<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/roche-ilac-turkiye-ile-tusebden-is-birligi-80366</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜSEB ile Roche İlaç Türkiye&#039;den iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Roche İlaç Türkiye ile Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB), Türkiye'de klinik araştırmaların geliştirilmesi, araştırma kapasitesinin artırılması ve uluslararası araştırmalardaki rekabet gücünün desteklenmesi amacıyla iş birliği protokolü imzaladı.</p>
<p>Roche İlaç Türkiye'den yapılan açıklamaya göre, Ankara'da Sağlık Bakanlığında düzenlenen imza törenine, TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü Farid Bidgoli, Roche İlaç Türkiye Klinik Operasyonlar Ülke Direktörü Mina Nejadamin, Ülke Terapötik Alan Lideri İrem Akat Kul ve İletişim Ortağı Hande Hazinedaroğlu Hatırnaz katıldı.</p>
<p>Protokol kapsamında, Roche İlaç Türkiye tarafından Türkiye'de yürütülmesi planlanan klinik araştırmalar için ülke ve merkez fizibilite süreçlerinin desteklenmesi, uygun araştırma merkezlerinin belirlenmesine yönelik içgörü paylaşılması ve şehir hastaneleriyle yürütülecek araştırma iş birliklerinin desteklenmesi hedefleniyor.</p>
<p>İş birliği ayrıca Roche İlaç Türkiye'nin 20 yılı aşkın süredir sürdürdüğü Roche Klinik Çalışmalar Okulu kapsamında verilen temel ve ileri düzey İyi Klinik Uygulamalar eğitimlerinin TÜSEB iş birliğiyle düzenlenmesini ve araştırma ekosistemini güçlendirmeye yönelik ortak projelerin hayata geçirilmesini kapsıyor.</p>
<p>İş birliğiyle Türkiye'nin uluslararası klinik araştırmalardaki rekabet gücünün artırılması, araştırma kapasitesinin geliştirilmesi ve yenilikçi tedavilere erişimin desteklenmesi amaçlanıyor.</p>
<p><strong>"İş birliği Türkiye'nin klinik araştırma altyapısının gelişmesine katkı sağlayacak"</strong></p>
<p>TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, Türkiye'nin sağlık alanındaki araştırma kapasitesini güçlendirmenin, bilimsel üretimi artırmanın ve ülkeyi uluslararası araştırma ekosisteminde daha güçlü konuma taşımanın TÜSEB'in temel öncelikleri arasında bulunduğunu belirtti.</p>
<p>"Üreten Sağlık" vizyonu doğrultusunda kurulan iş birliğinin klinik araştırma altyapısının gelişmesine ve Türkiye'nin bu alandaki potansiyelinin daha görünür hale gelmesine katkı sağlayacağına inandıklarını aktaran Kervan, "Araştırma ekosistemini güçlendirecek her adımı, Türkiye'nin sağlıkta küresel rekabet gücünü artıran stratejik bir yatırım olarak görüyoruz." ifadesi kullandı.</p>
<p>Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü Farid Bidgoli de bilimsel araştırmaları sağlık hizmetlerinin geleceğini şekillendiren en önemli unsurlardan biri olarak gördüklerini kaydetti.</p>
<p>Türkiye'nin güçlü sağlık altyapısı ve deneyimli araştırmacılarıyla klinik araştırmalar açısından önemli potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Bidgoli, "TÜSEB ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğiyle Türkiye'nin uluslararası klinik araştırmalardaki rekabet gücünü artırmaya, araştırma süreçlerini daha etkin hale getirmeye ve yenilikçi tedavilere erişimi desteklemeye katkı sunmayı hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Roche İlaç Türkiye Klinik Operasyonlar Ülke Direktörü Mina Nejadamin, klinik araştırmaların sürdürülebilir şekilde gelişmesinin güçlü araştırma merkezleri, nitelikli insan kaynağı ve paydaşlar arasında etkin iş birlikleriyle mümkün olduğunu belirtti.</p>
<p>Nejadamin, TÜSEB ile hayata geçirilen iş birliği kapsamında araştırmacıların yetkinliklerinin geliştirilmesine, araştırma merkezlerinin görünürlüğünün artırılmasına ve uluslararası standartlarda klinik araştırmaların Türkiye'de daha yaygın hale gelmesine katkı sağlamayı amaçladıklarını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/roche-ilac-turkiye-ile-tusebden-is-birligi-80366</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/6/1280x720/7-1780488062.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Roche İlaç ile yapılan iş birliği hakkında açıklama yapan TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, &quot;Araştırma ekosistemini güçlendirecek her adımı, Türkiye&#039;nin sağlıkta küresel rekabet gücünü artıran stratejik bir yatırım olarak görüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faktoringde-islem-hacmi-ilk-ceyrekte-5346-milyar-liraya-cikti-80363</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faktoringde işlem hacmi ilk çeyrekte 534,6 milyar liraya çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Finansal Kurumlar Birliği (FKB), 2025 yılını yüzde 39,5 büyüme ve 1,7 trilyon lira işlem hacmiyle tamamlayan faktoring sektörünün yeni yılda da büyümesini sürdürdüğünü açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ilk çeyrek sonu itibarıyla sektörün işlem hacmi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 52,4 artarak 534,6 milyar lira, aktif toplamı yüzde 52,8 büyüyerek 525,1 milyar lira, alacaklar kalemi ise yüzde 51,4 yükselişle 471 milyar lira seviyesine ulaştı.</p>
<p>Aynı dönemde öz kaynakların yüzde 50 artışla 100,3 milyar liraya ulaşması, faktoring sektörünün mali yapısındaki güçlenmeyi ve sürdürülebilir büyüme kapasitesini destekleyen önemli bir gösterge olarak öne çıktı.</p>
<p>Sektörün yılın devamında da büyümesini sürdürmesi beklenirken, küresel ticarette artan belirsizliklerin, finansman koşullarındaki sıkılaşmanın ve reel sektörde nakit akışı baskısının devam etmesinin buna katkı sağlaması öngörülüyor.</p>
<p><strong>"İşletmelerin nakit akışlarını daha etkin yönetmelerine katkı sağlıyoruz"</strong></p>
<p>FKB Faktoring Sektörü Başkanı Nurcan Taşdelenler, faktoring sektörünün, işletmelerin yalnızca finansmana erişimini değil, ticari faaliyetlerinin sürekliliğini de destekleyen bir yapı olarak büyümeye devam ettiğini bildirdi.</p>
<p>Taşdelenler, "Özellikle ticaret hacminin ve vadeli işlemlerin yüksek olduğu dönemlerde işletmelerin nakit akışlarını daha etkin yönetmelerine katkı sağlıyoruz. İlk çeyrek verileri, faktoring sektörünün reel ekonominin finansmanında üstlendiği rolün güçlenerek devam ettiğini ortaya koyuyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Artık şirketler için satış hacminin değil, bu satışın ne kadar sürede nakde dönüştüğünün belirleyici olduğunu kaydeden Taşdelenler, "Vadelerin uzadığı ve tahsilat sürelerinin öngörülebilirliğinin azaldığı bir dönemde, nakit akışının sürekliliği işletmeler açısından en kritik başlık haline gelmiş durumda. Bu süreçte faktoring sektörü özellikle işletme sermayesi yönetimi ve tahsilat riskinin dengelenmesi açısından daha yoğun şekilde tercih ediliyor." açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faktoringde-islem-hacmi-ilk-ceyrekte-5346-milyar-liraya-cikti-80363</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/3/1280x720/nurcan-tasdelenler-1777613216.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faktoring sektörünün büyüklüğünün ilk çeyrek sonu itibarıyla geçen yıla göre yüzde 52,4 artışla 534,6 milyar liraya yükseldiği bildirildi. FKB Faktoring Sektörü Başkanı Nurcan Taşdelenler, &quot;İlk çeyrek verileri, faktoring sektörünün reel ekonominin finansmanında üstlendiği rolün güçlenerek devam ettiğini ortaya koyuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cantimur-vergi-konseyi-baskani-oldu-80362</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cantimur, Vergi Konseyi Başkanı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Vergi Konseyinin yeni yönetimi belli oldu.</p>
<p>Vergi Konseyi, vergi politikalarını oluşturan birimlerle mükellef arasında köprü vazifesi görerek tüm tarafların temsil edildiği toplumsal bir mutabakat platformu olarak görev yapıyor.</p>
<p>Edinilen bilgilere göre, Konseyde yeni dönemde görev yapacak başkan, genel sekreter, genel sekreter yardımcıları, icra kurulu üyeleri, doğal üyeler, uzmanlar, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, sektör temsilcileri, müteşebbis üyeler ve kamu kurumları temsilcileri belirlendi.</p>
<p>Konseyin yeni yapılanmasıyla, Türkiye'de vergi sisteminin geliştirilmesine yönelik çalışmaların ortak akıl, uzlaşma, teknik uzmanlık ve katılımcılık temelinde yürütülmesi hedefleniyor.</p>
<p>Vergi Konseyi Başkanlığı görevini Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Abdullah Erdem Cantimur üstlendi. Genel Sekreterlik görevine Hasan Gül, genel sekreter yardımcılıklarına da Sevilay Akay Güvendi ve Gamze Memur Demir getirildi.</p>
<p>Konseyin çalışma gündeminin oluşturulması, teknik raporların değerlendirilmesi ve Bakanlığa sunulacak önerilerin olgunlaştırılması görevini üstlenen İcra Kurulu, Konsey Başkanı Cantimur ve Genel Sekreter Gül ile birlikte İsa Coşkun, Abdülkadir Kahraman, Erdal Aydın, Abdullah Kiraz, Soner Ülgen, Recep Bıyık, Prof. Dr. Ersan Öz, Prof. Dr. Adnan Gerçek ve İrfan Vural'dan oluşacak.</p>
<p>Bakanlık ve bağlı/ilgili birimlerin üst düzey temsilinden oluşan Vergi Konseyinin doğal üyeleri, Konsey çalışmalarının kamu idaresiyle doğrudan koordinasyon içinde yürütülmesini sağlayacak. Doğal üyelerde Gelir İdaresi Başkanı Bekir Bayrakdar, Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı ve Vergi Konseyi Genel Sekreteri Hasan Gül yer alıyor.</p>
<p><strong>Daha etkin rol üstlenecek</strong></p>
<p>Yeni dönemde, vergi, muhasebe, denetim, finans, ekonomi ve sektör uygulamaları alanlarında uzmanlarla vergi politikalarının yalnızca kamu idaresi perspektifiyle değil, akademik, mesleki ve sektörel bakış açılarıyla da değerlendirilmesi için sivil toplum kuruluşları ve sektör temsilcileri de yeniden belirlendi. Ayrıca, Konseydeki müteşebbis üyeler ve kamu kurumları üyeleri de yenilendi.</p>
<p>Vergi Konseyinin yeni döneminde vergi mevzuatının sadeleştirilmesi, uygulamada yaşanan sorunların azaltılması, vergi idaresinin etkinliğinin artırılması, mükellef uyumunun güçlendirilmesi ve uluslararası gelişmelerin yakından takip edilmesi gibi başlıklarda Bakanlığa teknik katkı sunması öngörülüyor.</p>
<p>Yeni yapılanmayla birlikte Konseyin, kamu-özel sektör-akademi-sivil toplum işbirliğini güçlendiren platform olarak daha görünür ve etkin rol üstlenmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cantimur-vergi-konseyi-baskani-oldu-80362</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/4/1280x720/kdv-vergi-1767328296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Abdullah Erdem Cantimur, Vergi Konseyi Başkanı olarak görevlendirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ipard-iii-programi-11-basvuru-icin-cagri-ilani-80361</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> IPARD III Programı 11. başvuru için çağrı ilanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, IPARD III Programı 11. başvuru çağrı ilanının yayımlandığını duyurdu. </p>
<p>Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Yumaklı, kırsala bereket, girişimcilere güç olmaya kararlılıkla devam ettiklerini belirterek, "30 milyon avro bütçeli IPARD III Programı 11. başvuru çağrı ilanı bugün yayımlandı. Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması tedbiri kapsamında, süt, et, yumurta, meyve-sebze ve su ürünleri işleme tesislerini, süt toplama merkezlerini, soğuk hava depolarını destekleyeceğiz. Üretimin ve üreticinin yüzyılında, vatandaşlarımızı desteklerle buluşturarak, üretim gücümüzü artırmayı sürdüreceğiz. Hayırlı, uğurlu olsun." ifadelerini kullandı. </p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">🌱 Kırsala bereket, girişimcilerimize güç olmaya kararlılıkla devam ediyoruz.<br /><br />📈 30 milyon avro bütçeli IPARD III Programı 11. Başvuru Çağrı İlanı bugün yayımlandı.<br /><br />"Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması" tedbiri kapsamında;<br />🐟 Süt, et, yumurta, meyve-sebze… <a href="https://t.co/b3d5wD5JrI">pic.twitter.com/b3d5wD5JrI</a></p>
— İbrahim Yumaklı (@ibrahimyumakli) <a href="https://x.com/ibrahimyumakli/status/2062059289703850322?ref_src=twsrc%5Etfw">June 3, 2026</a></blockquote>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ipard-iii-programi-11-basvuru-icin-cagri-ilani-80361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/yumakli-1770294211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IPARD III Programı 11. başvuru çağrı ilanı hakkında açıklama yapan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, &quot;Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması tedbiri kapsamında süt, et, yumurta, meyve-sebze ve su ürünleri işleme tesislerini, süt toplama merkezlerini, soğuk hava depolarını destekleyeceğiz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hisarciklioglu-cop31-is-dunyasi-elcisi-olarak-gorevlendirildi-80360</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurum: Dönüşümde en büyük zorluğun uygun maliyetli finansman olduğunun farkındayız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler’in iklim değişikliğiyle mücadele çalışmaları kapsamında bu yıl Antalya’da düzenlenecek COP31 Konferansı’nda küresel iş dünyasının resmi temsilcisi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) oldu. Başkan Rifat Hisarcıklıoğlu ise “COP31 İş Dünyası Elçisi” (Private Sector Envoy) olarak görevlendirildi. Küresel iş dünyasının COP 31’e katılımı da TOBB tarafından koordine edilecek.</p>
<p>COP31 Business Forum’un tanıtım toplantısı Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun katılımıyla TOBB’da gerçekleştirildi.</p>
<p>Toplantıya;  TÜSİAD, MÜSİAD, DEİK, YASED, TİM, TBB, TİSK ve TÜRKONFED gibi iş dünyası kuruluşları, oda ve borsalar ile küresel ölçekte şirketler katıldı.</p>
<p>Forum, dünya genelinde 1.000’i aşkın oda ve özel sektör kuruluşuyla iş birliği yapmayı, çatı kuruluşlar aracılığıyla da 45 milyondan fazla işletmeye ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p>Forumu sonra yapılacak COP başkanlıklarına devredilebilecek kurumsal miras olarak tasarladıklarını kaydeden TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, iklim değişikliğinin sadece çevre meselesi olmadığını, sanayi ve rekabet mücadelesi olduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>Hisarcıklıoğlu: Derdimiz dönüşümün seyircisi değil belirleyicisi olmak</strong></p>
<p>Hisarcıklıoğlu, yeşil dönüşümün fabrikalarını, tedarik zincirlerini ve standartlarını kim belirlerse, bu yüzyılın sanayi hiyerarşisini de onun belirleyeceğini anlattı.</p>
<p>Enerjisinin yaklaşık yüzde 70’ini ithal eden Türkiye için enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjinin bir tercih değil, makroekonomik bir zorunluluk olduğuna değinen  Hisarcıklıoğlu,  “Bizim derdimiz bu dönüşümün seyircisi olmak değil; Türk iş dünyasını kuralı yazanlar safına, oyunun belirleyicisi konumuna taşımaktır” dedi.</p>
<p><strong>Küresel iş dünyası ile istişareler yürütülecek</strong></p>
<p>Hisarcıklıoğlu, Birliğin Dünya Odalar Federasyonu Başkanlığı ve ICC Yönetim Kurulu üyeliği gibi uluslararası görevler vesilesiyle oluşturduğu küresel ağı Forum’u güçlendirmek için kullanacağını belirtti.</p>
<p>TOBB’un hazırladığı yol haritası, bir yıla yayılan üç aşamalı bir süreç olarak tasarlandı: kur, aktar, devret. 3 Haziran’daki başlangıç toplantısının ardından 22-23 Haziran’da Londra İklim Eylem Haftası ve 22-27 Eylül’de New York İklim Haftası’nda küresel iş dünyasıyla istişareler yürütülecek. Ayrıca, 12-13 Kasım’da Antalya Mavi Alan’da düzenlenecek COP31 İş ve Yatırım Zirvesi gerçekleştirilecek. Zirvenin ardından Forum, taahhütlerin takibini yaparak yapıyı sonraki COP başkanlığına düzenli biçimde devredecek.</p>
<p><strong>Bakan Kurum: En büyük zorluk uygun finansman</strong></p>
<p>COP 31’e başkanlık edecek olan Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Başkanı Murat Kurum’un başta deprem felaketinde verdiği destek olmak üzere TOBB’un çalışmalarına ilişkin teşekkürlerini iletti. Kurum,  COP 31’i uluslararası zirve olmanın yanı sıra, reel sektörümüzün yeşil dönüşüm kapasitesini dünyaya göstereceği bir dönüm noktası olarak gördüklerini söyledi.</p>
<p>Bu süreçte TOBB’un ulusal ve küresel oda-borsa ağı, yüksek kurumsal kapasitesi, tecrübesi, sektör meclisleri ve KOBİ erişiminin kendileri için vazgeçilmez olduğunun altını çizen Bakan Kurum,</p>
<p>“Biz Türkiye olarak vizyonumuzu “Geleceğin COP’u: Uygulama COP’u” yaklaşımı üzerine inşa ediyoruz. Çünkü dünyamızın daha fazla taahhüte değil; hedefleri sahaya indirmeye, uygulamayı hızlandırmaya ve dönüşümü ölçülebilir ekonomik sonuçlara çevirmeye ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyoruz” dedi.</p>
<p>COP31’de hedeflerini sözün aksiyona dönüştüğü, aksiyonun sahaya yayıldığı bir zirve temeline oturttuklarına vurgu yapan Kurum,  “Bu yaklaşımın sahadaki en önemli araçlarından biri olan Eylem Gündemimizi on öncelikli alan etrafında yapılandırıyoruz. Bu gündem; sıfır atık ve döngüsel ekonomi, temiz enerji dönüşümü ve yeşil, düşük karbonlu sanayileşmenin desteklenmesini kapsamaktadır” diye konuştu.</p>
<p>Kurum, şehirlerin iklime dayanıklı hale getirilmesi, iklim eylemini destekleyen finansal ve kurumsal mekanizmaların güçlendirilmesi, gençlerin sürece katılımının artırılması, dayanaklı sağlık sistemlerinin geliştirilmesini de bu çerçevede ele aldıklarını aktardı.</p>
<p><strong>“Özel sektör ve finans dünyasının daha güçlü katılımı”</strong></p>
<p>Günümüz dünyasında, küresel ticaret kurallarının, "Yeşil Dönüşüm" ekseninde baştan yazıldığını dile getiren Murat Kurum,  “Biz, bu dönüşüm sürecinde karşılaştığınız en büyük zorluğun teknolojiye erişim ve uygun maliyetli finansman olduğunu çok iyi biliyoruz. İşte tam da bu nedenle özel sektörün ve finans dünyasının iklim eylemine daha güçlü katılımı olmazsa olmazımız” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Güçlü ve etkin katılımın sanayicinin ihtiyaç duyduğu uluslararası iklim finansmanının da anahtarı olacağını belirten Kurum,</p>
<p>“COP31 sürecine yalnızca genel değerlendirmelerle değil; somut öneriler, finansmana hazır projeler ve uygulanabilir iş modelleriyle gelin. Önümüzde devasa yatırım alanları var. Özellikle artan küresel enerji talebine karşı en akılcı çözüm olan binalarda enerji verimliliği uygulamaları ve yeşil sertifikasyon süreçleri, inşaat ve malzeme sanayimiz için muazzam bir inovasyon ve yatırım sahasıdır” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hisarciklioglu-cop31-is-dunyasi-elcisi-olarak-gorevlendirildi-80360</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/0/1280x720/688-1780486699.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31 Business Forum’un tanıtım toplantısında TOBB, COP31 sürecinde küresel iş dünyasının resmî temsilcisi olurken, TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu da COP31 İş Dünyası Elçisi olarak görevlendirildi. Toplantıda konuşan Bakan Kurum,  “Biz, bu dönüşüm sürecinde karşılaştığınız en büyük zorluğun teknolojiye erişim ve uygun maliyetli finansman olduğunu çok iyi biliyoruz. İşte tam da bu nedenle özel sektörün ve finans dünyasının iklim eylemine daha güçlü katılımı olmazsa olmazımız.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oktem-kullanicilarimiz-ve-hissedarlarimiz-icin-uzun-vadeli-deger-yaratmaya-devam-edecegiz-80358</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Öktem: Kullanıcılarımız ve hissedarlarımız için uzun vadeli değer yaratmaya devam edeceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>New York Borsası’na (NYSE) kote Türkiye’nin tek teknoloji şirketi Martı'nın, 2026 ilk çeyrek finansal sonuçlarını açıklamasının ardından analist güncellemelerini almaya başladığı açıklandı. Şirketi takip eden beş analistten üçünün raporlarını revize ettiği, yapılan tüm güncellemelerin yukarı yönlü gerçekleştiği bildirildi.</p>
<p>Martı Kurucusu Oğuz Alper Öktem, ilk çeyrekte gelirlerini yüzde 156 artırarak 15,4 milyon dolara çıkardıklarını belirtti. Öktem, “Ölçeklenebilir iş modelimiz ve verimlilik odaklı yaklaşımımız sayesinde büyümemizi sürdürürken, kullanıcılarımız ve hissedarlarımız için uzun vadeli değer yaratmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p>Martı aynı zamanda raporlama sıklığını artırdığını açıkladı. Şirket bundan böyle finansal sonuçlarını altı aylık dönemler yerine her çeyrek sonunda kamuoyuyla paylaşacak.</p>
<p><strong>Litchfield Hills Research 6 dolarlık hedef fiyatını korudu</strong></p>
<p>6 dolarlık hedef fiyat ve “Al” tavsiyesi korundu. Raporda Martı hisselerinin benzer büyüme profiline sahip teknoloji şirketlerine kıyasla %90’ın üzerinde, benzer şirketlere göre ise yaklaşık %36 iskontolu işlem gördüğü vurgulandı.</p>
<p>5 dolarlık hedef fiyat ve “Al” tavsiyesi korundu. Raporda Martı’nın Türkiye’deki ölçeklenmiş tek mobilite platformu olduğu belirtilirken, yüzde 70–80 sürdürülebilir brüt kâr marjı potansiyeline dikkat çekildi. Şirketin marj yapısının küresel benzerlerine göre Türkiye'deki yapısal nedenlerin etkisiyle daha güçlü olduğu belirtildi.</p>
<p><strong>Cantor Fitzgerald hedef fiyatını yukarı revize etti</strong></p>
<p>Hedef fiyat 2,15 dolardan 2,40 dolara yükseltildi. 2027 düzeltilmiş FAVÖK beklentisi 5 milyon dolar artırılarak 21,5 milyon dolara çıkarılırken, 2027 gelir tahmini de 123,6 milyon dolardan 124,4 milyon dolara yükseltildi.</p>
<p>Güncellenen raporlar, Martı’nın güçlü gelir büyümesini sürdürdüğüne, platform ekonomisinin marjları hızla iyileştirdiğine ve Şirket’in pozitif düzeltilmiş FAVÖK hedefine yaklaştığına işaret etti. Analistlerin ilk kez 2027 projeksiyonlarını paylaşmaya başlaması ise şirketin uzun vadeli kârlılık görünümünün giderek netleştiğini ortaya koydu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oktem-kullanicilarimiz-ve-hissedarlarimiz-icin-uzun-vadeli-deger-yaratmaya-devam-edecegiz-80358</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/0/1280x720/oguz-alper-oktem-1758719567.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Martı’nın ilk çeyrek finansal sonuçlarının ardından şirketi takip eden üç uluslararası araştırma kuruluşunun değerlendirmelerinde güçlü gelir büyümesinin, hızla iyileşen marj yapısının ve ölçeklenebilir iş modelinin öne çıktığı belirtildi. Martı Kurucusu Oğuz Alper Öktem, “Ölçeklenebilir iş modelimiz ve verimlilik odaklı yaklaşımımız sayesinde büyümemizi sürdürürken, kullanıcılarımız ve hissedarlarımız için uzun vadeli değer yaratmaya devam edeceğiz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yaz-sicak-gececek-80357</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaz sıcak geçecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: right;"><em>“Eğer zihnimiz neyle karşı karşıya olduğumuz konusunda net değilse, kaçınılmaz olarak, bilinçli veya bilinçsiz olarak, ne yapacağımızı merak ederek eylemsizliğe düşeriz. Bize ne yapacağımızı söyleyecek binlerce insan var: uzmanlar ve tuhaf kişiler. Sorunun muazzam karmaşıklığını anlamadan önce, ona müdahale etmek istiyoruz. Sorunun tamamını görmekten çok, harekete geçmekle ilgileniyoruz. Asıl mesele zihnimizin kalitesidir; bilgisi değil, bilgiyle buluşan zihnin derinliğidir. Zihin sonsuzdur, evrenin doğasıdır, kendi düzenine, kendi muazzam enerjisine sahiptir. Sonsuza dek özgürdür. Beyin, şu anki haliyle, bilginin kölesidir ve bu nedenle sınırlı, sonlu, parçalıdır. Beyin koşullanmasından kurtulduğunda, beyin sonsuz olur. Ancak o zaman zihin ve beyin arasında bir ayrım kalmaz.”</em></p>
<p style="text-align: right;"><em>- J. Krishnamurti</em></p>
<p>Önceki yazılarımızda piyasalarda Mayıs ayının ikinci yarısında sert düşüşler beklediğimizi ifade etmiştik. Bizim borsamızda bu düşüş gerçekleşti ve BIST yüzde 15’e yakın geriledi. Global piyasalarda ise gerileme değil, bilakis yükseliş yaşandı.</p>
<p>Dolayısıyla tahminimizin bu kısmında yanıldık. Peki önümüzdeki haftalarda ne olabilir, hala bir düşüş olabilir mi yoksa bu görüşümüzden vaz mı geçtik?</p>
<p>İkinci aşama diye nitelendirdiğimiz piyasa geri çekilmesini görmedik ve piyasa hala 1. aşamada diye düşünüyoruz. Bununla birlikte, önümüzdeki haftalarda 2. aşamaya girme olasılığı artık bizce önemli ölçüde daha yüksek görünüyor. Neden böyle düşünüyoruz ve Haziran’da piyasa seyri nasıl olabilir?</p>
<p>Şu anki görüşümüze göre, SPX'in 7700 ile 7800 arasında Haziran ayında veya Temmuz başında nihai zirvesine ulaşacağını tahmin ediyoruz. Bundan sonra, ikinci aşama ile Haziran-Temmuz'dan Ekim'e kadar yüzde 10'dan fazla bir düzeltme bekliyoruz. Bu geri çekilme alım fırsatı verecek ve 2027'ye kadar sürecek patlayıcı bir son ralli yaşanacak diye düşünüyoruz.</p>
<p>Bu rallinin sona ermesinden sonra, değerlemeleri daha makul seviyelere indirecek bir ya da iki yıllık bir ayı piyasası öngörüyoruz. Tarihsel olarak, hisse senedi piyasası her zaman yüksek ve düşük değerleme dönemleri arasında dalgalanmıştır. Bu sefer de farklı olmayacağı kanaatindeyiz.</p>
<p>Piyasaları aslında son dönem sürükleyen ana etkenler arasında; para akımları (flowlar) ve özellikle büyük teknoloji şirketlerinde beklenen kar büyümesi olduğunu görüyoruz. Yine de bu değerlemelerin anlamsız olduğu şeklinde algılanmama sadece vade olarak daha uzun döngüleri kapsıyor.</p>
<p>Nitekim değerleme açısından baktığımızda çoğu önemli değerleme ölçütüne göre, piyasa şu anda son derece pahalı. Örneğin Buffett Indicator, CAPE Ratio, S&amp;P 500 Trailing P/E Ratio, S&amp;P 500 Forward P/E Ratio, S&amp;P 500 Price-to-Book Ratio ve Tobin’s Q Ratio gibi değerleme metriklerine göre piyasa tarihsel olarak epey yüksek seviyelerde. Ayrıca, lokomotif diyeceğimiz büyük teknoloji şirketlerine indirgenmiş nakit akımıyla baktığımızda ise değerlemelerin önemli bir kısmının terminal değerden geldiğini görüyoruz. Yakın zaman değer/serbest nakit akımı ise birçoğunda yüzün üzerinde ancak daha önce de belirttiğimiz gibi, bu aşırılıkların hâlâ genişleme potansiyeline sahip olduğuna ve aşırılıkların da aşırı hale gelebileceğine dair görüşlerimizle çelişmiyor. 1999 senesini örnek vermiştik. Esasında 1929 ve 2007'de de benzer aşırılıklar vardı.</p>
<p>Taktiksel bir bakış açısı ile daha kısa vadeli bakacak olursak, kısa vadede 7200-7300 arasında bir yerde son bulabilecek bir geri çekilme görebiliriz. Bu geri çekilme tamamlandıktan sonra ise 7700-7800 seviyelerine kadar bir yükseliş bekliyoruz. Ardından ise başta bahsettiğimiz ikinci aşamanın yani Mayıs ayında bizdeki duruma benzer sert bir satış dalgası (yüzde 10 civarı) bekliyoruz. Bu, birkaç nedenden dolayı temel senaryomuz olmaya devam ediyor. En önemlisi, tarihin en büyük üç halka arzı olan SpaceX, Anthropic ve OpenAI'nin önümüzdeki haftalarda halka arz edilmeleri planlanıyor.Bu mega halka arzlar, mevcut hisse senetleri üzerinde iki temel şekilde satış baskısı yaratabilir: Halka arz öncesi nakit toplama: Fonlar, halka arz tahsisleri için nakit serbest bırakmak amacıyla (çoğunlukla büyük teknoloji ve Mag7 şirketlerinin hisselerini) satabilir. Hızlı endeks dahil etme: Nasdaq-100 ve S&amp;P 500'e eklendikten sonra, pasif fonlar ve ETF'ler yeni devleri satın almak zorunda kalıyor; bu da onları endekslerdeki diğer tüm hisse senetlerinin orantılı miktarlarını satmaya zorluyor.</p>
<p>Sonuç, kısa vadeli bir geri çekilmeyi tetikleyebilecek geçici bir likidite kaybıdır; bu da beklediğimiz ikinci aşama zamanlamasına uyuyor. Ayrıca, taktiksel anlamda risklerin arttığına dair birçok emare var. Yapay zekâ "darboğazından" pozitif etkilenmesi beklenen birçok hisse bizce kırılgan bir zeminde ilerliyor. Özellikle büyük teknolojilerdeki pozisyonlar o kadar kalabalık ve korelasyonlu ki, herhangi bir momentum kaybı bir zincirleme reaksiyonu tetikleyebilir.</p>
<p>Bizce buna odaklanmak ve riski buna göre ayarlamak mantıklı bir seçenek. En kırılgan savunmasız alanlar da bellek, yarı iletkenler ve Güney Kore piyasası olarak öne çıkıyor. İkinci aşamada teminat çağrıları hızlanabilir çünkü kalabalık ve kaldıraçlı pozisyonlar çözülmeye başlar, belki de ilk olarak Güney Kore'de bu durum yaşanabilir. Daha sonra korelasyonlar devreye girer çünkü hisse senedi portföyleri bu aynı işlemlerin hepsini tutmaktadır.</p>
<p>Güney Kore'ye tekrar değinirsek, orada riskleri daha da artıran, Hong Kong'da listelenen çift kaldıraçlı SK Hynix ETF'si ki bu yıl 10 kat büyüdü ve HK piyasasındaki tüm ETF varlıklarının neredeyse yüzde 10'unu elinde tutuyor. Şu anda Hong Kong'daki üçüncü en büyük ETF ve şu anda dünyanın en büyük tek hisse senedi ETF'si. SK Hynix ve Samsung'un yükselişi nedeniyle, birçok fon Güney Kore'nin katı yüzde 10'luk tek hisse senedi tutma sınırlarını aştı.Bu sınırlar, bu hisseler için yerel kurumsal bir talep sınırı oluşturuyor. Marjinal olarak buradan net satıcı konumundalar. Konsantrasyon sınırlarını ihlal etmeden yarı iletkenlere maruz kalmayı sürdürmek için kurumlar "gölge hisselere" yöneliyor. Örneğin, SK Hynix'te yüzde 20'lik büyük bir hisseye sahip olan SK Square, yatırımcıların alternatif olarak kullanmasıyla yükselişe geçti. Bunların hepsi de spekülatif işlemlerin arttığına dair sinyaller. Güney Kore’de enflasyonun yükselmekte olduğunu bunun da faizlerde yükseliş getirmesi ve borsaları etkilemesi de göz önünde bulundurulması gereken bir detay.</p>
<p>Global özellikle ABD piyasaları için önemli bir nokta da son iki ayda, agresif bir "gama sıkışması", hisse senedi piyasasının ilk çeyrekteki satış dalgasından hızlı bir şekilde toparlanmasına katkıda bulunduğu gerçeği. Bana göre, agresif pozisyon değişiklikleri ve opsiyonlar, ETF'ler ve bireysel hisse senetleri genelinde yoğun kaldıraç kullanımı, piyasanın yükselişini hızlandırmaya yardımcı oldu. Dolayısıyla da bir momentum piyasasının çoğu niteliğini gösteriyor. O an için ortada bariz sebep yokken bile yükseliş kendi kendine de momentum kaybedebilir. Yatırımcılar, özellikle alım opsiyonlarındaki işlem faaliyetlerini yakından takip etmelidir bence. Piyasa değeri yüksek büyük teknoloji şirketleri ve yarı iletken şirketleriyle bağlantılı call opsiyonlara olan talep azalmaya başladığında, bu bir satış dalgasının yakın olduğunun işareti olabilir.</p>
<p>VIXEQ/VIX rasyosu tarihi yüksek seviyelerde. Opsiyon spekülasyonu tarihi bir aşırı seviyede: Bireysel hisse senetlerinde alım opsiyonu alımı o kadar agresif ki, S&amp;P bileşen hisse senetlerinin oynaklığı VIX'e göre rekor bir primle işlem görüyor.</p>
<p>Bu seviyede olduğu son üç zirve: (1) S&amp;P'nin yüzde 11 düzeltmesinden hemen önce 2023, (2) S&amp;P'nin yüzde 10 düzeltmesinden hemen önce 2024, (3) 2025 zirvesi öncesi ki bu aynı zamanda Nasdaq ve Teknoloji'de çok aylık bir zirveydi. Bu S&amp;P düzeltmelerinde, SOX endeksi (1) 2023'te yüzde 19, (2) 2024'te yüzde 28 ve (3) 2025'in sonlarında yüzde 17 düştü. SOX'un S&amp;P'ye göre aşağı yönlü betası sırasıyla 2x, 3x ve 3x’ti.</p>
<p>Geçmişteki olaylara nazaran, SOX bugün daha da kırılgan bizce. SOX, son günlerdeki bazı gün içi düşüşlerinde S&amp;P'ye göre *8* Beta ile işlem gördü. Tarihsel örneklere bakarsak S&amp;P'de standart yüzde 10'lukk bir geri çekilme, SOX endeksinde yüzde 30'luk bir düşüşü tetikleyebilir. SOX yani yarı iletken endeksinin son iki aylık değişim oranlarına baktığımızda tüm zamanların en büyük teknoloji rallisinde bile, SOX bu değişim oranını son gün içi zirvesine kadar sadece altı gün boyunca sürdürebildi. Kapanış zirvesi ise bundan iki gün önce gerçekleşmişti. Bu görüşüm ışığında, daha önce bahsettiğimiz gibi yarı iletkenlerden yazılım sektörüne rotasyon fikrimizin arkasındayız. Rotasyon yapılacak diğer bir sektör olarak da sağlık sektörü makul olabilir.</p>
<p>Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda'nın bu haftaki açıklamaları ve gelecek haftaki Japonya Merkez Bankası kararı sonrasında, USD/JPY kurunun 162 seviyesinin üzerine çıkmasını bekliyoruz - bu bir "olacak mı" değil, "ne zaman olacak" sorusu. Bu nedenle, USD/JPY psikolojik ve politik olarak uygun 160 seviyesini aşsa bile, bu durum Japonya Merkez Bankası faiz artırımı yapana kadar doların yükselmesine/yen'in düşmesine neden olacaktır. Maliye Bakanlığı, başarısız 74 milyar dolarlık müdahalenin getiri oranının azaldığını göstermiştir ve sorunun örtbas edilmesi, yapısal faiz açığı sorununu çözmez.</p>
<p>162'nin üzerine çıkmak, yenin düşüşünü hızlandıracaktır - ta ki 16 Haziran veya daha sonraki bir Japonya Merkez Bankası toplantısı faiz artırımını zorunlu kılana kadar; ki bu da küresel carry trade'in çözülmesine yol açabilecek ve hisse sentlerine etki edecek başka bir tetikleyici olabilir. 16 Haziran’da FOMC toplantısı var ve FED’in de daha şahin bir tutum takınması muhtemel.</p>
<p>Yurt içine dönecek olursak piyasaların iç politika gelişmelerini takip etmeye devam etmesi olası görünüyor. Son açıklanan GSYH verilerinde Türkiye ekonomisinde büyümede momentum kaybının daha savaş başlamadan önce başladığını görüyoruz. Tüketim yine ana motor olurken net ihracatın eksi katkısı da göze çarpıyor. O günden bu yana açıklanan verilerde bu resimle büyük oranda uyumlu olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Enflasyonun kısa vadede olumlu sürpriz yapma olasılığına rağmen piyasa bazlı faizlerin yüksek seviyelerinde kalması muhtemel diye düşünüyor, PPK toplantısında ise faiz arttırımı beklemiyoruz.</p>
<p>Borsada Mayıs ayı ortasında gördüğümüz düşüşün ardından, BIST’in 13,000 üzerindeki taban oluşturma sürecinin devam ettirmesi ve 15 binli seviyelere geriye gelmeye çalışması muhtemel. Enflasyondan gelecek olumlu sinyaller ve petrol fiyatlarının 110 seviyelerinden gerilemesi kısa vadeli olumlu etkiler olarak karşımıza çıkıyor ancak bu olumlu gelişmelere rağmen borsamızın sert düşüş sonrası tekrar zirve bölgesini aşması çok da kolay olmayacaktır diye düşünüyoruz. Muhtemelen bizim piyasalar da global piyasalara paralel bir seyir izleyecektir diye düşünüyoruz. İran konusu da hala bir bilinmez olarak karşımıza çıkıyor ama yukarıdaki yorumların çoğu Haziran ayı içinde bir çözüme ulaşılacağını öngörüyor. Aksi durumda bizce petrol ve faizlerde yukarı, borsalarda aşağı yönlü baskı artacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yaz-sicak-gececek-80357</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaz sıcak geçecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuru-uzum-ihracatinda-rekolte-artisiyla-pazarlarin-geri-kazanilmasi-bekleniyor-80356</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru üzüm ihracatında rekolte artışıyla pazarların geri kazanılması bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR </strong></p>
<p>Türkiye'nin geleneksel ihraç ürünleri arasında yer alan çekirdeksiz kuru üzümde Avrupa pazarındaki talep daralması ihracat rakamlarına yansıdı. </p>
<p>Ege Bölgesi'nden gerçekleştirilen çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı yılın ilk dokuz ayında miktar yüzde 14, döviz geliri ise yüzde 18 düştü. </p>
<p>Sektörün en önemli pazarları arasında bulunan Almanya, Hollanda ve İngiltere'ye yapılan ihracattaki düşüş dikkat çekerken, ihracatçılar artan küresel rekabetin ve rekolte düşüşünün ihracatı olumsuz etkilediğine işaret etti.</p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri’nin verilerine göre, Türkiye’nin çekirdeksiz kuru üzüm ihracat rakamları, 1 Eylül 2025 ile 30 Mayıs 2026 tarihleri arasındaki sezonda toplam 104 bin 442 ton ürün ihraç edildi. Çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı 2024/25 sezonunun aynı döneminde 120 bin 836 ton olarak kayıttlara geçmişti. Çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı miktar bazında yüzde 14 düşüş yaşadı. </p>
<p>Döviz getirisi bazında bakıldığında ise Türkiye 2025/26 sezonunun 9 aylık döneminde çekirdeksiz kuru üzüm ihracatından 352 milyon 805 bin dolarlık bir ihracat geliri elde etti. Çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı 2024/25 sezonunun 9 aylık diliminde 430 milyon 781 bin dolar olmuştu. Türkiye’nin çekirdeksiz kuru üzüm ihracatında döviz getirisinde 2024/25 sezonunun yüzde 18 uzağında kaldı. </p>
<p>Çekirdeksiz kuru üzüm ihraç fiyatı 2024/25 sezonunda 3 bin 565 dolar iken, 2025/26 sezonunda yüzde’lik kayıpla 3 bin 378 dolara düştü. </p>
<h2>Gabay: Uzak Doğu ve Hindistan yeni hedef pazarlarımız</h2>
<p>Üretim maliyetlerindeki artış nedeniyle önemli pazar kayıpları yaşandığını belirten Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Gabay, “Özellikle en büyük pazarlarımız olan Almanya, Hollanda ve İngiltere'de kayıplar yaşadık. Türkiye'nin pahalı kalması nedeniyle bu pazarlarda rakip ülkelere yönelim oldu. Özbekistan, Çin ve Güney Afrika en önemli rakiplerimiz. Güney Afrika son zamanlarda da fiyat avantajıyla en güçlü rakiplerimizden biri haline geldi. Rakip ülkelerin fiyat politikaları Türkiye'nin rekabet gücünü zayıflattı. Bu nedenle yeni pazar arayışlarımız var. Uzak Doğu ve Hindistan gibi yeni pazarlara yöneliyoruz. Bu pazarlarda bazı dezavantajlarımız bulunsa da devlet destekleriyle daha güçlü bir konuma gelmeyi hedefliyoruz. Yeni sezondan içinse umutluyuz ve güzel bir rekolte bekliyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Özgür: Rekolte kaybı ve maliyet artışı ihracatta rekabet gücünü zorluyor</h2>
<p>İklim kaynaklı rekolte kayıplarının ihracata doğrudan yansıdığını belirten Türkiye Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Şemsettin Özgür, “Geçtiğimiz sezon yaşanan rekolte düşüşü nedeniyle ihracatımızda gerileme oldu. Rekolte azaldığında ürün fiyatları yükseliyor, buna bir de makroekonomik gelişmelerden kaynaklanan maliyet artışları eklenince uluslararası pazarlarda rekabetçi fiyat oluşturmakta zorlanıyoruz. Fiyatlarımızın rakip ülkelere göre yüksek kalması nedeniyle bazı pazarlarda müşteri kayıpları yaşadık. Özellikle Çin ve Özbekistan'ın daha uygun fiyatlarla ürün sunabilmesi, alıcıların bu ülkelere yönelmesine neden oluyor. Aradaki fiyat farkının açılması Türkiye'nin rekabet gücünü zayıflatıyor ve pazar kayıplarını beraberinde getiriyor. Geçen yıl sektör açısından oldukça zorlu bir dönemdi. Ancak bu sezon üzümde daha yüksek ve kaliteli bir rekolte bekliyoruz. Elimizde yeterli hammadde olduğu takdirde kaybettiğimiz pazarlarda yeniden güçlenmek ve ihracatımızı artırmak için yoğun çalışma yürüteceğiz. Bunun yanında mevcut pazarlardaki konumumuzu korurken yeni pazar arayışlarımızı da sürdürüyoruz" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuru-uzum-ihracatinda-rekolte-artisiyla-pazarlarin-geri-kazanilmasi-bekleniyor-80356</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/kuru-uzum.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim kaynaklı rekolte düşüşü ve artan maliyetler nedeniyle ihracatta rekabet gücünün zayıfladığını belirten sektör temsilcileri, Güney Afrika’nın fiyat avantajıyla öne çıktığını, buna rağmen yeni sezon için daha yüksek rekolte ve yeni pazar arayışlarıyla toparlanma beklediklerini ifade ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyada-yapay-zeka-zirvesi-80349</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 12:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya’da &#039;Yapay Zeka Zirvesi&#039; düzenlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) tarafından 9 Haziran’da Antalya Akra Hoteli’nde düzenlenecek Yapay Zeka Zirvesi'nde, küresel ölçekte rekabet koşullarını yeniden tanımlayan yapay zekâ teknolojilerinin; liderlik anlayışından kurumsal yönetime, verimlilikten veri güvenliğine, eğitimden sektörel dönüşüme kadar geniş bir perspektifte değerlendirilecek. Zirvede alanında uzman akademisyenler, teknoloji liderleri, hukukçular, ekonomistler ve iş dünyasının önde gelen temsilcileri bilgi ve deneyimlerini paylaşacak.</p>
<p>“Yapay Zekâ: Rekabet Avantajı mı? Hayatta Kalma Stratejisi mi?” konulu zirvede, Yapay zekânın bugünü ve geleceği, Şirketlerin dönüşüme hazırlık düzeyi, Yönetim kurullarının yeni sorumluluk alanları, KOBİ’lerde yapay zekâ entegrasyonu, Verinin ekonomik değeri, Regülasyonlar ve KVKK çerçevesinde yapay zekâ uygulamaları, Verimlilik, rekabet ve sürdürülebilir büyüme ilişkisi, Eğitim sisteminin yapay zekâ çağına uyumu gibi güncel ve kritik başlıklar çok yönlü olarak ele alınacak.</p>
<p>Bölgenin önde gelen sanayici ve iş insanlarını, üst düzey yöneticilerini, girişimcilerini ve kanaat önderlerini bir araya getirecek olan zirvede Huaweı Cloud Türkiye Ülke Müdürü Ray Ruı, “AI’nin Bugünü ve Geleceği” hakkında bilgi verecek.</p>
<p>Seri Yatırımcı &amp; Fütürist &amp; Teknokratlar Derneği Yönetim Kurulu Eş-Başkanı Alphan Manas “Yapay Zeka’nın (İtopya-Distopya) Dünyasına Şirketlerimiz ve Bizler Ne Kadar Hazırız?” konusunda katılımcıları bilgilendirecek.</p>
<p>SRP - Legal Kurucusu ve Yönetici Ortağı, Uluslararası Kadın Forumu Derneği (IWF) Türkiye Başkanı, TÜSİAD Veri Koruma ve Teknoloji Hukuku Çalışma Grubu Başkanı Avukat Dr. Çiğdem Ayözger Öngün ise “Yapay Zeka Neden Artık Yönetim Kurulu Gündemidir?” konusunu anlatacak.</p>
<p>Zirvenin birinci oturumunda ise ANSİAD Dijital Dönüşüm Çalışma Masası Başkanı Ahmet Erdal moderatörlüğünde ise “Yapay Zeka Çağında Liderlik ve Stratejik Dönüşüm” konusu ele alınacak.</p>
<p>Bu oturumda SESTEK Genel Müdürü Serdar Karadayı ‘’Yapay Zekanın Şirketlerde (KOBİ’lerde) Kullanımı Nasıl Entegre Edilmelidir?’’ konusunu anlatacak.</p>
<p>HUAWEI Cloud Türkiye Satış Direktörü M. Akif Karacadağ da ‘’Şirketlerde Verinin Gerçek Ekonomik Değeri’’ hakkında bilgi verecek.</p>
<p>Yapay Zeka ve Teknoloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı &amp;Yapay Zeka Dönüşüm Danışmanı &amp; Aıonıre Yönetim Kurulu Başkanı ve Direktörü Barış Karakullukçu,  ‘’Yapay Zeka Çağında Liderlik ve Stratejik Dönüşüm’’ü konuşacak.</p>
<p><strong>İkinci oturum</strong></p>
<p>Etkinliğin ikinci oturumunda ise Seri Yatırımcı &amp; Fütürist &amp; Teknokratlar Derneği Yönetim Kurulu Eş-Başkanı Alphan Manas moderatörlüğünde “Yapay Zeka Çağında Hayatta Kalmak: Verimlilik, Regülasyon ve Rekabet” konusu tartışılacak.</p>
<p>Teknokratlar Derneği Yönetim Kurulu Eş-Başkanı &amp; Gıda Mühendisi Dr. Ulduz Azad, ‘’Yapay Zeka ile Gıda Sisteminin Yeniden Tasarımı: Verimlilik, Sağlık ve Değer Zinciri Kimin Kontrolünde?’’ konusunda bilgi verecek.</p>
<p>Teknokratlar Derneği Üyesi &amp; Uludağ Üniversitesi Öğr.Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim, ‘’ Yapay ZekaÇağında Verimlilik Artışı: Kâr Marjlarına mı, Yoksa Rekabet Yoğunluğuna mı Yansıyacak?’’ konusunu gündeme taşıyacak.</p>
<p>Teknokratlar Derneği Yüksek İstişare Kurulu Üyesi,  MMA Türkiye (Mobil Mecralar Araştırma Pazarlama ve Reklamcılık Derneği) Genel Sekreteri ve Hukuk Yürütme Kurulu Başkanı, REPİD (Reklam Özdenetim Kurulu) Disiplin Kur.Üy.&amp;Hukuk Yür.Kur.Bşk. Özlem Sezgin, de ‘’Know-How’ınızı LLM (Büyük Dil Modelleri)’lere mi Kaptırıyoruz? : Şirket Sırları ve KVKK Kıskacında Yapay Zeka’’ hakkında bilgilendirecek.</p>
<p>Ontario International High School Kurucu Müdürü Prof. Dr. Erhan Erkut,  ‘’Eğitim Sistemi Yapay Zeka Çağına Hazır mı?’’ hakkında konuşacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyada-yapay-zeka-zirvesi-80349</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/3/1280x720/yapay-zeka-1755672333.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği, iş dünyasının geleceğini şekillendirecek yapay zekâ teknolojilerini, ekonomik etkileri, sektörel dönüşüm dinamikleri ve stratejik sonuçlarını ele alacak &quot;Yapay Zeka Zirvesi&quot; düzenliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/busiaddan-oyunu-degistirenler-temasiyla-yenilesim-cagrisi-80346</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 11:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> BUSİAD’dan ‘Oyunu Değiştirenler’ temasıyla yenileşim çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Sanayici ve İş İnsanları Derneği (BUSİAD) Başkanı Tuncer Hatunoğlu, bu yıl 19 Kasım’da gerçekleştirilecek Yenilikçilik ve Yaratıcılık Sempozyumu’nun temasının “Oyunu Değiştirenler” olarak belirlendiğini açıkladı. Dijitalleşme ve yapay zekâ başta olmak üzere dünyada yeni bir dönüşüm dalgasının yaşandığını belirten Hatunoğlu, BUSİAD’ın yalnızca bir sivil toplum kuruluşu değil, aynı zamanda geleceğe ilişkin öngörüler üreten bir yapı olarak hareket ettiğini söyledi. Sanayi devrimlerinde sermayenin belirleyici unsur olduğunu, günümüzde ise insan kaynağının öne çıktığını ifade eden Hatunoğlu, Türkiye’nin genç ve nitelikli insan gücünün bu dönüşüm sürecinde önemli bir avantaj sunduğunu kaydetti. Gençlerin teknoloji üretimine yönlendirilmesi ve yetkinliklerinin geliştirilmesi halinde Türkiye’nin yeni dönemin fırsatlarını değerlendirebileceğini dile getirdi. Bursa Yenileşim Ödülü’nün bu yıl yedinci kez sahiplerini bulacağını belirten Hatunoğlu, teknolojinin, iş modellerinin ve müşteri beklentilerinin hızla değiştiği günümüzde yenileşimin kurumlar için vazgeçilmez hale geldiğini söyledi. Son iki yılda ödül sürecinin kapsamlı şekilde yeniden tasarlandığını belirten Hatunoğlu, yeni modelin firmalara yalnızca ödül kazanma fırsatı sunmadığını, aynı zamanda yenileşim kapasitelerini objektif biçimde değerlendirme imkânı verdiğini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fecca5465f-1780477130.jpeg" alt="" width="582" height="388" /></p>
<h2>Değerlendirme modeli yenilendi</h2>
<p>BUSİAD Yenilikçilik ve Yaratıcılık Uzmanlık Grubu Başkanı Tuğba Demirsu Yücetürk ise Bursa Yenileşim Ödülü’nün yalnızca bir ödül programı değil, işletmelerin yenileşim yetkinliklerini ölçebilecekleri ve geliştirebilecekleri bir platform olduğunu söyledi. Son aylarda yurt içi ve yurt dışındaki benzer uygulamaların incelendiğini belirten Yücetürk, Bursa iş dünyasının ihtiyaçlarına uygun, daha profesyonel ve daha fazla katma değer sağlayan bir değerlendirme modeli oluşturduklarını ifade etti. Yücetürk, yenileşimin yalnızca yeni ürün geliştirmekten ibaret olmadığını; liderlik, strateji, insan kaynağı, iş birlikleri, kaynak yönetimi ve süreç iyileştirmelerini kapsayan bütünsel bir dönüşüm alanı olduğunu vurguladı. Bu kapsamda değerlendirmelerin stratejik yönelim, yenileşim kültürü, ekosistem yönetimi, operasyonel çeviklik, teknoloji adaptasyonu, sürdürülebilirlik ve iş sonuçları olmak üzere yedi temel kriter üzerinden yapılacağını söyledi. </p>
<h2>Başvurular başladı</h2>
<p>2026 yılı temasının “Oyunu Değiştirenler” olduğunu hatırlatan Yücetürk, dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve verimlilik alanlarında fark yaratan işletmelerin yanı sıra daha önce ödüle başvuran firmaları da yeniden sürece katılmaya çağırdı. Bursa Yenileşim Ödülü başvurularının 1-30 Haziran tarihleri arasında alınacağını, kazananların ise 19 Kasım 2026’da düzenlenecek sempozyum ve ödül töreninde açıklanacağını bildirdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/busiaddan-oyunu-degistirenler-temasiyla-yenilesim-cagrisi-80346</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/6/1280x720/busiaddan-oyunu-degistirenler-temasiyla-yenilesim-cagrisi-1780477163.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Sanayici ve İş İnsanları Derneği, bu yıl 16’ncısı düzenlenecek Yenilikçilik ve Yaratıcılık Sempozyumu ile 7’nci kez verilecek Bursa Yenileşim Ödülü’nün tanıtımını gerçekleştirdi. BUSİAD Başkanı Tuncer Hatunoğlu ve BUSİAD Yenilikçilik ve Yaratıcılık Uzmanlık Grubu Başkanı Tuğba Demirsu Yücetürk, yenileşimin artık şirketler için bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini vurgulayarak Bursa iş dünyasını ödül sürecine katılmaya davet etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozgur-ozel-en-kotu-senaryo-icin-ikinci-parti-lazim-olabilir-80332</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 08:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgür Özel: En kötü senaryo için ikinci parti lazım olabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeni MYK listesini değerlendirdi. Özel, “Liste bir çaresizliği çağrıştırıyor” dedi.</p>
<p>Mutlak butlan kararının ardından, mesaisine TBMM’de devam eden Özgür Özel, basın mensuplarıyla sohbet toplantısında bir araya geldi, soruları yanıtladı.</p>
<p>Özel’e, zamanlama açısından, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye yaptıkları ziyaret soruldu.</p>
<p><strong>“Kabine değişikliği bize özel yapıldı</strong></p>
<p>Özel, “Ümit ediyorum:  Devlet Bey bu meseleden duyduğu rahatsızlığı ifade etmiştir. Çünkü Devlet Bey’in değerlendirmelerini önemli buluyorum. Onun dışında Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı aynı gün değişmişlerdi. Ve eş zamanlı göreve başladılar. Sonra yaşadığımız sürece bakınca da o kabine değişikliğinin bize özel olduğunu anladık” yorumunda bulundu. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, mutlak-butlan kararının açıklanmasından dakikalar sonra, “demokrasi tarihi açısından önemli bir karar “ yorumuna tepki göstererek, “bu işin bu büyük hukuksuzluğun neresinde olduğunu tam olarak söylüyor. Aslında bu korkunç sürece imzasını atmış oldu. Tarihe o yönüyle geçti. Türkiye'de de dünyada da örneği yoktur” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Dokunulmazlığım kalkacak diye bir endişem yok”</strong></p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisi dahil bazı CHP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için harekete geçeceğine yönelik iddiaların hatırlatılması üzerine Özgür Özel, “Meclisin bayatlamayan haberi fezleke haberidir. Kendimle ilgili bir endişem yok. Zaten kendisiyle ilgili endişe duyan Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir partinin genel başkanlığına soyunmaz. O yüzden kendimle ilgili herhangi bir endişem yok. Ama Türkiye'de çok partili siyasal yaşamın geleceği açısından endişem var. Türkiye’de kamu düzeni açısından endişem var. Demokratik sistem açısından endişem var” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Akın Gürlek’e öfke biriktiriyorum”</strong></p>
<p>Özel, kendisine yönelik fezlekelerin Meclis'e sevk sürecinde özel hayatı üzerinden itibar suikastı yapılacağı iddialarını "psikolojik harp yöntemi" olarak nitelendirdi.</p>
<p>Kendisinin bu konuda en ufak açığı ve korkusu olmadığını aktaran Özgür Özel, " Zaten öyle bir şey olmadığını cümle alem biliyor. Öyle bir şey olsa, Akın Gürlek'e ‘sert kapıya çarptın’ demezdim, onlarla anlaşma yoluna giderdim” dedi.</p>
<p>Hayatını kaybeden Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay ile ilgili iddiaları da hatırlatan Özgür Özel, “Tamamen soytarılık, iftira. Bunları gördükçe sinirleniyorum, kızıyorum, midem bulanıyor. Hayatımda ilk kez öfke biriktiriyorum. Çünkü bu olmaz. Ölmüş bir kadına iftira attıran bir zihniyetle muhatabım. Akın Gürlek’e öfki biriktiriyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Kurultay tartışmaları”</strong></p>
<p>“Kurultay yapılmasına yönelik nasıl bir yol izleyeceksiniz” sorusuna yanıtı Özel’in,  “tüm yolları deneyeceğiz” oldu.</p>
<p>“Bu tıkanmışlık ancak Yargıtay’ın kararı ile aşılabilir” diyen Özgür Özel, “Partinin butlan yönetimi ile Adalet Bakanlığı tandem oynuyor. Şu anda 804 ıslak imzalı kurultay talebi var delegelerden. Giderek artıyor sayı. Karşımızda meşru siyasi rakiplerimiz yok. Karar kesinleşmediği için kurultay yapılamayacağını söyleyenler var. O zaman avukatın bize sorsun. Yargıtay’daki başvuruyu çeksin karar kesinleşir zaten” diye aktardı.</p>
<p><strong>“Müzakere hiç olmadı”</strong></p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu ile yeniden bir müzakere ya da diyalog kanalının açık olup olmadığı sorularına Özel, “Maalesef müzakere kanalı hiç açılmadı. Kemal Bey butlan kararından sonra beni aradı. ‘ne yapmak lazım?’ diye sordu. Ben de, ‘kurultay yapmak lazım’ dedim. ‘yapamazsın diyorlar’ dedi. Ben de, ‘istenilirse yapılır ‘O zaman arkadaşlar otursun konuşsun’ dedi. Ancak o görüşmenin olumsuz sonuçlandığını da aktardı.</p>
<p><strong>“MYK listesi bir çaresizliği çağrıştırıyor”</strong></p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu’nun, dün kamuoyuna duyurduğu MYK listesine ilişkin Özel, “O liste bir çaresizliği çağrıştırıyor. 19 kişilik MYK tedirginlik ve bir al-ver ilişkisiyle sadakat sağlamaya yönelik bir iş. ‘7 kişi yeter partiye’ deyip, 19’a çıktıysa, 12 tane oynayan parça var demektir. Uçak mühendisleri bilir. Her uçaktan önce bütün parçaları yoklayacaksın. Kemal Bey her sabah parçaları yoklaması lazım. Mutlak bir sadakat değil, mutabakat üzerinden sadakat sağlamaya yönelik bir liste” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Yeni parti kurulacak mı?”</strong></p>
<p>Özgür Özel, “yeni bir parti kurulacak mı?” sorularına da şu yanıtı verdi:</p>
<p>“Yeni bir parti var olmalı ama bu felaket senaryosu için bunu düşündük. Baskın seçim olursa veya partinin seçime gitme yeterliliği kaybettirilirse o zaman yeni parti gerekebilir. En kötü senaryoda kullanmak üzere ikinci bir partiyi daha hazır etmek lazım olabilir. Kürt siyaseti bu durumlara karşı iki yedek parti ile seçimlere gidiyordu. Yeniden söylüyorum, ‘CHP’yi bırakıp bu partiye geçiyoruz’ diye bir kararlılığımız ve dilimiz yok. Ben bunu daha önce de söylemiştim. Bunu hani butlan geldi, biz başka tarafa gideriz yerine,  en kötü senaryoda kullanmak üzere düşündük.  Parti zaman kaybediyor. Ama şu anda zemin ve kan kaybetmiyor. Çünkü Özgür Özel ve arkadaşları bu kamuoyu desteğiyle birlikte partinin içindeler. Parti yararına bir görüşme olacaksa, doğrudan değil ama tarafsız aracılar üzerinden sonuç alma ihtimali varsa görüşülür. Bizim sonuçtan ne kastettiğimiz belli, kurultay."</p>
<p>“ Türkiye hukuk devleti olsa mutlak butlan çıkmazdı” diyen Özgür Özel, Mutlak-butlan kararı alanlara da, mutlak butlanla gelen kadrolara da bir fayda sağlayamayacağını belirterek, “Butlanla hareket edenler yapılanları savunamayacak” dedi.</p>
<p><strong>Ekrem İmamoğlu’nun ihraç edileceği iddiaları</strong></p>
<p>Görevden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun partiden ihraç edileceği iddialarına ilişkin de konuşan Özgür Özel, İmamoğlu'nun tutuklandığı dönemde Kemal Kılıçdaroğlu'nun da kendisini cezaevinde ziyaret ettiğini, cumhurbaşkanı adaylığı önseçiminde oy verdiğini anımsatırken ilk kez önemli bir iddiada da bulundu. Özel, Kılıçdaroğlu'na yakın isimleri kastederek, şunları söyledi:</p>
<p>"Ekrem Bey’e, biz bir olalım, Özgür Bey’i indirelim dediler. Ekrem Bey’e cezaevindeyken, genel başkanlık teklif ettiler. İddianame yokken suçsuz olan Ekrem, iftiracılar dökülürken, helallik isterken arkadaşlarımızdan. Şimdi ne oldu da Ekrem Bey hırsız oldu? İddianame yokken suçsuz olan Ekrem, iftiracılar dökülürken, helallik isterken arkadaşlarımızdan. Şimdi ne oldu da Ekrem Bey hırsız oldu?”</p>
<p>Cezası kesilene kadar Ekrem İmamoğlu’na yönelik hiçbir işlemin yapılmayacağı mesajını da verdi.</p>
<p><strong>“Erken ya da baskın seçim senaryoları”</strong></p>
<p>Olası erken ya da baskın seçim senaryolarını da değerlendiren Özel, "Kasım ayında baskın seçim yapacaklarsa ilk oyu ben veririm. Adayımızı çıkarırız, cumhurbaşkanını değiştiririz" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozgur-ozel-en-kotu-senaryo-icin-ikinci-parti-lazim-olabilir-80332</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/2/1280x720/ozel-1780466374.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeni MYK listesini değerlendiren Özgür Özel, “Liste bir çaresizliği çağrıştırıyor.” dedi. En kötü senaryo için ikinci partinin lazım olabileceğini söyleyen Özel, MHP lideri Bahçeli&#039;nin değerlendirmelerini önemli bulduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/renkte-de-fosil-yakit-cagi-bitiyor-80328</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 08:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Renkte de fosil yakıt çağı bitiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Anatolian Colors, Anadolu’nun kadim doğal boya bilgisini biyoteknolojiyle yeniden yorumlayarak petrokimyasal boyalara endüstriyel ölçekte alternatif geliştirmeyi hedefliyor. Kurucu Ortak Sophia Merve İnce’ye göre konu küçük bir “yeşil koleksiyon” değil; rengin petrol sonrası geleceğini kuracak sistem dönüşümü.</strong></p>
<p>Tekstil sektöründe sürdürülebilirlik tartışması uzun süre kumaşın hammaddesi, üretim koşulları ve geri dönüşüm etrafında döndü. Oysa görünmeyen ama çok kritik bir katman daha var: Renk. Bugün giydiğimiz kıyafetlerin büyük bölümünde kullanılan sentetik boyalar, fosil yakıt kökenli kimyasallara dayanıyor. Üretim sürecinde suyu, toprağı ve ekosistemleri etkiliyor; insan sağlığına dair soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Çevresel kirlilikten sucul yaşam üzerindeki etkilere kadar geniş bir risk alanı yaratıyor. Anatolian Colors bu soruya odaklanıyor: Doğal boya, sanayide gerçekten ölçeklenebilir bir alternatif olabilir mi?</p>
<p>Anatolian Colors’ın Kurucu Ortağı Sophia Merve İnce’ye göre şirketin amacı, Anadolu’nun kadim doğal boya bilgisini nostaljik bir miras olarak değil, biyoteknolojiyle yeniden yorumlanan endüstriyel bir çözüm olarak ele almak. Yani mesele yalnızca “doğal renk” üretmek değil; aynı rengi tekrarlanabilir kaliteyle, mevcut sanayi altyapısına uyumlu biçimde ve petrokimyasal boyalara alternatif olabilecek performansta üretebilmek.</p>
<p>Hikâyenin bir diğer boyutu ise tarım. Anatolian Colors, renk pigmentlerinin kaynağını rejeneratif, organik ve biyodinamik tarım modelleriyle ilişkilendiriyor; üretimin başlangıcını toprağın sağlığı, biyoçeşitlilik ve ekosistem dayanıklılığıyla birlikte ele alıyor. Şirket, üretim sürecinde su kullanımında yüzde 85 azalma, yenilenebilir enerji kullanımı ve atıkların yeniden değerlendirilmesi gibi başlıkları da çözümün parçası olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Bu nedenle Anatolian Colors’ın hikâyesi yalnızca bir girişimcilik hikâyesi değil. Aynı zamanda tekstilin petrol sonrası geleceğine, markaların regülasyon ve tüketici baskısı karşısında nasıl dönüşeceğine, spor giyimden lüks segmente kadar “performans” ve “sağlık” kavramlarının nasıl yeniden tanımlanacağına dair önemli bir tartışma alanı açıyor.</p>
<p>Sözü Anatolian Colors’ın Kurucu Ortağı Sophia Merve İnce’ye bırakalım;</p>
<p><strong>Geliştirdiğimiz teknoloji mevcut sanayi altyapısıyla tamamen uyumlu</strong></p>
<p>“Doğal boya, 1800’lerin sonlarından bu yana ölçeklenebilirlik, maliyet, renk çeşitliliği, performans ve proses kontrolü gibi nedenlerle sanayide gerçek bir alternatif olamadı. Biz Anatolian Colors olarak bu problemi biyoteknolojiyle çözdük. Bugün geliştirdiğimiz teknolojiyle; ışık, yıkama ve sürtme haslığı açısından endüstriyel performansa ulaşabiliyor, tam tekrarlanabilirlikle her üretimde aynı sonucu elde edebiliyoruz. En önemli noktalardan biri ise teknolojimizin mevcut sanayi altyapısıyla tamamen uyumlu olması. Yeni makine yatırımı gerektirmeden mevcut sistemlerde uygulanabiliyor ve petrokimyasal boyalar gibi tonlarca kumaşı endüstriyel ölçekte boyayabiliyoruz.”</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fba1ff179d-1780464159.png" alt="" width="334" height="433" /><strong>Tekstil sektörü zorunlu bir dönüşüm sürecine girdi</strong></p>
<p>“Tekstil sektörü artık zorunlu bir dönüşüm sürecine girdi. Ağır çevresel etkiler, Avrupa Birliği regülasyonları ve petrokimyasallardan uzaklaşan yeni tüketici beklentileri markaları değişime zorluyor. Özellikle Avrupa, Amerika ve Uzak Doğu’da; eğitim seviyesi ve çevresel farkındalığı artan kullanıcılar artık ne giydiğinin içeriğini, nasıl üretildiğini ve doğaya ve kendi sağlıklarına direkt etkisini sorguluyor. Markalar da aslında bu dönüşümü büyük ölçüde tüketici talebi nedeniyle tercih ediyor.”</p>
<p><strong>Renkleri biyoteknolojiyle endüstriyel performansa taşıyoruz</strong></p>
<p>“Sadece rejeneratif tarım değil; organik ve biyodinamik tarım da bu işin en temel parçası. Çünkü geliştirdiğimiz biyo-organik pigmentlerin içindeki renk DNA’sının çok büyük bir kısmı doğrudan bu tarım modellerinden geliyor. Biz sürece yalnızca boyama tarafından bakmıyoruz. Zararlı kimyasallar içermeyen, toprağı ve ekosistemi dönüştüren bir tarım modeliyle başlıyor; ardından bu renkleri biyoteknolojiyle endüstriyel performansa taşıyoruz.”</p>
<p><strong>Spor giyimde görünmeyen risk: Boyanın ciltle teması</strong></p>
<p>“Bizim ilk 10 müşterilerimizden biri global önemli bir spor markası. Çünkü özellikle spor giyim sektöründe artık performans kadar insan sağlığı da kritik bir konu haline geldi. Bugün birçok büyük marka, tekstilde kullanılan petrokimyasal içerikler nedeniyle ciddi regülasyon baskıları ve davalarla karşı karşıya. Petrokimyasal bazlı boya maddeleri deri yoluyla vücuda geçebiliyor ve özellikle terleme bu geçişi daha da hızlandırabiliyor. Spor giyimde ürünlerin ciltle uzun süre ve yoğun temas halinde olması, bu konuyu çok daha hassas hale getiriyor.”</p>
<p><strong>Sürdürülebilir koleksiyon değil, sistem dönüşümü</strong></p>
