<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazineden-15-milyar-dolarlik-esg-tahvili-ihraci-88239</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 13:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine&#039;den 1,5 milyar dolarlık ESG tahvili ihracı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığının 2037 vadeli bir ESG tahvili (sürdürülebilir) ihracının tutarı 1,5 milyar dolar oldu.</p>
<p>Bakanlığın internet sitesinde yayımlanan duyuruya göre, 2026 yılı dış finansman programı çerçevesinde, dolar cinsinden 2037 vadeli bir ESG tahvili ihracı için BNP Paribas, Citibank, ING Bank ve J.P. Morgan'a 23 Eylül'de yetki verildi.</p>
<p>Söz konusu ihraç aynı gün sonuçlanırken, ihraç tutarı 1,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Meblağ 30 Eylül'de Bakanlığın hesaplarına girecek.</p>
<p>30 Ocak 2037 vadeli sürdürülebilir tahvilin kupon oranı yüzde 7,5, getiri oranı yüzde 7,65 oldu.</p>
<p>İhraca 100'ün üzerinde yatırımcı, ihraç tutarının üç katından fazla talep gösterdi. Tahvilin yüzde 32'si Birleşik Krallık, yüzde 30'u ABD, yüzde 25'i Türkiye, yüzde 9'u diğer Avrupa ülkeleri ve yüzde 4'ü diğer ülkelerdeki yatırımcılara tahsis edildi.</p>
<p><strong>2023'ten bu yana gerçekleştirilen ilk ESG tahvili</strong></p>
<p>Söz konusu tahvil, Hazine tarafından uluslararası sermaye piyasalarında ihraç edilen ikinci, 2023 yılından bu yana gerçekleştirilen ilk ESG tahvili oldu.</p>
<p>Bu tahvil ihracıyla, 2026 yılında, uluslararası sermaye piyasalarından toplam 12,2 milyar dolar tutarında finansman sağlandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazineden-15-milyar-dolarlik-esg-tahvili-ihraci-88239</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/hazine-ve-maliye-bakanligi3332d.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, 1,5 milyar dolar tutarında ESG tahvili ihracı gerçekleştirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumakli-gekis-ile-her-buyukbas-hayvanin-dijital-bir-kimligi-olacak-88237</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 13:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumaklı: GEKİS ile her büyükbaş hayvanın dijital bir kimliği olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Rusya Tarım Bakanlığı tarafından başkent Moskova’da düzenlenen “2. Uluslararası Veteriner Güvenliği Forumu”nun ana oturumunda konuştu.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa, Asya, Kafkasya ve Orta Doğu’nun kesişiminde bulunduğuna işaret eden Yumaklı, yoğun hayvan ve hayvansal ürün hareketleri nedeniyle veteriner güvenliğini erken uyarı, aşılama, izlenebilirlik, laboratuvar altyapısı ve uluslararası işbirliğine dayanan bir sistem olarak ele aldıklarını belirtti.</p>
<p>Yumaklı, veteriner güvenliğinin hayvan hastalıklarıyla mücadelenin yanı sıra gıda arz güvenliği, halk sağlığı, kırsal ekonomi ve uluslararası ticaret açısından da önem taşıdığını dile getirdi.</p>
<p>Sınır aşan hayvan hastalıklarına karşı hazırlıklı olunması gerektiğini vurgulayan Yumaklı, SAT-1 tipi şap hastalığının​​​​​​​ 2025 ve 2026 yıllarında tarihsel yayılım alanının ötesine geçerek birçok ülkede görüldüğünü, Türkiye’de de yaklaşık 60 yıl sonra yeniden tespit edildiğini anlattı.</p>
<p>Yumaklı, “Bakanlığımız hızla harekete geçmiş, Şap Enstitümüz SAT-1’e karşı aşı geliştirerek üretime başlamıştır.” dedi.</p>
<p>Şapla mücadele kapsamında 2025 yılında 23,8 milyon doz aşının sahaya gönderildiğini aktaran Yumaklı, büyükbaş hayvanlarda ilk tur aşılama oranının yüzde 92’ye ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Bakan Yumaklı, hastalıklarla mücadelede aşılama kadar izlenebilirliğin de önemli olduğunu dile getirerek, “Bu kapsamda Güvenli Elektronik Küpe İzleme Sistemi’ni (GEKİS) hayata geçirdik​​​​​​​. GEKİS ile her büyükbaş hayvanımızın dijital bir kimliği olacak. Doğumundan itibaren sağlık kayıtları, aşıları ve hareketleri güvenli biçimde takip edilecek. Böylece dijitalleşmeyi doğrudan biyogüvenlik sistemimizin bir parçası haline getiriyoruz.” dedi.</p>
<p>Yüksek patojeniteli kuş gribini de yakından izlediklerini ifade eden Yumaklı, göçmen kuşların geçiş güzergahında bulunan Türkiye’de risk temelli gözetim ve erken uyarı çalışmalarının sürdüğünü, bu yıl ticari kanatlı işletmelerindeki biyogüvenlik kurallarını güçlendirdiklerini kaydetti.</p>
<p>Yumaklı, bruselloz, tüberküloz, kuduz, şarbon ve koyun-keçi vebasına karşı aşılama, gözetim ve kontrol programlarını “Tek Sağlık” yaklaşımıyla yürüttüklerini anlattı.</p>
<p>Türkiye’nin uluslararası ticaret ve ulaştırma koridoru olması nedeniyle transit hayvan ve hayvansal ürün hareketlerini de biyogüvenlik açısından takip ettiklerini belirten Yumaklı, sınır kontrol noktaları, sağlık sertifikasyonu, risk analizleri ve izlenebilirlik sistemleriyle biyolojik riskleri kontrol altında tutmaya çalıştıklarını söyledi.</p>
<p>Yumaklı, amaçlarının uluslararası ticaretin kesintisiz sürdürülmesi ile hayvan ve halk sağlığının korunması arasında denge kurmak olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>"Laboratuvar altyapısı güçlendiriliyor"</strong></p>
<p>Laboratuvar altyapısına ilişkin çalışmalara da değinen Yumaklı, Dünya Bankası işbirliğiyle yürütülen proje kapsamında veteriner kontrol enstitülerinin altyapısını güçlendirdiklerini, Türkiye’ye 14 BSL-2 ve 7 BSL-3 laboratuvar kazandırmayı hedeflediklerini bildirdi.</p>
<p>Yumaklı, söz konusu ​​​​​​​yatırımları ulusal teşhis kapasitesinin yanı sıra bölgesel erken uyarı ve uluslararası bilimsel işbirliği açısından da stratejik gördüklerini dile getirdi.</p>
<p>Gıda kaynaklı biyolojik tehlikeler ile antimikrobiyal direncin de veteriner güvenliğinin bir parçası olduğunu belirten Yumaklı, biyolojik güvenliği çiftlikten sofraya bütün gıda zincirinde ele aldıklarını, hayvanlardan insanlara bulaşabilen etkenleri ve gıda kaynaklı salgınları izlediklerini söyledi.</p>
<p>Hayvan hastalıklarının sınır tanımadığını vurgulayan Yumaklı, epidemiyolojik verilerin zamanında paylaşılması, yeni hastalıkların hızla bildirilmesi ve referans laboratuvarları arasında işbirliği yapılması çağrısında bulundu.</p>
<p>Yumaklı, Türkiye’nin Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarla yakın işbirliği içinde çalıştığını, bilgi birikimini ve saha deneyimini ortaklarıyla paylaşmaya hazır olduğunu kaydetti.</p>
<p>Bakan Yumaklı’nın katıldığı oturumda Rusya Tarım Bakanı Oksana Lut, Rusya Federal Bitki Sağlığı Denetim Servisi (Rosselhoznadzor) Başkanı Sergey Dankvert de veteriner güvenliğine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumakli-gekis-ile-her-buyukbas-hayvanin-dijital-bir-kimligi-olacak-88237</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/7/1280x720/yumakli-1790246345.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Moskova&#039;daki “2. Uluslararası Veteriner Güvenliği Forumu”nda konuşan Bakan Yumaklı, &quot;Güvenli Elektronik Küpe İzleme Sistemi’ni hayata geçirdik. GEKİS ile her büyükbaş hayvanımızın dijital bir kimliği olacak. Doğumundan itibaren sağlık kayıtları, aşıları ve hareketleri güvenli biçimde takip edilecek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/eyp-turkiyede-ust-duzey-atama-88235</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> EYP Türkiye&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ernst &amp; Young (EY) çatısı altında faaliyet gösteren EY-Parthenon (EYP) Türkiye'de üst düzey atama yapıldığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre strateji, birleşme ve satın almalar (M&amp;A), yatırım bankacılığı ve proje finansmanı alanlarında deneyime sahip Serhat Karakuz, EY-Parthenon Türkiye ekibine şirket ortağı olarak katıldı.</p>
<p>Kariyeri boyunca kimya, sağlık, enerji, savunma sanayisi ve altyapı başta olmak üzere farklı sektörlerde stratejik yatırımların değerlendirilmesi, M&amp;A süreçlerinin uçtan uca yönetimi, sermaye artırımı ve finansman yapılarının oluşturulması alanlarında görev alan Karakuz'un, yeni dönemde çeşitli sektörlerdeki kurumların strateji, büyüme, yatırım ve dönüşüm gündemlerine yönelik çalışmalarda yer alacağı belirtildi.</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü mezunu Karakuz, kariyerine EY Türkiye Strateji ve Kurumsal Finansman Bölümünde başladı. Kariyerini İş Yatırım'da yatırım bankacılığı alanında sürdüren Karakuz, Akkök Holding, Eczacıbaşı Topluluğu ve Kale Grubu bünyesinde strateji, yatırım, kurumsal finansman ve iş geliştirme alanlarında üst düzey sorumluluklar üstlendi. Karakuz, EY-Parthenon'a yeniden katılmadan önce Belçika merkezli SynPet Technologies'de Strateji ve İş Geliştirmeden Sorumlu Yönetim Kurulu Danışmanı olarak görev yaptı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/eyp-turkiyede-ust-duzey-atama-88235</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/5/1280x720/serhat-karakuz-1790246049.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Serhat Karakuz, EY-Parthenon Türkiye&#039;ye Şirket Ortağı olarak atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/argela-ile-stanford-arastirma-enstitusu-arasinda-is-birligi-anlasmasi-88231</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 11:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Argela ile Stanford Araştırma Enstitüsü arasında iş birliği anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Telekom'un, güçlü teknoloji altyapısı, AR-GE birikimi ve mühendislik yetkinliğiyle Türkiye'de geliştirilen teknolojileri dünya çapındaki araştırma ve inovasyon ekosistemiyle buluşturmaya devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Türk Telekom'un grup şirketi Argela, ABD'de Silikon Vadisinin araştırma kuruluşlarından Stanford Araştırma Enstitüsü (SRI) ile yeni nesil iletişim teknolojileri alanında ortak araştırma ve geliştirme çalışmalarını kapsayan iş birliği anlaşması imzaladı.</p>
<p>Bu kapsamda, Türk Telekom'un grup şirketi Argela ile SRI arasında gerçekleştirilen iş birliğiyle yeni nesil iletişim teknolojileri alanında ortak araştırma ve geliştirme çalışmaları yapılacak.</p>
<p>Türk Telekomun teknoloji vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen iş birliğinin, Türkiye'de geliştirilen mühendislik yetkinliğinin uluslararası araştırma birikimiyle güçlendirilmesi ve Türk mühendislik gücünün küresel teknoloji ekosistemine taşınması açısından önemli bir adım niteliği taşıdığı vurgulandı.</p>
<p>Argela'nın telekomünikasyon teknolojilerindeki mühendislik deneyimiyle SRI'ın yaklaşık 80 yıllık araştırma ve inovasyon birikimini buluşturan ortaklıkla yeni nesil iletişim teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik ortak çalışmaların yürütüleceğı belirtildi.</p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: "İş birliğinin ilk odağında, geleceğin iletişim şebekelerinin ihtiyaç duyduğu yüksek hızlı paket işleme teknolojileri yer alıyor. Proje kapsamında, özel amaçlı donanımlar üzerinden gerçekleştirilen yüksek performanslı işlemlerin GPU tabanlı programlanabilir platformlara taşınmasına yönelik yeni bir yaklaşım üzerinde çalışılacak. Bu sayede daha esnek, farklı ihtiyaçlara daha kolay uyarlanabilen ve maliyet etkin yeni nesil teknolojilerin geliştirilmesi hedefleniyor."</p>
<p><strong>"AR-GE yatırımları ve mühendislik gücüyle Türkiye'nin dijital geleceğini şekillendiriyoruz"</strong></p>
<p>Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, şirketin, güçlü altyapısı, teknoloji birikimi, AR-GE yatırımları ve mühendislik gücüyle Türkiye'nin dijital geleceğini şekillendirdiğini belirterek, Türkiye'de de geliştirdikleri yetkinlikleri dünyayla buluşturmayı önemsediklerini ifade etti.</p>
<p>Şahin, Türkiye'nin yalnızca teknolojiyi kullanan değil, teknolojiyi üreten, geliştiren ve dünyaya taşıyan bir ülke olması hedefiyle çalışmalarını sürdürdüklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Grup şirketimiz Argelanın mühendislik gücü de bu vizyonumuzun önemli bir parçasını oluşturuyor. SRI ile hayata geçirilen bu iş birliğiyle Türkiye'de oluşan mühendislik birikimini Silikon Vadisi'nin köklü araştırma ekosistemiyle buluşturuyoruz. Test ve geliştirme süreçleri Türkiye'de yürütülecek proje kapsamında kazanacağımız deneyimi, milli AR-GE gücümüzle üreteceğimiz yeni teknolojilerde somut değere dönüştürmeyi hedefliyoruz. Türkiye'de üretilen teknolojilerin global işbirlikleriyle büyümesinin, ülkemizin AR-GE gücünü daha da ileri taşıyacağına inanıyoruz."</p>
<p>Şahin, Türkiye'nin bölgesel ve küresel bir teknoloji merkezi haline gelmesi hedefiyle yatırımlarını ve milli AR-GE çalışmalarını aralıksız sürdüreceklerini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/argela-ile-stanford-arastirma-enstitusu-arasinda-is-birligi-anlasmasi-88231</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/6/1280x720/ebubekir-sahin-1767253912.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Telekom&#039;un grup şirketi Argela ile Stanford Araştırma Enstitüsü arasında imzalanan iş birliği anlaşması hakkında açıklama yapan Türk Telekom CEO&#039;su Ebubekir Şahin, &quot;SRI ile hayata geçirilen bu iş birliğiyle Türkiye&#039;de oluşan mühendislik birikimini Silikon Vadisi&#039;nin köklü araştırma ekosistemiyle buluşturuyoruz. Test ve geliştirme süreçleri Türkiye&#039;de yürütülecek proje kapsamında kazanacağımız deneyimi, milli AR-GE gücümüzle üreteceğimiz yeni teknolojilerde somut değere dönüştürmeyi hedefliyoruz. &quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guven-endeksi-perakendede-artti-insaatta-azaldi-88229</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 11:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güven endeksi perakendede arttı, inşaatta azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), eylül ayına ait hizmet, perakende ticaret ve inşaat güven endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mevsim etkilerinden arındırılmış güven endeksi eylülde aylık bazda hizmet sektöründe aynı kalarak 111,9, perakende ticaret sektöründe yüzde 1,1 yükselerek 111,3 ve inşaat sektöründe yüzde 0,2 azalışla 83 değerini aldı.</p>
<p>Hizmet sektöründe eylülde geçen aya kıyasla, son üç aylık dönemde iş durumu yüzde 1,1, son üç aylık dönemde hizmetlere olan talep beklentisi yüzde 0,4 artış gösterirken, gelecek üç aylık dönemde hizmetlere olan talep beklentisi yüzde 1,3 azaldı.</p>
<p>Perakende ticaret sektöründe son üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar yüzde 0,4 ve gelecek üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar beklentisi yüzde 3,5 yükselirken, mevcut mal stok seviyesi yüzde 1,3 geriledi.</p>
<p>İnşaat sektöründe alınan kayıtlı siparişlerin mevcut düzeyi yüzde 1,9 arttı, gelecek üç aylık dönemde toplam çalışan sayısı beklentisi yüzde 2,1 azaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guven-endeksi-perakendede-artti-insaatta-azaldi-88229</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/7/1280x720/perakendecilerin-omnichanel-notu-100-uzerinden-46-oldu-1741935521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre güven endeksi hizmet sektöründe aynı kalırken, perakende ticaret sektöründe yüzde 1,1 arttı, inşaat sektöründe ise yüzde 0,2 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kucukbas-hayvan-sayisi-haziranda-yuzde-51-artti-88225</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küçükbaş hayvan sayısı haziranda yüzde 5,1 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı, haziran ayına ait Hayvan Varlığı İstatistiklerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, büyükbaş hayvan sayısı 2025 Aralık ayına göre yüzde 0,5 artışla 17 milyon 804 bin 510 başa çıktı. Söz konusu dönemde sığır sayısı yüzde 0,5 artarak 17 milyon 640 bin 2 baş, manda sayısı ise yüzde 0,2 azalarak 164 bin 508 baş oldu.</p>
<p>Aynı dönemde, küçükbaş hayvan sayısı yüzde 5,1 yükselişle 57 milyon 874 bin 318 baştan 60 milyon 815 bin 177 başa ulaştı. Küçükbaş hayvanlarda koyun sayısı yüzde 6 artışla 49 milyon 473 bin 446 baş, keçi sayısı yüzde 1,4 yükselişle 11 milyon 341 bin 731 baş oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kucukbas-hayvan-sayisi-haziranda-yuzde-51-artti-88225</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hayvancilik-kucukbas.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Hayvan Bakanlığının haziran verilerine göre büyükbaş hayvan sayısı, aralık ayına kıyasla yüzde 0,5 artarak 17 milyon 804 bini, küçükbaş hayvan sayısı da yüzde 5,1 artışla 60 milyon 815 bini aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dijitallesmeyi-stratejik-bir-donusum-olarak-goruyoruz-88199</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 09:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Dijitalleşmeyi stratejik bir dönüşüm olarak görüyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe her yeni gün bireysel kadar tüzel müşterilerin de işlemlerini kolaylaştırmaya yönelik dijitalleşme adımları atılıyor. Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Cemal Onaran, tüzel müşterilere yönelik ürün ve hizmetlerin dijital kanalda yaygınlaştığını belirtirken bu değişimin tüzel müşterilerin iş süreçlerini kolaylaştırdığına dikkat çekti. Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Onaran, EKONOMİ’nin sorularını yanıtladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4be1d35d91-1790230045.png" alt="" width="700" height="427" /><strong>Hızla küreselleşen bir ekonomide uluslararası ticaret yapan şirketlerin ihtiyaçları da hızla değişiyor. Garanti BBVA bu alanda ne gibi kolaylıklar sağlıyor?</strong></p>
<p>Müşterilerimizin dış ticaret süreçlerinin mümkün olduğunca büyük bölümünü dijital kanallardan yönetebilmelerine odaklanıyoruz. Müşterilerimiz dijital kanallarımız üzerinden ihracat kredisi kullanabiliyor, ithalat akreditif başvurusu ve İBKB işlemlerini gerçekleştirebiliyor. Eximbank teminat mektubu oluşturma, ithalat dosya ve ihracat taahhüt takibi gibi birçok işlem de dijitalden yapılabiliyor.</p>
<p>Bunun yanında SWIFT transferlerinde hız ve şeffaflığı artıran yeni nesil çözümler sunarken, Dış Ticaret Paketlerimizle farklı işlem ihtiyaçlarına ve hacimlerine uygun avantajlı seçenekleri müşterilerimizle buluşturuyoruz. Böylece finansmandan ödemeye, belge işlemlerinden takibe kadar dış ticaretin farklı aşamalarında müşterilerimize daha hızlı, kolay ve öngörülebilir bir deneyim sunmayı hedefliyoruz.</p>
<p><strong>Tüzel müşterilerinizin bankacılık deneyimini kolaylaştırmak için son dönemde dijitalleşme alanında hangi adımları attınız?</strong></p>
<p>Tüzel müşterilerimizin zamanı ve operasyonel verimliliği bizim için çok önemli. Dijitalleşmeyi yalnızca bankacılık işlemlerini dijital kanallara taşımak değil, müşterilerimizin iş yapış biçimlerini kolaylaştıran stratejik bir dönüşüm olarak görüyoruz. Mesela, bu kapsamda KGF ve İGE kefaletli kredi başvurularını dijital kanallarımıza taşıdık. Garantili Ödeme ürünü ile müşterilerimize ileri vadeli ödemelerde banka güvencesi sunuyor, alacaklı tarafın ödemesini vadesinden önce devredebilmesine veya iskonto edebilmesine imkân sağlıyoruz. Tüzel ve şahıs firması müşterilerimiz için oluşturduğumuz ön onaylı limitleri dijital kanallardan onaylayarak finansman ihtiyaçlarındaki hızı ve kanal bağımsız yönetimi destekliyoruz. Müşterilerimize daha kolay ve güçlü bir dijital deneyim sunmak için Tüzel UGİ asistanımız ve Garanti BBVA Mobil’deki arama fonksiyonu gibi yeniliklerimizi sürekli geliştiriyor, yeni özelliklerle zenginleştiriyoruz.</p>
<p><strong>Dijitalleşmenin müşterilerin finansmana erişimine ve günlük operasyonlarına somut katkısı ne oluyor? </strong></p>
<p>Temel amacımız, müşterilerimizin finansmana erişimini ve günlük işlerini hızlandıran uçtan uca bir dijital deneyim sunmak. Müşterilerimiz mobilden müşteri olabiliyor, GİB entegrasyonumuzla rızaları doğrultusunda mali verilerini paylaşarak ticari kredi limitine başvurabiliyor. Ardından nakdi, gayri nakdi kredi ve nakit yönetimi ürünlerine başvurup süreçlerini takip edebiliyor. Böylece müşterilerimiz bankacılık ihtiyaçlarını büyük ölçüde dijitalden yönetebiliyor. Bunların yanında KGF ve İGE gibi özellikle krediler içinde başvurularını dijital kanallardan yapabiliyorlar.</p>
<p><strong>Yeşil dönüşümde tüzel müşterilerinizi nasıl destekliyorsunuz? COP31 Küresel Bankacılık Partnerliği bu açıdan ne ifade ediyor? </strong></p>
<p>Ticari müşterilerimiz için enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, üretim hatlarının yenilenmesi, su verimliliği, sıfır atık ve döngüsel ekonomi ile tedarik zincirlerinin dönüşümü gibi yatırımlar doğrudan iş sonuçlarıyla bağlantılı. Garanti BBVA olarak 2018-2029 döneminde 3,5 trilyon TL sürdürülebilir finansman sağlama hedefimiz bulunuyor. Kaynaklarımızı şirketlerin gerçek dönüşüm yatırımlarına yönlendirirken finansmanın yanında rehberlik de sunuyoruz. Örneğin çok yakın bir zamanda çimento üreten bir müşterimizin uzun vadeli kredisini karbonsuzlaşma hedeflerine bağladık. COP31 Küresel Bankacılık Partnerliği ise Türkiye’nin sürdürülebilir dönüşüm gündemine BBVA’nın küresel deneyimini daha da fazla taşımak ve özellikle reel sektörde dönüşümün finansmanını hızlandırmak açısından çok önemli bir fırsat.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dijitallesmeyi-stratejik-bir-donusum-olarak-goruyoruz-88199</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/garanti-bbva.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Cemal Onaran, dijitalleşmeyi yalnızca bankacılık işlemlerini dijitale taşımak değil müşterilerin iş yapış biçimlerini kolaylaştıran stratejik bir dönüşüm olarak gördüklerini dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/super-el-nino-kapida-tarladan-emtia-piyasasina-buyuk-sarsinti-88198</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süper El Niño tarımda arz şokunu büyütecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4bb122fc56-1790229266.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Pasifik’in sıcak suları yalnızca okyanusun üzerinde kalmıyor; dünyanın tarlalarına, limanlarına ve emtia piyasalarına doğru ilerliyor. Bu kez piyasanın karşı karşıya olduğu risk, sıradan bir hava olayı değil. El Nino güçleniyor ve meteoroloji uzmanlarına göre 2026 sonbahar- kış döneminde çok güçlü bir olay yaşanma ihtimali yüzde 90’ın üzerinde. Ekim-aralık dönemi için ise 1950’den bu yana kaydedilen en güçlü olayları aşabilecek “tarihsel” bir El Nino olasılığı yüzde 75.</p>
<p>Küresel tarım stratejileri danışmanlık şirketi Beroe’nin değerlendirmesine göre uzun sürebilecek bir El Nino, gübre kıtlığı, yüksek enerji maliyetleri ve jeopolitik gerilimlerle birleşirse küresel gıda emtia fiyatlarında yüzde 14-16’lık bir artışa katkıda bulunabilir. Etki en çok buğday, mısır, pirinç, kahve, şeker, kakao, soya ve palm yağında ortaya çıkabilir ve ayrıca gübre, enerji maliyetleri, navlun ve biyoyakıt politikaları etkilenebilir. Fiyat baskısı 2028 yılına kadar sürebilir.</p>
<h2>Kakao ilk alarmı veriyor</h2>
<p>Hava koşullarına en hassas ürünler arasında kakao, şeker, kahve, bitkisel yağlar ve palm yağı öne çıkıyor. Beroe, kısa vadede en yüksek tedarik riskini kakaoda görüyor. Batı Afrika’daki aşırı yağış, hastalık baskısı ve zayıf ürün gelişiminin üzerine El Nino’nun eklenmesi, kritik büyüme döneminde üretim riskini artırabilir.</p>
<h2>Şekerde bölgesel risk </h2>
<p>Şeker tarafında risk daha bölgesel. Hindistan’da muson yağışları, stoklar ve etanol üretimine yönelen şeker kamışı arzı fiyatları etkileyebilirken, Brezilya küresel ihracat için daha güçlü bir arz tabanı oluşturuyor. Palm yağında ise asıl baskının 2027’de belirginleşmesi bekleniyor. Malezya ve Tayland’da üretim, yaşlanan plantasyonlar ve biyodizel talebi fiyat görünümünü belirleyecek.</p>
<h2>Tahıllarda eş zamanlı arz şoku </h2>
<p>Tahıllarda da tablo tek yönlü değil. ABD ve Brezilya’daki olumlu üretim beklentileri küresel mısır arzını rahatlatabilirken, Avrupa’daki verim endişeleri bölgesel fiyatları yukarı çekebilir. Bu nedenle “Süper El Nino”nun küresel bir gıda kıtlığı yaratmasından ziyade, ürün ve bölge bazında eşzamanlı arz şokları ve sert fiyat hareketleri yaratması daha olası bir senaryo olarak öne çıkıyor.</p>
<h2><span style="color: #e67e23;">Gıda lojistiği de büyük risk altında</span></h2>
<p>Risk yalnızca tarlada kalmayacak. Kuraklığın nehir ve kanal taşımacılığı üzerindeki etkisi lojistik maliyetlerini artırabilir. Panama Kanalı’ndaki geçiş kapasitesindeki düşüş de gıda ve emtia ticareti açısından ek bir kırılganlık oluşturuyor. Enerji fiyatları ve biyoyakıt politikaları ise soya yağı, kolza yağı ve palm yağı gibi ürünlerde hava koşullarından bağımsız yeni fiyat baskıları yaratabiliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">451 bin kişinin ölümüne neden olabilir!</span></h2>
<p>El Nino’nun ekonomik etkisinin ötesinde, aşırı sıcaklıkların ağır bir insan maliyeti yaratabileceği uyarısı geldi. University of Chicago bünyesindeki Climate Impact Lab araştırmacıları, mevcut “Süper El Nino”nun Haziran 2026-Şubat 2027 dönemindeki sıcaklık etkileriyle 451 bine kadar ek ölüm yaşanabileceğini hesapladı. Araştırmaya göre karalar üzerindeki sıcaklıkların normalin üzerine çıkması ve aşırı sıcak günlerin yüzde 44 artması bekleniyor. Eylül 2026-Şubat 2027 döneminde en yüksek ek ölüm tahmini Nijerya için 31 bin 400, Endonezya için 19 bin 300 ve Sudan için 17 bin 600 olarak hesaplanıyor. Afrika’’da etkilenecek bölgeler arasında. Filipinler, Vietnam, Tayland ve Kamboçya’da ise toplam 19 bin 400 ek ölüm öngörülüyor. Hindistan ve Pakistan için de uyarılar yapılıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/super-el-nino-kapida-tarladan-emtia-piyasasina-buyuk-sarsinti-88198</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/9/1280x720/tarim-firtina-1758125556.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pasifik’te güçlenen El Nino, tarım bölgelerinde kuraklık, aşırı yağış ve sıcaklık riskini büyütürken buğday, mısır, pirinç, kahve, şeker, kakao, soya ve palm yağı gibi ürünlerde fiyat riskini artırıyor. Küresel tarım stratejileri danışmanlık şirketi Beroe uzun süren bir El Nino’nun küresel gıda emtia fiyatlarını yüzde 14-16 artırabileceğini öngörüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dereici-hesin-satisi-onaylandi-88224</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dereiçi HES&#039;in satışı onaylandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB), Dereiçi Hidroelektrik Santrali'nin satışına  ilişkin karar tebliği Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre özelleştirme kapsam ve programında bulunan, Elektrik Üretim AŞ'ye ait Kars'taki Dereiçi HES ve santral tarafından kullanılan taşınmazların bir bütün halinde 10 milyon 500 bin lira bedelle en yüksek teklif sunan Bülsa Enerji İnşaat Taahhüt Plastik Hayvancılık ve Sanayi Ticaret Ltd Şti'ye satışı onaylandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dereici-hesin-satisi-onaylandi-88224</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/5/1280x720/dereici-hes-1786711862.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Kars&#039;taki Dereiçi Hidroelektrik Santrali&#039;nin satışını onayladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-sirketin-sermaye-artirimina-onay-88223</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 şirketin sermaye artırımına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bültenini paylaştı.</p>
<p>Buna göre Kurul, Kiler Holding AŞ'nin 1 milyar 625 milyon lira olan sermayesinin 2 milyar 925 milyon liraya çıkarılması kapsamında 1 milyar 300 milyon liralık, Ayes Çelik Hasır ve Çit Sanayi AŞ'nin 150 milyon lira olan sermayesinin 500 milyon liraya çıkarılması kapsamında 350 milyon liralık bedelsiz sermaye artırımını onayladı.</p>
<p>Akademi Çevre Entegre Atık Yönetimi Endüstri AŞ'nin 400 milyon liralık tahvil-finansman bonosu ihracına izin veren Kurul, Emlak Varlık Kiralama AŞ'nin 5 milyar liralık kira sertifikası ve VİDMK ihracı başvurusunu onaylandı.</p>
<p>Hidropar Hareket Kontrol Teknolojileri Merkezi Sanayi ve Ticaret AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda 3 gerçek kişi ile 1 tüzel kişiye toplam 71 milyon 26 bin 385 lira idari para cezası uygulanmasına karar verildi.</p>
<p>Kurul, Neta Menkul Değerler AŞ'nin ortaklık yapısındaki değişiklik ve sermaye artırımı talebini olumlu karşıladı.</p>
<p>Rönesans Gayrimenkul Yatırım AŞ'nin, sermayesinin ve oy hakkı veren paylarının tamamına sahip olduğu Cevizli Gayrimenkul Yatırım İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret AŞ'yi devralması yoluyla gerçekleştireceği kolaylaştırılmış usulde birleşme işlemine ilişkin hazırlanan duyuru metninin onaylanması talebi olumlu karşılandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-sirketin-sermaye-artirimina-onay-88223</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, Kiler Holding ile Ayes Çelik&#039;in toplam 1 milyar 650 milyon liralık bedelsiz sermaye artırımına onay verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/stalar-devreye-girerse-kuresel-ihracat-yuzde-269-kuculecek-88193</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;STA&#039;lar devreye girerse, küresel ihracat yüzde 26.9 küçülecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü’nün Ticaret Raporu 2026 üzerine bir değerlendirme hazırlayan TEPAV Ticaret Çalışmaları Merkezi Direktörü Bozkurt Aran, küresel ticaret sisteminin kritik bir kavşakta olduğunu söyledi. DTÖ üyesi 166 ülkenin anlaşması gereken alanları ve hareketsizliğin ekonomik maliyetlerini ortaya koyan raporun ana tezinde DTÖ’nün gümrük tarifelerini azaltıp, ticaret politikasının öngörülebilirliğini artırarak dünya ekonomisinin olağanüstü ölçüde bütünleşmesinin sağlandığının altı çiziliyor. Aran’a göre raporda sürecin aynı zamanda ticari sürtüşmeleri daha karmaşık hale getirdiği de ileri sürülürken, gelişmiş ülkelerin iç düzenlemelerinin küresel ticaretin merkezinin aşınmasına neden olduğu vurgulanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4b65080ef3-1790228048.png" alt="" width="393" height="216" /></p>
<h2>Kazanımlar eşit dağıtılmadı </h2>
<p>Rapora göre kazanımlar eşit olarak dağıtılmadı. En az gelişmiş ülkelerin dünya ticaretindeki payı yüzde 1’in altında ve bu ülkelerin imalat/hizmet maliyetleri yüksek gelirli ülkelerin yüzde 50 üzerinde seyrediyor. Rapor, ticaretin toplam refaha etkisini ortaya koyarken, ülke, bölge, firmalar ve çalışanlar arasında dağılım sorunu olduğunu da kabul ediyor. Raporda 2050 yılına kadar alternatif üç düzene göre de simülasyon yapılmış. Buna göre DTÖ yerine serbest ticaret anlaşmaları ağının bulunması halinde küresel GSYH yüzde 6.9, küresel ihracat ise yüzde 26.9 azalacak. Jeopolitik bloklara ayrılmış dünyada ise küresel GSYH yüzde 5.1, küresel ihracat ise yüzde 18.6 azalıyor. Buna güçlendirilmiş çok taraflı iş birliği sağlanması halinde ise küresel GSYH yüzde 2.9, küresel ihracat ise yüzde 17.9 artıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/stalar-devreye-girerse-kuresel-ihracat-yuzde-269-kuculecek-88193</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/7/1280x720/ihracat-ithalat-1778239788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV Ticaret Çalışmaları Merkezi Direktörü Bozkurt Aran, Dünya Ticaret Örgütü 2026 raporunu analiz etti. Raporda 2050 yılına kadar dünya ticaretine yönelik üç ayrı senaryo yer alıyor. DTÖ yerine Serbest Ticaret Anlaşmaları’nın gelmesi halinde küresel ihracat yüzde 26.9, küresel GSYH ise yüzde 6.9 küçülecek. Çok taraflı iş birliğinin güçlendirilmesi halinde ise ihracat yüzde 17.9, küresel GSYH ise yüzde 2.9 artacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/adaletin-zayifladigi-bir-yerde-devletten-ve-toplumsal-huzurdan-bahsedilemez-88192</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Adaletin zayıfladığı bir yerde devletten ve toplumsal huzurdan bahsedilemez&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının başlamasının 14’üncü yıldönümünde düzenlenen sempozyumda konuşan Başkan Kadir Özkaya, Anayasa Mahkemesinin temel görevlerinden birinin, Anayasa’nın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını güvence altına almak olduğunu söyledi. Anayasa’nın üstünlüğünün gerçek anlamda sağlanabilmesinin kamu gücünün anayasal sınırlar içinde kalmasını ve bu sınırların etkili bir yargısal denetime tabi tutulmasını gerektirdiğini belirten Özkaya, bireysel başvurunun temel hakların kamu gücüne karşı korunmasını sağladığının altını çizdi.</p>
<h2>"Ortak sorumluluk gerektiriyor"</h2>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurulara yönelik verdiği kararların sadece ihlalin sonuçlarının giderilmesini sağlamadığını, ihlali doğuran kaynağa bakmaya da yönelttiğini dile getiren Kadir Özkaya, “Yasama organı da söz konusu ihlal kararlarının gerekçelerini gözeterek yeni kanuni düzenlemeler yapmak suretiyle o alandaki yapısal sorunların çözümünü gerçekleştirmiştir” diye konuştu. Bireysel başvuruların etkili bir hak arama yolu olabilmesi için ihlal kararlarının gereğinin yerine getirilmesinin çok önemli olduğunu anlatan Özkaya, “Bireysel başvuru mekanizmasının başarısı, bütün kamu makamlarının ve özellikle yargı mercilerinin ortak sorumluluğunu gerektirmektedir” dedi.</p>
<h2>756 bin başvuru, 86 bin ihlal kararı </h2>
<p>Bireysel başvuruya yönelik verilerden de bahseden Kadir Özkaya, bugüne kadar 756 bin 726 başvuru geldiğini, bunların 648 bin 410’unun sonuçlandığını aktardı. Özkaya, 2026 yılında ise gelen 40 bin 769 başvurunun 30 bininin sonuçlandığını bildirdi. Özkaya bugüne kadar verilen hak ihlali kararlarının sayısının ise 86 bin 840 olduğunu, bunun da yüzde 99.9’unun yerine getirildiğini vurguladı. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yapay zeka inceleme süresini kısaltacak</span></h2>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin dijital dönüşüm çalışmalarından da bahseden Özkaya, teknolojik imkanlardan yararlanmanın sadece tercih değil zorunluluk haline geldiğini kaydetti ve “Mahkememiz bünyesinde geliştirilen sistemlerle bireysel başvuru formlarının ve başvuruyla ilişkili mahkeme dosyalarının yapay zekâ desteğiyle analiz edilmesi ve özetlenmesi konusunda önemli mesafe alınmıştır. Yapay zekâ modellerinin internet bağlantısı bulunmayan kapalı devre bir altyapıda çalışmasına yönelik teknik yapı oluşturulmuştur. Yapay zekâ, hâkimin yerine geçmek için değil, hâkime ve yargısal karar alma sürecine destek olmak için kullanılmalıdır” diye konuştu. Konuşmasının sonunda hakim ve savcılara seslenen Özkaya, “Adaletin zayıfladığı bir yerde ne devletten ne de toplumsal huzurdan bahsedilebilir. Çünkü güven, refah ve iç barışın yegâne temeli adalettir. Adalet, aynı zamanda toplumun vicdanıdır. O vicdan zedelendiğinde, toplumsal bağlar da çözülür” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/adaletin-zayifladigi-bir-yerde-devletten-ve-toplumsal-huzurdan-bahsedilemez-88192</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/2/1280x720/kadir-ozkaya-1790227225.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, adaletin zayıfladığı yerde devletten ve toplumdan bahsedilemeyeceğini belirterek, adaletin aynı zamanda toplumun vicdanı olduğunu, o vicdan zedelendiğinde toplumsal bağların da çözüleceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bahcivan-sanayisine-sahip-cikan-turkiyenin-asamayacagi-engel-yoktur-88191</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bahçıvan: Sanayisine sahip çıkan Türkiye’nin aşamayacağı engel yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, görev dönemleri boyunca üretimin gücünü korumayı, sanayicinin rekabetçiliğini geliştirmeyi ve İSO’nun sanayinin güçlü sesi olmasını temel öncelik olarak gördüklerini vurguladı. Enflasyon, yüksek maliyetler ve sıkı finansal koşullar karşısında sanayinin üretim gücünün korunması gerektiğini belirten Bahçıvan, güçlü bir İSO’nun sanayinin sorunlarının çözümünde kritik rol taşıdığına dikkat çekerek “Görevimi huzurla devrediyorum ancak Türkiye’nin üretim davasına olan inancımı devretmiyorum. Türkiye’nin geleceği üretimdedir. Sanayisine sahip çıkan bir Türkiye’nin aşamayacağı hiçbir engel yoktur” dedi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4b1b736b3d-1790226871.png" alt="" width="700" height="438" />
<figcaption><strong>İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, başkan adayları Adnan Dalgakıran ve Ender Yılmaz meclis toplantısı sonrası bir araya geldi.</strong></figcaption>
</figure>
<h2>"İSO'nun gücüne güç katalım"</h2>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne (TOBB) bağlı oda ve borsalarda Ekim ve Kasım aylarında gerçekleşecek seçimlere sayılı günler kala İstanbul Sanayi Odası, 2022-2026 çalışma döneminin son meclis toplantısını gerçekleştirdi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı olarak son kez meclise hitap eden Erdal Bahçıvan, burada ekonomik görünüme ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, çalışma dönemindeki faaliyetleri anlattı ve meclise bir teşekkür konuşması yaptı. “İSO hepimiz için kıymetli bir yuva, değerli bir marka” diyen Bahçıvan, “Biz sanayicilerin hayatında anlamlı yeri olan bu kurumu her açıdan güçlü kılmak öncelikli hedefimiz. Sanayimize sahip çıkmanın, sanayimizin sorunlarını çözmenin yolu Güçlü Bir İSO’dan geçiyor. İSO’nun gücüne güç katma çabalarına herkes destek olmalıdır” dedi.</p>
<p>2022-2026 çalışma dönemine ilişkin İstanbul dört yıllık faaliyet raporunu üyelerle paylaştıklarını aktaran Bahçıvan, “Dört yıl boyunca taşıdığımız sorumluluğun merkezinde, ülkemizin üretim gücünü korumak, sanayimizin rekabetçiliğini geliştirmek ve üyelerimizin değişen ihtiyaçlarına yalnızca bugünün değil, yarının koşullarını da gözeten çözümler üretmek yer aldı” diye konuştu.</p>
<h2>“Hiçbir zaman umutsuzluk üretmedik” </h2>
<p>Yaşanan tüm zorluklara rağmen üretimi savunmayı, sorunları sadece tespit eden değil, çözüm geliştiren bir kurum olmayı ve sanayicinin sesini en güçlü biçimde karar vericilere ulaştırmaya çalıştıklarını vurgulayan Bahçıvan, şöyle deva etti: “Başkanlık dönemimiz boyunca pusulamız çok netti: Güçlü sanayi için doğruya doğru, yanlışa yanlış demek. Çünkü İSO’nun görevi yalnızca sorunları dile getirmek değil; üretimin yanında durmak, riskleri önceden görmek, sanayicimizin sesini karar alıcılara taşımak ve her eleştiriyi mutlaka çözüm önerisiyle birlikte sunmaktır. Üretimin nefes alması, Türkiye’nin nefes almasıdır. Sanayicinin güçlenmesi, ülkemizin güçlenmesidir.” Konuşmasında, sanayiye sahip çıkmak, Türkiye’ye sahip çıkmaktır anlayışıyla hareket ettiklerini ifade eden Bahçıvan, “Geriye dönüp baktığımda en büyük gururum; doğru bildiğimiz gerçekleri, herhangi bir hesap yapmadan, İSO’nun kurumsal kimliğine ve sanayicimizin vakarına yakışan bir dille ifade etmiş olmamızdır. Eleştirirken ülkemizin geleceğini düşündük, destek verirken kurumsal bağımsızlığımızı koruduk. Hiçbir zaman umutsuzluk üretmedik; her sorunun yanında çözüm iradesini da ortaya koyduk” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Türkiye’nin geleceği üretimdedir”</span></h2>
<p>“Bizden önceki sanayici büyüklerimizden aldığımız gibi şimdi de bizden sonra geleceklere yalnızca bir unvan değil; sağlam bir kurumsal zemin, güçlü bir ekip, açık bir ufuk, korumaya değer ilkeler ve kıymetli bir marka bırakabiliyorsanız, görevinizi tamamlamışsınız demektir” diyen Bahçıvan, “Geride duran değil, ileriye yürümeye hazır bir İSO; geçmişinden güç alan, geleceğini ise yeni kadroların enerjisiyle devam ettirecek bir kurum bıraktığıma inanıyorum. Görevimi huzurla devrediyorum; ancak Türkiye’nin üretim davasına olan inancımı devretmiyorum. Türkiye’nin geleceği üretimdedir. Sanayisine sahip çıkan bir Türkiye’nin aşamayacağı hiçbir engel yoktur” diye konuştu. 26 Ekim ve 4 Kasım tarihlerindeki oda seçimlerinin, bundan önceki seçimlerde olduğu gibi bir bayrak yarışı olarak görülmesi gerektiğine dikkat çeken Bahçıvan, “Seçimlerin odamızın geleneklerine, değerlerine ve engin birikimine yakışır bir şekilde gerçekleşmesini temenni ediyorum. İSO Yönetim Kurulu Başkanlığı için adaylığını açıklamış iki sanayicimiz Sayın Ender Yılmaz ve Sayın Adnan Dalgakıran’a başarılar diliyorum” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bahcivan-sanayisine-sahip-cikan-turkiyenin-asamayacagi-engel-yoktur-88191</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/5/1280x720/erdal-bahcivan-1773811034.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, “Görevimi huzurla devrediyorum ancak Türkiye’nin üretim davasına olan inancımı devretmiyorum. Türkiye’nin geleceği üretimdedir. Sanayisine sahip çıkan bir Türkiye’nin aşamayacağı hiçbir engel yoktur” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tobb-yonetim-kurulu-uyesi-candir-kalici-fiyat-istikrarinin-yolu-uretimi-ve-arz-kapasitesini-guclu-tutmaktan-geciyor-88227</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çandır: Kalıcı fiyat istikrarının yolu, üretimi ve arz kapasitesini güçlü tutmaktan geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası (ATB) Eylül ayı meclis toplantısı Erdoğan Ekinciler yönetiminde gerçekleştirildi.</p>
<p>TOBB Yönetim Kurulu üyesi ve Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, konuşmasında geçtiğimiz günlerde açıklanan 2207-2029 dönemi Orta Vadeli Plan (OVP) hakkında değerlendirmelerde bulundu. OVP’ye tarım açısından bakıldığında, yüksek katma değerli üretim, Ar-Ge ve teknoloji kullanımı, yöresel ürünlerin ekonomik değerinin artırılması, verimlilik ve rekabetçiliğin geliştirilmesi gibi başlıkların öne çıktığını belirten Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bunların sektörümüz açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Ancak tarımsal istihdamdan üretim maliyetlerine, finansmana erişimden gıda arz güvenliğine kadar sektörümüzün çözüm bekleyen yapısal meseleleri de var. Bizim beklentimiz; tarım politikalarının yalnızca fiyatlar üzerinden değil, üretimin devamlılığı ve üreticinin sürdürülebilirliği üzerinden de ele alınmasıdır. Çünkü kalıcı fiyat istikrarının yolu, üretimi ve arz kapasitesini güçlü tutmaktan geçiyor. Üreticiyi üretimde tutamazsak ne fiyat istikrarını ne de gıda arz güvenliğini sağlayabiliriz. OVP’deki hedeflerin kararlılıkla uygulamaya yansımasını bekliyor; üretimi, yatırımı ve üreticiyi güçlendiren politikaların kalıcı hale gelmesini önemsiyoruz’’ dedi.</p>
<p>Bu ay açıklanan bir diğer önemli verinin de 2026 yılı ikinci çeyrek Gayrisafi Yurtiçi Hasıla sonuçları olduğuna dikkat çeken Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Ekonomimiz yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,6, ikinci çeyreğinde ise yüzde 2,3 büyüdü. Ancak son beş yıllık ortalamalarla karşılaştırdığımızda büyümenin belirgin biçimde ivme kaybettiğini görüyoruz. Tarım sektörümüz ise ilk çeyrekte yüzde 4,8, ikinci çeyrekte ise yüzde 13,3 büyüdü. Sektörümüzün büyümesi sevindiricidir. Ancak ikinci çeyrekteki yüksek büyümenin, geçen yılki düşük üretimin ardından bu yıl rekoltede yaşanan artışın oluşturduğu baz etkisini içerdiğini de unutmamalıyız. Dolayısıyla bu yüksek büyüme oranını tek başına sürdürülebilir bir büyüme göstergesi olarak değerlendirmemeliyiz. Bizim asıl hedefimiz; tarımda bir yıl yüksek, diğer yıl düşük büyüme değil, üreticinin kazandığı, üretimin arttığı ve sektörün geleceğine güvenle baktığı istikrarlı bir büyüme olmalıdır.’’</p>
<p>Ticaret ve hizmetler kesiminde de benzer bir yavaşlama görüldüğünü ifade eden Çandır, ‘’İlk çeyrekte yüzde 3,5 büyüyen ticaret sektörünün ikinci çeyrek büyümesi yüzde 0,5 seviyesinde kalmıştır. Bu veriler bize iç talepteki yavaşlamanın üretim ve ticaret tarafında da etkilerinin hissedilmeye başladığını gösteriyor. Fiyat istikrarını kalıcı hale getirirken üretimi, yatırımı ve ticareti de güçlendirecek bir dengeye ihtiyacımız var. Çünkü ekonominin temelinde üretim vardır. Üretim güçlü olmadan kalıcı refah sağlamak mümkün değildir’’ dedi.</p>
<p>Ali Çandır, konuşmasında 2022-206 yılı çalışma döneminde gerçekleştirdikleri çalışmalar hakkında bilgi verirken Antalya Ticaret Borsası seçimlerinin 1 Ekim’de yapılacağını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tobb-yonetim-kurulu-uyesi-candir-kalici-fiyat-istikrarinin-yolu-uretimi-ve-arz-kapasitesini-guclu-tutmaktan-geciyor-88227</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/7/1280x720/tobb-yonetim-kurulu-uyesi-candir-kalici-fiyat-istikrarinin-yolu-uretimi-ve-arz-kapasitesini-guclu-tutmaktan-geciyor-1790239945.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, ‘’Tarımsal istihdamdan üretim maliyetlerine, finansmana erişimden gıda arz güvenliğine kadar sektörümüzün çözüm bekleyen yapısal meseleleri de var. Kalıcı fiyat istikrarının yolu, üretimi ve arz kapasitesini güçlü tutmaktan geçiyor.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrifikasyon-tek-basina-yetmiyor-88200</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrifikasyon tek başına yetmiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>COP31 Başkanı Türkiye, 2035’e kadar elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payını yüzde 35’e çıkarmayı gündeme taşıyor. Ancak elektrifikasyonun iklim açısından ne kadar etkili olacağı, elektriğin hangi kaynaklardan üretildiğine bağlı. Fosil Yakıtların Ötesi Ağı Kampanyacısı Duygu Kutluay’a göre Türkiye açısından soru burada başlıyor: Bir yandan rüzgâr ve güneşte 120 GW hedeflenirken, diğer yandan kömürün elektrik üretimindeki ağırlığı devam ediyor. </strong></p>
<p>COP31’e giderken iklim gündeminin öne çıkan başlıklarından biri elektrifikasyon. Türkiye, COP31 Eylem Gündemi kapsamında, elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payının 2035 yılına kadar yüzde 35’e çıkarılmasını öneriyor. Bu, mevcut elektrifikasyon hızının yaklaşık dört katına çıkması anlamına geliyor.</p>
<p>Elektrikli araçlardan ısı pompalarına, sanayiden binalara kadar fosil yakıt kullanan birçok alanın elektriğe geçmesi, emisyonların azaltılmasının temel araçlarından biri olarak görülüyor. Ancak burada kritik bir soru var: O elektrik nereden gelecek?</p>
<p>Fosil Yakıtların Ötesi Ağı Kampanyacısı Duygu Kutluay, elektrifikasyon ile karbonsuzlaşmanın aynı anlama gelmediğine dikkat çekiyor. Kutluay’a göre elektrik talebi artarken bu talep kömür ve doğal gazdan karşılanmaya devam ederse, fosil yakıt kullanımı ortadan kalkmak yerine biçim değiştirmiş oluyor. “Elektrifikasyon, karbonsuzlaşmayla eş anlamlı değildir” diyen Kutluay, COP31 ev sahibi Türkiye’nin elektrifikasyon ile fosil yakıtlardan çıkış gündemlerini birlikte ele alması gerektiğini savunuyor.</p>
<p><strong>Elektriğin yüzde 56,6’sı kömür ve gazdan</strong></p>
<p>Türkiye açısından tablo iki farklı eğilimi aynı anda barındırıyor. Türkiye’nin elektrik üretimi 2025 yılında yaklaşık 363 TWh’ye ulaştı. Güneşin üretimdeki payı yüzde 10,5, rüzgârın payı ise yüzde 10,9 oldu. Böylece iki kaynak birlikte elektrik üretiminin beşte birinden fazlasını karşıladı.</p>
<p>Buna karşılık kömür yüzde 33,6 ile elektrik üretiminde en büyük kaynak olmayı sürdürdü. Doğal gazın payı ise yüzde 23 düzeyinde. Yani kömür ve gaz birlikte Türkiye’nin elektrik üretiminin yüzde 56,6’sını oluşturuyor. Bu tablo, elektrifikasyon tartışmasının neden yalnızca elektrik tüketimini artırmak üzerinden yürütülemeyeceğini gösteriyor. Ulaşımın, binaların ve sanayinin daha fazla elektrik kullanması emisyon azaltımı açısından önemli bir potansiyel taşıyor. Ancak bunun sonucu, elektrik sisteminin ne hızla karbonsuzlaştırıldığına bağlı.</p>
<p><strong>Hedef 120 GW</strong></p>
<p>Türkiye’nin yenilenebilir enerji tarafındaki hedefi oldukça yüksek. Rüzgâr ve güneşte toplam kurulu güç 2025 sonu itibarıyla yaklaşık 40 GW seviyesine ulaştı. 2035 hedefi ise bunu üç katına çıkararak 120 GW’a taşımak.</p>
<p>Ancak kapasiteyi artırmak tek başına yeterli değil. Yeni yenilenebilir enerji yatırımlarının sisteme bağlanabilmesi için şebekenin de aynı hızla büyümesi gerekiyor.</p>
<p>Ember analizine göre, Temmuz 2025’ten bu yana lisanssız yenilenebilir enerji projeleri için illerde şebeke bağlantı kapasitesi bulunmuyor. Mayıs 2025 itibarıyla dağıtım seviyesinde kalan bağlantı kapasitesinin yalnızca 0,52 GW olduğu belirtiliyor. Bu darboğaz, 120 GW hedefinin önündeki önemli uygulama başlıklarından biri. Türkiye, planlanan yenilenebilir enerji artışını desteklemek amacıyla yüksek gerilim iletim altyapısı dahil şebeke yatırımlarının finansmanı konusunda Dünya Bankası ile görüşmeler yürütüyor.</p>
<p><strong>33 GW batarya kapasitesi onaylandı</strong></p>
<p>Bir diğer önemli alan depolama. Türkiye’de düzenleyici çerçevenin devreye girmesinden bu yana depolama bağlantılı yenilenebilir enerji projeleri kapsamında 33 GW’ın üzerinde batarya kapasitesinin onaylandığı belirtiliyor. Onaylanan kapasitenin tamamının çalışan bir esneklik kapasitesine dönüşmesi için iletim altyapısı, piyasa kuralları ve yatırımların doğru noktalarda hayata geçirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Akıllı şebekeler de bu dönüşümün bir başka ayağı. Türkiye, 2027’ye kadar 2,8 milyon akıllı sayacın kurulmasını ve yaklaşık 12 milyon kullanıcının uzaktan izlenebilmesini sağlayacak Ulusal Akıllı Sayaç Sistemi’ni devreye almayı planlıyor.</p>
<p>Bu altyapı, elektrik talebinin daha etkin yönetilmesinden elektrikli araçların, bataryaların ve çatı üstü güneş sistemlerinin şebekeye entegrasyonuna kadar birçok alanda önem taşıyor.</p>
<p><strong>Asıl mesele elektriğin kaynağı</strong></p>
<p>Yenilenebilir enerjideki büyümeye karşın kömür yatırımları elektrifikasyon tartışmasının en tartışmalı başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Fosil Yakıtların Ötesi Ağı, kömür yatırımlarının Türkiye’nin COP31’de öne çıkarmaya hazırlandığı elektrifikasyon gündemiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği görüşünde. Ağ, yeni kömür kapasitesinin elektrik sistemine eklenmesinin elektrifikasyonun sağlayabileceği emisyon azaltımını sınırlayacağını savunuyor.</p>
<p>Dolayısıyla COP31’e giderken tartışma yalnızca “ne kadar elektrik?” sorusu üzerinden yürümeyecek. Elektriğin nereden geldiği, şebekenin bu dönüşümü taşıyıp taşıyamayacağı ve yeni elektrik talebinin fosil yakıtların yerini gerçekten alıp alamayacağı da aynı ölçüde belirleyici olacak.</p>
<p>Kutluay’ın ifadesiyle, elektrifikasyonun iklim eyleminin güçlü bir itici gücüne dönüşmesi için fosil yakıtlardan çıkışla birlikte ilerlemesi gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #169179;"><strong>Enerji faturalarını 2035'e kadar yüzde 15 azaltıyor</strong></span></p>
<p>-Fosil yakıt ithal eden ülkeler, ithalat harcamalarını, 2025 seviyelerine kıyasla yılda 400 milyar dolardan fazla azaltabilir.</p>
<p>- Yüksek elektrifikasyon senaryosunda, ortalama hane enerji faturaları, 2035 yılına kadar yüzde 15 oranında azalıyor.</p>
<p>- Elektrikli araçlar şimdiden günde 2,3 milyon varil petrol tüketimini önlüyor. Bu miktar, Hürmüz Boğazı’nı baypas eden Habshan-Fujairah petrol boru hattından yaz boyunca geçen petrol hacminden fazla.</p>
<p>-Yüksek elektrifikasyon senaryosunda yeni arzı, hızla artan talep ile bağlayabilmek için elektrik şebekelerine yatırım yapılmalı: Elektrik şebekelerinin 2035 yılına kadar, son 10 yıla kıyasla yüzde 40 daha hızlı modernize edilmesi ve genişletilmesi gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrifikasyon-tek-basina-yetmiyor-88200</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/0/1280x720/enerji-elektrik-gunes-ruzgar-res-ges-1790230481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrifikasyon tek başına yetmiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/637-milyarlik-karla-dikkat-cekti-hisseyi-alan-fon-sayisi-184u-buldu-88196</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 63,7 milyarlık kârla dikkat çekti, hisseyi alan fon sayısı 184’ü buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Altı aylık dönemde borsada işlem gören 10 bankanın sekizi kârını artırırken ikisi düşürdü. Garanti Bankası en yüksek kârı elde eden olarak öne çıkarken Şekerbank en yüksek kâr artışını gerçekleştiren kurum oldu. Peki bankalarda kalmak gelir artışı için tek başına yeterli mi?</strong></p>
<p>Banka sektörünün yedi aylık toplam kârı %24,5 büyüyerek 596,4 milyar TL’ye ulaştı. Temel gelirler güçlü kalmakla birlikte hisselerin performansı yatırımcıları düşündürüyor. İlk yarı verilerine göre Garanti Bankası 63,7 milyar TL kârla ilk sırada yer alırken, Akbank 34,3 milyar TL ile uzak geriden geliyor. Pazardaki bankaların çoğunluğun kârı büyürken Halkbank %61 yıllık yükselişle en fazla performansı sağladı. Vakıflar Bankası yükselişiyle öne çıkan bir diğer banka oldu. Büyük kârlılıkların cazibesine kapılarak işlem yapmadan önce, sektöre yönelik talebin de nazara alınması önemli.</p>
<h2>Yüksek kârın yansıması</h2>
<p>Şekerbank ilk yarıda kârını %84,19 büyüterek 1,5 milyar TL’ye çıkardı. Oransal bazda sektörün en yüksek performansını gerçekleştirdi. Gözlenen güçlü kâr artışına rağmen fiyatı 17 Temmuz günü en yüksek 20 TL’yi gördü. Ancak sonrasında hızla geriledi. Şimdilerde tabanda hareket eden hissede fonların satış yönlü işlemleri öne çıkıyor. Portföyüne alan fon sayısı 24’ten 19’a geriledi. ICBC Turkey Bank, altı aylık periyotta başarılı bir operasyonla zarardan kâra döndü. Dönem sonunda 1,72 milyar TL kâr elde eden kurum, mayısta 28,08 TL’ye kadar çıktı. Ardından gelen satışlarla fiyatı geriledi. Aralık 2023’ten bu yana arada dalga boyları yüksek olsa da yatay bir seyir söz konusu. Hissede iki fonun pozisyonu bulunuyor.</p>
<h2>Güçlü bankaya fon ilgisi</h2>
<p>Garanti Bankası, yılın ilk yarısında kârını %18,83 artışla 63,7 milyar TL’ye taşıdı. Banka elde ettiği kâr rakamıyla hem bankacılık sektöründe hem de borsada en yüksek tutara sahip konumda. Son bir yılda fiyatı zayıf bir performans sergilese de fonların ilgisi dikkat çekiyor. Portföyünde bulunduran fon sayısı 184’e çıkarken toplam payları %9 büyüdü.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4ba9a99fd8-1790229146.png" alt="" width="999" height="553" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FAVÖK MARJI MI, NET KÂR MARJI MI?</strong></p>
<p>FAVÖK marjı; operasyonel odak, kıyaslama, satın alma cazibesi, amortisman esnekliği. Nakit akışı yanılsaması, faiz yükünü gizleme, makyajlama aracı. Net kâr marjı; nihai kazanç, temettü potansiyeli, özsermaye büyümesi, değerleme temel taşı. Finansal manipülasyon, yatırım engeli, dönemsel oynaklık.</p>
<p><strong>Savunma sektörüne ağırlık veriyor. Gelirinin yarısını bu alandan sağlamak istiyor</strong></p>
<p>Link Bilgisayar’ın savunma sektöründe büyüme olasılığı var mı? ● Atakan Özkan</p>
<p>Atakan, Link Bilgisayar’ın savunma sektörüne yönelimi gözlenirken alandan nakit akışı sağlıyor. Şirket özellikle Aselsan ve Havelsan gibi kurumlara yaptığı proje teslimatlarıyla savunma ve güvenlik alanındaki gelir payını %50 seviyesine çıkarmayı amaçlıyor. Ar- Ge personel sayısını 80’in üzerine çıkaran firma, bulut teknolojileri ile yapay zeka yatırımları sayesinde altı farklı alanda faaliyet gösteriyor. Gelişmeler gelir artışını desteklerken yıl sonu için 2 milyar TL ciro hedefleniyor. Katma değerli projeler, kâr marjını destekler nitelikte.</p>
<p><strong>Ortağın bir yıldır sermaye avansı vermesi  bedellinin masada olduğunu gösterir</strong></p>
<p>Kaplamin Ambalaj’in bedelsiz verme ihtimali var mı? ● Hüseyin Abat</p>
<p>Hüseyin, Kaplamin son olarak 2022 yılında nakit temettü ödemesi yaparken 2013 yılından bu yana bedelli ya da bedelsiz sermaye artırımı gündeme gelmedi. Öte yandan şirket ortakları yaklaşık bir yıldır farklı zamanlarda nakit girişi yapıyor. Bildirimlerde bu tutarların ileride yapılacak ilk sermaye artırımında mahsup edileceği belirtilmekte. Bu yolla mali yapı desteklenirken ilerleyen süreçte bedelli sermaye artırımı gündeme gelecek. Son üç yıl zarar eden firma, altı aylıkta zararını sürdürdü. Finansal borçları ise %75 azalarak 29,7 milyon TL’ye indi.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>MHF fonu geride kalan bir ayda hızlı gerilese de son bir yılda %31 kazandırdı</strong></p>
<p>MT Portföy’ün idaresindeki BIST Halka Arz Şirketleri Hisse Senedi Fonu (MHF), Nisan 2025’ten bu yana işlem görüyor. Yılın ilk yarısında yükselen bir eğilim sergileyen fon, geçtiğimiz temmuzda 2,48 TL seviyesini test ettikten sonra yönünü aşağı çevirdi. Temmuzda fonun toplam değeri 573,8 milyon TL’ye kadar çıkarken şimdilerde hacmi 47,2 milyon TL düzeyinde bulunuyor. Geçtiğimiz ay nakit çıkışı gözlenen fondan eylülde çıkan tutar 336,8 milyon TL oldu. Temmuzda yatırımcı sayısı 5.183’e kadar çıkarken temmuzda kademeli bir düşüş yaşadı. Eylülün üçüncü haftasına gelindiğinde düşen ivme arttı. Stratejisi, varlıklarını halka arz şirketlerin hissesinde değerlendirmek üzerine kurulu. Şimdilerde portföyün %59,80’ini hisse senedi ve %30,96’sı mevduata tutuyor. Bir yılda %31,14 getiri sağlarken endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tacirler Yatırım, %45,73 bileşik faizle 631,9 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım, 21.09.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 631.900.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %39,50, bileşik faizi ise %45,73 olarak belirlendi. 92 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %9,96 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 23.12.2026 olarak açıklandı. 22 Eylül tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,55 seviyesinde bulunuyor. Tacirler Yatırım’ın verdiği %39,50 basit faiz oranı, TLREF’in 2,95 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFTCMDA2625 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4ba75344ae-1790229109.png" alt="" width="984" height="249" /><strong>PARK ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Ciner Enerji’nin pay satış bedelinin revizyonuyla 457,9 milyon TL ek gelir sağladı</strong></p>
<p>Park Elektrik, 2022 yılında Park Holding’e sattığı %10 oranındaki Ciner Enerji payıyla ilgili ek tahsilat yaptı. Açıklamada payın satışı tarihinde yargı süreci devam eden davalarının neticesine göre bedelin revize edilebilmesine dair şart olduğunu ve bu çerçevede bedelde yukarı yönlü revizyona gidildiğini belirtti. Devam eden yargı süreçlerinin belirli bir aşamaya gelmesiyle birlikte, Park Holding tarafından şirkete 457,9 milyon TL ek nakit ödemesi yapıldı. Mahkeme sürecinin nihai sonucuna bağlı olarak bu bedelin ilerleyen dönemde tekrar değişebileceğini vurguladı.</p>
<p><strong>SDT UZAY VE SAVUNMA</strong></p>
<p><strong>Ürün çeşitlendirme ve beşeri ilaç pazarına girme amacıyla firmanın %51’ini alıyor</strong></p>
<p>SDT Uzay ve Savunma, yurt içinde iki farklı müşterisiyle savunma sistemleri alanında toplam tutarı 16,8 milyon dolar olan iki sözleşme imzaladı. İhalelerden 14,6 milyon dolarlık kısmının teslimatı 2028-2029 yıllarında, 2,2 milyon dolarlık kısmının teslimatı ise 2027 yılı içerisinde gerçekleştirilecek. Son siparişlerle birlikte yılbaşından bu yana aldığı yeni işlerin toplamı 52,2 milyon doları buldu. Yaklaşık 2,5 milyar TL’ye denk gelen iş bağlantıları firmanın yıllık gelirinin %99,9’u seviyesinde. SDT Uzay, ilk yarıda gelirini %30 artırırken dönem sonunda kâra döndü.</p>
<p><strong>GRAINTURK HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>İştirakinde hakim konuma geçerek dikey büyüme zincirini oluşturmaya çalışıyor</strong></p>
<p>Graintürk Holding, %97,5 oranında bağlı ortaklığı Özova Tarım üzerinden Pastanza Gıda’nın %50 hissesini 29,3 milyon TL peşin bedelle satın almak için sözleşme imzaladı. Anlaşma sonucunda Pastanza’daki doğrudan ve dolaylı toplam payı %48,8’den %97,6’ya yükselmiş oldu. Yeni durumla birlikte öncesinde özkaynak yöntemiyle değerlenen iştirak, tam konsolidasyon kapsamına alınacak. İşlem neticesinde, tarımsal ürünlerin tedarikinden işlenmesine ve oradan da katma değerli gıda ürünlerine dönüştürülmesine kadar uzanan aşamada dikey zincirini güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Çelik Halat son beş ayda inişli çıkışlı dalgalarla birlikte fiyatını yukarı taşıdı</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4ba5d5b9e9-1790229085.png" alt="" width="304" height="243" /></strong>Çelik Halat’ta fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %38,54 ile toplamda 159,2 bin lot azalarak 253,9 bine indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı iki ile sabit kaldı. SHU 159,2 bin lot ile en fazla satışı yaparken, alım tarafında yer alan olmadı. Çelik Halat için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum gözlenmedi. Hissede en fazla konumlanan Sparta Portföy’e ait SHU fonu olurken, satışlar sonrasında payı 228,87 bin lota geriledi. Atlas Portföy’ün KHJ fonu hareket etmedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/637-milyarlik-karla-dikkat-cekti-hisseyi-alan-fon-sayisi-184u-buldu-88196</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 63,7 milyarlık kârla dikkat çekti hisseyi alan fon sayısı 184’ü buldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozel-komisyon-ekimde-kurulacak-88194</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel komisyon ekimde kurulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Meclis'te partilerin tamamının katılımıyla kurulması planlanan komisyonun 17 üyeden oluşması planlanıyor. Edinilen bilgilere göre; Meclis’in 1 Ekim’de açılmasının ardından, TBMM’de kurulacak komisyonun isminin de ‘İzleme Kurulu’ olması bekleniyor. Tüm partilerin temsil edileceği komisyon süreci takip edecek, gelişmeleri inceleyecek, değerlendirecek ve belli aralıklarla kamuoyu bilgilendirilecek. Komisyon, Terörsüz Türkiye sürecinin bitimine kadar devam edecek. Güvenlik kuvvetleri tarafından silahların bırakılması, mağaraların boşaltılması, hazırlanan yasal düzenleme çerçevesinde Türkiye’ye dönen ve suça karışmamış örgüt üyelerinin sayısı ve adli durumları ile ilgili çıkarılan envanteri inceleyecek. Sahadan gelen her türlü rapora göre, süreç takviminde hazırlanacak yasal düzenlemeler için tavsiyelerde bulunulacak. Sürecin tamamlanmasına kadar çalışması planlanan komisyon, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi komisyonunda temsil edilen partilerin milletvekillerinden oluşacak.</p>
<p>Süreci takip etmek üzere kurulacak komisyonun, TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu benzeri olması planlanıyor. 17 üyeden oluşturulacak komisyon geçici olacak. Çalışmalarını kapalı yürütmesi planlanan komisyon belli aralıklarla kamuoyunu bilgilendirecek. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un, 1 Ekim’de Meclis’in açılmasının ardından, siyasi partilerin grup yöneticileri ile bir araya gelerek, kurulacak komisyonun sayısı, süresi, amacı, işlevi çalışma usul ve esaslarını belirleyecek. Komisyonda görev alacak milletvekillerini partilerin grup yönetimi belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozel-komisyon-ekimde-kurulacak-88194</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/tbmm-meclis-1781760262.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Terörsüz Türkiye hedefinde süreci takip etmek üzere Meclis’te kurulacak komisyon hazırlıklarına ekim ayında başlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizinde-gozler-gelecek-haftaya-cevrildi-88189</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizinde gözler gelecek haftaya çevrildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), son günlerde kamuoyunda tasfiye edilen fonlardaki yatırımcı sayısına ilişkin farklı bilgilerin yer aldığını belirterek dün yeni bir açıklama yaptı. 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiye edildiğini belirterek, Merkezi Kayıt Kuruşu kayıtlarına göre, fonlardaki tekil yatırımcı sayısının 455 bin 758 kişi olduğunu bildirdi. SPK’nın bu açıklaması ile mağdur sayısı netleşirken, paraların nasıl ödeneceği, yatırımcının parasının tamamını alıp alamayacağı, zararın kimin üzerine kalacağı, başta SPK olmak üzere kamunun ihmalinin bulunup bulunmadığı gibi pek çok sorunun yanıtı aranıyor.</p>
<h2>Erdoğan'ın dönüşü bekleniyor</h2>
<p>Konu siyasetin de öncelikli gündem başlığını oluştururken muhalefet partilerinin ekonomi kurmayları krizin patlak verdiği günden bu yana ardı ardına yaptıkları açıklamalarla çözüm önerilerini sıralıyorlar. Ancak yanıt bekleyen pek çok sorunun yanıtı için gözler hükümette. AK Parti kulislerinde gelecek haftaya işaret ediliyor. Birleşmiş Milletler( BM) toplantısına katılmak üzere ABD’ye giden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dönüşü sonrası konunun kapsamlı bir şekilde masaya yatırılacağı, gelecek hafta yapılması beklenen Kabine toplantısında Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in detaylı bir sunum yapacağı dile getiriliyor. “Önümüzdeki hafta yoğun bir hafta olacak“ değerlendirmelerinin yapıldığı AK Parti kulislerinde, ‘resim tam olarak ortaya çıksın’ görüşü de dile getirilirken, gelişmelerin bir süre daha takip edilmesi gerektiği konusunda da temkinli bir bekleyiş bulunuyor.</p>
<h2>Çözüm bulmak devletin görevi </h2>
<p>AK Parti kulislerinde, bir gecikme ve ihmal olup olmadığı yönündeki soruların yanıtı aranırken, devletin görevinin vatandaşın yatırım dahil her türlü güvenliğini sağlamak olduğu yönünde görüşler dile getiriliyor. “Devletin sorumluluğu vatandaşını korumaktır, eğer bir yerde bir sorun varsa buna müdahale etmekte, çözmekte devletin görevi” değerlendirmeleri yapılıyor.</p>
<p>Fon krizinin ardından AK Parti cephesinden Nihat Zeybekci'nin başında olduğu AK Parti Ekonomi İşleri Başkanlığı'ndan yapılan paylaşımlar dikkat çekti. Ekonomi İşleri Başkanlığı’nın hesabından önceki gün yapılan paylaşımda Sermaye Piyasası Kurulu’nun görev ve yetkileri tek tek sayılırken, Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu’nun (TEFAS) temel özellikleri, Finansal İstikrar Komitesi’ni yapısı ve çalışmaları da yapılan paylaşımlar arasında yer aldı. Öte yandan yaşanan fon krizinin ardından bürokrasinin bazı kademelerinde görevden almalar yapılacağına ilişkin beklenti giderek artıyor. Kulislerde bu görev değişiminin Erdoğan’dın BM toplantısına katılmak üzere gittiği ABD’den dönüşünde gerçekleştirileceği konuşuluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizinde-gozler-gelecek-haftaya-cevrildi-88189</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizinde gözler gelecek haftaya çevrildi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-donusumde-oncelikler-gosterisli-bir-vitrin-mi-saglam-zemin-mi-88188</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital dönüşümde öncelikler: Gösterişli bir vitrin mi, sağlam zemin mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SELİM ELBAN - </strong><strong>PWC Türkiye Şirket Ortağı</strong></p>
<p>Bugünün popüler dönüşüm yolculuklarında doğru başlangıç noktası, ele alınan sürece göre değişkenlik gösterirken, nerede hız, nerede vitrin etkisi, nerede güven arandığı bu yolculuğu planlamada daha da büyük önem taşıyor.</p>
<p>Teknolojiyi önceliklendirenler, “Bu teknoloji bizim için neleri mümkün kılabilir?” diye sorarken, güveni ve kaliteyi öne alanlar, “Aldığımız kararları nasıl daha isabetli ve savunulabilir hâle getirebiliriz?” noktasından başlamayı tercih ediyor.</p>
<p>Her iki yaklaşım da değerli; ancak doğru yerde kullanılmadığında ya gereksiz risk üretir ya da fırsatların kaçırılmasına yol açar. Asıl kritik nokta, hangi durumda hangi başlangıçtan yola çıkılacağını doğru belirleyebilmektir.</p>
<p><strong>Sahada daha çok </strong><strong>hücumu sevenler için</strong></p>
<p>Yeniliği, keşfetmeyi ve deneme-yanılmayı merkeze alan durumlarda, hedefe kestirmeden gitmek çoğu zaman avantajdır. Riskin düşük, öğrenme potansiyelinin yüksek olduğu durumlarda ise yapay zekâyı önceliklendirmek anlamlı olur.</p>
<p>- Keşfedeceksek: Yeni hizmet fikirleri, alternatif müşteri iletişim tarzları, farklı tasarım konseptleri denemek istiyorsak, önce modeli seçip hızlı prototipler üretmek verimlidir.</p>
<p>- Maliyeti göze alabiliyorsak: İç eğitim materyallerini özetlemek, taslak metinler üretmek, beyin fırtınası yapmak gibi alanlarda yanlış veya zayıf çıktılar ciddi zarar vermez; tam tersine tartışma ve öğrenme zemini sağlar.</p>
<p>- İnsan dokunuşu varsa: Uzmanların son kontrolü yaptığı ve çıktıyı gerektiğinde düzelttiği süreçlerde, yapay zekâdan gelen hız ve çeşitlilik destekleyici güç olur.</p>
<p>Bu senaryoda deneyimleyerek öğrenmeyi sağlayan hızlı ve görünür sonuçlar, insanların ilk bakışta fark edemeyeceği alternatiflerin ortaya çıkması ve daha büyük projelerin tasarımı için kullanılabilecek somut fikirlerin üretilmesi beklenir. Böylece düşük riskli denemeler üzerinden hem teknolojiye alışma hem de sonraki stratejik adımları daha bilinçli planlama sağlanabilir.</p>
<p>Ancak bu yaklaşımın sınırlarını bilmek lazım. Yapay zekâ, üzerinde yükseldiği veri ne kadar zayıfsa, hatalı varsayımları o kadar hızlı çoğaltır. Bu yüzden yüksek etki ve yüksek sorumluluk içeren süreçlerde risk büyür. İşte tam bu noktada, oyunun yönünü değiştirip odağı sahadaki hücumdan savunmaya, yani verinin güvenilirliğine çevirmek gerekir.</p>
<p><strong>Güçlü savunma için </strong><strong>önce veri diyenler</strong></p>
<p>Sahada hücum kadar savunmanın da maçı kazandırdığını bilenler için öncelik farklıdır. Onlar oyuna işin teknolojisinden değil, verinin sağlamlığından başlar. Çünkü kritik anlarda sonucu belirleyen, sistemin ne kadar güzel göründüğü değil, kararın dayandığı zeminin ne kadar güvenilir olduğudur.</p>
<p>Riskin yüksek, hata maliyetinin doğrudan müşteriye, finansa veya güvenliğe yansıdığı alanlarda veri odaklı başlangıç vazgeçilmezdir:</p>
<p>- Müşteri kararlarını etkiliyorsak: Kredi onayı, fiyatlandırma, teklif puanlama, müşteri segmentasyonu gibi süreçlerde tek bir hatalı karar bile finansal kayıp ve itibar zedelenmesi anlamına gelebilir.</p>
<p>- Operasyonu ve riski yönetiyorsak: Üretim planı, stok seviyesi, teslimat rotası, güvenlik incelemesi gibi akışlarda ortaya çıkan hata, gerçek dünyada aksama, gecikme ve zarar olarak geri döner.</p>
<p>- Mevzuata ve denetime tabiysek: Regüle sektörlerde her kararın gerekçesi ve dayandığı veri, yıllar sonra bile açıklanabilir olmak zorundadır.</p>
<p>Veri kalitesinin önceliklendirildiği yerde temel beklenti nettir: Kararların her seferinde benzer şekilde üretilebilmesi, hataların nereden kaynaklandığının hızla izlenebilmesi ve sistemle çalışan herkesin çıktılara güven duyabilmesi. Verinin kaynağı, tanımı, kalitesi ve sahibi net olduğunda, yapay zekâdan çıkan her sonucun arkasında durmak kolaylaşır. Hangi rakamın nereden geldiği, hangi kuralın nasıl uygulandığı açıkça gösterilebilir; karar yalnızca modelin inisiyatifine bırakılmaz.</p>
<p>Kararlardan etkilenen ekipler ve müşteriler, sistemin hangi veriye dayandığını ve sınırlarını bildikçe, çıktıları daha tutarlı kullanır. Ne zaman güvenip ne zaman sorgulayacaklarını bilir; yapay zekâyı körü körüne değil, bilinçli bir çalışma arkadaşı olarak konumlandırır. Böylece yüksek etkili süreçlerde hem denetlenebilir hem de uzun vadede sürdürülebilir bir güven zemini oluşur.</p>
<p>Yapay zekâ, ancak üzerine oturduğu veri zemini yeterince sağlam olduğunda gerçek değer üretir. Temel veriler dağınık, tanımlar muğlak, sorumluluklar belirsiz kaldığında model, kurum içindeki karmaşayı yalnızca otomatikleştirir; hataları daha hızlı ve daha görünmez hâle getirir.</p>
<p>Bu yüzden savunmayı önceliklendirenler şunu bilir: Önce veriyi düzene sokmadan hiçbir yapay zekâ sistemi gerçekten “akıllı” sayılmaz. Sağlam zemin kurulduğunda ise aynı teknoloji, artık sadece etkileyici bir vitrin değil; güvenilir ve denetlenebilir karar mekanizmasının güçlü bir oyuncusu hâline gelir.</p>
<p>Bu iki farklı yaklaşım ışığında, bir sürece başlarken hata yaptığınızda ne olacağı, o hatayı kimin savunmak zorunda kalacağı ve bugün elinizdeki veriyi ne kadar tanıdığınız gibi cevaplanması gereken sorular var. Yanıtlar yalnızca bir fikir atölyesinde kalıyor, insan dokunuşu son kararı veriyor ve verinin sınırları herkesçe biliniyorsa, kapıyı yapay zekâdan açmak, hızlı denemelerle keşfetmek ve öğrenmek akıllıca. Buna karşılık süreç müşteri, para, güvenlik ya da mevzuata dokunuyor, denetimde açıklanabilir olma zorunluluğu taşıyor ve verinin kaynağı, tanımı ve sahibi konusunda soru işaretleri varsa, adımı önce veriyle atmak zorunlu.</p>
<p>Özetle, sağlam bir yol haritası ikisini de reddetmez, ama hangi durumda hangisinden başlaması gerektiğini bilir. Asıl seçim, hangi sonuçlara katlanmaya hazır olduğumuzu dürüstçe belirleyebilmektir.</p>
<p>Teorik bir tartışmanın ötesinde, aşağıdaki çalışmalar da benzer uyarıları ele alıyor:</p>
<p>- MIT Sloan Management Review’de yayımlanan Winning With AI çalışması, yapay zekâ yatırımlarının tek başına yeterli olmadığını vurguluyor. Çoğu kurum, sağlam bir veri temeli ve organizasyonel uyum olmadan kalıcı iş değeri üretemiyor; asıl kazananlar ise teknolojiyi strateji, kültür ve veri yönetimiyle birlikte ele alanlar oluyor.</p>
<p>- PwC’nin Responsible AI çerçevesi, yapay zekânın sorumlu kullanımının performans ve güvenlikten veri kalitesine, önyargıdan açıklanabilirliğe kadar pek çok boyutta güçlü bir zemin gerektirdiğini hatırlatıyor. Bu temel kurulmadığında, yapay zekânın sağladığı hız ve vitrin etkisi, etik ve operasyonel riskleri büyüten bir kaldıraç hâline dönüşebiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-donusumde-oncelikler-gosterisli-bir-vitrin-mi-saglam-zemin-mi-88188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital dönüşümde öncelikler: Gösterişli bir vitrin mi, sağlam zemin mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bainco-oyunun-pareto-ilkesini-kesfetti-88187</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bain&amp;Co oyunun Pareto ilkesini keşfetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Oyun kullanıcılarının yarattığı kullanım yoğunluğu ve cirosal yoğunluğu Pareto İlkesi’ndeki 80/20 oranını çağrıştırıyor. Bu içgörüye hakim olmak oyun sektöründe yeni Unicorn’lar çıkarmayı hedefleyen Türkiye açısından özel önem taşıyor. Raporun Gaming Istanbul’dan (GIST) etkinliğinden önce elime geçmesini dilerdim ama bu unicorn hedefleri yine de geç kalmadığımızı gösteriyor.</p>
<p>Oyunların önemi, geleceğin rekabetçi kuşaklarını yaratmadaki olası katkısına bağlı olarak oldukça yüksek; her ne kadar bizde zamanında internet cafe’lerde oyun oynayan çocuklar terörist adayı olarak nitelense ve bugün çocukları internetten izole etmek için yollar aransa da bugün dijital işler yapanlar içinde önemli bir kitlenin bilgisayar oyuncusu ya da donanım tarafında bilgisayar toplayanlar olduğunu görmemiz gerekiyor. Benim genelde küçümsediğimiz bu kişilerin önemini anlamam yurtdışındaki bir toplantıda büyük bir içecek şirketinin başkan yardımcısının “Keşke sürekli oyun oynayan bu çocuklar bizim satın alma departmanımızda çalışsa… Sürekli high score peşinde koşan bu kitlenin sizin için pazarlık yapıp daha iyi fiyatlar alması muhteşem olurdu. Ama onlar bizimle ve bizimki gibi şirketlerle çalışmak isterler mi?” demesiyle oldu. Bu, teklif etsek kabul ederler mi, anlamında bir ifadeydi.</p>
<p>İş yaparak ve rekabet ederek para kazanan şirketlerin bizden farklı bakış açıları vardı deyip fon krizinin bu boyutunu incelemeyi konunun uzmanlarına bırakacağım. Bunun yapılması, bundan sonrasında aktaracaklarımla bağlantılı olarak önem taşıyor ancak benim işim değil.</p>
<p>Pareto İlkesi ile ilgili kitabı çevirmemin üzerinden herhalde 30 yıla yakın süre geçti. Mesele şu: Asıl kârını müşterilerinin yüzde 20’sinden elde edersin ve biz sürekli inovasyondan bahsetsek de geriye kalan yüzde 80’ine yönelik hizmetleri düşük maliyetli hale getirip emtialaştırmazsanız maliyetlerinizin nakit akışını bozması çok yüksek olasılık. Müşterilerinizin yüzde 5’lik çok değerli bölümünü her koşulda tatmin edersiniz asla batmazsınız çünkü bu kesim genel giderlerinizi ve işletme sermayesi ihtiyacınızı karşılar. Aradan geçen yıllarda Türkiye’de işi sürdürmekten seçim kazanmaya kadar her işin bu matematikle çalıştığını gördüm. Bunun tersi de geçerli: Müşterilerinizin yüzde 80’ini sürekli memnun etmeniz durumunda muhtemelen bunun ekonomik maliyeti altında ezilirsiniz. Bu sosyal demokrasiyi gözden geçirmenin yanında oyun ekonomisini de yeniden ele almayı gerektiriyor.</p>
<p>Bain&amp;Co’nun raporu, bu denklemin oyun tarafını anlamamızı sağlıyor. Şöyle ki:</p>
<ul>
<li>Bain &amp; Co bulgularına göre, oyun sektörünün gelecekteki kazananlarını; oyuncu odağı, yapay zekâ destekli kişiselleştirme ve oyuncular ile doğrudan ilişkiler belirleyecek</li>
<li>En aktif oyuncular toplam oynama süresinin yaklaşık yüzde 60’ını oluştururken, en çok harcama yapan oyuncu grubu toplam harcamaların yüzde 75’ini gerçekleştiriyor</li>
<li>Yapay zeka oyun geliştirmeyi hızlandırabilir, ancak odağını kaybetmiş bir oyunu kurtaramaz; net bir hedef oyuncu profili olmadan yanlış hamlelerin daha hızlı ölçeklenmesine yol açar</li>
<li>Oyuncuların neredeyse yarısı geçtiğimiz yıl uygulama mağazalarını kullanmadan doğrudan geliştiricilerden alışveriş yaptı; kişiselleştirilmiş teklifler ise genel indirimlerden daha etkili</li>
</ul>
<p>Şu bölüm de ilgi çekici: “Dünyanın önde gelen yönetim danışmanlığı şirketlerinden Bain &amp; Company’nin “2026 Oyun Raporu” değerlendirmelerine göre, oyun sektöründe artık ‘ortalama oyuncu’ diye bir profil söz konusu değil. Fiilen sınırsız hale gelen oyun kataloğu oyuncu tercihlerini parçalara ayırırken, oynama süresi ve harcamalar dar ve tanımlanabilir bir oyuncu kitlesinde yoğunlaşıyor. Bu durum, ortalama oyuncunun peşinden koşmayı günümüz sektörünün en maliyetli hatası haline getiriyor. Rapor, dünya genelinde 5 bin 300'den fazla oyuncuyla yapılan bir ankete ve 2023'ten bu yana piyasaya sürülen 100 oyuna ilişkin Bain’in kendi analizine dayanıyor. “</p>
