<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uibten-ekim-ayinda-42-milyar-dolarlik-ihracat-91552</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 11:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> UİB’den ekimde 4,2 milyar dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin Genel Sekreterlik bazında en fazla ihracat yapan ikinci birliği olan Uludağ İhracatçı Birlikleri’nin (UİB) 2026 Ekim ayı ihracat rakamları açıklandı.</p>
<p>Ekim ayındaki ihracatı 4 milyar 201 milyon 626 bin dolar olan UİB’in, yılın 10 aylık ihracat tutarı 36 milyar 974 milyon 476 bin dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rakamları değerlendiren UİB Koordinatör Başkanı Kemal Yazıcı, “Enerji fiyatlarının, emtialarının çok yüksek oranlarda arttığı, tedarik ücretleri ile navlun ve sigorta ücretlerinin tavan yaptığı bir dönemde ihracat yapmaya devam ediyor olmak ve ihracatı artırmayı sürdürmek önemli bir başarıdır” dedi.</p>
<h2>Otomotiv ihracatı 3,6 milyar dolar</h2>
<p>Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği’nin (OİB) Ekim ayı ihracatı 3 milyar 659 milyon 192 bin dolar olarak gerçekleşirken, yılın 10 aylık dönemindeki ihracat toplamı da 31 milyar 550 milyon 222 bin dolara ulaştı.</p>
<p>Ekim ayında 100 milyon 430 bin dolar ihracat yapan Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği’nin (UTİB) bu yılın 10 aylık dönemindeki ihracatı ise 998 milyon 60 bin dolar düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Ekim ayında 63 milyon 370 bin dolar ihracat yapan Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği'nin (UHKİB), Ocak-Ekim dönemi ihracatı toplamı ise 699 milyon 380 bin dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Ekim ayında 23 milyon 194 bin dolar ihracat yapan Uludağ Meyve Sebze Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin (UMSMİB), bu yılın 10 aylık dönemindeki ihracatı ise 200 milyon 245 bin dolar düzeyinde gerçekleşti. </p>
<p>Ekim ayında 23 milyon 765 bin dolar ihracat gerçekleştiren Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB), 10 aylık dönemde toplam 203 milyon 164 bin dolarlık dış satışa imza attı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uibten-ekim-ayinda-42-milyar-dolarlik-ihracat-91552</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/2/1280x720/uibten-ekim-ayinda-42-milyar-dolarlik-ihracat-1793953535.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ İhracatçı Birlikleri’nin ekim ayı ihracatı 4,2 milyar dolar olarak gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olceginiz-kadar-kurumsallasin-1-91551</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 11:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ölçeğiniz kadar kurumsallaşın (1)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sevgili Annemin kendimi bildim bileli kullandığı bir lafı vardır; "kadarı kadar". Küçük yaşlardayken tam olarak anlamıyordum bu sözünü… Ama şimdi anladıklarımı aktarayım. Kâinatta ve tabiatta her şeyin bir ölçüsü ve dengesi var. İnsan sağlığına faydası olan şeyler bile lüzumundan fazla tüketildiklerinde faydadan çok zarar veriyor; bu durum, canlıların en çok ihtiyaç duydukları "su" için bile geçerli. İnsanlar da diğer canlılar gibi elbette tabiatın kanunlarına tabi. Dolayısıyla insanların bir araya gelerek oluşturdukları her türlü topluluk ve kurdukları yapılar da bu kanunlardan bağımsız değil; şirketler de öyle. Evet, bir ağacın gelişebilmesi için suya, güneşe ve besine ihtiyacı olduğunu hepimiz biliyoruz; ancak bunlardan herhangi birinin fazlası, gelişimi desteklemek bir yana, ağacın kurumasına dahi neden olabilir! İnsan vücudunun ihtiyaç duyduğu vitaminler, mineraller ve diğer besinler de aynı prensibe tabidir;  ihtiyaç duyulan kâfi miktar faydalıdır; ihtiyaçtan fazlası ise zararlıdır.</p>
<p>Aslında bu basit ama evrensel gerçek, şirket yönetimi açısından da son derece önemli bir ders içeriyor: <strong>Bir şeyin faydalı olması, onun sınırsız miktarda faydalı olacağı anlamına gelmez. </strong>İşte tam da bu nedenle, iş dünyasında neredeyse tartışmasız şekilde, "olumlu bir kavram" olarak kabul edilen "kurumsallaşma" konusuna farklı bir pencereden bakmamız gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Kurumsallaşmak mı, kurumsallaşmış görünmek mi?</strong></p>
<p>Kurumsallaşma kavramı, genellikle şirketler için gayet olumlu bir süreç veya olgu olarak kabul görür. Şirketin büyümesi, profesyonelleşmesi, sürdürülebilir bir yönetim anlayışına kavuşması, iş süreçlerinin standartlaşması, yetki ve sorumlulukların belirlenmesi, kişilere bağımlılığın azaltılması ve gelecek nesillere aktarılabilecek bir yönetim sistemi oluşturulması gibi hedefler bu kavramın doğal parçalarıdır. Bunların tamamı son derece kıymetlidir. Ancak burada gözden kaçırmamamız gereken önemli bir husus var: Bir şirket, mevcut ölçeğiyle, içinde bulunduğu koşullarla ve kendi gerçeklikleriyle orantılı bir şekilde kurumsallaşma sürecinde ilerliyorsa, bu olumlu ve gerekli bir gelişmedir. Diğer bir ifadeyle, <strong>ölçeği kadar kurumsallaşan şirketler doğru yoldadır.</strong></p>
<p>Aksi durumda kurumsallaşma adı altında oluşturulan gereksiz maliyetler, verimlilik sağlamayan yönetim katmanları, lüzumsuz prosedürler ve zaman kaybettiren bürokratik süreçler, şirketin gelişimine katkıda bulunmak yerine önünde ciddi bir engele dönüşebilir. Ne yazık ki günümüzde bazı şirketlerde kurumsallaşma, ihtiyaç duyulan yönetim sistemini oluşturmanın ötesine geçerek bir prestij meselesi hâline gelebiliyor. Şirket henüz belirli bir büyüklüğe ulaşmadan genel müdürlükler, direktörlükler, müdürlükler ve birbirini takip eden yönetim kademeleri oluşturuluyor. Birkaç kişinin kolaylıkla sonuçlandırabileceği konular için komiteler kuruluyor. Basit kararlar çok sayıda onay aşamasından geçiriliyor. Süreçleri hızlandırmak amacıyla kurulan sistemler, zamanla karar alma süreçlerini yavaşlatıyor. Bir süre sonra çalışanlar işlerini yapmak yerine, işlerini yapabilmek için gerekli onayları takip etmeye başlıyor. Şirketin enerjisi müşteriye, üretime, yeniliğe ve pazara odaklanmak yerine kendi içindeki bürokratik mekanizmayı işletmek için harcanıyor. Böyle bir yapıya gerçekten kurumsallaşmış diyebilir miyiz? Hayır; çünkü kurumsallaşmanın amacı şirketin kendi kendisini yönetmek için daha fazla enerji harcamasını sağlamak değil, "kaynaklarını daha verimli kullanarak, daha başarılı sonuçlar elde etmesini" mümkün kılmaktır.</p>
<p><strong>Tarih bize ne söylüyor?</strong></p>
<p>Kurumsallaşmanın ölçekle birlikte gelişmesinin önemini gösteren hem Türkiye'den hem de dünya iş tarihinden dikkat çekici örnekler var.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>Türkiye'den bir örnek: Vehbi Koç ve Koç Topluluğu</strong></p>
<p>Vehbi Koç'un 1917 yılında Ankara'da küçük bir bakkal dükkânıyla başlayan ticaret yolculuğu, Türkiye'nin en önemli sanayi topluluklarından birinin doğuşuna uzanır. Koç Topluluğu'nun tarihçesinde dikkat çekici bir dönüm noktası vardır. Vehbi Koç, şahıs firmalarının uzun ömürlü olmadıklarını görerek 1938 yılında girişimlerini anonim şirket yapısı altında toplamış ve Koç Ticaret A.Ş.'yi kurmuştur. Bu yapılanmada yöneticilerin ve çalışanların yönetime katılması da ilk kez kurumsal bir ilke olarak uygulamaya alınmıştır. Daha sonra üretim yatırımları, iş ortaklıkları ve farklı sektörlerdeki faaliyetlerle büyüyen topluluğun organizasyon ihtiyacı da doğal olarak değişmiştir. Yıllar süren yönetim ve organizasyon çalışmalarının ardından, 1963 yılında Koç Holding kurulmuştur. Buradaki önemli ayrıntı şudur: Koç Topluluğu, ilk ticaret faaliyetlerine başladığı gün bugünkü büyüklüğüne uygun bir yönetim yapısı kurmaya çalışmamıştır. İşletmenin ihtiyaçları geliştikçe organizasyon yapısını da geliştirmiştir. Önce küçük işletmenin ihtiyaçları, sonra anonim şirket yapısının gereklilikleri, ardından sanayileşmenin ve çok sektörlü büyümenin getirdiği holding yapılanması... Bu, <strong><em>kurumsallaşmanın şirketin gerçekleriyle birlikte ilerlemesinin değerli bir örneğidir.</em></strong></p>
<p><strong>Nejat Eczacıbaşı: Küçük bir laboratuvardan sanayi topluluğuna</strong></p>
<p>Türkiye'nin bir diğer önemli girişimcilik ve sanayileşme hikâyesi de Nejat Eczacıbaşı'nın girişimcilik yolculuğudur. 1942 yılında küçük bir laboratuvarda başlayan çalışmalar, zaman içerisinde önemli üretim yatırımlarına dönüşmüştür. 1950 yılında yalnızca 10 kişinin çalıştığı ve beş odadan oluşan ilaç işletmesini modern bir fabrikaya dönüştürmek amacıyla finansman arayışına giren Nejat Eczacıbaşı, 1952 yılında Türkiye'nin ilk modern ilaç fabrikasını faaliyete geçirmiştir. Bu örnek, girişimcilik ruhuyla başlayan bir işletmenin büyüdükçe üretim, kalite, teknoloji, finansman ve yönetim alanlarında daha gelişmiş yapılara ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Başka bir ifadeyle, şirketin büyümesi beraberinde yeni sorumluluklar ve yeni yönetim ihtiyaçları getiriyor. Önemli olan, bu <strong><em>ihtiyaçlar ortaya çıktığında doğru çözümleri geliştirebilmektir.</em></strong></p>
<p><strong>General Motors: Özgürlük ile kontrol arasındaki denge</strong></p>
<p>Dünya iş tarihinin en dikkat çekici yönetim modellerinden biri, General Motors'un 1920'li yıllarda Alfred P. Sloan döneminde geliştirdiği organizasyon anlayışıdır. Sloan, şirketin ilk dönemlerinde yaşanan koordinasyon ve hesap verebilirlik sorunlarını çözmek amacıyla "koordineli kontrol altında yerinden yönetim ve sorumluluk" yaklaşımını geliştirmiştir. Bu modelin temelinde çok önemli bir denge bulunuyordu: İşletme birimlerine kendi faaliyetlerini yönetebilecek yetkiler verilirken, şirket genelinde stratejik koordinasyon ve kontrol mekanizmaları oluşturuluyordu. Böylece her kararın merkezden verilmesi gerekmiyor, ancak her birim de kendi başına ve şirket bütününden bağımsız hareket etmiyordu. Bu yaklaşım, büyüyen organizasyonlarda yetki devri ile hesap verebilirliğin birlikte nasıl yürütülebileceğini gösteren önemli bir yönetim örneğidir. Buradan çıkarılması gereken ders, <strong><em>kurumsallaşmanın her şeyi merkezileştirmek demek olmadığıdır. Tam tersine, doğru kurumsallaşma, kararların mümkün olan en doğru yerde ve en doğru yetkiyle alınabilmesini sağlar.</em></strong></p>
<p><strong>Toyota: Daha fazla süreç değil, daha az israf</strong></p>
<p>Japonya'nın dünya üretim tarihine kazandırdığı en önemli yönetim yaklaşımlarından biri Toyota Üretim Sistemi'dir. Toyota'nın üretim felsefesinin temelinde, ihtiyaç duyulan ürünü, ihtiyaç duyulan zamanda ve ihtiyaç duyulan miktarda üretmek; hataları oluştuğu noktada tespit etmek ve süreçlerdeki israfı ortadan kaldırmak bulunur. <strong>Just-in-Time</strong> ve <strong>Jidoka</strong> olarak bilinen iki temel prensip üzerine kurulan bu sistem, "sürekli iyileştirme" anlamına gelen <strong>Kaizen</strong> anlayışıyla gelişmiştir.</p>
<p>Toyota'nın burada dikkat çeken yaklaşımı, üretim sürecini kontrol etmek için gereksiz katmanlar oluşturmak değil, çalışanların da sürecin iyileştirilmesine katılabildiği etkin bir sistem kurmaktır. Üstelik Toyota'nın üretim sistemi, yıllar içerisinde gelişmiş; şirketin ve tedarik zincirinin büyümesiyle birlikte daha geniş ölçekte uygulanabilir hâle gelmiştir.</p>
<p><strong><em>Toyota örneği bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: İyi bir sistem, işin üzerine yeni işler eklemek yerine gereksiz işleri ortadan kaldırır. </em></strong>Kurumsallaşmanın gerçek başarısı da tam olarak burada aranmalıdır.</p>
<p><strong>Büyük şirketlerin yaptığı hatalar: Organizasyonun kendi ağırlığı altında kalması</strong></p>
<p>Elbette büyük ölçekli şirketler de her zaman doğru yönetim sistemleri geliştiremiyor. Bu noktada Nokia'nın akıllı telefon pazarındaki gerileme süreci önemli bir örnek sunuyor. Bir dönem mobil telefon pazarının dünya liderlerinden biri olan Nokia'nın 2005-2010 yılları arasındaki performansını inceleyen Timo O. Vuori ve Quy N. Huy tarafından yapılan akademik araştırma, şirketin yaşadığı sorunların yalnızca teknolojik eksikliklerden ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Araştırmaya göre üst yönetimin dış rekabete ilişkin kaygıları, orta kademe yöneticilerin ise kendi yöneticilerinden ve çalışma arkadaşlarından duydukları çekinceler, kurum içindeki iletişim süreçlerini olumsuz etkilemişti. Orta kademe yöneticilerin olumsuz bilgileri üst yönetime aktarmakta isteksiz davranması, üst yönetimin şirketin teknolojik kapasitesi hakkında gerçeğinden daha iyimser değerlendirmeler yapmasına neden olmuştu. Burada mesele yalnızca bürokratik işlem sayısı değildi. Asıl sorun, organizasyonun kendi içindeki iletişim ve yönetim mekanizmalarının doğru bilginin karar vericilere ulaşmasını zorlaştırmasıydı. Bu örnekten çıkaracağımız ders çok önemldir: <strong><em>Bir şirkette yönetim katmanları ve hiyerarşi arttıkça bilgi akışı yavaşlıyor, çalışanlar karar vericilere ulaşamıyor ve gerçekler yönetime olduğu gibi aktarılamıyorsa, o organizasyon büyüklüğünün getirdiği avantajları kendi içindeki yapısal sorunlarla kaybetmeye başlayabilir. </em></strong>Dolayısıyla büyük olmak, iyi yönetilmek için tek başına yeterli değildir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olceginiz-kadar-kurumsallasin-1-91551</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ölçeğiniz kadar kurumsallaşın (1) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/binance-olayi-bir-uyari-siber-saldiri-gercek-hayati-vuruyor-91528</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Binance olayı bir uyarı, siber saldırı gerçek hayatı vuruyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Dijital Dönüşüm ve Siber Güvenlik Derneği (DDSGB) Başkanı Taner Çıtak, küresel kripto para platformu Binance’de yaşanan saldırı ile 6.3 milyar dolarlık kaybın bir uyarı niteliği taşıdığını, sadece finansal ya da ekonomik değil, banka, hastane ve kamu sistemleri dahil tüm sistemlere yönelik olarak olası siber saldırıların gerçek hayatı vurmaya başladığını belirtti. Çıtak, tüm kurum ve kuruluşların bu alanda güçlü bir güvenlik sağlaması gerektiğini kaydetti.</p>
<p>Çıtak bazı basın mensuplarına yazılı olarak yaptığı değerlendirmesinde, Binance’in dünyanın en büyük kripto para platformu olduğunun altını çizdi. Yakın zamanda ABD’de bir hastanenin uğradığı saldırı nedeniyle ambulans kabul etmeyi durdurduğu ayrıca Seçimleri takip eden ABD federal kurumlarına sızma girişimi sonrası faaliyeti durdurmak zorunda kaldığını hatırlattı. Bu bilgisayarın ele geçirilmesiyle, yine Binance açıklamasına göre platformun para çekme işlemlerinin yürütüldüğü bölüme sızıldığını belirten Çıtak, 6.3 milyar doların 20 dakika içinde çekildiğini kaydetti. Saldırıyla ilişkili hesaplardaki 3 milyar doların başka gruplarca dondurulduğu bilgisinin verildiğini de hatırlatan Çıtak, “Bu olaydan çıkarılacak asıl ders şu: Milyarlarca dolarlık güvenlik yatırımı yapan bir şirkette bile zincirin en zayıf halkası tek bir çalışanın bilgisayarı olabiliyor” uyarısında bulundu.</p>
<p>Bu tür olayların “uzakta olan-biten olaylar” olarak görülmemesi gerektiğini, Türkiye’de kamu hizmetleri ve bankacılıkta yoğun sayısallaşma yaşandığını hatırlatan Çıtak, bu nedenle, kripto varlık kullanıcıları, bankacılık ve ödeme sistemleri, hastaneler, kamu hizmetleri, enerji, su ve iletişim altyapısı, tedarikçi ve yazılım zincirleri ile devlet destekli saldırgan gruplarının yaratabileceği sorunlar nedeniyle risk olarak görülmesi gerektiğini anlattı. Çıtak, kritik sektörlerde acil hazırlık kontrolü, kripto varlık platformları için daha sıkı güvenlik şartları, hastaneler için “sistem çöktüğünde” ne yapılacağına dair plan, ortak tatbikatlar, kurum çalışanlarının cihaz koruması, dış tedarikçiler üzerinden sızma ihtimaline karşı önlem, yedeklerin ayrı merkezde tutulması önerildi. Çıtak, vatandaşları ise sahte mesajlar, hesap hareketlerinin takibi ve kripto varlıkların saklanması konusunda uyardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/binance-olayi-bir-uyari-siber-saldiri-gercek-hayati-vuruyor-91528</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/binance.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital Dönüşüm ve Siber Güvenlik Derneği Başkanı Taner Çıtak, Binance’de meydana gelen saldırı ile 6.3 milyar dolarlık kaybın bir uyarı niteliği taşıdığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-gecinememe-nedenleri-ve-gelir-dagilimi-sikintisi-91525</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye&#039;de geçinememe nedenleri ve gelir dağılımı sıkıntısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ALİ TOPCUBAŞI</strong></p>
<p>​Ekim ayında enflasyonun %2,58 artışla yıllık %30 sınırına dayanması ve yılın son iki ayında geçen yılın üzerindeki gerçekleşmelerle %30'u aşma olasılığı, 2023 yılında başlatılan ve bu yıl için tek haneli (%10'un altı) enflasyon hedefleyen ekonomi programının sorgulanmasına yol açmaktadır.</p>
<p>​Avrupa Birliği'nde enflasyon %3 seviyelerinde seyrederken merkez bankalarının faiz indirim döngüsüne girmesi veya faiz politikasını esnetmesi beklenirken, Türkiye'de yüksek enflasyona rağmen faiz indirim beklentilerinin gündeme gelmesi enflasyondan ziyade üç yıldır sürdürülen programın iş hayatını ve reel sektörü getirdiği tıkanıklıktan kaynaklanmaktadır. Bu programın, özellikle dar ve sabit gelirli kesimler için hayat pahalılığını katlanılamaz boyutlara ulaştırdığı görülmektedir.</p>
<p>​Eurostat ve gelir dağılımı verileri incelediğinde durumun vahameti netleşmektedir:</p>
<p>​Harcama Kalıplarındaki Eşitsizlik: Türkiye'de dar gelirli hane halklarının harcanabilir gelirlerinin yaklaşık %77'si gıda harcamalarına gitmektedir. Oysa AB ülkelerinde gıdanın toplam harcamalar içindeki payı ortalama %15 ila %20 bandındadır.</p>
<p>​- <strong>Gıda dışı kalım gücü:</strong> Kişi başı gelirin Türkiye'de yaklaşık 18.103 dolar, AB ortalamasında ise yaklaşık 40 bin dolar olduğu kabul edilirse;</p>
<p>​Türkiye'de: Gelirin yaklaşık 14 bin doları gıdaya harcandığında, bir kişinin gıda dışındaki tüm ihtiyaçları (barınma, enerji, ulaşım, eğitim, sağlık) için yıllık bazda geriye yalnızca 4 bin 100 dolar civarında bir tutar kalmaktadır.</p>
<p>​- <strong>AB ortalama sınırında:</strong> Gıda harcaması sonrasında hane halkının elinde gıda dışı harcamalar için yıllık 24 bin ila 30 bin dolar bandında bir bütçe kalmaktadır.</p>
<p>​- <strong>Fiyat-gelir uyumsuzluğu:</strong> Avrupa'nın birçok ülkesinde et, süt, peynir ve temel gıda maddelerinin mutlak fiyat bazında dahi Türkiye'deki market fiyatlarından daha uygun olduğu bilinmektedir.</p>
<p>​Sonuç olarak; gıda harcamalarından sonra elde kalan yıllık 4 bin 100 dolarlık (aylık yaklaşık 340 dolar) bütçenin, fahiş oranlarda artan yıllık kira ve konut giderlerini dahi karşılaması imkânsızdır. Düşük ve orta gelir grubunun yaşadığı derin geçim sıkıntısı ve feryat tam olarak bu matematiksel tablodan kaynaklanmaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-gecinememe-nedenleri-ve-gelir-dagilimi-sikintisi-91525</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;de geçinememe nedenleri ve gelir dağılımı sıkıntısı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hiperenflasyonun-yankilari-91524</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hiperenflasyonun yankıları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enflasyon, yalnızca mal ve hizmet fiyatlarının sürekli yükselmesi değildir. Aynı zamanda toplumun ekonomik davranışlarını, tüketim alışkanlıklarını, tasarruf tercihlerini ve geleceğe ilişkin beklentilerini derinden etkileyen psikolojik bir olgudur. Özellikle hiperenflasyon deneyimi yaşamış toplumlarda fiyat artışlarının geçmişte bıraktığı izler, ekonomik koşullar değişse bile uzun süre silinmemektedir. Bu durum, geçmiş enflasyon maruziyeti ile geleceğe yönelik enflasyon beklentileri arasında güçlü bir bağlantı bulunduğunu göstermektedir.</p>
<p>Hiperenflasyon, genel olarak fiyatların olağanüstü hızla yükseldiği, paranın satın alma gücünün kısa sürede büyük ölçüde ortadan kalktığı ekonomik süreçtir. Böyle dönemlerde insanlar yalnızca bugünkü fiyatlarla değil, yarın karşılaşacakları fiyatlarla da mücadele etmek zorunda kalırlar. Ücretlerin sürekli değer kaybetmesi, birikimlerin erimesi ve temel ihtiyaçlara ulaşmanın zorlaşması, toplumun ekonomik hafızasında kalıcı izler bırakır.</p>
<p><strong>Geçmiş deneyimler ekonomik</strong></p>
<p><strong>hafızayı oluşturuyor</strong></p>
<p>Bir ülkede hiperenflasyon yaşandığında bunun etkileri yalnızca o dönemin ekonomik göstergeleriyle sınırlı kalmaz. Fiyatların hızla yükseldiği dönemleri yaşayan bireyler, sonraki yıllarda enflasyon düşük seviyelere gerilese bile fiyat artışlarına karşı daha duyarlı davranabilirler. Çünkü geçmişte yaşanan kayıplar, gelecekte benzer bir durumun yeniden ortaya çıkabileceği düşüncesini güçlendirir.</p>
<p>Bu noktada ekonomik hafıza kavramı önem kazanır. Ekonomik hafıza, bireylerin geçmiş ekonomik gelişmelerden edindikleri deneyimleri bugünkü kararlarına yansıtmalarıdır. Örneğin geçmişte parasının değerini hızla kaybettiğini gören bir vatandaş, bugün enflasyonun gerilediğine ilişkin açıklamalara rağmen tasarruflarını yerel para yerine altın, döviz veya gayrimenkulde değerlendirmeyi tercih edebilir.</p>
<p>Bu davranışın temelinde yalnızca getiri arayışı değil, geçmişte yaşanan kayıpların tekrarlanmasından duyulan endişe de bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Beklentiler enflasyonu besleyebilir</strong></p>
<p>Enflasyon beklentileri, ekonomik kararların şekillenmesinde belirleyici rol oynar. Çalışanlar ücret pazarlıklarında gelecekteki fiyat artışlarını dikkate alırken işletmeler maliyetlerini ve satış fiyatlarını belirlerken beklenen enflasyonu hesaba katar. Tüketiciler ise fiyatların daha fazla yükseleceğini düşünüyorsa ihtiyaçlarını öne çekerek bugünden alışveriş yapabilir.</p>
<p>Bu davranışlar bir araya geldiğinde beklenti kaynaklı enflasyon ortaya çıkabilir. Başka bir ifadeyle, gelecekte fiyatların yükseleceği düşüncesi bugünkü fiyat artışlarını hızlandırabilir.</p>
<p>Özellikle geçmişte yüksek veya hiperenflasyon yaşamış toplumlarda bu mekanizma daha güçlü çalışabilir. Çünkü ekonomik aktörlerin beklentileri yalnızca güncel enflasyon rakamlarına değil, geçmiş deneyimlere de dayanır. Bu nedenle merkez bankalarının faiz artırması veya para politikasını sıkılaştırması tek başına yeterli olmayabilir. Toplumun enflasyonun kalıcı biçimde düşeceğine inanması da gerekir.</p>
<p><strong>Türkiye açısından ekonomik hafızanın önemi</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisi açısından bu konu ayrıca değerlendirilmelidir. Uzun yıllar yüksek enflasyonla mücadele etmiş bir toplumda fiyat artışlarına karşı duyarlılığın güçlü olması şaşırtıcı değildir. Vatandaşın markette, pazarda, kirada ve faturalarında karşılaştığı fiyatlar, açıklanan resmi enflasyon oranlarından bağımsız olarak kendi ekonomik algısını oluşturur.</p>
<p>Örneğin yıllık enflasyonun gerilemesi, fiyatların eski seviyelerine dönmesi anlamına gelmez. Fiyat artış hızının yavaşlaması ile hayat pahalılığının azalması birbirinden farklıdır. Vatandaşın geçmişte yaşadığı satın alma gücü kaybı devam ediyorsa enflasyon beklentilerinin kısa sürede iyileşmesini beklemek gerçekçi değildir.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'de dezenflasyon politikalarının başarısı yalnızca aylık TÜFE rakamlarıyla ölçülmemelidir. Ücretlerin satın alma gücü, kira artışları, gıda fiyatları, tasarruf davranışları ve tüketici güveni de birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Güven oluşturmak zaman istiyor</strong></p>
<p>Hiperenflasyonun veya uzun süreli yüksek enflasyonun bıraktığı izleri silmek, fiyat artışlarını yavaşlatmaktan çok daha zor bir süreçtir. Çünkü ekonomik güven bir kez zedelendiğinde yeniden oluşturulması zaman alır.</p>
<p>Bu noktada para politikasında öngörülebilirlik, mali disiplinde kararlılık, şeffaflık ve kurumsal güven büyük önem taşır. Ekonomi yönetiminin hedeflerini sık sık değiştirmemesi, açıklanan programlarla uygulamalar arasında tutarlılık sağlaması ve enflasyonla mücadelede topluma güven vermesi gerekir.</p>
<p>Ayrıca gelir dağılımının korunması ve düşük gelirli kesimlerin satın alma gücünün desteklenmesi de beklentilerin iyileştirilmesine katkı sağlayacaktır. Çünkü ekonomik istikrarın toplumsal karşılığı, vatandaşın geleceğe güvenle bakabilmesidir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak</strong>, hiperenflasyonun yankıları geçmişte kalmış bir ekonomik olayın hatırasından ibaret değildir. Bu deneyimler, bugünün tüketim, tasarruf, yatırım ve ücret kararlarını etkilemeye devam eder. Enflasyonla mücadelede başarı sağlamak isteyen ülkeler yalnızca para miktarını, faiz oranlarını ve fiyat endekslerini yönetmekle yetinmemelidir. Aynı zamanda toplumun ekonomik hafızasını ve beklentilerini de dikkate almalıdır.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki fiyat istikrarı yalnızca rakamlarla sağlanmaz. Vatandaşın parasına, geleceğine ve ekonomi yönetiminin kararlılığına yeniden güven duymasıyla kalıcı hâle gelir. Türkiye'nin enflasyonla mücadelesinde en önemli hedeflerden biri de geçmişin olumsuz ekonomik deneyimlerini geleceğin güven ortamına dönüştürmek olmalıdır.</p>
<p>Kaynak: TCMB</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hiperenflasyonun-yankilari-91524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hiperenflasyonun yankıları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ev-alamayanlar-neden-restoranlari-dolduruyor-91521</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ev alamayanlar neden restoranları dolduruyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye'nin son yirmi yılında kişi başına gelir arttı, tüketilebilen mal ve hizmetler çeşitlendi. Otomobil sahipliği yaygınlaştı; daha fazla insan üniversiteye gitti, seyahat etti, eskiden lüks sayılan ürünlere erişti. Ama ülkenin ortalama olarak zenginleşmesi, herkesin ekonomik geleceğinin aynı ölçüde iyileştiği anlamına gelmiyor.</strong></p>
<p>Geçenlerde Ekonomim'de dikkatimi çeken bir haber okudum. ABD'de tüketiciler restoranlara daha seyrek gitmeye başlayınca bundan peçete üreticileri etkilenmiş. Habere göre haftada en az bir kez restoranda yemek yiyenlerin oranı 2019'da yüzde 53 iken 2026'da yüzde 39'a düşmüş. Restoranların siparişleri azalınca peçete, kağıt havlu, bardak ve ambalaj üreticileri de daralmayı hissetmiş. Bir akşam yemeğinden vazgeçmenin, hiç tanımadığımız bir üreticinin bilançosuna kadar uzanan sonuçları var.</p>
<p>Haberi okurken aklıma Türkiye geldi. Bizde sanki tam tersi bir manzara var. Özellikle büyükşehirlerde restoranlar, kafeler, alışveriş merkezleri, havaalanları kalabalık. Hafta sonu popüler bir restoranda yer bulmak kolay değil. Üstelik bütün bunlar, insanların hayat pahalılığından ve geçim sıkıntısından yakındığı bir dönemde yaşanıyor. İnsanların alım gücü baskı altındaysa restoranlar neden dolu?</p>
<p>Elbette kalabalık restoranlar bütün toplumun durumunu göstermiyor. Kimlerin ne sıklıkla dışarıda yemek yediğini, gelirlerinin ne kadarını harcadığını bilmiyoruz. Ama üzerinde düşünmeye değer bir ihtimal var: Bazı insanlar ekonomik geleceklerinden daha az umutlu oldukları için bugün daha fazla tüketiyor olabilir mi?</p>
<h2>Zenginleşirken uzaklaşan hedefler</h2>
<p>Türkiye'nin son yirmi yılında kişi başına gelir arttı, tüketilebilen mal ve hizmetler çeşitlendi. Otomobil sahipliği yaygınlaştı; daha fazla insan üniversiteye gitti, seyahat etti, eskiden lüks sayılan ürünlere erişti. Ama ülkenin ortalama olarak zenginleşmesi, herkesin ekonomik geleceğinin aynı ölçüde iyileştiği anlamına gelmiyor. Kişi başına gelir verileri, gelirin kimlere gittiğini ve insanların ne kadar servet edinebildiğini söylemez.</p>
<p>TÜİK'in 2025 verilerine göre en yüksek gelirli yüzde 20 nüfus, toplam kullanılabilir gelirin yüzde 48'ini alırken en düşük yüzde 20'nin payı yüzde 6,4. Gelir dağılımı bile hikâyenin tamamı değil. Çünkü gelir başka, servet başka. Düzenli maaşı olan bir kiracıyla daha düşük gelire sahip ama yıllar önce ev almış birinin ekonomik güvencesi aynı değil. Konut fiyatları yükselirken birinin serveti büyüyor, diğerinin ev sahibi olma hedefi uzaklaşıyor. Aynı gelişme, farklı kesimler için zıt sonuçlar yaratabiliyor.</p>
<p>Gürdal Aslan ve Mine Durmaz Aslan'ın 2026'da yayımlanan, TÜİK'in 2006-2023 verilerine dayanan araştırması bu dönüşüme ışık tutuyor. Türkiye'de orta sınıf 2017'ye kadar genişliyor, sonrasında daralıyor. Daha önemlisi, orta sınıfın ekonomik güvencesi aşınıyor. Geliriyle geçinmekte zorlandığını veya çok zorlandığını söyleyenlerin oranı 2017'de yüzde 11 iken 2023'te yaklaşık yüzde 29'a çıkıyor. Kiracıların gelirlerinden kiraya ayırdıkları ortalama pay da yüzde 19'dan yüzde 25'e yaklaşıyor.</p>
<p>Araştırmanın önemli bir nüansı var: Orta sınıfın bazı yaşam koşulları 2023'te hâlâ 2006'dan daha iyi. Ancak 2017'ye göre belirgin bir gerileme söz konusu. Demek ki geçmişe kıyasla daha çok tüketebilmekle yakın geçmişte kazanılmış ekonomik güvenceyi korumak aynı şey değil. Orta sınıfa mensup olmak, orta sınıfın alışıldık hayat standartlarını sürdürebilmek anlamına gelmeyebiliyor.</p>
<p>Yirmi, otuz yıl önce üniversite mezunu olmak, özellikle kentli orta sınıf için belirli bir hayat planının başlangıcıydı: Düzenli işe girilecek, tasarruf edilecek, bir otomobil ve ev alınacaktı. Bu hedefler herkes için erişilebilir değildi; krizler, işsizlik ve enflasyon da yeni sorunlar değil. Ama eğitimli ve düzenli çalışan bir kesim için maaşı zamanla kalıcı bir varlığa dönüştürme beklentisi daha güçlüydü. Tatilden veya dışarıda yemekten vazgeçmek, sonunda evin peşinatına ulaşılacağına inanılıyorsa anlamlıydı.</p>
<p>TCMB'nin 2003-2014 hanehalkı verilerini inceleyen bir araştırması, genç kuşakların ev sahibi olma olasılığının daha düşük, konut borcu taşıma olasılığının ise daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bu bulgu son yüksek enflasyon döneminden önceye ait. Kuşaklar arasında konuta erişimdeki ayrışmanın kökleri daha eskiye uzanıyor.</p>
<h2>Tasarruf ne için yapılır?</h2>
<p>Üniversite diploması artık eskisi kadar ayırt edici değil. Yükseköğretime erişimin yaygınlaşması iyi bir gelişme; fakat diploma, iyi ücretli ve güvenceli işe otomatik geçiş sağlamıyor. Aslan ve Aslan'ın araştırmasında orta sınıf içindeki üniversite mezunlarının payı 2006'da yüzde 4,5 iken 2023'te yüzde 18'e yükseliyor. Çalışan orta sınıf içinde ücretlilerin payı da yaklaşık yüzde 63'ten yüzde 80'e çıkıyor. Daha eğitimli, daha fazla maaşa bağımlı bir orta sınıf görüyoruz; fakat eğitim ve düzenli çalışma eskisiyle aynı ekonomik güvenceyi garanti etmiyor.</p>
<p>Üstelik önceki kuşakların bazı ekonomik güvenceleri de bugünün gençleri için aynı ölçüde mevcut değil. Erken emeklilik ve bazı çalışanların yararlanabildiği toplu emeklilik ödemeleri artık aynı hayat planının parçaları değil. Çalışma hayatı uzuyor ama sonunda ne kadar güvenceye ulaşılacağı belirsizleşiyor. İşte burada tasarrufun anlamı değişmeye başlıyor.</p>
<p>Bir ev için her ay para biriktiren bir insan düşünelim. Birikiminin zamanla ev peşinatına dönüşeceğine inanıyorsa ve ev taksitlerini ödeyebileceğine bugünkü harcamalarını erteleyebilir. Ama yıllarca biriktirse de konut fiyatlarına yetişemeyeceğini düşünüyorsa fedakârlığının karşılığı gözünde küçülür. Tasarrufun ekonomik gerekliliği ortadan kalkmaz; beklenmedik harcamalar ve yaşlılık için yine birikim gerekir. Değişen, tasarrufu motive eden büyük hedefin ulaşılabilirliğidir.</p>
<p>Bu kişi biriktirmeyi tümüyle bırakmayabilir. Yatırım yapabilir, ailesine destek olabilir. Ama ev için ayırmayı düşündüğü paranın bir bölümünü seyahate, dışarıda yemeğe veya başka deneyimlere yönlendirebilir. Çünkü kısa bir tatil, güzel bir akşam yemeği, yeni bir telefon hâlâ ulaşılabilirdir. Ev ise giderek uzaklaşan bir hayal olabilir.</p>
<p>Gençlerin kahveye, restorana, seyahate para harcamasını sorumsuzluk diye nitelemek kolay. Oysa burada bir teşvik meselesi var. İnsan gelecekte büyük bir kazanım elde edebileceğine inanıyorsa bugünkü tüketiminden daha kolay vazgeçer. Hedef ulaşılmaz görünüyorsa bugünün küçük ödülleri daha değerli olabilir. Yüksek enflasyon da bu hesabı değiştiriyor: Birikimin satın alma gücünü korumak güçleşiyor. Hem paranın değer kaybetmesinden kaçınma isteği hem de büyük hedefin uzaklaşması tüketim tercihlerini etkileyebilir.</p>
<p>Elbette herkesin böyle bir tercih yapma imkanı yok. TÜİK'in 2025 Hanehalkı Bütçe Araştırması'na göre en düşük gelirli yüzde 20'lik grupta konut ve kiranın tüketim bütçesindeki payı yüzde 38,7, gıdanınki yüzde 29,2. Toplam neredeyse yüzde 68. Bu haneler için mesele tatil mi restoran mı seçmek değil, zorunlu ihtiyaçları karşılayabilmek.</p>
<p>Türkiye'de tek bir tüketici yok. Zorunlu harcamalarını kısmak zorunda kalanlar var; yüksek geliri ve serveti sayesinde rahat tüketenler var. Bir de arada, düzenli geliri olduğu halde varlık edinme imkanı daralanlar. Benim özellikle dikkat çekmek istediğim grup bu sonuncusu. Kalabalık restoranları yalnızca bu kesimin davranışıyla açıklayamıyoruz. Turizm, kentleşme, gelir dağılımı ve değişen alışkanlıklar da etkili. Konut alamayanların harcamalarını restoranlara kaydırdığını gösteren bir mikro veri elimizde yok. Burada söz konusu olan kanıtlanmış bir nedensellik değil, üzerinde düşünmeye değer bir iktisadi ihtimal.</p>
<p>Yine de bu ihtimal işletmeler açısından önemsiz değil. Uzun vadeli birikimin bir bölümü bugünkü hizmet tüketimine yöneliyorsa restoranlar, kafeler, seyahat şirketleri ve tedarikçileri bundan yararlanabilir. ABD'de restoran talebindeki düşüş peçete üreticisini etkilerken, Türkiye'de bazı tüketim kalemlerindeki canlılık benzer tedarik zincirlerini ters yönde destekleyebilir. Ancak canlı ciro, müşterilerin uzun vadeli refahının da arttığını göstermez.</p>
<p>Bugünün üniversite mezunu anne babasının gençliğinde hayal edemeyeceği teknolojilere erişebiliyor, başka ülkelere uçabiliyor, farklı mutfakları deneyebiliyor. Ama anne babasının sahip olduğu evi satın almayı hayal edemeyebilir. Bir kuşak hem ev hem otomobil alabilirken sonraki için otomobil ulaşılabilir, ev uzak bir hedef olabilir. Tüketim imkanları genişlerken servet edinme fırsatları daralabilir. Bir toplumun ortalama geliri yükselirken bazı insanların gelecek hayalleri küçülebilir.</p>
<p>Restoranların doluluğuna bakıp herkesin durumunun iyi olduğuna karar vermek de dışarıda yemek yiyen gençleri tasarruf etmemekle suçlamak da eksik bir değerlendirme. Asıl soru şu: İnsanlar bugün harcamayı daha çok istedikleri için mi seçiyorlar, yoksa yarın için biriktirmenin onları eskisi kadar ileri götürmeyeceğini düşündükleri için mi?</p>
<p>Kalabalık restoranlar her zaman zenginleşen bir toplumun işareti olmayabilir. Bazen geleceğini kurmakta zorlanan bir orta sınıfın bugünü yaşama biçimini de anlatır. Peki, bütün bunlar bugünün eğitimli ve çalışan gençleri için geçerliyse, yapay zeka çağında meslek sahibi olacak gençleri nasıl bir gelecek bekliyor? Bu çok daha büyük ve önemli bir soru. O da başka bir yazının konusu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gelir başka, servet başka</span></h2>
<p>Aynı maaşı alan iki kişinin ekonomik durumu birbirinden çok farklı olabilir. Biri yıllar önce satın aldığı evde otururken diğeri gelirinin önemli bölümünü kiraya ayırıyor olabilir. Konut fiyatları yükseldiğinde ev sahibinin serveti büyür, kiracının ev sahibi olma hedefi ise uzaklaşabilir. Bu fark özellikle kuşaklar arasında önem kazanıyor. Üstelik bugünkü tüketim düzeyi bu ayrışmayı her zaman göstermiyor. Aynı restoranda yemek yiyen iki kişiden biri ekonomik güvencesini çoktan sağlamış, diğeri ise geleceği için birikim yapmakta zorlanıyor olabilir. Dolayısıyla refahı yalnızca ne kadar tükettiğimizle değil, kazandığımız gelirle nasıl bir gelecek kurabildiğimizle de değerlendirmeliyiz.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p>Ekonomim (31 Ekim 2026), “Restorana gitmeyen tüketici, peçete üreticisini de vurdu.” https://www.ekonomim.com/ekonomi/restorana-gitmeyen-tuketici-pecete-ureticisini-de-vurdu-haberi-927675</p>
<p>Aslan, Gürdal ve Mine Durmaz Aslan (2026), “The Rise and Decline of Turkey’s Middle Class,” New Perspectives on Turkey.</p>
<p>TÜİK (2025), Gelir Dağılımı İstatistikleri, 2025.</p>
<p>TÜİK (2026), Hanehalkı Tüketim Harcaması, 2025.</p>
<p>Ceritoğlu, Evren (2017), “Disentangling Age and Cohorts Effects on Home-Ownership and Housing Wealth in Turkey,” TCMB Çalışma Tebliği 17/06.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ev-alamayanlar-neden-restoranlari-dolduruyor-91521</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ev alamayanlar neden restoranları dolduruyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmodan-arz-sikintisina-karsi-misir-stoku-91555</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO&#039;dan arz sıkıntısına karşı mısır stoku</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toprak Mahsulleri Ofisinden (TMO) yapılan açıklamada, Türkiye'de bu yıl mısır üretiminin yaklaşık 8,1 milyon ton düzeyinde gerçekleşmesinin beklendiği, büyüyen yem sektörünün ihtiyaçları doğrultusunda tüketimin arttığı kaydedildi.</p>
<p>İhtiyaç duyulacak stok miktarının ise kamu ve özel sektörün dış tedarikiyle tamamlandığı belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı'nda gelinen süreçte yaşanan lojistik problemler, mısır tedarikimizde önemli yeri bulunan bu ülkelerden sevkiyatları durma noktasına getirmektedir. Ülkemize ulaşan sınırlı miktardaki ithal ürüne yönelik yoğun talep ise olağan piyasa seviyelerinin üzerinde fiyat tekliflerine ve yurt içi fiyatlarda dalgalanmalara neden olmaktadır. Bu koşullar, hasat tamamlanmadan tedbir alınmasını gerekli kılmaktadır."</p>
<p>Hasadın sürdüğü mevcut dönemde piyasa fiyatlarının, üreticilerin ürünlerini iyi fiyatlarla değerlendirmelerine imkan sağladığı ifade edilen açıklamada, "Önceliğimiz, yerli ürünün değerini bulması, ticaretin kesintisiz sürmesi ve sanayimizin ham maddeye erişiminin korunmasıdır. Bu doğrultuda TMO, ilerleyen aylarda yaşanabilecek arz sıkışıklığına karşı stoklarını ihtiyaten takviye etmektedir." bilgisi verildi.</p>
<p>Açıklamada, bu tedbirle, ilerleyen dönemde piyasa fiyatlarının istikrarlı ve öngörülebilir seyretmesinin, ani fiyat dalgalanmalarının ve spekülatif hareketlerin önlenmesinin amaçlandığı vurgulanarak, "Gıda enflasyonuyla kararlı mücadele kapsamında, mısır kullanan sektörlerde ham madde kaynaklı ani maliyet artışlarının ve bunların tüketici fiyatlarına yansımasının önüne geçilmesi hedeflenmektedir." ifadesi kullanıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmodan-arz-sikintisina-karsi-misir-stoku-91555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/5/1280x720/misir-1793954579.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO, Rusya-Ukrayna Savaşı&#039;nın mısır sevkiyatında yol açtığı aksaklıklar ve artan iç talep nedeniyle olası arz sıkıntısına karşı stoklarını takviye ettiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oztiryakiler-hostech-2026ya-katilacak-91548</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Öztiryakiler, Hostech 2026’ya katılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Öztiryakiler'in, 10-14 Kasım 2026 tarihlerinde TÜYAP’ta düzenlenecek Hostech by TUSİD’de mutfaklara yönelik kapsamlı ürün portföyünü sektör profesyonelleriyle buluşturacağı bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göe, profesyonel mutfaklarda verimlilik, ekipmanların performansı kadar süreçlerin birbiriyle uyumlu çalışmasına da bağlı. Öztiryakiler de her yıl yoğun ilgi ile beklenen en geniş kapsamlı ürün çeşidine sahip standında, bu yaklaşımla geliştirdiği ürün ve teknolojileri Hostech by TUSİD 2026’da tanıtacağını duyurdu.</p>
<p>Şirket, 11A holünde üç ayrı stantta ziyaretçilerini ağırlayacak.</p>
<p>Öztiryakiler'in, fuarda soğutma çözümleri, kombi fırınlar, bulaşık makineleri, pişirme ekipmanları, hazırlık makineleri, kafe ve bar ekipmanları başta olmak üzere geniş ürün portföyünü sergileyeceği belirtildi. </p>
<p><strong>130’dan fazla ülkeye ihracat</strong></p>
<p>Verilen bilgiye göre Öztiryakiler, profesyonel mutfak sektörüne yönelik geniş ürün portföyüyle 130’dan fazla ülkeye ihracat yapıyor.</p>
<p>Türkiye’den ve dünyanın farklı pazarlarından sektör profesyonellerini bir araya getiren Hostech by TUSİD, yeni teknolojilerin ve iş birliklerinin değerlendirildiği önemli bir buluşma noktası oluşturuyor.</p>
<p>Öztiryakiler, fuar boyunca müşterileri, distribütörleri ve iş ortaklarıyla gerçekleştireceği görüşmelerle yeni projeleri değerlendirmeyi ve uluslararası iş ağını geliştirmeyi hedefliyor. Açıklamada şirketin, üretim gücü, geniş ürün portföyü ve Ar-Ge çalışmalarıyla profesyonel mutfak sektörünün değişen ihtiyaçlarına yönelik çözümlerini tanıtmaya devam ettiği vurgulandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oztiryakiler-hostech-2026ya-katilacak-91548</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/8/1280x720/oztiryakiler-1793952582.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Öztiryakiler, üç ayrı Ar-GE çalışmasıyla geliştirdiği yeni nesil çözümleri ve mutfaklara yönelik kapsamlı ürün portföyünü TÜYAP’ta düzenlenecek Hostech by TUSİD’de tanıtacağını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-ayda-ihale-ve-yatirim-kazandirdi-borc-ve-marj-baskisi-hisseleri-eritti-91534</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 ayda ihale ve yatırım kazandırdı, borç ve marj baskısı hisseleri eritti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 100 kapsamındaki şirketlerden geçen 10 ayda en yüksek getiriyi önemli ihaleler kazanan ve kapasite büyüten firmalar gerçekleştirdi. Tekfen Holding yılbaşından bu yana %171 primle öne çıktı. Maliyet baskısı ve borç yapılandırmasıyla uğraşan 10 hissedeyse kayıplar %63’e vardı. </strong></p>
<p>Yılın geride kalan 10 ayında piyasa, soyut beklentiler yerine bilançoya doğrudan döviz ve nakit akışı sağlayacak somut iş bağlantılarını ödüllendirdi. İştirakinin gerçekleştirdiği iş ortaklığıyla 54,4 milyar TL’lik Pursaklar-Esenboğa Raylı Sistem işini yapacak olan Tekfen Holding, yılbaşından bu yana %171 çıkışla BIST 100’ün getiri lideri oldu. Onu %109,7 ile Ahlatcı Doğalgaz izledi. Bulgaristan’da 10 milyon euroluk otokorkuluk anlaşması yapan Kıraç Galvaniz %107 yükseldi. Tüpraş %97,25 çıkarken, 10,35 milyon euroluk çekici ve dorse yatırımıyla filosunu büyüten Reysaş Lojistik %95 getiri sağladı.</p>
<h2>İhracat ve teknoloji fiyatı destekledi</h2>
<p>Astor Enerji, özellikle ABD’li firmalardan aldığı işlerle dikkat çekiyor. Yılbaşından bu yana gelen döviz bazlı işler 75,6 milyar TL’ye denk geliyor. Enerji maliyetini düşürmek için 3,95 milyar TL’lik GES yatırımına başlayan Kardemir (D) %61,52 değer kazandı. Geride kalan sürede aldığı siparişler 657,6 milyar TL’ye ulaşan Aselsan ise %52,68 prim yaptı. Bağlı ortaklığı üzerinden Bozdoğan ve Efeler’de doğal gaz dağıtımı yapmak üzere lisansı EPDK tarafından onaylanan Enerya ise %48,24 yükseldi.</p>
<h2>Borç ve marj erimesi sorun</h2>
<p>Kayıp listesinin zirvesinde ise kâr marjı daralan ve finansman yükü ağırlaşan şirketler yer alıyor. Romanya’da tesis kurma kararı ve 21,3 milyon dolarlık solar cam siparişine rağmen esas faaliyet kârı sert düşen Europen Endüstri, yılbaşından bu yana %62,93 ile en çok düşen hisse oldu. Geçtiğimiz ay 500 milyon dolarlık eurobond borcunu yapılandırmak için yatırımcılara iki ayrı takas teklifi sunan Vestel %53 gerilerken, Uber ile mutabakat imzalamasına rağmen dokuz aylık dönemde 2,66 milyar TL zarar yazan 1000 Yatırımlar Holding %58,78 eridi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed73871bc64-1793946503.png" alt="" width="999" height="546" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>LİKİT Mİ, LİKİT OLMAYAN MI?</strong></p>
<p><strong>Likit</strong>; manevra özgürlüğü, krizden kaçış, fırsat avcılığı, parçalı satış, şeffaf fiyat. Aşırı dalgalanma, tüketim tuzağı, sabırsızlık, sürekli takip.</p>
<p><strong>Likit olmayan</strong>; uzun vade, psikolojik korunma, üretim gücü, enflasyon sigortası. Hantal yapı, zararına satış, fırsat maliyeti, bölünemezlik.</p>
<p><strong>Konut stoğu olan şirket, yıl sonunda 5,7 milyar liralık hasılat elde etmeyi hesaplıyor</strong></p>
<p>Avrupakent GYO'nun yıl sonunda kârını toparlama ihtimali var mı? ● Nihat Bezci</p>
<p>Nihat; Avrupakent GYO'nun yöneticisi yılı 5,7 milyar TL hasılatla kapatmayı öngörürken mevcut konut stoğundan 1,7 milyar TL gelir beklediğini ifade ediyor. Şirketin geçen yıl 8,5 milyar TL gelir elde ettiği nazara alındığında geçen yıl gibi düşen bir hasılat beklentisi öne çıkıyor. Firma, TEM'deki projesinde bağımsız bölümlerin satışına başlarken, Forum Trabzon ve Bodrum'daki yeni projelerle kira gelirinin artırılması hedefleniyor. Portföyün %94'ü kira getirili mülklerden oluşuyor. Şirket, dokuz aylık dönemde gelirini %33, kârını ise %19 düşürdü.</p>
<p><strong>İştiraki yıl içinde ikinci defa Savunma Bakanlığının ihalesinden iş almayı başardı</strong></p>
<p>Dardanel'in Savunma Bakanlığı'ndan aldığı ihale yeni bir alan açar mı? ● Musa Püskül</p>
<p>Musa, Dardanel'in tam konsolide iştiraki Dardanel Dağıtım, geçtiğimiz temmuzda Milli Savunma Bakanlığı'ndan 536,4 milyon TL tutarlı bir ihale kazandı. İhtiyaç halinde tutar %20 artabilecek. Teslimatların yarısı ağustosta, kalanı şubat ayında yapılacak. İştiraki ocakta da yine MSB'den 494,3 milyon TL tutarlı ihale kazanmıştı. Bu itibarla alınan işler yeni bir gelişme değil. Şirket yılın ilk yarısında satışlarını %11 azaltarak 6,9 milyar TL'ye geriletirken, dönem sonunu 1,18 milyar TL zararla kapattı. Gelirini artıracak tedbirler geliştirebilmeli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>PHK fonu, faizsiz hisse senetlerine yönelerek bir yılda %16 getiri sağladı</strong></p>
<p>Phillip Portföy'ün yönettiği Katılım Hisse Senedi Fonu (PHK), Haziran 2025'ten bu yana işlem görüyor. Yılın ilk yarısında yukarı yönlü bir eğilim sergilese de mayısta yataya döndü. Eylülde test ettiği 1,69 TL'nin ardından da aşağı yönlü bir hareket sergiliyor. Toplam büyüklüğü son iki aydır geriliyor. Kasım başı itibariyle toplam piyasa büyüklüğü 32,3 milyon TL'ye indi. Yaşanan küçülmede ekimde 30,1 milyon TL tutarındaki nakit çıkışı etkili oldu. Yatırımcısı mayıstan bu yana yatayda olsa da şimdilerde sayı 243 seviyesinde ve önceki iki aya göre geriledi. Temel stratejisi, faizsiz finans ilkelerine uygun biçimde borsada işlem gören şirketlerin paylarına yatırım üzerine kurulu. Portföyün %84,61'i hisse senetlerinden, %11,67'si ise yatırım fonlarından oluşuyor. Son bir yıllık performansı %16,08 düzeyinde.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Midas Menkul Değerler, %47,42 bileşik faizle 370 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Midas Menkul Değerler, 03.11.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 370.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %40,75, bileşik faizi %47,42 olarak belirlendi. 91 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 03.02.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %10,16 düzeyinde. 4 Kasım itibarıyla TLREF %35,86 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Midas'ın verdiği %40,75 basit faiz, TLREF'in yaklaşık 4,89 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFMIDS22715 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed735d8bd67-1793946461.png" alt="" width="975" height="236" /><strong>DOĞUŞ OTOMOTİV</strong></p>
<p><strong>Binek araç üretimi gerçekleştirmek için Volkswagen ile niyet mektubu imzaladı</strong></p>
<p>Doğuş Otomotiv, Volkswagen binek otomobillerin Türkiye'de üretilmesini değerlendirmek üzere Volkswagen Grup Şirketleri ile niyet mektubu imzaladı. İş ortağının şirketin geliri içindeki payı %40,35 gibi hayli yüksek bir seviyede duruyor. İfade edilen niyetin gerçekleşmesi halinde söz konusu stratejik iş birliği, katma değerli ve yeni nesil teknolojilerin Türkiye pazarına sunulmasını sağlayacak. Ayrıca otomotiv sektöründe iç üretimi canlandıracak bir gelişme olacak. Ancak kararlaştırılsa dahi böylesi bir girişimin kısa vadede sonuçlanmayacağı göz ardı edilmemeli.</p>
<p><strong>ASTOR ENERJİ</strong></p>
<p><strong>ABD'li şirketle toplam 35 adet transformatörün satışı konusunda anlaşmaya vardı</strong></p>
<p>Astor Enerji, ihracat pazarlarındaki büyüme ivmesini ABD'deki bir firma ile imzaladığı yeni sözleşmeyle sürdürüyor. Firma, 25 adet dağıtım ve 10 adet güç transformatörü olmak üzere toplam 35 adet ürün tedariki için 33,5 milyon dolarlık sözleşme imzaladı. Tutar güncel kurdan yaklaşık 1,66 milyar TL'ye denk geliyor. Açıklamada teslimatın önümüzdeki aralıktan başlayarak 2027 sonuna kadar partiler halinde gerçekleştirileceği belirtildi. Siparişin toplam bedeli, yıllık hasılatının %4,7'sine denk geliyor. Yıl başından bu yana aldığı işler ise yıllık gelirinin %181'ini geçti.</p>
<p><strong>BATIÇİM ÇİMENTO</strong></p>
<p><strong>Batı Garage Ar-Ge Merkezi için gerekli onayı alırken teşviklerden yararlanacak</strong></p>
<p>Batıçim, teknolojik yetkinliklerini artırma ve sürdürülebilirlik vizyonu doğrultusunda hayata geçirdiği Batı Garage Ar-Ge Merkezi için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından gerekli onayı aldı. İlgili mevzuat kapsamında teşvik ve muafiyetlerden yararlanma hakkı kazanan merkez, İzmir çimento sektöründe bu statüye sahip ilk tesis olma unvanını taşıyor. Ar-Ge birimi çatısı altında; düşük karbonlu çimento üretimi, alternatif hammadde ve yakıt kullanımı, karbon yakalama teknolojileri ve dijital üretim süreçleri üzerine odaklanılarak küresel regülasyonlara uyum sağlayacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Ofis Yem'in fiyatı bir yıldır zayıf seyrederken son iki ayda artan ivmeyle düştü</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed733b9f8f2-1793946427.png" alt="" width="292" height="237" />Ofis Yem'de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %24,42 ile toplamda 50,1 bin artarak 255,2 bin lota çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 5'ten 6'ya yükseldi. TAR fonu 50,1 bin lot ile alım yapan tek fon konumunda bulunurken satış tarafında yer alan olmadı. Ofis Yem için 2026 yılında öneride bulunan herhangi bir kurum olmadı. Hissede İş Portföy'ün IDH fonu 138,8 bin lot ile en fazla paya sahip. Ak Portföy'ün ilk kez alım yapan TAR fonundan ayrı olarak BDY fonunda da 25,5 bin lot bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-ayda-ihale-ve-yatirim-kazandirdi-borc-ve-marj-baskisi-hisseleri-eritti-91534</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 10 ayda ihale ve yatırım kazandırdı, borç ve marj baskısı hisseleri eritti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-simdi-savunma-sanayinin-prescisi-91529</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> O şimdi ‘savunma sanayinin’ presçisi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hasan Büyükdede’yi tanımayan bilmeyen sanayici yoktur. Kendisi, Türkiye’nin ilk ‘uçak mühendislerinden’ ve 1977’den beri ‘fabrika yapan fabrika sahibi’ bir sanayicimiz. 2018’den itibaren 4,5 yıl Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcılığı da yaptı. Savunma sanayimizin en güçlü ‘üretim kümelenmelerinden’ olan Saha İstanbul’un, Hadımköy’deki Teskoop Özel Endüstri Bölgesi’nin de kurucusu. MÜSİAD, İTO, İSO, MAKFED gibi iş dünyasının en muteber örgütlerinde önemli görevlerde bulundu. Peki, bu günlerde ne yapıyor?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed6a846d611-1793944196.jpg" alt="" width="455" height="700" />Hasan Büyükdede ile müşterilerinin genellikle ‘sanayinin tekkesi’ dedikleri Hadımköy’deki fabrikasında buluştuk. Önce bunu sordum; ‘neden buraya sanayinin tekkesi’ diyorlar? Yanıtı kısa ve öz oldu: “Çünkü, Hidromode olarak, hidrolik pres ve hidrolik makinalar üretiyoruz ve bunlar bir fabrikanın en temel makineleridir. Beyaz eşya, otomotiv, uçak, gemi, tren, savunma sanayi, lastik, plastik, kompozit, demir çelik sanayilerindeki fabrikalara üretim yapıyoruz. Çok büyük presler makinelerimiz, Mercedes’ten TOFAŞ’a, Arçelik’ten Siemens’e, Roketsan’dan TEİ-TUSAŞ’a kadar 100’lerce dev fabrikada hizmet veriyor. Sayıları 850’yi aştı. Türkiye dışında 30 ülkeye de iş yaptık. Son dönemde savunma sanayimize iş yetiştirmekle meşgulüz çok şükür. Bizim müşteriler bizden genellikle standart ürün-pres almak için gelmez, ‘ben şöyle bir üretim yapacağım, şu özelliklerde ve şu konularda da sorunumu çözecek bir makine lazım’ derler ve biz onu, dinler, anlar, çalışır ve yaparız. Çok büyük tonajlı preslerin üretimlerini yaparız. Bir de tabii sanayicilerimizin sadece dertleşmek için fabrikamıza gelmeleri de söz konusu ve ayrıca bu sebeple de buraya ‘sanayinin tekkesi’ derler. Kapımız hep açıktır.”</p>
<h2>Üniversitede hoca olmaktan nasıl yırttık? </h2>
<p>Hidromode A.Ş’yi 1977’de üç ortak kurduklarını belirten Hasan Büyükdede, şöyle anlatıyor girişimcilik öyküsünü: “Ben Konyalı, bir esnaf çocuğuyum. Dört kardeştik. Burası aile ve çalışanların en baştan ortak olduğu bir şirkettir. Konya Lisesi’ni bitirdikten sonra uçak mühendisi olmak istedim ve 1972’de İTÜ’den makine mühendisi olarak mezun oldum. Uçak kürsüsünde hoca olarak kalacaktım. Bir hocamız ‘illa uçak kürsüsüne seni alacağız’ diyordu. Öğrencilikte bir araştırma yapmıştım ve o, kitap olmuştu. Ancak, uçak malzemeleri hocam Mehmet Çapa dedi ki ‘oğlum bırak buraları, sen piyasa adamı görünüyorsun.’ Sınıf arkadaşım Koray Ergun vardı o da üniversitede kalacaktı. Mehmet Çapa ikimizin koluna girdi, binanın önüne kadar geldik ve ‘S..tirin gidin buradan, alın şu adrese işiniz hazır’ dedi. Bizi Sefaköy’deki İmbat Makine’ye gönderdi. Başında Timur ve eşi Rozita İmrak vardı. Almanya’da mühendislik yapmış bir sanayici abimiz ve eşi. Dehşet adamdı ve bize büyük iyilikleri oldu. Biz de hoca olmaktan böylece yırttık. Başladık işe, Almanya’ya gidiliyor, geliniyor, derken orada 5 yıl çalıştık ve makine üretiminde Alman ekolünü iyice öğrendik. Almanya’ya sürekli hidrolik pres fabrikasına gidiyorduk, sonra onların lisansı ile Türkiye’de üretimlere başladık. O sıralarda 16 ay askerliğimi de yaptım. Sonra sınıf arkadaşlarımızdan Mehmet Engin Kılıç da bize katıldı ve sanayi tipi mutfak üretmek için ilk şirketimiz Modelüks’ü 1977’de 150 metrekarelik bir atölyede kurduk. Önce, üretim için lazım makineleri kendimize ürettik.</p>
<h2>“Kendi makinelerimizi yapınca iş değişti” </h2>
<p>Hidrolik Abkant Pres, Makas yaptık. Hibrit adını verdiğimiz bir de tezgah yaptık. Kendi makine parkımızı görenler bizden ‘abkant presler’ istemeye başladı. Sacı kesme, bükme, form verme, kaynak yapma ve kaynak aparatları hepsini yapar olduk. Bütün sac işleme camiası hücum etti. ‘En iyisi bunu bir makine fabrikasına dönüştürelim’ dedik. 350 metrekarelik bir yer daha kurduk ve abkant giyotini gece gündüz üretiyoruz, yetiştiremiyoruz. Bu arada endüstriyel mutfak da devam etti. Bir süre sonra yerimiz dar geldi. 1986’da Hidromode’yi Beylikdüzü’nde 1500 metrekare yere taşıdık. Almanya’dan, Suriye’den de yoğun siparişler geldi ilk ihracatları da öyle yaptık. 2000 yılına kadar Beylikdüzü’nde devam ettik. Sonra Hadımköy’deki bu arsayı aldık ve yeni fabrika kurduk. Burada bir kümelenme de oldu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">MİLLİ MUHARİP UÇAĞIMIZ KAAN’A DESTEK OLUYORUZ”</span></h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed6a3dbf29c-1793944125.jpg" alt="" width="800" height="428" />Hidromode AŞ. Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Büyükdede, şöyle konuşuyor: “Biz fabrikamızda çok özel nitelikli büyük makineler üretiyoruz. Bugüne kadar çok sayıda anahtar teslimi tesis geliştirdik ve teslim ettik. Savunma sanayimizin acil ihtiyacı olan kompozit presleri, uçak üretiminde kullanılan form verme preslerini ve mühimmat preslerini ürettik. Halen üretmeye de devam ediyoruz. Şu anda çok heyecanlı olduğumuz projelerimiz var. Firma olarak en büyük idealimiz, milli muharip uçağımız Kaan’ın bir an önce tam anlamıyla devreye girmesidir. Bunun için bütün imkânlarımızla destek vermeye gayret ediyoruz. Aynı zamanda Milli Savunma Bakanlığımıza bağlı Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü ve MKE’ye de her konuda destek oluyoruz. Bizim kapasitemizi Savunma Sanayi dolduruyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-simdi-savunma-sanayinin-prescisi-91529</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ O şimdi ‘savunma sanayinin’ presçisi! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurtulmustan-fon-degerlendirmesi-burunlarindan-fitil-fitil-getirilmeli-91527</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurtulmuş’tan fon değerlendirmesi: Burunlarından fitil fitil getirilmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, yatırım fonlarına ilişken gelişmeleri değerlendirirken, “Geçiştirilecek, ihmal edilecek bir konu değil. Kimler bulaşmışsa burunlarından fitil fitil getirilmeli. Milletimizin beklentisi de adaletin gereği de budur” dedi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunan Hırvatistan Meclis Başkanı Gordan Jandroković ile ortak basın toplantısı düzenledi. Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan TBMM Başkanı Kurtulmuş’a, son günlerin en önemli konusu fon soruşturmasının hatırlatılması üzerine, “ciddi ve derin bir kriz” diye değerlendirerek şöyle dedi:</p>
<p>“Bunun üzerine çok açıklıkla gidilmesi şarttır. Bu işe karışan, haksız kazanç elde eden, haram paranın peşinde koşan, kim varsa kime ulaşıyorsa kime kadar gidiyorsan bunlardan hesap sorulması milletimizin beklentisidir. Fon krizi ile ilgili görevli olan makamlarda oturan kamu görevlileri arkadaşlarımızın eğer hataları kusurları bir takım ihmalleri varsa onlardan da hesap sorulmalıdır. Bu konu geçiştirilecek, ihmal edilecek bir konu değildir. Kimler bu işe bulaşmışsa burunlarından fitil fitil getirilmelidir. Adalet Bakanımızın çizdi o çerçevenin de önemli olduğunu düşünüyorum. Türkiye artık bu mesele ile vakit kaybetmemeli.” </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tüccar tutuklamaları ve hal yasası</span></h2>
<p>Türkiye’de son dönemdeki en dikkat çekici operasyonlardan biri, büyük ölçekli olarak ihracat ve zincir mağazalara taze sebze- meyve tedarik eden tüccarlara yönelik oldu. O tarihten bu yana aylık enflasyon açıklamalarında taze sebze-meyvelerde bir o bir bu “artış şampiyonu” olmayı sürdürdü. Soruşturmaların nasıl ilerlediğine yönelik hali hazırda kamuoyuna yansıyan bir bilgi yok. Ancak, iyi giden 2025 ve 2026 yağışlarının Türkiye’de bir bolluk oluşturduğu da ortada. Fiyatlara yansımaması ise yapısal sorunun devam ettiğinin işareti. Hal yasası da bir kez daha gündemde. Bu ortamda yapısal sorunlara, işgücü sorunlarına, hal sisteminin istismar edilerek çiftçilerin varlığı, geliri, vatandaşların beslenme hakkıyla oynanmasına yönelik sorunların devam ettiği de ortada. Bütün bunlara ilave olarak bir de tutuklanan tüccarların uzun süredir anlaşmalı oldukları çiftçilerin ürünlerini toplatmadığı bilgisi eklendi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">385 gıda ürünü AB'de riskli bulundu</span></h2>
<p>Avrupa Birliği Gıda ve Yem Hızlı Alarm Sistemi kayıtlarına göre, Türkiye’den 385 gıda ürünü AB’de riskli bulundu. Verilere göre; 2026 yılının ilk on ayında 385 bildirim yapıldı, bunların 278’i ciddi risk olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Veriler CHP Niğde Milletvekili Ömer Gürer’e ait. Gürer, “Avrupa Birliği Gıda ve Yem Hızlı Alarm Sistemi ülkemizden gönderilen gıda ürünleriyle ilgili ret kararı vermektedir. 2025 yılında 486 üründe verilen ret kararı 2026 yılının ilk on ayında 385 bildirime erişmiş bulunmaktadır.</p>
<p>Bildirim türleri; 284 sınır reddi, 60 dikkat bildirimi, 23 alarm bildirimi olarak kayıtlara geçerken, 278 kayıt ciddi risk, 39’u ise potansiyel risk olarak bildirilmiştir” dedi. Verilere bakıldığında, öne çıkan kayıtlarda meyve ve sebze grupları 296 ürünle ilk sırada yer alıyor ve tüm kayıtların yüzde 77’sini oluşturuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurtulmustan-fon-degerlendirmesi-burunlarindan-fitil-fitil-getirilmeli-91527</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/numan-kurtulmus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurtulmuş’tan fon değerlendirmesi: Burunlarından fitil fitil getirilmeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotivden-sonra-celikte-de-ilginc-zamanlar-golgesi-91520</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivden sonra çelikte de ‘ilginç zamanlar’ gölgesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bakan Bolat, Türk çelik üreticilerinin Avrupa tedarik zincirlerinden dışlanmasının AB üreticilerinin rekabet gücünü zayıflatacağı, düşük karbonlu çeliğin dolaşımını sınırlayan ticaret kısıtlamalarının yeşil dönüşümü engelleyebileceği uyarısını yaptı.</strong></p>
<p>İstanbul’da yapılan Çelik Zirvesi’nde Made in EU bazlı ‘değer zincirleri’ tartışması yaşandı. Avrupalı sektör temsilcileri ‘otomotivde’ Türkiye’deki üretici ve ihracatçıları devre dışı bırakan rejimi çelikte de önerince ortam gerildi.</p>
<h2>Değer zincirlerini Avrupa içinde tutmak</h2>
<p>Çelik İhracatçıları Birliği’nin (ÇİB) koordinasyonunda ve TCC A.Ş.’nin organizasyonuyla İstanbul’da Swissôtel The Bosphorus’ta düzenlenen Steel Networking Summit’in ilk gününün ikinci oturum panelinde Avrupa Çelik Üreticileri Birliği EUROFER Direktörü Alessandro Sciamarelli, otomotiv dışındaki sektörleri de kapsayacak şekilde “Bütün değer zincirlerini Avrupa içinde tutmak istiyoruz.” diyerek Made in Europe kapsamında atılan adımları savundu ve “Avrupa olarak komponentlerin birleştirildiği bir merkez hâline gelmek istemiyoruz. Bunun için acil kararlar alındı.” ifadesini kullandı. Panel konuşmacıları arasında yer alan Van Bael &amp; Bellis Uluslararası Ticaret Hukuku Danışmanı Fabrizio Di Gianni ve ArentFox Schiff LLP Uluslararası Ticaret Hukuku Danışmanı Matthew Nolan da EUROFER temsilcisini destekledi.</p>
<p>Bunun üzerine Global Resources Partners Yönetim Kurulu Başkanı eski Büyükelçi Mehmet Öğütçü, “Çok rahatsız oldum, cevap vermek zorundayım.” diyerek ilave söz aldı ve “Bütün değer zincirlerini Avrupa içinde tutmak ifadesini kabul etmiyorum.” tepkisini gösterdi.</p>
<p>EUROFER Direktörü Alessandro Sciamarelli Made in EU yorumunda neler söyledi? “Bu girişim benim anladığım kadarıyla acil bir şekilde yapmamız gereken bir şeydi. Son iki üç yıldır Avrupa’da yüksek üretim maliyetleri, enerji maliyetleri ile ilgili şoklar yaşadık. Bu şokların analizinden sonra yeni regülasyonlar yaptık.</p>
<p>Otomotiv endüstrisinin içerisinde ve diğer sektörlerde acilen tutarlı bir strateji oluşturmamız gerekiyordu ki bütün üretim değer zincirini Avrupa’da tutalım ve bu bağlamda da bütün üretim içeriklerinin nihai ürüne gelene kadarki kısmının da Avrupa’da yapılmasını sağlayalım. Avrupa eğer bunu yapmazsa, o zaman Avrupa, başka yerlerde üretilen komponentlerin bir araya getirildiği tek yer hâline gelecektir.</p>
<p>Bu nedenle bütün değer zincirlerini Avrupa içinde tutmak istiyoruz. Bu, bütün üretim mekanizması için gerekli, geçerli ve acilen yapılması gerekiyor. Bozulmayı gösteren rakamlar çelik endüstrisinin yanı sıra başta otomotiv olmak üzere başka birçok üretim endüstrisi için de geçerli. Gerçekten son derece endişe verici bir şey bu.” şeklinde konuştu.</p>
<p>ArentFox Schiff LLP Uluslararası Ticaret Hukuku Danışmanı Matthew Nolan da aynı konuda çelik sektörünün tarifelerle korunmasının kolay olduğunu, son uygulamalarla sübvansiyonlara karşı antidamping önlemleri alınmasının da ötesine geçtiklerine dikkat çekerek “Kazananların ve kaybedenlerin olduğu bir ortam. Günün sonunda kaybedenler çoğunlukta. Dampinge karşı önlemler zaten alınıyordu. Ancak endüstri politikası olması için bunların da ötesine geçmemiz gerekiyordu. Belli sektörleri büyütmeyi istemeniz hâlinde çok seçici önlemler gerekiyordu.” değerlendirmesini yaptı.</p>
<h2>Oyunun adı hız, değişim ve uyum sağlamak</h2>
<p>Tepki Global Resources Partners Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Öğütçü’den geldi: “Çok kısa bir şekilde söylemem gerekiyor. Değer zincirlerinin Avrupa ile sınırlı tutulması söyleminden rahatsız oldum. Demek ki korumacılık prosesi Avrupa’da da devam edecek. ABD’nin yüksek tarife politikasını biliyoruz. Trump, devlet sübvansiyonu ve krediler konusunda da çok etkili. Çin’de ne tür sorunların olduğunu hepimiz biliyoruz, dünya üretiminin yarısını yapıyor. Hindistan da ihtiyacı olanı üretiyor.</p>
<p>Fuat Tosyalı’nın neler söylediğini hatırlıyorum. Dünya değişti, bizler ticaret oyununun kurallarını yeniden yazıyoruz. Teknoloji değişiyor, küresel öncelikler, iş modelleri değişiyor. Dönüşümün merkezindeyiz. Bu dönüşümün ne olduğunu bilenler, gerçekte neyin değiştiğini anlayanlar ve dönüşümü tetikleyenlerin neler olduğunu bilenler, aslında çelik endüstrisinin başını çekerek dönüşümün itici güçleri olacak ve ön saflarda yer alacaklar. Dolayısıyla oyunun adı hız, değişim ve uyum sağlamak olacak.”</p>
<p>Otomotivden sonra çelikte yaşanan tablo sürpriz mi? Aslında Ticaret Bakanı Ömer Bolat toplantının açılışında çelikte de ‘dışlanma riski’nin altını çizerek ABD’nin çeliğe uyguladığı ek gümrük vergileri ve AB’nin ithalat kotaları ve koruma önlemlerinin, Türk üreticilerinin ve ihracatçılarının pazara erişimini zorlaştırdığını belirtmiş ve Türkiye’nin Avrupa sanayisi için ‘güvenilir tedarikçi’ rolünü ön plana çıkarmıştı. Bakan Bolat, Türk çelik üreticilerinin Avrupa tedarik zincirlerinden dışlanmasının AB üreticilerinin rekabet gücünü de zayıflatacağı konusunda uyarıda bulunarak hurda bazlı, düşük karbonlu çeliğin dolaşımını sınırlayan ticaret kısıtlamalarının yeşil dönüşüm hedeflerini engelleyebileceğine de dikkat çekmişti.</p>
<p>ÇİB Yönetim Kurulu Başkanı ve Dünya Çelik Birliği Başkan Yardımcısı Uğur Dalbeler de sektörde kapasite artışlarının ihracat baskısını artırdığını ve korumacılığı teşvik ettiğini, geniş kapsamlı ticaret kısıtlamalarının rekabetçi üreticilere zarar verdiğini belirterek karbon düzenlemelerinin ek ticaret engellerine dönüşmemesi konusunda uyarıda bulunmuştu.</p>
<h2>‘Avrupalı’ olabilme şartı</h2>
<p>Çelikte farklı sürprizlerin çıkabileceğine ilişkin bir saptama da Made in EU konusunda kapsamlı çalışmalar yapan TEPAV İnovasyon Çalışmaları Program Direktörü Selin Arslanhan’dan geldi. Arslanhan bu hafta başında açıklanan raporunda, Türkiye’yi dışarıda bırakan Almanya-Fransa uzlaşmasını içeren yeni belgenin CO2 filo standartlarındaki süper kredileri tüm “Made in Europe” elektrikli araçlara genişlettiğini ve düşük karbonlu çelik ve alüminyum kullanan araçlara daha yüksek çarpan tanıdığını ifade ederek bu tanımla Türk tedarikçilerin bileşenlerinin Avrupa içeriği sayılmadığını, düşük karbonlu Türk çeliğinin de bu yüksek çarpandan yararlanamayacağına dikkat çekti.</p>
<p>Sadece bu kadar da değil. Arslanhan, Avrupa Parlamentosu için hazırlanan Made in EU ‘coğrafi kapsam ve içerik’ koşullarına ilişkin bir rapordaki 3 etki senaryosuna göre, çelikte AB için en kazançlı tercihin, kamu alımlarına katılabilmek için gerekli olan menşe şartının yani ‘Avrupalı’ olabilme şartının, 27 AB ülkesi ile sınırlı olduğu senaryo olduğuna ve gerçekleşme olasılığı yüksek olan bu senaryoda da Türkiye’nin otomotivdeki gibi dışarıda kaldığına dikkat çekti.</p>
<p>Mehmet Öğütçü’nün çelik toplantısındaki konuşmasında kaotik durumları betimlemek için kullandığı Çin atasözüne atıfla bitirelim: Otomotivde, çelikte ve diğerlerinde yaşananlara ve yaşanacak olanlara bakılırsa, Çinlilerin “İlginç zamanlarda yaşayasın” bedduası, sanki bizim temel sanayi sektörlerimiz için söylenmiş gibi. Çünkü belirsizliğin otomotiv ve çelikten diğer sektörlere sıçrayacağı kaotik günler ardı sıra geliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotivden-sonra-celikte-de-ilginc-zamanlar-golgesi-91520</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotivden sonra çelikte de ‘ilginç zamanlar’ gölgesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-calisanlarin-sosyal-guvenliginde-isverenler-nelere-dikkat-etmeli-91519</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı çalışanların sosyal güvenliğinde işverenler nelere dikkat etmeli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye'de çalışan yabancılar, kural olarak Türk vatandaşlarıyla aynı sosyal güvenlik hükümlerine tabi tutuluyor. Ancak geçici görevlendirme, uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri ve özel statüler bazı istisnalar getiriyor. İşverenlerin çalışma izni, SGK bildirimi ve prim süreçlerini birlikte takip etmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Türkiye'de çalışan yabancılar kural olarak Türk çalışanlarla aynı esaslara göre sigortalı sayılmaktadır. Geçici görevlendirme ve sosyal güvenlik sözleşmeleri ise işverenlerin yakından takip etmesi gereken istisnaları oluşturmaktadır.</p>
<p>Türkiye'de yabancı uyruklu çalışan istihdamı arttıkça, bu çalışanların sosyal güvenlik yükümlülükleri de işverenlerin gündeminde daha fazla yer almaktadır. Hangi yabancı çalışanın Türk sosyal güvenlik sistemine tabi olacağı, hangi hâllerde sistemin dışında kalacağı ve işverenin ne zaman hangi bildirimi yapması gerektiği, uygulamada sıkça gündeme gelen konular arasında bulunmaktadır.</p>
<p>Yazımızda, yabancıların sosyal güvenliğinde temel kuralı, istisnaları ve işverenlerin dikkat etmesi gereken hususları ele alacağız.</p>
<h2>Yabancı çalışan da Türk çalışan gibi sigortalı sayılmakta</h2>
<p>Türkiye'de yabancıların sosyal güvenliğini düzenleyen ayrı bir kanun bulunmamaktadır.</p>
<p>Konu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun yanı sıra Uluslararası İşgücü Kanunu ve sosyal güvenlik sözleşmeleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Kanun, sigortalıyı tanımlarken vatandaşlığı değil <strong>çalışma şeklini</strong> esas almaktadır. Bu nedenle sigortalılığın belirleyici ölçütü uyrukluk değil, kişinin çalışma biçimi ve hukuki statüsüdür.</p>
<p>5510 sayılı Kanun'un 4’ncü maddesine göre, Türkiye'de bir işverene bağlı olarak iş sözleşmesiyle çalışan yabancılar 4/a (SSK) kapsamında sigortalı sayılmaktadır. Dolayısıyla yabancı çalışan, bir Türk vatandaşı gibi kural olarak zorunlu sigortalı olurken, işverenin bildirim ve prim ödeme yükümlülükleri de aynen devam etmektedir.</p>
<h2>Sözleşmeli ülke vatandaşlarına önce sözleşme uygulanmakta</h2>
<p>Kanun metninde yer alan <em>"mütekabiliyet esasına dayalı olarak uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ülke uyruğunda olanlar hariç"</em> ifadesi, sözleşmeli ülke vatandaşlarının sigorta dışında bırakıldığı şeklinde anlaşılmaması gerekmektedir. Bu kişiler bakımından öncelikle ilgili sözleşme hükümleri uygulanmakta; sözleşmede düzenleme bulunmayan hâllerde ise 5510 sayılı Kanun devreye girmektedir. Örneğin Türkiye'de çalışan İsviçre vatandaşları ile daimi ikametgâhı Birleşik Krallık'ta bulunan Birleşik Krallık vatandaşları hakkında kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası uygulanıyor. Uzun vadeli sigorta kolları ise SGK'ya ayrıca talepte bulunulması hâlinde uygulanıyor.</p>
<h2>Geçici görevlendirmelerde mükerrer sigortalılığı önleyecek kural</h2>
<p>Uygulamada sıkça gündeme gelen konulardan biri, yurt dışındaki bir kuruluş tarafından Türkiye'ye geçici görevle gönderilen kişilerin durumudur.</p>
<p>5510 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (e) bendi uyarınca, uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla, yabancı bir ülkede kurulu bir kuruluş tarafından ve o kuruluş adına ve hesabına <strong>Türkiye'ye üç ayı geçmemek üzere bir iş için gönderilen ve yabancı ülkede sosyal sigortaya tabi olduğunu belgeleyen</strong> kişiler sigortalı sayılmamaktadır. Buradaki amaç, aynı kişinin aynı çalışma nedeniyle birden fazla ülkede prim ödemesini, yani mükerrer sigortalılığı önlemektir.</p>
<p>Uygulamada üç ihtimalin birbirinden ayırılması gerekmektedir.</p>
<p>- Çalışan geldiği ülkede sigortalı olduğunu belgeleyemiyorsa, çalışmaya başladığı tarihten itibaren Türkiye'de sigortalı sayılmaktadır.</p>
<p>- Çalışan geldiği ülkede sigortalı, ancak o ülkeyle Türkiye arasında sosyal güvenlik sözleşmesi yoksa üç aylık süre uygulanmakta, üçüncü ayın bitiminden sonra işe giriş bildirgesi verilerek sigortalılık başlatılmaktadır.</p>
<p>- Çalışan sözleşmeli bir ülkeden geliyorsa, sözleşmede öngörülen süre boyunca, ilgili ülkenin sosyal güvenlik kurumundan alınan formüler ibraz edilmek kaydıyla Türkiye'de sigortalılık başlatılmamaktadır.</p>
<p>Sözleşmeli ülkeler için geçerli süreler birbirinden farklı düzenlenmiştir. Örneğin Lüksemburg için 12 ay geçici çalışma ve 12 ay uzatma olmak üzere toplam 24 ay, Kebek için ise 60 aya kadar süre öngörülmüştür. Formüler veya yurt dışında sigortalı olunduğunu gösteren belge sunulamaması durumunda, çalışan çalışmaya başladığı tarihten itibaren sigortalı yapılması ve sigorta primlerinin ödenmesi gerekmektedir.</p>
<h2>Bağımsız çalışan yabancılarda ölçüt ikamet</h2>
<p>Yabancılar, gerekli izinleri almaları şartıyla bağımsız olarak da çalışabilmekte ve 4/b (Bağ-Kur) kapsamında sigortalı olabilmektedir.</p>
<p>Bağımsız çalışan yabancılar bakımından belirleyici ölçüt, Türkiye'de ikamet edilip edilmediğidir. Sosyal güvenlik sözleşmeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla, Türkiye'de ikamet eden ve kendi adına ve hesabına çalışan yabancılar, yurt dışındaki sigortalılıkları veya aylık almaları sonucu değiştirmeksizin 4/b kapsamında sigortalı sayılmaktadır. Buna karşılık yurt dışında ikamet eden ve o ülkenin sosyal güvenlik mevzuatına tabi olan bağımsız çalışanlar, 5510 sayılı Kanun'un 6. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği sigortalı sayılmamaktadır.</p>
<h2>Bazı statülerde özel kurallar var</h2>
<p><strong>- Mavi Kart sahipleri:</strong> Doğumla Türk vatandaşı olup çıkma izniyle vatandaşlığını kaybedenler, sosyal güvenlik bakımından Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam etmektedir.</p>
<p><strong>- Türk soylu yabancılar:</strong> Çalışma statülerine göre 4/a, 4/b veya 4/c kapsamında Türk vatandaşlarıyla aynı hükümlere tabi tutulmaktadır.</p>
<p><strong>- Çifte vatandaşlar:</strong> Türk hukukunda yabancı sayılmamakta, Türk vatandaşı gibi işlem görmektedir.</p>
<p><strong>- Uluslararası koruma statüsündekiler:</strong> Mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma sahipleri çalışma biçimlerine göre 4/a veya 4/b kapsamında sigortalı sayılmaktadır.</p>
<p><strong>- Geçici koruma sağlananlar:</strong> Çalışma ve sosyal güvenlik mevzuatından doğan hak ve yükümlülükleri saklı kalmaktadır.</p>
<p><strong>- Diplomatik statüdekiler:</strong> Diplomatik sıfatla görev yapanlar sigortalı sayılmamakta, diplomatik sıfatı olmayan özel hizmet personeli ise yurt dışındaki sigortalılığını belgeleyememesi durumunda 4/a kapsamında sigortalı olabilmektedir.</p>
<h2>İşverenler uygulamada nelere dikkat etmeli</h2>
<p>- Çalışma izni mevzuatındaki muafiyet ve istisnalar saklı kalmak üzere, yabancı çalışan için öncelikle çalışma izni alınması gerekmektedir.</p>
<p>- Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 11. maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendi uyarınca, yabancı uyruklu 4/a'lı çalışanlar için SGK bildirimleri, çalışma izin belgesindeki izin başlangıç tarihinden, izin tarihi ile belgenin işverene tebliğ tarihinin farklı olması hâlinde ise tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde yapılması gerekmektedir.</p>
<p>- SGK bildirimlerinde, çalışma izni başvurusunda beyan edilen meslek kodu, ücret ve işyeri bilgileriyle uyumlu olmalı gerekmektedir.</p>
<p>- Geçici görevli yabancılar için formüler ve süre takibi yapılmalı, sürenin dolduğu tarihte işe giriş bildirgesi verilmelidir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak,</strong> Türkiye'de çalışan yabancılar kural olarak Türk vatandaşlarıyla aynı esaslara göre 4/a veya 4/b kapsamında sigortalı sayılmakta, geçici görevlendirme, diplomatik statü ve yurt dışında sigortalı olma gibi istisnalar ise esasen mükerrer sigortalılığı önlemeye hizmet etmektedir. Dolayısıyla, denetim ve yaptırım riskleriyle karşılaşmamak için yabancı çalışanların sosyal güvenliğinin çalışma izni, SGK bildirimleri, sosyal güvenlik sözleşmeleri ve formüler süreçlerinin birlikte yönetilmesi gerekmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-calisanlarin-sosyal-guvenliginde-isverenler-nelere-dikkat-etmeli-91519</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı çalışanların sosyal güvenliğinde işverenler nelere dikkat etmeli? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-de-bizi-gorecek-mi-91518</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 de bizi görecek mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim krizi, biyoçeşitlilik kaybı ve doğal kaynakların tahribatı, artık yalnızca çevresel sorunlar olarak değerlendirilmiyor. Ekosistem krizi; büyümeden istihdama, enflasyondan finansal piyasalara kadar ekonominin tüm alanlarını etkilerken, çözümün kalkınma politikalarıyla birlikte ele alınması gerekiyor.</strong></p>
<p>Bu aralar metrekareye milyon tane COP31 yazısı ve haberi düşüyor, değil mi? Bu kalabalığın içinde size yük olmak istemem ama ben de aslında tam olarak neden meselenin yakın dönem gürültüyle ilgili olmaması gerektiğini yazacağım.</p>
<p>Yazının başında bir ihtimal size COP toplantılarının tarihini anlatabilirdim. Havalı bir şekilde yapabiliyorum bunu. Rio diyorum, Paris diyorum, kâğıda bakmadan UNFCCC deyip sorarsanız açılımını da söyleyebiliyorum (LULUCF’nin açılımını unutuyorum bazen ama hızlı toparlıyorum). Lakin bu yazı, meselenin bunlar olmadığını söylemek için yazılmıştır.</p>
<p>Benim iklim değişikliğinin etkilerini anlatma maceram uzun. Konuyu iktisadi olarak çalışmaya başlayalı epey oluyor. Başlarda, paydaşları mevzunun yenilenebilir enerjiden ya da çevre korumadan farklı bir şey olduğuna ikna etmek için epey emek harcadığımı hatırlıyorum. Bugün öyle değil. Artık herkes uzlaşmış durumda.</p>
<p>Şimdi de meselenin iklim krizi ile sınırlı olmadığını anlatıyorum. “Küresel ısınma”, 2007’ye kadar önemli bir terimken sonrasında “iklim krizi”nin manşetlerde daha fazla yer bulduğunu gördük. İklim krizinin yanında biyoçeşitlilik de yakın zamanda ön plana çıkan başlıklardan biri. Gezegenimizin derdi bitmiyor ki! Sorunların derinliğini ve zamanın aleyhimize işlediğini anladıkça, zihnimizdeki terimler de değişiyor. Artık iklim krizini dar buluyor, <strong>ekosistem krizi</strong>nden bahsediyoruz. Sürdürülebilirliğin yetersiz kalmasından endişe ediyor, artı değer için <strong>onarıcılığı</strong> konuşuyor, <strong>doğa-pozitif</strong> kalıyoruz.</p>
<p>TSKB Ekonomik Araştırmalar ekibi, 2020 yılında yayımlamaya başladıkları İklime Dair isimli dergilerinin başlığını 2023’te Ekosisteme Dair olarak değiştirdi. Bunu yaparken amaçları, kalkınma bankası sorumluluğuyla, konunun özünü genişletmekti. Derginin içinde terimler de açıklanıyor. Unutursanız bakabilirsiniz. Kimse sırasız harflerden oluşan upuzun kısaltmaları, net sıfır ile karbon nötr arasındaki farkı ezbere bilmek zorunda değil. Biz biliyoruz ve bunun için varız.</p>
<p>İşin popülerliği arttıkça, konunun bir ezber yarışmasına dönüşmesini üzüntüyle izliyorum. Oysa bu ezber değil, anlayış ve iş yapma yarışı olmalı. Ekosistem krizi ile ilgilenmemizin temel nedeni önce insanî, sonra iktisadidir. Amazon Ormanlarını korumak için verdiği efsanevi mücadelesi ile bildiğimiz Chico Mendes, insanî bağlamdan çıkan iklim krizi ile mücadele faaliyetlerini “bahçecilik” olarak nitelendirmekte haksız mıydı?</p>
<p>Size kalkınma perspektifinden ekosistem krizi ve ekosistem krizi bağlantılı risklerin etkilerini anlatırken, büyümeden ve istihdamdan (ya da istihdam kaybından) bahsediyoruz. Fiyat istikrarına ve enflasyon beklentilerine etkilerini anlatıyoruz ki para politikasına yansımalarını da konuşabilelim. Ekosistem krizinin etkilerinin adil dağılmadığının, kırılgan grupların korunması gerektiğinin altını çiziyoruz ki toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak politika önerileri geliştirebilelim, sağlık politikaları üzerinden maliye politikalarına etkilerini tartışabilelim. Finansal piyasaları anlatıyoruz size, yeşil halka arzlardan bahsediyoruz. Ekosistem krizi bağlantılı arz yönlü şokların arttığı bir dünyada, kalkınma bankalarının mimarisinin desteklenmesine dair çalışmalarımızı paylaşıyoruz, önerilerle geliyoruz.</p>
<p>Bunu en son nerede mi yaptık? Örneğin yukarıda bahsettiğim Ekosisteme Dair dergisinin 20. sayısında. Ne zaman mı yaptık bunu? Bu yıl nisanda. Neden mi COP31’den 7 ay önce yayımladık? Çünkü mesele sadece bir etkinliğin değil bir dönüşümün parçası olmak ve daha fazla paydaşla birlikte o değişimi önden tetiklemek. Yani ne kadar erken, o kadar iyi. Zaten kalkınma bankaları tam olarak bunun için var.</p>
<p>Velhasıl, COP tarihini ya da LULUCF’nin açılımını bilmemek bir kabahat değil. Çünkü mesele bu değil. Ama etkileri yıkıcı olabilen ekosistem kriziyle mücadele için hâlâ alanımız olduğunu ve harekete geçmek gerektiğini bilmemiz şart. Bu etkilerin en çok düşük gelir grubundakileri, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanamazsa kadınları, yaşlanan nüfusa uygun altyapı ve bakım servisleri yoksa yaşlıları, kapsayıcı şehirleşme olmazsa engellileri vuracağını anlamamız şart. <strong><em>Ekosistem krizi ile mücadele vicdanda başlar, eylemde devam eder, kalkınmaya bağlanır. Ezberlik bir durum yok. </em></strong></p>
<p>           </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-de-bizi-gorecek-mi-91518</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31 de bizi görecek mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dev-mavi-dalga-abdde-denge-ve-denetleme-geri-dondu-91517</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dev mavi dalga: ABD’de denge ve denetleme geri döndü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD’de 2026 ara seçimleri, Başkan Trump’ın politikalarına yönelik seçmen tepkisini sandığa taşıdı. Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluğunu kaybetmesi, Trump’ın ekonomi, ticaret ve dış politika adımlarını sınırlandırırken, 2028 başkanlık seçimleri öncesinde Demokratlara önemli bir güç kazandırdı.</strong></p>
<p><strong>Demokrasinin tüm kurumları ile işlediği, yargının bağımsız, basının ise özgür olduğu, seçimle gelenin seçimle gitmeyi doğal gördüğü ülkelerde seçmenler başarısız yöneticileri ve onların uyguladıkları politikaları seçimler yoluyla değiştirebiliyorlar.</strong> Böyle bir kan değişimi, kötü yönetim gösterenleri sonsuza kadar ülkenin başında tutmayı önlediği gibi, halkın da ümitsizliğini, mutsuzluğunu ve öğrenilmiş kabullenişini ortadan kaldırıyor. <br />Başaramayan, kötü yönetim gösteren değişiyor, yerlerine gelen aynı tarzı ve başarısızlığı gösterirse, onları da aynı son beklediği için daha özenli olmaya, halkı dinlemeye ve halka rağmen politika üretmemeye çalışıyor.</p>
<p><strong>Şüphesiz ki doğru işleyen bir demokrasi ilerleme, başarı ve umutsuz olmama için en doğru yönetim şekli. </strong></p>
<p>Amerika’nın 2026 ara seçimleri, işte bu sayılanların hepsinin dünyanın gözü önünde gerçekleştiği bir seçim oldu.</p>
<p><strong>Başkan Trump’ın uyguladığı politikaların hem kendi ülkesine hem de dünyaya getirdiği zorluklar ve ülkenin politik olarak karpuz gibi ikiye bölünmesi, seçmen nezdinde kabul görmedi ve Trump çok ağır bir yenilgi aldı</strong>.</p>
<p><strong>Mesele sadece daha önceki genel seçimde kendi kontrolünde olan Temsilciler Meclisi ve Senato’nun kaybedilmesinin çok daha ötesinde. </strong></p>
<p>Ara seçimlerde Cumhuriyetçiler 7 önemli eyaleti kaybettiler. Bunların içerisinde en dikkat çekenler, Cumhuriyetçilerin kalesi olarak görülen Kansas, Teksas, Güney Karolina, Kuzey Karolina ve Iowa. <strong>Örneğin, Kansas’ta Demokrat aday en son 1932 yılında kazanmış ve bu tarihten itibaren üst üste 32 kez Cumhuriyetçi adaylar hep kazanmışlar.</strong> <strong>Teksas’ta ise Demokratlar en son 1988 yılında kazanmışlar. O tarihten itibaren 13 seçim üst üste Cumhuriyetçilerin kazandığı bir eyalet, Teksas. </strong>Yine bir Cumhuriyetçi kale olan Florida’da ise seçilen Cumhuriyetçi aday ile Demokrat rakibi arasındaki fark sadece yüzde 2.</p>
<p>Georgia’da seçilen demokrat siyahi kadın vali Amerika için de bir ilk. <strong>Amerika Başkanlığı için en kuvvetli adaylardan biri olarak gözüken Demokrat Senatör Jon Ossoff, Cumhuriyetçi rakibini oyların yüzde 59’unu alarak adeta süpürdü. Texas’ta Demokrat James Talarico ise en zor seçim bölgesinde Cumhuriyetçi rakibine yaklaşık 1 milyon 300 bin oy fark attı.</strong></p>
<p>Başkanlık seçimlerine artık 2 yıl var, ancak görünen o ki, Başkan Trump benzer şekilde gider ve Demokratlar oyunu Trump’ın azli üzerine kurmazlarsa, Amerika haritası 2028’de masmavi olabilir.</p>
<p>Bundan sonra özellikle ekonomik açıdan nelerin olabileceği, İran ile olan savaşın nereye evrileceği ve Amerika daha fazla İsrail’in peşinden gidip gitmeyeceği, şimdi sanırım, herkesin sorduğu sorular.  </p>
<p>İsrail’de Netanyahu’nun görevde kalması hem Amerika hem de İsrail açısından toksik bir ilişkinin devamı anlamına gelir. <strong>Demokrat adaylardan birçoğu Netanyahu ve onun hükümetinin politikalarının Amerika açısından zararlı olduğunu ifade ettiler ve Netenyahu’ya bu cephede öfke hâkim.</strong> Cumhuriyetçiler bu yenilginin nedenlerini analiz ederken mutlaka bu hususu da dikkate alacaklardır. <strong>O nedenle İsrail de değişmek zorunda. Bunun doğal sonucu olarak İran ile olan savaş hemen olmasa bile yavaş yavaş sönümlenebilir. </strong>Hürmüz Boğazı'ndan gemi geçişleri savaşın başladığı Mart 2026’ya kıyasla artsa bile hâlâ düşük seviyelerde. Savaşın başladığı günden bugüne Brent petrol futures yaklaşık yüzde 42,5, Amerikan tipi ham petrol spotta yaklaşık yüzde 37,7, Avrupa tipi referans doğalgaz fiyatları ise yaklaşık yüzde 193,3 yukarıda.</p>
<p><strong>Savaşın sönümlenmesiyle petrol fiyatlarında ani bir geri çekilme yaşanabilir ki sanırım bu herkesin ihtiyacı olan bir durum. </strong></p>
<p>Seçim sonuçlarının etkilerine geri döndüğümüzde;</p>
<p>Amerikan Anayasası, fon tahsis etme ve vergi koyma konusunda tek yetkiyi Kongre'ye veriyor. <strong>Demokratların çoğunluğundaki bir Temsilciler Meclisi, gelir artırıcı yasaların ve yıllık ödeneklerin tahsisini kontrol edecektir.</strong> Kongre, bütçe tasarılarına kısıtlayıcı maddeler ekleyerek, federal fonların belirli yürütme projelerine, yürütme emirlerine veya kurum girişimlerine (örneğin, belirli göçmenlik uygulama önlemleri veya sınır güvenliği inşaatı) harcanmasını yasaklayabilir ya da engelleyebilir. Anlaşmaya varılamaması halinde federal hükümetin kapanmasına yol açabilir. <strong>Yürütme organı, 1974 tarihli Bütçe Kontrol Yasası uyarınca, Kongre onayı olmadan tahsis edilmiş fonları keyfi olarak bloke edemez veya alıkoyamaz.</strong></p>
<p>Bardağın dolu tarafına baktığımızda ise borçlanmanın kontrol altına alınma ihtimali, Amerikan tahvillerindeki faiz artışını düşürebilir. Hem İran savaşının sönümlenmesi, petrol fiyatlarındaki düşüş ve hükümet borçlanmasının zorlaştırılması aslında tahvil faizlerinin geriye gelmesi açısından en olumlu gelişmeler olarak görülebilir. Bunlar hemen olacak diye söylemiyorum, ancak olasılığı yüksek bir ihtimal bence.</p>
<p>Demokratların kontrolündeki Temsilciler Meclisi ve Senato, komite başkanlığı yetkisi kazanarak, Temsilciler Meclisi ve Senato komite kuralları uyarınca bağlayıcı celpnameler çıkarma yetkisine sahip olacak. <strong>Komiteler, yürütme yetkililerini ifade almaya zorlayabilir, kurum içi belgeler talep edebilir, başkanlığın maliyesini veya idari politikalarını soruşturabilir ve kamuoyunda büyük yankı uyandıran duruşmalar başlatabilir.</strong></p>
<p><strong>Temsilciler Meclisi ve Senato’nun kontrolü, Demokratlara anayasal olarak azil mekanizmasını çalıştırma imkânı sağlayacaktır.</strong> Temsilciler Meclisi, basit çoğunluk oyuyla azil yetkisine sahip tek meclis iken, Senato yargılamayı yürütür. Mahkûmiyet ve görevden alma için Senato'da üçte iki çoğunluk (67 oy) gerekirken, muhalefetin kontrolündeki Temsilciler Meclisi bağımsız olarak resmi olarak tanınan azil soruşturmaları başlatabilir ve azil maddeleri üzerinde oylama yapabilir. <strong>Ben bu mekanizma bazı bakanlar için çalıştırılsa da, Başkan Trump için böyle bir yola başvurulacağını düşünmüyorum. Süreç hem uzun hem de Cumhuriyetçilerin desteği gerekiyor ki bunu sağlamak bence çok mümkün değil, hem de Başkanlık seçimine gidilirken, Cumhuriyetçiler için gereksiz bir mağduriyet yaratılmış olur. </strong></p>
<p>Göreve gelmeden önce Demokratlar, tarifeleri kaldırmayı, İran savaşını sona erdirmeyi ve sağlık sigortası maliyetlerini düşürmeyi içeren bir <strong>"ilk 100 saat planı"</strong> hazırladılar.<strong> İlk 100 saat planı; </strong>süresi bitmiş <strong>“Affordable Care Act”</strong> (Uygun Fiyatlı Sağlık Yasası) kapsamındaki sağlık sigortası prim desteklerini yeniden yürürlüğe koymayı, yaklaşık 1 trilyon dolara ulaşan Medicaid kesintilerini geri almayı, Başkan Trump tarafından getirilen gümrük vergilerini kaldırmayı ve ticaret politikası üzerindeki Kongre yetkisini yeniden tesis etmeyi, İran’daki savaşa son vermesi ya da savaşın devamı için Kongre’den onay alması yönünde Başkan’a talimat vermeyi kapsayan geniş tanımlı bir plan. <strong>Özellikle sağlık primi desteklerinin kesilmesi milyonlarca Amerikalıyı etkilediği için ilk yapılacak işler arasında gözüküyor. </strong></p>
<p>Fakat tarifeleri ortadan kaldırmak çok kolay değil.</p>
<p><strong>1962 Ticaret Genişletme Yasası'nın 232. Maddesi (ulusal güvenlik) ve 1974 Ticaret Yasası'nın 301. maddesi (adil olmayan ticaret uygulamaları) uyarınca, Başkan, Kongre oylarına ihtiyaç duymadan tarifeleri uygulama, artırma veya değiştirme konusunda geniş yasal yetkiye sahip. </strong>Temsilciler Meclisi ve Senato'yu kaybetmesi, yönetimin yeni ticaret mevzuatı çıkarmasını veya kalıcı tarifeleri yasal vergi kanununa dahil etmesini engelleyecek bir durum olarak gözükmüyor. <strong>Bununla birlikte, tarifeleri belirleyen mevcut yürütme eylemleri ve Başkanlık emirleri, Başkan tarafından iptal edilmedikçe veya federal mahkemeler tarafından geçersiz kılınmadıkça yürürlükte kalacaklar.</strong></p>
<p>ABD seçimlerinin neler getireceğini hep birlikte göreceğiz.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Trump’ın Fed’e yönelik atamaları veto riskiyle karşı karşıya</span></h2>
<p>ABD Anayasası, Başkanın büyükelçileri, Yüksek Mahkeme yargıçlarını, federal yargıçları ve yürütme organı yetkililerini aday gösterebilmesini, ancak atamaların Senato'nun tavsiyesi ve onayıyla yapılacağını öngörüyor. Demokratların kontrolündeki bir Senato ile yargı atamaları (potansiyel Yüksek Mahkeme’de oluşabilecek boşluklar, temyiz ve bölge mahkemesi hâkimleri dahil) sıkı bir incelemeye, gecikmelere veya doğrudan reddedilmeye maruz kalabilir. Bunun ötesinde, kabine düzeyindeki atamalar bile engellenebilir.</p>