<p>“Önümüzdeki dönemde petrol bazlı endüstrilerin tamamen yok olacağını düşünmüyorum. Ama biyo-organik ve doğayla olması gereken uyumda geliştirilen teknolojilerin en az yarı yarıya yeni standart haline geleceğine inanıyorum. Biz de bu yüzden bu dönüşüme sadece ‘niş bir koleksiyon’ yaklaşımıyla bakan markalarla çalışmayı tercih etmiyoruz. Eğer amaç sadece küçük bir sürdürülebilir koleksiyon çıkarıp arka tarafta aynı petrokimyasal sistemi devam ettirmekse, bu bizim uzun vadeli yaklaşımımızla örtüşmüyor. Biz markalarla birlikte aynı dönüşüm yolunda yürümek ve birlikte büyümek istiyoruz. Onlar bu sistemleri gerçekten desteklediğinde, biz de teknolojimizle onları en güçlü şekilde destekliyoruz.”</p>
<p><strong>Kendimizi biyoteknoloji şirketi olarak tanımlıyoruz</strong></p>
<p>“Anatolian Colors’ı bir girişimden çok, ölçeklenme aşamasına geçmiş bir biyoteknoloji şirketi olarak tanımlıyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, tekstil sektöründe petrokimyasal boyalarla fiyat eşitliğine ulaşacağımız günlerin çok uzak olmadığını düşünüyoruz. Ama bizim için tekstil aslında sadece başlangıç. Rengin bulunduğu diğer alanlarda da çok ciddi AR-GE çalışmalarımız var. Kozmetik, gıda, pastel kalemler, duvar boyaları gibi birçok farklı sektörde bu biyoteknolojiyi geliştirmeye devam ediyoruz. Uzun vadede hedefimiz, rengin olduğu her alanda petrokimyasal sistemlere alternatif olabilecek biyo-organik bir teknoloji altyapısı kurmak.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“Bizi bu yola sokan şey ‘bilmeme cesaretiydi"</strong></span></p>
<p>“Yola çıkarken ilk başta çok zorlandığımızı söyleyemem. Çünkü ne kadar zor ve dünyada bugüne kadar tam anlamıyla çözülememiş bir alana girdiğimizi bilmiyorduk. Ama sanırım bizi bu yola sokan şey de biraz o ‘bilmeme cesaretiydi’. Zamanla en zorlayıcı konu teknolojinin kendisinden çok, içinde bulunduğumuz yapı ve koşullar oldu. Özellikle Türkiye’de; Avrupa’daki benzer biyoteknoloji, sürdürülebilirlik ve iklim pozitif girişimlerin sahip olduğu regülasyonlar, devlet destekleri ve dönüşüm mekanizmalarının sınırlı olması, süreç ilerledikçe çok daha görünür hale geldi. Genç girişimcilere tavsiyem şu olur: Bazen fazla bilmek insanı durdurabiliyor. Eğer gerçekten dünyada daha önce yapılmamış bir şeye giriyorsanız, bazen her şeyi yüzde yüz hesaplamadan, o heyecan ve cesaretle yola çıkmak gerekiyor.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ISPO’dan Altın Madalya aldı</strong></span></p>
<p>ISPO, spor ve outdoor dünyasının küresel nabzının attığı en önemli platformlardan biri. Bu platformda alınan bir ödül, yalnızca bir başarı belgesi değil; malzeme, performans ve sürdürülebilirlik iddiasının uluslararası ölçekte test edilip görünür hale gelmesi anlamına geliyor. Anatolian Colors’ın aldığı altın madalya bu nedenle çok değerli. Sophia Merve İnce şöyle anlatıyor: “ISPO gibi global bir ödülde altın madalya almanın bizim için anlamı, bu alandaki mevcut biyoteknolojilerin önüne geçtiğimizin resmileşmesi ve uluslararası ölçekte kabul edilmesi oldu. Açıkçası Türkiye bunun etkisini henüz tam anlamıyla fark etmiş değil ama Avrupa fark etti. Paris Première Vision ve ISPO sonrası özellikle Avrupa ve Amerika’daki global ve hatta lüks segment markalardan çok güçlü dönüşler aldık. Çünkü artık herkese bu alandaki en ileri teknolojiyi geliştirdiğimizi çok daha net gösterebiliyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/renkte-de-fosil-yakit-cagi-bitiyor-80328</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/8/1280x720/sophia-merve-ince-1780464199.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Renkte de fosil yakıt çağı bitiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/komurde-kimya-ve-tarim-donusumu-sart-80327</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kömürde ‘kimya ve tarım’ dönüşümü şart</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Küresel piyasalarda İran ile ABD-İsrail arasında patlak veren savaşla başlayan enerji krizi ve lojistik tıkanıklıklar yerli kaynakların önemini yeniden gündeme getirirken, Kömür Üreticileri Derneği (KÖMÜRDER) Başkanı Muzaffer Polat, sektörün geleceğine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Savaşın ilk dönemlerinde küresel kömür fiyatlarının ton başına 90 dolardan 130 dolara tırmandığını hatırlatan Polat, fiyattan ziyade lojistik hatlardaki tıkanıklıkların sektörü zorladığını belirtti. Navlun ve sigorta maliyetlerinin ikiye katlandığını ifade eden Polat, "Belirsizlik sürüyor. Yaz aylarının gelmesi ve klimaların tam gaz çalışması termik santralleri tam yüke bindiriyor. Eskiden kışın artan kömür satışı, artık yazın santrallerin verim tırmanışıyla hız kazanıyor. Fiyatların ve navlunun oturmadığı bu kriz dönemleri, yerli kömürün değerinin en net anlaşıldığı zamanlardır. Savunma sanayiindeki yerlilik askeri açıdan bizi nasıl güvende hissettiriyorsa, yerli enerji de ekonomik açıdan güvence sağlar" dedi.</p>
<h2>Yerli kömür kotası konmalı </h2>
<p>Maliyetlerin dünya genelindeki emtia dalgalanmaları nedeniyle yükseldiğini, Rusya’nın uyguladığı özel fiyat politikası sebebiyle ithal kömürün birim kalorisinin yerli maliyetin altına inerek üreticiyi pazarsız bıraktığını kaydeden Polat, devletle yürüttükleri görüşmeler neticesinde olumlu gelişmeler yaşandığını aktardı. Soma kazası sonrası yürürlüğe giren ancak zamanla azaltılan ‘yeraltı maden işçisi desteğinin’ yeniden bir asgari ücret seviyesine çıkarılacak olmasının sektörü rahatlatacağını söyleyen Polat, pazar sorununa karşı ise şu önerilerde bulundu: "Devletimiz üretim artışına destek veriyor ancak üretimi artırmak için müşterinizin olması şart. Bu nedenle pazar desteği, yani kota zorunluluğu talep ediyoruz. İthal kömür kullanan termik santrallere en az yüzde 20 yerli kömür zorunluluğu getirilmelidir. Çimento fabrikaları şu an yoğun şekilde petrokok ve Avrupa'nın atıklarını kullanıyor. Bu tesislerde de en az yüzde 40-50 oranında yerli kömür kullanma mecburiyeti olmalı."</p>
<h2>Çin, kimyada yoğun kullanıyor </h2>
<p>Kömürün dünyadaki teknolojik dönüşümüne dikkat çeken Polat, kömürü gazlaştırma teknolojisi (sin gaz) sayesinde plastik sanayisinin hammaddeleri olan polietilen ve polipropilen dahil her türlü kimyasala ulaşılabileceğini anlattı. Küresel kimya devlerinin hızla kömüre yöneldiğini belirten Polat, Çin örneğini vererek şöyle devam etti: "Çin, geçen yıl sadece kimya sektöründe 350 milyon ton civarında kömür kullandı. Türkiye'nin yıllık toplam kömür tüketiminin 30 milyon ton olduğu göz önüne alınırsa, Çin sadece kimya sanayisinde bizim toplam tüketimimizin 10 katı kömür harcıyor. Amerika, Rusya, Kanada ve Hindistan da bu dönüşümün içinde. Küresel krizde üre gübresi fiyatları dünya genelinde %70 artarken Çin’de sabit kaldı; çünkü üreyi petrolden değil yerli kömürden üretiyorlar. Türkiye ürede ciddi bir ithalatçı. Türk maden sektörü olarak şu anda bu teknolojilere ve sermayeye sahip yabancı yatırımcılarla, özellikle Çinlilerle ortaklıklar ve yatırım imkanları üzerine yoğun görüşmeler yürütüyoruz."</p>
<h2>Ürenin tonu 800 dolara geliyor </h2>
<p>Kimyasal gübre kullanımı nedeniyle çoraklaşan Türkiye topraklarının hümik asit ve organik maddelerle zenginleştirilmesi gerektiğini, bunun da genç kömürlerde fazlasıyla bulunduğunu kaydeden Polat, "Kahramanmaraş Elbistan bölgemizdeki kömürlerin üzerinde yer alan 'gitya' adlı kalsiyum kaynaklı örtü, Karadeniz’deki çay tarlalarının en çok ihtiyaç duyduğu maddedir. Kömürün tonu 100 dolarken, kömürden üretilen üre gübresinin tonu 750-800 dolara ulaşıyor. Kömürü o kara algısından çıkarıp katma değerli yeşil teknolojilerle buluşturmalıyız" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İHRACAT İÇİN OCAKLARIN BÜYÜMESİ GEREKİYOR</span></h2>
<p>Türkiye'nin ihracat potansiyelini değerlendiren Muzaffer Polat halen Trakya'dan Balkan ülkelerine yapılan küçük ölçekli ihracatın büyütülebileceğini ifade etti. İhracat başarısının tamamen yatırıma ve ocakların büyümesine bağlı olduğunu dile getiren Polat, "Ocak büyüdükçe üretim çoğalır, maliyet düşer ve rekabet şansımız artar. Özellikle Soma ve Tunçbilek gibi bölgelerimizin kömürleri 5 bin kalorinin üzerine çıkıyor. Bunlar dünya pazarlarında çok rahat alıcı bulabilecek kıymetli kömürlerdir. İç pazarda kota desteğiyle güçlenen bir sektör, bu yüksek kaliteli ürünlerle dünyaya açılarak ülkeye ciddi bir döviz girdisi sağlayabilir" diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/komurde-kimya-ve-tarim-donusumu-sart-80327</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/7/1280x720/muzaffer-polat-1780463765.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KÖMÜRDER Başkanı Muzaffer Polat, kömürün sadece bir yakıt olmadığını, gelişen teknolojilerle kimya ve tarımda yüksek katma değerli hammaddeye dönüştürülebileceğini dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-gelisme-icin-guven-esastir-80326</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik gelişme için güven esastır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomik büyümenin kalitesi ve sürdürülebilirliği, yalnızca sermaye, teknoloji ve üretim kapasitesine değil; kurallara, kurumlara ve hukuka duyulan güvene de bağlıdır.</strong></p>
<p>Ekonomik gelişme için güven, görünmeyen ama ekonominin bütün çarklarını döndüren temel “kurumsal sermaye”dir. İktisat literatüründe güven; bireylerin, şirketlerin ve yatırımcıların geleceğe ilişkin beklentilerini şekillendiren, işlem maliyetlerini düşüren ve yatırım kararlarını hızlandıran bir unsurdur. Bu nedenle güven sadece “psikolojik” değil, doğrudan ekonomik bir üretim faktörüdür. Sermaye hareketleri serbest iken, özellikle doğrudan sermaye yatırımları, güven faktöründen doğrudan etkilenir.</p>
<p>Serbest piyasa sisteminde, gelecek beklentileri üzerine kuruludur. Beklentileri şekillendiren ise “güven”dir. Eğer ekonomide güven varsa; hane halkı tasarruf eğilimi artar, harcamalar yavaşlayabilir, şirketlerin yatırım kararları artış gösterir, kredi hacmi artar, yabancı yatırımcı ülkeye gelir ve sermaye getirir, Türk lirasına güven artar ve tasarruflar finansal sisteme girer, dolarizasyon zayıflar ve sonuç olarak ülkenin risk primi düşer. Ekonomik literatürde bu duruma; “güven, işlem maliyetlerini düşürür” denir. Nobel ödüllü iktisatçımız Daron Acemoğlu’nun da vurguladığı gibi, “kurumsal güven tesisi (ve artışı) ekonomik performansı artıracaktır”.</p>
<p>Para politikasına (Merkez Bankasına) güven konusunu bu yazımda ele almayacağım. Asıl önem verdiğimiz, konunun güncel olmasını da değerlendirerek, “kurumsal güven” konusu olacaktır. Ekonomik büyüme ve gelişme açısından “kurumsal güven” şu hususları gündeme getirmektedir: Yatırımcı, Kurallar değişir mi? Vergi politikası öngörülebilir mi?, Hukuk sistemi öngörülebilir mi? sorularına cevap ister. Bu sorulara verilecek cevap belirsizliği artıracak ya da azaltacaktır.</p>
<p>Güven ekonomik büyümenin temelidir, yatırım kararlarının belirleyicisidir. Güven olmadan büyümek mümkün olabilir. Ancak bu büyüme kaliteli ve sürdürülebilir olmayacaktır. Bir yatırımcı yalnız bugünkü karlılığı değil, gelecekte kuralların değişip değişmeyeceğini de düşünür. Yatırımcı açısından, hukuk güvenliği olmadan uzun vadeli yatırım zorlaşır. Yabancı sermaye girişi de güven varsa artar.</p>
<p>Türkiye şu aşamaya kadar, güven konusunu önemsemeden büyümeyi gerçekleştirebilmiş ve bunun mekanizması olarak da ekonomiyi krediyle ve vergi aflarıyla desteklemek, inşaat, dayanıklı tüketim ve genel olarak ticareti canlandırmak ve tüketimi teşvik etmek yollarını denemiştir. Bu süreçte dövize ve TL dışı enstrümanlara talep artmış, Merkez Bankası rezerv kaybı yaşamış ve süreç farklı nitelikteki krizlere götürmüştür. Bu şekilde büyüme, doğrudan yabancı sermaye girişi olmadan da gerçekleştirilebilmiştir. Ancak, sermaye birikimi sorunu yaşayan bir ülkenin, uzun vadeli yabancı sermaye girişi olmadan sürdürülebilir büyümeye ulaşması zordur. Kurumsal (Hukuksal) güven unsurunu göz ardı ederek yabancı sermaye ile uyumlu çalışmak uzun vadede mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Güven olmadan sürdürülebilir kalkınma olmaz, çünkü uzun vadeli yatırım gelmez, teknoloji transferi yavaşlar, doğrudan yabancı yatırım çok azalır ya da yok olur, tasarruflar TL dışı enstrümanlara yönelir, dövize talep artar, verimlilik artışı yavaşlar, ekonomide istikrar bozulur. Sonuç olarak, bu süreçte elde edeceğiniz zayıf büyümeler sizi kalkınmış bir ekonomiye dönüştürmeyecektir.</p>
<p>Hukuk güvenliği zayıfladığı zaman, yabancı sermaye tek tip davranmaz. Ancak net olarak ortaya, artan yatırım maliyetleri, vadesi kısalmış ve niteliği bozulmuş mali yatırımlar çıkar. Doğrudan yatırım için gelen yabancı sermaye, Mülkiyet hakkım korunur mu?, Sözleşmeler uygulanır mı? Mahkemeler öngörülebilir mi?</p>
<p>Kurallar (regülasyon) aniden değişir mi? sorularını sorar. Hukuk güvenliği zayıfsa eğer, yatırımlarını erteler ya da vazgeçer veya başka ülkelere gider. Hukuki riskin artması, portföy yatırımcısını da korkutur ve daha hızlı bir kaçışa sebep olur. Bütün bu gelişmeler gün sonunda risk priminin artmasına ve ülkede genel olarak sermaye maliyetinin yükselmesine yol açar. Bu sonuç, Türkiye gibi ülkelerde gelir dağılımını hızla bozar. Yeterince varlığı olmayan ve sabit gelirli olanlar giderek daha fazla fakirleşir.</p>
<p>Yerli sermaye de ortaya çıkan politik ve hukuksal gelişmeler nedeniyle kendisini güvende hissetmediğinde, yurt dışına varlık transferi yapma, yatırım kararlarını erteleme ve TL dışı enstrümanlara yönelme tercihlerini kullanabilir. Nitekim Türkiye’ de böyle bir eğilim olduğu da gözlenmektedir. Hukuk güvenliği, yabancı sermaye açısından bir etik tercih değil, yatırımın fiyatlama parametresidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-gelisme-icin-guven-esastir-80326</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik büyümenin kalitesi ve sürdürülebilirliği, yalnızca sermaye, teknoloji ve üretim kapasitesine değil; kurallara, kurumlara ve hukuka duyulan güvene de bağlıdır. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahvilde-temerrude-dusen-sirketlerin-yuksek-ozguveni-nereden-kaynaklaniyor-80325</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahvilde temerrüde düşen şirketlerin &#039;yüksek özgüven&#039;i nereden kaynaklanıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küçük yatırımcı Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) uyurgezer denetimi altında bazı şirketlerde patronların çevirdiği “antin kuntin” işler nedeniyle zorda. Bu şirketlerden birisi olan Borlease araç filosunu büyütmek için SPK’nın izniyle boyundan büyük işlere girip tahvil ihraç etmiş ama vadesi gelince ödemeyi yapamamış. Vade uzatılmış yine ödeyememiş. Arkasından hemen açıklama gelmiş: Bankalarla görüşüyoruz, borç yapılandırması tamamlanınca ödeyeceğiz. Bir diğeri olan ve Merkez Kayıt Kuruluşu’nun (MKK) en verilerine göre 175 bin yatırımcısı bulunan Kontrolmatik’te ise patronlar ortada yok. O kadar çok hisse satmışlar ki adları şirket karnesinde gözükmüyor. Şirketin ihraç ettiği tahvillerin vadesi gelmiş, yine ödeme yok. Ama açıklama aynı: Borç yapılandırma görüşmeleri sonuçlanınca ödeyeceğiz. Yani iki şirket de borç yapılandırmasının “olumlu” sonuçlanacağından o kadar eminler ki “dereyi görmeden paçayı sıvayıp” konuşuyorlar. İhraç ettikleri tahviller ya da hisse senetleri bugün borç yapılandırması için masaya oturdukları bankaların fonları tarafında alındı da ondan mı acaba bu kendine güven diye sormadan edemiyor insan?</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fb67149c55-1780463217.jpg" alt="" width="500" height="281" />
<figcaption><strong>Borlease araç filosunu büyütmek için SPK’nın izniyle boyundan büyük işlere girip tahvil ihraç etmiş ama vadesi gelince ödemeyi yapamamış. Vade uzatılmış yine ödeyememiş.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bu iki şirketten Kontrolmatik ile ilgili tahvil temerrüdünün yanı sıra başka ilginç gelişmeler de var. X’te Mad Men takma adlı finansçı yaptığı paylaşımla binlerce yatırımcının derdini dile getirmiş. Aynen aktarıyorum: “#KONTR tarafında olan biteni izliyorum da... Artık gerçekten hiçbir şeye şaşırmıyorum. "Daha ne kadar olumsuz haber duyabiliriz ki?" diyoruz, üzerine her gün bir yenisi ekleniyor.</p>
<p>Olan küçük yatırımcıya oldu. En son gelen KAP haberini gördünüz; VİOP'taki tahtaları da kapandı. Artık yeni sözleşme açılmayacak, orada da işlem görmeyecekler. Önce bedelli yap, sonra "finansal koşullar" deyip temerrüde düş, şimdi de VİOP'tan çık...</p>
<p>Ama asıl acı olan ne biliyor musunuz? Tahta resmen sahipsiz bırakıldı. Ortaklık tablosuna açıp bakıyorsunuz, patronlar ortada yok. "Kaçtılar" demek istemiyorum ama bütün mallarını satmışlar, payları %5'in bile altına düşmüş. Artık ortaklık tablosunda isimleri bile görünmüyor, resmen sessiz sedasız "exit" olmuşlar. Olan yine şirkete güvenip bu sahipsiz tahtada bekleyen küçük yatırımcıya oldu. Gerçekten inanılmaz bir hikaye izliyoruz... Yazık.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahvilde-temerrude-dusen-sirketlerin-yuksek-ozguveni-nereden-kaynaklaniyor-80325</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahvilde temerrüde düşen şirketlerin &#039;yüksek özgüven&#039;i nereden kaynaklanıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/18-holding-listeye-girmeyi-basardi-yuzde-40-baraji-yatirim-holdingler-asti-80324</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> 18 holding listeye girmeyi başardı, yüzde 40 barajı yatırım holdingler aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada 18 holdingin kârlılık rasyosu ezber bozuyor. Özkaynak kârlılığı %40’ı aşan şirketlerin boy gösterdiği ve Hedef Holding’in ilk sırada yer aldığı tablo, sermayeyi kimlerin daha verimli kullandığını söylüyor. Köklü holdinglerin diplerinde kalması ise sorgulamayı zorunlu kılıyor.</strong></p>
<p>Yatırımcılar, holding kavramını duyduğunda Koç veya Sabancı gibi büyüklerin her zaman verimlilik tablolarında en üstte yer alacağına inanma eğilimindedir. Bilançoların detaylarına bakıldığındaysa Hedef Holding veya Ral Yatırım Holding gibi yatırım şirketlerinin en tepede yer alması yatırımcıyı şaşırtsa da somut gerçeklik olarak öne çıkıyor. Ancak özkaynak kârlılığında %50 barajını aşmak önemli bir başarı olsa da yatırım holdinglerinin kâr marjlarındaki artışın asıl dayanağı ellerindeki finansal portföylerin borsa yükselişiyle beraber değerlenmesi. Sanayi gruplarının büyük varlık tabanıyla bu oranları yakalaması beklenmemeli.</p>
<h2>Özkaynak kârlılığı yüksekler</h2>
<p>Ral Yatırım Holding %50,54 ile sıralamaya giren holdingler arasında en yüksek özkaynak kârlılığına sahip firma konumunda. Şirket, yılın ilk çeyreğinde gelirini %286 büyütürken dönem sonu net kârı %145 artış ile 1,2 milyar TL’ye yükseldi. Hissenin fiyatı 18 Mart’ta en düşük 134,50 TL iken 11 Mayıs’ta en yüksek 401,75 TL’ye kadar çıktı. Sonrasında geriledi. Global Yatırım Holding, %40,77 özkaynak kârlılığı ile ikinci sırada yer alıyor. Şirket zaman zaman geri alımlarla fiyatı destekliyor. Son olarak 15 TL’den gerçekleştirdiği alımla pay miktarını %1,65’e çıkardı. Yılın ilk çeyreğinde gelirini düşüren firma, net dönem kârını %23 artışla 709,6 milyon TL’ye yükseltti.</p>
<h2>Özkaynak kârlılığı düşük olan</h2>
<p>Sıralamaya girmeyi başaran şirketlerden GDD Holding %0,8 özkaynak kârlılığı ile sonda duruyor. Defter değerinin altında fiyatla işlem gören hissede firma zaman zaman geri alımlar yapmakta. Son alımı 12 Mayıs’ta yaparken sermayedeki payı %12,42’ye yükseldi. Hisse, şimdilerde Temmuz 2023’te ulaştığı 5,95 TL bölgesinde işlem görüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fb49d8e131-1780462749.png" alt="" width="900" height="481" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SEKTÖR KARŞILIĞI MI, KİŞİSEL HEDEF Mİ?</strong></p>
<p><strong>Sektör karşılığı</strong>; ölçüm, makro uyum, risk kontrolü, ulaşılabilir rota. Yüksek stres, sürü psikolojisi, bireysel uyumsuzluk, referans karmaşası.</p>
<p><strong>Kişisel hedef</strong>; odaklanma, bağımsız duruş, çıkış kolaylığı, konfor, motivasyon gücü. Enflasyon tuzağı, yanılgı riski, duygusal yaklaşım, fırsat körlüğü.</p>
<p><strong>Yabancı ortaklık söylentilerinin arkasında spekülatif piyasa dinamikleri olabilir</strong></p>
<p>Alkim Kimya’nın yabancılara satılmasıyla ilgili son gelişmeler ne durumda? ● Kerem Bilir</p>
<p>Kerem, borsada ateş olmayan yerden duman çıkmaz algısı yaygın olsa da, bu tür yabancı ortaklık veya satın alma söylentilerinin resmi olarak yalanlandığı durumlarda arka planda genellikle şirket gerçeklerinden ziyade piyasa spekülasyonları yatmaktadır. En yaygın neden, hisse fiyatında suni bir dalgalanma yaratmak isteyen spekülatif grupların veya sosyal medya fenomenlerinin, küçük yatırımcıyı tahtaya çekmek için ilgi çekici hikayeler uydurarak bir algı operasyonu yapma arzusudur. Şirket geçtiğimiz nisanda bu iddiaları kesin bir dille yalanladı.</p>
<p><strong>Rezerv büyümesi için güçlü potansiyel olsa da henüz kesinleşmiş bir kaynak değil</strong></p>
<p>Tureks Madencilik’in yeni mermer ruhsatı ile birlikte rezervi ne kadar büyüdü? ● İbrahim Pancarlı</p>
<p>İbrahim, Tureks Turunç Madencilik’in Sandıklı’da II-B Grubu mermer sahası için aldığı yeni ruhsat, şüphesiz firmanın gelecekteki rezervlerini büyütme potansiyeli taşıyan pozitif bir adımdır. Sahanın Türkiye’nin en değerli mermer yataklarına ev sahipliği yapan Afyon bölgesinde bulunması ve kararın Ar-Ge çalışmalarına istinaden alınması bu sahanın verimliliğine dair beklentileri güçlendirmekte. Ancak şirketin aldığı belgenin bir işletme ruhsatı olmadığı henüz bir arama ruhsatı olduğu atlanmamalı. Yani ticari boyutu belirsizliğini sürdürüyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>NAU altın fonu güvenli liman arayan yatırımcıya bir yılda %56 getiri sağladı</strong></p>
<p>Neo Portföy’ün yönetiminde olan Altın Fonu (NAU), yükselen eğilimi ile öne çıkıyor. Ancak fon, 30 Ocak günü en yüksek 3,70 TL’yi test ettikten sonra kademeli olarak geriledi. Zayıf seyrin öne çıktığı fonun hacmi de küçülmekte. Ocakta 4,1 milyar TL büyüklüğündeyken, mayısta 2,68 milyar TL’ye kadar indi. Şubattan bu yana düzenli olarak nakit çıkışı yaşanıyor. Son olarak mayısta giden tutar 254,9 milyon TL. Azalan ilgi yatırımcı sayısındaki düşüşle de kendisini hissettiriyor. Aralıkta 15.182 olan yatırımcısı şimdilerde 11.792’ye gerilemiş durumda. NAU; altın ve altına dayalı enstrümanlara yatırım stratejisi ile hareket ediyor. Portföyünün %95,55’i kıymetli madenlerden ve %4,70’i fonlardan oluşuyor. Yıllık bazda %56,02 getiri elde etti. Altın fonlarının ortalaması olan %56,52’ye paralel hareket ediyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Deniz Eko Enerji, piyasadan TLREF + %5,5 faizle 300 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Deniz Eko Enerji, nitelikli yatırımcılara yönelik 01.06.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 300.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 5,5 düzeyinde bulunuyor. 179 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 27.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 1 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Deniz Eko Enerji’nin verdiği %5,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için uygun bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte ihraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFDEKOK2628 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fb4d908d90-1780462809.png" alt="" width="233" height="170" /></strong></p>
<p><strong>Tekfen mayısın ikinci haftasından  sonra gerilese de son günlerde yükseliyor</strong></p>
<p>Tekfen Holding’de fonlar alım ağırlıklı işlem yapıyor. Portföylerindeki miktar %26,24 ile toplamda 579,5 bin lot artarak 2,79 milyona çıktı. Hissedeki fon sayısı 35’den 31’e indi. Z30KP.F 728,2 bin lot ile en fazla alımı yaparken, FDG 267,1 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Hisse için bugüne kadar 2 aracı kurum öneride bulundu, model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi Gedik Yatırım 104 TL ile verdi. En düşük öneri 92,70 TL ile Ünlü Yatırım’dan geldi. Her iki kurumun önerisi işlem fiyatının altında.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fb50cadc5f-1780462860.png" alt="" width="800" height="202" /></p>
<p><strong>METROPAL KURUMSAL HİZMETLER</strong></p>
<p><strong>Ar-Ge odaklı büyüme hedefiyle inovasyon ve teknoloji merkezini kurmayı hedefliyor</strong></p>
<p>Metropal Kurumsal Hizmetler, teknoloji inovasyonu ve Ar-Ge faaliyetlerini geliştirmek amacıyla KOSGEB’in Teknoloji Merkezi Destek Programı’na başvuru yapma kararı aldı. Süreç kapsamında Teknoloji Merkezi ünvanlı yeni bir şirket kuracağını belirtti. Hizmet şirketlerinin yenilikçi çözümler üretmek için teknoloji ve Ar-Ge birimlerini ayrı tüzel kişilikler altında kurgulaması sürdürülebilir büyüme için etkili bir yöntemdir. Bu yatırımları KOSGEB gibi kamu destek programlarıyla fonlamak, başlangıç maliyetlerini minimize ederken inovasyon kapasitesini destekler.</p>
<p><strong>GEN İLAÇ</strong></p>
<p><strong>İlişkili taraf sinerjisiyle devlet kurumlarına yüksek miktarda ilaç tedarik edecek</strong></p>
<p>Gen İlaç, Devlet Malzeme Ofisi’nin (DMO) 3 aylık ilaç alım ihalesinde, yetkilendirilmiş ilişkili tarafı Salutem Ecza Deposu’nun kazandığı kalemlerin kendisi tarafından tedarik edileceğini bildirdi. Bu kapsamda DMO ihalesinin Gen İlaç’ın satışlarına toplam katkısının 641,5 milyon TL olacağını belirtti. İlaç sektöründe kamu kurumlarının hacimli alım ihalelerine doğrudan veya bayiler aracılığıyla ana tedarikçi olarak girmek, ciro tabanını güvence altına alan bir adımdır. Alınan yüksek montanlı sipariş, kapasite kullanım oranını artırarak brüt karlılığa katkı yapacak.</p>
<p><strong>TARKİM BİTKİ KORUMA</strong></p>
<p><strong>Yeni fabrikasına kademeli olarak taşınmaya başladı. İlk olarak idari birim gitti</strong></p>
<p>Tarkim Bitki Koruma, idari faaliyetlerini Turgutlu OSB’de yapımı devam eden yeni fabrikasına taşıdığını, üretim ve lojistik operasyonlarının ise bir süre daha mevcut lokasyonunda süreceğini duyurdu. Yeni tesiste makine ve ekipman kurulumlarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti. Yeni fabrika yatırımlarında idari ve operasyonel birimlerin eş zamanlı olmayan, kademeli bir planla taşınması üretimin aksamasını önleyen doğru bir geçiş stratejisidir. Yeni tesisin tam kapasiteyle devreye girmesi, uzun vadeli üretim ve pazar payını genişletecek itici bir güç olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/18-holding-listeye-girmeyi-basardi-yuzde-40-baraji-yatirim-holdingler-asti-80324</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 18 holding listeye girmeyi başardı, yüzde 40 barajı yatırım holdingler aştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gubre-krizi-tarlaya-ulasti-80323</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gübre krizi tarlaya ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fb2505165e-1780462160.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Orta Doğu’daki krizin merkezi petrolden gübreye taşınıyor. Küresel tahıl arzı bugün için rahat görünse de, yükselen gübre maliyetleri, ekim kararlarındaki değişimler ve yeniden güçlenen El Nino riski 2027 yılı için yeni bir belirsizlik dönemi yaratıyor.</p>
<p>Tarım piyasalarındaki en büyük endişe, dünya gübre ticaretinin önemli bir bölümünün Orta Doğu kaynaklı olması. Kpler verilerine göre dünya deniz yoluyla taşınan azotlu gübre ticaretinin yaklaşık dörtte biri Körfez bölgesinden gerçekleştiriliyor. Ancak savaş nedeniyle lojistik akışlar ciddi şekilde aksadı. Şu anda 40'tan fazla gemide taşınan 2 milyon tonun üzerindeki gübre yükünün Ortadoğu Körfezi'nde beklediği belirtiliyor. Tahıl ticaretinde alternatif rotalar ve limanlar devreye girerken, gübre ihracatında benzer ölçekte bir telafi mekanizması henüz oluşmuş değil.</p>
<p>Sonuç olarak küresel gübre fiyatları yeniden yükselişe geçti. ABD'nin bazı bölgelerinde üre fiyatları ton başına yaklaşık 1.000 dolara kadar çıktı. bu durum çiftçilerin gübre kullanımını azaltmasına yol açabilir ve etkileri birkaç hasat dönemi boyunca hissedilebilir.</p>
<h2>“Savaşın tarımda etkisi daha yeni başlıyor” </h2>
<p>Uzmanlar, petrol fiyatlarındaki yükselişin kısa vadeli bir maliyet baskısı yaratırken, gübre arzındaki bozulmanın doğrudan verim kayıplarına neden olabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle savaşın tarım üzerindeki etkisinin henüz başlangıç aşamasında olduğu değerlendiriliyor.</p>
<h2>Mısırdan soyaya yöneliş hızlanıyor </h2>
<p>Yükselen gübre maliyetleri çiftçilerin ekim tercihlerini de değiştirmeye başladı. Azot kullanımına daha fazla ihtiyaç duyan mısır üretimi, mevcut maliyet ortamında soya fasulyesine kıyasla dezavantajlı hale geliyor.</p>
<p>Kpler'in hesaplamalarına göre yeni sezon soya-mısır fiyat oranı yaklaşık 2,45 seviyesine yükselmiş durumda. Bu oran geçen yıl 2,35 düzeyindeydi. Analistler, yalnızca ABD'de yaklaşık 1 milyon dönümlük alanın mısırdan soya fasulyesine kayabileceğini tahmin ediyor.</p>
<p>Bu eğilim küresel mısır arzı açısından önem taşıyor. ING de yılın ikinci yarısında mısır piyasasının daha sıkı bir dengeye doğru ilerlediğini belirtiyor. Gübre maliyetleri nedeniyle ekim alanlarının daralması, stokların beklenenden daha hızlı azalmasına neden olabilir. Risk sadece Kuzey Amerika ile sınırlı değil. Dünyanın en büyük tarım üreticilerinden Brezilya gübre ihtiyacının yaklaşık yüzde 85'ini ithalatla karşılıyor. Uzun sürecek bir tedarik sıkışıklığı, Brezilyalı çiftçilerin de daha düşük gübre gerektiren ürünlere yönelmesine yol açabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin'in 17 milyar dolarlık tahıl hamlesi</span></h2>
<p>Piyasalarda dikkat çeken bir diğer gelişme ise Çin'in ABD ile yaptığı tarım anlaşması oldu. Pekin yönetimi, önümüzdeki yıllarda yaklaşık 17 milyar dolarlık Amerikan tarım ürünü satın alma taahhüdünde bulundu. Analizlere göre anlaşmanın yerine getirilebilmesi için Çin'in yaklaşık 8 milyon ton ABD mısırı satın alması gerekebilir. Dolayısıyla önümüzdeki aylarda açıklanacak ABD ihracat satışları, piyasaların yönü açısından kritik göstergelerden biri olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">El Nino tehdidi yeniden sahnede</span></h2>
<p>Tarım piyasalarının karşı karşıya olduğu tek risk jeopolitik gelişmeler değil. NOAA'nın son tahminleri, 2026'nın son çeyreğinde El Nino oluşma ihtimalinin yüzde 98'e yükseldiğini gösteriyor. Bu durum özellikle Avustralya için kritik önem taşıyor. El Nino yıllarında ülkenin önemli buğday üretim bölgelerinde kuraklık riski artıyor ve verimler düşüyor. Kpler'in modellemeleri, olası bir El Nino senaryosunda Avustralya'nın buğday üretiminin trend seviyelerin belirgin şekilde altına inebileceğini ortaya koyuyor. ING de El Nino'nun Brezilya başta olmak üzere Güney Yarımküre üreticileri için ek bir risk katmanı oluşturduğunu belirtiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gubre-krizi-tarlaya-ulasti-80323</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/9/1280x720/gubre-1762787292.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu&#039;da aylardır devam eden çatışmaların etkisi enerji piyasalarının ötesine taşınmaya başladı. Uzmanlara göre Hürmüz’de yaşanan aksaklıklar yalnızca bugünkü ticaret akışlarını değil, 2027 mahsullerinin verimini ve gelecekteki gıda fiyatlarını da etkileyebilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/ilk-5-ayda-katilim-endeksindeki-yukselis-borsayi-2ye-katladi-80322</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk 5 ayda katılım endeksindeki yükseliş borsayı 2&#039;ye katladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Ortadoğu’da yaşanan savaş savunma sanayi ve katılım endeksinde işlem gören birçok hisse senedinde önemli yükselişlerin yaşanmasına neden oldu. Özellikle katılım endeksindeki getiri ilk 5 aylık dönemde BIST 100’ü 2’ye katladı. Tasarruf finansman tarafında katılım endeksinde işlem gören bazı firmalarda bu dönemde ciddi anlamda primlendi. Mevcut firmaların bazılarında ilk 5 aylık dönemde hisse bazlı yükseliş yüzde 600’e yakın. Yükselişte bankalarda faiz oranlarının yüksek olması ev ve araba alımlarında faiz hassasiyeti bulunan kesim dışında yatırımcı ilgisinin tasarruf finansman şirketlerine ilgisinin artması etkili oldu.</p>
<h2>Aktif büyümede parabolik yükseliş </h2>
<p>Tasarruf finansman tarafında sektöredeki önemli oyuncuların aktif büyüklükleri ise 2021-2025 arası dönemde 7,2 milyar TL’den 145,3 milyar TL’ye yükseldi. Bilançolardaki olumlu ivme yatırımcı nezdinde de karşılık görürken bu yılın ilk 5 aylık periyodunda katılım endeksi %46 yükseldi. Ekonomiye konuşan sektör temsilcileri, savaş ve belirsizlik ortamındaki bulutların dağılmasıyla hem borsa hem de katılım endeksi özelinde daha olumlu bir tablonun ortaya çıkacağını ifade ediyor.</p>
<p>Finansal Kurumlar Birliği verilerine göre tasarruf finansman sektörü, ilk çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre, en hızlı büyüyen alanlardan biri olmayı sürdürdü. Sektörün aktif büyüklüğü yüzde 198 artışla 379 milyar TL’ ye yükselirken, alacak büyüklüğü yüzde 363 artışla 176 milyar TL’ye ulaştı. Aynı dönemde müşteri sayısı yüzde 112 artışla 1 milyon 337 bin seviyesini aştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yatırımcı tercihinde konutun öne çıkması sektörü büyüttü</span></h2>
<p>Konut edinimi konusunda finansmana erişimin kolay olmaması sektörü büyüten dinamikler arasında. Ekonomiye açıklamalarda bulunan sektör temsilcileri, tasarruf finansman sektöründeki büyüme nedenlerine ilişkin açıklamalarda bulunarak şunları söyledi: “Kira getiri oranının toplam yatırım finansmanını karşılama süresinin 20-25 yıldan 10-15 yılda düşmesi konutu alımını yeniden cazip kıldı. Bu durum tasarruf finansman sektörünün büyümesine katkı sunan en önemli neden. Diğer yandan şube açma şartlarının bankalara nazaran daha kolay ve daha az maliyetli olması da sektördeki birçok firmanın bilançolarına önemli şekilde yansımış vaziyette.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/ilk-5-ayda-katilim-endeksindeki-yukselis-borsayi-2ye-katladi-80322</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa ilk 5 aylık periyot içerisinde %21&#039;in üzerinde değer kazanırken aynı dönemde tasarruf finansman firmalarının da içinde yer aldığı katılım endeksi %46 yükselerek BIST 100&#039;deki getiriyi 2&#039;ye katladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butlan-sonrasinda-chpnin-ilk-grup-toplantisi-eski-yeni-vekilleri-bulusturdu-80321</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Butlan sonrasında CHP&#039;nin ilk grup toplantısı eski-yeni vekilleri buluşturdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mutlak butlan kararının ardından dün Meclis’te CHP Grubu toplandı. Özgür Özel hem Meclis içinde hem de Meclis dışında toplanan binlerce kalabalığa, “CHP burada” mesajını verdi.</p>
<p>Gözler sabah saatlerinden itibaren Meclis’e çevrildi. Önceki gün; TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un, CHP Grubu’nun Özel başkanlığında toplanabileceği mesajını gittiği Finlandiya’dan verdi. TBMM Başkanlığı dün sabah erken saatlerde de CHP Genel Merkezi’ne yazı göndererek CHP Grup Toplantısı’nın yapılıp yapılmayacağını sordu. Meclis Başkanlığı’ndan gelen soruya yanıt, genel başkanlığı koltuğunu mahkeme kararıyla devralan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminden geldi. Kılıçdaroğlu’na yakın kaynaklar, Meclis’e gönderilen yanıtta, “CHP olarak bir grup toplantısı yapma taleplerinin bulunmadığının” resmi olarak bildirildiğini aktardı. CHP Genel Merkezi’nin toplantı yanıtına karşın TBMM Başkanlığı, yetki aşımı yapmayarak CHP Grup Toplantısına müdahale etmedi.</p>
<h2>223 eski milletvekili katıldı</h2>
<p>Mutlak butlan kararına karşı ortak bildiri yayımlayan ve yaşanan hukuki boşluğun giderilmesi için en geç 45 gün içinde derhal Olağanüstü Kurultay yapılması çağrısında bulunan CHP eski dönemlerinde görev yapmış 223 milletvekili desteklerini grup toplantısına katılarak da gösterdiler. Çok sayıda CHP milletvekili ve partililer, grup toplantısında önce grup salonunu doldurdular. Salona sığmayan ziyaretçiler Meclis kulislerine alındı. Binlerce seçmen ise Meclis Dikmen kapıda Özel’e destek verdi. Grup Toplantısı salonunda toplanan CHP’liler, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları attı. Sloganlara, CHP milletvekillerini de eşlik ettiği görüldü. Toplantıya olan yoğun ilgi nedeniyle yer bulamayan onlarca kişi de Özel’i ayakta dinledi.</p>
<h2>İsimler tek tek okundu </h2>
<p>Özel’in konuşmasında önce Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, grup toplantısına katılanlar eski siyasileri ve STK temsilcilerinin isimlerini tek tek okudu. Salonda, mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığına getirilen Kılıçdaroğlu’na yönelik tepki sloganları da atıldı. Grup Toplantısı salonunda toplanan CHP’liler, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları attı. Sloganlara, CHP milletvekilleri de eşlik etti. Özel’i dinlemek için salona gelen yurttaşlar “Hak, hukuk, adalet” sloganı attı.</p>
<h2><span style="color: #000000;">"Karşımızda 5 Kasım ve 31 Mart’ı hazmedemeyenler var"</span></h2>
<p>Özgür Özel konuşmasında “Karşımızda, 5 Kasım kurultayını hazmedemeyenlerle, 31 Mart 2024’ü hazmedemeyenlerin ittifakı vardır” sözleri ile hem Erdoğan’ı hem de Kılıçdaroğlu’nu hedef aldı. “Genel Merkez’de bizden birileri değil, başkaları oturuyor orada” diyen Özel, “Türkiye’den kaçarken yakalanan bir avukat, partinin balkonunda keyif yaparak, ‘CHP arınmaya başladı’ diyor. İtirafçı alçaklar, partinin çatısında oturuyor. Partiye polisle girip çikolata dağıtan kişi, Yeni Akit’e Ferdi Zeyrek ile ilgili ‘Çarpıldı’ karikatürü çizen kadın partide oturuyor şu anda. Gülşah’a iftira atanlar şimdi o partide göbek atıyorlar” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bahçeli: Yargıtay CHP kararını bir an önce vermeli</span></h2>
<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis Grup toplantısında CHP’nin toplumun hassasiyetlerini gözeterek arınması gerektiğini belirtti. Bahçeli, Yargıtay’a da kararını bir an önce vermesi çağrısında bulundu. CHP’de yaşananların, CHP kurumsallığına yakışmayan bir seviyeden siyasi kültüre ve demokrasiye zarar verici bir noktaya doğru ilerlediğini kaydeden Bahçeli, “Ülkemizi yakından etkileyen bölgesel gelişmelerin ve terörsüz Türkiye sürecine ilişkin önemli aşamaların kaydedildiği bir dönemde beklentimiz, hukuki ve siyasi mücadele yerine fiziki mücadele gibi toplumsal huzuru bozacak, provokasyonları artıracak tehlikeli söylem ve eylemlerden kaçınılmasıdır” dedi. Yaşanan bölgesel gelişmeler dikkate alındığında ortak akıl ve güçlü siyasal kurumlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunu kaydeden Bahçeli, “ Mahkeme kararına yönelik itiraz merci olan Yargıtay konunun hassasiyetine binaen vaki itiraza yönelik kararını bir an önce vermelidir. Türk siyaseti ve demokrasisinin hırpalanmasına izin verilmemelidir. En başında CHP üzerinden oyun oynamanın tehlikelerinden bahsetmiştim. Geldiğimiz noktada bölünmüş bir CHP algısı oluşturulmaya, hatta meşrulaştırılmaya çalışıldığına şahit olunmaktadır. Unutulmamalı ki yaşanan bölgesel gelişmeler ve terörsüz Türkiye sürecinde, ortak akıl ve güçlü siyasal kurumlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulacaktır” diye konuştu. Vatandaşların oylarıyla seçilen bazı belediyelerde ortaya çıkan istismar, usulsüzlük ve yolsuzlukları bir düşkünlük hali olduğunu kaydeden Bahçeli, “Bunlar hangi siyasi partiye ait olursa olsun, hem topluma hem de içinde bulunduğu camiaya zarar vermektedir" dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">DEM Parti'den sert tepki</span></h2>
<p>DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, CHP’ye yönelik mutlak butlan kararına “Demokratik siyaset, dışarıdan bir hukuk müdahalesiyle şekillendirilmek isteniyor” sözleriyle tepki gösterdi. Meclis Grup toplantısında konuşan Bakırhan, mutlak butlan kararının hukuki bir meselenin çok ötesinde olduğunu belirterek, “Bu karar demokratik siyaseti dışarıdan zorla şekillendirme girişimidir. Hiç kimse bize başka bir şey anlatmasın. Demokratik siyaset, dışarıdan bir hukuk müdahalesiyle şekillendirilmek isteniyor. Siyaseti yargı kararnamesiyle şekillendirmektir. Bu bir yargı kararıdır diyerek kimse 86 milyona cambaza bak oyunu da oynamasın. Türkiye'de bu rejimin en yakın tanığı, sanığı ve şahidi bizleriz, bu gelenektir. Biz hiçbir zaman cambaza bakmadık, bundan böyle de bakmayacağız” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butlan-sonrasinda-chpnin-ilk-grup-toplantisi-eski-yeni-vekilleri-bulusturdu-80321</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/1/1280x720/ozgur-ozel-1780461744.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Butlan sonrasında CHP&#039;nin ilk grup toplantısı eski-yeni vekilleri buluşturdu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaynaklarin-dogru-kisi-dogru-sektor-ve-dogru-zamanda-kullanilmasi-80320</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaynakların doğru kişi, doğru sektör ve doğru zamanda kullanılması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonominin temel kurallarından biri oldukça basittir: Kaynaklar sınırlıdır, ihtiyaçlar ise sınırsızdır. Bu nedenle toplumların refah düzeyini belirleyen en önemli faktörlerden biri, sahip olunan kaynakların ne kadar akıllıca kullanıldığıdır. Bir ülkenin doğal kaynakları, insan gücü, finansal imkanları ve teknolojik kapasitesi ne kadar güçlü olursa olsun; eğer bu kaynaklar doğru kişi, doğru sektör ve doğru zamanda kullanılmazsa beklenen verim elde edilemez. Tam tersine, yanlış kullanım ekonomik kayıplara, fırsat maliyetlerinin artmasına ve toplumsal refahın gerilemesine yol açabilir.</p>
<p>Kaynak yönetimi yalnızca ekonomi kitaplarının teorik bir konusu değildir. Günümüzde devlet politikalarından şirket stratejilerine, yerel yönetimlerden bireysel yatırım kararlarına kadar geniş bir alanda belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle kaynakların etkin kullanımı, sadece teknik bir yönetim meselesi değil, aynı zamanda stratejik bir planlama ve vizyon meselesidir.</p>
<p><strong>DOĞRU KİŞİYE EMANET EDİLEN KAYNAK</strong></p>
<p>Kaynakların verimli kullanılmasında ilk önemli unsur, o kaynağı yönetecek kişinin doğru seçilmesidir. İnsan faktörü, tüm ekonomik faaliyetlerin merkezinde yer alır. Bir projeye ayrılan bütçe ne kadar yüksek olursa olsun, eğer o projeyi yönetecek kişiler yeterli bilgi, deneyim ve vizyona sahip değilse başarı ihtimali oldukça düşer.</p>
<p>Kurumların başarısında liyakat ilkesinin önemi tam da burada ortaya çıkar. Liyakat, bir görevin ehil kişilere verilmesi anlamına gelir. Doğru insanın doğru görevde bulunması hem kaynakların israfını önler hem de verimliliği artırır. Bu durum sadece kamu kurumları için değil, özel sektör için de geçerlidir.</p>
<p>Bugün dünyanın en başarılı şirketlerine bakıldığında, bu kurumların en büyük yatırımı insan kaynağına yaptığı görülür. Çünkü teknoloji satın alınabilir, finans bulunabilir, ancak doğru insan kaynağı oluşturulmadığında tüm bu yatırımların etkisi sınırlı kalır. Bu nedenle şirketler, yöneticilerden mühendislerine kadar geniş bir kadroyu dikkatli bir seçim sürecinden geçirir.</p>
<p>Aynı durum kamu yönetimi için de geçerlidir. Kamuda görev alan yöneticilerin bilgi ve tecrübeleri, kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağını doğrudan etkiler. İyi yönetilen kurumlar, aynı bütçeyle çok daha fazla hizmet üretebilirken; kötü yönetilen kurumlarda büyük bütçeler dahi yetersiz kalabilir.</p>
<p><strong>DOĞRU SEKTÖRE YÖNLENDİRİLEN YATIRIM</strong></p>
<p>Kaynak kullanımında ikinci kritik unsur, bu kaynakların hangi sektörlere yönlendirildiğidir. Ekonomiler sürekli değişim içindedir. Dün önemli olan bir sektör bugün gerileme sürecine girebilirken, yeni teknolojilerle birlikte farklı alanlar hızla büyüyebilir.</p>
<p>Bu nedenle yatırım kararları alınırken sadece bugünün ihtiyaçları değil, geleceğin trendleri de dikkate alınmalıdır. Sanayi devrimi döneminde kömür ve demir en kritik kaynaklar arasında yer alıyordu. Bugün ise dijital teknolojiler, yapay zekâ, yenilenebilir enerji ve veri ekonomisi gibi alanlar öne çıkıyor.</p>
<p>Bir ülkenin kaynaklarını doğru sektörlere yönlendirmesi, ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşır. Örneğin yüksek katma değerli üretim yapan sektörlere yapılan yatırımlar, uzun vadede hem istihdam yaratır hem de ihracat kapasitesini artırır.</p>
<p>Buna karşılık düşük verimli alanlara yönlendirilen büyük yatırımlar, beklenen ekonomik katkıyı sağlayamayabilir. Bu nedenle kamu politikalarında sektör seçimi son derece kritik bir konudur. Hangi sektörlerin destekleneceği, hangi alanlarda teşvik verileceği ve hangi yatırımların öncelik taşıyacağı, ekonominin geleceğini belirleyen önemli kararlardır.</p>
<p>Günümüzde birçok ülke teknoloji, savunma sanayi, biyoteknoloji ve temiz enerji gibi stratejik sektörlere büyük kaynaklar ayırmaktadır. Çünkü bu alanlar yalnızca ekonomik kazanç sağlamaz, aynı zamanda ülkelerin küresel rekabet gücünü de artırır.</p>
<p><strong>DOĞRU ZAMANLAMA BAŞARININ ANAHTARI</strong></p>
<p>Kaynakların etkin kullanımı sadece doğru kişi ve doğru sektörle sınırlı değildir. Aynı zamanda doğru zamanlama da büyük önem taşır. Ekonomide zamanlama, çoğu zaman başarı ile başarısızlık arasındaki ince çizgiyi belirler.</p>
<p>Bir yatırımın doğru zamanda yapılması, o yatırımın getirilerini katlayabilir. Ancak aynı yatırım yanlış zamanda gerçekleştirildiğinde ciddi kayıplara yol açabilir. Örneğin ekonomik durgunluk dönemlerinde yapılan bazı yatırımlar beklenen talebi bulamayabilirken, büyüme dönemlerinde gerçekleştirilen yatırımlar hızla karşılık bulabilir.</p>
<p>Benzer şekilde teknolojik dönüşümlerde zamanlama son derece kritik bir faktördür. Bir şirket yeni bir teknolojiyi piyasaya erken sunarsa pazar henüz hazır olmayabilir. Çok geç kalırsa da rakipleri pazarı ele geçirmiş olabilir. Bu nedenle doğru zamanlama stratejik kararların en önemli parçalarından biridir.</p>
<p>Devlet politikalarında da zamanlama büyük rol oynar. Ekonomik teşviklerin doğru zamanda uygulanması, kriz dönemlerinde ekonomiyi canlandırabilir. Ancak aynı teşviklerin yanlış zamanlarda verilmesi enflasyon veya bütçe dengesizlikleri gibi sorunlara yol açabilir.</p>
<p><strong>ETKİN KAYNAK YÖNETİMİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA</strong></p>
<p>Kaynakların doğru kişi, doğru sektör ve doğru zamanda kullanılması yalnızca ekonomik büyüme açısından değil, sürdürülebilir kalkınma açısından da önemlidir. Günümüzde dünya, iklim değişikliği, enerji güvenliği ve çevresel sorunlar gibi büyük küresel meydan okumalarla karşı karşıyadır.</p>
<p>Bu nedenle kaynak yönetimi artık sadece ekonomik verimlilikle değil, çevresel ve sosyal sorumluluklarla da birlikte düşünülmektedir. Yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği projeleri ve çevre dostu üretim yöntemleri bu yaklaşımın önemli örnekleridir.</p>
<p>Kaynakların etkin kullanımı aynı zamanda toplumsal adalet açısından da önemlidir. Kamu kaynaklarının doğru alanlara yönlendirilmesi, eğitimden sağlığa, altyapıdan sosyal politikalara kadar birçok alanda toplumun yaşam kalitesini artırabilir.</p>
<p><strong>SONUÇ</strong></p>
<p>Ekonomik başarı çoğu zaman yeni kaynaklar bulmaktan değil, mevcut kaynakları daha akıllıca kullanmaktan geçer. Bu nedenle kaynak yönetimi, modern ekonomilerin en kritik konularından biri haline gelmiştir.</p>
<p>Doğru kişinin yönetmediği bir kaynak verimli kullanılamaz. Doğru sektöre yönlendirilmemiş bir yatırım büyüme yaratamaz. Doğru zamanda kullanılmayan bir kaynak ise fırsatları kaçırabilir. Bu üç unsur bir araya geldiğinde ise kaynakların gerçek değeri ortaya çıkar.</p>
<p>Geleceğin güçlü ekonomileri, sadece zengin doğal kaynaklara sahip olan ülkeler olmayacaktır. Asıl farkı yaratacak olan, sahip olduğu kaynakları doğru stratejiyle kullanan toplumlar olacaktır. Çünkü sürdürülebilir kalkınmanın temelinde, akıllı ve planlı kaynak yönetimi yatmaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaynaklarin-dogru-kisi-dogru-sektor-ve-dogru-zamanda-kullanilmasi-80320</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kaynakların doğru kişi, doğru sektör ve doğru zamanda kullanılması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergiye-gonullu-uyumda-curuk-limon-etkisi-80319</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergiye gönüllü uyumda &#039;Çürük Limon Etkisi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SERCAN BAKAÇ - </strong><strong><em>Vergi Başmüfettişi</em></strong></p>
<p>Vergi sistemlerinde gönüllü uyumun sürdürülebilirliği, yalnızca denetim kapasitesiyle değil; mükellef davranışlarını şekillendiren ekonomik ve psikolojik unsurlarla da yakından ilişkilidir.</p>
<p>Son dönemde yeniden gündeme gelen varlık barışı, matrah artırımı ve yapılandırma düzenlemeleri, vergi sistemlerinde tahsilat boyutu ile birlikte gönüllü uyum ve vergiye ilişkin adalet algısını da yeniden değerlendirmeye açmış durumdadır. Vergi politikaları çoğu zaman kısa vadeli mali sonuçları üzerinden değerlendirilmektedir. Ancak bu tür düzenlemelerin mükellef davranışları üzerindeki etkileri de en az mali sonuçlar kadar önem taşıyabilmektedir.</p>
<p>Vergisel uyumun sürdürülebilirliği yalnızca mevzuatın varlığına veya yaptırım gücüne bağlı değildir. Mükelleflerin sistemin işleyişine ilişkin gözlemleri, çevrelerinde oluşan davranış kalıpları ve diğer mükelleflerin yükümlülüklere yaklaşımına ilişkin algıları da bu süreçte belirleyici olabilmektedir.</p>
<p>Peki, bir kasa dolusu sapasağlam limonu ne çürütür?</p>
<p>Bazı durumlarda tek bir çürük limon bile tüm kasayı etkileyebilmektedir.</p>
<p>Davranışsal iktisat literatüründe bu durum, tekil bir olumsuzluğun zamanla çevresine yayılarak bütünü etkileyebilmesini ifade eden <strong><em>“çürük limon etkisi” </em></strong>ile açıklanmaktadır. İlk bakışta basit bir benzetme gibi görünse de, vergisel uyum açısından dikkat çekici bir çerçeve sunmaktadır.</p>
<p><strong>Vergisel uyumun davranışsal boyutu</strong></p>
<p>Vergisel yükümlülüklerini zamanında ve eksiksiz yerine getiren mükelleflerin çoğunlukta olduğu sistemlerde dahi, sınırlı ölçüde başlayan uyumsuz davranışlar yeterli ve zamanında karşılık bulmadığında zamanla uyum normları üzerinde aşınma etkisi oluşturabilmektedir.</p>
<p>Vergisel uyumun yalnızca hukuki yaptırımlarla açıklanamayacağı uzun süredir bilinmektedir. Mükellef davranışları çoğu zaman yalnızca yakalanma ihtimaliyle değil; adalet algısı, karşılıklılık duygusu ve çevrede gözlemlenen davranışlarla da şekillenmektedir. Özellikle diğer mükelleflerin davranışlarına ilişkin gözlemler, gönüllü uyum açısından belirleyici hale gelebilmektedir.</p>
<p>Bu nedenle vergi sistemlerinde uyumsuzluk çoğu zaman yalnızca bireysel bir tercih olmaktan ziyade; gözlem, karşılaştırma ve çevresel etki yoluyla yayılım gösterebilen davranışsal bir süreç olarak ortaya çıkmaktadır.</p>
<p><strong>“Çürük Limon Etkisi” ne anlatıyor?</strong></p>
<p>“Çürük limon etkisi” nin teorik arka planı, iktisat literatüründe asimetrik bilgi problemiyle yakından ilişkilidir. George Akerlof’un klasikleşmiş çalışmasında ortaya koyduğu üzere, kaliteli ile düşük kaliteli aktörlerin ayırt edilemediği piyasalarda zamanla iyi olan sistemden çekilmekte, düşük kaliteli olan ise baskın hale gelmektedir. Kalitenin tam olarak gözlemlenemediği ortamlarda oluşan bu denge, dürüst ve uyumlu aktörler açısından sürdürülebilirliğini kaybedebilmektedir.</p>
<p>Benzer bir mekanizma vergisel uyum alanında da görülebilmektedir. Uyumsuz davranışların görünür hale gelmesi ve yeterli karşılık bulmadığı yönündeki algı, başlangıçta uyumlu olan mükellefler üzerinde davranış değişikliği baskısı oluşturabilmektedir.</p>
<p>Burada belirleyici olan yalnızca ihlalin kendisi değildir.</p>
<p>Asıl belirleyici unsur, bu ihlalin sonuçsuz kaldığı yönünde oluşan algıdır.</p>
<p><strong>Vergisel uyumsuzluk nasıl yayılıyor?</strong></p>
<p>Uygulamada en sık karşılaşılan örneklerden biri, belge düzenine ilişkin aykırılıklardır. Başlangıçta münferit görünen bazı uygulamaların zamanla olağanlaşması, çoğu zaman doğrudan ihlalin kendisinden değil, bu ihlallerin sistem içerisinde karşılıksız kaldığı yönünde oluşan algıdan beslenmektedir.</p>
<p>Özellikle sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanımına ilişkin vakaların belirli sektörlerde yaygınlaştığı yönündeki kanaat, uyumlu mükellefler açısından rekabet baskısı ve davranışsal çözülme riski doğurabilmektedir.</p>
<p>Benzer şekilde, vergisel yükümlülüklerini zamanında yerine getiren mükelleflerle bu yükümlülükleri geciktiren mükelleflerin matrah artırımı, yapılandırma ve varlık barışı benzeri düzenlemeler sonucunda benzer mali sonuçlarla karşılaşması, uyumlu davranışın yeterince karşılık bulmadığı yönünde bir algı oluşturabilmektedir. Bu algı kısa vadede doğrudan görünür sonuçlar üretmese de, uzun vadede gönüllü uyum açısından davranışsal etkiler doğurabilmektedir.</p>
<p><strong>Vergisel düzenlemelerin davranışsal etkileri</strong></p>
<p>Matrah artırımı, yapılandırma ve varlık barışı benzeri düzenlemeler; tahsilatı hızlandıran, ihtilafları azaltan ve kayıt dışı unsurların sisteme kazandırılmasını amaçlayan önemli araçlar arasında yer almaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, bu tür uygulamaların belirli dönemlerde tekrar edilmesi, bazı mükellefler açısından ilerleyen dönemlerde benzer düzenlemelerin yeniden yapılabileceğine yönelik beklenti oluşturabilmektedir. İstisnai olarak tasarlanan mekanizmaların zaman içerisinde öngörülebilir hale gelmesi, davranışsal sonuçları bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durum oluşturmaktadır.</p>
<p>Özellikle yükümlülüklerini düzenli yerine getiren mükellefler açısından oluşabilecek algısal farklılaşmaların, gönüllü uyum üzerinde uzun vadeli etkiler doğurabilmesi mümkündür.</p>
<p><strong>Türkiye’de davranışsal vergi politikaları</strong></p>
<p>Son yıllarda Türkiye’de de vergisel uyumun yalnızca denetim ve yaptırım yoluyla değil, mükellef davranışlarını yönlendirmeye yönelik araçlarla desteklenmeye çalışıldığı görülmektedir.</p>
<p>Beyanname dönemlerinde gönderilen hatırlatma ve uyarı mesajları, riskli işlemlere ilişkin bilgilendirme yazıları ve risk odaklı gözetim uygulamaları, mükellef davranışlarına erken aşamada temas etmeyi amaçlamaktadır. Özellikle izaha davet, beyanname gözetimi ve risk analiz mekanizmaları, uyumsuzluk ortaya çıktıktan sonra değil, oluşmadan önce farkındalık yaratmayı hedefleyen araçlar olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p>Bu tür uygulamalar doğrudan yaptırım içermese de, uyumsuz davranışların sistem içinde normalleşmesini önlemeye yönelik davranışsal politika araçları olarak değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>Gönüllü uyumu korumak neden önemli?</strong></p>
<p>Vergisel uyumsuzlukla mücadelede asıl mesele, sistemdeki tüm mükellefleri aynı anda kontrol etmek değildir. Asıl mesele; <em>uyumsuz davranışın erken fark edilmesi, görünür hale gelmeden önce sınırlandırılması ve yayılım alanı bulmasının engellenmesidir.</em> Çünkü zamanında müdahale edilmeyen küçük sapmalar, uzun vadede daha geniş uyum sorunlarına zemin hazırlayabilmektedir.</p>
<p>Bu nedenle vergi denetimi ve gözetim mekanizmalarının yalnızca tespit ve yaptırım odaklı değil; aynı zamanda gönüllü uyumu koruyacak davranışsal etkiyi de dikkate alan bir anlayışla tasarlanması önem taşımaktadır.</p>
<p>Vergi sistemlerinde gönüllü uyumun sürdürülebilirliği; denetim kapasitesi, öngörülebilirlik, tutarlılık ve mükellef nezdindeki adalet algısının birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir.</p>
<p><strong><em>Sonuç olarak, bir kasa dolusu sağlam limonu korumanın yolu, çürük limonun varlığını inkâr etmek değil; onu zamanında ayıklayabilmektir.</em></strong></p>
<p><em>(Bu yazıda yer alan değerlendirmeler tamamen yazarına ait olup, hiçbir şekilde yazarın görev yaptığı kurumun görüşü olarak değerlendirilemez.)</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergiye-gonullu-uyumda-curuk-limon-etkisi-80319</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergiye gönüllü uyumda “Çürük Limon Etkisi” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tecil-ve-taksitlendirme-80318</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tecil ve taksitlendirme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TBMM’de 21 Mayıs 2026 tarihinde kabul edilen ve bugünlerde Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmesi beklenen 7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la, önemli vergi düzenlemeleri yapıldı. Bunlardan birisi de vergi borçlarının tecil ve taksitlendirilmesine ilişkin düzenleme.</p>
<p>Aşağıda hem yapılan değişikliği hem de tecil ve taksitlendirme uygulamasının genel hatlarını özetledim, kısa bir de değerlendirme yaptım.</p>
<p><strong>Tecil düzenlemesi</strong></p>
<p>Tecil düzenlemesi Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un (6183 sayılı Kanun) 48. maddesinde, konuyla ilgili açıklamalar da Seri: A Sıra No:1 Tahsilât Genel Tebliğinin Birinci Kısım Dördüncü Bölümünün "I. Tecil" alt başlıklı bölümünde yer alıyor. Kanun’un 48/A maddesinde de vergiye uyumlu mükellefler için tecil müessesesi var ama bu makalede konuyu 48. madde kapsamında yapılan tecil ve taksitlendirmeyle sınırlı tutacağım.</p>
<p>Bir cümleyle özetlemek gerekirse ilgili madde, kamu borcunun vadesinde ödenmesi veya haczin uygulanması ya da haczolunmuş malların paraya çevrilmesi borçluyu çok zor duruma düşürecekse, borçlu tarafından yazı ile istenmiş ve teminat gösterilmiş olmak şartıyla, alacaklı kamu idaresince veya yetkili kılacağı makamlarca; kamu alacağı 36 ayı geçmemek üzere ve faiz alınarak tecil edilebileceğini söylüyor.</p>
<p><strong>Tecil düzenlemesinde yapılan değişiklik</strong></p>
<p>Tecil ve taksitlendirme kural olarak teminat gösterilmiş olmak şartıyla yapılmakla birlikte, borçlunun alacaklı tahsil daireleri itibariyle tecil edilen borçlarının toplamı 250.000 lirayı geçmemesi halinde teminat şartı aranmıyor. Bu tutarın üzerindeki borçların tecilinde, gösterilmesi zorunlu teminat tutarı 250.000 lirayı aşan kısmın yarısı.</p>
<p>Özetle ifade ettiğim düzenlemelerde 7582 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle, azami tecil süresi 36 aydan 72 aya, teminatsız tecil edilebilecek borç tutarı ise 250.000 liradan 1.000.000 liraya çıkartılıyor.</p>
<p><strong>Tecil koşulları</strong></p>
<p>Kamu borcunun tecili ve taksitlendirilmesi için şu üç koşulun sağlanması gerekiyor:</p>
<p>- Borçlunun çok zor duruma düşecek olması</p>
<p>- Yazılı başvuru yapılması</p>
<p>- Teminat gösterilmesi</p>
<p><strong>Tecil edilebilecek vergiler</strong></p>
<p>6183 sayılı Kanun’la İdareye, tecil edilecek kamu alacaklarını tür ve tutar olarak belirleme konusunda yetki verilmiş. Bu çerçevede Gelir İdaresi Başkanlığı yayımladığı İç Genelgelerle, tecil edilecek/edilmeyecek vergi ve harçları belirliyor.</p>
<p>Kural olarak, tecil edilemeyeceği belirlenenler hariç, bütün vergi ve harçların tescili mümkün. Tecil edilemeyen, yaygın olarak karşılaşılan vergi ve harçlar şunlar: geçici vergi, özel tüketim vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi, özel iletişim vergisi, harçlar (ikmalen tarhiyata dayanan tapu harçları hariç), Kamu İhale Kanunu kapsamındaki ihaleler ile bu Kanun’a tabi olmayan kamu kurum ve kuruluşlarının yaptığı ihalelere ilişkin kararlardan ve bu kapsamda imzalanan sözleşmelerden kaynaklı damga vergileri.</p>
<p>Gelir ve kurumlar vergisi, katma değer vergisi, gelir/kurumlar vergisi stopajı ve motorlu taşıtlar vergisi başta olmak üzere birçok vergi ve harcın tecili mümkün.</p>
<p><strong>Tecil talep edebilecek olanlar</strong></p>
<p>Kamu alacağının tecili, ödemenin veya zorla tahsille ilgili uygulamaların borçluyu çok zor duruma düşürecek olduğu hallerde yapılabiliyor.</p>
<p>Tecil ve taksitlendirme talebinde bulunan borçluların <strong>"çok zor durumda"</strong> olup olmadıklarının tespitinde, likidite oranı kullanılıyor ve bu oran sonucunda tespit edilen çok zor durum derecesine uygun olarak tecil süresi belirleniyor. Bilanço esasına göre defter tutan borçluların çok zor durum halinin tespitinde kullanılacak formül şu:</p>
<p><strong>Likidite Oranı = (Dönen Varlıklar- Stoklar) / Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar</strong></p>
<p>2014/1 sayılı Tahsilat İç Genelgesine göre, borcun tecil edilip edilmeyeceği, tecil edilecekse tecil süresi bu orana göre belirleniyor. Likidite oranının 1'den büyük olması durumunda borç tecil edilmiyor, küçük olması durumunda ise orana bağlı olarak borç 18 veya 36 aya kadar tecil edilebiliyor.</p>
