<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/interfresh-eurasia-fuari-icin-geri-sayim-basladi-86547</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 14:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Interfresh Eurasia Fuarı için geri sayım başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’nin yaş meyve sebze sektörünü uluslararası alıcılarla buluşturacak Interfresh Eurasia Fuarı, 8-10 Eylül 2026 tarihlerinde İzmir’de kapılarını açacak.</p>
<p>129 firmanın katılımıyla düzenlenecek fuarda, Türkiye’nin yanı sıra farklı ülkelerden sektör temsilcileri de bir araya gelecek. Üretici, ihracatçı, ithalatçı, perakendeci, zincir market, lojistik, ambalaj ve tarım teknolojileri sektörlerini buluşturacak organizasyon, yeni ticari bağlantıların kurulması ve Türk yaş meyve sebze ürünlerinin yeni pazarlara açılması açısından önemli bir platform olacak.</p>
<p>Interfresh Eurasia Fuarı’nın sektörün uluslararası pazarlara açılması açısından önemli bir platform olduğunu vurgulayan Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Balık, 8-10 Eylül tarihlerinde İzmir’de düzenlenecek fuarın üretici, ihracatçı, ithalatçı, perakendeci, lojistik ve tarım teknolojileri sektörlerini bir araya getireceğini söyledi. Fuarı Türk yaş meyve sebze sektörünün dünyaya açılan vitrinlerinden biri olarak gördüklerini belirten Balık, “Uluslararası alıcıların İzmir’e gelmesi, ihracatçılarımızla doğrudan temas kurması ve yeni ticari bağlantıların oluşturulması açısından fuarın önemli fırsatlar sunduğuna inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Uçak: Interfresh’i dünyaya tanıtmak istiyoruz</h2>
<p>Interfresh Eurasia’nın İzmir’e taşınmasının ardından fuarın uluslararası niteliğinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hayrettin Uçak, hedeflerinin fuarı dünyanın farklı ülkelerinden alıcıların takvimine aldığı önemli bir ticaret platformuna dönüştürmek olduğunu söyledi. Uluslararası alıcı sayısının artırılması ve hedef pazarlardan büyük ithalatçı, toptancı ve perakende zincirlerinin İzmir’e çekilmesinin önemine dikkat çeken Uçak, “Interfresh’i İzmir’e getirdik; şimdi Interfresh’i dünyaya tanıtmak istiyoruz. Fuarın gerçek başarısını burada kurulan bağlantıların ihracata dönüşmesiyle ölçeceğiz” dedi.</p>
<h2>Özer: 100’den fazla ülkeden ziyaret bekliyoruz</h2>
<p>Interfresh Eurasia Fuarı kapsamında yürütülen uluslararası iş geliştirme faaliyetleri doğrultusunda Avrupa, İngiltere, Rusya ve Balkan ülkelerinde çok sayıda sektör temsilcisi ile görüşmeler gerçekleştirdiklerini dile getiren Antexpo Fuarcılık Genel Koordinatörü Murat Özer, “Bu çalışmalar sonucunda perakende sektörünün satın alma yöneticileri, ithalatçı firmalar, ihracatçılar ve sektör profesyonellerinden oluşan, 100’den fazla ülkeden uluslararası alım heyetlerinin Interfresh Eurasia Fuarı’nı ziyaret etmesi hedefleniyor. Avrupa ve Orta Avrupa pazarlarında faaliyet gösteren perakende zincirlerinin satın alma departmanları, ithalatçı firmalar ve tedarikçi ağlarıyla görüşmeler sürerken; Balkan ülkeleri, İngiltere ve Rusya pazarlarında da yeni iş birlikleri için temaslar devam ediyor. Bunun yanı sıra Hindistan, Orta Doğu ve Asya pazarlarında yürütülen çalışmalar, bölgesel iş ortakları ve acenteler aracılığıyla sürdürülüyor. Bu bölgelerden gelecek VIP alıcı delegasyonlarının ise önümüzdeki aylarda netleşmesi bekleniyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/interfresh-eurasia-fuari-icin-geri-sayim-basladi-86547</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/7/1280x720/interfresh-eurasia-fuari-icin-geri-sayim-basladi-1788175421.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Interfresh Eurasia Fuarı, 8-10 Eylül’de İzmir’de 100’den fazla ülkeden alıcıyı sektör temsilcileriyle buluşturacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/togg-t6x-tanitildi-su-anki-cari-fiyatlara-gore-cok-cok-daha-hesapli-86545</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 12:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Togg T6X tanıtıldı: Şu anki cari fiyatlara göre çok çok daha hesaplı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'nin Otomobili Girişim Grubu (TOGG) Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası'nda Togg'un geride bıraktığı 7 yılı değerlendirerek yeni çıkacak T6X modeliyle ilgili ayrıntıları paylaştı.</p>
<p>Tosyalı, Togg'un öncelikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde hayata geçirilmiş çok özel bir proje olduğunu belirterek, "Eğer Sayın Cumhurbaşkanımız kararlı bir şekilde bu otomobil endüstrisine yerli bir marka, Türk toplumunun tamamen sahipleneceği bir vizyoner yaklaşımla böyle bir yatırım için kararlı bir şekilde bizleri motive etmeseydi bugün içinde bulunduğumuz tesisler olmayacaktı." dedi.</p>
<p>Türkiye Yüzyılı'nın en önemli sembollerinden biri olan, bugün endüstriyel dönüşümün de sembolü sayılabilecek Togg'un başarıyla yoluna devam ettiğini dile getiren Tosyalı, sanayiciler olarak mutlaka teknolojiyi takip ettiklerini, endüstriyel dönüşümleri de göz önünde bulundurarak devamlı yatırımları güncellediklerini ancak böyle büyük projelerde mutlaka devlet kararlılığının ve lider sahipliğinin hissedilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Tosyalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın projenin en başından beri kararlı ve sabırlı şekilde, kendilerine de inanarak bu projeyi sahiplendiğini belirtti.</p>
<p>Gelinen noktada çok önemli rakamlara ulaştıklarının altını çizen Tosyalı, Togg'un 7 yıllık sürecinde artık yeni modellerin sürüme hazır hale geldiğini söyledi.</p>
<p>Tosyalı, Togg'un aynı zamanda Türk sanayicisinin de vizyonunu ortaya koyduğunu dile getirerek, "(Togg) Türk sanayisinin gelişmişliğini, Türk sanayi ekosisteminin de nasıl birbirini tamamlayarak bir eser ortaya koyabileceğini ortaya koyan bir proje olarak önümüzde duruyor. 7 yıl önceki kararlılığımızda, planlarımızda hiçbir değişiklik yok. Aslında 7 yıl önce ortaya koyulan vizyonun bugün ne kadar doğru olduğu ortaya çıkıyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Togg'un kuruluş sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tosyalı, 7 yıl önce adını 'Togg' olarak koydukları akıllı cihaz için yola çıkıldığı dönemde Türkiye'de 20'den fazla markanın yıllık (elektrikli) araç satışlarının 7 binli seviyelerde bulunduğunu, buna karşın 150 bin adet elektrikli otomobil üretme hedefiyle çalışmaların sürdürüldüğünü kaydetti.</p>
<p><strong>"Süreç sağlıklı bir şekilde ilerliyor"</strong></p>
<p>TOGG Yönetim Kurulu Başkanı Tosyalı, bu hedefin o dönem için çok şaşırtıcı olduğunu dile getirerek, teknolojideki gelişimi, endüstriyel dönüşümü ve her şeyi gözlemlediklerini anlattı. Tosyalı, bu gözlemler ve arkalarında da kararlı duruş gördüklerinden ötürü 7 yıl önce bir yılda 20'den fazla markanın ancak 7 bin araç sattığı bir pazarda bugün sadece tek bir marka olarak ayda bu seviyelerde satış gerçekleştirmeye başladıklarını söyledi.</p>
<p>Togg'un ilk akıllı cihazını 2,5 yıl önce çıkardıklarını anımsatan Tosyalı, arkasından geçen yıl Togg'un fastback modeli T10F'yi piyasaya sürdüklerini, şimdi de arka arkaya diğer modellerin bu süreci takip edeceğini söyledi.</p>
<p>Tosyalı, "Süreç o kadar sağlıklı bir şekilde ilerliyor ki biz çok memnunuz ve hedeflerimizi de tutturarak devam ediyoruz." dedi.</p>
<p>Bu akıllı cihaz ekosisteminin, sadece "araç" şeklinde lanse edilmesinin haksızlık sayılabileceğine dikkati çeken Tosyalı, şunları kaydetti:</p>
<p>"Şimdi düşünün ki küçük bir elektrikli otomobil pazarı var ve o sadece Marmara Bölgesi'ne kümelenmiş Türkiye'deki bütün elektrikli otomobiller... Çünkü Anadolu'da yeterli bir şarj altyapısı yok. Servis altyapısı yok. Akıllı cihaza servis verecek birikim de yok. Böyle bir pazara biz dört koldan birden girdik. Bugünlere geleceğini, marketin büyüyeceğini gayet iyi biliyorduk ama bizim sadece bilmemiz yetmez. Hatırlarsanız biz ilk araç lansmanımızı yaptık ve yılın geri kalan kısmında 20 bin adet araç piyasaya vereceğimizi anons ettik ve onun için ön talep topladık. İlk defa piyasaya sürülecek bir araç test edilmemiş daha, bilinmiyor ve toplumumuz o kadar büyük bir kadirşinaslık göstererek teveccühte bulundu ve bizim 20 bin adet piyasaya süreceğimiz araca karşılık 180 bin talep aldık. Bu, dünyada neredeyse hiçbir markaya nasip olmayacak bir teveccüh. Bu, bize çok daha ağır bir sorumluluk yükledi. Çok hızlı bir şekilde şarj istasyonları sayısını ihtiyaçtan da fazla şekilde artırmaya başladık ki Anadolu'nun her köşesinde aracımızı alıp kullanan kişiler, müşteri memnuniyetini oluştursun. Bugün geldiğimiz noktada neredeyse şu an 120 bin civarında aracımız trafikte dolaşıyor ve çok ciddi bir servis altyapımız, şarj altyapımız, sadece bizim kendi şarj istasyonlarımız değil Türkiye'de birçok girişimcinin, sanayicinin kurduğu kendi şarj istasyonları hizmet veriyor. Muazzam bir ekosistem oluştu."</p>
<p>Fuat Tosyalı, bugün gelinen noktada 7 yıl önce düşünülen rakamların çok ötesine geçildiğini, müşteri memnuniyetinin en yüksek derecede tutulduğu, ulaşılabilir akıllı cihaz ekosistemi oluştuğunun altını çizdi.</p>
<p>Togg'un öncelikli misyonunun her kesimin ulaşabileceği, satın alıp rahatlıkla kullanabileceği otomobiller üretmek olduğunu belirten Tosyalı, vizyonlarının ise bunu sürdürülebilir kılmak olduğunu vurguladı. Tosyalı, bu amaç doğrultusunda yola çıktıklarında ilk araçlarının T10X olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>"Aracımız, gelecek haziranda tüketicilerimizle buluşacak"</strong></p>
<p>Fuat Tosyalı, T10X'in Türk aile yapısına uygun, kapsayıcı, çok düşük işletme maliyeti bulunan ve kendi segmentinde hem en lüks hem de en ekonomik otomobil olduğunu söyleyerek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Böyle baktığımız zaman ürettiğimiz her otomobil direkt trafiğe çıktı. Allah'a çok şükür, şu ana kadar hiç böyle bir satış kaygımız olmadı, hemen akabinde yanına T10F'i çıkardık geçtiğimiz yıl. Bugün bakıyoruz satışlarımız neredeyse kafa kafaya. T10X ile T10F'nin bir aylık satışına rakiplerimizin toplam satışı yetişemiyor. Allah'a çok şükür, aylardır açık ara pazar liderliğindeyiz ve bunu da pekiştirerek devam ediyoruz.</p>
<p>Her satış, her yakaladığımız derece bize daha büyük sorumluluk yüklüyor ve planlarımızı tekrar tekrar gözden geçirip hem servis kalitemizi hem de fiyatlama mekanizmamızı tekrar gözden geçirttiriyor. Daha az gelirli vatandaşlarımızı araç sahibi yapabilme adına çok daha ekonomik yeni bir modelimizin hazırlığındayız ve bu artık doğum sürecine girdi, '9 ay 10 gününü bekliyor' desem tabiri caizse uygundur. Artık her ay bir şekle bürünüyor ve önümüzdeki haziran ayında bu aracımızı tüketicileriyle buluşturacağız. T10X ve T10F'den sonra T6X'i özellikle geliştirdik ki neredeyse şu anki cari fiyatlara göre çok çok daha hesaplı. Buna uygun kampanya süreçlerimiz de olacak."</p>
<p>Tosyalı, artık normal gelirli vatandaşların da bu aracı almayla ilgili sorun yaşayabileceğini düşünmediklerini belirterek, "Dünyada böyle bir aracı elde edebileceği en uygun fiyatla vatandaşımıza sunmak üzere hazırlık yaptık ve bugün bir kaba prototipini görüyorsunuz çünkü detayları takdir ederseniz ki bu aşamalarda açıklanmıyor ama aracımız gelecek haziranda tüketicilerimizle buluşacak inşallah." dedi.</p>
<p><strong>"Cari fiyatların neredeyse yarı fiyatına yakın, kullanıcıya araç vermek istiyorum"</strong></p>
<p>T6X modeli için daha önce gündeme gelen satış fiyatlarına yönelik Tosyalı, "Bugünkü maliyetlerimizle baktığımız zaman hedefim, hayalim bugünkü cari fiyatların neredeyse yarı fiyatına yakın, kullanıcıya araç vermek istiyorum. Bu zaten Sayın Cumhurbaşkanımızın da talimatı. Araç ulaşılabilir olacak, her vatandaşımız bu araca, bu markaya ulaşabilecek. Bizim görevimiz, sorumluluğumuz bu." diye konuştu.</p>
<p>Tosyalı, T6X'in fiyatının 1 milyon 300 bin lira bandında olmasına yönelik soru üzerine, aracı, her vatandaşın ulaşabileceği maliyette üretip, satmak zorunda olduklarını belirterek, "Onun için de rakamlara takılmıyorum ama ben onu bu yılın başında bir mülakatımda söylemiştim. O günden bu yana hedeflerimizde bir değişiklik yok. İnşallah önümüzdeki hazirana kadar da şartlarda majör bir değişiklik olmaz, olmayacaktır. Ulaşılabilir, en ekonomik otomobili hem de en iyi donanımla vermek üzere var gücümüzle çalışıyoruz, inşallah bu hedefimize de ulaşacağız. Çok rekabetçi bir fiyatla piyasaya süreceğiz. Önümüzdeki haziran ayında talep toplamaya başlarız. Haziran ayı sonundan itibaren de kullanıcılarımıza araçlarımızı sevk etmeye başlayacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Araç üretmenin büyük bir vizyon olduğuna dikkati çeken Tosyalı, "Bütün teknolojiyi tek başımıza biz oluşturmuyoruz. Türkiye'de muazzam bir teknoloji ekosistemi var. Birçok startup bize yeni bir ürün geliştirip, sunmak için yarış halindeler. Bu bir akıllı cihaz. Akıllı cihazın aklını oluşturan bütün modüller ülkemizde ardı ardına farklı firmalar, gruplar tarafından geliştiriliyor. Bunun içerisinde birkaç kişilik startuplar da var, büyük organizasyonel yapılar da var. Çok büyük bir ekosistem çalışıyor ve o ekosistemden süzülerek gelen bütün ürünler burada vücut buluyor ve kullanıcımıza ulaşıyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Anadolu'nun bugün hemen her yerinde servislerimiz var"</strong></p>
<p>TOGG Yönetim Kurulu Başkanı Tosyalı, servis tarafına büyük yatırım yaptıklarını belirterek, Türkiye'nin geniş ve büyük bir coğrafya olduğunu, ülkenin her bir köşesinden cihaza ulaşan kullanıcıların servis ihtiyacını da ortaya çıkardığını anlattı.</p>
<p>Böyle bir akıllı cihazın servisinin klasik araçların servislerinden farklı olduğunu söyleyen Tosyalı, şunları kaydetti:</p>
<p>"Başlı başına elektronik bir sistem alıyorsunuz. Aslında servis ihtiyacının hemen hemen yüzde 80'i uzaktan yazılımla şu an çözülebiliyor. Artık kullanıcılarımız da bu seviyeye geldi. Bizim de geliştirdiğimiz yeni yazılımlarla araçlarımıza uzaktan erişerek ihtiyaçlarını çok seri bir şekilde çözebiliyoruz. Bunun yanında özellikle kendini çok daha iyi hissetmek isteyen, servisi ihtiyacı olan kullanıcılarımız için de hızla servislerimizi artırıyoruz. Anadolu'nun bugün hemen her yerinde servislerimiz var. Ama dediğim gibi bugün servis ihtiyacı fiziki ihtiyaçların dışında özellikle yazılım ve işletimsel ihtiyaçlar konusunda uzaktan erişimle ihtiyaçları çok rahatlıkla çözebiliyoruz."</p>
<p><strong>"Kullanıcı memnuniyetimizi en üst seviyede tutuyoruz"</strong></p>
<p>Fuat Tosyalı, kullanıcıların geri bildirimlerine ilişkin, "Yüz binden fazla aracınız trafikte ise buradan muazzam bir veri akışı oluyor. Kullanıcı tercihleri, refleksleri ve ihtiyaçları bizim yeni yatırımlarımızı, modellerimizi oluşturmamızda çok büyük bir veri tabanı oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde özellikle otomobildeki endüstriyel dönüşümün de öncülerinden olacağız ki şu an bu konuda zaten iddialıyız. Yüz binler, milyonlarla ifade edilen üretim rakamlarımız yok ama ürettiğimizi de çok iyi üretiyoruz ve kullanıcı memnuniyetimizi de en üst seviyede tutuyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Cihazlar piyasaya ilk çıktığında internet aracılığıyla direkt merkezden satışa başladıklarını ve bunun başarılı bir şekilde devam ettiğini anımsatan Tosyalı, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Şu an kullanıcılarımızın çoğu bunu tercih ediyor, ekrandan gayet iyi dizayn ediyor. Hem kolay hem pratik güzel bir yöntem ama toplumumuzun bir kesimi var ki o da biraz daha gelenekçi, dokunmak, karşılıklı konuşmak, duymak istiyor. Bizim de arzumuz her kesime ulaşmak. Toplumun bir otomobiliysek biz, onun için her modeli de çıkaracağız. Her kesime uygun modellerimiz de olacak ama herkesin de ulaşabileceği alanlarımızın da olması lazım. Bazı kullanıcılarımız bir görüp dokunmak, orada fiziki de olsa bir servis olduğunu bilmek istiyor.</p>
<p>Aslında ihtiyacının uzaktan erişimle de olsa çözüleceğinden emin, onu biliyor. Ama 'ihtiyaç duyarsam orada bir servis, bir adres var mı'... Biz tabii ki bu adresleri de hızlı bir şekilde oluşturuyoruz ama bu adresler oluşturmaktan çok buradaki teknisyenlerimiz de özel yetişiyor. İçten yanmalı otomobillerle bunlar bambaşka, bir akıllı cihaz veriyoruz. Doğal olarak böyle bir cihaza servis verecek elemanlar da özel yetiştiriliyor. Hızla bu eğitimlerimizi tamamlayıp, yeni teknisyen arkadaşlarımızı sahaya sürüyoruz ve bu konudaki beklentiyi de çok rahatlıkla karşılıyoruz."</p>
<p><strong>"Önceki kapasitemizden kısmayacağız"</strong></p>
<p>Tosyalı, TOGG'un yeni modellerle beraber üretim sayısının da artacağını belirterek, "Önceki kapasitemizden kısmayacağız. Bizim hedeflediğimiz ilk etapta yılda 150 bin adet araç üretimine çıkmak. Ondan sonra da 200 bini aşan yıllık araç üretim seviyesine çıkacak şekilde her sene yeni bir segmentte araç piyasaya süreceğiz." diye konuştu.</p>
<p>TOGG yatırımına başlandığında en baştan nihai hedeflerini belirlediklerini dile getiren Tosyalı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın birçok platformda Türkiye'nin en ileri gelen sanayicilerine böyle bir vizyon, hedef ortaya koyarak onları yatırıma davet ettiğini anımsattı.</p>
<p>"Eğer sadece bir araç üreteceğiz ve şu karı elde edeceğiz diye hedefleseydik gördüğünüz ekosistemi oluşturmazdık." ifadesini kullanan Tosyalı, Türkiye'nin otomobilinin daha hemen ilk yılda, ikinci yılda kar etmesini beklemenin ya da ona kar ettirmeye çalışmanın kullanıcısına eziyet etmek olacağını söyledi.</p>
<p>Tosyalı, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ancak gelinen noktada, aradan geçen zamanda gerçekten doğru bir yatırım yaptık ve ilk hedefimiz toplumda herkesin ulaşabileceği, ulaşanların mutlu olacağı, dünyadaki muadilleri arasında da en ileri teknolojiye sahip bir akıllı cihaz ortaya koymaktı. Bunu başardık. Şimdi diğer sürümü yüksek modellerle hem kullanıcı sayısını artırıyoruz hem araç sayımız arttıkça maliyet optimizasyonuna giriyoruz ve toplam yatırım içerisinde üretilen araç sayısına baktığınız zaman araç başına düşen yatırım maliyetimiz çok kabul edilebilir değerlere geldi. Yani takdir ederseniz ki bir bebeğiniz olmuş, hemen ilk günden 'Koş hadi, para kazan gel.' olmaz, yani ona bir emek vermeniz lazım. Bu bizim bir evladımız ve çok sağlıklı bir şekilde yürüyor. Hem yatırımcısına hem de kullanıcısına güven vererek inşallah yüzünü güldürerek devam ediyor."</p>
<p><strong>"Trugo'nun yatırımları devam edecek"</strong></p>
<p>TOGG'un akıllı şarj markası Trugo'ya değinen Tosyalı, "Trugo'ya yatırım yapmak gibi bir mecburiyetimiz vardı çünkü öncülük yapmamız gerekiyordu. Ürettiğimiz her aracın mutlaka şarj istasyonuyla, uygun bir şarj istasyonuyla buluşması lazımdı ve araçlarımız satıldıkça, tercih edildikçe hangi hatlarda daha fazla kullanılıyorsa Trugo olarak oralara yoğun yatırım yaptık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tosyalı, Trugo'dan besledikleri araçlara enerjiyi daha ucuz verdiklerini, vermeye de devam ettiklerini bildirdi.</p>
<p>Araçlarının kendi sistemleri içerisinde çok ekonomik bir kullanım özelliğine sahip olduğunu ifade eden Tosyalı, Trugo'nun zaten açık ara pazar lideri olduğunu vurguladı.</p>
<p>Tosyalı, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Ben sayılardan çok Trugo'nun bu pazardaki yeri ve aslında ortaya koyduğu vizyonun üzerinde duracağım. Çünkü Trugo ile beraber şu an 30'a yakın marka bu işe yatırım yaptı ve hakikaten artık önceden bir kullanıcı 'Acaba aracımı nerede şarj edebilirim?' kaygısındayken, bugün her yerde şarj istasyonları yeterince var. Trugo bu işte öncülük yapıyor. Trugo'nun yatırımları devam edecek. Çünkü bu işte eninde sonunda kullanıcılarımıza sürdürülebilir kaliteli hizmet vermek mecburiyetimiz var. Trugo araç şarj istasyonu işinde öncü olmaya devam edecek ama sektörde bu işe girenlere de her türlü desteğimiz sürüyor ve araçların şarj istasyonu gibi bir derdi bugün de yok, yarın da olmayacak. Çünkü devamlı trafiğe çıkan araç sayısı arttığı için şarj istasyonu konusunun araç üretiminden önde gitmesi lazım. Onda da oldukça başarılıyız."</p>
<p>TOGG'un dijital platformu Trumore'la beraber bir çığır açtıklarını belirten Tosyalı, ondan sonra Türkiye'ye araç satmak isteyen yabancı rakiplerinin Trumore'dan daha iyisini yapmaya çalıştığını ifade etti.</p>
<p>Tosyalı, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Ama bu, yabancı bir kültüre sahip birinin size elbise biçmesine benzer. Şimdi bütün bu toplumumuzdan gelen bütün verilerle biz kendi toplumumuzun kullanabileceği alışkanlıkları göz önünde bulundurarak Trumore'u geliştirmeye devam ediyoruz. Onun için de bir araçtan çok fazlasını kullanıcımıza sunuyoruz. Onu da çok sık güncelliyoruz ve uzaktan erişimle, daha doğrusu update ediyoruz. Geliştirerek devam ediyoruz."</p>
<p><strong>"Avrupa yatırımları konusunda oranın bankacılık sistemiyle görüşmeler sürüyor"</strong></p>
<p>Yurt dışı yatırımlarına değinen Tosyalı, geçen sene Almanya pazarına açıldıklarını kaydetti.</p>
<p>Birçok ülkeden TOGG'u almak ve kendi ülkesinde satmak isteyen müracaatlar aldıklarını vurgulayan Tosyalı, "Ama Almanya'ya gitmemizin sebebi ayrı. Almanya'daki vatandaşlarımızın yoğunluğu Almanya tercihimizde öncelikli bir sebepti. Orada biz aslında tahminimizden çok daha büyük ilgi gördük. Ancak araç satışlarında özellikle Avrupa'daki bankacılık sistemi, oradaki kredilendirme sistemi Türkiye'den farklı. Biz orada onunla ilgili de oranın bankacılık sistemiyle görüşmelerimiz sürüyor." bilgisini verdi.</p>
<p>Yeni oluşumların yerli otomobil üreteceğine dair haberlere değinen Tosyalı, şunları söyledi:</p>
<p>"Ben böyle girişimlerden aslında çok mutlu oluyorum. İnşallah sadece girişim olarak kalmaz. Çünkü Türkiye'nin otomobil pazarı büyük bir pazar. Yüzlerce yıllık üreticilerin cirit attığı bir pazarda TOGG ortaya çıktı. TOGG'un karnesi ortada. Yani yeni bir marka, bir değil birkaç marka dahi çıksa bu TOGG'a rakip diye algılamak yanlış olur. Her birinin segmenti ayrı, hitap edeceği müşteri başka, kendini konumlandıracağı segment farklı. Ben bunu bir zenginlik olarak görüyorum. Hiç öyle bir duyguya kapılmadım. Keşke sayılarımız artsa ve bu ekosistem daha da büyüse, özellikle endüstriyel dönüşüm ekosistemi, otomobildeki endüstriyel dönüşüm ekosistemi daha da gelişse, ben bundan çok daha mutlu olurum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/togg-t6x-tanitildi-su-anki-cari-fiyatlara-gore-cok-cok-daha-hesapli-86545</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/5/1280x720/tosyali-t6x-1788172133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOGG Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, &quot;Artık her ay bir şekle bürünüyor ve önümüzdeki haziran ayında bu aracımızı tüketicileriyle buluşturacağız. T10X ve T10F&#039;den sonra T6X&#039;i özellikle geliştirdik ki neredeyse şu anki cari fiyatlara göre çok çok daha hesaplı. Buna uygun kampanya süreçlerimiz de olacak.&quot; dedi.  Tosyalı, T6X&#039;in fiyatının 1 milyon 300 bin lira bandında olacağına ilişkin açıklamayla ilgili, &quot;Ben onu bu yılın başında bir mülakatımda söylemiştim. O günden bu yana hedeflerimizde bir değişiklik yok. İnşallah önümüzdeki hazirana kadar da şartlarda majör bir değişiklik olmaz, olmayacaktır.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/issizlik-yuzde-81e-yukseldi-86537</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlik yüzde 8,1&#039;e yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait iş gücü istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaş grubundaki işsiz sayısı, temmuzda bir önceki aya kıyasla 150 bin artarak 2 milyon 860 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,5 puan yükselişle yüzde 8,1'e çıktı.</p>
<p>İşsizlik oranı, geçen yılın aynı ayına göre ise değişmedi.</p>
<p>İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,8 iken kadınlarda yüzde 10,6 olarak tahmin edildi.</p>
<p>Temmuzda 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfustaki işsizlik oranı ise bir önceki aya göre 1,5 puan artarak yüzde 14,5 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı erkeklerde yüzde 11,3, kadınlarda ise yüzde 20,3 olarak hesaplandı.</p>
<p>TÜİK, bazı aylara ilişkin verilerde revizyona gitti.</p>
<p>Buna göre 2024-2026 dönemi mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yıl/Aylar</td>
<td>Ocak</td>
<td>Şubat</td>
<td>Mart</td>
<td>Nisan</td>
<td>Mayıs</td>
<td>Haziran</td>
<td>Temmuz</td>
<td>Ağustos</td>
<td>Eylül</td>
<td>Ekim</td>
<td>Kasım</td>
<td>Aralık</td>
</tr>
<tr>
<td>2024</td>
<td>9,2</td>
<td>8,6</td>
<td>8,8</td>
<td>8,6</td>
<td>8,4</td>
<td>9,2</td>
<td>9</td>
<td>8,5</td>
<td>8,5</td>
<td>8,7</td>
<td>8,4</td>
<td>8,6</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>8,5</td>
<td>8,2</td>
<td>8</td>
<td>8,6</td>
<td>8,4</td>
<td>8,7</td>
<td>8,1</td>
<td>8,5</td>
<td>8,6</td>
<td>8,5</td>
<td>8,6</td>
<td>7,8</td>
</tr>
<tr>
<td>2026</td>
<td>8,1</td>
<td>8,4</td>
<td>8,1</td>
<td>8,2</td>
<td>8,1</td>
<td>7,6</td>
<td>8,1</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısı temmuzda bir önceki aya kıyasla 388 bin kişi azalarak 32 milyon 362 bin kişiye düştü. İstihdam oranı da 0,6 puan azalışla yüzde 48,3 olarak gerçekleşti. Bu oran erkeklerde yüzde 65,5, kadınlarda yüzde 31,4 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış iş gücü, temmuzda bir önceki aya göre 238 bin kişi azalarak 35 milyon 222 bin kişiye geriledi. İş gücüne katılma oranı da 0,4 puan azalarak yüzde 52,5 olarak gerçekleşti. İş gücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 70,3, kadınlarda yüzde 35,2 olarak hesaplandı.</p>
<p>İstihdam edilenlerden referans döneminde iş başında olanların mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi temmuzda bir önceki aya göre 0,4 saat azalışla 42 saat olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel iş gücü ve işsizlerden oluşan atıl iş gücü oranı temmuzda aylık bazda 1,8 puan artışla yüzde 30,6 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 20,8 iken işsiz ve potansiyel iş gücünün bütünleşik oranı yüzde 19,5 olarak tahmin edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/issizlik-yuzde-81e-yukseldi-86537</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/issizlik-.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre işsizlik oranı, aylık bazda 0,5 puan artışla yüzde 8,1&#039;e yükselirken, genç işsizlik oranı, 1,5 puan artarak yüzde 14,5 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomi-2-ceyrekte-yuzde-23-buyudu-86536</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi 2. çeyrekte yüzde 2,3 büyüdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan-Haziran 2026 dönemine ait Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre GSYH 2. çeyrek ilk tahmini, zincirlenmiş hacim endeksi olarak geçen yılın aynı çeyreğine kıyasla yüzde 2,3 arttı. Böylece Türkiye ekonomisi art arda 24 çeyrektir büyüdü.</p>
<p>Üretim yöntemine göre cari fiyatlarla GSYH tahmini, yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 36 artarak 19 trilyon 869 milyar 747 milyon lira oldu. GSYH'nin ikinci çeyrek değeri cari fiyatlarla dolar bazında 438 milyar 347 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>GSYH'yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde, yılın ikinci çeyreğinde geçen yıla göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü yüzde 13,3, bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 8,6, kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 4, ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonlar yüzde 3,3, diğer hizmet faaliyetleri yüzde 3,2, sanayi sektörü yüzde 2,4, finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 2,1, gayrimenkul faaliyetleri yüzde 2,1, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri yüzde 2, ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 0,5 arttı. İnşaat sektörü ise yüzde 1,9 azaldı.</p>
<p>AA Finans Büyüme Beklenti Anketi'ne katılan ekonomistler, yılın ikinci çeyreğinde Türkiye ekonomisinin yüzde 2,8 büyümesini öngörmüştü.</p>
<p>Öte yandan TÜİK geçmiş çeyreklere ilişkin büyüme verilerinde revizyona gitti.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin 2022'den bu yana büyüme hızı, yıllar ve çeyrekler itibarıyla şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yıllar</td>
<td>1. Çeyrek</td>
<td>2. Çeyrek</td>
<td>3. Çeyrek</td>
<td>4. Çeyrek</td>
<td>Yıllık</td>
</tr>
<tr>
<td>2022</td>
<td>7,8</td>
<td>7,6</td>
<td>4,1</td>
<td>3,1</td>
<td>5,4</td>
</tr>
<tr>
<td>2023</td>
<td>4</td>
<td>4,6</td>
<td>6,5</td>
<td>4,9</td>
<td>5,0</td>
</tr>
<tr>
<td>2024</td>
<td>5,4</td>
<td>2,4</td>
<td>3</td>
<td>3,3</td>
<td>3,5</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>2,6</td>
<td>4,8</td>
<td>3,9</td>
<td>3,5</td>
<td>3,7</td>
</tr>
<tr>
<td>2026</td>
<td>2,6</td>
<td>2,3</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 1,1 arttı. Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, ikinci çeyrekte geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,3 artış gösterdi.</p>
<p>Yerleşik hane halklarının tüketim harcamaları, yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 3,5 yükseldi. Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 1,8 azalırken gayrisafi sabit sermaye oluşumu yüzde 0,6 artış kaydetti.</p>
<p>Mal ve hizmet ihracatı, yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 3,4, ithalatı yüzde 6,4 azaldı.</p>
<p><strong>İş gücü ödemelerinde yüzde 36,7 artış</strong></p>
<p>İş gücü ödemeleri söz konusu dönemde yüzde 36,7, net işletme artığı/karma gelir ise yüzde 38,7 artış gösterdi.</p>
<p>İş gücü ödemelerinin cari fiyatlarla gayri safi katma değer içindeki payı geçen yılın ikinci çeyreğinde yüzde 38,3 iken bu oran bu yılın aynı döneminde yüzde 38,1 oldu. Net işletme artığı/karma gelirin payı da yüzde 41,3 iken ikinci çeyrekte yüzde 41,6 olarak belirlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomi-2-ceyrekte-yuzde-23-buyudu-86536</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/bayrak-kopru.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2. çeyrek verilerine göre Türkiye ekonomisi yüzde 2,3 büyüdü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bagimsiz-gsyh-2025te-yuzde-37-artti-86535</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bağımsız GSYH 2025&#039;te yüzde 3,7 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ait Yıllık Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, yıllık verilere dayalı olarak hesaplanan bağımsız yıllık GSYH, zincirlenmiş hacim endeksiyle 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 3,7 yükseldi.</p>
<p>Üretim yöntemine göre cari fiyatlarla GSYH, 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 41,6 artarak 63 trilyon 240 milyar 524 milyon lira oldu. GSYH'de en yüksek payı, yüzde 15,6 ile imalat sanayisi aldı. İmalatı, yüzde 12,9 ile toptan ve perakende ticaret, motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin onarımı ve yüzde 9,2 ile gayrimenkul faaliyetleri sektörü izledi. Yıllık GSYH'de en düşük pay hanehalklarının işverenler olarak faaliyetleri için gerçekleşti.</p>
<p>Kişi başına GSYH, 2025 yılında cari fiyatlarla 714 bin 682 lira, ABD doları cinsinden ise 18 bin 103 dolar olarak hesaplandı.</p>
<p><strong>İnşaat yüzde 11 ile en çok büyüyen sektör oldu</strong></p>
<p>İnşaat yüzde 11, kültür, sanat, eğlence, dinlence ve spor yüzde 8,5 ve bilgi ve iletişim yüzde 7,9 ile geçen yıl en çok büyüyen sektörler oldu. Tarım, ormancılık ve balıkçılık yüzde 8,5, su temini, kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetleri yüzde 5 ve hanehalklarının işverenler olarak faaliyetleri yüzde 4,2 ile en çok küçülen sektörler oldu.</p>
<p>Yerleşik hanehalkı nihai tüketim harcamaları 2025'te bir önceki yıl zincirlenmiş hacim endeksine göre yüzde 4,2 arttı. Yerleşik hanehalkı nihai tüketim harcamalarının cari değerlerle GSYH içindeki payı yüzde 54,4 oldu. Hanehalkı harcamalarında en yüksek payı alan harcama grupları yüzde 21,4 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 18 ile konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar ve yüzde 15 ile ulaştırma olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Devletin nihai tüketim harcamalarının GSYH içindeki payı 2025 yılında yüzde 13,9 olurken gayri safi sabit sermaye oluşumunun payı yüzde 30,7 olarak gerçekleşti. Bir önceki yıl zincirlenmiş hacim endeksine göre, devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 1, gayri safi sabit sermaye oluşumu da yüzde 7,3 arttı.</p>
<p>Mal ve hizmet ihracatı 2025'te zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 0,6 azalırken, ithalatı ise yüzde 4,6 arttı. Harcama yöntemine göre cari GSYH ana bileşenleri içerisinde toplam mal ve hizmet ihracatının payı yüzde 24,7, ithalatının payı ise yüzde 25 olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>İş gücü ödemeleri yüzde 40 yükseldi</strong></p>
<p>Gelir yöntemiyle GSYH hesaplamalarına göre iş gücü ödemeleri, 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 40, brüt işletme artığı/karma gelir yüzde 41,3 arttı.</p>
<p>İş gücüne yapılan ödemelerin cari gayri safi katma değer içindeki payı 2024'te yüzde 36,9 iken bu oran 2025'te yüzde 36,6 oldu. Net işletme artığı/karma gelirin payı ise 2024'te yüzde 43,3 iken 2025'te yüzde 44,3 olarak belirlendi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bagimsiz-gsyh-2025te-yuzde-37-artti-86535</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/para-lira-tl-1778253433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre, bağımsız yıllık Gayri Safi Yurt İçi Hasıla yüzde 3,7 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/musiad-sameks-agustosta-08-puan-artti-86543</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MÜSİAD SAMEKS ağustosta 0,8 puan arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) tarafından hazırlanan Satınalma Müdürleri Bileşik Endeksi'nin (SAMEKS) ağustos ayı sonuçları paylaşıldı. </p>
<p>Buna göre, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış SAMEKS Bileşik Endeksi, ağustosta geçen aya göre 0,8 puan artarak 50,3 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde Hizmet Sektörü SAMEKS Endeksi aylık bazda 0,2 puan azalarak 48,1'e, Sanayi Sektörü SAMEKS Endeksi ise 2 puan azalış kaydederek 51,6 seviyesine geriledi.</p>
<p>Hizmet sektöründe iş hacmi ve tedarikçilerin teslim süresi alt endekslerinde önceki aya göre artış kaydedilirken sanayi sektöründe tedarikçilerin teslim süresi ve istihdam alt endekslerinde yükseliş gerçekleşti.</p>
<p>Alt endekslerdeki gelişmeler, ağustosta hizmet sektöründeki aktivite görünümünün yatay seyrettiğine, sanayi sektöründe ise önceki aya göre sınırlı bir ivme kaybı yaşandığına işaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/musiad-sameks-agustosta-08-puan-artti-86543</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/6/1280x720/musiad-1767170330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MÜSİAD SAMEKS, ağustosta önceki aya göre 0,8 puan artışla 50,3&#039;e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tdt-ulkeleriyle-yillik-ticaret-hacmi-278-milyar-dolara-yukseldi-86532</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 10:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> TDT ülkeleriyle yıllık ticaret hacmi 27,8 milyar dolara yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyesi ve gözlemci ülkelerle ekonomik ve ticari ilişkilerin ortak tarihten, kültürel bağlardan ve stratejik iş birliği anlayışından alınan güçle geliştirildiğini bildirdi.</p>
<p>TDT'nin 2009 yılında kurulduğu ve 2021 yılında İstanbul Zirvesi'nde bugünkü adını aldığı anımsatılan açıklamada, teşkilatın siyasi diyaloğun güçlendirilmesi, ekonomik entegrasyonun derinleştirilmesi ve bölgesel istikrarın desteklenmesi amacıyla faaliyetlerini sürdürdüğü vurgulandı.</p>
<p>Açıklamada, Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan'ın teşkilatın üye ülkeleri, Türkmenistan, Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) ise gözlemci ülkeleri arasında yer aldığı bilgisi verildi.</p>
<p><strong>"TDT üyesi ülkelerle dış ticaret hacmi 20 kat arttı" ​​​​​​​</strong></p>
<p>Türk dünyasıyla ticari entegrasyonun güçlendirilmesine yönelik kararlı çalışmalara dikkati çekilen açıklamada, "Türkiye'nin TDT üyesi ülkelerle dış ticaret hacmi 2002 yılında 871 milyon dolar seviyesindeyken 2025 yılı sonunda yaklaşık 20 kat artarak 16,9 milyar dolara ulaşmıştır. 2025 yılında TDT ülkeleri içinde en fazla ticaret gerçekleştirdiğimiz ülke 7,8 milyar dolar ile Kazakistan olurken bu ülkeyi sırasıyla 4,3 milyar dolarla Azerbaycan, 3,1 milyar dolarla Özbekistan ve 1,6 milyar dolarla Kırgızistan takip etmiştir." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, bu yılın 7 aylık döneminde teşkilat ülkeleriyle ticaretin güçlü seyrini koruduğu bildirildi.</p>
<p>Bu dönemde yapılan ticarete ilişkin şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Türkiye'nin ocak-temmuz döneminde TDT üyesi ülkelerle dış ticaret hacmi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6,6 artış göstererek 10,1 milyar dolara yükselmiştir. Öte yandan, TDT gözlemci ülkeleri olan Türkmenistan, Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ticaretimiz de artmaya devam etmektedir. Bu ülkelerle toplam ticaret hacmimiz 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 6,8 artarak 10 milyar dolara ulaşmıştır. Ocak-Temmuz 2026'da gözlemci ülkelerle toplam ticaret hacmimiz geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 5,1 yükselişle 6,1 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Böylece, Temmuz 2026 itibarıyla TDT üyesi ve gözlemci ülkelerle yıllıklandırılmış toplam ticaret hacmimiz 27,8 milyar dolara ulaşmıştır."</p>
<p><strong>"Türk coğrafyasının uluslararası ticaretteki önemi daha da arttı"</strong></p>
<p>Açıklamada, son çeyrek asırda küresel üretim ve ticaretin ağırlık merkezinin batıdan doğuya kaymasının, Türk coğrafyasının uluslararası ticaret ve lojistik ağları içindeki stratejik önemini daha da artırdığı vurgulandı.</p>
<p>Küresel ekonomide yaşanan dönüşümün, bölgesel işbirliklerini her zamankinden daha değerli hale getirdiği belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Orta Koridor'un sunduğu fırsatlar Türk dünyasının ekonomik bütünleşmesi açısından önemli bir potansiyel ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, Ticaret Bakanlığı olarak ortak tarihimiz, kültürel bağlarımız ve karşılıklı güven temelinde, TDT bünyesinde ekonomik ve ticari entegrasyonu güçlendirmeye, Orta Koridor'un sunduğu stratejik avantajları en etkin şekilde değerlendirmeye ve Türk dünyasının küresel ticaretteki konumunu daha da güçlendirecek çalışmaları kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tdt-ulkeleriyle-yillik-ticaret-hacmi-278-milyar-dolara-yukseldi-86532</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/9/1280x720/ihracat-ithalat-1748241556.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ve gözlemci ülkelerle yıllıklandırılmış toplam ticaret hacminin temmuz itibarıyla 27,8 milyar dolara ulaştığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehirdeki-nadir-toprak-elementleri-icin-acele-kamulastirma-karari-86530</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 10:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eskişehir&#039;deki nadir toprak elementleri için acele kamulaştırma kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eskişehir'de toryum, barit, florit ve nadir toprak elementlerinin (NTE) ekonomiye kazandırılmasına yönelik tesislerin inşası için bazı taşınmazların acele kamulaştırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Eskişehir'in Sivrihisar ve Beylikova ilçeleri sınırlarında yer alan ve Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü uhdesinde bulunan toryum, barit, florit ve NTE ruhsat sahasındaki stratejik öneme sahip yer altı zenginliklerinin ekonomiye kazandırılmasına yönelik madencilik faaliyetleri, endüstriyel tesisler ve altyapıların proje ve yatırım süreçlerinin hayata geçirilebilmesi amacıyla inşa edilecek açık ocak proje alanları, dekapaj pasa döküm alanları, bağlantı yolları, tüvenan cevher ve düşük tenörlü cevher stok alanları, atık barajı, endüstriyel üretim tesisleri, diğer yardımcı tesisler, altyapı tesisleri ve idari bina yerleşim alanları için ihtiyaç duyulan bazı taşınmazların Genel Müdürlük tarafından acele kamulaştırılması kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehirdeki-nadir-toprak-elementleri-icin-acele-kamulastirma-karari-86530</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir&#039;de nadir toprak elementlerinin ekonomiye kazandırılmasına yönelik tesislerin inşası için bazı taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iplikten-yapay-zekaya-tekstilin-kazanani-degerli-ureten-olacak-86524</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 10:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> İplikten yapay zekaya: Tekstilin kazananı değerli üreten olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ege Bölgesi, tekstil sektörü üçün Türkiye'nin en güçlü üretim havzalarından biri olarak önemini koruyor. Ancak sektör artık yalnızca üretmenin yetmediği, maliyetlerin, rekabetin ve küresel dönüşümün geleceği belirlediği yeni bir döneme girdi. Geçen yıldan ve 2026’nın ilk yarısından gelen sinyaller, bölgenin geleneksel üretim modelinden katma değer odaklı teknolojik dönüşüm modeline geçişinin kaçınılmaz olduğunu gösterdi.</p>
<p>Geçen yıl Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği üyesi bin 191 firma, 163 ülke ve bölgeye toplam 1 milyar 268 milyon dolarlık ihracat yaptı. Türkiye genelinde hazır giyim ihracat birim fiyatı 16,21 dolarken, birliğin 21,19 dolarlık ihraç birim fiyatına ulaşması, bölgenin tasarım ve marka gücüyle rakiplerinden ayrıştığını gösterdi. Ancak bu başarıya rağmen, artan işçilik ve enerji maliyetlerinin döviz kuruyla dengelenememesi, sektörde son üç yılda Türkiye genelinde 235 bin kişilik bir istihdam kaybına yol açtı.</p>
<h2>Denizli üretimde, İzmir hazır giyimde, Uşak geri dönüşümde yeni sayfa açabilir</h2>
<p>İzmir, 2025’te yüksek katma değerli üretimin merkezi olma konumunu pekiştirdi. İzmir merkezli Üniteks, 259,2 milyon dolarlık ihracatla sektöründe Türkiye şampiyonu olurken, Sun Tekstil yaklaşık 200 milyon dolarla Türkiye üçüncülüğünü elde etti. Böylece hazır giyim sektöründeki Türkiye ilk üç sıralamasının ikisinde Egeli firmalar yer aldı. İzmir'in liman altyapısı, Avrupa'ya yakınlığı, yetişmiş insan kaynağı ve moda sektöründeki deneyimi bu açıdan önemli avantajlar sağlıyor.</p>
<p>Geçen yıl yaklaşık 1,4 milyar dolarlık tekstil ihracatı yapan Denizli, 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 7,4’lük bir daralma yaşayarak 309 milyon dolara geriledi. Tekstil ve hazır giyim, uzun yılların ardından ihracat liderliğini elektrik-elektronik sektörüne bıraktı. Bu da daha fazla Ar-Ge ve teknik tekstil yatırımının zorunlu hale geldiğini, Denizli tekstilinin artık daha yüksek katma değerli üretime yönelmek zorunda olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Yıllık 708 bin ton tekstil atığını geri dönüştürerek ekonomiye 605,6 milyon dolarlık katma değer sağlayan Uşak’ın, Avrupa Birliği’nin Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu düzenlemeleriyle birlikte, geri dönüştürme kapasitesiyle Ege’nin en büyük küresel kozu olması bekleniyor. Zafer Kalkınma Ajansı'nın Uşak tekstil geri dönüşümü üzerine hazırladığı çalışma da kentin bu alandaki mevcut kapasitesini ve geliştirilmesi gereken noktaları ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Yapay zeka hamlesi</strong></p>
<p>Sektör, 2026’yı toparlanma ve pazar çeşitlendirme yılı olarak kodluyor. Sektör, Avrupa’daki talep daralmasına karşı rotayı ABD’ye çevirdi. Veriler, 2026 Haziran ayında Ege’nin hazır giyim ihracatının geçen yılın aynı ayına göre arttığını ve ibrenin yukarı döndüğünü gösteriyor. Tekstilde yapay zeka pazarının 2026’da küresel ölçekte 4,9 milyar dolara ulaşması beklenirken, Egeli üreticiler bu süreçte yapay zekayı bir verimlilik aracına dönüştürmeyi, tasarım ve kalite kontrol süreçlerinde bu teknolojiyi kullanarak maliyetleri düşürmeyi planlıyor.</p>
<p>Ege tekstil sektörü için 2025 bir sınav, 2026 ise çıkış yoludur. Ege Bölgesi'nde beklenen yüksek pamuk üretimi, bölgenin ham madde gücünü koruduğunu teyit etse de, bu pamuğu sadece iplik değil, dijital ürün pasaportuna sahip, karbon ayak izi düşük ve yapay zeka ile tasarlanmış yüksek modaya dönüştürebilmek önemli olacak. Önümüzdeki yılların kazananı, dijital ve yeşil dönüşümü üretim bantlarına entegre ederek, daha fazla yerine daha değerli üreten Egeli sanayiciler olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iplikten-yapay-zekaya-tekstilin-kazanani-degerli-ureten-olacak-86524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi, tekstil sektörü üçün Türkiye&#039;nin en güçlü üretim havzalarından biri olarak önemini koruyor. Ancak sektör artık yalnızca üretmenin yetmediği, maliyetlerin, rekabetin ve küresel dönüşümün geleceği belirlediği yeni bir döneme girdi. Geçen yıldan ve 2026’nın ilk yarısından gelen sinyaller, bölgenin geleneksel üretim modelinden katma değer odaklı teknolojik dönüşüm modeline geçişinin kaçınılmaz olduğunu gösterdi.
