanyama'nın varlığıyla birlikte yeniden bir şampiyonluk adayı (Contender) statüsüne dönmüş durumdadır.</p>
<p>Kulüp yapısı, saha içindeki oyun disiplini ile eşleşecek şekilde; oyuncu sağlığı, ileri seviye basketbol analitiği ve sürdürülebilir bir yetenek geliştirme sistemi üzerine inşa edilmiştir.</p>
<p><strong>San Antonio şehrinin yapısı </strong></p>
<p>San Antonio, Teksas eyaletinin en büyük şehirlerinden biri olup, ekonomisini tek bir sektöre bağımlı olmaktan ziyade çeşitlendirilmiş bir yapı üzerine kurmuştur. Şehrin ekonomik motorunu oluşturan temel sütunlar şunlardır:</p>
<h3>1. Savunma ve havacılık</h3>
<p>San Antonio, "Military City, USA" (ABD'nin Askeri Şehri) olarak bilinir. Çok sayıda aktif askeri üsse ev sahipliği yapması, şehrin ekonomik istikrarının en büyük kaynaklarından biridir.</p>
<ul>
<li><strong>Askeri varlık:</strong> Joint Base San Antonio (JBSA), Amerika'nın en büyük askeri tesislerinden biridir ve hem doğrudan hem de dolaylı olarak on binlerce kişiye istihdam sağlar.</li>
<li><strong>Havacılık:</strong> Savunma sanayii ve havacılık teknolojileri, şehrin sanayi altyapısının merkezinde yer alır.</li>
</ul>
<h3>2. Sağlık hizmetleri ve biyoteknoloji</h3>
<p>Şehir, sağlık sektöründe hem hizmet hem de araştırma anlamında bir merkezdir.</p>
<ul>
<li><strong>Biyomedikal araştırmalar:</strong> Teksas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Merkezi (UT Health San Antonio) ve Güney Teksas Tıp Merkezi, şehrin biyoteknoloji ve sağlık araştırmaları alanında küresel bir merkez haline gelmesini sağlamıştır.</li>
<li><strong>Sağlık turizmi ve eğitim:</strong> Şehirdeki hastaneler ve tıp fakülteleri, bölge ekonomisinin en büyük işverenleri arasındadır.</li>
</ul>
<h3>3. Turizm ve otelcilik</h3>
<p>San Antonio, Teksas'ın en çok ziyaret edilen turistik şehirlerinden biridir.</p>
<ul>
<li><strong>Tarihi miras:</strong> "The Alamo" (Teksas'ın bağımsızlık sembolü) ve meşhur "River Walk" (Nehir Yolu), şehre her yıl milyonlarca turist çekmektedir. Bu durum, hizmet, otelcilik ve restoran sektörlerinin şehir ekonomisindeki payını oldukça yükseltmektedir.</li>
</ul>
<h3>4. İleri hizmetler ve imalat</h3>
<p>Şehrin ekonomik çeşitliliği, enerji, finansal hizmetler ve gelişmekte olan teknoloji sektörüyle de desteklenmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Enerji ve altyapı:</strong> Bölgesel enerji kaynakları ve lojistik ağları, şehrin stratejik konumunu güçlendirmektedir.</li>
<li><strong>İş hizmetleri:</strong> Şirket genel merkezlerinin ve çağrı merkezlerinin bölgeye olan ilgisi, iş hizmetleri sektöründe istikrarlı bir büyüme sağlamaktadır.</li>
</ul>
<h3>5. Yükseköğretim ve teknoloji</h3>
<p>Şehir, bünyesindeki üniversiteler aracılığıyla nitelikli iş gücü yetiştirmekte ve bu da teknoloji odaklı şirketlerin şehre çekilmesine yardımcı olmaktadır. Son yıllarda e-ticaret ve yazılım alanında yapılan yatırımlar, San Antonio'nun düşük işsizlik oranlarını korumasında önemli bir rol oynamaktadır.</p>
<p>Özetle, San Antonio'nun ekonomisi; <strong>askeri harcamaların sağladığı güvenlik, sağlık araştırmalarının getirdiği yüksek katma değer ve turizmin sunduğu sürekli nakit akışı</strong> üzerine dengeli bir şekilde kuruludur.</p>
<p><strong>New York Knicks ve 1970’lerin ruhu</strong></p>
<p>Cleveland Cavaliers’i 4-0’lık seri ile geçerek finale daha dinlenmiş olarak çıkma fırsatı yakalayan New York Knicks, The New Yorker’da 1970’de kazandığı NBA şampiyonluğu ile yer almış durumda. Takım 1973’te Lakers’ı devirerek bir şampiyonluk daha elde ediyor ama anladığım kadarıyla aradaki dönemde başka bir şampiyonluk yok. The New Yorker, polarizasyonun yükseldiği bir dönemde Knicks’in inanmak ile kazanmak arasındaki bağlantıyı yeniden vurguladığını yazıyor. Güncel olan durum bu ancak köken arayışıyla daha geriye giden türden biriyseniz<strong>, </strong><strong>New York Knicks</strong>'in adındaki "Knicks" kelimesi, New York'un ilk Hollandalı yerleşimcilerinin giydiği pantolonlardan (Knickerbocker) geldiği bilgisine ulaşabilirsiniz. Hatta işi New York’a New Amsterdam denilen yıllara kadar götürebilirsiniz ancak benim odaklandığım boyutu kulüp yapısı ve ekonomi oluşturuyor. Yapay zekâ benim için bu konuyu şu şekilde toparladı:</p>
<p>New York Knicks, 2025-2026 sezonunu 53 galibiyet ve 29 mağlubiyetle Doğu Konferansı'nda 3. sırada tamamlayıp önemli bir iddia ortaya koymuş ve NBA finallerine yükselme başarısı göstermiş bir köklü takım konumundadır. </p>
<p><strong>Temel analiz ve özellikler</strong></p>
<ul>
<li><strong>Ana skor üreticisi:</strong> Takımın hücumdaki tartışmasız lideri ve oyun kurucusu, kritik anlardaki skorerliğiyle öne çıkan Jalen Brunson'dur.</li>
<li><strong>Savunma kimliği:</strong> Başantrenör Tom Thibodeau'nun sistemine dayalı olarak, disiplinli alan savunması ve fiziksel mücadele takımın DNA'sını oluşturur.</li>
<li><strong>Kadrodaki öne çıkan diğer isimler:</strong> Josh Hart gibi çalışkanlığı ve ribaund katkısıyla takım enerjisini artıran isimler rotasyonun vazgeçilmezleridir.</li>
</ul>
<p><strong>Sezon performansı ve oyun yapısı</strong></p>
<p>Knicks, zayıf rakiplere karşı kurduğu büyük üstünlük ve sezon geneline yayılan istikrarlı yapısıyla dikkat çekmektedir. Saha içindeki güçlü pas trafiği ve sert savunma anlayışları, onları modern NBA'in yüksek tempoda oynayan takımlarından farklı kılan en büyük kozlarıdır.</p>
<p><strong>Takım istatistikleri:</strong></p>
<ul>
<li><strong>Galibiyet - Mağlubiyet:</strong> 53 - 29</li>
<li><strong>Atılan Sayı Ortalaması:</strong> 116.0</li>
<li><strong>Yenen Sayı Ortalaması:</strong> 110.0</li>
</ul>
<p><strong>New York ekonomisine de bakalım</strong></p>
<p>New York Şehri (NYC), <strong>2,6 trilyon doları aşan gayri safi metro hasılası (GMP)</strong> ile dünyanın en büyük metropol ekonomisi ve küresel ticaretin merkez üssüdür. Eğer New York tek başına bir ülke olsaydı, dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasında yer alırdı.</p>
<p>Şehrin ekonomik yapısını şekillendiren temel taşlar, öne çıkan sektörler ve güncel dinamikler şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Finans ve bankacılık (Wall Street)</strong></li>
</ol>
<p>New York, Küresel Finans Merkezleri Endeksi verilerine göre dünyanın tartışmasız <strong>finans başkentidir</strong>.</p>
<ul>
<li><strong>Borsanın Kalbi:</strong> Dünyanın en büyük iki menkul kıymetler borsası olan <strong>New York Menkul Kıymetler Borsası (NYSE)</strong> ve <strong>NASDAQ</strong> Manhattan'da yer alır.</li>
<li><strong>Gelir Gücü:</strong> Şehirdeki toplam istihdam gelirinin %35'inden fazlası doğrudan finans ve sigortacılık sektöründen elde edilmektedir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Öne çıkan diğer lokomotif sektörler</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Teknoloji ve girişimcilik (Silicon Alley):</strong> NYC, Silikon Vadisi'nin ardından dünyanın en büyük ikinci start-up ekosistemine sahiptir. Özellikle yapay zekâ (AI) uygulamaları ve fintech alanında küresel liderliğe oynamaktadır.</li>
<li><strong>Medya ve yayıncılık:</strong> Dünyanın en büyük medya holdingleri, küresel haber ajansları, reklam devleri ve yayın evleri Midtown Manhattan merkezlidir.</li>
<li><strong>Sağlık ve yaşam bilimleri:</strong> Çok sayıda büyük araştırma hastanesine ve biyoteknoloji merkezine ev sahipliği yapan sağlık sektörü, şehirdeki en büyük istihdam sağlayıcılardan biridir.</li>
<li><strong>Turizm ve kreatif endüstriler:</strong> Finansın ardından şehrin en büyük ikinci sektörü konumundadır. Moda (Broadway ve New York Moda Haftası), turizm, sanat ve tasarım şehre her yıl on milyarlarca dolar sıcak para akışı sağlar.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> İş gücü ve yaşam maliyetleri</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Yüksek kişi başı gelir:</strong> Metro bölgesinde kişi başına düşen gelir 120.000 dolar barajının üzerindedir.</li>
<li><strong>Pahalılık ve sosyal tezatlar:</strong> NYC, dünyanın en yüksek yaşam maliyetine sahip şehirlerinden biridir. Finansal zenginliğe rağmen, nüfusun yaklaşık %13'ü yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır ve gelir adaletsizliği (Gini katsayısı) oldukça yüksektir. </li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Güncel ekonomik gelişmeler ve riskler</strong></li>
</ol>
<p>New York Şehri Denetim Ofisi (Comptroller) raporlarına göre şehir ekonomisi pandemi sonrası güçlü bir direnç göstermiş olsa da bazı makro risklerle karşı karşıyadır:</p>
<ul>
<li><strong>Yapay zekâ entegrasyonu:</strong> Şehir yönetimi, beyaz yakalı iş gücünün yoğun olduğu New York'ta yapay zekânın üretkenliği artıracağını öngörürken, istihdam üzerindeki dönüştürücü etkilerini yakından takip etmektedir.</li>
<li><strong>Bütçe ve ofis pazarı:</strong> Uzaktan çalışmanın kalıcılaşmasıyla Manhattan'daki devasa ofis binalarının doluluk oranları ve buna bağlı vergi gelirleri şehir bütçesi için kritik bir başlık olmaya devam etmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>Bir sistem olarak NBA ve NBA’in ekonomisi</strong></p>
<p>Son olarak bütün bu hikâyenin üzerinde gerçekleştiği platform olan NBA’e bir bakmamızda yarar var. Google AI modu bu konuyu şöyle toparlıyor:</p>
<p>NBA (National Basketball Association), sadece bir spor organizasyonu değil, aynı zamanda finans, medya, teknoloji ve global pazarlamanın iç içe geçtiği devasa bir ekonomik ekosistemdir. NBA'in ekonomik yapısı birkaç temel sütun üzerine inşa edilmiştir:</p>
<h3>1. Yayın hakları ve medya gelirleri</h3>
<p>NBA ekonomisinin en büyük itici gücüdür. Lig, televizyon ve dijital platformlarla yaptığı devasa yayın sözleşmeleri sayesinde milyarlarca dolarlık gelir elde eder.</p>
<ul>
<li><strong>Artan değer:</strong> 1990'larda yıllık yaklaşık 50 milyon dolar civarında olan yayın anlaşmaları, günümüzde milyarlarca dolar seviyesine ulaşmıştır.</li>
<li><strong>Stratejik hedef:</strong> Yayın gelirleri, oyuncu maaşlarının ve takım değerlemelerinin hızla yükselmesinin ana nedenidir.</li>