<p>18 ve 36 aylık süreler azami süreler. Tecil süresinin tespitinde, borçlunun öteden beri borç ödemede iyi niyetli olup olmadığı, borç tutarının az veya çok oluşu, daha önce tecil edilen borçlarını tecil şartlarına uygun ödeyip ödemediği ve ödeme gücü göz önünde bulunduruluyor.</p>
<p>2016/2 sayılı Genelgeyle, katma değer vergisi alacakları için farklı bir süre belirlenmiş durumda. Bu vergiden kaynaklanan borçlar ancak altı ayı geçmeyecek şekilde, azami altı taksit olarak yeniden yapılandırılabiliyor.</p>
<p>Yukarıda da belirttiğim gibi, azami tecil süresi 7582 sayılı Kanun’la 36 aydan 72 aya çıkartıldı. Kanun’un Resmî Gazetede yayımlanıp yürürlüğe girmesi sonrasında, tecil sürelerinin yeniden belirlenmesi beklenebilir.</p>
<p><strong>Teminat gösterilmesi</strong></p>
<p>Tecil ve taksitlendirme kural olarak <strong><u>teminat</u></strong> gösterilmiş olmak şartıyla yapılabilir.</p>
<p>Ancak borçlunun alacaklı tahsil daireleri itibariyle tecil edilen borçlarının toplamı 250.000 (7582 sayılı Kanun’un yürürlüğü sonrasında 1.000.000) lirayı geçmemesi halinde teminat şartı aranmıyor. Bu tutarın üzerindeki borçların tecilinde, gösterilmesi zorunlu teminat tutarı söz konusu tutarı aşan kısmın yarısıdır.</p>
<p><strong>Başvuru gereği</strong></p>
<p>Tecil ancak borçlunun <u>yazılı başvurusu</u> üzerine yapılabilir. Başvuru Dijital Vergi dairesi üzerinden yapılabileceği gibi, <strong>"Tecil ve Taksitlendirme Talep Formu" </strong>ile vergi dairesine bizzat veya posta yoluyla da yapılabilir. Form, Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesinden temin edilebilir.</p>
<p><strong>Tecil talebinin kabulü zorunlu değil</strong></p>
<p>Tecil, talep edilmesi halinde alacaklı kamu idaresi veya tahsil dairesi tarafından <u>zorunlu olarak yerine getirilmesi gereken bir işlem değil</u>. Alacaklı idare, zamanında ödenmeyen kamu alacağı için icra takibine başlama veya icrayı devam ettirme halinde borçlunun <strong><u>çok zor</u></strong> durumda kalacağını öngörür ve takdir ederse, yasal düzenleme çerçevesinde alacağını tecil edebilir ve taksitlendirebilir.</p>
<p><strong>Tecil faizi oranı ve tecilin maliyeti</strong></p>
<p>Tecil edilen vergi borçlarına halen yıllık %39 tecil faizi hesaplanıyor. Ödenen tecil faizi de gider kaydedilemiyor. Dolayısıyla, kazanç elde eden ve vergi ödeyen mükellefler için, gerçekte tecilin maliyetinin daha fazla olduğunu söylemek mümkün.</p>
<p><strong>Faiz tutarının hesaplanması</strong></p>
<p>Tecil faizi oranı yıllık olarak belirlenmiştir. Basit faiz usulü kullanılarak başvuru tarihinden ödeme tarihine kadar geçen süre için ödenecek taksit tutarları üzerinden hesaplanır.</p>
<p>Tecil faizinin hesaplanmasında kullanılan formül aşağıdaki gibi:</p>
<p><strong>Tecil Faizi = (Taksit Tutarı x Yıllık Tecil Faizi Oranı x Gün Sayısı) / 36.000</strong></p>
<p><strong>Tecil şartlarına uyulmaması</strong></p>
<p>Tecil ve taksitlendirme şartlarına uyulmaması halinde, örneğin taksitlerin zamanında ödenmemesi durumunda, tecil geçerliliğini kaybeder. Bu durumda, teminat paraya çevrilir ve vergi dairesince alacağın tahsili işlemlerine başlanır.</p>
<p>Tecilin geçerliliğini kaybetmesi durumunda, tecil edilen borçlara normal vade tarihinden, ödenen borcun ödeme tarihlerine kadar gecikme zammı hesaplanır. Yapılan taksit ödemeleri borca mahsup edilir. Bu borçlar için daha önceden ödenmiş olan tecil faizleri, hesaplanan gecikme zammına mahsup edilir.</p>
<p><strong>Kısa değerlendirmem</strong></p>
<p>Ülkemizde sık sık vergi afları yapılıyor. Af kanunlarının kapsamına genellikle kesinleşmiş vergi borçlarına ilişkin faizler de alınıyor,  faizler silinip yerine daha düşük bir faiz öngörülüyor veya faiz enflasyon oranına bağlanıyor. Ayrıca yapılandırılan borçlar daha düşük faizle taksitlendiriliyor.</p>
<p>Son zamanlarda yine yapılandırma talepleri sıkça dile getiriliyor. Bu talebe karşılık İdare genel olarak, borçlu olan ve ödeme güçlüğü içinde olan mükelleflerin, mevcut yasal düzenlemeler kapsamında talep etmeleri durumunda borçlarının taksitlendirilebileceğini, ayrıca bir yapılandırma düzenlemesine ihtiyaç olmadığını söylüyor. Buna karşılık yapılandırma talep edenler ise mevcut tecil ve taksitlendirme düzenlemelerinin ihtiyacı karşılamadığını, müessesenin çeşitli nedenlerle yaygın olarak uygulanamadığını, teminat gösterilmesi konusunda sorunlar olduğunu, ayrıca faiz oranının yüksek olduğunu ileri sürüyorlar.</p>
<p>Zannediyorum her iki görüş sahiplerinin de haklı oldukları noktalar var. Tecil ve taksitlendirme müessesesi var ama ihtiyacı karşılamıyor olabilir. İdare ve yasa koyucu da bu haklılığı görmüş olmalı ki, 7582 sayılı Kanun’la tecil ve taksitlendirmeyle ilgili iki değişiklik yapıldı.</p>
<p>Bu değişiklikler talep sahiplerini tatmin eder mi, müessese ihtiyacı giderir mi bunu zaman gösterecek. 7582 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerin tek başına ihtiyacı karşılamayacağı bence açık. Bu değişiklikleri ikincil düzenlemelerin izlemesine, zor durum tespitine ilişkin kriterlerin ve tecil faiz oranının yeniden değerlendirilmesine ve gerekli düzenlemelerin yapılmasına ihtiyaç var.</p>
<p>Son olarak da şunu söylemek isterim. Yapılandırma taleplerinin birçoğunun, kapsamında kesinleşmiş borçların yapılandırılması yanında, ihtilaflı borçların, matrah artırımının, kasa ve ortaklardan alacakların düzeltilmesinin de olduğu yeni bir af kanunu talebi olduğunu düşünüyorum. Tecil müessesesinin yaygın olarak uygulanması ve ödeme güçlüğü içinde olanların ihtiyaçlarının olabildiğince karşılanması bir ihtiyaç. Buna karşılık, Bakanlığın uygulama ve denetim birimlerinin son yıllarda kayıt dışı ekonomiyle yaptığı başarılı çalışmalarının heba olmasına neden olacağını ve yeniden aynı ortamın yaratılmasının zor olacağını değerlendiriyorum. Vergi aflarının, diğer olumsuzlukların yanında, vergi sistemini bozduğunu, vergi adaletini yok ettiğini söylemeye de gerek yok, uzun yıllardır yaşayarak deneyimledik.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tecil-ve-taksitlendirme-80318</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tecil ve taksitlendirme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-veri-hirsizi-mi-80317</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zeka, veri hırsızı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Günümüzde veriler artık sadece bir girdi değil; işlenen, zenginleştirilen ve satılan birer ürüne dönüştü. Bunun sonucunda yapay zekâ devleri, büyük medya grupları, haber ajansları ve bilgi platformlarıyla milyarlarca dolarlık lisans (kullanım hakkı) anlaşmaları imzalamaya başladı.</strong></p>
<p>Üretken yapay zekâ sistemleri, insan benzeri metinler veya yüksek çözünürlüklü görseller oluşturabilmek için devasa boyutlarda eğitim verisine ihtiyaç duyar. 2020’lerin başından itibaren teknoloji şirketleri, internetin açık yapısından faydalanarak bu verileri telif hakkı sahiplerinden izin almadan topladı ve kendi algoritmalarını beslemek için kullandı. Ancak bu rahatlık, günümüzde ardı ardına açılan milyarlarca dolarlık telif hakkı ihlali davalarına zemin hazırlamış durumda.</p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nde dünyanın en büyük medya kuruluşlarından biri The New York Times, Microsoft ve OpenAI şirketlerine karşı açtığı dava, tüm endüstriyi yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor.</p>
<p><strong>Telif hakkı meselesi, küresel </strong><strong>veri gizliliği krizine dönüştü</strong></p>
<p>NYT, yapay zekâ şirketlerinin milyonlarca makaleyi izinsiz kullandığını ve bu sistemlerin gazetecilik ekosistemiyle haksız bir rekabete girdiğini savunuyor. Süreç öylesine büyüdü ki 2025 yılında mahkeme, dünya çapında 400 milyondan fazla kullanıcısı olan bir yapay zekâ sisteminin tüm konuşma geçmişlerinin korunmasına hükmetti. Sadece bir “telif hakkı” meselesi olarak başlayan bu süreç, bir anda küresel bir veri gizliliği krizine dönüştü. Artık şirketler veri yönetimi stratejilerini ve uluslararası kurallara uyum süreçlerini acilen gözden geçirmek zorunda.</p>
<p>Yapay zekâ şirketlerinin mahkemelerdeki en büyük savunması, telif hakkı hukukunda yer alan “adil kullanım” ilkesidir. Geliştiriciler, koruma altındaki verilerin yapay zekâ eğitiminde kullanılmasının, veriye yeni ve “dönüştürücü” bir nitelik kazandırdığını iddia ediyor.</p>
<p>Bu argümanın dayanağı ise meşhur bir dijital kütüphane davasına (Google Books) dayanıyor. 2013 yılında bir ABD mahkemesi, milyonlarca kitabın taranarak kısa alıntılar hâlinde sunulmasını “dönüştürücü bir eylem” olarak kabul etmişti. Ancak artan kamuoyu baskısı ve yasal riskler, teknoloji devlerini “önce veriyi topla, gerekirse sonra özür dilersin” stratejisinden vazgeçmek zorunda bıraktı.</p>
<p>Günümüzde veriler artık sadece bir girdi değil; işlenen, zenginleştirilen ve satılan birer ürüne dönüştü. Bunun sonucunda yapay zekâ devleri, büyük medya grupları, haber ajansları ve bilgi platformlarıyla milyarlarca dolarlık lisans (kullanım hakkı) anlaşmaları imzalamaya başladı.</p>
<p>Küresel Yapay Zekâ Eğitim Verisi Pazarının Beklenen Büyümesi:</p>
<p>- 2025 yılı: 3,19 milyar dolar</p>
<p>- 2033/2034 yılları (tahmini): 16,3 milyar dolar ile 18,47 milyar dolar arası.</p>
<p><strong>AB’nin yeni kuralları, Türkiye’deki </strong><strong>geliştiriciler için de standart oluşturacak</strong></p>
<p>Türkiye’ye gelirsek; mevcut telif yasaları (Türkiye’deki 5846 sayılı FSEK dâhil), yapay zekâ modellerinin devasa veri setleriyle eğitilmesini öngörerek tasarlanmamıştır. Türkiye’deki birçok girişim ve içerik üreticisi, global pazara (özellikle AB’ye) hizmet veriyor. AB’nin Ocak 2026 sonunda onayladığı taslak rapor, AB’nin yeni kuralları, Türkiye’deki AI geliştiricileri için de yeni bir standart oluşturacak.</p>
<p>AB’nin mevcut telif karışıklığını gidermedeki çözümleri şunlar:</p>
<p>- Mutlak şeffaflık: AI sağlayıcıları, modellerini eğitirken hangi telifli eserleri kullandıklarını detaylıca açıklamak zorunda kalacak. Eğer bir şirket bu açıklamayı yapmazsa, telifli içerik kullanmadığını ispat yükü kendisine geçecek.</p>
<p>- Geriye dönük tazminat: Komite, telif sahiplerine geçmişe dönük olarak da bir tazminat ödenip ödenmeyeceği konusunu masaya yatırdı. Bu, AI devleri için ciddi bir mali yükümlülük anlamına gelebilir.</p>
<p>- Makine tarafından okunabilir “opt-out”: Eser sahipleri, “Çalışmalarımın yapay zekâ eğitiminde kullanılmasını istemiyorum” diyebilecek ve bu karar EUIPO (Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi) tarafından yönetilecek teknik mekanizmalarla korunacak.</p>
<p>Önerim; eserlerin AI veri setlerinde yer alıp almadığının kontrol edilmesi ve eğitim verisi kaydının şeffaf şekilde tutulması, ileride oluşabilecek hukuki bir durumla karşılaşılmaması için dikkat edilmesi gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-veri-hirsizi-mi-80317</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka, veri hırsızı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80316</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa yükselmeye devam edecek mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100 Pozitife Döndü! Borsa Yükselmeye Devam Edecek Mi? | Ekonomi Masası | 03 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/SxEzf-eaWnk" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80316</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/3/1280x720/berfin-cipa-talip-aktas-1771825245.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kore-mucizesi-80315</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kore mucizesi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kore Üniversitesi ve İngiltere merkezli R&amp;D Management Derneği iş birliği ile organize edilen önemli bir konferans için Seul’deyim. Asya başta olmak üzere dünyanın her yerinden akademisyenler ve uzmanlar, <strong>yapay zekânın inovasyona olası etkilerini</strong> tartışıyoruz. Benim çalışmam <strong>konferansın en iyi makalesi seçildi (Best Paper Award).</strong></p>
<p>Güney Kore 2 trilyon USD ekonomik büyüklüğe yaklaşmış durumda. Dünyanın en büyük 14. ekonomisi. Daha önemlisi, kişi başı <strong>36 bin USD</strong> nominal rakamla yüksek gelirli ülkeler arasında. Satın alma gücü paritesine göre <strong>65 bin USD</strong> gelir ile halkı refah içinde. 2025 ihracat rakamları <strong>700 milyar</strong> dolar ile rekor kırdı. Bizimki ise 270 milyar USD. Asıl kritik olan, ihracatın temel kalemlerini elektronik, yarı iletkenler, gemi ve otomobil gibi yüksek teknolojili ürünlerin oluşturması. Samsung, LG, Hyundai, Kia gibi global markalara sahip.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fad881b902-1780460936.JPG" alt="" width="429" height="763" /></p>
<p>İmalat ve elektroniğin dışında Güney Kore’yi farklılaştıran bir diğer unsur <strong>kültür ihracatı</strong> ve hizmet sektöründeki niş konumlanması. Sadece K-pop’un ekonomiye 10 milyar doların üzerinde ihracat katkısı var. Kore dizileri ve filmleri dünya genelinde gişe yapıyor. <em>Squid Game</em>, <em>Parazit</em>, <em>Itaewon Class</em> gibi geniş kitlelere ulaşan dizi ve film içerikleri geliştiriyorlar.</p>
<p>Kore, dünyanın en büyük <strong>kozmetik ihracatçılarından biridir (12 milyar USD).</strong> Sadece ihracat değil, insanlar bu ürünleri satın almak için bile Kore’ye seyahat ediyor. Kozmetik ürünleri artık küresel bir fenomen haline geldi. <strong>Kozmetik, K-pop, eğlence sektörü, diziler ve turizm birbirini besleyerek çarpan etkisi yaratıyor.</strong></p>
<p>Türkiye, bırakın 1980’leri ve 70’leri, 2005’lere kadar Kore’den daha büyük bir ekonomiye sahipti. Fakat ne oldu da 40 yıl öncesine kadar varoluş mücadelesi veren, bir dönem asker gönderdiğimiz bu ülke bizi fersah fersah geçti? Maddeler halinde sıralayalım:</p>
<p><strong>1- Ar-Ge ve inovasyona yatırım </strong></p>
<p><strong>2- İhracata dayanan ekonomik model </strong></p>
<p><strong>3- Yüksek teknolojili ürünlere odaklanma </strong></p>
<p><strong>4- Etkili makro stratejiler </strong></p>
<p><strong>5- Kamunun doğru yönlendirmesi </strong></p>
<p>Ve en önemlisi <strong>eğitim seviyesi</strong>. Kore’de herkes lise mezunu (istisnalar hariç). Bizim ortalamamız ise ortaokul terk. Kore’de genç ve orta yaş grubunda <strong>üniversite mezun oranı %75.</strong> İnanılmaz bir rakam ve dünyanın tepelerinde.</p>
<p><strong><u>Eğitimsiz bir toplum kalkınamaz. Eğitimsiz bir toplum teknoloji geliştiremez. Eğitimsiz bir toplum inovasyon yapamaz.</u></strong> Dünyanın her yerinde kısa vadeli politik hesaplar için halkını eğitimsiz bırakanlar olmuştur ve bu yolun sonu yoksulluktan başka bir yere çıkmaz. <strong><u>Eleştirel düşünme becerisine sahip, özgürce fikir üreten eğitimli bir toplum yaratmaktan başka çaremiz yok.</u></strong></p>
<p>Ben o yüzden iş dünyasından akademiye geçtim. Gel gör ki <strong>ülkemizde değil, G. Kore’de inovasyon ödülü alıyoruz</strong>. Karmaşık bir his: Sevinç ve hüzün bir arada...</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kore-mucizesi-80315</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kore mucizesi! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mayisin-kazanani-teknoloji-haziranin-temasi-denge-80314</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mayısın kazananı teknoloji haziranın teması denge</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mayıs ayı yatırım fonları açısından ilginç bir dönemi geride bıraktı. Küresel tarafta yapay zeka ve teknoloji hisseleri yükselişe öncülük ederken, içeride siyasi gelişmeler ve enflasyon beklentileri yatırımcıların karar vermesini zorlaştırdı. Buna rağmen fon piyasasında risk iştahının tamamen kaybolmadığını, sadece daha seçici hale geldiğini gördük.</p>
<p>Fon türleri bazında baktığımızda mayıs ayında en yüksek ortalama getiriyi hisse ve borçlanma araçlarını beraber taşıyan karma fonlar sağladı. Onları değişken fonlar ve para piyasası fonları takip etti. Karma, değişken ve fon sepeti fonlarında ilk 3 sırada hep teknoloji temalı fonlar yer alıyor. Yılbaşından bu yana ise hisse senedi ve değişken fonlar hala liderliği koruyor.</p>
<p>Mayıs ayının açık ara kazananı teknoloji teması oldu. Yabancı teknoloji hisselerine yatırım yapan NTI, GUH ve YAY gibi fonlar çift haneli getiriler sağlarken, yarı iletken ve çip teknolojilerine odaklanan IJC, CPT ve benzeri fonlar da yatırımcı ilgisini çekmeye devam etti. Nitekim mayıs ayında yatırımcı sayısında en büyük artışlardan biri 17 binden fazla yeni yatırımcıyla IJC fonunda gerçekleşti.</p>
<p><strong>Teknoloji hikâyesi sadece </strong><strong>çipten ibaret değil </strong></p>
<p>Bu performansın arkasında küresel piyasalarda yapay zeka, çip teknolojileri, donanım ve veri merkezi yatırımlarına yönelik güçlü beklenti var. Nvidia başta olmak üzere yarı iletken şirketlerinden gelen sonuçlar, AI yatırımlarının hız kesmeden sürdüğünü gösterdi. Bu nedenle teknoloji teması yalnızca kısa vadeli bir fiyatlama değil, orta-uzun vadeli bir büyüme hikayesi olarak yerini koruyor. Ancak bu hikayeyi sadece çip olarak okumamak gerekiyor. Yapay zekâ büyüdükçe enerji talebi, veri merkezi yatırımları, bakır, gümüş ve altyapı ihtiyacı da artıyor. Bu nedenle teknoloji fonlarının yanında enerji ve emtia (bakır, gümüş, nadir elementler) fonlarının da daha dikkatli izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yayınlarda da teknoloji tarafında momentum sürdükçe pozisyonların korunabileceğini, ancak kar realizasyonu ve portföy dengelemenin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulamaya çalışıyorum.</p>
<p>Borsa İstanbul tarafında mayıs ayında daha çok teknoloji, halka arz, BIST100 dışı ve görece küçük ölçekli hisselerde hareket gördük. Haziran ayında enflasyon beklentisi iyileşirse ve faiz indirimi beklentileri yeniden güçlenirse, bu kez bankacılık, BIST30 ve holding tarafı yeniden öne çıkabilir. Ancak burada temkinli olmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü içeride hikaye çok hızlı değişiyor. Bu nedenle doğrudan hisse senedi fonları yerine, hisse ağırlıklı değişken fonlar daha dengeli bir alternatif olabilir. Geçen ay da bu fonları anlatmıştım, örneğin IAE – İstanbul Portföy Agresif Değişken Fon aylık %3,2 ve yılbaşından bu yana %43,8 getiri ile dikkat çekiyor. ICH – Pardus Portföy İkinci Değişken Fon da yılbaşından bu yana %34,1 getiri ile öne çıkan fonlar arasında. Borsanın %5 üzeri negatif performansına rağmen bu fonlarda getiri pozitif. Ayrıca, %51 hisse senedi taşımaları nedeniyle bir yıl elde tutulduğunda stopaj avantajı da bulunuyor.</p>
<p><strong>Para piyasası fonları hâlâ </strong><strong>ana taşıyıcı konumda</strong></p>
<p>Benim haziran için dengeli fon dağılımımda para piyasası fonları hâlâ ana taşıyıcı konumda. Mayıs ayında %45 olan para piyasası ağırlığını haziranda %40’a indirirken, hisse oranını %10’dan %15’e, yabancı hisse oranını %10’dan %15’e çıkarıyorum. Altın/gümüş tarafını %10’da korurken, borçlanma araçlarını %0’da bırakıyorum. Değişken fonları ise %20 ile portföyün önemli denge unsurlarından biri olarak görüyorum. Değişken fonların farklı varlık sınıfları arasında esnek geçiş yapabilmesi, piyasanın yönünün net olmadığı dönemlerde önemli bir avantaj sağlıyor.</p>
<p>Haziran ayında piyasaların odağında yine üç başlık olacak: ABD-İran hattındaki gelişmeler, Fed'in vereceği mesajlar ve teknoloji hisselerindeki momentumun sürüp sürmeyeceği. İçeride ise enflasyon verileri ve TCMB'nin değerlendirmeleri belirleyici olacak. Burada yerli ve yabancı hisse tarafında haber akışına göre yukarıda saydığım alternatiflere bakmak değerli olabilir.</p>
<p>Mayıs ayında teknoloji kazandı. Haziran ayında ise tek bir tema yerine doğru kurulmuş bir portföyün kazanma ihtimalini daha yüksek görüyorum. Çünkü bu dönemde başarı, en hızlı yükselen fonu bulmaktan çok, farklı senaryolara hazırlıklı bir portföy oluşturabilmekten geçiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mayisin-kazanani-teknoloji-haziranin-temasi-denge-80314</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayısın kazananı teknoloji haziranın teması denge ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gercekten-buyuyor-muyuz-80313</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gerçekten büyüyor muyuz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dövizi baskılayarak ve dezenflasyon programı için Türk lirasını değerli tutarak milli gelirimizin 1.6 trilyon dolara çıktığını ilan ediyoruz. Bu vesileyle o zaman kuru sabitleyelim, gelecek yıl 2 trilyon dolar ile üst gelir grubu ülkeler arasına girelim diyoruz.</strong></p>
<p>Önceki gün TÜİK tarafından Türkiye’nin 2026 yılı ilk çeyreğine ilişkin GSYİH, yani büyüme rakamları yayımlandı.</p>
<p>Ülkenin ilk çeyrekte, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 2,5 ve bir önceki döneme göre de sadece binde 1 oranında büyüdüğü anlaşıldı.</p>
<p>Bu büyümenin hem nicel ve hem de nitel açıdan irdelenmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Büyümenin nicel boyutu…</strong></p>
<p>Önce nicel olarak gelişmeleri ortaya koyalım.</p>
<p>- Özellikle 2025 yılının ilk çeyreği ile aynı oranda büyüme söz konusu.</p>
<p>- Ancak 2025 yılının kalan üç döneminde büyüme oranlarında ciddi düşüş var. İkinci çeyrekte yüzde 4.7 olan büyümenin üçüncü çeyrekte 3.8’e ve dördüncü çeyrekte 3.4’e gerilemesi dikkat çekiyor.</p>
<p>- Bu gerileme bir önceki yıla göre de devam ediyor görünüyor.</p>
<p>- Büyümeyi tetikleyen veya yükselten ana unsur yüzde 4.8 ile hane halkı tüketimi. Yani hane halkı tüketmiş ve ekonomi büyümüş (!)…Hane halkının büyümeye olumlu katkısı 3.4 puan olmuş.</p>
<p>- Bu dönemde büyümeye olumlu katkısı olan tek kalem bir önceki yıla göre yüzde 3 artış ile yatırım harcamaları. Yatırımlardan büyümeye katkı 0.8 puan olmuş. Bu yenileme, tevsi (kapasite artışı) veya modernizasyon anlamına geliyor ve gelecek için umut veriyor. Fakat bunun da oranı düşük. Ancak unutmayalım bir önceki döneme göre de yatırım harcamalarında yüzde 2.2 düşüş söz konusu.</p>
<p>- Bu arada büyümeyi aşağı çeken en önemli kalem de yüzde (-) 12.7 ile ihracat. İhracat kalemi bir önceki döneme göre de yüzde 7.5 düşüş sergiliyor. Dolayısıyla ihracat büyümeyi 2.5 puan aşağı çekmiş görülüyor.</p>
<p>- Büyümeyi olumsuz etkileyen ikinci kalem de yüzde 2 düşüş ile ithalat. Bu da bir önceki döneme göre yüzde 3.9 küçülmeyi ifade ediyor.</p>
<p><strong>Büyümenin nitel yönü…</strong></p>
<p>İktisat öğretisi; ekonomide sektörleri tarım, sanayi, hizmetler diye ayırır ve ona göre analizler geliştirir.</p>
<p>Büyüme de bu sektörlerdeki gelişmeleri üçer aylık veya yıllık periyotlarla ortaya koyar.</p>
<p>Gerçek büyüme aslında tarım ve sanayideki üretim artışıdır; yani bir önceki döneme göre üretilen malların miktar olarak artması anlamındadır. Özellikle de katma değeri yüksek olan malların miktarındaki artış büyümeyi de nitel olarak olumlu etkiler. Bir saat üretimi ile bir TIR dolusu hazır giyim ürünü geliri aynı ama katma değer ve nitel büyüme elbette ileri teknoloji ürünlerindedir.</p>
<p>Bu noktada hizmetler sektörünü küçümsüyor değiliz. Elbette üretilen malların piyasaya sürülmesi, ticareti, taşınması, pazarlanması, depolanması da katma değer yaratan hususlar. Ancak öncelikle üretmemiz gerekiyor.</p>
<p>Biz ne yapıyoruz?... Üretmeden tüketmeye çalışıyoruz. Tarlada, fabrikada üretmek yerine bunların ticaretini öncelikliyoruz.</p>
<p>Bu gerçek varken bir takım çevrelerin adeta siyaset yaptığını görüyoruz. Bakan veya siyasi çevrelerin bunu yapması normal; ama iş dünyasının, sivil toplum ve meslek kuruluşlarının daha gerçekçi olması gerekiyor.</p>
<p>Rakamları eğip büküyoruz; kendimize veya mensubiyetimize göre çarpıtıyoruz.</p>
<p>Örneğin;</p>
<p>- 23 çeyrekten beri büyümemizi sürdürdüğümüzü rakamlara yukarıdan bakarak söylüyoruz.</p>
<p>- İşin kolayına kaçıp yanı başımızdaki savaşa, jeopolitik baskılara ve enerji maliyetlerine sığınıyoruz.</p>
<p>- Son çeyrekte büyüme sergileyen tarım sektörünü öne çıkarmayı yeğliyoruz.</p>
<p>- Oysa yapısal sorunlara bürünen seneyi sektöründeki daralmayı da küçülmeyi görmezlikten geliyoruz.</p>
<p>- Daha da acı olanı, dövizi baskılayarak ve dezenflasyon programı için Türk Lirası’nı değerli tutarak milli gelirimizin 1.6 trilyon dolara çıktığını ilan ediyoruz. Bu vesileyle o zaman kuru sabitleyelim, gelecek yıl 2 trilyon dolar ile üst gelir grubu ülkeler arasına girelim diyoruz.</p>
<p>Açıkçası nitel bir gelişim yerine sanal ve sahte değerlendirmelerle ciddi zaman kaybediyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gercekten-buyuyor-muyuz-80313</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gerçekten büyüyor muyuz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cuzdani-olan-algoritmalar-80312</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cüzdanı olan algoritmalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şüphesiz ki bu dönüşüm muazzam bir ticari verimlilik vaat ediyor. Ama, madalyonun bir de karanlık yüzü var. Ekonomik kararların insandan algoritmalara devredilmesi, sistemik riskleri de beraberinde getiriyor.</strong></p>
<p>Klasik ekonomi kitaplarını, tozlu teorileri ve insan odaklı pazarlama stratejilerini bir kenara koyun. Çünkü yüzyıllardır üzerine medeniyetler kurduğumuz, arz-talep dengeleriyle oynadığımız ve reklamlarla yönlendirdiğimiz insan (<em>Homo Economicus</em>) artık piyasanın tek hâkimi değil.</p>
<p>Muazzam bir hızla yeni bir aktör devreye giriyor. Üstelik bu aktörün ne duyguları var ne de etkileyecek bir kalbi. Kararları da insan gibi çoğunlukla <em>“irrasyonel”</em> değil. Karşımızda, ekonomi tarihinin en büyük paradigma kırılması duruyor. <strong>Algo Economicus ve Makine Müşteriler </strong><em>(Machine Customers).</em></p>
<p>Bu artık bir öngörü de değil üstelik. Kurulmakta olan bir altyapı. Üç ayrı dev, neredeyse eşzamanlı olarak, makinelerin kendi adına ödeme yapmasını sağlayan protokolleri yayımladı. Google'ın 60'tan fazla ortakla<em> (Mastercard, PayPal, American Express) </em>duyurduğu “Agent Payments Protocol”, OpenAI ile Stripe'ın birlikte geliştirdiği “Agentic Commerce Protocol”, Visa'nın Cloudflare'le kurduğu “Trusted Agent Protocol” bu büyük dönüşümün kanıtları.</p>
<p><strong>Nesnelerin ticareti</strong></p>
<p><strong>Nesnelerin Ticareti</strong><em> (Thing Commerce</em>), otonom bir aracın piyasadaki yüzlerce sigorta poliçesini saniyeler içinde tarayıp, insan sahibinin ruhu bile duymadan en optimize sözleşmeyi kendi dijital cüzdanıyla satın alması demek. Ya da akıllı bir üretim tesisinin, azalan hammaddeyi tedarik zincirindeki karbon ayak izi en düşük, lojistik riski en az alternatiften bulup ödemesini kendi kendine yapması.</p>
<p>Gartner'a göre iki yıl içinde, müşteri gibi hareket edecek 15 milyar makine olacak<strong>. Kurumsal satın almanın yüzde 90'ı yapay zekâ ajanları aracılığıyla yürüyecek ve 15 trilyon doları aşan bir rakam bu ajan borsalarından geçecek. </strong></p>
<p>İşte tam bu kırılma noktasında, yüzyıllık pazarlama ve iletişim stratejileri ne olacak? İnsan tüketiciyi dopamin döngüleriyle, tasarımla, duyguyla ya da statü algısıyla yönlendirebilirsiniz. <strong>Peki sistemik verimliliğe bakan bir makine müşteriyi nasıl ikna edeceksiniz?</strong></p>
<p><strong>Kodlanan marka değeri</strong></p>
<p>Biz iletişimciler, yıllardır bağ kurmanın, samimiyetin ve duygusal sadakatin kutsallığından bahsettik. Ancak algoritmaların ekonomik kararları devraldığı bir dünyada, tamamen yeni bir disiplin inşa etmek zorundayız.</p>
<p>Bir şirketin ya da markanın değerini, artık sadece tüketicinin zihnindeki algıyla ölçmek yeterli olmayacak. Yapay zekâ asistanlarının, satın alma botlarının ve otonom sistemlerin veri tabanlarındaki <em>“puanlar” </em>da belirleyici olacak.</p>
<p>Algoritmaların gözünde <em>"sevilen bir marka" </em>değil, <em>"optimize edilmiş ve doğrulanabilir”</em> bir veri setine sahip olmak gerekecek. <strong>Doğrulanabilir operasyonel veri, yeni bir para birimine dönüşecek. </strong>Dijital güven çerçeveleri piyasaya giriş şartı olacak. Anlatı değil, kanıt dolaşıma girecek.</p>
<p>Sürdürülebilirlik raporlarınız şeffaf değilse, tedarik zincirinizde etik ihlaller varsa, finansal risk yönetiminiz zafiyet barındırıyorsa, rasyonel bir ajan sizi saniyeler içinde aday listesinden çıkarabilir. Milyon dolarlık reklam bütçeleri, parıltılı PR kampanyaları, bu yeni efendilerin soğuk kod duvarına çarparak dağılabilir.</p>
<p>Elbette bu yeni durum, yıllardır konuştuğumuz <em>“washing ekonomisi”</em> tezini bitirmiyor. Sadece göç ettiriyor. Bir algoritmanın okuduğu veri akışı da kirletilebilir. Manipülasyon ortadan kalkmaz. Sadece anlatıdan metadataya, sloganlardan etiketlere taşınır. <em>"Ajanlar için arama motoru optimizasyonu" </em>daha şimdiden büyüyen bir sektör. Dolayısıyla, sistem burada da makine kararlarına karşı gardını alıyor.</p>
<p><strong>Gücün iki yüzü ve riskler</strong></p>
<p>Şüphesiz ki bu dönüşüm muazzam bir ticari verimlilik vaat ediyor. Ama, madalyonun bir de karanlık yüzü var. Ekonomik kararların insandan algoritmalara devredilmesi, sistemik riskleri de beraberinde getiriyor. Yapay zekânın küresel finanstaki ağırlığı artarken, tamamen rasyonel ama insan vicdanından, sezgisinden ve etik denetiminden yoksun makine aktörlerin domine ettiği bir piyasa, mikro saniyeler içinde zincirleme reaksiyonlar verebilir.</p>
<p>Finans piyasalarında geçmişte yaşadığımız “<em>Flash Crash”</em> benzeri yıkıcı algoritmik krizlerin, bugün reel sektöre, lojistiğe ve küresel tedarik zincirlerine sıçradığı bir senaryo hiç de uzak değil. Yapay zekânın bu kontrolsüz gücü, ekonomik krizleri de algoritmik bir hızda ve ölçekte tetikleme potansiyeline sahip. Gücün bu iki yüzünü doğru yönetmek, yeni risk yönetimi anlayışının da bir numaralı maddesi olmak zorunda.</p>
<p><strong>Yeni bir ekonomik düzen</strong></p>
<p>McKinsey, yalnızca ABD'de ajanlar üzerinden geçen ticaretin 2030'a kadar yıllık 1 trilyon dolar gelire ulaşacağını öngörüyor. İşte bu noktada karşımıza yeni bir egemenlik savaşı çıkıyor. <strong>Algoritmik Geçitler</strong> <em>(Algorithmic Gatekeepers).</em></p>
<p>Mobil internet çağında küresel ticareti, akıllı telefonların yüzde 30’a varan pazar yeri komisyonları şekillendirmişti. Yapay zekâ çağında ise bu aracılık katmanını OpenAI, Google veya Anthropic gibi devlerin <strong><em>“akıllı ajan altyapıları” </em></strong>inşa ediyor.</p>
<p>Makine müşterilerin geçmek zorunda olduğu bu yeni nesil dijital gümrük kapıları, gelecekte her ticari işlemden ya bir API bedeli ya da bir listeleme komisyonu kesecek. Masanın yeni efendisi yalnızca otonom müşteriler değil, aynı zamanda bu algoritmik geçitler olacak. Bunu da bir sonraki yazıda ele alırız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cuzdani-olan-algoritmalar-80312</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cüzdanı olan algoritmalar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rezervlerin-yeni-hakimi-altin-80311</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rezervlerin yeni hâkimi altın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Değerli metalin fiyatı bir bant içine sıkıştı. ABD ile İran arasındaki görüşmeler sürerken, yatırımcılar pozisyon alma konusunda çekingen davranıyor. Hürmüz Boğazı'nın kapalı olması enflasyonist riskleri canlı tutsa da finansal kaygılar kısa vadeli fiyat hareketlerini sınırlandırıyor.</p>
<p>Büyük resimde altına yönelik stratejik talebin gücünü koruduğu gözleniyor. Avrupa Merkez Bankasının yayımladığı veriye göre, küresel rezervler içindeki altın payı yüzde 20’den yüzde 27’ye yükselerek Amerikan hazine tahvillerini geride bıraktı. Toplam altın rezervi; basılan her 35 dolar karşılığında ABD Hazinesinin kasasına bir ons altın konulmasını öngören ve dolara ‘‘rezerv para’’ statüsü kazandıran Bretton Woods sisteminden bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Batı’nın yaptırımlarından çekinen ülkeler, güvenli liman arayışıyla dolardan uzaklaşıp varlıklarını çeşitlendiriyor.</p>
<p>Savaşın başlamasından sonra, TCMB likidite sağlamak adına yakın tarihin en büyük rezerv operasyonlarından birini gerçekleştirerek 130 ton altını elden çıkardı veya ödünç verdi. Kurumun rezervlerindeki altın ağırlığının tekrar yüzde 65 civarına ulaşıp ulaşmayacağı şimdilik muammadır. Diğer taraftan, güvence arayışında olan merkez bankalarının ilgisinin sürmesi, emtianın geleceğini yapısal biçimde destekliyor. Görünen o ki, jeopolitik gelişmeler ne yöne evrilirse evrilsin, küresel finans sisteminde taşlar yerinden oynamış ve altın için yeni bir dönemin kapısı aralanmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rezervlerin-yeni-hakimi-altin-80311</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rezervlerin yeni hâkimi altın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kalkinma-ve-refah-icin-demokrasi-ve-guclu-kurumlar-lazim-80310</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kalkınma ve refah için demokrasi ve güçlü kurumlar lazım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çin’in son 30 senedeki inanılmaz yükselişi, ekonomik kalkınmayla demokrasi arasındaki bağlantıyı sorgulayanların sayısının daha da artmasına neden oldu. Öyle ya, Singapur gibi zengin bir otokraside mi yaşamayı tercih edersiniz, yoksa Arjantin gibi fakir bir demokraside mi?</strong></p>
<p>Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, dünya genelinde hem ekonomi hem de uluslararası ilişkilerde keyfi kararların ve uygulamaların giderek arttığını görüyoruz. ABD başta olmak üzere, gelişmiş ülkelerde bile kurumların bilinçli bir şekilde yıpratıldığı, kurallara dayalı karar alma süreçlerinin zayıflatıldığı bir süreçteyiz. Bu durum, ekonomi alanında öngörülebilirliği belirgin bir şekilde azaltarak, bireylerin ve şirketlerin yatırım, tüketim ve tasarruf kararlarını olumsuz etkiliyor. Teknoloji alanındaki gelişmelerin de hız kazandığı bu dönemde belirsizliklerin iyice artması, birçok kişiyi derinden kaygılandırıyor.   </p>
<p><strong>Trump gibi düşünenlerin </strong><strong>demokrasiye bakış açısı</strong></p>
<p>Günümüzde, güçlü liderlere duyulan hayranlık, demokrasiye duyulan inancın önüne geçmiş durumda. Trump ve onun gibi düşünenler, demokrasiye ve güçlü kurumlara bağlı kalmaya devam eden liderleri zayıflıkla suçlarken, ülkelerini demir yumrukla yöneten liderlere övgü yağdırmaktan kaçınmıyorlar. Kurumsal denge ve kontrol mekanizmaları, zaman kaybettiren gereksiz bürokratik engeller olarak yaftalanıyor.</p>
<p>Bu aslında pek de yeni bir konu değil. Stanford Üniversitesi’nin Demokrasi Eylem Laboratuvarı tarafından Kasım 2025’te yayınlanan “Demokrasinin Ekonomik Büyüme Üzerindeki Etkisi” başlıklı çalışma, Samuel P. Huntington ve Joan M. Nelson gibi akademisyenlerin, Güney Kore ve Singapur gibi otokratik rejimlerin yarattığı ekonomik mucizelerden hareketle geliştirdikleri teorileri hatırlatarak başlıyor. Bu düşünürler, otoriter sistemlerin hızlı sanayileşme politikalarını uygulamadaki başarılarına dikkat çekerken, demokrasilerde zaman zaman yaşanan siyasi kilitlenme ve hiç bitmeyen seçim döngülerinin büyümeyi engelleyebileceğini ima etmişlerdi. Çin’in son 30 senedeki inanılmaz yükselişi, ekonomik kalkınmayla demokrasi arasındaki bağlantıyı sorgulayanların sayısının daha da artmasına neden oldu. Öyle ya, Singapur gibi zengin bir otokraside mi yaşamayı tercih edersiniz, yoksa Arjantin gibi fakir bir demokraside mi?</p>
<p>Yazının başında bahsettiğim Stanford Üniversitesi çalışmasında, Daron Acemoğlu, James Robinson, Suresh Naidu ve Pascual Restrepo tarafından 2019 yılında yayınlanan önemli bir makaleye atıf var. Acemoğlu ve arkadaşları, 1960-2010 yılları arasında 175 ülkeyi kapsayan bir çalışmada, demokrasinin uzun vadeli ekonomik büyümeye olumlu katkı yaptığını tespit etmişler. Bu çalışmanın en dikkat çekici yanı, demokrasinin olumlu etkisinin hangi kanallar üzerinden ortaya çıktığını da saptaması. Buna göre demokratik yönetimler üç ana eksende başarılı oluyor: Birincisi, ekonomik reformlar sayesinde ülkedeki yapısal sorunlar çözülebiliyor. İkincisi, kamu maliyesi disiplin altına alınarak, eğitim ve sağlık hizmetlerinin kalitesi artırılabiliyor. Bu da büyüme açısından en önemli girdilerden birisi olan beşerî sermayenin güçlenmesine katkı sağlıyor. Üçüncü olarak, demokrasiler daha fazla yatırımı teşvik ederek ve toplumsal huzursuzlukları da azaltarak daha yüksek bir milli gelir seviyesine ulaşılmasını mümkün kılabiliyor. Acemoğlu ve arkadaşları, demokrasinin ekonomik kalkınmanın erken aşamalarında büyüme için kötü olduğuna dair yaygın iddiaların aksine, bulgularının gelir düzeyine göre herhangi bir farklılık göstermediğini de vurguluyorlar. Tüm bunları dikkate aldığımızda, çalışmanın bulguları, daha güçlü kurumsal ve toplumsal yapılar sayesinde, demokratikleşmenin 25 yıllık bir dönemde bir ülkenin milli gelirini %20-25 artırabileceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Kurumsallaşmış otokrasiler, demokrasilerle </strong><strong>benzer bir hızda büyüyebiliyor</strong></p>
<p>Demokrasinin ekonomik büyüme ve refah üzerindeki etkisinin daha iyi beşerî sermaye ve daha güçlü kurumlar üzerinden ortaya çıktığına yönelik tek çalışma bu değil. 2025 yılında Blattman ve arkadaşlarının bir çalışmasında, öncelikle demokratik rejimlerde kişi başına milli gelir büyümesinin, otokratik rejimlere göre daha yüksek olduğu tespiti yapılıyor. Bu çalışmanın dikkat çekici yanı, otokrasilerin de kendi içlerinde ekonomik büyüme ve refah konusunda farklılaştığıyla ilgili tespitleri. Çalışma otokrasileri, tek kişiye bağlı olanlar ve kurumsal olanlar olarak ikiye ayırıyor. Tek kişiye bağlı otokrasiler, kişisel gücün yoğunlaştığı ve liderler üzerindeki kurumsal kısıtlamaların zayıf olduğu rejimler olarak tanımlıyor. Çalışmanın bulgularına göre bu rejimler, demokrasilere göre yıllık olarak yaklaşık bir puan daha düşük bir oranda büyüme eğiliminde. Öte yandan, kurumsallaşmış otokrasiler, demokrasilerle benzer bir hızda büyüyebiliyor. Bu bulguya göre, bir ülkede güçlerin tek elde toplanmaması ve güçlü kurumların denge, düzenleme ve kontrol fonksiyonlarını yerine getirebilmesi, ekonomik büyüme açısından demokrasinin varlığından daha hayati bir rol oynuyor. Aslında bu tespit, Çin’in ekonomide ve teknolojide sağladığı başarıyı anlamamızı, bir nebze de olsa kolaylaştırıyor.</p>
<p>Özetlemek gerekirse, demokratik rejimlerin otokratik rejimlere göre daha iyi bir ekonomik büyüme performansı sergilediği pek çok çalışmada tespit edilebiliyor. Ancak, bir ülke ister demokratik ister otokratik olsun asıl önemli olan, büyüme ve refah için o ülkede kurumların güçlü olması. Elbette en ideali, hem demokratik hem de güçlü kurumlara sahip olan bir ülke. Bu idealden vazgeçmememiz lazım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kalkinma-ve-refah-icin-demokrasi-ve-guclu-kurumlar-lazim-80310</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kalkınma ve refah için demokrasi ve güçlü kurumlar lazım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyuyen-ekonomide-daralan-sanayi-ve-ihracat-80309</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyüyen ekonomide daralan sanayi ve ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İç tüketimin GSYH içindeki payı 2021 yılında yüzde 55 seviyesindeyken bugün yüzde 58'e yaklaşmış durumda. Buna karşılık sanayinin milli gelir içindeki payı aynı dönemde belirgin biçimde gerilemiş bulunuyor.</strong></p>
<p>Elbette iç siyasi tansiyonun yükselmesi ve bölgemizde devam eden savaşın geleceği, gündemin en önemli başlıklarını oluşturmaya devam ediyor. Bununla birlikte, özellikle sanayi ve ihracat kaynaklı sorunların uzun süredir dile getirildiği, rekabet gücümüzdeki kaybın sürdürülebilirliği zor bir dengeye doğru evrildiğine yönelik farklı sektörlerden gelen uyarıların arttığı bir dönemde bulunuyoruz.</p>
<p>Aylık verilerde izlediğimiz sanayi üretimindeki yatay seyir ile perakende satışlardaki güçlü artış, uzun süredir Türkiye ekonomisinin büyüme kompozisyonunda arzı ve üretimi baskılayan, buna karşın talebi yeterince sınırlayamayan bir yapıya işaret ediyor. Bu hafta açıklanan Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verileri de beklendiği gibi bu tabloyu doğruladı.</p>
<p>Açıklanan verilere göre Türkiye ekonomisi 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 2,5 büyüdü. Geçtiğimiz yılın ilk çeyreğinde de büyüme oranı yüzde 2,5 olmuş, yılı ise yaklaşık yüzde 3,6 büyümeyle tamamlamıştık. Dolayısıyla bu yıl da benzer bir başlangıç yaptığımızı söylemek mümkün.</p>
<p><strong>İktisadi faaliyeti daralan tek sektör sanayi</strong></p>
<p>Büyümenin sektörlere göre dağılımına baktığımızda dikkat çekici bir tablo görüyoruz. İlk çeyrekte daralan tek sektör yüzde 0,8 ile sanayi oldu. Diğer tüm sektörlerde büyüme gerçekleşirken, büyümenin ağırlıklı olarak hizmetler sektöründen kaynaklandığını görüyoruz.</p>
<p>Geçtiğimiz yılın ilk çeyreğinde de benzer bir tablo vardı. Sanayi yüzde 1,8 daralırken, tarım sektöründe de yaklaşık yüzde 2'lik bir küçülme yaşanmıştı. Bu yıl ise tarım sektörünün yüzde 4,6 büyüdüğünü görüyoruz. Büyük ölçüde yağışların yeterli olması ve kuraklık riskinin azalmasının meyve-sebze üretimini desteklemesi bu sonucu açıklıyor. Verilerde çarpıcı olan nokta sanayide geçen yıl yaşanan  daralmanın üzerine yeni bir daralma daha eklenmiş olması.</p>
<p>Harcama yöntemiyle hesaplanan büyüme verilerine baktığımızda ise ilk çeyrekte tüketim harcamalarının yüzde 4,8, yatırımların yüzde 3 arttığını görüyoruz. Buna karşılık ihracat yüzde 12,7 oranında gerilemiş durumda. Geçtiğimiz yılın ilk çeyreğinde iç talep yalnızca yüzde 2 büyürken ihracattaki daralma ihmal edilebilecek düzeyde, yüzde 0,01 olmuştu. Bu yıl ise iç talebin hızlandığını, ihracattaki kaybın ise çok daha belirgin hale geldiğini görüyoruz. İhracatımızın yaklaşık yüzde 96'sının sanayi ürünlerinden oluştuğu düşünüldüğünde, sektör temsilcilerinin uzun süredir dile getirdiği rekabet sorunlarının artık makro verilerde de net biçimde görülmeye başladığını söylemek mümkün.</p>
<p><strong>Tüketim güçlü, üretim zayıf</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl boyunca perakende satış endeksi güçlü yükselişini sürdürdü. Otomobil satışlarında rekorlar kırıldı, konut satışları tarihi yüksek seviyelere ulaştı. Bu yılın ilk çeyreğinde bazı göstergelerde hız kesilse de tüketim eğiliminin güçlü kaldığı görülüyor. İlk çeyrekte iç talebin yüzde 4,8 büyümesi, üstelik geçen yılın aynı dönemindeki yüzde 2'lik büyümenin üzerine gelmesi, enflasyonla mücadele eden bir ekonomide talebin yeterince baskılanamadığını ortaya koyuyor. Baskı altında kalan taraf ise üretim ve arz tarafı oluyor.</p>
<p>Yüksek enflasyon nedeniyle üretim maliyetlerinin hızla artması, buna karşın kurun reel değerlenme politikası çerçevesinde kontrollü seyretmesi, maliyet artışlarının döviz bazlı fiyatlara yeterince yansıtılamamasına neden oldu. Sonuç olarak Türkiye hem TL hem de döviz bazında pahalı bir üretim merkezi haline gelirken, rekabet gücü üzerinde ciddi bir baskı oluştu. Son açıklanan büyüme verileri de bu sorunun rakamlara yansıdığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Ulusal gelir kompozisyonunda çarpıcı değişim</strong></p>
<p>Verilerin detaylarına baktığımızda daha yapısal bir dönüşümün izlerini de görüyoruz. Örneğin iç tüketimin GSYH içindeki payı 2021 yılında yüzde 55 seviyesindeyken bugün yüzde 58'e yaklaşmış durumda. Buna karşılık sanayinin milli gelir içindeki payı aynı dönemde belirgin biçimde gerilemiş bulunuyor. 2021 yılında yüzde 25,6 olan sanayi üretimin toplamdaki payının 2022'de yüzde 29'a çıktığını, 2026'nın ilk çeyreğinde ise   yüzde 17,7 seviyesine kadar düştüğünü görüyoruz.</p>
<p>Bir başka ifadeyle, gerçekleştirdiğimiz ulusal gelir içinde tüketimin payı artarken üretimin ve sanayinin payı geriliyor. Bu durum tasarruf açığı anlamına geliyor. Bu durum enflasyonla mücadele etmeye çalışan bir ekonomide yanlış bir kompozisyon değişikliğine, tam tersini yapmamız gerektiğine işaret ediyor.</p>
<p>Büyümenin kompozisyonunda dikkat edilmesi gereken bir diğer unsur da yatırımların niteliği. Bu yılın ilk çeyreğinde toplam yatırım harcamaları yüzde 3 arttı. İnşaat yatırımları yüzde 3,3, makine ve teçhizat yatırımları ise yüzde 3 büyüdü. Geçtiğimiz yılın birinci çeyreğinde makine ve teçhizat % 2,7 daralmış, inşaat sektörü ise % 7 büyümüştü. Makine ve teçhizat yatırımlarındaki artış orta vadeli verimlilik ve büyüme açısından olumlu bir gelişme olsa da sanayideki zayıflık son iki yılın ilk çeyreğinde yatırımlara da yansımış görünüyor. İnşaat sektöründeki büyümenin ise önemli oranda deprem bölgesinde devam eden faaliyetlerden kaynaklandığını vurgulamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Asya rekabeti kapıda</strong></p>
<p>Önümüzdeki dönemde sanayimiz açısından bir diğer önemli risk ise Asya ülkelerinde yaşanan kur hareketleri. Son dönemde birçok Asya ülkesinin para biriminde ciddi değer kayıpları yaşanıyor. Endonezya rupiahı dolar karşısında tarihinin en düşük seviyelerine gerilerken, Hindistan rupisi, Güney Kore wonu, Filipin pesosu ve Malezya ringgiti de önemli ölçüde değer kaybetti. Japon yeni de benzer şekilde zayıf seyrediyor.</p>
<p>Savaşın sona ermesi ve küresel ticaret akışlarının normalleşmesi halinde, daha düşük maliyet avantajına sahip Asya ekonomilerinin uluslararası pazarlarda fiyat rekabetini artırması beklenebilir. Bu durum zaten rekabet gücü baskı altında olan Türk sanayisi açısından yeni zorluklar yaratabilir.</p>
<p>Elbette uzun vadede rekabet gücünün temel belirleyicisi teknoloji, verimlilik ve katma değerdir. Ancak fiyat rekabetinin önemsiz olduğunu söylemek de mümkün değildir. Özellikle kısa ve orta vadede kur politikaları ile maliyet dinamikleri rekabet gücü üzerinde belirleyici olmaya devam etmektedir.</p>
<p><strong>Büyüme muhtemelen mevcut kompozisyonla hızlanacak</strong></p>
<p>Sonuç olarak, büyüme verileri ekonomide üretim tarafında ciddi sorunlara ve yapısal bir değişime işaret ediyor. Büyüme devam ediyor ancak bu büyümenin ağırlıklı olarak tüketim kaynaklı olduğu görülüyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi olarak haftalık verilerle yaptığımız tahminde ilk çeyrek büyümesini yüzde 2,33 olarak öngörmüştük. Gerçekleşme beklentimizin bir miktar üzerinde geldi. Yıl geneli için büyüme tahminimiz yüzde 3,5 civarında bulunuyor.</p>
<p>Yılın ikinci çeyreğinde savaşın etkisiyle büyümenin bir miktar yavaşlaması mümkün görünse de seçim sürecine girilmesiyle birlikte büyüme odaklı politikaların öncelik kazanacağı bir döneme giriyoruz. Bu nedenle yılın ikinci yarısında büyümenin yeniden hızlanabileceğini düşünüyoruz. Ancak büyümenin hızlanması, kompozisyonunun değişeceği anlamına gelmiyor. Mevcut görünüm, tüketim ağırlıklı ve sanayinin zorlanmaya devam ettiği bir yapının süreceğine işaret ediyor.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Rekabet gücümüzü nasıl artırabiliriz?</strong></span></p>
<p>Türkiye'nin en önemli gücü güçlü ve rekabetçi sanayi altyapısıdır. Pandemi döneminde de son savaş sürecinde de gördük ki küresel ekonomi sıkıştığında dünyanın üretim için ilk yöneldiği ülkelerden biri Türkiye oluyor. Bu avantajı kaybetmememiz gerekiyor. Daha önce birçok yazımızda da belirttiğimiz gibi bu fiyat rekabetinin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Mevcut büyüme politikamız ve kur politikamız bizim rekabet gücümüzü daha da zayıflatma ihtimali barındırıyor. Bunu tam tersine çevirmemiz gereken bir süreçteyiz. İç talebi zayıflatıp rekabetçi fiyatlara geçmemiz gerekiyor. İç talebi bastırdığımız bir noktada kur geçişkenliğini de azaltabileceğimiz için rekabet gücümüzü ve büyümenin kompozisyonu istediğimiz yöne çevirebiliriz gibi görünüyor. Seçime doğru ilerlediğimiz bugünlerde büyümeden ve iç talepten vazgeçmenin çok kolay olmadığını düşünecek olursak ve bunu ancak seçim sonrası değerlendirilebilecek bir opsiyon olduğunu dikkate alacak olursak içinde bulunduğumuz dönemde üreticinin kur dışında maliyetini aşağı çekecek vergisel ve iş gücü üzerinden alınan vergiler dahil her türlü maliyet düşürücü önlemin yine de değerli olacağı kanaatindeyiz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyuyen-ekonomide-daralan-sanayi-ve-ihracat-80309</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/9/1280x720/676-1780463030.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyüyen ekonomide daralan sanayi ve ihracat ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abdden-swap-ya-da-hazine-destegi-gelir-mi-80308</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD’den swap ya da Hazine desteği gelir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Eğer destek açık, şeffaf, kurallı ve makro programla uyumlu olursa faydalı olur. Eğer kapalı kapılar ardında, siyasi pazarlık havasında ve seçim takvimine endeksli görünürse, güveni artırmak yerine yeni soru işaretleri doğurur.</strong></p>
<p>Son günlerde konuşulan “ABD seçim öncesinde Türkiye’ye swap imkânı ya da Hazine destekli bir finansman sağlayabilir” iddiasının kaynağı, doğrudan Türkiye’ye dair açıklanmış resmi bir anlaşma değil. Bu söylentinin çıkış noktası daha çok ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in, Körfez ve bazı Asya ülkeleriyle dolar swap hatlarına ilişkin görüşmeler yürütüldüğünü söylemesi oldu. Bessent, bu görüşmeleri “ABD dolarının küresel üstünlüğünün ve Amerika’nın ekonomik kalkanının gücünün kanıtı” olarak tarif etti; Anadolu Ajansı da bu görüşmelerin ABD Hazine Bakanlığı’nın ortaklarıyla uzun süredir yürüttüğü rutin diyalogların parçası olarak anlatıldığını aktardı. Ancak burada kritik nokta şu: Haberde Türkiye adı geçmiyor. Dolayısıyla Türkiye’ye özel bir swap hattı ya da Hazine yardımı şu aşamada doğrulanmış bir bilgi değil, daha çok bölgesel jeopolitik denklemden çıkarılan bir piyasa beklentisi. Ancak dün bir analist tarafından tekrar ısıtılıp Türkiye'nin merkeze konulması, Bloomberg gibi yayın organlarının bunu servis etmesi bir dalgalanma yarattı elbette. </p>
<p><strong>ESF üzerinden sağlanan </strong><strong>destek ise daha “siyasi” </strong></p>
<p>O zaman detaylıca meseleyi ele alalım: Önce mekanizmayı ayırmak gerekiyor. Fed swap hattı başka, ABD Hazine Bakanlığı’nın Exchange Stabilization Fund, yani ESF üzerinden verebileceği destek başka bir uygulamadır. Fed’in likidite swapları, yabancı merkez bankalarının kendi ülkelerindeki finansal kuruluşlara dolar likiditesi sağlayabilmesi için kullanılır; amaç ABD ve küresel dolar fonlama piyasalarında stresin yayılmasını önlemektir. Mesela, New York Fed de bu hatların özellikle dolar fonlama piyasalarını rahatlatmak için tasarlandığını anlatıyor. Ancak Fed swap hatları, genellikle çok sınırlı ve güvenilir merkez bankalarıyla kurulur. Benim bildiğim kadarıyla TCMB bu kalıcı swap ağı içinde yer almıyor.</p>
<p>ABD Hazine Bakanlığı’nın ESF üzerinden sağlayabileceği destek ise daha “siyasi” ve daha “özel durum” niteliği taşır. ESF, geçmişte kriz zamanlarında kullanıldı; hatta 2025’te Arjantin’e yardım için yeniden gündeme geldi. Council on Foreign Relations’ın swap takip çalışması da Hazine swaplarını “swap görünümünde teminatlı krediler” olarak tanımlıyor ve bunların gelişmekte olan ekonomiler için nadir ama değerli bir finansal güvenlik ağı olabileceğini belirtiyor. Yani Türkiye için konuşulan şey gerçekleşirse, Fed’in klasik merkez bankası swap hattından çok, Hazine-ESF tipi siyasi ve teminatlı bir destek ihtimali daha gerçekçi görünüyor.</p>
<p>Peki böyle bir destek hangi koşullarda mümkün olur? Birincisi, ABD’nin bunu kendi çıkarına uygun görmesi gerekir. ABD, swap ya da Hazine desteklerini “iyi niyet yardımı” olarak değil, finansal istikrar, dolar sisteminin korunması, jeopolitik ortaklık ve ABD varlıklarının düzensiz satışını önleme gibi gerekçelerle verir. Bessent’in açıklamalarında da swap hatlarının dolar kullanımını ve likiditeyi güçlendireceği, ticaret ve yatırımı destekleyeceği, krizlerde ABD varlıklarının düzensiz satışını önleyeceği vurgulandı. Bu açıdan Türkiye’ye destek, ancak ve ancak Washington Ankara’yı İran, Rusya, enerji koridorları, NATO, Karadeniz, Suriye ve bölgesel güvenlik denkleminde kritik bir ortak olarak görürse gündeme gelebilir.</p>
<p><strong>ABD’nin desteği için Ankara’nın </strong><strong>bazı taahhütler sunması gerekir</strong></p>
<p>İkincisi, Türkiye’nin bu desteğe “piyasa istikrarı” gerekçesiyle ihtiyaç duyduğunun kabul edilmesi gerekir. Eğer seçim öncesi siyasi belirsizlik, rezerv baskısı, kur talebi ya da dış finansman ihtiyacı belirginleşirse, ABD açısından “Türkiye’de finansal istikrarsızlık bölgesel maliyet yaratır” argümanı güçlenir. Ancak destek verilmesi için Ankara’nın da bazı güvence ve taahhütler sunması gerekir. Bunlar şeffaf rezerv yönetimi, programın devamı, sermaye kontrollerinden kaçınma, Batı finansal sistemiyle uyum, yaptırımlar konusunda hassasiyet ve ABD ile jeopolitik başlıklarda daha yakın koordinasyon olabilir.</p>
<p>Üçüncüsü, desteğin şekli önemlidir. Klasik bir Fed swap hattı Türkiye için zor görünüyor; çünkü yukarıda belirttiğim gibi Fed bu aracı genellikle kendi finansal sistemiyle çok entegre, güçlü kurumsal kredibiliteye sahip merkez bankalarına açar. Türkiye için daha olası modeller; ABD Hazine Bakanlığı üzerinden teminatlı kısa vadeli dolar likiditesi, belirli varlıklar karşılığı repo/swap benzeri bir düzenleme, IMF ile uyumlu bir arka kapı finansmanı ya da müttefik ülkelerle koordineli bir paket olabilir. Türkiye’nin son yıllarda ABD Hazine tahvili alımlarını artırması da rezerv yönetiminde Washington ile daha uyumlu bir çizgiye geçildiği şeklinde okunabilir, ama bu tek başına destek garantisi anlamına gelmez. Zaten mutlak butlan kararından sonra panik halinde satılan ABD tahvilleri gerçeği de ortada. </p>
<p>Şimdi asıl soruya gelelim: Böyle bir haber Türkiye için iyi haber mi olur? Kısa vadede evet, iyi haber olur. Çünkü swap ya da Hazine destekli dolar likiditesi, piyasaya “arka kapıda güçlü bir finansman hattı var” mesajı verir. Kur üzerindeki baskıyı azaltır, rezerv algısını güçlendirir, risk primini düşürebilir, yerli tasarruf sahibinin dövize yönelmesini yavaşlatabilir ve yabancı yatırımcıya “Türkiye yalnız değil” hissi verir. Özellikle seçimler öncesi tansiyonun yükseldiği bir ortamda böyle bir destek, piyasalara ciddi bir sakinleştirici etki yapar.</p>
<p><strong>Seçim öncesi gelecek destek </strong><strong>içeride siyasi olarak tartışılır</strong></p>
<p>Ama orta ve uzun vadede mesele daha karışık. Çünkü bu tür destekler bedelsiz olmaz. Her dış finansman hattı, yanında siyasi ve ekonomik koşullar getirir. Türkiye böyle bir destek alırsa, kısa vadede rahatlar; fakat uzun vadede ekonomi politikasının bağımsızlık alanı daralabilir. Washington’ın jeopolitik beklentileri artar, piyasa “Türkiye kendi kaynaklarıyla değil, dış destekle ayakta duruyor” algısına kapılabilir, ekonomi yönetimi yapısal sorunları çözmek yerine zaman kazanmayı tercih edebilir. En tehlikeli olan da budur: Geçici likidite kalıcı reformun yerine geçerse, bugünkü rahatlama yarının daha büyük kırılganlığına dönüşür.</p>
<p>Ayrıca seçim öncesinde gelecek bir destek, içeride siyasi olarak da tartışılır. İktidar bunu “uluslararası güvenin kanıtı” diye sunar. Muhalefet ise “seçim öncesi dış destek” veya “siyasi kredi” diye eleştirir. Yabancı yatırımcı kısa vadede olumlu bakar, ama desteğin koşullarını ve süresini sorgular. Eğer destek açık, şeffaf, kurallı ve makro programla uyumlu olursa faydalı olur. Eğer kapalı kapılar ardında, siyasi pazarlık havasında ve seçim takvimine endeksli görünürse, güveni artırmak yerine yeni soru işaretleri doğurur.</p>
<p>Gerçekçi sentez şu: ABD’nin Türkiye’ye seçim öncesi destek vermesi için, Ankara'nın bölgesel güvenlik denkleminde Washington’a değer üretmesi, söz konusu desteğin teminatlı, kontrollü, siyasi maliyeti yönetilebilir bir yapıda kurulması gerekir.</p>
<p>Sonuç olarak böyle bir destek gelirse piyasa ilk anda bunu olumlu fiyatlar. Kur rahatlar, rezerv algısı güçlenir, risk primi düşer. Fakat bunu “Türkiye ekonomisi düzeldi” diye okumak hata olur. Bu ancak zaman kazandırır. Kalıcı iyileşme için enflasyonla mücadelede güven, bütçe disiplini, cari açık yönetimi, hukuk güvenliği, veri şeffaflığı ve üretim kapasitesi gerekir. ABD’den gelecek swap ya da Hazine desteği olsa olsa bir oksijen tüpüdür. Hastayı ayağa kaldırmaz; sadece nefes aldırır. Hastalığı tedavi edecek olan ise hâlâ içeride yazılması gereken doğru reçetedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abdden-swap-ya-da-hazine-destegi-gelir-mi-80308</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD’den swap ya da Hazine desteği gelir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/al-kullan-at-yerine-edin-yararlan-donustur-80307</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Al, kullan, at&#039; yerine; &#039;edin, yararlan, dönüştür&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>100 yıl öncesinin “doğa kucağını açmış, istismarımızı bekliyor” anlayışı yerine sanayinin geldiği nokta; sıfır atıkla gezegenin tüm kaynaklarını verimli kullanma dönüştürme ilkesi, İSO’da tartışılıyor.</strong></p>
<p><strong>Sanayinin Sıfır Atık Yolculuğu</strong>: Döngüsel İş Modelleri toplantısındayız. İstanbul Sanayi Odası Başkanı <strong>Erdal Bahçıvan</strong>; İstanbul Sıfır Atık Haftası etkinliğinde yaptığı konuşmada; “<strong>satın al, kullan, at</strong>” döneminin bittiğine vurgu yapıyor; “<strong>artık</strong> <strong>edin, yararlan, dönüştür</strong>, yani sıfır atık dönemindeyiz.”</p>
<p><strong>Bahçıvan</strong>, sıfır atık yaklaşımının yalnızca çevresel bir sorumluluk değil; aynı zamanda <strong>ekonomik</strong> <strong>rekabetçiliğinin</strong> ve <strong>toplumsal dayanıklılığın</strong> da temel unsuru olduğuna dikkat çekiyor; “<em>bugün <strong>193 ülkede </strong>karşılık bulan bu hareket, Türkiye’nin sürdürülebilirlik alanında <strong>küresel liderliğinin</strong> ölçüsüdür</em>.”</p>
<p><strong>KAYNAK VERİMLİLİĞİ, EKONOMİK KAZANIM VE İKLİM HEDEFLERİ</strong></p>
<p>Sıfır Atık Vakfı Başkanı <strong>Samed Ağırbaş</strong>’ın <strong>COP31 İklim Yüksek Düzeyli Şampiyonu’ </strong>olması da gör son derece anlamlı… İSO, 2022’den beri <strong>COP toplantılarından</strong> çokça deneyim biriktirmiş. Böylece <strong>kaynak</strong> <strong>verimliliğini</strong>, <strong>ekonomik kazanımı</strong>, <strong>iklim hedeflerini</strong> destekleyen <strong>bütüncül dönüşüm modeli</strong> oluşmuş.</p>
<p><strong>Döngüsel Ekonomi</strong>, regülasyonlar, <strong>rekabet avantajları</strong> ve sanayide teknolojik<strong>, dijital sıfır atık</strong> uygulamalarının tartışıldığı <strong>2 panelde</strong> katılımcılar, yeşil ekonomi çağına giren gezegende <strong>ülkemizin barındırdığı fırsatlar</strong> ve <strong>olası riskleri</strong> tartıştılar. Anladığım;<strong> ya yeşile bürüneceğiz ya da kararacağız</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Sıfır Atık’a dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Ülkemin imajına katkısı?</em></strong></p>
<p><strong>Bahçıvan</strong>; sıfır atık dönüşümünün yaygınlaşması ve kalıcı olması için <strong>üniversite-sanayi işbirliklerinin</strong> yaygınlaşması, kalıcı olması ile Türkiye’nin <strong>küresel çapta kazanacağı itibarın değerini</strong> hatırlatıyor.</p>
<p><strong><em>Somut hangi adım atıldı?</em></strong></p>
<p>Sıfır atık yaklaşımının sanayi sektöründe yaygınlaştırılması, <strong>üretimde kaynak</strong> ve <strong>su verimliliğinin</strong> artırılmasının teşviki amacıyla <strong>İSO</strong> ile <strong>Sıfır Atık Vakfı (SAV)</strong> arasında bir <strong>iş birliği protokolü</strong> imzalandı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>VALİ GÜL: “İSTANBUL MARKASINA DEĞERLİ KATKI SAĞLAYACAK”</strong></p>
<p><strong>Davut Gül</strong>, şu anda İstanbul’da <strong>24 bin sivil toplum örgütü</strong> olduğuna işaret ediyor. <strong>Sıfır Atık Vakfı</strong>, bunlardan biri… Gül, “A<em>ncak büyük devletlerin yapacağı bir etkinliği başlatmış olmasıyla İstanbulumuzun marka değerini yükseltti</em>” diyor.  <strong>Emine Erdoğan</strong>’ın SAV liderliğine dikkat çekiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SIFIR ATIK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Sıfır atık</strong>: İsrafı önlemeyi, kaynakları verimli kullanmayı, atıkları değerlendirmeyi hedefleme hareketi</p>
<p><strong>Sıfır Atık Vakfı</strong>: Geri dönüşümü sağlamak ve önemsetmek amacıyla 2023’te kurulan STK</p>
<p><strong>Geri dönüşüm</strong>: Kullanım ömrünü tamamlamış plastik, kâğıt, cam, metal atıkların dönüştürülmesi</p>
