<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hal-kanunu-aciklamasi-fiyat-artislarini-asagiya-cekmeye-yarayacak-hukumlerle-cikmasi-icin-calisiyoruz-87535</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 18:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Hal Kanunu&#039; açıklaması: Fiyat artışlarını aşağıya çekmeye yarayacak hükümlerle çıkması için çalışıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, İstanbul Finans Merkezi'ndeki Halkbank Genel Müdürlüğü'nde düzenlenen E-Ticaret ve Perakende Zirvesi'ne katıldı.</p>
<p>TürkMedya'nın düzenlediği zirvede konuşan Bolat, dünya ekonomisinin salgın, savaşlar, enerji krizleri, gıda piyasasındaki krizler, lojistik ağlarındaki kırılmalar, tedarik zincirlerinin kopması gibi çok sayıda önemli sınamalardan geçildiğini söyledi.</p>
<p>Dünya ekonomisinin özellikle 2025 yılı başından bu yana da ticaret savaşlarının ve gümrük vergilerindeki büyük artışların yol açtığı korumacılık rüzgarının etkileri altında olumsuz bir dönemden geçtiğini söyleyen Bolat, "Bu yıl büyüme oranının dünya ekonomisinde yüzde 3'e gerileyeceği tahmin ediliyor. 2024-2025 yıllarında yüzde 3,4 ortalaması vardı. Dünya ticaretinde de geçen yıl yüzde 4,6'lık büyüme varken bu yıl için yüzde 1,6'lık büyüme tahmini var." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, ekonomideki durgunluğun en çok iç ticareti de etkilediğini belirterek, düzenlenen zirvenin ticaretin bugünü ve geleceği açısından önemli tartışmaları ve açıklamaları beraberinde getireceğini dile getirdi.</p>
<p>Dijitalleşmenin dev adımlarla ilerlediğine değinen Bolat, e-ticaret ve telekomünikasyondaki devrimlerin de hızlı bir şekilde ülkeye adapte olduğunu söyledi.</p>
<p>Bolat, Türkiye'de internet kullanımının 2026 itibarıyla yüzde 92,3 oranında olduğunu belirterek, "İnternet üzerinden mal ve hizmet sipariş edenlerin oranı da 2026'da yüzde 60'a ulaşmış durumda." dedi.</p>
<p>Bakanlık olarak perakende ticaret ve e-ticaretle ilgili düzenlemeler konusunda sorumlu ve yetkili bir kuruluş olduğunu söyleyen Bolat, bu yönde yaptıkları çalışmalara ilişkin de bilgi verdi.</p>
<p><strong>"Perakende e-ticaret hacmi 2025'te yüzde 52'lik artışla 2,5 trilyon liraya ulaştı"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, Elektronik Ticaret Bilgi Sistemi (ETBİS) verilerine göre, Türkiye'deki e-ticaret hacminin 2025 itibarıyla bir önceki yıla göre yüzde 52,2'lik artışla 4,5 trilyon lirayı geçtiğini belirterek, "Dolar bazında e-ticaret hacmi 2025'te yüzde 29'luk artışla 115,5 milyar dolar oldu. Perakende e-ticaret hacmi de 2025'te yüzde 52'lik artışla 2,5 trilyon liraya ulaştı." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Milli gelir payına bakıldığında 2019'da e-ticaret hacminin milli gelirdeki payı yüzde 2,7 iken 2025'te yaklaşık yüzde 7'ye yükseldiğini söyleyen Bolat, bu 6 yıl içinde yaşanan Kovid-19 salgını döneminde e-ticaretten alışveriş yapanların sayısının da hızlandığını anlattı.</p>
<p>Bolat, 2025'te e-ticaretin genel ticaret içindeki payının yüzde 19,3'e yükseldiğini belirterek, "Dünyada da benzer bir oran yükseldi. İşlem sayısı e-ticarette 2019'da 1 milyar 360 milyon işlem yapılmışken 2025'te yaklaşık 6 milyar e-ticaret işlemi yapıldı. E-ticaretin içinde perakende e-ticaretin işlem sayısı da 2019'da 380 milyon adet iken 2025'te yaklaşık 2 milyar adete yükseldi." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye genelinde 2025 sonu itibarıyla e-ticaret faaliyetinde bulunan işletme sayısının 634 bine ulaştığını bildiren Bolat, bu işletmelerin büyük bir kısmının KOBİ niteliğinde olduğunu aktardı.</p>
<p>Bolat, e-ticaret yapan işletmelerin yüzde 75'inin şahıs, yüzde 21'inin limited şirket, yüzde 4'ünün de anonim şirket olduğunu belirterek, e-ticaretin tabana yayıldığını dile getirdi.</p>
<p>Bakanlığın e-ticaret alanındaki düzenlemeleri hakkında bilgi veren Bolat, "Amaç rekabeti bozucu faaliyetlerin, tüketicilerde oluşabilecek refah kaybının önüne geçmek ve çok oyunculu bir pazar yapısını tesis etmek ve satıcıların haksız ticari şartları alıcılara ya da tedarikçilere dayatmalarını engellemek." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, 1 Temmuz'da yürürlüğe giren Avrupa Birliği'nin e-ithalat düzenlemesinde getirilen ek vergilerde, Gümrük Birliği olduğu için yapılan yoğun müzakerelerin sonucunda Türkiye'nin e-ihracat ürünlerine ekstra verginin getirilmediğini belirtti.</p>
<p>Bakanlık olarak Ankara ve İstanbul'da e-ihracat zirveleri düzenlendiğinden bahseden Bolat, aralık ayında e-ticaret haftası düzenleyeceklerini söyledi. Bolat, e-ihracatı destekleme noktasında yoğun gayretleri olduklarını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"İstanbul'da IGEXX'i ve Ankara'da e-ihracat zirvesini yapmamızın gayesi dünya pazarlarına e-ihracat rakamlarımızı artırmak. Burada dijital pazar yeri tanıtımı, sipariş karşılama hizmetleri ve pazar yeri komisyonları alanında önemli düzenlemeler getirdik. Bu yıl 134 firma bu desteklerden faydalanmış, 638 milyon lira Ticaret Bakanlığı'ndan e-ihracat konusunda destek almışlar. Şu anda 26 ülkeye yapılan e-ihracat bu destekler kapsamındadır. Amacımız bu rakamı ilk planda 35 ülkeye çıkarmaktır. E-ihracat konsorsiyum modelini getirdik. 15 firma bu konsorsiyum modeline katıldı."</p>
<p>Bu haftanın Ahilik Haftası olduğunu söyleyen Bolat, "Ülkemizde yaklaşık 2 bin 960 esnaf, sanatkar odaları. 81 vilayetimizde esnaf birliği var ve de çatı kuruluşu TESK var bir de TESKOMB var. Halkbank'ımız esnafımızın her zaman yanı başında en büyük destekçisi. Hükümet, Ticaret Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak burada büyük bir sorumluluk üstleniyoruz ve esnaflarımıza piyasa şartlarının yarısı oranında, çok uygun şartlarda 4 yıl vadeli işletme kredilerinde, 5 yıl vadeli yatırım ticari araç, makine, demirbaş alım kredilerinde Halkbank'ımız fonluyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bolat, 24 yılda 853 milyar lira ve 4 milyon 760 bin kere kredi kullandırımı gerçekleştirildiğini aktararak, "Bunun 460 milyar lirası son 3 yılın rakamları. 2025 yılı pik yıldı. 257 bin kullandırımla 178 milyar lira yüzde 24 maliyetle kullandırıldı. Esnafımız işletme sermayesi, yatırım sermayesi, ihtiyaçları ya da ticari araba değişikliği için yararlandı. Bu yılın 8 ayında 137 bin kullandırım yapıldı, yaklaşık 123 milyar liralık bir fonlama yapıldı esnaflarımız için." diye konuştu.</p>
<p>Bakanlık olarak iç piyasanın adil bir şekilde çalışması ve haksız ticaretin de önlenmesi noktasında önemli çalışmalar yaptıklarına değinen Bolat, Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'a ilişkin bilgi verdi.</p>
<p>Bolat, tüketici hakem heyetlerinin iyi çalıştığını kaydederek, "1 Haziran 2023 ile 31 Ağustos 2026 arasında 2 milyon 769 bin başvuruyu sonuçlandırarak 34 milyar lira tutarında bir uyuşmazlığı barışçıl bir şekilde karara bağlamış oluyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Gıda perakendeciliğinin perakende ticaretteki oranının yüzde 20,5 olduğunu söyleyen Bolat, "Bakanlık olarak amacımız geleneksel perakendecilikle organize perakendeciliğin birbirini yıpratmadan, yıkıcı bir rekabet olmadan dengeli büyümesini sağlamak." diye konuştu.</p>
<p><strong>"2 milyar 240 milyon liralık idari para cezası uygulandı"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, Hal Kanunu'nda yıllar içinde kısmi değişiklikler yapıldığına değinerek, şu açıklamada bulundu:</p>
<p>"Bu konuda yeni çalışmamız zaten tamamlandı. AK Parti parlamento grup başkanlığımız nezdinde ilgili taraflarca kamu ve özel kuruluşlarla birlikte değerlendiriliyor. Önümüzdeki yasama döneminde daha önemli, yeni ve sebze, meyve ticaretindeki fiyat artışlarını daha da aşağıya çekmeye yarayacak hükümlerle bu kanunun çıkması için çalışıyoruz. 5957 sayılı 2012 yılında çıkarılan kanunun bir önemli maddesi Hal Kayıt Sisteminin getirilmesi. Bir diğeri de tüm perakendeciler için toptancı sebze, meyve halinden mal alma zorunluluğunu kaldırmasıydı. Böylece perakendeciler üreticilerden doğrudan alabilirlerdi.</p>
<p>Burada üretici birliklerinin rolü çok önemli. Ancak ülkemizde maalesef çok arzu edilmesine ve uğraşı göstermemize rağmen üretici birliklerinin sebze, meyve ticaretindeki payının artması noktasında çok uzun bir yol alınamadı. Kooperatifleşme ve üretici birliklerinin sektörde güçlenmesi, yeni Hal Kanunu taslağında en önemli maddelerin arasında geliyor. Standartlar, haldeki üretici birliklerinin kiralarında yüzde 20 indirim yapmak, pazar yerlerinde üretici birliklerinde yüzde 20 yer ayırmak gibi hükümler mevcut kanunda var. Yeni kanun taslağında daha da bu oranlar yükseltiliyor. Ayrıca standartlar konusunda bir tebliğ var. Sebze, meyvelerin toptan perakende ticaretinde ambalajlama, taşıma, depolama ve perakende satış noktalarına ilişkin standartlar da belirleniyor."</p>
<p>Güvensiz ürün denetimlerinin önemine işaret eden Bolat, 2011'de yüzde 32 olan denetlenen ürünlerdeki güvensizlik oranının 2025'te yüzde 1'e gerilediğini söyledi.</p>
<p>Bolat, bu yıl 8 ayda 322 bin firmanın ve onların 39 milyon ürününün denetlendiğini belirterek, "Güvensiz ürün, haksız fiyat, fahiş fiyat, haksız ticaret gibi uygulamalar tespit edildiğinde burada 2 milyar 240 milyon liralık idari para cezası toplamda uygulandı ve bunlar aralıksız devam etmektedir." diye konuştu.​​​​​​​</p>
<p>Bakan Bolat'a konuşmasının ardından hediye takdim edildi, aile fotoğrafı çekildi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hal-kanunu-aciklamasi-fiyat-artislarini-asagiya-cekmeye-yarayacak-hukumlerle-cikmasi-icin-calisiyoruz-87535</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/5/1280x720/bolat-1789486718.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ E-Ticaret ve Perakende Zirvesi&#039;nde konuşan Ticaret Bakanı Bolat, Hal Kanunu hakkında, &quot;Önümüzdeki yasama döneminde daha önemli, yeni ve sebze, meyve ticaretindeki fiyat artışlarını daha da aşağıya çekmeye yarayacak hükümlerle bu kanunun çıkması için çalışıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-iki-ihaleyle-1179-milyar-lira-borclandi-87534</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 18:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine iki ihaleyle 117,9 milyar lira borçlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, bugün düzenlediği iki ihaleyle 117 milyar 898,4 milyon lira borçlanmaya gitti.</p>
<p>İlk ihalede, 5 yıl (1673 gün) vadeli, 6 ayda bir yüzde 16,63 sabit kupon ödemeli, devlet tahvilinin yeniden ihracı yapıldı.</p>
<p>İhalede, basit faiz yüzde 35,57, bileşik faiz yüzde 38,73 oldu.</p>
<p>Nominal teklifin 29 milyar 102 milyon lirayı bulduğu ihalede, nominal satış 21 milyar 912 milyon lira, net satış 23 milyar 700,8 milyon lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kamudan gelen 15 milyar 250 milyon liralık teklifin tamamının karşılandığı ihalede, piyasa yapıcılarından 44 milyar 916 milyon liralık teklif alındı ve bu kesime 27 milyar liralık satış yapıldı.</p>
<p>İkinci ihalede 8 yıl (2933 gün) vadeli, 6 ayda bir yüzde 13,85 sabit kupon ödemeli, devlet tahvilinin yeniden ihracı gerçekleştirildi. İhalede, basit faiz yüzde 32,54, bileşik faiz yüzde 35,19 oldu</p>
<p>Nominal teklifin 34 milyar 490 milyon lirayı bulduğu ihalede, nominal satış 25 milyar 310 milyon lira, net satış 24 milyar 947,6 milyon lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kamudan gelen 5 milyar liralık teklifin tamamının karşılandığı ihalede, piyasa yapıcılarından 36 milyar 832 milyon liralık teklif alındı ve bu kesime 22 milyar liralık satış yapıldı.</p>
<p>Böylece, Hazine, iki ihaleyle toplam 117 milyar 898,4 milyon lira borçlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-iki-ihaleyle-1179-milyar-lira-borclandi-87534</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/hazine-ve-maliye-bakanligi3332d.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, düzenlediği iki ihaleyle 117,9 milyar lira borçlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teraya-satisi-suren-pusulanin-fonlari-temerrude-dustu-87522</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 17:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tera’ya satışı süren Pusula’nın fonları temerrüde düştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Son dönemde zorluk yaşayan yatırımcı çıkışları ve getiri kaybı Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) yatırım fonlarına yönelik düzenlemeleriyle hızlanan Pusula Portföy Yönetimi Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yaptığı açıklama ile kurucusu oldukları bazı yatırım fonlarının katılma payı iade ödemelerinde temerrüt durumu oluştuğunu açıkladı. Pusula Portföy Yönetimi dahil Pusula Finans Holding ve bağlı ortaklıklarının Tera Grubu’na devrinde anlaşmaya varıldığı ve Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen’in bu grupların da yönetim kurulu başkanlığını üstlendiğini duyuran Tera ise devrin tamamlanmadığını ve bir sorumlulukları olmadığını açıkladı.</p>
<p>Pusula Portföy’den bugün 15:23’te KAP’a yapılan açıklamada “Kurucusu olduğumuz bazı yatırım fonlarının katılma payı iade ödemelerinde temerrüt durumu oluşmuştur. İlgili fonlar hesabına işlem yapılan aracı kurumlar ile mutabakatlar ve likidite yönetim süreci devam etmektedir. Konuya ilişkin gerekli tedbirler özenle alınmakta olup, gelişmeler hakkında yatırımcılarımız bilgilendirilmeye devam edilecektir” denildi. Piyasa uzmanları temerrüde düşmeye yönelik bu açıklamanın yatırımcının parasını alamayacağı değil ancak bu yatırımlarını ne zaman ve hangi fiyattan alacaklarının belirsiz olduğunu anlamına geldiğini belirtti.</p>
<p><strong>Fonlarından 132.7 milyar lira çıktı</strong></p>
<p>Pusula Portföy’ün geçen hafta sonu Tera Grubu tarafından alınacağına yönelik açıklama öncesinde de yatırım fonlarından yüklü çıkışlar gerçekleşmiş özellikle 28 Ağustos’ta SPK’nın yatırım fonlarına yönelik yeni rehberiyle birlikte bu kayıplar hızlanmıştı. TEFAS verilerine göre TEFAS'a açık ve kapalı 19 fonundan toplam 132 milyar 756,4 milyon lira çıkış gerçekleşti. En sert çıkış ise 90.1 milyar lira ile Pusula Portföy Para Piyasası Fonu'nda yaşandı. Bu fon bugün itibariyle TEFAS'a kapalı hale çekildi. Verilere göre fonun bugün itibariyle 39 bin 320 yatırımcısı bulunuyor ve fonun toplam değeri 25.2 milyar lira seviyesinde. Ağustosta ise fonun toplam değeri 112.7 milyar lira yatırımcı sayısı ise 55 bin 256 idi.</p>
<p>28 Ağustos'tan bugüne TEFAS'a açık fonlarından Pusula Portföy Hisse Senedi Fonu yüzde 92,43, Pusula Portföy Birinci Değişken Fonu yüzde 78,88 getiri kaybı yaşattı yatırımcısına. TEFAS'a kapalı fonlarında ise yüzde 94,18 kayıpla Pusula Portföy ikinci Hisse Senedi Serbest Fonu, ve yüzde 93,90 kayıpla Pusula Portföy Üçüncü Hisse Senedi Serbest Fonu bulunuyor.</p>
<p><strong>‘Sorun Tera’nın sorumluluğunda değil’</strong></p>
<p>Pusula Portföy fonlarında temerrüde düştüğü açıklamasının hemen ardından Tera Grubu’ndan saat 15.49’da KAP’a bir açıklama gönderildi ve bu açıklamada Pusula Finans Holding’in devir işleminin henüz hukuken ve fiilen tamamlanmadığı duyuruldu. Açıklamada “Gelinen aşama itibarıyla söz konusu pay devir işlemi henüz hukuken ve fiilen tamamlanmamış olup, planlanan devir işlemine konu payların mülkiyeti ve bu paylara bağlı yönetsel haklar Tera Grubu şirketlerine geçmiş değildir. Bu nedenle, resmi devir işlemlerinin tamamlanmasına kadar Pusula Grubu şirketlerinin yönetim ve faaliyetleri kendi tüzel kişilikleri ve mevcut kurumsal yapıları içerisinde sürdürülmekte olup; Pusula Portföy Yönetimi tarafından yönetilen yatırım fonlarının portföy ve likidite yönetimi ile katılma payı alım-satım süreçleri hâlihazırda Tera Grubu şirketlerinin yönetim ve sorumluluğunda bulunmamaktadır. Dolayısıyla, devir işleminin hukuken tamamlanmasından önce Pusula Portföy Yönetimi A.Ş. tarafından yönetilen yatırım fonlarında ortaya çıkabilecek kısa vadeli likidite ihtiyaçlarının veya katılma payı iade taleplerinin, Tera Grubu'nun finansal gücü, likiditesi veya faaliyetleriyle ilişkilendirilmemesi gerekmektedir” denildi.</p>
<p>Ancak yine bugün sabah Tera Grubu’ndan yapılan “Pusula ve Katılımevim’de yönetim artık Tera’da” başlıklı basın açıklamasında şöyle denildi: “Sermaye piyasalarında son günlerin en büyük işlemi olan Pusula Finans Holding ve bağlı ortaklıklarının Tera Grubu’na devrinde anlaşmaya varıldı. Kapsamda Pusula Finans Holding ile İktisat Katılım Bankası, Katılımevim, Birevim Tasarruf Finansman da yer alıyor. Eşzamanlı olarak Pusula Holding ve hissedarı olduğu Katılımevim’in yönetimi de değişti. Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, bu şirketlerin de yönetim kurulu başkanlığını üstlendi.”</p>
<p><strong>Pusula’da yönetim kurulu başkanlığı değişti</strong></p>
<p>Açıklamada Pusula grubu finansal şirketlerinin Tera Grubu'na devrine ilişkin temel ticari ve finansal şartlar konusunda anlaşmaya varılarak resmi izin ve onay sürecine geçildiği belirtilerek “Bu süreçle eş zamanlı olarak, Pusula Finans Holding ile hissedarı olduğu Katılımevim’in yönetim yapısında da önemli değişim yaşandı. Pusula Finans Holding Yönetim Kurulu üyeleri Ahmet Özcan ve Serdar Turhan istifa etti. Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Pusula Finans Holding Yönetim Kurulu Başkanlığı’na getirildi. Tera Finansal Yatırımlar Holding Başkan Vekili Erkan Kilimci de Pusula Finans Holding’te yönetim kurulu üyesi oldu. Tezmen ve Kilimci aynı görevi Katılımevim’de de üstlendi. Söz konusu atamalar, yapılacak ilk Genel Kurul toplantısında pay sahiplerinin onayına sunulacak” denildi.</p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen “Katılımevim Tasarruf Finansman, Birevim Tasarruf Finansman, İktisat Katılım Bankası, Pusula Menkul ve portföy yönetim şirketlerini bünyesinde barındıran Pusula Holding artık Tera Grubu bünyesine katılmıştır. Bu güzide kurumlar, bundan sonra Tera’nın çeyrek asrı aşan tecrübesi, finansal disiplini ve sarsılmaz güvencesiyle başarılarını artırarak sürdürecektir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teraya-satisi-suren-pusulanin-fonlari-temerrude-dustu-87522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/2/1280x720/tera-pusula-1789483293.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tera Grubu’nun bağlı olduğu Pusula Finans Holding’de yönetim kurulu başkanlığını aldığı Pusula Portföy bazı yatırım fonlarında temerrüde düştüğünü duyurdu. SPK’nın düzenlemesi sonrası 132.7 milyar lirayı aşan çıkış yaşayan Pusula Portföy fonlarının yatırımcının katılım payını ne zaman ve hangi fiyattan alacağı belirsiz. Tera Grubu ise henüz devrin gerçekleşmediğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-temerrude-duserse-paraniza-ne-olur-87521</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 17:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon temerrüde düşerse paranıza ne olur?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son haftalarda fon yatırımcılarından en fazla aldığım sorulardan biri şu: “Fon batar mı, portföy yönetim şirketine bir şey olursa param ne olur?”</p>
<p>Bu soruların artması çok da şaşırtıcı değil. Bir tarafta yeni düzenlemelerin ardından bazı fon gruplarında yaşanan para çıkışları, diğer tarafta birkaç fonda görülen ödeme gecikmeleri var. Sosyal medyadaki bilgi kirliliği de eklenince yatırımcıların kafası doğal olarak karıştı.</p>
<p>Önce en fazla merak edilen sorudan başlayalım. Portföy yönetim şirketine bir şey olursa ne olur?</p>
<p>Yatırım fonları SPK düzenlemelerine tabi bir yapı içinde faaliyet gösteriyor. Fon malvarlığı ile portföy yönetim şirketinin kendi malvarlığı ayrı yapılar olarak izleniyor. Fon varlıklarının saklanması ve yatırımcıların katılma paylarının kayden takibi de belirli kurallar çerçevesinde gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Bu nedenle portföy yönetim şirketinin finansal veya operasyonel bir sorun yaşaması ile fon portföyündeki varlıkların durumu aynı konu değil. Böyle bir durumda fonun yönetiminin devri veya gerekli görülmesi halinde farklı süreçlerin işletilmesi gündeme gelebilir. Dolayısıyla “Portföy yönetim şirketine bir şey olursa fondaki param da otomatik olarak gider” şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru olmaz.</p>
<p>Fonlarda mevduattaki gibi belirli bir tutara kadar sigorta bulunmuyor. Buradaki güvence mekanizması farklı; fon malvarlığının portföy yönetim şirketinin malvarlığından ayrı izlenmesi ve varlıkların saklama sistemi içinde tutulması üzerine kurulu.</p>
<p><strong>Peki fonun kendisi batar mı?</strong></p>
<p>Burada “batmak” kelimesini biraz dikkatli kullanmak gerekiyor. Yatırım fonu ile faaliyet gösteren sıradan bir şirket aynı yapıya sahip değil. Bu nedenle şirketler için kullandığımız iflas veya batma kavramlarını fonlara doğrudan uygulamak yanıltıcı olabilir.</p>
<p>Ancak bu, fon yatırımcısının zarar edemeyeceği anlamına gelmiyor. Fonun içindeki hisse senetleri düşebilir, borçlanma araçlarında ödeme sorunları yaşanabilir, yabancı varlıklar değer kaybedebilir veya fonun yatırım stratejisine bağlı olarak zararlar oluşabilir. Bunların tamamı fonun birim pay değerine ve yatırımcının getirisine yansır. Yani “fon güvenli” ifadesini “bu fonda zarar etmem mümkün değil” şeklinde okumamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Ödeme gecikmesi ne anlama geliyor?</strong></p>
<p>Son dönemde kafa karışıklığı yaratan konulardan biri de bazı fonlarda görülen ödeme gecikmeleri oldu. Bir yatırımcı fonunu sattığında doğal olarak parasını belirlenen işlem ve valör süresi içinde hesabında görmek istiyor. Burada yaşanan bir gecikme de haklı olarak endişe yaratıyor. Ancak bir ödeme gecikmesini tek başına “fon battı” şeklinde yorumlamak doğru olmayabilir. Öncelikle gecikmenin nedenine bakmak gerekiyor.</p>
<p>Fonun portföyünde kolay alınıp satılabilen varlıkların yanında daha düşük likiditeye sahip hisse senetleri veya özel sektör borçlanma araçları bulunabilir. Normal piyasa koşullarında bu durum sorun yaratmayabilir. Ancak fondan kısa sürede yüksek miktarda para çıkışı olduğunda, yatırımcı ödemelerini karşılamak için portföydeki varlıkların nakde çevrilmesi gerekir.</p>
<p>Burada basit bir örnek verelim. Elinizde 100 lira değer biçilen bir varlığın bulunması, onu bugün 100 liradan hemen satabileceğiniz anlamına gelmez. Yeterli alıcı yoksa satış için beklemek veya daha düşük bir fiyatı kabul etmek gerekebilir. Likidite riskinin en basit karşılığı da bu. Geçtiğimiz Kasım ayında bir fonda ödeme gecikmesi 17 gün sürmüş ve sonunda yatırımcılar faiziyle paralarını alabilmişti.</p>
<p>Dolayısıyla ödeme gecikmesi her durumda kalıcı kayıp anlamına gelmez. Ama önemsiz bir konu olarak da görülmemeli. Ben bunu daha çok fonun portföy yapısına ve likiditesine neden bakmamız gerektiğini gösteren bir örnek olarak değerlendiriyorum.</p>
<p><strong>Güvenli olması risksiz olduğu anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Bir diğer yanlış algı da fonlarda zararın belirli bir seviyede sınırlı olduğu düşüncesi.</p>
<p>Zaman zaman “Fon bir günde en fazla yüzde 10 düşebilir” şeklinde yorumlarla karşılaşıyorum. Fonların tamamı için geçerli böyle genel bir günlük kayıp sınırından söz etmek doğru değil. Fonun yatırım yaptığı varlıkların fiyat hareketleri ve kullandığı strateji birim pay değerindeki değişimi belirliyor.</p>
<p>Burada anlattığım riskler, fon sisteminin güvensiz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, farklı fon türlerinin farklı riskler taşıdığını ve yatırımcının bu ayrımı bilmesi gerektiğini gösteriyor.</p>