</ul>
<h3>2. "Franchise" modeli ve kapalı lig yapısı</h3>
<p>NBA, Avrupa'daki "yükselme-düşme" sisteminden farklı olarak "kapalı lig" yapısına sahiptir.</p>
<ul>
<li><strong>Finansal güvence:</strong> Takımlar, ligin bir parçası olan şirketler (franchise) gibidir. Bu yapı, yatırımcılar için uzun vadeli finansal öngörülebilirlik sağlar.</li>
<li><strong>Büyüme planları:</strong> Lig, Avrupa gibi yeni pazarlara genişleme stratejileriyle marka değerini ve gelirlerini artırmayı hedefler. Ancak bu model, Avrupa'daki yerel spor otoriteleri tarafından "kapalı lig" yapısı nedeniyle zaman zaman eleştirilmektedir.</li>
</ul>
<h3>3. Maaş tavanı (Salary Cap) ve rekabet dengesi</h3>
<p>NBA, takımlar arasındaki finansal uçurumu kontrol altında tutmak ve rekabetçi dengeyi korumak için "yumuşak maaş tavanı" (soft salary cap) sistemini uygular.</p>
<ul>
<li><strong>Maaş tavanı:</strong> Her takımın oyunculara ödeyebileceği toplam ücret için bir sınır vardır, ancak çeşitli istisnalar (exceptions) ile bu sınır aşılabilir.</li>
<li><strong>Lüks vergisi (Luxury Tax):</strong> Maaş tavanını belirli bir eşiğin üzerinde aşan takımlar, lig yönetimine ciddi miktarlarda "lüks vergisi" öderler. Bu durum, zengin takımların kadrolarını sınırsızca güçlendirmesini zorlaştırarak rekabeti dengeler.</li>
</ul>
<h3>4. Bireysel markalaşma ve küresel etki</h3>
<p>NBA oyuncuları, sadece birer sporcu değil, aynı zamanda dev markalardır.</p>
<ul>
<li><strong>Sosyal medya ve etki:</strong> LeBron James, Stephen Curry gibi yıldızların milyonlarca takipçiye sahip olması ve kendi iş imparatorluklarını yönetmeleri, NBA'in popülaritesini artırarak hem ligin hem de takımların pazarlama gelirlerini doğrudan etkiler.</li>
<li><strong>Uluslararası büyüme:</strong> NBA, 2030 yılına kadar yıllık gelirini <strong>15 milyar doların üzerine çıkarma</strong> hedefiyle ilerlemektedir. Bu hedefe ulaşmak için yapay zeka destekli analizler, sanal gerçeklik (VR) teknolojileri ve uluslararası pazar genişlemesi kritik rol oynamaktadır.</li>
</ul>
<h3>5. Maç günü gelirleri</h3>
<p>Bilet satışları, loca kiralama, stadyum içi reklamlar, yiyecek-içecek ve lisanslı ürün satışları önemli bir gelir kaynağıdır. Özellikle pandemide seyircisiz oynanan maçların lig ekonomisine ciddi zararlar verdiği göz önüne alındığında, stadyum gelirlerinin takımların operasyonel sürdürülebilirliği için ne kadar kritik olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.</p>
<p>Özetle NBA; yayın anlaşmalarıyla devasa bir nakit akışı sağlar, "salary cap" sistemiyle rekabeti korur ve yıldız oyuncularının global marka gücüyle dünya çapında büyümeye devam eder. Ligin gelecekteki en büyük sınavı ise, geleneksel spor modeline sahip Avrupa pazarlarında bu kapalı franchise sistemini nasıl kabul ettireceği olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nbade-finale-dogru-new-york-ve-san-antonio-80160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NBA’de finale doğru: New York ve San Antonio ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uyys-dernegi-bati-balkan-aeo-birligi-toplantisi-80148</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> UYYS Derneği-Batı Balkan AEO Birliği toplantısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET ALTAY YEGİN - </strong><strong>Uluslararası Yetkilendirilmiş Yükümlü (AEO) Derneği </strong><strong>Yönetim Kurulu Başkanı</strong></p>
<p>Uluslararası Yetkilendirilmiş Yükümlü (AEO) Derneği heyeti olarak, 13-14 Mayıs tarihlerinde şahsım, Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Sayın Aysun Yılmaz ve Yönetim Kurulu Saymanı Sayın Nuray Karabıyık’tan oluşan delegasyon ile Arnavutluk’un Tiran şehrinde bulunan CEFTA-AEO Birliği’ne ziyaret gerçekleştirdik.</p>
<p><strong>Orta Avrupa Serbest Ticaret Anlaşması (CEFTA)-AEO Birliği hakkında bilgi vermek gerekirse; </strong></p>
<p>2021 yılında yetkilendirilmiş yükümlüler tarafından kurulan Bölgesel AEO Derneği, Güneydoğu Avrupa’da 6 ülke (Arnavutluk, Bosna Hersek, Kosova, Karadağ, Kuzey Makedonya, Sırbistan) genelinde daha hızlı ve daha güvenli ticaret için merkezi konumdadır.</p>
<p>Dernek; AEO sertifikalı işletmeler, gümrük idareleri, sektördeki diğer işletmeler ve politika yapıcılarla bir araya getirerek, bürokratik engelleri ortadan kaldırmak, maliyetleri düşürmek ve eşyalarını güvenle nakletmek için destek olmaktadır.</p>
<p><strong>Derneğin organizasyon şekli aşağıdaki gibidir:</strong></p>
<p>- <strong>Üyeler:</strong> Yönetim kurulu tarafından seçilen başkan,  derneğin stratejik yönünü belirler ve derneği dış dünyaya karşı temsil eder.</p>
<p>- <strong>Bölge müdürü:</strong> Günlük faaliyetleri yürütür ve stratejiyi eyleme dönüştürür.</p>
<p>- <strong>Yönetim kurulu:</strong> Üyelerden seçilen yönetim kurulu, denetim görevini yerine getirir ve teknik ve idari çalışmalara yön verir.</p>
<p>- Dernek, hem CEFTA bölgesindeki Sertifikalı AEO’lar (halihazırda AEO statüsüne sahip şirketler) hem de gelecekteki AEO’lar ve destekçiler (AEO sertifikasyonuna kararlı olan veya bu sertifikasyon için aktif olarak hazırlık yapan ve programı tanıtmaya istekli işletmeler) için üyelik kabulü yapmaktadır.</p>
<p>Derneğin; 8 Arnavutluk, 7 Bosna Hersek, 6 Kosova, 6 Karadağ, 8 Kuzey Makedonya ve 9 Sırbistan’dan olmak üzere toplam 44 üyesi bulunmaktadır.</p>
<p>13 Mayıs tarihinde gerçekleştirilen ziyaretler kapsamında heyetimiz, 2026 yılı Arnavutluk’u temsilen dönem başkanı olan Sayın Genc Celi ile dernek merkezinde bir araya gelmiştir. Celi, üyelik ücretlerinin büyük şirketler için yıllık 1.000-1.250 Euro, küçük şirketler için ise bunun yarısı seviyesinde olduğunu, bizler ile nasıl iş birliği yapabileceğimizi değerlendirmek istediklerini dile getirdi. Kasım ayında düzenleyecekleri genel kurul toplantısına bizleri de davet etmek istediklerini ve bu toplantıda AB ve CEFTA temsilcilerinin de olacağını masrafların da GIZ’in (AB fon sağlayıcı firma) karşılayabileceğini ifade etti.</p>
<p>Ayrıca Sn. Celi, ilerleyen dönemde; karşılıklı tanıma anlaşması (MRA), serbest ticaret anlaşması (STA) revizesi, gümrük konuları ve AEO eğitimleri organizasyonları üzerinde çalışabileceğimizi ve bu konu hakkında genel kurulda karar alınacağını dile getirdi.</p>
<p>Sırasıyla 14 Mayıs tarihinde heyetimiz; Arnavutluk Türkiye Ticaret ve Sanayi Odası (ATTSO) Başkanı Sayın Kenan Sevinç ve Genel Sekreter Sayın Ziya Arnavutoğlu ile bir araya gelmiştir. Toplantıda yatırım ortamının iyileştirilmesi, ihale süreçleri ve ihracatımızın artırılması başlıkları görüşülmüştür. Aynı gün heyetimiz Tiran Büyükelçimiz Sayın Barış Ceyhun Erciyes ve Ticaret Müşavirimiz Sayın Tarık Aksoy’u da makamlarında ziyaret etmiştir. Görüşmelerde MRA süreçleri, Arnavutluk’un AB süreci ve ihracat istatistikleri görüşülmüştür.</p>
<p>Gerçekleştirilen ikili ve çok taraflı görüşmeler neticesinde AEO projeleri, eğitim, MRA, STA revize süreçleri, ihracatın geliştirilmesi ve yeni dönem AB fon projelerine yönelik temaslarda bulunulmuştur.</p>
<p>Ezcümle, Tiran’daki bu buluşma, yeni AEO süreçlerimizin de temelini atmış oldu. Derneğimizin vizyonunda da belirtildiği gibi, 'Yetkilendirilmiş Yükümlü Sistemi’ni (AEO) uygulayan farklı ülkeler düzeyinde araştırmalar yaparak, her türlü bilgi ve istatistiki verileri toplamaktır.' Bu misyon ile topladığımız veri, bilgi ve istatistikleri üyelerimiz ve kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uyys-dernegi-bati-balkan-aeo-birligi-toplantisi-80148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UYYS Derneği-Batı Balkan AEO Birliği toplantısı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alindair-buyuk-sanayi-kuruluslarini-100-yerli-uretimle-serinletiyor-80182</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alindair Yönetim Kurulu Başkanı Kabel: Endüstriyel tesislerde yüzde 80’e varan enerji tasarrufu sağlıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/DENİZLİ</strong></p>
<p>Ar-Ge çalışmaları ve Denizli’deki üretim üssüyle Alindair'in, geleneksel serinletme yöntemlerini modern teknolojiyle buluşturarak endüstriyel tesislere yüksek enerji tasarruflu ve çevre dostu iklimlendirme çözümleri sunduğu bildirildi. </p>
<p>Alindair Yönetim Kurulu Başkanı Basri Kabel, İSO 500 ve İSO İkinci 500 listesinde yer alan sanayi devlerinin yüzde 60'ının üretim tesislerini serinlettiklerini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h478q95gc/storage/files/images/2026/06/01/alindair-8hlg.jpg" alt="Alindair, büyük sanayi kuruluşlarını % 100 yerli üretimle serinletiyor - Resim : 1" width="850" height="478" data-lightbox="true" /></p>
<p>Alindair’in kuruluş hikayesinin tam anlamıyla bir ihtiyaçtan doğduğunu dile getiren Kabel, “2000’li yıllarda, mekanik iklimlendirme sektöründen gelen arkadaşım, tavukhanelerde kullanılan, bir tarafında kağıt petlerin, diğer tarafında fanların olduğu ve içinden su geçen serinletme modelinden bahsetti. Bu mantığı dokuma fabrikası için projelendirip duvarları boydan boya kırarak uyguladık. Dokuma alanını 24-25 dereceye düşürmeyi başarınca araştırmalarımızı derinleştirdik. İstanbul’da atıl kalmış benzer bir cihaz bulup denedik. Termodinamik kanunlarına göre mükemmel çalıştığını görünce yabancı firmanın distribütörlüğünü aldık. Böylece 2003 yılında Türkiye'de evaporatif soğutma sektörü doğmuş oldu” diye konuştu.</p>