<p><strong>Döngüsel ekonomi</strong>: “Al-kullan-at” mantığına dayanan doğrusal sistemlerin yerini alan yeni anlayış</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/al-kullan-at-yerine-edin-yararlan-donustur-80307</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/7/1280x720/bahcivan-1780466793.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Al, kullan, at&#039; yerine; &#039;edin, yararlan, dönüştür&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yoksul-hep-yoksul-zengin-hep-zengin-80306</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yoksul hep yoksul, zengin hep zengin!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıl 2002, neredeyse çeyrek yüzyıl öncesi… Türkiye’deki hanelerin gelirden en az pay alan, yani en yoksul yüzde 20’lik kesimi toplam tüketim harcamasının yüzde 9,3’ünü yapıyor, yapabiliyor. En zengin yüzde 20 ise toplam harcamanın yüzde 38,2’sini gerçekleştiriyor.</p>
<p>Yıl 2025, en yoksul yüzde 20’nin tüketim harcamalarındaki payı yüzde 7,8’e inmiş, buna karşılık en zengin yüzde 20 payını korumuş, hatta biraz daha artırarak yüzde 38,4’e çıkarmış.</p>
<p>Aradaki yıllarda öyle çok önemli bir hareket olmamış.</p>
<p>İşte 2002’den 2025’e kadar olan dönemin özeti.</p>
<p>Yani Türk halkı yıllardır olduğu yerde sayıyor…</p>
<p>Yoksul bir türlü yoksulluktan kurtulamıyor, zengin ise hep zengin.</p>
<p><strong>“Ne yani, tersi mi bekleniyordu, bu tablonun değişeceği yönünde bir umut mu vardı ki”</strong> diyenler çıkacaktır, elbette haklılar. Bu olumsuz tablonun değişmesi için bugüne kadar atılmış herhangi bir adım görülmüş değil ki. Zaten bu tabloyu değiştirmek gibi bir niyet, bu durumdan rahatsızlık duymak gibi bir durum yok ki.</p>
<p>Adeta tam bir<strong> “Altta kalanın canı çıksın”</strong> durumu.</p>
<p>Ama; en acısı altta kalanların durumlarının idraki içinde olmamaları.</p>
<p>Ya da sık sık dile getirilen ve <strong>“Böyle gelmiş böyle gider”</strong> sözüyle ortaya konulan kabullenmişlik ve çaresizlik…</p>
<h2>Kim nereye harcıyor?</h2>
<p>TÜİK’in dün açıkladığı hanehalkı tüketim harcaması çalışmasının 2025 sonuçları yıllardır değişmeyen kalıcı bir takım sorunların varlığını bir kez daha ortaya koydu. Biraz önce aktardım; gelir düzeyine göre tüketim harcamalarının durumu ortada. Bu verilere biraz daha yakından bakalım…</p>
<p>■ Tüm hanelerin toplam harcamasında en büyük pay konut grubu için yapılıyor. Kiranın da içinde olduğu konut grubu harcamalarının payı yüzde 29,3 düzeyinde. İkinci sırada yüzde 20,5 ile ulaştırma, üçüncü sırada yüzde 17,3 ile gıda harcamaları yer alıyor.</p>
<p>■ Gıda harcamalarının payının diğer gruplardan nasıl daha düşük olduğu sorusu akla gelebilir. Bu çalışma kapsamında yalnızca hanehalkının harcamaları dikkate alınıyor. Kurumsal nüfus olarak tanımlanan yaşlılar evi, huzur evleri, hapishane, özel nitelikli hastane, hapishane, otel gibi yerlerde bulunan nüfus ile göçer nüfus kapsam dışı olduğu için böyle bir harcama kalıbı ortaya çıkıyor.</p>
<p>■ Konut ve gıda harcaması en yoksul kesimde çok daha yüksek. Bu iki ana harcama grubuna ayrılan pay gelir düzeyi arttıkça geriliyor. Bu iki grubun yerini ağırlıkla ulaştırma alıyor, diğer harcamalara da daha çok pay ayrılıyor.</p>
<h2>Payı düşüyor, tutar artıyor</h2>
<p>En yoksul yüzde 20’lik kesim harcamasının yüzde 29,2’sini gıda, yüzde 38,7’sini konut için yapıyor ama bu harcamaların, gıda ve konut için yapılan toplam harcamalar içindeki payı düşük. Somut bir örnek vereyim.</p>
<p>Tabloda da görüleceği gibi toplam harcamada gıdanın payı yüzde 17,3 düzeyinde. Ama bu harcamanın yalnızca yüzde 13,1’ini en yoksul kesim yapabiliyor.</p>
<p>Oysa en zengin yüzde 20 gıdaya çok az pay ayırıyor (yüzde 12,4) ama bu payın karşılığı gıdadaki harcamada yüzde 28’e yakın.</p>
<p>Örneği daha somut hale getirelim…</p>
<p>Türkiye’deki tüm haneler her 100 liralık tüketim harcamasının yaklaşık 17 lirasını gıdaya yapıyor. Bu 17 lirada en yoksul beşte birin payı yüzde 13,1, yani 2,3 lira.</p>
<p>En zengin beşte bir ise bu 17 liralık harcamada yüzde 28’e yakın pay alıyor, yani 17 liralık gıda harcamasının 4,7 liralık kısmını zenginler yapıyor.</p>
<h2>Daha çarpıcı örnekler de var</h2>
<p>Örneğin eğitim… Toplamda her 100 liranın yalnızca 1,82 lirası eğitime ayrılıyor. Bu 1,82 lirada en yoksul yüzde 20’nin payı yüzde 0,89. Yani bu kesim eğitim için yalnızca ama yalnızca 1,6 kuruşluk harcama yapabiliyor.</p>
<p>Eğitime zaten genel olarak para harcanmıyor, o harcamada da yoksulun adı bile geçmiyor. Eğitime için yapılan 1,82 liralık harcamada en zengin beşte birin payı yüzde 72 düzeyinde. Bir başka ifadeyle 1,82 liralık eğitim harcamasının 1,31 lirasını en zengin yüzde 20’lik kesim yapıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1faaa54e4d6-1780460197.png" alt="" width="985" height="370" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yoksul-hep-yoksul-zengin-hep-zengin-80306</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/yoksulluk-fakir-parasiz-para.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yoksul hep yoksul, zengin hep zengin! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-sehirde-53-diyaliz-merkezi-ile-avrupada-ilk-5e-yerlesti-diyalizor-uretimini-hedefe-koydu-80305</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> 19 şehirde 53 diyaliz merkezi ile dünyada ilk 5’e yerleşti, ‘diyalizör’ üretimini hedefe koydu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DR. HAKAN Yavuz, </strong>Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezuniyetinin ardından 2002 yılında memleketi Bafra Devlet Hastanesi’nde göreve başladı. Ardından Samsun Sigorta Bölge Hastanesi’ne geçti. Bafra ve Samsun’daki çalışma dönemi 2006’ya kadar sürdü.</p>
<p>2006 yılında İstanbul Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde <strong>“Hemodiyaliz Hekimliği Sertifikasyon Eğitimi”</strong> aldı. Başakşehir Devlet Hastanesi’nin kuruluş aşamasında görev yaptı. Ağustos 2007’de kamudaki görevinden ayrılarak özel bir hastanenin diyaliz servisinde hemodiyaliz hekimi olarak çalışmaya başladı.</p>
<p>2008 yılında Özel Beylikdüzü Diyaliz Merkezi’nde Sertifikalı Diyaliz Hekimi ve Mesul Müdür oldu. 2009 yılında merkezin ortaklarından biri ayrıldı. Dr. <strong>Hakan Yavuz, </strong>Özel Beylikdüzü Diyaliz Merkezi’nde 4’üncü ortak olarak yerini aldı. Böylece diyaliz alanında girişimcilik kapısını da araladı.</p>
<p>Dr. <strong>Yavuz, </strong>2012 yılından itibaren 2021 yılına kadar yeni diyaliz merkezleri satın alma süreçlerini yönetirken, yolu medikal cihazlar ticaretinde önde çıkan <strong>Fuat Akın</strong>’la kesişti. 2021 yılında kardeşi <strong>Gürkan Yavuz </strong>ve <strong>Mehmet Suat (Fuat) Akın </strong>ile birlikte AYS Group’u kurdu. Baba mesleği tarım ürünleri ticaretinden Samsun’da lisanslı depoculuğa uzanan işlere girdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fa9d3c91fd-1780459987.png" alt="" width="800" height="365" />Dr. <strong>Hakan Yavuz, </strong>kendi diyaliz merkezinin sahibi olduğunda 100 hastaya hizmet veren yapıdan 6 diyaliz merkezi ve 1600 hastaya hizmet veren bir noktaya ulaştı. 2022 yılında Almanya merkezli diyaliz hizmetleri şirketi <strong>“D.Med”</strong>in Türkiye operasyonunu satın alma görüşmelerini başlattı. 2023 yılı başında bu süreci tamamlayarak <strong>“Daviva Healthcare”</strong>i daha güçlü noktaya taşıdı.</p>
<p>Aynı yıl, yani 2023’te dünya devi <strong>“Fresenius”</strong>un Türkiye operasyonunu <strong>“Daviva Healthcare” </strong>çatısı altına almak üzere görüşme masasına oturdu. Bu büyük satın alma operasyonunu da 2024 yılında gerçekleştirdi.</p>
<p>Danışmanları <strong>Binhan Aydın </strong>planladı, Daviva Healthcare Group Yönetim Kurulu Başkanı Dr. <strong>Hakan Yavuz, </strong>Başkanvekili <strong>Mehmet Suat (Fuat) Akın, </strong>Yönetim Kurulu Üyesi Dr. <strong>Tarkan Dizdar</strong>’la buluştuk.</p>
<p>Dr. <strong>Hakan Yavuz, </strong>Daviva Healthcare Group’un öyküsünü özetledikten sonra mevcut durumu ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>19 ildeki 53 diyaliz merkezi ve 1500’e yakın personelle Türkiye’nin en büyük zinciri olduk. Avrupa’nın 3’üncü, dünyanın ise ilk 5 büyük diyaliz zinciri konumuna ulaştık.</strong></p>
<p><strong>“D.Med”</strong>in Türkiye operasyonunu satın aldıkları günlere döndü:</p>
<p>-          <strong>Almanlar yerli bir zinciri satın alarak girmişti ülkemize. </strong>“D.Med”<strong>le 18 merkez bize geçmiş oldu.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Suat (Fuat) Akın, “D.Med”</strong>in satın alınması sırasındaki bir ayrıntıyı paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Muhatabımız fon şirketi idi. Satın almanın finansmanı için İş Bankası’nın kapısını çaldık. İş Bankası yönetimi planladığımız operasyonu inceledi, </strong>“Ekonomide sıkıntılı bir süreç yaşanıyor ama sizin hikayenize kredi desteği vereceğiz” <strong>dedi.</strong></p>
<p>Dr. <strong>Yavuz, </strong>9 bini aşkın hastaya diyaliz hizmeti verdiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu hastaların 900’üne evde diyaliz hizmeti veriyoruz. Evde hizmet sayısında dünyada ilk sıradayız.</strong></p>
<p>Diyaliz merkezlerine yaptıkları yatırımı merak ettim, hesapladı:</p>
<p>-          <strong>50 milyon Euro’yu geçti.</strong></p>
<p>Diyaliz merkezi sayısını artırma hedeflerinin olmadığını kaydedip şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Diyaliz merkezi konusunda yurt dışında arayışlarımız var. İspanya’da bir girişimimiz oldu. Rakibimiz bizden daha iyi teklif verdi. İspanya, diyaliz merkezleri konusunda dünyada en iyi 3 ülkeden biri. Ayrıca, AB üyesi bir ülkeye girmek bize cazip gelmişti.</strong></p>
<p>Diyaliz hizmetinden üretime doğru adım atmak üzere plan yaptıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizde </strong>“diyalizör” <strong>üretimi yok. İthal ediliyor. Diyaliz merkezlerimizin çoğunu yabancılardan satın aldık, bir nevi millileştirme adımı oldu. Şimdi, </strong>“diyalizör”<strong>de de ithal</strong><strong>a</strong><strong>tı frenleyecek bir yatırım düşünüyoruz.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Suat (Fuat) Akın, </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl Çin’in en büyük </strong>“diyalizör” <strong>üreticisiyle know how transferi konusunda sözleşme yaptık. Yapacağımız yatırımın teşvik belgesi için Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ile de görüşüyoruz. Yer tahsisi gerçekleşirse 2027’de yatırıma başlarız.</strong></p>
<p><strong>“Diyalizör” </strong>yatırımının büyüklüğünü sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>100 milyon dolara yakın yatırım söz konusu olabilir. 2027’de inşaata başlarsak 2029’da üretime </strong><strong>geçeriz</strong><strong>. Üretim zamanla </strong>“diyalizör”<strong>ün yanı sıra set ve iğneyi de kapsayabilir.</strong></p>
<p>Dr. <strong>Hakan Yavuz, “diyalizör” </strong>yatırımı için adres arayışlarını anlattı:</p>
<p>-          <strong>Gönlümüzden memleketim Samsun veya Tekirdağ geçiyor. Ayrıca, medikal ürünler üretimi konusunda bir </strong>“kümelenme” <strong>arayışı da var. Ona göre hareket edeceğiz.</strong></p>
<p><strong>Akın, “diyalizör” </strong>üretiminin ithal ikamesi tarafını anımsatınca Dr. <strong>Yavuz, </strong>hesap yaptı:</p>
<p>-          <strong>80-100 milyon dolarlık bir ithalatın frenlenmesi söz konusu olabilir…</strong></p>
<p>Dr. <strong>Hakan Yavuz, Mehmet Suat (Fuat) Akın </strong>ve Dr. <strong>Tarkan Dizdar</strong>’la görüşmeye giderken, <strong>“yeni doğan çetesi” </strong>gibi bir sıkıntıları var mıdır diye arşiv taraması yaptım.</p>
<p>Sohbetten, dünyada diyaliz merkezinde ilk 5’e giren, büyüme başarısının <strong>“diyalizör” </strong>gibi ithal ikamesi sağlayacak üretime doğru yöneldiği bir öykü çıktı…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Diyaliz, Türkiye’de 1 milyar dolarlık bir sektör oluşturdu</span></h2>
<p><strong>ÖZEL </strong>Diyaliz Merkezleri Derneği’nin Başkanı da olan Daviva Healthcare Group Yönetim Kurulu Başkanı Dr. <strong>Hakan Yavuz</strong>’a Türkiye’de böbrek hastaları için diyalize harcanan kaynağın büyüklüğünü sordum, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de yılda 10 milyon seans diyaliz gerçekleşiyor. Bunun 4 milyonu kamuya ait merkezlerde, 6 milyonu da özel diyaliz merkezlerinde gerçekleşiyor. Diyalize yılda 1 milyar dolar ödeniyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de 300’e yakın özel diyaliz merkezinin faaliyette olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Diyaliz işlemi yüzde 100 kamu hizmeti gibi yapılır. Fiyatı devlet belirler. Hiçbir merkez 1 lira dahi fark alamaz.</strong></p>
<p>Daviva Healthcare Group’un 1 milyar dolarlık toplam işlemden aldığı payı merak ettim, hesapladı:</p>
<p>-          <strong>Bizim 19 ildeki 53 merkezdeki diyaliz işlemleri 150 milyon doları bulur.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kayyum ruhsata atanmıştı biz onu alıp, Avcılar’da hastaneye adım attık</span></h2>
<p><strong>DAVİVA</strong> Healthcare Group Yönetim Kurulu Başkanı Dr. <strong>Hakan Yavuz</strong>’a, önceki Sağlık Bakanları’ndan <strong>Mehmet Müezzinoğlu</strong>’nun İstanbul Avcılar’daki hastanesinin satın almalarının öyküsünü sordum, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Diyaliz merkezi konusunda önemli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra genel hastane tarafına da girmek istedik. Tasarruf Mevduatı Sigortası Fonu’nun (TMSF) ihalesine girip Avcılar’daki hastaneyi aldık.</strong></p>
<p>Hastanenin adının <strong>“yeni doğan çetesi” </strong>soruşturmasına dahil olmasının kendilerini endişelendirip endişelendirmediğini merak ettim, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Rahmetli babam, </strong>“Kaça alıp sattığınızdan daha önemlisi kimden alıp kime sattığınızdır” <strong>derdi. TMSF, Avcılar’daki hastanenin ruhsatına kayyum olarak atanmıştı. Dolayısıyla biz </strong>“temiz yapı” <strong>almış olduk.</strong></p>
<p>Avcılar’daki hastane binasının <strong>Mehmet Müezzinoğlu</strong>’na ait olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Biz sayın Müezzinoğlu’nun bina kiracısı olduk.</strong></p>
<p>Avcılar’daki hastanenin kendilerine maliyetini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Biz TMSF’den 600 milyon lira artı KDV, 720 milyon liraya aldık. 10 milyon dolarlık da ek yatırım yaptık. 16 Haziran 2026’da açılış için tanıtımımız olacak.</strong></p>
<p>Daha sonra bir hastane de Çorlu’da satın aldıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Çorlu’daki hastaneyi de 571 milyon lira artı KDV ödeyerek aldık. O hastaneyi de 1 Eylül 2026’da yeni haliyle hizmete açacağız.</strong></p>
<p>Daviva Healthcare Group Yönetim Kurulu Üyesi Dr. <strong>Tarkan Dizdar </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Hastane konusunda İstanbul’da daha merkezi yerlerde arayışlarımız var. Daha büyük hastane düşünüyoruz. Ancak, büyümeyi kontrollü yapacağız.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-sehirde-53-diyaliz-merkezi-ile-avrupada-ilk-5e-yerlesti-diyalizor-uretimini-hedefe-koydu-80305</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/5/1280x720/hakan-yavuz-1780460008.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 19 şehirde 53 diyaliz merkezi ile Avrupa’da ilk 5’e yerleşti, ‘diyalizör’ üretimini hedefe koydu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/al-kullan-atla-25-trilyon-euro-kayip-80304</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Al-kullan-at’la 25 trilyon euro kayıp</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO), İstanbul Valiliği himayelerinde 1-7 Haziran tarihleri arasındaki “İstanbul Sıfır Atık Haftası” faaliyetleri kapsamında “Sanayinin Sıfır Atık Yolculuğu: Döngüsel İş Modelleri” toplantısı düzenledi. Sıfır Atık hedefine ulaşma stratejilerinde döngüsel iş modellerinin rolünün ele alındığı toplantının açılışında konuşan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, sanayide yeşil dönüşüm ve döngüsel ekonomi odaklı stratejik makroekonomik hedeflere ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<h2>Döngüsel ekonomide ‘su’ stratejik </h2>
<p>Etkinlik kapsamında sıfır atık yaklaşımının sanayi sektöründe yaygınlaştırılması, üretim süreçlerinde kaynak ve su verimliliğinin artırılması ve sürdürülebilir üretim uygulamalarının teşvik edilmesi amacıyla İSO ile Sıfır Atık Vakfı arasında kritik bir iş birliği protokolüne imza atıldı.</p>
<p>Dünyanın iklim değişikliği, kirlilik ve biyolojik çeşitlilik kaybı olmak üzere birbirini etkileyen üç büyük krizle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Bahçıvan, üretim ve tüketim alışkanlıklarının dönüşmesinin küresel ölçekteki en kritik mesele olduğunu ifade etti. Bahçıvan, “Yapılan uluslararası çalışmalara göre bugün küresel ekonomi, 'al-kullan-at' anlayışı nedeniyle yılda yaklaşık 25,4 trilyon Euro değerinde ekonomik değeri kaybediyor. Bu rakam küresel GSYİH’nin yaklaşık yüzde 31'ine denk geliyor. Oysa ki kaynakların verimli yönetildiği döngüsel iş modellerinde kaybedilen bu değerin önemli bir bölümü ekonomide kalmaya devam edecek” diye konuştu.</p>
<h2>Endüstriyel simbiyoz uygulamaları</h2>
<p>Suyun stratejik önemine de değinen Bahçıvan, günümüzde su kaynaklarını etkin ve verimli yönetebilen ülkelerin yalnızca çevresel değil, gıda ve enerji güvenliği açısından da büyük bir avantaj elde ettiğini, döngüsel ekonomi yaklaşımıyla suyu merkeze alan politikaların uzun vadeli rekabetçiliğin temelini oluşturduğunu belirtti. Sanayinin bu büyük dönüşümün merkezinde yer aldığını dile getiren İSO Başkanı Bahçıvan, ürünün tüm yaşam döngüsünü dikkate alan nitelikli üretim anlayışının önemini, şu sözlerle aktardı: “Verimlilik, malzeme seçiminde gösterilen özen, atık oranlarının sistematik biçimde düşürülmesi ve ürünlerin uzun ömürlü, kolay onarılabilir ve geri dönüştürülebilir olması temel unsurlar haline geliyor. Bu yaklaşımla hareket eden sanayi firmalarının operasyonel maliyetleri düşerken küresel pazarlarda rekabet güçleri de artıyor. Türkiye sanayisi de bu sürece odaklandığında üretim kabiliyeti, mühendislik altyapısı ve girişimcilik ruhu ile dönüşümün kazananları arasında yer alacak güçtedir.” Dönüşümün kalıcı ve yaygın hale gelmesi için üniversite-sanayi iş birliklerinin ve Ar-Ge yatırımlarının artırılarak bilimsel bilginin üretime dönüştürülmesi gerektiğini kaydeden Bahçıvan, yenilikçi teknoloji girişimlerinin sanayiyle buluşturulmasının ve insan kaynağının dijital kapasitesinin güçlendirilmesinin şart olduğunu söyledi.</p>
<p>Bahçıvan ayrıca, bir tesisin atığının diğerinin hammaddesi olarak kullanıldığı endüstriyel simbiyoz uygulamalarının artırılmasının da süreci ivmeleyeceğini belirtti.</p>
<h2>İSO, COP31’e titizlikle hazırlanıyor </h2>
<p>Konuşmasında 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek COP31'e değinen Bahçıvan, “Bizler açısından büyük bir gurur ve heyecan kaynağı olan COP31; Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadeledeki vizyonunu ve özel sektör olarak gücünü tüm dünyayla paylaşmamıza imkan sağlayacak. Yeşil sanayileşme ve sıfır atık yaklaşımının COP31’in eylem gündemi başlıkları arasında yer aldığını görüyoruz. Bu vesile ile de Türkiye, küresel iklim müzakerelerinin merkezine sıfır atık yaklaşımını yerleştiren ilk COP Başkanlığı olarak da tarihe geçecek” ifadelerini kullandı. İSO olarak 2022 yılından bu yana katıldıkları COP toplantılarından elde ettikleri deneyimle COP31’e yönelik hazırlıkları titizlikle yürüttüklerini ekleyen Bahçıvan, bu süreçte yürütülen çalışmaların uluslararası arenada Türk sanayisinin yetkinliklerini görünür kılacağını ifade etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Vali Gül: Türkiye, ‘sıfır atık’ta dünyaya öncülük yapıyor</span></h2>
<p>İstanbul Valisi Davut Gül, toplantıda yaptığı konuşmada iş birliğinin önemine dikkat çekerek, şunları söyledi: “Birlikte iş yapma kültürünü geliştirmeliyiz. Kimseyi arkada bırakmamalıyız. Herkesi meselenin içerisinde tutmalıyız. Sanayiciler açısından da bu sıfır atık meselesi üretim zincirinden tüketim zincirine kadar her alanda karşımıza çıkacak bir mesele. Türkiye, sıfır atık konusunda dünyaya öncülük yapıyor. Uluslararası etkinlikler ve yüzlerce ülkenin katılımı Türkiye'nin ve İstanbul'umuzun marka değerini yükseltiyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/al-kullan-atla-25-trilyon-euro-kayip-80304</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/4/1280x720/bahcivan-1780459626.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, küresel ekonominin ‘al-kullan-at’ anlayışı nedeniyle yılda yaklaşık 25,4 trilyon euro değer kaybettiğine dikkat çekerek, “Döngüsel ekonomi yalnızca çevresel bir tercih değil, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için ekonomik bir zorunluluktur” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/eti-sarp-sigorta-kurumsal-musteri-segmentinde-buyume-atagi-baslatti-80345</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kurumsal müşteri portföyünü büyütmeyi hedefliyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Kuruluşunun 20'nci yılını geride bırakan ETİ Sarp Sigorta, yönetim yapılanmasını yenileyerek kurumsal müşteri segmentini faaliyet alanına dahil etti. Şirket, sektörün önde gelen sigorta kuruluşlarıyla sürdürdüğü acentelik faaliyetlerini yeni bir yönetim yapılanmasıyla destekleyerek kurumsal portföyünü büyütmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda sektörün deneyimli isimlerinden Demet Ayrancı, şirket müdürlüğü görevine getirildi. Uzun yıllara dayanan sigortacılık tecrübesiyle göreve başlayan Ayrancı'nın, ETİ Sarp Sigorta'nın kurumsal müşteri segmentindeki büyümesine liderlik etmesi ve yeni nesil sigorta ürünlerinin geliştirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.</p>
<p><strong>"Risk haritası son yıllarda köklü biçimde değişti"</strong></p>
<p>Kurumsal sigortacılıkta yeni dönemin önceliklerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Demet Ayrancı, şirketlerin maruz kaldığı risklerin geçmişe göre önemli ölçüde farklılaştığını anlattı. Siber güvenlikten iklim kaynaklı operasyonel sorunlara kadar birçok yeni risk başlığının işletmelerin gündemine girdiğini vurgulayan Ayrancı, sigorta çözümlerinin de bu değişime uyum sağlaması gerektiğini söyledi. Ayrancı, şu değerlendirmelerde bulundu: “Türkiye’de işletmeler son beş yılda hiç olmadığı kadar farklı türde riskle karşı karşıya. Siber saldırılar, tedarik zinciri kesintileri, yönetici sorumluluk davaları ve iklim olaylarının operasyonel etkileri artık şirketlerin gündeminde daha fazla yer tutuyor. Bunların önemli bir bölümü on yıl önce kurumsal risk listelerinin ilk sıralarında bulunmuyordu. ETİ Sarp Sigorta olarak yeni dönemde öncelikli hedefimiz, kurumsal müşterilerimize bu güncel riskler doğrultusunda katma değer sağlayan çözümler sunmak olacak.”</p>
<p>Mevcut sigorta programlarının yeterliliği konusunda da müşterilerinin yanında olmayı önemsediklerine dikkat çeken Ayrancı, “İşletmelerin gözden kaçırabileceği riskleri ve teminat boşluklarını birlikte değerlendirerek daha sürdürülebilir bir koruma yapısı oluşturmayı amaçlıyoruz. Önümüzdeki dönemde özellikle KOBİ'ler ve orta ölçekli kurumsal müşteriler nezdinde bu danışmanlık yaklaşımımızı daha görünür hale getirmeyi hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>ETİ Sarp Sigorta'nın, 31 Aralık 2005 tarihinde ETİ Grubu şirketlerinden Sarp Havacılık ve Lojistik bünyesinde kurulduğu belirten Demet Ayrancı,  Şirketin, Eskişehir’deki merkez ofislerinden çok sayıda sigorta şirketi adına faaliyetlerini sürdürdüklerini kaydetti. Bugün bireysel ve kurumsal müşterilere yönelik geniş bir hizmet ağıyla çalışmalarını sürdüren ETİ Sarp Sigorta'nın, Allianz, Axa, Anadolu Sigorta, Ak Sigorta, Mapfre ile Acıbadem Sağlık ve Hayat Sigorta gibi sektörün önde gelen şirketleriyle iş ortaklıkları bulunduğu ifade eden Ayrancı, 2025 yılında Axa Sigorta tarafından “Milyonerler Kulübü Altın Üye” ve “İl Birincisi” unvanlarına layık görüldüklerini söyledi. ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi belgesine sahip olduklarını vurgulayan Demet Ayrancı, yeni dönemde kurumsal sigortacılık alanındaki büyümeyi hizmet kalitesi ve uzman danışmanlık yaklaşımıyla desteklemeyi hedeflediklerini kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/eti-sarp-sigorta-kurumsal-musteri-segmentinde-buyume-atagi-baslatti-80345</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/5/1280x720/eti-sarp-sigorta-kurumsal-musteri-segmentinde-buyume-atagi-baslatti-1780476067.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ETİ Sarp Sigorta&#039;nın müdürlüğüne getirilen Demet Ayrancı, “Kurumsal müşteri portföyünü büyütmeyi ve siber riskler ile yönetici sorumluluk sigortaları gibi yeni nesil teminatlarda derinleşme hedefliyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diyarbakir-uretimde-neden-yeteri-kadar-markalasamiyor-80338</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyarbakır üretimde neden yeteri kadar markalaşamıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Diyarbakır kültürüyle, mutfağıyla ve insan gücüyle aslında başlı başına bir markadır. Ülkemizin en köklü şehirlerinden birisidir. Ancak konu sanayiye, teknolojiye ya da dünya çapında bilinen ticari markalara geldiğinde aynı başarıyı göremiyoruz. Sorulması gereken asıl soru şudur, sorun imkânsızlık mı?</p>
<p>Diyarbakır’ın çok genç ve dinamik bir nüfusu var. Bugün ülkemizde milyonlarca genç; yazılım, tasarım, teknoloji, üretim ve girişimcilik alanlarında büyük hayaller kuruyor. Ama sadece fikir yetmez; yatırım, eğitim, sürdürülebilir üretim kültürü gerekir. Diyarbakır’da ise gençlerin enerjisi var ama onları taşıyacak güçlü bir ekosistem yeterince oluşmuş değil. Teknolojik yatırımlar için özellikle gençlerimiz genç girişimcilerimiz desteklenmeli. Gençlere kendilerini geliştirecekleri merkezler çalışma ortamları hazırlanmalı. Bu anlamda Kalkınma Ajansı desteğiyle Ticaret ve Sanayi Odası’nda, Dicle Üniversitesi’nde girişimcilik merkezleri açıldı. Bunların işlevlendirilmesi ve gençlerin hizmetine sunulması gerekmektedir.</p>
<p>Oysa bu şehir sadece tarım ya da hayvancılık veya küçük esnaflıkla anılacak bir yer değil. Diyarbakır, Anadolu’daki Gaziantep, Kayseri, Konya gibi birçok alanda marka çıkarabilecek potansiyele sahip. Dünyadaki birçok başarı hikâyesi küçük atölyelerde başlamıştır. Bugün dev markalar olan şirketlerin çoğunun geçmişinde bu atölyeler vardır. Aslında son 23 yılına tanıklık ettiğim kentimizin de bu süre içerisinde atölyeden başlayıp dev markalara dönüşen işletmelerimiz olmuştur. Buna verebilecek örneklerimiz var. Ancak bu markalarımız bir elin beş parmağını geçmeyecek sayıdadır.</p>
<p>Üretimde markalaşamıyoruz. Örgü peyniri, karpuzu, ciğeri gibi coğrafi işaretli ürünlerimiz hem ülkemizde hem de yurt dışında biliniyor. Fakat bu ürünler daha çok lokal olarak kalıyor, global anlamda markaya dönüştüremiyoruz. Oysa marka demek sadece ürün satmak değildir. Beraberinde güvendir, turizmdir, yeni yatırımdır, yan sanayidir.</p>
<p>Diyarbakır uzun yıllar boyunca mermer sektörünün öncülüğünde sanayileşme nüvelerini attı, son yıllarda teşvik sisteminin ve genç istihdamının etkisiyle tekstil sektöründe ciddi anlamda bir sanayileşme yaşandı. İhtisas OSB’lerin kurulmasıyla beraber kentin istihdamına tekstil ve hazır giyim ciddi katkılar sundu. Tekstil sektöründe ulusal anlamda markalaşan firmalarımızın sayısı bir elin parmağını geçmedi ne yazık ki. Yeni ekonomik programının etkisiyle Mısır gibi ülkelere kayan tekstil sektörü yapılan çoğu yatırımların atıl kalmasına neden oldu. Sadece fason iş yapan firmalar son 3 yıldır ciddi sorunlarla karşılaştılar.</p>
<p>Markalaşma, uzun vadeli bir yatırımdır. Vizyon gerektiren ama en önemlisi ekonomik güç gerektiren bir kavramdır. Sanayi kasları güçlü olan şehirler markalaşabiliyor. Bu nedenle ilk önce markalaşma vizyonu olacak büyük yatırımcıların kente kazandırılması gerekmektedir. Yatırımcıların kapasitesi ve niteliği arttıkça markalaşma artacaktır. Diyarbakır’da son yıllarda yapılan OSB’lerin büyük yatırımcılar için cazip yatırım ortamı sunacağını öngörmekteyiz. Sadece yatırım yeri tahsis etmekle nitelikli yatırımcıların geleceğini beklemek de doğru değil. Ekosistemin diğer parçalarını da tamamlanması gerekiyor. Burada da görev büyük oranda kamuya düşmektedir.</p>
<p>Ancak sadece kamu ile bu işlerin olması beklemek de doğru değil. Markalaşma konusunu kentin tüm dinamikleri ile ele almalıyız. Üniversite, Basın, STK’lar bu konunun en önemli unsurlarıdır. Markalaşma, diğer kentler ve markalar tarafından yapılmış ve başarılmış bir süreçtir. Yapılacak en önemli şeylerden bir tanesi bu kentlerin ve markaların tecrübelerini edinmektir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diyarbakir-uretimde-neden-yeteri-kadar-markalasamiyor-80338</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyarbakır üretimde neden yeteri kadar markalaşamıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-15-hazir-giyim-11-yillik-istihdam-kazanimini-kaybetti-80303</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 06:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil 15, hazır giyim 11 yıllık istihdam kazanımını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Bir dönem Türkiye'nin en önemli istihdam ve ihracat kalemleri arasında yer alan tekstil ve hazır giyim sektörleri son yılların en zorlu döneminden geçiyor. Yüksek enflasyona rağmen kurun sınırlı artması, yükselen işçilik maliyetleri ve siparişlerin düşük maliyetli ülkelere kayması sektörün rekabet gücünü aşındırırken, bu durum şirket kapanmaları ve istihdam kayıpları olarak rakamlara yansıyor. 2026'nın ilk çeyreği de bu eğilimin sürdüğünü ortaya koydu. Sosyal Sigortalar Kurumu (SGK) mart ayı verilerine göre yıla 54 bin 114 şirket ve 845 bin 904 çalışanla başlayan iki sektör, mart ayı itibarıyla 53 bin 74 şirkete ve 833 bin 725 çalışana geriledi. Böylece yılın ilk üç ayında toplam bin 40 şirket faaliyetlerini sonlandırırken, istihdamda da 12 bin 179 kişilik kayıp yaşandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fa6cf8c3e6-1780459215.png" alt="" width="401" height="222" /></p>
<h2>Hazır giyimde yoğun kayıp </h2>
<p>Kayıpların büyük bölümü hazır giyim sektöründe gerçekleşti. Hazır giyimde şirket sayısı üç ayda 35 bin 514'ten 34 bin 726'ya düşerken, sektörden 788 firma çıktı. Çalışan sayısı ise 499 bin 204'ten 491 bin 248'e gerileyerek 7 bin 956 kişilik istihdam kaybına işaret etti. Hazır giyim, yüksek işçilik maliyetleri nedeniyle son dönemde en fazla baskı altında kalan sektörlerin başında geliyor. Avrupa pazarındaki talep zayıflığı, kur artışının maliyet enflasyonunun gerisinde kalması ve siparişlerin Mısır, Bangladeş ve Vietnam gibi düşük maliyetli ülkelere kayması sektör üzerindeki baskıyı artırıyor.</p>
<h2>Tekstilde de gerileme sürüyor </h2>
<p>Tekstil sektöründe de tablo farklı değil. Şirket sayısı 18 bin 600'den 18 bin 348'e gerilerken, üç ayda 252 şirket sistemden çıktı. İstihdam ise 346 bin 700'den 342 bin 477'ye düşerek 4 bin 223 kişilik kayba sahne oldu. Tekstil tarafındaki gerileme hazır giyime göre daha sınırlı görünse de kapasite kullanım oranlarındaki düşüş, finansmana erişim maliyetleri ve zayıf ihracat talebi sektörün üretim iştahını azaltıyor. Sektör temsilcilerine göre özellikle son iki yılda artan işçilik, enerji ve finansman maliyetleri Türkiye'nin geleneksel rekabet avantajını önemli ölçüde zayıflattı. Birçok işletme üretimini yurt dışına kaydırırken, bazı firmalar ise kapasite küçültme yoluna gidiyor.</p>
<h2>Üç yılda 376 bin kişilik kayıp </h2>
<p>Tekstil ve hazır giyim, uzun yıllar boyunca Türkiye'nin en büyük istihdam yaratan sektörleri arasında yer aldı. İki sektörde toplam çalışan sayısı ilk kez 2020 yılında 1 milyon sınırını aşmış, 2022 yılında ise yaklaşık 1 milyon 222 bin kişi ile tarihi zirveye ulaşmıştı. Ancak sonrasında başlayan maliyet baskısı ve sipariş kayıpları sektörün yönünü tersine çevirdi.</p>
<p>2022 yılındaki zirve seviyeden 2026 Mart ayına kadar geçen dönemde tekstil ve hazır giyimde toplam istihdam kaybı 376 bin kişiye ulaştı. Aynı süreçte binlerce işletme faaliyetlerine son verdi veya üretimini başka ülkelere taşıdı. Özellikle emek yoğun yapısı nedeniyle hazır giyim sektörü bu dönüşümden daha fazla etkilendi.</p>
<h2>Yılların kazanımları bir bir eridi </h2>
<p>Son veriler sektörlerdeki uzun vadeli istihdam kaybının ulaştığı boyutu da gözler önüne serdi. Tekstil sektöründeki çalışan sayısı 2011 yılında görülen seviyelere gerileyerek yaklaşık 15 yıllık istihdam kazanımını sildi. Hazır giyim sektöründe ise çalışan sayısı en son 2015 yılında görülen düzeylere indi. Böylece hazır giyimde son 11 yılda yaratılan istihdamın önemli bölümü kaybedilmiş oldu. Sektör temsilcileri, mevcut maliyet yapısının devam etmesi halinde kayıpların yılın geri kalanında da sürebileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle Avrupa Birliği pazarında beklenen toparlanmanın gerçekleşmemesi ve kur-politika dengesindeki sorunların sürmesi durumunda hem şirket kapanmalarında hem de istihdam kayıplarında yeni artışlar yaşanabileceği belirtiliyor. İlk çeyrek verileri, tekstil ve hazır giyimde yaşanan sıkıntının geçici bir durgunluktan çok daha derin ve yapısal bir rekabetçilik sorununa dönüştüğünü gösteriyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-15-hazir-giyim-11-yillik-istihdam-kazanimini-kaybetti-80303</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/2/1280x720/tekstil-1767932964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil ve hazır giyimde istihdam kaybı ilk çeyrekte de hız kesmedi. Üç ayda 12 bin 179 kişi işini kaybederken 1.040 şirket faaliyetlerine son verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vatandaslik-maasi-yakinda-geliyor-80302</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 06:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Vatandaşlık maaşı&#039; yakında geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti kamuoyunda ‘vatandaşlık maaşı’ olarak bilinen Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi (GETAD) için çalışmalarını hızlandırdı. Gelir düzeyi düşük ailelerin desteklenmesini öngören yasal düzenlemenin Meclis tatile girmeden önce hayata geçirilmesi planlanıyor. Edinilen bilgiye göre, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının yaptığı etki analizi tamamlandı. Gelecek haftadan itibaren yasa teklifi için AK Parti Meclis Grubu çalışmalarına başlayacak.</p>
<p>Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sisteminde gelir düzeyi düşük her aileye aynı destek verilmeyecek, desteklerin bölgesel bazda belirlenmesi öngörülüyor. Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemine ilişkin yapılacak yasal düzenleme öncesinde il ve ilçe düzeyinde sosyoekonomik duruma ilişkin bir etki analizi çalışması yapıldı. Yapılan bu etki analizinden çıkan sonuçlar, verilecek desteklerin çerçevesini belirleyecek. AK Parti kaynakları verilecek desteğin her yerde aynı olmayacağını, bölgelerin durumu ve öne çıkan ihtiyaçlar çerçevesinde Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sisteminin şekilleneceğini belirttiler. Yaşanılan bölgenin ekonomik şartları, yaşam maliyetleri verilecek destekte belirlenmesinde dikkate alınacak. Belirlenecek bir eşik gelirin altında kalan hanelere aradaki fark gelir desteği olarak verilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vatandaslik-maasi-yakinda-geliyor-80302</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/07/liratlmaaszam-1476078-1g7p_cover.jpg.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Vatandaşlık maaşı” olarak da anılan düşük gelir grubundaki ailelere yönelik “Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi”nde çalışmalar hızlandırıldı. Edinilen bilgiye göre Hazine ve Maliye ile Aile ve Sosyal Politikalar bakanlıkları il ve ilçeler düzeyinde etki analizlerini tamamladı. Yasanın TBMM tatile girmeden önce çıkarılması ve 2027’den itibaren uygulamaya geçilmesi planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hanehalki-gidadan-kisti-kiraya-harcadi-80301</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 06:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hanehalkı gıdadan kıstı kiraya harcadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Hanehalkı Tüketim Harcaması istatistikleri, ölçümün yapıldığı 2002 yılından bu yana tüketim kalıplarında önemli değişiklikler olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Örneğin 2002 yılında hane halkı harcamalarının yüzde 26.7’si gıda ve alkolsüz içeceklere yapılırken, zamanla bu grubun payı dramatik biçimde geriledi. 2007’de yüzde 23,6 olan pay, 2012’de yüzde 19,6, 2017’de yüzde 19.7’ye geriledi. 2022’de tekrar yüzde 22.9’a çıkan harcama içinde gıdanın payı geçen yıl itibarıyla yüzde 17,3’e geriledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fa4d52aa80-1780458709.png" alt="" width="700" height="306" /></p>
<h2>Yarısı konut ve ulaştırmaya…</h2>
<p>Bu zaman diliminde ulaştırmaya harcanan para ise olağanüstü düzeyde artış gösterdi. 2002 yılında ulaştırmanın harcama içindeki payı yüzde 8,7 ile tek haneli seviyelerdeyken, takip eden dönemlerde neredeyse geometrik artış gösterdi ve 2007’de yüzde 11,1, 2012’de yüzde 17,2, 2017’de yüzde 18,7, 2022’de yüzde 21.4 ve 2025’te yüzde 20.5 artış gösterdi.</p>
<p>2002 yılında konut ve kiranın toplam harcamalar içindeki payı yüzde 27,3 iken, 2007’de yüzde 28.9’a yükseldi. 2012’de yüzde 25,8 olan konut ve kiranın payı 2017’de yüzde 24.7, 2022’de yüzde 22,4, geçen yıl ise yüzde 29,3 ile en yüksek harcama grubu oldu.</p>
<p>Oransal olarak en çok harcama yapılan ilk 5 grup içinde yer alan giyim ve ayakkabının payı 2002’de yüzde 4.3 seviyesindeyken, takip eden yıllarda sürekli geriledi. 2017’de yüzde 5’e gerileyen bu grubun payı 2025 yılında ise yüzde 4.3’e düştü.</p>
<h2>En az harcama kültür, eğitim ve sağlığa </h2>
<p>Türkiye’de hanelerin bütçeleri içinde en az harcama yaptıkları gruplar, kültür, eğlence, eğitim ve sağlık oldu. Geçen yıl sağlığa bütçe içinde yapılan harcamanın payı yüzde 2.2 olurken, kültür ve eğlencenin payı yüzde 2,3, eğitimin payı ise yüzde 1,8 düzeyinde gerçekleşti. Öte yandan 2002-2025 döneminde otel, lokanta ve pastanelere yapılan harcamaların payında da gözle görülür artış yaşandı. İlk ölçüm yılında yüzde 4.4 olan bu grubun payı geçen yıl yüzde 6.9’a kadar yükseldi.</p>
<h2>Zenginlerin harcama önceliği farklı </h2>
<p>Gelir gruplarının harcama değerlendirmelerine göre ise en düşük yüzde 20’lik gelir diliminde olanların harcamalarının üçte ikisini gıda, konut ve kiraya yaptıkları gözlendi. Bu gruptakiler harcamanın yüzde 29.2’sini gıda ve alkolsüz içeceklere yaparken, yüzde 38.7’sini konut ve kiraya harcadıkları belirlendi. Türkiye harcama ortalamalarına göre gelirin yüzde 20.5’i ulaştırmaya harcanırken, en düşük gelir grubunda bu oran yüzde 88.6 olarak ölçüldü. En yüksek gelir grubunun tüketim kalıpları ise en düşük gelir gruplarından belirgin şekilde ayrışması dikkat çekiyor. Bu grup toplam harcamanın yüzde 25.7’sini konut ve kiraya, yüzde 25’ini ulaştırmaya yaparken, gıda ve alkolsüz içeceklere ayırdıkları pay yüzde 12.4’te kaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hanehalki-gidadan-kisti-kiraya-harcadi-80301</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/konut-ev-gayrimenkul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK Hanehalkı Tüketim Harcaması istatistikleri, ölçümün başladığı 2002&#039;den 2025&#039;e kadar geçen 23 yılda dramatik sonuçlar ortaya çıkardı. 2002 yılında hane halkı harcamalarının yüzde 26.7’si gıda ve alkolsüz içeceklere yapılırken geçen yıl gıda için ayrılan pay yüzde 17,3’e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cocuklar-icin-tasarlandi-yerel-yonetimlere-ornek-olacak-kahramanmaras-cocuk-sanat-merkezi-acilis-icin-gun-sayiyor-80352</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kahramanmaraş Çocuk Sanat Merkezi, açılış için gün sayıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>60 milyon TL’lik yatırım yapılan Kahramanmaraş Çocuk Merkezi'nin kısa bir süre sonra açılması planlanıyor.</p>
<p>Kaba inşaatın, peyzaj ve çevre düzenlemelerinin tamamlandığı merkezde, iç mekân düzenlemeleri ise tamamlanma aşamasına geldi. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, modern mimarisi ve çok yönlü kullanım alanlarıyla dikkat çeken Çocuk Sanat Merkezi, çocukların sanatla erken yaşta tanışmasını sağlayacak kapsamlı bir eğitim ve etkinlik merkezi olarak tasarlandı. Merkez bünyesinde çocukların yaş gruplarına ve ilgi alanlarına uygun olarak tasarlanan modern kütüphanelerin yanı sıra resim, müzik, drama ve el sanatları gibi çeşitli sanatsal ve eğitsel atölyeler yer alacak. Ayrıca bireysel rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin sunulacağı özel görüşme odaları ile sosyal ve kültürel etkinliklere ev sahipliği yapacak geniş fuaye alanları da tesisin önemli bölümleri arasında yer alıyor. Tesis, çocukların hem öğrenebileceği hem de sosyalleşebileceği kapsamlı bir yaşam merkezi olarak hizmet verecek.</p>
<p>Açıklamada, "Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel’in sosyal belediyecilik anlayışının önemli bir yansıması olarak öne çıkan Kahramanmaraş Çocuk Sanat Merkezi, Türkiye’deki yerel yönetimlere örnek gösterilebilecek vizyon projeler arasında yer alıyor. Sahip olduğu konsept, eğitim alanları ve sosyal donatılarıyla dikkat çeken tesis, sunduğu imkânlar ve özgün konseptiyle Türkiye'de referans bir proje olacak." denildi. </p>
<p><strong>"Çocukların gelişimine katkı"</strong></p>
<p>Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel de yaptığı değerlendirmede, “Kahramanmaraş Çocuk Sanat Merkezi, çocuklarımızın sanata, kültüre ve eğitime daha kolay erişebilmesi amacıyla hayata geçirdiğimiz en özel projelerimizden biri. Kahramanmaraş Çocuk Sanat Merkezi’mizde, çocuklarımız hayal güçlerini özgürce ortaya koyabilecek, yeteneklerini keşfedebilecek ve kendilerini farklı alanlarda geliştirme fırsatı bulacak. Alanında uzman eğitmenlerimizin görev alacağı bu tesis modern yapısı, tematik eğitim alanları ve çok yönlü kullanım imkânlarıyla şehrimize değer katacak. Hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cocuklar-icin-tasarlandi-yerel-yonetimlere-ornek-olacak-kahramanmaras-cocuk-sanat-merkezi-acilis-icin-gun-sayiyor-80352</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/2/1280x720/kahramanmaras-cocuk-sanat-merkezi-acilis-icin-gun-sayiyor-1780480659.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin çocukların gelişimlerine katkı sağlaması amacıyla hayata geçirdiği &quot;Çocuk Sanat Merkezi&quot; açılış için gün sayıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ihaza-bagli-hastalara-kesintisiz-enerji-destegi-80341</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> UEDAŞ&#039;tan cihaza bağlı hastalara jeneratör desteği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Güney Marmara'da 5 milyonun üzerinde nüfusa elektrik dağıtım hizmeti veren UEDAŞ'ın, yaşam destek cihazına bağlı hastaların güvenliğini önceleyen uygulamalarını sürdürdüğü belirtildi. Şirketten yapılan açıklamaya göre, planlı bakım ve yatırım çalışmaları sırasında hasta ve yakınlarının mağduriyet yaşamaması amacıyla yürütülen çanta tipi jeneratör uygulaması sahada aktif olarak kullanılıyor. Hizmet bölgesi içerisinde yaklaşık 300 yaşam destek cihazına bağlı hasta bulunduğu bilgisi doğrultusunda UEDAŞ, 2023 yılında envanterine 60 adet 2 kVA gücünde çanta tipi jeneratör dahil etti. Planlı enerji kesintilerinden etkilenen kullanıcılar için yürütülen uygulama kapsamında, kesinti süresi boyunca hastaların başka bir yere taşınmasına ya da hastaneye yatırılmasına gerek kalmadan yaşam destek cihazlarının çalışmasının güvence altına alındığı bildirildi.</p>
<h2>“Toplum sağlığını ve güvenliğini önceleyen uygulama”</h2>
<p>Sağlık raporu bulunan ve abonelik bilgileri içerisinde “kesilemez” kodu yer alan kullanıcılar, etkilendikleri planlı kesintiler öncesinde, internet sitesinde de duyurulduğu şekilde ilgili UEDAŞ Bölge Müdürlüklerine başvurarak çanta tipi jeneratör talebinde bulunabiliyor. Başvuruların, kesinti tarihinden en az bir iş günü önce yapılması gerekiyor. Talebi uygun bulunan kullanıcılara, yakıtı dolu şekilde teslim edilen çanta tipi jeneratörler için görevli ekipler tarafından detaylı kullanım bilgilendirmesi yapılıyor, kullanım kitapçığı veriliyor ve gerekli kurulum işlemleri tamamlanıyor. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ihaza-bagli-hastalara-kesintisiz-enerji-destegi-80341</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/1/1280x720/uedas-1780474405.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UEDAŞ&#039;ın yaşam destek cihazına bağlı hastaların planlı kesintiler öncesinde bilgilendirildiğini, ihtiyaç durumunda jeneratör desteği sağlandığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunyanin-ilk-muhafazakar-yolcu-gemisi-antalyada-saat-1200ye-kadar-ambargoludur-80297</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünyanın ilk muhafazakar yolcu gemisi Antalya’da</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu tarafından işletilen Malta bayraklı, dünyanın ilk muhafazakar yolcu gemisi olduğu belirtilen Aroya Cruise, büyük çoğunluğu Suudi olmak üzere 2 bin 146 yolcu ile Antalya limanına geldi.</p>
<p>İstanbul Turizm Denizcilik San. Ve Tic. A.Ş (İstanbul Denizcilik)  Akdeniz Bölge Müdürü Adnan Enderoğlu, 335,2 metre uzunluğunda ve 150 bin 695 groston ağırlığında ve 15 katlı Aroya gemisinin Suudi Arabistan’ın Cidde limanından yolcularını alarak Antalya limanına geldiğini, Akdeniz’de Bodrum başta olmak üzere bazı limanları ziyaret ettikten sonra İstanbul’da yolcularını indireceğini söyledi.</p>
<p>Antalya limanına ilk kez 335,2 metre boyunda bir yolcu gemisi yanaştırdıklarını belirten Enderoğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Aroya yolcu gemisi Antalya Limanı ile ASBAŞ’a ait 9 ve 10 numaralı rıhtımlara yanaşacak. Cidde limanından kalkan gemi Mısır’ın ardından Süveyş kanalını geçerek Antalya Limanına geldi. Aroya Cruise daha sonra Marmaris ve Bodrum limanını ziyaret ettikten sonra Galataport limanında yolcularını indirecek. Deneme amaçlı ilk seferden memnun kalınırsa gelecek yıllarda da sefer düzenleyebilir. Aroya bu yıl Türkiye sahillerine 32 sefer düzenleyecek.’’</p>
<p>Dünyanın ilk muhafazakar yolcu gemisi olan Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’na ait olduğu öğrenilen Malta Bayraklı Aroya gemisinde bin 696’sı Suudi Arabistanlı olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri, Afganistan, Avusturalya, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Filistin, Rusya, Türkiye, ABD, Özbekistan ve Yemen ile çeşitli Asya ve Avrupa ülkelerinden toplam 2 bin 146 yolcu ve bin 48 mürettebatı ile Antalya limanına geldi. Aroya gemisi yolcuları Antalya’da alış veriş yapacak ve çeşitli antik kentleri ziyaret ederek kenti gezdi.</p>
<p>Enderoğlu, sezon başından bu yana çeşitli firmalara ait 10 geminin Antalya limanına programlı 17 ziyaret yapacağını ve toplam 30 bin 486 yolcu getireceğini belirterek, 8 geminin daha Antalya limanına ziyaret yapmasının beklendiğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunyanin-ilk-muhafazakar-yolcu-gemisi-antalyada-saat-1200ye-kadar-ambargoludur-80297</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/7/1280x720/dunyanin-ilk-muhafazakar-yolcu-gemisi-antalyada-saat-1200ye-kadar-ambargoludur-1780431668.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyanın ilk muhafazakar yolcu gemisi olduğu belirtilen Aroya Cruise 2 bin 146 yolcusu ile Antalya limanına demirledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yaz-geldi-urun-bollasti-fiyatlar-dustu-80299</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 23:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya&#039;da ürün miktarı arttı, fiyatlarda düşüş başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası tarafından hazırlanan Antalya Toptancı Halleri mayıs ayı endeksi açıklandı.</p>
<p>Buna göre mayıs ayında miktar endeksleri domateste 62, meyvede 64 ve sebzede 72, fiyat endeksleri ise domateste 4926, meyvede 3926 ve sebzede 3105 olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Aylık ve yıllık değişim</strong></p>
<p>Mayıs ayı miktar endeksi aylık değişimlerinde domateste yüzde 42,23, meyvede yüzde 81,76 ve sebzede yüzde 33,49 arttı. Yıllık ise meyve miktarı yüzde 11,59 arttı, domates yüzde eksi -32,16 ve sebze yüzde eksi -23,63 azaldı.</p>
<p>Mayıs ayında yıllık miktar endeksinde, meyve miktarı ortalama üstü, sebze ortalama altında, domates miktar endeksi ise rekor azalış gösterdi. Yıllık fiyat endekslerinde, domates ve meyve fiyat endeksi ortalama civarında, sebze fiyat endeksi ise ortalamanın üstünde gerçekleşti. Domatesin yıllık işlem miktarı yüzde eksi -32,16 azaldı. Bu durum fiyat endeksindeki yükselişte etkili oldu.</p>
<p>Mayıs ayında meyve fiyat endeksi yıllık yüzde 27,68 artarken, bu artış miktardaki yüzde 11,59 artışa rağmen gerçekleşti.</p>
<p>Mayıs ayında sebze fiyat endeksi yıllık yüzde 123,38 arttı. Aynı dönemde sebzenin yıllık işlem miktarı yüzde eksi -23,63 azaldı. Bu durum fiyat endeksindeki yükselişte etkili oldu.</p>
<p><strong>7 yılın ortalaması</strong></p>
<p>Mayıs ayında, son yedi yılın verileri dikkate alındığında domates satış miktarı ortalamanın üzerinde, meyve ve sebze satış miktarı ortalama civarında, domates ve sebze fiyat seviyesi ortalama civarında, meyve fiyatı da ortalamanın üzerinde gerçekleşti.</p>
<p>Mayıs ayında domates işlem miktar endeksi yüzde 42,23 artarken, işlem fiyat endeksi yüzde eksi -33,95 düştü. Son yedi yılın mayıs aylarına göre işlem miktar endeksi ikinci en büyük artış, işlem fiyat endeksi de dördüncü en büyük azalış olarak kaydedildi.</p>
<p>Mayıs ayında meyve işlem miktar endeksi yüzde 81,76 artarken, işlem fiyat endeksi yüzde 12,39 ile rekor artış oldu. Son yedi yılın mayıs ayları dikkate alındığında, işlem miktar endeksi yedinci en büyük artış olarak kaydedildi.</p>
<p>Mayıs ayında sebze işlem miktar endeksi yüzde 33,49 arttı, işlem fiyat endeksi de yüzde eksi -38,71 düştü. Son yedi yılın mayıs aylarına göre, işlem miktar endeksi dördüncü en büyük artış, işlem fiyat endeksinde ise dördüncü en büyük düşüş olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yaz-geldi-urun-bollasti-fiyatlar-dustu-80299</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/9/1280x720/yaz-geldi-urun-bollasti-fiyatlar-dustu-1780431884.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaz mevsimiyle birlikte Antalya Toptancı Halleri&#039;nde meyve sebze bollaşırken fiyatlarda az da olsa düşüşler başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/corendon-almanyadan-karayiplere-ucacak-80298</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 23:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Corendon, Almanya’dan Karayipler’e uçacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Başta Türkiye olmak üzere Avrupa’nın çeşitli turizm bölgelerine yolcu taşıyan Corendon Airlines'ın kış döneminde Almanya’nın Düsseldorf kentinden Karayipler’in Curaçao bölgesine uçuş başlatacağı bildirildi.</p>
<p>Corendon Airlines Yönetim Kurulu Başkanı Yıldıray Karaer ve Ticaretten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (CCO) Paul Schwaiger ile Corendon Hotels Ticari Direktörü Martin de Boer, kış döneminde başlayacak Düsseldorf–Curaçao uçuş hattı hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Genel Müdür Yardımcısı Schwaiger, Corendon Airlines’ın büyüme yolculuğunda yeni bir döneme başladığını söyledi. Schwaiger, şunları kaydetti:</p>
<p>"Uzun yıllar Avrupa’nın önde gelen tatil destinasyonlarına hizmet veren bir havayolu olarak, şimdi ilk kez Almanya çıkışlı uzun menzilli operasyon gerçekleştirmenin heyecanını yaşıyoruz. Güçlü talep gördüğümüz Almanya pazarında bu yeni hatla misafirlerimize daha fazla seçenek sunarken, Curaçao’nun uluslararası görünürlüğüne de katkı sağlamayı hedefliyoruz.”</p>
<p> Corendon Airlines’ın, 2026-2027 kış sezonunda Almanya’dan ilk kez uzun menzilli uçuş gerçekleştireceğini ifade eden Paul Schwaiger ‘’Düsseldorf–Curaçao hattında başlayacak direkt seferlerle Karayipler artık Avrupa’nın en önemli çıkış noktalarından biri olan Düsseldorf’tan yaklaşık 9,5 saatte ulaşılabilir olacak’’ dedi.</p>
<p><strong>Uluslararası büyüme stratejisi</strong></p>
<p>Corendon Airlines’ın, uluslararası büyüme stratejisi kapsamında Almanya pazarındaki varlığını güçlendirmeye devam ettiğini vurgulayan Schwaiger şşöyle devam etti:</p>
<p>‘’14 Aralık 2026 itibarıyla Düsseldorf Havalimanı ile Karayipler’in gözde destinasyonlarından Curaçao arasında direkt uçuşlara başlayacağız. Corendon Airlines, Almanya çıkışlı ilk uzun menzilli operasyonunu hayata geçirerek önemli bir kilometre taşına imza atmayı hedefliyor. 2026-2027 kış tarifesi kapsamında gerçekleştirilecek uçuşlar, pazartesi, perşembe ve cumartesi günleri olmak üzere haftada üç kez düzenlenecek. Yaklaşık 9,5 saat sürecek direkt uçuşlarla Curaçao, Almanya, Hollanda ve Belçika’daki tatilciler için çok daha erişilebilir hale gelecek.’’</p>
<p>Yeni hatta, Airbus A330-300 tipi geniş gövdeli uçak kullanılacağını ifade eden Schwaiger, ‘’Yolcularımız farklı ihtiyaçlara hitap eden üç ayrı kabin seçeneğiyle seyahat edebilecek. Yolcularımız,  Business Class, Economy Plus ve Economy Class’ta uçabilecek. Tüm kabin sınıflarında kahvaltı, atıştırmalık ikramlar ile kahve ve çay ücretsiz olarak sunulacak. Yolcular ayrıca uçuş boyunca Air Bistro menüsünden ek yiyecek ve içecek seçeneklerinden faydalanabilecek’’ dedi.</p>
<p>Corendon Hotels Ticari Direktörü Martin de Boer de yeni destinasyonun turizmde önemli bir potansiyel olduğunu söyledi. Boer, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Curaçao uzun yıllardır misafirlerimizin en çok ilgi gösterdiği uzak destinasyonlardan biri. Almanya çıkışlı tatillere yönelik talebin de her geçen yıl arttığını görüyoruz. Düsseldorf’tan başlayacak direkt uçuşlarımız sayesinde Curaçao’yu Alman, Hollandalı ve Belçikalı tatilciler için daha erişilebilir hale getirirken, destinasyonun büyüme potansiyeli yüksek bir pazardaki bilinirliğini de artıracağız.”</p>
<p>Corendon Airlines başta Almanya, Hollanda, Belçika, Avusturya, İsviçre, Polonya ve Birleşik Krallık olmak üzere birçok Avrupa ülkesinden Avrupa içindeki ve Türkiye'deki popüler tatil destinasyonlarına2025 yılında 10 milyon yolcu taşıdı.</p>
<p>Corendon Turizm Grubu bünyesinde yer alan Corendon Hotels &amp; Resorts markası altında Antalya’da iki, Amsterdam’da beş ve Karayip adaları Curaçao’da dört otel ile hizmet veriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/corendon-almanyadan-karayiplere-ucacak-80298</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/8/1280x720/corendon-almanyadan-karayiplere-ucacak-1780431781.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Corendon Airlines, kış döneminde Almanya’nın Düsseldorf kentinden Karayipler’in Curaçao bölgesine uçuş gerçekleştirecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/alanyanin-sorunlari-devlet-bahceliye-iletildi-80296</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 23:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alanya’nın sorunları Devlet Bahçeli’ye iletildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO) Başkanı Eray Erdem, Meclis Başkanı Mehmet Kural ve Meclis Üyesi Önder Görgülü ile birlikte Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Genel Başkan Başdanışmanı Özgür Bayraktar'ı ziyaret etti.</p>
<p>Erdem, Bahçeli’den Alanya’nın sorunlarının çözümü konusunda destek istedi.</p>
<p>ALTSO Başkanı Erdem, Alanya’nın ekonomik, sosyal ve ticari gelişimine ilişkin değerlendirmelerde bulunduklarını, iş dünyasının beklenti ve taleplerini ilettiklerini söyledi. Erdem, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Özellikle son dönemde döviz kurunda yaşanan kur baskısının üretim ve ticaret üzerindeki olumsuz etkilerini, kur politikalarının turizm sektöründe karlılığı azaltarak turizm bölgelerinde oluşturduğu sıkıntıları ve iş dünyamızın geleceğe yönelik öngörülerinin zayıflaması nedeniyle yatırım anlamında yaşanan duraksamaları dile getirdik. Ayrıca ilçemizde son yıllarda ikamet kısıtlamaları konusunda yaşanan ekonomik sıkıntıları da anlattık. Yabancıya ikamet kısıtlamalarının sadece zor durumdaki emlak ve inşaat sektörünü değil bölgemizdeki tüm sektörlerini olumsuz etkilediğini, ülke ekonomisinin de yaşadığı kayıplara dikkat çektik.’’</p>
<p>MHP Lideri Bahçeli’ye çözüm aşamasına gelen ikamet uygulamalarına ilişkin hazırladıkları dosyayı verdiklerini anlatan Erdem, ‘’Ziyaret kapsamında turizm sektörümüzün rekabet gücünün artırılması, tarımsal üretimde yaşanan sorunların giderilmesi, ihracatın desteklenmesi, nitelikli iş gücü ihtiyacının karşılanması ve bölgemizin yatırım potansiyelinin daha da güçlendirilmesine yönelik görüş ve taleplerimizi ilettik. Sayın Bahçeli’ye nazik kabulleri ve Alanya’mıza göstermiş olduğu yakın ilgi nedeniyle teşekkür ediyoruz’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/alanyanin-sorunlari-devlet-bahceliye-iletildi-80296</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/6/1280x720/alanyanin-sorunlari-devlet-bahceliye-iletildi-1780431500.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alanya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Eray Erdem, tarım ve turizm kenti Alanya’nın ekonomik sorunlarını MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye anlatarak destek istedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/geoai-ile-hassas-kiyi-sehirlerini-gelecege-tasimak-egitimi-80300</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 23:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GEOAI ile Hassas Kıyı Şehirlerini Geleceğe Taşımak eğitimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Asya Verimlilik Teşkilatı (AVT) iş birliğinde, Teknik Uzman Hizmetleri (TES) Programı kapsamında desteklenen ve Antalya Valiliği Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Bürosu tarafından yürütülen, Carrying Vulnerable  Coastal  Cities  into  the  Future  with  Geographical  Artificial  Intelligence (GEOAI):  Climate  Crisis-Resilient  Solutions (GEOAI ile  Hassas Kıyı Şehirlerini Geleceğe Taşımak: İklim Krizine Dirençli Çözümler) eğitim projesi başarıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Uluslararası uzman Maquette Tour (IA &amp; Data Science Expert) tarafından verilen ve farklı kurumlardan 32 temsilcinin katıldığı eğitim, Antalya Orman Bölge Müdürlüğü Misafirhanesi Finike toplantı salonunda gerçekleştirildi.</p>
<p>Uluslararası eğitim açılışına, Vali Yardımcısı Tahsin Aksu, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Verimlilik Uygulamaları Dairesi Başkanı Dr. Yücel Özkara, Antalya Büyükşehir Belediyesi Dış İlişkiler Daire Başkanı Zeynep Tuğçe Çiftçibaşı Güç, İl Yazı İşleri Müdürü Oya Yılmaz, Orman Bölge Müdürlüğü Basın ve İletişim Şube Müdürü Serdar Kaçmar, Antalya Valiliği AB ve Dış İlişkiler Bürosu Koordinatörü Dr. Gülşen Elmas, Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı Zeynep Özge Demirci, üniversiteler ve kamu Kurumları ile birlikte çeşitli STK temsilcileri katıldı.</p>
<p>Eğitimde Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Dr. Senem Atvur ve Doç. Dr. Ceren Oğuz ile Muratpaşa Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Çevre Yüksek Mühendisi Ceren Şahin de konuşma yaptı.</p>
<p>Eğitim süresince katılımcılara, GeoAI teknolojilerinin iklim krizi, afet yönetimi, sürdürülebilirlik ve proje geliştirme süreçlerinde nasıl kullanılabileceği uygulamalı olarak anlatıldı. Beş gün süren program sonunda katılımcılar, farklı alanlara yönelik GeoAI destekli proje taslakları hazırladı.</p>
<p><strong>Türkiye’de tek</strong></p>
<p>Antalya Valiliğinden yapılan açıklamada, düzenlenen eğitim programı, hem konu hem de kapsamı itibarıyla benzersiz olduğu, Türkiye’de GEOAI ile iklim krizi kaynaklı afetleri doğrudan birleştirilen ilk ve tek program olduğu belirtildi. Açıklamada, ‘’Bu nedenle, Antalya’da özellikle iklim krizi kaynaklı afetlerle ilgili GeoAI temelli yeni proje fikirlerinin geliştirilmesi, uluslararası hibe başvurularına dönüştürülmesi ve kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesi açısından önemli bir başlangıç olmuştur. Valiliğimiz, bu süreçte ortaya çıkan proje fikirlerinden en az birinin ulusal veya uluslararası hibe programına başvuruya dönüştürülmesini hedeflemektedir’’ denildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/geoai-ile-hassas-kiyi-sehirlerini-gelecege-tasimak-egitimi-80300</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/0/1280x720/geoai-ile-hassas-kiyi-sehirlerini-gelecege-tasimak-egitimi-1780458702.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Asya Verimlilik Teşkilatı iş birliği ile Antalya Valiliği tarafından, ‘’GEOAI ile Hassas Kıyı Şehirlerini Geleceğe Taşımak: İklim Krizine Dirençli Çözümler’’ eğitim programı gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmoda-randevulu-alim-sistemi-devam-edecek-80275</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 13:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO&#039;da randevulu alım sistemi devam edecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), bu yıla yönelik hububat alım politikalarına ilişkin yazılı açıklama yapıldı.</p>