<p>Raporla ilgili bültenin bundan sonraki bölümünü de aktarmak istiyorum çünkü Türkiye’nin oyun sektöründen unicorn çıkarma planları bulunuyor ve fon felaketi benzeri dengesizlikler yaşamamak için buradaki sistemi ve değişimi iyi algılamak zorundayız ki balon oluşmasın. Yapay zekâ ile çalışıp durumu şöyle bir özetlersek, karşımıza şu tablo çıkıyor:</p>
<p>Unicorn Olma Yolunda İlerleyen Güçlü Adaylar (Soonicornlar)</p>
<p>T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın Turcorn 100 programında yer alan, küresel indirme rekorları kıran ve son dönemde büyük yatırım turlarını tamamlayan stüdyolar şunlardır:</p>
<ul>
<li>Ace Games: <em>Fiona’s Farm</em> oyunuyla büyük başarı yakalayan stüdyo, güçlü yatırımcı desteği ve yüksek gelir üretme kapasitesiyle bir sonraki unicorn olmaya en yakın adaylar arasında gösterilmektedir. [5]</li>
<li>Grand Games: 2026 yılının ortalarında aldığı 70 milyon dolarlık dev yatırım turuyla dikkatleri üzerine çeken stüdyo, büyüme hızını katlayarak milyar dolarlık değerleme yolculuğunu hızlandırmıştır.</li>
<li>Good Job Games: Casual ve puzzle oyun kategorisinde küresel olarak yüz milyonlarca indirmeye sahip olan stüdyo, yakın dönemde tamamladığı 60 milyon dolarlık finansman turlarıyla finansal ölçeğini unicorn seviyesine yaklaştırmıştır.</li>
<li>Cypher Games &amp; TaleMonster: Her iki stüdyo da 2026 yılında 30'ar milyon dolarlık erken aşama / büyüme turlarını kapatarak küresel pazarda hızla ölçeklenen "soonicorn" potansiyelli Türk oyun girişimleri arasında yer almaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır</strong></p>
<p>Türkiye oyun sektörü, günümüz itibarıyla resmi olarak 3 adet "Unicorn" (Turcorn) çıkarmış olup, çok sayıda stüdyo da milyar dolarlık değerlemeye ulaşma yolunda (Soonicorn) hızla ilerlemektedir. Startups.watch verilerine göre Türkiye, toplamda 1.200'den fazla aktif oyun girişimiyle Avrupa'nın en dinamik ekosistemlerinden biri konumundadır.</p>
<p>Milyar Dolar Değerlemeyi Aşan Oyun Şirketleri (Unicornlar)</p>
<p>Türkiye'de toplamda 8 adet Turcorn unvanlı şirket bulunmakta ve bunların 3'ü doğrudan oyun stüdyolarından oluşmaktadır:</p>
<ul>
<li>Peak Games: 2020 yılında 1,8 milyar dolar karşılığında dünya oyun devi Zynga'ya satılarak Türkiye’nin ilk resmi unicorn’u unvanını almıştır. <em>Toy Blast</em> ve <em>Toon Blast</em> gibi küresel hitlerle ekosistemin temelini atmıştır.</li>
<li>Dream Games: 2021 yılında milyar dolar sınırını aşan şirket, amiral gemisi oyunu <em>Royal Match</em> ve yeni çıkardığı <em>Royal Kingdom</em> ile milyarlarca dolar oyun içi gelir yaratarak <u>dünyanın en değerli mobil oyun stüdyoları</u> arasına girmiştir.</li>
<li>Loom Games: Şubat 2026’da <em>Pixel Flow!</em> oyununun geliştiricisi olan İstanbul merkezli stüdyo, Scopely tarafından 1 milyar doların üzerinde bir değerlemeyle satın alınarak Türkiye’nin en yeni oyun unicorn'u olmuştur. Şirket, kuruluştan itibaren sadece birkaç ay içinde bu unvana erişerek <u>dünyanın en hızlı unicorn olan girişimleri</u> arasına adını yazdırmıştır.</li>
</ul>
<p>Yapay zekâ, isteğim doğrultusunda Startups.watch verilerine dayanarak 2021’den beri süren macerayı da şöyle özetliyor:</p>
<p>Startups.watch raporlarına göre Türkiye oyun sektörü, girişim ekosisteminin en çok fonlanan ve küresel ölçekte en dinamik dikey pazarlarından biri olmayı sürdürmektedir.</p>
<p>Sektörün son yıllardaki performansına ait öne çıkan üç aylık (çeyreklik) dönem verileri ve sektörel hacimler şu şekildedir:</p>
<p>2026 Yılı Çeyreklik Yatırım Verileri</p>
<p>2026 yılının ilk yarısında Türk oyun girişimleri toplam 7 yatırım turunda 111,4 milyon dolar fon çekerek genel ekosistemdeki toplam yatırım hacminin %65'ini tek başına oluşturmuştur.</p>
<ul>
<li>2026 - 1. Çeyrek (Q1): Oyun sektörü bu çeyrekte 34,4 milyon dolar yatırım alarak dönemin en çok yatırım çeken dikey sektörü olmuştur. Dönemin en büyük haberi ise Startups.watch Raporu'na göre Loom Games'in Scopely tarafından milyar dolar değerlemeyle satın alınarak Türkiye'nin 7. unicorn'u olmasıdır.</li>
<li>2026 - 2. Çeyrek (Q2): İkinci çeyrekte oyun sektörü liderliğini pekiştirmiştir. Bu dönemin (ve son 12 ayın) en büyük yatırımı 70 milyon dolar ile Grand Games tarafından alınmıştır. Ayrıca Good Job Games 60 milyon dolar, TaleMonster ve Cypher Games ise 30'ar milyon dolarlık turlarla öne çıkmıştır.</li>
</ul>
<p>2025 Yılı Çeyreklik Yatırım Verileri</p>
<p>2025 yılında oyun sektörü, fintek ve yapay zeka alanlarıyla kıyasıya bir rekabet içinde çeyrekleri tamamlamıştır.</p>
<ul>
<li>2025 - 1. ve 2. Çeyrek (İlk Yarı / H1):watch verilerine göre yılın ilk yarısında oyun girişimleri toplam 72,4 milyon dolar yatırım alarak fintekin ardından ikinci sırada yer almıştır.</li>
<li>2025 - 3. Çeyrek (Q3): Yatırımcıların daha seçici davrandığı bu dönemde makroekonomik dengeler gözetilmiş, Dream Games'in CVC'den aldığı (tutarı açıklanmayan) hisse devri yatırımı ve ikincil işlemler döneme damga vurmuştur.</li>
<li>Geçmiş Yıllardan Öne Çıkan Dönemsel Veriler</li>
<li>2022 - İlk Yarı (H1): Türk oyun girişimleri 333 milyon dolar yatırım alarak Birleşik Krallık ve Norveç'i geride bırakmış ve oyun yatırımlarında Avrupa'da 1. sıraya yerleşmiştir.</li>
<li>2021 - Yıllık Toplam: Oyun sektörü genelinde 52 yatırım turunda 265 milyon dolar yatırım yapılarak ekosistemin o dönemki en gözde dikeyi ilan edilmiştir.</li>
</ul>
<p><strong>Ve Bain&amp;Co raporuyla ilgili diğer değerlendirmeler</strong></p>
<p>Bunları yazdıktan sonra Bain&amp;Co raporuna neden önem verdiğimi anladığınızı düşünüyorum. Bu nedenle bültenin kalan bölümünü olduğu gibi aktarmakta bir beis görmüyorum.</p>
<p>Rapor, oyuncuların neredeyse yarısının geçtiğimiz yıl uygulama mağazalarını kullanmadan doğrudan geliştiricilerden alışveriş yaptığını ve kişiselleştirilmiş tekliflerin genel indirimlerden çok daha etkili olduğunu da ortaya koyuyor. Rapora göre ayrıca yapay zekanın oyun geliştirmeyi hızlandırabileceği ancak odağını kaybetmiş bir oyunu kurtaramayacağı ve net bir hedef oyuncu profili olmadan, yalnızca yanlış hamlelerin daha hızlı büyütülmesine yol açabileceği değerlendiriliyor.”</p>
<p>Bu yıl üçüncü sayısı yayımlanan rapor, geçen yıl gözlemlenen ve günümüzde oyuncuların neredeyse yarısının doğrudan satın alma yapmasıyla zirveye ulaşan “doğrudan tüketiciye” (D2C) eğiliminin devamı niteliğini taşıyor. Bain &amp; Company Medya ve Eğlence Birimi Ortağı ve Bain Video Oyun Sektörü Küresel Lideri Anders Christofferson, raporla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “Oyun sektörü yöneticileri için soru artık sadece daha fazla oyuncuya ulaşmak değil. Asıl mesele doğru oyunculara doğru şekilde ulaşmak ve bu ilişki üzerinde daha fazla kontrol sahibi olabilmek. Öne geçen stüdyolar kime yönelik oyun geliştirdikleri konusunda bilinçli bir tercih yapan ve yapay zeka, dağıtım ile kişiselleştirme dahil olmak üzere tüm kaynaklarını bu doğrultuda hizalayan stüdyolar olarak karşımıza çıkıyor.”</p>
<p><strong>Ortalama oyuncu dönemi sona eriyor</strong></p>
<p>Araştırmaya katılan oyuncuların en çok tercih ettiği deneyimler büyük farklılıklar gösteriyor. Rapor, hiçbir deneyim türünün tek başına katılımcıların %26'sından fazlasının ilgisini çekmediğini ortaya koyuyor. Bu ayrışma, yaş grupları karşılaştırıldığında daha belirgin hale geliyor: 13-17 yaş grubundaki gençlerin üçte biri açık ve kullanıcı tarafından üretilen içerikleri (UGC) talep ederken, bu oran 50 yaş ve üzeri oyuncularda %15 ve altına geriliyor.</p>
<p>Rapora göre harcamalar da benzer şekilde dengesiz bir seyir izliyor. En çok harcama yapan %20’lik oyuncu dilimi toplam harcamaların yaklaşık dörtte üçünü oluştururken, en aktif %20’lik kesim tüm oyun süresinin neredeyse %60’ını temsil ediyor. Harcama isteği yaş ilerledikçe azaldığından, demografik yapı kritik bir rol oynuyor. Rapor, genç oyuncuların %86’sının her ay oyunlara para harcadığını; buna karşılık 60’lı yaşlardaki oyuncuların yalnızca %36’sının, 70’li yaşlardakilerin ise sadece %27’sinin harcama yaptığını ortaya koyuyor. Araştırma ayrıca kamuya açık oyun içeriği üretenlerin para harcama olasılığının iki kat daha fazla olduğunu gösteriyor. </p>
<p><strong>Belirli oyuncuları hedeflemek ticari başarı getiriyor; yapay zeka süreci hızlandırabiliyor</strong></p>
<p>Bain &amp; Company analizine göre, belirli ve tanımlanabilir bir oyuncu profili etrafında geliştirilen oyunların %83’ü ticari başarıya ulaşırken, bu odak olmaksızın geliştirilen oyunlarda başarı oranı %50’de kalıyor. Oyuncuların üçte ikisi halihazırda oynadıkları deneyimin devamını (bir devam oyunu, benzer bir yapım veya mevcut içeriklere odaklanma) talep ediyor. Gerçek anlamda farklı bir şey arayanların oranı ise yalnızca beşte bir. Net bir hedef oyuncu profiline sahip bir stüdyo için yapay zeka araçları, oyuncuların %42’sinin oyunlardaki yapay zekaya bir yıl öncesine göre daha sıcak baktığı — bu oranın 13-17 yaş grubunda %59’a çıktığı — bir dönemde daha hızlı prototipleme, daha düşük maliyetli iterasyon ve hedef kitleyi daha derinlemesine anlama olanağı sağlıyor.</p>
<p>Bain &amp; Company Medya ve Eğlence Birimi Ortağı ve EMEA Video Oyun Sektörü Lideri Anders Videbaek ise raporla ilgili değerlendirmesinde şöyle konuştu: “Yapay zeka oyun geliştirmenin maliyet yapısını değiştiriyor, ancak her stüdyonun ilk olarak yanıtlaması gereken temel soruyu değiştirmiyor: Tam olarak kimin için üretiyorsunuz? Bu yanıt olmadan yapay zeka riski azaltmıyor; aksine yanlış bir tercihi çok daha hızlı ölçeklendirmenize yol açıyor. Rakiplerinin önüne geçen geliştiriciler, hedef kitleye rakiplerinden daha erken odaklanan ve yapay zekayı bu odağı genişletmek için değil, derinleştirmek için kullananlar olarak karşımıza çıkıyor.”</p>
<p><strong>Bir sonraki büyüme kaldıracı daha geniş kitleler değil, daha derin oyuncu ilişkileri</strong></p>
<p>Piyasadaki genel büyümenin yavaşlamasıyla birlikte Bain &amp; Company Oyun Raporu, mevcut oyuncularla ilişkileri güçlendirmenin bu dönemin önceliği haline geldiğini vurguluyor. Oyuncularıyla doğrudan ilişki kuran oyun şirketleri; oyun içi mikro kararlar, sosyal ağ bağlantıları ve satın alma geçmişleri gibi zengin davranışsal verilere erişim sağlıyor. Ancak rapor çoğu şirketin bu verileri henüz tam anlamıyla kullanmaya başlamadığını açıklıyor. Rapora göre oyuncuların büyük çoğunluğu, oyun içi etkinliklerine dayalı kişiselleştirilmiş tekliflere karşı olumlu veya nötr bir yaklaşım sergiliyor. Bu da kişiselleştirme altyapısını ilk kuran şirketlerin rakiplerinin yakalamakta zorlanacağı kalıcı bir avantaj elde edeceği anlamına geliyor.</p>
<p>Her etkileşimin bireysel oyuncu için gerçek zamanlı optimize edildiği bire bir kişiselleştirme, bir makine öğrenimi modeli sınıfı olan ‘contextual bandit’ algoritmalarıyla mümkün kılınıyor. Bu algoritmalar sistemlerin oyuncu davranışlarından sürekli öğrenmesini ve gerçek zamanlı kararları optimize etmesini sağlıyor. Bain, bu teknolojinin değer yaratabileceği beş temel alanı şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li>Oyun içi mağaza ve teklif optimizasyonu</li>
<li>Oyunu bırakan oyuncuların yeniden kazanılması</li>
<li>Kişiselleştirilmiş ilk katılım (onboarding) süreçleri</li>
<li>Oyun içi içerik keşfi</li>
<li>Portföy içindeki oyunlar arası öneriler</li>
</ul>
<p><strong>Oyuncuların yarısı doğrudan satın alıyor; kişiselleştirilmiş teklifler satın alma olasılığını artırıyor</strong></p>
<p>Pek çok oyun sektörü yöneticisini hazırlıksız yakalayabilecek bir gelişmeyle; rapor araştırmaya katılan oyuncuların yaklaşık yarısının, son 12 ay içinde doğrudan bir geliştiricinin web mağazasından sanal para, eşya veya oyun içi içerik satın aldığını ortaya koyuyor. Araştırma, katılımcıların %27’sinin birden fazla “doğrudan satın alma” gerçekleştirdiğini gösteriyor.  Gelecek on yılda pazarı şekillendirecek 13-17 yaş grubundaki gençlerde ise geçtiğimiz yıl birden fazla kez doğrudan satın alma yapanların oranı %40. Bu dönüşüm şimdiden geniş ölçekte yaşanıyor.</p>
<p>Platform ekonomisi de buna paralel olarak değişiyor. Rapora göre yapısal ve düzenleyici baskıların dağıtım modellerini yeniden şekillendirmesiyle, ana dağıtım platformlarının aldığı temel komisyon oranları ilk kez düşüş gösteriyor. Ancak yayıncılar platformlardan önce harekete geçmiş görünüyor. Bain’in analizine göre, dünya genelinde en çok gelir getiren mobil oyunların dörtte üçü artık kendi web mağazalarını işletiyor; bu oran 2019’da yalnızca %12 seviyesindeydi. Doğrudan tüketiciye satış stratejisi olmayan mobil yayıncılar için kar fırsatı oldukça yüksek: Üçüncü taraf bir platformdan doğrudan kanala aktarılan her satış, kar marjını 15 ila 30 yüzde puanı artırıyor.</p>
<p>Bununla birlikte Bain'e göre asıl büyük kazanım oyuncu ilişkisinin kendisi: davranışsal veriler, dönüşümü artırma gücü ve satın alma davranışını genel indirimlerden çok daha güçlü biçimde etkileyen kişiselleştirilmiş teklifler sunabilme yeteneği. Bain’in raporu, bir web mağazası alışverişinde indirim oranını %10’dan %30’a çıkarmanın, oyuncuların uygulama mağazaları yerine doğrudan satın almayı tercih etme oranını neredeyse hiç değiştirmediğini gösteriyor. Buna karşılık, son 12 ayda birden fazla kez doğrudan satın alma yapan oyuncuların %84’ü, sık oynadıkları bir oyundan gelecek kişiselleştirilmiş bir teklifin satın alma olasılıklarını artıracağını belirtiyor.</p>
<p>Oyun sektörü yöneticileri için raporun çizdiği rotaya göre oyuncuyu tanımak, doğrudan onlara özel geliştirmek ve ilişkiyi doğrudan sahiplenmek gerekiyor. Bunu başaranlar, sektörün yeni çağını tanımlayanlar olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bainco-oyunun-pareto-ilkesini-kesfetti-88187</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bain&amp;Co oyunun Pareto ilkesini keşfetti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kasad-baskani-alican-duranin-ecma-baskanligina-secilmesi-88186</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> KASAD Başkanı Alican Duran’ın ECMA Başkanlığı’na seçilmesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye bugün Avrupa karton ambalaj sektöründe yüzde 9,2 payla büyüklük açısından ilk beş ülke arasında yer alıyor.</p>
<p>Türkiye'nin en önemli avantajlarından biri elbette coğrafi konumu.</p>
<p>Ancak artık yalnızca Avrupa’ya yakın olmak yeterli değil.</p>
<p>Bunun yanında güçlü bir üretim altyapısına, deneyimli ve nitelikli bir insan kaynağına, gelişmiş lojistik bağlantılara ve farklı müşteri ihtiyaçlarına hızlı cevap verebilen esnek bir üretim yapısına sahip.</p>
<p>Son yıllarda sektörde gerçekleştirilen teknoloji ve kapasite yatırımlarını da bu tabloya eklemek gerekiyor.</p>
<p>Bugün Türkiye'de Avrupa standartlarında üretim gerçekleştiren, modern tesislere sahip çok sayıda firma bulunuyor.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye'nin avantajını yalnızca maliyet üzerinden değerlendirmemek gerekiyor.</p>
<p>Kalite, teslimat hızı, teknik yetkinlik, esneklik, sürdürülebilirlik ve Avrupa standartlarına uyum gibi unsurlar birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin Avrupa için stratejik bir üretim ve tedarik partneri olma potansiyeli oldukça yüksek.</p>
<p>Türkiye bugün Avrupa için yalnızca coğrafi olarak yakın bir tedarik noktası değil; yüksek kaliteli üretim yapabilen, teknoloji yatırımlarını sürdüren, hızlı teslimat sağlayabilen ve değişen müşteri ihtiyaçlarına esnek şekilde cevap verebilen güçlü bir üretim merkezi.</p>
<p>KASAD kaynaklı verilere göre Avrupa’nın yanı sıra ABD pazarı da Türk ambalaj sektörü açısından giderek daha önemli hale geliyor.</p>
<p>2026 yılının ilk sekiz ayında ABD'ye kâğıt-karton ambalaj ihracatımız yüzde 23 artarak 78,8 milyon dolara ulaştı.</p>
<p>Aynı dönemde İngiltere’ye ihracatımız da yüzde 5 artarak 78,3 milyon dolar oldu.</p>
<p>Bu tablo Türk ambalaj sektörünün rekabet gücünün yalnızca yakın coğrafyalarda değil, daha uzak ve rekabetçi pazarlarda da karşılık bulabildiğini gösteriyor.</p>
<p>2025 yılında karton ambalaj satışlarımız yaklaşık yüzde 6 artarak 627 bin tonun üzerine çıktı.</p>
<p>Ancak satış miktarındaki bu artış, satış tutarına aynı ölçüde yansımadı.</p>
<p>Birim fiyatı yaklaşık 2,01 avroya geriledi ve toplam satış tutarı 1 milyar 259 milyon avro olarak gerçekleşti.</p>
<p>2026'nın ilk sekiz ayında da sektörümüzün üretim hacmini koruduğunu görüyoruz.</p>
<p>Tonajda yaklaşık yüzde 1’lik bir artış var.</p>
<p>Ancak satış tutarı açısından aynı performansı göremiyoruz.</p>
<p>Bu bize önemli bir şey söylüyor: Sektörümüz üretim gücünü koruyor, siparişler devam ediyor; ancak marjlarımız ciddi bir baskı altında.</p>
<p>Dolayısıyla önümüzdeki dönemde yalnızca daha fazla üretmek değil, daha fazla değer üretmek zorundayız.</p>
<p>Standart ürünlerde fiyat rekabeti çok daha yoğun.</p>
<p><strong>Sektörün hedefi yalnızca tonaj büyütmek olmamalı</strong></p>
<p>Buna karşılık fonksiyonel özellikleri yüksek, tasarım değeri güçlü, teknik açıdan gelişmiş ve sürdürülebilirlik kriterlerini karşılayan ambalajlarda farklılaşma imkânı artıyor.</p>
<p>Bu nedenle sektörün hedefi yalnızca tonaj büyütmek olmamalı.</p>
<p>Aynı zamanda ürün başına ve kilogram başına yarattığı değeri artırmalı.</p>
<p>Akıllı ambalaj uygulamaları, fonksiyonel tasarım, premium ambalajlar, ilaç, kozmetik, kişisel bakım ve yüksek katma değerli gıda ambalajları (özellikle soğutulmuş ve dondurulmuş gıdalar ve gıda servis ambalajları) burada önemli fırsat alanları.</p>
<p>Ancak gerekli yatırımları zamanında yapan şirketler için bu dönüşüm önemli fırsatlar da barındırıyor.</p>
<p>Özellikle plastikten elyaf bazlı ambalajlara geçiş eğilimi, karton ambalaj sektörü açısından önemli bir potansiyel oluşturuyor.</p>
<p>KASAD Başkanı Alican Duran, 16-18 Eylül tarihleri arasında Roma’da gerçekleştirilen ECMA Kongresi’nde Avrupa Karton Ambalaj Üreticileri Birliği’nin (ECMA) Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçildi.</p>
<p>Avrupa’da karton ambalaj pazarının yaklaşık yüzde 80’ini bünyesinde bulunduran ECMA, ilk kez bir Türk sektör temsilcisine emanet edilmiş oldu.</p>
<p>ECMA'nın Avrupa genelindeki ağı, bilgi paylaşımı ve sektörün geleceğine ilişkin çalışmaları Türkiye'deki firmalar açısından da önemli fırsatlar yaratıyor.</p>
<p>Başkan Alican Duran, ECMA Başkanlığı dönemindeki önceliklerini şöyle açıklıyor:</p>
<p>“Önceliğimiz Avrupa karton ambalaj sektörünün rekabet gücünü ve sürdürülebilir büyümesini desteklemek olacak.</p>
<p>Bunun birkaç temel ayağı var. Birincisi sürdürülebilirlik ve yeni regülasyonlara uyum.</p>
<p>İkincisi Avrupa’daki sektörün rekabetçiliğinin ve üretim kapasitesinin korunması. Üçüncüsü ise karton ambalajın tüketiciler ve marka sahipleri açısından sunduğu avantajların daha güçlü şekilde anlatılması.</p>
<p>Bunun yanında Avrupa'daki ulusal dernekler ve sektör temsilcileri arasındaki iş birliğini güçlendirmek de önemli.</p>
<p>Ben ECMA’nın yalnızca sorunları konuşan değil, sektörün geleceğine ilişkin ortak çözümler üreten ve üyeleri arasında bilgi paylaşımını güçlendiren bir platform olmasını önemsiyorum.”</p>
<p>Başkan Alican Duran’ı kutluyor, KASAD’daki başarısını burada da sürdüreceğine inanıyorum.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kasad-baskani-alican-duranin-ecma-baskanligina-secilmesi-88186</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KASAD Başkanı Alican Duran’ın ECMA Başkanlığı’na seçilmesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-incelemelerinde-yeni-donem-incelemeye-hazirlik-dosyasi-88241</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi incelemelerinde yeni dönem: İncelemeye Hazırlık Dosyası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vergi incelemesinde köklü ve önemli değişiklikler yapılmaya devam ediliyor. Bu değişikliklerden en günceli, her mükellefi etkileyebilecek olan “İncelemeye Hazırlık Dosyası” uygulamasına geçilmesi. OECD tarafından geliştirilen SAF-T yaklaşımının Türkiye uyarlamalarından biri olan bu sistemle, vergi incelemelerinde talep edilen bilgi ve belgelerin standartlaştırılması ve elektronik ortamda mükellefler tarafından sunulması hedefleniyor.</p>
<p>Peki İncelemeye Hazırlık Dosyası nedir? Buna ilişkin yazılar kimlere gönderilecek? Yazıya cevap verilmezse ne olacak? Sisteme gönderilen bilgiler daha sonra değiştirilebilecek mi? Pişmanlık ve düzeltme imkânı kullanılabilecek mi?</p>
<p><strong>İncelemeye Hazırlık Dosyası nedir?</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık Dosyası, vergi incelemelerinde talep edilen bilgi ve belgelerin elektronik ortamda ve standart formatlarda hazırlanmasını sağlayan bir uygulama. Böylece mükelleflerden istenen bilgilerin mümkün olduğunca tek seferde alınması, aynı bilgilerin tekrar tekrar talep edilmesinin önlenmesi ve inceleme süreçlerinin hızlandırılması amaçlanıyor.</p>
<p>Hazırlanan dosya, hem vergi incelemesi öncesinde hem de vergi incelemesine başlandıktan sonra kullanılabilecek. Bu nedenle dosya hazırlanırken çok dikkatli olunması gerekiyor.</p>
<p><strong>İlk aşamada sahte belge kullanma süreçleri var</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık Dosyası, ilk aşamada sahte belge kullanma süreçleri için devreye alınacak. Ancak sistem yalnızca bu alanla sınırlı kalmayacak. İlerleyen dönemde diğer vergi incelemelerinde de İncelemeye Hazırlık Dosyası kullanılabilecek.</p>
<p><strong>Uyarı mı, kolaylık mı?</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık Dosyası, Vergi Denetim Kurulu tarafından <em>“mükellefe sağlanan bir kolaylık” </em>olarak anlatılıyor. Ancak öncelikli olarak <em>“vergi denetimini yapan idareye daha büyük kolaylık ve hız kazandırıcı bir uygulama”</em> olacak. Bilgi ve belgelerin sistem üzerinden yüklenmesiyle incelemeler daha standart hâlde, daha az personelle ve daha kısa sürede yapılacak.</p>
<p>Sistemin mükellef için avantajlı olabilecek yönü olarak ise bilgi ve belgeler hazırlanıp sisteme yüklenirken mükellefin kendi kayıtlarını da kontrol etmiş olması ve varsa hata veya eksikliklerin inceleme başlamadan önce düzeltilmesi imkânı gösterilebilir.</p>
<p><strong>Yeni sistem neye dayanıyor? SAF-T nedir?</strong></p>
<p>Sistemin temelinde OECD tarafından geliştirilen SAF-T uygulaması bulunuyor. SAF-T, “Standard Audit File for Tax”, Türkçesiyle “Vergi İçin Standart Denetim Dosyası” anlamına geliyor. Bu, OECD tarafından muhasebe verilerinin vergi idareleriyle standart ve yapılandırılmış şekilde paylaşılmasını sağlamak amacıyla geliştirilen uluslararası bir sistem. Türkiye’de de bu uluslararası uygulamaya uyum sağlanarak İncelemeye Hazırlık Dosyası hayata geçiriliyor.</p>
<p><strong>İncelemeye Hazırlık Yazısı kimlere gönderilecek?</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık Dosyası her mükellef için zorunlu olarak uygulanmayacak. Mükellefin gönüllü uyum düzeyi, incelemenin niteliği, risk durumu ve uygulamanın amacına uygunluğu dikkate alınarak gerekli görülen hâllerde İncelemeye Hazırlık Yazısı gönderilebilecek.</p>
<p>Öte yandan, bu yazının gönderilmiş olmasının tek başına vergi incelemesine başlandığı anlamına gelmediğini hatırlatmakta fayda var. Çünkü İncelemeye Hazırlık Yazısı, hem vergi incelemesi başlamadan önce hem de inceleme devam ederken gönderilebilecek. Sistemin nasıl işleyeceği de bu iki ayrı modele göre değişecek.</p>
<p><strong>İnceleme öncesinde ve inceleme sırasında nasıl uygulanacak?</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık Dosyasının ilk modeli olan <em>İnceleme Öncesi Hazırlık Modelinde</em>, henüz vergi inceleme görevi oluşturulmadan mükellefe elektronik olarak incelemeye hazırlık yazısı gönderilecek. Mükellef, bilgi ve belgelerini “Dilekçe ve Bilgi Verme Sistemi” üzerinden sunacak.</p>
<p><em>İnceleme Süreci Modelinde</em> ise vergi incelemesi esnasında vergi müfettişi tarafından gönderilen yazı üzerine hazırlanan dosya elektronik ortamda tamamlanarak sunulacak ve doğrudan incelemeyi yürüten müfettişe aktarılacak.</p>
<p><strong>İncelemeye Hazırlık Yazısına cevap verilmezse ne olur?</strong></p>
<p>İncelemeye hazırlık yazısının gönderilmiş olması, vergi incelemesine başlandığı veya defter ve belge ibrazının zorunlu olduğu anlamına gelmiyor. Bu yazı, Vergi Usul Kanunu’ndaki bilgi isteme hükümlerine dayanılarak gönderilen bir bilgi isteme yazısı niteliğinde.</p>
<p>İstenen bilgilere süresinde cevap verilmemesi, eksik veya yanıltıcı bilgi verilmesi hâlinde Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesi kapsamında özel usulsüzlük cezası uygulanması söz konusu olabilecek.</p>
<p><strong>Peki, istenen bilgi ve belgelerin sunulması vergi incelemesini engeller mi?</strong></p>
<p>Her durumda değil. İnceleme zaten başlamışsa, İncelemeye Hazırlık Dosyasının doldurulması devam eden incelemeyi sona erdirmeyecek.</p>
<p>Ancak inceleme öncesi modelde durum farklı. Sunulan bilgi ve belgeler ile yapılan düzeltmeler sonucunda incelemeye neden olabilecek vergisel risklerin ortadan kalktığı tespit edilir ve suç teşkil eden bir unsur da bulunmazsa süreç vergi incelemesine dönüştürülmeden sonuçlandırılabilecek.</p>
<p><strong>İstenen bilgiler MASAK kapsamında mı isteniyor?</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık, MASAK mevzuatı kapsamında bir bildirim yükümlülüğü değil.</p>
<p>Uygulama, Vergi Denetim Kurulu’nun denetim süreçlerinde kullanılmak üzere geliştirildi. Dosyada sunulan bilgi ve belgelerin vergi mahremiyeti hükümleri çerçevesinde korunacağı; risk analizi, elektronik denetim ve vergi incelemesi amacıyla kullanılacağı belirtiliyor.</p>
<p><strong>Gönderilen bilgiler sonradan değiştirilebilir mi?</strong></p>
<p>VDK tarafından yapılan açıklamaya göre, İncelemeye Hazırlık Dosyası elektronik ortamda gönderildikten sonra dosya üzerinde değişiklik yapılması mümkün değil. Bu yaklaşım eleştiriye açık olsa da sisteme gönderilecek bilgilerin gönderimden önce dikkatle kontrol edilmesi gerektiğini hatırlatmakta fayda var.</p>
<p>Bununla birlikte eksik olduğu anlaşılan bilgi ve belgeler, vergi incelemesi sırasında incelemeyi yürüten vergi müfettişine daha sonra ayrıca sunulabilecek.</p>
<p><strong>Pişmanlık ve düzeltme mümkün mü?</strong></p>
<p>İnceleme öncesi modelde mükelleflere vergisel uyumsuzluklarını incelemeye başlanılmadan giderme imkânı tanınıyor. Bu kapsamda, resmî olarak inceleme başlamadığından pişmanlık ve düzeltme mümkün olabilecek.</p>
<p>Vergi incelemesi başladıktan sonraki durum ise tamamen farklı olup VUK’un 371. maddesi kapsamındaki pişmanlıkla düzeltmenin sağladığı ceza korumasından yararlanmak mümkün olmayacak. Bu nedenle pişmanlık ve düzeltme imkânının değerlendirilmesinde İncelemeye Hazırlık Yazısının inceleme öncesinde mi yoksa başlamış bir inceleme kapsamında mı gönderildiği önem taşıyor.</p>
<p><strong>Uzman desteği almak gerekli mi?</strong></p>
<p>İncelemeye hazırlık yazısıyla istenen bilgi ve belgelerin hazırlanması ve sisteme yüklenmesi aşamasında mali müşavirlerin önemli bir rol üstleneceği açık. Diğer taraftan, sisteme sunulan bilgi ve belgelerin daha sonraki risk analizlerinde ve vergi incelemelerinde kullanılabilecek olması da önemli bir husus. Ayrıca gönderilen dosya üzerinde sonradan değişiklik yapılamaması nedeniyle belgelerin hukuki sonuçlarının da gönderimden önce değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu nedenle hazırlık sürecinin, muhasebe ve mali yönü bakımından mali müşavirler; doğurabileceği hukuki sonuçlar bakımından ise vergi hukuku alanında uzman kişilerle birlikte yürütülmesinde fayda bulunuyor. Özellikle sunulacak bilgi ve belgelerin ileride mükellef aleyhine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğu durumlarda, dosyanın sisteme gönderilmeden önce bütün yönleriyle değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-incelemelerinde-yeni-donem-incelemeye-hazirlik-dosyasi-88241</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi incelemelerinde yeni dönem: İncelemeye Hazırlık Dosyası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/michael-douglas-keske-wall-street-filmini-hic-yapmasaydi-88182</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Michael Douglas keşke Wall Street filmini hiç yapmasaydı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2026 yılı Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen’e ne de şişirilmiş hisseler doldurduğu fonlarına para koyup kar ettiklerini zanneden yatırımcılarına iyi geldi. Halbuki yılın başındaki bir röportajda söylediği gibi, “atılım ve büyüme yılı” olarak belirledikleri 2025 çok iyi geçmiş ve hedeflerinin çoğuna da ulaşmışlardı. Bizim gibi kuruntuluların dışında “Bu iş böyle gitmez” diyen de yoktu.</p>
<p>2026 da iyi başlamıştı. Ancak yılın ikinci yarısında hem SPK’nın yeni yönetiminin adımları hem de yabancıların “kendiniz gelin” uyarıları Tezmen için sıkıntılı günlerin başlamasına neden oldu. Ağustos sonunda zor günler yaşamaya başladı. Önceki gece ise tutuklandı ve adli sürecin ilerlemesini bekliyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4aaa19a7d4-1790225057.png" alt="" width="444" height="266" />
<figcaption><strong>Tezmen filmi izlediğinde hangisinden etkilenmişti? Bud Fox’tan mı (sağda), Gordon Gekko’dan mı?</strong></figcaption>
</figure>
<p>Tezmen’i hepimiz eski deyişle borsacı olarak tanıdık. Nasıl borsacı olduğunu bilenimiz ise pek azdır. Bunu da yukarıdaki satırlarda bahsettiğim ropörtajdan kendi sözleriyle aktaralım:</p>
<p>“Hayatin akışında önemsizmiş gibi görünen detaylar bazen çok belirleyici olabiliyor. Finans kariyerime başlamam da böyle oldu. Üniversitede 3. sınıf öğrencisiyken Michael Douglas ve Jamie Sheen' in oynadığı meşhur Wall Street filmini seyretmiştim. Film beni özellikle sermaye piyasalarına yönelik olarak oldukça etkiledi ve heyecanlandırdı. Finans sektörünü dinamik, heyecanlı, adrenalin dolu ve büyümeye açık bir sektör olarak gözümde canlandırdım. Bu nedenle bir yaz stajı arayışına girdim. Staj yaptıktan sonra da kariyerimi finans sektöründe sürdürmeye karar vermiştim.”</p>
<p>Tezmen’i sermaye piyasalarına çeken neydi? Filmde kendisini Gekko’nun yanına giren ve Charlie Sheen’in canlandırdığı genç ve hırslı borsacı Bud Fox’a mı, yoksa zenginleşmek için sınır tanımayan Michael Douglas’ın Gordon Gekko’suna mı yakın hissediyordu?</p>
<p>Filmin en meşhur cümlesi de insider trading yapan, şirket ele geçirmeleri ve para kazanma hırsının öne çıktığı bir dünyanın temsilcisi olan Gekko’nun ağzından çıkıyor: “Greed, for lack of a better word, is good.” Yani “Daha iyi bir kelime bulamazsak, açgözlülük iyidir.” Çünkü Gekko'nun dünyasında ahlaki sınırlar, paranın ve gücün önünde engeldi.</p>
<p>Tezmen filmi izlediğinde hangisinden etkilenmişti? Bud Fox’tan mı, Gordon Gekko’dan mı? Sorunun cevabını tahmin ediyor ve finans sektörüne nasıl adım attığına ilişkin sözlerini hatırlayınca da “Michael Douglas keşke Wall Street filmini hiç yapmasaydı” demekten kendimi alamıyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/michael-douglas-keske-wall-street-filmini-hic-yapmasaydi-88182</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Michael Douglas keşke Wall Street filmini hiç yapmasaydı! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonzi-skandali-ve-olasi-etkileri-88181</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Fonzi&#039; skandalı ve olası etkileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Son yapılan açıklamalara göre, tasfiye altındaki fonların toplam portföy büyüklüğü 715 milyar TL, tekil yatırımcı sayısı 456 bin kişi. Bazı büyük fonların gerçek değerleri görünen değerlerinin çok altında; ancak 131 fonun çoğu için durum böyle değil.</strong></p>
<p>Kuşkusuz Cumhuriyet tarihimizin en büyük finansal dolandırıcılığı ile karşı karşıyayız. Evet, bugüne kadar başta Banker Kastelli vakası olmak üzere buna benzer pek çok vaka yaşandı, ancak bu son olay hem miktar olarak hem mağdur sayısı olarak hem de işin içine bulaşmış veya doğrudan sorumluluğu bulunan mercilerin çokluğu bakımından diğerlerini fersah fersah aşmış durumda.</p>
<p>Kastelli demişken, kısa bir hatırlatma yapmakta fayda görüyorum. Kastelli’nin yaptığı, bankalardan iskontolu olarak aldığı mevduat sertifikalarını gene iskontolu olarak halka satmaktı. Böylece, diyelim resmî mevduat faizi %40 iken, Kastelli sertifikaları %60’tan satıyordu. Neden derseniz, o günlerde mevduat faizleri henüz tam bir serbestlik içinde değildi. Neticede, bugünden çok daha farklı olarak aslında günün sonunda mevduat sahiplerinin elinde bankaların mevduat sertifikaları vardı ve biraz geç de olsa bu paraların tamamı ödendi. Hâlâ hatırlanmasının ana sebebi 220 bin tasarruf sahibinin etkilenmiş olmasıydı. Yoksa, günün sonunda büyük kayıplar oluşmadı. Buna rağmen, ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Turgut Özal ve Maliye Bakanı Kaya Erdem istifa etmişlerdi!</p>
<p>Son yapılan açıklamalara göre tasfiye altına alınan fonların toplam portföy büyüklüğü 715 milyar TL ve tekil yatırımcı sayısı da 456 bin kişi. Ancak bu fonların bazılarının gerçek değerleri görünen değerlerinin çok altında. Şu anda tasfiyeye tabi olan 131 fonun çoğu için bu durum geçerli olmasa bile, bazı büyük fonlarda durum böyle. Bunun böyle olmasının nedeni de, artık herkesin bildiği gibi, bu fonların yatırım yaptığı hisse senetlerinin fiyatlarının anormal derecede şişirilmiş durumda olması. (Bunu yapabilmek için bu hisselerin dolaşımda olan gerçek halka açıklık oranının çok düşük olması, olanların da manipülatörlerin elinde bulunması gerekiyor.)</p>
<p>Tasfiyedeki fonların toplam büyüklüğünün yaklaşık üçte ikisini oluşturan Tera’nın TLY ve TP2 fonları özellikle mercek altında. Bunlardan TLY bir serbest fon; risk seviyesi 7/7. Diğer fon ise bir PPF; risk seviyesi sadece 2/7. 16 Eylül verilerine baktığımızda TLY’nin portföyünün %87,5’inin, başta Destek Finans Faktoring olmak üzere çoğunun değeri şişirilmiş hisselerden oluştuğu görülüyor. Bunların tasfiye değeri çok düşük olacaktır. Bir PPF olan TP2’de ise kayıpların bu seviyede olmaması beklenir. Ancak TP2, bir tanesinin Tera Yatırım olduğunu bildiğimiz, diğerlerini bilmediğimiz kurumlarla çok yüksek miktarda (142 milyar TL) günlük ters repo yapmış gözüküyor. Buna rağmen 16 Eylül’de Tera Portföy’den TP2’nin katılma payı iade ödemelerinde temerrüt oluştuğuna dair açıklama gelmişti. Halbuki o gün ters repo alacakları geri ödenmiş olsaydı, böyle bir temerrüt oluşmaması gerekirdi. Buradan fon portföylerinin yapısının göründüğünden çok daha karmaşık ve ilintili olduğunu anlıyoruz.</p>
<p><strong>Tüm fonların tek havuzda </strong><strong>birleştirilmesi doğru olmaz</strong></p>
<p>Neticede, Tera Yatırım’ın ve fonlarının ilişkide olduğu tüm diğer fon ve şirketlerin de incelemeye dâhil edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Fonların tasfiyesinde ise öncelikle yatırılan ana paraların geri ödenmesi doğru olacaktır. (Fiktif şişirilmiş değerler üzerinden geri ödeme yapmak adil olmaz.) Tüm fonların tek bir havuz altında birleştirilmesi de doğru olmayacaktır, çünkü bunların risk değerleri farklı. Tabii ki bu “Fonzi” oyununu tezgâhlayan ve bu şekilde KY’nin aleyhine büyük paralar vuran tüm manipülatörlerin varlıklarına el konulup bunların likide edilmesi şart.</p>
<p>Olayın salt ekonomi boyutunu değerlendirdiğimizde bazılarının iddia ettiği gibi bir sistemik risk ortaya çıkması (ki bu iddiaların bir kısmı zararların kamu tarafından karşılanması arzusundan kaynaklanıyor kanımca) imkânsız. Evet, durumdan doğal olarak ürken bazı yatırımcılar bir kısım fonlardan çıkacaklardır. Bu da geçici bir likidite sıkıntısı, tahvil faizlerinde artış ve borsa genelinde bir satış baskısı getirecektir. Çıkan paranın bir kısmının döviz ve altına gitmesi de beklenmeli. Oluşabilecek likidite daralmasını TCMB rahatlıkla karşılayabilir. Döviz rezervlerinde de bir gerileme olması muhtemel. Ancak bunların geçici etkiler olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Asıl kalıcı etki, piyasa </strong><strong>itibarının yerle bir olması</strong></p>
<p>Asıl kalıcı etki ise Türkiye finansal piyasalarının itibarının yerle bir olması. Bugüne kadar yetkili mercilerin büyük bir gözetim ve denetim eksikliği sergilemiş olduğu muhakkak. Bu konuda derin bir soruşturma açılması ve sorumluların kanun önüne çıkarılması, bu itibar kaybını gidermek için çok önemli. Ancak bunlar yapılsa dahi Türkiye’de zaten tarihsel olarak çok zayıf olan yatırımcı güveninin daha da zayıflamış olmasının önüne geçilemeyecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonzi-skandali-ve-olasi-etkileri-88181</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Fonzi&#039; skandalı ve olası etkileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayilesme-refah-sanayisizlesme-esitsizlik-ve-yoksulluk-yaratiyor-88180</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayileşme refah, sanayisizleşme eşitsizlik ve yoksulluk yaratıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Seri üretimin fabrika odaklı yoğunlaşması işgücü dayanışmasını besledi; işçi hareketleri ücret artışları için daha çok olanak yarattı. Demokrasi, işçilerin örgütlenmesine izin verdi; düzenlemeler de eşit erişimin sağlanmasında merkezi bir rol oynadı.</strong></p>
<p>Ülkemizde “<strong>sanayisizleşme sorunu</strong>” üzerine kafa yoran, bildiklerini paylaşan, gerekli uyarıları yapan çok sayıda akademisyen, uzman ve uygulamacının hakkını vermeliyiz. <strong>Bayram Ali Eşiyok</strong>, yazıları ve kitaplarında kapımıza dayanan tehlikeleri öngören insanlarımızdan biriydi. <strong>Güven Sak’ı</strong>n sürekli uyarılarını, <strong>Burak Arzova’</strong>nın yükselen sesini, <strong>Ayça Tekin-Koru</strong>’nun öğretici analizlerini, <strong>Havva Gümüşkaya’</strong>nın imalat sanayisinin GSYH içindeki yerini açıklayan yorumunu, <strong>Turgut Bayramoğlu’</strong>nun orta sınıf kaygılarını, <strong>Özge Öner</strong>’in geniş kapsamlı ama saha odaklı analizlerindeki çığlığı, <strong>Daron Acemoğlu’</strong>nun <em>Hangi Liberal Demokrasi</em> adını verdiği ufuk açıcı kitabında cömertçe paylaştığı bilgileri ve burada adını yazmadığımız insanlarımızın entelektüel birikimlerini dikkate almamışsak, bundan sonra da almayacaksak <strong>sanayisizleşme sorunumuzu anlayamaz, anlatamaz ve anlamlandıramayız.</strong></p>
<p>Çorbada bir kıymık tuzumuz olsun diye “<strong>sanayileşmenin katkılarını ve sanayisizleşmenin çoğalttığı sorunlarımızı”</strong> <strong>Acemoğl</strong>u’nun analizlerini esas alarak okuyucuyla paylaşacağım.</p>
<p><strong>Sanayi sonrası çağın özellikleri</strong></p>
<p>“<strong>Sanayi sonrası çağ</strong>” terimi;</p>
<p>- Ekonomide dijital teknolojilere dönüşümü anlattığı kadar imalatın azalan rolünü, sağlık, eğitim ve yönetimin artan önemini, çalışma yaşamında, toplumsal ve siyasi yaşamda bilişsel becerilere ve üniversite eğitimine verilen ağırlığın artışını,</p>
<p>- Liberal toplumun sanayi çağında yarattığı kısmi refah düzeyini, bir yanıyla seri üretimin fabrika odaklı işgücü ihtiyacını artırmasını, girdi ve çıktı taşınmasında ulaşım sisteminin gelişmesini, tasarım, mühendislik ve pazarlama işlevlerini birleştiren arka plandaki ofislerin de yoğun biçimde işgücü talebi yaratmasını,</p>
<p>- İşgücü talebindeki artışların ücret düzeylerini yükseltmesini,</p>
<p>- Liberal demokrasinin bilimsel bilgi kadar toplumsal bilginin oluşturulması ve olgunlaştırılması için de uygun ortam sağlamasını,</p>
<p>- Gelişen toplumsal ve maddi koşullara uygun normlar ve kurumlar oluşturulması için pratik bilgi birikimini özendirmesini,</p>
<p>- Hızlı sosyoekonomik değişimin büyük ölçüde istikrar ve uyumla birlikte ilerlemesini,</p>
<p>- Demokrasinin, şirketlerin veya meslek birliklerinin güçlerini kullanarak ücretler üzerinde baskı kurmasını ve işçilerin kötü koşullarda çalıştırılmasını önlemesini, işçilerin örgütlenmesine izin vermesini,</p>
<p>- Demokrasinin piyasa sistemine verdiği desteği ve bunun sonucunda piyasaların sanayi üretimine talebi artırmasını,</p>
<p>- İşçi hareketleriyle desteklenen çerçevenin ücret artışları için daha çok olanak yaratmasını,</p>
<p>- Demokrasi-piyasa sinerjisi ile işçi hareketleri arasında yatırımı caydırıcı olmayan dengelerin kurulmasını,</p>
<p>- Kitlelere tanınan söz hakkının yönetim ve kamu hizmetleri açısından elverişli bir dönem yaratmasını,</p>
<p>- Seri üretimin fabrika odaklı yoğunlaşmasının işgücü dayanışmasını beslemesini,</p>
<p>- Sanayi üretimi ile işçi örgütlenmesinin birlikte gelişmesini sağlayan dengelerin oluşmasını,</p>
<p>- Sanayi üretiminin temel altyapılara yönelerek fiziki sermaye stokunu artırmasını,</p>
<p>- Siyasi iradelerin düzenleme yapmak zorunda kalmasını ve işçi ile tüketici haklarının korunmasına olanak vermesini,</p>
<p>- Düzenlemelerin eşit erişim sağlamada merkezi bir rol oynamasını,</p>
<p>- Kuralları ve adil yargılama hakkını, yasalar önünde eşitliği, sağlık ve eğitim gibi kamu hizmetlerinin dağıtılmasında yoksulların erişiminin sağlanmasını ve benzeri gelişmeleri kapsar.</p>
<p><strong>Sanayisizleşme eğilimi</strong></p>
<p>Bugünün gündeminde ilk sıraya tırmanan “<strong>sanayisizleşme</strong>” terimi de:</p>
<p>- Dijital teknolojilerin ortaya çıkışının kurulmuş dengeleri değiştirmesini ve yeniden yapılanma ihtiyacını artırmasını,</p>
<p>- Eşitsizliklerin alabildiğine yayılmasını, bilgisayarların devreye girmesini, daha yüksek eğitim düzeyine ve gelişmiş bilişsel becerilere sahip işgücüne duyulan ihtiyacın artmasını,</p>
<p>- İşgücü piyasasının kas gücü yerine beyin gücüne yönelmesini,</p>
<p>- Sayısal kontrollü makinelerin, yarı otomatik ve otomatik araçların ve robotların imalat ve imalat dışı sektörlerde hızla yayılmasının etkilerini,</p>
<p>- Dijital teknolojilerin sanayi otomasyonunun temel platformları hâline gelmesini,</p>
<p>- Bilişsel beceri talebinin artmasını, otomasyonun düşük becerili işgücünün sunduğu el becerilerine olan ihtiyacı azaltmasını,</p>
<p>- Hukuk ve yöneticilik gibi alanlarda uzmanlaşmış bilişsel becerileri olan üniversite mezunlarının ve lisans derecesi alanların ücretleri artarken el becerilerine dayalı iş fırsatlarının daralmasını ve bu işlerde ücretlerin azalmasını,</p>
<p>- Otomasyonun yanında küreselleşme sürecinin de hizmetlere talebi artırmasını ve sanayi yapısını dönüştürücü etkilerini,</p>
<p>- El becerisine dayalı üretim sektörlerinde (hazır giyim, oyuncak, mobilya vb.) küresel erişimin yarattığı rekabetin yatırımları başka ülkelere yöneltmesini ve düşük ücretli ülkelerle ticaretin <strong>sanayisizleşme sürecini hızlandırmasını </strong>kapsar<strong>.</strong></p>
<p><strong>Ne yapmalıyız?</strong></p>
<p>Ömrünü küresel ölçekte iktisadi gelişmelere ve bunların ekonomilere yansımasına adamış, olağanüstü zihinsel kapasitesiyle kendini küresel ölçekte kabul ettirmiş bir bilim insanının <strong>tanımladığı çerçeve</strong> tartışmalarımızın yol göstericisi olmalı.</p>
<p>Temel amacı akıldan çıkarmamalıyız: <strong>Maddi ve kültürel zenginlik üreterek yaşamı kolaylaştırma ilkesinden sapmamalıyız!</strong></p>
<p>Sanayileşmenin yarattığı olumlu gelişmelerin arka planını oluşturan ve kitle refahını artıran etkenler konusunda önyargıların, kalıp düşüncelerin, yerleşik inançların, alışkanlık konforunun, aklı emanet etme kolaycılığının ve ezberlerin peşine takılmamalıyız.</p>
<p>Sorgulama merakı, akıl yürütme disiplini ve hatalarla yüzleşme özgüveni önündeki engellerin kaldırılması konusunda katılımcı ve kapsayıcı direnme gücüne katkı yapmalıyız.</p>
<p>Kapsayıcı kurumların değişmelere uyum göstererek varlıklarını sürdürmeleri, itibarlarını korumaları, toplumda bağlayıcı rol oynayabilen rasyonel otorite olabilme kapasitelerini kullanmalarının ödünsüz izleyicileri olmalıyız.</p>
<p>Sanayileşmenin itici güçleri olan kuralların, adil yargılama hakkının, yasalar önünde eşitliğin, sağlık ve eğitim gibi kamu hizmetlerine yoksulların erişiminin sağlanmasının ve benzeri gelişmelerin sistemli takipçileri ve aktif koruyucuları olmalıyız.</p>
<p>Her bilginin bir üst bilgisi olduğunu unutmadan, bildiklerimizi “<em>tek doğru</em>” kabul etme sapkınlığının tuzaklarına düşmemeliyiz.</p>
<p>Piyasa mekanizması ile planlama mekanizmasının yaratabileceği dengeleri kör inançların kurbanı hâline getirmemeliyiz.</p>
<p>Sürekli sorgulanan varsayımlara dayalı kuramlar geliştirmeli, modeller oluşturmalı, metotlar kullanmalı, değişen koşullara uyum sağlayacak ve yaşamı zenginleştirecek yol ve yöntemlerin izini sürmeliyiz.</p>
<p><strong>Sanayileşmenin</strong> toplumsal refaha nasıl katkı yaptığını anlamalı; <strong>sanayisizleşmenin</strong> yarattığı eşitsizlik, yoksunluk ve yoksulluğun üstüne gitmeliyiz.</p>
<p>Şimdi bizlerin nerede durduğu önemli… Bir dakika kendimizi sorgulama cesaretimiz var mı? Asıl önemli olan, bize düşeni yapıp yapmadığımız...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayilesme-refah-sanayisizlesme-esitsizlik-ve-yoksulluk-yaratiyor-88180</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/0/1280x720/545-1790229602.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayileşme refah, sanayisizleşme eşitsizlik ve yoksulluk yaratıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suyu-icerken-kaynagini-dusun-88179</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suyu içerken kaynağını düşün</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Son krizde öğrendik ki bir varlığın portföyde görünmesi, onun aynı gün ve istediğiniz fiyattan nakde çevrilebileceği anlamına gelmiyor. Özellikle işlem hacmi düşük hisseler söz konusuysa, büyük miktarda satış yapmak fiyatı da aşağı çekebilir. Getiri kadar likiditeye de bakmak gerektiğini hatırladık.</strong></p>
<p>Başlıktaki söz bir Çin atasözüdür. Çinliler “Suyu içerken kaynağını düşün” derken, insanın hayatta sahip olduğu güzelliklerin, başarıların ve iyiliklerin kaynağını unutmaması gerektiğini kastetmişlerdir. Ama bu veciz söz bizim son fon krizimize de pekâlâ uyuyor. Getiriye değil, kaynağına bakın.</p>
<p>Son günlerde yatırım fonlarıyla ilgili yaşananlar, yalnızca belirli fonlara para yatırmış yatırımcıların değil, Türkiye’de sermaye piyasalarına güvenen herkesin dikkatle izlemesi gereken bir gelişme. Çünkü burada birbirine karıştırılmaması gereken birkaç farklı kavram var: Spekülasyon, manipülasyon, fon riski, likidite riski ve dolandırıcılık.</p>
<p>Bunların hepsini aynı torbaya koyarsak hem yaşananları yanlış anlarız hem de yatırımcı açısından yanlış dersler çıkarırız.</p>
<p><strong>Spekülasyon başka, manipülasyon başka</strong></p>
<p>Spekülasyon, yatırımcının gelecekteki fiyat hareketini tahmin ederek risk almasıdır. “Bu şirketin değeri artacak” diye hisse almak, beklenti gerçekleşirse para kazanmak, gerçekleşmezse kaybetmek spekülasyondur. Bunun kendisi suç değildir. Hatta fiyatların oluşmasında spekülatörlerin de rolü vardır.</p>
<p>Manipülasyonda ise amaç fiyat hareketini tahmin etmek değildir. Fiyatı veya yatırımcı davranışını yapay ve yanıltıcı yöntemlerle etkilemeye çalışmak söz konusudur. Gerçekte olmayan bir talep yaratmak, yanıltıcı bilgi yaymak ya da piyasayı yapay biçimde yönlendirmek buna örnek olabilir. Türkiye’de bu tür eylemler Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107. maddesinde piyasa dolandırıcılığı kapsamında düzenleniyor.</p>
<p>Dolayısıyla her hızlı yükseliş manipülasyon değildir. Her spekülatif işlem de manipülasyon değildir. Ancak son dönemde yaşananlar, piyasada bu ayrımı bilmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.</p>
<p><strong>Fon güvenli bir kasa değildir</strong></p>
<p>Yatırım fonlarının yıllardır bireysel yatırımcıya anlatılan önemli bir avantajı vardı. Denildi ki: “Paranız profesyoneller tarafından yönetiliyor ve portföy çeşitlendiriliyor.” Bu doğru. Ama buradan “Fon aldıysam risk yok” sonucu çıkmayacağını son krizde öğrendik.</p>
<p>Bir fonun değer kaybetmesi, kötü performans göstermesi veya tasfiye edilmesi tek başına dolandırıcılık anlamına gelmez. Fonun içinde hangi varlıkların bulunduğu, bu varlıkların ne kadar likit olduğu ve piyasa koşullarında ne kadar kolay satılabildiği önemlidir.</p>
<p>Son dönemde SPK’nın bazı fonlarla ilgili aldığı tasfiye kararları da bu nedenle yatırımcıların dikkatini çekti. Yedi portföy yönetim şirketinin TEFAS’ta işlem gören fonlarını işleme kapatmasının ardından tasfiye kapsamındaki fon sayısı 131’e çıktı.</p>
<p>Burada önemli olan, “fon tasfiye ediliyor” cümlesini otomatik olarak “yatırımcı dolandırıldı” şeklinde okumamak. Tasfiye, bir fonun faaliyetinin sona erdirilmesi ve portföyündeki varlıkların paraya çevrilerek yatırımcılara dağıtılması sürecidir. Yatırımcının eline geçecek tutar ise fonun elindeki varlıkların değerine ve tasfiye sürecindeki gerçekleşmelere bağlıdır.</p>
<p><strong>Asıl mesele: Likidite</strong></p>
<p>Buradaki kritik kelime likidite. Yine son krizde öğrendik ki bir varlığın portföyde görünmesi, onun aynı gün ve istediğiniz fiyattan nakde çevrilebileceği anlamına gelmiyor. Özellikle işlem hacmi düşük hisseler söz konusuysa, büyük miktarda satış yapmak fiyatı da aşağı çekebilir.</p>
<p>İşte bu nedenle yatırımcı bir fondan parasını istediğinde fon yöneticisinin karşısında sadece “Ne kadar kazandık?” sorusu yoktur. “Bu varlıkları gerektiğinde ne kadar hızlı ve hangi fiyattan nakde çevirebiliriz?” sorusu da vardır.</p>
<p>Son olayın yatırımcı açısından en önemli derslerinden biri bence buydu. Getiri kadar likiditeye de bakmak gerektiğini hatırladık.</p>
<p><strong>Madoff neden akla geliyor?</strong></p>
<p>Burada bir başka ayrımı daha yapmak gerekiyor. Yaşanan fon tasfiyelerini Bernard Madoff vakasıyla birebir aynı şeymiş gibi görmek doğru olmaz.</p>
<p>Madoff’un sistemi, gerçek bir yatırım faaliyeti yürütülüyormuş görüntüsü altında yeni yatırımcılardan gelen parayla eski yatırımcılara ödeme yapılan bir Ponzi düzeniydi. Sistem, yeni para girişi kesildiğinde çöktü. Madoff 2009’da suçunu kabul etti ve 150 yıl hapis cezasına çarptırıldı.</p>
<p>Madoff hikâyesinin bugünkü yatırımcı açısından değeri, olayların aynı olmasında değil, sorulması gereken soruların aynı olmasında. “Ne kadar kazanacağım?” sorusundan önce “Bu getiri nereden geliyor?” demek gerekiyor. Yani Çinlilerin dediği gibi, “Suyu içerken kaynağını düşün.” Paranız hangi varlıklarda? Bu varlıklar nerede saklanıyor? Nasıl değerleniyor? Ne kadar likit? Risk nedir? Paranızı çekmek istediğinizde hangi mekanizma devreye giriyor? Bunlar yatırımcının sorması gereken temel sorular.</p>
<p><strong>SPK lisansı garanti anlamına gelmez</strong></p>
<p>Türkiye’de yatırım fonlarının varlıklarının portföy saklayıcıları nezdinde tutulması ve varlıkların fon adına ayrı şekilde izlenmesi, yatırımcı açısından önemli güvenlik katmanları oluşturuyor. Ama “SPK lisanslı” ifadesini “zarar etmem” garantisi olarak okumamak gerekiyor.</p>
<p>Düzenleme, denetim, bağımsız denetim ve saklama mekanizmaları yatırımcının her durumda para kazanacağı anlamına gelmez. Bunların amacı piyasanın belirli kurallar içinde işlemesini, varlıkların nerede olduğunu ve kimin tarafından yönetildiğini görünür kılmaktır.</p>
<p>Başka bir deyişle SPK denetimi riski ortadan kaldırmaz; yatırımcının karşı karşıya olduğu risklerin kurallar ve denetim çerçevesinde yönetilmesini sağlar.</p>
<p><strong>Yatırımcı ne yapmalı?</strong></p>
<p>Bence ilk yapılması gereken, fonları “güvenli-güvensiz” diye ikiye ayırmak yerine riskini anlamaya çalışmak. Bu yazıyı yazmadan önce işin uzmanlarına danıştım. Dediler ki: Bir fonu almadan önce en azından şu beş soruyu sorun:</p>
<ol>
<li>Fon tam olarak neye yatırım yapıyor? Hisse senedi mi, tahvil mi, para piyasası araçları mı, girişim sermayesi mi?</li>
<li>Portföy ne kadar likit? İçindeki varlıkları gerektiğinde satmak kolay mı?</li>
<li>Geçmiş getirinin kaynağı ne? Olağanüstü getiri varsa bunun karşılığında hangi risk alınmış?</li>
<li>Fonun portföyü ne kadar yoğunlaşmış? Belirli birkaç varlığa yüksek oranda yatırım yapılmış mı?</li>
<li>Ben bu riski gerçekten anlıyor muyum? Anlamıyorsanız sadece son dönemde çok kazandırdığı için yatırım yapmayın.</li>
</ol>
<p>Bir de sosyal medyanın altın kuralı var. “Kesin yükselecek”, “kaçırmayın”, “garanti getiri” gibi cümlelerden uzak durun. Kaynağı belli olmayan tüyo, söylenti ve yatırımcıyı acele ettiren yönlendirmeler kararın temeli olmamalı.</p>
<p><strong>Fonlardan soğumayalım</strong></p>
<p>Fon kötü değildir, ama sihirli kutu da değildir. Yatırım fonları kötü bir yatırım aracı değil. Tam tersine, bireysel yatırımcının profesyonel yönetim ve çeşitlendirme imkânından yararlanmasını sağlayan önemli bir sermaye piyasası aracıdır. Ama fon da sihirli bir kutu değil. İçinde ne olduğunu bilmeden alınan fon, tıpkı içeriğini bilmeden alınan herhangi bir finansal ürün gibi sürpriz yapabilir.</p>
<p>Son olaydan dersler çıkardık; daha önce bilip de sonradan unuttuğumuz bazı kuralları hatırladık.</p>
<p>Yatırım yaparken yalnızca getiriyi değil, getirinin kaynağını; yalnızca kazancı değil, riski; yalnızca portföyü değil, likiditeyi de sormak gerektiğini hatırladık. Çünkü finans piyasalarında gerçekten değerli olan şey, yüksek getiriyi bulmak kadar, o getirinin hangi bedelle geldiğini anlayabilmektir. Ne demişti Çinlilerin ataları? “Suyu içerken kaynağını düşünün.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suyu-icerken-kaynagini-dusun-88179</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suyu içerken kaynağını düşün ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olmaz-ama-hadi-yuzde-100-oldu-ya-1000-10000-88178</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Olmaz ama hadi yüzde 100 oldu; ya 1.000, 50.000?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kurdaki hareket iktisadi temellerin zayıflığı nedeniyle oluşuyorsa, o temelleri güçlendirecek adımlar atılmadan artış eğilimini durdurmak ya da törpülemek para politikasıyla zordu. Geriye faiz artırmak kalıyordu ama o da nedeni ortadan kaldırmıyordu.</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nda görevdeyken üzerinde en çok düşündüğüm konulardan biri döviz kurunda oluşabilecek keskin bir yükselme eğiliminin eninde sonunda patlayacak bir balon olup olmadığının nasıl anlaşılabileceğiydi. Zira uygulanacak para politikası o eğilimin balon olup olmadığına bağlıydı. Balon değilse ya iktisadi temellerin ‘hak ettiği’ bir gelişmeydi ya da son yıllarda örneğini çok gördüğümüz gibi iç siyasi gelişmelerle dış gelişmelere bağlı bir hareketti.</p>
<p>Kurdaki hareket iktisadi temellerin zayıflığı nedeniyle oluşuyorsa, o temelleri güçlendirecek adımlar atılmadan kurdaki artış eğilimini durdurmak ya da törpülemek para politikası ile zordu. Zira keskin yükselişin nedeni orta yerde durdukça döviz satarak yapılabilecek fazla bir şey yoktu. Geriye faiz artırmak kalıyordu ama o da nedeni ortadan kaldırmıyordu. Bu durumda iktisadi temelleri güçlendirici adımlar hakkında Merkez Bankası’na düşen görev, ‘hükümete danışmanlık’ görevini yerine getirmesiydi. Siyasi gelişmelere bağlıysa da yine para politikasının işin içine girmesi nedeni ortadan kaldırmıyordu; döviz satılabilir ve faiz artırılabilirdi ama son tahlilde çözüm değillerdi.</p>
<p>Öte yandan, iktisadi temeller sağlamsa kurdaki keskin yükselme eğilimi geçici olmaya mahkûmdu; zira bir balon niteliği taşıyordu. Bu durumu anlatan açıklamalar yapılması ve ileriye yönelik bekleyişlerin rayından çıkmamasına çalışılması daha iyi bir çözüm olarak görünüyordu. Elbette bir dolu nüans vardı, pratikte karşılaşılabilecek bir dolu ek sorun olabilirdi ama üç aşağı beş yukarı böyle düşündüğümü hatırlıyorum.</p>
<p>Tamam, kurdaki hareketin balon olup olmadığını anlamak o kadar kolay değil ama bir hisse enflasyondan arındırılmış olarak yüzde 100 ya da 200 getiri sağlar mı? Hadi sağladı diyelim, ya yüzde 1.000, 5.000, 50.000 getiri olur mu? Bunun akla mantığa sığan bir yanı var mı? Bizim üniversitede (TOBB ETÜ) yıllardır üçüncü sınıf öğrencilerine Para Teorisi ve Politikası dersi veriyorum. Anlatmaktan ve sınıfta tartışmaktan en çok hoşlandığım konulardan biri de mali varlıkların fiyatlarındaki hareketlerin nelere bağlı olarak ortaya çıktığı ve bu çerçevede fiyatlarda balonun nasıl oluşabileceği.</p>
<p><strong>Hissenin bugünkü fiyatının üç unsur </strong><strong>tarafından belirlenmesi gerekir</strong></p>
<p>Çok basit çerçevede bir şirketin borsada alınıp satılan hissesini ele alın. Hissenin bugünkü fiyatının üç unsur tarafından belirlenmesi gerekir: İlk ikisi şunlar: Şirketin ileride dağıtması beklenen kâr payları ve hissenin fiyatının ileride (sattığınız zaman) alabileceği değer hakkındaki beklentiniz. Bu ikisi ileriye yönelik değişkenler. Bugünkü fiyatla karşılaştırabilmek üzere, bu ikisinden elde edilmesi beklenen değerin indirilerek bugüne getirilmesi gerekiyor. Bu da bugün ve ilerideki dönemlerde gerçekleşmesi beklenen faiz hadleri ile yapılıyor. Burada iktisadi temeli yansıtan ne? Şirketin hissesini satın aldığınıza göre, şirketin elde edeceği kârlar ve bunların ne kadarını hisse sahiplerine dağıtacağı. Faiz de (indirme işlemi nedeniyle) ikinci temel değişken. Aslında iktisatçılar için matematik dersinde ele alınabilecek bir denklem ortaya çıkıyor. Bugünkü fiyatı gelecekteki fiyat bekleyişine ve temettülere bağlayan dinamik bir denklem. Bunu çözerek şunu göstermek mümkün: Hissenin ileride alacağı değere ilişkin beklenti çok yüksekse, bugünkü fiyatı belirleyen iktisadi temeller olmuyor. Bu koşullarda, hissenin bugünkü fiyatı bir balonu yansıtıyor.</p>
<p><strong>Denetleme ve düzenleme nerede?</strong></p>
<p>Yarın fiyatı artacak diye koşturup bugün daha çok alınıyorsa, bugün fiyatı yükseliyor. “Komşu, duydun mu? Falanca fon acayip para kazandırıyormuş” ya da kahvede “Abiler, şu hisseden müthiş kazandı bir arkadaş, gelin biz de satın alalım”… Bu durumda yarın hissenin fiyatı daha fazla yükseliyor. Ertesi gün daha çok yükseleceği bekleniyor, sonraki gün falan… Hele bir de hissenin/fonun fiyatını şişirmek için manipülatif alım-satımlar varsa… Ama ortadaki vahameti anlamak için sonuçta dinamik bir (fark) denkleminin nasıl çözüleceğini bilmek ya da manipülatif fiyatlama uzmanı olmak gerekmiyor. Soru şu: Yahu, enflasyondan arındırılmış yüzde 200, 500, 1.000, 50.000 getiri olur mu? Denetleme ve düzenleme nerede?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olmaz-ama-hadi-yuzde-100-oldu-ya-1000-10000-88178</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Olmaz ama hadi yüzde 100 oldu; ya 1.000, 50.000? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cehalet-ne-guzel-sey-her-seyi-biliyorsun-88177</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cehalet ne güzel şey; her şeyi biliyorsun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bizler bilmeye değil, öğrenmeye memuruz. Bildim diyen öldüm desin. Ben dünün cahili, bugünün daha az cahiliyim. Öğrenerek hayatta kalan türler, uygarlık talebinde olup bilgiyi çoğaltanlardır.</strong></p>
<p><strong>Cehalet</strong>; bilmezlik hali, bilgisinden yoksunluk. <strong>Merak etmez</strong>, bilmezsin; cahilsin. Öğrenmemişsindir, denk gelmemiştir. Hayat sana onu <strong>öğretme fırsatı</strong> sunmamıştır. Eğer <strong>bilgiden,</strong> <strong>görgüden</strong> yoksun isen önünde <strong>2 yol</strong> vardır. <strong>Öğrenmek</strong> veya <strong>umursamamak</strong>… Öğrenmek, <strong>cehalet şifasıdır</strong>; öğrenince geçer.</p>
<p><strong>Bilene danışırsın</strong>, merak eder araştırır, okur ve öğrenince artık cahil değilsindir. En azından o bilmediğin alanda… Ancak bilmek, <strong>görece</strong> bir şeydir. <strong>Bildiğini sanırsın ki bu cehaletin sürdürülebilir olanıdır</strong>. Çünkü <strong>cehaletinin de cahilisin</strong>. Osmanlıca buna “<strong>echelü cahilin</strong> – cahilliğinin de cahili” der.</p>
<p><strong>HERKES MERAKSIZLIĞI KADAR CAHİL, MERAKI KADAR KORKAKLIKTAN UZAK…</strong></p>
<p>Cehalet, bilgi ile ilişkilendirilir. <strong>Aydınlık bilgi</strong> ise karanlık cehaletin şifasıdır. Cehaletin sürdürülebilir olanı, <strong>bilgiye bakışla</strong> ilişkilendirilir. <strong>Konfüçyüs</strong> 2500 yıl önce <strong>bilgi ile cehalet arasındaki kombinasyonu</strong> tanımlar ve öneri getirir bizlere ve bunun için dört dörtlük bir formül uygulansın der:</p>
<p><strong>1</strong>- Bildiğini bilmiyorsa, uyandır. <strong>2</strong>- Bilmediğini biliyorsa, öğret. <strong>3</strong>- Bildiğini biliyorsa, izle. <strong>4</strong>-Bilmediğini biliyorsa kaç. Cehalet, giderilebilir bir şeydir. <strong>İlacı bilgidir</strong> ve bilgi, <strong>meraktan neşet </strong>eder. Merak etmediğini bilemez, <strong>meraksızlığın oranında cahil</strong> kalırsın. <strong>Korkularından merak ederek kurtul. </strong></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Cehalete dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Çok okuyan mı çok gezen mi?</em></strong></p>
<p>Aslında <strong>gezerken okuyan</strong>… Hem gezen hem okuyan… Ama benim cevabım çok daha net; <strong>en çok merak eden</strong> bilir. Bakmayın “<strong>cehalet erdemdir</strong>” dediklerine… Bu; <strong>artan farkındalığın</strong> yoruculuğudur.</p>
<p><strong><em>Yarı cahil nasıl bir şeydir?</em></strong></p>
<p>Biri sana gelir; “<strong>ben bu konuda cahilim</strong>” der ve ona öğretirsin, cehaleti gider. Ancak <strong>bildiğini sanan cahillere </strong>hiçbir şey öğretemezsin. Onlara <strong>yarı cahil</strong> deriz ve bunları gördüğün zaman derhal uzaklaş.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT </strong></span></p>
<p><strong>SÜRDÜRÜLEBİLİR CEHALET PANDEMİSİ HER GEÇEN GÜN TIRMANIYOR</strong></p>
<p>Bugün ekranlarda, <strong>her konuda fikri olanları</strong> görüyoruz. Bunlar, <strong>her şeyi biliyorlar</strong>. Adı profesördür, <strong>akademik gayreti</strong> yoktur, <strong>ekran eforu</strong> vardır. Onları laboratuvarda göremezsiniz ama hemen <strong>her konuda fikir beyan ederken</strong> televizyonda izleyebilirsiniz. <strong>Cehalet, meraksızlıkla yeşeren kanser…</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>CEHALET LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Sıradan cahil</strong>: Hepimiz bu tür cehaletle doğarız ve öğrenim süreciyle daha az cahil oluruz</p>
<p><strong>Zırcahil</strong>: Bilgiden nasibini almamış, boş işlerle uğraşmış, kendini yetiştirmemiş</p>
<p><strong>Ukelâ</strong>: Rahmetli Uğur Mumcu’nun; “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan” dediği türler</p>
<p><strong>Echelü cahilin</strong>: Cahillerin en cahili öyle ki kendisinin cahil olduğunu da bilmeyen</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cehalet-ne-guzel-sey-her-seyi-biliyorsun-88177</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/4/1280x720/az-bilen-cok-inanir-1741160263.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cehalet ne güzel şey; her şeyi biliyorsun ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/az-kaldi-bir-ayda-1-trilyon-lira-ic-borc-odemeye-az-kaldi-88176</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Az kaldı, bir ayda 1 trilyon lira iç borç ödemeye az kaldı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine’nin iç borç faizi ödemesi atletizmdeki üç adım atlamaya benziyor. Faiz ödemesi adeta atlaya zıplaya artmaya devam ediyor.</p>
<p>Hele hele önümüzdeki ayların ödeme projeksiyonlarına ilişkin veriler yeni rekorlar kırılacağını ortaya koyuyor. Başlıkta da ifade ettiğim gibi bir ayda 1 trilyon liraya yakın iç borç ödemeye az kaldı. Bugünkü hesaplamalara göre 2027’nin temmuzunda tam 831,7 milyar lira iç borç ödenecek. Bu tutarın 226,9 milyarı anapara, 604,8 milyarı ise faiz.</p>
<p>Zaten 604,8 milyar liralık faiz, şimdiye kadar bir ayda ödenen ve 2027’nin ağustos sonuna kadar ödenecek en yüksek aylık tutar. Şimdiye kadar aylık 500 milyar sınırı bile aşılmamıştı. Oysa şimdi bir ayda, o da bugünkü hesaplamaya göre neredeyse 605 milyar lira faiz ödenecek… 2027’nin ağustos ayı sonrasındaki ödeme planını bilmiyoruz.</p>
<h2>Yaklaşık 11 milyar dolar</h2>
<p>2027-2029 orta vadeli programındaki GSYH verileri 2027’nin ortalama dolar kurunun 56 lira olarak öngörüldüğünü ortaya koyuyor. Bu düzeyi yıl ortası, bir bakıma temmuz ayı kuru olarak almak yanlış olmaz.</p>
<p>Buna göre, gelecek yıl temmuzda ödenecek yaklaşık 605 milyar lira tutarındaki iç borç faizinin döviz karşılığı 10,8 milyar dolar, neredeyse 11 milyar dolar.</p>
<p>Eğer bir kişi, kurum, şirket ya da devlet çok fazla faiz ödüyorsa bu hem ödeme gücünün çok iyi olduğuna işaret eder, hem de bir dönem hesapsız kitapsız borçlanmak durumunda kaldığına. Ama bu faizi ödeme durumunda olan ödemeyi gerçekleştirebilmek için yeniden borçlanmaya gitmek zorundaysa sıkıntı büyük ve borcu borçla kapatmak gibi bir olumsuzluk sarmalına girmiş demektir.</p>
<p>Türkiye’nin yaşadığı da zaten budur. Bir ayda 11 milyar dolara yaklaşan iç borç faizi ödemek ne demek!</p>
<p>Anapara da katılırsa söz konusu aydaki toplam ödeme neredeyse 15 milyar dolar olacak. Bir ayda 15 milyar dolar!</p>
<h2>2027’ye hızlı başlangıç!</h2>
<p>Hazine 2027’ye iç borç ödemesi yönüyle çok hızlı bir başlangıç yapacak ama bu tabii ki olumsuz anlamda bir hız.</p>
<p>Yılın ilk iki ayında 706 ve 707 milyar lira gibi çok yüklü bir anapara ve faiz ödemesi gerçekleştirilecek.</p>
<p>Temmuzda biraz önce aktardığım gibi 832 milyar liralık ödeme var. Ağustosta gerçekleştirilecek ödeme de 643 milyar lira.</p>
<p>Hazine 2027’nin ilk yedi ayında 2,2 trilyon anapara, yine aynı miktarda faiz olmak üzere 4,4 trilyon liralık iç borç ödemesi gerçekleştirecek.</p>
<p>İç borç ödemesine ilişkin verilerin niye ağustosa kadar olan dönemi kapsadığı merak edilebilir. Nedeni basit; çünkü Hazine’nin açıkladığı iç borç ödeme projeksiyonuna ilişkin veriler ağustosa kadar. Hazine, her ayın başında gelecek on iki aylık döneme ilişkin ödeme tutarını anapara ve faiz olarak ayrı ayrı açıklıyor. Eylül ayı başında belirlenen tutarlar da böyle.</p>
<p>Elbette bu tutarlar sabit değil. Yeni borçlanmalarla anapara artabilir, faiz ise değişken faizli (dövize ve TÜFE’ye endeksli) borçlanmalar için öngörülen değerler ödeme planının yapıldığı tarihtekine göre farklı seyrettiği takdirde yukarı ya da aşağı gidebilir. Dolayısıyla önümüzdeki döneme ilişkin tutarlar kesin değil ama öyle çok büyük değişiklikler de söz konusu olmaz.</p>
<h2>Toplam faiz ödemesi</h2>
<p>Aktardığım tutarlar iç borçla ilgili anapara ve faiz ödemesi.</p>
<p>Türkiye’nin iç artı dış toplam faiz ödemesi için ise 2027-2029 orta vadeli programında yer alan merkezi yönetim bütçe hedeflerine bakmak gerekiyor.</p>
<p>Söz konusu programda bu yılın tümündeki faiz ödemesi 2,8 trilyon lira olarak tahmin ediliyor.</p>
<p>Toplam faiz ödemesinin 2027’de 4 trilyona ulaşacağı, 2028’de 4,6 trilyon olacağı, 2029’da ise 5 trilyon sınırı aşılarak 5,2 trilyon liralık ödeme gerçekleştirileceği varsayılıyor.</p>
<p>Bir kez daha vurgulamak isterim; OVP’de yer alan bu tutarlar iç ve dış borcun tümünü kapsıyor ama yalnızca faiz ödemesinden oluşuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4a88497b41-1790224516.png" alt="" width="329" height="657" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/az-kaldi-bir-ayda-1-trilyon-lira-ic-borc-odemeye-az-kaldi-88176</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/para-lira-tl-1778253433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Az kaldı, bir ayda 1 trilyon lira iç borç ödemeye az kaldı! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88175</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vatandaşın tercihi altın oldu, enflasyon beklentisi yükseldi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Vatandaşın Tercihi Altın Oldu, Enflasyon Beklentisi Yükseldi! | Ekonomi Masası | 24 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/4a870qKVf0U" width="850" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88175</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1778218088.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nukleerde-ikinci-cag-treni-de-kacmasin-diye-ilk-kucuk-reaktor-2030lar-basinda-devreye-girecek-88174</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nükleerde ‘ikinci çağ’ treni de kaçmasın diye ilk küçük reaktör 2030’lar başında devreye girecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRKİYE</strong>-ABD İş Konseyi (TAİK) davetiyle <strong>“19’uncu Türkiye Yatırım Konferansı” </strong>için bulunduğumuz New York’ta Hazine ve Maliye Bakanı <strong>Mehmet Şimşek, </strong>katıldığı toplantılara <strong>“basına kapalı” </strong>kuralı koyarken Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Kuzey Amerika Koordinatörü <strong>Ramazan Tepe</strong>’den mesaj geldi:</p>
<p>-          <strong>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Atlantic Council’in desteğiyle Fran</strong><strong>k</strong><strong>lin Templeton’un New York’taki merkezinde düzenlenen </strong>“Yuvarlak Masa Toplantısı”<strong>nda ABD’li sektör temsilcilerine hitap edecek, soruları yansıtacak. Sizler de izleyebileceksiniz.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4a6c3d9a9b-1790224067.jpg" alt="" width="700" height="301" /></strong><strong>Alparslan Bayraktar’</strong>ın Türkiye’nin enerji ve madencilikte 15 yıllık yol haritasını ortaya koyduğu, <strong>“Türkiye’nin Enerji Vizyonu 2040”</strong>ı açıkladığı toplantıya Türk iş insanlarından ev sahipleri DEİK Başkanı <strong>Nail Olpak, </strong>TAİK Başkanı <strong>Murat Özyeğin</strong>’in yanı sıra <strong>Ali Kibar, Erman Ilıcak, Levent Çakıroğlu, Ebru Özdemir, Şule Zorlu, Fırat Çeçen, Selim Bora, Ebubekir Tivnikli, Kıvanç Zaimler, Mücahit Ören, Burak Ertaş, Batu Aksoy, Ebubekir Şahin, Burak Talu </strong>da katıldı.</p>
<p><strong>Bayraktar, “Türkiye’nin Enerji Vizyonu 2040”</strong>ın genel çerçevesini çizerken şu noktalar üzerinde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>Enerji alanındaki stratejimiz, talep, bağımlılık ve karbonsuzlaşma olmak üzere 3 temel başlık üzerine kuruluyor. Enerji talebi sürekli artıyor. Bu da ülkemizin büyüyen ve yatırım yapılabilir bir </strong><strong>p</strong><strong>azar olduğunu gösteriyor.</strong></li>
<li><strong>Enerji talebindeki artışta geleneksel faktörlerin yanı sıra yapay zeka, veri merkezleri, elektrikli mobilite, soğutma ve gelecekte su arıtma tesisleri gibi yeni faktörlerden kaynaklanıyor.</strong></li>
<li><strong>Ülkemizin enerji ithalatındaki bağımlılığı temel sorunlarımızdan biri. Her y</strong><strong>ı</strong><strong>l enerji ithalatına 70-80 milyar dolar ödeniyor. Temel hedefimiz bu bağımlılığın azaltılması.</strong></li>
<li><strong>2040 vizyonumuzun temelinde elektrifikasyon yer alıyor. Yani, Türkiye’yi elektriklendireceğiz. Binalardan sanayiye, ulaşımdan tarıma kadar Türkiye elektriklenecek.</strong></li>
<li><strong>Vizyonumuz 5 temel politika alanından oluşacak: </strong>Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, nükleer enerji, petrol ve doğalgaz ile madenler.</li>
<li><strong>Türkiye’de daha fazla yenilenebilir enerji kapasitesinin devreye alınması mümkün. Hem yerli hem de yabancı yatırımcıların bu pazara girme konusunda giderek artan ilgisi var.</strong></li>
<li><strong>Enerji verimliliği ekonominin tamamında önemli potansiyel taşıyor. 2024-2030 Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı kapsamında 20 milyar dolarlık yatırımla birincil enerji tüketimin yüzde 15 azaltılması öngörülüyor.</strong></li>
<li><strong>Nükleer enerji, karbonsuzlaşma hedefleri açısından önem taşıyor. Büyük ölçekli nükleer santrallerin yanı sıra küçük modüler reaktörler (SMR) alanında da yatırım ve işbirliği fırsatlarını değerlendiriyoruz.</strong></li>
<li><strong>Elektrik iletim şebekesinin güçlendirilmesi için 2035’e kadar en az 30 milyar dolar, dağıtım şebekesi için de en az 50 milyar dolarlık yatırım gerekiyor. 2040’a kadar enerji ve maden sektörlerinde planlanan yatırımların toplamı 300 milyar doları aşabilecek.</strong></li>
<li><strong>Türkiye Petrolleri, Eti Maden, BOTAŞ, Elektrik Üretim A.Ş. ve Türkiye Elektrik İletim A.Ş.’nin yeniden yapılandırılması çalışmaları sürüyor. Bu şirketlerin yurt dışında da daha aktif olmasını hedefliyoruz.</strong></li>
<li><strong>Türkiye Petrolleri, 300 bin varil petrol ve doğalgaza eşdeğer üretim yapıyor. Sakarya Gaz Sahası’nın katkısıyla bu rakam 2028’de 550 bin varile çıkabilecek. Hedefimiz Türkiye Petrolleri’ni 2035’te günlük 1 milyon varil üretme kapasitesine taşımak.</strong></li>
<li><strong>2040’a kadar ülkemizde 16-17 milyon yeni araç trafiğe çıkacak. Bunun 13 milyonu elektrikli, 3-4 milyonu hibrit olacak. Bu dönüşüm elektrik ihtiyacını artıracak.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4a6dbcd5f7-1790224091.jpg" alt="" width="444" height="425" /></strong><strong>“Yuvarlak Masa” </strong>toplantısının ardından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı <strong>Alparslan Bayraktar</strong>’la sohbet ettik, sorularımızı yanıtladı. <strong>Bayraktar, </strong>sohbetin başında şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Nükleer enerjide ilk çağın, büyük reaktörlerin devreye alınması, teknoloji sahibi olunması konusunda treni kaçırdık. Nükleerde şimdi küçük reaktörlerle (SMR) </strong>“ikinci çağ” <strong>başlıyor. Biz bu noktada teknolojiyi de üretenler arasında yerimizi almak istiyoruz.</strong></p>
<p>New York’ta USTDA (ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı) ve nükleer şirketimiz TÜNAŞ arasında SMR odaklı işbirliği için imza attıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Kanada ile de görüşmelerimiz yürüyor. Ayrıca Fransa ve Güney Kore ile de işbirliği görüşmelerini sürdürüyoruz. 2030’lu yılların ilk yarısında ilk SMR’ı devreye almayı hedefliyoruz. Sinop ve Trakya’da en az 8 reaktör için teknoloji sağlayıcılarla temastayız.</strong></p>
<p>Küçük ölçekli reaktörler (SMR) konusunda yerli katkıyı artırmayı hedefledikleri üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Bu teknolojide rol alıp Orta Asya ve Türk Cumhuriyetlerini kapsayan bölgede işbirliği ağı kurmayı, gelecekte ihracat kapasitesi oluşturmayı da düşünüyoruz.</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı <strong>Bayraktar</strong>’ın New York’tan verdiği mesajlar, yenilenebilir enerjinin yanı sıra küçük reaktörler (SMR) üzerindeki çalışmaların yoğunlaştığı bu dönemde <strong>“öncü rol alınması” </strong>adımlarının hızlanacağını ortaya koyuyor…<strong> </strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Petrol boru hattında yıllık gelirin 30 milyar doları aşma potansiyeli var</span></h2>
<p><strong>ENERJİ </strong>ve Tabii Kaynakları Bakanı <strong>Alparslan Bayraktar, </strong>Irak Başbakanı ile gerçekleştirilen son görüşmelerden şu bilgiyi aktardı:</p>
<p>-          <strong>Kerkük-Ceyhan Boru Hattı’ndan 750 bin varillik petrol akışı konusunda taahhüt gündeme geldi. Irak Başbakanı, akışın 1 milyon varile çıkabileceği mesajı da verdi.</strong></p>
<p><strong>Bayraktar, </strong>petrol boru hattıyla ilgili şu hesabı ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Boru hattından günlük 100 milyon dolar gelir potansiyeli söz konusu. Yıllık gelir bu durumda 30 milyar doları aşabilir. Petrol akışının 2-2.5 milyon varile çıkma olasılığı Türkiye’nin gelirinin 60 milyar dolar seviyesine de çıkabileceğini gündeme getiriyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye için altın da oldukça kritik maden</span></h2>
<p><strong>ENERJİ </strong>ve Tabii Kaynaklar Bakanı <strong>Alparslan Bayraktar, </strong>sohbet sırasında <strong>“nadir elementler” </strong>konusu açıldığında altına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye ekonomisi için altın da kritik maden. Altın ithalatı cari açıkta önemli kalemler arasında yer alıyor. Ülkemizde altın üretimi en yüksek yıllık 42 tona çıkabiliyor.</strong></p>
<p>Ülkemizde yer altında 10 bin tonluk altın rezervi potansiyelinin olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Altın üretimini hızlandırmak için çalışmalarımız sürüyor.</strong></p>
<p>Eti Maden’in son yıllarda daha çok bor konusuna odaklandığına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Bor tarafında 1 milyar doları aşan ihracat söz konusu ama Eti Maden’in ülkemizdeki kritik maden portföyünde agresif büyüme stratejisi izlemesi gerekiyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Asıl savunma hattı doğa ve iklim olsun, Antalya’ya somut taahhütlerle gelin</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4a6ee897a1-1790224110.jpg" alt="" width="700" height="386" /></span><strong>ÇEVRE, </strong>Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı <strong>Murat Kurum, </strong>COP31 Özel Sektör Elçisi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı <strong>Rifat Hisarcıklıoğlu </strong>ile BM Genel Sekreteri’nin İklim Özel Temsilcisi <strong>Michael R. Bloomberg, </strong>Bloomberg’in merkezinde COP31 için iş dünyasıyla buluştu.</p>
<p><strong>Murat Kurum, </strong>Türkiye’nin Kasım ayında COP31’e Antalya’da ev sahipliği yapacağını anımsatıp iklim krizi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Son 10 yılda iklim kaynaklı afetlerin küresel ekonomiye maliyeti 2 trilyon doları aştı. 2023 yılında sel, kuraklık ve aşırı sıcakların yol açtığı ekonomik kayıp 380 milyar dolara ulaştı. Dünyada 666 milyon insan elektriğe erişemiyor.</strong></p>