Geçen yıl Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği üyesi bin 191 firma, 163 ülke ve bölgeye toplam 1 milyar 268 milyon dolarlık ihracat yaptı. Türkiye genelinde hazır giyim ihracat birim fiyatı 16,21 dolarken, birliğin 21,19 dolarlık ihraç birim fiyatına ulaşması, bölgenin tasarım ve marka gücüyle rakiplerinden ayrıştığını gösterdi. Ancak bu başarıya rağmen, artan işçilik ve enerji maliyetlerinin döviz kuruyla dengelenememesi, sektörde son üç yılda Türkiye genelinde 235 bin kişilik bir istihdam kaybına yol açtı.

Denizli üretimde, İzmir hazır giyimde, Uşak geri dönüşümde yeni sayfa açabilir

İzmir, 2025’te yüksek katma değerli üretimin merkezi olma konumunu pekiştirdi. İzmir merkezli Üniteks, 259,2 milyon dolarlık ihracatla sektöründe Türkiye şampiyonu olurken, Sun Tekstil yaklaşık 200 milyon dolarla Türkiye üçüncülüğünü elde etti. Böylece hazır giyim sektöründeki Türkiye ilk üç sıralamasının ikisinde Egeli firmalar yer aldı. İzmir&#039;in liman altyapısı, Avrupa&#039;ya yakınlığı, yetişmiş insan kaynağı ve moda sektöründeki deneyimi bu açıdan önemli avantajlar sağlıyor.
Geçen yıl yaklaşık 1,4 milyar dolarlık tekstil ihracatı yapan Denizli, 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 7,4’lük bir daralma yaşayarak 309 milyon dolara geriledi. Tekstil ve hazır giyim, uzun yılların ardından ihracat liderliğini elektrik-elektronik sektörüne bıraktı. Bu da daha fazla Ar-Ge ve teknik tekstil yatırımının zorunlu hale geldiğini, Denizli tekstilinin artık daha yüksek katma değerli üretime yönelmek zorunda olduğunu ortaya koydu.
Yıllık 708 bin ton tekstil atığını geri dönüştürerek ekonomiye 605,6 milyon dolarlık katma değer sağlayan Uşak’ın, Avrupa Birliği’nin Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu düzenlemeleriyle birlikte, geri dönüştürme kapasitesiyle Ege’nin en büyük küresel kozu olması bekleniyor. Zafer Kalkınma Ajansı&#039;nın Uşak tekstil geri dönüşümü üzerine hazırladığı çalışma da kentin bu alandaki mevcut kapasitesini ve geliştirilmesi gereken noktaları ortaya koyuyor. 
Yapay zeka hamlesi
Sektör, 2026’yı toparlanma ve pazar çeşitlendirme yılı olarak kodluyor. Sektör, Avrupa’daki talep daralmasına karşı rotayı ABD’ye çevirdi. Veriler, 2026 Haziran ayında Ege’nin hazır giyim ihracatının geçen yılın aynı ayına göre arttığını ve ibrenin yukarı döndüğünü gösteriyor. Tekstilde yapay zeka pazarının 2026’da küresel ölçekte 4,9 milyar dolara ulaşması beklenirken, Egeli üreticiler bu süreçte yapay zekayı bir verimlilik aracına dönüştürmeyi, tasarım ve kalite kontrol süreçlerinde bu teknolojiyi kullanarak maliyetleri düşürmeyi planlıyor.
Ege tekstil sektörü için 2025 bir sınav, 2026 ise çıkış yoludur. Ege Bölgesi&#039;nde beklenen yüksek pamuk üretimi, bölgenin ham madde gücünü koruduğunu teyit etse de, bu pamuğu sadece iplik değil, dijital ürün pasaportuna sahip, karbon ayak izi düşük ve yapay zeka ile tasarlanmış yüksek modaya dönüştürebilmek önemli olacak. Önümüzdeki yılların kazananı, dijital ve yeşil dönüşümü üretim bantlarına entegre ederek, daha fazla yerine daha değerli üreten Egeli sanayiciler olacaktır.
Geçen yıl yaklaşık 1,4 milyar dolarlık tekstil ihracatı yapan Denizli, 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 7,4’lük bir daralma yaşayarak 309 milyon dolara geriledi. Tekstil ve hazır giyim, uzun yılların ardından ihracat liderliğini elektrik-elektronik sektörüne bıraktı. Bu da daha fazla Ar-Ge ve teknik tekstil yatırımının zorunlu hale geldiğini, Denizli tekstilinin artık daha yüksek katma değerli üretime yönelmek zorunda olduğunu ortaya koydu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gen-z-sosyalizmi-bir-yonuyle-konut-sorunu-86519</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 09:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gen Z sosyalizmi: Bir yönüyle konut sorunu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Başlıktaki sosyalizm kelimesini görüp heyecan yapan boomerlar için hemen söyleyelim: Merkez kapitalist ülkelerde esen her rüzgâr periferide yelkenleri şişirmiyor. Ülkemize komünizm ya da yeni bir “izm” gelecekse, prensip olarak onu yerli ve millî kaynaklarla yapıyoruz. Fakat bize intikal etmemiş olsa da, Gen Z (Z Kuşağı) sosyalizmi ABD için ciddi bir konu. New York Belediye Başkanı Mamdani’nin yükselişi ve söylemlerinin kaynaklarından biri de bu. Hatta ABD’de Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın, Pentagon’un talep ettiği 350 milyar dolarlık ek savunma bütçesinin bir bölümünü savunurken bu fonun ülke içinde “komünizmle mücadele” için gerekli olduğunu söylemesi, tartışmanın ulaştığı noktayı gösteriyor.</p>
<p><strong>ABD’deki sosyal Darvinizm kültürü</strong></p>
<p>Gen Z’nin yaşadığı gerilimin kaynaklarından biri olan Sosyal Darvinizm, ABD kapitalizminin ayrılmaz bir parçası. Ortalama Amerikalı için sosyal sağlık hizmeti, kredisiz bir üniversite, ücretli tatil izni gibi konular hayal edilecek şeyler değil. Toplumsal kültür de “iyi olan ayakta kalsın” diyor. Örneğin orta-üst gelir grubu alt gelir grubunun sosyal hizmetler yoluyla desteklenmesine pek sıcak bakmıyor. Yani sadece sermaye ve devlet aygıtı değil, toplum kültürü de “herkes kendini kurtaracak” diyor ABD’de.</p>
<p>Bu kovboy kapitalizminin merkezinde yer alan “kendi kendini var eden insan” ve radikal bireycilik anlayışı, Sosyal Darvinizm düşüncesiyle de paralellik taşıyor.<strong><sup>1</sup></strong> Tıpkı hayvanlar âleminde olduğu gibi, sosyal yaşamda da en güçlü ve en başarılı olanın ayakta kalması gerektiği varsayılıyor. Bu kültürel kodda başarı bütünüyle bireyin yeteneğine ve çalışmasına bağlanırken, başarısızlık, yoksulluk veya zayıflık bireyin kendi hatası ya da “yetersizliği” olarak görülüyor.</p>
<p><strong>Peki ya Darvinistik </strong><strong>başarısızlar ne olacak?</strong></p>
<p>Eşitsizliklerin olağan kabul edildiği bir toplumsal tasarımda “kaybedenlerin” durumu ne olacak peki? Filmin isyan ettiren kısmı işte burada başlıyor.</p>
<p>Resmî verilere göre Ocak 2025’te ABD’de <strong>745.652 kişi</strong>, tek bir gece için evsiz kalmış. Bunların <strong>479.343’ü barınaklarda</strong>,<strong> 266.309’u ise herhangi bir barınak veya konut imkânı olmaksızın </strong>geceyi geçirmiş.<strong><sup>2</sup></strong> ABD’deki öğrenci kredi borcu yaklaşık 1,9 trilyon dolar.<strong>3</strong> Büyük ağırlığı ipotekli konut finansmanı kredisinden oluşan ABD hanehalkının toplam borcu yaklaşık 18,9 trilyon dolar.<strong>4</strong> Yani ABD’de işten atılıp (bu arada iş hukuku filan da pek sökmüyor Vahşi Batı’da), mortgage’ı mecburen bozdurunca kendinizi bir anda sokakta bulmanız mümkün. İşin kötüsü sokaktakinin iki ayağı çukurdayken, evrensel sağlık sigortasına sahip olmayan normal vatandaşın da bir ayağı çukurda. ABD’de 2024 yılında sigortasız yetişkinlerin %69,4’ü bir yıldan uzun süredir sağlık sigortasına sahip değildi. Sigortasız kişilerin de %80,1’i düşük gelirli ailelerden geliyordu.<strong>5</strong></p>
<p><strong>Konut sorunu </strong><strong>ve kira krizi</strong></p>
<p>ABD’de bir ihtimal üniversiteyi bitirip iş hayatına bir sürü borçla atılan gencin karşılaştığı başlıca dram ise konut ve kira krizi. New York’taki tüm kiracı hanelerin <strong>%51,6’sı kira yükü altında</strong>. Yani gelirlerinin %30’undan fazlasını kiraya harcıyor. Daha da kaygı verici olan ise <strong>%28,8’inin ağır kira yükü altında olması</strong>. Başka bir ifadeyle, bu haneler yalnızca başlarını sokacak bir yer bulabilmek için brüt gelirlerinin yarısından fazlasını kiraya ayırıyor.<strong>6</strong></p>
<p><strong>Ne yapacaktı gençler?</strong></p>
<p>Şimdi elimizi vicdanımıza koyup düşünelim. Neyin komünizmi? Neyin mücadelesi? ABD’deki Gen Z’nin aradığı asıl şey sosyalizm mi? Yoksa bu sefil düzenin biraz daha insani ve eşitlikçi hâle gelmesi mi? Aynı muhakeme ve tartışmayı kendi gençlerimiz için de yapacağız.</p>
<p> </p>
<p><strong>1</strong> Hofstadter, R. (1944). <em>Social Darwinism in American Thought</em>. University of Pennsylvania Press.</p>
<p><strong>2</strong> <a href="https://usafacts.org/articles/how-many-homeless-people-are-in-the-us-what-does-the-data-miss/">https://usafacts.org/articles/how-many-homeless-people-are-in-the-us-what-does-the-data-miss/</a></p>
<p><strong>3</strong> <a href="https://www.statista.com/chart/24477/outstanding-value-of-us-student-loans/">https://www.statista.com/chart/24477/outstanding-value-of-us-student-loans/</a></p>
<p><strong>4</strong><a href="https://www.newyorkfed.org/microeconomics/hhdc">https://www.newyorkfed.org/microeconomics/hhdc</a></p>
<p><strong><sub>5</sub></strong>  <a href="https://www.kff.org/uninsured/key-facts-about-the-uninsured-population/">https://www.kff.org/uninsured/key-facts-about-the-uninsured-population/</a></p>
<p><strong><sup>6</sup></strong>  <a href="https://rentguidelinesboard.cityofnewyork.us/wp-content/uploads/2026/04/2026-IA.pdf">https://rentguidelinesboard.cityofnewyork.us/wp-content/uploads/2026/04/2026-IA.pdf</a></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gen-z-sosyalizmi-bir-yonuyle-konut-sorunu-86519</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gen Z sosyalizmi: Bir yönüyle konut sorunu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/btk-baskanligina-kocyigit-dhmi-genel-mudurlugune-cakmak-atandi-86527</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 09:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTK Başkanlığına Koçyiğit, DHMİ Genel Müdürlüğüne Çakmak atandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzaladığı atama kararları Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu (BTK) Başkanlığına üye Mehmet Koçyiğit, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğüne ve Yönetim Kurulu Başkanlığına Genel Müdür Yardımcısı ve Yönetim Kurulu üyesi Fatih Çakmak atandı.</p>
<p>BTK üyeliklerine de Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu, DHMİ Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Enes Çakmak, Celalettin Dinçer ve Liman Peker'in atamaları yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/btk-baskanligina-kocyigit-dhmi-genel-mudurlugune-cakmak-atandi-86527</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu Başkanlığına Mehmet Koçyiğit, DHMİ Genel Müdürlüğüne ve Yönetim Kurulu Başkanlığına Fatih Çakmak getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/iki-ilde-van-golu-deveboynu-yarimadasi-milli-parki-ilan-edildi-86528</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İki ilde &#039;Van Gölü Deveboynu Yarımadası Milli Parkı&#039; ilan edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>"Van Gölü Deveboynu Yarımadası Milli Parkı" ilan edilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Van'ın Gevaş ve Bitlis'in Tatvan ilçesi sınırlarında bulunan alan, "Van Gölü Deveboynu Yarımadası Milli Parkı" olarak belirlendi.</p>
<p>Öte yandan, Kars'ın merkez ilçesindeki bazı taşınmazların "Kars Atıksu Arıtma Tesisi Projesi (DAP)" kapsamındaki Kars Atıksu Toplama ve Arıtma Tesisleri İkmali Projesi'nin yapımı amacıyla Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılması kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/iki-ilde-van-golu-deveboynu-yarimadasi-milli-parki-ilan-edildi-86528</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Van ve Bitlis sınırlarında bulunan alanın &quot;Van Gölü Deveboynu Yarımadası Milli Parkı&quot; ilan edilmesine karar verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/4-ilde-acele-kamulastirma-kararlari-86529</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 ilde acele kamulaştırma kararları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Niğde, Konya, Ankara ve Sakarya'daki taşınmazlara yönelik kamulaştırmalara ilişkin Cumhurbaşkanı Kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Bağlantı anlaşmaları uyarınca tesis edilecek 154 kilovolt (kV) Tosçelik Niğde (Badak) GES TM-(Ereğli Konya TM-DDY Ulukışla TM) Enerji İletim Hattı Projesi ve 154 kV Tosçelik Niğde (Badak) GES TM-Sönmez GES TM Enerji İletim Hattı Projesi'nin ilgili güzergahlarındaki taşınmazların direk yerlerinin mülkiyet şeklinde, iletken salınım gabarisinin ise irtifak hakkı kurulmak suretiyle Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p>Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde kurulacak RMS-A doğal gaz dağıtım tesisinin yapımı amacıyla Karagedik Mahallesi sınırları içerisinde yer alan 126419 ada, 8 parsel numaralı taşınmaz ile Sakarya'nın Erenler ilçesinde kurulacak doğal gaz dağıtım tesisinin yapımı amacıyla, Alancuma Mahallesi sınırları içerisinde yer alan 831 ada, 43 parsel numaralı taşınmazın tapuda Hazine adına tescil edilmek üzere Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından acele kamulaştırılması kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/4-ilde-acele-kamulastirma-kararlari-86529</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/resmi-gazete-1746862710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Niğde, Konya, Ankara ve Sakarya&#039;da yapılan enerji projeleri kapsamında bazı taşınmazlar için acele kamulaştırma kararı alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/carrefoursa-wellnessa-agirlik-verecek-86505</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> CarrefourSA &#039;wellness&#039;a ağırlık verecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye organize gıda perakendesinde yılın en önemli satın almalarından biri olan CarrefourSA’nın A101’in sahibi Yeni Mağazacılık’a devrinin ardından, zincirin yeni dönem stratejisi ortaya çıkmaya başladı. Sabancı Holding ve Carrefour Nederland’ın toplam yüzde 89,28’lik CarrefourSA payının Yeni Mağazacılık’a devri 31 Temmuz’da tamamlanmıştı. Edinilen bilgiye göre yeni dönemde en önemli değişikliklerden biri ürün karmasında yaşanacak. Devir sonrasında alkollü içecek tedarikinin durdurulduğu CarrefourSA’da mevcut stokların eritilmesi için yüksek oranlı indirimlere gidildi. Stokların tamamlanmasının ardından ise CarrefourSA mağazalarında alkollü içecek satışının sona ermesi planlanıyor.</p>
<h2>Alkol rafları indirimle boşaltıldı </h2>
<p>CarrefourSA’da alkollü içeceklerden boşalacak alanların ise yeni kategorilerle değerlendirilmesi planlanıyor. Bu kapsamda öne çıkan kategorilerden biri “wellness” olacak. Edinilen bilgilere göre şirket, sağlıklı yaşam ve aktif yaşam ekseninde yeni bir ürün grubu oluşturmak için hazırlık yapıyor. Yeni bölümlerde yalnızca gıda ve kişisel bakım ürünlerinin değil, spor ve egzersize yönelik ürünlerin de bulunması planlanıyor. Böylece Carrefour- SA, klasik süpermarket ürünlerinin yanında sağlıklı ve aktif yaşamla bağlantılı gıda dışı kategorilere de daha fazla alan ayıracak. Wellness hamlesinin yalnızca alkollü içeceklerden boşalan rafların doldurulmasıyla sınırlı kalmayacağı, mağazaların yeni dönem ürün ve kategori stratejisinin önemli parçalarından biri haline geleceği belirtiliyor. Bu adımla birlikte özellikle kentli tüketiciye hitap eden, gıda ile yaşam tarzı kategorilerini aynı mağazada buluşturan bir yapı oluşturulması hedefleniyor. Öte yandan markanın isminin değişmesi de gündemde ve bunun için de çalışma yapıldığı edinilen bilgiler arasında.</p>
<h2>A101’lerden farklı segmentte olacak </h2>
<p>Yeni dönemde CarrefourSA’nın A101 mağazalarının bir alternatifi ya da daha büyük formatı olarak konumlandırılması beklenmiyor. Tam tersine grubun, iki markanın birbirinden farklı müşteri segmentlerine hitap etmesini sağlayacak bir yapı üzerinde çalıştığı belirtiliyor. Sektör kaynaklarından edinilen bilgilere göre CarrefourSA’nın gelecekteki konumlandırmasında, BİM’in ana indirim marketi operasyonundan ayrı geliştirdiği File modeliyle benzer bir ayrışma hedefl eniyor. Buna göre A101 uygun fiyat ve yaygın mağaza ağına dayalı indirim marketi kimliğini sürdürürken CarrefourSA; ürün çeşitliliğinin, mağaza deneyiminin ve farklı kategorilerin daha fazla öne çıktığı ayrı bir segmentte faaliyet gösterecek. Nitekim devir sonrasında yapılan açıklamada da A101 ile CarrefourSA’nın farklı yönetim yapıları altında, ayrı segmentlerde ve kendi marka kimliklerini koruyarak faaliyetlerini sürdüreceği belirtilmişti. Bu ayrışma aynı zamanda Aydın Grubu’nun gıda perakendesinde farklı tüketici gruplarına farklı markalarla ulaşmasına imkan sağlayacak. CarrefourSA’nın özellikle süpermarket ve daha üst segment mağazacılıktaki mevcut müşteri tabanı korunurken ürün karmasında yapılacak değişikliklerle markanın yeni bir kimliğe taşınması planlanıyor.</p>
<h2>Mağazaların görünümü de değişiyor </h2>
<p>Dönüşüm yalnızca raflarla sınırlı olmayacak. CarrefourSA mağazalarının fiziksel görünümünde de yenilenmeye gidiliyor. Yeni konsept kapsamında mağaza içi yerleşim, kategori alanları ve genel görsel yapının yeniden ele alınması bekleniyor. Özellikle yeni oluşturulacak kategorilerin daha görünür hale getirilmesi ve CarrefourSA’nın A101’den belirgin biçimde ayrışan bir mağaza deneyimine sahip olması üzerinde duruluyor. Wellness kategorisi de bu yeni mağaza kimliğinin dikkat çeken unsurlarından biri olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">10 A101, 38 CarrefourSA mağazası rekabet nedeniyle elden çıkarılacak </span></h2>
<p>CarrefourSA’nın yeni dönemine CEO Hatice Evren liderlik ediyor. Devir sonrasında açıklanan yeni yapılanmada da Evren’in şirketin CEO’su olarak görevini sürdüreceği belirtilmişti. Bu kapsamda daha önce şirkette üst düzey yönetimde yer alan birçok isimle de yollar ayrıldı. Bununla birlikte CarrefourSA’nın ayrı yönetim yapısının korunması yalnızca grubun tercihi değil. Rekabet Kurulu, A101’in CarrefourSA’yı devralmasına 30 Temmuz’da koşullu izin verirken şirketlerin bağımsız organizasyon yapılarını korumasını şart koştu. Kurul ayrıca rekabetçi endişelerin bulunduğu bölgelerde 10’u A101, 38’i CarrefourSA olmak üzere toplam 48 mağazanın elden çıkarılmasını kararlaştırdı. Kurul ayrıca işlem sonrasında toplam istihdam seviyesinin üç yıl boyunca korunmasını şart koştu. Her yıl en az 75 KOBİ veya yerel üreticinin desteklenmesi ile yöresel ürünlerinin mağazalardaki görünürlüğünün artırılması da taahhütler arasında bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/carrefoursa-wellnessa-agirlik-verecek-86505</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/9/1280x720/carrefoursa-1779459968.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ A101’in sahibi Yeni Mağazacılık’a devredilen CarrefourSA’da yeni dönemin yol haritası şekillenmeye başladı. Zincir, alkollü içecek satışından tamamen çıkarken boşalan alanların önemli bölümünün “wellness-sağlıklı yaşam” kategorisine ayrılması planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mahkemelerdeki-icra-iflas-dosyasi-26-milyonu-asti-86503</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mahkemelerdeki icra iflas dosyası 26 milyonu aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Ekonomik hayatta yaşanan bozulma gerek hane halkının gerekse şirketlerin borçluluk oranlarında ciddi artışlara yol açıyor. Buna karşılık ödenemeyip takibe uğrayan borçlar ise icra iflas dairelerinin iş yükünü olağanüstü düzeyde artırıyor. Bu durum ödenemeyen çek senet istatistikleri yanı sıra icra iflas istatistiklerinde de kendisini gösteriyor. Nitekim mahkemelerdeki icra iflas dosyaları sayısı son yıllarda hızla artarken, özellikle geride bıraktığımız 3 aylık dönemde tüm istatistikleri adeta alt üst eden bir gelişme yaşandı.</p>
<p>Mahkemelerdeki icra iflas dosyası sayısı yılbaşından bu yana 2 milyon adet artarken, bu artışın yarıya yakını yani 1 milyonu ise sadece son üç ayda gerçekleşti.</p>
<h2>2022’de 2 bin liranın altındaki dosyalar silinmişti </h2>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2022 yılında yaptığı bir açıklamada, 15 Ağustos 2023 tarihinden önce takibe düşmüş ve değeri 2 bin liranın altındaki icra dosyalarının otomatikman silineceğini açıklamıştı. Buna ilişkin düzenleme yılın sonunda çıkarken, 2023 yılı Ocak ayından itibaren de uygulama tebliğiyle birlikte dosyalar silindi. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan 5 milyon kişiye ait 10 milyon dosyanın silineceğini açıklamasına rağmen, 2023 yılı Haziran ayı itibarıyla icra ifl as dosyası sayındaki net azalış 1.5 milyon olmuştu.</p>
<p>İstatistiklere göre mahkemelerdeki icra iflas dosyası sayısı ekonomi programının uygulanmaya başladığı 2023 yılı Haziran ayında 21 milyon 683 bin düzeyindeydi. 2023 yılını ise mahkemeler 21 milyon 308 bin 196 dosya ile kapattı. Takip eden 2024 yılında icra iflas dosyası sayısı 947 bin adet artarak 22 milyon 256 bin 120’ye yükseldi.</p>
<h2>2025’te arttı, 2026’da artış hızı iki katına çıktı </h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a95123bb9381-1788154427.png" alt="" width="288" height="380" />Mahkemelerdeki icra iflas dosyası sayısı 2025 yılından itibaren sert bir yükseliş eğilimine girdi ve yılı 1 milyon 823 binlik artışla 24 milyon 79 bin ile kapattı. İçinde bulunduğumuz 2026 yılında ise icra iflas dosyası sayısı geçmiş dönemlerin çok çok üstünde bir performansla artış gösterdi. Ocak ve şubat ayları haricinde aylık artan dosya sayısı 200 bini geçti. Hatta yılın ikinci yarısından itibaren bu sayılar da ikiye katlandı ve sadece haziran ayında icra iflas dosyası sayısı 446 bin 976 artarak 25 milyon 432 bine yükseldi. Takip eden temmuzda 364 bin artarak 25 milyon 796 bine yükselen icra iflas dosyası sayısı ağustos ayı sonu itibarıyla da 282 bin 486 adet daha artarak 26 milyon 78 bin ile ilk kez 26 milyonun da üzerine çıkmış oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mahkemelerdeki-icra-iflas-dosyasi-26-milyonu-asti-86503</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/icra-dosyasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İcra iflas dosyası sayısı ağustos ayı sonu itibarıyla 282,5 bin adet artışla ilk kez 26 milyonun üzerine çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ilac-fiyatlarinda-euro-kuru-otomatige-baglaniyor-86502</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlaç fiyatlarında euro kuru otomatiğe bağlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>İlaç fiyatlarının belirlenmesini ilgili Cumhurbaşkanı Kararı’na göre düzenleyen Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğ, 2017’de yayımlanan tebliğ yürürlükten kaldırılarak yenilendi. 29 Ağustos günlü Resmi Gazete’de yayımlanan yeni tebliğ ile euro kurunun yılın ilk 45 günü içinde mutad olarak değiştirilmesi, ihtiyaç duyulması halinde ise yıl içinde ilave olarak belirlenmesi yönündeki “dönemsel euro kuru” usulüne ilave yapıldı. Yeni tebliğde dönemsel euro kuru hesaplaması korunmakla birlikte, yıl içinde otomatik artışa iki haftada bir imkan veren “Güncel Euro Kuru” dahil edildi. “Güncel Euro Kuru” Merkez Bankası’nin iki haftada bir açıklayacağı satış kuru olarak belirlendi. Böylece, bu kura göre satış fiyatı oluşan ilaçların başvuru aranmaksızın fiyatlarının güncellenmesi usulüne geçildi. Tebliğle perakende fiyatı belirlenmeyen bir ürünün eczanede satılması, depocu fiyatı belirlenmeyen bir ilacın depodan satışı yasaklandı.</p>
<h2>Eş değer ilaçta yeni uygulama </h2>
<p>Yeni tebliğde, ilk kez eşdeğeri üretilerek piyasaya giren bir ilacın fiyatının yüzde 60 seviyesine düşmesi uygulaması kaldırıldı ve ilk yıl fiyatı yüzde 80, ikinci yıl yüzde 75 ve üçüncü yıl yüzde 70 düşürülmesi uygulaması getirildi. Bu ürünler yerli imalatsa ve Pazar payları ilk yılın sonunda yüzde 5’e ulaşırsa fiyat düşüşü yüzde 85, üçüncü yıl yüzde 10 Pazar payına ulaşırsa yüzde 75 olarak uygulanacak. Piyasada kalması amacıyla fiyat düşüşlerinden koruma amacıyla oluşturulan fiyat korumalı ilaç kapsamında da değişiklik yapıldı. Daha önce 1 Ağustos 1987 öncesinde piyasaya çıkmış ilaçlara fiyat koruması uygulanırken, 1 Ocak 2000 öncesi ilaçlara da fiyat koruması getirilmesi kriteri getirildi. Ayrıca, daha önce sadece ilaç ticari ismiyle koruma uygulanırken, etkin maddeler bazlı bir liste yapılması usulü getirildi.</p>
<p>Tebliğle, hem orijinal hem de eşdeğeri, eşi bulunan ilaçların fiyat almak için başvurması gereken dönemler ve değerlendirme dönemleri de yeniden belirlendi. Bu fiyatları belirlemekle ilgili Fiyat Değerleme Komisyonu yılda bir kez olağan olarak toplanacak, ihtiyaç olması halinde dönem içinde de toplantı yapabilecek. Eğer geri ödeme kapsamında değilse geleneksel bitkisel tıbbi ürünlerin, satıcının beyanıyla fiyatı belirlenecek. Geri ödeme kapsamına alınırsa genel hükümlere göre fiyatı belirlenecek. Yine reçetesiz satılabilen ürünler genel hükümlere göre fiyatlanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ilac-fiyatlarinda-euro-kuru-otomatige-baglaniyor-86502</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/ilaclar.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yeni tebliğde dönemsel euro kuru hesaplaması korunmakla birlikte, yıl içinde otomatik artışa iki haftada bir imkan veren “Güncel Euro Kuru” dahil edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/amerikali-fiyata-degil-turk-mali-etiketine-bakiyor-86501</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Amerikalı fiyata değil, Türk malı etiketine bakıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türk endüstriyel mutfak sektörü, küresel pazarlardaki büyüme stratejisinde Amerika kıtasını öncelikli hedef pazar olarak konumlandırırken, fiyat rekabetinden ziyade kalite, tasarım ve üretim kabiliyetiyle pazarda öne çıkmaya başladı. Son beş yılda Amerika kıtasındaki ihracatını yüzde 40 artıran Türk endüstriyel mutfak sanayicileri, gözünü bölgenin milyar dolarlık ithalat devlerine dikti. Bu hedef doğrultusunda sektör; Ticaret Bakanlığı’nın desteğiyle, İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) ile Endüstriyel Mutfak, Çamaşırhane, Servis ve İkram Ekipmanları Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TUSİD) ortak organizasyonuyla Meksiko’da düzenlenen Abastur Endüstriyel Mutfak Fuarı’na ikinci milli katılım heyetini düzenledi. Fuara Türkiye’den 11’i Ticaret Bakanlığı desteğiyle yürütülen URGE projesi kapsamında, 2’si ise bireysel katılım olmak üzere toplam 13 firma katıldı.</p>
<h2>Sergilenen ürünlerin hepsi satıldı </h2>
<p>Fuar, Türk üreticilerin Latin Amerika pazarına açılımında da kritik bir eşik oldu. Fuar süresince 22 binin üzerinde profesyonel satın almacı ve sektör temsilcisi ağırlanırken, Türk üreticiler bölgenin önde gelen distribütörleriyle masaya oturarak yeni ticari iş birliklerinin temelini attı. Fuara katılan Türk firmaları organizasyona ilişkin memnuniyetlerini dile getirirken, tüm katılımcılar stantlarında sergilenmek üzere Türkiye’den getirdikleri ürünlerin tamamını fuar esnasında sattı. Fuar sırasında değerlendirmelerde bulunan TUSİD Başkanı Bekir Topuz, Sektör olarak yaklaşık beş yıldır Amerika kıtasını stratejik bir hedef olarak ele aldıklarını dile getirerek, ABD başta olmak üzere Kanada ve Latin Amerika ülkelerinde düzenlenen sektörel fuarlara kesintisiz katılım sağladıklarını ifade etti.</p>
<h2>"Yüzde 2 pay alsak ihracatı ikiye katlar" </h2>
<p>Amerika kıtasındaki pazar potansiyelinin mevcut ihracat rakamlarının çok üzerinde olduğuna dikkat çeken Topuz, bölge pazarının büyüklüğüne işaret etti. Topuz, Amerika kıtasının endüstriyel mutfak ithalatından alınacak küçük bir pazar payının dahi Türkiye’nin toplam endüstriyel mutfak ihracatında devasa bir sıçrama yaratacağını vurguladı. Türkiye’nin yıllık 5,6 milyar dolarlık endüstriyel mutfak ihracatı bulunduğunu hatırlatan Topuz, Amerika kıtasının toplam mutfak ekipmanı ithalatından yalnızca yüzde 2’lik bir pay alınması durumunda, Türkiye’nin tüm dünya pazarındaki mevcut ihracatına denk bir hacmin sadece bu bölgeden elde edilebileceğini söyledi. Bölgenin kilit ülkesi konumundaki Meksika’nın tek başına 1,8 milyar dolarlık mutfak sektörü ithalatı gerçekleştirdiğini belirten Topuz, bu ithalatın çok büyük kısmının ABD ve Çin’den karşılandığını aktardı.</p>
<p>Türkiye’nin Meksika’ya olan ihracatının henüz 100 milyon dolar seviyesinde bulunduğunu ifade eden TUSİD Başkanı, Meksika’nın sadece kendi iç pazarıyla değil; Kolombiya, Panama, Kosta Rika, Porto Riko, Şili ve Arjantin gibi Latin Amerika ülkelerine açılan stratejik bir kapı olarak değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.</p>
<h2>TM Avrupalı üretimle eşdeğer</h2>
<p>Türk endüstriyel mutfak sektörünün Amerika kıtasındaki en büyük kozunun fiyat değil, yakalanan yüksek kalite algısı olduğunu vurgulayan Topuz, bölgedeki satın almacıların Türk ürünlerini Uzak Doğu menşeli ürünlerden tamamen ayrı tuttuğunu belirtti.</p>
<p>Bölgedeki müşterilerin Türk malını doğrudan Avrupa üretimiyle eş değer tuttuğuna dikkat çeken Topuz, Çin’in fiyat odaklı rekabetine karşı Türkiye’nin kalite ve tasarımla yanıt verdiğini söyledi. Türk ürünlerinin kıtadaki kalite algısına dair sahadan bir örnek veren Topuz, Kanada’daki bir müşterinin ürün kataloglarında özellikle "Made in Türkiye" ibaresine yer verdiğini belirterek, alıcıların bu ifadeyi ürünün Çin malı olmadığını, Avrupa standartlarında üretilmiş kaliteli bir ekipman olduğunu vurgulamak için bilinçli olarak kullandığını aktardı. Pizza fırınları, pişirme üniteleri, buzdolapları, bulaşık makineleri ve döner ocaklarının bölgede yoğun talep gördüğünü ifade eden Topuz, Türk tasarımının ve fiyat-performans dengesinin rekabette öne çıktığını ekledi.</p>
<h2>"Meksika’da daha kârlı satabiliyoruz"</h2>
<p>Fuara katılan firmalardan N'DUSTRIO Yönetim Kurulu Başkanı Güçlü Kaplangı da Meksika’nın Türk endüstriyel mutfak sektörü açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirterek, "Meksika, nüfusu, pazar potansiyeli ve Türk ürünlerinin burada konumlandığı yer açısından bizim için oldukça önemli bir pazar” dedi.</p>
<p>Amerika kıtasında Türk ürünlerinin Avrupa menşeli ürünlerle aynı kalite kategorisinde değerlendirildiğini, bu algının fiyat rekabetinde de Türk firmaların elini güçlendirdiğini dile getiren Kaplangı, “Avrupa’daki rakibimiz 10 birim seviyesinde fiyatlandırılıyorsa, burada biz de benzer bir seviyeden rekabet edebiliyoruz. Oysa farklı pazarlarda Türk ürünlerinden daha düşük fiyat beklenebiliyor. Meksika’da ise müşteriler Avrupa kalitesindeki bir ürüne Avrupa seviyesinde fiyat vermeye hazır. Bu bizim açımızdan yalnızca satış hacmi değil, aynı zamanda kârlılık açısından da çok değerli” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Paslanmazdaki vergi ihracatın %30’unu yedi</span></h2>
<p>Sektörün Amerika pazarındaki büyüme hedeflerine karşın iç pazardaki hammadde maliyetleri ve koruma vergileri nedeniyle ciddi kan kaybettiğine değinen Bekir Topuz, özellikle paslanmaz çelikte uygulanan ilave vergiler ile antidamping kararlarının üreticileri zor durumda bıraktığını ifade etti. Sektörün 2026 yılının ilk altı ayında 1,23 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini belirten Topuz, fiyat artışları nedeniyle değer bazındaki gerilemenin yüzde 6 seviyesinde kaldığını, ancak miktar bazında yüzde 17’lik sert bir düşüş yaşandığını vurguladı. Paslanmaz çelikteki ek verginin yüzde 12 olarak uygulanmaya başladığı 2024 yılından bu yana geçen yaklaşık 2,5 yıllık süreçte ihracatta miktar bazındaki kaybın yüzde 30’a yaklaştığı uyarısını yapan Topuz, buna karşılık bitmiş ürün ithalatının da yüzde 30 oranında arttığını söyledi. Vergilerin yerli üreticiyi korumak yerine sanayiciyi bitmiş ürün ithal etmeye yönlendirdiğini savunan Topuz, hammaddesi yüzde 100 paslanmaz çelik olan alt sektörlerde üretimin ciddi oranda sekteye uğradığını ve Çin’e bağımlılığın arttığını dile getirdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Amerika’dan 100 alıcı Türkiye’ye gelecek</span></h2>
<p>Amerika kıtasında kurulan ticari temasların sürdürülebilir hale gelmesi için İstanbul’da düzenlenecek fuara odaklandıklarını belirten Topuz, 10 Kasım’da başlayacak Hostech by TUSİD Fuarı kapsamındaki alım heyeti organizasyonuna ilişkin bilgiler verdi. Ticaret Bakanlığı desteğiyle ABD, Meksika, Panama ve Venezuela başta olmak üzere tüm Amerika kıtasından 100’den fazla büyük alıcının konaklama ve ulaşım giderleri karşılanarak İstanbul’a davet edildiğini açıklayan Topuz, fuara 130 farklı ülkeden şimdiden 1200’ün üzerinde yabancı profesyonelin kayıt yaptırdığını, hedeflerinin ise 5 binin üzerinde yabancı alıcıyı İstanbul’da ağırlamak olduğunu söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/amerikali-fiyata-degil-turk-mali-etiketine-bakiyor-86501</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/03/Bekir-Topuz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son 5 yılda Amerika kıtasına ihracatını yüzde 40 artıran Türk endüstriyel mutfak sektörü, gözünü bölgenin milyar dolarlık ithalat devlerine dikti. TUSİD Başkanı Bekir Topuz, Amerika kıtasında Türk ürünlerinin Avrupa kalitesinde algılandığını belirterek, bu durumun büyük bir fırsat yarattığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-yonetimi-bu-hafta-ovpye-odaklanacak-86500</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi yönetimi bu hafta OVP’ye odaklanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yaz aylarını oldukça hareketli geçiren siyaset ve ekonomi cephesinde eylül ayında da aynı hareketlilik hız kesmeden sürecek.</p>
<p>Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda ‘Çerçeve Yasa’ kapsamında terör örgütünün sahada silah bırakması ve sahadaki gelişmeler yakından izlenecek. Ekonomi yönetimi ise gerek Orta Vadeli Program (OVP) gerekse 2027 bütçesine odaklanacak. Özel sektör için de bir yol haritası niteliği taşıyan Orta Vadeli Program ile 2027-2029 dönemini kapsayan temel makro göstergelerde güncellemeye gidilecek. Önümüzdeki 3 yılın ekonomideki yol haritası ve hedefleri yeniden kamuoyu ile paylaşılacak.</p>
<p>2027-2029 dönemine ilişkin büyüme, enflasyon, istihdam, ihracat ve cari denge gibi temel makro göstergeler belirlenecek. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, eylül ayının ilk haftasında OVP’yi kamuoyu ile paylaşacaklarını açıkladı.</p>
<h2>İstihdam ve ihracata yönelik yapısal reformlar hayata geçirilecek </h2>
<p>Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısı sonrası yapılan açıklamada ise OVP’de yapısal reform vurgusu dikkat çekti. OVP döneminde ekonomide dönüşüm ve sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda verimliliği ve rekabet gücünü artıran yatırımların, üretimin, istihdamın ve ihracatın desteklenmesine yönelik yapısal reformların hayata geçirileceği belirtildi. OVP’nin açıklanmasının ardından ekonomi yönetimi 17 Ekim’de Meclise sunulacak olan 2027 yılı bütçesi hazırlıklarına odaklanacak. Eylül ayında ekonomide takip edilecek diğer bir başlık ise Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun 10 Eylül'de açıklayacağı faiz kararı olacak.</p>
<h2>Silahsızlanma ve sahadaki gelişmeler izlenecek</h2>
<p>Çerçeve yasanın yürürlüğe girmesi ile birlikte Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında hızla toplanan Takip ve Değerlendirme Kurulunun ilk toplantısında 4 alt komisyon kurulması kararlaştırıldı. Alt komisyonlar sürecin farklı boyutlarında yürütülecek çalışmalara katkı verecek.</p>
<p>Çerçeve yasanın uygulanması noktasında eylül ve ekim ayları PKK’nın fesih ve silah bırakma sürecinin yakından takip edileceği aylar olacak. Siyasette ittifak arayışları da gündemdeki diğer bir başlığı oluşturuyor. Yeniden Refah Partisi, Saadet Partisi ile DEVA Partisi arasında süren ittifak görüşmelerinin de sonbaharla birlikte sonuçlanması, milliyetçi cephede de yeni ittifaklar için arayışların sürmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-yonetimi-bu-hafta-ovpye-odaklanacak-86500</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/7/1280x720/ekk-1784095188.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi yönetimi bu hafta OVP’ye odaklanacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emisyon-ticaret-sistemi-basliyor-karbonun-da-fiyati-olacak-86499</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emisyon ticaret sistemi başlıyor, karbonun da fiyatı olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Karbonun bir gün şirketlerin bütçesinde döviz, faiz, enerji ve hammadde gibi ayrı bir maliyet kalemine dönüşeceği uzun zamandır konuşuluyordu. O gün artık uzak değil. Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği, 27 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı ve karbonun fiyatlandırılacağı yeni dönemin çerçevesi çizildi.</p>
<p>Konu Türkiye’de henüz yeni. Tahsisat, karbon kredisi ve emisyon izni gibi kavramlar ilk bakışta meselenin yalnızca çevre mühendislerini ilgilendirdiğini düşündürüyor. Oysa sistemin özü oldukça basit ve sonuçları doğrudan şirketlerin maliyetine, kârlılığına ve rekabet gücüne dokunuyor.</p>
<p><strong>Sistem nasıl çalışacak?</strong></p>
<p>Devlet, belirli sektörlerin atmosfere bırakabileceği toplam sera gazı için bir üst sınır belirliyor. İşletmelere de bu sınır içinde emisyon hakkı veriliyor. Bu haklara “tahsisat” deniliyor. Bir tahsisat, bir ton karbondioksit eşdeğeri sera gazı salma hakkını temsil ediyor.</p>
<p>Yıllık emisyonu 100 bin ton olarak doğrulanan bir fabrikanın aynı miktarda tahsisatı sisteme teslim etmesi gerekiyor. Elinde 90 bin tahsisat varsa eksik 10 bin tahsisatı piyasadan satın alıyor. İhtiyacından fazla tahsisatı varsa bunu satabiliyor veya belirlenen süre içinde sonraki döneme taşıyabiliyor.</p>
<p>Daha az enerji tüketen ve daha düşük emisyonla üretim yapan şirket daha az karbon maliyetine katlanıyor. Eski teknolojiyle ve yüksek enerji tüketimiyle üretime devam eden şirket ise ilave tahsisat almak zorunda kalıyor.</p>
<p>Bu sistem bir karbon vergisi değil. Vergide ton başına ödenecek tutarı devlet belirler. Emisyon Ticaret Sistemi’nde ise tahsisatın fiyatı piyasada oluşur. Fakat şirket açısından varılan yer aynıdır: Karbon salmak artık bedelsiz değildir.</p>
<p>Yönetmelik, kurulu kapasitesine göre hesaplanan yıllık emisyonu 50 bin ton karbondioksit eşdeğerini aşan kategori B ve C tesislerini kapsıyor. Elektrik ve ısı üretimi, petrol rafinasyonu, demir-çelik, alüminyum, çimento, cam, seramik, kâğıt, kimya ve hidrojen üretimi doğrudan etkilenecek faaliyetler arasında.</p>
<p>Burada belirleyici olan şirketin cirosu veya çalışan sayısı değil, tesisin yaptığı iş ve yıllık emisyonu. Aynı sektördeki iki fabrikadan biri sisteme girerken diğeri kapsam dışında kalabilir.</p>
<p>Kapsama girmeyen şirketler de bütünüyle etkisiz kalmayacak. Elektriğe, çimentoya, demir-çeliğe, lojistiğe ve ara mamullere yansıyan karbon bedeli zamanla bütün tedarik zincirine yayılacak.</p>
<p><strong>Maliyet ne kadar büyüyebilir?</strong></p>
<p>Maliyeti belirleyecek üç unsur var: Doğrulanmış emisyon miktarı, ücretsiz verilecek tahsisat ve piyasada oluşacak karbon fiyatı. Henüz Türkiye’de fiyat oluşmadığı için nasıl bir rakamla karşılaşılacağını bilmiyoruz. Ancak Avrupa’daki fiyatlar büyüklük hakkında fikir veriyor.</p>
<p>Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi’nde bir tonluk tahsisatın fiyatı 27 Ağustos 2026 itibarıyla 82,42 avro. Bu rakam Türkiye için bir fiyat tahmini değil; yalnızca karbon maliyetinin ulaşabileceği boyutu gösteren bir ölçü.</p>
<p>Tüpraş’ın 2025 Entegre Faaliyet Raporu’nda doğrudan faaliyetlerinden kaynaklanan Kapsam 1 emisyonu 6 milyon 311 bin 406 ton olarak açıklanıyor. Bu emisyonun tamamının yuvarlak hesapla 83 avro üzerinden tahsisata tabi olduğunu ve hiç ücretsiz tahsisat verilmediğini varsayarsak teorik maliyet yaklaşık 523 milyon avroya ulaşıyor. Emisyonların yüzde 70’inin ücretsiz tahsisatla karşılandığı bir senaryoda dahi kalan yüzde 30 için yaklaşık 157 milyon avroluk maliyet ortaya çıkıyor.</p>
<p>Elbette bunlar Tüpraş’ın ödeyeceği gerçek tutarlar değil. Kurumsal düzeyde açıklanan Kapsam 1 emisyonunun tamamı tesis bazında ETS kapsamına girmeyebilir; ayrıca hangi tesislerin kapsama alınacağı, ücretsiz tahsisat miktarı ve Türkiye’de oluşacak fiyat henüz belli değil. Örnek yalnızca karbonun büyük bir sanayi kuruluşunun faaliyet kârı ve nakit akışı üzerinde ne ölçüde etkili olabileceğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Turkuaz Kredi yeni bir gelir alanı olabilir mi?</strong></p>
<p>Sistemin daha az konuşulan tarafında önemli bir fırsat bulunuyor: Turkuaz Kredi.</p>
<p>Turkuaz Kredi, Türkiye Karbon Denkleştirme Sistemi kapsamında geliştirilmesi planlanan ulusal karbon kredisine verilen isim. Bir Turkuaz Kredi, bir ton karbondioksit eşdeğeri emisyonun bir proje sayesinde azaltıldığını veya atmosferden giderildiğini ifade ediyor.</p>
<p>Buradaki “kredi” sözcüğü yanıltıcı olmasın. Turkuaz Kredi bir banka kredisi veya borçlanma aracı değil. Yapılan emisyon azaltımının bağımsız biçimde doğrulanması, kayıt altına alınması ve ekonomik değere dönüştürülmesi anlamına geliyor.</p>