<p>Sektörde ilk 5 yıl distribütörlük yaparak piyasayı gözlemlediklerini ve sermaye biriktirdiklerini söyleyen Kabel, “İthalat maliyetlerinin yüksekliğini görerek yüzde 100 yerli üretime geçme kararı aldık ve Alindair’i resmi olarak 2009 yılında kurduk. Mekanik tesisat, inşaat, mühendislik ve mimarlık disiplinlerini bir araya getirerek markalaşma sürecini başlattık ve 2016'da bugünkü fabrikamıza taşındık. Bu süreçteki yönetim vizyonumda, Uludağ Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü’nde aldığım eğitimin payı büyük. Çalışma kanunlarını, ekonomik sistemleri ve sınıfsal yapıları öğrenmek, insan ilişkilerini ve iş süreçlerini analiz etmemde bana muazzam bir altyapı kazandırdı” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yerli üretim planlamasında Hüsnü Özyeğin’in ‘Çin ile iş birliği yapmayan şirket büyüyemez’ vizyonundan etkilendiğini dile getiren Kabel, “Zaman kaybetmemek adına Çin'den uçakla numune teknolojiler getirttik ve bu sistemi ülkemizin ve Orta Doğu’nun ihtiyaçlarına göre yeniden dizayn ettik. Avustralyalı firmaların 10 bin metreküp kapasiteli cihazlarına karşılık, biz Türkiye'deki dev tesisleri analiz ederek kapasiteyi 20 bin metreküpe yükselttik. Bugün Alindair olarak, tesislerimizde çevre dostu, yenilikçi ve sürdürülebilir üretimler gerçekleştiriyoruz. Geniş ürün yelpazemiz kapsamında, endüstriyel ve mobil evaporatif soğutucular, çiftlik soğutma sistemleri ve performans artıran petler üreterek sektörün lideri olmanın haklı gururunu yaşıyoruz” açıklamalarında bulundu.</p>
<h2>“Sanayi devlerinin üretim tesislerini serinletiyoruz”</h2>
<p>2000'li yıllarda Denizli Organize Sanayi Bölgesi’nin büyük bir yatırım hamlesinde olduğunu ve Alindair’in tam bu dönemde stratejik olarak konumlandığını aktaran Kabel, “Denizli'nin genlerinde, kökleri Laodikeia antik kentine dayanan köklü bir tekstil kültürü var. Tekstil üretiminde hava kuru olduğunda ipler kopar ve tezgahlar durur. Geliştirdiğimiz sistemler fabrikalara hem serinlik hem de ihtiyaç duydukları nem dengesini sundu. En önemlisi de endüstriyel tesislerde yüzde 80’e varan enerji tasarrufu sağlamamız, bizi sanayici için vazgeçilmez kıldı. Bugün İSO ilk ve ikinci 500 listesindeki kuruluşların yüzde 60'ının üretim tesislerini Alindair olarak biz serinletiyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>“Referansla büyüdük”</h2>
<p>Sanayide en büyük reklamın referans olduğunu söyleyen Kabel, “2010’lu yılların başında kapalı alanlarda sigara yasağının başlamasıyla mobil cihazlara yöneldik ve soyadımız olan ‘Kabel’ markasını tescil ettirdik. Bu hamlenin ardından Starbucks şubelerine ilk defa Kabel klimaları tedarik ettik. Müşteri, Kabel'i Starbucks'ın özellikle sahillerdeki şubeleri üzerinden pozitif olarak tanıdı ve benimsedi. Bu büyük referansla birlikte markamız, adeta sıfır pazarlama bütçesiyle, sadece deneyim ve kaliteyle yayılarak pazar payının yüzde 60’ını İstanbul, yüzde 25’ini Denizli ve kalanını Anadolu ile yurt dışına ulaştırdı” dedi.</p>
<h2>“Amerika standartlarına ulaştırdığımız ürün kalitemiz sayesinde pozitif ayrışıyoruz”</h2>
<p>Gaziantep’te şube açarak Orta Doğu pazarına yaklaştıklarını, şirketin yüksek mühendis kadrosuyla arka arkaya TÜBİTAK projeleri geliştirdiğini dile getiren Kabel, “Devletin 6. Bölge teşviklerinden yararlanarak devasa kalıp yatırımlarımızın yüzde 60'ını hibe desteğiyle karşıladık. Sağladığımız tüm kredileri şahsi harcamalara değil, doğrudan üretime yatırarak kapasitemizi büyüttük. Şu an iç pazar yüzde 50, dış pazar yüzde 30 seviyesinde. Asıl büyük hedefimiz ise bu yıl Avrupa ve Amerika’da şubeleşmek ve ortaklık süreçlerimizi tamamlamak. Çin’in yoğun fiyat rekabetine rağmen, lojistik avantajımız, servis kalitemiz ve tersine mühendislikle Amerika standartlarına ulaştırdığımız ürün kalitemiz sayesinde pozitif ayrışıyoruz. Tedarik zincirimizi Kanada ve Amerika’ya yönlendirerek, üretim üssümüz Türkiye'de kalmak kaydıyla küresel pazarda yer alacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alindair-buyuk-sanayi-kuruluslarini-100-yerli-uretimle-serinletiyor-80182</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/2/1280x720/alindair-buyuk-sanayi-kuruluslarini-100-yerli-uretimle-serinletiyor-1780300716.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alindair Yönetim Kurulu Başkanı Basri Kabel, &quot;Geliştirdiğimiz sistemler fabrikalara hem serinlik hem de ihtiyaç duydukları nem dengesini sundu. En önemlisi de endüstriyel tesislerde yüzde 80’e varan enerji tasarrufu sağlamamız, bizi sanayici için vazgeçilmez kıldı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/genc-izikad-girisimcilik-yarismasi-sonuclandi-genc-girisimcilerin-projeleri-odullendirildi-80181</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genç İZİKAD girişimcilik yarışması sonuçlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Genç girişimcileri desteklemek ve toplumsal cinsiyet eşitliği odağında sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlamak amacıyla İzmir İş Kadınları Derneği (İZİKAD) tarafından bu yıl 14.’sü düzenlenen Genç İZİKAD Girişimcilik Yarışması tamamlandı. Gençlik, Eğitim ve Girişimcilik Komisyonu koordinasyonuyla gerçekleşen yarışmanın bu seneki teması ise ‘Teknoloji ile Dayanıklı Gelecek’ oldu.</p>
<p>Bu yıl yarışmaya 14 farklı üniversiteden 87 öğrenci katıldı. 19 projenin final değerlendirmesine kaldığı yarışmada ilk üçün sıralamasında salonda hazır bulunan katılımcıların da katkısı oldu. Jüri üyelerinin oyları yüzde 70 oranında belirleyici olurken, yüzde 30’luk bölüm ise salonu dolduran katılımcıların oylarıyla şekillendi. Yarışma sonunda birinci olan ekibe 100 bin TL, ikinci olan takıma 50 bin TL, üçüncüye ise 30 bin TL değerinde proje destek ödülü verildi.</p>
<h2>Özden Erten: Bu yarışmanın kaybedeni yok</h2>
<p>Her geçen yıl katılımcı ekip sayısının katlanarak arttığını, 2025 yılında katılan projelerden, ekip sayısına kadar büyük bir artış olduğunu vurgulayan İZİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Özden Erten, “Bu yarışmanın kaybedeni yok. Tüm gençlerimiz, girişimcilik yolculuğunun ilk adımını burada atmış oldular. Girişimci olmak için neler gerektiği ile ilgili eğitimler aldılar, mentör görüşmeleri sağladılar, önemli kişi ve kurumlarla iletişim kurdular. Yarışmanın sonucundan bağımsız sırf bunlar bile büyük kazanımdır” dedi.</p>
<p>Bu yılın temasını ‘Teknoloji ile Dayanıklı Gelecek’ olarak belirlediklerini vurgulayan Erten, “Teknolojiye sahip olanların aynı zamanda Dünyayı yönetenler, ona yön veren ülkeler ve toplumlar olduğunu görüyoruz. O sebeple teknolojiyi kullanmaktan öte teknoloji yaratmamız gerekiyor ve bu yönde çaba içinde olan her girişimi, gencimizi desteklemek zorundayız. Bu yarışmada ilk üçe kalan tüm projeler bu sınıfa giriyor. Tüm gençlerimize teşekkür ediyor, yollarının açık olmasını diliyorum” diye konuştu.</p>
<p>Finalde dereceye giren projeler ve ekipler ise şöyle: Birincilik ödülü, ‘yapay zeka destekli enkaz dinleme aygıtı’ ile Atakan Aydın - Egemen Güneycan Oğurer - Gülce Aksu. İkincilik ödülü, ‘drorman’ ile Mustafa Alhoz - Reshid Sheikh Saleh - Tuvana Beril Bayırkan oldu. Üçüncülük ödülünü, “thermapath: ısı dirençli kent navigasyonu’ ile Avni Eren Ukap - Eda Buse Bağdem - Ezgi Çelik - İsmail Kaya Yerlikaya - Rozerin Arslan aldılar.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/genc-izikad-girisimcilik-yarismasi-sonuclandi-genc-girisimcilerin-projeleri-odullendirildi-80181</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/1/1280x720/genc-izikad-girisimcilik-yarismasi-sonuclandi-genc-girisimcilerin-projeleri-odullendirildi-1780299405.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gençlik, Eğitim ve Girişimcilik Komisyonu koordinasyonuyla gerçekleşen Genç İZİKAD Girişimcilik Yarışması&#039;nın bu seneki teması ise ‘Teknoloji ile Dayanıklı Gelecek’ oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/savunma-sanayi/btso-uyeleri-baykar-ile-tedarikci-gununde-bulustu-80180</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTSO üyeleri Baykar ile Tedarikçi Günü’nde buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) ev sahipliğinde düzenlenen Tedarikçi Günü etkinliği, BTSO üyesi firmalar ile Baykar’ı bir araya getirdi.</p>
<p>Etkinlikte gerçekleştirilen ikili iş görüşmelerinde savunma sanayiine yönelik yeni iş birlikleri ve tedarik fırsatları değerlendirildi. Program kapsamında firmalar, üretim kabiliyetleri, teknik yetkinlikleri ve tedarik süreçlerine ilişkin bilgi paylaşımında bulunurken, Baykar’ın ihtiyaç duyduğu ürün ve hizmet alanları hakkında doğrudan bilgi alma fırsatı yakaladı.</p>
<p>Etkinlik boyunca gerçekleştirilen ikili iş görüşmelerinde, savunma sanayiine yönelik yeni proje ve iş birliği imkanları ele alındı. Tedarikçi Günü organizasyonu, firmaların hem Baykar ile doğrudan temas kurmasına hem de sektördeki diğer katılımcılarla iş bağlantılarını güçlendirmesine olanak sağladı. Savunma sanayiinde faaliyet gösteren veya bu alana açılmayı hedefleyen şirketler için önemli bir platform oluşturan etkinlikte, seri üretimden ileri imalat teknolojilerine kadar farklı alanlarda iş geliştirme fırsatları değerlendirildi. BTSO tarafından düzenlenen organizasyonun, Bursa iş dünyasının savunma sanayiindeki payını artırması ve yerli üreticilerin yüksek katma değerli projelerde daha fazla yer almasına katkı sağlaması hedefleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/savunma-sanayi/btso-uyeleri-baykar-ile-tedarikci-gununde-bulustu-80180</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/0/1280x720/btso-uyeleri-baykar-ile-tedarikci-gununde-bulustu-1780299124.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO), üyelerine yeni iş birliği fırsatları sunmak üzere gerçekleştirdiği etkinliklere bir yenisini daha ekledi. Bu kapsamda düzenlenen Tedarikçi Günü programında, geliştirdiği milli ve özgün teknolojilerle Türkiye’nin savunma sanayiindeki küresel marka değerini inşa eden Baykar ile BTSO üyeleri bir araya geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sutun-gelecegini-sekillendiren-teknoloji-uretiyoruz-80170</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sütün geleceğini şekillendiren teknoloji üretiyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Optimak STU Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Mücahid Kulak, sağlıklı beslenmenin çocuklar, gençler, yetişkinler ve yaşlılar için her yaşta kritik bir öneme sahip olduğunu söyledi.</p>
