<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-hazir-giyim-sektorunde-bir-aylik-istihdam-kaybi-14-bini-asti-84653</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil ve hazır giyim sektöründe bir aylık istihdam kaybı 14 bini aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Emek yoğun sektörlerde ilk sırada gelen ve yine ihracatçı sektörler arasında en fazla dış ticaret veren tekstil ve hazır giyim sektörlerinde nisan ayında görülen kısa süreli toparlanma mayısta yerini yeniden küçülmeye bıraktı. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre, nisan ayında uzun bir aradan sonra hem şirket sayısında hem de istihdamda görülen artış, mayıs ayında tamamen silindi. Artan üretim maliyetleri, zayıf dış talep ve rekabet gücündeki kayıp sektör üzerindeki baskıyı sürdürürken, şirket kapanışları ve istihdam kayıpları yeniden hız kazandı. Mayısta tekstil sektöründe faaliyet gösteren şirket sayısı 18 bin 480’den 18 bin 450’ye gerileyerek 30 firma azaldı. Aynı dönemde çalışan sayısı ise 349 bin 320’den 343 bin 625’e düşerek 5 bin 695 kişilik istihdam kaybı yaşadı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72cb46b0b7c-1785908038.png" alt="" width="825" height="310" /></p>
<h2>Nisandaki toparlanma kalıcı olmadı </h2>
<p>Hazır giyim tarafında da benzer tablo ortaya çıktı. Nisan ayında 34 bin 912’ye yükselen şirket sayısı mayısta 34 bin 874’e gerileyerek 38 firma azaldı. Çalışan sayısı ise 502 bin 304’ten 493 bin 998’e düşerek bir ayda 8 bin 306 kişilik istihdam kaybına işaret etti. Böylece mayıs ayında iki sektörde toplam 68 şirket faaliyetini sonlandırırken, istihdamdaki kayıp 14 bin 1 kişiye ulaştı.</p>
<p>Sektör, 2026’nın ilk üç ayında kesintisiz küçülme yaşamıştı. Ocakta tekstilde 192, hazır giyimde ise 643 şirket kapanırken, istihdam sırasıyla 4 bin 688 ve 7 bin 217 kişi azalmıştı. Şubatta şirket kapanışları yavaşlasa da tablo değişmedi. Mart ayında ise hem şirket sayıları hem de çalışan sayıları yeniden geriledi. Nisan ayında ise uzun bir aradan sonra ilk kez iki sektörde de eş zamanlı toparlanma yaşanmıştı.</p>
<h2>Beş ayda 355 şirket kapandı </h2>
<p>Tekstilde şirket sayısı 132, istihdam 6 bin 843 kişi artarken, hazır giyimde 186 yeni şirket faaliyete geçmiş, çalışan sayısı da 11 bin 56 kişi yükselmişti. Ancak mayıs verileri bu iyileşmenin geçici olduğunu gösterdi.</p>
<p>Yılın ilk beş ayı birlikte değerlendirildiğinde küçülmenin devam ettiği görülüyor. Aralık 2025’e göre tekstil sektöründe şirket sayısı 18 bin 600’den 18 bin 450’ye gerilerken 150 firma faaliyetini sonlandırdı. Aynı dönemde çalışan sayısı da 346 bin 700’den 343 bin 625’e inerek 3 bin 75 kişi azaldı. Hazır giyimde ise şirket sayısı 35 bin 514’ten 34 bin 874’e düşerek 640 şirket azaldı. İstihdam da 499 bin 204’ten 493 bin 998’e gerileyerek 5 bin 206 kişilik kayıp yaşadı. Böylece 2026’nın ilk beş ayında tekstil ve hazır giyim sektörlerinde toplam 790 şirket faaliyetini sonlandırırken, çalışan sayısı 8 bin 281 kişi azaldı.</p>
<h2>1,5 yılda 122 bin istihdam kaybı </h2>
<p>Geçen yılın aynı dönemiyle karşılaştırıldığında sektörlerdeki daralma daha net ortaya çıkıyor. Aralık 2024’e göre tekstil sektöründe şirket sayısı 19 bin 461’den 18 bin 450’ye gerileyerek bin 11 azaldı. İstihdam ise 384 bin 711’den 343 bin 625’e düşerek 41 bin 86 kişi geriledi. Hazır giyimde ise şirket sayısı 39 bin 640’tan 34 bin 874’e inerek 4 bin 766 azaldı. Çalışan sayısı da 574 bin 684’ten 493 bin 998’e gerileyerek 80 bin 686 kişilik düşüş kaydetti. Böylece son yaklaşık bir buçuk yıllık dönemde iki sektörde toplam 5 bin 777 şirket faaliyetini sonlandırırken, 121 bin 772 kişilik istihdam kaybı yaşandı. Nisan ayında görülen kısa süreli toparlanmanın mayıs ayında sona ermesi ise sektörde üretim ve istihdam üzerindeki baskının devam ettiğini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<h2>Üç yılda 384 bin kişilik kayıp </h2>
<p>Tekstil ve hazır giyim, uzun yıllar boyunca Türkiye’nin en büyük istihdam yaratan sektörleri arasında yer aldı. İki sektörde toplam çalışan sayısı ilk kez 2020 yılında 1 milyon sınırını aşmış, 2022 yılında ise yaklaşık 1 milyon 222 bin kişi ile tarihi zirveye ulaşmıştı. Ancak sonrasında başlayan maliyet baskısı ve sipariş kayıpları sektörün yönünü tersine çevirdi. 2022 yılındaki zirve seviyeden 2026 Mayıs ayına kadar geçen dönemde tekstil ve hazır giyimde toplam istihdam kaybı 384 bini aştı. Aynı süreçte binlerce işletme faaliyetlerine son verdi veya üretimini başka ülkelere taşıdı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-hazir-giyim-sektorunde-bir-aylik-istihdam-kaybi-14-bini-asti-84653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/tekstil-giyim-konfeksiyon-1767592630.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil ve konfeksiyon sektöründe Nisan ayında uzun süren düşüşün ardından ilk kez hem şirket hem de istihdam tarafında görülen toparlanma kalıcı olmadı. Mayısta tekstil ve hazır giyim sektörlerinde toplam 68 şirket daha faaliyetini sonlandırırken, istihdam bir ayda 14 bin kişiden fazla azaldı. Böylece sektör, geçici toparlanmanın ardından yeniden küçülme eğilimine girdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cinko-ile-demirde-sert-ayrisma-84651</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çinko ile demirde sert ayrışma!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a72c7afe1f2c-1785907119.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Emtia piyasalarında arz ve talep dinamiklerinin giderek daha fazla ayrıştığı görülüyor. Bunun yansıması olarak çinko ile demir cevheri aynı anda farklı yönlere hareket ediyor. Çinkoda üretim kesintileri, maden ve izabe tesislerindeki bakım çalışmaları ve gerileyen stoklar fiyatı desteklerken; demir cevherinde Çin’in çelik sektöründeki marj kaybı, inşaat faaliyetlerindeki zayıflama ve sınırlı teşvik beklentisi satışları hızlandırıyor.</p>
<p>Çinkoda piyasanın “yeterli metal bulunacak mı?” sorusuna odaklanırken, demir cevherinde ise “yeterli çelik talebi olacak mı?” sorusu soruluyor. Bu da çinkoyu yükseltiyor, demir cevherini aşağı çekiyor.</p>
<p>Çinko fiyatlarında yükseliş ivmesi Ağustos ayının ilk günlerinde de devam ediyor. Londra Metal Borsası'nda (LME) çinko fiyatı ton başına 3.660 doların üzerine çıkarak Haziran 2022'den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Metal, yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 17 değer kazanırken, Temmuz ayında da üst üste dördüncü aylık yükselişini kaydetti.</p>
<h2>Demir cevherinde talep endişesi ağır basıyor </h2>
<p>Ancak baz metallerin tamamı aynı hikâyeyi anlatmıyor. Çinkoda arz tarafı öne çıkarken, demir cevherinde talep endişesi fiyatları aşağı çekiyor. Demir cevheri fiyatları Ağustos ayının başında ton başına 700 yuan seviyesine yaklaşarak Mayıs 2025’ten bu yana en düşük seviyeye indi. Haftalık kayıp yüzde 5,60 olurken, Dalian’da en çok işlem gören demir cevheri kontratı 93,66 dolar/ton seviyesine geriledi. Son bir ayda yüzde 4,72, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 7,06 düştü.</p>
<p>Bu ayrışmada doların seyri ve küresel jeopolitik gelişmeler ise her iki piyasayı ortak bir dış faktör üzerinden etkiliyor. ABD’nin İran’la yeni görüşmelere hazır olduğu yönündeki açıklamalar, çatışmanın küresel büyüme üzerindeki etkisine ilişkin bazı kaygıları hafifletse de, piyasanın asıl odağı yeniden Çin’e çevrilmiş durumda.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çinko piyasasında Çin arzı karşılamakta zorlanıyor</span></h2>
<p>Çinko piyasasında yükselişin temelinde özellikle Çin'de arzın talebi karşılamakta zorlanabileceğine ilişkin beklentiler bulunuyor. </p>
<p>■ Çin'in güneybatısındaki bir çinko madeninde yapılacak üretim ayarlamalarının ağustos ayında konsantre üretimini yaklaşık 1.000 ton azaltması bekleniyor. Orta Çin’deki büyük bir eritme tesisinde planlanan bakım çalışmasının ise üretimi 1.000-1.500 ton daha aşağı çekmesi öngörülüyor. <br />■ Dünyanın önemli üreticilerinden Glencore, 2026’nın ilk yarısında kendi kaynaklı çinko üretiminin yıllık bazda yüzde 21 gerilediğini açıkladı. <br />■ Boliden’in çinko konsantresi üretimi çeyreklik bazda yüzde 16,8, MMG’nin üretimi ise ikinci çeyrekte yıllık bazda yüzde 1 düştü.</p>
<p><strong>Stoklar azalıyor </strong></p>
<p>■ Çin başta olmak üzere çeşitli göstergelerin fiziksel arzın talebi karşılamakta zorlanabileceğine işaret etmesi, piyasada kısa vadeli arz endişelerini güçlendirdi. </p>
<p><strong>Dolar da destek veriyor </strong></p>
<p>■ Doların zayıflaması da yükselişe katkı sağladı. Dolar cinsinden fiyatlanan çinko ve diğer metaller, ABD para biriminin değer kaybetmesiyle yurtdışındaki alıcılar açısından daha cazip hale geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Demir cevherindeki baskının temelinde Çin var</span></h2>
<p>Demir cevherindeki satış baskısının merkezinde Çin bulunuyor. </p>
<p>■ Dünyanın en büyük demir cevheri tüketicisi olan ülkede çelik talebinin yapısal olarak zayıfladığına yönelik kaygılar artıyor. Çin Politbürosunun son toplantısında piyasaların beklediği ölçekte yeni teşvik önlemleri açıklanmaması da bu endişeleri güçlendirdi.</p>
<p><strong>Çelik marjları ve inşaat alarm veriyor</strong></p>
<p>■ Çin'de çelik üreticilerinin marjlarının zayıflaması da demir cevheri üzerindeki baskıyı artırıyor.<br />■ İnşaat faaliyetlerinin pandemi döneminin başlangıcından bu yana en düşük seviyelerine gerilemesi, sıcak metal üretimindeki düşüşün devam etmesine neden oluyor.</p>
<p>Temmuz ayına ilişkin özel imalat verileri de Çin ekonomisindeki ivme kaybına işaret etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cinko-ile-demirde-sert-ayrisma-84651</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/kardemir-demir-yolu-tekeri-1782546553.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Metallerde iki farklı yön ortaya çıktı. Çinko fiyatları, Çin’de arzın daralacağı beklentisi ve küresel stoklardaki gerilemeyle 4 yılın zirvesine çıktı. çeliğin ham maddesi demir cevheri ise iki basamaklı fiyatlara geri dönüp son bir yılın dibine indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turist-alisveristen-kacti-estetige-yatirim-yapti-84648</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turist alışverişten kaçtı, estetiğe yatırım yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Yüksek enflasyonun etkisiyle Türkiye’nin birçok Avrupa ülkesinden daha pahalı hale gelmesi, yabancı turistlerin harcama tercihlerini değiştirdi. TÜİK verilerine göre Türkiye, 2026’nın ikinci çeyreğinde 15,8 milyon turist ağırlarken 15,66 milyar dolar turizm geliri elde etti. Bu gelirin 3,29 milyar doları yeme-içme, 1,22 milyar doları giyim ve ayakkabı, 512 milyon doları hediyelik eşya, 834 milyon doları ise sağlık harcamalarından oluştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72c572771a3-1785906546.png" alt="" width="670" height="867" />İkinci çeyrekte yeme-içme harcamaları geçen yılki 3,13 milyar dolardan 3,29 milyar dolara yükseldi. Buna karşılık giyim ve ayakkabı harcamaları yüzde 22 düşerek 1,22 milyar dolara, hediyelik eşya harcamaları ise yüzde 14 azalarak 512 milyon dolara geriledi. Veriler, turistlerin yüksek fiyatlar nedeniyle alışverişten kaçınırken zorunlu harcamalarını sürdürdüğünü gösterdi. Sağlık turizmi güçlü seyrini korudu. Sağlık harcamaları ikinci çeyrekte yüzde 11 artışla 834 milyon dolara çıktı. Saç ekimi, estetik cerrahi ve diğer medikal uygulamalara yönelik talep artışta belirleyici oldu. Yılın ilk yarısında da benzer tablo görüldü. Yeme-içme harcamaları 5,90 milyar dolarla son dört yılın en yüksek seviyesine çıkarken, giyim ve ayakkabı harcamaları 2,20 milyar dolarla 2023’ten bu yana en düşük ilk yarı seviyesine geriledi. Sağlık harcamaları 1,58 milyar dolara yükseldi. Alışveriş amacıyla gelen yabancı sayısı yüzde 8, sağlık amacıyla gelenlerin sayısı yüzde 22 azalmasına rağmen sağlık harcamalarının artması, kişi başına harcamanın yükseldiğine işaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turist-alisveristen-kacti-estetige-yatirim-yapti-84648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/rus-turist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2. çeyrek verilerine göre 15,8 milyon turist ağırlayan Türkiye 15,66 milyar dolar turizm geliri elde etti. Bu geliri 3,29 milyar doları yeme-içme, 1,22 milyar doları giyim ve ayakkabı, 512 milyon doları hediyelik eşya, 834 milyon doları ise sağlık harcamaları oluşturdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asgari-ucret-ve-emekli-maaslarindaki-erime-84647</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Asgari ücret ve emekli maaşlarındaki erime</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yüksek enflasyon, ücret artışlarını kısa sürede etkisiz bırakıyor. Temmuzda yasal düzenlemeyle 23 bin 552 TL'ye yükseltilen en düşük emekli aylığı daha ilk ayında 419 TL reel değer kaybederken, yılbaşında 28 bin 75 TL olarak belirlenen asgari ücretin alım gücü yedi ayda 5 bin 766 TL eridi.</strong></p>
<p>Bir ülkede enflasyon sadece market raflarındaki fiyatları artırmaz. Aynı zamanda insanların maaşını, emekli aylığını ve geleceğe dair umutlarını da yavaş yavaş eritmeye başlar. İşte bugün Türkiye'de yaşanan tablo tam da budur. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı Temmuz 2026 enflasyon verileri, yılın ilk yedi ayında maaşların önemli ölçüde satın alma gücü kaybettiğini bir kez daha ortaya koydu. Rakamlar gösteriyor ki yılbaşında belirlenen <strong>asgari ücretin reel kaybı 5 bin 766 TL'ye ulaştı.</strong> Yani cebimize giren para aynı görünse de satın alabildiğimiz ürün ve hizmet miktarı ciddi biçimde azaldı. Bu durum yalnızca asgari ücretliyi değil, milyonlarca emekliyi, memuru ve sabit gelirliyi de doğrudan etkiliyor.</p>
<p><strong>Maaş aynı, hayat daha pahalı</strong></p>
<p>Bir vatandaşın maaşı yıl boyunca değişmiyor, ancak fiyatlar her ay yükseliyorsa, aslında kişinin geliri her ay biraz daha küçülüyor demektir. Buna ekonomide "reel gelir kaybı" deniliyor. Örneğin yılbaşında alınan maaşla alınabilen; Et, peynir, süt, sebze, meyve, elektrik, doğalgaz, ulaşım, kira gibi temel ihtiyaçları bugün aynı maaşla artık daha az satın alınabiliyor.</p>
<p>İşte 5 bin 766 liralık erime tam olarak bunu ifade ediyor. Bu para vatandaşın cebinden fiziksel olarak çıkmadı. Ancak enflasyon nedeniyle satın alma gücü sessizce yok oldu.</p>
<p><strong>Emekli daha büyük bir kayıp yaşıyor</strong></p>
<p>Aslında en büyük sıkıntıyı emekliler yaşıyor. Çünkü çalışanların önemli bir kısmı zaman zaman fazla mesai, prim veya ek gelir elde edebiliyor. Emeklinin ise tek geliri maaşı.</p>
<p>Üstelik birçok emekli kronik hastalıklar nedeniyle ilaç, tedavi ve sağlık harcamalarına daha fazla bütçe ayırmak zorunda kalıyor. Temmuz ayında yapılan düzenlemeyle en düşük emekli aylığı artırılmış olsa da enflasyonun etkisi daha ilk ayda hissedildi.</p>
<p>Yapılan hesaplamalara göre; <strong>En düşük emekli aylığı yalnızca ilk ayında yaklaşık 419 TL reel değer kaybetti. </strong>Bu durum çok önemli bir gerçeği gösteriyor. Bir maaş artırılıyor. Ancak fiyatlar daha hızlı yükselince yapılan artışın önemli bir kısmı kısa sürede eriyor.</p>
<p><strong>Yılbaşından bu yana emeklinin alım gücü ne kadar azaldı?</strong></p>
<p>Temmuz itibarıyla tüketici fiyatlarında yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 20'ye yaklaşan artış gerçekleşti. Bu da emekli maaşlarının önemli ölçüde satın alma gücü kaybettiğini gösteriyor. Örneğin; Yaklaşık <strong>23 bin 552 TL seviyesindeki en düşük emekli aylığının</strong> yılbaşındaki satın alma gücünü koruyabilmesi için bugün yaklaşık <strong>28 bin TL civarında</strong> olması gerekirdi. Aradaki fark ise yaklaşık <strong>4 bin ila 4 bin 500 TL</strong> düzeyine ulaşıyor.</p>
<p>Yani emekli cebine aynı maaşı koyuyor. Fakat marketten, pazardan ve eczaneden aldığı ürün miktarı her geçen gün azalıyor.</p>
<p><strong>En çok hangi harcamalar zorluyor?</strong></p>
<p>Vatandaşın hissettiği en büyük sıkıntı; Gıda, konut, kira, elektrik, doğalgaz, ulaşım, eğitim, sağlık harcamalarında yaşanıyor. Çünkü bu kalemler ertelenemiyor. Kimse ekmek almayı bırakmıyor. Kimse ilaç almaktan vazgeçemiyor. Kimse elektrik faturasını ödememe lüksüne sahip değil. İşte bu nedenle resmi enflasyon oranından çok daha fazlası vatandaşın günlük hayatına yansıyor.</p>
<p><strong>Dar gelirli tasarruf edemiyor</strong></p>
<p>Ekonomide güçlü olmanın yolu tasarruftan geçiyor. Ancak gelirin tamamı zorunlu harcamalara gidiyorsa tasarruf yapmak da mümkün olmuyor. Bugün birçok aile; "Bu ay nasıl geçineceğiz?" sorusunu soruyor. Tasarruf yapmak yerine kredi kartı kullanılıyor. Kredi kartı yetmeyince ihtiyaç kredisine başvuruluyor. Borç borçla kapatılıyor. Bu tablo uzun vadede hem aile bütçesini hem de ülke ekonomisini zorluyor.</p>
<p><strong>Emeklinin en büyük sorunu sağlık harcamaları</strong></p>
<p>Emeklilerin büyük bölümü ileri yaşta olduğu için sağlık harcamaları sürekli artıyor.</p>
<p>İlaç katkı payları, muayene ücretleri, özel hastane farkları, ulaşım giderleri, bakım masrafları</p>
<p>Her geçen ay bütçeden daha büyük pay almaya başladı. Dolayısıyla maaş artışı yalnızca mutfakta değil sağlık harcamalarında da kısa sürede eriyor.</p>
<p><strong>Kira artışları gelirin önüne geçiyor</strong></p>
<p>Büyükşehirlerde kiralar son yıllarda çok yüksek seviyelere ulaştı.</p>
<p>Bugün birçok emekli maaşının yarısını hatta daha fazlasını yalnızca kiraya ödüyor.</p>
<p>Asgari ücretli açısından da tablo farklı değil.</p>
<p>Gelirin önemli bölümü daha ayın başında kira, ulaşım ve faturalara gidiyor.</p>
<p>Geride kalan para ise temel gıda ihtiyaçlarını karşılamakta bile yetersiz kalabiliyor.</p>
<p><strong>Çözüm sadece zam değil</strong></p>
<p>Vatandaş elbette maaş artışı bekliyor. Ancak kalıcı çözüm yalnızca ücretleri yükseltmek değildir. Asıl önemli olan; Enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek, üretimi artırmak, gıda fiyatlarını dengelemek, kiraları kontrol altına almak, enerji maliyetlerini azaltmak, rekabeti güçlendirmek, kayıt dışılığı azaltmak ve verimliliği artırmaktır. Çünkü enflasyon yüksek kaldığı sürece bugün yapılan zam birkaç ay sonra yeniden erimeye başlayacaktır.</p>
<p><strong>Sonuç; </strong></p>
<p>Temmuz ayı verileri çok net bir gerçeği ortaya koyuyor. Asgari ücretlinin yaklaşık <strong>5 bin 766 TL</strong>, en düşük emekli aylığının ise daha ilk ayında <strong>419 TL</strong> reel kayba uğraması, yüksek enflasyonun sabit gelirli vatandaş üzerindeki baskısını açıkça gösteriyor. Yılbaşından bu yana oluşan fiyat artışları dikkate alındığında, en düşük emekli aylığının satın alma gücündeki toplam aşınmanın yaklaşık <strong>4-4,5 bin TL</strong> düzeyine ulaştığı hesaplanıyor. Ekonomide büyüme rakamları, ihracat rekorları ve yatırım haberleri elbette önemlidir. Ancak vatandaşın günlük hayatında asıl belirleyici olan; maaşıyla ay sonunu getirip getiremediği, mutfak masrafını karşılayıp karşılayamadığı ve çocuklarının ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilip karşılayamadığıdır.</p>
<p>Gerçek refah; maaşların sık sık artırılmasıyla değil, o maaşların satın alma gücünün korunmasıyla mümkündür. Vatandaşın beklediği de tam olarak budur: Enflasyonun kontrol altına alındığı, gelirlerin erimediği ve emeğin karşılığının her geçen gün biraz daha güçlendiği bir ekonomik düzen.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asgari-ucret-ve-emekli-maaslarindaki-erime-84647</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Asgari ücret ve emekli maaşlarındaki erime ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gole-su-gelene-kadar-kurbaganin-gozu-patlar-84646</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Göle su gelene kadar kurbağanın gözü patlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İthalatta gözetim uygulamasına ilişkin kritik düzenlemelerde yaşanan belirsizlik ve geç yapılan açıklamalar, mükellefleri ile mali müşavirleri son güne kadar tereddüt içinde bıraktı. Vergi düzenlemelerinde zamanında açıklama yapılması ve uygulama esaslarının net biçimde belirlenmesi hem mükellef hakları hem de etkin vergi sistemi açısından temel bir gereklilik.</strong></p>
<p>Bir meslektaşım, sosyal medya paylaşımında yaşanan süreci güzel bir atasözüyle özetledi: “Göle su gelene kadar kurbağanın gözü patlar.” Gerçekten de meslek mensupları aylardır ithalatta gözetim uygulamasındaki 2 milyon 600 bin liralık sınırdan ne anlaşılması gerektiğini tartıştı. Beklenen açıklama geldi ama uygulamanın son tarihine yalnızca iki gün kala…</p>
<p>Vergi uygulamalarında mükelleften mevzuatı takip etmesi, vergisini doğru hesaplaması ve yükümlülüklerini zamanında yerine getirmesi bekleniyor. Mükellefin beklentisi ise ne yapacağının açık, anlaşılır ve zamanında duyurulması.</p>
<p>İndirilemeyen ithalat KDV’sine ilişkin son süreçte ne yazık ki bu beklenti karşılanamadı.</p>
<p><strong>Konu nereden çıktı?</strong></p>
<p>24 Kasım 2023 tarihinde yayımlanan 7846 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile ithalatta gözetim, korunma önlemleri ve haksız rekabetin önlenmesi kapsamında ödenen KDV’nin bir bölümünün indirim konusu yapılması engellendi. Basitçe anlatmak gerekirse, bazı malların ithalatında gerçek alış bedeli yerine daha yüksek bir değer üzerinden vergi hesaplanabiliyor. İthalatçı da bu yüksek değer üzerinden KDV ödüyor. Kararla birlikte, gerçek bedelin üzerinde kalan kısım nedeniyle ödenen KDV’nin indirilmesine izin verilmedi.</p>
<p>Dolayısıyla ithalatçıların, gümrükte ödedikleri toplam KDV ile indirim konusu yapabilecekleri KDV’yi birbirinden ayırmaları gerekiyor.</p>
<p>Oysa gümrük beyannamesine ayrı bir alan konularak indirilemeyecek KDV matrahı ve tutarı daha ithalat sırasında gösterilebilirdi. Böylece hangi KDV’nin indirilemeyeceği doğrudan görülebilirdi. Bu yapılmadı; hesaplama ve ayrıştırma işi mükellefler ile meslek mensuplarına bırakıldı.</p>
<p><strong>2026 yılında yeni yükümlülük getirildi</strong></p>
<p>31 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan 57 No.lu KDV Tebliği ile yeni bir kontrol sistemi kuruldu.</p>
<p>Ocak-Haziran 2026 döneminde kapsama giren ithalatların tutarı;</p>
<p>- 2 milyon 600 bin lirayı aşmıyorsa vergi dairesine bildirim yapılması,</p>
<p>- Bu tutarı aşıyorsa özel amaçlı YMM raporu hazırlanması</p>
<p>gerekiyordu.</p>
<p>Firmanın süresinde düzenlenmiş tam tasdik sözleşmesi varsa ve gerekli inceleme tam tasdik raporunda yapılacaksa ayrıca özel amaçlı YMM raporu istenmeyecekti.</p>
<p>Bildirim ve rapor için son tarih 31 Temmuz 2026 olarak belirlendi. Ancak Haziran KDV beyannamesinin verilme süresi 28 Temmuz’da sona eriyordu. Böylece YMM’ye altı aylık dönemi inceleyip rapora bağlaması için yalnızca üç gün bırakılmış oldu.</p>
<p>Yüzlerce gümrük beyannamesi bulunan bir firmada kapsama giren işlemlerin belirlenmesi, indirilebilecek ve indirilemeyecek KDV’nin hesaplanması, muhasebe kayıtları ve beyannamelerle karşılaştırılması gerekiyor. Böyle bir çalışmanın üç günde sağlıklı biçimde tamamlanmasını beklemek gerçekçi değildi.</p>
<p>Üstelik Tebliğ, uygulamanın iki temel sorusuna da açık cevap vermiyordu.</p>
<p><strong>2 milyon 600 bin lira neyin toplamıydı?</strong></p>
<p>Tebliğde “ithalat bedeli” ifadesi kullanılmış ancak bu bedelin nasıl hesaplanacağı açıklanmamıştı. Mükellefin altı aylık dönemde yaptığı bütün ithalatlar mı dikkate alınacaktı? Sadece gözetim ve benzeri uygulamalara tabi ithalatların gerçek bedeli mi esas alınacaktı? Yoksa bu işlemler sonucunda ortaya çıkan KDV matrahlarının toplamına mı bakılacaktı?</p>
<p>Bu sorunun cevabı, mükellefin bildirim mi yoksa YMM raporu mu hazırlayacağını belirliyordu.</p>
<p>Toplam ithalatı 100 milyon lira olan bir firmanın gözetim kapsamındaki işlemleri 1 milyon lirada kalabilir. Buna karşılık gerçek alış bedeli düşük olan başka bir firmanın KDV matrahı, gözetim uygulaması nedeniyle 2 milyon 600 bin lirayı aşabilir.</p>
<p>Böylesine önemli bir kavramın açıkça tanımlanmaması, üç farklı yorumun ortaya çıkmasına neden oldu.</p>
<p><strong>Tam tasdikli firmalar bildirim verecek miydi?</strong></p>
<p>Bir diğer tartışma tam tasdik sözleşmesi bulunan firmalarla ilgiliydi.</p>
<p>Tebliğde, 2 milyon 600 bin lirayı aşan işlemlerde tam tasdikli mükelleflerin ayrıca özel amaçlı YMM raporu vermeyeceği belirtilmişti. Ancak tutarın bu sınırın altında kalması halinde ayrıca bildirim verilip verilmeyeceği aynı açıklıkta yazılmamıştı.</p>
<p>Bu nedenle, “Konu zaten tam tasdik raporunda incelenecekse ayrıca bildirim vermeye gerek olmamalı” görüşü yaygınlaştı. Aynı işlemin hem bildirimle hem de tam tasdik raporuyla kontrol edilmesi gerçekten de gereksiz bir tekrar anlamına geliyordu.</p>
<p><strong>Sirküler çıktı, temel soru yine cevapsız kaldı</strong></p>
<p>27 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanan 71 No.lu KDV Sirküleri ile özel amaçlı YMM raporlarının verilme süresi 31 Ağustos 2026’ya uzatıldı.</p>
<p>Uzatma gerekliydi ancak rapor süresinin bitimine yalnızca dört gün kala yapıldı. Haziran KDV beyannamesinin son günü ile raporun ilk son tarihi arasında üç gün bulunduğu ise aylar öncesinden belliydi.</p>
<p>Daha önemlisi, Sirkülerde 2 milyon 600 bin liralık sınırın neyi ifade ettiği yine açıklanmadı. Önemli bir fırsat kaçırılarak sadece rapor süresi uzatıldı.</p>
<p>Uzatma yalnızca bu sınırı aşan ve tam tasdik sözleşmesi bulunmayan mükelleflerin YMM raporları için geçerliydi. Sınırın altındaki işlemlere ilişkin bildirim süresi ise uzatılmamıştı.</p>
<p>Sirküleri gören birçok kişi aynı konuya ilişkin bütün sürelerin uzatıldığını düşündü. Bunun üzerine 29 Temmuz’da yeni bir duyuru yayımlandı.</p>
<p>Duyuruda;</p>
<p>- 2 milyon 600 bin liralık sınır hesaplanırken ilgili uygulamalar sonucunda beyana esas alınan KDV matrahlarının dikkate alınacağı,</p>
<p>- Tutar sınırı aşmıyorsa bildirim verilmesi gerektiği,</p>
<p>- Tam tasdikli ve özel hesap dönemine tabi mükelleflerin de bildirim kapsamında olduğu,</p>
<p>- Bildirim süresinin uzatılmadığı ve son tarihin 31 Temmuz olduğu</p>
<p>açıklandı.</p>
<p>Böylece 31 Ocak’ta yayımlanan Tebliğ’de açıklanmayan, 27 Temmuz’daki Sirkülerde de cevapsız bırakılan iki temel konu, son tarihten yalnızca iki gün önce internet sitesinde yayımlanan bir duyuruyla netleştirildi.</p>
<p><strong>Mükellefin açıklık ve öngörülebilirlik hakkı</strong></p>
<p>Vergi güvenliğini sağlamaya yönelik düzenlemeler elbette gereklidir. Ancak mükelleflerin de kendilerinden ne istendiğini zamanında öğrenme, yükümlülüklerini makul bir sürede yerine getirme ve uygulama konusunda tereddüt yaşamama hakkı vardır.</p>
<p>Bu süreç, mevzuat hazırlanırken sahadaki uygulamanın ve meslek mensuplarının görüşlerinin dikkate alınmasının önemini bir kez daha gösterdi. Bundan sonraki düzenlemelerin daha açık, şeffaf ve öngörülebilir biçimde hazırlanması; uygulayıcılarla iş birliği içinde yürütülmesi hepimizin ortak beklentisidir.</p>
<p>Çünkü mükellef haklarını gözeten, karşılıklı iletişime dayalı bir vergi sistemi yalnızca mükellefin işini kolaylaştırmaz; vergiye gönüllü uyumu da güçlendirir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gole-su-gelene-kadar-kurbaganin-gozu-patlar-84646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Göle su gelene kadar kurbağanın gözü patlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sifir-mi-yokluk-mu-84645</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıfır mı, yokluk mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>Bir termodinamikçinin bakışından</em></p>
<p>Halk arasında <strong>sıfır</strong> ile <strong>yokluk</strong> aynı anlama gelse de bilimsel anlamda bunlar birbirinden farklı kavramlardır yani birbirlerine denk değildirler. Diğer bir ifadeyle sıfır yokluk değil, yokluk da sıfır değildir. Sıfır en azından matematikte bir sayı hatta bazı matematikçiler kabul etmese de doğal bir sayıdır. O, aynı zamanda var olan ancak mevcut olmayan varlığın bir sembolü ve işaretidir. Daha doğrusu var olan bir şeyin <strong>olmama</strong> durumudur. Örneğin bankada bir hesap varsa ve hesapta hiç para yoksa bu “<strong>sıfır hesap</strong>” durumu demektir. Ortada hesap var ancak para yok yani sıfır. Sıfır ile yokluk arasındaki temel fark bu olsa gerek.</p>
<p><strong>Evrenin Toplam Enerjisi</strong></p>
<p>Evrenin toplam enerjisinin de bazı fizikçilere göre <strong>sıfır</strong> olduğu öne sürülmektedir. Hatta bazı kozmolojik modeller dikkate alındığında, evrenin sıfır net enerji durumundan ortaya çıkmış olabileceği, benzer fizikçiler tarafından ileri sürülmektedir. Onlara göre evren yoktan değil sıfırdan yaratılmıştır. Bu durumda var olan pek çok çeşit enerji türleri de neyin nesi oluyor, şeklinde bir soru sorulabilir. Kullanılan ve mevcut olan tüm enerjiler, daha önce var olan enerjinin bir türüdür hatta türevidir. Örneğin kömür, petrol, doğal gaz gibi “fosil yakıtlar” olarak tanımlanan yakıtların kaynağı güneştir. Bunlar güneşte hidrojenin helyuma dönüşmesi sonucunda ortaya çıkan ve evrene saçılan enerjinin canlılarda ve bitkilerde depolanmasından başka bir şey değildir. Bunların hepsi ve diğerleri <strong>pozitif enerjidir</strong>.</p>
<p><strong>Negatif enerji</strong> ise kütlelerin birbirini çeken çekim kuvvetlerinin oluşturduğu potansiyel enerjiden başka bir şey değildir. Bu da eksi işareti ile gösterilirse, iki enerji birbirini dengelemiş olur ve sonuç sıfır çıkar. Bunu daha basit olarak anlatırsak: Hiç parası olmayan ve 1.000 TL borç alan birisinin toplamda net varlığı sıfırdır. Cebindeki para artı, borcu ise eksi olduğundan, net varlığı +1.000-1.000=0 olacaktır.</p>
<p>Konu bir mecaz (metafor) kullanılarak biraz daha anlaşılır düzeye indirgenebilir. Örneğin düz bir arazideki konuma göre (potansiyel ve kinetik olarak) enerji sıfırdır. Arazinin bir yerine 10 m kuyu açıldığı ve kuyudan çıkan toprak da tepe haline getirildiği varsayılsın. Tepenin üzerindeki potansiyel enerji artı iken kuyunun dibindeki enerji yüzeye göre eksi potansiyel enerjidir. Aynı değerde olmasına rağmen iki enerjinin biri artı, diğeri eksi olduğundan, toplamları sıfır olacaktır. Dolayısıyla tepedeki enerji yoktan var edilmemiştir. Buna karşın sıfır enerji iki parçaya bölünmüştür. Bazı fizikçiler veya evrenbilimciler büyük patlamanın da benzer şekilde ortaya çıktığı fikrindedir. Onlar büyük patlamanın sıfır enerjiyi, madde ve yerçekimi (borcu) şeklinde ikiye böldüğünü düşünmektedir. Modellerle bu görüşü desteklemektedirler.</p>
<p><strong>Madde ve enerjinin yasası</strong></p>
<p>Maddenin ve enerjinin korunum yasası hiçbir maddenin ve enerjinin yoktan var edilmediğini ve yok da edilemeyeceğini ifade etmektedir. Bu noktada evrenin de yoktan diğer bir ifadeyle yokluktan yaratılmadığı, yasa çerçevesinde anlamlı görünmektedir. Bu durum yüce yaratıcının ortaya koyduğu ilkelerin her konuda, mekânda ve zamanda geçerliliğini göstermesi açısından manidardır. Dini inancımıza göre Allah dilerse yoktan da <strong>var</strong> edebilir. Bir şeye ol deyice hemen oluverir. Ancak tüm bunlara rağmen O’nun bir düzen kurucu olduğu, her şeyi bir hesap ve ölçü içerisinde yarattığı da kutsal kitabımızdan bilinmektedir.</p>
<p><strong>Yaşam ve teori</strong></p>
<p>Pratik yaşam elbette, her zaman teorik kavramlara dayalı olarak oluşmaz ve onlarla şekillenmez. Onun kendine has bir yapısı ve pratiği vardır. Pratik yaşam daha çok ihtiyaçlardan oluşmakta ve bunlara göre şekillenmektedir. Burada bilimsel kavramlardan daha çok diğer şeyler ön plandadır. Ancak bilime önem veren, doğayı ve yaşamayı anlamaya çalışan toplumlar, diğerlerine göre oldukça farklı bir yapı ortaya koymaktadır. Üretimleri, teknolojileri, medeniyetleri ve değerleri kayda değer oranda farklılıklar yaratmaktadır. Bu bakımdan sıfır mı, yokluk mu sorusunun daha çok kuramsal bağlamda tartışılması anlamlı olsa da teknolojik gelişmelerin ve buna bağlı olarak ortaya konulan üretim ve değerlerin aslında bilimsel temelleri de mevcuttur. Bunları üretenlerin bu temellerden beslendikleri söylenebilir. Kısacası tüm maddi gelişmelerin bilimsel bilgilere ve buna bağlı olarak teknolojik birikime bağlı olduğu açıktır. Bilimsel bir yapıya dayanmayan çalışmaların ve teknolojilerin hayata geçemeyeceği, geçse de kalıcı olmayacağını söylemek ise kolaydır. Bu bakımdan kalıcı değer ve medeniyet üretenlerin bilimsel kavramlar ve düşüncelerden beslendikleri açıktır.</p>
<p><strong>Sonuç;</strong></p>
<p>Sıfır, çoğu zaman bir referans durumdur. Yokluk ise referans alınabilecek herhangi bir sistemin ve varlığın dahi bulunmadığı <strong>ontolojik</strong> bir durumu işaret eder. İki kavram arasındaki farkı anlamak ve ona anlam yüklemek değerlidir. Bu bağlamda aslında tüm mesele hayatı ve amacını bilimsel temellere ve kutsal değerlere göre anlamaya çalışmak, yaşamın daha düzeyli, daha kaliteli ve daha adil bir seviyeye gelmesi açısından önemlidir. Bunlardan yoksun bir dünyanın ise bugün geldiği yer bellidir: Krizler, pahalılık, karmaşa, derinleşen eşitsizlikler ve giderek büyüyen bir anlam bunalımı ile diğerleridir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sifir-mi-yokluk-mu-84645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıfır mı, yokluk mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-rekabetciligini-yeniden-sekillendiren-6-donusum-84659</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi rekabetçiliğini yeniden şekillendiren 6 dönüşüm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya sanayisinde rekabet tek tek teknolojilerle değil; talebi, finansmanı, altyapıyı ve standartları aynı sistem içinde buluşturabilen ülkeler arasında yaşanıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun yeni analizi, Asya-Pasifik’te başlayan bu dönüşümün Türkiye için de önemli mesajlar içerdiğini gösteriyor: Yeni sanayi yarışında kazananı fabrikalar değil, ekosistemler belirleyecek. </strong></p>
<p>Küresel rekabetin, maliyet avantajından çok dayanıklılık, düşük karbon ve entegre değer zincirleri etrafında yeniden şekillendiği bir dönemden geçiyoruz. Temiz enerjiye erişim, düşük karbonlu üretim, ortak standartlar, finansman ve bölgesel değer zincirleri, sanayi rekabetinin yeni yapı taşları haline geliyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun son analizi, bu dönüşümün en belirgin şekilde Asya- Pasifik’te yaşandığını ve küresel sanayinin geleceğinin burada şekillendiğini ortaya koyuyor. Hem küresel imalat sanayi katma değerinin, hem de sera gazı emisyonlarının yarısından fazlasını oluşturan bölge, sanayinin geleceğinin laboratuvarına dönüşmüş durumda. Talep yaratma, bölgesel sanayi ekosistemleri ve koordineli finansman, Asya-Pasifik’te sanayi dönüşümünün temel unsurları haline geliyor. Sanayide rekabet gücünü belirleyen 6 dönüşüm başlığı Türkiye açısından da önemli mesajlar içeriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72d04a3c71d-1785909322.png" alt="" width="659" height="686" /><strong>1. SANAYİ REKABETÇİLİĞİ, UYUM YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN ÖNÜNE GEÇİYOR</strong></p>
<p>İklim politikaları ile sanayi politikaları arasındaki ayrım giderek ortadan kalkıyor. Karbon performansı satın alma kararlarının, yatırım stratejilerinin ve uluslararası ticaretin ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Sanayinin karbonsuzlaşması, doğrudan rekabet gücüyle ilişkilendiriliyor. Hükümetler ve şirketler artık karbonsuzlaşmayı yalnızca bir düzenleyici zorunluluk olarak değil; ihracat rekabeti, sanayi dayanıklılığı ve uzun vadeli büyümenin itici gücü olarak görüyor. Kore Cumhurbaşkanlığı İklim Değişikliği Komisyonu Eş Başkanı Chang-Hoon Lee’nin “Bugün Kore’de iklim politikası ile sanayi politikası arasındaki ayrım neredeyse tamamen ortadan kalktı” sözleri bu yaklaşımı özetliyor.</p>
<p><strong>2. BÖLGESEL SANAYİ EKOSİSTEMLERİ YENİ UYGULAMA MODELİ OLUYOR</strong></p>
<p>Sanayi dönüşümü giderek daha fazla bölgesel ölçekte gerçekleşiyor. Çelik, kritik mineraller, kimyasallar ve temiz yakıtlar gibi sektörlerin tedarik zincirleri zaten birçok ülkeye yayılmış durumda. Bu nedenle rekabet avantajı artık üreticileri, imalatçıları, lojistik şirketlerini, finans kuruluşlarını ve alıcıları sınır ötesinde birbirine bağlayan bölgesel sanayi ekosistemlerine dayanıyor. Avustralya-Doğu Asya Yeşil Demir Koridoru ve ASEAN Döngüsel Ekonomi Çerçevesi gibi girişimler bunun örnekleri arasında yer alıyor. Hükümetler tek tek projeleri koordine etmek yerine altyapıyı, standartları, sertifikasyon sistemlerini ve talebi bölgesel değer zincirleri boyunca uyumlu hale getirmeye çalışıyor. Böylece daha büyük ve yatırım yapılabilir sanayi sistemleri oluşturuluyor. Yeşil hidrojen ve diğer “yeşil moleküller” gibi alanlarda ortak standartlar ve sertifikasyon sistemleri, piyasa parçalanmasını azaltırken yatırımcı güvenini artırıyor. Indorama Ventures Sürdürülebilirlik Direktörü Anthony Watanabe, “Düşük karbonlu bir dünyaya giden yol Asya-Pasifik’ten geçiyor. Bölge döngüselliği ölçeklendirebilirse, dünyanın ihtiyaç duyduğu sera gazı azaltımının yüzde 25’ine kadarını sağlayabilir” yorumunu yapıyor.</p>
<p><strong>3. TALEP OLUŞTURMAK BÜYÜK ZORLUK</strong></p>
<p>Teknoloji tek başına pazar yaratmıyor. Emisyon azaltımı zor sektörlerde üreticiler, alıcı garantisi olmadan yatırım yapmak istemiyor. Alıcılar ise güvenilir arz oluşmadan satın alma taahhüdünde bulunmuyor. Bu koordinasyon eksikliği yatırımları geciktiriyor. Bu nedenle kamu alımları, ön alım taahhütleri, şirket satın alma konsorsiyumları ve uzun vadeli tedarik anlaşmaları sanayi politikalarının en önemli araçlarından biri haline geliyor. Amaç yalnızca teknolojiyi geliştirmek değil; bu teknolojilerin büyük ölçekte uygulanabileceği pazarları oluşturmak. Hyundai Motor Başkan Yardımcısı Hyeonsook Heo’nun yorumunda olduğu gibi: “Karbon ve döngüsellik kriterleri artık satın alma kararlarının ayrılmaz parçası haline geliyor.”</p>
<p><strong>4. DÖNGÜSELLİK SANAYİ STRATEJİSİNE DÖNÜŞÜYOR</strong></p>
<p>Artan tedarik zinciri riskleri, jeopolitik belirsizlikler ve hammadde fiyatlarındaki oynaklık karşısında döngüsellik, proaktif sanayi politikalarının vazgeçilmez unsuru haline geliyor. Haziran 2026’da Güney Kore’nin açıkladığı “Döngüsel Ekonomi Lider Şirketler ve Sanayi Bölgeleri Programı”, LG Electronics, POSCO ve Hyundai Steel’in de aralarında bulunduğu 16 şirketle birlikte bu yaklaşımın somut örneklerinden biri oldu. Bu gelişme, döngüselliğin çevre politikası olmaktan çıkıp temel sanayi stratejisine dönüştüğünü gösteriyor. Kamu politikalarının da bu dönüşümü desteklemesi, karbonsuzlaşma ile döngüselliğin birlikte teşvik edilmesi gerekiyor. Güney Kore İklim, Enerji ve Çevre Bakan Yardımcısı Kum Hanseung, “Döngüsellik politikaları, çelik ve çimento gibi temel ihracat ürünlerimizin karbon emisyonlarını azaltabilir” diyor.</p>
<p><strong>5. SANAYİ EKOSİSTEMLERİNİ DESTEKLEMELİ</strong></p>
<p>Bugüne kadar kamu finansmanı düşük karbonlu ve döngüsel teknolojilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadı. Ancak bundan sonraki aşamada finansmanın, kanıtlanmış çözümleri ölçeklendirecek sanayi ekosistemlerini desteklemesi gerekiyor. Bunun için vakıfların, kalkınma finans kuruluşlarının, ticari bankaların ve kamu fonlarının birlikte hareket etmesi gerekiyor. Aynı zamanda yatırım araçlarının standartlaştırılması ve gelişmekte olan ülkeler ile KOBİ’lerin finansmana erişiminin kolaylaştırılması büyük önem taşıyor. Karma finansman modelleri, imtiyazlı sermaye ve yeni risk paylaşım mekanizmalarının bu süreçte kritik rol üstlenmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>6. SANAYİ DÖNÜŞÜMÜNÜN BAŞARISI KAMU-ÖZEL SEKTÖR İŞ BİRLİĞİNE BAĞLI</strong></p>
<p>WEF analizi, “sanayi dönüşümü esasen bir koordinasyon meselesidir” diyor. Hükümetler öngörülebilir politikalar oluşturur. Sanayi üretimi ölçeklendirir ve talep yaratır. Finans kuruluşları sermayeyi harekete geçirir. Uluslararası kuruluşlar ise bölgesel iş birliğini kolaylaştırır ve ortak standartların oluşmasını sağlar. Tek başına hiçbir aktör rekabetçi sanayi sistemleri kuramaz. Küresel Yeşil Büyüme Enstitüsü (GGGI) İcra Direktörü Sang-hyup Kim’in mesajı çok önemli: “Başarılı bir sanayi dönüşümü için hızlı inovasyona ve büyük ölçekli iş birliğine ihtiyacımız var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-rekabetciligini-yeniden-sekillendiren-6-donusum-84659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi rekabetçiliğini yeniden şekillendiren 6 dönüşüm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-hangi-sirketlere-halka-arz-izni-vermeli-84652</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK hangi şirketlere halka arz izni vermeli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son dönemde halka arzlarda yaşanan gelişmeler, sadece yatırımcıları değil, sermaye piyasalarının işleyişini de yeniden düşündürüyor. Halka arz başvurusu SPK'dayken konkordato talep edenler, ilk işlem gününde halka arz fiyatının altına inen hisseler ve beklenen talebi göremeyen arzlar aynı soruyu gündeme getiriyor: SPK, hangi şirketlere halka arz izni vermeli?</p>
<p>Üstelik bu soru sadece birkaç şirketi ilgilendirmiyor. SPK'da değerlendirme bekleyen 129 halka arz başvurusu var. Önümüzdeki dönemde verilecek her karar, yalnızca bir şirketin değil, sermaye piyasalarına duyulan güvenin de kaderini etkileyecek.</p>
<p>Halka arzın amacı belli. Şirket, yatırım yapacak, üretim kapasitesini artıracak, Ar-Ge'ye kaynak ayıracak, istihdam yaratacak ve büyümesini sermaye piyasalarından sağladığı fonla finanse edecek. Kazanan hem şirket hem yatırımcı hem de ülke ekonomisi olacak.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a72ca1d06349-1785907741.jpg" alt="" width="718" height="394" />
<figcaption><strong>SPK'da değerlendirme bekleyen 129 halka arz başvurusu var </strong></figcaption>
</figure>
<p>Ancak son dönemde ortaya çıkan tablo, bu amacın her zaman gerçekleşmediğini gösteriyor. Bazı halka arzlarda elde edilen kaynağın önemlice bölümü şirkete değil, mevcut ortakların cebine gidiyor. Üstelik ortak satışının yüksek olduğu bazı arzlarda hisseler daha ilk işlem gününde halka arz fiyatının altına inerken, bazı şirketler halka arz izni beklerken konkordato için mahkemenin kapısını çalıyorlar. Bir tarafta yatırımcıdan sermaye talep ediliyor, diğer tarafta alacaklılara karşı hukuki koruma isteniyor. Bu görüntü, ister istemez güveni sarsıyor.</p>
<p>Neredeyse her fiyat tespit raporunda yatırımcıya "iskontolu halka arz" mesajı veriliyor. Eğer gerçekten öyleyse, piyasa neden daha ilk günden bu fiyatı kabul etmiyor? Bu soru, sadece değerleme yöntemlerini değil, halka arz sürecindeki şirket seçim kriterlerini de yeniden tartışmayı gerektiriyor.</p>
<p>Belki de artık ortak satışı yüksek olan halka arzlar yeniden değerlendirilmeli. Öncelik, sermaye artırımı yoluyla şirkete yeni kaynak sağlayan arzlara verilmeli. Mevcut ortaklar ise halka arzdan elde edilen kaynağın yatırıma dönüştüğünü, şirketin büyüdüğünü ve mali yapısını güçlendirdiğini makul sürede ortaya koyduktan sonra ister ikinci bir halka arzla ister borsada satışla kazançlarını realize edebilmeli.</p>
<p>Sermaye piyasaları, ortaklara çıkış kapısı açmak için değil, şirketlerin geleceğini finanse etmek için vardır. Bu nedenle mesele, kaç halka arza onay verileceği değil; yatırımcının güvenine layık kaç şirket bulunduğudur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-hangi-sirketlere-halka-arz-izni-vermeli-84652</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK hangi şirketlere halka arz izni vermeli? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayat-pahaliligimiz-artmaya-devam-etti-84642</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayat pahalılığımız artmaya devam etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Resmi enflasyon gerilese de vatandaşın hissettiği hayat pahalılığı artmaya devam ediyor. Enflasyondaki düşüşte düşük gıda enflasyonu, zayıf iç talep ve kur politikası etkili olurken, hizmet sektöründe fiyat artışlarının kalıcılığı ve sanayi ile ihracattaki yavaşlama, enflasyonla mücadelenin büyüme üzerinde giderek daha yüksek bir maliyet oluşturduğunu gösteriyor.</strong></p>
<p>Her ayın başında olduğu gibi, Türkiye ekonomisi açısından en önemli iki veriyi hafta başında öğrenmiş olduk. Temmuz ayı enflasyonu aylık %1,78 olarak açıklanırken, yıllık enflasyon %31 seviyesine geriledi. Beklentilerin bir miktar altında kalan bu rakam, hem geçen yılın aynı dönemine hem de son beş yılın temmuz ayı ortalamalarına göre daha olumlu bir görünüm sergiliyor. Ülkemiz dünya ölçeğinde pahalı hale gelmeye başladı, bu pahalılık her ay daha da artıyor.</p>
<p>Yönetilen ve yönlendirilen fiyat artışlarına, enerji maliyetlerindeki yükselişe rağmen enflasyonun bu seviyelerde kalmasının arkasında birkaç önemli neden bulunuyor.</p>
<p><strong>Gıda yardımcı oldu</strong></p>
<p>Bunlardan ilki gıda enflasyonu. Temmuz ayında gıda fiyatları yalnızca %1,63 arttı. Gıda enflasyonunun %2'nin altında kalması, manşet enflasyonun beklentilere yakın gerçekleşmesinde yine belirleyici rol oynadı. Son aylarda hava koşullarının tarımsal üretimi desteklemesi, özellikle meyve ve sebze fiyatlarındaki gerileme sayesinde gıda grubunun enflasyona olumlu katkı verdiğini görüyoruz. Bu etkinin ağustos, hatta kısmen eylül ayında da devam etmesi mümkün görünüyor.</p>
<p>Bununla birlikte yılın son çeyreğinde tablo değişebilir. Sera ürünlerinin devreye girmesiyle mevsimsel fiyat artışlarının yanı sıra, Hürmüz Boğazı ve Rusya-Ukrayna savaşının küresel gıda fiyatları üzerindeki etkilerinin Türkiye'ye de yansıması beklenebilir. Dolayısıyla yılın son aylarında gıdanın enflasyonu aşağı çeken etkisinin zayıfladığı bir döneme girebiliriz.</p>
<p><strong>Enflasyonda talep etkisi</strong></p>
<p>Enflasyonun beklentilerin altında kalmasının ikinci önemli nedeni ise iç talepte gözlenen belirgin yavaşlama. Konut ve otomobil satışlarından tüketici güven endeksine, tüketim eğiliminden beyaz eşya satışlarına kadar birçok gösterge iç talebin son yılların en düşük seviyelerine yaklaştığını gösteriyor. Yönetilen, yönlendirilen fiyatlar ve enerji maliyetlerindeki artışa rağmen bunların geçişkenliğinin sınırlı kalmasının önemli bir nedeninin zayıflayan talep koşulları olduğunu düşünüyoruz. Talepteki bu zayıflama fiyat artışlarının hızını sınırlayan en önemli unsur haline gelmiş durumda.</p>
<p>İç talepteki gerilemenin arkasında yalnızca yüksek faizler değil, aynı zamanda sanayi ve ihracattaki yavaşlamanın gelirler üzerindeki baskısı, reel ücretlerdeki erime ve altın fiyatlarındaki düşüşün yarattığı servet etkisi de bulunuyor. Altın fiyatlarındaki gerileme, hane halkının harcanabilir servet algısını zayıflatarak tüketimi baskılıyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde ise tablo bir miktar değişebilir. Eylül ayından itibaren mevsimsel etkiler, altın fiyatlarında olası bir toparlanmanın yeniden yaratacağı servet etkisi ve yılsonu harcamaları iç talebi kısmen canlandırabilir. Buna rağmen, büyümeyi önceleyen yeni politika adımları atılmadığı sürece iç talepte güçlü bir toparlanma beklemiyoruz.</p>
<p>Enflasyonun görece düşük gerçekleşmesinde önemli rol oynayan bir diğer unsur da kur politikası oldu. Türk lirasının reel olarak değerlenmesini destekleyen politika devam ediyor. Nitekim dün açıklanan reel efektif döviz kuru endeksindeki yükseliş de TL'nin reel olarak değer kazanmaya devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p>Özetle; zayıf iç talep, kur politikasının desteği ve düşük gıda enflasyonu sayesinde yıllık enflasyon sınırlı da olsa geriledi. Ancak resmi rakam hâlâ %30'un üzerinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Hizmet enflasyonu ciddi biçimde negatif ayrışıyor</strong></p>
<p>Daha önemlisi ise enflasyonun alt kalemleri. Manşet enflasyon aylık %1,78 olmasına rağmen hizmet enflasyonu %3,18 olarak gerçekleşirken, mal enflasyonu yalnızca %0,86 oldu. Yıllık bazda mallardaki enflasyon yaklaşık %27 seviyesindeyken hizmet sektöründeki enflasyon %40'a yaklaşmış durumda. Alt kalemlere baktığımızda kira artışlarının yaklaşık %45, ulaştırma fiyatlarının ise %50 seviyelerinde seyrettiğini görüyoruz.</p>
<p>Dolayısıyla, talep koşullarındaki belirgin zayıflamaya rağmen hizmet sektöründe fiyat artışlarının hâlâ %40'lar civarında seyretmesi dikkat çekiyor. Vatandaşın önümüzdeki 12 aya ilişkin enflasyon beklentisinin %45 seviyelerinde kalmasının temel nedenlerinden biri de bu görünüm.</p>
<p>Sonuç olarak enflasyonda %30-35 bandının giderek katılaşan bir yapı kazandığını düşünüyoruz. Burada da önemli var sayımlarımız var. İç talebin zayıf kalmaya devam etmesi, döviz kurunun kontrol altında tutulması ve gıda fiyatlarında yeni bir olumsuz şok yaşanmaması gerekiyor. Bu varsayımların herhangi birinde yaşanabilecek bozulma, enflasyon görünümünü hızla değiştirebilir. Dolayısıyla enflasyonun ekonomi açısından en önemli risk olmaya devam ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Büyüme tarafında gelen veriler de benzer bir tablo ortaya koyuyor. Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI), aylardır olduğu gibi temmuz ayında da 50 eşik değerinin altında kalmaya devam etti ve yalnızca çok sınırlı bir yükseliş gösterdi. Bu da uygulanan ekonomi politikalarının sanayi ve ihracat üzerindeki baskısının sürdüğünü ortaya koyuyor.</p>
<p>Oysa dünyanın büyük bölümünde PMI verileri hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilerde çok uzun süredir 50’nin üzerinde. Temmuz ayında küresel PMI verilerinde gerileme olmasına rağmen gelişmiş ülkelerde yükselmeye devam etti. Ülkemiz bu eğilimden belirgin biçimde ayrışması dikkat çekiyor.</p>
<p>Benzer bir görünüm tüketici güven verilerinde de mevcut. Bloomberg HT Tüketici Güven Endeksi temmuz ayında yaklaşık %5 yükselmesine rağmen tüketim eğilim endeksi %2,3 geriledi. Başka bir ifadeyle vatandaş, otomobil, konut ve dayanıklı tüketim malları satın almak için uygun bir dönemde olduğuna hâlâ inanmıyor.</p>
<p>Mart ayında savaşın başlamasıyla sert biçimde gerileyen tüketim eğilimi mayıs ayında kısa süreli toparlansa da yeniden aşağı yönlü bir patikaya girmiş durumda. Otomobil, konut ve beyaz eşya satışları başta olmak üzere birçok gösterge bu zayıflamanın sürdüğünü teyit ediyor. Sahadan gelen gözlemler de turizm dahil olmak üzere iç talepte belirgin bir yavaşlamaya işaret ediyor.</p>
<p>Son veriler, bir tarafta dünya ortalamalarının çok üzerinde seyreden ve özellikle hizmet sektöründe kalıcılığını koruyan yüksek enflasyona, diğer tarafta ise büyüme ama özellikle sanayi üretimi ve ihracatta belirginleşen yavaşlamaya işaret ediyor. Küresel ekonomide enflasyon %3 seviyelerinde dolanırken, üretim sınırlı bir yavaşlamaya işaret ederken (Örneğin IMF ve OECD verilerine göre küresel ekonomi bir önceki yıla göre sadece %0.5 civarında zayıflayarak 2026 yılında %2.9 civarında büyüyecek. Enflasyonla mücadele yöntemimiz enflasyonu batırmakta zorlanırken, büyümeyi de bastırmaya başladı.  </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayat-pahaliligimiz-artmaya-devam-etti-84642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/2/1280x720/6-1785905604.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayat pahalılığımız artmaya devam etti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-ve-ihracat-kazancinin-tespiti-musterek-genel-giderlerin-dagitimi-84641</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim ve ihracat kazancının tespiti: Müşterek genel giderlerin dağıtımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Üretim ve ihracat kazançlarına uygulanan indirimli kurumlar vergisi, faaliyet bazında kazanç hesaplamasını zorunlu hale getirirken, en önemli tartışma başlıklarından birini müşterek genel giderlerin hangi ölçüte göre dağıtılacağı oluşturuyor.</strong></p>
<p>Üretimden ve ihracattan elde edilen kazançlara birkaç yıldan beri, indirimli kurumlar vergisi oranı uygulanıyor. Bu kazançlara farklı oran uygulanması, her bir faaliyetten doğan kazancın tutarının ayrı hesaplanmasını gerektiriyor. Bu ise kaçınılmaz olarak, hasılat ve giderlerin faaliyetler itibariyle ayrıştırılmasını, her bir hasılat ve gider/maliyet unsurunun, ilgili faaliyet kazancının tespitinde dikkate alınmasını zorunlu kılıyor.</p>
<p>Geçen hafta bu köşede yayınlanan makalede, konunun hasılat boyutuna bakmış, faiz ve kur farkı gibi pasif gelirlerin üretim ve ihracattan doğan kazancın hesabında dikkate alınıp alınmayacağına ilişkin açıklamalar yapmıştım.</p>
<p>Bugünün konusu, üretim ve ihracattan elde edilen kazancın tespitinde müşterek genel giderlerin dağıtımı.</p>
<p>Önce konuyu kısaca hatırlatayım, sonra düşüncelerimi ifade edeyim.</p>
<p><strong>Yasal düzenlemelerin gelişimi</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32. maddesinde 2022 yılında yapılan değişiklikle, kurumların ihracattan ve üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlarına uygulanacak kurumlar vergisi oranının, 1 puan indirimli uygulanması öngörüldü.</p>
<p>2023 yılında yapılan değişiklikle ihracattan elde edilen kazançlara uygulanan 1 puanlık indirim 5 puana çıkartıldı, 2026 yılında yapılan değişiklikle de kurumlar vergisi oranının, üretim faaliyetinden elde edilen kazançlar için %12,5 olarak uygulanması hükme bağlandı.</p>
<p>Son düzenleme, 2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara uygulanmak üzere, yayımı tarihinde yürürlüğe girdi.</p>
<p>Bu düzenlemeler çerçevesinde, 2026 yılında; üretimden elde edilen kazançlar %4, ihracattan elde edilen kazançlar ise %20 kurumlar vergisi oranına tabi. 2027 yılında ihracattan elde edilen kazançlar için oran değişmeyecek, üretimden elde edilen kazançlar ise %12,5 oranında vergiye tabi olacak.</p>
<p><strong>Kazancın kaynakları itibariyle ayrı ayrı tespiti</strong></p>
<p>Bir işletmede farklı orana tabi kazanç bulunması veya vergiye tabi kazanç yanında istisna kazanç bulunması, her bir kazanç unsurunun ayrı ayrı hesaplanmasını gerektiriyor. Bu çerçevede örneğin, üretim yapıp yurt içine ve yurt dışına mal satan bir işletmede; üretimden ihracat kazancının, üretimden yurt içi satış kazancının ve varsa bunun dışındaki kazançların ayrı ayrı tespitine ihtiyaç var. Bu kurum ayrıca, üretip sattığı malların aynı zamanda alım satımını da yapıyorsa veya teşvik belgeli yatırım yapmış ve kazancın bir kısmı yeni yatırımdan elde dilmişse, toplam kazancın kırılımı daha da artacak demektir.   </p>