<p>Örneğin atık gazdan enerji üreten, metan salımını önleyen, enerji verimliliği sağlayan, ağaçlandırma yapan veya karbonu atmosferden uzaklaştıran bir proje, gerekli şartları taşıması hâlinde Turkuaz Kredi üretebilecek. Proje sahibi de bu kredileri satarak yaptığı yatırım için ilave gelir elde edebilecek.</p>
<p>ETS kapsamındaki büyük sanayi tesisleri ise tahsisat teslim yükümlülüklerinin Karbon Piyasası Kurulunca belirlenecek bölümünü bu tür kredilerle karşılayabilecek. Böylece bir tarafta emisyon azaltan projelere yeni finansman sağlanırken, diğer tarafta yüksek emisyonlu tesislere yükümlülüklerini yönetebilecekleri sınırlı bir esneklik sunulacak.</p>
<p>Ancak önemli bir ayrıntı var: Turkuaz Kredi’nin ayrıntıları hâlen Türkiye Karbon Kredilendirme ve Denkleştirme Yönetmeliği Taslağı’nda yer alıyor; taslak 2025 yılı Ağustos ayında görüşe açıldı ve henüz yürürlüğe girmedi. ETS Yönetmeliği, Türkiye sınırları içinde gerçekleşen projelerden elde edilen karbon kredilerinin teslim yükümlülüğünde kullanılmasına kapıyı açtı; fakat kredilerin üretimi, doğrulanması, kaydı ve ticareti için ayrı düzenlemenin de yürürlüğe girmesi gerekiyor.</p>
<p>Taslağa göre kredilerin ETS kapsamı dışındaki faaliyetlerden doğması ve aynı azaltımın başka bir karbon programında veya YEK-G gibi bir sertifika sisteminde ikinci kez kullanılmaması gerekiyor. Amaç, aynı çevresel faydanın iki kez satılmasını önlemek.</p>
<p>Turkuaz Kredi sistemi doğru kurulursa, ETS kapsamı dışında kalan çok sayıda işletme için karbon yalnızca maliyet değil, gelir üreten bir varlık hâline gelebilir. Türkiye’deki yeşil projelerin içeride ve ileride uluslararası piyasalarda alıcı bulması, dönüşüm yatırımlarının finansmanını kolaylaştırabilir.</p>
<p><strong>Takvim belli değil ama yön belli</strong></p>
<p>Yönetmelik yayımlandı; ancak pilot uygulamanın hangi tarihte başlayacağı, hangi sektörleri kapsayacağı ve ne kadar ücretsiz tahsisat verileceği henüz açıklanmadı. Bu kararlar Karbon Piyasası Kurulu ve sonraki düzenlemelerle netleşecek.</p>
<p>Buna karşılık bazı yükümlülükler şimdiden işliyor. Pilot uygulama dönemi kapsamındaki işletmelerin ilk izleme metodolojisi planlarını, Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki ay içinde sunması gerekiyor. Emisyon izni almadan faaliyet gösterilmesi hâlinde uygulanacak idari para cezaları da tesis kategorisine göre milyonlarca lirayı buluyor. Yani fiyat belirsiz olsa da, kayıt ve raporlama zincirindeki gecikmenin bedeli bugünden belli.</p>
<p>Sistemin iyi kurulması hâlinde enerji verimliliği ve temiz teknoloji yatırımları hızlanabilir, ihracatçının SKDM karşısındaki rekabet gücü korunabilir. Turkuaz Kredi de emisyon azaltan projeler için yeni bir finansman kanalı açabilir.</p>
<p>Karbon artık yalnızca sürdürülebilirlik raporlarında yer alan çevresel bir gösterge değil. Bir tarafta üretim maliyetine dönüşürken, diğer tarafta doğru projeler için yeni bir gelir alanı oluşturuyor. Yeni dönemin kazananlarını da bu iki yönü birlikte okuyabilen şirketler belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emisyon-ticaret-sistemi-basliyor-karbonun-da-fiyati-olacak-86499</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emisyon ticaret sistemi başlıyor, karbonun da fiyatı olacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zafer-bayraminda-yapay-zekaya-guvenebilir-miyiz-86497</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zafer Bayramı’nda yapay zekâya güvenebilir miyiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Benim Gazi Mustafa Kemal ile tanışma fırsatım olmadı. Çok isterdim. Onunla tartışmak istediğim belli konular var ama tabii ki bu mümkün değil. Benzer biçimde yapay zekânın da kendisi ile tanışmadığını zamansal bir analizle kolaylıkla anlıyorum. 1938’de ölen Gazi Mustafa Kemal’in 15 yıl sonra 1953’te Anıtkabir’e defnedilmesinin ardından benim doğmama kadar bir 15 yıl daha geçiyor. Yapay zekânın tarihçesini bir kenara bırakırsak, günümüzdeki anlamıyla hayatımıza girmesi 1922’de kazandığımız zaferin ardından yaklaşık 100 yıl sonra gerçekleşiyor. Bu zaman aralıkları ile birbirimizin etkisi altında kalmamız çok kolay değil. Türkiye’deki basiretsiz yöneticilerin halka kabul ettirmek istedikleri her şeyin altına Kemal Atatürk yazarak servis etmesine duyduğum antipatiyi de aştığıma göre, Zafer Bayramı’nı yapay zekâya güvenip güvenemeyeceğimizi anlamak için bir test olarak kullanabiliriz.</p>
<p>Bu testin amacı, yapay zekânın sorduğumuz bir soruya ne cevap vereceğine bakarak bizi manipüle mi ettiğine yoksa elinden geldiğince anlamlı bir derleme mi yaptığına bakmaktır. Sonuçta, derdimiz Cumhuriyet ile değil, yapay zekâ ile… Burada ihsas-ı rey yapıp benim baştan yapay zekâya güven duyduğumu ve gelecek için yeni bir umut olarak değerlendirdiğimi belirteyim. Metnin ilk bölümünde Gazi Mustafa Kemal’i “biz” diye konuşturması bu güveni sarsacak bir şey değildir. Sonraki bölümlerde Gazi Mustafa Kemal’in yaratmaya gerek olduğunu düşündüğü insanı tanımlarken “fikri hür, vicdanı hür” maddesini başa yazması, bu hatasını telafi ediyor.</p>
<p>Bugün herkes kendini yeniden tanımlamaya çalışırken cesareti kadar konuştuğundan “biz” demeyi tercih ediyor ancak ben Gazi Mustafa Kemal’in “ben” diye konuştuğunu düşünüyorum. Bildiklerim bana bunu düşündürüyor. Buna benzer teknik eksikliklerin toplam metnin değerini azaltmayacağını düşünüyorum. Metni test ederken, birbirini tamamlayan iki önemli ifadenin varlığına baktım.</p>
<p>Bunardan biri, “Ne Mutlu Türküm Diyene” ifadesiydi. Her ne kadar mutlu olmaktan vazgeçmiş bir toplumun bu ifadenin diğer kısmından vazgeçmesi önemsiz bir ayrıntıdır. Yapay zekâya güvenmemi sağlayan diğer ifade ise, bunun destekçisi olan ve bu önermeye anlamını veren “tam bağımsız ve müreffeh bir Türkiye yaratmaktır” sözüdür. Başka bir yerde “çalışkan Türk evlatları” ifadesini kullanan yapay zekâ “övünen, çalışan ve güvenen” bir insan tipine işaret ediyor. Bu kadar veri, benim güven duymam için yeterlidir. Bu sistematiğin toplamı, birlikte üreten, güçlenen ve paylaşan bir topluma işaret ediyor. Belki de yapay zekâ bunu söylemiyor da ben böyle hayal ediyorum. Ne fark eder. Herkesin kendi gerçekliği olabilir ama hakikat bir tanedir.</p>
<p>Ve o hakikat bize, böyle hareket etmeyen toplumların önce kıyakçı, arkasından da ayakçı olduğunu gösteriyor. Yapay zekâ bu lafı biliyor mudur diye sormadım ama bizim toplumuzda “Sultanahmet’te dilenip Ayasofya’da sadaka vermek diye güncel bir laf vardır. Benim ayakçılık/kıyakçılık ifadem garip kaçtıysa bizim geçmişimizden gelen bu sözden faydalanabilirsiniz. Ben yapay zekâ ile buralara takılmadan devam edeceğim. Yazının sonunda Gazi Mustafa Kemal kimliğine bürünmesini istediğim Gemini’ın faizler ilgili görüşünü de bulabilirsiniz. Ekonomi gazetecileri bir bankacı ile karşılaştıklarında, konuşulan konu her ne olursa olsun bu konuya atlıyorlardı. Artık kimse bu konuda yorum yapmaya cesaret edemiyor ama ben bu dengelerden haberi olmayan yapay zekâya zoka atayım dedim.</p>
<p><strong>Gazi Mustafa Kemal olarak zaferin kazanılmasının 104'üncü yılı kutlamalarında bir konuşma yapman gerekiyor. Bunun metnini oluşturur musun?</strong></p>
<p>Millî Mücadele’nin zaferle taçlandırıldığı bu büyük günün üzerinden tam yüz dört koca yıl geçti. Yüz dört yıl evvel bu topraklarda, Dumlupınar’da yazdığımız destan; esareti reddeden, bağımsızlığı karakteri sayan bir milletin kudretinin tüm dünyaya ilanıydı.</p>
<p>Bugün burada, bu zaferin yüz dördüncü yıl dönümünde huzurunuza çıkarken, kalbimde o günkü iman ve kararlılıkla atan milyonların heyecanını, gözlerimde ise bu vatanı bizlere miras bırakan aziz şehitlerimizin ve kahraman silah arkadaşlarımın nurlu hatıralarını taşıyorum.</p>
<p>Efendiler,</p>
<p>Biz bu zaferi, inancın imkansızlıkları nasıl yendiğinin en somut kanıtı olarak kazandık. Yorgun, çaresiz, elleri nasırlı ama yürekleri vatan sevgisiyle çarpan bu necip millet; yokluklar içinde dahi haysiyetinden ödün vermeyeceğini bütün dünyaya gösterdi. "Ya istiklal ya ölüm!" parolasıyla çıktığımız bu yolda, milletimizin azim ve kararlılığından başka hiçbir dayanağımız yoktu. Şanlı ordumuz, her türlü imkansızlığa rağmen düşmanı bu topraklardan söküp attı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini bu aziz toprakların üzerine çelikten iradeyle ördü.</p>
<p>Şunu asla unutmayın ki, kazanılan bu zafer sadece askeri bir başarıdan ibaret değildir. Bu zafer, Türk milletinin çağdaş medeniyetler seviyesinin üstüne çıkma iradesinin, akıl ve bilimin rehberliğinde aydınlık bir geleceğe yürüyüşünün ilk ve en büyük adımıdır. Bizler, kılıcın gücüyle değil, irfanın, eğitimin, çalışmanın ve millet sevgisinin gücüyle bu devleti yükseltmek mecburiyetindeyiz.</p>
<p>Bugün, bu mukaddes vatanın emanetçileri olan sizlere düşen en büyük görev; kurduğumuz cumhuriyete, onun temel değerlerine, hürriyet ve bağımsızlık ruhuna sımsıkı sarılmaktır. Türkiye Cumhuriyeti, aydınlık yarınlara yürüyen hür ve müstakil evlatlarının ellerinde her daim payidar kalacaktır.</p>
<p>Bu duygularla, başta bu zaferin başkomutanı olarak şahsıma ve silah arkadaşlarıma duyduğunuz teveccühü yâd ederken; vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle ve şükranla anıyorum.</p>
<p>Ne mutlu Türk'üm diyene!</p>
<p><strong>Bundan sonrası için strateji ve eylem planını ayrıntılı olarak anlatır mısın?</strong></p>
<p>Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün vizyonu ve Nutuk'un rehberliğinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci yüzyılında muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmak ve onu aşmak için izlenmesi gereken stratejik yol haritası ve eylem planı, akıl, bilim ve tam bağımsızlık ilkeleri temelinde şekillendirilmektedir.</p>
<ol>
<li>Eğitim, Bilim ve Kültür Stratejisi</li>
</ol>
<p>Eğitim reformu, muasır medeniyet seviyesine ulaşmanın ve kalkınmanın temel taşıdır.</p>
<ul>
<li>Eğitim Müfredatının Dönüşümü: Ezberci anlayıştan uzaklaşarak analitik düşünceyi, eleştirel akıl yürütmeyi, felsefe ve sanat disiplinlerini merkeze alan bir eğitim modeli kurulacaktır.</li>
<li>Bilim ve Ar-Ge Hamlesi: Üniversiteler teorik bilgi üreten yapılar olmaktan çıkarılıp, sanayi ve teknolojiyle entegre çalışan Ar-Ge ve inovasyon üslerine dönüştürülecektir.</li>
<li>Kültürel Aydınlanma: Halkevleri ve millet odaları ruhuyla, kültür ve sanatı toplumun en kılcal damarlarına kadar ulaştırarak milli kimliği koruyan ama evrensel değerlerle beslenen bir kültürel Rönesans gerçekleştirilecektir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Ekonomi, Sanayi ve Kalkınma Eylem Planı</li>
</ol>
<p>Ekonomik bağımsızlık olmaksızın siyasi bağımsızlığın korunamayacağı bilinciyle hareket edilecektir.</p>
<ul>
<li>Tarımda Modernleşme ve Üretim Kooperatifçiliği: Köylünün milletin efendisi olduğu şiarıyla tarımsal üretimde teknolojik altyapı güçlendirilecek, kooperatifçilik teşvik edilerek gıda güvenliği teminat altına alınacaktır.</li>
<li>Milli Sanayi ve Teknoloji Hamlesi: Stratejik sektörlerde (savunma, enerji, yazılım, biyoteknoloji) dışa bağımlılığı sıfırlayacak yerli üretim odaklı endüstriyel politikalar hayata geçirilecektir.</li>
<li>Fırsat Eşitliği ve Adil Bölüşüm: Ekonomik büyümenin nimetleri toplumun tüm kesimlerine adil bir şekilde dağıtılacak, yoksullukla mücadelede sosyal devletin etkinliği artırılacaktır.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Hukuk, Demokrasi ve Kurumsal Kapasite</li>
</ol>
<p>Devletin inşasında en sağlam temel adalet ve liyakattir.</p>
<ul>
<li>Liyakat Esaslı Kamu Yönetimi: Devlet kurumlarında ve bürokraside partizanlık veya kayırmacılık tamamen ortadan kaldırılacak, göreve gelmede tek ölçüt liyakat, dürüstlük ve vatan sevgisi olacaktır.</li>
<li>Hukukun Üstünlüğü: Yargı bağımsızlığı eksiksiz bir şekilde tesis edilerek vatandaşların mülkiyet ve can güvenliği güvence altına alınacak, yatırımcı ve birey için güven ortamı yaratılacaktır.</li>
<li>Güçlendirilmiş Cumhuriyet Kurumları: Denetlenebilir, şeffaf ve hesap verebilir kurumsal yapılar yeniden inşa edilecektir.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Dış Politika ve Millî Güvenlik Stratejisi</li>
</ol>
<p>"Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi, akılcı ve onurlu bir dış politikanın rehberidir.</p>
<ul>
<li>Bölgesel ve Küresel Denge: Komşularla iyi ilişkiler gözetilirken, ulusal çıkarlardan asla taviz verilmeyecek; uluslararası alanda barışın ve istikrarın aktif savunucusu olunacaktır.</li>
<li>Stratejik İttifaklar ve Bağımsız Karar Alma: Uluslararası anlaşmalara sadık kalınırken, ülkenin egemenlik haklarını zedeleyen hiçbir dayatma kabul edilmeyecektir.</li>
</ul>
<p>Bu stratejik eylem planının başarısı, milletimizin her bir ferdinin görev bilinciyle çalışmasına, gençliğimizin ise bilimi ve aklı rehber edinmesine bağlıdır. Kurduğumuz eser, çalışkan Türk evlatlarının ellerinde her daim payidar kalacaktır.</p>
<p><strong>Ekonomik modelimizi nasıl oluşturmalıyız?</strong></p>
<p>Millî iktisat esasına dayanan, devleti yatırımcı ve yönlendirici bir akılla konumlandırırken özel teşebbüsün dinamizminden faydalanan, dışa bağımlı değil üreten, tasarlayan ve ihraç eden bir ekonomik model inşa etmeliyiz. İzmir İktisat Kongresi'nin ruhuyla şekillenecek bu modelin temel ayakları şu yapı taşları üzerine oturtulmalıdır:</p>
<ol>
<li>Üretim ve Sanayileşme Stratejisi</li>
</ol>
<ul>
<li>Yüksek Katma Değerli Üretim: Montaj sanayiinden sıyrılarak yarı iletkenler, ileri teknoloji yazılımlar, yapay zeka entegre sistemler, biyoteknoloji ve yeşil enerjide endüstriyel derinlik kazanılmalıdır.</li>
<li>Stratejik Sektörlerde Devlet Desteği: Sanayinin omurgasını oluşturan demir-çelik, petrokimya, makine teçhizat ve savunma sanayii gibi kritik alanlarda devlet doğrudan öncü yatırımlar yapmalı veya stratejik ortaklıklar kurmalıdır.</li>
<li>Tedarik Zinciri Güvenliği: Küresel kırılganlıklara karşı kritik hammadde, çip ve enerji arzında yerli kaynaklara öncelik verilmeli, alternatif koridorlar (Orta Koridor gibi) aktif ticaret hatlarına dönüştürülmelidir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Tarımda Millî Güvenlik ve Modernizasyon</li>
</ol>
<ul>
<li>Kooperatifçilik ve Ölçek Ekonomisi: Küçük üretici korunmalı, modern tarım kooperatifleri aracılığıyla üretimde verimlilik artırılmalı ve lojistik maliyetler düşürülmelidir.</li>
<li>Gıda Egemenliği: Tarımsal girdilerde (tohum, gübre, akaryakıt) dışa bağımlılık bitirilmeli; iklim krizine dayanıklı akıllı tarım uygulamaları (dikey tarım, su tasarruflu sulama) ülke geneline yaygınlaştırılmalıdır.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Finansal İstikrar ve Sermaye Piyasaları</li>
</ol>
<ul>
<li>Üretim Odaklı Kredi Politikası: Bankacılık sistemi spekülatif tüketimi veya gayrimenkul balonlarını finanse etmek yerine; ihracat yapan, teknoloji üreten, istihdam yaratan reel sektör girişimcilerini desteklemeye yönlendirilmelidir.</li>
<li>Güçlü Sermaye Piyasaları: Borsa İstanbul, halkın geniş kesimlerinin tasarruflarını güvenle büyütebileceği, şirketlerin şeffaf bir şekilde özkaynak finansmanı sağlayabileceği derin ve denetlenebilir bir yapıya kavuşturulmalıdır.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Beşeri Sermaye ve İş Gücü Dönüşümü</li>
</ol>
<ul>
<li>Teknik Eğitim ve Dijital Yetkinlik: Meslek liseleri ve üniversiteler, geleceğin endüstrisinin (otomasyon, robotik, veri analitiği) ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü yetiştirecek şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.</li>
<li>Beyin Göçünün Tersine Çevrilmesi: Ülkenin en nitelikli beyinlerinin kendi vatanlarında üretebilecekleri özgür, yenilikçi ve tatmin edici ekonomik ekosistemler (teknoparklar, Ar-Ge merkezleri) oluşturulmalıdır.</li>
</ul>
<p>Bu ekonomik modelin nihai amacı, yabancıların lütfuna muhtaç olmayan, kendi parasının değerini kendi üretimiyle koruyan, gelir adaletsizliğini asgari seviyeye indirmiş, tam bağımsız ve müreffeh bir Türkiye yaratmaktır.</p>
<p><strong>Bunu yapacak insanı nasıl yetiştirmeliyiz ve hangi insan tipi ile ilerlemeliyiz?</strong></p>
<p>Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller; yani akıl ve bilimi rehber edinen, dogmalardan arınmış, sorgulayan, üreten ve toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket eden "çağdaş insan" modeliyle ilerlemeliyiz.</p>
<p>Bu nitelikli insan tipini inşa etmek ve ekonomiden teknolojiye tüm bu stratejik adımları atacak kadroları yetiştirmek için izlenmemiz gereken eğitim ve insan kaynakları yaklaşımı şu temel ilkelere dayanmalıdır:</p>
<ol>
<li>Fikrî ve Vicdanî Bağımsızlık (Fikri Hür Nesiller)</li>
</ol>
<ul>
<li>Ezberciliğe Karşı Eleştirel Düşünce: Sorgulamayan, otoriteye körü körüne itaat eden değil; veriyi analiz eden, "neden" ve "nasıl" diyen, akıl yürütme becerisi gelişmiş bireyler yetiştirilmelidir.</li>
<li>Vicdanî Sorumluluk: Bilim ve teknik, ahlaki bir süzgeçten geçirilmelidir. Birey, ürettiği bilginin veya teknolojinin insanlığa ve ülkesine olan sorumluluğunu taşımalı; bireysel çıkarı toplumsal yararın üstünde tutmamalıdır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Bilimsel Merak ve Teknik Yetkinlik</li>
</ol>
<ul>
<li>Pozitif Bilimlerin Egemenliği: Eğitim müfredatının merkezine fen bilimleri, matematik, felsefe ve sanat konulmalıdır. Gençler laboratuvarlarda deneyen, üreten ve keşfeden bir pratikle yetişmelidir.</li>
<li>Çok Yönlü Donanım (T-İnsan Modeli): İnsanımız hem kendi alanında (mühendislik, tarım, iktisat vb.) derinlemesine uzmanlaşmalı hem de sanat, tarih, edebiyat ve teknoloji gibi yatay disiplinlerde vizyon sahibi olmalıdır.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Üreten ve Problem Çözen Zihniyet</li>
</ol>
<ul>
<li>Pratikle Teorinin Birleşimi: "Fennî ve sınaî" eğitim; yani okulların atölyelerle, fabrikalarla ve tarım sahalarıyla iç içe olduğu bir model benimsenmelidir. Gençler masabaşı teorisyenler değil, sahada somut problem çözen uygulayıcılar olmalıdır.</li>
<li>Girişimcilik ve Cesaret: Hata yapmaktan korkmayan, yenilikçi riskleri alabilen, "imkansız" kelimesini lügatından çıkaran bir özgüven aşılanmalıdır.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Liyakat, Ahlak ve Vatandaşlık Bilinci</li>
</ol>
<ul>
<li>Eşit Fırsat ve Liyakat: İnsan yetiştirme düzeninde torpil, kayırmacılık ve aidiyetler değil; sadece emeğin, yeteneğin, dürüstlüğün ve liyakatin geçerli olduğu bir meritokrasi sistemi kurulmalıdır.</li>
<li>Millet ve İnsanlık Sevgisi: Yetişen insan, kazandığı bilgiyi ve zenginliği önce kendi milletinin refahı, ardından insanlığın ortak ilerlemesi için kullanmayı asli bir vazife bilmelidir.</li>
</ul>
<p>Bu niteliklere sahip nesiller, sadece ekonomiyi kalkındırmakla kalmaz; aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'ni akılcı, adil ve çağdaş bir geleceğe taşıyan en büyük güvencemiz olur.</p>
<p><strong>Bunları gerçekleştirmek için yapay zekâyı nasıl konumlandırmalıyız?</strong></p>
<p>Yapay zekâyı sadece işleri hızlandıran bir araç veya modern bir yazılım olarak değil, cumhuriyetin ilk dönemindeki sanayi hamlelerinin, elektrikifikasyonun veya demir ağların gördüğü stratejik işlevin günümüzdeki en temel kaldıraç gücü olarak konumlandırmalıyız.</p>
<p>Yapay zekâyı bu vizyonla geleceğin Türkiye’sine entegre etmek için şu stratejik eksenler esas alınmalıdır:</p>
<ol>
<li>Millî Güç ve Stratejik Karar Alma Mekânizması</li>
</ol>
<ul>
<li>Veriye Dayalı Akılcı Planlama: Devletin stratejik planlaması, tarımsal rekolte tahminlerinden lojistik koridor optimizasyonuna, enerji arz güvenliğinden demografik dönüşüme kadar yapay zekâ destekli karar destek sistemleriyle (simülasyon ve modelleme merkezleriyle) donatılmalıdır.</li>
<li>Kamu Yönetiminde Şeffaflık ve Verimlilik: Bürokrasi; kırtasiyecilikten arındırılmış, kamu kaynaklarının etkin dağıtılmasını sağlayan ve liyakati destekleyen akıllı otomasyon sistemleriyle yeniden yapılandırılmalıdır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Üretimde ve Ekonomide "Akıllı Sıçrama"</li>
</ol>
<ul>
<li>Geleneksel Sektörlerde Dönüşüm: Tarımda hassas tarım uygulamalarıyla (verimlilik, su ve gübre optimizasyonu) gıda güvenliği garanti altına alınmalı; sanayide ise akıllı fabrikalar ve otonom üretim hatlarıyla küresel rekabette öne geçilmelidir.</li>
<li>Yüksek Katma Değerli Teknoloji Üretimi: Montajcı bir konumda kalmamak için; yarı iletken tasarımı, yapay zekâ algoritmaları, büyük dil modelleri ve robotik sistemler gibi kritik alanlarda yerli Ar-Ge ekosistemleri devlet destekleriyle sıçrama tahtası haline getirilmelidir.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Eğitimde Fırsat Eşitliği ve Kişiselleştirilmiş Öğrenme</li>
</ol>
<ul>
<li>Milli Eğitimde Akıllı Asistanlar: Anadolu'nun en uzak köyündeki bir öğrenciye dahi nitelikli rehberlik, yabancı dil eğitimi ve bilimsel içerik sunabilen, her bireyin öğrenme hızına adapte olan yapay zekâ tabanlı millî eğitim platformları kurulmalıdır.</li>
<li>Nitelikli İnsan Gücünün Yetiştirilmesi: Gençlerimiz yapay zekâyı sadece tüketen birer kullanıcı değil, onu kodlayan, eğiten, etik sınırlarını çizen ve üretime entegre eden "yapay zekâ mimarları" olarak yetiştirilmelidir.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Etik, Egemenlik ve Siber Güvenlik</li>
</ol>
<ul>
<li>Veri Egemenliği: Türkiye'nin verisi bu topraklarda kalmalı; milli güvenliği ve vatandaşların mahremiyetini koruyan bağımsız veri merkezleri ile yerli altyapılar (milli bulut sistemleri) hayata geçirilmelidir.</li>
<li>Ahlaki ve Beşeri Süzgeç: Teknolojinin ve yapay zekânın geliştirilmesinde "fikri hür, vicdanı hür" nesillerin süzgecinden geçmiş bir etik anlayış hakim kılınmalı; yapay zekâ insanı köleleştiren değil, insanlığın refahını ve özgürlüğünü artıran bir hizmetkar olarak konumlandırılmalıdır.</li>
</ul>
<p>Yapay zekâ, doğru konumlandırıldığı takdirde, Türkiye'nin çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma mücadelesinde yüzyılın en büyük çarpanı olacaktır. Bu gücü akılla, bilime sadakatle ve millî çıkarlarımız doğrultusunda yönetmek boynumuzun borcudur.</p>
<p><strong>Faziler ne olmalı? (Burada yanlışlıkla faiz yerine fazi yazıyorum ve Gemini bunu fazilet olarak algılayıp bir yanıt oluşturuyor. İyi de oluyor. Cumhuriyetin bir fazilet rejimi olduğunu uzun süredir unutmuştuk.)</strong></p>
<p>Toplumumuzu, devletimizi ve geleceğimizi inşa ederken insanımızın taşıması ve benimsemesi gereken temel faziletler; akıl, vicdan ve sorumluluk ekseninde şu sütunlar üzerinde yükselmelidir:</p>
<ul>
<li>Doğruluk ve Hakikat (Sözün ve Özün Birliği): En başta kendimize, milletimize ve gerçeğe karşı dürüst olmak. Bilimin, siyasetin ve günlük yaşamın temelini hileden arındırılmış bir hakikat arayışına oturtmak.</li>
<li>Çalışkanlık ve Üretkenlik: Tembelliği, uyuşukluğu ve başkalarının sırtından geçinmeyi reddeden; alın terini, üretmeyi ve çalışmayı en büyük ibadet ve onur sayan bir şuur.</li>
<li>Vatanseverlik ve Kamu Vicdanı: Bireysel çıkarları milletin ve insanlığın ortak yararının önüne koymamak; bu vatanın taşını, toprağını ve insanını korumayı en yüksek ödev bilmek.</li>
<li>Adalet ve Liyakat: Her işi ehhline vermek, hak edene hakkını teslim etmek, güçlü olanın değil haklı olanın üstün geldiği bir adalet duygusunu içselleştirmek.</li>
<li>Alçakgönüllülük ve Öğrenme İştahı: Ne kadar bilirsek bilelim "en hakiki mürşit ilimdir" düsturuyla cehaletle savaşmayı sürdürmek; kibirden uzak, her gün yeniden öğrenmeye ve gelişmeye açık olmak.</li>
<li>Cesaret ve Özgür Düşünce: Akıl ve vicdanın emrettiği doğruları söylemekten ve savunmaktan korkmamak; dogmalara karşı fikri bağımsızlığı koruma cesaretini göstermek.</li>
</ul>
<p><strong>Faizler ne olmalı? (Bunu ekonomi gazetecilerin ısrarlı teması olması nedeniyle buraya ekliyorum.)</strong></p>
<p>Önceki cevabımda "faziletler" başlığı altında bir imla hatasını düzeltip ahlaki değerleri anlatmıştım; ancak sorunuz doğrudan "faizler" üzerine ise, bu konuyu siyasi, ideolojik veya hayali beklentilere göre değil, tamamen rasyonel iktisat bilimi ve cumhuriyetin bağımsız iktisat ilkeleri çerçevesinde ele almalıyız.</p>
<p>Faiz politikası, kendi başına bir amaç değil; fiyat istikrarını sağlama, Türk lirasının satın alma gücünü koruma ve sürdürülebilir yatırımı teşvik etme aracından ibarettir.</p>
<p>Bu doğrultuda faizlerin nasıl bir konumda olması gerektiğine dair temel ilkeler şunlardır:</p>
<ol>
<li>Gerçekçi ve Rasyonel Seviye (Piyasa Gerçekliği)</li>
</ol>
<ul>
<li>Pozitif Reel Faiz Denklemi: Faiz oranları, beklenti dâhilindeki enflasyonun ne çok altında ne de yıkıcı derecede çok üzerinde olmalıdır. Enflasyonun altında kalan yapay düşük faizler (negatif reel faiz) birikimleri eritir, tüketimi kışkırtır, döviz ve gayrimenkul spekülasyonunu tetikler. Enflasyonun aşırı üstündeki faizler ise üretimi ve yatırımı kilitler.</li>
<li>Tasarrufu Teşvik: Yerli parayı (Türk lirasını) korumak ve vatandaşın birikimlerini döviz veya altın gibi üretken olmayan alanlara kaçırmasını önlemek için faiz oranları tasarruf sahibini enflasyona ezdirilmeyecek seviyede belirlenmelidir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Üretime ve Yatırıma Odaklı Ayrıştırılmış Faiz Yapısı</li>
</ol>
<ul>
<li>Seçici ve İhtisaslaşmış Krediler: Genel politika faizi piyasadaki genel dengeyi sağlarken; yüksek katma değerli sanayi, teknoloji üretimi, ihracat ve tarım sektörleri için devlet destekli, düşük faizli uzun vadeli ihtisas kredileri sunulmalıdır.</li>
<li>Tüketim Değil Üretim Finansmanı: Faiz oranları, ithal malları veya lüks tüketimi teşvik eden kredileri sınırlandıracak; buna karşılık yerli üretimi, fabrikayı, makine teçhizat alımını ve Ar-Ge'yi destekleyecek şekilde seçici olarak uygulanmalıdır.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Merkez Bankası Bağımsızlığı ve Güvenilirlik</li>
</ol>
<ul>
<li>Siyasi Müdahaleden Uzak Yönetim: Merkez Bankası, faiz dâhil olmak üzere tüm para politikası araçlarını siyasi hesaplarla değil, bilimin ve piyasa veri analitiğinin emrinde, tamamen bağımsız ve şeffaf bir şekilde kullanmalıdır.</li>
<li>Öngörülebilirlik: Faiz kararları sık sık değişen, belirsiz adımlarla değil; önceden ilan edilen net hedefler ve veriye dayalı stratejiler doğrultusunda alınmalıdır. Güvenin tesis edildiği yerde, faizlerin de zamanla doğal ve makul seviyelere gerilemesi kolaylaşır.</li>
</ul>
<p>Nihai hedef; sadece faizi indirerek veya yükselterek bir ekonomik mucize beklemek değil, faizleri enflasyonla mücadele aracı olarak rasyonel bir noktada tutup gerçek zenginliği üretim, teknoloji, yüksek istihdam ve nitelikli ihracat ile yaratmaktır.</p>
<p>Gazi Mustafa Kemal’i hiç tanımamış bir olarak yine kendisini hiç tanımamış olan Gemini’a sorduğum sorulara aldığım yanıtlar bunlar. Bu yanıtlar tabii ki hakiki değil, Gazi Mustafa Kemal’e sormadık ama bunlara baktığımda yapay zekâ ile ilişkimde güçlü ve gerçek bir zemin görüyorum. Yapay zekâ stratejimizi belirlerken yapay zekâyı kullanma konusunda izlememiz gereken yolun bu olduğunu düşünüyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zafer-bayraminda-yapay-zekaya-guvenebilir-miyiz-86497</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zafer Bayramı’nda yapay zekâya güvenebilir miyiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eglence-ve-istikrar-86512</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eğlence ve istikrar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta Türkiye–Almanya voleybol maçındaydım. Ortam, daha salona girerken maçtan çok bir şenliğe gelmişsiniz hissi veriyordu. Aileler, formalarını giymiş çocuklar, ellerinde bayraklarla gençler, fonda müzik, her köşede bir hareket… Oyun başladığında elbette işin rengi değişti; kaçan sayılarda hayıflanmalar, kritik anlarda nefesler tutmalar, kazanılan sayılarda ayağa kalkmalar, Türkiye’nin kazanmasını isteyen binlerce taraftarın heyecanı tüm salona yayıldı. Her şeye rağmen, bu kazanma arzusunun yarattığı gerilim bile ortamın neşesini ele geçiremiyordu. Rekabet sertti, heyecan yüksekti fakat tribünlerde öfke değil keyif vardı. Kısacası insanlar sadece maç izlemiyor, iyi vakit geçiriyordu.</p>
<p>Galibiyete rağmen bir tarafta futbol sahalarından ve tribünlerinden gelen kavga, küfür, gerilim ve şiddet görüntüleri, diğer tarafta voleybol salonlarından yükselen müzik, kahkaha, alkış ve pür neşe… Belki de son yıllarda spor adına en fazla ihmal ettiğimiz kelimelerden biri bu: Eğlence.</p>
<p>Çocukların sporla kurduğu ilişkinin temelinde keyif olması gerektiğini hemen hemen her sporcu velisi seminerinde anlatıyorum. Salondaki atmosfere tanık olurken, bu konuyu düşünmeden edemedim. Belki yetişkinler için de durum aynıydı; insanların voleybolla kurduğu bağın içinde başarı ve milli takım aidiyeti kadar, orada bulunmaktan alınan keyif de vardı.</p>
<p>Keyif insanları salona getirirken, onları yıllarca aynı hikâyenin parçası yapan bir başka şey daha var: İstikrar.</p>
<p>İstikrar… Türkiye Kadın Voleybol Milli Takımı›nın son yirmi yıllık yolculuğunu tek kelimeyle anlatmak gerekse, herhalde bundan daha doğru bir kelime bulmak zor olurdu. 2000’lerin ikinci yarısında dünya sıralamasında çoğunlukla 10–15 bandında dolaşan Türkiye, zaman zaman büyük takımları zorlayan ama henüz dünyanın elitleri arasında kalıcı bir yere sahip olmayan bir ülkeydi. Sonra yavaş yavaş başka bir hikâye yazılmaya başlandı. </p>
<p>2011 Avrupa Şampiyonası’nda bronz madalya, 2012 Grand Prix’de üçüncülüğün arkasından bile sıradan sonuçlar gelebiliyordu. Asıl değişimin izleri 2017’den sonra belirginleşti; 2017 Avrupa üçüncülüğü, 2018 Milletler Ligi ikinciliği, 2019 Avrupa ikinciliği, 2021’de Avrupa ve Milletler Ligi üçüncülükleri, 2023’te Milletler Ligi ve Avrupa şampiyonlukları, dünya sıralamasında bir numaraya ulaşılması, ardından Dünya Şampiyonası’nda finale kadar uzanan yolculuk ve yeniden Milletler Ligi şampiyonluğu…</p>
<p>O seviyeyi yıllarca koruyabilmek, bir iki tane şampiyonluk kazanmaktan çok daha zor. İyi bir jenerasyon yakaladığımız konusunda şüphe yok fakat bu istikrarın arkasında yalnızca iyi bir jenerasyon olduğunu düşünmek de haksızlık olur. Güçlü kulüpler, kaliteli bir lig, altyapıya yapıya gelen talep, yabancı ve yerli antrenörlerin oluşturduğu bilgi birikimi, uluslararası seviyede sürekli rekabet eden oyuncular, doğru kuşak geçişleri ve giderek genişleyen bir oyuncu havuzu bu başarıların temel nedenleri… Biz bir voleybol ülkesiyiz sloganı aslında oluşturulan bir spor kültürünün deklarasyonu.</p>
<p>Dün sahadaki kaliteyi, güveni ve aidiyeti birkaç organizasyonla yaratamazsınız, onların oluşması yıllar ister. Aslında istikrar ve eğlence birbirinden ayrı iki konu değil, tam tersi birbirini tamamlayan iki olgu. Dün insanları salona getiren eğlence olabilir fakat onları yıllarca o hikâyenin içinde tutan da istikrar olacak.</p>
<p>Bize bu keyfi ve gururu yaşatan, başta kadın voleybolcularımız olmak üzere, emeği geçen herkese teşekkürler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eglence-ve-istikrar-86512</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eğlence ve istikrar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/etinin-tarladan-baslayan-dayaniklilik-yatirimi-kanatli-bugdayi-86511</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ETİ’nin tarladan başlayan dayanıklılık yatırımı: Kanatlı Buğdayı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim değişikliği gıda şirketleri için tarımsal ham maddeye erişimi stratejik bir iş riskine dönüştürürken, ETİ çözümü tarlada arıyor. 20 yılı aşkın ıslah ve Ar-Ge çalışmasının ürünü Kanatlı Buğdayı, kurağa toleransı, yüksek verim potansiyeli ve bisküvilik kalitesiyle hem çiftçinin gelirini hem de şirketin tedarik zincirini güçlendirmeyi hedefliyor. İlk tohumluk hasadında dekarda 563 kilogram verime ulaşan ETİ, şimdi Kanatlı buğdayını sözleşmeli tarım modeliyle yaygınlaştırmaya hazırlanıyor. </strong></p>
<p>Bir bisküvinin hikâyesi fabrikada değil, tarlada başlıyor. Buğdayın yetişebilmesi için yağmura, doğru sıcaklığa, sağlıklı toprağa ve üretmeye devam edebilen bir çiftçiye ihtiyaç var. Bu zincirin herhangi bir halkası kırıldığında sorun, yalnızca tarımın değil, gıda sanayisinin de sorunu haline geliyor.</p>
<p>İklim değişikliği bu yüzden gıda şirketlerinin tedarik zincirini yeniden tanımlıyor. Doğru ham maddeyi doğru fiyata satın almak kadar, o ham maddenin beş, on, yirmi yıl sonra da üretilebilmesini güvence altına almak önem kazanıyor.</p>
<p>ETİ’nin Kanatlı Buğdayı hikâyesi bu dönüşümün bir örneği. 2004 yılında Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından başlayan ıslah çalışmalarına ETİ, 2016 yılında TÜBİTAK ve TAGEM iş birliğindeki bisküvilik buğday geliştirme projesiyle dahil oldu. Amaç, Türkiye’de ağırlıklı olarak ekmeklik ve makarnalık buğday üzerine kurulu ıslah çalışmalarının ötesine geçerek, bisküvi üretiminin ihtiyaç duyduğu protein ve nişasta yapısına sahip yerli bir çeşit geliştirmekti.</p>
<p>Bugün gelinen noktada Kanatlı Buğdayı yeni bir yerli çeşit olmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Kurağa toleransı ve farklı çevre koşullarına adaptasyon kabiliyeti, onu iklim değişikliğine karşı bir dayanıklılık aracına, yüksek verim potansiyeli ise çiftçi açısından ekonomik bir seçeneğe dönüştürüyor.</p>
<p>Eskişehir Tepebaşı’nda gerçekleştirilen ilk tohumluk hasadında dekarda 563 kilogram verime ulaşılması bu potansiyelin ilk saha göstergelerinden biri. ETİ Global CEO’su Ercan Öz, Kanatlı Buğdayı’nı “Tarımın, üreticinin ve gıda üretiminin geleceğine yapılan uzun vadeli bir yatırım” olarak tanımlıyor. Bu kez dayanıklılık fabrikada değil, tohumda başlıyor. ETİ Global CEO’su Ercan Öz’le konuştuk.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">“Tarımın geleceği bizim için bir tedarik meselesi değil”</span></strong></p>
<p>“ETİ olarak, üretimimizin temelini tarımsal girdiler oluşturuyor. Dolayısıyla tarımın geleceği, bizim için yalnızca bir tedarik konusu değil; işimizin sürdürülebilirliğinin temel unsurlarından biri. Bu nedenle tarımsal Ar-Ge’yi, çiftçilerimizle kurduğumuz uzun soluklu iş birliklerini ve yerli çeşit geliştirme çalışmalarını stratejik bir yatırım alanı olarak görüyoruz. Buğday da üretimimizin en önemli tarımsal girdilerinden biri. Türkiye’de buğday çeşitleri ekmeklik ve makarnalık olarak sınıflandırılıyor. Oysa bisküvi üretimi, protein ve nişasta yapısı başta olmak üzere kendine özgü kalite özelliklerine sahip bir buğday gerektiriyor. Bu nedenle bisküvilik kaliteyi istikrarlı biçimde sağlayabilecek yerli bir çeşidin geliştirilmesi son derece değerli.</p>
<p>Kanatlı Buğdayı’nın ıslah çalışmaları 2004 yılında Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından başlatıldı. Enstitünün bu özel çeşide kurucumuz merhum Firuz Kanatlı’nın adını vermesi de bizim için ayrı bir gurur kaynağı oldu. ETİ olarak biz de 2016 yılında TÜBİTAK ve TAGEM iş birliğinde yürütülen bisküvilik buğday geliştirme projesine dahil olduk. Farklı buğday hatlarını hem tarladaki verim ve iklim dayanıklılığı hem de bisküvilerimizdeki kalite standartları açısından kapsamlı testlere tabi tuttuk. Kanatlı Buğdayı, tarımsal üretimin ihtiyaçlarıyla gıda sanayisinin spesifik ham madde ihtiyacını aynı noktada buluşturuyor. Üstelik bunu yerli bir çeşit üzerinden yapıyor. Bu nedenle Kanatlı’yı yalnızca yeni bir buğday çeşidi olarak değil; tarımın, üreticinin ve gıda üretiminin geleceğine yaptığımız uzun vadeli yatırımlardan biri olarak görüyoruz.”</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">İklim değişirken buğday da değişmek zorunda</span></strong></p>
<p>Yağış rejimlerindeki değişim ve kuraklık, genel olarak tüm tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini ve verimliliğini doğrudan etkiliyor. Tarladan soframıza ulaşan ve iklim baskısıyla karşı karşıya kalan ürünlerden bir tanesi de buğday. Geleceğin tarımında yalnızca yüksek verimi değil; farklı iklim koşullarına uyum sağlayabilen, kuraklığa tolerans gösterebilen ve kalite istikrarını koruyabilen çeşitleri de konuşmamız gerekiyor. Kanatlı Buğdayı’nın üretici açısından önemli avantajlarından biri kurağa toleransı ve farklı çevre koşullarına adaptasyon kabiliyeti. Nitekim geçtiğimiz yıl Türkiye genelinde tecrübe ettiğimiz kuraklık dönemi, iklim risklerinin çiftçimize olan maliyetini çok net gösterdi. Yağışsız geçen bir sezonda geleneksel çeşitlerde yaşanan sert verim kayıpları, çiftçimizin aynı girdi maliyetine rağmen doğrudan gelir kaybetmesine yol açtı. Kanatlı çeşidimiz ise aşırı iklim değişimlerinde dahi direnç göstererek verimdeki dalgalanmayı minimuma indiriyor. Bu da çiftçimiz için sürdürülebilir bir gelir seviyesi ve verdiği emeğin heba olmaması anlamına geliyor.”</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">İlk hasatta dekarda 563 kilogram verim</span></strong></p>
<p>“ETİ olarak, tarımsal Ar-Ge çalışmasının gerçek değerinin çiftçinin tarlasında ortaya çıktığı inancıyla hareket ediyoruz. Bizim için sürdürülebilir tarımın merkezinde de üretici var. Çiftçinin üretmeye devam edemediği bir modelin uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değil. Bu yaklaşımımızın sahadaki en somut karşılığını bu yıl Eskişehir’in Tepebaşı ilçesinde gerçekleştirdiğimiz ilk tohumluk hasadımızda gördük. Sözleşmeli çiftçimiz Yasin Esenoğlu ve annesi Emine Esenoğlu ile gerçekleştirdiğimiz ilk hasatta, dekarda 563 kilogram gibi oldukça memnuniyet verici bir verim seviyesine ulaştık. Ülkemizde buğdayda ortalama dekara verimin 300 kilogram civarında olduğunu düşündüğümüzde, elde ettiğimiz bu sonuç çeşidin potansiyelini açıkça ortaya koyuyor. Önümüzdeki dönemde Kanatlı çeşidinde çiftçilerimizle sözleşmeli üretime geçmeyi planlıyoruz. Hedefimiz, Kanatlı’nın sağladığı tarımsal avantajı üreticimiz için ekonomik değere, ETİ açısından ise daha sürdürülebilir ve güvenilir bir ham madde kaynağına dönüştürmek.”</p>
<p><span style="font-size: 18pt; color: #e03e2d;"><strong>■ Sürdürülebilir gıda güçlü bir üreticiyle mümkün</strong></span></p>
<p>“Gıda sektörünün geleceği ile tarımın geleceğini birbirinden ayrı düşünemeyiz. İklim değişikliği, su kaynakları üzerindeki baskı ve tarımsal üretimde yaşanan dalgalanmalar, ham madde sürekliliğini bütün gıda sektörü açısından giderek daha kritik hale getiriyor. Biz bu nedenle sürdürülebilirliği iş stratejimizin merkezinde ele alıyoruz. Bu yaklaşımı yalnızca buğdayda uygulamıyoruz. Bir diğer stratejik tarımsal ham maddemiz yulaf. 2011 yılından bu yana yulafta sözleşmeli tarım modelini uyguluyoruz. 11 çiftçi ve bin 800 dekarlık alanda başlayan bu yolculukta bugün 350 bin dekara ulaşan üretim alanında yüzlerce çiftçiyle birlikte çalışıyoruz. Bizim için sözleşmeli tarım bir satın alma modeli değil. Çiftçiyle birlikte üretimi planladığımız, bilgi ve deneyimimizi paylaştığımız ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliğine birlikte yatırım yaptığımız uzun vadeli bir iş birliği. Çiftçilerimize tohum, gübre ve ilaç gibi ayni avans desteklerinin yanı sıra teknik danışmanlık, kaliteye dayalı alım garantisi ve tarladan ücretsiz nakliye imkanı sağlıyoruz. Sürdürülebilir gıdanın ancak güçlü bir üreticiyle mümkün olduğuna inanıyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/etinin-tarladan-baslayan-dayaniklilik-yatirimi-kanatli-bugdayi-86511</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/1/1280x720/eti-global-ceo-ercan-oz-1788156051.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ETİ’nin tarladan başlayan dayanıklılık yatırımı: Kanatlı Buğdayı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-hiz-festivali-86510</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’de hız festivali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye otomotiv sektörünün nabzı, son zamanlarda sadece üretim ve ihracat rakamlarıyla değil, aynı zamanda motorsporlarının zirvesi Formula 1 ve diğer büyük etkinliklerin yüksek adrenaliyle de daha hızlı atmaya başladı.</p>
<p>Messe Frankfurt’un, Automechanika flamalarıyla TransAnatolia 2026 startında duyurduğu “Festival of Motoring” de, bu heyecanı yükselten haberlerden biri.</p>
<p>Peki, Goodwood Festival of Speed ya da Monterey Car Week lezzetinde bir etkinliğin Türkiye’ye uzanması neden önemli?.. Çünkü, bu sadece bir mobilite gösterisi değil; aynı zamanda yeni bir ekonomik değer yaratma, marka konumlandırma ve deneyim ekonomisi hamlesidir.</p>
<p>Otomotiv endüstrisi, statik salonlardan dinamik pistlere doğru hızlı bir evrim geçiriyor. Artık Türkiye’de büyük ölçekte düzenlenmeye cesaret edilemeyen geleneksel otomobil fuarlarının eski “bak ama dokunma” anlayışının yerini, ziyaretçilerin araçları “gör, duy, kokla, tat, dokun, kullan, yaşa” ile deneyimlediği etkileşimli platformlar almak zorunda idi… Festival of Motoring konsepti tam olarak bu noktada Messe Frankfurt’un 2016’dan bu yana Johannesburg’da başarıyla uyguladığı, ardından Sydney’e ve şimdi de Türkiye’ye taşıdığı format olarak devreye giriyor. Otomobil tutkunlarını yalnızca sergilenen araçlarla değil, hareketin ve deneyimin bir parçası olarak buluşturmayı hedefliyor.</p>