<p>Trump’ın Fed’e yönelik atamaları ise artık veto edilme riskiyle karşı karşıya. Bu mekanizmanın yeniden çalışabilecek olması, keyfi atamaları önleyebileceği gibi, özellikle Fed’in bağımsızlığının yeniden kazandırılması anlamına gelecektir. Fed Başkanı ve üyeler, para politikasının uygulanmasında daha rahat hareket edeceklerdir. Bence bu konu son derece önemli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dev-mavi-dalga-abdde-denge-ve-denetleme-geri-dondu-91517</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/7/1280x720/677-1793940764.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dev mavi dalga: ABD’de denge ve denetleme geri döndü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ahmet-nazif-zorlunun-dunyasi-nasil-degisti-91516</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ahmet Nazif Zorlu&#039;nun dünyası nasıl değişti?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ahmet Nazif Zorlu’nun ilk işi tekstildi. İşini bugün kursa en büyük derdi çalıştıracak eleman bulmak olacaktı. Oysa şimdilerde Zorlu Center’da güvenlik görevlisi olabilmek için torpil aranıyor.</strong></p>
<p>Çarşamba öğlen Ahmet Nazif Zorlu’yu ebedi istirahatgâhına yolcu ettik. Rahmetli, Türk iş dünyasının duayenlerindendi. Emeklilik yaşı geldiğinde TOGG'un kurucularından biri oldu. Daha önce yazdığım gibi TOGG, Türkiye tarihindeki en önemli sanayi politikası projelerinden biridir. Ahmet Bey aynı zamanda Zorlu Center'ı İstanbul’un ortasına bir abide olarak yaptırdı. Bir zamanlar bu inşaatı eleştirip burası keşke orman olsaydı diyenler, şimdilerde Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ne gidip bale izliyor. Bence karar sadece Ahmet Bey’in kendisine kalsaydı, Zorlu Center yerine bir büyük Vestel fabrikası daha yapardı. Ama iş insanları kararlarını duygusallıkla değil, piyasadaki gerçeklere göre vermek zorundadır.</p>
<p><strong>Bazen semboller </strong><strong>önemli olabiliyor</strong></p>
<p>Bu yazdıklarımın bir kısmını pazartesi akşamı sosyal medyada da yazmıştım. Tabii halkımız üşenmemiş, rahmetli ile ilgili birçok hikâye paylaşmış. Birinde diyorlar ki telefonu Vestel marka olmadığı için Ahmet Bey tarafından kovulmuş. Bunu okuyunca aklıma bir anım geldi: Bir akşam Ankara'da Kore büyükelçisinin evinde yemekteydik. iPhone'umu şarj etmek için çalışanlara şarj aleti sordum. Kötü kötü bakıp yok dediler. Sonra başka bir misafirden şarj aleti bulup salondaki bir prize taktım. Bir süre sonra bir görevli gelip "Telefonunuzu vestiyere takar mısınız? Burada iPhone görünmesin" dedi. Yani bazen semboller önemli olabiliyor.</p>
<p>Sosyal medyadaki başka bir yorumda da bir işçiyi elini yıkarken suyu çok akıttığı için kovduğunu söylüyorlar. 90’lı yıllarda geçtiği iddia edilen bir olay. Aynı yıllarda -benim de bir dönem çalıştığım- GE’de, zamanının dünyanın en önemli iş yöneticilerinden biri olarak kabul edilen şirketin CEO’su Jack Welch fabrika ziyaretlerine baskülle gider, zorla tartıya çıkardığı işçilerden çok kilolu olanları kovarmış. Dermiş ki boğazına sahip olamayan adam benim fabrikamda da verimli çalışamaz. Bunlar eski zaman hikâyeleri. Bugün böyle bir olayın yaşanması mümkün değil. Kırk sene önceki olayları bugünün referanslarıyla değerlendirince tuhaf çıkarımlar yapmak kaçınılmaz oluyor.</p>
<p>Ahmet Nazif Zorlu’nun ilk işi tekstildi. İşini bugün kursa en büyük derdi çalıştıracak eleman bulmak olacaktı. Oysa şimdilerde Zorlu Center’da güvenlik görevlisi olabilmek için torpil aranıyor. Geçenlerde Ankara’da yemek yediğim bir grup sanayici, işçilerini Nepal’den getirdiklerini anlatıyordu. Hatta Çalışma Bakanlığı’nın koyduğu sınırlar olmasa neredeyse tüm çalışanlarını Nepal’den getirebileceklerini söylüyorlardı.</p>
<p>Bundan birkaç ay önce Ermenistan’dan benimle aynı yaşlarda bir dostumla yemek yiyorduk. “Bizde artık gençler düzenli bir işte çalışmak yerine kurye olmayı tercih ediyor,” dedi. Ermenistan’da kişi başına düşen gelir Türkiye’nin dörtte biri nispetinde ve nüfusu azalan bir toplum. Koşullar farklı ama işgücü eğilimleri aynı. Çok konuştuğumuz sanayisizleşme olgusunu sadece Çin’in aşırı rekabetinin değil, toplumsal trendlerin kaçınılmaz bir sonucu olarak da okumak lazım. Sanayi toplumunun insanlara sunduğu düzenli iş ve öngörülebilir hayat vaadi, giderek daha az karşılık buluyor.</p>
<p>OECD’nin dünyada okuma alışkanlıklarını takip eden çalışmaları var. ABD’de lise son sınıf öğrencileri arasında, zorunlu tutulmadan her gün kitap veya gazete okuyanların oranı 1979’da %60’ken, 2004’te %39’a, bugün %14’e düşmüş. Makul bir uzunluktaki metni okumak yerine kısa videolar izleyen bir kişinin herhangi bir konuyu tam manasıyla anlayabilmesi mümkün değil.</p>
<p>Modern demokrasiyi ayakta tutan orta sınıfın üzerine kurulduğu iki kaide vardı: Birincisi, düzenli çalışılabilecek, sık sık değiştirilmeyen ve haftanın her çalışma günü olan bir iş sahibi olmak; ikincisi, çevrenizde olup bitenle ilgili şöyle böyle de olsa bilgi sahibi olabilecek kadar okuma alışkanlığı edinmek. Gördüğünüz gibi ikisi de küresel ölçekte ortadan kalkıyor.</p>
<h2>Türkiye’deki gibi Amerikan seçmeni de öncelikle cebine bakıyor</h2>
<p>Son iki haftadır dünyanın birçok yerinden gelen seçim sonuçlarının liberal düşünceyi savunan kesimleri sevince gark ettiğini gözlemliyorum. Oysa Brezilya’da seçimi kazanan Lula’nın 81 yaşında dördüncü kez devlet başkanı olarak and içtikten sonra yaptığı ilk iş, seçimdeki rakibi hakkında yakalama emri çıkarmak oldu. Alın size demokrasi! Sırbistan’da seçimi kazanan “öğrenci listesi”nin, eski devlet başkanı Aleksandr Vucic’e muhalif olmak dışında hiçbir özelliği olmadığı gibi iktidarda ne yapacaklarına dair bir fikri de yok. Bu hafta Trump’ın başında olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre seçimlerinde uğradığı hezimetin esas müsebbibi ise ABD’de artan mazot fiyatları. Aynı Türkiye’deki gibi Amerikan seçmeni de öncelikle cebine bakıyor. Demokrasi, yolsuzlukla mücadele, küresel istikrar gibi konular orta sınıfın kaybolmaya yüz tuttuğu toplumlar için lüks.</p>
<p>Cenaze çok kalabalıktı. Yağan rahmetin etkisiyle çadırlara sıkıştık. Rastladığım birçok tanıdık artık yurt dışına yerleşmiş ya da Londra’dan “gelip gidiyor.” Oralarda aradıklarını buluyorlar mı? Sanmıyorum. Belki de geçenlerde aramızdan ayrılan modacı Karl Lagerfeld’in 2008’de söylediği şu söze kulak vermek lazım: “İçinde yaşadığın zamanı eleştirmeye başladığında, zamanın geçmiş demektir!”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ahmet-nazif-zorlunun-dunyasi-nasil-degisti-91516</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ahmet Nazif Zorlu&#039;nun dünyası nasıl değişti? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mavi-dalganin-ekonomik-etkileri-91515</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mavi dalganın ekonomik etkileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Demokratların Kongre’de çoğunluğu elde etmesi, Trump’ın ekonomi politikalarını tamamen değiştireceği anlamına gelmiyor. Başkanın dış ticaret, gümrük tarifeleri ve dış politika alanlarında kullanabileceği önemli yürütme yetkileri bulunuyor. Ancak yeni düzenlemelerin yasalaşması ve bütçe kaynaklarının kullanılması daha güç hale gelebilir.</strong></p>
<p>ABD’de 3 Kasım’da yapılan ara seçimler, beklendiği üzere Demokratların zaferiyle sonuçlandı. Demokratlar yalnızca Temsilciler Meclisinde değil, Senatoda da çoğunluğu ele geçirerek Trump’ın başkanlığı döneminde ilk kez Kongrenin iki kanadını birden kontrol edecekler. Trump yönetiminin bütçe, vergi, kamu harcamaları ve yeni yasal düzenlemeler konusunda Kongre ile uzlaşma ihtiyacı artacak.</p>
<p>Seçim sonuçları, Cumhuriyetçiler için önemli bir iç muhasebeye dönüşürken, ABD’nin ekonomi ve dış politikasında da yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Zira ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in de sosyal medya hesabından paylaştığı üzere, İran savaşı, yüksek enflasyon ve artan hayat pahalılığı seçmen davranışında belirleyici oldu.</p>
<h2>Seçim sonuçları Trump’ın ekonomi politikalarını nasıl etkiler?</h2>
<p>Demokratların Kongre’de çoğunluğu elde etmesi, Trump’ın ekonomi politikalarını tamamen değiştireceği anlamına gelmiyor. Başkanın dış ticaret, gümrük tarifeleri ve dış politika alanlarında kullanabileceği önemli yürütme yetkileri bulunuyor. Ancak yeni düzenlemelerin yasalaşması ve bütçe kaynaklarının kullanılması daha güç hale gelebilir.</p>
<p>Özellikle üç alanda değişim yaşanabilir.</p>
<p>İlk olarak, Demokratların vergi indirimlerine ve kamu harcamalarının dağılımına yönelik yaklaşımı, bütçe politikalarında uzlaşmayı zorlaştırabilir. ABD’nin yüksek bütçe açığı ve kamu borcu dikkate alındığında, bu durum tahvil piyasalarında belirsizliği artırabilir.</p>
<p>İkinci olarak, yapay zekâ ve teknoloji şirketlerine yönelik düzenleyici denetimlerin artması gündeme gelebilir. Bu gelişme, son dönemde yüksek değerlemelere ulaşan teknoloji şirketleri üzerinde baskı oluşturabilir.</p>
<p>Üçüncü ve küresel ekonomi açısından belki de en önemli konu, İran savaşının geleceği olacak. Seçim sonuçları, savaşın ekonomik ve siyasi maliyetinin Amerikan seçmeni açısından giderek daha önemli hale geldiğini gösteriyor.</p>
<h2>Küresel piyasalar için yeni bir fırsat mı?</h2>
<p>Seçim sonuçlarının ilk açıklandığı saatlerde küresel piyasalarda satış baskısı yaşandı. Özellikle teknoloji ve yapay zekâ şirketlerine yönelik düzenlemelerin artabileceği endişesi, hisse senetlerini olumsuz etkiledi. Ancak bu eğilim kısa sürede değişti. Piyasalarda Demokratların zaferinin İran savaşının sona ermesini hızlandırabileceği ve ekonomi politikalarında daha öngörülebilir bir döneme geçişi sağlayabileceği beklentisi öne çıktı. İran savaşının sona ermesi veya jeopolitik gerilimin azalması, küresel ekonomi açısından önemli sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>Öncelikle enerji fiyatlarındaki düşüş, petrol ithalatçısı ülkelerde enflasyon baskısını hafifletebilir. Bu gelişme, merkez bankalarının faiz politikalarında daha fazla hareket alanı kazanmasını sağlayabilir.</p>
<p>İkinci olarak, jeopolitik risk primindeki gerileme, küresel tahvil faizlerini ve finansman maliyetlerini aşağı çekebilir. Böyle bir ortam, özellikle gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını destekleyebilir.</p>
<p>Öte yandan, ABD'nin yüksek kamu borcu, bütçe açığı ve teknoloji şirketlerindeki değerleme riskleri önemini koruyor. Ayrıca Kongre ile Beyaz Saray arasında yaşanabilecek siyasi tıkanıklık, ekonomik belirsizliği artırabilir.</p>
<p>Dolayısıyla seçim sonuçlarının küresel finansal piyasalar üzerindeki olumlu etkisinin kalıcı olup olmayacağı, önümüzdeki dönemde alınacak somut politika kararlarına bağlı olacak.</p>
<h2>Türkiye için dış koşullar yeterli mi?</h2>
<p>Küresel jeopolitik risklerin azalması, Türkiye ekonomisi açısından da olumlu bir gelişme olacaktır. Petrol fiyatlarındaki gerileme, enerji ithalatı ve cari denge üzerinden enflasyonla mücadeleyi destekleyebilir. Küresel faizlerdeki düşüş ve risk iştahındaki artış ise dış finansman koşullarını iyileştirebilir. Ancak Türkiye'nin karşı karşıya olduğu sorunlar, yalnızca dış koşullardaki iyileşmeyle çözülebilecek basitlikte değil.</p>
<p>Yüksek enflasyon, iç talepteki yavaşlama ve yüksek finansman maliyetleri ekonomik faaliyet üzerindeki baskısını sürdürüyor. Bunlara ek olarak fon krizinin hanehalkı ve şirket bilançoları üzerindeki etkileri, finansal sistemdeki likidite ve güven koşullarını daha önemli hale getirdi. Önümüzdeki dönemde TL ve döviz mevduatlarının seyri, faiz ve kur beklentileri ile Merkez Bankasının rezerv dinamikleri finansal istikrar açısından belirleyici olacak.</p>
<p>Sonuç olarak, ABD seçimlerinin ardından ortaya çıkan siyasi tablo, küresel ekonomi açısından daha olumlu bir dönemin kapısını aralayabilir. Ancak Türkiye'nin bu olası iyileşmeden ne ölçüde yararlanabileceği, dış koşullar kadar içeride uygulanacak politikaların başarısına da bağlı olacak. Bu nedenle enflasyonla mücadeleyi destekleyen yapısal reformların, güven ortamını güçlendiren hukuki düzenlemelerin ve öngörülebilir ekonomi politikalarının önemi devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mavi-dalganin-ekonomik-etkileri-91515</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mavi dalganın ekonomik etkileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mikrop-temizligi-91514</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Mikrop&#039; temizliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Erdoğan fon skandalı hakkında şu açıklamayı yaptı:</p>
<p>“Bu konuda gerekli yol haritasını oluşturduk, gerekli talimatları verdik. Yol haritasına göre her kurum kendi görevini yerine getiriyor. Yani buradan daha önce yaptığım açıklamalarda da söylediğim gibi herhangi bir taviz vermemiz mümkün değil. Gerek mevzuat gerek idari tedbirler gerek yargı süreçleri hepsi yakın takibimizde. Rüşvet, usulsüzlük, suistimal, bütün bunlar tek tek ortaya çıkartılıyor. Tabii bir gerçek var. Nedir bu gerçek? Bakıyorsunuz, hiç ummadığınız insanlar bu işlerin içerisine girmişler. Yargı bunları tespit ediyor ve gerekeni yapıyor.”</p>
<p>Konuya ilişkin olarak Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirdiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı, sözlerini şöyle sürdürmüş:</p>
<p>“Onlar da kendi incelemelerini yürütüyor. Oradan çıkacak netice de çok çok önemli. Cevdet Bey başkanlığındaki Fon Koordinasyon Kurulu’muz, düzenli ve sık aralıklarla toplanıyor. Kurul’da alınan kararlar çerçevesinde ödemeler konusunda ihtiyaç duyulan adımlar atılıyor.”</p>
<p>Ödemelere de değinen Erdoğan, “Olağan tasfiyelerin ardından, biliyorsunuz, geçen hafta cuma günü itibarıyla olağanüstü tasfiyelerde ödemeler başladı. Güvence verildiği gibi, bu ödemeler aralıksız yapılıyor. Kamu kaynağı kullanılmadan bu sürecin yönetilmesi temel prensibimiz. Altını çizerek söylüyorum, kamu kaynağı kullanımı burada söz konusu değil. Tam aksine herkes fonla ilgili ödemesi gerekeni ödeyecek, tasfiyeler yapılacak ve tahsilatlar gerçekleştikten sonra da gerekli olan yerlere ödemeler gerçekleştirilecek.” demiş ve eklemiş:</p>
<p>“Aziz milletim şunu çok iyi bilsin ki haksız kazanç sağlayan, sermaye piyasalarını manipüle eden veya bunlara çanak tutan kim varsa, bunun hesabını verecek. Sermaye piyasalarımızı bu mikroptan temizleyecek, inşallah her açıdan daha sağlıklı bir yapıya kavuşturacağız.”</p>
<p>Şimdi burada üç noktanın altını çizelim:</p>
<p>Bir: “Hiç ummadığınız insanlar bu işlerin içerisine girmişler…”</p>
<p>İki: “Kamu kaynağı kullanımı burada söz konusu değil. Tam aksine herkes fonla ilgili ödemesi gerekeni ödeyecek…”</p>
<p>Üç: “Sermaye piyasalarımızı bu mikroptan temizleyecek…”</p>
<p>Bunları aklımızda tutup Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasını hatırlayalım şimdi de…</p>
<p>Bakan Gürlek, fon skandalında “üst düzey finans bürokrasisini de kapsayan bir suç yapılanmasına şahit oluyoruz” değerlendirmesini yaptıktan sonra şöyle demişti:</p>
<p>“Üst düzey denetim mekanizmalarımıza sızan şebekenin varlığı bugün itibarıyla oldukça belirgin hâle gelmiş ve sorumlular hukuk önüne bir bir çıkarılmaya başlanmıştır. Verilen ifadeler yeni şüphelileri ortaya çıkarıyor, soruşturma derinleştirilerek devam ediyor.”</p>
<p>Bakan Gürlek, karşılarındaki yapının basit bir borsa manipülasyonu ya da borsa vurgunu ile sınırlı olmadığını, kapsamlı bir suç yapılanması olduğunu kaydetmiş ve eklemişti:</p>
<p>“Bu örgütsel yapının içindeki isimler arasında hiyerarşik ve sistemli bir iş birliğinin delillerine ulaştık. Borsa bürokrasisi, manipülasyonları yapanlar ve medya arasında kapsamlı bir iş birliği yapıldığını görüyoruz. Parayı kontrol eden mekanizmanın içindeki isimler, rüşvet çarkını kurarak üzerlerindeki denetim mekanizmalarını etkisiz hâle getirmişlerdir. Bu şebekenin amacı, bazı hisseler üzerinde oynayarak piyasadaki likiditeyi toplamak ve piyasayı ele geçirmektir. Bu şekilde kartelleşerek ekonomimize zarar vermişlerdir. Bu örgütsel yapı içerisinde söz konusu eylemlere katılarak servet elde edenlerin tümü hakkında yasal işlem yapılmıştır.”</p>
<p>Vatandaşların atılan her adımda bilgilendirileceğini ifade eden Bakan Gürlek, “Yürütülen soruşturmalar, yalnızca finansal piyasalardaki usulsüzlüklerle sınırlı değildir. Finansal sistemin altyapısına ve bürokrasinin üst kademelerine kadar uzandığı tespit edilen organize bir yapının bütün bağlantıları araştırılmaktadır. Süreç, elde edilen deliller doğrultusunda titizlikle yürütülmektedir” ifadelerini kullanmıştı.</p>
<p>Bakan Gürlek, gelinen noktada fon piyasasında suç yapılanmasına iltisak etmiş en üst düzeyden en alt düzeye kadar bürokratik isimler, gerçek ve tüzel kişiler, siyasi profiller hakkında yasal işlemler yapıldığının da altını çizmişti.</p>
<p>Bu açıklamalardan da üç noktanın altını çizelim:</p>
<p>Bir: “Üst düzey denetim mekanizmalarımıza sızan şebeke” var.</p>
<p>İki: Olay, “basit bir borsa manipülasyonu ya da borsa vurgunu ile sınırlı olmayan, kapsamlı bir suç yapılanması” ile ilgili.</p>
<p>Üç: “En üst düzeyden en alt düzeye kadar bürokratik isimler, gerçek ve tüzel kişiler, siyasi profiller hakkında yasal işlemler” yapılacak.</p>
<p>Şimdi hem Cumhurbaşkanı’nın hem de Adalet Bakanı’nın açıklamalarındaki altını çizdiğimiz noktaları birleştirelim. Ortaya şöyle bir tablo çıkıyor:</p>
<p>İçlerinde “hiç umulmayacak isimlerin de” olduğu birtakım fon yöneticileri, yine birtakım bürokratlarla iş birliği yaparak bir şebeke oluşturmuşlar ve “piyasadaki likiditeyi” toplamışlar.</p>
<p>Dolayısıyla fon skandalının asli sorumluları bu kişiler. Bunlar da en ağır şekilde cezalandırılacaklar ve elde ettikleri gelirlere el konulacak.</p>
<p>İyi, güzel de bu, toplumda oluşan infiali teskin etmeye yetecek mi?</p>
<p>Cumhurbaşkanı’nın, bakanların konuya ilişkin sosyal medya paylaşımlarının altındaki yorumlara bakın, o infial hiç dinecek gibi görünmüyor. Üstelik var olan ekonomik kriz ve yoksullaşma bu infialin daha da büyümesine yol açıyor. Seçim anketlerinde zaten büyük bir orana ulaşan oy kullanmayacak seçmen sayısı giderek artarken, siyaset bir kurum olarak topyekûn erozyona uğruyor. Asıl tehlike de işte tam bu noktada düğümleniyor. Ne ki kimse işin bu tarafını tartışmıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mikrop-temizligi-91514</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Mikrop&#039; temizliği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalan-soylemek-ya-da-dogruyu-soylememek-91513</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yalan söylemek ya da doğruyu söylememek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ iş dünyasında yaygın kullanılmaya başladığında yasalarla aldatmak, şeytani bir başarıya ulaşabilir. Ancak yapay zekâ hukukla çevrelenmiş olsa bile YZ gücüyle aldatmak, helal midir?</strong></p>
<p><strong>Teknolojide</strong> ve iş yapma kültüründe yaşanan gelişmeler; müşteriyi “<strong>varlık sebebi</strong>” ve işini “<strong>ibadet</strong>” sayan yaklaşımın; sürdürülebilir ve kazandıran bir tutum olduğunu gösteriyor. Neticede, “<strong>etik</strong>” olmak; ahlaki duyarlılıktan öte, <strong>ekonomik mantığı</strong> olan bir davranış... <strong>Yapay zekâ için de durum değişmiyor</strong>.</p>
<p>Müşteriyi yasayla koruduğumuz geçmiş yıllarda, <strong>kurnaz işadamları</strong>; yasaların ardından dolaşıp<strong>, hukuken haklı çıkacak dümenler</strong> peşindeydi. Kaybettiler... <strong>Seçenekleri artan müşteri</strong>, bir başkasını tercih ederek; bu, <strong>kanunen haklı fakat etik olarak dökülen firmaları</strong>; sildi süpürdü.</p>
<p><strong>YAPAY ZEKÂ İLE ALDATMAK GİDEREK YAYGINLAŞIYOR</strong></p>
<p>Reklamlarıyla “<strong>kafa karıştıran</strong>”, kampanyalarıyla müşterisini “<strong>aldatan</strong>”, yalan söylemese dahi “<strong>doğruyu saklayıp</strong>” müşterisine <strong>tuzak</strong> kuran kurnazlar hâlâ var fakat hayatları giderek zorlaşacak gibi görünüyor. Şimdi <strong>yapay zekâ ile müşteri edinme</strong> ve ona <strong>daha fazla satış yapma</strong> dönemindeyiz.</p>
<p>Hatırlatmak gerekir ki <strong>yasalarla aldatmanın helal olmadığı</strong> ortamda <strong>yapay zekâ ile aldatmak</strong> da aynı etik problemleri doğuracaktır. Müşteriyi “<strong>firmamızın parasını cebinde taşıyan insan</strong>” diye tanımlayan eski ve etik dışı zihin yapısındakilerin <strong>sapır sapır döküleceği</strong> bir dönem <strong>YZ için</strong> de gelişiyor zira...</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Aldatmaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>YZ tüketiciyi koruyor mu?</em></strong></p>
<p>Bunu, zannedildiği gibi yeni tüketici yasaları veya yapay zekâ kuralları filan yapmayacak. Bunu, <strong>seçeneklerini her an denetleyebilen</strong> ve her yerde tercih yapabilme gücüne erişmiş bizler yapacağız.</p>
<p><strong><em>YZ çözümü nerede peki?</em></strong></p>
<p>Müşterinin önüne, <strong>yapay zekâyı</strong> da kullanarak <strong>daha fazla seçenek</strong> koymakta… Seçeneğimizin bilgisine ulaşınca, <strong>ürünü YZ ile deneyecek</strong> ama satın almayı, bize <strong>daha uygun seçeneği sunandan</strong> yapacağız.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>YASA GEREKLİDİR AMA YETERLİLİK; KURALA UYAN İNSAN YETİŞTİRMEKTİR</strong></p>
<p>Helalleşmek, mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıdır. Çünkü <strong>her yasal hak, helal değildir ve olamaz</strong>. Misal; imar ruhsatı almış bir müteahhit, <strong>şehrin ufkuna tecavüz </strong>ederken <strong>yasal olarak suçsuzdur ama helal değildir</strong>. Rahmetli <strong>Alev Alatlı</strong>’dan bana kalan miras sözlerden biri de bu…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ALDATMA LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Eksik bilgi</strong>: Karar hakkında ihtiyaç duyulan detayları, verileri, olguları tamamen aktarmama durumu</p>
<p><strong>Yanlış bilgi</strong>: Gerçeği yansıtmayan, hatalı, yanıltıcı olan ancak kasıt olmaksızın aktarılan yayılan bilgi</p>
<p><strong>Kötü niyet</strong>: Başkasına zarar vermek, yanıltmak, kendi çıkarı için bilinci, kasıtlı hareket etmek</p>
<p><strong>Fonzi</strong>: Ponzi yapıların fon yağması ardından kullanılan kelime. Fonları kullanarak yatırımcıyı soyma</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalan-soylemek-ya-da-dogruyu-soylememek-91513</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/2/1280x720/gidada-karekod-karari-musterinin-gorebilecegi-yerde-bulunacak-1746688744.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yalan söylemek ya da doğruyu söylememek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/boyle-nufus-sayimi-mi-olur-nerede-jr-bobby-ve-sue-ellen-91512</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Böyle nüfus sayımı mı olur; nerede JR, Bobby ve Sue Ellen!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kabul edelim, eski Türkiye’de de usulsüzlük vardı, görevi suistimal vardı; ama talan ve vurgun hiçbir zaman bu boyutta olmamıştı.</p>
<p>Örneğin geçmiş yıllarda üniversiteye giriş sınavlarına gölge düştüğünü, soruların çalındığını hiç duydunuz mu? Soruların hazırlanması ve basımı aşamasında ÖSYM’nin kapıları kapatılır, hatta oradaki personelin kaç gün dışarıyla bağlantısının olmayacağına dönük haberler yapılırdı. Sonra gün geldi, sorular ortalığa saçıldı, dağıtıldı; sınavı kazanamayan hakkının yendiğini düşünür oldu. Güven yok oldu.</p>
<p>İşe alımlarda liyakat hiç aranmaz oldu.</p>
<p>İhale verirken eş dost kayrılır oldu.</p>
<p>Sadece eş dost kayrılsa aslında o da iyi, birilerini görenler daha bir baş tacı edilir oldu.</p>
<p>Türkiye’de iş yapan ve inanılmaz tavizler koparan bazı yabancılar gün gelir bunlar elimden alınmak istenirse diye ihtilaf durumunda Türkiye’deki mahkemelerin değil, Londra mahkemelerinin sözleşmeye yazılmasını istedi, o da oldu.</p>
<p>Fon vurgunu da talan ve vurgunun tuzu biberi oldu.</p>
<p>Öyle ki öncesinde hiç kimsenin farkına varmadığını kabul etsek bile bu vurgunun yapıldığı ta geçen yılın 4 Kasım tarihinde Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıklamasıyla itiraf edildiği halde aylarca bir anlamda öylece duruldu. Sorun büyüdü büyüdü ve sonunda patladı. Binlerce insan da altında kaldı.</p>
<p>Geçmişte yapılan vurgunlar sonuncunun yanında önemsiz sayılır. Yıllar öncesinde de halkı dolandıranlar vardı. Şimdi olduğu gibi bankalardan birilerinin göz yummasıyla haksız yere kredi alan ve bunu ödemeyenler de. Ama dolandırıcılık çeşitlendi, tutar büyüdükçe büyüdü.</p>
<p>Hele hele geçmişte yapılan kimi suistimaller var ki insanın dili şimdikilerle kıyaslayınca bunlara suistimal demeye bile varmıyor. Bazıları adeta büyük usta Aziz Nesin’den bir hikaye gibi…</p>
<h2>Nüfus sayımı ve Dallas </h2>
<p>TÜİK önceki gün üçüncü çeyreğe ilişkin nüfus istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Eskiden böyle miydi; beş yılda bir sokağa çıkma yasağı uygulanır ve tüm Türkiye eve kapanır, tek tek sayım yapılırdı.</p>
<p>Sokağa çıkma yasağı uygulanarak gerçekleştirilen sayımların sonuncusu 2000 yılındaydı, 2007 yılından itibaren ise adrese dayalı nüfus kayıt sistemine geçildi. TÜİK artık bu sistem çerçevesinde üç ayda bir nüfus açıklıyor.</p>
<p>Nüfus sayımı ve Dallas’ı yan yana getiren, çağrıştıran ise 1985 yılında yapılan sayım. Başlıktaki isimlere aşina olanlar da zaten ya en az elli yaş civarındadır ya da eski televizyon dizilerine meraklı kişilerdir.</p>
<p>Yıl 1980... Türkiye’de bir dizi yayımlanmaya başlıyor; Dallas. Bir çiftlikte yaşayan Teksaslı petrol zengini bir aile içinde bitmek bilmeyen entrikaları anlatan bir dizi. Dizide kötü karakter eksik olur mu, tabii ki var; JR, Türk halkının ifadesiyle Ceyar!</p>
<p>1985 yılında yine sokağa çıkma yasağı uygulanarak nüfus sayımı yapılıyor. O dönemde nüfusu olduğundan fazla göstermeyi <strong>“teşvik”</strong> edecek ya da insanları buna yöneltecek önemli bir etken devreye girmiş. 1981 yılında çıkarılan bir yasayla yerel yönetimlere bütçeden nüfusları ölçüsünde pay ayrılması kararlaştırılmış. Böyle bir etken olmasa bile Türk halkı nüfusun fazla olmasıyla övünen bir toplum. O da işin içine girince neler yaşanıyor neler...</p>
<p>Nüfusu yüksek göstermek için ilk fırsat 1985 sayımında doğuyor. Sayım tamamlanıyor, o zamanki adı Devlet İstatistik Enstitüsü olan bugünkü TÜİK’e ulaşan tutanaklarda inanılmaz tuhafl ıklar var. Bazı yazımların gerçek olmadığı tartışma götürmeyecek kadar açık. Amaç nüfusu fazla gösterip bütçeden fazla para alabilmek.</p>
<p>Zamanın bazı DİE yöneticileri bu usulsüz yazımları örtbas etmeye çalışıyor. Bazı dürüst yöneticiler ise suistimal ortaya çıksın istiyor. Ben ise gazeteciliğimin ilk yıllarındayım ve haber peşinde koşuyorum. Yazımdaki usulsüzlüklerle ilgili duyumlarım var ama belge gerekli. Onu da ediniyorum. Tam Aziz Nesin’lik denilecek türden bir durum.</p>
<p>Bu nüfus sayımında yapılan hatalar ya da engellenemeyen usulsüz yazımlar, dönemin DİE Başkanının görevden alınmasıyla sonuçlandı. Oysa Ankara’da oturan başkanın bu yazımlardan dolayı doğrudan hiçbir suçu yoktu; yoktu ama suistimal onun döneminde ve onun başında olduğu kurumda yaşanmıştı. Yani eski Türkiye’de bir kişinin burnunun bile kanamadığı bir usulsüz nüfus sayımı yüzünden bir bürokrat görevden alınmıştı.</p>
<p>Peki ya şimdi; ya bugünün Türkiye’sinde ne oluyor? Tren kazalarında ölenlerden dolayı görevden alınan kimse var mı; ya da Kartalkaya’da onlarca insanın hayatını kaybettiği yangının gerçek sorumlularına bir şey yapıldı mı?</p>
<p>Bir not; 1985 sayımındaki usulsüz yazımlar daha sonra ayıklandı ve nüfusun ilk açıklanana göre 764 bin kişi daha az olduğu ortaya çıktı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Neler yazılmış neler…</span></h2>
<p>Dönelim Aziz Nesin’lik bir hikayenin çıktığı 1985 sayımına… Neler yapılmış neler…</p>
<p>Her bir nüfus formuna 11 kişi yazılabiliyor. Bir hanede 5 kişi yaşıyorsa, 6 kişilik <strong>“hak”</strong> Ankara’ya niye eksik bildirilsin! Bazı yörelerde bu <strong>“hak”</strong> sonuna kadar kullanılıyor. Nüfus formlarını dolduranlar, ki onlar da ağırlıkla yörede çalışan kamu görevlileri, belli ki biraz eğlenmek istiyor. Hayali nüfus olarak hep Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma yazılır mı, biraz da yabancı isim yazmanın ne sakıncası olabilir ki! </p>
<p>O dönem yalnızca TRT televizyonu var, tüm Türkiye’yi ekrana kilitleyen dizi de belirttiğim gibi Dallas. Dallas’ın kahramanları ne güne duruyor. Başlıyor görevliler nüfus formlarını JR, Su Ellen, Bobby, Lucy ile doldurmaya. Ama isimler formlara böyle yazılmıyor tabii ki, okunduğu ya da televizyonda duyulduğu gibi Ceyar, Suelın, Babi, Lusi şeklinde aktarılıyor. Belli ki bu isimleri yazanlar pek eğleniyor.</p>
<p>Bu kadarla kalsa iyi. Hızını alamayıp <strong>“Nasıl olsa kimse fark etmez”</strong> diye düşünen bazıları, yaşadıkları ilçenin evli ama çocuksuz kaymakamına bile 9 çocuk yazarak formu 11’e tamamlamakta sakınca görmüyor.</p>
<p>Şimdi TÜİK ne yapıyor; basıyor birkaç tuşa ve nüfus ortaya çıkıyor. Pek renksiz sayım bugünküler.</p>
<p>Nerede o eski nüfus sayımları, gel de özleme, hiç olmazsa eğleniyorduk…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/boyle-nufus-sayimi-mi-olur-nerede-jr-bobby-ve-sue-ellen-91512</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/9/1280x720/nufus-istanbul-1771322253.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Böyle nüfus sayımı mı olur; nerede JR, Bobby ve Sue Ellen! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/imtiyazli-hisseyle-bedelli-sermaye-artirimi-soygununa-son-91511</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> İmtiyazlı hisseyle, bedelli sermaye artırımı soygununa son!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsada bazı patronlar için halka arz ve sonrasında bedelli sermaye artırımları, küçük yatırımcının parasını kullanarak servet büyütmenin aracına dönüşmüş durumda. Bunun için karmaşık yöntemlere de ihtiyaç yok. İmtiyazlı hisseyi elinde tutmak yeterli.</p>
<p>Nasıl mı!</p>
<p>Şirketin yüzde 10’unu halka açıyorsun.</p>
<p>Yönetim kontrolünü ise kimi zaman yüzde 1’lik A grubu imtiyazlı hisseyle elinde tutuyorsun. Ardından tahtacılarla birlikte hisse fiyatını yukarı taşıyıp SPK’dan aldığın izinlerle paylarının bir bölümünü satıyorsun. Küçük yatırımcı yüksek fiyattan hisse alırken sen evdeki kasana parayı koyuyorsun. Sonra fiyat nedense (!) düşüyor.</p>
<p>Asıl oyun bundan sonra başlıyor. Bedelli sermaye artırımı kararı alıyorsun. Tepeden hisse alan küçük yatırımcı, fiyat düşüşü nedeniyle zarar etmiş olduğu için artırıma katılmıyor. Kullanılmayan yeni payları ise sen veya bağlantılı ortakların alıyorsunuz. Böylece şirketin sermayesindeki payınızı artırırken küçük yatırımcının ortaklık payını seyreltiyor, yönetimdeki ağırlığını azaltıyorsunuz. Bu oyun devam edip gidiyor. Ya da imtiyaz sende olduğu için kullanılmayan payları da almana gerek yok, aynı oyunu elindeki “üç otuz paralık” hisseye devam ettirip gidiyorsun.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed58dc14abc-1793939676.png" alt="" width="676" height="402" /><strong>YÜZDE 0,01 İLE SÖZÜ GEÇİYOR </strong></p>
<p>BIST 100’de 53 şirkette imtiyazlı pay var. Bunların 51’inde imtiyazlı paylar borsada işlem görmüyor. Bazı şirketlerde sermayenin yalnızca yüzde 0,61’ini temsil eden A grubu paylar 15 oy hakkına sahip. Bir başka şirkette imtiyazlı pay oranı yüzde 0,01. Yani çok küçük bir sermaye payıyla şirketin yönetimi kontrol edilebiliyor. Bedelli sermaye artırımlarında bu yapı, hâkim ortağın konumunu korumasına ve küçük yatırımcının ortaklık payının seyrelmesine zemin hazırlayabiliyor. Bu konuda açık ve caydırıcı düzenleme yapılmalı.</p>
<p>SPK’nın bu konuda çalışma yaptığını ve yeni düzenlemelerin gündemde olduğunu duyuyoruz. Geç bile kalındı. Öncelikle, bu yöntemi kullanarak yatırımcıyı zarara uğrattığı tespit edilen ortaklara yeni pay satışı izni verilmemeli. Halka arz gelirlerini izahnamede belirtilen amaçlar dışında kullanan şirketlerin ortaklarına da ilave pay satışı hakkı tanınmamalı. Bedelli sermaye artırımını alışkanlık (!) Haline getirenlere fırsat verilmemeli.</p>
<p>Halka arz, patronlara sınırsız satış hakkı veren bir imtiyaz belgesi değildir. Küçük yatırımcıyı önce yüksek fiyattan hisse almaya, ardından bedelliye katılmaya zorlayan bu düzenin adı sermaye piyasası olamaz. SPK’nın görevi bu oyunu seyretmek değil, bitirmektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/imtiyazli-hisseyle-bedelli-sermaye-artirimi-soygununa-son-91511</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İmtiyazlı hisseyle, bedelli sermaye artırımı soygununa son! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-91509</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 06 Kasım" src="https://www.youtube.com/embed/IhEOeYvYOc4" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-91509</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1778218088.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borclar-oteleyip-vadeyi-uzattik-2-milyar-euroluk-yatirim-bitti-6-milyar-dolarin-36si-disaridan-geliyor-91510</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borçlar öteleyip vadeyi uzattık, 2 milyar Euroluk yatırım bitti, 6 milyar doların 3.6’sı dışarıdan geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2025 </strong>yılı Nisan ayı sonunda Şişecam Genel Müdürü <strong>Mustafa Görkem Elverici</strong>’nin görevi sona erdiğinde dönemin İş Bankası Genel Müdürü <strong>Hakan Aran, </strong>bankanın Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Adnan Bali</strong>’yle durum değerlendirmesi yaptı:</p>
<p>-          <strong>1 Temmuz 2024’te Prof. Ahmet Kırman</strong><strong>,</strong><strong> Şişecam’ın Yönetim Kurulu Başkanlığından ayrıldı. Görkem Bey’in de görevi sona erdi. Şişecam’ın net finansal borçluluğunun iyi yönetilmesine, arafta kalmış yatırımlarıyla ilgili kritik kararların verilmesine ihtiyaç var.</strong></p>
<p><strong>Hakan Aran, </strong>bu değerlendirmenin ardından Şişecam yönetimi konusunda önerisini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Şişecam’ın yönetiminde finansçı tarafı ağır basan birilerinin olmasında fayda var. İsterseniz ben gideyim.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed57e6efcc4-1793939430.png" alt="" width="860" height="564" /></strong>Sonra aklından geçen ismi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Genel Müdür </strong><strong>Y</strong><strong>ardımcılarımızdan Can Yücel, Şişecam’ın yönetim kurulunda bulunuyor. Can Bey’in Şişecam Genel Müdürlüğü görevini devralması daha iyi olur.</strong></p>
<p>7 Ağustos 2026’da Şişecam Yönetim Kurulu Başkanı ve Murahhas Üyesi olarak atanan <strong>Hakan Aran </strong>ve Genel Müdür <strong>Can Yücel</strong>’le grubun Tuzla’daki merkezinde buluştuk.</p>
<p><strong>Hakan Aran, </strong>sohbetin başında 2025 yılı Nisan ayı sonlarını anımsayıp anlattı. <strong>“COP31” </strong>gündemiyle buluşmuş olsak da sohbeti Şişecam’ın borçluluk durumu ve yatırımlarının hangi aşamada bulunduğu ile başlatmayı yeğledik.</p>
<p><strong>Hakan Aran, </strong>sektörde sıkıntılı dönemin devam ettiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Borçlarla ilgili ilk adım kısa vadenin uzun vadeye çevrilmesiydi. İki yıl ötelendi, uzun vadeye yayıldı. 3.5 milyar dolarlık brüt borçluluk söz konusu.</strong></p>
<p>Şişecam Genel Müdürü <strong>Can Yücel </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Devam eden 2 milyar Euro’luk yatırım söz konusuydu. Örneği</strong><strong>n</strong><strong>, Tarsus’ta 500 milyon Euro yatırımla kurduğumuz solar cam yani güneş enerjisi camı üreten tesisimiz devreye girdi.</strong></p>
<p><strong>Can Yücel, </strong>2 milyar Euro’luk yatırımın tamamlandığını bildirdi, <strong>Hakan Aran </strong>sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Yani, 2026 yatırımlarımızın tamamlandığı yıl oldu. Bu yatırımların EBİTDA’ya katkısı 2027’de görülecek.</strong></p>
<p><strong>Aran, </strong>Şişecam’ın merkezindeki Paşabahçe Showroom’undaki sohbette şu noktaya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Paşabahçe marka olarak da çok güçlü. Ancak, asıl büyüklük çatı kuruluş olan Şişecam’ın diğer işlerinden geliyor. Şişecam’ın 6 milyar dolarlık toplam cirosu içinde Paşabahçe’nin payı yüzde 1. Yani 60 milyon dolar.</strong></p>
<p>Şişecam’ın cirosunun yapısıyla ilgili şu bilgiyi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Cironun 3.6 milyar doları dışarıdan sağlanıyor. Yani yurt dışındaki fabrikalar, şirketler ile ihracattan geliyor. Doğrudan ihracatımız yıllık 1 milyar dolar civarında bulunuyor.</strong></p>
<p>Şişecam’ın Türkiye’nin küresel markası olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>150 ülkeye ihracat yapıyoruz. 4 kıtada 12 ülkede 47 üretim tesisimiz var. Ama bu büyüklüğün bilinirlik açısından karşılığı yok.</strong></p>
<p><strong>Can Yücel, </strong>şu noktaya dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Ürünlerimizin girmediği hiçbir ev ve kullanılmadığı gün yok.</strong></p>
<p>Bu aşamada borç yapılanması konusuna geri döndük, <strong>Yücel </strong>şu detay üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Borçlarımızı parça parça 2033’e kadar yaymış olduk. Ortalama vade 4 yılı aştı. Borç ödeme ile nakit akışını denkleştirmeye çalıştık. IFC’den 500 milyon dolarlık paket aldık. Maliyeti piyasaya göre oldukça iyi.</strong></p>
<p><strong>Can Yücel, </strong>bu yıl devreye alınan yatırımlarla ilgili şu gelişmeleri özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Bu yılın ilk çeyreğinde Bulgaristan ve İtalya’daki düz cam tesislerimizde devreye aldığımız iki yeni kaplamalı cam hattı ile Avrupa’daki kaplama kapasitesini iki katına çıkararak katma değerli ürün portföyümüzü genişlettik.</strong></li>
<li><strong>Tarsus’ta yeni kaplamalı cam hattımızı devreye aldık.</strong></li>
<li><strong>Kuzey İtalya’da düz cam fabrikamızda planlı bakım ve soğuk tamir çalışmalarını tamamlayarak üretimi yeniden başlattık.</strong></li>
<li><strong>Macaristan’da önemli bir aşamayı geride bıraktık ve ilk fırınımızı test üretimleri için ateşledik.</strong></li>
<li><strong>Hindistan’da bu yıl tamamlanacak yeni hattımızla küresel varlığımızı daha da güçlendireceğiz.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Hakan Aran</strong>’ın Nisan 2025’deki <strong>“Şişecam’a finans ağırlıklı yönetim” </strong>formülü <strong>Can Yücel</strong>’in Genel Müdür, kendisinin yönetim kurulu başkanı olmasıyla <strong>“perçinli” </strong>şekilde hayata geçti…</p>
<p>Şişecam, brüt 3.5 milyar dolar olan borçlarını yapılandırıp vadeyi uzattı, ödemeleri nakit akışı ile uyumlu hale getirdi.</p>
<p>2 milyar Euro’luk yatırımı tamamlayıp, 2027’de EBİTDA’daki olumlu etkisini görmeye odaklandı…</p>
<p>150’yi aşkın ülkeye ihracat, 12 ülkede 47 üretim tesisi, 6 milyar dolar ciro…</p>
<p>Şişecam, gerçekten Türkiye’nin küresel düzeyde öne çıkan kurumlarından biri, değil mi?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD’deki EBİTDA’sı 160 milyon dolardan 60 milyon dolara indi, soda külünü bataryada deniyor</span></h2>
<p><strong>ŞİŞECAM </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Aran </strong>ve Genel Müdür <strong>Can Yücel</strong>’e ABD’deki yatırımlarının son durumunu sorduk. <strong>Aran, </strong>anlatmaya başladı:</p>
<p><strong>ABD’deki ortağımızla soda külü üretimimiz var. Yıllık 2.5 milyon ton soda külü üretimi söz konusu. Şirketin yüzde 51’i bize, 49’u ABD’li ortağımıza ait.</strong></p>
<p>Soda külünde küresel arz fazlası döneminin yaşandığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Yıllık 83 milyon ton soda külü arzı söz konusu. 10 milyon ton arz fazlası var. Bu durum soda külü fiyatları üzerinde baskı yapıyor. Şirketin EBİTDA’sı (faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr) iki yıl önce 160 milyon dolardı. 60 milyon dolara indi.</strong></p>
<p>Ciner Grubu’ndan devraldıkları Wyoming’deki 5 milyon tonluk soda külü kapasitesi için yeni tesis kurulması gerektiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu yatırım konusunda acele etmiyoruz. Aldığımız izinleri kısık ateşte koruyoruz.</strong></p>
<p>ABD’de bugüne kadar yaptıkları yatırımın parasal büyüklüğünü sorduk, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Önceki şirketimizin yatırımları, Ciner Grubu’yla ortaklık ve hisselerin tümünün alınması dahil 1.1 milyar doları buldu.</strong></p>
<p>Soda külüyle ilgili bir Ar-Ge çalışması üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Ar-Ge ekiplerimiz soda külü solüsyonunun bataryada kullanımını sağlayacak bir araştırma yapıyorlar. Soda külü bataryada da kullanılabilecek gibi görünüyor.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Soda külünün geleceği var. Bu dönem geçici. 3-4 yıl sürer. Soda külü işi bizim için stratejik bir varlık.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yüksek performanslı kaplamalı cam, iklim çözümünün önemli parçası</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed57cf07d8c-1793939407.jpg" alt="" width="800" height="533" /></span><strong>ŞİŞECAM </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Aran, </strong>grubun <strong>“ODTÜ-GÜNAM” </strong>işbirliği ile yapılan araştırmaya değindi:</p>
<p>-          <strong>Yapılan araştırma, yüksek performanslı kaplamalı camların İstanbul konut stokunda yaygınlaştırılması halinde 2050 yılına kadar 13.1 milyon ton karbon emisyonunun önüne geçilebileceğini gösteriyor.</strong></p>
<p>Bu rakamın 231 bin konutun 25 yıllık karbon emisyonuna eşdeğer olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>13.1 milyon ton karbon, 2.8 milyon binek otomobilin 1 yıllık emisyona denk geliyor.</strong></p>
<p>Camın yalnızca bir yapı malzemesi değil, iklim çözümünün önemli parçası olduğunu vurguladı, Şişecam Genel Müdürü <strong>Can Yücel </strong>sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>İklime dirençli şehirler ancak kamu, özel sektör ve akademinin ortak çabasıyla mümkün olacak. Şişecam bu dönüşüme yalnızca bir üretici olarak değil, çözümün paydaşlarından bir olarak yaklaşıyor.</strong></p>
<p><strong>Hakan Aran, “COP31”</strong>de iklim krizine karşı aksiyon alınması konusunun öne çıkacağını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>İşte aksiyon Şişecam’ın yüksek performanslı kaplamalı camları.</strong></p>
<p><strong>Can Yücel, </strong>Almanya’yı örnek gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Almanya, dış cephede 3 katlı pencere camı uygulamasını mevzuata koydu. Artık bırakın tek pencere camını, iki katlısını bile az buluyorlar.</strong></p>
<p><strong>Hakan Aran, </strong>Ar-Ge ekiplerinin yaptığı bir başla çalışmayı aktardı:</p>
<p>-          <strong>Cam elyaf çok önemli bir ürün. Şimdi daha mukavemetli hale getirilmesi konusundaki çalışmalar önemli bir aşamaya geldi. Karbon elyafın muadili olabilecek.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yenilenebilir enerjiye ağırlık veriyor, artık ana iş kolu görüyor</span></h2>
<p><strong>ŞİŞECAM </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Aran, </strong>grubun 2050 yılına kadar karbon nötr hedefini benimsediğini bildirip, bazı adımlarını sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>2030 yılına kadar kurulu yenilenebilir enerji kapasitemizi 53 MW’a çıkaracağız.</strong></li>
<li><strong>Temiz su tüketimini yüzde 15 azaltacağız.</strong></li>
<li><strong>Cam ambalaj üretiminde yüzde 35 dış cam kırığı kullanacağız.</strong></li>
<li><strong>Cam iş kollarında sürdürülebilir ürünlerin ciro içindeki payını artırmayı hedefliyoruz.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Hakan Aran, </strong>enerjinin Şişecam’ın ana işleri arasında yerini aldığını kaydetti, Genel Müdür <strong>Can Yücel </strong>ekledi:</p>
<p>-          <strong>Son dönemde özellikle güneş enerjisine odaklandık. Daha önce 7 farklı tesisimizde devreye aldığımız toplam 25 MW’lık GES kapasitemiz, 45 M</strong><strong>W</strong><strong>’a çıktı.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borclar-oteleyip-vadeyi-uzattik-2-milyar-euroluk-yatirim-bitti-6-milyar-dolarin-36si-disaridan-geliyor-91510</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/8/1280x720/hakan-aran-1756134973.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borçlar öteleyip vadeyi uzattık, 2 milyar Euro’luk yatırım bitti, 6 milyar doların 3.6’sı dışarıdan geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-7-haftada-365-milyar-dolar-satti-91508</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı 7 haftada 3,65 milyar dolar sattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yabancı yatırımcıların TL menkul kıymetlerinden hızlı çıkışı ekimin son haftasında da devam etti. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre 30 Ekim ile biten haftada yabancı yatırımcılar devlet tahvillerinde 750.4 milyon dolarlık net satışla 27 Mart ile haftadan bu yana en güçlü çıkışlarını gerçekleştirdi. Hisse senedinde 66.3 milyon dolar, özel sektör tahvillerinde de 62.3 milyon dolarlık net satış yaptı. Böylece 16 Eylül'deki fon krizinden bu yana yabancının TL menkul kıymetlerden çıkışı 3.65 milyar liraya ulaştı.</p>
<h2>Özel sektörde sert satış</h2>
<p>TCMB haftalık menkul kıymet verilerine göre 16 Eylül'den bu yana yani son 7 haftada yabancı yatırımcıların TL devlet tahvillerinden net çıkışı 1.53 milyar dolara gelirken, özel sektör tahvillerinde çok daha sert satış yaptı. Özel sektör tahvillerinden 16 Eylül'den bu yana çıkış 1.67 milyar dolara ulaştı. Hisse senedinde ise net çıkış 444.3 milyon dolar olarak hesaplandı. Öte yandan bu ilk 10 ayında yabancının TL devlet tahvillerinde 802.75 milyon dolar, özel sektör tahvillerinde 2.42 milyar dolar, hisse senedine ise 1.24 milyar dolar net girişi bulunuyor. Böylece bu yılbaşından bu yana TL menkul kıymetlere yabancının net girişi 4.46 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.</p>
<p>TCMB haftalık para ve banka istatistiklerine göre yurtiçi yerleşiklerin yabancı para mevduatı geçen hafta 585 milyon dolar arttı. Gerçek kişilerin yabancı para mevduatı pariteden arındırılmış 69 milyon dolar, tüzel kişilerin yabancı para mevduatı ise yine pariteden arındırılmış 516 milyon dolar yükseldi.</p>
<h2>Rezervlerde gerileme sürüyor </h2>
<p>TCMB haftalık para ve banka verilerine göre ise 30 Ekim haftasında toplam rezervlerdeki düşüş eğilimi devam etti. TCMB toplam rezervleri 30 Ekim haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 84 milyon dolar azalarak 158 milyar 107 milyon dolara geriledi. Verilere göre, 30 Ekim itibarıyla Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri 2 milyar 955 milyon dolar azalışla 56 milyar 90 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 23 Ekim'de 59 milyar 45 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu. Bu dönemde altın rezervleri de 1 milyar 129 milyon dolar düşüşle 103 milyar 146 milyon dolardan 102 milyar 17 milyon dolara indi. Net uluslararası rezervler de bir önceki haftadaki 42.3 milyar dolardan 38 milyar dolara, swap hariç net rezervler de 30.8 milyar dolardan 24.3 milyar dolara geriledi.</p>
<h2>Bankacılık sektörünün kredi hacmi 29 trilyon lirayı aştı </h2>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) yayımladığı haftalık bültene göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 30 Ekim itibarıyla 224 milyar 223 milyon lira artarak 28 trilyon 776 milyar 556 milyon liradan 29 trilyon 779 milyon liraya çıktı. Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil, geçen hafta 112 milyar 999 milyon lira azalarak 32 trilyon 852 milyar 309 milyon liradan 32 trilyon 739 milyar 311 milyon liraya geriledi. Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 32 milyar 405 milyon lira artarak 3 trilyon 556 milyar 940 milyon liraya çıktı. Bu tutarın 852 milyar 509 milyon lirası konut, 42 milyar 729 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 661 milyar 701 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-7-haftada-365-milyar-dolar-satti-91508</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/dolar-dollar-1778823964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurtdışı yerleşiklerin TL varlıklardan hızlı çıkışı geçen hafta da sürdü. 30 Ekim ile biten haftada yabancı yatırımcılar devlet tahvillerinde 750,4; hisse senedinde 66,3 milyon, özel sektör tahvillerinde de 62,3 milyon dolarlık net satış yaptı. Böylece 16 Eylül&#039;deki fon krizinden bu yana yabancının TL menkul kıymetlerden çıkışı 3,65 milyar liraya ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/piyasalarda-secim-viraji-91507</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalarda seçim virajı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="251" height="119" /></p>
<p>ABD’de ara seçimlerin ardından piyasalarda yeni bir fiyatlama dönemi başladı.</p>
<p>Demokratların hem Senato’da hem Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu ele geçirmesi, yalnızca Washington’daki siyasi dengeleri değil, enerji piyasalarından dövize, teknoloji hisselerinden değerli metallere ve bakıra kadar geniş bir alanı etkiledi.</p>
<h2>Petrol 95 doların altına indi </h2>
<p>Seçim sonuçlarının ilk ve en belirgin yansıması petrol fiyatlarında görüldü. Cumhuriyetçilerin yaşadığı yenilginin Trump yönetimini İran savaşını sona erdirmek için daha fazla baskı altında bırakabileceği beklentisi, petrolün üzerindeki jeopolitik risk primini aşağı çekti. Brent petrol çarşamba günü yüzde 9 gerileyerek iki ayın en düşük seviyesine inerken, düşüş dün de sürdü. Varil fiyatı 94 dolara çekildi; önceki haftaya göre kayıp yüzde 14’e ulaştı.</p>
<p>Demokratların kontrolündeki Kongre’nin Orta Doğu operasyonlarına yönelik askeri finansmanı sınırlayabileceği ve savaşın sona ermesi için baskıyı artırabileceği değerlendiriliyor. </p>
<h2>Enflasyon korkusu hafifledi dolar ve tahvil faizi düştü </h2>
<p>Bu hareket yalnızca enerji piyasasıyla sınırlı kalmadı. Petrolün gerilemesi, enflasyon baskılarının hafifleyebileceği ve merkez bankalarının daha sert faiz adımlarına ihtiyaç duymayabileceği beklentisini güçlendirdi. ABD 10 yıllık tahvil getirisi yaklaşık yüzde 4,85’e inerek neredeyse iki ayın en düşük seviyesine geriledi. Dolar endeksi de 101,26 seviyesine indi. </p>
<h2>Asya para birimleri güçlendi </h2>
<p>Asya para birimlerinin çoğu dolar karşısında değer kazanırken, euro 1,1260, sterlin 1,3491 dolara yükseldi. Sterlinin güçlenmesinde İngiltere Merkez Bankası’nın faiz artırımı beklentisi de etkili oldu.</p>
<h2>Hava yolu şirketlerine yaradı </h2>
<p>Petrol fiyatlarındaki düşüşün diğer kazananları arasında havayolu şirketleri yer aldı. Uçak yakıtı maliyetlerinin gerileyeceği beklentisiyle Singapore Airlines yüzde 3,2, Cathay Pacific yüzde 2,2 ve Japan Airlines yüzde 6,2 yükseldi.</p>
<h2>Yapay zeka hikayesinde yeni risk</h2>
<p>Piyasaların diğer cephesinde ise yapay zeka yatırımlarına ilişkin endişeler öne çıktı. Demokratların Kongre’de çoğunluğu ele geçirmesi, veri merkezlerinin hızlı büyümesine yönelik daha sıkı denetim ve inşaat kısıtlamaları ihtimalini gündeme getirdi. Yatırımcılar, bu adımların ABD’nin yapay zeka altyapısına yönelik dev harcamalarını yavaşlatabileceğini değerlendiriyor. Asya’da çip üreticileri sert satışlarla karşılaştı. Güney Koreli SK Hynix yüzde 8,5, Samsung Electronics yüzde 6,5 gerilerken, Kore borsasındaki satışlar geçici işlem durdurmasına yol açtı. Tayvan›ın Taiex endeksi yüzde 2,9, Japonya’nın Nikkei endeksi yüzde 1,5 düştü. Avrupa’da da ASML yüzde 2,7 değer kaybetti.</p>
<h2><span style="color: #e67e23;">Altın ve gümüşte seçim rallisi</span></h2>
<p>Doların zayıflaması ve ABD tahvil getirilerinin gerilemesi değerli metallere alım getirdi. Vadeli işlemlerde altın son üç günde yaklaşık 3.879 dolardan 4.156 dolara yükselerek 280 dolara yakın yani yüzde 7 kazanç sağladı. Aynı dönemde gümüşün vadeli fi yatı 48,62 dolardan 53,50 dolara çıkarak yaklaşık yüzde 10 arttı. Petrol fi yatlarındaki düşüşün enflasyon baskısını hafi fl etmesi, faiz artışı beklentilerini zayıflatabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Dolar ve tahvil getirilerindeki gerileme de faiz getirisi olmayan altın ve gümüşü uluslararası yatırımcılar açısından daha cazip hale getiriyor. Bununla birlikte piyasalar, cuma günü açıklanacak ABD istihdam verisi ve Fed’in faiz görünümüne ilişkin yeni sinyalleri bekliyor.. </p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Bakırda yapay zeka endişesi</span></h2>
<p>Bakır, seçim sonrası teknoloji hisselerinde yaşanan satış dalgasından etkilendi. ABD’de vadeli bakırın pound fiyatı 6,36 dolara gerilerken, son bir aylık kayıp yüzde 3,57’ye ulaştı. Londra Metal Borsası’nda üç ay vadeli bakırın ton fiyatı da ay başındaki 14.400 dolar seviyesinden 14 bin dolara indi. Bakır, veri merkezleri, elektrik şebekeleri ve enerji altyapısında yoğun kullanılması nedeniyle küresel yapay zeka yatırımlarının önemli girdilerinden biri. Demokratların Kongre’deki zaferinin ardından veri merkezi inşaatlarına yönelik daha sıkı düzenleme ve yatırım hızında yavaşlama ihtimali, metalin talep görünümüne ilişkin soru işaretlerini artırdı. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">■ Trump dönemi için sonun başlangıcı</span></h2>
<p>ABD ara seçimlerinde ortaya çıkan Demokratların “mavi dalgası”, yalnızca Cumhuriyetçilerin Kongre’deki gücünü sarsmakla kalmadı; Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin siyasi geleceğine ilişkin tartışmaları da hızlandırdı. Bu sonuç, Cumhuriyetçi adaylara yüz milyonlarca dolar aktaran Silikon Vadisi milyarderlerinin desteğine rağmen geldi. Teknoloji devlerinin para gücü, seçmenin sandıktaki tercihinin önüne geçemedi. </p>
<p><strong>600 milyon $ desteği sonuç vermedi</strong></p>
<p>Trump’ı ve Cumhuriyetçi adayları destekleyen teknoloji milyarderleri, ara seçim kampanyalarına 600 milyon doların üzerinde kaynak aktardı. Bu harcamaların en büyük bölümünü yapan isimlerden Elon Musk, tek başına 470 milyon dolardan fazla bağışta bulunduRisk sermayedarları Marc Andreessen ve Ben Horowitz 90 milyon doların üzerinde kaynak aktarırken, OpenAI kurucu ortağı Greg Brockman ve eşi Anna da Trump yanlısı siyasi yapılara toplam 50 milyon dolar bağışladı. Gemini’nin kurucuları Cameron ve Tyler Winklevoss da 5 milyon doların üzerinde harcama yaptı. Teknoloji ve kripto para sektörünün desteklediği adayların önemli bölümünün kaybetmesi, sektörün siyasi nüfuz kurma çabalarının sınırlarını ortaya koydu.</p>
<p>FT’nin analizine göre seçim sonuçları, Trump yönetimi için sonun başlangıcı. Trump’ın önündeki iki yılda Kongre ile ilişkilerini ve politika gündemini zorlaştırabilecek yeni bir döneme işaret ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/piyasalarda-secim-viraji-91507</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/7/1280x720/67-1793938771.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalarda seçim virajı... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/6-onlemle-yilda-16-milyon-hayat-39-trilyon-dolarlik-ekonomik-kazanim-91549</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 6 önlemle yılda 1,6 milyon hayat, 3,9 trilyon dolarlık ekonomik kazanım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde iklim krizinin insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Dünyada 3,3 ila 3,6 milyar insan iklim değişikliğine karşı yüksek kırılganlık koşullarında yaşıyor. DSÖ’ye göre, halihazırda uygulanabilecek altı önlem sayesinde yılda 1,6 milyon insanın hayatı kurtarılabilir, 3,9 trilyon dolarlık ekonomik refah kazanımı sağlanabilir. Antalya zirvesinin gündeminde ise sağlık sistemlerinin iklim krizine karşı dayanıklılığını artırmak var.</strong></p>
<p>İklim krizinin bedeli artık hastanelerde, acil servislerde, yaşanan can kayıplarında ve sağlık sistemlerinin giderek artan yükünde de kendini gösteriyor. Aşırı sıcaklar, seller, kuraklık, hava kirliliği ve temiz suya erişimde yaşanan sorunlar, dünyanın farklı bölgelerinde milyonlarca insanın sağlığını tehdit ediyor.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31 öncesinde yayımladığı değerlendirmede, iklim krizinin aynı zamanda ciddi bir halk sağlığı krizi olduğu uyarısında bulundu.</p>
<p>DSÖ verilerine göre, dünyada yaklaşık 3,3 ila 3,6 milyar insan iklim değişikliğine karşı yüksek derecede kırılgan koşullarda yaşıyor. İklim bağlantılı afetlerin yol açtığı ölümlerin son 20 yılda yüzde 90’dan fazlası gelişmekte olan ülkelerde meydana geldi.</p>
<p>Bu tablo, iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerinin ülkeler ve toplumlar arasında eşit dağılmadığını ortaya koyuyor. Çocuklar, hamile kadınlar, yenidoğanlar, yaşlılar, kronik hastalığı bulunanlar ve yerinden edilmiş topluluklar en yüksek risk altındaki gruplar arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Her yıl 1,6 milyon insanın hayatı kurtarılabilir</strong></p>
<p>DSÖ’nün COP31 öncesinde yayımladığı İklim Değişikliği ve Sağlık Alanındaki Öncelikli Eylemlerin Küresel Faydaları ve Maliyetleri başlıklı rapor, mevcut çözümlerin yaratabileceği etkiyi de ortaya koyuyor. Rapora göre, iklim değişikliği ve sağlık alanında etkili olduğu kanıtlanmış altı önlemin hayata geçirilmesiyle her yıl 1,6 milyon insanın hayatı kurtarılabilir.</p>
<p>Bu önlemler arasında aşırı sıcaklara karşı erken uyarı sistemleri, iklim koşullarına dayanıklı içme suyu hizmetleri, temel sanitasyon altyapısı, hijyen ve el yıkama imkânları, evlerde yemek pişirme ve ısınma için daha temiz yakıt ve teknolojiler ile fosil yakıtların daha etkin fiyatlandırılması bulunuyor.</p>
<p>DSÖ’nün hesaplamalarına göre, söz konusu uygulamalar yılda 16,7 milyar ton karbondioksit emisyonunun önlenmesine katkıda bulunabilir. Bu miktar, arazi kullanımı ve ormancılık kaynaklı emisyonlar hariç tutulduğunda küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 31’ine karşılık geliyor.</p>
<p><strong>Antalya’da sağlık sistemlerinin dayanıklılığı masada</strong></p>
<p>Ekonomik kazanımlar da dikkat çekici boyutta yer alıyor. Raporda, altı önlemin yılda 3,9 trilyon dolarlık ekonomik refah kazanımı ve buna ek olarak 5,4 trilyon dolarlık finansal fayda sağlayabileceği belirtiliyor.</p>
<p>COP31’in sağlık gündeminde, Brezilya’da düzenlenen COP30’da kabul edilen Belém Sağlık Eylem Planı’nın uygulanması önemli yer tutacak. Plan, sağlık sektörünün iklim değişikliğine uyumunu güçlendirmek amacıyla üç öncelikli alan belirliyor: İzleme ve gözetim sistemlerinin geliştirilmesi; bilimsel kanıtlara dayalı politika ve stratejiler ile kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi; inovasyon, üretim ve dijital sağlık çözümlerinin yaygınlaştırılması.</p>
<p>Antalya’da ayrıca Antalya Sağlık Dayanıklılığı Girişimi (Antalya Initiative for Health Resilience - AIR) hayata geçirilecek. Ülkelerin iklim ve sağlık alanındaki deneyimlerini paylaşmalarını amaçlayan girişim, gönüllülük esasına dayanan ve hukuken bağlayıcı olmayan bir iş birliği mekanizması olarak tasarlandı.</p>
<p>Girişimin, Türkiye’nin bu alandaki çalışmalarını ortaya koyan bir belgeyle başlatılması ve ülkelerin katkılarını değerlendirebilecek bir referans çerçevesi oluşturması öngörülüyor. AIR’in bir diğer hedefi, ülkeler arasında bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendirerek COP32 ve sonraki iklim konferanslarına uzanan bir iş birliği zemini oluşturmak.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">“İKLİM KRİZİ AYNI ZAMANDA BİR SAĞLIK KRİZİDİR”</span></strong></p>
<p>DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, iklim krizinin sağlık üzerindeki zararlarının önemli bir bölümünün mevcut araçlarla önlenebileceğine dikkat çekiyor. Ghebreyesus, hükümetlerin yeni iklim müzakerelerine hazırlandığı bu dönemde, insan sağlığının korunmasının iklim eyleminin merkezinde yer alması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>DSÖ'nün Antalya öncesinde verdiği mesaj önemli: İklim politikalarının başarısı, azaltılan emisyon miktarının yanı sıra önlenen hastalıklar, kurtarılan hayatlar ve güçlenen sağlık sistemleri üzerinden de değerlendirilmeli. COP31, bu açıdan, iklim müzakerelerinde sağlığın daha güçlü bir yer edinmesi ve daha önce kabul edilen eylem planlarının uygulamaya dönüşmesi için önemli bir fırsat sunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/6-onlemle-yilda-16-milyon-hayat-39-trilyon-dolarlik-ekonomik-kazanim-91549</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/9/1280x720/r78-1793952963.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 6 önlemle yılda 1,6 milyon hayat, 3,9 trilyon dolarlık ekonomik kazanım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bakilan-insaat-eskisehirin-ilk-yes-tr-sertifikali-yesil-konutunu-hayata-geciriyor-91546</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakılan İnşaat, Eskişehir’in ilk YES-TR sertifikalı yeşil konutunu hayata geçiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir’de 1968’de kurulan ve tecrübesini 2014 yılında inşaat sektörüne taşıyan Bakılan İnşaat, kentin yapı ihtiyacına yönelik proje çözümleri ve müteahhitlik hizmetlerini sürdürüyor. </p>
<p>Şirket, Yaşamkent’te geliştirdiği THEMA projesiyle Eskişehir’in YES-TR sertifikalı ilk yeşil konut projesini hayata geçirmeye hazırlanıyor.</p>
<p>Bakılan ailesinin 3. kuşak temsilcilerinden Endüstri Mühendisi Yasin Bakılan, günümüzde konut kavramının yalnızca metrekare ve mimari görünüm üzerinden değerlendirilmediğini belirterek, “Bir yapının geleceğe ne kadar hazır olduğunu enerjiyi ve suyu nasıl kullandığından doğal kaynaklara etkisine, yapı güvenliğinden iç mekân konforuna kadar birçok farklı unsur belirliyor. THEMA’da sürdürülebilirliği sonradan eklenen bir özellik olarak değil, tasarım ve yapı üretiminin temel kararlarından biri olarak ele aldık. Güveni, mühendisliği, yaşam kalitesini ve uzun vadeli değeri merkeze alan yapı anlayışımızı bu projede sürdürülebilirlik ve konforla bir araya getirdik” dedi.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirliği ölçülebilir hale getiriyor</strong></p>
<p>THEMA’nın Bakılan İnşaat tarafından “Eskişehir’in YES-TR sertifikalı ilk yeşil konut projesi” olarak tanımlandığını kaydeden Yasin Bakılan, YES-TR sertifikasyonunun enerji ve su verimliliğinden malzeme kullanımına, iç mekân kalitesinden çevresel etkilere kadar farklı kriterleri birlikte değerlendirdiğini söyledi. Sertifikasyonun sürdürülebilirliği ölçülebilir bir yapı standardı çerçevesinde ele aldığına işaret eden Bakılan, THEMA’da bu yaklaşımın tasarım ve uygulama süreçlerine yansıtıldığını ifade etti.</p>
<p>Projenin enerji performansı ve kullanıcı konforuna yönelik teknik çözümler içerdiğini aktaran Bakılan, “Isı kayıplarını azaltmaya ve enerji performansını desteklemeye yönelik uygulamaları, kullanıcı konforunu gözeten mimari kararlarla birlikte değerlendirdik. Projede 84 mm PVC doğramalar, düşük ısı kayıplı panjur sistemleri ve PVC kenar yalıtım bandı gibi uygulamalarla yapının ısıl performansını destekliyoruz. Katlar arasında kullandığımız akustik şilte ve dilatasyon bandı uygulamalarıyla da yaşam alanlarındaki ses konforunu artırmayı amaçlıyoruz. Böylece enerji verimliliği, ısıl ve akustik konforu aynı yapı anlayışının parçaları haline getiriyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Güvenlik ve konfor birlikte ele alınıyor</strong></p>
<p>Bakılan İnşaat’ın kurucularından İnşaat Mühendisi Atakan Bakılan ise THEMA’nın teknik performansın yanı sıra insanın yaşam deneyimini de merkeze aldığını belirtti. Projedeki “THEMA Huzur” yaklaşımının sakinlik, konfor, mahremiyet ve nitelikli yaşam fikri üzerine kurulduğunu ifade eden Bakılan, “Sürdürülebilir bir yaşam alanının aynı zamanda insanın kendini iyi hissettiği, günlük hayatın temposundan uzaklaşabildiği ve yaşam kalitesini uzun yıllar koruyabildiği bir alan olması gerektiğini düşünüyoruz. THEMA Huzur yaklaşımında eve dönüşü yalnızca bir mekâna ulaşmak değil, yaşamın ritmini yeniden dengelemek olarak ele alıyoruz. Geleceğin yaşam alanlarının çevreye olduğu kadar insanın ihtiyaçlarına da duyarlı olması gerektiği anlayışıyla hareket ediyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Yapı güvenliğini sürdürülebilirliğin parçası olarak görüyoruz”</strong></p>
<p>Yapı güvenliğinin de projenin bütünsel yaklaşımının önemli bir parçası olduğunu vurgulayan Atakan Bakılan, “Uzun ömürlü, güvenli ve nitelikli yapılar üretmenin sürdürülebilirliğin çevresel boyutunun yanında toplumsal ve ekonomik değerini de güçlendirdiğine inanıyoruz. Bu nedenle THEMA’da güvenliği, enerji verimliliğini, akustik ve ısıl konforu, yaşam kalitesinden bağımsız başlıklar olarak görmüyoruz. Kaynakları daha verimli kullanan, güvenliği ve konforu birlikte düşünen, insanın yaşam deneyimini merkeze alan bir yapı anlayışını ortaya koyuyoruz. Geleceğin yeşil standardının daha bilinçli tasarlamak, daha verimli üretmek ve daha güvenli yaşam alanları oluşturmakla başladığını düşünüyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bakilan-insaat-eskisehirin-ilk-yes-tr-sertifikali-yesil-konutunu-hayata-geciriyor-91546</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/6/1280x720/bakilan-insaat-eskisehirin-ilk-yes-tr-sertifikali-yesil-konutunu-hayata-geciriyor-1793950446.JPEG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Endüstri Mühendisi Yasin Bakılan, &quot;THEMA’da güvenliği, enerji verimliliğini, akustik ve ısıl konforu, yaşam kalitesinden bağımsız başlıklar olarak görmüyoruz. Kaynakları daha verimli kullanan, güvenliği ve konforu birlikte düşünen, insanın yaşam deneyimini merkeze alan bir yapı anlayışını ortaya koyuyoruz. Geleceğin yeşil standardının daha bilinçli tasarlamak, daha verimli üretmek ve daha güvenli yaşam alanları oluşturmakla başladığını düşünüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mustafakemalpasa-tarim-ve-jeotermal-yatirimlarla-buyumeye-odaklandi-91543</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mustafakemalpaşa, tarım ve jeotermal yatırımlarla büyümeye odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT - ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Ekonomi Gazetesi Bursa Bölge Temsilcisi Ömer Faruk Çiftçi, Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) Yönetim Kurulu Başkanlığına seçilen İbrahim Özmen’i ziyaret etti. İlçe ekonomisinin ve yeni dönem projelerinin ele alındığı görüşmede Özmen, tarım, hayvancılık ve jeotermal kaynaklara dayalı yatırımlara öncelik vereceklerini söyledi. Odanın kuruluşunun 46. yılında göreve geldiklerini hatırlatan Özmen, dört yıllık dönemde Mustafakemalpaşa TSO’yu 50. yılına güçlü bir vizyonla taşımayı hedeflediklerini belirtti. İlçenin ekonomik yapısına uygun, uygulanabilir projelere odaklandıklarını vurgulayan Özmen, öncelikleri arasında Besi Organize Sanayi Bölgesi (OSB) kurulmasının bulunduğunu ifade etti. Mustafakemalpaşa’da Eker, SEK, Yörsan ve Sütaş gibi önemli gıda ve süt sanayi kuruluşlarının faaliyet gösterdiğine dikkat çeken Özmen, güçlü hayvancılık altyapısının organize yatırımlarla desteklenmesinin bölge ekonomisine katkı sağlayacağını kaydetti. Jeotermal kaynakların da önemli yatırım fırsatları sunduğunu belirten Özmen, Tümbüldek bölgesindeki sıcak suyun seracılıkta değerlendirilmesi için çalışma yürütmek istediklerini söyledi. Bursa'dan yatırımcıların da bölgeye ilgi gösterdiğini belirten Özmen, teknik koşulların sağlanması halinde jeotermal seracılığın ilçeye yeni yatırımlar kazandırabileceğini dile getirdi.</p>
<h2><strong>Turizm, fuarcılık ve yerel ürünlere odaklanılacak</strong></h2>
<p>İlçenin tarım makineleri, gıda ve sanayi üretimini tanıtmak amacıyla Mustafakemalpaşa Tarım Fuarı'nı hayata geçirmeyi hedeflediklerini aktaran Özmen, uygun fuar alanı oluşturulması için çalışmalar yürüttüklerini kaydetti. Yerel ürünlerin markalaşmasına da önem verdiklerini vurgulayan Özmen, Mustafakemalpaşa Tatlısı'nın ardından yeni ürünler için coğrafi işaret çalışmalarına başlayacaklarını açıkladı. Azatlı'da üretilen tatlı toz biberin öncelikli ürünlerden biri olduğunu belirten Özmen, ilçede yetiştirilen kapya biberi ile Mustafakemalpaşa Beyazı olarak bilinen mermerin de tescil kapsamında değerlendirilebileceğini söyledi.</p>
<h2><strong>KOBİ'lere ve girişimcilere yeni destekler</strong></h2>
<p>Mustafakemalpaşa TSO'nun kurumsal kapasitesini geliştirmeyi de hedeflediklerini belirten Özmen, odaya yeni bir ek hizmet binası kazandırmayı planladıklarını söyledi. Bu kapsamda genç ve kadın girişimcilere yönelik Girişim Atölyesi ile TSO Eğitim Akademisi kurulması, üyelerin yatırım ve teşviklerden daha fazla yararlanabilmesi için Proje Ofisi oluşturulması hedefleniyor. KOSGEB desteklerine erişimi kolaylaştıracaklarını ve ihracatçı firmalara Kolay Vize desteği sunmayı planladıklarını aktaran Özmen, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin ilçeye kazandıracağı okul projesini de görev süreleri içinde tamamlamak istediklerini ifade etti. Yeni dönemde somut sonuç alınabilecek projelere odaklanacaklarını vurgulayan Özmen, “Çok sayıda projeye başlayıp yarım bırakmak yerine, dört yıllık görev süremizde ilçemize kalıcı değer kazandıracak sürdürülebilir yatırımları hayata geçirmek istiyoruz” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mustafakemalpasa-tarim-ve-jeotermal-yatirimlarla-buyumeye-odaklandi-91543</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/3/1280x720/mustafakemalpasa-tarim-ve-jeotermal-yatirimlarla-buyumeye-odaklandi-1793949106.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mustafakemalpaşa TSO Başkanı İbrahim Özmen, ilçenin tarım ve hayvancılık potansiyelini katma değerli yatırımlarla büyütmeyi hedeflediklerini söyledi. Besi OSB ve jeotermal seracılık projelerine odaklandıklarını belirten Özmen, yatırımcı ilgisinin bulunduğunu, projelerin hayata geçirilmesi için teknik ve finansal koşulları değerlendirdiklerini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yenisehirde-fabrikalar-2027de-yukselmeye-baslayacak-91541</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yenişehir’de fabrikalar 2027’de yükselmeye başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Yenişehir’in sanayi yatırımları ve istihdam kapasitesini artırması hedeflenen 800 dönümlük Sümbüllük Bacasız Sanayi Bölgesi’nde altyapı ve üstyapı çalışmaları hız kazandı.</p>
<p>Uzun yıllardır sanayi alanı olarak planlarda yer almasına rağmen yatırım yapılamayan ve amacı dışında kullanılan bölge, Yenişehir Belediyesi ve Bursa Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle üretime hazırlanıyor. Altyapı çalışmalarında yüzde 95 seviyesine ulaşılırken, yol yapımına da geçildi. Çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte 2027 yılından itibaren bölgede fabrika inşaatlarının başlaması bekleniyor. BUSKİ ile koordineli yürütülen altyapı çalışmalarında büyük ölçüde sona gelindi. Altyapısı tamamlanan kesimlerde üstyapı çalışmalarına geçilirken, 15 ila 20 metre genişliğindeki üç caddede toplam 2 bin 200 metrelik yol yapımına başlandı. </p>
<p>Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, yıllardır atıl durumda bulunan sanayi alanını yatırımlara hazır hale getirmek için önemli mesafe katettiklerini söyledi. Altyapı çalışmalarının yüzde 95’inin tamamlandığını belirten Özel, yolların da tamamlanmasıyla bölgenin sanayi yatırımları için hazır olacağını ifade etti. Sümbüllük’ün uzun yıllardır sanayi alanı olarak planlanmasına rağmen bu işlevini kazanamadığına dikkat çeken Özel, “Bu eksikliği tespit ederek hızlı bir şekilde harekete geçtik. Şimdi yollarımızı da tamamlayarak bölgemizi yatırımlara hazır hale getiriyoruz. İnşallah 2027 yılından itibaren burada fabrikalar yükselmeye başlayacak” dedi. Sümbüllük Bacasız Sanayi Bölgesi’nin Yenişehir ekonomisine önemli katkı sağlayacağını vurgulayan Özel, bölgede çok sayıda fabrikanın kurulmasını ve yeni istihdam alanlarının oluşmasını beklediklerini dile getirdi. Özel, projenin ilçenin üretim kapasitesini ve ekonomik gelişimini destekleyeceğini belirtti. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yenisehirde-fabrikalar-2027de-yukselmeye-baslayacak-91541</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/1/1280x720/yenisehirde-fabrikalar-2027de-yukselmeye-baslayacak-1793948783.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yenişehir’de 800 dönümlük Sümbüllük Bacasız Sanayi Bölgesi’nde altyapı çalışmalarının yüzde 95’i tamamlandı. Üç caddede toplam 2 bin 200 metrelik yol yapımı sürerken, bölgenin 2027’den itibaren fabrika yatırımlarına ev sahipliği yapması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/marmarabirlik-avrupanin-dev-market-zincirini-gundemine-aldi-91538</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Marmarabirlik, Avrupa&#039;nın market zincirini gündemine aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/ERHAN BEDİR - BURSA</strong></p>
<p>Türkiye'nin önemli zeytin ve zeytinyağı üretici birliklerinden Marmarabirlik, ihracatta pazar çeşitliliğini artırırken uluslararası perakende zincirlerindeki varlığını güçlendirmeye hazırlanıyor.</p>
<p>Bugün 74 ülkeye ihracat gerçekleştiren birlik, Avrupa'da ağırlıklı olarak Türk ve Akdeniz kökenli tüketicilere hitap eden etnik marketlerin dışına çıkarak daha geniş tüketici kitlelerine ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p>Avrupa'nın yanı sıra Rusya, Amerika, İskandinav ülkeleri ve Orta Doğu'da büyüme fırsatlarını değerlendiren Marmarabirlik, farklı ülkelerin tüketim alışkanlıklarına uygun ürün ve ambalaj geliştirme çalışmalarını da sürdürüyor. Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, Avrupa pazarında önemli bir gelişmenin eşiğinde olduklarını belirterek, "İnşallah yakında müjdeli bir haberimiz de olacak. Avrupa pazarında daha önce giremediğimiz, yaklaşık 6-7 bin şubesi olan bir süpermarket zincirine de girmiş olacağız" dedi. Avrupa'nın ihracatta lokomotif pazar olmayı sürdürdüğünü ifade eden Yıldız, etnik marketlerde elde ettikleri gücü uluslararası perakende zincirleriyle pekiştirmek istediklerini söyledi. Marmarabirlik'in son dönemde büyüme kaydettiği pazarlardan birinin Rusya olduğunu belirten Yıldız, bu ülkede hem üst segment hem de yaygın perakende kanallarında güçlü bir yapılanma oluşturduklarını anlattı. Rusya'daki ulusal ve yerel perakende gruplarıyla iş birliklerini geliştirdiklerini kaydeden Yıldız, ürünlerinin çok sayıda marketin raflarında yer aldığını söyledi. Bu çalışmalarla satış hacmi ve marka konumlandırması açısından önemli bir ivme yakaladıklarını ifade eden Yıldız, Rusya'nın önde gelen e-ticaret platformlarından birinde haftalık 6 bin adetlik satışa ulaştıklarını açıkladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed79c99266c-1793948105.JPG" alt="" width="584" height="389" /></p>
<h2><strong>Orta Doğu pazarına özel ürün ve ambalajlar</strong></h2>
<p>Yeni dönemde özellikle Orta Doğu ülkelerine yönelik ihracat çalışmalarına ağırlık verdiklerini belirten Yıldız, farklı pazarlardaki tüketim alışkanlıklarına uygun ürünler geliştirdiklerini söyledi. Küresel ölçekte alım gücünün tüketici tercihlerini değiştirdiğine dikkat çeken Yıldız, küçük ambalajlı ürünlere talebin arttığını vurguladı. Yıldız, "Dünya büyüyor ama ambalajlar küçülüyor. Alım gücünün etkilediği bir alışveriş alışkanlığı başladı. 50 gramlık, 'aç bitir' tarzı ürünler artık çok popüler. Biz de bu trendleri takip ederek ülkelerin tüketim alışkanlıklarına göre çalışmalar yapıyor, daha önce giremediğimiz pazarlara ulaşmayı hedefliyoruz" diye konuştu. Orta Doğu ülkelerinde ağırlıklı olarak yeşil zeytin ve zeytinyağı talebi bulunduğunu, ancak siyah zeytine yönelik ilginin de arttığını belirten Yıldız, ülkelerin damak tadına ve tuz tercihlerine göre üretim yaptıklarını kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed79e9b712c-1793948137.JPG" alt="" width="374" height="510" /></p>
<h2><strong>Yeni sezonda 60 bin tonluk alım hedefi</strong></h2>
<p>Marmarabirlik, ihracat pazarlarını genişletirken yeni sezonda üreticiden yaklaşık 60 bin ton zeytin almayı planlıyor. Türkiye genelinde sofralık ve yağlık zeytin rekoltesinin 3 milyon 800 bin tona ulaşmasının beklendiğini açıklayan Yıldız, bu tahminin gerçekleşmesi halinde Cumhuriyet tarihinin en yüksek zeytin rekoltesine ulaşılacağını söyledi. Marmarabirlik'in faaliyet gösterdiği bölgede yaklaşık 400 bin tonluk üretim beklendiğini belirten Yıldız, "Üreticimizin emeğinin karşılığını alması için elimizden geleni yapıyoruz. 60 bin tona yakın alım planımız var. Bu da Marmarabirlik'in en yüksek alım rakamlarından biri olacak" diye konuştu. Yüksek rekoltenin üretici açısından ekonomik kayba dönüşmemesi gerektiğine dikkat çeken Yıldız, üreticilerin, kooperatiflerin ve ilgili kurumların iş birliği içinde hareket etmesinin önemini vurguladı. Özellikle işçilik ve akaryakıt giderlerindeki artışın üretim maliyetlerini yükselttiğini belirten Yıldız, sürdürülebilir üretim için maliyetlerin dikkate alınması gerektiğini ifade etti.</p>
<h2><strong>“Zeytinyağı tüketimi kişi başı 4-6 kilograma çıkmalı”</strong></h2>
<p>Türkiye'nin zeytin ve zeytinyağı üretimindeki potansiyeline karşın iç tüketimin düşük kaldığını belirten Yıldız, üretimdeki artışın sürdürülebilirliği açısından iç pazarın geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Kişi başına zeytinyağı tüketiminin yaklaşık 2 kilogram seviyesinde olduğunu kaydeden Yıldız, “Bu rakamı 4-6 kilograma çıkarabilirsek, kendi ürettiğimiz zeytini ülkemizde ancak başa baş değerlendirebiliriz. Bu nedenle tüketimi artıracak çalışmalar büyük önem taşıyor” dedi. Zeytinyağı sektörünün önemli sorunlarından biri olan taklit ve tağşişe de değinen Yıldız, denetimlerin yanı sıra yaptırımların daha caydırıcı hale getirilmesi gerektiğini vurguladı. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın tağşişli ürünleri tespit ederek kamuoyuyla paylaştığını hatırlatan Yıldız, cezaların ağırlaştırılmasının haksız rekabetin önlenmesine katkı sağlayacağını ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed79fbb3319-1793948155.jpg" alt="" width="596" height="397" /></p>
<h2><strong>Katma değerli ürünlerle pazarda büyüyor</strong></h2>
<p>Marmarabirlik, geleneksel zeytin ve zeytinyağı ürünlerinin yanı sıra katma değerli ürünlerle de iç pazardaki varlığını güçlendiriyor. Ürün çeşitliliğini artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında geliştirilen zeytinyağlı kakaolu fındık kremasının Türkiye genelinde 4 bin satış noktasında tüketiciyle buluştuğunu açıklayan Yıldız, farklı tüketici gruplarına hitap eden ürünlerle büyümeyi sürdürdüklerini belirtti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/marmarabirlik-avrupanin-dev-market-zincirini-gundemine-aldi-91538</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/8/1280x720/marmarabirlik-avrupanin-dev-market-zincirini-gundemine-aldi-1793948279.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat ağını 74 ülkeye genişleten Marmarabirlik, Avrupa&#039;da etnik marketlerin ötesine geçerek uluslararası perakende zincirlerinde büyümeye odaklandı. Avrupa genelinde 6-7 bin şubesi bulunan büyük bir süpermarket zincirine girmeye hazırlandıklarını açıklayan Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, Rusya&#039;da haftalık 6 bin adetlik e-ticaret satışına ulaştıklarını, Orta Doğu&#039;da ise yeni pazarlar hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-finansmaninda-yeni-kopru-bridge-91535</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim finansmanında yeni köprü: BRIDGE</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İklim gündeminde artık yeni bir aşamaya geçtiğimizi uzun zamandır duyuyorsunuz. Bugün odağımızda artık defalarca verilmiş olan sözler değil, taahhütleri nasıl uygulamaya dönüştüreceğimiz ve bunun için gerekli finansmanı nasıl harekete geçireceğimiz sorusu var.</p>
<p>COP31 Türkiye Başkanlığı’nın geliştirdiği Climate Implementation Bridge – BRIDGE (İklim Uygulama Köprüsü) bu sorunun kesişim noktasında ortaya çıkıyor. BRIDGE’in temel amacı, ülkelerin iklim ve kalkınma öncelikleri ile yatırım ve finansman kaynakları arasındaki boşluğu kapatmak. Daha açık ifadeyle, iklim hedeflerini yalnızca politika belgelerinde bırakmayıp, somut, ölçeklenebilir ve finansmana hazır proje portföylerine dönüştürmek. </p>
<p>Bu yaklaşım, COP31’in temel mesajıyla da örtüşüyor. Yeni taahhütlerden çok, mevcut taahhütlerin hayata geçirilmesi. COP31 Başkanlığı BRIDGE’i bu nedenle bir “uygulama köprüsü” olarak konumlandırıyor.</p>
<p><strong>Sorun para mı, proje mi? </strong></p>
<p>İklim finansmanı tartışmalarında genellikle kaynak yetersizliğine odaklanıyoruz. Oysa son dönemde giderek daha görünür hale gelen ve daha önceki yazılarımda da ele aldığım sorun, finansman ile yatırım yapılabilir proje arasındaki kopukluk. Zira küresel sistemde sermaye mevcut. Temel sorun bu sermayeyi uygulanabilir iklim ve kalkınma projeleriyle buluşturmaktaki zorluklar. Gelişmekte olan ülkelerde finansman maliyetlerinin çok daha yüksek olması ise bu sorunu daha da büyütüyor. Dolayısıyla finansmanı doğru projeye, doğru risk paylaşımıyla ve doğru zamanda buluşturmak temek hedef olmalı. Projelerin teknik, finansal ve kurumsal açıdan tam olarak hazır olması son derece önemli. Yatırımcının önüne konulabilecek nitelikte proje yoksa, mevcut finansman kaynaklarının varlığı tek başına dönüşümü sağlayamıyor. </p>
<p><strong>BRIDGE’in farkı? </strong></p>
<p>BRIDGE’i önemli tarafı, yeni bir iklim fonu veya yeni bir finansman kurumu yaratmayı hedeflememesi. Aksine, mevcut iklim finansmanı ekosisteminin daha etkin çalışmasını sağlamaya odaklanan bir proje. Kamu kaynakları, kalkınma bankaları, iklim fonları, uluslararası finans kuruluşları ve özel sermaye arasında daha güçlü bağlantılar kurulması, gerektiğinde karma finansman ve risk paylaşımı araçlarının kullanılması hedefleniyor.</p>
<p>Burada üç alan özellikle kritik; proje hazırlama kapasitesi, ulusal uygulama kapasitesi ve finansmana erişim. BRIDGE, NDC ve Ulusal Uyum Planlarında ortaya konan öncelikleri yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmeyi, bankalara yönlenebilir, standartlaştırılabilir ve ölçeklenebilir proje hatları geliştirmeyi ve kamu kaynaklarının özel sermayeyi harekete geçirecek şekilde kullanılmasını desteklemeyi amaçlıyor.</p>
<p>Aslında bu yalnızca iklim finansmanı açısından değil, kalkınma modeli açısından da önemli. Zira doğru tasarlandığında iklim yatırımları enerji dönüşümünü, sanayi politikasını, teknolojik gelişmeyi, istihdamı ve rekabet gücünü aynı anda etkileyebilir.</p>
<p><strong>İlk pilotlar açıklandı </strong></p>
<p>BRIDGE bir kavramsal çerçeve olmaktan da çıkarak, COP31 Başkanlığı tarafından ilk beş pilot ülke -Etiyopya, Fiji, Endonezya, Pakistan ve Özbekistan- açıklandı. Amaç, bu ülkelerde iklim ve kalkınma hedeflerini finansmana hazır proje portföyleriyle buluşturmak ve elde edilen deneyimi daha geniş bir uygulama için ölçeklendirmek.</p>
<p>Bu gelişme önemli. Zira BRIDGE’in gerçek başarısı bundan sonra sahadaki sonuçlarla ölçülecek. Kaç proje hazırlanacak? Kaçı finansmana ulaşacak? Ne kadar özel sermaye harekete geçirilecek? Daha önemlisi, bu yatırımlar ülkelerin iklim ve kalkınma hedeflerine ne ölçüde somut katkı sağlayacak? Bunlar önümüzdeki dönemin gerçek performans göstergeleri olacak.</p>
<p><strong>Türkiye için fırsat alanı </strong></p>
<p>BRIDGE’in Türkiye açısından bir başka anlamı daha var. Türkiye, COP31 Başkanlığını üstlenirken yalnızca küresel iklim müzakerelerine ev sahipliği yapmıyor, aynı zamanda iklim finansmanının uygulama, yatırım ve kalkınma gündemiyle birlikte ele alındığı yeni bir döneme liderlik ediyor. 4 Eylül’de İstanbul’da gerçekleştirilen İklim Finansmanı Zirvesi’nde UNDP’nin BRIDGE’in uygulama ortağı olarak açıklanması ve İstanbul Bildirisi ile çok tarafl ı kalkınma bankaları, finans kuruluşları, iklim fonları ve özel sektör arasında daha güçlü iş birliği çağrısı yapılması bu açıdan önemli.</p>
<p>Daha önemlisi İstanbul’daki iklim finansmanı politika diyaloğunda finansal düzenleme ve taksonomiden yeşil finansman araçlarına, bankalanabilir proje havuzlarından karma finansmana, özel sermayenin mobilizasyonundan sürdürülebilirlik raporlaması ve güvenilir iklim verisine kadar altı temel çalışma alanının belirlenmesi, Türkiye açısından da gündemin artık daha somut bir zemine taşındığını gösteriyor. Bu noktada, Türkiye için fırsat, yalnızca finansman çekmek değil, finansmana hazır proje üretme kapasitesini güçlendirmek.</p>
<p><strong>İklim finansmanında yeni paradigma</strong></p>
<p>BRIDGE’in mesajı; İklim hedeflerinin değeri ne kadar iddialı oldukları kadar, ne ölçüde uygulanabildikleriyle belirlenecek. Bunun için yalnızca finansmana değil doğru projelere, güçlü kurumlara, güvenilir veriye, etkin yönetişime ve sermayeyi riske göre doğru biçimde yönlendirebilecek finansal yapılara ihtiyaç var.</p>
<p>İklim finansmanında yeni paradigma: “Taahhütleri projelendirmek, projeleri finansmanla buluşturmak ve uygulama aşamasına geçmek, nihayetinde etki ve değer yaratmak”.</p>
<p>Bridge’in bunları birbirine bağlayacak bir köprü görevi göreceğini umuyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-finansmaninda-yeni-kopru-bridge-91535</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim Finansmanında Yeni Köprü: BRIDGE ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/tgc-44-burhan-felek-basin-hizmet-odulleri-torenle-verildi-91530</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TGC 44. Burhan Felek Basın Hizmet Ödülleri törenle verildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk basınının önde gelen kalemlerinden ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti önceki başkanlarından Burhan Felek adına düzenlenen Basın Hizmet Ödülleri törenle verildi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Vahap Munyar açılış konuşmasında, “Cemiyetimizin kurumsal kimliğinin güçlenmesine önemli katkılarda bulunan Felek, 26 yıl süren başkanlığı boyunca mesleki birikimini ve deneyimini bizlere aktardı. Onun gazeteciliğe ve basın topluluğuna yaptığı katkıları yaşatmak amacıyla 1983 yılında oluşturulan Burhan Felek Basın Hizmet Ödülleri, mesleğe uzun yıllar emek veren gazetecilerimiz için büyük anlam taşıyor. Bu yıl ödüle değer görülen meslektaşlarımı yürekten kutluyorum" dedi.</p>
<p>Mesleki dayanışmayı bizlere güçlü bir miras olarak bıraktı Burhan Felek'in cemiyetin saygınlığını ve kurumsal bütünlüğünü korumak için büyük çaba gösterdiğini kaydeden Munyar "Mesleki dayanışmayı ve kurumsal sorumluluğu esas alan anlayışıyla bizlere güçlü bir miras bıraktı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak, basın özgürlüğünün ve bağımsız gazeteciliğin korunması için verdiğimiz mücadelede, geçmişten bugüne uzanan mesleki mirasımızdan güç alıyoruz. Sadece gazetecilik yaptığı için meslektaşlarımız dezenformasyonla suçlanmasın, tutuklanmasın, hedef gösterilmesin, fiziksel saldırıya uğramasın istiyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Munyar, “Bugün dünyada çatışma bölgelerinde görev yaparken öldürülen meslektaşlarımızı da anmak istiyorum. BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese İsrail ordusunun, Gazze'de, Ekim 2023'ten bu yana yaklaşık 300 gazeteciyi öldürdüğünü belirtti. İsrail’in Gazze’de sivil halka, sağlık personeline ve gazetecilerine yönelik insanlık dışı saldırılarını kınıyoruz. Öldürülen gazetecileri saygıyla anıyoruz" açıklamasını yaptı.</p>
<h2>Kamu yararını gözeten gazetecilik anlayışını yaşatmaya kararlıyız</h2>
<p>Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş, Burhan Felek’in anısını yaşatmak amacıyla 1983 yılında oluşturulan, meslekte 50 yılını doldurmuş 70 yaşından gün almış üyeler arasından yapılan seçimlerin ardından verilen ödüllerin, mesleğe uzun yıllar emek veren gazetecilere duyulan saygının ve meslek hafızasını yaşatma kararlılığının bir simgesi olduğunu belirtti. Güneş “TGC olarak bağımsız, bağlantısız ve kamu yararını gözeten gazetecilik anlayışını yaşatmaya kararlıyız. Sadece haber yaptıkları için yargılanan gazetecilerin davalarını izliyor, tutuklanan tüm meslektaşlarımızı ziyaret etmeyi ve dayanışma içinde olmayı sürdürüyoruz” değerlendirmesini yaptı. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İŞTE ÖDÜL ALAN 29 USTA GAZETECİ</span></h2>
<p>Burhan Felek Basın Hizmet Ödülleri Seçici Kurulu, bu yıl Ahmet Özçelik, Altan Çakıroğlu, Avni Özgürel, Ayhan Temizsoy, Belma Aksun, Cahit Çataloğlu, Cengiz Tokgöz, Emel Uygur, Esat Yılmaer, Füsun Arsan, Hacı Mehmet Gelir, Hüseyin Başusta, Hüseyin Yücel Telören, İlker Yasin, Kenan Mortan, Meral Tamer, Mustafa Bağdiken, Nevret Yüksel, Orhan Uğuroğlu, Osman Hakan Kiracı, Pınar Türenç, Rengin Uz, Sebla Özveren, Sefer Bilirgen, Semih Poroy, Suat Gezgin, Turgay Gözdereliler, Yalman Özgüner ve Yüksel Uysal’a ödül verilmesini kararlaştırdı. Kahve Dünyası’nın ikram sponsorluğu, Dijital Basın’ın medya takip sponsorluğu ile önceki gün gerçekleştirilen törende ödüllerini alan usta isimler gazetecilik mesleği ile ilgili anılarını ve duygularını paylaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/tgc-44-burhan-felek-basin-hizmet-odulleri-torenle-verildi-91530</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/0/1280x720/34663u-1793944535.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından düzenlenen Burhan Felek Basın Hizmet Ödülleri sahiplerini buldu. TGC Başkanı Vahap Munyar, basın özgürlüğü ve bağımsız gazeteciliğin önemine dikkat çekerken, Genel Sekreter Sibel Güneş, kamu yararını gözeten gazetecilik anlayışını yaşatmaya ve mesleki dayanışmayı sürdürmeye kararlı olduklarını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-kiminle-nereye-91523</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye kiminle, nereye?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kardeşlik, ittifak, menfaat</strong></p>
<p>Kardeşiz ama önceliklerimiz farklı. Müttefikiz ama aynı tehdidi görmüyoruz. Birbirimizin güvenliğine destek sözü veriyoruz ama gerektiğinde nerede ve nasıl duracağımızı tartışıyoruz. Halklar arasındaki bağın gücünü anlatırken liderler arasındaki gerilimi izliyoruz. Savaş ihtimalini kolay konuşuyoruz ama caydırıcılığın ne işe yaradığını anlamak gerekiyor.</p>
<p>Askeri ve siyasi stratejist olarak uluslararası aktif çalışmalar yürüten emekli diplomat, Hasan Aygün’le “Türkiye Kiminle, Nereye; Kardeşlik, İttifak, Menfaat” başlığı altında Azerbaycan’la ilişkileri ve Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan arasındaki Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı tartıştık:</p>
<p>NATO bu ilişkilerin neresinde duruyor? Orta Doğu’da kurulan ortaklıklar Avrupa’daki güvenlik arayışıyla nasıl birleşiyor? Türkiye’nin gördüğünü komşuları da aynı biçimde mi görüyor?</p>