<p>Özetlenen düzenleme nedeniyle, her bir faaliyete ilişkin hasılat, gider ve maliyet unsurlarının ayrı ayrı tespit edilmesi, hasılat, maliyet ve gider unsurlarının her bir faaliyet itibariyle ayrı ayrı izlenmesi, diğer faaliyetlerle ilişkilendirilmemesi ve kayıtların da bu ay­rımı sağlayacak şekilde tutulması gerekiyor.</p>
<p><strong>Müşterek genel giderlerin dağıtımı</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin üretimden ve ihracattan elde edilen kazancın tespitiyle ilgili bölümünde yapılan açıklamaya göre, gider ve maliyet unsurlarının ayrı hesaplarda izlenerek tespitinin mümkün ol­madığı hallerde müşterek genel giderlerin;</p>
<p>- İndirim kapsamında olan faaliyetler ile indirim kapsamında olmayan faaliyetler arasında <u>uygun bir dağıtım anahtarı</u> tespit edilerek dağıtılması,</p>
<p>- Farklı faaliyetlerde müştereken kullanılan tesisat, makine ve ulaştırma vasıtalarına ilişkin amortisman­ların ise bunların her bir işte kullanıldıkları gün sayısına göre dağıtımının yapılması,</p>
<p>gerekiyor.</p>
<p>Özetten anlaşılacağı gibi Gelir İdaresi, üretimden ve ihracattan elde edilen kazancın tespitinde, müşterek genel giderlerin dağıtımında, herhangi bir dağıtım anahtarını ölçü olarak belirlememiş. Uygun dağıtım anahtarının belirlenmesini mükellefe bırakmış.</p>
<p><strong>Benzer uygulamalarda benimsenen uygun dağıtım anahtarı</strong></p>
<p>Kazancı ayrı tespit edilen birçok istisna ve indirim uygulaması var. Bunların hepsiyle ilgili de Gelir İdaresi Genel Tebliğ’de uygun bir dağıtım anahtarı belirlemiş durumda. Bu çerçevede örneğin;</p>
<p>- Serbest bölge ve teknokent kazançlarının tespitinde MALİYET,</p>
<p>- Türk Uluslararası Gemi Sicili’ne kayıtlı gemilerin işletilmesinden, hizmet ihracından (KVK madde 10/ğ uygulamasında) ve yatırım fon ve ortaklıklarının taşınmazlardan elde edilen kazancın tespitinde MALİYET esaslı dağıtım anahtarı belirlenmiş.</p>
<p>Tebliğde, yukarıda belirtilen dağıtım anahtarlarının nasıl ve hangi ilkeler kapsamında belirlendiğine ilişkin bir açıklama yok.</p>
<p>Yukarıda belirttiğim gibi tebliğde üretim ve ihracattan elde edilen kazançların belirlenmesinde, müşterek genel giderlerin dağıtımında uygun dağıtım anahtarının kullanılması gerektiği açıklanmış, ancak uygun dağıtım anahtarının ne olduğu konusunda bir belirleme yok.</p>
<p><strong>Gider dağıtımında iki önemli konu: Müşterek genel gider ve dağıtım anahtarı</strong></p>
<p>Öncelikle bir konuyu netleştirmekte yarar var. Dağıtım, müşterek genel giderlerle, yani doğrudan belli bir işlem veya faaliyetle ilişkilendirilemeyen giderlerle sınırlı.</p>
<p>Eğer bir giderin hangi faaliyetle ilgili olduğu biliniyorsa veya tespit edilebiliyorsa, o gider doğrudan ilgili olduğu faaliyet kazancıyla ilişkilendirilmeli ve dağıtıma konu olmamalı. Benzer bir ifadeyle, eğer bir giderin hangi faaliyetle ilgili olmadığı biliniyorsa, giderin ilgili olmadığı faaliyete pay verilmemeli, dağıtım diğer faaliyetler arasında yapılmalı. Bir örnekle ifade etmek gerekirse, yurt içi reklâm giderleri, yurt içi mal alım satımı kazancı ile üretimden yurt içi satış kazancı arasında dağıtılmalı, ihracattan kaynaklanan kazanca pay verilmemeli.</p>
<p>İkinci konu dağıtım anahtarı konusu; Bu konuya iki alt başlıkta bakmayı tercih ederim. Birincisi bütün müşterek genel giderler için tek dağıtım anahtarı kullanmak zorunda değiliz. Belki doğru cümle, her grup müşterek genel gider için, o giderin niteliğine uygun ayrı bir dağıtım anahtarı arayışında olmalıyız. Dağıtımla amacımız her bir faaliyetten doğan kazancı doğru bir şekilde tespit etmekse ki vergi uygulamasında esas olan fiili maliyeti ve doğru kazancı tespit etmektir, bunun yapılması gerekiyor.</p>
<p>İkinci alt başlıkta da dağıtım anahtarının nasıl tespit edileceğine ilişkin; Arayışın fiili maliyet ve gerçek kazanç tutarına ulaşmak olduğu gerçeği çerçevesinde dağıtım anahtarı, işe ve işletmeye uygun, ölçülebilir ve belgelenebilir, sonuç (kâr) odaklı olmayan bir yapıda olmalıdır.</p>
<p><strong>Tebliğde yer alan açıklamalar hakkında düşüncem</strong></p>
<p>Yukarıda da özetledim, Gelir İdaresi dağıtım anahtarı kullanılması gereken konularda, istisnaları hariç, hangi dağıtım anahtarı kullanılması gerektiğini belirlemiş. İdarenin görüşünü açıklaması ve mükelleflere belli bir garanti sağlaması, vergiye gönüllü uyum sağlama amacı dışında bir amacı olmayan mükelleflerin risklerini azaltması, bir anlamda yok etmesi son derece olumlu. Ancak, bunu vergi mevzuatına ve mükellef hukukuna daha uygun bir şekilde yapması da mümkündü diye düşünüyorum.</p>
<p>Kişisel düşüncem, müşterek genel giderlerin dağıtımında, uygun dağıtım anahtarı kullanılması gerekir. Bir faaliyet için çok genel bir ifadeyle maliyet veya hasılat esaslı bir dağıtım anahtarı kullanılması her zaman doğru olmayabilir, gerçek kazancın tespitine de hizmet etmeyebilir. İdarenin bu anlayışı reddetmeden, uygun dağıtım anahtarının tespitinde zorluk yaşanması halinde, faaliyetin/kazancın türüne göre maliyet/hasılat anahtarının kullanılmasının mümkün olduğunu açıklamasında sakınca yok.</p>
<p>Genel Tebliğ’de yer alan açıklamaların genel ifadeler olduğu, uygun dağıtım anahtarı kullanan işletmeleri hukuken bağlamayacağı söylenebilir. Ancak konuyla ilgili olarak verilen özelgelerde, tebliğde uygun dağıtım anahtarı olarak belirlenen ölçünün, kanuni bir ölçü gibi görüldüğü anlaşılıyor. Özelgelerde, tebliğde yer alan dağıtım anahtarının kullanılması gerektiği açıkça belirtiliyor ve İdarenin farklı anahtar kullanımının mümkün olmadığı görüşünde olduğu anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>Her bir faaliyet kazancının ayrı tespiti son derece zor bir konu... İşlem kendi içerisinde önemli ölçüde varsayım ve tercih yapmayı gerektiriyor. Kişiye göre değişebilir doğrular var. Bu çerçevede mükelleflerin dikkatli, İdarenin ise biraz esnek olmasında yarar var.</p>
<p>Sonuç olarak, üretim ve ihracat kazancının tespitinde, maliyet veya hasılatı esas alan bir anahtarın kullanılması bence zorunlu değil. Mümkünse, gerçek kazancın tespitine daha iyi hizmet eden bir dağıtım anahtarı kullanmak daha doğru... Anahtar tespitinde zorlanan işletmelerin ise diğer benzer örneklerde olduğu gibi, maliyet veya hasılat esasına dayalı anahtarlardan uygun olanını seçip uygulamalarında da sakınca yok diye düşünüyorum.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-ve-ihracat-kazancinin-tespiti-musterek-genel-giderlerin-dagitimi-84641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim ve ihracat kazancının tespiti: Müşterek genel giderlerin dağıtımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sicagin-bilanco-etkisi-84640</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title>  Sıcağın bilanço etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Aşırı sıcaklar artık sadece çevreyi değil ekonomiyi de vuruyor. Uzmanlara göre iklim krizi artık yalnızca orman yangınları ve kuraklıkla değil, işgücü kayıpları, üretim düşüşü ve ekonomik maliyetlerle de kendini gösteriyor. İngiltere'de rekor sıcakların yaşandığı tek haftada 24 milyon çalışma saati kaybedilirken ekonomide 1,15 milyar sterlinlik zarar oluştu.</strong></p>
<p>İngiltere, 1884'ten bu yana en sıcak Haziran'ını yaşadı. O hafta ülkede üretilen en önemli iklim belgesi bir uydu görüntüsü değildi. Bir puantaj cetveliydi.</p>
<p><em>London School of Economics</em>, o rekor sıcaklıktaki haftada iki bine yakın çalışanla bir araştırma yaptı. Sonuç çarpıcı. 24 milyon kayıp çalışma saati, hiç çalışamayan 1,25 milyon kişi, tek haftada 1,15 milyar sterlinlik ekonomik kayıp.</p>
<p>Asıl haber bana göre bu rakamlar değil. Asıl haber, iklim krizinin artık nerede kayda geçtiği. Otuz yıldır iklim krizini yanan ormanlarla, kuruyan göllerle, eriyen buzullarla anlattık. Bu görüntüler vicdanları yaktı ama gereken eylemi sağlamadı. Şimdi, işin ekonomi tarafında yeni bir cephe açılıyor. Sürekli büyüme ve kâr odaklı sistem, bunu artık göz ardı edebilecek durumda değil. Çünkü iklim krizi gündelik işgücü kaydına giriyor.</p>
<p><strong>Adresi olan maliyet</strong></p>
<p>Sıcak, haftada bir milyar sterline mal olduğunda, iklim meselesi sadece çevre bakanlığının konusu olmaktan çıkar. Hazinenin, çalışma bakanlığının ve büyüme tahminlerinin sorunu olur. Yıllardır artan sıcaklığın maliyeti tek tek bedenlere yazılıyordu. Görünmezdi, bu yüzden politik olarak hiçbir yerdeydi. İstatistik o maliyete bir adres verdi. Adresi olan maliyetin kapısını da birinin açması gerekir.</p>
<p>Üstelik bu kayıt artık yalnızca İngiltere'de değil, dünyanın dört bir yanında tutuluyor. Uluslararası Çalışma Örgütü'ne (ILO) göre dünyada 2,4 milyar çalışan (küresel işgücünün yüzde 71'i) aşırı sıcağa maruz kalıyor. Sıcak her yıl yaklaşık 23 milyon iş kazasına ve 19 bin ölüme yol açıyor. Örgütün 2030 projeksiyonu daha da çarpıcı: Küresel çalışma saatlerinin yüzde 2,2'si sıcağa kaybedilecek. <strong><em>İklim krizi, dünyanın en büyük istihdam istatistiklerinden birine dönüşüyor.</em></strong></p>
<p><strong>Faturayı kim ödüyor</strong></p>
<p>Ancak sıcak herkesi eşit yakmıyor. ILO'ya göre 2030'da kaybedilecek saatlerin yüzde 60'ı tarımda, yüzde 19'u inşaatta olacak. Güney Asya'da kayıp, çalışma saatlerinin yüzde 5'ine dayanacak. Yük, açık havada ve bedeniyle çalışana biniyor. Yani en düşük ücretliye, en güvencesize. Sıcak aslında bir tür vergi gibi. Terle tahsil edilir, camın arkasına çekilemeyenden kesilir, kimseye iade edilmez. Kurumsal çalışan için sıcak dalgası çoğu zaman bir konfor kaybıyken; kurye için gelir kaybı, tarım işçisi için sağlık riski, inşaat emekçisi için ise doğrudan yaşam riski anlamına geliyor. İklim krizi, sadece sıcağı değil, işgücü eşitsizliğini de harlıyor.</p>
<p>Burada bir tehlike var. Sıcak, kayıp üretim olarak fiyatlandığı an, en kestirme cevap emisyonları azaltmak değil, klimayı açmaktır. Ofisleri soğut, vardiyaları kaydır, kayıpları sigortala. Uyum elbette gerekli. Ama azaltımdan koparılmış bir uyum siyaseti, ortak bir sorunu özel bir konfor piyasasına çevirir. Klima yeni sınıf sınırı olur. Sıcaktan parasıyla çıkabilenlerle, sıcağın içinde çalışması için ücret alanlar arasındaki sınıra...</p>
<p><strong>Adil geçişin ikinci kanadı</strong></p>
<p>Bu tablo, adil geçişin tanımını da genişletiyor. Adil geçiş bugüne dek tek soru sordu: Fosil yakıt ekonomisinden çıkarken madenciye, rafineri işçisine ne olacak? Bu, ayrılmanın sorusuydu. Hala geçerli ve önemli.</p>
<p>Ama artık ikinci bir soru daha var. <strong><em>İklim krizinin bedelini kim taşıyor, onun içinde kim çalışıyor, ondan kim korunuyor?</em></strong> Birinci geçiş, fosil yakıtları bırakmanın maliyetini nasıl paylaşacağımızı soruyordu. İkincisi, atmosfere çoktan yazılmış sıcağın kendisini; çalışma saatlerini, riski, yorgunluğu nasıl paylaşacağımızı soruyor. Bugünün işçisi hakkında sessiz kalan bir adil geçiş, tek kanatlı bir geçiştir. Tek kanatlı şeyler de uçmaz. Sadece olduğu yerde döner.</p>
<p><strong>Antalya'daki masa</strong></p>
<p>Kasım'da COP31 için müzakereciler Antalya'da, sıcakta çalışmanın ne demek olduğunu çok iyi bilen bir ülkede toplanacak. Bu kez, işgücü istatistiği de masada emisyon envanterinin yanında bir sandalyeyi hak ediyor. Kayıp ve hasar bugüne dek uluslararasında tutulan bir defterdi. Yeni kayıtlar, bunun aynı zamanda işgücü sınıfları arasında tutulan ve her hafta ücretle kapatılan bir defter haline geldiğini gösteriyor.</p>
<p>Sıcaklık rekorları, anlatı alışkanlığını da kırıyor. İklim hasarı olağanüstünün alanından çıkıp, gündelik iş hayatının kayıtlarına; bordroya, vardiya çizelgesine, büyüme tahminine giriyor. Aslında bu hasar çok uzun zamandır gerçekti. Ama sistem, bu kaybı bilançoya yansıyan bir ekonomik risk olarak belki de ilk kez bu kadar net gördü.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sicagin-bilanco-etkisi-84640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[  Sıcağın bilanço etkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/voleyboldan-futbola-ders-para-degil-sistem-kazanir-84639</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Voleyboldan futbola ders: Para değil, sistem kazanır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sorun “futbolcularımız yeteneksiz” meselesi değil. Türkiye’de yetenek var. Sorun, yeteneğin nasıl seçildiği, nasıl geliştirildiği, nasıl korunduğu ve nasıl takım haline getirildiği. Voleybolda oyuncu havuzu, kulüp disiplini ve milli takım kimliği birbirini besliyor.</strong></p>
<p>Kadın voleybol takımımızın dünya ölçeğinde kupa kazanmasıyla erkek futbol takımımızın beklenen başarıyı verememesi arasında çok basit ama çok öğretici bir fark var: Voleybolda uzun süredir sistem, futbolda ise çoğu zaman gündem yönetiliyor.</p>
<p>Filenin Sultanları’nın son yıllardaki yükselişi tesadüf değil. Türkiye, 2023’te Milletler Ligi ve Avrupa Şampiyonası’nı kazandı; 2025 Dünya Şampiyonası’nda final oynayıp gümüş madalya aldı; 2026’da da Brezilya’yı 3-1 yenerek Milletler Ligi şampiyonluğuna ulaştı. Bu başarıların arkasında yalnızca iyi bir jenerasyon yok. Güçlü kulüpler, düzenli altyapı, yabancı ve yerli kaliteli antrenörler, ciddi lig rekabeti, sporcu bilimi, sponsorluk, medya görünürlüğü ve kadın sporuna artan toplumsal destek var. Türkiye Today’in uzman görüşlerine dayanan analizinde de Türkiye’nin kadın voleybolunda küresel marka haline gelmesinin temelinde uzun vadeli altyapı yatırımı, güçlü kulüp programları ve genç oyuncu gelişimi gösteriliyor.</p>
<p>Futbolda ise para var, ilgi var, taraftar var, yayın var, kavga var; ama sürdürülebilir başarıya dönüşen istikrarlı bir model yok. Financial Times’ın Türk futboluna dair değerlendirmesinde kulüplerin mali yapısındaki bozulma, borç yükü, yerli oyuncu yetiştirmedeki eksiklik ve dış müdahale algısı açıkça öne çıkıyor. Aynı analizde önde gelen kulüplerin 2022-23 sezonunda ciddi zararlar yazdığı, toplam banka borcunun 1 milyar euro civarına çıktığı ve birçok kulübün negatif özkaynakta olduğu aktarılıyor. The Guardian’ın 2025’te yazdığı bahis skandalı haberi ise Türk futbolunda güven krizinin sadece saha içi sonuçlarla sınırlı olmadığını, hakemlerden oyunculara uzanan daha derin bir bütünlük sorunu bulunduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Futbolda aklın önüne </strong><strong>geçen uygulamalar var</strong></p>
<p>Yani sorun “futbolcularımız yeteneksiz” meselesi değil. Türkiye’de yetenek var. Sorun, yeteneğin nasıl seçildiği, nasıl geliştirildiği, nasıl korunduğu ve nasıl takım haline getirildiği. Voleybolda oyuncu havuzu, kulüp disiplini ve milli takım kimliği birbirini besliyor. Futbolda ise kulüp çıkarı, menajer ilişkileri, yabancı oyuncu politikası, günü kurtaran transferler, teknik direktör değişiklikleri, sosyal medya baskısı ve federasyon tartışmaları çoğu zaman futbol aklının önüne geçiyor.</p>
<p>Dünyada bunun tersi örnekler var. Bazı ülkeler futbolu tamamen bırakmadı ama başarıyı sadece futbola bağlamadı. İngiltere, UK Sport üzerinden piyango ve kamu kaynaklarını Olimpik ve Paralimpik branşlara stratejik biçimde dağıtıyor; amaç, sporcuların uluslararası başarı potansiyelini artırmak. UK Sport, Los Angeles 2028 döngüsü için 50’den fazla spora 330 milyon sterlinlik rekor yatırım açıkladı. Avustralya da benzer şekilde sadece futbola değil, Olimpik ve Paralimpik spor sistemine yatırım yapıyor; Avustralya Spor Komisyonu 70 spor için 385 milyon Avustralya dolarlık yatırım paketini duyurdu. Bu ülkeler bize şunu söylüyor: Devlet aklı sporu sadece futbol tribünü üzerinden okumaz; sporcu gelişimi, bilim, tesis, antrenör, veri, sağlık ve uzun vadeli performans sistemi olarak okur.</p>
<p>Hollanda örneği de ilginç. Nüfusu büyük değil ama bisiklet, sürat pateni, yüzme, hokey ve futbol gibi branşlarda sürekli rekabetçi kalabiliyor. Bunun nedeni her branşı aynı ölçüde paraya boğmak değil; spor kültürü, yerel kulüp yapısı, antrenör kalitesi, planlama ve disiplin. Hollanda Spor Konseyi’nin elit sporun sürdürülebilir organizasyonu ve finansmanı üzerine yaptığı çalışma, başarının rastlantıya değil, uzun vadeli kurum tasarımına bağlanması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Türkiye için de benzer bir model yazılabilir mi? Elbette yazılır. Ama bu modelin merkezinde hamaset değil, liyakat olmalı. Siyaset, kulüp baskısı, menajer ilişkileri, sosyal medya popülizmi ve günü kurtarma alışkanlığı kenara çekilmeli. Her branş için ayrı ayrı hedef konmalı. Altyapıdan A takıma geçiş yolu net olmalı. Antrenör eğitimi standart hale getirilmeli. Sporcu seçiminde isim değil form, yaş değil rol, popülerlik değil takım ihtiyacı öne çıkmalı. Milli takım kampı, bir ödül dağıtım yeri değil, en iyi uyumu verecek kadronun kurulduğu profesyonel alan olmalı.</p>
<p><strong>Kupaları yıldızlardan önce </strong><strong>takım ruhu kazanıyor</strong></p>
<p>Takım ruhu dediğimiz şey de tam burada başlıyor. Futbol tarihinde bunun en güzel örneği Danimarka’nın 1992 Avrupa Şampiyonluğu. Danimarka aslında turnuvaya katılamamıştı. Yugoslavya, savaş ve yaptırımlar nedeniyle turnuvadan çıkarılınca UEFA, onun yerine grubun ikincisi Danimarka’yı davet etti. UEFA’nın kendi tarihçesi, Yugoslavya’nın Mayıs 1992’de turnuvadan çıkarıldığını ve yerini Danimarka’nın aldığını yazar. Danimarka kısa sürede toparlandı, İsveç’e gitti ve finalde Almanya’yı 2-0 yendi. Finalin gollerini John Jensen ve Kim Vilfort attı. UEFA’nın “son dakika katılımcısı” olarak anlattığı bu hikâyede teknik direktör Richard Møller Nielsen’in daveti aldığında mutfağını boyamayı planladığı bile anlatılır.</p>
<p>Burada efsaneyi de doğru anlatalım: “Tüm takım plajdan toplandı” ifadesi biraz abartılıdır. Ama bazı oyuncuların gerçekten tatil planına geçtiği, hazırlık süresinin çok kısa olduğu ve takımın turnuvaya neredeyse beklentisiz gittiği doğru. Eski Danimarkalı oyuncu John Sivebæk de oyuncuların bir kısmının tatildeyken çağrıldığını anlatır. Ama mucizenin asıl nedeni tatilden dönmek değil, takımın rolünü bilmesi, birbirine inanması ve üzerindeki baskının hafif olmasıydı.</p>
<p>Benzer hikâyeler başka turnuvalarda da var. Yunanistan 2004 Avrupa Şampiyonası’na büyük favori olarak gitmedi; hatta UEFA final yazısında Yunanistan’ın turnuva başında 80’e 1 dışarıdan görüldüğünü aktarır. Ama Otto Rehhagel’in takımı disiplin, rol paylaşımı ve savunma aklıyla Portekiz’i finalde 1-0 yendi. Golü Angelos Charisteas attı. Futbol tarihinde bazen en parlak yıldızlar değil, rolünü en iyi yapan oyuncular kupayı getirir.</p>
<p>Portekiz’in 2016 Avrupa Şampiyonluğu da buna örnek. Cristiano Ronaldo finalde sakatlanıp çıktı. Maçın kahramanı ise çoğu kişinin beklemediği bir isim oldu: Eder. 109. dakikada attığı golle Portekiz’e tarihinin ilk büyük kupasını getirdi. O gün bize bir kez daha şu dersi verdi: Büyük turnuvaları sadece yıldızlar değil, doğru zamanda doğru rolü üstlenen oyuncular kazanır.</p>
<p>Salvatore Schillaci’nin 1990 Dünya Kupası hikâyesi de farklı bir örnek. İtalya kupayı kazanamadı ama Schillaci, turnuvaya büyük yıldız olarak başlamadan, yedekten gelip altı gol attı; hem Altın Ayakkabı’yı hem Altın Top’u kazandı. FIFA’nın anlatımıyla neredeyse “hiç beklenmeyen” bir oyuncu turnuvanın yüzü haline geldi. Bu da seçimin sadece şöhrete göre değil, oyuncunun anlık formuna, açlığına ve rolüne göre yapılması gerektiğini gösteriyor.</p>
<p>Buradan Türkiye’ye dönersek, voleybolda başardığımız şey aslında futbola da ders olabilir. Voleybol bize şunu gösterdi: Kadın sporuna yatırım yapılırsa, altyapı sabırla kurulursa, kulüpler milli takımı beslerse, doğru hoca seçilir ve oyunculara güven verilirse Türkiye dünya çapında başarı kazanabiliyor. Futbolda ise milyonlarca Euro harcamak, yıldız transfer etmek, tribünleri doldurmak ve sürekli büyük laflar etmek yetmiyor.</p>
<p><strong>Takım kurmak, kadro </strong><strong>açıklamaktan başka bir iştir</strong></p>
<p>Türkiye’nin sporda yeni modeli şu olmalı: Futbol dahil tüm branşlara ciddiyetle yaklaşmak, ama hiçbir branşı siyasi gösteri alanına çevirmemek. Voleybolda elde edilen başarıyı “tesadüf” diye değil, “model” diye okumak. Başarılı branşları ödüllendirmek, ama bu ödülü plansız popülizme değil, sürdürülebilir altyapıya çevirmek. Çocukların sadece futbol okuluna değil, voleybola, basketbola, atletizme, yüzmeye, jimnastiğe, güreşe, tekvandoya, hentbola, bisiklete de ulaşmasını sağlamak.</p>
<p>En önemlisi de şu: Takım kurmak, kadro açıklamaktan başka bir iştir. Danimarka 1992’de bunu gösterdi. Yunanistan 2004’te bunu gösterdi. Portekiz 2016’da bunu gösterdi. Voleybolcularımız da yıllardır bunu gösteriyor. Takım ruhu, herkesin aynı şeyi söylemesi değil; herkesin kendi rolünü bilmesi, birbirine güvenmesi ve ortak hedef için egosunu geri çekebilmesidir.</p>
<p>Futbolda da başarı gelecekse buradan gelecek. Daha fazla bağırarak değil, daha iyi planlayarak. Daha fazla para harcayarak değil, daha doğru yatırım yaparak. Daha fazla yıldız arayarak değil, daha iyi takım kurarak.</p>
<p>Filenin Sultanları bize zaten yolu gösterdi. Şimdi mesele, o yolu sadece alkışlamak mı, yoksa diğer branşlara da uygulamak mı?</p>
<p><strong>Milli takım, en popüler </strong><strong>oyuncuların toplamı değildir</strong></p>
<p>Futbolun en büyük problemi bazen futbol olmaktan çıkıp, herkesin güç gösterisi yaptığı bir alana dönüşmesi. Milli takım seçimi bile zaman zaman sportif akıldan çok kamuoyu baskısı, kulüp dengesi, medya tartışması ve yönetim refleksiyle konuşuluyor. Oysa milli takım, en popüler oyuncuların toplamı değildir. En doğru rollerin, en doğru karakterlerin ve en güçlü takım duygusunun toplamıdır. Bu yüzden mesele futbola daha az para harcamak değil. Mesele parayı doğru yere harcamak. Altyapıya, antrenöre, veri analizine, sporcu sağlığına, psikolojiye, genç oyuncunun maç süresine, kulüp-federasyon koordinasyonuna, hakem güvenine ve liyakatli yönetime harcanmayan para, sonunda pahalı ama başarısız bir futbol endüstrisi yaratır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/voleyboldan-futbola-ders-para-degil-sistem-kazanir-84639</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/67-1785907537.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Voleyboldan futbola ders: Para değil, sistem kazanır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-en-sicak-haftasinin-3-sicak-konusu-84638</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılın en sıcak haftasının 3 sıcak konusu…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yılın en sıcak haftasında ekonominin de gündemi üç kritik veriyle şekillendi. Temmuz ayına ilişkin enflasyon, PMI ve dış ticaret verileri, Türkiye ekonomisinin üç temel kırılganlığını aynı anda ortaya koydu. Yüksek enflasyonun kalıcılığı, sanayide süren daralma ve dış ticarette devam eden yapısal sorunlar, ekonomi politikalarında daha kapsamlı adımlara ihtiyaç olduğunu gösteriyor.</strong></p>
<p>Bilindiği üzere; ülkemizin ve dünyanın çok sayıda gündemi arasında özellikle ekonomi ile ilgili olanları çok önemli. Bu haftanın sıcak konularının başında, öncelikle ülkemizde yılın en sıcak haftası olması geliyor.</p>
<p>Haftanın başında da ekonomi ile ilgili sıcak konular üst üste gelmiş durumda. Bunlar;</p>
<p>- Temmuz ayı enflasyonu</p>
<p>- İSO tarafından yayımlanan Temmuz ayı PMI endeksi</p>
<p>- Temmuz ayı geçici dış ticaret rakamları</p>
<p>Şimdi bu üç sıcak gelişmeye biraz fokuslanalım;</p>
<p><strong>- Temmuz 2026 enflasyonu</strong></p>
<p>Geçtiğimiz pazartesi sabahı Temmuz ayı enflasyonu TÜFE yayımlandı. Aylık TÜFE oranının yüzde 1.75 ve 12 aylık yıllık TÜFE oranının da yüzde 31.75 olduğu açıklandı.</p>
<p>Aslında geçtiğimiz ay TCMB Para Politikası Kurulu, Temmuz ayı enflasyon oranının daha yüksek çıkacağını belirterek piyasaları hazırladı. Dolayısıyla sonuç, beklenenin de biraz altında gelmiş olması nedeniyle çok da sürpriz olmadı.</p>
<p>Peki bu enflasyon belasını nasıl yorumlamalıyız?... Ne yapmalıyız?...</p>
<p>Artık 2026 yılında giderek katılaşan ve yüzde 30-32 bandına çakılıp kalan bir enflasyon var. Piyasa analistlerinin ve akademisyenlerin yorumu da 2026 yılı sonunda bu noktaları işaret ediyor.</p>
<p>Asıl katılığın özellikle gıda, konut, ulaştırma gibi alanlarda devam ettiği ve zaman zaman da konjonktürel olarak sağlık, eğitim gibi alanlara kaydığı görülüyor.</p>
<p>Son dönemde petrol ve enerji fiyatlarındaki dalgalı seyrin etkili olduğu, köprü ücretleri gibi kamu mal ve hizmet fiyatlarının da enflasyonu körüklediği, önümüzdeki aylarda eğitim gibi alanların fiyat artışlarının olacağı, eşel mobil sisteminin önümüzdeki 2 ayda kaydırılacak olmasının da enflasyonu tetikleyeceği anlaşılıyor.</p>
<p>Ancak; işin politika tarafı zayıf kalıyor. Sadece Merkez Bankası’nın para, faiz ve kredi politikaları ile yetiniliyor; özellikle maliye politikaları ıskalanıyor.</p>
<p>Sözün özü, daha birkaç yıl, tek haneli enflasyon hayali hiç ufukta görünmüyor.</p>
<p><strong>- Temmuz ayı İSO’nun PMI endeksi</strong></p>
<p>Malum, PMI endeksi; imalat, hizmet ve inşaat sektörlerindeki satın alma müdürlerinin yeni sipariş, üretim, istihdam ve stok gibi eğilimlerini ölçen öncü bir ekonomik gösterge. Bu endeks her ay İSO tarafından yayımlanıyor ve hem imalat sanayisini hem de 10 sektördeki gelişmeleri sergiliyor.</p>
<p>Bu gösterge, 2026 yılının 7 ayında olumsuzluğu sergileyen 50’nin altında seyretmiş. En yüksek Mayıs ayında 49,8 ve en düşük de Haziran ayında 47,1 olmuş. Şimdi de Temmuzda 47,7.</p>
<p>Rapora göre; talebin zayıf seyrine bağlı olarak firmalar satın alma faaliyetlerini ve stoklarını azaltmış. Doğal olarak girdi talebinin yavaşlamasıyla tedarik zincirleri üzerindeki baskı da biraz hafiflemiş. Bazı firmaların petrol ve hammadde maliyet artışlarına rağmen girdi maliyetleri enflasyonu üst üste üç aydır gerilemiş ve Kasım 2025 ayından beri en düşük hızına inmiş.</p>
<p>Anket katılımcıları, yeni siparişlerdeki azalışı olumsuz piyasa koşullarına ve fiyat baskılarına bağlıyor. Böylece faaliyet koşullarındaki bozulma eğiliminin 28 aydır devam ettiği vurgulanıyor. Aynı şekilde üretimin de üst üste ikinci kez azaldığına ve istihdamda da üst üste 20 aydır düşüşün kaydedildiğine dikkat çekiliyor.</p>
<p>Sektörel PMI endeksinde ise olumlu giden husus, giyim ve deri ürünleri ile elektrikli ve elektronik ürünler ve metalik olmayan mineral ürün endekslerinin 50’nin üzerine çıkması, yani üretim ve yeni siparişlerin artması.</p>
<p><strong>- Temmuz ayı dış ticaret rakamları</strong></p>
<p>Hafta başında yeni bir rekor olarak Temmuz ayı ihracat rakamı duyuruldu. Nedense bu hükümetin ve özellikle de dış ticaret yönetiminin rekorlara karşı ayrı bir ilgisi var.</p>
<p>Peki ne olmuş?...</p>
<p>Temmuz ayında ihracat 25,6 milyar dolar ve ithalat da yaklaşık 33 milyar dolar olmuş ve dış ticaret açığı da 7.4 milyar dolara çıkmış. İlk yedi ayda ise ihracat 161,6 milyar dolar ve ithalat da 222,1 milyar dolar gerçekleşmiş ve dış ticaret açığı da 60,5 milyar dolar olmuş. Son 12 ay itibariyle de ihracat 375,3 milyar dolar ve ithalat 653,9 milyar olmuş ve dış ticaret açığı 96.8 milyar dolara çıkmış. Unutmayalım yıllık 100 milyar dolar civarında dış ticaret açığı oluşuyor.</p>
<p>Elbette nicel değerlendirmeler önemli… Dünya ticaretinden yüzde 1,5 üzerinde pay almamız elbette iyi.</p>
<p>Ancak;</p>
<p>- İhracatta hala aynı ürün gamında devam etmemiz,</p>
<p>- Dahilde işleme mekanizmasıyla ihracatımızı ağırlıklı ara malı ithalatıyla yapmamız,</p>
<p>- Maliyet ve kurlara bağlı olarak giderek rekabetçi yönümüzü kaybetmemiz,</p>
<p>- İthalatta dış ticaret politikası araçlarına çok sıkça başvurup piyasa serbestisini bozmamız,</p>
<p>- Eşik fiyat uygulaması gibi mekanizmaları olağan hale getirmemiz,</p>
<p>- Pazar çeşitlendirmesi ve diğer proaktif pazarlama yöntemlerini ıskalamamız,</p>
<p>gibi temel sorunları göz aldı ederek sağlıklı yol alamayız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-en-sicak-haftasinin-3-sicak-konusu-84638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın en sıcak haftasının 3 sıcak konusu… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-dusmeyecek-cunku-84637</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon düşmeyecek; çünkü…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bilinen gerçektir; diploma basarak cehaletten, para basarak sefaletten kurtulamazsın. Bir de enflasyonu çözmek yerine onu besleyen KAMUFLASYON anlayışıyla refaha ulaşamazsınız.</strong></p>
<p>Yazının başlığına bakıp <strong>enflasyon lobisi</strong> teşhisi koymayın. Enflasyon düşmeyecek çünkü <strong>onu besleyen var</strong> ve Merkez <strong>Bankası'nın hünerleri</strong> de <strong>Maliye'nin makroekonomik tedbirleri</strong> de işe yaramıyor. Bizim enflasyonun da <strong>ekonomi bilimiyle</strong> ilgisi pek kalmadı, kendisi bir <strong>Türkiye sosyolojisi</strong> halini aldı.</p>
<p>Türkiye'deki enflasyon değil dostlar; bizdeki düpedüz</p>
<p><strong>"Kamuflasyon."</strong> Zira kamunun <strong>zam yaparak enflasyonu düşüreceğine dair</strong> bir <strong>fantezisi</strong> var.</p>
<p>Ortaya, dünyanın bildiğinden faklı,<strong> "endemik bir enflasyon"</strong> çıkıyor. Kamuflasyon dediğim de zaten bu türün tanımı...</p>
<p><strong>NELER YAPMADIK ŞU ENFLASYON İÇİN, KİMİMİZ ÖLDÜK KİMİMİZ NUTUK SÖYLEDİK</strong></p>
<p>Aslında iş biraz da <strong>Nasrettin Hoca</strong> işine döndü; hoca, <strong>karanlık evde kaybedip</strong> aydınlık sokak lambası altında araması gibi. Enflasyonun <strong>sebebini</strong>, çözümünü <strong>yanlış yerde</strong> arıyoruz. Enflasyon; zihnimizdeki bir <strong>kıymık</strong> ve ekonomi yönetimi;<strong> "indi, iniyor"</strong> dedikçe derine batıyor. <strong>Lafla da düşmüyor ki meret...</strong> <strong>Emekliyi</strong> "sosyal atık" haline getirdik, düşmedi. <strong>Asgari ücreti</strong> açlık sınırına gömdük, inmedi, <strong>Çiftçiyi</strong> taban fiyattan, <strong>memuru</strong> katsayıdan ettik, <strong>Üretimi</strong> soğuttuk,<strong> ev genci</strong> ürettik, <strong>ücretleri</strong> baskıladık, önümüze gelene <strong>ceza</strong> yazdık, <strong>esnafa</strong> kan ağlattık, <strong>vatandaşa</strong> borçların üstüne yattık; <strong>yine düşmedi.</strong></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / </strong><strong>Enflasyon direncine dair...</strong></span></p>
<p><strong>• Neden düşüremiyoruz?</strong></p>
<p><strong>Birincisi,</strong> niyetimiz yok.</p>
<p><strong>İkincisi</strong>; her birimiz enflasyon değirmenine su taşıyoruz.</p>
<p><strong>Üçüncüsü</strong>, kriz yok çürüme var ve fiyatlandırmada davranış bozukluğu yaygın.</p>
<p><strong>Dördüncüsü</strong> de biz fakir değil; ahlaksızız.</p>
<p><strong>• Peki, kim düşürebilecek?</strong></p>
<p><strong>Bu hükümet</strong> düşürmeyecek.</p>
<p><strong>Merkez</strong> düşüremeyecek.</p>
<p>Ahlakın el etek çektiği <strong>piyasada</strong> hiç birimiz, yerine aynı fiyattan konulamayacağı saplantısıyla etiketlerini ıslah edemeyecek. Umut yok yani.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SURİNAM DAHİ DÜZE ÇIKTI DA BİZ ENFLASYON GİRDABINDAN ÇIKAMADIK</strong></p>
<p><strong>NBE</strong> kanalında <strong>Ekonomi Masası</strong>'na çıkan<strong> Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz,</strong> yürüttükleri araştırma neticesinde 2011'den bu yana <strong>Surinam'ın bile sınıf atladığını</strong> ama Türkiye'nin sürekli geri gittiğini gördüler. Biz daha <strong>heterodoks'tan geri dönemedik</strong> ve hâlâ<strong> "enflasyon düşecek"</strong> masalındayız.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BOZUK OVP LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>• OVP:</strong> Orta Vadeli Program. Aslında bir önceki yürümeyen programın kopyala yapıştırı</p>
<p><strong>• Enflasyon:</strong> Hükümetin umursamadığı ama yoksul kesimi inleten yönetim beceriksizliği</p>
<p><strong>• Sıkı Para Politikası:</strong> Kendilerine kurusıkı ama vatandaşa, emekliye, çalışana sımsıkı</p>
<p><strong>• Kalıcı kopuş:</strong> Giderilemeyecek şekle bürünmüş yoksulluk, yoksunluk, enflasyon kurbanlığı</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-dusmeyecek-cunku-84637</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/sektorde-de-ticari-kredi-buyumesi-yavasladi-ticari-kredi-buyumesi-kamuda-2-yilin-en-dusugu-34uz_headline.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon düşmeyecek; çünkü… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ya-bir-de-dezenflasyon-programi-uygulanmasaydi-84636</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ya bir de dezenflasyon programı uygulanmasaydı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Edebiyatta ve tiyatroda “oyun içinde oyun” diye nitelenen bir anlatma tekniği, bir yöntem vardır. Bütünü oluşturan oyuncular, karakterler, bütünün içinde kalmak kaydıyla küçük küçük farklı hikayeler anlatır.</p>
<p>İşte Türkiye de siyasette bunun benzerini yaşıyor.</p>
<p>Bütün değişmiyor; çeyrek yüzyıla yaklaşan bir süredir aynı iktidar işbaşında. İktidarın temel ekonomi politikası da aynı ama zaman zaman sanki başka iktidardan devralınmış gibi eski uygulamaların eleştirilere de konu olduğu daha farklı politikalara geçiliyor, farklı yöntemler ve yollar tercih ediliyor.</p>
<p>İşte Haziran 2023’te başlatılan ve üç yılı geride bırakan dezenflasyon dönemi…</p>
<p>Bu dönemde eski uygulama kısmen sözlü olarak, daha fazla da uygulama yönüyle açık açık eleştirildi. Faiz indiriminden vazgeçildi ve tersi yapılmaya başlandı. Kurun baskılanması bir süreliğine sona erdirildi. Hele hele kur korumalı mevduat uygulaması (tabii ki bu kelimelerle ifade edilmemekle birlikte) adeta bir baş belası olarak nitelendi. KKM gerçekten öyleydi, değildi; o ayrı bir konu ama aynı iktidarın farklı ekonomi yönetimleri bu konuda temelden ayrışan görüşler dile getirdi.</p>
<p>Bütün aynıydı; ama detayda farklılıklar vardı.</p>
<h2>Hâlâ başarı hikayesi anlatılıyor</h2>
<p>Son yılların geçmişten çok ayrışan bir konusu da şu meşhur dezenflasyon uygulaması…</p>
<p>Mayıs 2023 itibarıyla yıllık enflasyon yaklaşık yüzde 40’tı. Yeni ekonomi yönetimi bu düzeyde bir enflasyon devraldı. Maliye Bakanı Şimşek’in ilk mesajı, hem de eski Bakan Nebati’nin yanında dile getirdiği ilk mesajı neydi?</p>
<p><strong>“Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır.”</strong></p>
<p>Bu sözün anlamı açıktı. Demek ki daha önceki uygulamalar rasyonel değildi.</p>
<p>Peki rasyonel uygulamalara dönüldü mü ya da dönüldüyse bunu temel amaç olan enflasyondan anlayabilir muyuz?</p>
<p>Aradan üç yılı aşan bir dönem geçti, tam üç yıl. Sonuç? Yüzde 40’ta devralınan enflasyon en son durumda yüzde 31,75 düzeyinde. Arada görülen çok daha yüksek oranlar da cabası.</p>
<p>Kimi aylar bindelik oranlarla gerilemeler yaşandığında <strong>“İşte bakın dezenflasyon programı nasıl işe yaradı”</strong> gibi açıklamalar duymaya devam ediyoruz.</p>
<p>Yüzde 40’tan yüzde 31’e, 32’ye inmek başarı mı yani?</p>
<p><strong>“Başlangıcı 40 olarak almamak gerekir, bir ara</strong> (Mayıs 2024’te) <strong>yüzde 75 görülmüştü, o düzeyden 31’e, 32’ye inildi”</strong> denilebilir. </p>
<p>İyi de 75’e çıkılmasına yol açan kimdi?</p>
<p>Yeni ekonomi yönetimi <strong>“Biz değildik”</strong> diyebilir ve geçmişin tortusunu ortadan kaldırmanın bir maliyeti olarak enflasyonun bu düzeye tırmandığını dile getirebilir. Bu büyük ölçüde doğrudur da. 2023 mayıs seçimlerinden önce faizin olmayacak düzeylere indirilmesi, buna karşılık kurun da baskılanması, ardından Haziran 2023’te görevi devralan Şimşek’in hem kuru bırakması, hem faiz artışına gitmesi enflasyonun tırmanmasına yol açtı. O dönemin yüksek enflasyonu, büyük ölçüde, geçmişte halının altına süpürülen sorunlardan kaynaklandı.</p>
<p>Ama bütün aynıydı; uygulama içinde uygulama vardı, sonuçta seyircinin yani vatandaşın olan bitende hiçbir etkisi yoktu.</p>
<h2>Bir yıldır aynı yerde…</h2>
<p>Yeni ekonomi yönetimi devraldığı enflasyonu ister yüzde 40 kabul etsin, ister tepe noktasının görüldüğü yüzde 75… Önemli olan artık son dönemde belli bir düzeyin bir türlü altına inilememesi gerçeği.</p>
<p>Geçen yılın ağustos ayından bu yılın temmuz ayına kadar geçen on iki ay ve bu on iki aydaki yıllık enflasyon…</p>
<p>En düşük yüzde 30,65, en yüksek yüzde 33,29… Yani son on iki aydaki yıllık enflasyonda tepe ve dip oranlar arasında yalnızca 2,64 puanlık fark var.</p>
<p>Hele hele bu yılın temmuzundan geçen yılın temmuzuna göre iyileşme yalnızca ama yalnızca 1,77 puan. Geçen yıl temmuzda yüzde 33,52 olan yıllık artış bu yıl yüzde 31,75’e indi, hepsi hepsi o.</p>
<h2>Yapıştı kaldı!</h2>
<p>İtiraf edilemiyor, edilmesi de beklenmiyor tabii ki ama enflasyon adeta bu düzeylerde yapıştı kaldı. Yıllık artış bir türlü yüzde 30’un altına indirilemiyor, indirilebilecek gibi de görünmüyor.</p>
<p>Bu yıl yüzde 30’un altının niye mümkün görünmediğini bu köşede dün detaylı olarak yazdım. Ve ekledim:</p>
<p><strong>“Kaldı ki hadi inildi ve gerçekleşme yüzde 29 oldu. Bu çok büyük başarı mı yani?”</strong></p>
<h2>“Dez”i gitti…</h2>
<p>Bu köşede 3 Temmuz’da yer alan yazımda henüz altı aylık veriler belliyken şöyle bir başlık kullanmıştım:</p>
<p><strong>“Dezenflasyonun ‘dez’i gitti, enflasyonu kaldı yâdigar!”</strong></p>
<p>Yukarıda aktardığım oranlardan, bir yılda neredeyse hiçbir ilerleme kaydedilememesinden yola çıkarak atmıştım bu başlığı.</p>
<p>Temmuz sonunda oluşan veriler de bu yaklaşımı doğrular nitelikte. Keşke yalnızca temmuz verileri doğrulasa! Yıl sonuna kadar da çok kayda değer bir gerileme olacağı beklenmiyor.</p>
<p>Yüzde 30’lar civarındaki yıllık oranlar Türkiye’nin enflasyon kaderi ya da kadersizliği olmuşa benziyor.</p>
<p>En kötüsü de şu: Bu yapışkanlıktan kurtulmanın bu ekonomi politikasıyla mümkün olmadığı ya henüz görülmedi ya görülemedi ya da görülmekle birlikte alternatif bir politika geliştirilemiyor.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Matruşka grafikler</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72bd41c643a-1785904449.png" alt="" width="993" height="348" /></p>
<p>Enflasyonun nasıl seyrettiğini ve dezenflasyonun nasıl kağıt üstünde kaldığını ortaya koyan yukarıdaki grafikler aslında matruşka gibi…</p>
<p>İki, üç ve dördüncü grafikler aslında ilk grafikten doğuyor.</p>
<p>Bir anlamda ilk grafiğin açılmasıyla ikinci, ikincinin açılmasıyla üçüncü, üçüncünün açılmasıyla da dördüncü ortaya çıkıyor.</p>
<p>İlk grafik, Eylül 2021’deki faiz indiriminden sonra Aralık 2021’de ulaşılan enflasyondan başlayıp Temmuz 2026’ya kadar uzanan dönemi kapsıyor.</p>
<p>İkinci grafik, dezenflasyon programı uygulanan Haziran 2023’ten bu yana olan dönemi gösteriyor.</p>
<p>Üçüncü ve dördüncü grafik ise son iki yıldaki eğilimi ortaya koyuyor. Dezenflasyon Ağustos 2024-Temmuz 2025 döneminde (üçüncü grafik) iyi kötü var ama son grafik yıllık enflasyonun neredeyse yatay gittiğinin somut olarak gözlenmesini sağlıyor. Görüyoruz işte; enflasyonda son bir yıldır değişen neredeyse hiçbir şey yok.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ya-bir-de-dezenflasyon-programi-uygulanmasaydi-84636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/5/1280x720/enflasyon-kobi-tanimini-da-eritti-guncelleme-zamani-geldi-1741795360.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ya bir de dezenflasyon programı uygulanmasaydı! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bizimki-laik-tekne-84634</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bizimki laik tekne</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2007 </strong>yılı Eylül ayıydı. Malatya’da 1950’lerin başlarında manifaturacılıkla iş hayatına atılan, 1957-1967 döneminde oto lastiği ticareti ve sigorta acenteliği yapan, 1967’den sonra İstanbul’da oto acenteliği ve turizm sektörüne giren <strong>Abdulkadir Eriş, </strong>bir akşam teknesinde yemeğe davet etti.</p>
<p>Davet üzerine Kuruçeşme’de bağlı tekneye gittim. Teknede çoğu iş insanlarından oluşan toplam 10 davetli vardı. Kaptan yemek öncesi içecek sordu, su istedim. Ev sahibimiz <strong>Kadir Eriş </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Bizimki laik tekne… İsteyen alkollü içki içebilir, isteyen içeri geçip seccadeyi serip namazını kılabilir…</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72ba0b7e2ce-1785903627.jpg" alt="" width="344" height="518" /></strong>Dönemin Malatya Eğitim Vakfı (MEV) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Şaban Taçyıldız </strong>ile Nurteks Halı’nın patronu <strong>İbrahim Nalbant</strong>’ın da konuklar arasında yer aldığı akşam <strong>Kadir Eriş, “laik tekne” </strong>tanımından sonra bana takıldı:</p>
<p>-          <strong>Hürriyet’te köşende okudum. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) el koyduğu Uzanlar’ın mega yatlarını gezmişsin. O yatları gezdin, şimdi en fazla 10 kişiyi ağırlayabildiğimiz bizim tekneyi beğenmezsin belki.</strong></p>
<p><strong>Eriş, </strong>ardından hepimizin kulağında küpe gibi duran bir noktayı anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Önemli olan zenginlik değil, gece yatağında rahat uyumak. O kadar malla, mülkle gece yatağında rahat uyuyamıyorsan neye yarar?</strong></p>
<p>Ardından yurt dışında bulunan <strong>Uzan </strong>Ailesine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Bak, Kemal Uzan kaç yaşında adam. Vatanına bile giremiyor. Dönse hemen hapse atılacak.</strong></p>
<p>Uzanlar’ın mega yatlarıyla başlayan sohbet, <strong>Kadir Eriş</strong>’i Koç Holding’in kurucusu <strong>Vehbi Koç</strong>’un cenaze törenine götürdü:</p>
<p>-          <strong>Rahmetli Vehbi Koç’un cenazesini mezara ben indirdim. Mezarın içine iyice baktım, kefen bezinin arasında ne tek kuruş para, ne de altın vardı.</strong></p>
<p><strong>Eriş</strong>’in Uzanlar’ın mega yatlarıyla başlayan sohbeti <strong>Vehbi Koç</strong>’un cenazesine kadar uzatması, <strong>“kısadan hisse” </strong>çıkarmamızı sağlamak içindi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de zenginlik deyince ilk akla gelen Vehbi Koç değil midir? Bakın o da yanında hiçbir şey götüremedi. Sarılı olduğu birkaç metre kefen beziydi.</strong></p>
<p><strong>Kadir Eriş, </strong>cenaze definleri konusunda kendisini Malatya’daki önde gelen isimlerden <strong>Hadi Çekirdek</strong>’in <strong>“İstanbul Şubesi” </strong>gibi görürdü.</p>
<p><strong>Hadi Çekirdek, </strong>eşini çok erken yaşlarda kaybedince kendini Malatya’da cenazelerde elinden gelen her türlü desteği vermeye adamıştı. <strong>Çekirdek, </strong>binlerce cenazenin defin işlemini bizzat gerçekleştirmişti.</p>
<p><strong>Kadir Eriş </strong>de Malatya’da başladığı iş hayatına İstanbul’da devam etme kararı sonrası <strong>Hadi Çekirdek</strong>’in <strong>“İstanbul şubesi” </strong>gibi davranmıştı.</p>
<p><strong>Eriş, </strong>kendi anlatımına göre <strong>Vehbi Koç </strong>ve <strong>Sakıp Sabancı </strong>başta olmak üzere 3 bine yakın kişinin cenazesini bizzat mezara yerleştirmişti.</p>
<p>O akşam <strong>Kadir Eriş</strong> anlattıkça <strong>“kıssa”</strong>dan <strong>“hisse”</strong>mize düşeni aldık…</p>
<p>10 yıl kadar önce Malatyalı İş İnsanları Derneği’nin (MİAD) organize ettiği bir buluşmadaki sohbetimizde, <strong>“80’e kadar her şey iyiydi. 80 yaşından sonra CD kaydı durduruyor, haberin olsun” </strong>diyen <strong>Kadir </strong>Amca, 94 yaşında hayata veda etti…</p>
<p>Malatya’nın <strong>“akil insan”</strong>larından <strong>Kadir </strong>Amca, Malatya Eğitim Vakfı’nın (MEV) kurucuları arasındaydı. Kendi adını taşıyan vakıf üzerinden Malatya’ya 2 ilköğretim okulu, 2 lise, bir cami, bir de dispanser yaptırdı. MEV ve kendi vakfı üzerinden çok sayıda öğrenciye burs verdi.</p>
<p>Hayırseverliği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) <strong>“Üstün Hizmet Madalyası” </strong>ile taçlandırıldı.</p>
<p><strong>Kadir </strong>Amca dün, Zincirlikuyu Mezarlığı Camisinden son yolculuğuna uğurlandı…</p>
<p><strong>Abdulkadir Eriş</strong>’e Allah’tan rahmet diliyorum…</p>
<p>Mekanın cennet olsun <strong>Kadir </strong>Amca…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Hoş geldiniz’ tabelası Vali Kartay’ı mutlu etti</span></h2>
<p><strong>CEZMİ Kartay, </strong>1960 yılında Malatya Valiliği’ne atandığında ilk randevuyu dönemin genç iş insanı <strong>Abdulkadir Eriş</strong>’e verdi.</p>
<p><strong>Kadir Eriş</strong>’in Vali <strong>Kartay</strong>’dan randevu talebi sadece <strong>“Malatyamıza hoş geldiniz” </strong>demek içindi. Makama girince <strong>Cezmi Kartay, Eriş</strong>’e teşekkür etti:</p>
<p>-          <strong>Kadir Bey, Malatya’ya girerken beni ilk karşılayan sen oldun. Teşekkür ederim.</strong></p>
<p><strong>Eriş, </strong>Vali’nin teşekkürüne şaşırdı:</p>
<p>-          <strong>Bir yanlışlık olmasın sayın Valim. Ben karşılama kafilesinde yoktum.</strong></p>
<p><strong>Kartay, </strong>o dönemde sigorta acenteliği yapan <strong>Eriş</strong>’in direklere astırdığı tabelaları anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Olur mu Kadir Bey, havaalanından şehir merkezine gelinceye kadar yol boyunca, </strong>“Hoş geldiniz, Kadir Eriş” <strong>tabelaları vardı. Onlar gözümden kaçmadı.</strong></p>
<p>Vali <strong>Kartay</strong>’ın tabelalara yaklaşımı <strong>Eriş</strong>’i mutlu etti:</p>
<p>-          <strong>Teşekkür ederim sayın Valim…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gaziantep’te ‘Kadir Eriş Daha zengin’ bahsine girip Yanıtı Malatya’da aldılar</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72b9e08ac7f-1785903584.png" alt="" width="800" height="283" /></span><strong>1950</strong>’li yılların sonları, Gaziantep… Gece pavyona eğlenmeye giden 4 arkadaş, aralarında bahse girdi:</p>
<ul>
<li><strong>Gaziantep’in ünlü otobüs şirketi Çayırağası’nın sahipleri mi daha zengin, Kadir Eriş mi?</strong></li>
</ul>
<p>Çayırağası Otobüs İşletmesi o yıllarda 40 araçlık bir filoya sahipti. <strong>Kadir Eriş </strong>de Malatya’da kamyon, traktör, oto lastiği ticaretinin yanı sıra kentin ilk sigorta acenteliğini üstlenmişti.</p>
<p>Gaziantep’te pavyondaki bahis konusu gece boyunca sürdü:</p>
<p>-          <strong>Yollarda gördüğümüz tüm kamyonlarda </strong>“Kadir Eriş” <strong>yazıyor. Adamın yüzlerce kamyonu var.</strong></p>
<p>Bahse girenlerden biri Cadillac arabasını ortaya koydu. Sıra geldi kimin daha zengin olduğunu öğrenmeye. Anında karar verildi:</p>
<p>-          <strong>Şimdi çıkıp Malatya’ya gidelim. Kadir Eriş’i bulup kendisine soralım.</strong></p>
<p>Sabah erken saatlerde soluğu <strong>Kadir Eriş</strong>’in bürosunun önünde aldılar. Büroda çalışan gençlerden biri koşarak patronunun yanına girdi:</p>
<p>-          <strong>Kadir Abi, dışarıda Gaziantep’ten gelen arkadaşlar var. Israrla seni soruyorlar.</strong></p>
<p><strong>Eriş </strong>hemen dışarı çıktı:</p>
<p>-          <strong>Hoş geldiniz arkadaşlar, beni sormuşsunuz.</strong></p>
<p>Gençler hemen bahis konusunu ve ortaya arabanın da konulduğunu anlattı:</p>
<p>-          <strong>Söyleyin bize siz mi daha zenginsiniz, Çayırağası’nın sahibi mi?</strong></p>
<p>Gaziantepli konuklarının henüz alkolün etkisinde olduğunu gören <strong>Eriş, </strong>önce çorba içmeye davet etti:</p>
<p>-          <strong>Buyurun size sabah çorbası ikram edeyim. Bahis konusunu sonra konuşuruz.</strong></p>
<p>Çorbalar içildikten sonra <strong>Eriş </strong>önce Gaziantep’ten konuklarından söz vermelerini istedi:</p>
<p>-          <strong>Önce aranızdaki bahsi, şu arabayı ortadan kaldırın. Kimse kimseden bir şey istemezse o zaman sorunuza cevap veririm.</strong></p>
<p>Konukları anında söz verdi:</p>
<p>-          <strong>Tamamdır Kadir Bey, bahsi yok saydık. Siz yeter ki anlatın.</strong></p>
<p><strong>Eriş, </strong>emin olmak için yeniden yokladı:</p>
<p>-          <strong>Söz mü?</strong></p>
<p>Gençler de tekrarladı:</p>
<p>-          <strong>Tamam, söz…</strong></p>
<p><strong>Kadir Eriş, </strong>yanıta geçti:</p>
<p>-          <strong>Arkadaşlar, ben İstanbul Umum Sigorta’nın acentesiyim. Piyasa beni tanısın diye küçük metal plakalar üzerine </strong>“Sigortacınız Kadir Eriş” <strong>diye yazdırdım. Kamyonların ön camında görülecek şekilde koydurdum. O kamyonların hiçbiri benim değil.</strong></p>
<p>Bahse girilirken <strong>“Kadir Eriş daha zengin” </strong>diyen genç şaşkınlığını gizleyemedi:</p>
<p>-          <strong>Ama bütün kamyonlarda </strong>“Kadir Eriş” <strong>diye yazıyor…</strong></p>
<p><strong>Eriş, </strong>bu noktada kişisel ilişkilerin önemini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Sağolsun kamyıncu arkadaşlar beni kırmadılar. Reklamımı yapmama yardımcı oluyorlar.</strong></p>
<p>Sözü şöyle bağladı:</p>
<p>-          <strong>Anlayacağınız ben sandığınız gibi çok zengin değilim. Elbette Çayırağası’nın sahipleri benden daha zengin.</strong></p>
<p>Bu yaşanmış öyküyü de Torunlar Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Aziz Torun</strong>’un da katıldığı bir tekne buluşmasında Gürbaşlar ve Malatya Girişim Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Adnan Başdemir</strong>’in anımsatmasıyla dinleme fırsatı bulmuştuk:</p>
<p>-          <strong>Kadir Abi, 1950’li yılların sonlarından itibaren reklamın önemini bilen, en iyi değerlendiren iş insanları arasındadır.</strong></p>
<p>Bugün çok basit gibi görünen bir outdoor reklam çabasının yarattığı etkiyi gördünüz değil mi?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bizimki-laik-tekne-84634</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/4/1280x720/abdulkadir-eris-1785903654.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bizimki laik tekne ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizm-gideri-gelirden-3-kat-daha-hizli-buyudu-84633</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizm gideri, gelirden 3 kat daha hızlı büyüdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye turizmde rekor ziyaretçi ve ciro hedeflerine odaklanırken, turizm bilançosunun detaylarına bakıldığında harcama dengesinin hızla bozulduğu görülüyor. Yurt içindeki yüksek enflasyon, konaklama ve yeme-içme maliyetlerindeki tırmanış nedeniyle tatilcilerin rotayı yurt dışına kırması, turizm giderlerindeki artış hızının turizm gelirlerini katlamasına yol açtı.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden yapılan derlemeye göre, son yıllarda turizm giderlerindeki artış hızı, gelirdeki büyüme performansını üçe katlamış durumda. Pandemi sonrası seyahat kısıtlamalarının kalktığı ve sektörün yeniden canlandığı 2021 yılından 2025 yılı sonuna kadar olan süreçte, turizm gelirleri yüzde 112,6 oranında artarak 30,3 milyar dolardan 64,4 milyar dolara yükseldi. Buna karşılık, yurt dışını ziyaret eden Türk vatandaşlarının harcamalarını kapsayan turizm gideri aynı dönemde yüzde 335,8 oranında sıçrama yaparak 2,2 milyar dolardan 9,6 milyar dolara dayandı.</p>
<p>Giderlerin gelirlerden çok daha hızlı tırmandığı bu eğilim, 2026 yılının ikinci çeyrek verilerinde tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi. Normal koşullarda turizm sezonunun güçlü bir başlangıç yapması beklenen ikinci çeyrekte, turizm gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,73 oranında gerileyerek 15 milyar 655 milyon dolara düştü. Buna karşın, yurt dışı seyahat harcamaları aralıksız artış trendini sürdürdü ve yüzde 7,35 oranında artarak 2 milyar 962 milyon dolara ulaştı. Bu rakam, Türkiye'nin turizm bilançosunda bugüne kadar kaydedilen tüm zamanların en yüksek çeyreksel gider rekoru olarak kayıtlara geçti. Gelirdeki gerilemeye karşın giderdeki bu tırmanış, Türkiye'nin turizmden elde ettiği net döviz kazancını doğrudan baskıladı. 2026'nın ikinci çeyreğinde net turizm geliri, geçen yılın aynı dönemindeki 13,33 milyar dolar seviyesinden 12,69 milyar dolara indi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72b7d9a9741-1785903065.png" alt="" width="700" height="289" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72b7e9136d2-1785903081.png" alt="" width="411" height="382" />Her 100 doların 19 doları yurtdışına çıktı </h2>
<p>Tarihsel seriye bakıldığında aradaki makasın açılma hızı net olarak görülüyor. Buna göre, 2021 yılında kazanılan her 100 dolarlık turizm gelirinin sadece 7,27 doları yurt dışı seyahatlerde harcanıyordu. 2025 sonu itibarıyla bu tutar yüzde 14,90'a yani yaklaşık 15 dolara yükseldi. 2026 yılının ikinci çeyreğinde ise yurt dışı harcamaların turizm gelirine oranı rekor kırarak yüzde 18,93'e çıktı. Başka bir deyişle, turizmden kazanılan her 100 doların neredeyse 19 doları yerli turistler tarafından yurt dışına transfer edildi. </p>
<h2>Net turizm geliri patinaj yapıyor </h2>
<p>Yıllıklandırılmış verilere bakıldığında da tablo değişmiyor. Pandemi sonrasındaki hızlı toparlanma evresi olan 2021 yılında turizm gelirinin gideri karşılama oranı yüzde 1375,7 seviyesindeyken, 2023'ten itibaren bu oran hızla geriledi ve 2025 yılında yüzde 671,2'ye kadar düştü. 2025 üçüncü çeyrek ile 2026 ikinci çeyreği kapsayan son 12 aylık birikimli verilere göre ise net turizm geliri 54,78 milyar dolar seviyesinde patinaj yapmaya başladı. Gelir büyümesinin plato çizdiği, buna karşın giderlerin yüksek kalmaya devam ettiği bu yapısal kırılma, turizmin cari açığın finansmanındaki kaldıraç etkisini zayıflatıyor.</p>
<h2>Enflasyon tatil tercihini değiştirdi </h2>
<p>Sektör temsilcilerine göre, gider tarafındaki kontrolden çıkan büyüme hızının temelinde yurt içindeki konaklama, yeme-içme ve hizmet sektörlerindeki yüksek enflasyonist fiyat artışları yatarken; yurt içindeki tatil maliyetlerinin komşu ülkeler, adalardaki alternatifler ve vizesiz/kolay vizeli destinasyonların maliyetlerinin çok üzerine çıkması, vatandaşların tatil tercihlerini de değiştirdi.</p>
<p>Pandemi etkisinin geride kaldığı 2022 yılından bu yana gerçekleşen gelişim serisine bakıldığında, yurt dışı seyahatlerdeki ivme hem giden kişi sayısında hem de harcama hacminde net bir şekilde görülüyor. Buna göre, 2022 yılında yurt dışını ziyaret eden vatandaş sayısı 7,27 milyon seviyesindeyken, bu rakam 2023'te 11 milyonun, 2025 yılında ise yüzde 63,7’lik artışla 11,9 milyonun üzerine çıkarak tarihi rekor kırdı. 2026’nın sadece ikinci çeyreğinde yurt dışına çıkan vatandaş sayısı da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 16,5 artışla 3,43 milyon kişiye ulaştı. Yerli turist trafiğindeki bu hızlı tırmanışa karşın, Türkiye'ye gelen yabancı turist cephesinde ise ivme kaybı dikkat çekiyor. 2022-2025 döneminde Türkiye'ye gelen ziyaretçi sayısı yüzde 24,4 artışla 51,37 milyondan 63,92 milyona yükselirken, artış hızı vatandaş çıkışının çok gerisinde kaldı. 2026'nın ikinci çeyreğinde ise gelen ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,1 gerileyerek 15,58 milyon kişiye indi.</p>