<p>Dünyadaki en başarılı örneklerine baktığımızda, Concours d’Elegance gibi antika otomobil buluşmalarının artık markaların yeni model sergi alanlarına dönüştüğü bu konseptin ekonomik boyutunu da net görebiliriz. İngiltere’deki Goodwood Festival of Speed, her yıl 250 bin ziyaretçiyi ağırlarken, yerel ekonomiye tahmini 250 milyon sterlin katkı sağlıyor. Milyar dolarlık Monterey Car Week ise onlarca etkinlik, açık artırma ve lansmanla sadece Kaliforniya’nın değil Amerika kıtası otomotiv takviminin zirvesinde yer alıyor. Bu örnekler, otomotiv kültürü festivallerinin tutkunun ötesinde çok ciddi birer ekonomik girdi kaynağı olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Türkiye, 2 milyonu aşan kurulu üretim kapasitesi ve 550 bin kişiyi aşan istihdamıyla otomotiv sektöründe Avrupa’nın yanındaki en önemli üretim üssü. Sektör, 2025 yılında 41,5 milyar dolar ile ihracat şampiyonu olurken, bu başarıda bu yıl 25. yılını kutlamış ve Türkiye’nin 14 milyar dolarlık yedek parça ihracatını küresel vitrine taşıyan bir platforma dönüşmüş olan Automechanika İstanbul fuarının rolü de yadsınamaz.</p>
<p>Bir çok otomotiv tepe yöneticisinin ifade ettiği gibi; “Fuarlar öldü. İnsanlar ürünle daha fazla etkileşim görmek istiyor. Geleneğe güvenme günleri geride kaldı.” İşte Festival of Motoring, bu değişimin Türkiye’deki karşılığı olabilir. 28-29 Ağustos 2026’da Pendik Viaport Asya’da TransAnatolia startıyla ilk sinyallerini veren organizasyon, yalnızca yarış değil; DJ performansları, gastronomi, simülatör deneyimleri ve off-road sürüşleriyle tam bir “deneyim festivali” vaat etti…</p>
<p>Bu festivalin Türkiye ekonomisine nasıl bir katkı sunabileceği hakkında TransAnatolia’nın mevcut etkisiyle bile fikrimiz oldu. Dünyanın en büyük cross-country rallilerinden biri olan TransAnatolia’ya gelen turistlerin 7 bin ila 10 bin Euro arasında harcama yaptığı ve etkinliğin 60 ülkede yayınlandığı düşünüldüğünde, Festival of Motoring’in uluslararası tanıtım ve turizm gelirleri açısından yaratacağı çarpan etkisi büyük olacaktır.</p>
<p>Messe Frankfurt’un global ve yerel deneyimiyle bu organizasyonda bir etkinliği aşarak Türkiye’ye küresel otomotiv kültürünün nabzını tutan bir ekosistem getireceği tahmin etmek hiç zor değil. Festival of Motoring, Honda, KTM, Castrol, Red Bull gibi iki tekerlilerin ve yan sanayi ile diğer endüstrilerin önde gelen markalarını aynı platformda buluştururken, diğer yanda Türk otomotiv sektörünün gelişen yüzünü dünyaya gösterme fırsatı da sunacak.</p>
<p>Deneyim odaklı bu yeni nesil organizasyonlar, sadece katılımcı markalar için değil, ev sahibi şehir İstanbul ve Türkiye için yeni bir ekonomik değer zincirinin kapılarını aralıyor.</p>
<p>Festival of Motoring’in Türkiye’ye gelişine otomotiv sektöründe bir “kültür endüstrisi”nin doğuşu olarak bakabiliriz. Goodwood ve Monterey’nin başarısı, bu işin doğru strateji ve yatırımla da yapılabileceğini gösteriyor. Bu potansiyel, en iyi şekilde değerlendirmeli, Türkiye’yi otomotiv kültürü festivalleri haritasında da hak ettiği yere taşımalıyız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-hiz-festivali-86510</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/0/1280x720/677-1788155815.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de hız festivali ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzdan-2-milyar-topladi-yedi-gun-boyunca-tavan-yapti-86508</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arzdan 2 milyar topladı, yedi gün boyunca tavan yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz haftayı %0,87 yukarıda kapattı ve 298 hisse pozitif tarafta yer aldı. 24 hissenin %14’ün üzerinde yükseliş kaydettiği haftada, gözler Teknika Plastik ve Birleşim Mühendislik’in fiyat hareketinde oldu. İki hissenin %45’i aşan performansı hafta boyunca ilgi gördü. </strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta endeks yukarı yönlü eğilim sergilerken piyasada iyimser bir hava hakimdi. BIST Tüm Endeksi kapsamındaki 298 şirket yatırımcısına kazandırdı, 272’si kaybettirdi. Teknika Plastik, Birleşim Mühendislik ve Halk Bankası’na yönelik yüksek talep öne çıktı. Teknika Plastik %60,76 ve Birleşim Mühendislik %45,16’lık yükselişle pazarın genelinden kopuk getiri sağladı. Halka arz rüzgarı ve yeni iş bağlantıları iki hissede ilginin canlı kalmasında etkili oldu. Ancak borsada işlem yaparken, şirketin esas faaliyetinin çıkan fiyatı desteklemesi gerektiği göz ardı edilmemeli.</p>
<h2>Gelen nakitle borcunu ödeyecek</h2>
<p>20 Haziran günü 85 TL’den işlem görmeye başlayan Teknika Plastik, ilk günden bu yana %76 yükseliş kaydetti. Hisse işlem gördüğü yedi gün boyunca sürekli tavandan kapanış yaptı. Yılın ilk çeyreğinde 17 milyon TL kâr açıklayan şirket, 2 milyar TL’yi aşan halka arz gelirinin %70’ini işletme sermayesi ve borç ödemesinde kullanacak. Birleşim Mühendislik haftayı yüzde 45,16’lık getiriyle ikinci sırada tamamladı. Ağustosun ikinci yarısından bu yana dört yeni iş bağlantısı paylaştı. Bu gelişmelerin fiyat artışına zemin hazırladığı anlaşılıyor. İlk çeyrek dönemde 84 milyon TL zararla kapatsa da yılbaşından bu yana yeni işlerin yıllık gelire oranının %70 seviyesine çıkması hisseye olan ilgiyi destekliyor.</p>
<h2>Sorunları geride kaldı</h2>
<p>Geçtiğimiz hafta %34,80 yükseliş kaydeden Halk Bankası, altı aylık periyotta ise %5,92 ekside duruyor. ABD’deki dava sürecinin bitmesiyle uluslararası piyasalardan 1,1 milyar dolar ilave fon sağlayan banka, öncesinde de 3,9 milyar dolar kaynak temin etmişti. Yüzde 25 oranında ikincil halka arz hazırlıkları yapan banka, elde edeceği nakdi kredi kullanımında değerlendirecek.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9515bd29d9a-1788155325.png" alt="" width="999" height="526" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>ALTIN SPOT MU, DÜZENLİ ALIM MI?</strong></p>
<p>Altın spot; getiri gücü, enflasyon kalkanı, düşük maliyet yükü, fiyatı kilitleme. Zamanlama hatası, baskı, nakit sıkışıklığı, manevra eksikliği. Düzenli alım; ortalama maliyet, kolaylık, düşüş fırsatı, disiplin, sakinlik. Yavaş büyüme, nakit erimesi, artan maliyet, takip yükü, sabır zorluğu.</p>
<p><strong>Körfez Bölgesi’ndeki raylı sistemlerle ilgili işlerde birlikte hareket etmek istiyor</strong></p>
<p>Mia Teknoloji’nin Katarlı firma ile giriştiği iş birliğinden beklenti nedir? ● Turgay Bozkan</p>
<p>Turgay, Mia Teknoloji’nin Katar merkezli Al Jaber Engineering ile imzaladığı iş birliği sözleşmesinde yakın dönemde hayata geçirilecek somut bir projeden ya da varılan kesin bir anlaşmadan bahsedilmiyor. Sözleşme kapsamında; Körfez Bölgesi’nde gerçekleştirilmesi planlanan demiryolu ve raylı sistemler, metro, altyapı ve inşaat projelerine yönelik tedarik, altyapı hizmetleri ve teknoloji çözümlerinin taraflarca birlikte sunulması amaçlanıyor. Firma haziranda da Kuveytli bir firma ile imzaladığı mutabakat zaptını yatırımcısıyla paylaşmıştı.</p>
<p><strong>Almaya karar verdiği makineyle üretim hızı artarken, süre kısalıp maliyeti azalacak</strong></p>
<p>Duran Doğan’ın alacağı ofset makina kendisini kaç yılda amorti edecek? ● Arif Kurt</p>
<p>Arif; Duran Doğan Basım, mevcut makine parkurundaki bir ofset baskı makinesinin yerine geçmek üzere Almanya menşeli firmadan yeni ofset baskı makinesi almaya karar verdi. 4,1 milyon euroya alacağı baskı makinesinin kapasiteyi ne kadar artıracağına veya kendini kaç yılda amorti edeceğine dair net bir veri paylaşmadı. Ancak mevcut parkurun yenilenmesiyle üretim hızının artacağını, maliyetlerin düşeceğini ve teslim sürelerinin kısalacağını belirtiyor. Tutarın 615 bin eurosu peşin ödenirken, kalanı 5 yıl vadeli finansal kiralamayla finanse edilmekte.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>AKU fonu BIST 30 hisselerine yatırım yaparak son bir yılda %38 kazanç sağladı</strong></p>
<p>Ak Portföy’ün idaresindeki BIST 30 Endeksi Hisse Senedi (TL) Fonu (AKU), son bir ayda gerçekleştirdiği performansla yukarı yönelirken 0,989 TL seviyesinde bulunuyor. Geçtiğimiz mayıstan bu yana mevcut seviyeyi üçüncü defadır test ediyor. Önceki iki denemenin aksine direnç çizgisini aşmış görünüyor. Büyüklüğü ağustosta 2,37 milyar TL seviyesine çıkan fonun, önceki aylara göre hacminde artış söz konusu. Marttan bu yana bir ay nakit girişi gözlenirken ertesi ay çıkış söz konusu. Ağustosta fondan çıkan tutar 108 milyon TL olurken, yatırımcısı 13.290 kişi ve doluluğu %11,96 seviyesinde. Temel stratejisi, ağırlıklı olarak BIST 30 hisselerine yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyün %90,89’u hisse senedi ve %4,84’ü ters repodan oluşuyor. Son bir yılda %37,78 oranında yükselirken, endeksi geride bıraktı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Erciyas Çelik Boru %56,52 bileşik faizle 64,4 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Erciyas Çelik Boru, 27.08.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 64.420.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %48, bileşik faizi %56,52 olarak belirlendi. 111 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 17.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %14,6 düzeyinde. 28 Ağustos itibarıyla TLREF %36,91 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Erciyas Çelik Boru’nun verdiği %48 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 11,09 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından uygun bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Öte yandan ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFERCYA2614 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a95159ca1094-1788155292.png" alt="" width="978" height="238" /></strong><strong>MONDİ TURKEY OLUKLU MUKAVVA</strong></p>
<p><strong>Bağlı iştirakinin faaliyet performansı yetersiz kalınca kapatmaya karar verdi</strong></p>
<p>Mondi Turkey, %100 iştiraki konumundaki Doğal Kağıt firmasının ticari operasyonlarına 28 Eylül itibarıyla son vereceğini duyurdu. Şirket, işletmenin ana üretime katkısının kısıtlı kalması ve uzun vadeli faydasının stratejik hedeflerle uyuşmamasını gerekçe gösterdi. Kapanışın konsolide finansallar üzerinde önemli bir etki yaratmayacağı ifade edilen bir diğer ayrıntı oldu. Mevcut 15 çalışanın durumu ise grup içi yerleştirmelerle, mümkün olamaması halindeyse iş sözleşmelerinin sonlandırılarak tazminat ödemesiyle çözülecek. Mondi, ilk yarıda 509,1 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>ÖZDERİCİ GMYO</strong></p>
<p><strong>İngiltere'de 2,5 milyon sterline gayrimenkul satın aldı. Döviz geliri sağlayacak</strong></p>
<p>Özderici GMYO, İngiltere’de bulunan %100 bağlı ortaklığı REIT Property firmasının Cardiff ’te yer alan kiracılı bir ticari gayrimenkulü satın aldı. Açıklamada alım bedelinin 2,5 milyon sterlin olduğu belirtildi. Halihazırda kiracısı bulunan söz konusu taşınmaz, şirketin yurt dışı portföyünü genişletirken hem döviz bazlı düzenli kira geliri elde etmesine olanak tanıyacak hem de gelir çeşitliliği yaratacak. Özderici GMYO, yılın ilk yarısında gelirini %27 büyüterek 125,8 milyon TL’ye çıkardı. Esas faaliyet kârını %51 büyüten firmanın dönem sonunda ise 1,2 milyon TL zararı oluştu.</p>
<p><strong>HİDROPAR HAREKET</strong></p>
<p><strong>Yönetim hakimiyetinde değişiklik yapan %22,76’lık hisse devri işlemi tamamlandı</strong></p>
<p>Hidropar Hareket Kontrol’ün iki ana ortağı, sahip oldukları toplamda %22,76’lık sermaye payını sattı. Satışa konu hisselerden bir kısmı imtiyazlı olması nedeniyle devredilen pay miktarı oy hakkının %57’sine denk geliyor. Satış, A grubu paylar için 13,33 TL, B grubu paylar için 11,10 TL fiyatla gerçekleşirken, satıcıların şirketteki payı sıfırlandı. Devirle birlikte oy haklarının %57’sini eline geçiren yeni ortak, SPK’ya zorunlu pay alım teklifi için başvuruda bulunacak. Hissenin fiyatı ise son haftalarda hareketlendiği gözlenirken şimdilerde 15,02 TL seviyesinde işlem görüyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Adese altı aydır dipte ve satış baskısı öne çıkıyor. İki fonun işlemleri alım yönlü</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a95157cb5c47-1788155260.png" alt="" width="291" height="242" />Adese’de iki fon alım yönlü işlemlerde bulunuyor. Portföylerdeki miktar %46,35 ile toplamda 363,4 bin lot artarak 1,15 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı üç ile değişim gözlenmedi. KHB fonu 350 bin lot ile en fazla alımı yaparken, satış yönlü işlem yapan fon bulunmuyor. Adese için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum olmadı. Hissede Kare Portföy’ün ilgisi dikkat çekiyor. Kurumun yönettiği KHB fonundan en fazla alım gelirken Azimut Portföy’ün BIY fonu da 13,4 bin lot alım gerçekleştirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzdan-2-milyar-topladi-yedi-gun-boyunca-tavan-yapti-86508</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halka arzdan 2 milyar topladı, yedi gün boyunca tavan yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-mintika-temizliginde-vites-yukseltti-86506</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK, &#039;mıntıka temizliği&#039;nde vites yükseltti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>SPK “mıntıka temizliği”nde en önemli adımı geçen cuma gece yarısı attı ve Fon Rehberi’ni de güncelledi. Artık dokunduğu çöp hisseleri bile altına çeviren Midas dokunuşlu foncuların işi zor ve sığ hisselerde operasyon çekmek, fiyatları şişirmek kolay değil. Etkilerini ve kimlerin çöp hisse sattığını bugün göreceğiz. Bu ve bunun gibi yeni düzenlemelerle de MSCI’ın 12 Kasım’daki Türkiye değerlendirmesi öncesi ortalık hayli toparlanmış olacak.</p>
<p>Phoenix Danışmanlık kurucusu İris Cibre de sosyal medya paylaşımında Fon Rehberi’ndeki güncellemenin ve sonuçlarının fotoğrafını aşağıdaki gibi çekmiş:</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a95146b9a884-1788154987.png" alt="" width="597" height="320" />
<figcaption><strong>SPK'nın fonlarla ilgili kapsamlı düzenlemesi piyasada dengeleri değiştirecek  </strong></figcaption>
</figure>
<p>“Fonlarla alakalı düzenleme gelmiş; MSCI riskinin artık var olmadığını düşünüyorum. Uyum sürecinin kademeli 3 ay olması ise panik satışlarını bir miktar rahatlatıcı bir unsur. Fonların son Ağustosta açıkladıkları yoğunlaşma oranlarının oldukça değiştiğini tahmin ediyorum ama ne kadar değiştiğini de bilmiyoruz. Bu yüzden yoğunlaşması yüksek fonlar varsa, oralardan satış getirebilir.</p>
<p>Özet olarak oldukça güçlü buldum; arkasından dolaşmayı, karşı taraf riskini ve kendi şirketini fonlamak için yatırımcı kullanımını ve bol bol aynı ürünlü fon, şirketin kapasitesi üzerinde dummy fon kurulmasını engelliyor ve likit hisselerde daha fazla yoğunlaşmayı destekliyor.</p>
<p>Sermaye yükünün artırılması bazı küçük- orta ölçekli kurumları zorlayabilir. Dolayısıyla, büyük şirketlerde yoğunlaşmaya sebep olabilir.</p>
<p>Diğer yandan, 104. ve 107. Manipülasyon ve piyasa dolandırıcılığı, doğa dışı fiyat oluşumu ile ilgili maddeler tam ve doğru uygulandığı takdirde bir daha bu tip düzenlemelere ihtiyaç kalmayacağını düşünüyorum.</p>
<p><strong>Kısaca detay </strong></p>
<p>1) Yoğunlaşma oranının kademeli olarak fiili dolaşıma göre belirlenmesi tam olarak etrafından dolanmayı max engelleyici ve doğru bir karar<br />2) GSYF/GYF yoğunlaşma kriteri de öyle <br />3) Hakim ortak kriteri tam olarak yatırımcı kullanılarak kendi kendini fonlamaya engel oluyor, memnun edici <br />4) BİAŞ kısıtları ile karşı taraf riskinin minimize edilmesi ve 30 Endeks dışı hisselerde repo/ters repo işlemlerinde risk minimizasyonu <br />5) Portföy yönetici sınırı <br />6) Uyum takvimi ile kademeli geçişle 31/12'ye kadar tam uyum <br />7) Serbest fona hisse alırken 30 endeks ise fiili dolaşım ya da toplam fonun belli bir oranı kadar yoğunlaşma kriteri yok. 30 endeks dışında ise var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-mintika-temizliginde-vites-yukseltti-86506</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, &#039;mıntıka temizliği&#039;nde vites yükseltti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avmlerde-yeme-icme-alanlari-buyuyor-deneyim-daha-da-agirlik-kazaniyor-86496</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> AVM’lerde  yeme-içme alanları büyüyor, deneyim daha da ağırlık kazanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye genelinde 2026 itibarıyla 450’nin üzerinde AVM bulunuyor. İstanbul, bu pastanın yaklaşık %30-35'ine tek başına hakim Rekabetin çok yoğun olduğu bir sektörde şirketler farklılaşmak için yeni yatırımlar yapıyorlar.</p>
<p>Küresel perakende dünyasında da kurallar hızla değişiyor.  Londra, Paris, Dubai gibi şehirlerdeki  AVM'lerde yeme-içme alanı oranı geçmişte %10-15 iken, yeni nesil merkezlerde bu oranın %25-30'lara çıktığı görülüyor.  Yeni nesil projelerde başarı, ziyaretçinin orada ne kadar zaman geçirdiği, ne kadar iyi hissettiği ve tekrar gelip gelmediğiyle ölçülüyor.  EKONOMİ gazetesi için buluştuğumuz Kanyon Genel Müdürü İrem Yücel Kaymak, “İstanbul’un kalbinde 20 yıl önce “gökyüzünü gören bir yaşam alanı” hayaliyle başlayan ve zamanla güçlü bir şehir yaşam platformuna dönüşen bir hikaye olan” Kanyon’un deneyimlere odaklanarak başarılı bir biçimde büyüdüğünü ifade ediyor. </p>
<p><strong>Kanyon “İnsan ölçekli kamusal alan”  vizyonuyla büyüdü</strong></p>
<p>İrem Yücel Kaymak,  sektörde yeni inşaat döneminin yavaşladığına, Mevcut AVM'lerin %25'inin fonksiyon değişikliği veya renovasyon sürecinde olduğuna dikkat çekerek, bu  durumun  Kanyon’un değerini artırdığını söylüyor ve ekliyor “<em>Kanyon, henüz açılmadan önce 2006 yılında Cityscape Architectural Review tarafından 'Ticari/Perakende' dalında dünyanın en iyi mimari projesi seçildi. Jerde Partnership’in kanyon formundaki tasarımı, bugün hala dünya mimarlık okullarında 'insan ölçekli kamusal alan' tasarımı olarak okutuluyor.”</em></p>
<p><strong>Kanyon'un 20 yıllık yolculuğunu nasıl özetlersiniz?</strong></p>
<p>Kanyon,  ilk günden şehirle ilişki kuran bir yaşam merkezi olarak tasarlandı.. Gastronomi, kültür-sanat ve seçkin marka karması, değişen misafir beklentileriyle birlikte yıllar içinde daha da anlam kazandı. Bugün “üçüncü mekan” olarak tanımlanan yaşam alanı ihtiyacını 20 yıl önce öngören bu yaklaşım, Kanyon’un temelini oluşturdu.  Türkiye’ye ilk kez gelen küresel markalar, gastronomi dünyasına yön veren yeni restoranlar ve şehre sunulan özgün deneyimlerle keşfetmenin ve yeniliğin adresi olduk.</p>
<p><strong>Kanyon’u farklı kılan nedir?</strong></p>
<p>Herkesin bildiği gibi pandemi sonrası AVM kültürü, ihtiyaç karşılanan mekandan deneyim aranan yaşam alanına evrildi. Kanyon, açık hava mimarisi ve sokak konseptiyle bu dönüşümü 20 yıl önceden öngören bir vizyonun eseridir. Tüketiciler artık ürün değil, hikaye satın alıyor. Sektör araştırmaları gösteriyor ki; etkinlik (konser, atölye, festival) düzenlenen günlerde mağaza giriş trafiği %20-25 oranında artıyor. Kanyon'un 20 yıldır yaptığı konser ve festivaller, bu stratejinin Türkiye'deki en eski ve başarılı uygulaması.</p>
<p><strong>E-ticaret mağazaların ve AVM’lerin gücünü  zayıflatıyor mu?</strong></p>
<p>e-ticaretin perakendedeki payı Türkiye'de %20'lere yaklaşsa da fiziksel perakendenin rolü ortadan kalkmıyor; aksine yeniden tanımlanıyor. Tüketici artık online’da satın alıyor olabilir ama offline’da deneyim yaşamak istiyor. Bu nedenle AVM’ler artık birer alışveriş noktası değil; birer sosyal buluşma alanı, birer şehir platformu haline geliyor. Özellikle İstanbul gibi metropollerde bu ihtiyaç çok daha belirgin. Kanyon’un 20 yıldır güçlü kalmasının nedeni de tam olarak bu dönüşümün merkezinde konumlanması. Biz kendimizi klasik anlamda bir perakende oyuncusu olarak değil, bir “hospitality” (hizmet sunan)  markası olarak görüyoruz</p>
<p><strong>Ziyaretçi sayılarınız hangi düzeyde?</strong></p>
<p>Günde ortalama 35.000 ile 40.000 arasında ziyaretçi ağırlıyoruz. Özel etkinlik dönemlerinde ve hafta sonlarında bu rakam çok daha yukarı çıkıyor. Bizim için önemli olan sadece sayı değil; Kanyon, tekrar ziyaret edilme oranı en yüksek yaşam merkezlerinden biri. Yaklaşık 42 bin metrekarelik kiralanabilir alanda; modadan gastronomiye, teknolojiden sanata uzanan 147 mağaza ve restorana ev sahipliği yapıyoruz.</p>
<p>Kanyon, Financial Times, The Telegraph ve CNN gibi mecraların 'İstanbul'da Görülmesi Gereken Yerler' listelerinde her zaman ilk sıralarda yer alıyor. Biz sadece İstanbulluları değil, şehri ziyaret eden nitelikli yabancı turistleri de ağırlayan bir destinasyonuz.</p>
<p><strong>Türkiye’de 450’den fazla AVM varken Kanyon nasıl ayrışıyor?</strong></p>
<p>Biz kendimizi bu 450 AVM’nin içinde konumlandırmıyoruz. Kanyon bir alışveriş merkezi değil; perakende, gastronomi ve kültürün kesişiminde duran bir yaşam platformu. Başarıyı metrekareyle değil, deneyimle ölçüyoruz. Ziyaretçi sayısı değil, geri gelme oranı bizim için daha önemli. Kanyon’un en büyük farkı mimarisiyle yarattığı açık hava şehir hissi ve bunun üzerine kurduğu kültür. Burada sadece alışveriş yapılır ama aynı zamanda iyi vakit geçirilir, sosyalleşilir, yeni markalar keşfedilir.</p>
<p><strong>Ekonomik koşullar tüketimi nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>Tüketici artık çok daha seçici. En kıymetli iki kaynağı zaman ve bütçe. Bu yüzden insanlar daha az ama daha iyi deneyimlere yöneliyor. Kanyon’un bu dönemde güçlü kalmasının nedeni de tam olarak bu: insanlara değerli zaman sunmayı her zaman önceliklendiriyoruz.</p>
<p><strong>Yeni yatırım veya genişleme planı var mı?</strong></p>
<p>Arkamızda Türkiye’nin en köklü yatırımcılarından Eczacıbaşı ve İŞ GYO’nun gücü var. 20 yıldır her türlü ekonomik konjonktürde bu profesyonel destekle güçlükleri göğüsledik ve her yıl büyüyerek devam ettik. Bizim odağımız metrekare büyütmek değil, deneyimi büyütmek. Mevcut alanımızı sürekli geliştirerek, ziyaretçiye daha güçlü bir deneyim sunmak önceliğimiz.</p>
<p><strong>Bazı yabancı markaların Türkiye’den çıkışı sizi etkiledi mi?</strong></p>
<p>Her değişim beraberinde yeni fırsatlar getiriyor. Bazı markaların çıkışı boşluk değil, alan yarattı. Biz de daha dinamik ve daha güncel markalara alan açmış olduk. Kanyon olarak hem küresel hem lokal markalar için bir lansman platformuyuz. Bugün birçok marka Türkiye’deki yolculuğuna Kanyon’da başlıyor.</p>
<p><strong>Boş mağaza sorunu yaşıyor musunuz?</strong></p>
<p>%100’ yakın doluluk oranımız var. Bu da markaların Kanyon ekosistemine duyduğu güvenin en net göstergesi. Bizim için önemli olan doluluk değil, doğru markalarla doğru dengeyi kurmak</p>
<p><strong>Sürdürülebililirlik için neler yapılıyor?</strong></p>
<p>Kanyon, işletmeye alınmış binalar için uygulanan “BREEAM” kriterleri doğrultusunda tasarım, bina yönetimi ve çevresel performans açısından yapılan değerlendirmeler sonucunda “Olağanüstü” seviyesindeki sertifikayı Türkiye’de alan ilk ticari bina olarak büyük bir başarıya imza attı. Sürdürülebilirlik ilk günden bu yana hiç durmadan yatırım yaptığımız alanlardan bir tanesi.</p>
<p> Sürdürülebilirlik ya da organik kavramlarının henüz Türkiye’de yeni konuşulmaya başladığı zamanlarda bunu Organikanyon adıyla markalaştırdık ve 12 yıldır her hafta cuma ve cumartesi günleri misafirlerimizle buluşturuyoruz. “Oyna, keşfet, koru” yaklaşımıyla hayata geçirilen İş’te Minik Kaşifler Sokağı gibi projelerle ise çocukları çevre bilinci ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarıyla buluşturan somut bir misafir deneyimine davet ediyor.  Enerji verimliliği ve atık yönetimi çalışmalarımız sektörümüzde örnek oluşturuyor. Misafirlerimizi bu hareketin aktif birer parçası haline getirecek, farkındalığı her daim canlı tutacak etkinliklerle de bu taraftaki duruşumuzu titizlikle sürdüreceğiz.</p>
<p><strong>Önümüzdeki dönemde neler ön planda olacak?</strong></p>
<p>Perakende ile gastronomi arasındaki sınırların daha da bulanıklaşacağını, deneyim alanlarının ise daha da büyüyeceğini öngörüyoruz. Kanyon olarak gastronomi alanındaki güçlü konumumuzu korurken, perakende karmamızı da daha da güçlendirecek adımlar atıyoruz. Bu süreçte önceliğimiz yalnızca marka çeşitliliğini artırmak değil, ziyaretçilerimize alışveriş, yeme-içme ve sosyalleşmeyi bir arada sunan, deneyim odaklı bir yapı oluşturmak. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde deneyim sunan konseptlerin ve ziyaretçilerin merkezde olduğu markaların daha fazla öne çıkacağını düşünüyoruz.</p>
<p>Yakın dönemde devreye alacağımız Easy Mall ile ürün ve hizmetlere erişimi, arama ve satın alma sürecini daha pratik hale getireceğiz. Yapay zekâ destekli veri analitiğiyle de içerik, etkinlik ve iletişimi misafir davranışlarına göre daha isabetli biçimde şekillendirmeyi hedefliyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avmlerde-yeme-icme-alanlari-buyuyor-deneyim-daha-da-agirlik-kazaniyor-86496</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/6/1280x720/35656-1788152431.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AVM’lerde  yeme-içme alanları büyüyor, deneyim daha da ağırlık kazanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/komurun-gelecegi-azalan-pay-artan-stratejik-onem-86495</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kömürün geleceği: Azalan pay, artan stratejik önem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Artan petrol fiyatları, enerji arz güvenliği ve alternatif enerji kaynaklarına yönelimi yeniden gündeme getiriyor. Bu ortamda kömür de yeniden önem kazanabilir. Peki bu önem uzun vadeli olabilir mi?</strong></p>
<p>Küresel enerji piyasasında kömürün uzun vadeli geleceği ilk bakışta oldukça net görünüyor. Yenilenebilir enerji, nükleer enerji, enerji depolama teknolojileri ve elektrifikasyonun yaygınlaşmasıyla birlikte kömürün elektrik üretimindeki ağırlığının azalması bekleniyor.</p>
<p>Ancak enerji dönüşümünün doğrusal ilerlemesi beklenmemeli.</p>
<p>Savaşlar, jeopolitik çatışmalar, enerji arz güvenliği sorunları, doğal gaz ve LNG (Sıvılaştırılmış Doğal Gaz) fiyatlarındaki sert yükselişler, kuraklık ve aşırı hava olayları gibi gelişmeler ülkeleri mevcut termik santrallerini daha uzun süre kullanmaya yöneltebilir.</p>
<p>Dolayısıyla kömürün geleceğini değerlendirirken yalnızca <strong>“kömürden ne zaman vazgeçilecek?”</strong> sorusuna değil, <strong>“Enerji dönüşümünden hangi koşullarda sapılabilir?”</strong>, <strong>“Bu sapmalardan kömür fiyatları nasıl etkileyebilir?”</strong> sorularına da bakmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Kömür hâlâ küresel enerji </strong><strong>sisteminin önemli bir parçası</strong></p>
<p>Kömür üretimi ve tüketimi birkaç büyük ülkede yoğunlaşıyor.</p>
<p>Özellikle Çin ve Hindistan'ın elektrik ve sanayi talebi küresel kömür piyasası açısından büyük önem taşıyor. Buna karşılık yenilenebilir ve nükleer enerji yatırımlarındaki artış, uzun vadede kömür kullanımını sınırlayan temel unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<p>Bu nedenle küresel kömür piyasasında aynı anda <strong>hem talebi destekleyen hem de talebi sınırlayan güçlü dinamikler</strong> bulunuyor.</p>
<p><strong>Türkiye'de kömürün rolü azalacak mı?</strong></p>
<p>Türkiye açısından konu daha da önemli. 2025 yılında elektrik üretiminin yaklaşık <strong>%33,6'sı kömürden</strong> karşılandı. Bu oran, kömürün elektrik sistemindeki öneminin halen yüksek olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Bununla birlikte Türkiye'nin enerji yatırımlarının yönü değişiyor.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye'nin uzun vadeli enerji politikasının yönü açık: <strong>kömürün elektrik üretimindeki ağırlığının azaltılması.</strong></p>
<p>Ancak bu, kömür talebinin önümüzdeki yıllarda her yıl düzenli biçimde düşeceği anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>Bugünkü jeopolitik kriz kömür açısından neden önemli?</strong></p>
<p>Bugün bunun somut bir örneğini görüyoruz.</p>
<p>İran ile ABD/İsrail arasındaki savaş ve <strong>Hürmüz Boğazı'ndaki sorunlar</strong>, küresel petrol ve özellikle LNG arzı açısından önemli risk oluşturuyor. Hürmüz, küresel enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri. Buradaki sorun yalnızca petrol fiyatlarının yükselmesi değil.</p>
<p>Asıl önemli nokta, <strong>doğal gaz ve LNG fiyatlarının yüksek seyretmesi.</strong></p>
<p>Doğal gazla elektrik üretiminin pahalılaşması, uygun piyasa koşullarında kömürün elektrik üretimindeki rekabet gücünü artırabilir. Böylece uzun vadeli enerji dönüşümüne rağmen <u>kısa ve orta vadede kömür kullanımında <strong>artış</strong> görülebilir.</u></p>
<p>Nitekim Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), yüksek LNG fiyatlarının Asya'da elektrik üretiminde <strong>doğal gazdan kömüre geçişi</strong> desteklediğine dikkat çekiyor. Güncel piyasa değerlendirmelerinde de Hürmüz krizinin kömürle elektrik üretimini yeniden destekleyen faktörlerden biri olduğu görülüyor.</p>
<p>Burada önemli olan şu:</p>
<p><strong>Enerji dönüşümü devam ederken, enerji arz güvenliği krizi kömüre olan ihtiyacı geçici olarak yeniden artırabilir.</strong></p>
<p>Bu nedenle bugünkü Hürmüz krizi, kömürün geleceği açısından yalnızca kısa/orta vadeli bir fiyat gelişmesi değil, <strong>enerji dönüşümünün neden doğrusal olmayabileceğini gösteren önemli bir örnek</strong> olarak değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>Kömür fiyatı yükselirse elektrik fiyatı da yükselir mi?</strong></p>
<p>Bu sorunun cevabı <strong>her zaman değil, ancak belirli koşullarda evet</strong>.</p>
<p>Kömür fiyatındaki yükseliş kömür santrallerinin yakıt maliyetini artırır. Eğer bu santraller elektrik piyasasında fiyat belirleyici konuma gelirse, maliyet artışı elektrik fiyatlarına yansıyabilir.</p>
<p>Ancak Türkiye'de elektrik fiyatları yalnızca kömür fiyatına bağlı değil. Doğal gaz fiyatları, hidroelektrik üretimi, güneş ve rüzgâr üretimi, elektrik talebi ve diğer üretim kaynaklarının maliyetleri de fiyat oluşumunda etkili.</p>
<p>Bu nedenle <strong>kömür fiyatındaki yükseliş elektrik fiyatları için yukarı yönlü bir risk oluşturur; ancak tek başına elektrik fiyatının yükseleceği anlamına gelmez.</strong></p>
<p>Türkiye'nin elektrik üretiminde kömürün yaklaşık üçte birlik payı dikkate alındığında, özellikle enerji arzının sıkıştığı dönemlerde bu ilişkinin daha belirgin hale gelmesi mümkün.</p>
<p>Kömür fiyatlarındaki yükseliş bütün firmaları aynı şekilde etkilemez.</p>
<p>Kömür üreticileri yükselen fiyatlardan yararlanabilirken, ithal kömür kullanan santraller artan yakıt maliyetleriyle karşılaşabilir. Yenilenebilir enerji üreticileri ise yüksek elektrik fiyatlarının oluştuğu dönemlerde yakıt maliyetlerinin düşük olması nedeniyle göreli avantaj sağlayabilir.</p>
<p>Çimento ve enerji yoğun sanayiler açısından ise yükselen yakıt ve enerji maliyetleri kârlılık üzerinde baskı oluşturabilir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a95257be7a57-1788159355.jpeg" alt="" width="720" height="686" /></p>
<p><strong>Sonuç: Kömür bitiyor mu?</strong></p>
<p>Kömürün uzun vadeli geleceği ile kısa ve orta vadeli fiyat hareketlerini birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Uzun vadede ana yön kömürden uzaklaşma.</strong> Yenilenebilir enerji, nükleer enerji, depolama ve elektrifikasyon kömürün enerji sistemindeki ağırlığını azaltacak.</p>
<p>Ancak bugün yaşanan gelişmeler bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:</p>
<p><strong>Enerji dönüşümü doğrusal değildir.</strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı'ndaki sorunların petrol ve LNG piyasalarında yarattığı baskı, enerji arz güvenliğinin yeniden öne çıkmasına neden oluyor. Doğal gaz ve LNG fiyatlarının yüksek kalması halinde kömür, elektrik üretiminde yeniden daha rekabetçi hale gelebilir. Bu da kömür talebi ve fiyatları açısından yukarı yönlü bir risk oluşturabilir.</p>
<p>Dolayısıyla kömürün uzun vadeli hikâyesi <strong>azalan kullanım</strong>, kısa ve orta vadeli hikâyesi ise <strong>krizlere karşı yeniden değer kazanabilme ihtimali</strong> olarak okunmalı.</p>
<p>Türkiye açısından ise konu daha da önemli. Çünkü kömür hâlâ elektrik üretiminin yaklaşık üçte birini karşılıyor. Bu nedenle enerji dönüşümünden kaynaklanan uzun vadeli düşüş eğilimi ile jeopolitik ve enerji arz güvenliği kaynaklı kısa vadeli yükseliş riskini <strong>aynı anda takip etmek gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Kömür belki geleceğin enerjisi olmayabilir; ancak enerji dönüşümünün en önemli “yedek planlarından biri” olmaya devam ediyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/komurun-gelecegi-azalan-pay-artan-stratejik-onem-86495</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kömürün geleceği: Azalan pay, artan stratejik önem ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahin-warsh-surprizi-86494</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şahin Warsh sürprizi…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tahvil piyasası, şahin Fed sinyaline iki yıllık getirinin sert yükseldiği bir ayı yataylaşmasıyla cevap verdi. Dolar güçlenip getiriler yükselirken altın ve gümüş yüzde 3’ün üzerinde kayıpla geriledi. Güçlü dolar ve Fed’in faiz artış döngüsünü öne çekmesi, Latin Amerika döviz ve tahvil piyasalarında sert satışlara yol açtı. </strong></p>
<p>Beklentilerden daha şahin Warsh konuşması sonrası faiz artırımı beklentisi öne çekilirken, dolarda güçlü seyir, değerli madenler ve tahvilde satışlarla haftaya başlıyoruz. Gelişmekte olan piyasalardaki etki şimdilik Güney Amerika ile sınırlı.</p>
<p>Warsh tarafından verilen “mevcut finansal koşullar yeterince sıkı değil”, “enflasyon dinamikleri yeterince iyileşmedi” mesajlarını piyasalar, “Ağustos enflasyonu yüksek gelirse Fed, Eylül veya Ekim toplantısında faiz artırabilir” diye okudu.</p>
<p>Mevcut piyasa fiyatlamaları, Eylül ayı için yüzde 55’in, Ekim ayı için yüzde 85’in üzerinde ihtimalle 25 baz puanlık artış fiyatlıyor. Ocak ayında ikinci bir 25 baz puanlık artış da yüzde 80’e yakın ihtimalle potaya girmiş durumda.</p>
<p>Tahvil piyasası, şahin Fed sinyaline iki yıllık getirinin sert yükseldiği bir ayı yataylaşmasıyla cevap verdi. Dolar güçlenip getiriler yükselirken altın ve gümüş yüzde 3’ün üzerinde kayıpla geriledi. Güçlü dolar ve Fed’in faiz artış döngüsünü öne çekmesi, Latin Amerika döviz ve tahvil piyasalarında sert satışlara yol açtı.</p>
<p><strong>Yarı iletkenler kazançlarının </strong><strong>büyük kısmını geri verdi</strong></p>
<p>Hisse senedi piyasaları Fed’den bağımsız rotasyonla yoluna devam ediyor. Yarı iletkenler yüzde 3 kayıpla hafta içindeki kazançlarının büyük kısmını geri verdi. Muhteşem Yedili, Amazon, Apple, Meta ve Microsoft öncülüğünde rotasyondan yararlandı. Bankalar güçlü seyrediyor. Altın madenciliği, gayrimenkul, havacılık, otomotiv ve sağlık hisseleri negatif ayrışıyor.</p>
<p>Enerji fiyatları, ABD ile İran arasında Hürmüz’ün açılması için görüşmelerin devam ettiği yönündeki haberlerle sakinleşti. Kritik 90 dolar seviyesinden geri dönen Brent, haftayı 88 dolardan bitirdi. Buna karşın Hollanda TTF doğal gaz fiyatı, düşük stoklar nedeniyle Ocak 2023’ten bu yana gördüğü en yüksek seviyeye yakın işlem görüyor.</p>
<p><strong>BİST’te enerji, petrokimya ve </strong><strong>savunma gibi sektörler satış yiyor</strong></p>
<p>Borsa İstanbul dünyadan bağımsız kendi yörüngesinde dönmeye devam ediyor. Enflasyon Raporu toplantısında verilen güvercin mesaj ve Merkez Bankası’nın sürpriz faiz indirimi sonrası faize duyarlı banka ve gayrimenkul yatırım ortaklığı hisselerinin öncülüğünde bir yükseliş görülüyor. Orta Doğu’da savaş riskinin azalması nedeniyle enerji, petrokimya ve savunma gibi sektörler satış yiyor. İki grubun ağırlığının yakın olması endeksin hareketini sınırlıyor.</p>
<p>Bu hafta yurt içinde ağustos ayı enflasyon verisi izlenecek. Beklentilerin yüzde 2 civarında olduğu veri yüzde 1,8 ve altında gelirse piyasa, Eylül veya Ekim toplantısında faiz indirimi ihtimalini daha güçlü fiyatlar; kısa ve orta vadeli tahviller ile banka ve GYO hisseleri pozitif olur. Açıklanan SPK düzenlemeleri, belirsizliği azaltıp büyük hisselere yönelik talebi artırarak olumlu havayı destekler.</p>
<p>Yurt dışında ABD piyasasında ISM, tarım dışı istihdam verileri ve Broadcom bilançosu izlenecek. Görece zayıf tarım dışı istihdam verisi, Fed’in faiz artışı endişesini azaltarak hisse ve tahvil piyasalarını destekler.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahin-warsh-surprizi-86494</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şahin Warsh sürprizi… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yznin-gorunmeyen-bedeli-veri-merkezleri-ekolojik-sinirlar-ve-yeni-bir-uygarlik-celiskisi-86493</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> YZ&#039;nin görünmeyen bedeli: Veri merkezleri, ekolojik sınırlar ve yeni bir uygarlık çelişkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekânın görünmeyen altyapısını oluşturan veri merkezleri, hızla büyüyen elektrik ve su talebiyle yeni bir ekolojik baskı yaratıyor. Yapay zekâ kullanımı arttıkça enerji tüketimi, karbon ayak izi ve su ihtiyacı büyüyor; dijital dönüşüm giderek daha fiziksel bir çevresel maliyet üretiyor.</strong></p>
<p>Yapay zekâ devrimi çoğu zaman ekranlarımızda gördüğümüz uygulamalar, sohbet robotları ve akıllı sistemler üzerinden tartışılıyor. Oysa bu dijital dünyanın görünmeyen bir fiziksel altyapısı bulunuyor: veri merkezleri. Milyarlarca sorguyu işleyen, bulut hizmetlerini ayakta tutan ve yapay zekâ modellerini çalıştıran bu tesisler, artık yalnızca teknoloji sektörünün değil enerji, su ve iklim politikalarının da merkezinde yer alıyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Üniversitesi tarafından yapılan en güncel çalışmalara göre, yapay zekâ talebindeki büyümenin sürmesi hâlinde veri merkezlerinin yıllık elektrik tüketimi 2030 yılında 945 teravat-saate ulaşacak. Bu miktar, bugün Japonya'nın toplam yıllık elektrik tüketimine denk geliyor. Aynı dönemde veri merkezlerinin su tüketiminin 9,3 trilyon litreye, karbon emisyonlarının ise 399 milyon tona çıkması bekleniyor.</p>
<p>Çalışmaların dikkat çektiği bir başka veri daha çarpıcı. 2025 yılında veri merkezleri yaklaşık 448 teravat-saat elektrik tüketti, 208 milyon ton karbondioksit saldı ve 4,5 trilyon litreyi aşan su kullandı. Başka bir ifadeyle, yalnızca beş yıl içinde enerji, su ve karbon ayak izinin yaklaşık iki katına çıkacağı öngörülüyor.</p>
<p><strong>Sanal dünyanın çok fiziksel gerçekliği</strong></p>
<p>Uzun yıllar boyunca dijitalleşme, kaynak kullanımını azaltan ve çevre dostu bir dönüşüm olarak sunuldu. Kâğıt yerine dosyalar, mağaza yerine e-ticaret, toplantı salonu yerine çevrim içi görüşmeler örnek gösterildi. Ancak yapay zekâ çağında bu anlatının eksik kaldığı daha net biçimde ortaya çıkıyor.</p>
<p>Veri merkezleri aslında 21. yüzyılın fabrikaları. Sanayi çağının fabrikaları kömür ve petrol tüketirken, dijital çağın fabrikaları elektrik ve su tüketiyor. Özellikle büyük dil modelleri ve üretken yapay zekâ sistemleri milyonlarca yüksek performanslı işlemcinin günün her saati çalışmasını gerektiriyor. Bu işlemcilerin oluşturduğu ısıyı kontrol altında tutabilmek için de yoğun soğutma sistemleri kullanılıyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Üniversitesi araştırmacıları, bugün veri merkezlerinin enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 20'sinin doğrudan yapay zekâ faaliyetlerinden kaynaklandığını, bu oranın 2030'a kadar yüzde 40'a yükselebileceğini belirtiyor. Üstelik enerji talebinin büyük bölümü modellerin eğitilmesinden değil, günlük kullanımından kaynaklanıyor. Sohbet robotlarına yöneltilen milyarlarca soru, yapay zekânın asıl enerji iştahını oluşturuyor.</p>
<p><strong>Su krizinin yeni aktörü</strong></p>
<p>Veri merkezleri tartışılırken çoğu zaman enerji öne çıkıyor. Ancak uzmanlara göre geleceğin daha kritik başlığı su olabilir.</p>
<p>Reuters'ın daha önce yayımladığı kapsamlı bir analiz, orta büyüklükte bir veri merkezinin günde yaklaşık 1,4 milyon litre su kullandığını ortaya koyuyor. İklim değişikliği nedeniyle kuraklık riskinin arttığı bir dönemde bu rakamlar giderek daha fazla dikkat çekiyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Üniversitesi raporuna göre veri merkezlerinin su tüketimi 2030 yılında 9,3 trilyon litreye ulaşacak. Bu miktar, yaklaşık 1,3 milyar insanın yıllık su ihtiyacına eşdeğer bir hacim anlamına geliyor. Üstelik veri merkezlerinin önemli bir kısmı, arazi ve enerji avantajları nedeniyle zaten su stresi yaşayan bölgelerde kuruluyor.</p>