<p>Genel Müdürlük açıklamasına göre, hububat hasadına mayıs ayı sonunda lokal alanlarda başlandı. Bu süreçte piyasalar yakından izlenirken hasadını yapan üreticilere depolama imkanı sağlamak amacıyla 21 Mayıs'tan itibaren taahhütname karşılığı ürün kabulleri yapılıyor.</p>
<p>Buğday ve arpa alımları da 3 Haziran'dan itibaren gerçekleştirilecek.</p>
<p>TMO, Türkiye genelinde önceki yıllarda da alım yapılan 600'ün üzerindeki noktada faaliyet gösterecek.</p>
<p>Üreticiler, protokol imzalanan lisanslı depolara teslim ettiği ürününü elektronik ürün senedi (ELÜS) olarak TMO'ya satabilecek.</p>
<p>TMO, üreticilerin iş yerleri önünde uzun süre beklemesini önlemek amacıyla uyguladığı randevulu alım sistemine, anlaşmalı lisanslı depolar da dahil olmak üzere tüm alım noktalarında devam edecek.</p>
<p>Randevular, "https://randevu.tmo.gov.tr" adresinden, e-Devlet'ten (Randevu Sistemi-Toprak Mahsulleri Ofisi), başmüdürlük, şube müdürlükleri ile ajans amirliklerinden alınabilecek.</p>
<p><strong>Kayıtlı üretim miktarının tamamı satın alınabilecek</strong></p>
<p>TMO iş yerlerinde resmi tatil ve pazar günleri hariç haftanın 6 günü alım yapılacak. Ürün bedeli ödemeleri, teslimatı müteakip 45 gün içerisinde üreticilerin banka hesaplarına aktarılacak.</p>
<p>Ürünlerini lisanslı depolarda muhafaza eden üretici, üretici birlikleri ve kooperatiflerin Ticaret Bakanlığı tarafından belirlenen ücret tarifesindeki kira ücretinin yüzde 75'i 6 aya kadar Tarım ve Orman Bakanlığınca karşılanacak. Depo kira ücreti desteğinin yanında Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden ürün bedelinin yüzde 75'ine kadar sıfır faizli 9 ay vadeli kredi kullanma imkanı bulunuyor. Ayrıca, ürünlerini lisanslı depolar üzerinden satan üreticilere yüzde 2 stopaj kesintisi muafiyeti sağlanırken, yüzde 2 SGK prim kesintisi de yapılmıyor.</p>
<p>Bakanlık tarafından üreticilere ilave olarak temel destek ve planlı üretim desteği ile sertifikalı tohum kullanım desteği de ödenecek.</p>
<p>TMO tarafından üreticilerin Çiftçi Kayıt Sistemi'nde (ÇKS) kayıtlı üretim miktarının tamamı satın alınabilecek. TMO iş yerlerine satılan ürünün borsa tescil ücreti Genel Müdürlükçe karşılanacak. Geçici alım merkezlerinde yüzde 1 hizmet bedeli kesintisi yapılacak. Damperli araçlardan boşaltma ücreti de alınmayacak.</p>
<p><strong>Üreticilerin dikkat edeceği hususlar</strong></p>
<p>Açıklamada, bu süreçte üreticilerin dikkat etmesi gereken hususlara da yer verildi.</p>
<p>Buna göre, TMO'ya ürün teslim edecek üreticilerin alım noktalarında zorlukla karşılaşmaması için ÇKS bilgilerini güncellemesi, randevu alması ve ürünlerini randevu alınan günde getirmesi, anlaşmalı bankalardan alınacak banka kartı veya hesap numaraları ile alım noktalarına gelmesi önem taşıyor.</p>
<p>Lisanslı depolar üzerinden Kuruma ürün satmak isteyen üreticilerin, bankadan ELÜS işlem emrine izin veren yatırım hesabı açması, en yakın ürün piyasası aracı kurumları (ÜPAK) acentesi olan ticaret borsalarına kimlik belgesi, yatırım hesabı ve ikamet adresi bilgileri ile birlikte başvurarak ÜPAK'a üye olması gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmoda-randevulu-alim-sistemi-devam-edecek-80275</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/tmo.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO&#039;nun bu yıl için açıklanan hububat alım politikasına göre, ofis, üreticilerin iş yerleri önünde uzun süre beklemesini önlemek amacıyla uyguladığı randevulu alım sistemine, anlaşmalı lisanslı depolar da dahil olmak üzere tüm alım noktalarında devam edilecek. Resmi tatil ve pazar günleri hariç haftanın 6 günü alım yapılacak, ürün bedeli ödemeleri, 45 gün içerisinde üreticilerin banka hesaplarına aktarılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ito-verileri-mayista-en-cok-erigin-fiyati-artti-80274</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 13:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTO verileri: Mayısta en çok eriğin fiyatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), mayıs ayında İstanbul'da perakende fiyatı en fazla artan ve azalan ürünleri açıkladı.</p>
<p>Mayısta bir önceki aya göre indekste yer alan 336 ana üründen 223'ünün fiyatı artarken 44'ünün fiyatı azaldı.</p>
<p>Geçen ay fiyatı en çok artan ürün yüzde 86,49 ile erik olurken onu yüzde 85,64 ile günlük araba kiralama ücreti, yüzde 41,42 ile uçak bileti, yüzde 25,8 ile şehirlerarası otobüs bileti, yüzde 20,8 ile maydanoz, yüzde 18,48 ile bilgisayar ekipmanları, yüzde 17,15 ile deniz/havuz kıyafetleri, yüzde 13,95 ile kraker izledi.</p>
<p>Fiyat artışı limonda yüzde 11,56, hazır ev yemeklerinde yüzde 10,89, suda yüzde 9,74, kaymakta yüzde 8,95, hazır sütlü tatlılarda yüzde 8,63, sucukta yüzde 8,41, makarnada yüzde 7,98, ekmekte yüzde 7,86 oldu.</p>
<p><strong>En çok sivri ve çarliston biberin fiyatı düştü</strong></p>
<p>Mayısta bir önceki aya göre fiyatı en çok azalan ürünler arasında başı yüzde 60,72 ile sivri biber çekti. Onu yüzde 60,55 ile çarliston biber, yüzde 47,53 ile dolmalık biber, yüzde 35,83 patlıcan, yüzde 23,89 ile taze fasulye, yüzde 22,95 ile salatalık, yüzde 22,02 ile kabak, yüzde 18,76 ile kıvırcık, yüzde 17,52 ile kayısı, yüzde 15,43 ile domates izledi.</p>
<p>Fiyat düşüşü pırasa ve karnabaharda yüzde 13,34, ütüde yüzde 10,87, akaryakıtta (dizel/motorin) yüzde 6,76, özel televizyon yayın hizmetlerinde yüzde 6,6, LPG'de yüzde 2,75 olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ito-verileri-mayista-en-cok-erigin-fiyati-artti-80274</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/4/1280x720/erik-1780395156.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;nun mayıs verilerine göre, fiyatı en çok artan ürün yüzde 86,49 ile erik oldu. En fazla düşüş ise yüzde 60,72 ile sivri biberde görüldü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/baglikaya-2026-son-dakika-rezervasyonlariyla-gelisecek-bir-sezon-olacak-80273</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 13:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bağlıkaya: 2026 son dakika rezervasyonlarıyla gelişecek bir sezon olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Firuz Bağlıkaya, katıldığı programda sektöre dair değerlendirmelerde bulundu.  </p>
<p>Anadolu Ajansı İş Dünyası Haberleri Departmanı tarafından hayata geçirilen Yönetim Katı programına konuk olan Bağlıkaya, son dönemde Orta Doğu'da yaşanan gerilimler ve belirsizliklerin seyahatleri olumsuz etkilediğini ancak bu durumun iç turizm ile dengelenmesini beklediklerini dile getirdi.</p>
<p>Bağlıkaya, özellikle Avrupa kaynaklı seyahat ve rezervasyonlarda, bir düşüş beklediklerini, bu düşüş oranının ise Orta Doğu'da yaşanan gerilimin süresi ve seyriyle doğru orantılı olacağını kaydetti.</p>
<p>İç turizmde ise artış beklediklerini vurgulayan Bağlıkaya, Avrupa piyasasındaki zayıf seyrin otel, konaklama ve seyahat fiyatlarında belirli bir düşüş yaratacağını, bu durumda da iç turizm dolayısıyla otellerdeki boşlukların doldurulmaya çalışılacağını aktardı.</p>
<p>Bağlıkaya, Orta Doğu bölgesi ve İran tarafından yakın zamanda ciddi bir turizm hareketi beklemenin doğru olmayacağına işaret ederek, Rusya pazarında ise bir sıkıntı yaşanmayacağını düşündüğünü söyledi.</p>
<p>Sektörel anlamda yaşanması muhtemel kayıpların iç turizm hareketi ve alternatif pazarlarla mümkün olduğu kadar kapatılmaya çalışılacağının altını çizen Bağlıkaya, "2026 son dakika rezervasyonlarıyla gelişecek bir sezon olacak. Turizmin genel kaybı ne olur konusunda, çok büyük bir kayıp yaşayacağımızı düşünmüyorum. Alternatif pazarlardan bu kayıplar telafi edilecektir. Ama hep son dakika rezervasyonlar ve sahada koşuşturmayla geçecek bir sezon olacağını düşünüyorum." şeklinde konuştu.</p>
<p>Bağlıkaya, Türkiye'de sektörel anlamda döviz bazında maliyetlerin arttığını, fakat kitle turizmi yapan İngiltere, Almanya ve Yunanistan gibi ülkeler arasında fiyat anlamında Türkiye'nin hala rekabet gücünü koruduğunu ve dolayısıyla fiyat artışı yüzünden, insanların Türkiye'ye gelmemesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını söyledi.</p>
<p><strong>"Vize başvurularında 'kara borsa' oluşturan bot hesaplarla mücadele ediyoruz"</strong></p>
<p>Son dönemde yurt dışına turist gönderen "outgoing" seyahat acentelerinin ciddi vize sorunları yaşadığının altını çizen Bağlıkaya, acentelerin düzenli biçimde seyahat organizasyonlarını gerçekleştirebilmeleri için vize başvuru süreçlerinde "kara borsa" oluşturan bot hesaplarla mücadele ettiklerini kaydetti.</p>
<p>Bağlıkaya, "Ortada bir gerçek var, siz parayı verirseniz 3 gün içinde randevu alıyorsunuz. Peki nasıl oluyor bu iş, neden parayı yüksek veren bir biçimde randevuyu hemen alabiliyor? Çünkü bu randevuların yasal olarak açıldığı platformlardan bu randevuları alıp, rezerve edip saklayan yapılar var." diye konuştu.</p>
<p><strong>Eşit şartlarda rekabet vurgusu</strong></p>
<p>Bağlıkaya, 2027'de Türkiye'de gerçekleşecek Formula 1 yarışlarına da değinerek, İstanbul'un prestiji, itibarı ve imajı açısından pozitif etki yaratacağını aktardı.</p>
<p>Türkiye'de faaliyet gösteren bazı seyahat platformlarının Türkiye'deki faaliyetlerinin durdurulmasına değinen Bağlıkaya, seyahat acenteleriyle rekabet eden söz konusu platformların kendileriyle aynı şartlarda çalışmasını istediklerine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Bu platformların sıkıntısı nedir? Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun olmayan bir biçimde ticari faaliyet yapıyorlar. O ülkede o ticari faaliyetini yapanlarla aynı şartlarda çalışmıyorlar, inanılmaz bir avantajla giriyorlar. Şimdi devlete, kamu kurumlarına veya bizim gibi meslek örgütlerine düşen nedir? Bu şartları eşitlemeye çalışmaktır. Bizim seyahat acentemiz KDV, gelir vergisi, stopaj ödesin. Peki bu arkadaşlar neden ödemesin? Yani ya bunu sistemin içine alacağız ya bizi sistemin dışına çıkartacağız. Yoksa biz ticaret yapamayız burada."</p>
<p><strong>Körfez yatırımları rekabeti artırıyor</strong></p>
<p>Coğrafi olarak dağcılıktan, golf turizmine, kayaktan, deniz turizmine, sağlıktan, kültür turizmine kadar Türkiye'nin her alanda zengin bir turizm çeşitliliğine sahip olduğunun altını çizen Bağlıkaya, buna rağmen ülkenin Orta Doğu'daki gerilimlerin sürmesinin turizm hareketliliği anlamında olumsuz yansımalara sebep olabildiğini aktardı.</p>
<p>Bağlıkaya, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin Akdeniz kıyısında gerçekleştirdiği Neom projesi gibi ciddi yatırımlara da işaret ederek, bu yatırımların Türkiye'nin kitle turizmiyle ilgili uzun dönemde ciddi rekabet yaratabileceğini ve Türkiye'nin pazar payını ilerleyen dönemde zorlayabileceğini savundu.</p>
<p><strong>"Muhafazakar kesim Afyonkarahisar'a sıkışmış vaziyette"</strong></p>
<p>Türkiye'de turizm alanındaki yatırım fırsatlarına da dikkati çeken Bağlıkaya, yatırım olarak bakıldığında muhafazakar kesimin kendini rahat hissedeceği turizm yapılanmasının bulunmadığını belirterek, "Muhafazakar kesim Afyonkarahisar'a sıkışmış vaziyette. Muhafazakar kesime hitap eden deniz kenarında birkaç tane otel var. Onlar da fiziki yapıları itibarıyla muhafazakar kesime uygun fiziki yapıda değiller. Otelin verdiği servisler öyle ama plajın yanında başka plaj var. Şimdi benim eksik gördüğüm kısım bu. Çok önemli bir pazar var Türkiye'de. Çok önemli bir sayı bu tür tatil yapmayı tercih edecek durumda." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>Dolayısıyla turizm, otel ve bundan sonraki konaklama tahsislerinde bununla ilgili ayrı bir regülasyon olması gerektiği önerisinde bulunan Bağlıkaya, "Turizm tahsislerinin özel olarak düzenlenerek, muhafazakar kesimin tatil yapacağı konsepte bu yatırımların teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu, bize Orta Doğu'dan da çok ciddi bir turizm hareketi sağlar." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/baglikaya-2026-son-dakika-rezervasyonlariyla-gelisecek-bir-sezon-olacak-80273</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/3/1280x720/baglikaya-1780394834.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, &quot;2026 son dakika rezervasyonlarıyla gelişecek bir sezon olacak. Turizmin genel kaybı ne olur konusunda, çok büyük bir kayıp yaşayacağımızı düşünmüyorum. Alternatif pazarlardan bu kayıplar telafi edilecektir.&quot; dedi. Muhafazakar tatil konsepti için yatırım ve teşvik çağrısında da bulunan Bağlıkaya, &quot;Turizm tahsislerinin özel olarak düzenlenerek, muhafazakar kesimin tatil yapacağı konsepte bu yatırımların teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu, bize Orta Doğu&#039;dan da çok ciddi bir turizm hareketi sağlar.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmir-ticaret-odasi-baskani-mahmut-ozgener-dezenflasyon-sureci-uretim-ve-ihracata-zarar-vermemeli-80269</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 12:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgener: Dezenflasyon süreci üretim ve ihracata zarar vermemeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Ticaret Odası (İZTO) Başkanı Mahmut Özgener, Türkiye'de uygulanan ekonomi programında fiyat istikrarının tek başına para politikasıyla sağlanamayacağına dikkat çekerek, dezenflasyon sürecinin üretimi, yatırımları ve ihracatı vurmayacak dengeli bir reel kur yapısıyla yürütülmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Uluslararası rekabet gücünün yalnızca kur ile belirlenemeyeceğini ifade eden Özgener, “Bugün, öngörülebilir düzenlemeler, hukukun üstünlüğü, kurumsal kalite, toplam faktör verimliliği,  politika tutarlılığı ve güçlü stratejik yönetişim uzun vadeli yatırımların temel belirleyicileri haline geldi. İstikrarlı ve öngörülebilir bir reel kur, elbette, son derece önemli. Ancak reel kurun uzun süre aşırı değerli kalması ihracatçı sektörlerin rekabet gücünü aşındırabiliyor. Amacımız, sürekli güçlü ya da sürekli zayıf bir kura sahip olmak değil, fiyat istikrarı ile üretim kapasitesini aynı anda destekleyebilen dengeli bir reel kur yapısı oluşturmak olmalı. Buradan çıkarılması gereken sonuç, enflasyonla mücadeleden vazgeçilmesi değil, dezenflasyon sürecinin üretim kapasitesine, yatırımlara ve ihracata zarar vermeden yürütülmesinin elzem olduğu” diye konuştu.</p>
<h2>“İleri teknoloji üretimi ve yüksek katma değerli hizmet sektörlerine odaklanmalı”</h2>
<p>Türkiye’nin yalnızca dönemsel kur düzeltmeleriyle ne enflasyonu kalıcı olarak düşürebileceğini, ne de sürdürülebilir bir rekabet gücü sağlayabileceğini vurgulayan Özgener, “Uzun vadeli rekabet gücünün, teknoloji kullanımı, dijitalleşme, yenilikçilik, yeşil sanayileşme, ileri üretim teknikleri, lojistik kapasitesi, insani gelişim ve akıllı yetenek yönetimi üzerinden inşa edilmesi gerekiyor. Daha da önemlisi rekabet gücünün yalnızca imalat sanayii ihracatı üzerinden değerlendirilmemesi gerekiyor. Gelecekteki verimlilik artışları, hem ileri teknoloji üretiminden hem de yüksek katma değerli hizmet sektörlerinden gelecek” dedi.</p>
<p>Özgener, bu nedenlerle yazılım, yapay zekâ uygulamaları, mühendislik ve tasarım hizmetleri, lojistik, sağlık hizmetleri, sağlık turizmi, eğitim hizmetleri, finansal hizmetler, savunma sanayii bağlantılı hizmetler ve yüksek katma değerli turizm gibi alanlara daha fazla odaklanılması gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>Enflasyonun yalnızca parasal bir olgu, rekabet gücünün ise yalnızca kur ve maliyetlerden ibaret olduğu dönemin çoktan geride kaldığını belirten Özgener, “Ülkemiz açısından bu durum, para politikasının gerekli olmaya devam ettiğini, ancak fiyat istikrarının tek başına para politikasıyla sağlanamayacağı yeni bir döneme işaret ediyor. Önümüzdeki dönemde ekonomi politikasının aynı anda üç hedefi gerçekleştirmesi büyük önem arz ediyor. Bunlardan ilki, fiyat istikrarını korumak, diğer ikisi ise uluslararası rekabet gücünü sürdürmek ve yapısal reformlar yoluyla verimlilik artışını hızlandırmak” diye konuştu.</p>
<h2>“Dezenflasyonu sağlarken üretimi güçlendirmeliyiz”</h2>
<p>Odaklanılması gereken asıl meselenin enflasyonu tek başına %30’dan %20’ye düşürmek olmadığının altını çizen Özgener, “Asıl yapılması gereken; dezenflasyonu sağlarken, aynı zamanda üretim kapasitemizi, ihracat niteliğimizi, yenilikçilik ekosistemimizi ve uzun vadeli büyüme potansiyelimizi güçlendirmek. Bu koşullar altında, ekonomik programın başarısının, nihayetinde bu dengeyi kurup kuramayacağımıza bağlı olduğunu öngörüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmir-ticaret-odasi-baskani-mahmut-ozgener-dezenflasyon-sureci-uretim-ve-ihracata-zarar-vermemeli-80269</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/9/1280x720/izmir-ticaret-odasi-baskani-mahmut-ozgener-dezenflasyon-sureci-uretim-ve-ihracata-zarar-vermemeli-1780391612.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi politikasının aynı anda üç hedefi gerçekleştirmesinin önemine dikkat çeken İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, bunları; fiyat istikrarını korumak, uluslararası rekabet gücünü sürdürmek ve yapısal reformlar yoluyla verimlilik artışını hızlandırmak olarak sıraladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmariste-bayram-yogunlugu-kisa-sureli-kaldi-beklenen-doluluklar-olusmadi-80268</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Marmaris’te bayram yoğunluğu kısa sürdü, beklenen doluluk oluşmadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/MARMARİS</strong></p>
<p>Bayram tatili döneminde turizm merkezlerinde beklenen yüksek doluluklara ulaşılamadı. Marmaris’te 9 güne yayılan tatil süresine rağmen hareketlilik kısa süreli yoğunluklarla sınırlı kalırken, sezonun geneline ilişkin beklentiler de aşağı yönlü revize edilmeye başladı. Sektör temsilcileri, artan maliyetler, baskılanan döviz kuru, yüksek enflasyon ve zayıflayan alım gücünün iç pazarı baskıladığını, dış pazarda ise uçuş kapasitesi sorunları, artan bilet maliyetleri ve bazı kaynak pazarlardaki talep daralmasının etkili olduğunu ifade ediyor.</p>
<p>Turizm sektöründe işlerin beklenen seviyede gitmediğini belirten Emre Hotels CEO’s<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e9acfee91a-1780390607.jpg" alt="" width="700" height="466" />u Mustafa Deliveli, “Bayram tatilinin erken açıklanması sektörü sevindirmişti ancak insanların sezon içinde iki ya da üç kez uzun tatil yapabilecek bütçeleri artık yok. Bu nedenle beklediğimiz tabloyla karşılaştık. Bayram döneminde Marmaris'te yalnızca iki, üç ya da dört günlük kısa süreli bir yoğunluk yaşandı. Bunun dışında bayram öncesi ve sonrasında ciddi boşluklar oluştu. Haziran ayının mayıstan daha kötü geçeceğine inanıyorum. Haziran ayında daha büyük boşluklar yaratacak gibi görünüyor" dedi.</p>
<p><strong>“Dalaman Havalimanı sezonu en az yüzde 10 ve üzeri düşüşle kapatacak”</strong></p>
<p>Yabancı turistte de aynı durumun geçerli olduğunu dile getiren Deliveli, “İngiltere’de kayıplar devam ediyor, geçen senenin çok altındayız. Bu düşüş zaten geçen yıl kasım, aralık, ocak döneminde belliydi. Yani Ortadoğu’daki savaş bunun nedeni değil. Bu tablo savaş öncesinde de vardı, herkes sonradan savaşa bağladı ama doğru değil. Dış pazarda sadece İngiltere değil Rusya’da da ciddi sıkıntı var; büyük operatörlerde uçak bulamama, lisans sorunları gibi problemler etkili. Küçük pazarlar da kayboluyor; örneğin İsveç hattı haftalık tek uçuşla iptal edildi, Bulgaristan uçuşları da Mayıs sonu-Haziran başı için iptal oldu. Dalaman Havalimanı’nın sezonu çift haneli, yani en az yüzde 10 ve üzeri bir düşüşle kapatacağını düşünüyorum. Ayrıca sadece yolcu sayısı değil, ortalama kalış süreleri de kısalıyor ve gelen yolcu profilinde de daralma var. En kötüsü ise kasım ayından beri süren sürekli indirim ve kampanya döngüsü; turizmciler sezon boyunca sürekli fiyat düşürmek zorunda kaldı. Bir yandan pazar kaybediliyor, bir yandan geceleme sayıları düşüyor, bir yandan da yüksek enflasyon ve baskılanan döviz kuru nedeniyle fiyatlar yukarı değil aşağı çekiliyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Cengiz Aygün: Bayramda yoğunluk kısa süreyle sınırlı kaldı</strong></p>
<p>Bayram döneminde 9 günün tamamında beklenen doluluk ve performansın alınamadığını dile getiren Güney Ege Turistik Oteller ve İşletmeciler Birliği (GETOB) Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Aygün, “Marmaris özelinde 3 günlük yoğun bir tempo yaşandı ama geri kalan günlerde istenen hareketlilik oluşmadı. Yurt dışı tarafında ise zaten beklenen yabancı misafir gelişleri zayıftı; tur operatörleri ve havayolu programlarında sorunlar, ayrıca Türkiye’deki ekonomik yapı ve döviz baskısı bu süreci olumsuz etkiledi. Özellikle 28 Mart sonrası artan petrol fiyatları nedeniyle uçuş maliyetlerinde oluşan fiyat farkları rezervasyonların yavaşlamasına yol açtı ve beklenen yabancı turist sayısına ulaşılamadı” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e9add80c25-1780390621.jpg" alt="" width="600" height="603" /></p>
<p>Savaşın ve küresel krizin etkisi özellikle uçak fiyatlarına da doğrudan yansıdığını sözlerine ekleyen Aygün, “Petrol fiyatlarındaki artış nedeniyle biletlerdeki koltuk maliyetleri ciddi şekilde yükseldi ve bu durum bölgeye gelen yabancı turist sayısında belirgin bir azalmaya yol açtı. Bizim ana pazarımız olan İngiltere tarafında SunExpress ve diğer havayolu seferlerinde koltuk kapasitesinde düşüş yaşanıyor, bu da doğal olarak talebi ve dolulukları aşağı çekiyor. Bu kaybı telafi etmeye yönelik çalışmalar yapılsa da hem iç pazarda hem dış pazarda genel bir gerileme söz konusu” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmariste-bayram-yogunlugu-kisa-sureli-kaldi-beklenen-doluluklar-olusmadi-80268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/9/1280x720/marmariste-ingiliz-dominasyonu-grand-yazicida-ic-pazar-atagi-1777883778.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bayram tatilinin uzamasına rağmen Marmaris’te dolulukların beklentinin altında kaldığını belirten sektör temsilcileri, yoğunluğun birkaç günle sınırlı kaldığını ve sezon genelinde talep zayıflığının devam ettiğini ifade ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/-80264</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geçen yıl en fazla harcama konut ve kiraya yapıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ait "hane halkı tüketim harcaması" istatistiklerini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, ülke genelinde hane halklarının tüketim amaçlı yaptığı harcamalar içinde en yüksek payı yüzde 29,3 ile konut ve kira aldı. İkinci sırada yüzde 20,5 ile ulaştırma, üçüncü sırada yüzde 17,3 ile gıda ve alkolsüz içecek harcamaları yer aldı.</p>
<p>Toplam tüketim harcamalarında en düşük paya sahip alanlar ise yüzde 0,8 ile sigorta ve finansal hizmetler, yüzde 1,8 ile eğitim hizmetleri, yüzde 2,2 ile sağlık oldu.</p>
<p>Yüksek gelirli hanelerin düşük gelirlilere göre ulaşıma 3 kattan fazla pay ayırdığı belirlendi.</p>
<p>Gelire göre sıralı yüzde 20'lik gruplar itibarıyla tüketim harcamalarının geçen yılki dağılımına bakıldığında, en yüksek gelir grubu olan beşinci yüzde 20'lik grupta yer alan hane halklarının ulaştırma harcamalarına (motorlu taşıt alımları, akaryakıt, yolcu taşımacılığı, araç bakım ve onarımı gibi) yüzde 25, konut ve kira harcamalarına yüzde 25,7, gıda ve alkolsüz içecekler harcamalarına yüzde 12,4 pay ayırdığı görüldü.</p>
<p>En düşük gelir grubu olan birinci yüzde 20'lik grupta yer alan hane halkları ise konut ve kiraya yüzde 38,7, gıda ve alkolsüz içeceklere yüzde 29,2 ve ulaştırmaya yüzde 8,6 harcama yaptı.</p>
<p>Temel gelir kaynağı maaş, ücret, yevmiye olan hane halkları, konut ve kira harcamalarına yüzde 26,4, gıda ve alkolsüz içeceklere yüzde 16 ve ulaştırmaya yüzde 21,9 pay ayırırken, müteşebbis geliri olan hane halklarının konut ve kiraya yüzde 25,5, gıda ve alkolsüz içeceklere yüzde 17 ve ulaştırmaya yüzde 25,9 pay ayırdığı belirlendi.</p>
<p><strong>En büyük israf taze meyve ve sebzede</strong></p>
<p>Hane halkı büyüklüğüne göre tüketim harcamalarının geçen yılki dağılımına bakıldığında, tek kişilik hane halklarının konut ve kiraya yüzde 41, gıda ve alkolsüz içeceğe yüzde 14,3 ve ulaştırmaya yüzde 14,4 pay ayırdığı kayıtlara geçti.</p>
<p>Hane halkı büyüklüğü 6 ve daha fazla kişi olan hane halklarının, gıda ve alkolsüz içeceklere yüzde 23,7, konut ve kiraya yüzde 22,4 ve ulaştırmaya yüzde 18,1 pay ayırdığı tespit edildi.</p>
<p>Hane halkları tarafından en fazla israf edilen gıda grupları incelediğinde, en büyük payı yüzde 39,7 ile taze meyve ve sebze alırken, bunu yüzde 32,5 ile ekmek, yüzde 15,1 ile süt ve süt ürünleri izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/-80264</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/3/1280x720/yillik-enflasyonun-5-ya-da-6da-biri-yalnizca-kiradan-1741243255.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre, hane halklarının tüketim amaçlı harcamalarının en büyük kısmını yüzde 29,3 ile konut ve kira harcamaları oluşturdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotivde-yuzde-74luk-daralma-80262</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivde yüzde 7,4&#039;lük daralma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD), bu yılın ocak-mayıs dönemine ait verilerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, yılın ilk 5 ayında 2025'in aynı dönemine göre otomobil satışları yüzde 9,65 düşüşle 356 bin 256'ya inerken hafif ticari araç pazarı yüzde 1,94 artışla 96 bin 882'ye yükseldi.</p>
<p>Pazarın yüzde 85'ini vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. C segmenti otomobiller 193 bin 210 adetlik satışla yüzde 54,2, B segmenti araçlar ise 108 bin 660 ile yüzde 30,5 pay aldı.</p>
<p>Gövde tiplerine göre değerlendirildiğinde ise en çok tercih edilen gövde tipi, yüzde 64,8'lik pay ve 230 bin 921 satışla SUV otomobiller oldu. Onu yüzde 19,8 pay ve 70 bin 396 satışla sedan, yüzde 15,1 pay ve 53 bin 855 satışla hatchback (H/B) otomobiller takip etti.</p>
<p>Böylece otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı ocak-mayıs döneminde yüzde 7,4 daralarak 453 bin 138 olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Elektrikli otomobil satışlarında artış</strong></p>
<p>Yılın ilk 5 ayında motor tipine göre en çok satılan otomobiller 148 bin 75 adet ve yüzde 41,6'lık payla benzinliler oldu. Hibrit otomobiller 119 bin 22 satışla yüzde 33,4, elektrikliler 66 bin 353 adetle yüzde 18,6, dizeller 20 bin 683 satışla yüzde 5,8, otogazlı otomobiller ise 2 bin 123 satışla yüzde 0,6 pay aldı.</p>
<p>Elektrikli otomobillerde satışları yüzde 18,8 artan 160 kilovat altındakiler yüzde 16,7 paya, satışları yüzde 31,8 azalan 160 kilovat üstündekiler ise yüzde 1,9 paya sahip oldu.</p>
<p>Motor hacmine göre değerlendirildiğinde satışları yüzde 28,1 azalan 1400cc altındaki otomobiller pazardan yüzde 26,9 pay aldı. 1400-1600cc aralığındaki otomobillerin satışları yüzde 13,9 geriledi. Bu araç grubunun pazardan aldığı pay yüzde 20,3 olarak belirlendi. Satışları yüzde 5,3 azalan 1600-2000cc aralığındakiler yüzde 0,6 paya, 2000cc üstündekiler ise yüzde 26 azalışla yüzde 0,2 paya sahip oldu.</p>
<p><strong>Otomatik otomobillerin payı yüzde 97,5 olarak gerçekleşti</strong></p>
<p>Otomatik şanzımanlı otomobiller 347 bin 345 ile satışların 97,5'ini, manuel şanzımanlılar da 8 bin 911 ile yüzde 2,5'ini oluşturdu.</p>
<p>Hafif ticari araç pazarında van gövde tipi araçlar yüzde 76,7 pay ve 74 bin 355 satışla ilk sırada yer alırken kamyonetler yüzde 8,8 pay ve 8 bin 505 ile ikinci sırada yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotivde-yuzde-74luk-daralma-80262</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/otomotiv-otomobil-1770179983.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ODMD&#039;nin 5 aylık verilerine göre, otomobil ve hafif ticari araç satışları yıllık bazda yüzde 7,4 azalışla 453 bin 138&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ortalama-egitim-suresi-gecen-yil-96-yil-oldu-80260</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ortalama eğitim süresi geçen yıl 9,6 yıl oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı ulusal eğitim istatistiklerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, 25-34 yaş grubu nüfusta yükseköğretim mezun oranı 2008'de yüzde 13,5 iken 2025'te yüzde 45,6'ya ulaştı. Bu dönemde söz konusu yaş grubundaki nüfusta yer alan kadınlarda yükseköğretim mezunu oranı yüzde 12,5'ten yüzde 50,3'e, erkeklerde yüzde 14,6'dan yüzde 41'e çıktı.</p>
<p>Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkelerine ilişkin en güncel veri yılı olan 2024'e göre 25-34 yaş nüfusta yükseköğretim mezunlarının oranı incelendiğinde, OECD ortalaması yüzde 48,7 iken Türkiye ortalamasının yüzde 44,9 olduğu tespit edildi.</p>
<p>OECD ülkeleri arasında yükseköğretim mezunu oranı en yüksek ülke yüzde 70,6 ile Güney Kore, en düşük ülke ise yüzde 29,1 ile Meksika oldu.</p>
<p>25 yaş ve üzerindeki ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora mezunlarının söz konusu yaş grubu içindeki oranı 2008'de yüzde 9,8 iken geçen yıl yüzde 26,1 olarak belirlendi. Söz konusu yaş grubu içindeki ortaöğretim ve üzeri eğitim seviyelerinden mezun olanların oranı 2008'de yüzde 26,5 iken 2025'te yüzde 50,5 olarak hesaplandı.</p>
<p>25 yaş ve üzeri nüfusun ortalama eğitim süresi 2025'te 9,6 yıl oldu. Geçen yıl kadınların ortalama eğitim süresi 8,9 yıl iken erkeklerin ortalama eğitim süresi 10,3 yıl olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Ortalama eğitim süresi en yüksek il Ankara</strong></p>
<p>25 yaş ve üzeri nüfusun ortalama eğitim süresinin 2025'te en yüksek olduğu ilin 10,9 yılla Ankara olduğu belirlendi. Başkenti sırasıyla İstanbul, Eskişehir, Kocaeli ve Yalova takip etti. Ortalama eğitim süresinin en düşük olduğu il ise 7,6 yılla Ağrı olarak tespit edildi. Söz konusu ili Şanlıurfa, Muş, Kastamonu ve Van izledi.</p>
<p>25 yaş ve üzeri nüfusun aldığı ortalama eğitim süresinin 2016-2025 yıllarında en yüksek artış gösterdiği 5 il yüzde 48,5 ile Şırnak, yüzde 40,4 ile Hakkari, yüzde 35,7 ile Muş, yüzde 35,5 ile Şanlıurfa ve yüzde 33,1 ile Van olarak sıralandı.</p>
<p>En düşük artış gösteren 5 il ise yüzde 13,2 ile Ankara, yüzde 14,5 ile Eskişehir, yüzde 14,6 ile Tekirdağ, yüzde 14,8 ile İzmir ve yüzde 15,1 ile İstanbul oldu.</p>
<p>2008'de 6 yaş ve üzeri nüfusta okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 91,8 iken 2025'te yüzde 97,9 olarak hesaplandı. 2008-2025 yıllarında kadınlarda okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 86,9'dan yüzde 96,4'e, erkeklerde yüzde 96,7'den yüzde 99,3'e çıktı.</p>
<p><strong>Annesi yükseköğretim mezunu fertlerin yüzde 84,2'si yükseköğretimi tamamladı</strong></p>
<p>25 yaş ve üzeri nüfusta, annesi yükseköğretim mezunu olan fertlerin yüzde 84,2'sinin yükseköğretim, yüzde 13,1'inin ortaöğretim ve yüzde 2,7'sinin ortaöğretim altı eğitim düzeyini tamamladığı belirlendi.</p>
<p>Söz konusu nüfusta, babası yükseköğretim mezunu olan fertlerin yüzde 80,4'ünün yükseköğretim, yüzde 16,2'sinin ortaöğretim ve yüzde 3,5'inin ortaöğretim altı eğitim düzeyini tamamladığı görüldü.</p>
<p>25 yaş ve üzeri nüfusta annesi ortaöğretim mezunu fertlerin yüzde 64,3'ünün, babası ortaöğretim mezunu fertlerin yüzde 56'sının yükseköğretim mezunu olduğu kaydedildi.</p>
<p>Annesi ortaöğretim altı eğitim düzeyini tamamlayan fertlerin yüzde 29,4'ünün, babası ortaöğretim altı eğitim düzeyini tamamlayan fertlerin yüzde 28,2'sinin yükseköğretim mezunu olduğu tespit edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ortalama-egitim-suresi-gecen-yil-96-yil-oldu-80260</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/0/1280x720/universite-egitim-ogrenci-1780388545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre, Türkiye&#039;de ortalama eğitim süresi 9,6 yıl olurken yükseköğretim mezunlarının oranı 25-34 yaş grubunda yüzde 45,6&#039;ya çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasi-avrupada-marka-gucu-yuksek-10-banka-arasinda-80258</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş Bankası, Avrupa&#039;da marka gücü yüksek 10 banka arasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası marka değerleme ve danışmanlık kuruluşu Brand Finance, bankacılık sektöründe önde gelen markaların yer aldığı 2026 Banking 500 raporunu yayımladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye İş Bankası, Avrupa'da marka gücü yüksek 10 banka arasında yer alırken, marka değeri sıralamasında da Türkiye'de üçüncü kez ilk sırada bulundu.</p>
<p>İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, bankanın Avrupa'da marka gücü yüksek 10 banka markası arasında yer almasını ve üçüncü kez Türkiye'de ilk sırada bulunmasını, yalnızca bir başarı değil, aynı zamanda artan bir sorumluluk olarak değerlendirdi.</p>
<p>Aran, finansal göstergelerin yanı sıra güven, yenilikçilik ve müşterilerle kurulan bağ gibi ölçütlere dayanan sıralamanın kendileri için ayrı bir anlam taşıdığını belirterek, "Bu tür değerlendirmelerde yer almak, doğru yolda ilerlediğimizi hissettirir. Ama asıl önemli olan, her yeni güne bu güveni tazeleyecek bir heyecanla başlamak, kendimize müşterilerimiz ve ülkemiz için neyi daha iyi yapabileceğimizi sormak, bugün bu yanıtları teknoloji ve yapay zekanın sunduğu olanaklarla verirken odağımızın her zaman insan olduğunu unutmamak." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türk bankacılık sektörünün teknolojik ve finansal altyapısıyla küresel ölçekte rekabetçi bir noktada bulunduğuna dikkati çeken Aran, küresel arenada fark yaratmanın yolunun rekabeti ülke dışına taşımaktan ve Türkiye'deki fintekleri ve faaliyet gösterdikleri alanlardaki oyuncuları rakip yerine yol arkadaşı olarak görmekten geçtiğini vurguladı.</p>
<p>Aran, uluslararası başarıların söz konusu yolculuğun bir yansıması olduğunu, ancak asıl önemli olanın her gün yeniden kazanılması gereken müşteri güveni olduğunu aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Trendlerin peşinden gitmek yerine bir adım önde olmaya, oyunun kuralını belirleyen tarafta yer almaya çalışıyoruz. İkinci yüzyılımızda güçlü dijital altyapımızla geniş bir coğrafyada faaliyet gösteren, küresel ölçekle rekabet eden bir oyuncu olma yolunda ilerlerken, Avrupa'nın ilk 10 bankası arasında yer almak ve uluslararası arenada görünürlüğümüzü artırmak da stratejik önceliklerimiz açısından kıymetli."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasi-avrupada-marka-gucu-yuksek-10-banka-arasinda-80258</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/8/1280x720/hakan-aran-1756134973.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye İş Bankası, Brand Finance tarafından hazırlanan raporda, Avrupa&#039;da marka gücü yüksek 10 banka arasında yer aldı. Banka, marka değeri sıralamasında da Türkiye&#039;de üçüncü kez ilk sırada bulundu. Genel Müdür Hakan Aran, &quot;Bu tür değerlendirmelerde yer almak, doğru yolda ilerlediğimizi hissettirir. Ama asıl önemli olan, her yeni güne bu güveni tazeleyecek bir heyecanla başlamak, kendimize müşterilerimiz ve ülkemiz için neyi daha iyi yapabileceğimizi sormak, bugün bu yanıtları teknoloji ve yapay zekanın sunduğu olanaklarla verirken odağımızın her zaman insan olduğunu unutmamak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanliktan-uyari-haberiniz-olmadan-devre-mulkunuz-satilabilir-80254</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 10:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlıktan uyarı: Haberiniz olmadan devre mülkünüz satılabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı son dönemlerde devre mülk sahiplerinin devre tatil amacıyla verdikleri vekaletnamelerle mülklerinin satıldığına yönelik şikayetlerin arttığını belirterek, bu konuda dikkatli davranılması gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Yapılan açıklamada taşınmazların tüketicilerin bilgileri dışında tapu devirlerinin yapıldığı kaydedilirken, “Tüketicilerimizin ödeme iadesi almak ve tapuyu iptal etmek için şirket ile iletişime geçtiğinde benzer bir yöntem kullanılarak kendilerine ikinci kez satış yapıldığı, satışın iptal edilmesi için senet imzalatıldığı ve ayrıca ödeme alınarak tüketicilerimizin tekrar tekrar mağdur edildiği, hususlarına yer verildiği anlaşılmaktadır” denildi.</p>
<p>Bakanlık bu kapsamda 21 firma hakkında 25 soruşturma raporu düzenleyerek Cumhuriyet Başsavcılıklarına iletirken, 62 firma hakkında yürüttüğü  denetimlerde ise 352 milyon lira idari para cezası uyguladı.</p>
<p>“Ücretsiz tatil kazandınız” vaatleri konusunda da uyaran Ticaret Bakanlığı, buralarda agresif pazarlama faaliyetleri sonucu sözleşmelerin imzalandığına dikkat çekerek, “Devre tatil sözleşmelerinde tüketicilerimiz, sözleşme tarihinden itibaren 14 gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma haklarını kullanabilirler” denildi.</p>
<p>Ayrıca tapu devri yapılmasını vadeden sözleşmelere ilişkin cayma bildirimlerinin noter aracılığıyla yapılması gerektiği belirtildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanliktan-uyari-haberiniz-olmadan-devre-mulkunuz-satilabilir-80254</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/turizm-tatil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, devre mülk sahiplerinin devre tatil amacıyla verdikleri vekaletnamelerle mülklerinin satıldığına ilişkin şikayetlerin arttığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsodaglioglu-enerjide-depolama-sistemleri-donusumun-merkezinde-olmali-80253</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 10:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dağlıoğlu: Enerjide depolama sistemleri dönüşümün merkezinde olmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Enerji Konseyi Başkanı Erol Dağlıoğlu, Türkiye’de güneş ve rüzgar yatırımlarının hızla artmasına rağmen enerji depolama altyapısının aynı hızda gelişmemesinin sistem açısından önemli bir risk oluşturduğunu belirtti. </p>
<p>Türkiye enerji piyasasında son yıllarda yenilenebilir kaynakların payı artarken, özellikle güneş enerjisinin üretim saatlerinde ortaya çıkan arz fazlasının yeni bir yapısal tartışmayı gündeme taşıdığını belirten Erol Dağlıoğlu, depolama sistemlerinin bu dönüşümün merkezine yerleştirilmesi gerektiğini ifade etti. Dağlıoğlu, gün içinde elektrik fiyatlarının sert şekilde değiştiğini, bunun da hem üreticiler hem de tüketiciler açısından öngörülebilirliği zorlaştırdığını söyledi. Özellikle güneş enerjisi üretiminin yoğunlaştığı saatlerde piyasada ciddi arz oluştuğunu belirten Dağlıoğlu, sanayi tesislerinin kendi elektriğini üretmesi ve lisanslı santrallerin aynı saatlerde sisteme yüklenmesi nedeniyle öğle saatlerinde elektrik fiyatlarının sıfıra kadar gerileyebildiğini söyledi. Enerji depolama sistemlerinin bu dengesizliği azaltacak temel unsur olduğunu vurgulayan Erol Dağlıoğlu, düşük fiyatlı saatlerde elektriğin depolanarak yüksek talep saatlerinde sisteme geri verilmesinin piyasa yapısını daha öngörülebilir hale getireceğini söyledi. Dağlıoğlu, “Depolama sistemi ucuzken enerji alır, pahalı saatlerde sisteme verir. Bu yalnızca yatırımcı için ticari fırsat değil, aynı zamanda piyasa fiyatlarını regüle eden mekanizmadır” ifadelerini kullandı. Depolamanın yaygınlaşmasıyla birlikte öğle saatlerinde fiyatların dip seviyelere gerilemesinin önüne geçilebileceğini, akşam saatlerinde ise ani yükselişlerin sınırlanabileceğini kaydeden Dağlıoğlu, bunun sanayi maliyetlerine de doğrudan olumlu yansıyacağını belirtti.</p>
<h2>“Yenilenebilir enerji depolama olmadan sürdürülebilir değil”</h2>
<p>Türkiye’nin su kaynakları bakımından sınırlı yapıya sahip olduğunu belirten Dağlıoğlu, bu nedenle enerji politikasında güneş ve rüzgarın daha güçlü şekilde öne çıktığını söyledi. Ancak güneş ve rüzgarın doğası gereği kontrol edilemeyen kaynaklar olduğunu vurgulayan Dağlıoğlu, bu üretim modelinin depolama ile desteklenmemesi halinde sistem dengesinin zorlanacağını ifade ederek, “Bir hidroelektrik santral rezervuarlıysa kontrol edilebilir ama güneşi istediğiniz zaman açamazsınız, rüzgarı istediğiniz zaman artırmazsınız. O yüzden bu iki kaynağın doğal tamamlayıcısı depolamadır” dedi.</p>
<h2>“Bağımsız depolama modeli Türkiye’de de devreye girmeli”</h2>
<p>Türkiye’de mevcut lisanslama yapısının ağırlıklı olarak üretim tesisine bağlı depolama modelini içerdiğini belirten Dağlıoğlu, bağımsız depolama tesislerinin de enerji sistemine dahil edilmesi gerektiğini söyledi. Organize sanayi bölgeleri, şehir girişleri ve büyük şebeke bağlantı noktalarında bağımsız depolama sistemlerinin kurulmasının daha etkili sonuç vereceğini belirten Dağlıoğlu, bu modelin şebeke yönetiminde yeni bir esneklik sağlayacağını ifade etti. Depolama sistemlerinin yalnızca ticari değil, operasyonel güvenlik açısından da kritik olduğunu vurgulayan Dağlıoğlu, bu tesislerin ihtiyaç halinde sisteme anlık destek verebileceğini söyledi. Bakım dönemlerinde, ani yük artışlarında veya planlı kesintilerde depolama sistemlerinin devreye alınabileceğini belirten Dağlıoğlu, bunun enerji altyapısında yeni bir güvenlik katmanı oluşturacağını ifade etti. </p>
<h2>“Türkiye kıyı avantajını da enerjiye dönüştürmeli”</h2>
<p>Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynakları bakımından çok güçlü bir coğrafyada bulunduğunu belirten Dağlıoğlu, özellikle deniz üstü rüzgar yatırımlarının halen yeterince değerlendirilemediğini söyledi. Dağlıoğlu, “Bu kadar uzun kıyısı olan bir ülkenin hâlâ deniz üstü rüzgar santrallerinde sınırlı kalması büyük eksiklik. Yenilenebilir enerji çeşitlenirken depolama sistemleriyle birlikte düşünülmeli” değerlendirmesinde bulundu. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsodaglioglu-enerjide-depolama-sistemleri-donusumun-merkezinde-olmali-80253</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/3/1280x720/btsodaglioglu-enerjide-depolama-sistemleri-donusumun-merkezinde-olmali-1780384090.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de güneş ve rüzgar yatırımlarının hızla artmasına rağmen enerji depolama altyapısının aynı hızda gelişmemesinin sistem açısından önemli bir risk oluşturduğunu vurgulayan Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Enerji Konseyi Başkanı Erol Dağlıoğlu, enerji arz güvenliği, fiyat dengesi ve yenilenebilir kaynakların verimli kullanımı için depolama sistemlerinin artık ertelenemez bir ihtiyaç haline geldiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ey-turkiyede-ust-duzey-atama-80271</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 09:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> EY Türkiye&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi Ernst &amp; Young (EY) Türkiye'nin Danışmanlık Bölümü Liderliğine Füsun Patoğlu Cengiz getirildiği duyuruldu.</p>
<p>1 Temmuz'da yeni görevine başlayacak Cengiz'in, EY Türkiye Danışmanlık Bölümü'nde, danışmanlık hizmet portföyünün ve uzun vadeli değer önerilerinin güçlendirilmesi, yenilikçi büyüme stratejilerinin geliştirilmesi gibi süreçlerde liderlik görevi üstleneceği bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, Cengiz, aynı zamanda, stratejik öneme sahip projeler ve müşteri kazanımları aracılığıyla bölümün sürdürülebilir büyümesine katkıda bulunacak.</p>
<p>Açıklamada Cengiz ile ilgili şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>"Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olan Cengiz, profesyonel kariyerine ilaç sektöründe faaliyet gösteren bir şirkette finansal kontrol uzmanı olarak başladı. Cengiz, 1999-2001 döneminde Arthur Andersen Consulting bünyesinde çalışmalarını sürdürdü. Ardından 2001-2004 ve 2007-2012 dönemlerinde Türkiye'de uluslararası bir danışmanlık şirketinde üst düzey yöneticilik rollerini üstlenen Cengiz, söz konusu şirkette 2015'e kadar çeşitli görevlerde bulundu. EY Türkiye'ye, Danışmanlık Hizmetleri Şirket Ortağı olarak 2015'te katılan Cengiz, kariyer hayatı boyunca başta tüketici ürünleri, sanayi, mobilite, sağlık ve enerji sektörleri olmak üzere önde gelen yerel ve çok uluslu kuruluşlarla çalıştı. Özellikle finans, teknoloji ve risk fonksiyonlarında uzmanlığı bulunan Cengiz, iş süreçleri, yönetişim, risk ve uyum (SAP ve GRC) süreçleri genelinde uçtan uca dönüşüm programlarını başarıyla yönetti. Cengiz'in, şirket bünyesindeki birçok önemli müşteriye yönelik kritik projelerde öncülük sağlayan Serbest Muhasebeci Mali Müşavir (SMMM), Sertifikalı SAP Danışmanı ve Sertifikalı Bilgi Sistemleri Denetçisi (CISA) ünvanları bulunuyor."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ey-turkiyede-ust-duzey-atama-80271</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/1/1280x720/fusun-patoglu-cengiz-1780392984.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EY Türkiye&#039;nin Danışmanlık Bölümü Liderliğine Füsun Patoğlu Cengiz atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmonun-hububat-alim-ve-satis-fiyatlari-belli-oldu-80247</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 09:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hububat alım ve satış fiyatları belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürlüğü, 2026 yılı hububat alım ve satış fiyatlarını kamuoyuna duyurdu.</p>
<p>Türkiye'de hububat hasadının, yağışlar nedeniyle geçen yıla göre geciktiği, halihazırda belli bölgelerde başladığı vurgulanan açıklamada, "Hasadını yapan üreticilerimize depolama imkanı sağlamak amacıyla TMO tarafından 21 Mayıs'tan itibaren üreticilerimizin Çiftçi Kayıt Sistemi'nde kayıtlı buğday ve arpa ürünleri taahhütname karşılığı teslim alınmaya başlanmıştır. 2026 yılı TMO hububat alım fiyatları (2. grup ürünler için) ton başına makarnalık buğdayda 16 bin 500 lira, ekmeklik buğdayda 16 bin 500 lira, arpada ise 12 bin 750 lira olarak belirlenmiştir." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p>Açıklamada, Bakanlıkça üreticilere temel, planlı üretim ve sertifikalı tohum kullanım destekleri olarak dekara toplam 980 lira ödeneceği bilgisi verilerek, ülke ortalama verimi dikkate alınarak ton başına ise toplam 3 bin 14 lira destek ödemesine tekabül edeceği bildirildi.</p>
<p>Böylece desteklerle birlikte üreticilerin eline ton başına ekmeklik ve makarnalık buğday için 19 bin 514 lira, arpa için ise 15 bin 764 lira geçeceği aktarılan açıklamada, ödemelerin ürün teslimatına müteakip 45 gün içinde üreticilerin banka hesaplarına yapılacağı ifade edildi.</p>
<p><strong>Satışlar 1 Ekim'de başlayacak</strong></p>
<p>Açıklamada, TMO'nun hububat satışlarına 1 Ekim itibarıyla başlayacağının altı çizilerek, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Ton başına 2. grup makarnalık buğday için 18 bin 500 lira, 2. grup ekmeklik buğday için 18 bin 500 lira, 2. grup arpa için 14 bin lira olarak belirlenmiştir. Tüm üreticilerimize hayırlı ve bereketli bir hasat sezonu diliyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmonun-hububat-alim-ve-satis-fiyatlari-belli-oldu-80247</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/tmo-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO, hububat alım fiyatlarını ton başına makarnalık ve ekmeklik buğdayda 16 bin 500 lira, arpada 12 bin 750 lira olarak belirledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyuksehirin-atik-yonetimi-sifir-atik-festivali-ile-turkiyeye-tanitilacak-80279</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kahramanmaraş Büyükşehir’in atık yönetimi ‘Sıfır Atık Festivali’ ile tanıtılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin çevre politikası, sürdürülebilir kalkınma ve iklim farkındalığı alanında ortaya koyduğu vizyonun, toplumsal bir dönüşümle şekillenmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, hayata geçirdiği çevre yatırımları, modern katı atık tesisleri ve eğitim çalışmalarıyla sıfır atık yönetiminde Türkiye’de örnek gösterilen şehirler arasında yer alan Büyükşehir Belediyesi, "Sıfır Atık Festivali"nde örnek çalışmalarını sergileyecek. Sıfır Atık Vakfı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı iş birliğinde 4 - 7 Haziran tarihleri arasında Atatürk Havalimanı’nda gerçekleştirilecek olan Sıfır Atık Festivali, 7’den 77’ye herkese hitap edecek.</p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, çevreyi korumaya yönelik projeleri, ileri teknolojiyle donatılmış atık yönetim sistemleri ve toplumun her kesimine yönelik bilinçlendirme faaliyetleri sayesinde sürdürülebilir çevre politikalarında öncü belediyeler arasında bulunuyor. Bu kapsamda; Enkaz Atıkları Ayrıştırma Tesisi, Kuzey İlçeler Entegre Katı Atık Tesisi, Kürtül Entegre Katı Atık Tesisi, Katı Atık Transfer İstasyonları, Karbon Yutak Alanı, ‘Sıfır Atık’ bilinçlendirme eğitimleri, KMBB Enerji tarafından şehrin muhtelif noktalarına kazandırılan şarj istasyonları ve birçok çevre yatırımları ile ‘Yeşil Dönüşüm’ prensibi tanıtılacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyuksehirin-atik-yonetimi-sifir-atik-festivali-ile-turkiyeye-tanitilacak-80279</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/9/1280x720/buyuksehirin-atik-yonetimi-sifir-atik-festivali-ile-turkiyeye-tanitilacak-1780402076.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, hayata geçirdiği çevre yatırımları, sürdürülebilir geri dönüşüm hamleleri, modern katı atık tesisleri ve eğitim çalışmalarını &quot;Sıfır Atık Festivali&quot; ile Türkiye’ye tanıtacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/orman-arazilerine-rehabilitasyon-merkezleri-ve-huzurevi-kurulacak-80242</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 08:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orman arazilerine rehabilitasyon merkezleri ve huzurevi kurulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Orman alanlarında engelli ve yaşlı bireylere yönelik bakım ve rehabilitasyon merkezlerinin kurulmasının önü açılıyor. AK Parti’nin Meclise sunduğu torba teklifte yer alan düzenlemeyle Orman Kanununda değişiklik yapılarak bu tür tesisler için orman arazilerinin tahsis edilmesine dönük yasal zemin oluşturuluyor. Yasa teklifinin gerekçesinde Türkiye'de yaşlı ve engelli bakım hizmetlerine yönelik talebin hızla arttığına dikkat çekildi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre, 176 resmi huzurevinde 18 bin 164 kişilik kapasite bulunurken 25 bin 698 yaşlı birey hizmet sırası bekliyor. Engelli yatılı bakım kuruluşlarında ise 8 bin 427 kişilik kapasiteye karşılık yaklaşık 5 bin 200 engelli birey bekleme listesinde yer alıyor. Yasa teklifi ile engelli ve yaşlılara yönelik artan bakım talebinin karşılanmasına dönük adım atılıyor</p>
<p>Yasa teklifine ilişkin etki analizinde, demografik değişim, aile yapısındaki dönüşüm, artan yaşlı nüfus ve sağlık alanında yaşanan gelişmeler başta olmak üzere çeşitli sosyal ve ekonomik nedenlerle engelli ve yaşlı yatılı bakım taleplerinin arttığı ve mevcut kurumsal kapasitenin ise bu talebi karşılamakta yetersiz kaldığı kaydedildi. Engelli ve yaşlı bireylere yönelik bakım ve rehabilitasyon kuruluşu yatırımlarının orman alanlarından tahsis yoluyla gerçekleştirilmesi durumunda, kamulaştırmaya kıyasla ilk yatırım maliyetlerinin önemli ölçüde azalmasının beklendiği kaydedildi. Yapılan etki analizinde, son yıllarda uluslararası literatürde ve uygulamada ekoterapi, orman terapisi, yeşil egzersiz ve doğa temelli sosyal faaliyetlerin hem fiziksel hem de psikolojik olarak çok yönlü ve kalıcı olumlu etki sağladığına dikkat çekildi. Başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere birçok uluslararası kuruluşun, doğa ile temasın ruh sağlığı ve genel iyilik hâli üzerindeki olumlu etkilerini kabul ettiğini ve bu tür uygulamaların bakım hizmetlerine entegre edilmesini teşvik ettiği belirtildi. Avrupa ülkelerinde özellikle İskandinav refah modeli kapsamında doğa temelli rehabilitasyon uygulamalarının kamu hizmetlerinin bir parçası haline getirildiği vurgulandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/orman-arazilerine-rehabilitasyon-merkezleri-ve-huzurevi-kurulacak-80242</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/orman-madencilik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti tarafından Meclise sunulan teklifle, Orman Kanununda değişiklik yapılarak bakım ve rehabilitasyon merkezleri için orman arazilerinin tahsis edilmesine yönelik yasal zemin oluşturuluyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-yeni-esik-otonom-isletme-cagi-80237</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekada yeni eşik: Otonom işletme çağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SAP, kurumsal yapay zekada oyunun kurallarını yeniden tanımlıyor. Şirket, 200’ü aşkın otonom yapay zeka ajanı, 100 milyon euroyu aşan ekosistem yatırımı ve “sorumluluk müşteride” yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Buna göre ERP merkezli geleneksel kurumsal yazılım anlayışı geride kaldı, otonom işletme çağı başlıyor. Öte yandan SAP artık kendini yazılım şirketi olarak değil, kurumsal yapay zeka şirketi olarak tanımlıyor.</strong></p>
<p>Tam 9 bin 200 kişilik karanlık bir salon hayal edin. Madrid’teki IFEMA fuar alanının tek bir holü, içinde sahne olan bir konferans salonuna dönüştürülmüş durumda. Sahneye elmas şeklindeki görüntüsüyle yapay zeka asistanı Joule yansıyor. Joule’un sahneye davet ettiği SAP CEO’su Christian Klein tarihi bir soru soruyor: “SAP gelecekte gerçekten hala bir yazılım şirketi olacak mı?” ve ekliyor “Bu soru beni korkutmuyor.” Klein, sorunun cevabını konuşmasının sonunda Joule’la birlikte veriyor “SAP, bir kurumsal yapay zeka şirketine dönüşüyor.” Üstelik sadece SAP’de değil, kurumsal yapay zekada yeni bir çağ başlıyor. Bu da izole bir yapay zekanın kurumlara yansıması değil, operasyonel sistemlerin ayrılmaz bir parçası olarak yapay zekayı konumlandıranlar işletmelerin de makineler gibi otonom hale gelmesi!</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e6724cf524-1780377380.png" alt="" width="700" height="357" />
<figcaption><strong>SAP'nin İletişimden Sorumlu Başkanı Monika Schaller'in moderatörlüğünde gerçekleştirilen basın buluşmasında CEO Christian Klein (soldan sağa), CTO Philipp Herzig ve COO Sebastian Steinhaeuser soruları yanıtladı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>SAP mayıs ayında iki büyük organizasyonla yeni bir dönemi duyurdu. Önce ABD’de gerçekleştirilen, on binlerce katılımcının yer aldığı SAP Sapphire &amp; ASUG Annual Conference Orlando, bir hafta ardından SAP Sapphire Madrid…</p>
<p>Yapay zekanın günlük kullanımda sağladığı kolaylıkların iş dünyasında aynı şekilde karşılık bulmadığını vurgulayan Klein, kritik bir ayrımın altını çiziyor. Bireysel kullanımda yüzde 80 doğruluğun yeterli olabileceğini ancak finans, bordro ya da tedarik zinciri gibi alanlarda bunun kabul edilemez olduğunu belirtiyor. “Eğer yapay zeka ajanları bordronuzu yönetiyorsa ya da finansal akışlarınızı yürütüyorsa, tahmin değil doğruluk gerekir. İş süreçlerinde güvenilirlik vazgeçilmezdir” diyen Klein, sorunun temelinde büyük dil modellerinin şirket verisi ve süreçleriyle eğitilmemiş olması olduğunu ifade ediyor.</p>
<p><strong>ERP, yapay zekanın “beyni” oluyor</strong></p>
<p>SAP’nin çözümü ise 50 yılı aşkın ERP birikimini yapay zekaya entegre etmek. Klein’a göre ERP sistemleri şirketlerin “beyni” konumunda ve tüm iş kuralları, veri yapıları ve yönetişim bu sistemlerde bulunuyor.</p>
<p>Yeni platform, yapay zekanın bu “beyne” erişmesini sağlayarak doğru süreç ve veriyi seçmesine imkan tanıyor. Böylece yapay zeka yalnızca analiz yapan bir araç olmaktan çıkıp karar süreçlerinin aktif bir parçası haline geliyor. Klein bu süreci şöyle açıklıyor: “SAP ekibi aslında yeni bir SAP inşa etti. Yapay zeka altyapımızı, iş veri bulutumuzu ve teknoloji platformumuzu birleştirerek ERP’deki 50 yıllık bilgi birikimini büyük dil modelleriyle buluşturuyoruz. Bu da yeni SAP Business AI Platformumumuz. Bu platform, otonom işletme vizyonumuzun temelini oluşturuyor: Ajanların işi yönettiği ve sizin gerçekten önemli olan şeylere odaklandığınız bir dünya. Bu SAP tarihindeki en büyük dönüşüm.”</p>
<p><strong>200’ün üzerinde yapay zeka ajanı devrede</strong></p>
<p>SAP Sapphire’de tanıtılan yeni Business AI Platform’un merkezinde “bağlam katmanı” yer alıyor. Bu yapı, milyonlarca veri alanı ve binlerce iş süreci arasında doğru eşleşmeyi sağlayarak yapay zekanın hatasız çalışmasına zemin hazırlıyor. Platformla birlikte finans, insan kaynakları, tedarik zinciri ve müşteri deneyimi gibi alanlarda 200’ün üzerinde yapay zeka ajanı devreye giriyor. Bu ajanlar belirli görevleri otonom şekilde yerine getirerek süreçleri hızlandırıyor. Klein, bu yapıyı “otonom işletme” vizyonunun temeli olarak tanımlıyor ve “Uzun müzakerelerin, tedarik zinciri kesintilerinin ve finansal kör noktaların sonuna geliyoruz” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><strong>“İyi algoritmalardan çok iş süreçlerini anlayan sistem</strong></p>
<p>Klein’a göre şirketler artık daha iyi algoritmadan çok, iş süreçlerini anlayan sistemlere ihtiyaç duyuyor. Bir tedarik zinciri krizinde doğru karar almak; yalnızca veri analizi değil, aynı anda stok durumu, müşteri taahhütleri ve finansal etkilerin birlikte değerlendirilmesini gerektiriyor. Bu nedenle bağlam, yapay zekanın başarısında belirleyici unsur haline geliyor. SAP’nin yaklaşımı da tam bu noktada konumlanıyor. Yapay zekayı işletmenin ekonomik ve operasyonel yapısına entegre eden bu model, yazılımın rolünü de yeniden tanımlıyor.</p>
<p><strong>Karar müşterilerde!</strong></p>
<p>SAP, bu dönüşümü desteklemek için 100 milyon euroluk bir ekosistem fonu oluşturduğunu da açıkladı. Bu fon, platform üzerinde yapay zeka ajanları geliştiren iş ortaklarını desteklemeyi hedefl iyor. Ayrıca Joule 2.0 da yıl sonuna kadar ücretsiz olarak denenebilecek. Tüm bu gelişmelerin merkezinde ise önemli bir soru var, “Otonom sistemlerin yaygınlaşmasıyla birlikte sorumluluk ve karar konusu ne olacak”, yapay zeka ajanlarının verdiği kararların sorumluluğunun kimde olacak. SAP kendi sistemleri ile SAP dışındaki sistemlerin ortak çalışmasına müsaade ederek, bu alanda “sorumluluk müşteride” yaklaşımını geliştirdi. Şirket, otonominin kademeli olarak artırılmasını ve insan denetiminin tamamen ortadan kaldırılmamasını öneriyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“Son, diyenlere bakmayın  daha iyinin başlangıcı”</strong></span></p>
<p>Sappihe kısa bir filmle başladı. “İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana, dünya; onu değiştiren bir dizi inovasyonla şekillendi. Ancak bu çığır açan anlar her zaman gereken coşkuyla karşılanmadı” sözleriyle başlayan film; ateşin keşfinden internetin yaygınlaşmasına kadar uzanan süreçte, yeniliklerden korkan, onlarla alay eden, önyargılı insanlarla doluydu. Filmde en dikkat çekici sahnelerden biri 1972’de 5 mühendisin IBM’den ayrılarak SAP’yi (Systemanalyse und Programmentwicklung/Sistem Analizi ve Program Geliştirme) kurmasını anlatan gazete kupürüydü. Haberi okuyanlar “Bu onların kariyerinin sonu” diyordu. Oysa bugün SAP, yaklaşık 111 bin 500 çalışanı, 2025 te elde ettiği 36,5 milyar euro ciro ve bu yılın ilk çeyreğinde açıkladığı 9,56 milyar euroluk gelirle (%12 büyüme) küresel ölçekte dev bir teknoloji şirketine dönüşmüş durumda. Şirket, Avrupa’nın en değerli teknoloji firması olmasının yanı sıra, dünya genelinde en değerli 16’ncı marka ve en büyük 5 yazılım şirketinden biri. SAP’nin kısa filmde mesajı iddialı: “Bir devrim yaptık, yine yapıyoruz, yazılımın sonu değil daha iyi bir şeyin başlangıcı!”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>100 milyon Euro’da aslan payı Türkiye’nin içinde olduğu EMEA’ya</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e673d2fa15-1780377405.png" alt="" width="233" height="273" /></strong></span>SAP, organizasyonel olarak dünyadaki faaliyetlerini dört farklı bölge olarak yürütüyor. Bu bölgeler, Avrupa, Ortadoğu, Afrika’nın içinde olduğu EMEA, Amerika ve Kanada’yı ifade eden AMERICA, Latin Amerika ve Karayipleri kapsayan LAC ve Asya Pasifi k ile Japonya’nın dahil olduğu APJ. Türkiye’nin de içinde yer aldığı EMEA Bölgesinin Başkanı Augusta Spinelli, iki İtalyan meslektaşımla birlikte EKONOMİ’nin sorularını yanıtladı.</p>