<p>Son dönemdeki düzenlemeleri de bu açıdan okumak gerekiyor. Fon piyasası 10 trilyon TL’yi aşan büyüklüğüyle artık sermaye piyasalarının çok önemli bir parçası. Piyasa büyüdükçe yoğunlaşma, likidite ve karşı taraf risklerinin yönetimi de daha önemli hale geliyor. Ben son gelişmeleri fon sistemine yönelik bir güven sorunu olarak değil, hızla büyüyen bir piyasada risk yönetiminin daha fazla önem kazanması olarak okuyorum.</p>
<p><strong>Yatırımcı açısından ise bence asıl değişmesi gereken fon seçme alışkanlığımız.</strong></p>
<p>Bugüne kadar fon seçerken çoğunlukla geçmiş getiriye bakıldı. Oysa yüksek getiri başarılı bir yatırım stratejisinin sonucu olabileceği gibi daha yüksek yoğunlaşmanın, daha düşük likiditenin veya daha fazla risk alınmasının sonucu da olabilir. Getiri ekranında ikisi birbirine benzeyebilir. Aradaki fark çoğu zaman piyasa koşulları değiştiğinde ortaya çıkar.</p>
<p>Bu nedenle getirinin yanına birkaç soru daha koymak gerekiyor: Fon neye yatırım yapıyor? Birkaç varlıkta yoğunlaşmış mı? Fon ne kadar büyük? Portföyündeki varlıkların likiditesi nasıl? Fonun stratejisi benim risk profilime uygun mu? Bunlar yatırımcıyı fonlardan uzaklaştıracak sorular değil. Tam tersine, doğru fonu seçmesine yardımcı olacak sorular.</p>
<p>Birkaç fonda yaşanan sorunları bütün fon sistemine genellemek ne kadar yanlışsa, “fon zaten güvenlidir” diyerek yatırım risklerini görmezden gelmek de o kadar yanlış.</p>
<p>Kısacası bugün fon yatırımcısının ihtiyacı korkmak değil, <strong>fonunu daha iyi tanımak.</strong> Fonların yapısındaki güvenceler önemli; ancak fon yatırımı risksiz değil. Yeni dönemde yatırımcıyı koruyacak olan da bu iki kavram arasındaki farkı doğru anlayabilmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-temerrude-duserse-paraniza-ne-olur-87521</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon temerrüde düşerse paranıza ne olur? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-bir-sorun-87519</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 17:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni bir sorun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>“…İnsanların bizzat kendi davranışlarının, yaşamlarının amacı ve gayesi olarak ortaya koyduğu şey; yani hayattan ne bekledikleri ve onda neye ulaşmak istedikleri. Bunun cevabı konusunda pek bir kuşkuya yer olmasa gerek: mutluluğu arıyorlar; mutlu olmak ve öyle kalmak istiyorlar.”</em></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Sigmund Freud, Civilization and Its Discontents</strong></p>
<p>Bu bitmek bilmeyen mutluluk arayışı gerçekten sağlıklı bir yaşam biçimi mi? Zira mutsuz olduğumuzda —ki çoğu insan zamanının büyük kısmını böyle geçirir— muhtemelen kendimizde bir sorun olup olmadığını sorgularız. Acaba bu dünyaya uygun değil miyiz? Beynimizdeki kimyasalların tıbbi bir müdahaleyle dengelenmesi mi gerekiyor? Yoksa Schopenhauer, mutluluğu hedeflemenin beyhude bir çaba olduğunu öne sürerken haklı mıydı? Mutluluk için çabalamak yerine enerjimizi anlamlı bir yaşam inşa etmeye adasaydık, hayatımızı daha tatmin edici bulabilir miydik?</p>
<p>Mutluluk, her zaman uğruna çabalamaya değer bir hedef olarak görülmemiştir. Çoğu Hint-Avrupa dilinde "mutluluk" kelimesinin kökeni şans veya kadere dayanır; bu da mutluluğun başlangıçta tanrılar ya da tesadüfler tarafından bahşedilen veya geri alınan bir şey olarak görüldüğünü ima eder. Mutluluğun yalnızca insan çabasıyla elde edilebilecek bir şey olduğu düşünülmezdi.</p>
<p>Batı'da, mutluluğun en yüce iyi olduğu ve bu nedenle yaşamın nihai amacı olması gerektiği fikrini yaygınlaştıran kişi ise Sokrates'ti.</p>
<p>Türkiye’de Para Politikası Kararı: Eylül ayı toplantısında politika faizini, piyasa beklentilerine paralel şekilde, değiştirmeyerek yüzde 37’de sabit tuttu. Kurul ayrıca, gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde35,5’te korudu. Hatırlanacağı üzere Mart başında geçici olarak ara verdiği bir hafta vadeli repo ihalelerine Ağustos sonlarında yeniden başlamış ve fonlamayı yeniden yüzde 37 seviyesinden sağlayarak fonlama maliyetini yüzde 40’tan yüzde 37’ye fiili olarak indirmişti. Piyasada azınlıkta da olsa faiz indirimleri bekleyenler vardı.</p>
<p>Bizce yayınlanan kısa notta ön plana çıkan birkaç nokta var: i) Enflasyonun ana eğiliminde, bir gerilemeye işaret ediyor. e  ii) Önceki açıklamalarda iç talepteki durgunluğun belirginleştiğine hep işaret ediliyordu. Son metinde ise iç talep için zayıf ifadesi kullanılmış. iii) Jeopolitik riskler nedeniyle yüksek seyreden enerji fiyatlarının enflasyon açısından risk teşkil ettiği belirtiliyor.</p>
<p>Faizlerin sabit tutulmasını bekliyorduk. Yukarıdaki üç maddeden ilk ikisi TCMB'nin faiz indirimlerine hazırlandığı sinyalini verirken enerji fiyatlarındaki yükseklik ve daha da artma riski ise neden faiz indirimine gitmediğini işaretliyor bizce.</p>
<p>Ekimdeki PPK toplantısında enerji fiyatlarında daha fazla bozulma olmaması durumunda bizce TCMB 100 baz puan faiz indirimi yapabilir.</p>
<p>Global tarafta, tartışmalar biraz şekil değiştiriyor. Sadece faizler, petrol, Fed vs. yerine yapay zekanın şu ana kadar pek dillendirilmeyen özelliği tartışmalara dahil oldu.</p>
<p>Yapay zekâ açısından zorlu bir hafta sonu haber akışı izledik. Dario Amodei'nin Altman, Musk ve Hassabis tarafından farklı derecelerde desteklenen "sınırı hızlandırma" çağrısı, Asya yapay zekâ kompleksini sert bir şekilde etkiledi. SoftBank çift haneli düşüş yaşarken, daha geniş kompleks de zayıfladı. Piyasa endişesi açık… Eğer güvenlik ve uyum kaygıları sınırın yavaşlamasına neden olursa, düzenlemeler, yapay zekâ çarpanlarını sıkıştırmak ve potansiyel olarak sermaye harcamalarının sürdürülebilirliğini sorgulamak için başka bir neden haline gelir.</p>
<p>Nihayetinde bu uyarılar nedeniyle değişecek harcama miktarının hâlâ düşük olacağını düşünüyoruz. Fakat işin siyasi boyutunu göz ardı etmek de giderek zorlaşıyor. Ancak Microsoft, Meta veya Çin'in aniden duracağını hayal etmekte güçlük çekiyoruz.Daha gerçekçi bir nihai senaryo; model geliştirme süreçlerinin bağımsız değerlendiriciler tarafından onaylanması ve çok daha güçlü güvenlik bariyerlerinin oluşturulması gibi görünüyor.</p>
<p>Gerçekten büyük risk gördüğümüz konulardan biri de şu: Hürmüz Boğazı çevresini dolaşarak günde yaklaşık 4 ila 5 milyon varil petrol taşıyan Suudi Arabistan'ın Doğu-Batı boru hattı, saldırının ardından kapalı kalmaya devam ediyor. Onarım süresinin günler ila haftalar arasında değişeceği tahmin edilirken, Yanbu'daki Suudi stoklarının ihracatı yalnızca beş ila yedi gün daha karşılayabileceği öngörülüyor. Kesintinin uzaması halinde, Hürmüz üzerinden sevkiyatı halihazırda aksamış olan petrol miktarına ek olarak, küresel arzın yaklaşık yüzde4'ü daha risk altına girebilir. Aynı zamanda Husilerin Babülmendep Boğazı'na doğru ilerlemesi, durumu tek bir kritik geçiş noktası sorunundan, iki cepheli bir enerji sorununa dönüştürmüş durumda. Umman'da yapılması planlanan İran-Körfez toplantısı da ertelendi. Şu aşamada görünürde bir çıkış yolu yok. Bu, halihazırda arzın kısıtlı olduğu enerji piyasasında giderek ciddileşen ve etkileri katlanarak büyüyen bir sorun.</p>
<p>Aslında yapay zekâ tartışması yukarıda bahsettiğimiz talihsiz bir döneme denk geldi. Yatırımcılar yapay zekâ trenine yeniden binmeye başlamıştı. Yapay zekâ gündemi hafta sonu sadece daha sert bir viraja girdi.</p>
<p>Sam Altman ve Elon Musk'ın da desteklediği, frontier models geliştirilme hızının yavaşlatılması yönündeki çağrı, piyasaları aniden son üç yılın büyük bölümünde neredeyse imkânsız olarak görülen bir senaryoyu düşünmeye zorladı: Yapay zekâ yarışında gaza basmaktan kasıtlı olarak vazgeçilirse ne olur?</p>
<p>İlk yanıt Asya'dan geldi.</p>
<p>Yatırımcılar, hafta sonu yapılan güvenlik uyarılarının sadece Silikon Vadisi'nin vicdanını rahatlatma çabası mı, yoksa sermaye harcamaları, düzenlemeler ve yapay zekâ altyapısının oluşturulma hızı üzerine çok daha büyük bir tartışmanın ilk işareti mi olduğunu anlamaya çalışırken; SK Hynix hisseleri yaklaşık yüzde 6 değer kaybetti, SoftBank ise yüzde 10'dan fazla düşüş yaşadı.</p>
<p>Bu, yapay zekâ harcamalarının aniden ortadan kaybolacağı anlamına gelmiyor. Tam tersine hesaplama talebi muazzam olmaya devam ediyor. Hiper ölçekli veri merkezi bütçeleri önemli ölçüde yüksek ve Çin'e karşı ticari yarış, birkaç Amerikalı teknoloji yöneticisinin hafta sonu fren pedalını keşfetmesiyle sihirli bir şekilde ortadan kaybolmadı. Ancak piyasalar, daha önce tartışmadığı bir olasılığı değerlendiriyor ve tartışma değişti. Şimdiye kadar, Wall Street'teki yapay zekâ tartışması büyük ölçüde, çipler, veri merkezleri ve enerji altyapısına harcanan milyarlarca doların sonunda faturayı haklı çıkaracak kadar kazanç sağlayıp sağlamayacağı üzerineydi. Hafta sonu ikinci bir soru daha ekledi: En gelişmiş modelleri geliştirenlerin kendileri, geliştirmenin yavaşlatılması gerektiğini savunmaya başlarsa ne olur?</p>
<p>ABD teknoloji yarışını yavaşlatma fikrine zaten karşı çıkacaktır ve bu önemli çünkü Washington, Pekin'in aynı hız sınırına gönüllü olarak uymasının olası olmadığını biliyor. Çin'in tam gaz ilerlerken Amerikan firmalarının gönüllü olarak yavaşlaması, özellikle yapay zekâ liderliğinin iki ekonomi arasındaki daha geniş stratejik rekabetin içine giderek daha fazla dahil olduğu bir dönemde, siyasi açıdan zor bir strateji olurdu. Bu, yapay zekâ ticaretinin bitişi değil, gittiği yolda ortaya çıkan bir başka ciddi engel gibi görünüyor.</p>
<p>Piyasalar; petrol fiyatlarının hâlâ yüksek seyrettiği, enflasyon risklerinin yeniden gündeme geldiği ve borçlanma maliyetlerinin bir türlü dizginlenemediği kritik bir FED haftasına giriyor. Bu durum, uzun vadeli teknoloji hisselerini zaten daha kırılgan bir zemine itmiş durumda. Buna bir de yapay zekâ geliştirmelerinin kasıtlı olarak yavaşlatılıp yavaşlatılmaması gerektiğine dair yeni tartışmalar eklenince, yatırımcılar yıllar sonra elde edilmesi beklenen kazançlar için bugün ne kadar yüksek bir bedel ödemeleri gerektiğini sorgulamak adına yeni bir nedene daha sahip oluyorlar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-bir-sorun-87519</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni bir sorun ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-84-azaldi-87533</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 16:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik üretimi yıllık yüzde 8,4 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) temmuz ayına ait "Elektrik Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı. </p>
<p>Buna göre, lisanslı elektrik üretiminin yüzde 30’u hidroelektrik, 21,6’sı ithal kömür, yüzde 13,6'sı rüzgar, yüzde 12,6’sı linyit, yüzde 11,5'i doğal gaz ve yüzde 3,9'u güneş enerjisi santrallerinden yapıldı. Bu kaynakları sırasıyla jeotermal, biyokütle, taş kömürü, asfaltit ve fuel-oil izledi.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik üretimi temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,4 azalışla 30 milyon 230 bin 681 megavatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Faturalanan elektrik tüketim miktarı ise aynı dönemde yüzde 1,3 artarak 27 milyon 604 bin 750 megavatsaat oldu.</p>
<p>Tüketimin yüzde 36,1'i sanayi, yüzde 28,2'i kamu ve özel hizmetler sektörü ile diğer aboneler ve yüzde 26,2'si mesken tarafından yapıldı. Tüketimde aydınlatmanın payı yüzde 1,3, tarımsal faaliyetlerin payı ise yüzde 8,1 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Tüketici sayısı ve kurulu güç arttı</strong></p>
<p>Elektrikte tüketici sayısı, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,6 artarak 52 milyon 631 bin 602’ye ulaştı.</p>
<p>Bu dönemde, sanayi tüketicilerinin sayısında yüzde 0,01 azalırken, mesken tüketicilerinin sayısında yüzde 2,5, aydınlatma tüketicilerinin sayısında yüzde 0,6, kamu ve özel hizmetler sektörü ve diğer tüketicilerin sayısında yüzde 14,3 ve tarımsal faaliyet tüketicileri sayısında yüzde 1,5 artış görüldü.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik kurulu gücü de bu dönemde yüzde 3,2 artarak 101 bin 29 megavat oldu.</p>
<p>Kurulu gücün yaklaşık yüzde 24,4'ünü doğal gaz, yüzde 23,6'sını barajlı hidrolik, yüzde 14,9'unu rüzgar, yüzde 10,4'ünü ithal kömür ve yüzde 10,1'ini linyit santralleri, kalan bölümünü ise diğer enerji kaynaklarından elektrik üreten tesisler oluşturdu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-84-azaldi-87533</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/adm-elektrik-1779774227.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin temmuz verilerine göre lisanslı elektrik üretimi, yıllık bazda yüzde 8,4 azalışla 30,2 milyon megavatsaate indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-yillik-yuzde-46-azaldi-87532</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 16:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> LPG ithalatı yıllık yüzde 4,6 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) temmuz ayına ait "Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Sektör Raporu"nu açıkladı.</p>
<p>Buna göre, rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince en fazla LPG ithalatı yapılan ülkeler, sırasıyla Cezayir, ABD, Rusya, Suudi Arabistan, Kazakistan ve Yunanistan olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>LPG ithalatı, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 4,6 azalarak 302 bin 830 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince bu dönemde gerçekleştirilen LPG ihracatı ise yüzde 32,9 artarak 51 bin 295 ton oldu.</p>
<p>Türkiye, söz konusu dönemde Birleşik Arap Emirlikleri, Ukrayna, Bulgaristan, Romanya, İngiltere, Estonya, Singapur, Lübnan ve Türkiye Serbest Bölgeleri olmak üzere 9 farklı ülke ve bölgeye LPG ihraç etti.</p>
<p><strong>Satışlarda otogaz ilk sırada</strong></p>
<p>LPG üretimi ise yüzde 7,2 artarak 95 bin 793 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Dağıtıcı lisansı sahiplerince temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yapılan toplam LPG satışı 354 bin 222 ton olarak hesaplandı.</p>
<p>Satışlarda yüzde 82,5 pazar payıyla otogaz birinci sırada yer aldı. Bunu yüzde 14,7 ile tüplü LPG ve yüzde 2,8 ile dökme LPG satışları izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-yillik-yuzde-46-azaldi-87532</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/4/1280x720/aygaz-lpg-gemi-1776263109.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin temmuz verilerine göre LPG ithalatı, yıllık bazda yüzde 4,6 azalışla 302,8 bin tona geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sifir-atik-vakfi-ile-vakifbank-arasinda-finansman-protokolu-87531</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 16:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıfır Atık Vakfı ile VakıfBank arasında finansman protokolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sıfır Atık Vakfı ile VakıfBank, Türkiye'nin sıfır atık ve döngüsel ekonomi dönüşümünü finansman yoluyla desteklemek amacıyla iş birliği protokolü imzaladı.</p>
<p>Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, İstanbul Finans Merkezi VakıfBank Genel Müdürlüğü Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen etkinlikte, iş birliği protokolü ve yeni finansman paketini duyurmanın dışında israfı azaltan, ekonomik değere dönüştüren ve kaynaklarını daha verimli kullanan bir Türkiye için finans sektörünün üstleneceği yeni rolü konuşmak üzere bir arada bulunduklarını söyledi.</p>
<p>Sıfır atık meselesinin yalnızca bir çevre politikası olmadığını belirten Ağırbaş, "Enerjiyi, suyu, ham maddeyi ve emeği daha verimli kullanmak, daha az kaynakla fazla değer üretmek ve atığı yeniden ekonomiye kazandırmaktır. Daha da önemlisi bu dünya bize gelecek nesillere aktarmamız gereken büyük bir mirastır." dedi.</p>
<p>Ağırbaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın 2017 yılında başlattığı Sıfır Atık Hareketi'nin, bugün Türkiye'nin 81 ilinde, dünyanın 193 ülkesinde karşılık bulan küresel bir harekete dönüştüğünü ifade etti.</p>
<p>Sıfır Atık Vakfının çevre, iklim ve sıfır atık alanında çalışan dünyanın sayılı kurumlarından olduğunu vurgulayan Ağırbaş, İstanbul'u sıfır atık çalışmalarının merkezi yapmak istediklerine dikkati çekti.</p>
<p>Sıfır atık gibi çevre ve iklim çalışmalarının finans konusundan ayrı düşünülemeyeceğini aktaran Ağırbaş, doğru finansal temellere oturtulmayan, döngüsel ekonomi modelleriyle işlenmeyen ve harmanlanmayan bir modelin kalıcı olma ihtimalinin bulunmadığını kaydetti.</p>
<p>Sıfır atık çalışmasının siyaset üstü bir çalışma olduğunun altını çizen Ağırbaş, "Bu ülkede yaşayan 86 milyon vatandaşın geleceğini doğrudan ilgilendiren bir çalışmanın içerisindeyiz. Bu bağlamda biz 86 milyon vatandaşımızla beraber el ele, omuz omuza çalışarak daha yaşanabilir, daha adil bir dünyayı inşa edebileceğimize inanıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>İklim değişikliği ve küresel ısınma gibi sorunların global olduğuna değinen Ağırbaş, "Fakat bu sorunların çözümleri her ilde, hatta her mahallede farklı olabilir. Bütün şehirlerimizin, bütün bölgelerimizin kültürel kodları farklı olabilir. Bundan dolayı yaptığımız çalışmaları da yerelden başlatmak zorundayız." ifadesini kullandı.</p>
<p>Şehirlerde sıfır atık bağlamında güçlü bir değişim ve dönüşüm isteği bulunduğunu ancak bu çalışmaları yaparken ilk yatırım maliyetlerinin oldukça yüksek olduğunu belirten Ağırbaş, uzun geri dönüş süreçleri, teminat ve eş finansman ihtiyacı ile proje hazırlama kapasitesindeki eksikliklerin bu potansiyelin yatırıma dönüşmesinin önündeki engeller arasında bulunduğunu kaydetti.</p>
<p>Finans sektörünü yalnızca kaynak sağlayan bir aktör olarak değil, dönüşümü yönlendiren, kolaylaştıran ve hızlandıran bir paydaş olarak gördüklerini ifade eden Ağırbaş, şöyle konuştu:</p>
<p>"Çünkü sıfır atık yatırımları yalnızca çevresel fayda sağlamaz. Aynı zamanda işletmelerimizin maliyetini düşürür, verimliliklerini artırır, rekabet güçlerini yükseltir, atığını azaltan bir işletme maliyetini oldukça azaltır. Suyunu yeniden kullanan bir tesis, üretim güvenliğini güçlendirir. Enerji verimliliğine yatırım yapan bir KOBİ, rekabet gücünü artırır. Tarımsal atığı enerjiye veya gübreye dönüştüren bir girişim ise ekonomiye değer verir. Bu nedenle sıfır atığın finansmanı aynı zamanda verimliliğin, rekabet gücünün ve ekonomik dayanıklılığın finansmanıdır. Bankacılık sektöründen beklentimiz KOBİ'lerimizin temiz üretim yatırımlarından yerel yönetimlerin geri kazanım altyapılarına, kompost ve biyogaz tesislerinden su ve enerji verimliliğine kadar farklı alanlarda yeni finansman modelleri geliştirmesidir. Bu finansmanların uygun maliyetle uzun vadeli olması, yatırımların geri dönüş süresiyle uyum sağlaması büyük önem taşıyor. KOBİ'ler, kooperatifler ve girişimciler için teminat imkanlarının güçlendirilmesi, hibe programlarında eş finansman ihtiyaçlarının karşılanması ve ölçülebilir çevresel performansın finansal avantajlarla desteklenmesi de dönüşümü oldukça hızlandıracaktır. Böylece sıfır atığı bir çevre hedefi olmaktan çıkartıp ölçülebilir, finanse edilebilir ve ekonomik değer üreten bir dönüşüm modeline dönüştürebiliriz."</p>
<p>Ağırbaş, bankalara, "Sıfır atık ve döngüsel ekonomi finansmanını Türkiye'nin ekonomik dönüşümünün temel başlıklarından biri olarak ele alalım." çağrısı yaparken, "Şehirlerimizin ihtiyaçlarına uygun finansman modellerini birlikte geliştirelim. Sahadaki proje fikirlerini, teknik ve mali fizibilitesi hazırlanmış, ölçülebilir ve finanse edilebilir yatırımlara dönüştürelim." dedi.</p>
<p><strong>"Yaklaşık 90 milyon ton geri kazanılabilir atık yeniden ekonomiye kazandırıldı"</strong></p>
<p>VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan da Sıfır Atık Hareketinin 2017'de başladığını hatırlatarak, "Emine Erdoğan Hanımefendi'nin öncülüğünde başlayan Sıfır Atık Hareketi bugün ülkemizin sınırlarını aşarak küresel ölçekte karşılık bulan güçlü bir dönüşüm vizyonuna ulaştı." diye konuştu.</p>
<p>Kaynakların daha verimli kullanılmasından atıkların yeniden ekonomiye kazandırılmasına kadar uzanan bu yaklaşımın çevresel sorumluluğun yanında ekonomik ve toplumsal açıdan da yeni bir değer alanı oluşturduğuna işaret eden Arslan, "Ülkemizde 2017'de yüzde 13 seviyesinde olan geri kazanım oranı 2025 itibarıyla yüzde 37,5'in üzerine çıkmış. Sıfır atık çalışmalarının başladığı günden 2025 yılı sonuna kadar yaklaşık 90 milyon ton geri kazanılabilir atık yeniden ekonomiye kazandırıldı. Bu oranın 2035'te yüzde 60'a, 2053'te ise yüzde 70'e çıkarılması hedeflenmektedir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Arslan, VakıfBank olarak bu dönüşümün finansman tarafında güçlü bir sorumluluk üstlendiklerini belirterek, bankacılığın yalnızca kaynak sağlayan değil, ülkenin ihtiyaç duyduğu dönüşümü hızlandıran, üretim gücünü artıran ve ekonominin geleceğine yön veren stratejik bir rolü olduğuna inandıklarını söyledi.</p>
<p>Bu yılın ilk yarısında uluslararası piyasalardan toplam 7,1 milyar dolar tutarında yeni kaynak sağladıklarına dikkati çeken Arslan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Sürdürülebilir finansmanın toplam uluslararası finansmanlarımızın içindeki payını yüzde 38'e taşıdık. Mayısta 18 ülkeden 44 bankanın katılımıyla 1,2 milyar dolar tutarında sürdürülebilir temalı sendikasyon kredisine de imza attık. Hazine ve Maliye Bakanlığımızın karşı garantisi ve Dünya Bankası grubu üyesi IBRD'nin kısmi garantisiyle uluslararası finans kuruluşlarından 1,5 milyar avro tutarında uzun vadeli kaynak sağlamış olduk ki bu kaynağın önemli bir kısmı yine kadın girişimci, genç girişimci, sürdürülebilirlik, yeşil enerji gibi başlıkları kapsamaktadır.</p>
<p>Dünya Bankasının ülkemizde tek bir finansal kuruluşla gerçekleştirdiği en büyük ölçekli fonlama işlemlerinden biri niteliğindeki bu kaynakla kapsayıcı kalkınmadan bölgesel ekonomik toparlanmaya, kadın işletmelerinin dijitalleşmesinden yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik yatırımlarına kadar geniş bir alanda reel sektöre desteğimizi sürdürüyoruz. Asya Altyapı Yatırım Bankasından sağladığımız 300 milyon dolarlık kaynakla enerji ve dönüşüm finansmanı programımızı hayata geçirirken, MIGA garantisi altında küresel bir banka aracılığıyla 250 milyon dolarlık, yeni bir kaynak daha temin ettik."</p>
<p><strong>"Finansmanın dönüştürücü gücünü devreye alıyoruz"</strong></p>
<p>Arslan, 2025-2028 Ulusal Döngüsel Ekonomi Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında döngüsel ekonomiye geçişin yılda 210 ile 350 milyar lira arasında katma değer oluşturması ve 100 binden fazla yeni istihdama katkı sağlamasının öngörüldüğünü dile getirdi.</p>
<p>Aynı dönemde üretim teknolojilerinin yenilenmesi ve atık yönetiminin geliştirilmesi için her yıl 110 ila 180 milyar lira düzeyinde kaynağa ihtiyaç duyulacağının öngörüldüğünü kaydeden Arslan, "Döngüsel ekonomi yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, yüksek finansman ihtiyacı, güçlü yatırım potansiyeli ve önemli bir ekonomik değer üretme kapasitesi taşıyan yeni bir kalkınma alanıdır. Biz de bu noktada finansmanın dönüştürücü gücünü devreye alıyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Arslan, döngüsel dönüşüme değer çatısı altında geliştirdikleri altı finansman alanıyla sorumlu ham maddeden sürdürülebilir üretime, toplama ve ayrıştırmadan geri kazanım ve yeniden işlemeye, yeniden üretimden kullanım ve dağıtıma kadar döngüsel ekonominin bütün halkalarını finansmanla buluşturduklarını belirtti.</p>