<p>Dünyada 2 milyar insanın kirletici pişirme yöntemlerine mahkum edildiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Atık sektörü insan kaynaklı metanın üçüncü büyük kaynağı durumunda bulunuyor.</strong></p>
<p>Dünyada artan savunma harcamalarına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Silah harcamalarını artırarak kendimizi güvende hissedeceğimizi sanıyoruz. Oysa en büyük tehdit iklim krizi. Devletlerin asıl savunma hattı, doğamız ve iklimimiz olmalıdır. Savunmaya ayrılan her kuruş, bu gezegenin can suyuna da ayrılmalıdır.</strong></p>
<p><strong>Kurum, </strong>iş dünyasına şu çağrıyı yaptı:</p>
<p>-          <strong>Antalya’ya gelirken sizlerden somut ve ölçülebilir taahhütler bekliyoruz. Takvimi, kapsamı ve göstergeleri belirlenmiş taahhütlerin COP31’in güçlü sonuçları arasında yer almasını istiyoruz. Dönüşüm, tedarik zincirinin tamamına yayılmalıdır.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nukleerde-ikinci-cag-treni-de-kacmasin-diye-ilk-kucuk-reaktor-2030lar-basinda-devreye-girecek-88174</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/1/1280x720/bayraktar-1764075025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nükleerde ‘ikinci çağ’ treni de kaçmasın diye ilk küçük reaktör 2030’lar başında devreye girecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/giyimde-yeni-rota-suriye-ve-ozbekistan-88173</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Giyimde yeni rota Suriye ve Özbekistan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Artan işçilik ve üretim maliyetleri nedeniyle özellikle düşük segmentli ürünlerde rekabet gücünü kaybeden Türk hazır giyim sektörü, üretim için yeni ülkelere yöneliyor. Mısır’ın ardından Suriye’ye yönelen yatırımcı sayısı hızla yükselirken, şimdi de Özbekistan önemli bir alternatif ülke olma yolunda ilerliyor. TGSD eski Başkanı ve TYH Tekstil İcra Kuruyu Üyesi Ramazan Kaya, iki ülkeye de son dönemde birkaç kez seyahat ettiğini belirterek, Suriye’de işçilik maliyetlerinin Mısır’ın dahi altında olduğunu söyledi. Kaya, Türkiye’ye yakınlığı, karayoluyla önemli tekstil merkezlerine 2,5 saat mesafede oluşu ve hazır giyim geçmişiyle Suriye’nin önemli fırsatlar sunduğunu, Özbekistan’ın ise güçlü tekstil altyapısı ve destekleriyle fason üretim için avantajlı hale geldiğini belirtti. Kaya’ya göre Türk üreticilerin her iki ülkeye yönelik ilgisi önümüzdeki dönemde daha da artacak.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4a570bf020-1790223728.jpg" alt="" width="700" height="467" />
<figcaption><strong>Ramazan Kaya</strong></figcaption>
</figure>
<h2>Fiyat odaklı üretim için alternatif </h2>
<p>Hazır giyim sektörünün son 2-3 yılda yaşadığı maliyet artışlarının özellikle fiyat odaklı ürünlerde yeni üretim merkezlerini zorunlu hale getirdiğini belirten Kaya, bu arayışın ilk olarak Mısır’ı öne çıkardığını söyledi. Suriye’nin yeniden ekonomik sisteme entegre olmaya başlamasıyla yeni bir seçeneğin ortaya çıktığını anlatan Kaya, “Bundan 2-3 yıl önce Mısır’a doğru bir kayış oldu. Şimdi Suriye’nin yeniden entegrasyonuyla beraber hem coğrafi yakınlığı hem de geçmişten gelen üretim altyapısı önemli bir avantaj oluşturuyor” dedi.</p>
<p>Suriye’nin iç savaş öncesinde tekstil ve hazır giyimde önemli bir üretim geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Kaya, yaptığı ziyaretlerde özellikle zanaatkarlık ve işçilik becerisi açısından önemli bir altyapının hala bulunduğunu gözlemlediğini söyledi. Türkiye’nin ise pamuktan ipliğe, kumaştan hazır giyime kadar güçlü ve entegre üretim yapısına sahip olduğunu belirten Kaya, iki ülkenin bu açıdan birbirini tamamlayabileceğini ifade etti.</p>
<h2>Gaziantep’ten Halep’e araba ile 2,5 saat </h2>
<p>Suriye’nin Mısır ve diğer alternatif üretim merkezlerinden ayrıştığı en önemli noktalardan birinin lojistik yakınlık olduğunu vurgulayan Kaya, “Halep’ten Gaziantep Havalimanı’na sınır geçişi dahil yaklaşık 2,5 saatte geldim. Antep ve Maraş’ın Türkiye’nin önemli tekstil ve hammadde merkezleri olduğunu düşünürsek bu çok büyük bir avantaj. Türkiye’den hammadde ve aksesuarı organize edip Suriye’de özellikle fiyat odaklı ürünlerin işçiliğini yaptırma imkânı var” diye konuştu.</p>
<p>Bu modelin Türkiye’deki tekstil üretimini de destekleyebileceğine işaret eden Kaya, düşük fiyat segmentindeki hazır giyim üretiminin tamamıyla kaybedilmesi yerine bölgesel bir üretim zinciri kurulabileceğini söyledi. Kaya’ya göre kumaş, iplik, aksesuar, tasarım, Ar-Ge ve üretim organizasyonu Türkiye’de kalırken, emek yoğun bazı operasyonların yakın coğrafyadaki daha düşük maliyetli merkezlerde gerçekleştirilmesi sektörün müşterilerini korumasına yardımcı olabilir.</p>
<h2>Suriye’de işçilik </h2>
<p>Mısır’ın altında İki ülke arasındaki maliyet farkına dikkat çeken Kaya, Suriye’de bir çalışanın aylık brüt maliyetinin yaklaşık 300 dolar seviyesinde olduğunu, Mısır’da ise bu rakamın yaklaşık 400 dolara ulaştığını belirtti. Mısır’ın hammadde ve üretim altyapısı bakımından bugün için daha entegre bir yapıya sahip olduğunu kaydeden Kaya, Suriye’nin avantajının ise düşük işçilik maliyetinin Türkiye’nin güçlü tekstil altyapısıyla birleştirilebilmesi olduğunu söyledi. Halep’te yeni sanayi alanlarının da oluşturulmaya başladığını aktaran Kaya, yatırımcılara arazi tahsis edildiğini ve yatırımcıların kendi üretim tesislerini kurmaya hazırlandığını ifade etti. Kaya, yeni tesislerin devreye alınmasının inşaat süreçleri nedeniyle zaman alacağını, ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde bölgedeki üretim kapasitesinin belirgin biçimde artabileceğini öngördüğünü söyledi. Kaya’ya göre Suriye, Türk hazır giyim sektörü açısından özellikle önümüzdeki 3-5 yıllık dönüşüm döneminde bir geçiş üretim merkezi işlevi görebilir. Türkiye’nin maliyet nedeniyle kaybettiği basic ve giriş segmentindeki siparişlerin yakın coğrafyada tutulmasının önemine değinen Kaya, “Bu işleri en azından 3-5 yıl Suriye’de yaptırabilirsek geçiş dönemini daha yumuşak geçirebiliriz. Hammadde altyapımız çalışmaya devam eder, elimizdeki müşteri portföyünü de kaybetmemiş oluruz” dedi.</p>
<h2>Özbekistan’da yeni fabrikaya gerek yok </h2>
<p>Sektörün diğer yeni rotasının ise Özbekistan olduğunu belirten Kaya, buradaki modelin Suriye’den farklı gelişeceğini söyledi. Türkiye’de hazır giyim sektöründe işçilik maliyetlerinin bin 200 - bin 300 dolar seviyelerine kadar çıktığını ifade eden Kaya, Suriye, Mısır ve Özbekistan’da ise bu maliyetlerin genel olarak 300-400 dolar bandında bulunduğunu belirtti. Bu farkın özellikle fiyat hassasiyeti yüksek siparişlerde Türkiye’de üretimi giderek zorlaştırdığını söyledi. Özbekistan’ın avantajının yalnızca düşük işçilik olmadığını vurgulayan Kaya, ülkenin güçlü bir pamuk, iplik, örgü ve boya altyapısına sahip olduğunu belirtti. Kaya, ülkedeki çok sayıda iplik fabrikasının örgü ve boyahane yatırımlarına, bir bölümünün ise konfeksiyon kapasitesine sahip olduğunu ifade ederek, hazır giyim yatırımlarına yönelik finansman ve kredi desteklerinin de üretimi teşvik ettiğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’nin müşterisi, Özbekistan’ın fabrikası</span></h2>
<p>Türk şirketlerinin Özbekistan’da sıfırdan fabrika yatırımı yapmasından ziyade mevcut üreticilerle ortaklık ve fason üretim modeline yönelmesinin daha doğru olacağını belirten Kaya, “Orada yeniden yatırım yapmaya gerek yok. Yapılmış yatırımların üzerine entegre olmak daha doğru. Onların iplik fabrikası, örgüsü, boyahanesi ve konfeksiyonu var ancak müşteri tarafında eksikleri bulunuyor. Bizim ise müşterimiz, Ar-Ge’miz, üretim organizasyonumuz ve know-how’ımız var. Bunları birleştirmek lazım” diye konuştu. Henüz Türk şirketleriyle Özbek üreticiler arasında geniş çaplı bir işbirliği dalgasının başlamadığını belirten Kaya, önümüzdeki dönemde bu alanda çok daha fazla anlaşmanın gündeme geleceğini öngördüğünü söyledi. Kaya, Türkiye’nin yeni dönemde üretimden tamamen çekilmek yerine bölgesel üretim organizatörü konumunu güçlendirmesi gerektiğini belirterek, tasarım, Ar-Ge, hammadde, kumaş, aksesuar, müşteri ilişkileri ve üretim organizasyonunun Türkiye’de tutulduğu, emek yoğun ve fiyat odaklı üretimin ise Suriye, Mısır ve Özbekistan gibi merkezlerle desteklendiği bir modelin sektörün küresel rekabet gücünü korumasına katkı sağlayacağını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/giyimde-yeni-rota-suriye-ve-ozbekistan-88173</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/3/1280x720/hazir-giyim-tekstil-1770871225.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek maliyetler nedeniyle basic ve düşük segmentli ürünlerde rekabet gücünü kaybeden hazır giyimciler, Mısır’ın ardından Suriye’ye yönelirken Özbekistan da önemli bir alternatif ülke olma yolunda ilerliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gozler-itfa-suresi-gelen-bonolarda-88172</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gözler, itfa süresi gelen bonolarda!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fonu krizinin etkileri genişlemeye devam ediyor. Kredili işlemlerin finansmanı için bono ihraç eden aracı kurumların itfa tarihleri yaklaşıyor. 3.2 milyar lirayı bulan çeşitli vadelerde itfa edilecek ihraçların en büyük müşterisi olan para piyasası fonlarında talep azaldı. Uzmanlar itfa baskısının aracı kurumları hisse satışına zorlayabileceğini borsada yeni baskının bu koldan gelebileceği uyarısını yapıyor.</p>
<p>Borsa İstanbul geçen hafta likidite kriziyle zirveye çıkan yatırım fonu krizinin yaralarını sarmaya çalışırken düzenleyici denetleyici kurumların hamleleri sürüyor. Sermaye Piyasası Kurulu geri alımlarda sınırı ikinci bir duyuruya kadar kaldırırken dün Kamuyu Aydınlatma Platformu’na şirketlerden gelen pay geri alım bildirimleri hızlandı. Bu hem borsada negatif hisse sayısını azalttığı gibi endekslere de destek sağladı. Ancak 7 portföy yönetim şirketinin tasfiyeye alınan 131 şirketinde taban serileri kesintiye uğramadı. Buna rağmen BİST100 endeksi gün içinde pozitif bir seyir izledi, halka arz endeksi ise en kötü performans gösteren endeks olarak öne çıktı.</p>
<h2>Yakın vadeli itfalar takip edilecek </h2>
<p>Toparlanma yara sarma çabalarına karşılık hisse fiyatlarındaki sert kayıplar reel sektörde teminat sorunu oluşturduğu gibi aracı kurumlar da bu durumdan negatif etkileniyor. Piyasa uzmanlarının verdiği bilgiye göre aracı kurumların en büyük gelir kalemlerinden biri olan kredili işlemler için ihraç ettikleri bonolarda sorun yaşanmaya başladı. Uzmanların verdiği bilgiye göre bu bonoların en büyük alıcısı para piyasası fonlarıydı. Fon krizi para piyasası fonlarından hem çıkış yaratıp hem de yatırımcıların içerik sorgulamaları sonucunu doğurunca uzmanlar itfalarda sıkıntılar yaşanabileceği uyarısı yapıyor.</p>
<p>Çeşitli vadelerde itfa edilmek üzere şu an 124 bono ihracı bulunuyor ve bunun büyüklüğü 3 milyar 193,7 milyon lira seviyesinde. Bu ay içinde itfası olan bonolar olduğu gibi 2027 tarihliler de var. Para piyasası fonlarında talep azalması aracı kurumların itfa için ellerindeki hisseleri satmaya başlaması sonucunu doğuruyor. Aracı kurumların da fiyat gözetmeksizin bono itfası için hisse satmaya başlaması Borsa İstanbul’da yeni bir satış dalgası baskısı doğurma riski taşıyor. Uzmanların verdiği bilgiye göre bu itfalarda bankacılık sektörü devreye girebilir ancak makroihtiyati önlemler nedeniyle aracı kurumlara kredi kullandırma konusunda bankacılık sektörü de yeterli olmayabilir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4a395c2276-1790223253.png" alt="" width="936" height="929" /></p>
<h2>Kredi kullanan hesap 46 bini aştı </h2>
<p>Türkiye Sermaye Piyasası Birliği verilerine göre bu yıl ağustos sonu itibariyle kredili işlem hacmi 129.2 milyar lira seviyesinde bulunuyor. Yine verilere göre kredi kullanan hesap sayısı ise 46 bin 81. TSPB verilerine göre kredi sözleşmeli yatırımcı sayısı ise 652 bin 377. Yatırımcı başına kredi hacmi ise 2.8 milyon lira seviyesinde.</p>
<h2>Yatırımcı başına kredi hacmi zirvede </h2>
<p>Ağustos 2026 itibariyle olan bu veri yılın en yüksek yatırımcı başına kredi hacmi rakamına işaret ediyor. 55 aracı kurumun da kredi kullanan yatırımcısı bulunuyor. Ocak 2025'ten bu yana kredi kullanan yatırımcı sayısında en yüksek seviye görülürken yatırımcı başına kredi hacmi ise tarihi en yüksek seviyesine çıkmış durumda.</p>
<p>Bu büyüklükler teminat tamamlama çağrılarını da arttırdı. Takasbank verilerine göre bu haftanın ilk işlem günü teminat tamamlama çağrısı 1.13 milyar lirayı bulurken, önceki gün itibariyle 589.8 milyon liraya geriledi.</p>
<p>Sadece aracı kurumların değil SPK’nın işlem başlattığı portföy yönetim şirketinin birinin iştiraki yatırım bankasının 50 milyar liralık bir ihraç bulunduğunu vurguladı. Uzmanlara göre itfasında sıkıntı yaşanması durumunda yine pay piyasasında baskı oluşturabilecek bir durum yaşanabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gozler-itfa-suresi-gelen-bonolarda-88172</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Regülatörlerin her gün yeni bir hamleyle geldiği borsada şimdi de aracı kurumların kredili işlemler için ihraç ettikleri bonolarda itfa sıkıntısı olabileceği konuşuluyor. Uzmanlar çeşitli itfa tarihleri bulunan 3.2 milyar liralık ihraçların satış baskısı yaratabileceği görüşünde. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/erdogan-abd-ile-stratejik-is-birligimiz-her-alanda-gelisiyor-88222</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan: ABD ile stratejik iş birliğimiz her alanda gelişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkevi'nde düzenlenen Türkiye-ABD İş Konseyi Toplantısı'nda konuştu.</p>
<p>Erdoğan, buluşmayı düzenledikleri için Amerikan Ticaret Odası ve iş konseyleri ile Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu'na teşekkür etti.</p>
<p>İş insanlarının en çok merak ettiği "Ekonomi programı ne aşamada? Hedeflerde ne ölçüde ilerlediniz?" sorularına cevap vereceğini belirten Erdoğan, uyguladıkları programın dört temel bileşeninin "fiyat istikrarı, mali disiplin, sürdürülebilir dış denge ve yapısal dönüşüm" olduğunu aktardı.</p>
<p>Son bir yılda bölgede çıkan savaşlara rağmen bu dört ilkenin tamamında gözle görülür ilerlemeler kaydettiklerini vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Temel mal enflasyonu 2020'nin, kira enflasyonu ise son dört yılın en düşük seviyesine indi. Savaşın doğrudan ve dolaylı etkileri olmasaydı 2026'yı yüzde 20'lerin başında bir enflasyonla kapatacaktık. Mevcut koşullarda yılı yüzde 28 civarında tamamlamayı öngörüyoruz. 2027'nin dezenflasyon açısından daha güçlü bir yıl olacağına inanıyoruz. Mali disiplin tarafında oldukça iyi bir konumdayız. Vatandaşlarımızı ve reel sektörü yükselen akaryakıt fiyatlarından korumak amacıyla vergilerde indirime gittik. Bundan dolayı oluşan vergi kaybına rağmen bütçede hedefimizin ötesinde bir performans sergiledik. Yılı milli gelire oranla yüzde 3,1 bütçe açığı ile kapatacağız. Bir karşılaştırma yapmak gerekiyorsa, benzer ülkelerde bu oran ortalama yüzde 6'ya yaklaşıyor. Kamu borcunda ise gelişmekte olan ülkelerde kamu borcunun milli gelire oranı ortalama yüzde 78 iken Türkiye'de yüzde 22'nin altında. Dış dengede enerji fiyatlarındaki artışa rağmen cari açık ve dış borç göstergelerimizi son 20 yıllık ortalamaların altında tutmayı başardık. Bütün bunlar programın aldığımız mesafesini gösteriyor."</p>
<p><strong>"Dijital dönüşümü destekleyecek yatırımları hızlandırıyoruz"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, asıl meselenin verimlilik olduğunu, bu nedenle yapısal dönüşümü programın merkezine yerleştirdiklerini dile getirdi.</p>
<p>Yeşil dönüşümde iddialı olduklarına işaret eden Erdoğan, bu yıl Antalya'da kasım ayında COP31'e ev sahipliği yapacaklarını anımsattı.</p>
<p>Sanayide katma değeri artırmak için hedefli ve seçici politikalar uyguladıklarını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yapay zekada bize güç katacak ve dijital dönüşümü destekleyecek altyapı yatırımlarını hızlandırıyoruz. Sağlık alanında Ankara'da kurmakta olduğumuz endüstri bölgesiyle yatırımcılara güçlü teşvikler sağlıyoruz. Bölgesel potansiyelimizi harekete geçirmek için Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda kararlılıkla ilerliyoruz. Kısacası, Türkiye şoklara yalnızca tepki veren değil, şoklara direnç kazanmış, dayanıklılığa, verimliliğe ve ekonomik güvenliğe yatırım yapan bir ekonomidir."</p>
<p><strong>"Amerika, LNG tedarikçilerimiz arasında birinci sırada"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, diplomatik ilişkilerin 100. yılına yaklaşılan bugünlerde Amerika ile stratejik işbirliğini her alanda geliştirdiklerini söyledi.</p>
<p>"ABD ile stratejik işbirliğimiz her alanda gelişiyor. Siyasi ilişkilerimizde yakaladığımız ahengi ekonomik, ticari ilişkilerimize de yansıtmayı arzu ediyoruz." diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Esasen bu alanda çok ciddi bir potansiyel de sahibiz. Yakın dönemde ortak çabalarımızla enerji, havacılık ve diğer kritik sektörlerde önemli anlaşmaları sonuçlandırdık. Amerika bugün LNG tedarikçilerimiz arasında birinci sırada. Böylece Avrupa'da Amerikan kaynağını tercih eden ülkelerin başında geliyoruz. Bu işbirliğini nükleer dahil, enerjinin tamamına genişletmeyi hedefliyoruz. Öte yandan Amerika'yla ekonomik münasebetlerimizi yalnızca ticaret rakamları üzerinden okumak doğru değildir. Küresel ekonomik düzenin yeniden kurgulandığı bir dönemde Türkiye'yle stratejik bir ekonomik işbirliği modeline ihtiyaç olduğu kanaatindeyim."</p>
<p><strong>"Enerji güzergahları yeniden çiziliyor"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, çatışmaların geride kalmasıyla bölgede beş büyük dönüşümün hızlanacağına işaret etti.</p>
<p>Bunlardan birincisinin, tedarik zincirlerinin yeniden konumlanması, şirketlerin artık yalnızca en ucuz yeri değil, en güvenilir yeri araması olduğunu dile getiren Erdoğan, "Türkiye, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği'ne sahip geniş bir serbest ticaret ağına bağlı güçlü sanayi altyapısıyla bu arayışın doğal adresidir." dedi.</p>
<p>Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"İkincisi, enerji güzergahları yeniden çiziliyor. Bakü-Tiflis-Ceyhan'dan TANAP'a kadar Türkiye kesintisiz enerji akışının en güvenilir koridorudur. Üçüncüsü, ticaret koridorları değişiyor. Asya'yı Avrupa'ya bağlayan orta koridor ve Körfezi Avrupa'ya bağlayan Kalkınma Yolu Türkiye'de kesişiyor. Dördüncüsü yeniden imar dönemi başlıyor. Bölgemizde yollar, limanlar, enerji santralleri, konutlar, fabrikalar yeniden inşa edilecek. Türk müteahhitlik sektörü zor coğrafyalarda iş yapma tecrübesiyle bu sürecin en hazırlıklı aktörüdür. Beşincisi savunma ve ileri teknoloji. NATO standartlarında üretim yapan savunma sanayimiz, müttefiklerimizin tedarik güvenliğine katkı sunacak kapasiteye ulaştı. Ülkemizin bu dönüşüm fırsatlarından faydalanması için nisan ayında dünyanın en rekabetçi yatırım paketlerinden birini hayata geçirdik. Washington ve New York'taki yatırım ve finans ofislerimiz başta olmak üzere dış temsilciliklerimiz her zaman sizlere desteğe hazırdır."</p>
<p>Erdoğan, Türk-Amerikan ilişkilerinin güçlendirilmesi için gösterdikleri çabalardan ötürü iş insanlarına teşekkür etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/erdogan-abd-ile-stratejik-is-birligimiz-her-alanda-gelisiyor-88222</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/1/1280x720/erdogan-1777917093.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye-ABD İş Konseyi Toplantısı&#039;nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, &quot;ABD ile stratejik iş birliğimiz her alanda gelişiyor. Siyasi ilişkilerimizde yakaladığımız ahengi ekonomik, ticari ilişkilerimize de yansıtmayı arzu ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thynin-150-boeing-alimi-icin-imzalar-atildi-88219</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY&#039;nin 150 Boeing alımı için imzalar atıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY), uzun vadeli büyüme stratejisi doğrultusunda Boeing ile 150 adede kadar Boeing 737 MAX uçağını kapsayan sipariş anlaşması imzalandı.</p>
<p>Açıklamaya göre, 2025 yılından bu yana sürdürülen görüşmeler sonucunda imzalanan anlaşma, şirketin Boeing ile bugüne kadar gerçekleştirdiği en büyük tek koridorlu uçak siparişi olma özelliğini taşıyor.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın huzurunda kesinleştirilen anlaşmayla şirketin kısa ve orta menzilli uçuş ağının güçlendirilmesi ve filo büyüme stratejisinin desteklenmesi hedefleniyor.</p>
<p>Sipariş kapsamında 100 adet Boeing 737-8 uçağı kesin siparişe bağlanırken, ilave 50 adet Boeing 737 MAX uçağı için de opsiyon hakkı bulunuyor.</p>
<p>Anlaşma ayrıca THY'ye, 737 MAX ailesinin en büyük üyesi olan Boeing 737-10 modeline geçiş imkanı sunuyor. Böylece şirketin, uçuş ağındaki yolcu talebi ve operasyonel ihtiyaçlara göre filo kapasitesini daha esnek şekilde planlaması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Yakıt tüketimi ve emisyonların yüzde 20 azalması hedefleniyor</strong></p>
<p>Yeni uçakların, THY'nin özellikle yüksek talep gören iç ve dış hatlardaki kısa ve orta menzilli operasyonlarının güçlendirilmesine katkı sağlaması bekleniyor.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, Boeing 737-8'in menzil ve yük kapasitesi açısından sunduğu avantajların yanı sıra yakıt tüketimi ve emisyonlarda yüzde 20'lik azalma sağlaması, şirketin filosunu ve uçuş ağını büyütürken operasyonel ihtiyaçlarına da yanıt vermesine katkı sağlayacak.</p>
<p>THY ve AJet filosunda halihazırda 737 MAX, 737 Next-Generation, 787 Dreamliner, 777 ve 777 Freighter modelleri dahil 200'ün üzerinde Boeing uçağı bulunuyor.</p>
<p>Yeni siparişin, 2025'te verilen 75 adet 787 Dreamliner siparişinin ardından THY ile Boeing arasındaki uzun yıllara dayanan iş birliğini daha da güçlendirdiği belirtildi.</p>
<p>THY ve Boeing, uçak siparişinin yanı sıra Türkiye'nin havacılık ekosistemine yönelik uzun vadeli iş birliklerini de sürdürüyor.</p>
<p>İki şirket, bu yıl endüstriyel katılım alanında stratejik bir mutabakat zaptı imzalayarak Yetkinlik Geliştirme, Değer Oluşturma ve İş Fırsatları olmak üzere üç temel başlık üzerine kurulu bir iş birliği çerçevesi oluşturdu.</p>
<p>Bu kapsamda yetkinliklerin geliştirilmesi, teknoloji ve bilgi birikiminin paylaşılması, insan kaynağının gelişiminin desteklenmesi ve sürdürülebilirlik alanındaki çalışmaların güçlendirilmesinin yanı sıra yeni endüstriyel işbirliği fırsatlarının oluşturulması hedefleniyor.</p>
<p>Açıklamada, endüstriyel katılım çerçevesiyle birlikte bu anlaşma, Boeing'in Türkiye'nin havacılık ekosistemini desteklemeye yönelik uzun vadeli taahhüdünü ortaya koyarken, iki şirket arasındaki iş birliğini filo büyümesinin de ötesine taşıdığı vurgulandı.</p>
<p><strong>"Uçaklar operasyonlarımıza daha yüksek verimlilik ve esneklik kazandıracak"</strong></p>
<p>Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Murat Şeker, anlaşmanın şirketin filosunu büyütme stratejisi doğrultusunda attığı önemli bir adımı temsil ettiğini belirtti.</p>
<p>Şeker, "Yeni Boeing 737 MAX uçakları, operasyonlarımıza daha yüksek verimlilik ve esneklik kazandırarak İstanbul'daki merkezimizden hizmet verdiğimiz geniş uçuş ağımızı destekleyecek. Türkiye'nin havacılık ekosistemine de katkı sağlayan bu anlaşma sayesinde Boeing ile uzun yıllara dayanan işbirliğimizi daha da ileri taşımaktan memnuniyet duyuyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Boeing Ticari Uçaklar Başkanı ve Üst Yöneticisi Stephanie Pope da söz konusu siparişin Türk Hava Yolları ile uzun yıllara dayanan işbirliğini şekillendiren karşılıklı güveni ve ortak vizyonu yansıttığını vurguladı.</p>
<p>Pope, "İstanbul merkezli uçuş ağını büyüterek dünya genelinde daha fazla insanı daha fazla noktaya ulaştıran Türk Hava Yolları'nı ve Türkiye'nin havacılık ekosistemini desteklemeyi sürdürmekten gurur duyuyoruz." ifadelerine yer verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thynin-150-boeing-alimi-icin-imzalar-atildi-88219</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/9/1280x720/boeing-1790237467.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ THY&#039;nin, 150 adede kadar Boeing 737 MAX uçağı için sipariş anlaşması Cumhurbaşkanı Erdoğan&#039;ın katıldığı törenle imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-model-fabrikaya-segem-statusu-88203</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Model Fabrika’ya SEGEM statüsü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Model Fabrika (BMF), KOSGEB tarafından yürütülen Sektörel Gelişim Merkezi (SEGEM) Destek Programı kapsamında yeni bir statü kazandı.</p>
<p>Programla merkezin personel, yazılım, eğitim, danışmanlık, organizasyon ve tanıtım giderlerinin desteklenmesi, hizmet çeşitliliği ve sürdürülebilirliğinin artırılması öngörülüyor. BTSO öncülüğünde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) iş birliğinde hayata geçirilen Bursa Model Fabrika, işletmelere gerçek üretim ortamında deneyimsel öğrenme imkanı sunuyor. Firmaların üretim süreçleri analiz edilerek verimlilik kayıpları belirleniyor ve iyileştirme uygulamalarının doğrudan üretim sahasına aktarılması sağlanıyor. Merkez, “Öğren-Dönüş” yaklaşımıyla başta yalın üretim, dijital dönüşüm ve enerji verimliliği olmak üzere farklı alanlarda firmalara rehberlik ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4c1d01fb2f-1790230992.JPG" alt="" width="575" height="300" /></p>
<h2><strong>113 işletmeye destek</strong></h2>
<p>Kurulduğu günden bu yana 113 işletmeye “Öğren-Dönüş” danışmanlığı sunan Bursa Model Fabrika, farkındalık eğitimleriyle 734 işletmeden 2 bin 871 çalışana ulaştı. Deneyimsel eğitimlerden ise 246 firma ve bin 226 çalışan yararlandı. Merkezde ayrıca bin 112 üniversite öğrencisine yalın üretim eğitimi verildi. Otomotiv, tekstil, makine, metal ve gıda başta olmak üzere farklı sektörlerden işletmelere hizmet veren BMF, üretim süreçlerinin sadeleştirilmesi, kaynakların daha etkin kullanılması ve dönüşüm kültürünün işletmelere yerleştirilmesine katkı sağlıyor.</p>
<h2><strong>“Daha fazla KOBİ’yi dönüşüme dahil edeceğiz”</strong></h2>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, küresel rekabet koşullarında firmaların maliyet ve kalite kadar teknolojiye uyum ve kaynak verimliliği alanlarında da güçlü olması gerektiğini belirtti. Bursa Model Fabrika’nın üretim sahasındaki kayıpları firmalarla birlikte tespit ederek dönüşümü işletmelerin kendi ortamlarında hayata geçirdiğini ifade eden Burkay, bugüne kadar elde edilen sonuçların modelin iş dünyası açısından değerini ortaya koyduğunu söyledi. Bursa Model Fabrika’nın SEGEM statüsü kazanmasıyla yeni bir gelişim dönemine girildiğini kaydeden Burkay, “KOSGEB’in SEGEM programıyla Bursa Model Fabrikamızın kapasitesini geliştirerek daha fazla KOBİ’mizi bu dönüşüm sürecine dahil etmeyi hedefliyoruz” dedi. Burkay, desteklerle merkezin insan kaynağı, teknoloji altyapısı ve hizmet kapasitesinin güçlendirileceğini belirterek, firmalara kurumsallaşmadan teknoloji adaptasyonuna, yalın üretimden enerji verimliliğine kadar ihtiyaç duydukları alanlarda rehberlik sunmayı sürdüreceklerini ifade etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-model-fabrikaya-segem-statusu-88203</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/3/1280x720/bursa-model-fabrikaya-segem-statusu-1790231025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Model Fabrika, KOSGEB’in Sektörel Gelişim Merkezi Destek Programı kapsamında “Sektörel Gelişim Merkezi” olmaya hak kazandı. Yeni statüyle merkezin eğitim, danışmanlık ve uygulamalı dönüşüm hizmetlerinin kapasitesinin artırılarak daha fazla KOBİ’ye ulaşılması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baglanti-elemanlari-800-milyon-dolarlik-ihracati-buyutmek-istiyor-88202</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bağlantı elemanları 800 milyon dolarlık ihracatı büyütmek istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bağlantı elemanları sektörü, üretim kapasitesi ve ürün çeşitliliğini ihracat artışına dönüştürmek amacıyla uluslararası pazarlardaki temaslarını yoğunlaştırıyor. Cıvata, vida, somun, rondela, ankraj ve perçin gibi ürünlerin yanı sıra üretim makineleri, ısıl işlem, yüzey teknolojileri ile ölçüm ve kalite kontrol sistemlerini kapsayan sektör, farklı sanayi kollarının tedarik zincirindeki konumunu güçlendirmeye çalışıyor. Bağlantı Elemanları Sanayici İş İnsanları Derneği (BESİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Sinan Topuk, Türkiye bağlantı elemanları sektörünün yaklaşık 2,5 milyar dolarlık hacme ve 800 milyon dolarlık ihracata sahip olduğunu söyledi. Yaklaşık 250 bin çeşit ürün üretme kapasitesine sahip olan sektörün Avrupa’da ilk üç, dünyada ise sekizinci sırada yer aldığına işaret eden Topuk, sektörün ihracatını artırmak için çalıştıklarını vurguladı. </p>
<h2><strong>Uluslararası alıcılarla doğrudan temas</strong></h2>
<p>Sektörün ihracat potansiyelinin geliştirilmesinde uluslararası fuarların önemli bir kanal oluşturduğuna dikkati çeken Sinan Topuk, bu kapsamda 18-20 Eylül tarihlerinde İstanbul TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen Fastener Expo Eurasia 2026’da sektör firmalarının uluslararası satın almacılarla buluştuğunu hatırlattı. Fuarın, özellikle yeni ihracat bağlantılarının kurulması, mevcut pazarların geliştirilmesi ve uzun vadeli ticari iş birliklerinin oluşturulması açısından önemli olduğunu ifade eden Topuk, fuarın firmalar arasında yeni iş birliklerinin geliştirilmesine katkı sağladığını kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baglanti-elemanlari-800-milyon-dolarlik-ihracati-buyutmek-istiyor-88202</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/2/1280x720/baglanti-elemanlari-800-milyon-dolarlik-ihracati-buyutmek-istiyor-1790230694.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de 2,5 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşan bağlantı elemanları sektörü, yaklaşık 800 milyon dolarlık ihracatını artırmak için uluslararası pazarlardaki görünürlüğünü güçlendiriyor. Sektör temsilcileri, üretim kabiliyeti ve geniş ürün çeşitliliğini yeni iş bağlantılarına dönüştürmeyi hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kobi/balkanlar-turk-kobilerinin-yeni-dijital-ihracat-kapisi-oluyor-88195</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Balkanlar Türk KOBİ’lerinin yeni dijital ihracat kapısı oluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Dijitalleşme, küçük bir işletmenin küresel pazara giriş maliyetini aşağı çekerken KOBİ’ler açısından ihracatın rotasını da değiştiriyor. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü’nün (UNCTAD) Mayıs 2026’da güncellediği verilere göre, dünya GSYH’si ve ihracatının yaklaşık dörtte üçünü temsil eden 45 ekonomide işletmelerin e-ticaret satışları 2024 yılında 28 trilyon dolara ulaştı. Daha dikkat çekici olan ise gelişmekte olan ekonomilerde e-ticaret satışlarının 2016-2024 dönemindeki ortalama yıllık büyüme hızının gelişmiş ekonomilerin yaklaşık iki katına ulaşması.</p>
<p>Türkiye’de de pazar hızla genişliyor. Ticaret Bakanlığı Elektronik Ticaret Bilgi Sistemi (ETBİS) verilerine göre Türkiye’nin e-ticaret hacmi 2025 yılında yüzde 52,2 artarak 4,57 trilyon liraya, dolar bazında ise yüzde 28,9 artışla 115,43 milyar dolara yükseldi. Perakende e-ticaret hacmi 2,46 trilyon liraya ulaşırken e-ticaretin genel ticaretteki payı yüzde 19,3, GSYH içindeki payı yüzde 6,9 oldu. E-ticaret yapan işletme sayısı da 600 bin 800’den 634 bin 611’e çıktı. Bu işletmelerin yüzde 75’inin şahıs işletmesi olması, dijital ticaretin özellikle küçük ölçekli işletmeler açısından taşıdığı potansiyeli ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>BALKANLAR’DA YENİ E-İHRACAT KORİDORU </strong></p>
<p>KOBİ açısından asıl dikkat çekici değişim ise sınır ötesinde yaşanıyor. Ticaret Bakanlığı’nın “Basitleştirilmiş Gümrük Beyannamesi Kapsamında İhracat Rotaları 2025” çalışmasına göre Türkiye’nin mikro ihracatı son 10 yılda yaklaşık 15 kat büyüdü. Basitleştirilmiş Gümrük Beyannamesi kapsamında 2025 yılında yaklaşık 51,6 milyon paket gönderilirken toplam ihracat değeri 2,25 milyar dolar seviyesine ulaştı.</p>
<p>Veriler, KOBİ’lerin önünde özellikle yakın coğrafyada yeni bir pencere açıldığını gösteriyor. Romanya’ya mikro ihracat 2024’te yaklaşık 108 milyon dolar iken 2025’te yüzde 117 artışla 233,8 milyon dolara çıktı. Aynı dönemde paket sayısı 5,1 milyondan 14,7 milyona yükseldi. Böylece Romanya, Türk e-ihracatçılarının en hızlı büyüyen pazarlarından biri haline geldi. Daha çarpıcı artış ise komşu pazarlarda gerçekleşti. Yunanistan’a mikro ihracat 12,2 milyon dolardan 67,5 milyon dolara çıkarak yüzde 453 arttı. Paket sayısı 301 binden 3,5 milyona yükseldi. Bulgaristan’a yapılan mikro ihracatın değeri ise yaklaşık beş kat artarak 33,7 milyon dolara çıktı; paket sayısı 19 binden yaklaşık 1,6 milyona ulaştı. Bu tablo KOBİ açısından e-ihracatta yalnız ABD, Almanya veya Körfez gibi büyük pazarlara odaklanmak yerine, lojistik mesafenin kısa olduğu ve kara yoluyla erişilebilen yakın pazarların da ayrı bir büyüme alanı olarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>KARGO UÇAĞINDAN TIR’A DÖNÜŞ</strong></p>
<p>Yakın pazarların yükselişi lojistik tercihlerine de yansıdı. Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2024 yılında mikro ihracat paketlerinin yüzde 88’i hava yoluyla taşınırken bu oran 2025’te yüzde 62’ye geriledi. Kara yolunun payı ise yüzde 11’den yüzde 37’ye yükseldi. Kara yoluyla gerçekleştirilen mikro ihracatın değeri de 158 milyon dolardan 366 milyon dolara çıktı. KOBİ açısından bunun anlamı, hedef pazar seçiminde yalnızca nüfus ve satın alma gücünün değil, paketin müşteriye hangi maliyetle ve kaç günde ulaşacağının da hesaba katılması gerektiği. Özellikle Balkanlar ve yakın Avrupa pazarları, kara yolu taşımacılığının sağladığı maliyet avantajıyla daha küçük ölçekli ihracatçılar açısından yeni bir deneme alanı oluşturabilir.</p>
<p>Mikro ihracat verileri ürün stratejisinde de dikkat çekici bir değişime işaret ediyor. Ticaret Bakanlığı çalışmasına göre 2025 yılında ortopedik cihazlar, işitme cihazları ve protezlerde paket başına ihracat değeri 738,31 dolara ulaştı. Değerli mücevheratta bu rakam 284,62 dolar olurken kadın dokuma giyimde 28,38 dolar seviyesinde gerçekleşti</p>
<p>Bu fark, artan lojistik maliyetlerinin e-ihracatta ürün seçimini daha kritik hale getirdiğini gösteriyor. Küçük hacimli, standart paket ölçülerine uygun ve yüksek birim değerli ürünlerde kargo maliyetinin ürün fiyatına oranı düşerken ağır, hacimli ve düşük fiyatlı ürünlerde lojistik rekabet gücünü sınırlayabiliyor. Nitekim Ticaret Bakanlığı verilerinde 2024’te öne çıkan bazı ağır mutfak eşyaları ve elektrikli ev aletlerinin 2025’te ilk 20 ürün grubunun dışına çıktığı, bunların yerine vitamin takviyeleri, gıda müstahzarları ve saat aksamları gibi daha küçük hacimli ürünlerin girdiği görülüyor.</p>
<p><strong>TESLİMAT SEÇENEĞİ YOKSA MÜŞTERİ DE YOK </strong></p>
<p>KOBİ’lerin e-ihracatta yalnız ürün ve fiyat üzerinden rekabet etmesi de giderek zorlaşıyor. DHL’in 24 ülkede 24 bin online tüketiciyle gerçekleştirdiği 2025 E-Ticaret Trendleri araştırmasına göre tüketicilerin yüzde 81’i tercih ettiği teslimat seçeneğini bulamadığında alışveriş sepetini terk ediyor. Her dört tüketiciden üçü de teslimat ve iade hizmeti sağlayıcısına güvenmediği bir satıcıdan alışveriş yapmak istemediğini belirtiyor.</p>
<p>DHL’in 19 pazarda 4 bin 50 e-ticaret işletmesini kapsayan şirket araştırması da aynı noktaya işaret ediyor. E-ticaret işletmelerinin yüzde 64’ü halihazırda başka ülkelere satış yaparken, yüzde 63’ü en az üç farklı online platformda faaliyet gösteriyor. İşletmelerin yüzde 96’sı ise lojistik teklifinin satış kazanmak açısından önemli olduğunu düşünüyor. Bu nedenle küçük işletmeler açısından pazaryerine ürün yüklemek tek başına e-ihracat stratejisi olmaktan çıkıyor. Yerel ödeme yöntemleri, teslimat süresi, takip imkânı, iade süreci, gümrük maliyetinin müşteriye önceden gösterilmesi ve birden fazla satış kanalında bulunmak satış dönüşümünün parçaları haline geliyor.</p>
<p><strong>AMBALAJ ARTIK YALNIZCA ÜRÜNÜN KORUMASI DEĞİL </strong></p>
<p>E-ticarette ambalaj da maliyet kalemi olmanın ötesine geçiyor. DHL araştırmasına göre online tüketicilerin yüzde 72’si satın alma kararında sürdürülebilirliği dikkate alırken yüzde 35’i sürdürülebilirlik kaygısı nedeniyle alışveriş sepetini terk ettiğini belirtiyor. Şirketler tarafında ise e-ticaret karar vericilerinin yüzde 85’i sürdürülebilirliği işleri açısından önemli görüyor. Küresel ölçekte e-ticaret işletmelerinin yüzde 60’ı sürdürülebilir kaynaklardan elde edilmiş ambalaj kullanırken bu oran mikro işletmelerde yüzde 51’e düşüyor. Mikro işletmelerin yalnız yüzde 58’i müşterilerine daha sürdürülebilir teslimat seçenekleri sunuyor.</p>
<p>Dolayısıyla KOBİ açısından ambalajda temel denklem “daha gösterişli kutu” yerine ürünü koruyan, desiyi büyütmeyen, iade riskini azaltan ve mümkün olduğunca geri dönüştürülebilir malzemeden oluşan ambalaj olarak şekilleniyor. Çünkü e-ihracatta birkaç santimetrelik gereksiz hacim dahi binlerce gönderide doğrudan lojistik maliyetine dönüşebiliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4b8f9e5329-1790228729.png" alt="" width="319" height="630" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>KOBİ’NİN E-İHRACAT İÇİN 7 ADIMLIK KONTROL LİSTESİ</strong></span></p>
<p><strong>1- Hedef pazar seçimi</strong></p>
<p>Nüfus ve pazar büyüklüğünün yanı sıra ürün talebi, lojistik süresi, iade maliyetleri ve gümrük uygulamaları öne çıkıyor.</p>
<p><strong>2- Düşük desi, yüksek katma değer</strong></p>
<p>Küçük hacimli ve yüksek birim değerli ürünler, lojistik maliyetleri açısından daha avantajlı bir yapı sunuyor</p>
<p><strong>3- Çok kanallı satış</strong></p>
<p>Pazaryerleri, sosyal medya ve işletmelerin kendi e-ticaret sitelerinin birlikte kullanılması tek kanala bağımlılığı azaltıyor.</p>
<p><strong>4- Pazara göre yerelleştirme</strong></p>
<p>Ürün açıklamalarının, müşteri hizmetlerinin ve satış sonrası iletişimin hedef ülkenin diline ve tüketici alışkanlıklarına uyarlanması önem kazanıyor.</p>
<p><strong>5- Şeffaf maliyet ve teslimat</strong></p>
<p>Kargo, vergi, gümrük maliyetleri ve tahmini teslimat süresinin tüketici tarafından önceden görülebilmesi satın alma kararında etkili oluyor.</p>
<p><strong>6- Lojistiğe uygun ambalaj</strong></p>
<p>Ürünü korurken gereksiz hacim ve desi oluşturmayan ambalajlar, gönderi maliyetlerinin kontrolünde belirleyici hale geliyor.</p>
<p><strong>7- Satışın ötesinde performans</strong></p>
<p>Satış hacminin yanında iade oranı, paket başına net gelir ve müşteri edinme maliyeti de e-ihracat performansının temel göstergeleri arasında yer alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kobi/balkanlar-turk-kobilerinin-yeni-dijital-ihracat-kapisi-oluyor-88195</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/5/1280x720/677-1790228830.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de 634 bini aşkın işletmenin e-ticaret yaptığı yeni dönemde KOBİ’ler için büyümenin ikinci adresi sınır ötesi satışlar oluyor. Ticaret Bakanlığı verileri, mikro ihracatta Romanya, Yunanistan ve Bulgaristan’a yönelik satışların 2025’te güçlü biçimde arttığını ortaya koyarken, küresel araştırmalar KOBİ’lere “yalnızca ürünü değil; teslimatı, iadeyi ve ambalajı da ihraç stratejisinin parçası haline getirin” mesajı veriyor. Düşük hacimli ancak yüksek birim değerli ürünler ise artan lojistik maliyetlerine karşı e-ihracatın yeni rekabet alanı olarak öne çıkıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yavas-tavanda-birlik-olmazsa-tabanda-saglanir-88190</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yavaş: Tavanda birlik olmazsa tabanda sağlanır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, CHP’den istifa ettiğini açıkladı, yoluna bağımsız olarak devam edeceğini duyurdu. 2019 yerel seçimlerinde CHP’den Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Yavaş, istifasını sosyal medya hesabından açıkladı. Yavaş, “Seçmenin iradesine sadakat, siyasetin namusudur. O iradeyi kişisel hesaplarla başka bir yere taşımak yalnızca siyasi bir yanlış değil; seçmene karşı ağır bir vebaldir. Bu nedenle bugün bağımsız olarak yoluma devam etme kararımın anlamı da açıktır” dedi.</p>
<p>ABB Başkanı Yavaş, 9 Eylül’de CHP’nin kuruluş yıldönümü resepsiyonuna katılmamış, aynı gün Cumhurbaşkanı Erdoğan ile külliyede bir görüşme gerçekleştirmişti. Yavaş, Cumhurbaşkanı ile görüşmesinden hem CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hem de Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in haberinin olduğunu açıklamıştı. Yavaş, kuruluş yıldönümü resepsiyonuna katılmamasına CHP cephesinden gelen eleştiriler üzerine ise “gereğini yapmaktan çekinmem" açıklaması ile istifa edebileceğinin işaretini vermişti. Yavaş’ın istifasının, dün CHP Sözcüsü Müslim Sarı’nın dün gazetecilerle bir araya geldiği toplantıda "Hiç kimse CHP'den üstün değil, CHP'nin üstünde görmesin kendisini. Bir belediye başkanımız bir işlem yaparken, kendi genel başkanı dışında başka bir partinin genel başkanına da bilgi verdim diyemez. CHP'nin Genel Başkanı bellidir. CHP'nin belediye başkanı ise CHP genel başkanına karşı sorumluluğu olduğunu kabul edecek” açıklamasının ardından gelmesi dikkat çekti.</p>
<h2>"Tabanda birlik"</h2>
<p>ABB Başkanı Yavaş, Müslim Sarı’nın sözlerine “Kendimi hiçbir zaman siyasi partilerin üzerinde görmedim. Böyle bir iddiayı hadsizlik sayarım. Ancak belediye başkanlığı görevimin bana öğrettiği çok önemli bir gerçek vardır: Siyasetin tavanında birlik sağlanamadığında, millet isterse tabanda o birliği sağlayabilir. Biz bunu Ankara’da başardık. Farklı siyasi görüşlerden milyonlarca insan aynı iradenin etrafında buluştu” dedi.</p>
<p>Yavaş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “CHP'yi küçük düşürecek, ona oy veren insanların mahcup olmasına neden olacak hiçbir davranışın içinde olmadım. Tam tersine; Ankara’da belediyeciliğin ayrım yapmadan, şeffaf, hesap verebilir ve halkın parasını yine halk için kullanarak nasıl yapılabileceğini göstermeye çalıştık. Bunu yalnızca ben söylemiyorum. Ankara’da bize verilen büyük destek, Türkiye genelinde yapılan kamuoyu araştırmaları ve farklı siyasi görüşlerden vatandaşlarımızın ortaya koyduğu teveccüh bunun en açık göstergesidir” dedi. Yavaş’ın ardından, Ayaş, Polatlı, Beypazarı, Kalecik, Şereflikoçhisar, Polatlı ve Güdül belediye başkanları da CHP’den istifasını açıkladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yavas-tavanda-birlik-olmazsa-tabanda-saglanir-88190</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/7/1280x720/mansur-yavas-gorev-suresi-sonunda-baskanligi-birakacak-1742916677.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP&#039;den istifa ettiğini açıklayan Mansur Yavaş, &quot;Belediye başkanlığı görevimin bana öğrettiği çok önemli bir gerçek vardır: Siyasetin tavanında birlik sağlanamadığında, millet isterse tabanda o birliği sağlayabilir. Biz bunu Ankara’da başardık. Farklı siyasi görüşlerden milyonlarca insan aynı iradenin etrafında buluştu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isletmelerde-surdurulebilir-buyume-acisindan-operasyonel-risk-yonetiminin-stratejik-onemi-88185</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşletmelerde sürdürülebilir büyüme açısından operasyonel risk yönetiminin stratejik önemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>GÖKHAN TAŞPINAR - LTS Danışmanlık A.Ş. Yönetici Ortak</strong></p>
<ol>
<li><strong> Operasyonel Risk Kavramı ve İşletmeler Açısından Önemi</strong></li>
</ol>
<p>Günümüz iş dünyası hızla değişmekte ve buna paralel belirsizlikler de artmaktadır. Dijitalleşme, yapay zekâ uygulamaları, siber güvenlik tehditleri, piyasa riski, finansal riskler, küresel ve jeopolitik riskler işletmelerin faaliyet gösterdiği risk ortamını her geçen gün daha karmaşık hâle getirmektedir. Böyle bir ortamda işletmeler açısından asıl soru, <strong>"Ne tür risklerle karşılaşırız?"</strong> değil, <strong>"Karşılaşacağımız riskleri ne kadar önceden görebilir ve ne kadar etkin yönetebiliriz?"</strong> sorusudur.</p>
<p>Basel Bankacılık Denetim Komitesi, operasyonel riski; “<strong>yetersiz veya başarısız iç süreçler, insan kaynaklı hatalar, bilgi sistemleri ya da dış olaylardan kaynaklanan kayıp riski”</strong> olarak tanımlamaktadır. Bu tanım, uluslararası uygulamalarda kabul gören temel yaklaşımı ortaya koymakta ve Uluslararası geçerliliği olan TS ISO 31000 Risk Yönetimi Rehberi ve COSO Kurumsal Risk Yönetimi çerçevesinin ortaya koyduğu bütüncül risk anlayışıyla da örtüşmektedir. Bununla birlikte günümüzde operasyonel risk kavramı, yalnızca finansal kayıplarla sınırlı bir çerçevede değerlendirilmemektedir. Siber saldırılar, veri ihlalleri, iş sürekliliğinin kesintiye uğraması, operasyonel süreçlerdeki aksaklıklar, tedarik zincirindeki aksaklıklar ve kurumsal itibarın zedelenmesi de operasyonel riskin ana unsurları olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Dünyada yaşanan son gelişmeler, operasyonel risk yönetiminin önemini daha görünür hâle getirmiştir. Pandemi döneminde küresel tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar, kritik altyapıları hedef alan siber saldırılar ve teknoloji kaynaklı sistem kesintileri işletmelerin yalnızca finansal açıdan güçlü olmalarının yeterli olmadığını açıkça göstermiştir.</p>
<p>Ülkemizde de benzer bir dönüşüm yaşanmaktadır. Özellikle bankacılık, sanayi, turizm, enerji ve lojistik sektörlerinde dijitalleşmenin hız kazanması, küresel ekonomideki rekabet koşulları, operasyonel risk yönetimini kurumsal yönetimin vazgeçilmez unsurlarından biri hâline getirmiştir. Artık operasyonel risk yönetimi yalnızca mevzuata uyum sağlamak amacıyla yürütülen teknik bir düzeltici ve önleyici faaliyet değil; kurumsal itibarı koruyan, karar alma süreçlerini güçlendiren ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen stratejik bir yönetim fonksiyonu olarak görülmektedir.</p>
<p>Dolayısıyla günümüzde işletmeler açısından en büyük risk, operasyonel riskin varlığı değildir. Asıl risk; bu tehditleri zamanında fark edememek, düzeltici ve önleyici faaliyetlerde geç kalmak ve risk yönetimini yalnızca bir kontrol ve eksik bulma faaliyeti olarak görmektir. Kurumsal başarı, yalnızca elde edilen finansal sonuçlarla değil; olağanüstü durumlar karşısında gösterilen hazırlık, dayanıklılık ve uyum kabiliyetiyle de ölçülmektedir. Bu nedenle operasyonel risk yönetimi, günümüz işletmeleri için bir tercih değil, kurumsal sürdürülebilirliğin temel şartlarından biridir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> İşletmelerde Operasyonel Risk Kaynaklı Sorunlar ve Görünmeyen Maliyetler</strong></li>
</ol>
<p>Operasyonel risk, çoğu zaman gerçekleşen bir hata, sistem arızası veya operasyonel süreçlerle ilgili aksaklıklar sonrasında fark edilmektedir. Oysa işletmeler açısından asıl maliyet, sadece ortaya çıkan finansal kayıplarla sınırlı değildir. Müşterilerin güveninin sarsılması, kurumsal itibarın zedelenmesi, süreçlerin aksaması, çalışanların motivasyonundaki olumsuz etkiler ve kaçırılan iş fırsatları uzun vadede finansal kayıplardan çok daha büyük olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir.</p>
<p>Operasyonel riskin en tehlikeli yönü ise zamanında fark edilmemesi ya da risk içeren işlemlerin üzerinin kapatılması sonucunda zamanla riskin boyutunun çığ gibi büyümesidir.  Çoğu kriz, tek bir büyük olayın sonucu değil; zamanında fark edilmeyen küçük aksaklıkların birikmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle işletmeler açısından önemli olan yalnızca risk gerçekleştiğinde müdahale etmek değil, riski doğuran kaynakları doğru analiz ederek gerekli tedbirleri önceden alabilmek, düzeltici ve önleyici faaliyetleri zaman kaybetmeden gerçekleştirebilmektir.</p>
<p>İşletmelerde operasyonel riske neden olan başlıca unsurlar aşağıdaki şekilde sıralanabilir:</p>
<ul>
<li><strong> İnsan Kaynaklı Riskler</strong></li>
</ul>
<p>Operasyonel riskin önemli bir kısmı insan faktöründen kaynaklanmaktadır. Yetersiz eğitim, deneyim eksikliği, kritik departmanlarda yetkin olmayan yöneticilerin çalıştırılması, delegasyon sorunları, görev ihmalleri, iletişim sorunları, suistimal ve dolandırıcılık vakaları ile işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarına uyulmaması işletmeler açısından ciddi operasyonel kayıplara neden olabilmektedir. Güçlü bir risk kültürü oluşturulamayan işletmelerde en gelişmiş teknolojik altyapılar dahi beklenen faydayı sağlayamamaktadır.</p>
<p>Bunlardan en önemlisi ise operasyonel risk yönetiminin en kritik bileşenlerinden biri olan suistimal (Fraud) riskidir. Etkin iç kontrol ve iç denetim sisteminin bulunmadığı kurumlarda dolandırıcılık vakaları yalnızca doğrudan finansal kayıplara değil, aynı zamanda itibar kaybına, yasal yaptırımlara ve müşteri güveninin zedelenmesine de yol açarak kurumsal sürdürülebilirliği tehdit eder. Dünya genelinde suistimal olaylarına ilişkin toplam kaybın yıllık 5 trilyon USD olduğu tahmin edilmektedir. Bu kayıp, şirket gelirlerinin %5’ine tekabül etmektedir. Türkiye’de ise bu oranın %8-%10 aralığında olduğu tahmin edilmektedir. Bu bulguyu destekleyen bir diğer önemli gösterge ise Uluslararası Şeffaflık Derneği'nin 2025 yılı <strong>Yolsuzluk Algı Endeksi </strong>sonuçlarıdır. Endekse göre Türkiye, 184 ülke arasında <strong>31 puan</strong> alarak Cibuti ile aynı puanı paylaşmış; Togo'nun ardından Cibuti ile birlikte <strong>125. sırada</strong> yer almıştır. Bu sonuç, şeffaflık, hesap verebilirlik ve etkin iç kontrol mekanizmalarının geliştirilmesinin yalnızca yolsuzlukla mücadele açısından değil, aynı zamanda operasyonel risklerin azaltılması ve kurumsal sürdürülebilirliğin güçlendirilmesi bakımından da kritik bir gereklilik olduğunu göstermektedir.</p>
<ul>
<li><strong> Süreç ve İç Kontrol Kaynaklı Riskler</strong></li>
</ul>
<p>Görev tanımlarının ve delegasyon sınırlarının netleştirilmemiş olması, prosedür ve proses talimatlarındaki yetersizlikler, iç kontrol sisteminin olmaması ya da yetersiz olması, iş süreçlerinin düzenli olarak gözden geçirilmemesi, operasyonel risklerin en önemli nedenleri arasında yer almaktadır. Özellikle hızlı büyüyen işletmelerdeki kurumsallaşma sürecine ilişkin aksaklıklar operasyonel riskin boyutunu önemli ölçüde artırmaktadır.</p>
<ul>
<li><strong> Bilgi Teknolojileri ve Siber Güvenlikle İlgili Riskler</strong></li>
</ul>
<p>Dijital dönüşümle birlikte bilgi teknolojileri, işletmelerin en kritik faaliyet alanlarından biri hâline gelmiştir. Sistem kesintileri, veri ihlalleri, fidye yazılımları, siber saldırılar ve yazılım kaynaklı hatalar, operasyonel süreçlerin aksaması yanında, müşteri bilgilerinin zarar görmesine ve işletmenin itibarının zedelenmesine de neden olabilmektedir. Günümüzde bir şirketin teknoloji altyapısının güvenliği, güçlü finans yapısı kadar stratejik önem taşımaktadır.</p>
<ul>
<li><strong> Dış Çevre ve İş Sürekliliği Riskleri</strong></li>
</ul>
<p>Doğal afetler, salgın hastalıklar, savaşlar, jeopolitik gelişmeler, ekonomik dalgalanmalar ve tedarik zincirinde yaşanan aksaklıklar, işletmelerin kontrolü dışında gelişen ancak faaliyetlerini doğrudan etkileyen operasyonel risklerdir. Son yıllarda yaşanan küresel gelişmeler, iş sürekliliği planlarının ve alternatif tedarik stratejilerinin artık bir tercih değil, kurumsal dayanıklılığın temel unsurlarından biri olduğunu açıkça göstermiştir.</p>
<ul>
<li><strong> Yasal Riskler</strong></li>
</ul>
<p>Yasal Mevzuatla ilgili uyumsuzluklar, kişisel verilerin korunmasına ilişkin yükümlülüklerin ihlali, sözleşme yönetimindeki eksiklikler işletmeler açısından önemli operasyonel risk alanlarıdır. Özellikle yasal düzenlemelerin yakından takip edilmemesi, hem finansal yaptırımlara hem de itibar kaybına yol açabilmektedir. Bu konuda en çok görülen uyumsuzlukların başında Türk Vergi Sistemi kapsamındaki Kanun, Yönetmelik ve Tebliğlere ilişkin aykırılıklar gelmektedir.</p>
<ul>
<li><strong> Kurumsal İtibar Riski</strong></li>
</ul>
<p>Operasyonel riskin en ağır sonucu, kurumsal güvenin zedelenmesidir. Finansal zararlar belirli bir süre içerisinde telafi edilebilir; ancak kaybedilen müşteri ve kurumsal itibarın yeniden kazanılması çok daha uzun zaman almakta ve çok daha yüksek maliyetler doğurmaktadır. Günümüzde işletmeler açısından en değerli varlıklardan biri güvenilirliktir ve bu güven, tek bir operasyonel başarısızlıkla ciddi şekilde zarar görebilmektedir.</p>
<p>Bununla birlikte operasyonel riskler çoğu zaman birbirinden bağımsız değildir. İnsan kaynaklı bir hata, süreçlerde aksaklığa sebep olabilir; süreçlerdeki bir zafiyet bilgi sistemlerini etkileyebilir; teknoloji kaynaklı bir kesinti ise müşteri memnuniyetini ve kurumsal itibarı olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle operasyonel risklerin birbirinden ayrı olaylar olarak değil, birbirini etkileyen bütüncül bir sistem içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> İşletmelerde Operasyonel Riskin Minimize Edilmesi ve Etkin Risk Yönetimine İlişkin Çözüm Önerileri</strong></li>
</ol>
<p>Operasyonel risk tamamen ortadan kaldırılamaz. Ancak kurumsallaşma sürecini destekleyen açık ve objektif bir yönetim anlayışıyla risk noktalarının erken tespit edilmesi, etkilerinin azaltılması ve olası işletme kayıplarının en düşük seviyeye indirilmesi mümkündür. Bu anlamda her alanda istikrarlı şirketleri diğerlerinden ayıran temel unsur, operasyonel risk ile hiç karşılaşmamaları değil; operasyonel riskin kaynağını oluşturan risk noktalarını şirket patronunun ve yönetimin desteklediği güçlü bir iç denetim ve iç kontrol sisteminin yardımıyla zamanında tespit etmek suretiyle operasyonel riskin minimize edilmesi yönünde düzeltici ve önleyici faaliyetleri zamanda gerçekleştirebilmeleridir.</p>
<p>Bu çerçevede, işletmelerin operasyonel riski etkin bir şekilde yönetebilmelerine ilişkin yaşama geçirebilecekleri temel uygulamalar aşağıda sıralanmaktadır.</p>
<ul>
<li><strong> Güçlü Bir Kurum içi Kontrol Kültürü Operasyonel Risk Yönetiminin Etkinliğini Artıracaktır.</strong></li>
</ul>
<p>Operasyonel risk yönetimi yalnızca Risk Yönetimi veya İç Denetim birimlerinin sorumluluğunda değildir. Risk bilinci, yönetim kurulundan başlayarak tüm çalışanlara kadar kurumun her kademesinde benimsenmelidir. Çünkü güçlü bir kurum içi kontrol kültürü, en etkili kontrol mekanizmasıdır. Bu da ancak kurumsallaşma sürecini ve kurum kültürünü benimsemiş bir yönetim anlayışıyla mümkün olur.</p>
<ul>
<li><strong> Şirket Yönetiminin Operasyonel Risk Yönetimi Sürecini Sahiplenmesi, Sürecin Verimliliğine Önemli Katkı Sağlayacaktır.</strong></li>
</ul>
<p>Risk yönetimi, stratejik karar alma süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Dolayısıyla, Şirket patronu ve üst yönetim, operasyonel riskin etkilerini minimize etmek için, risk noktalarının tanımlanması, analizi, kontrol ve takip edilerek gerekli önlemlerin alınmasını içeren operasyonel risk yönetim sürecinin en önemli aktörü olmalıdır. Aksi durumda operasyonel risk yönetimine ilişkin strateji, sadece gösterişli ifadelerle yazılmış bir rapordan ibaret olacaktır.</p>
<ul>
<li><strong> Risk Envanterinin Periyodik Olarak Güncellenmesi Sürecin İşleyişini Kolaylaştıracaktır.</strong></li>
</ul>
<p>İşletmeler, daha önce karşılaştıkları operasyonel risklerin kaynağını oluşturan risk noktalarını sistematik şekilde belirlemeli ve düzenli olarak güncellemelidir. Teknolojik değişim, güncellenen mevzuat ve küresel gelişmeler nedeniyle risk haritaları yeniden gözden geçirilmelidir. Risk envanterinin periyodik olarak güncellenmesi yanında bu envanterle birlikte, düzeltici ve önleyici faaliyetleri içeren raporların, işletmelerin üst yönetimine zamanında ve doğru bir şekilde aktarılması da büyük önem taşımaktadır.</p>
<ul>
<li><strong> Risk ve İç Kontrol Sisteminin Yeniden Değerlendirilmesi (RCSA) Operasyonel Risk Yönetiminin Gücünü artıracaktır.</strong></li>
</ul>
<p>Operasyonel iş süreçlerinde etkili olan çalışanların operasyonel risk yönetimi sürecine katılımıyla gerçekleştirilen Risk ve Kontrol Öz Değerlendirmeleri, operasyonel risklerin önceden tespit edilmesine önemli katkı sağlayacağı gibi proaktif kurum kültürünü de güçlendirecektir.</p>
<ul>
<li><strong> Temel Risk Göstergelerinin (KRI) Oluşturulması Suretiyle Süreç Daha Etkin ve Hızlı Şekilde İlerleyecektir.</strong></li>
</ul>
<p>İşletmeler yalnızca daha önce karşılaştıkları riskleri değil, potansiyel risklerin sinyalini veren erken uyarı göstergelerini de takip etmelidir. Operasyonel hata sayısı, sistem kesinti süreleri, müşteri şikâyetleri ve siber güvenlik olayları gibi göstergeler düzenli olarak izlenmelidir.</p>
<ul>
<li><strong> Etkin Bir Operasyonel Risk Yönetimi Ancak Güçlü bir İç Kontrol ve İç Denetim Sistemiyle Mümkündür.</strong></li>
</ul>
<p>Etkin iç kontrol sistemi, risk noktalarının tespit edilerek, operasyonel riskin minimize edilmesi yönünde gerekli düzeltici ve önleyici faaliyetlerin gerçekleştirilmesine katkı sağlayacaktır. Bunun yanında operasyonel riske bağlı maddi kayıpların ortaya çıkması sonucunda etkin bir denetim sisteminin işletilmesi, idari ve cezai yaptırımlar ile en önemli caydırıcılığa sahip önemli bir güvence fonksiyonudur. Bununla birlikte iç denetimin amacı hata aramak değil; süreçleri daha güvenli ve daha verimli hâle getirmenin yanında kurum içi eğitim fonksiyonunu etkin kılmaktır.</p>
<ul>
<li><strong> Kriz Yönetimi ve İş sürekliliğine İlişkin Planların Hazır ve Güncel Tutulması Operasyonel Risk Yönetiminin Etkinliğini Artıracaktır.</strong></li>
</ul>
<p>Doğal afetler, siber saldırılar veya beklenmeyen operasyonel kesintiler karşısında operasyonel faaliyetlerin nasıl sürdürüleceği önceden planlanmalı, farklı senaryolara yönelik stres testleri yapılmalıdır. Hazırlanan planların belirli periyotlarla test edilerek güncellenmesi de en az planların hazırlanması kadar önemlidir.</p>
<ul>
<li><strong> Teknolojik Yenilik ve Siber Güvenlik İçeren Verimli Yatırımlar Sayesinde Operasyonel Risk Yönetimi, Kuruma Daha Çok Katkı Sağlayacaktır.</strong></li>
</ul>
<p>Dijitalleşen iş dünyasında bilgi güvenliği artık yalnızca bilgi işlem departmanlarının çalışma alanlarıyla sınırlı değildir.  Siber güvenlik yatırımları, bilgisayar sistemleri, internet sitelerine ilişkin güvenlik açıklarının tespit edilmesine yönelik düzenli olarak yapılacak güvenlik testleri, veri yedekleme sistemleri ve buna yönelik çalışanlara verilecek eğitimler, operasyonel risk yönetim sürecine katkı sağlayacaktır.</p>
<ul>
<li><strong> Yapay Zekâ ve Veri Analitiğinin Etkin Şekilde Kullanıldığı Bir Sistem, Sürecin Etkinliği İçin En Önemli Dinamiklerden Birisidir.</strong></li>
</ul>
<p>Gelişmiş veri analitiği ve yapay zekâ uygulamaları sayesinde operasyonel risk henüz ortaya çıkmadan öngörülebilmekte, olağan dışı işlemler daha hızlı tespit edilebilmekte, iş süreçleri hızlandırılabilmektedir. Teknolojinin doğru ve yerinde kullanılması risk yönetimini güçlendirecektir.</p>
<ul>
<li><strong> İyi Planlanmış Kurum İçi Eğitimler, Personelin Operasyonel Farkındalığını Güçlendirecektir.</strong></li>
</ul>
<p>Operasyonel risk yönetimi proaktif bir süreçtir. Çalışanların düzenli eğitimlerle desteklenmesi, güncel tehditler konusunda bilgilendirilmesi ve iç kontrol kültürünün canlı tutulması, kurumsal dayanıklılığın en önemli unsurlarından biridir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Sonuç ve Değerlendirme</strong></li>
</ol>
<p>Sonuç olarak içinde bulunduğumuz dijital çağ, işletmelere yalnızca daha fazla üretmeyi veya daha hızlı büyümeyi değil; aynı zamanda belirsizlikleri doğru ve etkin bir şekilde yönetebilmeyi de zorunlu kılmaktadır. Dijital dönüşüm, yapay zekâ, siber güvenlik tehditleri, iklim kaynaklı afetler ve jeopolitik gelişmeler, operasyonel risk yönetimini bu konuda vizyon sahibi işletmeler için stratejik bir yönetim anlayışına dönüştürmüştür. Günümüzde başarılı işletmeleri diğerlerinden ayıran temel unsur, risklerle hiç karşılaşmamaları değil; riskleri önceden öngörebilmeleri, doğru analiz edebilmeleri ve gerekli tedbirleri zamanında yaşama geçirebilmeleridir. Bu nedenle operasyonel risk yönetimi, maliyet oluşturan ya da açık bulan kontrol süreci değil; iş sürekliliğini güvence altına alan, kurumsal itibarı güçlendiren ve uzun vadeli değer yaratan stratejik bir yatırımdır. Ancak bu anlayışın başarıya ulaşması, yalnızca prosedürlerin ve teknolojik altyapının güçlendirilmesiyle değil; Risk yönetimi anlayışının kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası hâline getirilmesi ve üst yönetimin kararlı bir şekilde süreci sahiplenmesi, düzeltici ve önleyici faaliyetlere ilişkin uygulamaları yakından takip etmesiyle mümkündür. Etkin operasyonel risk yönetimi yalnızca işletmelerin kurumsal dayanıklılığını ve sürdürülebilirliğini güçlendirmekle kalmaz; üretim, istihdam, ihracat, doğru ve zamanında yapılan yatırımlar ve finansal istikrar yoluyla sürdürülebilir ekonomik kalkınmaya da önemli katkılar sağlar. Çünkü sürdürülebilir bir ekonomi, yalnızca büyüme rakamlarıyla değil; kişi başına düşen gelirin arttığı, gelir dağılımının iyileştiği, hukukun üstünlüğünün güçlendiği, yapısal reformların yaşama geçirildiği, yenilenebilir enerji yatırımlarının desteklendiği ve yüksek katma değerli üretimin yaygınlaştığı bir kalkınma modeliyle mümkündür. Bu vizyonun kararlılıkla uygulanması durumunda ülkemiz, daha rekabetçi, daha dirençli ve daha müreffeh bir ülke olarak dünyada hak ettiği konuma ulaşacaktır. Çünkü güçlü işletmeler güçlü ekonomileri, güçlü ekonomiler ise sürdürülebilir kalkınmayı ve toplumsal refahı inşa eder.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<ol>
<li>Taşpınar,G. “Bankacılık Sektöründe İç Denetim Sistemi ve Basel Komite Kararları”</li>
<li>Taşpınar,G. “Türk Bankacılık Sektörü ve Risk Yönetimi”</li>
<li>Taşpınar, G. “Sürdürülebilir Ekonominin Önündeki Engeller ve Çözüm Önerileri”</li>
<li>AlertMedia. <em>Operational Risk Management.</em></li>
<li>Atlas Systems. <em>Operational Risk Management.</em></li>
<li>TechTarget. <em>Operational Risk (Definition and Best Practices).</em></li>
<li>Wolters Kluwer. <em>The Growing Importance of Internal Audit in Managing Operational Risks.</em></li>
<li>Legal Yayıncılık. <em>Operasyonel Risk Yönetimine Genel Bir Bakış.</em></li>
<li>LinkedIn. <em>Operasyonel Risk Yönetimi: İşletmeler İçin Önemi ve Uygulamaları.</em></li>
<li>Flashcards World. <em>Operational Risk Management.</em></li>
<li>Basel Committee on Banking Supervision. <em>Principles for the Sound Management of Operational Risk.</em></li>
<li>ISO 31000. <em>Risk Management – Guidelines.</em></li>
<li>COSO. <em>Enterprise Risk Management (ERM) Framework.</em></li>
<li><em>https://www.transparency.org/en/cpi/2025</em></li>
<li>Operational Risk: Types and Strategies for Effective Management</li>
<li>https://www.acfe.com/fraud-resources/report-to-the-nations/rttn-terms-of-use</li>
</ol>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isletmelerde-surdurulebilir-buyume-acisindan-operasyonel-risk-yonetiminin-stratejik-onemi-88185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşletmelerde sürdürülebilir büyüme açısından operasyonel risk yönetiminin stratejik önemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/adana-denizi-nehirleri-ovalari-sanayisi-ve-insan-kaynagiyla-yeni-bir-hikaye-yaziyor-88184</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Adana denizi, nehirleri, ovaları, sanayisi ve insan kaynağıyla yeni bir hikaye yazıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hitit,  Bizans, Pers, Roma,  Abbasi, Selçuklu ve Ramazanoğulları ve Osmanlı dönemlerinde olduğu gibi günümüz Türkiye’sinde de önemini koruyan Adana,  bu günlerde çok büyük yeni atılımlar yapmaya hazırlanıyor.<em> "Toroslar'ın Zirvesinden Akdeniz'in Kıyısına; Her Bir Ferdiyle Mutlu ve Topyekûn Kalkınmış Adana"</em> vizyonu etrafında belirlenen 8 tematik hedef ve 311 proje çerçevesinde yoğun bir çalışma programı yürütülüyor. </p>
<p>Geçtiğimiz hafta, 9-11 Ekim 2026’da 10’uncusu gerçekleşecek “Lezzet Festivali” öncesinde Adana  Valisi Mustafa Yavuz’un ev sahipliğinde Valilik binasında düzenlenen basın  toplantısında bu çalışmalar hakkında bilgi aldık. Toplantının ana fikri Adana’daki yeni Kalkınma programıydı.  Adana Valisi Mustafa Yavuz Adana’nın yeni bir hikaye yazmaya hazırlandığını ifade ederek, kararlı ve süratli bir biçimde planları tamamlamak için çalıştıklarını vurguladı. Çukurova Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Ahmet Rifat Duran,  Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç, Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Şahin Bilgiç, Adana Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Niyazi Göger, MÜSİAD Adana Şube Başkanı Ömer Tekdemir de projelerin ayrıntılarını paylaştılar.  </p>
<p><strong>Adana’nın güç kaynakları kentin yükselmesini sağlıyor </strong></p>
<p>Adana her açıdan güçlü bir merkez.  Nehirleri, denizi, dağları, ovaları, tarihi yapısı ve gastronomisiyle bir yıldız. 1969'da öncü bir sanayi kenti konumundayken, sanayi ekseninin kaymasıyla 1991'de gerileme dönemine giren,  2017'de en düşük rekabetçi seviyesini gören kent,  2025 itibarıyla yeniden yükseliş eğilimine girmiş. Adana yeni vizyon çerçevesinde sahip olduğu altyapısı ve değerleriyle hedeflerine hızla ulaşmak için çalışıyor. </p>
<p><strong><em>Kenti güçlü kılan temel unsurları 8 maddede özetlersek;   </em></strong></p>
<ol>
<li><strong> Sermaye ve işgücü potansiyeli</strong></li>
</ol>
<p>Adana 391 milyar TL'lik mevduat ve 57 milyar TL'lik altın mevduatıyla  ve 1.539.610 kişilik çalışma çağındaki nüfusuyla (15-64 yaş) Türkiye'de 7. sırada yer alıyor.  875 milyar TL'lik gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) ile Türkiye'de 9. sırada. bulunuyor. </p>
<ol start="2">
<li><strong> Sanayi altyapısı</strong></li>
</ol>
<p>Adana’da 6 Organize Sanayi Bölgesi (OSB), 6 endüstri bölgesi, 1 serbest bölge ve 7 küçük sanayi sitesi var.  Sanayide net satışlar esas alındığında gıda (%23,2), kimya (%20,4) ve tekstil (%13,5) sektörleri öne çıkıyor. Türkiye geneline kıyasla Adana'nın en yüksek sektörel uzmanlaşması ise kimya, tekstil ve gıda sektörlerinde görülüyor.  Adana merkezli 16 şirket ISO İlk 500'de, 15 şirket ISO İkinci 500'de yer alıyor; merkezi Adana dışında olan firmalarla birlikte İlk 1000'de toplam 64 Adana firması bulunuyor.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Bereketli tarım alanları</strong></li>
</ol>
<p>Çukurova dünyanın en verimli ovalarından birisi. Adana’nın toplam tarım arazisi: 4.920.822 dekarlık bir büyüklüğe sahip. Tarım alanlarının yüzde 62.5’unda  sulama imkanının olması bölgeyi ayrıcalıklı kılıyor. Çukurova, büyüklük olarak dünyadaki ovalar arasında ilk 10’da yer alıyor. Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin biriktirdiği alüvyonlu topraklar, Akdeniz iklimi ve gelişmiş sulama imkanları sayesinde yılda 2, 3 kez ürün hasadı yapılabiliyor. 34. 238 kayıtlı çiftçinin, 125.572 dekar örtü altı tarım alanının bulunduğu kent, her yıl 328 milyon dolar değerinde gıda ürünü ihraç ediyor. Bölgede geniş bir tarımsal çeşitlilik de mevcut.  Mevcut durumda  24 adet coğrafi işaretli ürüne sahip olan kent bunu yakın zamanda iki katına çıkarmayı hedefliyor</p>
<ol start="4">
<li><strong> Yüksek ihracat potansiyeli</strong></li>
</ol>
<p>Adana 4,45 milyar dolarlık ihracatla 2025 dış ticaret sıralamasında 14. sırada yer alıyor. Sektörel dağılımda ihracatın %22,36'sı gıda ürünlerinin imalatından, %17,16'sı kimyasalların ve kimyasal ürünlerin imalatından kaynaklanıyor; bunları motorlu kara taşıtı, treyler ve yarı treyler imalatı (%7,75), tekstil ürünlerinin imalatı (%7,47) izliyor. İhracatta en çok pay alan ülkeler ise sırasıyla Irak (%11,7), ABD (%6,5), Suriye (%6,0), İspanya (%5,1) ve Almanya (%4,7) olarak öne çıkıyor.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Kritik lojistik konum </strong></li>
</ol>
<p>Adana, gelişen lojistik imkanlarıyla birlikte Marmara Bölgesi’ne alternatif bir üretim ve cazibe merkezi olma yolunda ilerliyor.  Çukurova Uluslararası Havalimanı’ndan sonra şimdi de hızlı tren hatlarının hizmete girmesi bekleniyor. Irak'taki Fav Limanı'ndan başlayıp Avrupa'ya uzanan 1.200 kilometrelik Kalkınma Yolu Projesi'nin parçası olan Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep Yüksek Hızlı Tren Projesi ile yılda 3,1 milyon yolcu ve 37,1 milyon ton yük taşınması hedefleniyor. Projenin yaklaşık yüzde 90’ını tamamlamak üzere. Hat hizmete açıldığında, Mersin-Gaziantep arası yolculuk süresi 2 saat 15 dakikaya inecek.</p>
<p>Ayrıca Yumurtalık-Ceyhan bölgesindeki yeni yatırımlar için Erzin'den Ceyhan Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi'ne uzanacak iltisak hattı için kamulaştırma çalışmaları başlatıldı. Bölge trafiğini rahatlatmak amacıyla Ceyhan Yılankale-Pozantı arasında toplam 114 km uzunluğunda bir otoyol da planlanıyor; ÇED süreci devam eden projede etüt işleri için 2, inşaat için 4 yıl öngörülüyor.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Sosyo-ekonomik gelişmişlik</strong></li>
</ol>
<p>Türkiye'nin 81 ilini kapsayan 2025 Sosyoekonomik Gelişmişlik Endeksi (SEGE) çalışmasına göre  Adana, 22. sırada yer alıyor.  Alt endekslerde erişilebilirlik (6. sıra) ve yaşam kalitesi (15. sıra) güçlü yönler olarak öne çıkıyor. Buna karşın  demografi (55.), istihdam (44.) ve eğitim (41.) geliştirilmesi gereken alanlar olarak görülüyor. Bu tablo, Adana'nın erişilebilirlik, rekabetçilik ve yenilik kapasitesi gibi güçlü yatırım bileşenlerine sahip olduğunu; buna karşın istihdam ve eğitim gibi alanlarda geliştirilmeye açık bir potansiyel taşıdığını ortaya koyuyor.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Zengin kültürel yapı</strong></li>
</ol>
<p>Bu yıl 10. kez düzenlenecek olan Adana  Lezzet Festivali’nin yanı sıra, kentte Portakal Çiçeği Karnavalı (14. yıl), Altın Koza Film Festivali (33. yıl), Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali (25. yıl) ve Kültür Yolu Festivali gibi büyük organizasyonlar ile yılda 12 fuar  düzenleniyor. Festivaller Kenti Türkiye ve Ortadoğu'nun en büyüğü kabul edilen, çevre dostu ve yeşil bina olarak tasarlanan Adana Müze Kompleksi de kentin kültür-turizm altyapısını güçlendiren bir diğer unsur olarak dikkat çekiyor. </p>
<ol start="8">
<li><strong> Gastronomi mirası</strong></li>
</ol>
<p>Adana mutfağının kökleri, resmi kayıtlarla binlerce yıl öncesine dayanıyor. MÖ 2000 civarında Adana'da kurulan Kizzuvatna Krallığı dönemine ait yazıtlarda kaşık, kepçe gibi mutfak gereçlerinden; 180 çeşit ekmek ve hamur işinden; şiş kebap ile paça tariflerinden söz ediliyor (Prof. Dr. Ahmet Ünal, Anadolu Uygarlıkları).</p>
<p>Modern farmakolojinin kurucusu kabul edilen Dioscorides (1. yüzyıl) Adana'da yaşamış; De Materia Medica adlı eserinde bölgenin zengin doğası sayesinde 660'tan fazla bitki ve hayvansal ürünü incelemiş.</p>
<p>Adana, İstanbul ile birlikte Türkiye'nin halen kullanımda olan en eski restoran ve gıda işletmelerine ev sahipliği yapıyor. 1884'te açılan Helvacı Hacı Ahmet hâlâ faaliyette; 70'ten fazla restoran 50 yılı aşkın süredir hizmet veriyor. </p>
<p>Adana markasının özünde “iyi yemek” unsuru çok güçlü bir biçimde yer alıyor.  Kente 2.962 restoran bulunması da  ve gıda ve yiyecek-içecek hizmetlerinin il istihdamındaki payının yüzde 8 civarında yemeğin kent için önemini  net bir biçimde ortaya koyuyor. </p>
<p>Bu bağlamda, Lezzet Festivali, Adana'nın hem ekonomisine hem de tanıtımına önemli katkı sunuyor. 2024 yılında festivali 800 binin üzerinde kişi ziyaret etti; hem Adanalı hemşehrilerin hem de yurt içi ve yurt dışından gelen misafirlerin harcamalarıyla birlikte toplam 3,7 milyar TL'lik bir ekonomik değer oluştu. Festival süresince yaklaşık 500 bin şiş et ve 400 bin şişe şalgam tüketildi; Adana'daki otellerin yatak kapasitesinin tamamı doldu ve bu etki Tarsus, Mersin gibi çevre il ve ilçelerdeki otel doluluk oranlarına da yansıdı. Kentin turizminde yerli ziyaretçiler öne çıkıyor: turistlerin %92'si yerli, kentteki yatak kapasitesi ise 11.520. Bu veriler, etkinlik ve gastronomi turizminin Adana turizminde belirleyici bir rol oynadığını gösteriyor.</p>
<p><strong> </strong><strong>Yeni yatırım alanları tamamlanınca Adana Akdeniz’in  yıldızı olacak</strong></p>
<p>Adana’da yakın tarihte yapılacak olan kapsamlı çalışmalar sonrasında kentin sadece Türkiye’nin değil Akdeniz’in görkemli bir merkezi olacağını öngörmek mümkün. Bu çalışmaları kısaca noktalar halinde aşağıda paylaşıyorum. </p>
<ul>
<li><strong>Adana Hacı Sabancı OSB</strong>: 22.700 dekar ile Türkiye'nin alan büyüklüğü bakımından 4. büyük OSB'si; 500'ü aşkın sanayi kuruluşu ve 42.000'in üzerinde çalışanı barındırıyor. Genişleme çalışmaları sürüyor.</li>
<li><strong>Karataş Sera OSB:</strong>200 dekarlık alanda altyapısı tamamlandı; tarıma elverişli olmayan atıl arazide topraksız tarım tekniğiyle yılda 100.000 ton domates üretimi planlanıyor. Proje kapsamında 5.000 kişi (3.750'si kadın) istihdam edilecek.</li>
<li><strong>Karataş Su Ürünleri OSB:</strong>448 dekarlık verimsiz ve bataklık mera alanında Türkiye'nin ilk su ürünleri OSB'si kuruluyor; altyapı ihalesi tamamlandı, yıllık 60.000 ton (deniz, tatlı su balıkları ve karides) üretim bekleniyor.</li>
<li><strong>Yumurtalık-Ceyhan Yatırım Aks</strong>ı: Bu hatta hâlihazırda Türkiye elektrik ihtiyacının %8'ini karşılayan toplam 2.680 MW kapasiteli EMBA ve İSKEN termik santralleri; toplam 132 milyon ton/yıl kapasiteli BTC, Irak-Türkiye, Ceyhan-Kırıkkale ve Batman-Dörtyol petrol boru hatlarına sahip BOTAŞ ve BIL; 250.000 TEU kapasiteli SANKO Limanı; 5.350 dekarlık Ceyhan OSB ve Türkiye'nin ilk ve tek ağır sanayiye yönelik serbest bölgesi (4.600 dekar) faaliyet gösteriyor. Bunların yanı sıra aşağıda hayata geçmesi beklenen alanlarla birlikte bölgenin küresel ölçekte bir yatırım bölgesi olması planlanıyor.</li>
<li><strong>Ceyhan Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi:</strong> Türkiye'nin stratejik petrokimya merkezi. İlk etapta 13.400 dekar olan alan, 11.000 dekarlık Erzin yeşil hidrojen alanı ve 3.100 dekarlık denizalanı ilavesiyle genişletildi. Bölgedeki en büyük yatırım olan Ceyhan Polipropilen Üretim Tesisi, 2 milyar dolarlık yatırım tutarı ve yıllık 472.000 ton kapasiteyle 2027 sonunda üretime başlayacak. Ayrıca Faz 1'de 1 milyon, Faz 2'de 2,6 milyon TEU kapasiteli liman inşaatı sürüyor.</li>
<li><strong>Adana Ceyhan Kimya Endüstri Bölges</strong>i: 9 Ocak 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile Ceyhan ve Yumurtalık ilçelerini kapsayan 29.275 dekarlık alan ilan edildi; tam kapasiteye ulaşıldığında 80.000 kişiye istihdam sağlaması bekleniyor.</li>
<li><strong>SASA Özel Endüstri Bölgesi</strong>: Yumurtalık'ta 11.000 dekar üzerinde, 13 milyon ton kapasiteli bir rafineri başta olmak üzere entegre petrokimya kompleksi ve 3 milyon TEU kapasiteli liman yapımı planlanıyor. 2028-2030 arasında planlanan ilk fazda inşaat aşamasında 15.000, devreye girince 20.000 kişiye istihdam sağlaması bekleniyor.</li>
<li><strong>Doğu Akdeniz Ana Konteyner Limanı: </strong>Yumurtalık Gölova'da Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından ilk aşamada 1 milyon TEU, 2045 yılında ise yıllık 9 milyon TEU konteyner kapasitesine ulaşması planlanıyor. ÇED süreci tamamlanmak üzere; 2027'de kesin proje ve imar planlarının hazırlanacak.</li>
</ul>
<p><strong>Özetle: </strong>Adana Kalkınma Programı, kentin binlerce yıllık mirasından ulusal stratejilerde vurgulanan ekonomik potansiyeline, yeni yatırım bölgelerinden geleceğe yönelik vizyonuna uzanan bu güçlü resmi somut bir eylem planına dönüştürerek, Adana'nın hak ettiği yere ulaşmasını hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/adana-denizi-nehirleri-ovalari-sanayisi-ve-insan-kaynagiyla-yeni-bir-hikaye-yaziyor-88184</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Adana denizi, nehirleri, ovaları, sanayisi ve insan kaynağıyla yeni bir hikaye yazıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-incelemelerinde-yeni-donem-incelemeye-hazirlik-dosyasi-88183</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi incelemelerinde yeni dönem: İncelemeye Hazırlık Dosyası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vergi incelemesinde köklü ve önemli değişiklikler yapılmaya devam ediliyor. Bu değişikliklerden en günceli, her mükellefi etkileyebilecek olan “İncelemeye Hazırlık Dosyası” uygulamasına geçilmesi. OECD tarafından geliştirilen SAF-T yaklaşımının Türkiye uyarlamalarından biri olan bu sistemle, vergi incelemelerinde talep edilen bilgi ve belgelerin standartlaştırılması ve elektronik ortamda mükellefler tarafından sunulması hedefleniyor.</p>
<p>Peki İncelemeye Hazırlık Dosyası nedir? Buna ilişkin yazılar kimlere gönderilecek? Yazıya cevap verilmezse ne olacak? Sisteme gönderilen bilgiler daha sonra değiştirilebilecek mi? Pişmanlık ve düzeltme imkânı kullanılabilecek mi?</p>