<h2>Vatandaşın harcaması yabancıya yaklaştı </h2>
<p>Kişi başı ortalama harcamada ise tarihsel gelişime bakıldığında, 2022 yılında Türkiye'ye gelen yabancı turistlerin kişi başı ortalama harcaması 971 dolar iken, yurt dışına çıkan vatandaşların harcaması 702 dolar seviyesindeydi, yani vatandaş harcaması turistin yüzde 72,3'ü kadarıydı. 2025 yılına gelindiğinde turist harcaması 1008 dolara, vatandaş harcaması ise 807 dolara tırmandı. 2026'nın ikinci çeyreğinde ise yabancı turist tarafı kişi başı 1005 dolar seviyesinde kalırken, yurt dışına giden vatandaşın ortalama harcaması 863 dolara ulaştı. Böylece yurt dışına giden yerli seyahatçinin kişi başı harcaması, Türkiye'ye gelen yabancı turistin harcamasının yüzde 85,9’una kadar yaklaşarak tüm zamanların en yüksek oranına işaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizm-gideri-gelirden-3-kat-daha-hizli-buyudu-84633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/havalimani-yolcu-seyahat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pandemi sonrası turizm gelirleri yüzde 112,6 büyürken, Türk vatandaşlarının yurt dışı seyahat harcamaları yüzde 335,8 tırmanarak gelirdeki artış hızını üçe katladı. Bu eğilim 2026’da da devam etti; ikinci çeyrekte turizm geliri yüzde 2,73 gerilerken, turizm gideri yüzde 7,35 artışla 2,96 milyar dolara yükseldi. Kazanılan her 100 dolarlık turizm gelirinin neredeyse 19 doları yurt dışına gitti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-donusumun-eksik-halkasi-insan-kaynagi-84658</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil dönüşümün eksik halkası: İnsan kaynağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeşil dönüşümde çoğu zaman teknolojileri, yatırımları, elde edilecek faydaları ve bu dönüşümün finansman ihtiyacını konuşuyoruz. Bunların hepsi önemli, birçoğunun çözümü de artık elimizin altında. Ancak elimizin altında yeterince olmayan en kritik unsur nitelikli insan kaynağı. Çünkü dönüşüm, teknolojinin satın alınmasıyla tamamlanmıyor. Projenin doğru tasarlanması, uygulanması, devreye alınması, işletilmesi, ölçülmesi ve sürekli iyileştirilmesi gerekiyor. Bunu yapacak kadrolar olmadan dönüşüm sahada yavaşlıyor, kaynak israfına ve beklentinin altında sonuçlara yol açıyor.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) geçtiğimiz Haziran ayında yayımladığı ‘Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği Alanında Nitelikli İş Gücünün Güvence Altına Alınması’ raporu tam da bu konuya dikkat çekiyor. Rapora göre yenilenebilir enerji, şebekeler ve enerji verimliliği alanlarında iş gücü ihtiyacı hızla artıyor. 2035’e doğru bu alanlarda çalışan sayısının 35 milyona ulaşması bekleniyor. Ancak firmaların önemli bir bölümü şimdiden iş gücü ve beceri açığı yaşadığını belirtiyor. Özellikle teknisyen ve nitelikli meslek çalışanı ihtiyacı öne çıkıyor.</p>
<p>Bu bulgu, enerji dönüşümünün önündeki engelleri yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Sorun yalnızca ne kadar yatırım yapılacağı veya hangi teknolojinin seçileceği meselesi değil. Bu yatırımı sahada kaliteli biçimde hayata geçirecek insan kaynağı yoksa en iyi teknoloji bile beklenen sonucu vermez.</p>
<p><strong>Sahadaki değişim ne söylüyor?</strong></p>
<p>IEA raporundaki bulguları kendi saha tecrübemle birlikte düşündüğümde tablo daha da dikkat çekici hale geliyor. Yaklaşık yirmi yıl önce sanayi tesislerinde gerçekleştirdiğimiz proje geliştirme toplantılarında çok daha teknik tartışmalar yapardık. Sistem seçiminden uzun vadeli performansa kadar her konu detaylı biçimde konuşulurdu.</p>
<p>Bugün ise birçok toplantının ağırlık merkezi daha fazla maliyet eksenine kaymış durumda. İlk yatırım bedeli doğal olarak önemli. Ancak teknik doğruluk, garanti edilen tasarruf, ölçme ve doğrulama disiplini, işletme koşulları ve toplam fayda ikinci plana düştüğünde sağlıklı karar almak zorlaşıyor.</p>
<p>Bu değişim, önümüzdeki dönem için önemli bir risk barındırıyor. Bir yandan daha fazla nitelikli insana ihtiyaç duyacağız diğer yandan mevcut karar süreçleri teknik yetkinliği yeterince dikkate almazsa dönüşümün kalitesi zayıflayacak. Daha düşük ilk maliyetle seçilen ama performansı sınırlı kalan projeler artacak. Bu da işletmenin tasarruf beklentisini karşılayamayan uygulamalar nedeniyle enerji verimliliğine olan güveni zedeleyebilir.</p>
<p><strong>İnsan kaynağı yalnızca sayı meselesi değil</strong></p>
<p>Nitelikli insan kaynağı konusunda önemli olan, mühendis ve teknisyen sayısından ziyade bu kişilerin hangi yetkinliklerle yetişeceği ve karar süreçlerinde ne kadar etkili olacağıdır.</p>
<p>Enerji verimliliği projesi geliştiren bir mühendisin yalnızca ekipman bilgisine sahip olması yetmez. Proses dinamiklerini anlaması, işletmenin üretim koşullarını okuması, enerji verisini analiz etmesi, riskleri değerlendirmesi ve finansal etkiyi anlatabilmesi gerekir. Sahadaki teknisyenin da montajın yanı sıra devreye alma, bakım, arıza teşhisi, sistem performansı ve güvenli çalışma konularında da güçlü olması gerekir.</p>
<p>Aynı durum işletmelerin satın alma ve yatırım ekipleri için de geçerli. Enerji verimliliği projelerinde en ucuz teklif ile en doğru çözüm hiçbir zaman aynı yere işaret etmez. Toplam sahip olma maliyeti, garanti edilen tasarruf, bakım etkisi, duruş riski ve emisyon azaltımı birlikte değerlendirildiğinde kararın kalitesi değişir.</p>
<p><strong>Ne yapılmalı? </strong></p>
<p>Türkiye’nin yeşil dönüşüm hedefleri için insan kaynağı başlığı ayrı bir stratejik alan olarak ele alınmalı. Mesleki eğitim, üniversiteler, sanayi kuruluşları, enerji hizmet şirketleri, finans kurumları ve kamu aynı ihtiyaç haritası etrafında buluşmalı. Enerji yöneticileri, etüt uzmanları, ölçme ve doğrulama uzmanları, ısı pompası uygulayıcıları, otomasyon ekipleri, bakım teknisyenleri ve teknik proje finansmanı uzmanları için daha sistematik eğitim ve sertifikasyon yapıları güçlendirilmeli. Binalarda ve sanayide verimlilik projelerini değerlendiren ekipler için de teknik okuryazarlık artırılmalı.</p>
<p>İşletmelerin de kendi içinde satın alma kriterlerini gözden geçirmesi gerekiyor. Enerji dönüşümü projelerinde yalnızca ilk yatırım maliyetine odaklanan karar yapısı, uzun vadede daha pahalı sonuçlar doğurabilir. Doğru soru, projenin ne kadar ucuz olduğu kadar, ne kadar güvenilir tasarruf sağlayacağı, nasıl ölçüleceği ve işletmeye hangi toplam faydayı sunacağıdır.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Bugün asıl sınav, elimizdeki teknoloji ve çözümleri doğru tasarlayacak, uygulayacak, işletecek ve performansını kanıtlayacak insan kaynağını yetiştirmekte. Enerji dönüşümünün eksik halkasını tamamlamak istiyorsak teknik yetkinliği yatırım kararlarının merkezine koymamız gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-donusumun-eksik-halkasi-insan-kaynagi-84658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil dönüşümün eksik halkası: İnsan kaynağı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/taskopruye-sarimsak-depolama-tesisi-kurulacak-84655</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Taşköprü’ye sarımsak depolama tesisi kurulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Türkiye’nin sarımsak üretim merkezi Taşköprü’de soğuk hava tesisi kurulacak. Dünya Bankası’nın da finansman destekçisi olduğu depolama tesisi için proje çalışmaları yürütülüyor. Taşköprü Sarımsak Üreticileri Birliği Başkanı Fuat Çelik, Taşköprü Belediyesi ile birlikte soğuk hava deposu kurmak için proje geliştirdiklerini söyleyerek, “Taşköprü Belediyesi ile birlikte hazırladığımız proje bedeli 100 milyon lira olan soğuk hava deposu projemiz onay aşamasında. Dünya Bankası'nın yüzde 80, belediyemizin ise yüzde 20 oranında destek vermesi planlanan projeyle 2 bin ton sarımsağı 12 ay boyunca depolayabileceğiz. Böylece üretici hasat döneminde ürünü düşük fiyata satmak zorunda kalmayacak" dedi. Sarımsakta Türkiye üretiminin yüzde 25’ini karşılayan Taşköprü’nün modern soğuk hava tesisine ihtiyacı olduğunu kaydeden Fuat Çelik, “Ürünümüz böylelikle 12 ay boyunca en sağlıklı haliyle pazara sunulabilecek” dedi.</p>
<h2>Sarımsakta üretim arttı, toptan fiyat geriledi</h2>
<p>Türkiye'nin en önemli sarımsak üretim merkezleri Kastamonu Taşköprü, Gaziantep ve Maraş’ta hasat tamamlandı. Hem Kastamonu'nun Taşköprü hem de Gaziantep'in Araban ilçesindeki üreticiler bu sezon yüksek verime rağmen düşük fiyatlar nedeniyle umduğunu bulamadıklarını maliyetleri karşılayamadıklarını söylüyor. Üretim geçen yıla göre yüzde 25-40 daha fazla. Ayrıca ithal ürünlerin de piyasada bulunması fiyatları etkiliyor. Geçen yıl Taşköprü sarımsağını 120-150 liradan satan üretici bu sezon 100-120 liraya alıcı bulmakta zorlanırken, Araban'da geçen yıl yaklaşık 60 liraya satılan sarımsak bu yıl 30-40 liraya kadar gerilediği belirtildi.</p>
<p>Bu yıl yaklaşık 30 bin ton sarımsak rekoltesi beklediklerini belirten Taşköprü Sarımsak Üreticileri Birliği Başkanı Fuat Çelik, Taşköprü’de üretimin geçen yıla göre yüzde 25-30 arttığını söyledi. Verimin yüksek olmasına rağmen üreticinin beklediği fiyatı bulamadığını ifade eden Çelik, fiyatların iki-üç yıl öncesinin bile altında kaldığını üreticinin masrafını karşılamadığını, Maraş, Antep ve benzeri bölgelerde üretilen sarımsakların piyasaya erken girmesinin Taşköprü sarımsağının fiyatını baskıladığını kaydetti. Üreticinin bir an önce satayım düşüncesiyle hareket ettiğini belirten Çelik, fiyat istikrarının sağlanabilmesi için en önemli yatırımın soğuk hava deposu olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>"İspanya’yı örnek almalıyız" </strong></p>
<p>Bir dönüm sarımsak tarlasının üreticiye yaklaşık 50 bin liraya mal olduğunu belirten Çelik, "Bir dönümden ortalama 700-800 kilogram ürün alınıyor. Ancak tohum, dikim, çapalama, ilaçlama ve hasat tamamen el işçiliğiyle yapıldığı için maliyet oldukça yüksek. İşçi yevmiyesi geçen yıl yaklaşık bin lirayken bu yıl bin 500 liraya çıktı. Mazot litresi 40 liradan 80 lira seviyesine ulaştı. Gübre ve diğer girdilerde de ciddi artış var" ifadelerini kullandı. İspanya örneğini de veren Çelik, küçük bir bölgede 130 bin ton sarımsak üretilebildiğini, Türkiye'de ise üretim ve ihracat potansiyelinin henüz tam değerlendirilemediğini belirterek, Taşköprü sarımsağının uluslararası pazarlarda daha güçlü şekilde tanıtılması gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p>Gübre, ilaç, sulama ve işçilik maliyetlerinin hızla yükseldiğini belirten Araban'da üreticilik ve tüccarlık yapan Hamit Sarı, birçok üreticinin ürününü hâlâ satamadığını belirterek, alıcı bulunmaması nedeniyle sarımsakların depolarda beklediğini söyledi. Geçen yıl ürünün 60-65 lira seviyelerinde satıldığını ve pazarlama sorunu yaşanmadığını hatırlatan ve bu yıl ise fiyatların maliyetin çok altında kaldığını belirten Sarı, "Bir kilogram sarımsağın maliyeti yaklaşık 60 lira. Gübre, ilaç, sulama ve işçilik derken çiftçi büyük masraf yaptı. Ama bugün tarlada fiyat 30-40 lira. Araban'da birçok çiftçinin ürünü hâlâ depoda bekliyor" dedi.</p>
<p><strong>Bu sezon dönüm başına verim, 1,5 tonun üzerinde </strong></p>
<p>"Kendi tarlamda geçen yıl dönümden yaklaşık 1 ton ürün aldım, bu yıl 1,5 ton aldım. Dönümden 1 ton 650 kilogram alan üreticiler de var. Ama fiyat bu kadar düşük olunca verimin hiçbir anlamı kalmıyor. Keşke daha az ürün alsaydık da kilogramı 70-80 liraya satabilseydik" diyen Hamit Sarı, fiyatlardaki düşüşün aşırı üretimden kaynaklanmadığını da belirterek, bazı bölgelerde yağış nedeniyle sarımsağın yeterince gelişmediğini ve genel anlamda kalitenin düştüğünü ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/taskopruye-sarimsak-depolama-tesisi-kurulacak-84655</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/5/1280x720/taskopru-sarimsagi-sarimsak-1785908421.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Taşköprü’de soğuk hava tesisi kurulması için proje çalışmaları yürütülüyor. Projeyle 2 bin ton sarımsağın 12 ay boyunca depolanabileceği belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/412-milyonluk-gelir-one-cikarken-212-milyonluk-zarar-toparlar-mi-84649</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 412 milyonluk gelir öne çıkarken 212 milyonluk zarar toparlar mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sanayi sektöründe 6 aylık bilançosunu açıklayan 17 şirketten sekizi gelirini yukarı taşırken, dokuzunun cirosu geriledi. Tofaş %60,6 ciro artışıyla satışlar kadar dönem sonu kârlılıkla da güçlü bir görüntü verdi. Ancak gelir büyümesinin her zaman kârı garanti etmediğini unutmamalı.</strong></p>
<p>Bir şirketin satışlarının yükselmesi, sorunsuz şekilde kârını büyüttüğü algısını güçlendirebilir. Tofaş Otomobil gibi sanayi şirketlerin %60,62 oranındaki ciro artışı ve %197 dönem sonu kâr büyümesine bakıp, tüm firmaların benzer performansı sergilediği düşüncesi oluşabilir. Gerçekte ise şirketler gelir artışına rağmen daha hızlı büyüyen maliyet ve giderlerden kaynaklı dönem sonunda kârlarını eritebilmekte. Dahası zarar üretmeleri de sıklıkla gözlenen bir durum. Bu nedenle bilançosunu açıklayan 17 sanayi şirketin satışlarına bakılırken kârlılıklarının da sorgulanması, gereksiz risklerin önüne geçilmesini sağlayacaktır.</p>
<h2>Gelir büyüdü zarar sürdü</h2>
<p>Afyon Çimento altı aylık mali dönemde gelirini %17,49 büyüterek 2,28 milyar TL’ye çıkardı. Satışlar firmanın esas faaliyet kârını %195 büyüterek 214,8 milyon TL’ye çıkarmasını sağladı. Ancak 286,3 milyon TL vergi kalemi dönem sonunda zararda etkili oldu. Firma, geçtiğimiz iki yılda dönem sonu kârını düşürürken, fiyatı son üç yılda yatayda hareket etti. Anatolia Tanı, altı aylık dönemde satışlarını %1,92 oranında artırarak 411,6 milyon TL’ye çıkardı. Dönem sonunda ise 212,6 milyon TL zarar açıkladı. Yüksek maliyet ve giderler esas faaliyetlerden zarara dönmesine yol açarken dönem sonu zararın da sürmesinde etkili oldu. Ekim 2021’de borsaya gelen hisse, ilk işlem fiyatının altında.</p>
<h2>Satışı en fazla düşüren</h2>
<p>Doğusan Boru, yılın ilk yarısında zor bir dönem geçirdi ve gelirini %50,8 düşürerek 17,28 milyon TL’ye indirdi. Zayıf performansından kaynaklı olarak hem esas faaliyetlerden hem de dönem sonunda zarar açıkladı. Geçtiğimiz şubat ayında başlayan yukarı eğilim nisanda 146,50 TL’ye kadar yükselse de sonrasında düşen bir eğilim sergiledi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72c7341abd3-1785906996.png" alt="" width="999" height="533" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SABİT İŞLEM Mİ, DEĞİŞKEN İŞLEM Mİ?</strong></p>
<p><strong>Sabit işlem</strong>; risk yönetimi, güven, disiplin, hesaplama kolaylığı, özgüven. Fırsat maliyeti, sınırlı getiri, esneklik kaybı, tek tip beklenti.</p>
<p><strong>Değişken işlem</strong>; maksimizasyon, uyum, verimlilik, bileşik büyüme, kademeli strateji. Baskı, kayıp riski, karmaşık hesaplama, disiplin zaafı.</p>
<p><strong>Başka sektörde faaliyet yürüten şirketin çoğunluğunu alarak büyümek istiyor</strong></p>
<p>Birko’nun farklı sektörlere açılım gibi bir niyeti mi var? ● Gökhan Solmaz</p>
<p>Gökhan, Tekstil sektöründe faaliyet gösteren Birko yeni alanlara açılma yönlü girişimi söz konusu. Neva Capital Yapı’nin %51 payını satın alırken ayrıca Neva Prestij Yapı’nın da %51 çoğunluk hissesini alma yönlü görüşmesi bulunuyor. Yönelim firmanın kabuk değişimine gitme arzusunu işaret ediyor. Konuyla ilgili açıklamasında gelir yapısını çeşitlendirmek ve uzun vadeli değerini artırmak amacıyla farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlere iştirak etme arzusunu dile getirdi. Mevcut durumdaysa hayli zayıf bir gelir ve kârlılığa sahip bulunuyor.</p>
<p><strong>Tamamına sahip olduğu Çelebi Kargo’yu bünyesine katarak maliyetleri azaltacak</strong></p>
<p>Çelebi Hava Servisi Çelebi Kargo’yu neden bünyesine katma ihtiyacı duydu? ● Burcu Deveci</p>
<p>Burcu; Çelebi Hava Servisi, geçtiğimiz şubatta sermayesinin tamamına sahip olduğu Çelebi Kargo’yu bünyesine dahil etme kararı almıştı. Haziran ayında da birleşme işlemini tamamladı. Şirket, birleşmenin nedenine dair herhangi bir bilgi paylaşımı yapmadı. Yüzde 100 bağlı ortaklıkların bünyeye dahil edilmesinin temelinde çoğunlukla kurumsal yapıyı sadeleştirmek vardır. Bu hamleyle yönetim süreçlerinin tek merkezde toplanarak hızlandırılması, yasal ve idari masraflardan tasarruf edilmesi ve operasyonel verimliliğin artırılması mümkün olmakta.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>IML oluşturulan model portföyü baz alarak son bir yılda %31 kazanç sağladı</strong></p>
<p>İş Portföy’ün idaresindeki Model Portföy Hisse Senedi Fonu (IML), geçtiğimiz yılın son çeyreğinde gerçekleştirdiği yükselişi bu yılın şubat ortalarına kadar sürdü. 17 Şubat günü en yüksek 1,81 TL’yi test ettikten sonra gevşedi ve yatayda dalgalı bir seyre döndü. Zayıf seyir devam ederken, fonun hacmi dalgalı bir şekilde küçülmekte. Temmuz sonu büyüklüğü 907,7 milyon TL’de geriledi. Marttan bu yana nakit çıkışının sürdüğü fondan temmuzda çıkan para miktarı 23,89 milyon TL oldu. Düzenli olarak yatırımcı sayısı azalırken şimdilerde 4.915 kişiye geriledi. Doluluk oranı %54,03 seviyesinde olan IML’nin temel stratejisi, model portföy bazlı hisse senetlerine yatırım yapmaya dayalı. Portföyün %95,31’i hisse senedi ve %4,46’sı Takasbank para piyasası araçlarında bulunuyor. Son bir yılda %30,80 kazanç sağladı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>TV8 Yayıncılık, piyasadan %50,17 bileşik faizle 810 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>TV8, nitelikli yatırımcıya 03.08.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 810.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %45, bileşik faizi %50,17 olarak belirlendi. 179 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 29.01.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %22,07 düzeyinde. 3 Temmuz itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Firmanın verdiği %45 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 5,01 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFTVSK12719 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72c6fd2f2ab-1785906941.png" alt="" width="980" height="240" /></p>
<p><strong>REYSAŞ LOJİSTİK</strong></p>
<p><strong>Oto taşıma operasyonları için 10,3 milyon euroluk çekici ve dorse alımına gitti</strong></p>
<p>Reysaş Taşımacılık, oto taşıma ve araç yedek parça tedarik operasyonlarındaki artan müşteri talebini karşılamak amacıyla 10,35 milyon euro tutarında önemli bir filo yatırımı gerçekleştirdi. Yatırım kapsamında 51 adet Renault çekici, 20 adet Scania oto taşıma çekicisi ve 42 adet dorsenin satın alındığı; teslimatların 2026 yılının son çeyreğinde gerçekleşeceği belirtildi. Reysaş, giriştiği yatırımla otomotiv lojistiğindeki taşıma kapasitesini modern bir filoyla desteklerken, operasyonel marjlarını yukarı çekti. Firma, uzun vadede gelirini büyütme imkanı elde edecek.</p>
<p><strong>GOLDA GIDA</strong></p>
<p><strong>Toplu buğday ve bakliyat alımıyla daha rekabetçi maliyetle stoğunu güçlendirdi</strong></p>
<p>Golda Gıda, toplam 193,49 milyon TL tutarında buğday ve bakliyat alımı yaptığını duyurdu. Yüksek hacimli alım sayesinde ölçek ekonomisinin avantajlarının kullanıldığı ve rekabetçi maliyetler sağlandığı belirtildi. Söz konusu girişimle birlikte şirket, makarna ve gıda üretimindeki ana hammadde ihtiyacını hasat döneminde uygun maliyetlerle stoklama imkanı elde etmiş oldu. Gıda sanayisinde hammadde maliyeti sezon dışında yükselen spot fiyatlarla ancak temin edilebilmekte. Golda, gerçekleştirdiği alımla stoğunu güvenceye alırken maliyetini azaltma fırsatı bulmakta.</p>
<p><strong>TAPDİ OKSİJEN ÖZEL SAĞLIK</strong></p>
<p><strong>Hastane binasını 1,05 milyar TL’ye sat ve geri kirala yöntemiyle fonlamaya gitti</strong></p>
<p>Tapdi Sağlık, İzmir Bayraklı’da sahibi olduğu Galen Hastanesi binasının mülkiyetini sat ve geri kirala (leaseback) finansman modeliyle 1,05 milyar TL karşılığında Kuveyt Türk Katılım Bankası’na devretti. İşlemin 60 ay vadeli ve erken kapama opsiyonlu bir finansal kiralama sözleşmesi olduğu, borcun bitiminde mülkiyetin tekrar şirkete geçeceği ve KDV’den istisna olduğu belirtildi. Ekspertiz değeri 1,15 milyar TL olan taşınmaz üzerinden sağlanan nakitle, şirketin aktifindeki duran varlığın dönen varlığa çevrilerek güçlü bir likidite yaratılmaya gidildiği anlaşılıyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Kimteks’in fiyatı bir haftadır geriliyor. Fonların payında ise artış gözleniyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72c6e0aff23-1785906912.png" alt="" width="296" height="230" /></strong>Kimteks Poliüretan’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %19,49 ile toplamda 1,01 milyon lot artarak 6,20 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 14’ten 18’e yükseldi. OHB fonu 553,7 bin lot ile en fazla alımı yaparken, FUA 125 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Kimteks hakkında bugüne kadar 2 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek hedefi Alnus Yatırım 28,94 TL ile “AL” olarak verirken; Yatırım Finansman 20 TL ile “Endekse paralel” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/412-milyonluk-gelir-one-cikarken-212-milyonluk-zarar-toparlar-mi-84649</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 412 milyonluk gelir öne çıkarken 212 milyonluk zarar toparlar mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarlabasini-yeniden-hayata-donduren-proje-taksim-360-84644</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarlabaşı’nı yeniden hayata döndüren proje: Taksim 360</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir dönem yıkımlarla hafızasını kaybeden Tarlabaşı, Taksim 360 projesiyle tarih, kültür, sanat ve gastronomiyi buluşturan yeni bir yaşam alanına dönüşüyor. Restorasyon çalışmalarıyla özgün mimarisi korunan bölge, İstanbul'un en kapsamlı kentsel yenileme projelerinden biri olarak yeniden kentin cazibe merkezleri arasındaki yerini almaya hazırlanıyor.</p>
<p>1986-1988 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Eski Belediye Başkanı Bedrettin Dalan, o dönemde mimarların, şehir planlamacıların ve tarihçilerin tüm çabalarına rağmen, İstanbul Tarlabaşı’nda büyük bir yıkıma imza attı. Dar bir cadde olan Tarlabaşı’nı bir bulvar haline getirme niyetiyle yola çıkan Dalan, istimlaklarla 350 tarihi nitelikteki binayı yıktırdı. Yıkım sonrasında bölgenin, Beyoğlu ve Taksim’le olan bağı zayıfladı. Kalan binalar da adeta çürümeye terk edildi.</p>
<p>Aradan yıllar geçti, 2006’da Bakanlar Kurulu kararıyla bölge “Yenileme Alanı” ilan edildi. Bu süreç, tarihi dokuların yenilenmesini öngören 5366 sayılı Kanun kapsamında yürütüldü. Beyoğlu Belediyesi ve GAP İnşaat ortaklığıyla bölgedeki mülkler kamulaştırıldı. Sonraki süreçte, Türkiye'nin en büyük tarihi yenileme projelerinden biri başladı. Tescilli yapıların restorasyonu için uzun süren bir çalışma yürütüldü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72c3bde0276-1785906109.jpg" alt="" width="500" height="626" />Geçtiğimiz günlerde, GAP İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Gündüz ve projenin yeme-içme ve konsept danışmanı Tolga Atalay’la birlikte Taksim 360 projesini yerinde gördük. Restore edilen sokaklarda kurgulanan gastronomi rotaları ve kültür-sanat programları hakkında da bilgi aldık.</p>
<p>Büyük bir titizlikle yürütülen restorasyon sonrasında canlanan mekanları gezerken, Dalan döneminde tavan süslemeleri, ahşap merdivenleri, terasları ve aydınlık pencereleriyle her biri özgün eser olan 350 binanın yıkılmasının ne denli büyük bir kayıp olduğunu bir kez daha fark ettim.</p>
<p>Kentsel dönüşüm ve tarihi mirasın korunmasına başarılı bir örnek:</p>
<p>Taksim 360 ekibi projeyi şu cümleyle tanımlıyor</p>
<p>“Taksim360 bir gayrimenkul projesinin ötesinde, İstanbul'un en katmanlı semtlerinden birinin tarihsel hafızasını kültür, sanat, gastronomi ve yaşamla yeniden buluşturan bütüncül bir dönüşüm vizyonudur.”</p>
<p>Projenin mimari müellifi Prof. Dr. Mehmet Alper ve ekibinin çalışmaları sonucunda Tarlabaşı'nın 19. yüzyılda şekillenen kentsel dokusu yeniden hayat bulmuş. Yıllar boyunca kaderine terk edilmiş bir bölge kültür-sanat alanları, ofisler, kafeler ve restoranlarla İstanbul için tasarım değeri yüksek bir çekim merkezi haline gelmeye hazırlanıyor.</p>
<p><strong>Taksim'in kalbinde yeni bir şehir hikâyesi</strong></p>
<p>Taksim 360 tarihi yapıları koruyarak yeni bir yaşam alanı oluşturmayı hedefleyen kapsamlı bir dönüşüm çalışması. GAP İnşaat tarafından Beyoğlu Tarlabaşı'nda hayata geçirilen, Türkiye'nin ilk ve en büyük kentsel yenileme çalışması olan proje, Tarlabaşı Bulvarı boyunca uzanan 220 metrelik cephesiyle İstiklal Caddesi'ne ve Taksim Meydanı'na (300 metre) yürüme mesafesinde bulunuyor.</p>
<p>Avrupa’nın “En İyi Kentsel Yenileme Ödülü”ne de layık görülen Taksim 360, 154 bin 142 metrekare inşaat alanı üzerindeki 841 üniteden oluşuyor. Bu bölge içinde, farklı metrekarelere sahip 559 konut; 132 ofis; 149 ticari ünite; 9 tarihi müstakil binanın yanı sıra, Türkiye'nin ilk Canopy by Hilton oteli (ve 506 araç kapasiteli otopark bulunuyor.</p>
<p>Bölgede, Georgiades, Langas, Klonaridis ve Vladika gibi dönem mimarlarının imzasını taşıyan apartmanlar, St. Pantaleon ve Süryani Meryem Ana kiliseleri, 1830 tarihli Mhitaryan Okulu özellikle dikkat çekiyor</p>
<p>Restorasyon çalışmaları sırasında gün yüzüne çıkarılan bir tarihi sarnıç, mikroenjeksiyon yöntemiyle sağlamlaştırılan Art Nouveau kalemişleri bu sürecin öne çıkan örnekleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Prof. Dr. Mehmet Alper proje kapsamında 278 yapının tek tek belgelendiğini, cephelerin çelik karkas sistemiyle askıya alındığını ve tescilli yapıların özgün detaylarıyla korunduğunu özellikle vurguluyor.</p>
<p><strong>Yeni bir cazibe merkezi</strong></p>
<p>GAP İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Gündüz, projenin iç sokaklarının toplam uzunluğunun 1,4 km'ye ulaştığına, bunun da İstiklal Caddesi'nin uzunluğuna eşdeğer olduğuna dikkat çekiyor. Ve ekliyor. “27 bin metrekarelik alana yayılan 149 mağazasıyla Taksim360, açık hava mağazacılığı konseptiyle İstanbul'a yeni bir alışveriş caddesi kazandırıyor. ”</p>
<p>Günümüzde şehirler geçmişlerini koruyarak yeni yaşam alanları oluşturan projelerle dikkat çekiyorlar. Tarihi dokuyu koruyarak yeni yaşam alanları yaratan çalışmalar şehirlerin tanınmasına, tercih edilmesine ve son tahlilde marka değerine de katkı sağlıyor.</p>
<p>Taksim 360 yaşayan sokaklarda yürünebilir bir kent deneyimi sunarak, gastronomi ve yaratıcı endüstriler için bir cazibe merkezi oluşturuyor. Bu bağlamda, sadece İstanbul için değil tüm kentlerimize tarihi dokuyu bozmadan çağdaşlaşmanın mümkün olduğunu kanıtlayarak, başarılı bir örnek sunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarlabasini-yeniden-hayata-donduren-proje-taksim-360-84644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/564-1785906097.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarlabaşı’nı yeniden hayata döndüren proje: Taksim 360 ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konkordatonun-ikinci-taksiti-84643</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konkordatonun ikinci taksiti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLMİ GÜVENAL</strong></p>
<p><strong>Şirketler kurtulmuyor, sadece batışları erteleniyor. Konkordato sistemi; bankaların, patronların ve diğer aktörlerin kısa vadeli çıkarlarını korurken, sağlıklı firmaları rekabet gücünden eden ve ekonomide "zombi şirketler" yaratan bir döngüyü besliyor.</strong></p>
<p>Halka açık şirketler bile ardı ardına konkordato ilan etmeye başladı. Bu konuya geçmişte yazılarımda ve kitaplarımda epey değinmeme rağmen hâlâ çok dar bir açıdan bakılması ve getirilen sığ yaklaşımlar beni cidden daraltmaya başladı. Konuyu 3 yazılık bir seri (Patronlar Ölmesin Diye Ölen Şirketler) ile toparlamaya karar verdim.</p>
<p>Bu ayki Konjonktürel Sohbetler’de bir öngörüde bulundum.</p>
<p>“Son iki yılda alınan konkordato kararlarının çoğu, süreleri dolduğunda iflasa dönüşecek” dedim. Sonra oturup rakamlara baktım. Meğer öngörü bile sayılmazmış. Basına yansıyan mahkeme verilerine göre Ocak ayında, tek bir ayda, daha önce konkordato mühleti almış 22 şirket hakkında iflas kararı verilmiş. Aynı ay mahkemeler yüz doksan beş konkordato talebini reddetmiş, kesin mühlet verdiği dosya sayısı ise yüz ellide kalmış.</p>
<p>Yani “aman şu şirketler hemen batmasın” diye girdiğimiz yolun sonunda, başta kaçtığımız noktaya dönmüş bulunuyoruz. İki yıl gecikmeyle, iki yıl daha borçlanmış ve iki yıl daha yorgun olarak.</p>
<p>Basın İlan Kurumu verilerinden derlenen rakamlara göre 2024, bu işin rekor yılı olmuş. Mahkemeler bin yedi yüz yirmi üç dosyaya geçici mühlet vermiş, yüz otuz iki şirket hakkında iflas kararı çıkmış. İkisi de 2018’den beri görülen en yüksek rakamlar.</p>
<p>Başvurularda ilk sıra tekstilde. Bu tablo, 2018’de iflas ertelemesinin kaldırılmasıyla başlayan hikâyenin devamı…</p>
<p>İflas ertelemeyi niye kaldırmıştık? Çünkü şirketler orada yıllarca yatıyor, alacaklılar kapıda bekliyor, kimse batmıyor ama kimse de hayata dönmüyordu.</p>
<p>Yerine konkordato geldi. Şimdi konkordato da aynı filmi oynatıyor. Mekanizmanın adı değişti, sonuç değişmedi. Niye değişmediğini anlamak için mevzuata değil, masaya bakmak lazım.</p>
<p>Masada kimler oturuyor.</p>
<p>Banka var. Krediyi zamanında vermiş, şimdi tahsil edemiyor. Ama krediyi takibe atarsa, zararı bugün yazacak, özkaynaklardan düşecek. Özkaynaklardan düştükçe, verebileceği yeni kredi azalacak, kâr potansiyeli düşecek. Vadeyi uzatır, faizi yeni krediye ekler, dosyayı yakın izlemede tutarsa, zararı erteler. Bankacılıkta bunun adı yüzdürme. Krediyi vermiş genel müdür yardımcısı için ise adı “benim dönemimde patlamasın”.</p>
<p>Patron var. Konkordato hukukumuzda mühlet süresince yönetimde kalıyor. Şirketi o duruma getiren kadro, şirketi o durumdan çıkarmakla görevlendirilmiş oluyor. Haciz devam ediyor, ipotek satılamıyor, alacaklı bekliyor. Patron için konkordato, bir yeniden yapılandırma değil; bir kale.</p>
<p>Avukat var. Geliri belirsizliğin uzamasından gelen avukat için her mühlet uzatması bir vekâlet ücreti daha demek. Bugünkü sistem ikinci grupta çalışıyor.</p>
<p>Bir de siyaset var. Her tasfiye bir fabrika kapısına asılan kilit; her kilit bir haber; her haber bir maliyet. Seçici yüzdürme ise bir imkân. Kimin yaşayacağına kural değil, masa karar veriyorsa, masayı kuran güçlenir.</p>
<p>Şimdi sorulacak soru şu. Bu masada oturanların hangisi işlerin hızlanmasından kazançlı çıkar? Hiçbiri. Kaybedecek olanların tamamı karar verici.</p>
<p>Kazanacak olanlar ise masada yok.</p>
<p>Bu zombi şirket ile piyasada fiyat savaşı veren sağlıklı rakip, alacağını alamayan tedarikçi, düşük ücrete razı edilmiş çalışan, o sektöre girmekten vazgeçen yatırımcı. Dağınıklar, örgütsüzler ve çoğu neyin faturasını ödediğinin farkında bile değil.</p>
<p>Fatura kelimesini boşuna kullanmıyorum, işleyişi görelim.</p>
<p>Banka zararı erteliyor, yazmıyor; bilanço sağlam görünüyor. Sağlam görünen bilanço üzerinden yeni kredi açılıyor ve o kredinin bir kısmı yine eski borcun faizini döndürmeye gidiyor.</p>
<p>Yüzdürülen zombi şirket piyasada tutunmak için gerekirse zararına satış yapıyor. Nasılsa amacı kâr değil, nefes almak. Fiyatı kıran bu zombi, aynı sektördeki sağlıklı şirketin marjını eritiyor. Marjı eriyen sağlıklı şirket yatırımını kısıyor, borçlanıyor ve birkaç yıl içinde kendisi de masaya geliyor.</p>
<p>Japonya’nın kayıp on yılı üzerine yapılan çalışmalar, başta Caballero, Hoshi ve Kashyap’ın klasik makalesi, bu mekanizmayı ölçmüş. Zombilerin yaşatıldığı sektörlerde asıl zararı zombiler değil, onlarla rekabet etmek zorunda kalan sağlıklı firmalar görmüş. Yatırım düşmüş, verimlilik düşmüş, yeni yatırım düşmüş.</p>
<p>Yani zombiyi yaşatmanın faturasını zombi ödemiyor. Sağlıklı olan ödüyor.</p>
<p>Ve fatura büyüdükçe “aman batmasınlar” diyenlerin sayısı da artıyor. Çünkü artık batacak olan daha çok.</p>
<p>Döngü kendini böyle besliyor. İflas ertelemede de böyleydi, konkordatoda da böyle, yarın adına ne dersek diyelim, onda da böyle olacak.</p>
<p>Bir mekanizma iki kez üst üste aynı şekilde bozuluyorsa, bozuk olan mekanizma değildir.</p>
<p>Bizim derdimiz kırk yıldır aynı. Aman, batmasınlar.</p>
<p>Zaman içinde bu sorunun cevabını da aldık. Batmıyorlar. Yaşamıyorlar da.</p>
<p>İkinci taksitleri ödenmemiş dosyalar halinde, bir sonraki mekanizmanın bekleme odasında oturuyorlar.</p>
<p>Doğru soru başka. Onu sormak için önce bir itirafta bulunmamız, sonra da okyanusun iki yakasına bakmamız gerekiyor.</p>
<p>Yazının orijinaline https://hguvenal.substack.com/p/konkordatonun-ikinci-taksiti?r=nslov&amp;utm_medium=ios&amp;triedRedirect=true web adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konkordatonun-ikinci-taksiti-84643</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Patronlar ölmesin diye ölen şirketler (1) Konkordatonun ikinci taksiti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84635</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BIST100’deki pozitif tablonun sebebi ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100’de Yön Yukarı! Pozitif Tablonun Sebebi Ne? | Ekonomi Masası | 05 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/uXeNTuftFpY" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sikilasma-nakit-akisini-zorluyor-84632</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıkılaşma nakit akışını zorluyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Dezenflasyon programı savaş nedeniyle kesintiye uğrayan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, piyasayı yüzde 40 faizden fonlamaya devam ederken temmuzun ikinci yarısından itibaren piyasadan çektiği para miktarını 1 trilyon liranın üzerine taşıdı. Net fonlama negatifte devam ederken son üç günde sterilizasyonu yarıya indirdi. Ancak bu sıkılık Kapalıçarşı ve reel sektör tarafından TL bulmanın zorlaştığı yorumlarına yol açarken, uzmanlar bu miktarda piyasadan TL çekmenin normal zamanlardan daha yoğun bir sıkılaşma getirdiğine, şu an hem miktar hem de fiyat bazlı sıkılaşma yapıldığına işaret etti.</p>
<h2>TCMB’nin sıkı para politikası sürüyor </h2>
<p>TCMB ocak Para Politikası Kurulu toplantısında 100 baz puanlık faiz indirimi sonrasında bu yılki diğer 4 toplantısında politika faizine dokunmadı. Hatta mart PPK’sında yüzde 37’den piyasaya para verdiği haftalık repo ihalelerine ara verdi ve şu zamana kadar da yeniden ihale açmadı. Son olarak temmuz PPK’sında da pas geçen TCMB’nin verilerine göre toplam sterilizasyonu yani piyasadan çektiği para miktarı da 30 Temmuz’a kadar 1 trilyonun üzerinde seyretti. 29 Temmuz’da 1.29 trilyon liraya kadar çıktı. Ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti de yüzde 40’de kalmaya devam etti. 30 Temmuz’dan itibaren ise sterilizasyon miktarını indirmeye başlayan TCMB’nin analitik bilançosuna göre dün itibariyle toplam piyasadan çektiği para 700 milyar liraya kadar indi. Yani neredeyse yarıya indirdi piyasadan çektiği miktarı.*** TCMB’nin bu sıkılığı piyasaya da yansıdı. Kapalıçarşı esnaflarının verdiği bilgiye göre TL bulmak oldukça zorlaştı ve Kapalıçarşı’da “TL tatile çıktı” yorumları yaygınlaşmaya başladı.</p>
<h2>Ticari aktivitenin yavaşladığı dönem </h2>
<p>EKONOMİ’ye bilgi veren piyasa uzmanları TCMB’nin 1 trilyon lira civarı piyasadan para çektiğini hatırlatarak yurtdışında TL çokluğuna rağmen yurtiçinin oldukça sıkı olduğuna dikkat çekti. Bir diğer uzman ise reel sektörün her zaman bu konuda dertli olduğunu hatırlatarak TL bulunamıyor noktasında bir sıkılık görmediğini dile getirdi. Aynı uzman TCMB’nin aylardır sıkı likidite politikasıyla ilerlediğine de işaret etti.</p>
<p>Ekonomist Uğur Gürses savaşla birlikte TCMB’nin daha sıkılaştırdığı para politikasının devam ettiğini dile getirerek, ticari aktivitenin de bu dönemde yavaşladığını hatırlattı. Gürses, “Ticari aktivitenin yavaşladığı dönemde şirketlerin nakit girişleri yavaşlar ve azalır. Aynı zamanda sıkı para politikasının da uygulanmasıyla şirketlerin piyasada para yok algısı güçleniyor” diye konuştu.</p>
<h2>Hem miktar hem fiyat bazlı sıkılaşma </h2>
<p>ICBC Yatırım Hazine Direktörü Dr. Alp Şerbetli de TCMB’nin sterilizasyonunun en yüksek 1,3 trilyon liraya çıktığını önceki gün itibariyle 662,7 milyar liraya düştüğünü belirterek, zaman zaman maaş ödemeleri, vergi ödemeleri nedeniyle TL’de bir sıkışıklık olabildiğini ancak son dönemde alışılmışın dışında bir sıkışıklık görmediğini söyledi. Ancak Şerbetli, reel sektör ve serbest piyasanın son dönemde TL bulma güçlüğü konusunda haklı nedenleri olduğuna işaret ederek, hem piyasadaki toplam talebin daraldığını hem de sıkılaşmanın sürdüğünü vurguladı. Şerbetli bu dönemde hem miktar hem de fiyat bazlı sıkılaşma yaşandığına dikkat çekti. TCMB’nin yakın zamanda piyasa fonlamasını gevşetmesini beklemediğini söyleyen Şerbetli, eylül PPK ile birlikte belki haftalık fonlamaya geçebileceğini bu durumun da kredi faiz oranlarında biraz aşağı hareket yaratabileceğini kaydetti. Şerbetli, döviz tarafında da olağanüstü bir durum olmadığını sadece TCMB’nin aylık olarak yüzde 1,25’lerde yukarı gitmesine izin verirken bu oranın yüzde 1,75-1,85 aralığına çektiğini dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sikilasma-nakit-akisini-zorluyor-84632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/2/1280x720/tl-1785902745.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB’nin aylardır uyguladığı sıkı likidite politikası reel sektör ve Kapalıçarşı’da yakınmaları artırdı. TL bulmanın çok zorlaştığına işaret eden reel sektör ve Kapalıçarşı temsilcilerine karşılık piyasa uzmanları TCMB’nin son 3 gün öncesine kadar piyasadan 1 trilyon lira para çektiğini hatırlatarak hem miktar hem de fiyat bazlı sıkılaşma olduğu için daha zorlu geçtiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/50-yasina-yanlis-sektorde-yakalanmak-84656</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 50 yaşına yanlış sektörde yakalanmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>50 yaşında iş aramak zor olabilir. Ama 50 yaşında geleceğini kaybeden bir sektörde iş aramak bambaşka bir mücadeledir.</strong></p>
<p>Düşüşe geçen bir sektörde çalışıyorsanız ve bu durum kariyerinizin başında başınıza geldiyse, belki de bu sizin için hayırlıdır.</p>
<p>Evet, o günlerde bunu böyle hissetmezsiniz. Ama önünüzde yön değiştirebileceğiniz uzun bir zaman vardır. Yeni bir sektör deneyebilir, yeni beceriler kazanabilir ve kariyerinizi yeniden inşa edebilirsiniz. Üstelik, İşler iyi gitmediğinde neler olabileceğine dair çok değerli bir iç görü kazanmış olursunuz.</p>
<p>Asıl zorluk, aynı gerçekle 50’li yaşlarda karşılaşmaktır. Çünkü artık sadece işinizi kaybetmezsiniz. Yılların deneyimini başka bir sektöre nasıl taşıyacağınızı, kendinizi nasıl yeniden konumlandıracağınızı ve çok daha sınırlı seçenekler arasında yeni bir yol bulmayı da düşünmek zorunda kalırsınız.</p>
<p>Son zamanlarda beyaz yakanın işi gerçekten zor.</p>
<p>Özellikle bilgiye, uzmanlığa ve yaratıcılığa dayalı pek çok meslek yapay zekâ ile birlikte ciddi bir dönüşüm yaşıyor.</p>
<p>Dün çok değerli görülen beceriler bugün yeniden sorgulanıyor.</p>
<p>Ancak bütün bunların ötesinde daha büyük bir risk var: Düşüşe geçmiş bir sektörde olmak.</p>
<p>Financial Times’ta Volkswagen’in işten ayrılan üst düzey yöneticilerine yeni iş bulmaları için head hunter şirketlerine başvurduğunu okuyunca aklıma tam da bu geldi. Sorun sadece bir şirketin küçülmesi değil. Sorun, sektörün tamamının aynı anda yön değiştirmesi.</p>
<p>Böyle dönemlerde rekabet artık normal kurallarla işlemiyor.</p>
<p>Aşağı doğru giden bir yürüyen merdivende herkes aynı anda yukarı çıkmaya çalışıyor. Kim kimin ayağına bastı, kim yere düşenin üzerinden atladı, kim yılların deneyimine rağmen geride kaldı… belli olmuyor.</p>
<p>Maalesef çok acımasız dönemler bunlar.</p>
<h3>CV botoksu</h3>
<p>Yurt dışında son dönemde ilginç bir kavram konuşuluyor: “CV Botox.”</p>
<p>Özellikle deneyimli profesyoneller, özgeçmişlerini daha genç, daha güncel ve daha teknolojik gösterecek şekilde yeniden düzenliyor. Amaç, ilk eleme bariyerlerini aşabilmek.</p>
<p>Bu önemli olabilir. Ama bazen sorun CV’niz değildir. Sorun, kariyerinizi üzerine inşa ettiğiniz sektörün küçülüyor olmasıdır. CV’nize botoks yapabilirsiniz. Ama küçülen bir sektöre botoks yapamazsınız.</p>
<p>İşte bu nedenle kariyer planlamasında yanlış ata oynamak doğru şirket seçmekle kalmıyor. Sektörü de doğru seçmek gerekiyor.</p>
<p>Dalga yükselirken birçok tekne birlikte yükselir.</p>
<p>Çünkü yükselen bir sektördeyseniz, ortalama bir performans bile sizi yukarı taşıyabilir. Dalga yükselirken birçok tekne birlikte yükselir.</p>
<p>Ama küçülen bir sektörde işler tersine döner. En yetenekli insanlar bile, sektörün aşağı yönlü çekim gücüne karşı tek başına yeterince etkili olamayabilir. Bu nedenle kariyeri planlarken sadece bugünün işine odaklanmamak gerekiyor. Bir adım geri çekilip şu soruyu sormak gerek: “Ben önümüzdeki on yılın sektöründe miyim?”</p>
<p>Çünkü bazen kariyerde belirleyici olan yalnızca ne kadar iyi olduğunuz değil, hangi oyunu oynadığınızdır.</p>
<h2><span style="color: #602424;">Yükselen gelgit bütün tekneleri kaldırır</span></h2>
<p>1960’larda John F. Kennedy kullandığı için popüler olan bir söz var. “A rising tide lifts all boats” (Yükselen gelgit bütün tekneleri kaldırır) </p>
<p>Warren Buffett’ın benzer Analoloji şöyle kullanıyor: “Only when the tide goes out do you discover who’s been swimming naked.” “Ancak sular çekildiğinde kimin çıplak yüzdüğü ortaya çıkar.</p>
<p>Bu sözden yola çıkarak; Gelgit çekildiğinde sadece şirketler değil, sektörler de test edilir.</p>
<p>Yükselen bir sektörde ortalama yetenekler bile yukarı taşınabilir. Ama sektör küçülmeye başladığında artık sadece sizin ne kadar iyi olduğunuz değil, hangi sektörde olduğunuz da kaderinizi belirler.</p>
<p>Sular çekildiğinde yetenek önemlidir. Ama hangi denizde yüzdüğünüz daha da önemlidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/50-yasina-yanlis-sektorde-yakalanmak-84656</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/6/1280x720/77-1785909048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 50 yaşına yanlış sektörde yakalanmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yas-kararlari-25-general-ve-amirale-terfi-84627</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> YAŞ kararları: 25 general ve amirale terfi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlendi. </p>
<p>Toplantıda, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde (TSK) görevli general/amiral ve albaylardan bir üst rütbeye yükseltilecekler, görev süresi uzatılacaklar, emekliye sevk edileceklerin durumları görüşüldü.</p>
<p>YAŞ'ta alınan kararlara ilişkin liste, Cumhurbaşkanlığının internet sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın onayıyla alınan kararlar doğrultusunda, 30 Ağustos'tan geçerli olarak, Kara Kuvvetleri Komutanlığında Tümgeneraller Burhan Aktaş, Ertan İnaltekin, Alparslan Kılınç Korgeneralliğe, Tuğgeneraller Şükrü Bilir, Mustafa Büyükköroğlu, İsmail Özcan, Şener Kopal, Ahmet Aşık, Bülent Tanrıverdi, Mehmet Açık, Mustafa Yeter, Coşkun Çelik, Ömer Şahin Selvi, Yüksel Kolcu, İsmail Analı, Hakan Durmazpınar tümgeneralliğe yükseltildi.</p>
<p>Kara Kuvvetleri Komutanlığında 40 albay tuğgeneralliğe terfi ettirildi.</p>
<p>Buna göre, albaylar Hasan Atasoy, Ali Karakuş, Murat Temur, Mehmet Ali Yağız, Mehmet Savcı, Mehmet Serhat Gündoğan, Halil Özçay, Hakan Kutlu, Günal Budak, Mustafa Volkan Esen, Cumhur Pıçakcı, Uğur Özyurt, Hakan Kan, Ayhan Ocak, Sedat Öztürk, Kürşad Cihan Erce, Çetin Kaya, Vedat Er, İsmail Cenkeri Ersöz, Enver Kılınç, Ahmet Aydın, Fuat Dönmez, Kenan Koç, Haşim Bildiş, Ersin Yaman, Şengezer Şimşek, Hüseyin Erhan Öztek, Orhan Demirel, Kubilay Karadeniz, Armağan Özel, Mustafa Cem Tokeşer, Sefa Koruk, Alper Önem Civelek, Metin Durmaz, Barış Karaca, Cebrail Kemal Dokumacı, Ahmet Durgut, Ferit Yüksel, Metin Çekmegül tuğgeneralliğe terfi ettirildi.</p>
<p>Deniz Kuvvetleri Komutanlığında, Tümamiraller Ramazan Özoğul ve Erhan Aydın Koramiralliğe, Tuğamiraller Erhan Akbayrak, Yücel Darcan, Eren Günay, Kenan Kaan Türkkan tümamiralliğe yükseltildi.</p>
<p>Deniz Kuvvetleri Komutanlığında 11 albay tuğamiralliğe terfi ettirildi.</p>
<p>Buna göre albaylar Çağlar Mert Erk, Burak Köpük, Göksel Ercenik, Burak Türköz, Adil Tüfekçi, Güvenç Uysal, Volkan Kıvan, Emre Ahmet İnal, Arif Özay, Umut Turhan, İzzet Emre Afacan tuğamiralliğe terfi ettirildi.</p>
<p>Hava Kuvvetleri Komutanlığında, Korgeneral Erdoğan Gür orgeneralliğe, Tümgeneral Kemal Turan korgeneralliğe, Tuğgeneral Cihangir Kemal Yüzçelik tümgeneralliğe yükseltildi.</p>
<p><strong>Özlem Karapınar Hava Kuvvetleri Komutanlığının ilk kadın generali oldu</strong></p>
<p>Hava Kuvvetleri Komutanlığında, 18 albay tuğgeneralliğe terfi ettirildi.</p>
<p>Buna göre, Türker Altınışık, Şükrü Yılmaz, Metin Admaner, Baha Pakkan, Önder Can, Zeki Arslan, Akif Ersan Kıvılcım, Özlem Karapınar, Serkan Coşar, Alper Gezeravcı, Keskin Şenel, Taşkın Dakkur, Bora Çakıroğlu, Alper Gökdere, Sadık Tuncel, Fatih Pala, Ercan Bekmez ve Levent Ak tuğgeneralliğe terfi ettirildi.</p>
<p>Böylece Albay Özlem Karapınar, Kuvvetin ilk kadın generali oldu. 2023 yılındaki YAŞ kararları kapsamında ise Albay Gökçen Fırat tuğamiralliğe yükseltilerek Cumhuriyetin ilk kadın amirali olmuştu.</p>
<p><strong>24 general ve amiralin görev süreleri bir yıl uzatıldı</strong></p>
<p>YAŞ kararları kapsamında, Kara Kuvvetleri Komutanlığında Tümgeneraller Ömer Ertuğrul Erbakan, Emre Tayanç, Davut Ala, Fethi Oltulu, Sinan Eren, Tuğgeneraller Gürcan Sezengöz, Hasan Basri Erkuzu, Kadir Eğriboyun, Ahmet Burak Yürüten, Ergün Fidan, Ayhan Kalender, Erdin Kaya, Erdal Sertuğ Telli, Birol Arslan, Haluk Doğan, Mehmet Ali Durmuş, Aytuğ Yörüyüş, Ümit Ersoy'un görev süresi 1 yıl uzatıldı.</p>
<p>Deniz Kuvvetleri Komutanlığında, Tuğamiral Korkut Şen'in görev süresi 1 yıl uzatıldı.</p>
<p>Hava Kuvvetleri Komutanlığında ise Tümgeneral Kadircan Kottaş, Tuğgeneraller İbrahim Galip, Tahir Kahan Büyüksaraç, Mehmet Serkan Dan, Hakan Cirit'in görev süresi 1 yıl uzatıldı.</p>
<p><strong>63 general ve amiral emekliliğe sevk edildi</strong></p>
<p>Kararlar doğrultusunda, Kara Kuvvetleri Komutanlığında Tuğgeneral Mehmet Bahtiyar ile Hava Kuvvetleri Komutanlığında Tümgeneral Orhan Gürdal yaş haddi nedeniyle emekliliğe sevk edildi.</p>
<p>Kararla, 61 general ve amiral de kadrosuzluk nedeniyle emekliye sevk edildi.</p>
<p>Buna göre, Kara Kuvvetleri Komutanlığında Orgeneral İrfan Özsert, Tümgeneraller Osman Aytaç, Mustafa Koşan, Mehmet Yasin Kalın, Murat Ataç, Nurettin Hakan Büyükçulha, Tuğgeneraller, Hacı Halil Osma, Mehmet Zeki Eren, Mehmet Cihanoğlu, Mustafa Er, Osman Pektaş, Mehmet Fatih Ören, Ali Aydın Torun, Ali Mete, Erdal Köse, Rüştü Topçu, Murat Yeşilköy, Üzeyir Durmuş, Bahattin Karademir, Gaffar Gören, Ozan Nas, Turgut Muhammet Çalışkanlar, Ahmet Uğurlu, Serdar Konak, Erdoğan Çatal, Mustafa Sadi Kahyaoğlu, Kutluhan Arafat, Ali Gürcan, Bülent Akdeniz, Zeynel Abidin Alptekin, Murat Rüştü Cizrelioğlu, Yalçın Tecimer, Hasan Temel ve Mahmut Seçkin Alışverişci kadrosuzluk nedeniyle emekliliğe sevk edildi.</p>
<p>Deniz Kuvvetleri Komutanlığında Koramiral Yalçın Payal, Tümamiraller Alper Yeniel, Hüseyin Tığlı, Tuğamiraller Cemalettin Çiftçi, Fatih Erden, Selçuk Akarı, Özgür Erken ve Mustafa Biçen kadrosuzluk nedeniyle emekliliğe sevk edildi.</p>
<p>Hava Kuvvetleri Komutanlığında Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu, Korgeneraller İsmail Günaydın, İsmail Üner, Tümgeneraller Mete Kuş, Selçuk Aygün, Ali Özmen, Tuğgeneraller Yusuf Karuk, Hasan Volkan Güleryüz, Cuma Göktürk, Samet Yüksel, Kadir Bahadır Harmankaya, Halil Hilmi Öz, Mehmet Sertaç Seymen, Ender Kartal, Hakan Çanlı, Serhat Mehmet Orus, Mehmet Ali Koç, İhsan Kaplan, Kubilay Koşucu kadrosuzluk nedeniyle emekliliğe sevk edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yas-kararlari-25-general-ve-amirale-terfi-84627</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/7/1280x720/876-1785855783.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Yüksek Askeri Şura toplantısında, 25 general ve amiral bir üst rütbeye, 69 albay ise general ve amiralliğe yükseltildi. Toplantıda, toplam 63 general ve amiral emekliye sevk edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-kapsamli-tufe-temmuzda-yuzde-193-artti-84626</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel kapsamlı TÜFE temmuzda yüzde 1,93 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ilişkin mevsim etkilerinden arındırılmış özel kapsamlı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) göstergelerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, göstergelerin alt başlıklarından genel TÜFE, temmuzda aylık yüzde 1,93 yükseldi.</p>
<p>Geçen ay işlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE yüzde 1,66, enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç TÜFE yüzde 1,8 artış kaydetti.</p>
<p>Endeks, enerji ve gıda dışı mallarda yüzde 0,19 azalırken, enerjide yüzde 2,3, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 1,61, hizmette yüzde 3,18 yükseldi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-kapsamli-tufe-temmuzda-yuzde-193-artti-84626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/market1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre mevsim etkilerinden arındırılmış özel kapsamlı TÜFE aylık yüzde 1,93 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuru-uzum-ureticileri-tmonun-urun-pazara-inmeden-fiyat-aciklamasini-istiyor-84612</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru üzüm üreticileri ürün pazara inmeden fiyat açıklanmasını istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/MANİSA</strong></p>
<p>Yüksek rekoltenin beklendiği çekirdeksiz kuru üzümde üreticileri fiyat endişesi sardı. Maliyet artışlarının fiyata yansıtılması gerektiğini söyleyen üreticiler, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) ürün pazara inmeden fiyat açıklamasını bekliyor.</p>
<p>Maliyet artışlarının yüzde 60’ı bulduğunu söyleyen Salihli Ziraat Odası Başkanı Cem Yalvaç, 7 numara üzüm için 150 TL fiyat beklediklerini dile getirdi.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a71da4753184-1785846343.jpg" alt="" width="255" height="337" /></p>
<p>Manisa’nın Türkiye’nin çekirdeksiz kuru üzüm üretim merkezi olduğunu hatırlatan Yalvaç, “Ofis geçen yıl 7 numara üzümü 100 TL’den aldı. Bu rakam da artan girdi maliyetleri karşısında düşük kalmıştı. Salihli genelinde 118 bin dekar alanda kurutmalık sultaniye üzüm yetiştiriliyor. Üretimdeki maliyet artışları 6-7 ana kalemden oluşuyor. Geçen sene bin 600 TL olan DAP gübre 2 bin 400 TL’ye çıktı. Mazot fiyatı 40 TL’den 80 TL’ye yükseldi. Ortalama 700-750 TL olan işçi yevmiyeleri bin 400 TL bandına geldi. Özellikle bağcılıkta kritik olan külleme ilacı ve mildiyö ilaçları temel maliyetler arasında bulunuyor. Bağın bağlanması gibi işlemler de bu ana kalemler içerisinde yer alıyor. Girdilerdeki ortalama artış oranı yüzde 60’ı buluyor. Kuru üzüm fiyatının aslında 180 TL'den aşağı olmaması lazım. Çiftçinin seneye de üretmeye devam etmesi için 7 numara tavan kuru üzüm fiyatı en az 150 TL olmalı. TMO yetkilileri ürünün çok olduğu bu yıl, fiyatı bir an önce açıklamalı” dedi.</p>
<p>İngiltere ve Japonya gibi pazarların maliyet düşüklüğü nedeniyle Güney Afrika, Özbekistan gibi ülkelere kaptırıldığını dile getiren Yalvaç, “Çiftçiyi üzmeyecek, maliyetlerini kurtaracak ve onları seneye tekrar tarlasına küstürmeyecek şekilde fiyat açıklanmalı. Bu konuda tek ve en yetkili kurum olan TMO bu işin esas kompedanı ve ana paydaşı. Sahadaki gerçekleri, çiftçimizin ne kadar zor şartlarda üretim yaptığını onlara her fırsatta aktarıyoruz. TMO'nun bu süreçte yapıcı bir görev üstlenmesi, sivil toplum kuruluşlarını ve kurumları dinleyerek ortak bir paydada, çiftçinin hakkını koruyacak bir karara varması şart. Bürokrasi sadece Ankara'dan bakmamalı, sahayı dinleyerek hareket etmeli. Hatta TMO'nun, dile getirdiğimiz rakam üzerine 15-20 TL daha ekleyerek çiftçiye gerçek anlamda sahip çıkmasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“TMO okullarda kuru üzüm dağıtsın”</h2>
<p>TMO'nun sadece alım yapmasının yetmeyeceğini, fındıkta olduğu gibi üzümde de okul projeleri gibi sosyal projelerle iç piyasada bir sirkülasyon sağlamasını beklediklerini dile getiren Yalvaç, “Hastanelerde veya okullarda fındığın yanında üzümün de verilmesi, hem yeni nesillerin sağlıklı beslenmesini sağlar, hem de ürünümüzün değerini korur. Özetle TMO, bizim için devletin üreticiye uzanan şefkat eli ve güvencesidir. Bu yıl da bu sorumlulukla hareket ederek üreticiyi mağdur etmemesini temenni ediyorum” dedi.</p>
<h2>“Acilen kapalı devre sulama sistemine geçilmeli”</h2>
<p>Vahşi sulama denilen salma sulama sisteminin suyu hunharca harcadığını söyleyen Yalvaç, “Demir Köprü Barajı'ndan Menemen'e kadar 1 milyon 335 bin dönüm yer sulanıyor. Acilen kapalı devre sulama sistemine geçilmeli. Yani su tarlanın başına boruyla gelmeli, vana açılıp toprak ne kadar istiyorsa o kadar verilmeli. Çiftçimiz de bu sisteme maddi katkı sunmaya hazır” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuru-uzum-ureticileri-tmonun-urun-pazara-inmeden-fiyat-aciklamasini-istiyor-84612</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/2/1280x720/kuru-uzum-ureticileri-tmonun-urun-pazara-inmeden-fiyat-aciklamasini-istiyor-1785846473.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çekirdeksiz kuru üzümde girdi maliyetlerinin geçen yıldan bu yana yüzde 60 arttığını dile getiren Salihli Ziraat Odası Başkanı Cem Yalvaç, yüksek bir rekoltenin beklendiği bu sezon, TMO’nun ürün pazara inmeden 7 numara kuru üzüm için en az 150 TL fiyat açıklamasını istedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-efektif-doviz-kuru-10596ya-cikti-84610</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel efektif döviz kuru 105,96&#039;ya çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) temmuz ayına ait "Reel Efektif Döviz Kuru Gelişmeleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, 2025=100 bazlı reel efektif döviz kuru (REK) endeksi, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) bazında temmuzda bir önceki aya kıyasla 0,39 puan artarak 105,96 oldu. Endeks, haziranda 105,57 düzeyindeydi.</p>