<p>ABD ara seçimleriyle eş zamanlı yaptığımız bu söyleşiyi farklı eksenlerde okumak da faydalı ve gerekli. Washington’la ilişkiler, İsrail’in bölgedeki güvenliği, İran’ın geleceği, Avrupa’nın savunması…</p>
<p>Bu gürültünün içinde güvenliğin nasıl tarif edildiğini merak ediyorum:</p>
<p>- Farklı öncelikler ve karşılıklı bağımlılık üzerinden gelişen bir güvenlik anlayışı, savunma doktrininin yerini mi alıyor?</p>
<p>- Yoksa savunmanın yanına başka ihtiyaçlar mı ekleniyor?</p>
<p>- Yenidünyayı ve Türkiye’nin yerini anlatırken kullandığımız kelimeler yaşadıklarımızı karşılıyor mu?</p>
<p>Aygün, Nahçıvan ve Cidde başkonsoloslukları, Tebriz’de görev, Karabağ barış süreci ve Minsk Grubu toplantıları… NATO’da siyasi danışmanlık, kriz yönetimi, askeri kararların siyasi sonuçları üzerinde çalışmalarıyla dikkat çeken bir diplomat.</p>
<p><strong>Coğrafyayı taşıyamıyoruz</strong></p>
<p>Söyleşinin tarih ve coğrafya bölümünü önemsiyorum. Bugünkü bir açıklamayı geçmişteki ilişkilerden, bugünkü bir tercihi komşuların ihtiyaçlarından ayırınca ne kadarını anlayabiliyoruz?</p>
<p>Aygün, Azerbaycan’ı anlatırken devletleşme sürecine, İran’la ilişkilere, dinin ve siyasetin etkisine döndü. Dinî farklılıkların arkasında siyasi kontrol meselesinin bulunduğunu söyledi: Kim, kimi, ne kadar kontrol edecek?</p>
<p>Türkiye–Azerbaycan ilişkisinde yaşananları güç mücadelesi olarak okumak mı gerekir? diye sordum; “Azerbaycan’la Türkiye arasında ben bir güç mücadelesi görmüyorum” dedi. Çekişmeyi, yöneticilerin ve iki ülkenin farklı öncelikleriyle açıkladı. Aygün, 1991’den 2009’a kadar olan dönemi “balayı” diye tarif ediyor. Türkiye’den giden yatırımcılar, açılan kapılar, birbirini yeniden tanıyan toplumlar…</p>
<p>İlk önemli sarsıntıyı Türkiye’nin 2009’daki Ermenistan’la yakınlaşma girişimlerinde gördüğünü söyledi.  Protokoller, futbol diplomasisi ve Azerbaycan bayrağı etrafında yaşanan tartışmalar bu dönemin hafızasında yer alıyor. Sonrasında Türkiye’nin olaylara daha çok Ortadoğu ve Arap dünyasıyla ilişkileri üzerinden bakmaya başladığını; Azerbaycan’ın ise kendi gerekçeleriyle bu yaklaşımı paylaşmadığını anlattı.</p>
<p>Aygün’ün Nahçıvan’da görev yaptığı yıllardan aktardığı gözlemler değişimi gösteriyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından pazarını kaybetmiş üretim, ekonomik güçlükler ve Türkiye’den yürütülen destek çalışmaları… O günkü Azerbaycan’la bugünkü Azerbaycan’ın aynı koşullarda bulunmadığını hatırlattı.</p>
<p><strong>Azerbaycan nasıl var olacak?</strong></p>
<p> “Var olma” ifadesini açmasını istedim. Askeri tehditle ilişkilendirmedi; “Azerbaycan’ın ciddi bir var olma sorunu var. Var olma dediğim, hangi yolda var olmaya devam edecekler?” İran’daki Azerbaycan Türklerini, Tebriz’i, sınırın iki tarafındaki farklı ekonomik ve siyasi koşulları anlattı. Birleşme düşüncesinin yalnızca Tahran açısından hassas olmadığını; Bakü açısından da nüfus, ekonomik uyum ve siyasi ağırlık gibi sorular doğuracağını söyledi.</p>
<p>Ortak kimlikten ortak siyasi geleceğe geçişin kolaylığını sorgularken Almanya’nın birleşmesini örnek verdi. Ekonomik güce rağmen uyumun yıllar aldığına dikkat çekti.“Bir millet, iki devlet” ifadesini de bu noktada konuştuk. Sloganın hangi beklentiyi taşıdığını, iki ayrı devletin kararlarına nasıl yansıdığını sordum. Aygün’ün cevabı ulusal kimliğe döndü: “Azerbaycan’ın en büyük kavgalarından biri millet olmaya devam edebilmek.”</p>
<p>İran’dan gelen Şii ümmet yaklaşımını ve Türkiye’den bazı dinî yapılanmaların etkisini bu çerçevede değerlendiren Aygün, Nahçıvan’daki görev döneminden verdiği örneklerle dinin sınır geçişlerine, gündelik hayata ve ekonomik ilişkilere kadar uzanan etkisini anlattı.  Değerlendirmesinde Azerbaycan’ın, kendi devlet ve toplum modelini korumaya çalıştığını Türkiye’yle yakınlığını da İran’la ilişkisini de bu ihtiyaçla birlikte düşünmek gerektiğine dikkat çekmiş olmasını değerli buldum.</p>
<p><strong>Ankara’dan bakınca, Bakü’den bakınca</strong></p>
<p>İsrail konusu farklılıkları, açık seçik-kapalı adına ne derseniz deyin, iletişim olarak kapsamlı şekilde görünür kılıyor. Aygün, Azerbaycan–İsrail ilişkisini enerji, silah ve mühimmat, eğitim, istihbarat, savunma üretimi ve tarım teknolojileri üzerinden anlattı.</p>
<p>İsrail Azerbaycan’a savunma ve teknoloji alanında destek sağlıyor; Azerbaycan da İsrail açısından önemli bir enerji ortağı. İlişkinin İran’ı ilgilendiren istihbarat boyutunu ise şöyle ifade etti: “İki ülke arasında sağlıklı bir ilişki var” deyince durdurup neyi kastettiğini sordum. Uluslararası ilişkilerde “sağlıklı” kelimesinin açıklanmaya ihtiyacı var. Burada karşılıklı menfaatlerin sağlandığı bir ilişkiden söz ediyoruz. Aygün takiben “ilişkiden iki ülke de menfaat sağlıyor” diyerek ifadesini teyit etti. Söyleşide, Türkiye’nin İsrail’e yönelik tutumuyla Azerbaycan’ın İsrail ilişkileri arasındaki farkı, karşılıklı ihtiyaçları hesaba katmadan açıklamak mümkün mü? sorusunun üzerinde durdum. Türkiye’nin kendi hassasiyetlerinden hareket etmesiyle Azerbaycan’ın aynı sırayı izlemesini beklemesi arasında bir mesafe var.</p>
<p>Aygün, yönetimlerin ve medyanın dilinde görülen gerilimin halklar arasındaki ilişkinin bütünü gibi okunmasına karşı çıktı. Söyleşinin sonunda yeniden bu konuya dönerek: “Halklar arasındaki bağ o kadar kuvvetli ki yöneticiler gider, halklar kalır uzun vadede” dedi. 2009’daki kırgınlıktan sonra ilişkilerin toparlanabilmesini hatırlatarak yeniden bir düzeltme yapılabileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Üç ülke, üç ayrı tehdit</strong></p>
<p>Tartışmamızın Azerbaycan bölümünde aynı kimliğin farklı önceliklerini konuşurken Mekke bölümünde farklı önceliklerin ortak savunma taahhüdünde nasıl birleşeceğine geçtik.</p>
<p>- Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın imzaladığı anlaşma neyi değiştirecek?</p>
<p>- Bir ülkenin karşı karşıya olduğu tehlike, diğer ikisi için de aynı anlamı taşıyor mu?</p>
<p>Aygün’ün en keskin değerlendirmelerinden biri şöyle: “Aslında bu üç ülkenin bir araya oturmasında en çok hayret edilecek şey tehdit algılamaları. Tehdit algılamalarının birbiriyle en ufak bir alakası yok.”</p>
<p><strong>- Pakistan:</strong> Hindistan ilk sırada… Afganistan’dan gelen silahlı ve aşırı dinci gruplar ile Belucistan da güvenlik gündeminde. Hindistan–Pakistan çatışmasında Türkiye ve Suudi Arabistan’ın nasıl bir rol üstlenebileceğini sorguluyor.</p>
<p><strong>- Suudi Arabistan:</strong> Enerji üretimi ve taşımacılığının güvenliği, İran ve Yemen öne çıkıyor. Türkiye ile Pakistan’ın bu dosyalardaki çıkarları ve riskleri ne kadar örtüşüyor?</p>
<p><strong>- Türkiye:</strong> Terör, Suriye ve Irak’taki yapılanmalar, Doğu Akdeniz, enerji koridorları ve Kıbrıs. Pakistan ve Suudi Arabistan bu öncelikleri hangi ölçüde paylaşacak?</p>
<p>Pakistan’a yönelik bir saldırı ihtimalini örnek verdi; Hindistan’ın Keşmir üzerinden Pakistan’a girdiği bir durumda Türkiye ve Suudi Arabistan’ı orada düşünebiliyor muyuz? Yemen çevresinde Türkiye’nin askeri operasyona katılmasının getirebileceği sonuçları da sorduktan sonra, Türkiye açısından yarar ve zarar hesabının yapılması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Burada anlaşmanın işleyişine ilişkin bir ayrıntı önemli. <u>TBMM’ye sunulan teklifin gerekçesinde</u>, kolektif savunma hükmünün kendiliğinden işlemeyeceği; istişareler sonucunda mutabakatla alınacak kararlara dayanacağı belirtiliyor. Tarafların kendi anayasal yükümlülükleri, mevzuatları ve yetkili makamlarının kararları da korunuyor. Otomatik bir savaş katılımından çok, farklı önceliklerin bir saldırı karşısında nasıl ortak karara dönüşeceği söz konusu…</p>
<p><strong>Yeniden Büyük Orta Doğu Projesi mi?</strong></p>
<p>Aygün, Mekke oluşumunu değerlendirirken Büyük Orta Doğu Projesi’ni hatırlattı. Kavramın uzun süredir gündemde olduğunu, ülkeleri bir araya getirecek bir yapının ise kurulamadığını söyledi. Mekke Ortak Savunma Paktı’nı bunun ilk somut veya güncel adımı olarak mı anlamalıydık? diye sordum; “Belki ilk adımı demek cüretkâr olur. İlk adımına benziyor diyeyim” şeklinde karşılık verdi.</p>
<p>Üç ülkenin de ABD ile özel ilişkilerine dikkat çektikten sonra oluşumu, İsrail’in bölgesel güvenliği ve bu ülkelerin ABD’ye daha yakın durması ihtimaliyle birlikte değerlendirdi. Anlaşmanın arkasındaki siyasi hesabı nasıl okuduğunu gösterdiğini düşünüyorum. Kullandığı ihtiyatlı ifadeye de ayrıca dikkat çekmek istiyorum. Aygün’ün değerlendirmesi burada bitmedi. Askeri müdahale meselesini ayrı tutarak iş birliği tarafına olumlu baktığını söyleyerek beni bir anlamda şaşırttı; “Bu savunma durumunda, bir ülkeye saldırı durumunda müdahaleyi bir kenara bırakırsak onun dışındaki her şey olumlu.” Gördüğünüz gibi hiçbir şey kategorik değil…</p>
<p>Türkiye’nin savunma sanayisini, ihracat imkânlarını, ülkelerin birbirini daha iyi tanımasını ve birlikte çalışmasını sıraladı. Üç ülkenin bölgesel ağırlıklarını ve birbirini tamamlayabilecek imkânlarını önemsediğini ifade etti. Ortak üretim ve ticaretin sağlayabileceği faydayla başka bir ülkenin çatışmasına katılmanın sonuçlarını ayrı ayrı değerlendirdi.</p>
<p><strong>NATO’nun işi savaşmak mı?</strong></p>
<p>Mekke’nin NATO’yla ilişkisini sorduğumda caydırıcılık kavramına geldik. Aygün, ittifakı birlikte savaşa gitme üzerinden değerlendirmenin eksik kalacağını söyledi: “NATO’nun özelliği toplanıp bir arada savaşmaktan ziyade caydırıcılık oldu.”</p>
<p>NATO’nun karşısında somut bir güç bulunduğunu, üyelerin buna karşı birleştiğini anlattı: “O somut güce karşı birleşerek caydırıcı olduk.” Mekke oluşumuyla karşılaştırmasında ise coğrafi uzaklıkları, gelişmişlik farklarını ve tehdit algılarındaki ayrışmayı öne çıkardı.</p>
<p>Birlikte durmanın caydırıcı olabileceğini kabul ediyor; bu kadar farklı önceliklerin pratikte nasıl bir arada işleyeceğini sorguluyor. NATO’nun yeni oluşuma neden özel bir tepki vermediğini de konuştuk. Aygün, Türkiye’nin NATO içindeki yükümlülüklerinin değişmediği görüşünde. Mekke Anlaşması’nın mevcut ittifakların yerine geçmediği ve Türkiye’nin NATO hak ve yükümlülüklerini etkilemediği, TBMM’ye sunulan gerekçede de belirtti.</p>
<p><strong>Bedir neyi tamamlıyor?</strong></p>
<p>Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya arasındaki Bedir Mutabakatı’nı gözden kaçırmamak gerek. “O bir mutabakat. O sadece savunma iş birliği” diyerek niteliğini ayırdı.</p>
<p>Mekke’de konuştuğumuz saldırı halinde ortak tutum meselesiyle aynı şekilde ele almıyor. Dört ülkenin savunma alanında birlikte çalışmasını, daha geniş bir bölgesel ilişki içinde değerlendirdi: “Bu Bedir Mutabakatı’nı da aslında uzun vadede Mekke ittifakına destek verecek yan bir örgüt, yan bir örgütlenme olarak adımlardan biri sayabiliriz.”</p>
<p>Suudi Arabistan’ın bu oluşumda bulunmamasını da ayrı bir soru olarak ortaya koyduğunu dikkatinize sunmak isterim. Aygün, dinî ortaklığın geçmişte ülkelerin güçlü ve eşgüdümlü hareket etmesini sağlamadığını söyledi. Coğrafya ve çevreyle ilişkiler farklılaşıyor. Bu nedenle savunma iş birliği gibi somut bir alandaki adımı olumlu karşılıyor. Bağdat Paktı ve CENTO gibi geçmiş girişimleri hatırlatması da bu konuşmanın parçası. Bugünkü bir ortaklığın nasıl işleyeceğini düşünürken önceki deneyimlere baktığını ifade etti.</p>
<p><strong>Birbirine ihtiyaç duymak</strong></p>
<p>Karşılıklı bağımlılık kavramı, Ermenistan üzerinden de gündeme geldi. Aygün, Türkiye–Ermenistan ilişkilerindeki gelişmelerin sürmesini umduğunu söyledi. Ermenistan’ın Türkiye ile Azerbaycan arasında bir köprü olabileceğine dikkat çekti: “Çünkü Ermenistan için en önemli unsur interdependence, karşılıklı bağımlılık.”</p>
<p>Ermenistan açısından anlamını şöyle açıkladı: “Bu köprü Ermenistan için en azından güvenlik garantisi demektir. Ayrıca da ekonomik gelir demektir.” Ve İran’a ilişkin sözleri özellikle dikkat çekici: “Amerika’nın ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının İran’daki rejime bir soluk verdiğini, oksijen verdiğini düşünüyorum.” Tereddüdü de aynı derecede önemli; saldırının hedefiyle içeride yarattığı siyasi etkinin farklılaşmış olabileceğini düşünüyor.</p>
<p>Aygün’ün bölgesel değerlendirmesinde bütün ülkeler aynı noktada değil. Şöyle özetleyebilirim:</p>
<p><strong>- İran:</strong> ABD ve İsrail saldırılarının rejime nefes aldırmış olabileceğini düşünüyor. Dış saldırının, içeride baskı altındaki yönetimin durumunu değiştirdiği görüşünde.</p>
<p><strong>- Irak:</strong> Görece sakin bir tablo görüyor. Kürt bölgesinin enerji sorunlarına ayrıca değiniyor; Irak’tan yakın vadede büyük bir sorun beklemediğini söyledi.</p>
<p><strong>- Suriye:</strong> Türkiye’nin PKK ve Suriye’deki Kürt gruplarla ilişkili güvenlik dosyalarını, çözüm arayışının sürdüğü başlıklar arasında ele alıyor.</p>
<p><strong>- Kıbrıs ve Doğu Akdeniz:</strong> Kıbrıs ile enerji konularının geri planda kaldığına dikkat çekti.</p>
<p><strong>- Yunanistan:</strong> Deniz yetkileri ve diplomatik destekler üzerinden ilişkilerin farklı boyutlarını gündeme getirdi.</p>
<p><strong>- Rusya–Ukrayna, Romanya–Moldova ve Karadeniz:</strong> Avrupa’daki olası değişimler, bölgesel ilişkiler ve sivil deniz ulaşımının güvenliği üzerinde durdu. Romanya–Moldova birleşmesi gibi ihtimalleri, geleceğe ilişkin sorular olarak andı.</p>
<p><strong>Dünya Türkiye’yi neden desteklesin?</strong></p>
<p>BM Genel Sekreterliği tartışması bizi Türkiye’ye dışarıdan nasıl bakıldığı meselesine götürdü. Türkiye, BM Genel Sekreterliği rolünde Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu’nu aday gösterdi. “Türkiye’nin adayını neden desteklesin dünya? Bir de onu düşünmek lazım” diye sordu Aygün. Türkiye’nin barış ve dünya sorunlarında yapıcı, kapsayıcı bir faaliyet gösterip göstermediğinin dışarıdan nasıl değerlendirildiğine bakılması gerektiğini ilave etti ifadelerine. Destek bekleyen ülkenin kendisini başkalarının değerlendirmesiyle de düşünmesini önerdi.</p>
<p>Tüm konuların temelinde iletişim yatıyor; haber, açıklama, yorum, sosyal medya paylaşımı… Çok şey duymak, ne olduğunu anlamamızı sağlıyor mu? Aynı bilginin çoğalması, açıklanması demek değil. Tarihi ve coğrafyayı bilmeden bugünkü cümleye ne kadar anlam yükleyebiliriz?</p>
<p>Bu söyleşiyi Azerbaycan ve Mekke üzerinden açtım. Sorular ilerledikçe Türkiye’nin kendisini ve çevresini nasıl gördüğüne döndük. Güç mücadelesi derken öncelik farkına, ittifakı konuşurken caydırıcılığa, gelecek tartışmasında karşılıklı bağımlılık, kardeşlikten söz ederken menfaat, devletler arasındaki ilişkileri konuşurken halklar, savunmayı tartışırken ekonomik bağlantılar giriyor resme.</p>
<p>Yenidünyada Türkiye’nin yerini konuşmayı sürdürmeliyiz. ABD ara seçimleriyle aynı zamana gelen bu söyleşiye farklı gelişmelerin içinden yeniden bakmalıyız. Gürültünün içinde öncelikleri anlamaya, ne istediğimizi söyleyebilmeye ihtiyacımız var.</p>
<p><strong>Hasan Aygün’le önceki söyleşiler</strong></p>
<p><strong><u>NATO 3.0: Zirveden Yorum ve Değerlendirmeler</u></strong> — Hasan Aygün ve Barçın Yinanç’la NATO’nun içindeki farklılıkları, Avrupa’nın savunmasını, ABD–Türkiye ilişkilerini ve Türkiye’nin ittifaktaki yerini konuştuk.</p>
<p><strong><u>Yeni Savaş İletişimi: Önce Tweet’le, Sonra Vur — “Savaşın Dili”</u></strong> — Hasan Aygün ve Zeynep Tınaz Redmont’la savaşın nasıl adlandırıldığını, liderlerin mesajlarını ve iletişimin askeri gelişmelerle ilişkisini ele aldık.</p>
<p><strong><u>“Domuza Ruj”; Savaş mı Müdahale mi?</u></strong> — Savaş ve iletişim söyleşimizden hareketle hazırladığım yazı: Askeri güç kullanımı, seçilen kelimeler, enerji ve veri üzerinden yürüyen mücadele.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-kiminle-nereye-91523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye kiminle, nereye? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulun-degisen-kokusu-muhallebiciler-91522</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul’un değişen kokusu: Muhallebiciler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><em>Çocukluğumun buluşma yerleriydi muhallebiciler. Mermer masaları, gülsuyu ve sütlü tatlılarıyla hatırladığım bu dükkânların hikâyesi, İstanbul’un değişimini de anlatıyor. Bir kaşık muhallebinin peşinden gidince meralara, mandıralara, ustaların ellerine ve şehrin birlikte yaşama alışkanlıklarına ulaşıyoruz.</em></strong></p>
<p>Benim çocukluğumda buluşma yerleri muhallebicilerdi. Ahşap ayaklı, üzerleri damarlı mermer masalarını hiç unutmadım. O masaların serinliği, gülsuyunun kokusu, önümüze gelen tatlı… Yıllar geçiyor; dükkânların görünümü, sokakların kalabalığı değişiyor ama bazı ayrıntılar hafızanızdaki yerini koruyor. Muhallebici denildiğinde benim aklıma önce o masalar geliyor. Sonra orada buluşmanın, oturmanın, bir tatlı yerken konuşmanın gündelik hayatımızdaki yeri…</p>
<p><strong>Refik Halid Karay</strong>, <em>Sonuncu Kadeh</em> romanında eski muhallebicileri şu kokularla hatırlatır: <em>“Eski muhallebiciler yalnız tarçın, gülsuyu ve nihayet yanık süt kokardı…”</em> Bir dükkânı anlatmaya bazen birkaç koku yetiyor. Okurken kapısını açmış, içeri girmiş gibi oluyorsunuz.</p>
<p>Bugün İstanbul’da camında hâlâ muhallebici yazan pek çok mekânın önünden geçerken dönerin, ızgaranın, fırından çıkan hamur işlerinin kokusunu duyuyoruz. Menü büyümüş, çalışma düzeni değişmiş, günün farklı saatlerinde farklı beklentilere cevap veren işletmeler ortaya çıkmış. Bu değişimin içinde çocukluğumun muhallebicilerini ararken, kendime şunu da soruyorum: Hatırladığım lezzetlerin ve o masaların etrafında kurulan hayatın ne kadarını yaşatabiliyoruz?</p>
<p><strong>Bir kaşık tatlının ardındaki şehir</strong></p>
<p><strong>Arif Bilgin</strong>, <strong>Aynülhayat Uybadın</strong> ve <strong>Kübra Sultan Yüzüncüyıl</strong> tarafından İngilizce olarak hazırlanan, İstanbul Üniversitesi’nin e-kitap  olarak yayınladığı <em>Cultural History of Muhallebicis in İstanbul</em> adlı çalışma, bu soruyu düşünmek için önemli bir kaynak. Arşiv belgeleri, edebî metinler ve esnaf tanıklıklarını bir araya getiren araştırmanın saha çalışması, Haziran 2024’te on bir işletmede gerçekleştirilmiş.</p>
<p>Okudukça kendi hatıralarımın arkasındaki üretim dünyası da belirginleşiyor. Masaya gelen muhallebinin hikâyesi dükkânda başlamıyor. Sütün sağıldığı yerde, pirincin seçiminde, bir taş değirmenin bakımında, ustanın çırağına gösterdiği harekette başlıyor. İstanbul büyürken bütün bu ilişkiler de değişiyor.</p>
<p>Bir şehrin mutfağını korumaktan söz ettiğimizde çoğunlukla tariflere bakıyoruz. Oysa aynı tarifi yazılı olarak saklamak, aynı lezzetin gelecekte de hazırlanabileceği anlamına gelmiyor. Malzemeye ulaşabilmek, onu işleyecek araçları ve bilgiyi yaşatmak, o işi sürdürecek insanların bulunması gerekiyor.</p>
<p><strong>Sütün geldiği yer</strong></p>
<p>Manda sütü, İstanbul muhallebiciliğinde önemli bir yere sahip. Araştırmadaki anlatılar, Kağıthane, Kemerburgaz, Göktürk ve çevresindeki mandıralarla dükkânlar arasında yıllarca süren ilişkileri gösteriyor. Sütün nereden geldiği, hangi koşullarda üretildiği, yağ oranı ve kıvamı, ustanın hazırlayacağı tatlıyı doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Ancak bütün işletmelerin her zaman yalnızca manda sütü kullandığını söylemek mümkün değil. Görüşmelerde farklı tercihler var. Manda ve inek sütünü belirli oranlarda birleştirenler de bulunuyor, maliyetler nedeniyle inek sütüne yöneldiklerini anlatanlar da. Bu çeşitlilik, ustaların malzemeyle kurduğu ilişkinin ve değişen koşullara verdikleri cevapların bir parçası.</p>
<p>Kentin büyümesiyle süt üretiminin merkezden uzaklaşması ise anlatılarda tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Bir işletmenin çiftliğinin Gümüşdere’den Kemerburgaz’a, oradan Trakya’ya taşınması, bu değişimi somutlaştırıyor.</p>
<p>Çocukken yediğim tatlının sütünü düşünmezdim. Nereden geldiğini, kimlerin emeğiyle dükkâna ulaştığını bilmezdim. Bugün o lezzeti hatırlarken, hafızamdaki masanın çevresi genişliyor; içine üretici de giriyor, hayvana bakan insan da, sabahın erken saatinde sütü taşıyan da…</p>
<p><strong>Bir tavuğun bütününü değerlendirmek</strong></p>
<p>Eski muhallebici mutfaklarına ilişkin anlatılarda, malzemeyi farklı yemeklerde değerlendiren bir çalışma düzeni var. Tavukgöğsü için alınan tavuğun suyu çorbaya, etinin bir bölümü pilava, göğsü tatlıya ayrılıyor. Sakatatından yararlanılıyor; kimi hatıralarda tüylerinin bile yastık için değerlendirildiği anlatılıyor.</p>
<p>Bugün israfı azaltmak üzerine konuşurken, bu mutfakların gündelik işleyişinde birikmiş bilgiye de bakmalıyız. Bir malzemeyi bütünüyle kullanabilmek, onun hangi parçasından nasıl yararlanılacağını bilmeyi gerektiriyor. Bu bilgi, alışverişten hazırlığa ve servise kadar mutfağın bütününü düzenliyor.</p>
<p>Araştırma, 1995’teki gıda mevzuatı değişikliklerini de üretimin dönüşümündeki önemli eşiklerden biri olarak ele alıyor. Kesim ve tedarik koşulları değişirken, dükkânda hazırlanan bütün tavuğun yerini hazır tavuk göğsünün alabildiği başka bir düzen gelişiyor. Bunun yanında maliyetler, iş gücü ve müşteri beklentileri de mutfağın işleyişini etkiliyor.</p>
<p>Esnafın anlattığı bir ayrıntı ise özellikle düşündürücü: Bazı müşteriler, tavukgöğsündeki et liflerini yabancı bir madde sanabiliyor. Bir zamanlar tatlının yapısını tanımaya yarayan özellik, artık açıklanması gereken bir şeye dönüşüyor. Ben de uzun yıllardır adını gül suyundan alan güllaça (müşteri istemediği için) gül suyu dökerek satan mekânlar bulamıyorum. Tıpkı su muhallebisi gibi…</p>
<p>Burada müşteriye kızmaktan önce, aradaki bilginin nasıl kaybolduğunu düşünmek gerekiyor. Bir yemeğin adını biliyor, içindeki malzemeyi ya da hazırlanışını bilmiyor olabiliriz. Ustanın yaptığı işi anlatması, orijinalini sunmaktan vazgeçmemesi, bizim de merak edip sormamız bu yüzden önemli.</p>
<p><strong>Sübyenin kıvamı, ustanın eli</strong></p>
<p>Muhallebiciliğin temel bilgilerinden biri de sübye hazırlamak. Pirinç önceden ıslatılıyor, suyla birlikte taş değirmende öğütülerek tatlıya kıvam verecek karışım elde ediliyor. Kullanılan pirinç, öğütme ve pişirme biçimi, sonuç üzerinde etkili. Araştırmada İskilip pirincini tercih eden ustaların anlatıları da var; farklı pirinçleri birleştirenlerin deneyimleri de.</p>
<p>Bir tarifte birkaç satırla anlatılabilecek bu işlemin arkasında yılların dikkati bulunuyor. Pirincin ne kadar bekleyeceği, öğütmenin nasıl yapılacağı, kazandaki karışımın hangi anda istenen kıvama geldiği… Bunların bir bölümü ölçüyle, bir bölümü ustanın eli ve gözüyle öğreniliyor.</p>
<p>Bakır kazanda mablakla (spatula benzeri bir alet) çalışmak, karışımı belirli hareketlerle çevirmek de bu bedensel bilginin parçası. Usta, yaptığı hareketin her ayrıntısını anlatmadan işine devam edebilir. Çırak ise yanında durarak, deneyerek, yanılarak öğrenir.</p>
<p>Mermer masaları, pirinç gülabdanları, eski kaşıkları hatırlarken bu mutfak emeğini de aynı dikkatle anmak istiyorum. Eşyalar hatıramızı canlandırıyor; o hatıraya lezzetini veren ise insanların yaptığı iş.</p>
<p><strong>Masaların etrafındaki hayat</strong></p>
<p>Muhallebicilerin İstanbul’daki yeri, mutfakları kadar oturma düzenleriyle ve müşterileriyle de ilgili. Kadınların, ailelerin, çocukların birlikte bulunabildiği; sinemadan çıkanların uğradığı, gençlerin buluştuğu mekânlar bunlar. Bir tatlı yemek için girip sohbeti uzatabildiğiniz, gündelik hayatın içinde kendinize yer bulabildiğiniz adresler.</p>
<p><strong>Oğuz Atay</strong>’ın <em>Tutunamayanlar</em>’ındaki <em>“Aşk Sağlığı Enstitüsü”</em> parodisinde muhallebicilerin buluşmalarla birlikte anılması da bu toplumsal tanışıklığı gösteriyor. Edebiyat, bir mekânın şehir hayatındaki yerini bazen böyle küçük bir ayrıntıyla kayda geçiriyor.</p>
<p>Benim çocukluğumdan hatırladığım Beyoğlu’ndaki Emek sinemasındaki film öncesi ve sonrası Saray Muhallebicisi’ndeki buluşmalar da bu hikâyenin içinde. Bugün o masalara duyduğum özlemde, tatlının lezzetiyle orada geçirilen zaman birbirinden ayrılmıyor. Hafızamız çoğu zaman bir mekânı, yanında bulunduğumuz insanlarla birlikte saklıyor.</p>
<p>Yine de geçmişi düşünürken bütün güzel şeyleri tek bir zamana yerleştirmemeye çalışıyorum. Araştırmanın Karay’dan aktardığı bölüm bu açıdan öğretici: Romanın kişisi, eski muhallebicilerin kokusunu özlerken tavuk suyu ve su böreği yağının kokusundan yakınıyor. Bugün geleneksel saydığımız bazı yiyecekler, bir dönem değişimin işareti olarak görülmüş.</p>
<p><strong>Hatırladığımızı nasıl yaşatacağız?</strong></p>
<p>Asıl üzerinde durmamız gereken, varolan bilginin bundan sonra nasıl aktarılacağı. Genç biri bu mesleği öğrenmek istediğinde yanında çalışabileceği bir usta bulabilecek mi? Usta, öğretmeye zaman ayırabilecek mi? Nitelikli malzemeyle üretim yapan bir dükkân, artan giderler karşısında işini sürdürebilecek mi?</p>
<p>Bir şehrin yemek kültürünü korumak, bu sorularla da ilgilenmeyi gerektiriyor.</p>
<p>İstanbul’un değişen kokusunu düşünürken içimde elbette bir hüzün var. Bazı dükkânlara bir daha giremeyeceğimi, bazı masalarda yeniden oturamayacağımı biliyorum. İnsan çocukluğunun buluşma yerlerini kaybedince, kendi hayatından bir parçanın da adresini yitirmiş gibi hissediyor.</p>
<p>Ama bugün bir muhallebicinin masasına oturan çocuğun da yıllar sonra sevgiyle hatırlayacağı bir yer olsun isterim. Tatlısını yesin, yanındakileri dinlesin; mermerin serinliği, tarçının kokusu onun da hafızasında kalsın. Bizim hatırladığımız lezzetlerin yarına ulaşması, kazanın başındaki insanların işlerini sürdürebilmesine bağlı. O masaları seviyorsak, onları yaşatan emeği de gözetmeliyiz.</p>
<p>Kitaba ulaşmak için: https://iupress.istanbul.edu.tr/book/cultural-history-of-muhallebicis-in-istanbul/home</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulun-degisen-kokusu-muhallebiciler-91522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/2/1280x720/tatli-1793941827.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’un değişen kokusu: Muhallebiciler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itso-onursal-baskani-basdegirmen-bizim-sehrimiz-modern-tarim-sehridir-91506</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başdeğirmen: Isparta&#039;nın turizmini de tarımını da üst seviyeye taşımalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ISPARTA</strong></p>
<p>Yeniden Isparta Ticaret ve Sanayi Odası (ITSO) Başkanlığına seçilen Metin Çelik yönetim kurulu ve meclis üyeleriyle birlikte ITSO Onursal Başkanı ve Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’i ziyaret etti. Ziyarette şehrin ekonomisinin geliştirilmesine yönelik karşılıklı fikir alışverişinde bulunuldu.</p>
<p>Bundan sonra da Valilik ve yerel yönetimle birlikte hep beraber Isparta için güzel şeyler yapmak, işvereninin önünü açmak, istihdam yaratmak, Isparta’yı  daha yaşanabilir bir şehir yapmak için çalışacaklarını belirten Metin Çelik, ‘’Vali ve Belediye başkanımız ile diyalog içerisinde Isparta’mızın güzellikleri için çalışacağız. ITSO olarak, Isparta’mızı kalkındırmak için destek vereceğiz. Birlikte güzel işler yapacağımıza inanıyorum’’ dedi.</p>
<p><strong>"Isparta modern tarım şehridir"</strong></p>
<p>Isparta Belediye Başkanı ve ITSO Onursal Başkanı Şükrü Başdeğirmen de, ITSO yeni yönetimine başarılar diledi. ‘Başdeğirmen, ‘’Şehrimizin en önemli sivil meslek örgütleri, Isparta Ticaret ve Sanayi Odası’nın gücüyle en üst seviyeye ulaşmıştır. Isparta’mızdaki her türlü istihdamı sağlayan, vergiyi veren, ihracatı yapan en güçlü ayak ticaret ve sanayi odamızın üyeleridir” diye konuştu.</p>
<p>Isparta’nın ekim ayı ihracat rakamının yaklaşık 48 milyon dolara ulaştığını belirten Başkan Başdeğirmen, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Hem üretim ve ihracat yapıp istihdam sağlayan tüm firmalara teşekkür ediyorum. 10 aylık dönemde Isparta ihracatı 438 milyon dolara ulaştı. Bu çok önemli bir rakam. Hele ki dünyanın durgun olduğu, birçok ülkenin üretimde zorlandığı zamanda bizler üst düzey üretim yapmaya hem ülke olarak hem de şehir olarak devam ediyoruz. 81 il içerisinde 30’uncu olmak da çok büyük bir başarı. Bundan sonraki zamanda da iş birliği içerisinde çalışmaya devam edeceğiz. Şehrimizin ana değerlerini, kültürünü ve turizmini imalatıyla beraber üretimiyle beraber üst seviyelere taşıyacağız. Isparta’nın sanayisini ilerletirken onun yanındaki turizmimizi de tarımımızı da üst seviyeye taşımak için hep beraber el birliği yapmamız gerekiyor. Bizim şehrimiz, modern tarım şehridir.’’ –</p>
<p><strong>"650 bin ton kapasiteli soğuk hava depoları var"</strong></p>
<p>Isparta’nın her türlü meyvecilikte, sebze-meyve üretiminde en iyi yerlerde olduğuna dikkat çeken Başdeğirmen, ham maddeyi yarı mamul veya mamul hale getirecek durumda olduğunu vurguladı. Başdeğirmen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Elmanın artık ucundaki sapına kadar değerlendirebilecek bir durumdayız. Önceleri elmayı sadece meyve olarak veren bir şehir iken bugün meyve suyunu, cipsini, sirkesini, reçelini ve küspesini yaparak hayvanlarına en son kalan kısmını yedirerek her şeyiyle değerlendirerek değerli hale getiriyoruz. Isparta 650 bin ton kapasiteli atmosfer basınçlı soğuk hava depolarına sahip. Elma 3 ay muhafaza edilirken şimdi 12 ay kesintisiz muhafaza edilebiliyor. 650 bin ton atmosfer basınçlı soğuk hava depolarımız ile Türkiye’de birinciyiz. 7 büyük meyve suyu fabrikası Isparta’da olması meyvenin daha fazla önemli olduğunu ortaya koyuyor.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itso-onursal-baskani-basdegirmen-bizim-sehrimiz-modern-tarim-sehridir-91506</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/6/1280x720/itso-onursal-baskani-basdegirmen-bizim-sehrimiz-modern-tarim-sehridir-1793914267.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Isparta Ticaret ve Sanayi Odası Onursal Başkanı Şükrü Başdeğirmen, &quot;Isparta’nın sanayisini ilerletirken onun yanındaki turizmimizi de tarımımızı da üst seviyeye taşımak için hep beraber el birliği yapmamız gerekiyor. Bizim şehrimiz, modern tarım şehridir’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/biber-ve-yas-meyve-sebze-ihracati-rekor-kiriyor-91504</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Batı Akdeniz&#039;in 10 aylık ihracatı 2,5 milyar dolara yaklaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can, Ekim ayı ihracat rakamlarını açıkladı. Ekim ayında bölge ihracatının geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,6 artış ile 243 milyon 353 bin dolar gerçekleştiğini belirten Can, 2026 yılı 10 aylık dönemde ise ihracatın yüzde 10,2 artarak, 2 milyar 471 milyon dolara ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Haziran ve Temmuz aylarında tüm zamanların ihracat rekorlarının kırıldığını anımsatan Can, ‘’Batı Akdeniz bölge ihracatı, elde ettiği bu rakamlarla yılsonunda kıracağı büyük bir rekoru da şimdiden pekiştirmiş oldu. Antalya, Burdur ve Isparta illerinin toplam ihracatı 2026 yıl sonunda 3 milyar doları aşması hedefleniyor’’ dedi.</p>
<p>Ekim ayı ihracatında 66 milyon 194 bin dolar ile yaş meyve sebze sektörünün gerçekleştirdiğini ifade eden Can, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yaş meyve sebze sektörümüzde 15 milyon 945 bin dolar ile en fazla biber ihraç edildi. Yaş meyve sebze sektörümüz Ekim ayında yüzde 22,21 artış ile dikkat çekti. En fazla ihracat yapan sektörler arasında madencilik ürünleri sektörü ikinci sırada yer aldı. Ekim ayında madencilik (mermer) sektörü yüzde 3,35 düşüş yaşamasına rağmen 50 milyon 705 bin dolar ihracat gerçekleştirdi. Yüzde  0.81 arış ve 27 milyon 11 bin dolar ile mobilya, kağıt ve orman ürünleri sektörü üçüncü sırada yer aldı.’’</p>
<p><strong>YMS ilk sırada</strong></p>
<p>Batı Akdeniz bölge ihracatının 10 aylık döneminde ilk sırada yaş meyve sebze sektörünün yüzde 26,03 artış ve 735 milyon 340 bin dolar ile yaş meyve sebze sektörünün geldiğine dikkat çeken Mehmet Ali Can, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Yaş meyve sebze sektörü 2025 yılını 751 milyon dolar ihracatla kapatmıştı. Bu yılın geriye kalan 2 aylık döneminde her geçen gün sektörümüzün rekorlarına bir yenisi eklenecek. Yaş meyve sebze sektörümüz 10 aylık dönemde en fazla yüzde 33,14 artış ile 217 milyon 928 bin dolarlık biber ihraç etti. Başta biber olmak üzere yaş meyve sebze ihracatı rekor kırıyor.’’</p>
<p><strong>2 bin 235 firma ile 179 ülkeye ihracat</strong></p>
<p>Yılın 10 aylık döneminde Batı Akdeniz’den 2 bin 235 firmanın 179 ülke ve bölgeye ihracat yaptığını belirten BAİB Başkanı Can, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Bu ülkelerin 116’sında ihracat artışı yaşanırken, 63’ünde düşüş oldu. En fazla ihracat yapılan ülke ise yüzde 40,80 artış ve 250 milyon 169 bin dolar ihracat ile Almanya ilk sırada yer aldı. İkinci sırada ise yüzde 28,24 ve 200 milyon 194 bin dolar ihracat ile Birleşik Devletleri yer aldı. İki ülkeye gerçekleşen ihracat 10 ayda 500 milyon dolara yaklaşması dikkat çekiyor. Üçüncü sırada ise 185 milyon 189 bin dolarlık ihracat ile Çin Halk Cumhuriyeti yer aldı. Bu ilk üç ülkeyi sırasıyla Rusya Federasyonu ve Romanya izledi.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/biber-ve-yas-meyve-sebze-ihracati-rekor-kiriyor-91504</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/biber-ve-yas-meyve-sebze-ihracati-rekor-kiriyor-1793914070.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batı Akdeniz Bölgesi’nde yılın 10 aylık döneminde biber ihracatı rekor kırarken, toplam ihracat yüzde 10,2 artışla 2,5 milyar dolara yaklaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-tarim-ve-suyu-cop31e-tasiniyor-91503</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya tarım ve suyu COP31’e taşınıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’nın (COP31), 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenleneceğini anımsattı. COP31 Yeşil Alanı’nda ATB olarak stant açacaklarını belirten Çandır, COP31 kapsamında yürüttükleri tarım ve su alanındaki çalışmalarını ulusal ve uluslararası katılımcılarla buluşturacaklarını bildirdi.</p>
<p>Antalya Tarım Konseyi’nin hazırladığı CityMed-AgriNet Projesi ve Antalya Tarım Mutabakatı’nın tanıtılacağını ifade eden Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’ATB’nin geliştirdiği tarımda karbon ayak izi hesaplama yazılımını anlatacağız. , Antalya Su Zirvesi’nin sonuç raporu düzenlenecek panelle kamuoyu ile paylaşılacak. COP31 kapsamında tarımın iklim değişikliğine uyumu ve sürdürülebilir üretim konusunda yürütülen çalışmalar ziyaretçilere anlatılacak. Bu kapsamda CityMed-AgriNet Projesi ile Antalya Tarım Mutabakatı tanıtılacak. Antalya tarım sektörünün iklim değişikliği karşısındaki ihtiyaçları, su kaynaklarının etkin ve sürdürülebilir kullanımı ile gıda güvenliğine yönelik çalışmalar hakkında bilgi verilecek.’’</p>
<p><strong>Antalya Su Zirvesi sonuçları COP31’de paylaşılacak</strong></p>
<p>COP31 programı kapsamında 13 Kasım Cuma günü saat 17.00’de Antalya Su Zirvesi Paneli düzenlenecek. ATB Başkanı Ali Çandır, Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Bülent Topkaya, Prof. Dr. Ayşe Muhammetoğlu, Prof. Dr. Ethem Karadirek, Prof. Dr. Harun Kaman katılımıyla gerçekleşecek panelde,  Antalya Su Zirvesi Sonuç Raporu kamuoyuyla paylaşılacak.</p>
<p>Panelde ayrıca Antalya’nın su kaynakları, suyun tarım ve gıda üretimi açısından stratejik önemi, iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki etkileri ve sürdürülebilir su yönetimine ilişkin başlıklar değerlendirilecek.</p>
<p>ATB ve Antalya Tarım Konseyi Başkanı Ali Çandır, iklim değişikliğinin etkilerinin artık çevre başlığıyla sınırlı olmadığını, tarımsal üretimden gıda güvenliğine, su kaynaklarından ekonomik ve sosyal yaşama kadar geniş bir alanı doğrudan etkilediğini belirterek, su ve tarımın iklim mücadelesinin merkezinde yer aldığını söyledi.</p>
<p>Antalya’nın tarım ve turizm başta olmak üzere doğal kaynaklara dayalı bir ekonomik yapıya sahip olduğunu kaydeden Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu nedenle iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve değişen koşullara uyum sağlamak bizim için bir tercih değil, zorunluluktur. Özellikle su kaynaklarımızın korunması, verimli kullanılması ve tarımsal üretimin geleceğinin güvence altına alınması büyük önem taşıyor. COP31’i yalnızca bir iklim konferansı olarak değil, kalıcı bir dönüşümün başlangıcı olarak görmeliyiz. Tarımda sürdürülebilirliği, suyun etkin kullanımını, gıda güvenliğini ve iklim değişikliğine uyumu birlikte ele almalıyız. Antalya Su Zirvesi’nde ortaya koyduğumuz ortak aklı COP31’e taşıyarak, çözüm önerilerimizi ulusal ve uluslararası paydaşlarla paylaşacağız. Amacımız Antalya’nın tarım ve su alanındaki deneyimini görünür kılmak ve somut, uygulanabilir iş birliklerinin önünü açmak.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-tarim-ve-suyu-cop31e-tasiniyor-91503</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/3/1280x720/antalya-tarim-ve-suyu-cop31e-tasiniyor-1793913890.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret Borsası, bölge tarımı ve su konusunu Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Zirvesi’ne taşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/2-ayda-218-bin-tondan-fazla-findik-satildi-91554</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 ayda 218 bin tondan fazla fındık satıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Giresun Ticaret Borsasından yapılan açıklamada, fındık üretilen bölgelerdeki 21 ticaret borsasında gerçekleştirilen fındık satış işlemleri hakkında bilgi verildi.</p>
<p>Buna göre, bu dönemde borsalarda 218 bin 19 ton yeni sezon ürünü fındık satıldı.</p>
<p>En fazla işlem, 43 bin 520 tonla Düzce/Bolu'da yapıldı. Bu kentleri 41 bin 677 tonla Ordu, 29 bin 980 tonla Giresun takip etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/2-ayda-218-bin-tondan-fazla-findik-satildi-91554</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/6/1280x720/findik-1754483950.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret borsalarında sezonun iki aylık dönemde 218 bin tondan fazla fındığın işlem gördüğü açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/my-okullari-sanayiyle-is-birligini-egitim-modeline-tasiyor-91533</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MY Okulları, sanayiyle iş birliğini eğitim modeline taşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir’de Havacılık Lisesi ile Teknoloji ve İnovasyon Lisesi bünyesinde mesleki ve teknik eğitim faaliyetlerini sürdüren MY Okulları'nın, öğrencilerin akademik gelişimlerinin yanı sıra üretim ve teknoloji alanlarında uzmanlaşmalarını sağlayacak eğitim programları uyguladığı bildirildi.</p>
<p>Verilen bilgilere göre kentteki eğitim yatırımlarına 2013 yılında sağlık kolejiyle başlayan kurum, 10 bin metrekarelik kampüsünde teorik eğitimi laboratuvar ve atölye çalışmalarıyla bir araya getiriyor. Sanayi kuruluşlarıyla yürütülen iş birlikleri kapsamında öğrencilere staj ve uygulama olanakları sağlanırken, mesleki yeterliliklerin geliştirilmesine yönelik çalışmalar da gerçekleştiriliyor.</p>
<p>MY Okulları Eskişehir Kurucu Temsilcisi Süleyman Reyhan, mesleki eğitimde sektörle kurulan ilişkinin önemine dikkat çekerek, eğitim programlarını iş dünyasının beklentileri doğrultusunda şekillendirdiklerini söyledi. Öğrencilerin mezuniyet öncesinde meslekleriyle ilgili deneyim kazanmalarını önemsediklerini belirten Reyhan, “Sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli çalışanların yetiştirilmesinde mesleki eğitim önemli bir yere sahip. Biz de öğrencilerimizin yalnızca sınıf ortamında bilgi edinmelerini yeterli görmüyor, öğrendiklerini uygulayabilecekleri imkânlar oluşturuyoruz. Dersliklerimizin yanı sıra laboratuvarlarımız ve atölyelerimizle teknik eğitimi destekliyoruz. Sektörün önde gelen kuruluşlarıyla geliştirdiğimiz iş birlikleri sayesinde öğrencilerimizin çalışma hayatını yakından tanımalarını sağlıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Öğrenciler 11. sınıfta iş hayatıyla tanışıyor”</strong></p>
<p>Havacılık Lisesi'nde uçak gövde-motor, Teknoloji ve İnovasyon Lisesi'nde ise endüstriyel bakım-onarım alanlarında eğitim verdiklerini anlatan Reyhan, her iki bölümde de teknik bilgiyle uygulamalı çalışmaların birlikte yürütüldüğünü ifade etti. Havacılık eğitiminde uçuş aerodinamiği ve gaz türbinli motor sistemleri üzerinde durulduğunu aktaran Reyhan, endüstriyel bakım-onarım programında ise mikro denetleyiciler ve dijital elektronik sistemler gibi konuların işlendiğini kaydetti.</p>
<p>Anadolu teknik programıyla öğrencilerin yükseköğretime de hazırlandığını belirten Reyhan, “Öğrencilerimiz dört yıllık eğitimleri boyunca matematik, fizik, kimya ve biyoloji gibi temel dersleri yoğun şekilde alıyor. Böylece üniversite sınavlarına hazırlanırken tercih ettikleri meslek alanında teknik yeterlilik de kazanıyorlar. Eğitimimizin önemli aşamalarından birini 11. sınıfta gerçekleştirilen 40 iş günlük staj oluşturuyor. Öğrencilerimiz bu süreçte işletmelerin çalışma sistemlerini öğrenme ve mesleklerini uygulamalı olarak tanıma fırsatı buluyor. Mezuniyetlerinde ise alanlarını ve dallarını belirten diplomalarının yanında iş yeri açma belgesi alıyorlar. Europass diploma eki de uluslararası alanda yeterliliklerini belgelemelerine yardımcı oluyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Eğitim programlarını yeni teknolojilere göre geliştiriyoruz”</strong></p>
<p>Sanayide otomasyon ve robotik sistemlerin kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte mesleki eğitimde yeni becerilerin önem kazandığını dile getiren Reyhan, yazılım ve yapay zekâ alanlarındaki eğitim çalışmalarını genişletmeyi planladıklarını aktardı. Reyhan, “Üretim teknolojilerindeki gelişmeler, işletmelerin çalışanlardan beklediği yetkinlikleri de değiştiriyor. Öğrencilerimizin bu dönüşüme hazırlıklı olmalarını istiyoruz. Bu doğrultuda yapay zekâ, yazılım ve otomasyon konularını eğitim programlarımızda daha fazla öne çıkarmayı amaçlıyoruz. Hedefimiz, mezunlarımızın hem mevcut üretim sistemlerinde görev alabilecek hem de gelişen teknolojilere uyum sağlayabilecek bilgi ve becerilerle yetişmelerini sağlamak” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/my-okullari-sanayiyle-is-birligini-egitim-modeline-tasiyor-91533</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/3/1280x720/my-okullari-sanayiyle-is-birligini-egitim-modeline-tasiyor-1793946591.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MY Okulları Eskişehir Kurucu Temsilcisi Süleyman Reyhan, &quot;Sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli çalışanların yetiştirilmesinde mesleki eğitim önemli bir yere sahip. Biz de öğrencilerimizin yalnızca sınıf ortamında bilgi edinmelerini yeterli görmüyor, öğrendiklerini uygulayabilecekleri imkânlar oluşturuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kenan-isik-kuresel-krizin-etkisindeki-tarimsal-uretime-destek-veriyoruz-91532</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kenan Işık: Küresel krizin etkisindeki tarımsal üretime destek veriyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Küresel jeopolitik gelişmeler ve ekonomik dalgalanmalar, tarım sektöründe gübreye erişimi zorlaştırırken maliyetlerin yükselmesine neden oluyor. Özellikle ithal kimyasal gübrelerde yaşanan fiyat artışları, Türk çiftçisinin üretim planlarını yeniden şekillendirmesine yol açıyor. Bu süreçte yerli ve sürdürülebilir çözümler önem kazanıyor.</p>
<p>Küresel ölçekte yaşanan gelişmelerin gübreye ulaşmada büyük sıkıntılara yol açarak üreticileri mali açıdan zor durumda bıraktığını belirten Microbiota Biyoteknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Işık, “Özellikle son dönemde küresel krizlerin etkisi ile dışa bağımlı kimyasal gübrelerde yaşanan fiyat artışları üreticiler üzerinde önemli bir baskı oluşturuyor. Yerli ve sürdürülebilir çözümler geliştirmek artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldi. Biz bu noktada yerli Ar-Ge gücümüzle geliştirdiğimiz BiON-G ULTRA Mikrobiyal Gübre ürünlerimiz ile üreticilere alternatif bir çözüm sunuyoruz. Anadolu’nun farklı bölgelerinden alınan toprak örnekleri üzerinde yapılan bilimsel çalışmalarla izole edilmiş özel mikroorganizmalardan elde ettiğimiz ürünümüz, bu özelliği sayesinde benzerlerine kıyasla uygulandığı topraklara daha hızlı etki ederek zorlu koşullara yüksek adaptasyon sağlıyor. Bu sayede üreticiler hem maliyetlerini optimize edebiliyor hem de ürünlerinde kalite ve verimliliklerini artırabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Çevre dostu üretimi ve sürdürülebilir tarımı destekliyor</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından tescil, lisans ve üretim izinleri verilen BiON-G ULTRA’nın, içeriğinde bitkilerin temel besin ihtiyaçları olan azot ve fosforun topraktan köklere daha etkin taşınmasını sağlayan özel bakteri türleri barındırdığı bilgisini paylaşan Işık, “Azot bağlayıcı mikroorganizmalar havadaki azotu toprağa kazandırırken, yüksek fosfat çözme kapasitesine sahip bakteriler toprakta bağlı bulunan fosforu bitki için erişilebilir hale getiriyor. Bu sayede bitki gelişimi sağlıklı, hasatta ürün kalitesi ve verimde belirgin artış sağlanıyor. BiON-G ULTRA yalnızca besin elementlerini erişilebilir kılmakla kalmıyor; aynı zamanda toprağın pH ve tuzluluk dengesini düzenlemeye yardımcı oluyor, su tutma kapasitesini artırarak kuraklık stresine karşı dayanıklılığı destekliyor. Kimyasal içerik barındırmayan organik yapısı sayesinde çevre dostu bir çözüm sunan ürün, sürdürülebilir ve onarıcı tarım uygulamalarının önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Yerli çözüm çiftçiye nefes aldırır”</strong></p>
<p>Uygulama kolaylığının ürünün önemli avantajlarından biri olduğuna dikkat çeken Kenan Işık, “Ekim öncesi veya sonrası uygulanabilen ürün, damlama, yağmurlama, pülverizatör veya drone sistemleri ile kullanılabiliyor. Özellikle kök gelişim döneminde uygulandığında verim ve kalite artışına önemli katkı sağlıyor. Amacımız, artan girdi maliyetleri karşısında çiftçinin yükünü hafifletmek ve yerli çözümlerle tarımda dışa bağımlılığı azaltmak” ifadelerini kullandı. Bugüne kadar farklı bölge ve ürün gruplarında yapılan saha çalışmalarından elde edilen veriler ile BiON-G ULTRA uygulanan alanlarda toprak yapısının önemli ölçüde iyileştiğini vurgulayan Işık, ürünün gelişme döneminde sağlıklı yapısı ile dikkat çektiğini, en önemlisi ise hasatta ürününde kalite ve verim artışı ile üreticinin beklentisini fazlası ile karşıladığını vurguladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kenan-isik-kuresel-krizin-etkisindeki-tarimsal-uretime-destek-veriyoruz-91532</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/2/1280x720/kenan-isik-kuresel-krizin-etkisindeki-tarimsal-uretime-destek-veriyoruz-1793946500.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Microbiota Biyoteknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Işık, &quot;Yerli Ar-Ge gücümüzle geliştirdiğimiz BiON-G ULTRA Mikrobiyal Gübre ürünlerimiz ile üreticilere alternatif bir çözüm sunuyoruz. Anadolu’nun farklı bölgelerinden alınan toprak örnekleri üzerinde yapılan bilimsel çalışmalarla izole edilmiş özel mikroorganizmalardan elde ettiğimiz ürünümüz, bu özelliği sayesinde benzerlerine kıyasla uygulandığı topraklara daha hızlı etki ederek zorlu koşullara yüksek adaptasyon sağlıyor. Bu sayede üreticiler hem maliyetlerini optimize edebiliyor hem de ürünlerinde kalite ve verimliliklerini artırabiliyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-sermaye-piyasalarimiz-mikroptan-temizlenecek-91526</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan: Sermaye piyasalarımız mikroptan temizlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Güney Kore ziyareti dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sermaye piyasalarının mikroptan temizleneceğini belirterek “Sermaye piyasalarını manipüle eden veya bunlara çanak tutan kim varsa bunun hesabını verecek” dedi. Fon soruşturmasına ilişkin son gelişmelerin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bu konuda gerekli yol haritasını oluşturduk, gerekli talimatları verdik. Yol haritasına göre her kurum kendi görevini yerine getiriyor. Yani buradan daha önce yaptığım açıklamalarda da söylediğim gibi herhangi bir taviz vermemiz mümkün değil. Gerek mevzuat gerek idari tedbirler gerek yargı süreçleri hepsi yakın takibimizde. Rüşvet, usulsüzlük, suiistimal, bütün bunlar tek tek ortaya çıkartılıyor” dedi.</p>
<h2>"Ummadığınız insanlar işin içinde"</h2>
<p>Erdoğan şunları söyledi: “Tabii bir gerçek var? Nedir bu gerçek? Bakıyorsunuz hiç ummadığınız insanlar bu işlerin içerisine girmişler. Yargı bunları tespit ediyor ve gerekeni yapıyor. Biliyorsunuz Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirdim. Onlar da kendi incelemelerini yürütüyor. Oradan çıkacak netice de çok çok önemli. Cevdet Bey başkanlığındaki Fon Koordinasyon Kurulu, düzenli ve sık aralıklarla toplanıyor. Kurulda alınan kararlar çerçevesinde ödemeler konusunda, ihtiyaç duyulan adımlar atılıyor. Olağan tasfiyelerin ardından geçen hafta cuma günü itibarıyla olağanüstü tasfiyelerde ödemeler başladı. Güvence verildiği gibi, bu ödemeler aralıksız yapılıyor. Kamu kaynağı kullanılmadan bu sürecin yönetilmesi temel prensibimiz. Altını çizerek söylüyorum; kamu kaynağı kullanımı burada söz konusu değil. Tam aksine herkes fonla ilgili ödemesi gerekeni ödeyecek, tasfiyeler yapılacak ve tahsilatlar gerçekleştikten sonra da gerekli olan yerlere ödemeler gerçekleştirilecek. Aziz milletim şunu çok iyi bilsin ki; haksız kazanç sağlayan, sermaye piyasalarını manipüle eden veya bunlara çanak tutan kim varsa bunun hesabını verecek. Sermaye piyasalarımızı bu mikroptan temizleyecek, inşallah her açıdan daha sağlıklı bir yapıya kavuşturacağız.” </p>
<h2>"Türk-ABD ilişkileri köklüdür" </h2>
<p>ABD’de yapılan ara seçimleri de değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdiden köşeli cümleler kurmak herhalde biraz erken olacaktır. Türk-Amerikan ilişkileri köklüdür ve sağlam temellere dayanır. NATO müttefiki ve uzun yıllara dayanan stratejik ilişkilere sahip iki ülkeyiz. Biliyorsunuz bölgemiz uzun zamandır çok çalkantılı bir süreçten geçiyor. Dört bir yanımızda savaşlar, çatışmalar, zulümler maalesef devam ediyor. Biz bölgemizin bir an önce huzura kavuşmasını istiyoruz. Seçim sonuçlarının coğrafyamızda kalıcı barışa ve istikrara katkı vermesi en büyük arzumuz. Bu amaçla hem Amerikan yönetimiyle hem de Temsilciler Meclisi ve Senato ile yakın diyalog halinde olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">GÜNEY KORE İLE HEDEF 15 MİLYAR DOLAR TİCARET</span></h2>
<p>Erdoğan, Güney Kore ziyareti ile ilgili de “İlişkilerimizde, ticaret ve yatırım başta geliyor. 11 milyar doları aşan ticaret hacmimizi ‘kazan-kazan’ anlayışıyla 15 milyar dolara çıkarmak istiyoruz. Serbest ticaret anlaşmamızın güncellenmesi dahil, birçok konuda ilgili kurumlarımız temaslarını sürdürüyor. Malumunuz Kore ile nükleer enerji alanında iş birliği için geçmişte görüşmelerimiz oldu. Bu ziyaretimizde bu alanda yeni bir irade ortaya koyduk. Özellikle finansman konusunda görüşmelerimiz sürecek. Savunma sanayi alanında ise Altay tankı ve Fırtına obüsleri gibi başarılı projelerden hareketle iş birliğimizi ilerletecek konuları ele aldık” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"MAĞARALAR KADEME KADEME BOŞALIYOR"</span></h2>
<p>‘Terörsüz Türkiye’ süreciyle ilgili değerlendirmesi sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Öncelikle Terörsüz Türkiye sürecimiz, kanunun belirlediği çerçevede devam ediyor. Oradan taviz vermemiz mümkün değil. Sürecin takibini titizlikle yapıyoruz. Sınırlarımızın ötesindeki mağaralar kademe kademe boşaltılıyor. Tespit ve teyit çalışmaları planlandığı şekilde devam ediyor. Ülkemizi terörsüz bir geleceğe hep birlikte taşıyacağız. Sağdan, soldan, nereden ne olursa olsun, ne gelirse gelsin bütün bu mağaraları boşaltarak terörün artık tamamen bittiğini hep birlikte inşallah göreceğiz ve yaşayacağız” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“AZERBAYCAN’A ZİYARET DÜŞÜNÜYORUM, 2 ÜLKENİN KOPMAZ BAĞLARI VAR” </span></h2>
<p>Erdoğan, son dönemde Azerbaycan’la ilişkilerde yaşanan gelişmelerin sorulması üzerine de şunları söyledi: “8 Kasım’da Azerbaycan’ın Zafer Günü var. Ben de fevkalade bir durum söz konusu olmazsa 8 Kasım günü bir Azerbaycan ziyareti yapmayı düşünüyorum. İnşallah bu ziyaret vesilesiyle de gerekli adımları atma imkanımız olur. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev ile zaten telefon görüşmelerimi yaptım. Tabii bu arada gerek İstihbarat Başkanımı gerek Dışişleri Bakanımı Azerbaycan’a gönderdim. Ayrıca bir telefon diplomasisi yine bu arada gerek İlham Bey ile gerekse eşler arasında yapıldı, yapılıyor. Bizim Azerbaycan’la ilişkilerimiz, klasik diplomatik temasların çok ötesindedir. İki ülkenin kopmaz bağı ortak bulunuyor." </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-sermaye-piyasalarimiz-mikroptan-temizlenecek-91526</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/6/1280x720/786-1793943215.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Erdoğan, Güney Kore ziyareti dönüşü uçakta fon soruşturması, ABD seçimleri ve Azerbaycan ile ilişkiler konusunda soruları yanıtladı. Erdoğan sermaye piyasalarının mikroptan temizleneceğini belirterek “Sermaye piyasalarını manipüle eden veya bunlara çanak tutan kim varsa bunun hesabını verecek” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-dunya-enerji-yatirimlarindan-daha-fazla-pay-almak-istiyor-91505</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji Dönüşüm Fuarı ve Kongresi Antalya&#039;da düzenleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Bu yıl 20. Yılını kutlayan Enerji Dönüşüm Fuarı ve Kongresi (EIF), Antalya Fuarcılık ve Yatırım A.Ş (ANFAŞ) fuar merkezinde kapılarını açtı. Türkiye’nin enerji sektörünün dev firmalarının da yer aldığı fuarda son teknolojik ürünler de görücüye çıktı.</p>
<p>EIF Yönetim Kurulu Başkanı Murat Dilek, açılışta yaptığı konuşmada, Türkiye’nin yenilenebilir enerji alanındaki üretim kapasitesi ile yerli sanayinin gelişimi için yatırımların sürekliliğinin önemini dikkat çekti.</p>
<p>Fuarda, yenilenebilir enerji yatırımları, enerji depolama teknolojileri ve yerli üretim kapasitesinin geliştirilmesi, sektörün dönüşümünde öncelikli başlıkların arasında yer aldığını ifade eden Dilek, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Türkiye, güneş ve rüzgâr enerjisinde güçlü bir bölgesel üretim kabiliyetine sahip. Kamunun yıllık 5 bin MW’lık kurulu güç planı yerli sanayi açısından önemli bir fırsat oluşturuyor. Bu hedefin süreklilik kazanması yerli üreticilerin ve EPC şirketlerinin ölçek ekonomisine ulaşarak uluslararası pazarlarda rekabet gücü elde etmesine katkı sağlayacak. Bölgesel imalat kabiliyetimizi maksimum seviyede kullanabilmek için tek bir şeye ihtiyacımız var: Sürekli yatırım. Sanayimizi bisiklete binmeye benzetiyoruz; dengede kalabilmek için sürekli pedal çevirmek zorundasınız.’’</p>
<p><strong>2027’de dünya enerji yatırımları 3 trilyon dolar</strong></p>
<p>Türkiye’nin enerji ekipmanları ve yan komponent üretimindeki kapasitesinin küresel pazarlarda önemli fırsatlar sunduğunu anlatan Murat Dilek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’2027 yılına kadar dünyada gerçekleşmesi beklenen 3 trilyon dolarlık enerji yatırımlarından Türkiye’nin yüzde 1 pay almasının 30 milyar dolarlık kaynak yaratabilecek. Yerli üreticilerin küresel rekabette güçlenmesi için destek mekanizmaları da çok önemli. Türkiye’nin mühendislik birikimi ve güçlü imalat altyapısıyla dünya enerji pazarında daha fazla söz sahibi olabilecek.’’</p>
<p><strong>İsveç ve Türkiye arasında yeşil dönüşüm iş birliği</strong></p>
<p>İsveç’in İstanbul Başkonsolosu Karin Hernmarck da, enerji talebindeki artış ve jeopolitik gelişmelerin güvenli, verimli ve düşük karbonlu enerji sistemlerine duyulan ihtiyacı artırdığını söyledi. İsveç ile Türkiye arasında enerji teknolojileri ve yeşil dönüşüm alanlarında güçlü bir iş birliği potansiyeli bulunduğunu vurgulayan Hernmarck, “İsveçli şirketlerin enerji verimliliği, akıllı şebekeler, elektrifikasyon ve dijitalleşme alanlarında geliştirdiği çözümler Türkiye’nin enerji dönüşümüne katkı sunuyor. Deneyimimizi paylaşmaya ve Türk ortaklarımızla Türkiye’nin ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştirmeye hazırız’’ dedi.</p>
<p><strong>"Enerji depolama önemli hale geliyor"</strong></p>
<p>İklim Enerji Kurucu Ortağı Prof. Dr. Kutalmış Güven ise, küresel elektrik talebinin yıllık yüzde 3–4 oranında arttığını belirterek elektrikli araçlar, ısı pompaları, sanayide elektrifikasyon ve veri merkezlerinin bu yükselişte etkili olduğunu bildirdi.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı öngörülerine göre veri merkezlerinin elektrik tüketiminin 2030 yılına kadar iki katından fazla artmasının beklendiğini anlatan Güven, artan talebin karşılanmasında enerji depolama sistemlerinin önemine dikkat çekti. Güven, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Son 15 yılda lityum iyon pil fiyatları yüzde 90’dan fazla düşerek kilovatsaat başına 110 doların altına indi. Sodyum iyon pillerin yanı sıra akış pilleri, sıkıştırılmış hava, termal depolama ve pompaj depolamalı sistemlerin de farklı ihtiyaçlara yönelik çözümler sunuyor. Yenilenebilir enerjinin depolanması ve elektrik sisteminin dengede tutulması büyük önem taşıyor.’’</p>
<p><strong>"Savaşların nedeni enerji kaynaklarına sahip olmak"</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Üyesi ve Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Antalya Şubesi Başkanı Şaban Tat, savaşların nedenlerin temelinde enerji kaynaklarına sahip olmak olduğunu anımsattı.</p>
<p>Enerjinin, günümüzde yalnızca bir üretim ve tüketim konusu değil, ekonomik kalkınmanın, sanayide rekabet gücünün ve sürdürülebilir büyümenin temel unsurlarından biri olduğunu belirten tat, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, depolama teknolojileri ve dijitalleşme alanındaki gelişmeler, iş dünyamızın geleceğini doğrudan şekillendirmektedir. Bugün artık yalnızca ne kadar enerji ürettiğimizi değil, ürettiğimiz enerjiyi ne kadar verimli, güvenilir ve akıllı yönettiğimizi de konuşmak zorundayız.</p>
<p>Bugün günün enerjinin ucuz olduğu saatte depolayıp, pahalı olduğu saat diliminde satmak. Gene yenilenebilir enerjiden ürettiğimiz enerji karşılığı kazandığımız karbon sertifikaları ile sınırda karbon uygulaması ve karbon borsasında etkin güç olmak firmalarımızın ne denli rekabet gücünü arttıracağını da hepimiz biliyoruz.’’</p>
<p>Antalya’nın güçlü turizm sektörü, tarımsal üretimi, gelişen sanayisi ve yüksek güneş enerjisi potansiyeliyle yenilenebilir enerji dönüşümde önemli bir konuma sahip olduğunu belirten tat, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’ATSO olarak enerji dönüşümünü yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, işletmelerimizin rekabet gücünü artıracak, yeni yatırımları teşvik edecek ve şehrimizin ekonomik geleceğini güçlendirecek stratejik bir fırsat olarak görüyoruz. Özellikle işletmelerimizin enerji maliyetlerini azaltacak, verimliliğini artıracak ve yenilenebilir enerji yatırımlarını kolaylaştıracak uygulamaların yaygınlaştırılmasını önemsiyoruz. Bu dönüşümün yalnızca büyük işletmelerle sınırlı kalmaması, küçük ve orta ölçekli işletmelerimizin de sürece etkin şekilde katılması gerektiğine inanıyoruz. Antalya'nın COP31'e ev sahipliği yapacak olması, şehrimiz açısından önemli bir fırsattır. Bu sürecin, temiz enerji yatırımlarına, yeşil dönüşüme ve yeni ticari iş birliklerine katkı sağlamasını önemsiyoruz. ATSO olarak, şehrimizin ekonomik gelişimine ve sürdürülebilir yatırımlara destek vermeye devam edeceğiz.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-dunya-enerji-yatirimlarindan-daha-fazla-pay-almak-istiyor-91505</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/5/1280x720/turkiye-dunya-enerji-yatirimlarindan-daha-fazla-pay-almak-istiyor-1793914183.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneş enerjisi başta olmak üzere Türkiye’nin yenilenebilir enerji devleri Antalya’da düzenlenen Enerji Dönüşüm Fuarı ve Kongresi’nde buluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-surdurulebilirlik-odulleri-sahiplerini-buldu-91496</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 19:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Sürdürülebilirlik Ödülleri sahiplerini buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>KalDer Bursa Şubesi ve BUSİAD iş birliğinde, Bursa Büyükşehir Belediyesi destekleriyle düzenlenen 3. Sürdürülebilirlik Konferansı, iş dünyası temsilcilerini, akademisyenleri ve sürdürülebilirlik alanında çalışan kurumları bir araya getirdi.</p>
<p>Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlikte, sürdürülebilirlik alanındaki güncel yaklaşımlar, iyi uygulama örnekleri ve kurumların dönüşüm süreçleri değerlendirildi. Konferans kapsamında farklı alanlardan konuşmacılar deneyimlerini paylaşırken, etkinlik alanında kurulan stantlarda firmalar sürdürülebilirlik çalışmalarını ve uygulamalarını tanıtma fırsatı buldu.</p>
<h2><strong>“Sürdürülebilirlik ekonomik kalkınmanın anahtarı”</strong></h2>
<p>Konferansın açılışında konuşan KalDer Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serkan Ürkmez, sürdürülebilirliğin artık yalnızca çevreyi koruma meselesi olmadığını, ekonomik kalkınma ve rekabet gücünü doğrudan etkileyen stratejik bir konuya dönüştüğünü söyledi. Kuraklık, aşırı hava olayları, su ve gıda güvenliğine yönelik tehditlerin günlük yaşamda daha fazla hissedildiğini belirten Ürkmez, yeşil dönüşümün küresel ekonomik düzeni ve teknolojik liderliği yeniden şekillendirdiğini ifade etti. Temiz enerji, düşük karbonlu üretim, yeni malzemeler ve döngüsel ekonominin yeni pazarlar oluşturduğuna işaret eden Ürkmez, dijitalleşme ve yapay zekânın da bu dönüşümü hızlandırdığını kaydetti. Uluslararası ticaretin kurallarının değiştiğini vurgulayan Ürkmez, Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve karbon fiyatlandırma sistemlerinin sürdürülebilirliği ihracat ve rekabet gücü açısından belirleyici hale getirdiğini dile getirdi. Yeşil dönüşümden vazgeçmenin geleceğin teknolojilerinden ve ekonomik fırsatlarından vazgeçmek anlamına geleceğini belirten Ürkmez, Türkiye’nin yalnızca yeşil teknolojileri kullanan değil, geliştiren, üreten ve ihraç eden ülkeler arasında yer alması gerektiğini söyledi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aecae791d7a9-1793896057.jpg" alt="" width="771" height="581" /></p>
<h2><strong>“Sürdürülebilir bursa ortak vizyon gerektiriyor”</strong></h2>
<p>BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu ise sürdürülebilirliğin merkezinde insanın bulunması gerektiğini söyledi. Türkiye'de sorun çözme becerisinin yüksek olduğunu ancak bu becerinin her zaman planlı ve sistemli bir yönetim anlayışına dönüştürülemediğini belirten Hatunoğlu, asıl başarının sorunlar ortaya çıkmadan önlem alacak sistemler kurabilmek olduğunu ifade etti. Sürdürülebilirliğin yalnızca doğal kaynakların korunmasıyla sınırlı olmadığını, insan kaynağını, ekonomik kaynakları, toplumsal refahı ve gelecek kuşakların yaşam hakkını da kapsadığını dile getiren Hatunoğlu, BUSİAD’ın 48 yıllık geçmişinde doğa, üretim kültürü ve sanayiyi birlikte ele alan bir anlayış bulunduğunu kaydetti. Bursa’nın geleceğinin yalnızca sanayisinin büyümesine değil, doğasının, tarımının, kültürel değerlerinin ve kent yaşamının birlikte gelişmesine bağlı olduğunu vurgulayan Hatunoğlu, sürdürülebilir bir Bursa için yerel yönetimler, kamu kurumları, iş dünyası, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının ortak hedefler etrafında buluşması gerektiğini söyledi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aecaea7075da-1793896103.jpg" alt="" width="787" height="605" /></p>
<h2><strong>“Yatırımlarda su ve enerji tüketimi de hesaplanmalı”</strong></h2>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Osman Güler de sürdürülebilirliğin uzun vadeli düşünme ve bugünün kararlarını geleceğin koşullarını dikkate alarak alma sorumluluğu olduğunu belirtti. Teknolojik dönüşümün üretim kapasitesini artırırken doğal kaynakların tüketimi ve çevresel etkiler gibi yeni sorunları da beraberinde getirdiğini söyleyen Güler, üretimde kaynakları tüketmeden değer yaratmanın önemine işaret etti. Yatırım kararlarının yalnızca maliyet ve beklenen kazanç üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Güler, yatırımların yıllar boyunca ne kadar enerji ve su tüketeceğinin, hangi teknolojilerle üretim yapılacağının ve değişen koşullara ne ölçüde uyum sağlayabileceğinin de hesaba katılması gerektiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aecaf086f749-1793896200.jpg" alt="" width="747" height="670" /></p>
<h2><strong>“Kaynaklar sınırsız değil”</strong></h2>
<p>Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Osman Şahin ise sürdürülebilirliğin kentlerin geleceği açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Başarılı belediyeciliğin çevresel ve sosyal etkileri gözeten, katılımcılığı esas alan bir yönetim anlayışından geçtiğini belirten Şahin, belediyeler, iş dünyası, sivil toplum ve akademinin birlikte hareket etmesi gerektiğini söyledi. Dünyanın doğal kaynaklarının sınırsız olmadığını vurgulayan Şahin, sanayi büyürken suyun korunması, kent gelişirken yeşil alanların yaşatılması ve yeni yaşam alanları oluşturulurken doğayla uyumun gözetilmesi gerektiğini ifade etti. BUSKİ’nin de sürdürülebilirlik çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüğünü belirten Şahin, Bursa’nın su geleceğini güvence altına alan ve kaynakları verimli kullanan bir hizmet anlayışını güçlendirmeyi amaçladıklarını kaydetti. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aecaecf70f10-1793896143.jpg" alt="" width="800" height="224" /></p>
<h2><strong>Beş kuruluşa ödül</strong></h2>
<p>Konferansın ardından Bursa Sürdürülebilirlik Ödül Töreni gerçekleştirildi. KalDer Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serkan Ürkmez, ödül programının yalnızca kurumları ödüllendirmeyi değil, aynı zamanda kuruluşların gelişime açık alanlarını ortaya koymayı amaçladığını belirtti. Şubat 2026'da başlayan ve 3 Kasım’da gerçekleştirilen jüri toplantısıyla tamamlanan değerlendirme sürecinde, BUSKİ, Borusan Port, Prysmian ve Korteks Bursa Sürdürülebilirlik Büyük Ödülü’nü almaya hak kazandı. Gökkuşağı Koleji ise Bursa Sürdürülebilirlik Başarı Ödülü’nün sahibi oldu. Ödül töreninde BUSKİ’nin başarısı ise dikkat çekti. Türkiye’de bir kamu kuruluşu olarak sürdürülebilirlik değerlendirme sürecine katılan BUSKİ, 750 puanın üzerinde skor elde ederek büyük ödüle layık görüldü. KalDer Bursa Şubesi yetkilileri, BUSKİ’nin bu başarısıyla kamu kurumları açısından önemli bir ilke imza attığını vurguladı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-surdurulebilirlik-odulleri-sahiplerini-buldu-91496</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/6/1280x720/bursa-surdurulebilirlik-odulleri-sahiplerini-buldu-1793896021.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KalDer Bursa Şubesi ve BUSİAD iş birliğinde, Bursa Büyükşehir Belediyesi destekleriyle düzenlenen 3. Sürdürülebilirlik Konferansı ve Bursa Sürdürülebilirlik Ödül Töreni’nde ödüller sahiplerini buldu. Gün boyu süren konferansta sürdürülebilirliğin farklı boyutları sektör temsilcileri tarafından ele alındı. Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen organizasyonda BUSKİ, Borusan Port, Prysmian ve Korteks Büyük Ödül’e, Gökkuşağı Koleji ise Başarı Ödülü’ne layık görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancilardan-91490</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 18:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancılardan 816,7 milyon dolarlık satış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta, 750,4 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS), 66,3 milyon dolarlık hisse senedi ve 62,3 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı. Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 30 Ekim haftasında 31 milyar 569,3 milyon dolardan 31 milyar 323,1 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 16 milyar 555,1 milyon dolardan 15 milyar 829,9 milyon dolara indi.</p>
<p>ÖST stoku ise 2 milyar 741,7 milyon dolardan 2 milyar 670,6 milyon dolara geriledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancilardan-91490</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/dolar-dollar-1782226601.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre yurt dışında yerleşik kişiler, 750,4 milyon dolarlık DİBS ile 66,3 milyon dolarlık hisse senedi sattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-2242-milyar-lira-artti-91488</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 18:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektörünün kredi hacmi 224,2 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 30 Ekim itibarıyla 224 milyar 223 milyon lira artarak 28 trilyon 776 milyar 556 milyon liradan 29 trilyon 779 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil, geçen hafta 112 milyar 999 milyon lira azalarak 32 trilyon 852 milyar 309 milyon liradan 32 trilyon 739 milyar 311 milyon liraya geriledi.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 32 milyar 405 milyon lira artarak 3 trilyon 556 milyar 940 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bu tutarın 852 milyar 509 milyon lirası konut, 42 milyar 729 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 661 milyar 701 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 1 trilyon 173 milyar 2 milyon lira artarak 5 trilyon 522 milyar 843 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise 82 milyar 115 milyon lira artışla 3 trilyon 496 milyar 309 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 298 milyar 714 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 197 milyar 595 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 30 Ekim itibarıyla önceki haftaya göre 18 milyar 34 milyon lira artışla 983 milyar 118 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 709 milyar 184 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları 23 milyar 894 milyon lira artarak 6 trilyon 210 milyar 913 milyon liraya yükseldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-2242-milyar-lira-artti-91488</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/7/1280x720/lira-para-tl-1768883557.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık bültenine göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 224,2 milyar lira artışla 29 trilyon lirayı aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-toplam-rezervleri-1581-milyar-dolara-geriledi-91486</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 18:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri 158,1 milyar dolara geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 30 Ekim itibarıyla Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri 2 milyar 955 milyon dolar azalışla 56 milyar 90 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 23 Ekim'de 59 milyar 45 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri de 1 milyar 129 milyon dolar düşüşle 103 milyar 146 milyon dolardan 102 milyar 17 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri, 30 Ekim haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 84 milyon dolar azalışla 162 milyar 191 milyon dolardan 158 milyar 107 milyon dolara indi.</p>
<p>TCMB rezervleri Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Tarih</td>
<td>Altın Rezervleri</td>
<td>Brüt Döviz Rezervleri</td>
<td>Toplam Rezervler</td>
</tr>
<tr>
<td>26.01.2024</td>
<td>48.007</td>
<td>89.154</td>
<td>137.161</td>
</tr>
<tr>
<td>23.02.2024</td>
<td>49.271</td>
<td>82.479</td>
<td>131.750</td>
</tr>
<tr>
<td>29.03.2024</td>
<td>54.378</td>
<td>68.748</td>
<td>123.126</td>
</tr>
<tr>
<td>26.04.2024</td>
<td>59.113</td>
<td>64.967</td>
<td>124.080</td>
</tr>
<tr>
<td>31.05.2024</td>
<td>59.740</td>
<td>83.909</td>
<td>143.648</td>
</tr>
<tr>
<td>28.06.2024</td>
<td>58.077</td>
<td>84.833</td>
<td>142.910</td>
</tr>
<tr>
<td>19.07.2024</td>
<td>59.214</td>
<td>94.695</td>
<td>153.910</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2024</td>
<td>60.043</td>
<td>89.329</td>
<td>149.373</td>
</tr>
<tr>
<td>27.09.2024</td>
<td>63.566</td>
<td>93.824</td>
<td>157.390</td>
</tr>
<tr>
<td>25.10.2024</td>
<td>65.894</td>
<td>93.504</td>
<td>159.398</td>
</tr>
<tr>
<td>1.11.2024</td>
<td>66.614</td>
<td>93.005</td>
<td>159.619</td>
</tr>
<tr>
<td>13.12.2024</td>
<td>65.307</td>
<td>98.175</td>
<td>163.482</td>
</tr>
<tr>
<td>24.01.2025</td>
<td>68.232</td>
<td>99.328</td>
<td>167.560</td>
</tr>
<tr>
<td>14.02.2025</td>
<td>72.475</td>
<td>100.677</td>
<td>173.152</td>
</tr>
<tr>
<td>21.03.2025</td>
<td>74.785</td>
<td>88.328</td>
<td>163.114</td>
</tr>
<tr>
<td>04.04.2025</td>
<td>76.422</td>
<td>77.838</td>
<td>154.261</td>
</tr>
<tr>
<td>30.05.2025</td>
<td>83.164</td>
<td>70.026</td>
<td>153.190</td>
</tr>
<tr>
<td>13.06.2025</td>
<td>86.543</td>
<td>72.744</td>
<td>159.289</td>
</tr>
<tr>
<td>25.07.2025</td>
<td>85.223</td>
<td>86.625</td>
<td>171.848</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2025</td>
<td>87.326</td>
<td>91.031</td>
<td>178.357</td>
</tr>
<tr>
<td>05.09.2025</td>
<td>90.931</td>
<td>89.176</td>
<td>180.107</td>
</tr>
<tr>
<td>17.10.2025</td>
<td>111.169</td>
<td>87.273</td>
<td>198.442</td>
</tr>
<tr>
<td>14.11.2025</td>
<td>107.389</td>
<td>80.043</td>
<td>187.432</td>
</tr>
<tr>
<td>26.12.2025</td>
<td>116.894</td>
<td>76.978</td>
<td>193.872</td>
</tr>
<tr>
<td>30.01.2026</td>
<td>133.753</td>
<td>84.405</td>
<td>218.158</td>
</tr>
<tr>
<td>13.02.2026</td>
<td>132.199</td>
<td>79.586</td>
<td>211.784</td>
</tr>
<tr>
<td>27.03.2026</td>
<td>100.049</td>
<td>55.290</td>
<td>155.339</td>
</tr>
<tr>
<td>17.04.2026</td>
<td>112.647</td>
<td>61.821</td>
<td>174.467</td>
</tr>
<tr>
<td>26.05.2026</td>
<td>105.992</td>
<td>53.234</td>
<td>159.226</td>
</tr>
<tr>
<td>26.06.2026</td>
<td>94.954</td>
<td>54.251</td>
<td>149.205</td>
</tr>
<tr>
<td>24.07.2026</td>
<td>100.210</td>
<td>62.396</td>
<td>162.606</td>
</tr>
<tr>
<td>31.07.2026</td>
<td>100.637</td>
<td>63.811</td>
<td>164.448</td>
</tr>
<tr>
<td>21.08.2026</td>
<td>114.221</td>
<td>74.228</td>
<td>188.450</td>
</tr>
<tr>
<td>04.09.2026</td>
<td>113.841</td>
<td>70.406</td>
<td>184.247</td>
</tr>
<tr>
<td>25.09.2026</td>
<td>109.640</td>
<td>61.563</td>
<td>171.204</td>
</tr>
<tr>
<td>02.10.2026</td>
<td>107.062</td>
<td>60.326</td>
<td>167.388</td>
</tr>
<tr>
<td>16.10.2026</td>
<td>106.949</td>
<td>62.148</td>
<td>169.097</td>
</tr>
<tr>
<td>23.10.2026</td>
<td>103.146</td>
<td>59.045</td>
<td>162.191</td>
</tr>
<tr>
<td>30.10.2026</td>
<td>102.017</td>
<td>56.090</td>
<td>158.107</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-toplam-rezervleri-1581-milyar-dolara-geriledi-91486</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/9/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-45-milyar-dolar-azaldi-1741264907.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta 4 milyar 84 milyon dolar azalarak 158,1 milyar dolara indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-mevduati-1097-milyar-lira-azaldi-91492</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 18:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektörünün mevduatı 109,7 milyar lira azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı 30 Ekim ile biten haftada yüzde 0,32 azalarak 34 trilyon 214 milyar 772 milyon 427 bin liradan 34 trilyon 105 milyar 40 milyon 447 bin liraya indi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt içi yerleşiklerin bankalardaki Türk lirası cinsi mevduatı yüzde 0,73 azalışla 18 trilyon 821 milyar 273 milyon 181 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduatı yüzde 0,12 artışla 11 trilyon 116 milyar 49 milyon 354 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 261 milyar 248 milyon 15 bin dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 223 milyar 806 milyon 596 bin doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 30 Ekim itibarıyla 585 milyon 115 bin dolarlık artış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 1,65 artışla 7 trilyon 45 milyar 268 milyon 641 bin liraya yükseldi. Söz konusu kredilerin 851 milyar 747 milyon 604 bin lirası konut, 42 milyar 584 milyon 455 bin lirası taşıt, 2 trilyon 654 milyar 930 milyon 37 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 496 milyar 6 milyon 545 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi de 30 Ekim ile biten haftada 227 milyar 635 milyon 866 bin lira artarak 27 trilyon 994 milyar 642 milyon 833 bin liradan 28 trilyon 222 milyar 278 milyon 699 bin liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-mevduati-1097-milyar-lira-azaldi-91492</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/para-bankacilik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 109,7 milyar lira azalışla 34,1 trilyon liraya indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-destek-paketlerinde-1565-milyar-lira-kredi-imkani-kullanima-hazir-durumda-91484</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 17:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Destek paketlerinde 156,5 milyar lira kredi imkanı kullanıma hazır durumda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Bakanlığı ile bağlı kuruluşlarının 2027 yılı bütçelerine ilişkin sunum yaptı.</p>
<p>Küresel ekonomide yaşananlara dikkati çeken Şimşek, 2027'de ticaret ortaklarının büyümesinde hızlanma, enerji fiyatlarında gerileme ve gelişmekte olan ülkelere yönelik portföy akımlarında artış öngörüldüğünü, bu durumun Türkiye'nin makro görünümünü desteklemesini beklediklerini söyledi.</p>
<p>Şimşek, Türkiye ekonomisindeki gelişmelere değinerek, çoklu şokların yaşandığı 2026'da program hedeflerindeki sapmanın sınırlı kaldığını vurguladı.</p>
<p>Uyguladıkları programla sağlamlaşan makro temellerin ülkenin dayanıklılığını artırdığını dile getiren Şimşek, "Böylece para ve maliye politikasında oluşturduğumuz manevra alanı, küresel şoklara karşı kısa sürede etkili tedbirler almamıza imkan sağladı." dedi.</p>
<p><strong>"Büyümenin kademeli olarak hızlanmasını bekliyoruz"</strong></p>
<p>Şimşek, 2026'da zorlu bölgesel ve küresel koşullar ile ticaret ortaklarındaki yavaşlamaya rağmen Türkiye ekonomisinin ılımlı büyümesini sürdürdüğünü belirterek, büyümenin bu yıl yüzde 3,3 ile OVP hedefinden 0,5 puan daha düşük gerçekleşeceğini tahmin ettiklerini bildirdi.</p>
<p>Dış talepteki toparlanmanın yanı sıra verimlilik ve katma değer odaklı yatırımların da etkisiyle 2027'de büyümenin kademeli olarak hızlanmasını beklediklerine dikkati çeken Şimşek, "Üretim kapasitesini ve rekabet gücünü artıran, yatırımı ve ihracatı önceleyen politikalarımız sayesinde büyüme kompozisyonunun dezenflasyon süreciyle uyumlu olacağını öngörüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şimşek, zayıf dış talebin, ılımlı iç talebin ve teknolojik dönüşümün etkisiyle istihdamın yatay seyrettiğini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Özellikle emek yoğun sektörlerde üretimi canlandırmak ve istihdamı korumak amacıyla işletmelerimizi destekliyoruz. İş gücünün değişen ihtiyaçlara uyumunu güçlendirmek, başta kadınlar ve gençler olmak üzere istihdamı desteklemek amacıyla aktif iş gücü programları uyguluyoruz. Güçlenen politika çerçevemiz sayesinde çoklu şoklara rağmen cari açık yönetilebilir seviyelerde kaldı. 2025'te yüzde 1,9 olan cari işlemler açığının milli gelire oranının, bu yıl savaşa rağmen sınırlı artışla üçüncü çeyrek gerçekleşme tahmini olan yüzde 2,2 seviyelerinde olacağını öngörüyoruz. Enerji fiyatlarındaki düşüş ve dış talepteki toparlanma ile 2027'de cari açığın milli gelire oranının savaş öncesi seviyesine gerileyeceğini bekliyoruz. Ayrıca, yerli ve yenilenebilir enerji üretiminin artırılması, yüksek katma değerli ihracat ve hizmet ihracatındaki güçlü performans, cari dengedeki yapısal iyileşmeye katkı sağlıyor."</p>
<p><strong>"Zorlu küresel koşullarda makro finansal istikrarı önceliklendiriyoruz"</strong></p>
<p>OVP hedeflerindeki en büyük sapmanın temelde enerji arz şoku nedeniyle enflasyonda yaşandığına işaret eden Şimşek, 2026'da birçok ülkede enflasyonun yükseldiğini, aldıkları tedbirlerle çok sınırlı da olsa savaş öncesi seviyelere göre yıllık enflasyonu düşüren birkaç ülkeden biri olduklarını söyledi.</p>
<p>Şimşek, Merkez Bankasının, jeopolitik şoklar yaşanmamış olması halinde enflasyonun 7 puan daha düşük gerçekleşeceğini değerlendirdiğini belirterek, "2027'de sıkı parasal duruş, ılımlı iç talep koşulları, beklentilerdeki iyileşme, hizmet enflasyonunda ataletin azalması ve küresel emtia fiyatlarında öngörülen gerileme dezenflasyon sürecini destekleyecektir. Bu zorlu küresel koşullarda makro finansal istikrarı önceliklendiriyoruz. Rezerv yeterliliğinde sağladığımız iyileşme, önemli bir koşullu yükümlülük olan Kur korumalı mevduatın sonlandırılması, Türk lirasına devam eden güven, düşük borçluluğumuz ve azalan risk primi, ekonomimizin dayanıklılığını destekliyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Şimşek, savaşın etkileri, ılımlı ekonomik aktivite ve eşel mobil uygulamasına rağmen bu yıl bütçe açığının başlangıç hedefi olan yüzde 3,5'in altında kalacağını öngördüklerini dile getirdi.</p>
<p><strong>"Gereken tedbirler hızla uygulamaya alındı"</strong></p>
<p>Fon piyasalarında yaşanan gelişmeleri değerlendiren Şimşek, "Sermaye piyasaları, tasarrufların verimli ve üretken yatırımlara yönlendirilmesini ve uzun vadeli finansman imkanlarının geliştirilmesini sağlayarak sürdürülebilir büyümeyi desteklemektedir." dedi.</p>
<p>Şimşek, özellikle finansal sistemde bankacılık sektörünün ağırlıklı olduğu Türkiye gibi ülkelerde sermaye piyasalarının derinleşmesinin önemini vurgulayarak, Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) 28 Ağustos'ta "Yatırım Fonlarına İlişkin Rehberi" güncellediğini söyledi.</p>
<p>Rehberle fon piyasalarında yatırımcıların korunması, riskli yoğunlaşmaların önlenmesi, kurumsal kapasitenin ve finansal şeffaflığın artırılmasının amaçlandığının altını çizen Şimşek, ayrıca para piyasası fonları ve hisse senedi serbest fonlarının, teminatsız borçlanma ve borsada olağan dışı fiyat hareketleri yoluyla oluşturdukları sistemik riskin finansal istikrara etkisini önlemeye yönelik düzenlemelerin de rehberde yer aldığını anlattı.</p>
<p>Şimşek, manipülasyon nedeniyle bünyesi zayıflayan bazı fonların eylül ortasında temerrüde düşmeye başladığına, SPK'nin 131 fonda tasfiye kararı aldığına işaret ederek, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"Ekonominin geneline yayılma potansiyeli olan riskleri sınırlamak üzere kurumlar arası eş güdüm içinde gereken tedbirler hızla uygulamaya alındı. Yaklaşık 456 bin pay sahibinin olduğu bu fonlar, 17 Eylül itibarıyla toplam fon sayısının yüzde 4,6'sına, toplam fon portföyünün yüzde 7,7'sine, hanehalkı finansal varlıklarının yüzde 2,4'üne ve milli gelirin yüzde 0,7'sine karşılık gelmektedir. Bu gelişmelerin reel ekonomiye etkisine gelecek olursak Merkez Bankasının yayımlanan çalışmasına göre tasfiye kapsamındaki fonlarda yaklaşık 3 bin reel sektör firmasının 116 milyar lira yatırımı vardır. Bu firmaların istihdamdaki payı yüzde 0,6, cirodaki payı yüzde 0,9'dur. Yüksek fon maruziyetine sahip firmalar ise istihdamın on binde 3'ünü, ticari kredilerin on binde 2'sini oluşturmaktadır."</p>
<p><strong>"614 bin 874 hesaba 130,2 milyar lira ödeme yapılmıştır"</strong></p>
<p>Tedarikçiler dahil bu firmaların ekonomideki payının oldukça sınırlı olduğunu dile getiren Şimşek, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun gözetim taramaları sonucunda Türkiye Sigorta ve Türkiye Emeklilik şirketlerinin kapsamlı denetime alındığını söyledi.</p>
<p>Şimşek, iki şirket hariç sorunlu fonlarla bağlantılı risklerin, sigorta ve emeklilik şirketlerinde aktif büyüklüğünün, bireysel emeklilik fonlarında (BES) portföy değerinin on binde birinin altında olduğunu belirterek, söz konusu iki şirketin sermaye yeterlilik rasyolarının eylül ayı itibarıyla sırasıyla yüzde 176 ve yüzde 382 ile yüksek seviyelerde olduğunu, bu durumun finansal yapılarının güçlü ve yükümlülüklerini karşılama kapasitelerinin yeterli olduğunu gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Mecliste kabul edilen Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun çerçevesinde tasfiye sürecinin adil, şeffaf ve etkin şekilde yürütüldüğünü vurgulayan Şimşek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Fon pay sahiplerine yapılan ödemelerde fon mal varlığı, geri kazanım hesaplarındaki kaynaklar ve isteğe bağlı iade hesaplarındaki tutarlar kullanılmakta olup kamu bütçesinden kaynak kullanılmayacaktır. Olağan tasfiye kapsamında 93 fonda 71 bin 899 hesaba 68 milyar lira ödenmiştir. Olağanüstü tasfiye kapsamında ise 4 Kasım 2026 tarihi itibarıyla 15 fonda 542 bin 975 hesaba toplam 62,2 milyar lira ara ödeme yapılmıştır. Bugüne kadar 108 fonda, 614 bin 874 hesaba, 420 bin 31 tekil kişiye 130,2 milyar lira ödeme yapılmış ve 179 bin 449 kişi net yatırım tutarının tamamını almıştır."</p>
<p><strong>"Yaklaşık 3,8 milyar lira tutarında 100 işlem ertelendi"</strong></p>
<p>Şimşek, MASAK'ın yaptığı çalışmalara dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu süreçte MASAK tarafından fonlardan haksız ve fahiş kazanç elde edenlerin bu kazançlarla ilgili mal varlıklarının tespiti ve yurt dışındaki mal varlıklarının ülkemize getirilmesine yönelik girişimler de sürdürülmektedir. 4 Kasım itibarıyla yaklaşık 3,8 milyar lira tutarında 100 işlem ertelenmiş, 36 farklı ülkedeki yurt dışı muadilleri ile işbirliği neticesinde 9 milyar lira mal varlığı tespit edilerek adli mercilerin bilgisine sunulmuştur. Önümüzdeki dönemde yatırımcı güveninin güçlendirilmesine ve sermaye piyasalarımızın sağlıklı işleyişinin sağlanmasına yönelik ilave adımlar atılacaktır. Bu kapsamda kurumlarımızın üzerinde çalıştığı düzenleme taslağında, manipülasyona karşı yaptırımların artırılmasına ve kurumsal kapasitelerin güçlendirilmesine odaklanılmaktadır. Ayrıca fonların koordineli işlemlerine yönelik etkili ve caydırıcı yaptırımların uygulanması, açıklanan fiili dolaşım oranlarının bağımsız olarak doğrulanmasını sağlayacak standartların oluşturulması ve piyasa gözetim mekanizmalarının etkinliğinin artırılması hedeflenmektedir."</p>
<p>Güçlenen harcama disiplini ve etkin gelir tahsilatı sayesinde 2023'ten itibaren, hedeflerinden daha iyi bütçe performansı sergilediklerine işaret eden Şimşek, bu yıl yüzde 3,5 seviyesinde öngördükleri bütçe açığının milli gelire oranının, başlangıç hedefinin altında, yüzde 3,1 olarak gerçekleşmesini beklediklerini ifade etti.</p>
<p>Bakan Şimşek, cari fiyatlarla 5,4 trilyon liraya ulaşan deprem harcamalarına rağmen 2025'ten itibaren bütçede faiz dışı fazla verdiklerini bildirerek, "Bu sayede elde ettiğimiz mali alanı eşel mobil için kullandık. 2027 bütçesinde emeklilerimizin alım gücünü desteklemek amacıyla alan oluşturduk." diye konuştu.</p>
<p>Faiz dışı harcamalarda stratejik alanları önceliklendirdiklerini belirten Şimşek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Özellikle savunma, sosyal konut, gıda arz güvenliği, maden arama, sanayi altyapısı ve demir yolları için bütçe ödenekleri nominal milli gelir büyümesinin üzerinde artırılırken deprem harcamaları dışındaki tüm alanlarda disiplini sürdürüyoruz. Tasarruf Genelgesi kapsamındaki harcamaların bütçe içindeki payı uzun dönem ortalaması olan yüzde 4,6'dan, 2024'te yüzde 3,1'e, 2025'te yüzde 2,9'a geriledi. 2026'da bu oranın yüzde 3'ün altında gerçekleşeceğini öngörüyoruz."</p>
<p><strong>"2027 yılı gelir hedeflerimiz ulaşılabilir"</strong></p>
<p>Şimşek, kamu mali yönetiminde dijital dönüşümü sürdürdüklerine dikkati çekerek, yapay zeka destekli muhasebe ve ileri analitik projesiyle kamu harcamalarını risk odaklı olarak izlediklerini bildirdi.</p>
<p>İddialı olmakla birlikte 2027 yılı gelir hedeflerinin ulaşılabilir olduğuna işaret eden Şimşek, "Daha destekleyici makroekonomik görünüm ile eşel mobil uygulamasından çıkış gelirlerimizin artışına katkı sağlayacaktır. Kayıt dışı ekonomiyle kararlı mücadelemiz, vergiye gönüllü uyumu artıran uygulamalarımız, tahsilat ve denetim kapasitemizdeki artış da bu performansta etkili olacaktır." şeklinde konuştu.</p>
<p>Bakan Şimşek, vergi adaletini güçlendirerek vergilemede etkinliği artırmanın temel önceliklerinden olduğunun altını çizerek, program döneminde yüksek gelir grupları ve sermaye kesimine yönelik vergileri artıran düzenlemeleri hayata geçirdiklerini belirtti.</p>
<p>Vergide adaleti güçlendirmek için yaptıkları düzenlemeler ve kayıt dışılığa yönelik aldıkları tedbirlerle dolaylı vergilerin toplam vergiler içindeki payını geçen yıl yüzde 62,4'e indirdiklerini bildiren Şimşek, "Dolaylı vergilerin payının 2026'da yüzde 59,4'e gerileyeceğini öngörüyoruz. Eşel mobil uygulaması olmasaydı bu oran yüzde 60,5 olacaktı." dedi.</p>
<p>Şimşek, vergi harcamalarının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'ya (GSYH) oranının 2026 için yüzde 4,5 olmasını öngördüklerini belirterek, "Bu oranın 2027'de yüzde 4,4'e, OVP dönemi sonunda yüzde 3,9'a düşeceğini öngörüyoruz. Vergi harcaması bir vergi affı veya borç silinmesi değildir. Vergi harcaması yüce Meclisimizin yasal düzenlemelerle hayata geçirdiği vergi muafiyeti, istisna ve indirimlerinden ibarettir. En büyük vergi harcaması, tüm çalışanlarımızın yararlandığı asgari ücret istisnasıdır. Bu istisna kapsamında alınmayacak yaklaşık 1,5 trilyon lira, 2027 yılı vergi harcamalarının yaklaşık 3'te birini oluşturmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Gecikme zammı ve tecil faiz oranlarını düşürmeyi planlıyoruz"</strong></p>
<p>Şimşek, vergi uyumunu olumsuz etkileyen yapılandırma düzenlemeleri yerine, borçlarını ödemekte zorlanan mükellefler için tecil ve taksitlendirmede azami süreyi 72 aya kadar çıkardıklarını anımsatarak, "2026'da taksitlendirilen borçlara tatbik edilen tecil faizini yüzde 39'dan yüzde 29'a indirdik. Önümüzdeki dönemde gecikme zammı ve tecil faiz oranlarını piyasa koşullarına uygun şekilde daha da düşürmeyi planlıyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Vergi denetiminde amaçlarının risklere ve uyumsuzluklara yönelik mükellefleri bilgilendirmek ve gönüllü uyumu artırmak olduğunu dile getiren Şimşek, bu kapsamda birçok uyum programını devreye aldıklarını vurguladı.</p>