<p><strong>İncelemeye Hazırlık Dosyası nedir?</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık Dosyası, vergi incelemelerinde talep edilen bilgi ve belgelerin elektronik ortamda ve standart formatlarda hazırlanmasını sağlayan bir uygulama. Böylece mükelleflerden istenen bilgilerin mümkün olduğunca tek seferde alınması, aynı bilgilerin tekrar tekrar talep edilmesinin önlenmesi ve inceleme süreçlerinin hızlandırılması amaçlanıyor.</p>
<p>Hazırlanan dosya, hem vergi incelemesi öncesinde hem de vergi incelemesine başlandıktan sonra kullanılabilecek. Bu nedenle dosya hazırlanırken çok dikkatli olunması gerekiyor.</p>
<p><strong>İlk aşamada sahte belge kullanma süreçleri var</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık Dosyası, ilk aşamada sahte belge kullanma süreçleri için devreye alınacak. Ancak sistem yalnızca bu alanla sınırlı kalmayacak. İlerleyen dönemde diğer vergi incelemelerinde de İncelemeye Hazırlık Dosyası kullanılabilecek.</p>
<p><strong>Uyarı mı, kolaylık mı?</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık Dosyası, Vergi Denetim Kurulu tarafından <em>“mükellefe sağlanan bir kolaylık” </em>olarak anlatılıyor. Ancak öncelikli olarak <em>“vergi denetimini yapan idareye daha büyük kolaylık ve hız kazandırıcı bir uygulama”</em> olacak. Bilgi ve belgelerin sistem üzerinden yüklenmesiyle incelemeler daha standart hâlde, daha az personelle ve daha kısa sürede yapılacak.</p>
<p>Sistemin mükellef için avantajlı olabilecek yönü olarak ise bilgi ve belgeler hazırlanıp sisteme yüklenirken mükellefin kendi kayıtlarını da kontrol etmiş olması ve varsa hata veya eksikliklerin inceleme başlamadan önce düzeltilmesi imkânı gösterilebilir.</p>
<p><strong>Yeni sistem neye dayanıyor? SAF-T nedir?</strong></p>
<p>Sistemin temelinde OECD tarafından geliştirilen SAF-T uygulaması bulunuyor. SAF-T, “Standard Audit File for Tax”, Türkçesiyle “Vergi İçin Standart Denetim Dosyası” anlamına geliyor. Bu, OECD tarafından muhasebe verilerinin vergi idareleriyle standart ve yapılandırılmış şekilde paylaşılmasını sağlamak amacıyla geliştirilen uluslararası bir sistem. Türkiye’de de bu uluslararası uygulamaya uyum sağlanarak İncelemeye Hazırlık Dosyası hayata geçiriliyor.</p>
<p><strong>İncelemeye Hazırlık Yazısı kimlere gönderilecek?</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık Dosyası her mükellef için zorunlu olarak uygulanmayacak. Mükellefin gönüllü uyum düzeyi, incelemenin niteliği, risk durumu ve uygulamanın amacına uygunluğu dikkate alınarak gerekli görülen hâllerde İncelemeye Hazırlık Yazısı gönderilebilecek.</p>
<p>Öte yandan, bu yazının gönderilmiş olmasının tek başına vergi incelemesine başlandığı anlamına gelmediğini hatırlatmakta fayda var. Çünkü İncelemeye Hazırlık Yazısı, hem vergi incelemesi başlamadan önce hem de inceleme devam ederken gönderilebilecek. Sistemin nasıl işleyeceği de bu iki ayrı modele göre değişecek.</p>
<p><strong>İnceleme öncesinde ve inceleme sırasında nasıl uygulanacak?</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık Dosyasının ilk modeli olan <em>İnceleme Öncesi Hazırlık Modelinde</em>, henüz vergi inceleme görevi oluşturulmadan mükellefe elektronik olarak incelemeye hazırlık yazısı gönderilecek. Mükellef, bilgi ve belgelerini “Dilekçe ve Bilgi Verme Sistemi” üzerinden sunacak.</p>
<p><em>İnceleme Süreci Modelinde</em> ise vergi incelemesi esnasında vergi müfettişi tarafından gönderilen yazı üzerine hazırlanan dosya elektronik ortamda tamamlanarak sunulacak ve doğrudan incelemeyi yürüten müfettişe aktarılacak.</p>
<p><strong>İncelemeye Hazırlık Yazısına cevap verilmezse ne olur?</strong></p>
<p>İncelemeye hazırlık yazısının gönderilmiş olması, vergi incelemesine başlandığı veya defter ve belge ibrazının zorunlu olduğu anlamına gelmiyor. Bu yazı, Vergi Usul Kanunu’ndaki bilgi isteme hükümlerine dayanılarak gönderilen bir bilgi isteme yazısı niteliğinde.</p>
<p>İstenen bilgilere süresinde cevap verilmemesi, eksik veya yanıltıcı bilgi verilmesi hâlinde Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesi kapsamında özel usulsüzlük cezası uygulanması söz konusu olabilecek.</p>
<p><strong>Peki, istenen bilgi ve belgelerin sunulması vergi incelemesini engeller mi?</strong></p>
<p>Her durumda değil. İnceleme zaten başlamışsa, İncelemeye Hazırlık Dosyasının doldurulması devam eden incelemeyi sona erdirmeyecek.</p>
<p>Ancak inceleme öncesi modelde durum farklı. Sunulan bilgi ve belgeler ile yapılan düzeltmeler sonucunda incelemeye neden olabilecek vergisel risklerin ortadan kalktığı tespit edilir ve suç teşkil eden bir unsur da bulunmazsa süreç vergi incelemesine dönüştürülmeden sonuçlandırılabilecek.</p>
<p><strong>İstenen bilgiler MASAK kapsamında mı isteniyor?</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık, MASAK mevzuatı kapsamında bir bildirim yükümlülüğü değil.</p>
<p>Uygulama, Vergi Denetim Kurulu’nun denetim süreçlerinde kullanılmak üzere geliştirildi. Dosyada sunulan bilgi ve belgelerin vergi mahremiyeti hükümleri çerçevesinde korunacağı; risk analizi, elektronik denetim ve vergi incelemesi amacıyla kullanılacağı belirtiliyor.</p>
<p><strong>Gönderilen bilgiler sonradan değiştirilebilir mi?</strong></p>
<p>VDK tarafından yapılan açıklamaya göre, İncelemeye Hazırlık Dosyası elektronik ortamda gönderildikten sonra dosya üzerinde değişiklik yapılması mümkün değil. Bu yaklaşım eleştiriye açık olsa da sisteme gönderilecek bilgilerin gönderimden önce dikkatle kontrol edilmesi gerektiğini hatırlatmakta fayda var.</p>
<p>Bununla birlikte eksik olduğu anlaşılan bilgi ve belgeler, vergi incelemesi sırasında incelemeyi yürüten vergi müfettişine daha sonra ayrıca sunulabilecek.</p>
<p><strong>Pişmanlık ve düzeltme mümkün mü?</strong></p>
<p>İnceleme öncesi modelde mükelleflere vergisel uyumsuzluklarını incelemeye başlanılmadan giderme imkânı tanınıyor. Bu kapsamda, resmî olarak inceleme başlamadığından pişmanlık ve düzeltme mümkün olabilecek.</p>
<p>Vergi incelemesi başladıktan sonraki durum ise tamamen farklı olup VUK’un 371. maddesi kapsamındaki pişmanlıkla düzeltmenin sağladığı ceza korumasından yararlanmak mümkün olmayacak. Bu nedenle pişmanlık ve düzeltme imkânının değerlendirilmesinde İncelemeye Hazırlık Yazısının inceleme öncesinde mi yoksa başlamış bir inceleme kapsamında mı gönderildiği önem taşıyor.</p>
<p><strong>Uzman desteği almak gerekli mi?</strong></p>
<p>İncelemeye hazırlık yazısıyla istenen bilgi ve belgelerin hazırlanması ve sisteme yüklenmesi aşamasında mali müşavirlerin önemli bir rol üstleneceği açık. Diğer taraftan, sisteme sunulan bilgi ve belgelerin daha sonraki risk analizlerinde ve vergi incelemelerinde kullanılabilecek olması da önemli bir husus. Ayrıca gönderilen dosya üzerinde sonradan değişiklik yapılamaması nedeniyle belgelerin hukuki sonuçlarının da gönderimden önce değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu nedenle hazırlık sürecinin, muhasebe ve mali yönü bakımından mali müşavirler; doğurabileceği hukuki sonuçlar bakımından ise vergi hukuku alanında uzman kişilerle birlikte yürütülmesinde fayda bulunuyor. Özellikle sunulacak bilgi ve belgelerin ileride mükellef aleyhine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğu durumlarda, dosyanın sisteme gönderilmeden önce bütün yönleriyle değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-incelemelerinde-yeni-donem-incelemeye-hazirlik-dosyasi-88183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi incelemelerinde yeni dönem: İncelemeye Hazırlık Dosyası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-700-yillik-tarihi-koyu-cumalikizik-icin-yeni-donem-88230</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’nın 700 yıllık tarihi köyü Cumalıkızık için yeni dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın önemli turizm noktalarından Cumalıkızık’ta yeni bir düzenleme süreci başlıyor.</p>
<p>Yıldırım Belediyesi, tarihi ve kültürel dokunun korunmasıyla birlikte bölgedeki günlük yaşam koşullarının iyileştirilmesini amaçlayan çalışma için harekete geçti. Bu kapsamda Yıldırım Belediyesi, Yıldırım Kaymakamlığı ve Cumalıkızık Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi arasında protokol imzalandı. Planlanan çalışmayla birlikte Cumalıkızık’a modern pazar yeri ile açık otopark kazandırılacak. Bölge halkı, söz konusu pazar yerinde geleneksel ürünlerini daha düzenli bir ortamda satma imkanı bulacak. Kısa sürede başlanması planlanan çalışmaların, Cumalıkızık’ın turizm potansiyeline büyük katkı sağlaması amaçlanıyor. Tarihi dokuyla uyumlu şekilde planlanan çalışmalarla hem Cumalıkızık’ta günlük yaşamının kolaylaştırılması hem de bölgeye gelen ziyaretçilere daha nitelikli bir ortam sunulması hedefleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4e68f38fda-1790240399.jpeg" alt="" width="707" height="470" /></p>
<h2>“Bursa turizmine katkı”</h2>
<p>Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Cumalıkızık’ın sahip olduğu tarihi ve kültürel mirasın korunarak gelecek nesillere aktarılmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.  Yılmaz, “Cumalıkızık 700 yıllık tarihi ile Bursa’nın en önemli değerlerinden. Gerçekleştireceğimiz düzenlemelerle Cumalıkızık’ın tarihi ve kültürel dokusunu koruyarak hemşerilerimizin günlük yaşamına değer katacağız. Ayrıca bu yatırımlarımızla birlikte bölgenin turizm potansiyeline katkı sağlamış olacağız” diye konuştu. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Cumalıkızık’ın yılın her dönemi yerli ve yabancı turistleri ağırlayan önemli bir turizm destinasyonu olduğunu belirten Yılmaz, “İmzaladığımız protokol ile Cumalıkızık’ta pazar yeri, açık otopark, teknik altyapı ve üstyapı düzenlemelerini hayata geçirmek üzere önemli bir adım attık. İnşallah kısa süre içerisinde çalışmalarımıza başlayacağız” dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-700-yillik-tarihi-koyu-cumalikizik-icin-yeni-donem-88230</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/0/1280x720/bursanin-700-yillik-tarihi-koyu-cumalikizik-icin-yeni-donem-1790240373.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan tarihi Cumalıkızık Mahallesi’nde kapsamlı bir düzenleme için ilk adım atıldı. Bölgeye modern pazar yeri ve açık otopark kazandırılması, ayrıca altyapı ve üstyapı düzenlemelerinin yapılması planlanıyor. Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, “Cumalıkızık’ın tarihi ve kültürel dokusunu koruyarak hemşerilerimizin günlük yaşamını kolaylaştıracağız. Ayrıca bu yatırımlarımızla birlikte bölgenin turizm potansiyeline katkı sağlamış olacağız”  dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emo-antalya-sube-baskani-tat-su-ve-enerji-guvenligi-plani-hazirlanmali-88220</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> EMO Antalya Şube Başkanı Tat:  Su ve Enerji Güvenliği Planı hazırlanmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya’da yaşanabilecek su krizinin görünmeyen yüzünün enerji olduğu belirtildi.</p>
<p>Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, yaptığı açıklamada, Antalya’nın su geleceğinin enerji altyapısından bağımsız planlanamayacağını bildirdi. Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı’nın (COP31), 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da yapılacağını anımsatan Tat, ‘’Zirvenin en önemli başlıklarından biri elektrifikasyon olacak. Dünyada enerji ihtiyacının elektrikle karşılanan payının 2035 yılına kadar yüzde 35’e çıkarılması hedefleniyor. Dünya elektrifikasyonun geleceğini Antalya’da konuşacak. Peki, Antalya’nın gelecekte ihtiyaç duyacağı elektriği biz konuşuyor muyuz?’’ dedi.</p>
<p>Olası su krizinin tartışıldığını, ancak enerjinin konuşulmadığına dikkat çeken Tat, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya’da su krizini konuşuyoruz. Ancak o suyu musluğa ulaştıracak elektriği yeterince konuşmuyoruz. Su kendiliğinden kuyudan çıkmaz; arıtılmaz, depolara ve evlerimize taşınmaz. Yeraltı suyu azaldıkça daha derinden su çekmek zorunda kalırız. Bu da pompaların daha fazla çalışması ve elektrik ihtiyacının artması demektir. Deniz suyunun arıtılması da enerjiden bağımsız bir çözüm değildir. ‘Denizimiz var, suyu arıtırız.’ demek kolaydır. Ancak bunun için güçlü ve kesintisiz bir elektrik altyapısı gerekir. Suyu depolayabiliriz; fakat elektriği aynı kolaylıkta ve uzun süreyle depolayamayız. Elektrik kesildiğinde yalnızca ışıklarımız sönmez. Kuyular, pompalar ve arıtma tesisleri de durur. Elektrik krizi kısa sürede su krizine dönüşür.’’</p>
<p><strong>‘’Su ve Enerji Güvenliği Planı hazırlanmalı’’</strong></p>
<p>Antalya’nın enerji ihtiyacını yalnızca bugünkü nüfusa ve geçmiş tüketim rakamlarına bakarak planlanamayacağına dikkat çeken Şaban Tat, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Turizm nüfusunu, artan klima kullanımını, elektrikli araçları, raylı sistemleri, tarımsal sulamayı, su kuyularını ve gelecekte gündeme gelecek deniz suyu arıtma tesislerini birlikte hesaplamak zorundayız. Bu nedenle Antalya için bütün kurumların katılımıyla bir Su ve Enerji Güvenliği Planı hazırlanmalıdır. Yeni yerleşim alanlarının trafo yerleri ve enerji hatları imar aşamasında belirlenmeli; su tesisleri yedek enerji ve depolama sistemleriyle güçlendirilmelidir. Binalar tamamlandıktan sonra enerji aramak planlama değildir. COP31’in Antalya’ya bırakacağı gerçek miras, geçici etkinlikler değil; iklim değişikliğine dayanıklı bir su ve enerji altyapısı olmalıdır. Bir kentin suyunu planlayıp enerjisini planlamıyorsanız, aslında suyunu da planlamış sayılmazsınız.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emo-antalya-sube-baskani-tat-su-ve-enerji-guvenligi-plani-hazirlanmali-88220</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/0/1280x720/emo-antalya-sube-baskani-tat-su-ve-enerji-guvenligi-plani-hazirlanmali-1790237235.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, ‘’Antalya’da su krizini konuşuyoruz. Ancak o suyu musluğa ulaştıracak elektriği yeterince konuşmuyoruz. Su ve Enerji Güvenliği Planı hazırlanmalı’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/uedastan-guney-marmaranin-enerji-altyapisina-4-ilde-yatirim-atagi-88210</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> UEDAŞ’tan 4 ilin enerji altyapısına yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Güney Marmara’da elektrik dağıtım hizmeti sunan UEDAŞ'ın bölgenin artan enerji ihtiyacına yönelik yatırımlarını hızlandırdığı belirtildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’da eş zamanlı sürdürülen çalışmalarla bir yandan yeni elektrik altyapıları devreye alınırken, diğer yandan mevcut şebekenin kapasitesi artırılıp yenileniyor. Açıklamada, "UEDAŞ ekipleri, dört ilde toplam 158 noktada altyapı yatırımı ve iyileştirme çalışması yürütüyor. Çalışmalar kapsamında 84 noktada yeni elektrik altyapısı oluşturulurken, 46 noktada mevcut şebekenin kapasitesi artırılıyor. Mevcut elektrik şebekesinin bakım ve yenileme çalışmaları ise 28 noktada gerçekleştiriliyor." denildi.</p>
<p>Bölgenin artan nüfusu, sanayi ve ekonomik faaliyetleriyle birlikte enerji talebinin de yükseldiğine dikkat çeken UEDAŞ Yatırım Direktörü Ahmet Berk, yatırımların yalnızca mevcut ihtiyaca değil, gelecekte oluşacak talebe göre planlandığını söyledi.</p>
<h2>“Altyapıyı geleceğin ihtiyaçlarına hazırlıyoruz”</h2>
<p>Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’da birçok noktada eş zamanlı çalışma yürüttüklerini belirten Berk, “Güney Marmara’da nüfusun ve enerji ihtiyacının artmasıyla birlikte elektrik altyapısının da bu gelişime uyum sağlaması gerekiyor. Bu doğrultuda, yeni altyapıların oluşturulmasının yanı sıra mevcut elektrik şebekesinin bakım, onarım ve güçlendirme çalışmalarını da gerçekleştiriyoruz” dedi. Yatırımların temel hedefinin dağıtım altyapısını bölgenin büyüyen enerji talebine hazırlamak olduğunu vurgulayan Berk, “Sahada yürüttüğümüz tüm çalışmalarla elektrik dağıtım altyapımızı bölgenin bugünkü ihtiyaçlarına olduğu kadar gelecekteki ihtiyaçlarına da hazır hale getirmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>1.700’ün üzerinde kişi sahada</h2>
<p>UEDAŞ’ın altyapı yatırımları ve saha operasyonlarında toplam 1.700’ün üzerinde kişi görev yapıyor. Çalışmalarla elektrik dağıtım şebekesinin kapasitesinin artırılması, altyapının güçlendirilmesi ve daha güvenli ve kesintisiz bir enerji dağıtımının sağlanması hedefleniyor. Ahmet Berk, önümüzdeki dönemde de bölgedeki enerji ihtiyacını yakından izleyerek yatırımlara devam edeceklerini belirterek, “Bölgenin ihtiyaçlarını yakından takip ederek yatırımlarımıza devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/uedastan-guney-marmaranin-enerji-altyapisina-4-ilde-yatirim-atagi-88210</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/0/1280x720/uedastan-guney-marmaranin-enerji-altyapisina-4-ilde-yatirim-atagi-1790232881.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UEDAŞ Yatırım Direktörü Ahmet Berk, Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’da artan enerji ihtiyacına yanıt verecek altyapı yatırımlarının sürdüğünü belirtti. Dört ilde 84 noktada yeni elektrik altyapısı oluşturulurken, 46 noktada kapasite artırımı, 28 noktada ise bakım ve yenileme çalışması yürütülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/koksal-sirketler-grubunun-yeni-yatirimi-hilton-hampton-kapilarini-acmaya-hazirlaniyor-88207</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Köksal Şirketler Grubu’nun yeni yatırımı Hilton Hampton, kapılarını açmaya hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Köksal Şirketler Grubu tarafından Eskişehir’de yatırımı gerçekleştirilen Hilton Hampton’da açılış için geri sayım başladı. Şehir hastanesinin karşısında, fuar merkezinin yanında inşa edilen dört yıldızlı otelin eylül ayı içerisinde hizmete açılması planlanıyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ab4cc0adea88-1790233610.jpg" alt="" width="214" height="180" /></p>
<p>Köksal Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi İlhan Köksal, 107 oda ve iki özel süitten oluşan otelin, konaklama hizmetlerinin yanı sıra toplantı, seminer, iş yemeği ve özel organizasyonlara da ev sahipliği yapacağını söyledi. Otelin açık ve kapalı otopark olanaklarına sahip olduğunu belirten Köksal, elektrikli araç kullanıcıları için farklı markalara ait şarj ünitelerinin de bulunduğunu kaydetti.</p>
<p>Hilton Hampton’ın hem şehir dışından gelen ziyaretçilerin hem de Eskişehir iş dünyasının ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde planlandığını aktaran Köksal, “Dört yıldızlı Hilton Hampton otelimizi hizmete açmak için son hazırlıkları yapıyoruz. Otelimizde 107 oda ile iki özel süit bulunuyor. Global Hilton Hampton standartlarına uygun olarak hazırlanan odalarımız, geniş ve konforlu yapısıyla misafirlerimize rahat bir konaklama imkânı sunacak. Açık ve kapalı otoparklarımız sayesinde araçlarıyla gelen konuklarımız park sorunu yaşamayacak. Elektrikli araç kullanımının hızla yaygınlaştığını dikkate alarak farklı markaların şarj ünitelerine de yer verdik” dedi.</p>
<p><strong>“İş dünyasının ihtiyaçlarına cevap verecek”</strong></p>
<p>Otelde farklı büyüklüklerde dört toplantı salonunun yer aldığını bildiren Köksal, salonlardan birinde 95 kişiye kadar seminer ve toplantı düzenlenebileceğini ifade etti. Diğer salonların ise 45-50 metrekarelik alanlarıyla daha küçük ölçekli buluşmalara hizmet vereceğini dile getiren Köksal, otelin öğle ve akşam saatlerinde alakart restoran hizmeti de sunacağını belirtti.</p>
<p>Konaklama ile iş dünyasına yönelik hizmetleri aynı çatı altında bir araya getirdiklerini vurgulayan Köksal, “Otelimizde büyük, orta ve küçük ölçekli organizasyonlara uygun dört ayrı toplantı salonu oluşturduk. En büyük salonumuzda 95 kişiye kadar seminer ve toplantı gerçekleştirilebilecek. Diğer salonlarımız ise daha küçük grupların toplantıları, özel görüşmeleri ve kurumsal buluşmaları için kullanılabilecek. Özel misafirlerin ağırlanmasından iş yemeklerine kadar farklı ihtiyaçlara cevap vereceğiz. Öğle ve akşam saatlerinde sunacağımız alakart menülerle yalnızca konaklayan misafirlere değil, şehirdeki iş dünyasına da hizmet edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p><strong>"Organize Sanayi Bölgesi’ne ulaşım avantajı sunacak"</strong></p>
<p>Otelin konumuyla ulaşım açısından önemli bir avantaja sahip olduğunu söyleyen Köksal, çevre yolu üzerinde bulunan konumuyla kent dışından gelen misafirlere kolaylık sağlayacağını kaydetti. Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’ne kısa sürede ulaşılabildiğini belirten Köksal, fuar merkezi ve şehir hastanesine yakınlığın da otelin farklı ziyaretçi gruplarına hizmet vermesine imkân tanıyacağını ifade etti.</p>
<p>Hilton Hampton’ın faaliyete geçmesiyle istihdam sayısının da artacağını açıklayan Köksal, “Otelimizde şu anda 27 kişilik bir ekip görev yapıyor. Hizmete açılmamızla birlikte çalışan sayımızı 35-38 kişi seviyesine çıkarmayı planlıyoruz. Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’ne, fuar merkezine, Şehir Hastanesi’ne ve çevre yolu üzerinde yer alan konumumuz ulaşım avantajı sağlıyor. Misafirlerimizin otele erişimde ve araçlarını park etmekte sorun yaşamayacağı bir yapı oluşturduk. Eylül ayı içerisinde kapılarımızı açarak Eskişehir’e Hilton Hampton markasının hizmet standartlarıyla katkı sunacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/koksal-sirketler-grubunun-yeni-yatirimi-hilton-hampton-kapilarini-acmaya-hazirlaniyor-88207</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/7/1280x720/koksal-sirketler-grubunun-yeni-yatirimi-hilton-hampton-kapilarini-acmaya-hazirlaniyor-1790232279.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Köksal Şirketler Grubu’nun Eskişehir’de hayata geçirdiği 107 odalı Hilton Hampton kapılarını açmaya hazırlanıyor. Köksal Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi İlhan Köksal, &quot;Eylül ayı içerisinde kapılarımızı açarak Eskişehir’e Hilton Hampton markasının hizmet standartlarıyla katkı sunacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/efor-groupun-ihracat-basarisi-odulle-taclandi-88215</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> EFOR Group&#039;a &#039;İpek Böceği Bronz İhracat Ödülü&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (UHKİB) tarafından düzenlenen 2025 İpek Böceği İhracat Ödülleri, ihracata katkı sağlayan firmaları bir araya getirdi.</p>
<p>Bursa'da kurulu üretim tesislerinde ev tekstili ve kimya sektörlerinde faaliyet gösteren EFOR Group'un İpek Böceği Bronz İhracat Ödülü'nü alarak uluslararası pazarlardaki başarısını tescillediği bildirildi.</p>
<p>Ödülü Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, UHKİB Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özkarakaşlı ve Uludağ Yaş Meyve ve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB) Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Taner’den alan EFOR Bioteknoloji Satış ve Proje Müdürü Erdal Çatalkaya, “Bu ödül, yalnızca bir başarı belgesi değil; üretime, kaliteye, ihracata ve geleceğe yapılan yatırımın somut bir karşılığı niteliğindedir” dedi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4cdb3e9cc8-1790234035.jpeg" alt="" width="748" height="871" /></p>
<h2>“Yeni pazarlara açılacağız”</h2>
<p>Erdal Çatalkaya, “Ev tekstili sektöründe EFOR Home ve kimya sektöründe EFOR Bioteknoloji bünyesindeki Prowill, Ecoprobiotic, Proverim ve Vetorin markalarımız ile farkımızı göstermeye devam ediyoruz. Bizim için bu ödül, yalnızca bir başarı belgesi değil; üretime, kaliteye, ihracata ve geleceğe yapılan yatırımın somut bir karşılığıdır. Ülkemizde üretilen ürünlerin dünyanın farklı coğrafyalarında tercih edilmesine katkı sunarken, sahip olduğumuz üretim kabiliyeti ve ihracat vizyonuyla büyümeye devam ediyoruz. Aldığımız ödülün arkasında gece-gündüz çalışan dev bir ekip, üretim hattında gösterilen titizlik, kalite anlayışı, zamanında teslimat için verilen emek ve Türkiye’nin ihracat hedeflerine duyulan inanç bulunuyor. Bizim için başarı, sadece daha fazla üretmek değil; ülkemizin emek gücünü, kalitesini ve üretim potansiyelini dünyanın dört bir yanına taşımaktır. Küresel rekabetin her geçen gün arttığı bir dönemde yerli üretime vurgu yaparak ülkemizin ihracat gücüne katkı sunmaya devam edeceğiz. EFOR Home ve EFOR Bioteknoloji olarak yeni inovatif yatırımlarımızla hem tekstil, hem de kimya alanında yeni pazarlara açılacak ve başarı hikayelerimize yenilerini ekleyeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/efor-groupun-ihracat-basarisi-odulle-taclandi-88215</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/5/1280x720/efor-groupun-ihracat-basarisi-odulle-taclandi-1790234007.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EFOR Group, UHKİB&#039;in düzenlediği 2025 İpek Böceği İhracat Ödülleri Töreni’nde bronz ödüle layık görüldü. EFOR Bioteknoloji Satış ve Proje Müdürü Erdal Çatalkaya, “Bu ödül, yalnızca bir başarı belgesi değil; üretime, kaliteye, ihracata ve geleceğe yapılan yatırımın somut bir karşılığı niteliğinde. Ülkemizde üretilen ürünlerin dünyanın farklı coğrafyalarında tercih edilmesine katkı sunarken, sahip olduğumuz üretim kabiliyeti ve ihracat vizyonuyla büyümeye devam ediyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/guncel-yazilimda-yapay-zeka-donusumu-koddan-organizasyona-88213</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Asıl dönüşüm kod üretiminde değil, iş yapış biçimlerinde&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Yapay zekânın yazılım geliştirme süreçlerinde kullanımının hızla yaygınlaşması, şirketlerin iş yapış biçimlerini de yeniden şekillendiriyor.</p>
<p>Bursa’da 26 yıldır kurumsal yazılım geliştiren Güncel Yazılım'ın, yapay zekâyı yalnızca kodlama asistanı olarak kullanmak yerine, yazılım üretim organizasyonunun farklı aşamalarına dahil eden bir yapıya yöneldiği bildirildi.</p>
<p>Güncel Yazılım Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Taşdelen, “Asıl dönüşüm kodun nasıl yazıldığında değil, işin nasıl organize edildiğinde” dedi. Taşdelen, yapay zekâ kullanımına ilk başladıklarında temel hedeflerinin daha hızlı kod yazmak olduğunu, ancak süreç içinde çok daha kapsamlı bir dönüşüm ortaya çıktığını belirtti. Güncel Yazılım’da bugün taleplerin anlaşılmasından geliştirme, test ve doğrulamaya kadar farklı aşamalarda yapay zekâ ajanlarından yararlanılıyor. Kritik kararlar ve canlıya geçiş süreçleri ise insan onayında tutuluyor. </p>
<h2>“Yüzlerce uzmanlaşmış ajan”</h2>
<p>Verilen bilgiye göre, şirketin kendi veri merkezi altyapısında çalışan yapay zekâ organizasyonunda farklı görev ve sorumluluklara sahip ajanlar bulunuyor. Gelen talebi anlayıp ilgili role yönlendiren, işi parçalara ayırıp takip eden ve ortaya çıkan sonucu sorgulayarak riskleri değerlendiren farklı ajanların yazılım ekiplerine destek verdiği belirtildi. Taşdelen’e göre bu yeni yapıda insanın rolü ise “Niyeti tanımlamak, sınırı çizmek ve son kararı vermek” olarak şekilleniyor. Bu sistemde bir yazılım talebi tek cümleyle sisteme iletilebiliyor. Talep analiz edilerek ilgili ajanlara dağıtılıyor, ajanlar görevleri üzerinde çalışıyor ve birbirlerinin çıktılarının değerlendirilmesine katkı sağlıyor. Taşdelen, bu değişimi, “Sabah masama gelen şey artık iş değil, karar. İşimin önemli bir kısmı yapmak değil, yargılamak olmaya başladı” sözleriyle anlattı. </p>
<h2>“ERP’nin yanına ARP geliyor”</h2>
<p>Taşdelen, yapay zekâ ile birlikte kurumsal yazılımın geleceğinde “Agentic Resource Planning” (ARP) yaklaşımının öne çıkacağını belirtiyor. ERP’nin insan, makine, malzeme ve finans gibi kaynakları planladığını ifade eden Taşdelen, ARP’nin buna yazılım ajanlarını da ekleyerek bir işin hangi yetkiyle, hangi doğrulama süreçlerinden geçerek yürütüleceğini planlamayı amaçladığını aktardı. Güncel Yazılım’ın bu alandaki platform girişimi xLAP ise mevcut ERP ve MES sistemlerini değiştirmeden, bu sistemlerdeki veri, iş kuralları ve kullanıcı yetkilerini kontrollü yapay zekâ ajanlarının kullanabileceği bir yapıya dönüştürmeyi hedefliyor. </p>
<h2>“Kontrol mekanizması insan onayında”</h2>
<p>Kurumsal yapay zekâ uygulamalarında temel konunun yalnızca modelin yeteneği olmadığını vurgulayan Taşdelen, asıl belirleyici unsurun yapay zekâya hangi yetkilerin verildiği olduğunu söyledi. Yanlış bir kararın ERP’ye bağlı sistemlerde fiyat, sipariş veya üretim planı gibi kritik alanları etkileyebileceğine dikkat çeken Taşdelen, bu nedenle yapıyı yetki sınırları, bağımsız doğrulama, işlem kayıtları, insan onayı ve geri alma mekanizmalarıyla desteklediklerini belirtti.</p>
<p>Şirketin, kendi yazılım üretiminde kullandığı ajan organizasyonunu sanayi işletmelerine yönelik bir ürüne dönüştürmek amacıyla ULUTEK kapsamında üç projeli bir AR-GE programı da yürüttüğü, bu kapsamda çoklu ajan orkestrasyonu, ERP ekranlarının ajan yeteneklerine dönüştürülmesi ve insanlarla yapay zekâ ajanlarının aynı kaynak planında yönetilmesi gibi kabiliyetlerin geliştirilmesinin planlandığı ifade edildi. Bu unsurların halen geliştirme aşamasında olduğu kaydedildi.  </p>
<h2>“Hedef global ürün şirketine dönüşmek”</h2>
<p>Güncel Yazılım'ın, 2030 vizyonunu Industrial Agentic AI, izinli endüstriyel veri, dikey yapay zekâ ürünleri, SaaS tabanlı ölçeklenme ve yapay zekâ odaklı insan kaynağı olmak üzere beş başlıkta şekillendirdiği belirtildi. Şirket, sanayide edindiği saha deneyimini tekstil, otomotiv, makine, mobilya ve gıda gibi sektörlere yönelik yapay zekâ ürünlerine dönüştürerek uluslararası pazarlara açılmayı hedefliyor.</p>
<p>Taşdelen, şirketin büyüme stratejisinin proje ve adam/gün modelinden ürün modeline geçiş üzerine kurulduğunu belirterek, “Hedefimiz, sanayimizin yapay zekâ kullanımını artırarak kalite, zaman ve verimlilik çıktılarını yükseltmek. Edindiğimiz 26 yıllık tecrübeyle global bir Industrial Agentic AI şirketi olmak” dedi. Taşdelen’e göre yapay zekâ çağında insanın rolü ortadan kalkmayacak, aksine daha üst bir seviyeye taşınacak. “Önümüzdeki dönemin en değerli insanı en fazla kod yazan insan olmayacak” diyen Taşdelen, doğru problemi tanımlama, yapay zekâya doğru işi yaptırma ve ortaya çıkan sonucun doğruluğunu değerlendirme becerilerinin daha fazla önem kazanacağını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/guncel-yazilimda-yapay-zeka-donusumu-koddan-organizasyona-88213</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/3/1280x720/guncel-yazilimda-yapay-zeka-donusumu-koddan-organizasyona-1790233450.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güncel Yazılım Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Taşdelen, yapay zekânın yazılım sektöründe asıl dönüşümü kod üretiminde değil, iş yapış biçimlerinde yarattığını söyledi. Taşdelen, “Asıl dönüşüm kodun nasıl yazıldığında değil, işin nasıl organize edildiğinde” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/suyun-gelecegi-antalya-zirvesinde-tartisildi-88171</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 21:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suyun geleceği Antalya Zirvesinde tartışıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>2026 yılını ‘Su Yılı’ ilan eden Antalya Ticaret Borsası (ATB), BM İklim Konferansı (COP 31) öncesi, su kullanımında dünyaya örnek olacak çalışma hedefledi. Bu nedenle, tarım ve turizm kenti Antalya’da su verimliliği ve su kaynaklarının korunması amacıyla ‘Su Zirvesi’ düzenledi.</p>
<p>ATB Başkanı Ali Çandır, zirvede yalnızca suyu konuşmak için değil, Antalya’nın geleceğini konuşmak için bir araya geldiklerini belirtti. Suyun artık yalnızca çevrenin ya da tarımın konusu olmadığına dikkat çeken Çandır, ‘’Su, üretimdir, gıdadır, turizmdir, sanayidir, kent yaşamıdır, ekonomidir. Ve hepsinden önemlisi, Antalya’nın geleceğidir. Antalya büyüyor. Antalya’da üretim, turizm, nüfus ve ekonomi büyüyor. Diğer taraftan da iklim, yağış rejim de değişiyor. Kuraklık ve su stresi artıyor’’ dedi.</p>
<p>Bir tarafta büyüyen bir Antalya, diğer tarafta çok daha dikkatli yönetilmesi gereken su kaynakları olduğuna dikkat çeken Çadır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Biz su meselesini yalnızca bugünün sorunu olarak görmüyoruz. Antalya’nın önümüzdeki 10, 20, 30 yıllık geleceğinin temel sorunlarından biri olarak görüyoruz. Suyu artık sektör sektör, kurum kurum birbirinden bağımsız yönetemeyiz. Tarımın suyu başka, turizmin suyu başka, sanayinin ya da kentin suyu başka değildir. Hepsi Antalya’mızın suyudur. Hepsi aynı kaynağın, aynı havzanın, aynı geleceğin parçasıdır. Bu nedenle Antalya’nın ihtiyacı parçalı ya da müstakil çözümler değil, bütüncül ve kapsayıcı bir su yönetimi anlayışıdır.’’</p>
<p><strong>"Suyu ölçelim yönetelim"</strong></p>
<p>Suyun daha iyi yönetilmesi gerektiğini anlatan Çandır, şöyle konuştu: ‘’Suyun ölçülmesi, kayıpları azaltılması, verimli kullanılması, yağmur suyunun tutması, arıtılmış su yeniden değerlendirilmeli, kullandığımız suyun her damlasının ne kadar değer ürettiğini bilmeliyiz. Çünkü, ölçmeden yönetemeyiz, kıyaslamadan iyileştiremeyiz. Kentler, sektörleri yalnızca toplam su tüketimiyle değil, ürettikleri değerle birlikte ölçüyor. Biz de Antalya’da bunu yapabilmeliyiz. Tarımda bir metreküp suyla ne kadar ürün ve ne kadar ekonomik değer oluşturulduğu, turizmde bir misafir için ne kadar su kullanıldığı, sanayide bir birim üretim için ne kadar su tüketildiği, kentte kişi başına tüketim ve şebeke kayıpların ölçülmesi gerekir. Her sektör kendi şartları içinde değerlendirilmeli, kendi su verimliliği hedefini ortaya koymalıdır.”</p>
<p><strong>"Arıtılmış su ekonomiye kazandırılmalı"</strong></p>
<p>Uygun koşullarda arıtılmış suyun, tarımda, sanayide, peyzajda ve farklı kullanım alanlarında yeniden hayata ve ekonomiye kazandırması gerektiğine dikkat çeken Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yağmur suyunu mümkün olduğu kadar hızla şehirden uzaklaştırılacak bir yük değil, değerlendirilecek bir kaynak olarak görmeliyiz. Tarımda yalnızca modern sulama sistemlerine geçmekle yetinmemeli, toprağın, bitkinin ve iklimin gerçek ihtiyacına göre sulama yapmalıyız. Sera çatılarımıza düşen yağmuru değerlendirmeliyiz. Yeraltı suyunu yalnızca çektiğimiz bir kaynak olarak değil, korumamız gereken stratejik bir rezerv olarak görmeliyiz. Turizmde iyi uygulamaları ölçmeli ve yaygınlaştırmalıyız. Sanayide suyun nerede kullanıldığını, nerede kaybedildiğini ve ne kadarının yeniden kullanılabileceğini ortaya koymalıyız. Kentlerimizde ise kayıp-kaçağı azaltırken, suyu ölçen, izleyen ve yöneten bir altyapıya geçmeliyiz.”</p>
<p><strong>"Su Etkileşim Ağı kurmak istiyoruz"</strong></p>
<p>Hedeflerinin Antalya’da kalıcı ve kapsayıcı bir su etkileşim ağı oluşturmak istediklerini ifade eden Ali Çandır, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Bu ağ, kamu, yerel yönetim, üniversite, üretici, turizm, sanayi, meslek kuruluşları ve sivil toplumun aynı hedefler etrafında sürekli iletişim içinde olmasını sağlayacak bir yapı olmalı. Antalya’mızın su verisini ortak bir sistem ve ortak bir anlayışla toplamaya, ölçmeye, izlemeye ve sonuçlarını düzenli olarak paylaşmaya ihtiyacımız var. Antalya’nın suyunu birlikte ölçebilmeli, izleyebilmeli, kıyaslayabilmeli ve gelişmeyi her yıl ortaya koyabilmeliyiz. Kısa, orta ve uzun vadeli, uygulanabilir, ölçülebilir, takip edilebilir ve finanse edilebilir bir yol haritası olmasını istiyoruz.”</p>
<p><strong>"COP31 büyük fırsat"</strong></p>
<p>Antalya’nın önünde COP31 gibi büyük bir fırsat olduğunu dile getiren Başkan Çandır, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Biz COP31’i yalnızca Antalya’da gerçekleştirilecek büyük bir uluslararası organizasyon olarak görmüyoruz. Antalya’nın yıllardır konuştuğu iklim ve su konularında somut adımlar atması için önemli bir fırsat olarak görüyoruz. İstiyoruz ki Antalya COP31’e; yalnızca ev sahibi olan bir kent olarak değil, sorunlarını bilen, verilerini ortaya koyan, çözümünü ortak akılla tartışan, hedeflerini belirleyen, harekete geçen ve sonuçları tüm paydaşlarıyla paylaşan bir kent olarak çıksın. Antalya’nın bugün kendi geleceği için ortaya koyacağı çözümler, yarın COP31’de ve dünyanın farklı coğrafyalarında karşılık bulabilir. Çünkü, suyu korursak üretimi koruruz. Suyu korursak ekonomimizi koruruz. Suyu korursak Antalya’nın geleceğini koruruz.”</p>
<p><strong>"Seralar modernize edilecek"</strong></p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin de dünya nüfusunun ve kişi başına düşen su tüketiminin arttığını ancak temiz su kaynaklarının giderek azaldığını söyledi. Su kaynaklarının korunması için toplumun tüm kesimlerinin sorumluluk alması gerektiğini belirten Şahin, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Çözümler biliniyor, artık uygulamak zorundayız. Geçmişte kullanılan salma sulama yönteminden yağmurlama ve basınçlı sulama sistemlerine geçişle birlikte su tüketimi önemli ölçüde azaldı. Şimdi artık o da kurtarmıyor. Yeni yöntemler bulmak ve uygulamak zorundayız. Başka çaremiz yok. Antalya’daki seraların modernizasyonunda suyun verimli kullanılması açısından büyük önem taşımaktadır. Seralarımızı değiştirecek, yeni tip bir anlayışla yeniden yapacağız. Ortak akıl, sorunu tabandan tespit etmektir. Su eylemi hedefinin başarıya ulaşmasında ortak akıl önemli. Tarım, hayvancılık ve turizmin sürdürülebilmesi için suyun doğru yönetilmesi gerekir. Eğer belli çözümler yapmazsak tarımı, hayvancılığı ya da turizmi devam ettirme şansımız yok. Acı reçeteyi kendimize uygulayacağız, finansmanı kendimiz karşılayacağız. Bunun başka yolu yok.”</p>
<p><strong>"Antalya iklim meselesinin tam merkezinde"</strong></p>
<p>Akdeniz coğrafyası, iklim değişikliğinin etkilerinin yoğun biçimde kesiştiği bölgelerin başında geldiğini anlatan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. DR. Özlenen Özkan ise, ‘’BM’nin bilimsel değerlendirmeleri, Akdeniz Havzasının iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgelerden biri olduğunu ortaya koyuyor. Bu da Türkiye’yi ve özellikle Antalya’yı, iklim meselesinin tam merkezine yerleştiriyor’’ dedi.</p>
<p>Türkiye’de kullanılan suyun dörtte üçünün tarımda kullanıldığını ifade eden Prof. Dr. Özkan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Suyu konuştuğumuzda aslında tarımın da geleceğini konuşuyoruz. Ve yalnızca üretimi değil; gıdaya erişimi, çiftçiyi, kırsal yaşamı, ekonomiyi ve soframıza ulaşan her lokmanın sürdürülebilirliğini de konuşuyoruz. Bu nedenle suyun geleceğine sahip çıkacaksak, işe toprağın suyla buluştuğu yerden başlamalıyız. Geleceğin üretim modeli; daha fazla su tüketen değil, toprağın ve suyun kıymetini bilen, daha az kaynakla daha verimli, daha dirençli ve sürdürülebilir üretim yapabilen bir anlayış üzerine kurulmalı.’’</p>
<p>Bugün yeni bir dönemin eşiğinde olduğumuzu anlatan Rektör Özkan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Artık mesele yalnızca daha fazla üretmek değil, daha az suyla, daha az kaynakla, değişen iklim koşullarına dayanıklı ve sürdürülebilir üretim yapmak. Bu dönüşümde üniversitelere yine büyük sorumluluk düşüyor. Biz Akdeniz Üniversitesi olarak bunun farkındayız. Aksu’da yaklaşık 1.100 dekarlık alanda hayata geçirdiğimiz Antalya Tarım Teknokentinde su verimli üretim sistemlerinden akıllı seralara, hassas tarımdan yapay zekâ uygulamalarına kadar geleceğin tarımını bugünden kurmayı hedefliyoruz.’’</p>
<p>Korkuteli’nde 50 megavat kurulu güce sahip GES projesini uygulamaya koyduklarını vurgulayan Rektör Özlenen Özkan ‘’Üniversitemizin elektrik ihtiyacının tamamını güneş enerjisinden karşılayabilecek büyüklükte bir yatırım yapıyoruz.  Enerji verimliliğinden atık yönetimine, karbon ve su ayak izinden sürdürülebilir kampüs uygulamalarına kadar çevre politikalarını bir bütün olarak ele alıyoruz. Su Enstitüsü kuruyoruz. Mühendislikten ziraate, çevre bilimlerinden hidrojeolojiye, turizmden ekonomiye kadar farklı disiplinleri bir araya getirerek Antalya’nın ve Akdeniz Havzası’nın gerçek sorunlarına uygulanabilir çözümler üretmeyi hedefliyoruz’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/suyun-gelecegi-antalya-zirvesinde-tartisildi-88171</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/1/1280x720/suyun-gelecegi-antalya-zirvesinde-tartisildi-1790189517.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim değişikliğini en sert şekilde yaşayan Antalya, suyun daha verimli kullanılması ve geleceğe daha iyi koşullarda aktarılması amacıyla BM İklim Konferansı öncesi, Antalya’da kalıcı ve kapsayıcı bir su etkileşim ağı oluşturmak istiyor. Antalya Valiliği seraların modernizasyonu için çalışma başlatırken sera çatılarına düşen suyun kullanımı için de girişimlerde bulunuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasfiye-icin-henuz-yontem-belirlenmedi-88161</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 16:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasfiye için henüz yöntem belirlenmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 7 portföy yönetim şirketine ait tasfiye kararı aldığı 131 fon için henüz yol haritası belirlenmiş değil.</p>
<p>SPK’ya yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre fonların tasfiyesi için görevlendirilen Ziraat Bankası ile İş Bankası yöneticileri ve SPK yetkilileri tasfiyenin yöntemi üzerinde çalışmaya devam ediyor.</p>
<p>Kaynaklardan edinilen bilgiye göre fon kayıtlarına ilişkin rakamlar daha tam olarak netleşmedi ve portföy büyüklüğü hesaplamaları için de atılmış bir adım bulunmuyor.</p>
<p>Hatırlanacağı üzere Sermaye Piyasası Kurulu geçen hafta Tera Portföy, Pusula Portföy, Hedef Portföy, Atlas Portföy, A1 Portföy, Pardus Portföy ve Bulls Portföy’e ait 131 fon için tasfiye kararı almış ayrıca bu portföy yönetim şirketlerine ait tüm fonlarda işlemleri durdurmuştu.</p>
<p>Ardından SPK, tasfiye edilmesine karar verilen yatırım fonlarının tasfiye sürecine ilişkin usul ve esasları belirlemişti. Düzenlemeye göre, Tera Portföy bünyesindeki fonların tasfiye işlemlerini Türkiye İş Bankası yürütecek. Diğer 6 portföy şirketine ait fonların tasfiye sürecinde ise Ziraat Bankası görev alacak.</p>
<p>Tasfiye kapsamında fon varlıklarının nakde çevrilmesiyle elde edilen tutarlar, yatırımcıların mutabakatı sağlanan hesaplarına sahip oldukları pay oranında aktarılacak. Bugün yaptığı açıklamada SPK 7 portföy yönetim şirketine (PYŞ) ait 131 fonda Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarına göre tekil yatırımcı sayısının 455 bin 758 kişi olduğunu duyurdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasfiye-icin-henuz-yontem-belirlenmedi-88161</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ziraat Bankası ve İş Bankası yöneticileri ile SPK yetkililerinin 131 fon için tasfiye yöntemi üzerinde çalışmaya devam ettiği ancak tasfiye kararı alınan fonlar için henüz yol haritasının belirlenmediği belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/4-kurulusa-esg-tahvili-ihraci-icin-yetki-88160</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 16:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 kuruluşa ESG tahvili ihracı için yetki</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, ESG tahvili (sürdürülebilir) ihracı için 4 finans kuruluşunu yetkilendirdiğini bildirdi.</p>
<p>Bakanlığın internet sitesinde yapılan açıklamada, bakanlığın, 2026 yılı dış finansman programı çerçevesinde, ABD doları cinsinden 10 yıl vadeli bir ESG tahvili ihracı gerçekleştirmek üzere BNP Paribas, Citibank, ING Bank ve JP Morgan'a yetki verdiği bilgisine yer verildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/4-kurulusa-esg-tahvili-ihraci-icin-yetki-88160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hazine-ve-maliye-bakanligi-oib.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, BNP Paribas, Citibank, ING Bank ve JP Morgan&#039;a ESG tahvili ihracı için yetki verdiğini duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ali-koc-yuzde-60-63-oraninda-yenilenebilir-enerji-kapasitemiz-var-88159</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 16:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ali Koç: Yüzde 60-63 oranında yenilenebilir enerji kapasitemiz var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, küresel iş dünyasının temsilcilerini bir araya getiren "COP31 İş Forumu New York Diyaloğu"na katıldı.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, New York İklim Haftası kapsamında düzenlenen COP31 İş Forumu New York Diyaloğu, COP31 Özel Sektör Elçisi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Bloomberg'in ev sahipliğinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Etkinlik kapsamında düzenlenen "COP31 Eylem Gündemi'ne Özel Sektörün Yanıtı" başlıklı panelde, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Koç, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) İcra Direktörü Fatih Birol, Uluslararası Finans Kurumu (IFC) Genel Müdürü Makhtar Diop ve Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Genel Sekreteri John Denton yer aldı.</p>
<p>Panelde konuşan Koç, şirketlerin artık rakiplerinin yanı sıra onların arkasındaki ekonomik sistemlerle de rekabet ettiğini belirtti.</p>
<p>Koç, gelişmiş bir ülkede finansman maliyeti yüzde 5-6 seviyelerindeyken gelişmekte olan bir ülkede bunun iki ya da üç katına çıktığını, vadelerin kısaldığını aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Diğer yandan kendi ülkenizde katı iklim politikalarıyla karşılaşırken, rakibinizin bulunduğu ülkedeki kurallar çok daha esnek olabiliyor. Dolayısıyla karşılaşacağınız fiyat baskıları da farklılık gösteriyor. Peki, dünya genelinde standart bir kamu ve düzenleme politikasına sahip olmak mümkün mü? Hayır. Ancak birbirimize olabildiğince yaklaşabilir miyiz? İklim açısından doğru olanı yaparken bunu ekonomik açıdan da mantıklı ve sürdürülebilir bir zemine oturtup doğru yönde buluşabilir miyiz? Evet. Bu iki unsur ne kadar yakınlaşırsa o kadar olumlu sonuçlar elde ederiz."</p>
<p>İklim düzenlemelerinde kamu politikalarının önemine dikkati çeken Koç, Çin'de 2004 ile 2025 yılları arasında şirketlerin aldığı kamu desteği ve teşviklerin, diğer OECD ülkelerindeki şirketlere kıyasla 8 kata kadar daha fazla olduğunun söylendiğini ifade etti.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin yenilenebilir enerjiye yönelmesi öncelik taşıyor"</strong></p>
<p>Koç, enerji güvenliği ve iklim meselelerinin yan yana geldiğinde, Türkiye'yi daha rekabetçi kılmak ve şirketlerin uluslararası devlerle yarışabilmesini sağlamak için yenilenebilir temiz enerji ve elektrifikasyonun artırılmasının tartışmasız bir gerçek olduğunu belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>"Hürmüz Boğazı kısa vadeli bir sorun. Uzun vadede talep sürekli büyüyor. Enerjiye daha çok ihtiyaç duyuluyor ve dışa bağımlılık artıyor. İthal yakıtlara bağımlı olduğumuz için bu durum tüm iş kollarımızı, enflasyonu ve iş yapma maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Bugün tedarik güvenliği kocaman bir soru işareti. Dolayısıyla Türkiye'nin yenilenebilir enerjiye yönelmesi bu dönemde öncelik taşıyor. Enerji sektöründe olsun ya da olmasın bu dönüşüm tüm işletmelerimizin işini son derece kolaylaştıracaktır."</p>
<p>Yenilenebilir enerji dönüşümünde ekosistemin hem üretim hem de depolama kapasitesini birlikte geliştirmesi gerektiğini kaydeden Koç, "Türkiye'de enerji ihtiyacımızı karşılayacak yüzde 60-63 oranında yenilenebilir enerji kapasitemiz var. 10-15 yıl öncesine kıyasla bu muazzam bir oran ancak depolama imkanımız olmadığı için bu kapasitenin yalnızca yüzde 40'ından faydalanabiliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Koç, yeşil dönüşüm için atılan adımların uzun vadeli olması nedeniyle güçlü bir liderlik gerektirdiğine dikkati çekerek, doğru olanı yapmanın bazen rekabet avantajını kaybettirebildiğini, bu nedenle durumun ciddi bir liderlik gerektirdiğini vurguladı.</p>
<p>Topluluk olarak enerji, otomotiv, dayanıklı tüketim ve finansal hizmetler sektörlerindeki faaliyetleriyle bu dönüşümü farklı sektörlerde aynı anda yönettiklerini anlatan Koç, "CEO'muz bundan 10 yıl önce Karbon Dönüşüm Programı'nı başlattı ve geldiğimiz nokta itibarıyla oldukça örnek bir konumdayız. Küresel ölçekte takdir edilen bir seviyeye ulaştık ancak bunun hem zaman hem de finansal açıdan bir bedeli var. Bu yüzden liderlik son derece önemli." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Koç, tüm değer zincirinin geliştirilmezse yaratılan etkinin sınırlı kalacağını da vurgulayarak, dünya geneline KOBİ'lerin ve küçük şirketlerin sayısının açık ara çoğunlukta olduğunu, bu yüzden büyük şirketlerin, tüm değer sisteminin dönüşümüne yardımcı olma konusunda çok aktif olmaları gerektiğini kaydetti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ali-koc-yuzde-60-63-oraninda-yenilenebilir-enerji-kapasitemiz-var-88159</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/9/1280x720/ali-koc-1790170791.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31 İş Forumu&#039;nda konuşan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, &quot;Türkiye&#039;de enerji ihtiyacımızı karşılayacak yüzde 60-63 oranında yenilenebilir enerji kapasitemiz var.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-2030larin-ilk-yarisinda-turkiyede-ilk-smryi-gormeyi-umit-ediyorum-88158</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 16:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayraktar: 2030&#039;ların ilk yarısında Türkiye&#039;de ilk SMR&#039;yi görmeyi ümit ediyorum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) tarafından düzenlenen 19. Türkiye Yatırım Konferansı kapsamındaki Enerji Yuvarlak Masa Toplantısı'nın ardından basın mensuplarına değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Türkiye Nükleer Enerji AŞ'nin (TÜNAŞ) ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı (USTDA) ile küçük modüler reaktörün (SMR) alanında işbirliği anlaşması yaptığını belirten Bayraktar, söz konusu anlaşmanın Orta Asya'yı ve Türk Cumhuriyetlerini de kapsayacağını anlattı.</p>
<p>Bayraktar, Türkiye'de nükleer enerji alanında sanayi kapasitesi olduğunu vurgulayarak, bu işin teknoloji tarafında da olmak istediklerini ifade etti.</p>
<p>Kanada ile nükleer enerji konusunda işbirliği fırsatlarını değerlendirdiklerini dile getiren Bayraktar, elektrifikasyon konusunda nükleer enerjinin olmazsa olmaz bir husus olduğunu, bu alandaki projeleri bir an önce devreye almak istediklerini söyledi.</p>
<p>Bayraktar, SMR konusunda yatırım yapacaklara belirli teşvik ve muafiyetleri içerebilecek bir düzenleme üzerinde çalıştıklarını anlattı.</p>
<p>SMR'ler için nasıl bir takvim öngörüldüğüne dair soru üzerine Bayraktar, "2030'ların ilk yarısında inşallah Türkiye'de ilk SMR'yi görürüz diye ümit ediyorum. Bu konuda küresel bir yarış var. Ama henüz şu anda bir reaktör görmüş değiliz. Dolayısıyla biz Türkiye de bu işin bir çıkış aşamasında olsun istiyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Nükleer işbirliğiyle sadece yatırımları kastetmiyoruz"</strong></p>
<p>Bayraktar, Fransız EDF'nin nükleer konusunda yetkin bir şirket olduğunu belirterek, o şirketle yakın zamanda bir işbirliği anlaşması yapmayı planladıklarını aktardı.</p>
<p>Nükleer konusunda işbirliği deyince sadece yatırımları kastetmediklerini vurgulayan Bayraktar, işletme ve güvenlik anlamında tecrübe paylaşımının da önemli olduğunu kaydetti.</p>
<p>Bayraktar, veri merkezlerinin enerji talebinin Türkiye'de 2035'lere doğru 5-10 teravatsaat arasında olmasını beklediklerini ifade etti.</p>
<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) yönelik enerji projelerine de değinen Bayraktar, adaya gazın götürülmesi için denizdeki çalışmalara başladıklarını, yabancı şirketlerin de inşaat sürecine ilgi gösterdiğini aktardı.</p>
<p>Bayraktar, KKTC'nin elektrik problemini kalıcı olarak çözmek istediklerini ifade ederek, ayrıca altyapının ileride Doğu Akdeniz'de keşfedilebilecek gazın Türkiye'ye taşınmasına imkan tanıyacak şekilde tasarlandığını bildirdi.</p>
<p><strong>"Ulaşımda elektrifikasyon kritik"</strong></p>
<p>Kalkınma Yolu projesine ilişkin de konuşan Bayraktar, "Projeyi gerçekten kalkınma yolu yapacak şey enerji hatları." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bayraktar, bu kapsamda doğal gaz ve petrol boru hattı ile elektrik ara bağlantısı yapmak istediklerini belirterek, bu enerji hatlarından elde edilecek milyarlarca dolarlık yıllık gelirle tüm Kalkınma Yolu altyapısının finanse edilebileceğini dile getirdi.</p>
<p>Türkiye'de akaryakıt talebinin otomobil sayısının yükselmesiyle arttığına işaret eden Bayraktar, enerjide dışa bağımlılığın bitmesi için ulaşımda elektrifikasyonun kritik olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Bayraktar, artan petrol talebini yönetmek için 2035 yılına kadar 13 milyon elektrikli araca ihtiyaç duyulduğunu belirterek, bu kapsamda da en az 1,3 milyon şarj istasyonuna ihtiyaç duyulacağını söyledi.</p>
<p>Bakan Bayraktar, bu hedef için 2035'e kadar dağıtım şebekesi için 50 milyar dolar, iletim şebekesi için 30 milyar dolar altyapı yatırımına ihtiyaç olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>"Maden tarafını genel enerji resminden ayrı düşünmüyoruz"</strong></p>
<p>Sadece nadir toprak elementlerinin değil, Türkiye için altının da kritik bir maden olduğunu ifade eden Bayraktar, bu alanda yüksek tutarlarda ithalat yapıldığını anlattı.</p>
<p>Bayraktar, kritik madenlerin enerji dönüşümü için de önemli olduğuna dikkati çekerek, "Bu alanda kendi yolumuzu çizmeye çalışıyoruz. Nadir toprak elementlerinde saflaştırma veya zenginleştirmeyle alakalı iyi çalışmalarımız var. Maden tarafını biz genel enerji resminden ayrı düşünmüyoruz. Çünkü o olmazsa sanayi olmaz, o olmazsa enerji dönüşümü olmaz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Eti Maden'in yeni dönemde stratejik madenler alanında daha agresif bir büyüme stratejisi izleyeceğini ifade eden Bayraktar, maden işinde çok büyük potansiyel bulunduğunu ve şirketleri bu alana girmeye teşvik ettiklerini anlattı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-2030larin-ilk-yarisinda-turkiyede-ilk-smryi-gormeyi-umit-ediyorum-88158</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/Alparslan-Bayraktar.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, ilk küçük modüler reaktörün 2030&#039;ların başında devreye alınmasının planlandığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kacir-kritik-teknolojilerde-turkiye-amerika-ortakligini-cok-daha-guclu-hale-getirecegiz-88157</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 14:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kacır: Kritik teknolojilerde Türkiye-Amerika ortaklığını çok daha güçlü hale getireceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu'na katılmak üzere New York'ta bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a eşlik eden Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Anadolu Aslanları İş Adamları Derneğinin (ASKON) düzenlediği 4. Türk-Amerikan İş Dünyası Buluşması'nda konuştu.</p>
<p>Türkiye'nin, Erdoğan'ın liderliğinde, AK Parti hükümetleri döneminde eşine az rastlanır bir başarı hikayesine imza attığını vurgulayan Kacır, bunun en önemli boyutlarından birinin ekonomik ve ticari alanda elde edilen kazanımlar olduğunu söyledi.</p>
<p>Kacır, Türkiye'nin, yıllık 36 milyar dolar seviyesinde olan ihracatının bugün 280 milyar doların üzerine çıktığını belirterek, teknoloji seviyesi orta yüksek ve yüksek olan ürünlerdeki ihracatın da 10 milyar dolardan 116 milyar dolara yükseldiğini kaydetti.</p>
<p>Türkiye'nin teknoloji ve AR-GE kapasitesine ilişkin bilgi veren Kacır, ülke genelinde 115 teknoparkta 13 binden fazla teknoloji girişiminin faaliyet gösterdiğini, 1700'den fazla AR-GE ve tasarım merkezi bulunduğunu ve 310 binden fazla AR-GE çalışanının görev yaptığını anlattı.</p>
<p>Kacır, Türkiye'nin kritik teknolojileri kendi imkanlarıyla geliştiren, üreten ve dünya pazarlarına rekabetçi şekilde sunabilen bir ülke haline geldiğini de dile getirdi.</p>
<p>Savunma sanayisindeki gelişmelere de değinen Kacır, Türkiye'nin dünyanın en büyük 11. savunma sanayisi ihracatçısı olduğunu belirterek, "İnşallah, az kaldı. Önümüzdeki yıl ilk 10 savunma sanayi ihracatçısı ülkeden biri olacağız." dedi.</p>
<p>Kacır, Türkiye'nin savunma sanayisi ihtiyacının yüzde 80'inden fazlasını yerli olarak geliştirdiği ve ürettiği sistemlerle karşıladığını, ülkenin insansız hava araçlarında (İHA) dünya lideri olduğunu, aynı anda 50'den fazla savaş gemisi üretebildiğini söyledi. Bakan Kacır, Türkiye'nin kara araçları, deniz platformları, su altı araçları, uzay ve uydu sistemleri, siber ve kuantum sistemlerde kendi teknolojilerini geliştiren, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen bir ülke olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>"100 milyar dolar hedefi için çok daha fazla çalışmamız lazım"</strong></p>
<p>Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik ilişkilere de değinen Kacır, "Son 10 yılda Türkiye-Amerika arasındaki ticaret hacmi iki misline erişti. Fakat birlikte belirlediğimiz 100 milyar dolar hedefi için çok daha fazla çalışmamız lazım." diye konuştu.</p>
<p>Kacır, Türkiye-ABD ilişkilerinde ticaretin yanı sıra stratejik alanların da önem taşıdığını belirterek, son dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki diyaloğun özellikle stratejik alanlarda yeni işbirliklerinin kapısının aralanmasına imkan tanıdığının altını çizdi.</p>
<p>İş insanlarının bu imkanı en iyi şekilde değerlendireceklerini belirten Kacır, "Önümüzdeki dönemde kritik teknolojilerde işbirliğimizi daha ileri seviyelere taşıyacak, veri merkezleri, yapay zeka gibi alanlarda Türkiye-Amerika ortaklığını çok daha güçlü hale getireceğiz." dedi.</p>
<p>Kacır, ABD ziyaretleri kapsamında çok sayıda iş insanıyla bir araya geldiklerine işaret ederek, Türkiye'nin yatırım, teknoloji ve AR-GE alanlarında sunduğu imkanları Amerikan iş dünyasına anlattıklarını, onları Türkiye'de yatırım ile işbirliklerine davet ettiklerini ve Türkiye'ye olan ilginin her yıl arttığını dile getirdi.</p>
<p><strong>"Türkiye, barış ve istikrar adası olarak yoluna güçlü şekilde devam ediyor"</strong></p>
<p>Dünyanın farklı bölgelerindeki krizler ve çatışmalara dikkati çeken Kacır, Türkiye'nin "barış ve istikrar" adası olarak yoluna güçlü şekilde devam ettiğini belirtti.</p>
<p>Kacır, bunda Türkiye'nin birlik ve beraberliğinin çok büyük payı olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bunda Sayın Cumhurbaşkanımızın yanında, ardında Türk milletinin sıkı bir şekilde durması ve istiklaline en güçlü şekilde sahip çıkarak istikbale hep birlikte yürüme iradesini sürdürmesinin çok büyük payı var. İnşallah bu iradeden taviz vermeksizin Türkiye'yi 'Türkiye Yüzyılı' hedeflerine hep birlikte eriştirecek, Milli Teknoloji Hamlesi'ni bugünkünden çok daha ileri düzeylere yükseltecek roketlerimizin, füzelerimizin hızını, menzilini artıracak hava savunma sistemi projelerini, Çelik Kubbe'yi mutlaka tamamlayacak, hiç kimsenin aklının ucundan dahi Türk milletine zarar vermeyi geçiremeyeceği bir caydırıcılık seviyesine Allah'ın izniyle ulaşacağız."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kacir-kritik-teknolojilerde-turkiye-amerika-ortakligini-cok-daha-guclu-hale-getirecegiz-88157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/7/1280x720/6767-1790170104.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 4. Türk-Amerikan İş Dünyası Buluşması&#039;nda konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır, &quot;Önümüzdeki dönemde kritik teknolojilerde işbirliğimizi daha ileri seviyelere taşıyacak, veri merkezleri, yapay zeka gibi alanlarda Türkiye-Amerika ortaklığını çok daha güçlü hale getireceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-turkiyenin-gri-liste-riskinin-bulunmadigi-fatf-tarafindan-tescil-edildi-88148</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 14:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık: Türkiye&#039;nin gri liste riskinin bulunmadığı FATF tarafından tescil edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, Türkiye'nin Mali Eylem Görev Gücü (FATF) 5'inci Tur Karşılıklı Değerlendirme Raporu ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p>Bakanlık açıklamasında FATF'nin internet sitesinde yayımlandığı belirtilen raporda, suç gelirlerinin aklanması, bağlantılı öncül suçlar, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadele alanında, mevzuat altyapısının, kurumsal kapasitenin ve uygulamaların kapsamlı şekilde değerlendirildiği belirtilen açıklamada, "Teknik uyuma yönelik değerlendirme sonucunda, ülkemiz FATF'nin 40 tavsiyesinin 38'ine uyumlu bulunmuştur. Etkililik bakımından yapılan değerlendirmede ise ülkemiz 11 kısa vadeli çıktının 3'ünde 'önemli ölçüde etkili', 8'inde ise 'ılımlı ölçüde etkili' olarak değerlendirilmiştir." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Sonuçların, Türkiye'nin ulaştığı seviyenin önemli bir göstergesini teşkil ettiğine işaret edilen açıklamada, gerçekleştirilen mevzuat çalışmaları, kurumsal düzenlemeleri ve uygulamalarıyla Türkiye'nin kara para aklama, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadele kapasitesini giderek güçlendirdiğini ortaya koyduğu vurgulandı.</p>
<p><strong>"Gri liste riski bulunmadığı FATF tarafından tescil edildi"</strong></p>
<p>Açıklamada, "Buna göre suç gelirlerinin aklanması, bağlantılı öncül suçlar, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadele alanında, ülkemizin stratejik bir eksikliği olmadığı, dolayısıyla gri liste riskinin bulunmadığı hususları da FATF tarafından açık bir şekilde tescil edildi." değerlendirmesi yapıldı.</p>
<p>FATF değerlendirmelerinin, ülkelerin mali suçlarla mücadele sistemlerinin uluslararası standartlar çerçevesinde düzenli olarak gözden geçirilmesini ve bu sistemlerin sürekli geliştirilmesini amaçlayan teknik değerlendirme süreçleri olduğuna dikkat çekilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Önümüzdeki dönemde, raporda tespit edilen konularda gelişme göstermeye yönelik çalışmalar, 'Türkiye’de Suç Gelirlerinin Aklanması ve Terörizmin Finansmanı ile Mücadele ve Müsadere Uygulamalarında Etkinliğin Artırılması Strateji Belgesi (2026-2030)' ve 'Türkiye’de Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanı ile Mücadelede Etkinliğin Artırılması Strateji Belgesi (2025-2029)' çerçevesinde, ilgili tüm kurum ve kuruluşlarımızın katkılarıyla hız kesmeden sürdürülecektir. Suç gelirlerinin aklanması, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla etkin şekilde mücadele ile mali sistemin bütünlüğünün korunması, toplumun güvenlik ve esenliğinin sağlanması temel önceliklerimiz arasında yer almaya devam edecek. Kamu ve özel sektörden sürece katkı sağlayan tüm kurum ve kuruluşlarımıza teşekkür ederiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-turkiyenin-gri-liste-riskinin-bulunmadigi-fatf-tarafindan-tescil-edildi-88148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/hazine-ve-maliye-1763361678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ FATF&#039;nin Türkiye&#039;ye ilişkin 5&#039;inci Tur Karşılıklı Değerlendirme Raporu hakkında Hazine ve Maliye Bakanlığından yapılan açıklamada, &quot;Suç gelirlerinin aklanması, bağlantılı öncül suçlar, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadele alanında, ülkemizin stratejik bir eksikliği olmadığı, dolayısıyla gri liste riskinin bulunmadığı hususları FATF tarafından açık bir şekilde tescil edildi.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sahin-dijital-donusum-icin-245-milyar-dolar-yatirim-gerceklestirdik-88146</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 13:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şahin: Dijital dönüşüm için 24,5 milyar dolar yatırım gerçekleştirdik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Telekom, ABD'de düzenlenen 19. Türkiye Yatırım Konferansı'nda dijital altyapı yatırımlarını, teknoloji odaklı büyüme stratejisini, iklim kriziyle mücadele ve sürdürülebilirlik yol haritasını küresel yatırımcı topluluğuyla paylaştı.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, Türk Telekom, Türkiye'nin ev sahipliğinde 9-20 Kasım'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) "Master Partner" olarak destek verecek.</p>
<p>Şirketin, konferansın teknoloji altyapısının oluşturulmasına katkı sunacağı belirtildi.</p>
<p>COP31'in "Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji" destekçiliğini de üstlenen Türk Telekom'un, konferansta sürdürülebilirlik çalışmaları, teknoloji birikimi, yenilenebilir enerji yatırımları ve dijital kapsayıcılık yaklaşımıyla yer alacağı bildirildi.</p>
<p>19. Türkiye Yatırım Konferansı'nda, enerji ihtiyacının yenilenebilir kaynaklardan karşılanmasına yönelik Güneş Enerjisi Santrali (GES) yatırımlarını sürdüren Türk Telekom'un yenilenebilir enerji yatırımların ilk ayağını oluşturan Sivas GES yıllık 128 MWp üretim kapasitesiyle enerji üretimine başladığı bilgisi verildi.</p>
<p>Türk Telekom, Sivas'ın ardından Malatya ve Ağrı'da hayata geçireceği tesislerle toplam 530 MWp kurulu güce sahip güneş enerji santrallerine ulaşacak.</p>
<p>Türk Telekom, toplam 6 bin dönüm arazi üzerine kuracağı üç GES ile yıllık 800 GWh enerji üretimi ve yaklaşık 350 bin ton karbon salımını engellemeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Yeşil teknoloji dönüşümü</strong></p>
<p>Açıklamaya göre, sürdürülebilirlik ilkelerini tüm iş stratejilerinin merkezine yerleştiren Türk Telekom, enerji verimliliğini artıran yeni nesil teknolojilerle şebekesinin yeşil dönüşümünü hızlandırıyor.</p>
<p>Geçen yıl hayata geçirdiği enerji verimliliği uygulamalarıyla yıllık 46,7 GWh enerji tasarrufu sağlayan Türk Telekom'un, şebekesini günden güne büyütürken enerji ve emisyon yoğunluğunu azaltmayı sürdürdüğü vurgulandı. </p>
<p>Türk Telekom'un, baz istasyonlarında güneş enerjisi sistemlerini yaygınlaştırırken, sabit ve mobil şebekelere yeni nesil soğutma sistemlerini entegre ederek geleceğin teknolojilerinin sürdürülebilir altyapı üzerine inşa edilmesini sağladığı ifade edildi.</p>
<p>Teknoloji birikimiyle yaşamın tüm alanlarında değer yaratmaya odaklanan Türk Telekom'un, girişim sermayesi şirketi TT Ventures'ın E4 Şarj-Elektrikli Araç Şarj Ağı projesiyle elektrikli ulaşım ekosistemine katkı sunarken, veri merkezlerinde de enerji verimliliğini küresel standartların üzerine çıkaran yeni nesil teknolojileri devreye aldığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: </p>
<p>"Türk Telekom, teknoloji ve enerji verimliliği alanındaki yatırımlarıyla geleceğin sürdürülebilir altyapısını hazırlarken, çevresel performansını uluslararası standartlarda da ortaya koyuyor. Karbon Saydamlık Projesi (CDP) 2025 İklim Değişikliği Programı'nda 'A' notunu koruyan Türk Telekom, ilk kez katıldığı Su Güvenliği Programı'nda aldığı 'A-' notuyla da küresel çevresel liderler arasında yer aldı. Türk Telekom, iklim değişikliğiyle mücadele, su güvenliği ve karbon emisyonlarının azaltılması alanındaki çalışmalarını bilim temelli hedef yaklaşımı sürdürerek daha sürdürülebilir bir dijital geleceğin inşasına katkı sunuyor."</p>
<p>İklim kriziyle mücadelede teknoloji ve altyapı gücünü sürdürülebilirlik yaklaşımıyla birleştiren Türk Telekom'un, 2030'a kadar emisyonlarını yüzde 45 azaltmayı, 2050'de ise "Net Sıfır"a ulaşmayı hedeflediği bildirildi.</p>
<p><strong>"Teknolojideki hızlı dönüşümün fırsatlarını herkes için erişilebilir kılmaya çalışıyoruz"</strong></p>
<p>Konferans kapsamında değerlendirmelerde bulunan Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, "Türkiye'nin dijital geleceğine yön veren Türk Telekom olarak, bu süreci teknoloji dönüşümünün ötesinde toplumsal ve ekonomik değer yaratmanın temel aracı olarak görüyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Şahin, Türk Telekom'un Türkiye'nin en fazla istihdam sağlayan markalarından biri olduğunu ve yaklaşık 58 milyon abonesiyle ülkenin ilk entegre operatörü konumunda bulunduğunu belirtti.</p>
<p>Teknolojideki hızlı dönüşümün sunduğu fırsatları herkes için erişilebilir kılmaya odaklandıklarını ve yarının dijital dünyasında Türkiye'yi her alanda destekleyecek projeler geliştirdiklerini aktaran Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye'nin dijital dönüşüm yolculuğu için 2005'ten bu yana 24,5 milyar dolar yatırım gerçekleştirdik. Son 5 yıldır sektörümüzün yatırım lideri olarak dijital geleceğin inşasına yönelik çalışmalarımızı sürdürürken, her adımımızı daha yeşil, daha adil ve daha yaşanabilir bir dünya hedefiyle atıyoruz. Bu doğrultuda Türkiye'nin her köşesine uzanan fiber omurgamızı güçlendiriyor, yeni nesil ağ teknolojilerinde milli AR-GE çalışmaları yürütüyor, çevre dostu teknolojileri şebekemize entegre ediyor ve yenilenebilir enerji kaynaklarına ciddi yatırımlar yapıyoruz. Türkiye'nin küresel iklim gündemindeki güçlü konumunu ve gelecek vizyonunu yansıtan COP31'in 'Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji' destekçisi olarak geleceğin dünyasının tasarlanmasında küresel aktörler arasında yer almaktan mutluluk duyuyoruz."</p>
<p>Şahin, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak amacıyla Türkiye'nin sürdürülebilirlik hedeflerine ve küresel iklim mücadelesine katkı sunmaya kararlılıkla devam edeceklerini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sahin-dijital-donusum-icin-245-milyar-dolar-yatirim-gerceklestirdik-88146</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/2/1280x720/ebubekir-sahin-1772197862.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin dijital dönüşüm yolculuğu için 2005&#039;ten bu yana 24,5 milyar dolar yatırım gerçekleştirdik. Son 5 yıldır sektörümüzün yatırım lideri olarak dijital geleceğin inşasına yönelik çalışmalarımızı sürdürürken, her adımımızı daha yeşil, daha adil ve daha yaşanabilir bir dünya hedefiyle atıyoruz. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetlere-guven-eylulde-8-puan-artti-88142</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 13:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal hizmetlere &#039;güven&#039; eylülde 8 puan arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), eylül ayına ait Finansal Hizmetler İstatistikleri ve Finansal Hizmetler Güven Endeksi (FHGE) verilerini yayımladı.</p>
<p>Finans sektöründe faaliyet gösteren 150 kuruluşun yanıtlarının, sektördeki ağırlıkları dikkate alınarak birleştirilmesiyle elde edilen anket sonuçlarına göre FHGE, eylülde 8 puan artışla 158,4 seviyesine yükseldi.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, son üç aydaki iş durumu, son üç aydaki hizmetlere olan talep ile gelecek üç aydaki hizmetlere olan talep beklentisi olmak üzere tüm alt endekslerin FHGE'yi artış yönünde etkilediği görüldü.</p>
<p>İş durumu ve hizmetlere olan talebe ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda iş durumunda iyileşme olduğu yönündeki değerlendirmeler önceki aya kıyasla güçlendi.</p>
<p>Son üç ayda hizmetlere olan talepte artış olduğu yönündeki değerlendirmeler ile gelecek üç ayda hizmetlere olan talepte artış olacağı yönündeki beklentilerin güçlendiği görüldü.</p>
<p>İstihdama ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda istihdamda artış olduğunu bildirenler lehine olan seyrin sınırlı güçlendiği, gelecek üç ayda istihdamda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyrin ise zayıfladığı gözlendi.</p>
<p>2026 yılı eylül ayında, NACE Rev.2 sektör sınıflamasına göre "Finans ve Sigorta Faaliyetleri" sektöründe güven endeksleri alt sektörler itibarıyla değerlendirildiğinde, önceki aya göre "64-Finansal Hizmet Faaliyetleri (sigorta ve emeklilik fonları hariç)", "65-Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Fonları (zorunlu sosyal güvenlik hizmetleri hariç)" ve "66-Finansal Hizmetler ile Sigorta Faaliyetleri için Yardımcı Faaliyetler" sektörlerinde sırasıyla 7,4, 15,8 ve 4,9 puanlık artış oldu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetlere-guven-eylulde-8-puan-artti-88142</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/hizmet-uretici-endeksi-endeks-tablo-ekonomi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın eylül ayı verilerine göre Finansal Hizmetler Güven Endeksi 8 puan artarak 158,4&#039;e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/oecd-turkiye-icin-buyume-tahminini-dusurdu-88144</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 13:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> OECD, Türkiye için büyüme tahminini düşürdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ara dönem Ekonomik Görünüm raporunu "Arka Arkaya Şoklarla Başa Çıkmak" başlığıyla yayımladı.</p>
<p>Rapora göre, küresel ekonomi 2025'te yüzde 3,4 büyüdü. Ekonomik büyüme hızı bu yılın ilk yarısında yavaşladı ancak Orta Doğu'daki jeopolitik risklerin olumsuz etkilerine rağmen ekonomide büyüme birçok ülkede dayanıklılığını korudu.</p>
<p>Yapay zeka alanındaki gelişmelerin güçlü seyrini sürdürmesi de yatırım, üretim ve ticareti destekledi.</p>
<p>Ancak küresel ekonomik görünüm, büyük ölçüde Orta Doğu'daki savaşta kalıcı bir çözüm bulunup bulunmamasına bağlı olmaya devam ediyor. Üretimdeki darboğazlardan kaynaklanan yüksek rafineri marjları, tüketici fiyatları ve işletme maliyetleri üzerinde ek bir yukarı yönlü baskı oluşturuyor.</p>
<p>Enerji fiyatlarının yanı sıra bazı tarım ürünlerinin fiyatları da aşırı hava koşullarının arz üzerindeki etkisiyle yüksek seyretmeye devam ediyor.</p>
<p>Gümrük vergileri ve ihracat kısıtları dahil olmak üzere, ticaret politikalarında süregelen değişiklikler politika belirsizliğini artırarak arz kesintilerine katkıda bulunuyor.</p>
<p>Uzun vadeli mali riskler ve yapay zeka şirketlerinin yoğun tahvil ihracı konusundaki endişelerin artmasıyla, birçok ekonomide uzun vadeli faiz oranları en az 15 yılın en yüksek seviyesine çıktı.</p>
<p>Bu gelişmelerin etkisiyle OECD, bu yıl için küresel ekonomik büyüme tahminini hazirandaki öngörüsüne göre 0,1 puan artırarak yüzde 2,9'a yükseltirken, 2027 için tahminini ise 0,1 puan düşürerek yüzde 3'e revize etti.</p>
<p>Artan fiyat baskıları, reel gelir artışındaki zayıflama ve yüksek faiz oranlarının, birçok ekonomide kısa vadeli büyüme ivmesini yavaşlatacağı tahmin ediliyor. Ancak yapay zeka alanında yatırımların sürmesi ve enerji fiyatlarında beklenen düşüş nedeniyle ekonomik faaliyetin 2027'de hafif güçlenmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>Enflasyon kısa vadede hız kazanacak</strong></p>
<p>Enflasyonun küresel çapta, emtia fiyatlarındaki artışları yansıtacak şekilde kısa vadede hızlanacağı ancak enerji fiyatlarında beklenen yavaşlama ve sıkılaştırılan para politikasının genel fiyat baskılarını sınırlamaya yardımcı olmasıyla 2027'de kademeli olarak yavaşlayacağı tahmin ediliyor.</p>
<p>Öte yandan OECD, özellikle enerji piyasalarındaki olası gelişmeler nedeniyle söz konusu tahminler konusunda "önemli bir belirsizlik" olduğu uyarısında da bulunuyor.</p>
<p>Kuruma göre, petrol ve doğal gaz fiyatlarının seyri, arz kesintilerinin süresine, üreticilerin ve tüketicilerin uyum sağlayabilme derecesine ve jeopolitik gelişmelere büyük ölçüde bağlı.</p>
<p>Enerji piyasalarının daha hızlı bir şekilde normale dönmesi, enflasyonist baskıları hafifletirken, ekonomik faaliyeti destekleyebilir. Buna karşın, yeniden ortaya çıkabilecek veya daha uzun süreli aksaklıklar, enflasyonun hızlanmasına ve büyümenin zayıflamasına yol açabilir.</p>
<p>Bu kapsamda, enerji fiyat şoku ve hedefin üzerinde seyreden enflasyon karşısında, merkez bankalarının para politikasında ilave ayarlamalar yapmasının gerekebileceği tahmin ediliyor.</p>
<p><strong>Türkiye'de dezenflasyonun devam etmesi bekleniyor</strong></p>
<p>OECD, 2025'te yüzde 3,7 büyüyen Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,7 büyüyeceğini öngördü. Kurumun 2027 için büyüme tahmini ise yüzde 3,6 oldu. Bu oranlar, kurumun hazirandaki tahminlerine göre 2026 için 0,4 ve 2027 için 0,2 puan aşağı yönlü revize anlamına geliyor.</p>
<p>OECD, Türkiye'de enerji ve gübre fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan olumsuzluklara rağmen, dezenflasyonun devam edeceğini, enflasyonun bu yıl yüzde 31,5 ve 2027'de ise yüzde 24,7 seviyesinde gerçekleşeceğini tahmin ediyor.</p>
<p>Dezenflasyonun sürmesiyle Türkiye ve Brezilya gibi bazı gelişmekte olan ülkelerde para politikasındaki gevşemenin, ekonomik büyümeyi desteklemesi bekleniyor.</p>
<p><strong>En yüksek büyüme Hindistan ekonomisinde</strong></p>
<p>OECD'ye göre, ABD'de ekonomik büyümenin bu yıl yüzde 2,2 ve 2027'de yüzde 2,1 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor.</p>
<p>Avro Bölgesi'nde ekonomik büyümenin bu yıl ve 2027'de yüzde 1 olacağı, Çin'de ise bu oranın sırasıyla yüzde 4,5 ve 4,2 seviyesinde gerçekleşeceği öngörülüyor.</p>
<p>Bu yıl en yüksek ekonomik büyüme oranının yüzde 7,8 ile Hindistan'da görüleceği, bunu yüzde 5,2 ile Endonezya'nın izleyeceği tahmin ediliyor.</p>