<p>“Güvenli ve temiz gıda herkes için hayati bir hak” diyen Mücahid Kulak, insanın hem fiziksel hem de zihinsel sağlığının beslenme alışkanlıklarıyla doğrudan şekillendiğini belirtti. Bu zincirdeki en temel ve değerli besinlerin başında ise süt ve süt ürünlerinin geldiğini ifade eden Mücahid Kulak, şu bilgileri verdi: “1 Haziran Dünya Süt Günü’nü kutladığımız bu günlerde, sağlıklı gıdaya güvenli erişimin arkasındaki teknolojik gücü yakından incelemek gerekiyor. Tam da bu noktada Türkiye’deki süt tüketiminin büyük bir kısmını ve dünyanın çeşitli ülkelerindeki üretimin önemli bir bölümünü üstlenen Optimak STU, entegre paketleme ve depolama sistemlerinin öncüsü olarak öne çıkıyor. Optimak STU; süt ve süt ürünleri sektöründe faaliyet gösteren fabrikalar için otomatik paketleme sistemleri, otonom mobil robotlar ve otonom depolama sistemleri kurarak aslında her birimizin hayatına sessizce dokunuyor. Güvenli ve temiz gıda herkes için hayati bir hak. Şirketin temel amacı; bu hassas gıdaları temiz, kaliteli ve sağlıklı bir şekilde tüketicilere ulaştıracak endüstriyel çözümler üretmek. İnsan, doğa ve ekonomi için sütün geleceğini şekillendiren teknoloji üretiyoruz.”</p>
<p><strong>Akıllı depolama çözümleri</strong></p>
<p>Bu noktada, geliştirilen otonom depolama sistemleri ile fabrikalara çok ciddi bir finansal ve mekânsal avantaj sağladıklarını da ifade eden Kulak, bu ileri teknoloji sayesinde mevcut depo alanlarının tamamının dikey ve yatay eksende maksimum verimlilikle kullanılarak deponun her metreküpünün değerlendirildiğini söyledi.</p>
<p>Mücahid Kulak, alanı optimize eden bu akıllı depolama çözümlerinin, işletmelerin yeni bir depo inşa etme veya ek alan kiralama gibi büyük maliyetli yatırımlara girme ihtiyacını ortadan kaldırarak şirket bütçelerine doğrudan olumlu bir katkı sunduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Ayrıca, hem yerel pazara ürün sunan hem de yoğun ihracat operasyonları yürüten firmalar için "termine uygunluk", yani zamanında teslimat hayati bir önem taşıyor. Depoları dağınık ve düzensiz olan firmalarda nakliye operasyonları genelde verimsiz, yavaş ve kalitesiz ilerliyor. Optimak STU’nun akıllı ve tam otomatik depo sistemleri ve paketleme sistemleri ise tüm sevkiyat ve nakliye süreçlerini hatasız bir şekilde dijitalleştirerek operasyonları mükemmelleştiriyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sutun-gelecegini-sekillendiren-teknoloji-uretiyoruz-80170</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/0/1280x720/sutun-gelecegini-sekillendiren-teknoloji-uretiyoruz-1780295797.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Optimak STU Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Mücahid Kulak, &quot;Optimak STU, süt ve süt ürünleri sektöründe faaliyet gösteren fabrikalar için otomatik paketleme sistemleri, otonom mobil robotlar ve otonom depolama sistemleri kurarak aslında her birimizin hayatına sessizce dokunuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/renklerin-sessizligi-peynirin-sabri-80159</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Renklerin sessizliği, peynirin sabrı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Duvarlar aynı, ama artık hikâyeler bambaşka</strong></p>
<p>İzmir'e her gelişimde şehrin başka bir hikâyesini keşfediyorum. Bu kez hikâye bir liman mahallesinde başladı. Alsancak'ın eski sanayi bölgesinde yükselen, yıllarca un fabrikası olarak hizmet vermiş tarihi bir yapıdaydım. Pınar Resim Yarışması'nın jüri toplantısı için geldiğimiz Yaşar Müzesi'nde toplantı sona erdikten sonra birkaç saat boyunca katları dolaştım. Her katta farklı bir zaman dilimine girdim sanki.</p>
<p>Bir katta çağdaş Türk resminin altmış yıla yaklaşan serüveni...</p>
<p>Bir katta binlerce yıllık Anadolu uygarlıkları...</p>
<p>Bir başka katta ise Anadolu insanının ipliğe, renge ve motife işlediği hikâyeler...</p>
<p>O an şunu düşündüm:</p>
<p>Müzeler yalnızca eserlerin saklandığı yerler değildir. İyi müzeler aynı zamanda toplumların hafıza odalarıdır. Yaşar Müzesi de tam olarak böyle bir yer.</p>
<p>Bu hikâyenin başlangıcı aslında 1985 yılına kadar uzanıyor. Türkiye'nin ilk özel resim müzesi olarak kurulan S. Yaşar Resim Müzesi ve Sanat Galerisi, dönemin koşulları düşünüldüğünde son derece öncü bir girişimdi. Türkiye'de özel sektörün kültür ve sanata yaklaşımı henüz bugünkü kadar gelişmemişken Yaşar Topluluğu sanatın yanında durmayı seçmişti. Bu yaklaşımın arkasında kuşkusuz <strong>Selçuk Yaşa</strong>r'ın kültür anlayışı bulunuyordu. Sanayi yalnızca üretim yapmak değildir. Topluma değer üretmektir.</p>
<p>Fabrika bacalarının tüttüğü o yıllarda, bir şehrin kültür bacasını yakma gayretiydi bu…</p>
<p>Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı'nın onlarca yıldır sürdürdüğü burs programları, okul yatırımları, arkeolojik kazılara verdiği destek ve sanat faaliyetleri bu anlayışın somut örnekleri. </p>
<p>Bugün Yaşar Müzesi'ne baktığınızda aslında bir müzeden çok daha fazlasını, yarım yüzyılı aşan bir kültür politikasının sonucunu görüyorsunuz.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Çocukların çizdiği hayaller 45 yıldır büyümeye devam ediyor</strong></p>
<p>45. Uluslararası Pınar Çocuk Resim Yarışması jüri üyeleri olarak bu yıl İzmir’de, Yaşar Müzesi’nde bir araya geldik. Türkiye’nin yedi bölgesinden, Azerbaycan’dan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gönderilen binlerce resim arasında seçim yapmak kolay değildi. Neyse ki ön elemeyi İstanbul’da yapmıştık… Her birinin ardında ayrı bir dünya, ayrı bir oyun, ayrı bir hayal olan resimler arasında tercihlerimizi belirlemek kolay olmamıştı. Bu yıl yarışmanın teması <em>“Hayallerim ve Oyunlarım”</em>olarak belirlenmişti. Çocuklar da bu çağrıya renklerle, çizgilerle ve hayal güçleriyle cevap vermişlerdi.</p>
<p>Ekranların arasına sıkışan günümüz dünyasında, çocukların hâlâ kâğıt üzerinde sokak oyunlarını, uçurtmaları ve sınırsız hayalleri yeşerttiğini görmek, geleceğe dair umutlarımızı tazelemişti.</p>
<p>Bugün artık gelenek haline gelen yarışma, yalnızca bir sanat etkinliği değil. Aynı zamanda çocukların yaratıcılığını destekleyen uzun soluklu bir kültür projesi. Bu yıl yarışmaya 3 bin 547 çocuk katıldı.  Yarışma, ilkokul ve ortaokul öğrencileri için iki ayrı kategoride düzenlendi. Değerlendirmelerde yalnızca teknik yeterlilik değil; yaratıcılık, hayal gücünün zenginliği, özgünlük ve çevreyle kurulan ilişkinin estetik biçimde ifade edilmesi de dikkate alındı.</p>
<p>Jüri başkanlığını <strong>Prof. Mümtaz Sağlam</strong> üstlenirken seçici kurulda <strong>Prof. Hayri Esmer</strong>, <strong>İhsan Yılmaz</strong>, <strong>Seray Şahinler Demir</strong> ve ben yer aldık. Müzenin salonunda, her birimiz ellerimizde resimlerle âdeta kendi çocukluğumuza döndük. Bir rengin peşinden giderken ne kadar zorlandığımızı söylememe gerek yok.</p>
<p><strong>Kakava ateşinin aydınlattığı şehir: Kırklareli</strong></p>
<p>1980'lerin sonlarından 2000'li yılların ortalarına kadar Trakya yollarını çok aşındırdım. Kırklareli, Lüleburgaz, Pınarhisar, Demirköy, İğneada... Bazen bir haber için, bazen bir söyleşi için, bazen de sadece dostların çağrısına kulak verip yola çıkardım.</p>
<p>O yıllarda Trakya'nın bu köşesine her gelişimde aynı duyguyu yaşardım. İnsanların yüzündeki samimiyet, kahvehanelerdeki sohbetler, köylerdeki köfteciler, bağlar, ayçiçeği tarlaları ve denize açılan o uzun yollar bana hep iyi gelirdi.</p>
<p>Aradan neredeyse yirmi yıl geçti.</p>
<p>Kurban Bayramı öncesinde yeniden Kırklareli yollarına düştüğümde aklımda yalnızca bir festival yoktu. Biraz da geçmişe dönüyordum. Şehrin değişip değişmediğini merak ediyordum. İnsanların aynı sıcaklığı koruyup korumadığını görmek istiyordum. İki günün sonunda gördüm ki şehir büyümüş, değişmiş, yenilenmiş; ama en kıymetli şeyini, ruhunu korumayı başarmış. Belki de beni en çok mutlu eden buydu.</p>
<p>Bu yıl 32’ncisi düzenlenen Uluslararası Kırklareli Karagöz, Kültür, Sanat ve Kakava Festivali ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Yaşayan Miras Şöleni ilk kez aynı çatı altında buluşmuştu. Aynı günlerde, yine bakanlığın koordinasyonunda gerçekleştirilen Türk Mutfağı Haftası kapsamında düzenlenen bir panel için davetli olduğum şehre girer girmez, bunun sıradan bir festival olmadığını hissediyordum.</p>
<p><strong>Kırklareli’nde peynirin izinde, hardaliyenin peşinde</strong></p>
<p>Bir gün önce Karagöz’ün izini sürmüş, Kakava Ateşi’nin etrafında toplanan kalabalıkların coşkusuna ortak olmuş, Yaşayan Miras Şöleni’nin renkli atmosferinde dolaşmıştık. Ertesi sabah ise Kırklareli’nin çok iyi bildiğim başka bir yüzü bizi bekliyordu. Bu kez rotamız festival meydanları değil, peynir üretim tesisiydi. Çünkü Kırklareli’ni anlamanın yollarından biri de sofrasına bakmaktan geçiyordu. Ve o sofranın en güçlü kahramanlarından biri hiç kuşkusuz peynirdi. Türk Mutfağı Haftası kapsamında hazırlanan program da tam olarak bunu amaçlıyordu.</p>
<p>Kırklareli’ndeki Türk Mutfağı Haftası programının mimarı Akademisyen Şef <strong>Asuman Kerkez’</strong>di. Küratörlüğünü üstlendiği etkinliklerde ilk günün merkezine çocukları yerleştirmişti. <strong>Arzu Öztürk </strong>ve <strong>Aydın Demir</strong> şeflerin katkılarıyla peynir mayalama atölyesinde çocuklar Kırklareli peynirinin nasıl üretildiğini öğreniyor, peynir altı suyu atölyesinde sıfır atık anlayışıyla tanışıyordu. Ardından hardaliyeli tarifler atölyesi geliyordu. Böylece Kırklareli’nin iki önemli değeri olan peynir ve hardaliye aynı program içinde buluşuyordu.</p>
<p><strong>Gazi Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün kenti ziyaretinde tadıp <em>“Milli içecek haline getirin”</em> dediği bu kadim lezzet, hardaliye aslında yalnızca bir içecek değil. Trakya'nın bağcılık kültürünün, üzümle kurduğu ilişkinin ve bölgesel mutfak hafızasının önemli parçalarından biri. Bugün yeniden keşfediliyor olması, yerel ürünlerin yalnızca geçmişe ait birer hatıra olmadığını gösteriyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/renklerin-sessizligi-peynirin-sabri-80159</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Renklerin sessizliği, peynirin sabrı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-isikhan-vatandaslarimizin-ilaca-ve-tedavi-yontemlerine-erisimini-kolaylastirdik-80133</guid>