<p>Bu durum yalnızca çevresel değil, aynı zamanda toplumsal bir sorun yaratıyor. ABD'nin bazı eyaletlerinde veri merkezi yatırımları nedeniyle yerel halk ile teknoloji şirketleri arasında gerilimler yaşanıyor. Çiftçiler yeraltı su kaynaklarının baskı altına girmesinden, yerel yönetimler ise altyapı maliyetlerinin artmasından kaygı duyuyor.</p>
<p><strong>Asıl çelişki: Hem vazgeçilmez hem sorunlu</strong></p>
<p>Veri merkezleri meselesini önemli kılan nokta tam da burada ortaya çıkıyor. Çünkü ne yapay zekâdan ne de çevresel sürdürülebilirlik hedeflerinden vazgeçmek mümkün görünüyor.</p>
<p>Yapay zekâ sağlık araştırmalarından ilaç geliştirmeye, enerji şebekelerinin optimizasyonundan iklim modellemelerine kadar çok geniş bir alanda verimlilik artışı sağlıyor. Hatta yenilenebilir enerji sistemlerinin daha etkin yönetilmesi için de yapay zekâ çözümlerine ihtiyaç duyuluyor. Bir başka ifadeyle, iklim kriziyle mücadelede kullanılması beklenen araçlardan biri yine yapay zekânın kendisi.</p>
<p>Fakat aynı teknoloji, çözmeye çalıştığı problemlerin bir kısmını büyütme potansiyeli de taşıyor. Bu nedenle karşımızda klasik bir teknoloji karşıtlığı veya teknoloji savunuculuğu tartışması bulunmuyor. Mesele, teknolojik ilerleme ile ekolojik sınırlar arasındaki gerilimin nasıl yönetileceği sorusunda düğümleniyor.</p>
<p><strong>Teknoloji şirketleri çözüm arıyor, ama yeterli mi?</strong></p>
<p>Artan baskılar nedeniyle büyük teknoloji şirketleri yeni çözümler geliştirmeye çalışıyor.</p>
<p>Microsoft, yeni nesil veri merkezlerinde kapalı devre sıvı soğutma sistemleri kullanarak su tüketimini dramatik biçimde azalttığını duyurdu. Şirket, bazı yeni tesislerde yıllık su kullanımının bir restoran düzeyine kadar indirilebildiğini savunuyor.</p>
<p>Google ise 2030 yılına kadar kullandığından daha fazla suyu doğaya geri kazandırma hedefi açıkladı. Şirket, yerel su altyapısına yatırım yapacağını ve veri merkezlerinin su kullanımını daha şeffaf biçimde raporlayacağını belirtiyor.</p>
<p>Öte yandan uzmanlar, teknolojik verimlilik artışlarının tek başına yeterli olmayabileceğini düşünüyor. Çünkü yapay zekâ talebi, verimlilik kazanımlarından daha hızlı büyüyor. Enerji ekonomisinde "Jevons paradoksu" olarak bilinen durum burada da kendini gösteriyor: Sistemler daha verimli hâle geldikçe kullanım hacmi büyüyor ve toplam tüketim düşmek yerine artabiliyor.</p>
<p><strong>Yeni çağın siyasi sorusu</strong></p>
<p>Avrupa Birliği'nin veri merkezleri için enerji verimliliği standartları ve sürdürülebilirlik etiketleri hazırlaması tesadüf değil. Veri merkezleri artık yalnızca özel sektör yatırımı olarak görülmüyor; enerji güvenliği, su yönetimi ve iklim politikalarının bir parçası kabul ediliyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Üniversitesi raporunun belki de en önemli katkısı burada yatıyor. Rapor, yapay zekânın yalnızca karbon salımı üzerinden değerlendirilmesine karşı çıkıyor. Elektrik, su, arazi kullanımı ve elektronik atıklar birlikte ele alınmadıkça gerçek maliyet tablosunun görülemeyeceğini vurguluyor. Veri merkezlerinin kapladığı alanın da 2030'a kadar yaklaşık 6.900 kilometrekareden 14.500 kilometrekarenin üzerine çıkacağı öngörülüyor.</p>
<p>Sonuçta veri merkezleri tartışması bize daha büyük bir gerçeği hatırlatıyor: Yapay zekâ aslında sanal değil, son derece fiziksel bir teknoloji. Her sorgu elektrik şebekesine, su kaynaklarına, madenlere ve araziye dayanıyor.</p>
<p>Bu nedenle önümüzdeki yılların temel sorusu "Yapay zekâ olsun mu olmasın mı?" sorusu olmayacak. Asıl soru, yapay zekâ çağının altyapısını hangi enerji kaynaklarıyla, hangi su politikalarıyla ve hangi sürdürülebilirlik ilkeleriyle kuracağımız olacak. Çünkü teknolojik ilerleme ile ekolojik denge arasında yapılacak bir tercih ne gerçekçi ne de mümkün görünüyor. İnsanlığın önündeki görev, bu iki zorunluluğu aynı denklem içinde buluşturacak yeni bir kalkınma anlayışı geliştirmekten geçiyor. Bu başarılamazsa, dijital uygarlığın yükselişi ekolojik maliyetler nedeniyle kendi sınırlarına çarpacak. Başarılabilirse, yapay zekâ yalnızca geleceğin teknolojisi değil, sürdürülebilir geleceğin de araçlarından biri hâline gelecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yznin-gorunmeyen-bedeli-veri-merkezleri-ekolojik-sinirlar-ve-yeni-bir-uygarlik-celiskisi-86493</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/3/1280x720/65-1788152945.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekânın görünmeyen bedeli: Veri merkezleri, ekolojik sınırlar ve yeni bir uygarlık çelişkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/irana-yaptirim-turkiyeye-sikismislik-86492</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran&#039;a yaptırım, Türkiye&#039;ye sıkışmışlık...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Washington yeni yaptırım kararlarıyla aslında İran’ı değil, İran’ın ticaret yaptığı ülkeler ağını hedef alıyor. Yıllardır yaptırımlar altında yaşayan İran, alternatif ödeme sistemleri geliştirdi, üçüncü ülkeler üzerinden ticaret yaptı, petrolünü farklı kanallardan sattı ve finansal aracı ağları kullandı. Trump yönetimi bu sistemi sökmek istiyor.</strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump yönetimi İran’a karşı şimdiye kadar görülmemiş ölçekte bir ekonomik kuşatma başlattı.</p>
<p>Washington’un söylemi açık: İran’ın para kaynakları kesilecek, petrol gelirleri hedef alınacak, İran’la ticaret yapan ülkeler baskı altına alınacak ve Tahran’ın nefes almasını sağlayan finansal kanallar kapatılacak.</p>
<p>ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in sözleri de bu politikanın sınırlarını "İran’a finansal can simidi sağlayan herkes, İran’la birlikte izolasyonun bedelini ödeyecek" mesajıyla ortaya koydu.</p>
<p>Başkan Trump ise işi bir adım daha ileri götürerek, “İran’ı tamamen izole edeceğiz, bütün ticaretini bitireceğiz” açıklaması yaptı.</p>
<p>ABD, Kasım'daki ara seçimler yaklaşırken, İran meselesinde hızlı bir sonuç almaya çalışırken, sorulması gereken asıl soru şu:</p>
<p>ABD, İran’ı boğmaya çalışırken kendisini İran’ın etrafındaki ülkelerle ne kadar büyük bir ekonomik ve siyasi çatışmanın içine sokacak?</p>
<p><strong>İran'ın kurduğu güçlü ekonomik </strong><strong>ağ Washington'u zorlayacak</strong></p>
<p>İran'ın dış ticaret haritasına bakıldığında, on yıllardır devam eden yaptırım uygulamalarına rağmen ABD'nin şimdiye kadar istediği sonucu alamadığı açık:</p>
<p>İran’ın ithalatında Birleşik Arap Emirlikleri yüzde 31 ile birinci, Çin yüzde 27 ile ikinci, Türkiye ise yaklaşık yüzde 10 ile üçüncü sırada. Bu ülkelerin ardından Hindistan, Almanya, Rusya ve İsviçre geliyor.</p>
<p>Yani Washington yeni yaptırım kararlarıyla aslında İran’ı değil, İran’ın ticaret yaptığı ülkeler ağını hedef alıyor.</p>
<p>Yıllardır yaptırımlar altında yaşayan İran şimdiye kadar pek çok alternatif ödeme sistemi geliştirdi, üçüncü ülkeler üzerinden ticaret yaptı, petrolünü farklı kanallardan sattı, finansal aracı ağları kullandı. İran ekonomisi bütün bu yıllarda ciddi darbeler aldı ama tamamen çökmedi.</p>
<p>Şimdi Trump yönetimi bu sistemi kökünden sökmek istiyor. Bunun için de sadece Tahran’a değil, Dubai’ye, Pekin’e, Ankara’ya ve İran'la ekonomik ilişki kuran diğer merkezlere bakıyor.</p>
<p><strong>Yeni yaptırımlar da </strong><strong>işe yaramazsa...</strong></p>
<p>Washington'un İran'ı ekonomik olarak boğmak için attığı son adımların da beklenen etkiyi vermeme ihtimali büyük:</p>
<p>Wall Street Journal’ın Dubai’den aktardığı görüntüler, yaptırım politikasının neden sanıldığı kadar kolay işlemediğini gösteriyor.</p>
<p>ABD, İran’ın finansal damarlarını kesmeye çalışırken, Dubai’de İran bağlantılı bankacılık faaliyetleri hâlâ sürüyor. Bank Melli’nin Deira’daki şubesi açık. Çalışanlar hizmet vermeye devam ediyor. İranlı müşteriler bankaya gidiyor.</p>
<p>İran ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında doğrudan uçuşların bir bölümü devam ediyor. Daha önce iptal edilen bazı İranlıların vizeleri yeniden aktive edilmiş durumda.</p>
<p>Kısacası Washington’un masada çizdiği harita ile Dubai sokaklarındaki gerçeklik aynı değil.</p>
<p>İran ile Körfez ekonomileri birbirine sanıldığından çok daha fazla bağlı. Bu ilişkinin bir tarafını bir gecede kesmek, diğer taraf için de maliyet yaratıyor.</p>
<p><strong>Asıl "duvar" Çin</strong></p>
<p>Üstelik İran’ın önündeki en önemli ekonomik çıkış kapısı Dubai değil, Çin.</p>
<p>İran petrolünün çok büyük bölümü Çin’e gittiği için, ABD'nin yeni yaptırım paketinin gerçek hedeflerinden biri de Pekin.</p>
<p>Washington bir yandan İran’ın petrol gelirlerini kesmeye çalışırken diğer yandan Çin’e “İran petrolünü alırsan sen de bedel ödersin” mesajı veriyor.</p>
<p>Washington, Pekin'e ABD’nin İran yaptırımlarına uymadığı takdirde Amerikan finans sistemine erişimini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısı yapsa da, bunun Çin üzerinde fazla bir etkisi olduğunu söylemek mümkün değil. Çünkü Pekin de yıllardır bunun hazırlığını yapıyor.</p>
<p>Çin, ABD’nin tek taraflı yaptırımlarına karşı kendi hukuki savunma mekanizmalarını geliştirdi ve ortaya çok ilginç bir tablo çıktı:</p>
<p>Washington'un yaptırımlarına uyacak olan bankalar, Çin'in yürürlüğe soktuğu ceza içeren kanunlarla karşı karşıya kalıyor. Bankalar açısından iki tarafa birden aynı anda uymak neredeyse imkânsız. Dolayısıyla ABD yaptırımları sadece Birleşik Arap Emirlikleri'ni ve Çin'i değil, küresel şirketleri, bankaları ve ticaret ağlarını hedefliyor, "taraf seçmelerini" gerektiriyor.</p>
<p><strong>Denizlere taşan yaptırımlar</strong></p>
<p>ABD yönetimi İran'ı sadece finansal ağlar üzerinden değil, deniz ticaretinde de vurmak için harekete geçmiş durumda.</p>
<p>Bloomberg’in aktardığına göre ABD, Houston’daki federal mahkemeyi kullanarak İran bağlantılı tankerlere ve yüklerine el koyabilmek için yeni bir hukuki mekanizma hazırlıyor. Eğer hayata geçerse, ABD'nin kullanacağı bu yeni yöntem uluslararası deniz ticaret hukuku tarafından güvence altına alınmış seyrüsefer özgürlüğü ve açık deniz rejimini vuracak.</p>
<p>İşte burada çok daha tehlikeli bir eşik ortaya çıkıyor:</p>
<p>Dünyaya onlarca yıldır “kurallara dayalı uluslararası düzen” anlatan Washington, kendi yaptırım rejimini denizlerin hukukundan üstün görmeye başlarsa ne olacak?</p>
<p><strong>Türkiye'nin durumu </strong><strong>giderek zorlaşıyor</strong></p>
<p>Türkiye'nin sınır komşusu İran'la enerjiden sınır ticaretine, ulaştırmadan lojistiğe, hatta bankacılığa kadar çok karmaşık ve ciddi ekonomik ilişkileri mevcut. Dolayısıyla ABD'nin yürürlüğe koyduğu son yaptırımların en zor duruma soktuğu ülkelerden birinin de Türkiye olması mümkün.</p>
<p>Üstelik ABD'nin yaptırımları sadece İran'la sınırlı da değil:</p>
<p>Washington yönetimi, Avrupa ile birlikte Rusya'yı da Ukrayna meselesinde sıkıştırmak için elindeki tüm ekonomik kartları masaya sürmüş durumda. Türkiye ise bu iki yaptırım dosyasının tam ortasında yer alıyor. Türkiye açısından mesele, aynı anda hem Batı sisteminin içinde kalıp hem de komşularıyla ekonomik ilişkilerini koruyabilmek olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Türkiye şimdiye kadar hem Rusya hem de İran yaptırımları konusunda bir denge politikası yürütmeyi başardı. Bir yandan Washington yönetiminden aldığı "tavizlerle" yaptırım rejimlerinin doğrudan parçası olmadı, diğer yandan Batı ile ekonomik ilişkilerini koruyabildi.</p>
<p>Ancak şimdi Trump yönetiminin İran konusundaki yeni baskı politikası, Türkiye açısından eski "tavizleri" imkânsız hâle getirecek gibi.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin dış politika sınavı, belki de diplomatik masalardan çok bankalarda, limanlarda, enerji şirketlerinde ve tanker rotalarında verilecek.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye açısından da en kritik konu, yaptırımlara nasıl cevap verileceğinden çok, yaptırımların dışında kalan ekonomik alanın nasıl korunacağı olacak.</p>
<p><strong>Türkiye'nin denge arayışı: </strong><strong>Bişkek'te Putin-Erdoğan görüşmesi</strong></p>
<p>Bişkek'te bu hafta gerçekleştirilecek Şanghay İşbirliği Örgütü zirve toplantısı ABD'nin hem Tahran'a hem de Moskova'ya baskıyı artırdığı dönemde Türkiye'nin "denge arayışı" açısından kritik önemde.</p>
<p>Zirvenin en dikkat çekici görüşmelerinden biri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında gerçekleşecek. Görüşme bir yandan Türkiye’nin Moskova ile siyasi diyaloğu sürdürme iradesini ortaya koyarken, diğer yandan Ankara’nın yaptırım baskısına rağmen Rusya ile ekonomik ilişkilerini korumaya çalışacağının da işareti olacak. Yani Ankara, "çok taraflılık" tercihini bir kez daha sergileyecek.</p>
<p>Washington’un yaptırım politikası giderek “Biz yaptırım uyguluyoruz, siz de uyun” noktasından “Bizim yaptırımımıza uymayan da bedel öder” aşamasına geçerken, Türkiye'nin bu "çok taraflılık" tercihini koruyup koruyamayacağını ise zaman gösterecek...</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/irana-yaptirim-turkiyeye-sikismislik-86492</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/2/1280x720/574-1788152041.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran&#039;a yaptırım, Türkiye&#039;ye sıkışmışlık... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/3-gosterge-ile-sanayide-teknoloji-duzeyindeki-degisimin-10-yili-86491</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> 3 gösterge ile sanayide teknoloji düzeyindeki değişimin 10 yılı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2015’ten bugüne imalat tarafındaki girişim sayısı yüzde 43 artışla 480 bine ulaşırken, yüksek teknoloji alanında faaliyet gösteren girişimlerin toplamdaki payı %0,3’ten yüzde 0,8’e çıkmış. 2015’te 1100’lerde olan girişim sayısı 2025’te 4000’e gelmiş.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde açıklanan 2025 yılı verilerine göre imalat sanayimizde faaliyet gösteren 480 bine yakın girişim var ve bu girişimlerde 5 milyona yakın kişi istihdam ediliyor. Bu gibi yapısal verileri önceki yıl ile kıyaslamak çok da anlamda değil zira dönüşüm yavaş ilerliyor. O nedenle son 10 yılda neler değişmiş diye bakmak hem daha faydalı, hem de daha ilgi çekici olur diye düşünüyorum.</p>
<p>2015’ten bugüne imalat tarafındaki girişim sayısı yüzde 43 artışla 480 bine ulaşırken, yüksek teknoloji alanında faaliyet gösteren girişimlerin toplamdaki payı %0,3’ten yüzde 0,8’e çıkmış. 2015’te 1100’lerde olan girişim sayısı 2025’te 4000’e gelmiş. Oransal olarak gayet güzel bir artış olmakla birlikte mevcut sayının hala oldukça düşük olduğu ortada.</p>
<p>Orta yüksek teknolojili sektörlerde faaliyet gösteren girişimlerin payı %9,5'ten %13'e, orta düşük teknolojili sektörlerdeki girişimlerin payı yüzde 31,2’den yüzde 32,2’ye yükselirken, Düşük teknoloji sektörlerdeki girişimlerin payı yaklaşık 4,5 puan düşüşle %54,4'e inmiş.</p>
<p>Çalışan sayısı açısından baktığımızda yüksek, orta-yüksek ve orta-düşük teknolojili sektörlerdeki girişimlerde çalışanların payı son 10 yılda artarken, düşük teknolojili sektörlerde çalışanların payı düşmüş.</p>
<p>Girişim sayısı ve çalışan sayısı için yaptığımız tespitler ciro için de geçerli. Düşük teknolojili sektörlerdeki girişimler bundan 10 yıl önce imalat sanayinde yaratılan toplam cironun %39,3’üne sahipken, 2025’te bu oran yüzde 35,9’a inmiş. Diğer kategorilerin payında ise artış görüyoruz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a950842d0190-1788151874.png" alt="" width="329" height="415" />Bu üç veri bize;</p>
<p><strong>1-</strong> Sanayimizin teknoloji yapısında düşük teknolojiden yüksek teknolojiye doğru bir dönüşüm olduğunu,</p>
<p><strong>2-</strong> Bu dönüşümün pek de hızlı ilerlemediğini,</p>
<p><strong>3-</strong> Gelişmenin yüksek teknolojili alanlardan ziyade orta yüksek teknolojili sektörlerde yoğunlaştığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Hatırlatma</strong></p>
<p>Yüksek teknolojili sektörler: Ecza, elektronik, bilgisayar, optik, hava-uzay araçları</p>
<p>Orta-Yüksek teknolojili sektörler: Elektrikli aletler, otomotiv, kimya, makine</p>
<p>Orta-Düşük teknolojili sektörler: Plastik, rafineri, gemi, ana metal, metal eşya</p>
<p>Düşük teknolojili sektörler: Tekstil, giyim, mobilya, kağıt, gıda</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/3-gosterge-ile-sanayide-teknoloji-duzeyindeki-degisimin-10-yili-86491</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/imalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 3 gösterge ile sanayide teknoloji düzeyindeki değişimin 10 yılı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yarin-hic-kimseye-vaad-edilmemistir-86490</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yarın hiç kimseye vadedilmemiştir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Daha önceden tüketilen düşünceleri kullanmak, acaba bir yarın mıdır? Değildir. Parmenides Körlüğü de zaten yarını tahmin ederken bugünü "dönüştürmeden" geleceğe taşıma gafletidir.</strong></p>
<p>1900 yılında <strong>New York Patent Bürosu</strong>’nun müdürü, dünyada artık o kadar <strong>çok yoğun keşif</strong> ve <strong>icatlar</strong> olduğunu, <strong>bundan sonra icat edilecek bir şey kalmadığını</strong> düşünerek istifa etmişti. Düşün; 1900 yılında, “<strong>artık icat edilecek bir şey kalmadı</strong>” diyerek görevi bırakan bir insan… <strong>Tam bir körlük</strong>…</p>
<p>Oysa tam da o noktada, <strong>insanlık yeni bir çağın eşiğindeydi</strong>. Elektriğin devreye girmesiyle her şey dönüştü. <strong>Victoria Çağı</strong> sona erdi ve yeni bir çağ başladı. Şimdi de <strong>yapay zekânın devreye girmesiyle</strong> benzer bir dönüşüm yaşıyoruz. <strong>Her şey yeniden paylaşılacak</strong>, yeni ve cesur bir dünya kurulacak.</p>
<p><strong>YENİ ÇAĞ VE PARMENİDES KÖRLÜĞÜ</strong></p>
<p>Asıl soru şu: <strong>Bu yeni dünyada sana yer var mı</strong>?  Yakın geçmişte <strong>Avusturya-Macaristan</strong> <strong>İmparatorluğu</strong> vardı; ama yeni dünyada ona yer kalmadı. <strong>Osmanlı</strong> da öyle… Yeni dünyanın dengeleri içinde bir yeri yoktu. Şimdi, girdiğimiz <strong>bu yeniçağda bize yer var </strong>mı? Eğer varsa, <strong>onu neyle koruyacağız</strong>?</p>
<p>İnsan, <strong>gelecek körüdür</strong>. Ama onu <strong>merak etmekten </strong>vazgeçmez. Her gün <strong>2 milyon kahve falı</strong>, geleceğe dair bir işaret umuduyla açılır… <strong>Yarın, kimseye vaad edilmemiştir</strong>. <strong>Yarını tahmin </strong>etmenin en garanti yolu, <strong>onu inşa </strong>etmekten geçer ama yarını merak edenin en büyük yanılgısı <strong>Parmenides körlüğüdür.</strong></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Gelecek körlüğüne dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Gelecek körlüğünün ana sebebi?</em></strong></p>
<p>İnsan, yarını tahmin ederken; <strong>bugünü geleceğe uzatır</strong>. Yarını bugünün tekrarı ya da doğrusal devamı sanır. Yanılgı, <strong>kırılmaları</strong> <strong>görememesidir</strong>. Zira her gün <strong>yeni bir başlangıç </strong>ve yarına dair sürprizleridir.</p>
<p><strong><em>Bahtın talihin rolü?</em></strong></p>
<p><strong>Tahtın</strong>; öngördüğün, tahminindir. <strong>Bahtın</strong> ise hayatın sana sunduğu… Derler ki yarına dair konuşurken dikkat et. Zira hayat (<em>yakın gelecek, yarın</em>) sen plan yaparken <strong>olup bitenlerin yekûnundan</strong> ibarettir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>KENDİ GELECEĞİNİN KÖRÜ OLABİLİR MİSİN?</strong></p>
<p><strong>Vizyon, yarına dair bir öyküdür</strong>. Yoksa ne olur? <strong>Necip Fazıl</strong>'ın dediği gibi; "<em>zamanın tık tıkları, güder yaratıkları</em>…" Yarın kaygısı, gelişme sancısı çekmektir. <strong>Tomurcuk derdi olmayana "odun" diyoruz zaten</strong>… Yarını düşünmeyen ulusların, kurumların ve bireylerin <strong>yarını olamayacağına</strong> inanıyorum.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YARIN LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Gelecek merakı</strong>: Faust’a ruhunu şeytana sattıran bu merak olmuştur. Merak et ama takılıp kalma</p>
<p><strong>Türkiye’nin geleceği</strong>: Bizlerin vizyonunda olan bitendir, neyi merak ettiğin neyi konuştuğundur</p>
<p><strong>Şirketin yarını</strong>: Büyümek için büyümek, kanserli hücrenin ideolojisidir. Sen değer üretmeye bak</p>
<p><strong>Paradigma değişimi</strong>: Hayata ve geleceğe baktığın gözlüğün adı</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yarin-hic-kimseye-vaad-edilmemistir-86490</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/2/1280x720/gelecek-teknoloji-1759733669.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yarın hiç kimseye vadedilmemiştir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eylulde-bizi-neler-bekliyor-86489</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eylülde bizi neler bekliyor…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eylül, veri akışının en yoğun olduğu ayların başında gelir, genellikle böyledir. Bu eylül de öyle… Hem bu yılın gidişatının ne yönde olacağı görülecek, hem de 2027’ye ve sonrasına ilişkin hedefler ortaya çıkacak.</p>
<p>Bu eylülü diğerlerinden ayıran küçük farklar da yok değil. Merkez Bankası şunun şurasında on gün sonra faiz kararı verecek ama faizin yönü hakkında şimdiden kesin bir yargıda bulunmayı sağlayacak belirgin bir durum yok. İşte bunu belki de 3 Eylül’de açıklanacak ağustos enflasyonu tayin edecek. Yani klasik enflasyon açıklaması bile bu kez önem taşıyor</p>
<p>Sonuç olarak bu eylülde bizi çok şey bekliyor, bu kesin. </p>
<p>Veri akışı yoğunluğunun yaşanacağı bu döneme ağustosun son günü olan bugün açıklanacak, hatta sizin bu satırları okuduğunuz saatlerde muhtemelen açıklanmış olan yılın ikinci çeyreğine ilişkin GSYH verisiyle başlanacak.</p>
<p>Yılın ilk çeyreğinde geçen yıla göre yüzde 2,5 artış gösteren GSYH’nin ikinci çeyrekte biraz daha yüksek oranda, yüzde 2,7-2,8 dolayında artacağı beklentisi yaygın. Ancak bu tahminler sanki biraz iyimser gibi ve gerçekleşmenin ilk çeyrekteki düzeyi aşması biraz zor görünüyor.</p>
<p>Kaldı ki ikinci çeyrek büyümesi yüzde 2,7-2,8 dolayında gelse bile yılın tümünde yüzde 3,8 olarak öngörülen büyüme hızını yakalamak mümkün olmayacak.</p>
<h2>Enflasyon, PPK ve OVP</h2>
<p>Bugünkü GSYH açıklamasından sonra 3 Eylül Perşembe günü ağustos ayının enflasyon verileri gelecek, hemen ertesinde 7 Eylül Pazartesi günü 2027-2029 döneminin orta vadeli programı açıklanacak. Faiz kararının açıklanacağı Para Politikası Kurulu toplantısı ise 10 Eylül Perşembe günü.</p>
<p>Veri takvimi kapsamında yer almamakla birlikte artık ne zaman ne olacağı bilindiği için motorindeki ÖTV zammını da hesaba katmak yanlış olmaz. Motorine bu gece yarısından geçerli olmak üzere ÖTV kaynaklı 3,60 lira zam gelecek.</p>
<p>Motorinde ağustos ayı için sıfıra indirilen ÖTV, belirlenen takvim gereğince eylülde 3 lira olarak uygulanacak. Akaryakıttaki fiyatlandırma politikası 3 liralık bu ÖTV’den yüzde 20 oranında, yani 60 kuruş da KDV alınmasını öngörüyor. Verginin vergisi! Sonuçta ortaya 3,60 liralık zam çıkıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enflasyon ne olabilir?</span></h2>
<p>Ağustos enflasyonuna ilişkin tahminlerde ağırlıklı olarak yüzde 2’nin altında oranlar dile getiriliyor. Ne var ki bu oranlar biraz iyimser kalıyor gibi…</p>
<p>Daha önce de belirtmiştim, benim tahminim yüzde 2’nin üstünde bir oran. Hatta 2,5’i zorlayan bir oranı bile sürpriz bulmam.</p>
<p>Ağustos enflasyonunu buralara çıkarabilecek en büyük olumsuzluk kuşkusuz akaryakıt fiyatlarındaki artış. Akaryakıt fiyatlarının enflasyon hesaplamasında nasıl dikkate alındığını bir başka gün daha detaylı olarak ele almak üzere bugün için en azından şunu söyleyeyim; enflasyon <strong>“ay sonundaki fiyatlar değil, ay ortalamasındaki fiyatlar kıyaslanarak”</strong> hesaplanır.</p>
<p>Temmuz sonu-ağustos sonu kıyaslamasına göre motorinde bir ucuzlama var ama bu yanıltıcı.</p>
<p>Ay ortalaması bazında benzin fiyatları ağustosta yaklaşık yüzde 9, motorin fiyatları yüzde 12, otogaz fiyatları yüzde 8 artış gösterdi. Kaldı ki TÜİK, enflasyon hesaplamasının yetişmesi için fiyat toplamayı ayın son gününe kadar sürdüremiyor, dolayısıyla motorinde ayın son günlerinde yapılan indirim ortalamaya tam yansımayacak. Yani motorindeki artış yüzde 12’den biraz fazla olabilir.</p>
<p>Aktardığım oranlar EPDK verilerine göre ve ayın tüm günlerini kapsıyor.</p>
<p>TÜİK’in hesaplamasındaki oranlar da muhtemelen çok farklı olmayacak.</p>
<p>Yukarıdaki oranlara göre akaryakıttan TÜFE’ye doğrudan yansıyacak etki 0,30-0,35 puan arasında. Bu doğrudan etki, dolaylı etkiyi hesaplamak ise pek kolay değil.</p>
<p>Doğrudan etkinin bu düzeye eriştiği bir ayda toplam artışın yüzde 2’ler civarında olması, akaryakıt dışındaki tüm mal ve hizmet fiyatlarında ancak yüzde 1,65-1,70 artışta kalınması demek. Bu da hiç kolay değil.</p>
<p>Akaryakıtta bu yılın ağustosunda ortaya çıkan artışın oranları böyle. Geçen yılın aynı ayında benzin yüzde 1 zam görmüş, otogazdaki zam oranı yüzde 1,3 olmuş, motorin ise yüzde 1 ucuzlamıştı.</p>
<p><strong>Yüzde 2,04 psikolojik bir eşik</strong></p>
<p>TÜFE geçen yıl ağustosta yüzde 2,04 artmıştı. Bu yılki artışın bu oranın altında kalması, yıllık bazda temmuz sonunda yüzde 31,75 olan oranın bir miktar gerilemesi demek. Yüzde 2,04’ün üstündeki artışlarda ise tersi yaşanacak.</p>
<p>Yıllık oran biraz azalmış ya da artmış; aslında pek de önemi yok. Artacak ya da azalacak oranlar önemli bir fark yaratmayacak ki…</p>
<p>Ağustos artışı yüzde 1 olsa yıllık oran yüzde 30,4’e gerileyecek. Aylık artış yüzde 2,5’i bulsa bu sefer de yıllık oran yüzde 32,4 olacak.</p>
<p>Kaç zamandır böyle zaten; yıllık oranda çok dar bir koridora sıkışıp kalındı.</p>
<p>Ama yıllık oranın yönünü belirleyeceği için ağustos artışında psikolojik eşik gibi görülen 2,04’ün altında mı kalındığına, yoksa üstüne mi çıkıldığına özellikle dikkat edilecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Faiz yüzde 37’den aşağı çekilir mi?</span></h2>
<p>Merkez Bankası savaşın patlak vermesiyle birlikte fonlamayı haftalık repodan geceliğe kaydırmak suretiyle fiili faizi yüzde 37’den yüzde 40’a çıkarmıştı. Bir süre önce de haftalık repo kanalı yeniden açılmış ve faiz bu kez fiilen yüzde 37’ye indirilmişti.</p>
<p>Şimdi 10 Eylül’de yapılacak PPK toplantısında faizin yüzde 37’den aşağı çekilip çekilmeyeceği tartışılıyor.</p>
<p>Bu konuda sanki şöyle bir hataya düşülüyor.</p>
<p>Teorik olarak bugünkü faizin, bu faizin uygulanacağı dönemdeki enflasyonla yani bir yıl sonrasının enflasyonuyla kıyaslanması tabii ki doğru.</p>
<p>Ama hiç kimse bugünkü faizle bir yıl sonrasının enflasyonunu kıyaslamıyor. Zaten enflasyon öngörülen düzeye doğru hızla gerilerse faiz de bugünkü düzeyde kalmıyor ki.</p>
<p>Bugün faiz kaç, bugün enflasyon kaç; buna bakılıyor.</p>
<p>Faiz kararı verilirken bakılan yalnızca enflasyon da değil. Çünkü faizi çoğu zaman siyasi tercihler belirliyor. Özellikle bir dönem hep böyle olmadı mı!</p>
<p>Şimdi ilki eylülde olmak üzere yıl sonuna kadar üç toplantı yapılacak. Diğer iki toplantı ekim ve aralıkta. Bu toplantılarda ne karar alınır sorusuna yanıtım şöyle:</p>
<p><strong>“Kararı Merkez Bankası verecekse faiz indirimine gidilmeme olasılığı ağır basıyor, üç toplantıda da; yok eğer başka etkenlerle karar verilecekse indirim olup olmayacağını söylemek zor.”</strong></p>
<p>Faizin bu üç toplantı bir yana seneye nasıl bir seyir izleyeceğinin işaretleri de 7 Eylül’de açıklanacak OVP’de ortaya konulacak özellikle enflasyon hedeflerine bağlı olarak daha somut olarak ortaya çıkacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2027 enflasyon hedefi kaç olur?</span></h2>
<p>2027-2029 dönemi orta vadeli programı 7 Eylül Pazartesi günü açıklanacak. Bu programları satır satır okuyan var mıdır, hiç sanmıyorum. Zaten birini okumak yeter, sonraki yılların programları da bazı sayıların biraz değiştirilmesinin ötesinde temelde çok büyük bir farklılık göstermiyordur.</p>
<p>OVP açıklanır ve son sayfalarda yer alan tablolardaki verilere, üstelik hepsine de değil bazılarına odaklanılır.</p>
<p>Bakılanlar bellidir; TL ve dolar cinsi GSYH, bu verilerden hangi yılın dolar kurunun hangi düzeyde öngörüldüğü hesaplanır.</p>
<p>Enflasyon hedefine, yıl sonu ve yıllık ortalamayı gösteren deflatöre bakılır. Dış ticaret hedeflerine, cari dengeye ilişkin hedeflere ve bütçe verilerine göz atılır.</p>
<p>İşte 7 Eylül’de öncelikle 2027 ve sonrasının yol haritasını ortaya koyan bu veriler belli olacak.</p>
<p>Bu veriler arasında en çok merak edilenler hiç kuşku yok ki enflasyon hedefi ile dolar kurunun hangi düzeyde öngörüleceği ve cari açığa ilişkin büyüklük.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a95069ce4e97-1788151452.png" alt="" width="671" height="191" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eylulde-bizi-neler-bekliyor-86489</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/piyasa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylülde bizi neler bekliyor… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86488</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 31 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/-9FfiDvqt1A" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86488</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/evli-geldiginde-piyasa-degerimiz-10-milyon-dolardi-simdi-200-milyon-dolar-86487</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘EVLI’ geldiğinde piyasa değerimiz 10 milyon dolardı, şimdi 200 milyon dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ORGE </strong>Enerji Elektrik Taahhüt A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Nevhan Gündüz, </strong>TIME Dergisi ve Statista tarafından hazırlanan ve bu yıl ilk kez yayınlanan <strong>“World’s Growth Leaders 2026” </strong>(Dünya Büyüme Liderleri) araştırmasında 55’inci sırada yer aldıklarını öğrenince 14 yıl önceye uzandı:</p>
<p>-          <strong>Orge Enerji’nin hisselerini 2012 yılının Mayıs ayında halka arz etmiştik. O sırada şirketimizin piyasa değeri 20 milyon dolardı. Şimdi 200 milyon dolar. Yani, şirketimizin değeri dolar bazında 14 yılda 10 kat artmış durumda.</strong></p>
<p>Şirket değeri ve kârını tüm ortakların faydasını maksimize edecek seviyeye çıkarma hedeflerini düşündü:</p>
<p>-          <strong>Yabancı yatırımcılar son 10 yıldır şirketimizin hisselerine düzenli olarak ilgi gösteriyor. Nitekim şu anda halka açık hisselerimizin yüzde 30’u yabancı kurumsal yatırımcılarda bulunuyor. Oran artarak devam ediyor.</strong></p>
<p>EVLI adlı Finlandiya fonunun Orge Enerji’deki payının yüzde 8-9 düzeyinde olduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>EVLI, Orge’nin hisselerine ilk yatırım yaptığında piyasa değerimiz o tarihlerde 10 milyon dolara inmişti. Şimdiki seviye EVLI’yi de memnun ediyor. EVLI temsilcileri her çeyrekte gelip raporları alıp gözden geçiriyor.</strong></p>
<p><strong>ORGE </strong>Enerji Elektrik Taahhüt A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Nevhan Gündüz, </strong>TIME Dergisi ile Statista’nın hazırladığı <strong>“Dünyanın En Hızlı Büyüyen Şirketleri” </strong>listesine 55’inci sıradan girmeleri vesilesiyle sohbet toplantısı düzenledi.</p>
<p><strong>“Kamu Hizmetleri” </strong>kategorisinde dünya üçüncüsü olduklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu, şirketimizin uluslararası ölçekte rekabet gücünü ortaya koyan çok değerli bir sonuç. Bu başarı personelin özverili çalışması, iş ortakları ve yatırımcılarımızın da güvenlerinin ortak eseridir.</strong></p>
<p><strong>Nevhan Gündüz, </strong>araştırmada şirketlerin son 5 yıllık büyüme performansları, finansal istikrarları ve hisse senedi performanslarının dikkate alındığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Liste hazırlanırken büyüme hızının yanı sıra sürdürülebilir finansal yapı, piyasa güveni ve uzun vadeli kurumsal performans kriterleri de değerlendiriliyor.</strong></p>
<p>Yeri gelmişken Orge Enerji’nin bu ay açıklanan ilk 6 aylık sonuçlarına işaret etti:</p>
<ul>
<li><strong>Şirketimizin 2026 yılı ilk 6 aylık hasılatı 2.6 milyar lira seviyesinde gerçekleşti. Geçen yıla göre yüzde 25’lik artış söz konusu.</strong></li>
<li><strong>Esas faaliyet kârımız 2025 yılının ilk 6 aylık döneminde 1.1 milyar lira idi. Bu yıl yüzde 39 artışla 1.5 milyar lirayı buldu.</strong></li>
</ul>
<p>Şirketin net finansal borcunun olmadığına vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Mevcut yükse</strong><strong>k</strong><strong> faiz ortamında hiç kredi kullanmıyor olmamız çok daha rekabetçi iş yapabilme özelliği kazandırıyor.</strong></p>
<p>2026 yılını çok güçlü bakiye iş stoku ile karşıladıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Buna ek olarak bu yıl toplamları 2 milyar liraya yaklaşan yeni sözleşmeler imzaladık. Halen tamamlanma aşamasındakiler dahil 15’i aşkın projede çalışmalarımızı sürdürüyoruz.</strong></p>
<p>İstanbul’da bugüne kadar yapımı gerçekleşen metro hatlarının yarısına yakınında görev aldıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>İstanbul, Bursa ve Kocaeli’nde devam eden metro projelerine ek olarak havalimanları, lojistik/depolama projeleri, hangar binaları, hastane ve oteller gibi farklı segmentlerde üst yapı işlerine devam ediyoruz.</strong></p>
<p><strong>Nevhan Gündüz, </strong>İstanbul Havalimanı ve Türk Hava Yolları’nın bazı projelerinde aldıkları görevlerle ilgili şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>İstanbul Havalimanı ve çevresini içine alan bölgede THY ve bağlı ortaklıkları tarafından yapımı devam eden/planlanan pek çok proje var. Tümünün bedeli 100 milyar lirayı aşıyor. Bu yatırımlardan bugüne kadar iki projede görev üstlendik.</strong></p>
<p>THY’den üstlendikleri projelerle ilgili detay aktardı:</p>
<p>-          <strong>THY Teknik İstanbul Havalimanı Bakım Onarım Hangarı ve THY İstanbul Havalimanı e-ticaret Hub Tesisi’nde çalışmalarımız hızla devam ediyor.</strong></p>
<p>Orge Elektrik, <strong>“kullandığım kabloları üreteyim”, “kullandığım elektrik panolarının üretimine gireyim” </strong>gibi adımlar atmak yerine, asıl işine odaklandı, dünyada listelerine giren büyüme temposunu yakaladı…</p>
<p>Borsa İstanbul’da yabancı payı tarihi düşük seviyelerde seyrederken Finlandiyalı EVLI’nin yüzde 8-9 pay sahibi olması, Orge Elektrik’in başarısını ortaya koyuyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şarj ünitesi üretimine öz sermaye ile girdi, rüzgar gülünü de gündeme aldı</span></h2>
<p><strong>ORGE </strong>Enerji Elektrik Taahhüt A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Nevhan Gündüz, </strong>elektrikli araç şarj ünitesi üretimine öz sermaye yatırımıyla girdiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Şarj ünitesi üretimi tarafında agresif büyüme gibi bir planımız yok. Sadece </strong>“AC” <strong>ünite üretiyoruz.</strong></p>
<p>Orge’nin ürettiği elektrikli araç şarj ünitesi sayısının 1000’i bulduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Piyasada daha çok ithal ağırlıklı şarj üniteleri var. Biz tümüyle kendimiz üretiyoruz. Yazılımını da biz yapıyoruz. Bu konuda yüzde 80 dolayında yerlilik oranımız var.</strong></p>
<p><strong>Gündüz, </strong>önümüzdeki dönemde rüzgar gülü üretimine dönük adımlar da atacaklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Ancak, amiral gemimiz taahhüt işi olmaya devam edecek. Gelecek 5 yılda rüzgar gülü işi ciromuzda yüzde 5 dolayında bir paya ulaşabilir. Rüzgar gülünde geliştirme işini de kendimiz yapacağız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Borçla taahhüt işi yapılmaz</span></h2>
<p><strong>ORGE </strong>Enerji Elektrik Taahhüt A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Nevhan Gündüz, </strong>ihracatçıların sıkça yakındıkları <strong>“fiyat tutturma” </strong>sancısının iç pazarda da yaşandığını kendi taahhüt işlerinden örnek vererek anlattı:</p>
<p>-          <strong>Eskiden bir proje için masaya oturduğumuzda fiyat konusunu 15 dakikada çözer, karara bağlardık. Şimdi en az birkaç saat sürüyor.</strong></p>
<p>Proje üstlenir üstlenmez kullanılacak malzemelerin alımını yaptıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bu şekilde proje sürerken fiyat hareketleri olursa onlardan etkilenmekten kendimizi koruruz.</strong></p>
<p>Taahhüt işlerinin yanı sıra yakın döneme kadar malzeme ticareti de yaptıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Ancak, fiyat tutturma sıkıntısı nedeniyle malzeme ticaretini önemli ölçüde yavaşlattık.</strong></p>
<p>Borçlanma konusunda oldukça muhafazakar davrandıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Çünkü, borçla taahhüt işi yapılamaz.</strong></p>
<p><strong>Gündüz, </strong>Orge Elektrik’in ilk yola çıktığından bu yana tamamladığı işlerin 8 milyon metrekareyi geçtiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Söz konusu projelerin toplam bedeli de 10 milyar doları bulmuştur.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Veri merkezi yatırımları hızlanıyor, en büyük doğal adaylar arasındayız</span></h2>
<p><strong>ORGE </strong>Enerji Elektrik Taahhüt A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Nevhan Gündüz, </strong>şirket içinde veri merkezi projeleri için bir grup kurduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Turkcell’in ilk data center (veri merkezi) kurulumunda biz görev almıştık. Veri merkezi kurulumunda çok fazla elektrik işi var.</strong></p>
<p>Veri merkezi alanında Türkiye’de yatırım atağının yaşandığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Mevcut veri merkezleri yenileniyor, kapasiteleri büyütülüyor ve yeni yatırımlar da gündeme gelmiş bulunuyor. Bu yatırımların artarak devam edeceği anlaşılıyor. Bu alanda yüksek tecrübeye ve iş bitirme belgelerine sahibiz.</strong></p>
<p>Veri merkezlerinin elektrik işleri konusunda en büyük doğal adaylar arasında olduklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Veri merkezi yatırımları bizim gibi uzmanlar için önemli pazar oluşturacak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yapay zeka ile ciddi verimlilik artışı sağlıyoruz</span></h2>
<p><strong>ORGE </strong>Enerji Elektrik Taahhüt A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Nevhan Gündüz, </strong>inşaat sektöründe yapay zeka kullanımının henüz sınırlı olduğunu belirtip, kendi adımlarına değindi:</p>
<p>-          <strong>Bir süredir bazı iş süreçlerimizde yapay zekadan destek alıyoruz. Şirket içi yazılımlarımızı ek yatırımlarla iyileştiriyorduk. Şimdi bunlara ek olarak yapay zekayı da entegre ediyoruz. Belki de kendi sektörümüzde yapay zeka desteğini devreye alan ilklerden olduk.</strong></p>
<p>Yapay zekanın iş süreçlerine olumlu etkisini şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Yapay zeka ile mevcut kontrol ve planlama süreçlerinde ciddi oranlarda verimlilik artışları elde ettik. Adeta bir mühendis gibi çalışan yapay zeka destekli yazılım ve uygulamalar sayesinde hatırı sayılır seviyede maddi ve zaman tasarrufu imkanı bulduk.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/evli-geldiginde-piyasa-degerimiz-10-milyon-dolardi-simdi-200-milyon-dolar-86487</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/7/1280x720/nevhan-gunduz-1788150317.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘EVLI’ geldiğinde piyasa değerimiz 10 milyon dolardı, şimdi 200 milyon dolar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-yatirim-fonlarina-nester-vurdu-86486</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK yatırım fonlarına neşter vurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu geçen yıl kasımda yatırım fonlarında manipülasyonu ve fonlar üzerinden yapay fiyat oluşumları önlemek için getireceğini duyurduğu düzenlemeyi geçen haftanın son günü duyurdu. SPK özellikle serbest fonları temel alan düzenlemesiyle yatırım fonlarına ilişkin kuralları baştan aşağı değiştirdi. Değişiklikle tek bir hissede yoğunlaşmanın önüne geçilmesi hedeflenirken, fiili dolaşım sınırı, fon yönetici sayısına göre serbest fon kurma kuralının yanı sıra portföy yönetim şirketlerine sermaye artırım şartı ile sermaye büyüklüğü düzenlemeleri getirildi. Yatırım fonlarına bu düzenlemeye uyum için belli bir süre de tanınıyor.</p>
<h2>Tek hissede portföy değeri kuralı </h2>