<p>En büyük ekonomik daralmanın ise eksi yüzde 1,8 ile Suudi Arabistan'da gerçekleşeceği değerlendiriliyor. Bu oran, OECD'nin hazirandaki büyüme tahminine göre eksi 5 puan aşağı yönlü revizeye karşılık gelirken, savaş sonrası Suudi Arabistan'ın özellikle petrol üretimi ve ihracatındaki düşüşü ekonomik daralmada belirleyici rol oynuyor.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/oecd-turkiye-icin-buyume-tahminini-dusurdu-88144</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/bayrak-turkiye-ekonomi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OECD&#039;nin Türkiye ekonomisi için büyüme tahmini yıl sonunda yüzde 2,7,  2027&#039;de ise yüzde 3,6 oldu. Örgütün haziran öngörüsü bu yıl için yüzde 3,1, gelecek yıl için ise yüzde 3,8 olmuştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-sektorun-12-ay-sonrasi-enflasyon-beklentisinde-gerileme-88141</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 12:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel sektörün 12 ay sonrası enflasyon beklentisinde gerileme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2026 yılı eylül ayına ait "Sektörel Enflasyon Beklentileri" verilerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, eylülde 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri geçen aya göre piyasa katılımcıları için 0,01 puan artarak yüzde 23,70 seviyesine, hane halkı için 0,02 puan artarak yüzde 45,60 seviyesine çıkarken, reel sektör için 0,30 puan azalarak yüzde 32,50 seviyesine indi.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini bekleyen hane halkı oranı bir önceki aya göre 0,60 puan azalarak yüzde 16,25 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>Hane halkı beklenti anketi</strong></p>
<p>Hane halkının, son bir yıl içinde fiyatlarının en çok arttığını değerlendirdiği ve gelecek 12 ay için fiyatlarının en çok artmasını beklediği ürün/hizmet grupları "gıda" ile "yakıt ve enerji" oldu. Gıdayı, fiyatı en çok artan ürün grupları arasında değerlendiren katılımcıların payı bir önceki aya göre 1,5 puan azalarak yüzde 37,8'e geriledi.</p>
<p>Gelecek 12 ay sonunda konut fiyatlarındaki artış beklentisi eylülde ağustos ayına göre 1,44 puan azalarak yüzde 30,69 oldu.</p>
<p>12 ay sonrası dolar kuru beklentisi bir önceki aya göre 1,43 lira artarak 55,90 lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Katılımcıların yatırım tercihleri değerlendirildiğinde, ilk sırada yer alan "altın alırım" diyen katılımcıların oranı bir önceki aya göre 1,7 puan artarak yüzde 43 oldu. İkinci sırada yer alan "ev/dükkan/arsa vb. alırım" diyen katılımcıların oranı bir önceki aya göre 3,5 puan azalarak yüzde 33,6'ya geriledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-sektorun-12-ay-sonrasi-enflasyon-beklentisinde-gerileme-88141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/market-perakende-enflasyon-1766746186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın verilerine göre, eylülde 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri geçen aya kıyasla piyasa katılımcıları için 0,01 puan artarak yüzde 23,70&#039;e, hane halkı için de 0,02 puan artışla yüzde 45,60&#039;a çıktı, reel sektör için ise 0,30 puan azalarak yüzde 32,50&#039;ye indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsan-ile-roketsandan-12-milyar-euroluk-sozlesme-88140</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASELSAN ile ROKETSAN&#039;dan 1,2 milyar euroluk sözleşme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ASELSAN ile ROKETSAN arasında hava savunma sistemlerine yönelik alt bileşenlerin tedariki kapsamında sözleşme imzalandığı bildirildi.</p>
<p>ASELSAN tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformundan (KAP) yapılan açıklamada, "ASELSAN ile ROKETSAN arasında hava savunma sistemlerine yönelik alt bileşenlerin tedariki kapsamında toplam tutarı 1 milyar 234 milyon 210 bin avro olan sözleşme imzalanmıştır." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsan-ile-roketsandan-12-milyar-euroluk-sozlesme-88140</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/aselsan-1777720943.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN ile ROKETSAN arasında hava savunma sistemlerine yönelik alt bileşenlerin tedariki kapsamında 1,23 milyar euroluk sözleşme imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplan-turk-hali-sektorunun-dunya-pazarlarindaki-gucunu-koruyor-88151</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 11:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> İskender Kaplan: Halı sektörü dünya pazarlarındaki gücünü koruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği (GAHİB) ev sahipliğinde Gaziantep’te bir araya gelen TİM Halı Sektör Kurulu, küresel pazarlardaki son gelişmeleri ve sektörün geleceğine yön verecek kritik stratejileri masaya yatırdı.</p>
<p>Sektörün dev isimlerini aynı çatı altında buluşturan stratejik zirvede, 2026 yılının ilk 8 ayında elde edilen ihracat başarısı açıklanırken yapay zekâ, e-ihracat, nitelikli fiyatlandırma ve haksız iç rekabetle mücadele konularında uyarılar yapıldı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği Başkanı Zeynal Abidin Kaplan ve İstanbul Halı İhracatçıları Birliği (İHİB) Başkanı Faik Toprak’ın katılımıyla gerçekleşen buluşma, Türkiye'nin dünya halı pazarındaki liderliğini pekiştirecek vizyoner kararlara sahne oldu.</p>
<p><strong>2026’nın 8 ayında 1 milyar 738 milyon dolarlık halı ihracatı</strong></p>
<p>Toplantının açılışında 2026 yılının 8 aylık ihracat bilançosunu değerlendiren TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, küresel ekonomik dalgalanmalara rağmen Türk halı sektörünün dünya pazarlarındaki gücünü koruduğunu vurguladı. Yılın ilk 8 ayında 1 milyar 738 milyon dolarlık ihracata imza attıklarını belirten Kaplan, "Türkiye geneli halı ihracatımızda 8 aylık süreçte toplam 337,5 milyon metrekare ve 542 bin tonluk devasa bir sevkiyat hacmine ulaştık. Ürün gruplarımıza baktığımızda, ihracatımızın amiral gemisi yine makine halısı oldu. Toplam ihracatımızın 1 milyar 347 milyon dolarlık bölümünü makine halısı oluştururken, 306 milyon dolarlık tüfte halı, 77 milyon dolarlık el dokuma halısı ve 8 milyon dolarlık kilim ihracatı gerçekleştirdik" dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab3b96820d19-1790163304.jpeg" alt="" width="700" height="792" /></p>
<p><strong>178 ülkeye Türkiye imzalı halı serildi</strong></p>
<p>Ülke ve bölge bazındaki pazar çeşitliliğine de dikkat çeken İskender Kaplan, Türk halısının dünyanın dört bir yanından talep gördüğünü belirterek rakamlarla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: "178 ülkeye ulaşan ihracat ağımızda bölgesel bazda 526 milyon dolarla Amerika ülkeleri ilk sırada yer aldı. Orta Doğu ülkelerine 429 milyon dolar, Avrupa Birliği ülkelerine ise 285 milyon dolarlık ihracat yaptık. Bu pazarlarımızı sırasıyla Afrika ve diğer Avrupa ülkeleri takip etti. Ülke bazlı sıralamada ise 487 milyon dolarla Birleşik Devletler liderliğini korurken; Suudi Arabistan 208 milyon dolar, Birleşik Krallık 139 milyon dolar, Irak 90 milyon dolar, Almanya 77 milyon dolar ve Birleşik Arap Emirlikleri 30 milyon dolarlık pay aldı."</p>
<p><strong>"Gaziantep halı ihracatındaki şampiyonluğunu korumaya devam ediyor"</strong></p>
<p>İller bazındaki başarı tablosuna da değinen Kaplan, Gaziantep’in lokomotif rolünü bir kez daha kanıtladığını ifade ederek, "Halı ihracatımızın 1 milyar 227 milyon dolarlık aslan payını tek başına Gaziantep üstlendi. Bu dönemde İstanbul’dan 356 milyon dolar, Uşak’tan ise 62 milyon dolarlık halı ihracatına imza atıldı" diye konuştu.</p>
<p><strong>“Yapay zeka ve e-ihracat ile yeni nesil dönüşüm şart”</strong></p>
<p>Sektörün gelecek vizyonuna dair hayati değerlendirmelerde bulunan TİM Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, dijitalleşmenin artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu vurguladı. Önümüzdeki beş yıl içerisinde geleneksel ihracat modellerinin tamamen kabuk değiştireceğinin altını çizen Kaplan, ticaretin yapay zeka entegrasyonlu dijital platformlar ve e-ihracat ekseninde şekilleneceğini belirtti.</p>
<p><strong>E-ihracatın temeli dijitalleşme ve yapay zekâ</strong></p>
<p>Üretici ve ihracatçı firmaların AR-GE ile dijital altyapı yatırımlarını vakit kaybetmeksizin artırmaları gerektiğini ifade eden İskender Kaplan, sektörün kronik sorunlarının çözümü noktasında Ticaret Bakanlığı ve Hazine ve Maliye Bakanlığı ile kesintisiz bir diyalog halinde olduklarını dile getirdi. Kaplan, 2026 yıl sonu hedeflerine ulaşmak adına gerekli tüm proje ve çalışmaları kararlılıkla desteklendiğini kaydetti.</p>
<p>TİM Halı Sektör Kurulu Toplantısı, Türkiye'nin dünya halı sektöründeki lider konumunu perçinleyecek ortak irade beyanı ve aile fotoğrafı ile sona erdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplan-turk-hali-sektorunun-dunya-pazarlarindaki-gucunu-koruyor-88151</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplan-turk-hali-sektorunun-dunya-pazarlarindaki-gucunu-koruyor-1790163323.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep’te düzenlenen toplantıda yılın 8 aylık ihracat verilerini değerlendiren TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, küresel ekonomik dalgalanmalara rağmen Türk halı sektörünün dünya pazarlarındaki gücünü koruduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogunun-hububat-sektoru-ihracati-8-ayda-25-milyar-dolar-88147</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneydoğu’nun 8 aylık hububat ihracatı 2,5 milyar dolara çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu Bölgesi ağustos ayında 274,3 milyon dolar tutarında hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri ihraç etti. Yılın sekiz ayında sektörel ihracatı yüzde 6,6 artışla 2,5 milyar dolara yükselen bölge, Türkiye’nin toplam hububat sektörü ihracatındaki yüzde 31’lik payla liderliğini korudu. </p>
<p>Sektörün Güneydoğu’dan yaklaşık 3 milyon ton ihracat gerçekleştirdiği sekiz aylık süreçte yaklaşık 832 bin ton makarna, 513 bin ton buğday unu, 314 bin ton da ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağındaki ihracat yüzde 30 artış ile 520,5 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı yüzde 13,2 artışla 447,7 milyon dolar olarak gerçekleşti. Sektörün en büyük pazarı olan Orta Doğu’ya ihracat 1 milyar doları aşarken, Afrika ülkelerine toplam 885 milyon dolar tutarında ihracat yapıldı.</p>
<p><strong>“Karadeniz ve Orta Doğu’daki gerilimler ticareti ikili kıskaca aldı”</strong></p>
<p>Küresel gıda ticaretinde baskı unsuruna dönüşen ham madde ve navlun sorunlarına rağmen Güneydoğu Anadolu’nun pazar çeşitliliğiyle direncini koruduğuna dikkat çeken TİM Yönetim Kurulu Üyesi ve GAİB Hububat Birliği Başkanı Celal Kadooğlu şunları söyledi: “Yılın son çeyreğini küresel gıda piyasalarını iki ayrı koldan baskılayan, oldukça zorlu ve stratejik bir denklemle karşılıyoruz. Ham madde tedarikimizin can damarı olan Karadeniz havzasında yeniden tırmanan gerilimler ve limanlardaki tıkanıklıkların ürün akışını sekteye uğrattığı; diğer yanda Hürmüz Boğazı ve Orta Doğu’daki jeopolitik risklerin etkisiyle Brent petrolün 100 doların üzerine fırlamasının deniz taşımacılığında navlun maliyetlerini olağanüstü seviyelere taşıdığı bir dönemden geçiyoruz. Bu iki uluslararası kriz üst üste bindiğinde, hem ham maddeye uygun maliyetle erişme hem de ürettiğimiz mamulü rekabetçi fiyatlarla hedef pazarlara ulaştırma noktasında ikili kıskaç altında kalıyoruz. Bu darboğaz içinde Toprak Mahsulleri Ofisimizin sahadaki tansiyonu ve piyasanın sesini anında duyarak satış sezonunu öne çekmesi çok hayati ve kıymetli bir müdahale oldu. TMO’nun, ELÜS üzerinden ve kendi depolarındaki arpa, mısır ve buğday stoklarını hızla piyasaya sunması; Karadeniz’deki aksamaların iç piyasamızda yaratabileceği ham madde tedarik endişesini biraz da olsa çözdü. Bu proaktif adım, gıda işletmelerindeki çarkların küresel krizlere inat kesintisiz dönmesini sağlayan en güçlü stratejik güvencemiz oldu.”</p>
<p><strong>“ABD ve Afrika pazarında yüzde 25’in üzerinde artışlar yakaladık”</strong></p>
<p>İçerideki bu sağlam kalkanı, dış pazardaki esnek hareket kabiliyeti ve derin pazar çeşitliliğiyle harmanlayarak güçlü bir ihracat performansına dönüştürmeyi başardıklarını ifade eden Kadooğlu şunları belirtti: “Lojistik sorunların yarattığı maliyetlere ve okyanus ötesi nakliye zorluklarına rağmen, Bölgemizin en büyük ikinci pazarı konumundaki ABD’ye ihracatımızı bu yıl yüzde 25,3 artırarak 243,9 milyon dolara taşımamız rakiplerimize karşı çok net bir mesajdır. Bu başarı, Türk gıda ürünlerinin yüksek kalitesine ve kriz anlarında dahi taviz vermediğimiz tedarik güvenilirliğimize duyulan sarsılmaz inancın kanıtıdır. Benzer ve eş zamanlı bir stratejik atılımı, yönümüzü kararlılıkla çevirdiğimiz Afrika pazarında da yakaladık. Bu dönemde Güneydoğu’dan kıtaya gerçekleştirdiğimiz sektörel ihracatımızı yüzde 25,4 gibi rekor bir oranla artırdık. Özellikle Cibuti, Somali, Sudan, Umman ve Nijer gibi ülkelerde sağladığımız dikkat çekici artış, küresel sarsıntılarda lüks tüketim kalemleri gerilese bile un, makarna ve bitkisel yağ gibi temel gıdaya olan yaşamsal talebin hiçbir şekilde hız kesmediğini bizlere bir kez daha gösterdi. Yılın son çeyreğinde de bir yandan ABD gibi katma değerli ürün talebi yüksek, uzak ve zorlu pazarlardaki rekabet gücümüzü artırırken, komşu coğrafyalarımızdaki doğrudan karayolu lojistik avantajımızı ve Afrika’daki köklü pazar derinliğimizi sonuna kadar kullanacağız. Bu ortak akıl ve dinamizmle, bölgemizi küresel gıda tedarik zincirinin en sarsılmaz ve güvenilir limanı kılmaya kararlılıkla devam edeceğiz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogunun-hububat-sektoru-ihracati-8-ayda-25-milyar-dolar-88147</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/7/1280x720/guneydogunun-hububat-sektoru-ihracati-8-ayda-25-milyar-dolar-1790162384.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneydoğu Anadolu Bölgesi ağustosta 274,3 milyon dolar, 8 aylık dönemde ise 2,5 milyar dolarlık hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri ihraç etti. GAİB Hububat Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, küresel gıda ticaretinde baskı unsuruna dönüşen ham madde ve navlun sorunlarına rağmen Güneydoğu Anadolu’nun pazar çeşitliliğiyle direncini koruduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/papel-odemenin-faaliyet-izni-iptal-edildi-88139</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 10:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Papel Ödeme&#039;nin faaliyet izni iptal edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Papel Elektronik Para ve Ödeme Hizmetleri AŞ ile ilgili karara ilişkin tebliği Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre banka, ilgili kanun uyarınca şirketin faaliyet iznininin iptal edilmesine karar verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/papel-odemenin-faaliyet-izni-iptal-edildi-88139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası, Papel Elektronik Para ve Ödeme Hizmetleri&#039;nin faaliyet iznini iptal etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-tasfiye-edilen-fonlardaki-yatirimci-sayisini-acikladi-88120</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 10:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK, tasfiye edilen fonlardaki yatırımcı sayısını açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), tasfiye edilmesine karar verilen 131 fonda bulunan yatırımcı sayısı hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Kamuoyunda tasfiye edilen fonlardaki yatırımcı sayısıyla ilgili farklı bilgilerin yer aldığı belirtilen açıklamada, Kurul Karar Organı'nın 17 Eylül'deki kararları uyarınca 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiye edilmesine karar verildiği, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) kayıtlarına göre anılan fonlardaki tekil yatırımcı sayısının 455 bin 758 kişi olduğu bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, "Bu süreçte yatırımcılarımızın sadece resmi kaynaklardan yapılan açıklamaları dikkate almalarını önemle belirtmek isteriz. Sermaye piyasalarımızın sağlıklı işleyişi, yatırımcılarımızın haklarının korunması ve piyasa güveninin sürdürülmesi konusunda Kurulumuz görev ve sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeye devam edecektir." ifadeleri kullanıldı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-tasfiye-edilen-fonlardaki-yatirimci-sayisini-acikladi-88120</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiye edilmesine karar verildiğini, MKK kayıtlarına göre bu fonlardaki tekil yatırımcı sayısının 455 bin 758 kişi olduğunu duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cinden-ithal-edilen-gunes-paneli-baglanti-kutularina-damping-onlemi-88138</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 10:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin&#039;den ithal edilen güneş paneli bağlantı kutularına damping önlemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının hazırladığı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Tebliğle Çin menşeli "güneş (solar) panelleri için bağlantı kutuları (junction box)" ile "diğer tür iletkenli olanlar" tanımlı "güneş panelleri için bağlantı kutuları" ürününe yönelik başlatılan ve İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen damping soruşturmasının tamamlanması neticesinde alınan karar yürürlüğe konuldu.</p>
<p>Soruşturma sonucu, söz konusu ürün ithalatının dampingli olduğu ve yerli üretim dalında zarara yol açtığı tespit edildi.</p>
<p>Ulaşılan tespitleri değerlendiren İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulunun kararı ve Ticaret Bakanı'nın onayıyla söz konusu eşyanın Türkiye'ye ithalatında dampinge karşı kesin önlemlerin uygulanmasına karar verildi.</p>
<p>Buna göre Çin'den yapılan güneş (solar) panelleri için bağlantı kutuları ithalatında Zhejiang Twinsel Electronic Technology Co., Ltd, Risen (Ningbo) New Material Co., Ltd, QC Solar (Suzhou) Corporation ve QC Solar (JiangSu) Corporation firmalarına CIF bedelinin yüzde 38,23'ü kadar dampinge karşı önlem uygulanacak.</p>
<p>Ayrıca "diğer tür iletkenli olanlar" için bu oranın Zhejiang Chint Xinhui PV Co., Ltd. şirketine yüzde 38,23 ve diğerlerine yüzde 57,11 olarak uygulanması kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cinden-ithal-edilen-gunes-paneli-baglanti-kutularina-damping-onlemi-88138</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ges-gunes-enerjisi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Güneş panelleri için bağlantı kutuları&quot; ürünlerinin Çin&#039;den ithalatında CIF bedelinin şirketlere göre yüzde 38,23&#039;ü ile yüzde 57,11&#039;i arasında damping önlemi devrede olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/btsoda-secim-ruzgari-88109</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 09:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTSO’da seçim rüzgârı…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde artık son viraja girildi. Mevcut Başkan İbrahim Burkay ile Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı yarışıyor. Her iki aday da sahada yoğun mesai harcıyor. Bursa iş dünyası, yaz dönemini uzun yıllardır ilk kez bu kadar hareketli geçiriyor. Neredeyse kimse tatile dahi gidemedi.</p>
<p>Bir tarafta, 16 makro projeyle yola çıkıp 60’ın üzerinde projeyi hayata geçiren ve bunları yeni dönemde bir üst seviyeye taşımayı hedefleyen İbrahim Burkay var. Diğer tarafta ise Bursa Ticaret Borsası Başkanlığı dönemindeki icraatları üzerinden eleştiriler yöneltilse de kendi şirketi Matlı Holding’de büyümesini sürdüren, aynı zamanda Bursaspor’a verdiği ciddi destekle taraftarın da ilgisini çeken Özer Matlı bulunuyor. Seçim yarışı bugüne kadar büyük ölçüde centilmence ve seviyeli ilerlerken, son dönemde araya girip durumdan vazife çıkaran bazı isimler nedeniyle ortamın giderek gerildiğine tanık oluyoruz. Açılan sosyal medya hesapları üzerinden yapay zekâ destekli içeriklerle yürütülen tartışmalar, iş dünyasının alışık olmadığı bir seçim atmosferini ortaya çıkardı. BTSO Başkanı İbrahim Burkay, 12 yıllık görev süresince yaptığı çalışmaları ve yeni dönemde hayata geçirmeyi planladığı projeleri “2030 Vizyonu” başlığı altında kamuoyuyla paylaşırken, çok sayıda iş insanının uzun süredir beklediği KOBİ OSB konusunda da önemli bir müjde verdi. Özer Matlı ise “2040 Vizyonu” adı altında yeni dönemde gerçekleştirmeyi taahhüt ettiği projeleri açıkladı. </p>
<p>İş dünyasının beklentisi adayları daha yakında tanıyıp projeleri ışığında oy kullanmak. Ama öyle olmadı. Bu süreçte adaylara desteğini açıklayan oda ve STK başkanlarının hedef tahtasına konulduğunu, sanayi ve ticaret odalarının ayrılmasının yeniden gündeme getirildiğini görüyoruz. Düne kadar methiyeler düzülen BTSO projeleri bir anda “tu kaka” ilan edilir oldu. Hatta TEKNOSAB, BESOB’un yıllardır tartışılan ve geleceği konusunda belirsizliklerin bulunduğu Çataltepe projesiyle kıyaslanmaya başlandı. Pes doğrusu! Yapmayın, bu kadar da olmaz. TEKNOSAB’da risk alarak yatırım yapan iş insanları zaten mevcut ekonomik şartlar içerisinde ciddi bir mücadele veriyor. Üstelik hâlâ önemli miktarda katılım payı ödemeleri söz konusu. Bu yatırımcılara bir de seçim tartışmaları üzerinden yüklenmenin kimseye faydası yok. Eğer TEKNOSAB’da, Bursa Business School’da ya da başka bir iştirak de yanlış işler yapıldığı düşünülüyorsa, bunların seçimden hemen önce değil, zamanında sorgulanması gerekmez miydi? Madem ortada yanlış olduğu düşünülen işler vardı, neden bugüne kadar gündeme getirilmedi? Devletin savcıları var, CİMER var, hukuk yolları var. Elinizde bilgi ve belge varsa bunları ilgili mercilere sunarsınız, hukuk önünde hesabını sorarsınız.</p>
<p>Başta da ifade ettiğim gibi, maalesef seçim ortamında kendisini öne çıkarmak isteyen bazı isimler sürecin bu noktaya gelmesine neden oldu. Oysa unutulmamalı ki 1 Ekim’de seçim bitecek. Ve bu camia, seçimden sonra yine birbirinin yüzüne bakacak. Bu nedenle kalan bir haftalık süreçte herkes içinde bulunduğu durumu ve kullandığı dili bir kez daha gözden geçirmeli. Seçim sonrasında aynı masalarda oturulacağı, aynı projeler için birlikte çalışılacağı unutulmamalı. Çünkü BTSO ve iştirakleri birer kurumdur. Devamlılık gerektirir. Umarım kalan kısa sürede aklıselim galip gelir ve Bursa iş dünyası daha fazla yara almadan bu süreç tamamlanır. Çünkü yaşanan tartışmaların ne Bursa’ya ne de ülke ekonomisine bir katkısı olacaktır. Geriye yalnızca küskünlükler, kırgınlıklar ve seçim sonrasında temizlenmesi zor izler kalır. Bursa iş dünyasının ihtiyacı olan şey kavga değil, seçimden sonra da birlikte çalışabilecek bir iklimdir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/btsoda-secim-ruzgari-88109</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BTSO’da seçim rüzgârı… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/balon-baliginda-destekleme-ust-siniri-1-milyona-cikarildi-88137</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 09:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Balon balığında destekleme üst sınırı 1 milyona çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığının hazırladığı "Balon Balığı Avcılığının Desteklenmesine İlişkin Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ" Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, lagocephalus spadiceus, lagocephalus suezensis, lagocephalus guentheri, tylerius spinosissimus, lagocephalus lagocephalus, sphoeroides pachygaster, torquigener flavimaculosus türlerinde üst limit 200 bin adetten 1 milyona çıkarıldı.</p>
<p>Söz konusu türler için 1 milyon adede ulaşıldığında Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünce SUBİS üzerinden alım durdurulacak ve aynı gün içinde Genel Müdürlüğün internet sitesi üzerinden ilan edilecek.</p>
<p>Düzenleme 1 Ocak 2026'dan geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/balon-baliginda-destekleme-ust-siniri-1-milyona-cikarildi-88137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/balon-baligi-destegi-tutari-artirildi-1747387511.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakanlık, istilacı balon balığı avlayan balıkçılara yapılan destekleme ödemelerinde üst sınır 1 milyon adede çıkardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-kopru-ve-otoyol-ozellestirmelerine-talip-88102</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> OYAK; köprü ve otoyol özelleştirmelerine talip</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SADİ ÖZDEMİR</strong></p>
<p>Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, grubun, 189 şirketi ile Türkiye dahil 30 ülkede faaliyetlerini geliştirmeye devam ettiğini belirtti. Grup şirketlerinde çalışan sayısının 49 bin 439 kişiye ulaştığını vurgulayan Yalçıntaş, "Üye sayımız ise 519 bin 292 oldu. 6 aylık sonuçlara göre konsolide aktif büyüklüğümüz geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 31 artarak 1 trilyon 842 milyar liraya yükseldi. Konsolide ciro yüzde 30 artışla 418 milyar liraya, aynı dönemde karlılığımız da yüzde 66 artışla 83 milyar liraya ulaştı” dedi.</p>
<p>OYAK’ın faaliyet gösterdiği bütün ana sektörlerde ayrı ayrı karlılık performansının da çok iyi olduğunu kaydeden Yalçıntaş, sıvı çelik üretiminin yılın ilk yarısında 4 milyon 686 bin ton olduğunu ve bu rakamla Türkiye çelik üretiminin yüzde 23’ünü gerçekleştirdiklerini söyledi. Çelikteki 6 aylık dönem karının da 201 milyon dolara ulaştığını anlatan Yalçıntaş, “Köprü ve otoyol özelleştirmeleri ile ilgileniyor musunuz” şeklindeki bir soru üzerine “Biz mesleki emeklilik fonuyuz ve sabit nakit akışı olan işlere çok önem veriyoruz. Bu anlamda altyapı yatırımları uygundur. OYAK olarak hem Türkiye’de hem de Türkiye dışında altyapı yatırımlarına çok ilgi duyuyoruz” dedi.</p>
<h2>Otomotivde yeni model, yeni yatırım </h2>
<p>OYAK Genel Müdürü Yalçıntaş, “Renault otomotivde pazar liderliğini sürdürüyor. MAİS, 8 ayda 100 bin 256 adet araç satışıyla zirvede. Türkiye’de en çok satan ilk 5 model bizimkiler oldu. Renault, yakın zamanda ülkemizde ürettiği model sayısını da artırdı. Yakında yine yeni model üretimleri konusunda bilgiler paylaşabiliriz. Elektrikli üretimi de olabilir. Elektriklide teknoloji çok hızlı gelişiyor ve bu nedenle çok acele edip hemen eskiyecek bir teknolojiye yatırım yapmak doğru olmaz. Bu konuda doğru teknolojiden emin olmak istiyoruz. Ben yakında Fransa’ya gideceğim. Renault ile her yıl yılda bir kez toplantı yapıyoruz. Gündemimizde bu konu var, bir takvim üzerinde konuşacağız” dedi.</p>
<h2>Enerji deviyle ortaklık görüşmesi </h2>
<p>OYAK’ın, 2030 vizyonu çerçevesinde stratejik sektör olarak tanımladığı enerji alanında da önemli gelişmeler olabileceğini belirten Yalçıntaş bu konuda şu bilgileri aktardı: “Güzel Enerji Total istasyonlarımız var sayıları 1055 adet oldu. Dünyanın en büyük enerji şirketlerinden birisiyle devam eden stratejik ortaklık görüşmemiz var var. Bu süreç yıl sonunda ya da gelecek yılın başlarında neticelenecek. Bu, bizim çok ulusluluk yapımızda önemli yapı taşlarından biri olabilir. OYAK’ı ‘uluslar üstü bir topluluk’ haline getirmek istiyoruz.” </p>
<p>Yalçıntaş, son dönemde savaşlar nedeniyle küresel enerji üretim ve akışında yaşanan sorunların hatırlatılması üzerine de “Bir kere satmak diye bir şey yok, ortaklıktan bahsediyoruz. Bu rafineri de olabilir, rafineri yurt içinde de yurt dışında da olabilir. Sıfırdan yatırım da mevcut bir rafineriye ortaklık da olabilir” dedi.</p>
<p>Yakın zamanda yüzde 42,8 hissesini satın aldıkları Tekfen Holding yatırımından çok memnun olduklarını vurgulayan Yalçıntaş, bu konuda şu bilgileri aktardı: “Tekfen Türkiye için hatta dünya için büyük bir değerdir. Tekfen’in ‘ana kası, bilgisi’ petrol ve gaz tesislerinin altyapı inşaatındadır. Bu konuda çok büyük projelere imza atmış ve dünya petrol ve gaz sektörüne büyük katkı sağlamıştır. Bugünkü savaşlarda bu tür tesislere büyük zararlar veriliyor ve bu da dünya ekonomisine zarar veriyor. Elbette bu savaşlar bitecek ve bütün bu tesislerin yeniden inşa edilmesi gündeme gelecek, bu da Tekfen gibi şirketlere yeni görevler demektir. Tekfen Azerbaycan, Rusya ve Körfez ülkelerinde çok güçlü referanslara sahip. İlk yaptığımız şey bu bağlantıları devreye sokarak yeniden iletişim başlattık.”</p>
<h2>Çin çelikte yıkıcı rekabet yapıyor </h2>
<p>Murat Yalçıntaş, OYAK’ın en önemli sanayi grupları arasındaki çelik üretimi konusunda da şöyle konuştu: “Çelikte küresel ölçekte kıyasıya rekabet var. Bunun kaynağı da Çin. Çin tek başına dünya ham çeliğinin yarısını üretiyor ve finansal saldırganlıkla dünyaya çelik satmaya çalışıyor ve bu da bizi zorluyor. Biz de bunun üzerine çelik üretimimizi daha verimli, daha az maliyetli ve daha kaliteli hale getirmeye çalışıyoruz. Bu kapsamda aldığımız ilk önlemler ve uygulamalar kapsamında dijitalleşme ve yapay zeka ajanlarımızı devreye soktuk. İlk 6 ayda sonuçlarını da gördük. Hem üretimde hem karlılıkla ciddi artış oldu. Bu, çelik stratejimizin birinci ayağıydı. İkincisi ise daha yüksek nitelikli çelik üretmekti ve şimdi ona yatırımı artırıyoruz. Geçen hafta Erdemir’in Romanya tesisini ziyaret ettik, orası elektrik sacı üretiyor. Ürünün satış rakamı standart çeliğin 4 misline denk gelebiliyor. Bu tesiste bazı yeni yatırımlara gideceğiz.”</p>
<h2>“Borsada daha fazla şirketimiz olacak” </h2>
<p>OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, Tekfen yatırımı ile tarım alanında da daha güçlü bir yapı oluşturduklarını vurguladı. Tarım ve gıdanın Türkiye için de çok kritik bir sektör olduğunu bildiren Yalçıntaş, "Hektaş’ta yatırımlarımız hem yurt içinde hem yurt dışında devam ediyor. Yanına Tekfen ile Toros’u ekledik. İki güçlü şirketin sinerjisi ile yola devam ediyoruz” dedi. OYAK topluluğunun borsada işlem gören şirketleri olduğunu hatırlatan Yalçıntaş, “Önümüzdeki dönemde borsada daha fazla şirketimiz olacak. Yeni halka arzlarla sermayenin tabana yayılmasına katkı sağlayacağız" dedi. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"SAVUNMA SANAYİİNE YATIRIM YAPMIYORUZ"</span></h2>
<p>OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, kurumun özelliği nedeniyle ‘savunma sanayiine yatırım’ konusunun sıkça sorulduğunu belirterek, “Prensip olarak savunma sanayiine doğrudan yatırım yapmıyoruz. Bu konunun bazı nedenleri var. Biz sanayide öyle ürünler üretiyoruz ki hem sivil kullanıma hem savunma sanayiinin ihtiyacına uygun olabiliyor. Örneğin, nitelikli çelik üretiyoruz ki buraya yeni bir yatırım da yaptık; yüksek sertlikte çelik hem madenciler hem de savunma sanayi kuruluşları için önemlidir. Burada kapasiteyi de artırmak için yeni şirket aldık. Geçen yıl da Umman Yatırım Fonu ile ortak fon kurmuştuk ve insansız kara araçları üretimine yatırım yaptık. Bunlar da hem sivil hem savunma sanayi tarafından kullanılabilir” dedi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">"Afrika’da yeni liman yatırımlarımız olabilir"</span></h2>
<p>OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, grubun lojistik sektöründe de Türkiye’de lider konumda bulunduğunu vurguladı ve “Hem denizcilik hem liman şirketimizde yeni yapılanmaya gittik. Bunun tek amacı hem liman hem denizcilik anlarından genişlemek. Liman yatırımlarına çok önem veriyoruz. Sadece Türkiye’de değil yurt dışında da olacak. Tekfen ile beraber iki liman da bizlere geçti. Bunların aktivitelerini daha da artıracağız. Yurt dışındaki muhtelif fırsatları da takip ediyoruz. Bu kapsamda Afrika çok kritik ve dünyanın geleceği Afrika’da çünkü doğal kaynaklar ağırlıklı orada ve bunların üretilmesi, taşınması için Afrika çok önemli fırsatlar barındırıyor. Biz de Afrika yatırımlarını ciddi değerlendiriyoruz. Bazı mesafeler aldık, sonuçlandıkça açıklayacağız” dedi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">"Erdemir’de baca boyadık, kıyamet koptu!"</span></h2>
<p>Murat Yalçıntaş, hangi sektörlerden çıkılacağını ya da yeni yatırımları konuşurken çok dikkatli kelimeler kullanmaya özen gösterdiğini belirterek bunun gerekçesini ilginç bir anekdot ile anlattı: “Biz Erdemir’de yeni yatırımlar yapıyoruz. Teknoloji, çevre yatırımları, dijitalleşme; malum çelikte verimlilik ve karlılığımızı artırmak için. İşte bu kapsamda tesisin birçok şeyini yeniledik ve baktık ki bacaları çok da yeni durmuyor. En son yıllar önce boyanmış. Biz de ‘bacaları da boyayalım daha güzel olsun’ dedik. Ancak biz iyi bir şey yaptık derken Erdemir’de kıyamet koptu. ‘Ne oluyor’ dedik ve kısa sürede nedenini anladık. Meğerse Erdemir’in bacası en son özelleştirme yapılacakken boyanmış ve vatandaşlarımız da bu nedenle ‘Erdemir yeniden satılacak mı’ diye kaygılanmış.” </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-kopru-ve-otoyol-ozellestirmelerine-talip-88102</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/2/1280x720/murat-yalcintas-1790142624.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, ‘köprü ve otoyol özelleştirmelerine’ ilgilerinin sorulması üzerine, “Biz mesleki emeklilik fonuyuz ve sabit nakit akışına çok önem veriyoruz. Bu anlamda OYAK olarak hem Türkiye’de hem de yurt dışındaki altyapı yatırımlarına çok büyük ilgi duyuyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketicilerin-yuzde-60i-ucuncu-haftayi-goremiyor-88101</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketicilerin yüzde 60’ı üçüncü haftayı göremiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Boyner Grubu çatısı altında faaliyet gösteren müşteri teknolojileri şirketi Hopi’nin tüketimdeki değişimi daha yakından ve düzenli olarak izlemek amacıyla hayata geçirdiği Hopi Pulse’ın ilk sonuçları düzenlenen basın toplantısı ile açıklandı. Ağustos 2026 döneminde Hopi uygulaması içindeki anket modülü üzerinden bin 500 Hopi kullanıcısının katılımıyla gerçekleştirilen araştırmada, kullanıcıların maaşın hesaba yattığı ilk andan ay içindeki harcama ritmine, küçük mutluluk alışverişlerinden zorunluluklar sonrasındaki tercihlere ve maaş gününün yarattığı duygulara uzanan tüketici davranışları incelendi. Katılımcıların yüzde 59’unu erkekler, yüzde 41’ini kadınlar oluşturdu. Gelir grupları üç segmentte ele alınırken segmentlerin oluşturulmasında Türk-İş’in açıkladığı yoksulluk sınırı referans alındı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab36701923d6-1790142209.png" alt="" width="626" height="525" /></p>
<h2>Düzenli devam eden bir araştırma </h2>
<p>Toplantıda konuşan Hopi CEO’su Elif Ateşok Şatıroğlu, “Tüketici biz onu anlamaya çalışırken değişmeye devam ediyor. Yıllık ve dönemsel raporlar hala çok değerli; ancak bugün değişimi yalnızca geriye bakarak okumak yeterli değil. Hopi Pulse’ı bu nedenle her seferinde tek bir sıcak meseleye odaklanan ve düzenli olarak devam eden bir araştırma serisi olarak kurguladık. Klasik bir anket bize tüketicinin ne söylediğini, alışveriş verisi ise ne yaptığını gösteriyor. Hopi’nin 21 milyon kullanıcı, 30 sektör ve 300’ü aşkın markadan oluşan ekosistemi sayesinde bu iki katmanı birlikte okuyabilme gücüne sahibiz. Hedefimiz, Hopi Pulse’ın tüketim eğilimleri konuşulurken güncel bir referans noktası olması” dedi.</p>
<p>Hopi Growth, Data ve Merchant Success’ten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mihrican Ünlü ise Hopi Pulse modelini davranış, beyan ve zaman olmak üzere üç katman üzerine kurduklarını belirterek, “Kullanıcılarımızın bize ne söylediğini dinliyor, anonim ve istatistiksel düzeyde alışveriş davranışını analiz ediyor ve bu iki katmanı düzenli aralıklarla birlikte okuyarak değişimi zaman içinde izliyoruz. Bir araştırma bir kez yapıldığında haberdir; aynı soru tekrarlandığında trend olur. Tüm analizler anonim ve istatistiksel bazda yapılıyor; Hopi müşteri verisini markalarla paylaşmıyor” diye konuştu.</p>
<h2>Yüzde 88 zorunlu harcamalara yöneliyor </h2>
<p>Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 71’i maaşlarını alır alma öncelikle kira, fatura ve kredi/kredi kartı gibi düzenli ödemelere, yüzde 17’si ise market gibi temel ihtiyaçlara yöneliyor. Böylece her 100 kişiden 88’inin maaşı gelir gelmez ilk durağı mevcut yükümlülükler ve temel ihtiyaçlar oluyor. Buna karşılık maaşının bir kısmını öncelikli olarak birikim veya yatırıma ayırabilenlerin oranı ise yüzde 8’de kalıyor. Bu da tüketicilerin mevcut yükümlülüklerinin yanında birikim yapabilen müşteri sayısının oldukça sınırlı olduğunu gösteriyor. zorunlu harcamaya yönelim 18-25 yaş arasını oluşturan gençlerde ise daha sınırlı. Bu sınıfta maaşını alır almaz kira, fatura, market ve temel ihtiyaçlarına yönelenlerin oranı yüzde 70…</p>
<h2>Yüzde 25’in maaşı ilk haftada tükeniyor </h2>
<p>Maaşın ne kadar sürede tükendiğine yönelik soruya ise katılımcıların yüzde 25’i ilk haftada tükendiğini belirtti. ikinci hafta dahil edildiğinde bu süre yüzde 41’e çıkarken 3. Hafta dahil edildiğinde bu oran yüzde 59’a çıkıyor. Başka bir ifade ile her 10 kişiden 6’sının maaşı üçüncü haftada tükeniyor. Ay sonunda maaşı hala tükenmeyenlerin oranı ise yüzde 16 olarak hesaplanıyor. Anket sonuçlarına göre gelir yükseldikçe maaşın daha uzun süre bitmediği görülse de yüksek gelir grubunda da maaşın ay sonuna kalması garanti değil. Zira bu grupta da her iki kişiden biri yine ayın sonuna kadar maaşının bittiğini söylüyor. Daha dar gelir grubuna inildiğinde ise 10 kişiden 7’si ayın 3’üncü haftasını göremiyor ve yine bu sınıfta ay sonuna kadar maaşı kalanların oranı yüzde 18 seviyesinde bulunuyor.</p>
<h2>Yüzde 90'ı mutluluk alışverişi yapıyor </h2>
<p>Peki tüketici küçük de olsa kendini mutlu etmek için maaşı gelir gelmez kendisi için birşeyler alıyor mu? Bu soruda da yaş grubuna göre farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Bunu her zaman yaparım diyenlerin oranı yüzde 24, çoğu zaman yaparım diyenler yüzde 20 ve zaman zaman yaparım diyenlerin oranı ise yüzde 49 seviyesinde bulunuyor. hiç yapmam diyenlerin oranı ise yüzde 10’da kalıyor. Başka bir ifade ile her 10 kişiden 9’u her ay mutluluk alışverişi yaparım diyor. Gençlerin yüzde 52'si ilk birkaç günde her zaman kendine küçük alışverişler, mutluluk alışverişleri yaparım derken, bu oran ileri yaşta yüzde 18’e kadar düşüyor. Gençlerde mutluluk alışverişinde ilk sırada hazır giyim ve teknoloji alışverişi öne çıkarken orta yaşta dışarda yemek, yemek ve ileri yaş grubunda ise seyahat harcaması öne çıkıyor. Peki tüketiciler alışverişlerinde kısmaları gerekirse ilk olarak hangi kategoriden vazgeçerler sorusunda ise müşterilerin yüzde 22'si bütün kategorilerden kısabilirim diyor. Yüzde 19'u da giyimden vazgeçebilirim diyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kadınların maaşı daha erken tükeniyor</span></h2>
<p>Araştırmanın en belirgin ayrışmalarından biri kadınlarla erkekler arasında görülüyor. Maaşını ilk 7 günde tükettiğini söyleyenlerin oranı kadınlarda yüzde 31 iken erkeklerde yüzde 21. Ay sonunda elinde harcanmamış bir miktar bırakabildiğini söyleyenlerin oranı ise erkeklerde yüzde 27, kadınlarda yüzde 21. Fark 26-35 yaş grubunda daha da açılıyor. Bu yaştaki kadınların yüzde 40’ı maaşının ilk haftada tükendiğini söylerken erkeklerde oran yüzde24. Gelir -2 grubunda da ay sonunda elinde para kaldığını söyleyen erkeklerin oranı %38, kadınların oranı %24.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketicilerin-yuzde-60i-ucuncu-haftayi-goremiyor-88101</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/para-lira-tl-1766551550.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hopi Pulse araştırması, artan zorunlu harcamaların tüketicinin maaş üzerindeki baskısını ortaya koydu. Katılımcıların yaklaşık yüzde 60’ının maaşı üçüncü hafta itibarıyla tükenirken, ay sonunda hala maaşından para kalanların oranı yüzde 16 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/demir-yollarina-kuresel-yatirim-yarisi-hizlaniyor-88100</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Demir yollarına küresel yatırım yarışı hızlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab3639c239e4-1790141340.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Dünyada ticaret yollarının yeniden şekillendiği, deniz taşımacılığında jeopolitik risklerin ve maliyetlerin arttığı dönemde demiryolları yeni bir yatırım dalgasının merkezine yerleşiyor. UNIFE'nin Bain &amp; Company tarafından hazırlanan 2026 Dünya Demiryolu Pazarı Çalışması'na göre küresel demiryolu tedarik pazarı 2023-2025 döneminde yıllık ortalama 220,6 milyar euro büyüklüğe ulaştı. Pazarın 2029-2031 döneminde reel olarak yıllık yüzde 3,2 büyümesi bekleniyor.</p>
<p>Çalışma, küresel demiryolu sektörünün yalnızca yolcu taşımacılığı değil, yük taşıma kapasitesindeki büyümeden destek bulduğunu gösteriyor. Asya- Pasifik dünyanın en büyük demiryolu pazarı olmayı sürdürürken, en hızlı büyüyen bölge Afrika ve Ortadoğu oldu. Mısır, Fas ve Suudi Arabistan'daki yeni hat projeleri bu büyümede öne çıkarken, Rusya, Kazakistan ve Polonya'nın etkisiyle BDT ve Doğu Avrupa da hızlı büyüyen bölgeler arasında yer aldı.</p>
<h2>Sinyalizasyon ve altyapıya 66 milyar dolar</h2>
<p>Demiryolu pazarının 220,6 milyar euroluk yıllık hacminde en büyük kalem 84,1 milyar euroyla hizmetler. Bunu 68,8 milyar euroyla raylı araçlar, 41,7 milyar euroyla altyapı ve 24,9 milyar euroyla demiryolu kontrol ve sinyalizasyon sistemleri izliyor. Böylece yatırım dalgasının yalnızca yeni hat inşaatından ibaret olmadığı; tren, bakım, dijitalleşme ve sinyalizasyon gibi alanlarda da geniş bir ekonomik değer yarattığı görülüyor.</p>
<h2>Askeri hareketlilik projelere siyasi desteğin artmasını sağlıyor </h2>
<p>Araştırma, demiryollarının stratejik öneminin de değiştiğine işaret ediyor. Savunma ve askeri hareketlilik, tedarik zincirlerinin güvenliği ve Avrupa'da ulaşım ağlarının güçlendirilmesi artık demiryolu projelerine yönelik siyasi desteğin başlıca unsurları arasında. ERTMS, yeni nesil FRMCS haberleşme sistemi, otonom trenler, kestirimci bakım ve siber güvenlik de sektörün yeni büyüme alanları olarak öne çıkıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye'nin demir yolu hamlesi</span></h2>
<p>Türkiye’de de demiryolu taşımacılığını desteklemek amacıyla hamleler yapılıyor. 2026 Kamu Yatırım Programı'nda demiryolu yük ve yolcu taşımacılığının geliştirilmesi amacıyla 145,6 milyar TL Yüksek Standartlı Demiryolu, 8,1 milyar TL iltisak hattı ve 15,5 milyar TL uluslararası yük koridoru projelerine ayrıldı. Bu çerçevede Divriği-Kars, Kars-Iğdır- Aralık-Dilucu ve Kalkınma Yolu bağlantıları, Türkiye'nin uluslararası lojistik ağlarla entegrasyonunu güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa yılda 97 milyar euro işten mahrum kalıyor</span></h2>
<p>Küresel büyüme Avrupa demiryolu sanayisi açısından aynı ölçüde fırsata dönüşmüyor. Araştırmaya göre AB demiryolu tedarikçilerinin erişebildiği küresel pazar payı 2021- 2023 dönemindeki yüzde 59'dan 2023-2025'te yüzde 56'ya geriledi. Erişilebilir pazarın yıllık büyüklüğü yaklaşık 124 milyar euroda kalırken, yerli üretim şartları ve korumacı ticaret politikaları pazarın önemli bölümünü yabancı şirketlere kapatıyor. Reuters'ın araştırmaya ilişkin haberine göre bu durum Avrupa demiryolu tedarikçilerinin yılda yaklaşık 97 milyar euroluk potansiyel işten mahrum kalmasına yol açıyor. Çin, Hindistan ve ABD gibi büyük pazarlarda yerli üretimi destekleyen politikalar, yabancı şirketlerin doğrudan ihalelere katılmasını veya yerel ortaklık ve üretim şartlarını karşılamasını zorunlu kılabiliyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Küresel demiryolu pazarı nereye gidiyor?</span></h2>
<p>2023-2025 döneminde yıllık ortalama küresel demiryolu tedarik pazarı <strong>220,6 milyar euro</strong></p>
<p>2029-2031 dönemi için beklenen pazar büyüklüğü <strong>266,8 milyar euro</strong></p>
<p>2023-25 ile 2029-31 arasında beklenen reel yıllık büyüme <strong>%3,2</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/demir-yollarina-kuresel-yatirim-yarisi-hizlaniyor-88100</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/demiryolu-lokomotif.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Jeopolitik riskler ve tedarik zinciri kırılmaları demiryollarını alternatif lojistik ağların merkezine taşıyor. Dünya demir yolu tedarik pazarı 2023-25 dönemindeki yıllık 220,6 milyar eurodan 2029- 31 döneminde 266,8 milyar euroya çıkmaya hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alti-ayda-6-milyar-zarar-yazdi-fiyati-yuzde-27-oraninda-dustu-88099</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altı ayda 6 milyar zarar yazdı, fiyatı yüzde 27 oranında düştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Elektrik sektöründeki 22 şirket birin altındaki PD/DD oranıyla işlem görüyor. Defter değerinin hayli altında fiyatlanan hisselerin 11’i yılbaşından bu yana yatırımcısına kaybettirirken dokuzu pozitif bölgede kaldı. Veriler, ucuzluk fırsatından ziyade mali sorunların varlığını işaret ediyor.</strong></p>
<p>Borsada işlem gören 22 enerji şirketin piyasa değeriyle özsermayesi arasındaki fark hayli açılmış görünüyor. Zorlu Enerji 0,18 ve Mogan Enerji 0,23 PD/DD oranıyla sektörün en düşük çarpanları konumunda bulunuyor. Ecogreen Enerji yılbaşından bu yana %36,5 ile prim tarafında öne çıktı. Fiyatı defter değerinin altında olan firmalardan İzdemir ve Naturel Enerji yüksek değer kaybı ile dikkat çekiyor. Borsada sadece düşük çarpanlara bakarak hareket etmek yanıltıcı olabilir. Oranların ucuz kalmasının nedeni şirketin zarar üreten operasyonel yapısı olabilir.</p>
<h2>Ucuz çarpanın gizli faturası</h2>
<p>Zorlu Enerji, 0,18 PD/DD oranıyla listenin ilk sırasında yer alıyor. Kağıt üzerinde hayli iskontolu görünen fiyatı yılbaşından bu yana %27 geriledi. Hisse, Ekim 2023’teki zirvesi 7,57 TL’nin hayli gerisinde. Son iki yıldır zarar üreten Zorlu, altı aylık dönemde de 6 milyar TL ile zararı sürdürdü. Son dönemde finansal borçları %3 azalarak 60,8 milyar TL’ye geriledi. Mogan Enerji, 0,23 çarpanıyla listenin ikinci sırasında yer alıyor. Mart 2024’te borsaya gelen hissenin fiyatı özellikle yılın ilk yarısında güçlü bir çıkış sergiledi. Ancak sonrasında hızla düştü. Fiyatı şimdilerde halka arz rakamının altında bulunuyor. Son iki yılı zararla geçen Mogan Enerji, altı aylık dönemde de zarar etmeye devam ediyor. Mali yapı fiyatı baskılıyor.</p>
<h2>En fazla yükselen</h2>
<p>Kasım 2025’te borsaya gelen Ecogreen Enerji, 0,83 PD/DD çarpanı ile işlem görüyor. Listede yükselen dokuz şirketten biri konumunda. Yılbaşından bu yana %36,50 yükselerek artışta ilk sırada yer aldı. Hissenin fiyatı hazirandan bu yana ise satış baskısı altında. Son bir haftadaki değer kaybı %19 seviyesinde. Geçen yıl kârını düşüren firma, altı aylık dönemde de %46 ile düşüşünü sürdürdü.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab363197541b-1790141209.png" alt="" width="999" height="547" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>EMİSYON PRİMİ Mİ, İSKONTO MU?</strong></p>
<p>Emisyon primi; güçlü özsermaye, prestij, düşük sulanma, bedelsiz potansiyeli, faizsiz finansman. Beklenti baskısı, temettü verimi düşüşü, balon. İskonto; yüksek talep garantisi, güvenlik marjı, hızlı fonlama, tabana yayılma. Sermaye kaybı, ağır sulanma, zayıflık algısı, vurkaç yatırımcısı.</p>
<p><strong>Yeni tesis gelirini desteklese de yatırımcının ilgisini artıracak nitelikte değil</strong></p>
<p>İndeks kira geliri de elde edecek olmasına rağmen fiyatı neden durgun? ● Hakan Çetiner</p>
<p>Hakan, İndeks Bilgisayar yılın ilk yarısında gelirini %38 büyütürken dönem sonu kârını %123 artırarak 617,6 milyon TL’ye çıkardı. Öte yandan Gebze’deki 54 bin metrekarelik lojistik tesisini kasımda tamamlıyor. Bir bölümünü kiraya vermek üzere görüşmeleri sürüyor. Düzenli kira geliri mevcut büyüyen kârı daha da destekleyecek. Şirketin geçmiş gelir performansı takip edildiğinde 2022’den bu yana benzer seviyede olduğu görülüyor. Altı aylık gelirindeki artış önceki dönemlere göre daha güçlü olsa da yatırımcının ilgisini artıracak düzeyde bulunmuyor.</p>
<p><strong>Giderleri kontrol altına alan şirket, ihracata ağırlık vererek kârı büyütmek istiyor</strong></p>
<p>Kimteks’in mali durumunu nasıl gördüğünüzü öğrenebilir miyim? ● Yalçın Uğur</p>
<p>Yalçın, Kimteks Poliüretan, ilk yarıda satış gelirlerini yatay tutmasına rağmen esas faaliyet kârını %59 büyütürken dönem sonunda 391 milyon TL dönem kârı yazdı. Böylece zarardan kâra geçmeyi başardı. Oluşan kârda maliyet ve giderleri kontrol altına almasının etkisi kadar kur farkı giderlerini düşürmesinin etkisi gözleniyor. Yönetim, yılın geri kalanında ihracattaki büyüme eğilimini sürdürmeyi hedefliyor. Yıl sonu için yüzde 15-16 FAVÖK marjı hedeflerken, artan kârlılıkla beraber borçluluğun azaltılmasını öncelikli başlıklar arasında sayıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TMZ fonu sürdürülebilirlik ve tarım temasıyla yatırımcısına %31 kazandırdı</strong></p>
<p>İş Portföy’ün idare ettiği Sürdürülebilirlik ve Tarım Fon Sepeti Fonu (TMZ), Mart 2024’ten bu yana sınırlı olmakla birlikte yukarı yönlü bir hareket sergiliyor. Son bir ayda ise yatayda dalgalı bir seyri söz konusu. Fonun toplam değeri düşük seviyelerde de olsa yükseliyor. Eylülün üçüncü haftası itibarıyla hacmi 53,25 milyon TL seviyesinde bulunuyor. Son iki ay nakit çıkışı yaşanan fona eylülde 1,47 milyon TL para girişi sağlandı. Yatırımcı sayısı ise yatay bir seyir izliyor. Sayı şimdilerde 2.570 olurken doluluk oranı %5,36 seviyesinde. Temel stratejisi, sürdürülebilirlik ve tarım temalı fonlara yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyün %46,68’i yabancı BYF ve %42,87’si yatırım fonlarından oluşuyor. Son bir yılda %30,72 getiri sağlayan portföy, %18,09 yükselen BIST 100 Endeksinin üzerinde getiri sağladı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>İnfo Yatırım, piyasadan %46,51 bileşik faizle 2,3 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>İnfo Yatırım, 21.09.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 2.300.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %42, bileşik faizi %46,51 olarak belirlendi. 179 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 19.03.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %20,6 düzeyinde. 21 Eylül itibarıyla TLREF %36,49 seviyesinde bulunuyor. Buna göre İnfo Yatırım’ın verdiği yüzde 42 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 5,51 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFINFM32710 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab362f1b8c7d-1790141169.png" alt="" width="976" height="244" /><strong>ESCAR FİLO</strong></p>
<p><strong>Yatırım Holding ile gerçekleştirmeyi planladığı birleşme işleminden vazgeçti</strong></p>
<p>Escar Filo, temmuzda açıkladığı Bulls Yatırım Holding çatısı altında birleşme ve ardından faaliyetlerin ayrıştırılmak suretiyle ayrı bir şirket bünyesinde yürütülmesi kararından vazgeçti. Planlanan işlemden beklenen maliyet avantajı ve operasyonel faydanın elde edilemeyeceğinin değerlendirilmesi üzerine birleşme kararının iptal edildiğini duyurdu. Birleşme sürecinin durdurulması, mevcut yapıyla faaliyetin süreceği anlamına geliyor. Firma, yılın ilk yarısında gelirini %8 artırırken esas faaliyetlerinden zarar etti. Dönem sonundaysa 162,7 milyon TL kâra döndü.</p>
<p><strong>ORZAKS İLAÇ</strong></p>
<p><strong>Ürün çeşitlendirme ve beşeri ilaç pazarına girme amacıyla firmanın %51’ini alıyor</strong></p>
<p>Temmuzda borsaya gelen Orzaks İlaç, takviye edici gıda pazarındaki yetkinliğini reçeteli ilaç sektörüne taşımak istiyor. Bu amacıyla Lilyum İlaç’ın %51 payını almak üzere şirkette detaylı durum tespiti sürecini başlattı. Antibiyotik, dermatoloji ve solunum sistemi gibi birçok alanda ruhsatlı ilaç portföyüne sahip olan Lilyum İlaç, saha tanıtım ve eczane ağıyla Orzaks’ın ekosistemine entegre edilecek. Ocak 2027’de tamamlanması beklenen satın alma, her iki şirketin Ar-Ge ve satış gücünde çapraz sinerji yaratması amaçlanıyor. Hissenin fiyatı ağustostan bu yana düşüyor.</p>
<p><strong>ÜNLÜ YATIRIM HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Londra’daki iştiraki İngiliz denetim kurumundan yatırım bankası yetkisi aldı</strong></p>
<p>Ünlü Yatırım Holding’in İngiltere’de bulunan %100 dolaylı bağlı ortaklığı UNLU Securities UK, yerel düzenleyici kurum olan FCA’dan hem faaliyet izninin genişletilmesi hem de “Merchant Bank” unvanının kullanımına ilişkin onay sürecini tamamladı. Şirket, artık İngiltere’de UNLU Merchant Bank Limited ünvanıyla yatırım bankası statüsünde hizmet verebilecek. Onay, bireysel ve kurumsal müşterilerine uluslararası piyasalarda daha geniş finansal ürün yelpazesi sunmasının önünü açıyor. Gelişme, firmanın yurt dışı operasyonel kapasitesini büyütmesine katkı sağlayacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Dagi Giyim üç haftadır satış baskısı altında hareket ederken yönelimi aşağı doğru</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab362d4d26c7-1790141140.png" alt="" width="305" height="246" />Dagi Giyim’de satış ağırlıklı işlemler öne çıkıyor. Portföylerindeki miktar %0,12 ile toplamda 13,3 bin lot azalarak 10,74 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 1’den 2’ye yükseldi. PO9 fonu 15 bin lot ile en fazla satışı yaparken, GNH fonu 1.743 lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Dagi hakkında 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede Pardus Portföy’ün çıkmaya çalıştığı gözleniyor. Halihazırda kurumun yönettiği PO9 fonunun portföyünde 10,73 milyon lot hisse duruyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alti-ayda-6-milyar-zarar-yazdi-fiyati-yuzde-27-oraninda-dustu-88099</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altı ayda 6 milyar zarar yazdı, fiyatı yüzde 27 oranında düştü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vatandaslik-maasi-icin-il-ve-ilce-analizi-88098</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vatandaşlık maaşı için il ve ilçe analizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Kamuoyunda "vatandaşlık maaşı" olarak da adlandırılan gelir düzeyi düşük ailelerin desteklenmesi amacıyla uygulamaya geçirilecek olan Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi (GETAD) için il ve ilçe düzeyinde tek tek etki analizi yapılıyor.</p>
<p>Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından yapılan ve ekim ayında tamamlanması beklenen çalışma ile gelir düzeyi düşük ailelere bölgeler itibariyle hangi destelerin verileceği tespit edilecek. GETAD'da gelir düzeyi düşük her aileye aynı destek verilmeyecek, destekler il ve ilçe düzeyinde tek tek belirlenecek. Edinilen bilgiye göre, 2027 bütçesinin Meclis sürecinin tamamlanmasının ardından GETAD’a ilişkin bütçe planlaması yapılarak, ihtiyaç olması durumunda yasal düzenleme için adım atılacak. GETAD, 2007 yılında uygulamaya girecek. AK Parti kaynakları, verilecek desteklerin kimi yerde enerji, kimi yerde kira, kimi yerde gıda şeklinde ihtiyaçlar çerçevesinden belirleneceğini belirterek, “Tek tek il il, ilçe ilçe ihtiyaçlar belirleniyor. Gelir düzeyi düşük ailelerin tamamına aynı destekler sağlanmayacak, Antalya’da verilen destekle Hakkari’de verilen aynı olmayacak, ihtiyaçlar ve ailelerin bütçelerindeki ağırlığı çerçevesinde kimi yerde enerji, ısınma kimi yerde kira yardımı gibi ihtiyaçlarına göre belirlenecek” değerlendirmesi yaptı.</p>
<p><strong>Düşük emekli maaşı baz alınacak</strong></p>
<p>Düşük emekli maaşı alanlar, dar gelirli ailelere dönük olarak hayata geçirilecek yeni bir sosyal destek modelini içeren Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi ile geliri belirli bir eşiğin altında olan hanelere gıda, kira ve ısınma gibi yardımlar yapılacak. En düşük emekli aylığı tartışmalarını da sona erdirmesi beklenen GETAD ile sosyal destek mekanizması yeniden şekillenecek. Mevcut sosyal yardım sisteminin, aile odaklı, kapsayıcı ve fert başına asgari bir geliri sağlayacak şekilde yeniden tasarlanması öngörülüyor. Ekonomi yönetimi üzerinde çalışmaların sürdüğü GETAD sistemini sosyal yardım alanında yapısal bir reform olarak değerlendiriyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vatandaslik-maasi-icin-il-ve-ilce-analizi-88098</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/0/1280x720/odeme-money-para-1777473706.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamuoyunda &quot;vatandaşlık maaşı&quot; olarak adlandırılan GETAD&#039;da gelir düzeyi düşük her aileye aynı destek verilmeyecek, destekler il ve ilçe düzeyinde tek tek belirlenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partili-zeybekciden-spk-paylasimi-88097</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Partili Zeybekci’den SPK paylaşımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon kriziyle ilgili tartışmalar sürerken AK Parti Ekonomi İşleri Bakanı Nihat Zeybekci’nin, AK Parti Ekonomi İşleri Başkanlığı'nın sosyal medya hesabından SPK'nın görev ve yetkilerini hatırlatan paylaşımı dikkat çekti.</p>
<p>Paylaşımda şu ifade yer aldı:</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), "Tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak ekonomik büyümeye kaynak yaratılmasını desteklemek, sermaye piyasalarının güven, şeffaflık ve istikrar içinde çalışmasını sağlamak ve yatırımcıların hak ile yararlarını korumak amacıyla kurulmuş, idari ve mali özerkliğe sahip düzenleyici ve denetleyici bir kamu kurumudur."</p>
<p>Ekonomi İşleri Başkanlığı dört gün önce de yani fonların tasfiye sürecinin başladığı gün de Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu’nun (TEFAS) temel özellikleri ve yapısını, ondan bir gün önce de Finansal İstikrar Komitesi’ni anlatan bir paylaşım yapmıştı.</p>
<p><strong>Muhalefet kanadından sorumluların cezalandırılması talepleri geliyor </strong></p>
<p>Bu arada sermaye piyasalarında yaşanan fon skandalından yaklaşık 500 bin civarında kişinin etkilediğinin ortaya çıkmasının ardından, fonların nasıl tasfiye edileceği, ödemelerin hangi kriterlere göre yapılacağı tartışmaları sürüyor. Siyasette ise özellikle muhalefet kanadından sorumluların cezalandırılması talepleri geliyor. Bu noktada şu ana kadar fonların yöneticileri ve yönetim kurulu üyeleri gözaltına alınırken, bürokraside üst düzey bazı makamlarda değişiklik yapılması konusunun da ekonomi yönetimi tarafından masaya yatırıldığı öğrenildi.</p>
<p><strong>Şamil Tayyar’dan "sıra dayağı ve falaka" talebi</strong></p>
<p>AK Parti’den milletvekilliği yapmış gazeteci Şamil Tayyar da son gelişmelerle ilgili ilginç bir paylaşım yaptı. Tayyar, siyaset ve bürokraside dağınıklığa dikkat çekerken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuya radikal yaklaşmasını önerdi. Şamil Tayyar’ın paylaşımı şöyle:</p>
<p>“Son dönemde siyasette, bürokraside, hayatın birçok alanında tuhaf bir dağınıklık var. Sanki herkes ayrı telden çalıyor, senkronize değiller. Birbiriyle çatışıyorlar. Kendi otonom yapılarını kurmuşlar. Gelecek hesabı içindeler. Fırsatı ganimete çevirmek istiyorlar. Özel hesaplarını görüyorlar.</p>
<p>Vesaire. Mecazi manada söylüyorum. Cumhurbaşkanımız, en yakınından başlayarak gölgesini kendi azameti sanan herkesi sıra dayağına çekse. Falakaya yatırsa. Veya fırlatıp atsa. Ne iyi olur. Herkes şöyle bir titreyip kendine gelir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partili-zeybekciden-spk-paylasimi-88097</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/5/1280x720/nihat-zeybekci-1771215591.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Partili Zeybekci’den SPK paylaşımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guven-ekonominin-gorunmeyen-temeli-88096</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güven ekonominin görünmeyen temeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Güven, ekonominin tabelalarda görünmeyen fakat bütün kararların arkasında bulunan temel unsurlardan biridir. Güven varsa yatırım vardır, üretim vardır, istihdam vardır ve geleceğe yönelik planlama vardır. Güven zayıfladığında ise ekonominin bütün aktörleri daha fazla risk primi ödemek zorunda kalır.</strong></p>
<p>Ekonominin sağlıklı işlemesi yalnızca para, sermaye, üretim ve yatırımla açıklanamaz. Bütün bu unsurların üzerinde yükseldiği daha temel bir değer vardır; <strong>güven</strong>. Güvenin zayıfladığı bir ekonomide insanlar geleceğe ilişkin kararlarını erteler, şirketler yatırım konusunda daha temkinli davranır, tüketiciler harcamalarını kısar ve finansal piyasalar daha kırılgan hale gelir. Bu nedenle güven, ekonominin görünmeyen ancak en önemli sermayelerinden biridir.</p>
<p>Bir ülkede vatandaşların ekonomik geleceğe güven duyması, tüketim ve yatırım kararlarını doğrudan etkiler. İnsanlar işlerini, gelirlerini ve satın alma güçlerini gelecekte de koruyabileceklerine inanıyorsa konut, otomobil ve dayanıklı tüketim malları gibi uzun vadeli harcamalara daha kolay yönelir. Buna karşılık belirsizlik ve güvensizlik arttığında tasarruf eğilimi yükselir, harcamalar ertelenir. Bu durum özellikle iç talebin önemli olduğu ekonomilerde büyüme üzerinde baskı oluşturabilir.</p>
<p>İş dünyası açısından güvenin önemi daha da büyüktür. Bir girişimcinin fabrika kurması, yeni makine alması, çalışan sayısını artırması veya yeni bir pazara girmesi geleceğe ilişkin beklentilere dayanır. Hukukun üstünlüğüne, ekonomik politikalara, finansal sisteme ve piyasa koşullarına yönelik güven yüksekse şirketler daha uzun vadeli plan yapabilir. Güvenin azaldığı ortamlarda ise işletmeler öncelikle risklerini azaltmaya çalışır. Yatırımlar ertelenir, nakit tutma eğilimi artar ve büyüme planları daha ihtiyatlı hale gelir.</p>
<p><strong>Ekonomik güvenin en önemli unsurlarından biri öngörülebilirliktir</strong></p>
<p>İş dünyası ve vatandaşlar yalnızca bugünkü koşullara değil, yarının nasıl şekilleneceğine de bakar. Enflasyonun seyri, faiz oranları, vergi politikaları, döviz piyasası, kamu maliyesi ve düzenlemeler konusunda öngörülebilirliğin artması ekonomik aktörlerin daha sağlıklı karar vermesini sağlar. Sürekli değişen ve belirsizlik üreten bir ortam ise ekonomik kararların maliyetini yükseltir.</p>
<p>Güven aynı zamanda finansal sistemin de temel dayanaklarından biridir. Bankalar kredi verirken, yatırımcılar sermaye koyarken ve şirketler borçlanırken karşı tarafın yükümlülüklerini yerine getireceğine inanmak ister. Finansal sistemde güven kaybolduğunda kredi mekanizması zorlaşabilir, risk primleri yükselebilir ve finansman maliyetleri artabilir. Bu nedenle güven yalnızca psikolojik bir kavram değil, doğrudan ekonomik maliyeti olan bir unsurdur.</p>
<p>Güvenin oluşmasında kurumların rolü de büyüktür. Merkez Bankası, kamu yönetimi, yargı, düzenleyici kurumlar ve finansal kuruluşların kararlarında şeffaflık, tutarlılık ve hesap verebilirlik önem taşır. Ekonomik aktörler kuralların herkes için aynı şekilde uygulanacağına inanıyorsa piyasanın işleyişi güçlenir. Güçlü kurumlar, ekonomik dalgalanmaların etkisini azaltırken beklentilerin daha istikrarlı hale gelmesine katkı sağlar.</p>
<p>Türkiye açısından bakıldığında güven ekonominin kalıcı büyüme hedefleri bakımından özel önem taşıyor. Enflasyonla mücadelede yalnızca faiz ve para politikası araçlarının kullanılması yeterli değildir. Vatandaşların fiyatların gelecekte daha istikrarlı olacağına, şirketlerin maliyetlerini öngörebileceğine ve yatırımcıların ekonomik ortamın daha sağlıklı hale geleceğine inanması gerekir. Beklentilerin iyileşmesi, ekonomik programların başarısını da güçlendirir.</p>
<p>Sonuç olarak güven, ekonominin tabelalarda görünmeyen fakat bütün kararların arkasında bulunan temel unsurlardan biridir. Güven varsa yatırım vardır, üretim vardır, istihdam vardır ve geleceğe yönelik planlama vardır. Güven zayıfladığında ise ekonominin bütün aktörleri daha fazla risk primi ödemek zorunda kalır.</p>
<p>Bu nedenle güçlü bir ekonomi inşa etmek yalnızca daha fazla üretmekten geçmez. Aynı zamanda <strong>kurallara güvenilen, kararların öngörülebildiği, kurumların itibarlı olduğu ve vatandaşın geleceğe umutla bakabildiği bir ekonomik ortam oluşturmak</strong> gerekir. Çünkü ekonomide güven, kaybedildiğinde yeniden kazanılması zaman alan; kazanıldığında ise büyümeyi, yatırımı ve refahı destekleyen en değerli sermayedir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guven-ekonominin-gorunmeyen-temeli-88096</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güven ekonominin görünmeyen temeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/barisin-ekonomisi-ve-baris-temettusu-88094</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Barışın ekonomisi ve barış temettüsü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>PELİN KARATAY GÖGÜL - </strong><strong>Dicle Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı</strong></p>
<p>Savaşın ekonomik maliyetini üç başlıkta düşünmek mümkündür: <strong>yıkım, kaynakların yön değiştirmesi ve belirsizlik.</strong> İlk maliyet doğrudandır. Fiziksel sermaye, altyapı, konutlar, fabrikalar, ulaşım ağları ve üretim tesisleri zarar görür. İkinci maliyet fırsat maliyetidir. Eğitime, sağlığa, teknolojiye, altyapıya ve üretken yatırımlara ayrılabilecek kaynakların önemli bir bölümü güvenlik ve savunma alanlarına yönelir. Üçüncü maliyet ise çoğu zaman istatistiklerde daha zor görünür: belirsizlik. Yatırım ertelenir. Sermaye daha güvenli alanlara yönelir. Ticaret kanalları daralır. Risk primi yükselir. Girişimcilik zayıflar. İnsan sermayesi göç eder. Ve ekonominin belki de en önemli unsuru olan gelecek beklentisi bozulur. Kurulamayan bir fabrika, yapılamayan bir ihracat yatırımı, eğitilemeyen bir öğrenci, kurulamayan bir teknoloji şirketi, gerçekleştirilemeyen bir turizm yatırımı vb… Bunların tamamı savaşın ekonomik maliyetinin parçasıdır. İktisadın diliyle ifade edersek mesele fırsat maliyetidir.</p>
<p>Bu açıdan barış da yalnızca çatışmanın sona ermesi olarak görülmemelidir. Bugün Türkiye’nin önündeki yeni dönem değerlendirirken, o<strong>luşacak güven ortamının yatırıma, yatırımın üretkenliğe, üretkenliğin istihdama ve bütün bunların kalıcı kalkınmaya dönüşebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. </strong>Türkiye üzerine yapılan çalışmalar da bu çerçeveyi desteklemektedir. Uzun süreli çatışmanın doğrudan ekonomik kayıpların yanı sıra yatırım, beşerî sermaye, sermaye hareketleri ve göç üzerinden önemli dolaylı maliyetler oluşturduğuna dikkat çekilmektedir.</p>
<p>İktisat biliminin diliyle söylersek; savaş, kaynakların önemli bir bölümünü güvenlik ve savunmaya yönlendirirken barış, bu kaynakların ve en önemlisi <strong>insanların geleceğe ilişkin beklentilerinin yeniden üretken alanlara yönelmesini sağlar.</strong> Barış ekonomisi literatüründe göze çarpan Walter Isard ve Paul Collier gibi isimlerin çalışmalarında belirginleşen temel tartışma, savunma harcamalarının "fırsat maliyeti" etrafında şekillenmektedir. Yine Knight, Loayza ve Villanueva çalışmalarında askeri harcamaların sermaye oluşumu ve kaynak tahsisi üzerinden uzun dönemli üretim kapasitesini nasıl etkilediğini inceler. Onlara göre barışla, kurulamayan fabrikalar kurulabilir, ertelenen yatırımlar hayata geçebilir, gençler bölgelerinde gelecek kurabilir, kadınların işgücüne katılımı artabilir, ticaret yolları genişleyebilir ve daha önce güvenlik riski nedeniyle kullanılamayan ekonomik potansiyel, üretime dahil olabilir.</p>
<p>Burada önemli bir vurgu yapmak gerekmektedir. Savunma harcamalarının tamamını ekonomik açıdan “kayıp” olarak değerlendirmek doğru değildir. Çünkü savunma sanayii bazı koşullarda Ar-Ge, teknoloji, nitelikli istihdam ve ihracat kapasitesi yaratabilmektedir. Türkiye’nin son yıllardaki savunma sanayisi deneyimi, savunma teknolojilerinin sivil alanlara yayılma etkisi yaratabileceğini de göstermektedir. Barış ekonomisi, savunma harcamalarını kategorik olarak reddeden bir yaklaşım olmamakla birlikte kaynakların marjinal verimliliğini ve alternatif kullanım alanlarını sorgulayan bir yaklaşımdır.</p>
<p><strong>Barışın ekonomik değeri, savaşın sona ermesinden daha kapsayıcıdır.</strong> Çünkü barış yalnızca bir maliyeti ortadan kaldırmaz, doğru politikalar ve doğru kurumlarla birlikte <strong>yeni bir kalkınma kapasitesi yaratır. </strong><strong>Barış, yalnızca bir güvenlik kazanımı değil, aynı zamanda ekonomik bir üretim faktörüdür. Ekonominin kaynaklarını yeniden üretken alanlara yöneltebildiği yeni bir denge unsurudur.</strong></p>
<p>Ekonomi literatüründe bu durum için kullanılan bir kavram vardır: <strong>barış temettüsü.</strong> Klasik anlamıyla barış temettüsü, askeri harcamaların azalmasıyla kaynakların daha üretken alanlara yönelmesinden doğan ekonomik kazancı ifade eder. Ancak günümüzde bu kavramı daha geniş bir çerçevede, çatışma riskinin azalmasıyla yatırım, ticaret, insan sermayesi, girişimcilik ve üretkenlik kanallarında ortaya çıkan ekonomik kazanımları kapsayacak biçimde düşünmek mümkündür.</p>
<p>Bu noktada Kenneth Boulding’in yaklaşımı önemli bir teorik çerçeve sunmaktadır. Boulding, toplumsal ilişkileri yalnızca güç ve tehdit üzerinden değil, <strong>“tehdit, değişim ve bütünleşme”</strong> ekseninde ele almaktadır. Barış ortamı değişim ve bütünleşme ilişkilerinin genişlemesine imkân vermektedir. Ekonomik açıdan bunun anlamı son derece açıktır. Birbirini tehdit olarak gören aktörler arasında ekonomik işlem yapmak zordur. Güven azaldıkça işlem maliyetleri yükselir, risk primi artar ve uzun vadeli yatırım iştahı zayıflar. Buna karşılık güven arttığında ekonomik ilişkilerin niteliği değişir. Ticaret gelişir, yatırım kolaylaşır, girişimcilik güçlenir, kurumlar arasındaki iş birliği derinleşir. Ekonomik ilişkiler <strong>“birlikte kazanalım”</strong> anlayışına doğru evrilir. <strong>Barış temettüsü bu noktada, değişim ve bütünleşmenin bir sonucu olarak ekonominin üretken kapasitesinde ortaya çıkan artış olarak karşımıza çıkmaktadır.</strong></p>
<p>21. yüzyılda barış temettüsünü yalnızca savunma harcamalarında sağlanacak tasarruf olarak görmek artık yeterli değildir. Barışın asıl ekonomik değeri; azalan belirsizlik, düşen risk primi, genişleyen ticaret, artan yatırım, güçlenen insan sermayesi ve yeniden canlanan girişimcilik üzerinden ortaya çıkan <strong>üretkenlik artışında</strong> aranmalıdır. Başka bir ifadeyle, mesele yalnızca savaştan ne kadar tasarruf edeceğimiz değil<strong>, </strong><strong>barış sayesinde ne kadar yeni ekonomik değer üretebileceğimizdir.</strong></p>
<p><strong>Barışın güçlü kanallarından biri: Ticaret</strong></p>
<p>Barış ekonomisinin en önemli kanallarından birisi ticarettir. Buradaki ekonomik mekanizma basit ancak güçlüdür. Ekonomik karşılıklı bağımlılık arttıkça çatışmanın fırsat maliyeti yükselir. Bir ülke başka bir ülkeyle ticaret yapıyor, yatırım gerçekleştiriyor, tedarik zinciri kuruyor ve ortak ekonomik değer üretiyorsa, çatışmanın maliyeti yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ekonomik hale gelmektedir. Bu nedenle ticaret yalnızca büyüme politikası değildir. Doğru kurumlarla desteklendiğinde <strong>ticaret aynı zamanda bir barış altyapısıdır.</strong> Ancak bunun da bir şartı vardır: Ticaretin ürettiği kazançların kapsayıcı olması gerekir. Aksi halde ekonomik entegrasyonun kazançları belirli kesimlerde yoğunlaşabilir ve yeni sosyal gerilimler ortaya çıkabilir. Yakın dönemde yayımlanan çalışmalar, uluslararası ticaretin artmasının devletler arasındaki çatışma olasılığını ve çatışmanın yoğunluğunu azaltabileceğine ilişkin yeni kanıtlar ortaya koymaktadır. Örneğin, 2026 tarihli NBER çalışması, uluslararası ticaretin artmasının devletlerarası çatışma olasılığını ve yoğunluğunu azalttığına ilişkin kanıtlar sunmaktadır.</p>
<p><strong>Barış bir kamu malı olabilir mi?</strong></p>
<p>Bu bağlamda iktisat teorisi açısından yeni bir soru da akıllara gelmektedir: <strong>Barış bir kamu malı olarak düşünülebilir mi?</strong> Barıştan yalnızca onu sağlayan aktörler değil, toplumun tamamı yararlanır. Güvenlik ortamının iyileşmesi yatırımcıya, çalışana, öğrenciye, turiste, ihracatçıya ve kamuya aynı anda fayda sağlar. Üstelik bu faydalar birbiriyle bağlantılıdır. Bir bölgede güvenlik ve istikrar arttığında yalnızca o bölgedeki firma kazanmaz. Lojistik ağları genişler, turizm canlanır, tarımsal değer zincirleri güçlenir, eğitim yatırımları artar, inşaat ve hizmet sektörleri hareketlenir. Böylece barışın etkisi sınırları aşan <strong>pozitif dışsallıklar</strong> yaratabilir. Başka bir ifadeyle: <strong>Barışın ekonomik getirisi, barışı doğrudan yaşayan bölgenin çok ötesine yayılabilir.</strong> Inge Kaul ve UNDP literatürünün kavramsallaştırdığı üzere barış, ulusal sınırları aşan pozitif dışsallıkları nedeniyle küresel kamu malı yaklaşımı içinde değerlendirilebilecek bir niteliğe sahiptir.</p>
<p>Burada göz önünde bulundurulması gereken bir başka husus da şudur: <strong>Barışın gelmesi ile barış temettüsünün ortaya çıkması aynı şey değildir.</strong> Çatışmanın sona ermesiyle ertesi gün fabrikalar kurulmaz. Sermaye otomatik olarak geri dönmez. Gençler kendiliğinden istihdam edilmez. Turizm yatırımları bir gecede başlamaz. Tarımda değer zincirleri kendiliğinden kurulmaz. Barışın ekonomik değere dönüşebilmesi için <strong>kurumsal kapasiteye ve doğru ekonomik politikalara</strong> ihtiyaç vardır. Hukukun üstünlüğü, mülkiyet hakları, öngörülebilir kamu politikaları, nitelikli eğitim, altyapı, finansmana erişim, etkin kamu yönetimi ve kapsayıcı bölgesel kalkınma politikaları bu nedenle kritik önemdedir.</p>
<p><strong>Türkiye için notlar</strong></p>
<p>Türkiye açısından değerlendirildiğinde asıl mesele, istikrar ortamının yaratabileceği yeni ekonomik kapasiteyi harekete geçirmektir. Türkiye ekonomisi barış sürecine, bir yandan <strong>yüksek enflasyon, finansman maliyetleri, yatırım ihtiyacı ve verimlilik sorunlarıyla</strong><strong>, </strong>diğer yandan küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği, jeopolitik risklerin arttığı bir dönemde girmektedir. Dolayısıyla sürecin ekonomik anlamı, mevcut ekonomik sorunların yerine geçen bir politika değil, <strong>Türkiye'nin büyüme ve kalkınma kapasitesini genişletebilecek ilave bir yapısal fırsat</strong> olarak görülmelidir. Türkiye bugün yalnızca bir güvenlik eşiğini aşmaya değil, aynı zamanda yıllardır âtıl kalan ekonomik kapasitesini harekete geçirecek yeni bir büyüme eşiğini aşmaya hazırlanıyor. Terörsüz Türkiye’nin en büyük ekonomik başarısı, işte bu güveni üretime, yatırımı istihdama ve bölgesel potansiyeli Türkiye’nin büyümesine dönüştürebilmek olacaktır.</p>
<p>Özellikle <strong>Doğu ve Güneydoğu Anadolu</strong> açısından bunun karşılığı oldukça somuttur. Tarımsal üretimi yüksek katma değerli gıda sanayisine bağlamak, lojistik koridorları güçlendirmek, bölgesel ticareti artırmak, turizm potansiyelini katma değere dönüştürmek, gençlerin ve kadınların istihdama katılımını yükseltmek, KOBİ'lerin finansmana ve teknolojiye erişimini kolaylaştırmak, üniversite-sanayi iş birliğini derinleştirmek, ihracat kapasitesini artırmak ve bölgeyi Türkiye'nin üretim ve ticaret ağlarına daha güçlü biçimde bağlamak. İşte burada <strong>Diyarbakır</strong> özel bir önem kazanıyor. Diyarbakır yalnızca bir güvenlik veya kamu yatırımı perspektifiyle değil; tarım, gıda, lojistik, turizm, girişimcilik, genç insan kaynağı ve bölgesel ticaret açısından bir ekonomik merkez olarak ele alınmalıdır.</p>
<p>Bu bağlamda, klasik “barış temettüsü” kavramını da bir adım ileri taşımamız gerekmektedir. Bunu <strong>“barışın üretkenlik primi”</strong> olarak adlandırabiliriz. Bu kavram, yalnızca güvenlik ve savunma harcamalarında sağlanan tasarrufu değil; belirsizliğin azalmasıyla ortaya çıkan özel yatırım, girişimcilik, insan sermayesi, ar-ge ve inovasyon, ticaret ve üretkenlik artışını da kapsamaktadır. <strong>Barış temettüsü, barışın üretkenlik primi ile birlikte ele alındığında; güvenin, yatırımın, ticaretin, insan sermayesinin, teknolojinin ve sürdürülebilir kalkınmanın birlikte üretildiği bir ekonomik düzen olarak karşımıza çıkmaktadır. </strong>Türkiye'nin önündeki bu tarihi fırsat, tam da burada yani “barışın üretkenlik priminde” yatmaktadır…</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/barisin-ekonomisi-ve-baris-temettusu-88094</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Barışın ekonomisi ve barış temettüsü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-bizi-oldurmeden-once-88092</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ bizi öldürmeden önce</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Maalesef sıradan insanların, büyük çoğunluğun, teknoloji geliştirmeyen, inovatör yetiştirmeyen, filozofu olmayan ülkelerin pek yapacakları bir şey yok. Türkiye masada yer almak istiyorsa, acilen bu niteliklerde insan yetiştirmeli diyeceğim ama maalesef geç kaldık.</strong></p>
<p>YZ alarmı verildi. Henüz acil yardım butonuna basmadık ama yakındır. Geçen haftaki yazımda YZ’nin yaşamsal tehdidine karşı tek bir çıkış olduğunu yazmıştım. Şimdi açalım.</p>
<p>YZ’nin Godfather’ı olarak anılan Toronto Üniversitesi profesörü, Nobel ödüllü Geoffrey Hinton, makinelere anne şefkatini şırıngalamamız gerektiğini söylüyor. Nasıl bir anne muktedir olduğu halde iradi olarak şefkatinden dolayı çocuğunu öldürmüyorsa, bu duyguya sahip YZ de bizi öldürmez, diyor. Diğer bir ifadeyle, sonumuzun YZ’nin vicdanına kalacağını söylüyor. Bunu nasıl başarabiliriz, belli değil.</p>
<p>Ben farklı bir alternatif öneriyorum. <strong>Makinelerden değil, insanlıktan yana tavır alan, sağduyulu, vicdanlı inovatörler ancak bu felakete karşı set olabilir</strong>. İnovatörlerden kastım YZ modellerini geliştiren ve fonlayan teknologlar.</p>