<p>Dönüşüm potansiyeli yüksek sektörlere ulaşmayı hedeflediklerini kaydeden Arslan, organize sanayi bölgelerinde (OSB) faaliyet gösteren KOBİ ve sanayicilerden işletmelere kadar geniş bir ekosistemi desteklediklerini belirtti.</p>
<p><strong>"İlk aşamada 10 milyar lira finansman hacmine ulaşmayı hedefliyoruz"</strong></p>
<p>Arslan, Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2024'te Türkiye'de 120 milyon ton atık oluşurken bunun 24,4 milyon tonunun imalat sanayisinden kaynaklandığını aktararak, "Bugün ülkemizde 400'ün üzerinde OSB bulunmaktadır. Dolayısıyla döngüsel ekonomiyi sanayinin üretim merkezlerine taşımak ve firmalarımızın yatırım ihtiyacını doğru finansman araçlarıyla buluşturmak büyük önem taşımaktadır. Finansman yapımızı işletmelerimizin farklı ölçekteki ihtiyaçlarına göre şekillendiriyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>İşletme sermayesi ihtiyaçlarında 10 milyon liraya kadar ve 24 ay vadeye varan, yatırım kredilerinde ise 50 milyon liraya kadar ve 60 aya varan finansman imkanı sunduklarını belirten Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Daha büyük ölçekli projelerde hem tutarı hem de vadeyi uzatma noktasında bir engelimiz bulunmamaktadır. Daha büyük projeler geldiği zaman bunları da destekleyeceğiz. Bu çerçevede ilk aşamada 10 milyar lira finansman hacmine ulaşmayı ve 500'ün üzerinde firmayı döngüsel ekonomi dönüşümüyle buluşturmayı hedefliyoruz. 3 milyar liralık Kredi Garanti Fonu desteğiyle KOBİ'lerimizin dönüşüm yatırımlarında finansmana erişimi hem kolaylaştırıyor hem de güçlendiriyoruz. Dönüşümün ihtiyaçları geliştikçe yeni sektörleri, yeni yatırım alanlarını ve farklı sürdürülebilirlik temalarını kapsayan ürün ve finansman modellerini bu yapıya eklemeye devam edeceğiz."</p>
<p>Ağırbaş ve Arslan, konuşmalardan sonra işbirliği protokolünü imzalarken, birbirlerine hediye takdiminde bulundu.</p>
<p>Programda ayrıca firmaların döngüsel ekonomiye geçişini desteklemek amacıyla hayata geçirilecek Sıfır Atık ve Döngüsel Ekonomi Finansman Paketinin de tanıtımı yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sifir-atik-vakfi-ile-vakifbank-arasinda-finansman-protokolu-87531</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/1/1280x720/4747-1789485790.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıfır Atık Vakfı ile VakıfBank arasında, sıfır atık ve döngüsel ekonomi dönüşümün finansman yoluyla desteklenmesi amacıyla iş birliği protokolü imzalandı. İmza töreninde ayrıca, işletmelerin döngüsel ekonomiye geçişini desteklemek amacıyla hayata geçirilecek Sıfır Atık ve Döngüsel Ekonomi Finansman Paketi&#039;nin tanıtımı da yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-temmuzda-yuzde-69-azaldi-87528</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 16:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol ithalatı temmuzda yüzde 6,9 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) "Temmuz 2026 Petrol Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin toplam petrol ithalatı içinde en büyük kalemi oluşturan ham petrol ithalatı yüzde 0,32 artarak 2 milyon 931 bin 690 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde motorin türlerinin ithalatı ise yüzde 16,28 azalarak 1 milyon 146 bin 509 ton oldu. İthalatın kalan kısmını benzin, fuel oil, havacılık ve denizcilik yakıtları ile diğer ürünler oluşturdu.</p>
<p>Böylece toplam ithalat, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,9 azalarak 4 milyon 520 bin 968 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>En fazla ham petrol ve petrol ürünleri ithalatı, 1 milyon 658 bin 936 tonla Rusya'dan yapılırken, bu ülkeyi 653 bin 543 tonla Irak ve 507 bin 965 tonla Kazakistan izledi.</p>
<p>Yurt içi benzin satışları temmuzda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 10,42 artarak 616 bin 717 ton oldu. Toplam petrol ürünü satışları yüzde 7,19 artarak 3 milyon 434 bin 434 ton, motorin satışları ise yüzde 6,87 artarak 2 milyon 667 bin 109 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Petrol piyasasında ihracat yüzde 30,74 azaldı</strong></p>
<p>Aynı dönemde petrol piyasasında toplam ihracat yüzde 30,74 azalarak 889 bin 44 ton oldu.</p>
<p>Türkiye'nin denizcilik yakıtları ihracatı yüzde 25,8 azalarak 93 bin 895 ton olarak belirlenirken, motorin türleri ihracatı yüzde 77,28 azalarak 53 bin 988 ton olarak kaydedildi.</p>
<p>Havacılık yakıtları ihracatı yüzde 13,91 azalarak 545 bin 840 ton, benzin türleri ihracatı ise yüzde 2,32 azalarak 10 bin 123 ton oldu.</p>
<p>Aynı dönemde toplam rafineri petrol ürünleri üretimi yüzde 0,43 azalışla 3 milyon 532 bin 48 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Havacılık yakıtları üretimi temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7,03 azalarak 578 bin 570 ton, benzin türleri üretimi yüzde 17,49 artarak 567 bin 697 ton oldu. Motorin türlerinin üretimi ise yüzde 4,42 artarak 1 milyon 548 bin 234 ton olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-temmuzda-yuzde-69-azaldi-87528</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/petrol.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin temmuz verilerine göre toplam petrol ve petrol ürünleri ithalatı, geçen yıla kıyasla yüzde 6,9 azalarak 4,5 milyon tona geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-temmuzda-yuzde-2172-geriledi-87527</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğal gaz ithalatı temmuzda yüzde 21,72 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) temmuz ayına ait "Doğal Gaz Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, ithalatın 2 milyar 869 milyon metreküpü boru hatlarıyla, 194 milyon metreküpü de sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisleri aracılığıyla yapıldı.</p>
<p>Toplam doğal gaz ithalatı, söz konusu dönemde yıllık bazda yüzde 21,72 azalışla yaklaşık 3 milyar 63 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Bu dönemde en fazla boru gazı ithalatı 1 milyar 1 milyon metreküp ile Azerbaycan'dan yapıldı. Bunu 948 milyon metreküp ile Rusya ve 919 milyon metreküp ile İran takip etti.</p>
<p>Bu dönemde LNG ithalatının tamamı Cezayir'den yapılırken, ülkeden 194 milyon metreküp doğal gaz ithal edildi.</p>
<p><strong>Konutlarda gaz tüketimi 376 milyon metreküpe ulaştı</strong></p>
<p>Ülkede toplam doğal gaz tüketimi, temmuzda yıllık bazda yüzde 25,22 azalarak yaklaşık 2 milyar 648 milyon metreküp olarak gerçekleşti.</p>
<p>Sanayi sektörünün doğal gaz tüketimi 1 milyar 114 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti. Elektrik üretimini de kapsayan dönüşüm/çevrim sektöründe doğal gaz tüketimi ise 770 milyon metreküp oldu.</p>
<p>Konutlarda doğal gaz tüketimi bu dönemde 376 milyon metreküpe ulaştı.</p>
<p>Türkiye'de doğal gaz stok miktarı temmuz sonunda 5 milyar 638 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Doğal gaz stokunun 5 milyar 413 milyon metreküpü yeraltı depolama tesislerinde, 225 milyon metreküpü ise LNG terminallerinde depolandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-temmuzda-yuzde-2172-geriledi-87527</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/dogal-gaz-sayac.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin temmuz verilerine göre doğal gaz ithalatı, yıllık yüzde 21,72 azalışla 3 milyar 63 milyon metreküpe indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kasaplarda-satis-kaybi-yuzde-60a-ulasti-87514</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kasaplarda satış kaybı yüzde 60’a ulaştı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası (ESLOK) Başkanı Murat Arnik, vatandaşın alım gücündeki gerilemenin et tüketimini ve kasap esnafının satışlarını önemli ölçüde düşürdüğünü bildirdi. Geçmişte kilogramla alışveriş yapan tüketicinin artık gramlık ürünleri tercih ettiğini aktaran Arnik, kırmızı ete ulaşamayan dar ve orta gelirli ailelerin tavuk, sakatat, kıyma, haşlamalık ve kemikli ürünlere yöneldiğini ifade etti. Odaya ulaşan saha geri bildirimlerine göre kasap işletmelerinin kilogram bazındaki satışlarının genel olarak yüzde 30-40 azaldığını açıklayan Arnik, bazı işletmelerde kaybın yüzde 50-60 seviyesine çıktığını dile getirdi.</p>
<p><strong>Kemiğe talep arttı</strong></p>
<p>Geçmişte önemli bir bölümü ücretsiz verilen veya sokak hayvanları için ayrılan kemiklerin bugün sınıflandırılarak satışa sunulduğuna dikkat çeken Arnik, “Vatandaşın alım gücünün azalması, sofrasındaki et miktarını her geçen gün düşürürken geçmişte kasaplarda ücretsiz verilen kemiklere yönelik talebi artırdı. Bir zamanlar çoğunlukla sokak hayvanları için alınan veya ücretsiz verilen kemik, bugün vatandaşın tenceresine et tadı verebilmek amacıyla satın aldığı ekonomik değeri olan bir ürüne dönüştü. Vatandaş artık eti kilogramla değil, gramlık paketler hâlinde satın alıyor. Bazı vatandaşlarımız ise etin kendisini değil, yalnızca kemiğini alabiliyor” dedi.</p>
<p>Dana kıymanın kilogram fiyatının yaklaşık bin liraya ulaştığını belirten Arnik, tavuk kemiğinin kilogramının yaklaşık 50 TL, kuzu kemiğinin 100 TL, dana kemiğinin ise ürünün çeşidine göre 100-120 TL’den satıldığını aktardı. Kemiğe yönelik talebin artması nedeniyle bazı kasapların dışarıdan kemik satın almak durumunda kaldığını bildirdi.</p>
<p><strong>Sabit giderler esnafı zorluyor</strong></p>
<p>Kasapların satışlar gerilese de soğuk hava deposu, soğutucu dolap ve reyonlarını günün 24 saati çalıştırmak zorunda olduğunu vurgulayan Arnik, elektrik, kira, personel, Bağ-Kur, SGK, vergi ve POS komisyonu gibi giderlerin devam ettiğini söyledi. Vatandaşın alım gücü azalırken esnafın işletme maliyetlerinin yükseldiğine işaret eden Arnik, “Bir tarafta yemeğine et tadı verebilmek için kemik kaynatan vatandaş, diğer tarafta satış yapamadığı için ekonomik açıdan tükenen kasap esnafı bulunuyor. Et, üreticinin emeği, kasabın ekmeği ve vatandaşın temel gıdasıdır. Bu zincirin herhangi bir halkasının kopması bütün topluma zarar verir. Sofradaki etin azalması, özellikle çocukların yeterli ve sağlıklı protein kaynaklarına erişimini de güçleştiriyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Et destek kartı önerisi</strong></p>
<p>Belediyelerin sosyal destek kapsamında doğrudan perakende işletmeciliği yapmak yerine kayıtlı esnafı sisteme dâhil etmesi gerektiğini savunan Arnik, Eskişehir Büyükşehir Belediyesine “et destek kartı” çağrısında bulundu. Kartın ruhsatlı, kayıtlı ve denetlenen mahalle kasaplarında geçerli olmasını isteyen Arnik, böylece hem ihtiyaç sahibi vatandaşın hem de yerel esnafın korunabileceğini ifade etti.</p>
<p>Arnik, “Dar gelirli vatandaşlarımıza sağlanacak et ve gıda destekleri, odamızla iş birliği içerisinde yürütülmelidir. Et destek kartı, sosyal kart veya kupon uygulaması mahalle kasaplarında da kullanılabilmelidir. Böyle bir model vatandaşın evine en yakın işletmeden güvenilir et almasını sağlarken sosyal destek alan kişinin mahremiyetini korur. Kamu desteği şehrin tamamına yayılır, vergisini ödeyen yerel esnaf da sistemin dışında bırakılmaz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Modern mezbaha çağrısı</strong></p>
<p>Eskişehir’de kesimhane seçeneklerinin sınırlı kalmasının kasapları özel işletmelere ve çevre illere bağımlı hâle getirdiğini belirten Arnik, bazı üyelerin kesim yaptırmak için Afyonkarahisar dâhil çevre illere gitmek zorunda kaldığını aktardı. Kesim, nakliye, akaryakıt, personel ve soğuk zincir giderlerinin fiyatlara yansıdığını kaydeden Arnik, modern mezbaha yatırımının tamamlanması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Arnik, “Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin modern mezbaha yapımını gündemine almasını önemli buluyoruz. Ancak yatırımın yalnızca planlarda kalmaması, ihale, yapım ve hizmete giriş takviminin kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor. Modern mezbaha; üretici, kasap esnafı, tüketici ve halk sağlığı açısından artık bir tercih değil, zorunluluktur. Ayrıca teknik ve hijyenik yeterliliği denetlenen ruhsatlı kasaplara özel onay belgesiyle kontrollü tavuk parçalama yetkisi verilmesini talep ediyoruz” dedi. Arnik son olarak Valilik koordinasyonunda Büyükşehir Belediyesi, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odasının katılacağı bir çalışma masası kurulması çağrısında bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kasaplarda-satis-kaybi-yuzde-60a-ulasti-87514</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/4/1280x720/kasaplarda-satis-kaybi-yuzde-60a-ulasti-1789481671.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir’de kasap işletmelerinin kilogram bazındaki satışlarında yüzde 30-40 arasında daralma olduğunu belirten ESLOK Başkanı Murat Arnik, bazı işletmelerde kaybın yüzde 60’a ulaştığını söyledi. Et alamayan vatandaşın kemiğe yöneldiğini kaydeden Arnik, dar gelirliye verilecek et desteklerinin mahalle kasaplarında da kullanılabileceği bir model önerdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butce-8-ayda-13-trilyon-lira-acik-verdi-87526</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçe 8 ayda 1,3 trilyon lira açık verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, ağustos ayına ait bütçe uygulama sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ağustosta bütçe gelirleri geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 28,5 artarak, 1 trilyon 654 milyar 910 milyon liraya yükseldi. Bütçe giderleri de yüzde 37,8 artışla 1 trilyon 642 milyar 58 milyon liraya ulaştı.</p>
<p>Ocak-ağustos döneminde ise bütçe gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36 artışla, 10 trilyon 854 milyar 652 milyon liraya çıktı. Bütçe giderleri de aynı dönemde yüzde 36,8 yükselerek, 12 trilyon 162 milyar 740 milyon lira oldu.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçesi, ağustosta 12 milyar 852 milyon lira fazla, ocak-ağustos döneminde 1 trilyon 308 milyar 88 milyon lira açık verdi.</p>
<p><strong>Ödeneğin yüzde 8,7'si kullanıldı</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe giderleri Ağustos 2025'te 1 trilyon 191 milyar 367 milyon lira iken bu yılın ağustos ayında yüzde 37,8 artışla 1 trilyon 642 milyar 58 milyon liraya yükseldi. Böylece, 2026'da merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 18 trilyon 978 milyar 815 milyon lira ödeneğin yüzde 8,7'si kullanılmış oldu.</p>
<p>Faiz dışı denge, geçen yılın ağustos ayında 276 milyar 436 milyon lira fazla verirken bu yılın aynı ayında da 209 milyar 929 milyon lira fazla oluştu.</p>
<p>Faiz hariç bütçe giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 42,8 artarak 1 trilyon 444 milyar 981 milyon liraya yükseldi. Faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı da 2025'in aynı ayında yüzde 7,9 iken, geçen ay yüzde 8,9 oldu.</p>
<p>Ağustosta personel giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 42 artarak 430 milyar 261 milyon lira olarak belirlenirken personel giderleri için bütçede öngörülen 4 trilyon 907 milyar 309 milyon lira ödeneğin yüzde 8,8'i kullanıldı.</p>
<p>Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri, ağustosta geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 47,9 artışla 54 milyar 206 milyon liraya yükseldi ve bütçede öngörülen 599 milyar 691 milyon lira ödeneğin yüzde 9'u kullanılmış oldu.</p>
<p>Söz konusu dönemde, mal ve hizmet alım giderleri için bütçede öngörülen 1 trilyon 249 milyar 568 milyon lira ödeneğin yüzde 8,8'i harcandı. Ağustosta, yüzde 32,6 artışla 110 milyar 451 milyon lira mal ve hizmet alımı gideri gerçekleşti.</p>
<p>Cari transferler, ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 39 artarak 624 milyar 735 milyon lira oldu. Bütçede öngörülen 6 trilyon 870 milyar 794 milyon lira ödeneğin yüzde 9,1'i kullanıldı.</p>
<p>Ağustosta, 129 milyar 637 milyon lira sermaye gideri yapılırken sermaye transferi 55 milyar 17 milyon lira olarak gerçekleşti. Borç verme giderleri, 40 milyar 676 milyon lira oldu.</p>
<p>Faiz giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9,7 artarak 197 milyar 76 milyon lira olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Bütçe gelirleri</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe gelirleri, geçen yılın ağustos ayında 1 trilyon 288 milyar 72 milyon lira iken bu yılın aynı ayında yüzde 28,5 artışla 1 trilyon 654 milyar 910 milyon liraya yükseldi. Bütçe tahminine göre, bütçe gelirlerinin ağustos ayı gerçekleşme oranı 2025'te yüzde 10,1 iken, geçen ay yüzde 10,2 oldu.</p>
<p>Vergi gelirleri tahsilatı, geçen ay 2025'in ağustos ayına göre yüzde 28,1 artarak 1 trilyon 473 milyar 311 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı, 2025'te yüzde 10,3 iken geçen ay yüzde 10,7 olarak tespit edildi.</p>
<p>Genel bütçe vergi dışı diğer gelirleri, yüzde 30 artarak 147 milyar 452 milyon liraya çıktı. Özel bütçeli idarelerin öz gelirleri 27 milyar 999 milyon lira, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 6 milyar 149 milyon lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Vergi türleri itibarıyla ağustosta geçen yılın aynı ayına göre gelir vergisi yüzde 42,8, kurumlar vergisi yüzde 37,7, dahilde alınan katma değer vergisi yüzde 26,6, banka ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 28,5, ithalde alınan katma değer vergisi yüzde 32,4, damga vergisi yüzde 50,6, harçlar yüzde 48, diğer vergiler tahsilatı yüzde 26,9 artarken, özel tüketim vergisi yüzde 12,6 azalış gösterdi.</p>
<p><strong>Ocak-ağustos dönemi </strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe giderleri, ocak-ağustos 2025 döneminde 8 trilyon 891 milyar 201 milyon lira iken bu yılın aynı döneminde yüzde 36,8 artışla 12 trilyon 162 milyar 740 milyon liraya yükseldi. Böylelikle, 2026'da merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 18 trilyon 978 milyar 815 milyon lira ödeneğin yüzde 64,1'i kullanılmış oldu.</p>
<p>Faiz hariç bütçe giderleri, ocak-ağustos döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 36,3 artarak 10 trilyon 174 milyar 650 milyon liraya çıktı. Faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı yüzde 62,7 olarak hesaplandı.</p>
<p>Personel giderleri, söz konusu dönemde yüzde 42,7 artışla 3 trilyon 385 milyar 390 milyon lira olurken personel giderleri için bütçede öngörülen 4 trilyon 907 milyar 309 milyon lira ödeneğin yüzde 69'u kullanıldı.</p>
<p>Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri, bu dönemde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 48,9 artarak 426 milyar 702 milyon liraya yükseldi ve bütçede öngörülen 599 milyar 691 milyon lira ödeneğin yüzde 71,2'si kullanılmış oldu.</p>
<p>Ocak-ağustos döneminde, mal ve hizmet alım giderleri için bütçede öngörülen 1 trilyon 249 milyar 568 milyon lira ödeneğin yüzde 65,8'i harcandı. Bu dönemde yüzde 42,7 yükselişle 822 milyar 582 milyon lira mal ve hizmet alımı gideri gerçekleşti.</p>
<p>Cari transferler, yüzde 29,9 artarak 4 trilyon 351 milyar 442 milyon lira oldu. Bütçede öngörülen 6 trilyon 870 milyar 794 milyon lira ödeneğin yüzde 63,3'ü kullanıldı.</p>
<p>Söz konusu dönemde, 744 milyar 617 milyon lira sermaye gideri, 206 milyar 450 milyon lira sermaye transferi yapıldı. Borç verme giderleri 237 milyar 465 milyon lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Faiz giderleri, yüzde 39,4 artarak 1 trilyon 988 milyar 90 milyon lira oldu.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçe gelirleri ise geçen yılın ocak-ağustos döneminde 7 trilyon 983 milyar 566 milyon lira iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 36 artışla 10 trilyon 854 milyar 652 milyon liraya çıktı. Bütçe tahminine göre, bütçe gelirlerinin ocak-ağustos dönemi gerçekleşme oranı 2025'te yüzde 62,4 iken bu yılın aynı döneminde yüzde 66,7'ye yükseldi.</p>
<p>Vergi gelirleri tahsilatı, söz konusu dönemde geçen yılın ocak-ağustos dönemine göre yüzde 35,7 artarak 9 trilyon 327 milyar 893 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı, yüzde 67,4 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Genel bütçe vergi dışı diğer gelirleri de yüzde 39,5 artarak 1 trilyon 248 milyar 555 milyon liraya çıktı. Özel bütçeli idarelerin öz gelirleri 213 milyar 559 milyon lira, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 64 milyar 644 milyon lira olarak belirlendi.</p>
<p>Vergi türleri itibarıyla ocak-ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre gelir vergisi yüzde 51,8, kurumlar vergisi yüzde 46,9, dahilde alınan katma değer vergisi yüzde 37,7, özel tüketim vergisi yüzde 4,7, banka ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 36,4, ithalde alınan katma değer vergisi yüzde 30,1, damga vergisi yüzde 52, harçlar yüzde 68,5 ve diğer vergi gelirleri yüzde 26,9 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butce-8-ayda-13-trilyon-lira-acik-verdi-87526</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/para-lira-tl-1778253433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının açıkladığı verilere göre merkezi yönetim bütçesi, ağustosta 12,8 milyar lira fazla, 8 aylık dönemde 1,3 trilyon lira açık verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/malatyadan-tobb-yonetim-kuruluna-giren-ilk-baskandi-87512</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Malatya’dan TOBB Yönetim Kurulu&#039;na giren ilk başkandı...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><!--StartFragment--></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 14.5pt; line-height: 115%; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #212931; background: white;">MALATYA </span></strong><span style="font-size: 14.5pt; line-height: 115%; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #212931; background: white;"><span style="font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; float: none; word-spacing: 0px;">Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreterliğinden 1983 yılı sonlarında emekli olan </span><strong style="box-sizing: inherit; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Abdurrahman Yavuz, </span></strong><span style="font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; float: none; word-spacing: 0px;">aynı günlerde oda seçimlerine katıldı ve Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.5pt; line-height: 115%; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #212931; background: white;"><span style="font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; float: none; word-spacing: 0px;"><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6aa9381a6a518-1789474842.dat" /></span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.5pt; line-height: 115%; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #212931; background: white;">Beyaz eşya ticareti, tekstil ve gıd</span>a sektörlerinde faaliyet gösteren Abdurrahman Yavuz, 1984 yılı Ocak ayında önderlik yaptığı kalabalık bir heyetle Ankara’ya gidip bir hafta boyunca başta dönemin Başbakanı Turgut Özal olmak üzere bakanlar ve bürokratlarla görüşmeleriyle dikkatleri çekti.</p>
<p style="margin-top: 0in; background: white;"><strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Abdurrahman Yavuz </span></strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">başkanlığındaki heyet Ankara’da özellikle Organize Sanayi Bölgesi konusunda önemli çalışmalar yaptı, Malatya’ya da görüşmelerden oldukça memnun döndü.</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Abdurrahman Yavuz</span></strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">’un başkanlığı döneminde Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’nın o günler için fark yaratan faaliyetlerinden biri de ilk defa eğitim amaçlı bir ihracat seminerinin düzenlenmesi oldu. <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Yavuz, </span></strong>seminerdeki konuşmasında şu mesajları verdi:</span></p>