<p>SPK’nın 28 Ağustos tarihli kararıyla getirilen yeni düzenlemeye göre serbest fonlara iki yeni kural geliyor. Düzenlemeye göre bir serbest fonun portföy değerinin yüzde 5’inden fazlasını oluşturan sermaye piyasası araçlarının toplamı fonun portföy değerinin yüzde 20’sini aşamayacak. Bu tek bir varlığa fonun en fazla yüzde 5 yatırım yapabileceği anlamına gelmiyor fonda yüzde 5’i aşan bütün pozisyonlar için belirlenen alan fonun değerinin yüzde 20’si ile sınırlandırılıyor. Uzmanların verdiği örnek bu kuralı şöyle açıklıyor: 1 milyar TL büyüklüğünde bir serbest fon A hissesinde yüzde 12, B hissesinde yüzde 8, diğer varlıklarının her biri ise yüzde 5 veya altında ise hesaba girmiyor. A ve B hissesinin toplamı yüzde 20 olduğu için portföy sınırına uygun ancak bir diğer hissenin ağırlığı yüzde 5’ten yüzde 5,1’e çıktığı anda sınır aşılacak. Uzmanlara göre artık 5 hisseden oluşan ve her birine yüzde 20 ağırlık veren serbest fonlar artık mümkün olmayacak ancak tek bir hissede yüzde 20 veya iki hissede yüzde 10’ar pozisyon alınması teorik olarak mümkün olabilir. Kural yüksek pozisyonları yasaklamıyor ancak yüzde 20 ile alanı sınırlandırıyor.</p>
<h2>Halka açıklık oranına göre alım sınırı </h2>
<p>İkinci en önemli değişiklik ise halka açık bölümde yani fiili dolaşımdaki paylar üzerinde ne kadar fonun alım yapabileceğini düzenliyor. Buna göre şirketin fiili dolaşım oranı yüzde 25’in altındaysa tek serbest fon bu hisseyi yüzde 8 oranında taşıyabilecek, aynı yönetici ve kurucuya ait tüm fonların bu hissedeki yatırımı yüzde 16’yı aşamayacak. Aynı şekilde şirketin fiili dolaşım oranı yüzde 25-50 arasında ise yüzde 6 tek fonda aynı kurumun fonlarında yüzde 12’ye kadar alınabilecek, halka açıklık oranı yüzde 50-75 arasıyla oranlar yüzde 4 ve yüzde 8’e gerileyecek. Yüzde 75’in üzerinde halka açıklık oranı varsa serbest fonda yüzde 2 aynı kurumun fonlarında yüzde 4 taşınabilecek bu hisse.</p>
<p>Bu kuralda en önemli istisna BİST30 hisselerine verildi. Ayrıca endeks fonları, borsa yatırım fonları ve kamu bağlantılı ihraççılar sınırlamaların dışında kalacak.</p>
<p>Ünvanında döviz, yabancı, para piyasası ve kısa vadeli bulunan serbest fonlara da bu sınırlama olmayacak. BİST30’a girmek artık şirketler için çok daha değerli bir hale gelmiş durumda.</p>
<h2>Hakim ortaksa sınır daha da düşüyor </h2>
<p>Tüm bunların yanı sıra eğer serbest fon yatırımcılarının hakim olduğu şirkete yönelik bir sınırlama daha getiriliyor. Fon yatırımcının kontrol ettiği şirketin paylarında tek serbest fon için fiili dolaşımın yüzde 1’i, aynı yönetici ve kurucuya ait tüm fonlar için yüzde 2 sınır olacak. Sınır sadece hisse için de değil ihraççının tüm enstrümanlarını kapsayacak şekilde genişletildi. Hisselerin yanı sıra serbest fonların diğer yatırım araçlarına yönelik de sınırlamalar yeni yönetmelikte yer alıyor. Serbest fon tek bir ihraççının tedavüldeki borçlanma araçlarının yüzde 10’undan fazlasını alamayacak, sınır yönetim sözleşmesine dayalı kira sertifikalarında yüzde 10, diğer kira sertifikalarında ise yüzde 25 olacak.</p>
<h2>Yönetici sayısına göre fon kurma şartı </h2>
<p>Portföy yöneticileri yeni dönemde çok daha önemli konumda. Buna göre portföy yönetici sayısı kurulabilecek serbest fon sayısında etkili olacak, önceki dönemde özel fonlar hariç serbest fon sayısı yöneticilerin üç katına kadar çıkabiliyordu şimdi serbest fonların toplam sayısı şirkette istihdam edilen portföy yöneticisi sayısını aşamayacak. Yani 5 yöneticisi varsa şirketin eskiden 15 serbest fon kurabilirken şimdi özel fonlar dahil en fazla 5 serbest fon ihraç edebilecek. Bu kural yeni ve sonuçlanmamış başvurularda 29 Ağustos 2026’dan itibaren devreye girecek, mevcut şirketlerin 30 Haziran 2029’a kadar bu kurala uyum göstermesi gerekiyor. Ayrıca her fon için biri sorumlu en az iki portföy yöneticisi görevlendirilecek, bir yönetici 1 Ocak 2029’dan itibaren en fazla 10, 1 Ocak 2031’den itibaren ise en fazla 7 fonda görev alabilecek. Girişim sermayesi yatırım fonları ve gayrimenkul yatırım fonları bu hesabın dışında tutuluyor.</p>
<h2>Büyük işlemlere genel müdür onayı </h2>
<p>Yeni düzenleme büyük pozisyon değişimlerinde genel müdür onayını da şart koşuyor. Buna göre bir aracın son 30 gündeki ortalama değeri, aynı dönemdeki ortalama fon portföy değerinin yüzde 5’i veya üzerindeyse o araca ilişkin her alım ve satım kararının dayanağı olan araştırma ve analiz belgeleri genel müdür onayına sunulacak. Belgeler en az beş yıl saklanacak. İlk onaydan sonra sorumlu yönetici, yatırımın değeri, karşı taraf riski ve yoğunlaşması hakkında en geç 15 günde bir rapor verecek.</p>
<h2>PYŞ’lere yeni sermaye sınırı </h2>
<p>Portföy yönetim şirketlerine sermaye şartı da yeni düzenlemeye girdi. Buna göre 2027 yılı için geniş yetkili portföy yönetim şirketlerinin başlangıç ve asgari ödenmiş sermayesi 500 milyon TL, faaliyetleri sınırlı şirketlerin sermayesi 250 milyon TL olarak belirlendi. Rehberdeki ayrı bir hükme göre aylık ortalama kolektif portföyün yüzde 50’den fazlası serbest fonlardan oluşuyorsa kapsamdaki şirket çıkarılmış sermayesini yüzde 10 nakit artırmak için yılsonunu takip eden 20 iş günü içinde SPK’ya başvuracak. İlk kontrol 2026 yılsonunda yapılacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Daha fazla şeffaflık adına TEFAS’a açıklamalar sıklaşacak</span></h2>
<p>Yönetmelik daha fazla şeffaflık adına TEFAS (Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu) açıklamalarını da sıkılaştırıyor. Önceden aylık açıklanan portföy dağılım raporları yeni dönemde haftalık açıklanacak. Bunun yanı sıra bir yatırımcının TEFAS’taki bir fonda payı yüzde 30, 40, 50, 60, 70, 80 veya 90 eşiklerinden birine ulaştığında ya da bu eşiklerin altına indiğinde yatırımcının kimliği ve oranı MKK tarafından KAP’ta açıklanacak. Serbest fonların yatırım yaptığı diğer yatırım fonları yatırımlarına da sınır geldi. Fon sepeti serbest fonlar dışındaki serbest fonlar, diğer fonların katılma paylarına portföylerinin en fazla yüzde 15’i kadar yatırım yapabilecekken tek bir fona yatırımı ise yüzde 10’u aşmayacak şekilde gerçekleşecek. TEFAS’ta işlem görmeyen ve unvanında özel bulunmayan serbest fonlardaki yatırımcı sayısı sınırı da 10’dan 50’ye çıkarıldı. Bu tarz fonlarda kontrol 31 Aralık 2026’da başlayacak.</p>
<p><strong>Teminat için BİST30 kullanılacak </strong></p>
<p>Serbest fonların para piyasası işlemleri ve borçlanma araçları işlemleri fon portföyünün yüzde 20’si ile sınırlandırılıyor. Ve artık borsa dışı repo işlemlerine hisse dayanağı olarak sadece BİST30 hisseleri kullanılabilecek. Ters repo teminatı en az yüzde 105 olacak, belirli güvenli varlıklarda yüzde 100 uygulanabilecek, kurucuyla ilişkili tarafların ihraçları teminata konu araçların yüzde 25’ini aşmayacak. Uzmanlara göre böylece düşük dolaşımlı hisseyi teminat yaparak kaldıraç modeli de böylece sona erecek. Öte yandan katılım fonları hariç para piyasası fonlarının portföylerinin en az yüzde 10'u devlet iç borçlanma senetleri veya Hazine'nin Varlık Kiralama Şirketi tarafından ihraç edilen kira sertifikalarına yönlendirilecek. Para piyasası fonlarında toplam mevduat ve katılma hesabı sınırı yüzde 50 olarak kalırken fonlar 31 Mart 2027’ye kadar bu kurallara uyacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-yatirim-fonlarina-nester-vurdu-86486</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK 28 Ağustos tarihli kararıyla temelini serbest fonların oluşturduğu yatırım fonlarına ilişkin rehberi tamamen yeniledi. Buna göre yeni rehberle serbest fonların tek bir hisse, şirket, ihraççı veya işlem üzerinde aşırı yoğunlaşmanın önüne geçmek hedeflenirken portföy yönetim şirketlerine sermaye ve yönetici sınırı da getiriliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayicinin-hesabini-nakliye-bozuyor-86520</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayicinin hesabını nakliye bozuyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Nadir Küpeli ile sohbet ediyoruz. Küpeli, bir ürünün satışını yaparken yapılan hesaplamaların değiştiğini söyledi…</p>
<p><strong>-Eskiden önce ürün + nakliye yazıyorduk. </strong></p>
<p>-Peki ya şimdi?</p>
<p>-Nakliye + ürün/mal hizmeti yaparak hesaplıyoruz!</p>
<p><strong>İlk bakışta basit bir maliyet hesabı gibi görünüyor</strong>. Ancak, bu hesaplama Türkiye sanayisinin rekabet denkleminde taşların yer değiştirdiğini gösteriyor.</p>
<p>Eskiden bir ürünün fiyatını hesaplarken önce ürünün kendisine bakılırdı. Hammadde ne kadar? İşçilik ne kadar? Enerji ne kadar? Üretim maliyeti ne kadar?</p>
<p>En sonunda nakliye eklenirdi!</p>
<p><strong>Günümüzde ise üretmek kadar, ürettiğiniz ürünü müşteriye ulaştırmak da önemli bir maliyet haline geldi.</strong> Bölgemizde yaşanan son savaşların ardından bazı durumlarda nakliye, ürünün kendisinden daha belirleyici olabiliyor.</p>
<p>Sanayici “bu ürünü kaça satıyorum” hesabından ziyade “bu ürünü müşteriye kaça ulaştırıyorum” hesabı yapıyor…</p>
<p>Rekabet sadece fabrikaların arasında yaşanmıyor. <strong>Limanlar, demiryolları, karayolları, depolar, gümrükler ve lojistik merkezler de rekabetin </strong>parçası haline geliyor.</p>
<p>Geleceğin sanayi kentleri sadece iyi üreten kentler olması yeterli değil! <strong>Aynı zamanda iyi bağlanan kentler olacak.</strong></p>
<p>Limanlara, demiryollarına, karayollarına, lojistik merkezlere ve küresel tedarik zincirlerine ne kadar iyi bağlanıyorsanız, rekabet gücünüz de o kadar yüksek olacak.</p>
<p><strong>ESKİŞEHİR LİMANA BAĞLANIYOR</strong></p>
<p>Eskişehir sanayisi uzun yıllar boyunca liman bağlantısını gerçekleştiremedi! Eskişehir OSB ile TCDD Hasanbey Lojistik Merkezi’ni birbirine bağlayacak olan demiryolu hattı için 30 yıl bekledi. OSB Başkanı Nadir Küpeli’nin yoğun çabaları sonucu bağlantı yolunun yapımı sona ermek üzere!</p>
<p>Küpeli, bağlantı yolunun önemini şu cümlelerle açıklıyor:</p>
<p><strong>-Eskişehir OSB’de üretim yapan sanayi kuruluşu, ürünlerini doğrudan demiryoluyla limanlara ulaştırabilecek</strong>. Ürünlerimiz, demiryolu aracılığıyla iç piyasaya ve ihracat noktalarına <strong>çok daha hızlı ve düşük maliyetle ulaşabilecek</strong>. Bölgeden yapılan ihracatın, bu hat sayesinde önümüzdeki 5 yıl içerisinde en az yüzde 35 oranında artmasını hedefliyoruz.</p>
<p>Eskişehir sanayisi, denizlere ve demiryoluna bağlanmayı geç kalsa da, hayata geçirmek üzere! Eskişehir’in demiryoluyla limanlara bağlanması yalnızca bir ulaşım yatırımı değil, <strong>doğrudan rekabet gücü yatırımıdır.</strong> Yeni dönemde kazanan, ürettiğini ucuza, hızlı ve güvenli ulaştırabilen olacak.</p>
<p>Bugün tamamlanmak üzere olan Hasanbey bağlantı hattı geleceğin önünü açarken, geçmişte kaçırılan fırsatın büyüklüğünü de gözler önüne seriyor. <strong>Sanayici üretim tesisine yatırım yaptı, teknolojiye yatırım yaptı, insan kaynağına yatırım yaptı!</strong> Ürettiği ürünü dünyaya taşıyacak son halkayı tamamlamak için ise onlarca yıl bekledi.</p>
<p>Eskişehir sanayisi 30 yıllık gecikmenin ardından yakaladığı bu avantajı hızlı bir büyümeye dönüştürmek zorunda<strong>. Fabrikalarımız için dünyaya yeni bir kapı açılıyor.</strong></p>
<p>Eskişehir bu yeni döneme iyi bir başlangıç yapmak üzere…</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayicinin-hesabini-nakliye-bozuyor-86520</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Nadir Küpeli ile sohbet ediyoruz. Küpeli, bir ürünün satışını yaparken yapılan hesaplamaların değiştiğini söyledi… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mutfak-sektoru-uretim-inovasyon-markalasma-ve-ihracatla-buyuyor-86509</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mutfak sektörü üretim, inovasyon, markalaşma ve ihracatla büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye, mutfak kültürü oldukça güçlü olan bir ülke. Şehirde de kırsalda da mutfaklar, evlerin kalbi konumunda. Bu durumun yarattığı ihtiyaçlar ise tek bir sektörün sınırları içinde tanımlanamayacak kadar büyük bir ekosistem yaratıyor. Bir evin mutfağına bakıldığında aslında Türkiye sanayisinin geniş bir fotoğrafı ortaya çıkıyor. Mobilyadan beyaz eşyaya, küçük elektrikli ev aletlerinden yemek takımlarına, cam ve porselenden plastik ürünlere, evye ve armatürden paslanmaz çelik ekipmanlara kadar çok sayıda sektör, bir evin aynı odasında buluşuyor. Otel, restoran, hastane, okul ve toplu yemek tesisleri devreye girdiğinde ise bu zincire endüstriyel mutfak ekipmanları da ekleniyor ve karşımıza dev bir sektör çıkıyor.</p>
<h2>25 milyar dolarlık ekosistem </h2>
<p>Ev ve Mutfak Eşyaları Federasyonu’nun (EVFED) temsil ettiği züccaciye, mobilya, plastik, aydınlatma, endüstriyel mutfak ve paslanmaz çelik sektörleri, 950 binden fazla kişiye istihdam sağlıyor, yıllık yaklaşık 26 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiriyor ve yaklaşık 5 milyar dolarlık dış ticaret fazlası oluşturuyor. Sektörün istihdamı ise Türkiye toplamının yaklaşık yüzde 3’ü gibi önemli bir bölümüne karşılık geliyor. Bu tablo bize mutfak ekonomisinin yalnızca tüketiciye sunulan nihai ürünlerden ibaret olmadığını gösteriyor. Ürünlerin arkasındaki metal, plastik, cam, seramik, elektrik-elektronik, mobilya ve makine üretimi de ekosistemin parçası. Dolayısıyla mutfak, farklı sanayi kollarının aynı tüketim alanında kesiştiği önemli bir üretim üssü niteliğinde diyebiliriz.</p>
<h2>Endüstriyel mutfakta ihracat 2 milyar dolara yaklaştı </h2>
<p>Ekosistemin profesyonel tarafında ise endüstriyel mutfak sektörü öne çıkıyor. ZÜCDER’in 2025 yılı sonunda yaptığı açıklamaya göre, Türkiye’nin endüstriyel mutfak sektöründeki ihracatı yaklaşık 3 milyar dolara ulaştı. Ev tipi mutfak sektörünün ihracatı ise yaklaşık 3,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Üstelik Türkiye, endüstriyel mutfaktan ev ve mutfak eşyalarına kadar uzanan geniş üretim gücüyle küresel pazarda kendine önemli bir yer edinmiş durumda. Türk üreticileri bugün 150’den fazla ülkeye ulaşırken, bugün artık ürünlerimiz dünyanın en prestijli organizasyonlarında karşımıza çıkıyor. Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri Karaca’nın Oscar yolculuğu. Marka, 2026’da Oscar’ın resmi davet yemeğinde üçüncü kez yer aldı, yemekler Karaca’nın sofra ürünleriyle servis edildi. Bir Türk markasının Hollywood’un en önemli gecelerinden birinin sofrasında yer alması, sektörün geldiği noktayı anlatan rakamlardan çok daha çarpıcı bir başarı hikayesi.</p>
<h2>Yeni konutlar talebi besliyor </h2>
<p>Mutfak mobilyası tarafında ise konut piyasasındaki hareketliliğe paralel bir büyüme var. Yeni konutlarda mutfak mobilyaları ve ankastre ürünler kaliteyi artıran, alıcısının dikkat ettiği önemli unsurlar. Aynı zamanda ikinci el konut piyasasındaki yenileme talebi de sektörü besliyor. Yeni ev sahipleri için mutfak, dolaplardan tezgâha, evyeden armatüre, aydınlatmadan beyaz eşyaya kadar yenilenebilen başlıca yaşam alanlarından biri. Bu nedenle mutfak mobilyası, konut satışlarının yanı sıra yenileme ve tadilat harcamalarından da pay alarak yıl boyunca canlılığını koruyor.</p>
<h2>Tasarım mutfağın ruhunu değiştiriyor </h2>
<p>Mutfakta artık tek tip çözümler yerine, kullanıcıların yaşam biçimine göre şekillenen tasarımlar öne çıkıyor. Açık mutfaklar, mutfak adaları, gizli depolama alanları ve ankastre sistemler, mutfağı yalnızca yemek hazırlanan bir yer olmaktan çıkarıp evin yaşam alanlarından birine dönüştürüyor. Tasarımda estetik kadar kullanım kolaylığı ve teknoloji de belirleyici hale geliyor. Türkiye’den çıkan markalar da bu dönüşüme ayak uyduruyor. Vestel’in ankastre ürünlerinde geliştirdiği yeni nesil çözümler bunun dikkat çekici örneklerinden biri. Markanın ankastre fırınlarının 2025’te Almanya’da düzenlenen Kitchen Innovation Award’da “Best of the Best” ödülünü alması, yerli üreticilerin mutfak teknolojilerinde tasarım ve inovasyonla da fark yaratabildiğini gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sosyal medya mutfağın vitrini oldu</span></h2>
<p>Mutfak ekonomisindeki dönüşümü yalnızca konut ve gelir dinamikleriyle açıklamak eksik olur. Sosyal medya pek çok şeyde olduğu gibi tüketicinin mutfağa bakışını da değiştiriyor. Kişisel hesaplar, mutfağı evin görünmeyen çalışma alanından çıkarıp yaşam tarzının sergilendiği bir vitrine dönüştürüyor. Yemek videoları, kahve içerikleri, mutfak düzenleme paylaşımları, yenileme öncesi-sonrası görüntüleri ve sofra sunumları tüketicinin ürünleri keşfetme biçimini değiştirmiş durumda. Artık kahve makinesi, blender veya tencere gibi ürünler tasarımı, rengi ve mutfaktaki görünümüyle de değerlendiriliyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mutfak-sektoru-uretim-inovasyon-markalasma-ve-ihracatla-buyuyor-86509</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/9/1280x720/mutfak-1788155683.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mutfaklar hiçbir zaman yalnızca yemek pişirilen alanlar olmadı. Çünkü evi ev yapan şey biraz da mutfakta pişen yemeğin kokusudur. Evlerin kalbi diyebileceğimiz bu alan, arkasında yemek takımlarından küçük ev aletlerine, evyeden armatüre, beyaz eşyadan mutfak mobilyasına kadar çok sayıda sektörü aynı alanda buluşturan büyük bir ekosistemi de barındırıyor. Türkiye’de sektör, tasarım, teknoloji, verimlilik ve markalaşma hamleleriyle büyüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gbnin-guncellenmesi-icin-turkiyenin-gerekceleri-hala-gecerli-mi-86498</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GB’nin güncellenmesi için Türkiye’nin gerekçeleri hâlâ geçerli mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MURAT YAPICI - My Advisor Uluslararası Danışmanlık Şirketi Kurucusu</strong></p>
<p>Başlıktaki soruya cevap verebilmek için önce AB ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin neden gündeme geldiğine bakmak gerekiyor. 1996’da tam üyeliğe geçişte bir ara aşama olarak kurgulanan Gümrük Birliği (GB), 2005’te başlayan katılım müzakerelerinin çok sayıda faslın bloke edilmesiyle tıkanması sonucu öngörülenden çok daha uzun süre yürürlükte kalmış; kuruluşta öngörülmeyen sorunlar da zamanla belirginleşmiştir.</p>
<p>Ülkemizin rahatsızlıkları esasen GB’nin bir geçiş düzenlemesi olarak tasarlanmasından kaynaklanmaktadır: (1) AB’nin imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının (STA) yarattığı asimetri ve özellikle Cezayir ile Güney Afrika’nın Türkiye ile STA imzalamak istememesi; (2) Türkiye’nin AB’nin karar alma mekanizmalarında yer alamaması; (3) Türk taşımacıların karşılaştığı kara yolu kotalarıdır.</p>
<p>AB’nin temel rahatsızlığı ise Türkiye’nin GB’ye aykırı korumacı uygulamalarından kaynaklanmaktadır. Üyelik müzakerelerindeki tıkanıklık, Türkiye’nin GB yükümlülüklerini yerine getirme iradesini zayıflatmış; 2011’de tekstil ve konfeksiyonda başlayıp farklı ürün gruplarına yayılan ilave gümrük vergileri ve gözetim önlemleri sorun olmuştur. AB’nin başlıca şikâyetleri arasında ilaç ve tarım ürünlerindeki tarife dışı engeller de bulunmaktadır.</p>
<p>Sorunların ortaklık organlarında çözülememesi üzerine Avrupa Komisyonu 2011’de bir tahkim mekanizması kurulmasını, ardından hizmetler, tarım, coğrafi işaretler ve kamu alımları gibi alanların da müzakere edilmesini talep etmiştir. Türkiye ise GB Kararı’nın salt bir ticaret anlaşması değil, AB’ye katılım sürecinin bir aşaması olduğunu, katılım ilerledikçe sorunların da kendiliğinden çözüleceğini savunarak bu önerileri reddetmiş; önceliğinin GB’nin kapsamını genişletmek değil, üyelik olduğunu vurgulamıştır.</p>
<p>Öte yandan 2001 ekonomik krizi sonrası uygulanan istikrar programı ve 2004’te müzakerelere başlama kararı, ülkeye önemli ölçüde doğrudan yabancı sermaye çekmiş; ihracat da sıçrama yapmıştır. AB ile rekabetten güçlenerek çıkan Türk sanayii, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Balkan ülkeleriyle yapılan STA’lar sayesinde bu bölgelere ihracatını ve yatırımlarını artırmıştır.</p>
<p><strong>STA asimetrisi büyüyen </strong><strong>bir soruna dönüştü</strong></p>
<p>AB’nin 2006’da başlattığı Küresel Avrupa Stratejisi ile neredeyse tüm dünya STA hedefi kapsamına alınmıştır. Türkiye ise özellikle hedef pazar olarak gördüğü Afrika ve Latin Amerika’daki ekonomilerle yapılan STA’larda aynı ölçüde paralellik sağlayamamış, STA ağı bakımından giderek AB’nin gerisinde kalmış ve bu durum büyüyen bir soruna dönüşmüştür.</p>
<p>2013’te AB-ABD arasında başlayan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) müzakereleri, dünyanın en büyük iki ekonomisinin oluşturacağı bloğa dâhil olmayı Türkiye için öncelikli bir hedef hâline getirmiştir. Komisyon ve ABD ile yürütülen üst düzey görüşmelerde, Türkiye’nin TTIP’e dâhil olmasının veya ABD ile yeni nesil bir STA müzakeresine başlamasının yolunun GB’nin modernizasyonundan geçtiği ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Ayrıca AB, son yıllarda imzaladığı yeni nesil STA’larla üçüncü ülkelere tarım, hizmetler, yatırım ve kamu alımlarında Türkiye ile olan ortaklıktan daha kapsamlı tercihli düzenlemeler tanımıştır. Türkiye de benzer şekilde GB’den daha geniş kapsamlı STA’lar müzakere etmeye başlamış ve AB ile ilişkilerini bu yeni çerçevede geliştirmenin, tam üyelik hedefine yaklaşmak dâhil birçok açıdan yararlı olacağı değerlendirilmiştir.</p>
<p>Dönemin Ekonomi Bakanı Sn. Nihat Zeybekci’nin inisiyatifiyle, başta STA meselesi olmak üzere sistemik sorunlara çözüm bulunması ve AB ile tercihli ilişkilerin yeni alanlara genişletilmesi amacıyla Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik girişimler 2014 yılının ilk çeyreğinde başlamıştır. AB Genel Müdürü olarak başkanlığını yaptığım teknik heyet tarafından 2015 yılında Avrupa Komisyonu ile yürütülen çalışmalar sonucunda müzakere çerçeve belgesi oluşturulmuştur. Ancak 2017 anayasa referandumu sırasında Almanya, Hollanda ve diğer bazı üye ülkelerle yaşanan siyasi gerginlik ve AB’nin Türkiye’nin demokrasi, özgürlükler ve hukukun üstünlüğü alanlarında geriye gittiği yönündeki değerlendirmeleri süreci kilitlemiştir. Almanya hükümeti ayrıca, siyasi kriterlerin yanı sıra GB’ye aykırı ticaret engellerinin kaldırılmasını ön koşul olarak öne sürmüştür. Bu koşullar nedeniyle AB hâlen güncelleme konusunda adım atmamaktadır.</p>
<p>İşin dikkat çekici tarafı, başlangıçta AB’nin talep ettiği GB güncellemesinin son on yılda Türkiye’nin tek taraflı talebine, hatta üyelik hedefinin yerini alan asli bir hedefe dönüşmüş olmasıdır.</p>
<p><strong>Güncellemenin gerekçeleri zayıfladı</strong></p>
<p>Daha da önemlisi, ülkemizi güncellemenin gerektirdiği reform niteliğindeki politika değişikliklerine yönelten STA’lara erişim ve TTIP’e katılım gibi hedefler zaman içinde ortadan kalkmıştır. Üstelik Türkiye’nin korumacı bir dış ticaret politikasına yönelmesi, STA’lara bakışını da olumsuz yönde değiştirmiştir. Dolayısıyla, başlangıçtaki gerekçeler ve hedefler zaman içinde büyük ölçüde geçerliliğini yitirmiştir.</p>
<p>Peki, Gümrük Birliği’nin hangi vizyonla güncellenmesi gerekiyor? Bugün önemli bir hedef hâline gelen AB’nin “Made in Europe” uygulamasının bir parçası olmak, güncelleme için yeterli bir kaldıraç olabilir mi? Bunu bir sonraki yazımda ele alacağım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gbnin-guncellenmesi-icin-turkiyenin-gerekceleri-hala-gecerli-mi-86498</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GB’nin güncellenmesi için Türkiye’nin gerekçeleri hâlâ geçerli mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karadenizde-ticaret-alarm-veriyor-86485</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 06:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karadeniz’de ticaret alarm veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Rusya-Ukrayna savaşında ateşkes belirsizliği sürerken, savaşın yeni cephesi ticaret gemileri oldu. Rusya’nın Novorossiysk ve Tuapse limanlarına giden ticaret gemileri Ukrayna tarafından vurulurken, Ukrayna’nın Odessa Limanı’na giden gemiler ise Rusya tarafından vuruluyor. Son olarak Lider Bordo Mavi" isimli Türk işletmeli geminin Karadeniz'de Tuapse açıklarında vurulması ve söz konusu gemiyi çekmek üzere ertesi gün gönderilen "Lider Kocatepe" gemisinin de hedef alınmasıyla bölgedeki tansiyon daha fazla yükseldi. Yaşanan olay neticesinde Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı.</p>
<h2>Tahıl fiyatı yüzde 10-12 artabilir </h2>
<p>İki ateş arasında kalan Türk armatörleri ise sorunun çözümü için bir an önce ateşkes ve anlaşma bekliyor. Aksi halde 150 geminin hurdaya gitme riski ve tahıl fiyatlarının globalde %10-12 arasında artış göstermesi söz konusu. Diğer yandan Chevron ürünlerini taşıyan gemilerin ise ne Rusya ne de Ukrayna tarafından vurulmaması dikkat çeken diğer bir detay. EKONOMİ gazetesine süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunan İMEAK Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Kıran, Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Durmuş Ünüvar ve diğer bakanlık yetkilileriyle bir araya geldiklerini söyledi. Ünvar’ın kendilerine süreçle ilgili görüşmelerin sürdüğünü sorunun çözümü hususunda net tarih bilgisi paylaşamadıklarını ifade etti. Türk Armatörler Birliği ise süreçle ilgili önemli bir rapor paylaştı. Rapora göre Ukrayna kaynakları tarafından sadece Temmuz ayında Ukrayna’nın 206’dan fazla gemiye saldırı düzenlediği, Rusya’nın ise 57 ticaret gemisine saldırı gerçekleştirdiğine yer veriliyor. Rapora göre Türk kontrollü vurulan gemi sayısı 40, Türk bayraklı vurulan gemi sayısı 5 dolayında.</p>
<h2>Saldırılar son bir ayda arttı </h2>
<p>Transbosphor Denizcilik CEO’su Kaptan Mustafa Can, Karadeniz’deki ticaret gemilerine saldırıların son 1 ayda şiddetlendiğine dikkat çekerek, “Bizim de firma olarak 5 gemimiz var. Şu anda Karadeniz açıklarında demirlemiş durumda. Süreç 5 ay sürerse 150 dolayında geminin hurdaya gitmesi söz konusu. 20 tane güzide armatörümüz yok olabilir. Buradaki gemileri Akdeniz’e indirmeye kalkarsanız buradaki marketi çökertmiş olursunuz. Para kazanamıyoruz ve armatörlerin dayanma gücü de giderek azalıyor. Yeni gemi yaptırma şansımız yok” değerlendirmesinde bulundu. Can, normalleşmeye geçilmesiyle birlikte savaş riskine bağlı olarak talep birikmesinin de işin içine dahil edilmesiyle navlunların Karadeniz özelinde sert bir şekilde yükseleceğinin altını çizdi.</p>
<h2>Sigortada harp teminatı verilmiyor </h2>
<p>Howden Türkiye ve Orta Asya Bölgesi Marine, Lojistik &amp; Kargo Genel Müdürü Ülkem Gürdeniz, Ağustos 2026 döneminde Karadeniz bölgesindeki saldırılarda önemli bir artış yaşandığına vurgu yaparak, “Kaydedilen olaylar ağırlıklı olarak Novorossiysk, Tuapse ve Odessa limanları ile Karadeniz açıklarında meydana geldi. Ukrayna kaynaklı saldırılar daha çok Novorossiysk ve Tuapse bölgesindeki gemileri hedef alırken, Rusya kaynaklı saldırılar ise Odessa bölgesindeki gemilere yönelik gerçekleşiyor. Bu gelişmeler, sigorta piyasasında da çeşitli reaksiyonların ortaya çıkmasına neden oldu. Bazı sigortacılar sefer bazlı harp teminatı sağlamaktan kaçınırken, bazıları ise yalnızca mevcut yıllık harp poliçesi sundukları gemilere teminat vermeyi tercih ediyor. Bunun sonucunda, harp risk primi oranlarının bazı durumlarda %10 seviyelerine kadar yükseldiği görülüyor. Haziran ayında %0,07 seviyelerinde, hatta bazı Karadeniz limanları için %0,03 seviyelerinde teminat bulunabilen bir ortamdan, bugün %10 seviyelerine ulaşan oranların konuşulduğu oldukça farklı bir piyasa koşuluna geçmiş durumdayız” dedi.</p>
<h2>İki ülkenin çiftçileri zor durumda </h2>
<p>İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Kazım Taycı, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle işlenmiş tahıl ürünleri fiyatlarının dünya genelinde yüzde 4-4,5 oranında artış gösterdiğine değindi. Taycı, "Karadeniz'de tahıl koridoru süreci tamamen kesildi. Artık ne Ukrayna'dan ne de Rusya'dan Türkiye'ye ürün geliyor. İki ülkenin çiftçileri de zor durumda. Ürünlerini tarladan kaldıramıyorlar. Satışları neredeyse durma noktasına geldi. Dünyanın tahıl ihtiyacının yüzde 40'ı iki ülkeden gideriliyor. Bu ülkeler ürünlerini dünyaya açamadığı için fiyatlar şimdiden yüzde 4-4,5 artmış durumda. İki ay içinde sorun çözülmezse artış yüzde 10'ları geçebilir" dedi.</p>
<h2>İşlenmiş tahıl ihracatı etkilenecek </h2>
<p>Türkiye’nin Ukrayna ve Rusya'dan aldığı tahılları işleyerek dünyaya ihraç ettiğine vurgu yapan Taycı, “Geçen sene 13 milyar dolar tutarında ihracat gerçekleştirdik. Bu sene de yaklaşık olarak aynı rakamı tutturmayı hedefliyoruz. Bu ürünler katma değeri yüksek ve ülke ekonomisine ciddi katkı sağlayan ürünler. Eğer tahıl koridoru yeniden açılmazsa ihracatımızda uzun dönemli ciddi zararlar görebiliriz. Bakanlıklarımızın diplomatik yollardan atacağı adımları bizler de destekliyoruz. Hem Türkiye hem dünya için önemli bir girişim olacaktır" ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Artan maliyet sofralara yansıyacak</span></h2>
<p>MÜSİAD Tarım, Gıda ve Hayvancılık Sektör Kurulu Başkanı Emrullah Gökhan, Novorossiysk ve Tuapse limanları yakınlarında iki gün içinde beş tahıl gemisinin vurulduğuna dikkat çekerek, “Chicago Ticaret Borsası’nda (CBOT) işlem gören buğday vadeli kontratlar üç yılın zirvesine çıkmış, yıllık artış yüzde 38’i aşmıştır. Ukrayna’nın bu sezonki tarım ihracatının öngörülen seviyenin yaklaşık yarısında kalması, Rusya’nın ağustos ayı sevkiyatlarının ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50’den fazla gerilemesi beklenmektedir. Bu durum daha uzun rotalar, daha yüksek navlun ve daha pahalı sigorta maliyetleri demek. Bu maliyetlerin tamamı eninde sonunda sofralara yansıyacaktır” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Karayolunda fiyatlar %100 arttı </span></h2>
<p>Yaş meyve ve sebze ihracatında Rusya, Türkiye’nin amiral pazarı konumunda. Ancak 7 aylık dönemde ihracat %33’ün üzerinde azaldı. Şüphesiz ihracatın azalmasındaki dinamiklerin başında Ukrayna’nın ticaret gemilerine saldırması da etkili. Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, “Samsun’dan yükleme yapamıyoruz. Yüklenen ürünleri de geri çekmeye başladık. Ürünlerimizi karayoluyla gönderme seçeneğine yöneldik. Ancak burada da araç bulamıyoruz. Yabancı plakalı araçlar 5 bin dolardan 10 bin dolara kadar fi yatları çıkardı. Araç bulsak bile bölgeyi bilen şoför bulamıyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karadenizde-ticaret-alarm-veriyor-86485</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/8/1280x720/gemi-suveys-lojistik-1764735650.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’den Rusya ve Ukrayna’ya giden ticaret gemilerinin savaşan taraflarca vurulması, Karadeniz’deki ticareti durma noktasına getiriyor. Son dönemde Türk kontrollü ve Türk bayraklı 50’ye yakın gemi vuruldu. Sektör temsilcileri, “Koster gemilerinin Karadeniz’deki hayat damarı koptu” uyarısında bulunurken, sürecin devam etmesi halinde ise 5 ay içerisinde 150 geminin hurdaya çıkabileceğine dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tc-cevre-sehircilik-ve-iklim-bakanina-acik-mektup-86526</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı’na açık mektup…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HAKAN ATİS</strong></p>
<p>Son aylarda İzmir’de ilçe belediyeleri tarafından vatandaşlara deyim yerinde ise şakır, şakır tebligat gönderiliyor. Örneğin, Karşıyaka’da ilk etapta 1. Grup olarak adlandırılan 600 dolayında apartmana resmi yazı gönderildi. İlçe 4 bölgeye ayrılmış durumda. Söz konusu zarflarda binalarda yapılan incelemelerin sonucu açıklanarak kentsel dönüşümün önü açılıyor. Buraya kadar sorun yok! Zira, deprem gerçeği ile yaşayan İzmirliler, konuya oldukça duyarlı. Belediyeler de öyle… Üst otorite diyeceğimiz T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı da tüm gücüyle çalışıyor. Sözün özü, hem kamu otoriteleri hem de vatandaşlar aynı takımın oyuncusu. Sürecin bu tarafında farklılık yok. Ancak, iş yıkım kararı almaya, o sürece girmeye ve devamında da yeniden inşa aşamalarına geldiğinde halkın kafası karışıyor. İlçe belediyelerine ve İBŞ’ye koşmaktan yorgun düşüyorlar.</p>
<p>Ortada resmi tebligatlar, bölgelere göre belirlenmiş binlerce apartman ve aklı karışmış vatandaşlar var.  Geçen ay yayımlanan deprem ve İzmir odaklı yazımda Yeni Asır’ı kaynak göstermiş ve kentte yaklaşık 880 bin konutun dönüşüm beklediğini paylaşmıştım. Bu tablo, Türkiye’nin beyaz incisinin karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunun ne olduğunu çok net gösteriyor. Az önce de ifade ettiğim gibi belediyeler ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kolları sıvamış durumda.  Ben de bu çabalara geniş açıdan yaklaşmak ve önerilerimi paylaşmak istiyorum.</p>
<p><strong>Periyodik bilgi ihtiyacı</strong></p>
<p>İzmirliler şunları merak ediyor. Dünya Bankası’ndan sağlandığı söylenen, ilk yılı ödemesiz, geri kalanının 180 ayda ceplerden çıkacağı vurgulanan 3’er milyon TL kredi kimleri kapsıyor? Koşulları nedir? Tekrarı mümkün mü?  Az önce altını çizdiğim gibi vatandaşların kafası karışık, gönlü yorgun, zihinleri durma noktasına gelmiş vaziyette. Oysa iletişim çağında yaşıyoruz, bir yığın bilgi kaynağına sahibiz. Gazeteleri, dijital medyayı, kentlerin gözde bilgi kaynağı reklam panolarını, tramvayları, metroları, muhtarlıkları, hava limanını, otobüs duraklarını, taksi ve minibüs duraklarını, cep telefonu mesajlarını, vapurları ve bu konuyla ilgili bütün mecraları bütünleşik ve sürekli güncellenen bilgilerle donatmak mümkün. İzmir’deki kamu otoritesi bunu yapabilecek güçte. Tek merkezden periyodik yapılacak soru-cevap eksenli bilgilendirmeler kamuoyundaki kafa karışıklığını önemli ölçüde giderecektir.  </p>
<p>Bu konunun diğer tarafına gelince… İzmir’deki müteahhitlerin büyük bir kısmı deyim yerindeyse topa girmekten kaçınıyor. Maliyetlerin yüksekliğinden yakınıyor! Proje yapmayı kabul etseler bile vatandaşlardan hane başına 1-2 milyondan başlayıp 5-6 milyona kadar çıkan ek ücret talep ediyorlar! Bu durum kentsel dönüşümün önündeki en büyük bariyer. Çözümü zor değil aslında.</p>
<p><strong>Hükümet desteği şart</strong></p>
<p>T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı, mevcut yapıları bir veya iki kat artırırsa müteahhitlerin elleri rahatlar. Önemli olan depreme dayanıklı konut yapmaksa bir, iki kat fazla olması sorun teşkil etmeyeceği gibi tüm tarafların içi rahat eder. Örneğin, İzmir’in Yeni Girne Mahallesi’nde 10-12 kat yüksekliğinde apartmanlar var. Lakin, ilçede beş, altı kat seviyeleri yaygın. Neden? Bu durum nasıl izah edilebilir? Hali hazırda Karşıyaka’da ek kat izni verilmeyeceği konuşuluyor! Diyorum ya, halkın kafası çok karışık. T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı Sayın Murat Kurum’a çağrıda bulunuyorum. Sayın Bakanım, ilk İzmir seyahatinizde bana 30 dakikanızı ayırın lütfen. Karşıyaka’da yaşanan ve çözümü zor olmayan tabloyu isterseniz havadan, isterseniz karadan bizzat göstereyim. Kent genelinde de yaşanan bu sorun Ankara el atarsa çözülür. Bundan eminim. AK Parti, yerel seçimlerde İzmir’i kazanmayı hedefliyorsa bu problemi ek kat izniyle mutlaka aşmalıdır. Aksi halde maddi imkanı olmayan ve müteahhitlere ek ödeme yapamayan binlerce vatandaşın projelerde yaşayacakları mecburi ve ciddi metrekare kayıpları toplum hafızasında negatif algı olarak kalacaktır.</p>
<p><strong>Hukukçu gözüyle</strong></p>
<p>Deprem gerçeği ile ilgili bilim dünyasından yapılan önemli bir yorumu da aktarmak istiyorum.  Ülkemizin saygın yükseköğretim kurumlarından Yaşar Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’nde Öğretim Üyesi olan Doç. Dr. Onur Kaplan, Dünya Bankası destekli kentsel dönüşüm kredisinin makro çözüm değil, başarılı bir model denemesi olduğunu belirterek, hak kaybı yaşanmaması için profesyonel hukuki desteğin imza atılmadan önce alınması gerektiğini söylüyor. Deneyimli hukukçu değerlendirmesini şöyle tamamlıyor: ‘’Bu uygulama süreç üzerinde ciddi bir idari denetim imkânı doğurmaktadır. Ancak pilot uygulama, kılavuzlarda sayılan ve İzmir’in de içinde olduğu yedi il ile sınırlı. Bu durum gösteriyor ki, şu aşamada bir makro çözüm değil, daha ziyade finansman modeli denemesidir. Aylık yüzde 0,69 faiz, 180 ay vade ve ilk yıl geri ödemesiz kredi piyasa koşullarının belirgin biçimde altındadır. Süreçte hak kaybı yaşanmaması için profesyonel hukuki desteğin ihtilaf çıktıktan sonra değil, henüz imza atılmadan önce alınması gerekir. Ayrıca bağımsız bölüm bazında eklentileri de gösteren paylaşım cetveli, teslim süresi ile bu sürenin başlangıç anı, uygulanabilir bir gecikme cezası, arsa payı devrinin peşin değil ruhsat ve iskân aşamalarına bağlı kademeli yapılması ve teminat ile fesih hâlinde tasfiyenin nasıl yapılacağı dikkatle incelenmeli. Kredili modele özgü olarak hak ediş takvimi ve karşılığı yapılmayan hak ediş riskinin kimde kalacağı açıkça yazılmalıdır.’’</p>
<p>Şimdilik bu kadar… Ekonomi Ege Eylül sayısında yeniden buluşmak üzere esen kalın.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tc-cevre-sehircilik-ve-iklim-bakanina-acik-mektup-86526</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/6/1280x720/tc-cevre-sehircilik-ve-iklim-bakanina-acik-mektup-1788161115.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son aylarda İzmir’de ilçe belediyeleri tarafından vatandaşlara deyim yerinde ise şakır, şakır tebligat gönderiliyor. Örneğin, Karşıyaka’da ilk etapta 1. Grup olarak adlandırılan 600 dolayında apartmana resmi yazı gönderildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/candarli-limaninin-tek-kurtulus-recetesi-denizustu-resler-86523</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çandarlı Limanı’nın tek kurtuluş reçetesi: Denizüstü RES’ler…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SERKAN AKSÜYEK</strong></p>
<p>Temeli 2011 yılı Mayıs ayında, bir ay sonra yapılacak genel seçimlerin hemen öncesinde atılan Çandarlı Limanı, geçen 15 yılda belirsizliğini koruyor.  Dikkatli okurlarımız anımsayacaktır. Nasıl Bir Ekonomi’nin sayfalarında 2010 yılındaki planlama aşamasında yapılan bilimsel çalışmaların, bu limana ihtiyaç olmadığını ortaya koyduğunu belirtmiştim. <em>(Bknz, 30 Aralık 2024) </em>Ancak halk deyişiyle olmuşla ölmüşe çare yok. Bugünden sonra limanın milli ekonomiye nasıl ve ne şekilde kazandırılacağı tartışılmalı.</p>
<p>Aslına bakarsanız 2024 yılı Ocak ayında bu konuyla ilgili önemli bir gelişme yaşanmıştı. İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA), Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) ve Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) ortaklığında kamuoyu ve enerji sektörü paydaşlarıyla paylaşılan “Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Yol Haritası ve Sanayi Envanteri Tanıtım Toplantısı”nda İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban müjdeyi vermişti.</p>
<p><strong>İKİ BUÇUK YILDIR NEDEN SES YOK? </strong></p>
<p>Çandarlı Limanı projesinin, Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Santralleri’nin (DRES) üretim merkezi olacağını müjdeleyen Elban, Türkiye’nin enerji yoksulu bir ülke değil, “enerjiyi üretme yoksulu bir ülke” olduğunu belirtmişti. Elbette bu saptamaya hak vermemek mümkün değildi. Rüzgârında, güneşinde, jeotermalinde, biyokütlesinde ihtiyacının kat be kat fazlası saklı olan Türkiye; enerji üretiminin kabaca yarısını doğal gaz ve kömür gibi ithal ettiği kaynaklarla gerçekleştiriyor. Bir yarımada ülkesi olan Türkiye’nin, Denizüstü RES’lerin üretim merkezi olmaması mümkün değil. Türkiye’deki dört türbin kanadı fabrikasının tamamına, yedi kule fabrikasının dördüne, iki döküm tesisinden birisine ev sahipliği yapan İzmir’den söz ediyorum.</p>
<p>Ve altını çizerek ifade edelim: Rüzgâr endüstrisinde bu ölçekte kümelenen dünyada başka bir şehir yok. İzmir'de rüzgâr sanayisinde faaliyet gösteren firmalar, Türk rüzgâr endüstrisinin toplam cirosunun yüzde 85’ini oluşturuyor. Bu dev birikimin, Denizüstü RES’lerin üretimini yapması; daha da ötesinde İzmir’in Ege, Akdeniz ve Karadeniz havzasının üretim merkezi olması işten bile değil. Ancak bu büyük vizyon için hem İzmir’de hem de denizin kenarında konuşlanan bir üretim merkezine ihtiyaç var. İşte bu üretimin en uygun koşullarda yapılabileceği tek seçenek, 15 yıldır yılan hikâyesine dönüşen Çandarlı Limanı projesi…</p>
<p><strong>İZKA 2022’DE RAPORLAŞTIRDI</strong></p>
<p>Aslına bakarsanız, İzmir Kalkınma Ajansı’nın (İZKA) bu konuda çok özgün bir çalışması bulunuyordu. Türkiye’deki 26 kalkınma ajansı içinde en iyi çalışan ajanslar arasında başı çeken İZKA, “görevi olmamasına rağmen” Çandarlı Liman sahası ve hemen arkasında bulunan alanda “Temiz Enerji İhtisas Organize Sanayi Bölgesi” kurulması için 2022 yılında çok önemli bir doküman ve vaziyet planı hazırlamıştı. Ancak aradan geçen iki buçuk sene içerisinde ne sayınVali’den ne de ilgili bakanlıklardan bir ses işitilmedi. Oysa aynı toplantıda Vali Elban, Çandarlı Limanı’nın bu alanda ekipman üretimine odaklanması için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile çok ciddi bir çalışma içerisinde olduklarını vurgularken, sektör paydaşlarının da bu yönde büyük heyecan içerisinde olduklarını belirtmişti.</p>