            <pubDate>Sun, 31 May 2026 13:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Işıkhan: Vatandaşlarımızın ilaca ve tedavi yöntemlerine erişimini kolaylaştırdık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, ilaca erişimle ilgili değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p>Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Işıkhan, "Sosyal Güvenlik Kurumumuz (SGK) ve Türk Eczacılar Birliği (TEB) arasında imzaladığımız protokoller sayesinde ilaca erişimde her dönem iyileştirmeler gerçekleştirdik. 2025 yılında sağladığımız 5 milyar lira destek ile eczacılarımızın yanında olduk, vatandaşlarımızın ilaca ve tedavi yöntemlerine erişimini kolaylaştırdık." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-isikhan-vatandaslarimizin-ilaca-ve-tedavi-yontemlerine-erisimini-kolaylastirdik-80133</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/vedat-isikhan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan, &quot;2025&#039;te sağladığımız 5 milyar lira destek ile eczacılarımızın yanında olduk, vatandaşlarımızın ilaca ve tedavi yöntemlerine erişimini kolaylaştırdık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/asud-baskani-calli-sut-sektoru-ortak-akilla-yonetilmeli-80132</guid>
            <pubDate>Sun, 31 May 2026 13:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASÜD Başkanı Çallı: Süt sektörü ortak akılla yönetilmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği (ASÜD) Yönetim Kurulu Başkanı Harun Çallı, 1 Haziran Dünya Süt Günü dolayısıyla açıklama yaptı.</p>
<p>Çallı, süt ve süt ürünlerinin hem çocuklar hem yetişkinler için dengeli beslenmenin temel bileşenlerinden biri olduğunu söyledi.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa’nın en büyük süt üreticileri arasında yer aldığını belirten Çallı, sektörün üretim gücünün yanı sıra gıda güvencesi, kalite ve ihracat açısından da stratejik önem taşıdığını ifade etti. 2025 yılında Türkiye’nin süt ve süt ürünleri ihracatının 523,3 milyon dolara ulaştığını hatırlatan Çallı, ihracattaki en büyük payın yüzde 45,1 ve 236 milyon dolar ile peynire ait olduğunu, dondurma ihracatının ise 72,7 milyon dolarla toplam ihracatın yüzde 13,9’unu oluşturduğunu söyledi.</p>
<p>Çallı, süt ve süt ürünlerinin ekonomik erişilebilirlik açısından da önemli bir hayvansal gıda ürünü olduğuna dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>“Süt ve süt ürünleri, özellikle çocuklar ve gençler için en ulaşılabilir protein kaynakları arasında yer alıyor. Protein ihtiyacını et ürünlerinden karşılamak için daha yüksek maliyet gerekiyor. Bu nedenle halen en ucuz hayvansal protein kaynağı olan süt ürünleri, toplum beslenmesinde ve kalkınmada kritik öneme sahip.”</p>
<p>ASÜD öncülüğünde başlatılan ve geçmiş yıllarda yürütülen Okul Sütü Programı’nın önemine dikkat çeken Çallı, çocukların süt tüketim alışkanlığı kazanmasının uzun vadeli halk sağlığı açısından önemli olduğunu söyledi, “Okul Sütü gibi uygulamalar yalnızca bir gıda desteği değildir. Aynı zamanda çocukların süt içme alışkanlığı kazanmasını sağlayan sosyal bir yatırımdır. Sağlık Bakanlığı verilerinde de görülen protein eksikliği ve bodurluk riskine karşı mücadelede de önemli katkı sağlar” dedi.</p>
<p>Süt ve süt ürünlerinin ileri yaşlardaki yetişkinler için de kemik sağlığı, kas kütlesinin korunması ve dengeli beslenme bağlamında önemli bir role sahip olduğunu dile getiren Çallı, “Akademik ünvanlı bazı kişilerin bilimsel bilgiyle çelişen açıklamalarına inanan yetişkin bireylerin beslenmelerinde süt ürünlerine yer vermemeleri, bitkisel içeceklere yöneltilmeleri önemli sağlık sorunları doğuracaktır. Geçmişten beri tüketilen, süt gibi sağlıklı bir gıdanın bugün kalkıp sağlıksız olduğunu söylemek ve ‘çiftçinin emeği ak süte kara çalmak’ akıl alır gibi değil. Ebeveynler olarak kendi sağlığımız ve gelecek nesillerin sağlığı için gazlı ve şekerli içecekler yerine ayran, yoğurt, peynir ürünlere soframızda daha fazla yer açmalı, çocuklarımıza da örnek olmalıyız” dedi.</p>
<p><strong>“Sokak sütü romantizmi halk sağlığı riski oluşturuyor”</strong></p>
<p>Kayıt dışı ve kaynağı belirsiz süt satışlarına ilişkin de bir değerlendirme yapan Harun Çallı, tüketicilerin güvenilir süt ürünlerini tercih etmesi gerektiğini söyledi, “Sağlığın en kıymetli hazine olduğunu bir kez daha idrak ettiğimiz bir dönemde halen nerede, hangi koşullarda, hangi hayvandan sağıldığı belli olmayan çiğ sütlerin tüketiciye sunulduğunu görüyoruz. Uygun koşullarda muhafaza edilmeyen, sıcak havalarda mahallenize kadar soğutulmadan açıkta taşınan çiğ sütlerde, zoonotik ve gıda kaynaklı enfeksiyon riskleri bulunduğu gerçeği unutulmamalı” diye konuştu.</p>
<p>Çallı, “Gelişmiş ülkelerde örneğine rastlanmayan sokak sütü satışlarının, ‘doğal’, ‘organik’ yada ‘köy sütü’ algısıyla masum gösterilmeye çalışılması tüketiciyi yanıltıyor. Oysa bu ürünlerin önemli bir bölümü, kalite ve gıda güvenliği kriterlerini karşılamayan, içeriği ve üretim koşulları tam olarak bilinmeyen sütlerden oluşabiliyor. Tüketicinin güvenilir, denetlenen ve izlenebilir ürünleri tercih etmesi büyük önem taşıyor. Gıda güvenliği ihmale gelmez. Ambalajlı ve kayıtlı ürünler; izlenebilirlik, denetim ve soğuk zincir güvencesiyle tüketiciye ulaşıyor. Tüketicinin güvenilir gıdaya erişimi açısından bu sistem büyük önem taşıyor. Unutulmamalıdır ki süt ve süt ürünleri üretim tesislerimiz, satış noktalarımız yılın 365 günü 24 saat Tarım ve Orman Bakanlığımızın denetimindedir” dedi.</p>
<p><strong>"Hayvan yemi erişilebilir maliyetlere düşürülmeli"</strong></p>
<p>Süt sektörünün yalnızca üretim değil, tarım, hayvancılık, halk sağlığı ve ekonomi açısından stratejik bir alan olduğuna dikkat çeken Çallı, sektörün günlük değil uzun vadeli politikalarla yönetilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Yem maliyetlerinin üretici üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Çallı, sürdürülebilir üretim için çiftçinin Avrupalı rakipleri gibi desteklenmesinin zorunlu olduğunu ifade etti ve şunları ekledi:</p>
<p>“Hayvan yeminin erişilebilir maliyetlere düşürülmesi için üreticinin desteklenmesi gerekiyor. Süt sektörünün günlük kararlarla değil, ortak akıl ve uzun vadeli politikalarla yönetilmesi büyük önem taşıyor. Unutulmamalıdır ki; süt tüketimindeki artış yalnızca halk sağlığına değil, üreticiye, kırsal kalkınmaya ve ülke ekonomisine de katkı sağlıyor.”</p>
<p><strong>“Türkiye’nin güçlü süt sanayisi korunmalı”</strong></p>
<p>Türkiye süt sektörünün bugün 100’ü aşkın ülkeye süt ve süt ürünleri ihraç eden önemli bir üretici konumunda bulunduğunu belirten Çallı, 42 tesisin AB’ye ihracat onayına sahip olduğunu, bunun yanında farklı ülkelerden ihracat yetkisi alan çok sayıda modern tesisin de uluslararası standartlarda üretim gerçekleştirdiğini söyledi.</p>
<p>“Türkiye’nin güçlü bir süt sanayisi var. Gıda güvenliği standartları yüksek, denetlenen ve kayıtlı üretim yapan işletmelerimiz hem iç pazarda hem ihracatta önemli başarılar elde ediyor” diyen Çallı, 1 Haziran Dünya Süt Günü’nün toplumda sağlıklı beslenme bilincinin güçlendirilmesine katkı sağlamasını temenni etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/asud-baskani-calli-sut-sektoru-ortak-akilla-yonetilmeli-80132</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/2/1280x720/asud-baskani-harun-calli-1780223013.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASÜD Yönetim Kurulu Başkanı Harun Çallı, yem maliyetlerinin üretici üzerindeki baskıyı artırdığını belirterek, “Hayvan yeminin erişilebilir maliyetlere düşürülmesi için üreticinin desteklenmesi gerekiyor. Süt sektörünün günlük kararlarla değil, ortak akıl ve uzun vadeli politikalarla yönetilmesi büyük önem taşıyor. Unutulmamalıdır ki; süt tüketimindeki artış yalnızca halk sağlığına değil, üreticiye, kırsal kalkınmaya ve ülke ekonomisine de katkı sağlıyor.” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-ilde-petrol-arama-ruhsatina-uzatma-80127</guid>
            <pubDate>Sun, 31 May 2026 11:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 ilde petrol arama ruhsatı uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün petrol hakkına müteallik kararı Resmi Gazete'de yayınlandı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) Tekirdağ ve Kırklareli sınırları içinde yer alan 24 bin 11 hektarlık kara sahasının ruhsat süresinin, bölgenin hidrokarbon potansiyelinin ortaya çıkarılarak ülke ekonomisine kazandırılması amacıyla 24 Kasım 2026'dan 24 Kasım 2028'e kadar uzatılması kararlaştırıldı.</p>
<p>Ayrıca, Çalık Petrol Arama Üretim Sanayi ve Ticaret AŞ ve High Power Eruh Petrol Arama ve Üretim'in Siirt'te 38 bin 202 hektar kara sahası için verilen petrol arama ruhsat süresinin 17 Mayıs 2026'dan 17 Mayıs 2028'e kadar uzatılmasına karar verildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-ilde-petrol-arama-ruhsatina-uzatma-80127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/TPAO.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TPAO&#039;nun Tekirdağ ve Kırklareli&#039;de bulunan sahası için petrol arama ruhsatı süresi uzatıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sifir-atik-forumu-5-haziranda-baslayacak-80121</guid>
            <pubDate>Sun, 31 May 2026 09:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıfır Atık Forumu 5 Haziran&#039;da başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sıfır Atık Forumu, Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Emine Erdoğan'ın himayesinde 5-7 Haziran tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, "Antalya'ya Giden Yol: İklim Eylemi Olarak Sıfır Atık" temasıyla gerçekleştirilecek Forum, dünyanın dört bir yanından devlet temsilcilerini, bakanları, belediye başkanlarını, iş dünyasını, akademiyi ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirecek.</p>