<p>Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) bazlı reel efektif döviz kuru endeksi ise bu dönemde 0,43 puan artarak 101,5’e çıktı. Böylece Türk lirasının değeri, geçen yılın aynı dönemine göre TÜFE bazında 9,50 puan, Yİ-ÜFE bazında 4,29 puan arttı.</p>
<p>TCMB'nin REK endeksi gelişmeleri değerlendirmesinde, şu ifadeye yer verildi:</p>
<p>"TÜFE bazlı REK endeksine etki eden bileşenler incelendiğinde, Türk lirası karşısında, bir önceki aya göre dolar ortalama yüzde 1,76, avro ortalama yüzde 0,77 değer kazanmıştır. TÜFE ise bir önceki aya göre yüzde 1,78, Yİ-ÜFE yüzde 1,52 artmıştır."</p>
<p>Değerlendirmede, Türkiye TÜFE’sindeki değişim endeksin artışına katkıda bulunurken, Dünya TÜFE Sepeti ile Nominal Kur Sepetindeki değişimin endeksi azaltıcı yönde etki ettiği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-efektif-doviz-kuru-10596ya-cikti-84610</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/6/1280x720/reel-sektorun-doviz-acigi-5-yilin-zirvesinde-1741186960.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın temmuz verilerine göre, reel efektif döviz kuru endeksi, TÜFE bazında 0,39 puan artışla 105,96&#039;ya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fitchten-turkiye-tahmini-borc-sermaye-piyasasi-buyuklugu-550-milyar-dolara-ulasabilir-84609</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fitch&#039;ten Türkiye tahmini: Borç sermaye piyasası büyüklüğü 550 milyar dolara ulaşabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, bu yılın ilk yarısı için hazırladığı "Türkiye Borç Piyasası Monitörü" özel raporunu paylaştı. </p>
<p>Rapora göre, Türkiye'de borç sermaye piyasası büyük ölçüde devlet tahvillerinden beslenmeyi sürdürüyor.</p>
<p>Türkiye bu yıl da küresel ölçekte önemli bir sukuk ve gelişmekte olan piyasa borçlanma ihraççısı konumunu korurken, Türkiye'nin borç sermaye piyasası Orta Doğu kaynaklı risklere rağmen bu yılın ilk yarısında önceki yıla göre yüzde 9 büyüyerek 516 milyar doları aştı.</p>
<p>Piyasanın yüzde 64'ünü Türk lirası ve yüzde 33'ünü ABD doları cinsi ihraçlar oluşturdu. Sukuk piyasası büyüklüğü yüzde 25,8 artışla 41 milyar doların üzerine çıktı.</p>
<p>Türkiye, Çin hariç gelişmekte olan piyasalar arasında bu yılın ilk yarısında dolar cinsinden borç ihracında yüzde 7,4'lük payla altıncı sırada yer aldı. Türkiye'de borç sermaye piyasasının büyüklüğünün bu yıl sonunda 550 milyar dolara ulaşacağı öngörülürken, dış finansman ihtiyaçları, yaklaşan borç vadeleri ve artan bütçe açıklarının piyasadaki ihraç faaliyetlerini desteklemesi bekleniyor.</p>
<p>Banka ve şirketlerin fırsatları değerlendirerek ihraçlara devam edeceği ancak piyasa duyarlılığı ve savaşın neden olduğu dalgalanmaların bu faaliyetleri kısıtlayabileceği değerlendiriliyor.</p>
<p>Fitch Ratings Küresel İslami Finans Başkanı Bashar Al Natoor, rapora ilişkin değerlendirmesinde, Türkiye'nin kamu borcu düşük ve stres dönemlerinde bile dış finansmana erişimi sürdürülebildiğini belirterek, "Ancak, bölgedeki gerginliğin daha da tırmanması yatırımcı duyarlılığını, getirileri ve likiditeyi olumsuz etkileyebilir. Yabancı yatırımcıların son dönemde ihraç edilen dolar cinsinden Türk devlet sukuk ve tahvillerine olan talebi değişmedi, ancak yerel para birimi piyasasına yabancı katılım düşüyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fitchten-turkiye-tahmini-borc-sermaye-piyasasi-buyuklugu-550-milyar-dolara-ulasabilir-84609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/fitch-ratings.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fitch Ratings, Türkiye&#039;nin borç sermaye piyasasının yıl sonunda 550 milyar dolar büyüklüğe ulaşacağı tahmininde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanovel-kuresel-buyumesini-yerli-uretimle-guclendiriyor-84605</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 14:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanovel küresel pazarlardaki etkinliklerini artırmayı amaçlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İlaç şirketi Sanovel'in, uluslararası yatırımlarla güçlenen ortaklık yapısı, Ar-Ge yatırımları ve ihracat odaklı büyüme stratejisiyle küresel pazarlardaki etkinliğini artırdığı bildirildi.</p>
<p>Sanovel CEO'su Hülya Yalın, uluslararası yatırımcıların şirketin hissedarları arasında yer almasının, yerli ilaç sanayisinin küresel ölçekte ulaştığı güveni ve Türkiye'nin üretim gücünü ortaya koyduğunu belirtti.</p>
<p>Yalın, "43 yıldır Türkiye ilaç sanayisinin gelişimine öncülük eden lider şirketlerden biri olarak yolumuza devam ediyoruz. Kökleri bu topraklarda olan bir şirket olarak şeffaflık, kalite, bilim ve insan odaklı değerlerimizden taviz vermeden büyüdük. Geldiğimiz noktada hem Türkiye hem de küresel pazarlar için güvenilir bir çözüm ortağı haline geldik" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“5 kıtada 50'den fazla ülkenin ilaç ihtiyacını güvenle karşılıyoruz"</h2>
<p>Yalın, "Gücünü Türkiye'den alan, yüzde 100 yerli üretim yapan bir Türk şirketi olarak faaliyetlerimizi Türkiye merkezli sürdürüyoruz. Ülkemizin sağlık ekosistemindeki konumumuzu her geçen gün daha da güçlendirirken, Ar-Ge, üretim, kalite süreçlerimizi ve tüm ihracat operasyonlarımızı genel müdürlüğümüz ile yüksek teknolojili Ar-Ge merkezimiz ve üretim kampüsümüzden yönetiyoruz. Yaklaşık 2 bin kişilik istihdamımızla üretmeye devam ediyoruz. Yerli üretimi desteklemeyi ve Türkiye'nin ilaçta dışa bağımlılığını azaltmayı yalnızca kurumsal bir sorumluluk değil, aynı zamanda milli bir görev olarak görüyoruz. Ürün portföyümüzün tamamı reçeteli ilaçlardan oluşuyor. Ağrı ve inflamasyon, endokrin ve metabolizma, gastrointestinal, hematoloji, hepatoloji, kardiyovasküler hastalıklar, multipl skleroz, nöroloji ve psikiyatri gibi birçok akut ve kronik tedavi alanında faaliyet gösteriyoruz. Bugün 60'ın üzerinde markamız, 180'i aşkın ürünümüz ve 400'den fazla ruhsatlı ilacımız bulunuyor. Türkiye'nin yanı sıra 5 kıtada 50'den fazla ülkenin ilaç ihtiyacını güvenle karşılıyoruz" şeklinde konuştu.</p>
<h2>“Uluslararası pazarlarda ihracatımızı son 5 yılda yaklaşık 4 kat artırdık”</h2>
<p>Yalın, "Son 5 yılda önemli bir büyüme ivmesi yakaladık. IQVIA verilerine göre değer bazında 10,5 kat, kutu bazında ise 1,5 kat büyüdük. Diyabet alanında jenerik firmalar arasında lider konumdayız. Kardiyoloji alanında ikinci, merkezi sinir sistemi pazarında ise toplam pazarda ikinci sırada yer alıyoruz. Multipl skleroz alanında da jenerik firmalar arasında ikinci, toplam pazarda ise üçüncü sıradayız. "Yurt içi pazardaki büyümemizi sürdürürken uluslararası pazarlarda ihracatımızı son 5 yılda yaklaşık 4 kat artırdık. Üretim kapasitemizi 60 milyon kutudan 91,5 milyon kutuya çıkardık. Aynı dönemde fabrikamıza 26 milyon dolarlık yatırım yaparak üretim altyapımızı yeni ekipmanlarla güçlendirdik" diye konuştu.</p>
<h2>“Onkoloji ilaçlarını Türkiye'de üretmeyi hedefliyoruz”</h2>
<p>Yalın, "2035 vizyonumuz doğrultusunda verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı bir yol haritasıyla ilerliyoruz. Proje ekiplerimizden biri onkoloji alanına odaklanıyor. Büyük ölçüde ithal edilen onkoloji ilaçlarını Türkiye'de üretmeyi, bu ürünlere erişimi artırmayı, sürdürülebilir sağlık sistemine katkı sunmayı ve ülkemizin döviz kaynaklarının korunmasına destek olmayı amaçlıyoruz. 2035'e kadar etki alanımızı iki katına çıkarmayı, orta vadede Türkiye ilaç pazarının ilk 10 şirketi arasına girmeyi ve Sanovel markasını küresel ölçekte güçlü bir oyuncu haline getirmeyi amaçlıyoruz. Bugün 400'ün üzerinde ruhsatlı ürünümüzle Kanada'dan ABD'ye ve Avrupa'ya uzanan geniş bir coğrafyada, 50'den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. İhracatımızla Türkiye'nin cari açığının azaltılmasına ve ülkemize net döviz girdisi sağlanmasına katkı sunmayı sürdürüyoruz" dedi.</p>
<p>Üretim altyapılarını uluslararası kalite standartlarına uygun hale getirdiklerini ifade eden Yalın, “Avrupa'da EMA ve EU GMP, ABD'de ise US FDA onaylarıyla belgelendirdik. Mevcut pazarlarımızın yanı sıra yeni açılmayı planladığımız ülkelerde 200'ün üzerinde ruhsat başvurumuzun sonuçlanmasını bekliyoruz. Bu süreç tamamlandığında küresel erişimimizi daha da genişleteceğiz" diye konuştu.</p>
<p>Yalın, "İnovasyonu büyümemizin temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Bugün 80 bilim insanından oluşan Ar-Ge ekibimizle sektörün en güçlü araştırma altyapılarından birine sahibiz. Alman mühendislik şirketi PharmaPlan imzasını taşıyan Ar-Ge merkezimizde yalnızca mevcut ilaçları geliştirmekle kalmıyor; kombinasyon ürünler, yeni nesil üretim teknolojileri, farklı dozaj formları ve ağızda dağılan tabletler gibi yüksek katma değerli projeler üzerinde de çalışıyoruz. Amacımız, yenilikçi ürünlerle hem hastaların tedaviye erişimini kolaylaştırmak hem de küresel pazarlardaki rekabet gücümüzü artırmak" dedi.</p>
<h2>“102 kız öğrenciye profesyonel koçluk desteği sağladık “</h2>
<p>Yalın, "Sürdürülebilirliği iş yapış biçimimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Tüm faaliyetlerimizi Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda yürütüyor, çevresel performansımızı düzenli olarak izliyoruz. Bu çalışmalarımızın sonucunda 2025 yılında karbon ayak izimizi yüzde 14,3, su ayak izimizi ise yüzde 13,9 oranında azaltmayı başardık. Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel değil, sosyal boyutuyla da ele alıyoruz. Cumhuriyetimizin 102. yılında 102 kız öğrenciye profesyonel koçluk desteği sağladık. Toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki çalışmalarımızla Fırsat Eşitliği Modeli Sertifikası almaya hak kazandık. Ayrıca çalışan deneyimine verdiğimiz önem sayesinde Forbes Türkiye ile Statista'nın hazırladığı 'Türkiye'nin En İyi İşverenleri 2026' listesinde yer almaktan büyük mutluluk duyuyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şirketin devredildiği ya da değerinin altında satıldığı yönündeki iddiaları da değerlendiren Yalın, "Bu yöndeki söylemlerin gerçekle hiçbir ilgisi yok. Sanovel, 43 yıldır Türkiye'de üretim yapan, yatırımını bu ülkeye gerçekleştiren ve istihdam oluşturan yerli bir şirket olarak yoluna devam ediyor. Kurum içinde zaman zaman yaşanan yönetimsel değişiklikler, büyüme hedeflerimizi destekleyen ve daha etkin bir organizasyon yapısı oluşturmayı amaçlayan olağan dönüşüm süreçleridir. Geçmiş dönem hissedarlarına ilişkin hukuki süreçler ise şirketimizin mevcut yapısı ve faaliyetleriyle bağlantılı değildir. Bugün uluslararası yatırımcıların Sanovel'e ilgi göstermesi, yalnızca şirketimizin küresel potansiyeline değil, aynı zamanda Türkiye'nin üretim gücüne ve ekonomik geleceğine duyulan güvenin de önemli bir göstergesidir" diye konuştu.</p>
<p>Yalın, "2020'den bu yana kurumsallaşma yolculuğumuzu stratejik yatırımlarla destekliyor, büyüme ve küreselleşme hedeflerimiz doğrultusunda kararlı adımlar atıyoruz. Uluslararası yatırımcıların ortaklığı, Sanovel'e duyulan güvenin en somut göstergelerinden biri. Bu iş birliği küresel rekabet gücümüzü daha da ileri taşıyacak. Sanovel, kökleri Türkiye'de olan milli bir değer ve geleceğini de üretimini de bu ülkede şekillendirmeye devam edecek" şeklinde konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanovel-kuresel-buyumesini-yerli-uretimle-guclendiriyor-84605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/5/1280x720/sanovel-kuresel-buyumesini-yerli-uretimle-guclendiriyor-1785842578.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yerli ilaç şirketi Sanovel&#039;in CEO&#039;su Hülya Yalın, uluslararası yatırımcıların ortaklık yapısına katılmasının Türkiye&#039;nin üretim gücüne duyulan güveni gösterdiğini belirtti. Ar-Ge, yerli üretim ve ihracat odaklı büyüme stratejisiyle 50&#039;den fazla ülkeye ilaç ulaştırdıklarını söyleyen Yalın, 2035 hedefleri doğrultusunda onkoloji ilaçlarını Türkiye&#039;de üretmeyi ve küresel pazarlardaki etkinliklerini artırmayı amaçladıklarını ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursadaki-chpli-6-belediye-baskani-yeni-partiye-gecti-84603</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 13:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’daki CHP’li 6 belediye başkanı YENİ Parti’ye geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>YENİ Parti Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Atatürk Anıtı önünde düzenlediği basın açıklamasında Bursa'da görev yapan 6 belediye başkanının YENİ Parti'ye geçtiğini duyurdu.</p>
<p>Basın toplantısında konuşan Yeşiltaş, söz konusu geçişlerin siyasi iradeyle gerçekleştiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: "Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, Mustafakemalpaşa Belediye Başkanı Şükrü Erdem ve Harmancık Belediye Başkanı Haşim Ali Arıkan, iradesine sahip çıkarak bugün YENİ Parti'ye geçiyor."</p>
<h2>“YENİ Parti halkın hareketidir”</h2>
<p>Partinin kuruluş sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yeşiltaş, YENİ Parti'nin halkın talebiyle kurulduğunu savundu. Yeşiltaş, “Türkiye'nin umudu YENİ Parti'nin kuruluşu, halk dediği için ve halk istediği için olmuştur. İsmini halkın koyduğu, bütçesini ve siyasi çizgisini halkın belirlediği YENİ Parti, tam anlamıyla halk hareketidir” dedi. Konuşmasında farklı partilere geçen belediye başkanlarına da değinen Yeşiltaş, bazı isimlerin çeşitli gerekçelerle AK Parti'ye katıldığını öne sürerek bu durumu eleştirdi. Yeşiltaş, buna karşın bazı belediye başkanlarının siyasi tercihlerini değiştirerek YENİ Parti çatısı altında mücadele etmeyi seçtiğini ifade etti.</p>
<h2>“Belediye meclis üyelerimizin yüzde 94'ü YENİ Parti’de”</h2>
<p>Başkanı Nihat Yeşiltaş, belediye başkanlarının yanı sıra parti yöneticileri ve belediye meclis üyelerinin de büyük bölümünün YENİ Parti'ye geçtiğini söyledi. Yeşiltaş, “Başkanlarımızın altısı YENİ Parti'de, yönetimleriyle beraber il yönetimimizin tamamı YENİ Parti'dedir. Belediye meclis üyelerimizin yüzde 94'ü YENİ Parti'dedir. Üyelerimiz kitlesel olarak YENİ Parti'ye geçmeye başlamıştır” ifadelerini kullandı. Konuşmasının sonunda mücadeleyi sürdüreceklerini belirten Yeşiltaş, Genel Başkan Özgür Özel'in çizdiği siyasi yol doğrultusunda çalışmalarına devam edeceklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursadaki-chpli-6-belediye-baskani-yeni-partiye-gecti-84603</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/3/1280x720/bursadaki-chpli-6-belediye-baskani-yeni-partiye-gecti-1785839710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa siyasetinde dikkat çeken bir gelişme yaşandı. YENİ Parti Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, CHP&#039;li 6 belediye başkanının YENİ Parti&#039;ye katıldığını açıkladı. Yeşiltaş, söz konusu geçişlerin siyasi iradeyle gerçekleştiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/selim-kasapoglu-erken-sanayisizlesme-riskine-karsi-uretimi-koruyacak-adimlar-sart-84599</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 12:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Selim Kasapoğlu: Erken sanayisizleşme riskine karşı üretimi koruyacak adımlar şart</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli sanayisi, yüksek finansman maliyetleri, üretimde yavaşlama ve küresel ticarette artan rekabet baskısıyla mücadele ederken, Denizli Sanayi Odası (DSO) Ağustos Ayı Olağan Meclis Toplantısı'nda konuşan DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, enflasyonla mücadele sürecinde üretim kapasitesinin korunmasının göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, erken sanayisizleşme riskine karşı üretimi, ihracatı ve istihdamı destekleyecek politikaların hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.</p>
<p>Kasapoğlu, yaklaşık üç yıldır uygulanan dezenflasyon programının sanayi üzerindeki yansımalarına değinerek, üretim, ihracat ve istihdamın ekonomi politikalarının merkezinde yer alması gerektiğini söyledi. Özellikle emek yoğun sektörlerde artan maliyetlerin Türkiye'nin uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü zayıflattığını dile getiren Kasapoğlu, finansmana erişimde yaşanan güçlüklerin ve yüksek finansman maliyetlerinin sanayicinin üzerindeki baskıyı artırdığını kaydetti.</p>
<p>Temmuz ayına ilişkin ekonomik göstergeleri de meclis üyeleriyle paylaşan Kasapoğlu, İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI verisinin 47,7 seviyesinde gerçekleştiğini hatırlatarak, endeksin eşik değer olan 50'nin altında kalmaya devam etmesinin üretim tarafındaki yavaşlamanın sürdüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Enflasyonda kademeli bir gerileme görülmesine rağmen üretim cephesindeki kırılganlığın devam ettiğini belirten Kasapoğlu, enflasyonla mücadele yürütülürken üretim kapasitesinin korunmasının da göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Konuşmasında Temmuz ayı ihracat verilerine de yer veren Kasapoğlu, “Denizli ihracatı 483,9 milyon dolara ulaşarak Haziran 2022'den bu yana en yüksek aylık seviyesini gördü. Kentin yılın ilk yedi ayında Türkiye ortalamasının üzerinde ihracat artışı yakaladı. Geçen yılın aynı döneminin bayram ayına denk gelmesi nedeniyle yıllık artış oranlarının bu çerçevede değerlendirilmesi gerekiyor. Tutar bazındaki yükseliş sevindirici ancak miktar bazındaki gelişmelerin de dikkatle izlenmesi gerekiyor” dedi.</p>
<p>Finansal göstergelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kasapoğlu, takipteki kredi tutarları ile karşılıksız çek oranlarında yaşanan yükselişin işletmelerin nakit akışındaki sıkışıklığı açıkça gösterdiğini ifade etti. Buna karşın Denizli'nin diğer sanayi şehirleriyle kıyaslandığında dayanıklılığını koruduğunu belirten Kasapoğlu, kentin KOBİ ağırlıklı üretim yapısının değişen piyasa koşullarına daha hızlı uyum sağlayabilmesine katkı sunduğunu söyledi.</p>
<p>Sanayicinin beklentisinin daha fazla borçlanmak olmadığını vurgulayan Kasapoğlu, üretimin devamlılığını sağlayacak sürdürülebilir bir finansman ortamının oluşturulmasının hem ihracat hem de istihdam açısından büyük önem taşıdığını dile getirdi.</p>
<h2>“Türk ihracatçısı küresel pazarda eşit şartlarla rekabet etmeli”</h2>
<p>ABD'nin tekstil ve hazır giyim ürünlerine yönelik yeni gümrük vergisi düzenlemesini değerlendiren Kasapoğlu, uygulamanın Türkiye'nin rakip ülkeler karşısındaki rekabet gücünü olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Maliyet baskılarının devam ettiği bir dönemde ilave tarife yükünün ihracatçılar açısından yeni bir zorluk oluşturduğunu ifade eden Kasapoğlu, siparişlerin alternatif ülkelere yönelmesi riskine dikkat çekti. Türkiye ile ABD arasında yürütülmesi planlanan müzakere sürecinin sektör açısından önemli olduğunu vurgulayan Kasapoğlu, beklentilerinin Türk ihracatçısını dezavantajlı konuma düşüren koşulların giderilmesi ve küresel pazarlarda eşit rekabet şartlarının sağlanması olduğunu söyledi.</p>
<h2>“İhracatın rekabet gücü için destek mekanizmaları önemli”</h2>
<p>Kasapoğlu, ihracatçılara yönelik döviz dönüşüm desteğinin süresinin uzatılmasını olumlu karşıladıklarını belirterek, yeni düzenlemeyle birlikte katma değer, kârlılık ve iş gücü maliyetleri dikkate alınarak farklılaşan bir sisteme geçileceğini ifade etti. 1 Ekim itibarıyla yürürlüğe girecek uygulamanın, ihracatçıların finansmana erişimine katkı sağlayacağını belirten Kasapoğlu, “Finansman maliyetlerinin yüksek, küresel rekabetin yoğun olduğu bu dönemde ihracatçımıza nefes aldıran her destek kıymetlidir. Ancak üretim ve ihracat gücümüzü korumak için rekabetçiliğimizi artıracak ilave adımlara da ihtiyaç var.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/selim-kasapoglu-erken-sanayisizlesme-riskine-karsi-uretimi-koruyacak-adimlar-sart-84599</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/9/1280x720/selim-kasapoglu-erken-sanayisizlesme-riskine-karsi-uretimi-koruyacak-adimlar-sart-1785841805.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denizli Sanayi Odası Başkanı Selim Kasapoğlu, üretimdeki yavaşlama, finansmana erişim sorunları ve küresel rekabet baskısının sanayiyi zorladığını belirterek, erken sanayisizleşme riskine karşı üretim kapasitesini koruyacak politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eib-muhammet-ozturk-tarim-sektorune-ozel-eximbank-finansman-modelinin-hayata-gecirilmesini-bekliyoruz-84597</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 12:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Öztürk: Tarımda özel Eximbank finansman modelinin hayata geçirilmesini bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), temmuz ayında ihracatını geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7 artırarak 1 milyar 634 milyon dolardan 1 milyar 746 milyon dolara yükselterek tarihinin en yüksek aylık ihracatına imza attı.</p>
<p>Haziran ayındaki 1 milyar 743 milyon dolarlık rekorunu geride bırakan EİB, böylece üst üste ikinci ay ihracat rekoru kırarken, yıllık ihracatını da 19 milyar doların üzerine taşıdı. EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, rekor ihracatın sevindirici olduğunu ancak 12 ihracatçı birliğinin 6'sının geçen yılın temmuz ayındaki performansının gerisinde kaldığını belirterek, ihracatta çift haneli büyümenin sağlanabilmesi için özellikle yüksek finansman maliyetlerinin düşürülmesi ve tarım sektörüne yönelik özel Eximbank desteklerinin hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>EİB’in sanayi ürünleri ihracatı yüzde 4’lük artışla 880 milyon dolardan 911 milyon dolara çıkarken, tarım sektörlerinin ihracatı yüzde 5’lik yükselişle 647,5 milyon dolardan 677,5 milyon dolara ilerledi. Madencilik sektörü yüzde 47’lik rekor artışla ihracatını 106,8 milyon dolardan 157 milyon doların üzerine taşıdı.</p>
<h2>Öztürk: 6 birliğimizin ihracatı azaldı</h2>
<p>EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, haziran ayından sonra temmuz ayında da aylık ihracat rekoru kırmanın ve yıllık ihracatta 19 milyar doları aşmanın mutluluğunu yaşadıklarını dile getirdi. Öztürk; “Bu başarıların yanında 12 ihracatçı birliğimizin 6 tanesinin ihracat rakamlarının 2025 yılı temmuz ayının gerisinde kalması bizleri üzüyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>İhracat rakamlarındaki artışların çift hanelere ulaşması için ihracatçıların finansmana erişimdeki engellerinin kaldırılması gerektiğini ifade eden Öztürk, “Yüzde 45-50’ye ulaşan finansman maliyetleriyle ihracatımızı artıramayız. Ege Bölgesi’nin ihracatında tarım sektörleri yüzde 40 pay alıyor. Pek çok üründe ihraç sezonları başlıyor. Tarım ürünleri ihracatçılarımız 1 yıl boyunca ihraç edecekleri ürünleri bu aylarda satın alacak ve ödemelerini gerçekleştirecek. Tarım sektörlerine özel Türk Eximbank’ın bir finansman modelini hayata geçirmesini bekliyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Demir ve demirdışı metaller zirvedeki yerini korudu</h2>
<p>Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği, temmuz ayında 221,5 milyon dolarlık ihracatla EİB bünyesinde liderliğini korudu. Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, 191,8 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirirken, yıllık ihracatını ağustos ayında 2 milyar doların üzerine çıkarmaya hazırlanıyor. Ege Maden İhracatçıları Birliği ise temmuzda yüzde 47'lik ihracat artışıyla 157,1 milyon dolara ulaşarak yıl sonu için belirlediği 1,5 milyar dolarlık ihracat hedefine 5 ay önce ulaştı. Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği de temmuz ayında ihracatını yüzde 1 artırarak 129,6 milyon dolara yükseltti ve artışını üst üste üçüncü aya taşıdı.</p>
<h2>Taze meyve sebze ihracatı uçuşa geçti</h2>
<p>Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği, temmuz ayında ihracatını yüzde 32 artırarak 124,8 milyon dolara çıkarırken, artışta taze meyve-sebze ihracatındaki yüzde 193'lük yükseliş etkili oldu. Ege Tütün İhracatçıları Birliği 106,4 milyon dolarlık ihracatla geçen yılki seviyesini korurken, Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, 89,3 milyon dolar, Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği ise 73 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği ihracatı yüzde 15 artışla 72,6 milyon dolara, Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği ihracatı da yüzde 15 artışla 38,8 milyon dolara yükseldi. Buna karşın Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği ihracatı yüzde 49 düşüşle 17,6 milyon dolara gerilerken, deri ve deri mamulleri sektörü 17,4 milyon dolarlık ihracat yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eib-muhammet-ozturk-tarim-sektorune-ozel-eximbank-finansman-modelinin-hayata-gecirilmesini-bekliyoruz-84597</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/7/1280x720/eib-muhammet-ozturk-tarim-sektorune-ozel-eximbank-finansman-modelinin-hayata-gecirilmesini-bekliyoruz-1785834327.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege İhracatçı Birlikleri, temmuz ayında ihracatını yüzde 7 artırarak 1 milyar 746 milyon dolarla tarihinin en yüksek aylık ihracatına ulaştı. Yıllık ihracat 19 milyar doları aşarken, EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, rekor tabloya rağmen yüksek finansman maliyetlerinin ihracatın önündeki en büyük engel olduğunu belirterek tarım sektörüne yönelik özel Eximbank desteklerinin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-bm-kuresel-ilkeler-sozlesmesini-imzaladi-84607</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aksa Elektrik, BM Küresel İlkeler Sözleşmesi&#039;ni imzaladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kazancı Holding grup şirketlerinden Aksa Elektrik'in, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi'ni (UN Global Compact) imzalayarak sürdürülebilirlik alanındaki taahhütlerini uluslararası düzeyde güçlendirdiği bildirildi. </p>
<p>Şirket, insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele alanlarında belirlenen 10 evrensel ilkeye bağlılığını teyit ederek çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) çalışmalarını bu ilkeler doğrultusunda yürütmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre şirket, UN Global Compact kapsamında her yıl yayımlanacak İlerleme Bildirimi (Communication on Progress-CoP) ile sürdürülebilirlik performansına ilişkin gelişmeleri kamuoyuyla paylaşacak.</p>
<p>Açıklamada, Aksa Elektrik'in sürdürülebilirlik çalışmaları kapsamında dijital dönüşüm, enerji verimliliği, iklim odaklı uygulamalar, çalışan gelişimi ve toplumsal fayda projeleri yürüttüğü belirtildi.</p>
<p>Şirketin, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi'ni imzalayarak sürdürülebilirliği iş süreçlerine entegre etmeyi hedeflediği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-bm-kuresel-ilkeler-sozlesmesini-imzaladi-84607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/aksa-elektrik-1785844092.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aksa Elektrik, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi&#039;ni imzaladığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bulent-ucak-pamukta-desteklemenin-yollari-hazine-ve-maliyede-tikaniyor-84595</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 11:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bülent Uçak: Pamukta desteklemenin yolları bakanlıkta tıkanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Hazır giyim ve tekstil sektörünün en önemli ham maddeleri arasında yer alan pamukta, artan üretim maliyetleri, daralan ekim alanları ve yetersiz destek politikaları nedeniyle sıkıntılar büyüyor.</p>
<p>İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Uçak, mevcut tarım politikalarının üreticiyi üretimden uzaklaştırdığını belirterek, getirdikleri çözüm önerilerinin Hazine ve Maliye Bakanlığı’nı aşamadığını ifade etti. Pamukta bu yıl mevcut hava koşullarında olumsuz bir tablo görülmediğini ancak üretime ilişkin değerlendirme yapmak için henüz erken olduğunu söyleyen Uçak, planlı bir destekleme modeli uygulanmaması halinde pamukta önümüzdeki yıl ekim alanlarının yüzde 50'ye varan oranda daralabileceği uyarısında bulundu.</p>
<h2>“Prim, maliyet ve fiyata göre belirlenmeli”</h2>
<p>Şu an itibarıyla hava şartlarında herhangi bir sıkıntı görünmediğini anlatan Uçak, “Ancak ekim alanlarındaki ciddi daralmanın üretime nasıl yansıyacağını önümüzdeki süreçte göreceğiz. Bu aşamada net bir değerlendirme yapmak doğru olmaz. Pamuk sektörü uzun süredir yapısal sorunlarla karşı karşıya. Bugün üreten de zarar ediyor, alan da satan da zarar ediyor. Sanayici ise rekabet edebileceği bir maliyet yapısını oluşturamıyor. Çözüm yalnızca sektörün kendi içinde değil, devletin tarım politikalarında atacağı adımlarla mümkün olabilir. Destekleme primlerinin üreticinin maliyet ve gelir durumuna göre esnek şekilde belirlenmesi gerekiyor. Üretici kazanç sağlayamadığında destekler artırılmalı, kazanç sağladığında ise buna göre yeniden düzenlenmeli. Aksi halde pamuk üretimindeki daralma daha da büyüyecek. Benim tahminime göre bu oran yüzde 50’leri bulabilir” dedi.</p>
<p>Tarımda yaşanan sorunların çözümü için Ankara nezdinde görüşmelerinin sürdüğünü ancak destekler konusunda istenilen sonucun alınamadığını belirten Uçak, “Sorun çoğu zaman Hazine ve Maliye Bakanlığı aşamasına takılıyor. 'Kaynaklarımız kısıtlı, verebileceğimiz en yüksek desteği veriyoruz' şeklinde yanıtlar alıyoruz. Ancak sahadaki üretici bunu yeterli bulmuyor. Bunun sonucunda da üretimden kaçış ve farklı ürünlere yönelim hız kazanıyor. Ülke ekonomisi ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için kapsamlı bir planlama ve etkin bir destek politikası hayata geçirilmeli” dedi.</p>
<h2>“Sıkıntı hazır giyim sanayisini de tehdit ediyor”</h2>
<p>Kur politikası ve üretim maliyetleri arasındaki dengesizliğin tarım sektörünü zor durumda bıraktığını belirten Uçak, “Döviz kurunun mevcut seviyelerde tutulmaya çalışılması nedeniyle üreticinin maliyetleri gerçek anlamda karşılık bulmuyor. Yaşanan sıkıntılar yalnızca tarımı değil, tekstil ve hazır giyim sanayisini de tehdit ediyor. Hazır giyim ve konfeksiyon sektöründe müşteri kayıpları yaşanıyor. Küçük ölçekli konkordatoların ardından bu sorun iplik sanayisine de sıçrarsa çok daha büyük bir domino etkisi oluşabilir” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bulent-ucak-pamukta-desteklemenin-yollari-hazine-ve-maliyede-tikaniyor-84595</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/5/1280x720/bulent-ucak-pamukta-desteklemenin-yollari-hazine-ve-maliyede-tikaniyor-1785834032.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pamukta yıllardır süren maliyet baskısı artık üretimden vazgeçme noktasına ulaştı. İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Uçak, üreticinin yüksek maliyetler karşısında ayakta kalamadığını belirterek, çözüm önerileri konusunda Ankara ile düzenli olarak görüştüklerini fakat çözümün Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda takıldığını ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/e-ihaleden-ilk-yarida-27-milyar-lira-gelir-84594</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 11:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> E-ihaleden ilk yarıda 2,7 milyar lira gelir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen e-ihale sistemi üzerinden 2026'nın ilk yarısında 6 bin 826 ihale sonuçlandırıldığını bildirildi.</p>
<p>Yazılı açıklamada, Gümrük Kanunu ile Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında, tasfiyelik hale gelen eşya ve araçların satışının 2014'ten bu yana elektronik ortamda şeffaf, güvenli ve rekabetçi bir yapıyla sürdürüldüğü hatırlatıldı.</p>
<p>Sistem üzerinden bu yılın ilk yarısında gerçekleştirilen satışlardan elde edilen gelirin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5 artış kaydettiği aktarılan açıklamada, bu dönemde düzenlenen ihalelerle 1477 araç ve 5 bin 349 eşya ekonomiye yeniden kazandırıldığı bildirildi.</p>
<p><strong>Kayıtlı kullanıcı sayısı 1,4 milyonu aştı</strong></p>
<p>Mart 2021'de yenilenen altyapısıyla hizmet kalitesi artırılan e-ihale sistemine kayıtlı kullanıcı sayısının 1,4 milyonu aştığına işaret edilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:</p>
<p>"2026'nın ilk altı ayında e-ihale sistemi üzerinden 6 bin 826 ihale başarıyla sonuçlandırılırken, satışlardan 2,7 milyar liranın üzerinde gelir elde edildi. Bu rakam, geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 5 arttı. Gerçek ve tüzel kişiler, sisteme e-Devlet Kapısı, mobil uygulamalar ile 'www.eihale.gov.tr' internet adresi üzerinden erişim sağlayabiliyor. Coğrafi kısıtlardan bağımsız olarak tamamen elektronik ortamda üyelik işlemlerinin yapılabildiği sistemde, tüm ödemeler de çevrim içi olarak gerçekleştirilebiliyor."</p>
<p>e-İhale sisteminde ticari ve binek araçlardan tekstile, elektronikten kozmetiğe, mobilyadan gıda ve kuyumculuk ürünlerine kadar geniş bir yelpazedeki ürün grubunun piyasa değerinde satışa çıkarıldığı vurgulanan açıklamada, satışa sunulan ürünlerin insan, hayvan, bitki ve çevre sağlığı açısından titizlikle değerlendirildiği, gerekli görülen durumlarda analiz ve uygunluk testleri yaptırıldığına işaret edildi.</p>
<p>Gıda ürünlerine ait uygunluk raporlarının da e-ihale sistemi üzerinden isteklilerin erişimine sunulduğuna değinilen açıklamada, süreçteki şeffaflığın korunduğu aktarıldı.</p>
<p><strong>Sisteme üyelik ücretsiz</strong></p>
<p>Türkiye'de yerleşik, 18 yaşını doldurmuş ve medeni hakları kullanma ehliyetine sahip gerçek kişiler ile ülkede faaliyet gösteren tüzel kişilerin sisteme ücretsiz üye olarak ihalelere katılabildiği bildirilen açıklamada, sürecin işleyişine ilişkin şu bilgiler paylaşıldı:</p>
<p>"Süreç kapsamında, ihale ilanları sistemde 3 iş günü boyunca yayımlanıyor. Teklifler ise ilan süresinin ardından, yine 3 iş günü süresince elektronik ortamda toplanıyor. Katılımcılar verdikleri teklifleri eş zamanlı takip edebilirken, ürünlere ait detaylı fotoğraflar, araçların video kayıtları ve bağımsız ekspertiz raporları sistem üzerinden incelenebiliyor."</p>
<p>İhalelerde başlangıç fiyatının gümrüklenmiş değer esas alınarak belirlenen satış bedelinin araçlarda yüzde 75'i, eşyalarda ise yüzde 50'si olarak belirlendiği aktarılan açıklamada, teklif verebilmek için satış bedelinin yüzde 10'u oranında teminat yatırılması zorunluluğu bulunduğuna dikkat çekildi. İhale sonunda, en yüksek teklifi veren isteklinin süreci kazandığına işaret edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Sunulan teklifin, satışa esas bedelin en az yüzde 75'ine ulaşması halinde, satış doğrudan sonuçlandırılıyor. Bu seviyenin altında kalan teklifler ise işletme müdürlüğü tarafından değerlendirilerek satışın onaylanmasına veya ihalenin yeniden açılmasına karar veriliyor. İhaleyi kazanan kişinin, ihale bedelini 7 gün içinde ödemesi ve satın aldığı ürünü 10 gün içinde teslim alması gerekiyor. Kazanan tarafın yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda, ihale hakkı ikinci en yüksek teklif sahibine geçebiliyor. Bu durumda teminat iade edilmezken, ihlalin tekrarı halinde ilgili kişilere idari yaptırımlar uygulanarak, belirli sürelerle ihalelere katılımları engelleniyor."</p>
<p>Açıklamada, tarafsızlık ve şeffaflık ilkeleri gereğince, Bakanlık personeli ile birinci derece yakınlarının, e-ihalelere katılmasına izin verilmediği de hatırlatıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/e-ihaleden-ilk-yarida-27-milyar-lira-gelir-84594</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/ihale-kamu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, tasfiyelik hale gelen eşya ve araçların ekonomiye kazandırılması amacıyla yürütülen e-ihale sistemi üzerinden yılın ilk yarısında yapılan satışlardan 2,7 milyar liranın üzerinde gelir elde edildiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/su-havzalarinin-korunmasi-yonetmeliginde-degisiklik-84590</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 11:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Su havzalarının korunması yönetmeliğinde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığının hazırlandığı, "İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>İçme ve kullanma suyu havzalarında, noktasal ve yayılı kaynaklı kirliliklerin önlenmesine yönelik tedbirler ilgili kurumlar tarafından alınacak. Söz konusu havzalarda teknik açıdan uygun olan ağaçlandırma, erozyon ve sediment taşınımı tedbirleri alınacak, bu faaliyetler orman alanlarında ise Orman Genel Müdürlüğü tarafından yürütülecek. Havzalardaki koruma alanlarının sınırları, bilimsel temelli çalışmalara göre belirlenecek. Havza koruma alanları ile bu alanlara ait koruma hükümleri, kadastro paftalarına işlenecek ve tapu sicilinin beyanlar hanesinde belirtilecek.</p>
<p>Büyükşehir belediyelerine içme ve kullanma suyu sağlanan kaynaklar için koruma planları, büyükşehir belediyeleri su ve kanalizasyon idareleri genel müdürlüklerince hazırlanacak. Bunlar dışındaki yerleşimlere sağlanan kaynaklar için koruma planları, Bakanlık veya Bakanlığın koordinasyonunda ilgili idarece yürütülecek. Bakanlık, içme ve kullanma suyu havzalarının kalite ve miktar açısından korunması ve yapısal faaliyetlerin tespitine yönelik coğrafi bilgi sistemi altlıklı su veri tabanı oluşturacak. İdarelerle kurum ve kuruluşlar, yapılan denetimler ve idari işlemlere ilişkin bilgileri, ocak ve temmuz aylarında olmak üzere yılda iki kez dijital bilgi sistemine kaydedecek.</p>
<p><strong>Su yüzeyinde yapılacak yapılara sınır</strong></p>
<p>İçme ve kullanma suyu amaçlı yerüstü su kaynaklarının maksimum su seviyesine kadar olan su biriktirme alanını ifade eden su yüzeyinde, içme ve kullanma suyu teminiyle ilişkili teknik yapılar haricinde, hiçbir yapı yapılamayacak. Su yüzeyine arıtılsa dahi atıksuların doğrudan deşarjına izin verilmeyecek, doğrudan veya dolaylı olarak her türlü atık ve artıkların boşaltılması yasak olacak.</p>
<p>İçme ve kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde su ürünleri yetiştiriciliği tesislerine izin verilmeyecek.</p>
<p>Devlet Su İşleri tarafından ekonomik bölge oluşturulan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde, su ürünleri avcılığına ve maksimum su seviyesindeki göl alanı 75 bin hektardan büyük baraj göllerinde asgari su kotundaki göl alanının binde birine kadar alanda yetiştiriciliğe Bakanlıkça izin verilebilebilecek. İçme ve kullanma suyu alma yapısına 1000 metreden daha yakın olan alanlarda ve bu yapıların bulunduğu koylarda, su ürünleri yetiştiriciliği yapılmayacak.</p>
<p><strong>Akaryakıtla çalışan araçlar kullanılmayacak</strong></p>
<p>Su yüzeyinde yelkenli, kürekli, akümülatör veya elektrik ile çalışan vasıtalara, sallara ve bu kapsamda yapılacak sportif faaliyetlere, Bakanlığın uygun görüşü ile izin verilebilecek ama akaryakıt ile çalışan kayık, motor gibi araçların kullanılmasına izin verilmeyecek.</p>
<p>Su yüzeyinde yeni yol, köprü, viyadük gibi yapılara izin verilmeyecek, yenilenebilir enerji santralleri dahil olmak üzere, hiçbir enerji santrali kurulmayacak.</p>
<p>Mutlak koruma alanlarında yeni akaryakıt, gaz dolum, kara araçları için kullanılacak şarj dolum istasyonları ve kimyasal madde depoları ile sıvı ve katı yakıt depoları kurulmayacak. Mevcut istasyonlar, Türk Standardları Enstitüsünün ilgili standartlarına uygun hale getirilinceye kadar kapatılacak.</p>
<p>Mevcut havza koruma planları, 1 yıl içinde yönetmelikle belirlenen usul ve esaslara uygun olarak yeniden düzenlenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/su-havzalarinin-korunmasi-yonetmeliginde-degisiklik-84590</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmelikle havzaların korunmasına yönelik kurallar güncellendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotiv-pazari-7-ayda-yuzde-11-daraldi-84587</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 10:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotiv pazarı 7 ayda yüzde 11 daraldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) 2026'nın Ocak-Temmuz dönemine ait verileri açıkladı.</p>
<p>Buna göre, otomobil satışları bu dönemde yıllık bazda yüzde 12,14 azalarak 502 bin 712'ye, hafif ticari araç satışları da yüzde 5,05 düşüşle 136 bin 253'e geriledi.</p>
<p>Pazarın yüzde 84,4'ünü vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. C segmenti otomobiller 276 bin 976 adetlik satışla yüzde 55,1, B segmenti otomobiller ise 145 bin 788 ile yüzde 29 pay aldı.</p>
<p>Gövde tiplerine göre değerlendirildiğinde, en çok tercih edilen otomobiller yüzde 65,5 pay ve 329 bin 443 satışla SUV modeller oldu. Onu yüzde 20,3 pay ve 102 bin 253 satışla sedan, yüzde 13,8 pay ve 69 bin 137 satışla hatchback (H/B) otomobiller takip etti.</p>
<p>Böylece, otomobil ve hafif ticari araç satışları ocak-temmuz döneminde yüzde 10,72 azalarak 638 bin 965 oldu.</p>
<p>Otomobil ve hafif ticari araç pazarı temmuzda yüzde 25 daralırken, satış adetleri otomobilde yüzde 25,79, hafif ticaride yüzde 22,17 düştü.</p>
<p><strong>Elektrikli otomobillerin payı yüzde 18,7 oldu</strong></p>
<p>Ocak-temmuz döneminde benzinli otomobiller 208 bin 46 adet satışla pazarın yüzde 41,4'ünü oluşturdu. Benzinli otomobilleri 165 bin 924 adet ve yüzde 33 payla hibritler, 94 bin 46 adet ve yüzde 18,7 payla elektrikli otomobiller, 30 bin 790 adet ve yüzde 6,1 payla dizeller, 3 bin 906 adet ve yüzde 0,8 payla ise otogazlı otomobiller izledi.</p>
<p>Elektrikli otomobillerde 160 kilovat altındakilerin satışları yüzde 5,3 artarak yüzde 16,7 paya, 160 kilovat üstündekiler ise yüzde 57,8 azalarak yüzde 2 paya sahip oldu.</p>
<p>1400 cc altındaki otomobil satışları yüzde 26,9 azalarak pazarın yüzde 26,7'sini oluştururken, 1400-1600 cc aralığındakiler ise yüzde 13,5 azalarak yüzde 20,8 paya geriledi. 1600-2000 cc aralığındaki otomobil satışları yüzde 5,2 artarak yüzde 0,7 pay, 2000 cc üstü otomobil satışları da yüzde 20,8 düşüşle yüzde 0,2 pay aldı.</p>
<p>Otomatik şanzımanlı otomobiller 487 bin 175 adetle satışların yüzde 96,9'unu, manuel şanzımanlılar ise 15 bin 537 ile yüzde 3,1'ini oluşturdu.</p>
<p>Hafif ticari pazarında van gövde tipi araçlar yüzde 76,1 pay ve 103 bin 632 satışla ilk sırada yer alırken, kamyonetler yüzde 9,3 pay ve 12 bin 700 ile ikinci sırada konumlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotiv-pazari-7-ayda-yuzde-11-daraldi-84587</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/otomobil-otomotiv-arac-1767154907.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ODMD&#039;nin ocak-temmuz dönemi verilerine göre otomobil ve hafif ticari araç satışları, yıllık bazda yüzde 10,72 azalışla 638 bin 965&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/global-yatirimdan-ilk-yarida-22-milyar-lira-net-kar-84592</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Global Yatırım&#039;dan ilk yarıda 2,2 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Global Yatırım Holding, 2026 yılının ilk yarısına ait finansal sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Buna göre, holdingin konsolide gelirleri yılın ilk yarısında (IFRIC 12 hariç) 14,8 milyar lira, konsolide faiz, amortisman ve vergi öncesi karı (FAVÖK) 6,3 milyar lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Holdingin net kârı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22 artarak 2,2 milyar liraya yükselirken, enflasyon muhasebesi hariç tutulduğunda konsolide gelirler yüzde 37 artışla 13,8 milyar liraya, FAVÖK ise yüzde 39 artışla 5,9 milyar liraya ulaştı.</p>
<p>Dolar bazında konsolide gelirler yüzde 18 artışla 318,3 milyon dolara yükselirken, FAVÖK yüzde 21 artışla 136 milyon dolara ve konsolide net kâr yüzde 38 artışla 46,5 milyon dolara yükseldi. Finansal performansın, başta liman ve gaz iş kolları olmak üzere ana faaliyet alanlarının katkısı ve etkin maliyet yönetimiyle desteklendiği belirtildi.</p>
<p>Global Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO'su Mehmet Kutman, 2026'nın ilk yarısında, ana iş kollarından gelen katkıyla güçlü büyümelerini ve artan karlılıklarını sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Kutman, makroekonomik ve jeopolitik belirsizliklere rağmen çeşitlendirilmiş portföy yapıları, disiplinli yönetim anlayışları ve dayanıklı iş modellerinin güçlü finansal ve operasyonel sonuçlar elde etmelerini sağladığını kaydetti.</p>
<p>Liman iş kolunda küresel kruvaziyer sektöründeki güçlü ivmenin devam ettiğini anlatan Kutman, konsolide limanlarında gemi sayısının yüzde 8, yolcu hareketlerinin yüzde 10 arttığını, doluluk oranlarının ise yılın ilk yarısında yüzde 105-107 aralığında seyrettiğini aktardı.</p>
<p>Kutman, Ferrol Yolcu Limanı için 30 yıllık imtiyaz hakkı elde ettiklerinin altını çizerek, "St. Vincent ve Grenadinler Yolcu Limanı için ön anlaşma imzaladık ve Ege Port'taki payımızı yüzde 99,99'a yükselttik. Gaz iş kolumuzda etkin maliyet yönetimi ve operasyonel verimlilik güçlü karlılığı desteklerken, Güney Afrika yatırımımızla uluslararası büyüme stratejimiz kapsamında önemli bir adım attık." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Bahamalar projeleri 2027'de devreye girecek"</strong></p>
<p>Elektrik üretimi iş kolunda ilk yarı performansının hava koşulları ve ikinci çeyrekte düşük seyreden piyasa elektrik fiyatlarının etkisiyle sınırlı kaldığını anlatan Kutman, buna karşın, 2027'nin ilk yarısında devreye almayı planladıkları Bahamalar projeleri başta olmak üzere uzun vadeli stratejik yatırımlarına devam ettiklerini kaydetti.</p>
<p>Kutman, madencilik iş kolunda Avrupa pazarındaki talep daralmasının ihracat hacmini sınırladığını vurgulayarak, "Enflasyonun kur artışının üzerinde seyretmesi karlılığı etkiledi. Gayrimenkul iş kolumuz ise istikrarlı nakit akışı ve FAVÖK katkısını sürdürdü. Rıhtım 51 Otel projesini tamamladık ve otelin 2026 son çeyreğinde faaliyete geçmesini planlıyoruz. Yılın geri kalanında da disiplinli sermaye tahsisi, operasyonel mükemmeliyet ve sürdürülebilir büyüme odağımızı korumaya devam edeceğiz." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>Global Yatırım Holding Mali İşler Grup Başkanı Ferdağ Ildır da 2026'nın ilk yarısında enflasyonist baskılar ve küresel piyasalardaki dalgalanmalara rağmen gelir ve karlılıkta güçlü büyüme kaydettiklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu sonuçlar, güçlü operasyonel performansımızı, çeşitlendirilmiş portföyümüzün dayanıklılığını ve disiplinli finansal yönetim anlayışımızı ortaya koyuyor. Konsolide brüt borcumuz yaklaşık 1,5 milyar dolar seviyesinde bulunurken, borç portföyümüzün yüzde 61'i 15 yıldan uzun vadeli ve grup kefaleti olmaksızın sağlanan finansmanlardan oluşuyor. Uzun vadeli ve düşük maliyetli finansman yapımız, finansal esnekliğimizi ve sürdürülebilir büyümemizi desteklemeye devam ediyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/global-yatirimdan-ilk-yarida-22-milyar-lira-net-kar-84592</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/2/1280x720/mehmet-kutman-1785833432.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Global Yatırım Holding&#039;in il yarıda net dönem kârının yüzde 22 artışla 2,2 milyar liraya yükseldiği bildirildi. Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kutman, &quot;Yılın geri kalanında da disiplinli sermaye tahsisi, operasyonel mükemmeliyet ve sürdürülebilir büyüme odağımızı korumaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savas-uzadi-perakendede-toparlanma-seneye-otelendi-84576</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 08:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş uzadı, perakendede toparlanma seneye ötelendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye'de alışveriş merkezi yönetim sektörünün en köklü oyuncularından biri olan ve aynı zamanda yatırımlarıyla da öne çıkan ECE Türkiye, Türkiye’deki 26. yılında yönetimindeki AVM portföyünü 12’ye çıkarmaya hazırlanıyor. İstanbul, Antalya, İzmir, Eskişehir, Afyonkarahisar ve Adana'da faaliyet gösteren ya da inşası süren alışveriş merkezleriyle yaklaşık 610 bin metrekare kiralanabilir alanı yöneten şirket, 2 bin 500 kira kontratı ve yaklaşık yüzde 99 doluluk oranıyla sektördeki en yüksek performanslardan birini sergiliyor.</p>
<p>Yabancı marka oranı toplamda yüzde 30'u bulan şirket, perakende sektöründe beklentilerin ötelenmesine rağmen yabancı marka ilgisinin sürmesini bekliyor. Avrupa’da 200’ün üzerinde alışveriş merkezi yöneten Alman ECE Marketplaces’in Türkiye iştiraki olan ECE Türkiye’nin Genel Müdürü Semet Yolaç Canlıel, hem sektör hem de ECE Türkiye ile ilgili EKONOMİ’ye açıklamalarda bulundu. Yolaç Canlıel, ABD ve İran arasında devam eden savaş da dahil olmak üzere bölgesel gelişmelerin perakende sektöründe bütün hesapları değiştirdiğini söyledi. İsrail-İran hattında yeniden yükselen gerilim, Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırılar ve lojistikte yaşanan aksaklıkların yalnızca enerji maliyetlerini değil, perakendenin tedarik zincirini de yeniden baskı altına aldığını belirten Canlıel, bu nedenle toparlanma beklentilerini 2027 yılına ertelediklerini ifade etti.</p>
<h2>Turist harcamaları geriliyor </h2>
<p>Perakendeyi zorlayan ikinci önemli unsur ise yabancı ziyaretçi harcamalarındaki gerileme. Canlıel'e göre Türkiye artık döviz kuru ve fiyat seviyeleri nedeniyle birçok yabancı turist açısından eskisi kadar avantajlı bir alışveriş destinasyonu değil. Özellikle Rus turistlerin harcamalarında savaşın ilk dönemine kıyasla ciddi düşüş yaşanırken, İran-İsrail gerilimi nedeniyle Nevruz döneminde önemli katkı sağlayan İranlı ziyaretçiler neredeyse tamamen ortadan kayboldu. Orta Doğu ülkelerinden gelen turist sayısında da belirgin gerileme yaşandığını ifade eden Canlıel, uçuş iptalleri ve güvenlik endişelerinin bu tabloyu ağırlaştırdığını söyledi. Türkiye genelinde tax free işlem adetlerinde yaklaşık yüzde 9'luk düşüş yaşandığını hatırlatan Canlıel, bunun özellikle turist ağırlıklı çalışan alışveriş merkezlerini etkilediğini ancak ECE Türkiye portföyündeki güçlü yerel müşteri tabanının bu etkiyi sınırladığını dile getirdi.</p>
<h2>Mağaza kapanışları başlayabilir</h2>
<p>Artan konkordato başvurularını da değerlendiren Canlıel, henüz kendi portföylerinde ciddi bir sorun yaşanmadığını ancak yılın son çeyreğine ilişkin temkinli olduklarını söyledi. Perakendecilerin özellikle nakit akışını doğru yönetmek zorunda olduğuna dikkat çeken Canlıel, birçok markanın küçülerek büyüme stratejisini uygulamak zorunda kalacağını belirtti. Operasyonel verimliliğin ön plana çıkacağı yeni dönemde zarar eden mağazaların kapatılmasının kaçınılmaz olabileceğini ifade eden Canlıel, “Umarım yanılırım ama Ekim-Kasım- Aralık döneminde bazı sektörlerde ve bazı markalarda mağaza kapanışları görebileceğimizi düşünüyorum” dedi.</p>
<h2>İstanbul’da dört yeni AVM </h2>
<p>Perakende sektöründe talebin yavaşladığı bir dönemde İstanbul’da aynı anda dört yeni alışveriş merkezinin kapılarını açacak olması sektörün en önemli gündemlerinden biri haline geldi. Çekmeköy Park AVM ile eylül ayında yeni bir yatırımı devreye alacak olan ECE Türkiye, aynı dönemde Koru Florya, İstanbul Finans Merkezi ve havalimanı bölgesindeki yeni projelerin de hizmete gireceğine dikkat çekiyor. Canlıel’e göre bu tablo ilk bakışta arz fazlası tartışmalarını beraberinde getirse de söz konusu projelerin neredeyse tamamı pandemi öncesinde planlanan yatırımlar. Canlıel, “Pandemi öncesinde başlayan projeler bugün tamamlanıyor. Açılmamaları yatırımcı açısından çok daha büyük zarar anlamına gelirdi” dedi.</p>
<h2>Yeni yatırım dönemi sona erdi </h2>
<p>Canlıel'e göre Türkiye'de bundan sonraki dönemin ana gündemi yeni alışveriş merkezi yapmak değil, mevcut yapıları dönüştürmek olacak. Özellikle büyük şehirlerde doğru lokasyon ve doğru konumlandırmaya sahip alışveriş merkezlerinin yaşamını sürdüreceğini belirten Canlıel, başarının artık metrekare büyüklüğünden çok yönetim kalitesine bağlı olduğunu söyledi. Palladium Ataşehir örneğini veren Canlıel, 2023 yılında yönetimini devraldıklarında yaklaşık 20 boş mağaza bulunduğunu, bugün ise yeniden yüzde 100'e yaklaşan doluluğa ulaştıklarını anlattı. Bunu doğru marka karması, doğru hedef kitle ve doğru iletişim stratejisiyle başardıklarını ifade eden Canlıel, “40 bin metrekarelik bir AVM’yi 180 bin metrekarelik rakibiyle aynı kulvarda yarıştırırsanız kaybedersiniz. Her AVM'nin kendi müşteri kitlesine göre konumlanması gerekiyor” dedi. Bununla birlikte rekabetin daha da sertleşeceğini kabul eden Canlıel, yanlış konumlandırılan ya da yatırımcısı tarafından doğru yönetilemeyen alışveriş merkezlerinin zaman içinde farklı fonksiyonlara dönüşebileceğini söyledi.</p>
<h2>İspanyol Mira Mira Türkiye’ye girdi </h2>
<p>Ekonomide yaşanan dalgalanmalara rağmen Türkiye'nin uluslararası markalar açısından önemini koruduğunu vurgulayan Canlıel, ülkenin genç nüfusu ve tüketim potansiyelinin küresel perakendecilerin radarında olmaya devam ettiğini söyledi. ECE’nin 12 ülkedeki operasyonları sayesinde markalar arasında önemli bir köprü görevi gördüğünü belirten Canlıel, son olarak İspanyol aksesuar markası Mira Mira’nın ilk Türkiye mağazasını Marmara Park’ta açtıklarını hatırlattı. Şirketin halen Türkiye’ye girmek isteyen büyük ölçekli uluslararası markalarla görüşmeler yürüttüğünü belirten Canlıel, “Şu anda elimizde 2 bin 500-3 bin metrekare büyüklüğünde mağaza arayan çok önemli bir uluslararası marka var. Sorun Türkiye'ye gelmek istememeleri değil, uygun büyüklükte doğru lokasyonu bulabilmek” dedi. Canlıel’e göre geçmiş krizler de benzer bir tablo ortaya koydu. Ekonomik dalgalanmaların ardından uluslararası markaların yeniden büyüme arayışına girdiğini belirten Canlıel, “Her krizden sonra Türkiye'ye yeni markaların geldiğini gördüm. Çünkü Türkiye büyük, genç ve tüketmeye devam eden bir pazar. Küresel markalar için göz ardı edilemeyecek büyüklükte" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">AVM’LERDE TÜKETİCİ DAVRANIŞLARI DEĞİŞİYOR, SOSYALLEŞME ÖNE ÇIKIYOR</span></h2>