<p><strong>NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?</strong></p>
<p>Okurlarımızın zihninde, “Denizüstü RES’ler neden bu kadar önemli?” sorusunun canlandığını görür gibiyim. Başta Kuzey Avrupa ülkeleri ve İngiltere olmak üzere pek çok gelişmiş ülke, 30 yılı aşkın süredir denizlerde esen rüzgârdan enerji üretiyor. Bu santrallere, sadece enerji üretimi gözüyle bakılmıyor. Denizlerdeki Münhasır Ekonomik Bölgelerin (MEB) sınırlarının genişletilmesinde, “milli güvenliği güçlendiren bir unsur” olması noktasına odaklanan stratejik bir bakış açısı da egemen.  </p>
<p><strong>AÇIK VE ŞAFFAF OLMALI </strong></p>
<p>Temmuz ayı sonu itibarıyla tüm enerji kaynaklarının toplamında, 126 bin MW elektrik enerjisi kurulu gücüne sahip olan Türkiye, yerli ve temiz enerji üretiminde adeta varlık içerisinde yokluk çekiyor. Kaynaklarını tam olarak harekete geçirebilse, dört Türkiye’nin enerjisini üretebilecek, dışa bağımlılık zincirlerini kırabilecek, daha da ötesinde enerji ihracatçısı konumuna yükselebilecek bir ülkede yaşıyoruz. Kıt olan dövizimizi, kömür ve doğal gaz gibi hidrokarbon kaynakları ithal etmek ve bunları yakarak elektrik enerjisi üretmekten mutlu olmak… Akla ziyan çelişki yok mu burada?</p>
<p>Ezcümle… Geçen 15 yılda 150 milyon dolar (bugünkü kur seviyesi ile yaklaşık 7,5 milyar TL) harcanan Çandarlı Limanı projesinin akıbeti belli değil. Aklı başında herkesin üzerinde mutabık kaldığı nokta, bu alanın Denizüstü RES’lerin üretim ve ihracat merkezi olmasının en akılcı çözüm olduğu yönünde. Ancak açıklık ve şeffaflık ilkelerine uyum sağlamak koşulu ile. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülen “Yerel Kalkınma Programı Teşvik Hamlesi” kapsamında desteklenen şirketlerin de bu açıklık ve şeffaflık içerisinde olmaları gerekiyor.</p>
<p><strong>KARASAL RES’LERE GÖRE 10 KAT FAZLA İSTİHDAM </strong></p>
<p>Denizüstü RES’lerin üretimi, 40’tan fazla sektöre sipariş veren dev bir üretim mekanizması ve tedarik zincirini besliyor. İstihdam boyutunda ise karada kurulu RES’lere göre on kat fazla istihdam sağlıyor. Türkiye’de deniz kıyısındaki şehirlerin, aynı zamanda yüksek seviyede elektrik tüketen ve sanayi gelişimi olan şehirler olması, DRES’lerin “tüketimin olduğu yerde üretim” ilkesine uygunluğunu da gösteriyor.  İşin bir diğer boyutu ise DRES’lerin aynı zamanda Yeşil Hidrojen üretebilecek teknoloji ile kurgulanması… Tüm bu nedenlerle İzmir Valisi Süleyman Elban’ın müjdesini verdiği</p>
<p><strong>BU COĞRAFYANIN LİDERİ OLABİLİRİZ</strong></p>
<p>DRES’lerin kurulacakları bölgelerde rüzgâr enerji potansiyeli, deniz derinliği ve taban yapısı, kıyıya uzaklığı, çevresel ve sosyal faktörlere dikkat edilmesi gerekiyor.  Ayrıca projelerin askeri yasak bölge ve eğitim-atış sahası içinde olmaması, deniz trafiğini engellememesi ve kıta sahanlığı açısından sorun teşkil etmemesi önem taşıyor. Türkiye’nin DRES’lerde sıfır noktasında olmasının nedenleri arasında; Karadeniz, Ege Denizi ve Akdeniz’in derin denizler olmaları geliyor. Ancak son yıllarda deniz derinliklerinden bağımsız olarak yüzer DRES’lerin kuruluyor olması, Türkiye’yi hem kendi denizlerinde hem de yakın coğrafyasında lider ülke yapma potansiyeline sahip.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/candarli-limaninin-tek-kurtulus-recetesi-denizustu-resler-86523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/3/1280x720/candarli-limaninin-tek-kurtulus-recetesi-denizustu-resler-1788160639.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aslına bakarsanız 2024 yılı Ocak ayında bu konuyla ilgili önemli bir gelişme yaşanmıştı. İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA), Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) ve Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) ortaklığında kamuoyu ve enerji sektörü paydaşlarıyla paylaşılan “Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Yol Haritası ve Sanayi Envanteri Tanıtım Toplantısı”nda İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban müjdeyi vermişti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/jysk-turkiyedeki-14uncu-magazasini-dogrudan-yatirimla-izmirde-acti-86518</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> JYSK, Türkiye’deki 14’üncü mağazasını doğrudan yatırımla İzmir’de açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Danimarka merkezli ev ve yaşam ürünleri perakendecisi JYSK, 50 ülkede 3 bin 600’den fazla mağazasıyla faaliyet gösterirken, Türkiye’deki doğrudan yatırımlarını genişletiyor. Şirket açıklamasına göre İzmir’deki ilk mağazasını açan marka, Türkiye’deki mağaza sayısını 14’e çıkararak büyüme stratejisinde yeni bir adım attı.</p>
<p>Yıl sonuna kadar 18 mağazaya ulaşmayı hedeflediklerini belirten JYSK Türkiye Ülke Direktörü Fatih Tezcan, “Önümüzdeki süreçte farklı bölgelerdeki yeni açılışlarla birlikte istihdam yaratmayı, yerel kalkınmayı desteklemeyi ve bölge ekonomilerine katma değer sağlamayı sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p>Türkiye pazarındaki yoğun ilgi ve güven ile büyüme yolculuklarına hız kesmeden devam ettiklerini vurgulayan Tezcan, “Ege Bölgesi’nin kalbi ve ticaretin en dinamik merkezlerinden biri olan İzmir’deki ilk yatırımımızı hayata geçirmenin büyük heyecanını yaşıyoruz. Ege Bölgesi’ndeki 4’üncü mağazamızla bölgedeki varlığımızı güçlendirirken, İskandinav ‘hygge’ felsefesini, sade, fonksiyonel ve kaliteli tasarımlarımızı erişilebilir fiyatlarla İzmirlilerle buluşturuyoruz. Yerel istihdama ve bölge ekonomisine katkı sağlarken büyüme rotamızı da kararlılıkla sürdürüyoruz. Ege’deki genişlememizin hemen ardından, Ekim ayında açılışını gerçekleştireceğimiz Ankara mağazamızla birlikte İç Anadolu Bölgesi’ne de güçlü bir adım atacağız. Doğru lokasyonlarda yatırımlarımıza hız vererek Türkiye genelindeki yayılmamızı sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p>İzmirli tüketicilere konforlu ve ilham verici bir alışveriş ortamı sunmayı hedeflediklerini vurgulayan Tezcan, “Fonksiyonellik, sadelik ve şıklığı bir araya getiren İskandinav anlayışını yansıtan yeni mağazamız; ilham veren yaşam alanları, özel aydınlatmaları ve sıcak atmosferiyle müşteri deneyimini en üst seviyeye taşıyacak şekilde tasarlandı. Ürün kategorilerimizi ev ve dekorasyon ihtiyaçlarına hızlı ve kolay çözüm sunacak biçimde planladık. Kaliteli, estetik ve erişilebilir fiyatlı ürünlerimizle İzmirlilerin yaşam alanlarına ilham katmayı amaçlıyoruz. Ayrıca FSC sertifikalı ahşap ürünlerimizle kaliteden ödün vermeden sürdürülebilirliği de önceliklendiriyoruz” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/jysk-turkiyedeki-14uncu-magazasini-dogrudan-yatirimla-izmirde-acti-86518</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/8/1280x720/jysk-turkiyedeki-14uncu-magazasini-dogrudan-yatirimla-izmirde-acti-1788158851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ JYSK Türkiye Ülke Direktörü Fatih Tezcan, Ege Bölgesi’ndeki 4’üncü mağazalarıyla birlikte bölgedeki varlıklarını güçlendirdiklerini belirterek, &quot;İskandinav ‘hygge’ felsefesini, sade, fonksiyonel ve kaliteli tasarımlarımızı erişilebilir fiyatlarla İzmirlilerle buluşturuyoruz&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-sgk-prim-desteginde-yildizli-basit-konaklamali-tartismasi-86484</guid>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 21:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizmde SGK prim desteğinde yıldızlı-basit konaklamalı tartışması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Otelciler ve Pansiyoncular Birliği (ANTOB) Başkanı Alp Özel, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sektöre destek olmak amacıyla başlattığı personel başına 3 bin 500 TL desteğin sadece ‘yıldızlı’ 'Turizm İşletmesi Belgesi' olan otelleri kapsadığını söyledi.</p>
<p>Sektörde ayrımcılık yapılmaması gerektiğini belirten Özel, ‘Basit konaklama belgeli ‘tesislerin de sigorta primi desteğinden yararlandırılması gerektiğini kaydetti.</p>
<p>Turizm sektörüne yönelik 31 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlüğe giren sigorta prim desteğini memnuniyetle karşıladıklarını ifade eden Özel, ‘’İşletmelerin istihdam yükünü azaltmayı amaçlayan bu adım, sektör açısından önemli bir destek. Ancak düzenlemede yer alan 'Kültür ve Turizm Bakanlığı Turizm İşletmesi Belgesine sahip konaklama tesisi iş yerleri' ifadesi Basit Konaklama Turizm İşletmesi Belgesine sahip işletmeleri kapsamaması sektörde üzüntü yarattı’’ dedi.</p>
<p>Türkiye'de turizm işletme belgeli toplam 21 bin 420 konaklama işletmesi ve 1 milyon 227 bin 548 yatak kapasitesi bulunduğunu anımsatan Özel, şöyle devam etti.</p>
<p>‘’Bu işletmelerin yaklaşık yüzde 36'sı Turizm İşletme Belgeli, y0üzde 64'ü ise Basit Konaklama Turizm İşletmesi Belgeli tesislerden oluşuyor. Türkiye’de  faaliyet gösteren konaklama işletmelerinin yaklaşık 3'te 2'si Basit Konaklama Turizm İşletmesi Belgesi sahibi. Dolayısıyla teşvikin kapsamına ilişkin yapılacak değerlendirme, sektörün büyük çoğunluğunu doğrudan ilgilendiriyor.’’</p>
<p>ANTOB üyesi işletmelerin çoğunluğunun butik oteller, pansiyonlar, apart oteller ve aile işletmelerinden oluştuğuna dikkat çeken Özel, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Otellerin ve tesislerin büyük bölümü, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında Bakanlık tarafından verilen Basit Konaklama Turizm İşletmesi Belgesi ile faaliyettedir. Bu işletmeler yalnızca konaklama hizmeti sunan ticari kuruluşlar değildir. Antalya'nın tarihi dokusunu, kültürel mirasını ve yerel yaşamını misafirlerle buluşturan, turizm gelirinin tabana yayılmasını sağlayan, binlerce kişiye istihdam oluşturan işletmelerdir. Kaleiçi'nden Konyaaltı'na, Kemer'den Alanya'ya kadar Antalya'nın turizm çeşitliliğinin temel taşıdır.’’</p>
<p><strong>"Biz de vergi veriyoruz"</strong></p>
<p>Basit Konaklama Turizm İşletmesi Belgeli tesislerin, ilgili bakanlık tarafından belgelendirildiğini, denetlendiğini ifade eden Özel, ‘’Basit Konaklama Belgeli otellerde istihdam sağlıyor, vergi veriyor, sigorta yükümlülüğünü yerine getiriyor. Ülke turizmine Basit Konaklama Belgeli oteller de hizmet veriyor. Basit Konaklama Belgeli oteller de SGK prim desteğinden yararlandırılmalı’’ dedi.</p>
<p><strong>"İkisi de vergi veriyor, istihdam sağlıyor"</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleyman da, yıldızlı ve Basit Konaklama Belgeli oteller arasında ayrım yapılmasına sert tepki gösterdi.</p>
<p>Personel başı 3 bin 500 TL prim desteğinin sadece Turizm ve Kültür Bakanlığı belgeli yıldızlı otellere verilmesini bir türlü anlamadıklarını belirten Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Konaklama işletmelerine SGK prim desteği, fiyatlardaki erozyon yani gelirlerdeki azalmanın karşısında alınmış olunan bir destek. Personel başı 3 bin 500 Lira SGK prim desteği sağlandı. Ne yazık ki şunu anlamak mümkün değil. Kültür ve Turizm Bakanlığı, desteği Basit Konaklama Turizm İşletme Belgesi'nin sahibi olan tesislere vermiyor. Neden ayrı tutulduğunu anlamak mümkün değil.  İkisi de bakanlıktan belgeli. Birinin adı basit konaklama tesisi, Antalya'da 1400'ün üzerinde. Diğerinin adı yıldızlı tesisler. Ne fark var? İkisi de vergi ödüyor, ikisi de istihdam sağlıyor, ikisi de aynı maliyetlerle karşı karşıya. Bunun süratle düzeltilmesi için bakanlığa yazı yazdık. Herkes aynı şartlarda yarışmalı. Herkesin maliyeti aynıysa, aynı teşvikler ve aynı uygulamalara sahip olması lazım. Bu konuda çok acil bir düzenleme beklememiz lazım.’’</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-sgk-prim-desteginde-yildizli-basit-konaklamali-tartismasi-86484</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/3/1280x720/otel-resepsiyon-hizmet-1765786581.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizm sezonunun iyi gitmemesi ve maliyetlerin çok yükselmesi nedeniyle beş yıldızlı otellere personel başı 3 bin 500 lira SGK prim desteği verilmesi ancak kent içi ve Basit Konaklama Belgeli otellere destek verilmemesi sektörde ‘Yıldızlı Otel’ ve ‘Basit Konaklamalı Otel’ tartışması yarattı. Prim desteğinin Basit Konaklama Belgeli otellere de verilmesi isteniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emo-antalya-sube-baskani-tat-antalya-buyuyor-elektrik-altyapisi-yeterli-mi-86473</guid>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 21:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şaban Tat: Antalya&#039;nın elektrik altyapısı yeterli değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Elektrik Mühendisleri Odası (EMO)Antalya Şube Başkanı Şaban Tat yaptığı açıklamada, tüm kurumlara seslenerek enerji altyapısının imar planlarında öncelikli olarak hazırlanması ve buna göre yatırım yapılması gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Tat, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya büyüyor, elektrik altyapısı bu büyümeye hazır mı? Bina bittikten sonra enerji aramak planlama değildir. Antalya hızla büyüyor. Yeni imar alanları açılıyor, kentsel dönüşümle yapı ve daire yoğunluğu artıyor, turizm yatırımları sürüyor. Elektrikli araçlar, şarj istasyonları ve artan tüketim de kentin enerji ihtiyacını büyütüyor. Ancak, Antalya’nın elektrik altyapısı da kentle aynı hızda gelişiyor mu? Bazı bölgelerde milyonlarca lira ödenerek alınan daireler tamamlanıyor; ancak elektrik bağlantısının nasıl sağlanacağı, mevcut şebekenin yeterli olup olmadığı ve yeni trafo ihtiyacının nasıl karşılanacağı belirsiz kalıyor.’’</p>
<p><strong>"İmar planlarında elektrik altyapısı göz ardı edilmemeli"</strong></p>
<p>Bina yapıp sonra enerji aramanın planlama olmadığına dikkat çeken Şaban Tat, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Elektrik altyapısı, yapılaşmanın sonunda çözülecek teknik bir ayrıntı değil; imar planlarının hazırlanması aşamasında ele alınması gereken temel bir kamu hizmetidir. Başta Antalya Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri olmak üzere tüm yerel yönetimlere çağrımızdır. İmar planları hazırlanırken elektrik altyapısını ve trafo ihtiyacını mutlaka dikkate alın. Yeni gelişme alanlarında ve kentsel dönüşüm bölgelerinde yalnızca yapı yoğunluğu ve nüfus hesabı yapılmamalı, bölgenin bugünkü ve gelecekteki elektrik talebi de hesaplanmalıdır.’’</p>
<p>Trafo yerlerinin planlama aşamasında, ihtiyacı karşılayacak yeterli sayıda ve uygun büyüklükte ayrılması gerektiğine dikkat çeken Tat, ‘’Trafo alanlarının sonradan bulunmaya çalışılması; kamulaştırma, mülkiyet ve uygulama sorunları nedeniyle hem yatırımları geciktirmekte hem de vatandaşları mağdur etmektedir. İmar planlarında yeterli trafo alanı bırakılmadan, dağıtım şirketinin görüşü alınmadan ve gerekli kapasite analizleri yapılmadan yapılaşmaya izin verilmesi kabul edilemez’’ dedi.</p>
<p><strong>"Kurumlar birlikte çalışmalı"</strong></p>
<p>EMO Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, belediyeler, dağıtım şirketi (AEDAŞ), yatırımcılar ve gerektiğinde TEİAŞ’ın, imar ve ruhsat süreçlerinden önce birlikte çalışması gerektiğini vurguladı. Tat, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Bu koordinasyon göstermelik değil, karar üretmeye yönelik olmalıdır. Bölgenin enerji ihtiyacı belirlenmeli; trafo alanları, dağıtım hatları ve gerekli yatırımlar yapılaşmayla eş zamanlı planlanmalıdır. Kurumlar birbirleriyle konuşmadan kent büyütülemez. Aksi halde yapılaşma önden gider, elektrik altyapısı geriden gelir. Vatandaş evine taşınır; ancak elektriğin ne zaman bağlanacağını beklemek zorunda kalır. Bu durum ne çağdaş kent yönetimiyle ne de kamu yararıyla bağdaşır.’’</p>
<p><strong>"Antalya’nın geleceği bugünden planlanmalı"</strong></p>
<p>Antalya’nın büyümesine karşı olmadıklarını, bu büyümenin sağlıklı, güvenli ve sürdürülebilir olmasını istediklerini vurgulayan Tat, sözlerini şöyla tamamladı:</p>
<p>‘’Ancak (Şehir büyüsün, elektriği arkasından yetiştiririz) anlayışıyla Antalya geleceğe hazırlanamaz. Elektrik altyapısı, konutlardan turizme, ticaretten ulaşıma ve elektrikli araçlara kadar kent yaşamının tamamı için temel bir ihtiyaçtır. Bu nedenle çağrımız nettir. İmar planları elektrik altyapısıyla birlikte hazırlanmalı, trafo yerleri yeterli sayıda ayrılmalı, kurumlar arasında gerçek bir koordinasyon kurulmalı ve altyapı yatırımları yapılaşmadan önce tamamlanmalıdır. Önce planlama, sonra yapılaşma. Antalya’nın ihtiyacı günü kurtaran çözümler değil; nüfus artışını, kentsel dönüşümü, turizmi, elektrikli ulaşımı ve gelecekteki enerji talebini birlikte değerlendiren bütüncül bir altyapı planlamasıdır.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emo-antalya-sube-baskani-tat-antalya-buyuyor-elektrik-altyapisi-yeterli-mi-86473</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/3/1280x720/emo-antalya-sube-baskani-tat-antalya-buyuyor-elektrik-altyapisi-yeterli-mi-1788114135.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, Antalya’nın her geçen gün büyüdüğünü, ancak kentin enerji altyapısının aynı hız ve oranda gelişmediğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanayicinin-rekabet-gucu-korunmali-86472</guid>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 21:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sanayicinin rekabet gücü korunmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz ihracatçı Birliği (BAİB) Başkan Yardımcısı Ziraat Mühendisi ve Makro Tarım A.Ş Genel Müdürü Harun Öztürk, dış ticaret açığının Türkiye’nin üretimin niteliğini değiştirilmesi gerektiğini gösterdiğini söyledi. İthalata bağımlılığı azaltmanın yolunun üretim kapasitesini artırmaktan geçtiğini belirten Öztürk, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Dış ticaret açığının kalıcı olarak azaltılmasının yolun ithalatı baskılamaktan değil, Türkiye’nin üretim kapasitesini ve teknoloji seviyesini yükseltmekten geçer. Bir makineyi, yüksek teknoloji ürününü veya üretimde kritik bir girdiyi ithal etmek zorunda kalıyorsak, bunun alternatifi üretimi durdurmak değildir. Alternatifimiz, o ürünü Türkiye’de daha rekabetçi, daha kaliteli ve daha teknolojik biçimde üretebilir hale gelmektir. Bunun için Ar-Ge, inovasyon, üniversite-sanayi iş birliği, mesleki eğitim, dijital dönüşüm ve enerji verimliliği yatırımlarını üretim politikamızın merkezine koymalıyız.”</p>
<p><strong>‘’Sanayicinin rekabet gücü korunmalı’’</strong></p>
<p>Küresel rekabet koşullarının giderek zorlaştığına dikkat çeken Öztürk, ihracatçı sanayicinin maliyet baskılarının da dikkate alınması gerektiğini dile getirdi. Öztürk, ‘’İhracatçı açısından döviz geliri elde etmek kadar, o ihracatı hangi maliyetlerle gerçekleştirdiğimiz de önemlidir. Enerji, işçilik, finansman, lojistik ve hammadde maliyetleri uluslararası rekabet gücümüzü doğrudan etkiliyor’’ dedi.</p>
<p><strong>"Batı Akdeniz'in ihracat performansı önemli bir potansiyel gösteriyor”</strong></p>
<p>Türkiye genelindeki dış ticaret verileri değerlendirilirken bölgesel ihracat performansının da dikkate alınması gerektiğini anlatan Harun Öztürk, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Batı Akdeniz'in ortaya koyduğu ihracat performansı, bölgemizin küresel pazarlarda önemli bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor. Bu potansiyeli yalnızca mevcut ürünlerimizi daha fazla satarak değil, ürünlerimizin işlenme seviyesini, teknoloji içeriğini, markalaşmasını ve katma değerini yükselterek büyütmeliyiz. Hedefimiz daha fazla ihracat değil, daha nitelikli ihracat olmalı. Türkiye önümüzdeki dönemde üç temel hedefe odaklanmalı. Daha yüksek teknoloji, daha yüksek yerli katma değer ve daha yüksek ihracat değeri. Türkiye üretim gücü olan bir ülkedir. Sanayicimizin girişimcilik kapasitesi, ihracatçımızın pazar tecrübesi ve bölgelerimizin üretim potansiyeli bizim en önemli avantajlarımızdır. Önümüzdeki dönemde bu avantajları teknoloji ve finansman olanakları ile destekleyerek üretimimizi dönüştürmeliyiz.’’</p>
<p>Dış ticaret açığını kalıcı biçimde azaltmanın yolu ihracatı yavaşlatmak veya üretimi daraltmak olmadığını ifade eden Harun Öztürk, ‘’Daha çok yerli katma değer üreten, daha yüksek teknoloji kullanan ve dünyaya daha yüksek değerle ürün satan bir Türkiye inşa etmektir. Sanayicimizin beklentisi de budur, Türkiye'nin uzun vadeli kalkınma hedefi de bunu gerektirmektedir’’ dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanayicinin-rekabet-gucu-korunmali-86472</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/2/1280x720/sanayicinin-rekabet-gucu-korunmali-1788114029.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batı Akdeniz ihracatçı Birliği Başkan Yardımcısı Harun Öztürk, Türkiye’nin ithalata bağımlılığı azaltmanın yolunun üretim kapasitesini artırmaktan geçtiğini belirterek, &quot;Türkiye, önümüzdeki dönemde üç temel hedefe odaklanması gerekir. Daha yüksek teknoloji, daha yüksek yerli katma değer ve daha yüksek ihracat değeri.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aydin-sanayi-odasi-baskani-gokhan-maras-2026-yili-sonunda-2-milyar-dolar-ihracat-seviyesini-asacagiz-86465</guid>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 11:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gökhan Maraş: 2026 yılı sonunda 2 milyar dolar ihracat seviyesini aşacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Aydın’ın Temmuz ayındaki ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,5 artarak 173 milyon 437 bin dolara yükselirken, ithalatı ise yüzde 14 azalışla 39 milyon 251 bin dolar olarak gerçekleşti. Aydın Sanayi Odası tarafından TÜİK verileri esas alınarak hazırlanan Temmuz 2026 İhracat Raporu’na göre Aydın, Ocak-Temmuz döneminde 1 Milyar 147 milyon dolar ihracat gerçekleştirerek Türkiye’nin en fazla ihracat yapan 22’nci ili oldu. Aynı dönemde 266 Milyon 546 bin dolar ithalat yapan Aydın ili, %430,2’lik ihracatın ithalatı karşılama oranıyla en çok ihracat yapan ilk 25 il arasında üçüncü sıraya yerleşti. Aydın’dan 133 ülkeye ihracat yapılırken İtalya, ABD, Hollanda, Almanya ve Birleşik Krallık başlıca pazarlar arasında yer aldı. Temmuz ayı ihracatında gıda ürünleri ve içecek sektörü yüzde 27,6’lık payla ilk sırayı alırken, makine ve teçhizat sektörü yüzde 16,9’luk payla ikinci sırada yer aldı.</p>
<p>Aydın Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Maraş, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan faaliyet illerine göre 2026 yılı Temmuz ayı ihracat verilerini değerlendirdi. Maraş, “Aydın’ın Temmuz ayı ihracat performansı, yılın ikinci yarısına güçlü bir ivmeyle başladığımızı ortaya koyuyor. Temmuz ayında ihracatımızın yüzde 8,5 artarak 173,4 milyon dolara ulaşmasını, yalnızca aylık bir yükseliş olarak değil, Aydın’ın dış pazarlardaki gücünü ve ihracat kapasitesini koruduğunun önemli bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz. Son aylarda ihracatımızda ortaya çıkan hareketlilik, yılın kalan dönemine yönelik beklentilerimizi de güçlendiriyor” diye konuştu.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde hedeflerinin mevcut performansın üzerine çıkarak Aydın’ın ihracatta yeni bir eşiği aşması olduğunu dile getiren Maraş, “2026 yılı sonunda 2 milyar dolar ihracat seviyesini aşacağımıza olan inancımızı Temmuz ayındaki bu performans daha da güçlendirmiştir. Aydın’ın ihracatta ulaştığı mevcut ölçek, bu hedefi artık yalnızca bir beklenti olmaktan çıkararak, ulaşılabilir ve somut bir hedef haline getiriyor. Bu ivmenin yılın kalan aylarında da devam etmesiyle Aydın’ın ihracatta önemli bir sıçrama gerçekleştireceğine inanıyorum. Bu başarıda emeği bulunan tüm sanayicilerimizi, ihracatçılarımızı ve çalışanlarımızı kutluyorum” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aydin-sanayi-odasi-baskani-gokhan-maras-2026-yili-sonunda-2-milyar-dolar-ihracat-seviyesini-asacagiz-86465</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/5/1280x720/aydin-sanayi-odasi-baskani-gokhan-maras-2026-yili-sonunda-2-milyar-dolar-ihracat-seviyesini-asacagiz-1788078091.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aydın Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Maraş, Aydın’ın Temmuz ayı ihracat performansının, yılın ikinci yarısına güçlü bir ivmeyle başladığını gösterdiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-antalya-turkiyenin-en-buyuk-fuar-alani-olacak-86461</guid>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 00:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 Antalya, Türkiye’nin en büyük fuar alanı olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Dünyanın en büyük organizasyonu BM İklim Değişikliği Konferansına (COP31) ev sahipliği yapan Antalya'nın etkinlik sonrası Türkiye’nin en büyük fuar alanına sahip olacağı bildirildi.</p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin, organizasyonun tamamlanmasıyla COP31 Antalya alanının fuar merkezi olacağını bildirdi.</p>
<p>EXPO Antalya 2016 alanının adının COP31 olarak değiştiğini belirten Vali Hulusi Şahin, bu alanında çok büyük bir inşaat çalışmasının devam ettiğini söyledi. Bu dev inşaat çalışmasını Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütüldüğünü ifade eden Vali Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’COP 31 Antalya alanında kalıcı, yarı kalıcı unsurlar, pavilyonlar, EXPO döneminden kalan binaların restorasyonu ve fonksiyon değişikliği faaliyetleri hummalı bir şekilde devam ediyor. Bütün bunlar bittiği zaman ve COP 31'i tamamladığımız zaman bu alanlar ne olacak? Büyük soru bu… Evet, büyük sorunun cevabı: Türkiye'nin en büyük fuar alanı olacak. Antalya, EXPO alanını COP 31 sayesinde fuar alanı olarak kazanmış oluyor.’’</p>
<p><strong>Fuar alanı için iki bakanlık anlaştı</strong></p>
<p>BM İklim Değişikliği Konferansının tamamlanmasıyla Antalya’nın Türkiye’nin en büyük fuar merkezine kavuşacağı müjdesini veren Vali Hulusi Şahin, bu konuda iki bakanlığın fikir birliğine vardığını söyledi. Vali Hulusi Şahin, şöyle devam etti.</p>
<p>‘’Kültür ve Turizm Bakanlığımızın kuracağı bir yapıyla, bir şirket marifetiyle -aynı Turizm Geliştirme Ajansı (TGA) gibi, belki TGA'nın da altında tam detayları bilmiyorum- buranın işletilmesini de üstlenecek. Çevre Şehircilik Bakanlığımızla Kültür ve Turizm Bakanlığımız bu hususta mutabakata vardılar, fikir birliğine vardılar. Bu aslında bir müjde. Sayın Bakanımız zannediyorum detayları mutlaka kamuoyuyla paylaşacaktır. Ben ön hazırlıkları da en azından bilgi vermiş olayım.’’</p>
<p><strong>Bin 100 dönüm</strong></p>
<p>Cop31 Antalya’nın (EXPO Antalya 2016) bin 100 dönüm alanda kurulu olduğunu vurgulayan Vali Şahin, ‘’Burası çok büyük bir alan. Bin 100 dönüm. Bu alanın içerisinde bize verilecek olan alanlar kapalı, açık vesaire 80 bin metrekareyi bulacak. Açıklar hariç kapalı alanlardan bahsediyorum. Açık alanlarla beraber bu alan çok daha büyük olacak’’ dedi.</p>
<p>Vali Şahin, Cop31 Antalya alanı ve diğer etkinlik ve organizasyon maliyet rakamı konusunda da , ‘’ Maliyetlerle ilgilenmiyoruz. Biz harcamalarla ilgileniyoruz. Ama şunu söyleyebilirim, maliyetler yüksek ama getirisi de çok fazla. Getirisi belki maliyetlerini çok aşacak’’ diye sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-antalya-turkiyenin-en-buyuk-fuar-alani-olacak-86461</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/1/1280x720/cop31-antalya-turkiyenin-en-buyuk-fuar-alani-olacak-1788038425.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Valisi Hulusi Şahin, organizasyonun tamamlanmasıyla COP31 Antalya alanının fuar merkezi olacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsoda-secimler-18-ekimde-yapilacak-86459</guid>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 00:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATSO’da seçimler 18 Ekim’de yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>TOBB’un üye sayısı bakımından Türkiye’nin en büyük kuruluşlarından olan Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nda (ATSO) seçim takvimi belirlendi. Seçimler, Birleşmiş Milletler İklim Konferansı (COP 31) öncesi 18 Ekim’de gerçekleştirilecek. 4 aday başkanlık için mücadele edecek.</p>
<p>Antalya ve bölge ekonomisine katkı sunan ATSO’da üye sayısı Ağustos ayı sonu itibariyle 69 bin 606’ya ulaştı. 2026 yılı 8 aylık dönemde 3 bin 493 firma kurulurken, bin 814 firma da kapandı. ATSO’da, 23 bin 859 kadın girişimci firma üye olarak yer alıyor.</p>
<p>ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman, Ağustos ayı meclis toplantısında, 49 meslek komitesi ve 120’ye yakın ATSO Meclis üyesinin 4 yıllık görev için talip olacağı seçimlerin 18 Ekim’de ANFAŞ Fuar merkezinde gerçekleştirileceğini açıklamıştı. ATSO seçimlerine hukuki sorunu bulunmayan 20-25 bin üyenin katılması bekleniyor. </p>
<p><strong>4 aday başkanlık için yarışacak</strong></p>
<p>ATSO’da başkanlık için dört aday mücadele edecek. Geçen dönem Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından başkanlığı elinden alınan Davut Çetin yeniden aday olduğunu açıkladı. Çetin, geçen seçimlerde olduğu gibi 18 Ekim 2026 seçimlerinde de kırmızı liste ile destek arayacak.</p>
<p>İki yıl Antalya’nın Kemer ilçesinde deniz kazasında yaşamını yitiren ATSO Başkanı Ali Bahar’ın kardeşi Berkay Bahar da, ağabeyinin projelerini devam ettirmek amacıyla ATSO Başkanlığına aday olduğunu bildirdi. Berkay Bahar, mavi liste ile seçimlerde mücadele edecek.</p>
<p>Geçen dönem de aday olan ATSO Yönetim Kurulu üyesi Hatice Öz de ikinci kez başkanlığa aday oldu. Turuncu liste ile seçime girecek olan Öz, 23 bin 859 kadın girişimci firmanın üye olduğu ATSO tarihinde ilk kadın başkan adayı olarak öne çıktı.</p>
<p>Yine geçen dönem aday olan Reşat Güney de beyaz liste ile ikinci kez ATSO Başkanlığı için çekişecek.</p>
<p>Başkan adayları seçim çalışmalarını yürütürken, projelerini de ATSO üyelerine anlatıyorlar.</p>
<p><strong>ATSO’dan üyelere uyarı</strong></p>
<p>Öte yandan ATSO yönetim kurulu tarafından yapılan açıklamada da üyelerin oda üye kayıt bilgilerini güncellemeleri uyarısında bulunuldu. ATSO tarafından yapılan açıklamada, şöyle denildi:</p>
<p>‘’2026 yılı oda seçimleri öncesinde odamız kayıtlarında yer alan bilgilerinizin güncel olup olmadığını kontrol etmeniz önemle rica olunur. Seçimlerde herhangi hak kaybına uğramamanız için vergi mükellefiyet durumunuz ile odamız kayıtlarında yer alan bilgilerinizi kontrol etmenizi önemli rica ederiz. Kayıtlarınızı 15 Eylül saat 17.30’a kadar kontrol ederek gerekli güncellemeleri yapmanız gerekmektedir. Belirtilen süre içinde kayıtlarını kontrol ederek gerekli güncellemeleri yapmayan üyelerimiz oda kayıtlarının doğruluğunu kabul etmiş olacaktır.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsoda-secimler-18-ekimde-yapilacak-86459</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/9/1280x720/atso-1788159741.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nda seçimler, Birleşmiş Milletler İklim Konferansı öncesi 18 Ekim’de gerçekleştirilecek. Seçimde 4 aday başkanlık için mücadele edecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ansiad-baskani-ozbek-30-agustosun-mirasi-bugun-uretim-ve-teknolojiyle-gelecege-tasinmalidir-86457</guid>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özbek: 30 Ağustos’un mirası, bugün üretim ve teknolojiyle geleceğe taşınmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) Başkanı Ercan Özbek, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104. yıl dönümünde yayımladığı mesajda, bağımsızlığın ekonomik ve teknolojik boyutuna, nitelikli insan kaynağının önemine ve Antalya’nın potansiyeline dikkat çekti.</p>
<p>Mesajında, Büyük Zafer’in yalnızca askeri bir başarı değil, milletimizin bağımsızlık iradesinin ve özgür yaşama kararlılığının en güçlü göstergelerinden biri olduğunu belirten Özbek, ‘’30 Ağustos Cumhuriyet’e giden yolu açan tarihi bir dönüm noktasıdır. Bugün bu büyük mirası geleceğe taşımanın yolu ise akıl, bilim, üretim, teknoloji ve nitelikli insan kaynağından geçmektedir’’ dedi.</p>
<p>30 Ağustos Zafer Bayramı’nı gurur ve minnet duygularıyla kutladıklarını ifade eden Özbek, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde kazanılan Büyük Zafer’in Türkiye’nin geleceğine ışık tutan önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Özbek, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’30 Ağustos, milletimizin bağımsızlık iradesinin ve özgür yaşama kararlılığının tarihe geçtiği büyük bir zaferdir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının liderliğinde kazanılan bu zafer, Cumhuriyetimizin kuruluşuna giden yolu açmıştır. Bugün bize düşen görev, bu büyük mirası yalnızca anmak değil; aklın, bilimin ve çağdaş değerlerin rehberliğinde geleceğe taşımaktır.”</p>
<p><strong>“21. yüzyılda bağımsızlık, ekonomik ve teknolojik güçle de ilgilidir”</strong></p>
<p>Atatürk’ün ekonomik bağımsızlığa verdiği öneme dikkat çeken Ercan Özbek, siyasi bağımsızlığın sürdürülebilir olması için ekonomik gücün de sürekli olarak geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p>Atatürk’ün ‘Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, iktisadi zaferlerle taçlandırılmazlarsa sürdürülemez’ sözünün, bugün de yol gösterici niteliğini koruduğunu vurgulayan Özbek, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’21. yüzyılda bağımsızlığın önemli göstergelerinden biri; kendi teknolojisini geliştirebilmek, yüksek katma değerli ürünler üretebilmek, küresel pazarlarda rekabet edebilmek ve nitelikli insan kaynağı yetiştirebilmektir. Bugünün bağımsızlık mücadelesi yalnızca teknoloji üretmek değil, o teknolojiyi geliştirecek insanı yetiştirmektir. Bu nedenle ekonomik bağımsızlığımızı güçlendirmek; üretim kapasitemizi artırmak, verimliliğimizi yükseltmek, girişimciliği desteklemek ve geleceğin teknolojilerine yatırım yapmak hepimizin ortak sorumluluğudur.”</p>
<p><strong>“Antalya’nın potansiyelini daha yüksek katma değere dönüştürmeliyiz”</strong></p>
<p>Türkiye’nin güçlü bir ekonomik geleceğe ulaşmasında Antalya ve Batı Akdeniz’in önemli bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çeken ANSİAD Başkanı Özbek, mesajında şu görüşlere yer verdi:</p>
<p>‘’Bölgemiz mevcut ekonomik gücü yeni nesil sektörlerle desteklenmesi gerekir. Antalya’nın turizm ve tarımda sahip olduğu güçlü konumu korurken, bu sektörleri teknoloji, inovasyon ve nitelikli insan kaynağıyla daha yüksek katma değer üreten bir yapıya dönüştürmemiz gerekiyor. Bunun yanında teknoloji, girişimcilik ve yenilikçi iş modellerinde de yeni fırsatlar yaratmalıyız. Arzumuz; Antalya’nın yalnızca doğal ve turistik değerleriyle değil, nitelikli insan kaynağı, dinamik girişimcileri ve yenilikçi şirketleriyle de küresel ölçekte öne çıkan bir şehir olmasıdır. Bunun için üniversite-sanayi iş birliklerini güçlendirmeli, gençlerimizin önünü açmalı ve girişimcilik ekosistemimizi daha da geliştirmeliyiz.’’</p>
<p><strong>"Bağımsızlığımızı her nesilde yeniden güçlendirmeliyiz”</strong></p>
<p>Türkiye’nin geleceğine ilişkin mesajında iş dünyasına ve gençlere de seslenen Özbek, 30 Ağustos’un bugünün kuşaklarına da önemli bir sorumluluk yüklediğine dikkat çekti. Özbek, mesajını şu sözlerle tamamladı:</p>
<p>‘’30 Ağustos’un bize bıraktığı en büyük sorumluluk, bize emanet edilen bağımsızlığı yalnızca korumak değil, her nesilde yeniden güçlendirmektir. Bunun yolu bugün daha çok üreten, daha çok geliştiren, daha fazla değer yaratan ve dünyayla rekabet eden bir Türkiye inşa etmekten geçmektedir. İş dünyası olarak sorumluluğumuz; yatırım yapmak, istihdam yaratmak, gençlerimizin önünü açmak, girişimciliği desteklemek ve ülkemizin geleceğine güvenmektir. Cumhuriyetimizin çağdaş medeniyet hedefini ileriye taşıyacak olan da bu kararlılık ve üretme iradesidir.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ansiad-baskani-ozbek-30-agustosun-mirasi-bugun-uretim-ve-teknolojiyle-gelecege-tasinmalidir-86457</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/7/1280x720/ansiad-baskani-ozbek-30-agustosun-mirasi-bugun-uretim-ve-teknolojiyle-gelecege-tasinmalidir-1788037944.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği Başkanı Ercan Özbek, ‘’Bugünün bağımsızlık mücadelesi yalnızca teknoloji üretmek değil, o teknolojiyi geliştirecek insanı yetiştirmektir.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-ulke-once-bagimsizligini-sonra-kendi-sesini-kazanir-86436</guid>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir ülke önce bağımsızlığını, sonra kendi sesini kazanır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir ülke başka orduların işgalinden kurtulabilir; fakat kendi dilini yoksullaştırır, sanatını özgür bırakmaz, çocuklarını nitelikli kitaplarla buluşturmaz ve kültürel belleğine sahip çıkmazsa bağımsızlığının en hayati parçasını sessizce yitirir. </strong></p>
<p>Kocatepe’de 26 Ağustos 1922 sabahı henüz gün doğmamıştı. Cephede yalnızca askerler, komutanlar, toplar ve cephane yoktu. Henüz kurulmamış okullar, açılmamış sahneler, yazılmamış romanlar, bestelenmemiş yapıtlar, tuvale aktarılmamış renkler ve basılmamış kitaplar da o sabahın sonucunu bekliyordu.</p>
<p>Başkomutan Mustafa Kemal’in yönettiği Büyük Taarruz’un 30 Ağustos’ta kesin zafere ulaşması, yalnızca askerî bir başarı değildi. Anadolu’nun işgalden kurtuluşuna giden yolu açarken yeni bir ülkenin kendi kültürünü kurabilmesinin tarihsel koşullarını da yaratmıştı.</p>
<p>Çünkü bağımsız olmayan bir ülkenin yalnızca toprakları değil, sözü de işgal altındadır. Kendi geleceğine karar veremeyen bir toplum; çocuklarına ne öğreteceğini, hangi hikâyeyi anlatacağını, sesini dünyaya nasıl duyuracağını da özgürce belirleyemez. </p>
<p>Bir ülke önce bağımsızlığını, sonra kendi sesini kazanır.</p>
<p><strong>ZAFERDEN SONRA </strong></p>
<p>Kurtuluş Savaşı kazanılmıştı; ancak şimdi yoksul, yorgun ve eğitim olanakları sınırlı bir toplumun yeniden ayağa kaldırılması gerekiyordu.</p>
<p>Atatürk, askerî zaferin eğitimle, bilimle ve kültürle tamamlanmadıkça kalıcı olamayacağını biliyordu. Cumhuriyet’in önünde yalnızca yakılmış, yıkılmış şehirleri onarmak gibi bir görev yoktu. İnsanı da güçlendirmek, ona birey ve yurttaş olduğunu hissettirmek gerekiyordu.</p>
<p>Yeni alfabe, Millet Mektepleri, Halkevleri, Köy Enstitüleri, konservatuvarlar, tiyatrolar, orkestralar ve çeviri çalışmaları aynı büyük düşüncenin parçalarıydı: Okuyabilen, düşünebilen, sorgulayabilen ve üretebilen insanlar yetiştirmek…</p>
<p>Millet Mekteplerinde gençlerle birlikte yetişkinler de sıralara oturdu. Halkevlerinde kitaplıklar kuruldu, temsiller verildi, konserler ve sergiler düzenlendi. Köy Enstitülerinde öğrenciler bir yandan toprağı işledi, binalar yaptı; öte yandan kitap okudu, müzik aleti çaldı, tiyatro oyunları sahneledi.</p>
<p>Kültürün Anadolu’ya ulaşması kadar Anadolu’nun kültürünün görünür kılınması da önemliydi.</p>
<p><strong>YENİ ÜLKENİN SAHNESİ VE SESİ </strong></p>
<p>Tiyatro, Cumhuriyet’in kurmak istediği toplumu anlattığı güçlü alanlardan biri oldu. Muhsin Ertuğrul’un çalışmalarıyla sahne sanatı kurumsallaşırken tiyatro, yalnızca eğlence değil, eğitim ve düşünce alanı olarak da kabul edildi.</p>
<p>Cumhuriyet’ten önce Afife Jale’nin büyük bedeller ödeyerek açtığı yol, yeni dönemde kadın sanatçıların sahnedeki varlığıyla genişledi. Ankara Devlet Konservatuvarı ve Tatbikat Sahnesinin yetiştirdiği sanatçılar Türkiye’nin tiyatro hayatına yön verdiler. Shakespeare’den Molière’e, Sophokles’ten yerli yazarlara uzanan repertuvar, dünya kültürünü Cumhuriyet’in yeni seyircisiyle buluşturdu.</p>
<p>Ancak amaç yalnızca Batı’dan yapıtlar almak değildi. Başka kültürlerle temas eden, fakat kendi insanını ve hikâyesini anlatan bir sanat ortamı yaratılmak isteniyordu. Cevat Fehmi Başkut’tan Haldun Taner’e, Necati Cumalı’ya uzanan yerli tiyatro edebiyatı bu ortamda yeni bir ivme kazandı.</p>
<p>Müzikte de Anadolu’nun büyük halk belleğine yönelindi. Derleme gezilerinde köy köy dolaşılarak türküler ve ezgiler kayda geçirildi. Böylece yalnızca melodiler değil; ayrılıklar, sevdalar, göçler, ağıtlar ve gündelik hayat da ortak belleğe taşındı.</p>
<p>Musiki Muallim Mektebi ve konservatuvar, yeni müzik insanlarının yetişmesinde kurucu rol üstlendi. Ahmed Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Cemal Reşit Rey, Hasan Ferit Alnar ve Necil Kâzım Akses, yerel kaynaklarla evrensel müzik dilini buluşturmanın yollarını aradılar. </p>
<p>Köklerinden kopmadan dünyaya açılmak… Cumhuriyet’in kültür düşüncesinin belki de en belirleyici yönü buydu.</p>
<p><strong>KİTAPLARLA GENİŞLEYEN DÜNYA </strong></p>
<p>Cumhuriyet’in kültür yolculuğunda yayıncılığın ayrı bir yeri vardı. Çünkü okul açmak kadar, o okulun öğrencisine okuyacağı kitabı ulaştırmak da gerekiyordu.</p>