<p>İncelenen her 3 mükelleften birinin büyük ölçekli olmasının, vergi denetiminde büyük ölçekli mükelleflere odaklandıklarını gösterdiğine işaret eden Şimşek, "Program döneminde beyanname sayılarında ve beyan edilen gelirlerde önemli artışlar sağladık. 2026'da 401 bin mükellef ilk kez beyanname verdi. 2022'de 2 milyon 250 bin olan gayrimenkul sermaye iradı mükellef sayısı, 1 milyon 350 bin artarak eylülde 3 milyon 600 bine ulaştı. Gelir vergisi beyanname sayısı 2023'e göre 1,1 milyon artarak 2025'te 5,5 milyona ulaştı, hesaplanan vergi tutarı 3,5 katına çıkarak 702 milyar lira gerçekleşti." bilgisini paylaştı.</p>
<p>AB tanımlı genel yönetim borç stokunun milli gelire oranının, 2026'da yüzde 21,8'e gerilemesini beklediklerini ifade eden Şimşek, "Türkiye, yüzde 73,7 olan gelişmekte olan ülkeler ortalamasının oldukça altında bir kamu borçluluğuna sahiptir." dedi.</p>
<p>Şimşek, uluslararası sermaye piyasalarında 2027 yılında da 13 milyar dolar tahvil ihracı gerçekleştirmeyi hedeflediklerini belirterek, "Proje finansmanı kapsamında 2023-2026 döneminde 9,9 milyar doları deprem harcamalarının finansmanına yönelik olmak üzere toplam 44,5 milyar dolar uygun koşullu ve uzun vadeli kaynağa eriştik. Uluslararası finans kuruluşlarıyla yaptığımız çalışmalar çerçevesinde, 2026-2028 dönemi için kalkınma projelerinde kullanılmak üzere 51 milyar dolar tutarında uygun koşullu finansman paketleri oluşturuldu." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Destek paketlerinde halen 156,5 milyar lira kredi imkanı kullanıma hazır"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, zorlu küresel konjonktürde dezenflasyon için gerekli olan sıkı finansal koşullar altında reel sektöre yönelik seçici ve odaklı destekleri sürdürdüklerini belirterek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önceliklendirdiği şekilde yatırımı, üretimi, istihdamı ve ihracatı desteklediklerini kaydetti.</p>
<p>Daha seçici, odaklı ve etkin yeni Yatırım Teşvik Sistemi, HIT-30 Programı gibi aktif sanayi politikalarıyla üretken sektörlere yönelik destekleri güçlendirerek sürdürdüklerini ifade eden Şimşek, Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) programı kapsamındaki kredileri yeniden yapılandırarak limitini 750 milyar liraya yükselttiklerine, faizinin de yüzde 12,6 ile yüzde 25,2 arasında ve piyasa faizinin oldukça altında olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Şimşek, çalışan başına sağladıkları asgari ücret desteğini, "İstihdamı Koruma Programı" kapsamında tekstil, hazır giyim, deri ve mobilya başta olmak üzere bazı imalat sektörleri ile turizmde istihdamını koruyan işletmelere yönelik prim desteğini 2027'de artıracakları bilgisini de paylaştı.</p>
<p>Finansman maliyetlerine yönelik desteklerin de gelecek yıl artarak devam edeceğini bildiren Şimşek, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>"Destek paketlerinde halen 156,5 milyar lira kredi imkanı kullanıma hazır durumdadır. İhtiyaç duyulması halinde reel sektöre yönelik bu imkanları daha da artıracağız. Benzer şekilde çiftçi ve esnafa kredi destekleri sağlıyoruz. Eylül itibarıyla 828 bin tarımsal üreticiye 599 milyar liralık Hazine faiz kar payı destekli kredi finansman kullandırdık. Bu kredi ve finansmanlardan doğan faiz ve kar payının ortalama yüzde 70'ini Hazine karşılamaya devam etti. Eylül itibarıyla 165 bin esnaf ve sanatkarımıza 144 milyar liralık Hazine faiz destekli kredi kullandırdık. Bu kredilerden doğan faizin yüzde 50'sini Hazine karşılıyor. Vatandaşlarımız için sağladığımız enerji sübvansiyonlarına devam ediyoruz. 2026'nın 9 ayında elektrikte mesken birinci kademe tüketici grubunu yüzde 48, doğal gazda mesken tüketicilerini yüzde 58 oranında sübvanse ettik. Bu dönemde enerji sübvansiyonlarının finansman dahil bütçeye toplam maliyeti yaklaşık yarım trilyon lira oldu."</p>
<p><strong>"Toplumun tüm kesimlerinin adil bir şekilde pay almasını sağlamayı hedefliyoruz"</strong></p>
<p>Şimşek, eylülde yayımlanan Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) 5'inci Tur Karşılıklı Değerlendirme Raporu ile mali suçlarla mücadelede uluslararası standartlara uyumun tescillendiğini ve Türkiye'nin FATF'nin 40 teknik tavsiyesinin 38'i ile uyumlu bulunduğunu hatırlattı.</p>
<p>Şimşek, Bakanlığının, Gelir İdaresi Başkanlığının (GİB), Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB) ve Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) 2025 yılı kesin hesabına ve 2027 yılı bütçesine ilişkin bilgileri paylaştı.</p>
<p>Bölgedeki savaşlar, ticarette artan korumacılık, yapay zekanın dönüştürücü ve yıkıcı etkileri, yüksek borçluluk ve demografik dönüşüm gibi büyük meydan okumaların olduğu dönemde ekonomide şoklara karşı dayanıklılığın önemini vurgulayan Şimşek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Uyguladığımız programla makroekonomik temellerimizi güçlendirdik, dayanıklılığımızı artırdık, şoklara karşı mali ve parasal alan oluşturduk. Bu sayede küresel zorluklara karşı etkili politikalar uyguladık. Küresel ekonomideki dönüşüm, zorlukların yanı sıra önemli fırsatlar da sunuyor. Bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirmek için vergi ve teşvik mevzuatımızda önemli iyileştirmeler yaparak verimliliğimizi ve rekabet gücümüzü artıracak politikalar uyguluyoruz. Özetle, yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı önceleyen, dezenflasyonu destekleyen ve mali disiplini kararlılıkla sürdüren bir bütçe hazırladık. Çiftçimizin, esnafımızın, işçimizin, asgari ücretlimizin, memurumuzun ve emeklimizin, kısacası tüm vatandaşlarımızın alım gücünü artırmayı ve refah artışından toplumun tüm kesimlerinin adil bir şekilde pay almasını sağlamayı hedefliyoruz."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-destek-paketlerinde-1565-milyar-lira-kredi-imkani-kullanima-hazir-durumda-91484</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/4/1280x720/simsek-1793888917.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Hazine ve Maliye Bakanlığının bütçe sunumunu yapan Bakan Şimşek, &quot;Bugüne kadar 108 fonda, 614 bin 874 hesaba, 420 bin 31 tekil kişiye 130,2 milyar lira ödeme yapılmış ve 179 bin 449 kişi net yatırım tutarının tamamını almıştır.&quot; dedi. Eylül ayı itibarıyla 828 bin tarımsal üreticiye 599 milyar liralık Hazine faiz kâr payı destekli kredi finansman kullandırdıkları bilgisini veren  Şimşek, &quot;Destek paketlerinde halen 156,5 milyar lira kredi imkanı kullanıma hazır durumdadır. İhtiyaç duyulması halinde reel sektöre yönelik bu imkanları daha da artıracağız.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-2040ta-turkiye-yuzde-36lik-bir-elektriklesmeye-ulasacak-91483</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 17:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayraktar: Türkiye 2040&#039;ta yüzde 36&#039;lık bir elektrikleşmeye ulaşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde düzenlenen "Milli Enerji 2040" tanıtım toplantısında yaptığı sunumda, Türkiye'nin yeni dönemde gerçekleştireceği enerji yatırımlarına ilişkin hedefleri anlattı.</p>
<p>Yapay zekanın enerji ve ekonomi alanlarında köklü değişiklikler getireceğini belirten Bayraktar, Türkiye'nin bu dönemde rekabet gücünü koruyabilmesi için kritik madenlerde ilerleme kaydetmesi ve elektrik altyapısını güçlendirmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Bayraktar, 2017'de Milli Enerji ve Maden Politikası'nın açıklandığını anımsatarak, madencilik alanında da benzer bir yol haritasını 2027'de açıklamayı hedeflediklerini bildirdi.</p>
<p>Enerjide dışa bağımlılığın 2030'da yüzde 50'nin altına indirilmesinin hedeflendiğini belirten Bayraktar, bu amaçla enerji verimliliği, nükleer enerji, yenilenebilir enerji, petrol ve doğal gaz ile maden olmak üzere 5 alana odaklanıldığını aktardı.</p>
<p><strong>"Elektrikleşme artırılacak"</strong></p>
<p>Elektrikleşme sürecinde talep ve arz tarafının birlikte düzenleneceğini anlatan Bayraktar, Türkiye'nin 2040'taki enerji talebinin 230 milyon ton petrol eş değeri olarak hesaplandığını söyledi.</p>
<p>Bayraktar, Türkiye ekonomisinin tüm alanlarında elektrikleşmenin artacağını, bunun için güçlü bir elektrik altyapısına ihtiyaç duyulduğunu belirterek, "Elektrik talebini 551 teravatsaat değil, 680 teravatsaate çıkararak elektrikleşmeyi ve elektrik talebini bu anlamda artırmayı hedefliyoruz. Talebin büyük kısmı elektrikli araçlardan gelecek. Petrol ve dizele olan bağımlılığımızı azaltacağız. Elektrikli araçların enerji tüketimi 3,5 teravatsaate ulaştı ancak 90 teravatsaate gidecek önemli bir büyüme alanı olarak görülüyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Diğer büyüme alanlarından birinin veri merkezleri olduğunu aktaran Bayraktar, Türkiye'nin 2040 öngörüsünde bu merkezler için ilave 55 teravatsaat elektrik talebinin yer aldığını bildirdi.</p>
<p>Bayraktar, konuya ilişkin şunları kaydetti:</p>
<p>"2040 öngörümüz Türkiye'nin 55 teravatsaatlik bir ilave elektriğe veri merkezlerinde ihtiyaç duyacağını gösteriyor. Elektrolizör, yani yeşil hidrojen üretimini, sanayimizin aslında o enerji dönüşümü için ihtiyaç duyacağı elektrik talebini 20 teravatsaate olarak öngörüyoruz. Yaklaşık 1,7 milyon doğal gaz abonesine eş değer bir ısı pompasını özellikle kırsal alanlarda sistemimize almamız lazım. Tüm sektörlerde hedeflere ulaşılması durumunda 2040'ta Türkiye, yüzde 36'lık bir elektrikleşmeye ulaşacak. En büyük ilerleme ulaştırmada gözüküyor. Şu an yüzde 1'in altında elektrikleşme ulaştırmada, onu yüzde 24'e çıkarıyoruz. Sanayide yüzde 28 olan rakamı yüzde 33'e çıkarıyoruz. Konutlarımızda yüzde 22 olan elektrikleşme oranını yüzde 30'a çıkarıyoruz. Dolayısıyla ama toplamda Türkiye ekonomisi yüzde 36 elektrikleşecek."</p>
<p>Bakan Bayraktar, COP31'de Türkiye'nin dünya kamuoyuna sunacağı hedefin 2035'te yüzde 35'lik elektrikleşme olduğunu söyledi.</p>
<p>Enerji verimliliği alanında daha az enerjiyle daha fazla üretim yapan bir Türkiye hedeflediklerini vurgulayan Bayraktar, "Enerji yoğunluğunu düşürmüş bir Türkiye hedefimiz var. Enerji verimliliği ve elektrikleşme konularına yatırım her zamankinden daha fazla olacak. 10 yıl önce yıllık 1 milyar dolardı. Şimdi 3,5 milyar doları bulurdu. Önümüzdeki süreçte yıllık 15 milyar dolar hem elektrikleşme veya hem de enerji verimliliği için yatırıma ihtiyacımız var. Enerji yoğunluğunu 2025-2040 döneminde yüzde 40 azaltmayı düşünüyoruz. Böylelikle Türkiye'nin kümülatifte tasarrufu, kazancı yaklaşık 240 milyar dolar oluyor."</p>
<p><strong>"Türkiye'nin kurulu gücü 2040'ta 281 bin megavat olacak"</strong></p>
<p>Bakan Bayraktar, Türkiye'nin 2025 itibarıyla 123 bin megavat kurulu güce sahip olduğunu, yeni yatırımlarla bu kapasitenin artacağını bildirdi.</p>
<p>Türkiye'nin toplam kurulu gücünün 2040'a gelindiğinde 281 bin megavata ulaşmasının öngörüldüğünü dile getiren Bayraktar, "Yaklaşık 160 megavatlık bir artışla, yani bugüne kadar yaptığımızın 1-1,5 buçuk katını önümüzdeki 13-14 yılda yapmamız gerekiyor, 281 bin megavata çıkacak. Yenilenebilir oranı ise yüzde 63'ten yüzde 77'ye gelecek. İhtiyacımız olan yatırım tutarı yaklaşık 190 milyar dolar. Bu 190 milyarın yaklaşık yüzde 95'i sıfır emisyonlu veya düşük emisyonlu, yani başta yenilenebilir olmak üzere enerji kaynaklarına yapacağımız yatırım anlamına geliyor. COP29'a giderken, Cumhurbaşkanımız Türkiye'nin o günkü kurulu gücünün 4 katını hedef koymuştu. Yani 30 bin megavatlık rüzgar ve güneşte 120 bin megavata gideceğiz diyordu. Şimdi bugün yaklaşık 44-45 bin megavatlara geldik. 4 hedefimizi koruyoruz. 2040'ta Türkiye, inşallah 175 bin megavatlık rüzgar ve güneş kurulu gücüne ulaşacak. Offshore rüzgar buna dahil. Yatırım tutarımız yaklaşık 100 milyar dolar."</p>
<p>Bayraktar, Türkiye'nin 175 bin megavatlık yenilenebilir enerji hedefine ulaşmak amacıyla deniz üstü rüzgar enerjisi, uluslararası yatırım işbirlikleri, mevcut santrallerde kapasite artışı ve hibrit sistemlere ağırlık vereceklerini belirtti.</p>
<p>Bu kapsamda 2040'a kadar 6 bin megavat deniz üstü rüzgar kurulu gücüne ulaşmayı hedeflediklerini aktaran Bayraktar, ilk YEKA deniz üstü rüzgar yarışmasının gelecek yıl nisanda yapılmasının planlandığını, şartnamenin ise kasımda açıklanacağını bildirdi.</p>
<p>Bayraktar, mevcut rüzgar santrallerinin yenilenmesinin ve 1 megavatın altındaki küçük ölçekli güneş enerjisi santrallerinin yaygınlaştırılmasının hedeflendiğini kaydetti.</p>
<p>Rüzgarda 50 bin megavatlık yeni bir hedef bulunduğunu belirten Bayraktar, bu kapasite için yaklaşık 35 bin ton kalıcı mıknatısa ihtiyaç duyulduğunu, mıknatısların Türkiye'de üretilmesi için çalışmaların başlatıldığını ifade etti.</p>
<p>Bayraktar, hedeflere varabilmek için iletim ve dağıtım şebekelerinin güçlü olması gerektiğini vurgulayarak, iletime 36 milyar dolarlık yatırımla yüksek gerilim hatlarının 77 bin kilometreden 112 bin kilometreye ve trafo kapasitesinin 200 bin megavattan 316 bin megavata çıkarılacağını söyledi.</p>
<p>2036'da dağıtım lisanslarının birçoğunun dolacağını ve Türkiye’de 52 milyon elektrik abonesinin bulunduğunu belirten Bayraktar, "Türkiye'nin dağıtım şebekesi hem abone sayısı olarak hem de uzunluk olarak Avrupa'nın 2. büyük şebekesi. Dağıtım şebekemiz 1 milyon kilometreden 1,6 milyon kilometreye çıktı. Şimdi elektrik çağından, dijitalleşmeden, her şeyin akıllı hale geldiğinden ve entegre hale geldiğinden bahsediyoruz. Burada sunacağımız hizmetin geri düşmesi, bu anlamda kabul edilebilir bir husus değil. Onun için elektrik sektörümüzün en çok yatırım yapacağı alanlardan biri de bu diyebiliriz. Yaklaşık 80 milyar dolarlık bir alan olduğunu ifade etmem lazım." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Enterkonneksiyon kapasitesi 15 gigavata çıkacak"</strong></p>
<p>Bayraktar, Türkiye'nin kayıp-kaçak elektrik oranının yüzde 8,8'e gerilediğinin ve bu iyileşmeyle ülke ekonomisine 3 milyar dolarlık katkı sağlandığının altını çizerek, şirketlerin vatandaşların elektrik hizmetiyle ilgili sorunlarının üstesinden gelmeleri gerektiğini söyledi.</p>
<p>Güçlü altyapının yanında esnek sisteme de gerek duyulduğunu, bu nedenle 140 gigavatsaatlik depolamaya ihtiyaç olduğunu belirten Bayraktar, "Şu anda 5,4 gigavat olan enterkonneksiyon kapasitemizi 15 gigavata çıkarmayı hedefliyoruz." dedi.</p>
<p>Bayraktar, Türkiye'de 6 gigavatlık pompaj depolamalı hidroelektrik santral ihtiyacının bulunduğuna işaret ederek, özel sektörün elindeki santrallerin buna dönüşüm imkanının olduğunu, bunun için kanun düzenleme hazırlığı yaptıklarını anlattı.</p>
<p>Türkiye'de 2040'ta her 1000 kişiden 147'sinin elektrikli araca sahip olacağını öngördüklerinin altını çizen Bayraktar, şunları kaydetti:</p>
<p>"2040'ta toplam 41 milyonluk bir araç stokunun olacağını öngörüyoruz. Bunun neredeyse yarısı elektrikli olacak. Bu, bizim enerji bağımsızlığımıza giderken en önemli stratejik adımımız. Aynı zamanda bu elektrikli araçları bir depolama unsuru olarak da düşünebilirsiniz yani sistem esnekliğinin bir parçası olacak. 20 milyon araca elektrik sağlamak için en az 1,5 milyon şarj istasyonuna ihtiyacınız var. Bunun belki 1 milyonu evlerimizde, iş yerlerimizde kuracağımız ama 500 bine yakını da ticari anlamda kurulacak tesislerde olacak. Güney Kore'deki görüşmelerimizden bir tanesi, bir firma bunu kablosuz olarak yapacağını iddia ediyor ve öyle bir teknolojiyle çalışıyor. Dolayısıyla bu alanda bütün dünya çok ciddi yatırım yapıyor. Burada yaklaşık 28 milyar dolarlık önemli bir yatırım var."</p>
<p><strong>"Ceyhan, petrol merkezine dönüşecek"</strong></p>
<p>Bayraktar, Türkiye'nin Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin 4 bin 800 megavatlık gücünün yanına 2040'ta en az 5 bin megavatlık daha nükleer enerji eklenerek toplam 10 bin megavata ulaşılmasının hedeflendiğini anlatarak, "2050 hedefimiz 20 bin megavat. Bunun en azından 5 bin megavatı küçük modüler reaktör olsun diyoruz. 2040'a gelindiğinde Türkiye, toplam elektrik ihtiyacının yüzde 11'ini nükleerden karşılamış olacak. 'Nükleerden üretmeyelim, doğal gazdan elektrik üretelim.' dediğinizde bu 10 bin megavatın karşılığı 15 milyar metreküplük bir doğal gaz ithalatı." dedi.</p>
<p>Petrol ve doğal gazın ülke ve dünya ekonomisinde görülmeye devam edileceğini anlatan Bayraktar, "'Petrol ve doğal gaz olmayacak.' demiyoruz. 'Daha gerçekçi politikalar olsun.' diyoruz. Bunun için de petrol ve doğal gaza büyük yatırımlar yapmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bayraktar, Türkiye'nin günlük 993 bin varil ham petrol ihtiyacı olduğunun altını çizerek, "Milli Enerji 2040" politikalarıyla hedeflerin gerçekleşmesi halinde talebin 718 bin varile düşeceğini söyledi.</p>
<p>Ceyhan'ı boru hatlarıyla önemli bir petrol merkezine dönüştürecek önemli projelerden birinin "Ceyhan Petrol Depolama" olduğunu ifade eden Bayraktar, "BOTAŞ'ın elinde Ceyhan'da 11 milyon varillik depolama kapasitesi var ama kuracağımız tank çiftliği ile beraber önümüzdeki birkaç yıl içerisinde inşallah 2030'a gelmeden 50 milyon varillik bir depolama kapasitesine ulaşmayı hedefliyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>Doğal gazda 20 milyar metreküplük tüketim artışının önlenmesi hedefleniyor</strong></p>
<p>Bayraktar, doğal gazda da petrole benzer strateji izlediklerini belirterek, mevcut politikaların devam etmesi halinde 77 milyar metreküpe ulaşabilecek doğal gaz tüketimini, 2040'ta 57 milyar metreküp seviyesinde tutmayı ve böylece 20 milyar metreküplük tüketim artışının önüne geçmeyi hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>Bayraktar, 77 milyar metreküplük doğal gazın bin metreküp başına ortalama 400 dolardan ithal edilmesinin yaklaşık 30 milyar dolarlık maliyet oluşturacağına dikkati çekerek, Türkiye'nin yurt içi ve dışındaki üretimiyle ihtiyacının yaklaşık yüzde 15'ini karşıladığını ifade etti.</p>
<p>Doğal gazda yüzde 15 olan tüketimi karşılama oranının 2040'ta yüzde 100'e çıkarılmasının hedeflendiğini belirten Bayraktar, böylece doğal gaz tüketiminin tamamının yerli imkanlarla karşılanacağını söyledi.</p>
<p>Türkiye'de yaklaşık 240 bin kilometrelik doğal gaz dağıtım şebekesi oluşturulduğunu dile getiren Bayraktar, doğal gaz kullanımının yaygınlaşmasıyla şehirlerin hava kalitesinin de iyileştiğini anlattı.</p>
<p><strong>"Karadeniz gazıyla 2028'de 16-17 milyon hanenin ihtiyacı karşılanacak"</strong></p>
<p>Bayraktar, Osman Gazi Yüzer Üretim Platformu'nun Sakarya Gaz Sahası'nda üretime başlayacağını, halihazırda 4 milyon hanenin doğal gaz ihtiyacının yerli üretimle karşılandığını söyledi.</p>
<p>Karadeniz'deki üretimin artırılmasıyla bunun 2027'de 8 milyona, 2028'de de 16-17 milyona ulaşacağını ifade eden Bayraktar, doğal gaz depolama ve gazlaştırma kapasitelerinin de artırılacağını vurguladı.</p>
<p>Bayraktar, atıklardan elde edilen yenilenebilir gazın özellikle kırsal bölgelerde doğal gaz şebekesine verilmesinin hedeflendiğini belirterek, Türkiye'nin bu alanda yaklaşık 1,5 milyar metreküplük yerli ve yenilenebilir gaz potansiyelinin bulunduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>"5 kamu şirketinden 2040'a kadar 210 milyar dolarlık yatırım"</strong></p>
<p>Bayraktar, Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ), Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ), Eti Maden, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ve BOTAŞ'ın yapısal dönüşümünün sağlanması gerektiğini belirterek, söz konusu 5 şirketin 2040'a kadar toplam 210 milyar dolarlık yatırım yapması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Şirketlerin finansmana erişimini kolaylaştıracak, idari ve mali açıdan daha esnek hareket etmelerini sağlayacak yapılanmanın üzerinde çalışıldığını anlatan Bayraktar, kamu çoğunluğunu korunmak kaydıyla halka arz edilmelerini de hedeflediklerini dile getirdi.</p>
<p>Bayraktar, bu kapsamda hazırlanan kanun düzenlemesinin bütçe görüşmelerinin ardından TBMM gündemine gelebileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>"Nijer'de ilk altın üretimi birkaç gün içinde başlayacak"</strong></p>
<p>Bayraktar, Eti Maden'in yaklaşık 1,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini belirterek, şirketin Afrika ve Orta Asya başta olmak üzere uluslararası alandaki faaliyetlerinin güçlendirilmesini hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin yurt dışındaki madencilik faaliyetlerine de değinen Bayraktar, Nijer'de Eti Maden'in MTA Uluslararası Madencilik AŞ (MTAIC) ile birlikte ilk altın üretimini birkaç gün içinde gerçekleştireceğini dile getirdi.</p>
<p>Bayraktar, yeni vizyon kapsamında toplam 500 milyar dolarlık yatırım ve 108 bin kişilik doğrudan istihdam hedeflendiğini belirterek, 2040'ta milli üretim oranının yüzde 92'ye, yenilenebilir enerjinin elektrik kurulu gücündeki payının yüzde 77'ye ve elektrikleşme oranının yüzde 36'ya yükseltilmesinin amaçlandığını ifade etti.</p>
<p>Bu dönüşümle emisyonlarda yüzde 40 azaltım sağlanmasının öngörüldüğünü anlatan Bayraktar, petrol ve doğal gaz üretiminin günlük 1,7 milyon varile, kişi başına elektrik tüketiminin ise yıllık 7 bin 500 kilovatsaate ulaşmasının hedeflendiğini sözlerine ekledi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-2040ta-turkiye-yuzde-36lik-bir-elektriklesmeye-ulasacak-91483</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/3/1280x720/34-1793888432.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin enerjideki yeni yol haritası &quot;Milli Enerji 2040&quot; sunumunu yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, &quot;Türkiye, 2040 itibarıyla 175 bin megavatlık rüzgar ve güneş kurulu gücüne ulaşacak. Yatırım tutarı yaklaşık 100 milyar dolar.&quot; dedi. &quot;Tüm sektörlerde hedeflere ulaşılması durumunda 2040&#039;ta Türkiye, yüzde 36&#039;lık bir elektrikleşmeye ulaşacak.&quot; diyen Bayraktar, &quot;2040&#039;a gelindiğinde Türkiye, toplam elektrik ihtiyacının yüzde 11&#039;ini nükleerden karşılamış olacak.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-telekomun-konsolide-gelirleri-yuzde-119-artti-91481</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 17:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk Telekom&#039;un konsolide gelirleri yüzde 11,9 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Telekom, 2026'nın üçüncü çeyreğine ait finansal ve operasyonel sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre şirket, bu dönemde büyüme ivmesini hızlandırarak konsolide gelirlerini yıllık bazda yüzde 11,9 artışla 86,4 milyar liraya yükseltti.</p>
<p>Türk Telekom'un yılın üçüncü çeyreğindeki faiz, amortisman ve vergi öncesi karı (FAVÖK) yıllık bazda yüzde 6,9 artışla 37 milyar liraya ulaştı, FAVÖK marjı ise yüzde 42,9 oldu.</p>
<p>Üçüncü çeyrekte net kârı 7,7 milyar lira olan Türk Telekom, lisans bedelleri ve güneş enerjisi yatırımları hariç tutulduğunda söz konusu dönemde yıllık bazda yüzde 20,2 artışla 27,9 milyar lira yatırım yaptı.</p>
<p>Açıklamaya göre, üçüncü çeyrek itibarıyla toplam abone sayısı 58,5 milyona ulaşan şirket, Türkiye'nin her köşesinde yüksek hızlı internet sunma amacıyla sürdürdüğü çalışmaların sonucunda fiber ağ uzunluğunu 592 bin kilometreye, fiber hane kapsamasını ise 34,8 milyona yükseltti.</p>
<p>Mobil abone sayısı 33,4 milyona ulaşan Türk Telekom'un fiber abonelerinin toplam sabit genişbant portföyü içindeki payı da yüzde 94,6'ya çıktı.</p>
<p><strong>"Türk Telekom dijital dönüşüm yatırımlarına hız verdi"</strong></p>
<p>Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, teknolojiyi sürdürülebilir bir geleceğin en güçlü araçlarından biri olarak konumlandırdıklarını ve birikimlerini yaşamın tüm alanlarına aktararak kalıcı değer yaratmaya odaklandıklarını belirtti.</p>
<p>Şahin, markanın teknoloji vizyonu, güçlü altyapısı, geniş bir alana yayılan uygulama yetkinliği, kamu ve özel sektörle gerçekleştirdiği yeni işbirlikleri ve Türkiye'nin önemli dijital dönüşüm projelerinde imza attığı başarılı çalışmalarıyla bu anlayışı ortaya koyduğunu ifade etti.</p>
<p>Teknolojiyi ekonomik değere dönüştürme kabiliyetiyle hayata geçirdikleri dijital dönüşüm projelerinin bu çeyrekte büyümelerine hız kazandırdığını vurgulayan Şahin, çeşitlendirilmiş gelir yapılarını pekiştirerek Türkiye'yi geleceğe taşıyan yatırımlara aralıksız devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Şahin, şirketin güneş enerjisi yatırımları, imtiyaz süre uzatımı ve mobil lisans bedelleri hariç 2026'nın 9 ayında yatırım harcamalarını yıllık bazda yüzde 38 artırarak 71,6 milyar lira yükselttiğini bildirdi.</p>
<p>Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı'nın (COP31) iletişim ve teknoloji altyapısını uçtan uca üstlendiklerine ve zirvenin Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji destekçisi olduklarına işaret eden Şahin, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"COP31'de fiber ve mobil altyapımızdan veri merkezlerimize, bulut ve yeni nesil teknoloji çözümlerimize kadar uzanan teknoloji birikimimizle uluslararası gündeme yön verecek iklim kararlarını teknoloji gücümüzle tüm dünyaya taşıyacak olmaktan mutluluk duyuyoruz. Türkiye'nin dijital dönüşümüne öncülük ederken, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak amacıyla yatırımlarımıza aralıksız devam edeceğiz."</p>
<p><strong>"Türk Telekom, mobil ve fiber abone tabanını büyüttü"</strong></p>
<p>Şahin, şirketin mobil abone kazanımında uzun süredir devam eden başarılı performansının sürdüğünü, bu dönemde mobil abone sayısının 33,4 milyona ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Mobilde 670 bin net abone kazanımıyla müşteri tabanını güçlendirdiklerini belirten Şahin, "Müşteri memnuniyeti odaklı çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Son 12 ayda 2,8 milyona ulaşan faturalı net abone kazanımıyla bu alanda uzun vadeli stratejimizin olumlu çıktılarını almaya devam ediyoruz. Ülkemizin her köşesinde ve herkes için erişilebilir teknoloji anlayışıyla çalışmalarımızı sürdürürken, mobil iş kolumuzu da büyütmeye devam edeceğiz." dedi.</p>
<p>Şahin, "herkes için yüksek hızda erişim sunma hedefi" ile 81 ilin her köşesinde fiber altyapı yatırımlarının devam ettiğini, sabit genişbant tabanının üçüncü çeyrekte 15,4 milyon olarak seyrettiğini, fiber abonelerin toplam sabit genişbant aboneleri içindeki payının ise yüzde 94,6'ya yükseldiğini belirtti.</p>
<p>Sabit hat imtiyaz sözleşmelerinin yenilenmesiyle stratejik yatırımlara devam ettiklerine dikkati çeken Şahin, "Fiber ağ uzunluğumuz 592 bin kilometreye yükseldi ve fiber altyapımız 34,8 milyon hane kapsamasına ulaştı. FTTC'den FTTH/B'ye dönüşüm yatırımlarımızın desteğiyle FTTH/B hane kapsaması çeyreklik bazda 787 bin artışla 19 milyona ulaştı." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"COP31'in Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji destekçisiyiz"</strong></p>
<p>Şahin, COP31'de "Master Partner" ve "Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji" destekçisi olarak yer alacaklarını anımsatarak şunları ifade etti:</p>
<p>"Türk Telekom olarak fiber ve mobil ağlardaki kapsamlı altyapı gücümüzü, veri merkezi, siber güvenlik ve yeni nesil teknoloji çözümlerindeki yetkinliklerimizle COP31'in iletişim ve teknoloji altyapısını uçtan uca sağlayacağız. Ülkemizin teknoloji ve dijital dönüşüm alanındaki konumunu küresel ölçekte ve uluslararası bir platformda temsil edeceğiz. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak amacıyla öncülük ettiğimiz dijital dönüşüm çalışmalarının iklim değişikliğiyle mücadeledeki rolünü ve sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarımızı tüm dünyayla paylaşacağız."</p>
<p><strong>"Türk Telekom yeni nesil haberleşme teknolojilerine odaklanıyor"</strong></p>
<p>Şahin, Türkiye'nin dijital geleceğini inşa ederken güçlü bir iletişim altyapısı oluşturmanın yanı sıra teknoloji geliştirme kapasitesini artırmayı da stratejik öncelikleri arasında gördüklerini bildirdi.</p>
<p>Teknolojiyi yalnızca kullanan değil, geliştiren ve üreten bir Türkiye vizyonuna katkı sunmak amacıyla yerli ve milli AR-GE çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bilim temelli bir AR-GE yaklaşımını benimsiyor, 6G ve ötesi teknolojilerden yapay zeka destekli ağ yönetimine, yeni nesil haberleşme sistemlerinden kuantum teknolojilerine kadar geniş bir alanda çalışmalar yürütüyoruz. Yenilikçi vizyonumuzu ve saha deneyimimizi akademik birikimle buluşturmak için bu yıl alanlarında uluslararası ölçekte önemli çalışmalara imza atan akademisyenlerimizin yer aldığı Türk Telekom AR-GE ve İnovasyon Kurulu'nu hayata geçirdik.</p>
<p>Yerli ve milli teknoloji geliştirme vizyonumuzu yeni nesil ürünlere de taşıyoruz. ASELSAN ile üzerinde çalıştığımız yerli telefon projesini bu yaklaşımımızın önemli örneklerinden biri olarak görüyoruz. Türk Telekom'un haberleşme teknolojileri ve 5G alanındaki birikimini ASELSAN'ın mühendislik ve üretim yetkinliğiyle buluşturuyoruz. Yerli cihazın geliştirilmesinde önemli bir aşamaya gelmiş bulunuyoruz."</p>
<p>Amaçlarının yalnızca "yerli" olduğu için tercih edilen bir telefon ortaya koymak olmadığını, teknolojisi, donanımı, yazılımı ve kullanıcı deneyimiyle kendi segmentinde güçlü biçimde rekabet edebilecek bir ürün geliştirmek olduğunu vurgulayan Şahin, milli teknoloji ekosistemini geliştirecek her hamlede yer aldıklarını, Türkiye'nin yerli teknoloji geliştirme kapasitesine katkı sunmaya devam edeceklerini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-telekomun-konsolide-gelirleri-yuzde-119-artti-91481</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/8/1280x720/ebubekir-sahin-1793197308.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Telekom&#039;un yılın 3. çeyreğinde konsolide gelirlerini yüzde 11,9 artışla 86,4 milyar liraya yükselttiği bildirildi. Türk Telekom CEO&#039;su Ebubekir Şahin, &quot;Türkiye&#039;nin dijital dönüşümüne öncülük ederken, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak amacıyla yatırımlarımıza aralıksız devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-dunya-otomotiv-devlerini-altinci-kez-bulusturacak-91469</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 15:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa, dünya otomotiv devlerini altıncı kez buluşturacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Otomotiv sektörünün uluslararası tedarik zincirini buluşturan Automotive Meetings – Dünya Otomotiv Buluşmaları, altıncı kez Bursa’da gerçekleştirilecek. Bursa Organize Sanayi Bölgesi (Bursa OSB) ev sahipliğinde, iki yılda bir düzenlenen organizasyon, 11-12 Kasım 2026 tarihlerinde Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapılacak. Bu yıl 44 ülkeden 300 sektör temsilcisinin katılması beklenen etkinlik, küresel otomotiv üreticileri ile tedarikçileri arasında yeni iş birliklerinin geliştirilmesine zemin hazırlayacak. Bursa OSB Başkanı Hüseyin Durmaz, organizasyonun tanıtım toplantısında yaptığı açıklamada, Automotive Meetings’in 12 yıldır Meksika, ABD, İspanya, İtalya ve Türkiye’de otomotiv sektörünün önde gelen üreticilerini ve tedarikçilerini buluşturduğunu söyledi. Etkinliğin Avrupa kıtasında ilk kez Kasım 2017’de Bursa OSB ev sahipliğinde düzenlendiğini hatırlatan Durmaz, organizasyonun Türkiye’nin OEM ve Tier 1 otomotiv üretim tedarik zincirine odaklanan tek uluslararası etkinliği olduğunu ifade etti.</p>
<h2><strong>44 ülkeden 300 sektör temsilcisi</strong></h2>
<p>Bu yılki organizasyona binek araçtan ticari araç ve ağır vasıtaya kadar farklı segmentlerde faaliyet gösteren firmaların katılacağını belirten Durmaz, katılımcılar arasında TOGG, Volkswagen Group, MAN EU, Stellantis, Alexander Dennis, Aston Martin, Ashok Leyland, Mahindra, Hyundai, Ford, TAM Durabus, OYAK Renault ve Toyota gibi dünya markalarının bulunduğunu kaydetti. ABD’den Almanya’ya, Slovenya’dan Hindistan’a kadar farklı ülkelerden satın alma yetkililerinin de etkinlikte yer alacağını aktaran Durmaz, İngiltere, Meksika ve Güney Kore’deki önemli sektör kuruluşlarının da organizasyona katılım sağlayacağını bildirdi. Etkinliğin uluslararası ölçekte giderek daha fazla ilgi gördüğüne dikkat çeken Durmaz, 2017’de 25 olan katılımcı ülke sayısının 2022’de 37’ye, bu yıl ise 44’e yükseldiğini belirtti. Katılımcı firma sayısının da 260’tan 300’e çıktığını ifade eden Durmaz, ikili iş görüşmelerinin sayısının da her organizasyonda arttığını vurguladı.</p>
<h2><strong>Bursa, otomotiv ihracatının yüzde 25’ini gerçekleştiriyor</strong></h2>
<p>Bursa’nın Türkiye otomotiv sanayisindeki ağırlığına da dikkat çeken Durmaz, Türk otomotiv endüstrisi ihracatının bu yıl 43 milyar doları aşmasının beklendiğini söyledi. Bu ihracatın yaklaşık dörtte birinin Bursa firmaları tarafından gerçekleştirildiğini belirten Durmaz, kentin uluslararası otomotiv tedarik zincirindeki konumunun hem Türkiye’nin hem de Bursa’nın ihracatına katkı sağladığını ifade etti.</p>
<h2><strong>İlk gün inovasyon ve elektrifikasyon, ikinci gün hidrojen mobilitesi</strong></h2>
<p>İki gün sürecek organizasyonda otomotiv sektörünün dönüşümüne yön veren başlıklar da ele alınacak. 11 Kasım Çarşamba günü inovasyon, elektrifikasyon ve geleceğin tedarik zincirleri gündemde olacak. Saat 09.30’da gerçekleştirilecek açılışın ardından Demo Day programında, otomotiv ve mobilite sektörünün geleceğine yönelik yenilikçi çözümler geliştiren girişimciler sunum yapacak. 12 Kasım Perşembe günü ise hidrojen mobilitesi, ağır ticari araçlar ve uluslararası iş birlikleri değerlendirilecek. Etkinliğin iki günü boyunca katılımcı firmalar arasında planlı ikili iş görüşmeleri de gerçekleştirilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-dunya-otomotiv-devlerini-altinci-kez-bulusturacak-91469</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/9/1280x720/bursa-dunya-otomotiv-devlerini-altinci-kez-bulusturacak-1793880611.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa OSB ev sahipliğinde 11-12 Kasım’da düzenlenecek Automotive Meetings – Dünya Otomotiv Buluşmaları, 44 ülkeden 300 sektör temsilcisini bir araya getirecek. TOGG, Volkswagen, Stellantis, Ford, Toyota, Hyundai ve OYAK Renault gibi küresel markaların katılacağı organizasyonda otomotivin geleceği, elektrifikasyon, hidrojen mobilitesi ve yeni tedarik zincirleri masaya yatırılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sekerbanktan-9-ayda-32-milyar-lira-konsolide-net-kar-91482</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şekerbank&#039;tan 9 ayda 3,2 milyar lira konsolide net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şekerbank, 2026'nın ocak-eylül dönemine ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Bankanın bu dönemde aktif büyüklüğünü geçen yılın sonuna kıyasla yüzde 44 artırarak 293,4 milyar liraya yükselttiği bildirildi.</p>
<p>Açıklamaya göre büyüme stratejisinin merkezine "üretimin finansmanını" alan Banka, özellikle tarım kredilerinde sağladığı büyümenin etkisiyle toplam nakdi ve gayri nakdi kredi hacmini ocak-eylül döneminde yüzde 46 artışla 192 milyar liraya taşıdı.</p>
<p>Türkiye genelinde tabana yaygın mevduat yapısını güçlendirmeye devam eden bankanın, yılın üçüncü çeyreğinde solo bazda toplam mevduat hacmini yüzde 33 artırarak 186,4 milyar liraya ulaştırdığı belirtildi.</p>
<p>Uluslararası finans kuruluşlarından ve sermaye piyasalarından edindiği yeni kaynaklarla pasif yapısını daha da zenginleştiren bankanın, toplam yurt dışı kaynak büyüklüğünü yılın başından bu yana yüzde 60 artırarak 1,4 milyar dolara çıkardığı açıklandı.</p>
<p>Bankanın 9 aylık net dönem kârı, solo bazda 2,6 milyar lira, konsolide bazda ise 3,2 milyar lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Sermaye yeterlilik rasyosunu korumayı sürdüren bankanın 30 Eylül itibarıyla sermaye yeterlilik rasyosu konsolide bazda yüzde 22,34, solo bazda ise yüzde 20,50 oldu.</p>
<p><strong>"Şekerbank'ı sektör sıralamalarında daha da yukarılara taşımaya devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Şekerbank Genel Müdürü Aybala Şimşek Galpin, Bankanın 2026'da da makroekonomik politikalarla uyumlu, üretim ve istihdam odaklı büyüme performansını Türkiye genelindeki şube ağının da desteğiyle başarıyla sürdürdüğünü belirtti.</p>
<p>Galpin, şunları ifade etti:</p>
<p>"Toplam nakdi ve gayri nakdi kredi hacmimizi yılın 9 ayında yüzde 46 artırarak 192 milyar liraya ulaştırdık. Önümüzdeki dönemde de uluslararası finans kuruluşlarıyla geliştirdiğimiz güçlü işbirlikleri sayesinde ülkemize kazandırdığımız uzun vadeli kaynakları artırarak yerel istihdamı ve ekonomiyi desteklemeye, Şekerbank'ı sektör sıralamalarında daha da yukarılara taşımaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sekerbanktan-9-ayda-32-milyar-lira-konsolide-net-kar-91482</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/8/1280x720/aybala-galpin-1786018423.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şekerbank&#039;ın yılın 9 ayında 3,2 milyar lira konsolide net kâr elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Aybala Şimşek Galpin, &quot;Toplam nakdi ve gayri nakdi kredi hacmimizi yılın 9 ayında yüzde 46 artırarak 192 milyar liraya ulaştırdık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tobb-cop-tarihinin-en-buyuk-is-dunyasi-zirvesini-yapacak-91468</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 14:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOBB, COP tarihinin en büyük iş dünyası zirvesini yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) BM İklim Değişikliği Konferansı Antalya Zirvesi (COP31) kapsamında, kendileri tarafından organize edilen iş dünyası zirvesinin, COP tarihindeki en yüksek katılımlı iş dünyası zirvesi olacağını duyurdu.</p>
<p>TOBB’dan yapılan yazılı açıklamada, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde BM İklim Değişikliği Konferansı’na Türkiye’nin ev sahipliği (COP31) yapacağı hatırlatıldı. Bu kapsamda TOBB’un  koordinasyonunda 12–13 Kasım tarihlerinde COP31 İş ve Yatırım Zirvesi (COP31 Business &amp; Investment Summit) düzenleneceği belirtilen açıklamada, “55’i aşkın ülkeden bin 500’ün üzerinde katılımcının beklendiği zirve, bugüne kadar düzenlenen BM İklim Konferanslarının en büyük iş dünyası etkinliği olacak” denildi. </p>
<p>Yazılı açıklamada özel sektörün iklim politikalarının uygulanmasına katkısını güçlendirmek amacıyla COP31 Başkanlığı tarafından oluşturulan forumun koordinasyonunu, COP31 Özel Sektör Elçisi sıfatıyla TOBB tarafından üstlenildiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada yer alan COP31 İş Forumu Başkanı ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu değerlendirmesinde “Özel sektöre açılan bu kapı sayesinde iş dünyası, COP tarihinde ilk kez müzakere masasının yanı başında, uygulamanın tam merkezinde yer alıyor. İklim meselesi artık yalnızca bir çevre meselesi değil; bir ekonomi, yatırım ve rekabet meselesidir. Dönüşümü hayata geçirecek olan iş dünyasıdır. Yatırımı yapan, teknolojiyi geliştiren, istihdamı sağlayan biziz. Antalya’da yüzde 63’ü CEO ve üst düzey liderlerden oluşan 55’i aşkın ülkeden bine yakın yabancı iş dünyasının temsilcisini bir araya getiriyoruz. Dünyanın dört bir yanından gelen şirketler, bankalar ve yatırım fonları; taahhütleri projeye, projeleri yatırıma dönüştürmenin yolunu burada konuşacak. Hedefimiz açık: COP31’i, iklim hedeflerinin iş dünyasının gücüyle hayata geçtiği bir dönüm noktası yapmak. Türk iş dünyası olarak bu sorumluluğu üstlenmekten gurur duyuyoruz.” İfadelerini kullandı. </p>
<p>Yazılı açıklamada, iş dünyası zirvesinde, uluslararası ticaret ve sanayi odalarından küresel şirketlere, finans kuruluşlarından yatırım fonlarına, kalkınma bankalarından teknoloji şirketlerine uzanan geniş bir katılımcı profili olacağı; enerji, finans, sanayi, teknoloji, gıda ve altyapı başta olmak üzere farklı sektörlerin temsilcileri, iklim dönüşümünün ekonomik fırsatlarını ve yatırım ihtiyaçlarını değerlendirerek küresel iklim hedeflerinin iş dünyasının uygulama kapasitesiyle buluşturulmasını ele alacağı belirtildi. </p>
<p><strong>Zirve teması: Hedeften Uygulamaya</strong></p>
<p>COP31 Antalya zirvesinin “From Ambition to Delivery (Hedeften Uygulamaya)” temasıyla hazırlandığı belirtilerek iş dünyası açısından iklim taahhütlerinin uygulanabilir projelere ve finansmana dönüştürülmesine odaklanılacağı, sanayinin karbondan arındırılması ve yeşil sanayileşme, iklim yatırımları için sermayeye erişim, şehirlerin iklim değişikliğine karşı dayanıklılığı, KOBİ’lerin ve gelişmekte olan ekonomilerin dönüşüme katılımı, sürdürülebilir gıda sistemleri ve döngüsel ekonomi konularının ele alınacağı bildirildi. Yapay zekâ ve yeni teknolojilerin yeşil dönüşümü hızlandırmadaki rolü de programın öne çıkan başlıkları arasında yer alacağı vurgulandı. <br />İş dünyası zirvesinden elde edilecek çıktıların COP31 gündemine taşınacağı ve belirlenecek önerilerin COP31 sonrasında da devam edecek kamu, özel sektör ve uluslararası iş birlikleri için bir yol haritası oluşturması için çalışılacağı vurgulandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tobb-cop-tarihinin-en-buyuk-is-dunyasi-zirvesini-yapacak-91468</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/0/1280x720/hisarciklioglu-1758549685.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB, 12–13 Kasım tarihlerinde COP31 İş ve Yatırım Zirvesi düzenleneceğini açıkladı. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, &quot;Antalya’da yüzde 63’ü CEO ve üst düzey liderlerden oluşan 55’i aşkın ülkeden bine yakın yabancı iş dünyasının temsilcisini bir araya getiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/netflix-turk-dizi-ve-filmlerine-10-milyar-liralik-yatirim-yapacak-91465</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 14:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Netflix, Türk dizi ve filmlerine 10 milyar liralık yatırım yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Netflix, yerli film ve dizilere 2026-2028 döneminde toplam 10 milyar liralık yatırım yapacağını açıkladı.</p>
<p>Açıklamaya göre, yatırım kapsamında Türkiye'nin farklı şehirlerinde yeni dizi ve filmler çekilecek, kreatif sektör çalışanları için yeni iş olanakları oluşturulacak.</p>
<p>Şirket, yeni yeteneklere ve hikayelere ulaşmak için "Sıradaki Hikaye: Netflix Proje Sunum Günü"nü de duyurmuştu.</p>
<p>Bu kapsamda 30 Kasım'da düzenlenecek etkinlikte, daha önce bir Netflix Türkiye yapımında senarist, yönetmen veya yapımcı olarak görev almamış katılımcılar, projelerini şirketin içerik ekiplerine sunacak.</p>
<p>Açıklamaya göre şirket, Türkiye'deki kreatif sektörün geleceğine katkı sağlamak amacıyla senaryo yazımından görsel efektlere, yönetmenlik eğitimlerinden uyarlama atölyelerine uzanan çeşitli alanlarda 40'tan fazla ücretsiz eğitim programı düzenledi.</p>
<p>İki yıldır süren Türkiye Yetenek Haritası programının pek çok şehirdeki gençleri sektörel eğitim fırsatlarıyla buluşturduğu belirtildi. Program, yeni döneminde Anadolu'da üç şehre daha ulaşacak.</p>
<p><strong>"Yatırımın, ülkemizin uluslararası içerik üretim ekosistemindeki konumunu daha da güçlendireceğine inanıyoruz"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu, Türkiye'nin güçlü üretim kapasitesi, nitelikli insan kaynağı ve uluslararası alanda giderek artan görünürlüğüyle küresel dizi ve film endüstrisinin önemli merkezlerinden biri konumunda yer aldığını belirtti.</p>
<p>Dağlıoğlu, yıllık dizi bölüm üretiminde dünya lideri olan Türkiye'nin dünyanın üçüncü, Avrupa'nın ise en büyük film platosuna ev sahipliği yaptığını vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"190 ülkeye ihraç edilen ve 1 milyardan fazla izleyiciye ulaşan Türk dizilerinin 1 milyar doların üzerindeki ihracat geliri, sektörümüzün küresel başarısını ortaya koyuyor. Netflix'in 2026-2028 dönemini kapsayan 10 milyar liralık yatırımını, Türkiye'nin kreatif endüstrilerdeki üretim potansiyeline, nitelikli iş gücüne ve küresel rekabet gücüne duyulan güvenin önemli bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz. Türkiye'den çıkan hikayelerin daha geniş izleyici kitleleriyle buluşmasına katkı sağlayacak bu yatırımın, ülkemizin uluslararası içerik üretim ekosistemindeki konumunu daha da güçlendireceğine inanıyoruz. Yatırımlar İçin Güçlü Merkez Türkiye programı kapsamında, hizmet ihracatından elde edilen gelirler üzerindeki vergi oranı sıfıra indirilmişti. Netflix'in yatırım kararının bu dönemde açıklanması, söz konusu politikanın ne kadar isabetli olduğunu da gösteriyor."</p>
<p><strong>"90'dan fazla yerli yapımı izleyicilerle buluşturduk"</strong></p>
<p>Netflix İspanya, Portekiz, Türkiye ve Orta Doğu'dan Sorumlu İçerik Başkan Yardımcısı Diego Avalos da markanın Türkiye'deki 10. yılını kutladığını belirterek, geride bıraktıkları 10 yılda 30'u aşkın şehirde çekim yaptıklarını, 90'dan fazla yerli yapımı izleyicilerle buluşturduklarını anlattı.</p>
<p>Türkiye'de ve dünyanın dört bir yanında büyük ilgi gören söz konusu yapımların 90'ı aşkın ülkede Netflix Top 10 listelerine girdiğini aktaran Avalos, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Bu başarı, Türkiye'deki kreatif sektörün sahip olduğu yeteneğin bir yansıması. Sektörün bir parçası olmaktan ve birlikte ürettiğimiz yapımları başta Türkiye'deki üyelerimiz olmak üzere tüm dünyayla paylaşmaktan gurur duyuyoruz. Kamera önünde ve arkasında birlikte çalıştığımız herkese ve yapımlarımızı severek izleyen tüm üyelerimize gönülden teşekkür ederiz."</p>
<p>Avalos, halihazırda bu başarıya yenilerini eklemek üzere 2026-2028 dönemini kapsayan toplam 10 milyar liralık yatırımlarını duyurduklarını kaydederek, "Bu yatırımla Anadolu'nun farklı köşelerinden henüz anlatılmamış hikayeleri ekrana taşıyacak, kreatif sektörde yeni iş olanakları yaratacağız. Birlikte anlatacak daha çok hikayemiz var." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/netflix-turk-dizi-ve-filmlerine-10-milyar-liralik-yatirim-yapacak-91465</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/2/1280x720/netflixin-geliri-ilk-ceyrekte-105-milyar-dolara-yukseldi-1744958574.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Netflix, yerli film ve dizilere toplam 10 milyar lira yatırım yapacağını duyurdu. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu, &quot;Netflix&#039;in 2026-2028 dönemini kapsayan 10 milyar liralık yatırımını, Türkiye&#039;nin kreatif endüstrilerdeki üretim potansiyeline, nitelikli iş gücüne ve küresel rekabet gücüne duyulan güvenin önemli bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aso-ve-ttgvden-cop31-icin-ortak-cagri-teknoloji-ve-kalkinma-farklari-azaltilmali-91485</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASO ve TTGV’den COP31 için ortak çağrı: Teknoloji ve kalkınma farkları azaltılmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara Sanayi Odası (ASO) ve Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) Antalya'da düzenlenecek COP31 öncesi ortak bir bildiri yayınladı. </p>
<p>Yapılan yazılı açıklamada, ortak bildirinin COP31 kapsamında liderlere çağrı niteliği bulunduğu vurgulanarak, ASO Başkanı Seyit Ardıç ve TTGV Başkanı Değerhan Usluel, iklim teknolojilerini üretim sahasına taşıyacak mekanizmaların güçlendirilmesini istedi.</p>
<p>İki kurum tarafından hazırlanan “Gelişmekte Olan Ülke Sanayilerinin İkiz Dönüşümü – ASO ve TTGV’den COP31’e Çağrı” başlıklı bildiride, gelişmekte olan ülkelerin mevcut sanayilerini dönüştürürken bu dönüşümü sağlayacak teknolojileri üretme kapasitesini de geliştirmesi gerektiğine vurgu yapıldı. </p>
<p>Bildirinin sunuş yazısında ASO Başkanı Seyit Ardıç, COP31’i somut iş birlikleri ve destek mekanizmaları geliştirmek için önemli bir fırsat olarak değerlendirdi, finansman ve teknolojiye erişim güçlüklerinin işletmelerin rekabet ve Pazar güçlerinde tehdit olduğunu vurguladı. </p>
<p>TTGV Başkanı Değerhan Usluel de bilinen iklim teknolojilerini gerçek üretim koşullarına taşıyacak mekanizmaların eksikliğini ana zorluk olarak niteledi ve “İlk riski üstlenecek, demonstrasyon projelerini destekleyecek ve elde edilen bilgiyi paylaşacak mekanizmaları güçlendirelim” uyarısında bulundu. </p>
<p><strong>Bildiri: Yeşil dönüşüm, sayısallaşma ve yapay zekayı bütünlük içinde ele alıyor</strong></p>
<p>Ortak bildiri hakkında yapılan yazılı açıklamada, yeşil dönüşüm, sayısallaşma ve yapay zekanın bütünlük içinde ele alınan yaklaşım benimsendiği vurgulanarak, gelişmekte olan ülkelerin teknoloji, altyapı ve finansman açıklarına dikkat çekildi ve çözüm arayışı öne çıkarıldı.  Türkiye deneyiminde, çeşitlenmiş sanayi tabanı, mühendislik, girişimcilik ile Avrupa ve yakın çevre ile ilişkilerin sağladığı avantajlar öne çıkarıldı, bu deneyimin kazanımları yanında sınırlılıklarıyla iyi bir öğrenme imkanı verdiği kaydedildi. </p>
<p>ASO-TTGV COP31 Ortak çağrısında öne çıkan maddeler şöyle: </p>
<p>Teknolojiye erişim tek başına yeterli değil. Gelişmekte olan ülkeler teknolojiyi öğrenen, uyarlayan, geliştiren ve üreten aktörlere dönüşmeli.</p>
<p>İklim finansmanı somut uygulamalara dönüşmeli. Özellikle KOBİ'lerin yararlanabileceği erişilebilir finansman ve yatırım mekanizmaları güçlendirilmeli.</p>
<p>Teknolojiler laboratuvardan sahaya taşınmalı. Ortak Ar-Ge, demonstrasyon projeleri ve üretim ortaklıklarıyla yenilikçi çözümlerin uygulanması ve yaygınlaştırılması desteklenmeli.</p>
<p>Yeşil ve dijital dönüşüm birlikte ele alınmalı. Mevcut sanayinin daha temiz, verimli ve dayanıklı hale getirilmesi kadar, dönüşümü mümkün kılacak teknolojileri üretme kapasitesinin geliştirilmesi de önceliklendirilmeli.</p>
<p>Uluslararası iş birlikleri teknolojik eşitsizlikleri azaltacak şekilde kurgulanmalı. Gelişmekte olan ülkeler arasında ortak öğrenme, teknoloji geliştirme ve üretim mekanizmaları yaygınlaştırılmalı.</p>
<p>İklim hedeflerine ulaşmak için teknolojiyi geliştirmek kadar, onu uygulanabilir, ölçeklenebilir ve yaygın etki yaratan çözümlere dönüştürülmeli.<br />-ASO ve TTGV’nin etkinlikleri </p>
<p>Bu arada ASO’nun COP31’de Yeşil Bölge’deki standında ASO 2. OSB, ASO Teknopark, ASO Model Fabrika, ASO METES ve ASO NÜKSAK ile çalışmalarını tanıtacağı, Teknoloji Üssü ve Serbest Bölge projelerini sunacağı kaydedildi. </p>
<p>ASO ve TTGV, Mavi Bölge’de Türkiye pavyonunda düzenlenecek panelde sanayinin yeşil ve dijital dönüşümünü ele alacak, nükleer enerjinin arz güvenliği ve temiz enerji dönüşümündeki rolü vurgulanacak. ASO tarafından 13 Kasım’da “Karbon Fiyatlaması Çağında Türkiye Sanayisi: SKDM, ETS ve Düşük Karbonlu Rekabetçilik” paneli düzenlenecek. ASO, Türkiye Bankalar Birliği ve BM Sanayi Kalkınma Teşkilatı panellerinde sanayicilerin görüşleri aktarılacak. </p>
<p>TTGV ise Brezilyalı CGEE ile 11 Kasım’da Türkiye pavyonunda 19 Kasım’da UNFCCC resmî yan etkinlik programında iklim teknolojilerinin uygulanmasındaki açığa odaklanan sunumlar yapacak. Ayrıca 16 Kasım’da AFAD standında, 19 Kasım’da TSKB pavyonundaki etkinliklere katılacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aso-ve-ttgvden-cop31-icin-ortak-cagri-teknoloji-ve-kalkinma-farklari-azaltilmali-91485</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/5/1280x720/cop31-1793891108.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Sanayi Odası ve Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı ortak bir bildiri yayınlayarak, iklim hedeflerine ilerlerken teknoloji ve kalkınma alanında ülkeler arasında farklılıklar olduğunu, bunun giderilmesinin de gözetilmesini istedi.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-cimentonun-3-ceyrek-net-kari-3-milyar-lira-91480</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 13:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> OYAK Çimento&#039;nun 3. çeyrek net kârı 3 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>OYAK Çimento, 2026'nın üçüncü çeyrek finansal sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Piyasa koşullarına rağmen kârlılığını koruyan şirketin, yılın üçüncü çeyreğinde faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr (FAVÖK) marjını bir önceki çeyreğe göre 5,7 puan artırarak yüzde 30,4 seviyesine taşıdığı bildirildi. Firmanın bu dönemde FAVÖK'ü yüzde 33 artışla 5,4 milyar liraya, satış gelirleri ise yüzde 8 artışla 17,8 milyar liraya ulaştı.</p>
<p>OYAK Çimento, üçüncü çeyrekte 3 milyar lira net kâr sağlarken, 2026'nın ocak-eylül döneminde toplam net kârı da 5,3 milyar lira seviyesine ulaştı.</p>
<p>Açıklamaya göre, özellikle Marmara ve Ege bölgelerinde satış performansıyla çimento satış hacmini ikinci çeyreğe göre yüzde 6 artıran OYAK Çimento, 2026 yılının 9 ayında 46,3 milyar lira konsolide satış geliri ve 12,4 milyar lira FAVÖK elde etti. Şirket, 9 ayda yüzde 26,7 FAVÖK marjıyla yıllık bazda kârlılık seviyesini korurken, net nakit pozisyonunu da 14 milyar liraya yükseltti.</p>
<p>Türkiye genelinde deprem bölgesi normalleşmesinin etkisinin sürdüğü üçüncü çeyrekte, şirketin çimento satış hacmi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1 arttı.</p>
<p>Şirketin çimento operasyonlarında yılın 9 aylık FAVÖK marjı, yüzde 38,9 olarak gerçekleşti. Öte yandan, Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelere bağlı yükselen navlun maliyetleri, ihracat gelirlerini etkiledi. İhracatın toplam net satış gelirleri içindeki payı üçüncü çeyrekte yüzde 8,5, yılın 9 ayında ise yüzde 9,3 seviyesinde kaydedildi.</p>
<p><strong>Düşük karbonlu üretim için enerji yatırımları devam ediyor</strong></p>
<p>Finansal performansını destekleyen maliyet yönetim çalışmalarının yanı sıra enerji dönüşümü ve düşük karbonlu üretim yatırımlarını sürdüren firmanın, nisanda tam kapasite devreye aldığı 115 megavat (MW) kapasiteli Beypazarı Güneş Enerjisi Santrali (GES) 30 Eylül itibarıyla yaklaşık 112 bin megavat saat (MWh) elektrik üretimine ulaştı.</p>
<p>Sanayi üreticisi tarafından tek lokasyonda ve yalnızca öz tüketim amacıyla hayata geçirilen yenilenebilir enerji projesi konumundaki yatırımla, şirketin toplam enerji tüketiminde yenilenebilir enerji payının yüzde 25'e yükseltilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Açıklamaya göre, şirketin alternatif yakıt kullanım oranı, yılın 9 ayında yüzde 28,2 oldu. Firmanın toplam 13,5 MW kapasiteli atık ısı geri kazanım yatırımları da devam ediyor. Söz konusu yatırımların, enerji verimliliğinin artırılması ve üretim süreçlerinin karbon ayak izinin azaltılması açısından şirketin uzun vadeli dönüşüm stratejisinde önemli yer tuttuğu vurgulandı.</p>
<p><strong>"Operasyonel gücümüzü ve finansal dayanıklılığımızı ortaya koyduk"</strong></p>
<p>OYAK Çimento Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve CIMPOR Global Mali İşler Direktörü (CFO) Eralp Tunçsoy, 2026'nın üçüncü çeyreğinde elde ettikleri sonuçların, değişken piyasa koşullarına rağmen operasyonel güçlerini ve finansal dayanıklılıklarını ortaya koyduğunu belirtti.</p>
<p>Tunçsoy, özellikle karlılık marjlarındaki iyileşmenin, etkin maliyet yönetimi, operasyonel verimlilik ve katma değer odaklı ürün stratejilerinin somut bir göstergesi olduğunu kaydetti.</p>
<p>OYAK Çimento'nun "Globalde Lokal" stratejisi doğrultusunda uluslararası büyüme yolculuğuna kararlılıkla devam ettiğini vurgulayan Tunçsoy, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu kapsamda, TCC Group bünyesinde Ukrayna'nın ikinci büyük çimento üreticisi ve yıllık 4,2 milyon ton çimento kapasitesine sahip IFCEM'in grubumuza katılımına yönelik önemli bir adım attık. Diğer taraftan, Türkiye, Portekiz ve Batı Afrika operasyonlarımızı kapsayan Cimpor International'ın halka arz çalışmaları hızla devam ediyor. Bu süreci yalnızca sermaye piyasalarına erişim açısından değil, uluslararası büyüme stratejimizi destekleyecek uzun vadeli ve stratejik bir dönüşüm olarak değerlendiriyoruz."</p>
<p>OYAK Çimento'nun Türkiye'deki güçlü pazar konumu, operasyonel yetkinlikleri ve finansal performansının, grubun bölgesel liderliğini pekiştiren önemli unsurlar arasında yer aldığını belirten Tunçsoy, "Önümüzdeki dönemde de finansal disiplinimizden ödün vermeden, kaynaklarımızı verimli kullanmaya, rekabet gücümüzü artırmaya ve sürdürülebilir değer yaratacak yatırım fırsatlarını değerlendirmeye devam edeceğiz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p><strong>"Dönüşüm yatırımlarımızı sürdürüyoruz"</strong></p>
<p>OYAK Çimento Ülke CEO'su Murat Sela da küresel ekonomideki belirsizliklerin, jeopolitik gerilimlerin ve yüksek finansman maliyetlerinin çimento sektörü dinamiklerini ve maliyetleri önemli ölçüde etkilediği bir dönemden geçtiklerini aktardı.</p>
<p>Sela, bu ortamda güçlü üretim altyapıları, geniş coğrafi erişimleri ve değişen ihtiyaçlara uyum sağlama kabiliyetlerinin daha önemli hale geldiğine dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Operasyonlarımızı yönetirken piyasanın kısa vadeli dinamiklerini yakından takip ediyor, diğer taraftan sektörümüzün geleceğini şekillendiren yapısal dönüşüme odaklanıyoruz. Bu dönüşümün merkezinde enerji verimliliği, alternatif yakıt kullanımı ve düşük karbonlu üretim yer alıyor. Nisan ayında devreye aldığımız Beypazarı Güneş Enerjisi Santralimiz, eylül ayı sonuna kadar yaklaşık 112 bin MWh elektrik üreterek, yenilenebilir enerji yatırımlarımızın somut sonuçlarını ortaya koydu. Alternatif yakıt kullanımında Türkiye ortalamasının üzerinde olmamız ve devam eden atık ısı geri kazanım projelerimiz de bu yaklaşımımızı tamamlıyor. Amacımız, üretimde verimliliği ve rekabet gücünü artırırken, çevresel etkimizi de kalıcı biçimde azaltmak. Sanayinin düşük karbonlu geleceğine yönelik yatırımlarımızı uzun vadeli bir bakış açısıyla sürdüreceğiz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-cimentonun-3-ceyrek-net-kari-3-milyar-lira-91480</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/4/1280x720/oyak-cimentodan-ilk-ceyrekte-103-milyar-liralik-net-satis-1746083504.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OYAK Çimento, yılın 3. çeyreğinde 3 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. OYAK Çimento Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve CIMPOR CFO&#039;su Eralp Tunçsoy, &quot;Özellikle karlılık marjlarımızdaki iyileşme, etkin maliyet yönetimimizin, operasyonel verimliliğimizin ve katma değer odaklı ürün stratejimizin somut bir göstergesi oldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/demir-yolu-altyapisina-350-milyon-euro-finansman-91476</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Demir yolu altyapısına 350 milyon euro finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) tarafından yürütülen "TCDD Demir Yolları Bakım Modernizasyonu Projesi" kapsamında Asya Altyapı Yatırım Bankası (AAYB) ile imzalanan finansman anlaşması hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, Türkiye'nin demir yolu altyapısını daha güvenli, modern ve sürdürülebilir hale getirecek önemli bir yatırımın hayata geçirileceğini belirten Uraloğlu, "TCDD Bakım Modernizasyonu Projesi kapsamında AAYB ile 350 milyon avroluk finansman anlaşması imzalandı. Demir yollarımızın bakım kapasitesini yeni nesil makinelerle güçlendiriyor, geleceğin demir yolu altyapısını inşa ediyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, demir yollarını yalnızca yeni hatlar inşa ederek değil, mevcut altyapının bakımını ve işletme kalitesini en üst seviyeye taşıyarak geleceğe hazırladıklarını ifade ederek şu bilgileri verdi:</p>
<p>"350 milyon avroluk finansman anlaşması, bu hedef doğrultusunda attığımız son derece önemli bir adımdır. TCDD Demir Yolları Bakım Modernizasyonu Projemiz ile bakım makine filomuzu yeniliyor, mevcut makinelerimizin yaş ortalamasını düşürüyor ve kurumsal kapasitemizi güçlendiriyoruz. Böylece daha yüksek verimlilik, daha fazla emniyet ve daha sürdürülebilir bir işletme yapısı oluşturacağız."</p>
<p><strong>"99 yeni nesil makine geliyor"</strong></p>
<p>Bakan Uraloğlu, proje kapsamında TCDD envanterine yeni nesil bakım makineleri kazandırılacağını, bu makinelerin demir yolu hatları, makaslar ve katener sistemlerinin bakım ve onarımında kullanılacağını belirterek, "8 makas buraj, 11 sürekli çalışan 32 kazmalı buraj, 7 balast regülatör, 1 ray frezeleme, 1 ray taşlama makinesi, 6 dinamik hat stabilizatörü ile 24 katener bakım ve 41 poz otosu olmak üzere 99 yeni nesil bakım makinesini TCDD filosuna katacağız." ifadesini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, bu yatırımla bakım sürelerini kısaltacaklarını, operasyonel verimliliği artıracaklarını ve demir yolu altyapısının güvenilirliğini en üst seviyeye çıkaracaklarını vurguladı.</p>
<p>Makinelerin teminine yönelik ihale hazırlıklarının tamamlandığını ve ihale ilanlarının yayımlandığını belirten Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"İhalelerimizi aralık ayı içinde gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Sözleşmelerin imzalanmasının ardından 99 makinenin tamamının 48 ay içinde TCDD'ye teslim edilmesini öngörüyoruz. Proje yalnızca makine alımı değil, aynı zamanda kurumsal kapasiteyi de güçlendirecek. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda demir yollarımızı daha güçlü, daha güvenli ve daha rekabetçi hale getirmek için yatırımlarımıza kararlılıkla devam ediyoruz. 350 milyon avroluk bu finansmanla hayata geçireceğimiz bakım modernizasyonu, demir yolu altyapımızın geleceğine yapılan stratejik bir yatırımdır. Ülkemizin dört bir yanında demir yolu ulaşımının kesintisiz, güvenli ve yüksek standartlarda sürdürülmesi için çalışmalarımıza devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/demir-yolu-altyapisina-350-milyon-euro-finansman-91476</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/uraloglu-1781355763.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Asya Altyapı Yatırım Bankası ile demir yolu altyapısı için 350 milyon euroluk finansman anlaşması imzalandığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinde-yuksek-rekolte-beklentisi-fiyat-baskisini-artirdi-91462</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 12:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinde yüksek rekolte beklentisi fiyat baskısını artırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Ticaret Borsası, 2026-2027 sezonuna yüksek rekolte beklentisiyle giren zeytin ve zeytinyağı sektörünün üretimden ihracata uzanan sorunlarını değerlendirmek üzere sektör temsilcilerini bir araya getirdi. Artan girdi ve hasat maliyetleri, yüksek üretimin fiyatlar üzerindeki baskısı ve ihracatta yaşanan daralmanın gündeme geldiği toplantıda, üretim bolluğunun ekonomik katma değere dönüştürülmesi ve sektörün uluslararası pazarlardaki rekabet gücünün artırılması için çözüm önerileri ele alındı.</p>
<p>Sektörün paydaşlarını bir araya getiren toplantıda açılış konuşmasını gerçekleştiren Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gökhan Tuncer “Yeni hasat sezonuna yüksek üretim beklentisiyle giriyoruz. Bu beklenti, ülkemizin üretim gücünü ortaya koyuyor. Ancak asıl meselemiz, bu bereketi başta üreticilerimiz için gelire ve sektörümüz için katma değere dönüştürebilmektir. Üreticimizin artan girdi ve hasat maliyetleri karşısında emeğinin karşılığını alabilmesi, üretimin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p>Yüksek rekolte beklentisinin fiyatlar üzerinde oluşturduğu baskıyı da bu çerçevede değerlendirmek gerektiğine değinen Tuncer, “İhracattaki daralma da önümüzdeki bir diğer önemli sorun. Pazara erişimde yaşanan her güçlük; üreticimize, sanayicimize, istihdama ve ülkemizin döviz gelirine direk olarak etki etmekte. Bütün bu gelişmeler, üretimden ihracata kadar sektörü bir bütün olarak ele almamız gerektiğini gösteriyor” diye konuştu.</p>
<h2>Üretimden tüketime sektörün mevcut durumu değerlendirildi</h2>
<p>Sektör temsilcileri, toplantıda, üreticilerin artan girdi maliyetleri karşısında fiyatlardaki gerilemenin üretimin sürdürülebilirliğine etkisi, işletmelerin depolama ve finansman süreçlerinde karşılaştıkları sorunlar, Türk zeytin ve zeytinyağının uluslararası pazarlardaki fiyat rekabetçiliği ve ihracatın geliştirilmesi, ihracat desteklerinin etkinliği, finansman imkânları, iç tüketimin artırılması, tüketici bilincinin geliştirilmesi ve piyasa denetimlerinin güçlendirilmesi ile yüksek üretim dönemlerinde piyasa dengesinin korunması ve sektörün uzun vadeli rekabet gücünün artırılması konusundaki görüşlerini dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinde-yuksek-rekolte-beklentisi-fiyat-baskisini-artirdi-91462</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/2/1280x720/zeytinde-yuksek-rekolte-beklentisi-fiyat-baskisini-artirdi-1793873850.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Ticaret Borsası’nın 2026-2027 sezonu istişare toplantısında, yüksek üretim beklentisiyle birlikte artan girdi maliyetleri, fiyatlardaki gerileme ve ihracattaki daralma gündeme geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabanci-holdingin-9-aylik-konsolide-net-kari-196-milyar-lira-91459</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 12:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sabancı Holding&#039;in 9 aylık konsolide net kârı 19,6 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Holding, 2026'nın ocak-eylül dönemine ait finansal sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Buna göre stratejik öncelikleri doğrultusunda büyümesini sürdüren şirketin temettü geliri hariç kombine geliri, yılın 9 ayında 1,3 trilyon lira olarak gerçekleşirken, konsolide net kârı 19,6 milyar liraya ulaştı.</p>
<p>Söz konusu dönemde portföyünü piyasa koşulları ve uzun vadeli hedefleri doğrultusunda şekillendiren holdingin, grup şirketlerinin operasyonel performansıyla finansal sonuçlarını destekleyerek yeni yatırım fırsatlarını değerlendirmeye devam ettiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamaya göre kesintisiz kâr payı dağıtımıyla 2003'ten bu yana yatırımcılarına getiri sağlayan Sabancı Holding, disiplinli sermaye tahsisi yaklaşımı doğrultusunda ekimde açıkladığı Pay Geri Alım Programı ile değer yaratma taahhüdünü sürdürdü. Holdingin pay fiyatında sağlıklı ve istikrarlı fiyat oluşumunun desteklenmesi, pay sahiplerinin menfaatlerinin korunması ve pay fiyatının şirket faaliyetlerinin performansını yansıtmasına katkı sağlanması amacıyla başlatılan programın süresi azami 3 yıl olarak belirlenirken, ayrılan azami fon tutarı 7 milyar lira oldu.</p>
<p>Pay geri alım programından bağımsız olarak, Sabancı ailesi üyeleri Dilek Sabancı ve Serra Sabancı ile Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hayri Çulhacı, Üst Yöneticisi (CEO) Kıvanç Zaimler ve Finans Grup Başkanı (CFO) Mustafa Aydın, geçen ay toplam 2 milyon 776 bin 300 lot Sabancı Holding payı satın aldı ve ilgili işlemler, Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) duyuruldu.</p>
<p>Sabancı Topluluğu şirketlerinin yılın 9 ayında stratejik büyüme alanlarındaki yatırımlarına devam ederken çeşitli gelişmelerin öne çıktığı ifade edildi.</p>
<p>Buna göre, Enerjisa Üretim, Muğla'daki Artuna, Gaia ve Falp rüzgar enerji santralleri için uluslararası finans kuruluşları FMO ve DEG ile 180 milyon dolarlık finansman anlaşması imzalayarak, Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA-2) projelerinin finansman sürecini tamamladı. Ayrıca 1000 megavat (MW) kurulu güce sahip YEKA-2 Rüzgar Enerjisi Santrali (RES) projelerinde 241'inci ve son türbinin kurulumu tamamlandı.</p>
<p>Enerjisa Enerji, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile 7 yıl vadeli ve 207 milyon dolar karşılığı Türk lirası tutarında finansman anlaşması imzalarken, Sabancı Renewables'ın Pepper ve Lucky 7 Güneş Enerjisi Santralleri'nde (GES) inşaat çalışmaları başladı. ABD'deki toplam yenilenebilir enerji portföyü, inşaat ve lisanslama aşamasındaki projeler dahil 790 MW seviyesine ulaşırken, kapasiteyi artırmaya yönelik fırsatlar değerlendiriliyor.</p>
<p>Açıklamada Akbank'ın, 2026'nın ilk 9 ayında ekonomiye sağladığı kredi desteğini, 2 trilyon 334 milyar lirası nakdi olmak üzere toplam 3 trilyon 35 milyar lira seviyesine çıkardığı, Çimsa'nın, Mersin Fabrikası'nda hayata geçirdiği yeni kalsiyum alüminat çimento (CAC) üretim hattını devreye alırken, yatırımla şirketin CAC kapasitesi 200 bin tona yaklaştığı belirtildi. Çimsa'nın bu kapasiteyle Çin hariç küresel pazarlardaki toplam tüketimin yaklaşık yüzde 20'sini tek başına karşılayabilecek konuma geldiği vurgulandı.</p>
<p>Temsa, geliştirdiği 50 adet yüksek voltajlı lityum iyon batarya ve 10 adet güç dağıtım ünitesini Çekya'ya ihraç ederek, otobüs dışındaki ilk ihracatını gerçekleştirdi. Şirket, geçen haftalarda 26 bininci otobüsü elektrikli Avenue Neo modelini de banttan indirdi.</p>
<p>Açıklamaya göre Kordsa, kompozit segmentindeki talep ve operasyonel toparlanma sayesinde 9 aylık dönemde güçlü performans sergiledi. Brisa'nın faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr (FAVÖK) marjı, geçen yılın aynı dönemine oranla artarken, Agesa sektördeki konumunu ve kârlılık performansını korudu.</p>
<p><strong>"Yeni yatırımları hayata geçirmeye odaklandık"</strong></p>
<p>Sabancı Holding CEO'su Kıvanç Zaimler, farklı sektörlerdeki faaliyetlerinden aldıkları güçle geleceğe yönelik adımlarını sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Değişen koşullara hızla uyum sağlayabilen, fırsatları doğru zamanda değerlendiren bir yönetim yaklaşımına sahip olduklarını kaydeden Zaimler, söz konusu yapıyı daha da güçlendirmek için faaliyet gösterdikleri alanlarda verimliliği artırmaya, kaynakları etkin kullanmaya ve yeni yatırımları hayata geçirmeye odaklandıklarını aktardı.</p>
<p>Zaimler, "Yatırımlarımızda Türkiye'yi önceliklendirmeyi sürdürürken, son 5 yıldaki banka ve finansal hizmetler dahil, toplam yurt içi ve yurt dışı yatırımlarımız ise 10 milyar dolara ulaştı. Topluluk şirketlerimizin performansı da izlediğimiz stratejiyi destekliyor. İşlerimizin potansiyeline inanıyor, önümüzdeki dönemde de finansal sağlamlığımızı koruyarak, yatırımlarımızı sürdürmeyi hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabanci-holdingin-9-aylik-konsolide-net-kari-196-milyar-lira-91459</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/8/1280x720/kivanc-zaimler-1772720862.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sabancı Holding&#039; yılın 9 ayında 19,6 milyar lira konsolide net kâr elde ettiği bildirildi. Sabancı Holding CEO&#039;su Kıvanç Zaimler, &quot;Yatırımlarımızda Türkiye&#039;yi önceliklendirmeyi sürdürürken, son 5 yıldaki banka ve finansal hizmetler dahil, toplam yurt içi ve yurt dışı yatırımlarımız ise 10 milyar dolara ulaştı.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-91446</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 11:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Ticaret Borsası 9 ayda 61,9 milyar TL işlem hacmine ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Tarımsal ticaretin güvenli, şeffaf ve kayıtlı bir yapıda gelişmesine öncülük eden Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB), dokuz aylık tescil işlem hacmi verilerini açıkladı.</p>
<p>Rakamları değerlendiren Bursa TB Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Özhan, dokuz aylık tablonun hem üyelerin Borsa’ya duyduğu güveni hem de Bursa’nın tarım ve gıda ticaretindeki gücünü yansıttığını söyledi.</p>
<p>Ocak-Eylül 2026 döneminde tescil işlem hacminin 2025 yılının aynı dönemine kıyasla 46 milyar 948 milyon TL’den 61 milyar 890 milyon TL’ye çıktığını belirten Başkan İbrahim Özhan, “Dokuz ayın sonunda yüzde 32’lik bir artışa ulaştık. Bu sonuç, her bir üyemizin, üreticimizin ve tüccarımızın emeğinin toplamıdır. Zorlu ekonomik koşulların ve finansmana erişimde yaşanan sıkıntıların belirleyici olduğu bir dönemden geçiyoruz. Böylesi bir konjonktürde elde ettiğimiz büyüme, Bursa’nın tarım sektöründeki güçlü dinamizmini ortaya koyuyor. Üyelerimizin güveni, büyümenin en sağlam temelidir. Bu başarıya katkı sunan tüm üyelerimize, üreticilerimize ve tüccarlarımıza teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec42decd028-1793868510.jpg" alt="" width="543" height="362" /></p>
<h2><strong>Zirvede yine zeytin yer aldı</strong></h2>
<p>Dokuz aylık dönemde Borsa’da en çok işlem gören ürünleri de paylaşan Başkan İbrahim Özhan, listenin zirvesinde 13 milyar 78 milyon TL ile zeytinin yer aldığını açıkladı. Zeytini 10 milyar 330 milyon TL ile yaş sebze-meyve, 8 milyar 752 milyon TL ile canlı hayvan (büyükbaş-küçükbaş), 7 milyar 270 milyon TL ile et (büyükbaş-küçükbaş-piliç) ve 2 milyar 862 milyon TL ile yumurta izledi.</p>
<p>Bursa tarımının en temel gücü olan ürün çeşitliliğinin Borsa için büyük bir avantaj olduğuna dikkat çeken Özhan, “Zeytinden yaş sebze-meyveye, hayvancılıktan hububata kadar geniş bir yelpazede gerçekleşen tescil işlem hacmi, Bursa’nın üreten ve ürettiğini katma değere dönüştüren çok yönlü tarım yapısını teyit ediyor. Piyasa derinliğimizin artması ve ürün çeşitliliğimizin genişlemesi, Borsamızın büyümesini kalıcı hale getiriyor” diye konuştu.</p>
<h2><strong>Marmara ÜPAK’ta Bursa TB damgası</strong></h2>
<p>Bursa TB Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Özhan, Borsa’nın kurucu ortakları arasında yer aldığı Marmara Ürün Piyasası Aracı Kurumu’nun (Marmara ÜPAK) dokuz aydaki işlem performansını da değerlendirdi. Bursa TB acente kaydında alım-satım olarak gerçekleşen müşteri işlem hacminin, geçen yılın aynı dönemindeki 562 milyon 443 bin TL seviyesinden yüzde 326 oranında artışla 2 milyar 394 milyon TL’ye ulaştığını kaydeden İbrahim Özhan, Bursa TB acentesi üzerinden işlem gerçekleştiren müşteri sayısının yüzde 114, aktif yatırımcı sayısının ise yüzde 120 oranında arttığını açıkladı.</p>
<h2><strong>Özhan: “Üreticimizin ve tüccarımızın sisteme güveni artıyor”</strong></h2>
<p>Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) ve lisanslı depoculuk sisteminin tarım ürünleri ticaretine istikrar ve şeffaflık kazandırdığını söyleyen Başkan Özhan, “Lisanslı depoculuk ve ürün senedi sisteminin avantajlarını üyelerimize anlatıyoruz. Müşteri sayımızın iki katından fazla artması, üreticimizin ve tüccarımızın bu sisteme duyduğu güvenin pekiştiğini gösteriyor. Acentemiz üzerinden en çok mısır, buğday ve arpada işlem yapılıyor. Bursa Ticaret Borsası olarak amacımız, üreticimizin emeğinin karşılığını alması ve tüccarımızın işini kolayca yapabilmesidir. Yılın geri kalanında da aynı kararlılıkla üyelerimizin yanında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><strong>Bursa TB’de en çok işlem gören 5 ürün</strong></h2>
<p>1. Zeytin                     13.078.871.029 TL<br />2. Yaş Sebze-Meyve  10.330.834.423 TL<br />3. Canlı Hayvan           8.752.387.108 TL<br />4. Et                             7.270.709.479 TL<br />5. Yumurta                   2.862.920.001 TL</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-91446</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/6/1280x720/bursa-ticaret-borsasi-9-ayda-619-milyar-tl-islem-hacmine-ulasti-1793868537.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret Borsası, 2026 yılının ilk dokuz ayında tescil işlem hacmini geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32 artırarak 61 milyar 890 milyon TL’ye taşıdı. Borsa’nın kurucu ortakları arasında yer aldığı Marmara Ürün Piyasası Aracı Kurumu’ndaki işlem hacmi ise yüzde 326 artışla 2 milyar 394 milyon TL’yi aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/girisimcilik-ekosistemine-604-milyon-lira-hibe-verilecek-91467</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Girişimcilik ekosistemine 604 milyon lira hibe verilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Avrupa Birliği (AB) finansmanıyla Uluslararası Göç Politikaları Geliştirme Merkezi Türkiye Temsilciliği ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülülen ENHANCER PRO Ortak Kullanım Tesisleri Hibe Programı ile 17 ildeki 58 kuruma yaklaşık 604 milyon lira destek sağlanacağı bildirildi.</p>
<p>Program ile yerel iş ekosistemine uygun ortak kullanım merkezleri kurulması, mevcut tesislerin kapasitesinin artırılması ve girişimciliğin desteklenmesini amaçlanıyor.</p>
<p>Girişimciler ve potansiyel girişimcilerin ihtiyaç duydukları hizmetlere erişebilecekleri ortak kullanım tesislerinin kurulmasını ve geliştirilmesi de programın amaçları arasında yer alıyor.</p>
<p>ENHANCER PRO Projesi kapsamında uygulanacak hibe programlarının ilki olan Ortak Kullanım Tesisleri Hibe Programı 16 Ocak 2026'da ilan edilmiş ve program kapsamında açılan teklif çağrısının başvuruları 3 Nisan 2026 itibarıyla sona ermişti.</p>
<p>Söz konusu programın değerlendirme sonuçları açıklandı. Bu kapsamda, 17 ilde 58 kuruma yaklaşık 604 milyon lira hibe sağlanması öngörülüyor.</p>
<p><strong>En yüksek hibe İstanbul ve Ankara'daki projelere</strong></p>
<p>Programda, İstanbul'daki projelere 1,562 milyon euro, Ankara'dakilere 1,326 milyon euro, Gaziantep'tekilere 996,8 bin euro, Mersin'dekilere 932,1 bin euro, Kahramanmaraş'takilere 727,1 bin euro, Bursa'dakilere 771,9 bin euro, Adana'dakilere 574,2 bin euro, Hatay'dakilere 558,2 bin euro, Kayseri'dekilere 557,2 bin euro, Elazığ'dakilere 540 bin euro, Şanlıurfa'dakilere 519,5 bin euro, Konya'dakilere 378,9 bin euro, Kocaeli'dekilere 377,6 bin euro, İzmir'dekilere 367,9 bin euro, Malatya'dakilere 314,5 bin euro, Osmaniye'dekilere 193,6 bin euro, Adıyaman'dakilere 178,6 bin euro hibe verilecek.</p>
<p>ENHANCER PRO Ortak Kullanım Tesisleri Hibe Programı kapsamında ise teknolojiden akademiye, yerel yönetimlerden meslek kuruluşlarına ve OSB'lere kadar farklı alanlardaki projelere destek sağlanacak.</p>
<p>Başvuru sahibi kurumların faaliyet alanlarına bakıldığında, teknoloji ve akademi alanında 20 proje için teknoparklara, TEKMER'lere, teknoloji transfer ofislerine ve üniversitelere 3 milyon 767 bin euro, yerel yönetimlere yönelik 16 proje için belediyelere ve büyükşehir belediyelerine 3 milyon 12 bin euro, meslek kuruluşlarına 16 proje için odalara, ticaret borsalarına ve esnaf birliklerine 2 milyon 987 bin euro, OSB'lere 5 proje için ortak üretim ve hizmet altyapıları oluşturulması amacıyla 954 bin 95 euro, lisanslı depoculuk alanında ise bir proje için tarımsal ürünlere yönelik ortak hizmet altyapısı oluşturulması amacıyla 155 bin euro destek verilecek.</p>
<p>Hibe sözleşmelerinin Aralık 2026'da imzalanması ve projelerin uygulamaya alınması planlanıyor.</p>
<p><strong>Projenin toplam bütçesi 70 milyon euro</strong></p>
<p>AB finansmanıyla yürütülen ENHANCER PRO Projesi, Aralık 2024-Aralık 2028 dönemini kapsıyor. Toplam 70 milyon euro bütçeli proje ile Türkiye'de girişimcilik kapasitesinin geliştirilmesi, yeni işletmelerin kurulması ve mevcut işletmelerin büyümelerinin desteklenmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Proje, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yanı sıra geçici koruma altındaki Suriyeliler ve uluslararası koruma altındaki kişilerin ekonomik hayata katılımını artırmayı da hedefliyor.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/girisimcilik-ekosistemine-604-milyon-lira-hibe-verilecek-91467</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/7/1280x720/lira-para-1793879338.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ENHANCER PRO Ortak Kullanım Tesisleri Hibe Programı ile 17 ildeki 58 kuruma yaklaşık 604 milyon lira destek sağlanacağı bildirildi. Bu kapsamında teknolojiden akademiye, yerel yönetimlerden meslek kuruluşlarına ve OSB&#039;lere kadar farklı alanlardaki projelerin destekleneceği belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-raporu-ekimde-enflasyonun-ana-egilimi-yataya-yakin-seyretti-91445</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB raporu: Ekimde enflasyonun ana eğilimi yataya yakın seyretti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Ekim Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu'nu yayımladı.</p>
<p>Rapora göre, tüketici fiyatları ekim ayında yüzde 2,58 arttı, yıllık enflasyon yüzde 29,77 ile görece yatay seyretti. Bu dönemde tüketici enflasyonunun seyrinde enerji ve işlenmemiş gıda fiyatları öne çıktı.</p>
<p>Enerji fiyatları, küresel gelişmelerin etkisiyle yükselen akaryakıt, katı yakıt ve tüp gaz fiyatları öncülüğünde yüzde 4,92 artarak son aylardaki artış eğilimini sürdürdü.</p>
<p>İşlenmemiş gıda grubunda tarladan seraya geçişin de etkisiyle taze meyve ve sebze fiyatları belirleyici oldu. Diğer taraftan, enerji ve gıda dışı gruplarda ılımlı seyir korundu.</p>
<p>Mevsimsel etkilerden arındırılmış temel mal fiyatları talep koşullarının desteğiyle düşük seyrini sürdürürken, aylık hizmet enflasyonu öngörülerle uyumlu olarak eylül ayına kıyasla yükselse de önceki aylarda gözlenen seviyelerin altında kaldı. Böylelikle hizmet enflasyonundaki yavaşlama eğilimi devam etti.</p>
<p>Üretici fiyatları bu dönemde yüzde 1,65 arttı, yıllık üretici enflasyonu yüzde 27,41 ile belirgin bir değişim göstermedi.</p>
<p><strong>Enerji, temel mal ve gıda gruplarının enflasyona katkıları arttı</strong></p>
<p>Rapora göre, B endeksinin yıllık değişim oranı 0,54 puan azalışla yüzde 28,46, C endeksinin yıllık değişim oranı ise 0,42 puan azalışla yüzde 28,28 oldu.</p>
<p>Yıllık tüketici enflasyonuna katkılar incelendiğinde, hizmet ve alkol-tütün-altın gruplarının katkıları bir önceki aya kıyasla sırasıyla 0,44 ve 0,13 puan azalırken, enerji, temel mal, gıda ve alkolsüz içecekler gruplarının katkıları sırasıyla 0,28, 0,25 ve 0,08 puan arttı.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmış verilerle, tüketici fiyatlarının aylık artışı gıda ve enerji fiyatlarındaki görünüme bağlı olarak bir önceki aya kıyasla yükseldi. Aylık enflasyon B endeksinde bir önceki aya kıyasla değişiklik göstermezken, C endeksinde sınırlı oranda düştü.</p>
<p>Fiyat artışları B endeksini oluşturan gruplardan hizmet ve işlenmiş gıdada yükselirken, temel malda zayıfladı.</p>
<p>TCMB bünyesinde takip edilen göstergeler, ekim ayında enflasyonun ana eğiliminin bir önceki aya kıyasla yataya yakın seyrettiğine işaret etti. Göstergeler, üç aylık ortalamalar bazında da yüzde 1,8 ile belirgin bir değişim göstermeyerek son dönemde ana eğilimde kaydedilen gerilemeyi teyit etti.</p>
<p>Hizmet fiyatları ekim ayında yüzde 0,99 artarken, grup yıllık enflasyonu 1,09 puan düşüşle yüzde 36,56 oldu. Bu dönemde yıllık enflasyon tüm alt gruplarda geriledi.</p>
<p>Kirada aylık artış yüzde 2,55 olurken, yıllık enflasyon yüzde 39,71 ile düşüş eğilimini sürdürdü.</p>
<p>Ulaştırma alt grubunda fiyatlar aylık yüzde 0,91 yükseldi. Bu gelişmede otobüs ve okul servisi ücretlerindeki artışlar öne çıkarken, hava yoluyla yurt dışı yolcu taşımacılığı ücretlerinin gerilemesi bu artışı sınırladı.</p>
<p>Talep koşullarının etkisinin de hissedildiği lokanta-oteller grubunda aylık enflasyon yüzde 0,47 ile önceki aylara kıyasla belirgin biçimde yavaşladı.</p>
<p>Bu dönemde yiyecek ve içecek hizmet fiyatları yüzde 1,65 yükselirken, konaklama hizmet fiyatlarının yüzde 3,19 gerilemesi bu gruptaki ılımlı seyirde etkili oldu.</p>
<p>Ekim ayında haberleşme fiyatları yatay kalırken, diğer hizmetler grubunda da aylık fiyat artışı yavaşladı.</p>
<p><strong>Temel mal grubu fiyatları arttı</strong></p>
<p>Temel mal grubu fiyatları ekim ayında mevsimsel etkilerle yüzde 3,92 arttı, grup yıllık enflasyonu 0,80 puan yükselerek yüzde 16,70 oldu. Yıllık enflasyon giyim ve ayakkabı ile dayanıklı mallarda görece yatay seyrederken, diğer temel mallarda geriledi.</p>
<p>Yeni sezonla birlikte giyim ve ayakkabı fiyatları geçen yılın aynı ayına yakın bir düzeyde yüzde 12,75 arttı.</p>
<p>Dayanıklı tüketim ve diğer temel mallarda aylık enflasyon sırasıyla yüzde 0,94 ve yüzde 0,31 ile ılımlı seyretti.</p>
<p>Bu dönemde dayanıklı tüketim malları grubunda beyaz eşya fiyatları yüzde 2,70, diğer elektrikli ve elektriksiz aletlerin fiyatları ise yüzde 1,99 artışla öne çıktı.</p>
<p>Buna karşılık, otomobil fiyatları yüzde 0,71 ile ılımlı artarken, mobilya grubunda yüzde 0,61 düşüş izlendi.</p>
<p><strong>Enerji fiyatları yükselişini sürdürdü</strong></p>
<p>Enerji fiyatları ekim ayında yüzde 4,92 arttı, grup yıllık enflasyonu 5,26 puan yükselerek yüzde 51,37 oldu.</p>
<p>Bu gelişmede, küresel gelişmelerin etkisiyle yükselen akaryakıt, tüp gaz ve katı yakıt fiyatları öne çıktı. Bu kalemlerde fiyat artışları sırasıyla yüzde 6,38, yüzde 8,25 ve yüzde 17,13 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Diğer taraftan, meskenlere yönelik elektrik fiyatları yataya yakın bir seyir izledi.</p>
<p><strong>Gıda ve alkolsüz içecekler grubu fiyatları arttı</strong></p>
<p>Gıda ve alkolsüz içecekler fiyatları aylık bazda yüzde 3,50 arttı, grup yıllık enflasyonu 0,11 puan yükselerek yüzde 27,73 oldu.</p>
<p>Yıllık enflasyon, işlenmemiş gıdada 1,80 puan artarak yüzde 25,95'e yükselirken, işlenmiş gıdada 1,08 puan azalarak yüzde 29,25'e geriledi.</p>
<p>İşlenmemiş gıda fiyatları aylık bazda yüzde 6,04 yükseldi. Bu gelişmede tarladan seraya geçişin de etkisiyle artan taze meyve ve sebze fiyatları belirleyici oldu. Bu dönemde beyaz et fiyatlarındaki artış eğilimi devam etti.</p>
<p>İşlenmiş gıda aylık enflasyonu bir miktar yükselerek yüzde 1,66 olurken, bu alt grupta kahve-çay ürünlerinde fiyat artışları sürdü. Ekmek ve tahıllarda ise fiyat artışı yüzde 0,90 ile ılımlı seyretti.</p>
<p><strong>Yurt içi üretici fiyatları arttı</strong></p>
<p>Yurt içi üretici fiyatları ekim ayında yüzde 1,65 arttı, yıllık üretici enflasyonu yüzde 27,41 ile görece yatay seyretti.</p>
<p>Ana sanayi gruplarına göre incelendiğinde, ara malı fiyatları yüzde 2,00 artışla öne çıktı. Dayanıksız tüketim malları fiyatları yüzde 1,74 yükselirken, diğer ana sanayi gruplarında artışlar yüzde 0,9-1,3 aralığında gerçekleşti.</p>
<p>Sektörler itibarıyla ham petrol ve doğal gaz, giyim eşyası, deri ve ilgili ürünler, kömür ve linyit ile kok ve rafine petrol ürünlerindeki fiyat artışları öne çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-raporu-ekimde-enflasyonun-ana-egilimi-yataya-yakin-seyretti-91445</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/market-perakende-enflasyon-1766746186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın Ekim Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu&#039;nda, TCMB bünyesinde takip edilen göstergelerin, ekim ayında enflasyonun ana eğiliminin bir önceki aya kıyasla yataya yakın seyrettiğine işaret ettiği belirtildi. Rapora göre göstergeler, üç aylık ortalamalar bazında da yüzde 1,8 ile belirgin bir değişim göstermeyerek son dönemde ana eğilimde kaydedilen gerilemeyi teyit etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/matli-bursanin-tarimini-ticaretini-ve-sanayisini-birbirinden-ayri-dusunemeyiz-91439</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 10:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Matlı: Bursa’nın tarımını, ticaretini ve sanayisini birbirinden ayrı düşünemeyiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Özhan ve beraberindeki yeni yönetim, mazbata töreninin ardından Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nı (BTSO) ziyaret etti. BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Meclis Başkanı Erol Dağlıoğlu, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Osman Güler, Yönetim Kurulu Üyeleri Elif Özhan ve Murat Çağlar’ın ev sahipliğinde gerçekleşen ziyarete, Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Özhan, Meclis Başkanı Gökhan Onur, Yönetim Kurulu Üyeleri Erdinç Bayrakçı, İsmail Aslım, İlker Birgül, Emrah Silmez, Mustafa Aksu, Cüneyt Soylu ile Borsa Meclis Üyeleri katıldı. Görüşmede, Bursa ekonomisinin öncelikleri ile tarım, ticaret ve sanayi alanlarında iki kurumun birlikte yürütebileceği çalışmalar değerlendirildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec356d948c3-1793865069.JPG" alt="" width="643" height="362" /></p>
<h2><strong>“Üreticinin, tüccarın ve sanayicinin derdi aslında aynı”</strong></h2>
<p>Bursa Ticaret Borsası’nın yeni yönetimini BTSO’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkan Matlı, “13 yıl emek verdiğim Borsamızın yeni yönetimini, mazbata töreninin hemen ardından Odamızda ağırlamak benim için ayrı bir mutluluk. Yeni yönetimdeki arkadaşlarımızın büyük bölümüyle uzun yıllar aynı çatı altında, Bursa’mız için birlikte çalıştık. Borsamızın onların bilgi, birikim ve tecrübesiyle yoluna devam edecek olması bizler için de büyük bir memnuniyet kaynağı.” dedi. “Üreticinin derdi, tüccarın derdi, sanayicinin derdi aslında aynı. Tarlada üretici kazanmazsa fabrikada çarklar dönmez, fabrikada çarklar dönmezse ticaret büyümez. Bu nedenle Bursa’nın tarımını, ticaretini ve sanayisini birbirinden ayrı düşünemeyiz.” ifadelerini kullanan Özer Matlı, şöyle devam etti: “Kapılarımızda farklı kurumların isimleri yazıyor olabilir ama hepimiz aynı şehrin insanıyız ve ortak sorumluluğumuz Bursa. İş dünyamızın ihtiyaçlarını doğru tespit etmek, sorunlarına çözüm üretmek ve şehrimizin ekonomik gücünü daha ileriye taşımak için birlikte hareket edeceğiz. Bursa Ticaret Borsamızla olan güçlü bağlarımızı yeni dönemde ortak çalışmalarla daha da geliştireceğiz.”</p>
<h2><strong>“Bursa için güç birliği yapacağız”</strong></h2>
<p>BTSO ile Bursa Ticaret Borsası arasındaki iş birliğinin artacağını vurgulayan Başkan Matlı, “Bursa’mızın üretimden ticarete uzanan güçlü ekonomik yapısında her sektörün ayrı bir yeri ve değeri var. Bu gücü korumak ve geliştirmek, kurumlarımızın ortak sorumluluğu. Üreticilerimizin, tüccarlarımızın ve sanayicilerimizin beklentilerine birlikte çözüm geliştirmeye, Bursa’mıza değer katacak projelerde güç birliği yapmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı. Başkan Matlı, Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Özhan ve Meclis Başkanı Gökhan Onur başta olmak üzere yeni yönetim ve meclis üyelerini kutlayarak, yeni görev döneminin Bursa iş dünyası için hayırlı ve bereketli olmasını diledi.</p>
<h2><strong>“Başkan Matlı Borsa’ya büyük değer kattı”</strong></h2>
<p>Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Özhan ise mazbata töreninin ardından BTSO’yu ziyaret etmek istediklerini belirterek, “Burası bizim için yabancı bir kapı değil. Özer Başkanımızla uzun yıllar aynı çatı altında çalıştık. Başkanımızın Borsamıza kattıklarını ve verdiği emeği hepimiz çok iyi biliyoruz. Şimdi bu sorumluluğu biz devraldık. Bursa’nın üreticisi de tüccarı da sanayicisi de kurumlarından birlikte hareket etmelerini bekliyor. Biz de bu anlayışla BTSO ile güçlü ilişkilerimizi sürdürecek, şehrimizin ortak meselelerinde birlik ve beraberlik içinde çalışacağız.” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/matli-bursanin-tarimini-ticaretini-ve-sanayisini-birbirinden-ayri-dusunemeyiz-91439</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/9/1280x720/matli-bursanin-tarimini-ticaretini-ve-sanayisini-birbirinden-ayri-dusunemeyiz-1793865135.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Bursa Ticaret Borsası’nda uzun yıllar birlikte çalıştığı isimleri ağırladığı ziyarette iki kurum arasındaki iş birliğinin önemine dikkat çekti. Matlı, “Tarlada üretici kazanmazsa fabrikada çarklar dönmez, fabrikada çarklar dönmezse ticaret büyümez. O yüzden Bursa’nın tarımını, ticaretini ve sanayisini birbirinden ayrı düşünemeyiz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/cns-sistemlerinin-mania-kriterleri-belirlendi-91453</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 10:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> CNS sistemlerinin mania kriterleri belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Haberleşme, Seyrüsefer, Gözetim Sistemleri Mania Kriterleri Hakkında Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre havaalanı sivil haberleşme, seyrüsefer, gözetim (CNS) sistemlerinin yayın performanslarının olumsuz etkilenmemesi açısından, CNS sistemlerinin etrafındaki yapılaşma değerlendirme sınırları (YTA) dahilinde yapılacak tüm dış yüzey kaplamalarında radyo frekans sinyallerini yüksek oranda yansıtan malzemelerin kullanılmasından kaçınılacak. Elektromanyetik yansıtıcı özelliği olan metal içerikli (iletken) malzeme, yüksek yansıtımlı cam cepheler ve benzerleri bu kapsamda bulunuyor.</p>