<p style="text-indent: -.25in; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in; background: white; box-sizing: inherit; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; margin: 0in 0in 1.25rem .5in;"><!-- [if !supportLists]--><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 14.5pt; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; color: #212931; font-weight: normal;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';">        </span></span></span></strong><!--[endif]--><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">İlimiz ekonomisinin geliştirilmesi için üretimin ve ihracat hızının artırılması gerekir. İhracat işlemleri daha önce ilimiz dışında yapılırken son zamanlarda kısmen ilimizden yapılmaya başlandı. Bu hususta en büyük eksikliğimiz eleman yetersizliğidir.</span></strong></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white;"><strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Abdurrahman Yavuz </span></strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">başkanlığındaki Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’nın girişimleri ile <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">“Kayısı Birlik” </span></strong>kurulması konusu 1984 yılı Eylül ayında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) hazırladığı <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">“Türkiye’nin Sorunları Raporu”</span></strong>na girdi, Başbakan <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Turgut Özal</span></strong>’a sunuldu.</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’nın İnönü Üniversitesi’yle kurmak üzere adımlarını attığı <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">“sanayi işbirliği merkezi”</span></strong>yle ilgili karar, 3 Temmuz 1987 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak kayıtlara geçti.</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">1988 yılı Mayıs ayı sonunda yapılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği seçimli genel kurulunda Malatya için bir ilk yaşandı. Dönemin Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Abdurrahman Yavuz, </span></strong>TOBB yönetim kuruluna girdi.</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">1991 yılı Eylül ayında dönemin Malatya Valisi <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Oğuz Kaan Köksal, </span></strong>Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Abdurrahman Yavuz, </span></strong>Ticaret Borsası Başkanı <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Ramazan Meral</span></strong>’den oluşan heyet, Ankara’da çeşitli görüşmeler yaptı. Bu görüşmeler sonrası şu bilgiler paylaşıldı:</span></p>
<p style="text-indent: -.25in; mso-list: l2 level1 lfo2; tab-stops: list .5in; background: white; box-sizing: inherit; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; margin: 0in 0in 1.25rem .5in;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 14.5pt; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; color: #212931;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';">        </span></span></span><!--[endif]--><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Kayısı Birliğin kurulması için gerekli hazırlıklara başlandı.</span></strong></p>
<p style="text-indent: -.25in; mso-list: l2 level1 lfo2; tab-stops: list .5in; background: white; box-sizing: inherit; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; margin: 0in 0in 1.25rem .5in;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 14.5pt; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; color: #212931;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';">        </span></span></span><!--[endif]--><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Malatya OSB için ek ödenek sorunu aşıldı.</span></strong></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Abdurrahman Yavuz</span></strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">’un görevdeki son döneminde, 1995 yılı ortalarında Malatya OSB’nin yüzde 90 doluluğa ulaşması sonrası, Malatya Ticaret ve Sanayi Odası tarafından 2. OSB’nin kurulması için çalışmalara başlanması ve yüzde 30 hisse ile ortak olunarak müteşebbis heyetinde de Odanın temsil edilmesi kararlaştırıldı.</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’nın çabaları sonucu Havalimanı yolunda, Özal Köyü’ne kadar olan, yüzde 15’i Hazine, yüzde 10’u özel mülkiyet, geri kalanı da mera olan 3 bin dönüm arazide 2. OSB’nin kurulması çalışmaları başladı, konu Maliye Bakanlığı’na intikal ettirildi. Birkaç ay içinde de 150’den fazla sanayi tesisi için yer tahsisi müracaatı yapıldı.</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Malatya Girişim Grubu ve Gürbaşlar Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Adnan Başdemir,</span></strong> geçen Pazar sabahı ortak yazışma gruplarından birinde <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Abdurrahman Yavuz</span></strong>’un vefat haberini paylaştı:</span></p>
<p style="text-indent: -.25in; mso-list: l1 level1 lfo3; tab-stops: list .5in; background: white; box-sizing: inherit; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; margin: 0in 0in 1.25rem .5in;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 14.5pt; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; color: #212931;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';">        </span></span></span><!--[endif]--><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Malatya’nın ticaret ve sanayi hayatına uzun yıllar boyu önemli hizmetlerde bulunan Abdurrahman Yavuz vefat etti.</span></strong></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Adnan Başdemir, Abdurrahman Yavuz</span></strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">’un Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı döneminden bir fotoğrafı ile son halini şu mesajla gönderdi:</span></p>
<p style="text-indent: -.25in; mso-list: l3 level1 lfo4; tab-stops: list .5in; background: white; box-sizing: inherit; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; margin: 0in 0in 1.25rem .5in;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 14.5pt; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; color: #212931;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';">        </span></span></span><!--[endif]--><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Kimse gençliğine, yakışıklılığına, zenginliğine, makamına güvenmesin. İbret alalım…</span></strong></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Abdurrahman Yavuz</span></strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">’un vefatı üzerine <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Nezir Kızılkaya</span></strong>’nın <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">“Bir Asrın Tanığı, Malatya Ticaret ve Sanayi Odası” </span></strong>kitabından 1983-1995 dönemini yeniden okudum.</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Abdurrahman </span></strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Bey’e Allah’tan rahmet diliyorum…</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Mekanı cennet olsun…</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white;"> </p>
<p><!--EndFragment--></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/malatyadan-tobb-yonetim-kuruluna-giren-ilk-baskandi-87512</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Malatya’dan TOBB Yönetim Kurulu&#039;na giren ilk başkandı... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-dtonun-otomobil-raporu-turkiyeye-yukumluluk-getirmiyor-87536</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık: DTÖ’nün otomobil raporu Türkiye’ye yükümlülük getirmiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı, Çin’in başvurusu üzerine Dünya Ticaret Örgütü tarafından Türkiye ile ilgili açıklanan panel raporunun Türkiye’ye karşı herhangi bir yükümlülük getirmediğini bildirdi. DTÖ bir süre önce Türkiye’nin otomobil ithalatına yönelik uyguladığı ilave vergilerle ilgili bir panel raporu yayınlamıştı.</p>
<p>Raporun 28 Temmuz’da yayımlandığı hatırlatılan Ticaret Bakanlığı açıklamasında, değerlendirmelerin hem Türkiye hem de Çin tarafından kamuoyu ile paylaşıldığı, Bakanlığın da bununla ilgili 29 Temmuz’da bir açıklama yaptığı kaydedildi.</p>
<p>DTÖ panelinin elektrikli otolarla ilgili uygulanan ilave vergilere yönelik değerlendirmelerine katılınmadığı dile getirilen açıklamada, “Dünya Ticaret Örgütü hukuk sistemi kapsamında bir panel raporu kabul edilerek kesinleşmiş nihai bir karar değildir. Türkiye’nin temyiz hakkı bulunmaktadır. Bu kapsamda, ülkemiz, hukuken isabetli bulunmayan hususlara ilişkin olarak, DTÖ mekanizmaları çerçevesinde üye ülkelere tanınan gerekli hukuki gözden geçirme süreçlerini işletmekte, gerekli değerlendirmeleri hukuk mecrasında yapmaktadır” denildi.</p>
<p>Türkiye’nin raporun katılmadığı kısımlarına ilişkin temyiz hakkının bulunduğunun da belirtildiği açıklamada, “Söz konusu DTÖ Panel Raporunun, Türkiye açısından herhangi bir tazminat ödeme yükümlülüğü veya mali borç doğurduğu yönündeki değerlendirmeler gerçeği yansıtmamaktadır” ifadelerine yer verildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-dtonun-otomobil-raporu-turkiyeye-yukumluluk-getirmiyor-87536</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, &quot;DTÖ Panel Raporunun, Türkiye açısından herhangi bir tazminat ödeme yükümlülüğü veya mali borç doğurduğu yönündeki değerlendirmeler gerçeği yansıtmamaktadır.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-uretimi-yillik-yuzde-47-azaldi-87525</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 14:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat üretimi yıllık yüzde 4,7 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait inşaat üretim endeksi verilerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, endeks temmuzda yıllık bazda yüzde 4,7 geriledi.</p>
<p>İnşaatın alt sektörleri incelendiğinde, söz konusu ayda geçen yılın aynı ayına kıyasla bina inşaatı sektörü endeksi yüzde 8, özel inşaat faaliyetleri sektörü endeksi yüzde 4,9 azalırken, bina dışı yapıların inşaatı sektörü endeksi yüzde 14 arttı.</p>
<p>İnşaat üretim endeksi, temmuzda aylık bazda yüzde 1,1 yükseliş gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 0,9, bina dışı yapıların inşaatı sektörü endeksi yüzde 2 ve özel inşaat faaliyetleri sektörü endeksi yüzde 1 yükseldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-uretimi-yillik-yuzde-47-azaldi-87525</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/insaat-cimento.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre inşaat üretimi endeksi, aylık bazda yüzde 1,1 yükselirken, yıllık bazda yüzde 4,7 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/rtukten-oyak-ile-is-birligi-anlasmasi-87529</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 14:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> RTÜK&#039;ten OYAK ile iş birliği anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>OYAK Pazarlama Hizmet ve Turizm AŞ ile Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) arasında iki yıllık iş birliği anlaşması imzalandı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, anlaşma kapsamında RTÜK'ün yurt içi ve yurt dışı seyahatleri için ihtiyaç duyulan uçak biletleri OYAK Pazarlama tarafından temin edilecek.</p>
<p>Açıklamada şirketin, kurumsal seyahat alanındaki deneyimi ve hizmet altyapısıyla biletleme süreçlerinin hızlı ve güvenilir biçimde yürütülmesini sağlayacağı belirtildi.</p>
<p>OYAK Turizm markasıyla kurumlara uçak bileti, konaklama, transfer ve seyahat organizasyonu alanlarında hizmet sunan OYAK Pazarlama'nın RTÜK ile imzaladığı sözleşmeyle kurumsal seyahat alanındaki iş birliklerine bir yenisini daha eklemiş olduğu ifade edildi.</p>
<p>OYAK Pazarlama Genel Müdürü Yusuf Yenilmez ile RTÜK Başkan Yardımcısı Deniz Güler'in gerçekleştirdiği görüşmenin ardından taraflar arasında anlaşmaya varıldı. İki yıllık işbirliğini kapsayan sözleşme, OYAK Pazarlama ve RTÜK yetkililerinin katılımıyla imzalandı.</p>
<p>OYAK Pazarlama Genel Müdürü Yenilmez, OYAK Turizm markasıyla kurumların seyahat ihtiyaçlarını hızlı, güvenilir ve etkin biçimde karşılamaya yönelik hizmetler sunduklarını belirtti.</p>
<p>Yenilmez, RTÜK ile gerçekleştirdikleri işbirliğinden memnuniyet duyduklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Her kurumun ihtiyaçlarının farklı olduğunun bilinciyle hareket ediyor, sunduğumuz çözümleri bu ihtiyaçlara göre şekillendiriyoruz. RTÜK ile imzaladığımız iki yıllık anlaşmayı da kurumsal seyahat alanındaki deneyimimizin ve hizmet kalitemize duyulan güvenin bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz. Güçlü hizmet altyapımızla RTÜK'ün yurt içi ve yurt dışı uçak bileti taleplerini karşılayacağız. Önümüzdeki dönemde kurumsal seyahat alanındaki işbirliklerimizi artırmayı ve daha fazla kuruma çözüm ortağı olmayı hedefliyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/rtukten-oyak-ile-is-birligi-anlasmasi-87529</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/9/1280x720/356-1789485409.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ RTÜK ile imzalanan anlaşma hakkında açıklama yapan OYAK Pazarlama Genel Müdürü Yusuf Yenilmez, &quot;Güçlü hizmet altyapımızla RTÜK&#039;ün yurt içi ve yurt dışı uçak bileti taleplerini karşılayacağız. Önümüzdeki dönemde kurumsal seyahat alanındaki işbirliklerimizi artırmayı ve daha fazla kuruma çözüm ortağı olmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ufe-agustosta-geriledi-87524</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 13:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım ÜFE ağustosta geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ilişkin Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, ağustosta bir önceki aya kıyasla yüzde 0,93 düşerken, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 9,2, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 21,91 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 33,47 artış gösterdi.</p>
<p>Sektörlerde bir önceki aya göre değişime bakıldığında, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 0,86, balık ve diğer balıkçılık ürünleri, su ürünleri, balıkçılık için destekleyici hizmetlerde yüzde 1,74, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 1,77 azalış gerçekleşti.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre, tek yıllık (uzun ömürlü olmayan) bitkisel ürünlerde yüzde 6,23 azalış olurken, çok yıllık (uzun ömürlü) bitkisel ürünlerde yüzde 3,22, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 2 artış meydana geldi.</p>
<p>Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 69,99 artış ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular, aylık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 153,75 artış ile tropikal ve subtropikal meyveler olarak kayıtlara geçti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ufe-agustosta-geriledi-87524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/tarim-ufe-subatta-yuzde-27-artti-1742205120.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 0,93 azalırken, yıllık bazda ise yüzde 21,91 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretimi-aylik-yuzde-1-artti-87523</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet üretimi aylık yüzde 1 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait hizmet üretim endeksi verilerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre endeks, temmuzda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 3 arttı.</p>
<p>Alt sektörler incelendiğinde, yıllık bazda ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 2,8, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 5,3, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 7,9, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 5,5 artarken gayrimenkul hizmetleri yüzde 5,2, idari ve destek hizmetleri ise yüzde 3,3 azaldı.</p>
<p><strong>Aylık veriler</strong></p>
<p>Hizmet üretim endeksi, temmuzda bir önceki aya göre yüzde 1 yükseldi.</p>
<p>Alt sektörler incelendiğinde, aylık bazda ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 0,1 azalırken bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 0,9, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 2,3, gayrimenkul hizmetleri yüzde 1,3, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 3,1, idari ve destek hizmetleri yüzde 0,2 artış kaydetti.​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretimi-aylik-yuzde-1-artti-87523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/1/1280x720/otel-rezervasyon-1764315521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre hizmet üretim endeksi, yıllık yüzde 3, aylık yüzde 1 artış kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cine-defne-yapragi-ihracatinin-yolu-yeniden-acildi-87495</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 10:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin’e defne yaprağı ihracatının yolu yeniden açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h3>EKONOMİ/İZMİR</h3>
<p>Türkiye’nin ihracatta dünya lideri olduğu ürünler arasında yer alan defne yaprağında Çin Halk Cumhuriyeti ile Türkiye arasında imzalanan protokolle ihracatın önü açıldı. Türkiye’den Çin’e defne yaprağı ihracatının 2022 yılında 15 milyon dolarla zirve yaptığını ve Çin’in defne yaprağı ihracatında açık ara birinci ülke olduğunu belirten Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ali Fuat Gürle, 2025 yılında Çin’e defne yaprağı ihracatının durduğunu hatırlattı.</p>
<p>Defne ihracatından 2024 yılında 61 milyon dolar, 2025 yılında 51 milyon dolar döviz getirisi elde edildiği bilgisini veren Gürle, “Defne yaprağı ihracatı katma değerli bir ihracat. Çin’e ihracatın tekrar başlamasıyla 2024 yılındaki 61 milyon dolar seviyesine geri döneceğimizi hatta orta vadede 75 milyon dolara ulaşacağımıza inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Ege Bölgesi’nin Türkiye’nin defne yaprağı ihracatının yüzde 64’ünü tek başına gerçekleştirdiğine işaret eden Gürle, “Türkiye, 2026 yılının ocak – ağustos döneminde 78 ülkeye 35,5 milyon dolarlık defne yaprağı ihraç ederken en çok ihracat yapılan ülkeler sıralamasında 6,8 milyon dolarla Tayvan yer aldı. Amerika Birleşik Devletleri 3,4 milyon dolarlık defne yaprağı talep ederken, üçüncü sıraya 3,2 milyon dolarla Polonya adını yazdırdı” bilgilerini verdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cine-defne-yapragi-ihracatinin-yolu-yeniden-acildi-87495</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/5/1280x720/cine-defne-yapragi-ihracatinin-yolu-yeniden-acildi-1789456567.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin ile Türkiye arasında imzalanan protokolle defne yaprağı ihracatının önü açıldı. Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ali Fuat Gürle, “Defne yaprağı ihracatı katma değerli bir ihracat. Çin’e ihracatın tekrar başlamasıyla 2024 yılındaki 61 milyon dolar seviyesine geri döneceğimizi hatta orta vadede 75 milyon dolara ulaşacağımıza inanıyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/potansiyel-yetmez-bize-katma-deger-lazim-87489</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 09:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Potansiyel yetmez, bize katma değer lazım!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye turizmde büyümeye devam ediyor. TÜİK verilerine göre Türkiye’nin 2025 yılı turizm geliri yüzde 6,8 artarak 65,2 milyar dolara yükselirken, ülkeyi ziyaret edenlerin sayısı da yüzde 2,7 artışla 63,9 milyona ulaştı. Ziyaretçilerin yüzde 67,7’sinin geliş amacı gezi, eğlence, sportif ve kültürel faaliyetler oldu. Bu tablo Bursa açısından önemli bir fırsata işaret ediyor. Bursa, Uludağ’dan İznik’e, termal kaynaklardan Osmanlı mirasına, gastronomiden sanayi ve iş dünyasına kadar farklı turizm ürünlerini aynı çatı altında buluşturabilecek az sayıdaki şehirden biri. Ancak kentin bu potansiyeli yeterince gelire, istihdama ve yatırıma dönüştürebildiğini söylemek zor.</p>
<p>Bursa’nın önündeki temel hedef, turist sayısını artırmaktan çok, ziyaretçinin kentte daha uzun süre kalmasını ve daha fazla harcama yapmasını sağlamak olmalı. Kentimize gelen turist kaç gün kalıyor? </p>
<p>Ne kadar harcıyor ve bu harcamanın ne kadarı gerçekten Bursa ekonomisine giriyor? <br />Düzenlenen çalıştaylar ve yayımlanan strateji belgeleri hep aynı soruna işaret ediyor: Kısa konaklama süresi. Türkiye genelinde turizm gelirleri ve ziyaretçi sayıları artış trendindeyken, Bursa olarak biz hâlâ turisti kentte tutmanın yollarını arıyoruz. Oysa çözüm, niceliğe değil niteliğe odaklanmakta. Bursa’nın hedefi daha fazla turist çekmek değil; gelen ziyaretçinin daha uzun süre kalmasını ve daha yüksek katma değer bırakmasını sağlamak olmalı.</p>
<p>Bu noktada yapılan stratejik hatalardan biri, turizmi sadece "otel yatırımı" olarak görmek. Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen 5. Bursa Turizm Zirvesi’nde TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya’nın da vurguladığı gibi; destinasyonu pazarlayacak ve ürünü paketleyecek seyahat acentelerini zincirin merkezine koymak zorundayız. Tesis yapmak yetmiyor; agresif bir pazarlama ve profesyonel bir destinasyon yönetimi gerekiyor.</p>
<p>Bursa’nın elindeki en büyük koz ise şüphesiz devasa sanayisi. Yaklaşık 36 milyar dolarlık dış ticaret hacmine sahip bir kentin iş turizmini pas geçmesi düşünülemez. BTSO Başkanı İbrahim Burkay’ın dikkat çektiği fuar ve kongre turizmi hamlesi tam da bu yüzden kritik. Şehre fuar için gelen yabancı bir alıcı, klasik bir turistten çok daha fazla hizmet sektörüne dokunuyor. Yapılması gereken basit: Fuar için gelen ziyaretçiyi kentte bir gece değil, üç gece tutacak akılcı paketler sunmak. Fuar + Uludağ, Fuar + İznik ya da Fuar + Gastronomi gibi kombinasyonlarla turizmi sanayiyle entegre etmek zorundayız.</p>
<p>Bursa’nın yeni sloganlara ya da potansiyel güzellemelerine ihtiyacı yok. Bize hesap verebilir, ölçülebilir ve sonuç üreten bir turizm ekonomisi lazım. Zirvelerin sayısını değil, o zirvelerde alınan kararların kaçının sahaya yansıdığını konuştuğumuz gün, turizm gelirinin otellerden taşıp kentin esnafına, restoranına ve ulaşımına yayıldığını göreceğiz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/potansiyel-yetmez-bize-katma-deger-lazim-87489</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Potansiyel yetmez, bize katma değer lazım! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/rotayi-belirleyecek-5-adim-87491</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 09:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 Zirvesi: Rotayı belirleyecek 5 adım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e5182f762-1789453592.png" alt="" width="999" height="201" /></strong><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Hedefler belli, teknoloji büyük ölçüde hazır, finansman kaynakları var. Buna rağmen yeşil dönüşüm istenen hızda ilerlemiyor. “COP31’e Doğru İş Dünyası İçin Net Konuşalım” Zirvesi’nde farklı sektörlerin verdiği mesaj aynı noktada birleşti: Ne yapılacağını değil, nasıl yapılacağını konuşma zamanı…</p>
<p>EKONOMİ Gazetesi’nin TÜRKONFED iş birliğiyle düzenlediği “COP31’e Doğru İş Dünyası İçin Net Konuşalım”, 9 Eylül’de İstanbul Hilton Bomonti Conference Center’da gerçekleştirildi. NBE TV YouTube kanalında başlayan “Net Konuşalım” programını sahneye taşıyan zirvede, iş dünyasının yeşil dönüşümü hedeflerden uygulamaya nasıl taşıyabileceğine odaklanıldı.</p>