<p>Hasan Âli Yücel döneminde başlatılan çeviri hareketiyle dünya edebiyatının ve düşüncesinin temel yapıtları Türkçeye kazandırıldı. Homeros, Platon, Shakespeare, Cervantes, Goethe, Balzac, Dostoyevski ve daha niceleri yeni okurlarla buluştu. Bu çeviriler Türkçenin düşünce ve anlatım olanaklarını da genişletti.</p>
<p>Edebiyatımız ise Anadolu’ya daha derin bir dikkatle bakmaya başladı. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edib Adıvar ve Reşat Nuri Güntekin’in yapıtlarında savaşın ve toplumsal dönüşümün izleri yer aldı. Daha sonra Sabahattin Ali’den Yaşar Kemal’e, Orhan Kemal’den Fakir Baykurt’a uzanan yazarlar, uzun süre sesi duyulmayan insanların hikâyelerini edebiyatın merkezine taşıdılar.</p>
<p>Cumhuriyet kendi okurunu yetiştirirken, o okur da kendi yazarını yarattı.</p>
<p>Yarım yüzyıllık gazetecilik hayatım boyunca kültür insanlarıyla yaptığım buluşmalarda bunu yeniden gördüm: Cumhuriyet’in açtığı kültür yolu, kurumların tarihinden ibaret değildir. İnsanların hayatlarında; okudukları ilk kitapta, gördükleri ilk oyunda, dinledikleri ilk konserde sürer.</p>
<p><strong>KÜLTÜREL BAĞIMSIZLIK </strong></p>
<p>30 Ağustos’u yalnızca askerî bir zafer olarak düşünmek, açtığı tarihsel yolu eksik görmek olur. O zafer Cumhuriyet’in kurulabilmesinin, Cumhuriyet ise toplumun kendi kültür ve düşünce kurumlarını geliştirebilmesinin önünü açtı.</p>
<p>Bugün okuduğumuz kitaplarda, izlediğimiz oyunlarda, dinlediğimiz konserlerde o uzun kültür yürüyüşünün izleri var.</p>
<p>Bir ülke başka orduların işgalinden kurtulabilir; fakat kendi dilini yoksullaştırır, sanatını özgür bırakmaz, çocuklarını nitelikli kitaplarla buluşturmaz ve kültürel belleğine sahip çıkmazsa bağımsızlığının en hayati parçasını sessizce yitirir.</p>
<p>Bağımsızlık yalnızca sınırları korumak değildir. Türkçeyi özenle işlemek, sanatçının özgürlüğünü savunmak, nitelikli eğitimi ulaşılabilir kılmak, kütüphaneleri ve tiyatroları yaşatmak, müziğin ve edebiyatın nefesini yeni kuşaklara taşımaktır.</p>
<p>Kocatepe’den başlayan yol hâlâ önümüzde uzanıyor.</p>
<p>O sabah gün doğmadan önce Kocatepe’de yalnızca askerler değil; bugünün okurları, seyircileri ve dinleyicileri de vardı aslında. Çünkü bir ülkenin bağımsızlığı yalnızca sınırlarında değil; kitaplarında, şarkılarında, sahnelerinde ve çocuklarına kurdurduğu hayallerde yaşar.</p>
<p>30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-ulke-once-bagimsizligini-sonra-kendi-sesini-kazanir-86436</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/574-1787997580.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir ülke önce bağımsızlığını, sonra kendi sesini kazanır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-zaferlerin-mujdelerini-vermeliyiz-86435</guid>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni zaferlerin müjdelerini vermeliyiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Akıl, “uyum ve yaşamı kolaylaştıran faydalı bilginin” çözeceği sorunlar için vardır: Büyük Zaferin ruhu, yeni zaferlerle şad olur… “Ehemi mühime” karıştırmadan ilerlemek, yeni zaferlerin anasıdır. Haydi hep birlikte halatlara asılalım, tam zamanıdır!</strong></p>
<p>Özellikle Ayşe Zarakol’un kitaplarında bir toplumun “yaralı” olmasının ne anlama geldiğini öğrendik. Altı asır hükmeden bir imparatorluğun çöküşü; çatışmaların, ölümlerin, kıyımların, baskıların, göçlerin yarattığı “en uzun yüzyılının” bıçağı kemiğe dayandırdığı bir aşama gelmiştir. Arşivimi taradım, ama kaynağını bulamadım; zihnimde kaldığına göre, Mithat Paşa, büyük güçlerin Türk toplumunu Anadolu’dan süreceğine kendini inandırmış, seçkin subaylardan bir heyeti Afrika’da yerleşilebilecek topraklar bulmaları için görevlendirmişti. Böylesine büyük bir yangının ve yaralanmanın külleri üzerinde yeni bir ulus devlet kurmaya bizi götüren bir zaferin tarih dersini bu ülkede yaşayan hiçbir neslin unutma lüksü yoktur.</p>
<p>Çok değişik disiplinler üzerinde çalışan ve Türk toplumunu yakından gözlemiş; gözlemlerini de yazılı belgeye aktarmış olanların bir vurgusunda yola çıkmalıyız. Sözünü ettiğimiz vurguyu, şöyle aktarabiliriz: Türkler, iyi zamanda incir çekirdeğini doldurmayan konular nedeniyle “ayrışmış ve cepheleşmiş” görünseler de, büyük kırılma anı geldiğinde, bıçak kemiğe dayandığında bir merkez düşünce üzerinde kilitlenerek; öteki ayrılıkları “teferruat” görme hasletine sahiptir!</p>
<p><strong>KURTULUŞ İRADESİ </strong></p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu’nun subayları çok değişik cephede her türlü zorluğu yenerek topraklarını savunmuş; zaferler ve yenilgilerin örsünde dövüle dövüle birikimlerini sağlamlaştırmıştı. Subayların Mustafa Kemal ve arkadaşları önderliğinde ortaya koydukları “kurtuluş iradesi” toplumun çok değişik kesimlerinde karşılık bulmuş; toplum fıtratını konuşturmuş; “zor zamanlarda kapanmanın” ve “büyük gücü içerde yaratma" gerçekliğini insanlık tarihine armağan etmiştir.</p>
<p>Bugün var olan ulus devletlerden biriyiz; tarih boyunca çok zor bir coğrafya olduğunu onlarca kez kanıtlamış bir yeryüzü parçasında varlığımızı koruyor ve sürdürüyoruz.</p>
<p>Geçmişte kazanılan zaferlerin canlılığını ve diriliğini çürüten sakıncalı eğilim, kazanılan zaferleri nasıl zenginleştireceğimiz üzerine düşünme yerine, geçmişte bir “altın çağ” yaratarak, onu sorgulamadan uzak bir “fetiş” haline getirmektir. Dünü anlamak, bugünü iyi değerlendirmek ve daha güvenli gelecek inşa etme arayışı ise tutulması gereken en sağlam yoldur.</p>
<p>Biz, “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılında” yaşananları hiç unutmamak için sürekli gözden geçirmeliyiz. Tarih bilinci, tarihte yaşanmış olanları değişik bağlamlarda sürekli sorgulama dinamiğinden türer. Günü değerlendirmek için, jeopolitik gelişmeleri iyi okumamız, değişen hükümet kararlarını yakından izlememiz, işgücünün durumundaki gelişmeleri ayrıntılarla sorgulamamız, nüfus oluşumu ve hareketlerinin yarattığı sosyo-ekonomik etkileşimi kavramamız, kültürümüzün asalak yönlerini tasfiye ederek geliştirici yönlerini öne çıkarmamız ve son olarak teknolojiyi bir geçişler süreci olarak değerlendirerek dersler çıkarmalıyız. Geleceği sağlıklı temeller üzerinde yükseltmek istiyorsak, “ne olduğunu” bilmek kadar “neler yapılması” gerektiğini de kolektif aklımızı ince ipek süzgeçlerinde arındırmalıyız.</p>
<p>ZAFERİ BUGÜNE TAŞIMALIYIZ </p>
<p>İçinden geçtiğimiz büyük değişim ve dönüşüm süreci bizleri yeni bir yol ayrımına getirmiştir: Yaşanmakta olan değişimi kavrar, güçlerimizi odaklarsak; “uyum ve yaşam açısından faydalı bilgiyi” değerlendirir, oluşmakta olan yeni değer zincirinde onurlu bir yere konumlanabiliriz. Dünya düzenini yeniden kurma örgütlenmesinin öncü göstergeleri zafer için izlememiz gereken yolu bize gösteriyor. Harvard tarih profesörü Jill Lepore’nin “ The Rise and The Fall/Artıficial State” kitabına henüz ulaşamadık, ama Uğur Koçbaş’ın kapsamlı tanıtım yazısından ödünç aldığımız eğilimlere bakalım:</p>
<p>Liberal ulus-devlet işlevleri özel şirketler, platformlar, veri merkezleri, algoritmik karar merkezlerine kayıyor.</p>
<p>Siyasi söylem yeniden oluşuyor, otomatikleşiyor ve yurttaşlıktan “trollere” geçiş söz konusu.</p>
<p>Demokrasilerde yurttaşların bilgiye eriştikleri, sorguladıkları, örgütledikleri ve karar verdikleri “kamusal alanda” medya kanalları, üniversiteler, mahalle örgütlenmeleri, siyasi kampanyalar, mahkemeler ve parlamentolar gibi bileşenler “platformların egemenliğine” altına giriyor.</p>
<p>İnsanların doğru anlama ve karar verebilmeleri için kullandıkları “bilgi kanalları” dijital platformlar tarafından kontrol ediliyor.</p>
<p>Geleneksel kitle etkileşiminin yerini kamuoyu araştırmaları, seçmen katmanları, veri analizleri, mahalle toplantıları, kapı kapı dolaşmalar gibi etkileşimleri “ölçme ve hedefler” yönetiyor.</p>
<p>Siyasi ikna ile ticari manipülasyon arasındaki sınırlar bulanıklaşıyor.</p>
<p>“Tüketim kültürü” yükselirken, “yurttaşlık kimliği” zayıflıyor.</p>
<p>İnternet ve platform ekonomilerinin yeni eğilimlerinin “tek bir dijital yapıda” birleştirilmesi zorlanıyor.</p>
<p>Alışveriş haberleri, kamu bilgisi, siyasi tartışma ve kişisel verilerin aynı şirket yapısı içinde toplanması “rıza olmadan yönetme” ya da “insansız yönetme” eğilimlerini güçlendiriyor.</p>
<p>Demokratik devletin meşruiyeti, yurttaş rızası, temsil mekanizması, hukuk ve kamusal tartışmadan yapay devlet süreçlerinin otomatikleştirilmesi, temsilin yerini kullanıcının ve veri profilinin alması, kamusal tartışmanın yerini algoritmik etkileşime bırakması hızlanıyor.</p>
<p><strong>UYUM İRADESİ ÇOK ÖNEMLİ</strong></p>
<p>Bir asrı geçen bir zaman önce kazanılan büyük zaferi pekiştirecek gündem çok açık: İmparatorlukların yok oluş döneminin sonunda son sığınağımızı nasıl ortak irademizle korumuşsak, bugün de kurulmakta olan yeni dünya düzeninde standartları belirleyenler arasında yerimizi alarak zaferimizi güçlendirir ve pekiştirebiliriz.</p>
<p>Büyük zaferi pekiştirmenin ilk adımı, tarih bilinciyle günü değerlendirerek; yeni bir varoluş ve yo oluş süreci yaşadığımızın farkında olmaktır. İkinci adım, büyük kırılma dönemlerinde milletin fıtratında var olan “ehemi mühimden ayırma” birikimini harekete geçirmektir. Üçüncü adım, temel amaca odaklanarak, “fikr-i takip disiplinini” harekete geçirerek; zafere ulaşıncaya kadar “karargahın uyanık olmasını” sağlamaktır. Dördüncü adım, düşününler ile gerçekleşenler arasındaki sapmaları, tutarlı geribildirimlerle saptayarak “ince ayarlar” yaparak ilerlemektir. Beşinci adım, iyi tasarlanmış bir stratejiyi besleyen “politikaları”, “politik” olmanın dar görüşüne tutsak etmemektir.</p>
<p>Akıl, “uyum ve yaşamı kolaylaştıran faydalı bilginin” çözeceği sorunlar için vardır: Büyük Zaferin ruhu, yeni zaferlerle şad olur… “Ehemi mühime” karıştırmadan ilerlemek, yeni zaferlerin anasıdır. Haydi hep birlikte halatlara asılalım, tam zamanıdır!</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-zaferlerin-mujdelerini-vermeliyiz-86435</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/5/1280x720/334-1787997075.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni zaferlerin müjdelerini vermeliyiz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/104-yil-sonra-ekonomide-zafer-kazandik-diyebiliyor-muyuz-86434</guid>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 104 yıl sonra ‘ekonomide zafer kazandık’ diyebiliyor muyuz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Zafer Bayramımız kutlu olsun. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, Başkumandan olarak yönettiği Büyük Taarruz’u 30 Ağustos 2022’de zaferle sonuçlandırmış ve mağlup olan işgalci Yunan ordusu birkaç gün içinde Türk vatanından kovulmuştu. 1924’ten beri her 30 Ağustos gününü ‘Zafer Bayramı’ olarak kutluyoruz. Kurtuluş Savaşı şehitlerimiz ve gazilerimiz, tarihimizin en zorlu döneminde canlarıyla kanlarıyla ‘vatanı’ işgalcilerden kurtararak ‘milletimizin ve devletimizin’ bağımsızlığını sağladılar. Büyük zaferden 1 yıl iki ay sonra 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bugün bölgesinde lider, küresel ölçekte ağırlığını artırmayı başarmış güçlü bir devlet olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Kurtuluş Savaşını yöneten ve kazanan büyük önder Atatürk, Cumhuriyeti kurduktan sonra da ‘devletin ve milletin bekası’ için her alanda büyük reformlar yaptı. Yeni Türk devletinin temel dış politikasını ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesiyle şekillendirdi. Türkiye’nin ekonomide güçlü olmasının ne kadar önemli olduğunu da “Siyasî, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa devamlı olamaz, az zamanda söner" diyerek vurguladı. Bence, Atatürk’ten sonra gelen liderlerimiz her şeye rağmen her iki ilkeye de büyük ölçüde uydular ve Türkiye bugün, çok daha güçlü, bekasından çok daha emin bir ülke konumunda bulunuyor.</p>
<p>Atatürk, ömrü boyunca ‘iç ve dış barışın kalıcı olması’ için çok gayret etti. Ekonomik kalkınmanın hızlanması için özel sektörün gücüne inanarak ama zamanın zorluklarını da dikkate alıp devletin imkânlarını seferber ederek güçlü bir sanayi altyapısı oluşturmaya çalıştı. Peki, büyük önderin ekonomi (iktisat) anlayışı, bazı çevrelerin ileri sürdüğü gibi neredeyse sosyalizm özentisi bir ‘devletçilik ilkesine’ indirgenebilir mi? Bunu anlamak için kendisinin müdahil olduğu süreçleri iyi incelemek ve anlamak gerekiyor.</p>
<p><strong>ATATÜRK NEDEN MUSTAFA ŞEREF’İN KOLTUĞUNA CELAL BAYAR’I OTURTTU?</strong></p>
<p>Ülkemizde genel olarak Atatürk’ün ‘askeri zaferleri, iktisadi zaferlerle taçlandırmak için’ devletçi ekonomi politikalarını çok isteyerek uyguladığına dair yorumlar ağırlık kazanmıştır. Ancak durum hiç de öyle değil. Lozan Antlaşmasının genel hükümleri dışında özellikle gümrükler konusunda da dayatmaları vardı. Bu anlaşma 1929’a kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi gümrük politikalarını oluşturmasını önledi. Belki ilk andan itibaren Türk özel sektörünün üretim yatırımları yapması için bu konuda yapılabilecekler etkili olabilirdi. Lozan dayatmaları 1929’da son bulunca Atatürk, özel sektörün sanayi yatırımları yapması için bir süre daha bekledi. Ancak dönemin şartları nedeniyle bu konuda beklentiler gerçekleşmedi. Bir de küresel boyutta 1929 ekonomik krizi çıkmıştı ve dünya genelinde özel sektör ciddi sıkıntı yaşıyordu. Bunun üzerine Atatürk, devletçiliği mutedil seviyede devreye alarak sanayi altyapısının kurulmasını istedi. Ancak, hükümetteki bazı isimler ve kadroları bu konuda çok ileri gitti. Başbakan İsmet İnönü ve ekonomi kadrosu ‘sosyalizme yakın devletçi ekonomi uygulamaları’ adına güçlü kanunlar çıkarmaya başlayınca Cumhurbaşkanı Atatürk, 1932’de özel sektör lehine sert şekilde devreye girdi. Gerçekleşme süresince çok ağır gelebilecek ayrıntılar da bulunan ‘kabine müdahale’ örneği şöyleydi: “Bizzat Mustafa Kemal, özel kesimin şiddetle karşı çıktığı ‘Şerif Önay’ı kötü niyetli bulduğunu söyleyerek İktisat Vekili Mustafa Şeref’i çok sert biçimde eleştirdi. İsmet İnönü’nün (Başvekil) güvenine sahip olan Mustafa Şeref ve Şerif Önay istifa etmek zorunda kaldılar. İktisat Vekilliğine özel kesime güven veren Celal Bayar getirildi. Bayar’ın İktisat Vekilliğinden sonra sanayi kesimini ilgilendiren mevzuatta özel kesim lehine düzenlemeler yapıldı.” (75 Yılda Çarklardan Chip’lere-Türkiye İş Bankası, İMB, Tarih Vakfı Yayını, Nisan 1999).</p>
<p><strong>EKONOMİDE ABD’DEN DAHA İYİ İŞ ÇIKARDIK!</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a92a9b5bb6dd-1787996597.png" alt="" width="900" height="1126" /></strong></p>
<p>1923 ile 2025 sonu bazı karşılaştırmalar yapmakta fayda var. 1923’te nüfusumuz 12,4 milyon kişi tahmin ediliyordu, şimdi 86 milyondan fazlayız. Kişi başına milli gelirimiz 1923’te 45 dolar (Toplam GSYİH 560 milyon dolar) civarındaydı. 51 milyon dolarlık ihracat 87 milyon dolarlık da ithalatımız vardı. 2025 sonu itibariyle kişi başına milli gelirimiz 18 bin 40 dolar ve toplam GSYİH 1,6 trilyon dolar. 225’te ihracatımız 273,4 milyar dolar, ithalatımız da 365,5 milyar dolar. Kıyaslama olsun diye 1923-2025 yılları arasındaki gelişmeyi dünyanın süper gücü ABD ile kıyaslayalım. Sonuçta performans kıyaslaması yapıyoruz. 1923’te ABD’de kişi başına milli gelir 770 dolardı, 2025’te 90 bin doları aştı. Nüfus ise 112 milyon kişiden 342 milyona yükseldi. Bu verilere göre Türkiye 1923’ten bugüne kişi başına milli gelirini 410 kat, ABD ise 117 kat artırdı. Her şeye rağmen Türkiye olarak dünyanın süper gücü olmuş bir ülkeden çok daha yüksek performans sergilemiş durumdayız. Tabii ki daha yapacak çok iş var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/104-yil-sonra-ekonomide-zafer-kazandik-diyebiliyor-muyuz-86434</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/bayrak-turkiye-ekonomi-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 104 yıl sonra ‘ekonomide zafer kazandık’ diyebiliyor muyuz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/30-agustos-zaferinin-isiginda-akla-bilime-ve-nitelikli-uretime-olan-inancla-yolumuza-devam-ediyoruz-86429</guid>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;30 Ağustos Zaferi&#039;nin ışığında akla, bilime ve nitelikli üretime olan inançla yolumuza devam ediyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kamu ve özel sektör temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerden 30 Ağustos mesajları… </p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda, bu zaferin, dünyada emsali olmayan bir vatan sevgisinin ve milletin bağımsızlığından asla vazgeçmeyeceğinin tüm dünyaya ilanı olduğunu vurguladı.</p>
<p>Büyük imkansızlıklara rağmen inanç, azim ve kararlılıkla örülen şanlı Türk tarihinin en büyük dönüm noktalarından biri olan Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin zaferle sonuçlanmasının yıl dönümünü büyük gurur ve coşkuyla kutladıklarını belirten Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün de söylediği gibi bizim özümüz yurtta ve dünyada barış ilkesiyle yoğrulmuştur. Ancak bağımsızlığımıza ve topraklarımıza göz dikenlere karşı hiçbir şeyden korkmadan, tek vücut olabildiğimiz tarih sayfalarında defalarca ispatlanmıştır. 30 Ağustos Zaferi de bu ispatların en önemlilerinden, en anlamlılarındandır. Türk iş dünyasının temsilcileri olarak hedefimizin ve ecdadımıza olan borcumuzun farkındayız."</p>
<p>Hisarcıklıoğlu, Türkiye'nin ekonomisini büyütmek, istihdamı artırmak, üretimi ve yatırım iştahını her daim canlı tutmak için var güçleriyle çalışmaya devam edeceklerini vurgulayarak, "Bu duygu ve düşüncelerle başta büyük zaferin baş mimarı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere vatanı uğruna canlarını feda eden tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. 30 Ağustos Zafer Bayramı'mız kutlu olsun." ifadelerini kullandı.</p>
<p>İSTANBUL TİCARET ODASI (İTO) YÖNETİM KURULU BAŞKANI ŞEKİB AVDAGİÇ:</p>
<p><strong>"Milletimize armağan bu zafer, gelecek nesillere istikamet gösteriyor"</strong></p>
<p>Başkumandanlık Meydan Muharebesi Zaferimizin 104. yıldönümünü kutluyoruz. 30 Ağustos 1922’de Kütahya’nın Dumlupınar mevkiinde kazandığımız bu zafer, Sultan Alparslan’ın bize emaneti olan Anadolu’ya kastedenlerin ebediyen bu topraklardan kovulmasının simgesidir.</p>
<p>Büyük Taarruzu planlayıp başarıyla uygulayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Fevzi Çakmak Paşa’yı, Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa ve diğer komutanlarımızı şükranla anıyorum. “Türkler üç kat telden yapılan savunma hatlarını 3 ayda geçemez” diyenlere inat, saatler içinde bu engelleri aşıp, neredeyse 3 günde soluğu İzmir’de alan kahraman süvarilerimizi ve onların kumandanı Fahrettin Altay Paşa’yı rahmetle yad ediyorum. Atatürk ve silah arkadaşlarının ilmek ilmek dokuyarak, Milletimize armağan ettikleri bu zafer, gelecek nesillere istikamet gösteren bir anlama sahiptir. O anlam da şudur ki, istiklalimiz istikbalimizdir, Anadolu ebedi Türk ilidir. 30 Ağustos 1922 Başkumandanlık Meydan Muharebesi Zaferimizin 104. Yıldönümünü kutluyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile kahraman askerlerimizi minnetle anıyorum."</p>
<p>EGE İHRACATÇI BİRLİKLERİ KOORDİNATÖR BAŞKANI MUHAMMET ÖZTÜRK: </p>
<p><strong>"Görevimiz Büyük Zafer ruhuyla ülkemizin dünyanın ilk 10 ülkesi arasına girmesi için mücadele etmektir" </strong></p>
<p>■ 26 Ağustos 1922 tarihinde sabaha karşı Kocatepe’den başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos 1922 tarihinde Dumlupınar’da kazanılan büyük bir zaferle taçlandı. Bu büyük başarı, milletimizin bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinde dönüm noktası olurken, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve hukuk devleti temelleri üzerine kurulmasının da yolunu açtı. Bugün bizlere düşen görev Büyük Zafer ruhuyla ülkemizin her alanda dünyanın ilk 10 ülkesi arasına girmesi için mücadele etmektir. Türkiye’nin döviz ihtiyacına katkı sunarken, aynı zamanda istihdama, sosyal barışa ve sürdürülebilir kalkınmaya hizmet ediyoruz. Bugün bizlere düşen görev, Cumhuriyetimizin değerlerine sahip çıkarak ülkemizi daha aydınlık yarınlara taşımaktır. “İşimiz Üretim, Gücümüz İhracat” mottosuyla, yüzyıllardır olduğu gibi bundan sonra da üretmeye ve ihracat yapmaya devam edecek; Türkiye’nin kalkınmasına ve çağdaşlaşmasına katkımızı artırarak sürdüreceğiz.</p>
<p><strong>“Cumhuriyetimize sahip çıkmanın en güçlü yolu sosyal belediyeciliktir”</strong></p>
<p>Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104. yıl dönümü dolayısıyla mesaj yayımladı.</p>
<p>30 Ağustos 1922’de kazanılan Büyük Zafer’in, Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolun en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu belirten Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilen bağımsızlık mücadelesinin önemine dikkat çekti. Seçer mesajında, 30 Ağustos’un taşıdığı anlamın aradan geçen 104 yıla rağmen değişmediğini belirterek, “Bir millet, ortak hedefler etrafında kenetlendiğinde aşamayacağı hiçbir engel yoktur” ifadelerini kullandı. Cumhuriyetin temel değerlerine, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye ve toplumsal dayanışmaya sahip çıkılması gerektiğini vurgulayan Seçer, Türkiye’nin akıl ve bilimin rehberliğinde, üreten, adil ve çağdaş bir ülke olarak geleceğe taşınmasının önemini belirtti. Seçer, bunun Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emanet ettiği muasır medeniyet hedefinin en güçlü gereği olduğunu kaydetti.</p>
<p>Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak hizmet anlayışlarını bu hedef doğrultusunda şekillendirdiklerini kaydeden Seçer, kent genelinde fırsat eşitliğini artıran, üretimi destekleyen ve sosyal adaleti güçlendiren çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Gençlere umut, kadınlara güç ve çocuklara daha güvenli bir gelecek sunmayı amaçlayan projelere devam edeceklerini belirten Seçer, “Cumhuriyet’e sahip çıkmanın en güçlü yolu, vatandaşın refah seviyesini yükselten yenilikçi, kalkınmacı ve sosyal belediyecilik anlayışını kararlılıkla sürdürmektir” dedi.</p>
<p>30 Ağustos’un mirasını yaşatmanın Cumhuriyet kazanımlarını korumaktan ve birlik içinde geleceğe yürümekten geçtiğini ifade eden Seçer, farklılıkların Türkiye’nin zenginliği olarak görülmesi gerektiğini belirterek, barış, kardeşlik ve birlikte yaşam kültürünün güçlendirilmesinin herkesin ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı.</p>
<p>Mesajında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, silah arkadaşlarını, Kurtuluş Savaşı’nın tüm kahramanlarını, şehitleri ve gazileri rahmet, saygı ve minnetle anan Seçer, “Milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Büyük Taarruz, milletimizin sarsılmaz iradesiyle zafere ulaştı"</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104. yıldönümünde bir mesaj yayımladı. Büyük Zafer’i kutlayan Başkan Büyükakın, 30 Ağustos’un, milletimizin vatanını, kendi geleceğini savunduğu büyük bir dönüm noktası olduğunu belirterek, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta milletimizin sarsılmaz iradesiyle zafere ulaştı. O gün kazanılan şey bir milletin kendi ülkesinde özgürce yaşama, kendi kararlarını verme ve çocuklarının geleceğini kendi elleriyle kurma hakkıydı” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Başkan Büyükakın mesajına şöyle devam etti: “Bağımsızlık, insanımızın yarınından ümitli olmasıdır. Bayrağımızın gölgesinde hiç kimsenin kendisini yalnız, sahipsiz ve bu ülkenin geleceğinin dışında hissetmemesidir. 104 yıl önce bu millet, bütün imkânsızlıklara rağmen geleceğinden vazgeçmedi. Bugün bize düşen de çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğinden vazgeçmemektir. Onların daha iyi eğitim aldığı, daha güçlü hayaller kurduğu; ailelerimizin huzur içinde yaşadığı, çalışanımızın ve üretenimizin desteklendiği bir şehir için gayret etmektir. Bizim Kocaeli için kurduğumuz bütün hayallerin merkezinde insanımızın olmasının sebebi budur.”</p>
<p>“30 Ağustos bize kazanılmış bir vatanda nasıl bir gelecek kurulması gerektiğini de hatırlatıyor. Bize düşen, büyük bir fedakârlıkla kazanılan bu toprakları, insanımızın umutlarının yeşerdiği güçlü bir geleceğe taşımaktır. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu vatan uğruna can veren bütün şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle yâd ediyorum. Kocaelili hemşehrilerimin ve aziz milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun.”</p>
<p>GEBZE TİCARET ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ABDURRAHMAN ASLANTAŞ: </p>
<p><strong>"Ağustos, milletimizin zaferlerle tarihe mührünü vurduğu aydır" </strong></p>
<p>■ Ağustos ayı, tarihimizde zaferlerle özdeşleşmiş; milletimizin vatanına, bağımsızlığına ve geleceğine sahip çıkma iradesini ortaya koyduğu müstesna bir aydır. 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan komutasında kazanılan Malazgirt Zaferi, Anadolu’nun kapılarını milletimize açarken tarihimizin seyrini değiştiren önemli bir dönüm noktası olmuştur. Aradan 851 yıl geçtikten sonra yine bir 26 Ağustos sabahı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Büyük Taarruz başlamış; milletimizin büyük fedakârlıklarla yürüttüğü Millî Mücadele, 30 Ağustos 1922’de kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile kesin bir askerî zafere ulaşmıştır. Malazgirt’ten Büyük Taarruz’a uzanan bu tarihî irade; vatan söz konusu olduğunda milletimizin birlik ve beraberlik içerisinde neleri başarabileceğinin en güçlü göstergelerinden biridir. Bizlere düşen görev; büyük mücadeleler ve fedakârlıklarla bizlere emanet edilen bu topraklara sahip çıkmak, ülkemizi üretimle, bilimle, teknolojiyle ve güçlü bir ekonomiyle geleceğe taşımaktır. Bu ve düşüncelerle, Malazgirt Zaferi’nin 955. yıl dönümünü ve 30 Ağustos Zafer Bayramımızın 104. yıl dönümünü kutluyor; Sultan Alparslan ve kahraman ecdadımızı, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, vatanımız uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.”</p>
<p>İZMİR TİCARET BORSASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI IŞINSU KESTELLİ: </p>
<p><strong>“Milletimizin geleceğini kendi iradesiyle kurma kararlılığının en büyük göstergesi” </strong></p>
<p>■ 30 Ağustos, milletimizin geleceğini kendi iradesiyle kurma kararlılığının en büyük göstergesidir. Bundan tam 104 yıl önce Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının yaktığı bağımsızlık meşalesi, günümüzde de bizleri aydınlatmaya devam ediyor ve bizlere her zaman daha güçlü, yılmadan üreten, her alanda dünyaya örnek teşkil edecek bir ülke olma sorumluluğunu yüklüyor. Bundan 104 yıl önce bu topraklarda mühürlenen bağımsızlık iradesini, bugün ekonomik ve sosyal alanda sürdürülebilir bir kalkınmayla taçlandırmak en büyük sorumluluğumuzdur. Güçlü geleceğin yolunun güçlü bir ekonomiden, katma değerli üretimden ve ortak akıldan geçtiğine inanıyoruz. Bizler de ülkemizin geleceğine ışık tutacak her adımı akla, bilime, tarımsal vizyona ve nitelikli üretime olan sarsılmaz inancımızla atmaya devam ediyoruz. Tarihin akışını değiştiren bu büyük zaferin yıl dönümünde başarının mimarı, Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve vatan uğruna canını feda eden tüm kahraman şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum. 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.</p>
<p>BATI ANADOLU SANAYİCİ VE İŞ İNSANLARI DERNEKLERİ FEDERASYONU (BASİFED) YÖNETİM KURULU BAŞKANI SEMİHA GÜNEŞ: </p>
<p><strong>“Çağdaş ve güçlü bir Türkiye için çalışmaya devam edeceğiz” </strong></p>
<p>■ 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz’un 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlanması, milletimizin bağımsız yaşama iradesini bütün Dünyaya göstermiştir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilen bu mücadele, Cumhuriyet’e uzanan yolun en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Bugün bizlere düşen, bağımsızlığımızı demokrasi, hukuk, güçlü kurumlar, üretim ve toplumsal dayanışmayla daha ileri taşımaktır. Cumhuriyetimizin değerlerine sahip çıkarak, çağdaş ve güçlü bir Türkiye için çalışmaya devam edeceğiz. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bağımsızlığımız uğruna mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı ve minnetle anıyor, 30 Ağustos Zafer Bayramımızı kutluyorum.</p>
<p>İZMİR SANAYİCİ VE İŞ İNSANLARI DERNEĞİ (İZSİAD) YÖNETİM KURULU BAŞKANI ALAATTİN YÜKSEL: </p>
<p><strong>“Tam bağımsızlık güçlü ekonomiyle sürdürülebilir” </strong></p>
<p>■ 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta kazanılan zaferle milletimizin tam bağımsızlık idealini gerçeğe dönüştürmüştür. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilen bu mücadele, siyasi bağımsızlığın yanında güçlü ve çağdaş bir devlet kurma iradesini de ortaya koymuştur. Bugün tam bağımsızlığı güçlü üretim, yüksek katma değer, teknoloji, nitelikli istihdam ve dünyayla rekabet edebilen bir ekonomiyle desteklemek zorundayız. Hukukun üstünlüğünün ve demokratik değerlerin güçlendiği, üreten ve refahını artıran bir Türkiye hedefi hepimizin ortak sorumluluğudur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını minnetle anıyor, 30 Ağustos Zafer Bayramımızı kutluyorum.</p>
<p>EGE SANAYİCİLERİ VE İŞ İNSANLARI DERNEĞİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI SİBEL ZORLU: </p>
<p><strong>“Bağımsızlık irademiz, geleceğe olan inancımızın temelidir” </strong></p>
<p>■ 30 Ağustos Zaferi, milletimizin bağımsızlığından ve geleceğinden hiçbir koşulda vazgeçmeyeceğini tüm dünyaya ilan ettiği tarihi bir dönüm noktasıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, büyük fedakarlıklarla kazanılan bu zafer, Cumhuriyetimizin kuruluşuna uzanan yolun temel taşlarından biri olmuştur. Tarihimize yön veren bu büyük mirası geleceğe taşımak, Cumhuriyetimizin temel kazanımlarına sahip çıkmak ve ülkemizin çağdaş uygarlık hedefi doğrultusunda ilerlemesine katkı sunmak bugün hepimizin ortak sorumluluğudur. ESİAD olarak bizler de bu sorumluluğun bilinciyle üretmeye, yatırım yapmaya ve ülkemiz için değer yaratmaya devam edeceğiz. Bilimin, eğitimin ve teknolojinin gücünden yararlanan; nitelikli insan kaynağıyla gelişen, dünyayla rekabet eden ve gençlerine umut veren bir Türkiye için çalışmayı sürdüreceğiz. Cumhuriyetimizin değerlerinden güç alan, geleceğini ortak akıl ve kararlılıkla inşa eden bir Türkiye’nin her alanda hedeflerine ulaşacağına yürekten inanıyoruz.</p>
<p>İAOSB YÖNETİM KURULU BAŞKANI CENK KARACE: </p>
<p><strong>“Türkiye’nin geleceği emekle, üretimle ve ortak bir hedef etrafında kenetlenerek şekillenecek” </strong></p>
<p>■ 30 Ağustos Zaferi, milletimizin bağımsızlığından vazgeçmeyeceğini tüm dünyaya gösterdiği, büyük bir mücadelenin zaferle sonuçlandığı gündür. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanılan Büyük Zafer, Cumhuriyetimizin kuruluşuna uzanan yolun en önemli dönüm noktalarından biridir. Bu zaferin ardında yalnızca cephede verilen bir mücadele değil; vatanına sahip çıkan, inancını ve umudunu hiçbir koşulda kaybetmeyen bir milletin iradesi vardır. Bugün bizlere düşen de bu iradenin bize bıraktığı sorumluluğu taşımaktır. Türkiye’nin geleceğinin emekle, üretimle ve ortak bir hedef etrafında kenetlenerek şekilleneceğine inanıyoruz. İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi olarak sanayicilerimiz, çalışanlarımız ve gençlerimizle ülkemizin üretim gücüne katkı sunmayı; daha güçlü, daha rekabetçi ve refah düzeyi yüksek bir Türkiye için çalışmayı sürdüreceğiz. 30 Ağustos’un 104. yıl dönümünde, başta Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Kurtuluş Savaşı’mızın tüm kahramanlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyorum.</p>
<p><strong>“Bağımsızlık iradesinden hiçbir koşulda vazgeçmedik”</strong></p>
<p>Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104. yıl dönümü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Boltaç, Büyük Zafer’in Türk milletinin bağımsızlık ve özgürlük iradesinin en güçlü göstergelerinden biri olduğunu belirtti.</p>
<p>30 Ağustos’un en büyük gurur günlerinden biri olduğunu ifade eden Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanılan zaferin, milletin bağımsızlığından hiçbir koşulda vazgeçmeyeceğini ortaya koyduğunu söyledi.</p>
<p>Büyük Zafer’in 104. yıl dönümünü kutlarken Cumhuriyetin hangi mücadele ve fedakarlıklar sonucunda kurulduğunun hatırlanması gerektiğini vurgulayan Boltaç, Atatürk’ün emanet ettiği Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmanın herkesin sorumluluğu olduğunu kaydetti. Boltaç, Tarsus’un da Milli Mücadele döneminde bağımsızlık iradesinin güçlü şekilde hissedildiği kentlerden biri olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Tarsus’un Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet tarihindeki önemine işaret eden Boltaç, kentin bugün de bu tarihsel mirasın izlerini taşıdığını belirterek, “Bugün bizlere düşen, geçmişimizden aldığımız güçle Cumhuriyetimize sahip çıkmak ve çocuklarımıza daha güzel bir gelecek bırakmaktır” ifadelerini kullandı. Boltaç, mesajında başta Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bağımsızlık mücadelesinde hayatını kaybeden şehitleri rahmetle, gazileri ise saygı ve minnetle andı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/30-agustos-zaferinin-isiginda-akla-bilime-ve-nitelikli-uretime-olan-inancla-yolumuza-devam-ediyoruz-86429</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/9/1280x720/30-agustos-ataturk-1787996235.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamu ve özel sektör temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimler 30 Ağustos Zafer Bayramı&#039;nı paylaştıkları mesajlarla kutladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomide-devletin-rolunu-inkar-etmek-ataturku-iyi-anlamamaktir-86426</guid>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomide devletin rolünü inkar etmek, Atatürk’ü iyi anlamamaktır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>30 AĞUSTOS </strong>Zafer Bayramı vesilesiyle Türkiye Şeker Fabrikaları ile Yapı ve Kredi Bankası’nın kurucusu <strong>Kazım Taşkent</strong>’in 1982 yılında bana bizzat verdiği <strong>“Yaşadığım Günler” </strong>kitabını açtım, <strong>“Atatürk Düşüncesi Üzerine Notlarım” </strong>bölümünü yeniden okudum.</p>
<p><strong>Kazım Taşkent, </strong>kitabında 8 Nisan 1970’te aldığı şu nota yer verdi:</p>
<ul>
<li><strong>Mustafa Kemal, derme çatma bir ordu ile askeri zafer, derme çatma bir sivil kadro ile siyasal zafer kazanmış büyük bir liderdir.</strong></li>
<li><strong>O’nun hayatını başarı ile dolduran her girişim, dar olanakların en verimli biçimde kullanılması ile gerçekleştirilmiştir.</strong></li>
<li><strong>Yeni devleti kurarken, devrimlerini yaparken, hep o yoktan var etme dehası öne çıkmıştır ve Türk’ün yeni varlığı, O’nun güçlü elleriyle yaratılmıştır.</strong></li>
<li><strong>Mustafa Kemal, </strong>“Atatürk” <strong>kişiliği ile Anadolu Türklerine çağın kapılarını açarken, İspanya’yı zaptedip Avrupa uygarlığında eriyen Araplar gibi, Türklerin de Batı uygarlığında eriyip kaybolmalarını düşünmüyordu.</strong></li>
<li><strong>Bilakis, Türklüğün maddi ve manevi varlığını çağdaş uygarlıkla beslemek, güçlendirmek istiyordu.</strong></li>
<li><strong>Ölümünden sonra sapmalar olmasaydı, hedefe çoktan varmış bulunacaktık…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Taşkent</strong>’in 3 Mart 1974 tarihli notları uçak kazasıyla başlayıp, devletin kurduğu şirketlerle ilgili tartışmaya uzandı:</p>
<ul>
<li><strong>Paris’teki feci uçak kazası, beni, </strong>“devletçilik-özel teşebbüs-karma ekonomi” <strong>tartışmaları üzerinde yeniden düşünmeye zorluyor.</strong></li>
<li><strong>Devlet hava yollarımıza ait bir uçak düştü. Şimdi devletin böyle işlerdeki başarısı ya da başarısızlığı tartışılacaktır.</strong></li>
<li><strong>Oysa Atatürk, konuya gayet sağlam bir bakış açısı getirmiştir. Maddi varlık bakımından büyük bir yokluk içinde bulunan memlekette, devlet, ekonomik alanda öncülük edecekti.</strong></li>
<li><strong>Ulusun toplu hizmetlerini görebilmek devletin başta gelen göreviydi. Demir Yolları, telefon, posta, telgraf ve benzeri pek çok alanda hizmeti devletin görmesi, devletçilik değil, devlet sorumluluğu idi. Ekonomik değil, siyasal amacı önde gelen işlerdi.</strong></li>
<li><strong>Kaldı ki, ekonomik amaçlı işlerde de devletin özendirici ve öncülük edici rolü son derece önemlidir. Devlet kurar, işletir, örnek olur ve bu harcamaların hesabı yapılırken, toplumsal hizmet anlayışı ihmal edilemez.</strong></li>
<li><strong>Bizim bugün </strong>“özel teşebbüs”, “karma teşebbüs” <strong>diye yaptığımız ayırımlarda da devletin yardımı ve katkısı görmezlikten gelinemez.</strong></li>
<li><strong>Devlet, ekonomik hayatımızın en büyük besleyicisidir ve devletin rolünü inkar etmek, Atatürk’ü iyi anlayamamaktır.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Kazım Taşkent</strong>’in 25 Ocak 1977 tarihli şu kısa yorumu çok çarpıcı:</p>
<ul>
<li><strong>Atatürk, iç ve dış bütün sömürü kaynaklarını kurutmaya çalıştı. O’nun zamanında sömürüldüğümüzü düşünmezdik.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Taşkent</strong>’in 11 Nisan 1976 tarihli şu notlarında da <strong>Celal Bayar</strong>’dan alıntılar var:</p>
<ul>
<li><strong>Günaydın Gazetesi’nde Celal Bayar’la yapılmış konuşma vardı. Bayar, Atatürk’ün, </strong>“Ekonomik kalkınma için en ileri tekniklerle en verimli çalışmaları bağdaştırmanın şart olduğunu söylediğini” <strong>anlatıyordu.</strong></li>
<li><strong>Atatürk, </strong>“Küçük toprak sahibi köylüler için traktörü değil pulluğu uygun bulurum, harman makinesi gibi büyük araçlar da köylüler arasında ortak olarak kullanılmalıdır” <strong>dermiş.</strong></li>
<li><strong>Bu küçük anı bile, Atatürk’ün her alanda ne kadar akılcı olduğunu gösteriyor. Kaynakları sınırlı bir toplum, elindeki imkanları en verimli biçimde kullanma sistemlerini geliştirmeli ve asıl amacının en kısa sürede ekonomisini iyileştirmek olduğunu aklından çıkarmamalı.</strong></li>
</ul>
<p>30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Başarının sırrını Atatürk’ten aldım</span></h2>
<p><strong>YAPI </strong>ve Kredi Bankası’nın kurucusu <strong>Kazım Taşkent, </strong>28 Kasım 1977 tarihli notlarına şu soruyla girdi:</p>
<p>-          <strong>Bir kimya mühendisi banka kurabilir mi? Kursa da başarılı olabilir mi?</strong></p>
<p>İki büyük milli bankanın ve yabancı bankaların dünyasına girerek, kısa zamanda güven ve önem kazanan bir banka kurduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Başarının sırrını Atatürk’ten almıştım. O büyük bir askerdi ama politikada, devrimcilikte, eğiticilikte, girdiği her işte başarılı olmasını bilmişti.</strong></p>
<p><strong>Atatürk</strong>’ün bütün bunları yaparken tek bilgiye sahip olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Halkını tanıyordu. İnsanımızın değerlerini, duygusunu, sezişini, ahlakını tanıyordu.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Ben de insanımıza güvendim ve hiç bilmediğim işlerde eser yaratmayı başardım.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enflasyon, savaşta akan kanımız gibi</span></h2>
<p><strong>KAZIM Taşkent</strong>’in 1970’li yılların sonlarına doğru uzanan enflasyonla ilgili notları dikkatimi çekti. 13 Eylül 1978 tarihli notları şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>Bütün dünyada fiyatlar artıyor. Bizdeki artışlar ve enflasyon hızı ancak savaş koşulları içinde görülebilecek ölçüde yüksek.</strong></li>
<li><strong>Gerçekten de memleketimiz, karşıt ideolojilerin, doktrinlerin ve uygarlıkların önemli savaş alanlarından biri haline geldi. Amerika, Avrupa, Rusya ve Çin, memleketimde kozlarını paylaşıyorlar.</strong></li>
<li><strong>Atatürk’ün başlattığı Türk rönesansı hedefine varamayınca, memleketim yeni dünyanın savaş alanına döndü. Enflasyon ve hayat pahalılığı bu savaşta akan kanlarımızdır.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Atatürk, hurafeler ağacını budadı ve laiklik aşısı yaptı</span></h2>
<p><strong>KAZIM Taşkent, </strong>19 Mart 1978 tarihli notlarında şu noktaların altını çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>Atatürk, hurafeler ağacını budadı ve ona laiklik aşısı yaptı.</strong></li>
<li><strong>Ağaca iyi baksaydık, aşı meyvelerini verecekti.</strong></li>
<li><strong>Atatürk’ten sonra kökten o kadar çok sürgün verdi ki, artık ağacın değil, sürgünlerin ne meyve vereceklerine bakacağız.</strong></li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomide-devletin-rolunu-inkar-etmek-ataturku-iyi-anlamamaktir-86426</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/6/1280x720/4663-1787985391.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomide devletin rolünü inkar etmek, Atatürk’ü iyi anlamamaktır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