<p>Yansıtıcı malzemelerin kullanımı zorunlu ise malzemenin sistem performansına etkisinin belirlenmesi amacıyla Uzman Etki Analizi yapılacak. Gerekli görülürse mimari düzenleme, konum/oryantasyon değişikliği, kırıcı/soğurucu önlemler ve işletme kısıtları getirilebilecek.</p>
<p>Yönetmelikte seyrüsefer güvenliği açısından inşaat sınırlamaları da yer aldı.</p>
<p>Bu kapsamda CNS sistemlerinin çevresinde gerçekleştirilmesi planlanan yapılaşmalar ve rüzgar türbinleri, EUR Doc 015 hükümlerine uygun olarak yapılacak.</p>
<p>CNS sistemleri çevresindeki yapılaşmaların yönetmelikte gösterilen Yapı Tahditli Alanları (YTA) ihlal etmemesi öncelikli olacak.</p>
<p><strong>Bina kümelerine ve havai elektrik hatlarına özel dikkat</strong></p>
<p>YTA dışında bulunsa dahi ilgili havaalanı CNS hizmet sağlayıcısının teknik incelemesine tabi tutulacak çalışmalar ve yapılaşmalar da belirlendi.</p>
<p>Buna göre, hava seyrüsefer sistemlerine ait cihazların istasyon koordinatı merkez olmak üzere 3 bin metre yarıçaplı alandaki yapılaşmalar ile 15 bin metre yarıçaplı alandaki rüzgar enerji santralleri teknik incelemeye tabi tutulacak. Radar istasyonu koordinatı merkez olmak üzere 15 bin metre yarıçaplı alandaki yapılaşma talepleri de aynı kapsamda değerlendirilecek.</p>
<p>Ayrıca istasyon yakınında gerçekleştirilecek, heyelan ve titreşim gibi sorunlara yol açabilecek delme ve patlatma faaliyetlerini içeren maden ocağı ve benzeri çalışmalar incelenecek. Mesafeye bakılmaksızın radar istasyonunun görüş alanında bulunan rüzgar enerji santralleri de teknik incelemeye tabi tutulacak.</p>
<p>Haberleşme istasyonunun koordinatı merkez olmak üzere 2 bin metre yarıçaplı alanda, antenin yatay düzleminden itibaren belirlenen açıyla çizilen çizginin altında kalan çalışmalar da inceleme kapsamına alınacak.</p>
<p>Bunların yanı sıra her yöne yayın yapan sistemler için belirtilen mesafelerin dışında kalsa bile arazi zemin kotundan itibaren 150 metre ve daha fazla yükseklikte yapılacak tüm yapılaşmalar, gökdelenler, büyük kazı işleri, TV kuleleri ve diğer yüksek kuleler teknik incelemeye tabi tutulacak.</p>
<p>Çalışmalarda bina kümelerine ve havai elektrik hatlarına özel dikkat gösterilecek.</p>
<p>İlgili havaalanı CNS hizmet sağlayıcısı tarafından Coğrafi Tabanlı Dijital Bilgi Platformu'nda yer alan CNS sistemlerine ilişkin bilgiler güncel tutulacak.</p>
<p>Söz konusu hizmet sağlayıcısı, yapılan analizlerin ve raporların doğruluğunu yılda en az bir kere uygun hesaplama yöntemini kullanarak teyit edecek. Analiz ve raporların doğruluğundan şüphe duyulan durumlarda Genel Müdürlüğe ivedilikle bildirimde bulunulacak.</p>
<p><strong>Mania planlarının hazırlanması ve AIP bilgilerinin güncellenmesi</strong></p>
<p>Herhangi bir cihazın/sistemin Havaalanı Mania Planı kapsamı dışında kalması durumunda, uçuş kontrol raporları, hava yolu şirketlerinden iletilen şikayetler ve sinyal performansının zafiyete uğradığına ilişkin benzer tespitler göz önüne alınmak suretiyle yapılacak değerlendirme sonucunda Genel Müdürlük, CNS hizmet sağlayıcısından ilgili cihaza/sisteme ilişkin teknik değerlendirme yapmasını isteyebilecek.</p>
<p>CNS hizmet sağlayıcıları tarafından herhangi bir cihaz/sistem tesis edilmesi veya değişiklik yapılması planlandığı takdirde, söz konusu cihaz ve sistemin hizmete verilmesinden önce CNS hizmet sağlayıcısının başvurusu üzerine Genel Müdürlük tarafından ilgili havaalanı mania planına cihazın tipi ve koordinatlarına ilişkin bilgiler işlenecek. Ayrıca, elektronik sistemlere ilişkin her türlü yapılaşma için Coğrafi Tabanlı Dijital Bilgi Platformu üzerinden başvuru yapılacak ve gerektiğinde başvuru sahibi tarafından ilgili havaalanı CNS hizmet sağlayıcısından görüş alınacak.</p>
<p><strong>Yönetmeliğe aykırı hareket edenlere idari para cezası</strong></p>
<p>Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında 2920 sayılı Kanun'daki hükümler ile Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Tarafından Verilecek İdari Para Cezaları Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanacak.</p>
<p>CNS sistemlerinin YTA'sını ihlal eden yapılaşmaların tespiti halinde, 2920 sayılı Kanun'un ilgili maddesi uyarınca işlem yapılacak. Bu kapsamda ihlale konu yapı veya tesisin sahibi ve/veya işletmecisi sorumlu olacak.</p>
<p>Yönetmeliğin yürürlük tarihinden itibaren 2 yıl içinde, faaliyet gösteren tüm rüzgar enerji santrallerinin, müştemilatları da dahil olmak üzere zeminden itibaren 100 metre ve üzerindeki yükseltilerine ilişkin bilgiler, AIP'te (Havacılık bilgi yayını) yayımlanmasını sağlamak üzere mania nitelikleri ile birlikte RES işletmecileri tarafından ilgili CNS hizmet sağlayıcısına iletilecek. RES işletmecileri bu verilerin doğru ve eksiksiz gönderilmesinden sorumlu olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/cns-sistemlerinin-mania-kriterleri-belirlendi-91453</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/yenisehr-havalimani.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk hava sahasında yer temelli sivil haberleşme, seyrüsefer, gözetim sistemlerinin mania kriterleriyle ilgili usul ve esaslar Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. Buna göre CNS sistemlerinin yayın performanslarının olumsuz etkilenmemesi için değerlendirme sınırları dahilindeki yapılaşmalarda radyo frekans sinyallerini yüksek oranda yansıtan malzemelerin kullanılmasından kaçınılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-uretim-zincirlerinin-disinda-birakilmamasi-gerekiyor-91437</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 10:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye&#039;nin üretim zincirlerinin dışında bırakılmaması gerekiyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Avrupa Birliği'nin (AB) sanayide yerli üretimi ve stratejik bağımsızlığı güçlendirmek amacıyla gündeme getirdiği “Made in EU” yaklaşımında Türkiye'nin konumu tartışılırken, Avrupa İmalat Teknolojileri Birliği (CECIMO) Türkiye'nin üretim zincirlerinin dışında bırakılmaması gerektiği yönünde önemli bir pozisyon aldı.</p>
<p>Makina İmalatçıları Birliği'nin (MİB) de üyesi olduğu CECIMO, Ekim 2026'da yayımladığı pozisyon belgesinde, Gümrük Birliği aracılığıyla Avrupa sanayi değer zincirlerine derin biçimde entegre olan Türkiye'nin AB menşeli içerikle eşdeğer kabul edilmesini istedi. Türkiye'nin yanı sıra AB ile serbest ticaret anlaşması bulunan İngiltere ve İsviçre'nin de eşdeğer menşe kapsamında değerlendirilmesini isteyen kuruluş, bu ülkelerin kapsam dışında bırakılmasının mevcut tedarik zincirlerini bozabileceği, üretim maliyetlerini artırabileceği ve Avrupa sanayisinin küresel rekabet gücünü zayıflatabileceği uyarısında bulundu. CECIMO, olası kısıtlamaların güvenilir ekonomik ortakları bütünüyle dışlamak yerine belirli stratejik ürünlere ve tedarik zinciri halkalarına yönelik uygulanmasını önerdi.</p>
<h2><strong>Avrupa'nın makine üretimi iki yıldır daralıyor</strong></h2>
<p>CECIMO'nun değerlendirmesinde Avrupa makine imalat sektörünün yaşadığı daralma da dikkat çekti. Avrupa'nın makine tezgâhı üretimi 2025 yılında yüzde 6,6 gerileyerek üst üste ikinci yıl düşüş gösterdi. Avrupa'nın küresel makine tezgâhı üretimi ve tüketimindeki payı da gerilemeye devam etti. Bu tablo karşısında Avrupa'nın üretim kapasitesini ve teknolojik yetkinliklerini güçlendirmesi gerektiğini savunan CECIMO, “Made in EU” politikasının yalnızca nihai ürünlerin nerede monte edildiğine odaklanmaması gerektiğini bildirdi. Takım tezgâhları, eklemeli imalat sistemleri, robotik, endüstriyel otomasyon, yazılım, ölçüm ve test kabiliyetlerinin de stratejik sanayi yetkinlikleri arasında değerlendirilmesini istedi. Havacılık, savunma, nükleer enerji, yarı iletkenler ve medikal teknolojiler gibi stratejik sektörlerin üretim altyapısını oluşturan makine ve teknolojilerin de bu yaklaşımın parçası olması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<h2><strong>28,7 milyar dolarlık ihracatla Avrupa'nın altıncı büyük üreticisi</strong></h2>
<p>Türkiye'nin Avrupa sanayi ekosistemindeki konumunun makine sektörü açısından önemli bir avantaj sunduğunu belirten MİB Başkanı O. Fatih İğrek, Türk makine üreticilerinin Avrupalı müşterilere yalnızca makine satmadığını; mühendislik bilgisi, bakım hizmetleri ve esnek üretim altyapısı da sunduğunu ifade etti. Türkiye makine sektörünün 2025 yılında 28,7 milyar dolarlık ihracatla tarihi rekor kırdığını hatırlatan İğrek, sektör ihracatının yaklaşık yüzde 60'ının AB ve ABD pazarlarına gerçekleştirildiğini, Türkiye'nin Avrupa'nın altıncı büyük makine üreticisi konumunda bulunduğunu kaydetti. Makine sektörünün sanayide yaşanan dönüşümün merkezinde yer aldığını belirten İğrek, sektörün yalnızca ara malı üreticisi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. İğrek, “Yeni fabrika kurmaktan temiz teknolojilerin yaygınlaşmasına, enerji verimliliğinden otomasyona kadar bütün stratejik dönüşüm alanlarının temelinde makine teknolojileri yer alıyor. Makine sektörü dönüşümün yalnızca bir parçası değil, dönüşümü mümkün kılan temel altyapıdır” dedi. Küresel rekabette fiyat avantajının tek başına yeterli olmadığını, teknoloji ve mühendislik kabiliyetlerinin belirleyici hale geldiğini ifade eden İğrek, üreticilerin Ar-Ge, yazılım, otomasyon ve dijitalleşme yatırımlarına ağırlık verdiğini belirtti. </p>
<h2><strong>Avrupa sanayisine korumacılık değil, rekabetçilik reçetesi</strong></h2>
<p>CECIMO, “Made in EU” yaklaşımının korumacılığa dönüşmemesi, Avrupa sanayisinin rekabet gücünü artırmaya odaklanması gerektiğini vurguladı. Başarının üretim kapasitesi, verimlilik, teknoloji ve tedarik zinciri dayanıklılığıyla ölçülmesini isteyen kuruluş; menşe kurallarının AB genelinde uyumlaştırılmasını, KOBİ’lerin idari yükünün azaltılmasını ve gerektiğinde istisnalar getirilmesini önerdi. Avrupa’da 14 ulusal derneği ve yaklaşık 1.500 sanayi işletmesini temsil eden CECIMO, Avrupa makine tezgâhı üretiminin yüzde 97’sini, dünya üretiminin ise yaklaşık üçte birini kapsıyor. Kuruluşun 2025 cirosu 23,4 milyar avro, istihdamı yaklaşık 150 bin kişi düzeyinde.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-uretim-zincirlerinin-disinda-birakilmamasi-gerekiyor-91437</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/7/1280x720/turkiyenin-uretim-zincirlerinin-disinda-birakilmamasi-gerekiyor-1793863295.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa İmalat Teknolojileri Birliği tarafından hazırlanan raporda, “Made in EU” düzenlemesinde Türkiye&#039;nin AB menşeli içerikle eş değer değerlendirilmesi istendi. Avrupa&#039;nın makine tezgâhı üretiminin yüzde 6,6 daraldığına dikkat çekilen belgede, entegre üretim zincirlerinin korunması vurgulandı. MİB Başkanı Fatih İğrek, Türk üreticilerin Avrupa&#039;ya yalnızca makine değil, mühendislik bilgisi ve teknik hizmet de sunduğunu belirterek, Türkiye&#039;nin stratejik ortak konumuna dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/surdurulebilirlik-denetim-ekiplerinin-muafiyet-suresi-uzatildi-91450</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürdürülebilirlik denetim ekiplerinin muafiyet süresi uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun (KGK) konuya ilişkin kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Kurul tarafından Sürdürülebilirlik Denetimi Yönetmeliği'nde 1 Ocak 2026 olarak belirlenen sürdürülebilirlik denetim ekiplerine yönelik muafiyet süresi bir yıl uzatıldı.</p>
<p>1 Ocak 2028'den önce bitecek hesap dönemlerine ilişkin sürdürülebilirlik denetimlerinde ise asıl denetim ekiplerinde görevlendirilecek sorumlu denetçi ile en az iki denetçinin sürdürülebilirlik alanında denetim faaliyetinde bulunma yetkisini haiz olması kararlaştırıldı.</p>
<p>Ayrıca bunların dışında asıl ve yedek denetim ekiplerinde sürdürülebilirlik alanında yetkili olmayan denetçilere de yer verilebilmesi oy birliğiyle uygun bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/surdurulebilirlik-denetim-ekiplerinin-muafiyet-suresi-uzatildi-91450</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilirlik denetim ekiplerine yönelik muafiyet süresinin uzatılmasına karar verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ece-sevin-cop31-bir-ticaret-fuari-degil-91429</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 09:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ece Sevin: COP31 bir ticaret fuarı değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EY Türkiye Şirket Ortağı ve Sürdürülebilirlik Hizmetleri Lideri Ece Sevin, Antalya’da düzenlenecek COP31 Zirvesi’nde şirketlerin büyük stantlar ve logolarla görünür olmasının yeterli olmadığını vurguluyor. Sevin'e göre zirvenin başarısı, açıklanan iklim taahhütlerinin somut yatırımlara dönüşmesine, müzakerelerle eylem gündeminin örtüşmesine ve KOBİ›lerin dönüşümün parçası haline gelmesine bağlı. Finansmana erişimde ise asıl mesele, yatırımcıya güven veren, ölçülebilir projeler geliştirebilmek.</strong></p>
<p>Antalya’da düzenlenecek COP31’e sayılı günler kaldı. İklim diplomasisinin gündeminde yeni hedeflerden çok, bugüne kadar verilen sözlerin nasıl hayata geçirileceği var. Çünkü dünya artık iklim hedefi açıklamakta güçlük çekmiyor. Asıl sorun, bu hedefleri yatırımlara, üretim süreçlerine ve ekonomik politikalara dönüştürmekte. Londra İklim Haftası’ndan New York’a uzanan hazırlık sürecinde de bu arayış öne çıktı. Türkiye’nin COP31 başkanlığı kapsamında şekillenen eylem gündemi, müzakerelerle iş dünyasının uygulama kapasitesi arasında köprü kurmayı hedefliyor. EY Türkiye Şirket Ortağı ve Sürdürülebilirlik Hizmetleri Lideri Ece Sevin, yaklaşık 20 yıllık sürdürülebilirlik deneyimiyle bu süreci yakından izliyor. Sevin’e göre Antalya’nın başarısı, zirve sonunda yayımlanacak karar metninin ne kadar iddialı olduğundan çok, bu kararların uygulama gündemiyle ne ölçüde örtüştüğüne bağlı.</p>
<p>“Benim için mesele stratejiyi açıklamak ya da hedef koymak değil. Sözle eylem arasındaki köprünün ne kadar güçlü kurulduğunu görmek. COP31’in sonunda müzakerelerden çıkan kararlarla eylem gündeminin çıktıları birbirini destekliyorsa başarılı olduğumuzu söyleyebiliriz. Aralarında bir uçurum varsa, bunu başarı olarak değerlendiremeyiz” diyor Sevin.</p>
<p><strong>Elektrifikasyon doğru hedef, ancak kömür meselesi masada</strong></p>
<p>COP31’in öne çıkan başlıklarından biri elektrifikasyon. Sevin, bu tercihi doğru bulmakla birlikte hedefin içinin doldurulması gerektiğini vurguluyor: “Elektrifikasyon önemli ve yerinde bir hedef. Ancak temiz enerji üretimi, gelişmiş şebeke altyapısı ve depolama sistemleriyle desteklenmesi gerekiyor. Bunlar olmadan elektrifikasyonun tek başına yeterli olacağını söyleyemeyiz.” Sevin’e göre zirvenin eksik kalabilecek başlıklarından biri kömürden çıkış politikası. Uluslararası müzakerelerde bu konuda net bir karar alınmasının kolay olmadığını belirtiyor. Buna karşılık temiz enerjiyle desteklenen elektrifikasyonun kömür bağımlılığını azaltabilecek önemli bir adım olduğuna dikkat çekiyor. Bir diğer kritik konu ise ölçülebilirlik. Ece Sevin’in yorumları şöyle: “Elektrifikasyon için sayısal bir hedef belirlediğinizde ilerlemeyi takip edebilirsiniz. Ancak iklim eğilimlerini geliştirmek gibi bir hedef koyduğunuzda neyi, nasıl ölçeceğinizi de açıklamanız gerekiyor. Her taahhüdün sorumlusu, takvimi ve ölçüm yöntemi belli olmalı.”</p>
<p><strong>Önemli olan, iklim taahhütlerinin yatırım ve üretime yansıması</strong></p>
<p>Sevin’in özel sektöre yönelik uyarısı oldukça net. Şirketlerin zirvede görünür  olmasının, iklim dönüşümüne katkı sundukları anlamına gelmediğini düşünüyor: “Yeşil alanda çok sayıda şirketin gösterişli stantlarını, büyük logolarını göreceğiz. Ama burası bir ticaret fuarı değil. Şirketler iklim hedefleriyle uyumlu stratejiler ve taahhütler açıklamıyorsa, bunları uygulamaya taşımıyorsa stantların büyüklüğünün hiçbir anlamı yok.” Sevin, özel sektörün COP31 hazırlıklarına aktif biçimde katıldığını, ancak bu katılımın gerçek değerinin zirve sonrasında anlaşılacağını söylüyor ve ekliyor: “Önemli olan şirketlerin müzakere kararlarını kendi yatırım ve üretim planlarına ne kadar yansıtabildiği"</p>
<p><strong>KOBİ’leri dönüştürmeden ekonomiyi dönüştüremeyiz”</strong></p>
<p>Sevin’in üzerinde özellikle durduğu konu, küçük ve orta ölçekli işletmelerin dönüşüm sürecindeki yeri. Büyük şirketlerin finansal kaynaklara, uzman insan gücüne ve veriye erişim açısından avantajlı olduğunu hatırlatan Sevin, KOBİ’lerin ise çok farklı koşullarda mücadele ettiğini anlatıyor: “Türkiye’deki işletmelerin yaklaşık yüzde 99’u KOBİ. Onları dikkate almadan bir dönüşümden söz edemeyiz. Büyük şirketler kendi operasyonlarını dönüştürmek için önemli adımlar attı. Ancak bugün çevresel etkilerin önemli bölümü tedarik zincirinde ortaya çıkıyor. KOBİ’ler de bu zincirin parçası.” KOBİ’lerin kısa vadeli nakit akışı ve ayakta kalma mücadelesi nedeniyle sürdürülebilirliği ek bir maliyet olarak görebildiğini belirten Sevin, asıl meselenin farklı olduğunu söylüyor: “Bir işletmenin faaliyet gösterdiği bölgede suya erişimi tehlikeye giriyorsa, belki birkaç yıl sonra orada üretim yapamayacak. Bugünden teknolojisini değiştirmeyi, tesisini taşımayı veya iş yeniden düşünmeyi değerlendirmesi gerekiyor. Benim sürdürülebilirlikten anladığım, o şirketin hayatta kalma planı.”</p>
<p>Sevin'e göre bu nedenle KOBİ'lerin öncelikle kendi risklerini tanıması gerekiyor. Enerji ve su tüketimini ölçmek, üretim süreçlerindeki kayıpları belirlemek, faaliyet gösterilen bölgenin iklim risklerini değerlendirmek, dönüşümün ilk adımları olabilir.</p>
<p>"Bazen gerçekten bir Excel tablosuyla başlanabilir. Ne kadar enerji, ne kadar su tükettiğinizi bilmek bile önemli. Ölçmediğiniz kaybın farkına varamazsınız. Oysa verimlilik potansiyelini gördüklerinde şirketler çoğu zaman kendileri de şaşırıyor" diyor Sevin.</p>
<p><strong>"Finansman var, mesele kimin erişebildiği"</strong></p>
<p>İklim finansmanı tartışmalarında Sevin'in dikkat çektiği önemli bir ayrım var: Sermayenin bulunması ile sermayeye erişebilmek aynı şey değil: "Finansmana erişim dediğimizde mesele her zaman kaynak bulunamaması değil. Sermaye var. Önemli olan bu sermayeden kimin, nasıl yararlanabileceği. Yatırımcı güven duymak istiyor. Önüne gelen projenin uygulanabilir, ölçülebilir ve takip edilebilir olduğunu görmek istiyor."</p>
<p>Sevin küçük ölçekli projelerin bir araya getirilerek yatırım yapılabilir büyüklüğe ulaştırılmasını, teknik danışmanlık ve kapasite geliştirme çalışmalarını önemli buluyor. Ancak şirketlerin sürekli dışarıdan danışmanlık alarak ilerlemesini de kalıcı bir çözüm olarak görmüyor. KOBİ’lerin zaman içinde kendi veri toplama, risk değerlendirme ve proje geliştirme kapasitelerini oluşturması gerektiğini vurguluyor. Finans kuruluşlarının dönüşümdeki rolünü ise “sopa ve havuç” benzetmesiyle anlatıyor: “Finans sektörü bazen şirketlerden zorunlu iyileştirmeler bekliyor, bazen de ilerleme sağlayanlara daha avantajlı finansman koşulları sunuyor. Bu nedenle dönüşümün en önemli itici güçlerinden biri.” </p>
<p><span style="color: #169179;"><strong>“Yavaşlama lüksümüz yok”</strong></span></p>
<p>Jeopolitik gerilimler, ekonomik belirsizlikler, güvenlik ve teknoloji riskleri, iş dünyasının önceliklerini değiştiriyor. Sevin, sürdürülebilirlikte son yıllarda yakalanan ivmenin küresel ölçekte yavaşladığını gözlemliyor. Ancak bunun kalıcı bir geri dönüş anlamına gelmediğini düşünüyor. “İş dünyasında sürdürülebilirlik gündeminin hızında bir yavaşlama görüyorum. Ama bunu bir duruş olarak değerlendirmiyorum. Artık geriye dönüş olacağını sanmıyorum. Sorun şu ki doğanın getirdiği riskler çok hızlı büyüyor. Bizim aslında yavaşlama lüksümüz yok.”<br />COP31’in bu açıdan önemli bir fırsat olduğunu belirten Sevin, Antalya’dan çıkacak sonuçlara ilişkin beklentisini ise tek bir noktada topluyor: Uygulama.</p>
<p><span style="color: #169179;"><strong>Sürdürülebilirlik artık CFO’nun masasında</strong></span></p>
<p>Sevin’in 20 yıllık meslek hayatında gözlemlediği en önemli değişimlerden biri, sürdürülebilirliğin şirketlerdeki muhataplarının değişmesi: “Eskiden daha çok kurumsal iletişim ekipleriyle konuşurduk. Sürdürülebilirlik raporunun tasarımı, yönetim kurulu başkanının fidan dikerken çekilen fotoğrafı gündemdeydi. Bugün ise yönetim kurullarıyla ve CFO’larla konuşuyoruz. Bence asıl ilerleme burada.” Sevin, 2050 için net sıfır hedefi açıklayan bir şirketin bu hedefe ulaşmak için 2030’da yapması gereken teknolojik yatırımı finansal planına yansıtmamasını ciddi bir sorun olarak görüyor: “Bir şirket karbon emisyonunu açıklayabilir. Ama yönetim kurulu için o rakamın tek başına ne ifade ettiği belirsiz olabilir. Karbon maliyetini, yatırım ihtiyacını, finansal tabloya etkisini ortaya koyduğunuzda mesele değişiyor. Finansal olmayan veriyi finansal veriye dönüştürmek gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ece-sevin-cop31-bir-ticaret-fuari-degil-91429</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/9/1280x720/ece-sevin-1793860616.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ece Sevin: COP31 bir ticaret fuarı değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sap-salgini-hayvancilikta-ticari-carklari-durdurdu-91422</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 09:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şap salgını hayvancılıkta ticari çarkları durdurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Türkiye’nin farklı bölgelerinde son zamanlarda yeniden görülmeye başlayan şap hastalığı, hayvancılık sektöründe sağlık sorununun ötesine geçerek ekonomik kayıpları da beraberinde getirdi. Ciddi ekonomik kayıplara yol açan hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla Adana (Kozan), Amasya, Ardahan (Göle), Bayburt, Bursa (İnegöl), Denizli (Acıpayam), Erzurum (Oltu ve Palandöken), Hatay, Isparta, İzmir, Kars, Kastamonu, Kütahya (merkez dahil 12 ilçenin tamamı), Samsun, Tokat, Uşak ve Yozgat’ta il ve ilçede canlı hayvan pazarları geçici olarak kapatılırken, bazı bölgelerde hayvan giriş ve çıkışlarına da kısıtlama getirildi. Uygulanan tedbirler, hayvan ticaretinin yanı sıra bu illerin ekonomisini de olumsuz etkiledi. Bazı illerde 2 aydan fazla kapalı kalan pazarların ekonomik kaybı milyarlarca lirayı buldu.</p>
<h2>Kayıp yalnızca yetiştiriciyle sınırlı değil</h2>
<p>İl ve ilçelerde hayvan pazarlarının kapalı kalması, yetiştiricilerden başlayarak celeplere, nakliyecilere, yem tedarikçilerine ve bölge esnafına uzanan geniş bir ekonomik kesimi etkiliyor. Üreticiler hayvanlarını satamazken, besleme ve bakım giderleri artıyor; celepler, nakliyeciler, yem satıcıları ve hayvan ticaretinden geçimini sağlayan esnaf da yaşanan durgunluktan etkilendi. Tam bu aylarda köylülerin kış hazırlığı yaptığı alım satımın hareketlendiği günler olduğunu belirten yetkililer, şap görülen il ve ilçelerde ticaretin neredeyse tamamen durduğunu, zaten zor günler geçiren çiftçinin başta Tarım Kredi olmak üzere finans kuruluşlarından aldığı kredilerini ödeyememe riski ile karşı karşıya kaldığını dile getirdiler.</p>
<h2>"Bacasız fabrikamıza kilit vuruldu"</h2>
<p>Büyükbaş alım-satım yapan Resul Topyaka, özellikle Kars ve Ardahan’da hayvan pazarlarının bölge ekonomisi açısından bacasız fabrika niteliğinde olduğunu söyledi. Kars’ta günlük 500 ila 1000 arasında büyükbaş baş hayvan alım-satımı yapıldığını vurgulayan Topyaka, “Pazarda 100 bin liraya da 250 bin liraya da hayvan var. Ortalama satış fiyatı 150 bin lira. Bu da günlük 75 milyon ila 150 milyon liralık ticaret demek. Pazarın kapanmasıyla bu ticaret durdu” diye konuştu. Kapanma kararının kredi geri ödemelerinin yoğunlaştığı döneme denk gelmesinin yetiştiricileri daha da zorladığını belirten Topyaka, “Hayvan satışından elde edilen gelir köylü için yalnızca bir kazanç değil. Günlük ihtiyaçlarını karşılanması ve banka borçlarını ödenmesi açısından da önemli, satış yapamayan üretici her geçen gün yeni bir giderle karşı karşıya kaldı. Üreticiler hayvanlarını ahırlarda beslemek zorunda kaldı. Bir hayvanın günlük yem ve bakım giderinin 150-200 lira civarında, aylık maliyeti ise yaklaşık 7 bin lira” dedi. Geçen yıl büyük kayıplara neden olan şap salgınının bu yıl alınan karantina önlemleri ile fazla hayvan kayıplarına yol açmadığını vurgulayan Topyaka, İl Tarım Müdürlüğü yetkililerinden aldığı bilgilere göre, sevkiyatına izin verilirken 1 aydır kapalı olan canlı hayvan pazarının bir aksilik olmazsa yakın zamanda açılma olasılığı olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<h2>Kars’ta sevkiyat kısıtlaması kalktı </h2>
<p>Kars’ta şap hastalığı nedeniyle 30 Eylül 2026 tarihinde tedbir amaçlı uygulamaya konulan il içi ve il dışı hayvan hareketleri kısıtlaması, önceki gün itibarıyla kaldırıldı. Kars Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından yapılan duyuruda, karantina süreci devam eden ve hastalığın görüldüğü bölgelerin uygulama dışında tutulacağı belirtildi. Öte yandan hayvan pazarları, canlı hayvan borsaları ve hayvan toplama-satış merkezleri şimdilik kapalı kalmaya devam edecek. Bu alanların yeniden açılması, yapılacak değerlendirmeler ve gerekli şartların uygun bulunmasının ardından kararlaştırılacak. Hayvan sağlığının korunması ve yetiştiricilerin faaliyetlerini güvenli şekilde sürdürebilmesi amacıyla tedbirlerin uygulanmasına devam edilecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">FARKLI SEROTİPLER HASTALIĞIN YENİDEN GÖRÜLMESİNE NEDEN OLABİLİYOR</span></h2>
<p>Veteriner Hekim Bilal Sarı şap hastalığının farklı serotiplerinin bulunduğuna dikkat çekerek, hastalığı geçiren hayvanların her zaman bulaştırıcılık riskini tamamen ortadan kaldırmadığını söyledi. Farklı bölgelerden gelen hayvanların aynı ortamda buluşmasının hastalığın yeniden ortaya çıkmasına zemin hazırlayabileceğini belirten Sarı, özellikle yaylalarda bulunan hayvanların aşılama dönemlerini kaçırmış olabileceğine işaret etti. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın şap hastalığıyla mücadele kapsamında yılda iki veya üç kez aşılama yaptığını ve aşıların üreticiye ücretsiz uygulandığını kaydeden Sarı, aşılama çalışmalarının hastalığın kontrol altına alınmasında önem taşıdığını vurguladı. Şap hastalığının tedavisinde yüksek maliyetli uygulamaların her zaman gerekli olmadığını ifade eden Sarı, ağız yaralarının temizlenmesi ve ateş düşürücü ilaçlarla destekleyici tedavi uygulanabildiğini söyledi. Salgın döneminde çok sayıda hayvanı tedavi ettiğini belirten Sarı, üreticilerin hastalığı fırsata çevirmek isteyen uygulamalara karşı dikkatli olması gerektiğini de dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sap-salgini-hayvancilikta-ticari-carklari-durdurdu-91422</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/3/1280x720/sap-hastaligina-karsi-alinan-kararlar-gecici-onlemler-kalici-1751976135.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayvan pazarlarının kapalı kalması, yetiştiricilerden başlayarak celeplere, nakliyecilere, yem tedarikçilerine ve bölge esnafına uzanan geniş bir kesimi etkiliyor. Hayvan alım-satımının durması, yalnızca her ilin canlı hayvan pazarındaki günlük 75-150 milyon liralık alım-satım işleminin yapılmaması demek. Ayrıca üreticinin borç ödeme kapasitesini zayıflatırken artan yem ve bakım giderleri mali baskıyı büyütüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hal-kuracak-olan-uretici-birlikleri-ve-kooperatiflere-maddi-destek-geliyor-91420</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 08:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hal kuracak olan üretici birlikleri ve kooperatiflere maddi destek geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, sebze ve meyve ticaretiyle ilgili olarak 2012 yılında çıkarılan Hal Kanunu'nun zaman zaman yapılmış değişikliklerinden sonra yine kapsamlı bir değişikliğe gidileceğini belirtti. Hazırladıkları kanun taslağının Meclise AK Parti grubuna gönderildiğini söyleyen Bolat, yapılacak yeni düzenlemeyle üretici birliklerinin, üretici kooperatiflerinin hallerde ve pazarlarda daha fazla yer almasının sağlanacağını açıkladı. Üretici kooperatifi ve birliklerine kendilerinin hal kurması halinde madde destek verileceğini söyleyen Bolat, bu kapsamda vergi, rüsum gibi muafiyetlerden yararlanmalarının hazırlanan taslakta yer aldığını belirtti. TBMM Plan Bütçe Komisyonuna Bakanlığının 2027 yılı bütçesini sunan Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın Komisyona yaptığı sunum kitapçığına göre, hazırlanan Hal Yasa taslağında şu düzenlemeler yer alıyor:</p>
<h2>Satış yeri oranı yüzde 30'a çıkarılacak </h2>
<p>▶Semt pazarlarında üreticilere ayrılan halen yüzde 20 olan satış yeri oranının yüzde 30’a çıkarılması için Ticaret Bakanlığından yetki alınması.</p>
<p>▶Toptancı hallerinde üretici örgütlerine ayrılan işyeri oranının, yüzde20’ den yüzde 30’a çıkarılması için Ticaret Bakanlığından yetki alınması. </p>
<p>▶ Üretici örgütlerinin, ortak veya üyelerinin mallarının satışına aracılık edebilmesi. </p>
<p>▶Üretici örgütleri üzerinden pazarlanan zirai ürün bedellerinden gelir vergisi stopajının kaldırılması. </p>
<p>▶ Hal kurmak isteyen üretici örgütlerine bedelsiz olarak hazine arazisi tahsis edilmesi. </p>
<p>▶ Toptancı hallerinin kurulması ve taşınmasının Ticaret Bakanlığının iznine tabi olması, asgari nitelikleri taşımayan toptancı hallerinin Ticaret Bakanlığınca kapatılması. </p>
<p>▶ Sebze ve meyve ticaretinde bütün aktörler için ödeme süresinin belirlenmesi. </p>
<p>▶ Ürün bedellerinin bankalar üzerinden ödenmesi. </p>
<p>▶Hal dışı tüccar olarak faaliyet gösterecek gerçek ve tüzel kişilerin, Ticaret Bakanlığımızdan yetki belgesi almasının zorunlu olması ve bu kişilere teminat uygulaması getirilmesi.</p>
<p>▶Hal içinde ve dışında faaliyet gösteren tüccarlarda aranılacak sermaye şartına ilişkin Ticaret Bakanlığına düzenleme yapma yetkisinin alınması ve hal içinde faaliyet gösterenlerden alınan teminatın miktarının da Ticaret Bakanlığınca belirlenmesi. </p>
<p>▶ Komisyoncudan komisyoncuya ve aynı toptancı hali içinde tüccardan tüccara mal alımı, satımı ve devrinin yasaklanması. </p>
<p>▶Piyasa bozucu eylemler gibi bazı filler için ceza miktarları artırılarak cezaları uygulama yetkisinin belediyelerden Ticaret Bakanlığına alınması ve bazı yeni cezaların eklenmesi. </p>
<p>▶ Yol kenarı denetim istasyonlarının kurulmasına ve işletilmesine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi. </p>
<p>▶Stokçuluk gibi bazı eylemlerden ceza alanların, kamu kurum ve kuruluşları tarafından verilen ayni ve nakdi destek unsurlarından üç yıl süreyle yararlandırılmaması. </p>
<p>▶Ticaret Bakanlığının kararlaştıracağı nitelikleri haiz perakendecilerin satacağı malların, yüzde 20’yi geçmemek üzere belirlenecek bir oranının üretici ve üretici örgütlerinden satın alınmasının zorunlu olması.</p>
<p>▶Ticaret Bakanlığına, depolanabilen sebze ve meyveler için kira ve nakliye desteği verme ve depolama kapasitelerinin artırılması amacıyla teşvik ve destekler verme görev ve yetkisi alınması konularında değişiklik yapılması öngörülüyor. “</p>
<h2>48 milyon ürün denetlendi </h2>
<p>Bolat, 2026 yılında gıda, otomotiv, market, emlak, kuyum sektörlerinde fahiş fiyat artışı ve stokçuluk faaliyetlerini önlemek, tüketicinin korunması noktasında 81 ilde 401 bin 500 işletme, 48 milyondan fazla ürünün denetlendiğini açıkladı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 2027’de mal ve hizmet ihracatına yönelik destekler için ayrılan kaynağın 65 milyar lira olduğunu belirtti. Bolat, 2025'te 22 bin 686 mal ihracatçısına 23.5 milyar liralık destek sağladıklarını 2026'da ise ayrılan kaynağın 32.8 milyar liraya yükseldiğini belirterek, halihazırda 15 bin 914 firmaya 21.2 milyar lira tutarında destek sağladıklarını söyledi. Bolat, hizmet ihracatında da ihracatçılara bu yıl 12.5 milyar liraya yakın destek sunduklarını ifade etti. İhracatın finansmanını destekleme noktasında Türk Eximbank ve Merkez Bankası ihracat reeskont kredilerinin önemli katkısı bulunduğunun kaydeden Bolat, Eximbank tarafından bu yıl 59 milyar doları aşacak bir destek sağlayacaklarını, Türk Ticaret Bankası’nın da finansman desteğinin bu yıl sonuna kadar 110 milyar liraya ulaştıracağını belirti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hal-kuracak-olan-uretici-birlikleri-ve-kooperatiflere-maddi-destek-geliyor-91420</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/3/1280x720/bakan-bolat-1766914820.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanı Bolat, yeni düzenlemeyle üretici birliklerinin, üretici kooperatiflerinin hallerde ve pazarlarda daha fazla yer almasının sağlanacağını açıkladı. Üretici kooperatifi ve birliklerine kendilerinin hal kurması halinde madde destek verilecek; vergi, rüsum gibi muafiyetlerden yararlanmaları sağlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/bir-metrelik-oy-pusulasini-kisaltma-harekati-91418</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 08:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir metrelik oy pusulasını kısaltma harekatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti, 2028’de yapılacak seçimler öncesi bir metreyi geçen oy pusulası için harekete geçiyor. Seçime girme hakkı elde eden siyasi parti sayısının 40’ı bulması beklenirken, Yüksek Seçim Kurulu’nun talebi üzerine AK Parti değişiklik için Seçim Kanunu’nda düzenleme yapacak. Yapılacak teknik bir düzenleme ile oy pusulasının boyunu belirlemek üzere Yüksek Seçim Kurulu’na yetki verilecek. Oy pusulasının 1 metreyi geçmemesi için teknik çalışma yapılacak. Bu çerçevede; her seçimde artan siyasi parti sayısı ve bununla birlikte oy pusulasının boyunun uzaması üzerine önlem alma ihtiyacının doğduğu belirtiliyor.</p>
<p>YSK, TBMM’de grubu bulunan partilerden, pusulanın 1 metreyi geçmemesi için siyasi parti sütunları arasında bırakılacak boşluklarla ilgili esnek düzenleme yapma yetkisi istedi. Türkiye’de faaliyette görülen 194 siyasi partiden seçime katılmaya hak kazanan parti sayısı 2023 seçimlerine göre 36 iken geçen 3 yılda bu sayının 42’ye yükseldiği belirtiliyor. Bu durum oy pusulasının uzunluğunun 1 metrenin üzerine çıkması anlamına geliyor. Ancak Türkiye’deki matbaa sisteminde 1 metre üstü pusula basımının mümkün olmadığı ifade ediliyor.</p>
<p>Bu nedenle YSK, oy pusulasında sıralanan siyasi parti sütunları arasında bırakılması zorunlu olan 0.75 cm boşluğun daha da düşürülmesi için düzenleme istiyor. AK Parti Grubu da bu talep karşısında Seçim Kanunu’nda teknik bir düzenlemeye gitmeye hazırlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/bir-metrelik-oy-pusulasini-kisaltma-harekati-91418</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/secim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti tarafından yapılacak teknik bir düzenleme ile oy pusulasının boyunu belirlemek üzere Yüksek Seçim Kurulu’na yetki verilecek. Oy pusulasının 1 metreyi geçmemesi için teknik çalışma yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spkda-bagimsiz-teftis-kurulu-onerisi-91417</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK’da &#039;bağımsız teftiş kurulu&#039; önerisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Vergi Uzmanı Ekonomist Deniz Eresen, Sermaye Piyasası Kurulu’nda yeni döneme yönelik reform önerilerinde de bulundu.</p>
<p>İlk olarak SPK bünyesinde doğrudan başkanlığa bağlı, mesleki bağımsızlığı güvence altına alınmış bir teftiş kurulu oluşturulmasını öneren Eresen, “Bu yapı; mevcut denetim birimlerinin görevlerini tekrarlamak yerine Kurulun idari işleyişini, karar süreçlerini, denetim faaliyetlerinin etkinliğini ve kurumsal risk yönetimini incelemeli” dedi.</p>
<p>Yatırım fonlarına ilişkin sorunların, manipülasyon iddiaları ve şeffaflık tartışmalarının, yeni yönetimin önündeki zorlu sınavı ortaya koyduğuna dikkat çeken Deniz Eresen “Muhsin Atcı’nın Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı döneminde edindiği deneyim, yeni görevi açısından önemli bir avantaj olabilir. Risk odaklı denetim, veri analizi ve kurumsal denetim kapasitesine ilişkin birikimi, sermaye piyasalarında ihtiyaç duyulan dönüşüme katkı sağlayabilir” dedi.</p>
<h2>"Risk önceden tespit edilebilir"</h2>
<p>Buna karşılık başarının inceleme ve yaptırım sayısıyla ölçülmemesi gerektiğine işaret eden Eresen, “Esas hedef, risklerin önceden tespit edildiği, yatırımcı haklarının korunduğu ve kuralların herkese eşit uygulandığı bir piyasa düzeni olmalı” dedi. Eresen, Kurul bünyesinde sermaye piyasaları, finans, muhasebe ve bilgi teknolojileri alanlarında uzman müfettişler görev yapması gerektiğini, risk esaslı yıllık teftiş programları hazırlanmasını ve tespit edilen eksikliklerin giderilmesi düzenli olarak izlenmesi gerektiğini aktardı.</p>
<p>Aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri ve yatırım fonlarında belirlenen sistematik risklerin, ilgili denetim birimleriyle koordinasyon içinde değerlendirilmesi gerektiğini aktaran Eresen “Teftiş Kurulu’nun görev ve yetkileri mevzuatla açıkça belirlenmeli, faaliyet sonuçları gizlilik hükümleri gözetilerek kamuoyuyla paylaşılmalı. Böylece denetim, yalnızca usulsüzlükleri ortaya çıkaran değil, kurumsal riskleri önceden belirleyen bir yapıya kavuşabilir” diye konuştu.</p>
<p>Üç yeni ismi önemli bir başlangıç olarak nitelendiren Eresen, “Ancak asıl değişim, kişilere bağlı olmayan güçlü denetim mekanizmalarıyla gerçekleşecektir. Çünkü sermaye piyasalarında güven, yalnızca yönetim değişikliğiyle değil, denetimin kurumsallaşmasıyla yeniden kazanılır” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spkda-bagimsiz-teftis-kurulu-onerisi-91417</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye piyasalarında gözlerin, üst yönetimine üç yeni isim atanan Sermaye Piyasası Kurulu’na çevrildiğini belirten Vergi Uzmanı Ekonomist Deniz Eresen, yeni Başkan Muhsin Atcı ile başlayan sürecin yalnızca bir yönetim değişikliğini değil, denetim anlayışında köklü reform beklentisini de gündeme taşıdığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iskur-29-milyar-tlmiz-takasbankta-91415</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> İŞKUR: 2,9 milyar TL’miz Takasbank’ta</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2027 yılı bütçesinin Meclis Plan Bütçe Komisyonundaki görüşmelerinde İşsizlik Sigortası Fonu kaynaklarının tasfiye edilen yatırım fonlarına aktarılıp aktarılmadığı konusundaki tartışmalar muhalefet milletvekilleri tarafından komisyon gündemine taşındı. Milletvekillerinin bu konudaki soruları üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, “İşsizlik Sigortası Fonunun söz konusu fon yönetim şirketleriyle bir işlemi bulunmamaktadır. Herhangi bir fona aktarılan bir kuruşumuz dahi bulunmamaktadır” açıklamasını yaparken, Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) Genel Müdürü Samet Güneş, Komisyona halen toplam 2.9 milyar paranın Takasbank’ta olduğu, 1.9 milyar liranın kasım ayında itfa olacağı bilgisini verdi.</p>
<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan, milletvekillerinin İşsizlik Sigortası Fonu'nun kaynaklarının kullanımı, tartışmalı fonlara kaynak aktarılıp aktarılmadığına ilişkin sorularını yanıtlarken, “İşsizlik Sigortası Fonunun tasfiye edilen fonlarla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. İşsizlik Sigortası Fonu Kamu Haznedarlığı Yönetmeliği hükümlerine göre değerlendirilmektedir. Bu doğrultuda fon kaynakları, Yönetmelikte açıkça belirtilen; Devlet İç Borçlanma Senetlerinde, kamu mevduat bankaları ile kamu katılım bankalarında, Takasbank’ta değerlendirilmektedir. Fon kaynaklarının bu enstrümanların dışında başka bir alanda değerlendirilmesi veya spekülatif işlemlerde kullanılması hukuken de, teknik olarak da mümkün değildir” dedi.</p>
<p>İşsizlik Sigortası Fonunun, Takasbank’ta işlem yapmasına ilişkin yetkinin 19 Ocak 2022 tarihinde yapılan Yönetmelik değişikliğiyle verildiğini, Fon kaynaklarıyla bu tarihten sonra Takasbank üzerinden borç verilmeye başlandığını kaydeden Işıkhan, “Her işlem gününde Takasbank’taki faiz oranları mevduat faiz oranları ile karşılaştırılmakta, avantajlı ise borç verme işlemi gerçekleştirilmektedir” diye konuştu.</p>
<h2>Banka mevduatı üzerinden örnekleme</h2>
<p>Işıkhan, uygulamayı banka mevduatı üzerinden örnek vererek anlattığı konuşmasında, “Siz bir bankaya mevduat yatırdığınızda, nasıl ki; o mevduatın kimlere kredi olarak verildiğini bilmiyorsanız, Takasbank da bizim için aynıdır. Bunun yanı sıra; İşsizlik Fonunda tüm bankacılık işlemleri Halk Bankası tarafından yapılmaktadır. Takasbank işlemlerinde de aracı kurumumuz Halk Yatırımdır. Takasbank’ın işleyişi gereği alıcılar ve satıcılar birbirlerini görememektedir ve yapılan her işlem Takasbank’ın teminatı altındadır. Dolayısıyla bu işlemlerle ilgili muhatabımız bir kamu kuruluşu niteliği taşıyan Takasbank’tır” dedi.</p>
<h2>"Herhangi bir fona takılan para yok" </h2>
<p>Işıkhan, şöyle devam etti: “Açıklanan bu mali tablolar ve raporlar incelendiğinde de görülebilecektir ki İşsizlik Sigortası Fonunun söz konusu fon yönetim şirketleriyle bir işlemi bulunmamaktadır. Şuna dikkatinizi çekmek istiyorum, İşsizlik Sigortası Fonu, işçilerimizin alın teridir, işçilerimizin hakkıdır ve biz emekçimizin işçimizin bir kuruş hakkını dahi kimseye yedirmedik, yedirmeyiz. Açık açık “işsizlik sigortası fonlara mı takıldı?” diye soruldu, ben de açık olarak cevap veriyorum; Herhangi bir fona takılan bir kuruşumuz dahi bulunmamaktadır.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iskur-29-milyar-tlmiz-takasbankta-91415</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/5/1280x720/675-1793856873.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM Plan Bütçe Komisyonundaki görüşmelerde soruları yanıtlayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, İşsizlik Sigortası Fonu’nun tasfiye sürecindeki portföy yönetim şirketleriyle bir işlemi bulunmadığını söyledi. İŞKUR Genel Müdürü Samet Güneş ise “2,9 milyar paramız Takasbank’ta; 1,9 milyarı kasım ayında itfa olacak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dervisoglu-bu-iktidar-artik-ekonomiyi-yonetmiyor-ekonominin-enkazini-yonetiyor-91414</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dervişoğlu: Bu iktidar artık ekonomiyi yönetmiyor; ekonominin enkazını yönetiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, yatırım fonlarıyla ilgili yaşananları, partisinin Meclis Grup toplantısında değerlendirdi. 17 Eylül’den bu tarafa yaşananları hatırlatan Dervişoğlu, yangının sadece fonlarla sınırlı kalmadığına dikkat çekerek, “Borsada iki ayda 173 milyar dolar buharlaştı. Fabrikalarımızın değeri, işçimizin, esnafımızın emeği buharlaştı. Sigorta şirketleri karşılık ayırıyor, emeklilik fonları sarsılıyor. Bugün hepimiz bu yangının dumanında boğuluyoruz. Bize hala ‘bazı uygulamalarda hata edenler olacaktır’ diyorlar. Yıllarca göz göre göre büyüyen şeyin adı hata değil, düzendir” dedi. Fon vurgunu, 22 Ekim 2025’te, yine Meclis kürsüsünden uyardığını aktaran Dervişoğlu, “ tam bir yıl önce, bu kürsüden, ‘Kamu gücünü kullanarak manipülasyon yapan her kim varsa hesap vermelidir’ dedim. 12 Kasım 2025’te Hazine ve Maliye Bakanı ile SPK Başkanı’nı adıyla uyardım: ‘Bu suskunluk, suça verilmiş açık bir izindir’ dedim. Kulaklarını tıkadılar. SPK tehlikeyi görmezden geldi. Borsa İstanbul gözetim görevini yapmadı. BDDK sistemdeki riski seyretti. Takasbank koruma kalkanı indirdi. Siyasi iradenin izni olmadan bu kadar uzun süre gözünü kapatamaz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>“Fon vurgunu bir kazanın değil, bir çöküşün adıdır” diyen İYİ Parti Genel Başkanı, “Bu iktidar artık ekonomiyi yönetmiyor; ekonominin enkazını yönetiyor” diye konuştu. Siyasetin, bürokrasisin, atanmışın, seçilmişin içinde, bu soygunun neresinde kim varsa ortaya çıkarılması gerektiği çağrısında bulunan Müsavat Dervişoğlu, iktidar milletvekillerine seslendi: “Bunun adresi de harp yönetmiş, sulh kararı vermiş, bir devlet kurmuş bu Gazi Meclis’tir. Yarın tarih bu günleri yazarken, yalnızca soyanların değil, susanların adını da yazacaktır” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Arıkan: Fon vurguncularını öğrenemedik </span></h2>
<p>Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Mahmut Arıkan, eleştirilerini Meclis’te Yeni Yol Grubu’nun toplantısında verdi. Fon krizi"nin üzerinden 47 gün geçtiğini hatırlatan Arıkan, "Fon listesindeki vurguncuları öğrenemedik. Sürekli yeni görevlendirmeler yapılıyor. SPK Başkanlığına Vergi Denetim Kurulu Başkanı atandı. Başkan Vekilliğine de MASAK kökenli bir isim getirildi. Ancak bir hatırlatma yapmak istiyorum: Sayın Cumhurbaşkanı, 'Bir cerrah titizliğiyle' meseleyi ele alacağız demişti. Size bir dost uyarısında bulunmak istiyoruz: Yaptığınız atamalara baktığımızda siz kalp cerrahını beyin ameliyatına sokuyorsunuz. Bu hasta, bu masada kalır” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dervisoglu-bu-iktidar-artik-ekonomiyi-yonetmiyor-ekonominin-enkazini-yonetiyor-91414</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/musavat-dervisoglu-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dervişoğlu: Bu iktidar artık ekonomiyi yönetmiyor; ekonominin enkazını yönetiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-gizli-karbon-ayak-izine-yesil-cozum-91413</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekânın gizli karbon ayak izine yeşil çözüm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KIVANÇ İLAL - Canovate Group CTO’su</strong></p>
<p>Dijital dönüşümün ve yapay zekâ devriminin görünmeyen bir bedeli var: Devasa enerji tüketimi ve yükselen karbon emisyonları. Nesnelerin interneti (IoT), Edge Computing ve AI uygulamaları geliştikçe, veri merkezlerinin ürettiği ısı dünyamızı tehdit ediyor.</p>
<p>Yapay zekânın ve ileri bilişim teknolojilerinin (IoT, Edge Computing) hayatımıza getirdiği kolaylıklar, arka planda ciddi bir çevresel yük yaratıyor. Yüksek hesaplama kapasitesine sahip aktif cihazların kullanımı, veri merkezlerini tarihin en büyük enerji tüketim krizlerinden biriyle karşı karşıya bıraktı. Sektörün öncüsü Nvidia gibi markaların yeni nesil sistemleri, muazzam bir ısı üretiyor. Sunucu kabini başına düşen soğutma ihtiyacının 10KW'tan 100KW'ın üzerine çıkması, geleneksel hava bazlı soğutma yöntemlerini tamamen sürdürülemez kıldı. Bugün inşa edilen veri merkezleri, gezegenimizin geleceği için enerji verimliliğine odaklanmak ve karbon ayak izini minimuma indirmek zorundadır. Sürdürülebilir bir dijital dönüşüm ancak yüksek kapasiteli sıvı soğutma ve yenilenebilir enerji çözümleriyle mümkün. Doğanın kendi serinliğini kullanılarak endüstriye karbon nötr hedefleriyle uyumlu, ekolojik dengeyi gözeten alternatifler sağlanabilir.</p>
<p><strong>“Direct-to-liquid chip cooling” nedir?</strong></p>
<p>Direct-to-liquid chip cooling (Doğrudan sıvı ile çip soğutma), yapay zeka (AI) server’larda bulunan işlemci (CPU), grafik işlemci (GPU) veya yapay zeka hızlandırıcıları gibi yüksek ısı üreten çiplerin, ısıyı doğrudan bir sıvı soğutucuya aktararak soğutulması yöntemidir. Sistem en basit şekilde şu şekilde çalışmaktadır: Çipin üzerine özel bir soğuk plaka (cold plate) yerleştirilir. Bu plakanın içinden özel bir soğutma sıvısı dolaşır. Çipten çıkan ısı, doğrudan sıvıya aktarılır. Isınan sıvı sistemden uzaklaştırılır, soğutulur ve tekrar dolaşıma girer. Yani hava ile dolaylı soğutma yerine, ısı kaynağına doğrudan temas eden ve çok daha verimli bir ısı transferi sağlayan sıvı kullanılır.</p>
<p><strong>Doğrudan sıvı soğutmanın en önemli 7 kullanım alanı nedir?</strong></p>
<p>Peki, bu devrimsel teknoloji en çok hangi alanlarda kritik bir zorunluluk haline geldi. İşte, doğrudan sıvı soğutmanın en önemli 7 kullanım alanı şunlardır:</p>
<p><strong>1-Yapay zekâ (AI) fabrikaları</strong></p>
<p>Yapay zekâ fabrikaları, bildiğimiz üretim tesislerinden farklı olarak sadece “veri ve zekâ” üretir. Binlerce karmaşık yapay zekâ modelinin aynı anda eğitildiği, milyarlarca parametrenin işlendiği bu devasa tesisler, tam anlamıyla birer ısı merkezidir. Üst düzey yapay zeka çiplerinin (GPU) tam kapasite çalışabilmesi ve termal darboğaza (thermal throttling) girmemesi için, ısının milisaniyeler içinde çip yüzeyinden uzaklaştırılması gerekir. Sıvı soğutma, AI fabrikalarının kesintisiz çalışmasının ana taşıyıcısıdır.</p>
<p><strong>2- Hyperscale ve yüksek yoğunluklu büyük veri merkezleri</strong></p>
<p>Google, Microsoft, Amazon gibi teknoloji devlerinin işlettiği ve milyonlarca insanın verisini barındıran “Hyperscale” veri merkezlerinde, kabin (rack) yoğunlukları artık metrekare başına taşınamaz seviyelere ulaştı. Eskiden kabin başına 10KW olan enerji yükü, bugün 100KW’ın üzerine çıkmış durumdadır. Hava bazlı klimalarla, bu kadar dar bir alanda 100KW'lık bir ısıyı tahliye etmek fizik kurallarına aykırıdır. Doğrudan sıvı soğutma, bu merkezlerde hem alandan tasarruf sağlar, hem de soğutma için harcanan elektrik faturasını radikal bir şekilde düşürür.</p>
<p><strong>3- Mevcut veri merkezlerinin dönüşümü (retrofit öncülüğü)</strong></p>
<p>Dünyada sıfırdan veri merkezi inşa etmek, hem maliyetli, hem de zaman alıcıdır. Bu yüzden en akıllıca çözümlerden birisi, mevcut geleneksel veri merkezlerini yapay zeka çağının ihtiyaçlarına uygun hale getirmektir (Retrofit). Yerli firmanın sunduğu çip bazlı sıvı soğutma çözümleri, mevcut sunucu altyapılarına entegre edilerek, eski binaları yıkıp yeniden yapmaya gerek kalmadan onları birer modern AI üssüne dönüştürür.</p>
<p><strong>4- Süper bilgisayarlar ve gelişmiş araştırma laboratuvarları</strong></p>
<p>İklim modellemeleri, DNA dizilimi analizleri, kanser araştırmaları ve kuantum hesaplama gibi insanlığın kaderini değiştiren simülasyonlar süper bilgisayarlar (HPC) üzerinde koşar. Bu cihazlar, binlerce işlemcinin tek bir beyin gibi maksimum frekansta çalışmasını gerektirir. En ufak bir ısınma, günlerce süren bilimsel hesaplamaların çökmesine yol açabilir. Direct-to-liquid teknolojisi, bilimsel keşiflerin yarıda kalmasını önleyen en güvenilir zırhtır.</p>
<p><strong>5- Uç bilişim (Edge Computing)</strong></p>
<p>Verinin üretildiği yere (örneğin otonom araçlara, akıllı fabrikalara veya 5G baz istasyonlarına) yakın kurulan mikro veri merkezlerine "Edge Computing" deniyor. Bu sistemler genellikle klimalı, steril veri merkezi odalarında değil; tozlu, sıcak ve dar saha koşullarında çalışmak zorundadır. Dış dünyadan tamamen izole edilmiş, sızdırmaz ve doğrudan sıvı soğutmalı mikro kabinler, Edge cihazların her türlü zorlu hava koşulunda sıfır arızayla çalışmasını sağlar.</p>
<p><strong>6- Finans sektörü ve yüksek frekanslı işlemler (HFT)</strong></p>
<p>Finans dünyasında milisaniyeler, milyonlarca dolarlık kar ya da zarar anlamına gelir. “High-Frequency Trading” (Yüksek Frekanslı İşlem) yapan algoritmik ticaret sistemleri, borsadaki anlık değişimleri yakalamak için bilgisayar işlemcilerini sınırlarına kadar zorlar (overclocking). İşlemcilerin donmasını veya yavaşlamasını engellemek, finans devleri için hayati bir prestij ve nakit güvencesidir. Sıvı soğutma, finansal altyapıların en yüksek hızda, takılmadan dönmesini garanti eder.</p>
<p><strong>7- Savunma sanayisi ve askeri simülasyon uygulamaları</strong></p>
<p>Modern savunma sanayisi, savaş uçağı simülatörleri, radar sinyal işleme sistemleri, yapay zeka destekli tehdit algılama mekanizmaları ve taktik savaş oyunları için muazzam bir hesaplama gücü kullanır. Kritik askeri operasyonların simüle edildiği bu sistemlerde, donanımsal bir gecikme ya da ısınma kaynaklı performans düşüşü kabul edilemez. Ülkemizde geliştirilen çip bazlı soğutma teknolojisi, savunma sanayisinin ihtiyaç duyduğu yüksek kararlılık ve sıfır hata payı standardını eksiksiz karşılamaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-gizli-karbon-ayak-izine-yesil-cozum-91413</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekânın gizli karbon ayak izine yeşil çözüm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-kiminle-nereye-91412</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye kiminle, nereye?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kardeşlik, ittifak, menfaat</strong></p>
<p>Kardeşiz ama önceliklerimiz farklı. Müttefikiz ama aynı tehdidi görmüyoruz. Birbirimizin güvenliğine destek sözü veriyoruz ama gerektiğinde nerede ve nasıl duracağımızı tartışıyoruz. Halklar arasındaki bağın gücünü anlatırken liderler arasındaki gerilimi izliyoruz. Savaş ihtimalini kolay konuşuyoruz ama caydırıcılığın ne işe yaradığını anlamak gerekiyor.</p>
<p>Askeri ve siyasi stratejist olarak uluslararası aktif çalışmalar yürüten emekli diplomat, Hasan Aygün’le “Türkiye Kiminle, Nereye; Kardeşlik, İttifak, Menfaat” başlığı altında Azerbaycan’la ilişkileri ve Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan arasındaki Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı tartıştık:</p>
<p>NATO bu ilişkilerin neresinde duruyor? Orta Doğu’da kurulan ortaklıklar Avrupa’daki güvenlik arayışıyla nasıl birleşiyor? Türkiye’nin gördüğünü komşuları da aynı biçimde mi görüyor?</p>
<p>ABD ara seçimleriyle eş zamanlı yaptığımız bu söyleşiyi farklı eksenlerde okumak da faydalı ve gerekli. Washington’la ilişkiler, İsrail’in bölgedeki güvenliği, İran’ın geleceği, Avrupa’nın savunması…</p>
<p>Bu gürültünün içinde güvenliğin nasıl tarif edildiğini merak ediyorum:</p>
<p>- Farklı öncelikler ve karşılıklı bağımlılık üzerinden gelişen bir güvenlik anlayışı, savunma doktrininin yerini mi alıyor?</p>
<p>- Yoksa savunmanın yanına başka ihtiyaçlar mı ekleniyor?</p>
<p>- Yenidünyayı ve Türkiye’nin yerini anlatırken kullandığımız kelimeler yaşadıklarımızı karşılıyor mu?</p>
<p>Aygün, Nahçıvan ve Cidde başkonsoloslukları, Tebriz’de görev, Karabağ barış süreci ve Minsk Grubu toplantıları… NATO’da siyasi danışmanlık, kriz yönetimi, askeri kararların siyasi sonuçları üzerinde çalışmalarıyla dikkat çeken bir diplomat.</p>
<p><strong>Coğrafyayı taşıyamıyoruz</strong></p>
<p>Söyleşinin tarih ve coğrafya bölümünü önemsiyorum. Bugünkü bir açıklamayı geçmişteki ilişkilerden, bugünkü bir tercihi komşuların ihtiyaçlarından ayırınca ne kadarını anlayabiliyoruz?</p>
<p>Aygün, Azerbaycan’ı anlatırken devletleşme sürecine, İran’la ilişkilere, dinin ve siyasetin etkisine döndü. Dinî farklılıkların arkasında siyasi kontrol meselesinin bulunduğunu söyledi: Kim, kimi, ne kadar kontrol edecek?</p>
<p>Türkiye–Azerbaycan ilişkisinde yaşananları güç mücadelesi olarak okumak mı gerekir? diye sordum; “Azerbaycan’la Türkiye arasında ben bir güç mücadelesi görmüyorum” dedi. Çekişmeyi, yöneticilerin ve iki ülkenin farklı öncelikleriyle açıkladı. Aygün, 1991’den 2009’a kadar olan dönemi “balayı” diye tarif ediyor. Türkiye’den giden yatırımcılar, açılan kapılar, birbirini yeniden tanıyan toplumlar…</p>
<p>İlk önemli sarsıntıyı Türkiye’nin 2009’daki Ermenistan’la yakınlaşma girişimlerinde gördüğünü söyledi.  Protokoller, futbol diplomasisi ve Azerbaycan bayrağı etrafında yaşanan tartışmalar bu dönemin hafızasında yer alıyor. Sonrasında Türkiye’nin olaylara daha çok Ortadoğu ve Arap dünyasıyla ilişkileri üzerinden bakmaya başladığını; Azerbaycan’ın ise kendi gerekçeleriyle bu yaklaşımı paylaşmadığını anlattı.</p>
<p>Aygün’ün Nahçıvan’da görev yaptığı yıllardan aktardığı gözlemler değişimi gösteriyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından pazarını kaybetmiş üretim, ekonomik güçlükler ve Türkiye’den yürütülen destek çalışmaları… O günkü Azerbaycan’la bugünkü Azerbaycan’ın aynı koşullarda bulunmadığını hatırlattı.</p>
<p><strong>Azerbaycan nasıl var olacak?</strong></p>
<p> “Var olma” ifadesini açmasını istedim. Askeri tehditle ilişkilendirmedi; “Azerbaycan’ın ciddi bir var olma sorunu var. Var olma dediğim, hangi yolda var olmaya devam edecekler?” İran’daki Azerbaycan Türklerini, Tebriz’i, sınırın iki tarafındaki farklı ekonomik ve siyasi koşulları anlattı. Birleşme düşüncesinin yalnızca Tahran açısından hassas olmadığını; Bakü açısından da nüfus, ekonomik uyum ve siyasi ağırlık gibi sorular doğuracağını söyledi.</p>
<p>Ortak kimlikten ortak siyasi geleceğe geçişin kolaylığını sorgularken Almanya’nın birleşmesini örnek verdi. Ekonomik güce rağmen uyumun yıllar aldığına dikkat çekti.“Bir millet, iki devlet” ifadesini de bu noktada konuştuk. Sloganın hangi beklentiyi taşıdığını, iki ayrı devletin kararlarına nasıl yansıdığını sordum. Aygün’ün cevabı ulusal kimliğe döndü: “Azerbaycan’ın en büyük kavgalarından biri millet olmaya devam edebilmek.”</p>
<p>İran’dan gelen Şii ümmet yaklaşımını ve Türkiye’den bazı dinî yapılanmaların etkisini bu çerçevede değerlendiren Aygün, Nahçıvan’daki görev döneminden verdiği örneklerle dinin sınır geçişlerine, gündelik hayata ve ekonomik ilişkilere kadar uzanan etkisini anlattı.  Değerlendirmesinde Azerbaycan’ın, kendi devlet ve toplum modelini korumaya çalıştığını Türkiye’yle yakınlığını da İran’la ilişkisini de bu ihtiyaçla birlikte düşünmek gerektiğine dikkat çekmiş olmasını değerli buldum.</p>
<p><strong>Ankara’dan bakınca, Bakü’den bakınca</strong></p>
<p>İsrail konusu farklılıkları, açık seçik-kapalı adına ne derseniz deyin, iletişim olarak kapsamlı şekilde görünür kılıyor. Aygün, Azerbaycan–İsrail ilişkisini enerji, silah ve mühimmat, eğitim, istihbarat, savunma üretimi ve tarım teknolojileri üzerinden anlattı.</p>
<p>İsrail Azerbaycan’a savunma ve teknoloji alanında destek sağlıyor; Azerbaycan da İsrail açısından önemli bir enerji ortağı. İlişkinin İran’ı ilgilendiren istihbarat boyutunu ise şöyle ifade etti: “İki ülke arasında sağlıklı bir ilişki var” deyince durdurup neyi kastettiğini sordum. Uluslararası ilişkilerde “sağlıklı” kelimesinin açıklanmaya ihtiyacı var. Burada karşılıklı menfaatlerin sağlandığı bir ilişkiden söz ediyoruz. Aygün takiben “ilişkiden iki ülke de menfaat sağlıyor” diyerek ifadesini teyit etti. Söyleşide, Türkiye’nin İsrail’e yönelik tutumuyla Azerbaycan’ın İsrail ilişkileri arasındaki farkı, karşılıklı ihtiyaçları hesaba katmadan açıklamak mümkün mü? sorusunun üzerinde durdum. Türkiye’nin kendi hassasiyetlerinden hareket etmesiyle Azerbaycan’ın aynı sırayı izlemesini beklemesi arasında bir mesafe var.</p>
<p>Aygün, yönetimlerin ve medyanın dilinde görülen gerilimin halklar arasındaki ilişkinin bütünü gibi okunmasına karşı çıktı. Söyleşinin sonunda yeniden bu konuya dönerek: “Halklar arasındaki bağ o kadar kuvvetli ki yöneticiler gider, halklar kalır uzun vadede” dedi. 2009’daki kırgınlıktan sonra ilişkilerin toparlanabilmesini hatırlatarak yeniden bir düzeltme yapılabileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Üç ülke, üç ayrı tehdit</strong></p>
<p>Tartışmamızın Azerbaycan bölümünde aynı kimliğin farklı önceliklerini konuşurken Mekke bölümünde farklı önceliklerin ortak savunma taahhüdünde nasıl birleşeceğine geçtik.</p>
<p>- Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın imzaladığı anlaşma neyi değiştirecek?</p>
<p>- Bir ülkenin karşı karşıya olduğu tehlike, diğer ikisi için de aynı anlamı taşıyor mu?</p>
<p>Aygün’ün en keskin değerlendirmelerinden biri şöyle: “Aslında bu üç ülkenin bir araya oturmasında en çok hayret edilecek şey tehdit algılamaları. Tehdit algılamalarının birbiriyle en ufak bir alakası yok.”</p>
<p><strong>- Pakistan:</strong> Hindistan ilk sırada… Afganistan’dan gelen silahlı ve aşırı dinci gruplar ile Belucistan da güvenlik gündeminde. Hindistan–Pakistan çatışmasında Türkiye ve Suudi Arabistan’ın nasıl bir rol üstlenebileceğini sorguluyor.</p>
<p><strong>- Suudi Arabistan:</strong> Enerji üretimi ve taşımacılığının güvenliği, İran ve Yemen öne çıkıyor. Türkiye ile Pakistan’ın bu dosyalardaki çıkarları ve riskleri ne kadar örtüşüyor?</p>
<p><strong>- Türkiye:</strong> Terör, Suriye ve Irak’taki yapılanmalar, Doğu Akdeniz, enerji koridorları ve Kıbrıs. Pakistan ve Suudi Arabistan bu öncelikleri hangi ölçüde paylaşacak?</p>
<p>Pakistan’a yönelik bir saldırı ihtimalini örnek verdi; Hindistan’ın Keşmir üzerinden Pakistan’a girdiği bir durumda Türkiye ve Suudi Arabistan’ı orada düşünebiliyor muyuz? Yemen çevresinde Türkiye’nin askeri operasyona katılmasının getirebileceği sonuçları da sorduktan sonra, Türkiye açısından yarar ve zarar hesabının yapılması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Burada anlaşmanın işleyişine ilişkin bir ayrıntı önemli. <u>TBMM’ye sunulan teklifin gerekçesinde</u>, kolektif savunma hükmünün kendiliğinden işlemeyeceği; istişareler sonucunda mutabakatla alınacak kararlara dayanacağı belirtiliyor. Tarafların kendi anayasal yükümlülükleri, mevzuatları ve yetkili makamlarının kararları da korunuyor. Otomatik bir savaş katılımından çok, farklı önceliklerin bir saldırı karşısında nasıl ortak karara dönüşeceği söz konusu…</p>
<p><strong>Yeniden Büyük Orta Doğu Projesi mi?</strong></p>
<p>Aygün, Mekke oluşumunu değerlendirirken Büyük Orta Doğu Projesi’ni hatırlattı. Kavramın uzun süredir gündemde olduğunu, ülkeleri bir araya getirecek bir yapının ise kurulamadığını söyledi. Mekke Ortak Savunma Paktı’nı bunun ilk somut veya güncel adımı olarak mı anlamalıydık? diye sordum; “Belki ilk adımı demek cüretkâr olur. İlk adımına benziyor diyeyim” şeklinde karşılık verdi.</p>
<p>Üç ülkenin de ABD ile özel ilişkilerine dikkat çektikten sonra oluşumu, İsrail’in bölgesel güvenliği ve bu ülkelerin ABD’ye daha yakın durması ihtimaliyle birlikte değerlendirdi. Anlaşmanın arkasındaki siyasi hesabı nasıl okuduğunu gösterdiğini düşünüyorum. Kullandığı ihtiyatlı ifadeye de ayrıca dikkat çekmek istiyorum. Aygün’ün değerlendirmesi burada bitmedi. Askeri müdahale meselesini ayrı tutarak iş birliği tarafına olumlu baktığını söyleyerek beni bir anlamda şaşırttı; “Bu savunma durumunda, bir ülkeye saldırı durumunda müdahaleyi bir kenara bırakırsak onun dışındaki her şey olumlu.” Gördüğünüz gibi hiçbir şey kategorik değil…</p>
<p>Türkiye’nin savunma sanayisini, ihracat imkânlarını, ülkelerin birbirini daha iyi tanımasını ve birlikte çalışmasını sıraladı. Üç ülkenin bölgesel ağırlıklarını ve birbirini tamamlayabilecek imkânlarını önemsediğini ifade etti. Ortak üretim ve ticaretin sağlayabileceği faydayla başka bir ülkenin çatışmasına katılmanın sonuçlarını ayrı ayrı değerlendirdi.</p>
<p><strong>NATO’nun işi savaşmak mı?</strong></p>
<p>Mekke’nin NATO’yla ilişkisini sorduğumda caydırıcılık kavramına geldik. Aygün, ittifakı birlikte savaşa gitme üzerinden değerlendirmenin eksik kalacağını söyledi: “NATO’nun özelliği toplanıp bir arada savaşmaktan ziyade caydırıcılık oldu.”</p>
<p>NATO’nun karşısında somut bir güç bulunduğunu, üyelerin buna karşı birleştiğini anlattı: “O somut güce karşı birleşerek caydırıcı olduk.” Mekke oluşumuyla karşılaştırmasında ise coğrafi uzaklıkları, gelişmişlik farklarını ve tehdit algılarındaki ayrışmayı öne çıkardı.</p>
<p>Birlikte durmanın caydırıcı olabileceğini kabul ediyor; bu kadar farklı önceliklerin pratikte nasıl bir arada işleyeceğini sorguluyor. NATO’nun yeni oluşuma neden özel bir tepki vermediğini de konuştuk. Aygün, Türkiye’nin NATO içindeki yükümlülüklerinin değişmediği görüşünde. Mekke Anlaşması’nın mevcut ittifakların yerine geçmediği ve Türkiye’nin NATO hak ve yükümlülüklerini etkilemediği, TBMM’ye sunulan gerekçede de belirtti.</p>
<p><strong>Bedir neyi tamamlıyor?</strong></p>
<p>Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya arasındaki Bedir Mutabakatı’nı gözden kaçırmamak gerek. “O bir mutabakat. O sadece savunma iş birliği” diyerek niteliğini ayırdı.</p>
<p>Mekke’de konuştuğumuz saldırı halinde ortak tutum meselesiyle aynı şekilde ele almıyor. Dört ülkenin savunma alanında birlikte çalışmasını, daha geniş bir bölgesel ilişki içinde değerlendirdi: “Bu Bedir Mutabakatı’nı da aslında uzun vadede Mekke ittifakına destek verecek yan bir örgüt, yan bir örgütlenme olarak adımlardan biri sayabiliriz.”</p>
<p>Suudi Arabistan’ın bu oluşumda bulunmamasını da ayrı bir soru olarak ortaya koyduğunu dikkatinize sunmak isterim. Aygün, dinî ortaklığın geçmişte ülkelerin güçlü ve eşgüdümlü hareket etmesini sağlamadığını söyledi. Coğrafya ve çevreyle ilişkiler farklılaşıyor. Bu nedenle savunma iş birliği gibi somut bir alandaki adımı olumlu karşılıyor. Bağdat Paktı ve CENTO gibi geçmiş girişimleri hatırlatması da bu konuşmanın parçası. Bugünkü bir ortaklığın nasıl işleyeceğini düşünürken önceki deneyimlere baktığını ifade etti.</p>
<p><strong>Birbirine ihtiyaç duymak</strong></p>
<p>Karşılıklı bağımlılık kavramı, Ermenistan üzerinden de gündeme geldi. Aygün, Türkiye–Ermenistan ilişkilerindeki gelişmelerin sürmesini umduğunu söyledi. Ermenistan’ın Türkiye ile Azerbaycan arasında bir köprü olabileceğine dikkat çekti: “Çünkü Ermenistan için en önemli unsur interdependence, karşılıklı bağımlılık.”</p>
<p>Ermenistan açısından anlamını şöyle açıkladı: “Bu köprü Ermenistan için en azından güvenlik garantisi demektir. Ayrıca da ekonomik gelir demektir.” Ve İran’a ilişkin sözleri özellikle dikkat çekici: “Amerika’nın ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının İran’daki rejime bir soluk verdiğini, oksijen verdiğini düşünüyorum.” Tereddüdü de aynı derecede önemli; saldırının hedefiyle içeride yarattığı siyasi etkinin farklılaşmış olabileceğini düşünüyor.</p>
<p>Aygün’ün bölgesel değerlendirmesinde bütün ülkeler aynı noktada değil. Şöyle özetleyebilirim:</p>
<p><strong>- İran:</strong> ABD ve İsrail saldırılarının rejime nefes aldırmış olabileceğini düşünüyor. Dış saldırının, içeride baskı altındaki yönetimin durumunu değiştirdiği görüşünde.</p>
<p><strong>- Irak:</strong> Görece sakin bir tablo görüyor. Kürt bölgesinin enerji sorunlarına ayrıca değiniyor; Irak’tan yakın vadede büyük bir sorun beklemediğini söyledi.</p>
<p><strong>- Suriye:</strong> Türkiye’nin PKK ve Suriye’deki Kürt gruplarla ilişkili güvenlik dosyalarını, çözüm arayışının sürdüğü başlıklar arasında ele alıyor.</p>
<p><strong>- Kıbrıs ve Doğu Akdeniz:</strong> Kıbrıs ile enerji konularının geri planda kaldığına dikkat çekti.</p>
<p><strong>- Yunanistan:</strong> Deniz yetkileri ve diplomatik destekler üzerinden ilişkilerin farklı boyutlarını gündeme getirdi.</p>
<p><strong>- Rusya–Ukrayna, Romanya–Moldova ve Karadeniz:</strong> Avrupa’daki olası değişimler, bölgesel ilişkiler ve sivil deniz ulaşımının güvenliği üzerinde durdu. Romanya–Moldova birleşmesi gibi ihtimalleri, geleceğe ilişkin sorular olarak andı.</p>
<p><strong>Dünya Türkiye’yi neden desteklesin?</strong></p>
<p>BM Genel Sekreterliği tartışması bizi Türkiye’ye dışarıdan nasıl bakıldığı meselesine götürdü. Türkiye, BM Genel Sekreterliği rolünde Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu’nu aday gösterdi. “Türkiye’nin adayını neden desteklesin dünya? Bir de onu düşünmek lazım” diye sordu Aygün. Türkiye’nin barış ve dünya sorunlarında yapıcı, kapsayıcı bir faaliyet gösterip göstermediğinin dışarıdan nasıl değerlendirildiğine bakılması gerektiğini ilave etti ifadelerine. Destek bekleyen ülkenin kendisini başkalarının değerlendirmesiyle de düşünmesini önerdi.</p>
<p>Tüm konuların temelinde iletişim yatıyor; haber, açıklama, yorum, sosyal medya paylaşımı… Çok şey duymak, ne olduğunu anlamamızı sağlıyor mu? Aynı bilginin çoğalması, açıklanması demek değil. Tarihi ve coğrafyayı bilmeden bugünkü cümleye ne kadar anlam yükleyebiliriz?</p>
<p>Bu söyleşiyi Azerbaycan ve Mekke üzerinden açtım. Sorular ilerledikçe Türkiye’nin kendisini ve çevresini nasıl gördüğüne döndük. Güç mücadelesi derken öncelik farkına, ittifakı konuşurken caydırıcılığa, gelecek tartışmasında karşılıklı bağımlılık, kardeşlikten söz ederken menfaat, devletler arasındaki ilişkileri konuşurken halklar, savunmayı tartışırken ekonomik bağlantılar giriyor resme.</p>
<p>Yenidünyada Türkiye’nin yerini konuşmayı sürdürmeliyiz. ABD ara seçimleriyle aynı zamana gelen bu söyleşiye farklı gelişmelerin içinden yeniden bakmalıyız. Gürültünün içinde öncelikleri anlamaya, ne istediğimizi söyleyebilmeye ihtiyacımız var.</p>
<p><strong>Hasan Aygün’le önceki söyleşiler</strong></p>
<p><strong><u>NATO 3.0: Zirveden Yorum ve Değerlendirmeler</u></strong> — Hasan Aygün ve Barçın Yinanç’la NATO’nun içindeki farklılıkları, Avrupa’nın savunmasını, ABD–Türkiye ilişkilerini ve Türkiye’nin ittifaktaki yerini konuştuk.</p>
<p><strong><u>Yeni Savaş İletişimi: Önce Tweet’le, Sonra Vur — “Savaşın Dili”</u></strong> — Hasan Aygün ve Zeynep Tınaz Redmont’la savaşın nasıl adlandırıldığını, liderlerin mesajlarını ve iletişimin askeri gelişmelerle ilişkisini ele aldık.</p>
<p><strong><u>“Domuza Ruj”; Savaş mı Müdahale mi?</u></strong> — Savaş ve iletişim söyleşimizden hareketle hazırladığım yazı: Askeri güç kullanımı, seçilen kelimeler, enerji ve veri üzerinden yürüyen mücadele.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-kiminle-nereye-91412</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye kiminle, nereye? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-caginda-rekabetin-yeni-formulu-daha-fazla-uretmek-degil-daha-akilli-uretmek-91411</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ çağında rekabetin yeni formülü: Daha fazla üretmek değil, daha akıllı üretmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><span lang="RU" style="font-size: 14pt; color: black;">NAZIFE İDIL ÖZKOL</span></strong></p>
<p><strong>Ekonomik </strong><strong>r</strong><strong>ekabetin </strong><strong>y</strong><strong>eni </strong><strong>ö</strong><strong>lçütü</strong></p>
<p>Ekonomik rekabet artık yalnızca daha fazla üretmekle değil, aynı kaynaklarla daha fazla değer üretmekle ölçülüyor. Enerji verimliliği, yapay zekâ ve dijitalleşme bu dönüşümün temel unsurlarıdır.</p>
<p>Yapay zekâ; üretim planlaması, bakım, talep tahmini ve kalite kontrolünde işletmelere önemli avantajlar sağlıyor. Ancak bu teknolojilerin çalışması için elektrik, veri altyapısı, donanım ve nitelikli insan kaynağı gerekiyor. Bu nedenle yapay zekânın ekonomik katkısı, sağladığı verimlilik ile tükettiği enerji ve oluşturduğu altyapı maliyeti birlikte değerlendirilerek ölçülmeli.</p>
<p><strong>Veri </strong><strong>m</strong><strong>erkezleri ve </strong><strong>a</strong><strong>rtan </strong><strong>e</strong><strong>nerji </strong><strong>t</strong><strong>alebi</strong></p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) <em>Electricity 2024</em> raporuna göre veri merkezleri, yapay zekâ ve kripto para faaliyetleriyle birlikte 2022’de küresel elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 2’sini oluşturdu. IEA, veri merkezlerinin elektrik tüketiminin 2026’da 2022 seviyesinin iki katından fazla artarak yaklaşık 1.000 teravat saate ulaşabileceğini öngörüyor.</p>
<p>IEA’nın <em>Energy and AI</em> raporu da yapay zekâya bağlı veri merkezi talebinin bu artışta önemli rol oynayacağını belirtiyor (IEA, 2024 - 2025). Bu veriler, dijitalleşmenin enerji sistemleri üzerindeki etkisini açıkça gösteriyor.</p>
<p><strong>Sanayide </strong><strong>v</strong><strong>erimlilik ve </strong><strong>d</strong><strong>ijital </strong><strong>d</strong><strong>önüşüm</strong></p>
<p>Sanayide enerji maliyetleri, üretim giderlerinin ve rekabet gücünün önemli bir bölümünü oluşturuyor. Makinelerin enerji tüketimini ölçmek, atık ısıyı değerlendirmek, arızaları önceden tahmin etmek ve üretim planını enerji talebiyle uyumlu hale getirmek işletmelere tasarruf sağlayabilir. Yapay zekâ bu süreçlerde karar desteği sunabilir. Ancak ölçüm altyapısı yetersizse, veriler güvenilir değilse veya çalışanlar sistemi kullanabilecek bilgiye sahip değilse, teknoloji beklenen sonucu vermeyebilir. Bu nedenle dijitalleşme, insan kaynağı ve kurumsal kapasiteyle birlikte ele alınmalıdır.</p>
<p><strong>Enerji </strong><strong>d</strong><strong>önüşümünün </strong><strong>ç</strong><strong>ok </strong><strong>b</strong><strong>oyutlu </strong><strong>y</strong><strong>apısı</strong></p>
<p>Enerji dönüşümü de yalnızca daha fazla güneş ve rüzgâr santrali kurmak anlamına gelmez. Depolama, şebeke esnekliği, talep yönetimi, siber güvenlik ve enerji verimliliği de dönüşümün temel parçalarıdır. Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın yayımladığı 2024 elektrik istatistiklerine göre, 2024 yılı sonunda Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü yaklaşık 115,5 gigavat olmuş; yenilenebilir kaynakların kurulu güç içindeki payı yaklaşık yüzde 59’a ulaşmıştır. Bu oran kurulu gücü ifade eder; elektrik üretimindeki yenilenebilir payı aynı değildir. Üretilen elektriğin sisteme etkin biçimde entegre edilmesi için şebeke yatırımlarının, esneklik çözümlerinin ve depolama kapasitesinin artırılması gerekir (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2025).</p>
<p><strong>Bursa </strong><strong>i</strong><strong>çin </strong><strong>f</strong><strong>ırsatlar</strong></p>
<p>Bursa gibi sanayi kentlerinde işletmelerin enerji tüketimini düzenli ölçmesi, çatı tipi güneş enerjisini değerlendirmesi ve üretim verilerini enerji kullanımıyla karşılaştırması önemli kazanımlar sağlayabilir. Bunun için güvenilir ve karşılaştırılabilir verilere ihtiyaç vardır.</p>
<p><strong>COP31 ve </strong><strong>s</strong><strong>anayi </strong><strong>p</strong><strong>olitikası</strong></p>
<p>COP31’in 2026 yılında Türkiye’nin Antalya kentinde düzenlenmesi planlanmaktadır. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında yürütülen bu süreç, iklim hedeflerini ve uygulama araçlarını uluslararası gündemde tutacaktır. Ancak asıl başarı, bu hedeflerin üretim süreçlerine ve yatırım kararlarına yansımasıyla ölçülür. İklim politikası ile sanayi politikası birlikte tasarlanırsa enerji verimliliği, teknoloji geliştirme ve daha nitelikli üretim için fırsatlar oluşabilir (UNFCCC, COP31 Türkiye).</p>
<p><strong>Sonuç</strong><strong>;</strong></p>
<p>Sonuç olarak yapay zekâ, enerji dönüşümü ve sanayi rekabeti aynı ekonomik denklemin parçalarıdır. Kalıcı başarı, daha fazla tüketmekten değil; enerjiyi, veriyi ve insan kaynağını daha akıllı kullanmaktan geçer.</p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<ol>
<li>International Energy Agency (IEA), <em>Electricity 2024: Analysis and Forecast to 2026</em>, 2024.</li>
<li>International Energy Agency (IEA), <em>Energy and AI</em>, 2025.</li>
<li>C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, <em>Elektrik Üretim-Tüketim ve Kurulu Güç İstatistikleri</em>, 2024 verileri.</li>
<li>International Renewable Energy Agency (IRENA), <em>Renewable Capacity Statistics 2025</em>.</li>
<li>United Nations Framework Convention on Climate Change (UNFCCC), <em>COP31 Türkiye</em>, 2026 Antalya konferans bilgileri.</li>
</ol>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-caginda-rekabetin-yeni-formulu-daha-fazla-uretmek-degil-daha-akilli-uretmek-91411</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ çağında rekabetin yeni formülü: Daha fazla üretmek değil, daha akıllı üretmek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hp-is-iliskileri-endeksi-ii-kok-hucre-91410</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> HP iş ilişkileri endeksi (II): Kök hücre</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>HP’nin 2026’da küresel ölçekte dördüncüsünü gerçekleştirdiği ve iki yıldır içinde Türkiye’nin de yer aldığı İş İlişkileri Endeksi (Work Relationship Index-WRI) sonuçlarına göre, Türkiye’deki bilgi çalışanlarının yüzde 40’ı işiyle sağlıklı bir ilişki kuruyor. Bunu tersten okursanız sağlıklı bir ilişki kurmayanların oranı yüzde 60 yani çoğunluk. Bu kadar büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemde bu oranlar sanıldığı kadar felaket habercisi değil ancak bugünkü ekosistemin evrilmesiyle yeni dönemin dengelerine ayak uydurmanın da pek mümkün olmadığı aşikâr.</p>
<p>Manpower Group küresel güven endeksinin istikrarlı bir biçimde düşmesi gittiğimiz yönün doğru olmadığını gösteriyor. 2024’te 78 olan endeks, 2025’te 76’ya ve 2026’da 73’e geriliyor. Bu endekslerin en sevdiğim yanı, insanların endeks rakamlarını verirken bunun tanımladığı harekete gereken ilgiyi göstermemesi. Ben bu yöne dikkat çekmek istiyorum. Bunun etki analizini de yapmak gerekiyor. Yine ManpowerGroup sunumundaki verilere göre,</p>
<p>- Sağlıklı iş ilişkisini etkileyen başlıca alanlar ve ağırlıkları, kurumsal güven ve liderlik (yüzde 32), teknolojiye erişim (yüzde 20),</p>
<p>- Çalışan gelişimi (yüzde 19),</p>
<p>- Geleceğe hazırlık (yüzde 16) ve yapay zekâya güven (yüzde 12) şeklinde sıralanıyor. Bu veriler bile doğru takımı kurmadan maçı kazanmaya çalıştığımızı gösteren felaket bir gösterge.</p>
<p>En önemli faktör olan kurumsal güven ve liderlik erirken biz bunu ayakta tutmaya çalışıyoruz.</p>
<p>Bu noktada araştırmanın neyi yansıttığını da aktarmam gerekiyor. Bültendeki açıklama, “Üst üste dördüncü yıldır yürütülen ve HP liderliğinde dünyanın iş ile ilişkisini ölçümleyen küresel İş İlişkileri Endeksi (WRI), Ulusal Araştırma Grubu (NRG) iş birliğiyle gerçekleştirilmiştir. HP, 7 Nisan-13 Mayıs 2026 tarihleri arasında 15 ülkede 19 bin 500'den fazla masa başı çalışan ile küresel araştırmayı tamamlamıştır. Türkiye verileri ise WRI Lite metodolojisi kapsamında, Ağustos 2026 döneminde 300 masa başı bilgi çalışanı ile yapılan araştırmaya dayanmaktadır.” şeklinde.</p>
<p>ManpowerGroup Türkiye Genel Müdürü Feyza Narlı’ya sahnedeyken sorduğum CxO problemi sorusu benim açımdan kilit önemdeydi. Yapay zekâ ajanlarının belirlediği Agentic AI dünyasında en önemli sorunu yeteneğe erişim olarak gören, bunu yapay zekâ ajanları ile kapatmayı düşünmeyen, değişim yol haritasını belirleyemeyen ve önceliklerini belirleyecek kadar kendi iş gücünü tanımayan C-level yöneticilerin bu işi nasıl kıvıracağını sordum. Aldığım yanıt, bu konuda belirli bir başarı formülü olmadığı için bu yöneticilerin yaparak öğrenmelerine dayanan bir çözümü yansıtıyordu. Aynı zamanda yönetim kurulu olamayan şirket denemelerini de yakından izlediklerini söyleyen Narlı’yı doğru formül arayışında başarıya çok açık bir pozisyonda buldum. Daha sonra ayaküstü sohbette, formülasyonlarının açığının bugünkü oyuncular üzerine kurulması olduğunu söyledim ve çarenin bu yazının da başlığında yer alan kök hücrelere dayanan yeni yapılar kurmak olduğunu söyledim. Biz hâlâ ağır hasta bünyeleri tedavi etmeye çalışmakla uğraşıyoruz ve elimizde yüzyıllara dayanan birikimle bunu yapabildiğimiz için bunda ısrar ediyoruz.</p>
<p>Bu kimi zaman tedavi kimi zaman organ nakli gibi araçların kullanıldığı bir tedavi süreci ve hasta dahil herkese çok fazla acı çektiriyor. Ancak bu acının ücretinin ödenmesi, bu tedavi araçlarını ve kurumlarını finanse ederek yaşamayı hâlâ cazip gösteriyor.</p>
<p>Hâlbuki yönetim kurullarını ve kurumsal yönetim yapılarını yeni normale adapte etmenin aşırı ağır yükünü karşılamak yerine daha şekillenmemiş gençleri ve yapay zekâyı kök hücre gibi kullanarak yeni organlar inşa etmek gerekiyor. Bunu şu andaki yöntemden ve oyunculardan vazgeçmeden yapmamız mümkün değil. Kök hücre modeli şu anda biyoteknoloji ve tıp alanında uygulanıyor ancak biz iş dünyasına hâlâ sağlıklı beslenme ve egzersiz ya da ilaç tedavisi öneriyoruz. Bu faslı daha uzatmadan yapay zekânın şekillendirdiği bu dünyayı yapay zekâ ile ele alarak bir model için zemin oluşturayım.</p>
<p><strong>Yapay zekânın dayanılmaz ağırlığı</strong></p>
<p>Öncelikle endeks çalışmasındaki yapay zekâ ile ilgili göstergeleri ayrıştırayım.</p>
<p>Türkiye’deki bilgi çalışanları, yapay zekâyı (AI) iş akışlarına entegre etme konusunda küresel ortalamanın önüne geçiyor:</p>
<p>- Türkiye'de çalışanların yüzde 65’i yapay zekâyı günlük veya haftalık olarak kullanıyor.</p>
<p>- Günlük AI kullanımı 2025 yılına göre büyük bir sıçrama yaparak yüzde 24’ten yüzde 43’e yükselmiş durumda. Yapay zekâ kullanmayanların oranı ise 9 puan azalarak yüzde 11’e geriledi.</p>
<p>- Türkiye’de her 10 bilgi çalışanından 4’ü (yüzde 40’tan fazlası) otonom iş süreçlerini destekleyen Yapay Zekâ Ajanları (Agentic AI) teknolojilerinden yararlanıyor.</p>
<p>Burada Agentic AI kullanıcıları ile Türkiye’de işiyle sağlıklı bir ilişki kuran bilgi çalışanlarının yüzde 40’lık oranının aynı olduğuna dikkatinizi çekerim.</p>
<p>Belirsizlik ve ekonomik dinamiklere rağmen Türkiye'deki bilgi çalışanları teknoloji ve yapay zekâyı net bir iyimserlik kaynağı olarak görüyor; her 10 çalışandan 8’i teknoloji ve yapay zekânın çalışma yaşamı üzerindeki etkisini iki yıl öncesine kıyasla daha olumlu değerlendiriyor.</p>
<p>İş İlişkileri Endeksi puanını etkileyen temel unsurların başında liderliğe duyulan güven ve teknolojik imkânlar geliyor. Ancak araştırmaya göre yapay zekâ adaptasyonunda en büyük engel iletişim kopukluğu:</p>
<p>Türkiye’deki bilgi çalışanlarının yalnızca yüzde 16’sı kurumlarının yapay zekâ ve yeni teknolojilerin iş rollerini nasıl etkileyeceği konusunda net bir iletişim kurduğunu düşünüyor. (Bu oran dünya genelindeki şirket liderlerinde yüzde 64, BT karar vericilerinde yüzde 63 seviyesinde).</p>
<p>Bu liste bu şekilde uzuyor. Gemini’dan bizim için ana başlıkları çıkarmasını istediğimde şu listeyi veriyor.</p>
<p>Sunulan dokümanlarda yapay zekâya (AI) atıfta bulunulan cümleler ilgili kaynak numaralarıyla birlikte şu şekildedir:</p>
<p>- Çeşitli veri ve dönüşüm mesajlarının ele alındığı bölümde, iş yerinde düzenli yapay zekâ kullanan çalışanların oranına yer verilmiştir.</p>
<p>- WRI küresel etken analizi kapsamında "Yapay zekâya güven" alanı sağlıklı iş ilişkisini etkileyen başlıca alanlar arasında listelenmiştir.</p>
<p>- Yapay zekânın günlük işin doğal bir parçası haline geldiği ve benimseme hızının arttığı vurgulanmıştır.</p>
<p>- HP Türkiye'de şirketinin yapay zekânın rollere etkisini açık anlattığını söyleyen bilgi çalışanlarının oranı ile yapay zekânın rolünü dönüştüreceğine ilişkin kaygı duyan küresel çalışan oranları paylaşılmıştır.</p>
<p>- Yapay zekâyı ölçeklemede gelişim alanları arasında maliyet optimizasyonu, veri güvenliğinin güçlendirilmesi ve beceri geliştirme ihtiyacı yer almıştır.</p>
<p>- Yapay zekânın rol değişimlerine etkisinin açık anlatılması ve yapay zekâ okuryazarlığının yaygınlaştırılması gerektiği belirtilmiştir.</p>
<p>- Türkiye'deki bilgi çalışanlarının yapay zekayı günlük iş akışlarına dahil etme oranlarındaki artış ve YZ ajanlarından yararlanma oranları aktarılmıştır.</p>
<p>- Yapay zekâ yetkinliği ile özgüven arasındaki ilişki, "Yapay zekânın nerede bittiğini ve kendi muhakememin nerede başladığını anladığımdan eminim" ifadesiyle değerlendirilmiştir.</p>
<p>- Çalışanların teknoloji ve yapay zekâyı bir iyimserlik kaynağı olarak gördüğü ifade edilmiştir.</p>
<p>- Kurumların yapay zekâ konusunda kurduğu iletişimin çalışanlarca yeterli bulunmadığına ve bu durumun yeni bir liderlik sınavı haline geldiğine dikkat çekilmiştir.</p>
<p>- Şirketlerin yapay zekâ çalıştırmak için yeni ve yükseltilmiş bir bilgisayar sağlayıp sağlamadığı sorgulanmıştır.</p>
<p>- İş gücünü güçlendirmek için yapay zekânın üretken yapay zekâdan yapay zeka ajanları kullanımına geçecek şekilde aktif olarak konumlandırılması gerektiği vurgulanmıştır.</p>
<p>- Türkiye'de günlük yapay zekâ kullanımının yükseldiği, çalışanların önemli bir kısmının otonom iş süreçlerini destekleyen yapay zekâ ajanlarından yararlandığı ve bu teknolojinin bir iyimserlik kaynağı olarak görüldüğü belirtilmiştir.</p>
<p><strong>Liderlerin ve organizasyonların yeni şekli</strong></p>
<p>Gemini ile ele aldığımız bir sonraki konu, liderlerin ve organizasyonların neye dönüşmesi gerektiği. Yapay zekâdaki hızlı gelişmeler, iş dünyasında geleneksel liderlik kalıplarını kökten değiştirmekte ve liderlerden çok yönlü bir yaklaşım beklemektedir. Sunulan dokümanlar ve güncel iş gücü trendleri çerçevesinde, yapay zekânın yeni liderlik anlayışını şekillendirme biçimleri şu unsurlar etrafında şekillenmektedir:</p>
<p><strong>Şeffaf iletişim ve güven inşası</strong></p>
<p>i) Yapay zekânın ve otomasyonun çalışanların rollerini nasıl etkileyeceğine dair açık bir iletişim kurmak, yeni dönemin en kritik liderlik sınavıdır.ii) Çalışanların belirsizlik ve kaygılarını hafifletmek için liderlerin görünür olması ve teknolojinin yönünü şeffaflıkla paylaşması gerekir.</p>
<p><strong>- Teknolojiyi insanla birlikte tasarlamak (İnsan + AI odaklı yaklaşım)</strong></p>
<p>i) Liderler, yapay zekâyı yalnızca maliyeti düşüren veya anlık verimlilik sağlayan bir araç olarak değil; iş süreçlerinin, rollerin ve ekiplerin yeniden tasarımını sağlayan stratejik bir unsur olarak konumlandırmaktadır.</p>
<p><strong>- Beceri odaklı gelişim ve dönüşüm kültürü</strong></p>
<p>i) Geleneksel dikey terfi modellerinin yerini, çalışanların sürekli öğrenmesini, yapay zeka okuryazarlığını ve aktarılabilir yetkinliklerini (transferable skills) destekleyen bir liderlik anlayışı almaktadır.</p>
<p><strong>- İstikrar yerine uyum yeteneğini (Adaptasyon) geliştirmek</strong></p>
<p>i) Başarıyı belirsizlikleri tamamen ortadan kaldırmak üzerine kurmak yerine, değişimi "yeni normal" olarak benimseyen, çalışanların dönüşüme hızlı reaksiyon göstermesini destekleyen esnek bir yönetim modeli benimsenmektedir.</p>
<p><strong>- Dijital çalışma deneyimini ve esenliği desteklemek</strong></p>
<p>- BT karar vericileriyle proaktif bir şekilde çalışarak çalışanlara en güncel donanımları, yapay zekâ uyumlu bilgisayarları ve dijital çalışma deneyimi (DEX) çözümlerini sunmak, modern liderliğin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir.</p>
<p>Geleceğin kazanan liderleri; teknolojinin hızını, insanın uyum gücü, şeffaf iletişim ve sürekli gelişim potansiyeliyle birleştirebilenler arasından çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Yetenek bulamayan CEO’ların analizi</strong></p>
<p>Agentic AI (Yapay Zeka Ajanları) çağında yeteneğe erişim sorunu yaşayan şirket liderlerinin yaklaşımı, modern yönetim teorisi ve mevcut pazar verileri ışığında ele alındığında iki yönlü bir tablo ortaya koymaktadır. Bu durumu liderlik seviyesi ve vizyonu açısından şu şekilde değerlendirebiliriz:</p>
<p><strong>- Statik yetenek havuzu algısına takılıp kalma (geleneksel yaklaşım)</strong></p>
<p>i) Liderlerin önemli bir kısmı (örneğin Türkiye'deki işverenlerin %78'inin yetenek erişiminde güçlük yaşaması), sorunu yalnızca "piyasada hazır nitelikli insan kalmadı" şeklinde okumaktadır. Bu durum, liderliğin geleceğin rollerini öngörme ve mevcut iş gücünü dönüştürme konusunda reaktif (tepkisel) kaldığını gösterir.</p>
<p><strong>- Proaktif dönüşüm ve ekosistem tasarımı eksikliği</strong></p>
<p>i) Agentic AI gibi otonom teknolojilerin iş süreçlerine hızla dahil olduğu bir dönemde, liderlerin hâlâ geleneksel işe alım metotlarına güvenmesi, stratejik planlama yetersizliğine işaret eder. Liderler, teknolojiyi iş gücünün ikamesi olarak görürken, içerideki insan sermayesini yeni becerilerle (upskilling) donatma sorumluluğunu kısmen göz ardı etmektedir.</p>
<p><strong>- Teknolojik donanım ile insan yetkinliğini bütünleştirememe</strong></p>
<p>i) Raporlar, şirketlerin yarısının hâlâ çalışanlarına yapay zekayı verimli çalıştıracak temel donanımları sunmakta yetersiz kaldığını göstermektedir. Liderler "yeteneğe erişemiyoruz" derken, aslında ellerindeki mevcut çalışanlara doğru dijital çalışma deneyimini (DEX) ve araçları sağlayamayarak potansiyeli kısıtlamaktadır.</p>
<p><strong>- İletişim ve güven krizini yönetememe</strong></p>
<p>i) Yapay zekânın rolleri nasıl dönüştüreceği konusunda şeffaf bir iletişim kuramayan liderler (çalışanların yalnızca %16'sı iletişimi net buluyor), kurum içinde kaygı ve güvensizlik yaratmaktadır. Bu güven eksikliği, yeteneği elde tutmayı ve mevcut çalışanların adaptasyon hızını doğrudan düşürmektedir.</p>
<p>Sonuç olarak; Agentic AI çağında yeteneğe erişim sorunu bildiren liderlerin liderlik seviyesi, "teknolojiyi hızlı kuran ancak insan dönüşümünü geriden takip eden" bir konjonktürde sıkışıp kalmıştır. Geleceğin başarılı liderleri, dışarıdan hazır yetenek aramak yerine; teknolojinin hızını çalışanların uyum gücü, sürekli öğrenme kültürü ve şeffaf liderlikle birleştirebilen vizyoner profillerden oluşacaktır.</p>
<p><strong>Ve son olarak, kök hücre konusu</strong></p>
<p>Kök hücre biyolojisi ile yatay şirket organizasyonları arasında son derece güçlü ve açıklayıcı bir benzerlik (analoji) kurulabilir. Her iki kavram da merkeziyetçi olmayan esneklik, adaptasyon yeteneği ve durumun gereksinimine göre şekil alma (diferansiyasyon) esasları üzerine kuruludur.</p>
<p>Bu paralellik beş temel başlık altında ele alınabilir:</p>
<p><strong>- Pluripotens (çok yönlülük) ve çapraz beceri (Cross-Functional)</strong></p>
<p>i) Kök Hücre: Henüz belirli bir dokuya dönüşmemiş kök hücreler, vücudun ihtiyacına göre kas, sinir veya kan hücresine dönüşme potansiyeline sahiptir.</p>
<p>ii) Yatay organizasyon: Hiyerarşik ve katı unvanların aksine, çalışanlar tek bir göreve hapsolmaz. İhtiyaca göre farklı projelere, disiplinler arası rollere ve problem çözme süreçlerine hızla uyum sağlayabilirler.</p>
<p><strong>- Çevreye göre farklılaşma (Mikroçevre / Niş Uyumluğu)</strong></p>
<p>i) Kök Hücre: Kök hücrelerin hangi doku hücresine dönüşeceğini içinde bulundukları mikroçevre (stem cell niche) ve çevrelerinden aldıkları kimyasal sinyaller belirler.</p>
<p>ii) Yatay Organizasyon: Takımlar ve çalışanlar, sahadan ve pazardan gelen anlık geri bildirimlere (çevresel sinyallere) göre biçimlenir. Merkezi bir otoritenin emrini beklemek yerine, problemin doğasına göre kendilerini konumlandırırlar.</p>
<p><strong>- Rejenerasyon ve kendi kendini yenileme (Self-Renewal)</strong></p>
<p>i) Kök hücre: Dokularda bir hasar oluştuğunda kök hücreler derhal bölünerek ve farklılaşarak hasarlı bölgeyi onarır.</p>
<p>ii) Yatay organizasyon: Piyasadaki bir kriz veya operasyonel bir aksaklık durumunda, bürokratik onay mekanizmalarına takılmadan otonom hareket eden ekipler doğrudan müdahale ederek organizasyonu yeniler ve korur.</p>
<p><strong>- Merkezi olmayan iletişim şebekesi (Decentralized Signaling)</strong></p>
<p>i) Kök hücre: Hücreler arasındaki koordinasyon yukarıdan aşağıya tek bir emir komuta zinciriyle değil, komşu hücrelerin birbirine gönderdiği sinyal molekülleriyle (parakrin sinyalleşme) yürür.</p>