<p>Sıfır Atık Vakfı tarafından organize edilen Forum'da, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, "Sürdürülebilir Gelecek İçin Enerji Verimliliği ve Kaynak Yönetimi" temasıyla gerçekleştirilecek Yüksek Düzeyli Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanları Oturumu'na ev sahipliği yapacak.</p>
<p>Söz konusu oturumda enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları, döngüsel ekonomi uygulamaları, atıkların enerji süreçlerine entegrasyonu, kaynak verimliliği ve enerji güvenliği gibi birçok konu başlığı masaya yatırılacak.</p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Bakan Bayraktar, dünyayı koruma amacıyla İstanbul'da düzenlenen küresel bir zirveye ev sahipliği yaptıklarını belirterek, "Sıfır Atık Forumu'nda, bakan düzeyinde katılımcılar, uluslararası karar vericiler ve sektör temsilcileri bir araya gelecek. Forum marjında düzenlenecek 'Sürdürülebilir Gelecek İçin Enerji Verimliliği ve Kaynak Yönetimi' temalı yüksek düzeyli oturumla enerji verimliliğinin artırılması ve temiz enerjiye geçiş konularında somut çözümleri hep birlikte şekillendireceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş ise enerji verimliliği ve sıfır atığın iki ayrılmaz başlık olduğuna dikkati çekerek, "Sayın Emine Erdoğan Hanımefendinin himayeleri ve liderliğinde 5-7 Haziran'da Sıfır Atık Vakfı olarak gerçekleştireceğimiz Sıfır Atık Forumu'nda yol haritası ortaya çıkacak. İstanbul'u dünyadaki sıfır atık ve enerji verimliliği konularının merkezi haline getirmek istiyoruz." ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sifir-atik-forumu-5-haziranda-baslayacak-80121</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/4/1280x720/bakan-bayraktar-1757069722.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5-7 Haziran&#039;da tarihlerinde İstanbul&#039;da düzenlenecek Sıfır Atık Forumu hakkında açıklama yapan Bakan Bayraktar, &quot;Enerji verimliliğinin artırılması ve temiz enerjiye geçiş konularında somut çözümleri hep birlikte şekillendireceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/2025te-22-milyar-dolarlik-su-urunleri-ihrac-edildi-80119</guid>
            <pubDate>Sun, 31 May 2026 09:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2025&#039;te 2,2 milyar dolarlık su ürünleri ihraç edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından su ürünleri ihracatı hakkında bilgi verildi.</p>
<p>Mavi vatandan küresel pazarlara bu alandaki ihracatın güçlenerek arttığı belirtilen açıklamada, Türkiye'nin sektörde üretim kapasitesi, kalite altyapısı ve ihracat performansıyla konumunu pekiştirdiği ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, uluslararası verilere dikkat çekilerek, 2021'de 167,9 milyar dolar olan dünya su ürünleri ihracatının, yaklaşık yüzde 11 artışla geçen yılın sonunda 186 milyar dolara yükseldiği bildirildi.</p>
<p>Türkiye'nin su ürünleri ihracatının ise aynı dönemde yaklaşık yüzde 64 artışla 1,38 milyar dolardan 2,2 milyar dolara ulaştığı aktarılan açıklamada, geçen yıl 133 ülkeye ürün gönderildiği vurgulandı.</p>
<p>Açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"2024 yılında yaklaşık 2 milyar dolar olan su ürünleri ihracatımız, 2025 yılında yüzde 10,9 artışla 2,2 milyar doları aştı. Aynı dönemde, dünya su ürünleri ihracatı ise 2024 yılında 172 milyar dolardan 2025 yılında yüzde 7 artışla yaklaşık 186 milyar dolara çıktı. Üretim kapasitesi, kalite altyapısı ve ihracat performansıyla dikkati çeken su ürünleri sektörümüz, ülkemizin gıda arz güvenliğine, sürdürülebilir üretim vizyonuna ve ihracat hedeflerine önemli katkılar sunmayı sürdürmektedir. Ticaret Bakanlığı olarak su ürünleri sektörümüzün uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artırmaya, ihracatçılarımızın küresel pazarlardaki etkinliğini güçlendirmeye ve sektörümüzün katma değerli büyümesini desteklemeye kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/2025te-22-milyar-dolarlik-su-urunleri-ihrac-edildi-80119</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/balikcilikta-kurallar-yeniden-duzenlendi-palamut-sezonu-15-agustosta-baslayacak-1744787295.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, geçen yıl 133 ülkeye yaklaşık 2,2 milyar dolarlık su ürünü ihraç edildiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aso-raporu-ara-eleman-ihtiyaci-artti-gencler-uretim-odakli-islere-yonlendirilmeli-80117</guid>
            <pubDate>Sun, 31 May 2026 08:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ara eleman ihtiyacı arttı, gençler üretim odaklı işlere yönlendirilmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ankara Sanayi Odası (ASO) "Kayıp Potansiyel: Türkiye'de NEET Gençlerin Profili, NEET'e Yol Açan Nedenler ve Çözüm Yolları" başlıklı araştırma raporu paylaştı.</p>
<p>Raporda, ne eğitimde ne istihdamda (NEET) olan gençlerin durumu mercek altına alındı.</p>
<p>Gençlerin üretim süreçlerine kazandırılmasının sosyal gerekliliğin yanında Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınması, üretim gücü, verimlilik kapasitesi ve rekabetçiliği açısından stratejik zorunluluk olduğu vurgulanan raporda, Türkiye'nin, OECD ülkeleri arasında en yüksek NEET oranına sahip ülkelerden biri durumunda göründüğü aktarıldı.</p>
<p>Raporda, 15-29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 25,9'unun ne eğitimde ne istihdamda yer aldığı, kadınlarda bu oranın yüzde 36,5 seviyesine ulaştığı kaydedildi.</p>
<p>Gençlerin üretim süreçlerinden uzak kalmasının ekonomik büyümeden toplumsal refaha, verimlilikten beşeri sermaye kapasitesine kadar geniş bir alanı doğrudan etkilediğine dikkati çekilen raporda, önerilerde de bulunuldu.</p>
<p>Raporda, özellikle imalat sanayisinde CNC operatörü, kaynakçı, bakım ve onarım uzmanı, endüstriyel otomasyon teknisyeni gibi alanlarda ara eleman ihtiyacının arttığına, buna karşın gençlerin daha çok masa başı işlere yöneldiğine işaret edilerek, mesleki eğitim kurslarının yaygınlaştırılması ve gençlerin üretim odaklı alanlara yönlendirilmesinin önem taşıdığı bildirildi.</p>
<p><strong>Koordinasyon kurulu ve destek merkezleri önerisi</strong></p>
<p>Eğitim ile üretim arasındaki bağın güçlendirilmesi, gençlerin iş gücü piyasasına geçiş sürecinin desteklenmesi ve mesleki yönlendirme mekanizmalarının yaygınlaştırılması raporda ifade edilen tespitler arasında yer aldı.</p>
<p>Çözüm için 5 temel politika önceliğinin öne çıktığı raporda, hedefe duyarlı politika tasarımı, güçlü kurumsal eşgüdüm, sonuç odaklı izleme kapasitesi, kadın NEET'lere yönelik bakım ve esnek çalışma desteği ile Ankara'nın pilot uygulama merkezi olarak değerlendirilmesi gerektiği bildirildi.</p>
<p>Raporda, sahip olduğu sanayi altyapısı, üniversite ekosistemi, kurumsal kapasitesi, veri üretim gücü ve genç nüfus profiliyle Ankara'nın, NEET politikalarının uygulanabilirliğini test edebilecek önemli model şehir potansiyeli taşıdığı vurgulandı.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, İŞKUR, yerel yönetimler, sanayi odaları ve sivil toplum kuruluşlarının aynı yönetişim zemini içinde çalışacağı "Ulusal NEET Koordinasyon Kurulu" oluşturulması ve "NEET Destek Merkezleri" kurulmasının çözüm sürecine önemli katkı sağlayacağı da belirtildi.</p>
<p><strong>"Kayıp kuşak değil, büyük bir potansiyel olarak görüyoruz"</strong></p>
<p>ASO Başkanı Seyit Ardıç, genç nüfusun Türkiye'nin en büyük kalkınma potansiyelini oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Ardıç, "Bugün Türkiye'de her 4 gencimizden biri ne eğitimde ne istihdamda yer alıyor. Kadınlarda ise bu oran çok daha yüksek seviyelere çıkıyor. Biz bu tabloya yalnızca istihdam sorunu olarak bakmıyoruz. Bu konu, Türkiye'nin üretim gücü, verimlilik kapasitesi ve gelecekteki rekabet gücü açısından stratejik başlıktır. Biz, üretim süreçlerinin dışında kalan gençlerimizi kayıp kuşak olarak değil, doğru politikalarla yeniden kazanılabilecek büyük potansiyel olarak görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Raporda eğitim sistemi ile iş gücü piyasası arasındaki uyumsuzluğa dikkatin çekildiğini belirten Ardıç, "Bugün sanayimiz nitelikli personel ararken çok sayıda gencimiz iş gücü piyasasının dışında kalıyor. Bu durum bize temel sorunun yalnızca işsizlik değil, beceri uyumsuzluğu olduğunu gösteriyor. Özellikle uygulamalı eğitim modellerinin güçlendirilmesi, mesleki eğitimin geliştirilmesi ve gençlerin üretim süreçleriyle daha erken buluşması büyük önem taşıyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ardıç, doğru politikalar, güçlü koordinasyon ve sonuç odaklı uygulamalarla gençlerin üretime, istihdama ve ekonomik hayata çok daha güçlü şekilde kazandırabileceğine dikkat çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerimizi ekonomiye kazandırmak, geleceğimiz için yapılacak en stratejik yatırımların başında gelmektedir. Raporumuzun politika yapıcılar, eğitim kurumları ve özel sektör için yol gösterici bir kaynak olacağına inanıyorum. İş gücü piyasalarının işleyişini ve sorunlarını daha etkin perspektifle ele alıyor, hazırladığımız araştırma raporlarıyla politika yapıcılara yön gösterici analizler sunuyoruz. Bu çalışmalarda temel yaklaşımımız, sorunları tespit etmenin yanında somut ve uygulanabilir politika önerileri de ortaya koymaktır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aso-raporu-ara-eleman-ihtiyaci-artti-gencler-uretim-odakli-islere-yonlendirilmeli-80117</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/cnc-makina-takim-tezgahlari.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASO&#039;nun eğitimde ve istihdamda yer almayan gençleri ekonomiye kazandırmak için hazırladığı raporda, özellikle imalat sanayisinde CNC operatörü, kaynakçı, bakım ve onarım uzmanı, endüstriyel otomasyon teknisyeni gibi alanlarda ara eleman ihtiyacının arttığı, gençlerin üretim odaklı bu işlere yönlendirilmesi gerektiği vurgulandı. ASO Başkanı Seyit Ardıç, &quot;Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerimizi ekonomiye kazandırmak geleceğimiz için en stratejik yatırımların başında gelmektedir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-yumakli-ureticilerin-elinde-kalan-kurbanliklari-esk-satin-alacak-80116</guid>