<p>ECE Türkiye'nin verileri, alışveriş merkezlerinde tüketici davranışının da önemli ölçüde değiştiğini gösteriyor. Şirketin yaptığı araştırmalara göre portföydeki alışveriş merkezlerinde ortalama ziyaret süresi 2022'de 99,6 dakika iken 2025'te 124,8 dakikaya yükseldi. Ancak aynı dönemde tüketiciler harcamalarında daha seçici davranmaya başladı. Canlıel’e göre ziyaretçiler artık yalnızca alışveriş yapmak için değil, zaman geçirmek, sosyalleşmek ve deneyim yaşamak amacıyla AVM’leri tercih ediyor. Bu nedenle restoranların büyüdüğünü, eğlence alanlarının çeşitlendiğini, spor, sağlık ve güzellik hizmetlerinin hızla arttığını belirten Canlıel, özellikle genç kuşağın ürün satın almaktan çok deneyim satın almaya yöneldiğini söyledi. Bu dönüşümün mağaza tasarımlarını da değiştirdiğini anlatan Canlıel, spor markalarının deneyim alanları oluşturduğunu, kitapçıların kafelerle büyüdüğünü, sağlık ve yaşam konseptlerinin daha fazla yer kapladığını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savas-uzadi-perakendede-toparlanma-seneye-otelendi-84576</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/05/Yolac-Canliel.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;de AVM yönetimi alanındaki tek yabancı şirket konumunda bulunan ECE Türkiye’nin Genel Müdürü Semet Yolaç Canlıel, yılın ikinci yarısı için beklenen toparlanmanın savaş nedeniyle geciktiğini belirterek canlanma beklentilerini 2027&#039;ye ötelediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasalarda-japonya-sancisi-84571</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalarda Japonya sancısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7177fac8ab8-1785821178.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Japonya’nın yenini savunmak için attığı adım, artık yalnızca Tokyo’nun para politikası meselesi olmaktan çıktı. Washington’un desteğiyle döviz piyasasında başlayan operasyon, küresel sermaye hareketlerinin yönüne ilişkin yeni bir riske dönüştü. Yenin dolar karşısında yaklaşık 40 yılın en düşük seviyesine, 164 seviyesine yaklaşmasının ardından Japonya’nın yaklaşık 53 milyar dolarlık müdahalede bulunduğu tahmin edilirken, ABD’nin de yen alımına katılması piyasalarda soru işaretleri doğurdu.</p>
<h2>ABD, Tokyo’nun tahvil satışından ürktü</h2>
<p>Washington’un müdahalesinin arkasında yalnızca Japonya’ya destek verme isteğinin bulunmadığı düşünülüyor. Analistlere göre ABD’nin asıl kaygılarından biri, Japonya’nın yeni desteklemek için büyük miktarda ABD Hazine tahvili satmak zorunda kalması ve bunun Amerikan tahvil piyasasında yeni bir satış dalgası yaratması. Japonya dünyanın en büyük yabancı ABD tahvili sahiplerinden biri olduğu için böyle bir hareket, Washington’un borçlanma maliyetlerini ve küresel faizleri doğrudan etkileyebilir.</p>
<h2>Asıl korku Japon sermayesinin eve dönüşü</h2>
<p>Piyasaların asıl korkusu müdahalenin kendisinden çok, yenin kalıcı biçimde güçlenmesi halinde Japon sermayesinin rotasını değiştirmesi. Japonya yıllarca dünyanın en ucuz fonlama merkezlerinden biri oldu. </p>
<h2>Japon tahvil getirisi rekor seviyede</h2>
<p>Bugün ise denklem tersine dönmeye başlıyor. Japonya Merkez Bankası politika faizini yüzde 1’e çıkarmış durumda; ABD’de faizler yüzde 3,50-3,75 aralığında olsa da Japonya’daki uzun vadeli tahvil getirileri hızla yükseliyor. Üstelik Japonya’nın 40 yıllık tahvil getirisi yüzde 3,689 ile rekor kırarken, 30 yıllık tahvil getirisi de yüzde 2,9 seviyelerine çıktı.</p>
<p>Bu tablo, Japon yatırımcı açısından yurtdışına para göndermenin cazibesini azaltıyor. Daha yüksek Japon tahvil getirileri ve güçlenen yen, bir yandan yeni yatırımların Japonya’ya dönmesini teşvik ederken diğer yandan geçmişte yen üzerinden kurulmuş pozisyonların kapatılmasını beraberinde getirebilir.</p>
<h2>9,5 milyar dolarlık pozisyon alarmı </h2>
<p>Piyasanın neden bu kadar hassas olduğunun en çarpıcı göstergelerinden biri hedge fonlarının pozisyonları. Bloomberg verilerine göre, 28 Temmuz itibarıyla küresel hedge fonları yenin zayıflaması yönünde 124.575 kontrat, yaklaşık 9,5 milyar dolarlık pozisyon taşıyordu. Bu rakam haziran ayındaki rekor seviyeye yakın ve 2007’den bu yana görülen en yüksek seviyelerden biri. Dolayısıyla müdahale yenin güçlenmesini hızlandırırsa yatırımcılar yalnızca yeni pozisyon açmak zorunda kalmayacak; mevcut kısa yen pozisyonlarını da kapatmak zorunda kalacak.</p>
<h2>155 seviyesindeki yen yeni savaş alanı </h2>
<p>Yen müdahalenin ardından 157 seviyelerine kadar güçlenirken, piyasanın yeni kritik eşiği 155 yen/dolar olarak öne çıkıyor. Nikkei’nin değerlendirmesine göre yenin 200 günlük hareketli ortalaması olan 158 seviyesinin üzerine çıkması, teknik görünümü de değiştirdi. Yetkililerin yeni müdahaleleri özellikle 155 seviyesi çevresinde yoğunlaştırıp yoğunlaştırmayacağı izleniyor.</p>
<h2>Müdahale devam edebilir</h2>
<p>BOJ Başkanı Kazuo Ueda’nın faiz artırımlarını hızlandırabileceği mesajı ve piyasaların ekim toplantısında 25 baz puanlık faiz artışına yaklaşık yüzde 90 olasılık vermesi, döviz müdahalesi ile para politikasının artık aynı hedefe yöneldiğini gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Washington tahvil piyasasını korumak istiyor</span></h2>
<p>ABD’nin operasyona katılması bu açıdan kritik. Japonya’nın yen alımını finanse etmek için ABD tahvili satması halinde, tahvil fi yatları düşerken getiriler yükselebilir. ABD 10 yıllık Hazine tahvilinin getirisi yıl başından bu yana yaklaşık 57 baz puan yükselmiş durumda. Küresel borçlanma maliyetlerinin zaten yüksek olduğu bir dönemde yeni bir Japon satış dalgası, ABD tahvil piyasasındaki baskıyı artırabilir. Bu nedenle Tokyo’nun gelecekteki müdahalelerde Fed’in FIMA repo mekanizmasını kullanarak dolar likiditesi sağlaması özellikle dikkat çekiyor. Bu yöntem Japonya’nın doğrudan Hazine tahvili satmadan müdahale için dolar elde etmesine olanak tanıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">3 trilyon dolarlık Japon sermayesi kritik önemde</span></h2>
<p>Japonya’nın net dış varlıkları 2024’te 533,05 trilyon yen, yaklaşık 3,7 trilyon dolar ile rekor seviyeye çıktı. Japon yatırımcıların ABD Hazine tahvilleri, Avrupa devlet tahvilleri, şirket tahvilleri ve küresel hisse senetlerinde devasa pozisyonları bulunuyor. Bu nedenle Japonya’da faizlerin yükselmesi yalnızca Tokyo piyasasını değil, küresel sermayenin maliyetini ve yönünü değiştirebilecek kapasiteye sahip.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Carry trade çözülebilir endişesi</span></h2>
<p>Yıllarca düşük faizli yenle borçlanıp daha yüksek getirili varlıklara yatırım yapan küresel yatırımcıların pozisyonlarını kapatması, yen talebini artırırken riskli varlıklardan çıkışı hızlandırabilir. Özellikle ABD teknoloji hisseleri, gelişmekte olan piyasalar ve yüksek borçluluk taşıyan varlıklar baskı altında kalabilir. 2024’teki carry trade çözülmesinin Asya borsalarında yarattığı sert satış, piyasanın halen hafızasında.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasalarda-japonya-sancisi-84571</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/1/1280x720/japonya-1785821538.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yenin yaklaşık 40 yılın en düşük seviyesine gerilemesinin ardından Japonya ve ABD’nin döviz piyasasında birlikte harekete geçmesi, yalnızca bir para birimini savunma operasyonu olmaktan çıktı. Japonya’nın yaklaşık 3 trilyon dolarlık yurtdışı varlığı, dünyanın en büyük ABD varlığı sahiplerinden biri olması ve devasa yen carry trade pozisyonları piyasalarda yeni saatli bomba gibi görülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/cerceve-yasa-imzaya-acildi-84570</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çerçeve yasa imzaya açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Terörsüz Türkiye hedefinde hazırlanan çerçeve yasa Meclis’e sunuluyor. AK Parti Grubunda imzaya açılan teklifin en geç Çarşamba günü TBMM Başkanlığı’na sunulması, teklifin ilk imza sahibinin ise MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin olması bekleniyor.</p>
<p>Terörsüz Türkiye sürecinde dün gün boyu görüşme trafiği yaşandı. Hafta sonu İmralı’ya giden DEM heyeti, Abdullah Öcalan’ın açıklamasını yazılı olarak duyurdu. TBMM Başkanı Kurtulmuş AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler ile Genel Başkan Vekili Efkan Ala ile yaklaşık 3.5 saat süren bir toplantı gerçekleştirdi. Süreç yasası ile ilgili Meclis takvimi gözden geçirildi. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler dün, teklif ile ilgili muhalefet partilerini ziyaret etti.</p>
<p>Perşembe günü Adalet Komisyonu’nda görüşülecek Muhalefet partilerinin bilgilendirilmesinin ardından, teklifin Perşembe günü Adalet Komisyonu’nda, hafta sonu da genel kurul da görüşülmesi planlanıyor. Çerçeve yasada şu maddeler yer alacak: </p>
<p>■ PKK terör örgütünün kendini feshettiği yasaya girecek. <br />■ Çerçeve yasanın amaç, kapsam, tanımı yapılacak. Sürecin hukuki alt yapısı anlatılacak. <br />■ Örgütün silah bırakmasının teyidi, soruşturma ve kovuşturmaların nasıl yürütüleceği, ceza infazına ilişkin esaslar ile denetim mekanizmalarını düzenleyen hükümlerden oluşacak. <br />■ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında ilgili bakanlıkların temsilcilerinin yer alacağı bir koordinasyon kurulu kurulacak. <br />■ TBMM’de süreci izlemek üzere milletvekillerinden oluşacak özel bir komisyon kurulacak. <br />■ Düzenlemeden yararlanacak örgüt üyeleri için süre sınırı getirilecek. Bu sürenin bir olması ve bir kereye mahsus 6 ay uzatılması öngörülüyor. <br />■ Teklifin gerekçe ve tanımlar bölümünde "PKK-KCK" ifadesi açık şekilde yer alacak, böylece başka örgütlerin düzenleme kapsamına girmesi önlenecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/cerceve-yasa-imzaya-acildi-84570</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/2/1280x720/terorsuz-turkiye-surecinde-sehit-aileleri-ve-gazilerle-bulusma-trafigi-hizlaniyor-1755704905.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Terörsüz Türkiye hedefinde hazırlanan çerçeve yasa Meclis’e sunulmaya hazırlanırken, ilk imza sahibinin MHP lideri Bahçeli’nin olması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-stratejilerine-farkli-bir-bakis-84568</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat stratejilerine farklı bir bakış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uzun yıllardır severek kullandığım ve birçok kişinin kullanmaya başladığını memnuniyetle gördüğüm bir kendi deyişim vardır “ <strong>Fiyatla rekabet, sonu felaket</strong>.”</p>
<p>Biz iş insanlarının ortak bir düşünce eğilimi vardır, “ <strong>Ne getirir, ne götürür?</strong>”</p>
<p>İster satınalma yapalım ister satış olsun yaptığımız her işin düşünce yapısı böyle şekillenir.</p>
<p><strong>Zararına</strong> iş <strong>yapsak bile</strong> öylesi bir davranışın arkasında <strong>başka hesaplarımız vardır</strong>.</p>
<p>Ancak konu ihracat olunca, bazı davranışlarımızı yorumlamak zorlaşıyor…</p>
<p>Çünkü <strong>uluslararası rekabet denilince varsa Çin firmaları yoksa onların ucuz teklifleri</strong>.</p>
<p>Yanlış anlaşılmak istemem…</p>
<p>Ürünümüzün benzerlerini daha ucuza veren firmaların <strong>fiyat rekabetini yadsımıyorum</strong>.</p>
<p>Özellikle KOBİ’lerin <strong>finansmana</strong> erişimdeki <strong>zorluklarını ihmal etmiyorum</strong>.</p>
<p><strong>Amma piyasanın aradığı sadece düşük fiyat değil ki…</strong></p>
<p><strong>Küresel pazarda</strong> yüzlerce, binlerce firma <strong>aynı veya benzer ürünleri yapıyor</strong>, yerel ve küresel pazarlarda kendilerine yer bulup <strong>ürünlerini satıyorlar</strong>.</p>
<p><strong>Satabilenlerin fiyatları hep düşük olanlar mı?</strong></p>
<p><strong>Kendimizi kandırmayalım…</strong></p>
<p>Konşimento bilgileri satın alarak müşteri bulmaya çalışmak, o bilgiler üzerinden hareketle fiyat vermek bizleri nereye kadar taşıyacaktır?</p>
<p>Düzgün ihracat müşterilerine sahip olan firmaların elemanlarını çalıp bünyemize katmamız ihracatlarımızı nereye kadar taşıyıp ne kadar sürdürülebilir kılacaktır?</p>
<p>O firmaların müşterileri “ Aman <strong>yeni tedarikçiler gelse de onlardan alsak</strong> “ diyerek sizleri mi bekliyorlar?</p>
<p><strong>Kaç ihracatçı firma oturup rekabet analizi ya da SWOT analizi yapıyor?</strong></p>
<p>Bu analizleri, özellikle SWOT analizini rakip firmalar için yapanına pek rastladığımı söyleyemem.</p>
<p><strong>Doğru strateji</strong> kurmak ve <strong>sürdürülebilir bir ihracat</strong> yapısı oluşturmak istiyorsanız hem <strong>rakiplerinizi</strong> hem de <strong>pazarlarınızı</strong> çok iyi <strong>değerlendirmeniz gerekir</strong>.</p>
<p><strong>Aksi takdirde</strong>, sisli havada navigasyon gereçleri olmadan dümen tutmaya çalışan gemi kaptanına dönersiniz.</p>
<p><strong>Zamanınız ve paranız boşa gider.</strong></p>
<p>Daha da kötüsü ihracata olan güveniniz ve ona yönelik motivasyonunuz azalır.</p>
<p>Aklımızda tutmamız gereken çok <strong>önemli bir konu</strong> da krizlerin atlatılmasında öne çıkan nokta her ne kadar <strong>verimliliğin arttırılması</strong> ve üretim <strong>maliyetlerinin azaltılması</strong> olarak görülse de pazar stratejileri ile <strong>müzakere masasındaki bilgi gücünüz</strong> ihmal edilemeyecek kadar önemlidir.</p>
<p>Hedef <strong>pazarlarınızın ekonomik hareketleri</strong> ile gelecek tahminlerini <strong>bilmek</strong> size <strong>planlanabilir ihracat</strong> getirir.</p>
<p>Batı <strong>Avrupa pazarlarında bile</strong> ihracatçılarımız, güvenilir sandıkları ödeme yöntemleri üzerinden <strong>zarara uğratılıyorsa</strong> bunun nedeni, <strong>bilgi eksikliğidir</strong>.</p>
<p><strong>Rakiplerimizin</strong> ayak <strong>izleri</strong> üzerinden gidip <strong>fiyat kırarak müşteri çalmak</strong> yerine, ciddi araştırmalarla toplanan <strong>verileri değerlendirip</strong> oluşturulan <strong>farklı pazarlara</strong> satmaya çalışmak, kalıcı ihracatlara yol açar.</p>
<p>Rakiplerden daha hızlı ve istenilen zamanda teslimat, satış sonrası hizmetlerde kusursuzluk gibi unsurlar, fiyatın sert etkisini azaltacaktır. Üretimde sağlanabilecek esneklikler, müşterilerle kesintisiz ve eşzamanlı iletişim bizleri öne çıkarabilecek unsurlardır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-stratejilerine-farkli-bir-bakis-84568</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/4/1280x720/ihracat-ithalat-dis-satim-1778213201.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat stratejilerine farklı bir bakış ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bati-dusuncesinin-siyasal-kaynaklari-84567</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Batı düşüncesinin siyasal kaynakları </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Batı düşüncesinin siyasal kaynakları ve temel temaları zaman içinde prizmada kırılarak, aynada aksederek, değişik coğrafyalarda bükülerek tekrar tekrar karşımıza çıkmaktadır. Sorunun özü siyasal iktidarın doğasıdır. Bu doğa pek çok biçim alabilir. Kilise kaynaklarının bahsettiği gibi corpus mysticum olabilir. Yine Orta Çağ’dan gelen, Maitland, von Gierke ve Kantorowicz’in açıkladığı persona ficta veya sole corporate, Tudor kuramında “kralın iki vücudu” olabilir. Meşhur raison d’état olabilir. Carl Schmitt’in Katolik kilisesi için kullandığı ifadeyle complexio oppositorum –karşıtların içinde birleştiği bir karmaşık yapı- olabilir. Başkanlık sistemlerinin siyasal teolojisi bu genel sorunun –siyasal iktidarın doğası ve kaynağı- bir alt kümesidir.</p>
<p>Nedir bu doğa? Bazı egemenler zenginliklere el koymak, çalışan sınıfları –işgücünün temel üretim faktörü olduğu bir teknoloji seviyesinde- kontrol altında tutmak için teoloji, hukuk, siyasal teoloji gibi ideolojik örtülere başvurmuşlar denebilir; yanlış da olmaz. Marx ve Engels’in Manifesto’da kapitalizmin “üretimi sürekli devrimcileştirmesinden” bahsettikleri ve Sanayi Devrimi sonrası kapitalizmin yıkıcı ve yenileyici momentumunu övdükleri sıklıkla söylenir. Marx ana hatlarıyla haklıydı: Roma İmparatorluğu “düz” idi. Nüfus ve GSYH artmıyor; köleci toplum ancak böyle bir üretim tarzında mümkün oluyordu. Daha da ileri giderek her şeyi feodalitenin başlattığı, kapitalizmin ise nüfusu ve geliri görülmemiş bir büyüme hızıyla artırdığı söylenebilir. Daha önceki binlerce yıl boyunca eser miktarda nüfus artışı ve büyüme olmuştu. Düşük teknoloji seviyesinde insan temel üretim araçlarının ilk sırasındaydı. Elbette isyan etmeden köle gibi çalışmasını sağlamak önemliydi.</p>
<p>Ancak bu kadarı hiçbir ilginçlik taşımıyor. Taşımıyor çünkü hiçbir toplum bu kadar basit değildi. Hiçbir toplum iki sınıflı, şeffaf değildir. İktidarın, gücün, devletin, kurumların doğası önceleri teoloji ve hukukla, sonraları siyaset felsefesiyle işlenmiş bir siyasal kültür içinde bazı sembolik anlamlar kazanır ve diğer sembolik anlamlardan uzaklaşır. Zihin dediğimiz nitelik, anlaşılacak/açıklanacak/meşrulaştırılacak olanı entelektüel-bilişsel düzeyde temsil etmeden, sembolikleştirmeden ve içrekleştirmeden siyaseti, toplumu ve devleti kurgulayamaz. Siyaset ve devlet sembolik ve içrek (ezoterik) olarak temellendirilir. En şeffaf siyasal ideolojiler bile ideolojik ve kültürel dolayımlarının rafineliği dolayısıyla dikkat çekicidir. Örneğin ius divinium/lex divina ve ius naturale olmaksızın ne Roma, ne Kilise, ne seküler otorite, ne Hobbes, ne Locke, ne toplum sözleşmesi, ne de Amerikan, Fransız ve Rus devrimleri anlaşılabilir. Ius divinium –ilahi hukuk- ve ius naturale –doğal hukuk ki ilkiyle önemli ölçüde örtüştüğü kabul edilir- özel mülkiyeti tanımadığı, prens-kral-imparator bilmediği için iktidarın gizemi her zaman önce ius humanum veya lex humana bağlamında –insan eliyle yapılan yasa- aranmalıdır. Siyasal teoloji söz konusu hukuklar ve kurgular arasındaki bağlantıları sağladığı ölçüde dikkatimizi çekmelidir.</p>
<p>Örneğin Aristocu ve Thomist –Thomas of Aquinas’a dayanan- görüş toplumun ve siyasal iktidarın herkesin iyiliğini sağlamak için var olduğunu savunur. Ortak yarar –common good- hukukla ve siyasal iktidarın içeride ve uluslararası planda nasıl işleyeceğiyle belirlenecekti. Elbette bu hukuk ius humanum/ius civile/ius positum idi ve ne 17. Yüzyılın “kralın ilahi hakları” –Divine Rights of Kings- kavramıyla bağdaşabilirdi, ne de Hobbesian kurgudaki gibi yurttaşların civitas’a katılırken doğal haklarının büyük kısmından vazgeçtikleri iddiasını içeriyordu. Tam tersine monarkın varlığı onun “seçilmiş monark” olmasına engel olmadığı gibi, yönetime verilen olağanüstü yetkiler bile sonuçta gerek ius naturale/ius divinium gerekse monarkın danışma kurulu –curia regis- tarafından sınırlandırılıyordu. Ancak siyasal teoloji çok daha incelikli tasarımlara yol açmıştır ve Carl Schmitt’in modern dünyaya iz düşmeyi denediği bu hattın vaat ettikleri hayli fazladır. Monark, despot veya tiran değildir.</p>
<p>Ancak bunlar son bin yılın yarattığı fikirler. Her şeyi yeniden düşünmek için işgücünün temel üretim/teknoloji faktörü olmadığı bir dünyayı ele almak gerekiyor olabilir ki bugün bu noktaya yakınız.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bati-dusuncesinin-siyasal-kaynaklari-84567</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batı düşüncesinin siyasal kaynakları  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-yeni-hukuk-savasi-model-damitma-84566</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekânın yeni hukuk savaşı: Model damıtma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Damıtma, makine öğrenmesi literatüründe onlarca yıldır biliniyor ve akademik çevrelerde tamamen meşru kabul ediliyor. Sorun şu: Bu yöntemin büyük ticari modellere uygulanması, hukukun hiç hazırlanmadığı bir alana giriyor.</strong></p>
<p>Yapay zeka modelleri arasındaki rekabetin hukuk alanında da tam gaz devam ettiğini görüyoruz. Çin’in yapay zeka modeli DeepSeek'in R1 modelini piyasaya sürmesiyle birlikte yapay zekâ dünyasında teknik bir tartışma aniden hukuki bir savaşa dönüştü. İddialara göre DeepSeek, OpenAI'ın API'si üzerinden elde ettiği çıktıları kullanarak kendi modelini eğitti. Bu yönteme "model damıtma" (distillation) deniyor. OpenAI, bu iddia üzerine hem iç soruşturma başlattığını açıkladı hem de kullanım koşullarını ihlal ettiği gerekçesiyle DeepSeek'in API erişimini kesti. Sessiz sedasız başlayan bu süreç, yapay zekâ hukukunun belki de en karmaşık köşesine ışık tutuyor.</p>
<p><strong>Teknik kavram, hukuki kâbus</strong></p>
<p>Damıtma, bir "öğretmen" modelin çıktılarını -yanıtlarını, muhakeme zincirlerini, token olasılıklarını- başka bir "öğrenci" modelin eğitim sinyali olarak kullanmaktır. Yöntem, makine öğrenmesi literatüründe onlarca yıldır biliniyor ve akademik çevrelerde tamamen meşru kabul ediliyor. Sorun şu: Bu yöntemin büyük ticari modellere uygulanması, hukukun hiç hazırlanmadığı bir alana giriyor.</p>
<p>Telif hukukunun çerçevesine bakıldığında paradoksal bir tablo ortaya çıkıyor. Bir modelin çıktısı -metni, analizi, muhakemesi- çoğu yargı bölgesinde telif korumasından yoksun, zira telif hukuku insan yaratıcılığını korur. Bunu kabul ederseniz, korunmayan bir çıktıyla eğitim yapmanın telif ihlali oluşturması mantıksal olarak imkânsız hale geliyor. Yapay zekânın ürettiklerini hukuken korumak ne kadar zorsa, o üretimlerin "kopyalanmasını" önlemek de o kadar zor.</p>
<p><strong>Gerçek savaş alanı: Sözleşme hukuku</strong></p>
<p>OpenAI'ın asıl silahı telif değil, kullanım koşulları (ToS). API çıktılarının rakip model eğitiminde kullanılmasını açıkça yasaklayan bu madde, sözleşme hukukunda daha sağlam bir zemin sunuyor. Ne var ki DeepSeek, Çin merkezli bir kuruluş; ABD mahkemelerinin yargı yetkisi ve Çin'in bu koşullara ne ölçüde saygı göstereceği muğlak. Üstelik ispat meselesi kritik: bir modelin başka bir modelin çıktısıyla eğitildiğini matematiksel kesinlikle ortaya koymak, mevcut araçlarla son derece güç.</p>
<p>Ticari sır teorisi de masada. Damıtma yoluyla bir modelin içsel muhakeme biçimi ve problem çözme örüntüleri "aktarılmışsa" bu bir ticari sır ihlali sayılabilir mi? DeepSeek R1'in özellikle dikkat çektiği nokta, zincir düşünme (chain-of-thought) muhakemesinin kopyalanması iddiası. Kısa bir yanıt çıktısından farklı olarak “uzun ve yapılandırılmış muhakeme süreçleri yaratıcılık eşiğini geçiyor mu?” sorusu, telif teorisini yeniden canlandırabilir. Henüz emsal yok ama buradaki teknik tartışma hızla büyüyor.</p>
<p><strong>Pax Silica'nın gözünden damıtma</strong></p>
<p>Damıtma meselesini salt hukuki bir çerçevede değerlendirmek, resmin kritik bir boyutunu gizliyor. "Pax Silica" -ABD öncülüğünde oluşturulan ve yapay zekâ çağının kritik teknoloji tedarik zincirlerini güvence altına almayı amaçlayan yeni bir uluslararası iş birliği platformu- bu davayı kendi hegemonya mücadelesinin bir parçası olarak okuyor. Bu perspektiften damıtma yasağı, bir sözleşme maddesinin çok ötesinde; kurulmakta olan küresel yapay zekâ hiyerarşisini koruma refleksi. Büyük ABD laboratuvarlarının yıllarca milyarlarca dolar harcayarak geliştirdiği modeller, çok daha düşük maliyetle "öğrenci" modellere aktarılabiliyorsa ciddi bir asimetri doğuyor. Pax Silica bu asimetriyi ToS mekanizmaları ve potansiyel dava tehditleriyle kapatmaya çalışıyor. Ancak uluslararası arenada, yaptırım olmadan bu düzenleme yalnızca kurallara uyan aktörleri kısıtlıyor; küresel rakipler üzerinde ise sınırlı etkisi var. Netice olarak, Pax Silica'nın damıtmaya karşı geliştirdiği hukuki refleks, teknik değil jeopolitik bir savunma mekanizması.</p>
<p><strong>Önümüzdeki tablo</strong></p>
<p>Kısa vadede ToS'lar daha katı hale gelecek; "API çıktısıyla model eğitimi yasağı" sektörün standart maddesi olacak. Nitekim OpenAI, Anthropic ve Google'ın kullanım koşulları bu yönde zaten güncellenmeye başladı. Orta vadede kriptografik filigran (model watermarking) teknolojileri belirleyici rol oynayabilir; bir modelin çıktısına gömülü iz saptanabilirse ispat sorunu çözülür ve telif teorileri birden hayat bulur. Uzun vadede ise asıl soru şu: farklı coğrafyalarda farklı hukuk rejimleri geçerliyse, damıtma kısıtlamaları yalnızca kurallara uyan aktörleri bağlar ve rekabet asimetrisi derinleşir.</p>
<p>Model damıtma davası, telif hukukunun gerçekte neyi koruduğuna dair köklü soruyu yüzeye taşıyor: insan yaratıcılığının ifadesini mi, yoksa hesaplama yatırımının ürününü mü? Bu soruya verilecek yanıt, bir hukuk tartışmasının çok ötesinde; yapay zekâ ekonomisinin rekabet haritasını yeniden çizecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-yeni-hukuk-savasi-model-damitma-84566</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekânın yeni hukuk savaşı: Model damıtma ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/meslek-mensuplarinin-korunmasi-84565</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meslek mensuplarının korunması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Diğer meslekler için oluşturulmuş koruma kalkanlarının YMM’ler ve SMMM’ler için de ihdas edilmesinde, meslek mensupları için ceza yargılaması açısından Hazine ve Maliye Bakanlığı nezdinde oluşturulacak bir değerlendirme komisyonunun izni koşulunun getirilmesinde yarar vardır.</strong></p>
<p>Gazetemizin 29 Temmuz günlü nüshasında yayımlanan yazısında TÜRMOB Genel Başkanı Hüseyin Yıldız, mesleki faaliyet ile cezai sorumluluk arasındaki sınırların belirsizliğinden yakınarak, meslek mensuplarının denetimini yaptığı yahut beyanname imzalama veya tasdik hizmeti verdiği bir şirketin veya mükellefin çeşitli sebeplerle suç isnadı ile karşılaştığı durumlarda mali konularla ilişkilendirilerek meslek mensubunun da zan altında kalıp kalmayacağı noktasındaki tereddütlerini dile getirmekte ve bu konudaki sınırların belirlenmesi gereğinden söz etmektedir.</p>
<p>Ben de bunun üzerine çeşitli mesleklerin mensuplarına sağlanan koruma kalkanlarını inceleyerek, 3568 sayılı Kanun’dan aldıkları sıfatlarla mesleki faaliyetlerini sürdürenlerle karşılaştırayım istedim.</p>
<p><strong>Doktorlar ve diş hekimleri</strong></p>
<p>3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun ek 18. maddesi ile kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları hakkında, mesleki uygulamaları (malpraktis) nedeniyle ceza soruşturması açılması konusunda 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmış, soruşturma izninin Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan “Mesleki Sorumluluk Kurulu” tarafından verileceği belirtilmiştir. Bu kurul, tıbbi hata (malpraktis) iddialarını ön inceleme ile değerlendirerek soruşturma izni vermekte veya izin talebini reddetmektedir. Devlet üniversitelerinde görev yapan akademik kadrodaki hekimler ve diş hekimleri için 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesi kapsamındaki soruşturma usulleri geçerlidir (Rektörlük iznine tabidir).</p>
<p><strong>Avukatlar</strong></p>
<p>1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesine göre; “Avukatların, avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve kayıtlı olunan baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hâli dışında avukatın üzeri aranamaz.”</p>
<p>Görüldüğü gibi, avukatların avukatlık görevinden veya baro organlarındaki görevlerinden doğan ya da görev sırasında işledikleri suçlar için soruşturma yapılması Adalet Bakanlığı’nın iznine bağlıdır. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün izni olmadıkça avukatlar hakkında, görevleri ile bağlantılı olarak işledikleri suçlar dolayısıyla ceza davası açılamaz. Kanunun 59. maddesine göre, Genel Müdürlüğün incelemesi sonunda kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde dosya, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesine en yakın bulunan ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet savcılığına gönderilir. Cumhuriyet savcısı beş gün içinde iddianamesini düzenleyerek dosyayı, son soruşturmanın açılmasına veya açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir. Soruşturma açılıp açılmayacağına ağır ceza mahkemesi karar verir. Mahkemenin son soruşturmanın açılmasına karar vermesi hâlinde dosya, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesine gönderilir ve yargılama burada yapılır.</p>
<p><strong>Noterler</strong></p>
<p>1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 153. maddesine göre noterlerin, görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı kovuşturma yapılabilmesi Adalet Bakanlığının iznine bağlıdır. Anılan Kanunun 154. maddesine göre, adalet müfettişleri veya mahallî Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenen dosya, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne tevdi olunur. İnceleme sonunda kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde dosya, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesine en yakın bulunan ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet savcılığına gönderilir. Cumhuriyet savcısı beş gün içinde iddianamesini düzenleyerek dosyayı, son soruşturmanın açılmasına veya açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir. Ağır ceza mahkemesinde yapılan yargılama sonunda ilgili noter hakkında son soruşturmanın açılmasına karar verilmesi hâlinde dosya, bu kez suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesine gönderilir ve yargılama burada yapılır.</p>
<p><strong>YMM VE SMMM’ler</strong></p>
<p>YMM’ler ve SMMM’lerin sorumluluğu ile ilgili düzenlemeler VUK mükerrer 227. maddede ve 3568 sayılı Kanunun 12. maddesinde yer almıştır. Ancak bu maddeler, meslek mensuplarının vergi idaresine karşı müteselsil sorumluluk hâllerini konu almasına rağmen, meslek mensuplarının meslekleri ile ilgili olarak işleyeceği veya işlediği iddia olunacak suçlar ile bu konuda kendileriyle ilgili yapılacak suç duyurularına ilişkin bir düzenleme içermemektedir. Oysa ağırlıklı olarak gri alanları bol, yoruma mütehammil ve/veya ihtilaf konuları içeren düzenlemelerle dolu vergi mevzuatını esas alarak çalışan bu meslek mensupları hakkında da büyük çoğunluğu vergi müfettişleri tarafından olmakla birlikte, az da olsa müşterileri veya üçüncü şahıslar tarafından yapılan suç duyuruları söz konusudur. Özellikle vergi müfettişleri tarafından hazırlanan vergi suçu raporlarında değerlendirme veya delil standartları olmadığı gibi, bu konuda Rapor Değerlendirme Komisyonlarının da yeterli güvenceyi oluşturmadığı görülmektedir. Bence diğer meslekler için oluşturulmuş koruma kalkanlarının YMM’ler ve SMMM’ler için de ihdas edilmesinde, meslek mensupları için ceza yargılaması açısından Hazine ve Maliye Bakanlığı nezdinde oluşturulacak bir değerlendirme komisyonunun izni koşulunun getirilmesinde yarar vardır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/meslek-mensuplarinin-korunmasi-84565</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meslek mensuplarının korunması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/universite-diplomasi-ise-ne-kadar-yariyor-84564</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üniversite diploması işe ne kadar yarıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gençler, bulabildikleri herhangi bir işte çalışabilmek uğruna dört ila altı yıllık üniversite eğitimlerinin üzerine bir çizgi çekmek zorunda kalmışlar. Bu gençlerin, sahip oldukları niteliklere kıyasla daha düşük nitelik gerektiren işlerde çalışmak durumunda kaldıklarını da söyleyebiliriz.</strong></p>
<p>Bir önceki yazımızda, Yükseköğretim Kurumları Sınavı sonuçlarından hareketle, üniversite kapısına yığılan gençlerin aldıkları eğitimin niteliği, daha doğrusu niteliksizliği üzerinde durmuştuk. Şimdi de bu aşamayı geçme şansına sahip gençlerin, yükseköğrenimi tamamlama imkânını elde etmeleri hâlinde bile nasıl bir manzarayla karşılaştıkları üzerinde duracağız.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7179b22c1d0-1785821618.png" alt="" width="659" height="339" />Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri verileri, yükseköğrenimi tamamlama şansına sahip gençler için bile sorunların bitmediğine işaret ediyor. Veriler, gençler açısından koşulların hiç de kolay olmadığını gösterdiği gibi, yükseköğrenim ile istihdam arasındaki bağın da sağlıksız olduğuna işaret ediyor. TÜİK verilerinin ortaya koyduğu manzara şöyle:</p>
<p>2015-2024 arasındaki 10 yıllık dönemde lisans düzeyinde eğitim veren bir fakülteden mezun olmuş gençlerin en az beşte biri, 2025 yılı itibarıyla kayıtlı bir işte çalışmıyordu.</p>
<p>Yüzde 80’in üzerinde istihdam şansına sahip alanlar yalnızca sağlık ve refah ile mühendislik ve inşaat. İstihdam oranı, sanat ve beşeri bilimler alanında yüzde 60,86’ya, sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında yüzde 68,70’e kadar düşüyor. Toplumsal ihtiyaçlar açısından en kritik alanlardan biri olan eğitim alanından son 10 yılda mezun olmuş gençlerin bile dörtte biri kayıtlı bir işte çalışma imkânı bulamamış.</p>
<p>Üniversite mezunu kadınların istihdam oranı genel olarak erkeklerden daha düşük. Örneğin sanat ve beşeri bilimlerden mezun olan genç kadınların istihdam oranı yüzde 52,61. Yani son 10 yılda bu alandan mezun olan kadınların yaklaşık yarısı bir iş bulamamış durumda.</p>
<p>İş bulma süresi de bir başka sorun. Üniversite diplomasını almak, iş bulmayı garanti etmiyor. Mezun olduktan sonra bir yıl içinde iş bulabilme şansı yok denecek kadar az. Sağlık ve refah alanı gibi hem kritik hem de kamu ve özel sektörde iş bulma imkânı bulunan bir alanda bile ilk iş bulma süresi dokuz ayı buluyor. İlk iş bulma süresi; iş, yönetim ve hukuk alanında 18,32 ayı, sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında 17,71 ayı, sanat ve beşeri bilimler alanında 15,95 ayı, tarım, ormancılık, balıkçılık ve veterinerlik alanında ise 15,24 ayı buluyor. Mühendislik, imalat ve inşaat alanında bile iş bulma süresinin 11,58 ayla bir yıla yaklaşması, sorunun ağırlığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Gençler açısından eğitimin önemini sorgulatan, eğitim politikaları açısından ise eğitim ile toplumsal ve ekonomik ihtiyaçlar arasındaki bağın kopukluğunu sergileyen bir başka gerçek de üniversite mezunu gençlerin ciddi bir bölümünün, eğitimini aldıkları alanla ilgisi olmayan işlerde çalışıyor olması. Yani istihdam şansını yakalayan gençler bile en az dört yıl eğitimini aldıkları alandan farklı bir alanda çalışıyor. Gençler, bulabildikleri herhangi bir işte çalışabilmek uğruna dört ila altı yıllık üniversite eğitimlerinin üzerine bir çizgi çekmek zorunda kalmışlar. Bu gençlerin, sahip oldukları niteliklere kıyasla daha düşük nitelik gerektiren işlerde çalışmak durumunda kaldıklarını da söyleyebiliriz.</p>
<p>TÜİK verilerine göre tıp okuyanların bile beşte biri kendi alanı dışında bir işte çalışmak zorunda kalmış. Mühendislik, imalat ve inşaat alanında üniversite diploması alan her üç gençten biri de kendi alanıyla ilgisi olmayan bir işte çalışıyor.</p>
<p>Sosyal bilimler alanlarına gelince durum daha da dramatik bir hâl alıyor. Sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanından mezun olan her beş gençten dördü, dört yıl eğitimini aldığı alanın dışında çalışıyor. Doğa bilimleri, matematik ve istatistik alanından mezun olan her 10 gençten altısı da başka bir alanda çalışmak zorunda kalmış.</p>
<p>Bu durumun gençlerin hayatını zorlaştırdığı ve gelişimlerini frenlediği açık. Bunun yanı sıra ekonomik ve sosyal açıdan çok büyük bir kaynak israfı olduğu da tartışmasız bir gerçek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/universite-diplomasi-ise-ne-kadar-yariyor-84564</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üniversite diploması işe ne kadar yarıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyasi-transferlere-degil-anayasa-degisikligine-bakmak-lazim-84563</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Siyasi transferlere değil, anayasa değişikliğine bakmak lazım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p class="isselectedend">Siyaset gündemi, CHP’den Yeni Parti’ye geçen siyasetçiler ile o dönemde CHP yöneticisi olan, şimdiki Yeni Parti yöneticilerinin belirleyip aday yaptığı isimlerin AK Parti’ye geçmesi tartışmalarının arasına sıkışmış görünüyor.</p>
<p class="isselectedend">İki tarafın laf yarıştırdığı bu sürecin sonu, Sedat Bozkurt’a göre muhtemelen şöyle sonuçlanır: CHP ile Yeni Parti arasında bölünen her bir oy, Cumhur İttifakı’na milletvekili seçiminde milletvekilliği, yerel seçimlerde ise belediye başkanlığı kazandırır.</p>
<p class="isselectedend">Ben de bir ek yapayım: Cumhurbaşkanlığı seçimi de bu durumda mevcut iktidarın lehine sonuçlanır…</p>
<p class="isselectedend">Fakat bu aritmetik işlemlerden, CHP-Yeni Parti çekişmelerinden kafayı kaldırıp Terörsüz Türkiye sürecine, bu sürece bağlı olarak yapılacak anayasa değişikliklerine ve bu süreçte CHP ile Yeni Parti’nin nasıl bir politika izleyeceklerine bakmak zorunlu hâle gelmiş durumda.</p>
<p class="isselectedend">İki partinin programlarına bakarsanız hemen hemen aynı cümleleri görürsünüz. Dolayısıyla süreç, her iki partide de programlardan bağımsız olarak, günlük siyasetin ihtiyaçlarına uygun bir şekilde tavır alınarak yürütülmeye çalışılacak. Bu arada çerçeve yasa ve çevresinde dönen tartışmalara da çok takılmamak lazım. Zira bu işin, deyim yerindeyse, peşrev faslı. Asıl tartışma; kimin ne istediği, ne yaptığı, anayasa değişiklikleri sürecinde ortaya çıkacak...</p>
<p class="isselectedend">Misal, DEM Parti İmralı Heyeti’nin önceki gün İmralı’da gerçekleştirdiği görüşme sonrasında Öcalan’ın bu hafta Meclis’e gelecek olan çerçeve yasaya dair açıklaması şöyleymiş: “Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Önemli olan bu adımın doğru anlaşılması ve herkesin sürecin başarısı için sorumluluk üstlenmesidir.”</p>
<p class="isselectedend">Öte yandan, misal, Prof. Birgül Ayman Güler şöyle yazdı:</p>
<p class="isselectedend">“Eşit vatandaşlık = etnik vatandaşlık demek.<br />Anadil meselesi = Birden çok resmî dillilik demek.<br />Yerel yönetim meselesi = idari vesayetin kaldırıldığı özerk yerellikler demek…</p>
<p class="isselectedend">Bu bir siyasi proje.</p>
<p class="isselectedend">Çok milletli ‘millet’, çok resmî dilli devlet, eyaletçilik projesi.</p>
<p class="isselectedend">TR için zararlı!”</p>
<p class="isselectedend">Prof. Hasan Ünal da ekledi:</p>
<p class="isselectedend">“Çok doğru.</p>
<p class="isselectedend">Etnik vatandaşlık, birden fazla resmî dil ve otonomi anlamına gelen yerel yönetimler temelli bir devlet yapısı, bu coğrafyada bir sonraki aşamada gerçekleşecek bölünmenin resmîleşmiş altyapısıdır.</p>
<p class="isselectedend">Kimse hikâye anlatmasın... Özellikle de son yıllarda her kötülüğün üstünü örtmek için kullanılan demokrasi, özgürlükler diye başlayan cümlelerle lafa başlamasın...”</p>
<p class="isselectedend">CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun çerçevesi net:</p>
<p class="isselectedend">“Terörün bitmesi ve üniter devlet yapısı kırmızı çizgimizdir. Bu bağlamda; silahın siyasetin dışına çıkmasına evet. TBMM merkezli sürece evet. Hukuk devletine evet. Eşit yurttaşlığa evet. Demokratik siyasetin güçlenmesine evet. Üniter yapının korunmasına evet. Bölgesel barışa evet.”</p>
<p class="isselectedend">Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ise diyor ki:</p>
<p class="isselectedend">“…Terörsüz Türkiye sürecindeki duruşumuz ilkesel.</p>
<p class="isselectedend">…Biz ne AK Parti ile ne MHP ile ne DEM’le AK Parti’nin geleceğini, Tayyip Bey’in bir daha adaylığını, anayasa değişikliğini falan filan konuşmadık.</p>
<p class="isselectedend">…Ben Tayyip Erdoğan’ın siyasi geleceğiyle ilişkilendirilmiş bir sürece destek falan vermem.”</p>
<p class="isselectedend">Oysa aynı partinin Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu şöyle diyor:</p>
<p class="isselectedend">“Hayatımın her döneminde; çatışmadan, şiddetten, silahtan, ölümden ve kandan beslenenlere karşı; barıştan, kardeşlikten, adaletten, insan haklarından ve bir arada yaşama iradesinden yana mücadele içinde oldum.</p>
<p class="isselectedend">Bugün de kritik bir eşikte aynı kararlılıkla barışı, demokratik siyaseti ve birlikte yaşamı savunuyor, bu değerlerin karşısında duranlarla mücadele ediyorum…”</p>
<p class="isselectedend">Dediğim gibi, peşrevlere fazla kulak asmamak lazım. Asıl, çerçeve yasadan sonra sonbaharda gündeme gelecek anayasa değişiklikleri ve o değişikliklerdeki tavırlar; önümüzdeki seçimin taraflarını da sonuçlarını da Türkiye’nin yeni yönetim biçimini de belirleyecek.</p>
<p>Dikkat!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyasi-transferlere-degil-anayasa-degisikligine-bakmak-lazim-84563</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Siyasi transferlere değil, anayasa değişikliğine bakmak lazım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryanin-temmuz-ayi-ihracati-5565-milyon-dolar-oldu-84596</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’nın temmuz ihracatı 556.5 milyon dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya’dan yapılan ihracat, 2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde 3 milyar 210 milyon dolara ulaştı.</p>
<p>Şehrin temmuz ihracatı ise geçen yıla göre yüzde 6,1 artarak 556,5 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Temmuz ayında Sakarya’nın ihracatında ilk 5 sırayı sırasıyla Otomotiv Endüstrisi, Demir ve Demir Dışı Metaller, Çelik, Kimyevi Maddeler ve Mamulleri ve Makine ve Aksamları sektörleri oluşturdu.</p>
<p>Sakarya, ihracatını Temmuz ayında 25 ana sektörün 17’sinde geçen yılın aynı ayına kıyasla artırdı.</p>
<p>Özellikle Çelik, Makine Aksamları, Otomotiv Endüstrisi, Elektrik ve Elektronik ile Fındık ve Mamulleri sektörlerinde yüzdesel ve dolar bazlı artışlar dikkat çekti.</p>
<p>Sakarya’dan 2026 Temmuz ayında serbest bölgeler dahil dünyanın 118 noktasına ihracat gerçekleştirildi. Fransa, İspanya, Birleşik Krallık, Polonya ve İtalya en çok ihracat yaptığımız ilk 5 ülke oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryanin-temmuz-ayi-ihracati-5565-milyon-dolar-oldu-84596</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/6/1280x720/sakaryanin-temmuz-ayi-ihracati-5565-milyon-dolar-oldu-1785834257.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya&#039;nın temmuz ihracatı 556,5 milyon dolar olurken, bu dönemde 25 ana sektörün 17’sinin dış satımı geçen yıla göre artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-enerji-yarisinin-adi-megavat-degil-esneklik-84579</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni enerji yarışının adı: Megavat değil, esneklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ, elektrikli ulaşım ve sanayinin elektrifikasyonu enerji talebini yeniden şekillendirirken, dünyanın yeni rekabet alanı da değişiyor. Temiz elektrik üretmek kadar, onu doğru zamanda, doğru yerde ve güvenli biçimde depolayabilmek de büyük bir önem kazanıyor. Yeni enerji yarışını arık megavat değil, esneklik belirleyecek. </strong></p>
<p>Dünya enerji yarışında yeni bir eşik açılıyor. İlk dönemde ülkeler daha fazla yenilenebilir enerji üretmeye odaklandı.</p>
<p>Bugün ise rekabetin şekli değişiyor. Bunun nedeni elektriğin üretildiği zaman ile ihtiyaç duyulduğu zaman arasındaki farkın büyüyor olması. Yapay zekâ, veri merkezleri ve elektrifikasyon bu farkı daha da görünür hale getiriyor. Bugün geldiğimiz noktada, elektrik üretimi kadar, üretilen elektriğin ihtiyaç duyulana kadar nasıl saklanacağı da çok önemli.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7184715cf25-1785824369.jpg" alt="" width="600" height="600" />Bu değişimi üç temel unsur belirliyor: İlki yapay zekâ. Yeni nesil veri merkezleri geçmişte hiçbir sektörün talep etmediği kadar büyük ve kesintisiz elektrik tüketiyor. İkincisi ulaşım ve sanayinin elektrifikasyonu. Elektrikli otomobillerden ısı pompalarına kadar milyonlarca yeni sistem elektrikle çalışıyor. Üçüncüsü ise enerji güvenliği. Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte ülkeler, yalnızca enerji üretmenin değil, enerjiyi güvenli biçimde yönetmenin de stratejik önemini gördü.</p>
<p>Bu üç gelişme, enerji depolamayı küresel ekonominin en kritik altyapılarından biri haline getirmiş durumda. Dolayısıyla, ülkelerin enerji politikalarının gündeminde ortak bir başlık bulunuyor: Depolama.</p>
<p>Çünkü güneş her zaman parlamıyor, rüzgâr sürekli esmiyor. Buna karşılık veri merkezleri, fabrikalar, hastaneler ve şehirler günün her saatinde enerji talep ediyor. Enerji depolama sistemleri bu zaman farkını yönetiyor; üretim ile tüketim arasındaki boşluğu kapatarak yenilenebilir enerjiyi güvenilir hale getiriyor.</p>
<p>Uluslararası Standardizasyon Örgütü’ne (ISO) göre depolama artık yalnızca elektrik sistemini destekleyen bir teknoloji değil; enerji sistemlerinin entegrasyonunu mümkün kılan temel unsur. Elektriğin yanı sıra ısıtma, soğutma ve ulaşım sistemlerinin de birbirine bağlanmasında kritik rol oynuyor. Bu nedenle depolama, enerji dönüşümünün görünmeyen omurgası olarak tanımlanıyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ depolama talebini büyütüyor</strong></p>
<p>Son iki yılda yapay zekâ alanındaki gelişmeler teknoloji sektörünün ötesine geçti. Artık enerji sektörü de bu dönüşümün merkezinde. Veri merkezleri, 24 saat kesintisiz enerjiye ihtiyaç duyuyor. Güneş ve rüzgâr santralleri düşük maliyetli elektrik üretebiliyor ancak üretim saatleriyle tüketim saatleri her zaman örtüşmüyor. Bu nedenle dünyanın önde gelen teknoloji şirketleri yalnızca yeni enerji santrallerine değil, büyük ölçekli depolama sistemlerine de yatırım yapıyor.</p>
<p><strong>Rekabet artık bataryada değil, ekosistemde</strong></p>
<p>Enerji depolama denildiğinde akla ilk olarak lityum iyon bataryalar geliyor. Ancak küresel rekabet artık tek bir teknolojiyle sınırlı değil. Yarış; batarya üretiminden kritik minerallere, yazılım altyapısından şebeke esnekliğine kadar uzanan bütüncül bir ekosistemde yaşanıyor. Çin, kritik minerallerden hücre üretimine kadar uzanan tedarik zinciriyle üretim tarafında önemli bir avantaj sağlıyor. ABD, enerji depolamayı yapay zekâ yatırımlarını ve veri merkezlerini destekleyecek stratejik bir altyapı olarak konumlandırıyor. Avrupa ise yenilenebilir enerjinin payını artırırken, sistem esnekliğini güçlendirecek düzenlemeler ve ortak teknik standartlarla rekabet avantajı yaratmaya çalışıyor. Bu tablo, lityum, nikel, grafit ve nadir toprak elementlerini yalnızca sanayi için değil, enerji güvenliği ve ekonomik rekabet açısından da stratejik kaynaklar haline getiriyor.</p>
<p><strong>Avrupa’nın mesajı: Esnek olmayan sistem yaşayamayacak</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin enerji depolamaya ilişkin projeksiyonları dönüşümün hızını gösteriyor. Avrupa Komisyonu’na göre elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payının 2024’teki yüzde 47 seviyesinden 2030’da yaklaşık yüzde 69’a, 2050’de ise yüzde 80’e ulaşması bekleniyor. Ancak bu büyüme beraberinde yeni bir zorunluluk getiriyor: Esneklik. Komisyon hesaplamalarına göre elektrik sisteminin esneklik ihtiyacı 2021’de toplam talebin yüzde 11’i düzeyindeyken, 2030’da yüzde 24’e, 2050’de ise yüzde 30’a yükselecek. Bu, 2050 yılında yaklaşık 2 bin 189 TWh düzeyinde bir esneklik ihtiyacı anlamına geliyor. Başka bir ifadeyle Avrupa’nın önündeki sorun daha fazla elektrik üretmek değil; ürettiği elektriği doğru zamanda sisteme verebilmek. Bu nedenle farklı senaryolar, Avrupa’nın toplam enerji depolama kapasitesinin 2050 yılına kadar 600 GW’ın üzerine çıkacağını öngörüyor.</p>
<p><strong>Standartlar yeni rekabet alanı olacak</strong></p>
<p>Enerji depolama yatırımları büyüdükçe güvenlik ve standartlaşma da öne çıkıyor. Uluslararası Standardizasyon Örgütü (ISO)’ya göre enerji depolama sistemlerinin yaygınlaşabilmesi için ortak teknik standartlar kritik önem taşıyor. Çünkü yatırımcıların güven duyduğu bir pazar oluşturabilmek; yangın güvenliği, performans, kullanım ömrü, geri dönüşüm ve ikinci kullanım gibi konularda ortak kurallar geliştirilmesini gerektiriyor. Bu tablo aslında sürdürülebilirlik alanındaki dönüşümü hatırlatıyor. Nasıl şirketler için ortak raporlama standartları yatırım kararlarını etkiliyorsa, enerji depolamada da ortak teknik standartlar küresel sermayenin yönünü belirleyecek.</p>
<p><strong>Türkiye için yeni fırsat</strong></p>
<p>Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarında önemli bir ivme yakalamış durumda. Güneş ve rüzgâr kurulu gücündeki artış, depolama teknolojilerini doğal olarak ülke gündeminin üst sıralarına taşıyor. Önümüzdeki dönemde, daha fazla yenilenebilir enerji santrali kurmaktan çok, batarya teknolojileri, enerji yönetim yazılımları, kritik mineral işleme kapasitesi, geri dönüşüm altyapısı ve standartlara uyum da rekabet gücünün önemli unsurları olacak. Enerji dönüşümünün ilk döneminde yarış daha fazla temiz elektrik üretmekti. İkinci döneminde ise yarış, bu elektriği en verimli şekilde depolayabilmek olacak.</p>
<p><strong>Rakamlarla enerji depolama</strong></p>
<p>1.500 GW: COP29’da kabul edilen Küresel Enerji Depolama ve Şebekeler Taahhüdü’nün 2030 hedefi.</p>
<p>6 kat: 2030’a kadar küresel depolama kapasitesinde hedeflenen artış.</p>
<p>%80: Avrupa Birliği’nde 2050’de elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin ulaşması beklenen pay.</p>
<p>600 GW+: Avrupa’nın 2050 yılı enerji depolama kapasitesi öngörüsü.</p>
<p>2.189 TWh: Avrupa’nın 2050 yılı toplam sistem esnekliği ihtiyacı.</p>
<p>128 GW / 300 GWh: 2030’a kadar Avrupa şebekelerine eklenmesi beklenen yeni elektrokimyasal depolama kapasitesi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yeni enerji jeopolitiğinin 5 ayağı</strong></span></p>
<p>Yapay zekâ: Veri merkezlerinin kesintisiz enerji ihtiyacı depolamaya talebi artırıyor.</p>
<p>Kritik mineraller: Lityum, nikel, grafit ve nadir toprak elementleri yeni stratejik kaynaklar haline geliyor.</p>
<p>Batarya üretimi: Çin, ABD ve Avrupa arasında yeni sanayi rekabeti yaşanıyor.</p>
<p>Standartlar: Güvenlik, geri dönüşüm ve performans kriterleri küresel yatırım kararlarını etkileyecek.</p>
<p>Enerji güvenliği: Ülkeler artık yalnızca enerji üretimini değil, enerjiyi depolama kapasitesini de ulusal güvenlik unsuru olarak görüyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Depolama teknolojilerinin küresel buluşması İstanbul’da</strong></span></p>
<p>Enerji depolama alanındaki en önemli uluslararası bilimsel etkinliklerden biri olan 6. Dünya Enerji Depolama Konferansı (WESC-2026), 9-12 Ağustos 2026 tarihleri arasında İstanbul Atlas Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilecek. Dünyanın farklı ülkelerinden bilim insanları, mühendisler, sektör temsilcileri ve politika yapıcıları; batarya teknolojilerinden hidrojen depolamaya, termal enerji depolamadan akıllı şebekelere, yapay zekâ destekli enerji yönetiminden enerji depolamanın ekonomik ve düzenleyici boyutlarına kadar geniş bir gündemi ele alacak. Konferansta ayrıca enerji depolama teknolojilerinin yenilenebilir enerji dönüşümündeki rolü, elektrikli araçlar, şebeke ölçekli depolama çözümleri, yeni yatırım modelleri ve uluslararası iş birlikleri de masaya yatırılacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-enerji-yarisinin-adi-megavat-degil-esneklik-84579</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni enerji yarışının adı: Megavat değil, esneklik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/27-milyon-dolarlik-siparis-geldi-yabanci-payini-248-puan-artirdi-84578</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 27 milyon dolarlık sipariş geldi, yabancı payını 2,48 puan artırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geçtiğimiz hafta BIST 30 Endeksi %3,87 gerilerken yabancılar 18 hissede satış yaparak paylarını azalttı; 12 tahtada ise genel düşüşün aksine alım yönlü çalıştılar. Satış tarafının ağır bastığı tabloda, seçici davranan yabancıların, belli hisselerdeki paylarını artırdıkları görüldü.</strong></p>
<p>Borsada yabancının payı gerilediğinde, genel kanı kurumsal paranın piyasadan uzaklaştığı yönünde olabilmekte. Yabancı fonların BIST 30 Endeksinde 18 tahtada satış yapıp 12 hissede alımda kalması, ilk bakışta piyasadan uzaklaşma hikayesi gibi okunabilir. Ağırlığın satış tarafında olması şüpheleri artırıyor olsa da, yabancının tüm hisseleri aynı kefeye koyduğunu düşünmek yanılgı olur. Çoğu hissede satış yaşanırken kimi hissede takasın artması, ortada panikten ziyade budama operasyonunu gösteriyor. Yeterli görülenlerde kârlar alınırken, düşen piyasada yeni maliyetler oluşturuluyor.</p>
<h2>Fiyat düşerken aldılar</h2>
<p>Kardemir (D)’nin geçtiğimiz hafta %2,37 gerilemesi kimileri için operasyonel bir düşüş olarak algılanabilir. Ancak yabancı fonlar 5 gün boyunca hisseyi kesintisiz alarak paylarını 2,48 puan yukarı taşıyarak %24,27’ye çıkardı. Şirket, vardığı anlaşma kapsamında Cezayir’den toplam 26,99 milyon dolarlık ilk siparişini temmuzunun ikinci yarısında aldı. Aselsan geçtiğimiz hafta %9,99 gerilerken yabancılar dört gün boyunca düşük miktarlarla alımlar yaparak paylarını %54,08’e çıkardı. Mayıs ayında fiyatı en yüksek 450 TL’ye kadar çıkan hisse, sonrasında kademeli olarak geriledi. Yılbaşından bu yana güçlü siparişler alan Aselsan, temmuz itibariyle yıllık gelirin %114’ü oranında iş bağladı.</p>
<h2>Otomotivde kâr satışı</h2>
<p>Yabancı fonlar geçtiğimiz hafta en fazla satışı otomotiv hisselerinde gerçekleştirdi. Tofaş Oto açıkladığı altı aylık mali tablolarına göre gelir ve kârını artırmış olsa da yabancı fonlar paylarını 2,02 puan azaltarak %27,34’e düşürdü. Ford Otosan ise henüz altı aylık bilançosunu paylaşmadı. Bununla birlikte hissedeki payları 1,06 puan azaltarak %24,34’e geriledi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a71834fe403e-1785824079.png" alt="" width="999" height="524" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KISA VADE Mİ, UZUN VADE Mİ?</strong></p>
<p><strong>Kısa vade</strong>; hızlı dönüş, belirsizlikten kaçış, esneklik, likidite, piyasa hakimiyeti. Getiri tırpanı, maliyet yükü, psikolojik tahribat, vakit kaybı.</p>
<p><strong>Uzun vade</strong>; bileşik büyüme, rahatlık, maliyet avantajı, temettü imkanı, trend ortaklığı. Sermaye kilitlenmesi, sabır zorluğu, enflasyon riski, körlük.</p>
<p><strong>Çukuralan projesiyle ilgili dava şirket lehine sonuçlanırken süreç devam ediyor</strong></p>
<p>Türk Altın’ın Çukuralan projesinde yargı süreci ne durumda? ● Barış Şener</p>
<p>Barış; Türk Altın geçtiğimiz haziranda yaptığı açıklama ile Çukuralan altın madeni projesi için verilen ÇED raporlarının iptali talepli davaların sonuçlandığını bildirdi. Mahkeme ÇED kararlarında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını tespit ederek açılan davaların reddine karar verdi. Kararların kesinleşmesi davacı tarafın temyiz yolunu tüketmesi ile mümkün olacak. Şirket mevcut durumda, proje kapsamında madencilik üretim faaliyetlerine devam ettiğini bildirdi. Firma, yılın ilk çeyreğinde gelirini %61, dönem sonu kârını da %143 büyüttü.</p>
<p><strong>Tohumculuk alanında faaliyet yürüten şirketle ortaklık görüşmelerini sonlandırdı</strong></p>