<p>Şirketlerin “otonom işletme” modeline doğru hızla ilerlediğini söyleyen Spinelli, yapay zekânın geldiği noktayı “karar destek mekanizmalarından çıkıp şirket içinde uçtan uca görevleri doğrudan yerine getiren bir yapıya dönüşüm” olarak tanımladı. EMEA bölgesinin farklı ekonomik yapılardan oluştuğunun hatırlatılması üzerine Spinelli, özellikle Türkiye gibi KOBİ ağırlıklı ekonomilerde dönüşüm ihtiyacının daha çevik çözümler gerektirdiğini söyledi. KOBİ’lerin bölgedeki en büyük adreslenebilir pazar olduğunu vurgulayan Spinelli, SAP’in “Grow with SAP” modelinin bu segmentte hızlı dönüşüm sağladığını ifade etti. Büyük ölçekli ve uzun yıllardır SAP kullanan şirketler için ise “Rise with SAP” modelinin öne çıktığını belirten Spinelli, her iki yaklaşımın da müşterileri bulut tabanlı yapıya taşıyarak yapay zekânın etkin kullanımını hedefl ediğini kaydetti. Spinelli, SAP’in küresel ölçekte açıkladığı 100 milyon euroluk ekosistem yatırımına ilişkin olarak EMEA bölgesinin bu fondan güçlü bir pay alacağını vurguladı. Spinelli, bölgedeki aktif ve güçlü iş ortaklığı ekosisteminin bu payı artıran önemli bir unsur olduğunu ifade etti. Avrupa’nın rekabet gücünü artırması hususunda ise Spinelli, daha fazla iş birliği, güven ve hız ihtiyacına dikkat çekerek, “Daha çevik bir yapı için ortak hareket etmek gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>Veri güvenliği değil veri egemenliği…</strong></p>
<p>Spinelli’nin üzerinde durduğu bir başka konu da ‘veri’ oldu. Spinelli ‘veri güvenliği’ yerine ‘veri egemenliği’ tanımını kullanmayı tercih ederek, “Veri egemenliği stratejik önemde. Bu yalnızca veri gizliliği değil, iş sürekliliğini güvence altına alan daha geniş bir çerçeve” diye konuştu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e676dc2dce-1780377453.png" alt="" width="233" height="351" />
<figcaption><strong>Ericsson’un Kurumsal BT Müşteri Deneyimi Başkan Yardımcılığında bir Türk kadını.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">Ericsson sadece dijitalleşmedi, yeni çalışma biçimi geliştirdi</span></strong></p>
<p>SAP ve SAP dışı sistemlerin arasında ortak bir iş dili oluşturması artık sadece teoride değil, gerçeğe dönüşmüş durumda. SAP SE Avrupa, APAC, Orta Doğu ve Afrika Küresel Müşteri Başarısı Başkanı Manos Raptopoulos, 180 ülkede faaliyet gösteren müşterileri Ericsson’u bu deneyimi paylaşması için sahneye davet etti. Anons edilen isim Hacettepe’de yüksek lisansını yapmış, önce Ankara ve İstanbul Ericsson’da çalışmış ardından İsveç’te merkeze giderek şirketin üst düzeyine yükselmiş bir Türk kadınıydı. Dünya mobil trafiğinin yüzde 40’ından fazlasını taşıyan Ericsson’un Kurumsal BT Müşteri Deneyimi Başkan Yardımcısı Esra Kocatürk Norell, sahneden şunları paylaştı: “Ericsson’da 85 binden fazla kullanıcının aktif olarak Joule’u kullanması, kurumsal yapay zekanın ölçeklenebilirliğine dair önemli bir gösterge. Bu ölçeklendirme artık bir AI olayı değil, veri olayı haline geliyor. Bu yapı sayesinde gelirden organizasyon yapısına kadar tüm veri tanımları bir kez oluşturuluyor ve şirket genelinde uygulanabiliyor. Ericsson’un dönüşümü iki paralel eksende ilerliyor. Bir yanda “Rise with SAP” ile ERP modernizasyonu ve “clean core” (AI’ın sağlıklı çalışabilmesi için sistemin sade ve veri açısından tutarlı tutulması) yaklaşımı, diğer yanda veri ve AI’dan doğrudan iş değeri üretmeye odaklanan inovasyon süreci. Bu çift yönlü strateji, yapay zekayı destekleyici bir araç olmaktan çıkarıp karar mekanizmalarının merkezine yerleştiriyor. Çünkü fırsat sadece bugünün süreçlerini dijitalleştirmek değil. Gerçek dönüşüm, tamamen yeni çalışma biçimleri yaratmak.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e67b338508-1780377523.png" alt="" width="700" height="423" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>SADECE ŞİRKETLER DEĞİL, ŞEHİRLER DE DÖNÜŞÜYOR</strong></span></p>
<p>Toplantı kapsamında müşteri deneyimlerinin paylaşıldığı “Kazanmak için bağlantıda kalın: Anın ivmeye dönüşmesi” panelinde Madrid Belediyesi Enformasyon Müdürü Juan Corro da yer aldı. Madrid Belediyesi ile yürütülen proje, kamu yönetiminde yapay zeka ve dijital dönüşümün nasıl uygulanabileceğine dair önemli bir örnek sunuyor. Corro’nun verdiği bilgiler şöyle: “Belediye gelirlerinin 3’te 2’sinin yeni sistem üzerinden yönetilmesi ve emlak vergisinde yüzde 98,02 verimlilik oranına ulaşılması, veri kalitesi ve entegrasyonun somut sonuçlarını gösteriyor. Kağıtsız yönetim, otomasyon ve gerçek zamanlı analizler sayesinde hem operasyonel verimlilik artıyor hem de vatandaş hizmetleri iyileşiyor.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">Bursalı Martur Fompak’tan ödüllü hedef</span></strong></p>
<p>● Dev buluşmaya Türkiye’den de yaklaşık 100 şirket katıldı. SAP Türkiye CEO’su Uğur Candan’ın ev sahipliğinde, aralarında Koç Holding, SabancıDx, EnerjiSa, Kardem Tekstil, Sun Tekstil, Trendyol, Diler Holding ve Kardem Tekstil’in üst düzey yöneticilerinin bulunduğu zirvede, pek çok firmanın da bilgi işlem müdürleri yer aldı. Hollerden birinde ise çok dikkat çekici bir konuşma vardı: SAP İnovasyon Ödülleri 2026’da dünya çapında Yapay Zeka Kategorisi’nde ödül alan Bursalı Martur Fompak. 3 kıtada 9 ülkede 30'dan fazla üretim tesisi bulunan ve dünyanın önde gelen otomotiv tedarikçilerinden biri olan şirket, SAP ile dönüşüm yolculuğuna 13 yıl önce başlamış. Son olarak yapay zeka destekli robotların, üretim hattında malzeme akışını gerçek zamanlı olarak yönetmesini sağladı. İlk sonuçlar, verimlilikte artış ve hata oranında düşüşe işaret ederken, hedefl enen verimlilik artışı 5 kata kadar çıkıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-yeni-esik-otonom-isletme-cagi-80237</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekada yeni eşik: Otonom işletme çağı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektriksiz-bir-koyden-kuresel-enerji-vizyonuna-80236</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektriksiz bir köyden küresel enerji vizyonuna</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta Türkiye merkezli global enerji teknolojileri grubu YEO Teknoloji’nin, İstanbul Tuzla’daki yüzde 100 iştiraki Reap Battery’e ait enerji depolama sistemleri üreten fabrikasını ziyaret ettim. Fabrikayı gezerken şirketin CEO’su Tolunay Yıldız ile sohbet fırsatı buldum. Yıldız, aslında çok ilginç ve ilham verici bir lider. Taşrada doğduğu köyde çocukken elektrik bulunmadığını, ancak 6 yaşında şehre taşındıklarında elektrikle tanıştığını anlatıyor. İstanbul’da her fırsatta çok övdüğü Tuzla Teknik Lisesi’ni bitirmiş, ardından da Yıldız Teknik Üniversitesi’ne girmiş. Şirketini de elektrik mühendisi olarak mezuniyetinden sonra tam bir start-up mantığı ile kurmuş ve zamanla bu devasa yapı haline getirmiş. Kendisini dinlerken, elektriksiz bir köyden böylesine küresel bir enerji vizyonuna uzanan bu hayat hikayesinden gerçekten çok etkilendim.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e6562eeeb2-1780376930.png" alt="" width="246" height="204" />
<figcaption><strong>YEO Teknoloji CEO’su Tolunay Yıldız (sağda) ve YEO Teknoloji İş Geliştirme ve Satış Başkan Yardımcısı Barış Esen iştirakleri Reap Battery'i anlattılar.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Reap Battery, İstanbul Tuzla’da yıllık 5 GWh kapasiteyle üretime başlayarak, şebeke ölçekli 0.5C ve 1C batarya sistemleriyle Türkiye’nin en büyük enerji depolama sistemi üreticisi konumuna ulaşmış. Üretime geçmesinin ardından 5 ay gibi kısa bir sürede 1 GWh’ın üzerinde iş hacmini yakaladı. Şirket, Türkiye’deki rakiplerinden farklı olarak 0.5C ve 1C olmak üzere iki ayrı teknoloji sınıfında üretim yapıyor. 0.5C sistemler enerjiyi 2 saatte şebekeye aktarırken, 1C sistemler aynı enerjiyi sadece 1 saatte verebiliyor. YEO Teknoloji İş Geliştirme ve Satış Başkan Yardımcısı Barış Esen, bu teknolojinin önemini şu sözle özetliyor: “Yeni nesil 1C batarya sistemleri üretimi; frekans düzenleme, ani yük değişimlerine hızlı yanıt verme ve yüksek güçlü şebeke uygulamaları için kritik önem taşıyor.”</p>
<p>YEO Teknoloji CEO’su Tolunay Yıldız ise enerji depolama sistemlerinin artık tamamlayıcı bir teknoloji değil, dönüşümün merkezinde stratejik bir altyapı olduğunu belirtiyor. Türkiye’de 33 GWh seviyesinde ön lisans tahsis edilmiş, küresel kurulu gücün 2034’te 1.545 GW’a ulaşması bekleniyor. Elektrikli araçların ve şarj istasyonlarının artmasıyla bataryalar artık lüks değil, zorunluluk haline geliyor. 40’tan fazla ülkede 400’ün üzerinde projeye imza atan grup, Reap Battery ile Türkiye’den dünyaya uzanan küresel bir model inşa ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektriksiz-bir-koyden-kuresel-enerji-vizyonuna-80236</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektriksiz bir köyden küresel enerji vizyonuna ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelikten-izmire-guclu-perakende-yatirimi-80267</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arçelik İzmir’de 7 yeni mağaza açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Arçelik'in, İzmir’de açtığı 7 yeni nesil mağazayla perakende yatırımlarını güçlendirmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre şirket, yeni mağaza yatırımlarıyla hem tüketicilerine daha yakın olmayı hem de modern mağazacılık anlayışını daha fazla noktaya taşımayı hedefliyor.</p>
<p>Gaziemir, Karabağlar Yeşillik Caddesi, Bozyaka, Göztepe, Buca Evka-1, Buca Kozağaç Meydanı ve Karşıyaka Girne Bulvarı’nda hizmete giren mağazaların açılışı, Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural’ın ev sahipliğinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Açılış töreninde konuşan Cem Kural, “71 yıldır ülkemiz ve tüketicilerimiz için artı değer yaratma hedefiyle yatırımlarımıza devam ediyoruz. Bayilerimizle birlikte büyüyen bir marka olarak, güçlü bayi ağımızı Arçelik’in en önemli değerlerinden biri olarak görüyoruz. Türkiye’nin dört bir yanında tüketicilerimizle kurduğumuz güçlü bağın arkasında, markamızı sahiplenen ve tüketicilerimize en iyi deneyimi sunan bayilerimiz yer alıyor. Biz mağazalarımızı yalnızca ürün satılan noktalar olarak değil; tüketicilerimizin teknolojiyi deneyimleyebilecekleri, ihtiyaçlarına en uygun çözümleri güvenle keşfedebilecekleri özel etkileşim alanları olarak tasarlıyoruz. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz yeni mağazalarımızla İzmir’deki varlığımızı daha da güçlendirirken, tüketicilerimize daha yakın olmayı ve hizmet kalitemizi daha da ileri taşımayı hedefliyoruz. Yeni nesil mağazacılık yaklaşımımız doğrultusunda yatırımlarımıza kararlılıkla devam edeceğiz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelikten-izmire-guclu-perakende-yatirimi-80267</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/arcelikten-izmire-guclu-perakende-yatirimi-1780390402.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arçelik, Gaziemir, Karabağlar Yeşillik Caddesi, Bozyaka, Göztepe, Buca Evka-1, Buca Kozağaç Meydanı ve Karşıyaka Girne Bulvarı’nda yeni mağazalarını hizmete açtı. Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural, &quot;Yeni mağazalarımızla İzmir’deki varlığımızı daha da güçlendirirken, tüketicilerimize daha yakın olmayı ve hizmet kalitemizi daha da ileri taşımayı hedefliyoruz. Yeni nesil mağazacılık yaklaşımımız doğrultusunda yatırımlarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayalet-is-ilanlari-ve-vitrin-ekonomisi-80235</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayalet iş ilanları ve vitrin ekonomisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gerçek bir işe alım planı olmadan insanları aylarca umut içinde bekletmek, onların emeğini ücretsiz veri kaynağına çevirmek etik değildir. Çünkü insanlar sadece iş aramıyor. Hayat kurmaya çalışıyor.</strong></p>
<p>Birçok konuda olduğu gibi, LinkedIn’deki iş ilanları gerçek mi sahte mi artık emin olamıyoruz…</p>
<p>Adaylar bel bağladıkları, haber bekledikleri iş başvurularından cevap bekler. Gelmediğinde ve birçok başvurudan hiç cevap gelmediğinde ümidi kırılır.</p>
<p>Geçmişte de sorunlu bir alandı işe alım süreçleri.</p>
<p>Bazen şirket son anda pozisyonu iptal ederdi.<br />Bazen bütçe çıkmazdı.<br />Bazen içeride organizasyon dağınıktı.<br />Bazen de pozisyona “tanıdık biri” alınırdı.</p>
<p>Nepotizm yeni bir şey değil, bunu bilir ve ona göre hareket ederdik.</p>
<p>Ama bugün farklı bir noktadayız. Çünkü artık mesele sadece kötü yönetilen işe alım süreçleri değil. Düpedüz kötülük.</p>
<p>Bazı  ilanlar gerçekten işe alım yapmak için açılmıyor. Bazı şirketler bilinçli şekilde sürekli ilan açıyor. Sürekli aday topluyor ve veri biriktiriyor.</p>
<p>Ve bunu sistematik olarak yapan şirketler var.</p>
<p>Bu konuda bir itiraf okudum geçenlerde. Açıkça söylüyordu:</p>
<p>“Aslında işe alım yapmıyoruz.<br />Veri topluyoruz.”</p>
<p>160 bin başvuru aldıklarını anlatıyordu.</p>
<p>CV’ler.<br />Ücret beklentileri.<br />Yetenek setleri.<br />Sektör geçişleri.<br />Hangi şehirde insanların hangi maaşa çalışmaya razı olduğu…</p>
<p>Ve sonra bu verileri maaş karşılaştırmaları yapmak için kullandıklarını söylüyordu. Eğer bir ilandaki pozisyon eskimişse hemen benzer bir isimle yeni bir pozisyon koyuyor.</p>
<p>Sonra da şöyle bir çıkarım yapabilir mesela;</p>
<p>“Piyasanın altında maaş veriyoruz ama insanlar yine de başvuruyor.<br />O yüzden maaşları artırmamıza gerek yok.”</p>
<p>Buna da “aday havuzu oluşturmak” deniyor. İlanı aldıklarında adaya havuzuna konduğunu ve kendisine dönüş yapılacağı belirtiliyor. Hatta otomatik bir sistem mi bir süre sonra adaya kibar bir şekilde pozisyon için uygun olmadığı belirtiliyor.</p>
<p>Kurumsal dilde kulağa stratejik geliyor. Ancak başka aday açısından bakınca sürecin çok acı yönleri var.</p>
<p>Bu süreçte kaç genç  insanın zamanı, emeği, motivasyonu ve umudu tüketiliyor.</p>
<p>Özellikle de bu zor zamanlarda…</p>
<p>İş bulmanın bu kadar zor olduğu bir dönemde,<br />genç işsizliğinin arttığı bir ortamda,<br />yeni mezunların aylarca dönüş alamadığı bir piyasada, insanların umutlarıyla oynayan sistemler oluşmaya başladı.</p>
<p>Birçok insan artık:</p>
<ul>
<li>yüzlerce ilana başvuruyor,</li>
<li>gecesini CV düzenleyerek geçiriyor,</li>
<li>test çözüyor,</li>
<li>örnek çalışma hazırlıyor,</li>
<li>mülakata hazırlanıyor,</li>
<li>saatlerini harcıyor…</li>
</ul>
<p>Ve çoğu zaman ortada gerçekten doldurulacak bir pozisyon bile olmayabiliyor.</p>
<p>Bazı ilanlar 8-10-11 ay boyunca açık kalıyor.<br />Bazıları sürekli yeniden yayınlanıyor.<br />Bazıları aktifmiş gibi dolaşıyor ya da yakın adlarla tekrar yayınlanıyor.</p>
<h2>Peki şirketler bunu neden yapıyor?</h2>
<p>Çünkü artık birçok şirket gerçekten işe alımdan çok “görünürlük” yönetiyor.</p>
<p>Özellikle girişim dünyasında ve teknoloji sektöründe uzun zamandır bir “hızla büyüyen şirket” kültürü oluştu.</p>
<p>Sürekli büyüyen, sürekli işe alım yapan, sürekli genişleyen şirket görüntüsü…</p>
<p>Çünkü yatırımcıların görmek istediği şeylerden biri bu.</p>
<p>LinkedIn’de onlarca açık pozisyon görmek:</p>
<ul>
<li>büyüyoruz,</li>
<li>yatırım alıyoruz,</li>
<li>işler iyi gidiyor,</li>
<li>genişleme sürecindeyiz</li>
</ul>
<p>algısı yaratıyor.</p>
<p>Yani bazı ilanlar aslında sadece adaylara değil,<br />yatırımcılara, rakiplere, medyaya<br />ve hatta şirket çalışanlarına mesaj veriyor.</p>
<p>Bir çeşit vitrin ekonomisi oluşmuş durumda.</p>
<p>Gerçekten kimi işe aldığın değil,<br />ne kadar “büyüyormuş gibi göründüğün” daha önemli hale geliyor bazen.</p>
<p>Ve bu sadece işe alım tarafında değil.</p>
<p>Bugünün iş dünyasında birçok şey artık gerçek performanstan çok görünürlüğe dayanıyor:</p>
<ul>
<li>Sürekli içerik paylaşmak,</li>
<li>sürekli büyüme anlatmak,</li>
<li>sürekli “işe alım yapıyoruz” demek,</li>
<li>sürekli başarı hikâyesi yayınlamak…</li>
</ul>
<p>Ama kimse şu soruyu sormuyor:</p>
<p>Gerçekten kaç kişi işe alındı?</p>
<p>Kaç kişi o süreçlerden geçti?</p>
<p>Kaç ilana gerçekten bütçe ayrılmıştı?</p>
<p>Kaç kişi aylarca bekletildi?</p>
<p>Çünkü artık birçok yerde öz değil,<br />algı yönetiliyor.</p>
<p>Veri değil, hikâye satılıyor.</p>
<p>Gerçek büyüme değil, büyüme hissi pazarlanıyor.</p>
<p>Sorun şu ki bunun bedelini şirketler değil,<br />iş arayan insanlar ödüyor.</p>
<p>Özellikle gençler.</p>
<p>Çünkü insanlar zamanla kendilerinden şüphe etmeye başlıyor:</p>
<p>“Ben mi yetersizim?”<br />“Neden geri dönüş alamıyorum?”<br />“Bu kadar başvuru yapıp neden sonuç alamıyorum?”</p>
<p>Oysa bazen sorun kişinin yeterliliği değil,<br />sistemin samimiyetsizliği.</p>
<p>Şirket için bu sadece “stratejik veri toplama.”</p>
<p>Ama aday için:</p>
<ul>
<li>zaman kaybı,</li>
<li>duygusal yorgunluk,</li>
<li>özgüven kaybı,</li>
<li>belirsizlik,</li>
<li>tükenmişlik.</li>
</ul>
<p>Özellikle gençler için bu durum artık sadece iş arama stresi değil.</p>
<p>Psikolojik bir yıpranma.</p>
<p>Peki böyle ilanlar nasıl anlaşılır?</p>
<p>Kesin olarak bilmek zor.<br />Ama bazı güçlü sinyaller var:</p>
<ul>
<li>İlanın aylarca kapanmaması</li>
<li>Sürekli yeniden yayınlanması</li>
<li>Birbirine benzer pozisyonlar</li>
<li>Pozisyon açıklamasının aşırı genel olması</li>
<li>İnsan kaynaklarının role dair net bilgi verememesi</li>
<li>Sürecin sürekli uzaması</li>
<li>“Şu an aktif işe alım yok ama sizi havuzda tutalım” denmesi</li>
<li>Aynı şirketin onlarca benzer ilan açması</li>
<li>Maaş aralığının hiç paylaşılmaması</li>
<li>Görüşmelerin tamamen tek taraflı ilerlemesi</li>
<li>Süreç sonunda tamamen sessizliğe gömülmeleri</li>
</ul>
<p>Tabii her uzun süren ilan sahte değildir.</p>
<p>Ama bugün artık insanların şunu konuşması gerekiyor:</p>
<p>Şirketler gerçekten işe mi alıyor, yoksa insanların umutlarını veri stratejisinin bir parçasına mı dönüştürüyor?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Nedir bu vitrin ekonomisi? </span></h2>
<p>Bir zamanlar şirketler ne ürettikleriyle,<br />kimleri istihdam ettikleriyle,<br />hangi değeri yarattıklarıyla anılırdı.</p>
<p>Bugün ise giderek daha fazla şirket biraz influencer gibi davranıyor.</p>
<p>Sürekli görünmek zorunda.<br />Sürekli büyüdüğünü göstermek zorunda.<br />Sürekli hareket halinde, yatırım almış, ekip kuruyor, yeni pazarlara açılıyor, yetenek peşinde koşuyor gibi görünmek zorunda.</p>
<p>Çünkü dijital çağda artık yalnızca performans değil,<br />performansın gösterisi de değer yaratıyor.</p>
<p>“We are hiring” cümlesi bu gösterinin en güçlü aksesuarlarından biri haline geldi.</p>
<p>Bazen gerçekten işe alım yapıldığı için kullanılıyor.</p>
<p>Ama bazen de şirketin:</p>
<ul>
<li>canlı,</li>
<li>büyüyen,</li>
<li>ilgi gören,</li>
<li>yatırım alan,</li>
<li>gelecek vadeden</li>
</ul>
<p>bir organizasyon gibi görünmesi için.</p>
<p>İşte sorun tam da burada başlıyor.</p>
<p>Şirketin vitrini parlıyor olabilir.</p>
<p>Ama vitrindeki ilanların arkasında gerçekten parlatıldığı kadar doğru bir ürün ya da servis var mı?</p>
<p>Aday havuzu oluşturmak normaldir.<br />Piyasayı anlamak da normaldir.</p>
<p>Ama gerçek bir işe alım planı olmadan insanları aylarca umut içinde bekletmek,<br />onların emeğini ücretsiz veri kaynağına çevirmek etik değildir.</p>
<p>Çünkü insanlar sadece iş aramıyor.</p>
<p>Hayat kurmaya çalışıyorlar.</p>
<p>Belki de bu yüzden bunlara artık “hayalet iş ilanları” deniyor.</p>
<p>Çünkü ortada bir ilan var…<br />Ama gerçek bir pozisyon yok.</p>
<p>Bir süreç var…<br />Ama sonunda kimse işe alınmıyor.</p>
<p>Ve insanlar haftalarca, aylarca aslında var olmayan bir şeyin peşinden koşuyor.</p>
<p><strong>Bir nevi modern iş dünyasının hayalet avcılığı.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayalet-is-ilanlari-ve-vitrin-ekonomisi-80235</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/5/1280x720/job-search-1780376660.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayalet iş ilanları ve vitrin ekonomisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kalkinmanin-enerji-ve-ekonomi-iliskisi-80234</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kalkınmanın enerji ve ekonomi ilişkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Evrenin en temel ve esaslı yasalarından biri olan <strong>termodinamiğin birinci yasası</strong>, enerji olmadan hiçbir iş yapılamaz olduğunu ifade etmektedir. Bir yıldızın ışık saçması, bir ağacın büyümesi, bir insanın yürümesi veya bir fabrikanın üretim yapması aynı yasa çerçevesinde gerçekleşir ve aynı gerçeğe dayanır. Hayatın kendisi de enerjinin düzenli bir şekilde kullanılmasıyla mümkündür. Ancak enerji ile sürdürülebilir. Bu nedenle enerji meselesi yalnızca mühendislerin veya ekonomistlerin konusu değildir; aynı zamanda medeniyetlerin de <strong>varlık ve yokluk</strong> meselesidir.</p>
<p><strong>Termodinamiğin ikinci yasası</strong>, doğadaki sistemlerin zamanla bozulmaya, çürümeye, düzensizliğe diğer anlamda <strong>entropiye</strong> yöneldiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda kendi haline bırakılan her yapı dağılmaya, yıpranmaya ve enerjisini kaybetmeye mahkûmdur. Yasa yalnızca fizik dünyasında değil, toplumlarda ve ekonomilerde de kendisini baskın şekilde hissettirir. Bu bağlamda üretemeyen ekonomiler zayıflar, yenilenemeyen kurumlar hantallaşır ve kapanır, bilgi üretemeyen toplumlar da geride kalır. Düzenin korunması için sürekli enerjiye ihtiyaç vardır. Bu da önemli bir gerçektir.</p>
<p><strong>Ekonomi ve enerji ilişkisi</strong></p>
<p>Aslında ekonomi dediğimiz şey, enerjinin farklı biçimlere dönüştürülmesinden başka bir şey değildir. Bir madenci yer altından cevher çıkarırken enerji kullanır. Bir fabrika bu cevheri işleyerek ürüne dönüştürürken enerji kullanır. Bir mühendis tasarım yaparken zihinsel enerji harcar. Bir kamyon ürünü taşıyabilmek için yakıt tüketir. Sonunda ortaya çıkan <strong>ekonomik değer</strong>, enerjinin bilgi ve emekle birleşmesinin sonucudur.</p>
<p>Bu nedenle ekonomik kalkınma ile enerji tüketimi arasında güçlü bir ilişki vardır. Tarihte sanayi devrimini başlatan kömürdür. Yirminci yüzyıla damgasını vuran petroldür. Günümüzde ise elektrik, doğal gaz, nükleer enerji ve yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. İnsanlık hangi enerji kaynağını daha etkin kullanmayı başarmışsa, <strong>ekonomik ve teknolojik</strong> üstünlüğü de büyük ölçüde elde etmiştir.</p>
<p><strong>Türkiye’nin hikâyesi ve gelecek</strong></p>
<p>Türkiye'nin hikâyesi de bu çerçevede okunabilir. Cumhuriyetin ilk yıllarında elektrik üretimi son derece sınırlıydı. Bugün ise milyonlarca haneye, fabrikaya ve işletmeye enerji sağlayan büyük bir altyapı tesisleri bulunmaktadır. Buna rağmen Türkiye hâlâ enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü dışarıdan karşılamaktadır. Her yıl <strong>milyarlarca dolar</strong> enerji ithalatına harcanmakta, bu durum ekonomik dengeleri doğrudan etkilemektedir.</p>
<p>Burada esas olan yalnızca enerjiyi bulmak değildir. Asıl mesele enerjiyi değere dönüştürebilmektir. Çünkü enerji tek başına refah üretemez. Petrol zengini olup teknolojik olarak geri kalan ülkeler olduğu gibi, doğal kaynakları sınırlı olmasına rağmen yüksek teknoloji sayesinde dünyanın en güçlü ekonomileri arasına giren ülkeler de vardır. Belirleyici olan gerçek <strong>enerji</strong> ile <strong>bilgiyi</strong> bir araya getirebilmek ve onu üretime dönüştürmektir.</p>
<p>Geleceğin dünyasında <strong>rekabetin</strong> daha da <strong>kızışacağı </strong>beklenmektedir. Yapay zekâ sistemleri dev veri merkezleri gerektirmektedir. Elektrikli araçlar büyük miktarda elektrik talep etmektedir. Uzay teknolojileri, yarı iletken üretimi ve ileri sanayi tesisleri çok yüksek enerjiye ihtiyaç duymaktadır. Bir başka ifadeyle, geleceğin ekonomisi daha fazla bilgiye ihtiyaç duyduğu kadar daha fazla enerjiye de ihtiyaç duyacaktır.</p>
<p>Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken daha derin bir gerçek vardır. Bir toplumun enerjisi yalnızca elektrik santrallerinde veya petrol kuyularında bulunmaz. İnsan sermayesi de bir enerji kaynağıdır. Eğitimli gençler, araştırmacılar, mühendisler, girişimciler ve bilim insanları bir ülkenin görünmeyen enerji rezervleridir. Fiziksel enerji ekonomik büyümenin motoruysa, insan aklı da onun direksiyonudur.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Bir ülkenin kaderi bu nedenle yalnızca yer altındaki kaynaklarla belirlenmez. Asıl kader, enerjiyi bilgiye, bilgiyi teknolojiye, teknolojiyi de ekonomik değere dönüştürebilme yeteneğiyle şekillenir. <strong>Entropinin</strong> her şeyi dağılmaya sürüklediği bir evrende, toplumlar ancak sürekli çalışarak, üreterek ve yenilenerek düzenlerini koruyabilirler.</p>
<p>Bugün Türkiye'nin önünde duran temel meselelerden biri budur. Daha fazla enerji üretmek kadar, üretilen enerjiyi daha yüksek katma değerli ürünlere dönüştürmek; daha fazla tüketmek kadar daha verimli kullanmak; daha fazla ithal etmek yerine daha fazla geliştirmek ve üretmektir. Zira enerji yalnızca ekonomik bir girdi değildir. Enerji, bağımsızlığın, refahın ve geleceğin başka bir adıdır. Bir ülkenin<strong> kaderi de</strong> çoğu zaman bu enerjiyi nasıl kullandığında gizlidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kalkinmanin-enerji-ve-ekonomi-iliskisi-80234</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kalkınmanın enerji ve ekonomi ilişkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-isinizi-elinizden-alacak-mi-80233</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ işinizi elinizden alacak mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>You are not going to lose your job to an AI, but you’re going to lose your job to someone who uses  AI.</em></p>
<p><strong><em>Jensen Huang, CEO </em></strong><strong><em> of Nvidia</em></strong></p>
<p><strong>Şehrin en iyi tavla oyuncusu</strong></p>
<p>Kasetle çalışan ilk kişisel bilgisayarlara basit muhasebe programı yükleyip satmaya çalışan iki genç. Anadolu’da şehir şehir, kapı kapı dolaşıyorlar. Bilgisayar kavramı daha Anadolu toprağına ekilmemiş, gençlerin işi zor. Bir şehirdeki bir tüccara anlatmaya çalışıyorlar. “Bu akıllı bir makine, bazı işler bu makine ile yapılırsa çok kolay olacak” diyorlar. Derken olaya çok inanmamış gözüken Anadolulu tüccar sormuş: “Şimdi bu alete ne sorsam söyleyecek?” . Gençler anlatmış: “Nakit akışınızı söyleyecek. Aktif pasifinizin son durumunu vs.” Görünen o ki, tüccar pek bunlarla da ilgilenmemiş. Sonunda esas konuya gelmiş. “Mesela sorsam bu şehirdeki en iyi tavla oyuncusu kim? Benim ismimi verecek mi?” İki arkadaş birbirlerine bakmış. Tam o sırada kapı açılmış ve içeriye bu tüccarın bir arkadaşı girmiş. “Hani sana yemek sözüm vardı; son tavla şampiyonasından kalan. Hadi, sana o yemeği alayım”. Tüccar “Gençler, ben yemeğe çıkıyorum. Siz de sorduğum soruyu düşünün. Öğleden sonra görüşürüz” demiş.</p>
<p>Gençler hazırlıklarını yapmışlar. Gerekli “Basic” programı hemen yazmışlar. Öğleden sonra tüccar yemekten geri geldiğinde sormuş: “Nasıl, bu akıllı makineniz bilecek mi sorduğum soruyu?” Gençler “Soralım bakalım” demişler ve yazmışlar soruyu. Soru ekranda görünmüş: “Bu şehrin en iyi tavla oyuncusu kim?”. Giriş düğmesine basar basmaz tüccarın ismi ekranda parlamış. Tüccar, soruyu doğru bilen bu akıllı (!) makineyi satın almış.</p>
<p><strong>Yapay zekâ</strong></p>
<p>Yukarıdaki hikayeyi birinci elden, bu hileye başvuran gençlerden dinlemiştim. Şimdi olsa böyle bir hileye başvurmalarına gerek yoktu. Tavladaki becerisine bu kadar hayran tüccar, muhakkak tavla turnuvasını internette paylaşmış olurdu.  Yapay zekâ da onu bulurdu. Şimdi devir, yapay zekâ devri. Yapay zekânın girmediği alan kalmadı. Peki nedir yapay zekâ (Artifical Intelligence- AI) dediğimiz şey?</p>
<p>Yapay zekâ, bilgisayar bilimlerinin (Computer sciences) bir alt dalıdır; makinelerin insan benzeri zihinsel becerileri göstermesini hedefler. Zihinsel beceriler olarak şunları sayabiliriz: Öğrenme, akıl yürütme, problem çözme, algılama, dil anlama, karar verme.</p>
<p><strong>Yapay zekâ ve işlerin dönüşümü</strong></p>
<p>Yapay zekâ, hızlı donanımlar ve yazılım alanındaki gelişmeler sayesinde çok gelişti. Yapay zekânın girmediği alan kalmadı. Yapay zekâ ile ilgili,  teknik, sosyal ve etik alanda tartışılan bir sürü konu var. Örneğin Papa 14. Leo bile yapay zekâ üzerine genelge yayınladı; insanlık onuru korunmalı dedi. En hayati konulardan birisi, yapay zekânın işlere olan etkisi. Bu konuda birçok araştırma yapılmış ve yapılmakta. Bunlar içinde Microsoft’un 2024 yılında dokuz ayda yaptığı ve 2025 yılnda paylaştığı iyi bir araştırma var(https://www.microsoft.com/en-us/research/publication/working-with-ai-measuring-the-occupational-implications-of-generative-ai/).</p>
<p>Söz konusu araştırmada Amerika’daki kullanıcılarla yapılmış 200.000 görüşmeden çıkan verilerden yola çıkılmış. Bir işteki (Job) görevlere (task) tek tek bakarak bunların yapay zekâ ile yapılıp yapılamayacağını irdelemişler. Bunun sonucunda da bir “Yapay Zekâ Uygulanabilirliği Skoru” (AI Applicability Score) geliştirmişler.</p>
<p>Bu araştırmaya göre enformasyon toplama, yazma ve iletişim, yapay zekânın rüzgarından en fazla etkilenen işler olacakmış. Yapay zekâdan en çok etkilenecek 40 iş verilmiş. Ben burada ilk 15 işi vermekle yetineceğim.</p>
<p>1- Mütercimler ve tercümanlar</p>
<p>2- Tarihçiler</p>
<p>3- Yolcu refakatçileri (Passenger attendants)</p>
<p>4- Hizmet satışı temsilcileri</p>
<p>5- Yazarlar (Writers/Authors)</p>
<p>6- Müşteri hizmetleri temsilcileri</p>
<p>7- CNC takım programlayıcıları</p>
<p>8- Telefon Operatörleri</p>
<p>9- Bilet satış ve seyahat acenta çalışanları</p>
<p>10- Yayın spikerleri ve radyo DJ’leri</p>
<p>11- Aracı kurum çalışanları</p>
<p>12- Çiftlik ve ev yönetimi eğitimcileri</p>
<p>13- Tele-pazarlamacılar</p>
<p>14- Konsiyerjler (Concierges)</p>
<p>15- Siyaset bilimciler</p>
<p>Öte yandan yapay zekâ rüzgarından en az etkilenebilecek işler de şöyle</p>
<p>1- Tarama operatörü (Dredge Operators)</p>
<p>2- Köprü ve baraj kapağı operatörleri (Bridge and Lock Tenders)</p>
<p>3- Su arıtma tesisi ve sistem operatörleri</p>
<p>4- Dökümhane kalıp ve maça yapımcıları</p>
<p>5- Demiryolu döşeme bakım aletleri operatörleri</p>
<p>6- Şahmerdan operatörleri</p>
<p>7- Zemin kumlayıcısı ve perdahçıları</p>
<p>8- Hizmetliler</p>
<p>9- Deniz motoru operatörleri</p>
<p>10- Tomrukçuluk ekipmanları operatörleri</p>
<p>Bunlar Microsoft’un öngörüleri. Bu konuda çok değişik kişi ve kurumların da öngörüleri var. Örneğin, Anthropic diye bir yapay zekâ ve araştırma şirketi var. Bunun CEO’su şöyle bir tahminde bulunmuş: Yapay zekâ önümüzdeki beş yıl içinde giriş seviyesindeki beyaz yakalı işlerin %50’sini ortadan kaldırabilir.</p>
<p>Öte yandan ünlü danışmanlık şirketi Boston Consulting Group’un (BCG) araştırmasına göre yapay zekâ, işleri ortadan kaldırma yerine yeniden düzene sokacak(https://www.bcg.com/publications/2026/ai-will-reshape-more-jobs-than-it-replaces). Öngörüleri: önümüzdeki 2-3 yıl içinde USA’deki işlerin %50-55’i yeniden düzenlenecek.</p>
<p>Nvidia, dünyanın en değerli şirketlerinden birisi; pazar değeri 5,34 trilyon dolar. Şirket, grafik işlem birimi (Graphics Processing Unit-GPU) mucidi. Ve görsel hesaplamada dünya lideri. Bu şirketin CEO’su Jensen Huang’nın yukarda aktardığım  şöyle bir görüşü var:İşinizi elinizden alan yapay zekâ olmayacak; yapay zekâyı kullanmasını bilen birisi olacak.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yapay zekâ, devrimsel nitelikte çok önemli bir teknik gelişme. Bu teknik gelişme işleri etkileyecek. İşlerin çoğu ortadan kalkmayacak ama yeniden biçimlenecek.</p>
<p>Yukarda aktardığım araştırmalar ABD’de yapılmış ve oradaki iş piyasasındaki işler ile ilgili. Ülkemizde hangi işler yapay zekâdan etkilenir veya etkilenmez diyorsanız bunu kapsamlı araştırmak gerekir. Ama bazı işleri biliyorum ki zekânın ne doğalına ne de yapayına ihtiyaç var. Örneğin, parti liderinin bir şeye ak dediğini, daha sonra aynı şeye kara dediğini de destekleyerek alkışlayanların zekâya ihtiyacı yok. Sadece oylamalarda kolunu kaldıracak, ya da oylama düğmesine basacak güçleri olsun yeter.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-isinizi-elinizden-alacak-mi-80233</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ işinizi elinizden alacak mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ockham-marsilio-dante-ve-kralin-mutlak-olmayan-hukuku-80232</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ockham, Marsilio, Dante ve kralın mutlak olmayan hukuku</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toplum sözleşmesiyle insanlar sahip oldukları hakları monarka delege ederler ve sadece sahip olabildikleri hakları devredebilirler. Ancak Marsilio’da olduğu gibi, en azından sivil (seküler) hukuku halkın toplamı yapar çünkü konu halkın tümünü ilgilendirir. Hem <em>Canon Law</em> hem de <em>Common Law</em> ’da bulunan «quod omnes tangit ab omnibus approbetur», yani “herkese dokunana herkes karar verir” böylece Ockham tarafından<em> kelimesi kelimesine </em>benimsenmiş oluyor. Sonuçta halkın sözleşmeyle devrettiği hakları toplumun iyiliği ve refahı için kullanmak durumunda olan monark böyle davranmazsa veya doğal hukuka karşı gelirse ya da ilahi yasaları çiğnerse halk onu görevden alabilir. Monarşi diğer yönetim biçimlerine tercih edilebilir; fakat Ockham burada seçilmiş bir monarkı babadan oğula geçen bir monarşiye tercih eder. Bu da anlaşılabilir çünkü <em>Common Law</em> biraz tartışmalı da olsa genel olarak açıktır; <em>lex regia</em> krala <em>imperium</em> verir ve kral hukuku bizzat yapar. Cezalandırır, başkasının malına el koyabilir, vergi toplar. Fakat bunu kendisinde mündemiç olan hukuk ve devraldığı haklar çerçevesinde yapmalıdır. Ayrıca bunu <em>curia</em> (danışma meclisi) tavsiyesine başvurarak yapmalıdır. İmparatorun istediği her şey yasa gücündedir çünkü halk imparatora egemenlik ve güç vermiştir. Bu, meşhur <em>lex regia</em>’dır. Vermiştir ama egemenliğin nasıl kullanılacağını ve sınırlarını da çizmiştir. Mutlak anlamda “mutlak egemenlik” <em>lex regia</em>’da bile yoktur: Kraliyet yasası bile mutlak değildir. <em>Lex regia</em>, küçük farklarla, Justinian <em>Institutes </em>ve Justinian <em>Code</em> içinde de bulunabilir. Meşhur hukukçu Bracton kralı Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi saymakla beraber, kralın hukuk yapmasını <em>curia</em> tavsiyesine bağlayan bir aracılık görüyorsa –Roma hukukunun ortak hukuka, örf ve adet hukukuna, <em>Common Law’</em>a yansıması- Ockham’ın bundan haberdar olmaması pek mümkün değildir. “Kurucu babalardan” Hamilton’un 18 Haziran 1787’de Philadelphia Konvansiyonu’nda ABD başkanı için “seçilmiş monark” ifadesini kullandığını biliyoruz. Aslında dini hukuk da seküler hukuk da krala tam olarak mutlak yetki tanımaz.   </p>
<p>Ancak Ockham’ın <em>Scriptures</em> –Eski Ahit ve Yeni Ahit- temelli bir devlet teorisini, Marsilio’nunsa fazlasıyla açık bir Aristo temelli devlet teorisini savunmaları önemsiz görülemez. Ockham, soyut devlet teorisi düzleminde bakarsak Marsilio’ya olduğundan daha fazla Dante’ye yakındır. Dönemin güncel siyaseti planında ise Hem Dante hem Marsilio hem de Ockham “Sezarın hakkını Sezara” verme taraftarı olmakta birleşiyorlar; seküler otorite dünyevi otoriteden önce gelmelidir. Ancak bu genel bir ortak zemindir ve aradaki farkları ortadan kaldırmaz. Dante’nin siyasal teolojideki yaratıcılığını ve kopma anı oluşunu da Marsilio’nun Dante’den bir adım ileride duran –ama yeni dönemin aralanan kapısını ardına kadar açmasıyla- belki de çok daha radikal siyaset felsefesi açılımını da Ockham’ın siyaset felsefesindeki <em>Common Law</em> geleneği duruşunu da farklarıyla değerlendirmek doğru olur.</p>
<p>Ockham’ın siyaset felsefesindeki pozisyonu karışıktır çünkü 1328 yılında Johannes XXII’ye karşı (1316-1134) bayrak açmış ve bu tutumunu ardından gelen papalar Benedict XII (1334-1342) ve Clement VI (1342-1352) de sürdürmüştür. Ockham ancak bu dönemde siyaset felsefesine ve Papa Johannes XXII ve İmparator Ludwig IV arasındaki kritik yetki kavgasında aforoz edilerek taraf haline geldiği için kilise etütlerine yönelmiştir. Bunun anlamı şudur; Ockham bu dönemde kilisenin doğası ve yapısı, papaların teolojik statüleri ve dünyevi görevleri vb. konularda çalışmıştır. Ockham’ın diğer konularda –teoloji, mantık, felsefe vb.- ünü çok büyük olduğu için yazdığı doğrudan siyaset felsefesi sayılabilecek eserleri diğer çalışmalarının gölgesinde kalmıştır denebilir.</p>
<p>Ockham’ın, 6 Nisan 1328’de, Marsilio ve Jandun’dan 10 ay sonra aforoz edilmesine rağmen kilise öğretileriyle tam bir kopuş yaşadığı söylenemiyor. Papalara tavır almış ve kendisi de aforoz edilmiş olan Ludwig IV’ün şehri Münih’te uzun yıllara yaşayarak bahsedilen üç papaya karşı yazmış olmakla beraber ömrünün son aylarında bir uzlaşı aramıştır. Aslında bu normaldir. Siyasi görüşlerinin kilisede Johannes XXII öncesi yaygın olan oldukça liberal fikirlere uygun olduğu ve kendisi de Franciscan tarikatının çoğunluktaki geleneksel bölmesinin sağ kanadında görüldüğü için Ockham’ın kilise öğretileriyle uzlaşan görüşleri olmasında şaşılacak bir şey olmayabilir. Bu böyledir ama hem o dönemde tolerans eşiği düşük idi hem de Ockham çok ileri, radikal tezler de savunmuştur. Mesela yanılmazlık tartışmasında hem kilise konsillerinin hem de papaların yanılabileceğini, kadınlar da kilisenin mensupları oldukları zaman zaman kilise konsillerinde görev alabileceklerini, Hıristiyanların görüşlerini –sonuçta yanlış bile çıksalar- kiliseye ve papalara karşı savunabileceklerini öne sürmüştür. Ayrıca kiliseye veya Hristiyanlara ‘yanlış’ görüşleri dayatmaya çalışan papaların görevden alınabileceğini, seküler hükümdarların tahta geçmek ve yönetmek için kilise onayına ihtiyaçları olmadığını, Hristiyan olmayanların haklarının Hristiyanlığın doğuşuyla ortadan kalkmadığını –fakat insanın yaptığı sivil (seküler) hukukun başka karar verebileceğini- ileri sürebilmiştir. Seküler hükümdarın tiranlığa saparsa görevden alınabileceği görüşü de önemlidir. Ne görüyoruz? Sonraki yüzyıllarda da çok önemli siyaset düşünürleri olarak okunan, miras bırakan bu insanlar ara sıra anlaşma yapmakla beraber görüşlerinden asla vazgeçmemişlerdir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ockham-marsilio-dante-ve-kralin-mutlak-olmayan-hukuku-80232</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ockham, Marsilio, Dante ve kralın mutlak olmayan hukuku ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-doneminde-tip-dunyasi-80231</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zeka döneminde tıp dünyası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. FEVZİ YILMAZ</strong></p>
<p><strong>1. Giriş </strong>Dünya Ekonomik Forumu 2026 Raporu’na göre gelecek on yılda, <strong>a)</strong> Bulaşıcı hastalıklar, <strong>b)</strong> Yükselen ve öncül teknolojilerin riskleri, <strong>c)</strong> Aşırı hava olayları ve <strong>d)</strong> Doğal afetler alanlarında Ar-Ge odaklı çalışmalar ivmelenecektir. Bugünlerde (Mayıs 2026), Hollandalı bir şirkete ait yolcu gemisinde görülen hantavirüs vakaları adeta yukarıda verilen 4 alanın önemini gösteren işaret fişeği gibidir.</p>
<p>Sanayi devrimlerinin zaman içerisindeki karmaşıklığı artışta olup sürdürülebilir sistemler, insan odaklı sistemler ve dirençli sistemler ilk kez 5. Sanayi Devrimi kapsamında yer almaktadır. 4. ve 5. Sanayi Devriminde (2011+) insan merkezlilik ve siber-fiziksel-bilişsel iç içellik görülmektedir. Bilginin aktarım şekli değişmekte, yeşil ve dijital ikili ve birliktelikli dönüşüm önem kazanmaktadır.  Özellikle yapay zekanın sosyal yönüyle birlikte etkisi çok artmaktadır. Sağlık sektörü, yapay zekâ (YZ) kazanımlarından çok fazla yararlanmakta ise de yan etkileri herkesi ürkütmektedir. Sağlıkta sorunlar, YZ eksenli sağlık buluşları ve inovasyonlar bu makalenin çatısını oluşturmaktadır.<strong>    </strong></p>
<p><strong>2. Tıpta YZ  </strong>Son 10 yılda çok büyük gelişme gösteren ve önümüzdeki dönemde de gelişiminin devam etmesi öngörülen YZ, yükselen ve öncül teknolojilerin başında görülür. Günümüzde, YZ bilgiye kişisel/kurumsal erişimi çok arttırmış, sağlık hizmet alımını çeşitlendirmiş, ve bunun sonucu olarak hayat bilimleri ve sağlık bilimleri şirketleri onlarca organizasyonla öne çıkmıştır. Örneğin General Electrik (GE) her işi yapan konglomera olmaktan vaz geçmiş ve otonom üç birime ayrılmıştır. En güçlü olan alt grup GE-Sağlıktır ve 2025 ABD şirketler listesinde 64. sırada yer almıştır. Diğer yandan KOVID pandemi ve muhtelif halk sağlığı problemleri sağlıkta inovasyon boşluğu doğurmuş, inovasyon ve girişimcilik için itici gücü oluşturmuştur. Yeni fikirlerle yeni liderlerin önü açılmıştır. Sadece sağlık sektörü değil, dünyamızdaki jeopolitik gerilimler savunma sanayiini, iklim krizi ise enerji ve çevre sektörlerini de önemli yapmaktadır. İklim krizi sözcüğü büyük ölçüde insan kaynaklı olan aşırı hava olayları ve doğal afetler ikilisi ile ilişkilidir. YZ’nin yeni yüzleşmeye başladığımız olumsuz sonuçları yanında birkaç asırdır kendimizi içinde bulduğumuz aşırı hava olayları ve doğal afetler hala büyük kalabalıklar tarafından dünya rutini imiş gibi görülmektedir. İklim krizi panzehiri olarak görülen ve dünya gündemini uzun süredir meşgul eden yeşil dönüşüm ise sadece gel-git gibi karşılık bulmaktadır.</p>
<p>Sağlık istatistiklerine göre 2020’ye kadar son 20 yıldır yatakta ve ayaktaki tedavilerde yaşanan tıbbi hata, hastaların %40’ına yakınını olumsuz olarak etkilemiş ve milyonlarca hasta mağdur olmuştur. Ameliyatlarda da durum benzerdir. Küresel ölçekte bir yılda yapılan 300 milyon ameliyatın 50 milyonu (her altı ameliyattan biri) komplikasyon içermiş ve 3 milyona yakını ölümle sonuçlanmıştır (DSÖ 2019 Raporu, The Guardian 30 Kasım 2018 Makalesi, TIME Dergisi 25 Kasım ve 2 Aralık 2019 Makaleleri). Bu bilgiler bize sağlık sektörünün çok önemsenmesi gerektiği mesajını vermektedir. Burada, YZ en önemli sinerji doğuran güç olarak sağlık sektörünü dönüştürecektir.</p>
<p>Hastalığın teşhisi, önlenmesi, izlenmesi ve tedavisi amacıyla üretilmiş her türlü alet ve implant tıbbi cihaz olarak adlandırılır. Tıbbi cihazlar kullanıldığı alan ve kullanım şekline göre hasta sağlığına doğrudan veya dolaylı olarak etki eder. Doğrudan sağlığı etkileyen cihazlara kalp pilleri, solunum cihazları, diyaliz cihazları, muhtelif protezler; dolaylı yönden insan sağlığını etkileyen cihazlara da MR, röntgen ve tomografi örnek verilebilir. Tıbbi cihazların önemi, bazı özel hastanelerin onları abartılı reklam aracı yapmalarından da anlaşılır. Hastanelere gittiğimiz zaman sağlığımızı doktorlar kadar cihazlara da emanet ediyoruz. Tıbbi cihazlar insan sağlığı açısından bu kadar önemli bir yere sahipken, onlara hekimlerimize güvendiğimiz kadar güvenmeli miyiz? Ya da, YZ destekli bilgi akışı ve uyaranlar, bize dijital okur-yazarlığı iyi olan doktor sayısını arttırın mesajı mı vermektedir.</p>
<p>Hasta güvenliğini arttırmak adına problemlere çok disiplinli yaklaşım ve yeni bakış ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Tıptaki insan hatasının giderilmesi ve devam eden problemlerin çözümü sadece tıbbın görevi değil, büyük ölçüde mühendisliğindir. Örneğin günümüz ameliyatlarındaki yüksek anestezi güvenliği, mühendislerin katkı ve katılımı olmasaydı sağlanamazdı. Özellikle, “Biyomedikal Mühendisleri ve elektronik mühendisleri”, klinik tıp alanındaki problemleri ve medikal cihazlardan kaynaklanan kazaları azaltmada önemli paydaştır. Kalp pilleri, omurga disk protezleri, yapay kalça ve vajinal destek ağı implantları, fıtık implant ağları, kapalı yöntem prostat ameliyat gereçleri hastalara konforsuzluk vermekte ve en çok eleştiri almaktadır. Tekrarlanan ameliyatlar ve rekonstrüksiyon ameliyatları rutin olmaktadır maalesef. Travmatik etkiler ve hoşnutsuzluklar anlatılamaz, ve ben bunları yaşadım! Özel bir hastanede prostat ve darlık ameliyatlarını takiben, kamu hastanesinde rekonstrüksiyon (açık üroplasti+BMG) ameliyatı yaptırmaya mecbur kaldım. Bu ameliyatımı başarıyla gerçekleştiren ve beni sağlığıma kavuşturan SBÜ İstanbul Haydarpaşa Nümune Eğitim ve Araştırma Hastanesinin değerli ve alicenap hekimlerine (Sn. Dr. Hüseyin Kanberoğlu, Sn. Dr. Mehmet Akyüz, Sn. Dr. Haşim Çaçan, Sn. Dr. Özlem Deligöz, Sn. Dr. Burhan Yaprak ve ismini veremediğim diğer sağlık çalışanlarına) bu vesile ile burada teşekkür etmem uygun olur diye düşünüyorum. Sağlık çalışanlarına teşekkür yetmez, çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve çalışma güvenliğinin sağlanması gereğini idari erke ayrıca duyurmak bize düşen bir görevdir.</p>
<p>Günümüzde YZ algoritmaları, teşhis-tedavi sürecini daha ucuz, kolay ve erişebilir hale getirmektedir. YZ destekli operasyonlarda hastanede yatma süresi kısalmakta ve komplikasyonlar azalmaktadır. Her insan anatomik olarak özeldir ve farklıdır. YZ destekli tıp, “tek tip” tedaviyi tarihe gömerek, özel tedaviler, terapiler ve ilaçlar önerebilmektedir. Bu sistem, benzer hastaların çapraz değerlendirmesini yaparak, hastalara uygulanan tedavileri ve sonuçları karşılaştırarak öğrenebilmekte, yanlışı önlemekte ve doktora karar vermede yardımcı olmaktadır. Zor ameliyatlar ve eğitim için sanal ikizler kullanmak ve ileri yöntemlere (arttırılmış gerçeklik gibi) başvurmak diğer yenilik adımlarıdır. Günümüzde dev hastane cihazları, evde de kullanılabilen YZ destekli küçük akıllı cihazlara evrilmeye başlamıştır. Sosyal etki odaklı YZ teknolojisi, koruyucu sağlık pazarında da ezberleri bozacak devasa bir potansiyele sahip olacaktır.</p>
<p><strong>3. Tıpta YZ ağırlıklı buluşlar</strong></p>
<p><strong>(TIME: Nov. 6, 2023-Nov.11, 2024-Nov. 17, 2025)</strong></p>
<p>Bilim ve teknolojide çığır açan buluşlardan ve girişimlerden tıpta YZ ağırlıklı olanlar seçilmiş ve bir kısmı aşağıda kısa bilgi verilerek listelenmiştir. Bu seçilmiş buluşlar, son 3 yılda (2023-2025) inovasyon ödülü almışlardır.</p>
<p><strong>i) </strong>Doğru insülin: Yaklaşık 7,5 milyon Amerikalı yetişkin insülin almaktadır. Burada doğru dozaj sorundur. Beta Bionics iLet Bionic Pancreas Şirketi yöneticilerine göre doğru dozaj ancak kredi kartı boyutunda YZ destekli iLet ile kararlaştırılır. Alışılmış uygulamada hasta vücuduna sokulmuş bir tüb her 5 dakikada bir glikoz seviyesini vermektedir. Yeni iLet yöntemi uygun insülin mikrodozuna göre çözüm sunmaktadır. Cihaz ABD gıda ilaç kuruluşu FDA onayı almış ve sağlık sistemince kabul görmüştür (2023, p:38).</p>
<p><strong>ii) </strong>Neuralink'in "Control for Quadriplegics" projesi, engelli bireyler için sadece bir teknoloji değil, aynı zamanda bir özgürlük aracıdır. Naqi Earbuds markası, güvenli, görülmez ve sessiz yönetim ve kontrol düzenine sahiptir. Çene sıkma veya kaş kaldırma ile komut verilebilmektedir. Bu felçli bireylerin (kuadripleji) yaşam kalitesini kolaylaştırır. Düşünce gücüyle teknolojiye erişim sağlama vizyonu ana motivasyondur. İleri aşamada tekerlekli sandalye ve evdeki akıllı cihazlar yönetilebilecektir. FDA onayı alınmıştır. İlk insanlı klinik deney başvuruları yapılmıştır (2023, p:36).</p>
<p><strong>iii) </strong>Goodbill, sağlık sektöründe kullanılan bir analiz platformudur. Goodbill, veri analizi teknolojisini sağlık ve finans alanıyla birleştirerek yeni bir çözüm sunmaktadır. Bu sistem, hastane faturalarını inceleyerek gereksiz veya hatalı ücretlendirmeleri tespit etmektedir. Bu sayede hastalar daha adil fiyatlar ödemekte ve sağlık hizmetlerine erişim daha kolay hale gelmektedir (hasta ücretlerini ortalama %30 oranında düşürmüştür). Bu durum, sağlık sektöründe şeffaflığın artmasına katkı sağlamaktadır. Sistem, manuel ve zorlu olan fatura inceleme sürecini, YZ ve veri analitiği ile saniyeler içinde binlerce hastane verisiyle karşılaştırarak gerçekleştirir (2023, p:49).</p>
<p><strong>iv) </strong>Aescape robot masajı tam otomatik robot kolları, komple vücut taramalı ve makine öğrenmeli donanımla her hastaya kişiye özel uygulama yapaktadır. Kurucu ve CEO Eric Litmandır. Dokunmatik ekranla hasta iki robot kolunu yönetir, müzik ve ışıkla destekli yük kontrolu yapılır. Geleneksel masajdan daha verimlidir. Masajda YZ kullanımı maliyeti de düşürmüştür (60$/30 dakika) (2024, p:57).</p>
<p><strong>v) </strong>Tedavi Edilemezleri Tedavi (Every cure MATRIX): Tanımlanmış hastalıkların %25’inden azı FDA tarafından onay almış yöntemlerle tedavi edilir. Kar amacı gütmeyen Platform (Başkan Dr. David Faigenbaum) onay almış ilaçlarla, tedavi edilemeyen hastalara deva verme olasılığını YZ yardımıyla araştırmaktadır. Herkese şifa arayan EveryCure MATRIX Takımı 14 ilacı 5 nadir hastalık/hasta grubu için önermiş veya geliştirmiştir (2025, p:75).</p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-doneminde-tip-dunyasi-80231</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka döneminde tıp dünyası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-sasada-7-puan-satis-yapti-peki-bu-hisseleri-alanlar-kimler-80230</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı Sasa’da 7 puan satış yaptı, peki bu hisseleri alanlar kimler?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 hisselerinde 15-25 Mayıs tarihleri arasında yabancıların 18 hissede satışa geçip 12 hissede alım yapması Bayram öncesi kendilerini güvenceye almak istediklerini gösteriyor. Sasa ve Ford Otosan’da sert satışlar yatırımcısını ürkütürken, alım işlemleri sınırlı düzeyde kaldı.</strong></p>
<p>Yatırımcılar arasında genel kabul, özellikle yabancı yatırımcının satış tarafında olduğu ve fiyatların düştüğü dönemlerde piyasaya mesafeli durmanın en güvenli yol olduğu yönündedir. Oysa takas verileri incelendiğinde, sınır ötesi sermayenin genel düşüşü bir panik havasından ziyade planlı bir iskontolu alışverişe çevirebildiğini gösteriyor. Yabancı fonlardan Sasa ve Ford Otosan gibi ağır sanayi şirketlerinden sırayla 7 ve 3 puanı aşan agresif satışlar gelirken, Kardemir D ve Emlak Konut tahtalarında fiyat düşerken paylarını artırmaları tesadüf olamaz. Veriler, genel satış dalgası içinde büyük fonların hedefledikleri hisselerde paylarını artırdıklarını söylüyor.</p>
<h2>En fazla satılanlar</h2>
<p>Yabancılar 15-25 Mayıs tarihli takas verilerine göre Sasa hissesinde paylarını 7,35 puan düşürerek %16,8’e indirdiler. Sasa tarihi zirvesini test ettiği Kasım 2022’deki 10,28 TL’nin ardından geçen üç yılı aşkın sürede bir daha aynı seviyeye gelemedi. Bu sürede arada yukarı atakları olsa da düşüş eğilimi daha belirgin şekilde öne çıkıyor. Yabancının en fazla satış yaptığı diğer bir hisse olan Ford Otosan’da 3,38 puan azalan payları %32,73’e geriledi. Şirketin grup firması Koç Finansman’ı alma süreci ilerliyor. BDDK ve Rekabet Kurumundan gerekli izinler geldi. Hissenin fiyatı son iki yıldır yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Geçtiğimiz şubattan bu yana ise düşüyor.</p>
<h2>En fazla alınan</h2>
<p>Kardemir D hissesi uzun süre yatay seyir izlemesinin ardından kasımdan itibaren hareketlendi. Son iki ayda ise ivmesinde belirgin bir artış gözlenirken fiyat da yılbaşından bu yana yarı oranı aşan bir artış kaydetti. Hisseyi portföyünde bulunduran fon sayısının 129’a çıkması ilginin bir diğer göstergesi. Yabancılar paylarını %15,4’e çıkardı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e618636d4e-1780375942.png" alt="" width="900" height="479" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>BORÇ GİDERİ Mİ, CİRO ARTIŞI MI?</strong></p>
<p><strong>Borç gideri</strong>; vergi kalkanı, kaldıraç etkisi, ortaklık yapısı, hızlı hareket, enflasyon faydası. Nakit emilimi, iflas riski, stres, kredi notu sorunu.</p>
<p><strong>Ciro artışı</strong>; pazar büyümesi, sıcak nakit, ölçek avantajı, marka yayılımı. Marj fedakarlığı, pazarlama yükü, tahsilat sorunu, beklenti yorgunluğu.</p>
<p><strong>Moskova’daki kira geliri olan şirketi grup firmasına sattı. Bilançoya toplu nakit girdi</strong></p>
<p>Alarko GYO’nun Rusya’daki şirketini satması pazardan çıkması anlamına mı geliyor? ● Tarkan Karadağ</p>
<p>Tarkan, Alarko GYO Moskova’daki bağlı gayrimenkul şirketi Mosalarko OJSC’nin tamamını yine grup firması olan Alsim Alarko’ya 26,3 milyon dolara sattı. Söz konusu devri, grubun portföy optimizasyonuna ve risk yönetimine odaklanan yaklaşım olarak değerlendirmek gerekiyor. Öte yandan işlem her ne kadar aynı holding şemsiyesi altında gerçekleşen el değiştirme operasyonu olsa da, Alarko GYO’ya tek seferde toplu bir nakit girişi yaşandı. Bunu rahatlatan bir likidite kaynağı olarak görmeli. Satılan varlık firmanın aktif toplamının %4,79’u seviyesinde.</p>
<p><strong>Araç muayene uzun vadeli ve garantili bir iş olsa da 1,5 yıl sonra başlayacağı atlanmamalı</strong></p>
<p>Best Brands araç muayene işinden ne boyutta bir gelir elde etmeyi bekliyor? ● Güler İnce</p>
<p>Güler, Best Brands Enerji’nin Eskişehir ve Bilecik’te araç muayene istasyonları alt işleticisi olmak için Turka ile imzaladığı ön protokol, doğası gereği şirkete düzenli ve oldukça öngörülebilir nakit akışı yaratacak. Neticede araç muayenesi talebi doğrudan yasal zorunluluğa dayanan ve bölgesel tekel niteliği taşıyan, ekonomik krizlerden etkilenmeyen son derece defansif bir iş modelidir. Ancak yatırımcıların buradaki zaman çizelgesini doğru okuması gerekiyor. İşin Ağustos 2027’de yani bir yılı geçkin sürenin ardından başlayacağı atlanmamalı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>OSL fonu kısa vadeli borçlanma araçlarıyla yatırımcısına %48 kazandırdı</strong></p>
<p>Osmanlı Portföy’ün yönettiği Kısa Vadeli Borçlanma Araçları (TL) Fonu (OSL), düzenli yükseliyor. Fonun yılbaşından bu yana getirisi %15,51 seviyesinde bulunurken portföy büyüklüğü son iki ayda yükselen bir eğilim sergiliyor. Mayısta hacmi 1,39 milyar TL’ye ulaşırken, önceki aya göre büyümesini sürdürdü. Son altı ayda martta gözlenen 445,7 milyon TL tutarındaki nakit çıkışının dışında sürekli giriş söz konusu. Mayısta gelen para tutarı 230,95 milyon TL. Doluluk oranı %48,77 olan OSL’nin stratejisi, kısa vadeli kamu ve özel borçlanma araçlarına yatırım yaparak yatırımcısına getiri sağlayabilmek üzerine kurulu. Fonun portföyünün %35,38’i bono, %41,35’i devlet ve özel sektör tahvilinden oluşuyor. Yıllık bazda %47,54 getiri sağlarken, kategorisinin %45,19 olan kategori ortalamasının üzerinde duruyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Uşak Seramik, piyasadan TLREF + %5,50 faizle 10 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Uşak Seramik, nitelikli yatırımcılara yönelik 25.05.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 10.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%5,50 olarak belirlendi. 241 gün vadeli bono, ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 8 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 21.01.2027 olarak açıklandı. 25 Mayıs itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Uşak’ın verdiği %5,50 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için uygun bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFUSAK12729 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Anadolu Metal’in fiyatı üzerinde baskı gözlense de fonlar ağırlıklı alım yapıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e6154b68b6-1780375892.png" alt="" width="299" height="216" /></p>
<p>Anadolu Metal’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %36,78 ile toplamda 3,04 milyon lot artarak 11,32 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 51’den 59’a yükseldi. PHE fonu 1,26 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, FYD 956,3 milyon lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Anadolu Metal hakkında bugüne kadar 4 aracı kurum öneride bulunurken sadece biri model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Yatırım Finansman 213 TL ile verdi. En düşük öneri 120 TL ile Gedik Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e61410ba99-1780375873.png" alt="" width="967" height="241" /></strong><strong>TÜRKİYE HALK BANKASI</strong></p>
<p><strong>Yurt dışından sağladığı yeni döviz kaynağıyla alternatif fonlama yapısı güçlenecek</strong></p>
<p>Halkbank, mevduat dışı alternatif fonlama yaratmak ve yabancı kaynak temin etmek amacıyla, uluslararası bankalarla imzaladığı ikili kredi anlaşmaları kapsamında 1 yıl vadeli toplam 350 milyon dolar kaynak sağladığını duyurdu. Bankacılık sektöründe bilançonun pasif tarafını yurt içi mevduatların yanı sıra, uluslararası bankalardan sağlanan ikili kredilerle de çeşitlendirmek önemli bir fonlama yaklaşımıdır. Sağlanan döviz kaynağı, bankanın ticari müşterilerine sağlayacağı döviz kredileri için kapasite artırıcı bir rol oynarken kredibilitesini de güçlendirmekte.</p>
<p><strong>TÜRKİYE SİGORTA</strong></p>
<p><strong>Varlık Fonu’nun yabancıya yönelik gerçekleştirdiği satışta işlemler tamamlandı</strong></p>
<p>Türkiye Sigorta’nın ana ortağı Türkiye Varlık Fonu (TVF), daha önce duyurduğu hızlandırılmış talep toplama yöntemiyle gerçekleşen hisse satışının takas sürecinin tamamlandığını bildirdi. Toplam 500 milyon adet payın 13,50 TL fiyattan uluslararası kurumsal yatırımcılara satılmasıyla 6,75 milyar TL işlem hacmine ulaşıldı. Son durum itibariyle Türkiye Sigorta’nın halka açıklık oranı %23,90’a yükseldi. Şirketlerin halka açıklık oranlarının artırılması, hisse likiditesini ve piyasa derinliğini güçlendiren bir hamledir. Bu yolla küresel görünürlüğünü de destekler.</p>
<p><strong>LİNK BİLGİSAYAR</strong></p>
<p><strong>Döviz bazlı kurumsal dönüşüm projesiyle bulut altyapısı pazarındaki geliri artıyor</strong></p>
<p>Link Bilgisayar, bilişim sektöründe faaliyet gösteren bir müşterisinden yaklaşık 1 milyon dolar tutarında Kurumsal Hibrit Bulut ve Güvenli Sanal Çalışma Alanı Dönüşüm Projesi siparişi aldığını duyurdu. Yazılım sektöründe kurumların dijital dönüşüm süreçlerine paket ürünlerle olduğu kadar, bulut mimarisi ve sanal çalışma alanları gibi bütünleşik altyapı çözümleriyle katılması, proje kalitesini yükselten bir durumdur. Şirket 2026’nın ilk çeyreğinde güçlü bir performans sergilerken gelirini %11 artırdı. Dönem sonunda da kârını %272 büyüterek 179,7 milyon TL’ye çıkardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-sasada-7-puan-satis-yapti-peki-bu-hisseleri-alanlar-kimler-80230</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı Sasa’da 7 puan satış yaptı, peki bu hisseleri alanlar kimler? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hibiskuslu-keciboynuzlu-hurmali-helva-yapti-tahinli-salata-sosu-uretti-80229</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hibiskuslu, keçiboynuzlu, hurmalı helva yaptı, tahinli salata sosu üretti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mezopotamya doğumlu yaklaşık 5 bin yıllık <strong>‘tahin’</strong> Osmanlı döneminde Anadolu ve Avrupa’ya yayıldı ve günümüzde en çok da <strong>‘tahin helvası’</strong> olarak tüketiliyor. Türkiye genelinde birçok ilimizin kendine özgü geleneksel tahin helvası ve tahinli ürünleri bulunuyor ki Çanakkale’nin Bayramiç ilçesi de bunlardan biri. Bu şirin kentimizin en köklü firmalarından <strong>Tatlan Helva’</strong>nın son kuşak <strong>‘girişimci lideri’</strong> konumundaki <strong>Bahar Yurt</strong>, firma olarak geleneksel tahin ve tahin helvası üretimindeki iddialı konumlarını koruduklarını ama ilave olarak <strong>‘fonksiyonel gıda’</strong> tanımlamasına girecek <strong>‘inovatif tahinli ürünler’</strong> geliştirdiklerini söylüyor. Örnek olarak da <strong>hibiskuslu, keçiboynuzlu, hurmalı, kara mürverli, çilekli, kakuleli</strong> helvalar ürettiklerini belirtiyor. Bahar Yurt, şöyle konuşuyor: “Bizim esas işimiz tahindir. Bu nedenle de daha çok tahinli ürünler geliştiriyoruz. <strong>Ben eczacılık mezunuyum ve beşinci kuşak olarak 1995’de babamın vefatıyla birlikte pek de hazırlıklı olmadan işin başına geçtim. Eczacılık eğitimimin sağladığı avantajlarla zaman içinde ürünlerimizin standartlarını geliştirdik, üretimi artırdık ve başta organik ürünler olmak üzere yenilerini ekledik. Eşim ve annemle birlikte tahinli gıda üretimimizi, ihracatımızı büyütmeye gayret ediyoruz.</strong> Aile köklerimizde ilk helvacı Hüseyin dede, 1875’ten itibaren geleneksel yöntemlerle tahin helvası üretip çarşıda köylerde satmaya başlamış. Sonraki kuşaklar da bu geleneği sürdürmüş.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e60387b109-1780375608.png" alt="" width="396" height="476" /></p>
<p><strong> </strong><strong>Avrupa ve Kanada’ya ihracat yapıyoruz</strong></p>