            <pubDate>Sun, 31 May 2026 08:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üreticilerin elinde kalan kurbanlıkları ESK satın alacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, üreticiler tarafından kurban pazarlarına getirilen ancak satılamayan hayvanların, önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da ESK tarafından satın alınacağını açıkladı. </p>
<p>Yumaklı, söz konusu kurbanlık hayvanların 1-7 Haziran tarihleri arasında ESK tarafından satın alınacağını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Üreticilerimiz, il ve ilçe tarım ve orman müdürlüklerince kurban satışı için verilen sevk raporlarıyla kurban pazar yeri giriş, kira ve nakliye faturaları gibi belgelerle kurumumuza başvurabilecek. TÜRKVET sistemi üzerinde gerekli kontroller yapıldıktan sonra, kurumumuzun 'Hayvan Alım Kriterleri ve Uygulama Esasları Talimatı' doğrultusunda hayvanlar satın alınacak."</p>
<p><strong>ESK tarafından belirlenen fiyatlar</strong></p>
<p>Bu kapsamda, ESK'nin bu yıl için büyükbaş kurbanlık alım fiyatları karkas kilogram başına tosunda 600 lira, düvede 530 lira ve inekte 470 lira olarak belirlendi.</p>
<p>Küçükbaş alım fiyatları ise kilogram başına kuyruklu olarak kuzuda 480 lira, tokluda 410 lira, koyunda 400 lira, oğlakta 270 lira, çepiçte 250 lira ve keçide 200 lira oldu.</p>
<p>Kuyruksuz olarak da kuzuda alım fiyatı kilogram başına 600 lira, tokluda 550 lira ve koyunda 490 lira olarak tespit edildi.</p>
<p>Öte yandan, söz konusu fiyatlar tavan fiyat olup, yaş, cinsiyet, randıman ve karkas ağırlığına göre değişiklik gösterebilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-yumakli-ureticilerin-elinde-kalan-kurbanliklari-esk-satin-alacak-80116</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/6/1280x720/kurbanlik-kucukbas-hayvan-1780206916.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Yumaklı, &quot;Üreticilerimiz, il ve ilçe tarım ve orman müdürlüklerince kurban satışı için verilen sevk raporlarıyla kurban pazar yeri giriş, kira ve nakliye faturaları gibi belgelerle kurumumuza başvurabilecek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-sirket-tarihinin-en-yuksek-rezervasyonlu-yolcu-sayisina-ulasacak-80115</guid>
            <pubDate>Sun, 31 May 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;THY, şirket tarihinin en yüksek rezervasyonlu yolcu sayısına ulaşacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Murat Şeker, İstanbul Havalimanı'nda görev başındaki çalışma arkadaşlarıyla bir araya gelerek bayram sevincini paylaştıklarını belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1bcc2b71dcf-1780206635.jpg" alt="" width="700" height="394" />Şeker, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "THY ve AJet birlikte 22-31 Mayıs tarihlerini kapsayan tatil döneminde, 10 bin 34'ü dış hat (326'sı ilave sefer) ve 6 bin 510'u iç hat (499'u ilave sefer) olmak üzere toplam 16 bin 544 sefer planladık. Bu uçuşlarımızla birlikte genel toplamda yaklaşık 2 milyon 700 bin yolcu taşımayı hedefliyoruz. Tatilin son günü olan 31 Mayıs Pazar günü ise her iki markamız ile toplamda 1867 planlı sefer gerçekleştireceğiz. Aynı gün toplamda 305 binden fazla rezervasyonlu yolcu sayısı ile operasyon tarihimizin en yoğun gününü yaşayacak ve en yüksek rezervasyonlu yolcu sayısına ulaşarak bir rekor kıracağız." ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-sirket-tarihinin-en-yuksek-rezervasyonlu-yolcu-sayisina-ulasacak-80115</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/thy.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ THY Yönetim Kurulu Başkanı Murat Şeker, &quot;Tatilin son günü olan 31 Mayıs Pazar günü her iki markamız ile toplamda 1867 planlı sefer gerçekleştireceğiz. Aynı gün toplamda 305 binden fazla rezervasyonlu yolcu sayısı ile operasyon tarihimizin en yoğun gününü yaşayacak ve en yüksek rezervasyonlu yolcu sayısına ulaşarak bir rekor kıracağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tursab-schengen-vizesi-ret-orani-yuzde-148-80114</guid>
            <pubDate>Sun, 31 May 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜRSAB: Schengen vizesi ret oranı yüzde 14,8</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, 2025 yılına ilişkin Schengen vize istatistiklerini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, Schengen bölgesi ülkelerine yönelik vize başvuru sayısı 11 milyon 934 bin 106'ya ulaşırken, vize ret oranı yüzde 14,8 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Türkiye, 1 milyon 268 bin 376 ile Çin'den sonra en çok Schengen vizesi başvurusu yapan ikinci ülke olurken, ret oranı yüzde 14,6 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, 2025'te Türkiye'den Schengen bölgesine yönelik vize randevularında yüzde 8 oranında artış kaydedildiğini ancak bu yükselişe rağmen seyahat acentelerinin yoğun tur programları düzenlediği İtalya ve Fransa gibi ülkelere yapılan vize başvuru sayılarında gerileme yaşandığını aktardı.</p>
<p>AB Komisyonu'nun 2025'te İtalya'ya vize başvurusu yapabilen vatandaşların sayısının bir önceki yıla göre yüzde 32,3 azaldığı verisine dikkati çeken Bağlıkaya, Fransa'ya başvuru sayısının da yüzde 6'ya yakın gerilediğini anlattı.</p>
<p>Bağlıkaya, açıklanan verilerde randevu alabilenlerin sayısına yer verildiğini, randevu bulamayanların sayısının ise bilinmediğine işaret ederek, "Ancak bir önceki yıla göre yaşanan düşüş dahi bize randevu bulamayan vatandaşlarımızın sayısı konusunda önemli bir fikir veriyor. Biz vize kotalarının artırılmasını beklerken daha da kısıldığı görülüyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>İtalya ve Fransa'nın tur programları içinde önemli yere sahip olduğunu vurgulayan Bağlıkaya, vize kotalarındaki düşüşün seyahat acentelerinin iş hacminde önemli oranda gerilemeye neden olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Bağlıkaya, vize randevusu nedeniyle yaşanan sıkıntıların birçok farklı sorunu da beraberinde getirdiğini belirterek, şunları kaydetti</p>
<p>"Avrupa Komisyonu verileri bizi haklı çıkarttı. İtalya'ya vize başvurusu yapabilen vatandaşlarımızın sayısı yüzde 32,3 oranında geriledi. Fransa'ya başvuru sayısı da yüzde 6'ya yakın oranda azaldı. Bu düşüşler vatandaşlarımızın vize randevusu bulamadığının en açık göstergesi. Mevcut uygulamalar nedeniyle vatandaşlarımız henüz vize başvurusuna dahi imkan bulamadan sistemin dışında kalıyorlar. Sınırlı sayıda ve zamansız şekilde açılan randevular da botlar aracılığıyla bloke ediliyor. Gece yarısı, bayram sabahı, pazar günü randevular açılıyor. Sonrasında bu randevular 300, 500, hatta acil durumlarda bin euroya kadar çıkan fiyatlarla satılıyor. Bu duruma bir 'dur' denilmeli."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tursab-schengen-vizesi-ret-orani-yuzde-148-80114</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/schengen-vize.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRSAB, Schengen bölgesi ülkelerine yönelik vize başvuru sayısı 11 milyon 934 bini aştığını, vize ret oranının yüzde 14,8 olarak gerçekleştiğini bildirdi. TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, &quot;Mevcut uygulamalar nedeniyle vatandaşlarımız henüz vize başvurusuna dahi imkan bulamadan sistemin dışında kalıyorlar. Sınırlı sayıda ve zamansız şekilde açılan randevular da botlar aracılığıyla bloke ediliyor. Gece yarısı, bayram sabahı, pazar günü randevular açılıyor. Sonrasında bu randevular 300, 500, hatta acil durumlarda bin euroya kadar çıkan fiyatlarla satılıyor. Bu duruma bir &#039;dur&#039; denilmeli.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazineden-185-trilyon-liralik-ic-borclanma-80112</guid>
            <pubDate>Sun, 31 May 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine&#039;den 1,85 trilyon liralık iç borçlanma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı haziran-ağustos dönemine ilişkin iç borçlanma stratejisini açıkladı.</p>
<p>Buna göre Hazine, söz konusu dönemde, 1 trilyon 767 milyar liralık iç borç servisine karşılık, 1 trilyon 848,3 milyar liralık iç borçlanma yapacak.</p>
<p>İç borçlanma stratejisinde, haziranda 554,9 milyar liralık iç borç servisine karşılık 543,8 milyar liralık, temmuzda 616,3 milyar liralık iç borç servisine karşılık 708,7 milyar liralık, ağustosta 595,8 milyar liralık iç borç servisine karşılık 595,8 milyar liralık iç borçlanma yapılması öngörülüyor.</p>
<p>Hazirandaki iç borçlanmanın 233,8 milyar lirasının piyasadan, 240 milyar lirasının doğrudan satışlardan, 70 milyar lirasının kamuya satışlardan, temmuzdaki iç borçlanmanın 286,7 milyar lirasının piyasadan, 400 milyar lirasının doğrudan satışlardan, 22 milyar lirasının kamuya satışlardan, ağustostaki iç borçlanmanın da 316,8 milyar lirasının piyasadan, 240 milyar lirasının doğrudan satışlardan ve 39 milyar lirasının kamuya satışlardan oluşması bekleniyor.</p>
<p>Bu dönemde, 19 tahvil ihalesi düzenlenecek, 3 hazine bonosu ihraç edilecek, 8 kira sertifikasının doğrudan satışı yapılacak.</p>
<p>Haziranda 686,6 milyar lira, temmuzda 681,8 milyar lira ve ağustosta 644,3 milyar lira ödeme yapılacak. Bu ödemelerin 245,7 milyar lirası, dış borç servisinden oluşacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazineden-185-trilyon-liralik-ic-borclanma-80112</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/para-hazine-tl-lira1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının, haziran-ağustos döneminde 1 trilyon 767 milyar liralık iç borç servisine karşılık, 1 trilyon 848,3 milyar liralık iç borçlanmaya gideceği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/caykurdan-cay-alimlarinda-kontenjan-uygulamasi-80123</guid>