<p>Kayseri Şeker’in farklı sektörlere açılma girişimleri ne durumda? ● Burak Güler</p>
<p>Burak, Kayseri Şeker uzun süredir farklı alanlara yönelme arayışında. Daha önce hayvancılık sektörüne yönelmiş ve belli bir mesafe almasına rağmen sonrasında vazgeçmişti. Geçtiğimiz haziranda yaptığı açıklamada ise tohumculuk alanında faaliyet yürüten FD Tohum firmasıyla yürüttüğü ortaklık görüşmelerini sonlandırdığını duyurdu. Söz konusu durum, şirketin arayışlarını rafa kaldırdığı anlamına gelmediği gibi büyüme stratejisi doğrultusunda farklı fırsat arayışının süreceğini söylemek yanlış olmaz. Hissenin fiyatı şubattan bu yana düşüyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>KDL fonu dövizin zayıf yükselişi nedeniyle son bir yılda %19 getiride kaldı</strong></p>
<p>Kuveyt Türk’ün yönettiği Beşinci Katılım Serbest (Döviz) Fon (KDL), dört yıldır işlem görüyor. Dövize dayalı portföy yapısına sahip olmasından ötürü kur hareketlerinden doğrudan etkilenen bir tarafı var. Dövizin zayıf kalan seyrinden dolayı olumsuz etkileniyor. Büyüklüğü şubattan itibaren sınırlı da olsa küçülürken 25,68 milyar TL seviyesinde duruyor. Şubattan bu yana mayıs hariç sürekli nakit çıkışı yaşandı. Temmuzda 137,68 milyon TL para çıkışı gözlendi. Yatırımcı sayısı 7.101 kişiye indi. Portföyünü döviz cinsi kira sertifikası ve katılma hesabında değerlendiriyor. Varlıklarının %99,37’si döviz katılma hesabında bulunuyor. Döviz bazlı faizsiz getiri arayan yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda %19,05 kazanç sağlarken aynı sürede %26,75 yükselen BIST 100 Endeksinin hayli gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Koç Finansman, piyasadan %42,05 bileşik faizle 750 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Koç Finansman, 31.07.2026 vade başlangıç tarihli tahvil ihracını tamamladı. Toplam tutarı 750.000.000 TL olan tahvilin yıllık basit faiz oranı %46, bileşik faiz oranı ise %42,05 olarak belirlendi. 539 gün vadeli ve tek kupon ödemeli olan tahvil, 21.01.2028 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %67,93 düzeyinde. 31 Temmuz itibarıyla (TLREF) %39,95 seviyesinde bulunuyor. Buna göre %46 basit faiz oranı, TLREF’in yaklaşık 6,05 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, Koç Finansman’ın uzun vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Tahvil, piyasada TRSKCTF12818 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7183205153b-1785824032.png" alt="" width="976" height="240" /></strong><strong>BAREM AMBALAJ</strong></p>
<p><strong>Konkordato başvurusu neticesinde mahkeme üç ay süreyle geçici mühlet verdi</strong></p>
<p>Barem Ambalaj, Ereğli’deki kağıt fabrikası yatırımında gecikmeler nedeniyle maliyetin 200 milyon euroya ulaştığı, artan faizler, kısa vadeli kredilerin baskısı ve tahsilatlardaki gecikmeler nedeniyle konkordato talebinde bulunduğunu belirtti. Mahkeme kararıyla 30 Temmuz gününden itibaren 3 ay süreyle geçici mühlet verilirken komiser atandı. Şirket; kağıt fabrikasındaki geçici duruşa rağmen ambalaj fabrikalarının üretime devam ettiğini, başvurunun borçları makul vadelere yayma ve kağıt fabrikasının satışı için alacaklılarla görüşme hedefi taşıdığını belirtti.</p>
<p><strong>HÜRRİYET GAZETECİLİK</strong></p>
<p><strong>Adana şubesinde bulunan hurda ve ikinci el teçhizat satışından gelir sağlayacak</strong></p>
<p>Hürriyet Gazetecilik, Adana DPC şubesinin envanterinde bulunan hurda niteliğindeki teçhizat, baskı makineleri ve ikinci el ofis malzemelerini toplam 36,56 milyon TL’ye satılmasına karar verdi. Net defter değeri yaklaşık 2,13 milyon TL olan bu varlıkların satışından vergi ve işlem maliyetleri öncesinde yaklaşık 34,43 milyon TL satış kârı elde edileceği belirtildi. Bu yolla şirket, atıl durumdaki makine ve ekipmanlarını nakde dönüştürerek finansal yapısına katkı sağlamış oldu. Hürriyet Gazetecilik, son açıkladığı üç aylık mali tablolarında 483,99 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>BÜLBÜLOĞLU VİNÇ SANAYİ</strong></p>
<p><strong>Yurt dışındaki köprü projesinde 5,1 milyon euroluk iş bağlantısı gerçekleştirdi</strong></p>
<p>Bülbüloğlu Vinç, yurt içinde faaliyet gösteren bir firmanın yurt dışında gerçekleştireceği köprü imalatı ve teslimi projesi kapsamında 5,1 milyon euro tutarında bir sözleşme imzaladığını duyurdu. Tutar şirketin yıllık gelirinin yaklaşık %8,13’ü düzeyinde bulunuyor. Anlaşma kapsamında teslimatlar 2026’nın son çeyreği ile 2027’nin ilk çeyreği arasında tamamlanması planlanıyor. Gerçekleştirilen iş bağlantısıyla, yüksek montanlı bir projeyle gelirini büyütme imkanı bulacak. Firma, yılın ilk çeyreğinde gelirini %65 büyütürken dönem sonunda 108,9 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Şişecam mevcut seviyelerde tutunmaya  çalışıyor. Fonlar ise paylarını azaltıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a718301d4a4c-1785824001.png" alt="" width="294" height="217" /></strong>Şişecam’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %20,73 ile toplamda 10,24 milyon lot azalarak 39,17 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 82 ile aynı seviyede. AK3 fonu 5 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, FPH, 445 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Şişecam için bugüne kadar 16 aracı kurum öneride bulunurken 2 kurum model portföyüne aldı. En yüksek hedefi Ahlatcı Yatırım 71,05 TL ile “AL” olarak verirken; Oyak Yatırım 49 TL ile “Endekse paralel” öneride bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/27-milyon-dolarlik-siparis-geldi-yabanci-payini-248-puan-artirdi-84578</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 27 milyon dolarlık sipariş geldi, yabancı payını 2,48 puan artırdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/market-arabasi-tuiki-dogruluyor-mu-84574</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Market arabası TÜİK’i doğruluyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enflasyon rakamları açıklandığında Türkiye’de her ay aynı tartışma yaşanıyor: Açıklanan oran ile vatandaşın hissettiği hayat pahalılığı neden aynı değil?</p>
<p>Merkez Bankası eski başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara’nın sosyal medya hesabından paylaştığı medyan enflasyon grafiği de bu tartışmanın önemli başlıklarından biri olacak. Kara, “Medyan enflasyon ana eğilimi fena değil. Dışardan yeni bir şok gelmezse, yıl sonunda TÜFE enflasyonunda yüzde 30’un hafif altını görebiliriz. Faizi de yüzde 35 civarına indirmek mümkün olabilir” değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Medyan enflasyon, birkaç ürünün sert fiyat hareketlerinden ziyade ekonomideki genel fiyatlama eğilimini görmek açısından önemli bir gösterge. Ancak vatandaşın hayatında ne yaşadığı da önemli.</p>
<p>Çünkü enflasyon sadece istatistik tablolarında değil; markette, pazarda ve ay sonunda cüzdanda hissediliyor. Vatandaşın kendine sorduğu soru basit: Aldığı maaşla geçen aya göre daha fazla mı, daha az mı alışveriş yapabiliyor?</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a717cc41d01e-1785822404.jpg" alt="" width="700" height="446" />
<figcaption><strong>Enflasyonun düşmesi, fiyatların eski seviyelerine dönmesi anlamına gelmiyor. Kısacası enflasyon düşüyor ama yüksek fi yatlar hayatımızda kalıyor. </strong></figcaption>
</figure>
<p>TÜİK’in tüketici fiyat endeksi geniş bir ürün ve hizmet sepetini kapsıyor. Ancak vatandaşın her gün satın aldığı ürünlerin fiyat hareketleri ile bu sepetin ağırlıkları her zaman aynı yönde ilerlemeyebiliyor. Gıda, kira, enerji ve ulaşım gibi kalemlerdeki değişim, fiyat artışları hız kesse bile vatandaşın ekonomiye bakışını doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Temmuz enflasyon verileri bu açıdan önemli mesajlar verdi. TÜFE artışı beklentilerin altında kalırken, fiyat artış hızındaki yavaşlama dezenflasyon sürecinin devam ettiğini gösterdi. Ancak enflasyonun düşmesi, fiyatların eski seviyelerine dönmesi anlamına gelmiyor. Kısacası enflasyon düşüyor ama yüksek fiyatlar hayatımızda kalıyor.</p>
<p>Bu nedenle tartışmayı sadece “TÜİK doğru mu söylüyor?” sorusuna indirgemek yeterli değil. Asıl mesele, açıklanan rakamlarla vatandaşın günlük hayatında gördüğü değişimin ne kadar örtüştüğü. Ekonomide güven, insanların rakamları kendi hayatında hissetmesiyle oluşuyor. Enflasyonla mücadelenin gerçek başarısı, market arabasının da daha rahat dolmasıyla ölçülecek. Herkes bunu görmek istiyor.</p>
<p>Sonuçta enflasyonun en gerçek göstergesi bazen bir istatistik tablosu değil; aynı parayla alışveriş arabasının ne kadar doldurulabildiği ve ay sonunda cüzdanda ne kaldığıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/market-arabasi-tuiki-dogruluyor-mu-84574</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Market arabası TÜİK’i doğruluyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nedir-bugun-turkiye-sanayisinin-derdi-84562</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nedir bugün Türkiye sanayisinin derdi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bugünlerde Ermeni basınında “Ermenistan-Türkiye sınırı açılırsa Ermenistan sanayii yok olur” diyenlere ben hep 1996 Gümrük Birliği tecrübemizi anlatıyorum doğrusu. Gümrük Birliği, Türkiye sanayisine iyi geldi. Türkiye’nin sanayi ülkesi kimliğini yalnızca pekiştirdi.</strong></p>
<p>Geçen hafta illeri kümelere ayırmıştık. Aynı tür kümelere ülkeleri koysak Türkiye, o dörtlü ayrımda dün nereye düşerdi, bugün nereye düşüyor hiç baktınız mı?</p>
<p>Nasıl her ilin imkanlar seti ve sıçrama kabiliyeti ötekinden farklı olabiliyorsa bu durum ülkeler için de geçerli bir bütün olarak bakıldığında. Bir ülkede işe yarayan bir çözüm, ötekinde yaraya merhem olmayabiliyor yine aynı şekilde. Nasıl her ili ayrı ayrı düşünmek gerekirse her ülkeyi de ayrı ayrı düşünmek gerekiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a71726b29d44-1785819755.png" alt="" width="910" height="411" /><strong>Türkiye altmış yılda önemli </strong><strong>bir potansiyel inşa etti</strong></p>
<p>Yine aynı şekilde bakalım. Şekil 1’deki grafik, 2009 yılında ülkeleri sahip oldukları imkanlar seti ve sıçrama kabiliyetlerine göre kümelere ayırıyor. Buradan yine ülkeleri dört ayrı gruba ayırabilmek mümkün aslında. Kolaylık olsun diye dört elbette. Yoksa daha da ayrıntılı bakmak mümkün.</p>
<p>Sağ üst grupta imkanlar seti geniş ve sıçrama potansiyeli yüksek ülkeler var. Bu tür ülkelerin süratle zenginleşebilmesi için “doğru” politikalara ihtiyaç var. Şirketler, ortam sağlandığında üzerlerine düşeni yaparlar diye düşünmek mümkün.</p>
<p>Nedir “doğru”? Makroekonomik istikrar, hukukun üstünlüğü ilkesine uyum, sözleşmelere uyumu temin edecek güvenilir bir yargı sistemi, elbette yargı bağımsızlığı. Say sayabildiğin kadar.</p>
<p>Sağ alt grupta kalan ülkeler ise dünyada üretilebilen tüm ürünleri üretebilme kabiliyetine zaten sahipler. Bundan sonra daha fazla zenginleşebilmeleri ve sıçrayabilmeleri için olmayanı icat etmeleri gerekiyor. Onların yeniliklere, inovasyona ihtiyaçları var. Nedir? Şu anda üretilmeyen ürünleri keşfedip üretecekler, bir nevi.</p>
<p>Tasnifte sol üst grupta yer alan ülkelerin ise imkan seti sınırlı. Bu sınırlı imkan seti ile bazı yakın sektörlere sıçrayabilme kabiliyetine sahip olabilir bu ülkeler. Bu sınırlılığın farkında olan birilerinin buradaki işletmelere yakın sektörler ve ürünler konusunda daha doğrudan yol göstermesi gerekebilir elbette.</p>
<p>Sol alt grupta yer alan ülkeler ise zenginleşebilmek için stratejik tercihe ihtiyaç duyan ükeler. Ne demek? Kabiliyet havuzu, imkanları sınırlı olan bu ülkelerde, bugüne kadar olmayan, hiç denenmemiş bir yeni işe yoğun kamu destekleriyle birlikte odaklanmak lazım.</p>
<p>Dikkat ederseniz, bu ülkeler kümelenmesinde her bir kümede kamuya farklı ama ağırlıklı roller biçmek gerekiyor.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7172922a89f-1785819794.png" alt="" width="324" height="333" />Şimdi benim doğduğum yıllarda, 1960’lı yılların başında, Türkiye, sol alt kümede yer alıyordu. Türkiye’nin ne olacağına dair, bir stratejik tercihte bulunması gerekiyordu. Türkiye, o yıllardan itibaren attığı adımlarla bugün bölgesinde bir sanayi devi, dünyada önemli bir sanayi ülkesi haline geldi.</p>
<p>1980’lerde dışa açılma ve ihracat teşvikleri ile 1996 Avrupa Birliği ile sanayi ürünlerinde Gümrük Birliği düzenlemesi, Türkiye’nin bir sanayi ülkesi olması sürecinde önemli aşamalardı. Hatırlarım 1996 civarında, Gümrük Birliği sanayimizin sonu olacak denilmişti. Öyle olmadı.</p>
<p>Bugünlerde Ermeni basınında “Ermenistan-Türkiye sınırı açılırsa Ermenistan sanayii yok olur” diyenlere ben hep 1996 Gümrük Birliği tecrübemizi anlatıyorum doğrusu. Gümrük Birliği, Türkiye sanayisine iyi geldi. Türkiye’nin sanayi ülkesi kimliğini yalnızca pekiştirdi.</p>
<p><strong>Uyuşuk bir tarım ülkesinden </strong><strong>dinamik bir sanayi ülkesine</strong></p>
<p>Ne oldu? Türkiye, 1960’larda yer aldığı sol alt kümedeki ülkeler arasından sıyrıldı ve 2000’li yıllarda sağ üst kümeye sıçradı. Doğrusu ya, Türkiye son altmış yılda önemli bir kapasite inşa etti, potansiyel biriktirdi.</p>
<p>Sol altta imkan seti sınırlı, zenginleşmek için stratejik tercihe ihtiyaç duyan bir ülkeden, 2000’li yıllarda imkan seti geniş, sıçrayabilmek, zenginleşebilmek için doğru politikalara ihtiyaç duyan bir ülkeye dönüştü. Ne oldu? Uyuşuk bir tarım ülkesinden dinamik bir sanayi ülkesine dönüştü. Önemli.</p>
<p>Peki, bugünlerde Türkiye sanayisinin derdi nedir? Türkiye sanayisinin bugün temel meselesi teknolojik yenilenmedir. Hem ısıtma/soğutma için sanayide elektrifikasyonun yaygınlaştığı hem de teknolojik yarışın hızlandığı bir dönemdeyiz. Türkiye sanayisinin bu yarışın dışında kalmaması gerekiyor.</p>
<p>Yeni teknolojiler ve elektrifikasyonla büyüyen Avrupa Birliği pazarındaki yerimizi korumak için bile değişmek zorundayız. Yoksa ihracatımız azalmasa bile, pazardaki payımız küçülecek gibi duruyor doğrusu.</p>
<p>Peki, bu dönüşüm sürecinde şansımız nasıl görünüyor? Doğrusu pek iyi değil. Yeni teknolojiler ve elektrifikasyon aslında Türkiye sanayisinde sermaye yoğun bir dönüşüm süreci demek. Memlekete yerli ve yabancı yatırımcıların daha fazla yatırım yapması gerekiyor bu süreçte.</p>
<p><strong>Ankara’da bugün bir iş </strong><strong>başarıyor olmanın heyecanı yok</strong></p>
<p>Bunun için Türkiye’nin son yıllarda, özellikle 2015 sonrasında yaygınlaşan kötü şöhretini düzeltmesi gerekiyor bana sorarsanız. Düzeltme dediğim, en azından 2015-2025 arasında hukukun üstünlüğü ve akademik özgürlükler endekslerindeki gerilememizin farkına vardığımızı ve durumu düzeltmek için tedbir almaya yöneldiğimizi göstermemizde fayda var.</p>
<p>Türkiye, hukukun üstünlüğü endeksinde 2015’ten 2025’e en çok gerileyen ilk 20 ülke arasında altıncı sırada yer alıyor. Nerede? En fazla gerileyen ilk üçte Nikaragua, Myanmar ve El Salvador var. 2015-2025 döneminde Türkiye, Çad ile Belarus arasında altıncı sıraya geriledi. Afganistan bile bu dönemde Türkiye’den az gerilemiş yüzde olarak. Nedir? Bu hızlı irtifa kaybı ayıptır, yazıktır, günahtır. Listeye bir daha bakın ve hangi ülkelerle birlikte olduğumuza dikkat edin.</p>
<p>Yine 2015’ten 2025’e akademik özgürlük endeksindeki irtifa kaybında da dünyanın en kötüleri arasında ilk yirmi içinde yedinci sıradayız. Bakın bu hızlı irtifa kaybı da kötü. Akademik özgürlük endeksinde gerilerken memleketten beyin göçünün nasıl hızlandığını merak ediyorsanız, bakın onu da koyayım buraya.</p>
<p>Pazarlarımız teknolojik yenilenme ve elektrifikasyonla değişirken, Türkiye’nin aynı malları aynı ülkelere satmaya devam ederek pazar payını koruması mümkün değil. Ne yapmak lazım? Değişime ayak uydurmak, yeni teknolojiler ve elektrifikasyon ürün yelpazesini yenileyip genişletmek lazım.</p>
<p>Ama Ankara’da heyecan yok.</p>
<p>Bir iş başarıyor olmanın heyecanı yok, Ankara’da.</p>
<p>Neden acaba?</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7172dceb697-1785819868.png" alt="" width="900" height="372" />
<figcaption><strong>Kaynak: The Growth Lab at Harvard University, 2026, "International Trade Data (SITC, Rev. 2)", https://doi.org/10.7910/ DVN/H8SFD2 , Harvard Dataverse , TEPAV hesaplamaları Not: Grafikteki hesaplama, yalnızca en az 1 milyon nüfusa ve yıllık ortalama en az 1 milyar ABD doları dış ticaret hacmine sahip, GSYH ve ihracat verileri doğrulanmış, ticaret raporlaması tutarlı ülkeleri kapsamaktadır. Bu koşulları karşılamayan ülkeler sıralamada yer almamaktadır.</strong></figcaption>
</figure>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nedir-bugun-turkiye-sanayisinin-derdi-84562</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/2/1280x720/5546-1785819951.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nedir bugün Türkiye sanayisinin derdi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sapkadan-cikan-tavsan-mi-akilci-bir-tesvik-mi-84561</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şapkadan çıkan tavşan mı, akılcı bir teşvik mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası, sıkı para politikasının ihracatçılar üzerindeki baskısını azaltmak için yeni bir araç devreye aldı. Dünyada benzerleri bulunan uygulama, tüm sorunları çözecek bir formül değil; ancak Türkiye modeli, kullandığı teşvik mekanizmasıyla birçok ülkeden ayrışıyor.</strong></p>
<p>Merkez bankacılığı biraz da sihirbazlığa benzer. Seyirci son anda şapkadan çıkan tavşana bakar; oysa asıl maharet, gösteri başlamadan önce yapılan hazırlıklardadır.</p>
<p>Döviz dönüşüm desteği de bir tür şapkadan çıkarılan tavşandı. Ama geçmişte çıkarılan Kur Korumalı Mevduat (KKM) ve Dövize Çevirilebilir Mevduat (DÇM) gibi tavşanlardan farklıydı.</p>
<p>Döviz dönüşüm desteği, dezenflasyon programının doğal sonucu olarak TL’de oluşacak reel değerlenmeden olumsuz etkilenen ihracatçıları kısmen de olsa rahatlatmaya yönelik bir adımdı. Merkez Bankası, sıkı para politikasıyla enflasyonu düşürmeye çalışırken, aynı politikanın ihracatçılar üzerinde yarattığı baskıyı hafifletecek yeni bir aracı devreye aldı.</p>
<p>Ancak bu araç ne ekonominin bütün sorunlarını çözecek sihirli bir değnek ne de dünyada eşi benzeri görülmemiş bir uygulama. Benzer örnekler başka ülkelerde de var. Fakat Türkiye’nin geliştirdiği model, kullandığı teşvik mekanizması bakımından birçok ülkeden ayrılıyor.</p>
<p><strong>Dezenflasyonun yan </strong><strong>etkisini hafifletme arayışı</strong></p>
<p>Döviz dönüşüm desteğinde değişiklik yapılmasına ilişkin reel sektörden bir süredir farklı talepler geliyordu. Mesela, hazır giyim sektörünün ithal girdi kullanımının çok düşük olduğuna dikkat çeken sektör yetkilileri, destek oranının ihracata konu ürünün ithal girdi kullanım oranına göre farklılaştırılmasını istiyorlardı.</p>
<p>TCMB, geçen hafta, yurt dışı kaynaklı dövizlerin TL’ye dönüşümüne verdiği yüzde 3’lük desteği 31 Ocak 2027’ye kadar uzattı. Bununla da yetinmedi. Uzun süredir ihracatçıların eleştirdiği “döviz almama taahhüdünü” de 1 Ekim 2026 itibarıyla kaldırdı.</p>
<p>İlk bakışta teknik görünen bu iki karar, aslında ekonomi yönetiminin son iki yılda izlediği politikanın önemli bir ipucunu veriyor.</p>
<p>Bir tarafta enflasyonu düşürmek için sıkı para politikası uygulanıyor. Faizler yüksek tutuluyor, iç talep yavaşlatılıyor ve TL’nin aşırı değer kaybetmesine izin verilmiyor. Diğer tarafta ise bu politikanın en fazla etkilediği kesimlerden biri olan ihracatçıların rekabet gücü korunmaya çalışılıyor.</p>
<p>Döviz dönüşüm desteği bu denge arayışının bir ürünü.</p>
<p><strong>Döviz arzı artar mı?</strong></p>
<p>Geçen hafta alınan kararın kısa vadede ilk etkisi döviz arzını artırması olabilir.</p>
<p>Yüzde 3’lük destek devam ettiği için firmalar dövizlerini TL’ye çevirmekte daha istekli davranabilir. Daha önemlisi ise bugüne kadar yalnızca “döviz almama” şartı nedeniyle sisteme girmeyen çok sayıda ihracatçının artık bu destekten yararlanabilecek olmasıdır.</p>
<p>Çünkü ihracatçı yalnızca döviz kazanan bir şirket değildir. Aynı zamanda ithalat yapan, hammadde alan, dış borç ödeyen ve kur riskini yöneten bir işletmedir. Böyle bir firmaya “destek alırsan bir daha döviz alamazsın” demek, birçok durumda desteği anlamsız hale getiriyordu. Nitekim çok sayıda firma bu nedenle sistemin dışında kalmayı tercih etti.</p>
<p>Şimdi bu engel kaldırılıyor. Dolayısıyla TCMB’ye satılan döviz miktarında artış yaşanması şaşırtıcı olmaz. Bu da rezerv birikimine katkı sağlayabilir ve döviz piyasasında oynaklığın azalmasına yardımcı olabilir.</p>
<p><strong>Döviz talebi artar mı?</strong></p>
<p>Elbette madalyonun diğer yüzü de var.</p>
<p>Taahhüdün kaldırılmasıyla firmalar yeniden döviz alabilecek. Bu da ilk bakışta döviz talebini artıracakmış gibi görünüyor. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir ayrıntı bulunuyor. Firmalar hala TCMB’nin belirlediği döviz pozisyon sınırlarına tabi. Yani tamamen serbest bir yapı söz konusu değil. Yasak kaldırılıyor ama disiplin korunuyor.</p>
<p>Bu nedenle kısa vadede net etkinin TL lehine olacağını düşünüyorum. Sisteme yeni girecek firmaların yaratacağı ilave döviz arzı, serbestleşmenin doğuracağı ek döviz talebinden daha güçlü olabilir.</p>
<p><strong>Kuru belirleyen tek unsur değil</strong></p>
<p>Buradan “kur artık düşecek” sonucu çıkarmak ise doğru olmaz.</p>
<p>Türkiye’de döviz kurunu belirleyen temel unsurlar enflasyon, para politikası, sermaye hareketleri, cari denge, rezervler ve beklentilerdir. Döviz dönüşüm desteği bunların yerine geçen bir politika değil, onları tamamlayan mikro ölçekte bir araçtır.</p>
<p>Tek başına kurun seviyesini belirlemez. Ancak rezerv birikimini kolaylaştırabilir, döviz piyasasının işleyişini daha sağlıklı hale getirebilir ve oynaklığı azaltabilir.</p>
<p><strong>Politika değişmedi, yöntem değişti</strong></p>
<p>Bu düzenleme aynı zamanda TCMB’nin politika anlayışındaki dönüşümü de gösteriyor.</p>
<p>Programın temel hedefi değişmiş değil. Enflasyonla mücadele yine öncelik olmaya devam ediyor. Ancak benim anladığım kadarıyla, uygulama biçiminde daha pragmatik ve reel sektörün ihtiyaçlarını dikkate alan bir yaklaşım öne çıkıyor.</p>
<p>İlk dönemde daha katı kurallarla yürütülen program, zaman içinde reel sektörden gelen geri bildirimleri dikkate alarak daha esnek hale getiriliyor. Döviz almama şartının kaldırılması bunun somut örneklerinden biri.</p>
<p>Sonuç olarak döviz dönüşüm desteği gerçekten de şapkadan çıkan bir tavşanı andırıyor. Ama bu, bir illüzyon değil; dezenflasyon programının ihracat üzerindeki yan etkilerini sınırlamaya çalışan, hedefi belli ve sınırları çizilmiş bir politika aracı. Başarısı ise tek başına bu teşvike değil, enflasyonla mücadelede elde edilecek kalıcı sonuçlara bağlı olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sapkadan-cikan-tavsan-mi-akilci-bir-tesvik-mi-84561</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şapkadan çıkan tavşan mı, akılcı bir teşvik mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-bir-degisiklik-yok-84560</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonda bir değişiklik yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İlk yedi ayın enflasyonu yüzde 19,9 oldu. Merkez Bankası’nın yukarıya güncellediği yıl sonu enflasyon tahmini ise yüzde 24. Merkez Bankası’nın yıl sonu için öngördüğü değere, yıl sonundan önce, muhtemelen ekimde ulaşılacak gibi görünüyor.</strong></p>
<p>Dün açıklanan temmuz ayı enflasyonu nedeniyle sanayi politikası yazı dizisine bugünlük ara veriyor ve enflasyon gelişmelerine bakıyorum. Aslında enflasyonda ilginç bir gelişme olduğu söylenemez. Durum şöyle:</p>
<p>Birincisi, hem tüketici hem de üretici enflasyonu kaskatı. Son 12 aydır yıllık tüketici enflasyonu yüzde 30,7-33,3 aralığında sıkışmış kalmış durumda. Bu dönemde gerçekleşen yıllık tüketici enflasyonlarının ortalaması yüzde 31,9 oldu. Temmuz ayı gerçekleşmesi ise yüzde 31,8; ortalamanın ‘milim’ altında (Grafik 1).</p>
<p>İkincisi, üretici enflasyonunda da benzer bir sıkışmışlık var; onda katılık az biraz daha fazla: Aynı dönemde yüzde 26,6-28,9 arasında salındı. Ortalama değer ise yüzde 27,5. Temmuz gerçekleşmesi ortalamanın biraz üzerinde: Yüzde 27,8 (Grafik 2). Üretici fiyatlarındaki mevcut durum, daha düşük bir tüketici enflasyonu için umut verici değil.</p>
<p>Üçüncüsü, temel enflasyon göstergeleri de iç açıcı değil. Yıllık enflasyon B göstergesinde yüzde 31, C’de ise yüzde 29,9. Aylık olarak bakıldığında da benzer bir durum ortaya çıkıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a717a5dec62c-1785821789.png" alt="" width="800" height="332" />Dördüncüsü, ilk yedi ayın enflasyonu yüzde 19,9 oldu. Merkez Bankası’nın yukarıya güncellediği yıl sonu enflasyon tahmini ise yüzde 24. Merkez Bankası’nın yıl sonu için öngördüğü değere, yıl sonundan önce, muhtemelen ekimde ulaşılacak gibi görünüyor. Elbette enflasyonun yıl sonuna kadar izleyeceği yol, özellikle enerji fiyatlarının nasıl gelişeceğine bağlı. ABD-İran anlaşmasının rafa kalkması ile ham petrol (Brent) fiyatı 90 doların üzerine çıkmıştı. Bir önce söylediğinin tam tersini söylemeden günü geçirmeyen Trump, İran ile görüşmelerin tekrar başlayacağını söyleyince dün önemli bir düşüş yaşandı. Yazı yazarken 84 dolar civarındaydı. Trump oradayken ve İran, Trump’ın zayıf tarafını yakalamışken, petrol fiyatlarının ne yönde gideceğini kestirmek zor. Yine de iyimser bir senaryoda enflasyonun yüzde 28-29, ne iyimser ne de kötümser olan senaryoda ise yüzde 31 civarında oluşması beklenir.</p>
<p>Kıssadan hisse enflasyon cephesinde işler yolunda gitmiyor. Ben en iyisi yine sanayi politikasına döneyim.  </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-bir-degisiklik-yok-84560</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonda bir değişiklik yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilginc-zamanlar-84559</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlginç zamanlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz hafta bu köşede açtığımız parantezden devam edelim.</p>
<p>Piyasalar, bunca anomalinin içerisinde bir şekilde kendi dengesini arıyor. Bunu yaparken de her şeyi maalesef doğru yapmadan süreci ilerletiyor. Zira teknoloji gelişti. Saniyelerden çok daha kısa zaman dilimleri içerisinde işlemler gerçekleşiyor. Bir zamanların temel-teknik analiz kavgası (tatlı kavga) bir süredir farklı cephelere evrilerek yoluna devam ediyor. Şimdilerde bunların en popüleri yapay zekâ tabanlı öneriler. Bitmedi; alttan gelen genç nüfus pandemi sonrası baş gösteren fiyatlama farklılaşmalarını daha uç noktalara taşıyor. Dahası, yine pandemiden devralmak zorunda kaldığımız enflasyon tortuları, yerelde olduğu gibi globali de getiri arayışına ve bunu yaparken de sorgulamadan hareket etmeye itiyor. Sonuç: artık anlamsızlaşan (maalesef) F/K çarpanı tartışmaları, şirket piyasa değerlerinin ulaştıkları uç noktalar ve uzun vadeli yatırımcıların kısa vadenin kusursuz rüzgarı karşısında yıpranmaları.</p>
<p>Yanlış anlaşılma olmasın; sitem değil, durum tespiti. Bugünü anlamadan yarına ilerlemek asla mümkün değil. Her yanlışın kazanç bırakması mutlak doğru olduğu anlamına elbette gelmez. Ancak, trend ve değişen piyasa koşulları kavramları böyle günler için var. Anlamak için var. Durumun sadece bize has olduğunu düşünmek çok büyük hata olur. En basit ve bilinen örneği yakın zaman içerisindeki Güney Kore fiyatlamaları. KOSPI’nin zirve yürüyüşü, inanılmaz geri dönüşü, kaldıraçlı işlemler ve resmi makamlardan gelen özürler. Ders niteliğinde. Bu kısım için son not: böyle zamanlar orta-uzun vadeli yaklaşımı dün de baskıladı, bugün de baskılıyor, yarın da baskılayacak ve hatta baskının boyutu genişleyecek. Yatırım, sizin kendi doğrularınızı aradığınız, bol bol hata yaparak bulmaya çalıştığınız ve elbet bulacağınız, kolay olmayan zorlu bir süreç.</p>
<p>Bu kadar sesli düşünme yeterli. Piyasaları konuşalım. Genel olarak yükseliş trendini koruyan ABD tahvil faizlerinin gölgesinde hisse senetlerine ait fiyatlamalar belirli bir eksen dışına çok fazla çıkmıyor. Dönemsel satışlar ya günlük haber akışlarından ya da kazançların realize edilmesini tetikleyecek farklı bir nedenden oluşuyor. Ancak, henüz mevcut trendin ters yönde kırılımı söz konusu değil. ABD-İsrail-İran çatışma sürecinde ABD-İran müzakereleri ve ara ara beliren karşılıklı saldırılar hala daha ana gündem maddemiz. En önemli çıktısı olarak da petrol fiyatları önderliğinde emtia grubu yer alıyor. Son durum, Başkan Trump’ın İran’a yönelik saldırıları durdurması ve yeniden beliren müzakere umudu üzerinden şekilleniyor. Pazartesi günü Asya açılışında petrol fiyatlarındaki sert çekilme hemen hemen her noktada (kısmen Asya hariç) risk iştahını destekledi. Buna ek olarak, ABD-Japonya koordinasyonunda gerçekleşen JPY müdahalesi de küresel USD fiyatlamalarını zayıflattı. Not etmekte fayda var. Şimdilik henüz Fed’in en üst yöneticisindeki değişim ve daha farklı Fed yaklaşımına yönelik fikirleri fiyatlamalara dahil olmuş değil. İzlemeye fazlasıyla değer. Bir kenarda dursun.</p>
<p>İçeride ise bankalar ve sigorta şirketleri önderliğinde 2Ç finansallarını izliyoruz. Şu ana dek açıklanan sonuçlar çok büyük oranda beklenti paralelinde. Sürpriz yok. Gelecek dönem beklentileri hemen hemen aynı. Genel hatlar korunurken, riskler belirtiliyor, aşağı yön ihtimaline kapı kapatılmıyor. Tüm bunların tam ortasında ise para politikası beklentileri yer alıyor. Fonlama maliyetinin hala daha %40’ta seyri banka marjlarını 2Ç’de ciddi baskıladı. Gecikmeli kredi fiyatlamaları nedeniyle 3Ç’de buradaki baskı hafifleyecek, ancak, politikanın ne yöne nasıl evrileceğine dair soru işaretlerinin devam etmesi, projeksiyon oluşturmayı zorlaştırıyor. Bu, işin finans bacağı. Sanayi zaten uzun süredir yüksek borçlanma maliyetlerini hissediyor. Tüm bunların denklemde getirdiği sonuç ise BIST’in baskılanması.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilginc-zamanlar-84559</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlginç zamanlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-birligi-turkiyenin-kibris-konusundaki-kararliligini-anlamiyor-84558</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa Birliği, Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki kararlılığını anlamıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AB’nin Rum kesimini tüm Kıbrıs’ı temsilen üyeliğe kabul etmesi, Ada’daki iki devletli ayrılığı kesinleştirdi. Bazı üyeler, Türkiye’nin üyelik uğruna birleşme için taviz vereceğini düşünürken, diğerleri Kıbrıs’ı Türkiye’nin AB yoluna kalıcı bir engel olarak gördü.</strong></p>
<p>BM Genel Sekreteri António Guterres, dünyanın sayılı donmuş anlaşmazlıkları arasında adı geçen Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmak için görevinden ayrılmasına az süre kala kolları sıvamış bulunuyor. Genel Sekretere göre ülkenin etrafı ateş çemberiymiş, bir an önce bir çözüm üzerinde anlaşmak her tarafın lehineymiş vesaire. Sanıyorum Genel Sekreter, Amerika’yı da giderek içine çeken İran-İsrail anlaşmazlığından, Arap ülkelerinin de bu çatışmalara dâhil olma olasılığından filan söz ediyor. Böyle bir ortamda bir de Kıbrıs diye bir çatışmaya yer olmadığını anlatmaya çalışıyor. Öyle mi dersiniz? Ben emin değilim. Kıbrıs bir sorun ise çözecekler bellidir. Aralarına Avrupa Birliği’ni sokuşturmak, sadece Kıbrıs Rum Kesiminin güçlenmesine yarayacak bir adımdır. Buna gerek yoktur. İngiltere, Türkiye, Yunanistan, Ada’daki taraflar ve BM yeterlidir.</p>
<p><strong>Şaşkınlığa sürükleyecek </strong><strong>bir gelişme yok</strong></p>
<p>Görevinden ayrılma zamanı yaklaşan BM genel sekreterleri, arkalarında hatırlanacak bir miras bırakmak için çözümsüz gibi görünen bir soruna el atmayı, sorun çözüme pek elverişli gözükmese bile, adeta kural hâline getirmişlerdir. Bu açıdan bakıldığında Kıbrıs’ın ideal bir sorun olduğu anlaşılacaktır. Bir kere, her taraf Genel Sekreterin gayretlerine olumlu yaklaşmakta, alenen itiraz etmemektedir. Kendisinin veya temsilcisinin düşüncelerini dikkatle dinlemeye hazır gözükmektedirler. Sonra, taraflar buluşmaktan, hatta el sıkışmaktan, birlikte yemek yemekten bile kaçınmamaktadırlar. Fakat sonuçlara bakılacak olursa iki tarafın da kabul edilebilir bulduğu bir anlaşmaya varamamaktadırlar. Nitekim şu sırada ilerlemekte olduğu anlaşılan süreçte de farklı ve herkesi şaşkınlığa sürükleyecek bir gelişme olmamıştır. Olması da beklenmemelidir.</p>
<p><strong>1960 düzeninden 1974 müdahalesine</strong></p>
<p>Hatırlanacağı gibi Kıbrıs Cumhuriyeti, bağımsızlığını 1960 yılında İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin garantörlüğünde kazanmıştır. Bağımsızlığa yön veren ortak anlayış, Rumların ve Türklerin Ada’yı birlikte yönetecekleri ve bu yönetimin bağımsızlığının üçlü bir garantiye bağlanması idi. Ancak her ülke, kendi başına ya da diğerlerinden bağımsız olarak da koşullara uyulmasını sağlayacaktı. Sizlerin de gördüğü gibi bu anlaşma ince bir dengeye dayanıyor, Rumları ve Türkleri yeni kurulan ülkenin eşit temel taşları olarak görüyordu. Burada bir etnik cemaatin sayı bakımından diğerine üstün olmasına bakılmamıştı. Buna karşılık, daha başlangıçtan itibaren Rumlar, Ada’nın aslında kendilerine ait olması gerektiğini, Türk kökenlilerin ise olsa olsa bir azınlık oluşturabilecekleri tezini işlediler. Hatta merkezî yönetim, izlediği siyasetlerle bu azınlığı zaman içinde daha da küçülterek ortadan kaldıracaktı. Nitekim Rum tarafı, Kıbrıs Anayasası’nın ülkenin iki eşit halktan oluştuğunu belirten maddelerini görmezden gelmiş, ülkeyi bir Rum devleti gibi yönetmeye yönelmiştir. Maalesef yerel Rumların tutumları Yunan Hükümeti tarafından da benimsenmiş, özellikle ülkede askerî cunta yönetimi kurulduktan sonra bu temayül güçlenmiştir. Hatırlanabileceği gibi cunta yönetimi, meşruiyetini Rum yayılmacı davalarına arka çıkarak güçlendirmeye çalışmıştır. Nitekim 1974’te Nikos Sampson’un iktidara el koyarak Kıbrıs’ı Yunanistan’ın bir parçası hâline getirme girişiminin mimarı da cunta olmuş, girişim Türkiye’nin müdahalesi sonucu başarısızlığa uğrayınca da görevi terk etmek zorunda kalmıştır. Sanıyorum sonrası daha da ilginç. Yunanistan’a demokrasinin avdeti, bilahare hazır olmamasına rağmen Valéry Giscard d’Estaing’in ısrarı üzerine, bir daha cunta yönetimine düşmesinler gerekçesiyle Avrupa Birliği’ne üye yapılması, Türkiye’nin bu girişimi sayesinde mümkün olmuştur.</p>
<p>Yunanistan’ı yöneten cunta, ahalisi Rumca konuşmakla birlikte Kıbrıs’ın aslında başka bir ülke olduğu tezine dahi inanmıyor, Kıbrıs’ı Yunanistan’ın bir parçası olarak görüyordu. İlginçtir ki bu yaklaşım, Ada’da Rumların yaptığı seçimle göreve gelen Athenagoras başta olmak üzere Rum yöneticiler tarafından dahi benimsenmiyor, itirazlarla karşılanıyordu. Yunan Hükümeti, Temmuz 1974 ortasında bir isyan çıkararak Ada’yı Yunan topraklarına katmak istedi. Bu müdahale, o güne kadar Rum tarafıyla ilişkilerini bir hukuk mücadelesi çerçevesinde yürütmeye gayret eden Türkiye için bile kabul edilebilir olmaktan çok uzak düşüyordu. Türkiye, bağımsız Kıbrıs’ın garantörü olmaları nedeniyle Büyük Britanya’yı Ada’ya birlikte müdahaleye davet etti, ancak Büyük Britanya müdahalede isteksizdi. Ada’da Rum yönetiminin de varlığını kabul ettiği iki üssü bulunuyordu. Bu durum karşısında Türkiye, Ada’ya askerî olarak tek başına müdahale etmeye karar verdi, Ada’nın yüzde 40 kadar toprağına el koydu. Ada Türklerinin Türkiye’nin denetiminde olan bölgeye yerleşmesi fazla zaman almadı. Türk yönetimi altında yaşamayı istemeyen Rumlar ise Rum yönetiminde kalan alanlara gittiler. Böylece kısa süre içinde Ada, Türk kesimi ve Rum kesimi olarak etnik bakımdan da bölünmüş oldu. Ortak yaşam artık sona ermişti.</p>
<p><strong>Türkiye, Kıbrıs’ı feda </strong><strong>etmeye hazır değildir</strong></p>
<p>İncelenecek olursa Türkiye’nin başlangıçtaki niyetinin muhtemelen konfederal esaslara göre yapılanan birleşik bir Ada yönetimi olduğu görülecektir. Ortak bir dış politika ve savunma siyaseti izlenecek ama bu siyaset Türkiye ve Yunanistan’ın çıkarlarına aykırı olmayacaktı. Bununla birlikte, ortak yönetim müzakereleri sonuç vermeyince Kıbrıs Türkleri Kuzey’de bağımsız bir Türk devleti kurmaya karar verdiler. Yine de uzun vadede birleşebilecekleri fikrini reddetmemişler, bunun olabileceğini düşünmüşlerdi. İki devletin kesinlikle ayrılması, Avrupa Birliği’nin Rum kesimini tüm Kıbrıs’ı temsilen üyeliğe kabul etmesinden sonra gerçekleşti. Bir ihtimal, bir kısım Birlik üyesi, Türklerin üye olmak için Ada’nın birleşmesi yönünde fedakârlık yapacağını beklemiş olabilir, ancak diğerleri böylece Türkiye’nin üyeliğinin önüne vazgeçilmez bir engel getirdiklerini düşünmüşlerdir. Herhangi bir aşamada Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olması konusunu bir yana bıraksak bile, Türkiye’nin üye olmak için Kıbrıs’ı feda etmeye hazır olduğunu düşünenlerin fena hâlde yanıldıkları ortadadır. Bugün Kıbrıs, sadece Türkiye’nin üye olmak için aşması gereken bir engel olmaktan öte, iki kuruluş arasındaki her türlü iş birliğini güçleştiren bir konuma yerleşmiş bulunmaktadır.</p>
<p>Tamamen stratejik bir açıdan düşünüldüğünde, Türkiye’nin Yunanistan’ın bir parçası olan ya da onunla her zaman birlikte olan bir ülke tarafından hareketlerinin engellenmesine izin vermeyeceği, Doğu Akdeniz’de önemli bir aktör olarak varlığını göstereceği aşikârdır. Bu gözlemin göreceli olduğu, Kıbrıs’ın bir bölümünün Rum kesimine ait olduğu bilindiğinden dolayı anlaşılabilirse de Ada’nın tümünün yabancı ve Türk düşmanı bir güç tarafından yönetilmesine kıyasla tercih edileceği de bellidir.</p>
<p>Bütün Ada’nın kendisine ait olduğunu iddia eden Rum yönetimini Avrupa Birliği yaratmıştır. Bunun bedeli, Türkiye ile iş birliğini sınırlamak olmuştur. Dolayısıyla Kuzey’de bir Türk devleti olduğunu teslim etmek ve onu tanımak veya Kıbrıs Rum Yönetimini destekleyerek Kuzey’deki oluşumu görmezden gelmek Avrupa Birliği’nin bileceği bir iştir ama şurası kesin ki Avrupa Birliği, ne Türkiye’yi ne de Türk Kıbrıs’ını anlamıştır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-birligi-turkiyenin-kibris-konusundaki-kararliligini-anlamiyor-84558</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/8/1280x720/55-1785818118.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Birliği, Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki kararlılığını anlamıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dikkat-yapay-zekali-alaturka-surucu-var-84557</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dikkat, yapay zekâlı alaturka sürücü var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“İnsanı eğitemiyorsan malzemeyi eğit der” mühendislik. Yapay zekâ eğitilmiş malzeme. Trafiği çözebilir şayet onu yazan maganda zekâ değilse…  Ama embesil ise YZ sana, trafiğine ne yapsın.</strong></p>
<p>Bundan 133 yıl önce <strong>Benz</strong> ve <strong>Daimler</strong>; ilk otomobilleri üretmiş ve <strong>4 tekerlekli uygarlık</strong> <strong>çağı</strong> başlamıştı. O sırada yeniliğe karşı olanlar; “<strong>atlar dururken kim bu aletleri kullanır ki</strong>?” diye söyleniyordu. Fakat <strong>Henry Ford</strong>, 1000 doların altında otomobil üretmeyi başarınca dünyada araba sevdası başlamış oldu.</p>
<p>Henry Ford; “<strong>pazarı dinleseydim daha hızlı atlar üretirim</strong>” diyordu. Otomobil yollarda boy gösterince insanlar onlara “<strong>atsız araba</strong>” diyordu. Haklıydılar da… <strong>Binlerce yılın arabası</strong> <strong>hep atlarla olurdu ama şimdi atlar gitmişti</strong>. Bugün <strong>önce atlarından kurtulan</strong> araba, şimdi <strong>sürücüden kurtulma</strong> sürecinde…</p>
<p><strong>OTONOM ARAÇLAR TRAFİK SORUNUMUZU ÇÖZER Mİ?</strong></p>
<p>“<strong>Trafik kuralları kan ve gözyaşıyla yazılmıştır</strong>” derler… Doğrudur. Misal <strong>yol ayrım çizgileri</strong>, kızını kazada kaybetmiş bir babanın önerisiydi. <strong>Trafik ışıkları</strong> da artan araçların seyrüseferini düzenlemek için icat edildi. Sonra da <strong>evrensel</strong> hale gelen kuralları <strong>öğrendik</strong>, <strong>benimsedik</strong>, <strong>kullandık</strong> ya da <strong>ihlal</strong> ettik.</p>
<p>Ancak <strong>trafik kuralları her kültürde aynı mıdır</strong>? Misal bizim <strong>çakarlılar </strong>emniyet şeridini ihlal eder, durur. <strong>Yapay zekâlı otonom araçlar bu durumda nasıl davranacak</strong>? Kırmızıda durmayan maganda, Otonom aracının yapay zekâsına riayet edecek mi yoksa devreden çıkarıp gaza mı basacak?</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Alaturka sürücüye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Trafik magandası tarih olur mu?</em></strong></p>
<p>Emniyet kemeri takmayınca <strong>araç sussun</strong> diye <strong>sahte aparat</strong> takan, <strong>hatalı şerit</strong> değiştiren, <strong>sinyal koluna</strong> eli gitmeyen, yayanın üstüne araç süren, yol vermeyen, hız limitine uymayana YZ ne yapsın?</p>
<p><strong><em>Otonom araca güvenebilir miyiz?</em></strong></p>
<p>Bir yere kadar evet. <strong>Makine öğrenme teknolojileriyle</strong> giderek gelişecekler. Otonom <strong>araçlar trafik için umut </strong>olacak. Otonom aracın yapay zekâsı <strong>sarhoş olmaz</strong>, <strong>stres yapmaz</strong>, <strong>haksız davranmaz inşallah.</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>YAPAY ZEKÂLININ BAGAJINDA POMPALI YAN KOLTUĞÜNDA LEVYE VARSA…</strong></p>
<p><strong>Kırmızı ışığı</strong> sokak aydınlatması sananlarımız hayli fazladır mesela. Önü boş iken <strong>gitmeyen sol şerit kenelerimiz</strong> vardır. <strong>Önerim</strong>, bizde otonom araç geliştiricilerinin <strong>yaya ve sürücü davranışlarını</strong> da araştırmasıdır. <strong>Elin yapay zekâsı burada çöker</strong>. Bizim YZ’yi bu <strong>kültürün organik zekâları</strong> yazmalıdır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ALATURKA SÜRÜCÜ SÖZLÜĞÜ</strong></span></p>
<p><strong>Trafik magandası</strong>: Yolların kralı, sol şerit müdavimi, başka sürücülere aldırmayan duyarsızlar grubu</p>
<p><strong>Otonom maganda</strong>: Yapay zekânın kullandığı aracının kurallarını dönüştüren, onu magandalaştıran</p>
<p><strong>Çakarlı</strong>: Aracına taktığı ışıldaklarla geçiş üstünlüğü edinen, yönetenin imtiyazlı sürücüleri</p>
<p><strong>Otonom denetimi</strong>: Yapay zekânın yönettiği sürücüsüz aracın evrensel kurallara uyum kontrolü</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dikkat-yapay-zekali-alaturka-surucu-var-84557</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/otomobil-otonom-arac.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dikkat, yapay zekâlı alaturka sürücü var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84555</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beklenti altında gelen enflasyonu piyasa nasıl fiyatladı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Beklenti Altında Gelen Enflasyonu Piyasa Nasıl Fiyatladı? | Ekonomi Masası | 04 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/FW7R6ZmO_vk" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/topraga-yapilan-yatirim-gelecege-atilan-imzadir-84556</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toprağa yapılan yatırım, geleceğe atılan imzadır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kocaeli denildiğinde çoğumuzun aklına ilk olarak fabrikalar, organize sanayi bölgeleri, limanlar ve üretim gelir. Oysa bu kentin bir de toprağıyla üreten, çiftçisiyle büyüyen, hayvancılığıyla değer oluşturan güçlü bir kırsal yüzü bulunuyor.</p>
<p>Sanayi ile tarımın aynı şehirde yan yana büyüyebileceğini yıllardır söylüyoruz. Çünkü güçlü bir ekonomi yalnızca bacası tüten fabrikalarla değil, ekilen tarlalarla, dolan ahırlarla, hasat edilen ürünlerle de ayakta kalıyor. Üstelik iklim krizinin etkilerinin her geçen gün daha fazla hissedildiği, gıda güvenliğinin ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası haline geldiği bir dönemde bu gerçeğin değeri çok daha iyi anlaşılıyor. Bugün tarım artık sadece çiftçinin meselesi değil. Soframıza gelen ekmeğin, sebzenin, meyvenin, etin, sütün meselesi. Dolayısıyla tarıma yapılan her yatırım aslında hepimizin geleceğine yapılan yatırımdır.</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin son yedi yılda tarım ve hayvancılık alanında hayata geçirdiği çalışmaları da bu bakış açısıyla değerlendiriyorum. Elbette 98 farklı proje ve yaklaşık 1,5 milyar liralık destek önemli bir büyüklüğü ifade ediyor. Ancak bence asıl dikkat çeken nokta, bu yatırımların sadece rakamlardan ibaret olmaması; üretimin her aşamasına dokunan, çiftçinin ihtiyacına doğrudan karşılık veren bütüncül bir destek modeli ortaya koymasıdır.</p>
<p>Bir üretici tarlasını sürerken mazot desteğini hissediyor. Ekim zamanı gübresini daha uygun şartlarda alabiliyor. Yem bitkisi desteğiyle hayvancılığını sürdürüyor. Modern sera kurarak dört mevsim üretim yapabiliyor. Sulama altyapısıyla suyu daha verimli kullanıyor. Ürünü katma değerli hale geldiğinde ise sözleşmeli üretim modeliyle pazarlama kaygısını azaltıyor.</p>
<p>İşte kalkınma dediğimiz tam da budur. Üreticiyi yalnızca bugünün sorunlarıyla baş başa bırakmayan, yarının ihtiyaçlarını da gözeten bir anlayıştır.</p>
<p>Şu bir aşikardır ki 525 milyon liralık sulama yatırımını da göz ardı etmemek gerekiyor. İklim değişikliğinin en büyük etkilerinden biri suya erişim olacak. Bugün yapılan her sulama yatırımı, aslında geleceğin tarımını güvence altına alıyor. Bu nedenle bu tür projeler günü kurtarmak için değil, yarını inşa etmek için yapılıyor.</p>
<p>Bir başka dikkat çekici nokta ise tıbbi ve aromatik bitkilere verilen önem. Geleneksel ürünlerin yanında katma değeri yüksek alternatif ürünlere yönelmek artık bir tercih değil, zorunluluk. Dünyada bu pazar hızla büyürken Kocaeli'nin de bu alanda üretici yetiştirmesi önemli bir vizyonun göstergesi.</p>
<p>Elbette sadece bitkisel üretim değil; hayvancılık, arıcılık, meyvecilik ve kooperatifçilik gibi birçok alanın aynı anda desteklenmesi de kırsal kalkınmanın bütüncül ele alındığını gösteriyor. Çünkü kırsalda yaşayan insanın yalnızca bir gelir kapısı yok. Çeşitlenen üretim, aynı zamanda daha güçlü bir kırsal ekonomi anlamına geliyor.</p>
<p>Çünkü geleceğin en zengin ülkeleri yalnızca en çok üretenler değil, aynı zamanda kendi gıdasını güvence altına alabilen ülkeler olacak ve unutmayalım ki toprağa sahip çıkan şehirler, geleceğine de sahip çıkar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/topraga-yapilan-yatirim-gelecege-atilan-imzadir-84556</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Toprağa yapılan yatırım, geleceğe atılan imzadır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonu-yuzde-30un-altina-indirmek-niye-mi-cok-zor-84554</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonu yüzde 30’un altına indirmek niye mi çok zor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Temmuz ayının enflasyon verileri iyi kötü tahmin edildiği gibi geldi… TÜİK temmuz ayındaki TÜFE artışını yüzde 1,78 olarak açıkladı. Yedi aylık artış yüzde 19,86, yıllık artış ise yüzde 31,75 oldu.</p>
<p>TÜFE’nin yıllık artışında bir yılı aşkın süredir bu düzeylere takılıp kalındı. Hani yapışkan enflasyon diye tanımlanan bir durum var ya, tam olarak o yaşanıyor. Yıllık enflasyon yüzde 30-33 arasına yapıştı kaldı. Bu konuyu yakında daha detaylı olarak ele almak gerek. Bugün, temmuza ilişkin ilk açıklamaya ve hem içinde bulunduğumuz ağustos ayında, hem gelecek aylarda neler olabileceğine odaklanmakta yarar var.</p>
<p>Aylık enflasyonda geçen yılla bu yıl arasında çok büyük bir fark yok. 2025 temmuzunda yüzde 2,06 olan artış, bu yıl yüzde 1,78.</p>
<p>İlk yedi ay geçen yıldan biraz kötü. Geçen yıl yüzde 19,08 olan oran bu yıl yüzde 19,86. Yıllık oranlar arasında ise 1,77 puanlık bir iyileşme var. Geçen yılın temmuzundaki yıllık artış yüzde 33,52 düzeyindeydi.</p>
<p>Bu oranların çok özet olarak söylediği şu: <strong>“Enflasyonda yerimizde sayıyoruz, bir ilerleme, tabii ki olumlu yönde bir ilerleme, bir gelişme yok.”</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sonrası daha belirsiz</span></h2>
<p>Bu yılın ilk yedi ayındaki enflasyonun geçen yıldan az da olsa yüksek oluşmasında İran savaşının ve bu savaşın yol açtığı fiyat artışlarının tabii ki büyük rolü var.</p>
<p>Ham petrol fiyatlarının bu yılın ortalamasında 60 dolar civarında olacağı öngörülmüş ve dengeler buna göre kurulmuşken bir ara 125 dolarların görüldüğünü biliyoruz. Şimdi dengenin 90 dolar civarında oluşması umuluyor. Daha yukarıdaki her fiyat yurt içindeki fiyat artışı baskısını daha da artıracak.</p>
<p>Ham petrol fiyatlarının yurt içinde akaryakıt fiyatlarına yansımasını azaltmak amacıyla devreye alınan eşel mobilin de <strong>“nefesi kesildi”</strong>, zam durumunda ÖTV’den kullanılabilecek tutar motorin için kalmadı, benzinde ise çok azaldı.</p>
<p>Motorinde 13,90 lira ÖTV vardı ve bu tutarın tümü eşel mobil ile kullanıldı, mevcut durumda motorine gelecek tüm zamlar pompaya yansıyacak. Benzinde kullanılabilecek tutar 4,30 lira, otogazda ise 10,96 lira.</p>
<p>Akaryakıtta indirim söz konusu olduğunda bu indirimin bir kısmının pompaya yansıtılması uygulaması da yok artık. Yasada yazan ÖTV tutarları tamamlanana, o ÖTV tutarına gelininceye kadar indirim pompaya yansımayacak. O tutarlar motorinde 13,90 lira, benzinde 14,82 lira, otogazda 11,38 lira.</p>
<p>Zam, motorinde tümüyle, benzin ve otogazda sınırlı bir şekilde pompaya yansıyacak ama indirimler eksik ÖTV’nin tamamlanmasına gidecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Akaryakıtta görünmeyen zam…</span></h2>
<p>Gizli bir zamdan söz ediyor değilim tabii ki. Fiyat endeksinin ay ortalamasındaki fiyatlar üzerinden hesaplandığı gerçeğinin unutulmaması gerektiğini hatırlatmak için <strong>“görünmeyen zam”</strong> ifadesini kullanıyorum.</p>
<p>Çünkü akaryakıtta bugün geçerli olan fiyatlar ağustos ayı boyunca hiç değişmese bile enflasyona yine de önemli bir etkide bulunacak.</p>
<p>Bugünkü fiyatlar, ay boyunca sabit kalırsa ay ortalamasındaki fiyat haline gelir. İşte mevcut fiyatlar da temmuz ortalamasının benzinde yüzde 3,8, motorinde yüzde 13,6 üzerinde bulunuyor.</p>
<p>Bu zamların TÜFE’ye olabilecek doğrudan etkisi çok fazla değil. Ama dolaylı etki, özellikle motorindeki yansıma etkisi çok çok yüksek.</p>
<p>Ama yarın savaşla ilgili çok olumlu gelişmeler olur, petrol fiyatları hızla geriler, Maliye indirimlerle ÖTV eksiğini tamamlar ve sonrasındaki indirimler pompaya yansır, bu da genel fiyat düzeyini çok olumlu etkiler. Biraz Nasrettin Hoca’nın peşin para hikayesine benzedi biliyorum ama olur mu olur.</p>
<p>Peki ya tam tersi olur ve savaşın boyutuna ve petrol fiyatlarının seyrine bağlı olarak işler daha da kötü giderse?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Aylık 1,6’nın altında kalınabilir mi?</span></h2>
<p>2026 için yola yüzde 16 enflasyon hedefiyle çıkılmıştı, o oranı geride bırakalı çok oldu.</p>
<p>Şimdi hedef yüzde 24, tahmin yüzde 26. Bu oranlarda kalmanın mümkün olmadığı da ortada.</p>
<p>Merkez Bankası 13 Ağustos’ta açıklayacağı yılın üçüncü enflasyon raporunda hedefi muhtemelen değiştirmez ama belki 26’lık tahmin yukarı çekilir.</p>
<p>İyi de kaça çekilecek ki? Yüzde 30’un altında bir oran da pek gerçekçi olmaz. Çünkü yüzde 30’un altında bir gerçekleşme sağlamak çok zor görünüyor.</p>
<p>Yılın kalan beş aylık döneminde her ay için ortalama yüzde 1,6’yı aşmayacak bir düzey yakalanabilirse, beş ayın toplamı yüzde 8,5 eder ve yüzde 30 aşılmaz.</p>
<p>Biraz önce aktardığım akaryakıt fiyatları ve gelecek zamların benzin ve otogazda kısmen, motorinde tümüyle pompaya yansıyacak olması, ancak indirimin tümüyle ÖTV’ye gideceği gerçeği karşısında en azından bu iki ay boyunca görece yüksek fiyat artışı görülmesi kaçınılmaz gibi.</p>
<p>Kaldı ki, eşel mobil uygulaması yeni bir düzenlemeye gidilip uzatma kararı alınmadığı takdirde ekim ayı başında bitiyor. Düşünün, bugün için yaklaşık 81 lira olan motorin, eylül sonunda da bu fiyatta olursa 1 Ekim’de yaklaşık 95 liraya çıkacak. Bu, yüzde 17 zam demek. Bu da fiyatlar düşüp ÖTV aşama aşama yerine konulamadığı takdirde eşel mobilin uzatılmasının kaçınılmaz olacağını gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Son altı yılın en düşük artışı!</span></h2>
<p>Yüzde 30’un altı için son beş ayda yüzde 8,5’lik bir alan var. Geçen yılın son beş ayındaki artış yüzde 9,9 olmuştu. Önceki yılların son beş ayındaki artışı da hatırlatayım:</p>
<p><strong>“2021 yüzde 23,25, 2022 yüzde 12,73, 2023 yüzde 25,65, 2024 yüzde 12,13.”</strong></p>
<p>Yani bu yıl beş ayda yüzde 8.5’te kalınabilirse, bu oran son altı yılın en düşük oranı olacak. Olabilirse!</p>
<p>Hani bir söz var ya, <strong>“Doluya koysan almıyor, boşa koysan dolmuyor”</strong> diye, aynı o durum yaşanıyor. Bir türlü olmuyor, 2026 enflasyonunun yüzde 30’un altına inmesi mümkün görünmüyor.</p>
<p>Kaldı ki hadi inildi ve gerçekleşme yüzde 29 oldu. Bu çok büyük başarı mı yani?</p>
<p>Şimdi biliyorum; <strong>“Ama savaş”</strong> denilecek. İyi güzel de savaş yalnızca Türkiye’yi mi etkiliyor?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonu-yuzde-30un-altina-indirmek-niye-mi-cok-zor-84554</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/gida-market.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonu yüzde 30’un altına indirmek niye mi çok zor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ceyhandaki-3-milyar-dolarlik-dapeke-biz-de-iskele-ve-kalipla-girdik-84553</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ceyhan’daki 3 milyar dolarlık DAPEK’e biz de iskele ve kalıpla girdik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>URTİM </strong>İskele Kalıp Sistemleri Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Serdar Urfalılar, </strong>önce fotoğrafları gönderdi:</p>
<p>-          <strong>Burası Ceyhan’da (Adana) Doğu Akdeniz’in Yeni Sanayi Merkezi DAPEK… 1300 hektarlık alanda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda geliştirilen bölgede polipropilen üretim tesisi, sıvı yük terminali, liman ve altyapı yatırımları toplam 3 milyar doları aşıyor.</strong></p>
<p><strong>Serdar Urfalılar, </strong>fotoğrafların ardından ek bilgi notu iletti:</p>
<ul>
<li><strong>Doğu Akdeniz’in en kapsamlı sanayi, enerji ve lojistik projelerinden biri olan DAPEK, petrokimya üretiminden liman işletmeciliğine, enerji altyapısından lojistik hizmetlere uzanan geniş bir ekosistemi tek çatı altında topluyor.</strong></li>