<p>Bahar Yurt, 2011 yılında yeni üretim tesisine taşındıklarını ve şu anda 48 kişilik ekiple faaliyet gösterdiklerini belirterek şöyle devam ediyor: “Çalışanların yüzde 80’i kadın. Geçen sene 245 milyon lira ciro yaptık. Ciromuzda ihracatın payı her ay artıyor. Şu anda ciromuzun yüzde 17’si ihracattan geliyor. İlk ihracatımızı 2004’te Polonya’ya yapmıştık. Şu anda Avrupa’ya (İngiltere, Fransa, Hollanda, Polonya, Almanya, Ukrayna) ihracat yapıyoruz. Kanada’da ürünlerimiz satılıyor. ABD’ye de yakında başlayacağız. Yeni ürünlerimizle önümüzdeki dönemde Avrupa, Ortadoğu ülkeleri ve Amerika pazarlarında daha güçlü büyümeyi hedefliyoruz. Şu anda <strong>ürün sayımız 350’yi aşmış durumda. Bayramiç Helvası’nın yanında tahin pekmez, fındık kremaları, fonksiyonel tahin ürünleri, proteinli ve şekersiz alternatifler, tahinli salata sosları,</strong> yeni nesil kahvaltılık ürünler ve geliştirme aşamasındaki <strong>sağlıklı atıştırmalıklar</strong> üretiyoruz. Tatlan olarak sadece helvacı değiliz aynı zamanda yeni kategori oluşturuyoruz. Çikolata çağlayanı, çikolata şelalesi, pekmezli helva, baklava dilimli helva, profiterol tadında helva ürettik. Geçen Ramazan ayında da <strong>‘Sahine Tatlısı’ </strong>yaptık ki bu tatlıyı peygamberimizin de çok sevdiği söylenir. Sahine, bal, tahin, tereyağı karışımı bir tatlıdır ve biz onu ince, krem gibi sürülebilen bir tatlı ürün haline getirdik. Özellikle çocukların çok seveceğini düşünüyoruz. Troyida, Naturida ve İdagurme markalarıyla yağ, çay, un ve bölgesel ürün gruplarımızı da tüketicilerimizle buluşturuyoruz.”</p>
<p><strong>Ezine Gıda İhtisas OSB’de yeni yatırım </strong></p>
<p>Ezine Gıda İhtisas OSB’de <strong>‘Troyida’</strong> olarak yeni bir yatırım da yaptıklarını belirten <strong>Bahar Yurt, “Böylece kapasitemiz ciddi ölçüde büyüyecek ve hem iç pazarda hem de ihracatta daha büyük ölçeklere ulaşacağız.</strong> Yeni tesisle birlikte fonksiyonel gıdalar, sağlıklı atıştırmalıklar ve sürdürülebilir ürün gruplarımızı hızla büyütmeyi planlanıyoruz. Gıdada yalnızca bir helva üreticisi değiliz, yerelden besleniyoruz ve Türk lezzetlerini dünya pazarlarına taşıyan bir gıda markası olarak büyümek istiyoruz. Annem, eşim ve ben çok verimli bir görev dağılımı yaptık. <strong>Eşim muhasebe ve tedarik tarafına, ben eczacı olarak kimya bilgimle ürün geliştirmeye odaklı çalışıyoruz. Annem de her daim bize destek veriyor” </strong>dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e602a58d96-1780375594.png" alt="" width="800" height="248" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>‘Çanakkale Bombası’ gümrüğü ayağa kaldırdı!</strong></span></p>
<p>Tahin helvasının ortasına bol çikolata doldurup adını da <strong>‘Çanakkale Bombası’</strong> koydukları bir ürünün iç pazarda çok tuttuğunu ve iki yıldır satışta olduğunu belirten Tatlan Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Bahar Yurt,</strong> bu ürünle ilgili yaşanan ilginç bir olayı şöyle özetledi: “Bu ürünümüzü bazı <strong>Avrupa ülkelerine de ihraç etmeye başlamıştık.</strong> İlk gönderimde karşı tarafın gümrük yetkilileri durumu yanlış anladı ve bizi <strong>‘kırmızı hatta’</strong> düşürdüler yani <strong>‘en ağır ve detaylı’</strong> kontrole aldılar. Meğer kayıtlarda <strong>‘Bomb’</strong> ibaresini görünce <strong>‘gerçek bomba gönderdiğimizi’</strong> düşünmüşler. Neyse kontroller ve izahlar yapıldı durumu anladılar ama biz de ihracata giden bu ürünümüzden ‘bomba’ kelimesini çıkardık.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hibiskuslu-keciboynuzlu-hurmali-helva-yapti-tahinli-salata-sosu-uretti-80229</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hibiskuslu, keçiboynuzlu, hurmalı helva yaptı, tahinli salata sosu üretti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tohum-bollugu-buyume-kitligi-turkiyenin-yatirim-ekosistemindeki-kirik-halka-80228</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tohum bolluğu, büyüme kıtlığı: Türkiye&#039;nin yatırım ekosistemindeki kırık halka</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2025'te yurt dışındaki Türk kökenli girişimler 1,1 milyar dolar yatırım toplarken üç yeni unicorn çıkardı: Airalo, Periodic Labs ve Fal. Türkiye'de kayıtlı şirketler arasında ise yeni bir unicorn görünmedi.</strong></p>
<p>Türkiye'nin girişim ekosistemi, 2025 yılını bir kırılma noktasında tamamladı. Startups.watch'ın Ocak 2026'da yayımladığı yıl sonu raporuna göre, geçen yıl toplam 589 milyon dolar yatırım gerçekleşti; yani bir önceki yıla kıyasla yatırım büyüklüğü yüzde 45, deal sayısı ise yüzde 48 geriledi. Ama asıl dikkat çekici olan rakam, toplam miktarın kendisi değil. 2025, Türkiye'de ticaret siciline kayıtlı şirketlere yönelik ileri aşama yatırımın (Series C ve üzeri) sıfıra indiği ilk yıl oldu.</p>
<p>Üstelik bunun temel nedeni sermayenin ortadan kalkması değil; daha derin bir yapısal kaymayı yansıtıyor: Series A alan girişimlerin büyük bölümü bir sonraki tura girmeden önce şirket adresini yurt dışına taşıyor. Rapor bu olguyu açıkça adlandırıyor: <em>"Seri A sonrası yatırımların başka yerlere taşınması, sonraki aşama yatırım faaliyetlerindeki eksikliğin önemli bir nedeni olarak ortaya çıktı."</em> Başka bir deyişle, ileri aşama yatırım yok değil; Türkiye'nin dışına taşınmış durumda.</p>
<p>Bu tablo tesadüf değil; yapısal bir sorunun yıllar içinde olgunlaşmış halidir. Son üç yılda 334 GSYF ve 20 geleneksel VC fonu kurulmuş olsa da bu fonların medyan büyüklüğü yalnızca 2 milyon dolar düzeyinde. Sayıca bolluk var, ama derinlik yok. Ekosistemi en iyi özetleyen veri ise aşamalar arası dönüşüm oranıdır. Tohum aşamasından erken aşama VC'ye geçiş oranı İngiltere, Fransa ve Almanya'da yüzde 50 civarında seyrederken, Türkiye'de bu oran yüzde 13'te kalıyor. Her sekiz tohum aşaması girişimden yalnızca biri bir üst ligde yatırım alabiliyor.</p>
<p><strong>Türkiye girişim ekosistemindeki paradoks</strong></p>
<p>Diaspora rakamları tablonun diğer yüzünü net biçimde ortaya koyuyor: 2025'te yurt dışındaki Türk kökenli girişimler 1,1 milyar dolar yatırım toplarken üç yeni unicorn çıkardı: Airalo, Periodic Labs ve Fal. Türkiye'de kayıtlı şirketler arasında ise yeni bir unicorn görünmedi. Bir ülke aynı anda hem dünya standartlarında girişimciler üretiyor hem de onları büyüme sermayesiyle tutamıyor. Bu paradoks, ekosistemin bugünkü en temel çelişkisidir.</p>
<p>Sermaye yoğunlaşması meselesi de ayrıca ele alınmayı hak ediyor. 2025'te yapılan toplam yatırımın yüzde 62'si yalnızca yedi şirkete gitti. Bu tablo, erken aşamada çok sayıda küçük deal yapılırken büyük turların son derece seçici bir havuza sıkıştığını gösteriyor. Orta ölçekli büyüme fonlarının yokluğu, sermayeyi uç noktalara -çok küçük ya da çok büyük- hapsediyor.</p>
<p><strong>Sorun yatırımcıların iştahında </strong><strong>değil, zeminin kendisinde </strong></p>
<p>Fon yöneticilerinin bakış açısı da benzer bir kaygıyı yansıtıyor. Aralık 2025'te yapılan VC anketine katılanların yüzde 56'sı fon toplama koşullarının kötüleştiğini belirtti. Ekosistem sorunları sıralamasında birinci sırayı ekonomik çalkantı (kur, faiz), ikincisini öngörülemeyen politikalar aldı. Bu tablo, sorunun yatırımcıların iştahıyla değil, zeminin kendisiyle ilgili olduğunu işaret ediyor.</p>
<p>İşte tam bu noktada T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın Mayıs 2026'da açıkladığı yeni girişim sermayesi stratejisi kritik bir dönüm noktası olarak öne çıkıyor. Bakan Mehmet Fatih Kacır, 300 milyon dolarlık kamu kaynağının kaldıraç etkisiyle 750 milyon dolara ulaşan bir yatırım hacmi oluşturmasının hedeflendiğini açıkladı. Altı farklı fon çağrısını kapsayan strateji, erken aşamadan ileri aşamaya uzanan bir devamlılık kurguluyor: TÜBİTAK BiGG erken aşamayı, KOSGEB büyüme sürecini, Bakanlık ise 100 milyon dolarlık taahhüdüyle ileri aşama ve global ölçeklenmeyi destekleyecek. Yapay zeka, biyoteknoloji ve yeşil dönüşüm gibi öncelikli alanlara odaklanan tematik fonlar da bu yapının ayrılmaz bir parçası. Bu hamle, yıllardır kırık olan halkanın devlet eliyle onarılmaya başlandığının somut göstergesi.</p>
<p>Asıl soru şu: Devletin açtığı bu yolda özel sektör de yürüyecek mi? Bakanlığın modeli özünde bir kaldıraç mekanizması; kamu kaynağı özel sermayeyi harekete geçirmek için tasarlanmış. Büyük kurumsal yatırımcılara, sigorta ve emeklilik fonlarına, holdinglara ve aile ofislerine ciddi bir sorumluluk düşüyor. Son beş yılda Türk kökenli yeni bir global VC çıkmadığı düşünüldüğünde, tablonun yalnızca yerel bir sorun olmadığı da ortaya çıkıyor.</p>
<p>Türkiye'de girişim ekosistemi tohum aşamasında dünyayla yarışacak bir canlılığa sahip. 2025'te her dört yatırımdan biri yapay zekâ girişimlerine gitti, fintech rekor bir yıl yaşadı, 96 CVC aktif durumda ve her üç anlaşmadan birine kurumsal bir yatırımcı katıldı. Zemin var, enerji var, insan kaynağı var. Eksik olan halka, erken aşama sermayeyi büyüme sermayesine bağlayan köprü fonlardır. Bakanlık bu köprünün temelini attı; özel sektörün de inşaata katılma vakti geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tohum-bollugu-buyume-kitligi-turkiyenin-yatirim-ekosistemindeki-kirik-halka-80228</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/8/1280x720/6-1780375445.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tohum bolluğu, büyüme kıtlığı: Türkiye&#039;nin yatırım ekosistemindeki kırık halka ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/usta-cirak-iliskisi-okul-egitimine-karsi-80227</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Usta çırak ilişkisi okul eğitimine karşı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yanlış anlaşılmayı önlemek amacıyla baştan söyleyeyim, “<strong>Okul eğitimine karşı değilim</strong>.”</p>
<p>Öte yandan, sadece <strong>defter kitap arasında kalan gençlerin</strong> de iş hayatına girdiklerinde <strong>yaşadıkları sıkıntıları</strong> birinci elden <strong>gözlemlemiş birisi</strong> olarak, <strong>okulların gençleri hayata hazırlamada yeterli olmadığını</strong> rahatlıkla söyleyebilirim.</p>
<p>Eğitim sisteminden çıkan <strong>gençlerimizin</strong>, iş hayatının <strong>gereksinimlerine</strong> cevap verecek <strong>niteliklerde olamamalarının</strong> yarattığı <strong>sıkıntılar</strong>, yıllardır <strong>konuşulan</strong> konulardan birisidir.</p>
<p>Hep konuşulur, hep çözümlerden söz edilir amma iş eyleme gelince kaplumbağalar devreye girer.</p>
<p>Buradaki kaplumbağalar ne sadece bürokratlar ne siyasiler ve ne de iş insanlarıdır.</p>
<p><strong>Toplumun tüm kesimleri bundan sorumludur.</strong></p>
<p><strong>Neden derseniz?</strong></p>
<p>Buna cevap olarak, <strong>meslek liselerinin eski durumlarına</strong> ve Türk üretim hayatına olan katkılarını hatırlayın derim.</p>
<p><strong>Otomotiv yan sanayiine</strong> baktığınızda, <strong>Teknik Öğretmen kökenli sanayicilerimizin</strong> attığı temellerin sağlamlığı üzerine kurulduğunu görmemek imkânsızdır.</p>
<p>Gerek onlarla gerekse onların yetiştirdiği öğrencilerle de yıllarca sohbetlerim ve işbirliklerim olmuştur.</p>
<p>Ortaya çıkan açık gerçek odur ki “ <strong>Deneyimle güçlendirilmeyen eğitim, üç bacaklı dörtgen masaya benzer.</strong>”</p>
<p><strong>Teoriyi bilen ve uygulayabilenler üretir, ürün geliştirir, Ar-Ge ve inovasyon yapar.</strong></p>
<p><strong>Sadece üretim</strong> yaparak bir yere gelen birisinin <strong>teorideki eksikliği</strong>, gün olur onun <strong>önünü tıkar</strong>.</p>
<p><strong>Teoride iyi olan</strong> birilerinin de <strong>üretim</strong> hayatına <strong>girdiklerinde güçlük</strong> çekecekleri de <strong>mutlaktır.</strong></p>
<p>Her iki yerde duran, işbirliği yaptığım dostlarım oldu ve hepsinin çektiği sıkıntıları biliyorum.</p>
<p><strong>“Çözüm nedir?”derseniz…</strong></p>
<p><strong>Gençlerimiz okurken iş hayatına dahil edilsin ve mesleklerine sahip olmayı öğrensin.</strong></p>
<p>Bu tür uygulama meslek okullarında yapılmaya çalışılıyor amma bu yapılırken de onlara ucuz işçi, ezilip hor görülecek kişi muamelesi yapılmasın ki maalesef böyle çok örnek var.</p>
<p><strong>Doktorlarımız</strong> yetişirken <strong>hastanelerde çalışarak</strong>, hasta bakarak, nöbet tutarak olgunlaşıyor.</p>
<p><strong>Avukatlarımız</strong> mezuniyet sonrası <strong>ustaların yanında çalışarak</strong> meslekte deneyim kazanıyor.</p>
<p>Bu örnekleri neden diğer mesleklere de uygulamıyoruz?</p>
<p>Ayrıca <strong>neden okullarımızda</strong> sektörlerinde tanınan, mesleklerindeki <strong>deneyimi kanıtlanmış iş insanlarının</strong> öğretici olarak yer almalarının <strong>önü açılmıyor</strong>?</p>
<p><strong>Neden</strong> öğrenim süresinde öğrencilerin <strong>sektörel staj</strong> yapmaları <strong>zorunlu kılınmıyor</strong>?</p>
<p><strong>Neden işyerlerine stajyer çalıştırma zorunluluğu getirilmiyor?</strong></p>
<p><strong>Neden iş insanlarımız</strong> stajyerlere cüzzamlı muamelesi yaparak <strong>iş yerinde</strong> olabilecek <strong>en az süre</strong> bulunmaları için çaba gösteriyor?</p>
<p><strong>Neden</strong> iş yerine gelen <strong>stajyerlere</strong> çay getirmek, fotokopi çekmek, dosya düzenlemek gibi <strong>nitelik gerektirmeyen işler yaptırılıyor? </strong></p>
<p>İş öğrenme heveslerinin körlenmesi bir yana iş hayatından hoşlanmamaları öğretiliyor?</p>
<p><strong>Neden?</strong></p>
<p>İş yerleri <strong>işe alımlarda</strong> <strong>deneyim sahibi</strong> insanlarımızı <strong>yaşları nedeniyle seçim dışı tutarak</strong>, onların yıllar içerisinde kazandıkları <strong>deneyimlerini</strong> yeni gelenlerle <strong>paylaştırarak</strong> onların <strong>yetişmeleri için çaba göstermiyor</strong>?</p>
<p><strong>Yetişmiş elemanın ağacı yoktur ki oradan toplayalım.</strong></p>
<p><strong>Eleman yetiştirme ağacı, deneyime önem veren ve bunu paylaşan iş insanlarıdır.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/usta-cirak-iliskisi-okul-egitimine-karsi-80227</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/3/1280x720/teknolojik-issizligi-onlemek-icin-mesleki-egitimde-dijitallesme-gerekiyor-1741962397.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Usta çırak ilişkisi okul eğitimine karşı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/3-ay-geride-kaldi-80226</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> 3 ay geride kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Martın ortasında piyasalar açısından belirmeye başlayan sınırlı iyimserlik, nisandaki ivmelenmenin ardından mayıs ayında da korundu. Geride kalan ayda global hisse senetleri %5 primlendi. Bu, ikinci ayda da yükseliş anlamına geliyor.</strong></p>
<p>Jeopolitik gündemin gölgesinde Mayıs ayını da geride bıraktık. Böylece şubatın hemen sonunda başlayan ‘müthiş belirsizlik süreci’ üçüncü ayını da tamamlamış oldu. Gelinen noktada kısmen stres azalışı, kısmen belirsizlik azalışı, kısmen de devam eden riskler ve bilinmeyenler var.</p>
<p>Bugün itibarıyla gürültüdeki azalışa rağmen ne kadar daha devam edip hayatımızı meşgul edeceğini kestirmek güç. Doğrudur, mart ayındaki bilinmezlik durumu söz konusu değil. Devam eden görüşmelerin ve karşılıklı yorulma durumunun piyasa işlemcileri nezdinde getirdiği sakinlik kısmen iyimserlik yaratıyor. Ancak, henüz tüm bunların öncelikle bölgesel, devamında ise global ekonomiye yansımaları noktasında tam olarak kestirim yapabilecek bir pozisyonda değiliz. Yakın zaman içerisinde aralarında IMF’nin de diğer merkez bankalarının da yer aldığı kesimler tarafından farklı birçok senaryo etrafında şekillenen akıl yürütmeleri takip edildi. Açıkçası hiç de fena değillerdi. Ancak, her zaman olduğu gibi, para ve sermaye piyasalarının kendi içerisinde, yatırım işlemleri ile reel dünyanın da birbirinden ayrışması, kısmen farklı revizeleri gündeme getiriyor.</p>
<p>Martın ortasında piyasalar açısından belirmeye başlayan sınırlı iyimserlik, nisandaki ivmelenmenin ardından mayıs ayında da korundu. Geride kalan ayda global hisse senetleri %5 primlendi. Bu, ikinci ayda da yükseliş anlamına geliyor. Benzer eğilimleri gelişmekte olan ülke varlıklarından Avrupa ve Asya’ya dek farklı noktalarda görmek fazlasıyla mümkün. Bahse konu davranış değişiminde barış görüşmelerine yüklenen yüksek iyimser beklentiler kadar tıpkı siyasetçiler kadar işlemcilerin de yorgun olmasının şüphesiz etkisi var. Teknik tarafta ise, ABD tahvil faizlerindeki yükselişin kısmen hız kesmesi ve son yılların bitmek bilmeyen fiyatlama motoru konumunda AI fırtınasının etkileri hala bizimle. AI demişken; bu tarafa yönelik yapılan yatırım harcamaları ile bunların geri dönüşlerine yönelik endişeler zaman zaman belirse de henüz ‘alev’ aşamasına gelmekte başarılı olamıyor. ‘Teknoloji’ ve temelinde ‘AI’ üzerinden pozisyon alma düşüncesi ve isteği cazibesini koruyor.</p>
<p>Bilinmezliğin tam göbeğinde enerji fiyatları, onun merkezinde petrol fiyatları, çevresinde ise enflasyon beklentileri ve para politikasının gidişatı yer alıyor. Avrupa’da da tartışılıyor, ABD’de de, Türkiye’de de. Tek fark, enflasyon tartışmalarının başlangıç noktalarındaki seviyeler ve geleceğe yönelik beklentiler. Ayrışma burada oluyor.</p>
<p>Global arz-talep dengesinin bir noktada yüksek fiyatlar ve hasar gören altyapı tesisleri kaynaklı açığa düşeceği aşikar. Bilinmeyen bir durum değil ki savaş öncesinde de arz fazlası zaten konuşulan bir konuydu. Ancak, kısa vadede petrolün aylık %20 düşüşü ve yakın dönem zirvelerinden çekilişi, kuşkusuz pozitif. Bilhassa aralarında bizim de olduğumuz ithalatçı konumdaki ülkeler açısından. Ancak, son 3 ayın girdi maliyetlerindeki artış ve muhtemelen birkaç ay daha devam edecek gidişat da bizimle kalmaya devam edecek.</p>
<p>Piyasa fiyatlamaları yurt dışı taraf için sadece AI teması etrafında şekillenmeye devam ediyor. ABD’de güçlü kalmaya devam şirket kârlılıkları yatırımcılar açısından yüksek ilgi görüyor. Ancak, tahvil faizleri ve üç haneli seviyelerin sınırındaki Amerikan doları fiyatlaması kısmen farklılaşma ve temkin durumu yaratıyor. Yurt içi varlıklar ise genel olarak emsalleri ile birlikte fiyatlama isteğinde olsa da gündem açısından ayrışıyor. Bu da BIST’te temaların farklılaşmasına neden oluyor. Örneğin geride kalan ayda henüz şirket bilançoları destekler pozisyonda yer almasa da sanayi kesimi %1 düşüşle bankacılıktaki %9 değer kaybına kıyasla kuvvetli kalmayı başardı. Elbette burada kimi şirketlerin ağırlıkları da etkendir; ancak, genel resimde çok fazla değişim yaratmaz. Düşüncemiz, enerji fiyatlarındaki geri çekilme-normalleşmenin korunduğu ortamda Türk varlıklarında sınırlı da olsa iyimserliğin yeniden belirmesi. Kalıcılığı ve boyutu ise gündem ile şekillenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/3-ay-geride-kaldi-80226</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 3 ay geride kaldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nukleer-silahlar-uzun-vadeli-anlasmalar-yapmayi-engelliyor-80225</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nükleer silahlar uzun vadeli anlaşmalar yapmayı engelliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Amerika Birleşik Devletleri’nin görmesi gereken husus, bir ülke nükleer silahlara sahip olacaksa, diğer bütün ülkeler de o silahlara sahip olma hakkına kavuşmuş olurlar. Tabii, her ülke bu silahları savunma amacıyla bulundurduğunu iddia edecektir ama bir silahın savunmaya mı yoksa saldırıya mı dönük olduğu sadece bir takdir meselesinden ibarettir.</strong></p>
<p>Çatışmalar hâlâ sürüyor ama İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında ortak bir anlayış galiba yavaş yavaş şekillenmeye başladı. Ortak bir anlayış diyorum çünkü henüz ortada bir anlaşma olmadığı gibi, üzerinde anlaşılamayan birçok konu da sonra yapılacak müzakerelere bırakılıyor. Bilindiği gibi, üzerinde anlaşılması gereken büyük sorunları daha sonra ele almak üzere uykuya yatırmak uluslararası siyasette başvurulan bir taktiktir. Kendi tecrübemizden yola çıkacak olursak, herhalde Musul meselesinin görüşmeler sırasında bir çözüme bağlanmasında ısrar edilseydi, Lozan Anlaşması’na varmak mümkün olmayacaktı. Bu genel ilkeyi mevcut duruma uygulamaya yöneldiğimiz zaman, önce İran’ın büyük bir tahribata uğradığını görmemiz gerekiyor. Rejimin geleceğinin bile bu tahribatı bir oranda gidermekle bağlantılı olabileceğini söylememiz sanıyorum pek yanıltıcı olmaz. İran ekonomisinin işler hale getirilmesi de gerekiyor. Dolayısıyla, her ne kadar İran her türlü mücadeleye hazır olduğunu ileri sürüyor olsa da, çatışmaların bir an önce kesilmesine ihtiyacı var.</p>
<p><strong>ABD’de fiyatların alıp başını </strong><strong>gitmesi kızgınlık yaratıyor</strong></p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’ne dönecek olursak, Amerikan kamuoyunun ulusal çıkarları doğrudan ilgilendirmediğini düşündüğü bir çatışmayı daha ne kadar sürdürmeye hazır oldukları tartışmalı. Sadece mevcut İsrail yönetimini daha fazla desteklemekten ibaretmiş izlenimi vererek Orta Doğu çatışmalarına giderek daha yoğun katılmanın karşısında duyulan memnuniyetsizliği gizlemeye artık Trump yandaşları bile gerek duymuyorlar. Ayrıca, Temsilciler Meclisi’nin tamamı ve Senato’nun üçte birini kapsayan bir kısmı için yapılacak seçimler yaklaşırken, fiyatların alıp başını gitmesi kızgınlık yaratıyor. Örneğin Kaliforniya’da bir galon benzinin (4 litreye yakın) fiyatı altı doları bile geçmiş. Bu şartlar altında, daha başarılı sonuçlar elde etmenin mümkün görüldüğü Küba gibi bir hedefe yönelmek varken, Orta Doğu’nun bitmek tükenmek bilmeyen mücadelelerine katılarak başarı elde etmeye çalışmak herhalde Trump yönetimine de cazip görünmemeye başladı. Onların da çatışmanın durmasını yararlı bulacakları konusunda kuşkuya gerek yoktur sanıyorum.  </p>
<p>Tarafların üzerinde anlaşmaya vardıkları izlenimi yaratan en önemli konu Hürmüz Boğazı’nın açılmasıdır. Bu çerçevede İran’ın boğaza döşediği mayınları temizlemesi öngörülüyor. Bu işlem sırasında Amerikan donanmasına ait gemilerin de sivil trafiğe nezaret etmesi bekleniyor. Her ne kadar bu konu üzerinde pek durulmamışsa da İran’ın, boğazdan geçen gemilerden doğrudan bir ücret almayacağı ama sağladıkları hizmetler karşılığı geçenlerden bir bedelin tahsil edileceği anlaşılıyor. “Karşılığında Amerika’nın İran’ın ülke dışına petrol sevkine koyduğu kayıtları geçici olarak gevşetmesi söz konusu olacak” deniliyor.</p>
<p>Gelecekte bölgeyi nelerin beklediğinin bilinmediği bir dönemde petrol ve gaz fiyatlarının istikrar kazanması için beklemek gerekiyorsa da, hali hazırda benzin fiyatlarının düşmeye başladığını memnuniyetle kaydetmek gerekiyor. Petrol ve gaz fiyatlarının çatışmaların başlamasından önceki seviyelerine düşmesinin vakit alacağı bilinmekle birlikte, düşüş eğilimine girmesi dahi Körfez petrolüne mahkum olanlar başta olmak üzere tüm dünyada memnuniyet yaratmış durumda. Körfez’den petrol sevkiyatı yapılamaması belki bazı ülkeleri petrolsüz bırakıyor ama tüm dünyada petrol fiyatlarının da yükselmesiyle sonuçlanıyor.</p>
<p>Aynı oranda ilgi çekmese bile, gübre ve petrol müştaklarından imal edilen her türlü maddenin fiyatının düşeceğini de buna ekleyebiliriz. İlk bakışta akla gelmiyor olabilir ama plastik imalatında kullanılan tüm hammaddeler petrolden türetiliyor. Buna ambalaj malzemesi de dahil.  Hatta bazı alanlarda, belirli maddelerin bulunabilirlik kazanması, fiyatlarına nazaran daha bile önemli görülebiliyor. Sadece bir otomobilin ne kadar çok bölümünün plastikten imal edildiğini hatırlamanız yeterlidir sanıyorum.</p>
<p>Peki, gelecekte çözüme bağlanacağı ümit edilen sorunlara ne demeli? Hemen belirtelim, bilahare müzakerelerde ele alınacak sorunların adedi yüksek görünmekle birlikte, bunlardan biri özel önem arzediyor. Gerek Amerika gerek İsrail, İran’ın nükleer silahlara sahip olmasını istemiyor. İran ilk görüşmeler sırasında nükleer silah üretimiyle ilgilenmeyeceğini temin etmekle birlikte, uzun dönemde nükleer silah imal etmeyeceğine ilişkin güvence vermekten ısrarla kaçınıyor. İran her zaman yaptığı açıklamalarda nükleer silah imaline ilgi duymadığını, nükleer yakıtı barışçıl amaçlarla kullanmak istediğini açıklamışsa da, diğer yandan da nükleer yakıtı rafine etmeye ve silah üretimine elverişli hale getirmeye gayret etmiştir. Bu açıdan bakıldığında, İran’ın silah imalatını tamamen dışlamadığını ve bu nedenle uzun vadede silah imalatını yasaklamaya yanaşmadığını ileri sürmek daha anlaşılabilir hale gelmektedir. </p>
<p><strong>Nükleer silah üretiminde büyük </strong><strong>devletlerin keyfiliği dikkat çekiyor</strong></p>
<p>Halihazırda nükleer silah imal etmeyi veya bulundurmayı düzenleyen sistem sadece büyük devletlerin çıkarına hizmet etmekte ve keyfiliği ile dikkati çekmektedir. Bu sistem İkinci Dünya Savaşı sonrası nükleer silahlara sahip olan ülkelerin (Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Fransa ve İngiltere) bunlara sahip olmasını olağan kabul etmektedir. Daha sonra bir dizi ülke daha nükleer silahlara sahip olmuştur. Bunlar arasında kimse Çin’in de nükleer silahlara sahip olabileceğini tartışmamaktadır. Ancak Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail’in de nükleer silahlara sahip olması söz konusudur. Hindistan ve Pakistan bu silahları karşılıklı caydırmak için kullandıklarını ileri sürmekteyse de, Hindistan’ın Çin’e karşı da bir caydırma etkisi elde ettiğini ileri sürmek için uzman olmaya gerek yoktur. Kuzey Kore ise bu silahlara kendi varlığını sürdürmek açısından sahip olması gerektiğini ileri sürmektedir. </p>
<p>İsrail hiçbir zaman nükleer silahlara sahip olduğunu açıklamamıştır ama kimse bu ülkenin sözü edilen silahlara sahip olduğundan kuşku duymamaktadır. “Neden bu silahlara sahip olmakta ısrar etmektedir, bu silahlar kime karşı kullanılacaktır?” soruları cevapsız kalmaktadır. Buna karşılık, İsrail’in nükleer silahlara sahip olması, bölgedeki diğer ülkelerin de nükleer silahlara sahip olma arzusunu kamçılamaktadır. Bu açıdan bakıldığında, İran’ın da nükleer silahlara sahip olma arzusu sergilemesi yadırganacak bir olay olmaktan çıkmaktadır. İran’ın nükleer silahlardan vazgeçebilmesi için İsrail’in de nükleer silahları terk etmesi gerekecektir.  Bu muhtemel midir, hatta mümkün müdür? Kanaatimce, bu soruyu evet diye yanıtlamak imkanına sahip değiliz. O zaman bırakın İran’ın nükleer silahlara sahip olmasını, Suudi Arabistan’ın hatta Türkiye’nin de aynı silahlara sahip olmasını engelleyecek bir mantık ileri sürmek zordur. Amerika Birleşik Devletleri’nin görmesi gereken husus, bir ülke nükleer silahlara sahip olacaksa, diğer bütün ülkeler de o silahlara sahip olma hakkına kavuşmuş olurlar. Tabii, her ülke bu silahları savunma amacıyla bulundurduğunu iddia edecektir ama bir silahın savunmaya mı yoksa saldırıya mı dönük olduğu sadece bir takdir meselesinden ibarettir. Gördüğünüz gibi, nükleer silahlara sahip olmak her zaman müzakerelerde aşılması çok zor olan bir sorun olmaya devam etmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nukleer-silahlar-uzun-vadeli-anlasmalar-yapmayi-engelliyor-80225</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/5/1280x720/57-1780375267.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nükleer silahlar uzun vadeli anlaşmalar yapmayı engelliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogumlardaki-hizli-dususun-nedeni-siyaset-olmasin-80224</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğumlardaki hızlı düşüşün nedeni siyaset olmasın!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2015 seçimlerinden sonra dozunu artıran, 2016 darbe girişiminin ardından iyice hızlanan siyasi otoriterleşmenin grafiği ile doğurganlık hızındaki düşüşün bu kadar örtüşmesi bir tesadüf olabilir mi? Bence bu bir tesadüf değil.</strong></p>
<p>Tükiye İstatistik Kurumu (TÜİK) doğum istatistiklerinin yenisini açıkladı. 2025 yılı verileri, doğurganlık oranlarında son 10 yıla damgasını vuran hızlı düşüş eğiliminde herhangi bir değişiklik olmadığını gösterdi.</p>
<p>Toplam doğurganlık hızı 2025 yılı itibarıyla 1.42’ye kadar düştü. Nüfusun kendini yenileyebilmesi için, yani hiç olmazsa mevcut düzeyini koruyabilmesi için bu rakamın 2.1 olması gerektiği kabul ediliyor.</p>
<p>Toplam doğurganlık hızı 2001 yılında 2.38 idi. Muhtemelen 2001 ekonomik ve siyasi krizinin doğrudan yansıması olarak toplam doğurganlık hızında oldukça sert bir düşüş görüyoruz. 2003 yılından sonra bu düşüş duruyor ve bir toparlanma ile hız tekrar kritik eşik olan 2.1’in üzerine çıkıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e5e0b04e21-1780375051.png" alt="" width="508" height="188" />2008-2009 ekonomik krizi yıllarında toplam doğurganlık hızı tekrar kritik eşiğin altına iniyor. 2012 yılından itibaren ise tekrar toparlanan toplam doğurganlık hızı 2014 yılında 2.19’a kadar çıkıyor.</p>
<p>2014’ten sonra ne olduysa oluyor ve toplam doğurganlık hızı kesintisiz bir düşüş eğilimine geriyor. Bu eğilim özellikle de 2018 yılından başlayarak oldukça hızlanarak sürüyor. Sayfadaki grafik 2015 yılında başlayan, 10 yıldır içinden çıkamadığımız dramatik gelişmeyi resmediyor.</p>
<p><strong>Nereden bakarsak </strong><strong>bakalım, manzara aynı</strong></p>
<p>Doğum verilerindeki gelişmelere farklı açılardan baktığımızda bu eğilimin tüm cephelerde etkili olduğumu görüyoruz. Konuya ister bölgeler, ister kır-kent ayrımıyla, eğitim düzeyi, ister yaş grupları açısından bakın aynı ortak manzarayı görüyoruz.</p>
<p>Örneğin 2014 yılında toplam doğurganlık hızı 2.1 olan kritik eşiğin üstünde olan il sayısı 30 idi. 2025 yılında ise toplam doğurganlık hızı kritik eşikten yüksek olan il sayısı sadece 5. Konuya kent-kır ayrımıyla baktığımızda toplam doğurganlık hızının her kategoride yoğun ve orta yoğun kentlerin yanısıra kırsal bölgelerde bile kritik eşiğin altında olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Annenin eğitim düzeyi penceresinden baktığımızda ise sadece ilkokul mezunları hariç okuma yazma bilmeyenler dahil tüm eğitim düzeylerinde doğurganlık kritik eşiğin altında. Kadınların yaş grubuna göre yaşa özel doğurganlık hızlarında da aynı eğilim hakim. Üstelik bu eğilimden en fazla etkilenenler de genç yaş grupları.</p>
<p>2014 yılına kadar kritik eşik dolayında dalgalı bir seyir izleyen doğurganlık hızının 2015’ten itibaren hızla düşüşe geçmesi ve bu eğilimin kesintisiz sürmesi, kaçınılmaz olarak “ne oldu da böylesine katı bir eğilim ortaya çıktı?” sorusunu getiriyor. Çünkü bu kadar keskin ve sürekli bir düşüşü, genel demografik dönüşümle açıklayamayız; başka faktör veya faktörler olması gerekir.</p>
<p><strong>2015 sonrasında yaşanan gelişmeler</strong></p>
<p>2015 ve sonrasında Türkiye’de yaşanan önemli ekonomik, siyasi ve sosyal gelişmeleri saymaya kalksak şunları sıralarız: Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin tek başına iktidar olma pozisyonunu kaybetmesi, ardından gelen Suruç ve Gar katliamları, yenilenen seçimlerle AKP’nin tek başına iktidar olması, 2016 darbe girişimi, 2017 referandumu ile rejimin parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı sistemine dönüşmesi, 2018 seçimleri ile tek adam rejiminin bütün unsurlarıyla devreye girmesi, 2018 Rahip Brunson krizi ile piyasaların ve ekonominin sarsılması, 2019 yerel seçimlerde AKP’nin İstanbul ve Ankara’yı kaybetmesi, 2020 Covid-19 pandemisi, 2021 kur krizi ve enflasyonun tırmanışa geçmesi, 2022 Kahramanmaraş depremi, 2023 seçimleriyle ekonomide yüksek faiz dönemine geçilmesi, 2024 yerel seçimlerinden CHP’nin zaferle çıkması, 2025 İmamoğlu tutuklamasıyla siyasetteki gerilim ve çalkantının artması.</p>
<p>Bu listeden kısa süreli etkili olabilecek faktörleri elersek kalıcı ve sürekli etkili olabilecek tek faktör olarak siyasette giderek artan otoriterleşme kalıyor. 2015 seçimlerinden sonra dozunu artıran, 2016 darbe girişiminin ardından iyice hızlanan siyasi otoriterleşmenin grafiği ile doğurganlık hızındaki düşüşün bu kadar örtüşmesi bir tesadüf olabilir mi?</p>
<p>Bence bu bir tesadüf değil. Siyasi otoriterleşmenin doğurduğu güvencesizlik, belirsizlik, giderek yayılan yoksullaşma ve derinleşen gelir eşitsizliği, gençleri saran umutsuzluk, kaçınılmaz olarak çocuk sahibi olma tercihlerini de etkiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogumlardaki-hizli-dususun-nedeni-siyaset-olmasin-80224</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğumlardaki hızlı düşüşün nedeni siyaset olmasın! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyumede-firsat-kacti-mi-80223</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyümede fırsat kaçtı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin ihtiyacı daha yüksek büyüme rakamları değil; daha kaliteli bir büyüme modelidir. Öncelik fiyat istikrarı olmalıdır. Para politikasıyla birlikte maliye politikası, bütçe disiplini ve gelirler politikası aynı hedef doğrultusunda çalışmalıdır. Enflasyonla mücadele, yalnızca Merkez Bankası’nın omzuna bırakılabilecek bir süreç değildir.</strong></p>
<p>Birkaç yıl önce, yerel seçimlerin ardından Türkiye’nin önünde “kaçırılmaması gereken bir fırsat penceresi” bulunduğunu yazıp çiziyorduk. Erken seçim ya da referandum olmazsa ülkenin önünde seçimsiz geçecek dört yıllık bir dönem vardı. Bu dönem; ekonominin siyasetin kısa vadeli baskısından uzaklaşıp fiyat istikrarına, yapısal reformlara ve sürdürülebilir büyümeye odaklanabilmesi için önemli bir imkan olarak görülüyordu. Kapsayıcı büyüme, sürdürülebilir cari denge, güçlü işgücü piyasası, sağlam kamu maliyesi ve makul enflasyonun bir arada olduğu bir ekonomik tabloya ulaşmak için güya bir fırsat penceresi olacaktı.</p>
<p>Aradan geçen süre, bu beklentinin tam anlamıyla gerçekleşmediğini gösteriyor. Dün açıklanan GSYH rakamları da bu durumu teyit ediyor.</p>
<p><strong>Büyüme istenilen nitelikte değil</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisi büyümeye devam ediyor; ama normalde olması gereken hızda değil. Aslında sorun büyümenin varlığı değil, niteliği. Çünkü ortaya çıkan tablo, arzuladığımız türden bir kalkınma hikayesi üretmiyor. Büyüme var ama istikrarlı değil. Büyüme var ama enflasyondan bağımsız değil. Büyüme var ama üretim, verimlilik ve teknolojik dönüşüm eksenli değil.</p>
<p>Türkiye uzun süredir zikzaklar çizerek büyüyor. Bir yıl yüksek büyüme oranları yakalanıyor, sonraki dönemde sert yavaşlamalar geliyor. Son dönem verileri de benzer bir tabloya işaret ediyor. 2024’te ilk çeyrekte gaza basan ekonomi sonraki çeyreklerde frene bastı; daha sonra yeniden canlanma sinyalleri verdi. Şimdi tekrar frene basıldı. Bu inişli çıkışlı performans, ekonominin sağlam bir büyüme patikasına oturamadığını gösteriyor.</p>
<p>Daha önemlisi, büyümenin kompozisyonu sorunlu. </p>
<p><strong>Tüketimle büyümenin sınırları</strong> </p>
<p>Türkiye’de büyüme büyük ölçüde iç talep ve tüketime dayanıyor. Hane halkı harcamaları hızlandığında ekonomi büyüyor; tüketim zayıfladığında büyüme de ivme kaybediyor. Ancak tüketim odaklı büyümenin sınırları var. Bu model çoğu zaman yüksek cari açık, finansman ihtiyacı, kur baskısı ya da enflasyon üretiyor. Nitekim Türkiye’nin yüksek büyüme yaşadığı dönemlerin önemli kısmı ya dış denge sorunlarıyla ya da fiyat şoklarıyla sonuçlandı.</p>
<p><strong>Orta gelir tuzağından çıkamadık</strong></p>
<p>Yıllardır dikkat çektiğimiz temel noktalardan biri burada önem kazanıyor. Türkiye hâlâ orta gelir tuzağından çıkabilmiş değil. Bir dönem 2-3 bin dolar seviyelerinden 10-13 bin dolar bandına yükselen kişi başına gelir daha sonra liradaki aşırı değerlenmenin etkisiyle 15.000 bandına geldi ama kur etkisini bir köşeye bıraktığımızda biliyoruz ki yaklaşık 15 yıldır aynı eşikte sıkışmış durumdayız. Yıllar önce 2023 yılı için 2 trilyon dolarlık ekonomi ve 25 bin dolarlık kişi başına gelir hedefi açıklamıştık. Ama gerçekleşme bunun oldukça altında kaldı. Bu yalnızca hedef sapması değil, büyüme modelinin sınırlarına işaret eden yapısal bir sorundur.</p>
<p>Peki sorun nerede?</p>
<p>Sorun, Türkiye’nin henüz üretim ve ihracat eksenli bir büyüme modeline geçememiş olmasıdır. Dünya örnekleri bunu açık biçimde gösteriyor. Almanya, Japonya, Güney Kore, Çin, Singapur ve Finlandiya gibi ekonomiler uzun dönemli büyüme başarılarını güçlü sanayi tabanı, ihracat kapasitesi, teknoloji yatırımı ve verimlilik artışı üzerine kurdu. Bu ülkeler yalnızca üretmedi; markalaştı, Ar-Ge’ye yatırım yaptı, patent üretti ve küresel rekabette üstünlük sağladı.</p>
<p><strong>Sanayisizleşme riski </strong></p>
<p>Türkiye ise bugün hala sanayisizleşme riskini tartışıyor. Oysa gelişmekte olan bir ekonomi için imalat sanayiinin zayıflaması ciddi bir alarmdır. Çünkü yüksek gelir grubuna geçişin yolu hala büyük ölçüde güçlü üretim kapasitesinden geçiyor. İç tüketimle büyümek mümkündür; ancak sınıf atlamak çok daha zordur.</p>
<p>Öte yandan fırsat penceresinin en önemli hedefi olan fiyat istikrarı konusunda da arzu edilen noktaya henüz ulaşılmış değil. Enflasyonda gerileme yaşansa da süreç beklenenden daha yavaş ilerliyor. Beklentilerin katılaşması, fiyat davranışlarının bozulması ve yüksek enflasyonun ekonomiye yerleşmesi, dezenflasyonu zorlaştırıyor. Oysa yüksek enflasyon yalnızca satın alma gücünü aşındırmaz. Aynı zamanda uzun vadeli yatırım kararlarını bozar, kaynak dağılımını verimsizleştirir ve sürdürülebilir büyümeyi zayıflatır.</p>
<p><strong>Kaliteli büyüme modeli</strong></p>
<p>Bu nedenle Türkiye’nin ihtiyacı daha yüksek büyüme rakamları değil; daha kaliteli bir büyüme modelidir.</p>
<p>Öncelik fiyat istikrarı olmalıdır. Para politikasıyla birlikte maliye politikası, bütçe disiplini ve gelirler politikası aynı hedef doğrultusunda çalışmalıdır. Enflasyonla mücadele, yalnızca Merkez Bankası’nın omzuna bırakılabilecek bir süreç değildir.</p>
<p>İkinci olarak büyüme modeli iç talepten üretim ve ihracata kaydırılmalıdır. Sanayi politikası, kur politikası, ticaret politikası ve finansman mekanizmaları teknoloji yoğun üretimi destekleyecek biçimde yeniden tasarlanmalıdır. Türkiye’nin yalnızca daha fazla üretmesi değil, daha yüksek katma değerli üretmesi gerekiyor.</p>
<p>Üçüncü olarak eğitim, verimlilik, kayıt dışılıkla mücadele, enerji verimliliği ve yatırım ortamına yönelik reformlar hızlandırılmalıdır. Nitelikli işgücü olmadan, inovasyon kapasitesi artırılmadan ve kurumsal güven güçlendirilmeden kalıcı büyüme sağlanamaz.</p>
<p>Son olarak büyüme kapsayıcı olmalıdır. İstihdam yaratan, gelir artışını toplumun geniş kesimlerine yayan ve vatandaşın günlük hayatında hissedilen bir ekonomik performans ortaya çıkmadıkça yüksek büyüme oranları tek başına başarı anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Pencere tamamen kapanmadı </strong></p>
<p>Türkiye’nin önündeki fırsat penceresi hala tamamen kapanmış değil. Ancak bu fırsatın kendiliğinden sonuç üretmeyeceği artık daha net görülüyor. Arzulanan büyüme, tüketimle şişen, enflasyonla aşınan ve dalgalı seyreden bir büyüme değil; üretim, verimlilik, ihracat ve fiyat istikrarı üzerine kurulu sürdürülebilir bir büyümedir.</p>
<p>Bu vizyon politik hesaplara, seçim ekonomilerine ve kısır çatışmalara kurban edilmemelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyumede-firsat-kacti-mi-80223</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/3/1280x720/6-1780376818.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyümede fırsat kaçtı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyumeyen-ve-yuksek-enflasyonlu-bir-ulke-80222</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyümeyen ve yüksek enflasyonlu bir ülke</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2025’in ikinci çeyreğinden bu yana büyüme oranı düşüyor. Bu yılın ilk çeyreğinde neredeyse yatay bir seyir var: Sadece yüzde 0,1 oranında artmış GSYH. Bir çeyrek önce ise yüzde 0,4 artış vardı. Bunlar çok düşük değerler.</strong></p>
<p>İlk çeyreğin GSYH gelişmeleri dün açıklandı. Bir yıl öncesinin aynı çeyreğine kıyasla ekonomimiz yüzde 2,5 oranında büyüdü. Karmaşık dönemlerde bir çeyrek öncesine kıyasla büyüme oranlarına bakmak daha yararlı. İçinde bulunduğumuz dönemin de karmaşıklık açısından maşallahı var; İmamoğlu’nun tutuklanması, Trump’ın gümrük tarifesi bombaları, çok sayıda belediye başkanının tutuklanması, İsrail ve ABD’nin İran’a saldırması, Hürmüz Boğazı’nın kapanması, Trump’ın anlaştık ve fakat (aynı gün) anlaşmadık, anlaşmamıza ramak kaldı, durun acele etmeyin; durumu bir daha değerlendiriyorum mealindeki açıklamaları…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e5e3e73599-1780375102.png" alt="" width="331" height="292" /><strong>İki çeyrektir yatırımlar azalıyor</strong></p>
<p>Grafikte GSYH’nin bir dönem öncesine kıyasla yüzde değişim oranları gösteriliyor. 2024’ün ilk çeyreği ile 2026’nın ilk çeyreğini kapsayan bir dönem için. 2025’in ikinci çeyreğinden bu yana büyüme oranı düşüyor. Bu yılın ilk çeyreğinde neredeyse yatay bir seyir var: Sadece yüzde 0,1 oranında artmış GSYH. Bir çeyrek önce ise yüzde 0,4 artış vardı. Bunlar çok düşük değerler.</p>
<p>Sevimsizlik bununla da kalmıyor. İki çeyrektir yatırımlar azalıyor. Yatırım harcaması GSYH’nin en çok dalgalanan kalemidir. Büyük çoğunlukla GSYH artarken yatırım daha yüksek oranda artar, GSYH çok sınırlı büyürken ya da azalırken daha keskin düşer. Şimdi de öyle: Geçen yılın son çeyreğinde yüzde 0,3, bu yılın ilk çeyreğinde ise yüzde 2,2 oranında azaldı yatırım harcaması. Bir diğer olumsuz gelişme ise ihracatta yaşandı. İhracatın yüzde 0,1 oranında büyüyen GSYH’ye katkısı yaklaşık 1.6 puan ‘ondan çalmak’ biçiminde tecelli etti. Farklı bir ifadeyle, GSYH’ye ihracattan destek yok, köstek var.</p>
<p>Peki, son ayına girdiğimiz ikinci çeyrek büyümesi nasıl şekillenebilir? Öncü göstergeler ilk çeyrekteki gidişata benzer bir tablo ortaya koyuyor. Bu durumda, ikinci çeyreğin büyümesinin bir dönem öncesine kıyasla çok sınırlı kalması beklenir. Sınırlı bir azalma bile yaşanabilir. Kıssadan hisse, 2026’nın ilk yarısı büyüme açısından kaybedilmiş bir dönem olacak.</p>
<p><strong>Enflasyonu düşürecek </strong><strong>bir ortam da yok</strong></p>
<p>Defalarca vurguladığım gibi, “enflasyonla mücadele eden bir ekonomi politikasının düşük büyümeyi kabul etmesi gerekir” görüşü her koşulda geçerli değil. Kontrol altında olmayan dışsal koşullar bir tarafa bırakıldığında, nasıl bir ekonomi politikası uyguladığınıza ve ekonomiyi yakından ilgilendiren alanlardaki politikaların/gelişmelerin politikanıza destek olup olmadığına bağlı. “Paranıza kalıcı biçimde güven sağlayabiliyor musunuz?” sorusunun yanıtı ile yakından ilgili. Bu açıdan, uygulanmakta olan programın çok eksik bir program olduğu ortada. Bir de buna yargı alanında yaşananları ekleyin. Büyüme dostu bir ortam olmadığı gibi enflasyonu düşürecek bir ortam da yok. Sonuçta biz fanilere kalan, büyümeyen (çok sınırlı bir oranda büyüyen) bir ekonomi ve yüksek enflasyon. Çarşamba günü açıklanacak mayıs ayı enflasyon verisi de bunu teyit edecek.      </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyumeyen-ve-yuksek-enflasyonlu-bir-ulke-80222</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyümeyen ve yüksek enflasyonlu bir ülke ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80221</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran - ABD görüşmeleri durdu: Piyasaları ne bekliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="İran, ABD ile Görüşmeleri Sonlandırdı! Piyasaları Şimdi Ne Bekliyor? | Ekonomi Masası | 02 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/_vymUTHmffk" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80221</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plan-yapmak-mi-lidere-pilav-pisirmek-mi-80220</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Plan yapmak mı lidere pilav pişirmek mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Plansız eylem, zaman ve kaynak israfıdır. Geleceğe doğru gözü bağlı yürümektir. Planlı eylem ise ülke, kurum kaynaklarını, aynı ufka bakarak düzenlemek, uygulayıcıları yönlendirmektir.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: DPT yeniden kurulsun diyenlere (ben dahil) bir uyarım olacak: Bir kez daha düşünün derim. Zira sorun <strong>DPT</strong> kapatıldığı için plansızlık değil, plan denince ne anladığımızda… <strong>Tepedekinin hoşuna gidecek planlar</strong> ya da <strong>yöneticisinin aklından geçenleri</strong> plan diye sunarak varılacak bir yer yok.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Batı dillerinde <strong>hatır</strong>, <strong>gönül</strong>, <strong>vefa</strong> gibi kelimeler yoktur. Çünkü bu dilleri var eden sosyolojide bu <strong>duyguların karşılığı</strong> yoktur. Bizim dilimizde de <strong>vizyon</strong>, <strong>misyon</strong>, <strong>strateji</strong>, <strong>plan</strong> yoktur. Önce ateş edersin, sonra nişan alırsın. <strong>Gözünle düşünürsün</strong>. Kervan da yolda dizilir.</p>
<p><strong>BAKANLIKLAR ARASINDA ERİTİLEN DPT</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Bu noktada itirazları duyuyorum: “<strong>Bizde nasıl plan olmaz? Yığınca bütçe plan başkanlığımız var. Hatta zamanında DPT’miz dahi vardı</strong>” diye… Doğrudur; <strong>var mı var</strong>. DPT’ye gelince; ülkenin ekonomi ve sosyal kalkınmasını hızlandırmak için kurduk, <strong>1960-2001</strong> yılları arasında hayli de yararlandık.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Sonra mı? <strong>2011</strong>’de <strong>Kalkınma Bakanlığı</strong> olarak yeniden organize edildi, 2018’de ise Kalkınma Bakanlığı ile <strong>Maliye Bakanlığı</strong>’nın <strong>Bütçe ve Mali Kontrol Müdürlüğü</strong> birleştirilip Cumhurbaşkanlığı bünyesinde Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na dönüştürüldü. Ardından <strong>plansız</strong> kaldık.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Planlamaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Başkanlıklar DPT’nin işlevini görüyor mu?</em></strong></p>
<p>Hayır, tabii ki… Sadece günlük politikaların yürütülmesi için teknik bazı çalışmalar yapılıyor, hepsi bu… Hatta <strong>Orta Vadeli Program</strong> dahi çalakalem birileri tarafından 3 günde yazıldı ve hâlâ sonuç alınamadı.</p>
<p><strong><em>Hükümetler DPT’ye ihtiyaç duyar mı?</em></strong></p>
<p>Hem de nasıl. Misal ABD’de <strong>Rand Corporation</strong>, Başkanın arka <strong>çalışma ofisi</strong> gibidir. Orta uzun vadeli stratejiler burada şekillenir, politikalar oluşturulur. <strong>Savunmadan internete, yapay zekâya kadar…</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>BEN GİDERİM PLAN ARKAMDAN GELİR</strong></p>
<p>Bizde <strong>uzmana</strong>, <strong>bilime</strong> saygı olmadan DPT’yi yeniden kursak, bir tür “<strong>catering</strong>” servisine döner. <strong>Lideri dinle</strong>, <strong>sözlerini pişir</strong> ve <strong>yine ona servis et</strong>. Tıpkı yemek şirketlerinin yaptığı gibi… <strong>Lider ne istiyorsa onu plan diye sunacak isek</strong> planlamaya dair beslediğimiz iyicil umutları ziyan etmeyelim derim.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>PLANLAMA LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>DPT</strong>: Devlet Planlama Teşkilâtı… Demirel, Özal gibi vizyoner liderlerin entelektüel tarlası</p>
<p><strong>Beş yıllık plan</strong>: DPT’nin ülkenin geleceğine dair 5’er yıllık dönemlere göre hazırladığı yol haritası</p>
<p><strong>Statik plan</strong>: Tüm parametrelerin sabit kalacağı varsayımı ile yapılan, çok uzun soluklu metin</p>
<p><strong>Dinamik plan</strong>: Değişen iç ve dış koşullara göre revize edilmeye uygun, modüler plan anlayışı</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plan-yapmak-mi-lidere-pilav-pisirmek-mi-80220</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/musavir-memur-muhasebeci-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Plan yapmak mı lidere pilav pişirmek mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-ceyrek-buyumesi-yuzde-25-ve-tahminlerin-biraz-altinda-80219</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk çeyrek büyümesi yüzde 2,5 ve tahminlerin biraz altında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,5 oranında büyüdü. Geçen yılın ilk çeyreğindeki büyüme de aynı düzeydeydi. İlk çeyrek oranlarının aynı gerçekleşmesi yıllıklandırılmış büyüme oranının değişmemesi sonucunu doğurdu. Türkiye 2025 yılının tümünde yüzde 3,6 büyümüştü; bu yılın ilk çeyreği itibarıyla yıllıklandırılmış oran da yüzde 3,6 oldu.</p>
<p>GSYH’yi oluşturan sektörler içinde ilk çeyrekte geçen yıla göre tek küçülen sektör sanayi. Sanayide geçen yıla kıyasla yüzde 0,8 oranında daralma görüldü.</p>
<p>Tarımda yüzde 4,6’lık bir büyüme var. En hızlı büyüyen sektör ise yüzde 9,5 ile bilgi ve iletişim.</p>
<p>İlk çeyrek büyümesine ilişkin tahminler ağırlıkla yüzde 2,7 düzeyindeydi. Dolayısıyla gerçekleşme tahminlerin bir miktar altında kalmış oldu.</p>
<h2>Yıllık hedefe ulaşılamayacak</h2>
<p>Biraz önce de belirttim; geçen yılki büyüme yüzde 3,6 düzeyindeydi, ilk çeyrek sonundaki yıllıklandırılmış oran da aynı oldu. 2026 yılına ilişkin büyüme hedefi ise yüzde 3,8.</p>
<div id="adpro-11" class="adpro desktop-ad text-center " data-page="343" data-region="1686" data-category="-1" data-lazy="false" data-loaded="true" data-gtm-vis-recent-on-screen6120021_502="19257" data-gtm-vis-first-on-screen6120021_502="19257" data-gtm-vis-total-visible-time6120021_502="100" data-gtm-vis-has-fired6120021_502="1">
<div>
<div data-google-query-id="CNa3nY7b55QDFdlMkQQd-xYgGg">
<p>Ancak gidişat bu oranın tutturulmasının zordan öte neredeyse olanaksız olacağını gösteriyor. Bunun en büyük nedeni de tabii ki savaş ve savaşın yarattığı tüm dünya ekonomilerini etkileyen olumsuzluk.</p>
<p>Türkiye bu yıl öngörülenin altında bir büyümede kalırsa, ki kalacak, dünyada yalnız olmayacak. Hemen hemen tüm ülkelerde büyüme tahmini aşağı çekildi.</p>
<p>Dolayısıyla bu yılki büyümeyi en geniş marjda yüzde 3,0-3,5 arasında beklemek gerekiyor. Bir başka ifadeyle geçen yılki büyümenin altında kalınacağı kesin gibi.</p>
<h2>Yüzde 3,8 niye mi tutmaz?</h2>
<p>Türkiye’nin bu yılki resmi hedefi olan yüzde 3,8’lik büyümeyi yakalayabilmesi için son üç çeyrek toplamında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,2 büyümesi gerekiyor. Mevcut eğilimle bunun olanaksız olacağı ortada.</p>
<p>Hele hele son günlerde siyasette yaşanan olumsuzlukların çok daha ileri boyuta taşınması riski dikkate alınırsa yüzde 3’ü, 3,5'i tümden unutmak gerekir.</p>
<h2>GSYH 1,6 trilyon dolar</h2>
<p>2026-2028 dönemi orta vadeli programına göre bu yılki GSYH 1 trilyon 658 milyar dolar olarak öngörüldü.</p>
<p>TÜİK’in dün açıkladığı verilere göre ilk çeyrek sonundaki yıllıklandırılmış GSYH döviz bazında 1 trilyon 639 milyar dolar oldu.</p>
<p>TÜİK ilk çeyrek GSYH haber bülteniyle birlikte döviz bazındaki GSYH’yi de çeyreklik bazda 1995 yılından bu yana olan dönem için yayımlamaya başladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İTO’nun mayıs enflasyonu yüzde 1,53</span></h2>
<p>İstanbul Ticaret Odası mayıs ayı için TÜFE artışını yüzde 1,53 olarak açıkladı. Geçen yılın mayıs ayındaki artış yüzde 1,57 idi.</p>
<p>İTO’ya göre ilk beş aydaki artış yüzde 17,76, yıllık artış ise yüzde 36,77 oldu.</p>
<p>Mayıs ayında gıda grubundaki artış yüzde 0,83 olarak ölçüldü. Bu grupta yıllık artış ise yaklaşık yüzde 39 düzeyinde oluştu.</p>
<p><strong>TÜİK’in açıklaması 5 Haziran’da</strong></p>
<p>Bu arada TÜİK’in mayıs ayı fiyat endekslerine ilişkin açıklamayı 3 Haziran Çarşamba günü değil 5 Haziran Cuma günü yapacağı öğrenildi.</p>
<p>TÜİK normalde fiyat endekslerine ilişkin açıklamayı bir sonraki ayın 3’ünde yapıyor; eğer ayın 3’ü hafta sonuna denk gelmişse açıklama ertesi iş gününe kaydırılıyordu. Ancak bu kez açıklama uzun Kurban Bayramı tatili dolayısıyla 3 Haziran tatil olmamakla birlikte iki gün sonraya, 5 Haziran’a bırakıldı.</p>
<p>TÜİK bu konuda son günlerde bir bilgilendirme yapmadı. Ancak açıklama tarihinin, çok önce, 2026 yılının başında bu yıla ilişkin veri takvimiyle birlikte duyurulduğunu belirteyim.</p>
<p>Anlaşılan TÜİK’e endeks hazırlamak için haziranın ilk iki günü yeterli olmadı. Ya da tatilin son günlerinde ilgili birimin çalışması ve açıklamanın her zamanki gibi ayın 3’ünde yapılması tercih edilmedi.</p>
<p>Oysa TÜİK ilk çeyreğe ilişkin GSYH verilerini veri yayımlama takvimine uyarak 1 Haziran’da yaptı. Elbette bu verilerin biri aylık, diğeri üç aylık; ayrıca hesaplamaya ilişkin hazırlık aşamaları çok farklı ama yine de fiyat endeksinin açıklaması da bir şekilde 3 Haziran’a yetiştirilebilirdi.</p>
<p>Artık<strong> “3’e 5’e bakmamak”</strong> gerek! Ha 3 Haziran’da açıklanmış, ha 5 Haziran’da, gelecek oran önemli. İTO’nun yüzde 1,53’lük açıklamasından sonra TÜİK’ten de yüzde 1,5 ile yüzde 2 arasında bir oran bekleniyor. Ama yüzde 1,0-1,5 arasında bir oran da sürpriz olmaz.</p>
<p> </p>
</div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-ceyrek-buyumesi-yuzde-25-ve-tahminlerin-biraz-altinda-80219</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/5/1280x720/bursanin-osbleri-yesil-donusumle-standart-yukseliyor-1769756234.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlk çeyrek büyümesi yüzde 2,5 ve tahminlerin biraz altında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-ziyadesiyle-mutluyuz-olusabilecek-her-firsat-icin-de-acigiz-80218</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’de ziyadesiyle mutluyuz, oluşabilecek her fırsat için de açığız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DANIŞMANLARI Işıl Kaya</strong>’nın organize ettiği Danimarkalı lojistik devi DFDS’in Başkan Yardımcısı, Akdeniz İş Birimi Başkanı <strong>Lars Hoffmann </strong>ve DFDS Akdeniz İş Birimi Operasyonlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı <strong>Kemal Bozkurt</strong>’la buluşmada, Türkiye’deki işlerinin temelini oluşturan UN Ro-Ro’nun büyük bölümüne tanıklık edip yazdığım tarihçesine girdim:</p>
<ul>
<li><strong>Balkanlar’ın göbeğinde, Yugoslavya’nın parçalanmasıyla sonuçlanan savaşın patladığı 1991 yılının sonlarıydı. Türk TIR’ları Avrupa’ya ihraç ürünü taşıyamaz haldeydi.</strong></li>
<li><strong>Dönemin Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Başkanı Saffet Ulusoy önderliğindeki sektör temsilcileri şu formülü geliştirdi: </strong>“Bir ro-ro şirketi kuralım. İstanbul-Trieste (İtalya) arasında <strong>‘ro-ro köprüsü’ </strong><strong>oluşturalım</strong>.”</li>
<li><strong>1993 yılında </strong>“TIR’lar gemide, şoförler havada” <strong>dedirten 48 ortaklı UND Ro-Ro İşletmeleri A.Ş. kuruldu. Şoförler araçlarını İstanbul’da gemiye yüklüyor, kendileri uçakla gidip Trieste’de teslim alıp Avrupa’daki son noktalarına doğru yola çıkıyordu.</strong></li>
<li><strong>Zamanla şirketin adı </strong>“UN Ro-Ro”<strong>ya dönüştü. Gemiye kamyonlar değil, dorseler yüklenir oldu. Trieste’den Avrupa’nın içlerine kadar olan bölümde raylı sistem taşıma modeli benimsendi.</strong></li>
<li><strong>2006 yılı sonları, 2007 yılı başlarında UN Ro-Ro ortaklarından bazıları Türkiye’deki şirketlerin değerinin yükselmesine dikkat çekti: </strong>“UN Ro-Ro’ya bugüne kadar 650 milyon Euro yatırdık. Şirket değerleri yükselmişken satıp oluşan köpükten payımızı alalım.”</li>
<li><strong>Nitekim 2007 yılı Ekim ayında UN Ro-Ro</strong><strong>,</strong><strong>ABD’li yatırım şirketi KKR’a 910 milyon Euro’ya satıldı.</strong></li>
<li><strong>Esas Holding ve Actera Group UN Ro-Ro’yo Ağustos 2014’te yine aynı değerleme üzerinden, yani 910 milyon Euro’ya devraldı.</strong></li>
<li><strong>Bildiğiniz gibi şirket Nisan 2018’de de 950 milyon Euro bedelle DFDS’e geçmişti.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e5ad72af5f-1780374231.png" alt="" width="700" height="465" /></strong><strong>Kemal Bozkurt, </strong>2011 yılından beri UN Ro-Ro’da görev yaptığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Şirkete KKR döneminde girmiştim. Dolayısıyla Esas Holding-Actera Group’un satın alıp yönettiği, sonra da DFDS’e sattıklarını şirketin içinde yaşadım.</strong></p>
<p><strong>Lars Hofmann</strong>’a sohbetin başında sordum:</p>
<p>-          <strong>DFDS, Türkiye’ye yaptığı yatırımdan memnun mu?</strong></p>
<p><strong>Hofmann, </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de UN Ro-Ro’yu almış olmaktan ziyadesiyle memnunuz. Ekol Lojistik’in uluslararası taşımacılık bölümünü de Kasım 2024’te devraldık. Türkiye’ye yaptığımız yatırım toplamda 1.5 milyar doları buldu.</strong></p>
<p>Memnuniyetlerini şu mesajla perçinledi:</p>
<p>-          <strong>Mevcut konjonktürde oluşabilecek her fırsata yatırım açısından açığız…</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Ana sermayedarımız Danimarkalı ama biz bir Türk şirketiyiz. Gemilerimizin çoğu Türk bayraklı. Personelimiz Türk.</strong></p>
<p>Türkiye’de kendilerini <strong>“mutsuz” </strong>hissedecekleri bir durumla karşılaşmadıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>DFDS, bir ülkede, pazarda şirket satın alımı yapmadan önce çok araştırma yapar. Türkiye’de de satın alma öncesinde araştırmalarımızı yaptık, olası riskleri değerlendirdik. Beklentilerimizin karşılanmadığı bir durum yok.</strong></p>
<p>DFDS’in son 10 yılda globalde satın almalarla çok büyüdüğünü vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Şimdi o satın almalarla yol almayı sindirme zamanı. Yani, organik büyümeye daha fazla odaklanacağız.</strong></p>
<p>DFDS’in UN Ro-Ro’yu satın aldığı 2018 yılında filosunda 13 geminin bulunduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bir ara gemilerimizin sayısı 20’yi buldu. Şu anda 17 gemi ile hizmet veriyoruz. 13’ü Türk bayraklı, Türk personel çalışıyor. Ayrıca isimleri de Türkiye’den… Bir personelimiz gemilere Türkiye’den isimler vermemizi önerdi, biz de hemen benimsedik ve yaptık.</strong></p>
<p>Filodaki iki geminin Malta bayraklı olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu iki gemideki personelimiz de tümüyle Türkler’den oluşuyor. İki gemiyi de </strong>“charter” <strong>modeliyle kullanıyoruz.</strong></p>
<p>DFDS’in Türkiye’nin dış ticaretindeki payını öğrenmek istedim, şu verileri paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Yılda 400-450 bin ünite taşıyoruz. Karada tekerlekli yükün yüzde 40’ının taşımasını üstleniyoruz.</strong></p>
<p>DFDS’in Türkiye’nin dış ticaretindeki payının rakamsal büyüklüğünü merak ettim, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Bizim üzerimizden geçen ihracatın, ithalatın parasal büyüklüğünün hesabını yapmış değiliz. Sadece kendi ciromuzu biliyoruz. 400 milyon Euro’yu aşan bir ciromuz var. Akdeniz İş Birimi’nin 2025 yılı cirosu da 618 milyon 340 bin Euro düzeyinde bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>Hoffmann, </strong>Türkiye’de istihdama verdikleri katkı üzerinde de durdu:</p>
<p>-          <strong>Ekol’ün bünyemize katılmasıyla birlikte 3 bin personel Türkiye’deki grubumuza eklenmiş oldu.</strong></p>
<p>Türkiye’deki şirketin DFDS grubundaki büyüklüğünü sordum, yanıtı <strong>“Akdeniz İş Birimi” </strong>şeklinde vermeyi seçti:</p>
<p>-          <strong>Benim başında bulunduğum Akdeniz İş Birimi, DFDS grubunun yüzde 30’unu oluşturuyor…</strong></p>
<p>Danimarkalı DFDS, Nisan 2018’de UN Ro-Ro’yu satın alarak girdiği Türkiye’den memnuniyetini, yatırımlarını 1.5 milyar dolara taşıyarak ortaya koymuş bulunuyor…</p>
<p><strong>“Her fırsata açığız” </strong>mesajıyla da yatırım iştahının sürdüğünü gösteriyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Doluluklarımız oldukça yüksek</span></h2>
<p><strong>DFDS </strong>Başkan Yardımcısı, Akdeniz İş Birimi Başkanı <strong>Lars Hoffman</strong>’a işlerinin temposunu sordum, şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Doluluklarımız oldukça yüksek. İthalatta doluluğumuz daha yüksek. 1-2 gemi ilavesiyle ek kapasite yaratmayı gündemimize alabiliriz.</strong></p>
<p>DFDS Akdeniz İş Birimi Operasyonlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı <strong>Kemal Bozkurt, </strong>kapasite artırma konusu açılınca şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Deniz kıyısındaki alanlar sınırlı. Pendik’te bir kara terminali düşünüyoruz. Benzeri Trieste’de (İtalya) var. Pendik’te kara terminali için alan kiralama veya satın alma konusunda çalışmalar yapıyoruz. 50 bin metrekarelik bir alan olacak.</strong></p>
<p><strong>Bozkurt, </strong>ro-ro seferlerinin çıkış-varış noktalarını sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Pendik-Trieste: </strong>Her gün</li>
<li><strong>Pendik-Bari</strong></li>
<li><strong>Pendik-Patras-Trieste</strong></li>
<li><strong>Martaş </strong>(Marmara Ereğlisi)<strong>-Trieste</strong></li>
<li><strong>Mersin-Trieste: </strong>Haftada 3 gün</li>
<li><strong>Dimyat </strong>(Mısır)<strong>-Trieste</strong></li>
<li><strong>Yalova-Séte </strong>(Fransa): Haftada 5 gün</li>
<li><strong>Martaş-Séte</strong></li>
<li><strong>İzmir-Séte</strong></li>
</ul>
<p><strong>Bozkurt, </strong>Trieste’de varış noktasındaki limanın DFDS’e ait olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Trieste’deki yerimiz kıyı kenar çizgisi içinde yer alıyor.</strong></p>