            <pubDate>Sun, 31 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ÇAYKUR&#039;dan çay alımlarında kontenjan uygulaması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çay İşletmeleri (ÇAYKUR) Genel Müdürlüğü, yaş çay alımlarında kontenjan uygulamasına geçildiğini duyurdu.</p>
<p>Açıklamada, 20 Mayıs'ta başlayan 2026 yılı yaş çay kampanyasında, Kurban Bayramı'nın başında verilen 1,5 günlük aranın ardından alımların yeniden sürdüğü belirtildi.</p>
<p>Bayramın ikinci günü 9 bin ton, üçüncü günü 12 bin ton ve dördüncü günü ise 13 bin ton yaş çay alımı gerçekleştirildiği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Özellikle il dışından gelen ve bayram tatilinde çay hasadını bitirmeye gayret eden müstahsillerimizin oluşturmuş olduğu bu yoğunluk ile günlük 9 bin 500 ton olan işleme kapasitemizin de oldukça üzerine çıkmış bulunmaktayız. Değerli üreticilerimizin bu tatil döneminde hasat işlerini bitirme düşüncelerini gayet iyi şekilde anlıyor, ancak almış olduğumuz çayları sağlıklı bir şekilde işleyebilmek ve devamında bardağımıza koyacağımız çayın kalitesinden taviz vermemek adına kısa bir süreliğine kontenjan uygulama zorunluluğumuz olduğunu ifade etmek istiyoruz."</p>
<p>Açıklamada, kısa süreliğine alınacak önlemlerin ardından birkaç gün içinde yeniden eski düzende alımlara devam edileceği ifade edildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/caykurdan-cay-alimlarinda-kontenjan-uygulamasi-80123</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/5/1280x720/caykur-1752397496.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÇAYKUR&#039;un Kurban Bayramı&#039;ndaki yoğunluk nedeniyle yaş çay alımlarında kısa süreli kontenjan uygulamasına geçildiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hitachinin-uretim-hatti-bios-globalin-ekipleri-tarafindan-dilovasindaki-tesislerine-tasindi-80136</guid>
            <pubDate>Sun, 31 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hitachi’nin üretim hattı, Dilovası’na taşındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Hitachi’nin Türkiye’deki üretim hattının, BIOS Global tarafından İstanbul Kartal’daki eski fabrikasından Kocaeli Dilovası’ndaki tesisine başarıyla taşındığı bildirildi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1c5d3ed177c-1780243774.jfif" alt="" width="700" height="392" /></p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, yaklaşık dört ay süren bu kapsamlı süreç, demontaj, nakliye, montaj ve devreye alma adımlarını titizlikle kapsadı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1c5dea0f2ff-1780243946.jfif" alt="" width="700" height="396" /></p>
<p>Açıklamada, "BIOS Global, mekanik, elektrik ve otomasyon alanlarındaki yetkinliğini entegre bir şekilde kullanarak, hattın tüm bileşenlerini sorunsuz biçimde kurdu ve planlanan zaman çizelgesine uygun şekilde devreye aldı. Proje süresince, hattın her bir parçasının hassasiyetle sökülmesi, taşınması ve yeniden montajı sağlanırken, aynı zamanda üretim performansının korunması ve kalite standartlarının üst düzeyde tutulması öncelikli hedef olarak belirlendi. BIOS Global’in uyguladığı sistematik yaklaşım ve sahadaki koordinasyonu, herhangi bir aksaklık yaşanmadan operasyonun tamamlanmasını mümkün kıldı." denildi.</p>
<p>Bios Global Endüstriyel Mühendislik, otomotiv, gıda, beyaz eşya, ambalaj, lojistik, savunma sanayi gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren fabrika ve tesislerin taşımacılığı alanında hizmet veriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hitachinin-uretim-hatti-bios-globalin-ekipleri-tarafindan-dilovasindaki-tesislerine-tasindi-80136</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/6/1280x720/hitachinin-uretim-hatti-bios-globalin-ekipleri-tarafindan-dilovasindaki-tesislerine-tasindi-1780244079.jfif" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hitachi’nin Türkiye’deki üretim hattı İstanbul&#039;dan Kocaeli Dilovası’na taşındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/aciga-satis-yasagi-12-hazirana-uzatildi-80120</guid>
            <pubDate>Sun, 31 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Açığa satış yasağı 12 Haziran&#039;a uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Borsa İstanbul AŞ pay piyasalarında açığa satış işlemlerinin yasaklanmasına ilişkin tedbir ve uygulamalara ilişkin detayların yer aldığı duyuru yayımladı.</p>
<p>Buna göre, açığa satış işlemlerine ilişkin yasağın yanı sıra kredili sermaye piyasası işlemleri süresince öz kaynak oranının esnetilerek uygulanmasına yönelik tedbirlerin 12 Haziran'a kadar devam edeceği bildirildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/aciga-satis-yasagi-12-hazirana-uzatildi-80120</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, Borsa İstanbul pay piyasalarında açığa satış işlemleriyle ilgili yasakları 12 Haziran seans sonuna kadar uzattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/teiastan-82-projeye-onay-80113</guid>
            <pubDate>Sun, 31 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEİAŞ&#039;tan 82 projeye onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Elektrik İletim AŞ'nin (TEİAŞ) iletim sistemi bağlantı başvurularına ilişkin değerlendirmeleri sonucunda, 1 Aralık 2025-30 Nisan 2026 döneminde yapılan 190 proje başvurusundan 82'si için toplam 1447,8 megavatlık kapasiteye bağlantı görüşü verilmesi uygun bulundu.</p>
<p>TEİAŞ Genel Müdürlüğü, lisanssız elektrik üretimi kapsamında yapılan kapasite tahsis başvurularına ilişkin sonuçları yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bağlantı görüşü olumlu sonuçlanan başvurular arasında en yoğun ilgiyi Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği'nin 5.1.h maddesi kapsamındaki yatırımlar gördü ve en yüksek kapasite payı bu projelere ayrıldı. Bu doğrultuda ilgili mevzuat maddesi çerçevesinde sisteme bağlanmak isteyen 42 proje, toplamda 1325,21 megavat kurulu güçle olumlu görüş alarak öne çıktı.</p>
<p>Başvurular kapsamında yönetmeliğin 5.1.c maddesi çerçevesinde değerlendirilen 4 projeye toplam 5,8 megavat, 5.1.ç maddesi kapsamında yapılan başvurular doğrultusunda ise 36 projeye toplam 116,87 megavat kapasite için olumlu bağlantı görüşü verildi.</p>
<p>İletim şebekesinin 15 bölgesinden 9'unda kapasite tamamen kullanılırken diğer 6 bölgede toplam 46,6 megavatlık boş kapasite kaldı.</p>
<p>Kalan kapasitenin en yüksek olduğu yer 14,1 megavat ile 11 numaralı bölge olurken 12 numaralı bölgede 13,8 megavat, 1 numaralı bölgede 8,1 megavat, 9 numaralı bölgede 5,6 megavat, 8 numaralı bölgede 5,4 megavat ve 3 numaralı bölgede 5 megavat kapasitenin mevcut olduğu açıklandı.</p>
<p>Bağlantı görüşü verilen projelerde kapasite tahsisleri, tüketim ve üretim noktalarının konumlarına göre şekillendirildi. En yüksek kapasite, tüketim ve üretim noktaları, aynı bölgede bulunan projelere ayrıldı.</p>
<p>Bu çerçevede tüketim ve üretim noktaları aynı noktada bulunan 51 projeye toplam 328,72 megavat, aynı bölgede yer alan 20 projeye 770,45 megavat kapasite tahsis edildi. Tüketim ve üretim noktaları farklı bölgelerde bulunan 11 proje için ise toplam 348,71 megavat kapasite ayrıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/teiastan-82-projeye-onay-80113</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/adm-elektrik-1779774227.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEİAŞ, toplam 1447,8 megavatlık kapasiteye bağlantı görüşü verilmesini uygun buldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-bayraktar-gunes-toplam-kurulu-gucte-zirveye-cikacak-80118</guid>
            <pubDate>Sat, 30 May 2026 23:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bayraktar: Güneş, toplam kurulu güçte zirveye çıkacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye'nin elektrik kurulu gücünün, nisan sonu itibarıyla 125 bin 410 megavata yükseldiğini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, toplam elektrik kurulu gücünün yüzde 62,5'ine karşılık gelen 78 bin 377 megavatlık kısmı yenilenebilir enerji oluşturdu. Yerli kaynakların payı ise yüzde 71,7 oldu.</p>
<p>Elektrik kurulu gücünde 26 bin 769 megavatla güneşin payı yüzde 21,3'e çıktı. 15 bin 75 megavata ulaşan rüzgarın payı yüzde 12 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Güneş ve rüzgar kurulu gücünün toplamı ise nisanda yüzde 33,3'lük payla 41 bin 844 megavata yükselmiş oldu. Böylece toplam 125 bin 410 megavata ulaşan kurulu gücün 3'te 1'i sadece rüzgar ve güneşten oluştu.</p>
<p>Konu hakkında açıklama yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, "Sadece güneşte son 13 yılda sıfırdan 26 bin 769 megavatlık bir kurulu güce eriştik. Güneş, bu yıl sonunda hidrolik gücü geçerek toplam kurulu güçte zirveye çıkacak." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Elektrik kurulu gücünün artmaya devam ettiğini belirten Bayraktar, Türkiye'nin "2035 Net Sıfır Emisyon" hedefine önemli katkı sağlayan yenilenebilir enerjinin kurulu güç içinde giderek daha fazla yer edindiğini kaydetti.</p>
<p>Bayraktar, 2024'te devreye alınan rüzgar ve güneş santralleriyle rekor kırdıklarını anımsatarak, "Önümüzdeki hafta Sayın Cumhurbaşkanı'mızın (Recep Tayyip Erdoğan) teşrifleri ile gerçekleştireceğimiz 2025 Yılı Yenilenebilir Enerji Yatırımları Toplu Açılış Töreni ile inşallah bu alanda yeni bir rekora daha imza atacağız." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-bayraktar-gunes-toplam-kurulu-gucte-zirveye-cikacak-80118</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/1/1280x720/bayraktar-1764075025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, elektrikte kurulu gücün nisan sonu itibarıyla 125 bin 410 megavata yükseldiğini bildirdi. Bakan Bayraktar, &quot;Sadece güneşte son 13 yılda sıfırdan 26 bin 769 megavatlık bir kurulu güce eriştik. Güneş, bu yıl sonunda hidrolik gücü geçerek toplam kurulu güçte zirveye çıkacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