<p>Açılışta TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü zirvenin hedefini “Jargondan aksiyona geçmek” olarak tanımlarken, EKONOMİ Gazetesi Koordinatörü ve Sürdürülebilirlik Editörü Didem Eryar Ünlü, “Yeni hedeflere ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan, verdiğimiz sözleri yatırıma, finansmana, üretime ve iş modellerine dönüştürmek” dedi.</p>
<p>Zirvede iş dünyası için beş somut çıkış yolu öne çıktı: </p>
<p>1- Hedef değil, proje üretin: Sürdürülebilirlik hedefini yatırım planına, bütçeye, sorumlu kişilere ve takvime bağlayın.</p>
<p>2- Veriyi rapora değil, karara dönüştürün: Enerji, emisyon, su, hammadde, atık ve tedarik zinciri risklerini düzenli ölçün. Veriyi yılda bir rapor hazırlarken hatırlamak yerine yönetim, bütçe ve yatırım kararlarının parçası haline getirin. </p>
<p>3- Dönüşmemenin faturasını çıkarın: Yalnızca yeşil yatırımın bugünkü maliyetini hesaplamak yetmiyor. Artan enerji ve karbon maliyeti, eskiyen teknoloji, müşteri ve pazar kaybı, sigorta giderleri ve iklim kaynaklı üretim kesintileri de hesaba katılmalı. Bugün ucuz görünen tercih, yarın en pahalı seçenek olabilir.</p>
<p>4- KOBİ’ye “dönüş” demeyin, birlikte dönüşün: Büyük şirketler tedarikçilerine yeni yükümlülükler getirirken teknoloji, teknik destek ve mümkünse uzun vadeli alım güvencesi de sunmalı. Kamu uygun maliyetli finansman ve garanti mekanizmalarını güçlendirmeli; bankalar teminatın yanında yatırımın yaratacağı tasarrufa ve nakit akışına bakmalı.</p>
<p>5- Riski yatırım bittikten sonra değil, başında yönetin: Su kıtlığı, aşırı sıcaklar, tedarik zinciri kırılganlıkları ve yeni teknolojilerin riskleri fizibilite aşamasında masada olmalı. Sigortacı da yalnızca hasar olduğunda devreye giren değil, yatırımın riskini baştan azaltmaya yardımcı olan bir ortak haline gelmeli.</p>
<p>Garanti BBVA’nın ana sponsorluğundaki zirvenin oturum sponsorları TSKB, Türkiye Sigorta Birliği, Yapı Kredi ve IFAT Eurasia olurken; İDO, KKB Greeneks ve Karacasu Tekstil buluşmaya destek verdi. Zirve IC Holding ev sahipliğinde gerçekleştirildi.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;">DÜNYA YANARKEN ŞİRKET STRATEJİSİ NASIL YAPILIR?</span></h2>
<p>EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın yönettiği ilk bölümde, “Dünya yanarken şirket stratejisi nasıl yapılır?” sorusuna yanıt arandı. Ticarette değişen dengelerin yatırım kararlarına etkisi, bankaların geleceğe dönük risk değerlendirmesi ve sigortanın ekonomik dayanıklılıktaki rolü tartışıldı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e375badd2-1789453173.png" alt="" width="800" height="440" />GARANTİ BBVA GENEL MÜDÜR YARDIMCISI SİNEM EDİGE:</p>
<p><strong>Güçlü bilanço beş yıl sonra da güçlü olacak mı?</strong></p>
<p>■ Bugünkü güçlü bilançonuzu beş ya da on yıl sonra koruyabilecek misiniz? Enerji ve karbon maliyetleri artabilir, teknolojiniz eskiyebilir, en büyük alıcınız sizi tedarik zincirinden çıkarabilir. Bu yüzden benzer finansallara sahip şirketlerde dönüşüm planını risk değerlendirmesinde dikkate alıyoruz. Avrupa Merkez Bankası’nın çalışmaları da ev ödevini yapan şirketlerin daha düşük maliyetle finansmana eriştiğini gösteriyor. Sürdürülebilirlikle bağlantılı kredilerde hedeflere ulaşıldığında maliyeti düşürüyor, faiz ve karbon fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı koruma ürünleri sunuyoruz. Çimento ve demir-çelik gibi sektörlere bugünden yarına “Sıfır emisyon yapacaksın” diyemeyiz; geçişi finanse etmeliyiz. İyi bir rapordan çok uygulanabilir dönüşüm planı arıyoruz. Geciktikçe maliyetiniz artıyor, hareket alanınız daralıyor.</p>
<p>TÜSİAD BAŞKAN YARDIMCISI FATİH KEMAL EBİÇLİOĞLU:</p>
<p><strong>Beklentimiz dönüşümün daha hızlı olmasıydı</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e3ea1040d-1789453290.png" alt="" width="800" height="441" />■ Yeşil dönüşümün daha hızlı ilerlemesini bekliyordum, yavaşlama görüyorum ama yön değişmedi. Avrupa ile ticaretimizi sürdürmek istiyorsak uyum zorunlu. Sanayici aynı anda Çin’in rekabet baskısını, gelişmiş ülkelerin korumacılık önlemlerini, hızlanan teknolojik değişimi ve finansman maliyetlerini gözetmek zorunda. Bu sorunları bir yapıya entegre olmadan tek başımıza çözmek yüksek maliyetli olur. Türkiye üretmeyi bilen, güçlü imalat altyapısına sahip ve Avrupa’nın yakınında bir ülke. Yakın ve güvenilir ülkelerden tedariki öne çıkaran “nearshoring” ve “friendshoring” yaklaşımlarına sarılmalıyız. Avrupa’nın bütün Akdeniz havzasını üretim üssü olarak değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Üretim, istihdam ve iklimle mücadeleyi birlikte düşünerek AB ile ortak hareket etme imkanlarını geliştirmeliyiz. Bu, AB’ye tabi olmak değil, yakınımızdaki potansiyelden yararlanmak demek.</p>
<p>TÜRKİYE SİGORTA BİRLİĞİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI AHMET YAŞAR:</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e466673c8-1789453414.png" alt="" width="210" height="239" /><strong>Sigortayı gerekli görüyoruz, finansal şoka hazır değiliz</strong></p>
<p>■ Sigorta artık yalnızca bir finansal enstrüman değil, ekonomik dayanıklılığın temel araçlarından biri. 6 Şubat depremlerinde bizim hesaplamalarımıza göre 106 milyar dolarlık ekonomik hasarın yalnızca 6 milyar doları sigorta tarafından karşılandı. Yaklaşık yüzde 5’lik bu oran sigortalılık oranının düşüklüğünden kaynaklandı. Oran daha yüksek olsaydı riski reasüransla dünyaya yayabilir, yeniden yapım kaynaklarının bir bölümünü kalkınmaya ayırabilirdik. Türkiye Sigorta Birliği olarak yaptığımız araştırmada katılımcıların yüzde 81,5’i sigortayı gerekli bir güvence olarak görürken, beklenmedik bir finansal şoku karşılayabileceğini söyleyenlerin oranı yalnızca yüzde 16,3. Sigortacı yatırım tamamlandığında değil, karar aşamasında devreye girmeli. İklim ve doğal afet riskleri baştan değerlendirilmeli. Sigortalanabilirlik finansmana erişimi de etkilediği için konu CEO’ların, CFO’ların ve yönetim kurullarının gündeminde olmalı.</p>
<p>TÜRKONFED YK BAŞKAN YARD. NERGİZ KADOOĞLU ÇİFÇİ:</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e4b814fbc-1789453496.png" alt="" width="178" height="202" /><strong>Dönüşümü talep ediyorsak maliyeti paylaşalım</strong></p>
<p>■ KOBİ’ler ihracat pazarlarında ve tedarik zincirlerinde kalmak için dönüşmek zorunda ama büyük şirketlerle aynı kaynaklara sahip değiller. Finansmana, teknolojiye ve uzman insan kaynağına erişimde zorlanıyorlar. Bu nedenle kamunun uygun maliyetli, uzun vadeli kredi, garanti, hibe ve vergi destekleriyle yatırımları kolaylaştırması gerekiyor. Bankalar da yalnızca mevcut teminata değil, enerji verimliliği gibi yatırımların sağlayacağı tasarrufa ve nakit akışına bakmalı. Büyük şirketler ise tedarikçilerine yeni yükümlülükler getirirken teknoloji, teknik destek ve uzun vadeli alım güvencesi sunmalı. KOBİ’nin hangi yatırımla başlayacağını ve kaynağı nereden bulacağını gösteren uygulanabilir bir yol haritasına ihtiyacı var. Dönüşümü talep ediyorsak maliyetini de paylaşmalıyız.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #2dc26b;">YEŞİL DÖNÜŞÜMÜN GERÇEK SINAVI SAHADA</span></h2>
<p>“Yeşil dönüşüm sahada nasıl yapılır?” bölümü, EKONOMİ Gazetesi Koordinatörü ve Sürdürülebilirlik Editörü Didem Eryar Ünlü ile TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü moderatörlüğünde gerçekleşti. İnşaat, tekstil, tarım ve deniz ulaşımındaki uygulamalar üzerinden yeşil dönüşümün sahada karşılaştığı maliyet, teknoloji ve uygulama sorunları ele alındı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e57a36403-1789453690.png" alt="" width="800" height="231" />UN GLOBAL COMPACT TÜRKİYE YÖNETİM KURULU ÜYESİ İHSAN ERBİL BAYÇÖL:</p>
<p><strong>KOBİ’ye “Dönüş” değil, “Birlikte dönüşelim” demeliyiz</strong></p>
<p>■ Şirketler dönüşüm kararı verirken üç temel soruya bakıyor: Yapılabilir mi, ekonomik mi, güvenli mi? Bu üç sorunun karşılığı net değilse yatırım kararı da zorlaşıyor. Dönüşmenin maliyetini hesaplıyoruz ancak dönüşmemenin maliyetini ortaya koyamıyoruz. Belirsizlik arttıkça şirketler kısa vadeli düşünüyor. Sanayide sonuç veren uygulamalar arttıkça tereddüt azalıyor ve yatırımlar yaygınlaşıyor. KOBİ’ye “Dönüşmen gerekiyor” demekle “Gel, beraber dönüşelim” demek farklı. İkinci yaklaşım gerçek bir destek, bilgi ve kaynak gerektiriyor. Büyük şirketlerin tedarikçileriyle bu ilişkiyi kurması önemli. Her şeyi bir anda çözmeye çalışmak yerine anlaşılır adımlarla, uygulanabilir hedeflerle ilerlemeliyiz. Başarılı bir örnek başka işletmelerin de karar almasını kolaylaştırıyor. Dönüşümün yayılması için bu örnekleri görünür hale getirmemiz gerekiyor.</p>
<p>İÇTAŞ İNŞAAT GENEL MÜDÜR YARDIMCISI SAMET SEYHAN:</p>
<p><strong>Başlangıçta ucuz olan, işletirken pahalıya gelebilir</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e5f40b0ea-1789453812.png" alt="" width="800" height="541" />■ Yüz yıl hizmet verecek bir altyapıyı geleceğin iklimine göre tasarlamak zorundasınız. Bu nedenle iklim riskini fizibilite aşamasında değerlendiriyoruz. Yatırım nerede yapılacak, hizmet kesilirse ne kadar sürede normale dönecek? Yanıtları drenaj kapasitesinden malzeme seçimine kadar tasarımı etkiliyor. Aşırı sıcaklarda beton döküm saatlerini bile değiştiriyoruz. Yönetim kuruluna sunduğumuz değerlendirmelerde yalnızca ilk yatırım maliyetine değil, işletme, bakım, onarım, sigorta ve olası hizmet kayıplarına da bakıyoruz. Başlangıçta ucuz görünen bir seçenek, kullanım ömrü boyunca daha pahalıya gelebiliyor. Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve bağlantılı otoyoldaki izleme sistemleriyle sorunları erken tespit ediyor, önleyici bakımla daha büyük maliyetlerin önüne geçiyoruz. Tuz Gölü projesinde yeraltı suyu ve hidrojeolojik koşullarla birlikte habitatı ve türleri izliyoruz. </p>
<p>KARACASU TEKSTİL YÖNETİM KURULU BAŞKANI ORHAN BURAK ARİFİOĞLU:</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e675ebacd-1789453941.png" alt="" width="147" height="198" /><strong>Dönüşümün maliyeti üreticiye yanı sıra kârımızdan vereceğiz</strong></p>
<p>■ Tekstilde dönüşüm için kendi teknolojimizi de geliştirmeliyiz. 2016’da başladığımız Circular Dye boyama projesinde endüstriyel uygulamaya geçtik, sipariş almaya başladık. Sistem, çevresel atığı neredeyse sıfıra indirirken kömür yerine güneş enerjisinden yararlanmamıza da imkan veriyor. Türkiye’de büyük markalarla çalışan üreticiler, izlenebilirlik taleplerini de uzun süredir karşılıyor. Ancak Avrupalı alıcıların çevresel yükümlülükleri ambalajdan toplama ve geri dönüşüme kadar yeni talepler getiriyor. Bunların maliyeti de Türkiye’deki tekstil firmalarına yansıtılırsa muhtemelen kârımızdan vereceğiz.</p>
<p>ALARKO ŞİRKETLER TOPLULUĞU KURUMSAL İLETİŞİM VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK DİREKTÖRÜ CANAN EGÜZ COŞKUN:</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e6f4d538d-1789454068.png" alt="" width="167" height="211" /><strong>Sürdürülebilirlik şirketlerin performansına yansıyor</strong></p>
<p>■ Alarko’da farklı sektörlerdeki grup şirketlerinin dönüşümünü ortak hedeflerle yönetiyoruz. Sürdürülebilirliğin performans değerlendirmesindeki ağırlığı, şirkete göre yüzde 10–15 arasında değişiyor. Genel müdürler ve sürdürülebilirlik liderleri komitede yer alıyor; Ortak Etki Günü’nde çalışmalarını topluluk CEO’suna sunuyor. Böylece hedefleri takip ederken şirketlerin birbirinden öğrenmesini de sağlıyoruz. Bu yaklaşım tarımda su tasarrufu, sanayide enerji üretimi olarak karşılık buluyor. Topraksız tarımda konvansiyonel üretime göre yüzde 90’a varan su tasarrufu sağlıyor, jeotermalle desteklenen seralar ve iklime dayanıklı tohumlar üzerinde çalışıyoruz. Eskişehir’deki Alarko Carrier fabrikamız ise güneşten ihtiyacının üzerinde enerji üreterek şebekeye de veriyor. Yeni yatırımlarda da aynı yaklaşımı izliyor, batarya üretimi için Çinli bir ortakla teknoloji transferi üzerinde çalışıyoruz.</p>
<p> </p>
<p>İDO GENEL MÜDÜRÜ DR. MURAT ORHAN:</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e743979b7-1789454147.png" alt="" width="179" height="226" /><strong>Yakıt yüzde 154 arttı, tasarruf zorunlu oldu</strong></p>
<p>Kullandığımız yakıtın birim fiyatı 1 Ocak-4 Eylül arasında yüzde 154 arttı. Tamamını bilete yansıtamadığımız için operasyonel tasarruflara odaklanıyoruz. Bakım ve onarımla yakıt tüketimini ve emisyonları azaltıyor, iskelelerde tüketimi günlük izleyerek kayıp ve kaçaklara müdahale ediyoruz. Ancak dönüşüm yatırımlarında teknolojinin sınırlarıyla da karşılaşıyoruz. Dört gemimizi elektriğe dönüştürmeyi değerlendirdik, batarya ömrü ve mevcut teknoloji koşulları nedeniyle hayata geçiremedik. Yatırımın işletme şartlarında uygulanabilir olması gerekiyor. Finansmana erişime hazırlanmak için de yeşil liman belgesine yöneldik ve başlangıçta kapsam dışında olduğumuz düzenlemeye dahil olmayı başardık ve belgemizi aldık.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e771c901e-1789454193.png" alt="" width="800" height="314" />
<figcaption><strong>COP31’e Doğru İş Dünyası İçin Net Konuşalım” Zirvesi’nde farklı sektörlerin verdiği mesaj aynı noktada birleşti: Ne yapılacağını değil, nasıl yapılacağını konuşma zamanı…</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>"Sigorta, yatırım bittikten sonra hatırlanacak iş değil"</strong></p>
<p>“Daha dayanıklı bir geleceği nasıl sigortalarız?” başlıklı son bölümde, sigortanın riskleri önleme ve yatırımları mümkün kılma rolü tartışıldı. İklim krizinin yanında yapay zekâ, göç, yaşlanan nüfus ve jeopolitik gelişmelerin şirketlerin risk haritalarına etkisi ele alındı. </p>
<p>AXA TÜRKİYE CEO’SU YAVUZ ÖLKEN:</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e7e191f3a-1789454305.png" alt="" width="200" height="151" /><strong>Riskleri azaltan bir model kurmalıyız</strong></p>
<p>■ İklim krizi, yapay zekâ, göç, yaşlanan nüfus ve jeopolitik gerilimler riskleri değiştiriyor. Dün bildiklerinizin bugün de geçerli olduğunu düşünemezsiniz. Sigortanın görevi dayanıklılığı finanse etmek. Hasar ödemesinin yanında riskleri önceden azaltan bir model kurmalıyız. Önleme yatırımı yapan işletmeyle yapmayanın sigorta koşulları farklılaşmalı. Hasarsız yıllarda oluşan kârın paylaşılmasına yönelik modeller geliştirebiliriz. Şirketlere önerim, sigortasızmış gibi önlem almaları ama sigortasız kalmamaları. Poliçe alınıp kenara konulacak belge değil, değişen risklere, yeni yatırımlara ve teknolojilere göre her yıl güncellenmeli. Finansman kararında sigortayı sona bırakmayın. Yatırımın risklerini başlangıçta konuşmak, önleme ve sigortalanabilirlik açısından daha doğru karar almayı sağlar.</p>
<p>TSB GENEL SEKRETERİ ÖZGÜR OBALI:</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e83400659-1789454388.png" alt="" width="200" height="156" /><strong>Sigortacıdan risk haritası isteyin</strong></p>
<p>■ Sektörün veri birikimini riskleri modellemek ve sigorta korumasını yaygınlaştırmak için kullanmalıyız. Şirketlerle uzun vadeli risk ortaklığı kurmak istiyoruz. Enerji depolama ve temiz enerji yatırımlarında teknolojiyle birlikte riskler de değişiyor. Bu yatırımların sigortalanabilirliğini artırmak için çalışıyoruz. Şirketler sigortacılarından risk haritalandırması ve önleyici tedbirler konusunda destek istemeli. Riskin nerede yoğunlaştığını, hangi önlemlerle azaltılabileceğini ve hangi kısmının devredileceğini birlikte değerlendirebiliriz. Bu ilişkiyi poliçe yenileme gününe sıkıştırmamalıyız. COP31’e paralel dört günlük bir “Sigorta Evi” girişimi planlıyoruz. İklim risklerini ve yatırımların sigortalanabilirliğini ele almak, sektörün deneyimini işletmelerin ihtiyaçlarıyla buluşturmak istiyoruz.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #169179;">Yeşil finansmanın kapısını proje ve veri açıyor</span></h2>
<p>“Yeşil finansmanın kapısı nasıl açılır?” bölümünde ise bankaların yatırım değerlendirmeleri, şirketlerin veri hazırlığı ve KOBİ’lerin teminat sorunu ele alındı.</p>
<p>TSKB GENEL MÜDÜR YARDIMCISI VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK LİDERİ MERAL MURATHAN:</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e91a84769-1789454618.png" alt="" width="200" height="232" /><strong>Yeşil finansman için bankalarda teknik uzmanlık güçlenmeli</strong></p>
<p>■ Bir yatırımın finansmana uygunluğunu değerlendirirken şirketin bilançosu kadar kullanacağı teknolojiyi de anlamak gerekiyor. Mühendislerimiz ekipman seçimini inceliyor, eski veya uygun olmayan teknolojiler için alternatifler öneriyor. Yatırımın sağlayacağı tasarrufla birlikte çevresel ve sosyal etkilerine, biyoçeşitlilik üzerindeki sonuçlarına da bakıyoruz. Ticari bankalarda mühendislik kadrolarının gelişmesi, projelerle finansmanın buluşmasını kolaylaştırır. KOBİ’lere ulaşmak için de finansal kuruluşlar üzerinden çalışıyoruz. Dünya Bankası kaynaklı, öz tüketim amaçlı güneş yatırımlarını destekleyen finansman buna bir örnek. Garanti mekanizmaları ise finansal kuruluşların kaynak sağlamasını mümkün kılıyor. Bu kaynakları yatırıma dönüştürmek için ülkenin öncelikleri ve politika çerçevesi de açık olmalı. Ülke platformları, bu önceliklere uygun projelerin hazırlanmasına ve yatırımcıyla buluşmasına katkı sağlayabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>GARANTİ BBVA SÜRDÜRÜLEBİLİR FİNANSMAN YÖNETİCİSİ GÜNEŞ GÖZEN:</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e96f43b23-1789454703.png" alt="" width="200" height="180" /><strong>Finansmanın anahtarı enerji, su ve tedarik zinciri</strong></p>
<p>■ Şirketlerin zorlandığı alanlardan biri mevcut durumunu düzenli ve doğrulanabilir veriyle ortaya koymak. Düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir veri üretmeleri gerekiyor. Finansmana hazırlanırken üç alana bakmalarını öneriyoruz: Enerji tüketimi ve emisyonlar; su, hammadde ve atıklar; tedarik zincirindeki kritik girdiler ve kırılganlıklar. Enerji ve su tüketimini bilmek kaynakları daha iyi yönetmenizi sağlıyor. Tedarik zincirinde ise bir tedarikçiye olan bağlılığınızı, alternatifinizi, onun karbon performansının rekabet gücünüze olan etkisini bilmeniz gerekiyor. Sürdürülebilir finansmanı uzun vadeli müşteri ilişkisi içinde ele alıyoruz.</p>
<p>YAPI KREDİ KURUMSAL İLETİŞİM VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK LİDERİ ARDA ÖZTAŞKIN:</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8ea51da955-1789454929.png" alt="" width="200" height="178" /><strong>Yüksek emisyonlu müşteriyi dışlamak çözüm değil</strong></p>
<p>■ Yeşil deyince hâlâ çiçek, böcek algısı oluşabiliyor. Yönetim kurulunda “Şimdi sırası değil” cevabını alabiliyorsunuz. Yatırımın bilançoya etkisini, getirisini ve rekabet gücüne katkısını anlatmalıyız. Yüksek emisyonlu müşteriyi portföyden çıkardığınızda sizin emisyonunuz düşebilir ama o şirket üretmeye devam ediyor. Asıl mesele dönüşümünü finanse etmek. Yalnızca hedef açıklamak kaynağın gelmesini sağlamıyor. Projelerin hazırlanması ve yatırımcıya sunulabilecek hale getirilmesi için kapasite oluşturmalıyız. Bir başka engel kur riski: Dövizle kaynak buluyoruz ama yatırım yapacak şirket TL kazanıyor. Gelirle borç arasındaki uyumsuzluğu çözmeliyiz. Asıl ölçek fırsatı KOBİ’lerde. Bankalar için iş hacmi, şirketler için teknoloji yatırımı, istihdam ve enerji güvenliği söz konusu. Bu konu ekonomik rekabet konusu.</p>
<p>KKB SATIŞ, OPERASYON VE ÜRÜN GELİŞTİRME GENEL MÜDÜR YARDIMCISI ERŞAN RASİM HOŞRİK:</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8ea9c8fa9d-1789455004.png" alt="" width="200" height="166" /><strong>Veri hazırlayan KOBİ finansmanda karşılığını almalı</strong></p>
<p>■ KOBİ’den veri hazırlamasını istiyorsak bunun karşılığında elde edeceği faydayı da göstermeliyiz. Ziraat Bankası-KGF ve KKB iş birliğinde C ve üzeri skor alan, bankanın diğer kriterlerini de karşılayan şirketlere işletme ve yatırım kredisi imkanı sunuluyor. Başlıca avantaj, KGF kefaletiyle teminat sorununu aşmak. Şimdi düşük skorlu şirketlerin notunu yükseltecek yatırımları desteklemek için çalışıyoruz. Finansman imkanı sunarken veri hazırlamanın yükünü de azaltmalıyız. </p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #169179;">Emisyon düştü, peki şirket gerçekten dönüştü mü?</span></h2>
<p>Dönüşümde raporlamanın rolü de zirvenin gündemindeydi. “Raporlama: Bürokrasi mi rekabet aracı mı?” bölümünde, raporların bütçe ve yatırım kararlarıyla bağı, emisyon düşüşünün arkasındaki nedenler, verinin sorumluluğu ve açıklanan hedeflerin takibi ele alındı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8eae764b75-1789455079.png" alt="" width="800" height="493" />ESCARUS GENEL MÜDÜRÜ DR. KUBİLAY KAVAK:</p>
<p><strong>İşinin geleceğini düşünen, zorunluluk gelmeden harekete geçiyor</strong></p>
<p>■ Bir şirketin sürdürülebilirliği benimsediğini anlamak için bu işe kaynak ayırıp ayırmadığına bakıyorum. Arkasında iş ve bütçe yoksa 200 sayfalık rapor bir şey söylemiyor. Sürdürülebilirliği sosyal yardımla karıştıran yaklaşım da sürüyor. KOBİ’leri ise kısaltmalarla bunaltıyoruz. “Karbonunu hesapladın mı?” diye başlamak yerine ellerindeki atık, çalışan ve diğer kayıtlardan ilerleyebiliriz. Veri sorunu büyük kuruluşlarda da var. Bir finans kuruluşunun şubesinden 12 aylık elektrik tüketimini kilovatsaat olarak bir ay boyunca alamadık. Ödenen tutar biliniyor ama tüketim izlenmiyor. Buna karşılık, yükümlülüğü olmadığı halde Afrika’dan aldığı hammaddeler için ormansızlaşmaya ilişkin sertifikasyon hazırlığı yapan şirket de var. İşinin geleceğini düşünen, zorunluluk gelmeden harekete geçiyor.</p>
<p>ERTA KURUCUSU VE YÖNETİM KURULU BAŞKANI PROF. DR. GÜLER ARAS:</p>
<p><strong>Yönetimin kararını değiştirmeyen rapor, maliyet olarak kalır</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8ebea4ffc9-1789455338.jpg" alt="" width="150" height="167" /></strong>■ Rapor yönetim kurulunun kararlarına girdi sağlamıyorsa maliyet olarak kalır. Risklerin yönetimi, fırsatların değerlendirilmesi ve yatırımların yönü raporlama sürecinde tartışılmalı. Rekabet avantajı bilgiyi toplamakla değil, o bilgiyle işi geliştirmekle oluşuyor. Hedef açıklamak hesap verme sorumluluğu da getiriyor. Emisyon azaltımı, eğitim veya teknoloji yatırımı taahhüdünün ne kadarını gerçekleştirdiğinizi sonraki raporda göstermelisiniz. KOBİ’ler için daha sade bir yapı gerekli. Kapsamlı rapor hazırlamasalar da bankanın ve büyük alıcının istediği bilgiyi sunabilecek kayıt düzenleri olmalı. Proje hazırlama kapasitemiz de eksik. Finansman imkanı açıldığında projeye o gün başlayamazsınız; veri ve ön çalışma hazır olmalı. Kaynak kadar o kaynaktan yararlanabilecek proje üretme kültürünü de geliştirmeliyiz.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>FORVIS MAZARS CEO’SU VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ELÇİSİ DR. İZEL LEVİ COŞKUN</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8ec5e30885-1789455454.png" alt="" width="188" height="212" /><strong>İklim hedefi bütün şirketin sorumluluğu olmalı</strong></p>
<p>■ İklim taahhüdünün strateji, ölçülebilir hedefler ve bütçeyle bağlantısına bakıyorum. Ayrılan para kadar zaman ve emek de önemli. Hedefe ulaşmak için kim çalışacak, hangi kaynak kullanılacak? Gerçek bir yol haritasında engellerle karşılaşabilirsiniz ancak bunları şeffafça açıklamalısınız. İmaj için hedef verip sonradan uzaklaşmakla, çalışırken yaşanan güçlükleri anlatmak aynı şey değil. Sürdürülebilirlik ayrı bir ekibin üzerinde kalamaz. Üst yönetim, insan kaynakları, risk, uyum ve satın alma birlikte karar almalı, hedefler çalışanların performans değerlendirmelerine yansımalı. Bir birimden sonuç beklerken diğer birimlerin kararları başka yönde ilerlememeli. Verilen sözlerin bütçeye ve yapılan işlere yansıyıp yansımadığını denetleyebilmeliyiz.</p>