<li><strong>DAPEK’in merkezinde Rönesans Holding ile Sonatrach ortaklığında hayata geçirilen 1.8 milyar dolarlık Polipropilen (PP) Üretim Tesisi yer alıyor.</strong></li>
<li><strong>Sonatracht’ın aynı zamanda hammadde tedarikçisi olacağı tesis tamamlandığında yıllık 472 bin 500 ton üretim kapasitesiyle Türkiye’nin polipropilen ihtiyacının yüzde 17’sini karşılayacak.</strong></li>
<li><strong>Bu da Türkiye’nin cari dengesine 300 milyon dolarlık katkı sağlayacak. Yani, ithalatta 300 milyon dolarlık yıllık azalma olacak. Petrokimyada dışa bağımlılık biraz daha azalacak.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a716823ee462-1785817123.jpg" alt="" width="700" height="394" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a71682d8159f-1785817133.jpg" alt="" width="500" height="667" /></strong></p>
<p><strong>Serdar Urfalılar</strong>’ın gönderdiği bilgi notunda sahada süren yatırımlardan ayrıntılar da yer aldı:</p>
<ul>
<li><strong>Rönesans ile Stolt Nielsen ortaklığındaki sıvı yük terminali yatırımı da aynı sahada ilerliyor. ABD Uluslararası Kalkınma Finans Kurumu (DFC) ve İspanya İhracat Kredisi Ajansı’ndan (Cesce) sağlanan 1.3 milyar dolarlık finansman, projenin küresel önemini gösteriyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Urfalılar, </strong>Rönesans Holding kurucusu <strong>Erman Ilıcak</strong>’ın projeyle ilgili sözlerini de aktardı:</p>
<ul>
<li><strong>Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler ve küresel enerji arz güvenliğine ilişkin tartışmalar, alternatif enerji ve ticaret koridorlarının önemini yeniden gündeme taşıdı.</strong></li>
<li><strong>Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika pazarlarının kesişim noktasında yer alan DAPEK, bu konumu sayesinde uluslararası yatırımcılar için giderek daha cazip bir merkez haline geliyor.</strong></li>
<li><strong>Bölgenin geliştirilmesinde Rotterdam ve Singapur’daki Jurong Adası gibi liman ener</strong><strong>ji</strong><strong>-sanayi entegrasyonuna dayalı küresel kümelenme modelleri örnek alındı.</strong></li>
<li><strong>2026 yılında başlayan işbirliği ile sürece yönetim ortağı sıfatıyla dahil olan Surbana Juron Group, yatırımcı geliştirme, uluslararası pazarlama ve sürdürülebilirlik çalışmalarını destekliyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Urfalılar,</strong> bu ölçekteki betonarme imalatın kalıp ve iskele altyapısının URTİM tarafından karşılandığını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>URTİM Kalıp ve İskele Sistemleri olarak 1980’den bu yana 72 ülkede 4 binden fazla projeyi başarıyla tamamladık. Yüzde 80 ihracat ve Engineering New Record (ENR) listesindeki önde gelen inşaat şirketlerinin çoğunluğunda tedarikçiyiz.</strong></p>
<p>URTİM’in iskele ve kalıp tedariki sağladığı bazı şirketleri sıraladı:</p>
<p>-          <strong>Enka, Tekfen, Üstay, Çalık Enerji, Makyol, Summa, TAV İnşaat, Rönesans.</strong></p>
<p>Avrupa, ABD, Ortadoğu, Afrika ve Asya pazarlarına patentli ürünlerini ihraç ettiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong> Ar-Ge çalışmaları ve son teknoloji robotik üretim altyapımızla geliştirdiğimiz ürünler, Avrupa standartları başta olmak üzere uluslararası sertifikasyon gerekliliklerini tam olarak karşılıyor.</strong></p>
<p>Ardından Ceyhan’a uzandı:</p>
<p>-          <strong>Projelendirmeden uygulamaya kadar sürecin tamamı kendi mühendislik ekibimiz tarafından yürütüldü. Tesisin her bir yapısı, kendine has mimarisine göre ayrı ayrı tasarlanan kalıp çözümleriyle hayata geçirildi.</strong></p>
<p>Ceyhan’daki işlerinin ayrıntısına girdi:</p>
<p>-          <strong>Reaktör ve ısıtıcı üniteleri gibi çeşitli yüksekliklerdeki kolon yapılarından, geniş perde duvarlı standart binalara, erişimin kısıtlı olduğu dar alanlardaki imalatlardan özel geometrili tankların döküm işlerine kadar her farklı ihtiyaca özel çözüm üretildi.</strong></p>
<p>Yükseklik, taşıma kapasitesi ve saha koşulları gibi değişkenlere göre şekillenen esnek yaklaşımın projenin zamanında tamamlanmasında belirleyici rol oynadığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Kalıp sistemlerinin yanı sıra sahanın dikey erişim, ağır yük taşıma, genel çalışma alanları ve boru hattı kurulumu gibi iskele ihtiyaçları da şirketimiz tarafından tek elden karşılandı.</strong></p>
<p>URTİM Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Serdar Urfalılar, </strong>Ceyhan’daki projede yer almalarının öneminin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>DAPEK ölçeğinde bir projede yer almak, 46 yıllık mühendislik birikimimizin ve yurt dışından edindiğimiz tecrübenin ülkemizin sanayi altyapısına doğrudan katkı sunması demek.</strong></p>
<p>Rönesans, Ceyhan’daki projeye gecikmeli de olsa başlayınca bölge hareketlendi…</p>
<p>Rönesans, 1300 hektarlık alanı endüstri bölgesine dönüştürürken, kendisi de ayrıca ortağıyla birlikte 1.8 milyar dolarlık yatırım yapıyor…</p>
<p>DAPEK projesinde rol almak, URTİM’e referans açısından güç katıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İlklerin insanı Zeki Sözer</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7167ab808cd-1785817003.png" alt="" width="829" height="679" /></span><strong>EVYAP </strong>Kurumsal İletişim Müdürü <strong>Elif Sözer Dumlu</strong>’dan babası, meslek büyüğüm, Milliyet Gazetesi’nde aynı dönemde çalışma şansı yakaladığım <strong>Zeki Sözer</strong>’le ilgili mesaj geldi:</p>
<ul>
<li><strong>Brieflyart Sanat Galerisi’nden </strong>“İlklerin İnsanı Zeki Sözer” <strong>Sergisi…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Elif Sözer Dumlu</strong>’nun gönderdiği mesajdaki bilgilere göre, Brieflyart Sanat Galerisi 6-21 Ağustos 2026 tarihleri arasında <strong>“İlklerin İnsanı Zeki Sözer” </strong>Sergisine ev sahipliği yapacak. Sergi, yalnızca bir gazetecinin biyografisini değil, 70 yıllık Türk medya tarihini de kişisel bir film şeridi gibi izleyiciye sunacak, <strong>Zeki Sözer</strong>’in sanatla ilişkisini de görünür kılacak.</p>
<p>1958 yılında Ankara’da gazeteciliğe başlayan <strong>Zeki Sözer, </strong>Demokrat Parti döneminden 27 Mayıs’a, TRT’nin kuruluş yıllarından Babıali’nin önemli tarihe damga vuran günlerine, Avrupa baskılarından özel televizyonların yükselişine kadar Türkiye’nin siyasal ve medya dönüşümüne içeriden tanıklık etti.</p>
<p>TRT’nin ilk haber programını hazırlayan, Türkiye’nin ilk haber müdürü olan, BBC’de televizyon eğitimi alan ilk gazetecilerden olan <strong>Zeki Sözer</strong>’in 93 yıllık yaşamı ilk kez bir sergide izleyicinin karşısında olacak.</p>
<p><strong>Zeki Sözer, </strong>Türkiye’nin televizyonla henüz tanışmadığı yıllarda BBC’nin davetiyle Londra’ya giderek prodüktörlük eğitimi gördü. TRT’nin ilk haber programını hazırlayan ekipte yer aldı. Milliyet’teki Haber Müdürlüğü döneminde Türk basınında yeni bir editoryal modelin kurulmasına öncülük etti. </p>
<p><strong>Zeki Sözer, Örsan Öymen</strong>’le birlikte hazırladığı haftalık haber programıyla televizyon haberciliğinin ilk örneklerinden birine imza attı. TRT Haber Dairesi Başkanlığı görevinden sonra <strong>Abdi İpekçi</strong>’nin davetiyle Milliyet Gazetesi’nde geçerek Türkiye’nin ilk <strong>“Haber Müdürü” </strong>unvanını aldı. Daha sonra Milliyet’in Avrupa baskılarının yönetimini üstlendi. Frankfurt Temsilciliğini yürüttü. TV8’de Genel Yayın Yönetmenliği yaptı.</p>
<p><strong>Zeki Sözer, </strong>Karacabey’de başlayan çocukluk yıllarından II. Dünya Savaşı’nın gölgesindeki Anadolu günlerine, 27 Mayıs sabahının yaşayan genç bir muhabirden İran-Irak Savaşı’nı izleyen deneyimli gazeteci kimliklerine emeklilik sonrası tiyatro sahnesine çıkan ve pastel resimler üreten bir sanat meraklısını da ekledi.</p>
<p>Sergide <strong>Zeki Sözer</strong>’in çocukluk fotoğrafları, aile albümü, gazete kupürleri, televizyon yayınlarından kareler, son yıllarda ürettiği ağırlıklı pastel çalışmalarına yer verilecek. Kısacası <strong>Zeki Sözer</strong>’in yaşam öyküsü, kendi fotoğrafları, kişisel arşivi, anıları ve resimleri üzerinden anlatılacak.</p>
<p>Sergiye; <strong>Melih Aşık, Mehmet Turan Akköprülü, Özdemir İnce, Pınar</strong><strong> </strong><strong>Türenç, Namık Koçak, Nazım Alpman</strong>’ın <strong>Zeki Sözer</strong>’i anlatan kısa metinleri katkı sunacak.</p>
<p>6 Ağustos 2026 günü açılacak sergi, 21 Ağustos 2026’ya kadar Pazartesi hariç, hafta içi ve Cumartesi günleri 11.00-19.00, Pazar günleri de 13.00-19.00 saatleri arasında Brieflyart Sanat Galerisi’nde gezilebilecek.</p>
<p>Sergiyi gezenler, <strong>Zeki Sözer</strong>’in yaşam öyküsüne bakarken aslında Türkiye’nin haberle, televizyonla, gazetecilik etiğiyle ve medya kültürüyle kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini de izleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ceyhandaki-3-milyar-dolarlik-dapeke-biz-de-iskele-ve-kalipla-girdik-84553</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/3/1280x720/serdar-urfalilar-1785817158.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ceyhan’daki 3 milyar dolarlık DAPEK’e biz de  iskele ve kalıpla girdik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enflasyonda-tcmbnin-planini-degistirecek-seyir-henuz-yok-84552</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon yüzde 30 bandına demir attı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye’de temmuzda tüketici enflasyonu (TÜFE) aylık yüzde 1,78 gerçekleşti ve yüzde 1,9 seviyesindeki piyasa beklentisinin hafif altında kaldı. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre yıllık tüketici 31,75 ile hazirandaki yüzde 32,11'in altına geriledi. Uzmanlar ağustosa toplantısı olmayan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın temmuzda geçici bir yükseliş beklediğini hatırlatarak gerçekleşen verilerin politika faizine yönelik hamlelerini değiştirmeyeceği görüşünü belirtti. 13 Ağustos’ta yılın üçüncü enflasyon raporunu açıklayacak olan TCMB’nin faiz kararı toplantısı ise 10 Eylül’de.</p>
<p>TÜİK verilerine göre ana harcama gruplarında aylık tüketici enflasyonuna en büyük etkiyi gıda ve içecek ile ulaştırma grubu yaptı. Gıda ve içecek grubunda yüzde 1,61 aylık enflasyonun manşet enflasyona etkisi 0.40 puan olarak hesaplandı. Taze meyve ve sebzede yüzde 5,39'luk aylık enfl asyon yükselişte belirleyici oldu.</p>
<h2>Ulaştırma ağustosta etkili olacak </h2>
<p>Konut grubunda yüzde 2,25'lik aylık enflasyonun 0.27 puanlık manşet enflasyona yükselici katkısı varken bu grupta yüzde 2,85 artan kira enflasyonu etkili. Sağlıkta fiyat ayarlamalarının etkisiyle aylık yüzde 10,74 enflasyon yaşandı manşet enflasyona katkısı 0.32 puan oldu. Ulaştırma grubunda yüzde 2,59'luk enflasyonun 0.44 puanlık yükseltici etkisi yaşanırken ağustosta bu grubunda manşet enflasyonda daha belirleyici olması bekleniyor. Eşel mobilden çıkışla birlikte akaryakıt pompa fiyatlarına yansıyacak zamlar enflasyonu da etkileyecek. Mobilya grubunda yüzde 1,7 enflasyonun 0.13 puan, lokanta ve konaklama hizmetlerinde yüzde 2,28 enflasyonun 0.26 puan yükseltici etkileri oldu manşet enflasyona.</p>
<h2>Manşeti giyim ve ayakkabı frenledi</h2>
<p>Manşet enflasyonun daha fazla yükselmesini engelleyen giyim ve ayakkabı grubu oldu. Bu grupta başlayan indirim sezonuyla birlikte fiyatlar aylık yüzde 3,93 geriledi. Manşet enflasyonu 0.28 puan aşağıya çekti. Çekirdek enflasyon göstergelerinden B ve C çekirdek enflasyonlarda aylık artışlar sırasıyla yüzde 1,7 ve yüzde 1,8, yıllık artışlar ise yüzde 31 ve yüzde 29,9 olarak kaydedildi. ÜFE ise temmuzda aylık yüzde 1,5 artarken, yıllık ÜFE hazirandaki yüzde 28,1'den temmuzda yüzde 27,8'e geriledi. Uzmanlar tüketici enflasyonunda temmuzda izlenen yükselişte; yönetilen/yönlendirilen fiyat, vergi ayarlamaları ve sebze fiyatlarındaki artış öncülüğünde gıda enflasyonunda yaşanan yükselişin etkili olduğunu vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şimşek: Zorlu koşullara rağmen dezenflasyon devam ediyor</span></h2>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sanal medya hesabından yaptığı paylaşımda, temmuz ayı enflasyon verilerini değerlendirdi. Şimşek, "Zorlu küresel ve jeopolitik koşullara rağmen dezenflasyon devam ediyor. Temmuz ayında yıllık enflasyon bir önceki aya göre 0,4 puan gerileyerek yüzde 31,8 gerçekleşti. Aldığımız tedbirler ve dezenflasyon sürecinin etkisiyle hizmet enflasyonunda katılık azalıyor. Eğitim ve kira yıllık enflasyonları geçen yılın aynı ayına göre sırasıyla 31 puan ve 34 puan azaldı. Jeopolitik gelişmeler kaynaklı riskleri etkin şekilde yönetirken mali disiplinden ve kalıcı fiyat istikrarı hedefimizden taviz vermiyoruz" ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enflasyonda-tcmbnin-planini-degistirecek-seyir-henuz-yok-84552</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/market-alisveris-enflasyon-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK, temmuz ayında tüketici fiyatlarının yüzde 1,78 arttığını açıkladı. Piyasa beklentilerinin hafif altında gelen veriyle, yıllık enflasyon da 0,36 puan azalarak yüzde 32,11’e indi. Böylece son bir yılda TÜFE’deki düşüş 1,77 puanda kalırken, yıllık enflasyonun 30-33 bandındaki seyri 12’nci ayını da geride bıraktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/serbest-fonlarin-portfoyu-1-haftada-75-milyar-tl-azaldi-84551</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Serbest fonların portföyü 1 haftada 75 milyar TL azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fonlarında toplam portföy değeri 10 trilyon liraya dayanmışken Sermaye Piyasası Kurulu’nun yeni düzenlemeleri, faizlerde yüksek seyrin süreceğine yönelik inancın güçlenmesiyle serbest fonlardan bir haftada yüksek çıkış yaşandı. TEFAS Takasbank verilerine göre 31 Temmuz ile biten haftada geçen haftaya göre serbest fonlarda 74.7 milyar lira düşüş yaşandı, tüm yatırım fonlarında 1 haftalık kayıp ise 165.6 milyar lirayı buldu. Aynı dönemde en yüksek giriş ise 69.2 milyar lira ile para piyasası fonlarında yaşandı.</p>
<h2>Mart 2026 en yüksek ay oldu </h2>
<p>TEFAS verilerine göre 31 Temmuz kapanış itibariyle yatırım fonlarının piyasa değeri 10.38 trilyon lira ve yatırımcı sayısı 5.95 milyon seviyesinde. Son 1 yılda yatırım fonlarının piyasa değeri 6.6 trilyon liradan 10.38 trilyon liraya yüzde 57,3 yükseldi, yatırımcı sayısı da 5.63 milyondan 5.95 milyona çıktı. Yatırım fonlarında yüzde 65'in üzerinde pay serbest fonların olurken ikincilik yüzde 19'un üzerindeki payıyla para piyasası fonlarında gerçekleşti. Nitelikli yatırımcı şartı 1 milyon liradan 10 milyon liraya 10 Mart 2026 itibariyle yükseltildi. Mart 2026; yüzde 68,22 ile yatırım fonlarında serbest fonların ağırlığının en yüksek ayı olarak da tarihe geçti. 31 Temmuz itibariyle de serbest fonların payı yüzde 67,24 seviyesinde bulunuyor. Para piyasası fonlarında ise pay yüzde 19,98.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a71650e17403-1785816334.png" alt="" width="655" height="273" /></p>
<h2>İki gelişme yatırımcıyı etkiledi </h2>
<p>SPK 17 Temmuz’da gayrimenkul yatırım fonları ile girişim sermayesi yatırım fonlarının fonlar içindeki değerlemesini, borsa fiyatına göre değil kurucu şirketin belirlediği fiyat üzerinden yapılması kararını aldı. Ve bu düzenlemeye uyum için de yatırım fonlarına 31 Temmuz’a kadar süre belirledi. Bu sürede yatırım fonları çoğunlukla serbest fonlarının içinde bulunan GYF ve GSYF’leri portföylerinden çıkarmayı tercih etti. Aynı hafta SPK’nın yaptığı açıklamayla henüz hazır olmadığını belirttiği yatırım fonlarına ilişkin düzenlemenin de devreye gireceğine ilişkin sosyal medyada birçok paylaşım yer aldı. Bu iki gelişme serbest fonlardaki yatırımcıların tavrını da etkilemiş görünüyor.</p>
<h2>Toplam düşüş 165.6 milyar lira </h2>
<p>TEFAS Takasbank verilerine göre 31 Temmuz itibariyle toplam yatırım fonlarının net varlık değeri 9 trilyon 171,1 milyar lira, 24 Temmuz’da bu büyüklük 9 trilyon336,7 milyar lira seviyesindeydi. Tüm yatırım fonlarında 1 haftalık düşüş 165.6 milyar lirayı buldu. Serbest fonların net varlık değeri ise 6 trilyon 183,6 milyar lira ile ilk sırayı alıyor. Para piyasası fonlarının toplam değeri 1.84 trilyon lira iken, hisse senedi fonlarının değeri de 223.7 milyar lira seviyesinde bulunuyor. Borçlanma araçları fonlarının toplam değeri 153.37 milyar lira, değişken şemsiye fonlarının değeri 121.4 milyar lira kıymetli maden fonlarının değeri 184.6 milyar lira, katılım fonlarının değeri de 405 milyar lira. 24 Temmuz kapanışa göre değişime bakıldığında ise 1 haftada serbest fonlardan 74 milyar 672 milyon liralık bir çıkış yaşandığı hesaplanıyor. Bu çıkış ayrıntısına bakıldığında 71.3 milyar lirası serbest fon, 18.6 milyar lirası katılım serbest fon, 8.6 milyar lirası serbest özel fonlarda gerçekleşti. Serbest fonlarda 17.5 milyar liralık yükseliş ise serbest döviz fonlarında yaşandı. Serbest döviz özel fonlarında ise 9.8 milyar liralık düşüş var.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Para piyasası fonlarında bir haftada yükseliş 69.2 milyar lirayı buldu</span></h2>
<p>Serbest fonlarda gerilemenin yaşandığı bir haftada para piyasası şemsiye fonlarının 69.21 milyar liralık yükselişi dikkat çekti. Para piyasası şemsiye fonları bu bir haftada toplam yatırım fonları büyüklüğü içindeki payını da yüzde 18,98'den 31 Temmuz itibariyle yüzde 19,98'e çıkardı. 1 puana yakın yükseliş gerçekleştirdi. Para piyasası fonları bu yıla dezenfl asyon politikaları kapsamında faizlerde beklenen düşüşle çok da pozitif başlamadı. Ancak şubat sonu başlayan savaş ile duraklayan dezenfl asyon süreci yüksek faizlerin ve enfl asyonun bir süre daha devam edeceğine yönelik artan beklentiler para piyasası fonlarının cazibesini korumasını sağladı. Bu nedenle yatırımcılar hem TL mevduattan hem de para piyasası fonlarından henüz vazgeçmiş değil ve bu son 1 haftada yaşanan talep de öne çıkıyor. Sadece serbest fonlardan değil PPF dışında diğer fon türlerinde de 1 haftada kayıp yaşandı. Borçlanma araçları fonlarından 28.6 milyar lira, değişken fonlardan 15.8 milyar lira, fon sepeti fonlarından 67.9 milyar lira, hisse senedi fonlarından 27.7 milyar lira, karma fonlardan 20.2 milyar lira ve katılım fonlarından 20.2 milyar liralık düşüşler hesaplandı. Kıymetli maden fonlarında ise sadece 103.5 milyon liralık bir yükseliş var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/serbest-fonlarin-portfoyu-1-haftada-75-milyar-tl-azaldi-84551</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/lira-para-1768278911.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hem SPK’nın düzenlemesi hem de fonlara ilişkin düzenlemeye yönelik spekülasyonlar serbest fonlarda 1 haftada 75 milyar liralık kayıp getirdi. Yüksek faiz ve enflasyonun süreceğine yönelik beklentiler ise para piyasası fonlarına talebi güçlü tutmaya devam ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/84-hakim-ve-savci-meslekten-cikarildi-84569</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 84 hakim ve savcı meslekten çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun denetim ve disiplin mekanizmalarını etkin biçimde işlettiğini belirterek, HSK İkinci Dairesince bu yıl 84 meslekten çıkarma cezasının uygulandığını açıkladı.</p>
<p>Bakan Gürlek, sosyal medya hesabında yaptığı açıklamada, adaletin gereğini yerine getirirken kimsenin makamına, ünvanına veya nüfuzuna bakmadıklarını, bu hassasiyetlerinin, yargı teşkilatı mensupları bakımından da geçerli olduğunu bildirdi. Gürlek, hakim ve cumhuriyet savcılarının büyük çoğunluğunun görevlerini hukuka, vicdana ve meslek onuruna bağlılıkla yerine getirdiğini vurgulayarak, “Ancak bu sıfatın hiç kimseye ayrıcalık sağlamayacağı da açıktır. Hakimler ve Savcılar Kurulu'muz denetim ve disiplin mekanizmalarını etkin biçimde işletmektedir. Bu çerçevede HSK İkinci Dairesince 2026'da 525 hakim ve cumhuriyet savcısı hakkında esasa ilişkin karar alınmıştır. Bunlardan 333'ü hakkında 168 uyarma, 24 kınama, 23 aylıktan kesme, 4 kademe ilerlemesini durdurma, 30 yer değiştirme ve 84 meslekten çıkarma cezası uygulanmıştır. Adalet sistemimizin hızını ve etkinliğini artırırken denetim mekanizmalarını daha da güçlendireceğiz. Dışarıda suç örgütleriyle yargı teşkilatımız içinde ise hukuku ve meslek onurunu zedeleyen her türlü tutumla mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/84-hakim-ve-savci-meslekten-cikarildi-84569</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/4/1280x720/hsk-hakim-savci-1749887411.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 84 hakim ve savcı meslekten çıkarıldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-23-yilda-devlet-butcesinin-yuzde-17si-egitime-harcandi-84589</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: 23 yılda devlet bütçesinin yüzde 17&#039;si eğitime harcandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, İbn Haldun Üniversitesi tarafından düzenlenen üniversite tercih festivali TercihFest'26'da üniversite öğrenci adaylarıyla buluştu.</p>
<p>Hayatta okul, iş ve evlilik tercihinin çok önemli olduğuna işaret eden Bolat, "Her üç tercihte de doğru karar vermek hayatınızın iyi, yolunda gitmesi açısından çok önemli." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, zirve kapsamında gençlerin önemli tecrübe sahibi kişilerin deneyimlerini dinlediğine değinerek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Hayatta iki yol var, 'ben kimseyi dinlemem, düşe kalka her şeyi kendim tecrübe ederek öğreneceğim' demek var. Bir de kendisine ve kuruluş ya da şahıs olarak inandığınız kişilerin tecrübelerinden istifade ederek çizeceğiniz bir yol var. Burada doğru olduğuna inandığınız kişilerin tecrübe paylaşımıyla yola devam ederseniz o şekilde ilerlemek mümkün. Tecrübelerden istifade etmek ve başkalarının yaşadığı yanlışlar ve hatalardan, derslerden faydalanmak, o hataları yapmamak size süreyi kısaltır, hedefe doğru götürür."</p>
<p>Ülkede 8 milyon üniversiteli olduğuna dikkati çeken Bolat, "Anadolu'nun bütün illerinde muhteşem kampüsler yapıldı. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde geçen bu 23 yılda Türkiye eğitim alanında, sağlıkta, çevrede, kültürde, sporda, sanayide, tarımda, hizmetlerde, ulaştırmada muhteşem ilerlemeler sağladı ve dünyanın 16. büyük ekonomisi konumuna ulaştı." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, ülkede yaklaşık 210 üniversite olduğunu belirterek, "23 yılda devlet bütçesinin yüzde 17'si eğitime harcanıyor. Niye? Gençlerimiz, çocuklarımız iyi yetişsin, donanımlı olsunlar diye. Çünkü bir ülke için en kıymetli sermaye beşeri sermayedir." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Hayata erken atılmayı tavsiye ederim"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, gençlere okul hayatında faal olmaları gerektiği yönünde tavsiyede bulunarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Okulda arkadaşlarınızla, hocalarınızla olan iletişiminizde bir hocanın gözüne girmek için, beğenilmek için bir talebenin yapması gereken şu, derste faal olacak, çıkıp soru soracak, sunum yapacak. İşte iletişim böyle gelişiyor. Ama bunları yapabilmesi için Türkçesinin çok iyi olması lazım. Şunu unutmayın ki iyi hatipler ve iyi sunum yapanlar, ikna edici konuşma yapanlar Türkçeyi çok iyi konuşan ve yazanlardır.</p>
<p>Hayata erken atılmayı tavsiye ederim. Eğer hayata erken atılırsanız maça 2-0 önde başlarsınız. Okul bittiğinde rekabet başlayacak. İlk rekabetiniz liseye girişteydi. İkinci rekabetiniz üniversiteye girişteydi. Üçüncü rekabetiniz okul bittikten sonra işe girmeyle alakalı olacak. Şimdi ikinci önemli alandasınız."</p>
<p>Gençlere, büyüklerine ve çevresindekilere danışarak yol almalarını tavsiye eden Bolat, "Okul, iş hayatı, sosyal hayat, öğrenci kulüplerinde görev almak, derneklerde, vakıflarda, doğru adreslerde görev almak, sizlere müthiş bir tecrübe, birikim kazandıracaktır. Hayatı okulda öğreneceksiniz. İş hayatıyla, okul hayatını birlikte götürmeye gayret edin. Biraz yorulursunuz. Ama inanın sonunda kazanan siz olacaksınız." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Her safhada, her alanda karşınıza bir tercih gelecek"</strong></p>
<p>Dünyanın birinci üniversitesinin hayat üniversitesi olduğunun altını çizen Bolat, şöyle devam etti:</p>
<p>"Çok başarılı okulları bitirmiş olabilirsiniz. Ama hayatınız kötü geçerse hayat üniversitesinden sınıfta kalabilirsiniz. Hayat bir tercihtir. Her safhada, her alanda karşınıza bir tercih gelecek. İyi, kötü, doğru, yanlış. Ve bu anlamda üretim, tüketim. Naçizane tavsiyem iyiyi, doğruyu arayın. Onun peşinden gidin ve üretimin peşinden gidin, üretken olun. Tüketmek dünyanın en kolay işi. Konuşmak da dünyanın en kolay işi. Ama üretmek, işler yapmak, eserler üretmek, hizmet yapmak esas amaç olmalıdır. Üretirken de tüketirken de ılımlı olmak, ölçülü olmak en güzelidir."</p>
<p>En önemli kavramlardan birinin pes etmemek olduğunu dile getiren Bolat, "Pes etmemeyi bilmeniz lazım. Sürekli kendinizi yenilemeniz lazım. Kurslar, sertifika programları, Erasmus, staj... Bunlara mutlaka devam edeceksiniz. Hayat boyu eğitim, sürekli kendini yenilemek, geliştirmek..." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, hayallerin ve hedeflerin çok önemli olduğunu belirterek, "Hayatın bir maraton olduğunu unutmayın. Atletizmde maraton 42 kilometredir. Hayatta maraton doğduğunuz anda aldığınız nefesle başlar, son nefesimizde biter. Bu hayat sırasında mutlaka inişler, çıkışlar var. Benim şöyle bir sloganım var. İnsan bir kere çalışacak, bir yerlere hak ederek gelecek. O yerlerde performans gösterecek, icraat yapacak. Geçiş sürecini güzel ayarlayacak ve hak eden birisine devredecek ve finali düzgün yapacak." ifadelerini kullandı.</p>
<p>2002'de Türkiye'nin milli gelirinin 238 milyar dolar olduğuna değinen Bolat, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Bu yıl ilk çeyrek sonunda 1 trilyon 639 milyar dolara yükseldi. 6 kat dolar bazında. Kişi başı milli gelir 3 bin 600 dolardan alındı 2002'de, şu anda 18 bin 500 dolar civarında. İstihdam sayısı 21 milyondu, şu anda 32 milyon 733 bin. İhracatımız mallarda, ürünlerde 36 milyar dolardı. Şu anda 278,6 milyar dolar yıllık ihracatımız. Hizmetler, turizm, taşımacılık, eğitim, sağlık turizmi 2002'de 14 milyar dolardı. Şimdi 122,5 milyar dolar yıllık. Toplamda 2002'de 50 milyar dolar ihracatımız varken mal ve hizmet, şimdi 401 milyar dolarımız var. Eğitimde, sağlıkta yapılanlar ortada. Siyasi istikrar oldu mu, bizim aziz ve necip milletimiz hizmetlerden de memnun kaldı mı, güven veren bir lider ve hükümet gördü mü, destekliyor. Demek ki siyaset ve ekonomide istikrar olunca sonuçlar da böyle oluyor."</p>
<p>Bolat'a konuşmasının ardından günün anısına fidan dikim sertifikası takdim edildi.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-23-yilda-devlet-butcesinin-yuzde-17si-egitime-harcandi-84589</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/9/1280x720/667-1785829169.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TercihFest&#039;26&#039;da aday öğrencilerle bir araya gelen Ticaret Bakanı Ömer Bolat, &quot;23 yılda devlet bütçesinin yüzde 17&#039;si eğitime harcanıyor. Niye? Gençlerimiz, çocuklarımız iyi yetişsin, donanımlı olsunlar diye. Çünkü bir ülke için en kıymetli sermaye beşeri sermayedir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasindan-ilk-yarida-30-milyar-lira-net-kar-84585</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş Bankası&#039;ndan ilk yarıda 30 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İş Bankası, 2026 yılının ilk yarısına ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Buna göre, bu dönemde öz kaynak büyüklüğünü yüzde 6 artışla 453 milyar liraya yükselten banka, aktif büyüklüğünü yüzde 10,1 artışla 5,1 trilyon lira seviyesine taşıdı.</p>
<p>Sürdürülebilir değer yaratma hedefiyle kaynaklarını ekonomi kesimleriyle buluşturan bankanın nakdi kredi hacmi, haziran sonu itibarıyla 2,7 trilyon liraya, gayrinakdi kredi hacmi ise 1 trilyon liraya yükseldi. Hanehalkına ve reel sektöre sağladığı toplam kredi desteği 3,7 trilyon liraya ulaşan bankanın toplam mevduat hacminin de yıl sonuna göre yüzde 9,7 artışla 3,4 trilyon lira olduüu bildirildi.</p>
<p>Haziran sonu itibarıyla net dönem kârı 30 milyar lira düzeyinde gerçekleşen bankanın, sermaye yeterlilik oranı yüzde 15,4 oldu.</p>
<p>Yurt dışı finansman kaynaklarına erişim olanaklarını değerlendirmeye devam eden banka, temmuz ayında uluslararası sermaye piyasalarında 500 milyon dolar tutarında, 12 yıl vadeli ve yedinci yılda erken geri ödeme opsiyonlu katkı sermaye niteliğinde Eurotahvil ihracı gerçekleştirdi.</p>
<p>İş Bankası, söz konusu ihracın yanı sıra haziran ayında 658,8 milyon dolar ve 520,3 milyon euro tutarında 367 gün vadeli sürdürülebilir sendikasyon kredisi sağladı. Sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda, tarımsal üretkenliği artıran ve iyi tarım uygulamalarının gelişimine yönelik projelerin desteklenmesi amacıyla kullandırılmak üzere, Güneydoğu Avrupa Fonu'ndan 20 milyon euro tutarında 6 yıl vadeli kaynak da temin edildi.</p>
<p>Bankanın 2025 yıl sonundan bugüne kadar reel sektörün hizmetine sunmak üzere yurt dışından sağladığı toplam kaynak tutarı 3,1 milyar dolar seviyesine ulaştı.</p>
<p>Yılın ilk yarısında öne çıkan gelişmeler arasında, KOBİ'lerin dönüşümünü desteklemeye yönelik İstanbul Sanayi Odası Stratejik Dönüşüm Merkezi iş birliğiyle hayata geçirilen "Dijitalleşme ve Değer Odaklı Büyüme Programı" yer aldı. Program, dijitalleşme ve değer odaklı büyüme alanlarında sunacağı bütüncül, uygulanabilir ve ölçeklenebilir çözümlerle KOBİ'lerin küresel değer zincirlerinde daha rekabetçi ve dirençli bir konuma ulaşmasına katkı sağlamayı hedefliyor.</p>
<p>İş Bankası, marka değerleme ve strateji danışmanlığı kuruluşlarından Brand Finance'ın değerlendirmesinde üst üste üçüncü kez Türkiye'nin marka değeri en yüksek bankası seçilirken, Avrupa'nın da önde gelen bankaları arasında yer aldı. Banka ayrıca The Banker dergisinin düzenlediği "2026 Teknoloji Ödülleri" programında açık bankacılık alanında ödüle layık görülürken, Euromoney tarafından gerçekleştirilen "Mükemmellik Ödülleri"nde de Orta ve Doğu Avrupa'nın en iyi dijital bankası seçildi.</p>
<p><strong>"Yapay zeka, katma değer yaratma biçimini de dönüştürdü"</strong></p>
<p>Genel Müdür Hakan Aran, ekonomiyi, üretim biçimlerini, çalışma hayatını, eğitim, sağlık gibi yaşamın birçok alanını derinden etkileyen yapay zekanın, katma değer yaratma biçimini de dönüştürdüğünü belirtti.</p>
<p>Yeni çağın, hem ülkeler hem kurumlar için rekabette ve verimlilikte önemli fırsatlar sunduğunu, kendilerinin de insan odaklı bir tarzda yapay zeka ve teknolojiye yatırım yaptığını aktaran Aran, insanın yerine geçen değil, insanın potansiyelini büyüten teknoloji yatırımları ve işbirliklerinin ekonomi açısından özellikle fırsat eşitsizliklerini azaltan "güçlü bir kaldıraç" olabileceğini kaydetti.</p>
<p>Aran, gelecekte sadece en iyi ve gelişmiş teknolojileri geliştirenlerin değil, o teknolojiyi insan yetkinliğiyle kullanan kurumların ve ülkelerin öne çıkacağını belirterek, "Rekabet yalnızca güçlü finansallar, bilançolar üzerinden değil, yapay zekayı insanın üretkenliğiyle buluşturacak tarzda, en doğru kullananlar etrafında şekillenecek. Biz de gerek yeni nesil iştiraklerimiz ve fintek iş birliklerimizle gerekse diğer yatırımlarımızla ülkemiz için kalıcı değer üretmeye devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasindan-ilk-yarida-30-milyar-lira-net-kar-84585</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/8/1280x720/hakan-aran-1756134973.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş Bankası&#039;nın yılın ilk yarısında 30 milyar lira net dönem kârı elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Hakan Aran, &quot;Rekabet yalnızca güçlü finansallar, bilançolar üzerinden değil, yapay zekayı insanın üretkenliğiyle buluşturacak tarzda, en doğru kullananlar etrafında şekillenecek. Biz de gerek yeni nesil iştiraklerimiz ve fintek iş birliklerimizle gerekse diğer yatırımlarımızla ülkemiz için kalıcı değer üretmeye devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/isparta-tsoda-secim-heyecani-basladi-celik-yeniden-aday-84550</guid>
            <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 23:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Isparta TSO’da Metin Çelik de adaylığını açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ISPARTA</strong></p>
<p>Isparta Ticaret ve Sanayi Odası’nda (ITSO) seçim heyecanı başladı. </p>
<p>ITSO Başkanı Metin Çelik Barida Oteli’nde düzenlediği toplantı ile yeniden başkanlığa aday olduğunu belirterek yeni dönemde gerçekleştirmeyi hedeflediği 12 projeyi açıkladı. Toplantıda 4 yıllık görev sürecinde yaptıklarını anlatan Çelik, 620 kilovatlık Güneş Enerji Santrali kurduklarını, Geçici Depolama Alanı ve Tır Garajını üyelerin hizmetine sunduklarını, Isparta’ya 400 bin metrekare alanda Serbest Bölge kuracaklarını ve fizibilite çalışmalarını tamamladıklarını kaydetti.</p>
<p>Isparta Deri İhtisas ve Karma Organize Sanayi Bölgesinin 2. ve 3. etaplarında aktif rol üstlendiklerini ve Atabey ilçesindeki 4. etap çalışmalarına da aynı kararlılıkla katkı sunduklarını anlatan Çelik, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Biz dört yılda sadece projeler üretmedik. Kalıcı eserler bıraktık. Çünkü vizyon sadece geleceği hayal etmek değil, onu birlikte inşa etmektir, eser bırakmaktır. Elbette bütün bunları tek başımıza yapmadık. Bu başarı; Yönetim Kurulumuzun, Meclisimizin, Meslek Komitelerimizin, Oda personelimizin, kamu kurumlarımızın, üniversitelerimizin, belediyelerimizin, sivil toplum kuruluşlarımızın ve en önemlisi siz değerli üyelerimizin ortak başarısıdır.’’</p>
<p>Büyük bir heyecanla, güçlü bir ekiple ve yeni hedeflerle yeniden aday olduğunu açıklayan Metin Çelik, yeni dönemde seçimi kazanmaları halinde gerçekleştirecekleri 12 projeyi üyelere anlattı.</p>
<p>Gençlerin Isparta’da kalmaları amacıyla Kariyere İlk Adım Projesi ile üniversiteden mezun olan gençlerin başka şehirlerde iş aramak zorunda kalmasını istemediklerini belirten Çelik, Üniversiteleri, meslek liselerini ve iş dünyasını aynı platformda buluşturacak güçlü bir kariyer ekosistemi oluşturacaklarını bildirdi.</p>
<p><strong>E-Ticaret ve dijital içerik stüdyosu</strong></p>
<p>Artık ticaretin dijitalde büyüdüğünü ifade eden Çelik, üyelerinin profesyonel ürün fotoğrafı, tanıtım filmi ve dijital içerik ihtiyaçlarını karşılayacak modern bir stüdyoyu ITSO bünyesinde kuracaklarını söyledi.</p>
<p>Sağlık turizmini, aktif yaşamı ve sosyal üretimi bir araya getirerek Isparta'nın yeni bir ekonomik değer kazanmasını sağlayacaklarını Ambalaj Üretim ve Tedarik Merkezi kuracaklarını, ortak üretim modeli geliştirecek, işletmelerin maliyetlerini azaltırken rekabet gücünü artıracaklarını ifade eden Metin Çelik, özetle projelerini şöyle sıraladı:</p>
<p>"Duyusal Turizm Ve Kültür Rotaları: Isparta sadece görülen değil, hissedilen bir şehir olacak. Gülüyle, lavantasıyla, gölleriyle, lezzetleriyle, kültürüyle dört mevsim yaşayan güçlü bir turizm destinasyonu oluşturacağız. Yapay Zeka Dönüşüm Merkezi: Yapay zekâyı konuşan değil, yapay zekâyı kullanan işletmeler oluşturacağız. Üretimde, pazarlamada, verimlilikte, yeni nesil teknolojileri üyelerimizle buluşturacağız. Teknoloji ve Tarım Vadisi: Bilimi üretimle buluşturacağız. Üniversite, kamu ve özel sektör iş birliğiyle yüksek katma değerli üretimin önünü açacağız. Lojistik ve İhracat Merkezi: Isparta'nın ürünleri dünyaya daha hızlı, daha düşük maliyetle ulaşacak. Firmalarımızın yeni pazarlara açılması için güçlü bir ihracat altyapısı oluşturacağız. Yeşil Dönüşüm Fonu: Avrupa Yeşil Mutabakatı artık bir tercih değil, zorunluluktur. İşletmelerimizin bu dönüşüme uyum sağlaması için eğitim, danışmanlık ve fonlara ulaşım desteği sağlayacağız. Yerli Tedarik Platformu: Şehrimizin ticareti yine şehrimizin insanıyla büyüyecek. Üyelerimizin birbirinden alışveriş yaptığı güçlü bir ekonomik dayanışma ağı kuracağız. Isparta Ortak Şehir Markası: Artık Isparta'yı tek sesle anlatacağız. Ekonomisiyle, turizmiyle, tarımıyla, sanayisiyle, kültürüyle, güçlü bir şehir markası oluşturacağız.’’</p>
<p><strong>Diğer adaylar</strong></p>
<p>Ekim ayında yapılması planlanan ITSO başkanlığı için iş insanı Yunus Karabulut ve Alettin Ünal Turgut aday olduklarını daha önce açıklamıştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/isparta-tsoda-secim-heyecani-basladi-celik-yeniden-aday-84550</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/0/1280x720/isparta-tsoda-secim-heyecani-basladi-celik-yeniden-aday-1785790528.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Isparta Ticaret ve Sanayi Odası seçimi yaklaşırken Yunus Karabulut ve Alettin Ünal Turgut’tan sonra ITSO Başkanı Metin Çelik de yeniden aday olduğunu açıkladı. Metin Çelik, yeni dönemde Yapay Zeka Dönüşüm Merkezi, Teknoloji ve Tarım Vadisi, Yeşil Dönüşüm Fonu ve Lojistik ve İhracat Merkezi kuracaklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/denizbanktan-burdur-is-dunyasina-elektrikli-arac-finansman-destegi-84548</guid>
            <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 23:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denizbank ile BUTSO arasında finansman anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret ve Sanayi Odası (BUTSO) Başkanı Yusuf Keyik ile Denizbank Burdur Şube Müdürü Yunus Kırmızıoğlu arasında, BUTSO üyelerinin sürdürülebilir ve doğa dostu ulaşım çözümlerine daha kolay ulaşabilmesi amacıyla iş birliği protokolü imzalandı.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, "Geleceğin Ulaşımına BUTSO ve Denizbank’tan Tam Destek" sloganıyla yola çıkılan iş birliği kapsamında, oda üyelerine yönelik özel avantajlarla dolu çevre dostu bir yatırım paketi hayata geçirilecek. BUTSO ile Denizbank arasında imzalanan iş birliği protokolü ile BUTSO üyelerine yüzde 100’e kadar finansman desteği verilecek. </p>
<p>BUTSO Başkanı Yusuf Keyik, iş birliği protokolü imzalanmasından sonra yaptığı açıklamada, ‘’Denizbank şube yöneticilerine üyelerimizin kredi ve finansmana ulaşımıyla ilgili taleplerimizi ilettik. İmzaladığımız protokol doğrultusunda, üyelerimizin binek veya ticari elektrikli araç alımları desteklenmesi anlaşması sağladık. Üyelerimiz başta olmak üzere ilimize ve bölgemize hayırlı olsun” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/denizbanktan-burdur-is-dunyasina-elektrikli-arac-finansman-destegi-84548</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/8/1280x720/denizbanktan-burdur-is-dunyasina-elektrikli-arac-finansman-destegi-1785790375.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Ticaret ve Sanayi Odası ile Denizbank arasında iş birliği protokolü imzalandı. BUTSO Başkanı Yusuf Keyik, &quot;İmzaladığımız protokol doğrultusunda, üyelerimizin binek veya ticari elektrikli araç alımları desteklenmesi anlaşması sağladık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-temmuzda-yuzde-14-artti-84541</guid>
            <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 17:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış ticaret açığı temmuzda yüzde 14 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı temmuz ayına ait geçici dış ticaret istatistiklerinden oluşan veri bültenini paylaştı.</p>
<p>Genel Ticaret Sistemi (GTS) esas alınarak hazırlanan verilere göre, ihracat Temmuz 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 2,9 artarak 25 milyar 621 milyon dolara, ithalat yüzde 5,2 yükselerek 32 milyar 989 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde, dış ticaret hacmi yüzde 4,1 artışla, 58 milyar 610 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret açığı, bu dönemde yüzde 14 yükselişle, 7 milyar 368 milyon dolar oldu.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı, geçen ay yıllık bazda 1,7 puan azalarak yüzde 77,7, enerji verileri hariç tutulduğunda 0,3 puan gerileyerek yüzde 89,4, enerji ve altın verileri hariç tutulduğunda 0,5 puan düşüşle yüzde 90,8 olarak hesaplandı.</p>
<p><strong>Ürün, ülke ve ülke gruplarına göre ihracat</strong></p>
<p>Geçen ay en çok ihracat, yüzde 4,2 artışla ve 13 milyar 327 milyon dolarla "ham madde (ara mallar)" grubunda yapıldı. Bu grubu, yüzde 0,1 azalışla ve 7 milyar 920 milyon dolarla "tüketim malları", yüzde 1,3 azalış ve 3 milyar 654 milyon dolarla "yatırım (sermaye) malları" takip etti.</p>
<p>Söz konusu ayda sektörlere göre ihracatın payı, imalat sanayisinde yüzde 94,4 (24 milyar 190 milyon dolar), tarım, ormancılık ve balıkçılıkta yüzde 3 (765 milyon dolar), madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 1,8 (451 milyon dolar) olarak belirlendi.</p>
<p>Temmuzda en fazla ihracat yapılan ülke, 2 milyar 41 milyon dolarla Almanya oldu. Bu ülkenin ardından 1 milyar 689 milyon dolarla ABD ve 1 milyar 328 milyon dolarla İngiltere geldi.</p>
<p>İhracatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ihracat içindeki payı, yüzde 44,8 olarak hesaplandı.</p>
<p>Temmuzda en fazla ihracat yapılan ülke grupları, 10 milyar 159 milyon dolarla Avrupa Birliği (AB), 4 milyar 1 milyon dolarla Yakın ve Orta Doğu ülkeleri, 3 milyar 913 milyon dolarla diğer Avrupa ülkeleri olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>İthalat verileri</strong></p>
<p>Temmuzda en çok ithalat, yüzde 11,9 artış ve 22 milyar 886 milyon dolarla "ham madde (ara mallar)" grubunda yapıldı. Bu grubu, yüzde 1,3 azalış ve 5 milyar 276 milyon dolarla "tüketim malları", yüzde 11,5 düşüş ve 4 milyar 776 milyon dolarla "yatırım (sermaye) malları" izledi.</p>
<p>Sektörlere göre ithalat payları, yüzde 82,2 ile imalat sanayisinde (27 milyar 121 milyon dolar), yüzde 11 ile madencilik ve taş ocakçılığında (3 milyar 644 milyon dolar), yüzde 3,9 ile tarım, ormancılık ve balıkçılıkta (1 milyar 297 milyon dolar) hesaplandı.</p>
<p>Temmuzda en fazla ithalat yapılan ülkeler, 5 milyar 48 milyon dolarla Çin, 2 milyar 522 milyon dolarla Almanya ve 2 milyar 117 milyon dolarla Rusya oldu.</p>
<p>İthalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içindeki payı, yüzde 53,5 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Söz konusu ayda en fazla ithalat yapılan ülke grupları, 10 milyar 203 milyon dolarla AB, 9 milyar 553 milyon dolarla Asya ülkeleri ve 4 milyar 68 milyon dolarla diğer Avrupa ülkeleri olarak sıralandı.</p>
<p><strong>Ocak-temmuz döneminde dış ticaret açığı yüzde 8,2 arttı</strong></p>
<p>GTS kapsamında ocak-temmuz döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre ihracat yüzde 3,4 artarak 161 milyar 601 milyon dolar, ithalat yüzde 4,7 yükselişle 222 milyar 109 milyon dolar, dış ticaret hacmi yüzde 4,1 artışla 383 milyar 710 milyon dolar olarak hesaplandı.</p>
<p>Söz konusu dönemde, dış ticaret açığı yüzde 8,2 yükselişle, 60 milyar 508 milyon dolar olarak kaydedildi.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 72,8 oldu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-temmuzda-yuzde-14-artti-84541</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/3/1280x720/ihracat-dis-satim-dis-ticaret-1777380589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GTS&#039;ye göre, temmuz ihracatı yıllık bazda yüzde 2,9 artarak 25,6 milyar dolar, ithalat yüzde 5,2 yükselişle yaklaşık 33 milyar dolara çıktı. Bu dönemde dış ticaret açığı yüzde 14 yükselişle, 7,4 milyar dolar oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-ihracatta-yeniden-1-milyar-dolar-barajini-asti-gto-ve-gsodan-katma-deger-finansman-ve-rekabet-vurgusu-84533</guid>
            <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 16:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep ihracatta yeniden 1 milyar dolar barajını aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre Gaziantep'in temmuz ayı ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 17 artışla 1 milyar 11 milyon 339 bin dolar olarak gerçekleşti. Yılın ilk yedi ayında ise Gaziantep'in toplam ihracatı yüzde 5,8 artarak 6 milyar 46 milyon 962 bin dolara ulaştı. Bu performansla Gaziantep, hem temmuz ayında hem de ocak-temmuz döneminde Türkiye'nin en fazla ihracat yapan 6'ncı ili olmayı sürdürdü.</p>
<p><strong>"İhracat artışını katma değerle güçlendirmeliyiz"</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Başkanı Mehmet Tuncay Yıldırım, küresel ekonomideki belirsizlikler, talep daralması ve zorlu piyasa koşullarına rağmen Gaziantep'in üretmeye, ihracat yapmaya ve ülke ekonomisine katkı sunmaya devam ettiğini belirtti. Temmuz ayında ihracatın yeniden 1 milyar dolar seviyesini aşmasının, Gaziantep'in güçlü üretim altyapısını ve ihracat kabiliyetini bir kez daha ortaya koyduğunu ifade eden Yıldırım, yılın ilk yedi ayında 6 milyar doların üzerinde ihracata ulaşılmasının da şehrin üretim azmi ve rekabet gücünün önemli bir göstergesi olduğunu söyledi.</p>
<p>Bu başarıda emeği bulunan ihracatçılara, sanayicilere, üreticilere ve çalışanlara teşekkür eden Yıldırım, ihracat rakamlarının yalnızca toplam tutar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. TÜİK dış ticaret endekslerine işaret eden Yıldırım, 2025 yılında ihracat birim değer endeksinin yüzde 5,2 arttığını, buna karşın ihracat miktar endeksinin yüzde 0,7 gerilediğini hatırlatarak, ihracattaki tutar artışının önemli bölümünün daha fazla ürün satışından değil, fiyat artışları ve ürün kompozisyonundaki değişimden kaynaklandığını söyledi. "Yüksek ihracat tutarı her zaman daha fazla ürün ihraç edildiği ya da ihracatçının daha fazla kazandığı anlamına gelmiyor" diyen Yıldırım, özellikle tekstil, hazır giyim, halı, ayakkabı ve mobilya gibi emek yoğun sektörlerin küresel talep daralması, yüksek üretim ve finansman maliyetleri ile Uzak Doğulu üreticilerin yoğun rekabet baskısı altında faaliyet gösterdiğine dikkat çekti.</p>
<p>Öncelikli hedefin sadece ihracat rakamlarını büyütmek değil, daha yüksek katma değer üreten, rekabet gücü yüksek ve ihracatçıya daha fazla kazandıran bir üretim yapısına ulaşmak olduğunu ifade eden Yıldırım, uygun finansman imkanlarının genişletilmesi, üretim maliyetlerini azaltacak desteklerin artırılması, yeni pazarlara erişimin kolaylaştırılması ve katma değerli üretimi teşvik edecek politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>"Döviz bozdurma zorunluluğu kaldırılmalı"</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi ise temmuz ayında elde edilen ihracat performansının, küresel ticaretin giderek zorlaştığı bir dönemde sanayicilerin ve ihracatçıların büyük özverisinin sonucu olduğunu belirtti. Ocak-temmuz döneminde 6 milyar doları aşan ihracat ve Gaziantep'in Türkiye sıralamasındaki 6'ncılığının önemine vurgu yapan Ünverdi, bu başarıda emeği geçen tüm sanayici, ihracatçı ve çalışanlara teşekkür etti. İhracatçıların en önemli beklentilerinden birinin Merkez Bankası'na yönelik döviz bozdurma zorunluluğunun tamamen kaldırılması olduğunu ifade eden Ünverdi, ihracat bedellerine ilişkin satış yükümlülüğünde geçici uygulamanın süresinin uzatıldığını hatırlatarak, halen yüzde 35 seviyesinde bulunan döviz bozdurma zorunluluğunun kaldırılmasının ihracatçının finansal hareket alanını genişleteceğini ve dış ticarete olumlu katkı sağlayacağını söyledi.</p>
<p><strong>"Maliyetler ve yüksek faiz rekabet gücünü zorluyor"</strong></p>
<p>Ünverdi, sanayicilerin artan girdi maliyetleri, yüksek finansman maliyetleri ve küresel ticarette savaşların etkisiyle sürekli değişen koşullar nedeniyle ciddi baskı altında olduğunu belirtti. Buna ek olarak ABD'nin Türkiye'ye yönelik uygulamaya başladığı yüzde 12,5 oranındaki ilave verginin de ihracatçının rekabet gücünü olumsuz etkilediğini kaydetti. Gaziantep ihracatında Irak'ın ardından ikinci sırada ABD'nin yer aldığını, tekstil sektörünün de en önemli pazarlarından birinin ABD olduğunu ifade eden Ünverdi, maliyet baskısıyla zaten zorlanan sektörün ek vergi uygulamasıyla daha da dezavantajlı hale geldiğini söyledi.</p>
<p>Gaziantep'in yaklaşık 10 milyar dolarlık ihracatında tekstil sektörünün yüzde 36 ile en büyük paya sahip olduğunu hatırlatan Ünverdi, Hindistan, Pakistan, Malezya, Kamboçya, Endonezya ve Bangladeş gibi düşük maliyetli üretici ülkelerin vergi avantajı da elde etmesiyle Türk üreticisinin rekabet gücünün daha da zayıfladığını belirtti. ABD ile son dönemde gelişen diplomatik ilişkiler çerçevesinde yürütülecek girişimlerle bu sürecin çözüme kavuşturulmasının üretim ve ihracat açısından büyük önem taşıdığını dile getiren Ünverdi, ihracatın sürdürülebilir şekilde büyümesi için maliyetleri azaltacak ve rekabet gücünü artıracak politikaların hızla hayata geçirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-ihracatta-yeniden-1-milyar-dolar-barajini-asti-gto-ve-gsodan-katma-deger-finansman-ve-rekabet-vurgusu-84533</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/3/1280x720/gaziantep-ihracatta-yeniden-1-milyar-dolar-barajini-asti-gto-ve-gsodan-katma-deger-finansman-ve-rekabet-vurgusu-1785765412.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM&#039;in temmuz verilerine göre Gaziantep&#039;in ihracatı geçen yıla kıyasla yüzde 17 artarak 1 milyar doları aştı. Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Mehmet Tuncay Yıldırım ile Gaziantep Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, ihracattaki yükselişin memnuniyet verici olduğunu belirtirken, sürdürülebilir başarı için üretim maliyetlerinin düşürülmesi, finansmana erişimin kolaylaştırılması, katma değerli üretimin artırılması ve ihracatçının rekabet gücünü destekleyecek adımların önemine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-hizmet-enflasyonunda-katilik-azaliyor-84545</guid>
            <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 16:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Şimşek: Hizmet enflasyonunda katılık azalıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, temmuz ayı enflasyon verileriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, zorlu küresel ve jeopolitik koşullara rağmen dezenflasyonun devam ettiğini belirten Şimşek, "Temmuz ayında yıllık enflasyon bir önceki aya göre 0,4 puan gerileyerek yüzde 31,8 gerçekleşti. Aldığımız tedbirler ve dezenflasyon sürecinin etkisiyle hizmet enflasyonunda katılık azalıyor. Eğitim ve kira yıllık enflasyonları geçen yılın aynı ayına göre sırasıyla 31 puan ve 34 puan azaldı. Jeopolitik gelişmeler kaynaklı riskleri etkin şekilde yönetirken mali disiplinden ve kalıcı fiyat istikrarı hedefimizden taviz vermiyoruz." ifadelerini kullandı. </p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Zorlu küresel ve jeopolitik koşullara rağmen dezenflasyon devam ediyor. Temmuz ayında yıllık enflasyon bir önceki aya göre 0,4 puan gerileyerek yüzde 31,8 gerçekleşti.<br /><br />Aldığımız tedbirler ve dezenflasyon sürecinin etkisiyle hizmet enflasyonunda katılık azalıyor. Eğitim ve kira… <a href="https://t.co/JMvJDVoC3I">pic.twitter.com/JMvJDVoC3I</a></p>
— Mehmet Simsek (@memetsimsek) <a href="https://x.com/memetsimsek/status/2084213899847504316?ref_src=twsrc%5Etfw">August 3, 2026</a></blockquote>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-hizmet-enflasyonunda-katilik-azaliyor-84545</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/simsek-1776501507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuz ayı enflasyon verilerini değerlendiren Bakan Şimşek, &quot;Aldığımız tedbirler ve dezenflasyon sürecinin etkisiyle hizmet enflasyonunda katılık azalıyor.&quot; dedi. Şimşek, &quot;Jeopolitik gelişmeler kaynaklı riskleri etkin şekilde yönetirken mali disiplinden ve kalıcı fiyat istikrarı hedefimizden taviz vermiyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglutemmuz-ayinda-ihracatimiz-25-milyar-621-milyon-dolar-seviyesinde-gerceklesti-84530</guid>
            <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu: Finansman koşullarını iyileştirecek adımlar atılmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu temmuz ayı dış ticaret verileri ve temmuz ayı enflasyon verilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Ayhan Zeytinoğlu, “Temmuz ayında ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,9 artarak 25 milyar 621 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu rakamın bugüne kadar temmuz aylarında ulaşılan en yüksek ihracat değeri olması sevindiricidir. Bununla birlikte, aynı dönemde ithalatımız da yüzde 5,2 artarak 32 milyar 989 milyon dolar ile temmuz aylarının en yüksek seviyesine ulaştı. İthalat artış hızının ihracatın üzerinde gerçekleşmesi dış ticaret dengesi üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor. Mevcut kur seviyesinin ithalatı teşvik ederken, ihracatçılarımızın rekabet gücünü zorlamaya devam ettiğini görüyoruz.” dedi.</p>
<p>İhracatçıların rekabet gücünün korunması ve ihracat artışının sürdürülebilir hale gelmesi açısından finansman desteklerinin devamını önemli gördüklerini ifade eden Zeytinoğlu, "Bu kapsamda, ihracatçılarımıza yönelik yüzde 3 döviz dönüşüm desteğinin 31 Ocak 2027 tarihine kadar uzatılmasını olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz. Temennimiz, desteğin süresinin uzatılmasının yanı sıra oranının da artırılması yönündeydi. Ayrıca, döviz dönüşüm desteğinde katma değeri esas alan yeni uygulama ile döviz almama taahhüdü yerine döviz pozisyonuna dayalı sisteme geçilmesini ihracatçılarımız açısından olumlu bir düzenleme olarak değerlendiriyoru"dedi.</p>