<p>Mevcut tabloda bu kişiler genelde kapitalist ve transhümanist profiller. Bu köşede transhümanizme dair detaylı yazılar kaleme aldım. Kısaca, insanın aşılması gerektiğine inanan ve insanın ancak makinelerle kusursuz bir entegrasyonu başarabilirse hayatta kalacağını iddia eden politik, teknolojik ve felsefi bir akım. Her ne kadar hümanist olduklarını iddia etseler de, insan türünün bugünkü formda hayatta kalabileceğine inanmıyorlar. Dolayısıyla YZ, onlar için ideolojilerini gerçekleştirme anlamında çok etkili bir kaldıraç. Ray Kurzweil gibi birçok örnek verebiliriz. Genelde YZ modellerinin gelişimini fonlayan kişiler bunlar.</p>
<p>Hem kapitale hem de teknolojiye sahip oldukları için güç onlarda. Bu kişilerin tercihleri geleceği şekillendiriyor. Karşılarında aynı derecede güce sahip bir ittifak belirmezse, insanlık kaybeder.</p>
<p>Söz konusu ittifakta bilgisayar bilimcileri, sosyal bilimciler, filozoflar ve varlıklı sınıf birleşmeli. Bir kapitalist için her zaman hızlı gelir ve kârlılık öncelikli hedef olduğu için, on yıllarca para yakacakları bu projede yer almaları kolay değil; ama vicdanını yitirmemişler elbette çıkabilir. Fon anlamında zayıf kalsalar bile, dünyanın önde gelen bilim insanları, filozoflar ve teknoloji geliştiricileri bir araya gelip “insancıl YZ” için yeni bir yol çizerlerse, “vahşi YZ” dizginlenmiş olur.</p>
<p>Maalesef sıradan insanların, büyük çoğunluğun, teknoloji geliştirmeyen, inovatör yetiştirmeyen, filozofu olmayan ülkelerin pek yapacakları bir şey yok. Türkiye masada yer almak istiyorsa, acilen bu niteliklerde insan yetiştirmeli diyeceğim ama maalesef geç kaldık.</p>
<p>İnovatörler İttifakı'nın ilk sinyallerini görüyoruz. Dünyanın pek çok yerinde YZ karşıtı sivil oluşumlar ortaya çıktı. Fakat dediğim gibi, geliştirici tarafta yer almayan vasıfsız insanların gidişatı değiştirme şansı pek yok. Konunun teknik tarafına hâkim insanlar belirli bir yol aldıktan sonra elbette sivil hareketler zamanla eklemlenebilir.</p>
<p>Son olarak, <u>rüzgârlar fırtınaya dönüştüğünde ince bir çizgiyi geçmemek gerekir. Nasıl insana ihanet edebilecek YZ modellerini geliştirmek hata ise, bu inkâr edilemez; artık durdurulamaz teknolojiye kategorik olarak karşı durmak da hata. Ona ihtiyacımız var</u>. <strong>YZ evcilleştirilmeli, hadım edilmeli, insanîleştirilmeli. Hepsi bu.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-bizi-oldurmeden-once-88092</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ bizi öldürmeden önce ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eslok-ve-zorlu-enerjiden-elektrik-maliyetleri-icin-is-birligi-88143</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESLOK ve Zorlu Enerji’den elektrik maliyetleri için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası (ESLOK), üyelerinin elektrik giderlerini azaltmak amacıyla Zorlu Enerji Osmangazi Elektrik Perakende (OEPSAŞ) ile iş birliği protokolü imzaladı. Anlaşma, OEPSAŞ’ın farklı meslek gruplarına yönelik başlattığı Enerjide Birlik Projesi kapsamında yapılan ilk protokol oldu. </p>
<p>ESLOK Yönetim Kurulu Başkanı Murat Arnik, Eskişehir’de yaklaşık 5 bin yiyecek-içecek işletmesinin ortak maliyet sorunları bulunduğunu belirtti. Sektörde soğuk hava depoları, buzdolapları, fırınlar ve mutfak ekipmanları nedeniyle elektrik tüketiminin önemli bir gider kalemi olduğunu söyleyen Arnik, protokolle gerekli tüketim şartını karşılayan üyelerin elektrik giderlerini azaltmayı amaçladıklarını ifade etti.</p>
<p><strong>Yıllık tüketim sınırı 15 bin kilovatsaat</strong></p>
<p>Protokole göre yıllık elektrik tüketimi 15 bin kilovatsaatin üzerinde olan oda üyeleri, sözleşmelerinin başlangıç tarihinden itibaren bir yıl boyunca avantajlı fiyat seçeneklerinden yararlanabilecek. Gerekli koşulları sağlayan mevcut OEPSAŞ aboneleri de uygulamaya katılabilecek. Açıklamada indirim oranı veya uygulanacak birim fiyat bilgisi paylaşılmadı. Anlaşma kapsamında ESLOK üyelerine tüketime göre indirim uygulanacak.</p>
<p>Arnik, oda üyelerinin ortak hareket etmesinin işletme giderlerine yönelik anlaşmalar yapılmasını sağladığını belirterek, “Eskişehir’de lokantacısından kasabına, restoranından kafesine ve pastanesine kadar yaklaşık 5 bin işletmemizin ortak sorunları ve beklentileri bulunuyor. Elektrik, sektörümüzde üretimin ve hizmetin vazgeçilmez bir parçası. Bu protokolle gerekli tüketim şartlarını karşılayan üyelerimizin elektrik giderlerini azaltmayı ve rekabet güçlerini desteklemeyi amaçlıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Projenin ilk protokolü Eskişehir’de imzalandı</strong></p>
<p>Afyonkarahisar, Bilecik, Eskişehir, Kütahya ve Uşak’ta elektrik perakende satış hizmeti sunan OEPSAŞ, Enerjide Birlik Projesi’ni farklı meslek gruplarının enerji ihtiyaçlarına yönelik başlattı. OEPSAŞ Direktörü Tamer Akaslan, ESLOK’un projenin ilk paydaşı olduğunu belirterek, önümüzdeki dönemde farklı meslek odalarıyla da protokoller imzalamayı ve uygulamayı hizmet verdikleri beş ile yaymayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>Protokol, OEPSAŞ Eskişehir İl Müdürü Özlem Coral Köp, Satış Yöneticisi Mahmut Polat, ESLOK Başkanı Murat Arnik ve oda yönetim kurulu üyesi Abidin Batur Öngel’in katılımıyla imzalandı. Arnik, üyelerin anlaşma koşulları ve başvuru süreci hakkında Zorlu Enerji Çağrı Merkezi’nin 0850 933 39 99 numaralı hattından veya Eskişehir’deki OEPSAŞ müşteri hizmet merkezlerinden bilgi alabileceklerini bildirdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eslok-ve-zorlu-enerjiden-elektrik-maliyetleri-icin-is-birligi-88143</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/3/1280x720/774-1790162314.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası ile Zorlu Enerji Osmangazi Elektrik Perakende arasında protokol imzalandı. Anlaşmaya göre, yıllık elektrik tüketimi 15 bin kilovatsaatin üzerinde olan oda üyelerine, sözleşme başlangıcından itibaren bir yıl boyunca avantajlı fiyat seçenekleri sunulacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-vadeli-programin-ekonomik-performansi-uzerine-88104</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orta Vadeli Program&#039;ın ekonomik performansı üzerine</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>OVP, temel makro ekonomik hedeflerine ulaşmayı, büyümenin, ithalat yoğun tüketimden ziyade ihracat/yatırım/verimlilik kaynaklı olacağını öngörerek belirlemiş görünüyor. Ancak bunun için temenni ötesinde önemli dönüşümlere ihtiyaç var.</strong></p>
<p>Son günlerde Türkiye’de yaşanan fon krizine bir iki cümle ile değinmek gerekiyor. Bu kriz, görünürde bir “likidite krizi” ise de bunun arkasında daha derin bir sorun var: yüksek getirilerle büyüyen bazı fonların; düşük halka açıklık oranına sahip hisselerde yoğunlaşması, ilişkili taraf işlemlerinde manipülasyon ve fiyat oluşumuna ilişkin ciddi soru işaretleri bulunuyor. Konunun bütün yönleriyle ortaya çıkarılması; düzenleme, denetleme ve gözetlemeyle görevli kamu kurumlarına düşüyor.</p>
<p>Biz bugünkü yazımızda, açıklanan Orta Vadeli Program (OVP) üzerinde duracağız. Son iki OVP’nin performansını savunmak pek kolay görünmüyor. Özellikle (2026-2028) OVP’si performans açısından değerlendirildiğinde enflasyon, büyüme gibi kalemler üzerinden olumlu yorumlar yapmak mümkün olmayacaktır. Hedeflere yaklaşılamamış, OVP yol gösterici olma niteliğini kaybetmiş ve ekonominin aktörlerinin güven duymasını sağlayamamıştır. Nitekim, 2026 yılı ilk yarısından sonra büyüme ve enflasyon hedefleri başta olmak üzere OVP hedeflerinin revize edilmesinin kaçınılmaz olduğu ekonomistler tarafından vurgulanmıştır.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab36a1d6592c-1790143005.png" alt="" width="990" height="228" />Bu kapsamda, 6 Eylül 2026’da açıklanan OVP 2027-2029’u, bir önceki OVP 2026-2028 ile karşılaştırdığımızda, özellikle enflasyon, büyüme, bütçe açığı cari denge arasındaki ilişkinin nasıl değiştiğini gösteren oldukça önemli bir tablo ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Enflasyon hedefleri yukarı yönlü, büyüme hedefleri ise aşağı yönlü olarak revize edilmiştir. Yeni OVP’de en büyük revizyon enflasyon rakamlarında gerçekleşmiştir. Önceki OVP’de 2026 için %16 olan enflasyon hedefi, %28,4 olarak revize edilirken, Merkez Bankasının bile 2026 enflasyon hedefinin 0,4 puan üzerine çıkılmıştır. Aynı şekilde 2027 ve 2028 enflasyon tahminleri de radikal biçimde revize edilmiştir.</p>
<p>Özellikle TÜFE’nin 2027 hedefinde 12 puanlık, 2028 hedefinde ise 5,5 puanlık yukarı revizyon gerçekleşmiştir. Daha önemlisi, %9›luk tek haneli enflasyon hedefi 2027›den 2029'a ötelenmiştir. Bunun sadece bir tahmin değişikliği değil, OVP’nin enflasyon takviminin iki yıl ileri atılması anlamına geldiğini düşünüyoruz.</p>
<p>Bu rakamları, önceki OVP’nin hedefleri üzerinden bir başarısızlığa işaret etmesi nedeniyle eleştirebiliriz ancak biraz daha gerçekçi bulduğumuzu da ifade etmek isteriz.</p>
<p>OVP’ de ilginç bulduğumuz bir diğer nokta, enflasyon hedefleri ile büyüme hedefleri arasındaki ilişkidir. Türkiye ekonomisi önceki yıllarda genellikle yüksek büyüme rakamlarına ulaşırken enflasyonunda yüksek kaldığı gözlenmiştir. Oysa OVP’de 2026’da enflasyon henüz düşürülememişken büyüme rakamı revize edilmiş ve %3,8’den %3,3’e düşürülmüş fakat, 2027’de ise, enflasyon düşürülürken (%21’e) büyüme rakamı %4,2 olarak öngörülmüştür. Yeni OVP aynı anda 7,4 puanlık dezenflasyon ve 0,9 puanlık büyüme artışı öngörmektedir.</p>
<p>2028’de aynı şekilde, enflasyon %21’den %13,5’a gerilerken, büyüme rakamının %4,6’ya yükselmesi beklenmektedir. 2029’da ise enflasyonun %9’a düşeceği, büyümenin ise %5 olacağı öngörülmüştür. Yani, programın temel senaryosu şu şekilde öngörülmüştür: 2027-2029 döneminde enflasyon hızla düşerken ekonomik büyüme aynı anda hızlanacaktır. Bu senaryo, OVP’nin iddialı bir tarafı olarak durmaktadır. Çünkü dezenflasyon genellikle iç talebin ve kredi büyümesinin baskılanmasını gerektirirken, büyümenin artması ekonomide ciddi bir hareketliliği gerektirmektedir. Bu durumda enflasyonun nasıl düşürüleceğinin de açıklanması ve ekonominin aktörlerinin ikna edilmesi önemli olacaktır.</p>
<p>Programın iddiasının, büyümenin tüketimden ziyade verimlilik, yatırım, ihracat ve üretim kapasitesi artışıyla sağlanacağını öngörmek olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Büyüme rakamlarında en önemli revizyon 2026 yılı rakamında gerçekleşmiş, sonraki yıllarda radikal revizyonlar yapılmamıştır. Enflasyon tahminleri önemli oranlarda yukarı revize edilirken büyüme tahminleri yalnızca sınırlı ölçüde aşağı çekilmiştir.</p>
<p>OVP’de tutarsızlık diyebileceğimiz bir diğer konu maliye politikası tarafındadır. Önceki OVP’de merkezi yönetim bütçe açığının GSYH’ye oranı, 2026’da %3,5, 2027’de %3,1 ve 2028’de %2,8 olarak hedeflenmiştir. Yeni OVP’de bu oran 2026’da %3,1, 2027’de %3,5, 2028’de %3,1 ve 2029’da %2,8 olarak öngörülmüştür. Burada önemli değişim 2027 yılı için yapılmıştır. Bütçe açığı 2027’de %3,1’den %3,5’e yükseltilmektedir. Bu değişime dikkat etmek gerekmektedir. Çünkü, 2027’de enflasyonun %28,4’ten %21’e düşürülmesi, büyümenin %3,3’ten %4,2’ye yükseltilmesi, cari açığın ise %2,6’dan %1,9’a düşürülmesi beklenmektedir. Dolayısıyla 2027’de para politikasının sıkı olması gerekirken maliye politikasının gevşek bırakılması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Bazı ekonomistler bu durumu seçim hazırlığı olarak değerlendirmişlerdir. Ancak, her durumda bir çelişkiye işaret etmekte ve hedeflere ulaşmak açısından tartışmalı bir durumu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin önceki yıllar büyüme performansı üzerinden baktığımızda çelişkili bulduğumuz bir diğer konu ise cari açık öngörüleridir. Türkiye’nin genellikle büyüme dönemlerinde cari açığı artmaktadır. Oysa bu OVP’de büyüme yükselirken cari açık artmamakta, tam tersine 2027-29 döneminde kademeli olarak azalmaktadır. Bu durumun gerçekleşmesi mümkündür. Ancak, önceki yıllarda böyle olmadığını gözlediğimiz için bir tereddüt belirtiyoruz. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-vadeli-programin-ekonomik-performansi-uzerine-88104</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Vadeli Program&#039;ın ekonomik performansı üzerine ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-hukukunda-zaman-asimi-ve-takdir-komisyonuna-basvurunun-yasal-siniri-88090</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi Hukuku’nda zaman aşımı ve Takdir Komisyonu’na başvurunun yasal sınırı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab35cc367f9f-1790139587.png" alt="" width="455" height="107" /></strong><strong>Danıştay 7. Dairesi, vergi idaresinin zamanaşımını durdurmak amacıyla Takdir Komisyonu’na başvuru yolunu kullanamayacağına hükmederek, mükelleflerin hukuki güvenliği ve vergilemede öngörülebilirlik açısından önemli bir sınır çizdi. Karar, zamanaşımının aşılmasına yönelik uygulamalara karşı dikkat çekici bir hukuki çerçeve ortaya koydu.</strong></p>
<p>Vergi hukukunda zamanaşımı, mükelleflerin hukuki güvenliğini sağlayan temel müesseselerden biridir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 114. maddesi uyarınca, vergi alacağı doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmezse zamanaşımına uğrar.</p>
<p>Vergilemede hukuksal kararlılığın sağlanması amacıyla getirilen zamanaşımının ve zamanaşımını durduran nedenlerin açık, belirgin, somut ve öngörebilir olmasının, keyfiliğe izin vermemesinin yasallık ve hukuk devleti ilkelerinin gereğidir. Buna rağmen, uzun zamandır karşı karşıya kaldığımız uygulamada, vergi idaresince, bu sürenin aşılması amacıyla takdir komisyonuna başvuru yaptığını, Takdir Komisyonu’nun da zamanaşımı süresi aşıldıktan sonra müfettişlerce hazırlanan done raporlara göre işlem tesis ettiğini görmekteyiz.</p>
<p>Danıştay 7. Dairesi'nin 28.01.2025 tarihli ve E. 2024/1041, K. 2025/246 sayılı kararı, vergileme ilkeleri kapsamında hukuken sorunlu bulduğumuz bu uygulamayı ele almıştır. Karar, vergi uygulamalarına zamanaşımı perspektifinden bakan, bu açıdan dikkat çekici hususları vurgulayan, bu tür uygulamalara emsal alabilecek bir karardır.</p>
<p>Kararın ele aldığı olayda, 2014 yılı işlemleri açısından 2017 yılında vergi incelemesi başlatılmış, akabinde matrah tespiti ve tarhiyatlar için zamanaşımının dolmasına çok kısa süre kala, vergi idaresince 26 Aralık 2019 tarihinde takdir komisyonuna sevk işlemi gerçekleştirilmiştir. Takdir komisyonu, takip eden yıl içinde hazırlanan vergi tekniği raporunu dayanak alarak 28 Aralık 2020 tarihinde karar vermiş, hemen akabinde de 2020 yılı içinde vergi ve ceza ihbarnameleri mükellefe tebliğ edilmiştir.</p>
<p>İlk derece mahkemesi, davacının zamanaşımı def’isini dikkate almaksızın konunun esası yönünden değerlendirme yapmış ve mükellef lehine karar vermiştir. Bölge İdare Mahkemesi de ilk derece mahkemesi kararını hukuka ve usule uygun bularak idarenin istinaf başvurusunu reddetmiştir.</p>
<p>Danıştay 7. Dairesi ise E. 2024/1041, K. 2025/246 sayılı kararı ile temyiz incelemesinde, uyuşmazlığı zamanaşımı perspektifinden değerlendirmiştir. Daire, vergi incelemesi sırasında re'sen takdir yetkisinin inceleme elemanında da olduğunu belirtmiş; buna rağmen, zamanaşımını durdurmak amacıyla gerçek bir re'sen takdir nedeni saptanmaksızın, şeklen takdire sevk sebeplerinden biri dayanak gösterilerek matrah takdiri için takdir komisyonuna sevk yapılmasının kanunun öngörülen amacına aykırı düştüğü yönünde hüküm tesis etmiştir. Danıştay kararında, Takdir Komisyonu’na başvuru yolunun zamanaşımı hükmünü aşmak amacıyla bir yöntem olarak kullanılmasının, Anayasa Mahkemesi kararında da işaret edildiği üzere "yasallık" ve "hukuki güvenlik" ilkeleriyle de bağdaşmadığını vurgulamıştır.</p>
<p>Nitekim Anayasa Mahkemesi de 15/10/2009 tarih ve E. 2006/124, K. 2009/146 sayılı iptal kararında vergilemede "belirlilik", "yasallık", "öngörülebilirlik", "keyfiliğe izin verilmemesi" ve "hukuk devleti" ilkelerine değinerek, takdir komisyonuna başvuru yolunun sırf zamanaşımını durdurmak amacıyla keyfi olarak kullanılmasının hukuki güvence sağlamayacağını vurgulamıştı.</p>
<p>Danıştay 7. Dairesi’nin bu kararı ile vergi hukuku uygulaması bakımından birkaç önemli hususun altı da çizilmiş oldu:</p>
<p>i) Takdir komisyonuna sevk müessesesi, zamanaşımını durdurmaya yönelik bir araç olarak kullanılmamalı, kullanılamaz. Vergi idaresinin, zamanaşımı süresinin dolmasına çok kısa süre kala takdir komisyonuna başvurması, bu başvurunun olması gereken matrah takdiri amacı taşımadığını da açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>ii) Takdir komisyonlarının inceleme elemanının raporlarını aynen benimsemek yerine bağımsız bir değerlendirme yapması gerektiği ortaya konmuştur. Komisyonun, inceleme raporundaki tespit ve miktarı olduğu gibi matrah farkı olarak takdir etmesi, komisyonun varlık nedeni ile çelişmektedir.</p>
<p>Belirtmek gerekir ki, Danıştay 7. Dairesi'nin oy çokluğu ile tesis ettiği bu karar, öncelikle mevcut sorunun yargı nezdinde halen tartışmalı bir alan olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, çoğunluk görüşünün Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihadıyla uyumlu olması, kararın hukuki dayanağını güçlendirmekte, vergi idaresinin zamanaşımı müessesesini genişletmeye ve ötelemeye yönelik uygulamalarına karşı önemli bir hukuki sınır çizmektedir.</p>
<p>Karar ile mükellef haklarının korunması, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde, takdir komisyonuna sevk mekanizmasının yalnızca kanuni amacına uygun olarak kullanılabileceği açıkça ortaya konmuştur. Karar, vergi hukukunda hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkelerinin etkin bir şekilde uygulanması bakımından önemli bir atlama taşı oluşturacak, güçlü bir emsal olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-hukukunda-zaman-asimi-ve-takdir-komisyonuna-basvurunun-yasal-siniri-88090</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi Hukuku’nda zaman aşımı ve Takdir Komisyonu’na başvurunun yasal sınırı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otonom-araclar-karsisinda-taksici-esnafinin-gelecegi-ve-cozum-onerileri-88089</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otonom araçlar karşısında taksici esnafının geleceği ve çözüm önerileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ÜMİT IŞIK - </strong><strong>Ticaret Başmüfettişi</strong></p>
<p>Günümüzde hızla gelişen yapay zekâ, radar, lidar, GPS, kamera, sensörler ve gelişmiş sürüş sistemlerinin birlikte kullanılmasıyla araçların sürücü müdahalesine ihtiyaç duymadan hareket edebilmesine yönelik teknolojiler hızla yayılmaktadır. Ulaşım teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler, önümüzdeki yıllarda taksicilik mesleğini bugünkü şeklinden oldukça farklı bir yapıya dönüştürebilecek niteliktedir.</p>
<p>Yapay zeka ve sensör teknolojilerindeki küresel ilerlemeler, Seviye 4 ve Seviye 5 otonom (sürücüsüz) araçların, trafiğe çıkışını hızlandırmaktadır. Sürücüsüz araç teknolojisi, insan kaynaklı trafik kazalarını minimuma indirme, yakıt/enerji optimizasyonu sağlama ve 7/24 kesintisiz hizmet sunma gibi teknik üstünlüklere sahip olmakla birlikte bu durum, şoför iş gücünü ortadan kaldırırken, bugünkü klasik “şoför- araç- plaka” üçlüsüne dayanan geleneksel esnaflık modelini teknik ve ekonomik olarak sürdürülemez kılma riski taşımaktadır.</p>
<p>Nitekim Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı da Akıllı Ulaşım Sistemleri kapsamında otonom araçların radar, lidar, GPS, odometri, yapay zekâ, sensör ve kameralar kullanarak çevrelerini algılayabildiğini ve sürücüye ihtiyaç duymadan hareket edebildiğini açıkça belirtmektedir. Bakanlığın kendi açıklamalarında otonom ve bağlantılı araç teknolojilerinin ulaşım sektöründe dönüşüm meydana getirdiği ifade edilmektedir.</p>
<p>Ayrıca Türkiye'nin otonom araçlara ilişkin çalışmaları artık somut bir politika alanına dönüşmüş durumdadır. Anılan Bakanlık 2026 yılı açıklamalarında otonom araçlara uygun koridorlar, akıllı ulaşım altyapısı ve tam otonom sürüş hedeflerinden söz etmektedir. Mart 2026'da da İstanbul'da gerçek trafik koşullarında 5G destekli kooperatif akıllı ulaşım sistemleri test edilmeye başlanmıştır. Anlaşılan o ki teknolojik dönüşüm yalnızca otomobili değil, taksicilik mesleğini de değiştirecektir.</p>
<p>Öte yandan 13 Şubat 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 591 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile taksi ile yolcu taşımacılığı yapan mükelleflere <strong>Taksi Mali Cihaz</strong> kullanma zorunluluğu getirilmiştir. Bu sistemde taksimetreyle bağlantılı olarak ücret, yolculuk ve benzeri bilgilerin elektronik olarak işlenmesi ve belirlenen bilgilerin GİB Teknoloji'ye aktarılması öngörülmüştür.</p>
<p>Yazılı ve görsel basında çıkan haberlere göre Uber ile İngiliz teknoloji şirketi Wayve, Londra’nın ilk <strong>robotaksi</strong> hizmetini başlattıklarını duyurmuştur. Wayve şirketinin otonom araç teknolojisiyle donatılmış Ford Mustang Mach- E elektrikli araçlarıyla verilecek taksi hizmetlerinde direksiyonda bir süre daha güvenlik sürücüsü görev yapmaya devam edeceğini ve sürücüsüz araçların onay işlemlerimin devam ettiği belirtilmiştir.</p>
<p>Robotaksiler birçok Avrupa ülkesinde henüz deneme aşamasında olmasına rağmen yoğun bir talep görmeye başlamıştır. Uber, Hırvatistan'ın Zagreb kentinde, yerel bir şirket ile Çin'in Pony.ai şirketiyle ortaklık kurarak, Avrupa'daki güvenlik sürücülerinin bulunduğu ilk ticari robotaksi hizmetini başlatmıştır. Yine ABD'de, Google'ın ana şirketi Alphabet'e ait tamamen otonom taksiler hizmeti vermektedir.  Çin'de Baidu, WeRide ve Pony.ai, birden fazla şehirde robotaksi hizmetleri sunmaya başlamış ayrıca Ortadoğu'da Uber ve diğer filo işletmecileriyle ortaklıklar kurarak Dubai, Abu Dabi ve Suudi Arabistan’da hizmet vermeye başlamıştır.</p>
<p>Bu gelişme gösteriyor ki Taksi artık yalnızca mekanik bir araç değildir. Taksi giderek; <strong>araç + sensör + taksimetre + ödeme sistemi + veri + yazılım + elektronik denetim </strong>bütünlüğünden oluşan bir <strong>dijital ulaşım hizmetine</strong> dönüşmektedir. Otonom araç bunun bir sonraki aşamasıdır.</p>
<p>Bu gelişmeler, taksicilik bakımından diğer birçok meslekten farklı bir sonuç doğuracaktır. Çünkü taksicilik yalnızca bir araç kullanma faaliyeti değildir. Türkiye'de taksicilik, plaka, belediye tarafından verilen çalışma ruhsatı, vergi mükellefiyeti, esnaf ve sanatkâr sicili ve ilgili meslek odası üyeliği gibi unsurların bir araya geldiği hukuki ve ekonomik bir faaliyet alanıdır. Dolayısıyla sürücüsüz taksilerin yaygınlaşması halinde tartışılması gereken konu yalnızca: “Aracı kim kullanacak?” değil, “Aracı artık insan kullanmıyorsa, bugün taksicilik faaliyetinin sahibi olan esnafın hukuki ve ekonomik konumu ne olacaktır?” sorusudur.</p>
<p><strong>1- Esnaf ve sanatkar</strong></p>
<p>5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu'nun 3’üncü maddesinde esnaf ve sanatkâr; <em>“</em><em>ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu’nca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler</em><em>”</em> şeklinde tanımlanmıştır.</p>
<p>Kanun esnaf ve sanatkârı; ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve belirlenen meslek kollarında faaliyet gösteren kişi olarak açıklamaktadır. 5362 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca esnaf ve sanatkârların sicile kayıtları yapılmadan odaya kayıtları yapılamamakta; meslekî faaliyette bulunabilmeleri ve ilgili odaya kaydedilmeleri için sicile kayıt şartı bulunmaktadır. Kanunun 68. maddesi de sicile kayıt yükümlülüğünü ayrıca düzenlemektedir.</p>
<p>Taksiciler 5362 sayılı Kanun’a göre esnaf ve sanatkar sayılmakta ve esnaf ve sanatkar sicili ile ilgili odaya kayıt olmak zorundadırlar.</p>
<p><strong>2- </strong><strong>Taksi ve taksi şoförünün tanımı</strong></p>
<p>Teknik olarak <strong>Taksi</strong>, yapısı itibariyle sürücüsü dahil en çok sekiz oturma yeri olan, insan taşımak için imal edilmiş, taksimetre kullanan ve yolcu taşıyan M1 sınıfı ticari motorlu aracı ifade etmektedir. <strong>Taksimetre</strong> ise takıldığı taksinin özelliklerine ve ayarlandığı tarife esas alınarak yolcunun ödemesi gereken ücreti taksimetre ücret hesaplama yöntemine göre sürekli olarak hesaplayabilen ve ücret göstergesinde gösterebilen <strong>ölçü aleti</strong> olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p><strong>Taksi şoförü</strong> (Seviye 3), iş sağlığı ve güvenliği, kalite yönetim sistemi ile çevre ve trafik kurallarına uygun olarak, ticari olarak tescil edilmiş bir motorlu taşıtla (taksi), fiyat tarifesi ile belirlenmiş belirli bir ücret karşılığında, kamu hizmeti yolcu taşımacılığı yapan nitelikli kişidir. (MYK Ulusal Meslek Standardı-Taksi Şoförü).</p>
<p><strong>Taksicilik</strong> ise ticari olarak tescil edilmiş, sürücüsü dâhil en fazla dokuz oturma yeri bulunan, M1 sınıfına dâhil olan, insan taşımak için imal edilmiş bulunan, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından belirlenen şekilde muayenesi ve damgası yapılmış, ücret hesaplama yöntemine uygun tarife yüklenmiş ve tip onayı alınmış taksimetre ile çalışan motorlu taşıtla (taksi), çevre ve trafik kurallarına uygun olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı olan bir esnaf ve sanatkâr tarafından kamu hizmeti yolcu taşımacılığı yapma işidir. Taksilerin ilçeler arası sadece yolcu götürebilmesine izin verilmiştir. Ancak büyükşehir belediye sınırları içinde ilçeler arası yolcu götürebilme ve getirebilme izinlerine sahiplerdir. (MYK Taksi Şoförü Ulusal Meslek Standardı ve Karayolları Trafik Yönetmeliği)</p>
<p><strong>3- Mevcut hukuki statü ve T Plaka Rejimi</strong></p>
<p>Türkiye’de taksicilik faaliyeti, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu uyarınca belediyelerin yetki alanında, UKOME (Ulaşım Koordinasyon Merkezi) veya il/ilçe trafik komisyonları tarafından sınırlı sayıda tahsis edilen <strong>“T” plaka</strong> ruhsatıyla yürütülmektedir. Bu faaliyet, 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu gereğince Esnaf ve Sanatkarlar Sicili ile ilgili meslek odalarına kayıt zorunluluğu barındıran bir esnaflık ve esnaf işletmesi modelidir.</p>
<p>T plaka, ülkemiz hukuk düzeninde mülkiyet hakkının yanı sıra kamusal bir imtiyazın devri niteliğinde ekonomik bir değer olarak kabul edilmektedir. Taksicilik faaliyetinde taksi sahibi ticari plakaya sahip olmakta, ilgili belediyeden çalışma hakkı/ruhsatı almakta, vergi mükellefi olmakta, esnaf ve sanatkâr siciline ve ilgili esnaf ve sanatkârlar odasına kaydolmakta ve taksi işletmeciliğini fiilen yürütmektedir. Dolayısıyla bugün taksicilik, sadece “ticari araç sahibi olmak” şeklinde değerlendirilemeyecektir.</p>
<p>Gelecekte ortaya çıkabilecek sorunun çözümü açısından T plakanın hukuki niteliğinin çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir. Bu noktada, taksi olarak kullanılan otomobil... Belediyenin ilgili mevzuat çerçevesinde taksi hizmetinin yürütülmesine ilişkin verdiği hak olan Ticari plaka/hat/tahsis ve Taksicilik faaliyeti üçlüsünün birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bu üç unsur bugün büyük ölçüde birbirine bağlıdır. Ancak otonom araçlar yaygınlaştığında bunların birbirinden ayrılması kaçınılmaz hale gelecektir. Çünkü araç hareket etmek için artık sürücünün bedenî çalışmasına ihtiyaç duymayacaktır. İşte hukuki problem tam burada ortaya çıkmaktadır. Zira Otonom taksi yaygınlaştığında “taksici” kavramı değişmek zorunda kalacaktır</p>
<p>Bugünkü taksici modeli kısaca, “<strong>Taksi sahibi + araç + sürücü + yolcu = taksi hizmeti” </strong>şeklinde formüle edilebilecektir<strong>. </strong>Otonom takside ise “<strong>Taksi işletmecisi + otonom araç + yazılım/algoritma + yolcu = taksi hizmeti” </strong>şeklinde yeni bir model ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Bu değişiklik son derece önemlidir. Çünkü 5362 sayılı Kanun bakımından esnaf ve sanatkâr tanımının önemli unsurlarından biri fiilen ve bedenen çalışmadır.  Sürücüsüz takside ise araç fiilen yolcu taşırken araç içerisinde herhangi bir sürücünün bulunmasına gerek olmayacaktır. Bu nedenle gelecekte şu soru kaçınılmaz hale gelecektir: Otonom taksi işletmeciliği, mevcut esnaf ve sanatkâr tanımının kapsamında kalmaya devam edecek midir? Ya da Otonom Taksiler yaygınlaştığında “taksicilik sona erecek midir?”</p>
<p>Bize göre bu sorulara bugünkü mevzuatla kesin ve sağlıklı bir cevap vermek mümkün değildir. Zira teknoloji ve yapay zeka destekli yeni nesil araçların geleneksel araçların yerini alması halinde “şoför” kavramı da değişecektir. Bu noktada mesleği ortadan kalkmasının önüne geçmek adına mesleğin tanımının teknolojiye uyarlanması gerekecektir.</p>
<p>Bilindiği üzere taksicinin ekonomik faaliyeti sadece direksiyon başında araç kullanmaktan ibaret değildir. Taksi işletmecisi;</p>
<p>- Araç yatırımı yapmakta,</p>
<p>- Aracın bakımını yaptırmakta,</p>
<p>- Sigorta ve vergilerini ödemekte,</p>
<p>- Belediye ruhsat ve çalışma koşullarına uymakta,</p>
<p>- Yolcu hizmetini organize etmekte,</p>
<p>- Müşteri güvenliğini sağlamakta,</p>
<p>- Kamu otoritelerinin denetimine tabi olmakta ve</p>
<p>- Hizmetin ekonomik riskini üstlenmektedir.</p>
<p>Otonom araç geldiğinde bu faaliyetlerin önemli bölümü devam edecektir. Değişecek olan temel unsur <strong>“aracın fiziksel olarak insan tarafından kullanılması”</strong> olacaktır. Bu nedenle çözüm, taksiciyi sistemin dışına çıkarmak değil taksiciyi yeni teknolojik sistemin işletmecisi haline getirmek olmalıdır.</p>
<p><strong>4-  Hukuki ve sosyolojik kriz alanları</strong></p>
<p>Sürücüsüz filo ve robotaksi sistemlerinin şehirlere entegrasyonu, hukuki sistemde aşağıda özetle verilen çözülmesi gereken kritik uyuşmazlıkları beraberinde getirecektir.</p>
<p>-  <strong>Taksici esnaf tanımı değişecektir. </strong>Yeni sistemde taksicinin görevleri ve işlevi değişeceğinden yeni bir esnaf tanımı zorunlu hale gelecektir.</p>
<p><strong>-  Kazanılmış hak ve mülkiyet çatışması:</strong> Yüksek bedellerle edinilen T plakaların ekonomik değerinin otonom sistemler karşısında sıfırlanma riski, “idari istikrar” ve “Devlete güven” ilkeleri bağlamında birçok önemli soruna yol açabilecektir.</p>
<p>-  <strong>İstihdam ve sosyal güvenlik krizi:</strong>Yüz binlerce taksi esnafı ve şoförünün yerini sürücüsüz araçların alması işsizlik ve kayıt dışı istihdam baskısını artıracaktır.</p>
<p>-  <strong>Sorumluluk hukuku değişecektir:</strong> Otonom bir taksinin kazaya karışması durumunda kusur ve tazminat sorumluluğunun sürücü bulunmadığı için yazılımcıya, üreticiye mi yoksa işletmeciye mi yükleneceği Türk Borçlar Kanunu ve Karayolları Trafik Kanunu kapsamında yeniden tanımlanmak zorundadır.</p>
<p><strong>5- </strong><strong>Çözüm önerileri ve stratejik yol haritası</strong></p>
<p>Otonom dönüşümün toplumsal bir soruna yol açmaması ve taksici esnafın hak kaybına uğramadan dijital çağa adapte olabilmesi için aşağıda bahsedeceğimiz hukuki ve yapısal önlemler hayata geçirilmelidir.</p>
<p><strong>5.1-  Taksicilikten “otonom taksi işletmeciliğine” geçiş sağlanmalıdır</strong></p>
<p>Otonom taksilere geçiş ani bir yasakla değil, şehir merkezlerinde belirlenmiş özel koridorlar ve kademeli kotalarla (ilk aşamada insan denetimli otonom/operatörlü sistemler) yapılmalıdır.</p>
<p>Yeni sistemde taksici <strong>“Araç kullanan kişi” </strong>olmaktan çıkarılıp<strong> “yetkilendirilmiş taksi işletmecisi” </strong>haline getirilmelidir. Böylece, bugünkü modeldeki<strong> “</strong>T plakalı araç → sürücü → yolcu” yerine “T plakalı/yetkilendirilmiş araç → otonom sürüş sistemi (yapay zeka) → işletmeci (dijital platform) → yolcu” şeklinde bir işleyiş oluşturulmalıdır. Bu modelde taksici bedenen çalışması yerine otonom aracın işletilmesinden sorumlu olacaktır.</p>
<p>Otonom araçlar taksicinin rakibi olarak değil, taksicinin yeni çalışma aracı olarak görülmelidir. Nasıl ki geçmişte at arabasının yerini motorlu araç aldıysa, gelecekte insan tarafından kullanılan aracın yerini otonom araç alacaktır. Burada devletin görevi teknolojiyi engellemek değil teknolojik dönüşüm nedeniyle mevcut esnafın ekonomik varlığının yok olmasını önlemek ve dönüşümün adil gerçekleşmesini sağlamaktır.</p>
<p><strong>5.2-  T plakanın gelecekteki hukuki statüsü yeniden düzenlenmelidir</strong></p>
<p>Bugün T plaka büyük ölçüde belirli bir taksi hizmetinin yürütülmesiyle bağlantılıdır. Gelecekte ise T plakanın “Bu aracın insan tarafından kullanılacağını gösteren bir unsur” olmaktan çıkarılması, “Belirli bir bölgede yetkilendirilmiş ticari yolcu taşıma hizmeti verme hakkını gösteren bir unsur” haline getirilmesi gerekecektir. Bu durumda araç ve sürücü değişse ve hatta araç otonom hale gelse de işletme hakkı taksici esnafında kalacaktır<strong>.</strong> Bu, taksicilerin geleceği açısından son derece önemli bir koruma mekanizması olacaktır.</p>
<p>Bu nedenle mevzuatta T plakanın hukuki niteliği yeniden ele alınmalıdır ve “T plaka = ticari yolcu taşıma işletme hakkı” şeklinde yeniden yapılandırılmalıdır. Böylece aracın, benzinli, elektrikli, hibrit, yarı otonom, tam otonom olması işletme hakkının varlığını ortadan kaldırmamalıdır. Bu yaklaşım, teknolojiyi taksicinin karşısına değil, taksicinin hizmetine verecektir.</p>
<p><strong>T plaka sahibinin hakkı korunmalıdır</strong></p>
<p>Bugünkü taksi sisteminde T plaka, araçtan bağımsız düşünülemeyen ancak ekonomik değer taşıyan bir unsur durumundadır. Otonom araçların yaygınlaşmasıyla birlikte araç teknolojisi değişecektir. Ancak teknolojinin değişmesi, mevcut taksi işletmecisinin ekonomik hakkının ortadan kalkması sonucunu doğurmamalıdır.</p>
<p>Devletin yapması gereken, mevcut T plaka sahiplerinin haklarını otonom ulaşım sistemine <strong>geçiş hakkı</strong> sağlayacak şekilde yeniden tanımlamaktır. Örneğin <em>“Mevcut ticari taksi işletme hakkı sahipleri, otonom ve bağlantılı araç teknolojilerinin ticari yolcu taşımacılığında kullanılmaya başlanması halinde, faaliyetlerini bu teknolojilere dönüştürme konusunda öncelikli hakka sahiptir.”</em> şeklinde kanuni bir düzenleme yapılmalıdır. Aksi halde gelecekte büyük teknoloji şirketlerinin binlerce otonom aracı piyasaya sürmesi ve mevcut taksi esnafının sistemin dışında kalması ihtimali ortaya çıkabilecektir.</p>
<p>Bu kapsamda usulüne uygun şekilde edinilmiş ve halen geçerli olan taksi işletme hakkının, teknolojik dönüşüm gerekçesiyle hiçbir geçiş ve telafi mekanizması öngörülmeden ortadan kaldırılması, Anayasa'nın mülkiyet hakkı ve hukuk devleti ilkeleri bakımından ciddi sorunlar doğurabilecektir.</p>
<p><strong>5.3-  “Taksi plakası” ile “Otonom Araç” Birbirinden Ayrılmalıdır</strong></p>
<p>Gelecekte yapılabilecek en büyük hatalardan biri, “Otonom araç teknolojisi geldiğinde mevcut T plakaların ekonomik değerinin yok sayılması.” olacaktır. Ancak bu ciddi bir ekonomik ve hukuki sorun yaratacaktır. Çünkü bugün birçok taksici için plaka yalnızca bir araç üzerindeki harf ve rakamdan ibaret değildir. Plaka, belirli bir ticari faaliyetin yürütülmesiyle bağlantılı ekonomik bir değerdir. Nitekim Gelir İdaresi Başkanlığı da taksi, dolmuş, minibüs ve servis araçlarına ait ticari plakaların elden çıkarılmasından elde edilen kazançlara ilişkin özel vergi düzenlemeleri yapmaktadır. Dolayısıyla devletin gelecekte “Sürücü gerekmiyor, dolayısıyla eski taksi sistemine de gerek yok” şeklinde bir yaklaşım geliştirmesi, mevcut taksi işletmecilerinin ekonomik varlıklarının ciddi biçimde değer kaybetmesine yol açabilecektir.</p>
<p><strong>5.4-  Taksici esnafı için “Teknolojik Dönüşüm Hakkı” tanınmalı ve bunun için “Teknoloji Dönüşüm Fonu” Kurulmalıdır</strong></p>
<p>Bilindiği üzere ulaşım hizmetlerinin düzenlenmesi amacıyla belediyelerin taksi sayısını, güzergâhları ve çalışma düzenini belirleme yetkisine sahip bulunmaktadır. Bu çerçevede bir belediye, yetkileri çerçevesinde belirli sayıda otonom taksi çalıştırmaya karar verdiğinde: öncelikle mevcut T plakalı taksi işletmecilerine dönüşüm hakkı tanınmalıdır. Dolayısıyla belediyeler, otonom araçların sayısını artırırken mevcut taksi sisteminin ekonomik yapısını da dikkate almak zorunda olacaktır.</p>
<p>Sosyal ve hukuki açıdan adaletli bir yaklaşım çerçevesinde mevzuata <strong>“Taksi Plaka Sahiplerinin teknolojik dönüşüm hakkı” </strong>şeklinde bir hak getirilmelidir. Dolayısıyla taksici esnafın otonom aracı satın alması halinde plaka sahipliğini bu araç üzerinde devam ettirme hakkı öncelikli olmalıdır.</p>
<p>Buna göre belirli şartları taşıyan mevcut T plakalı taksi işletmecilerine;</p>
<p><strong>- </strong>Elektrikli taksi,</p>
<p><strong>- </strong>Yarı otonom taksi,</p>
<p>- Yüksek otomasyonlu taksi,</p>
<p><strong>- </strong>Tam otonom taksi</p>
<p>sistemlerine aşamalı geçiş konusunda <strong>öncelik hakkı</strong> tanınmalıdır. Böylece mevcut taksicinin mesleği terk etmesi yerine teknolojik değişime uyumlu olarak “<strong>işletme modeli” </strong>ni değiştirmiş olacaktır.</p>
<p><strong>T plaka sahibine “öncelikli dönüşüm hakkı” </strong>iki şekilde düzenlenebilecektir.</p>
<p>Birinci yöntem olarak Mevcut T plaka sahibi, gerekli şartları yerine getirdiğinde otonom taksi işletmeye hak kazanacağı<strong> “Doğrudan dönüşüm hakkı,”</strong></p>
<p>İkinci yöntem olarak ise Belediyenin belirli sayıda otonom taksi için yeni işletme hakkı oluşturduğunda, bunun belirli bir oranı mevcut T plaka sahiplerine tahsis edeceği “<strong>Öncelikli tahsis”,</strong></p>
<p>şeklinde olması mümkündür.</p>
<p>Örneğin; belirlenecek yeni tahsislerin %70 mevcut taksi işletmecilerine %30 yeni girişimcilere ayrılması adil bir yaklaşım olacaktır. Bu oran elbette ekonomik ve rekabet analizleriyle belirlenmelidir. Buradaki amaç yeni girişimcileri engellemek değil, mevcut esnafın teknolojik dönüşüm nedeniyle tasfiye edilmesini önlemektir.</p>
<p>Zira burada çok önemli bir ekonomik gerçek vardır. Bir kişi T plakalı taksi işletmek için yıllar boyunca araç yatırımı, plaka için ödediği bedel, ruhsat ve izin giderleri, vergi, sigorta, bakım ve finansman maliyetlerini üstlenmiş olabilir. Bu kişi bugün yaptığı yatırımın karşılığında gelecekte taksi işletme gelirinden yararlanmayı beklemektedir. Dolayısıyla dönüşüm düzenlemesi hazırlanırken mevcut ekonomik değerlerin korunması mutlaka dikkate alınmalıdır.</p>
<p>Bu çerçevede Taksicinin teknoloji şirketiyle rekabet etmesi yerine teknoloji şirketini kullanması sağlanmalıdır. Örneğin, <strong>Taksi esnafı +teknoloji şirketi +belediye</strong> üçlü modeli oluşturularak; Teknoloji şirketi, yazılımı, otonom sistemi ve dijital çağrı platformu gibi altyapıyı sağlarken taksi esnafı, işletme hakkına ve araca sahip olarak hizmetin yürütülmesini sağlamalıdır. Belediye ise ruhsatlandırma, denetim ve ulaşım planlaması gibi mevcut görevlerini yapmaya devam etmelidir.</p>
<p>Bu bağlamda, teknoloji şirketlerine taksi sahipleriyle öncelikli olarak sözleşme yapmak zorunluluğu getirilebilir. Bu noktada e- ticaret platformlarına hizmet veren esnaf kuryelerin çalışma şekline uygun bir çalışma sistemi oluşturulması mümkündür. Diğer bir ifadeyle Taksici sahip olduğu plaka hakkını kullanarak otonom araca dönüşmesi ve bağımsız olarak çalışmak istememesi halinde ulaşım hizmetini yapan teknoloji şirketiyle sözleşme yaparak aracını bu şirkete tahsis etmesi mümkündür. </p>
<p><strong>T </strong><strong>plaka sahipliğinin otonom filo hisselerine dönüştürülmesi</strong></p>
<p>Mevcut T plaka sahiplerinin bireysel işletmeci olmaktan çıkarılarak, belediye denetimindeki lisanslı otonom filo kooperatiflerinin veya şirketlerinin ortakları/paydaşları haline getirilmesi de bir başka yöntemdir. Plaka mülkiyeti, akıllı filo işletmeciliğinde pay sahipliği formuna hukuki bir kanun değişikliğiyle tahvil edilmelidir. Bu noktada Odalar ve/veya TŞOF oluşturulacak yeni sistemde söz sahibi olmalıdır. Kanaatimce mesleğin geleceğinin güvence altına alınabilmesi için Türkiye'nin şimdiden üzerinde çalışması gereken model budur.</p>
<p><strong>Taksi teknolojik dönüşüm fonu</strong></p>
<p>Öte yandan Taksici esnafın araçlarını otonom araçlarla değiştirmek zorunda kalması halinde ihtiyaç duyacakları finansman için özel krediler tahsis edilmeli ve dahası Devlet ve ilgili sektör kuruluşlarının katkısıyla <strong>“Taksi Teknolojik Dönüşüm Fonu”</strong> oluşturulmalıdır. Bu fondan;</p>
<p>- Elektrikli araç alımı,</p>
<p>- Otonom sistemlere geçiş,</p>
<p>- Dijital taksi platformları,</p>
<p>- Araç içi teknolojiler,</p>
<p>- Güvenlik sistemleri,</p>
<p>- Yazılım ve donanım yatırımları</p>
<p>için düşük faizli kredi veya hibe sağlanmalıdır. Böylece teknoloji dönüşümünün maliyeti doğrudan küçük esnafın üzerine bırakılmamış olacaktır.</p>
<p>Otonom araçlara dönüşüm süreçlerinde mevcut taksici esnafın desteklenmemesi halinde bu alan tekelci büyük teknoloji şirketleri ve filo işletmecilerinin kontrolüne geçerek asıl hak sahibi taksiciler giderek sistemin dışına itilecek ve taksici esnafı büyük teknoloji şirketlerinin birer işçisi/çalışanı haline gelecektir. Bu durum taksici esnaf açısından ciddi bir ekonomik risk yaratacaktır. Bu nedenle “<strong>Esnaf merkezli teknoloji modeli” </strong>oluşturularak mevcut T plakalı taksi işletmecilerinin yeni teknolojiye sahip olması sağlanmalı, devlet tarafından plaka, çalışma ve işletmecilik hakkı korunmalıdır. Böylece esnaf, <strong>otonom araç teknolojisinin sahibi </strong>veya <strong>işletmecisi </strong>haline getirilmelidir.</p>
<p>Otonom araçların yasal hale gelmesi halinde çok ciddi bir rekabet problemi ortaya çıkabilecektir. Bir tarafta, binlerce araca sahip, güçlü sermayesi bulunan, yapay zekâ ve yazılım geliştirebilen şirketler ortaya çıkarken diğer tarafta ise bir veya birkaç taksisi bulunan küçük esnaf olacaktır. Bu iki tarafın tamamen aynı şartlarda rekabet ettiğini söylemek mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Bu nedenle birinci planda taksici esnafın ve mesleğin korunması olmak üzere plaka sahiplerine öncelikli olarak teknolojiye geçiş hakkı verilmeli, bu geçiş finansal olarak desteklenmeli, teknoloji şirketlerinin kullanacağı robotaksiler için mevcut taksi plaka sahipleriyle şartları önceden belirlenen sözleşme yapılma zorunluluğu getirilmeli, bunun mümkün olmadığı istisnai durumlarda telafi mekanizması uygulanmalıdır.</p>
<p><strong>5.5-  Mesleki yeterlilik kurumu tarafından “taksici” tanımı yeniden yapılmalı ve taksici “otonom araç operatörü” haline getirilmelidir.</strong></p>
<p>Otonom araçların ortaya çıkmasıyla birlikte odalar oluşturulacak sistemin bir parçası olarak yeni görevler yüklenmelidir. Bugünkü odalar meslek disiplini, mesleki dayanışma ve temsil işlevlerini yerine getirirken gelecekte bunlara: <strong>teknoloji eğitimi, dijital dönüşüm, otonom araç standartları, veri güvenliği, mesleki sertifikasyon </strong>şeklinde yeni görevler eklenmelidir.</p>
<p>Sürücülük mesleği evrilirken uzaktan filo operatörlüğü, otonom araç bakım- onarım teknisyenliği ve sistem denetmenliği gibi yeni istihdam alanları doğacaktır. İlgili meslek odaları ve İŞKUR işbirliğiyle esnafa zorunlu teknik yeniden beceri kazandırma kursları verilmeli, yeni ekosistemde istihdam önceliği sağlanmalıdır.</p>
<p>Burada 5362 sayılı Kanun bakımından yeni bir düzenleme yapma ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Esnaf ve sanatkâr tanımında bedeni çalışma önemli olmakla birlikte teknolojinin gelişmesiyle bazı mesleklerde bedenî çalışmanın yerini teknik bilgi, mesleki organizasyon ve işletme faaliyeti almaktadır.</p>
<p>Bu nedenle gelecekte ilgili Kanun’da; <em>“Ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına veya mesleki bilgi, beceri ve işletme faaliyetine dayandıran...”</em> gibi teknolojik gelişmelere daha uyumlu bir tanım yapılmalı ve mesleki bilgi, teknik yeterlilik, işletme faaliyeti ve hizmetin ekonomik riskini üstlenmeyi de dikkate alan (Teknoloji destekli esnaf) bir sistem oluşturulmalıdır. Bu şekilde kanun koyucu, esnaf olmayı yalnızca direksiyon başında fiilen araç kullanmaya bağlamaktan çıkarmalıdır. Bu, yalnızca taksicilik için değil, gelecekte pek çok meslek için gerekli hale gelebilecek bir değişikliktir.</p>
<p>İfade edildiği üzere, otonom araçlarda sürücünün yerine <strong>“otonom ulaşım operatörü”</strong> veya <strong>“taksi işletme operatörü”</strong> gibi yeni bir mesleki statü oluşturulmalıdır. Bu kişiler için;</p>
<p>- Aracın teknik durumunun takip edilmesi,</p>
<p>- Yolcu güvenliğinin gözetilmesi,</p>
<p>- Araç yazılım güncellemelerinin takibi,</p>
<p>- Olağanüstü durumlarda müdahale,</p>
<p>- Müşteri hizmetleri,</p>
<p>- Araç temizliği ve bakımı,</p>
<p>- Mevzuata uygunluğun sağlanması,</p>
<p>- Veri ve kayıtların tutulması,</p>
<p>gibi yeni görev tanımları yapılmalıdır.</p>
<p>Böylece bugün direksiyon başında çalışan taksici, gelecekte tamamen sistem dışına atılmak yerine evinde oturarak aracını uzaktan kontrol ve takip eden bir esnaf profiliyle yeni ulaşım sisteminin profesyonel işletmecisi haline getirilebilir.</p>
<p>Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, Esnaf kavramını tamamen kaldırmak değil, teknolojik dönüşüm nedeniyle bedenî emeğin azalmasının esnaf statüsünü otomatik olarak sona erdirmemesini sağlamak olmalıdır.</p>
<p><strong>Taksiciye “öğrenme hakkı” sağlanmalıdır</strong></p>
<p>Teknolojik dönüşüm yalnızca araç satın almak değildir. Taksicinin yeni sisteme uyum sağlaması için eğitim gerekecektir. Bu nedenle devlet ve meslek kuruluşları tarafından;<strong> “Otonom Taksi İşletmeciliği Sertifika Programı” </strong>oluşturulmalıdır. Bu programda;</p>
<p><strong>- </strong>Yapay zekâ,</p>
<p><strong>- </strong>Otonom sürüş,</p>
<p><strong>- </strong>Araç güvenliği,</p>
<p><strong>- </strong>Dijital ödeme,</p>
<p><strong>- </strong>Veri güvenliği,</p>
<p><strong>- </strong>Siber güvenlik,</p>
<p><strong>- </strong>Yolcu güvenliği,</p>
<p><strong>- </strong>Acil durum yönetimi</p>
<p>gibi hususlar öğretilmelidir.</p>
<p><strong>5.6- </strong><strong>Belediyeler/kamu kurumlari destekli yerli dijital platformlar oluşturulmalidir</strong></p>
<p>Otonom araç piyasasının uluslararası teknoloji şirketlerinin tekelciliğine geçmesini engellemek amacıyla belediyeler, kamu kurumları ve/veya meslek kuruluşları koordinesinde merkezi çağrı ve sevk yazılımları kurulmalı, bu ağlara yalnızca odalara üye taksici esnafın araçları entegre edilmelidir. Bu konuda çeşitli illerde uygulaması olan “Taksi çağrı sistemleri” örnek alınarak ve geliştirilerek ülke düzeyinde bir uygulamaya geçilmesi mümkün olabilecektir.</p>
<p>Bilindiği üzere, 5393 sayılı Belediye Kanunu çerçevesindeki yetkiler ve belediyelerin kendi düzenlemeleri nedeniyle taksi hizmetlerinin ruhsatlandırılması ve çalışma koşullarının belirlenmesinde yerel yönetimlerin önemli görevleri bulunmaktadır. Gelecekte belediyelerin taksi yönetmeliklerini yeniden ele alması gerekecektir. Örneğin yeni düzenlemelerde:</p>
<p>- Otonom taksi için ruhsat,</p>
<p>- Araç teknik şartları,</p>
<p>- Çalışma bölgesi,</p>
<p>- Dijital çağrı sistemi,</p>
<p>- Ücretlendirme,</p>
<p>- Yolcu güvenliği,</p>
<p>- Acil müdahale,</p>
<p>- Veri paylaşımı,</p>
<p>- Uzaktan operasyon merkezi</p>
<p>gibi konular yeni sistemle uyumlu bir şekilde düzenlenmelidir.</p>
<p><strong>5.</strong><strong>7-  Sorumluluk konusu ayrıca düzenlenmelidir</strong></p>
<p>Otonom taksilerde en önemli hukuki problemlerden biri de sorumluluk olacaktır. Örneğin sürücüsüz taksi bir yayaya çarptığında araç sahibi mi, taksi işletmecisi mi, araç üreticisi mi, otonom sürüş yazılımını geliştiren şirket mi, yazılımı güncelleyen şirket mi, bakım şirketi mi veya filo yöneticisi mi sorumlu olacak? sorusunun cevabı önem arz edecektir. Bugünkü sürücü merkezli trafik hukukunun bu sorulara cevap vermesi mümkün değildir.</p>
<p>Bu nedenle otonom taksiler için özel bir <strong>hukuki sorumluluk rejimi</strong> oluşturulması gerekmektedir.</p>
<p>Bugün trafik kazasında sürücünün kusuru önemli bir unsurdur. Otonom araçta ise <strong>“sürücü kusuru” </strong>yerine <strong>“sistem kusuru” </strong>gündeme gelecektir. Örneğin, sensör arızası, yazılım hatası, harita hatası, yapay zekâ karar hatası, bakım eksikliği, siber saldırı, güncel olmayan yazılım gibi nedenler ortaya çıkabilecektir.  Örneğin otonom taksi bir yayaya çarptığında şu ihtimaller ortaya çıkabilecektir;</p>
<p>- Araç sahibi kusurlu.</p>
<p>- İşletmeci kusurlu.</p>
<p>- Üretici kusurlu.</p>
<p>- Yazılım şirketi kusurlu.</p>
<p>- Bakım şirketi kusurlu.</p>
<p>- Birden fazla taraf birlikte kusurlu.</p>
<p>Bu nedenle “sürücü kusuru” üzerine kurulmuş geleneksel yaklaşımın yanında ürün sorumluluğu, işletmeci sorumluluğu ve sistem/yazılım sorumluluğu birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının otonom araç raporunda da sorumluluk belirleme sürecinin özel olarak ele alınması gerektiği belirtilmektedir. Dolayısıyla otonom taksiler için özel sigorta ürünleri oluşturulmalı ve kusur/sorumluluk dağılımı önceden belirlenmelidir.</p>
<p><strong>5.8- Sigorta sistemi değiştirilmelidir</strong></p>
<p>Otonom taksi için klasik trafik sigortası modelinin tek başına yeterli olup olmayacağı ayrıca değerlendirilmelidir. Yeni sistemde, zorunlu mali sorumluluk sigortası + ürün sorumluluğu + siber risk + işletmeci sorumluluğu gibi farklı risklerin birlikte değerlendirilmesi gerekebilir. Özellikle yazılım kaynaklı kazalarda sigortacının kime rücu edeceği açıkça belirlenmelidir.</p>
<p><strong>Yolcunun ve araç sahibinin güvenliği için “kara kutu” sistemi kurulmalıdır</strong></p>
<p>Her otonom takside uçaklardaki kara kutuya benzer şekilde <strong>“Otonom Araç Veri Kayıt Sistemi”</strong> bulunmalıdır. Sistem;</p>
<p>- Aracın hızını,</p>
<p>- Konumunu,</p>
<p>- Sensör verilerini,</p>
<p>- Fren komutlarını,</p>
<p>- Direksiyon komutlarını,</p>
<p>- Yazılım sürümünü,</p>
<p>- Sürüş kararlarını,</p>
<p>- Müdahale kayıtlarını,</p>
<p>belirli süreyle saklamalı ve kaza halinde bu kayıtlar bağımsız şekilde incelenebilmelidir. Bu hem yolcuyu hem taksiciyi hem de üreticiyi koruyacaktır.</p>
<p><strong>Esnafın verileri korunmalıdır</strong></p>
<p>Gelecekte çok önemli bir başka konu <strong>veri mülkiyeti ve erişimi</strong> olacaktır. Bir taksi nereden yolcu aldı, nereye gitti, hangi saatlerde çalıştı, ne kadar gelir elde etti, hangi güzergâhları kullandı gibi çok büyük miktarda veri üretecektir. Bu verilerin tamamının teknoloji şirketlerinin kontrolüne bırakılması küçük esnaf açısından ciddi bir sorun yaratabilecektir. Bu nedenle taksi işletmecisinin ticari faaliyetinden doğan veriler üzerinde erişim ve kullanım hakları korunmalıdır.</p>
<p><strong>5.9- Esnaf ve sanatkarlar meslek kuruluşları kurulacak sistemin tarafı ve öncüsü olmalıdır</strong></p>
<p>5362 sayılı Kanun, odalara mesleğin gelişmesini ve meslekî eğitimi sağlama, meslek disiplinini ve ahlâkını koruma gibi görevler yüklemektedir.  Dolayısıyla esnaf odalarının gelecekte taksicilerin teknolojik dönüşümünde aktif bir rol üstlenmesi hukuken de oldukça anlamlı olacaktır.</p>
<p>Esnaf odaları teknolojiyle gelen değişim karşısında yeni bir “meslek standardı” oluşturulması yönünde ön çalışmaları yapmalı ve Mesleki Yeterlilik Kurumu gibi ilgili kurumlarla paylaşmalıdır.</p>
<p>Geleceğin taksicisinin mutlaka yeni becerilere sahip olması gerekecektir. Örneğin taksici;</p>
<p>- Dijital sistem kullanabilmeli,</p>
<p>- Otonom sürüş sistemlerini anlayabilmeli,</p>
<p>- Araç güvenlik sistemlerini kontrol edebilmeli,</p>
<p>- Yolcu uygulamalarını kullanabilmeli,</p>
<p>- Acil durum prosedürlerini bilmeli,</p>
<p>- Veri güvenliği konusunda temel bilgi sahibi olmalıdır.</p>
<p>Dolayısıyla gelecekte bu konularda esnaf odaları, TESK, ilgili bakanlıklar ve diğer meslek kuruluşları birlikte çalışmalı ve bugünden önlemlerini almalıdır.</p>
<p><strong>Dönüşüm merkezleri ve “</strong><strong>Otonom Taksi ve Teknolojik Dönüşüm Komisyonu” oluşturulmalıdır</strong></p>
<p>5362 sayılı Kanun'un öngördüğü meslek kuruluşları yalnızca bugünkü mesleğin korunmasına değil, mesleğin geliştirilmesine de hizmet eden kuruluşlardır. Bu nedenle taksici odalarının görevi gelecekte yalnızca “Taksi sorunlarını ilgili makamlara iletmek” olmamalıdır. Bunun yerine <strong>“Taksi Teknoloji ve Dönüşüm Merkezi”</strong> gibi yapılar oluşturulmalıdır. Bu merkezler elektrikli araç, otonom araç, yapay zekâ, dijital taksi uygulamaları, siber güvenlik, veri güvenliği, yeni sigorta modelleri gibi konularında üyeleri bilgilendirmelidir.</p>
<p>Yine Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) bünyesinde,</p>
<p>- Mevzuatı takip etmek,</p>
<p>- Teknolojik gelişmeleri izlemek,</p>
<p>- Üyelerin görüşlerini toplamak,</p>
<p>- Belediyelerle görüşmek,</p>
<p>- Bakanlıklarla ortak çalışma yapmak,</p>
<p>- Dönüşüm modelleri geliştirmek,</p>
<p>amacıyla “<strong>Otonom Taksi ve Teknolojik Dönüşüm Komisyonu” </strong>oluşturulmalıdır.</p>
<p>Yine TESK tarafından, Ticaret Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, belediyeler, üniversiteler, otomotiv sektörü, sigorta sektörü ile görüşmeler yapmak ve çözüm önerileri oluşturmak ve yukarıda belirttiğimiz Komisyona destek olmak amacıyla <strong>“Taksi ve Otonom Ulaşım Çalışma Grubu”</strong> oluşturulmalıdır. Bu komisyon ve grubun görevi “Otonom araçlar geldiğinde taksici esnafının hukuki, ekonomik ve sosyal geleceği ne olacak?” sorusuna mevzuat yürürlüğe girmeden cevap üretmek olmalıdır. Bu çalışmanın bugün yapılması halinde taksici esnafı dönüşümün mağduru değil öznesi olacaktır.</p>
<p>Öte yandan tek tek her belediyenin bünyesinde tutulan T plakalara ilişkin bilgilerin tek bir merkezden görülebileceği ve takip edilebileceği (esnaf ve sanatkarlar siciliyle bağlantılı) <strong>“Taksi Dönüşüm Sicili” </strong>oluşturulması da faydalı olacaktır. Böylece otonom sisteme geçişte “Kim neye sahip?” sorusu tartışmalı olmaktan çıkacaktır.</p>
<p><strong>5.10- Teknolojik dönüşümden önce hukuki dönüşümü gerçekleştirmek</strong></p>
<p>Otonom araçların yaygınlaşması, yalnızca trafik mevzuatında yapılacak küçük değişikliklerle çözülebilecek bir mesele olmadığı açıktır. Yeni sistem;</p>
<p>- Trafik hukukunu,</p>
<p>- Taşıma hukukunu,</p>
<p>- Belediyelerin ruhsatlandırma yetkilerini,</p>
<p>- Esnaf ve sanatkarlar mevzuatını,</p>
<p>- Sigorta hukukunu,</p>
<p>- Tüketici hukukunu,</p>
<p>- Kişisel verilerin korunmasını,</p>
<p>- Ürün ve üretici sorumluluğunu,</p>
<p>olmak üzere bir çok mevzuatı birlikte ilgilendirmektedir.</p>
<p>Nitekim Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın kendi otonom araç raporunda da mevzuat bakımından test izinleri, tip onayı, trafikte kullanım, ehliyet, veri toplama ve işleme ile sorumluluk konularının özellikle ele alınması gerektiği belirtilmektedir.</p>
<p>Ulaştırma Bakanlığının Akıllı Ulaşım Sistemleri çalışmasının “Yıkıcı ve Yenilikçi Teknolojilerin AUS Uygulamalarina Etkisi” başlıklı kısmında “Yapay zeka, makine öğrenmesi ve otonom araçların etkisiyle ulaşıma ait tüm bileşenlerin tamamen kullanıcı bağımsız hale gelmesi kaçınılmaz olarak görülmektedir.” saptaması yapmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle öncelikle özel bir<strong> “Otonom ve Akıllı Araçlar Kanunu” </strong>hazırlanmalı ve bu kanunda en azından;</p>
<p>- Otonom araçların sınıflandırılması,</p>
<p>- Otonom sürüş seviyeleri,</p>
<p>- Trafiğe çıkış şartları,</p>
<p>- Yetkilendirme,</p>
<p>- Teknik denetim,</p>
<p>- Yazılım güvenliği,</p>
<p>- Siber güvenlik,</p>
<p>- Veri yönetimi,</p>
<p>- Kaza halinde sorumluluk,</p>
<p>- Sigorta,</p>
<p>- Yolcu hakları,</p>
<p>- Ticari yolcu taşımacılığı,</p>
<p>- Otonom taksi işletmeciliği,</p>
<p>gibi hususlar açık bir şekilde düzenlenmelidir.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Sonuç ve değerlendirme</strong></li>
</ol>
<p>Otonom araçların gelecekte taksicilik mesleğinde önemli değişikliklere yol açacağı açıktır. Ancak bundan: “Taksicilerin geleceği yoktur” sonucu çıkarılmamalıdır. Doğru hukuki ve ekonomik politikalar uygulandığında geleceğin taksici esnafı şekil değiştirecek ve varlığını devam ettirecektir. Geleceğin taksicisi direksiyon başında saatlerce araç kullanan kişi olmaktan çıkacak, onun yerine; taksi işletmecisi, otonom araç yöneticisi, dijital ulaşım hizmeti sağlayıcısı, araç filosu yöneticisi, yolcu güvenliği ve hizmet kalitesi sorumlusu gibi yeni roller üstlenebilecektir.</p>
<p>Bu nedenle ülkemizin şimdiden yapması gereken, otonom araçların gelişini engellemek/geciktirmek değil, bu teknolojik dönüşümün mevcut taksi esnafını yok etmesine izin vermemektir. Otonom araçların gelişi kaçınılmaz olabilir, ancak bu teknolojik gelişmenin mevcut taksi esnafının ekonomik ve hukuki varlığını ortadan kaldırması kaçınılmaz değildir.</p>
<p>Hiçbir gücün teknolojinin ilerlemesinin ve sosyal ve ekonomik hayatı değiştirmesinin önüne geçemeyeceği gerçeği karşısında tarafların yapması gereken, teknolojinin kimin lehine ve kimin aleyhine işleyeceğini belirleyen hukuki çerçeveyi oluşturmaktır. Çünkü mesele yalnızca ulaşım teknolojisinin geliştirilmesi değil aynı zamanda bugün yüz binlerce insanın geçimini sağladığı bir esnaf faaliyetinin teknolojik dönüşüm karşısında nasıl korunacağı meselesidir. Ve burada temel ilke “Teknoloji taksicinin elinden direksiyonu alabilir; ancak geçimini sağladığı işletme hakkını elinden almamalıdır.” olmalıdır.</p>
<p>Türkiye otonom taksiye hazırlanırken, yalnızca otonom araca değil, otonom taksiciliğe de hazırlanmalıdır. Otonom araçlara geçiş, mevcut taksi işletmecilerinin haklarını ortadan kaldıran bir “teknolojik kopuş” değil, mevcut hakların yeni teknolojiye uyarlanmasını gerektiren bir “hukuki dönüşüm” olarak düzenlenmelidir.</p>
<p>Otonom araçların çok uzak olmayan bir gelecekte yollarda olacağı gerçeği karşısında Ülkemizde bugünden itibaren yukarıda detaylarına yer verdiğimiz şu çalışmalar başlatılmalıdır:</p>
<p>- Otonom taksi/Otonom ticari yolcu taşımacılığı özel olarak düzenlenmeli ve bugünden mevzuatı hazırlanmalıdır.</p>
<p>- T plakanın hukuki niteliği yeniden değerlendirilmelidir.</p>
<p>- Mevcut taksi işletmecilerine teknolojik dönüşümde öncelik hakkı verilmesi ve Taksi esnafının elektrikli ve otonom araçlara geçişinde ihtiyaç duyulacak finansmanın sağlanması yönünde düzenlenme yapılmalıdır.</p>
<p>- Otonom taksi işletmeciliğinin esnaf ve sanatkâr statüsüyle ilişkisi açıkça düzenlenmelidir.</p>
<p>- 5362 sayılı Kanun’daki esnaf tanımı ve taksicilik ulusal meslek standardı teknolojik dönüşüm dikkate alınarak yeniden değerlendirilmelidir.</p>
<p>- Otonom araç kazalarında üretici–yazılım şirketi–işletmeci–bakım kuruluşu arasındaki sorumluluk dağılımı belirlenerek yeni bir sorumluluk sistemi oluşturulmalıdır.</p>
<p>- Otonom araçların özelliğine uygun özel sigorta sistemi kurulmalıdır.</p>
<p>- Esnaf odaları ve TESK dönüşüm sürecinin karar alma mekanizmasına dahil edilmeli ve meslek kuruluşları bu değişimin öncüsü olmalıdır.</p>
<p>- Büyük teknoloji şirketleri ile mevcut taksici esnafı arasında rekabet bakımından eşitlik sağlanmalıdır.</p>
<p>- Mevcut işletme hakkının teknolojik dönüşüm nedeniyle ortadan kaldırılması halinde, dönüşüm mümkün değilse adil ve etkin bir telafi mekanizması oluşturulmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otonom-araclar-karsisinda-taksici-esnafinin-gelecegi-ve-cozum-onerileri-88089</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otonom araçlar karşısında taksici esnafının geleceği ve çözüm önerileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/paranin-da-sorumlulugu-var-88088</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Paranın da sorumluluğu var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim krizinden jeopolitik gerilimlere, doğa kaybından eşitsizliklere kadar risklerin birbirine bağlandığı bir dünyada yatırımın tanımı da değişiyor. 2005 yılında Birleşmiş Milletler desteğiyle yola çıkan Principles for Responsible Investment’ın altı ilkesi, bugün çok temel bir soruyu gündeme getiriyor: Sermaye geleceği nasıl şekillendiriyor?</strong></p>
<p>Para tarafsız değildir. Nereye gittiği, hangi şirketi büyüttüğü, hangi teknolojiyi ölçeklendirdiği, hangi iş modelinin ömrünü uzattığı önemlidir. Çünkü yatırım kararı dediğimiz şey, yalnızca bugünün şirket değerlemelerini değil, yarının ekonomisini de şekillendirir. Bugün bu gerçek her zamankinden daha görünür. Çünkü çok farklı krizi aynı anda, her yerde yaşıyoruz. İklim değişikliği fiziksel varlıkları tehdit ediyor. Aşırı hava olayları üretimi ve tedarik zincirlerini kesintiye uğratıyor. Doğa kaybı, su stresi ve kaynak kıtlığı şirketlerin maliyet yapısını değiştiriyor. Jeopolitik gerilimler enerji ve hammadde güvenliğini yeniden tanımlıyor.</p>
<p>Üstelik listeye yeni başlıklar ekleniyor. Yapay zekânın enerji ve su tüketiminden işgücü üzerindeki etkilerine, veri güvenliğinden yönetişime kadar yatırımcının değerlendirmesi gereken alan genişliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab35b6ed6db1-1790139246.jpg" alt="" width="800" height="600" /><strong>Sorumlu yatırım</strong></p>
<p>Bugün, yatırım dünyasında giderek daha önemli hale gelen bir kavram var: Sorumlu yatırım. Principles for Responsible Investment (PRI)’ın hikâyesi 2005 yılında dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın dünyanın en büyük kurumsal yatırımcılarından 20’sini bir araya getirmesiyle başladı.</p>
<p>Amaç şu soru üzerinden tanımlandı: Finans dünyası yatırım kararlarını verirken çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim konularını neden yeterince dikkate almıyor?</p>
<p>Yaklaşık bir yıl süren çalışmaya varlık sahiplerinin yanı sıra yatırım yöneticileri, akademisyenler, hizmet sağlayıcılar ve sivil toplum temsilcileri katıldı. Sonunda ortaya altı maddelik Principles for Responsible Investment çıktı. Sorumlu Yatırım İlkeleri, 27 Nisan 2006’da New York Borsası’nda Kofi Annan tarafından dünyaya duyuruldu.</p>
<p>İlk imzacılar 16 ülkeden, 2 trilyon doların üzerinde varlığı temsil ediyordu. Annan’ın o gün yaptığı tespit aslında bugün de geçerliliğini koruyor: Finans küresel ekonomiyi besliyor, ancak yatırım kararları çevresel, sosyal ve yönetişimle ilgili gerçekleri yeterince hesaba katmıyordu.</p>
<p>Aradan 21 yıl geçti. Bugün PRI, 90’dan fazla ülkede 5 bini aşkın imzacıya ulaşmış durumda. Nisan 2026 tarihli PRI belgesine göre ağdaki kurumların yönettiği ya da danışmanlık verdiği varlıkların büyüklüğü yaklaşık 130 trilyon dolar.</p>
<p><strong>Sorumlu yatırım ne demek?</strong></p>
<p>olmadığını söylemek gerekiyor. Sorumlu yatırım, getiriden vazgeçip “iyi” şirketlere para yatırmak anlamına gelmiyor. Yatırım evrenini mutlaka daraltmak ya da bazı sektörleri otomatik olarak dışlamak anlamına da gelmiyor. PRI’nin tanımı daha gerçekçi: Sürdürülebilirlik ve yönetişimle ilgili faktörleri, müşteriler ve yararlanıcılar için uzun vadeli değeri korumak ve artırmak amacıyla yatırım sürecine dahil etmek. PRI şu sorulara cevap arıyor: Bir yatırımın gerçek riskini anlamaya çalışıyorsanız, yalnızca bilançosuna bakmanız yeterli mi? Bir fabrikanın bulunduğu bölgede su tükeniyorsa, bu finansal bir risk değil mi? Bir şirket karbon yoğun bir iş modeline sahipse ve regülasyon hızla değişiyorsa, gelecekteki nakit akışını bundan bağımsız değerlendirebilir misiniz? Tedarik zincirinde ciddi insan hakları sorunları varsa bunun şirket değerine hiç etkisi olmayacağını varsayabilir misiniz? Yönetim kurulu iyi çalışmıyor, şirket şeffaf değil ve riskler doğru yönetilmiyorsa geçmiş yılların kârlılığı geleceğin garantisi olabilir mi?</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlikten önce dayanıklılık</strong></p>
<p>Sorumlu yatırım tartışmasının bugün en önemli boyutlarından biri dayanıklılık. Çünkü sürdürülebilirliği yıllarca daha çok şirketlerin çevre ve toplum üzerindeki etkileri üzerinden konuştuk. Şimdi ters yöndeki ilişkiyi de çok daha güçlü biçimde görüyoruz: Dünya değiştikçe şirketlerin kendisi ne kadar dayanabilecek? İklim riski bunun en açık örneği. Sel nedeniyle duran bir fabrika, kuraklık nedeniyle üretim yapamayan bir tarım şirketi, suya erişimi zorlaşan bir sanayi tesisi ya da karbon maliyetleri yükseldiği için rekabet avantajını kaybeden bir üretici için iklim değişikliği artık uzak geleceğin sürdürülebilirlik konusu değil. Doğrudan bilanço konusu. PRI verileri de yatırımcıların bu değişimi gördüğünü ortaya koyuyor. 2025 raporlama döneminde PRI imzacılarının yüzde 80’i iklim bağlantılı risk ve fırsatları temel bir finansal konu olarak tanımlamış durumda.</p>
<p><strong>Dünya dayanıklı değilse portföy de dayanıklı olamaz</strong></p>
<p>PRI, uzun vadeli finansal getirilerin, ekonominin ve onu ayakta tutan doğal ve toplumsal sistemlerin sağlığıyla bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor. İklim değişikliği, doğa kaybı ve sosyal eşitsizlik gibi sorunlar tek bir şirketi ya da sektörü aşarak piyasanın tamamını etkileyebiliyor. Bu da yatırımcının sorumluluğunun sınırlarını değiştiriyor. Çünkü artık portföy dünyadan bağımsız değil. Dünya dayanıklı değilse, uzun vadede portföyün dayanıklı olması da giderek zorlaşıyor.</p>
<p><strong>“Sorumlu yatırım” ile “iyi yatırım” arasındaki mesafe kapanıyor</strong></p>
<p>Bugün, sorumlu yatırımın değeri, yatırım kararını değiştirip değiştirmediğinde ortaya çıkıyor. Bir fonun adına “sürdürülebilir” yazmak yetmiyor. İklim riskini gerçekten fiyatlıyor mu? Şirketlerden veri talep ediyor mu? Yönetim kurullarına soru soruyor mu? Sermayenin yönünü değiştiriyor mu? Kendi performansını açıklıyor mu? Krizler fazlalaştıkça, sorulması gereken sorular da artıyor. Daha çok soru sormak, daha uzun vadeli düşünmek, riski daha geniş tanımlamak ve yönetilen paranın dünyadan bağımsız olmadığını unutmamak gerekiyor. Yaşadığımız çağda “sorumlu yatırım” ile “iyi yatırım” arasındaki mesafe giderek kapanıyor. Bir yatırımın uzun vadede iyi olup olmadığını anlamak için, ne kadar kazandıracağına değil, hangi dünyada kazandırmaya devam edebileceğine bakmak gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SORUMLU YATIRIMIN 6 İLKESİ</strong></span></p>
<p>PRI’nin çerçevesi altı temel ilkeye dayanıyor. Bu ilkeler, yatırımcının sermayeyi yönetirken izlemesi beklenen yol haritasını tanımlıyor:</p>
<p>1. ESG konularını yatırım analizine ve karar süreçlerine dahil et: İklimi, doğayı, çalışanları, insan haklarını ve yönetişimi finansal analizden ayrı düşünme.</p>
<p>2. Aktif yatırımcı ol: Hisseyi satın alıp kenara çekilme. Sahip olduğun yatırım üzerindeki haklarını kullan; şirketlerle diyalog kur, gerektiğinde değişim talep et.</p>
<p>3. Yatırım yaptığın şirketlerden doğru ve yeterli ESG verisi iste: Çünkü ölçemediğiniz riski yönetmeniz zor. Şeffaflık bu sistemin temel taşlarından biri.</p>
<p>4. Bu ilkelerin yatırım dünyasında yaygınlaşmasını destekle: Sorumlu yatırım birkaç büyük fonun uyguladığı niş bir model olarak kalmasın; yatırım zincirinin geneline yayılsın.</p>
<p>5. Birlikte hareket et: İklim değişikliği, doğa kaybı ya da insan hakları gibi sistemik sorunlar tek bir yatırımcının çözebileceği büyüklükte değil. İşbirliği yatırımcının etkisini artırıyor.</p>
<p>6. Ne yaptığını ve ne kadar ilerlediğini raporla: Belki de en kritik maddelerden biri bu. Çünkü sorumluluk, hesap verebilirlik olmadan tüm süreç kolaylıkla bir iletişim faaliyetine dönüşebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/paranin-da-sorumlulugu-var-88088</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Paranın da sorumluluğu var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpde-basliklar-dogru-sira-uygulamada-88087</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP’de başlıklar doğru, sıra uygulamada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta OVP’de yeşil dönüşümün yeni dilinin rekabetçilik olduğunu yazmıştım. 2027-2029 dönemini kapsayan program; yeşil dönüşümü sanayi, ihracat, enerji maliyetleri, finansman ve tedarik zinciri dayanıklılığıyla birlikte ele alıyor. Ancak iş dünyası açısından asıl soru şu: Bu başlıklar sahada nasıl uygulanacak?</p>
<p>İyi yazılmış hedefler ve güçlü politika ifadeleri tek başına dönüşüm üretmez. Sanayici için belirleyici olan, bu hedeflerin erişilebilir desteklere, sade başvuru süreçlerine, ölçülebilir kriterlere ve finanse edilebilir proje dosyalarına dönüşüp dönüşmeyeceğidir.</p>
<p>OVP’de, Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) SKDM ile uyumunun güçlendirileceği, emisyon yoğun sektörlerin yeşil dönüşümü ve ihracat rekabetçiliğinin destekleneceği belirtiliyor. Ayrıca düşük karbonlu üretim, kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi, sürdürülebilir finansman, Türkiye Yeşil Taksonomisi, enerji verimliliği, atık ısı ve yeşil binalar gibi kritik başlıklar yer alıyor. Bu tablo doğru bir yön gösteriyor. Ancak yön göstermekle yolda ilerlemek aynı şey değil.</p>
<p><strong>Sahadaki ilk ihtiyaç sadeleşme </strong></p>
<p>Sanayici ve özellikle KOBİ için en önemli meselelerden biri sadeleşme. Destek mekanizması varsa hangi işletme yararlanacak, hangi yatırım uygun kabul edilecek, hangi veri istenecek, başvuru ne kadar sürecek, tasarruf nasıl doğrulanacak ve sonuç nasıl izlenecek? Bunların cevapları netleşmezse iyi başlıkların sahadaki karşılığını sınırlı olur.</p>
<p>Enerji verimliliği yatırımlarının desteklenmesi çok doğru bir öncelik. Ancak bu desteğin yalnızca büyük ve karmaşık projelere değil, tekrarlanabilir, hızlı uygulanabilir ve ölçülebilir projelere de ulaşması gerekir. Basınçlı hava, buhar sistemleri, soğutma, pompa, fan, motor, otomasyon ve izleme yatırımları birçok işletmede kısa sürede sonuç üretebilir. Aynı yaklaşım atık ısı için de geçerli.</p>
<p>Sanayi kaynaklı atık ısının etkin kullanımı için mevzuat düzenlemesi yapılacak olması önemli. Fakat bunun yalnızca düzenlemede kalmaması gerekir. Hangi sıcaklık seviyesinde, hangi sektörlerde, hangi iş modelinde ve hangi finansman yapısıyla atık ısı projelerinin uygulanacağı netleşmeli. Özellikle demir-çelik ve çimento gibi atık ısı enerjisinin büyük olduğu sektörlerde, atık ısıdan elektrik üretilmesi; bunun üçüncü taraf tarafından uygulanması ve işletilmesine yönelik düzenlemeler hayata geçmeli.</p>
<p><strong>Veri finansmana dönüşmeli </strong></p>
<p>OVP’nin önemli başlıklarından biri de çevresel performans verilerinin finansal karar alma süreçlerine entegre edilmesi. Bu ifade teknik görünse de sanayici açısından somut bir anlama sahip. Enerji tüketimini ölçmeyen, emisyonunu izlemeyen, tasarrufunu doğrulamayan ve çevresel performansını güvenilir veriyle sunamayan işletmenin yeşil finansmana erişimi zorlaşacak.</p>
<p>Bu nedenle veri altyapısı yalnızca raporlama için kurulacak bir sistem olmamalı. Yatırım kararını, kredi dosyasını, müşteri ilişkisini ve rekabet stratejisini destekleyen bir yönetim aracı olmalı. Bankalar da bu süreçte yalnızca teminata ve bilançoya bakmakla yetinmemeli. Enerji verimliliği, atık ısı ve düşük karbonlu üretim projelerinin teknik kalitesini okuyabilecek kapasiteyi geliştirmeli.</p>
<p>KOBİ’ler için bu başlık daha da kritik. Büyük şirketlerin sürdürülebilirlik ve finansman ekipleri var. KOBİ’lerde ise çoğu zaman iyi fikir yatırım dosyasına dönüşmeden kalıyor. Bu nedenle standart proje formatları, sade ölçme ve doğrulama yöntemleri, teknik danışmanlık havuzları ve toplulaştırılmış finansman modelleri uygulamanın başarısını belirleyecek.</p>
<p><strong>ETS yük değil, sinyal olmalı </strong></p>
<p>Türkiye ETS ve SKDM uyumu, sanayi için yeni bir dönem başlatıyor. Ancak sistem yalnızca raporlama yükü gibi algılanırsa beklenen dönüşüm etkisi zayıflar. ETS’nin yatırım kararlarını yönlendiren bir fiyat sinyali üretmesi gerekir.</p>
<p>Bunun için tahsisat yapısı, fiyat oluşumu, denkleştirme kuralları ve gelirlerin kullanım şekli öngörülebilir olmalı. Karbon fiyatı sanayiciye ceza hissi veren bir unsur yerine, enerji verimliliği ve düşük karbonlu yatırım için ekonomik gerekçe sunan bir göstergeye dönüşmeli.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>OVP’de başlıklar doğru. Düşük karbonlu üretim, kaynak verimliliği, enerji verimliliği, atık ısı, yeşil taksonomi, sürdürülebilir finansman ve ETS uyumu aynı dönüşüm resminin parçaları. Şimdi ihtiyaç, bu parçaları sahada çalışan bir uygulama mimarisine dönüştürmek.</p>
<p>Başarıyı belge sayısıyla ölçemeyiz. Asıl ölçü, kaç işletmenin enerji tüketimini düşürdüğü, kaç projenin finanse edildiği, kaç atık ısı uygulamasının hayata geçtiği, kaç KOBİ’nin veri ve proje kapasitesini geliştirdiği ve sanayinin ihracat rekabetçiliğinin ne kadar güçlendiği olacak.</p>
<p>Yeşil dönüşümün sınavı hedeflerde değil, uygulamada verilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpde-basliklar-dogru-sira-uygulamada-88087</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP’de başlıklar doğru, sıra uygulamada ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-daha-zorlu-arz-kosullarina-ragmen-dezenflasyon-sureci-devam-ediyor-88135</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karahan: Daha zorlu arz koşullarına rağmen dezenflasyon süreci devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, DEİK Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) tarafından New York'ta düzenlenen 19. Türkiye Yatırım Konferansı kapsamında "Enflasyon ve Makroekonomik Görünüm" başlıklı bir sunum yaptı.</p>
<p>Son verilerin dikkatli bir şekilde yorumlanması gerektiğini belirten Karahan, arz şoklarının manşet enflasyon üzerinde önemli bir etki oluşturduğunu ve hizmet enflasyonunun katılık göstermeye devam ettiğini ifade etti.</p>
<p>Karahan, ancak bu tablonun hizmet bileşenleri arasında önemli ölçüde farklılık gösterdiğini bildirdi.</p>
<p>Normalde daha fazla katılık gösteren kalemlerde, özellikle kiralarda, belirgin bir iyileşme görüldüğünü aktaran Karahan, kira enflasyonundaki ve talepteki yavaşlamanın dezenflasyon sürecini desteklediğini vurguladı.</p>
<p>Karahan, buna karşılık, son dönemdeki gelişmelerden daha fazla etkilenen ulaştırma hizmetlerinin bu iyileşmenin bir kısmını dengelediğini kaydetti.</p>
<p>Bununla birlikte iç talepteki zayıflamanın etkisiyle büyümenin hız kestiğini belirten Karahan, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bir bütün olarak değerlendirildiğinde, veriler daha zorlu arz koşullarına rağmen dezenflasyon sürecinin devam ettiğine işaret ediyor. Bu ayrımları anlamak, hem enflasyon görünümünü hem de para politikası duruşumuzu değerlendirmek açısından önemlidir. Aylık veriler tek başına bilgilendirici olmakla birlikte aynı zamanda dalgalı da olabilir. Politika değerlendirmemiz, temel eğilimdeki değişikliklere dikkat etmeye devam ederken, söz konusu dalgalanmaların ötesine bakmalıdır."</p>
<p><strong>"Dış ticaret dengesi iyileşti ve seyahat gelirleri güçlü seyrini korudu"</strong></p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, jeopolitik gelişmelerin petrol fiyatlarını artırırken, rafineri marjlarındaki genişlemenin bu etkinin daha da belirginleşmesine yol açtığını ifade etti.</p>
<p>Enflasyon görünümüne ilişkin riskleri sınırlamak amacıyla para politikasında sıkılaştırmaya gittiklerini vurgulayan Karahan, dış ticaret dengesinin iyileştiğini ve seyahat gelirlerinin güçlü seyrini koruduğunu anlattı.</p>
<p>Karahan, kredi büyümesinin ilkbahardan bu yana önemli ölçüde yavaşladığını bildirdi.</p>
<p>Ekonomik aktivitede çeyreklik bazda görülen toparlanmanın güçlü ihracat tarafından desteklendiğini dile getiren Karahan, iç talepteki yavaşlama ve güçlü ihracatın cari dengedeki iyileşmeyi desteklediğini belirtti.</p>
<p>Karahan, yüksek frekanslı verilerin üçüncü çeyrekte iç talepteki yavaşlamanın devam edeceğine işaret ettiğini dile getirdi.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki artışın enflasyonu hem doğrudan hem de dolaylı kanallardan yukarı çektiğini aktaran Karahan, veriler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, enflasyonun ana eğiliminde son dönemde bir yavaşlama görüldüğünü kaydetti.</p>
<p>Enflasyon beklentilerinin temkinli davranmaya devam edilmesini gerektirdiğini vurgulayan Karahan, "Yurt içi yerleşiklerin Türk lirasına olan talebi güçlü seyrediyor. Uluslararası rezerv tamponları güçlü seyrini sürdürüyor. Önümüzdeki dönemde enflasyonun seyrini dışsal şoklar ve yurt içindeki aktarım mekanizmaları belirleyecek." ifadelerini kullandı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-daha-zorlu-arz-kosullarina-ragmen-dezenflasyon-sureci-devam-ediyor-88135</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/Fatih-Karahan2-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ New York&#039;ta &quot;Enflasyon ve Makroekonomik Görünüm&quot; başlıklı sunum yapan Merkez Bankası Başkanı Karahan, &quot;Bir bütün olarak değerlendirildiğinde, veriler daha zorlu arz koşullarına rağmen dezenflasyon sürecinin devam ettiğine işaret ediyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/20-feetlik-bir-kutu-dunyayi-nasil-degistirdi-88086</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> 20 feet’lik bir kutu dünyayı nasıl değiştirdi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Güvertesinde bile binlerce konteynerle denizleri yara ara yol alan dev gemileri hepimiz görmüşsünüzdür. Ancak aranızda nedir bu konteyner, neden dünya bunu kullanıyor, hikayesi nedir diye merak eden var mıdır bilmem. Ben meraklanıp araştırdım, hikaye ilginç.</p>