<p>DFDS’in demiryolu taşımacılığı şirketi <strong>“PrimeRail”</strong>i 2022 yılında satın aldığını anımsatıp, Intermodal taşımacılığın çıkış-varış noktalarını paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Trieste-Wels </strong>(Avusturya)</li>
<li><strong>Trieste-Bettembourg </strong>(Lüksemburg)</li>
<li><strong>Trieste-Köln </strong>(Almanya)</li>
</ul>
<p><strong>Lars Hoffmann, </strong>Türkiye’nin dış ticaretini destekleyecek yeni hatlar açmaya hazır olduklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Örneğin Karadeniz’e her zaman bakıyoruz ama Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle ortam müsait görünmüyor.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Biz, Türkiye’nin içinde olduğu yapılarda yer alırız.</strong></p>
<p><strong>Hoffmann</strong>’a ABD-İsrail-İran savaşının lojistik maliyetlerine etkisini anımsattım, şu yorumu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Savaş elbette lojistik maliyetlerini artırdı. Ancak, ondan önce de tüm dünyada yeşil dönüşüm etkisiyle lojistik maliyetlerinde artış başlamıştı. Bu gidişle lojistik maliyetlerindeki artış ister istemez nihai tüketiciye de yansır.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">15 bin şoför Trieste’ye uçuyor</span></h2>
<p><strong>DFDS </strong>Akdeniz İş Birimi Başkanı <strong>Lars Hoffmann </strong>ve Akdeniz İş Birimi Operasyonlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı <strong>Kemal Bozkurt</strong>’la sohbet ederken, UN Ro-Ro’nun İstanbul-Trieste seferlerinin ilk başladığı 1993 yılındaki başlıklardan örnek aktardım:</p>
<ul>
<li><strong>TIR’lar gemide, şoförler havada…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Kemal Bozkurt, </strong>Trieste’ye şoförlerin yoğun yolculuklarının sürdüğünü belirtti:</p>
<p>-          <strong>13-15 bin şoför Trieste’ye uçuyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gemi isimleriyle Sumela,  Zeugma ve Aspendos’u tanıtıyor</span></h2>
<p><strong>DFDS</strong>, UN Ro-Ro’yu Nisan 2018’de satın alması sonrası personel önerisiyle gemilerin isimlerini Türkiye’nin tarihi mekan ve bölgelerinden belirledi.</p>
<p>Gemilerin isimlerinden bazıları şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>Gallipoli </strong>(Gelibolu)</li>
<li><strong>Olympos</strong></li>
<li><strong>Aspendos</strong></li>
<li><strong>Dardanella </strong>(Çanakkale Boğazı)</li>
<li><strong>Assos</strong></li>
<li><strong>Zeugma</strong></li>
<li><strong>Sumela</strong></li>
<li><strong>Galata</strong></li>
<li><strong>Ephesus</strong></li>
<li><strong>Troy</strong></li>
<li><strong>Pergamon</strong></li>
<li><strong>Myra</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-ziyadesiyle-mutluyuz-olusabilecek-her-firsat-icin-de-acigiz-80218</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/DFDS-yeni.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de ziyadesiyle mutluyuz, oluşabilecek her fırsat için de açığız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/metalde-zincirleme-savas-kazasi-80217</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Metalde zincirleme savaş kazası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e597e0d3fa-1780373886.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Orta Doğu’da aylardır devam eden çatışmaların etkisi enerji piyasalarının çok ötesine taşınmış durumda. Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar, petrol ve LNG ticaretinin yanı sıra metal ve madencilik sektörünün kullandığı kritik hammaddelerin akışını da sekteye uğratıyor. Küresel danışmanlık şirketi Wood Mackenzie’ye göre başlangıçta bölgesel bir lojistik sorunu gibi görünen kriz, artık küresel metal piyasalarında maliyetleri artıran ve arz güvenliğini tehdit eden yapısal bir soruna dönüşmüş durumda. Wood Mackenzie verilerine göre halen 110 milyon varilden fazla petrol yüzer depolarda bekliyor. Bölgedeki üreticilerin yaklaşık 11 milyon varillik günlük üretimi devre dışı kalırken, yükselen petrol ve dizel fiyatları madencilik sektörünün operasyonel maliyetlerini artırıyor. Uzmanlar, çatışmalar bugün sona erse bile bozulan lojistik ağların normale dönmesinin aylar sürebileceğini belirtiyor.</p>
<h2>Küresel GSYİH büyüme beklentisi %2.3</h2>
<p>Küresel ekonomi açısından da riskler büyüyor. Wood Mackenzie, yıl başında yüzde 2,5 olarak öngördüğü 2026 küresel büyüme tahminini yüzde 2,3'e düşürdü. Enflasyon baskılarının sürmesi, faiz indirimlerinin gecikmesi ve güçlü doların sanayi talebini baskılaması bekleniyor. Analistlere göre piyasada belirgin bir ayrışma yaşanacak. Hammaddeye yerel kaynaklardan erişebilen entegre üreticiler görece avantajlı konumda kalırken, uzun deniz yollarına ve ithal girdilere bağımlı tesisler daha yüksek maliyetler ve arz riskleriyle karşı karşıya kalacak. Özellikle alüminyum, çelik, nikel ve gübre sektörlerinde etkiler şimdiden hissedilmeye başlanırken, bazı metallerde asıl baskının yılın ikinci yarısında ortaya çıkabileceği belirtiliyor.</p>
<h2>Alüminyumda 3,5 milyon tonluk risk</h2>
<p>Ortadoğu’daki enerji altyapısına yönelik hasarlar alüminyum sektörünü doğrudan vurdu. Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’deki büyük üretim tesislerinde yaşanan kesintiler nedeniyle bölgenin bu yıl 3,5 milyon tona kadar üretim kaybı yaşayabileceği tahmin ediliyor. Çin ve Endonezya üretimi artırmaya çalışsa da küresel arzın yaklaşık yüzde 3 daralması bekleniyor. Bu durum özellikle otomotiv ve ambalaj sanayisinde maliyet baskısını artıyor.</p>
<h2>Çelikte hurda yarışı başladı</h2>
<p>İran'daki üretim kayıpları nedeniyle Orta Doğu'nun ham çelik üretimi mart ayında yüzde 33 geriledi. İran fabrikalarındaki düşüş ise yüzde 55'i buldu. Pelet ve doğrudan indirgenmiş demir (DRI) arzındaki sıkıntılar çelik üreticilerini hurda ve kütük kullanımına yöneltti. Son iki ayda hurda fiyatları çift haneli oranlarda yükselirken, yüksek demir cevheri ve kok kömürü maliyetleri entegre tesislerin üretim giderlerini yaklaşık yüzde 10 artırdı.</p>
<h2>Kükürt kritik boğaza girdi</h2>
<p>Küresel deniz yoluyla taşınan kükürt arzının yaklaşık yüzde 50’si risk altında bulunuyor. Özellikle Endonezya’nın nikel sektöründe kullanılan yüksek basınçlı asit liç (HPAL) tesisleri için kükürt kritik önem taşıyor. Bazı tesislerin stokları hızla erirken, spot fiyatlarda yeni yükselişler görülüyor. Uzmanlar kükürt piyasasının savaşın en kırılgan halkalarından biri haline geldiğini belirtiyor.</p>
<h2>Bakır şimdilik direniyor</h2>
<p>Bakır piyasası savaşın ilk aşamasında diğer metallere göre daha sınırlı etkilendi. İran kaynaklı arz kaybı küresel arzın yüzde 1’inin altında kalırken, yüksek fiyatlar piyasayı destekledi. Ancak sülfürik asit maliyetlerindeki sert yükseliş yeni bir risk yaratıyor. Özellikle Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde bakır üretiminin büyük bölümü Körfez bölgesinden gelen asit tedarikine bağlı olduğu için yılın ilerleyen dönemlerinde maliyet baskısının artması bekleniyor.</p>
<h2>Çinko ve kurşun tedarik alarmı veriyor</h2>
<p>İran'dan Çin'e yönelik konsantre sevkiyatlarının aksaması çinko piyasasında yeni endişeler yarattı. İran, Çin’in çinko konsantresi ithalatında yüzde 5’in üzerinde paya sahip bulunuyor. Piyasa zaten dar arz koşullarıyla mücadele ederken, sevkiyat gecikmeleri işleme ücretleri üzerinde baskı oluşturuyor ve eritme tesislerinin maliyetlerini artırıyor.</p>
<h2>Nikel piyasasında Endonezya kıskacı</h2>
<p>Elektrikli araç bataryalarının vazgeçilmez metali olan nikelde en büyük risk Endonezya’da görülüyor. Ülkenin kükürt ithalatının yüzde 75’ten fazlası Orta Doğu’dan geliyor. Tedarik sıkıntıları nedeniyle bazı üreticiler kapasite düşürmeye hazırlanırken, uzun vadeli satış sözleşmelerinde de yavaşlama yaşanıyor. Uzmanlar, son yıllarda hızla büyüyen Endonezya nikel sektörünün ilk kez ciddi bir hammadde darboğazıyla karşı karşıya kaldığını belirtiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/metalde-zincirleme-savas-kazasi-80217</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/7/1280x720/metaller-1780373987.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu krizinin enerji piyasalarında yarattığı sarsıntı alüminyumdan nikele, bakırdan çeliğe kadar tüm tedarik zincirlerine dalga dalga yayılıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomiye-fren-sanayiden-geldi-80216</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomiye fren sanayiden geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisi 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 2,7 olan beklentilere paralel yüzde 2,5 büyüdü. İlk çeyrek büyümesinde iç tüketimin katkısı artarak devam ederken sanayide daralma yaşandı, dış ticaretin negatif katkısı derinleşti. Sanayi üç çeyrek sonra ilk kez daralma yaşarken tarımda 4 çeyreğin ardından ilk kez büyüme gerçekleşti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2026'nın ilk çeyreği itibariyle Türkiye ekonomisinin yıllıklandırılmış büyüklüğü cari fiyatlarla 67.5 trilyon liraya, dolar bazlı ise 1.6 milyar dolara ulaştı. Takvim ve mevsim etkisinden arındırılmış çeyreklik büyüme yüzde 0,1 ile sınırlı olurken, ilk çeyrek yıllık büyümesi takvim etkisinden arındırılmış olarak ise yüzde 2,6 hesaplandı. Böylece büyümedeki yavaşlama hem yıllık hem de çeyreklik olarak 2025 üçüncü çeyreğinden bu yana sürmeye devam etti.</p>
<h2>Daralan tek sektör sanayi</h2>
<p>Üretim yöntemiyle hesaplamalara göre son dört çeyrektir daralan tarım sektöründe bu yıl ilk çeyrekte yüzde 4,6 büyüyerek 0.11 puan ile 2024'ün son çeyreğinden bu yana ilk kez büyümeye pozitif katkı sağladı. Tarım sektörü 2025 yılında yüzde 8,8 daralmıştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e57e8567d3-1780373480.png" alt="" width="640" height="304" />Sanayi sektörü ilk çeyrekte imalat sanayide kaydedilen yüzde 1,4'lük küçülmenin etkisiyle yıllık yüzde 0,8 daralarak büyümeyi 0.2 puan sınırlandırdı. Ve sanayi üretimi ilk çeyrekte büyümeyi sınırlandıran tek kalem olarak öne çıktı. Sanayideki düşüşü dikkat çekici hale getiren bir diğer unsur, baz etkisine rağmen bunun gerçekleşmesi oldu. 2025 birinci çeyrekte de sanayi yüzde 1,5 oranında gerilemişti. TÜİK verilerine göre diğer tüm iktisadi faaliyet kolları ilk çeyrekte artış kaydetti.</p>
<p>2023 depreminin ardından büyümeye sürekli artan katkısıyla öne çıkan inşaat sektörü ilk çeyrekte yüzde 3,2 büyüyerek önceki dönemlere göre ivme kaybederek büyümeye 0.2 puan katkı verdi. Ancak inşaatın büyümeye bu katkısı 2023'ün ilk çeyreğinden bu yana en düşük seviyede gerçekleşti. Tüm regülasyonlara rağmen yüzde 3,5 büyüyen finans ve sigorta sektörünün büyümeye katkısı da 0.22 puan gerçekleşti. İlk çeyrekte en yüksek artış kaydeden sektörler, yüzde 9,5 ile bilgi ve iletişim, yüzde 5,2 ile diğer hizmet faaliyetleri oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e57f2e73eb-1780373490.png" alt="" width="311" height="297" /></p>
<h2>Büyümeye 3.4 puanlık katkı</h2>
<p>Ekonomik programda kontrol edilmesi öngörülen hanehalkı tüketim harcamalarındaki artış 2026 birinci çeyrekte yüzde 4,8 oranına ulaştı. Vatandaşın tüketiminin ekonomik büyümeye katkısı da 3.4 puan ile öne çıkarken kamu harcamaları da bu çeyrekte hızlandı ve yüzde 2,1 büyüyerek 0.3 puan büyümeyi yukarı taşıdı. Bir önceki çeyrekte kamu harcamalarındaki daralma büyümeyi sınırlandırmıştı. Yatırımlar yüzde 3 büyürken 0.8 puanlık katkı sağladı. Yatırımlarda makine-teçhizat yatırımları ilk çeyrekte yüzde 3 büyüdü, bir önceki yıl aynı çeyrekte yüzde 2,7’lik düşüşün etkisi yaşandı. 2025’in ilk çeyreğinde makine teçhizat yatırımları düşerken, takip eden çeyreklerde sırasıyla yüzde 9,4, yüzde 11 ve yüzde 2,8 oranında artış olmuştu. İnşaat yatırımlarımdaki artış ise 2019-2022 dönemindeki düşüşün ardından, 2022 son çeyrekte başlayan yükseliş devam etti. 2026 ilk çeyreğinde de inşaat yatırımları yüzde 3,3 oranında arttı. İhracatta yüzde 12,7 daralma büyümeyi 2.9 puan sınırladı. İthalat yüzde 2 küçülürken 0.4 puan pozitif katkı sağladı. Net dış ticaretin büyümeye negatif katkısı da ilk çeyrekte 2.5 puana çıkarak belirginleşti.</p>
<h2>İşgücü ödemelerinin payı</h2>
<p>İlk çeyrekte, işgücü ödemelerinin gayri safi katma değer içindeki payı, bir önceki yıl ile aynı oranda yüzde 42,7 düzeyinde gerçekleşti. Bu etki, yıl başında asgari ücret artışı ve bağlı olarak ücret artışlarından geliyor. İlerleyen çeyreklerde ödenen ücretlerin payı azalmaya, kar olarak nitelenebilecek net işletme artığı/karma gelir ise artmaya başlıyor. İlk çeyrekte net işletme artığı/karma gelirin payı yüzde 35,8 olarak gerçekleşti. Uzmanlar 2026 yılında büyüme üzerinde aşağı yönlü risklerin canlı kaldığını belirterek şubat sonu başlayan savaş ve enerji fiyatlarındaki yükselişin dış talep koşullarını olumsuz etkileyeceğini vurguladı. İçeride finansal koşulların da daha uzun süre sıkı kalacağının öngörüldüğünü dile getiren uzmanlar bunun da yıl boyunca iç talebi sınırlayabileceği görüşünde. Ve böylece 2026 yılında büyümenin 2025 yılının biraz altında gerçekleşmesi mümkün olabilir.</p>
<h2>Yılmaz: OVP hedeflerinde aşağı yönlü risk var</h2>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz büyüme oranını değerlendirdiği yazılı açıklamasında jeopolitik gerilim ve küresel ekonomideki krizlere rağmen 23 çeyreklik büyüme ve bu dönem için mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış yüzde 0,1 oranındaki büyümeyi iktisadi faaliyetteki dirençli seyir olarak yorumladı. Yılmaz, yazılı açıklamasında istikrar programının korunduğunu belirtirken, OVP hedeflerine göre daha düşük gerçekleşme riskine dikkati çekerek, “Son dönemdeki küresel ekonomik tahminler çerçevesinde 2026 yılının tamamında büyüme oranı açısından OVP hedeflerine yönelik aşağı yönlü riskler ortaya çıkmakla birlikte söz konusu riskler etkin biçimde yönetilmekte olup yıl genelinde büyümenin OVP hedefine yakınsayacağı beklenmektedir. Harcamalar yönünden makroekonomik kompozisyon değerlendirildiğinde nihai yurt içi talebin iktisadi faaliyetin sürükleyicisi olduğu görülmektedir" yorumunu yaptı.</p>
<h2>Şimşek: Dezenflasyondaki yavaşlama geçici</h2>
<p>Haniye ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de yazılı açıklamasında ekonominin çoklu şoklarla karşı karşıya kaldığını belirterek buna rağmen büyüme gerçekleştiğini belirtti. Sanayideki daralmayı yorumlayan Şimşek, “İlk çeyrekte sanayi katma değeri küresel konjonktür ve takvim etkisiyle daraldı. Geçtiğimiz yıl don ve kuraklık nedeniyle önemli ölçüde düşen tarım katma değeri ilk çeyrekte yıllık yüzde 4,6 artış gösteri. Tarım sektörünün 2026'da büyümeyi desteklemesini bekliyoruz” ifadesine yer verdi. Şimşek, enflasyonla mücadeleye vurgu yaparak şu değerlendirmeyi yaptı: “Küresel talep görünümü ve yüksek emtia fiyatları nedeniyle ilk çeyrekte yıllık cari açık 39,7 milyar dolar, milli gelire oranla yüzde 2,4 oldu. Artan enerji maliyetleri dezenflasyon sürecinde geçici bir yavaşlamaya yol açsa da enflasyonla mücadeledeki kararlı duruşumuz sürmekte, fiyat istikrarını kalıcı şekilde sağlamak temel önceliğimiz olmaya devam etmektedir."</p>
<h2>Bolat: Büyüme oranını yukarı taşıyacağız</h2>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ilk çeyrek büyüme rakamlarını değerlendirdi. “GSYH’nin 2026 yılı ilk çeyreğinde yüzde 2,5 oranında artarak 23 çeyrektir kesintisiz büyümeye devam etmiştir” diyen Bakan Bolat, yıllıklandırılmış GSYH’nin de 2026 yılı ilk çeyreği itibarıyla 1 trilyon 639 milyar dolara çıkarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını aktardı. Üretimin öncü göstergesi olan İSO Türkiye İmalat PMI’ın da 2026 Mayıs ayında 49,8’e yükselerek son 26 ayın en yüksek seviyesine ulaştığını hatırlatan Bakan Bolat, “2026 yılının 2'nci çeyreğinde kaydedilen mal ve hizmet ihracatındaki önemli artışların da katkısıyla 2026 yılının kalan 9 ayında ekonomik büyümede ivmelenme beklenmektedir. Üretimde verimlilik odaklı dönüşüm ve rekabet gücünü artırmaya yönelik yapısal reformlarla birlikte Türkiye ekonomisinin potansiyel büyüme oranını yukarıya taşıyacağız" ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İş dünyasından ‘daralma’ uyarısı</span></h2>
<p>Büyüme verilerini değerlendiren iş dünyası temsilcileri, ekonominin küresel belirsizliklere rağmen pozitif performansını korumasını önemli bulurken, imalat sanayindeki daralmaya ve rekabet gücü kaybına dikkat çekti. Kalıcı istikrar için üretimi ve ihracatı öncelikleyen bütünsel bir modelin şart olduğunu vurgulayan iş dünyası temsilcileri, kur ve teşvik politikalarının revize edilmesini istiyor.</p>
<h2>Ekonominin dayanıklılığı bir kez daha tescillendi</h2>
<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç: “2026 1’inci çeyrek büyüme verisi, küresel belirsizlik ortamında Türk ekonomisinin dayanıklılığını ve potansiyelini bir kez daha tescilledi. Bu süreçte özellikle doğrudan yatırımları ülkemize çekmek, yeni ihraç pazarlarını desteklemek ve ihracat kadar ithalatta da hedef odaklı yürümek önem taşıyor. Bununla birlikte, sürdürülebilir ve nitelikli büyüme için sanayi odaklı, ihracata dayalı ekonomi modelimizi güçlendirmemiz artık bir tercih değil, öncelik. Maliye politikaları, teşvikler ve finansman olanakları ile desteklenen bir üretim modeli Türkiye’yi dünyada yeniden şekillenen ticaret haritasında güçlü bir konuma taşıyacaktır. Enflasyonla mücadele önceliğimizi tehlikeye atmayacak şekilde finansman ve kur politikalarını revize ederek ihracattaki bu darboğazı aşabileceğimize inanıyoruz.”</p>
<h2>“Sahadaki ivme kaybını büyüme verileri teyit etti”</h2>
<p>Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç: “Yüzde 2,5’lik büyüme verisi büyümenin niteliğini ortaya koyuyor. Bizim için önemli olan ekonominin ne kadar büyüdüğü kadar, bu büyümeyi hangi sektörlerin gerçekleştirdiğidir. Talep tarafı büyümeyi yukarı çekerken, arz tarafındaki zayıflama sürdürülebilir büyüme açısından dikkatle okunması gereken bir tablo ortaya koyuyor. Son dönemde ASO üyesi sanayicilerimizden, meslek komitelerimizden ve sahadan aldığımız geri bildirimler; üretim, yatırım ve ihracat tarafında ivme kaybına işaret ediyordu. TÜİK’in açıkladığı 2026 yılı 1. çeyrek büyüme verileri de sanayideki yavaşlamanın artık istatistiklere yansıdığını teyit ediyor. Bu tablo ülke ekonomisindeki büyüme devam etse bile sanayideki daralma ve rekabet gücü kaybının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Çünkü sanayicimizin rekabet gücünde ve ihracat pazarlarında yaşadığı kayıpların telafisi uzun yıllar alabilir. Kalıcı ve sürdürülebilir büyüme için üretim ve yatırım ortamını iyileştirecek, ihracatı ve verimlilik artışını destekleyecek politikalar önceliklendirilmelidir.”</p>
<h2>“Hedefin altında kalsa da pozitif büyüme kıymetli”</h2>
<p>Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran: “Büyüme verileri hedefin altında kalsa da pozitif olmasını kıymetli buluyoruz. Sıkı para politikası, yüksek finansman maliyetleri ve küresel belirsizliklere rağmen 23 çeyrektir büyüme önemli. Sanayi sektöründeki daralmanın ise üretim, ihracat ve istihdam üzerinde oluşturabileceği etkiler yakından izlenmesi gerekiyor. Ekonomimizin büyüme performansını koruyabilmesi ve yeniden daha güçlü bir ivme yakalayabilmesi için reel sektörün desteklenmesi büyük önem taşıyor. Özellikle üretim ve yatırım yapan işletmelerimizin finansmana erişimini kolaylaştıracak, yatırım iştahını artıracak ve işletmelerimizin nakit akışını rahatlatacak düzenlemeler, büyümeye doğrudan katkı sağlayacaktır. Enflasyonla mücadele süreci devam ederken üretim kapasitesinin korunması da göz ardı edilmemeli. Enflasyonla mücadelede elde edilecek başarı, uzun vadeli ekonomik istikrar açısından büyük önem taşıyor. Ancak bu süreçte üretim gücümüzü, yatırım kapasitemizi, ihracat ve istihdam seviyemizi koruyacak adımların da eş zamanlı olarak hayata geçirilmesi gerekiyor. Reel sektörün güçlü kalması, sürdürülebilir büyümenin en temel şartıdır. İş dünyası olarak üretmeye, yatırım yapmaya ve ülkemiz için değer oluşturmaya devam edeceğiz.”</p>
<h2>“Ekonomi büyüyor, amiral gemi sanayi ise daralıyor”</h2>
<p>Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Başkanı Ömer Karadeniz: “Türkiye ekonomisinin 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 2,5 büyümesi, ekonominin direnç göstermeye devam ettiğini ortaya koyuyor. Ancak büyüme rakamlarının detaylarına baktığımızda, sanayi sektörünün yüzde 0,8 daralmış olması dikkatle değerlendirilmesi gereken önemli bir gelişmedir. Sanayi yalnızca bir sektör değil, ekonominin amiral gemisidir. Üretimin, ihracatın, istihdamın ve teknolojik dönüşümün merkezinde yer alan sanayi; ekonomideki tüm çarkların dönmesini sağlayan temel güçtür. Bu nedenle sanayide yaşanan her yavaşlama, orta ve uzun vadede büyüme performansını da doğrudan etkiler. Bugün sanayiciler yüksek finansman maliyetleri, krediye erişim sorunları, artan enerji giderleri ve küresel talepteki yavaşlama gibi önemli zorluklarla mücadele ediyor. Buna rağmen üretmeye, yatırım yapmaya ve istihdam oluşturmaya devam ediyorlar. Ancak üretimin sürdürülebilirliği için sanayiyi destekleyen politikaların daha da güçlendirilmesi gerekiyor.”</p>
<h2>”Sanayiyi ve üretimi öncelikleyen bir model gerekli”</h2>
<p>Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD) Başkanı Berke İçten: “Son üç dört yıldır özellikle imalat sanayinin daraldığı bir dönemden geçiyoruz. Ayakkabı bu süreçte en fazla kan kaybeden sektörlerin başında yer alıyor. 2023’ten bu yana yüzlerce fabrikamız ve atölyemiz kapanırken, en az 100 bin istihdam kaybı yaşadık. Oysa biz sanayi üretimini ekonomik bağımsızlığın ve ulusal güvenliğin bir unsuru, her fabrikayı ülkemiz için bir kale olarak görüyoruz. Ne yazık ki ayakkabı sektörümüz son üç dört yılda yüzlerce kalesini kaybetti. Hazır giyim ve tekstil gibi birçok sektörde de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. İlk çeyrekteki yüzde 2,5’lik büyümeye sanayinin ve ihracatın eksi yönde etki yaptığını görüyoruz. Dolayısıyla bizim artık ülke olarak bir konuda karar vermemiz gerekiyor: Biz imalat sanayinde üretime devam etmek istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Trump yönetimindeki ABD ve Çin bugün sanayi üretimini ulusal güvenlik sorunu yaklaşımıyla ele alıyor ve tüm stratejilerini bu anlayışla kurguluyorlar. Ülkemizde ise imalat sanayimiz her geçen yıl biraz daha fazla güç kaybediyor. Çin’de işletmeler yılda 330-340 gün mesai yaparken biz 240 gün çalışıyoruz. Yani bizden zaten yüzde 30-40 daha fazla çalışan bir ülkenin rekabetiyle karşı karşıyayız. Dolayısıyla bir an önce üretimi öncelikleyen bir modeli ortaya koymamız lazım. Ayakkabı sektörü özelinde Ticaret Bakanlığımızın aldığı önlemlerden büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Ama gelinen aşamada çalışma mevzuatı başta olmak üzere daha bütünsel bir yaklaşımla konunun ele alınması gerekiyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomiye-fren-sanayiden-geldi-80216</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/6/1280x720/sanayi-1780373551.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 2,5 büyüdü. Büyümeye en yüksek katkıyı 3.4 puanla hane halkı tüketimi verirken sanayi üretimi daraldı, net dış ticaretin büyümeye negatif katkısı genişledi. Uzmanlar 2026 yılında büyümeye yönelik aşağı yönlü risklerin canlı olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teknolojiyle-buyuyen-sozal-kimya-kuresel-pazara-odaklandi-80251</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sözal Kimya, küresel pazara odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa merkezli Sözal Kimya'nın, tekstil kimyasallarındaki köklü deneyimini yeni nesil kimyasal ürün gruplarıyla çeşitlendirerek büyümesini sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Bursa’da 2007 yılında Eren Sözal tarafından kurulan Sözal Kimya, tekstil kimyasalları, tekstil boyaları, silikon yağı ve masterbatch alanındaki faaliyetleriyle Türkiye genelinde hizmet veren bir yapıya ulaştı. Kuruluşundan bu yana kademeli yatırımlarla büyüyen şirketin, üretim ve depolama altyapısını genişleterek sektördeki konumunu güçlendirdiği belirtildi. Verilen bilgiye göre şirketin yatırım yolculuğu 2009 yılında Kestel Organize Sanayi Bölgesi’nde hayata geçirilen 3 bin metrekarelik depo ve laboratuvar tesisiyle ivme kazandı. Bu adımı 2013 yılında yine aynı bölgede devreye alınan 8 bin 500 metrekare kapalı ve 3 bin metrekare açık alana sahip yeni tesis izledi. Sözal Kimya, büyüme stratejisinin önemli halkalarından birini ise 2016 yılında Karacabey’de gerçekleştirdiği 35 bin metrekarelik yatırım ile oluşturdu.</p>
<p>Yönetim Kurulu Başkanı Eren Sözal, şirketin ana faaliyet alanının hâlâ tekstil kimyasalları olduğunu vurgulayarak, “Tekstil kimyasalları bizim ana iş kolumuz. Uzun yıllardır bu alanda üretim yapıyoruz ve güçlü bir müşteri ağına sahibiz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e7ff23fd56-1780383730.jpeg" alt="" width="668" height="501" /></p>
<h2>Stratejik yatırımlar silikon yağı ile sürüyor</h2>
<p>Tekstil tarafında teknolojik dönüşüme paralel ilerlediklerini belirten Sözal, “Artık sektörde su tüketimini azaltan, prosesleri daha verimli hale getiren ürünler öne çıkıyor. Biz de bu yönde çözümler geliştiriyoruz” diye konuştu. Şirketin son dönemde odaklandığı alanlardan birinin silikon yağı olduğunu dile getiren Sözal, bu alandaki yatırımların stratejik önemine dikkat çekti. “Silikon yağı tarafı yüksek teknoloji gerektiren bir alan. Dünyada sınırlı sayıda üretici var. Pazar büyüklüğü yaklaşık 180 milyar dolar seviyesinde. Bizim ciromuz içindeki payı henüz yüzde 2 civarında ama bu oranı hızla artırmayı hedefliyoruz. Halihazırda Amerika’daki depo ve dağıtım ağımızla dünyanın yaklaşık 20 ülkesine buradan ihracat yapıyoruz” diye konuştu. Silikon yağı üretiminin ciddi bilgi birikimi gerektirdiğini vurgulayan Sözal, “Bu iş sadece yatırım yapmakla olmuyor. Doğru teknolojiye, doğru insan kaynağına sahip olmak gerekiyor. Bu alanda önemli yatırımlar yaptık, uluslararası iş birlikleriyle kendimizi geliştiriyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Masterbatch’te Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden biriyiz”</h2>
<p>Karacabey’deki tesislerinde plastik ve otomotiv sektörüne yönelik masterbatch üretimi gerçekleştirdiklerini belirten Sözal, “Bu tesisimiz yaklaşık 35 bin metrekare alan üzerinde kurulu. Aylık 6 bin ton üretim kapasitesine sahibiz. Bu alanda Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden biri konumundayız” diye konuştu. Şirketin Kestel ve Karacabey’deki tesisleriyle toplamda 45 bin metrekarelik üretim alanına ulaştığını belirten Sözal, yeni yatırım planlarına da değinerek, “TEKNOSAB’da silikon yağı üretimine yönelik yeni bir tesis planlıyoruz. Bu alandaki büyümemizi sürdüreceğiz” açıklamasını yaptı. Büyüme stratejilerinin temelinde üretim odaklı yaklaşımın bulunduğunu ifade eden Sözal, “Biz sanayiciliği tercih ettik. Kazandığımızı farklı alanlara değil, kendi işimize yatırdık. Bu sayede bugün güçlü bir üretim altyapısı oluşturduk” dedi. Kurumsallaşmaya da önem verdiklerini vurgulayan Sözal, “Organizasyon yapımızı güçlendirdik. Satıştan teknik servise, lojistikten satın almaya kadar her alanda uzman ekiplerle çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Küresel pazarlarda büyüme hedefi</h2>
<p>Globalleşme hedefleri doğrultusunda yurt dışı yapılanmalarını sürdürdüklerini belirten Sözal, “Hollanda ve Özbekistan’da şirketlerimiz var. Avrupa’da farklı ülkelerde depo ve satış organizasyonlarımız bulunuyor. ABD ve İspanya gibi pazarlarda da büyümeyi planlıyoruz” dedi. Üretimin ana merkezinin Türkiye olduğunu vurgulayan Eren Sözal, “Hindistan’da coraplast üretimimiz var. Önümüzdeki süreçte Türkiye ve Hindistan ana üretim üslerimiz olacak. Diğer ülkelerde daha çok lojistik ve satış yapılanmasıyla ilerliyoruz” diye konuştu. İhracatın toplam ciro içindeki payının yüzde 25 seviyesinde olduğunu belirten Sözal, “Bu oranı daha yukarı taşımak istiyoruz. Global pazarlarda daha etkin olacağız” şeklinde konuştu.</p>
<h2>“Üretmekten başka çaremiz yok”</h2>
<p>Sanayinin ve üretimin önemine dikkat çeken Eren Sözal, “Türkiye’nin üretmekten başka bir seçeneği yok. Katma değerli üretim ve verimlilik en kritik başlıklar. Biz de tüm yatırımlarımızı bu doğrultuda şekillendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Ar-Ge çalışmalarına da değinen Sözal, “Ar-Ge merkezimiz var. Yeni ürün geliştirme ve teknolojiye yatırım yapmaya devam ediyoruz” dedi. Tekstil sektöründe yaşanan daralmaya rağmen pazar paylarını artırdıklarını belirten Eren Sözal, “Sektörde zorluklar var ama biz bu süreci fırsata çevirdik. Pazar payımız artıyor. Bursa’nın tekstildeki güçlü altyapısı bizim için önemli bir avantaj” diye konuştu. İnsan kaynağının önemine de değinen Sözal, ileri teknoloji üretim alanlarında nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyduklarını belirterek, “Bu alanlarda uzman insan bulmak kolay değil. Bu nedenle uluslararası ekiplerle de çalışıyoruz” dedi.</p>
<h2>“Kimya stratejik bir sektör”</h2>
<p>Kimya sektörünün stratejik önemine vurgu yapan Eren Sözal, otomotiv başta olmak üzere birçok sektörde katma değerli ürünlere talebin arttığını vurguladı. “Artık otomotivde araçların ağırlığını düşürmek için yüksek mukavemetli, hafif malzemeler öne çıkıyor. Karbon bazlı ve yüksek performanslı plastikler bu noktada ciddi bir pazar oluşturuyor” diyen Sözal, bu alanda da çalışmalar yürüttüklerini belirtti. Kimyanın birçok sektörün temelini oluşturduğunu ifade eden Sözal, “Kimya olmadan üretim yapmanız mümkün değil. Bu nedenle kimya sektörü en az savunma sanayi kadar stratejik. Güçlü olmak zorundayız” dedi. Sözal Kimya’nın önümüzdeki dönemde de üretim, ihracat ve teknoloji yatırımlarına devam edeceğini belirten Eren Sözal, “Hedefimiz sürdürülebilir büyüme ve küresel ölçekte güçlü bir marka olmak” değerlendirmesinde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teknolojiyle-buyuyen-sozal-kimya-kuresel-pazara-odaklandi-80251</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/1/1280x720/teknolojiyle-buyuyen-sozal-kimya-kuresel-pazara-odaklandi-1780383764.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sözal Kimya Yönetim Kurulu Başkanı Eren Sözal, tekstil kimyasallarındaki güçlü konumlarını korurken silikon yağı ve masterbatch yatırımlarıyla yüksek katma değerli üretime odaklandıklarını belirterek, “Amacımız global pazarda daha güçlü bir oyuncu olmak.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sosyal-yardim-alanlarin-istihdam-surecleri-guclendirilecek-80245</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sosyal yardım alanların istihdam süreçleri güçlendirilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, sosyal yardım alan vatandaşlar için yeni bir çalışma başlattı. Bakanlık, vatandaşların sosyal yardımlara bağlı kalmadan sosyo-ekonomik hayatın içerisinde yer almaları ve sosyal yardım- istihdam bağlantısını güçlendirmek amacıyla bir dizi çalışma başlattı. Sosyal yardım yararlanıcılarının istihdam süreçleri güçlendirilecek. Bakanlık, sosyal yardım-istihdam bağlantısını güçlendirmeye yönelik çalışmalarını Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının yanı sıra bundan böyle Sosyal Hizmet Merkezi’nin uzman personel desteğiyle de yürütecek.</p>
<p>Bu çerçevede, başvuru kaydı ve profil güncelleme, uygun iş ilanı sorgulama, iş arayanın niteliklerine uygun iş başvurusu yapma, işsizlik ödeneği ve aktif iş gücü programı müracaatları ile özel sektör işveren taleplerinin sisteme girilmesi gibi kritik işlemler, artık doğrudan SHM bünyesinde de yapılabilecek. Bu kapsamda, Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) ile sosyal hizmetlerden faydalanan vatandaşların istihdam süreçlerine ilişkin iş birliği protokolü imzalandı. Protokol ile Sosyal Hizmet Merkezlerinden (SHM) hizmet alan vatandaşların istihdam hizmetlerine erişimlerinin kolaylaştırılması ve sosyal hizmet ile istihdam arasındaki bağın güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>SHM personeline de İŞKUR portal yetkisi </strong></p>
<p>Mevcut durumda, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından çalışabilir durumdaki sosyal yardım yararlanıcıları, İŞKUR sistemine kayıt ediliyor ve bu kişiler için iş arayan profili oluşturup özel statü tanımlanıyordu. İŞKUR, sosyal yardım yararlanıcılarını durumlarına uygun açık işlere ve aktif iş gücü piyasası programlarına yönlendiriyordu. Yapılan yeni işbirliği kapsamında SHM personeline de İŞKUR portal yetkisi tanımlanacak. Uygulama sayesinde, sosyal yardım-istihdam bağlantısını güçlendirmeye yönelik çalışmalar Sosyal Hizmet Merkezi’nin uzman personel desteğiyle yürütülecek. Böylece başvuru kaydı ve profil güncelleme, uygun iş ilanı sorgulama, iş arayanın niteliklerine uygun iş başvurusu yapma, işsizlik ödeneği ve aktif iş gücü programı müracaatları ile özel sektör işveren taleplerinin sisteme girilmesi gibi kritik işlemler, artık doğrudan SHM bünyesinde de yapılabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sosyal-yardim-alanlarin-istihdam-surecleri-guclendirilecek-80245</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/7/1280x720/destek-calisani-tutma-maliyetini-karsilamiyor-1745790872.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının başlattığı çalışma ile sosyal yardım yararlanıcılarının istihdam süreçlerinin güçlendirilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/silah-birakan-pkklilara-turkiyeye-donmeleri-icin-2-ay-sure-80243</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Silah bırakan PKK&#039;lılara Türkiye&#039;ye dönmeleri için 2 ay süre</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Terörsüz Türkiye hedefinde hazırlanan yasal düzenleme haziran ayı içeresinde partilerin görüşlerine sunulacak. Bu süreçte yasal düzenleme teklif haline getirilme hazırlıkları sürerken, terör örgütünün de silahları bıraktığına ilişkin kamuoyuna güvenlik birimlerince teyit ve tespitin raporunun açıklanması beklenecek.</p>
<p><strong>Eş zamanlı planlama </strong></p>
<p>Yasal düzenlemenin Meclis’e sunulması ile silahların bırakılmasının eş zamanlı gerçekleşmesi planlanıyor. Edinilen bilgilere göre; Adalet Bakanlığı ile AK Partili hukukçu kurmayların hazırladığı düzenleme ile; silah bırakan örgüt mensuplarının Türkiye’ye dönüşü için süre verilecek. Bu sürenin 1-ile 3 ay arasında olması bekleniyor. Bu sürenin de 2 olması düşünülüyor. Dönüşler güvenlik birimleri tarafından takip ve kontrolünde gerçekleşecek. Süre uzatımı için Meclis ya da Cumhurbaşkanı yetkili kılınacak. Mağaraların boşaltılması terör örgütü üyelerinin teslim olmaları, yargı süreçleri ile birlikte sürecin tümüyle tamamlanması için ise 3 yıl süre öngörülüyor.</p>
<p><strong>Özel bir kanun hazırlanıyor </strong></p>
<p>Yasal düzenlemenin içeriği netleşmeye başlarken, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve ilgili kanunlarda yapılacak değişiklik özel bir kanun olacak. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporu esas alınarak, “4 kategorili hukuki düzenleme” ve toplumsal rızaya dayalı adımlar hedefleniyor. Çıkarılacak düzenlemede örgüt üyelerinin “suça karışanlar”, “suça karışmayanlar”, “arananlar” ve “cezaevinde olanlar” şeklinde yapılan çalışmalar taslak halini aldı. Müstakil ve geçici yasayla, hukuki süreci yönetmek amacıyla hazırlanacak özel bir “kod kanun” niteliği taşıyacak.</p>
<p><strong>Suçun niteliği belirleyecek </strong></p>
<p>Yasanın kapsamı, silah bırakan örgüt üyeleri, yöneticileri ve yardım- yataklık yapanların kendini fesheden örgüt ve üyelerinin hukuki tanımının yapıldığı, geçici ve sınırlı istisnalar içeren bir “kod kanun” olacak. Hazırlıkları tamamlanan taslakta, örgüt üyelerinin hukuki durumlarının, işlenen suçun niteliğine göre ayrı ayrı değerlendirilmesi; bazı durumlarda ceza indirimi, denetimli serbestlik veya şartlı tahliye gibi uygulamaların gündeme gelmesi öngörülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/silah-birakan-pkklilara-turkiyeye-donmeleri-icin-2-ay-sure-80243</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/0/1280x720/pkk-kendini-feshetti-simdi-ne-olacak-ic-ve-dis-politikada-kritik-gunler-1747060139.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Adalet Bakanlığı ile AK Partili hukukçu kurmayların hazırladığı düzenleme ile, silah bırakan PKK&#039;lıların Türkiye’ye dönüşü için süre verileceği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arabulucular-devrede-chp-bolunmeyi-hak-etmiyor-80240</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arabulucular devrede: CHP bölünmeyi hak etmiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mutlak-butlan kararının ardından, mesaisini TBMM’deki makam odasında sürdüren Özgür Özel dün milletvekilleri ile gruplar halinde görüştü. Bundan sonra atılacak adımlar için görüş alış verişinde bulundu. Özel bugün de milletvekilleri ile görüşmeyi sürdürecek. CHP’de olağanüstü kurultay süreci de dün resmen başladı. Özel sabah saatlerinde mesaisine, Meclis’te 20. dönem Milletvekili Yusuf Fevzi Arıcı'nın cenaze törenine katılarak başladı. Törenin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Özel, iki önemli kritik konuya da açıklık getirdi. Olağanüstü kurultay sürecini resmen başlattıklarını duyuran Özel, “İlk imza Kayseri delegemizden geldi; 'Siftahı Kayseri'den bereketi Allah'tan' notuyla. Bu arkadaşımız geçen kurultayda karşımızda yer alan, bize oy vermeyen ve Kayseri'de bize sert muhalefet eden bir büyüğümüzdü” diye konuştu.</p>
<p><strong>Grup toplantısı olacak mı? </strong></p>
<p>Özel, günlerdir merak edilen, Meclis’te grup toplantısı yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorulara da, “Açık grup toplantımız da ilan edildiği gibi yarın yapılacak. Meclis grup iç yönetmeliğimiz çok açık. ‘Grup başkanlığında herhangi bir boşalma olduğunda, ilk kapalı grup toplantısında derhal yeni Grup Başkanı seçilir' diyor. ‘Yenisi seçilene kadar eskisi devam eder' kuralı bir başka maddede var” yanıtını verdi.</p>
<p>Daha önce Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında yer alan ancak, mutlak-butlan kararının ardından yaşananlara tepki gösteren ve yeni yönetiminde görev almayacaklarını duyuran bazı milletvekilleri hem Kemal Kılıçdaroğlu ile hem de Özgür Özel ile görüştü. Bu işin daha fazla uzatılmamasını ve bir an önce kurultay kararı alınmasını gündeme getiren milletvekilleri, “Bölünme CHP’ye yakışmaz, iktidarın ekmeğine yağ sürmeyin” uyarısını bizzat Kemal Kılıçdaroğlu’na ilettikleri öğrenildi.</p>
<p><strong>Kesici ve Kuşoğlu'dan açıklamalar </strong></p>
<p>Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerden peş peşe gelen açıklamalar da dikkat çekti. İstanbul Milletvekili İlhan Kesici, “Madem hukuken genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’dur; o zaman partinin bölünmemesi gayreti, çabası da birinci derecede Kılıçdaroğlu’ndan gelmelidir. Elbette Sayın Özel ve arkadaşları da bu istikamette bir gayret ve çaba içerisinde olmalıdırlar” dedi. Bir ikinci isim ve yeni yönetimde yer alması beklenen Bülent Kuşoğlu’nun açıklamaları kafaları karıştırdı. Kuşoğlu'nun “Devlet aklı bir şeyler kurguluyor. Doğru ya da yanlış” açıklamalarına Özel “CHP'ye yapılanın bir devlet darbesi olduğunu söylüyor ve derin devlete bir önem ve bir kutsiyet atfediyor. Parlamento çatısı altında bunları konuşmayı zül sayarım” dedi.</p>
<p><strong>Kurtulmuş: Meclis Başkanlığı parti içi ihtilafın tarafı değildir</strong></p>
<p>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, CHP Meclis Grup toplantısı ile ilgili Meclis Başkanlığının alacağı herhangi bir inisiyatifin söz konusu olmadığını belirterek şu açıklamayı yaptı: Meclis Başkanlığı, tüm grupların yönetimiyle ilgili olarak sadece gruplardan gelen bilgiye göre hareket eder. Meclis kurulduğundan beri böyledir. Meclis Başkanlığı, herhangi bir parti içi ya da grup içi ihtilafın tarafı değildir, görevi bu değildir, vazifesi de bu değildir. Meclis Başkanlığının tarafsızlık ilkesi gereği de bunu hassasiyetle korumaya dikkat ediyoruz. CHP Genel Başkanlığına bu çelişkinin giderilmesi için yazı yazarak, bu hususu talep edeceğiz. Bundan sonraki tartışmalarda Meclis Başkanlığının resen bir işlem yapma yetkisi yoktur, vazifesi de değildir.”</p>
<p><strong>111 milletvekilinden ortak açıklama</strong></p>
<p>CHP TBMM Grubu'ndan, aralarında CHP Grup Başkanı ve Manisa Milletvekili Özgür Özel'in de bulunduğu 111 milletvekilinin ortak açıklaması paylaşıldı.</p>
<p>Açıklamada, "Bizler, Cumhuriyet Halk Partisi'nin 28. Dönem seçilmiş milletvekilleri olarak, partimizin, Anayasa'ya ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olan mahkeme kararlarıyla şekillendirilmesini asla kabul etmiyoruz. Partimizin yönüne, rotasına, kaderine ve yönetimine karar verecek olan yegane güç, üyelerimizin arasından seçimlerle süzülerek gelen delegelerimizdir. Yaşanan krizin, ülkemize ve partimize daha fazla zarar vermemesi adına, olağanüstü kurultayımızın en kısa sürede toplanması gerekmektedir. Partimiz bugün aynı zamanda 25 Temmuz 2026 tarihine kadar bir kurultay yapmaması halinde seçimlere girememe riskiyle de karşı karşıyadır. Bu kapsamda, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iradesinin yeniden ve tartışmasız biçimde tecelli etmesi amacıyla Olağanüstü Kurultay'ın 12 Temmuz 2026 Pazar günü toplanması çağrısında bulunuyoruz. Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk'ün bizlere emaneti olan Cumhuriyet'e, demokrasiye ve partimize sonuna kadar sahip çıkacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz." ifadelerine yer verildi. </p>
<p>Açıklamada, imzası bulunan CHP'li 111 milletvekilinin isimleri de yer aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e805f05aaf-1780383839.png" alt="" width="727" height="873" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arabulucular-devrede-chp-bolunmeyi-hak-etmiyor-80240</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/chp.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arabulucular devrede: CHP bölünmeyi hak etmiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bars-kimyanin-odaginda-yuksek-katma-degerli-urunler-var-80255</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bars Kimya’nın odağında yüksek katma değerli ürünler var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’daki üretim tesislerinde farklı kullanım alanlarına yönelik inşaat ve endüstriyel kimyasallar üreten Bars Kimya'nın, kalite odaklı üretim anlayışı ve sürekli Ar-Ge çalışmalarıyla sektördeki konumunu güçlendirmeyi sürdürdüğü bildirildi. 20 yıllık geçmişiyle yapı kimyasalları alanında faaliyet gösteren, “DecoStar” markasıyla iç pazarda, “Bars” markasıyla ise ihracat pazarlarında büyümesini sürdüren şirketin, bugüne kadar 34 ülkeye ihracat gerçekleştirirken, ürünlerini Karayipler’de yer alan Saint Lucia gibi uzak ve bilinmedik pazarlara da ulaştırmayı başardığı belirtildi.</p>
<p>Bars Kimya Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Kul, savunma sanayiinde önemli ve stratejik ürünler geliştirdiklerini belirterek, “Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde kimyasal çözüm ortağı olarak görev alıyoruz. Baykar tarafından üretilen İHA ve SİHA’ların üretim bantlarına özel koruyucu ürünler geliştirdik. Özel Mühendis Grubumuzun Ar-Ge’si sayesinde yüksek teknolojiye sahip katma değerli ürünler geliştiriyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e833c0e9e4-1780384572.png" alt="" width="505" height="503" /></p>
<h2>“Özel kimyasallarla farklılaşıyor”</h2>
<p>İhracatın toplam satışlar içindeki payı son yıllarda küresel fiyat baskıları nedeniyle gerilemesine rağmen önceliklerinin her zaman uluslararası pazarlarda büyümeyi sürdürmek olduğunu söyleyen Hüseyin Kul, inşaat ve endüstriyel kimyasalları alanında Türkiye genelinde güçlü bir bayi ağının olduğuna dikkat çekti. Firmanın stratejisinin merkezinde, standart ürünlerden ziyade özel ihtiyaçlara yönelik geliştirilen kimyasallar bulunduğunu belirten Kul, “Epoksi bazlı kaplamalardan tamir harçlarına, endüstriyel zemin çözümlerinden savunma sanayine yönelik özel kaplamalara kadar geniş bir ürün yelpazemiz bulunuyor. Özellikle savunma sanayii için geliştirdiğimiz soyulabilir koruyucu kaplama gibi spesifik çözümler üretiyoruz. Ayrıca gemi, uçak, makine ve tekstil sanayisinin üretim süreçlerinde kullanılan parçaların darbe ve kirden korunmasını sağlayan ürünler de portföyümüzde yer alıyor” diye konuştu. </p>
<h2>“Farklı sektörlere özel çözümler”</h2>
<p>Bars Kimya olarak endüstriyel alanda hızlı kuruyan, yüksek dayanımlı tamir harçlarında öne çıktıklarını kaydeden Kul, “Polymer beton” olarak adlandırılan bu ürünlerin, havaalanı ve büyük sanayi tesislerinde zemin çatlaklarının kısa sürede onarılmasına imkân tanırken, uygulama sonrası yarım saat içinde kullanıma açılabildiğini söyledi. Şirket yalnızca inşaat sektörüne bağlı kalmayarak, hayvancılık, enerji ve sanayi gibi farklı sektörlere yönelik çözümler de geliştiriyor. Ayrıca batarya üretim tesisleri gibi yüksek kimyasal dayanım gerektiren alanlara yönelik özel kaplama çözümleri üzerinde de Ar-Ge faaliyetleri yürüttüklerini de ifade eden Hüseyin Kul, “Süt üretim tesisleri için hijyen sağlayan koruyucu kaplamalar, rüzgar türbinleri için yüksek dayanımlı boyalar ve kimyasal direnci yüksek zemin kaplamaları gibi ürünlerimiz kendi mühendislerimiz tarafından geliştiriliyor” şeklinde konuştu. Artan işçilik maliyetleri ve değişen tüketici alışkanlıkları doğrultusunda “Kendin Yap” (DIY) konseptine yönelik ürünler geliştiren firma, uygulama kolaylığı sağlayan setler hazırlıyor. Bu setler; ürün, ekipman ve uygulama talimatlarını tek pakette sunarak son kullanıcıya pratik çözümler sunuyor. </p>
<h2>“Hedef, yüksek katma değerli üretim”</h2>
<p>Şirket, büyüme stratejisinde hacimden ziyade katma değeri yüksek ürünlere odaklanıyor. Düşük fiyatlı, yüksek hacimli üretim yerine daha az miktarda ancak daha yüksek birim fiyatlı ürünler geliştirmeyi hedefleyen firma, bu doğrultuda Ar-Ge yatırımlarını sürdürüyor. Yaklaşık 7 bin metrekarelik üretim alanında faaliyet gösteren şirket, daha kompakt ancak yüksek teknolojiye dayalı üretim modelini benimsiyor. Avrupa ve Orta Doğu pazarlarında faaliyetlerini artırmayı hedeflediklerini söyleyen Kul, “Proje bazlı ihracatlarla farklı coğrafyalarda yer almaya devam edeceğiz. Bu kadar uzak ve bilinmedik pazarlara dahi ulaştırmayı başarmış olduk. Bu da dijitalde yer almanın gücü olarak görüyoruz” dedi. Öte yandan şirket, geçmişte gündeme aldığı 3D beton yazıcı teknolojisi gibi yenilikçi alanlarda da fırsatları takip ederek, geleceğin üretim teknolojilerine yönelik çalışmalarını sürdürmeyi planlıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bars-kimyanin-odaginda-yuksek-katma-degerli-urunler-var-80255</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/5/1280x720/bars-kimyanin-odaginda-yuksek-katma-degerli-urunler-var-1780384602.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bars Kimya Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Kul, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde kimyasal çözüm ortağı olduklarını belirterek, odaklarında her zaman yüksek katma değerli ürünler olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/45-uluslararasi-pinar-cocuk-resim-yarismasi-sonuclandi-80266</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 45. Uluslararası Pınar Çocuk Resim Yarışması sonuçlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Pınar tarafından ilkokul ve ortaokul çağındaki çocukların zihinsel gelişimlerini ve yaratıcılıklarını desteklemek amacıyla her yıl farklı bir temayla düzenlenen Uluslararası Pınar Çocuk Resim Yarışması’nın 45’incisi, bu yıl Millî Eğitim Bakanlığı onayıyla “Hayallerim ve Oyunlarım” temasıyla gerçekleşti.</p>
<p>Minik ressamlar yarışmaya Türkiye’nin 7 bölgesi, Azerbaycan ve K.K.T.C’den ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin ilgi, istek ve yetenekleri arasındaki farklılıklar göz önünde bulundurularak, 6 – 10 yaş (ilkokul) ve 10 – 14 yaş (ortaokul) öğrencileri olarak iki kategoride katıldılar. Başvurularda yaratıcılığa, hayal gücünün farklılığına ve genişliğine, çevreyle olan ilişkilerinin estetik düzeyde ne şekilde ifade edildiğine de ayrıca bakıldı.</p>
<p>İlk yarışmayı düzenledikleri günden bu yana çocukların hem fiziksel hem de zihinsel gelişimlerini desteklemeyi önemsediklerini belirten Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili İdil Yiğitbaşı, geçen 45 senede milyonlarca çocuğun yaratıcılıklarını ortaya koymasına olanak tanıdıklarını dile getirdi.</p>
<p>Bu yıl yarışmanın temasını “Hayallerim ve Oyunlarım” olarak belirleyerek çocukların neler hayal ettiklerini, ne gibi oyunlar oynayıp o dünyalara dair neler düşlediklerini görmeyi hedeflediklerini söyleyen Yiğitbaşı, “45 yıldır çocukların zihinsel gelişimlerine destek olmak amacıyla yarışmamızı düzenliyoruz. Bu tema ile çocukların hayal dünyalarını ve oyunlarını yaratıcı bir üretime dönüştürmelerini gözlemlemeyi hedefledik. Çizilen resimlerle de bu hedefe ulaştığımızı görüyoruz. Gelecek yıllarda da aynı vizyonla bu yarışmanın devamını sağlayarak çocuklarımızın yetişmesine katkıda bulunmayı sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p>45. Uluslararası Pınar Çocuk Resim Yarışması Jüri Heyeti Başkanı Prof. Mümtaz Sağlam da çocuk resimlerinin hepsinin güzel olduğunu belirterek, “Çocukların geleceği adına hayal güçlerinin gelişmesi son derece önemli, sosyalleşme adına ise arkadaşlarıyla oynadıkları ve kendi oluşturdukları oyunların olumlu etkiler yarattığını biliyoruz. Bu vizyonla binlerce çok güzel resim arasında küçük detaylara dikkat ederek bir seçim yaptık” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/45-uluslararasi-pinar-cocuk-resim-yarismasi-sonuclandi-80266</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/6/1280x720/45-uluslararasi-pinar-cocuk-resim-yarismasi-sonuclandi-1780390230.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yıl 45’inci kez düzenlenen Uluslararası Pınar Çocuk Resim Yarışması’nda “Hayallerim ve Oyunlarım” temasını resmeden çocuklar arasından kazananlar belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/soguk-hava-depolarinda-bekleyen-100-bin-ton-elma-ne-olacak-80215</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 23:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Soğuk hava depolarında bekleyen 100 bin ton elma ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ISPARTA</strong></p>
<p>Isparta Ticaret Borsası, bölgede soğuk hava depolarında bekletilen 100 bin ton elmanın ihraç edilmesi konusunda Ankara’da girişimlerini sürdürürken, bazı meyve suyu fabrikalarının elmayı almak için 5 lira fiyat teklifi verdiği, üretici maliyetlerinin ise 7-8 lira olduğu belirtildi.</p>
<p>Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin ve Yönetim Kurulu Üyesi Erhan Göçerli ile birlikte Kurban Bayramı öncesi bölge ekonomisinin can damarı olan tarım ve ihracat sektörünün sorunlarını anlatmak ve çözüm bulunması amacıyla Ankara’da ziyaretlerde bulundu.</p>
<p>Şahin, Ticaret Bakan Yardımcıları Volkan Ağar ve Mahmut Gürcan’ı ziyaret ederek, Isparta’nın tarımsal potansiyelini küresel pazarda daha ileriye taşımak ve üreticilerin karşılaştığı engelleri ortadan kaldırmak istediklerini söyledi.</p>
<p><strong>Kiraz ve elma ihracatı</strong></p>
<p>Kiraz ve elma ihracatında stratejik adımlar atılması gerektiğini belirten Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Ticaret Bakan Yardımcımız Volkan Ağar ile gerçekleştirilen görüşmede, Isparta’nın dünya çapında ün kazanan ürünleri kiraz ve elmanın ihracat süreçleri kapsamlı bir şekilde ele alındı. Kirazın Çin pazarında yeniden aktif bir şekilde yer alabilmesi adına yürütülen çalışmaların hızlandırılmasını, Uzak Doğu pazarına yönelik sevkiyatların artırılması amacıyla uçak kargo ücretlerinde indirime gidilmesini talep ettik. Görüşmelerde Isparta elması için hayati önem taşıyan dış pazar hamleleri oluşturdu. Bu yıl elma rekoltesi oldukça yüksek ve kaliteli seyrediyor. Mısır pazarı üretici için önem taşıyor. Elma ticaretinin önünü açacak olan Mısır ile Serbest Ticaret Heyeti görüşmeleri ve anlaşmaları hızlandırılarak ivedilikle çözüme kavuşturulması gerekir.’’</p>
<p><strong>"Elma ithalatı durdurulmalı"</strong></p>
<p>Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan ile yapılan toplantıda ise yerli elma üreticisinin korunması ve dijital altyapı sorunlarının gündeme getirildiğini ifade eden Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Isparta elmasının pazar değerinin korunması adına elma ithalatının kesinlikle durdurulması gerektiği ilettik. Hal Kayıt Sistemi’nde (HKS) özellikle künye alışı ve künye işlemleriyle ilgili yaşanan sistemsel aksaklıkların giderilmesi için ivedilikle düzenleme yapılmasını istedik’’ dedi.</p>
<p>Isparta’nın elma üretim merkezi olan Eğirdir’de üreticiler hem soğuk hava deposunda bekleyen elma stoklarından hem de bayram öncesi bölgede yaşanan dolunun verdiği zarardan dolayı oldukça mağdur olmuş durumda bulunuyor.</p>
<p>Eğirdir Ziraat Odası Başkanı Osman Sarıdoğan, Eğirdir ve Gelendost ile Isparta’nın diğer bölgelerinde kurban bayramı öncesi etkili olan dolu yağışının elma ağaçlarında yüzde 70-80 zarar verdiğini söyledi.</p>
<p>Elmada kara leke hastalığı da bulunduğuna dikkat çeken Sarıdoğan, ‘’Isparta Ticaret Borsası verilerine göre soğuk hava depolarında 100 bin ton elma bekliyor. Yeni hasat zamanı geliyor. Rekoltenin çok iyi olacağı söyleniyor. Ama üretici mağdur. Soğuk hava depolarındaki 100 bin ton elma ne olacak. Bölgemizde 4-5 meyve suyu fabrikası kapandı. Soğuk hava deposunda bekleyen elma için bazı meyve suyu fabrikaları 6 Lira fiyat teklif ediyor. Oysa üreticinin sadece maliyeti 7-8 lira’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>"Geçen sezon dalında 1 dolardan elma alındı"</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği (BAİB) Yönetim Kurulu üyesi ve Isparta’da üretim yapan Ana Meyve ihracat şirketi sahibi Mehmet Erdoğan, ‘’Geçen yol iklim değişikliği nedeniyle Türkiye’yi etkileyen aşrı don nedeniyle ihracatçı ve tüccarın dalında 1 dolardan elma aldı. O zamanki döviz kuru 41-42 lira idi. Maliyetler çok yüksek olunca ihracat ta istenilen düzeyde yapılamadı. Bana göre, soğuk hava depolarında 30-40 bin ton elma vardır. Bölgedeki meyve suyu için fiyatlar da 4-5 TL civarında’’ dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/soguk-hava-depolarinda-bekleyen-100-bin-ton-elma-ne-olacak-80215</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/5/1280x720/soguk-hava-depolarinda-bekleyen-100-bin-ton-elma-ne-olacak-1780344784.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hasat sezonu yaklaşırken soğuk hava depolarında bekletilen 100 bin ton elmanın ne olacağı tartışma konusu oldu. Isparta bölgesinde meyve suyu fabrikaları kapanırken, iç piyasada fiyatların yüksek oluşu ve ihracatın yeterli olmaması, üretici ve tüccarı da düşündürmeye başladı. Üretici ve tüccar elma ithalatının yasaklanmasını istiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ticaret-bakanligi-heyeti-antalya-osbyi-ziyaret-etti-80214</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 23:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ticaret Bakanlığı heyeti Antalya OSB’yi ziyaret etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>İthalat Genel Müdür Yardımcısı Önder Duman, Damping ve Sübvansiyon Daire Başkanı Atilla Uğur Başbuğ ve ticaret uzmanlarından oluşan heyet, Antalya ve Batı Akdeniz bölgesinin ihracata yönelik üretim yapısını ve ithalat mevzuatına ilişkin ihtiyaçları yerinde görmek için Antalya'da incelemelerde bulundu. Heyete BAİB Başkan Yardımcısı Harun Öztürk, BAİB Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Erdoğan ve Aykut Acun ile BAİB Genel Sekreteri Ümit Sezer de eşlik etti.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı heyeti, Antalya Organize Sanayi Bölgesi'ni (AOSB) ziyaret ederek çeşitli şirket ve fabrikalarında incelemelerde bulundu. Bakanlık heyeti, BAİB Başkan Yardımcısı Harun Öztürk’e ait gübre üretimi yapan Makro Tarım firmasını ziyaret etti. BAİB Başkan Yardımcısı ve MAKRO Tarım Genel Müdürü Öztürk,  Antalya OSB’de gıda besleme ürünleri imalatı ve ihracatı ile ilgili konular hakkında bilgi verdi.</p>
<p>AOSB Bölge Müdürlüğünü de ziyaret eden Ticaret Bakanlığı heyetine Bölge Müdürü İlhan Metin tarafından Antalya sanayisi ve sanayi ürünleri ihracatı, sanayicilerin sorunları ve talepleri anlatıldı.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı heyeti daha sonra, Çinli ve Sri Lankalı işçi çalıştıran yerli ve milli üretim yaptığını belirten güneş enerji santralı sistemleri üreticisi CW Enerji A.Ş'yi ziyaret etti.</p>
<p>CW Enerji A.Ş yöneticileri, bakanlık heyetine imalattan ihracata, beyaz eşya ürünleri üretiminden akıllı ev sistemleri yazılımına kadar geliştirdikleri geniş ürün yelpazesi, ihracatları ve hedeflerini anlattı. CW Enerji A.Ş yöneticileri Ticaret Bakanlığı’nın Turquality Projesinde yer almak istediklerini bildirdi.</p>
<p>Bakanlık heyeti ADO Grubuna bağlı ADOKİM fabrikasında da incelemelerde bulundu. ADOKİM yetkilileri etil asetat üretiminde Türkiye’nin dışa bağımlılığını azalttıklarını belirtirken, ülke adına büyük önem taşıyan kimyasal madde imalatı, ihracatı ve işleyiş hakkında bilgi verdiler.</p>
<p>Bakanlık heyeti Antalya’daki son ziyaretini ağaç orman ürünleri sektörünün öncü firmalarından AGT'ye gerçekleştirdi. AGT firması yetkilileri de üretim teknolojileri, ürün yelpazesi, ihracat yaptıkları ülkeler ve ihracat hacimleri ile iş ve işleyiş sırasında yaşadıkları sorunları aktardı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ticaret-bakanligi-heyeti-antalya-osbyi-ziyaret-etti-80214</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/4/1280x720/ticaret-bakanligi-heyeti-antalya-osbyi-ziyaret-etti-1780344617.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatçı ve ithalatçı firmalar ile sanayicilerin sorunlarını yerinde dinlemek ve belirlemek amacıyla Antalya’ya gelen Ticaret Bakanlığı heyeti Antalya Organize Sanayi Bölgesi’ni ziyaret etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/9-gunluk-kurban-bayrami-tatili-turizmcileri-sevindirdi-80213</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 23:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bayram tatilindeki yoğunluk Alanya ekonomisine önemli bir canlılık kazandırdı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Alanya Turistik İşletmeciler Derneği (ALTİD) Başkanı Cem Özcan yaptığı açıklamada, dokuz günlük Kurban Bayramı tatilinin, Alanya turizmine hareketlilik getirdiğini, bayram döneminde yaşanan yoğunluğun hem sektör temsilcilerini hem de esnafı memnun ettiğini belirtti.</p>
<p>Alanya’nın yerli ve yabancı turistler tarafından yoğun ilgi gördüğünü ifade eden Özcan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Alanya’yı tercih eden tüm misafirlerimize teşekkür ediyoruz. Şehrimizin en büyük mutluluğu, ziyaretçilerimizin memnun ayrılmasıdır. Bayram tatili boyunca kent genelindeki otellerde yüksek doluluk oranlarına ulaşıldı. İlçemizde her bütçeye uygun konaklama seçenekleri bulunuyordu. Tatil planlarını son dönemde yapan ziyaretçilerde Alanya’daki tesislerde yer bulabildi.’’</p>
<p>Farklı gelir gruplarına hitap eden geniş konaklama kapasitesinin önemli bir avantaj olduğunu vurgulayan Özcan, 9 günlük tatil döneminde hareketliliğin yoğun olduğuna dikkat çekti. Özcan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Kurban bayramı tatili ile birlikte sezon beklentileri açısından da umut verici bir tablo ortaya çıktı. Alanya misafirlerini en iyi şekilde ağırlamaya devam ediyor. Bayram boyunca özveriyle çalışan, turizm sektörüne katkı sunan tüm paydaşlara da teşekkür ediyorum.’’</p>
<p>Turizmin kalitesinin artırılması için kamuoyu ve bürokrasisinin ortak bilinçle hareket etmesinin önemine dikkat çeken Cem Özcan, ‘’Özellikle böyle ara tatillerle gelişen yurt içi hareketlilik turizm için can suyu niteliğindedir. Turizm yalnızca sektör ekonomisine değil, birçok farklı alana da katkı sağlamaktadır. Kurban Bayramı tatilindeki yoğunluk Alanya ekonomisine önemli bir canlılık kazandırdı’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/9-gunluk-kurban-bayrami-tatili-turizmcileri-sevindirdi-80213</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/3/1280x720/9-gunluk-kurban-bayrami-tatili-turizmcileri-sevindirdi-1780344498.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ALTİD Başkanı Cem Özcan, &quot;Turizm yalnızca sektör ekonomisine değil, birçok farklı alana da katkı sağlamaktadır. Kurban Bayramı tatilindeki yoğunluk Alanya ekonomisine önemli bir canlılık kazandırdı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