<p>EY TÜRKİYE ŞİRKET ORTAĞI VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK HİZMETLERİ LİDERİ ECE SEVİN:</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8ecb936f0f-1789455545.png" alt="" width="200" height="209" /><strong>Su riskini yazıyorsunuz, finansal planda etkisi nerede?</strong></p>
<p>■ Emisyon düşüşünün nedenini sorgulamalıyız. Verimlilik mi sağlandı, üretim mi azaldı, iş dışarıya mı yaptırıldı? Raporda su kıtlığı riskini anlatıyorsanız maliyetlere ve yatırımlara etkisini de göstermelisiniz. Finansal planda karşılığı yoksa arada kopukluk vardır. Verinin sorumlusu ve kontrol süreci de belli olmalı, bu düzen kurulmadan yazılım almak sorunu çözmez. Yöneticilere üç önerim var: Sorumluluğu tek kişiye bırakmayın; bütçe ve üretim kararları başka birimlerdeyken sonucu yalnızca sürdürülebilirlik yöneticisinden beklemeyin. Veriyi yıl sonunda değil, aylık veya üç aylık izleyin. Yeni tesis ve makine yatırımlarını su riski, düşük karbonlu ürün talebi ve şirket hedefleriyle birlikte değerlendirin.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/rotayi-belirleyecek-5-adim-87491</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/1/1280x720/46-1789455733.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ Gazetesi ve TÜRKONFED’in düzenlediği “COP31’e Doğru İş Dünyası İçin Net Konuşalım” Zirvesi’nde iş dünyasının dönüşümü hızlandırması için 5 kritik adım öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/buyukbas-besi-ureticileri-zarardayiz-kuculuyoruz-87480</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyükbaş besi üreticileri: Zarardayız, küçülüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Kırmızı ette besici maliyetleri ile kesimhane fiyatları arasında fark giderek açılıyor. Son bir yıldır bölgesel savaşlar nedeniyle tedarik zincirinde yaşanan aksamaların başta akaryakıt olmak üzere yem, saman işçilik maliyetlerini arttığını vurgulayan büyükbaş hayvan besicileri, buna karşın kombine kesim ücretlerinin artmamasından şikâyetçi. Ege, Akdeniz, Marmara, İç Anadolu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerindeki kombina ve kesimhane verilerine göre, kombine ile besici fiyatı arasında ortalama 50-70 lira farkı var. Besicilerin büyükbaşta 640 lira kilogram maliyetine karşın kombine kesim ücretleri bölgelere göre 575 ila 590 lira arasında değişiyor. Mevcut kesim fiyatlarının artan üretim maliyetlerini karşılamadığını ve üretimin giderek daha zor hale geldiğini belirten Güven Hayvancılık sahibi Güven Oktay, yem, saman ve akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşılık hayvan kesim fiyatlarının düşük kaldığını söyledi.</p>
<h2>Kilo başına 50 lira zarar</h2>
<p>Yaklaşık 30 yıldır besicilik yaptığını vurgulayan Oktay, besiciliğin kârlı olmayı bırakın, mevcut haliyle işletmenin devamlılığını sağlamak açısından dahi zorlaştığını ifade ederek, “Yem, saman ve yakıt pahalı, hayvan kesimi ise ucuz. Hayvanın kilosunun 630-640 liraya kesilmesi gerekiyor ki besicilik kâr etmeyi bırak, en azından kendisini kurtarsın. Şu anda besicilerin tamamı kilo başına en az 50 lira zararına çalışıyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8df62d1566-1789452130.png" alt="" width="654" height="282" />İstanbul Arnavutköy’deki besihanesinde geçen yıl 50 dana beslediğini, bu yıl ise hayvan sayısını 42'ye düşürerek yaklaşık yüzde 20 küçüldüğünü vurgulayan Oktay, “Maliyetler her geçen gün artıyor. Yemin torbasına daha dün 50 lira zam geldi. İki yıl sonra kurbanlık olacak bir hayvan bize kilosu 700 liraya geliyor. Buna karşılık hayvanı 560, 575 veya 590 liradan, illere göre farklı fiyatlarla kestiriyoruz. Yani zarar ediyoruz. Gittikçe küçülüyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Böyle giderse hayvancılığı bırakacağız </h2>
<p>Hayvancılık desteklerinin büyük işletmelere daha fazla yöneldiğini, küçük üreticilerin ise ayakta kalmakta zorlandığını söyleyen Oktay, “Tekirdağ'ın Saray ilçesindeki 200 başlık çiftliğim şu anda boş. Mevcut maliyetlerle hayvan alıp beslemek sürdürülebilir olmaktan çıktı. Şu an pazarda canlı kilosu 700 liradan hayvan satılıyor. Alıp ahıra koysan, çoban tutacaksın, yem masrafı var, diğer giderler var. Hepsi zarar. Çiğ süt fiyatları ile günlük tüketim harcamalarını karşılamıyor. 3 kilo süt satsan 1 bardak çay içiyorsun. Böyle giderse hepimiz bu işi bırakacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>İthal besiliklerin de cazibesi kalmadı </h2>
<p>Piyasadaki sorunun hayvan arzından ziyade üreticinin maliyetleri ve elde ettiği gelir arasındaki dengesizlik olduğunu ifade eden Oktay, besilik ithal hayvanların da eskisi kadar maliyet avantajı sağlamadığını, ithal Angus ile yerli hayvan arasındaki fiyat farkının da kapandığını söyledi. İthal hayvanın yaklaşık 427 TL/kg maliyetle getirildiğini kaydeden Oktay, “İthal hayvanla birlikte üstünde 20 kilodan fazla gübre geliyor. Gelen gübre ve diğer unsurlar da hesaba katıldığında maliyeti yaklaşık yerli hayvanla eşdeğer oluyor. Bazı besiciler bu nedenle Angus almaktan vazgeçerek Kars'tan yerli dana almaya başladılar. Kesimde de yerli hayvana göre ithal hayvan 20-30 lira daha düşük fiyata gidiyor. Bizim hayvanımız 560 liraysa Angus 530, hatta 520 liraya kesiliyor” dedi.</p>
<h2>Sonbahar ve kış fiyatlar dengeye oturur </h2>
<p>Dana karkas fiyatları, 2025 yılı Kasım ayında yaşanan spekülatif fiyat hareketleri ve arz kısıtlarının etkisiyle 480 TL/ kg bandından kısa sürede 620–630 TL/kg seviyelerine yükseldiğini kaydeden Ulusal Kırmızı Et Üreticileri Konseyi (UKON) Başkanı Ahmet Hacıince, 2026 yılı başından itibaren ise 570-600 lira bandında dalgalandığını söyledi.</p>
<p>Et ve Süt Kurumu’nca yürütülen regülasyon faaliyetlerinin etkisiyle dana kesim fiyatlarının istikrarlı bir seyir izlemeye başladığını vurgulayan Hacıince şöyle devam etti; “Kuzu kesim fiyatları ile dana kesim fiyatları arasındaki fark arz kaynaklı. Kurban Bayramı döneminde gerçekleşen yoğun küçükbaş kesimleri ve yaz aylarında artan talep fiyatları yukarı yönde taşıdı. Kuzu karkas fiyatı istikrarlı bir seyir izleyerek 491 liradan 630 liraya yükseldi. Bu mevsimsel hareket, her yıl aynı dönemlerde benzer şekilde tekrarlanan bir döngü. Okulların açılmasıyla birlikte iç turizm hareketliliğinin ve yaz dönemine bağlı küçükbaş eti talebinin azalmasını bekliyoruz. Aynı dönemde mera ve yaylalardaki hayvanların yerleşim yerlerine dönerek pazara ve kesime sevk edilmesiyle birlikte arzın da artacağını öngörüyorum.”</p>
<h2>Kuzu karkasında fiyat farkını talep, mevsim ve üretim belirliyor </h2>
<p>İç ve dış turizmin yoğun olduğu Marmara, Ege ve Karadeniz bölgelerinde özellikle yaz döneminde küçükbaş etine yönelik tüketimin artması, bölgesel fiyatları yukarı taşıdığını vurgulayan Hacıince, ayrıca Marmara ve Ege’de yetiştirilen kuzuların, ırk özellikleri nedeniyle sofralık tüketimde daha fazla tercih edilmesi de bu bölgelerdeki fiyat oluşumunu etkilediğini kaydetti. Üretim tercihleri açısından ise özellikle Güneydoğu Anadolu’da hayvanlar daha uzun süre beside tutuluyor ve kuzu yerine ağırlıklı olarak toklu kesimi yapılıyor. Toklu karkasının kuzu karkasından farklı bir ürün grubu olarak fiyatlanması, bu bölgede kayda geçen kesim fiyatlarının daha düşük görünmesine neden oluyor. İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da turizm kaynaklı talep baskısının daha sınırlı olması da bölgesel fiyat farkını artırıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Son 1 yılda kesim fiyatı danada 119, kuzuda 138,7 lira arttı</span></h2>
<p>Ulusal Kırmızı Et Konseyi'nin (UKON) verilerine göre, son bir yılda dana kesim fiyatında inişli çıkışlı bir grafik, kuzu kesim fiyatında ise istikrarlı bir yükseliş hâkim. Son 1 yılda Dana kesim fiyatı kilo başına 119 lira, kuzu kesim fiyatı da 138,7 lira attı. Türkiye’nin 7 bölgesinde bulunan kombine kesim fiyatlarının ortalamasına göre, 4 Eylül 2025'te 465,80 TL/kg olan dana kesim fiyatında Ocak 2026’dan itibaren inişli çıkışlı bir grafik var. 8 Ocak’ta 587,19 TL/kg seviyesinde bulunan dana kesim fiyatı Mart’ta 612 TL/kg ile ilk 9 ayındaki en yüksek seviyesine çıktı. Ardından düşüşe geçerek 16 Temmuz'da 570 TL/kg seviyesine kadar geriledikten sonra toparlanarak 10 Eylül’de 584,95 liraya yükseldi. Şu anki kesim fiyatı 8 Ocak’taki fiyatın 2,24 lira gerisinde. Kuzu kesim fiyatında ise istikrarlı bir yükseliş hakim. 4 Eylül 2025’te 491,46 lira olan kuzu kesim fiyatı son 1 yılda 130,7 lira artarak 10 Eylül’de 622,14 liraya çıktı. Yılın ilk dokuz ayında ise 70,5 lira artış var. 8 Ocak’ta 522,94 lira olan kuzu kesim fiyatı, 10 Eylül’de 622,14 liraya çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/buyukbas-besi-ureticileri-zarardayiz-kuculuyoruz-87480</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/buyukbas.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yem, saman ve akaryakıtta artan maliyetlere karşılık kesim fiyatlarının yetersiz kaldığını belirten besiciler, zararına üretim yaptıklarını ve sürülerini küçülttüklerini bildiriyor. 7 bölgenin ortalama verilerine göre dana kesim fiyatı yılbaşından bu yana yalnızca yüzde 0,5 civarında yükseldi. Kuzu kesim fiyatı ise aynı dönemde yüzde 13,9 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ekmek-fiyatina-enflasyona-endeksli-cozum-formulu-87478</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekmek fiyatına enflasyona endeksli çözüm formülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Artan hammadde ve enerji maliyetleri ekmek üreticilerinin fiyat tarifesinin belirlenme yöntemine ilişkin yeni bir model önermesine neden oldu.</p>
<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Ekmek, Un ve Unlu Mamuller Meslek Komitesi Üyesi ve Meclis Başkan Yardımcısı Selim Şimşek, mevcut tarife sisteminin hem sektör hem de kamu açısından bürokratik yük oluşturduğunu belirterek, ekmek tarifesinin enflasyona endekslenmesini istedi. Ekmek üretiminde yaklaşık 40 farklı girdinin kullanıldığını anlatan Şimşek, bu girdilerin tamamına yakınının fiyatının serbest piyasa koşullarında oluştuğunu, buna karşın nihai ürün olan ekmeğin azami fiyat tarifesine tabi olduğunu söyledi. Maliyetlerdeki değişim nedeniyle yılda iki, bazı dönemlerde üç kez yeni tarife ihtiyacı doğduğunu ifade eden Şimşek, “Hammadde girdilerinin ve enerji maliyetlerinin artması neticesinde yılda en az iki veya üç defa yeni fiyat tarifesi yapma zorunluluğumuz oluyor. Yaklaşık 40’a yakın girdimiz var. Bunların tamamının fiyatı serbest piyasa koşullarında belirleniyor. Ancak nihai ürün olan ekmek tarifeye bağlı” dedi.</p>
<h2>Bürokrasiyle uğraşmaya gerek kalmasın </h2>
<p>Tarife değişikliklerinde yaşanan sürecin odayı, sektör temsilcilerini ve kamu kurumlarını yorduğunu belirten Şimşek, bunun yerine otomatik bir fiyatlama mekanizması oluşturulmasını önerdi. Şimşek, “Yıllık enflasyon rakamları zaten açıklanıyor. Bu bürokrasiyle uğraşmaya gerek kalmadan yılda üç, dört veya iki defa, ilgili bakanlığımız nasıl takdir ederse enflasyon oranında ekmek tarifesinin belirlenmesini talep ediyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Yeni tarife çalışmaları başladı </h2>
<p>Şimşek aynı zamanda yeni bir tarife çalışmasının da başladığını açıkladı. Sektörden gelen fiyat talebinin meslek komitesinin son toplantısında ele alındığını belirten Şimşek, “Yeni bir sahadan gelen fiyat talebini komitemizde görüştük ve karara bağladık. Hazırlıkların ardından muhtemelen en kısa sürede yönetim kurulumuza gelecek” dedi. Fiyat değişikliklerini “zam” olarak nitelendirmek istemediklerini söyleyen Şimşek, maliyetlerdeki yükseliş nedeniyle yapılan işlemi “fiyat ayarlaması” olarak değerlendirdiklerini ifade etti.</p>
<h2>Ruhsatsız fırınlar denetlensin </h2>
<p>Şimşek, sektörün önemli sorunlarından birinin de ruhsatsız fırınlar olduğunu belirterek, bu işletmelerin yasal faaliyet gösteren fırınların kapasite kullanımını düşürdüğünü ve maliyetlerini yükselttiğini söyledi. İstanbul Valiliği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi aracılığıyla ruhsatsız fırınların daha etkin denetlenmesini ve gerekli durumlarda kapatılmasını talep ettiklerini aktardı. Yeni fırınların açılmasının da bölgedeki ihtiyaç ve mevcut üretim kapasitesine göre planlanmasını isteyen Şimşek, ruhsat verilmeden önce fizibilite çalışması yapılması gerektiğini dile getirdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Zincir marketlerde yüzde 5 iade kaldırılsın"</span></h2>
<p>Zincir marketlerdeki ekmek iadelerine de dikkat çeken Şimşek, yüzde 5’e kadar olan iade uygulamasının kaldırılmasını istedi. İade miktarlarının önemli boyutlara ulaştığını belirten Şimşek, oranın sıfırlanmasının ekmek israfını azaltacağını ve üretim-tüketim planlamasını iyileştireceğini söyledi. Şimşek, işletmede masa bulunması halinde paket ekmek satışında KDV’nin yüzde 10 olarak değerlendirilmesine de itiraz etti. Müşterinin herhangi bir hizmet almadan tezgahtan satın alıp götürdüğü ekmekte KDV’nin yüzde 1 olması gerektiğini belirten Şimşek, masası olan ve olmayan fırınlar arasında farklı uygulamanın haksız rekabete yol açtığını savundu. Kentsel dönüşüme giren binalardaki fırınların ruhsat haklarının yeni binada korunmasını isteyen Şimşek, sektörde giderek büyüyen eleman açığı için de meslek liselerinde ekmekçilik ve unlu mamuller bölümlerinin açılması çağrısında bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ekmek-fiyatina-enflasyona-endeksli-cozum-formulu-87478</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/ekmek.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekmek tarifesinin enflasyona endekslenmesini talep eden İTO Ekmek, Un ve Unlu Mamuller Meslek Komitesi Üyesi ve Meclis Başkan Yardımcısı Selim Şimşek, &quot;Yaklaşık 40’a yakın girdimiz var. Bunların tamamının fiyatı serbest piyasa koşullarında belirleniyor. Ancak nihai ürün olan ekmek tarifeye bağlı.” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/program-doneminde-uretimi-en-fazla-dusen-sektor-ayakkabi-oldu-87476</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Program döneminde üretimi en fazla düşen sektör ayakkabı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8dc5fb8a2b-1789451359.png" alt="" width="233" height="111" /></p>
<p>TÜİK, 2025 yılı toplu istatistiklerine yayımladı. 2025 ve önceki birkaç yılın verilerini kapsayan bu istatistikler, esas itibariyle “enflasyonla mücadele programı” dönemini kapsıyor denilebilir. Bilindiği gibi program, 2023 yılı mayıs – haziran döneminde başlamıştı. Halen yürürlükte, 2026 itibariyle sonuçlarını TÜİK’in yayın periyoduna göre 2027 yılı ikinci yarısında görebileceğiz. Elimizde 2,5 yılı tamamen program dönemi olmak üzere 3 yıllık sonuçlar var. Bu sonuçlara göre program döneminde üretiminde en büyük kayıp sektör (sayası deri) ayakkabı olmuş. 2025’te, 2023’e göre sektördeki üretim kaybı yüzde 41,6 düzeyinde. TÜİK tablosunda bütün sektörler yer almıyor. Örneğin tekstil ve hazır giyim yok. Sadece halı sektörü üretim rakamları verilmiş. Seçilmiş 18 sektörün verilerine bakıldığında, ayakkabıdan sonra en büyük kayıp kayısı üretiminde olmuş. 2023 – 2025 döneminde üretiminde yüzde 21,9 kayıp yaşanmış. Kaybın büyüklüğüne göre üçüncü sırada kombi (%18,3), dördüncü sırada ev tipi buzdolabı (%16,6) ve beşinci sırada kabuksuz işlenmiş fındık (%12,9) var.</p>
<h2>Tarımdan 3 sektörün rakamları </h2>
<p>TÜİK’in 18 sektörü kapsayan tablosunda tarımdan 3 sektör yer alıyor; kayısı, kabuksuz fındık ve çay. Bu üç ürün grubunun 3’ünde de üretim kaybı olmuş. En büyük kayıp kayısıda. 2025’te üretimi, 2023’e göre yüzde 21,9 düşmüş. Kabuksuz fındıkta düşüş yüzde 12,9, çay üretimindeki düşüşte yüzde 10 düzeyinde gerçekleşmiş.</p>
<p>TÜİK tablosunda yer alan 18 sektörden 11’inin üretiminde düşüşler var. 7 sektörde ise ciddi üretim artışı olmuş. Bunların başında üretimi neredeyse ikiye katlanan tıbbi ilaçlar var. 2023 üretimi 19,6 milyar TL değerinde iken, 2024’te 28 milyar liralık üretim, 2025’te ise 39 milyar liralık üretim yapılmış. TÜİK tablosunda sadece ilaç üretimi değeri parasal (TL) rakamlarla verilmiş. Dolayısıyla sektörün “üretiminde en yüksek artış olan sektör” olarak gözükmesinin nedeni de esasta fiyatlama ayarlamalarından kaynaklanıyor. İEİS Genel Sekreteri Savaş Malkoç, bir açıklamasında, “2025 yılında gerçekleşen büyümenin temel kaynakları fiyat düzenlemesi, mevcut ürünlerin satış dağılımındaki değişim, yeni ilaç girişleri ve hacim artışı oldu. Değer bazındaki büyümede ilaç kuru düzenlemesinin etkisi belirleyici oldu” demiş.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8dc7563513-1789451381.png" alt="" width="742" height="474" /></p>
<h2>Deterjanda üretim artışı fason üretimden geldi </h2>
<p>Deterjanlar ve yıkama müstahzarları üretiminde 2023 – 2025 kıyasında yüzde 64,2 artış gerçekleşmiş. Sektör kaynaklarına göre bu artışın kaynağı “Avrupa’nın artan maliyetleri karşısında rekabet avantajı arayan birçok uluslararası markanın, rotasını Türkiye’deki fason (private label) üreticilere çevirmesi ve Türkiye’nin bu konuda merkeze dönüşmesi.” Bağımsız B2B Platformu’nun açıklamasına göre bu dönemde üretim hatlarına devasa teknoloji yatırımları, kapasiteyi ve sektör ihracatını tarihi zirvelere taşıdı. Özeti, deterjan üretimindeki artış, ilaçtaki gibi fiyatlama kaynaklı değil, gerçekten üretim artışından geliyor.</p>
<p>Üretiminde en yüksek artış olan üçüncü sektör hazır beton… Üretiminde yüzde 19’luk artış olmuş. Dezenflasyon programı döneminde 2023 – 2025 kıyasında üretiminde artış olan toplam 7 sektörün diğer dördü şunlar: Sigara, portland çimentosu, halı – kilim ve otomobil. Otomobil üretimindeki artış sadece yüzde 1 düzeyinde. Otomobil üretimi 3 yıllık erimde yerinde saymış denilebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/program-doneminde-uretimi-en-fazla-dusen-sektor-ayakkabi-oldu-87476</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/ayakkabi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Program döneminde üretimi en fazla düşen sektör ayakkabı oldu... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/petrol-ve-yapay-zeka-piyasayi-sikistirdi-87475</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol ve yapay zeka, piyasayı sıkıştırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8d9f31fe99-1789450739.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel piyasalar yeni haftaya iki ayrı cepheden gelen baskıyla başladı. Bir tarafta Ortadoğu’da arz riskinin yeniden büyümesiyle Brent petrol 108 dolar sınırına dayanırken, diğer tarafta yapay zeka sektörünün en güçlü isimlerinden gelen karamsar mesajlar teknoloji hisselerinde satışları tetikledi. Böylece yatırımcıların karşısına aynı anda hem “daha yüksek enflasyon ve faiz” hem de “daha düşük AI yatırımı” riski çıktı.</p>
<p>Petrol cephesindeki son gelişme, Körfez ülkeleri ile İran arasında Hürmüz Boğazı’nın geleceğini görüşmek üzere Umman’da yapılması planlanan toplantının ertelenmesi oldu. Görüşmenin ertelenmesi, bölgedeki tansiyonun düşürülebileceği beklentilerini zayıflatırken, Suudi Arabistan’ın insansız hava aracı saldırısı sonrası Doğu-Batı petrol boru hattını kapatması arz endişelerini daha da büyüttü. Brent dün yüzde 3’e yakın yükselerek 107-108 dolar bandına çıktı. WTI petrolü de 105 doları geçti.</p>
<h2>Borsaları sarsıyor </h2>
<p>Petrol fiyatlarındaki çıkış hisse senedi piyasalarında düşüş getiriyor. Zira, petrolün geldiği seviyeler üzerinde kalması ise yalnızca enerji şirketlerini ilgilendirmiyor. Yakıt maliyetlerindeki yükseliş taşımacılıktan sanayiye, havacılıktan gıda üretimine kadar geniş bir alanda maliyetleri artırıyor. ABD’de ağustos üretici fiyatlarının yıllık artışının yüzde 5,4’e çıkması da enerji şokunun enflasyon üzerindeki etkisini yeniden gündeme taşıdı.</p>
<h2>Tahvil faizi yüzde 5’e dayandı </h2>
<p>Petrolün yeniden yükselişe geçmesi ayrıca merkez bankalarının faiz indirimi beklentilerini de zayıflatıyor. ABD 10 yıllık Hazine tahvilinin getirisi yüzde 4,98 ile 2023’ten bu yana en yüksek seviyelerine yaklaşırken, piyasalar Fed’in bu hafta 25 baz puanlık faiz artırımına gitme ihtimalini yüzde 80’in üzerinde fiyatlıyor. Yüksek petrol enflasyonu artırarak faizleri yukarı iterken, yüksek tahvil getirileri de hisse senetlerinin cazibesini azaltıyor.</p>
<p>Diğer yandan petrolün yarattığı “daha yüksek enflasyon- daha yüksek faiz” baskısına, AI cephesinden “daha yavaş yatırım ve daha düşük büyüme” endişesi ekleniyor. Petrol yükselirse enflasyon ve faiz baskısı büyüyecek; AI yatırımları yavaşlarsa büyüme ve şirket kârları sorgulanacak. İki riskin aynı anda güçlenmesi ise yatırımcıları daha savunmacı pozisyonlara itiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KÜRESEL ARZIN YÜZDE 4’Ü TEHLİKEDE</span></h2>
<p>Piyasanın asıl korkusu ise fiyatın geldiği seviyeden çok, arz kesintisinin ne kadar süreceği. Reuters kaynaklarına göre Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’deki Yanbu limanına petrol taşıyan Doğu- Batı hattı yeniden çalışmazsa, ülkedeki ihracat stokları yalnızca 5-7 gün yetecek. Hat yaklaşık 4 milyon varil/gün petrol taşıyor; bu miktar küresel arzın yaklaşık yüzde 4’üne denk geliyor. Dolayısıyla hattın birkaç gün içinde devreye alınamaması, piyasadan küresel arzın yüzde 4’üne kadarının çekilmesi riskini doğuruyor. Suudi Arabistan’ın üretimi de savaş öncesindeki seviyelerden ciddi biçimde gerilemiş durumda. Riyad’ın OPEC’e bildirdiği verilere göre üretim, şubat ayındaki 10,9 milyon varil/günden ağustosta 6,2 milyon varil/ güne kadar geriledi. IEA da küresel petrol arzının bu yıl günlük 5,7 milyon varil, yani yaklaşık yüzde 6 azalabileceği uyarısında bulunuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">AI PATRONLARINDAN “YAVAŞLAYIN” ÇAĞRISI</span></h2>
<p>Yapay zeka cephesinden gelen mesajlar piyasadaki ikinci büyük endişeyi oluşturdu. Anthropic CEO’su Dario Amodei, yapay zeka modellerinin geliştirilme hızının yavaşlatılması çağrısında bulundu. Amodei, yapay zekânın kötüye kullanımına ve güvenlik risklerine ilişkin kaygıların arttığını belirterek daha fazla zaman kazanılması gerektiğini savundu. Çağrıya OpenAI CEO’su Sam Altman ve xAI’nin sahibi Elon Musk da destek verdi. Altman ayrıca OpenAI’ın bu yıl halka arz planını güvenlik gerekçeleriyle erteledi. Bunun ilk yansıması Asya’da görüldü. SoftBank yüzde 10’un üzerinde gerilerken, SK Hynix, Samsung Electronics, Kioxia ve TSMC gibi AI tedarik zincirinin önemli oyuncularında sert kayıplar yaşandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/petrol-ve-yapay-zeka-piyasayi-sikistirdi-87475</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/5/1280x720/68-1789451008.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz diplomasisinin yeniden ertelenmesi ve Suudi Arabistan’ın kritik petrol boru hattını kapatması Brent’i 108 dolara taşırken, yapay zeka sektörünün üç önemli isminin “gelişimi yavaşlatma” çağrısı teknoloji hisselerinde satış dalgası yarattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yolcu-sayisi-10-milyonu-buldu-yabanci-payi-266-puan-yukseldi-87474</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yolcu sayısı 10 milyonu buldu, yabancı payı 2,66 puan yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi geçtiğimiz haftayı %4,88 yükselişle tamamlarken, yabancılar adeta endeksi ortadan ikiye böldü; 15 hissede alım yaparken diğer 15’inde sattılar. Kamu hisselerinde rotasyon sürdü. THY, Türk Telekom ve Türk Altın’ı alıp; Aselsan Vakıfbank ve Emlak Konut’u sattılar.</strong></p>