<p>Konteyner, ilk bakışta sıradan bir çelik kutu. Oysa küresel ticareti değiştiren asıl buluş kutunun kendisinden çok, herkesin aynı ölçüdeki kutuyla anlaşmasıymış.</p>
<p>Hikâye 1956’da Amerikalı iş insanı Malcolm McLean’in fikriyle hız kazandı. O yıl SS Ideal X adlı gemi Newark’tan Houston’a 58 konteyner taşıdı. Mallar tek tek gemiye yüklenip boşaltılmak yerine, içine konduğu kutuyla birlikte gemiden kamyona, kamyondan trene geçebiliyordu. Kutu açılmıyor, içindeki mallara tekrar tekrar el değmiyordu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab3598753a32-1790138759.png" alt="" width="437" height="228" />
<figcaption><strong>Konteynerleşme limanları da değiştirdi; vinçler ve standart kutular, yükleme boşaltma işini çok daha hızlı hale getirdi.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Ama bunun dünyayı değiştirmesi için bir sorunun çözümü arttı. Konteynerlerin ölçüleri ülkeye ve taşıma sistemine göre değişiyor, bu da yükün gemi, tren ve kamyon arasında aktarılmasını zorlaştırıyordu. İşte devrim burada başladı. Dünya, konteynerleri belirli standartlara bağladı. 20 feet uzunluğundaki konteyner, yani TEU (Twenty-foot Equivalent Unit / 20 feet eşdeğer birim), sistemin ortak ölçüsü haline geldi. 40 feet’lik konteyner ise iki TEU olarak kabul edildi. Böylece aynı kutu dünyanın gemisine, kamyonuna veya trenine uyabildi.</p>
<p>Çin’de üretilen ürün fabrikada konteynere giriyor. Kamyonla limana gidiyor, gemiye yükleniyor. Başka bir kıtada gemiden alınıp trene veya kamyona aktarılıyor ve mağazanın deposuna kadar gidiyor. Konteyner bütün bu yolculukta açılmadan kalabiliyor. Konteynerleşme limanları da değiştirdi; vinçler ve standart kutular, yükleme-boşaltma işini çok daha hızlı hale getirdi.</p>
<p>Buradaki asıl ders konteynerden daha büyük. Ekonomide bazen en büyük sıçramayı yeni bir ürün icat etmek değil, herkesin aynı kurala uymasını sağlamak yaratıyor. Bir ülkenin limanındaki ölçünün başka bir ülkenin gemisine, kamyonuna ve demiryoluna da uyması, ticaretin önündeki görünmez duvarları kaldırdı.</p>
<p>Bugün dünyanın herhangi bir yerinde üretilen bir ürünün başka bir kıtadaki mağazaya ulaşmasını doğal karşılıyoruz. Bunun arkasında basit bir çelik kutudan çok daha önemli bir anlaşma var: Dünyanın aynı ölçüde düşünmeye karar vermesi.</p>
<p>Bazen küreselleşme büyük laflarla değil, 20 feet’lik bir kutuyla da başlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/20-feetlik-bir-kutu-dunyayi-nasil-degistirdi-88086</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 20 feet’lik bir kutu dünyayı nasıl değiştirdi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/soz-new-yorkta-hesap-antalyada-88085</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Söz New York’ta, hesap Antalya’da</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim Haftası ile BM Genel Kurulu bu hafta New York’ta buluşuyor. Birinin odağında eylem, diğerinin gündeminde güven var. Antalya’daki COP31 ise uygulama sözü veriyor. Üç kelime arasındaki mesafe, bugün iklim siyasetinin asıl meselesi.</strong></p>
<p>New York’ta bu hafta iki sahne var. İlki <strong>Climate Week NYC</strong>. Odağı enerji, etki ve eylem. Şirketler, yatırımcılar, şehirler ve sivil toplum kuruluşları burada hangi dönüşümü finanse ettiklerini, hangi teknolojiyi büyüttüklerini, hangi hedefe bağlandıklarını anlatacak.</p>
<p>Diğeri, <strong>BM Genel Kurulu</strong>. Genel Kurul’un bu yılki teması: <em>“Güveni yeniden tesis etmek, dönüşümü yönetmek: Herkes için sonuç üreten bir Birleşmiş Milletler.”</em> Üstelik iklim bu temanın kenar süsü değil; doğrudan iklim eylemi ve adil geçiş için üst düzey bir toplantı da yapılacak.</p>
<p>Bir tarafta eylem, diğer tarafta güven. Kasımda Antalya’da düzenlenecek COP31’in iddiası ise uygulama. Bu kelimeler birbirini tamamlıyor. Fakat aralarındaki ilişki sandığımız kadar kolay değil. Eylem için yatırım gerekiyor. Yatırım için öngörülebilirlik ve risk paylaşımı. Güven içinse geçmiş vaatlerin tutulduğuna dair kanıt.</p>
<p>New York haftası, Antalya öncesi zincirin halkalarının ne kadar sağlam olduğuna dair ipucu verecek.</p>
<p><strong>Rakam tek başına güven üretmez</strong></p>
<p>Önce ölçeği koyalım. Küresel iklim hedeflerine ulaşmak için 2030'a kadar <strong>yılda 6 trilyon doları aşan yatırım </strong>gerekiyor. Bugün gerçekleşen iklim finansmanı ise bunun üçte biri civarında.</p>
<p>Bakü’deki COP29’da gelişmiş ülkelerin öncülüğünde, gelişmekte olan ülkelere sağlanacak iklim finansmanının <strong>2035’e kadar yılda en az 300 milyar dolara</strong> çıkarılması hedeflendi. Bunun yanında, tüm kaynaklardan sağlanacak finansmanın <strong>yılda 1,3 trilyon dolara</strong> yükseltilmesi için daha geniş bir çağrı yapıldı.</p>
<p>Bu iki rakam aynı taahhüdün küçük ve büyük hali değil. İlki gelişmiş ülkelerin öncülük etmesi beklenen finansmana ilişkin. İkincisi kamu ve özel sektör dahil çok daha geniş bir kaynak seferberliğini tarif ediyor. <strong>İkisini de bugün kullanıma hazır para gibi okumak yanlış olur.</strong></p>
<p>Daha önemli bir ayrım var. <strong>Finansman hedefi ile kullanılabilir finansman aynı şey değil.</strong> Bir ülkeye iklim yatırımı için kredi teklif edildiğini düşünelim. Faiz yüksekse, geri ödeme döviz cinsindense ve yatırımın gelirleri yerel para birimindeyse risk ülkenin üzerinde kalır. Proje iklim açısından gerekli ama ekonomik açıdan taşınamaz olabilir.</p>
<p>Bu yüzden <em>“Ne kadar para?”</em> sorusu tek başına yeterli değil. Hibe mi, kredi mi? Borç yükünü artırıyor mu? Kur riskini kim taşıyor? Para ne zaman kullanılabilecek? <strong>Güven, finansmanın yalnız miktarıyla değil, koşullarıyla oluşuyor.</strong></p>
<p>Nitekim Bakü kararına yönelik itirazların sürmesi de bunun kanıtı. Açıklanan rakam, yükün adil paylaşıldığına ilişkin uzlaşı olduğu anlamına gelmedi.</p>
<p><strong>BRIDGE neyi birbirine bağlayacak?</strong></p>
<p><em>Ülkelerin iklim hedefleri nasıl finanse edilebilir projelere dönüşecek</em>? COP31 bunun cevabını <strong>İklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE)</strong> ile vermeyi hedefliyor. Amacı, ülkelerin kâğıt üzerindeki iklim planlarını yatırım yapılabilir projelere çevirmek. Yeni bir kurum kurulmayacak, mevcut finans ekosistemindeki bağlantılar güçlendirilecek.</p>
<p>Akılcı bir girişim. Bir tarafta ülkelerin iklim hedefleri, diğer tarafta yatırımcıların ve finans kuruluşlarının kaynakları var. Ancak iki yakayı görmek, aralarında geçilebilir bir yol olduğu anlamına gelmiyor.</p>
<p>Bir ülke elektrik şebekesini yenilemek isteyebilir. Bunun ulusal iklim planında yazması yatırım için yeterli değildir. Hangi hatların kurulacağı, maliyetin nasıl karşılanacağı, gelir modelinin ne olacağı, izinleri kimin vereceği ve yatırımın riskini kimin üstleneceği de belli olmalıdır.</p>
<p>Finans kuruluşunun <em>“kaynak ayırmaya hazırız”</em> demesi de tek başına yeterli değildir. Kaynağın, projeyi yürütecek kurumun kullanabileceği koşullarda sunulması gerekir.</p>
<p>İşte hedef ile yatırım arasındaki gerçek boşluk burada. Bazen eksik olan para, bazen uygulanabilir proje, çoğu zaman ise projeyi finanse edilebilir kılacak kamu kapasitesi ve risk paylaşımı. <strong>BRIDGE’in değeri, bu darboğazları nasıl çözebildiğiyle ölçülecek.</strong></p>
<p>Türkiye’nin COP31 için ortaya koyduğu bir diğer küresel öneri, elektriğin küresel toplam enerji talebindeki payını <strong>2035’e kadar yüzde 35’e</strong> çıkarmak. <em>“35’e 35” </em>olarak anılan bu hedef, ülkeler için bağlayıcı bir COP kararı olarak kabul edilmiş değil, gönüllü bir eylem çağrısı.</p>
<p>Hedefin mantığı anlaşılır. Ulaşımda, binalarda ve sanayide fosil yakıt kullanımını azaltmak için daha fazla işi elektrikle yapmak gerekiyor. Fakat elektrikli araç veya ısı pompası hedefi koymak, onu besleyecek şebekeyi kendiliğinden kurmuyor.</p>
<p>Şebeke yatırımı, depolama, temiz elektrik üretimi ve finansman birlikte ilerlemek zorunda. Aksi halde elektrifikasyon hedefi kâğıt üzerinde büyürken, uygulama kapasitesi geride kalabilir. Üretilen elektriğin karbon yoğunluğu da emisyon sonucunu belirler.</p>
<p>Bu, Antalya’nın <em>“Uygulama COP’u” </em>iddiası için küçük bir örnek. <strong>Yüzde 35 hedefse; şebeke, üretim ve finansman da bu hedefe giden uygulamadır.</strong></p>
<p>New York haftası COP31’in resmi müzakeresi değil. Fakat Antalya’ya hangi beklentilerin taşınacağını belirleyebilir. Bu yüzden New York'tan gelecek açıklamaları üç ayrı sütunda okumak gerekir: <strong>Hedef, kaynak, uygulama.</strong> Birinci sütunun dolu olması, diğer ikisinin de dolu olduğu anlamına gelmez. Ve asıl haber çoğu zaman boş kalan sütundadır.</p>
<p><strong>Eylem, güven, uygulama</strong></p>
<p>BM’nin <em>“güveni yeniden tesis etmek”</em> ifadesi de kulağa diplomatik bir tema gibi gelebilir. Oysa iklim alanında bunun oldukça somut bir karşılığı var.</p>
<p>Gelişmekte olan ülkeler, kendilerinden daha hızlı dönüşüm istenirken, ihtiyaç duydukları kaynağın hangi koşullarda geleceğini bilmek istiyor. Yatırımcılar öngörülebilir kurallar arıyor. Çalışanlar geçişin maliyetinin yalnızca kendilerine yüklenmeyeceğini görmek istiyor. İklim krizinden en ağır etkilenen toplumlar ise uyum ve kayıp zarar finansmanının büyük enerji yatırımlarının gölgesinde kalmamasını bekliyor.</p>
<p>New York bu bağı az da olsa kurabilirse, Antalya’ya malzeme taşır. Kuramazsa COP31, hedeflerle uygulama arasında köprü kurmadan önce, sözlerle güven arasındaki boşluğu da aşmak zorunda kalacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/soz-new-yorkta-hesap-antalyada-88085</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/5/1280x720/767-1790138461.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Söz New York’ta, hesap Antalya’da ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-guveni-yeniden-nasil-kuracagiz-88084</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlarda güveni yeniden nasıl kuracağız?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bugün yaşanan sürecin en önemli riski, birkaç fonda yaşanan sorunun tüm fon piyasasına yönelik kalıcı bir güvensizliğe dönüşmesi... Bunu engellemenin yolu sorunu küçümsemek veya üzerini örtmek değil; doğru anlatmak, şeffaf yönetmek ve aynı sorunların tekrarını önleyecek adımları atmak.</strong><strong> </strong></p>
<p>Fon piyasasında son günlerde yaşanan para çıkışları, bazı fonlarda ödeme gecikmeleri ve tasfiye süreçleri yatırımcı güvenini ciddi şekilde zorladı. Özellikle sosyal medyadaki bilgi kirliliği, birçok yatırımcıda “fonlara artık güvenilmez” algısının güçlenmesine neden oldu.</p>
<p>Bu algıyı hafife almamak gerekiyor. Çünkü yatırım fonları güven üzerine büyüyen bir piyasa. Yatırımcı, parasının profesyonel yönetildiğini, varlıkların ayrı saklandığını, kuralların çalıştığını ve gerektiğinde doğru bilgilendirileceğini bilmek ister. Bu güven zedelendiğinde sorun yalnızca birkaç fonla sınırlı kalmaz; fon piyasasının geneline yönelik tereddüt oluşur.</p>
<p>Bugün yaşadığımız tabloyu tüm fon piyasasına mal etmek doğru olmaz. Sorunun merkezinde sınırlı sayıda fon ve birkaç kurum bulunuyor. Ancak fon piyasası güvene dayalı büyüdüğü için, bu sınırlı alanda yaşanan sorun bile yatırımcı algısında çok daha geniş bir etki yaratabiliyor. Birkaç fonda yaşanan ödeme gecikmesi veya tasfiye süreci, sosyal medyadaki bilgi kirliliğiyle birleştiğinde “fonlara güvenilmez” gibi genelleyici bir algıya dönüşebiliyor. Asıl risk de burada başlıyor.</p>
<p>Bu nedenle yapılması gereken, fon piyasasının tamamını zan altında bırakmak değil; sorunun nerede oluştuğunu doğru tespit etmek ve benzer sorunların tekrar etmesini engelleyecek çerçeveyi güçlendirmek. Çünkü son yıllarda fon piyasası hızlı büyüdü, yatırımcı sayısı arttı, bazı fonlar kısa sürede çok büyük hacimlere ulaştı. Bu büyüme önemli bir kazanım olmakla birlikte, özellikle hızlı büyüyen, belirli varlıklarda yoğunlaşan ve likiditesi sınırlı kıymetler taşıyan fonlarda gözetim, risk yönetimi ve yatırımcı bilgilendirmesinin de aynı hızla güçlenmesi gerekiyor.</p>
<p>Aslında bu risklerin bir bölümü daha önce görünür hale gelmişti. 13 Ağustos 2025 tarihli <strong>“Getirinin peşinde koşmak: Serbest fonlarda risk ve gerçekler”</strong> başlıklı EKONOMİ gazete yazımda, bazı serbest fonlarda sınırlı sayıda hisseyle üretilen yüksek getirilerin yeni para girişini artırdığını, yeni paranın aynı hisselere yönelmesiyle döngünün güçlendiğini ancak piyasa tersine döndüğünde düşüşlerin de hızlanabileceğini yazmıştım. O yazıdaki ana soru şuydu: <strong>“Bu strateji hangi koşullarda, ne kadar risk alarak kazandırdı?”</strong></p>
<p>29 Ekim 2025 tarihli <strong>“Para piyasası fonlarında yeni ayrışma: Getiriyi artıran piyasa farkı”</strong> başlıklı yazımda ise para piyasası fonlarının homojen bir yapı olmadığını, bazı fonların Borsa İstanbul Para Piyasası ve benzeri işlemler üzerinden daha yüksek getiri üretirken farklı riskler de taşıyabildiğini anlatmıştım. Orada da serbest fonlarda yaşanabilecek yüklü satışların, para piyasası fonlarını dolaylı olarak etkileyebileceğini vurgulamıştım.</p>
<p>Bugün geldiğimiz noktada mesele yalnızca bu uyarıların haklı çıkmış olması değil. Asıl mesele, bu tecrübeden sonra fon piyasasına duyulan güveni nasıl yeniden tesis edeceğimiz ve benzer sorunların tekrar yaşanmaması için hangi adımları atacağımız.</p>
<p>Bu noktada ilk öncelik, tasfiye sürecinin hızlı, şeffaf ve yatırımcıların birikimlerini azami ölçüde koruyacak şekilde yönetilmesi olmalı. Yatırımcı açısından bugün en kritik konu, parasına ne zaman ve hangi koşullarda ulaşabileceğini öngörebilmek. Bu nedenle tasfiye kapsamındaki fonlarda sürecin düzenli bilgilendirmelerle yürütülmesi, oluşan nakdin mümkün olan en kısa sürede yatırımcılara aktarılması ve belirsizliğin azaltılması büyük önem taşıyor.</p>
<p>Özellikle düşük riskli olarak görülen para piyasası fonlarındaki ödemeler, yatırımcı güveni açısından ayrıca kritik. Çünkü bu fonlar birçok yatırımcı tarafından nakit yönetimi ve kısa vadeli güvenli liman aracı olarak kullanılıyor. Bu alanda yaşanacak gecikmeler, yalnızca ilgili fon yatırımcısını değil, para piyasası fonlarına yönelik genel algıyı da etkileyebilir.</p>
<p>Bir diğer önemli başlık ise tasfiye kapsamında olmayan ancak alım-satıma kapalı bulunan fonlar. Bu fonların durumuna ilişkin belirsizliğin uzaması, yatırımcı tarafındaki endişeyi artırıyor. Bu nedenle tasfiye kararı bulunmayan fonların gerekli kontroller tamamlandıktan sonra ivedilikle işleme açılması, fon piyasasına olan güvenin yeniden tesis edilmesi açısından önemli olacaktır.</p>
<p>Bundan sonrası için ilk başlık, olağanüstü dönemlerde toplu çıkışların etkisini sınırlayabilecek geçici mekanizmalar olmalı. Sistemik nitelik kazanabilecek hızlı fon çıkışlarında kullanılabilecek araçlar şimdiden tartışılabilir. Bunlardan biri, gerekli görülmesi halinde belirli bir dönemle sınırlı geçici stopaj indirimi veya benzeri teşvikler olabilir. Buradaki amaç yatırımcıyı fonda tutmaya zorlamak değil, sistemik hale gelebilecek ani çıkışların piyasa üzerindeki etkisini sınırlamak olmalı. Özellikle para piyasası fonlarından hızlı çıkışların dövize yönelme davranışını da tetikleyebileceği unutulmamalı.</p>
<p>İkinci başlık fon risk seviyeleri; Bugün birçok yatırımcı “risk seviyesi düşük olduğu için aldım ama zarar ettim” diyor. Mevcut risk göstergeleri ağırlıklı olarak geçmiş fiyat oynaklığına dayanıyor. Oysa bir fonun riski yalnızca geçmişte ne kadar dalgalandığıyla ölçülemez. Likidite, yoğunlaşma, karşı taraf riski, kaldıraç kullanımı ve portföydeki varlıkların niteliği de risk göstergesine daha güçlü şekilde yansıtılmalı. Ayrıca fonun portföy yapısı değiştiğinde risk seviyesi de yeniden değerlendirilmelidir.</p>
<p>Üçüncü başlık stres testleri; Hızlı büyüyen, belirli varlıklarda yoğunlaşan veya likiditesi sınırlı kıymetler taşıyan fonlarda düzenli olarak “yatırımcıların önemli bir bölümü aynı anda çıkmak isterse ne olur?” sorusu sorulmalı. Bu test yalnızca tek fon bazında değil, benzer varlıklara yatırım yapan fonlar birlikte düşünülerek yapılmalı.</p>
<p>Dördüncü başlık serbest fonlarda nitelikli yatırımcı tanımı; Bugünkü yapı büyük ölçüde finansal varlık büyüklüğüne dayanıyor. Ancak belli bir büyüklükte varlığa sahip olmak, yatırımcının serbest fonun risklerini anladığı anlamına gelmeyebilir. Ürün bilgisi, risk algısı ve yatırım deneyimi de bu tanımın parçası haline getirilebilir.</p>
<p>Beşinci başlık yatırım danışmanlığı ve fon okuryazarlığı; Yatırımcı yalnızca geçmiş getiriye bakarak karar verdiğinde sosyal medya veya çevre yönlendirmesiyle çok hızlı şekilde hatalı ürünlere yönelebiliyor. Bu nedenle bireysel yatırım danışmanlığı süreçleri güçlendirilmeli, lisanslı banka ve aracı kurum personelinin fonlar konusunda daha etkin yönlendirme yapabilmesinin önü açılmalı. TSPB koordinasyonunda yatırımcılar, sektör çalışanları ve finansal içerik üreticileri için standart eğitim programları oluşturulmalı.</p>
<p>Altıncı başlık sosyal medya ve dijital mecralardaki fon tanıtımları; Fon içeriklerinde yalnızca geçmiş performansın öne çıkarılması, yatırımcıyı eksik bilgiyle karar vermeye itiyor. Risk seviyesi, yatırım stratejisi, portföy yapısı, likidite koşulları ve temel risk unsurları için asgari bir bilgilendirme standardı oluşturulmalı. Bu içerikleri hazırlayan kişiler için lisans veya sertifikasyon benzeri bir çerçeve de değerlendirilmeli.</p>
<p>Yedinci başlık erken uyarı mekanizması; Fon büyüklüğünün çok hızlı artması, belirli varlıklardaki yoğunlaşmanın yükselmesi, fon portföyünün ilgili kıymetin işlem hacmine göre aşırı büyümesi veya benzer fonlardan kalıcı ve belirgin getiri ayrışmaları erken uyarı kriteri olarak izlenmeli.</p>
<p>Son olarak şeffaflık yalnızca yatırım fonlarıyla sınırlı kalmamalı. BES fonlarında da varlık dağılımlarının yatırımcıların kolayca erişebileceği standart bir formatta, en az aylık periyotlarla açıklanması değerlendirilmeli.</p>
<p>Bugün yaşanan sürecin en önemli riski, birkaç fonda yaşanan sorunun tüm fon piyasasına yönelik kalıcı bir güvensizliğe dönüşmesi... Bunu engellemenin yolu sorunu küçümsemek veya üzerini örtmek değil; doğru anlatmak, şeffaf yönetmek ve aynı sorunların tekrarını önleyecek adımları atmak.</p>
<p>Fonlar yatırımcı açısından hâlâ çok değerli araçlar. Profesyonel yönetim, çeşitlendirme ve farklı varlık sınıflarına düşük tutarlarla erişim imkânı sağlıyor. Ancak piyasa büyüdükçe risk yönetiminin, gözetimin ve yatırımcı okuryazarlığının da aynı hızla gelişmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Bence güveni yeniden kurmanın yolu da buradan geçiyor. Yaşananları birkaç fonun sorunu diyerek küçümsememek, bütün fon piyasasına mal ederek büyütmemek; nerede sorun oluştuğunu doğru tespit edip aynı sorunun tekrarını zorlaştıracak sistemi kurmak.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-guveni-yeniden-nasil-kuracagiz-88084</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/4/1280x720/674-1790138524.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fonlarda güveni yeniden nasıl kuracağız? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mersin-hakan-sefa-cakira-sahip-cikiyor-88083</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mersin, Hakan Sefa Çakır’a sahip çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yaş sebze ve meyve sektörüne yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınan ve sonrasında tutuklananlar arasında Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır da var.</p>
<p>Mersin’de tarım, yaş meyve ve sebze, ekonomi denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biridir Hakan Sefa Çakır. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Meclisi’ne ilk kez 2005 yılında girdi ve o yıldan bu yana hep yönetimde yer aldı. 2018-2022 döneminde yönetim kurulu başkan yardımcılığı yaptı. Hâlen Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı’nın yanı sıra Mersin Agropark’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı, Ulusal Turunçgil Konseyi Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini sürdürüyor.</p>
<p>Uzun yıllar Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği de yapan Çakır, Eren Tarım Ürünleri ile Situr A.Ş. firmaları çatısı altında yaş meyve sebze ticareti ve ihracatı yapıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab357565c163-1790138198.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>“Üretmezsek tükeniriz” toplantılarının fikir babası</strong></p>
<p>Mersin, tarımsal üretimde, ticarette, ihracatta, ithalatta Türkiye’nin en önemli merkezlerinden birisi. Benim de tarım yazan gazeteci olarak en çok gittiğim illerden birisi. Hakan Sefa Çakır’ı da yaklaşık 20 yıldır tanıyorum. Tarım konusundaki duyarlılığı, çözüm odaklı bakışı ve katılımcı anlayışı çok az insanda var.</p>
<p>Bundan 7 yıl önceydi. Dönemin Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin en önemli projelerinden birisi “Tarımda Millî Birlik Projesi”ydi. Bu proje hayata geçseydi Tarım Bakanlığı’nın taşra teşkilatı da dâhil, tarımla ilgili birçok kurum, kuruluş kapatılacak ve yerine Semerat Holding kurulacaktı. Ülke tarımı bu holdinge teslim edilecekti. Projenin son aşamasına gelinmiş ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bir sunum yapılacaktı. O sunum, Cumhurbaşkanı’na sunulmadan 5-6 gün önce bir haber kaynağımdan bana geldi. Haber olarak yazdım. Deyim yerindeyse yer yerinden oynadı. Yoğun tepkiler üzerine ve işin gerçeği Cumhurbaşkanı Erdoğan’a anlatılınca sunum iptal edildi.</p>
<p>Türkiye’nin hemen her yerinden teşekkür mesajları, telefonlar geldi. Haber tüm medyada geniş yer buldu. O günlerde Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı olan Hakan Sefa Çakır telefonla aradı. Özetle şunları söyledi: “Semerat Holding konusu şimdilik gündemden düşmüş görünse de farklı biçimlerde yeniden gündeme gelebilir. Bu nedenle bizim ulusal, ülke gerçeklerine uygun bir modeli ortaya koymamız lazım. Semerat Holding olmasın ama yerine ne koyacağız? Mersin’de geniş kapsamlı bir toplantı yaparak bunu kamuoyuna sunalım.”</p>
<p>Sonuçta, 28 Eylül 2019 günü, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, Mersin Büyükşehir Belediyesi, Akdeniz İhracatçı Birlikleri, Ziraat Mühendisleri Odası Mersin Şubesi, Mersin Ziraat Odası ortaklaşa “Üretmezsek Tükeniriz/Türkiye Tarım Politikaları ve Geleceği Konferansı” düzenledi. Toplantıya sadece Mersin’deki tarım paydaşları değil, çevre illerden de tarım sektörünün çok sayıda temsilcisi, çiftçi, sanayici, tüccar, mühendis, veteriner hekim ve duyarlı yurttaşlar katıldı.</p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Yönetim Kurulu ile toplantıya katıldı. Tarımın önemini anlatarak yatırım yapmak isteyen herkese tarım ve gıdayı önerdiğini söyledi.</p>
<p>Ev sahibi olarak Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Kızıltan, Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Nejdat Sin, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer konuştu. Mersin Valisi Ali İhsan Su görüşlerini aktardı.</p>
<p>Biz de Cumhuriyet’ten bugüne tarım politikalarını ve Semerat Holding projesini anlattık. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin önceki Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir’de tarımda uyguladığı yerelde kalkınma modelini, Tire Süt Kooperatifi Başkanı Mahmut Eskiyörük kooperatifçiliği, Türkiye Tohumcular Birliği Başkanı Savaş Akcan tohumculuğun önemini ve üretici Mehmet Yaltır, Mersin’de tarımın önemini ve üreticilerin sorunlarını paylaştı. Her yönüyle çok başarılı ve verimli bir toplantı oldu. Benzer bir toplantı daha sonra Antalya’da yapıldı. Diğer illerden de talep geldi ancak pandemi olunca yapılamadı.</p>
<p>Mersin’de “Üretmezsek Tükeniriz” toplantı serisi tarımla ilgili farklı konularla devam etti. Son olarak, 18 Nisan 2026’da “Üretmezsek Tükeniriz/Jeopolitik Kırılmaların Eşiğinde Tarımın Geleceği” toplantısı yapıldı. Bu toplantılarda birçok kişinin, kuruluşun emeği, desteği var. Fakat Hakan Sefa Çakır olmasa bu toplantılar olmazdı.</p>
<p>“<strong>Hukuk ve vicdan önünde hesabını veremeyeceğim hiçbir işim olmamıştır”</strong></p>
<p>Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hakan Sefa Çakır, tutuklama kararından sonra “Kamuoyuna saygıyla” başlığı ile bir açıklama yaptı. Açıklama aynen şöyle:</p>
<p><strong>Kamuoyuna saygıyla</strong></p>
<p><strong><em>Kamuoyuna yansıyan soruşturma kapsamında, aralarında şahsımın da yer aldığı davada,</em></strong><strong><em> “tutuklu yargılama” kararı üzerine bu açıklamayı yapma gereği doğmuştur.</em></strong></p>
<p><strong><em>Sürecin</em></strong><strong><em> hukuk kuralları ve hakkaniyet çerçevesinde değerlendirilerek gerçeğin tüm yönleriyle ortaya çıkarılacağına yürekten inanıyorum.</em></strong></p>
<p><strong><em>İsnat edilen hususlarla herhangi bir ilgim veya</em></strong><strong><em> dahlim bulunmadığını ifade etmek isterim. Dosyanın yetkili mercilerce titizlikle ve bütün yönleriyle değerlendirileceğine güveniyorum.</em></strong></p>
<p><strong><em>Bu süreçte Mersin iş dünyasından, dostlarımdan ve hemşehrilerimden ulaşan destek ve dayanışma mesajları benim için çok kıymetli bir moral kaynağıdır. Süreci sağduyu ve hukuka saygı içinde takip eden, desteğini ve iyi dileklerini ileten herkese teşekkür ediyorum.</em></strong></p>
<p><strong><em>Bugüne kadar gerek iş hayatımda gerekse görev aldığım sivil toplum kuruluşlarında şehrimize, insanımıza ve ülkeme hizmet etme sorumluluğuyla hareket ettim. Hukuk ve vicdan önünde hesabını veremeyeceğim hiçbir işim olmamıştır.</em></strong></p>
<p><strong><em>Gerçeklerin tüm açıklığıyla ortaya çıkacağına ve adaletin tecelli edeceğine güvenim tamdır. Tekrar dostlarımla, hemşehrilerimle ve Mersin iş dünyasıyla birlikte olacağıma, kentime ve Mersin ekonomisine hizmete devam edeceğime yürekten inanıyorum.</em></strong></p>
<p><strong><em>Bu süreçte üzerinde hassasiyetle durduğum en önemli husus, Odamızın kurumsal bütünlüğünün ve birlik beraberliğinin korunmasıdır. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası yalnızca üyelerine hizmet sunan bir meslek kuruluşu değil, 140 yıllık geçmişiyle Mersin’in ortak değeridir. Tüm üyelerimizin ve iş dünyamızın, kentimizin ortak menfaatleri etrafında kenetlenerek bu kurumsal sorumlulukla hareket edeceğine inanıyorum.</em></strong></p>
<p><strong><em>Odamızın birlik içinde Mersin için çalışmayı sürdürdüğünü bilmek, bu süreçte benim için en kıymetli moral ve motivasyon kaynağı olacaktır.</em></strong></p>
<p><strong><em>Kısa zamanda yeniden bir araya gelmek ve güzel günlerde görüşmek dileğiyle.</em></strong><strong><em><br />Kamuoyuna saygıyla arz ederim.<br />Hakan Sefa Çakır</em></strong></p>
<p>Bu açıklama sosyal medyada yayımlandıktan sonra yüzlerce mesaj ve yorum yazıldı. Yapılan yorumların hepsinde Hakan Sefa Çakır’a destek verilirken adaletin tecelli edeceğine olan inanç ifade ediliyor. Herkes, dürüstlüğüne, çalışkanlığına, Mersin için verdiği mücadeleye vurgu yapıyor. O mesajlardan bazılarını özetleyerek paylaşıyorum:</p>
<p><strong>Ayhan Kızıltan</strong>: “2018-2023 yılları arasında 5 yıl onurla yürüttüğüm MTSO Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini devrettiğim, kentimizde çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle bilinen, değerli iş insanı Hakan Sefa Çakır’ın içinde bulunduğu süreci yakından ve büyük bir üzüntüyle takip ediyorum. Yaşanan bu süreç karşısında Mersin iş dünyasında yaratılmak istenen kargaşayı, endişeyi ve elverişli ortam kollayanları ibretle izliyorum. Bu kent değerlerine ve insanına sahip çıkmalıdır. Ben Hakan Sefa Çakır’ın dürüstlüğüne olan inancımla sonuna kadar arkasındayım.”</p>
<p><strong>Şerafettin Aşut:</strong> “Bugünlerin de geçeceğine ve kısa zamanda tekrar Mersin’e, ekonomiye destek olmaya devam edeceğine yürekten inanıyorum…”</p>
<p><strong>Gökben Bulut:</strong> “Bu şehir sizi tanıyor ve size güveniyor, başkanım. Herkes sizin dürüstlüğünüzü, değerlerinizi ve Mersin sevdanızı anlatıyor. Siz hep birleştiren, herkesi kucaklayan oldunuz. Yokluğunuzda bile tüm şehri aynı vicdanda buluşturdunuz. Gerçekler elbet ortaya çıkacak, adaletin tecelli edeceğine inancım tam. Siz örnek bir iş adamısınız. Mersin’iniz sizi bekliyor.”</p>
<p><strong>Abdurrahman Çokgünlü</strong>: “Hakan Başkan, senin Mersin ekonomisine katkıların hiçbir zaman küçümsenemez. Bir yanlış anlaşılma var. İnşallah en kısa zamanda tekrar işinizin başında, çiftçinin yanında olursunuz, bundan şüphemiz yok. Mersin’in sana ihtiyacı var, moralini bozma.”</p>
<p><strong>Selami Dalgıç</strong>: “Hakan Sefa Çakır dedin mi akla dürüst, modern, namuslu, şerefli, karakterli, aile terbiyesi almış, dürüstlük abidesi bir babanın, Selami Çakır’ın oğlu, Mersin sevdalısı bir aile gelir. Vatanını, milletini seven, Mersin kentine katma değer katan, ender ticaret adamlarından. Müthiş istihdam sağlayan, yıllık potansiyeli olan öncü bir iş adamıdır. Bu süreçten kendisine ve ailesine yakışacak bir şekilde tertemiz çıkacağından eminim. Adalet tecelli edecektir, adalete güvenimiz sonsuzdur.”</p>
<p><strong>Çakır Mali</strong>: “Sevgili Kardeşim Hakan, seni tanıyan herkes senin işini dürüst yapan, kentini ve ülkesini seven biri olduğunu biliyor. Sen bayrağı yarım asır önce Mersin halinde komisyonculuğa başlayan baban Selami Çakır’dan devraldın. İşini dürüst ve adaletli şekilde yaparak en ileri seviyelere ulaştırdın. Bu süreçte binlerce çiftçinin el emeğinin, alın terinin karşılığını vermen, Eren Tarım, Hakan Sefa Çakır deyince ürününü tereddütsüz olarak sana veren çiftçinin güvenini kazanman işini ne derece doğru yaptığının bir göstergesidir. Seni tanıyan herkesin hiç şüphesi yok. Sen, adaletsizliği, haksızlığı sevmeyen, işini en iyi şekilde yapan günümüzün nadir iş adamlarından birisin. Herkesin ortak dileği, ilahi adaletin seni ve bizleri haklı çıkarmasıdır. Seni en kısa sürede aramızda görmek dileğimle. Allah’a emanet ol.”</p>
<p><strong>Serkan Karakaya:</strong> “Sayın Başkanım, hukuka, adalete, devlete bağlılığınızla, insan sevginizle, topluma yararlı çalışmalarınıza kaldığınız yerden devam edeceğinize, bu süreçten çıkacağınıza inancımız tamdır.”</p>
<p><strong>Güldane Turhan:</strong> “Hakan Başkan’a çalışkanlığının ve dürüstlüğünün bedelini ödetiyorlar. Günümüzde azalan bir insan tipi olduğu için. Tüm Mersin olarak arkandayız. Geçmiş olsun.”</p>
<p><strong>Adem Kurt:</strong> “Değerli başkanım, sizlerin bu kent için verdiğiniz mücadeleyi iyi bilen biri olarak, işlerinizde haksızlığa karşı ne kadar duyarlı olduğunuzu, hakkı gözettiğinizi çok iyi bildiğim için söylüyorum: En kısa zamanda kentimize hizmet için aramızda olacağınıza hiç şüphem yok. Yüce Türk adaletine güvencemiz, inancımız tamdır.”</p>
<p><strong>Müzeyyen Karakılınç:</strong> “Bazı toplumlarda dürüstlüğün timsali insanlar olur; tam olarak onlardan bir tanesi Hakan Sefa Çakır’dır. Dualarımız sizinle.”</p>
<p><strong>Serdar Aygün:</strong> “Küçük bir esnaf olarak pazarcılık yapmaktayım. Ekmeklerini çok yedim. Dürüst, merhametli bir insan. Allah’ım başımızdan eksik etmesin. Gerek Eren Tarım’dan gerek Situr’dan çok iyilikler gördüm. Rabbim yâr ve yardımcın olsun Hakan abim.”</p>
<p><strong>Atiye Öncel:</strong> “Dürüstlüğün, vicdanın ve mütevazılığınla haramı helali bilen en güvenilir nadir insanlardan birisin sen, canım kardeşim. Allah yardımcın olsun, çok yakında adaletin yerini bulacağına inanıyorum.”</p>
<p><strong>Abdullah Özgür:</strong> “Geçmiş olsun. Tarih, yanlış anlaşılmış örnekler ile dolu.”</p>
<p><strong>Metin Kaya:</strong> “Dünyada gördüğüm en dürüst insan. Adalet mutlaka tecelli eder.”</p>
<p><strong>Ali Doğan:</strong> “Değerli dostum, başkanım, 1980 yılından beri ailenizi, sizi tanırım. Şimdiye kadar bir yanlışınıza tanık olmadım. Çok geçmiş olsun, sabır dilerim. Hak doğrudan yana olur diye düşünüyorum. Bu da geçer, sağlık dileklerimle. Sevgiler.”</p>
<p><strong>Georgi Stoianov</strong>: “Sevgili Hakan, lütfen Bulgaristan’dan gelen içten desteğimizi ve saygımızı kabul et. Her şeyin yakında sona ereceğine yürekten inanıyoruz.”</p>
<p><strong>Tufan Kurt:</strong> “Tutuklanmanın vaka-i adiyeden bir işlem hâline geldiği bir yerde, bu tür kazalar herkesin başına gelir. Üzülmeyin, siz doğru durun yeter, eğri belasını bulur.”</p>
<p><strong>Ünal Kadızade:</strong> “Başkanım, büyük geçmiş olsun. Doğruların er geç ortaya çıkacağına inancımız sonsuzdur. İnşallah bu süreci atlatacağınıza sonuna kadar inanıyoruz. Mersin sizi seviyor. Çiftçinin mahsulüne, alın terine ne kadar riayet ettiğinize tarım camiası olarak hepimiz şahidiz. Rabbim yâr ve yardımcınız olsun.”</p>
<p><strong>Mustafa Kocacikli</strong>: “Bu yanlışı adaletle en kısa sürede çözecek olan Adalet Bakanımız Akın Gürlek’ten rica ediyoruz. Bu konuya öncelik verip haksız yere tutuklu bulunanların salıverilmesine ve haklarının iade edilmesine yardım etsinler. Hakan Çakır, dünyanın en dürüst insanıdır.”</p>
<p><strong>Ünal Şahin:</strong> “Başkan, herkes her şeyi biliyor. Siz rahat olun. Pazarda meyve sebze ucuzladı. Sebep sizlersiniz ya. Siz doğru olun, eğri belasını bulur. Hadi bakalım, bizim malları kim ihraç edecek? Madem öyle, neden DFİF’i (Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu) kaldırdınız? Garantili yollara, hasta garantili hastanelere, garantili köprü ve otobanlara para var; kur korumalı mevduata bir trilyon, fonlara bir trilyon para milletin sırtına ama üreticiye gelince para yok, öyle mi? Ama ben çok seviniyorum. Niye mi? Biz üreticilere ve çiftçilere her şey müstahak. Bir de en büyük sorun şu: Ülkemizde üretici (çiftçi) ile köylü maalesef hep karıştırılmıştır.”</p>
<p><strong>Nuray Çakı:</strong> “Hakan Başkanım, size olan güvenimiz sonsuzdur. Doğru insan eğilir ama yıkılmaz. Sonuna kadar yanınızdayız.”</p>
<p><strong>Mustafa Cirit:</strong> “Hakan, çok geçmiş olsun. 40 yılı aşkın bir süredir seni tanıyorum. Etik, dürüst, idealist bir kişisin. En kısa sürede gerçeklerin ortaya çıkıp adaletin tecelli edeceğinden eminim.”</p>
<p><strong>Hülya Avcı:</strong> “Bütün Mersin, Hakan Çakır ve ailesini tanır. Temiz, dürüst ve işini titizlikle yapan bir insandır. Gerçekler en kısa zamanda ortaya çıkacak, Hakan aramıza dönecektir. Eşine ve çocuklarına sabır diliyorum.”</p>
<p><strong>Hasan Görgülü</strong>: “Hakan Çakır’ı 35 yıldan beri tanıyorum. Dürüst bir iş adamı. Suçsuz olduğunu biliyorum, geçmiş olsun. En kısa zamanda işinizin başına dönersiniz. Çukurova’nın size ihtiyacı var.”</p>
<p><strong>Nazmi Akdağ:</strong> “Hakan’ı yaklaşık 40 yıldır tanırım. Rahmetli babası Selami abi benim büro komşumdu. Ailece dürüst ve saygın olduklarına yürekten inanıyorum. Bu olaylarda Hakan’ın yüzünün akıyla bu süreci atlatacağına inanıyorum.”</p>
<p><strong>Cem Bucuge:</strong> “MTSO’da 12 senedir yakın iş birliği içinde çalışıyoruz. Nasıl biridir deseler dürüst, ilkeli, hassas, vatansever, hümanist, çalışkan diye tanımlarım... Aklımda en küçük bir tereddüt yok! Temiz olduğu en kısa sürede ortaya çıkacak...”</p>
<p><strong>Özetle,</strong> yüzlerce mesaj, oda ve sivil toplum kuruluşlarından yapılan açıklamalar; hepsi Hakan Sefa Çakır’ın dürüstlüğüne vurgu yaparken tarıma, Mersin’e verdiği hizmeti anlatıyor. Olumsuz bir tek mesaj yok. Hiç kimse “yargılanmasın” demiyor, diyemez de. Ortak görüş, adaletin bir an önce tecelli etmesi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mersin-hakan-sefa-cakira-sahip-cikiyor-88083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mersin, Hakan Sefa Çakır’a sahip çıkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansal-piyasalarda-tarihi-gunler-88082</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal piyasalarda tarihi günler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sermaye piyasalarında yaşanan sarsıntının temelinde panik, yüksek fon çıkışları ve likidite baskısının bulunduğuna dikkat çekilen makalede, düzenleyici kurumların piyasaya likidite sağlamaya yönelik adımlarının güvenin yeniden tesis edilmesi açısından önem taşıdığı belirtiliyor. Sürecin yaklaşık 500 bin tasarruf sahibini etkilemesinin ise servet etkisi üzerinden iç talep ve tüketim üzerinde baskı yaratabileceği ifade ediliyor.</strong></p>
<p>Finansal piyasalar açısından tarihi bir hafta geçiriyoruz demek sanıyorum abartı olmayacak. İçeride sermaye piyasalarımızda yaşanan sarsıntı, dışarıda tahvil faizlerinin zirveleri zorlamasıyla merkez bankalarının daha güçlü harekete geçmesi, hemen hemen her türlü finansal enstrümanda sert hareketlere yol açtı.</p>
<p>Aslında piyasa oyuncularının uzun zamandır farkında olduğu, aynı piyasada benzer fonların çok farklı getirilere yöneldiği bir ortamın çok da normal bir akışa işaret etmediği açıktı. MSCI gelişmekte olan ülke endekslerinden çıkarılma riskimiz sonunda SPK’yı da harekete geçirdi. Açıkçası, çok daha önceden harekete geçilmesi gerekiyordu. Keşke geçilebilseydi. Serbest fonların içeriği ve fiili dolaşımı gibi konular başta olmak üzere önemli ve olması gereken adımların atılmaya başlanmasıyla içeride bu hafta yaşadığımız noktaya kadar ulaştık.</p>
<p><strong>Panik, likidite ve güven</strong></p>
<p>Gerçekten de piyasanın geneline yayılmayan ve piyasa yapısı nedeniyle sistematik bir risk oluşturmayan bir sorunun bu boyuta gelmesinde, yatırımcı gözünde oluşan panik ve buna bağlı olarak fon çıkışlarının aşırı yüksek seviyelere ulaşması önemli rol oynadı. Dünyanın neresinde ve hangi finansal piyasada olursa olsun, tasarruf sahiplerinin aynı anda sistemden fonlarını çekmek istemesi durumunda en güçlü olduğu düşünülen finansal piyasalar ya da kurumlar bile böyle bir strese kolay kolay dayanamaz.</p>
<p>Sistem güven ve kredibiliteye dayandığı için finansal kurumlar tasarrufları şeffaf bir şekilde kullandırmak ve bu çerçevede ortaya çıkan kârı tasarruf sahipleriyle paylaşmak durumundadır. Tasarruf sahiplerinin fonlarının farklı varlık sınıflarında kullanılması nedeniyle, her an kolayca likit hâle getirilemeyen bazı varlıklar fon taleplerinin karşılanmasını zorlaştırarak bu hafta yaşadığımıza benzer daha sıkıntılı tablolara yol açabiliyor.</p>
<p><strong>Yaşananlar sonrası doğru adımlar atılıyor</strong></p>
<p>Sonuç olarak, geç kalınıp kalınmadığı tartışması bir yana, SPK’nın ve ilgili düzenleyici ve denetleyici kurumların yaşanan sorunu bastırmak yönünde attıkları adımların temelde doğru olduğunu düşünüyoruz. Bir likidite ihtiyacı var ve bu ihtiyaç fazlasıyla karşılanıyor. Sistematik riskleri ve bulaşmayı engellemek için yapılması gereken budur. Bunun gerektiği ölçüde yapılacağı mesajının verilmesi de güvenin yeniden sağlanmasında önemli bir role sahiptir.</p>
<p>Bu çerçevede önümüzdeki süreçte tasarruf sahiplerinin fonlardaki kaynaklarına ulaşabilmesi, fon türüne ve sürecin yürütülme biçimine bağlı olarak zaman alacaktır ve şu anda öngörülen süre de 6 ay görünüyor. Panik olmanın ve paniği artırmanın ne ekonomimize ne de bireysel ve kurumsal yatırımcılara bir faydası var, aksine zararı bulunuyor. Geldiğimiz noktada sakin olmak ve doğru yönetilmeye başlanan sürecin sonuna kadar sağlıklı biçimde yürütülmesi için gelişmeleri yakından takip etmek gerekiyor diye düşünüyoruz.</p>
<p><strong>Kısa vadede iç talep üzerine baskı yaratabilir </strong></p>
<p>Yaşananlardan 500 bin civarında tasarruf sahibinin etkilendiği, 1 trilyon TL, yaklaşık 20 milyar dolar civarında bir kaynağım belirsizliğini konuşuyoruz. Bu tasarruf sahiplerinin aileleri ve yakın çevrelerinin doğrudan etkilendiği, toplumun büyük kısmının günlerdir yakından izlediği ve etkilendiği bir ortamdan söz ediyoruz. Bunun anlamı servet etkisi yoluyla iç talebin ve tüketimin negatif etkilenme potansiyelidir. Hazırlanmasına katkıda bulunduğumuz Bloomberg HT Tüketici Güven Endeksi Eylül ayının ilk yarısında düşüş gösterdi ve bunun en önemli nedeni tüketim eğiliminde sert düşüş oldu. Son ilk ayda hafif de olsa artma eğiliminde olan tüketim eğiliminin düşüşünde sermaye piyasasında yaşananların etkili olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Dün yayınlanan TCMB -TÜİK Tüketici Güven Endeksi ise Eylül ayında yüzde 1,3 artarak 91,9 değerine geldi. Bununla birlikte, hanelerin mevcut ekonomik durumu ve gelecek 12 aya ilişkin mali durum beklentisinde gerileme var, aynı zamanda tasarruf etme eğilimi de artıyor. Buna karşın mevcut durumda dayanıklı tüketim malı alma eğilimi bir miktar artarken gelecek üç ayda azalıyor. TÜİK anketinde biraz karışık sinyaller geliyor ve biraz izlemek gerekiyor. Bloomberg HT endeksinin bir farkı da tüketim eğiliminde otomobil ve konut alma eğiliminin de sorulması ki bunlar tüketim için öncü sektörler. Otomobil ve Konut TÜİK anketinde ayrı ayrı izleniyor ve ürünlere yönelik talep eğilimi gelecek 12 ay için soruluyor. Bu çerçevede mevcut durumda sermaye piyasasında yaşananların tüketim eğilimine ve iç talebe bir miktar baskı yapacağını, bunun büyüme açısından olumsuz, enflasyon ve faiz indirimine biraz kapı açmasından, sektörler adına olumlu değerlendirebiliriz. Son çeyrek büyümesi OVP öngörülerinin altında olabilir. Bununla birlikte, sermaye piyasalarında sürecin normalleşmesi ve seçim öncesi daha genişletici politikalarla iç talep ağırlıklı yüzde 4 üzerinde büyüme hedefine gelecek yıl rahat ulaşılabileceğini düşünüyoruz. Bu durum da elbette sonraki dönem enflasyonu için olumlu çok olumlu olmayacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansal-piyasalarda-tarihi-gunler-88082</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/1/1280x720/ekonomik-buyume-piyasa-faiz-1789122081.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Finansal piyasalarda tarihi günler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/60-milyar-dolarlik-doviz-makinesi-88081</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> 60 milyar dolarlık döviz makinesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yeni nesil turizmci, Doğu’da kendine ikbal bulabilir. Yöreyi töreyi ve küreyi bilen, gelen turistin parasını alma odağından ziyade ona kaliteli hizmet götürme gayretinde olan kazanacaktır.</strong></p>
<p>Bir zamanlar <strong>terör belası</strong> yüzünden, yerel ekonominin gelişmediği yörelerimizde; şükür ki <strong>güvenlik sorunu kalmadı</strong>. Üstelik <strong>kent altyapıları</strong> yenileniyor, <strong>yaşanılır şehirlere dönüş</strong> yolunda başarılar kazanılıyor. <strong>Ulaşım</strong>, <strong>konaklama</strong> ve <strong>gastronomi</strong> üçgenindeki <strong>turizm fırsatlarını</strong> gündeme taşıyoruz.</p>
<p>Peki, Doğu ve Güneydoğu illerimiz, <strong>turizmden hak ettiği kazancı</strong> sağlayabilir mi? Antalya gibi olmasa da <strong>doğal</strong>, <strong>beşeri</strong>, <strong>kültürel</strong> zenginlikleriyle <strong>turistler için tercih edilesi varış noktası</strong> haline gelebilir mi? <strong>Elbette</strong>… Ancak bu, başarısı yılların ardından gelecek, <strong>uzun ince </strong>bir yol. <strong>Kolay</strong> değil ama <strong>mümkün</strong>…</p>
<p><strong>UZUN İNCE YOLDAKİ DOĞU TURİZMİ</strong></p>
<p>Rahmetli <strong>Turgut Özal</strong>, doğru stratejiyle zamanında <strong>100 milyar dolarlık teşvik</strong> harcayarak<strong>, yılda 60 milyar dolar getiren bir sektör</strong> sundu bize… Bugün ülkemiz, <strong>tercih sıralamasında</strong> ve <strong>turizm gelirinde</strong> dünyanın <strong>ilk 5’i civarına</strong> yerleşmiş. Ancak gidilecek daha yolumuz var. Misal <strong>Doğu</strong>, <strong>Güneydoğu</strong> turizmi gibi…</p>
<p>Bölgede turizm sektörü üretmek için <strong>yol uzun zira</strong> Antalya da bir günde gelişmedi. <strong>Yol aynı zamanda ince zira </strong>turizm sadece yatak, tesis, yol değil; <strong>kültür</strong> ve turiste <strong>hizmet sunmak</strong>, ona <strong>para harcatmak</strong>, meşakkatli, dikkat edilesi bir süreç. <strong>Turisti çekmek </strong>mesele, <strong>geleni memnu etmek</strong> daha zor mesele…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Doğu turizmine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Doğu’yu cazip kılanlar?</em></strong></p>
<p>Öncelikle <strong>doğası</strong>, <strong>tarihi kültürel mirası</strong> ve <strong>gastronomi</strong> zenginliği… Hele ki <strong>18 çeşit</strong> turizm alanlarından deniz-kum-güneş odağı dışında; <strong>inançtan endemik turizme</strong> varana dek <strong>çok fazla seçenek</strong> sunabiliyor.</p>
<p><strong><em>Doğu’nun eksikleri?</em></strong></p>
<p><strong>Can güvenliği tamam</strong> ancak gelen turisti bölgede en az 3 gün tutabilecek <strong>etkinlik projeleri</strong> eksik. Ayrıca can güvenliği yanı sıra turistin <strong>hijyen huzuru</strong> ve esnafın da <strong>kazıklamama güvencesi</strong> şart.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>DOĞU’DA GELİŞTİRİLEBİLECEK TURİZM ÇEŞİTLERİMİZ</strong></p>
<p>Uluslararası Rekabet Araştırmaları Kurumu <strong>URAK</strong> ile yakın geçmişte yaptığımız araştırmada başlıca turizm çeşitlerimizi sıralamıştık; <strong>sağlık ve termal</strong>, kış, <strong>yayla</strong>, mağara, <strong>av</strong>, kongre, <strong>golf</strong>, yat, <strong>ipek yolu</strong>, inanç, <strong>hava sporları</strong>, dağcılık, <strong>akarsu-rafting</strong>, su altı dalış, <strong>kuş gözlemciliği</strong>, endemik turizmi gibi…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TURİZM LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Turist</strong>: Gezip görüp para harcayan ziyaretçi… Yerlisi de makbul yabancısı da</p>
<p><strong>Turist başı gelir</strong>: Ziyaretçinin ulaşıma, konaklamaya ve yeme içmeye harcadığı para</p>
<p><strong>Geceleme</strong>: Gelen turistin kaç gece konakladığı ve bölgede ne kadar dolaştığı</p>
<p><strong>Deneyim</strong>: Turistler artık seyahat yerine macera peşinde, güzel anı oluşturma isteğinde</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/60-milyar-dolarlik-doviz-makinesi-88081</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/1/1280x720/turistik-dogu-ekspresi-1761465355.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 60 milyar dolarlık döviz makinesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleyman-orta-vadeli-programda-bazi-alanlarda-ongorulerin-gerisinde-kaldigimizi-gosteriyor-88122</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hacısüleyman: OVP&#039;de bazı alanlarda öngörülerin gerisinde kaldığımızı gösteriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) 2022-2024 dönemi son meclis toplantısı Meclis Başkanı Ahmet Öztürk yönetiminde gerçekleşti.</p>
<p>Toplantıda konuşan ve görev yaptıkları bu dönemi merhum Ali Bahar dönemi olarak nitelendiren ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu dönemde meclis toplantılarımızın yarısını rahmetli Ali Başkanımız, diğer yarısını da ben yönettim. Bu süreçte meclisimize katkı sunan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Bu süreçte meclis çalışmalarımıza katkılarından dolayı hepinize çok teşekkür ederim. Meclis Başkanımıza meclisimizi güzel yönettiği, başkan yardımcılarımıza destekleri, divanımıza ve yönetim kurulu arkadaşlarımın her birine katkılarından dolayı çok teşekkür ediyorum.’’</p>
<p><strong>"Odanın itibarını korumalıyız"</strong></p>
<p>Zor bir süreç yaşandığına dikkat çeken Hacısüleyman, 18 Ekim’de oda seçimleri yapılacağına dikkat çekerek, ATSO’nun itibarının korunması gerektiğini söyledi. Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’ Zor bir süreç yaşadık. Bunları demokrasinin ve eleştiri kültürünün bir gereği olarak ele aldım. Farklı fikir ve görüşleri her zaman saygıyla karşılıyoruz. Seçilmek güzel bir şey, insanı mutlu ediyor. Ama seçilmemek insanı değersiz kılmıyor. Sonuçta bu bir bayrak yarışı. Bayrağı kim devralıp taşıyacaksa ona destek olmalıyız. Hepimiz iddialıyız ama her şey seçimden ibaret değil. Odamızı daha iyi hale getirmek, daha güzel projelere yelken açmak elbette hepimizin isteği. Ancak odamızın itibarını korumak da hepimizin görevi olmalıdır.’’</p>
<p><strong>Finansmana erişim ve küresel ekonomideki değişim</strong></p>
<p>Geride kalan dört yılda iş dünyasının en önemli sorunlarından birinin finansmana erişim olduğunu ifade eden Hacısüleyman, ancak finansmana erişimin, doğrudan kendilerinin kontrolünde olan bir konu olmadığını söyledi. 2022’den bu yana küresel ekonomide de önemli değişimler yaşandığına dikkat çeken Hacısüleyman, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’2026 yılında en sık kullandığımız kelimelerden biri belirsizlik. Makroekonomik ve mikroekonomik göstergelerdeki öngörülerin her zaman gerçekleşmemesi, bu belirsizliği daha da artırıyor. Artık belirsizlik, ekonominin geçici bir unsuru olmaktan çıkıp kalıcı bir parametresi haline gelmiş durumda. Savaşlar, jeopolitik gelişmeler, enerji fiyatları, teknolojik değişim ve yapay zekâ dönüşümü de iş dünyasını doğrudan etkiliyor.’’</p>
<p>Orta Vadeli Program (OVP) hakkında da görüşlerini açıklayan ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Orta Vadeli Programımız açıklandı. Geçen yıl 2026 için belirlenen hedeflerle bu yılın yılsonu tahminlerini ve 2027 yılı hedeflerini karşılaştırdık. Rakamlar, bazı alanlarda öngörülerin gerisinde kaldığımızı gösteriyor. Ekonomik büyümede 2026 yılı için daha önce yüzde 3,8 olarak belirlenen tahmin, yılsonu için yüzde 3,3’e çekildi. 2027 yılı büyüme hedefi ise yüzde 4,2 olarak açıklandı. Sanayi büyümesinde de benzer bir tablo var. 2026 yılı için yüzde 4 olarak öngörülen büyümenin yüzde 2,3 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Gelecek yılın hedefi ise yüzde 3,5. İhracatçımızı ve ithalatçımızı yakından ilgilendiren yıllık ortalama dolar kurunda, 2026 yılı için daha önce 46,60 tahmin edilmişti. Ortalama kurun 46,87 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Böylece kur tahminimiz büyük ölçüde gerçekleşmiş görünüyor. 2027 yılı için öngörülen ortalama dolar kuru ise 56,1.’’</p>
<p>Enflasyona sapma söz konusu olduğuna dikkat çeken Hacısüleyman, ‘’Enflasyonda önemli bir sapma söz konusu. 2026 yılsonu enflasyonu için daha önce yüzde 16 hedeflenmişti. Şimdi yılı yüzde 28,4 seviyesinde kapatacağımız öngörülüyor. 2027 yılı için belirlenen enflasyon hedefi ise yüzde 21’’ dedi.</p>
<p><strong>Turizm gelirlerinde düşüş</strong></p>
<p>Turizm gelirlerinde 2026 yılı için 68 milyar dolar öngörüldüğünü anımsatan Hacısüleyman, ancak turizmde düşüşler olduğunu belirterek, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Turizm gelirlerinde revize yapıldı. 2026 yılın 65 milyar dolarla tamamlanması bekleniyor. Turizmde sınırlı bir gerileme söz konusu. Antalya açısından baktığımızda da ziyaretçi sayısının geçen yıla göre yaklaşık yüzde 6 daha düşük gerçekleşmesiyle yılı kapatacağımızı söyleyebiliriz. Türkiye’nin 2027 yılı turizm geliri hedefi ise 70 milyar dolar. Dış ticaret açığında da tahminlerin üzerinde bir tabloyla karşı karşıyayız. 2026 yılı için 96 milyar dolar olarak öngörülen açığın 105 milyar dolara ulaşması bekleniyor. 2027 yılında ise açığın daha da artarak 110 milyar dolar seviyesine çıkacağı tahmin ediliyor. Bütün bu göstergeler, ekonomik belirsizliğin yalnızca ülkemizde değil, dünya genelinde de devam ettiğini ortaya koyuyor.’’</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleyman-orta-vadeli-programda-bazi-alanlarda-ongorulerin-gerisinde-kaldigimizi-gosteriyor-88122</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/2/1280x720/atso-baskani-hacisuleyman-orta-vadeli-programda-bazi-alanlarda-ongorulerin-gerisinde-kaldigimizi-gosteriyor-1790147485.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ‘’Orta Vadeli Programda geçen yıl 2026 için belirlenen hedeflerle bu yılın yılsonu tahminlerini ve 2027 yılı hedeflerini karşılaştırdık. Rakamlar, bazı alanlarda öngörülerin gerisinde kaldığımızı gösteriyor’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yesil-cevre-sanayide-su-geri-kazanimini-4-yil-one-cekiyor-88121</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeşil Çevre, sanayide su geri kazanımını 4 yıl öne çekiyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 6 Ağustos 2026’da yürürlüğe giren 2026/11 sayılı genelgesi, tekstil sektöründe suyun geri kazanımını zorunlu hale getirirken, Bursa’daki sanayi bölgelerinde yürütülen atıksu geri kazanım yatırımlarının önemini artırdı. Günlük 10 ton ve üzeri kapasiteye sahip tekstil tesislerine en az yüzde 10 su geri kazanımı şartı getiren düzenleme kapsamında OSB’lere yatırımlarını tamamlamaları için 31 Aralık 2032’ye kadar süre tanındı.</p>
<p>Bursa’da ise S.S. Yeşil Çevre Hizmet ve İşletme Kooperatifi, Uludağ, Kestel ve Barakfakih Organize Sanayi Bölgeleri ile mart ayında imzaladığı iş birliği protokolü kapsamında bu hedefe dört yıl daha erken ulaşmayı planlıyor. Atıksu Geri Kazanım Projesi’nin 2028 yılında tamamlanması ve günlük 40 bin metreküp arıtılmış suyun sanayide yeniden kullanıma sunulması hedefleniyor. İleri arıtma teknolojileriyle proses suyuna dönüştürülecek atıksuyun sanayicinin kullanımına sunulmasıyla hem yeni geri kazanım yükümlülüğünün karşılanması hem de özellikle bölgedeki yeraltı su kaynakları üzerindeki baskının azaltılması amaçlanıyor.</p>
<h2>“Genelge attığımız adımın önemini ortaya koydu”</h2>
<p>Yeşil Çevre Hizmet ve İşletme Kooperatifi Genel Müdürü Mehmet Aydın, yeni düzenlemenin hayata geçirdikleri projenin önemini artırdığını söyledi. Yeşil Çevre’nin günlük yaklaşık 95 bin metreküp suyu arıtan tesisinde sanayicilerin kullanım ihtiyaçlarının belirlendiğini ve uygulama projelerinin çizim aşamasına geçildiğini belirten Aydın, hedeflerinin 2028’de ileri düzeyde arıtılmış suyu ortakların kullanımına sunmak olduğunu kaydetti. Aydın, projenin sanayicilerin yüzde 10’luk geri kazanım zorunluluğunu karşılamasına katkı sağlayacağını, aynı zamanda yeraltı su kaynaklarının korunması açısından önemli bir adım olacağını ifade etti.</p>
<h2>“Münferit yatırımlar yerine ortak çözüm”</h2>
<p>Barakfakih Organize Sanayi Bölgesi (BOSAB) Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Akyıldız da suyun tekstil sektörü için kritik bir girdi olduğunu belirterek, geri kazanım yatırımlarının ortak altyapı üzerinden gerçekleştirilmesinin sanayici açısından avantaj sağladığını söyledi. Akyıldız, sanayicilerin tek başına üstlenmesinin zor olduğu yatırım ve altyapı maliyetlerinin Yeşil Çevre iş birliğiyle merkezi bir yapıda çözülebileceğini belirtti. Projenin tamamlanmasıyla birlikte bölgedeki sanayi kuruluşlarının çevresel yükümlülüklerini yerine getirirken su maliyetlerini ve kaynak bağımlılığını azaltması, ihracat pazarlarında da çevreci üretim kriterlerine uyum sağlaması bekleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yesil-cevre-sanayide-su-geri-kazanimini-4-yil-one-cekiyor-88121</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/1/1280x720/yesil-cevre-sanayide-su-geri-kazanimini-4-yil-one-cekiyor-1790147292.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil tesislerinde en az yüzde 10 atıksu geri kazanımını zorunlu kılan yeni genelge sonrası Bursa’da Yeşil Çevre, Uludağ, Kestel ve Barakfakih OSB’leriyle yürüttüğü projeyi 2028’de tamamlamayı hedefliyor. Projeyle günlük 40 bin metreküp suyun yeniden sanayinin kullanımına kazandırılması planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurunun-yaninda-yas-da-yanmasin-88079</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurunun yanında yaş da yanmasın!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon krizinde mağdur olan kesimi ikiye ayırmak gerekiyor. Bu kesimlerden ilki, kısa sürede çok para kazanma uğruna adeta gözünü karartmış ve riskli yatırımı bile bile tercih etmiş olanlar.</p>
<p>Diğer kesim ise tümüyle masum bir yatırım yapmış. Vatandaş gitmiş az kazandıran ama riski neredeyse hiç olmayan para piyasası fonu almış ama şimdi portföy yönetim şirketinin yaptıklarından dolayı mağdur. Fonunu satamıyor ve aylarca bekleyecek.</p>
<p>Zaten her fonun 1 ile 7 arasında bir risk derecesi var. Ama bu kez durum tabii ki çok farklı. Riski çok yüksek 6 ve 7 dereceli fonları tercih edip sonra da kayba uğramak gibi bir durumdan söz etmiyoruz. O tür kayıplar geçmişte de çok yaşandı, halen de yaşanmaya devam ediyor; özellikle hisse ağırlıklı fonlarda. Portföy yönetim şirketi hisse senedine yatırım yapar, hisse senedi de değer yitirir ve yatırımcı reel olarak kayba uğrar ya da nominal olarak bile kaybeder. Ancak bu kez durum çok farklı.</p>
<h2>Fon var, fon var!</h2>
<p>Bir tarafta enflasyonun biraz üstünde getiri sağlayan ve deyim yerindeyse masum sayılması gereken risk derecesi 1 ya da 2 olan para piyasası fonları. Diğer yanda riski 6 ya da 7 olan diğer fonlar.</p>
<p>Bu fonları da kendi içinde sınıflandırmak gerek.</p>
<p>Hisse senedi fonlarını yukarıda belirttim. Asıl sorunun yaşandığı fonlar ise değişken ve serbest fonlar.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Biz masumuz” diyenler…</span></h2>
<p>Para piyasası fonlarının portföyünde neler olduğu belli; mevduat, ters repo, tahvil, Hazine bonosu vs. Bu fonu Türkiye’nin en büyük bankasından da alsanız böyle, herhangi bir portföy yönetim şirketinden de alsanız böyle. Bu fonların riski 1, en fazla 2; yani risksiz fon.</p>
<p>Vatandaş bakmış bir portföy yönetim şirketinin fonu, bankanın çıkardığı fondan yılda 3-5 puan fazla kazandırıyor, üstelik o fon da TEFAS’ta, gitmiş daha fazla kazanç sağlayanı tercih etmiş.</p>
<p>Fonun portföyü belli, riski belli yani aslında yok; vatandaş da <strong>“Bankanınkini alacağıma bunu alıp biraz fazla kazanayım”</strong> demiş.</p>
<p>Şimdi ne oldu; riski sıfır düzeyinde bulunan bu fonu alan vatandaş da mağdur oldu.</p>
<p>Niye böyle olduğu belli. Bütün bunlar kamuda bu işin denetimini yapması gerekenler zamanında görevlerini gereğince yerine getirmediği için yaşandı.</p>
<p>Fon düzgün yönetilmiş olsa ve portföy yönetim şirketi başka usulsüzlüklere yönelmese ortada hiçbir sorun yok. Ama birilerinin günahını vatandaş çekmek durumunda kalıyor.</p>
<p>Düşünsenize Maliye Bakanı Mehmet Şimşek geçen yıl kasımda manipülasyona kesinlikle izin vermeyeceklerini herhalde durup dururken söylemedi. Anlaşılan bu tarihe gelininceye kadar bir dizi olumsuzluk belirlenmişti ki Bakan Şimşek bu açıklamayı yaptı.</p>
<p>Peki kasım ayında <strong>“Biz bu sorunun farkındayız”</strong> denildikten sonra geçen dokuz ayı sorgulamak gerekmiyor mu, tabii ki gerekiyor. Ama bunu yaparken sorunun farkına varılan tarihten önceki dönemi de masaya yatırmak, varsa sorumluları ortaya çıkarmak gerekiyor.</p>
<p>Öyle ya, SPK bir süre önce yaptığı açıklamada dile getirdiği gibi gerçekten de bazı fonların portföylerindeki hisse senetlerinde tuhaf fiyat hareketleri olduğunu bir anda mı görüverdi?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yüksek getiri için riske girenler…</span></h2>
<p>İşlemleri durdurulan portföy yönetim şirketlerinden para piyasası fonu alıp mağdur olanlar dışında bir de adeta bile bile lades diyen bir kesim var.</p>
<p>Öyle enflasyon kadar getiriye, 3’e 5’e razı olmayıp para piyasası fonuna hiç yüz vermeyerek gidip doğrudan serbest yatırım fonu ya da değişken yatırım fonu alan nitelikli yatırımcılar… Herkes nitelikli yatırımcı da olamıyor zaten. En az 10 milyon lira finansal varlığa sahip olma şartı var.</p>
<p><strong>"Eğri oturup doğru konuşalım”</strong> denir ya… En az 10 milyon lira finansal varlığa sahip olan bir yatırımcı bu piyasayı üstün körü bilen biri değildir; hele hele böylesine yüksek getiri sağlamış bir fona yatırım yapıyorsa o getirinin aynı zamanda çok yüksek risk barındırdığını da biliyordur. Bu davranışın adını, alınanlar olsa da doğru koymak gerekir, bu açgözlülüktür. Üstelik başka bir portföy yönetim şirketinin aynı tanımdaki benzer bir fonunun makul bir getirisi varken normalin çok ötesinde getiri sağlayan bir fonu tercih etmek bir risk üstlenilmesi demektir.</p>
<p>Bu tabii ki suç değildir; ama herkesten daha fazla getiri elde etme uğruna bir risk üstlenildiği de ortadadır.</p>
<p><strong>Haklı olunan taraf</strong></p>
<p>Ancak önemli bir risk üstlenerek bu fonlara girenlerin de haklı olduğu bir yön var. Tamam, bu fonlar yüksek getiri sağlıyor ve bunu göze alanlar riskin farkında ama bu riskin ortaya çıkmasını önlemek de devletin görevi.</p>
<p>SPK ve diğer kuruluşlar görevlerini zamanında eksiksiz yapmış olsaydı şimdi bu durumda olunur muydu?</p>
<p>Fon rezaletinin başrolündeki fon 2021’de kuruluyor ve değeri 2025’e kadar 524 kat artıyor. Bu dönemde fon kapalı fon niteliğinde ve çok az sayıda kişi tarafından, yalnızca 159 kişi tarafından kontrol ediliyor. Fon 524 kat değer kazandıktan sonra geçen yılın ortasında TEFAS’ta işlem görmeye başlıyor. 2021’de fona 1 milyon lirayla giren parasını 524 milyon yapıyor ve belki de o payını 2025’te 524 milyona satıp çıkıyor. Ne güzel!</p>
<p>Şimdi çok para kazanacağını düşünen yatırımcı da o fiyattan bu fonu alıyor. Sonrasında ne mi olur, o klasik ifadeyle <strong>“Ve olaylar gelişir”</strong>…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurunun-yaninda-yas-da-yanmasin-88079</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/piyasa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurunun yanında yaş da yanmasın! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-4-yil-bekledi-ingilteredeki-istirakini-yatirim-bankasi-yapti-88078</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’de 4 yıl bekledi İngiltere’deki iştirakini yatırım bankası yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesinde bulunan, başkanlığını <strong>Murat Özyeğin</strong>’in yürüttüğü Türkiye-ABD İş Konseyi’nin <strong>“19. Türkiye Yatırım Konferansı” </strong>kapsamında New York Halk Kütüphanesi’nde düzenlenen resepsiyondayız.</p>
<p>Resepsiyonun katılımcıları arasında bulunan Ünlü &amp; CO Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su <strong>Mahmut Levent Ünlü</strong>’ye İngiltere’de yeni izin aldıkları yatırım bankasını anımsattım:</p>
<p>-        <strong>Hayırlı olsun. İngiltere’de banka sahibi olmak, banka izni almak kolay iş değildir.</strong></p>
<p><strong>Mahmut Ünlü, </strong>teşekkür edip sürdürdü:</p>
<p>-        <strong>İngiltere’de UNLU Securities UK Limited adlı iştirakimiz vardı. Aracı kurum statüsünde faaliyet gösteriyordu. Financial Conduct Authority (FCA) nezdindeki yetki kapsamını aldığımız izinlerle genişlettik. Yatırım bankası statüsüne geçtik.</strong></p>
<p>Şirketin adını da yatırım bankası statüsüne paralel şekilde değiştirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-        <strong>İştirakimizin unvanı </strong>“UNLU Merchant Bank Limited” <strong>oldu…</strong></p>
<p>Bu noktada Türkiye’de de yatırım bankası kurmak üzere izin başvurusu yaptıklarını bildirdi:</p>
<p>-        <strong>Ülkemizde yatırım bankası kurmak üzere 4 yıldır izin bekliyorduk. İngiltere’deki iştirakimizi yatırım bankası statüsüne dönüştürüp, ülkemizdeki başvurumuzu geri çektik. Amacımız grubumuz bünyesinde bir yatırım bankası olmasıydı. Onu da İngiltere’de kurmuş olduk.</strong></p>
<p><strong>Mahmut L. Ünlü, </strong>Ünlü &amp; CO olarak Türkiye’de 30 yıldır faaliyetlerini sürdürdüklerini vurguladı:</p>
<p>-        <strong>Ülkemizde yatırım hizmetleri ve varlık yönetimi alanlarında oluşturduğumuz uzmanlığı, uluslararası erişimimizle tamamlayan uzun vadeli bir bölgesel büyüme stratejisi izliyoruz. İngiltere’deki faaliyetlerimizi bu doğrultuda adım adım büyüttük.</strong></p>
<p>İngiltere’de 2019’dan bu yana kurumsal müşterilerine yatırım hizmetleri sunduklarına işaret etti:</p>
<p>-        <strong>İngiltere’deki faaliyetimizi 2025 yılı itibariyle bireysel yatırımcıları da kapsayacak şekilde genişletmiştik. FCA nezdindeki sürecin tamamlanmasıyla </strong>“UNLU Merchant Bank” <strong>çatısı altında yeni bir döneme girdik.</strong></p>
<p><strong>“UNLU Merchant Bank”</strong>ın hedeflerini paylaştı:</p>
<p>-        <strong>Uluslararası piyasalarda bireysel ve kurumsal müşterilerimizin değişen ihtiyaçlarına daha kapsamlı finansal çözümler sunmayı; uluslararası yatırımcılar ve finans kurumlarıyla ilişkilerimizi daha da derinleştirmeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-        <strong>Londra’da genişleyen varlığımız sayesinde Türkiye’deki şirket ve yatırımcıların küresel yatırım ve finansman ürünlerine erişimini kolaylaştırmayı, uluslararası yatırımcılarla kurduğumuz bağları derinleştirmeyi amaçlıyoruz.</strong></p>
<p>Şu mesajı özellikle verdi:</p>
<p>-        <strong>Amacımız, uluslararası sermaye akışlarının ülkemize yönelmesine daha etkin biçimde aracılık etmek.</strong></p>
<p>ABD’de de aracı kurum lisanslarının olduğuna vurgu yaptı:</p>
<p>-        <strong>ABD’deki şirketimizi 2017 yılında kurduk. Halka arzına aracılık ettiğimiz şirketlerin hisselerini yabancı yatırımcılara da pazarlamamız söz konusu olduğunda bir kurumdan aracılık hizmeti almamız gerekiyordu. 2017’de aldığımız lisansla kendimiz devreye girdik.</strong></p>
<p>Türkiye’de finans piyasasının fon skandalıyla çalkalandığı bir dönemde İngiltere’deki şirketini yatırım bankasına dönüştürmesi, Ünlü &amp; CO’nun farkını ortaya koyuyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fon sancısı güveni sarsar ama yabancının Borsa İstanbul’a gelişini frenlemez</span></h2>
<p><strong>ÜNLÜ </strong>&amp; CO Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su <strong>Mahmut Levent Ünlü</strong>’ye son günlerde yaşanan fon skandalını sordum, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-        <strong>Tasfiye sürecinde yatırımcının ana parasına kavuşabilmesi kolay olmayacak. Çünkü, çok şişirilmiş değerler üzerinden yatırımlar yapılmış oldu. Şu anda ortada öyle bir değer yok.</strong></p>
<p>Yaşanan <strong>“fon sancısı”</strong>nın Türkiye’deki piyasalara güveni olumsuz etkileyeceğini belirtti:</p>
<p>-        <strong>Bir güven kaybı söz konusu. Güveni yeniden sağlamak için ciddi bir çaba harcamak gerekecek.</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’a beklenen yabancı yatırımcının fon skandalından nasıl etkileneceğini de sordum, yanıtladı:</p>
<p>-        <strong>Yabancı yatırımcı Borsa İstanbul’daki şirketlere yatırım yaparken titizlikle araştırma yapıyor. Dolayısıyla, yabancı yatırımcının Borsa İstanbul’a gelmesi konusunda çok büyük etkisi söz konusu olmaz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">New York’ta aynı saatte iki büyük iş dünyası daveti düzenlemek mantıklı mıydı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab353761052b-1790137206.jpg" alt="" width="700" height="571" /></span><strong>EYLÜL </strong>ayı başında Chobani’nin Kurucusu <strong>Hamdi Ulukaya</strong>’nın ekibinden davet geldi:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye ile ABD arasındaki 100 yıllık dostluğu kutlamak üzere 21 Eylül 2026 Pazartesi günü New York’ta gerçekleştireceğimiz </strong>“100 Yıllık Dostluk” <strong>galasında sizi aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağız.</strong></li>
<li><strong>ABD Ticaret Odası bünyesindeki </strong>“ABD-Türkiye İş Konseyi Başkanı”, <strong>Chobani Kurucusu ve CEO’su Hamdi Ulukaya ev sahipliğinde; ABD ve Türkiye’den siyaset, diplomasi ve iş dünyasının üst düzey isimlerinin katılımıyla düzenlenecek bu tarihi galada, iki ülke arasındaki köklü bağları, iş dünyasının ortak vizyonunu ve gelecek yüzyıla uzanan stratejik işbirliğini birlikte kutlayacağız.</strong></li>
<li><strong>Hamdi Ulukaya ve Louise Ulukaya imzasını taşıyan davetiyeyi ekte sunuyoruz.</strong></li>
<li><strong>Kokteyl: </strong>18.30</li>
<li><strong>Yemek ve Program: </strong>19.30</li>
<li><strong>Mekan: </strong>Cipriani 42nd Street</li>
</ul>
<p>Davet mektubundan birkaç gün sonra Chobani’ye Türkiye’de danışmanlık hizmeti veren şirketten arkadaşlar aradı:</p>
<p>-        “100 Yıllık Dostluk” <strong>galası için sizi New York’ta ağırlamak isteriz.</strong></p>
<p>Bu davete şu yanıtı verdim:</p>
<p>-        <strong>Türkiye-ABD İş Konseyi’nin davetiyle aynı tarihlerde orada olacağım. Hamdi Ulukaya’nın davetine de elbette uğrarım.</strong></p>
<p>Danışmanlık şirketinden arkadaşlar geçen hafta mesaj gönderdi:</p>
<p>-        <strong>Sizleri New York’ta ağırlama davetimizi üzülerek iptal ediyoruz.</strong></p>
<p>Yanıtımı yineledim:</p>
<p>-        <strong>New York’a TAİK’le gidiyorum, </strong>“100’üncü Yıl” <strong>galasına uğrarım.</strong></p>
<p>Başkanlığını <strong>Murat Özyeğin</strong>’in yürüttüğü TAİK’in davetiyle meslektaşlarım <strong>Hakan Çelik, Açıl Sezen, Hüseyin Erdoğan </strong>ve <strong>Dilek Güngör</strong>’le New York’a geldik. TAİK’in davetlilerinden <strong>Adem Metan, </strong>Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>’a eşlik eden gazeteciler arasında yer aldı.</p>
<p>New York yolculuğumuz başlarken DEİK Kuzey Amerika Koordinatörü <strong>Ramazan Tepe, </strong>21-23 Eylül 2026’da, yani üç gün boyunca gerçekleşecek programı iletti.</p>
<p>TAİK, 21 Eylül 2026 Pazartesi akşamı 19.30’da son birkaç yıldır gelenek haline getirdiği New York Halk Kütüphanesi’ndeki daveti planlamıştı.</p>
<p><strong>Hakan Çelik</strong>’le 3 günlük programı izleme planımızı hazırlarken <strong>Hamdi Ulukaya</strong>’nın ABD’deki yakın danışmanına mesaj yazdım:</p>
<p>-        <strong>Hamdi Bey’in daveti TAİK’in galası ile çakışıyor. Saatinin erkene alınması söz konusu mu?</strong></p>
<p>Danışmandan bizi şaşırtan yanıt geldi:</p>
<p>-        <strong>Hamdi Bey’in ev sahipliğindeki gala basına kapalı gerçekleşecek…</strong></p>
<p>TAİK’in galasına giderken Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı <strong>Rifat Hisarcıklıoğlu </strong>ile birlikte Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı <strong>Murat Kurum</strong>’un <strong>“COP31 Tanıtım Programı”</strong>na katılmak üzere New York’ta bulunan Ankara Ticaret Odası Başkanı <strong>Gürsel Baran</strong>’la haberleştik:</p>
<p>-        <strong>Hamdi Ulukaya’nın davetine gidiyoruz. Sonrasında TAİK’e de uğrayacağız.</strong></p>
<p>New York Halk Kütüphanesi’nde konukları DEİK Başkanı <strong>Nail Olpak </strong>karşıladı. <strong>Hamdi Ulukaya</strong>’nın davetine Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>’ın da katılması üzerine TAİK Başkanı <strong>Murat Özyeğin </strong>de önce oraya uğramıştı.</p>
<p>Bir süre sonra Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat </strong>ile <strong>Murat Özyeğin, </strong>New York Halk Kütüphanesi’ne geldi. Konukları selamlama konuşmaları yapıldı.</p>
<p><strong>Hamdi Ulukaya</strong>’nın davetine Cumhurbaşkanı <strong>Erdoğan </strong>katılınca son anda gala basına açılmış, konuşması TV’lerden canlı verilmişti.</p>
<p>TAİK’in galasına sonlarına doğru Sanayi ve Teknoloji Bakanı <strong>Mehmet Fatih Kacır </strong>ile Merkez Bankası Başkanı <strong>Fatih Karahan </strong>da uğradı.</p>
<p>TAİK galasına geçen iki yıl katılan Hazine ve Maliye Bakanı <strong>Mehmet Şimşek </strong>ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı <strong>Alparslan Bayraktar </strong>uğrayamadı.</p>
<p>Geçen 2-3 yıl TAİK galasının ABD’deki konukları arasında <strong>Hamdi Ulukaya </strong>da mutlaka yer alıyordu.</p>
<p>TAİK’in galasına katılan konuklar arasında gece boyunca şu soru gündem oluşturdu:</p>
<p>-        <strong>New York’ta Türkiye için önemli olan iki organizasyon nasıl oldu da aynı saate denk getirildi? Hamdi Ulukaya, TAİK’in geleneksel galasını dikkate almadan mı kendi programını yaptı?</strong></p>
<p>Bu sorular arasında şu noktanın altını çizmek gerekiyor:</p>
<p><strong>Hamdi Ulukaya</strong>’nın ABD Ticaret Odası bünyesindeki <strong>“ABD-Türkiye İş Konseyi” </strong>Başkanı olması, Türkiye için büyük önem taşıyor…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab353647712f-1790137188.jpg" alt="" width="700" height="463" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD ile aramızdaki ticaret iki yıl içinde 50 milyar dolara ulaşır</span></h2>
<p><strong>TİCARET </strong>Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat, </strong>TAİK’in New York Halk Kütüphanesi’nde gerçekleşen galasında ABD’nin Türkiye’nin ihracatında 3’üncü, ithalatında da 4’üncü büyük ticaret ortağı olduğunu belirtti:</p>
<p>-        <strong>İkili ticaret hacmimiz geçen yıl 38 milyar doları aştı. Bu yıl toplam ikili ticaretimizin yüzde 10’dan fazla artmasını ve 42-43 milyar dolara ulaşmasını bekliyoruz. Bu, iki yıl içerisinde ikili ticaretimizin 50 milyar dolara ulaşacağı anlamına geliyor.</strong></p>
<p>İki ülke arasındaki ticaret performansının ekonomik ilişkilerin derinliğini ve dayanıklılığını ortaya koyduğunu vurguladı:</p>
<p>-        <strong>İşbirliği ticaretle sınırlı değil. Enerji, savunma ve teknoloji alanlarında işbirliğini derinleştirmeye devam ediyoruz. Karşılıklı yatırımlar da ümit verici rakamlara ulaşıyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-4-yil-bekledi-ingilteredeki-istirakini-yatirim-bankasi-yapti-88078</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/4/1280x720/mahmut-unlu-1789996743.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de 4 yıl bekledi İngiltere’deki iştirakini yatırım bankası yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/13-trilyon-liralik-piyasa-degeri-bist100den-cikti-88077</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1,3 trilyon liralık piyasa değeri BIST100’den çıktı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’un her üç ayda bir yaptığı endeks ve pazar değişiklikleri bu kez daha önce hiç görülmedik şekilde kapsamlı gerçekleşti. Borsa İstanbul kaynaklarından edinilen bilgiye göre bu sonucu pay piyasası prosedürü ile kotasyon yönergesinde yapılan değişiklikler sağladı. Pay piyasası prosedüründe yıldız ve ana pazar hesaplamasına volatilite kriteri getirildi ve istisnalar kaldırıldı, kotasyon yönergesinde ise piyasa değeri kriteri iki katına çıkarıldı. Bu değişiklikler sonrası yıldız pazarda yer alan şirket sayısı azaltılırken, BIST 30'da 1, BIST 50'de 6, BIST 100'te ise 27 şirket endeks dışı kaldı.</p>
<p>Borsa İstanbul’un önceki gece Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda yayımladığı ve 1 Ekim-31 Aralık döneminde geçerli olacak pazar revizyonu çerçevesinde yıldız pazarda 149 pay, ana hazarda 396 pay ve alt pazarda 49 pay işlem görecek. Değişikliklerin nedeni artık işlem hacmi veya piyasa değeri değil. Borsa İstanbul pay piyasası yönergesinin 37’nci, kotasyon yönergesinin ise 8’inci maddelerinde değişiklik yaptı. Pay piyasası yönergesinde değişiklik öncesinde yıldız pazarda yer alabilmek için bir volatilite şartı bulunmuyordu.</p>
<h2>En yüksek oynaklık dilimi kuralı </h2>
<p>Değişiklikle maddeye volatilite kriteri eklendi ve şöyle dendi: "En yüksek oynaklık diliminde yer almamak." Yönergede bu kriter bir payın değerlemeye tabi paylar arasında yapılacak volatilite sıralamasında azami yüzde 10 olmak üzere belirlenen en yüksek oynaklık diliminde yer alım almamasına bakılacağı şeklinde açıklandı. Yani bundan sonra yıldız pazarda yer alan şirket hisselerinde yüksek miktarda dalgalanma, endeks sonu gelen sert yükseliş veya düşüşler yaşanması durumunda endekste bulunması da riske girecek. Yatırım fonları yeni rehber ve düzenlemeler öncesinde portföylerinde yer alan bazı hisseleri fon getirisini artırmak için bir anda yükseltecek işlemler yapıyordu. Uzmanlar bundan sonra böylesi hamlelerin pazardan düşme sonucu doğuracağına işaret etti.</p>
<h2>Halka açık payların değeri yükseldi </h2>
<p>Kotasyon yönergesinde ise yıldız pazar, ana pazar ve alt pazarda yer alacak şirketlerin halka arz edilen paylarının asgari piyasa değeri iki katına çıkarıldı. Daha önce yıldız pazarda yer almak için asgari 2 milyar TL, ana pazarda 500 milyon TL, alt pazarda ise 200 milyon TL halka arz edilen payların piyasa değeri olması yeterliydi. Yeni sistemde yıldız pazar için 4 milyar lira, ana pazar için 1 milyar lira, alt pazar içinde 400 milyon liraya geldi bu sınır. Yıldız pazardan Destek Finans Faktoring ile Katılımevim çıkarılırken yıldız pazardaki şirket sayısı azaltıldı.</p>
<p>Pazar kriterlerinin değişmesi endekslere giren çıkan şirketler için belirleyici oldu. Borsa İstanbul’un açıklamasına göre BIST100’de 27 şirketin değişti bu endeks tarihinin en kapsamlı dönemsel revizyonu anlamına geliyor. BİST30’dan 1 şirket değiştirildi. BİST50’de ise bu rakam 6 oldu. BİST100 endeksinden çıkarılan 27 şirketin 26’sı 1 Ekim itibariyle yıldız pazardan da çıkacak. BİST100 endeksinden çıkan 536 milyar lira ile piyasa değeri en yüksek 7'nci şirket olan Destek Finans Faktoring ve 126.3 milyar lira ile 30'uncu sırada yer alan Katılımevim’in yanı sıra 27 şirketin toplam piyasa değeri 1.3 trilyon liraya denk geliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab351e37f883-1790136803.png" alt="" width="649" height="343" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Endeksten hangi hisseler çıkarıldı, hangileri alındı?</span></h2>