<p>ii) Yatay organizasyon: Karar alma ve bilgi akışı üst yönetimden aşağıya dikte edilmez; departmanlar ve çalışanlar yatay düzlemde, doğrudan iletişim ve şeffaf bilgi paylaşımı kanallarıyla hizalanır.</p>
<p><strong>- Kök hücre havuzu ve iç kaynak esnekliği</strong></p>
<p>i) Kök hücre: Vücut, gelecekteki olası hasarlara karşı rezerv olarak farklılaşmamış kök hücre stokları tutar.</p>
<p>ii) Yatay organizasyon: Şirketler, değişen stratejik hedeflere göre hızla yeniden yapılandırılabilecek "aktarılabilir yetkinliklere" (transferable skills) ve esnek yetenek havuzlarına odaklanır.</p>
<p>Kısacası; hiyerarşik yapıları organlara (karaciğer, kalp gibi sınırları ve işlevleri kesin olarak çizilmiş yapılara) benzetirsek, yatay organizasyonel yapıları bu organların ihtiyaç duydukça beslendiği ve dönüştüğü kök hücre ekosistemine benzetebiliriz. Her ikisinde de başarının sırrı, katı yapılarda değil, organizmanın hayatta kalmasını sağlayan esneklik ve adaptasyon gücündedir.</p>
<p>Bunun üzerine ne denir?</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hp-is-iliskileri-endeksi-ii-kok-hucre-91410</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ HP iş ilişkileri endeksi (II): Kök hücre ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bilincli-adimlar-guvenli-yarinlar-programi-cocuklarda-afet-bilinci-gelistirmeyi-hedefliyor-91409</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bilinçli Adımlar, Güvenli Yarınlar&#039; programı çocuklarda afet bilinci geliştirmeyi hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı</strong> <strong>(TEGV)</strong> ve <strong>Allianz Türkiye</strong> iş birliğiyle Allianz Teknik danışmanlığında hayata geçirilen “Bilinçli Adımlar, Güvenli Yarınlar” programı, büyük bir başarıyla yola devam ediyor. 7 ila 14 yaş aralığındaki çocukların afet bilincini geliştirmeyi amaçlayan proje, kapsamlı bir sosyal sorumluluk girişimi olarak öne çıkıyor. </p>
<p>Geçtiğimiz hafta Allianz Teknik Deprem ve Yangın Test ve Eğitim Merkezi’nde Allianz Teknik &amp; Risk Mühendisliği Kıdemli Direktörü Dr. Ceyhun Eren, Allianz Türkiye Kurumsal İletişim Kıdemli Müdürü Pınar Yurtsever, Allianz Türkiye Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Kıdemli Uzmanı Beyza Koç, TEGV İş Geliştirme Müdürü İpek Uralcan, TEGV Proje Yönetimi Uzmanı Kübra Kara Eminoğlu, TEGV Kurumsal İletişim Uzmanı Ece Özinç’le buluştuk ve projenin ayrıntılarını dinledik. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec0f84124ad-1793855364.jpg" alt="" width="500" height="505" />Allianz Grubu desteğiyle 2019 yılında 35 milyon liralık yatırımla hayata geçirilen Allianz Teknik deprem, yangın ve iklim kaynaklı risklere karşı toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla kurulan bir yapı. Türkiye’de uluslararası akreditasyon standartlarına uygun ilk ve tek akredite deprem laboratuvarı olarak hizmet veriyor. Aynı zamanda ülkemizde yangına tepki testleri yapma yetkisine sahip 3 akredite kurumdan biri. Allianz Teknik’te işletmelerin yeşil dönüşümlerinde onlara destek olmak için ‘Çevre ve İklim Değişikliği Hizmetleri’ birimi de bulunuyor.</p>
<p>Merkez bünyesinde endüstriye yönelik uluslararası standartlarda deprem ve yangın testleri gerçekleştiriliyor.  Aynı zamanda akademik çalışmaları destekliyor, danışmanlık hizmetleri veriliyor ve toplumun farklı kesimlerine yönelik eğitim programları düzenleniyor. Bir eğitim ve farkındalık merkezi olarak da hizmet veren Allianz Teknik bugüne kadar 10 binden fazla ziyaretçiyi ağırlamış. </p>
<p>“Bilinçli Adımlar, Güvenli Yarınlar” programı da bu eğitimler arasında bulunuyor. Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından başlatılan çalışma,  yüz yüze kısa etkinlikler, özel olarak tasarlanan kutu oyunları ve Allianz Teknik Deprem ve Yangın Test ve Eğitim Merkezi gezileri sayesinde çocuklara güvenli davranış modellerini aşılamayı hedefliyor. </p>
<p>Programın temel omurgasını oluşturan Allianz Teknik, çocuklara uluslararası standartlarda akredite edilmiş laboratuvarlarda simülasyonlar ve uygulamalı eğitimler sunarak deprem mekanizmasını somut bir şekilde kavratmasına imkân sağlıyor. Sahadaki çalışmaların yanı sıra hayata geçirilen web sitesi ve yakında yayınlanacak dijital oyun, projenin erişim alanını genişletilmesi planlanıyor. </p>
<p><strong>Teknik deprem ve yangın test ve eğitim merkezi</strong></p>
<p>Yapılan ölçme ve değerlendirme sonuçlarına göre, etkinlikler sonrasında çocukların doğru davranış bilgisi oranı <strong>%72’den %95’e</strong> yükseldi. Başlangıçtan bugüne 32 ilde yer alan 74 TEGV etkinlik noktasında <strong>3.687 gönüllünün</strong> desteğiyle <strong>95.000’den fazla çocuğa</strong> ulaşıldı.</p>
<p>30 ildeki 277’den fazla okulda <strong>48 bin çocuğa</strong> eğitim verildi ve bu okullara kutu oyunları hediye edilmiştir. Allianz Teknik Deprem ve Yangın Test ve Eğitim Merkezi’ni bugüne kadar <strong>682 çocuk</strong> ziyaret etti. </p>
<p>Uygulamalı kısa süreli etkinlikler, eğitici kutu oyunu ve Allianz Teknik gezileri (fiziksel ve çevrim içi) aracılığıyla üç yıllık süreçte toplam <strong>135 bin çocuğa</strong> ulaşılması hedefleniyor. </p>
<p><strong>Bilinçli adımlar, güvenli yarınlar kutu oyunu </strong></p>
<p>Proje için özel olarak tasarlanan ve afet hazırlık süreçlerini çocukların günlük yaşantılarıyla ilişkilendiren oyunlaştırılmış bir eğitim içeriği bulunuyor. Çocukların gelişim düzeylerine uygun olarak tasarlanan oyunda, mahalle görünümünde bir oyun tahtası var.  Çocuklar bu tahtada ilerlerken bilgi ve sürpriz kartları yardımıyla afet çantasını doldurmaya çalışıyorlar. Oyunlar TEGV etkinlik noktalarında gönüllüler eşliğinde uygulanıyor.  Okul çalışmaları kapsamında işbirliği yapılan okullara oyunlar hediye ediliyor. TEGV Dükkan üzerinden  satışa sunulan ürünün satışından elde edilen tüm gelir, çocukların nitelikli eğitim desteği alabilmesi için TEGV’e aktarılıyor.</p>
<p><strong>Yüzyüze etkinlikler</strong></p>
<p>TEGV etkinlik noktalarında ve kapsayıcılığı sağlamak amacıyla uzak köy okullarında uygulamalı olarak kısa süreli yüz yüze afet farkındalık etkinlikleri de yürütülüyor.   Eğitim sürecinde videolar, tatbikatlar, eğitsel oyunlar, ev görselleri, mıknatıslı panolar ve deprem anında yapılması gereken doğru davranışları çocuklara öğreten “Çök Kapan Tutun” şarkısı gibi etkileşimli materyallerden yararlanılıyor.</p>
<p>Çocuklara öncelikle doğa olayları ile doğal afetler arasındaki fark anlatılıyor. Ev görselleri ve mıknatıslı panolar aracılığıyla evlerdeki yapısal olmayan riskler ve sabitlenmesi gereken eşyalar çocuklara tanıtılıyor. Doğru davranış ve tatbikatları anlamaları için “Çök-Kapan-Tutun” hareketinin ne olduğu ve nasıl uygulanacağı öğretilerek pratik tatbikatlar gerçekleştiriliyor. Afet çantası hazırlığı gibi temel kazanımlar, “çök kapan tutun şarkısı” eşliğinde eğlenceli ve kalıcı bir şekilde pekiştiriliyor.</p>
<p><strong>Teknik geziler</strong></p>
<p>Çocukların afet bilincini uygulamalı ve bilimsel bir ortamda pekiştirmeleri amacıyla çalışmalar  düzenleniyor.  Bugüne kadar İstanbul’da toplam 682 çocuk Allianz Teknik Allianz Teknik Deprem ve Yangın Test ve Eğitim Merkezi’ni ziyaret etti. Uzmanlar rehberliğinde merkezdeki test duraklarını deneyimlediler. Gerçek deprem deneyimi sunan simülatörleri, fay kırılımı ve zemin yapısı modüllerini ve Lego sarsma masalarını inceleyerek depremin mekanizmasını somut olarak gördüler.Yangın algılama sistemlerinin çalışma prensiplerini ve yangın kaçış simülasyonlarını gözlemleyerek bütüncül bir güvenlik bilinci edinme imkanı buldular. </p>
<p>İstanbul dışındaki TEGV etkinlik noktalarında bulunan çocuklar için dijital/çevrim içi ziyaretler düzenleniyor. Çocuklar, videolar aracılığıyla merkezde yürütülen testleri ve simülasyonları izleyip sorularını uzmanlara iletebiliyorlar.  </p>
<p><strong>Bilinçli adımlar, güvenli yarınlar artık dijital ortamda</strong></p>
<p>Projenin web sitesi ve dijital e-oyun uygulaması çok yakında çocuklarla buluşacak. Dijital platform; yüz yüze eğitimleri, kutu oyununu ve çevrim içi uygulamalardan oluşan programı aynı ekosistemde buluşturarak afet bilincinin sürdürülebilir ve yaygın bir şekilde devam etmesini destekliyor. e- oyun ile çocuklar yaş ve gelişim düzeylerine uygun etkileşimli içerikle afet farkındalığını geliştirebilecekler. Eğitim programı, kutu oyunu, saha uygulamaları ve güncel haberler sitede düzenli olarak paylaşılacak. Sahada üretilen tüm eğitim içerikleri ve elde edilen çıktılar tek bir çatı altında toplanmış olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bilincli-adimlar-guvenli-yarinlar-programi-cocuklarda-afet-bilinci-gelistirmeyi-hedefliyor-91409</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/9/1280x720/56858-1793855351.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Bilinçli Adımlar, Güvenli Yarınlar&#039; programı çocuklarda afet bilinci geliştirmeyi hedefliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/20263-gecici-vergi-doneminde-uygulanabilecek-yeniden-degerleme-91408</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2026/3. Geçici vergi döneminde uygulanabilecek yeniden değerleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>15 Ocak 2026 tarihli EKONOMİ Gazetesinde yayınlanan yazımızda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; 26 Ekim 2021 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7338 sayılı <strong>“Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”</strong>un 31. maddesiyle Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298’inci maddesine eklenen <strong>(ç)</strong> fıkrası ile; <strong>enflasyon düzeltmesi yapma şartlarının gerçekleşmediği hesap dönemlerinin sonu itibarıyla</strong>, bilançolara dahil bulunan <strong>amortismana tabi iktisadi kıymetler</strong>in <em>(bu niteliklerini korudukları müddetçe sat-kirala-geri al işlemine veya kira sertifikası ihracına konu edilenler hariç)</em> ve bunlar üzerinden ayrılmış olup bilançoların pasifinde gösterilen amortismanların anılan maddede belirtilen şartlar doğrultusunda <strong>yeniden değerlenebilmesine imkân tanınmıştır.</strong></p>
<p>Anılan yasal düzenlemeler uyarınca, <strong>2026 yılında da </strong>(gerek 2026 yılı geçici vergi dönemlerinde gerekse yıllık beyannameye ilişkin kazancın tespitinde) <strong>bu imkân kullanılabilmekte ve istenirse bu kapsamda yeniden değerleme yapılabilmektedir.</strong></p>
<p>Yapılan bu düzenlemelere göre;</p>
<p><strong>Tam mükellefiyete tabi</strong> ve <strong>bilanço esası</strong>na göre defter tutan</p>
<p>- Kollektif, adi komandit ve adi şirketler de dâhil olmak üzere ferdi işletme sahibi <strong>gelir vergisi mükellefleri</strong> ile</p>
<p>- <strong>Kurumlar vergisi mükellefleri</strong></p>
<p><em>(münhasıran sürekli olarak işlenmiş; altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden ve bu nedenle devamlı olarak enflasyon düzeltmesi yapanlar ile kayıtlarını Türk para birimi dışında başka bir para birimiyle tutmalarına izin verilenler hariç)</em> bilançolarına kayıtlı <strong>amortismana tabi iktisadi kıymetlerini</strong> (sat-kirala-geri al işlemine veya kira sertifikası ihracına konu edilen taşınmaz ve iktisadi kıymetler hariç) yeniden değerleme hakkına sahip bulunmaktadırlar.</p>
<p>Anılan yeniden değerleme, <strong>cari yıla ilişkin olarak yapılabilecek yeniden değerleme olup</strong>, yeniden değerleme yapılırken <strong>o cari yıla ait olan yeniden değerleme oranı kullanılacaktır</strong>. <strong>Yeniden değerleme oranı ise</strong>, yeniden değerleme yapılacak yılın Ekim ayında (Ekim ayı dahil) bir önceki yılın aynı dönemine göre Devlet İstatistik Enstitüsünün Toptan Eşya Fiyatları Genel Endeksi’nde meydana gelen ortalama fiyat artış oranıdır ve bu oran Hazine ve Maliye Bakanlığınca Resmî Gazete ile ilân edilmektedir. Kendilerine <strong>özel hesap dönemi</strong> tayin olunan mükelleflerin yapacakları yeniden değerlemede, <strong>özel hesap döneminin başladığı takvim yılına ait oran</strong> esas alınacaktır. <em>(Geçici vergi dönemleri itibarıyla yapılacak değerlemede esas alınacak yeniden değerleme oranı, bir önceki yılın Kasım ayından başlamak üzere; 3, 6 ve 9’uncu aylarda bir önceki 3, 6 ve 9 aylık dönemlere göre Türkiye İstatistik Kurumu’nun Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksinde meydana gelen ortalama fiyat artış oranı esas alınmak suretiyle belirlenir.) </em><strong>2026 yılı 3. Geçici vergi dönemi </strong>için belirlenen yeniden değerleme oranı Kurumlar Vergisi Kanunu 74 Nolu Sirküler ile <strong>%19,64 (yüzde ondokuz virgül altmış dört) </strong>olarak tespit edilmiştir. Dolayısıyla, <strong>2026 yılı 3. Geçici vergi dönemi sonu itibariyle yapılacak yeniden değerlemede bu oran kullanılacaktır. </strong><strong><em>(Ancak, 2026 yılının ilk ya da ikinci geçici vergi döneminde yeniden değerleme yapılmışsa</em></strong><em>, yeniden değerlenmiş iktisadi kıymetleri bu oranla yeniden değerlemek <strong>mükerrerliğe yol açar</strong>. Bu nedenle, 2026 yılında yapılmış yeniden değerlemeler yokmuş gibi, <strong>2025 yılı sonu değerlerini</strong> baz alarak bu oranla hesaplama yapmak ve kayıtlarda yer alan değerlerle aradaki farkları kayıtlara ilave etmek gerekecektir.)</em></p>
<p>Uygulamaya ilişkin<strong> diğer önemli hususlar </strong>ise şöyledir:</p>
<p>- İktisadi kıymetlerin maliyet bedellerine eklenmiş bulunan (iktisadi kıymetlerin aktifleştirildiği hesap dönemine ilişkin olanlar hariç) kur farkları ve kredi faizleri (bunlara isabet eden amortismanlar dâhil) yeniden değerleme kapsamına girmez.</p>
<p>- Yeniden değerlemede, iktisadi kıymetlerin ve bunlara ait amortismanların, Vergi Usul Kanununda yer alan değerleme hükümlerine göre tespit edilen ve <strong>değerlemenin yapılacağı hesap dönemi sonu itibarıyla</strong> yasal defter kayıtlarında yer alan değerleri dikkate alınır. Amortismanın herhangi bir yılda yapılmamış olması durumunda, yeniden değerlemeye esas alınacak tutar bu amortismanlar tam olarak ayrılmış varsayılarak belirlenir.</p>
<p>- İktisadi kıymetlerin yukarıdaki şekilde tespit edilen değerleri ve bunlara ilişkin amortismanların, yeniden değerlemenin yapılacağı hesap dönemine  ait olan yeniden değerleme oranı ile çarpılması suretiyle yeniden değerleme sonrası değerleri bulunur.</p>
<p>- Yeniden değerleme neticesinde iktisadi kıymetlerin değerinde meydana gelen <strong>değer artışı,</strong> yeniden değerlemeye tabi tutulan iktisadi kıymetlerin her birine isabet eden değer artışı ayrıntılı olarak görünecek şekilde, <strong>bilançonun pasifinde özel bir fon hesabında gösterilir.</strong> Değer artışı, iktisadi kıymetlerin yeniden değerleme sonrası ve yeniden değerleme öncesi net bilanço aktif değerleri arasındaki farktır. Net bilanço aktif değeri, iktisadi kıymetlerin bilançonun aktifinde yazılı değerlerinden, pasifte yazılı amortismanların tenzili suretiyle bulunan değeri ifade eder. İktisadi kıymetler için amortismanın herhangi bir yılda yapılmamış olması durumunda söz konusu değer, bu amortismanlar tam olarak ayrılmış varsayılarak belirlenir.</p>
<p>- İktisadi kıymetlerini bu fıkra kapsamında yeniden değerlemeye tabi tutan mükellefler bu kıymetlerini, <strong>yeniden değerleme sonrasında bulunan değerleri üzerinden amortismana tabi tutmaya devam ederler.</strong> Yeniden değerlemeye tabi tutulanların her birine isabet eden değer artışları ile bunların hesap şekilleri amortisman kayıtlarında ayrıntılı olarak gösterilir.</p>
<p>- Ortaya çıkacak <strong>değer artışları üzerinden vergi ödenmez</strong>. <strong>Ancak,</strong> pasifte özel bir fon hesabında gösterilen değer artışı tutarının, sermayeye ilave edilme dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen kısmı, bu işlemin yapıldığı dönem kazancı ile ilişkilendirilmeksizin bu dönemde gelir veya kurumlar vergisine tabi tutulur. Sermayeye eklenen değer artışları, ortaklar tarafından işletmeye ilave edilmiş kıymetler olarak kabul edilir. Bu işlemler kâr dağıtımı sayılmaz.</p>
<p>- Yeniden değerlemeye tabi tutulan iktisadi kıymetlerin <strong>elden çıkarılması</strong> (satış, devir, işletmeden çekiş, tasfiye gibi) halinde, bunlara isabet eden <strong>pasifte özel bir fon hesabında gösterilen değer artışları aynen amortismanlar gibi muameleye tabi tutulur</strong>.</p>
<p>- Her yılın yeniden değerleme oranı ancak o yıla ait değerlemede nazara alınabilir. Yeniden değerlemenin herhangi bir yıl yapılmamasından veya değerleme oranının düşük uygulanmasından dolayı daha sonraki yıllarda geçmiş dönemlere ilişkin yeniden değerleme yapılamaz.</p>
<p>- <strong>Hesap dönemi içinde aktife giren iktisadi kıymetler için</strong> aktife girdiği hesap döneminde, <strong>yeniden değerleme yapılmaz</strong>.</p>
<p>- Enflasyon düzeltmesine ilişkin şartların oluştuğu dönemlerde, bu yeniden değerleme yapılmaz.</p>
<p>- Bu kapsamda yeniden değerleme yapılan hesap döneminden sonra enflasyon düzeltmesi şartlarının yeniden oluşması durumunda, bu hükümlere göre yeniden değerlemeye tabi tutulmuş olan iktisadi kıymetler ile bunlara ilişkin amortismanlar düzeltilmiş son değerleri dikkate alınarak enflasyon düzeltmesine tabi tutulur.</p>
<p>- Yeniden değerlemenin herhangi bir yılda yapılmaması, enflasyon düzeltmesi yapma şartlarının gerçekleşmediği, sonraki hesap dönemlerine ilişkin olarak, anılan (Ç) fıkrası kapsamında yeniden değerleme yapılmasına engel teşkil etmez.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/20263-gecici-vergi-doneminde-uygulanabilecek-yeniden-degerleme-91408</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026/3. Geçici vergi döneminde uygulanabilecek yeniden değerleme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ve-yenilikcilik-gelecegi-sekillendiren-guclu-ittifak-91407</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ ve yenilikçilik: Geleceği şekillendiren güçlü ittifak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ, artık sadece bilimkurgu filmlerinin konusu olmaktan çıkıp, iş dünyasından sağlığa, eğitimden sanata kadar her alanda yenilikçiliğin temel motoru haline geldi. Gelecekte başarılı olacak kurumlar ve toplumlar, yapay zekâyı sadece verimlilik aracı olarak değil, sürekli öğrenen ve uyum sağlayan bir yenilikçilik ortağı olarak görenler olacak.</strong></p>
<p>Yapay zekâ (YZ), son on yılda teknoloji tarihinin en hızlı dönüşümlerinden birini yaşattı.</p>
<p>Artık sadece bilimkurgu filmlerinin konusu olmaktan çıkıp, iş dünyasından sağlığa, eğitimden sanata kadar her alanda yenilikçiliğin temel motoru haline geldi. Açık kaynaklardan yararlanarak yazdığım yazımın ilginizi çekeceği inancındayım. Yenilikçilik, yeni fikirlerin ortaya çıkması, geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi sürecidir. Yapay zekâ ise bu süreci hızlandıran, ölçeklendiren ve bazen de tamamen yeniden tanımlayan bir katalizör görevi görüyor.</p>
<h2>Yapay zekânın yenilikçilikteki rolü</h2>
<p>Geleneksel yenilikçilik süreçleri genellikle uzun deneme-yanılma döngülerine, yüksek maliyetlere ve sınırlı insan kapasitesine dayanıyordu.</p>
<p>- Yapay zekâ bu engelleri önemli ölçüde kaldırıyor:</p>
<p>Hızlı prototipleme ve keşif: Makine öğrenmesi modelleri, milyonlarca veri noktasını saniyeler içinde analiz ederek daha önce fark edilmeyen kalıpları ortaya çıkarıyor.</p>
<p>İlaç keşfinde, malzeme biliminde ve ürün tasarımında bu hız, yıllar süren çalışmaları aylara indiriyor.</p>
<h2>Yaratıcılığın demokratikleşmesi</h2>
<p>Generatif yapay zekâ araçları (metin, görsel, kod ve müzik üreten sistemler), uzman olmayan kişilerin bile yüksek kaliteli içerik ve çözümler üretmesini mümkün kılıyor. Bu durum, inovasyonun sadece büyük Ar-Ge bütçelerine sahip şirketlerin tekelinden çıkmasına yardımcı oluyor.</p>
<p>- Kişiselleştirilmiş çözümler: YZ, kullanıcı davranışlarını gerçek zamanlı analiz ederek kişiye özel ürün, hizmet ve deneyimler sunabiliyor.</p>
<p>Bu da müşteri odaklı yenilikçiliği güçlendiriyor.</p>
<h2>Gerçek hayattan örnekler</h2>
<p>- Sağlık alanında yapay zekâ destekli görüntüleme sistemleri, radyologların gözden kaçırabileceği detayları tespit ederek erken teşhis oranlarını yükseltiyor.</p>
<p>Otomotiv sektöründe otonom sürüş teknolojileri, sadece ulaşımı değil, şehir planlamasını ve enerji tüketimini de yeniden şekillendiriyor.</p>
<p>Üretimde ise öngörücü bakım sistemleri, arızaları oluşmadan önce tahmin ederek verimliliği artırıyor ve israfı azaltıyor.</p>
<p>Eğitimde kişiselleştirilmiş öğrenme platformları, her öğrencinin hızına ve öğrenme stiline göre içerik sunarak klasik “tek beden herkese uyar” modelini sorgulatıyor.</p>
<p>Sanat ve tasarımda ise yapay zekâ, insan yaratıcılığını yok etmek yerine onu genişleten bir işbirlikçi olarak konumlanıyor.</p>
<h2>Fırsatlar ve riskler</h2>
<p>- Yapay zekâ, yenilikçiliği hızlandırırken bazı yapısal sorunları da beraberinde getiriyor.</p>
<p>- En önemlileri arasında veri yanlılığı, şeffaflık eksikliği, işgücü dönüşümü ve etik kaygılar yer alıyor. - Yenilikçi bir yaklaşım, bu riskleri yok saymak yerine proaktif şekilde yönetmeyi gerektiriyor.</p>
<p>- Şirketler ve devletler, açıklanabilir yapay zekâ, adil veri setleri ve sürekli yeniden beceri kazandırma programları gibi alanlara yatırım yaparak sürdürülebilir bir yenilikçilik ekosistemi oluşturabilir.</p>
<p>Ayrıca yapay zekânın “kara kutu” doğası, inovasyon süreçlerinde insan denetimini ve eleştirel düşünmeyi daha da kritik hale getiriyor.</p>
<p>Gerçek yenilikçilik, teknolojinin sunduğu imkânları insan değerleriyle dengeli bir şekilde birleştirmekten geçiyor.</p>
<h2>Sonuç: İnsan + makine ortaklığı</h2>
<p>Yapay zekâ tek başına yenilikçi değildir; onu yenilikçi kılan, insanların problem tanımlama, değer yargısı ve yaratıcı vizyon kapasitesidir. En güçlü sonuçlar, insan zekâsı ile yapay zekânın birbirini tamamladığı işbirliklerinden doğuyor. Gelecekte başarılı olacak kurumlar ve toplumlar, yapay zekâyı sadece verimlilik aracı olarak değil, sürekli öğrenen ve uyum sağlayan bir yenilikçilik ortağı olarak görenler olacak. Bu ortaklık doğru yönetildiğinde, daha sağlıklı, daha sürdürülebilir ve daha adil bir dünya inşa etme potansiyeline sahip. Yapay zekâ çağı, yenilikçiliğin sonu değil; yeni bir başlangıcıdır.</p>
<p>Asıl soru, bu gücü nasıl ve ne için kullanacağımızdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ve-yenilikcilik-gelecegi-sekillendiren-guclu-ittifak-91407</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ ve yenilikçilik: Geleceği şekillendiren güçlü ittifak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tiryaki-agro-rejeneratif-tarimi-musta-ciftcilerle-birlikte-gelistiriyor-91470</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tiryaki Tarım Çiftçi Buluşmaları&#039;nın 4&#039;üncüsü gerçekleştirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Tiryaki Agro’nun hayata geçirdiği Tiryaki Tarım Çiftçi Buluşmaları serisinin dördüncüsü, Tiryaki Tarım’ın Muş’ta bulunan Alparslan Tesisi'nde gerçekleştirildi. </p>
<p>Şirket açıklamasına göre Muş’ta yürütülen Tiryaki Tarım Çiftçi Buluşmaları, 2026 yılı boyunca dört kez gerçekleştirilen yüz yüze eğitimler ve sezon boyu verilen dijital destekle 130'un üzerinde lider çiftçiye ulaştı. Yüz yüze eğitimleri toprak analizi, uydu tabanlı tarla izleme ve sezon boyunca sürdürülen dijital uzman desteğiyle birleştiren programın dijital topluluğunda ise 150'den fazla çiftçi yer aldı.</p>
<p>Çiftçi buluşmalarının, Tiryaki Agro’nun küresel ölçekte entegre bir değer platformu yaklaşımının ve kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarının sahadaki yansımalarından biri olarak konumlandığı belirtildi. Program, çiftçiler arasında bilgi ve iyi uygulama paylaşımını destekleyerek sosyal etki yaratmayı ve tarımsal sürdürülebilirliğe katkı sunmayı amaçlıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec7456c7978-1793881174.jpeg" alt="" width="800" height="520" /></p>
<p>Programa ilişkin şu bilgilere yer verildi: "Aralık 2025’te Muş’ta 50 lider çiftçiyle başlayan program, toplam 150 bölge çiftçisine ulaşmak, yenileyici tarım uygulamalarının yaygınlaşmasını desteklemek ve sürdürülebilirlik etkilerini ölçmek amacıyla kurgulandı. Bugüne kadar düzenlenen dört buluşmada ürün bazlı teknik bilgi, veri temelli toprak yönetimi ve çiftçiler arası deneyim paylaşımı bir arada ele alındı. Buluşmalarda buğday ve şeker pancarı yetiştiriciliği, yenileyici tarım, tarımsal karbon ayak izi, bütçeleme, finansal okuryazarlık ve dijital tarım konuları ele alındı. Program, rejeneratif tarım uygulamalarının yaygınlaşmasını desteklemek, çiftçilerin bilgi ve karar kapasitesini güçlendirmek ve sürdürülebilirlik etkilerini ölçmek amacıyla yüz yüze eğitimleri, saha ölçümlerini ve sezon boyu dijital desteği bir araya getirdi. Dördüncü buluşma ile birlikte eğitim sahaya taşındı ve serinin ürün çeşitliliği de genişledi. 10 Ekim’de gerçekleştirilen buluşmada çiftçiler, rejeneratif tarım uygulamalarının yürütüldüğü ayçiçeği tarlasındaki çalışmaları yerinde inceleyerek Muş’a özgü buğday yetiştiriciliği ve gübreleme uygulamaları hakkında bilgi aldı. Eğitimin ardından katılımcıların tamamı buğday konusundaki bilgisinin arttığını bildirdi. Buluşmalar, tek günlük eğitimlerin ötesine geçerek sezon boyunca devam eden ölçüm ve destek mekanizmalarıyla da desteklendi. Çiftçiler kendi tarlalarına ilişkin verileri görme, sorularını uzmanlara yöneltme, diğer üreticilerin deneyimlerinden yararlanma ve öğrendiklerini üretim kararlarına yansıtma imkânı buldu. Tiryaki Tarım Çiftçi Buluşmaları ekosistemi, çiftçilere yıl boyunca 7/24 danışma ve sorularına anında yanıt bulma, bilgiye hızlı ulaşma, yaşadıkları deneyimleri fotolarla birbirine aktarma ortamı sunuyor. 150’den fazla çiftçinin yer aldığı WhatsApp topluluğunda 300’ün üzerinde etkileşim gerçekleşti. WhatsApp üzerinden uzmanlara yöneltilen 39 sorunun 37’si yanıtlandı ve 100’ün üzerinde tarla fotoğrafı ve video paylaşıldı. Grupta, sezonun ihtiyaçlarına göre 37 teknik bilgilendirme yapıldı."</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec7445706ae-1793881157.jpg" alt="" width="400" height="400" /></p>
<p>Tiryaki Agro Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Direktörü Arzu Örsel, çiftçi buluşmaları hakkında şunları söyledi: “Çiftçi Buluşmaları, Tiryaki’nin tarım topluluğuyla kurduğu ilişkiyi merkeze alan bir kurumsal sosyal sorumluluk çalışması. Muş Alparslan’da edindiğimiz rejeneratif tarım deneyimini sahaya taşırken tek seferlik bir eğitimle yetinmiyoruz. Agronomlarımızın yönettiği bir destek yapısıyla çiftçilerin sorularına yıl boyunca yanıt veriyor, toprak analizleriyle her tarlanın ihtiyacını birlikte görüyoruz. 150'yi aşkın üreticinin yer aldığı çiftçi topluluğumuzda ise çiftçiler kendi tarlalarındaki deneyimi paylaşıyor ve birbirinin uygulamalarından öğreniyor. Bir tarlada işe yarayan bilgi böylece çevredeki üreticilere ulaşıyor. Bizim için sosyal etki tam olarak burada: toprağın korunması, su ve gübrenin verimli kullanılması ve maliyetlerin iyileşmesiyle hem üretici hem de bölgenin tarım birikimi birlikte güçleniyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tiryaki-agro-rejeneratif-tarimi-musta-ciftcilerle-birlikte-gelistiriyor-91470</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/0/1280x720/tiryaki-agro-rejeneratif-tarimi-musta-ciftcilerle-birlikte-gelistiriyor-1793881197.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Tiryaki Tarım Çiftçi Buluşmaları&quot; ile ilgili açıklama yapan Tiryaki Agro Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Direktörü Arzu Örsel, &quot;Muş Alparslan’da edindiğimiz rejeneratif tarım deneyimini sahaya taşırken tek seferlik bir eğitimle yetinmiyoruz. Agronomlarımızın yönettiği bir destek yapısıyla çiftçilerin sorularına yıl boyunca yanıt veriyor, toprak analizleriyle her tarlanın ihtiyacını birlikte görüyoruz. 150&#039;yi aşkın üreticinin yer aldığı çiftçi topluluğumuzda ise çiftçiler kendi tarlalarındaki deneyimi paylaşıyor ve birbirinin uygulamalarından öğreniyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/depo-yapan-getirisiyle-zirveye-cikti-lojistikte-yatirima-giden-144-artti-91427</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Depo yapan getirisiyle zirveye çıktı, lojistikte yatırıma giden %144 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST GMYO Endeksi yılbaşından bu yana %23,9 gerilemesine rağmen sektördeki 9 hisse pozitif tarafta kalmayı başardı. Aynı sürede 10 hisse %56’nın üzerinde değer kaybederken Peker GYO’da erime %94’ü geçti. Düzenli kira geliri ve lojistik depo yatırımı olanlar sektörü sırtladı.</strong></p>
<p>Yüksek faiz ortamında konut satışına dayalı gayrimenkul şirketleri zorlanırken, ticari depo ve alışveriş merkezi üzerinden düzenli kira geliri elde eden GYO’lar yatırımcısına avantaj sağladı. Sektörün genel olarak gerilediği yıl içinde Reysaş GYO, piyasa değeri, yıllık kâr ve %144,29 getiri büyümesiyle ilk sırada yer almayı başardı. Son dört çeyrekte 16,6 milyar TL net kâr üreterek rakiplerine açık ara fark attı. Son olarak Tuzla’da Özelleştirme İdaresinden aldığı arsa için ruhsat sürecini tamamlarken, 98 bin metrekarelik yeni lojistik deponun inşasına 2 Kasım’da başladı. Gelişmeler, firmanın gelir ve kârda büyümesini süreceğini işaret ediyor.</p>
<h2>Düzenli gelir ve dış açılım</h2>
<p>Sektörde öngörülebilir nakit akışı arayan şirketler lojistik ve yurt dışı projelere yöneliyor. Ekim ayında Akfen GYO, Gebze’deki lojistik deposunu küresel bir e-ticaret firmasına kiralamak üzere protokol imzaladı. Emlak Konut GYO Körfez açılımını sürdürerek Umman İskan Bakanlığı ile yeni projeler için iyi niyet anlaşması imzaladı. Daha öncesindeyse Özderici GYO İngiltere’de 2,5 milyon sterline kiracılı mülk alırken, Özak GYO’nun da aynı ülkede proje geliştirmek için şirket kurma kararı bulunuyor.</p>
<h2>Ticari mülkler yukarıda</h2>
<p>Yılbaşından bu yana sektörde en iyi performans gösterenler arasında ticari gayrimenkul ağırlıklı firmaların olduğu da görülüyor. Yeni Gimat GYO, hazirandan bu yana düşmesine rağmen hâlâ %50,1 yukarıda bulunurken sıralamada ikinci konumda. Benzer şekilde yılın ikinci yarısında gerilemesine rağmen Koray GYO %41,72 ve Panora GYO %40,35 ile yılbaşına göre hâlâ primli hisseler. Piyasa değerinde 85,2 milyar TL ile ikinci sırada bulunan Torunlar GYO ile Akiş GYO da yılbaşından bu yana %21’in üzerinde primliler.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec22a67decc-1793860262.png" alt="" width="999" height="547" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FİNANSMAN GİDERİ/CİRO MU, SAF BORÇ/FAVÖK MÜ</strong></p>
<p><strong>Finansman Gideri/Ciro</strong>; fiyatlama gücü, operasyonel uyum, marj koruma, ticari sürdürülebilirlik. Kârlılık körlüğü, vade belirsizliği, anapara ihmali.</p>
<p><strong>Saf Borç/FAVÖK</strong>; ödeme kapasitesi, borçluluk, satın alma kıstası, yatırım verimliliği. Amortisman yanılgısı, faiz yükü ihmali, yatırım dönemi sapması.</p>
<p><strong>Gerek farklı pazarlara erişmesi gerekse yurt içindeki üretim artışı sorunu gideriyor</strong></p>
<p>Karadeniz’deki saldırılardan Ulusoy Un ne ölçüde etkileniyor? ● Sinan Pulat</p>
<p>Sinan; Ukrayna ile Rusya arasındaki savaş, Karadeniz’deki gemilerin güvenliğini ciddi şekilde olumsuz etkilediği bir gerçeklik. Savaş hali ticari tahıl gemi trafiğini de aksatıyor. Ulusoy Un ise konuyla alakalı açıklamada bulunurken, buğdayı tek bir ülke veya bölgeye bağlı kalmadan farklı pazarlardan temin ettiğini söylüyor. Öte yandan içerde bu yıl buğday üretiminin yüksek seviyelerde gerçekleşmesi, un üretimi için gereken hammadde ihtiyacını güvence altına alırken, Karadeniz’deki sıkıntının firmanın faaliyetini aksatmayacağı ifade edilmekte.</p>
<p><strong>Alman firmayla makine tedariki için görüştüğünü açıklasa da henüz siparişi duyurmadı</strong></p>
<p>Konya Kağıt’ın Torbalı’daki yatırımında son durum nedir? ● Ercan Mengüç</p>
<p>Ercan; Konya Kağıt, İzmir Torbalı’da hayata geçireceği dekor kağıt ve enerji üretim tesisi için her somut adımı yatırımcısıyla paylaşıyor. Firma, temmuz ayındaki açıklamasında tesiste kullanılacak kağıt makinesi ve yardımcı ekipmanların tedariki amacıyla Almanya merkezli bir şirketle görüşmelere başladığını duyurdu. Üretim kapasitesi, ticari şartlar ve yatırım takvimi gibi operasyonel detayların değerlendirildiği ifade edilirken, geçen süre zarfında konuyla ilgili ek açıklama gelmedi. Tedarik tamamlandığında yatırım süreci de hızlanacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GBL fonu, kısa vadeli borçlanma araçlarıyla yatırımcısına %44 kazandırdı</strong></p>
<p>Azimut Portföy’ün idare ettiği Pyş Kısa Vadeli Borçlanma Araçları Fonu (GBL), risksiz getiri arayışıyla istikrarlı bir fiyat seyri izliyor. Bununla birlikte toplam piyasa değeri bir yıldır düşen eğilim sergiliyor. Kasımın ilk günlerinde toplam hacmi 2,42 milyar TL düzeyinde olurken, ekime göre bir miktar yukarıda duruyor. Bunda ayın ilk günlerinde fona gelen 7,98 milyon TL nakdin etkisi bulunuyor. Fondaki büyümeye rağmen yatırımcı sayısı önceki aya göre azalarak 1.570’e geriledi. Yatırım stratejisi, nakde dönüşümü kolay ve riski düşük kamu ile özel sektör borçlanma araçlarında pozisyon almak üzerine kurulu. Yatırımın ortalama vadesi 25 ile 90 gün bandında. Portföyünün %49,5’i finansman bonosu ve %29,1’i özel sektör tahvilinden oluşuyor. Son bir yılda %43,9 getiriyle aynı sürede %0,47 duran endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Hektaş, piyasadan TLREF + %2,5 faizle 3,8 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Hektaş, nitelikli yatırımcılara yönelik 03.11.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 3.800.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+2,5 düzeyinde bulunuyor. 178 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 30.04.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 2 Kasım tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %35,83 seviyesinde bulunuyor. Hektaş’ın verdiği %2,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFHEKT42715 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec22687338d-1793860200.png" alt="" width="975" height="234" /></p>
<p><strong>KIRAÇ GALVANİZ</strong></p>
<p><strong>Artan talep beklentisiyle Bursa’daki fabrikayı yıl sonuna kadar tamamlayacak</strong></p>
<p>Kıraç Galvaniz, Nilüfer’de inşası süren ve enerji ile savunma sanayisine yönelik üretim yapacak tesisin tamamlanma hedefini bir yıl öne çekti. Başlangıçta 2027 sonunda devreye alınması planlanan toplam 31 bin 332 metrekare kapalı alana sahip yatırımın inşaat aşaması, artan iş hacmi ve ilave kapasite ihtiyacı nedeniyle bu yıl sonuna kadar tamamlanacak. Hızlandırma hamlesine paralel olarak makine ve ekipman kurulum süreçleri de erkene çekiliyor. Stratejik sektörlerden gelen yoğun talebe hızlı yanıt verebilmek adına kapasite artışının öne çekilmesi büyümeyi destekleyecek.</p>
<p><strong>AKFEN YEN. ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Van’da hayata geçirdiği depolamalı güneş santrali için 49 yıllık lisansını aldı</strong></p>
<p>Akfen Yenilenebilir Enerji, büyüme hedefi kapsamında ikinci aşama yatırımlarında önemli bir süreci geride bıraktı. Yüzde 100 bağlı ortaklığının Van’da hayata geçireceği 66 MWm/50 MWe kurulu güce sahip depolamalı GES projesi için EPDK’dan 49 yıl süreli gerekli üretim lisansını aldı. Proje, şirketin daha önce duyurduğu toplam 310 MW kapasiteli altı depolamalı tesis yatırımının lisans alan ikinci ayağını oluşturuyor. Halihazırda 887 MW olan toplam kurulu gücün, söz konusu yatırımların tamamlanmasıyla 2028 yılı sonunda yaklaşık 1.200 MW seviyesine ulaşması hedefl eniyor.</p>
<p><strong>TÜRK TELEKOM</strong></p>
<p><strong>Fiber ağ ve 5G yatırımına yönelik olarak yurt dışından 1 milyar dolar kredi sağladı</strong></p>
<p>Türk Telekom, 5G altyapısı ve fiber ağ yatırımları başta olmak üzere genel finansman ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla 14 uluslararası bankanın katılımıyla 1 milyar dolarlık uzun vadeli sendikasyon (kulüp kredisi) anlaşması imzaladı. Vadesi Ekim 2031 olarak belirlenen ve ortalama 4,55 yıl vadeye sahip olduğu ifade edilen kredinin yıllık toplam maliyeti 6 aylık SOFR + %2,15 olarak belirlendi. Aralarında Bank of America, ING, Citibank ve J.P. Morgan gibi bankaların bulunduğu konsorsiyumdan uygun maliyetli fon sağlanması, uluslararası piyasaların duyduğu güveni gösteriyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Kuzey Boru geride kalan dört ayda sert düşüş kaydederken son günlerde yönü yukarı</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec224951dee-1793860169.png" alt="" width="294" height="236" />Kuzey Boru’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %42,96 ile toplamda 695,05 bin lot artarak 2,31 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı dokuz ile sabit kaldı. KTI fonu 750 bin lot ile en fazla alımı yaparken, NZH 500 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Hisse için faaliyetleri geçici olarak durdurulan Pardus ve Bulls Yatırım’ın dışında öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede Azimut Portföyün KTI ve IDI fonu ile Ziraat Portföyün ZJL fonu ilk defa alım yaptı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/depo-yapan-getirisiyle-zirveye-cikti-lojistikte-yatirima-giden-144-artti-91427</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Depo yapan getirisiyle zirveye çıktı, lojistikte yatırıma giden %144 arttı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findigin-kilosu-2-dolar-ucuza-ihrac-edildi-91423</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fındığın kilosu 2 dolar ucuza ihraç edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (KFMİB) fındık ihracat rakamlarını açıkladı.</p>
<p>Türkiye fındık ihracatında 2026/27 sezonunun ilk iki ayında dikkat çekici bir yükseliş yaşandı. Fındık ihracatında miktar bazında artış yaşanırken değer bazında ise gerileme var.</p>
<p>KFMİB verilerine göre, 1 Eylül-31 Ekim 2026 döneminde Türkiye, 49 bin 410 ton iç fındık ihraç ederek 494,5 milyon dolar gelir elde etti. Geçen sezonun aynı döneminde 30 bin 768 ton olan ihracat miktarı, bu sezon yüzde 60,6 arttı. İhracat geliri ise yüzde 43,7 yükseldi. Geçen yıla göre fındığın kilosunu 1,88 dolar daha ucuza ihraç ettik. Son 3 yılın ekim ayları baz alındığında 2024’te iç fındığın kilosunu 8,09 dolara, 2025’te 11,88 dolara ihraç ederken bu yıl 10 dolardan ihraç ettik. Geçen yıla göre miktar bazında yüzde 81 artış yaşanırken değer bazında yüzde 15,1 düşüş var.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec2138a2ad5-1793859896.png" alt="" width="736" height="175" /></p>
<h2>Ekim ihracatında yüzde 81 artış var</h2>
<p>Sadece Ekim 2026’da 30 bin 504 ton iç fındık ihracatı gerçekleştirilirken, 302,7 milyon dolar gelir sağlandı. Geçen yılın aynı ayına göre miktar bazında yüzde 81,1 artış kaydedildi.</p>
<p>Ancak 2024/25 sezonunun ilk iki ayındaki 64 bin 199 tonluk ihracat seviyesinin henüz yakalanamaması, sektör açısından dikkat çeken bir diğer veri oldu. Karadeniz fındığı dünya pazarındaki gücünü korurken, ihracattaki yükseliş yeni sezon için umut verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findigin-kilosu-2-dolar-ucuza-ihrac-edildi-91423</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KFMİB verilerine göre, fındık sezonunun ilk 2 ayında ihracat geliri yüzde 43,7 yükselirken fındığın kilosu geçen yıla kıyasla 1,88 dolar daha ucuza ihraç edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalardaki-guven-kaybinin-ekonomik-verilere-etkisi-91406</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalardaki güven kaybının ekonomik verilere etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Az sayıda piyasa uzmanı ve akademisyenin 1 yılı aşkın süredir yatırım fonlarındaki problemler üzerine yazılı ve görsel uyarıları yaptıkları sürecin sonunda Türkiye 17 Eylül itibarıyla fon dolandırıcılığı ve piyasa manipülasyonu hadisesini öğrenmiş oldu. Geçen 1,5 aylık sürenin ardından piyasalarda ve ekonomi üzerindeki etkileri konusunda genel bir durum tespiti yapmak için yeterlidir.</p>
<p>Eylül başında yaklaşık <strong>11 trilyon TL</strong> toplam portföy değerine sahip olan yatırım fon piyasası, Kasım başında 1.5 trilyon TL tutarında düşüş ile birlikte <strong>9.5 trilyon TL</strong> büyüklüğe geriledi.</p>
<p>Emeklilik gözetim merkezinin (EGM) yayınlamakta olduğu verilere göre bireysel emeklilik sistemine fon dolandırıcılığı öncesinde 11 Eylül 2026 itibarıyla kayıtlı bulunan <strong>10 milyon 351 bin 286</strong> katılımcının <strong>2.1 trilyon TL</strong> fon portföy tutarı bulunmaktadır. 23 Ekim 2026 itibarıyla sistemde <strong>10 milyon 387 bin 4</strong> katılımcının <strong>2.08 trilyon TL</strong> tutarında bireysel emeklilik yatırımı bulunmaktadır. Katılımcıların emeklilik portföylerindeki düşüş <strong>80 milyar TL</strong> büyüklüğündedir<strong><sup>1</sup></strong>. Fon dolandırıcılığı olayının katılımcılar nezdinde sistemden çıkış şeklinde bir eğilim yaratmadığını söyleyebiliriz.</p>
<p>Eylül başından itibaren yatırım fon piyasasından net 1 trilyon TL’nin üzerinde para çıkışının olduğunu portföy değerindeki düşüş ile birlikte toplam etkinin 1,5 trilyon TL civarında olduğunu tespit etmekteyiz.</p>
<p>Fon dolandırıcılığından direkt olarak etkilenen 455 bin yatırımcıdan çok daha fazlasının (6,7 Milyon) geçtiğimiz 2 ay boyunda sürekli düşüş kaydeden BİST borsa yatırımcısı olduğunu görmekteyiz. <strong>BİST 100</strong> endeksi Eylül-Kasım döneminde <strong>%33</strong> düzeyinde gerilerken BİST100 dışındaki şirketleri içeren <strong>XTUMY</strong> endeksindeki gerileme <strong>%55</strong> düzeyinde olmuştur.</p>
<p>Bu dönemde borsadaki şirketlerin toplam değer kayıp miktarı da <strong>$173 milyar</strong> düzeyindedir. Bu şiddette bir portföy değerindeki gerilemeyi en son 2008 ABD kredi krizi döneminde yaşamıştık. Ancak o dönemki krizin ABD’de 3-4 yıl, Güney Avrupa ülkelerinde 7-8 yıl gibi oldukça uzun bir zaman dilimine yayıldığını göz önüne aldığımızda içinden geçtiğimiz fonzi sürecinin şiddeti ve süresi oldukça yüksek boyuttadır.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec0da0d9261-1793854880.png" alt="" width="643" height="366" /></p>
<p>Son 2 ay içerisinde para piyasaları fonlarından 1 trilyon TL’ye yakın tutarda portföy çıkışı olurken, TCMB’nin döviz rezervinde 24 milyar dolar civarında gerileme yaşanmıştır. Yatırım fonlarında yaşanan portföy çıkışının yeni adresi bankalarda TL mevduatı şeklinde olmuştur.</p>
<p>Makro tarafta en son açıklanan PMI İmalat endeksi, <strong>Eylül’de 48,1’den 47,9’a</strong> gerileyerek sektördeki daralmanın halen devam ettiğini göstermektedir. Özellikle üreticilerin karşı karşıya oldukları zayıf talep ortamı ve müşteri siparişlerindeki düşüş genel olarak üretimi sıkıştırırken, şirketlerin istihdam ve satın alma faaliyetlerini düşürmeleri nedeniyle ekonomideki daralmanın arttığı sinyalini vermektedir.</p>
<p>2023 yılından bugüne kadar uygulanan makroekonomik politikalardan en olumsuz etkilenen ihracatçı sanayi şirketlerinin durumu önümüzdeki seneden itibaren AB tarafından devreye alınması planlanan “<strong>Made in Europe</strong>” hadisesi ile daha da sıkıntılı bir noktaya doğru evrilebilir.</p>
<p>Sektörde sanayi üretim endeksinin takvim ve mevsim etkisinden arındırılmış seri görüntüsü üretim sıkışması problemini 2022’den bugüne kadar ki durumunu net bir şekilde vermektedir. <strong>104.94</strong> düzeyinde bulunan <strong>Eylül 2026</strong> toplam sanayi üretim verisi Mart 2026’dan bugüne kadar 12 Aylık hareketli ortalama serisinin altında (kırmızıçizgi) hareket etmektedir. Bu arada Makro Ekonomi Platformu (MacroHub) teknik ekibine yeni yazılım dönüşümlerinde başarılar dilerim.</p>
<p>Diğer taraftan haftalık bazda yüksek frekansta yayınlanan banka ve kredi kartı harcamaları verilerine göz attığımızda özellikle araç satış, kiralama, seyahat, konaklama, yeme-içme gibi hizmet sektörlerinde son 2 aydır belirgin ölçüde bir geriye çekiliş trendi göze çarpmaktadır.</p>
<p>Büyümenin kaynaklarını harcamalar yöntemiyle incelediğimizde son 2 çeyrekte özel ve kamu tüketiminin zayıf bir eğilim sergilediğini büyümeye en büyük katkının stok azaltımı ile birlikte net ihracat yönlerinden geldiğini görmüştük.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec0d913fa60-1793854865.png" alt="" width="664" height="637" /></p>
<p>Son 2 aydır yaşamakta olduğumuz fon hadisesi azalmakta olan tüketici harcamaları, kredi kartı harcamaları, otomotiv ve konut satışları gibi ana kalemler sebebiyle büyüme trendini üçüncü çeyrekte ve dördüncü çeyrekte aşağıya çekecektir. 2026 büyüme beklentisinin orta vadeli planda (OVP) yazıldığı şekliyle <strong>%3,3</strong> düzeyinde gerçekleşmesi mümkün değildir. Gerçek zamanlı tahminler ile yapılan ölçümlerde <strong>%2,5</strong> seviyesinde gözüken yıllık büyüme tahmininde risklerin aşağı yönde artmakta olduğunu görmekteyiz.</p>
<p>**</p>
<p>(1) Kaynak: MacroHub (Makro Ekonomi Platormu)</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalardaki-guven-kaybinin-ekonomik-verilere-etkisi-91406</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalardaki güven kaybının ekonomik verilere etkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kentsel-donusumun-enerji-firsatini-kacirmayalim-91405</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kentsel dönüşümün enerji fırsatını kaçırmayalım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>COP31’e sayılı günler kala Türkiye’nin ev sahipliğinde yeni bir hedef gündeme geldi. 29 Ekim’de duyurulan Enerji Verimli Binalar için Antalya Mutabakatı, dünya genelinde bina stokunun kullanım aşamasındaki enerji yoğunluğunun 2020’ye göre 2035’e kadar yüzde 25 azaltılmasını amaçlıyor. Aynı zamanda binalarda elektrifikasyonun hızlandırılmasını öngörüyor. Türkiye içinse konuyu özellikle önemli kılan bir fırsat var. Depreme dayanıklı şehirler oluşturmak için zaten büyük bir bina dönüşümüne ihtiyaç duyuyoruz. Bu yatırımları enerji tüketimini de azaltacak şekilde planlayabiliriz. </p>
<h2>Binalar enerji denklemimizin merkezinde </h2>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2024 verilerine göre nihai enerjinin yüzde 22,6’sı konutlarda, yüzde 10,2’si ticaret ve hizmetler sektöründe kullanılıyor. Toplamda yaklaşık üçte birlik bir tüketimden söz ediyoruz. Isıtma, soğutma, sıcak su ve havalandırma ihtiyacı da kentlerin elektrik ve doğal gaz talebini belirliyor. Bu nedenle binalarda sağlanacak verimlilik, hanelerin faturalarını düşürmenin yanında enerji ithalatı, elektrik şebekesine gelen yük ve şehirlerin yaşam kalitesi üzerinde de etkili olacak.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’nın Eylül 2026 Türkiye değerlendirmesi ayrıca dikkat çekici. Türkiye’nin 2033’e kadar mevcut konutların yüzde40’ını yenilemeyi hedeflediği belirtiliyor. Hanelerin yüz31’inden fazlası 2000 yılından öncesinde yapılmış konutlarda yaşıyor. Ajans, deprem güvenliği ile enerji iyileştirmelerinin aynı süreçte ele alınmasını öneriyor. Ülkemizdeki kentsel dönüşüm zorunluluğu düşünüldüğünde bu öneri üzerinde ciddiyetle durmalıyız.</p>
<h2>Deprem güvenliği ve enerji performansı birlikte düşünülmeli </h2>
<p>Bir binayı yıkıp yeniden yapmak veya kapsamlı biçimde güçlendirmek zaten yüksek maliyetli ve uzun ömürlü bir karar. Aynı süreçte dış cephe yalıtımı, pencere kalitesi, hava sızdırmazlığı, verimli ısıtma-soğutma, sıcak su sistemleri ve uygun yenilenebilir enerji çözümleri birlikte tasarlanabilir. Bu tercihler, yapının onlarca yıllık enerji giderlerini belirler.</p>
<p>Örneğin eski bir apartmanın yenilenmesinde yalnızca deprem dayanımına ve daire sayısına odaklanılırsa daha teslim edilmeden yüksek enerji faturası üretecek yeni bir yapı ortaya çıkabilir. Oysa bina kabuğunun doğru tasarlanması ısıtma ve soğutma kapasitesini küçültebilir. Daha küçük kapasiteli ve verimli sistemler de hem ilk yatırımın bir bölümünü dengeleyebilir hem işletme giderlerini azaltabilir. Isı pompası ve çatı güneşi gibi yatırımların ekonomik uygunluğu da bu aşamada değerlendirilmelidir.</p>
<h2>Yeni bina kuralları yeterli mi? </h2>
<p>Türkiye’de önemli adımlar atıldı. 2025’ten itibaren toplam inşaat alanı 2 bin metrekare ve üzerindeki yeni binalarda Neredeyse Sıfır Enerjili Bina koşulları uygulanıyor. Bu kapsamda en az B enerji sınıfı ve birincil enerji ihtiyacının en az yüzde 10’unun yenilenebilir kaynaklardan sağlanması gerekiyor. Ancak mevcut yapı stokundaki dönüşümün hızı, uygulama kalitesi ve gerçek tüketimin izlenmesi ayrı bir sınav.</p>
<p>Enerji Kimlik Belgesi, projenin enerji performansını görünür kılıyor. Fakat kullanım başladıktan sonra gerçekleşen enerji tüketimini izlemek, sistemleri doğru işletmek ve beklenen tasarrufu doğrulamak da gerekli. Müteahhit ilk yatırım maliyetini, bina sahibi/kat malikleri ise gelecek yılların faturasını düşünüyor. Bu farklı öncelikler, daha verimli teknolojilerin başlangıçta tercih edilmesini zorlaştırabiliyor. İnşaat sürecindeki kararların toplam sahip olma maliyeti üzerinden verilmesi bu nedenle önemli.</p>
<h2>Finansman ve uygulama birlikte tasarlanmalı </h2>
<p>Kentsel dönüşümde konut sahiplerinin ödeme gücü, krediye erişim ve ortak karar alma süreçleri zaten belirleyici. Enerji verimliliği önlemlerini ilave ve ertelenebilir harcama gibi görürsek fırsatı kaçırırız. Enerji tasarrufunun finansal karşılığını proje aşamasında hesaplamalı; uygun vadeli finansman, hedefli teşvikler ve gelir düzeyini dikkate alan desteklerle yatırımı erişilebilir kılmalıyız.</p>
<p>Kamu binaları, hastaneler, okullar ve ticari yapılarda ölçülebilir tasarrufa dayalı enerji performans sözleşmeleri de yatırımı hızlandırabilir. Her durumda ortak nokta aynı. Başlangıç tüketimi bilinmeli, hedef performans tanımlanmalı ve bina kullanıma açıldıktan sonra sonuç ölçülmeli.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>COP31’de ortaya konulan yüzde 25 hedefi Türkiye için önemli bir gündem oluşturuyor. Ancak başarımızı hazırlanan yönetmeliklerin veya yenilenen bina sayısının ötesinde değerlendirmeliyiz. Depreme dayanıklı hale getirilen yapıların ne kadar enerji tasarrufu sağladığını, ailelerin faturalarının nasıl değiştiğini ve kentlerin enerji talebinin ne ölçüde azaldığını da izlemeliyiz. Deprem güvenliği için yapılması gereken büyük yatırımlar, doğru planlanırsa ülkemizin enerji geleceğini de iyileştirebilir. Bu fırsatı sonraki bir yenileme dönemine erteleme lüksümüz bulunmuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kentsel-donusumun-enerji-firsatini-kacirmayalim-91405</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kentsel dönüşümün enerji fırsatını kaçırmayalım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abdde-mavi-tsunami-trump-ve-dostlarinin-zor-gunleri-91404</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD’de mavi tsunami, Trump ve &#039;dostlarının&#039; zor günleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Demokratların Başkan Trump’a karşı azil süreci yerine, Kongre soruşturmaları yöntemine gitmeleri daha gerçekçi ve etkili bir seçenek. Bu soruşturmalarla İran savaşı, askerî harcamalar, yabancı ülkelerle ilişkiler ve yönetim çevresindeki olası çıkar çatışmaları için kapsamlı inceleme yolu açılabilir.</strong></p>
<p>ABD’de 3 Kasım ara seçimleri, Trump için siyasi bir deprem oldu. Demokratlar hem Temsilciler Meclisi’ni hem Senato’yu Cumhuriyetçilerin elinden aldı. Beklenen mavi dalga, Trump’ın iktidarının son iki yılını gölgeleyen bir tsunamiye dönüştü.</p>
<h2>Demokratların zaferi mi, Trump’ın yenilgisi mi?</h2>
<p>Sandıktan çıkan sonucu “Demokrat Parti’nin zaferi” yerine, “Cumhuriyetçi Başkan Trump’ın yenilgisi” olarak adlandırmak daha doğru gibi.</p>
<p>ABD’de Beyaz Saray’daki başkanın partisi, Temsilciler Meclisi’nin 435 sandalyesinin tamamının, Senato’nun ise yaklaşık üçte birinin seçildiği ara seçimlerde çoğunlukla oy ve sandalye kaybediyor. Ancak 2026 seçimlerinde ortaya çıkan tablo, sıradan bir iktidar yıpranmasının çok ötesinde.</p>
<p>Seçmenin bu tepkisinde hayat pahalılığı ve ekonomiye ilişkin memnuniyetsizliğin etkisi büyük. Trump, 2024 seçim kampanyasında Amerikalılara yaşam maliyetini düşürme, enflasyonu kontrol altına alma ve ülkeyi yeni savaşlara sokmama sözü vermişti. Ancak bu vaatlerin tam tersini yaptı. İran’da savaşa girdi, bu savaş da ABD’deki enerji fiyatlarındaki yükselişi ve günlük yaşamın maliyetindeki artışı tetikledi. 2024’te Trump’a oy veren siyah, Latino ve genç seçmenler büyük ölçüde yüzlerini Demokratlara çevirdi. Geleneksel Cumhuriyetçi seçmen ise Trump yönetimine ders vermek için sandığa gitmemeyi tercih etti.</p>
<h2>Teksas’tan Michigan’a, Kansas’tan Iowa’ya...</h2>
<p>Ara seçimlerin en kritik sonucu Senato’da yaşandı. Seçim öncesinde Cumhuriyetçilerin 53’e 47 çoğunluğuna sahip olduğu Senato’da Demokratlar Cumhuriyetçilerin elindeki en az yedi koltuğu kazanıp çoğunluğu ele geçirdiler.</p>
<p>Demokratların kazandığı yedi Cumhuriyetçi koltuğun coğrafi dağılımı:</p>
<p>Kuzey Carolina: Eski vali Roy Cooper, Cumhuriyetçilerin adayı ve eski Cumhuriyetçi Ulusal Komite Başkanı Michael Whatley’i geride bırakarak Senato’ya girdi.<br />Teksas: James Talarico’nun zaferiyle Demokratların yaklaşık dört on yıldır kazanamadığı senatörlük koltuğunun el değiştirmesi, seçim gecesinin en önemli sonuçlarından biri.</p>
<p>Kansas: Demokrat aday Adam Hamilton, Cumhuriyetçi senatör Roger Marshall’ı yenerek yaklaşık bir asırlık Cumhuriyetçi Senato hâkimiyetini sona erdirdi. Metodist kilisesi geçmişi bulunan Hamilton’ın muhafazakâr seçmenlere de hitap edebilen profili, bu sonucun önemli unsurlarından biri oldu.</p>
<p>Iowa: Trump’ın 2024’te 13 puan farkla kazandığı Iowa’daki zafer, Demokratların yalnızca kıyı eyaletlerinde veya büyük kentlerde güçlenmediğini ortaya koydu.<br />Ohio: Sanayi işçileri ve sendikalı kesimlerle güçlü ilişkiler kuran Brown’ın başarısı, Demokratların işçi sınıfı seçmenleriyle yeniden bağ kurma çabasının önemli bir örneği oldu.</p>
<p>Maine: Demokrat Troy Jackson kampanyasını çalışan kesimlerin sorunları üzerine kurdu.</p>
<p>Güney Carolina: Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu bu eyalette yaşanan değişim, Demokratların başarısının geleneksel rekabetçi eyaletlerle sınırlı kalmadığının bir başka göstergesi oldu.</p>
<h2>Senato’ya ilk Müslüman üye</h2>
<p>Senato seçimlerinin bir diğer önemli sonucu Michigan’da yaşandı. Demokrat Abdul El-Sayed, Cumhuriyetçi Mike Rogers’ı yenerek ABD tarihinde seçimle Senato’ya giren ilk Müslüman siyasetçi oldu.</p>
<p>Mısır göçmeni bir ailenin çocuğu olan, daha önce Michigan’da kamu sağlığı yöneticiliği yapan El-Sayed, Demokrat Parti içinde de tartışmalı bir adaydı.<br />El-Sayed’in zaferi iki açıdan kritik önemde: Birincisi, ABD’deki Müslüman ve Arap kökenli seçmenlerin siyasi temsilinde tarihî bir eşik aşılmış oldu. İkincisi, Demokrat Parti içinde ilerici kanadın, merkez yönetimin itirazlarına rağmen rekabetçi bir eyalette seçim kazanabileceği görüldü. Bu sonucun, 2028 başkanlık seçimlerinde Demokrat başkan adayının belirlenmesinde de etkisi kaçınılmaz olacak.</p>
<p>New York Belediye Başkanlığı’nda Mamdani’nin zaferinin ardından Michigan’da El-Sayed’in senatörlük koltuğunu kazanması, ABD’deki İsrail karşıtı hissiyatın da giderek yayılmakta olduğunun göstergesi. Üstelik Temsilciler Meclisi seçimlerinde de İsrail’in Gazze’de soykırıma varan operasyonlarını sert şekilde eleştiren pek çok Demokrat siyasetçi seçilmeyi başardı.</p>
<p>Minnesota’da Peggy Flanagan’ın zaferi de dikkat çekici: Flanagan, ABD tarihinde Senato’ya seçilen ilk Amerikan yerlisi kadın siyasetçi oldu.</p>
<h2>Temsilciler Meclisi de Demokratların kontrolünde</h2>
<p>Temsilciler Meclisi’nde de Cumhuriyetçilerin çoğunluğu sona erdi. Üstelik Demokratlar, Trump’ın 2024’te çift haneli farklarla kazandığı bazı seçim bölgelerinde bile koltuğu kapmayı başardı.</p>
<p>Yeni Kongre 3 Ocak 2027’de göreve başlayacak. Demokratların Temsilciler Meclisi’ndeki lideri Hakeem Jeffries’in, Temsilciler Meclisi Başkanlığı koltuğuna oturması bekleniyor. Bu gerçekleşirse Jeffries, ABD tarihinde Temsilciler Meclisi Başkanlığı görevini üstlenen ilk siyah siyasetçi olacak.</p>
<h2>Trump’ın son iki yılı çok zor geçecek</h2>
<p>ABD sisteminde başkanın yürütme yetkileri geniş olsa da Kongre’nin bütçe, yasama, atama ve denetim üzerindeki ağırlığı önemli. Temsilciler Meclisi’nde Dış İlişkiler, Silahlı Kuvvetler, Gözetim ve Ödenekler komitelerinde çoğunluğa sahip olmak, Trump yönetiminin kararlarının incelenmesi ve harcamalarının denetlenmesi bakımından Demokratlara güçlü araçlar sağlayacak.</p>
<p>Senato’daki Demokrat çoğunluk ise başkanın atamalarını etkileyebilecek. Bakanlar ve büyükelçilerin yanı sıra federal yargı atamalarının onaylanması da Senato’nun yetkisinde.</p>
<p>Bununla birlikte Demokratların Kongre’de çoğunluğu elde etmesi, Trump’ın bütün kararlarını durdurabilecekleri anlamına gelmiyor. Başkanın veto yetkisi var. Ayrıca Senato’da birçok yasanın kabulü için 60 oya ihtiyaç duyulması, Demokratların basit çoğunlukla her istedikleri düzenlemeyi geçiremeyeceği anlamına geliyor.</p>
<h2>Azil süreci başlar mı?</h2>
<p>Demokratların Temsilciler Meclisi’ni kazanmasının ardından Trump’a karşı yeni bir azil sürecinin gündeme gelip gelmeyeceği, uluslararası alanda da en çok merak edilen mesele.</p>
<p>Anayasal açıdan Temsilciler Meclisi’nde azil sürecini başlatmak için basit çoğunluk yeterli. Ancak başkanın görevden alınabilmesi için Senato’da hazır bulunan üyelerin üçte ikisinin desteği gerekiyor. Demokratların tek başına bu sonucu elde etmesi mümkün değil. Dolayısıyla Demokratların başkanın azil süreci yerine Kongre soruşturmalarına gitmeleri çok daha gerçekçi ve etkili bir seçenek. Bu soruşturmalarla İran savaşı, askerî harcamalar, yabancı ülkelerle ilişkiler ve yönetim çevresindeki olası çıkar çatışmaları için kapsamlı inceleme yolu açılabilir.</p>
<p>Özellikle Trump ailesinin ticari faaliyetleri Demokratların mercek altına alabileceği dosyalar arasında: Damat Jared Kushner’ın Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri ile finansal ilişkileri, büyük oğul Donald Trump Jr.’ın Polymarket ve 1789 Capital ile ilişkileri çıkar çatışması tartışmalarını yeniden gündeme taşıyabilir. Hatta küçük oğul Barron Trump’ın şaibeli borsa ve fon işlem iddiaları bile inceleme konusu hâline gelebilir.</p>
<p>Trump’ın başkanlık görevi Ocak 2029’da sona erecek. Başkanlık dönemindeki resmî işlemler bakımından sahip olduğu anayasal dokunulmazlık, kişisel ticari faaliyetlerini otomatik olarak korumuyor. Kongre’de başlatılacak soruşturmalar, görev süresinin sonrasına, bizzat başkana uzanabilecek hukuki ve siyasi sonuçlar doğurabilir.</p>
<h2>Mavi tsunaminin dış politikaya olası etkileri</h2>
<p>İran savaşı bu açıdan ilk büyük sınav olacak. Kongre, ödenekler üzerinden askerî operasyonların kapsamını sınırlandırmaya da çalışabilir. Ancak başkanın “başkomutan” sıfatıyla sahip olduğu yetkiler devam ediyor. Bu nedenle Demokratların çoğunluğu, Trump’ın dış politikadaki geniş hareket alanını ortadan kaldırmayacak.</p>
<p>Üstelik Demokrat Parti’nin kendi içinde de dış politika konusunda ciddi görüş ayrılıkları bulunuyor. İsrail’e askerî yardım, İran politikası ve Orta Doğu’daki Amerikan varlığı konusunda partinin merkez kanadı ile ilerici kanadı aynı noktada değil.</p>
<h2>“Trump’la iş bitirme” devrinin sonu mu?</h2>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Amerikan Başkanı arasındaki kişisel ilişki, Trump’ın kalan son iki yılında Ankara-Washington temasının önemli kanallarından biri olmaya devam eder. Ancak Kongre’nin iki kanadının da Demokratlara geçmesi, ABD’nin Türkiye yaklaşımını derinden etkileyebilir.</p>
<p>Türkiye’nin önündeki en önemli başlıklardan biri CAATSA yaptırımları olacaktır.</p>
<p>Trump, temmuz ayında Ankara’daki NATO Zirvesi sırasında Türkiye’ye yaptırım uygulamak istemediklerini ve CAATSA konusunun artık çözülmesi gerektiğini söylemişti. Türkiye’nin F-35 savaş uçağı satın alabilmesi için de olumlu mesajlar vermişti.<br />Demokratların çoğunluğu ele geçirmesiyle bu düzenlemelerin zora gireceğini tahmin etmek güç değil.<br />İsrail ile Türkiye arasındaki gerilim, Yunanistan ile ilişkiler ve Kıbrıs meselesi, insan hakları ve ifade özgürlüğü konuları da Demokratların kontrolündeki komitelerde gündeme gelebilir. Ankara artık Washington’dan daha çok eleştirel ses duymaya hazır olmalı.</p>
<p>Silah satışları açısından da benzer bir tablo söz konusu: Türkiye’nin KAAN projesinde kullanmayı planladığı motorlar, savunma sanayii iş birliği ve diğer askerî tedarik başlıkları, Kongre’deki denetim ve onay süreçlerinden etkilenebilir.</p>
<p>Demokratların Kongre’deki çoğunluğu, ABD ile Türkiye arasındaki bütün askerî ve diplomatik ilişkilerin kesileceği anlamına gelmiyor. Türkiye’nin NATO üyeliği, Karadeniz’deki konumu, Orta Doğu’daki, özellikle Suriye’deki etkisi ve Avrupa güvenliği açısından taşıdığı önem, Washington’da dikkate alınmak zorunda.</p>
<p>Ancak Ankara’nın yalnızca Trump-Erdoğan ilişkisine güvenerek sonuç alabileceği siyasi ortamın sona erdiğini söylemek yanlış olmaz: Ankara artık kilit meselelerde Kongre’nin desteğini de kazanmak zorunda.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2028'de Demokrat başkan garanti değil</span></h2>
<p>ABD'de 3 Kasım ara seçimleri, Trump'ın ikinci başkanlık döneminin geri kalanını önemli ölçüde değiştirdi. Demokratlar, Kongre'deki çoğunluğu kullanarak Trump yönetiminin politikalarına karşı alternatiflerini ortaya koyabilecekleri bir siyasi zemin kazandı. Ancak Kongre'de çoğunluk elde etmek, Demokrat parti içindeki merkez ve ilerici kanat arasındaki görüş ayrılıklarını ortadan kaldırmıyor.</p>
<p>2028'de Beyaz Saray'ı kazanmak için yalnızca Trump karşıtlığına dayanan bir siyasetin yeterli olmayacağı ortada. Demokratların ekonomi, göç, sağlık, dış politika ve toplumsal güvenlik konularında seçmene somut bir program sunmaları gerekecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abdde-mavi-tsunami-trump-ve-dostlarinin-zor-gunleri-91404</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/4/1280x720/568-1793854501.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD’de mavi tsunami, Trump ve &#039;dostlarının&#039; zor günleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayisizlesme-bir-egilim-ise-91403</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sanayisizleşme&#039; bir &#039;eğilim&#039; ise…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><strong><u>O</u></strong><strong><u>da ve borsa seçimleri sonrası:1</u></strong></p>
<p>Siyasi irade, bürokrasi, iş dünyası ve onların sivil toplum örgütleri, emek örgütleri, medya mensupları ve diğerleri ekonominin belirleyici aktörleridir. Ekonominin başrol oyuncuları oda ve borsalar seçimlerini yaptı. Ülkenin en ince kılcal damarlarında yerini alan bu iş dünyası örgütlerine yeni seçilenler ve güven tazeleyenler oldu. Ülkemizin çok değişik topluluklarının temsil edildiği oda ve borsaların yeni gündemini sorgulamalıyız.</p>
<p>Bize göre, değişen koşullar, oda ve borsaların yeni bir gündem oluşturmalarını gerektiriyor. O gündemin önemli maddelerinden birinin de <strong><em>“sanayisizleşme</em></strong>” olduğunu söylersek abartılı bir değerlendirme yapmış olmayız.</p>
<p>Oda ve borsaları yönetenler “<strong>sanayisizleşme olgusunu</strong>” sorgularken imalat kesiminin görece gerilemesinin ciddi bir “<strong>eğilim</strong>” olduğunu gözlemleyecektir.</p>
<p>İmalat kesininin görece gerilemesi küresel ölçekte bir sorun. Daron Acemoğlu’nun yeni kitabı “<em>Hangi Liberal Demokras</em>i” de sanayisizleşme süreciyle ilgili yeteri kadar rakamsal analiz var. Ülkemizin durumunu da <strong>EKONOMİ</strong> gazetesinde İsmet Özkul’un fikr-i takip disipliniyle izlediği ve paylaştığı yazılarından izlenebilir.</p>
<p>Bu yazılarda ”<strong>sanayisizleşme olgusunun</strong>” niteliksel yönlerini tartışmaya açalım istiyoruz. Biz, sürecin <strong><em>“eğilim</em></strong>” mi, yoksa gelip geçici “<strong><em>dönemsel</em> <em>oluşum</em></strong> “ mu olduğunu anlamanın izlerini sürmeyi deneyeceğiz. “<strong><em>Eğilim ve dönemsel oluşum</em></strong>” dediğimizde ne anladığımızı yazının dipnotunda özetleyerek paylaştık<strong>1</strong>.</p>
<p><strong>Yönetmeye ihtiyacı var</strong></p>
<p>Sanayisizleşme olgusunu iki yönüyle sorgulayabiliriz: Biri, <strong>eğilimlerin yarattığı fırsat ve tehlikelerin</strong> yönetilmesi. Diğeri, dönemsel bir olgu olarak algılama. Bu iki değişik bakış açısı anlamlandırmalarımızı derinden etkiler. Bakış açımız, üretilen politikaların, stratejilerin, taktiklerin, projelerin, uygulamaların, geribildirimlerin ve kendini yeniden üretme mekanizmalarının çerçevesini oluşturur; yaratmak istediğimiz sonuçları nasıl tanımladığımızı belirler.</p>
<p>Paylaşmak istediğimiz düşüncelerin merkezinde, <strong><em>“sanayisizleşme süreci dönemsel bir olgu değildir; güçlü bir eğilimdir. Süreci, evrenin, dünya ekosisteminin ve insanlığın derinliklerinden gelen eğilimler beslemektedir. Eğilimlerin yarattığı fırsatları en üst düzeyde değerlendirecek, maliyetleri de en düşük bedelle savuşturacaksak, uygun varsayımlarla yeni zihni modeller oluşturmalıyız,” </em></strong>varsayımı var.</p>
<p><strong>Sanayisizleşme eğiliminin</strong> arka planını önemli ölçüde teknolojik gelişmeler etkiliyor.</p>
<p>Günümüzde yarıiletken teknolojinin diğer bütün teknolojilere girdi sağlayarak yarattığı kapasiteler etkili: Sayısal kapasite “<strong><em>kol gücü uzantısını zihin gücünün uzantısına</em></strong> ” dönüştürüyor; ölçme, ölçeklendirme, özendirme, ödüllendirme ve ödeşme koşullarını değiştiriyor. Teknolojik gelişmeler iş süreçlerini uçtan uca insan aklının denetimine açıyor. Süreçlerin uçtan uca ölçülmesi, sayısallaştırılması, görselleştirilmesi geleneksel teknolojilerdeki “<em>verimlilik düzeylerini</em>” aşan <em>“yeni verimlilik</em>” düzeyleriyle yüzleşiyoruz. Çıplak gücümüzle yapamadıklarımızı, aklımızı kullanarak geliştirdiğimiz araç-gereç ve metotlarla yapabiliyoruz. Yeni araç-gereç ve metotlar, süreç yapılarını, işlevlerini ve kültürünü değiştiriyor. Süreç değişmeleri bağlamında “<em>iş süreçlerinin değişmesi</em>” “<em>işgücü profillerini</em>” de yeniden tanımlamayı gerektiriyor. İşgücünün “<em>teknik ve sosyal becerilerin sürekli geliştirmek</em>” gerekiyor. İleri düzeyde nitelikli işgücü ihtiyacı ülkeler genelinde ve iş yerleri özelinde sürekli yatırım yapılmasını zorluyor.</p>
<p>Makinelerin, makine-öğreniminin, algoritmaların ve modellerin desteğiyle “<strong>silikon beyin</strong>” kapasitesi yeni bir üretim yapılanması oluşturuyor. Bir de buna teknolojinin “<strong><em>doğrusal büyümeden katlanarak büyümeye ”</em></strong> geçiş gibi hızlanmanın artmasını ekleyince, geleneksel üretim yapısının omurgasını oluşturan “<strong>sanayileşmeye nereden bakacağımızı, sanayisizleşmeyi nasıl dengeleyeceğimiz”</strong> iş yönetiminin temel sorunlarından biri haline geliyor.</p>
<p>Yeni teknolojilerin <strong><em>“bağlantı, iletişim, yarışma ve işbirlikleri</em></strong>” alanlarında yarattığı kapasitelerin üretkenlik ve verimlilik üzerine etkileri hakkında “<strong>net bilgi</strong>” sahibi değilsek sanayisizleşmeyi dengelemek için önereceğimiz çözümler yaratmak istediğimiz sonuçlara bizi götürmez.</p>
<p><strong>Veri-odaklı gelişme</strong></p>
<p><strong>Sanayisizleşme süreçleri, </strong>üretim, ulaşım ve iletişim sistemlerindeki gelişmelerin nedeni değil, sonucu<strong>.</strong> Bilim ve teknoloji bir yanıyla “s<strong><em>onsuz büyük</em></strong><em>”</em> olan evrenin sırlarını çözüyor. Diğer yanıyla, <em>fizik ve biyolojideki<strong> “sonsuz küçük” </strong></em>dinamikleri birer birer “<strong>bilinmez</strong>” olmaktan çıkıyor. 2026 yılı Nobel Ödülü ışıkla kontrol edilen iyon kanalları ve optogenetik alanındaki keşiflere verildi. ”<em>Araştırmacılar, söz konusu keşiflerin korku, hafıza, uyku, iştah ve motivasyonla ilgili sınır devrelerini inceleyebiliyor. Keşifler bize öğretiyor ki, ışık canlılar için yalnızca görmeyi sağlayan bir enerji kaynağı değil; hücrelerimizde kimyasal kararları başlatan sinyal<strong>2</strong></em>” Bilim ve teknolojide yaygın değişmeler sağlıkta ve diğer alanlarda tedavi anlayışını, uzmanlık tanımlarını değiştiriyor. Bir başka yönüyle anlatırsak, teknolojinin “<strong>sonsuz büyüğe ve sonsuz küçüğe erişilebilirliğinin</strong>” hızlanması, yaşam biçimlerimizi ve yaşam tarzlarımızı yeniden tanımlayacak yeni ilişkiler ağları oluşturuyor, geliştiriyor ve çoğaltıyor. Uzmanlar kaliteli bir kalkınma yarmada “<strong>faydalı bilginin</strong> <strong>sermayeden daha önemli” hale </strong>geldiğine dikkat çekiyor<strong>. </strong>Sanayisizleşmeyi bir eğilim olarak algılamaz, fırsatlarını ve tehlikelerini bu bağlamlarıyla değerlendirmezsek yaratmak istediğimiz sonuçların yanından bile geçemeyiz.</p>
<p>Bilim ve teknolojide gelişmeler “<strong><em>ölçme, sayısallaştırma, görselleştirme, seslendirme, adlandırma, kavramsallaştırma, düşünme ve karar vermeyi</em></strong>” de dönüştürüyor. Teknolojinin hızlandırdığı “<strong>veri üretimi</strong>” istatistik biliminin temeli olan <strong>“Büyük Sayılar Yasası</strong>”nı gözden ırak tutmamayı gerektiriyor. Teknolojik gelişme kuram, model ve metotlar geliştirirken seçilmiş varsayımlar yerine çoklu varsayımları işleyebilmemizi sağlıyor. Günümüz dünyası iş insanlarının içselleştirmesi gereken şey “<strong>verinin, toprak, işgücü, sermaye ve teknoloji” </strong>gibi “<strong>üretim gücü</strong>” olma özelliğini pekiştirmesidir. “<strong>Veri merkezleri</strong>” ve “<strong>veri işleme sistemleri” </strong>en önemli yatırım alanıdır. Verinin üretim gücü olma eğiliminin güçlenmesini yeterince sorgulamayan bir iş dünyasının hedeflerine erişebilmesi çok zordur.</p>
<p><em>“<strong>Büyük veriyi</strong></em>” üretme kapasitesini artırması yanında “<strong><em>veri işlem kapasitesi</em></strong>” de artırınca üretim sistemleri hızla dönüşüyor. Genel yapay zekâ olgusu, yapay zekâ ajanlarının sorulara yanıt vermesi ötesinde işlevlerini hızla geliştirilmesi yakından gözlenmesi ve izlenmesi gereken bir eğilim. Yapay zekâ, internette araştırma yapabiliyor; araç-gereç kullanabiliyor. Daha da ileri gidebiliyor: Platform ve sistemlerle bağlantıya geçerek iletişim ve etkileşimde bulunuyor. Üstlendiği görevleri alt görevlere ayırabiliyor ve yaratılmak istenen sonuca götürecek “<strong>yol haritaları</strong>” belirleyebiliyor.</p>
<p><strong>“Ülke dolusu dahi”</strong></p>
<p>Dario Amodei’nin ileri sürdüğü gibi, “<em>Bir veri merkezi içinde bir ülke dolusu dahi bulunacak</em>.” Bardağın dolu yanından bakınca, “<em>Bu dâhiler ileri insanlık sorunlarını çözmek için seferber edeceğiz. Fiziksel ve zihinsel hastalıklara, yoksulluğu ve savaşa çare bulacaklar; biz hayatın anlamını dönüştürmeye odaklanacağız<strong>3</strong></em><strong>”. </strong>Bardağın boş yanına baktığımızda durum pek öyle görünmüyor; bir dizi yeni sorunla yüzleşeceğimiz çok açık.</p>
<p>Toplumsal deneyim ve birikimlere dayalı algı ve öğrenme alanlarının değişmesi günümüzün gerçekliği: İş süreçlerinde uzaktan komuta, otamosyan ve otonom uygulamalar yaygınlaşıyor. İşgücünün toplumsal yaşam hiyerarşisindeki yeri değişiyor. Daha derine bakıldığında, süreçlerin uçtan uca denetim ve gözetimine dayalı <em>“<strong>sistem kontrolüne</strong></em>” geçişler hızlanıyor. Teknik ve sosyal beceri odaklı iş ve kariyer önem kazanıyor. Daha bir düzine gelişme “İ<strong><em>malat sistemlerinde gerileme, hizmet alanlarında yayılma” </em></strong>süreçlerini giderek güçlenen bir eğilime dönüştürüyor. Dönüşmelerin yönetilmesi de kendine özgü düşünce ve karar süreçleri gerektiriyor. <strong><em>“Eşitsizlikleri artıran ve kırılganlaşan bir toplumsal yapının” </em></strong>oluşmasını istemiyorsak ilgili aktörlerin gelişmeleri yöneterek fırsat değerlendirme ve tehlike savuşturma konusunda net bilgi, etkin koordinasyon ve odaklanma sorumluluğunu üstlenmesi gerekiyor.</p>
<p>Sanayisizleşme sürecini “<strong>eğilim</strong>” olarak tanımlamak ilk adım olmalı. İzleyen adımımız da “<strong>hizmet sektörünün gelişmesini hızlandıran yapısal ve ekonomik özelliklerin</strong>” iyi analiz edilmesi. İş dünyasının en yaygın mesleki örgütlerini yönetenlerin eğilimleri; eğilimlerin fırsat ve tehlikelerini, erişebilir olanakları, karşılaşılabilecek kısıtları sorgulama ivedi görevlerinden biri olduğunu düşünüyoruz. Bir sonraki yazımızda “hizmet talebindeki artışın nedenlerini” sorgulamak istiyoruz.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><em>(1) Eğilim ve dönemsel oluşum dediğimizde ne anlıyoruz?</em></p>
<p><em>Eğilim, belli bir zaman kesitinde, evren, dünya ekosistemi ve insanlığın oluşturduğu topluluk ve toplumları etkileyen yönelişlerdir. Eğilimler, çok değişik etkenlerin biriken etkileriyle oluşur. Bir fikir akımı, yenilik ve anlayış olarak gelişebilir. Eğilimlerin etkilerini fark ettikçe görülür, anlatılır, paylaşılır ve kavranır. Diğer olgular gibi eğilimler de oluşur, zaman içinde olgunlaşır, değişir ve etkilerini yitirir. Eğilimler çok değişik etki yaratır: Aidiyet, sosyal etki, yenilik merakı, statü ve kimlik, fayda ve ihtiyaç gibi.</em></p>
<p><em>Her popüler olguyu eğilim olarak algılamamak gerekir.</em></p>
<p><em>Eğilimler, dönemsel olgulara göre yaşamı daha uzun soluklu, daha derinden etkiler. Eğilimler fırsatlar kadar tehlikeler de yaratır. Eğilimlerin yarattıkları “fırsatları” en üst düzeyde değerlendirebilir “tehlikeleri” en düşük maliyetle savuşturabiliriz. İhtiyacımız olan şey eğilimler baskın hale gelmeden etkilerin kavramak, eğilimlerin etkilerini olanak ve kısıtlarımızla dengelemektir.</em></p>
<p><em>(2) Dr. Ayşegül Çorumlu, “ Işığın dili: Beyni Açıp kapatan Nobel ve cildimizdeki güneş fabrikası” <strong>Oksijen,</strong> S.:302</em></p>
<p><em>(3) Cem Say, “Yapay zekâ, bilim ve demokrasi” Oksijen, S 302</em></p>
<p>--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayisizlesme-bir-egilim-ise-91403</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/3/1280x720/78-1793854198.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Sanayisizleşme” bir “eğilim” ise… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yavas-ilerleyen-dezenflasyonun-dayanilmaz-agirligi-91402</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yavaş ilerleyen dezenflasyonun dayanılmaz ağırlığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye ekonomisinde dezenflasyon süreci uzarken işgücü piyasası ve tüketici cephesindeki bozulma dikkat çekiyor. Enflasyondaki direnç, yüksek enerji maliyetleri ve zayıflayan iç talep ekonomi yönetimini zor bir dengeye sürüklüyor. Petrol fiyatlarının 100 doların üzerinde kalması halinde faiz indirimlerinin ertelenmesi gündeme gelebilir. Asıl soru ise dezenflasyonun ağırlaşan maliyeti karşısında hangi ekonomik hedeften taviz verileceği.</strong></p>
<p>İşsizlik yüzde 8,4’e yükseliyor, tüketici güveni sert düşüyor, hizmet sektörü güven kaybediyor. Dezenflasyonun bedeli giderek daha görünür hale geliyor. Ancak bütün bu sıkıntılara rağmen enflasyon direniyor; beklenen düşüş öngörülen sürede bir türlü gelmiyor.</p>
<p>S&amp;P’nin geçen ayki değerlendirmesiyle, “Dezenflasyon gecikti ancak rayından çıkmadı.” Sürecin devam ettiğine işaret eden, olumlu bir tespit. Ama Türkiye hala Venezuela, İran, Güney Sudan ve Arjantin'den sonra dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip ülkeleri arasında.</p>
<p>Asıl mesele de burada. Enflasyonla mücadelenin maliyeti artarken sonuç almak neden bu kadar uzun sürüyor?</p>
<p><strong>İstihdamda maliyet görünür oluyor</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı Eylül’de 0,5 puan artarak yüzde 8,4’e çıktı. İşsiz sayısı 198 bin kişi artışla 2 milyon 967 bine ulaşırken istihdam 49 bin kişi azaldı. Genç işsizliği ise 1,6 puanlık artışla yüzde 14,8’e yükseldi. Atıl işgücü oranı yüzde 30’un üzerinde seyrediyor.</p>
<p>Tek bir aylık veriyle kesin hüküm verilemez. İşsizlikteki artışın tamamını da para politikasına bağlayamayız. Ancak bu rakamlar, talepteki soğumanın işgücü piyasasına daha belirgin biçimde yansımaya başladığını düşündürüyor. S&amp;P’nin zayıflayan iç talep tespitiyle de uyumlu bir tablo var.</p>
<p>Bugüne kadar sahada hissedilen ancak rakamlarda görülmeyen dezenflasyonun istihdam üzerindeki etkisi daha açık biçimde görünür hale mi geliyor?</p>
<p><strong>Tüketicinin güveni sarsılıyor</strong></p>
<p>Ekimde tüketici güven endeksi 91,9’dan 84,8’e geriledi. Yalnızca bir ayda yüzde 7,7’lik düşüş söz konusu. Hanenin mevcut maddi durumuna ilişkin değerlendirmesi yüzde 9,3, gelecek 12 aya ilişkin genel ekonomik durum beklentisi yüzde 9 geriledi.</p>
<p>Hizmet sektörü güven endeksi de aylık yüzde 2,4 düşerek 109,2’ye indi. Son üç ayda hizmetlere olan talep göstergesi yüzde 3,5 geriledi. Buna karşılık perakende ticaret güveni yüzde 1,1, inşaat güveni yüzde 0,4 arttı. Dolayısıyla bütün sektörlerde aynı ölçüde bir bozulmadan söz etmek mümkün değil.</p>
<p>Yine de işsizlikteki artış, tüketici güvenindeki sert düşüş ve hizmet sektöründeki güven kaybı birlikte değerlendirildiğinde önemli bir uyarı veriyor. İç talepteki soğuma, hanelerin ekonomik durum değerlendirmelerine ve gelecek beklentilerine de yansıyor.</p>
<p>Ekonomide kontrollü bir dengelenme mi görüyoruz, yoksa tüketici tarafında beklenenden sert bir fren mi başlıyor?</p>
<p><strong>Hizmetlerde kırılma mümkün mü?</strong></p>
<p>Türkiye’de enflasyonun en dirençli alanlarından biri hizmetler. Bu nedenle hizmet talebinin zayıflaması, ekonomik faaliyet açısından kaygı yaratırken enflasyonla mücadele açısından beklenen etkiyi sağlayabilir.</p>
<p>Eylül ayı Hizmet Üretici Fiyat Endeksi de bu açıdan dikkat çekiyor. Yıllık artış yüzde 33,23 olurken aylık artış yüzde 0,17 ile sınırlı kaldı.</p>
<p>Elbette tek aylık veriden eğilim çıkarılamaz. Üstelik hizmet üretici fiyatlarındaki yavaşlama, tüketicinin ödediği hizmet fiyatlarına aynı hız ve ölçüde yansımayabilir. Ancak talep göstergelerindeki gerilemeyle birlikte bakıldığında bu veri, fiyat baskılarında hafifleme ihtimalini gündeme getiriyor.</p>
<p>Önümüzdeki aylarda benzer bir seyir görülürse Merkez Bankası açısından önemli bir gelişme olur. Hizmet enflasyonunda kalıcı bir yavaşlama sağlanıp sağlanamayacağı, faiz kararlarının da temel belirleyicilerinden biri olacaktır.</p>
<p>Buna karşılık ulaştırma ve depolamada yıllık üretici fiyat artışının yüzde 40 civarında seyretmesi, ihtiyatı elden bırakmamak gerektiğini gösteriyor. Çünkü ortada ciddi bir enerji şoku var.</p>
<p><strong>İç talep soğuyor, enerji maliyeti artıyor</strong></p>
<p>İçeride talep zayıflarken dışarıdan gelen enerji baskısı denklemi zorlaştırıyor.</p>
<p>Merkez Bankası politika faizini yüzde 37’den yüzde 36’ya indirdi. Ancak yüksek petrol fiyatları, aralık toplantısında yeni bir indirim için hareket alanını daraltıyor. Banka bir yandan dezenflasyonun sağladığı alanı değerlendirmek, diğer yandan enerji maliyetlerinin fiyatlara ve beklentilere etkisini sınırlamak zorunda. Üstelik Merkez Bankası'nın faiz indirmenin koşullarını aradığı dönemde dünya yeniden yüksek faiz-yüksek enerji maliyeti dönemine girdi.</p>
<p>Türkiye’nin dezenflasyon programının başlıca dışsal risklerinden biri petrol. İç talepteki zayıflama fiyat artışlarını sınırlarken enerji maliyetleri ters yönde baskı yaratıyor. Merkez Bankası böylece iki farklı yöndeki kuvvet arasında politika yapmak zorunda kalıyor. Eğer petrol 100 doların üzerinde kalmaya devam ederse Merkez Bankası'nın Aralık faiz indirimi alanı daralmaz mı? Bence daralır...</p>
<p><strong>Hangi hedeften taviz verilecek?</strong></p>
<p><strong>Önceki gün açıklanan enflasyon verisinde önemli bir ayrıntı vardı. Manşet enflasyon hızlanırken çekirdek geriledi. </strong>Bu ayrışma, manşetteki sürprizi doğrudan genel bir enflasyon bozulması olarak okumayı zorlaştırıyor ancak çekirdek enflasyon da gerilemiş haliyle bile hala çok yüksek.</p>
<p>Eğer mevcut petrol şoku kalıcılaşırsa ekonomi programındaki zaten tutturulmakta zorlanan hedefleri birlikte tutturmak daha da güçleşir.</p>
<p>Enflasyon hedefini korumak için daha uzun süre sıkı para politikası gerekebilir. Bunun bedeli büyüme ve istihdam üzerinde hissedilir. Büyümeyi desteklemek için erken gevşemeye gidilmesi ise enflasyonla mücadeleyi ve cari dengedeki iyileşmeyi riske atabilir.</p>
<p>Bence bugünkü kritik soru aralıkta kaç puan faiz indirileceğinden daha büyük. Dezenflasyonun bedeli ağırlaşırken petrol şoku da kalıcı olursa hangi hedeften ne ölçüde taviz verilecek; büyümeden mi, enflasyondan mı, cari dengeden mi?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yavas-ilerleyen-dezenflasyonun-dayanilmaz-agirligi-91402</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yavaş ilerleyen dezenflasyonun dayanılmaz ağırlığı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/normal-zamanlarda-degiliz-ki-91401</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Normal zamanlarda değiliz ki</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon rezaletinin finans sektörünün küçük bir kısmında yaşanmış olması ya da Merkez Bankası’nın ‘Merkez’in Güncesi’ notunda yer alan analizin ima ettiği gibi reel sektörün küçük bir kesimini etkilemesi değil önemli olan. Asıl önemli olan, finans sektörünün düzenlenmesinden ve denetlenmesinden sorumlu çok sayıda kuruma, bunların önemli yetkilerle donatılmış olmalarına ve bu konuda yetişmiş uzmanlara sahip olmalarına karşın fon rezaletinin yaşanmış olması. Bu noktayı ekonomik istikrarın sağlanmasından ve korunmasından sorumlu kurumların, ekonomi politikası kararı alanların ve o kararları uygulayanların asla küçümsememeleri gerekiyor.</p>
<p>Merkez Bankası’nın son faiz indirim kararını ezici bir uzman çoğunluğu normal buldu. Oysa ve de ne yazık ki şunu atladılar: Normal zamanlarda değiliz. Hadi, faiz indirildi –fon rezaletinin yaşanmadığı bir Türkiye’de, 2027 sonu için önceden açıklanan enflasyon hedefinin yeni OVP’de yukarıya çekilmesi buna izin veriyordu- peki Para Politikası Kurulu karar metninde finans sektöründe yaşananlar -alınan karşı önlemlere atıfla, hiç mi vurgulanmaz? “Enflasyonun ana eğilimindeki gelişmelerin 2027 sonu hedefi ile uyumlu olması ve finans sektöründe yaşanan son gelişmelere karşı alınan güçlü önlemler çerçevesinde” mealinde bir şey de mi denmez? Unutmamak gerekiyor ki ‘normal olmayan’ zamanlarda ekonomideki dinamiklerin temel belirleyicisi güven olur. Güven her zaman önemli ama böyle dönemlerde çok daha önemli.</p>
<p>Neyse, ben “kürkçü dükkânına dönüp” enflasyon gerçekleşmelerini kısaca değerlendireyim. Grafikte, 2003’ten bu yana ekim aylarında gerçekleşen aylık enflasyonların seyri gösteriliyor. İki de yatay çizgi var; alttaki yüzde 2 olan 2003-20 ortalamasını gösteriyor. Üstteki de yüzde 2,9 olan ise 2021-26 ortalamasını. Ekim ayında açıklanan yüzde 2,6 oranındaki enflasyon, saçma para politikasının Eylül 2021’de uygulamaya konulmasından önceki dönemin ortalamasından 0,6 puan daha yüksek. 2018-19 krizi ve 2020’de başlayan pandemi dönemi dışarıda bırakılırsa o dönem tek haneli enflasyonun hüküm sürdüğü bir dönem. Hadi o dönemle karşılaştırmayalım. Ama 2025’te gerçekleşenden de düşük değil.</p>
<p>Bir de daha önce değindiğim ama tekrarlayacağım bir gerçek daha var. Şu: 2025’in kasım ve aralık aylarında enflasyon oldukça düşük bir düzeyde gerçekleşti. Sırasıyla, yüzde 0,87 ve 0,89. Neye göre düşük?  2020-2024 dönemine göre mesela. Ama o dönem zaten enflasyon yüksek. Ancak daha eskiye gidince de aynı yorum geçerli. Yıllık enflasyonun bugünkünün yarısından da az olduğu 2016 ve 2017’de bu ayların ortalama enflasyonları 1,08 ve 1,09; 2025’te gerçekleşenden daha yüksekler. Dolayısıyla, olumsuz bir ‘baz’ etkisi yaşanacak. Bu durumda enflasyon yüzde 30’un üzerine çıkacak. Sevimsiz bir durum. 2025 sonunda enflasyon yüzde 30,9 düzeyindeydi. Dolayısıyla, 2026’da enflasyon düşmemiş olacak. Ne yazık ki durum böyle.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec09f88f2ec-1793853944.png" alt="" width="658" height="276" /></p>
<p>Ekim enflasyonunu bugün öğreneceğiz. Ekim 2025 aylık enflasyonu yüzde 2,55 olarak gerçekleşmişti. Yarın açıklanacak enflasyon, bu düzeyin altında gerçekleşirse yüzde 29,7 olan yıllık enflasyon biraz daha düşecek. Bir fikir vermesi için hafta sonu İstanbul için açıklanan İTO enflasyonuna bakalım: Yüzde 2,47. Hem 2024 hem de 2025 Ekim enflasyonlarından düşük. Birbirine çok yakın olan bu iki enflasyonun ortalaması yüzde 3,28. Dolayısıyla, ortalamaya göre düşüş 0,81 puan. Sosyal medyada günlük verilerden yola çıkarak aylık enflasyonu tahmin etmeye çalışan ciddi araştırmacıların beklentisi de Ekim 2025’e kıyasla belirgin bir azalma olasılığı olduğunu gösteriyor. Peki, yıllık enflasyondaki düşüş sürer mi?</p>
<p>2025’in Kasım ve Aralık enflasyonları, düşüş eğilimi önündeki ilk engel. Geçtiğimiz yıl oldukça düşük bir düzeyde gerçekleştiler. Sırasıyla, yüzde 0,87 ve 0,89. Oysa 2020’den bu yana bu aylarda gerçekleşen enflasyonlar çok daha yüksek. Hadi, 2020-2024 dönemi yüksek enflasyonlu yıllar. 2018-19 krizini atlayıp daha eskiye gidince de aynı yorum geçerli. Yıllık enflasyonun bugünkünün yarısından da az olduğu 2016 ve 2017’de bu ayların ortalama enflasyonları 1,08 ve 1,09; 2025’te gerçekleşenden daha yüksekler. Dolayısıyla, olumsuz bir ‘baz’ etkisi yaşanması muhtemel. Bunlar sadece geçmişle karşılaştırmalar. Şüphesiz enflasyonu belirleyen unsurlardaki gelişmeler daha önemli. Kur artış oranı ve iç talep enflasyonu düşürücü yönde gelişiyor. Buna karşılık, enerji fiyatları şahlanmış vaziyette. Sonuçta, bu yılın sonunda gerçekleşecek yıllık enflasyonun, yarın açıklanacaktan biraz daha yüksek olması beklenir.</p>
<p>Peki, çok mu önemli? Ankara’da yaşayan dört kişilik bir aile için TÜRK-İŞ’in açıkladığı açlık sınırı Ekim’de 38 bin liraya yükseldi; asgari ücretin çok üzerinde. Çoğu emekli, daha da düşük düzeyde gelir elde ediyor. Onlar açısından elbette çok önemli. Ama bir de işe fon rezaleti çerçevesinde bakın. Finans piyasasını düzenleme ve denetlemeden sorumlu BDDK, SPK ve Borsa İstanbul gibi önemli yetkilerle donanmış kurumlar varken fon krizi patladı. 2008-09 küresel krizinden sonra kurulan ve o zamanlar uluslararası düzeyde en çok tartışılan ve tartışmalardan çıkan sonuçlara uygun olarak kurulan Finansal İstikrar Komitesi’ne rağmen fon krizi yaşandı. Nasıl olup da yaşandığı çok önemli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/normal-zamanlarda-degiliz-ki-91401</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/finans-piyasalar-borsa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Normal zamanlarda değiliz ki ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/izmir-icin-ortak-akil-ortak-irade-91400</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzmir için ortak akıl ortak irade</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong> “İzmir önümüzdeki çeyrek yüzyılda nasıl bir şehir olacak?” İZTO Başkanı Mahmut Özgener, bunun için ortak akla-ortak iradeye ihtiyacı olduğunu söylüyor, yarının İzmir’ini projelerle tanımlıyor.</strong></p>
<p>İzmir Ticaret Odası (<strong>İZTO</strong>) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mahmut Özgener</strong>’in kent potansiyeline dair sunumunu izliyoruz. Salonu dolduran yüzlerce davetli, bir <strong>şehrin dünü</strong>, <strong>bugünü</strong> ve <strong>yarınına</strong> dair kapsamlı, verili, <strong>gerekçeli projeleri</strong> pür dikkat izliyor. Son yıllarda gördüğüm <strong>en iyi sunumdu</strong> bu. <strong>Özgener</strong>’in, İzmir’e dair çağrısı şu: “<em>Çok proje ihtiyaç değil, projeleri birbirine bağlayan ortak akıl ve ortak iradeye ihtiyaç var</em>.” Nitekim sunum; “<strong>Ortak Akıl Ortak İrade</strong>” mottosu üzerine inşa edilmiş. Onlarca proje, <strong>gelecek vizyonu</strong> ile İzmir’i, üzerindeki külü silkeleyip “<strong>yükselenler ligine</strong>” taşıyacak.</p>
<p><strong>İLKLERİN ŞEHRİ İZMİR’İN ÜZERİNDEKİ KÜLÜ ATMAK</strong></p>
<p>İzmir; hep <strong>ilklerin şehri</strong> oldu. Batı uygarlığının ilk edebi eseri <strong>İlyada</strong>’yı <strong>Homeros</strong>, bu kıyıda yazdı. Dünyanın en eski ve uzun <strong>ilk caddesi</strong> burada inşa edildi. <strong>Nice büyük düşünür</strong>, ilk bu sahillerde eserlerini meydana getirdi. <strong>Hasan Tahsin</strong>, vatan savunmasında ilk kurşunu İzmir’de attı.</p>
<p>Savaştan çıkmış ülkemizin ekonomi kalkınmasında <strong>İzmir İktisat Kongresi</strong>, başka bir ilk… Çok partili hayatın ilki olan <strong>Demokrat Parti</strong>, bu kentte kuruldu. <strong>İlk özel gazete</strong> burada yayınlandı <strong>ilk yerli film</strong> İzmir’de çekildi. Ve ilk fuar; <strong>İzmir Enternasyonal</strong>… Futbolda 3 büyüklerin korkulu rüyası İzmirlilerdi.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / İzmir 2.0’a dair…</strong></span></p>
<p><strong>Özgener’in amacı nedir?</strong></p>
<p>İlklerin şehri İzmir’in bugün, <strong>eski parlak başarısı</strong> yok gibi. Bu görüşü savunanlar; <strong>kentin gelişme hızının düştüğünü </strong>savunuyor. İZTO Başkanının amacı, kenti yeniden <strong>gelişen kent</strong> haline getirmek…</p>
<p><strong>Proje öncelikleri neler?</strong></p>
<p><strong>Çandarlı limanının ekonomiye kazandırılmasını</strong> önceliyor. Ama beşeri sermayeden tarıma, yeşil ve dijital dönüşümden alt yapı yenilemelerine kadar birbiriyle entegre, toplumun her kesimini kapsayan projelerle <strong>net ihracatçı</strong> İzmir’in taşıdığı potansiyeli hayata geçirmeyi de ana vizyon haline taşıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>TARİH, KÜLTÜR, DOĞAL KAYNAK YETMEZ. YEREL KABİLİYETLER OLMADAN PARLAYAMAZSIN</strong></p>
<p>Bir yörenin, kentin; <strong>tarih sahnesinde var kalabilmesi</strong> 3 kritik faktöre bağlıdır; <strong>1</strong>-tarihi kültürel miras, <strong>2</strong>-doğal kaynaklar ve <strong>3</strong>- yerel kabiliyetler. Bu 3 faktör aynı anda buluştuğunda o kent yükselişe geçebiliyor<strong>. Özgener</strong>’in “<strong>ortak akıl ortak irade</strong>” ile yapmaya çalıştığı da bu <strong>dinamikleri birleştirmek</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ÖZGENER LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Ortak akıl</strong>: Birden fazla kişinin, grubun bir sorunu çözmek ve kararlaştırmak için fikir üretmesi</p>
<p><strong>Ortak irade</strong>: Akılların, bilgi birikimlerinin ve deyimlerin bir araya getirilip uzlaşı sağlama süreci</p>
<p><strong>İşbirliği</strong>: Grup, kurum, devletin ortak bir amacı gerçekleştirmek için birlikteliği, iş bölümü yapması</p>