<p>BIST 30 Endeksi yaklaşık 1,5 aydır yukarı yönlü eğilimini sürdürüyor. Bir önceki hafta yabancıların satış ağırlıklı işlemler yaptığı endeks hisselerinde, geçtiğimiz hafta alıma döndüler. İşlemleri kamu hisselerinde ağırlık bulurken, havacılık, telekomünikasyon ve sanayide yoğunlaştıkları gözlendi. Erdemir, Kardemir D ve Turkcell 5 gün kesintisiz yabancı girişi yaşadı; Astor Enerji, Emlak Konut ve Petkim’de ise satış tarafında durdular. Veriler yabancı fonların hisselerde kalıcı pozisyon almak yerine kısa süreli dalgalanmalardan yararlandıklarını işaret ediyor.</p>
<h2>THY’de alıma döndüler</h2>
<p>Yabancılar THY hissesinde paylarını 2,66 puan artırıp %23,8 seviyesine çıkardı. Şirket ağustos ayında yolcu sayısını %5,6 büyüterek 10 milyona yükseltti. İstanbul Havalimanı’nda günlük 1.787 uçuşla kırılan tüm zamanların rekoru, hisseye yönelik yabancı ilgisini artırmış görünüyor. İstanbul Havalimanında 4. ana pistinde çalışmalar ise son aşamaya geldi. Türk Telekom’da paylarını 2,61 puan artırarak %35,41’e çıkaran yabancılar, dört gün boyunca alım tarafında yer aldı. Firma, sahip olduğu gayrimenkul portföyünü değerlendirme kararı aldı; taşınmazlar daha verimli değerlendirmek adına alternatifler üzerinde çalışıyor. Yılın ilk yarısında gelirini %9 artıran şirket, yıl sonu büyüme öngörüsünü %8’e çekti.</p>
<h2>Fidelity Magellan sattı</h2>
<p>Astor Enerji hissesinde yabancılar 1,53 puan satış yaparak paylarını %63,65’e indirdi. Bir zamanlar ünlü fon yöneticisi Peter Lynch’ın da görev aldığı Fidelity Magellan fonu, 31 Ağustos günü yaptığı satışlarla payını %8,76’dan %4,39’a indirdi. Astor, 97,9 milyon dolarlık yeni bir sözleşme imzalasa da BIST 30 hisseleri içinde %2,81 kayıpla geçtiğimiz hafta düşen tek hisse oldu.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8d9696a425-1789450601.png" alt="" width="999" height="550" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>GETİRİ ORANI MI, RİSK ORANI MI?</strong></p>
<p><strong>Getiri oranı;</strong> performans ölçümü, hedef uyumu, motivasyon, karşılaştırma. Risk körlüğü, geçmişe bağımlılık, psikolojik tuzak, istikrarsızlık.</p>
<p><strong>Risk oranı;</strong> güvenlik, sürdürülebilir büyüme, bilinçli dağılım. Getiri törpüsü, karmaşıklık, aşırı temkinlilik, dinamizm kaybı, öngörülemezlik.</p>
<p><strong>Belediyeden aldığı jeotermal kuyuları 10 yıl sonra projeden vazgeçerek iade etti</strong></p>
<p>Zorlu Enerji, Denizli’deki Jeotermal projesinden neden vazgeçti? ● Berk Tezel</p>
<p>Berk; Zorlu Enerji, 2016’da Denizli Belediyesinden ihale yoluyla aldığı Tekkehamam II Jeotermal Enerji projesini 2019’da dolaylı bağlı ortaklığına devretti. Geçtiğimiz haziran ayında yaptığı açıklamada ise projenin sona erdirildiğini belirterek kuyuların teslim sürecinin başlatıldığını duyurdu. Aradan geçen 10 senenin ardından projeden neden vazgeçildiğine dair açıklamada ek bir bilgi bulunmuyor. Ancak Çevre Bakanlığı’nın firmanın bir yıl boyunca açılacak ihalelere katılmasını yasaklaması, kamunun şirketi haklı görmediği anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Tuzla’daki arsanın kalanını aldı ve tam sahipliğe kavuştu. Proje için acele etmeyecek</strong></p>
<p>Körfez GMYO Tuzla’daki yeri aldığına göre inşaata hemen geçer mi? ● Hasan Kanar</p>
<p>Hasan; Körfez GMYO, Tuzla’daki 10.587 metrekarelik arsanın önemli kısmına sahip bulunurken, diğer ortaklara ait 1.159 metrekarelik kısmını 59 milyon TL’ye satın aldı. İşlemle birlikte arazinin tamamını mülkiyetine geçirmiş oldu. Ancak söz konusu alanın nasıl bir projeyle değerlendirileceği veya gelire ne zaman yansıyacağı hakkında herhangi bir açıklamada bulunmadı. Arsa mülkiyetinin tek elde toplanması, şirketin zarar yazdığı bu süreçte yeni projelerin önünü daha kolay açmasına imkan verse de, piyasanın normalleşmesini beklemesi şaşırtmamalı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>AOY fonu yabancı enerji hisselerine yatırımla bir yılda yüzde 48 yükseldi</strong></p>
<p>Ak Portföy’ün yönettiği Alternatif Enerji Yabancı Hisse Senedi Fonu (AOY), yılın ilk yarısında yükselen bir ivmeyle hareket etti. Haziranda test ettiği 0,43 TL’nin ardından yönünü aşağı çevirdi. Haziranda büyüklüğü 1,28 milyar TL’ye kadar çıkan fon, sonrasında daralan bir eğilim sergiledi. Eylülün ikinci haftasında hacmi 1,02 milyar TL’ye geriledi. Temmuzdan bu yana para çıkışı yaşanıyor. Eylülde çıkan nakit 22,8 milyon TL. Yatırımcı sayısı fiyattaki düşüşe bağlı olarak geriledi. Sayı şimdilerde 26.625 seviyesinde bulunurken, doluluk oranı %17,50. Temel stratejisi, fon varlıklarının yabancı yenilenebilir enerji şirketlerinde değerlendirmek. Portföyün %99’u yabancı hisse senetlerinden oluşuyor. Yeşil enerjiye yönelen yatırımcılara hitap ediyor. Son bir yılda %47,74 yükselişle endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Bulls Yatırım, piyasadan %42,98 bileşik faizle 700 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Bulls Yatırım, 11.09.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 700.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %39, bileşik faizi %42,98 olarak belirlendi. 175 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 05.03.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %18,69 düzeyinde. 11 Eylül itibarıyla TLREF %36,9 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Bulls Yatırım’ın verdiği %39 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 2,1 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFBLLY32712 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8d92b3bfdb-1789450539.png" alt="" width="970" height="243" /></strong><strong>TÜRK ALTIN</strong></p>
<p><strong>Tek tek varlıklar yerine varlıkları elinde tutan şirketi satın almaya karar verdi</strong></p>
<p>Türk Altın İşletmeleri, mayısta yaptığı açıklamayla toplam altı işletme ruhsatı ile Sındırgı’da faaliyet gösteren cevher işleme tesisini 69,9 milyon dolara almak üzere mutabakata vardığını duyurmuştu. Yaptığı yeni açıklamayla bu defa ilgili varlıkları doğrudan almak yerine bünyesinde bulunduran Sındırgı Maden İşletmeleri firmasının satın alınmasına karar verdiğini belirtti. Anlaşma kapsamında 69,9 milyon dolar olarak öngörülen işlem bedelinin, KDV ve vergiler dâhil toplam 65,5 milyon dolar olarak revize edildi. Şirket, Kaymaz tesisinde de kapasite artışına gidiyor.</p>
<p><strong>KOLEKSİYON MOBİLYA</strong></p>
<p><strong>Yeni bir otelin mobilya ve tefrişat işlerini alan şirket ilk yarıda zarar yazdı</strong></p>
<p>Koleksiyon Mobilya, yurt içinde turizm sektöründe yer alan kurumsal bir müşteriyle mobilya ve tefrişat üretim ve montajının gerçekleştirilmesine yönelik sözleşme imzaladı. Söz konusu anlaşmanın toplam bedeli KDV dahil 199,4 milyon TL olduğu belirtildi. Tutar şirketin yıllık gelirinin %7,12’si seviyesinde bulunuyor. Hacimli ve kurumsal odaklı iş bağlantısı, şirketin proje bazlı üretim kabiliyetlerini destekleyerek gelirini artırmasına olanak verecek. Yılın ilk yarısında satışlarını %13 düşüren firma esas faaliyetlerden zarar yazarken, dönem sonunda da zarar sürdü.</p>
<p><strong>HOROZ LOJİSTİK</strong></p>
<p><strong>Çerkezköy’de inşası süren entegre lojistik tesisini kademeli devreye alıyor</strong></p>
<p>Horoz Lojistik, yatırım programında yer alan ve çalışmalarının %80’i tamamlanan Çerkezköy entegre lojistik üssünü kısmi olarak hizmete alarak açılışını gerçekleştirdi. Tesis, 100 bin metrekare açık, 60 bin metrekare kapalı alanda üç farklı depolama biriminden oluşuyor. Toplam 25.900 palet ile günlük 250 bin sevkiyat kapasitesine sahip olacak. Açıklamada lojistik üssünün, firmanın e-ticaret lojistiği hedeflerini besleyeceği ifade ediliyor. Operasyonel hacmi genişleten yatırım, müşteri hizmet kalitesini artıracak. Horoz Lojistik, yılın ilk yarısında zarar açıkladı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Adel’in gücü çıkışa yetmedi. Ağustosun son haftası gelen satışlarla geriledi</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8d903c3887-1789450499.png" alt="" width="302" height="248" />Taban seviyesine yakın duran Adel’de fonlar hareketsiz kalmayı tercih ediyor. Düşen fiyat karşısında hisse sadece 2 fonun portföyünde yer alıyor. Fonların sahip olduğu toplam miktar sadece 4,8 bin lot seviyesinde. Miktar daha ziyade çeşitlilik niteliği taşıyor. Adel için öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hisseyi en fazla alan Azimut Portföy’ün BIY fonu. Söz konusu fon 3.795 lota sahip. Global MD Portföy’ün yönettiği GNH fonundaysa sadece 961 lot var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yolcu-sayisi-10-milyonu-buldu-yabanci-payi-266-puan-yukseldi-87474</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yolcu sayısı 10 milyonu buldu, yabancı payı 2,66 puan yükseldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/teknoloji/sifirinci-gun-acigini-bulma-yetenegi-yapay-zekayi-en-guclu-siber-saldirgan-haline-getirebilir-87473</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sıfırıncı Gün Açığı&#039;nı bulma yeteneği yapay zekayı en güçlü siber saldırgan haline getirebilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Dijital Dönüşüm ve Siber Güvenlik Derneği (DDSGD) tarafından yayımlanan çalışmada, son günlerde ağırlıklı tartışma konusu olan yapay zekanın siber saldırılarda hem saldırı, hem de savunma amaçlı olarak araç olarak kullanılmasının görünenden daha ciddi bir risk oluşturduğu vurgulandı.</p>
<p>DDSGD Başkanı Taner Çıtak tarafından hazırlanan çalışmada, ChatGPT’nin sahibi OpenAI şirketinin, yapay zekanın “Sıfırıncı Gün Açığı” olarak adlandırılan, yazılımın tasarımcıları, sahipleri tarafından bilinmeyen güvenlik açıklarını tespit edebildiğini duyurduğunu, bunun “otonom”, “otomatik” ve “makine hızında siber saldırı” anlamına geldiği kaydedildi.</p>
<p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6aa9016a6481c-1789460842.jpg" /></p>
<h2>Kritik siber yetenek eşiği aşıldı: Ertelenemez bir uyarı </h2>
<p>“Sıfırıncı Gün Açığını Bulan Yapay Zekâ: GPT-6 Astra ve Çift Kullanımın Gölgesindeki Tehlike” başlıklı çalışmada, yapay zekanın bu yeteneğe ulaşması ve bunun kullanımla ispatlanmasının “kritik siber yetenek eşiğinin aşılması ve ertelenemez bir uyarı yapılması gerektiği” şeklinde yorumlandı. Taner Çıtak çalışmasında, “Yapay zekâ alanında bir eşik daha aşıldı ve bu eşik, siber güvenlik dünyası için ciddi bir alarm anlamına geliyor. OpenAI, 3 Eylül 2026'da yeni modeli GPT-6 Astra'yı tanıttı ve bu modeli, kendi Hazırlıklılık Çerçevesi kapsamında Kritik siber güvenlik yetenek seviyesine ulaşan ilk sistemi olarak nitelendirdi. Bu tanım kulağa teknik bir ayrıntı gibi gelebilir; ancak arkasındaki gerçek, hepimizi yakından ilgilendiriyor: Bir yapay zekâ, artık daha önce bilinmeyen güvenlik açıklarını kendi başına bulabiliyor ve bunları istismar edecek yöntemler geliştirebiliyor” yorumunu yaptı.</p>
<h2>Güvenlik açığını bulması yanında, saldırıyı gerçekleştirme yeteneği var </h2>
<p>DDSGD tarafından yayınlanan çalışmada Taner Çıtak, bu yeteneğin “çift kullanımının” mümkün olduğunun görülmesiyle ağır bir tehlikenin ortaya çıktığını kaydetti. Yapay zekanın, bulduğu “sıfırıncı gün açığını” kullanarak sisteme saldırı yapma yollarını da geliştirebildiğinin ispatlandığını belirten Çıtak şunları kaydetti:</p>
<p>“Teoriden pratiğe: Saldırılar otomatikleşiyor. Bu tehdidin soyut bir gelecek senaryosu olmadığını, bugünün gerçeği olduğunu görmek için uzağa bakmaya gerek yok. Son dönemde belgelenen saldırı teknikleri, yapay zekânın saldırı tarafında nasıl kullanıldığını açıkça gösteriyor: Güvenlik araştırmacıları, çalınan yapay zekâ işlem kapasitesini bir "akıl yürütme motoru" olarak kullanan, operatör müdahalesi olmadan hedef tarama ve istismar üretebilen çerçeveler tespit etti. Bir vakada, otonom bir yapay zekâ ajanının dört otomatik adımda bir veri tabanını iki dakikadan kısa sürede sızdırdığı raporlandı. Saldırganlar, çalınan bulut kimlik bilgileriyle kurumların pahalı yapay zekâ servislerine erişip bunları kötüye kullanıyor. Kimlik bilgisi hırsızlığı (infostealer): Tarayıcıya kayıtlı parolaları çalan zararlı yazılımlar, bu saldırı zincirlerinin en yaygın başlangıç noktalarından biri olmaya devam ediyor.”</p>
<h2>Şirketin “kötü amaçlı kısmı kullandırmıyoruz” demesi yeterli değil </h2>
<p>Taner Çıtak çalışmasında OpenAI şirketinin ilgili yazılımın kamuya açık modelinde saldırı yapabilen yeteneklerinin bulunmadığını, güvenlik açığı bulma aracının sadece “daybreak” adı verilen denetime açık güvenlik şirketlerine verildiği açıklamasına işaret ederek, böyle olsa dahi, yapay zekanın bu yeteneğinin ortaya çıkmasının başkalarınca da geliştirilip-kullanılabileceği anlamına geldiğini vurguladı. Türkiye’nin bu nedenle riske karşı önlem alması gerektiğini belirten Çıtak, makine hızında, otonom bir saldırının ortaya çıktığı bir dönem bulunduğunu vurgulayarak, “Bu tablo karşısında atılması gereken adımlar açıktır: Kurumların yapay zekâ destekli savunma çözümlerine yatırım yapması, güvenlik açıklarını gecikmeden kapatan bir yama disiplinini kurumsallaştırması, bulut kimlik bilgilerini ve erişim anahtarlarını titizlikle koruması ve en önemlisi, çalışan farkındalığını sürekli canlı tutması gerekiyor. Zira en gelişmiş saldırı zincirleri dahi, çoğu zaman çalınan basit bir parolayla başlıyor” yorumunu yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/teknoloji/sifirinci-gun-acigini-bulma-yetenegi-yapay-zekayi-en-guclu-siber-saldirgan-haline-getirebilir-87473</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/1/1280x720/patron-yapay-zeka-1778219081.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital Dönüşüm ve Siber Güvenlik Derneği Başkanı Taner Çıtak&#039;ın hazırladığı çalışmada, OpenAI şirketinin, yapay zekanın “Sıfırıncı Gün Açığı” olarak adlandırılan, yazılımın tasarımcıları, sahipleri tarafından bilinmeyen güvenlik açıklarını tespit edebildiğini duyurduğunu, bunun “otonom”, “otomatik” ve “makine hızında siber saldırı” anlamına geldiği vurgulandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chp-temyizden-vazgecti-kurultayi-hizlandiracak-87472</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP temyizden vazgeçti kurultayı hızlandıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Sözcüsü Müslim Sari sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak, butlan davası ile ilgili temyiz başvurusunu geri çektiklerini açıkladı. Sarı, bu kararı, kurultayı bir an önce gerçekleştirmek için aldıklarını bildirdi.</p>
<p>Temyize taraf olan Özgür Özel ve arkadaşlarının partiden istifa ederek yeni bir parti kurmalarının, taraf olma durumlarını ortadan kaldırdığını belirten Sarı, başlayan olağan kurultay takvimi sebebiyle de bir an önce karara bağlanması gerektiğinin ortaya çıktığını bildirdi.</p>
<p>CHP yönetiminin temyiz başvurusundan feragat etmiş olması, davanın da sonuçlandığı anlamına gelmiyor. Çünkü Lütfi Savaş dahil kurultaya yönelik iptal başvurusunda bulunan kişilerin başvuruları halen bekliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chp-temyizden-vazgecti-kurultayi-hizlandiracak-87472</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/0/1280x720/chp-1780294034.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP temyizden vazgeçti kurultayı hızlandıracak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/degisen-dunyada-kitaplar-87471</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Değişen dünyada kitaplar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ şirketlerinin nadir kitapları yüksek miktarlarda satın alıp taradıktan sonra imha etmesi, kitabın binlerce yıllık serüveninde yeni ve düşündürücü bir döneme işaret ediyor. Basılı kitabın yerini e-kitap alırken, yapay zekânın öğrenmek için kitaplara duyduğu ihtiyaç, gelecekte “kitap” kavramının kendisini de değiştirecek gibi görünüyor.</strong></p>
<p><strong>Bir olay</strong></p>
<p>Olay, bir casus romanına benzemiş. Amerika’da “Nadir kitap” (Rare book) satan kitapçılar, birden olağandışı siparişler almaya başlamışlar. Her şeyden önce sipariş edilen kitapların sayısı anormal imiş... Bir kerede bir kaç, bilemedin en fazla 10, kitap yollamaya alışmış kitapçılar 100 ya da 200 kitabı nasıl paketleyeceklerini bile bilememişler. İstenen kitaplar arasında bir ilişki de yokmuş; örneğin, “Justice“, “Democracy“ ve “Today’s Turkey“. En gizemlisi de müşterilerin isimleri olmuş. İsimler, bir casus romanındaki takma isimler gibiymiş: Kırmızı Serçe Projesi (Red Sparrow Project), Mavi Saka Kuşu Projesi(Blue Finch Project), Yeşil Papağan Projesi (Green Parrot Project).</p>
<p>Sonunda bir kitapçı kadın işin peşine düşmüş. Madem karşı taraf casus gibi davranıyor, ben de casusluk yaparım demiş. İki kitabın kapakları arasına, kredi kartı büyüklüğünde elektronik izleme aygıtı (tracker) yerleştirmiş. Sonra da başlamış bilgisayardan izlemeye. Kitabın biri önce Ohio’daki bir depoya gitmiş. Oradan Addison, Illinois’teki bir sanayi kompleksine. Burada büyük ölçekli bir kitap tarama şirketi varmış. İkinci kitap da önce Kenosha, Wisconsin’e gitmiş. Oradan Las Vegas’taki bir adrese. Burada Amazon’un iki tesisi varmış. Buradan da Mexicali, Mexico’da bir geri-dönüşüm kâğıt üretim tesisine. Olay bu şekilde çözülmüş.</p>
<p>Kitapçılar olağandışı satış miktarları ile önce sevinmişler. Ama kitap imhası ile olayın nereye gittiğini, işlerinin sonunun yaklaştığını görünce üzülmüşler. Bir kitapçı durumu Charles Dickens’ın dizeleri ile özetlemiş: “Güzel bir gündü. Kötü bir gündü“ (It was a good day. It was a bad day).</p>
<p><strong>Yapay zeka ve kitaplar </strong></p>
<p> Artık bir sır değil. Yapay zekâ şirketleri (Örneğin, OpenAI’ın ChatGPT’si, Anthropic’nin Claude’u, Google’un Gemini’si) bu kitapları alıyor, tarıyor, dijital forma sokuyor ve sonra da basılı kitapları imha ediyorlarmış. Peki, yapay zekâ şirketleri bu dijital kitapları ne yapıyorlarmış? Bunları yapay zekâların “büyük dil modelleri“ni (large language models) eğitmek için kullanılıyormuş.</p>
<p>Yapay zekâ dil modeli, bir program. Bu program, dilin nasıl çalıştığını öngörmek için kitaplardan büyük miktarda metin ile eğitiliyor. Bu şekilde bir sözcük dizisinde gelecek sözcüğün ne olacağını tahmin etmeyi öğreniyor. Bunu milyarlarca defa yapınca dilbilgisi, stil, nedenleme kalıpları, bir soruyu cevaplamasını veya metin yazmasını öğreniyor.</p>
<p>Bu yapay zekâ şirketlerinden Anthropic, kitap taramayı ve imha etmeyi daha önce de yapmış ve başı da belaya girmiş. Korsan dijital kopya ve de satın aldığı kitapları yapay zekâsının lisan modelini eğitmek için kullanmış. Bazı yazarlar telif hakları için mahkemeye başvurmuş. Şirket bu yazarlarla 1,5 milyar dolar tazminat ödeyerek uzlaşmış. Geçen yıl bir Federal Yargıç, Anthropic’in satın alıp dijital forma döndürdüğü kitaplarda sorun olmadığı hükmüne varmış. Çünkü demiş imha edilen kitap sadece dijital form için kullanılıyor ve bu dijital kitaplar üretilip satılmıyor.</p>
<p>Kitapları taramada iki yöntem kullanılıyormuş: Tahripsiz ve tahripli. Tahripsiz taramada birisi kitabı alıyor, sayfalarını elle çevirip taratıyormuş. Tahriplide ise kitabın cildi giyotinle kesiliyor ve bir makine bu sayfaları daha hızlı biçimde tarıyormuş. Elon Musk, SpaceX AI modellerinde kitap taramalarında “nadir kitaplar“ için tahripsiz yöntemi kullandıklarını belirtmiş</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Yıllar önce üniversitede sınavda bir öğrenciyi akıllı telefonuyla Google kullanarak kopya çekerken yakalamıştım. Öğrenci kendini şöyle savunmuştu: “Sorunun cevabı Google’da varsa ben niye öğreneyim?“ Korkum o ki, öğrenmekten bu kadar çekinen birisine iş dünyasında ihtiyaç kalmayacak. Çünkü yapay zeka onun işlerini yapacak.</p>
<p>Kitabın geldiği son aşama e-kitap. Nerelerden gelmişiz buraya? Önce kulaktan kulağa geçermiş öyküler, olay sözelmiş. Sonra yazının icadı ile sözler kilden veya taştan tabletlere ya da bambulara yazılmış. Eski Mısır, Yunan ve Roma’da ise papirüsten yapılmış tomarlar kitap görevi görmüş. Orta Çağda parşömene yazılmış, ciltli el yazması kitaplar devreye girmiş. Gutenberg ile matbaanın icadı ve seri üretimi görüyoruz. Ciltsiz, karton kapaklı (Paperback) kitaplar ile kitap hacmi büyümüş. Son aşama e-kitap. Sesli kitap ile de kitap sanki işin taa başına gidiyor.</p>
<p>Kitaplığımda kitaplarım var. Her ne kadar kitabın yeri başka diyorsam da, artık kitapları elektronik tabletimden okuyorum. Çünkü pratik, taşıması kolay. Ataköy’den Kuzguncuk’a taşınıyorduk. Taşıma firmasının bir çalışanı son kitap kutusunu omuzlayıp merdivenlerden çıkmış, odaya getirmişti; alnından ter damlıyordu. “Sizin de kitap döküntünüz çokmuş; yordu“ demişti. Elektronik kitaplarla böyle bir sorun olmayacak.</p>
<p>Yapay zekâ firmaları basılı kitapları böyle yok ederse ve kitap basmanın maliyeti bu kadar artarsa, elektronik kitapların piyasayı kaplama alanı daha da artacak. İleriki yüzyıllarda basılı kitap bulmak için belki arkeolojik kazılar yapılacak. İlginç sahneler ortaya çıkacak. Örneğin, kazı bölgesinden bir ses yükselecek. “Buldum, buldum bir kitap buldum. Üstünde anayasa yazıyor. Sanki hiç kullanılmamış gibi, tertemiz“ Kazı heyetinden bir siyaset tarihçisi buna karşılık verecek: “Biliyorum, bir dönem gerçekten kullanılmamış, rafa kaldırılmış“.</p>
<p>Bakalım bu değişen dünyada daha neler göreceğiz?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/degisen-dunyada-kitaplar-87471</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Değişen dünyada kitaplar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-doyduk-da-bu-kadar-ac-kaldik-87470</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nasıl doyduk da bu kadar aç kaldık?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SERKAN SOYUER - </strong><strong>Sürdürülebilirlik Profesyoneli</strong></p>
<p>Gıda, insanlık tarihinin en temel ilişkisini temsil eder. Doğa ile kurulan bağın, emeğin ve kültürün kesişim noktasıdır. Ancak bu bağ, modern çağda derin bir kopuş yaşadı. Tarım artık doğayla uyumun değil, verimliliğin; yemek kültürü ise toplumsal dayanışmanın değil, tüketimin bir simgesi halinde. Bu dönüşümün tarihsel, kültürel ve sistemsel boyutları, farklı perspektiflerden ele alınmadıkça sürdürülebilirlik söylemi eksik kalır.</p>
<p>Üç kitaptan bahsedeceğim. Aslında yazımı bu üç kitap üzerinden sentezlemeye çalıştım.</p>
<p>Henaut ve Mitchell, <em>Lezzetli Fransa Tarihi</em> adlı kitabı. Kitap, tarihsel süreçte gıdanın bir kimlik ve güç göstergesi olarak nasıl kurulduğunu gösteriyor. Priscilla Mary Işın, <em>Avcılıktan Gurmeliğe</em> adlı kitabı. Kitap, gıdanın tarih boyunca doğayla kurulan ilişkinin aynası olduğunu anlatıyor. Michael Albert, <em>Mümkün Ütopya</em> adlı kitabı. Kitap, mevcut ekonomik düzenin bu ilişkinin sürdürülebilir biçimde devam etmesini engellediğini gözler önüne seriyor.</p>
<p><strong>Sofradan ideolojiye</strong></p>
<p>Henaut ve Mitchell, Fransa mutfağını ulusal bir kimliğin ve modernliğin kurucu unsuru olarak ele almakta. Onlara göre, Fransız mutfağının tarihi, Fransa’nın kendisini tanımlama biçiminin bir tarihi. Ancak bu durum yalnızca Fransızlara özgü değil. Neolitik çağdan itibaren birçok toplulukta gıdanın ve mutfağın toplumu tanımlayan kültürün önemli bir unsuru olduğu gözlemlenmekte. Bu perspektif, gıdanın yalnızca biyolojik değil, kültürel bir fenomen olduğunu hatırlatıyor. Ancak aynı zamanda, yemek kültürünün iktidar ilişkilerini yeniden ürettiğini de açığa çıkarmakta. Sofra, ulus inşasının sembolü haline gelirken, üretim sürecindeki eşitsizlikler ise görünmezleşiyor.</p>