<p>Borsa İstanbul açıklamasına göre BİST30’a çıkarılan Destek Finans yerine TR Anadolu Metal Madencilik hissesi alınıyor. BİST50’de CVK Madencilik, CW Enerji, Doğuş Otomotiv, Enerya Enerji, Mavi Giyim, TSKB alınırken, Destek Finans Faktoring, Efor, Katılımevim, Kuyaş, Mia Teknoloji ve Pasifik Eurasia çıkarıldı. BİST100’den Balsu Gıda, Batıçim, Dap Gayrimenkul, Destek Finans Faktoring, Efor, Esenboğa Elektrik, Europowen, Gen İlaç, Gezen, Graintürk Holding, Galatasaray, Işıklar Enerji Yapı Holding, İzdemir Enerji, Kiler Holding, Katılımevim, Kuyaş, Margün Enerji, Odine, Pasifik Eurasia, Pasifik Teknoloji, Pasifik GMYO, Quagranit, Ral Yatırım Holding, Reeder, Sarkusyan ve Şekerbank çıkarıldı. Yıldız pazarda kalmasına rağmen BİST100’den çıkan Batıçim pazar uygunluğundan değil sıralamadan kaynaklı olarak çıkmak zorunda kaldı. BIST 100’e yeni giren 27 şirket hissesi şöyle: Anadolu Grubu Holding, Ahlatçı Doğalgaz, Akçansa, Akfen Yenilenebilir Enerji, Aygaz, Bin Yatırımlar Holding, Eczacıbaşı Yatırım, Ege Endüstri, Ege Gübre, IC Enterra Yenilenebilir Enerji, Global Yatırım Holding, Galatawind, İskenderun Demir Çelik, Karsan, Katmerciler, Kocaer Çelik, Kordsa, Limak Doğu Anadolu, Rönesans Gayrimenkul Yatırım, Reysas Taşımacılık, Sinpaş GMYO, Tab Gıda, Kıraç Galvaniz, Torunlar GYMO ve Türk Traktör. Endeks değişiklikleri piyasada olumlu karşılanırken önceki en iyi alıcı olarak 22 milyar lirayla tarihi en yüksek seviyede borsaya giren TVF dün yine bankalar ve BİST30 hisselerinde hareketliydi. Öte yandan dün BİST50’de açığa satışta yukarı adım kuralı uygulandı. Bu arada sermaye Piyasası Kurulu pay geri alımlarında ikinci bir duyuruya kadar geri alınan payların toplam bedeline ilişkin üst sınırın uygulanmamasına karar verdi. Sert düşüş yaşayan hisselerini geri almak için şirketler artık bir sınıra takılmayacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gürlek açıkladı, yeni operasyon dalgası başladı</span></h2>
<p>Sermaye piyasalarında manipülatif işlemlere yönelik soruşturmada İstanbul ve Aydın’da düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda haklarında yakalama kararı bulunan 15 şüpheliden 14’ü gözaltına alındı. Bir şüphelinin ise yurt dışında olduğu belirlendi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, soruşturmaların vatandaşların birikimlerini hedef alan manipülatif işlemlerin ortaya çıkarılması, mağdurların haklarının korunması ve sorumluların hukuk önünde hesap vermesi amacıyla kararlılıkla sürdürüldüğünü bildirdi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ile İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü tarafından yürütülen soruşturma kapsamında operasyonun, Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) Katılımevim Tasarruf Finansman (KTLEV), Destek Holding ve Hedef Holding paylarındaki işlemlere ilişkin piyasa dolandırıcılığı tespitleri doğrultusunda gerçekleştirildiği belirtildi. Yeni operasyonla birlikte soruşturma kapsamında bugüne kadar hakkında adli işlem başlatılan şüpheli sayısı 60’a yükseldi. Bunlardan 4’ü tutuklanırken, 44 şüphelinin gözaltındaki adli işlemleri devam ediyor. Ayrıca 12 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmalar sürdürülüyor. Bakan Gürlek, soruşturmanın yalnızca manipülatif işlemlerle sınırlı kalmadığını, mali boyutunun da bütün yönleriyle incelendiğini belirtti. Bu kapsamda suçtan elde edilen kazancın ortaya çıkarılması, malvarlıklarının kaçırılmasının önlenmesi ve mağdur vatandaşların haklarının korunması amacıyla adli ve mali tedbirlerin uygulandığını kaydetti. Gürlek, hukuken sorumluluğu tespit edilen herkesin adalet önünde hesap vereceğini, suçtan elde edilen kazancın izinin sonuna kadar sürüleceğini ve mağdurların haklarının korunması için gerekli tüm hukuki tedbirlerin uygulanacağını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/13-trilyon-liralik-piyasa-degeri-bist100den-cikti-88077</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul 1 Ekim itibariyle geçerli olacak pazar güncellemesinde kriter değişiklikleriyle tarihinde en kapsamlı revizyonuna imza attı. Yıldız, ana ve alt pazar için halka açık payların piyasa değeri kriterini iki katına çıkaran Borsa İstanbul yine yıldız pazarda yer alabilmek için volatilite şartı getirdi. Başta Destek Finans Faktoring olmak üzere BIST100’e veda eden 27 şirketin toplam piyasa değeri 1,3 trilyonu buldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayici-teminat-baskisi-altinda-88076</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayici teminat baskısı altında!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fonu krizi Borsa İstanbul şirketlerini negatif etkilemeye devam ediyor. Borsada yeni haftaya 134 şirket tabanla başlarken dün de 60’ın üzerinde şirket taban serisini sürdürdü. Borsada işlem gören şirketlerin yarısından fazlası ise negatif fiyatlandı. Sahip oldukları kendi şirket veya başka şirket hisselerini teminat göstererek kredi kullanan reel sektör ise bankalardan geri ve teminat tamamlama çağrılarıyla boğuşuyor. EKONOMİ’ye bilgi veren kaynaklar hisselerdeki düşüşün teminatların değerini azaltması nedeniyle reel sektörün hisselerde satış baskısı yaşadığını bunun çok daha büyük çaplı bir soruna neden olabileceğini vurguladı.</p>
<h2>TVF’nin alımları BİST30’da yoğunlaşıyor </h2>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu başta olmak üzere yatırım fonlarına yönelik geçen hafta zirveye ulaşan likidite krizi sonrasında atılan adımlara rağmen borsa üzerindeki baskılar giderilebilmiş değil. Sadece yatırım fonlarında yoğunlukla yer alan şirket hisseleri değil genele yayılan bir satış eğilimi günlerdir sürüyor. Türkiye Varlık Fonu Ziraat Portföy üzerinden haftanın ilk işlem günü 22 milyar liranın üzerinde alımla tarihi bir rekora imza atsa da alımları banka ve BİST30 hisselerinde yoğunlaşıyor. Ve diğer hisse senetlerindeki negatif seyre bir etkisi olmuyor. Reel sektör kaynaklarının EKONOMİ’ye verdiği bilgiye göre çok daha büyük bir zorluk yaşanmaya başladı.</p>
<p> Kaynaklar, bankalardan kredi kullanırken teminat gösterdikleri hisse senetlerindeki değer kaybı nedeniyle sıkıntı yaşadıklarını vurgularken bankaların teminat tamamlama ve yenileme çağrılarının ise bu sıkıntıları büyüttüğüne dikkat çekti. Taahhütleri yerine getirmek için kredi kullanan şirketlerin ya kendi hisselerini ya da ellerindeki hisse senetlerini fiyata bakmaksızın satmak zorunda kaldığına işaret eden reel sektör kaynakları Türkiye Varlık Fonu’nun alımlarının da banka ve BİST30 şirketleriyle sınırlı kalmasını eleştirdi. Bir an önce reel sektöre bu konuda bir tedbir açıklanmasının şart olduğunu vurgulayan kaynaklar aksi takdirde bir iki gün içinde bu sorunun çok daha büyük bir krize dönüşebileceği uyarısı yaptı.</p>
<h2>Teminat sorunu daha uzun sürecek </h2>
<p>Bankacılık sektörü kaynakları da TVF devreye girip borsada alım yapsa da bunun büyük şirketlerde yoğunlaştığını hatta TVF destek atmasa BİST100’de günlük düşüşün yüzde 4-5’i bulabileceğini dile getirdi. Kaynaklar birçok reel sektör şirketinin ya kendi hissesini ya da sahip olduğu hisseyi teminat göstererek kredi kullandığını hatta para piyasası fonlarında da yüklü miktarlarda parası olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Türkiye’nin dev şirketlerini teminat göstermiş olsa da borsada yaşanan düşüş trendi nedeniyle bankaların hem teminat tamamlama hem de teminat değiştirme çağrısı yaptığına dikkat çeken bankacılık sektörü kaynağı reel sektörün bu teminatlar yerine koyacak bir varlığı olmadığı için dönüp borsada fiyata bakmaksızın satış yaptığını vurguladı. Bu teminat kaynaklı satışın yatırım fonu likidite krizinden daha uzun süreceğine işaret eden bankacılık sektörü kaynağı SPK’nın bu gelişmeyi okuyamadığını sadece fonlara odaklandığını söyledi. Bankacılık sektörü kaynağı teminat tarafından çok daha büyük bir baskı geldiğine de dikkat çekti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayici-teminat-baskisi-altinda-88076</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-sanayi-1530611.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada yatırım fonu krizinin etkileri sürerken reel sektör teminat baskısıyla boğuşuyor. Kaynakların verdiği bilgiye göre bankalar reel sektöre kredi alırken teminat gösterdikleri hisse senetlerinde kayıp yaşandığı için teminat tamamlama ya da teminat yenileme çağrısı yapıyor. Bunun yerine koyacak varlığı olmayan reel sektör ise fiyat bakmaksızın elinde ne varsa satıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ktb-ar-ge-merkezi-dioksin-ve-pcb-ile-aflatoksin-analizlerine-baslandi-88126</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KTB Ar-Ge merkezinde dioksin ve PCB ile aflatoksin analizlerine başlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ</strong><strong>KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Borsası (KTB) bünyesinde faaliyet gösteren M. Rifat Hisarcıklıoğlu Et ve Et Ürünleri AR-GE Merkezi, üyelerin ürün güvenilirliği ve kalite kontrol süreçlerine katkı sağlamak amacıyla sunduğu analiz hizmetlerini genişletiyor.</p>
<p>Bu kapsamda, balık ve balık ürünlerinde dioksin ve PCB ile baharat ürünlerinde aflatoksin analizleri için numune kabulüne başlandı. Yeni analiz hizmetleriyle birlikte üyelerin ürünlerine ilişkin analiz ihtiyaçlarına daha kapsamlı şekilde cevap verilmesi hedefleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab38ddfe3df5-1790152159.jpg" alt="" width="335" height="373" /></p>
<p>Kayseri Ticaret Borsası (KTB) Yönetim Kurulu Başkanı Recep Bağlamış, konuya ilişkin değerlendirmesinde, üyelerin ihtiyaçlarına yönelik hizmet altyapısını sürekli geliştirdiklerini belirterek, “Üyelerimizin ürün güvenilirliği ve kalite kontrol süreçlerine katkı sunmak, öncelikli çalışmalarımız arasında yer alıyor. AR-GE Merkezimizde analiz kapasitemizi ve hizmet çeşitliliğimizi artırarak üyelerimizin ihtiyaçlarına daha kapsamlı şekilde cevap vermeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Söz konusu analiz hizmetlerinden faydalanmak ve numune kabul süreçleri hakkında bilgi almak isteyen üyeler, KTB M. Rifat Hisarcıklıoğlu Et ve Et Ürünleri Ar-Ge Merkezi ile iletişime geçebilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ktb-ar-ge-merkezi-dioksin-ve-pcb-ile-aflatoksin-analizlerine-baslandi-88126</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/6/1280x720/ktb-ar-ge-merkezi-dioksin-ve-pcb-ile-aflatoksin-analizlerine-baslandi-1790152207.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Ticaret Borsası bünyesinde hizmet veren M. Rifat Hisarcıklıoğlu Et ve Et Ürünleri Ar-Ge Merkezi’nde gerçekleştirilen analiz hizmetlerinin kapsamı genişletildi. Balık ve balık ürünlerinde dioksin ve PCB ile baharat ürünlerinde aflatoksin analizleri için numune kabulüne başlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/madenciler-is-kazalarina-onlemek-icin-guvenli-madencilik-forumu-kurdu-88114</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Madenciler iş kazalarını önlemek için &#039;Güvenli Madencilik Forumu&#039; kurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/RİZE</strong></p>
<p>Türkiye Madenciler Derneği (TMD) tarafından düzenlenen 4. Maden Arama Kurtarma Yarışması 13 takımın katılımıyla Rize’de başladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab3768bc0f18-1790146187.jpg" alt="" width="800" height="302" />Takımlar, Çayeli Bakır ev sahipliğinde yeraltı, yangın, deprem, kimyasala müdahale, araç kazası ve takım yetkinliği kategorilerinde belirlenmiş senaryolar dahilinde arama-kurtarma ve diğer alanlardaki becerilerini sergileyecekler. Yarışmanın başlangıcında düzenlenen açılış töreninde konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Abdullah Tancan, bu faaliyetin ulusal çapta afetlere hazır olma açısından önemli bir platform haline geldiğini anlattı. Türkiye Madenciler Derneği Başkanı Mehmet Yılmaz da dördüncüsü düzenlenen yarışmanın, bilgi ve deneyim paylaşımı yönüne vurgu yaparak, oluşturdukları bir forum ile iş sağlığı ve güvenliği alanında düzenli bilgi paylaşımı başlattıklarını da hatırlattı.</p>
<p><strong>Bakanlık: Kırmızı çizgi iş sağlığı ve güvenliği</strong></p>
<p>Abdullah Tancan törendeki konuşmasında Bakanlık olarak iş sağlığı ve güvenliği ile çevrenin Bakanlık olarak “kırmızı çizgileri” olduğunu vurguladı. Denetim faaliyetleri hakkında bilgi veren Tancan, “Bu amaçla maden sahalarımızın denetimlerini az riskli, riskli ve çok riskli olmak üzere 3 sınıfa ayırdık. Az riskli gruptaki madenlerimizi yılda en az bir, riskli grupta yer alan madenlerimizi yılda en az iki ve çok riskli gruptaki madenlerimizi ise yılda en az dört kez denetliyoruz” dedi.</p>
<p>Tancan, denetim yanında arama-kurtarma alanında eğitim faaliyeti sürdürdüklerini de vurgulayarak, inşa edilen 11 parkurda, 5 bin 408 kişinin depremde, enkazda arama kurtarma ile hafif arama ve kurtarma eğitimi verildiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Mehmet Yılmaz: İş kazalarına yönelik bir platform kuruldu, bir database oluşturuyoruz</strong></p>
<p>TMD Başkanı Mehmet Yılmaz da madenciliğin başta çevre olmak üzere olumsuz algılarla anıldığını vurgulayarak, sektör olarak “Önce insan, sonra çevre, ondan sonra katma değerli madencilik” yaklaşımı benimsediklerini söyledi. Bu kapsamda uluslararası iyi uygulamaları örnek alarak standartlar oluşturduklarını vurgulayan Yılmaz, arama kurtarma yarışmasının temel yaklaşımı bilgi ve deneyim paylaşma, birlikte öğrenme amacıyla da bu çerçevede oluştuğunu anlattı. Bunun ötesinde, sürekli fiili durum bilgi paylaşımı için bir Forum başlattıklarını belirten Yılmaz, “Güvenli Madencilik Forumu'ndan da bahsetmek istiyorum. Bu da çok önemli. İster istemez sahalarda yaşadığımız bazı uyumsuzluklar, iş kazaları veya işte çevresel sıkıntılar var. Bunları kendi içimizde bir platformda paylaşalım diye düşündük. A sahasında olmuş bir olumsuzluğu B sahası kendisi yaşamamış olsa bile oradaki tecrübeyi nasıl içselleştirir, olmadan nasıl önlemleri alır diye bir platform oluşturduk ve burada bir database-data center oluşturmak yolunda bir adım attık. Bu da çok önemli bir ayrıntı. Çünkü illa bir musibeti yaşamamız gerekmiyor” dedi.</p>
<p>Açılış töreninde Rize Valisi İhsan Selim Baydaş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Daire Başkanı Mehmet Eren Sökmen ve Çayeli Bakır Genel Müdürü Ali Can da katıldı.</p>
<p>Yarışmanın bazı etapları Rize şehir merkezinde yapılıyor. TMD Başkanı Yılmaz, maden sahası dışında yapılabilecek etapların merkezde yapılmasıyla faaliyetlerin geniş kitleler tarafından izlenebilmesine imkan sağlamak olduğunu kaydetti. Yarışma</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/madenciler-is-kazalarina-onlemek-icin-guvenli-madencilik-forumu-kurdu-88114</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/4/1280x720/mehmet-yilmaz-1790146201.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMD Başkanı Mehmet Yılmaz, sürekli fiili durum bilgi paylaşımı için bir forum başlattıklarını belirterek, “Güvenli Madencilik Forumu&#039;ndan da bahsetmek istiyorum. Bu da çok önemli. İster istemez sahalarda yaşadığımız bazı uyumsuzluklar, iş kazaları veya işte çevresel sıkıntılar var. Bunları kendi içimizde bir platformda paylaşalım diye düşündük.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-ticaret-odasindan-universitelere-yeni-nesil-teknoloji-bolumleri-cagrisi-88108</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Ticaret Odası’ndan üniversitelere &#039;yeni nesil teknoloji bölümleri&#039; çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, yeni akademik yılın başlaması vesilesiyle Kayseri’deki 4 büyük üniversiteye çağrıda bulundu. Kayseri’nin ticaret ve sanayi kültürünü yapay zekâ, veri bilimi ve dijitalleşmeyle harmanlamak gerektiğini belirten Gülsoy, üniversitelerin bu alanlarda yeni nesil teknoloji bölümleri açmasının önemini vurguladı. Gülsoy, KTO bünyesinde faaliyete geçirilecek TEKMER projesi ile de bu sürece somut katkı sunacaklarını ifade etti.</p>
<p>Ömer Gülsoy, Kayseri’ye nitelikli insan kaynağı ve şehir dışından öğrenci akışının devam etmesi için akademik cazibenin artırılması gerektiğini belirterek, “Günümüzde her şehirde üniversite bulunması sebebiyle, artık gençlerimizi çekebilmenin yolu tematik, teknik ve teknolojik bölümler sunmaktan geçiyor. Dört güzide üniversitemizin açacağı yapay zeka, veri mühendisliği, dijital pazarlama-dış ticaret ve yenilikçi girişimcilik gibi çağa uygun bölümler, Kayseri’yi Türkiye’nin akademide ve teknolojide çekim merkezi olarak ön plana çıkaracaktır. Şehrimizdeki bazı üniversitelerde bu alanlardaki bölümlerin açılmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Diğer üniversitelerimizde de bu alanlarda lisans bölümlerinin yanı sıra yüksek lisans ve doktora düzeyindeki çalışmalar teşvik edilmelidir. Şehrimize farklı şehirlerden ve farklı ülkelerden daha fazla öğrenci akışı için bu elzemdir” dedi.</p>
<p>Geleneksel üretim ve ticaret modellerinin yerini veri odaklı akıllı sistemlere bıraktığını belirten Gülsoy, yapay zeka, veri analitiği, otonom sistemler ve dijitalleşmenin artık birer tercih değil, küresel rekabette kalıcı olmanın ön şartı olduğunu belirtti. İş dünyasının en büyük ihtiyacının da bu yeni teknolojileri üretim süreçlerine entegre edecek, e-ihracatı katlayacak ve yeni nesil girişimler başlatacak yetişmiş insan kaynağı olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>"Kayseri’de girişimcilik ekosistemini birlikte büyüteceğiz"</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası olarak genç girişimcilere ve teknoloji odaklı projelere kapılarının sonuna kadar açık olduğunu da kbelirten Gülsoy, “Üniversitelerimizde açılacak yapay zekâ ve veri mühendisliği, siber güvenlik, dijital pazarlama ve e-ticaret yönetimi gibi stratejik bölümler sayesinde gençlerimiz fikirlerini Kayseri’de katma değerli girişimlere dönüştürebilecektir. Kayseri Ticaret Odası olarak bizler; kuluçka merkezlerimiz, mentorluk desteklerimiz ve melek yatırımcı ağlarımızla üniversitelerimizden yetişecek bu yeteneklerin yanında olacağız” şeklinde konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-ticaret-odasindan-universitelere-yeni-nesil-teknoloji-bolumleri-cagrisi-88108</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/8/1280x720/kayseri-ticaret-odasindan-universitelere-yeni-nesil-teknoloji-bolumleri-cagrisi-1790144519.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, &quot;Dört güzide üniversitemizin açacağı yapay zeka, veri mühendisliği, dijital pazarlama-dış ticaret ve yenilikçi girişimcilik gibi çağa uygun bölümler, Kayseri’yi Türkiye’nin akademide ve teknolojide çekim merkezi olarak ön plana çıkaracaktır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belcika-doga-kirim-modeli-ile-savas-hukuku-arasinda-kurulan-kopru-acildi-88095</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belçika Doğa Kırım Modeli ile savaş hukuku arasında kurulan köprü açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Belçika’nın yeni Ceza Kanunu’nda Doğa Kırım’ın bağımsız bir suç olarak düzenlenmesi, çevrenin savaş sırasında korunmasına ilişkin mevcut hukuk kurallarıyla ceza hukuku arasında yeni bir köprü kurdu. 1 Eylül 2026’da yürürlüğe giren düzenleme, çevreye ciddi, geniş ve uzun süreli zarar veren hukuka aykırı eylemleri barış ve savaş zamanında ayrı bir suç kategorisi olarak ele alıyor.</strong></p>
<p>Çevrenin savaş sırasında korunması yeni bir fikir değildir. Ancak Belçika'nın yeni Ceza Kanunu'nda Doğa Kırım (ekokırım/ecoside) suçunun bağımsız bir suç olarak düzenlenmesi, çevre hukukunun uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası ceza hukuku ile kesiştiği noktada yeni bir eşik oluşturmuştur.</p>
<p>29 Şubat 2024 tarihli Kanun ile yeni Ceza Kanunu'nun II. Kitabı'na eklenen 94. madde, 1 Eylül 2026 itibarıyla yürürlüğe girerek Doğa Kırım eylemleri barış veya savaş zamanında işlenebilen bağımsız bir suç haline getirmiştir.</p>
<p>Belçika modelinde Doğa Kırım; <strong>kasten, eylem veya ihmal yoluyla, hukuka aykırı bir fiilin çevreye ciddi, geniş ve uzun süreli zarar vermesi ve failin bu zararı meydana getirdiğini bilmesi</strong> halinde oluşur. Bu unsurlara; fiilin federal mevzuata veya federal makamı bağlayan uluslararası bir hukuk aracına aykırı olması gerekir. Böylece; Belçika modeli, çevresel zararı yalnızca savaş hukukunun bir sonucu olarak değil, bağımsız bir ceza hukuku ihlali olarak ele almaktadır.</p>
<p>Bunun uluslararası insancıl hukuktaki ilk karşılığı <strong>1977 tarihli Cenevre Ek Protokol I madde 35/3</strong>'tür. Bu hüküm, tarafların savaş yöntem ve araçlarını seçme hakkının sınırsız olmadığını belirterek, doğal çevreye <strong>geniş, uzun süreli ve ciddi zarar vermesi amaçlanan veya böyle bir zararın meydana gelmesi beklenebilen</strong> savaş yöntem ve araçlarının kullanılmasını yasaklar. Burada Belçika modelinden önemli bir fark vardır: AP-I madde 35/3'te zarar yalnızca kasten hedeflenmiş olmak zorunda değildir; kullanılan yöntem veya aracın böyle bir zararı doğurmasının beklenebilir olması da yeterlidir.</p>
<p><strong>Ek Protokol-I madde 55</strong> ise aynı üçlü eşiği <strong>doğal çevrenin korunması</strong> perspektifinden kurar. Savaş sırasında doğal çevreye geniş, uzun süreli ve ciddi zarara karşı özen gösterilmesini zorunlu kılar; çevreye yönelik misilleme saldırılarını da yasaklar. ICRC'nin açıklamasıyla madde 35 savaş yöntem ve araçları açısından, madde 55 ise doğal çevrenin korunması açısından aynı koruma mantığını tamamlar.</p>
<p><strong>Ek Protokol-I madde 56</strong> ise tehlikeli güçler içeren tesislere yönelik saldırılarda özel koruma getirir. Barajlar, bentler ve nükleer elektrik üretim tesisleri gibi hedeflere yönelik saldırılar, serbest bırakılabilecek tehlikeli güçlerin ağır sivil kayıplara yol açması ihtimali nedeniyle ayrıca sınırlandırılmıştır. Bu hüküm doğrudan bir “Doğa Kırım” suçu değildir; ancak çevresel felaket yaratabilecek kritik altyapının korunması bakımından Belçika modelinin savaş hukuku bağlantısını tamamlar.</p>
<p><strong>ENMOD Sözleşmesi madde I </strong>ise farklı bir yaklaşım benimser. Burada yasaklanan, doğal çevreye zarar veren her türlü saldırı değil, doğal süreçlerin kasıtlı biçimde değiştirilmesini sağlayan <strong>“çevresel modifikasyon tekniklerinin” askerî veya başka düşmanca amaçlarla kullanılmasıdır</strong>. Madde II bu teknikleri, dünyanın biyotası, litosferi, hidrosferi, atmosferi veya uzayındaki doğal süreçlerin dinamik, bileşim veya yapısının kasıtlı manipülasyonu olarak tanımlar. Ayrıca ENMOD, AP-I'den farklı olarak “geniş, uzun süreli <strong>veya</strong> ciddi” etkilerden söz eder; yani eşikler alternatif niteliktedir.</p>
<p>En yüksek ceza hukuku eşiği ise <strong>Roma Statüsü m.8(2) (b)(iv)</strong>'te görülür. Uluslararası silahlı çatışmada bir saldırının, doğal çevreye geniş, uzun süreli ve ciddi zarar vereceğinin bilinerek başlatılması ve bu zararın beklenen <strong>somut ve doğrudan genel askerî avantaja açıkça aşırı</strong> olması savaş suçu niteliğindedir. Böylece Roma Statüsü, çevresel zarar testine ayrıca askerî avantaj ve orantılılık değerlendirmesini ekler.</p>
<p>Sonuç olarak beş düzenleme aynı çevresel tehdidi farklı hukukî merceklerden ele almaktadır: <strong>Belçika madde 94 çevresel zararı bağımsız suçlaştırmakta, </strong></p>
<p><strong>AP-I madde 35/3 savaş yöntem ve araçlarını, madde 55 doğal çevreyi, madde 56 tehlikeli güçler içeren tesisleri korumakta. ENMOD çevresel modifikasyon tekniklerini yasaklamakta; Roma Statüsü ise belirli koşullarda çevreye yönelik saldırıyı savaş suçu haline getirmektedir.</strong></p>
<p>Belçika modelinin asıl yeniliği burada ortaya çıkmaktadır: <strong>çevrenin korunmasını savaş hukukunun tali bir unsuru olmaktan çıkarıp, barış ve savaş zamanlarında uygulanabilen bağımsız bir ceza hukuku kategorisine taşımaktadır.</strong> Bu yaklaşım, ekokırımın gelecekte Roma Statüsü'nde bağımsız bir uluslararası suç olarak tanınması tartışmasının da ulusal hukuk düzeyindeki önemli örneklerinden biridir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belcika-doga-kirim-modeli-ile-savas-hukuku-arasinda-kurulan-kopru-acildi-88095</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belçika Doğa Kırım Modeli ile savaş hukuku arasında kurulan köprü açıldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konaklama-sektorunde-indirimli-kurumlar-vergisi-neden-uygulanmali-88093</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konaklama sektöründe indirimli kurumlar vergisi neden uygulanmalı?  </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUSTAFA AK - </strong><strong>Vizyon Şirket Ortağı</strong></p>
<p>Turizm sektörü Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden biridir. Ürettiği katma değer ile büyümeye ve istihdama katkısı yüksektir. Döviz kazandırıcı etkisiyle cari açığın azaltılmasında önemli bir rol oynamaktadır.</p>
<p>5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32/7 maddesine göre ihracat yapan işletmelerin ihracattan elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı 5 puan indirimli uygulanmaktadır.</p>
<p>Aynı kanunda yer alan başka bir teşvik daha vardır. Buna göre mimarlık, mühendislik gibi belirli sektörlerdeki hizmet işletmelerinin, yurt dışında bulunan kişilere Türkiye’de verdikleri ve münhasıran yurt dışında yararlanılan bu hizmetlerden elde edilen kazançlarının %100’ü beyanname üzerinde matrahtan indirilebilmektedir.</p>
<p>Bu yazımızda bu iki kurumlar vergisi teşvikinin turizm ve özellikle konaklama sektöründe uygulanabilirliğini irdeledik.</p>
<p><strong>Turizm sektörü</strong></p>
<p>Turizm sektörünün başlıca bileşenleri başta oteller olmak üzere konaklama işletmeleri, seyahat acenteleri, rehberler ve kruvaziyer (gemi) turları olarak sınıflandırılabilir.</p>
<p>Türkiye’de turizm geliri 2025 yılında bir önceki yıla göre %6,8 artarak 65 milyar dolar, yurt içinde ikamet edip başka ülkeleri ziyaret eden vatandaşlarımızın harcamalarından oluşan turizm gideri, 9,5 milyar dolar olmuştur.</p>
<p>Ülkemize giriş yapan ziyaretçi sayısı 2025 yılında bir önceki yıla göre %2,7 artarak yaklaşık 64 milyon kişi oldu (tüik.gov.tr).</p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, 2025 yılında Türkiye genelindeki işletme ve basit belgeli konaklama tesislerinde yıl boyunca otellerde toplam 99 milyon kişi konakladı. Bunların yaklaşık 49 milyonunu yabancı kişiler teşkil etmektedir.</p>
<p><strong>İhracatta 5 puanlık indirim</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32/7 maddesine göre ihracat yapan kurumların münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı 5 puan indirimli uygulanmaktadır.</p>
<p>Hali hazırda genel oran %25 olduğundan ihracat kazançlarında vergi oranı %20 olarak uygulanır.</p>
<p>Örneğin bir şirketin 20 milyon TL’lik kazancının yarısı ihracattan yarısı diğer gelirlerden teşekkül ediyorsa ödeyeceği vergi 10 milyon TL yerine, (10 X 0,25) + (10 X 0,20) = 9 milyon TL olmaktadır. Bu teşvik ihracatçı şirketlere sağlanan önemli bir avantajdır.</p>
<p><strong>Kimler bu teşvikten yararlanıyor?</strong></p>
<p>İhracat yapan kurumlar gerek mal gerekse hizmet ihraçlarından elde ettikleri kazançlarına münhasır olmak üzere ilgili dönemde geçerli olan kurumlar vergisi oranını 5 puan indirimli uygulayabilir. Bu madde uygulamasında hizmet ihracı, yurt dışındaki bir müşteri için yapılan ve yurt dışında faydalanılan hizmetleri kapsamaktadır.</p>
<p>Yurt dışından satın alınan malların Türkiye’ye girmeksizin başka bir ülkedeki müşteriye satılmak suretiyle ihraç edilmesi halinde de 5 puan indirimden yararlanılabilir.</p>
<p>Yurt içinden, serbest bölgeler ile gümrüksüz satış mağazalarında satılmak üzere bu mağazalara yapılan satışlar da ihracat olarak kabul edilmekte ve bu faaliyetten elde edilen kazançlara 5 puan indirim uygulanmaktadır.</p>
<p>Yurt dışında mukim müşterilere uluslararası taşımacılık hizmeti verenler de bu teşvikten yararlanır (23.05.2023 tarihli ve 49327596-125[KVKÖZ.2022.93]-97624 Sayılı Özelge).</p>
<p><strong>Hizmet ihracatçılarına %100 indirim imkânı</strong></p>
<p>Hizmet ihracatçılarında başka bir teşvik Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10/1-ğ maddesinde yer alıyor. Maddeye göre mimarlık, mühendislik, yazılım, muhasebe kaydı gibi bazı hizmetlerde, işletmelerin yurtdışındaki kişi ve kurumlara verdiği ve münhasıran yurt dışında yararlanılan bu hizmetlerden elde edilen kazancın %100’ü beyanname üzerinde matrahtan indirilmekte. Bu indirim ihracata tanınan 5 puanlık indirimden farklı diğer bir teşvik.</p>
<p>Örneğin yurtdışındaki firmaya verilen mimarlık hizmetinden elde edilen kazanç 1 milyon TL ise bu tutarın tamamı, beyanname üzerinde indirime konu edilmektedir. Bu indirimden yararlanmak için kazancın Türkiye’ye getirilmesi şart.</p>
<p>Ayrıca eğitim ve sağlık alanında faaliyet gösteren ve Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilere hizmet veren işletmelerin bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar için de bu indirim uygulanabiliyor. Bu ikinci durumda hizmeti alan kişi hizmet anında yurtdışında değil Türkiye’de bulunuyor. Yani nihai faydalanma Türkiye’de gerçekleşiyor.</p>
<p><strong>KDV’de hizmetten yurtdışında faydalanma neden önemli?</strong></p>
<p>Hizmetten yurtdışında faydalanma kavramı özünde kurumlar vergisi ait olmayan, KDV Kanunu’nda yer alan bir terim.</p>
<p>Bildiğiniz gibi KDV Kanununa göre mal teslimi ve hizmet ifası KDV’ye tabi. Hizmet Türkiye’de verilmekle birlikte hizmetten yurtdışında faydalanılıyorsa kanun gereği istisna söz konusu. Başka bir deyişle yaratılan katma değerin nihai yararlanıcısının Türkiye’de değil yurtdışında ise KDV’yi istememek/almamak gerekiyor. Hizmet ihracında faydalanma yurtdışında olduğundan bu hizmette KDV istisnası var.</p>
<p><strong>Kurumlar vergisinde yurtdışında faydalanma kavramı </strong></p>
<p>Kurumlar vergisinde ise faydalanma tabiri caizse kutsal bir kavram değil. Kurumlar vergisinin ana hedefi tüm dünya kazançlarının tespit edilmesi, kavranarak vergilenmesi. Bu anlamda faydalanmanın yurt içinde ya da yurt dışında gerçekleşmiş olması prensip olarak önemli değil. Geleneksel olarak bir kazancın yurtdışı kaynaklı veya yurtiçi kaynaklı olmasının da bir önemi yok (Çifte verginin önlenmesi kurumlar vergisinin doğuşuna ilişkin değil vergilendirme yetkisine dair bir kavram).</p>
<p>Bu nedenle kurumlardaki teşviklerin faydalanma kriterine bağlanması pek doğru değil. Kurumlar vergisindeki teşviklerde mali politika açısından daha farklı kavramlar öne çıkıyor, çıkmalı. Örneğin ülkeye döviz girişinin sağlanması, kazançtan elde edilen paranın Türkiye’ye getirilmesi, çifte vergilendirmenin önlenmesi gibi.</p>
<p><strong>Konaklama kazançlarına indirim uygulanabilir.</strong></p>
<p>Bu manada başta konaklama kazançlarından elde edilen gelir olmak üzere turizmden elde edilen kazançlara ihracat muamelesi yapılması ve indirimli kurumlar vergisi oranı uygulaması son derece makul.</p>
<p>Yukarıda değindiğimiz gibi bu faaliyetten ihracat gibi doğrudan döviz geliri elde ediliyor, yabancı para Türkiye’de kalıyor.</p>
<p><strong>Kanuna göre belgeli turizm işletmeleri ihracatçı sayılıyor</strong></p>
<p>2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 13. maddesine göre belgeli işletmelerden Cumhurbaşkanı’nca her yıl belirlenen döviz miktarını sağlayanlar, ihracatçı sayılırlar. Konuya ilişkin kararda bu sınır düşük olmakla birlikte karardaki “vergi kanunlarında yer alan ihracata ilişkin hükümler saklıdır.” hükmü kafa karıştırmaktadır.</p>
<p>Esasında vergi kanunlarında ihracata ilişkin sınırlandırıcı bir hüküm yoktur. Ancak 2024 yılında Maliye tarafından verilen görüşte, bu hükme dayanılarak otel işletmeciliğinde 5 puan indirimin uygulanamayacağı söylenmiştir.</p>
<p>Ancak bu görüş idari olarak oluşturulmuştur. Yani bu görüşe dayanak teşkil eden bir kanun hükmü yoktur. Bu nedenle otel işletmelerinde 5 puan indirimin uygulanabileceği kanaatindeyiz.</p>
<p><strong>İndirim nasıl uygulanabilir?</strong></p>
<p>Uygulama için belli bir kriter koymak önemli. Hali hazırda konaklama tesislerinde konaklayanlardan pasaport bilgisi alınmaktadır. Bu pasaporta bağlı odada kaç gün kalındığı kolayca tespit edilmektedir. Bu durumda tesiste kalan yabancı, kaldığı gün sayısı ve döviz cinsinden elde edilen hasılat tespit edilebilir durumdadır.</p>
<p>Örneğin A otelinde 500 oda vardır. 2026 yılında bu odalar için toplamda 100.000 bin adet fatura kesilmiştir. Bu faturaların %40’ı yabancı uyruklu kişilere kesilmiştir. Bu tesis 2024 yılında 50 milyon TL kazanç elde etmiştir. Buna göre kazancın %40’ına yani 20 milyon TL’ye indirimli oran (%20), kalan %60’ına yani 30 milyon TL’ye kanuni oran (%25) uygulanabilir.</p>
<p><strong>Sonuç yerine </strong></p>
<p>Yukarıda bahsettiğimiz gibi konaklama işiyle uğraşanlar hizmet ihracatçısı değildir, bu nedenle KDV istisnasından faydalanamazlar.</p>
<p>Ancak bu mantığın kurumlar vergisinde devam ettirilmesine lüzum yoktur. Zira kurumlar vergisinde teşviklerin verilmesinde faydalanma kriterinden ziyade ülkeye sağlanan katma değer öne çıkmaktadır. Turizm sektörü; ülkeye net döviz girişi temin ederek ödemeler bilançosunu denkleştirmektedir. Böylece yabancı sermaye bağımlılığı azalmaktadır.</p>
<p>Öte yandan konaklama vergisi ve turizm payı gibi turizm sektörünün başka sektörlerde olmayan ciddi mali yükleri vardır.</p>
<p>İhracata sağlanan indirimli kurumlar vergisi ve indirim teşvikinin temel mantığı ülkeye döviz girişini teşvik etmek ve ödüllendirmektedir. Aynı gerekçelerle turizm sektörüne de benzer teşvik verilmesi uygun olacaktır.</p>
<p>Bu nedenlerle başta konaklama olmak üzere turizm sektörüne 5 puan indirimli kurumlar vergisi oranı ve/veya %100 kazanç indirimi uygulanmasını gerekli ve adil görüyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konaklama-sektorunde-indirimli-kurumlar-vergisi-neden-uygulanmali-88093</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konaklama sektöründe indirimli kurumlar vergisi neden uygulanmalı?   ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hastaliklar-artiyor-ama-halkin-yuzde-76si-kendini-saglikli-hissettigini-soyluyor-88091</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hastalıklar artıyor ama halkın yüzde 76’sı kendini sağlıklı hissettiğini söylüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sağlık sektöründe tıbbi görüntüleme, tanı ve tedavi teknolojileri alanında çözümler sunan Siemens Healthineers Türkiye, 2022’den beri  her iki yılda bir Sağlık Okuryazarlığı Araştırması yaptırıyor ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşıyor. </p>
<p>2026 yılı araştırması FutureBright Group  tarafından, Türkiye genelinde 18-65 yaş aralığında, farklı sosyoekonomik gruplardan 600 kişiyle Nisan-Mayıs 2026’da yüz yüze görüşülerek gerçekleştirildi. Elde edilen sonuçlar ve içgörüler şirketin toplumda sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik projelerini bir araya getirdiği ‘Bilmende Fayda Var’ platformu çatısı altında geçtiğimiz hafta İstanbul’da FutureBright Group Kurucusu <strong>Akan Abdula</strong> moderatörlüğünde gerçekleşen panelde basınla paylaşıldı. </p>
<p>Panelde İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Radyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı <strong>Prof. Dr. Şükrü Mehmet Ertürk </strong>ve aynı fakülteden Tıbbi Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. Fatih Aydın</strong> araştırma sonuçlarını hekim gözüyle değerlendirirdi. Siemens Healthineers Türkiye Görüntülemeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı <strong>Ertan Cömert</strong> ve Laboratuvar Diagnostiği ve İnovasyon Yönetiminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı <strong>Gürdal Şahin</strong> sağlık teknolojilerinin hastalara, hekimlere ve sağlık kurumlarına sunduğu imkânlar üzerinde durdu. </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab35da5c9e1d-1790139813.JPG" alt="" width="800" height="534" />
<figcaption><strong>Soldan sağa -  Future Bright kurucusu Akan Abdula, İstanbul Üniversitesi istanbul Tıp Fakültesi Radyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şükrü Mehmet Ertürk, Tıbbi Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Görüntülemeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ertan Cömert, Siemens Healthineers Türkiye CEO Nalan Abdullahoğlu, Tıbbi Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Aydın, Laboratuvar Diagnostiği ve İnovasyon Yönetiminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Gürdal Şahin, Siemens Healthineers Türkiye Kurumsal İletişim Müdürü Nesrin Kalay Bozpınar</strong></figcaption>
</figure>
<p>Araştırma her yıl olduğu gibi ülkemizde algı ve gerçeklik arasındaki uçurumu bir kez daha ortaya koydu. Araştırmaya göre kendini sağlıklı görenlerin oranı bu yıl yüzde 76’ya yükselmiş durumda. Bu oran 2022’de yüzde 71, 2024’te ise yüzde 64 seviyesindeydi. Görüleceği gibi 6 yıl içinde kişisel olumlu algıda yüzde 12’lik kayda değer bir artış gerçekleşmiş. </p>
<p>Ancak, öte yandan sağlık verilerine bakılacak olursa kronik hastalık sahipliği yüzde 23’e ulaşmış. Tansiyon rahatsızlıkların görülme sıklığı yüzde 4’ten yüzde 10,3’e  çıkmış. Şeker hastalığında da oran  yüzde 4’ten yüzde 8’e yükselmiş. </p>
<p>Bu verilere paralel bir biçimde sağlıksız yaşam alışkanlıklarında da  olumsuz bir tablo gözlemleniyor. Örneğin, sigara kullanımı  yıllardır yüzde 46,5 ile çok yüksek bir oranda seyrediyor.  Her iki kişiden birisi kendini stresli olarak tanımlıyor. Hiç spor yapmadığını söyleyenlerin oranının yüzde 21’den yüzde 39’a çıkmış  olması bir diğer endişe verici bilgi olarak dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Toplumun yarısı doktora gitmek için şikâyet bekliyor</strong></p>
<p>Araştırma sonuçlarına göre, halkımızın yüzde 52,7’si ancak bir şikâyet ortaya çıktığında sağlık kontrolüne gidiyor. Rutin kontrol amacıyla doktora başvuranların oranı ise sadece yüzde 23,5. Kontrolünü erteleyenlerin yüzde 32’si bunun gerekçesini <em>‘Hastalık çıkar’</em> korkusuyla açıklıyor.</p>
<p>Prof. Dr. Şükrü Mehmet Ertürk, araştırmanın hekim gözünden okunması gereken en kritik bulgusuna dikkati çekiyor: “<em>Bu araştırma bize çok net bir mesaj veriyor: Kendimizi iyi hissetmemiz, her şeyin yolunda olduğu anlamına gelmiyor. Toplumun yarısından fazlası hala bir şikâyet ortaya çıkmadan doktora gitmiyor; bu da erken tanı şansını en başından kaçırdığımız anlamına geliyor. Özellikle inme ve kalp krizi gibi zamanla yarıştığımız hastalıklarda belirtileri tanımak hayat kurtarıyor. Sağlık okuryazarlığı dediğimiz şey aslında tam da burada başlıyor: Vücudumuzun bize verdiği sinyalleri doğru okuyabilmek</em>.”</p>
<p><strong>Check-up oranları artıyor</strong></p>
<p>Araştırmanın ortaya koyduğu olumlu trendlerin başında, düzenli check-up yaptıranların oranının son iki yılda yüzde 22’den yüzde 35’e yükselmesi geliyor. Aynı şekilde,  kontrol sıklığı da ortalama 3,5 yıldan 2,2 yıla inmiş durumda.</p>
<p><strong>Kadın sağlığında umut veren sıçrama</strong></p>
<p>Bir başka olumlu trend de  30 yaş üstü kadınlarda mamografi yaptırma oranında  gözlemleniyor.  Verilere göre, son iki yılda bu oran yüzde 23’ten yüzde 54’e yükselmiş.  Araştırmaya katılan kadınların yüzde 70’i kendi kendine meme muayenesi yöntemini bildiğini, bilenlerin yüzde 80’i ise bunu uyguladığını ifade etmiş.</p>
<p>Öte yandan, mamografi çektirmeyen kadınların yüzde 54’ü bunun gerekçesini yalnızca ‘Şikayetim olmadı’ şeklinde açıklamış.  Bu  veri tarama testlerinin şikayetten bağımsız, düzenli bir alışkanlık olarak yapılması gerektiği konusundaki bilgilendirme çalışmalarının devam etmesi gerektiğini ortaya koyuyor. </p>
<p><strong>Hastalıkların belirtileri hakkında bilgi zayıf</strong></p>
<p>Hastalıkların belirtilerini anlamak bir başka deyişle “Sinyal okuryazarlığı” yapabilmek erken teşhis açısından büyük önem taşıyor. Maalesef, ülkemizde bu alanda da kırılgan bir tablo mevcut.  Örneğin, araştırmaya katılan kişilerin yüzde 66’sı inme belirtilerini bilmediğini, yüzde 45’i Alzheimer’ın erken teşhis edilebileceğinden habersiz olduğunu belirtmiş. Kalp krizi belirtilerini ayırt edebildiğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 59’da kalmış. .</p>
<p><strong>Sağlık kurumu tercihinde belirleyici kriter hekim deneyimi ve doğru teşhis</strong></p>
<p>Araştırmaya göre halkın sağlık kurumu tercihinde en temel beklentiler hekim deneyimi ve doğru teşhis. Araştırmaya katılanların sağlık kurumu seçiminde yüzde 58’i hekim deneyimini, yüzde 48'i ise doğru tanıyı önemsediğini belirtiyor. Bu bulgular, görüntüleme ve laboratuvar teknolojilerinin yalnızca ileri cihazlardan ibaret olmadığını; hekimlerin karar süreçlerini destekleyen, tanı süreçlerini güçlendiren ve hastaların doğru sağlık hizmetine güvenle ulaşmasını sağlayan kritik bir unsur olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>‘Yapay zekâ doktora yardım etsin’</strong></p>
<p>Araştırma bireylerin yapay zekâyla kurduğu ilişkinin boyutları hakkında da önemli içgörüler ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 40’ı tahlil sonuçlarını yapay zekâya yorumlattığını belirtmiş. Bu grubun yüzde 76’sı sağlıkları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olduklarını düşünüyor.  Ancak aynı grubun yüzde 67’si bu deneyimin kafa karışıklığı, yüzde 62’si ise endişe yarattığını ifade ediyor.</p>
<p>Buna karşılık toplum, yapay zekâyı doktorun yanında konumlandırdığında güven duyuyor. Doktorun kararını destekleyen yapay zekâya olumlu yaklaşanların oranı yüzde 64, tanı süresini kısaltan teknolojilerin hayat kurtarabileceğine inananların oranı yüzde 69, yapay zekanın görüntülemede hata payını azaltabileceğini düşünenlerin oranı ise yüzde 55</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik beklentisi yüksek, erişim eşitliği güçlü</strong></p>
<p>Araştırmaya katılanların yüzde 88’i sağlık hizmeti ve tıbbi ürün tercihinde sürdürülebilirliğe önem verdiğini belirtirken, ‘longevity’ (uzun ve sağlıklı yaşam) kavramını duymuş olanların oranı yalnızca yüzde 20’de kalmış.  Bu da toplumun sürdürülebilir sağlığı bir kavram olarak değil, bir beklenti olarak sahiplendiğini gösteriyor. Erişim tarafında ise olumlu bir tablo var; katılımcıların yüzde 76’sı görüntüleme veya tahlil için başka bir şehre ya da ilçeye gitmek zorunda kalmadığını belirtmiş. </p>
<p><strong>Evcil hayvan sağlığında farkındalık yüksek, ancak takip zayıf</strong></p>
<p>Siemens Healthineers’ın görüntüleme çözümleri insan sağlığının yanı sıra veteriner hekimliğinde de kullanılıyor. Dolayısıyla, araştırmada hayvan sağlığı ile de sorular bulunuyor. 2026 araştırmasına katılanlarının yaklaşık 10’da 1’i evcil hayvanı olduğunu ifade etmiş.   Verilere göre, veteriner ziyaretleri ağırlıklı olarak yılda bir kez gerçekleşiyor. Evcil hayvan sahiplerinin yüzde 17’si hayvanının ciddi bir hastalık geçmişi olduğunu belirtiyor. Görüntüleme teknolojilerinden yararlanma oranı yüzde 29’da kalıyor (en yaygın yöntem röntgen, yüzde 16). Buna karşın sahiplerin yüzde 80’i ileri görüntüleme teknolojilerini hayvan sağlığı için hayati buluyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hastaliklar-artiyor-ama-halkin-yuzde-76si-kendini-saglikli-hissettigini-soyluyor-88091</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hastalıklar artıyor ama halkın yüzde 76’sı kendini sağlıklı hissettiğini söylüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88080</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Trump, BM Genel Kurulu’nda Konuştu: İran’ı Anlaşmaya Çağırıyorum!  | Ekonomi Masası | 23 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/1kLmpCWB-kM" width="800" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88080</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/4/1280x720/berfin-cipa-1782361803.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imes-osbde-gelecegin-insan-kaynaklari-zirvesi-duzenlendi-88127</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İMES OSB’de Geleceğin İnsan Kaynakları Zirvesi düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ADEM ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>İMES OSB ve İnsan Kaynakları Dayanışma Derneği (İKDAY) iş birliğiyle düzenlenen Geleceğin İnsan Kaynakları Zirvesi, iş dünyasının insan kaynakları alanındaki dönüşümüne odaklandı. Zirvede, değişen çalışma hayatı, yeni nesil yetkinlikler, insan kaynakları uygulamaları ve geleceğin iş gücüne yönelik yaklaşımlar ele alındı.</p>
<p>Zirvenin açılışında yaptığı konuşmada İMES OSB Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tokkan, “Bugün 371 işletmenin içinde olduğu ve 23 bin 500 istihdamın bulunduğu güzel ve büyük bir organize sanayi bölgesiyiz. Bünyemizde 40’a yakın yabancı firma ve savunma sanayisine çalışan 38 firma bulunuyor. Firmalarımızın yüzde 80’i ihracat yapıyor. Bu da bizim için önemli bir gurur kaynağı” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İMES OSB Mükemmeliyet Merkezi’nin sanayinin nitelikli insan kaynağı ihtiyacına katkı sunduğunu aktaran Tokkan, “OSB ve civardaki çalışanların daha rahat iş bulması, sanayicilerimizin de ihtiyaç duyduğu nitelikli elemanlara ulaşabilmesi amacıyla İMES OSB Mükemmeliyet Merkezimizi, Doğu Marmara Kalkınma Ajansımızın ilk kez sağladığı katkıyla dört yıl önce oluşturduk. Merkezimizde sanayicilerimizin satın alma imkânı bulamadığı veya yeterince kullanamadığı özel CNC tezgâhları, yazılımlar, ısıl işlem ve çeşitli tezgâhlar bulunuyor” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/23/whatsapp-image-2026-09-23-at-09-ut3o.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2> “İKDAY olarak temsil gücümüzü yükseltmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz”</h2>
<p>Geleceğin İnsan Kaynakları Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, insan kaynakları mesleğinin gelişimi ve temsil gücünün artırılması gerektiğine dikkat çeken İKDAY Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Koşkan, “İnsan kaynakları, temsil gücünü yukarı çıkarmazsa, bunu odalarda, meclislerde veya bakanlık düzeyinde gösteremezse istihdam problemlerini uzun yıllar yaşamaya devam edeceğiz” şeklinde kuruldu.</p>
<p>İnsan kaynakları alanında son dönemde yaşanan hareketliliğin bazı kavramların yanlış anlaşılmasına neden olduğunu belirten Koşkan, “20 yıl önce bu organizasyonu kurarken önemli bir adım attık. Bugün insan kaynakları piyasasına baktığımızda son derece hareketli bir dönemden geçiyoruz. İKDAY, bu alanda öncülük yapan bir kurum. Bu alanda öncü bir yapı olarak insan kaynakları mesleğinin temsilini ileri götürmek ve mesleğin gelişimine katkı sağlamak gerekiyor” dedi.</p>
<p>İKDAY’ın mevzuat değişikliklerine de katkı sunduğunu belirten Koşkan, “Geçmişimize baktığımızda, iki kez kanun değişikliğine katkı sağlayabilecek bir kabiliyete ve yetkinliğe ulaştık. Ancak bunu yeterli görmüyoruz. İnsan kaynakları profesyonellerinin temel sorunlarından biri olan temsil gücünü daha da artırmak ve mesleğin gelişimine katkı sağlamak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/23/whatsapp-image-2026-09-23-at-09-acyy.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“Her insanın uğraşabileceği bir işi olmalı”</h2>
<p>Açılış konuşmasında insan kaynağının önemine dikkat çeken Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aşlantaş, “İnsana dokunabilmek ve her insanın farklı bir dünya olduğunu bilerek hareket etmek gerekiyor. Hepimizin, çalışan, insan kaynakları yöneticisi ya da firma sahibi olarak ortak bir amacı var; hayatımızı kendi imkânlarımızla sürdürebilmek. Bu noktada doğru insanı doğru yerde konumlandırmak büyük önem taşıyor. Her insanın yaptığı iş ve ortaya koyduğu emek çok değerli. Sokakta temizlik yapan bir personelin yaptığı işle bir mühendisin yaptığı iş arasında değer açısından bir fark olmadığını düşünüyorum. Her çalışma ve her emek, topluma ve çalışma hayatına kattığı değer açısından kıymetlidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çalışmanın insan hayatındaki yerine de değinen Aşlantaş, “insanı merkeze alan ve insanı ön planda tutan bir anlayışla hareket etmemiz gerekiyor. Hangi görevde veya hangi unvanda olursa olsun, herkesin yaptığı işi en iyi şekilde yerine getirmesi hem çalışma hayatına hem de kişinin kendi yaşamına mutluluk ve huzur katacaktır. İnsanların hayatlarını sürdürebilmeleri, kendilerini geliştirebilmeleri ve yaptıkları işten mutluluk duyabilmeleri için çalışma hayatında kendilerine uygun bir alan bulabilmeleri önem taşıyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imes-osbde-gelecegin-insan-kaynaklari-zirvesi-duzenlendi-88127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/7/1280x720/imes-osbde-gelecegin-insan-kaynaklari-zirvesi-duzenlendi-1790152208.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İMES OSB ve İKDAY iş birliğiyle düzenlenen Geleceğin İnsan Kaynakları Zirvesi’nde, değişen çalışma hayatı, nitelikli insan kaynağı, mesleki gelişim ve insan kaynaklarının iş dünyasındaki temsil gücü ele alındı. Zirvede, doğru insanın doğru yerde konumlandırılmasının ve çalışanların iş hayatında mutlu olabileceği ortamların oluşturulmasının önemine dikkat çekildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tobb-yonetim-kurulu-uyesi-candir-piyasayi-duzenleyici-yeni-bir-hal-sistemine-ihtiyac-var-88075</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 02:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çandır: Piyasayı düzenleyici yeni bir hal sistemine ihtiyaç var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Yörük Sanayici ve İş İnsanları Derneği (YÖRSİAD) yaz sezonunun sona ermesiyle eylül ayı üye toplantısı gerçekleştirdi.</p>
<p>Antalya ekonomisinin ele alındığı toplantıya, TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can ile Antalya Serbest Bölge Kurucu ve İşletici AŞ (ASBAŞ) Genel Müdürü Zeki Gürses katıldı.</p>
<p>YÖRSİAD Başkanı Mustafa Alper Oral, sanayici ve vatandaş açısından maliyet baskısının hissedileceği zorlu bir kışa girildiğini söyledi. Üretimin ve rekabet gücünün korunması için gerekli tedbirlerin alınmasını isteyen Oral, ‘’Antalya ekonomisinin lokomotifi olan turizm sektörü ve ihracatçılar, döviz kuru ve yüksek enflasyon nedeniyle ciddi bir baskı altında bulunuyor. Rekabette fiyatlarda dezavantajlı konuma geldi. Yörükler ve yerel halk tarım ve hayvancılıktan uzaklaştırılmamalı’’ dedi.</p>
<p><strong>"Yeni Hal Yasasına ihtiyaç var"</strong></p>
<p>ATB Başkanı Ali Çandır, tarımın yalnızca girdi maliyetleri üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini, tarımın sanayi, gıda, ilaç, tekstil ve kozmetik gibi çok sayıda alanla doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Çandır, ‘’Tarım stratejik sektör olarak görüldüyse bunun gereği de yerine getirilmeli. Üreticinin en önemli sorunlarından biri finansman maliyetleri ve vade farkı uzaması. Son üç yıldır Ziraat Bankası'nın kullandırdığı tarımsal işletme kredileri limitleri artmadı. Yani yaşadığımız enflasyona rağmen hâlâ aynı limitlerde kredi sağlıyoruz’’ dedi.</p>
<p><strong>Tarımsal Girdi Platformu</strong></p>
<p>Tarımda girdi maliyetlerini düşürmek ve çiftçiye daha kolaylık yaratmak amacıyla çalıştıklarını vurgulayan Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Tarımsal Girdi Platformu oluşturulması amacıyla projeler yapıyoruz. Bizim derdimiz, Ziraat Bankası finansmanıyla finanse edilen üreticinin, aracısız ve doğrudan ürün aldığı, peşin fiyatına ürün aldığı bir sistemi oluşturmak. Ziraat Bankası’nın tarımsal işletme kredilerindeki limitleri son üç yılda enflasyona rağmen yeterince artırılmadı. Bu üretim maliyetlerini yükseltiyor. Üreticinin aracısız ve daha uygun maliyetle girdi temin etmesini sağlayacak bir sistem üzerinde çalışıyoruz.’’</p>
<p><strong>"Yeni hal sistemi oluşturulmalı"</strong></p>
<p>Tarımda istihdam sorununa da değinen Ali Çandır, tarım sektörüne özel sosyal güvenlik sistemi oluşturulmasını istedi. Hal sisteminde verilerin uyumlu olmadığına dikkat çeken Ali çandır, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Tarımdaki bir diğer önemli sorun ise iş gücü maliyetleridir. Kırsaldaki gençlerin sosyal güvence nedeniyle şehirlerde sigortalı iş araması tarımsal üretimi olumsuz etkiliyor. Hal sisteminde farklı veri sistemleri birbiriyle uyumlu çalışmıyor. Dijitalleşmeyle bu sistemler tek bir veri altyapısında buluşturulmalı. Hal kanunuyla ilgili sağlıklı dijitalizasyonu sonuna kadar kullanacağımız, piyasayı düzenleyici bir hal sistemi oluşturmalıyız. Böylelikle de tarım sektöründe hem girdisiyle hem pazarlamasıyla hem de çalışanıyla ilgili sorulara yanıt verilmiş olunur. Şu anda hal sisteminde birbirinden ayrı çalışan 3-4 veri sistemi var. Hal sistemi var, halsiz sistem var; uyumsuz, birbirleriyle haberleşmiyorlar. Yani o sistemlerin verilerin hepsi tek girişte girilsin. Hiç olmazsa bu veriler örtüşsün. Bu işleri biz denetleyerek, izleyerek çözebiliriz.’’</p>
<p><strong>"İhracatta yeni gemi rotası oluşturulmalı"</strong></p>
<p>BAİB Başkanı Mehmet Ali Can da, Batı Akdeniz’den, 2025’de 2 milyar 742 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini anımsatarak, 2026 sonunda bu rakamın 3 milyar dolara ulaşacağını belirtti.</p>
<p>İhracatta, bölge için 2 milyar dolar olan kritik eşiğinin bir önceki yıla göre 25 gün daha erken sağlandığını anlatan Can, yaş meyve sebze ihracatının 2026 yılı 8 aylık dönemde yüzde 26 artırdığını söyledi. Biber ihracatının da yüzde 34 artışla 195 milyon dolar seviyesine ulaştığına dikkat çeken Can, yaş meyve ve sebze ihracatının yılsonunda 900 milyon dolara ulaşacağını bildirdi.</p>
<p>Antalya için önemli gelir kaynaklarından defne yaprağının Çin’e ihracatının 10 Eylül’de imzalanan protokolle açıldığını vurgulayan Can, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Çin’e defne yaprağı ihracatı böylece bölge ihracatına açısından önemli katkı sağlayacak. Hong Kong’da gerçekleştirilen fuarda Antalya ve Batı Akdeniz ürünlerine yoğun ilgi gösterildi. Özellikle incir ve kayısı konusunda önemli talepler aldık. İhracatta rekabette artık zorlanıyoruz. Döviz kurunun istenilen seviyede olmaması, yüksek maliyetler nedeniyle ihracatta kan kaybediyoruz. Rakamlar yükseliyor ama miktar bazında gerileme var. Pazarlarımızda müşteri kaybediyoruz. İhracatta ana pazarımız Rusya’ya sevkiyat yapılamadığı için seferler durdu. Antalya, sera ve narenciyenin başkenti. Bu ürünleri karayolu ile Rusya gibi büyük pazarlara ulaştırmak kolay olmuyor. Karadeniz’de gemi rotasının açılmaması halinde sebze ve meyve ihracatı sekteye uğrayacak.’’</p>
<p><strong>"Yeni lüks yat yapım yeri için çalışıyoruz"</strong></p>
<p>ASBAŞ Genel Müdürü Zeki Gürses ise konuşmasında Serbest Bölgelerin ihracatın artırılması ve üretimin geliştirilmesi açısından taşıdığı role dikkat çekti. Serbest bölgelerde yatırımcıların yalnızca vergi avantajlarına değil, lojistik olanaklara da baktığını anlatan Gürses, ‘’Dünyadaki başarılı serbest bölgelerde güçlü lojistik altyapısı öne çıkıyor. Antalya Serbest Bölgesi, limanlara, havalimanına ve Avrupa ile Orta Doğu pazarlarına olan yakınlığı önemli avantaj sağlıyor. Antalya’nın sosyal gelişmişlik düzeyi, üniversiteleri ve nitelikli iş gücüne erişim olanakları da yatırımcılar açısından önemli unsur oluyor’’ dedi.</p>
<p>Antalya Serbest Bölgesi’nin lüks yat üretiminde ‘İhtisas Bölgesi’ olduğunu vurgulayan Gürses, yat sektöründe taleplerin daha fazla olduğuna dikkat çekti. Zeki Gürses, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Mevcut alanda yer kalmadı. 2018 yılında Serbest Bölgemize dahil ettiğimiz Toprak Mahsulleri Ofisi sahasında yeni tersane yatırımlarına başlamayı ve yat bakım onarım faaliyetlerine yoğunlaşmayı planlıyoruz. Bilindiği üzere Antalya Serbest Bölgesi doğu Akdeniz de en kapsamlı yat üretim ve bakım merkezi konumunda bulunuyor.’’</p>
<p><strong>"Antalya’ya ikinci Serbest Bölge kurulmalı"</strong></p>
<p>Antalya Serbest Bölgesinin mevcut haliyle yetmediğine dikkat çeken Zeki Gürses, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p> ‘’475 bin metrekarelik kullanılabilir bir alanda faaliyet gösteriyoruz ve artık buraya sığmıyoruz. Bunun için ikinci bir serbest bölge açmak için çalışmalarımız sürüyor. Yapılan araştırmalarda Döşemealtı ile Burdur arasında serbest bölge yapılabilecek araziler var. Ancak yarın ne olacağını kestiremediğimiz için böylesine büyük bir yatırıma başlama konusunda bekleme kararı aldık. Ancak Antalya’ya ikinci bir serbest bölge şart.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tobb-yonetim-kurulu-uyesi-candir-piyasayi-duzenleyici-yeni-bir-hal-sistemine-ihtiyac-var-88075</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/5/1280x720/tobb-yonetim-kurulu-uyesi-candir-piyasayi-duzenleyici-yeni-bir-hal-sistemine-ihtiyac-var-1790118693.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, mevcut hal sisteminin ihtiyaca yanıt vermediğini belirterek, ‘’Böylelikle de tarım sektöründe hem girdisiyle hem pazarlamasıyla hem de çalışanıyla ilgili sorulara bir yanıt vermiş oluruz’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskan-adayi-davut-cetin-155-iflas-350-konkordato-var-antalyanin-sesi-cikmiyor-88074</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 02:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Davut Çetin: 155 iflas, 350 konkordato var, Antalya’nın sesi çıkmıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı ve Başkan Adayı Davut Çetin, 18 Ekimde gerçekleştirilecek seçimler için gazetecilerle bir araya gelerek, geçmiş dönemi değerlendirip yeni dönemdeki projelerini anlattı.</p>
<p>"7 Tema 50 Proje’" başlığı ile hedeflerini anlatan Çetin projelerini, öncelikli olarak, üye ilişkileri, güçlü meslek komiteleri, işbirliği ve temsil, sektörel gelişim, Antalya markası ve kent ekonomisi, nitelikli insan kaynağı ile dijital ve katılımcı ATSO başlıklarında topladı.</p>
<p>ATO’nun 4 yıllık stratejik planlarla yönetileceğini ifade eden Çetin, meslek komitelerini daha da güçlü hale getirilmesi için çalışacaklarını, ATSO Sektör Birlikleri modelini hayata geçirmeyi hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>Meslek odaları ve diğer sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelerek Antalya Koordinasyon Modelini geliştirmek istediklerini anlatan Çetin, kent ve üye sorunlarının çözümü için Yatırım ve Proje Geliştirme Ofisi, Antalya Veri Merkezi, ATSO Global Netwörk, Antalya Ekonomisi ve Mevzuat İzleme, Erken Uyarı Sistemi kurmayı hedeflediklerini bildirdi.</p>
<p>Kentte koordinasyonu sağlamak amacıyla Antalya Ortak Proje Havuzu, Bölgesel Ticaret Buluşmaları,  ATSO Ticaret Köprüsü ve Finasal Destek Programı projeleri hakkında bilgi veren Davut Çetin, E-ticaret ve E-ihracat Uygulama Merkezi ile Aile Şirketleri Geliştirme Merkezi ve Antalya Lojistik  Merkezi projeleri ile Antalya ekonomisinin gelişimine katkı sunacaklarını söyledi.</p>
<p><strong>"155 iflas, 350 konkordato var"</strong></p>
<p>Turizmde sıkıntı yaşandığını, ülkede yaşanan ekonomik sorunların yansıması nedeniyle Antalya ekonomisinin daha fazla etkilendiğine dikkat çeken Çetin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Antalya’da 155 firma iflas etmiş, ayrıca 350 konkordato var. Şehirde ise bir sessizlik hakim. Asıl konuşması gerekenler sessiz kalıyor ve (Bu şehir batıyor) diyemiyor. Antalya’nın bu sessizliğini de anlam veremiyorum. Tarım kötüye gidiyor. İflaslar ve konkordatolar önümüzdeki süreçte domino etkisi yaratacak. Önlem alınmalı.’’</p>
<p><strong>"Antalya, İstanbul ile 2030 Olimpiyatlarına ortak olmalı"</strong></p>
<p>Antalya’nın uluslararası tanınırlığının artırılması gerektiğini anlatan ATSO Başkan Adayı Davut Çetin, Antalya’nın 2030 Olimpiyatlarına İstanbul ile birlikte aday olması gerektiğini, hazırlıkların ve yatırımların da buna göre yapılması gerektiğini söyledi. Çetin, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Antalya, dünyanın en büyük organizasyonlarına ev sahipliği yapıyor. EXPO Antalya 2016 yapıldı. Bu sayede yeni yatırımlar yapıldı, tanınırlık arttı. Her büyük organizasyonda yeni yatırımlar geliyor. Büyük organizasyonlar ve etkinlikler, şehrin marka değerini artırıyor, şehrin kalitesini geliştiriyor. Antalya, ulaşım ve konaklama tesisleri açısından Avrupa’nın önemli kentlerinden. Bu nedenle Antalya, İstanbul ile birlikte 2030 Olimpiyatlarına aday olmalı. Böylece kente gelen turist sayısı ikiye katlanır, uluslararası tanınırlık ve bilinirlik daha da artar.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskan-adayi-davut-cetin-155-iflas-350-konkordato-var-antalyanin-sesi-cikmiyor-88074</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/4/1280x720/davut-cetin-1790143743.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya ekonomisinin sıkıntılı bir süreç yaşadığını belirten ATSO Başkan Adayı Davut Çetin, &quot;Antalya’da 155 firma iflas etmiş, 350 firma konkordato ilan vermiş, kentten ses çıkmıyor. İflaslar domino etkisi yaratır.&quot;’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-osbden-cop-31e-destek-88073</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 02:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya OSB’den COP31 için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Valiliği ile Antalya Organize Sanayi Bölgesi (AOSB) arasında, kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek BM İklim Değişikliği Zirvesi (COP31) kapsamında kurulacak olan Antalya Pavilyonu'nun teknik donanım ve ekipman desteğine ilişkin iş birliği protokolü imzalandı.</p>
<p>Hükümet Konağı’nda düzenlenen protokol törenine Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Hasan Ali Gönen, Başkan Vekili Yiğit Budak ve AOSB Bölge Müdürü İlhan Metin ve Antalya Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Heyeti Üyesi Koray Sarı katıldı.</p>
<p>Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) hazırlık süreci doğrultusunda hayata geçirilen protokol kapsamında, Antalya Pavilyonu'nun LED ekranları, iklimlendirme ve ses sistemleri ve ışık gösterisi ekipmanlarının temini ve teknik desteğinin sağlanacak.</p>
<p>Törenin sonunda, Antalya’nın çevre, iklim ve sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarına sağladıkları katkı ve desteklerden dolayı Vali Hulusi Şahin tarafından Antalya Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Hasan Ali Gönen'e teşekkür belgesi takdim edildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-osbden-cop-31e-destek-88073</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/3/1280x720/antalya-osbden-cop-31e-destek-1790118465.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Organize Sanayi Bölgesi, Antalya Valiliği ile imzalanan protokol kapsamında, BM İklim Değişikliği Zirvesi&#039;nde kent pavilyonuna teknik donanım ve ekipman desteği verecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/talas-belediyesinin-mobil-koyun-banyolugundan-16-bin-koyun-gecti-88110</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Talas Belediyesi’nin mobil koyun banyoluğundan 16 bin koyun geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Talas Belediyesi'nin 2019 yılında hayata geçirdiği mobil koyun banyoluğunun, 7 yıldır kırsal mahalleleri dolaşarak üreticinin yanında olmaya devam ettiği bildirildi. Kene ve dış parazitlerle mücadelede kullanılan mobil banyoluğundan bugüne kadar yararlanan küçükbaş hayvan sayısı 15 bin 745’e ulaştı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, kırsal mahallelerde hayvancılıkla uğraşan üreticilerin sürülerini uzak noktalara götürmesine gerek bırakmayan mobil sistemle koyunlar ilaçlı suyla yıkanıyor. Böylece özellikle yaz aylarında artış gösteren kene ve dış parazitlere karşı mücadele edilirken, hayvan sağlığının korunmasına ve üreticinin olası kayıplarının önlenmesine katkı sağlanıyor. Yıllar içinde Talas’ın farklı kırsal mahallelerinde uygulanan hizmet, hayvan sağlığının yanı sıra kene kaynaklı riskler nedeniyle halk sağlığı açısından da önem taşıyor.</p>
<p>Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, kırsalda üretimin devamlılığını önemsediklerini belirterek, “Hayvancılıkla uğraşan hemşehrilerimizin işini kolaylaştırmak ve sürülerinin sağlıklı olmasına katkı sunmak için bu hizmetimizi sürdürüyoruz. Üreticimizin olduğu her yerde olmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab3723027cc2-1790145072.JPG" alt="" width="455" height="303" /></p>
<p><strong>“Kırsala sahip çıkmayan şehri yönetemez”</strong></p>
<p>Talas Belediyesinin atıl durumdaki tarım arazilerini üretime kazandırma çalışmaları kapsamında Başakpınar Mahallesi’nde ekimi yapılan aspirde ise hasat başladı. Abdullah Gül Üniversitesine ait arazinin 300 dekarlık bölümünde gerçekleştirilen üretimde, dekardan yaklaşık 150 kilogram ürün alınması beklenirken toplam rekoltenin 75 ton civarında gerçekleşeceği öngörülüyor. Talas Belediyesinin 2026 yılında atıl durumdaki belediye ve kamu kurumlarına ait tarım arazilerini üretime kazandırmak amacıyla yürüttüğü çalışma kapsamında, toplam 600 dekarlık alanda üretim gerçekleştiriliyor.  Hasadı gerçekleştirilen aspirlerin işlenmesinin ardından yaklaşık 2 bin-2 bin 500 litre aspir yağı elde edilmesi hedefleniyor. Talas Belediyesi, üretimden elde edilecek yağı sosyal belediyecilik anlayışıyla ilçedeki ihtiyaç sahibi vatandaşlara ulaştırmayı planlıyor. Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, kırsal alanların ve tarımsal üretimin desteklenmesinin şehir yönetiminin önemli sorumluluklarından biri olduğuna dikkat çekerek, “Kırsala sahip çıkmayan şehri yönetemez” dedi. Başkan Yalçın, üreticinin desteklenmesi ve atıl tarım arazilerinin yeniden üretime kazandırılmasıyla hem kırsal ekonomiye katkı sağlandığını hem de elde edilen ürünlerin sosyal belediyecilik anlayışıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldığını belirtti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/talas-belediyesinin-mobil-koyun-banyolugundan-16-bin-koyun-gecti-88110</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/0/1280x720/talas-belediyesinin-mobil-koyun-banyolugundan-16-bin-koyun-gecti-1790145193.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Talas Belediyesi, kene ve dış parazitlerle mücadelede kullanılan mobil banyoluğundan yararlanan küçükbaş hayvan sayısının 15 bin 745’e ulaştığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-ekonomimiz-soklara-karsi-dayanikli-88069</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 17:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Şimşek: Ekonomimiz şoklara karşı dayanıklı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) tarafından düzenlenen 19'uncu Türkiye Yatırım Konferansı'na katıldı.</p>
<p>DEİK açıklamasına göre, 21-23 Eylül'de New York'ta düzenlenen konferansın ilk günü kapsamında, Citi iş birliğinde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan'ın katılımıyla "Türkiye'nin Ekonomik Görünümü ve Yatırım Fırsatları Toplantısı" gerçekleştirildi.</p>
<p>Konferansta ayrıca, Concordia ile iş birliğinde Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır'ın katılımıyla "Sanayi ve Yüksek Teknoloji Yuvarlak Masa Toplantısı", Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, TCMB Başkanı Fatih Karahan ile Türk ve Amerikan iş dünyasının önde gelen 400'den fazla iş insanının bir araya geldiği "Türkiye Yatırım Konferansı Akşam Resepsiyonu" gerçekleştirildi.</p>
<p>Bakan Şimşek ve TCMB Başkanı Karahan'ın katıldığı Türkiye'nin Ekonomik Görünümü ve Yatırım Fırsatları Toplantısında eylül ayı başında açıklanan Orta Vadeli Program'ın (OVP) yol haritası ve Türkiye'nin yatırım ortamı ile öne çıkan sektörel fırsatlara yer verildi. Toplantıda, TCMB Başkanı Karahan, para politikası ve makroekonomik görünüme dair değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Toplantıda Türkiye ekonomisinin orta ve uzun vadeli görünümü ele alındı. Ayrıca, Türkiye'nin güçlü üretim altyapısı, stratejik coğrafi konumu, gelişmiş ulaşım ve lojistik bağlantıları ile bölgesel pazarlara erişim imkanları, yeşil ve dijital dönüşüm, ileri imalat, savunma ve havacılık, sağlık ve sağlık turizmi, lojistik-ulaştırma ve dijital teknolojiler başta olmak üzere yüksek katma değerli yatırımlar açısından sunduğu fırsatlara değinildi.</p>
<p>Bakan Şimşek, toplantıda ABD'li doğrudan yatırımcılarla bir araya geldi.</p>
<p>Açıklamada toplantıdaki görüşlerine yer verilen Şimşek, zorlu küresel koşullara ve bölgede yaşanan savaşa rağmen Türkiye ekonomisinin güçlü ve dayanıklı olduğunu vurgulayarak, "Ekonomimiz şoklara karşı dayanıklı. Toplam borçluluk oranımızın düşüklüğü, kamu maliyesindeki hareket alanımız, azalan dış kırılganlıklar, artan uluslararası rezervler ve KKM'den çıkış da ekonomimizin dayanıklılığını artırdı." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin yatırımcılara sunduğu fırsatlara değinerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye, büyük ve emsallerine kıyasla güçlü büyüyen bir ekonomi. Stratejik konumumuz, gelişmiş imalat ve hizmet sektörümüz, güçlü altyapımız ve nitelikli iş gücümüz sayesinde güvenilir bir tedarikçiyiz. Yeşil ve dijital dönüşümü, sanayide dönüşümü ve üretken altyapı yatırımlarını hızlandırıyoruz. Son açıkladığımız vergi teşvikleriyle de yatırım ve ihracat ortamını güçlendiriyoruz. Sektörel açıdan bakıldığında savunma sanayisi, turizm, sağlık turizmi, televizyon dizileri ve mobil oyunlar başta olmak üzere dijital hizmet ihracatında önemli fırsatlar görüyoruz. Savunma sanayisi, imalat sanayimizin dönüşümünde de önemli bir itici güç."</p>
<p><strong>"Geleceğe yönelik net bir yol haritasına sahip olmayı önemsiyoruz"</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır'ın katıldığı "Sanayi ve Yüksek Teknoloji Yuvarlak Masa Toplantısı"nda ise Türkiye'nin yüksek teknoloji üretimi ve inovasyonda küresel bir merkez olma potansiyeli değerlendirildi.</p>
<p>Küresel üretim, tedarik zinciri ve ticaret dinamiklerinin dönüştüğü bu dönemde, Türkiye'nin yarı iletkenler, mobilite, yeşil enerji, ileri imalat, sağlıklı yaşam, dijital teknolojiler, iletişim ve uzay gibi stratejik alanlardaki avantajları ile değer zincirinin farklı halkalarında tamamlayıcı yatırımlar kurma potansiyelinin ele alındığı toplantıda ayrıca yatırımcılara HIT30 Yatırım Teşvik Programı tanıtıldı.</p>
<p>DEİK Başkanı Nail Olpak ise sanayi ve yüksek teknolojide Türkiye ile ABD arasındaki işbirliğinin önemine dikkati çekerek, "Türkiye'nin 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi, değer zincirinde yükselmek için net bir yön çiziyor. ABD'nin yapay zeka, yarı iletkenler ve yazılım alanlarındaki öncülüğüyle birlikte değerlendirildiğinde, ortak çalışmalar için önemli fırsatlar bulunuyor." açıklamasında bulundu.</p>
<p>Küresel belirsizliklerin arttığı bu dönemde önceliklerinin güven temelinde rekabet etmek ve işbirliği geliştirmek olduğunu ifade eden Olpak, şunları kaydetti:</p>
<p>"DEİK olarak 153 ülke bazlı İş Konseyimiz aracılığıyla Türkiye'nin potansiyelini dünyaya tanıtıyor, şirketleri doğru ortaklarla buluşturuyor ve iş dünyası, kamu kurumları ile yatırımcılar arasında köprü kuruyoruz. İş dünyası olarak en temel beklentilerimizden biri öngörülebilirlik. Küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı bir dönemde, geleceğe yönelik net bir yol haritasına sahip olmayı önemsiyoruz."</p>
<p>DEİK/Türkiye-ABD İş Konseyi Başkanı Murat Özyeğin de Türkiye'nin küresel ve bölgesel ölçekte giderek zorlaşan jeopolitik ve ekonomik koşullara rağmen dezenflasyon sürecindeki kararlılığını ve politika yönünü koruduğunu belirterek, "OVP ve yatırım çerçevesi, ekonomik programın sürekliliğini ve Türkiye ekonomisinin verimlilik ve rekabet gücünü artırmaya yönelik reform iradesini ortaya koyuyor. Özellikle teknoloji transferi ve nitelikli istihdam sağlayan uzun vadeli doğrudan yatırımların Türkiye'ye kazandırılması, iş dünyamızın önümüzdeki dönemin önemli öncelikleri arasında yer alıyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Türkiye Yatırım Konferansı Akşam Resepsiyonu düzenlendi</strong></p>
<p>DEİK/Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK), American Turkish Business Roundtable (ATBR) işbirliğinde, Türkiye Yatırım Konferansı Akşam Resepsiyonu, Ticaret Bakanı Bolat, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır, TCMB Başkanı Karahan, DEİK Başkanı Olpak, DEİK/Türkiye-ABD İş Konseyi Başkanı Özyeğin, Türk ve Amerikan iş dünyasından 400'den fazla temsilcinin katılımlarıyla New York'un tarihi yapısı Halk Kütüphanesinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Geleneksel olarak her yıl düzenlenen resepsiyonda, Türk ve ABD'li iş dünyasına networking ortamı sunularak, iki ülkeden üst düzey kamu ve iş dünyası temsilcileri arasında yatırım ve işbirliği fırsatları değerlendirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-ekonomimiz-soklara-karsi-dayanikli-88069</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/9/1280x720/636-1790086951.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 19. Türkiye Yatırım Konferansı&#039;nda konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, &quot;Ekonomimiz şoklara karşı dayanıklı. Toplam borçluluk oranımızın düşüklüğü, kamu maliyesindeki hareket alanımız, azalan dış kırılganlıklar, artan uluslararası rezervler ve KKM&#039;den çıkış da ekonomimizin dayanıklılığını artırdı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-temmuzda-2108-milyar-dolara-cikti-88064</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 15:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmaların net döviz açığı temmuzda 210,8 milyar dolara çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlıklarına ilişkin verileri paylaştı.</p>
<p>Buna göre temmuzda önceki aya göre firmaların döviz varlıkları 2 milyar 279 milyon dolar, yükümlülükleri 7 milyar 306 milyon dolar arttı.</p>
<p>Net döviz pozisyonu açığı ise 210 milyar 802 milyon dolar olarak gerçekleşti ve temmuzda önceki aya göre 5 milyar 27 milyon dolar yükseldi.</p>
<p>Varlık dağılımı incelendiğinde, temmuzda önceki aya göre ihracat alacakları 2 milyar 175 milyon dolar, yurt içi bankalardaki mevduat 1 milyar 74 milyon dolar ve yurt dışına doğrudan sermaye yatırımları 607 milyon dolar artarken, türev varlıklar 1 milyar 547 milyon dolar ve menkul kıymetler 29 milyon dolar azaldı. Bunlara bağlı olarak varlıklar 2 milyar 279 milyon dolar arttı.</p>
<p>Yükümlülük dağılımında ise temmuzda önceki aya göre türev yükümlülükler 3 milyar 472 milyon dolar, yurt içinden sağlanan nakdi krediler 2 milyar 80 milyon dolar, ithalat borçları 1 milyar 147 milyon dolar ve yurt dışından sağlanan nakdi krediler 607 milyon dolar arttı. Bunlara bağlı olarak yükümlülükler 7 milyar 306 milyon dolar yükseldi.</p>
<p>Yükümlülüklerin vade yapısına bakıldığında, temmuzda önceki aya göre yurt içinden sağlanan kısa vadeli krediler 220 milyon dolar ve uzun vadeli krediler 1 milyar 861 milyon dolar arttı.</p>
<p>Yurt dışından sağlanan kısa vadeli krediler 807 milyon dolar ve uzun vadeli krediler 947 milyon dolar yükseldi.</p>
<p>Kısa vadeli varlıklar 151 milyar 772 milyon dolar, kısa vadeli yükümlülükler 147 milyar 397 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kısa Vadeli Net Döviz Pozisyonu, temmuzda önceki aya göre 2 milyar 168 milyon dolar azalarak 4 milyar 374 milyon dolar oldu.</p>
<p>Kısa vadeli yükümlülüklerin toplam yükümlülükler içindeki payı yüzde 37 düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-temmuzda-2108-milyar-dolara-cikti-88064</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/8/1280x720/finansal-kesim-disi-firmalarin-net-doviz-acigi-artti-1741153851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın temmuz verilerine göre finansal kesim dışındaki firmaların net döviz açığı, 5 milyar dolar artışla 210,8 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/pay-geri-alimlarinda-ust-sinir-uygulanmayacak-88062</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 15:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pay geri alımlarında üst sınır uygulanmayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) pay geri alımları hakkında ilke kararı yayımladı.</p>
<p>Kararda, ikinci bir duyuruya kadar pay geri alımlarında geri alınan payların toplam bedeline ilişkin üst sınırın uygulanmamasına karar verildiği bildirildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/pay-geri-alimlarinda-ust-sinir-uygulanmayacak-88062</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, pay geri alımlarında geri alınan payların toplam bedeline ilişkin üst sınırın uygulanmayacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/albayrak-beton-pay-geri-alim-programi-baslatti-88061</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 15:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Albayrak Beton pay geri alım programı başlattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da işlem gören Albayrak Hazır Beton Sanayi ve Ticaret AŞ (ALBTN), pay geri alım programını devreye aldığını bildirdi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, şirketin yönetim kurulu, "paylarda sağlıklı fiyat oluşumuna katkı sağlanması ve yatırımcıların menfaatlerinin korunması" amacıyla pay geri alım programı başlatılmasına karar verdi.</p>
<p>Buna göre, azami 4 milyon adet payın geri alınabilmesi ve geri alım işlemleri için şirket öz kaynaklarından karşılanmak üzere 100 milyon liraya kadar fon kullanılması kararlaştırıldı.</p>
<p>Toplam üç yıl süreyle uygulanabilecek program kapsamındaki işlemlerin zamanı, günlük miktarı ve fiyatı, Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemeleri ile ilgili mevzuatta belirtilen sınırlamalar doğrultusunda belirlenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/albayrak-beton-pay-geri-alim-programi-baslatti-88061</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/1/1280x720/albayrak-beton-1790079785.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Albayrak Beton, 100 milyon liraya kadar kaynak tahsis edilen pay geri alım programı başlattığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