<p><strong>Bölgesel vizyon</strong>: Bir coğrafi bölgenin gelecekte nasıl bir kimliğe, ekonomiye ulaşacağı öngörüsü</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/izmir-icin-ortak-akil-ortak-irade-91400</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/4/1280x720/ozgener-1772180363.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir için ortak akıl ortak irade ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vatandas-enflasyon-oranlarina-niye-mi-inanmiyor-91399</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vatandaş enflasyon oranlarına niye mi inanmıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Açıklanan enflasyon oranlarına inanan vatandaş neredeyse yok. Yalnızca TÜİK’in oranlarına değil, diğer oranlara da… Bu konuya dünkü köşe yazımda değinmiş ve bunun temelinde de TÜİK’e güvensizlik kadar enflasyon ile hayat pahalılığı kavramlarının karıştırılmasının yattığını belirtmiştim. Bu kavram karışıklığı öyle bir boyuta ulaştı ki TÜİK artık hani ağzıyla kuş tutsa topluma inandırıcı bir oran sunabilme şansına sahip değil. Çünkü sorun TÜİK’i çoktan aşmışa benziyor. Hatta biraz önce de belirttiğim gibi enflasyon hesaplaması yapan ve bir dönem pek gözde olan, adeta el üstünde tutulan birilerinin açıkladığı oranlar da eskisi kadar itibar görmüyor. Çünkü onların ortaya koyduğu oranlar da gerçeği yansıtmaktan uzak bulunuyor.</p>
<p>Açıklanan oranlara gerçeği yansıtmaktan uzak kaldığı için mi inanılmıyor, yoksa vatandaş enflasyon ile hayat pahalılığı kavramlarını aynıymış gibi düşündüğü için mi böyle oluyor?</p>
<p>İkisi de; ancak temel sorun ikincisi.</p>
<p> Bir kere vatandaşın açıklanan oranları düşük bulduğu bir gerçek. Daha önce de defalarca belirtildiği gibi herkese tam uyan bir enflasyon oranı hesaplanamaz. Herkesin yaşadığı enflasyon farklıdır. Enflasyon, Türkiye ortalamasındaki durumu gösterir. Oysa büyük kentte oturanın yaşadığı oran farklıdır, küçük bir kentteki vatandaşın hissettiği farklıdır; aynı yerde oturan ancak yaşam biçimi farklı olanın enflasyonu farklıdır. Kimi sigara içer, kimi içmez; kiminin çocuğu okula gidiyordur, kiminin çalışmaya başlamıştır, kiminin çocuğu devlet okuluna gidiyordur, kiminin özel okula; gibi gibi… O yüzden de herkese özel dikim elbise gibi oturan bir enflasyon oranı olamaz.</p>
<h2>Enflasyon-pahalılık karmaşası</h2>
<p>Yukarıda aktardıklarım hissedilen enflasyonun açıklanandan niye farklı olabileceğini gösteren örnekler.</p>
<p><strong>Ama temel sorun başka… Temel sorun hayat pahalılığının enflasyon zannedilmesi ve pahalılığın karşılığının enflasyon oranında aranması.</strong></p>
<p>Emekli vatandaş pazara gidiyor ve sokak röportajlarına da çokça yansıdığı gibi doğru dürüst bir şey alamadan evine dönmek durumunda kaldığını söylüyor, fiyatların yüksekliğinden yakınıyor. Haklı, çünkü fiyatlar elde ettiği gelire göre yüksek.</p>
<p>Ama fiyat son dönem mi çok yükseldi, yoksa zaten uzunca bir süredir mi yüksekti, bunun üstünde çok durulmuyor.</p>
<p><strong>“Fiyatlar çok yüksek, gelirim yetmiyor, demek ki enflasyon çok yüksek”</strong> diye düşünülüyor.</p>
<p>Böyle de olabilir, enflasyon son dönemde çok hızlandığı için fiyatların yüksekliği bundan da kaynaklanmış olabilir.</p>
<h2>Ama ya tersi ise? </h2>
<p>Türkiye’de enflasyon yüksek seyrediyor, bu da çarşıya pazara yansıyor, doğru. Ama bu kısmen doğru. Asıl sorun bu değil artık. Kemikleşen ve geçmişten gelen çok büyük bir pahalılık var. Son dönemde enflasyon tümüyle hız kesse, hatta olmaz ya sıfıra inse bile hayat pahalılığı sona ermeyecek ki.</p>
<p>Türkiye’de son dönemde, hani şu meşhur dezenflasyon sürecinde yaşananlara bakalım.</p>
<p>Yeni ekonomi yönetiminin 2023’ün haziranında göreve geldiğinde devraldığı enflasyon, yani 2023’ün mayısı itibarıyla yıllık enflasyon yaklaşık yüzde 40’tı. Arada çok yüksek oranlar görüldü, şimdi inilen, inilebilen enflasyon kaç, yaklaşık yüzde 30. Tam oranları da vereyim; devralınan yüzde 39,59’du, şimdiki yüzde 29,77. Yani topu topu 10 puanlık bir düşüş var.</p>
<p>Hele hele son bir yıl… İkinci grafikte görüyorsunuz; enflasyon artık yatay. Yüzde 30’a adeta çakılıp kalmış. Kötüye gidiş yok ama iyiye gidiş de yok.</p>
<p>2023’ün mayısından bu yılın ekim sonuna kadar geçen yaklaşık üç buçuk yılın özetini aktardım; enflasyon 40’tan 30’a indirilebilmiş.</p>
<p>Enflasyon düşmüşken peki vatandaş niye yakınıyor, <strong>“Çok pahalı”</strong> diyerek pazardan eli boş dönüyor.</p>
<p><strong>Çünkü vatandaş enflasyon yüzde 40 düzeyindeyken, yani 2023’ün mayısında 100 liraya aldığı bir ürüne şimdi bu yılın ekiminde 345 lira vermek durumunda.</strong></p>
<p>100 ve 345 ne mi; 2023’ün mayısında 100 olan TÜFE, bu yıl ekimde 345’e çıktı, yani yüzde 245’lik artış var.</p>
<p>Gerçek endeks değerlerini de aktarayım. TÜİK’in tüketici fiyat endeksi Mayıs 2023’te 40,86 düzeyindeydi. Endeks bu ekimde 140,77’ye çıktı.</p>
<p>Son üç buçuk yılda fiyatlar yüzde 245 arttı ama gelirlerde bu oranda artış oldu mu? Tabi ki olmadı, zaten olsa vatandaş bu kadar yakınır mı?</p>
<p>Bu hesaplamayı yaparken kullandığım TÜİK’in TÜFE’sine dönük tartışmaları bir kenara koyuyorum. Bu endeks doğruyu yansıtıyordur, yansıtmıyordur o çok başka bir konu.</p>
<p>Ama hesaplama eksiksiz yapılıyor olsa bile ortadaki gerçek çok çarpıcı. Fiyat artış hızının başlangıç ve bitiş tarihleri itibarıyla yüzde 40’tan yüzde 30’a ancak indirildiği bu süreçte fiyatlar tam yüzde 245 arttı.</p>
<p>Pahalılık kemikleşti kaldı. Bundan sonra enflasyon isterse yüzde 20’ye, yüzde 10’a, hatta hayal oran niteliğindeki yüzde 5’e indirilsin.</p>
<p>Fiyatlar 100 liradan 345 liraya geldi bir kere ve 345’ten aşağı inmeyecek. Hatta enflasyon düşmeye devam etse bile fiyatlar artmayı sürdürecek.</p>
<h2>Enflasyon 25’e düştüğünde…</h2>
<p>2027’nin enflasyon hedefi yüzde 21 ya… Diyelim 2027’nin ekiminde yıllık enflasyon yüzde 25’e indirildi, yıl sonunda da 21 gerçekleşecek.</p>
<p>Yani şu durumda bu yıl ekimdeki fiyatlar önümüzdeki bir yılda yüzde 25 arttı. Bunun anlamı şu:</p>
<p><strong>“Bu ekimde 345 olan fiyat düzeyi seneye ekimde 431’e çıkacak.”</strong></p>
<p>Ekimden ekime bir yılda gelirler yüzde 25 artarsa şimdiki hayat pahalılığı aynen kalacak; ne artacak, ne azalacak. Yok eğer fiyatlar yüzde 25 artarken gelirler yüzde 20 artarsa pahalılık daha çok fazla hissedilecek. Tersi olursa refah az da olsa artacak.</p>
<p>Enflasyon yüzde 25 olduğunda, gelir de aynı oranda arttığında vatandaş için hiçbir şey değişmeyecek ama “Dezenflasyon başarıyla sürüyor, amacımız enflasyonu tek haneye düşürmek, bunun için var gücümüzle çalışıyoruz” gibi açıklamalar yapılmaya devam edilecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec0907c5360-1793853703.png" alt="" width="541" height="344" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vatandas-enflasyon-oranlarina-niye-mi-inanmiyor-91399</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/market-alisveris-enflasyon.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vatandaş enflasyon oranlarına niye mi inanmıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-91397</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada tablo pozitife mi dönüyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100’de Güçlü Yükseliş! Tablo Pozitife Mi Dönüyor? | Ekonomi Masası | 05 Kasım" src="https://www.youtube.com/embed/QjlWZxn5kLY" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-91397</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/5/1280x720/munyar-1787203670.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizinde-yanit-bekleyen-sorular-91398</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizinde yanıt bekleyen sorular!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon krizinin patlamasının üzerinden neredeyse bir buçuk ay geçti. İlk şokun ardından bir ödeme planı açıklandı, yatırımcılara sınırlı bir ara ödeme yapıldı. Ancak bu ödeme, parasını geri almak isteyenlerin büyük bölümünü tatmin etmedi. Üstelik asıl mesele hâlâ ortada duruyor: Operasyon ne kadar sürecek, yatırımcı alacağının ne kadarını tahsil edebilecek?</p>
<p>Krizin nasıl bu noktaya geldiği, hangi kurumların neyi ne zaman gördüğü ve müdahale için neden daha erken adım atılmadığı da açıklığa kavuşmalı. Çünkü ortada birkaç fonun kötü yönetilmesinden ibaret bir tablo yok. Tasfiye kararı verilen 131 fon, yüz binlerce yatırımcının birikimi ve milyarlarca liralık kaynak söz konusu.</p>
<p>İlk başta sorumluluğun sınırları çizilmedi. Süreç ilerledikçe yeni kararlar alındı, bazı kurumların yetkileri daha sonra kaldırıldı, Fon Rehberi’ne uyum takvimi değiştirildi. Geriye dönüp baktığımızda, düzenleyici kurumların ve finans sisteminin hangi aşamada nasıl hareket ettiği sorusu daha da önem kazanıyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec06ccceedd-1793853132.png" alt="" width="675" height="497" />Bu soruların yanıtı, benzer bir tablonun yeniden ortaya çıkmasını önlemek için de gerekli. Denetimin nasıl yapıldığı, uyarıların dikkate alınıp alınmadığı ve kamu kaynaklarının süreçte kullanılıp kullanılmadığı şeff af biçimde ortaya konulmalı. Bunlar, piyasanın yeniden güven kazanması açısından büyük önem taşıyor.</p>
<p>Şimdi yanıt bekleyen sorulara bakalım: 29 Ağustos’ta Fon Rehberine uyum konusunda çok sert takvim açıklayan ve 3 ay süre veren SPK, fonlar temerrüte düştükten sonra süreyi uzattı. Bu hassasiyet başlangıçta neden gösterilmedi?</p>
<p>17 Eylül'de 131 fonun tasfiyesine karar verilirken, bu fonların bağlı olduğu kurumların faaliyetlerine neden aynı gün müdahale edilmedi? Pusula ve Alnus Yatırım'ın faaliyetlerinin 21, Tera Portföy'ün faaliyetlerinin ise 26 Ekim'e kadar sürmesine neden izin verildi? Bu sürede söz konusu kurumlar hangi işlemleri gerçekleştirdi?</p>
<p>Kamu bankaları fon temerrüdünün merkezindeki kurumlara kredi verdi mi? Verilen teminat mektupları için teminat alındı mı?</p>
<p>Fon krizinde yer alan grupların bankalarına Merkez Bankasından limit tahsis edildi mi?</p>
<p>TLY ve TP2 fonunun portföy saklamacısı olan banka bu süreçte hangi işlemleri yaptı? Söz konusu fonlardaki aykırılıkları SPK’ya bildirdi mi?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizinde-yanit-bekleyen-sorular-91398</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizinde yanıt bekleyen sorular! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/su-gordugunuz-elbise-ayasofyayi-yansitiyor-91396</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şu gördüğünüz elbise Ayasofya’yı yansıtıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DANIŞMANLARI Müge Sevil, </strong>Dice Kayek’in Londra’daki <strong>“Victoria and Albert Museum”</strong>daki<strong> (V&amp;A) “Konstantinapolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk” </strong>sergisinde yer alan <strong>“Hagia Sophia” (Ayasofya) </strong>tasarımıyla ilgili bilgi notunu gönderdiğinde 7 Ekim 2009 tarihli yazımı anımsadım.</p>
<p>Dice Kayek markasının temellerini Paris’te (Fransa) atan <strong>Ece Ege-Ayşe Ege </strong>kardeşler, 2009 yılı Mayıs ayında şu planı yapmıştı:</p>
<p>-          <strong>Fransa’da </strong>“Türk Mevsimi” <strong>olacak. </strong>“Paris Fashion Week”<strong>e de denk getirip iyi bir defileyi vitrine çıkaralım.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec056022a58-1793852768.jpg" alt="" width="800" height="534" /></strong><strong>Ece Ege, </strong>hemen yeni tasarımlar için kolları sıvamış, ekibiyle birlikte çalışmaya başlamış, şöyle düşünmüştü:</p>
<p>-          <strong>2009 yazında Fransa’da </strong>“Türk Mevsimi” <strong>başlıyor. Ayrıca </strong>“Paris Fashion Week” <strong>de var. İstanbul’un </strong>“2010 Avrupa Kültür Başkenti” <strong>olduğunu da unutmamak gerek. Öyleyse 2010 İlkbahar-Yaz için </strong>“İstanbul Contrast”<strong>la vitrine çıkmalıyız.</strong></p>
<p><strong>Ece Ege, </strong>ekibiyle birlikte 18-20 parçalık <strong>“İstanbul Contrast” </strong>serisini hazırlayınca <strong>Ayşe Ege, </strong>Paris Ritz’in o dönemdeki Genel Müdürü <strong>Ömer Acar</strong>’ı aramış, salon konusunda yardım istemişti. <strong>Ayşe Ege, </strong>ayrıca dönemin İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı <strong>Hikmet Tanrıverdi, </strong>İstanbul Tekstil Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı <strong>İsmail Gülle </strong>ile çocukluk arkadaşları Uludağ İçecek Genel Müdür Yardımcısı <strong>Ömer Kızıl</strong>’dan destek talebinde bulunmuştu.</p>
<p>Söz konusu desteklerle 3 Ekim 2009’da Paris Ritz Bar’da <strong>“İstanbul Contrast” </strong>açılmış, Le Figaro’dan Financial Times’a çok sayıda yayın organından medya mensubu ve moda otoritesinin ilgi odağı olmuştu. <strong>Ayşe </strong>ve <strong>Ece Ege, </strong>sergideki tasarımlarını tek tek anlatmıştı:</p>
<p>-          <strong>Şu gördüğünüz etek Ayasofya’yı, karşıdaki elbise İstanbul’un güvercinlerinin kanatlarını yansıtıyor. Yanındakinde </strong>“Kaşıkçı Elması”<strong>ndan esintiler var.</strong></p>
<p><strong>Ece Ege, </strong>2009 yılında hazırladığı serideki tasarımlarını yıldan yıla değiştirdi, geliştirdi. Dice Kayek, Londra’daki <strong>“Victoria and Albert Museum”</strong>la ilk bağını 2013 yılında <strong>“İstanbul Contrast” </strong>koleksiyonuyla kazandığı <strong>“Jamel Ğrize 3” </strong>ödülüne uzandı.</p>
<p>İslam sanat ve tasarım geleneklerinden ilham alan çağdaş üretimleri onurlandıran bu prestijli ödül, Dice Kayek’in kültürel mirası modern bir tasarım diliyle yorumlama yaklaşımının uluslararası ölçekte tanınmasında önemli dönüm noktası oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec05738e619-1793852787.jpg" alt="" width="600" height="955" /><strong>“Victoria and Albert Museum”</strong>daki<strong> (V&amp;A) “Konstantinapolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk” </strong>sergisinde yer alan <strong>“Hagia Sophia” (Ayasofya) </strong>tasarımı, bana iletilen bilgi notunda şöyle anlatıldı:</p>
<ul>
<li><strong>Dice Kayek’in İstanbul’un mimari mirasından ilham alan </strong>“İstanbul Conrast” <strong>koleksiyonunun öne çıkan eserlerinden olan </strong>“Hagia Sofia”, <strong>Ayasofya’nın görkemli mimarisini ve kendine özgü geometrik çizgilerini çağdaş bir tasarım diliyle yeniden yorumluyor.</strong></li>
<li><strong>Yapının anıtsal mimarisinden ilham alan tasarım, Ayasofya’nın mozaiklerinde yer alan </strong>“Başmelek Cebrail” <strong>tasvirinin kanatlarından esinlenen grafik nakışları ve heykelsi formuyla dikkat çekiyor.</strong></li>
<li><strong>Paris’teki köklü nakış atölyesi </strong>“Maison Hurel” <strong>tarafından elde işlenen tasarımda, 1920’lerden kalma antika </strong>“Murano” <strong>üfleme boncukları kullanıldı.</strong></li>
<li><strong>Kırık beyaz saten düşes kumaşı, belirgin omuz formu ve yapısal siluetiyle mimari bir karakter kazanan eserin tamamlanması 3 ay sürdü.</strong></li>
</ul>
<p>Bilgi notunda şu noktanın altı çizildi:</p>
<ul>
<li><strong>Dice Kayek’in yaratıcı dünyasında özel bir yere sahip olan İstanbul, yalnızca ilham kaynağı değil, geçmiş ile bugünün, Doğu ile Batı’nın gelenek ile modernitenin bir arada var olduğu çok katmanlı bir kültürel referans niteliği taşıyor.</strong></li>
<li>“Hagia Sophia” <strong>tasarımının geleneksel moda eserlerinin yer aldığı kostüm koleksiyonu yerine </strong>“V&amp;A”<strong>nın İslam sanatı departmanının hazırladığı seçkiye dahil edilmesi, bir sanat eseri olarak taşıdığı değeri ortaya koyuyor.</strong></li>
</ul>
<p>Kısacası <strong>Ece Ege-Ayşe Ege </strong>kardeşlerin Dice Kayek’i, Londra’daki <strong>“Konstantinopolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk” </strong>sergisine <strong>“Hagia Sophia” </strong>ile damgasını vuruyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hazır giyimden artık çıkıyorum, Tor Demir’de yola devam edeceğim</span></h2>
<p><strong>İZMİR </strong>Ticaret Odası’nda (İZTO) yeni dönem seçimlerine tek liste olarak girip, Yönetim Kurulu Başkanlığı’na yeniden seçilen <strong>Mahmut Özgener</strong>’in <strong>“Ortak İrade, Ortak Akıl” </strong>sloganıyla 2027-2030 projelerini açıkladığı toplantı için gittiğim İzmir’de Başkan Yardımcısı <strong>Emre Kızılgüneşler </strong>ve Yömetim Kurulu Üyesi <strong>Alp Avni Yelkenbiçer</strong>’le sohbet ettik.</p>
<p>Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nin önceki başkanlarından olan <strong>Emre Kızılgüneşler, </strong>sohbet sırasında işlerinin durumunu sormam üzerine, sektörden çıkma kararı ve adımlarını anlattı:</p>
<p>-          <strong>Biz Zara’ya üretim yapmaya devam ediyorduk. Hazır giyim sektörü malum epey zamandır sıkıntıda. Kızım okulunu bitirdi, Hollanda’ya yerleşti. Ben de artık hazır giyim sektöründe yorgunluk hissediyorum, çıkmaya karar verdim. Buca’daki fabrikayı devrettim.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec058468e4f-1793852804.png" alt="" width="800" height="400" /></strong>Bir fabrikasının da Batman’da faaliyet gösterdiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Batman’daki fabrika için de devralmayı düşünen beyaz yakalı personelimiz olan arkadaşlarımızla görüşüyoruz. Orayı da önümüzdeki dönemde devredersem sektörden tamamen çıkmış olacağım.</strong></p>
<p>Ege İhracatçılar Birliği’nin önceki Koordinatör Başkanlarından <strong>Sabri Ünlütürk</strong>’le ortak Manisa’da kurulu <strong>“Tor Demir”</strong>i 11 yıl önce satın aldıklarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Orada raylı sistemlere dönük yan sanayi üretimi yapıyoruz. Hazır giyimden çıkıyorum ama metal sektöründe faaliyete devam edeceğiz. Tor Demir’de savunma sanayine dönük üretim de planlarımız arasında.</strong></p>
<p>Sohbet sırasında Batman’daki fabrikayı ilk açtıkları günleri anımsadı:</p>
<p>-          <strong>O dönemde Maliye Bakanı olan sayın Mehmet Şimşek, fabrikamızı ziyaret etti. Batman’a yatırım yaptığımız için bize teşekkürlerini iletti ama aynı zamanda, </strong>“Bu işlerin artık geleceği yok” <strong>dedi. O günü hiç unutamıyorum.</strong></p>
<p><strong>Emre Kızılgüneşler, </strong>Farbe Tekstil’i 1997 yılında İzmir Karabağlar’da 300 metrekarelik bir atölyede kurdu. 2002 yılında bağlantı kurdukları bir müşteri, büyüme yolculuğu başlattı. 2005 yılında odağına tasarımı aldı.</p>
<p>Zamanla bir taraftan İzmir’deki fabrikasını büyütürken diğer taraftan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yatırım kervanına katıldı. Batman ve Muş’ta fabrika kurdu. 2020’li yıllara doğru ihracatı 30 milyon Euro dolayına çıktı.</p>
<p><strong>Emre Kızılgüneşler </strong>gibi Ege Bölgesi’nde Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nin başkanlığını yapmış bir sanayicinin, 29 yılın ardından sektörden çıkması, bu dönemin kayda geçecek önemli olaylar arasında yerini alacak gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çandarlı için yeni bir hikayeye ihtiyaç var</span></h2>
<p><strong>İZMİR </strong>Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mahmut Özgener, “Ortak İrade, Ortak Akıl” </strong>sloganıyla 2027-2030 dönemi projelerini açıklarken Çandarlı Limanı ve çevresi üzerinde ayrıntılı şekilde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>Çandarlı Limanı, 1990’lı yıllardan itibaren İzmir’in gündeminde olan bir konu. İlk dönem yapılan fizibilite çalışmalarında Çandarlı Limanı’nın dünyada büyükler arasında ilk 10’a girmesi hedeflenmiş ve planlamalar buna göre yapılmıştı.</strong></li>
<li><strong>Ancak, aradan geçen süre içerisinde sadece bir mendirek inşası tamamlanabildi. Bununla birlikte, aradan geçen süre zarfında dünya ticaretinin dinamikleri değişti. Türkiye’de ve yakın coğrafyada birçok yeni liman inşa edildi.</strong></li>
<li><strong>Buna bağlı olarak da 1990’lardaki fizibilite çalışmalarının ortaya koyduğu dünyanın 10 büyük limanı arasına girmesi vizyonu artık geçerliliğini yitirdi.</strong></li>
</ul>
<p>Bugün Çandarlı için yeni bir hikayeye ihtiyaç olduğunu vurgulayıp, sürdürdü:</p>
<ul>
<li><strong>İzmir’in rüzgar enerjisi potansiyeli ve bu sektörde sahip olduğu sanayi gücü, Çandarlı özelinde yeni bir hikaye yazılması için oldukça elverişli bir zemin sunuyor.</strong></li>
<li><strong>Türkiye’nin rüzgar başkenti İzmir. İzmir aynı zamanda rüzgar santrallerine yönelik kanat, kule, türbin başta olmak üzere birçok ekipmanın imalatını yapan, ihraç eden güçlü bir sanayi ekosistemine ev sahipliği yapıyor.</strong></li>
<li><strong>Gelişen teknoloji sayesinde 10 yıl içerisinde Türkiye’nin karasularında inşa edilmiş deniz üstü rüzgar santralleri yükselmeye başlayacak.</strong></li>
<li><strong>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın hazırladığı stratejiye göre, ülkemiz 2035 yılına kadar 5GW büyüklüğünde deniz üstü rüzgar santrali kurmayı hedefliyor.</strong></li>
<li><strong>Bu durumda imalat gücünü deniz üstüne taşımak için önemli fırsat karşımıza çıkıyor. Bu fırsatı değerlendirmek için de yapılması gereken şey, limanı olan bir sanayi üssü kurmaktır.</strong></li>
<li><strong>Çandarlı Limanı sahası, 6.35 milyon metrekare büyüklüğü ile bu iş için adeta biçilmiş kaftan niteliğinde. İzmir ve sektördeki paydaşlarımızla önümüzdeki dönemde bu projeyi hayata geçirmeyi hedefliyoruz.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/su-gordugunuz-elbise-ayasofyayi-yansitiyor-91396</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/6/1280x720/6765-1793852821.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şu gördüğünüz elbise Ayasofya’yı yansıtıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/yukselen-mavi-dalga-trumpi-sert-carpti-91395</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump’a mavi dalga çarptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="253" height="120" /></p>
<p>ABD’de seçmen, Donald Trump’ın ikinci döneminin ilk iki yılına ilişkin tepkisini sandığa taşıdı. Ara seçimlerde Cumhuriyetçiler Kongre’deki çoğunluğu kaybederken Demokratlar hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da kontrolü ele geçirdi. Seçim gecesinin ortaya çıkardığı tablo, Trump’ın Beyaz Saray’daki son iki yılını çok daha zorlu bir siyasi mücadeleye dönüştürecek. Dün öğle saatleri itibarıyla açıklanan resmi olmayan ilk sonuçlara göre Demokratlar Senato’da 54 sandalyeye ulaştı. Temsilciler Meclisi yarışında ise 225 sandalye Demokratların, 136 sandalye Cumhuriyetçilerin oldu. Hayat pahalılığı, gümrük vergileri ve yapay zekâ patlamasının ekonomik etkileri seçmenlerin gündemindeki başlıca başlıklar arasındaydı. Seçim günü açıklanan hükümet verileri de Trump döneminde benzin fiyatlarının diğer başkanlık dönemlerine kıyasla ortalama olarak daha yüksek seviyeye ulaştığını gösterdi.</p>
<h2>Washıngton’da bölünmüş hükümet dönemi </h2>
<p>Trump Cumhuriyetçi bir başkan olarak Beyaz Saray’da kalırken Kongre’nin iki kanadının da Demokratların kontrolüne geçmesi, ABD’yi “bölünmüş hükümet” dönemine taşıdı. Bu kavram, başkanlık makamı ile Kongre’nin aynı partinin kontrolünde olmaması anlamına geliyor. Yeni tabloda Trump yönetimi yürütme yetkilerini kullanmayı sürdürebilecek ancak yasama gündemini hayata geçirmek için Demokratların kontrolündeki Kongre’yi ikna etmek zorunda kalacak.</p>
<h2>Yönetimin hareket alanı daralıyor </h2>
<p>Bu değişim, özellikle vergi, bütçe, kamu harcamaları ve düzenleme politikalarında yönetimin hareket alanını daraltabilir. Demokratlar, Trump’ın ekonomi ajandasındaki yasa tekliflerini geciktirebilir veya engelleyebilir. Büyük ve Güzel Yasa Tasarısı kapsamındaki vergi indirimlerinin geleceği de bu güç mücadelesinin başlıklarından biri olacak. Kongre’nin bütçe ve borçlanma görüşmelerindeki tutumu, hükümetin finansmanında yeni gerilimler yaratabilir. Bütçe çıkmazı, borç tavanı tartışmaları ve hükümetin kapanması ihtimali de yeni dönemin riskleri arasında.</p>
<h2>Kripto ve yapay zekada denetim artabilir </h2>
<p>Demokratların zaferi, finansal hizmetler, kripto varlıklar ve yapay zekâ gibi alanlarda daha sıkı denetim beklentisini de artırdı. Özellikle veri merkezlerinin hızla büyümesi ve enerji tüketimi, yeni Kongre’nin gündeminde daha fazla yer bulabilir.</p>
<p>Bununla birlikte Trump, federal izinler, arazi kullanımı ve kurumların öncelikleri üzerindeki yürütme yetkisini kullanarak kendi gündemini ilerletmeye devam edebilir. Çin’le teknoloji rekabeti ve ABD sanayisini destekleme politikalarının ise iki partinin de ortak öncelikleri arasında kalması bekleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Trump: Veto hakkım dokunulmazdır</span></h2>
<p>Trump, sonuçlar belli olduktan sonra Fox News'e verdiği röportajda, "Demokratlar iyi iş çıkardı. Çok mücadele ettiler. Bunu kendim için bir yenilgi olarak görmek istemiyorum. Seçim pusulasında adım yoktu." dedi Trump, yeni Demokrat Kongre tarafından önerilen her türlü "çılgın" yasayı engelleyeceğini ancak "işleri nasıl halledeceğimizi bulacağız. Veto yetkim var. Bu yetki dokunulmazdır.” dedi. </p>
<p><strong>İran itirafı </strong></p>
<p>Trump, Demokratları tebrik ederek partiyi "güçlü bir rakip" olarak nitelendirdi.</p>
<p>Başkan, "Bence bunun bir kısmı İran'la ilgiliydi ama aynı zamanda insanlar benim yaptıklarımın önemini de anladılar" dedi. Trump, İran savaşı konusunda hiçbir tereddüdünün olmadığını vurgulayarak, "Bunu düşünmüyorum. Ben doğru olanı yaptım. Yine olsa yine yaparım." ifadesini kullandı.Demokratların zaferi, Trump'ın siyasi eylem komitesi Maga Inc.'in Teksas'tan Michigan'a kadar uzanan seçimlere 380 milyon dolar harcaması ve Elon Musk ile büyük teknoloji devi Marc Andreessen gibi milyarder müttefiklerinin de aralarında bulunduğu kişilerin yaptığı yoğun harcamalara rağmen gerçekleşti. </p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Borsalarda yapay zeka endişesi </span></h2>
<p>Seçim sonuçları ilk aşamada dolar ve tahvil getirileri üzerinde baskı yaratırken altına destek verdi. Yatırımcılar, Demokratların zaferinin yapay zekâ yatırımlarına yönelik daha sıkı düzenlemeler ve büyümede yavaşlama ihtimalini artırabileceğini değerlendirdi. Ancak Asya piyasalarında görülen ilk sert hareketlerin bir bölümü kısa sürede geri alındı. Demokratların ocak ayına kadar göreve başlamayacak olması da seçim sonucunun etkisinin zamana yayılabileceği beklentisini güçlendirdi.</p>
<p><strong>Dolar endeksi 1 ayın dibinde </strong></p>
<p>Dolar endeksi seçim gecesi boyunca 101,25 seviyesine kadar gerileyerek bir ayın en düşük düzeyini gördü. Son işlemelerde 101,41 civarında bulunan endekste, euro ve sterlin de dolar karşısında sırasıyla yaklaşık iki haftanın ve yedi haftanın zirvesine çıktı. Piyasalar, yeni Kongre’nin yapay zekâ yatırımlarını yavaşlatma ve ekonomik büyümeyi sınırlama ihtimalini fiyatladı. Ancak ING’ye göre doların uzun vadeli yönünü seçim sonucu tek başına belirlemeyecek; Fed’in faiz politikası, büyüme ve enflasyon görünümü temel belirleyiciler olmaya devam edecek.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Altın 4 bin doların üzerine çıktı</span></h2>
<p>Altın fiyatları dün yüzde 2’den fazla yükselerek ons başına 4 bin dolar seviyesini yeniden aştı. Doların dört haftanın en düşük seviyesine gerilemesi ve ABD Hazine tahvil getirilerindeki düşüş, faiz getirisi olmayan altının cazibesini artırdı. Washington’da siyasi tıkanıklık ihtimali ve mali genişleme beklentilerinin sınırlanabileceği değerlendirmesi de yükselişi destekledi. Piyasaların odağında şimdi Fed’in faiz görünümüne ilişkin ipuçları ve cuma günü açıklanacak ABD tarım dışı istihdam verisi bulunuyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İlk Müslüman senatör Michigan’dan çıktı</span></h2>
<p>Seçimlerde, muhafazakar kalelerdeki seçmenler bile İran'la yürütülen savaştan duydukları derin hayal kırıklığı, yüksek yaşam maliyetinden duydukları endişe ve Trump'ın ülkeyi yönetme biçimine duydukları öfke nedeniyle dramatik bir şekilde Demokratlara yöneldiler. </p>
<p>▶ Michigan'da, ilerici Abdul El-Sayed, iyi finanse edilmiş bir kampanyaya ve Demokrat partili meslektaşlarının muhalefetine rağmen, ülkenin Kongre'nin üst kanadına seçilen ilk Müslümanı oldu. Rhodes Bursu sahibi ve eski ilçe sağlık müdürü Abdul El-Sayed, aşırı sol bir platformla Orta Batı'daki kritik bir eyalette zafer kazandı. ICE'nin kaldırılmasını ve herkese sağlık hizmeti garantisi verilmesini önerdi. El-Sayed, Benjamin Netanyahu'nun Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'e düzenlediği saldırıya verdiği yanıtı "soykırım" olarak nitelendirdi. <br />▶ Kansas, seçmenlerin Trump'ın ilk iki yılına duyduğu memnuniyetsizliğin bir göstergesi olarak 1932'den beri ilk Demokrat senatörünü seçti. <br />▶ Güney Carolina’ye bakıldığında, Trump'ın 2024'te yaklaşık 18 puan farkla kazandığı Güney Carolina'da Demokratlar, onun bizzat seçtiği senato adayını geri çevirdi. <br />▶ Teksas, en büyük Cumhuriyetçi eyalet olarak biliniyor. Fakat Demokratlar on yıllardır süren yenilgi serisine sarsıcı bir şekilde son vererek bir Senato sandalyesi kazandılar ve üç dönemdir görev yapan Vali Greg Abbott'ı koltuğundan ettiler. <br />▶ Kaliforniya'da Demokrat Xavier Becerra, Cumhuriyetçi eski İngiliz siyasetçi Steve Hilton'ı yenerek Gavin Newsom'un yerine vali seçildi. Eyaletteki milyarderlere yönelik %5'lik bir vergi teklifi (ABD'deki ilk servet vergisi) ilk sonuçlara göre başarısız olma yolunda görünüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/yukselen-mavi-dalga-trumpi-sert-carpti-91395</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/5/1280x720/7647-1793852366.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD ara seçimlerinde Demokratlar Kongre’nin iki kanadını da ele geçirerek Trump yönetimine ağır bir fatura çıkardı. İran savaşının tetiklediği enflasyon, rekor benzin fiyatları, gümrük vergileri ve yapay zeka tartışmaları Trump’ın güçlerini sert şekilde törpüledi. Kongre’de Demokratların elde ettiği sonuç, Washington’da yeni bir güç mücadelesinin kapısını açtı. Dolar gerilerken altın 4 bin doların üzerine çıktı; yatırımcılar şimdi yeni Kongre’nin ekonomi ve teknoloji politikalarını nasıl şekillendireceğini izliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsa-7-hafta-sonra-guclu-bir-nefes-aldi-91394</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa, 7 hafta sonra güçlü bir nefes aldı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fonlarında yaşanan kriz sonrası tasfiyeye alınan fonlardaki varlıklardan BİST30 hisselerine yönelik satış geldi. Tasfiye süreci devam eden fonlarda yer alan BİST30 hisseleri borsa dışı satışı tamamlandı. Uzmanların hesaplamalarına göre yaklaşık 12.7 milyar lira kaynak elde edilen satış 20 eşit paket halinde gerçekleştirildi. Konuya yakın kaynakların EKONOMİ’ye verdiği bilgiye göre hızlandırılmış satışa talep gelmedi tüm paketler Ziraat Portföy ile İş Portföy’e paylaştırıldı. Bu hisseler 3 Kasım kapanış fiyatından satıldı, alıcılar üç ay boyuncu bu payları satamayacaklar. Dün tüm bu gelişmelerin ardından borsada tam bir bahar havası esti, bankacılık endeksi yüzde 7’nin, BİST100 ve BİST30 yüzde 5'i, halka arz endeksi yüzde 6'nın üzerinde, madencilik endeksi ise yüzde 9'a yakın yükselişler gerçekleşti. Piyasa analistleri yurtiçindeki gelişmelerin yanı sıra ABD seçimleri sonrası İran’a yönelik açıklamaların yumuşamasının da bu yükselişlerde etkili olduğunu vurguladı.</p>
<h2>3 ay boyunca satamayacaklar </h2>
<p>Türkiye Sermaye Piyasası Birliği önceki gün akşam saatlerinde üyelerine bir yazı göndererek tasfiye sürecindeki fonlardaki BİST30 hisselerinin talepte bulunacak menkul kıymet yatırım fonlarına ve bireysel emeklilik fonlarına borsa dışı satış yapılacağını duyurdu. Açıklamada tasfiye süreci devam eden yatırım fonlarının portföylerinde bulunan BIST 30 hisselerinin borsa dışında satışına ilişkin işlemler tamamlandı. Satışa sunulan payların tamamı satılırken, takas işlemlerinin 4 Kasım'da gerçekleştirileceği açıklandı.</p>
<p>Satış işlemlerinde 3 Kasım 2026 tarihli kapanış fiyatları esas alındı. Toplam 20 eşit paket halinde satışa sunulan hisselerin tamamının satış işlemi tamamlandı. Satış işlemlerinin takası, daha önce açıklanan takvim doğrultusunda 4 Kasım 2026 tarihinde şartlı virman yöntemiyle gerçekleştirildi. Daha önce açıklanan satış koşulları kapsamında, söz konusu hisselerin 3 ay boyunca borsada yeniden satılmasına izin verilmeyecek</p>
<h2>4 hisse toplamın yarısını oluşturdu </h2>
<p>EKONOMİ’nin kaynaklardan aldığı bilgiye göre 20 eşit paketten oluşan hisselerin her bir bloku yaklaşık 636 milyon lira ediyor ve satış sonrası tasfiye fonların kasasına 12.7 milyar lira girdi. BİST30 hisselerinde yapılan satışta en büyük ağırlığı ise Vakıfbank, Şişecam, Yapı Kredi ve SASA hisseleri neredeyse toplam paketin yarısını oluşturuyor. Kaynaklardan edinilen bilgiye göre gerçekleşen satışta yatırım ve emeklilik fonları iskonto istedi ancak bu olumsuz karşılanınca paketlere talep gel medi. Bunun üzerine kaynaklar Ziraat ve İş Portföy’e bu paketlerin yarı yarıya satıldığını ileri sürdü. Aynı kaynak tasfiye fonlardaki yatırımcılara 1 milyon lira altında ödeme yapılmış olmasının ve bu hafta sonuna kadar daha fazla ödeme yapılmasının amaçlandığı için çok hızlı bir şekilde satış gerçekleştirildiğini iddia etti.</p>
<h2>Psikolojik etkisi büyük oldu </h2>
<p>Bir başka kaynağın verdiği bilgiye göre iki portföy yönetim şirketi ağırlıklı olarak bu paketleri kendi emeklilik fonları portföylerine aldı. Kaynak emeklilik fonlarının kendi ellerindeki BİST30 hisselerinde satış gerçekleştirerek bir portföy dengelemesi yapabilir. Bu satış uzmana göre fonlardaki BİST30 hisselerine borsada satış gelecek endişelerini ortadan kaldırdığı gibi piyasa üzerinde çok büyük bir psikolojik etki de yarattı. Dünkü borsa fiyatlamaları da etkinin devreye girdiğinin göstergesi oldu.</p>
<p>Piyasa analistleri ABD’deki seçimler sonrası yapılan açıklamalar ve ABD Başkanı Trump’ın bu sonuçların ardından İran’a yönelik yeni bir saldırı ihtimalinin oldukça azalmasının da borsadaki olumlu havayı desteklediğini vurguladı. Analistler İran geriliminin kalıcı şekilde azalmasının ve diplomatik bir çözüm sağlanması halinde piyasada güçlü bir ralli görülebileceğine dikkat çekti. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">3 BİN REEL SEKTÖR FİRMASININ 116 MİLYAR LİRASI TASFİYE FONLARDA</span></h2>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) blog sayfası Merkezin Güncesi'nde yer alan analizde, fon piyasasındaki gelişmelerin reel sektörü farklı kanallar üzerinden etkileyebileceği belirtildi. TCMB Yapısal Ekonomik Araştırmalar Genel Müdürlüğünde Müdür Kadir Gürci ve Genel Müdür Ünal Seven tarafından hazırlanan "Fon Tasfiyeleri ve Reel Sektör: Firma Verileri Ne Söylüyor?" başlıklı analiz bankanın blog sayfası Merkezin Güncesi'nde yayımlandı.</p>
<p>Analizde 15 Eylül 2026 itibarıyla yaklaşık 3 bin reel sektör firmasının tasfiye kapsamındaki fonlarda toplam 116 milyar lira tutarında yatırımı bulunduğu ifade edildi. Analizde, bu tutarın 57 milyar lirasının, yani yaklaşık yarısının, para piyasası fonlarında, kalan kısmının ise hisse senedi fonları ve diğer fon türlerinde yer aldığı bildirildi. Bu firmaların sektörel dağılımında ise belirgin bir yoğunlaşma görülmediği vurgulanan analizde, şu bilgilere yer verildi: "Bu firmalar reel sektörün toplam aktiflerinin yaklaşık yüzde 1,2’sini, istihdamının yüzde 0,6’sını, cirosunun yüzde 0,9’unu, ihracatının yüzde 1,1’ini ve ticari kredi bakiyesinin yüzde 0,9’unu oluşturuyor. Ancak fon yatırımlarının önemi, özellikle kısa vadeli riskler bakımından, her firma için aynı değil. Bu nedenle, her firmanın ilgili fonlardaki yatırım tutarını son yıl bilançosundaki dönen varlıklarına bölerek bir maruziyet oranı hesaplıyor ve firmaları bu orana göre üç grupta değerlendiriyoruz. Buna göre, yüksek maruziyet grubundaki firmalar istihdamın ve cironun on binde 3’ünü oluşturuyor. Diğer bir ifadeyle, fon maruziyeti yüksek firmaların ekonomideki ağırlığı görece düşük. Ayrıca, bu firmaların toplam ticari kredilerdeki payı da on binde 2 gibi oldukça düşük bir seviyede. Toplam satışları içinde tasfiye kapsamındaki fonlarda yatırımı bulunan firmaların payı yüzde 5’in üzerinde olan tedarikçiler, ekonomideki toplam istihdamın yüzde 1,2’sini, cironun ise yüzde 1,5’ini oluşturuyor."</p>
<p>Analizde, tasfiye süreci nedeniyle özellikle kısa vadeli yükümlülüklerin karşılanmasında yaşanabilecek güçlüklerin firmaların işletme sermayesi ihtiyacını artırabildiği belirtildi. Bu nedenle krediye erişimin hem bu firmalar hem de finansal istikrar açısından önem taşıdığı bildirilen analizde, haftalık verilere göre bu firmaların kullandığı kısa vadeli TL kredilerin toplam kısa vadeli TL kredi kullanımları içindeki payının arttığına dikkat çekildi. Analizde, diğer bir ifadeyle, fonlarda yatırımı bulunan firmaların krediye erişiminin devam ettiğinin görüldüğü ifade edildi. Analizlere, tasfiye kapsamındaki fonlarda 15 Eylül 2026 itibarıyla 1 milyon lira ve üzerinde yatırım bakiyesi bulunan firmalar dahil edildi. Bu eşiğin altındaki yatırımlar da hesaba katıldığında toplam yatırım tutarı 116.2 milyar liraya, firma sayısı ise 4 bin 500’e ulaşıyor. Analizde, bu firmaların tasfiye kapsamındaki fonlarda bulunan yatırımlarının reel sektörün toplam aktiflerine oranının yaklaşık on binde dokuz olduğu belirtildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TAKASBANK, TERA FONUYLA İLGİLİ AÇIKLAMA YAPTI</span></h2>
<p>Gündeme gelen iddialar üzerine Takasbank’tan Tera Portföy’ün Para Piyasası Fonu TP2 fonuna ilişkin açıklama geldi. Açıklamada TP2 fonuna herhangi bir borç verilmediği, TP2 fonu ile bir borç ilişkisi bulunmadığı için bahsedilen hisse senedi teminatı dolayısıyla ileri sürülen zararın da söz konusu olmadığı söylendi. Banka TP2 fonunun Takasbank Para Piyasası’ndan da herhangi bir borç alma işlemi gerçekleştirmediğini söyledi. Finansal tablolarının aylık periyotlarda BDDK’ya raporlandığı ve üçer aylık dönemlerde bağımsız denetimden geçirilerek kamuoyuyla paylaşıldığını belirten Takasbank denetim raporlarından da görüleceği üzere, Takasbank'ın işlemlerinden kaynaklanan herhangi bir zarar ya da zarar karşılığı bulunmadığını ileri sürdü.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">GARANTİ BBVA'DAN 11 MİLYAR LİRALIK PAY GERİ ALIM PROGRAMI </span></h2>
<p>Garanti BBVA, azami 11 milyar TL fon ayrılmasını öngören 3 yıllık pay geri alım programı başlatma kararı aldı. Kamuyu Aydınlatma Platformu’na bankadan yapılan açıklamaya göre dünden itibaren uygulanmaya başlanan Pay Geri Alım Programı kapsamında, azami 85 milyon TL nominal değerli payın geri alınması kararlaştırıldı. Programın süresi 3 yıl olarak belirlenirken, geri alım işlemlerinde kullanılacak fonun üst sınırı 11 milyar TL olarak açıklandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsa-7-hafta-sonra-guclu-bir-nefes-aldi-91394</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/borsa-istanbul.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul endeksleri, dün hem ABD seçim sonucunun İran’da yumuşamaya işaret etmesi hem de tasfiye sürecindeki fonlardaki BİST 30 hisselerinin borsa dışı paket satışının gerçekleşmesiyle hızlı yükseliş kaydetti. Gün içinde bankacılık endeksinde yüzde 7’nin, BİST100 ve BİST30 endekslerinde de yüzde 5’in üzerinde artışlar dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ykb-murat-seker-dokuz-ayda-toplam-yatirim-tutarimiz-ise-46-milyar-dolara-ulasti-91447</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY YKB Murat Şeker: Dokuz ayda toplam yatırım tutarımız 4,6 milyar dolara ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Murat Şeker, şirketin 2026 yılı 3. çeyrek verileri hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Sosyal medya hesabından paylaşımda yapan Şeker, "Barış anlaşmasının ardından iyimser beklentilerle başlayan üçüncü çeyrek, savaşın yeniden alevlenmesiyle sektör genelindeki baskıların devam ettiği bir döneme dönüştü. Bu zorlu faaliyet ortamında operasyonel verimlilik ve mali disiplin odağımızı koruduk. Değişen talep koşullarına paralel olarak yolcu kapasitemizi dinamik biçimde yönettiğimiz bu dönemde, yolcu gelirlerimiz yüzde 15 artarken toplam gelirimiz 8,3 milyar dolara ulaştı. Gelir performansımız ve hayata geçirdiğimiz verimlilik projelerinin desteğiyle üçüncü çeyrekte 929 milyon dolar esas faaliyet karı kaydettik. Öte yandan, jet yakıtı başta olmak üzere maliyetlerdeki belirgin yükselişin gelirlerdeki artışın üzerinde gerçekleşmesi sonucunda FAVKÖK marjımız yıllık bazda 4,2 puan gerileyerek yüzde 25,4 seviyesinde gerçekleşti." ifadelerini kullandı. </p>
<p>THY'nin yeni uçak alımı hakkında Şeker, "Seçici yatırım stratejimiz kapsamında, Boeing ile 100'ü kesin, 50'si opsiyon olmak üzere toplam 150 uçaklık siparişimizi kesinleştirdik. Yılın ilk dokuz ayında toplam yatırım tutarımız ise 4,6 milyar dolara ulaştı." dedi.</p>
<p>Şeker, şirketin gelecek yıl temkinli bir büyümeye odaklandığını belirterek şunları kaydetti:</p>
<p>"2027'ye yaklaşırken ileri rezervasyonlarımızdaki olumlu seyir devam ediyor. Buna karşın, zorlu faaliyet ortamı temkinli duruşumuzu korumamızı gerektiriyor. Disiplinli sermaye tahsisi ve verimlilik odağımızla yatırımlarımızı sürdürecek, stratejik önceliklerimizi hayata geçirmeye ve 2033 hedeflerimize kararlılıkla ilerlemeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ykb-murat-seker-dokuz-ayda-toplam-yatirim-tutarimiz-ise-46-milyar-dolara-ulasti-91447</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/5/1280x720/murat-seker-1781106545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Gelir performansımız ve hayata geçirdiğimiz verimlilik projelerinin desteğiyle üçüncü çeyrekte 929 milyon dolar esas faaliyet kârı kaydettik.&quot; diyen THY Yönetim Kurulu Başkanı Şeker, &quot;Seçici yatırım stratejimiz kapsamında, Boeing ile 100&#039;ü kesin, 50&#039;si opsiyon olmak üzere toplam 150 uçaklık siparişimizi kesinleştirdik. Yılın ilk dokuz ayında toplam yatırım tutarımız ise 4,6 milyar dolara ulaştı.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kardemirden-9-ada-658-milyar-lira-net-kar-91444</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KARDEMİR&#039;den 9 ada 6,58 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>KARDEMİR, 2026 yılının üçüncü çeyrek konsolide finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Buna göre, şirket, yılın üçüncü çeyreğinde 269,3 milyon lira net kâr elde ederken, yılın dokuz aylık döneminde 6,58 milyar lira net kâr elde etti.</p>
<p>Şirketin yılın ocak-eylül dönemindeki satış gelirleri 60,57 milyar lira olarak gerçekleşirken üçüncü çeyrekte 21,14 milyar lira satış geliri kaydedildi.</p>
<p>Şirketin dokuz aylık dönemde esas faaliyet karı 2,04 milyar lira, faiz, amortisman ve vergi öncesi kar (FAVÖK) ise 7,36 milyar lira olarak gerçekleşti. FAVÖK marjı, geçen yılın aynı dönemine göre 3,01 puan artarak yüzde 12,14'e yükseldi.</p>
<p>KARDEMİR'in finansal sonuçlarında net nakit pozisyonuna geçiş ve öz kaynaklardaki artışın dikkat çekicı olduğu belirtildi.</p>
<p>Şirket, 2,10 milyar lira net nakit pozisyonuna ulaşılırken, toplam varlıkları 162,14 milyar lira, öz kaynakları ise 114,70 milyar lira olarak kaydedildi.</p>
<p>Üretim altyapısını geliştirmeye ve rekabet gücünü artırmaya yönelik yatırımlarını sürdüren KARDEMİR'in dokuz ayda 67,64 milyon dolar yatırım harcaması gerçekleştirdiği bildirildi.</p>
<p>Açıklamaya göre, üretim süreçlerinde verimliliğin artırılması, kaynakların etkin kullanılması ve maliyet disiplininin korunması, şirketin öncelikli çalışma alanları arasında yer alıyor. Bu doğrultuda üretim kapasitesinin etkin kullanımı ve operasyonel verimliliğin geliştirilmesi, uzun vadeli rekabet gücünün temel unsurları arasında değerlendiriliyor.</p>
<p>Açıklamanın devamında, "Türkiye Yüzyılı vizyonunun üretim, yatırım ve katma değer odaklı kalkınma hedefleri doğrultusunda, KARDEMİR'in köklü sanayi birikimi, verimlilik odaklı yaklaşımı ve üretim altyapısına yönelik yatırımlarıyla Türkiye sanayisine katkısı sürdürülüyor. Cumhuriyet'in sanayileşme hamlesinin önemli kuruluşlarından biri olan KARDEMİR'in üretim gücünü ve rekabet kapasitesini geliştirmeye yönelik çalışmaları, 'Üreten KARDEMİR, Güçlü Türkiye' anlayışıyla devam ediyor." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kardemirden-9-ada-658-milyar-lira-net-kar-91444</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/4/1280x720/kardemir-1767685616.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KARDEMİR&#039;in yılın 3. çeyreğinde 269,3 milyon lira, dokuz aylık döneminde ise 6,58 milyar lira net kâr elde ettiği açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gyoya-kayyum-atandi-91442</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Peker GYO&#039;ya kayyum atandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF) Peker Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına (GYO) kayyum olarak atandığı bildirildi.</p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformunda (KAP) yapılan açıklamaya göre, İstanbul 11. Sulh Ceza Hakimliğinin kararı doğrultusunda şirketin yönetim kurulu Fon Kurulu tarafından yeniden oluşturuldu.</p>
<p>Peker GYO Yönetim Kurulu Başkanlığına Enis Güçlü Şirin, Başkan Vekilliğine Cüneyt Ardağ, yönetim kurulu üyeliklerine ise Melek İnceköse İmert, Ercan Doğan, Mert Can Aktı, Aybike Kaynar Bardakcı ve Tolga Yenice getirildi. Tolga Yenice, aynı zamanda şirketin CEO'su olarak görevlendirildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gyoya-kayyum-atandi-91442</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/tasarruf-mevduati-sigorta-fonu-tmsf.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Peker GYO&#039;ya kayyum olarak atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/rani-mobilya-mustafakemalpasada-uretimi-uc-vardiyaya-cikaracak-91438</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rani Mobilya, Mustafakemalpaşa’da üretimi üç vardiyaya çıkaracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde mobilya üretimi gerçekleştiren Rani Mobilya Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin üretim kapasitesini artırmak için 98 milyon 736 bin TL’lik yatırım planladığı belirtildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, Çeltikçi Mahallesi’ndeki mevcut tesisinde hayata geçirilmesi öngörülen proje kapsamında yeni makine ve ekipmanlar devreye alınacak, üretim hattı genişletilecek ve kereste imalatına başlanacak. Proje Tanıtım Dosyası'nda yer alan bilgilere göre yatırım, Mustafakemalpaşa Çeltikçi Mahallesi Dervişazmağı mevkiinde bulunan 76 bin 808 metrekarelik alandaki mevcut tesis içerisinde gerçekleştirilecek. Yeni bir fabrika binası inşa edilmeden yapılması planlanan kapasite artışı, makine ve ekipman yatırımları ile üretim süreçlerinin yeniden düzenlenmesine dayanıyor. Mevcut durumda 25 kişinin çalıştığı tesiste kapasite artışı sonrasında çalışan sayısının 150'ye yükseltilmesi hedefleniyor. Halen günde 8 saat ve tek vardiya üzerinden çalışan tesis, yatırımın devreye alınmasıyla üç vardiyalı sisteme geçerek 24 saat faaliyet gösterecek.</p>
<h2><strong>Kereste üretimi de başlayacak</strong></h2>
<p>Rani Mobilya, kapasite artışıyla mevcut ahşap mobilya ve metal mobilya aksesuarı üretiminin yanı sıra kereste imalatını da faaliyetlerine ekleyecek. Bu kapsamda tesiste tomruk kesme, şerit testere, kalınlık makinesi ve kurutma fırını gibi ekipmanlar kullanılacak. Yeni üretim hattında yıllık 23 bin 40 ton tomruk işlenerek 11 bin 520 ton kereste üretilmesi öngörülüyor. Elde edilecek kerestenin bir bölümünün tesisin mobilya üretiminde hammadde olarak kullanılması, ihtiyaç fazlasının ise satışa sunulması planlanıyor. Metal mobilya aksesuarı üretim kapasitesinin de yıllık 720 tondan 1.056 tona çıkarılması hedefleniyor. Toplam 98 milyon 736 bin TL olarak açıklanan proje bütçesinin 93 milyon 736 bin TL'si makine ve ekipman, 5 milyon TL'si ise işçilik maliyetlerinden oluşuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/rani-mobilya-mustafakemalpasada-uretimi-uc-vardiyaya-cikaracak-91438</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/8/1280x720/rani-mobilya-mustafakemalpasada-uretimi-uc-vardiyaya-cikaracak-1793864245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Mustafakemalpaşa’da faaliyet gösteren Rani Mobilya, Çeltikçi’deki tesisinde 98,7 milyon TL’lik makine ve ekipman yatırımıyla üretim kapasitesini büyütmeye hazırlanıyor. Kereste üretimini de faaliyetlerine ekleyecek şirket, vardiya sayısını üçe, çalışan sayısını ise 25’ten 150’ye çıkarmayı planlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/karacabey-tarimsal-sanayide-yeni-devler-yetistirmek-istiyor-91435</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karacabey tarımsal sanayide yeni devler yetiştirmek istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT – ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın önemli tarım ve gıda sanayi merkezlerinden Karacabey, mevcut üretim gücünü yeni yatırımlarla büyütürken turizm potansiyelini de ekonomiye kazandırmayı hedefliyor.</p>
<p>Karacabey Ticaret ve Sanayi Odası (KTSO) Başkanı Gökhan Tüydeş, ilçenin ekonomik gelişiminde tarımsal sanayinin belirleyici rol oynadığını belirterek, yeni dönemde katma değerli üretim yapan işletmelerin sayısını artırmaya odaklanacaklarını söyledi. Karacabey’in Türkiye’nin önde gelen tarımsal sanayi kuruluşlarına ev sahipliği yaptığını vurgulayan Tüydeş, ilçede ağır sanayiden ziyade mevcut tarımsal üretim altyapısını destekleyen yatırımlara öncelik verilmesi gerektiğini ifade etti. Sütaş, Matlı ve Nestlé gibi büyük kuruluşların ilçenin ekonomik gücünü ortaya koyduğunu belirten Tüydeş, “Bu firmalarımızı daha ne kadar büyütebileceğimizi düşünürken, onların yanında gelecekte aynı büyüklüğe ulaşabilecek yeni işletmeler de ortaya çıkarmalıyız. Büyük firmalarımız kadar büyüme potansiyeli taşıyan küçük ve orta ölçekli işletmeleri desteklemek istiyoruz” dedi.</p>
<h2><strong>Tarımsal sanayide yeni girişimcilere destek</strong></h2>
<p>Yeni dönemde oda faaliyetlerini bu hedef doğrultusunda şekillendireceklerini anlatan Tüydeş, eğitim, seminer, fuar katılımları ve yatırım teşviklerine ilişkin bilgilendirme çalışmalarında tarımsal sanayi işletmelerine ağırlık vereceklerini kaydetti. Karacabey Ovası'nın verimli toprakları sayesinde yılda iki ürün alınabilmesinin önemli bir rekabet avantajı sağladığını belirten Tüydeş, “Türkiye'nin birçok bölgesinde üretici yılda tek ürün alabilirken Karacabey'de buğday hasadının ardından silajlık mısır ekilebiliyor. Domatesin ardından farklı ürünler yetiştirilebiliyor. Bu verimlilik, tarımsal sanayimizin gelişmesi açısından büyük bir avantaj oluşturuyor” diye konuştu. İlçenin ekonomik yapısının tarımsal üretime bağımlı olmasının mevcut ekonomik koşullarda önemli sıkıntılar yarattığına dikkat çeken Tüydeş, çiftçinin yaşadığı gelir kaybının sanayi ve ticarete zincirleme yansıdığını söyledi. Ekonomideki daralmanın Karacabey'de daha yoğun hissedildiğini belirten Tüydeş, odaların yasal yetkileri çerçevesinde üyelerin sorunlarını ilgili kurumlara taşımaya ve çözüm arayışlarına katkı sunmaya çalıştıklarını ifade etti.</p>
<h2><strong>Turizm potansiyeli ekonomiye kazandırılacak</strong></h2>
<p>Karacabey'in tarımsal sanayinin yanı sıra önemli bir turizm potansiyeline de sahip olduğunu belirten Tüydeş, yeni dönemde ilçenin doğal ve kültürel değerlerinin tanıtımına ağırlık vereceklerini söyledi. Özellikle Yaren Leylek ile balıkçı Adem Amca'nın uluslararası alanda ilgi gören dostluk hikâyesinin, longoz ormanlarının, doğal yaşam alanlarında serbestçe dolaşan yabani atların ve uzun sahil şeridinin Karacabey turizmi açısından önemli değerler olduğunu ifade eden Tüydeş, bu zenginliklerin ekonomik fırsata dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı. Tüydeş, “Karacabey'in toprağı, tarımı, sanayisi ve doğal güzellikleri var. Türkiye'nin en uzun sahillerinden birine sahibiz. Longoz ormanlarımız ve doğal yaşam alanlarımız önemli bir turizm potansiyeli taşıyor. Bu dönemde hem tarımsal sanayimizi daha ileriye taşımak hem de turizmi ön plana çıkarmak istiyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/karacabey-tarimsal-sanayide-yeni-devler-yetistirmek-istiyor-91435</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/5/1280x720/karacabey-tarimsal-sanayide-yeni-devler-yetistirmek-istiyor-1793863067.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karacabey Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Gökhan Tüydeş, ilçenin verimli tarım arazileri ve güçlü sanayi altyapısını yeni yatırımlarla değerlendirmeyi hedeflediklerini belirterek, “Büyük firmalarımızın yanında onlar kadar büyüme potansiyeli taşıyan yeni işletmeler ortaya çıkarmalıyız” dedi. Tüydeş, tarımdaki gelir kaybının ise ilçede ticaretten sanayiye tüm sektörleri olumsuz etkilediğine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/omac-global-kuresel-rekabette-lojistik-ve-verimlilik-odakli-buyuyor-91433</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;OMAC Global, küresel rekabette lojistik ve verimlilik odaklı büyüyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>2006 yılında Almanya’da yüzde 100 Türk sermayesiyle kurulan ve bugün 50’yi aşkın ülkede 20 binden fazla ürününü başta kendi web siteleri olmak üzere eBay, Amazon, Walmart gibi birçok büyük pazar yerinde tüketicilerle buluşturan OMAC, küresel faaliyetlerini Bursa’daki idari merkezinden koordine ediyor.</p>
<p>OMAC Global CEO’su Aldemir Apari, uluslararası pazarlarda rekabetin yalnızca ürün fiyatıyla sınırlı olmadığını; üretim verimliliği, kalite, erişilebilir stok ve teslimat hızının da belirleyici hale geldiğini belirtti. Türkiye’nin üretim potansiyelini önemli bir avantaj olarak gördüklerini ifade eden Apari, değişen maliyet koşullarına karşı farklı tedarik ve lojistik seçeneklerini birlikte değerlendirdiklerini söyledi. Şirket, Avrupa ve ABD’deki operasyonel altyapısını güçlendirirken Türk üreticilere yönelik yeni hizmet modelleri üzerinde çalışıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec2c3639d47-1793862710.jpg" alt="" width="570" height="351" /></p>
<h2><strong>“OMAC, Almanya’daki lojistik altyapısını güçlendiriyor”</strong></h2>
<p>Verilen bilgiye göre OMAC, Almanya’daki depo yapılanmasını uzun vadeli operasyonel ihtiyaçları doğrultusunda geliştiriyor. Yaklaşık 4 bin 300 metrekare kapalı alana sahip tesis için planlanan iyileştirmelerle birlikte şirket, Avrupa pazarında daha verimli stok ve dağıtım yönetimi hedefliyor.</p>
<p>Aldemir Apari, bu adımlarda sürdürülebilir maliyet yönetimi ve operasyonel sürekliliğin ön planda olduğunu belirtti. OMAC, Fransa’daki faaliyetlerini sürdürürken Houston’daki lojistik kapasitesiyle ABD pazarına yönelik hizmetlerini de geliştirdiğini değinen Apari, “Buradaki altyapımızı Türkiye’den uluslararası pazarlara açılmak isteyen yerli üreticiler için de değerlendirmeyi amaçlıyoruz” dedi. </p>
<h2><strong>“Türk üreticilere ABD’de lojistik destek modeli”</strong></h2>
<p>OMAC’ın yeni dönem stratejisinin önemli başlıklarından birini fulfillment hizmetlerinin oluşturduğu vurgulandı. Model, Türkiye’de üretim yapan firmaların ABD pazarındaki stok, sipariş, sevkiyat ve iade süreçlerini daha etkin yönetebilmesine destek olmayı hedefliyor.</p>
<p>Apari, üreticilerin ürünlerini OMAC’ın ABD lojistik ağına ulaştırarak yerel dağıtım olanaklarından yararlanabildiğini belirtti. Şirket, mevcut taşıma ve operasyon deneyimini iş ortaklarıyla paylaşırken ihtiyaç duyulan şirket kuruluşu, muhasebe ve benzeri hizmetler için de yönlendirme ve destek sağlanabildiğini ifade ediyor. Ayrıca TOBB ile planlanan “cep depo” yapılanmasının Türk üreticiler için ortak lojistik imkânları geliştirmesi hedefleniyor.</p>
<h2><strong>“Hedef pazarda yerel varlık rekabet gücünü artırıyor”</strong></h2>
<p>Apari’ye göre küresel ticarette rekabetçi ürün sunmanın yanı sıra hedef pazara yakın stok ve hızlı teslimat imkânları da önem kazanıyor. Büyük e-ticaret platformları ve alıcılar, tedarikçilerin yerel operasyon kapasitesini değerlendirebiliyor. OMAC’ın Meksika pazarıyla ilgili deneyimlerine değinen Apari, Amazon, Walmart ve Mercado Libre gibi kanallarda yerel şirket ve operasyon altyapısının ticari süreçleri kolaylaştırabildiğini anlattı. “Bir ülkeye ürün satmak başka, o ülkenin ticaret sisteminin içerisinde olmak başka” sözleriyle yerel yapılanmanın önemine dikkat çekti. Apari, Türk üreticilerin hedef pazarlarda güçlü iş ortaklıkları ve lojistik çözümler geliştirmesinin erişimlerini artırabileceğini ifade etti.</p>
<h2><strong>“ABD pazarında rekabet ve kanal çeşitliliği öne çıkıyor”</strong></h2>
<p>ABD otomotiv aksesuarları pazarındaki rekabetin yoğunlaştığını belirten Apari, uluslararası tedarikçilerin fiyat ve teslimat performanslarının pazardaki tercihleri etkilediğini söyledi. E-ticaret platformlarındaki komisyon, lojistik ve iade maliyetlerinin de şirketler açısından dikkatle yönetilmesi gereken kalemler olduğunu ifade etti. OMAC’ın bu doğrultuda Amazon ve eBay gibi mevcut kanallarının yanı sıra Walmart ve farklı Avrupa platformlarında da varlığını geliştirerek satış kanallarını çeşitlendirmeye odaklandığını kaydetti.</p>
<h2><strong>“Üretimde rekabetçilik çok boyutlu hale geliyor”</strong></h2>
<p>Küresel üretim ortamında maliyet ve verimlilik dengesinin önem kazandığını belirten Apari, farklı ülkelerdeki tedarik alternatiflerinin şirketler tarafından daha yakından değerlendirildiğini söyledi. Türkiye’nin Avrupa’ya coğrafi yakınlığı, esnek üretim kabiliyeti ve hızlı teslimat gibi güçlü yönlerinin bulunduğunu ifade eden Apari, “Bu avantajlar kalite, verimlilik ve sürdürülebilir maliyet yönetimiyle desteklenmesinin önemli bir işarettir. OMAC’ın yaklaşımı, Türkiye’deki üretim kapasitesini koruyup geliştirirken küresel pazarlarda rekabetçi çözümler sunmak” diye konuştu. </p>
<h2><strong>“Avrupa’da yerel stok ve esnek dağıtım öne çıkıyor”</strong></h2>
<p>Apari, Autodoc ve Norauto gibi otomotiv satış kanallarının tedarikçiler için geniş pazarlara erişim fırsatı sunduğunu belirterek Avrupa’daki depo ve şirket yapılanmalarının Türk üreticilere katkı sağlayabileceğini ifade etti. Otomotiv aksesuarlarında ürün ve model çeşitliliğinin stok planlamasını önemli hale getirdiğini söyleyen Apari, dropshipping ve ortak stok çözümlerinin tedarik zincirinde verimlilik sağlayabildiğini, OMAC’ın da bu yaklaşımı benimsediğini kaydetti.</p>
<h2><strong>“OMAC, Avrupa pazarlarında büyümesini sürdürüyor”</strong></h2>
<p>OMAC’ın Almanya’daki paket hacminin geçen yıla göre yaklaşık yüzde 5, Fransa’daki hacmi ise yaklaşık yüzde 30 arttığına değinen Apari, “Fransa pazarındaki büyüme operasyonunun gelişim aşamasıyla da bağlantılı” dedi. ABD’de ise değişen pazar koşulları ve platform maliyetleri doğrultusunda faaliyetlerini yeniden değerlendirdiklerini ifade eden Apari, sürdürülebilir büyüme için satış kanallarını çeşitlendirmeyi sürdüreceklerini kaydetti.</p>
<h2><strong>“OMAC, Türkiye’de e-ticaret kanallarını genişletiyor”</strong></h2>
<p>Ağırlıklı olarak uluslararası pazarlarda faaliyet gösteren OMAC'ın Türkiye’de de doğrudan tüketiciye yönelik satış kanallarını geliştirmeye başladığı belirtildi. Hepsiburada, N11 ve Trendyol gibi platformlarda yer alan şirket, kendi B2C internet sitesini de büyütmeyi hedefliyor. Apari, “Türkiye pazarındaki ilk sonuçlarımız olumlu geldi, hem OMTEC ürünlerini hem de farklı tedarikçilerin ürünlerini dijital kanallar üzerinden müşterilerimize başarıyla ulaştırdık” dedi. OMAC, bu aşamada dijital satışa ve mevcut lojistik deneyimini Türkiye pazarında değerlendirmeye odaklanıyor.</p>
<h2><strong>“Avrupa’daki tedarik eğilimleri yakından izleniyor”</strong></h2>
<p>Avrupa’da üretim ve tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiğine dikkat çeken Apari, “Made in Europe” yaklaşımı dahil olmak üzere bölgesel gelişmelerin Türk üreticiler açısından yakından izlenmesi gerektiğini belirtti. Türkiye’nin Avrupa’ya yakınlık, esneklik ve üretim tecrübesi gibi güçlü özelliklerinin bulunduğunu söyleyen Apari, fiyat, kalite, hız ve yerel stok kabiliyetlerinin birlikte geliştirilmesinin rekabet gücünü destekleyeceğini ifade etti. OMAC’ın hedefinin, Türkiye’deki üretim ve tedarik ekosistemini küresel lojistik ağıyla bir araya getirerek uzun vadeli, sürdürülebilir büyüme sağlamak olduğunu vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/omac-global-kuresel-rekabette-lojistik-ve-verimlilik-odakli-buyuyor-91433</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/3/1280x720/omac-global-kuresel-rekabette-lojistik-ve-verimlilik-odakli-buyuyor-1793862822.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OMAC Global CEO’su Aldemir Apari, küresel otomotiv aksesuarları pazarında maliyet, kalite ve teslimat hızının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’deki üretim kabiliyetlerini uluslararası tedarik ve lojistik ağıyla desteklediklerini ifade eden Apari, farklı pazarlardaki koşulları yakından izlediklerini söyledi. Bursa’daki idari merkezinden küresel faaliyetlerini koordine eden şirketin, Almanya, ABD ve Fransa’daki lojistik yapılanmasını geliştirirken, Türk üreticilerin uluslararası pazarlara erişimini kolaylaştıracak hizmetlere de odaklandığı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turuncu-catering-10-yilda-10-ilde-faaliyet-gostermeyi-hedefliyor-91454</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turuncu Catering, 10 yılda 10 ilde faaliyet göstermeyi hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir’de Eylül 2023'te faaliyete başlayan Turuncu Catering'in, üç yıllık süreçte günlük yaklaşık 5 bin kişilik üretim kapasitesine ve 70 kişilik istihdama ulaştığı bildirildi.</p>
<p>Teksan Sanayi Sitesi’nde 15 çalışan ve üç araçla başladığı faaliyetlerini daha geniş bir tesise taşıyan şirket, gelecek dönemde Eskişehir’de oluşturduğu hizmet modelini farklı illere taşımaya hazırlanıyor.</p>
<p>Toplu yemek sektöründe yaklaşık 20 yıllık deneyime sahip olduğunu belirten Turuncu Catering Kurucusu Naim Takbaş, ekonomik dalgalanmaların ve yüksek enflasyonun etkili olduğu bir dönemde kurularak büyüdüklerini söyledi. Üretime spor sektöründen bir müşteriyle başladıklarını aktaran Takbaş, “İşe başladığımızda 15 çalışanımız ve üç aracımız vardı. Yaklaşık bir yıl Teksan Sanayi Sitesi’ndeki mutfağımızda üretim yaptıktan sonra daha fazla büyümek ve daha çok müşteriye hizmet vermek amacıyla KOBİ Organize Sanayi Bölgesi’ndeki tesisimize taşındık. Krizin ortasında kurulup yine bu koşullar altında büyümeyi başardık. Üçüncü yılımızda müşterilerin bizi, bizim de müşterilerimizi tanıdığımız ve Eskişehir’de sektörün ana aktörlerinden biri haline geldiğimiz bir noktaya ulaştık” dedi.</p>
<p><strong>Fiyatla değil hizmet kalitesiyle rekabet ediyor</strong></p>
<p>Yüksek enflasyon döneminde şirketlerin yemek hizmetlerine yönelik fiyat revizyonlarını daha sık gerçekleştirmesinin pazara yeni giren işletmelere fırsat sunduğunu anlatan Takbaş, “Düşük enflasyon dönemlerinde firmalar genellikle yılda bir kez teklif alırken, yüksek enflasyon nedeniyle fiyat revizyonları üç ayda bir yapılmaya başlandı. Böylece daha önce yılda bir kez teklif sunabildiğimiz bir firmaya dört kez ulaşma imkânı elde ettik. Ancak temel amacımız fiyat üzerinden rekabet etmek değil. Kuruluş vizyonumuzu iyi yemek ve iyi hizmet sunmak üzerine oluşturduk. Müşteriler bizden sıcak, temiz, zamanında ve gıda güvenliğine uygun yemek bekliyor. Biz de bütün üretim ve sevkiyat süreçlerimizi bu beklentileri eksiksiz karşılayacak biçimde yürütüyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Gelecek dönem hedefleri hakkında bilgi veren Takbaş, Turuncu Catering’i farklı şehirlerde aktif hale getirmeyi planladıklarını kaydetti. Takbaş, “Sadece belirli bir sektöre değil, farklı faaliyet alanlarındaki şirketlere hizmet veriyoruz. Bu nedenle bütün piyasaları yakından takip etmek zorundayız. Önümüzdeki 10 yılda 10 ilde aktif hale gelmeyi hedefliyoruz. Geçmişten gelen iş ilişkilerimiz, deneyimimiz ve farklı şehirlerdeki firmalarla kurduğumuz bağlar bu yapılanmayı destekleyecek nitelikte. Birçok büyük şirkete uzun yıllar boyunca yemek hizmeti sunduk. Eskişehir’de kurduğumuz yapıyı sağlamlaştırdıktan sonra bu birikimi farklı illere taşımak istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yemekler sevkiyattan kısa süre önce hazırlanıyor</strong></p>
<p>Turuncu Catering Operasyon Direktörü Serhan Söylemez ise taşımalı yemek üretiminde zamanlama ve proses yönetiminin ürün kalitesini doğrudan belirlediğini söyledi. Yemeklerin gece saatlerinde hazırlanarak uzun süre bekletilmediğini, sevkiyata yakın saatlerde üretildiğini dile getiren Söylemez, “Üretime sabah saat 05.00-06.00 arasında başlıyor, araçlarımızı saat 10.00 civarında sevkiyata çıkarıyoruz. Böylece müşterilerimize ocaktan yaklaşık bir saat önce alınmış yemekleri ulaştırabiliyoruz. Yerinde üretim lezzetine yakın bir hizmet sunarken, ürünlerin beklemesini ve kalitesinin düşmesini önlüyoruz. Bir yemeğin benmariye girdikten sonra üç saat içerisinde tüketilmesi gerekiyor. Bu sürenin uzaması çorbanın kıvamından yemeğin tadına kadar birçok unsuru etkilediği gibi gıda güvenliği açısından da risk oluşturuyor” dedi.</p>
<p><strong>Mal kabulünde “yarı ömür” kriterini uyguluyor</strong></p>
<p>Hammadde kabulünden sevkiyata kadar kritik kontrol noktalarını takip ettiklerini belirten Söylemez, sıcak yemeklerin 65 derecenin üzerinde, salataların ise 4 derecenin altında sevk edildiğini ifade etti. Söylemez, “Özellikle taze ürünler ile kırmızı ve beyaz ette ‘yarı ömrünü doldurmamış olma’ kriterini uyguluyoruz. Örneğin son tüketim tarihi üretiminden sekiz gün sonrası olan tavuk ürününü, üretiminin üzerinden dört günden fazla süre geçmişse kabul etmiyoruz. Donuk veya konserve ürünlerde de ürünün toplam raf ömrünün ilk yarısını aşmamış olmasını istiyoruz. Tavuk ürünlerinde görünüm, koku ve ambalajda bombaj bulunmaması gibi katı kriterlerimiz var. Ürünler gıda mühendisimiz tarafından kontrol ediliyor; kriterlere uygunsa kabul ediliyor, değilse doğrudan reddediliyor. Toplu üretim ve tüketim gerçekleştirdiğimiz için gıda güvenliğinde taviz vermiyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turuncu-catering-10-yilda-10-ilde-faaliyet-gostermeyi-hedefliyor-91454</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/4/1280x720/turuncu-catering-10-yilda-10-ilde-faaliyet-gostermeyi-hedefliyor-1793869880.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir’de günlük yaklaşık 5 bin kişilik yemek üretimine ulaşan Turuncu Catering, gelecek 10 yılda 10 ilde faaliyet göstermeyi hedefliyor. 70 kişilik kadrosuyla büyümesini sürdüren şirket, yeni pazarlara kalite ve gıda güvenliği odaklı hizmet modeliyle açılmayı planlıyor. Turuncu Catering Kurucusu Naim Takbaş, &quot;3. yılımızda müşterilerin bizi, bizim de müşterilerimizi tanıdığımız ve Eskişehir’de sektörün ana aktörlerinden biri haline geldiğimiz bir noktaya ulaştık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tdm-bilisim-yapay-zeka-destekli-yazilim-cozumleriyle-isletmelerin-dijital-donusumune-guc-katiyor-91452</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Amacımız, işletmelerin gelecekteki büyüme hedeflerine de cevap verebilecek çözümler sunmak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin her geçen gün daha fazla önem kazandığı iş dünyasında, firmaların ihtiyaçlarına özel geliştirilen yazılım çözümleri rekabet gücünü artıran en önemli unsurlardan biri haline geliyor.</p>
<p>Bu alanda çalışmalarını sürdüren TDM Bilişim'in, farklı sektörlere yönelik geliştirdiği yazılım, sağlık, POS, QR menü, filo yönetimi ve yapay zeka destekli dijital çözümlerle işletmelerin operasyonel süreçlerine katkı sağladığı belirtildi.</p>
<p>TDM Bilişim CEO’su Ali Yıldız, işletmelerin dijital dünyadaki ihtiyaçlarına yönelik geliştirilebilir, sürdürülebilir ve kullanıcı odaklı çözümler sunduklarını belirterek, teknolojinin artık her sektör için vazgeçilmez bir güç haline geldiğini söyledi.</p>
<p><strong>“Her işletmenin ihtiyacına özel dijital çözümler geliştiriyoruz”</strong></p>
<p>Her sektörün işleyişi, müşteri yapısı ve operasyonel önceliklerinin birbirinden farklı olduğunu ifade eden Ali Yıldız, standart yazılım çözümlerinin her işletme için yeterli olmayabileceğini vurguladı.  Yıldız, “TDM Bilişim olarak işletmelerin ihtiyaçlarını analiz ediyor, süreçlerine uygun, geliştirilebilir ve sürdürülebilir yazılım altyapıları oluşturuyoruz. Amacımız, işletmelerin yalnızca bugünkü ihtiyaçlarına değil, gelecekteki büyüme hedeflerine de cevap verebilecek dijital çözümler sunmak” dedi.</p>
<p>TDM Bilişim’in öncelik verdiği alanlardan birinin yapay zeka destekli yazılım geliştirme çalışmaları olduğunu belirten Ali Yıldız, geliştirilen yazılımlarda yapay zeka desteği sunarak işlemlerin kolaylaştırıldığını, iş akışlarının hızlandırıldığını ve raporlama süreçlerinin daha verimli hale getirildiğini ifade etti. Yıldız, “Yapay zekanın işlem hızı ve analiz gücü, işletmelere operasyonel süreçlerinde önemli bir zaman avantajı sağlıyor. Yapay zeka destekli çözümler sayesinde işletmeler veriye daha hızlı ulaşabiliyor, operasyonlarını daha kolay takip edebiliyor ve karar alma süreçlerinde daha güçlü bir altyapıya sahip oluyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Gıda sektörüne yönelik geliştirdikleri dijital çözümlerle restoran, kafe, pastane ve benzeri işletmelerin güncel ihtiyaçlarına da cevap verdiklerini aktaran Yıldız, “Geliştirdiğimiz QR menü ve besin değeri yönetim altyapısı; ürün içerikleri, porsiyon bilgileri, kalori değerleri, protein bilgileri ve alerjen verilerinin dijital ortamda yayınlanmasına olanak tanıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yeni yönetmeliğine uygun şekilde geliştirilen bu yapı sayesinde gıda işletmeleri, menü içeriklerini daha şeffaf ve erişilebilir şekilde müşterilerine sunabiliyor. İşletmeler, ürün bilgilerini merkezi panel üzerinden güncelleyerek hem mevzuata uyum süreçlerini daha kolay yönetebiliyor hem de müşterilerine daha doğru ve detaylı bilgi aktarabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>“Medilura ile sağlık teknolojileri alanında ar-ge çalışmaları yürütüyoruz”</strong></p>
<p>Medilura çatısı altında sağlık süreçlerinin daha erişilebilir, düzenli, takip edilebilir ve veri odaklı yönetilmesine yönelik çalışmalar yürüttüklerini söyleyen Ali Yıldız, “Medilura ve Kişiselleştirilmiş Besin Öneri Sistemi ile yalnızca mevcut sağlık süreçlerini dijitalleştirmeyi değil, aynı zamanda hastalıkların önlenmesine ve tedavi süreçlerinin daha etkin yönetilmesine katkı sağlayacak karar destek mekanizmaları geliştirmeyi hedefliyoruz. Amacımız; sağlık verilerinin daha anlamlı kullanılmasını sağlamak, bireylerin ihtiyaçlarına göre kişiselleştirilmiş öneriler sunmak ve sağlık profesyonellerinin karar alma süreçlerine destek olacak güçlü bir dijital altyapı oluşturmaktır” dedi.</p>
<p><strong>“Geleceği teknolojiyle birlikte inşa etmeyi hedefliyoruz”</strong></p>
<p>Farklı sektörlerdeki işletmelerin dijitalleşme süreçlerine katkı sunarken, geliştirdikleri yazılımlarda sade kullanım, güçlü raporlama, modüler yapı ve yapay zeka destekli analiz kabiliyetlerini ön planda tuttuklarını dile getiren Ali Yıldız, işletmelerin günlük operasyonlarını kolaylaştıran, zamandan tasarruf sağlayan ve karar alma süreçlerini hızlandıran çözümlerle dijital dönüşüm yolculuğunda güçlü bir teknoloji iş ortağı olmayı hedeflediklerini anlattı. Yıldız, “Geleceği birlikte inşa ediyoruz anlayışıyla hareket ediyoruz. İşletmelerin dijital dünyada daha güçlü, daha hızlı ve daha verimli hareket edebilmesi için yenilikçi yazılım çözümleri geliştirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tdm-bilisim-yapay-zeka-destekli-yazilim-cozumleriyle-isletmelerin-dijital-donusumune-guc-katiyor-91452</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/2/1280x720/tdm-bilisim-yapay-zeka-destekli-yazilim-cozumleriyle-isletmelerin-dijital-donusumune-guc-katiyor-1793869767.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TDM Bilişim CEO’su Ali Yıldız, “TDM Bilişim olarak işletmelerin ihtiyaçlarını analiz ediyor, süreçlerine uygun, geliştirilebilir ve sürdürülebilir yazılım altyapıları oluşturuyoruz. Amacımız, işletmelerin yalnızca bugünkü ihtiyaçlarına değil, gelecekteki büyüme hedeflerine de cevap verebilecek dijital çözümler sunmak.” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/biogenesis-biyoteknoloji-endustriyel-surdurulebilirlik-icin-mikrobiyolojik-cozumler-sunuyor-91451</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Biogenesis olarak akademi ile sanayi arasında güçlü bir köprü kuruyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>2024 yılında Eskişehir'de ESOGÜ Teknopark'ta kurulan Biogenesis Biyoteknoloji'nin mikrobiyal süreç ve ürünler geliştirerek sektöre katkı sunduğu bildirildi. Açık laboratuvar modeliyle araştırmacılara ve sektör temsilcilerine ileri düzey cihaz altyapısı sunan firmanın üniversiteler ve özel sektörle test ve analiz hizmetlerine yönelik iş birlikleri yürüttüğü belirtildi.</p>
<p>Biogenesis Biyoteknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Çabuk mikroorganizmaların eşsiz özelliklerini ürünleştirmenin bilgiye dayalı ekonomik modellerin öne çıkan en önemli konusu olarak gördüklerini ifade etti. Şirketin kuruluş amacının endüstriyel süreçlerde kullanılabilecek mikroorganizmaların geliştirilmesi kabiliyetine dayandığını vurgulayan Çabuk, "Bilimsel araştırmaların deney tüplerinde kalmaması gerekiyor. Biogenesis olarak akademi ile sanayi arasında güçlü bir köprü kuruyor, laboratuvarda üretilen bilgiyi katma değerli ürünlere dönüştürüyoruz. Bu yolculuk deney tüpünden endüstriye uzanan bir süreçtir. Endüstriyel biyoteknolojideki bu dönüşüm, yaşam süresini ve kalitesini artırmayı hedefleyen longevity alanında da yepyeni ufuklar açıyor. Biogenesis olarak, doğanın sunduğu bu biyolojik potansiyeli gündelik yaşamı destekleyen ürünlere dönüştürmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>"Yapay zeka bize hücrenin filmini izletiyor"</strong></p>
<p>Biyoteknolojinin gelişim hızının artık rakamlarla sınırlandırılamayacağını belirten Çabuk, yapay zekanın bir kırılma noktası oluşturduğunu vurguladı. Çabuk, "Elektron mikroskobunun icadı bize hücrenin yapısını gösteren bir fotoğraf vermişti. Bugün veri bilimi ve yapay zeka ise hücrenin filmini izletiyor, hatta bir sonraki sahnede hücrenin nasıl davranacağını söylüyor. Hücreyi bir donanım, metabolizmasını ise bir yazılım olarak düşünebiliriz. Artık fiziksel müdahaleler yerine hücrenin yazılımını güncelleyerek sonuç alıyoruz" diye konuştu.</p>
<p><strong>“Yaşadığımız toprakların mikroorganizma zenginliğinin farkına varmalıyız”</strong></p>
<p>Türkiye'nin biyoteknoloji alanındaki en büyük avantajlarından birinin Anadolu'nun mikroorganizma ve habitat zenginliği olduğunu ifade eden Çabuk, bu genetik kaynakların korunacağı kültür koleksiyonlarının kurulması gerektiğini söyledi.  Biogenesis olarak bu zenginliği bilimle işleyip ülkemize kazandırmayı amaçlıyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Endüstriyel biyoteknoloji, yapay zeka ile yeni bir döneme giriyor"</strong></p>
<p>Yapay zeka teknolojilerinin endüstriyel biyoteknolojiyi dönüştürdüğünü belirten Prof. Dr. Ahmet Çabuk, "Biyoproses geliştirmede yapay zeka kullanıyoruz. Mikroorganizma seçiminden süreç optimizasyonuna kadar birçok aşama artık veri bilimiyle yürütülüyor, yıllar süren deneme yanılma süreçleri aylara iniyor. Hangi mikroorganizmanın hangi koşulda en verimli üretimi yapacağını önceden öngörebiliyoruz. Biogenesis Biyoteknoloji olarak Ar-Ge süreçlerimizi bu vizyonla şekillendiriyoruz. Amacımız, Eskişehir'den Türkiye'nin biyoekonomisine değer katan bir marka çıkarmak" dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/biogenesis-biyoteknoloji-endustriyel-surdurulebilirlik-icin-mikrobiyolojik-cozumler-sunuyor-91451</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/1/1280x720/ahmet-cabuk-1793874368.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Biogenesis Biyoteknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Çabuk, &quot;Biogenesis olarak akademi ile sanayi arasında güçlü bir köprü kuruyor, laboratuvarda üretilen bilgiyi katma değerli ürünlere dönüştürüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-tasfiyesi-kapsaminda-390-bin-219-yatirimciya-odeme-yapildi-91449</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Fon tasfiyesi kapsamında 390 bin 219 yatırımcıya ödeme yapıldı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TBMM'de kabul edilen 22 Ekim tarihli ve 7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun ile Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) tasfiye ve ödemelere ilişkin usul ve esaslar hakkındaki 27 Ekim tarihli ve 76/1903 sayılı karar doğrultusunda, fon sahiplerine ara ödemelerin yapılmaya devam edildiği bildirildi.</p>
<p>Fonların tasfiye sürecinde olağanüstü tasfiye kapsamında 390 bin 219 yatırımcıya 62,2 milyar lira ödeme yapıldığı öğrenildi. Bu yatırımcılardan 133 bin 839'unun ana parasının tamamının karşılandığı belirtildi.</p>
<p>Olağan tasfiye kapsamında ise 55 bin 821 yatırımcıya toplam 55,4 milyar lira ödeme gerçekleştirildiği öğrenildi.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-tasfiyesi-kapsaminda-390-bin-219-yatirimciya-odeme-yapildi-91449</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/lira-para-tl-1766502481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Olağanüstü fon tasfiyesi kapsamında 390 bin 219 yatırımcıya 62,2 milyar lira ödeme yapıldığı bildirildi. Yatırımcılardan 133 bin 839&#039;unun ana parasının tamamının karşılandığı açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/4-trilyon-dolarlik-mesaj-dunya-ekonomik-iklimi-bekletmeyin-91430</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 trilyon dolarlık mesaj: Dünya Ekonomik İklimi bekletmeyin!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya Ekonomik Forumu bünyesindeki CEO Climate Leaders İttifakı’nın, Ekim ayında hükümetlere yapmış olduğu çağrı, COP31 Zirvesi’nin temel meselesini temsil ediyor: “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, büyüme ve rekabet gücü açısından stratejik bir fırsat. İklim taahhütlerinin yatırımlara dönüşebilmesi için öngörülebilir politikalar ve daha hızlı uygulama şart!”</strong></p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu (WEF) bünyesinde faaliyet gösteren Alliance of CEO Climate Leaders, toplam 4 trilyon dolarlık ciroyu ve 13 milyondan fazla çalışanı temsil ediyor. İttifak, 8 Ekim’de bir açık mektup yayınlayarak hükümetlerden iklim hedeflerini uygulamaya geçirecek koşulları oluşturmaları çağrısında bulundu. Ortak mesaj, iklim eylemini hızlandırmak için siyasi kararlılığın ve yatırım ortamının birlikte güçlendirilmesi gerektiği oldu.</p>
<p><strong>Yeşil pazar 2030’da 7,1 trilyon dolara ulaşacak</strong></p>
<p>Çağrıda; düşük karbonlu ekonomiye geçişin, enerji güvenliğinden sanayide rekabet gücüne, teknolojik yeniliklerden yeni pazarlara kadar önemli ekonomik fırsatlar yarattığı dile getirildi. İttifakın yayımladığı veriler, iklim dönüşümünün ekonomik boyutunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Küresel yeşil pazarın büyüklüğü 2024 yılında 5 trilyon doları aşarken, 2030’da 7,1 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. 2020- 2024 döneminde şirketlerin yeşil faaliyetlerden elde ettiği gelirler yıllık ortalama yüzde 12 büyüdü. Bu oran, geleneksel faaliyetlerdeki büyümenin iki katı. İttifak üyelerinin performansı da dikkat çekici. Şirketler, 2019-2024 döneminde doğrudan faaliyetlerinden ve satın aldıkları enerjiden kaynaklanan toplam emisyonlarını yaklaşık yüzde 34 azalttı. Ancak tedarik zincirlerini kapsayan Kapsam 3 emisyonlarında ilerleme ihtiyacı devam ediyor. Bu tablo, iklim dönüşümünün şirketlerin yatırım ve büyüme stratejilerindeki yerini de değiştiriyor. Düşük karbonlu enerji, kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi ve dayanıklı tedarik zincirleri, giderek daha önemli rekabet unsurları haline geliyor.</p>
<p><strong>Enerjiden tarıma yeni yatırım alanları</strong></p>
<p>WEF’in değerlendirmesine göre düşük karbonlu enerji pazarının yıllık büyüklüğü 2030’da 3,7 trilyon doları aşabilir. İklim değişikliğine uyum çözümleri için öngörülen pazar büyüklüğü 1,6 trilyon dolar. Döngüsel ekonomide 500 milyar dolarlık, sürdürülebilir tarım ve arazi kullanımında ise 200 milyar dolarlık ekonomik potansiyel bulunuyor. Enerji verimliliği yatırımlarının getirisi de iş dünyasının gündeminde. Uluslararası Enerji Ajansı’nın araştırmasına katılan sanayi şirketlerinin yaklaşık yüzde 70’i, son beş yılda gerçekleştirdikleri enerji verimliliği yatırımlarından yüzde 10’un üzerinde getiri elde ettiklerini bildiriyor. Buna karşılık yeşil hidrojen, düşük karbonlu yakıtlar, ileri biyoenerji ve karbon yönetimi gibi alanlarda teknolojilerin ticari ölçekte yaygınlaşması için finansmana, altyapıya ve güçlü talep sinyallerine ihtiyaç duyuluyor.</p>
<p><span style="color: #169179;"><strong>İş dünyasının COP31’den beklentileri</strong></span></p>
<p>● İş dünyasının Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'na (COP31) yönelik beklentilerinin başında yatırım yapılabilir, istikrarlı ve öngörülebilir düzenlemeler geliyor. Şirketler, hükümetlerden sektörel dönüşüm yol haritalarını netleştirmelerini, karma finansman modellerini ve kamu garantilerini yaygınlaştırmalarını, yeşil kamu alımlarıyla yeni teknolojilere talep oluşturmalarını istiyor. Çağrıda, gelişmekte olan ülkelerde özel sermayenin harekete geçirilmesi de öne çıkıyor. Bakü'den Belém’e Yol Haritası kapsamında 2035 yılına kadar yıllık en az 1,3 trilyon dolarlık iklim finansmanına ulaşılması hedefinin desteklenmesi isteniyor. Elektrik şebekelerinin modernizasyonu, enerji depolama yatırımları, izin süreçlerinin hızlandırılması ve iş gücünün yeni teknolojilere hazırlanması da öncelikler arasında. Şirketlere düşen sorumluluklar ise açık: Güvenilir dönüşüm planları oluşturmak, tedarik zincirlerindeki emisyonları azaltmak, düşük karbonlu teknolojilere yönelik talebi büyütmek ve yatırımları hızlandırmak.</p>
<p><span style="color: #169179;"><strong>Antalya’da asıl mesele uygulama açığı</strong></span></p>
<p>● COP31 öncesinde iş dünyası uzun bir süredir vermekte olduğu mesajı yineliyor: Hedeflerle uygulama arasındaki mesafenin ortadan kalkması. Şirketler düşük karbonlu teknolojilere yatırım yapmaya hazır olduklarını ortaya koyarken, bu yatırımların ölçek kazanabilmesi için kamu politikalarının da aynı yönde ilerlemesini bekliyor. Bu beklenti Türkiye açısından da önemli. Enerji yoğun sanayinin dönüşümü, ihracat pazarlarında rekabet gücünün korunması, tarım ve gıda sistemlerinin iklim risklerine hazırlanması, yeni finansman modellerinin geliştirilmesi gibi başlıklar, COP31’in ekonomik gündemiyle doğrudan örtüşüyor. Antalya’daki müzakerelerde ülkelerin vereceği mesajlar kadar, bu mesajların yatırım kararlarına nasıl yansıyacağı da belirleyici olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/4-trilyon-dolarlik-mesaj-dunya-ekonomik-iklimi-bekletmeyin-91430</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/0/1280x720/green-1793860846.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 4 trilyon dolarlık mesaj: Dünya Ekonomik İklimi bekletmeyin! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/havaist-eskisehirden-sabiha-gokcene-yeni-hat-hazirliginda-91425</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Havaist, Eskişehir’den Sabiha Gökçen’e yeni hat hazırlığında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Havalimanı yolcu taşımacılığı şirketi Havaist, Eskişehir’den İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na ulaşım sağlayacak yeni bir hat açmaya hazırlanıyor. Şirket, yeni güzergâhı sosyal medya hesabından duyururken, Eskişehir’in Bozüyük ve Bursa bağlantılarıyla havalimanına ulaştırılacağını bildirdi.</p>
<p>Havaist’in sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Eskişehir’den dünyaya uzanan yolculuklarınız, çok yakında Havaist konforuyla başlayacak! Eskişehir’i, Bozüyük ve Bursa bağlantılarıyla Sabiha Gökçen Havalimanı’na ulaştırmaya hazırlanıyoruz” ifadeleri kullanıldı.</p>
<p><strong>Sefer ve bilet bilgileri bekleniyor</strong></p>
<p>Yeni hattın devreye girmesiyle Eskişehir ve güzergâh üzerindeki yerleşimlerden Sabiha Gökçen Havalimanı’na ulaşım için yeni bir alternatif oluşturulması hedefleniyor.</p>
<p>Hattın hangi tarihte hizmete başlayacağı, sefer sıklığı, hareket saatleri ve bilet ücretleri konusunda ise henüz bilgi verilmedi. Havaist, güzergâha ilişkin ayrıntıların önümüzdeki günlerde açıklanacağını duyurdu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/havaist-eskisehirden-sabiha-gokcene-yeni-hat-hazirliginda-91425</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/5/1280x720/havaist-1793860993.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Havaist, Eskişehir’i Bozüyük ve Bursa üzerinden İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na bağlayacak yeni güzergâh için çalışmalara başladı. Hattın sefer saatleri, bilet fiyatları ve hizmete giriş tarihi henüz açıklanmadı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kultur-sanat/murat-tosyalidan-annemin-cicekleri-sergisi-91431</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Murat Tosyalı’dan &#039;Annemin Çiçekleri&#039; sergisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Artcrowdistanbul, 2026–2027 sanat sezonunu Sıraselviler’de Murat Tosyalı’nın “Annemin Çiçekleri” başlıklı solo sergisiyle karşılıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec28a6e09c1-1793861798.jpeg" alt="" width="606" height="788" />Sanatçının annesinin işlediği bir kumaş parçasıyla yeniden karşılaşmasından doğan sergi, hafızanın gündelik nesnelerde saklı izlerini, sevginin zaman içindeki varlığını ve sanatın duygularımızla kurduğu bağı odağına alıyor. Sergi, 5 Kasım – 7 Aralık 2026 tarihleri arasında Artcrowdistanbul Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşacak.</p>
<p>1973 yılında İskenderun’da doğan Murat Tosyalı’nın sergisi, deprem sonrasında aile evine yaptığı ziyaret sırasında annesinin işlediği bir kumaş parçasını bulmasıyla şekilleniyor. Kumaş üzerindeki çiçek motifleri, sanatçı için geçmişle bugün arasında yeni bir bağ kurarken, kişisel bir hatıranın sanatsal üretime dönüşmesinin de başlangıcı oluyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec28d7c9cdf-1793861847.jpeg" alt="" width="800" height="562" /><strong>Anneden kalan kumaş parçasının anlattıkları...</strong></p>
<p>Tosyalı, serginin ortaya çıkışını, “Deprem sonrası aile evine yaptığım ziyarette annemin işlediği kumaş parçasına rastlamam sonucu bu sergi doğdu. Anneciğimi bulmuş gibi oldum. Motife uzun uzun baktım. Dokundum. Günlerce tüm İskenderun Hatay yas tutarken ben de bu kumaşı tutuyordum. Kendi yasımı… Annemin çiçekleri annem için bir sergi. Kaybettiklerimiz için bir sergi.” ifadeleriyle anlattı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aec2909899cb-1793861897.jpeg" alt="" width="450" height="602" /><strong>Duygular paylaşıldıkça hafifler</strong></p>
<p>“Annemin Çiçekleri”, hüznü saklamak ya da geride bırakmak yerine, onu sanat aracılığıyla ifade etmenin ve başkalarıyla paylaşmanın imkânlarını araştırıyor. Sanatçı için bir kumaş parçasında yeniden karşılık bulan annelik hatırası, zamanla resimlere ve yeni anlatımlara dönüşüyor. Böylece kişisel bir duygu, izleyicinin kendi yaşamından izler bulabileceği ortak bir deneyime açılıyor.</p>
<p>“Annemin Çiçekleri”, geçmişle kurduğumuz bağların yalnızca kayıplardan değil, yaşamaya devam eden izlerden de oluştuğunu vurguluyor. Sergide sanatçının soyutlanmış çiçek resimlerinin yanı sıra farklı mecralarda ürettiği hayvan figürü çizimleri, fotoğraf çalışmaları ve süper kahramanlara adadığı bir seri de izleyiciyle buluşuyor. Farklı ifade biçimlerini bir araya getiren seçki, Murat Tosyalı’nın sanat pratiğinin çeşitli yönlerini görünür kılarken izleyiciyi sanatçının dünyasını farklı katmanlarıyla keşfetmeye davet ediyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kultur-sanat/murat-tosyalidan-annemin-cicekleri-sergisi-91431</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/1/1280x720/murat-tosyali-1793861953.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Artcrowdistanbul, yeni sanat sezonunu Murat Tosyalı’nın kişisel hafızadan yola çıkarak ortak duygulara uzanan solo sergisiyle açıyor. Tosyalı’nın “Annemin Çiçekleri” başlıklı sergisi, 7 Aralık&#039;a kadar ziyaret edilebilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ford-otosanda-gri-su-geri-kazanimiyla-temiz-su-tuketimi-yuzde-80-azaldi-91461</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ford Otosan’ın &#039;Gri Su Geri Kazanım Tesisi&#039; devreye alındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Ford Otosan’ın İSU Genel Müdürlüğü iş birliğiyle Yeniköy Fabrikası’nda kurduğu Gri Su Geri Kazanım Tesisi, düzenlenen törenle devreye alındı. Üretimde kullanılan suyun önemli bir bölümünü geri kazanılmış sudan karşılayacak tesisle, sanayide suyun verimli kullanılması ve Kocaeli’nin temiz su kaynaklarının korunması amaçlanıyor.</p>
<p>Proje kapsamında, İSU Yeniköy Atık Su Arıtma Tesisi’nde arıtılan kentsel atık su, özel olarak inşa edilen hatlar aracılığıyla Ford Otosan’ın fabrikasındaki geri kazanım tesisine ulaştırılıyor. Tesiste ileri arıtma ve filtreleme süreçlerinden geçirilen su, üretim faaliyetlerinde kullanılabilecek kaliteye dönüştürülüyor. Uygulama sayesinde fabrikanın üretim süreçlerinde kullandığı temiz su miktarı, geçen yıla göre yaklaşık yüzde 80 oranında azaltıldı. Tesisin mevcut kapasitesiyle yılda yaklaşık 400 bin metreküp temiz su tasarrufu sağlaması, tam kapasiteye ulaşması durumunda ise bu miktarın 900 bin tona çıkması hedefleniyor.</p>
<h2>“Su kaynaklarının korunmasına yönelik stratejik bir adım attık”</h2>
<p>Su kaynaklarının korunması açısından projenin önemine dikkat çeken Ford Otosan Genel Müdürü Güven Özyurt, “Bugün devreye aldığımız tesisle, kentin arıttığı suyu yeniden üretime kazandırıyoruz. Üretim süreçlerinde yüzde 80 tasarruf sağlanması ve yılda 400 bin metreküp temiz suyun korunması önemli kazanımlar ancak projenin asıl değeri, giderek kıtlaşan su kaynaklarının korunmasına yönelik stratejik bir adım olmasıdır. Biz kendimizi bu kentin misafiri değil, bir parçası olarak görüyoruz. Kocaeli’nin emeği ve desteğiyle büyüdük” dedi.</p>