<p>TÜİK tarafından açıklanan temmuz ayı enflasyon verilerine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Zeytinoğlu, “Temmuz ayında TÜFE aylık yüzde 1,78, yıllık yüzde 31,75 olarak gerçekleşti. Yİ-ÜFE ise aylık bazda yüzde 1,52, yıllık bazda yüzde 27,83 olarak açıklandı. TÜFE’de yıllık enflasyondaki düşüş eğilimi devam ederken, aylık enflasyonda yeniden yukarı yönlü bir hareket görüyoruz. Merkez Bankası da son Para Politikası Kurulu değerlendirmesinde temmuz ayında enflasyonun ana eğiliminde geçici bir yükseliş beklediğini ifade etmişti. Jeopolitik gelişmeler nedeniyle artan belirsizliklerin enerji fiyatlarını yeniden yükselişe geçirmesinin de bu görünüm üzerinde etkili olduğunu değerlendiriyoruz. Öte yandan, mevsimsel koşullar nedeniyle, tarımsal ürün arzının arttığı bir dönem olmasına rağmen, gıda enflasyonunun yüksek seyrini korumasını dikkat çekici buluyoruz.” diye konuştu.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Bununla birlikte yıllık üretici enflasyonunun geçen yılın aynı döneminin üzerinde gerçekleşmesi, üretim maliyetleri üzerindeki baskının devam ettiğini gösteriyor. Enflasyonda kalıcı iyileşmenin sağlanması kadar, üretim, yatırım ve ihracatın sürdürülebilirliğinin korunmasını da önemli görüyoruz. Bu çerçevede, finansman koşullarını iyileştirecek adımların enflasyonla mücadele süreciyle uyumlu şekilde hayata geçirilmesinin, sanayicimizin rekabet gücünü korumasına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglutemmuz-ayinda-ihracatimiz-25-milyar-621-milyon-dolar-seviyesinde-gerceklesti-84530</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/8/1280x720/kso-baskani-ayhan-zeytinoglu-sanayi-uretim-endeksi-hakkinda-degerlendirmelerde-bulundu-1746796813.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, &quot;Enflasyonda kalıcı iyileşmenin sağlanması kadar, üretim, yatırım ve ihracatın sürdürülebilirliğinin korunmasını da önemli görüyoruz. Bu çerçevede, finansman koşullarını iyileştirecek adımların enflasyonla mücadele süreciyle uyumlu şekilde hayata geçirilmesinin, sanayicimizin rekabet gücünü korumasına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-baskani-yildirim-yeme-icme-sektoru-kazandigini-bankalara-ve-platformlara-birakiyor-84526</guid>
            <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıldırım: Yeme-içme sektörü kazandığını bankalara ve platformlara bırakıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, yeme-içme sektörünün son dönemde artan finansal yükler nedeniyle ciddi bir baskı altında olduğunu belirterek, özellikle banka POS komisyonları ve dijital sipariş platformlarının uyguladığı yüksek komisyon oranlarının sektörün sürdürülebilirliğini tehdit ettiğini söyledi. Yıldırım, "Sektörün yaşadığı sorunlara günü kurtaran değil, bütüncül ve kalıcı çözümler üretilmelidir" dedi.</p>
<p>Yıldırım, yaptığı açıklamada şu değerlendirmelerde bulundu: "Yeme-içme sektörü yalnızca ticaret yapan işletmelerden ibaret değildir. Bu sektör, gastronomimizin, turizmimizin, şehir ekonomimizin ve sosyal hayatımızın en önemli yapı taşlarından biridir. Gaziantep gibi gastronomisiyle dünyada adından söz ettiren bir şehirde, yeme-içme işletmelerimizin güçlü olması sadece sektörün değil, kentimizin geleceği açısından da büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle sektörün yaşadığı sorunlara günü kurtaran değil, bütüncül ve kalıcı çözümler üretilmelidir."</p>
<p><strong>“Banka POS komisyon oranlarının yeniden değerlendirilmeli”</strong></p>
<p>"Bugün işletmelerimizin en büyük sorunu yalnızca artan maliyetler değil. Kazandığını bankalara ve dijital platformlara bırakmak zorunda kalan bir sektörle karşı karşıyayız" diyen Yıldırım, şunları kaydetti: "Vatandaşlarımızın alışverişlerini büyük ölçüde kredi kartıyla yapması artık ekonomik şartların doğal bir sonucu haline geldi. Ancak bunun maliyeti yalnızca esnafımıza yüklenemez. Bankaların uyguladığı POS komisyonları, zaten daralan kâr marjlarını daha da azaltıyor. Diğer taraftan çevrim içi yemek sipariş platformları ve kurye firmalarının uyguladığı yüksek komisyon oranları da işletmelerimizi zorluyor. Bugün birçok işletme, sattığı ürünün kazancını elde etmeden önemli bir bölümünü komisyon olarak ödüyor. Üreten, istihdam sağlayan ve yatırım yapan işletmenin kazancından, aracılık hizmeti veren yapıların daha fazla pay alması kabul edilebilir değildir. Banka POS komisyonları ile dijital sipariş platformlarının uyguladığı komisyon oranlarının yeniden değerlendirilmesi ve makul seviyelere çekilmesi sektörümüz açısından artık ertelenemeyecek bir ihtiyaçtır."</p>
<p><strong>“Maliyetler öngörülemez hale geldi”</strong></p>
<p>Yıldırım, sektörün çözüm bekleyen diğer başlıklarına da dikkat çekerek şunları söyledi: "Son günlerde et fiyatlarında yaşanan kontrolsüz artışlar, işletmelerimizin maliyet hesaplarını öngörülemez hale getiriyor. Ayrıca hizmet sektörünün en büyük gider kalemi olan işçilik maliyetlerinin vergi uygulamalarında daha fazla gözetilmesi ve KDV uygulamalarından kaynaklanan finansman yükünün hafifletilmesi de sektörümüzün öncelikli beklentileri arasında yer alıyor."</p>
<p>Yıldırım, açıklamasını "Gaziantep Ticaret Odası olarak yeme-içme sektörümüzün sorunlarının çözümü için ilgili kurumlarla temaslarımızı sürdürecek, üyelerimizin sesi olmaya devam edeceğiz. Güçlü bir gastronomi şehri olmanın yolu, güçlü işletmelerden geçiyor" sözleriyle tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-baskani-yildirim-yeme-icme-sektoru-kazandigini-bankalara-ve-platformlara-birakiyor-84526</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/6/1280x720/gto-baskani-yildirim-yeme-icme-sektoru-kazandigini-bankalara-ve-platformlara-birakiyor-1785758606.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, yeme-içme sektörünün son dönemde artan finansal yükler nedeniyle ciddi bir baskı altında olduğunu belirterek, &quot;Bankaların uyguladığı POS komisyonları, zaten daralan kâr marjlarını daha da azaltıyor. Diğer taraftan çevrim içi yemek sipariş platformları ve kurye firmalarının uyguladığı yüksek komisyon oranları da işletmelerimizi zorluyor.&quot; ifadelerini kullandı. Yıldırım, &quot;Sektörün yaşadığı sorunlara günü kurtaran değil, bütüncül ve kalıcı çözümler üretilmelidir&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-ekonomimiz-gecici-dissal-soklara-karsi-direncini-koruyor-84543</guid>
            <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: Ekonomimiz geçici dışsal şoklara karşı direncini koruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TÜİK tarafından açıklanan temmuz ayı enflasyon verileri hakkında açıklama yaptı. </p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, uyguladıkları kararlı ve bütüncül politikalarla enflasyonla mücadeleye devam ettiklerini vurgulayan Yılmaz, tüketici enflasyonunun temmuzda yüzde 1,78 oranında gerçekleştiğini, yıllık enflasyonun yüzde 31,75 seviyesine gerilediğini, temel mallarda ise yıllık enflasyonun yüzde 16,82'ye düştüğünü bildirdi.</p>
<p>Yılmaz, ABD-İran arasında çatışmaların yeniden başlamasıyla artan petrol fiyatları ve yönetilen yönlendirilen fiyat ayarlamalarının etkisiyle temmuzda geçen aya kıyasla aylık enflasyonda geçici bir artış yaşandığını dile getirerek, işlenmiş gıda aylık enflasyonundaki yavaşlamaya rağmen taze meyve ve sebze fiyatlarındaki yükselişin gıda kaleminin yıllık enflasyonunda artışa neden olduğunu kaydetti.</p>
<p>Mayıs ve haziranda gerileyen yurt içi enerji fiyatlarının, jeopolitik gelişmelerin de etkisiyle temmuzda akaryakıt ve elektrik fiyatları öncülüğünde aylık bazda yükseldiğini bildiren Yılmaz, temel mal enflasyonunda ise giyim ve ayakkabı fiyatlarındaki sezon indiriminin etkisiyle aylık ve yıllık bazda düşüş görüldüğünü aktardı.</p>
<p>Yılmaz, hizmet enflasyonunun aylık bazdaki artışında ulaştırma, haberleşme ve sağlık hizmetleri fiyatlarındaki artışın etkisinin görüldüğünü, bununla birlikte hizmet enflasyonunun yıllık bazda yatay seyrettiğini, kira enflasyonunun ise yıllık bazda düşmeye devam ettiğini belirterek, şu değerlendirmeleri yaptı:</p>
<p>"Jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini yakından takip ederek bu etkileri sınırlamak amacıyla kurumlarımızla eşgüdüm içerisinde ve etkin bir şekilde aldığımız önlemleri hayata geçirmeye devam ediyoruz. Artan girdi ve finansman maliyetlerinin üretim ve fiyatlar üzerindeki etkilerini hafifletmeye yönelik desteklerimizi de sürdürüyoruz. Üretim kapasitesini korumak, arz sürekliliğini sağlamak ve maliyet baskılarının tüketici fiyatlarına yansımasını sınırlamak amacıyla reel sektörümüzün uygun koşullarda finansmana erişimini destekliyor, üreticimizin yanında olmaya devam ediyoruz.</p>
<p>Üretim kapasitesini artıran, gıda ve enerji arz güvenliğini güçlendiren, konut ve lojistik maliyetlerini azaltan yapısal adımlarımız sayesinde ekonomimiz geçici dışsal şoklara karşı direncini korumaktadır. Kalıcı fiyat istikrarı hedefimiz doğrultusunda vatandaşlarımızın alım gücünü güçlendirmek ve sürdürülebilir refah artışını sağlamak amacıyla para ve maliye politikalarının yanı sıra arz yönlü reform adımlarımızı hayata geçirmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-ekonomimiz-gecici-dissal-soklara-karsi-direncini-koruyor-84543</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/cevdet-yilmaz-5.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuz ayı enflasyon verilerini değerlendiren Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, &quot;Üretim kapasitesini artıran, gıda ve enerji arz güvenliğini güçlendiren, konut ve lojistik maliyetlerini azaltan yapısal adımlarımız sayesinde ekonomimiz geçici dışsal şoklara karşı direncini korumaktadır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-tarihteki-en-yuksek-temmuz-ihracati-84539</guid>
            <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Tarihteki en yüksek temmuz ihracatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Temmuz ayı dış ticaret verileri Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe'nin katılımıyla TİM Dış Ticaret Kompleksi'nde düzenlenen toplantıda açıklandı.</p>
<p>Bakan Bolat, burada yaptığı konuşmada, dünya ekonomisinin 2026 yılına artan korumacılık ve jeopolitik risklerle beraber girdiğini, şubat ayının sonunda Körfez'de başlayan ABD/İsrail-İran Savaşı'nın Körfez ülkelerine yayıldığını ve bunun dünya ekonomisini zorladığını kaydederek, başta enerji, petrokimya ürünleri ve gübre gibi temel endüstriyel ham maddelerde ve girdilerde büyük fiyat artışlarının gerçekleştiğini ve arz/tedarik sıkıntılarının baş gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Ateşkesin enerji fiyatlarında bir nebze gerileme getirse de temmuzun ilk haftasından itibaren ABD ile İran arasındaki gerilimin yeniden arttığını, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın giderek hızlandığını ve Karadeniz'deki gemilere yönelik saldırıların başladığını anlatan Bolat, navlun ve sigorta bedellerindeki artışlara işaret etti.</p>
<p>Bolat, Kızıldeniz'de Husilerin petrol gemilerine yönelik saldırılarından bahsederek, Körfez, Karadeniz ve Kızıldeniz'de sıkıntılı sürecin halen sürdüğünü, bunların bir an önce bitmesini ümit ettiklerini, bu konuda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ve Dışişleri Bakanlığının ellerinden gelen gayretleri her yerde gösterdiğini anlattı.</p>
<p>Bakan Bolat, istihdamda geçen hafta açıklanan yüzde 7,6'lık işsizlik rakamının 2005'ten bu yana görülen en düşük oran olarak tarihe geçtiğini belirterek, "Burada sevindirici olan istihdam sayısının 32 milyon 733 bine yükselmesi ve 33 milyon sınırına gelmesi. İşsiz sayısı da artık 2,5 milyona doğru gerileme seyrine girdi." dedi.</p>
<p>Bugün açıklanan enflasyon rakamlarına değinen Bolat, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Temmuzda savaşlar nedeniyle artan enerji fiyatlarının ulaştırma sektörüne olumsuz yansıması ile başta Karadeniz ülkeleri olmak üzere bazı endüstriyel ve tarımsal ham maddelerde görülen fiyat artışlarına rağmen gerçekleşme beklenenin altında kalmıştır. TÜFE, aylıkta temmuzda yüzde 1,78'e geriledi. Geçen yılın rakamı yüzde 2,06 idi. Daha iyi bir performans gösterdi. Yıllıkta da yüzde 31,75'e geriledi. O da haziranda yüzde 32,11 idi."</p>
<p><strong>"Temmuzda 3 rekor rakamı elde edilmiş oldu"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, temmuz ayı ihracat rakamları ile ilgili güzel haberler verebildiklerini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Temmuz ayı rekor bir ihracatla 25 milyar 600 milyon dolara yükseldi. Yüzde 2,9, yaklaşık yüzde 3'lük bir artış bu. Tarihteki en yüksek temmuz ihracatı olarak rekor oldu. Yine tüm zamanların en yüksek ikinci aylık ihracatı olarak da rekora bir adım yakın olarak gerçekleşti. Yıllıklandırılmış ihracatta 278,6 milyar dolarla bugüne kadar elde ettiğimiz en yüksek yıllık mal ihracat rakamına ulaştık. Hizmetler ihracatında da tahminlerimize göre temmuz itibarıyla 122,6 milyar dolarlık bir yıllıklandırılmış ihracat gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz. Toplamda yıllıklandırılmış 401,1 milyar dolara yükseldi. Geçen ay 400,3 milyar dolardı. Bu ay da 401,1 milyar dolara ulaştık. Bu da rekor. Yani temmuzda 3 rekor rakamı elde edilmiş oldu."</p>
<p>Bolat, temmuzda mal ihracatında 712 milyon dolarlık artış yaşandığını belirterek, "Temmuz ithalatı da yüzde 5,2 artışla 33 milyar dolar gerçekleşti. Burada da tam rakam 32 milyar 989 milyon dolar." dedi.</p>
<p><strong>"Temmuzda dış ticaret açığımız 7,3 milyar dolar oldu"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, ocak-temmuz dönemi rakamlarını paylaşarak, 7 ayda ihracatın yıllık bazda yüzde 3,4 artarak 161 milyar 601 milyon dolara ulaştığını, 7 ayda ihracatın 5,3 milyar dolar arttığını söyledi.</p>
<p>Bu dönemde ithalatın yüzde 4,7 artarak 222 milyar 109 milyon dolara yükseldiğini, net artışın 9,9 milyar dolar olarak gerçekleştiğini dile getiren Bolat, "Temmuzda dış ticaret açığımız 7,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Yüzde 14 artış var. Ocak-temmuzda dış ticaret açığımız yüzde 8,2'lik artışla 60,5 milyar dolar oldu." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, son bir yılda mal ihracatında 9 milyar 230 milyon dolarlık net artış gerçekleştiğini kaydederek, son bir yılda artış oranının yüzde 3,4 olduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>"200 milyon dolar lehimize çalışan takvim ve parite etkisinden bahsedebiliriz"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, son bir yılda net ithalatın 17,6 milyar dolar arttığını ve artış oranının yüzde 4,9 olarak gerçekleştiğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Açık durumuna baktığımızda 96,7 milyar dolarla son bir yılın dış ticaret açık rakamını görüyoruz. Geçen yıl sonu aralığı 92,2 milyar dolarla tamamladığımızı düşündüğümüzde şunu görebiliyoruz, bölgemizde, kuzeyimizde, doğumuzda, güneyimizdeki bu kadar savaşlara, enerji ve ham maddelerdeki olumsuz etkiler, fiyat artışları, navlun, sigorta ve taşımacılıktaki artış maliyetlerine rağmen dış ticaret açığımız son bir yılda sadece ve sadece 4,4 milyar dolarlık artış kaydetti. Aralık ayına göre 4 milyar 550 milyon dolar artış oldu. Bu tolere edilebilir bir durum. Dış ticaret açığı kontrol altında, istikrarlı tablosunu devam ettirmektedir."</p>
<p>Bolat, 7 ayda avro/dolar paritesinin temmuzda ihracatçıların aleyhine çalıştığını belirterek, "Geçen yıl 1,18 iken bu ay 1,14 ortalamayla burada 300 milyon dolar kaybımız oldu. Takvim etkisi olarak ise bir cuma fazlamız vardı. Bir çarşamba eksiğimiz vardı. Bu da yaklaşık 500 milyon dolar lehimize çalıştı. Yani ikisinde artı eksi 200 milyon dolar lehimize çalışan takvim ve parite etkisinden bahsedebiliriz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Kuzey Amerika pazarında kayda değer artış"</strong></p>
<p>Bolat, ocak-temmuz dönemi ihracatında Kuzey Amerika pazarında kayda değer artış yaşandığını, AB ihracatının yüzde 2,5 ile istikrarlı bir şekilde yükselmeye devam ettiğini belirterek, OECD ülkelerinde yüzde 2,2, İslam İşbirliği Teşkilatı üyelerinde yüzde 1 ihracat artışı görüldüğünü söyledi.</p>
<p>Savaşın yaşandığı ve 8-9 ülkenin bulunduğu Körfez bölgesine ihracatın ocak-temmuz döneminde yıllık bazda yüzde 9,3 azaldığını anlatan Bolat, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"İhracatımızda 7 ayda en çok artış gösteren ülkeler, ABD 759 milyon dolarla yüzde 8,1, Çin 633 milyon dolarla yüzde 35, İtalya 607 milyon dolarla yüzde 118, Mısır 522 milyon dolarla yüzde 23, Ukrayna 465 milyon dolarla yüzde 21. Azalış gösteren ülkelere baktığımızda, Körfez'de savaşın yaşandığı bölgede olumsuzluk bariz bir şekilde gözüküyor. Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) yaklaşık 1 milyar dolar, Yunanistan'da 925 milyon dolar, Irak'ta 515 milyon dolar, İngiltere'de yaklaşık yarım milyar dolar, Cezayir'de de 286 milyon dolar azalış var."</p>
<p><strong>İhracat elektrikli makine ve cihazda arttı, altın ve gümüşte azaldı</strong></p>
<p>Bakan Bolat, fasıllar bazında bakıldığında yılın 7 ayında ihracatın en çok arttığı sektörlere işaret ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Elektrikli makine ve cihazlarda 1,3 milyar dolar, gemi ihracatımızda yaklaşık 1 milyar dolar, meyve ihracatımızda 801 milyon dolar, savunma sanayisinde 800 milyon dolar, plastik sektöründe de 753 milyon dolar artışımız var. Azalış gösteren sektörlerde ise işlenmemiş ve işlenmiş altın, gümüş, mücevheratta toplamda 1,2 milyar dolar azalış var. Bunun en önemli nedeni BAE ve Irak'taki azalış. İnorganik kimyasallarda 752 milyon dolar, mineral yakıtlarda 546 milyon dolar azalış var. Enerji arz kaygılarının olduğu bir ortamda 'önce eve lazım' anlayışıyla kendi içimizde tedariklerimizi yapmak zorunda olduğumuz için ihracata yönelebilecek ürün de azalıyor. Hububatta 301 milyon dolar, kakaoda da 206 milyon dolar azalış var."</p>
<p>Bolat, ocak-temmuz döneminde ihracatın yıllık bazda tarımda yüzde 3, sanayi ürünlerinde yüzde 2,4, madende yüzde 20,1 arttığını söyledi.</p>
<p>Yılın 7 ayında orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracatının net 4 milyar dolar arttığını ve toplamdaki payının yüzde 44'e yükseldiğini belirten Bolat, "Bu da Türk ekonomisi açısından katma değeri yüksek ürünler ihracatı yaptığımızı göstermektedir." dedi.</p>
<p><strong>İthalatın en çok arttığı ülkeler ve sektörler</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, temmuzda ithalatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,2 artarak 33 milyar dolara yaklaştığını aktaran, şu bilgileri verdi:</p>
<p>"Burada nispeten dengeli bir artış gerçekleşti. Bölgemizdeki jeopolitik savaşların ve gerilimlerin ekonomiye, enerji maliyetlerine, taşımacılığa yansıması anlamında net artış 1,6 milyar dolarda kaldı. İthalatımızın en fazla arttığı ülkelere baktığımızda Çin yükselmeye devam ediyor. İlk 7 ayda yüzde 10'a yakın ithalat artışı var, 2,8 milyar dolar. Toplamda da 31,5 milyar dolarla ithalatımızda birinci. ABD'de de ilk 7 ayda 1,5 milyar dolar ithalat artışımız var. Bunun ana faktörü LNG ithalatımızda Amerikan kaynaklarında artış gerçekleşmesi. ABD'den ithalatımız 11,5 milyar dolar oldu 7 ayda. Brezilya'dan ithalat 1 milyar dolar arttı. Bu da tarım ham maddelerinden ve cevher ithalatındaki artıştan kaynaklanıyor. AB'den ithalatımız yüzde 2,8 azalmış."</p>
<p>Bolat, ithalatın motorlu kara taşıtlarında 3,3 milyar dolar, altın, gümüş ve mücevheratta 2,1 milyar dolar, kakaoda yaklaşık 500 milyon dolar, hava ve uzay taşıtlarında 350 milyon dolar, elyaf ve iplikte 185 milyon dolar azaldığını söyledi.</p>
<p>Bakan Bolat, "Özellikle hazır giyim ve konfeksiyondaki ihracat kaybımız artık sıfıra doğru yaklaşıyor. Bundan sonra inşallah artışa geçecek. Tekstilde yani iplik ve kumaş sektörlerindeki ihracatlarımızda ise artıya geçtik. Artık yukarı doğru yükseleceğiz." diye konuştu.</p>
<p>İthalatın en çok arttığı sektörlere değinen Bolat, mineral yakıtlarda 2,7 milyar dolar, elektrikli makine ve cihazlarda 2,1 milyar dolar, bakırda 1,3 milyar dolar, kazan ve makinede 1,1 milyar dolar, eczacılık ürünlerinde yaklaşık 1 milyar dolar ithalat artışı yaşandığını anlattı.</p>
<p>Bolat, ithalatın ocak-temmuz döneminde tüketim mallarında 2,8 milyar dolar azaldığını, yatırım mallarında 700 milyon dolar, ham maddede yaklaşık 12 milyar dolar arttığını söyledi.</p>
<p><strong>"Rekor kırmaya devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, yılın ikinci yarısında genelde ihracatın hızlandığını belirterek, siparişlerin ağustosun sonundan itibaren arttığını, ihracatta daha çok rekorlar kıracaklarını vurguladı.</p>
<p>Görevde bulundukları son 39 ayın 28'inde ihracatın arttığını dile getiren Bolat, "39 ayın 21'inde hep aylık rekorlar kırdık. Bundan sonra da inşallah rekor kırmaya devam ediyoruz." dedi.</p>
<p>Ticaret diplomasisine verdikleri öneme, yılın geride kalan döneminde gerçekleştirdikleri ziyaretlere, resmi görüşmelere, ağırladıkları heyetlere ve imza attıkları anlaşmalara değinen Bolat, özellikle Suriye ve Iraklı yetkililer ile önemli görüşmeler yaptıklarını, güzel işbirliklerine imza attıklarını anlattı.</p>
<p>Bolat, "Yeni Irak hükümeti ve Başbakanı Türkiye ile her alanda ekonomik, sosyal, kültürel, ulaştırma ve enerji işbirliğine hazır olduklarını sürekli olarak ifade ettiler." diye konuştu.</p>
<p>Türkiye ile Irak arasında Irak-Türkiye Boru Hattı üzerinden Ceyhan Limanı'na günlük en az 750 bin varil ham petrol taşınması ve yüklenmesine ilişkin imzalanan anlaşmadan bahseden Bolat, bu gelişmelerin iki ülke arasındaki ticareti artıracağını vurguladı.</p>
<p>Bolat, temmuzda AB yetkilileri ile "Made in EU" konusunda 2 gün süren temaslarının olduğunu anımsatarak, bu konudaki detayları paylaştı.</p>
<p>Bakan Bolat, "Çarşamba günü İspanya, perşembe günü ise Polonya'nın ekonomi ve ticaret bakanları ile görüşmek için oraya gideceğiz. Türkiye adına önemli bir dönüm noktası olan Sanayi Hızlandırma Yasası ile ilgili gelişmelerde ülkemizin pozisyonu adına kritik ziyaretler ve görüşmeler yapıyoruz." şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yüzde 3'lük döviz dönüşüm desteği</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, ihracatçı firmalara sunulan destekleri anlatarak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) döviz dönüşüm desteğinde temel oranın yüzde 3 olarak uygulanması kararını 6 ay daha uzattığını söyledi.</p>
<p>Bolat, "İkinci bir hayırlı gelişme de bu döviz dönüşüm desteğinden daha fazla firmanın ve özellikle emek yoğun işçi çalıştıran firmaların da faydalanabilmesi için yeni bir çalışma düzenine geçecekler. Bunun da uygulama tebliğini 1 Ekim itibarıyla açıklayacaklarını ifade ettiler."dedi.</p>
<p>İhracat bedeli satış yükümlülüğünün daha önce yüzde 35'e düşürüldüğünü anımsatan Bolat, "O da 6 ay süreyle yine yüzde 35 olarak 31 Ocak 2027'ye kadar uzatıldı." dedi.</p>
<p>Bolat, reeskont kredilerinde günlük limitin artırıldığından ve bu konuda sağlanan desteklerden bahsederek, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TCMB, Türk Eximbank, İhracatı Geliştirme AŞ (İGE) tarafından sunulan teşvik ve hibelerle ilgili bilgiler verdi.</p>
<p>Bakan Bolat, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Cumhurbaşkanımızın 'Türkiye Yüzyılı'nı ticaretin yüzyılı yapalım' hedefi doğrultusunda yatırım, üretim, ihracat, istihdam konusundaki büyük hedeflerimize ulaşmak için özel sektörümüzle, ihracatçılarımızla, ilgili finans kuruluşlarımızla, diğer bakanlıklarımızla yorulmadan, yılmadan, canla başla çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye'mizi yatırımlar için cazibe merkezi transit ticaret, lojistik merkez, tedarik merkezi alanında önemli bir dünya üssü ve merkezi haline getireceğiz."</p>
<p>Konuşmasının ardından gazetecilerin sorusu üzerine Bolat, döviz dönüşüm desteğinin uzatılmasını "iyi ve hayırlı bir gelişme" olarak nitelendirerek, bu konuda yapılacak herhangi bir çalışmanın Hazine ve Maliye Bakanlığı ile TCMB'nin konusu olduğunu söyledi.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-tarihteki-en-yuksek-temmuz-ihracati-84539</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/9/1280x720/bakan-bolat-1785768103.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanı Ömer Bolat, &quot;Temmuz ayı rekor bir ihracatla 25 milyar 600 milyon dolara yükseldi. Yüzde 2,9, yaklaşık yüzde 3&#039;lük bir artış bu. Tarihteki en yüksek temmuz ihracatı olarak rekor oldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogu-anadolu-bolgesinden-temmuz-ayinda-12-milyar-dolar-ihracat-84520</guid>
            <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 14:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneydoğu Anadolu&#039;dan temmuzda 1,2 milyar dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB), 2026 yılı temmuz ayına ilişkin ihracat verilerini kamuoyuyla paylaştı. </p>
<p>Açıklanan verilere göre Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden temmuz ayında 1,2 milyar dolar ihracat gerçekleştirilirken, geçen yılın aynı ayına göre ihracatta yüzde 19,3 oranında değişim kaydedildi. Gaziantep'in temmuz ayı ihracatı ise 1 milyar dolar olarak gerçekleşti. Yılın ilk yedi ayında bölge ihracatı 7,1 milyar dolara, Gaziantep'in ihracatı ise 6,0 milyar dolara ulaştı. Aynı dönemde hububat, tekstil ve halı sektörlerinde ihracat artışı dikkat çekerken, kuru meyve sektöründe ise farklı bir seyir izlendi. Bölgeden en fazla ihracat yapılan ülkeler ve öne çıkan ürün grupları, Güneydoğu Anadolu'nun uluslararası pazarlardaki güçlü konumunu koruduğunu bir kez daha ortaya koydu. Temmuz ayında bölgedeki diğer illerin ihracat performansları ise şu şekilde gerçekleşti: Kahramanmaraş 124 milyon dolar, Mardin 119,8 milyon dolar, Şanlıurfa 39,7 milyon dolar, Malatya 20,7 milyon dolar, Diyarbakır 22,1 milyon dolar, Kilis 14,1 milyon dolar ve Adıyaman 12,1 milyon dolar.</p>
<p><strong>“Küresel ticaretin değişen dinamiklerine ayak uydurmalıyız”</strong></p>
<p>GAİB Koordinatör Başkanı Mete Akcan, küresel ticarette yaşanan dönüşüme ve uluslararası pazarlardaki rekabet koşullarına dikkat çekerek ihracatçıların değişen koşullara uyum sağlayabilmesi için yürütülen çalışmaların aralıksız sürdüğünü ifade etti. Birlikler tarafından düzenlenen faaliyetlerin firmaların yeni iş bağlantıları kurmasına, mevcut pazarlardaki etkinliğini artırmasına ve farklı pazarlara açılmasına önemli katkılar sunduğunu belirten Akcan, ihracatın sürdürülebilir büyümesi için sektör temsilcileriyle birlikte çalışmaya devam ettiklerini söyledi.</p>
<p><strong>“Sektörlerimizde küresel açılımı ve tasarım çalışmalarımızı sürdüreceğiz”</strong></p>
<p>Temmuz ayında bölgesel ihracatı desteklemeye yönelik çalışmalar yoğun bir programla devam etti. Güneydoğu Anadolu Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği tarafından bu yıl altıncısı düzenlenen DOKU Kumaş Tasarım Yarışması'nın birinci jüri değerlendirmesi GAİB hizmet binasında gerçekleştirildi. Jüri üyeleri, tasarım odaklı üretimin ve katma değeri yüksek ürün geliştirmenin ihracatta rekabet gücünü artırdığına dikkat çekerek yarışmanın sektöre yeni bir vizyon kazandırmayı sürdürdüğünü vurguladı. Öte yandan Güneydoğu Anadolu Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Asya pazarındaki etkinliğini artırmak amacıyla Çin'in Şanghay ve Guangzhou şehirlerinde kapsamlı bir Sektörel Ticaret Heyeti Programı düzenledi. Program kapsamında bölge firmalarının yeni iş birlikleri geliştirmesi ve Çin pazarındaki ticari ilişkilerini güçlendirmesi amacıyla çok sayıda ikili iş görüşmesi gerçekleştirildi.</p>
<p><strong>“ABD pazarındaki vergi düzenlemeleri ihracatı etkileyebilir”</strong></p>
<p>Küresel ticarette yaşanan güncel gelişmeleri de değerlendiren GAİB Koordinatör Başkanı Mete Akcan, ABD pazarında uygulamaya alınan yeni vergi düzenlemelerinin hem bölge hem de Türkiye ihracatı açısından dikkatle takip edilmesi gerektiğini ifade etti. Söz konusu düzenlemelerin ihracatçıların maliyetleri üzerinde ilave yük oluşturabileceğine dikkat çeken Akcan, değişen küresel ticaret koşullarına uyum sağlayacak adımların önemine vurgu yaptı. Akcan değerlendirmesinde, "Türkiye’ye uygulanacak yüzde 12,5 oranındaki ek gümrük vergisi, ABD’li ithalatçıların maliyetlerini artırırken Türk ihracatçısının mevcut pazar payını korumasını da zorlaştıracaktır. Rakiplerimize uygulanan oranlara da baktığımızda Arjantin, Bangladeş, Kamboçya, Kanada, Hindistan, Endonezya, Ürdün, Malezya, Meksika, Pakistan ve Birleşik Krallık gibi ülkelere yüzde 10 olarak uygulanacak olan ek verginin Türkiye’nin rekabet gücünü azaltacağı açıktır. Küresel ticarette yaşanan gelişmeleri yakından takip ederek ihracatçılarımızın rekabet gücünü koruyacak çalışmaları sürdürmeye devam ediyoruz. Katma değerli üretimin artırılması, tasarım odaklı yaklaşımın güçlendirilmesi ve ihracatçılarımızın mevcut destek mekanizmalarından etkin şekilde faydalanması, ihracatımızın sürdürülebilir büyümesi açısından büyük önem taşımaktadır. Kamu kurumlarımız ve sektör temsilcilerimizle iş birliği içerisinde yürüttüğümüz çalışmaların önümüzdeki dönemde olumlu sonuçlar doğuracağına inanıyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogu-anadolu-bolgesinden-temmuz-ayinda-12-milyar-dolar-ihracat-84520</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/0/1280x720/guneydogu-anadolu-bolgesinden-temmuz-ayinda-12-milyar-dolar-ihracat-1785757653.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GAİB&#039;in temmuz verilerine göre, Güneydoğu Anadolu Bölgesi&#039;nden temmuz ayında 1,2 milyar dolar ihracat gerçekleştiril. GAİB Koordinatör Başkanı Mete Akcan, ihracatın sürdürülebilir büyümesi için sektör temsilcileriyle birlikte çalışmaya devam ettiklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-ilk-yerli-ve-milli-lokomotifinin-afrikaya-ihrac-edildi-84542</guid>
            <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: İlk yerli ve milli lokomotif Afrika&#039;ya ihraç edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye'nin, yerli ve milli demir yolu sanayisinde önemli bir eşiği daha geride bıraktığını belirtti.</p>
<p>Yazılı açıklamada, yaptıkları yatırımlarla, demir yollarında yerli ve milli araçların kullanımını her geçen gün artırdıklarına, geliştirdikleri ve ürettikleri araçları uluslararası pazarlara sunduklarına dikkati çeken Uraloğlu, "TÜRASAŞ Eskişehir Bölge Müdürlüğü'müzde yüzde 90 yerlilik oranıyla ürettiğimiz 'DE 10000' manevra lokomotifimizi Tanzanya'ya uğurladık. Yerli ve milli mühendisliğimizin ürünü olan lokomotifimiz Afrika'da raylarla buluşmak üzere yola çıktı." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Lokomotifin yolculuğu 3 bin 946 deniz mili sürecek</strong></p>
<p>Uraloğlu, Eskişehir'den Kocaeli Derince Limanı'na getirilen lokomotifin, yükleme operasyonunun tamamlanmasının ardından gemiyle 29 Temmuz Çarşamba günü Tanzanya'ya uğurlandığını bildirdi.</p>
<p>Lokomotifin deniz yolculuğunun yaklaşık 3 bin 946 deniz mili (7 bin 308 kilometre) süreceğini aktaran Uraloğlu, lokomotifin, Darüsselam Limanı'na ulaşarak Tanzanya demir yolu filosunda hizmet vereceğini bildirdi.</p>
<p><strong>"Lokomotifte yerli motor kullanıldı"</strong></p>
<p>Uraloğlu, TÜBİTAK KAMAG Projesi kapsamında TÜRASAŞ ile TÜBİTAK işbirliğinde geliştirilen 1000 beygir gücünün üzerindeki ilk yerli ve milli dizel motor olan Özgün Motor'un da "DE 10000" lokomotifinde kullanıldığını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yüksek yerlilik oranıyla geliştirilen ve tüm fikri mülkiyet hakları ülkemize ait olan Özgün Motor, ilk kez yerli bir lokomotif platformunda kullanılarak uluslararası pazarlara ihraç edildi. Motor geliştirme sürecinde kazanılan mühendislik bilgi birikimi ve tasarım kabiliyeti, Türkiye'nin güç sistemleri alanındaki teknolojik yetkinliğini bir üst seviyeye taşıdı. Ticarileşme aşamasına ulaşan motor, demir yolu başta olmak üzere farklı sektörlerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek stratejik bir ürün olarak öne çıkıyor."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-ilk-yerli-ve-milli-lokomotifinin-afrikaya-ihrac-edildi-84542</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/uraloglu-1781355763.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Uraloğlu, &quot;TÜRASAŞ Eskişehir Bölge Müdürlüğü&#039;müzde yüzde 90 yerlilik oranıyla ürettiğimiz &#039;DE 10000&#039; manevra lokomotifimizi Tanzanya&#039;ya uğurladık. Yerli ve milli mühendisliğimizin ürünü olan lokomotifimiz Afrika&#039;da raylarla buluşmak üzere yola çıktı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-imalat-pmi-06-puan-artti-84540</guid>
            <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO Türkiye İmalat PMI 0,6 puan arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) anketinin temmuz ayı sonuçları açıklandı.</p>
<p>Eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen tüm rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, haziranda 47,1 olan manşet PMI temmuzda 47,7'ye yükseldi.</p>
<p>Yeni siparişlerdeki azalış hazirana göre biraz daha düşük hızda gerçekleşse de belirgin düzeyde devam etti. Orta Doğu'daki savaş, üçüncü çeyreğin başı itibarıyla uluslararası talebin de zayıflamasında etkili oldu.</p>
<p>İmalatçılar üretimi sınırlı düzeyde de olsa üst üste ikinci ay azaltırken istihdam kısmen çalışan istifalarının da etkisiyle düşüş gösterdi. Talebin zayıf seyrine bağlı olarak firmalar satın alma faaliyetlerini ve stoklarını da azalttı.</p>
<p>Girdi talebinin yavaşlamasıyla tedarik zincirleri üzerindeki baskı da bir miktar hafifledi ve tedarikçilerin teslimat süreleri son 9 ayın en düşük oranında arttı. Bununla birlikte, anket katılımcıları deniz taşımacılığında gecikmeler yaşandığını bildirdi.</p>
<p>Girdi fiyatları temmuz ayında da hızlı şekilde yükselmeye devam ederken firmalar, petrol ve ham madde maliyetlerinde artış bildirdi ve birçok katılımcı bu artışın Orta Doğu'daki savaştan kaynaklandığını ifade etti.</p>
<p>Öte yandan, girdi maliyetleri enflasyonu üst üste üçüncü ay gerileyerek Kasım 2025'ten bu yana en düşük hızına indi ve benzer şekilde, nihai ürün fiyatları enflasyonu da 2026'nın başından bu yana en düşük oranda kaydedildi.</p>
<p><strong>Üretimini artıran sektör sayısı temmuzda üçe yükseldi</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası Türkiye Sektörel PMI temmuz ayı raporuna göre, anket kapsamında izlenen 10 sektör arasında üretimini artıranların sayısı haziranda iki iken temmuzda üçe yükseldi. En güçlü büyüme giyim ve deri ürünleri sektöründe gerçekleşti. Bu sektörün büyüme hızı dört yılı aşkın bir dönemin en yüksek seviyesine ulaştı.</p>
<p>Elektrikli ve elektronik ürünler ile metalik olmayan mineral ürünler sektörleri de yeniden genişleme bölgesine geçti. Buna karşılık, üretimde en belirgin yavaşlama gıda ürünleri sektöründe görüldü.</p>
<p>Temmuzda üretim artışı kaydeden üç sektör, yeni siparişlerde de büyüme sergiledi. Bu alanda da öncülüğü yine giyim ve deri ürünleri sektörü üstlendi. Yeni sipariş hacmindeki en belirgin gerileme ise ana metal sanayi sektöründe gerçekleşti.</p>
<p>Yeni ihracat siparişlerinde ise büyüme biraz daha geniş bir alana yayıldı. 10 sektörün dördünde artış kaydedildi. İstihdamını artıran sektör sayısı ise temmuzda beşe çıkarak şubat ayından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı.</p>
<p><strong>Temmuzda enflasyonist baskılar genel olarak hafifledi</strong></p>
<p>İstihdamda en güçlü artışlar elektrikli ve elektronik ürünler ile kara ve deniz taşıtları sektörlerinde görülürken temmuzda enflasyonist baskılar genel olarak hafifledi. Girdi maliyetleri enflasyonu ağaç ve kağıt ürünleri dışındaki tüm sektörlerde yavaşladı.</p>
<p>En ılımlı artış makine ve metal ürünlerinde ölçüldü. Bu sektörde maliyet enflasyonu, serinin başladığı Ocak 2016'dan bu yana en düşük seviyede kaydedildi. Benzer şekilde, nihai ürün fiyatları enflasyonu da sektörlerin çoğunluğunda hız kesti.</p>
<p>En ılımlı fiyat artışları gıda ürünleri, kimyasal, plastik ve kauçuk ürünler ile tekstil sektörlerinde gözlendi. En güçlü fiyat artışı ise kara ve deniz taşıtları sektöründe gerçekleşti. Bu sektörde nihai ürün fiyatları enflasyonu Ağustos 2024'ten bu yana en yüksek düzeye ulaştı.</p>
<p>Kara ve deniz taşıtları sektöründe tedarikçilerin teslimat süreleri belirgin bir şekilde kısaldı. Bu durum, firmaların satın alma faaliyetlerini 2026 yılının başından bu yana ilk kez artırmasını sağladı. Temmuzda girdi alımlarını artıran diğer sektörler ise elektrikli ve elektronik ürünler ile giyim ve deri ürünleri oldu.</p>
<p><strong>"Girdi maliyetleri enflasyonundaki gerilemenin devam etmesi olumlu bir gelişme oldu"</strong></p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, 2026’nın ikinci yarısının ilk yarının sonundaki görünüme büyük ölçüde benzer şekilde başladığını ifade etti.</p>
<p>Harker, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türk imalatçıları, Orta Doğu'daki savaşın daha da ağırlaştırdığı durgun talep ortamında büyüme sağlamakta zorlanmaya devam etti. İmalat sanayi üretimindeki yavaşlamanın en azından hazirana kıyasla daha sınırlı kalması, daha istikrarlı bir tabloya işaret etti. Girdi maliyetleri enflasyonundaki gerilemenin devam etmesi de olumlu bir gelişme oldu. Bu durum, firmalara talebi canlandırmak amacıyla satış fiyatlarındaki artışları sınırlama konusunda bir miktar hareket alanı sağladı."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-imalat-pmi-06-puan-artti-84540</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi temmuz ayında 0,6 puan artarak 47,7&#039;ye yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/temmuzda-en-cok-artis-saglik-hizmetlerinde-84537</guid>
            <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temmuzda en çok fiyat artışı sağlık hizmetlerinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) temmuz ayında fiyatı en çok artan ve azalan ürünleri açıkladı. </p>
<p>Buna göre, tüketici fiyatları bazında temmuzda en yüksek fiyat artışı yüzde 50,42 ile ayaktan tedavi edici ve rehabilite edici hizmetlerde görülürken, en çok ucuzlayan ürün yüzde 20,44 ile diğer taze meyveler oldu.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, temmuzda yüzde 50,42 olan ayaktan tedavi edici ve rehabilite edici hizmetlerdeki fiyat artışını, yüzde 25,87 ile taze veya soğutulmuş diğer sebzeler (soğan, sarımsak, havuç, mantar, zeytin gibi) ve yüzde 21,63 ile yumrulu sebzeler kategorileri izledi.</p>
<p>Temmuzda fiyatı en çok artış gösteren diğer ürünler arasında yüzde 14,53 ile meyvesi yenen taze veya soğutulmuş sebzeler (domates, biber, salatalık, kabak gibi), yüzde 12,34 ile tanısal görüntüleme hizmetleri ve medikal (tıbbi) laboratuvar hizmetleri, yüzde 10,94 ile kişisel ulaşım araçlarının sürücüsüz olarak kiralanması, yüzde 9,96 ile çay ve demlenerek hazırlanan diğer bitkisel ürünler yer aldı.</p>
<p><strong>En çok taze diğer meyveler ucuzladı</strong></p>
<p>Geçen ay en fazla fiyat düşüşü, yüzde 20,44 ile taze diğer meyveler kategorisinde gerçekleşti. Bunu, yüzde 12,97 ile taze turunçgiller, yüzde 11,76 ile taze hurma, incir ve diğer tropikal meyveler, yüzde 10,99 ile yumurtalar, yüzde 10,29 ile taze veya soğutulmuş yeşil yapraklı veya saplı sebzeler, yüzde 5,38 ile kadın ve kız çocuk giysileri, yüzde 3,82 ile diğer giyim eşyaları ve yüzde 3,66 erkek ve erkek çocuk giysileri takip etti.</p>
<p>TÜİK'in tüketici fiyatları endeksine göre, temmuzda aylık bazda fiyatları en fazla artan ürünler ile bunların bir önceki aya göre değişim oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Ayaktan tedavi edici ve rehabilite edici hizmetler</td>
<td>50,42</td>
</tr>
<tr>
<td>Diğer sebzeler, taze veya soğutulmuş (soğan, sarımsak, havuç, mantar, zeytin gibi)</td>
<td>25,87</td>
</tr>
<tr>
<td>Yumrulu sebzeler</td>
<td>21,63</td>
</tr>
<tr>
<td>Meyvesi yenen sebzeler, taze ve soğutulmuş (domates, biber, salatalık, kabak gibi)</td>
<td>14,53</td>
</tr>
<tr>
<td>Tanısal görüntüleme hizmetleri ve medikal (tıbbi) laboratuvar hizmetleri</td>
<td>12,34</td>
</tr>
<tr>
<td>Kişisel ulaşım araçlarının sürücüsüz olarak kiralanması</td>
<td>10,94</td>
</tr>
<tr>
<td>Çay ve demlenerek hazırlanan diğer bitkisel ürünler</td>
<td>9,96</td>
</tr>
<tr>
<td>Hava yolu ile yurt içi yolcu taşımacılığı</td>
<td>9,07</td>
</tr>
<tr>
<td>Biralar</td>
<td>7,39</td>
</tr>
<tr>
<td>İçkiler ve likörler</td>
<td>7,39</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Temmuzda fiyatı en fazla düşen seçilmiş maddeler ile bir önceki aya göre değişim oranları ise şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Diğer meyveler, taze</td>
<td>-20,44</td>
</tr>
<tr>
<td>Turunçgiller, taze</td>
<td>-12,97</td>
</tr>
<tr>
<td>Hurma, incir ve diğer tropikal meyveler, taze</td>
<td>-11,76</td>
</tr>
<tr>
<td>Yumurtalar</td>
<td>-10,99</td>
</tr>
<tr>
<td>Yeşil yapraklı veya saplı sebzeler, taze veya soğutulmuş</td>
<td>-10,29</td>
</tr>
<tr>
<td>Kadın ve kız çocuk giysileri</td>
<td>-5,38</td>
</tr>
<tr>
<td>Diğer giyim eşyaları</td>
<td>-3,82</td>
</tr>
<tr>
<td>Erkek ve erkek çocuk giysileri</td>
<td>-3,66</td>
</tr>
<tr>
<td>Diğer sütler ve krema</td>
<td>-3,1</td>
</tr>
<tr>
<td>Bitkisel sıvı yağlar</td>
<td>-3,07</td>
</tr>
<tr>
<td>Makarna, erişte, kuskus ve benzeri makarna ürünleri</td>
<td>-2,98</td>
</tr>
<tr>
<td>Bebek giysileri (0-2 yaş)</td>
<td>-2,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Bebek ve çocuk ayakkabıları</td>
<td>-2,9</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/temmuzda-en-cok-artis-saglik-hizmetlerinde-84537</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/saglik-doktor-1750402998.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİKin temmuz verilerine göre tüketici fiyatları bazında en yüksek fiyat artışı yüzde 50,42 ile ayaktan tedavi edici ve rehabilite edici hizmetlerde görülürken, en çok ucuzlayan ürün yüzde 20,44 ile diğer taze meyveler oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmbden-dijital-turk-lirasi-projesi-hakkinda-aciklama-84532</guid>
            <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB&#039;den &#039;Dijital Türk Lirası Projesi&#039; hakkında açıklama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) açıklamasında, Dijital Türk Lirası Projesi Ekosistemine Katılım Çağrısı'na yönelik başvuru değerlendirme süreçleriyle ilgili bilgi verildi.</p>
<p>Açıklamada, "Dijital Türk Lirası Projesi" ekosistemine katılım çağrısına ilişkin başvuru değerlendirme süreçlerinin tamamlandığı bildirildi.</p>
<p>Finans ve teknoloji sektöründen kuruluşları dijital Türk lirasıyla uyumlu, yenilikçi ürün ve senaryolar geliştirmeye davet eden Dijital Türk Lirası Projesi ekosistemine katılım çağrısına bankalar ile ödeme ve elektronik para kuruluşlarının başvurabildiği belirtilen açıklamada, başvuru sahibi ile işbirliği yapan finansal teknoloji (FinTek) firmalarının da sürece dahil olduğu ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, üç aşamadan oluşan başvuru sürecinin 4 Eylül-15 Ekim 2025 tarihleri arasında tamamlanan birinci aşamasında 85 proje başvurusunun yapıldığı bilgisi verilerek, 16 banka ve 25 ödeme ve elektronik para kuruluşunun da katılım çağrısı kapsamında başvuruda bulunduğu aktarıldı.</p>
<p>TCMB tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde, 85 başvuru arasından birinci aşama değerlendirme kriterlerini sağlayan 51 projenin ikinci aşamaya geçmesinin uygun görüldüğü belirtilen açıklamada, çağrının ikinci aşama başvurularının ise 13 Kasım-12 Aralık 2025 tarihleri arasında gerçekleştirildiği kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, ikinci aşama kapsamında başvuru sahipleri tarafından iletilen belgelerin ve yapılan sunumların değerlendirilmesi neticesinde, 12 banka ve 6 ödeme ve elektronik para kuruluşuna ait 23 projenin üçüncü aşamaya geçmesine karar verildiği bildirildi.</p>
<p>Bu aşamada geliştirme faaliyetleri ve deney alanı testlerinin yürütüleceği belirtilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>"İkinci aşama değerlendirmeleri sonucunda 6 proje de beklemeye alınmış olup bu projeler ilerleyen dönemlerde üçüncü aşamaya dahil edilebilecektir. Bir proje birden fazla kategoriyle ilişkili olabilmektedir. Üçüncü aşamaya geçen 23 projenin kategori dağılımı, 15’i Jetonlaştırma, 17’si Programlanabilir Ödemeler, 7’si Kullanıcı Egemen Kimlik, 15’i Mevcut Sistemlerle Birlikte Çalışabilirlik ve 1’i Makineler Arası Ödemeler şeklindedir. TCMB, finansal teknolojiler ve dijital Türk lirası bağlamında kamu ve özel sektör işbirliğini geliştirme hedefi doğrultusunda çalışmalarını sürdürmektedir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmbden-dijital-turk-lirasi-projesi-hakkinda-aciklama-84532</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası, Dijital Türk Lirası Projesi Ekosistemine Katılım Çağrısı&#039;na ilişkin başvuru değerlendirme süreçleri tamamlandığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/temmuz-enflasyonu-yuzde-178-84536</guid>
            <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temmuz enflasyonu yüzde 1,78</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) temmuz ayına ait enflasyon verilerini açıkladı. </p>
<p>Buna göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), temmuzda aylık bazda yüzde 1,78, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 1,52 artış gösterdi. Yıllık enflasyon, tüketici fiyatlarında yüzde 31,75, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 27,83 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Temmuzda 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında, tüketici fiyatları yüzde 31,9, yurt içi üretici fiyatları yüzde 27,54 yükseldi.</p>
<p>Aylık bazda TÜFE yüzde 1,78, Yİ-ÜFE yüzde 1,52 artış gösterdi.</p>
<p>TÜFE, temmuzda geçen yılın aralık ayına göre yüzde 19,86, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 31,75 yükseliş kaydetti.</p>
<p>Yİ-ÜFE'de Aralık 2025'e göre yüzde 17,86, geçen yılın temmuz ayına kıyasla yüzde 27,83 artış gerçekleşti.</p>
<p><strong>Kira artış oranı da belli oldu</strong></p>
<p>Ağustosta ev ve iş yerleri için uygulanacak kira artış oranı yüzde 31,9 olarak belirlendi.</p>
<p>Yİ-ÜFE temmuzda bir önceki aya kıyasla yüzde 1,52, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 17,86, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 27,83 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 27,54 yükseldi.</p>
<p>Sanayinin 4 sektörünün yıllık değişimleri incelendiğinde, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 41,81, imalatta yüzde 28,96, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 11,69 ve su temininde yüzde 28,85 artış gerçekleşti.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 26,79, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 26,57, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 32,46, enerjide yüzde 26,62 ve sermaye mallarında yüzde 21,28 yükseliş kaydedildi.</p>
<p>Sanayinin 4 sektörünün aylık değişimlerinde ise madencilik ve taş ocakçılığı yüzde 4,22 gerilerken imalatta yüzde 1,06, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 9,65 ve su temininde yüzde 1,49 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara malında yüzde 0,81, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 0,4, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,33, enerjide yüzde 4,83 ve sermaye mallarında yüzde 1,09 yükseliş oldu.</p>
<p><strong>En yüksek artış sağlık grubunda</strong></p>
<p>Ana harcama grupları itibarıyla temmuzda bir önceki aya göre düşüş gösteren grup yüzde 3,93 ile giyim ve ayakkabı oldu. Söz konusu dönemde, en yüksek artışın yaşandığı ana grup ise yüzde 10,74 ile sağlık olarak hesaplandı.</p>
<p>En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun aylık değişimlerine bakıldığında, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 1,61, ulaştırmada yüzde 2,59 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 2,25 artış gerçekleşti.</p>
<p>İlgili ana grupların aylık değişime katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 0,4, ulaştırmada yüzde 0,44 ve konutta yüzde 0,27 artış şeklinde oldu.</p>
<p><strong>Yıllık değişimler</strong></p>
<p>Temmuzda, geçen yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup, yüzde 16,48 ile giyim ve ayakkabı olarak kayıtlara geçti. Geçen yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 44,18 ile eğitim olarak tespit edildi.</p>
<p>En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimlerine bakıldığında, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 37,53, ulaştırmada yüzde 30,83 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 40,32 artış görüldü.</p>
<p>İlgili ana harcama gruplarının yıllık değişime katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 8,94, ulaştırmada yüzde 5,22 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 5,21 artış yönünde oldu.</p>
<p>Endekste kapsanan 174 alt sınıftan 50'sinde düşüş gerçekleşirken 7 alt sınıfın endeksinde değişim olmadı, 117 alt sınıfın endeksinde ise artış kaydedildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/temmuz-enflasyonu-yuzde-178-84536</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/enflasyon-market-alisveris-gida-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre enflasyon, aylık bazda yüzde 1,78 artarken yıllık yüzde 31,75 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilave-gumruk-vergisi-gozetim-ve-korumacilikta-zirvedeyiz-84506</guid>
            <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 10:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlave gümrük vergisi, gözetim ve korumacılıkta zirvedeyiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MURAT YAPICI</strong></p>
<p><strong>MYADVISOR Danışmanlık Kurucusu</strong></p>
<p>Türkiye, 1960-1980 döneminde uyguladığı ithal ikamesine dayalı sanayileşme modeli nedeniyle döviz darboğazları ve yüksek enflasyonla karşılaşmış; 24 Ocak 1980 kararlarıyla dışa açık büyüme stratejisine geçilerek ithalat rejimi sadeleştirilmiş, müsaadeye tabi mallar listesi ve ithalat üzerindeki fon ve harçlar kaldırılmış, gümrük vergileri ise tedricen düşürülmüştür.</p>
<p>AB ile 1996'da kurulan Gümrük Birliği sonucunda sanayide %16 olan ortalama gümrük vergisi %5,2'ye, 2005'de %4'e gerilemiştir. 24 ülkeyle imzalanan Serbest Ticaret Anlaşmaları kapsamında sanayi ürünlerinde karşılıklı vergi sıfırlanmış; dünya mal ihracatındaki payımız 1980'de %0,25'ten bugün %1,1'e, dört kattan fazla artmıştır. Bu dönemde sanayi, genel gümrük vergileri yerine yalnızca haksız rekabeti hedef alan ticaret politikası önlemleri (dampinge ve sübvansiyona karşı vergiler ve korunma önlemleri) ile korunmuştur.</p>
<p>Bu yaklaşım, 2011 yılında tekstil ve hazır giyim ürünlerine getirilen ilave gümrük vergileri (İGV) ile değişmeye başlamış, 2014 yılında ayakkabı sektörüne genişletilmiş ve zamanla ara malları ile yatırım mallarını da kapsar hale gelmiştir. Türkiye, AB ile Gümrük Birliğinden saparak korumacı politikalara, Trump’ın 2018 yılında başlattığı ilave gümrük vergilerden çok daha önce yönelmiştir. Bugün İthalat Rejimindeki 15.135 ürünün (GTİP'in) 4.458'inde İGV uygulanmaktadır. Sanayi ürünlerinde ortalama gümrük vergisi 3,5 katına çıkarak %13,6'ya ulaşmış; tarım ürünleri de dahil edildiğinde Türkiye'nin ortalama gümrük vergisi %17,3'e yükselmiştir. Böylece Türkiye, Trump yönetiminin korumacı ticaret politikaları sonrasında dahi ABD'nin üzerinde bir koruma düzeyine ulaşmış; Afrika'daki altı ülkenin ardından dünyanın en yüksek ortalama gümrük vergisini uygulayan yedinci ülkesi olmuştur.</p>
<p>İGV’lere ek olarak, 192 adet Tebliğ kapsamında binlerce üründe uygulanan fiyat bazlı gözetim önlemi nedeniyle ithalatçılar, gerçek işlem bedeli yerine daha yüksek gözetim kıymeti üzerinden gümrük vergisi ve KDV ödemeye zorlanmaktadır. 23 Kasım 2023 tarihli Kararname ile bu KDV'nin indirim hakkı da kaldırılmış; fiilen eş etkili bir gümrük vergisine dönüşmüş olan bu düzenlemenin Anayasa’daki verginin kanuniliği ilkesi bakımından tartışmalı olduğu değerlendirilmektedir. Vadeli ithalatta %6 oranında uygulanan fon (KKDF) ile kamu ithalatında ön izin uygulamasının geri gelmesi, ithalat rejiminin 1980 öncesi korumacı araçlarına yöneldiğini göstermektedir.</p>
<p>Peki bu kadar yüksek koruma beklenen sonucu verdi mi? İthalat Genel Müdürlüğünde uzun yıllar görev yapmış biri olarak cevabım: hayır. İthal ikamesi döneminin tecrübesi, yüksek gümrük duvarlarının üretimi canlandırmadığını, aksine iç pazara kapalı bir sanayi yapısı doğurduğunu göstermektedir. Üstelik dış ticaret açığı, reel kur, tasarruf oranları ve yatırım ortamına ilişkin yapısal sorunlar gümrük vergileriyle değil, makroekonomik politikalarla çözülebilir.</p>
<p>Bir diğer önemli sorun ise gümrük vergilerinin sürekli değiştirilmesidir; bu durum yatırım ortamındaki öngörülebilirliği zayıflatmakta, firmaların maliyet hesaplarını, tedarik zincirlerini ve yatırım kararlarını olumsuz etkilemektedir.</p>
<p>Ayrıca, sanayiyi dengeli biçimde koruyan, hammaddeye %0-5, yarı mamule %5-10 ve mamule %10-15 koruma uygulanmasına dayanan tarife eskalasyonu da bozulmuştur. Örneğin yassı çelikte verginin %20'ye çıkarılması, otomotiv, beyaz eşya ve makine sektörlerinde girdi maliyetlerini artırmış ve rekabet gücünü zayıflatmıştır.</p>
<p>Bu maliyet artışları tüketici fiyatlarına yansıyarak enflasyonu yükseltmekte, enflasyon ise ücret artışlarını hızlandırmakta; rekabet gücü zayıflayan sektörler daha yüksek koruma talep ettikçe İGV’ler, enflasyon ve maliyet artışları birbirini besleyen bir döngü oluşturmaktadır. Bedelini nihayetinde tüketici ödemektedir: dijital ticaretle fiyatları kolayca karşılaştıran tüketiciler, aradaki fark nedeniyle giderek yurt dışından alışverişe yönelmektedir.</p>
<p>Haksız rekabete karşı ticaret politikası önlemleri gibi hedefe yönelik araçlar zaten mevcuttur; genel nitelikli İGV’ler yerine bunların işletilmesi çok daha isabetlidir. Gümrük Birliği ve STA'lar nedeniyle önemli ticaret ortaklarına zaten vergi uygulanamadığından, İGV’ler yerli üretimi korumaktan çok ithalatın başka ülkelere yönelmesine yol açmaktadır.</p>
<p>Nitekim hazır giyimde toplam gümrük vergisi %12'den %51'e, ayakkabıda %12'den %57'ye yükselmiş; Türkiye bu alanlarda Lübnan ve Mısır'ın ardından dünyanın en yüksek vergi uygulayan ülkeleri arasına girmiştir. Buna rağmen hazır giyim ithalatı 2011'de 3 milyar dolardan 2025'te 3,3 milyar dolara, ayakkabı ithalatı 900 milyon dolardan 1,5 milyar dolara yükselmiş, dış ticaret açığı 92 milyar dolara ulaşmıştır. Bu veriler, İGV’lerin ithalatı ve dış ticaret açığını azaltamadığını, buna karşılık enflasyonu beslediğini, maliyetleri artan sanayinin rekabet gücünü zayıflattığını ve tüketici refahını olumsuz etkilediğini göstermektedir.</p>
<p>Sonuç olarak, bu tablonun alternatifi sanayinin korumasız bırakılması gerektiği anlamına gelmez; anti-damping/sübvansiyon önlemleri özellikle Çin gibi piyasa ekonomisi olarak kabul edilmeyen ülkelere karşı, daha etkin kullanılabilir; gözetim yerine gümrük kıymeti tespitine ilişkin mevzuatın etkin uygulanması daha isabetli olacaktır. İlave gümrük vergilerinin ve gözetim önlemlerinin öngörülebilir bir takvimle kademeli azaltılması, Türkiye'nin uzun vadeli ekonomik çıkarlarına daha fazla hizmet edecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilave-gumruk-vergisi-gozetim-ve-korumacilikta-zirvedeyiz-84506</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlave gümrük vergisi, gözetim ve korumacılıkta zirvedeyiz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