<p>Özyurt, “Yeniköy Fabrikamızın üretim kapasitesini 405 bin araca çıkardık. Geçtiğimiz yıl Türkiye’nin ticari araç ihracatının yüzde 87’si bu bölgeden gerçekleştirildi. Yaptığımız etki analizine göre, her 1 liralık üretimimiz Türkiye ekonomisinde toplam 2,94 liralık ekonomik etki yaratıyor ve 277 bin kişilik bir istihdam ekosistemini destekliyoruz. Eğitimden kültüre kadar pek çok alanda Kocaeli’yi geleceğe hazırlamayı önemsiyoruz. Çünkü Kocaeli’nin geleceği, aynı zamanda Ford Otosan’ın da geleceğidir” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Sanayide geri kazanılmış su kullanımı büyük önem taşıyor”</h2>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Berna Abiş, iklim krizi ve su stresiyle mücadelede sanayinin geri kazanılmış su kullanımının önemine dikkat çekerek, “Ford Otosan ile imzaladığımız protokol kapsamında Yeniköy Atıksu Tesisi’nden fabrikaya su teminini sağlamak amacıyla terfi hatları inşa edildi. Kurulan sistemle günlük 5 milyon 400 bin litre su sağlanıyor. İhtiyaç duyulması halinde bu kapasiteyi günlük 10 milyon litreye çıkarabilecek altyapıya sahibiz. Tesisin tam kapasiteyle çalışmasıyla elde edilecek temiz su tasarrufu, yaklaşık 360 olimpik yüzme havuzunu doldurabilecek büyüklüğe ulaşacak” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ford-otosanda-gri-su-geri-kazanimiyla-temiz-su-tuketimi-yuzde-80-azaldi-91461</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/1/1280x720/ford-otosanda-gri-su-geri-kazanimiyla-temiz-su-tuketimi-yuzde-80-azaldi-1793872500.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ford Otosan ile İSU Genel Müdürlüğü iş birliğinde Yeniköy Fabrikası’nda kurulan Gri Su Geri Kazanım Tesisi ile üretimdeki temiz su tüketimi geçen yıla göre yüzde 80 azaltılırken, yılda 400 bin metreküp su tasarrufu sağlanması hedefleniyor. Ford Otosan Genel Müdürü Güven Özyurt, “Üretim süreçlerinde yüzde 80 tasarruf sağlanması ve yılda 400 bin metreküp temiz suyun korunması önemli kazanımlar ancak projenin asıl değeri, giderek kıtlaşan su kaynaklarının korunmasına yönelik stratejik bir adım olmasıdır. Biz kendimizi bu kentin misafiri değil, bir parçası olarak görüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/isoda-adnan-dalgakiran-donemi-91388</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 18:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO&#039;da Adnan Dalgakıran dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odasının (İSO) yeni meclisi "seçim" gündemiyle toplandı.</p>
<p>Geçici Meclis Başkanlık Divanı yönetiminde yapılan seçimde İstanbul Sanayi Odası'nın 2026-2030 döneminde görev alacak meclis başkanı, yardımcıları ve katip üye, hesapları inceleme komisyonu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genel Kurul delegeleri, disiplin kurulu, yönetim kurulu başkanı ve üyeleri belirlendi.</p>
<p>İki listenin yarıştığı seçimde, İSO Yönetim Kurulu Başkanlığına 86 oyla Adnan Dalgakıran seçilirken, diğer aday Ender Yılmaz 67 oy aldı.</p>
<p>Sonuçların açıklanmasının ardından ekibiyle büyük sevinç yaşayan Dalgakıran tebrikleri kabul etti. Ender Yılmaz ve İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan da Dalgakıran'ı tebrik eden isimler arasında yer aldı.</p>
<p><strong>İSO Meclis Başkanlığına Tecdelioğlu seçildi</strong></p>
<p>Meclis Başkanlık Divanı seçiminde ise İSO Meclis Başkanlığı görevine 83 oyla Mustafa Tecdelioğlu seçildi. Diğer aday Erdal Bahçıvan içinse 66 oy kullanıldı.</p>
<p>İSO Yönetim Kurulu asıl üyeliklerine Adem Genç, Hakan Hatiboğlu, Mehmet Demezoğlu, Mehmet Metin Akyüz, Murat Çökmez, Mustafa Mertöz, Nuri Gürcan, Osman Sait Günteki, Serdar Urfalılar ve Ümit Özüren seçilirken, yedek üyeler İsmail Gül, Recep Ünver, Erkin Ekşioğlu, Ahmet Karakaya, Murat Öztürk, Muharrem Sinan Kılıç, Cem Kaan Tayman, Ömer Kandemir, Merve Torbalı Durukan ve Murat Başıbüyük'ten oluştu.</p>
<p><strong>"Çok daha başarılı, verimli çalışmalar yapacağız"</strong></p>
<p>Adnan Dalgakıran, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından yaptığı açıklamada, yeni dönemde öncelikli gündemlerinin sanayide verimlilik, dijital dönüşüm, finansmana erişim, ihracat ve uluslararası rekabet gücünün artırılması gibi konulardan oluşacağını belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Seçim sürecinde sanayicilerin sorunlarına kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğini vurgulamıştım. Yönetim anlayışımızda da sektörler arasında güçlü iletişim kurulması ve karar alma süreçlerinde ortak aklın esas alınması öne çıkaracak. Zor bir seçim oldu, çok çalıştık. Hem Türk sanayisi hem de İSO için çok daha başarılı, verimli çalışmalar yapacağız. Yarından itibaren seçim atmosferi bitmiştir. Tüm meclis üyelerimiz ve sanayicilerimizle yepyeni bir dönem başlatacağız."</p>
<p>Dalgakıran, ilk ele alacakları sorunun ne olacağına ilişkin soru üzerine, "Tek bir sorunu değil hepsini ele alacağız." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Her alanda sanayicilerin yanında olacağız"</strong></p>
<p>Adnan Dalgakıran, bugün İstanbul sanayisinin ortak geleceğine duyulan inancın kazandığını belirterek, "Bu görevi bir ayrışmanın değil, güçlü bir birlikteliğin başlangıcı olarak görüyoruz. Seçim sürecinde farklı tercihler ortaya koymuş olabiliriz ancak hepimizin ortak paydası Türk sanayisinin daha güçlü, daha rekabetçi ve daha üretken olmasıdır." diye konuştu.</p>
<p>Üretimden ihracata, teknolojiden finansmana kadar her alanda sanayicilerin yanında olacaklarını dile getiren Dalgakıran, "Çünkü biliyoruz ki Türk sanayisinin gerçek gücü birlikteliğimizden, üretim kültürümüzden ve ortak hedeflerimizden geliyor. Hep birlikte çalışarak Türk sanayisini dünya ölçeğinde hak ettiği konuma taşımak için var gücümüzle mücadele edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/isoda-adnan-dalgakiran-donemi-91388</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/8/1280x720/adnan-dalgakiran-1793807825.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası Başkanlığına seçilen Adnan Dalgakıran, &quot;Hem Türk sanayisi hem de İSO için çok daha başarılı, verimli çalışmalar yapacağız. Yarından itibaren seçim atmosferi bitmiştir. Tüm meclis üyelerimiz ve sanayicilerimizle yepyeni bir dönem başlatacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-kapsamli-tufede-aylik-yuzde-214-artis-91383</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 17:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel kapsamlı TÜFE&#039;de aylık yüzde 2,14 artış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="">
<div class="card-title cardTitle ltr">Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ekim ayına ait mevsim etkilerinden arındırılmış özel kapsamlı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) göstergelerini açıkladı.</div>
</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Buna göre, göstergelerin alt başlıklarından genel TÜFE, ekimde aylık yüzde 2,14 yükseldi.</p>
<p>Geçen ay işlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler​​​​​​​ ve tütün ile altın hariç TÜFE yüzde 1,65, enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç TÜFE yüzde 1,64 artış kaydetti.</p>
<p>Endeks, enerjide yüzde 4,92, hizmette yüzde 2,21, enerji ve gıda dışı mallarda yüzde 0,65, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 2,81 yükseldi.</p>
<p>Mevsim etkilerinden arındırılmış özel kapsamlı TÜFE göstergelerinin ekimde aylık bazda değişim oranları (yüzde) şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<table>
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2">Kapsam</td>
<td rowspan="2">Aylık</td>
</tr>
<tr>
<td>Genel TÜFE</td>
<td>
<p>2,14</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE</td>
<td>1,65</td>
</tr>
<tr>
<td>Enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç TÜFE</td>
<td>1,64</td>
</tr>
<tr>
<td>Enerji</td>
<td>
<p>4,92</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Gıda ve alkolsüz içecekler</td>
<td>2,81</td>
</tr>
<tr>
<td>Enerji ve gıda dışı mallar</td>
<td>0,65</td>
</tr>
<tr>
<td>Hizmet</td>
<td>2,21</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-kapsamli-tufede-aylik-yuzde-214-artis-91383</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/market-alisveris-enflasyon-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ekim verilerine göre, mevsim etkilerinden arındırılmış özel kapsamlı TÜFE, aylık bazda yüzde 2,14 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/reel-efektif-doviz-kuru-endeksi-ekimde-266-puan-artti-91380</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 17:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel efektif döviz kuru endeksi ekimde 2,66 puan arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ekim ayına ait "Reel Efektif Döviz Kuru Gelişmeleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, 2025=100 bazlı reel efektif döviz kuru (REK) endeksi, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) bazında ekimde bir önceki aya kıyasla 2,66 puan artarak 107,76 oldu. Endeks, eylülde 105,10 düzeyindeydi.</p>
<p>Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) bazlı reel efektif döviz kuru endeksi ise 1,67 puan artarak 102,90'a çıktı.</p>
<p>Böylece Türk lirasının değeri, geçen yılın aynı dönemine göre TÜFE bazında 7,79 puan, Yİ-ÜFE bazında 2,58 puan arttı.</p>
<p>TCMB'nin REK endeksi gelişmeleri değerlendirmesinde şu ifadeye yer verildi:</p>
<p>"TÜFE bazlı REK endeksine etki eden bileşenler incelendiğinde, Türk lirası karşısında, bir önceki aya göre dolar ortalama yüzde 1,63 değer kazanırken euro ortalama yüzde 1,07 değer kaybetti. TÜFE ise bir önceki aya göre yüzde 2,58 artarken, Yİ-ÜFE yüzde 1,65 arttı."</p>
<p>Değerlendirmede, Türkiye TÜFE’sindeki değişim ile Nominal Kur Sepeti'ndeki değişimin endeksin artışına katkıda bulunduğu, Dünya TÜFE Sepeti'ndeki değişimin ise endeksi azaltıcı yönde etkilediği kaydedildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/reel-efektif-doviz-kuru-endeksi-ekimde-266-puan-artti-91380</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/kkmde-dusus-hizlandi-doviz-mevduati-sert-geriledi-8uz7_headline.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın ekim verilerine göre, reel efektif döviz kuru endeksi, TÜFE bazında 2,66 puan artışla 107,76&#039;ya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/daricanin-kalkinma-yol-haritasi-5-stratejik-baslikta-sekillenecek-91379</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 17:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Darıca’nın kalkınma yol haritası 5 stratejik başlıkta şekillenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ADEM ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>Darıca’nın geleceğine yönelik sürdürülebilir ve kapsayıcı bir kalkınma modeli oluşturmak amacıyla hazırlanan Stratejik Gelişim Yol Haritası ve Sosyal Analizi Projesi kapsamında paydaşların katılımıyla çalıştay gerçekleştirildi. Darıca Kaymakamlığı tarafından yürütülen ve Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA) Teknik Destek Programı kapsamında desteklenen proje ile ilçenin mevcut potansiyelinin ortaya çıkarılması ve Gebze sanayi havzasına olan ekonomik bağımlılığının azaltılması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Çalışma kapsamında 5 stratejik tema belirlendi</strong></p>
<p>Çalışma kapsamında Darıca’nın gelişim dinamikleri beş ana stratejik tema üzerinden ele alınıyor. İlk başlık olan kentsel tarım, hayvancılık ve kıyı ekonomisi kapsamında dikey ve hidroponik tarım, tohum sürdürülebilirliği, ipekböcekçiliği, su ürünleri ve kıyı odaklı ekonomik modeller değerlendiriliyor. Demografik yapı ve göç başlığında ise pandemi sonrası nüfus hareketleri, yerleşik ve yarı yerleşik nüfus dinamikleri ile sosyal hizmet ihtiyaçları üzerinde duruluyor.</p>
<p>Hizmet, eğitim, kültür ve kongre turizmi başlığında özellikle Bayramoğlu'nun konaklama altyapısı, kıyı kimliği ve tematik turizm alanları incelenirken, yerel ekonomi ve girişimcilik kapsamında kadın ve genç girişimciliği, KOBİ ve esnaf yapısı, dijital dönüşüm ve e-ticaret potansiyeli ele alınıyor. Beşinci başlık olan sosyal hizmetler ve kırılgan gruplar kapsamında ise göçle gelen nüfus, engelliler, yaşlılar ve dar gelirli hanelerin ihtiyaçlarına yönelik sosyal hizmet planlaması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Darıca’nın öncelikli ihtiyaçları belirlenecek</strong></p>
<p>Çalıştayda Darıca’nın mevcut durumunun güçlü ve zayıf yönleri ile önündeki fırsat ve tehditlerin SWOT analizi üzerinden değerlendirilmesi amaçlanıyor. Çalışmanın önemli hedeflerinden birini de Darıca’nın geleceğine yön verecek somut proje fikirlerinin geliştirilmesi oluşturuyor. Bu kapsamda ilçenin mevcut potansiyelini ekonomik ve sosyal kalkınmaya dönüştürecek, uygulanabilir ve sürdürülebilir projelerin ortak akılla oluşturulması hedefleniyor. Hazırlanacak stratejik gelişim yol haritasının Darıca’nın sanayi dışındaki ekonomik ve sosyal potansiyelini de harekete geçirmesi amaçlanıyor.</p>
<p><strong>“Ortak akılla Darıca’ya değer katacak kararlar alacağız”</strong></p>
<p>Çalıştaydan çıkacak fikir ve kararların Darıca’nın gelişimine katkı sunacağına inandığını ifade eden Darıca Belediye Başkanı Muzaffer Bıyık, “Bu çalıştayın, yoğun bir emeğin ve hazırlık sürecinin ardından gerçekleştiriliyor olması bizim için kıymetli. Burada hem fikir alışverişi hem de bireysel çalışmalarla ilçemize ve bölgemize katkı sağlayacak önemli kararlar alınacağına inanıyorum. Katılımcılara baktığımızda Darıca’nın hemen her konusuna ve dinamiğine hâkim dostlarımızı, büyüklerimizi ve çalışma arkadaşlarımızı görüyoruz. Hepimizin ortak amacı, gelecek nesillerimize, evlatlarımıza daha kıymetli, daha güzel bir Darıca bırakmak” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Coğrafi konumumuz ve iklimimiz bakımından Türkiye'nin en avantajlı yerlerinden birindeyiz”</strong></p>
<p>Darıca Kaymakamı Yaşar Dönmez, ilçenin coğrafi konumu, iklimi, sahili ve sosyal imkanlarıyla önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirterek, “Güzel bir ilçede yaşıyoruz. Coğrafi konumumuz ve iklimimiz bakımından Türkiye'nin en avantajlı yerlerinden birindeyiz. Muhteşem bir sahilimiz, millet bahçemiz, yürüyüş yollarımız ve sosyal yaşam alanlarımız var. Darıca'nın resmi nüfusu 235 bin civarında ancak fiilen yaşayan nüfusumuz 285 bine yaklaşıyor. İlçemiz, doğal güzellikleri, denizi ve sunduğu iş imkanlarıyla ülkemizin farklı bölgelerinden insanların tercih ettiği bir yer haline geldi” dedi.</p>
<p>Darıca'nın sahip olduğu imkanların turizm, spor, gastronomi ve konaklama alanlarında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Dönmez, “Özellikle spor turizmi açısından ilçemizde önemli gelişmeler yaşanıyor. Farklı takımlar kamp yapmak için Darıca'ya geliyor ve bu hareketlilik konaklama tesislerimize, esnafımıza ekonomik katkı sağlıyor. Kongre turizmi ve gastronomi alanlarında da önemli fırsatlarımız bulunuyor. İlçemizin sahip olduğu imkanları doğru değerlendirerek geleceğe yönelik bir yol haritası oluşturmalıyız. Bunun için her şeyi belediyeden beklememek, yatırımcıların ve ilçe sakinlerinin de fikir ve katkı sunmasını sağlamak gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Darıca için en az 5 somut proje hazırlayacağız”</strong></p>
<p>Darıca'nın mevcut durumuna ilişkin verileri de paylaşan Deta Danışmanlık temsilcisi Alev Sevinçler, ilçenin nüfusunun 235 bini aştığını, yaşlı nüfusun arttığını ve çocuk nüfusun azaldığını, çalışma çağındaki her 100 kişiye karşılık ilçede yalnızca 16 iş bulunduğunu aktardı. Ziyaretçi sayısının son beş yılda üç katına çıkmasına rağmen konaklama süresinin iki geceyi aşmadığına dikkat çeken Sevinçler, “Darıca'ya ziyaretçi geliyor ancak ilçede yeterince kalmıyor. Kıyı, tarihi değerler, gastronomi ve konaklama imkanlarını bir araya getiren bir turizm yaklaşımına ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çalıştayın sonunda Darıca için en az beş somut proje ve bir yol haritası hazırlanmasının hedeflendiğini belirten Sevinçler, kadınlar ve gençler, dijitalleşme, kurumlar arası işbirliği ve Gebze'ye bağımlılığın azaltılmasının tüm çalışma masalarında dikkate alınmasını istedi. Sosyal hizmetlerden girişimciliğe, turizmden yerel üretime kadar farklı alanlarda geliştirilecek önerilerin raporlanarak ilçenin gelecek dönem planlamasına katkı sunması amaçlanıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/daricanin-kalkinma-yol-haritasi-5-stratejik-baslikta-sekillenecek-91379</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/daricanin-kalkinma-yol-haritasi-5-stratejik-baslikta-sekillenecek-1793803493.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Darıca Kaymakamlığı tarafından Doğu Marmara Kalkınma Ajansı Teknik Destek Programı kapsamında yürütülen Stratejik Gelişim Yol Haritası ve Sosyal Analizi Projesi çerçevesinde çalıştay düzenlendi. Darıca’nın sanayi odaklı gelişim yapısının yanı sıra ilçenin turizm, kıyı ekonomisi, tarım, yerel girişimcilik ve sosyal hizmet potansiyelinin değerlendirilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itoda-sekib-avdagic-yeniden-baskan-91378</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 17:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTO&#039;da Şekib Avdagiç yeniden başkan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası'nın (İTO) Yönetim Kurulu Başkanlığına yeniden Şekib Avdagiç seçildi.</p>
<p>22’nci Dönem Meclisi, 4 yıl görev yapacak yeni yönetimini belirlemek için İTO'nun Eminönü'ndeki Merkez Binası'nda bir araya geldi. İTO’nun 80 meslek grubunu temsil eden meclis üyeleri, bugün 09.00 ile 12.00 saatleri arasında oylarını kullandı.</p>
<p>Seçim sonuçlarına göre Avdagiç, 270 Meclis üyesinden 251'inin oyunu alarak 144 yıllık geçmişe sahip bulunan, 800 bini aşkın İstanbullu firmayı temsil eden İstanbul Ticaret Odası’nın üçüncü kez Yönetim Kurulu Başkanı oldu.</p>
<p>Avdagiç Başkanlığındaki İTO’nun 2026-2030 arasında görev yapacak Yönetim Kurulu Asil Üyeleri şu isimlerden oluştu:</p>
<p>"Ahmet Özer, Ali Tutuk, Bahadır Yaşık, Davut Tolga Batallı, Ercan Özboyacı, Giyasettin Eyyüpkoca, İbrahim Doğan Salman, Murat Hazıroğlu, Yakup Köç, Zeki Akbal."</p>
<p><strong>"Türkiye ekonomisinin gelecek inşasının bir parçası olacağız"</strong></p>
<p>İTO Başkanı Şekib Avdagiç, seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmada, İstanbul iş dünyasını ulusal ve küresel ekonominin etkin, dinamik ve öncü aktörü olarak yarınlara hazırlamaya devam edeceklerini belirterek, "Türkiye ekonomisinin gelecek inşasının bir parçası olacağız. Nasıl ki bugüne kadar tek gayemiz ülkemiz ve üyemiz olduysa, önümüzdeki 4 yıl aynı gaye için emek verecek ve ter dökeceğiz." dedi.</p>
<p>Seçimlerin büyük bir demokrasi şöleniyle geçtiğini ifade eden Avdagiç, Yönetim Kurulu üyelerinin, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) delegelerinin ve disiplin kurulu üyelerinin seçimlerinin gerçekleştirildiğini açıkladı.</p>
<p>Avdagiç, İTO camiasına seçimde göstermiş olduğu güven ve teveccühten dolayı şükranlarını sunarak, tek önceliklerinin Türkiye ve üyeler olduğunu bundan sonra da bu gayret için gece gündüz demeden çalışmayı sürdüreceklerini ve üyelerin sesi, ticaretin nefesi olacaklarını dile getirdi.</p>
<p>22’nci döneminin hayırlı olmasını dileyen Avdagiç, “Hep birlikte hazırlayacağımız projelerle Türkiye Yüzyılı'na da İTO damgasını vuracağız. İstanbul iş dünyasını ulusal ve küresel ekonominin etkin, dinamik ve öncü aktörü olarak yarınlara hazırlamaya devam edeceğiz. Odamızın çatısı altında Türkiye ekonomisinin gelecek inşasının bir parçası olacağız." açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>"İTO tarihinde her zaman görülmeyen başarıyla güzel bir netice aldık"</strong></p>
<p>Kürsü konuşmasının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Şekib Avdagiç, İTO'nun geçen hafta organ seçimlerinin yapıldığını ve 80 ayrı meslek komitesi ile 270 meclis üyesinin belirlendiğini hatırlattı.</p>
<p>Avdagiç, 22'nci dönem için resmi olarak göreve başladığını ifade ederek, "İTO tarihinde her zaman görülmeyen bir başarıyla güzel bir netice aldık. Artık bundan sonra üyelerimiz için, ülkemiz için gündemimizdeki konuları, projeleri hayata geçirme vakti." diye konuştu.</p>
<p>8 yıl boyunca üyelerden gelen konuları büyük bir dikkat ve hassasiyetle ele aldıklarını ve bunları değerlendirerek çalışma yaptıklarını, talepleri ilgili makamlara taşıdıklarını söyleyen Avdagiç, ilgili makamlarca bunların çözüme kavuşturulması için önemli adımlar attıklarından bahsetti.</p>
<p>Avdagiç, uluslararası tarafta ise savaşların devam ettiği bir dönemden geçildiğini belirterek, dış konjonktürün hassas olduğunu ve uluslararası ekonominin üzerinde önemli etkilerin olduğu bir dönemde bulunulduğunu söyledi.</p>
<p>Söz konusu durumun Türk iş dünyasına yansımaları üzerine çalışmaları devam ettireceklerini ifade eden Avdagiç, şunları kaydetti:</p>
<p>"Gündemimizde hepinizin bildiği gibi önemli başlıklar var. Bu başlıklarla ilgili hem İTO olarak hem de TOBB'daki görevimiz dolayısıyla süreçlerimizi devam ettireceğiz. Bütün gücümüzle İstanbul iş dünyasının daha fazla ticaretinin geliştirilmesi konusunda, daha fazla üretim yapabilmesi konusunda istihdamını, üretimini, ihracatını artırabilmesi konusunda, İstanbul turizminin geliştirilmesi, İstanbul'da daha çok misafir karşılayabilmemiz konusunda çalışmalarımıza devam edeceğiz.</p>
<p>İstanbul, Türkiye'nin vergi gelirleri açısından en önemli kenti. Yine turizm açısından 12 ay çalışan bir şehir, canlı olan bir şehir. Bu anlamda İstanbul'un gelişmesi Türk ekonomisine çok büyük katkı sağlıyor. Vergi gelirleri, turizm gelirleri itibarıyla... İhracatına baktığınız zaman yine İstanbul firmalarının ihracatı, Türkiye ihracatındaki en önemli payı kapsıyor. Bu anlamda birçok konuyu biz İstanbul'da çözdüğümüz zaman Türkiye çapında çözülmüş oluyor."</p>
<p>İTO Başkanı Avdagiç, hem yönetim kurulu üyeliğine hem de meclis üyeliğine yeni seçilenlerin yaş ortalamasını düşürdüklerini ve daha genç, enerjik bir kadro ile önemli işler yapacaklarına inandıklarını ifade etti.</p>
<p><strong>Meclis başkanlığına İsrafil Kuralay seçildi</strong></p>
<p>İTO Yönetim Kurulu ile aynı gün yapılan yeni dönemin ilk meclis toplantısında, İTO Meclis Başkanlık Divanı seçimleri de gerçekleştirildi.</p>
<p>İTO Meclis Salonu'ndaki oturum, İTO Meclisi'nin yaşça en büyük üyesi sıfatıyla Mevlüt Yılmaz başkanlığında toplandı. Ardından meclis üyeleri, meclis başkanı ve meclis başkanlık divanı için oy kullandı.</p>
<p>Meclis başkanlığı için İsrafil Kuralay ve Rasim Bilgehan yarıştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aeb55016b3df-1793807617.jpg" alt="" width="800" height="533" />Oylama sonucunda İsrafil Kuralay, İTO'nun yeni meclis başkanı seçilirken, meclis başkan yardımcıları ise Hayrettin Ertemel ve Uğur Karadoğan oldu. Meclis katip üyeliğine ise Recep Yeşilyurt seçildi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itoda-sekib-avdagic-yeniden-baskan-91378</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/avdagic-1793803294.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO Yönetim Kurulu Başkanlığına tekrar seçilen Şekib Avdagiç, &quot;Türkiye ekonomisinin gelecek inşasının bir parçası olacağız. Nasıl ki bugüne kadar tek gayemiz ülkemiz ve üyemiz olduysa, önümüzdeki 4 yıl aynı gaye için emek verecek ve ter dökeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-2027de-ihracatcilar-icin-ayrilan-kaynak-65-milyar-lira-91376</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 17:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: 2027&#039;de ihracatçılar için ayrılan kaynak 65 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, Bakanlığı ile bağlı kuruluşlarının 2027 yılı bütçelerine ilişkin sunum yaptı.</p>
<p>Son yıllarda yaşanan jeopolitik gelişmelerin dünya ekonomisine, emtia ve enerji fiyatlarına yansımalarına ilişkin bilgi veren Bolat, yakın coğrafyada yaşanan İran-ABD-İsrail savaşının da bu zorluklara eklenerek dünya ekonomisi ve ticareti açısından riskleri daha da ağırlaştırdığına dikkati çekti.</p>
<p>Bolat, Bakanlık olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu "Türkiye Yüzyılı'nı Ticaretin Yüzyılı Yapmak" vizyonu doğrultusunda yerli üreticiyi haksız ithalata karşı korumak, ihracatı mal ve hizmetler bazında sürekli artırmak, gümrüklerde etkinliği artırmak, iç ticaretin istikrarlı ve adil rekabet şartlarında işlemesini sağlamak, esnaf ve KOBİ'leri güçlendirmenin yanı sıra tüketicileri korumak için çalıştıklarını aktardı.</p>
<p>2002'de 36 milyar dolar olan mal ihracatının 2025'te Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesi olan 273,2 milyar dolara yükseldiğini vurgulayan Bolat, "2002'de 14 milyar dolar olan hizmet ihracatımızı da yaklaşık 9 katına çıkararak 2025'te 124,9 milyar dolara yükselttik. Böylece hizmetler ticareti fazlamız 63 milyar dolar gibi rekor bir fazla vererek cari işlemler dengesine önemli pozitif katkı sağlandı. Toplam mal ve hizmet ihracatımız son 24 yılda 7,9 kat arttı." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, dün açıklanan ekim ayı dış ticaret verilerine değinerek, geçen ay yıllıklandırılmış mal ihracatının 285,6 milyar dolara yükselerek tüm zamanların rekorunun kırıldığını belirtti.</p>
<p>Son 42 ayın 31'inde aylık mal ihracatının arttığını, 24'ünde de aylık mal ihracatı rekorunun kırıldığını vurgulayan Bolat, şunları söyledi:</p>
<p>"Bu yıl ilk 10 ayın 7'sinde aylık ihracat artışı sağladık, 6'sında da aylık ihracat rekorları kırıldı. Özellikle nisan ayından bu yana her ay aylık ihracat rekoru kırmaktayız. Bu yılın ocak-ekim döneminde 53 ilimiz ihracatını artırırken 30 ilimiz de 1 milyar doların üzerinde ihracat yapmış oldu. 2002'de dünya ihracatından yüzde 0,55 olan payımız geçen yıl yüzde 1,04'e yükseldi. Bu başarılar, Hürmüz Boğazı'ndaki blokaj, Karadeniz'deki gemilerin bombalanması, Avrupa Birliği pazarlarındaki durgunluk ve çevremizdeki sıcak savaşlar ve Orta Doğu'daki İsrail soykırımlarının doğurduğu gerilimlere rağmen elde edilmiştir."</p>
<p>Bolat, 2026'nın başında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıkladığı 410 milyar dolarlık mal ve hizmet ihracatı hedefinin ekim ayı itibarıyla 413 milyar dolarla aşıldığını belirterek, geleneksel ürünlerin ihracatını ve pazarlarını artırmaya çalışırken teknoloji yoğunluğu olan ürünlerin de ihracatını artırmakta önemli bir ilerleme sağladıklarını söyledi.</p>
<p>2002'de yüzde 30,4 olan orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatının toplam imalat sanayisi ihracatındaki payının 2025 itibarıyla yüzde 43,5'e, ekim ayı itibarıyla da yüzde 44,3'e yükselerek tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını bildiren Bolat, "Ülkemizdeki firmaların uluslararası rekabet gücünün geliştirilmesi, ihracat kapasitelerinin güçlendirilmesi, yurt dışında tanıtım, pazarlama, markalaşmaya yönelik giderlerini destekliyoruz." dedi.</p>
<p>Bolat, 2025'te 22 bin 686 mal ihracatçısına 23,5 milyar liralık destek sağladıklarını 2026'da ise ayrılan kaynağın 32,8 milyar liraya yükseldiğini anımsatarak, halihazırda 15 bin 914 firmaya 21,2 milyar lira tutarında destek sağladıklarını belirtti.</p>
<p>Hizmet ihracatında da ihracatçılara bu yıl 12,5 milyar liraya yakın destek sunduklarını ifade eden Bolat, 2025'te 2 bin 435 hizmet ihracatçısının 7,4 milyar lira destek aldığını, 2026'da bu desteğin 12 milyar liraya yükseldiğini söyledi.</p>
<p>Bolat, halihazırda 2 bin 104 firmanın 11 milyar lira destek aldığını belirterek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Sizlerin de destek ve onaylarıyla 2027'de mal ve hizmet ihracatına yönelik destekler için ayrılan kaynak 65 milyar lira olacaktır. Bu desteklerin yanı sıra 114 ülkede 167 merkezde 220 ticaret müşaviri ve ataşesiyle firmalarımızın yanında oluyoruz. İhracatımızın finansmanını destekleme noktasında Türk Eximbank ve Merkez Bankası ihracat reeskont kredilerinin önemli katkısı bulunmaktadır. Geçen yıl 54,3 milyar dolar finansman desteği sağlayan Eximbank, bu yıl 59 milyar doları aşacak bir destek sağlayacaktır. Türk Ticaret Bankası da 2025'te 76,3 milyar lira verdiği olan finansman desteğini bu yıl sonuna kadar 110 milyar liraya ulaştıracaktır."</p>
<p>İhracatı Geliştirme AŞ'nin (İGE) de özellikle KOBİ'lere bugüne kadar 297,7 milyar lira kefalet sağlayarak 340,4 milyar liralık kredi kullanma imkanı sağladığını aktaran Bolat, ihracatçıların günlük reeskont kredi limitinin de 5 milyar liraya yükseltildiğini dile getirdi.</p>
<p>Bolat, son 22 ayda ihracatçılara toplam 1,9 trilyon lira reeskont kredisinin Merkez Bankası kaynaklarıyla kullandırıldığına dikkati çekerek, "Yaklaşık 541 milyar lira civarında faiz sübvansiyonu sağlanmıştır. 19 serbest bölgemizden bu yılın 10 ayında 11 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirilmiştir. Öte yandan, savaşın enerji ve emtia fiyatları üzerindeki ağır baskılarına rağmen bu yıl ithalat artışımız sınırlı kalmıştır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>İthalatın ekim ayı itibarıyla yıllıklandırılmış olarak 380,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğinin altını çizen Bolat, burada özellikle enerji ithalatındaki artışa dünya piyasalarındaki aşırı fiyat artışlarının neden olduğunu, buna rağmen ithalat artışının ihracat artışının gerisinde kaldığını söyledi.</p>
<p><strong>"Yerli ve milli üretimin korunmasına katkı veriyoruz"</strong></p>
<p>Bolat, geçen yılın 92,2 milyar dolarlık dış ticaret açığıyla kapatıldığını, bu yılın ocak-ekim döneminde yıllıklandırılmış dış ticaret açığının 95,1 milyar dolar seviyesinde kaldığını, sadece 2,9 milyar dolarlık ilave bir artış olduğunu dile getirdi.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranının da dünyadaki dış ticaret ve ekonomi alanındaki olumsuzluklara rağmen 0,2 puan artışla yüzde 75'e yükseldiğini belirten Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yerli üretimimizi, milli üretimimizi haksız ticaret unsurlarına karşı koruma noktasında kararlıyız. Bu noktada 155 adet dampinge ve sübvansiyona karşı tedbirlerimiz uygulanmaktadır. 118 adet önlemlerin etkisiz kılınmasına karşı tedbirlerimiz yürürlüktedir. Dampingli ithalatın diğer ülkeler üzerinden gelmesine de müsaade etmiyoruz. 192 ürün grubunda gözetim uygulamalarımız vardır. 10 ürün grubunda da 'safeguard' denilen korunma tedbirlerimiz bulunmaktadır ve tam 4 bin 618 üründe de ilave gümrük vergileri uygulanarak yerli ve milli üretimin korunması ve geliştirilmesi çabalarımıza dış ticaret politikası olarak katkı veriyoruz. 2025'te Dış Ticarette Risk Esaslı Kontrol Sistemi'ni (TAREKS) de yapay zeka teknolojilerini kullanarak kapsamlı olarak yeniledik ve ithalatta uygunsuz ürünlere karşı etkin bir denetim yapılmakta ve bu anlamda Türk Standartları Enstitüsü ile de geniş bir işbirliği sürdürülmektedir."</p>
<p><strong>AB ile Gümrük Birliği'nin genişletilmesine yönelik müzakereler sürüyor</strong></p>
<p>Ticaret diplomasisi alanında yürütülen faaliyetlere değinen Bolat, serbest ticaret anlaşmalarıyla (STA) yeni pazarlar kazanmaya çalıştıklarını ve halihazırda bu anlaşmaların sayısının 25 olduğunu, öte yandan tercihli ticaret anlaşmalarının (TTA) ise 7'ye ulaştığını belirtti.</p>
<p>"İngiltere ile yürürlükte olan STA'mız oldukça iyi işliyor. Hizmetler sektörüne genişletilmesi noktasında da müzakereler devam ediyor." ifadesini kullanan Bolat, Kanada ile iki tarafın da isteği doğrultusunda modern ve kapsamlı bir STA yapılması için görüşmelerin bu ayın sonunda Türkiye'de başlayacağını anımsattı.</p>
<p>Bakan Bolat, bu yılın 10 ayında 66 ülke ve teşkilat ile toplam 256 toplantı ve görüşme gerçekleştirdiklerini ifade etti.</p>
<p>AB ülkeleriyle 30 yıldır devam eden Gümrük Birliği'nin genişletilmesi, karşılıklı yatırımların artması, yeşil ve dijital dönüşüm, e-ticaret, çelik kotaları, enerji, ulaştırma, savunma sanayisi alanındaki işbirlikleri olmak üzere geniş bir gündemle müzakerelerin sürdürüldüğünün altını çizen Bolat, bu kapsamda yıl içinde özellikle ticari ve ekonomik ilişkilerde somut kazanımlar elde edildiğine işaret etti.</p>
<p>Bolat, "Avrupa Birliği'nin yarı yarıya azalttığı çelik kotaları noktasında Türkiye olarak yüzde 70'ten fazla kota payımızı korumayı başardık ve geçen yılki rakamlara yakın bir ihracatımız, çelik üreticilerimiz tarafından yapılıyor. Kendileri de (çelik üreticileri) bizlere müzakerelerdeki bu kazanımlar dolayısıyla teşekkür ettiklerini her defasında söylüyorlar." şeklinde konuştu.</p>
<p>Bolat, Makine Emniyeti mevzuatının AB mevzuatına uyumunu teyit eden beyan metnini imzaladıklarını da bildirerek, 1 Ocak'tan itibaren makine ürünlerinin, AB'nin ilgili mevzuatına uygun olarak pazara sunulmaya devam edeceğini kaydetti.</p>
<p>Mikro ihracatçıların, A.TR dolaşım belgesiyle gönderdikleri ürünleri, AB'de uygulanan 3 avroluk gümrük vergisinden muaf tutulabilmelerini sağladıklarına dikkati çeken Bolat, AB'nin "Made in EU" politikaları ve Sanayi Hızlandırma Yasası Taslağı'na yönelik çalışmaları sürdürdüklerini söyledi.</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin Gümrük Birliği'nin "Made in EU" kapsamı içinde değerlendirildiğini ancak AB Parlamentosu ve AB Konseyindeki tartışmaların devam ettiğini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Bu konuda Türk otomotiv sektörü açısından elektrikli araçlarda gelecekte sıkıntılar oluşturabilecek ve pazar imkanlarımızı daraltabilecek önerilerle ilgili yoğun bir diplomasi sürdürüyoruz. Son bir yıl içinde 92 ayrı görüşmeyle AB Komisyon yetkilileri ve üye ülkelerinin ilgili bakanları, Avrupa Parlamentosu raportörleri, gruplarının başkanları ve başkanvekilleriyle yoğun temaslar yaptık. Türkiye'de yatırımı olan Avrupalı şirketlerle görüşmeler gerçekleştirdik. Tüm çalışmalarımız içinde en çok önem verdiğimiz konu budur."</p>
<p>ABD'nin uyguladığı ilave gümrük vergilerini ve bunların küresel ticaret üzerindeki etkilerini takip ettiklerine de değinen Bolat, tekstil, çelik, otomotiv, gıda, mobilya gibi sektörlerde getirilen ilave vergiler noktasında müzakerelerin sürdüğünü dile getirdi.</p>
<p>Bakan Bolat, Çin ile dış ticaret açığının azaltılmasına yönelik müzakerelerin devam ettiğini söyleyerek, bu yılın 10 ayında söz konusu ülkeye ihracatın yüzde 48,8 arttığını bildirdi.</p>
<p>Türkiye'nin yerli ve milli otomobili Togg'u korumaya yönelik uyguladıkları tedbirlerin, Çin tarafından Dünya Ticaret Örgütü Anlaşmazlıkların Halli Mekanizması'na taşındığına işaret eden Bolat, "2 yıl süren toplantılar sonunda 26 Temmuz'da verilen kararda, elektrikli otolar ve teknik düzenlemelerle alakalı Çin lehine içten yanmalı motorlar ve hibrit araçlar noktasında ve serbest ticaret anlaşmaları ile Gümrük Birliği'nin kapsam dışında tutulması konularında Türkiye tarafı haklı bulunmuştur." dedi.</p>
<p>Bolat, Türk tır şoförlerinin Suudi Arabistan'a ve Körfez ülkelerine ulaşmalarına imkan sağlayan transit vize rejimini, nisanda başlatmalarıyla Körfez ve Orta Doğu ülkeleri ile ticaretin devam ettiğini söyledi.</p>
<p>İsrail ile ticareti gümrükler, limanlar ve serbest bölgeler açısından 2 Mayıs 2024'ten itibaren tamamen durdurduklarını vurgulayan Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu karar 2,5 yıldır aynı hassasiyetle ve titizlikle devam etmektedir. Filistin hükümetinin acil ihtiyaçlar talebi üzerine talep ettiği ürünlerle alakalı olarak geliştirdiğimiz özel mekanizmayı da her ay, her ürün başına Filistin ve Türk tarafının özel onay vermesi suretiyle kontrollü bir şekilde uygulamaya devam ediyoruz. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızca yenilenen bir tamimle de Türk bayraklı gemilerin İsrail limanlarına gitmeleri, İsrail bayraklı gemilerin de ülkemiz kıyı tesislerine girişleri yasaklanmıştır. Kurallara aykırı tespitlerin olması halinde Türk Ceza Kanunu hükümleri çerçevesinde hukuki süreçler başlatılacaktır."</p>
<p><strong>Son 24 yılda esnaf ve sanatkara 907,8 milyar liralık destek</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, iç ticarette yürüttükleri çalışmalara değinerek, özellikle otomotiv ve emlak piyasalarında güvenli ödeme, Elektronik İlan Doğrulama Sistemi ve sosyal medyadaki aldatıcı reklamların kontrol edilmesi gibi çeşitli düzenlemeleri hayata geçirdiklerini anlattı.</p>
<p>Yenilenmiş ürün sistemiyle 1,8 milyon kullanılmış elektronik ürünün ekonomiye kazandırılmasının sağlandığını ifade eden Bolat, yiyecek ve içecek sektöründe ise özellikle "kuver" adı altında alınan ücretlere son verdiklerini belirtti.</p>
<p>Bolat, tarımsal ürünlerde 265 lisanslı depo işletmesinin 364 noktada 14,3 milyon ton kapasiteyle faaliyet gösterdiğini söyleyerek, "Özellikle sebze ve meyve ticaretiyle ilgili olarak 2012 yılında çıkarılan Hal Kanunu'nun zaman zaman yapılmış değişikliklerinden sonra, yine kapsamlı bir değişiklikle üretici birliklerinin, üretici kooperatiflerinin kurulmasını, hallerde ve pazarlarda daha fazla yer almasını ve kendilerinin hal kurmasında maddi destekle desteklenmesini öngören, vergi, rüsum gibi muafiyetlerden faydalanmalarını sağlayan kanun taslağımız da Meclis'teki Grubumuza sunulmuştur." dedi.</p>
<p>Bu yıl gıda, otomotiv, market, emlak, kuyum sektörlerinde fahiş fiyat ve stokçuluğu önlemek için ülke genelinde 401 bin 500 işletmenin ve 48 milyondan fazla ürünün denetlendiğini anlatan Bolat, iç ticaretteki denetimler kapsamında 878 milyon lira, tüketicinin korunması kapsamında 2,1 milyar lira olmak üzere yaklaşık 3 milyar lira para cezası uyguladıklarını bildirdi.</p>
<p>Bolat, son 24 yılda esnaf ve sanatkara 907,8 milyar lira hazine sübvansiyonlu kredi sağladıklarına dikkati çekti.</p>
<p><strong>"Yayladağı ve Cilvegözü gümrük kapılarındaki yenilemeler devam ediyor"</strong></p>
<p>Gümrüklerde yenileme çalışmalarının devam ettiğini anlatan Bolat, "Gürbulak Gümrük Kapısı yenilenmiştir. Hatay'da Yayladağı ve Cilvegözü gümrük kapılarındaki yenilemeler devam ediyor. Nusaybin (Nusaybin-Kamışlı Gümrük Kapısı) için de Suriye tarafıyla görüşmeye devam ediyoruz. Kapıkule'de Bulgaristan tarafı, kendi gümrük kapısını yenilemeye başladı. Biz de ilave tedbirler aldık." diye konuştu.</p>
<p>Bakanlığının 2027 yılı bütçesinin 104 milyar 287 milyon 271 bin lira olduğunu kaydeden Bolat, bütçe teklifinin 30 milyar 393 milyon 103 bin lirasının personel giderlerine, 3 milyar 345 milyon 560 bin lirasının SGK devlet primi giderlerine, 3 milyar 82 milyon 506 bin lirasının mal ve hizmet alım giderlerine, 1 milyar 790 milyon 465 bin lirasının sermaye giderlerine, 52 milyon 500 bin lirasının sermaye transferleri tertibine, 65 milyar 623 milyon 137 bin lirasının ise mal ve hizmet ihracatını desteklemede kullanılacak cari transferlere tahsis edildiğini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-2027de-ihracatcilar-icin-ayrilan-kaynak-65-milyar-lira-91376</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/6/1280x720/46436-1793802332.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının 2027 yılı bütçesiyle ilgili TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda sunum yapan Bakan Bolat, &quot;2027&#039;de mal ve hizmet ihracatına yönelik destekler için ayrılan kaynak 65 milyar lira olacaktır. Bu desteklerin yanı sıra 114 ülkede 167 merkezde 220 ticaret müşaviri ve ataşesiyle firmalarımızın yanında oluyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/burgan-bankin-aktif-buyuklugu-220-milyar-liraya-yukseldi-91384</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burgan Bank&#039;ın aktif büyüklüğü 220 milyar liraya yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Burgan Bank, yılın 3. çeyreğine ait finansal sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Açıklamaya göre Burgan Bank, 2026'nın üçüncü çeyreğinde finansal performansını sürdürdü. Ülke ekonomisine konsolide bazda 122,4 milyar lira kredi desteği sağlayan bankanın aktif büyüklüğünün 220 milyar liraya yükseldiği belirtildi.</p>
<p>Bankanın, Kurumsal ve Ticari Bankacılık alanında reel sektöre sağladığı toplam finansman desteğini 117,4 milyar lira seviyesine taşıdığı bildirildi.</p>
<p>Burgan Bank Genel Müdürü Murat Dinç, 2026'nın üçüncü çeyreğinde de güçlü performanslarını sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Dinç, yılın üçüncü çeyreğinde, güçlü finansal yapılarını ve müşteri odaklı büyüme stratejilerini dijital dönüşüm yatırımlarıyla destekleyerek tüm iş kollarında istikrarlı bir performans ortaya koyduklarını aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Teknolojik altyapımızı geliştiren, iş süreçlerimizde verimliliği artıran ve müşterilerimize sunduğumuz hizmetlerin kapsamını genişleten projelerimizle faaliyetlerimizi güçlendirdik. Önümüzdeki dönemde de Burgan Bank, Burgan Yatırım, Burgan Leasing ve ON Dijital markalarımızın gelişimini destekleyen yenilikçi çözümlerimizle müşterilerimizin finansal ihtiyaçlarına yanıt vermeyi ve büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdürmeyi hedefliyoruz."</p>
<p>ON Dijital tarafında büyüme ivmesinin sürdüğünü anlatan Dinç, ON Dijital olarak beşinci yılda yaklaşık 2 milyon müşteri hedefine ulaşmanın gururunu yaşadıklarını aktardı.</p>
<p>Dinç, dijital bankacılık alanındaki yatırımlarının katkısıyla daha geniş bir müşteri kitlesine ulaşırken, ürün ve hizmetlerini, müşterilerinin değişen finansal ihtiyaçları doğrultusunda geliştirmeyi sürdürdüklerini vurgulayarak, "2026 yılının üçüncü çeyreğinde uzaktan müşteri edinimi alanındaki pazar payımız yüzde 4,09 olarak gerçekleşti. Stratejik işbirliklerimizle Türkiye genelinde 64 marka ve 7 bin 144 satış noktasına ulaşarak müşterilerimize hızlı, avantajlı ve güvenli çözümler sunmaya devam ediyoruz. Temmuzda Ticari Şahıs Taşıt Kredisi kullandırım sürecini de devreye alarak ürün ve hizmetlerimizi genişlettik." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"KOBİ segmentindeki işlem hacmimizi 6,5 katına çıkardık"</strong></p>
<p>Kurumsal ve Ticari Bankacılık performansıyla ilgili değerlendirmede bulunan Dinç, dijitalleşme ve operasyonel verimlilik odağıyla reel sektörün finansmana erişimini destekleyen çözümler geliştirdiklerini aktardı.</p>
<p>Dinç, API altyapısıyla kurumsal müşterilerinin nakit akışı yönetimini desteklerken, geçen yılın aynı dönemine göre SGK tahsilatlarında yüzde 34, takas çeklerinde yüzde 82 artış kaydederek pazar payını yükselttiklerini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Dış ticaret işlem hacmimizi dolar bazında yüzde 35 artırırken, dijital faktoring çözümlerimizle KOBİ segmentindeki işlem hacmimizi 6,5 katına çıkardık. Önümüzdeki dönemde de dijital dönüşüm ve verimlilik odağımızla müşterilerimizin finansal ihtiyaçlarına yanıt vermeyi sürdüreceğiz."</p>
<p>Birikim Yönetimi iş kolundaki gelişmeleri de değerlendiren Dinç, "Yeni müşteri segmentasyon yapımız doğrultusunda, özel bankacılık müşterilerimize kişiselleştirilmiş ayrıcalıklar sunan Avantajlar Dünyası'nı hayata geçirdik. Ayrıca, Maximum özellikli ve prestijli ayrıcalıklar içeren ON Kredi Kartımızın tanıtım ve satış faaliyetlerine başladık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Burgan Yatırım tarafında ise üçüncü çeyrekte yurt dışı piyasalara yönelik kampanyalar ve müşteri ilişkileri yönetimindeki dijital dönüşüm çalışmalarının öne çıktığını belirten Dinç, yurt dışı piyasaların yeni müşteri kazanımında yüzde 31, işlem hacminde yüzde 77 ve komisyon gelirlerinde yüzde 81 artış kaydettiklerini vurguladı.</p>
<p>Dinç, ayrıca hayata geçirilen CRM dönüşüm projesiyle müşteri verilerinin merkezi bir yapıda birleştirilmesi, operasyonel süreçlerin dijitalleştirilmesi ve kampanya yönetiminin güçlendirilmesinin hedeflendiğini aktararak, bu altyapının veri odaklı karar alma, kişiselleştirilmiş iletişim ve çapraz satış fırsatlarını desteklemesinin amaçlandığını kaydetti.</p>
<p>Leasing ve filo kiralama tarafında da güçlü performansın sürdüğünü ifade eden Dinç, 2026'nın üçüncü çeyreği itibarıyla Burgan Leasing'in aktif büyüklüğünün 2025 yıl sonuna göre yüzde 15 artarak 23,7 milyar liraya yükseldiğini belirtti.</p>
<p>Dinç, şirketin özkaynak karlılığının yüzde 35, aktif karlılığının ise yüzde 9 olarak gerçekleştiğini aktararak, "Hedeflenen 100-200 bin dolar işlem segmentinde yüzde 12 pazar payına ulaştık." ifadesini kullandı.</p>
<p>Filo kiralama tarafında ise filo büyüklüğünün 2025 yıl sonuna göre yüzde 11 büyüdüğünü ve toplam araç parkının yatırım değerinin 8,5 milyar liraya ulaştığını kaydeden Dinç, "Filo kiralama faaliyetlerimizde teknoloji odaklı çözümlerimizle müşterilerimizin operasyonel verimliliğini artırmaya odaklanıyoruz. Gelişmiş veri analitiği, sürücü davranış analizi, erken arıza tespiti ve çevreci sürüş raporları gibi teknolojilerle filo operasyonlarının daha kontrollü, verimli ve sürdürülebilir şekilde yönetilmesine katkı sağlıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/burgan-bankin-aktif-buyuklugu-220-milyar-liraya-yukseldi-91384</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/4/1280x720/murat-dinc-1793805805.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burgan Bank&#039;ın 3. çeyrekte aktif büyüklüğünün 220 milyar liraya yükseldiği bildirildi. Genel Müdür Murat Dinç, &quot;Önümüzdeki dönemde de dijital dönüşüm ve verimlilik odağımızla müşterilerimizin finansal ihtiyaçlarına yanıt vermeyi sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/inegol-kitap-gunlerinde-1-milyondan-fazla-kitap-okurlarla-bulusuyor-91375</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 15:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnegöl Kitap Günleri’nde 1 milyondan fazla kitap okurlarla buluşuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ / BURSA</strong><br />İnegöl Belediyesi tarafından düzenlenen 10. İnegöl Kitap Günleri, kitapseverlerin yoğun katılımıyla devam ediyor. 30 Ekim’de kapılarını açan ve 8 Kasım 2026 Pazar günü sona erecek organizasyon, hafta sonunda binlerce ziyaretçiyi ağırlarken hafta içi de özellikle öğrencilerin ve ailelerin ilgi odağı oldu. Toplam 145 yazarın, 105 yayınevinin ve 1 milyonu aşkın kitabın yer aldığı fuar, farklı yaş gruplarından okurlara geniş bir eser yelpazesi sunuyor. Yayınevi stantlarında kitapları inceleme ve yeni eserlerle tanışma imkânı bulan ziyaretçiler, söyleşi ve imza programlarıyla da yazarlarla bir araya geliyor.</p>
<h2><strong>“145 yazar, 105 yayınevi ve 1 milyonu aşkın kitap”</strong></h2>
<p>İnegöl Kitap Günleri’ne hafta içi gündüz saatlerinde okulların ve öğrencilerin katılımı öne çıkıyor. Öğretmenleri eşliğinde fuar alanını ziyaret eden öğrenciler, yayınevi stantlarını gezerek farklı türlerdeki kitapları inceleme fırsatı buluyor. Akşam saatlerinde ise ailelerin ilgisi artıyor. Çocuklarıyla birlikte fuarı ziyaret eden vatandaşlar, kitap alışverişinin yanı sıra kültürel etkinliklere ve yazar buluşmalarına da katılıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aeb2c731ac5e-1793797235.jpg" alt="" width="762" height="656" /></p>
<h2><strong>“Ünlü yazarlar okurlarıyla buluşacak”</strong></h2>
<p>Fuarın son günlerinde düzenlenecek söyleşi ve imza programları da ziyaretçilere farklı yazarlarla buluşma fırsatı sunacak. Şermin Yaşar, Oytun Erbaş, Nurullah Genç ve Kahraman Tazeoğlu’nun da aralarında bulunduğu çok sayıda yazar, etkinlik kapsamında okurlarıyla bir araya gelecek. İnegöl Kitap Günleri, 8 Kasım 2026 Pazar günü sona erecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/inegol-kitap-gunlerinde-1-milyondan-fazla-kitap-okurlarla-bulusuyor-91375</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/5/1280x720/inegol-kitap-gunlerinde-1-milyondan-fazla-kitap-okurlarla-bulusuyor-1793797292.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnegöl’de bu yıl 10.’su düzenlenen Kitap Günleri, 145 yazar, 105 yayınevi ve 1 milyonu aşkın kitapla kitapseverleri ağırlıyor. 8 Kasım’a kadar sürecek organizasyonda Şermin Yaşar, Oytun Erbaş, Nurullah Genç ve Kahraman Tazeoğlu gibi isimler okurlarıyla buluşacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tokinin-61-ildeki-arsa-satisi-basliyor-91374</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 15:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOKİ&#039;nin 61 ildeki arsa satışı başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Toplu Konut İdaresi Başkanlığının (TOKİ), 61 ildeki 725 arsanın satışı için ihaleye çıkmaya hazırlandığı bildirildi. </p>
<p>TOKİ'den yapılan açıklamaya göre, açık artırma yöntemiyle yapılacak ihalede, Adana, Adıyaman, Aksaray, Amasya, Ankara, Antalya, Ardahan, Artvin, Aydın, Balıkesir, Batman, Bilecik, Bingöl, Bolu, Burdur, Çanakkale, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Gümüşhane, Hatay, Isparta, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Karabük, Karaman, Kastamonu, Kayseri, Kırşehir, Kocaeli, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Mersin, Muğla, Muş, Nevşehir, Niğde, Ordu, Osmaniye, Rize, Sakarya, Samsun, Sinop, Sivas, Şanlıurfa, Şırnak, Tekirdağ, Tokat, Trabzon, Tunceli, Uşak, Van, Yozgat ve Zonguldak'ta bulunan 725 arsa satışa sunulacak.</p>
<p>Alıcıların, konut, ticaret, turizm, eğitim, tarım, sanayi, spor, kentsel çalışma, plansız alan, rekreasyon alanı, depolama alanı, akaryakıt istasyon alanı, lojistik tesis alanı ve ağaçlandırılacak alan niteliğindeki arsalara, belirlenen lotlarda yüzde 20 veya yüzde 25 peşinatla 48 ay vade ile sahip olabileceği belirtildi.</p>
<p>Bazı taşınmazlar ise peşin bedelle satılacağı, peşin alımlarda yüzde 15 indirim uygulanacağı ifade edildi.</p>
<p>Açık artırmalar, 5-6 Kasım tarihlerinde saat 10.30'da Ankara Radisson Blu Hotel ile TOKİ İstanbul Hizmet Binası'nda yapılacak.</p>
<p>Ayrıntılı bilgilere, "www.toki.gov.tr" ile "muzayede.emlakyonetim.com.tr" internet adreslerinden ve "444 84 34" numaralı telefondan ulaşılabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tokinin-61-ildeki-arsa-satisi-basliyor-91374</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/toki.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOKİ, 61 ilde 725 arsayı yarın açık artırma yöntemiyle satışa çıkaracak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehirli-ralli-ekibi-avrupa-sampiyonlugu-icin-almanyada-piste-cikacak-91372</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 15:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eskişehirli ralli ekibi Avrupa şampiyonluğu için Almanya’da piste çıkacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehirli ralli pilotu Evren Olcay ve co-pilotu Yenal Kaya, Avrupa Ralli Kupası’nda (ERT) sezonun son yarışına hazırlanıyor.</p>
<p>Almanya’da 29’uncusu düzenlenecek Lausitz Rallisi öncesinde basın mensuplarıyla bir araya gelen Olcay ve Kaya, sezon boyunca elde ettikleri dereceleri ve şampiyonluk hedeflerini değerlendirdi. Toplantıya katılan Eskişehir Otomobil ve Motor Sporları İl Temsilcisi Nevzat Aslan da iki sporcunun Avrupa’da elde ettiği başarılara dikkat çekerek final yarışından şampiyonluk beklediklerini söyledi.</p>
<p><strong>227 ekip arasında dördüncü sıradalar</strong></p>
<p>Sezon başında belirledikleri hedefler doğrultusunda ilerlediklerini belirten Evren Olcay, Avrupa Ralli Kupası kapsamında planladıkları altı yarışın beşini tamamladıklarını söyledi. Olcay, “Mayıs ayında sezon planlamamızı açıklamıştık. Bugün geldiğimiz nokta, yaptığımız planlamanın doğru olduğunu gösteriyor. Avrupa Ralli Kupası’nda 227 ekip arasında dördüncü sıradayız. Liderle aramızda yaklaşık 70 puan bulunuyor. Almanya’daki son yarışı kazanmamız halinde şampiyonluk şansımız var. Hedefimiz birinci olarak hem Eskişehir’e hem de ülkemize Avrupa Ralli Kupası şampiyonluğunu getirmek” dedi.</p>
<p>Almanya’daki final yarışında güçlü rakiplerle mücadele edeceklerini belirten Olcay, kendi kategorilerinde Almanya, Çekya ve Norveç şampiyonlarının da yer aldığını söyledi. İlk Avrupa sezonlarında şampiyonluk mücadelesi vermelerinin önemli olduğunu dile getiren Olcay, “Elbette şampiyon olmak istiyoruz. Ancak ilk sezonumuzda podyumda yer almak da bizim için tatmin edici bir sonuç olacak. Önümüzde zorlu bir yarış var. Bütün rakiplerimizi geride bırakarak sezonu birincilikle tamamlamak istiyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Şampiyonluk hâlâ masada”</strong></p>
<p>Sezon boyunca mekanik sorunlar, pilotaj hataları ve çeşitli talihsizliklerle karşılaştıklarını anlatan co-pilot Yenal Kaya, buna rağmen hedeflerinden uzaklaşmadıklarını söyledi. Kaya, “Çok yoğun bir sezon geçirdik. Sevindiğimiz kadar üzüldüğümüz yarışlar da oldu. Zaman zaman mekanik sorunlar yaşadık, zaman zaman kendi hatalarımız nedeniyle puan kaybettik. Ancak bunlar otomobil sporlarının doğasında var. Sezon başında podyum hedefimiz olduğunu söylemiştik. Bugün geldiğimiz noktada şampiyonluk da dâhil olmak üzere podyumun her basamağı için ihtimalimiz bulunuyor. En büyük isteğimiz yarışı tamamlayarak finiş podyumunda Türk bayrağını açmak” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Eskişehir Rallisi yeniden Avrupa takvimine alınmalı"</strong></p>
<p>Basın toplantısında Eskişehir Rallisi’nin bu yıl Avrupa Ralli Kupası takviminden çıkarılması da gündeme geldi. Türkiye’de yarış düzenlenmemesinin Türk sporcular açısından dezavantaj oluşturduğunu belirten Olcay, rakiplerinin kendi ülkelerinde yarışma imkânına sahip olduğunu söyledi.</p>
<p>Avrupa Ralli Kupası’nın 14 yarıştan oluştuğunu, sporcuların bunlardan en fazla altısına katılabildiğini anlatan Olcay, “Biz Türk sporcuları olarak Türkiye’de yarışı bulunmayan bir şampiyonada şampiyon olmaya çalışıyoruz. Almanya’da iki yarış düzenlenirken bizim ülkemizde bu yıl yarış yapılmadı. Oysa Eskişehir Rallisi geçmiş yıllarda Avrupa Ralli Kupası’na puan veriyordu. Bu yarış takvimde olsaydı belki bugün şampiyonluk için mücadele etmek yerine liderliğimizi korumaya çalışıyor olacaktık” dedi. Türkiye’deki yarışın takvimden çıkarılmasının kendilerini doğrudan etkilediğini vurgulayan Olcay, federasyondan yurt dışında yarışan sporculara daha fazla destek beklediklerini ifade etti.</p>
<p>Eskişehir Otomobil ve Motor Sporları İl Temsilcisi Nevzat Aslan da Eskişehir Rallisi’nin yaklaşık yedi yıldır Avrupa Ralli Kupası kapsamında düzenlendiğini belirterek yeniden takvime alınması için çalıştıklarını söyledi. Eskişehir Otomobil Sporları Kulübü (ESOK) tarafından düzenlenen yarışın Uluslararası Otomobil Federasyonu (FIA) tarafından başarılı değerlendirmeler aldığını ifade eden Aslan, “Yıllardır düzenlediğimiz yarış bu sezon takvimden çıkarıldı. Sporcularımızın Avrupa şampiyonluğu için mücadele ettiği bir dönemde Eskişehir’de yarış yapamamak üzücü. Önümüzdeki yıl Eskişehir Rallisi’ni yeniden Avrupa Ralli Kupası takviminde görmek istiyoruz. Bunun için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Hatta Türkiye’de iki ayrı yarışın düzenlenmesini arzu ediyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Sporcularımızın Avrupa’dan şampiyon olarak dönmesini bekliyoruz”</strong></p>
<p>Eskişehirli sporcuların son yıllarda ulusal ve uluslararası yarışlarda önemli dereceler elde ettiğini belirten Aslan, Avrupa Ralli Kupası’nda mücadele eden Olcay ve Kaya’nın performansından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. İki sporcunun Çekya, Hırvatistan, Polonya, Bulgaristan, Slovakya, İtalya ve Almanya gibi ülkelerdeki yarışlarda mücadele ettiğini anlatan Aslan, “Sporcularımızın yarışlara nasıl hazırlandıklarını, araçlarına ve çalışmalarına gösterdikleri titizliği yakından biliyorum. Şu anda puan olarak şampiyonluğa ulaşabilecek durumdalar. Elbette rallide finiş çizgisi geçilmeden sonuç belli olmaz. Ancak iki sporcumuzun da Eskişehir’e Avrupa şampiyonu olarak döneceğine inanıyorum. Bu başarıların başka sporcularımıza da örnek olmasını istiyoruz” dedi.</p>
<p>Otomobil sporlarında sponsor desteğinin önemine de değinen Aslan, Eskişehirli sporculara sağladığı malzeme desteği nedeniyle Odunpazarı Belediyesi’ne teşekkür etti. Aslan, yerel yönetimlerin, kurumların ve özel sektörün katkılarının artmasıyla daha fazla sporcunun uluslararası yarışmalarda başarı elde edebileceğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehirli-ralli-ekibi-avrupa-sampiyonlugu-icin-almanyada-piste-cikacak-91372</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/2/1280x720/eskisehirli-ralli-ekibi-avrupa-sampiyonlugu-icin-almanyada-piste-cikacak-1793796190.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Ralli Kupası’nda mücadele eden Eskişehirli pilot Evren Olcay ve co-pilotu Yenal Kaya, sezonun son yarışı olan Almanya’daki Lausitz Rallisi’nde şampiyonluk hedefiyle mücadele edecek. 227 ekibin yer aldığı şampiyonada dördüncü sırada bulunan Eskişehirli ekip, final yarışını kazanarak Avrupa şampiyonluğunu Türkiye’ye getirmeyi hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aras-kargonun-yeni-transfer-merkezi-faaliyete-gecti-91371</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 15:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aras Kargo&#039;nun yeni transfer merkezi faaliyete geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çok yönlü dönüşüm programı ve yeni yatırım hamlesi doğrultusunda operasyonel adımlarını hayata geçiren Aras Kargo'nun İstanbul'daki transfer ağını genişlettiği bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, hizmet verdiği şubelere, ana yol bağlantılarına ve İstanbul Havalimanı'na yakın konumda yer alan Fenertepe Transfer Merkezi, faaliyetlerine başladı. İkitelli'deki operasyon yoğunluğunu azaltmak üzere konumlandırılan merkezin, İstanbul çıkışlı operasyonları rahatlatarak Türkiye geneline yapılan sevkiyatların işleyişine katkı sağlaması bekleniyor.</p>
<p>Faaliyete geçtiği ilk günlerden itibaren günde 100 binin üzerinde kargonun işlendiği merkezin, işlenen parça sayısı bakımından şimdiden şirketin transfer merkezleri arasında üçüncü sırada yerleştiği belirtildi.</p>
<p>Şirket, yeni merkezle İkitelli'deki operasyon yoğunluğunu azaltmayı, hat çıkışlarındaki gecikmelerin önüne geçmeyi, sevkiyatlarını hızlandırmayı ve operasyon kalitesini artırılmayı amaçlıyor. Yaklaşık 200 personelin bulunduğu merkez, bölge istihdamına da katkı sağlıyor.</p>
<p><strong>"Gönderileri daha güvenli bir ortamda işliyoruz"</strong></p>
<p>Aras Kargo CEO'su Barbara Hagen, her yatırımlarını yalnızca bugünün kapasitesini artıran bir adım olarak değil, Türkiye'nin gelecekteki büyümesini taşıyacak bir altyapı yatırımı olarak gördüklerini belirtti.</p>
<p>Fenertepe Transfer Merkezinin, söz konusu anlayışın İstanbul'daki ilk somut karşılığı olduğunu aktaran Hagen, şunları kaydetti:</p>
<p>"İstanbul'dan yola çıkan gönderilerin Türkiye'nin her noktasına zamanında ulaşması için operasyonumuzu yeni bir merkezle güçlendirdik. Operasyon ihtiyaçlarımıza göre, sıfırdan tasarladığımız ve kapalı devre çalışan bu merkezle hem kapasitemizi artırıyor hem de gönderileri daha güvenli bir ortamda işliyoruz. 200'e yakın çalışma arkadaşımızla hizmet vermeye başlayan Fenertepe, İstanbul'daki operasyonumuza yeni bir güç katıyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aras-kargonun-yeni-transfer-merkezi-faaliyete-gecti-91371</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/1/1280x720/barbara-hagen-1793795611.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aras Kargo&#039;nun Fenertepe Transfer Merkezi, faaliyetlerine başladı. Aras Kargo CEO&#039;su Barbara Hagen, &quot;İstanbul&#039;dan yola çıkan gönderilerin Türkiye&#039;nin her noktasına zamanında ulaşması için operasyonumuzu yeni bir merkezle güçlendirdik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ahmet-nazif-zorlu-son-yolculuguna-ugurlandi-91377</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 15:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ahmet Nazif Zorlu son yolculuğuna uğurlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akciğer kanseri nedeniyle bir süredir tedavi gördüğü hastanede 2 Kasım'da 82 yaşında hayatını kaybeden Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu'nun cenaze töreni, İstanbul Levent'teki Barbaros Hayrettin Paşa Camisi'nde düzenlendi.</p>
<p>Öğle vakti kılınan cenaze namazına, 11'inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yanı sıra Zorlu'nun ailesi, yakınları, çalışma arkadaşları ile iş ve siyaset dünyasından çok sayıda isim katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aeb4324dd6dc-1793803044.jpg" alt="" width="800" height="533" />Ahmet Nazif Zorlu'nun naaşı, kılınan cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'ndaki aile kabristanına defnedildi.</p>
<p>Zorlu Holding tarafından yapılan açıklamada, Zorlu'nun isteği doğrultusunda cenaze törenine çelenk gönderilmemesi, bunun yerine arzu edenlerin diledikleri bir sivil toplum kuruluşuna bağışta bulunmaları rica edilmişti.</p>
<p>Denizli'de 1944 yılında doğan Ahmet Nazif Zorlu, çalışma hayatına erken yaşlarda babasının mesleği olan tekstil işiyle başladı.</p>
<p>İş hayatının ilk yıllarında Trabzon'da açtığı mağazayla tekstil ticareti yapan Zorlu, 1970'te şirketin merkezini İstanbul'a taşıyarak Zorlu Holding'in temellerini attı.</p>
<p>İlk üretim şirketi Korteks'i 1976 yılında kuran Zorlu, 1990'da tüm şirketleri Zorlu Holding çatısı altında topladı.</p>
<p>1994'te Vestel'i Zorlu Holding bünyesine katan Ahmet Nazif Zorlu, yeni iş alanlarının da yolunu açtı.</p>
<p>Zorlu'nun tekstil sektörüyle başladığı girişimciliği, beyaz eşya, elektronik, gayrimenkul, enerji, metalurji, savunma ve e-mobilite gibi birçok farklı alanda faaliyet gösteren şirketlerle devam etti.</p>
<p>Ahmet Nazif Zorlu, Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanlığının yanı sıra Zorlu Grubu bünyesinde farklı sektörlerde faaliyet gösteren birçok şirkette yönetim kurulu başkanı veya başkan vekili olarak görev yapıyordu.</p>
<p>Sivil toplum kuruluşlarıyla da yakından ilgilenen Ahmet Zorlu, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Yönetim Kurulu Üyesi, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Denizlililer Birliği Eğitim ve Kültür Vakfı (DENBİR), Babadağlı Sanayici ve İşadamları Derneği (BASİAD) ve Türkiye Ev Tekstili Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TETSİAD) üyesiydi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ahmet-nazif-zorlu-son-yolculuguna-ugurlandi-91377</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/7/1280x720/zorlu-1793803028.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu, kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iztodan-izmirin-onumuzdeki-25-yili-icin-9-proje-13-oneri-91366</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 14:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> İZTO’dan İzmir’in 25 yılı için 9 proje, 13 öneri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Ticaret Odası (İZTO), İzmir’in dünya ekonomisindeki değişimi uzaktan izlemesi değil, değişimin yönünü tartışması, fırsatları erken görmesi, risklere erken hazırlanması ve Türkiye’ye örnek olacak modeller geliştirmesi amacıyla hazırladığı çalışmayı kamuoyuna sundu. Çalışmada İZTO’nun 9’u İZTO tarafından hayata geçirilecek, 13’ü diğer kurum ve kuruluşların ortak iradesiyle ilerleyebilecek 22 ana başlıkta projelere yer verildi.</p>
<p>Çalışma, İZTO meclis üyelerinin ve basın mensuplarının katıldığı toplantıda İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener tarafından sunuldu. Swissotel Büyük Efes İzmir’de gerçekleştirilen toplantıda sermaye, yetenek, teknoloji ve nitelikli insan için rekabetin artık ülkeler kadar kentler arasında da yaşandığını dile getiren Mahmut Özgener, “Dünyanın dengeleri yeniden kurulurken şehirler artık bu değişimin yaşandığı yerler değil; değişimin yönünü etkileyen aktörler. Böylesi dönemlerde, geçmişi güçlü, dünyaya açık ve öncülük iddiası taşıyan şehirlerin sorumluluğu daha da büyüyor. İzmir tam olarak böyle bir şehir. Çünkü İzmir yalnızca Türkiye’nin üçüncü büyük şehri değil. 4,5 milyon insanın yaşadığı, limanıyla, ticaret kültürüyle, üretim kapasitesiyle ve yaşam biçimiyle yüzyıllardır dünyaya açık bir kent. Bu açıklık coğrafi bir özellik değil, İzmir’in karakteri” dedi.</p>
<h2>“Ortak akılla belirlemeye, ortak iradeyle harekete geçmeye ihtiyacımız var”</h2>
<p>İzmir’in 2,56 trilyon TL'lik gayrisafi yurt içi hasılasıyla Türkiye ekonomisinin %5,7'sini ürettiğini hatırlatan Özgener, “2025’te 22,5 milyar dolarlık ihracatla, Türkiye’nin ilk üç ihracat merkezinden biri olan İzmir, bu yıl da Ocak-Eylül döneminde 17,6 milyar dolarlık ihracatla yine Türkiye üçüncüsü. 8 bin 500 yıllık bir kentin, dünyaya açık bir limanın, güçlü bir üretim ve ticaret merkezinin geleceği bekleme lüksü yok. Artık sahip olduğumuz birikimi ortak hedeflere, bu hedefleri de somut sonuçlara dönüştürmek zorundayız. Bunun için öncelikle birbirimizi dinlemeye, farklı görüşlerden yararlanmaya, bilimin ve verinin ışığında doğru kararlar almaya yani ortak akla ihtiyacımız var. Ama en iyi fikir bile hayata geçmediği sürece anlam ifade etmez. Ortak aklın ortaya koyduğu hedefleri gerçekleştirmek için ortak iradeye ihtiyacımız var” diye konuştu.</p>
<p>Kentin önümüzdeki çeyrek yüzyılı için hazırladıkları projeleri iki ana başlıkta topladıklarını vurgulayan Özgener, “Bunlardan biri İZTO olarak doğrudan sorumluluğunu üstleneceğimiz, takibini yapacağımız ve sonuç üretmek için bizzat çalışacağımız projeler. İkincisi ise bizim yetki alanımızda olmasa da İzmir’in geleceği açısından kritik gördüğümüz; ancak merkezi ve yerel yönetim, üniversiteler, meslek kuruluşları ve iş dünyasının ortak iradesiyle ilerleyebilecek stratejik öncelikler. Bu projeler üretimden ticarete, eğitimden teknolojiye, limanlardan turizme, çevreden yaşam kalitesine kadar pek çok alanda yapmak istediklerimizi ifade ediyor. Bir kentin geleceğini yalnızca sahip olduğu imkânlar belirlemez. O imkânları değerlendirme cesareti, değişime hazırlanma yeteneği ve geleceği birlikte kurma kararlılığı belirler. Daha fazla üreten, daha yüksek değer yaratan, dünyayla daha güçlü rekabet eden bir İzmir istiyoruz. Ancak bununla yetinmiyoruz. Doğasını koruyan, kültürüne sahip çıkan, afetlere hazırlıklı, gençlerine fırsatlar sunan, insanlarının güvenle ve mutlulukla yaşadığı bir İzmir istiyoruz. Bunlar ulaşılmaz hayaller değil. Sahip olduğumuz birikime, insanımıza ve kurumlarımızın gücüne baktığımızda, hepsini gerçekleştirebilecek imkânlara sahip olduğumuzu görüyoruz. İhtiyacımız olan, bu büyük potansiyeli ortak bir hedefe dönüştürmek. Fikirlerimizi, deneyimlerimizi, kaynaklarımızı ve enerjimizi aynı gelecek için birleştirmek” görüşünü ifade etti.</p>
<p>Kalkınmanın sadece daha fazla üretmek anlamına gelmediğini anlatan Mahmut Özgener, “Kalkınmayı; daha iyi eğitim, daha güçlü kurumlar, daha dirençli bir kent, daha yüksek yaşam kalitesi ve dünyayla daha fazla etkileşim olarak görüyoruz. Sunduğumuz projelerin her biri, bu anlayışın somut karşılığı... ‘İzmir, önümüzdeki çeyrek yüzyılda nasıl bir şehir olacak?’ sorusunun cevabını bugünden vermeye başlamak istiyoruz. Bunu da iki ayrı çalışma alanıyla yaptık. İlki, İZTO olarak bizzat çalışacağımız projeler, ikincisi ise yetki alanımızda olmasa da İzmir’in geleceği açısından kritik gördüğümüz; ancak merkezi ve yerel yönetim, üniversiteler, meslek kuruluşları ve iş dünyasının ortak iradesiyle ilerleyebilecek stratejik öncelikler. Bunları da Üretimin Geleceği, Liman ve Lojistik Altyapısı, Katma Değerli Turizm ile Yaşam Kalitesi ve Kent Dayanıklılığı olmak üzere dört büyük stratejik alan başlığında topladık. Çünkü 4,5 milyonluk bir metropolde bu alanları birbirinden bağımsız düşünmek mümkün değil” diye konuştu.</p>
<h2>İZTO’NUN KURUMSAL PROJELERİ</h2>
<p>- Tek Adres: Kamu Hizmetleri Ofisi : İzmir Ticaret Odası üyeleri farklı kamu kurumlarındaki işleri için zaman kaybetmeden doğru bilgiye ve doğru yönlendirmeye ulaşabilecekler. Resmi dairelerdeki işlemleri için başvuru evraklarını doğrudan İZTO’ya teslim edebilecekler.</p>
<p>- İkiz Dönüşüm Merkezi: Kurulacak merkez enerji verimliliği, karbon yönetimi, dijitalleşme, yapay zekâ ve iklim dostu teknolojilere uyum sağlama konularında KOBİ’lere rehberlik edecek ve ihtiyaç duydukları mali ve teknik desteği sağlayacak.</p>
<p>- İZTO Future Lab: Yapay Zekâ Destekli Dijital Test ve Simülasyon Merkezi:  Merkez bünyesinde işletmelerin doğal afet ve krizler karşısındaki hazırlık kapasiteleri test edilecek, kurumsal dayanıklılık karneleri hazırlanacak. Dijital Yatırım Simülatörü aracılığıyla yeni yatırımlara ilişkin olası risk ve fırsatlar simüle edilebilecek.</p>
<p>- Stratejik ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi: Yapay zekâ ve dijital teknolojiler başta olmak üzere dünyadaki mega eğilimler, sektörel analizler, makro ekonomik raporlar, uluslararası jeopolitik gelişmeler, geleceğin sektörleri vb. alanlarda stratejik araştırmalar yapılacak.</p>
<p>- Bir Vefa Projesi: İleri Yaş Sağlıklı Yaşam Merkezi : İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin Balçova Kampüsü’nün bir bölümünde yüksek kalite standartlarında hizmet verecek bir İleri Yaş Sağlıklı Yaşam Merkezi kurulacak.</p>
<p>- İZTO Vakfı Koleji: Kurulacak kolejle ilk ve ortaöğretim düzeyinde, uluslararası standartlarda eğitim verilecek.</p>
<p>- Dünya Odalar Kongresi 2031 Adaylığı: TOBB ile koordineli şekilde, 2031 yılında Dünya Odalar Kongresi’ne ev sahipliği yapmak için adaylık başvurusunda bulunulacak.</p>
<p>- Levanten Kültür Rotası: İzmir gibi Levanten kültür mirasına ev sahipliği yapan Selanik, Beyrut ve İskenderiye şehirleriyle birlikte bir Levanten Kültür Rotası oluşturmak için birlikte çalışılacak.</p>
<p>- Avrupa Tarihi Termal Kentler Kültür Rotası: Başta Agamemnon Kaplıcaları olmak üzere İzmir’deki tarihi kaplıcaların uluslararası alanda daha fazla tanınmasını sağlamak amacıyla Avrupa Konseyi bünyesindeki Avrupa Tarihi Termal Kentler Kültür Rotasına üye olmak için başvuru yapılacak.</p>
<h2>İZMİR İÇİN STRATEJİK ÖNCELİKLER</h2>
<p><strong>* ÜRETİMİN GELECEĞİ</strong></p>
<p>- Kuzey-Güney İzmir Alt Bölge Merkezleri Planlama Çalışması: İzmir, kuzeyden güneye doğru uzanan bir aks boyunca büyüyor. Kuzeyde Aliağa-Bergama, güneyde ise, Torbalı-Tire sanayinin giderek yoğunluk kazandığı ilçeler. Ama bu fabrikaların beraberinde getirdiği nüfusu kendi bünyesinde barındırabilecek sosyo-kültürel altyapıya sahip değiller. İzmir’in artık kent merkezi odaklı düşünme alışkanlığının terk edilmesi lazım. Bunun yerine İzmir’in, kuzey ve güneyinde alt bölge merkezleri olan gerçek bir metropol olarak ele alınması gerekiyor.</p>
<p>- Kent İçi Ekonomik Bölgeler Master Plan Çalışması: Kemeraltı, Gıda Çarşısı, Birinci, İkinci, Üçüncü Sanayi, Ayakkabıcılar Sitesi, Dökümcüler Sitesi, Karabağlar’daki mobilya imalatçıları gibi artık kent içinde kalmış olan sanayi bölgeleri için yerinde dönüşüm, ancak bu mümkün değilse taşınma seçeneklerinin ele alınacağı bir planlamaya ihtiyaç var.</p>
<p><strong>* ENTEGRE LİMAN VE LOJİSTİK ALTYAPISI</strong></p>
<p>- Aliağa Limanları Altyapı Yatırımları: Aliağa Limanları, sadece İzmir için değil Ege Bölgesi ve Türkiye için stratejik öneme sahip. Fakat bu limanların ve arka bölgesinin ciddi altyapı sorunları var. Burada ihtiyaç duyulan altyapı yatırımları ve diğer işlerin merkezi yönetim ve yerel yönetim tarafından bölge ölçeğinde bir bütün olarak ele alınması ve planlanması gerekiyor.</p>
<p>- Limanı Olan Bir OSB: Çandarlı Sanayi Üretim Üssü: Çandarlı Limanı’nın dünyanın en büyük 10 limanından biri olması hedefinden vazgeçildi. Çandarlı Limanı’nın deniz üstü rüzgâr santralleri başta olmak üzere katma değeri yüksek sektörlere hizmet edecek şekilde hem liman hem de sanayi bölgesi olarak fonksiyon kazanması lazım.</p>
<p>- Kemalpaşa Lojistik Merkezi: Yapımı süren Kemalpaşa Lojistik Merkezi’nde 1,3 milyon m2 büyüklüğündeki ilk etap hizmete aldıktan sonra, 1,7 milyon m2 büyüklüğündeki ikinci etap çalışmalarına vakit kaybetmeden başlanacak.</p>
<p><strong>KATMA DEĞERLİ TURİZM</strong></p>
<p>- Alternatif Turizm Türlerinin Güçlendirilmesi: İzmir’in büyük potansiyele sahip olduğu agro-turizm, eko-turizm, gastronomi turizmi, inanç turizmi ve sağlık turizmi başta olmak üzere katma değeri daha yüksek alternatif turizm türlerinin harekete geçirmek için tanıtım çalışmaları artırılmalı.</p>
<p>- Çeşme Turizm Projesi: İzmir’de turizmin 12 aya yayılmasına katkı sunacak Çeşme Turizm Projesi’nin güncel koşullar ve ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden ele alınması ve hayata geçirilmesi gerekiyor.</p>
<p>- İnciraltı Sağlık Turizmi Projesi: İnciraltı’nın uzun yıllardır devam eden planlama sorunlarının çözülmesi durumunda, bu bölgenin Türkiye’nin önde gelen sağlık turizmi destinasyonlarından biri olması sağlanabilir.</p>
<p>- Yeni Stadyum ile Kongre ve Sergi Sarayı: Atatürk Stadyumu’nun bulunduğu alan hem uluslararası müsabakalara ev sahipliği yapabilecek standartlarda modern bir stadyuma, hem de büyük bir Kongre ve Sergi Sarayı ile Spor Müzesi’ne dönüştürülebilir.</p>
<p><strong>YAŞANABİLİR VE DİRENÇLİ BİR ŞEHİR</strong></p>
<p>- Körfez: Zaman zaman kirlilik nedeniyle gündeme gelen İzmir Körfezi’nin temizliği ve korunması merkezi yönetim ile yerel yönetimin ortak sorumluluğunda, uzun vadeli bir şehir meselesi olarak ele alınmalı.</p>
<p>- Atık Yönetimi: İzmir’in bilimsel ölçütlerle belirlenecek uygun bölgelerde modern atık yönetim tesislerine ihtiyacı var. Bu tesisler atığı ayrıştıran, geri kazanan, dönüştüren, yeniden ekonomik değere çeviren çevre dostu ve çağdaş bir sistemin parçası olmalı.</p>
<p>- Ulaşım: Trafik sorununun çözümü için sisteminin bütününü gören bir yaklaşıma ihtiyaç var. Ancak kısa vadede İkinci Çevre Yolu ve Körfez Geçiş Projesi, Halkapınar-Otogar Metrosu, Karabağlar Metrosu, Havaalanına ulaşım için alternatif güzergâh gibi yatırımlar devreye alınmalı.</p>
<p>- Su Güvenliği: Su güvenliği İzmir’in ana gündem maddelerinden biri olmalı. Bu kapsamda, tarımsal üretim başta olmak üzere suyun verimli kullanımını sağlayan teknolojiler yaygınlaştırılmalı, içme suyu şebekelerindeki kayıp-kaçak oranları azaltılmalı, denizden su artıma konusu da değerlendirilmeli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iztodan-izmirin-onumuzdeki-25-yili-icin-9-proje-13-oneri-91366</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/6/1280x720/iztodan-izmirin-onumuzdeki-25-yili-icin-9-proje-13-oneri-1793793605.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Ticaret Odası, kent ekonomisinin gelecek 25 yılı için “Ortak Akıl, Ortak İrade” sloganıyla proje hazırladı. Projelerin 22 başlıkta sıralandığı çalışmayı tanıtan İZTO Başkanı Mahmut Özgener, İzmir&#039;in yalnızca değişen dünyaya uyum sağlayan değil, değişime yön veren şehirlerden biri olabilecek potansiyel taşıdığını ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmarabirlik-64-bin-ton-zeytin-alimi-hedefiyle-kampanyayi-baslatiyor-91364</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 13:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Marmarabirlik 64 bin ton zeytin alımı hedefiyle kampanyayı başlatıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Marmarabirlik, 2026/2027 iş yılı zeytin alım kampanyası için hazırlıklarını tamamladı. Yüksek rekolte beklentisiyle girilen yeni sezonda Birlik, yaklaşık 64 bin ton ürün alımı planlıyor. Kuruluşundan bu yana en yüksek rekolte beyanına ulaşan Marmarabirlik'in bu yılki üretim bölgesinde rekolte beklentisi 430 bin ton olarak açıklanırken, ortakların toplam rekolte beyanı 105 bin ton seviyesine çıktı.</p>
<p>Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, yeni sezonun üreticiler açısından önemine dikkat çekerek alım sürecinde üreticinin mağdur edilmemesini öncelik olarak belirlediklerini ifade etti. Yıldız, “Marmarabirlik'in varlık nedeni üreticisidir. Dolayısıyla aldığımız her kararda ortaklarımızın emeğini, beklentilerini ve sektörün geleceğini birlikte değerlendiriyoruz. Bu sezon da üreticimizi mağdur etmeyecek, imkânlarımızı en doğru şekilde kullanarak ürünün değerini koruyacak bir politika izleyeceğiz” dedi.</p>
<h2><strong>“Alım takvimini kooperatifler belirleyecek”</strong></h2>
<p>Marmarabirlik'te zeytin alımları bugün itibarıyla başlayacak. Bölgesel iklim koşulları, hava durumu ve zeytinlerin kararma süreci dikkate alınarak alım takvimi, kooperatif yönetim kurulları tarafından belirlenecek. Yıldız, kooperatiflerin üreticiler için en uygun alım tarihlerini bölgesel koşullara göre açıklayacağını bildirdi.</p>
<h2><strong>“41 bareme kadar alım yapılacak”</strong></h2>
<p>Bu sezon küçük kalibrajlı zeytin üretiminin yüksek olmasının beklendiğini belirten Yıldız, 39-41 dane aralığındaki ürünlerin de alım kapsamında değerlendirileceğini açıkladı. Marmarabirlik'in 41 bareme kadar ürün alımı gerçekleştireceğini belirten Yıldız, 26 baremin altındaki ürünlerin diğer bölgelerde mevcut uygulamada alım kapsamına alınmadığını kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aeb0b4881478-1793788744.jpg" alt="" width="765" height="561" /></p>
<h2><strong>“Rekolte beklentisi 4,3 milyon ton”</strong></h2>
<p>2026/2027 iş yılında Türkiye genelinde sofralık ve yağlık zeytin rekoltesinin yaklaşık 4,3 milyon ton olması bekleniyor. Marmarabirlik'in faaliyet bölgesindeki üretim beklentisi ise 430 bin ton düzeyinde bulunuyor. Birliğin kuruluşundan bu yana en yüksek seviyeye ulaşan rekolte beyanı 105 bin ton olurken, mevcut tablo doğrultusunda yaklaşık 64 bin tonluk alım hedefi belirlendi. Yüksek rekoltenin alım, depolama, işleme ve pazarlama süreçlerinde kapasite yönetimini daha önemli hale getirdiğini vurgulayan Yıldız, sezon hazırlıklarının tamamlandığını belirtti. Yıldız, üretim potansiyelinin doğru değerlendirilmesi için bütün süreçlerin koordinasyon içinde yürütülmesi gerektiğini ifade ederek, ortaklarla dayanışmanın kooperatif yapısının en önemli gücü olduğunu söyledi.</p>
<h2><strong>“Dolu mağduru üreticiye borç erteleme ve fiyat desteği”</strong></h2>
<p>Marmarabirlik, Erdek Kooperatif Bölgesi'nde dolu yağışı nedeniyle zarar gören ortakları için de destek paketi hazırladı. Buna göre afetten etkilenen üreticilerin kredi borçları ertelenecek. Ayrıca dolu zararı nedeniyle yağlığa ayrılmak zorunda kalan, ancak sofralık vasfı taşıyan zeytinlere fark fiyatı uygulanacak. Marmarabirlik, söz konusu desteklerle üreticilerin ekonomik kayıplarını azaltmayı ve üretimin sürdürülebilirliğini sağlamayı hedefliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmarabirlik-64-bin-ton-zeytin-alimi-hedefiyle-kampanyayi-baslatiyor-91364</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/4/1280x720/marmarabirlik-64-bin-ton-zeytin-alimi-hedefiyle-kampanyayi-baslatiyor-1793788710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Marmarabirlik, 2026/2027 iş yılı ürün alım kampanyasını bugün başlatıyor. Türkiye genelinde sofralık ve yağlık zeytin rekoltesinin 4,3 milyon tona ulaşmasının beklendiği sezonda Birlik, yaklaşık 64 bin ton ürün almayı hedefliyor. Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, üreticinin emeğini ve ürünün ekonomik değerini koruyacak bir alım politikası izleyeceklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/albayrak-beton-uretimini-yuzde-1057-artirdi-91362</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 13:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Albayrak Beton üretimini yüzde 10,57 artırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Albayrak Beton, 1 Ocak-30 Eylül 2026 dönemine ait finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) da bildirilen sonuçlara göre, söz konusu dönemde hasılatını yaklaşık yüzde 10,5 artırarak 2 milyar lira seviyesinin üzerine taşıyan şirket, hazır beton faaliyetlerindeki üretim ve satış hacmini büyüttü.</p>
<p>Bu yılın 9 ayında hazır beton üretimini geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10,57 artırarak, 531 bin 254 metreküpe ulaştıran şirketin halka arz süreciyle finansal yapısında da değişim yaşandı.</p>
<p>Eylül sonu itibarıyla şirketin toplam varlıkları 6,14 milyar liraya, öz kaynakları ise 4,45 milyar liraya ulaştı. 2025 yılı sonunda 2,57 milyar lira seviyesinde bulunan öz kaynaklar, yaklaşık yüzde 73,5 artış gösterdi. Şirketin nakit ve nakit benzerleri de 1,42 milyar lira seviyesine yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde yaklaşık 325 milyon lira tutarında maddi duran varlık yatırımı gerçekleştiren şirket, 108,3 milyon lira net dönem kârı açıkladı. Geçen yılın aynı döneminde 5,7 milyon lira olan net dönem kârındaki artışta, net parasal pozisyon kazancı da etkili oldu. Aynı dönemde brüt kâr 124,3 milyon lira, esas faaliyet kârı ise 49,7 milyon lira olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>"Aylık 60 bin metreküp ilave üretim gücü eklenecek"</strong></p>
<p>Albayrak Beton Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Albayrak, halka arz gelirinin büyük bölümünün yeni yatırımlara ve inşaat projelerine ayrıldığını belirterek, İstanbul'da iki yeni üretim tesisi için yaklaşık 500 milyon liralık yatırım planının hayata geçirildiğini, tesislerin devreye girmesiyle mevcut kapasiteye aylık yaklaşık 60 bin metreküp ilave üretim gücü ekleneceğini ifade etti.</p>
<p>Albayrak, Çelikler-Fernas-Güryapı Adi Ortaklığı ile imzalanan ve Kazım Karabekir-Topağacı-Ümraniye Spor Köyü ile Altunizade-Bosna Bulvarı raylı sistem hatlarının hazır beton tedarikini kapsayan sözleşme kapsamında proje boyunca yaklaşık 3 milyar lira hasılat öngörüldüğünü aktardı.</p>
<p>Gayrimenkul tarafında "Teraphill 15" projesinde iskan sürecine gelindiğini, "Moonpark Koru" ve "Teraphill Loft" projelerinde inşaatın sürdüğünü kaydeden Albayrak, "Kasamızdaki kaynak, kapasite yatırımlarımızı ve projelerimizi kendi öz finansmanımızla tamamlayabilmemizi sağlıyor. Dördüncü çeyrekte hem üretimde hem de yatırım harcamalarında temponun artmasını bekliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/albayrak-beton-uretimini-yuzde-1057-artirdi-91362</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/2/1280x720/albayrak-beton-1793788381.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Albayrak Beton&#039;un yılın 9 ayında üretimini geçen yıla göre yüzde 10,57 artırdığı bildirildi. Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Albayrak, &quot;Dördüncü çeyrekte hem üretimde hem de yatırım harcamalarında temponun artmasını bekliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/israilli-ve-ukraynali-turist-sayisi-artiyor-91361</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 13:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> İsrailli ve Ukraynalı turist arttı, İngiliz, Alman ile Rus turist azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Havalimanı yetkililerinden edinilen bilgiye göre, ekim ayında Antalya’ya hava yoluyla gelen turist sayısı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8 düşüş gösterdi. Ekim ayında Antalya’ya 1 milyon 975 bin 277 turist girişi oldu.</p>
<p>Ocak-ekim ayları döneminde bölgeye gelen turist sayısı yüzde 6 gerileyerek 14 milyon 993 bin 854 olarak gerçekleşti. Avrupa’da yaşayan ve tatillerini Antalya’ya geçiren gurbetçi sayısı da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2 düşüş oldu.</p>
<p>Turizmde Türkiye’nin ana pazarlarında da önemli oranda düşüş yaşandı. Antalya’ya gelen turistlerin başında ilk sırada yer alan Rusya pazarından Antalya’ya gelen turist sayısı yüzde 1 düşüş gösterdi. Alman turist sayısı da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7, İngiltere’den gelen turist sayısı ise yüzde 12 azaldı. Polonyalı turist sayısı yüzde 6, Hollandalı turist sayısı da yüzde 3 düştü.</p>
<p><strong>İsrail, Macar ve Ukraynalı turist sayısı arttı</strong></p>
<p>Turizmde tüm pazarlarda düşüş yaşanırken, Macaristan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden (KKTC),  Ukrayna ve İsrailli turist sayısında artış oldu.</p>
<p>Komşusu Rusya ile yaklaşık 5 yıldır savaşta olan Ukrayna’dan Antalya’ya gelen turist sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 artış gösterdi. Yılın 10 aylık döneminde Ukrayna’dan Antalya’ya 432 bin 427 turist ziyaret etti.</p>
<p>En fazla turist artışı ise Macaristan’da gerçekleşti. Antalya’ya gelen Macar turist sayısı geçen yılın 10 dönemine göre yüzde 14 artış gösterdi. Bu dönemde Antalya’ya 150 bin 311 Macar turist ziyaret etti.</p>
<p>KKTC gelen turist sayısı da yüzde 9 artarak 22 bin 236 gerçekleşti.</p>
<p>Orta Doğu’da yaşanan ekonomik, siyasi ve savaş koşullarına rağmen, İsrailli turist, Antalya’dan vazgeçmiyor. Yılın 10 aylık döneminde bölgeye gelen İsrailli turist sayısı yüzde 63 artarak 11 bin 6’ya ulaştı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/israilli-ve-ukraynali-turist-sayisi-artiyor-91361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/1/1280x720/israilli-ve-ukraynali-turist-sayisi-artiyor-1793788142.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın 10 aylık döneminde Antalya’ya gelen İsrailli ve Ukraynalı turist sayısı artarken, turizmde Türkiye’nin ana pazarı olan Rusya, Almanya ve İngiltere’den gelen turist sayısında düşüş yaşandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-kaynak-israfini-onlemek-icin-antalya-kriterleri-91356</guid>
            <pubDate>Wed, 04 Nov 2026 12:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizmde kaynak israfını önlemek için ‘Antalya Kriterleri’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO), Antalya Bilim Üniversitesi ve Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD), AKTOB, Antalya Gastronomi Yatırımcı ve İş İnsanları Derneği (AYGİD)  ve bazı sektör temsilcileri, turizmde kaynak israfını önlemek amacıyla gönüllülük esasıyla ortak işbirliği ile ‘Antalya Kriterleri’ oluşturuldu. İmzalanan işbirliği protokolü ile Antalya Kriterleri kamuoyuna açıklandı.  </p>
<p>ATSO Yönetim Kurulu sayman üyesi Hüseyin Sarı, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde dünyanın en önemli iklim zirvelerinden BM İklim Değişikliği Zirvesi'ne (COP31) Antalya ev sahipliği yapacağını, bu sürecin Antalya’nın yalnızca uluslararası ölçekte tanıtılması için değil, iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilirlik alanında kalıcı adımlar atması için de önemli bir fırsat sunduğunu söyledi.</p>
<p>Turizmde Kaynak İsrafının Azaltılmasına Yönelik Ortak Eylem Planı’nın da bu fırsatın somut çıktılarından biri olarak gördüklerini ifade eden Sarı, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Amacımız, COP31’in oluşturduğu farkındalığı kalıcı bir iş birliğine dönüştürmek; Antalya turizminin suyu, enerjiyi ve gıdayı daha verimli kullandığı, israfı azalttığı ve çevresel sorumluluğu ekonomik değerle buluşturduğu bir dönüşüme katkı sağlamak. Antalya, turizmde yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın önde gelen destinasyonlarından biridir. Bu güçlü konum, önemli fırsatlarla birlikte büyük sorumluluklar da getiriyor. Çünkü turizmde sürdürülebilir başarıyı yalnızca ziyaretçi sayısıyla ve elde edilen gelirle ölçemeyiz. Doğal kaynaklarımızı nasıl kullandığımız ve gelecek nesillere nasıl bir Antalya bırakacağımız da bu başarının ayrılmaz bir parçasıdır.’’</p>
<p><strong>‘’Hedefimiz Antalya'yı dünyada, kaynaklarını en verimli kullanan destinasyonlarından biri yapmaktır’’</strong></p>
<p>POYD Başkanı Hakan Saatçioğlu da bu girişimin amacının misafirlere sunulan  hizmet kalitesini,  daha az kaynak tüketerek sunmak, işletme maliyetlerini azaltmak ve Antalya'nın uluslararası rekabet gücünü sürdürülebilir biçimde artırmak olduğunu söyledi.</p>
<p>Turizmcilerin,  yıllarca misafir memnuniyetini her şeyin önünde tuttuğunu anlatan Saatçioğlu, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Bugün dünya ile rekabet etmek istiyorsak, misafir memnuniyetiyle kaynak verimliliğini birlikte yönetmek zorundayız. Bizim hedefimiz daha az hizmet vermek değil, aynı hizmeti,  daha az kaynak tüketerek sunmak olmalı. Artık,  kaynak tüketimi konusu,  yalnızca teknik ekiplerin ya da çevre mühendislerinin sorumluluğunda değil. Genel Müdürden aşçıya,  kat görevlisinden satın almaya kadar herkesin ortak sorumluluğudur. Günlük kaynak tüketimlerimiz en az,  gelirimiz ve doluluklarımız kadar önem arz etmektedir. Doğa bizim en büyük sermayemizdir. Sermayemizi tüketerek, sürdürülebilir bir kârlılıktan bahsedemeyiz. Biz, Antalya'yı dünyanın en önemli turizm destinasyonlarından biri yaptık.  Şimdi yeni bir hedefimiz olmalı:  Antalya'yı dünyada, kaynaklarını en verimli kullanan destinasyonlarından biri yapmaktır.’’</p>
<p>Konuşmaların ardından ‘Antalya Kriterleri’ni uygulayacak olan otel ve restoran işletme temsilcileri ile bazı turizm paydaşları imza töreni gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>İşte Antalya Kriterleri</strong></p>
<p>Turizm sektöründe kaynak israfının önlenmesine yönelik oluşturulan ‘Antalya Kriterleri şöyle:</p>
<ol>
<li>Gıda israfını azaltmak: Gıda satın alma, stoklama, üretim ve servis süreçlerinde oluşan kayıpları ölçmek ve azaltmak, menü ve porsiyon planlamasını kaynak verimliliği yaklaşımıyla geliştirmek. Açık büfe ve toplu servis sistemlerinde gıda israfını azaltacak yenilikçi uygulamaları yaygınlaştırmak. Tüketime uygun ihtiyaç fazlası gıdaların güvenli biçimde sosyal faydaya dönüştürülmesini desteklemek. Organik atıkların uygun koşullarda kompost, biyogaz veya diğer geri kazanım yöntemleriyle değerlendirilmesini teşvik etmek.</li>
<li>Su israfını azaltmak: Yer altı ve yer üstü su kaynaklarının kullanımında israfın önlenmesi için azami dikkat ve çaba göstermek, Su tüketimini düzenli olarak ölçmek ve izlemek. Su kayıplarını ve kaçakları azaltmak, su verimli ekipmanların kullanımını yaygınlaştırmak. Peyzaj, temizlik, mutfak ve çamaşırhane operasyonlarında su verimliliğini artırmak. Teknik ve mevzuat açısından uygun koşullarda alternatif su kaynaklarının ve suyun yeniden kullanımının geliştirilmesini desteklemek.</li>
<li>Enerji verimliliğini artırmak: Enerji tüketimini ölçmek ve yüksek tüketim alanlarını belirlemek. Enerji verimli ekipman ve teknolojilere geçişi hızlandırmak. Gereksiz enerji tüketimini azaltacak otomasyon ve yönetim sistemlerini yaygınlaştırmak. Yenilenebilir enerji yatırımlarını desteklemek. Turizm faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının ölçülmesi ve azaltılması konusunda ortak çalışmalar yürütmek.</li>
</ol>
<ol start="4">
<li>Malzeme ve atık israfını azaltmak: Tek kullanımlık ürünlerin kullanımını mümkün olan en düşük seviyeye indirmek. Yeniden kullanılabilir ve geri dönüştürülebilir ürünlerin kullanımını artırmak, tedarikçilerle birlikte ambalaj atıklarını azaltmak. Atıkların kaynağında ayrıştırılmasını ve geri kazanılmasını yaygınlaştırmak. Ürün ve ekipmanların kullanım ömrünü bakım, onarım ve yeniden kullanım yoluyla uzatmak. Turizm sektöründe döngüsel ekonomi uygulamalarını geliştirmek.</li>
<li>Ortak Yönetişim ve Ölçülebilir olmak: Kaynak israfının önlenmesine ilişkin işletme bazlı hedefler belirlemek. Çalışanların kaynak verimliliği konusunda eğitimini desteklemek. Misafir ve müşterilerin gönüllü katılımını teşvik etmek. Yerel yönetimler, üniversiteler, meslek kuruluşları, tedarikçiler ve sivil toplum kuruluşları arasında iş birliği geliştirmek. Ortak performans göstergeleri oluşturmak ve ilerlemeyi düzenli olarak izlemek. İyi uygulama örneklerini Antalya turizm ekosistemi içerisinde paylaşmak.</li>
</ol>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-kaynak-israfini-onlemek-icin-antalya-kriterleri-91356</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/6/1280x720/turizmde-kaynak-israfini-onlemek-icin-antalya-kriterleri-1793784392.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BM İklim Değişikliği Zirvesi hazırlıkları sürerken turizm sektörü paydaşları tarafından da turizmde kaynak israfının azaltılmasına yönelik gönüllük esasına dayalı iş birliği ile &quot;Antalya Kriterleri&quot; oluşturuldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