<p>Bu durum, <em>Avcılıktan Gurmeliğe</em> adlı kitabın çizdiği tarihsel tabloyla birleştiğinde dikkat çekici bir sonuç doğuruyor: <strong>yemek, doğadan kopuşun hem göstergesi hem de gerekçesidir.</strong> Gıdanın kültürleşmesi, bir yandan anlam yaratırken, diğer yandan <strong>doğanın metalaştırılmasını</strong> normalleştirmiştir. Modern gastronomi, doğayla olan bağı “tat” üzerinden yeniden üretmekte; fakat bu tat, artık yerel toprağın değil, küresel piyasanın bir ürünü.</p>
<p><strong>Bereketten verimliliğe</strong></p>
<p>Priscilla Mary Işın’ın çalışması, insanın doğayla kurduğu ilişkinin tarih boyunca nasıl evrildiğini ortaya koyuyor. Avcılıktan tarıma geçiş, yalnızca bir üretim biçimi değişikliği değil, doğayı <strong>“kontrol edilebilir”</strong> bir varlık olarak yeniden tanımlama süreci aynı zamanda. Bu süreç, <em>Lezzetli Fransa Tarihi</em> kitabında tarif edilen kültürel inşayla birleştiğinde, modern gıda sisteminin derin yapısı daha da anlaşılır hale geliyor: <strong>doğanın tahakküm altına alınması, kültürel olarak meşrulaştırılmıştır.</strong></p>
<p>Verimlilik kavramı ise bu dönüşümün merkezinde. Endüstriyel tarım, <strong>bereketi </strong>değil <strong>çıktıyı </strong>ölçmekte. İnsan, toprağın döngüsünü değil, pazarın talebini izler. Böylece gıda üretimi, bir yaşam pratiği olmaktan çıkmış; ekonomik performansın göstergesine dönüşmüştür. <em>Avcılıktan Gurmeliğe </em>kitabının tarihsel perspektifi, sürdürülebilirliğin önündeki en büyük engelin teknik yetersizlik değil, <strong>tarihsel bir zihniyet mirası</strong> olduğunu düşündürüyor.</p>
<p><strong>Mümkün olanın Ütopyası</strong></p>
<p>Michael Albert, <em>Mümkün Ütopya</em> kitabıyla, bu zihniyet mirasını ekonomi politikalarının düzlemine taşıyor. Ona göre sürdürülemezlik, kapitalist üretim biçiminin yapısal bir sonucu. Gıda sistemleri, doğayı kaynak, emeği maliyet, tüketiciyi ise talep nesnesi olarak tanımlar. Albert, bu mekanizmayı dönüştürmenin yolunu “katılımcı ekonomi” modeliyle önermekte ve üretim, paylaşım ve tüketimin <strong>demokratikleşmesini</strong> savunmakta.</p>
<p>Bu öneri, <em>Lezzetli Fransa Tarihi</em> kitabının kültürel analizini ve<em> Avcılıktan Gurmeliğe</em> kitabının tarihsel sezgisini yeni bir etik çerçeveye taşıyor: <strong>Sürdürülebilirlik, yalnızca doğayla değil, birbirimizle kurduğumuz ilişki biçimiyle</strong> ilgilidir. Yani Albert’ın ütopyası, teknik bir çözüm değil; bir <strong>ilişki ontolojisi</strong> üzerine. Toprak, üretici, tüketici ve kültür, aynı ekosistemin aktörleri olarak yeniden düşünülmekte.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirliğin etik anatomisi</strong></p>
<p>Üç kitabın ortak noktası, sürdürülebilirliği salt çevresel değil, <strong>insani bir yeniden hatırlama pratiği</strong> olarak konumlandırması. Henaut’un kültürel perspektifi, gıdanın kimlik kurucu yönünü; Işın’ın tarihsel analizi, insan–doğa ilişkisinin dönüşümünü; Albert’ın ütopyası ise bu ikisini dönüştürecek etik zemini sunuyor.</p>
<p>Bu birleşim, gıdayı hem tarihsel hem kültürel hem de sistemsel bir bütünlük içinde anlamamızı sağlıyor. Sofralarımızın, üretim zincirlerimizin ve politikalarımızın ardında yatan ortak mesele ise şudur: <strong>Doğayı unuttukça kültürümüz zayıflar; kültür zayıfladıkça doğa tükenir.</strong></p>
<p>Sürdürebilme kavramının yalnızca teknik ya da çevresel değil, aynı zamanda <strong>etik, kültürel ve politik</strong> bir mesele olduğunu hatta bir <strong>hatırlama biçimi</strong> olduğunu görüyoruz. Toprakla kurulan ilişki, geçmişteki <strong>“bereket”</strong> anlayışını; sofra kültürü, bugünkü <strong>“paylaşma”</strong> biçimimizi; ütopya ise geleceğe dair <strong>“sorumluluk”</strong> duygumuzu temsil etmekte.</p>
<p>Dolayısıyla sürdürülebilirlik, sadece çevresel bir hedef değil; uygarlığın kendini yeniden anlamlandırabilme sürecidir aynı zamanda.</p>
<p>Belki de en doğru tanım şu cümlede saklıdır: <strong>“Toprağı korumak, aslında insanın kendisini hatırlamasıdır.”</strong></p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<ol>
<li>Henaut, S. &amp; Mitchell, J. <em>Lezzetli Fransa Tarihi </em>Yayın: Say Yayınları.</li>
<li>Işın, P. M. <em>Avcılıktan Gurmeliğe: Yemeğin Kültürel Tarihi</em>. Yayın: Yapı Kredi Yayınları.</li>
<li>Albert, M. <em>Mümkün Ütopya: Yaşanabilir Bir Toplum İçin Stratejiler</em>. Yayın: Kolektif Kitap.</li>
</ol>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-doyduk-da-bu-kadar-ac-kaldik-87470</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nasıl doyduk da bu kadar aç kaldık? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karsit-inceleme-yerine-87469</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Karşıt inceleme yerine…&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugün KDV iadesi denildiğinde yeminli mali müşavirlerin (YMM) önüne gelen en önemli işlerden birisi hiç şüphesiz karşıt inceleme sürecidir. İade raporunu hazırlayan YMM, mükellefin indirilecek KDV listesinde yer alan alımlarının önemli bir bölümünü alt firmalar nezdinde incelemek, tutanak düzenlemek veya usulüne uygun teyit almak durumundadır.</p>
<p>Esasen karşıt incelemenin amacı çok açık; iade veya mahsup edilecek KDV’nin gerçek ve doğru olup olmadığını tespit etmek, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanımını engellemek ve Hazineye haksız KDV iadesi yapılmasının önüne geçmek.</p>
<p>Ama bugün geldiğimiz noktada şu soruyu sormanın zamanı geldiğini düşünüyorum; <strong>Karşıt incelemeyi kağıttan elektronik ortama taşımak mı gerekiyor, yoksa artık karşıt incelemeyi tamamen kaldırıp yerine daha etkin bir sorumluluk ve risk analiz sistemi mi getirmek gerekiyor? </strong>Bence asıl tartışılması gereken konu tam olarak budur.</p>
<p><strong>Karşıt incelemenin mevzuattaki yeri;</strong></p>
<p>3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 12’nci maddesine göre YMM’ler yaptıkları tasdikin doğruluğundan sorumludurlar. Tasdikin doğru olmaması halinde ise tasdikin kapsamı ile sınırlı olmak üzere ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulurlar. Yani YMM’nin görevi sadece rapor yazmak, liste toplamak veya ekleri sisteme yüklemek değildir. YMM yaptığı tasdikin doğruluğu konusunda zaten kanundan gelen ciddi sorumluluk altındadır.</p>
<p>Karşıt incelemeye ilişkin esaslar yıllar içerisinde özellikle 20, 27, 29, 34 ve 41 Sıra No.lu Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliğleri ile şekillenmiştir.</p>
<p>27 Sıra No.lu Tebliğ’de karşıt incelemenin amacının tasdike konu işlemin gerçek mahiyetinin ortaya çıkarılması olduğu açıkça belirtilmiş, KDV iadesi tasdik işlemlerinde indirilecek KDV’nin %80 veya daha fazlasına tekabül eden mal ve hizmet alımları ile ilgili karşıt incelemelerin yapılması zorunlu tutulmuştur.</p>
<p>29 Sıra No.lu Tebliğ ile bu uygulamanın ayrıntıları geliştirilmiş, önceki dönemlerden taşınan iade yükünün bulunması halinde incelemenin bu dönemlere de sirayet edebileceği belirtilmiştir.</p>
<p>34 Sıra No.lu Tebliğ ise bana göre bu makalenin önerisinin temelini oluşturan çok önemli bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Buna göre KDV iadesi tasdik işlemlerinde karşıt incelemelerle, karşıt inceleme zorunluluğu dışında kalan bazı kurum ve kuruluşlardan yapılan alımlar da dahil olmak üzere %80 oranına ulaşılması yeterlidir. Hatta kalan %20’lik kısımda normal şartlarda karşıt inceleme sınırını aşan belgeler bulunsa dahi, sorumluluk YMM’ye ait olmak üzere %80 oranı ile yetinilebilmektedir. <strong>Dikkat edilirse mevzuatın kendi mantığında dahi esas güvence sadece tutanak değildir. Esas güvence YMM’nin yaptığı tasdik ve aldığı sorumluluktur.</strong></p>
<p><strong>2026 yılında karşıt inceleme elektronik ortama taşındı ama sorun daha da büyüdü</strong></p>
<p>24 Aralık 2025 tarihli ve 33117 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No.lu “Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarına Eklenen Karşıt İnceleme Tutanaklarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Tebliğ” ile karşıt inceleme tutanaklarının Dijital Vergi Dairesi üzerinden elektronik ortamda oluşturulması, onaylanması ve gönderilmesine ilişkin yeni sistem getirildi.</p>
<p>Sistem 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren ihtiyari olarak kullanılmaya başlanmış, 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren ise zorunlu olması öngörülmüştü.</p>
<p>Ancak uygulamaya ilişkin meslek camiasında yaşanan tartışmalar, teknik ve operasyonel güçlükler ile gelen talepler sonrasında 21 Ağustos 2026 tarihli ve 33347 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2 Sıra No.lu Tebliğ ile zorunlu uygulama tarihi 1 Ocak 2027’ye ertelendi.</p>
<p>Buraya kadar yapılan düzenleme elbette önemli. Kağıt ortamındaki bir sürecin elektronik sisteme taşınması arşivleme, imza, belge güvenliği ve veri standardı bakımından faydalı olabilir.</p>
<p>Fakat benim itirazım tam da burada başlıyor. GİB karşıt inceleme tutanağını kağıttan elektronik ortama taşımakla esas sorunu çözmüş oluyor mu? Bence HAYIR.</p>
<p><strong>Hatta cezai yaptırımı nedeniyle SMMM-YMM ile iade alan / teslimi yapan Mükellefler arasında ciddi problemlere yol açmış ve erteleme ile birlikte ihtilaflar daha da artmıştır. </strong> </p>
<p><strong>Sorun tutanağın kâğıt mı, elektronik mi olduğu değil</strong></p>
<p>Bir KDV iade dosyasında onlarca, bazen yüzlerce tedarikçi bulunabiliyor. Bu tedarikçilerin her birine ulaşılması, yetkili kişilerin tespiti, defter ve belgelerin kontrolü, imza/onay süreci, SMMM veya YMM ile yazışmalar, eksik bilgilerin tamamlanması ve tutanakların rapor ekine dönüştürülmesi ciddi bir zaman ve emek gerektiriyor.</p>
<p>Elektronik karşıt inceleme sistemi bu işlemlerin bir kısmını kolaylaştırabilir ama sürecin özündeki tekrarları ortadan kaldırmıyor. Çünkü bugün Gelir İdaresi Başkanlığının elinde geçmiş yıllarla kıyaslanamayacak ölçüde geniş elektronik veri bulunuyor.</p>
<p>E-Fatura, e-Arşiv Fatura, e-Defter, e-Beyanname, KDV beyannameleri, indirilecek KDV listeleri, yüklenilen KDV listeleri, gümrük verileri, vergi dairesi kayıtları, özel esas bilgileri ve diğer kamu kurumlarından alınan veriler zaten elektronik sistemlerde bulunmaktadır.</p>
<p>Dahası KDV İadesi Risk Analiz Sistemi (KDVİRA), Riskli İade Takip ve Analiz Programı (RİTAP) ve Makro Analiz Raporu gibi sistemlerle KDV iadesine ilişkin veriler çok sayıda otomatik sorgudan geçirilmektedir.</p>
<p>Gelir İdaresinin kendi açıklamalarında KDVİRA sistemi ile iade listeleri üzerinden manuel yapılan kontrollerin büyük bölümünün otomatik olarak yapıldığı, veri ambarındaki bilgiler kullanılarak risk analizlerinin gerçekleştirildiği ve haksız iadelerin önlenmesinin amaçlandığı ifade edilmektedir.</p>
<p>Ee, hal böyle iken; bir tarafta aynı faturayı, aynı mükellefi, aynı KDV beyannamesini ve aynı ticari zinciri elektronik ortamda görebilen bir Gelir İdaresi sistemi, diğer tarafta ise YMM’nin aynı işlemi üçüncü kişilerden yeniden tutanakla teyit etmeye çalışması var.</p>
<p>İşte burada vergi denetiminde “veri mi esas olacak, tutanak mı?” sorusunu sormamız gerekiyor.</p>
<p><strong>Peki, ne yapılabilir; karşıt inceleme yerine ne gelmeli? </strong>Benim önerim açık ve net;</p>
<p><strong>KDV iade raporlarında rutin karşıt inceleme tamamen kaldırılmalı. </strong>Ne fiziki tutanak, ne elektronik tutanak…</p>
<p>Bunun yerine YMM’nin sorumluluğu, Gelir İdaresinin elektronik verisi ve risk analiz sistemi birlikte çalışmalıdır.</p>
<p><strong>1- İndirilecek KDV’nin %80’i için açık YMM sorumluluğu getirilmeli</strong></p>
<p>Mevcut mevzuatta karşıt inceleme için kullanılan %80 kriteri korunabilir. Ancak bu oran artık “tutanak toplama oranı” değil, “YMM’nin özel ve açık tasdik sorumluluğu oranı” olarak uygulanmalıdır.</p>
<p>Başka bir ifadeyle; YMM tarafından düzenlenen KDV iade tasdik raporunda, iade talebine dayanak oluşturan indirilecek KDV’nin en az %80’ine tekabül eden mal ve hizmet alımları için karşıt inceleme tutanağı aranmasın. YMM bu bölümün gerçekliği, belge düzeni, KDV indirim hakkı ve iade hesabına etkisi konusunda <strong>3568 sayılı Kanunu’nun 12’nci maddesi kapsamında açıkça sorumluluk alsın.</strong></p>
<p>Raporun ilgili bölümünde de örneğin şu minvalde açık bir tasdik cümlesi yer alsın:</p>
<p><em>“İade talebine ilişkin indirilecek KDV’nin en az %80’ine tekabül eden işlemler tarafımızca mükellefin yasal defter ve belgeleri, elektronik fatura kayıtları, ödeme ve ticari ilişki verileri, stok/üretim kayıtları ve diğer denetim teknikleri kullanılarak incelenmiş olup bu işlemlerin doğruluğu 3568 sayılı Kanunu’nun 12’nci maddesi kapsamında tasdik edilmiştir.”</em></p>
<p>Böylece karşıt incelemenin güvence fonksiyonu ortadan kalkmaz; şekil değiştirmiş olur. Tutanak sorumluluğa değil, sorumluluk doğrudan tasdike bağlanmış olur.</p>
<p><strong>2- Karşıt incelemeler tam ve doğru şekilde teslim edilse de çoğu zaman sonucu etkilemiyor ki;</strong></p>
<p>Ne demek istiyorum? Örnekle açıklayayım;</p>
<p>YMM Ali Veli bey, Al-Sat ihracat yapan bir mükellefi için imalatçıyı bulana kadar yüzlerce tutanak yapmış olsun ve tüm tutanakları fiziken yerinde yoklama şeklinde ve tutanaklarda zerre miskal hata kusur olmasın Ve dahi yazdığı YMM raporunun ekine yaptığı bu yüzlerce tutanağı fiziken vergi dairesine teslim etmiş olsun. (normalde ilk 10 KİT yeterlidir)  Rapor gayet olumlu ve her şeyiyle mevzuata ve kaidelere uygun olsun. Buraya kadar çok güzel zaten olması gereken bu. Ancak…! Vergi Dairesi KDVİRA kontrol raporunda alt firmalar ve altın altı firmalarda beyan tutarsızlığı, sahte fatura kullanma tespiti gibi birçok nedenle söz konusu ihracat yapan bir mükellefin iadesinde yüzlerce ödeme dekontu sunulmasını ve kapsamlı izahat yapılmasını ve yeterli görmemesi durumunda Tenzil edilmesini talep etmiştir.</p>
<p>Ee ne oldu şimdi, bu kadar sunulan KİT ne işe yaradı ? O zaman biz bu işi niye yaptık? YMM fiziken gitti, SMMM verileri verdi, firma onayladı YMM sorumluluk aldı ama sonuç vergi dairesi KİT’leri olan firmaları tenzil etti!!</p>
<p><strong>Dolayısıyla Karşıt inceleme tutanağı ister kağıt ister dijital isterse de teşbihen altın yaldızla pamuklara sarılarak teslim edilsin sonuç de-ğiş-mi-yor…. Yine KDVİRA yine vergi dairesinin dediği oluyor.  </strong></p>
<p><strong>3- Gelir idaresi kendi verisini YMM’ye daha etkin açmalı</strong></p>
<p>Madem YMM ağır bir sorumluluk alacak, bu sorumluluğu yerine getirebilmesi için Gelir İdaresi’nin elindeki veriye de kontrollü ve yetkilendirilmiş şekilde erişebilmelidir.</p>
<p>Tasdik sözleşmesi bulunan mükellef ve iade raporu ile sınırlı olmak üzere YMM ekranında; tedarikçi risk durumu, beyan uyumsuzlukları, mükellefiyet durumu, özel esas göstergeleri, fatura-beyan eşleşmeleri ve KDVİRA tarafından üretilen temel risk sonuçları görülebilmelidir.</p>
<p>YMM’nin sorumluluk alıp İdarenin elindeki kritik veriyi görememesi doğru bir denetim modeli değildir.</p>
<p><strong>4- Riskli işlemleri YMM’ye tutanak toplatmak yerine idare incelemeli;</strong></p>
<p>Sistem bir tedarikçiyi veya işlemi yüksek riskli görüyorsa, çözüm bütün mükelleflere karşıt inceleme yaptırmak olmamalıdır.</p>
<p>Riskli işlem doğrudan Gelir İdaresi tarafından elektronik olarak sorgulanmalı; gerekli görülürse yoklama, izaha davet, vergi incelemesi veya diğer idari denetim yöntemleri uygulanmalıdır.</p>
<p>Yani risk yoksa rutin tutanak yok; risk varsa İdarenin hedefli denetimi var.</p>
<p>Bu model hem vergi güvenliğini artırır hem de sağlam mükelleflerin KDV iadelerinin sırf üçüncü kişilerden tutanak beklenmesi nedeniyle gecikmesini önler.</p>
<p><strong>5- Sorumluluk sınırı raporda açıkça belirlenmeli;</strong></p>
<p>3568 sayılı Kanunu’nun 12’nci maddesinde YMM’nin tasdikin doğruluğundan sorumlu olduğu ve tasdikin kapsamının raporda açıkça belirtilmesi gerektiği zaten hüküm altındadır.</p>
<p>Yeni modelde karşıt incelemenin yerine geçen özel güvence de raporda açıkça tanımlanmalıdır.</p>
<p>Örneğin; indirilecek KDV’nin %80’ine tekabül eden işlemler “özel tasdik ve sorumluluk kapsamı” olarak belirlenebilir. YMM bu bölüm bakımından vergi, ceza ve tasdik sorumluluğunu mevcut kanuni çerçevede açıkça üstlenir. Böylelikle hangi işlemin hangi kapsamda tasdik edildiği tartışmasız hale gelir.</p>
<p>Bununla birlikte bu özel düzenlemenin, YMM’nin raporun bütünü üzerindeki genel mesleki özen ve doğruluk yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığı da açıkça belirtilmelidir.</p>
<p><strong>Bu modelin faydası ne olacak?</strong></p>
<p>Böyle bir sistem getirildiğinde;</p>
<p><strong>- </strong>KDV iade raporlarının hazırlanma süresi ciddi ölçüde kısalacaktır.</p>
<p><strong>- </strong>Yüzlerce tedarikçiden tutanak toplama yükü ortadan kalkacaktır.</p>
<p><strong>- </strong>Mükellef, tedarikçi, SMMM, YMM ve vergi dairesi arasındaki gereksiz yazışmalar azalacaktır.</p>
<p><strong>- </strong>Elektronik sistemde zaten bulunan verilerin tekrar tekrar beyan edilmesi önlenecektir.</p>
<p><strong>- </strong>YMM’nin denetimi şekli belge kontrolünden işlem gerçekliği ve risk analizine kayacaktır.</p>
<p><strong>- </strong>Gelir İdaresi bütün mükellefleri aynı yoğunlukta kontrol etmek yerine riskli işlemlere yoğunlaşacaktır.</p>
<p><strong>- KDV iadeleri daha hızlı sonuçlanacak, işletmelerin finansman ihtiyacı ve devreden KDV yükü azalacaktır.</strong></p>
<p><strong>- </strong>Haksız iade ile mücadele, genel ve mekanik kontroller yerine veri temelli hedefli denetime dönüşecektir.</p>
<p><strong>En önemlisi; aynı veriyi bir daha istemeyelim;</strong></p>
<p>Vergi sistemimizde maalesef zaman zaman aynı bilgi farklı isimlerle, farklı formlarla ve farklı kurumlardan tekrar tekrar istenebiliyor.</p>
<p>Karşıt inceleme de bugün teknoloji nedeniyle yeniden düşünülmesi gereken uygulamalardan biri haline geldi.</p>
<p>Bir faturanın e-Fatura sisteminde bulunduğu, satıcının ve alıcının beyannamelerinin İdarede olduğu, KDV iade listelerinin elektronik verildiği, gümrük ve mükellefiyet bilgilerinin sistemde görülebildiği bir ortamda; aynı ticari işlemin üçüncü kişiden ayrıca tutanakla yeniden teyit edilmesi artık vergi güvenliğinin tek yolu olmamalıdır.</p>
<p>Vergi güvenliği elbette çok önemli. Haksız KDV iadesinin önlenmesi daha da önemli.</p>
<p>Ama vergi güvenliği ile bürokrasiyi birbirine karıştırmamak gerekiyor. Güvenliği artıran şey kağıt veya elektronik tutanak sayısı değil; doğru veri, doğru risk analizi, nitelikli denetim ve sorumluluğun doğru kişiye açık şekilde verilmesidir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak,  Karşıt İnceleme Yerine; Veri + Risk Analizi + YMM Sorumluluğu = KDV iadesi</strong></p>
<p>Karşıt inceleme tutanağını fiziki veya elektronik ortama taşımak yerine, karşıt inceleme zorunluluğunu tamamen kaldırıp; Gelir İdaresinin güçlü veri altyapısı, KDVİRA ve diğer risk analiz sistemleri ile YMM’nin kanuni tasdik sorumluluğunu bir araya getiren yeni bir model kurulabilir.</p>
<p>Mevcut %80 kriteri de bu modelde korunabilir. Ancak %80 artık “kaç tane tutanak toplandı?” hesabı değil, YMM’nin hangi büyüklükteki indirilecek KDV için açık, kapsamlı ve doğrudan sorumluluk aldığı anlamına gelmelidir.</p>
<p>Özetle;</p>
<p>Bana göre KDV iadelerinde hem Hazineyi koruyan, hem mükellefin hakkını hızlandıran, hem de meslek mensuplarını gereksiz bürokrasiden kurtaran sistem tam olarak bu olmalıdır.</p>
<p>Usul elbette önemlidir ama bazen usulü sadeleştirmek, esasa daha hızlı ve daha doğru ulaşmamızı sağlar.</p>
<p>Naçizane önerim bu şekildedir.. Faydalı olması dileğiyle…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karsit-inceleme-yerine-87469</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Karşıt inceleme yerine…” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatta-imece-olur-mu-87468</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatta İMECE olur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İş birliği yapın derken ticari sırlarınızı başkalarına açınız demiyorum. Ancak, yabancı pazarlarda çalışırken kendinize özel durumlar dışındaki olumlu gelişmeleri, diğer ülkelerin ihracatçıları ile rekabet olanakları yaratan unsurları, kamusal alanda paylaşılabilecek bilgileri ülkemiz ihracatçıları ile paylaşın.</strong></p>
<p>Olur mu? Olmaz mı demeden önce, <strong>İMECE nedir</strong> diye bakıp açıklayalım istedim.</p>
<p>TDK Büyük sözlükteki açıklamasına göre “Birçok kimsenin toplanıp <strong>el birliğiyle</strong> bir kişinin veya <strong>bir topluluğun işini görmesi</strong> ve böylece işlerin sıra ile bitirilmesi ” anlamına geliyor.</p>
<p>Bu da demek oluyor ki biz ihracatçılar, güzel yurdumuz Türkiye’mizin ihracatını olması gereken düzeylere getirebilmek için el birliği, iş birliği yapmalıyız.</p>
<p>Demem odur ki <strong>Türkiye ihracatını arttırmak istiyorsa, yerel rakiplerinin ayak izlerinden yürüyerek ve onların fiyatını kırarak rekabet ettiğini sanan ihracatçıları elemesi gerekir.</strong></p>
<p>Olası mıdır derseniz, umutluyum derim…</p>
<p><strong>Pazar araştırması yapmayı zaman kaybı sananları</strong> bırakın, rotasız yola çıkan gemiler gibi küresel ihracat denizinde kaybolup zaman, para ve hatta itibar kaybettikten sonra düşünmeye başlayıp <strong>kayıplarını katlasınlar</strong>.</p>
<p><strong>Müşteri bulmayı, konşimento bilgilerini tırtıklamakla eşdeğer</strong> tutanlara karışmayın.</p>
<p><strong>Bırakınız</strong> onlar, ellerine tutuşturulan ticari bilgilerin hangi koşullarda oluştuğunu bilmeden o alıcılara verilen <strong>fiyatları kırmaya</strong> ve rekabet ettiklerini sanarak çalışmaya <strong>devam etsinler</strong>.</p>
<p>Üreticilerimiz ve ihracatçılarımızın, <strong>başka ülkelerden</strong> gelen <strong>rakipleriyle mücadele</strong> etmek <strong>yerine</strong>, kendi aralarında rekabet etmeyi <strong>seçtiklerinde</strong> ortaya çıkan <strong>olumsuzlukları</strong> birçoğumuz <strong>biliyoruz</strong>.</p>
<p>Ben bunları yaşadım ve yaşayanları da tanıyorum.</p>
<p><strong>Oysa küresel pazarlar çok büyük ve kendi kendimizi yememiz gibi anlamsızlıkları ortadan yok edecek kadar derinlikleri var.</strong></p>
<p>52 yıldır ihracat piyasasındayım ve <strong>kalıcı olmayı başaran</strong> ihracatçılarımızın çoğunluğunun <strong>kolaycılığı seçmeden</strong>, kendi güçlerini oluşturup, <strong>başkalarının</strong> başarılarından daha çok <strong>başarısızlıklarını gözlemleyip, onları yapmaktan kaçınanlar</strong> olduğunu gördüm.</p>
<p>Öte yandan, kendi gücünü oluşturmaya çalışanlar, <strong>başkalarının</strong> yetişmiş <strong>elemanlarını</strong> daha <strong>yüksek ücretlerle ayartmanın</strong>, sorunlarına <strong>çözüm olmayacağını</strong> çabucak anlıyorlar.</p>
<p>Çünkü, <strong>bugün</strong> <strong>sizin</strong> yüksek ücret <strong>teklifinize evet</strong> diyerek çalıştığı işletmeden ayrılarak size gelen kişinin, daha <strong>sonra</strong> <strong>başka</strong> işletmelerin daha <strong>cazip tekliflerine evet</strong> diyerek sizleri kolayca terk edeceğini kavramış oluyorlar.</p>
<p>Üstelik bu türden iş değiştirenlerin en büyük kozunun, müşteri portföyünüzle birlikte gideceğinin olduğunu da biliyorlar.</p>
<p>Veri hızla toplanabilir, bilgi kolayca oluşturulabilir, sen çok yaşa yapay zekâ…</p>
<p>Amma kolay ve hızla oluşturulamayacak olan şey ise “<strong>Kişisel ilişkiler.</strong>”</p>
<p>Kendi gücünü oluşturanların bir başka özelliği de rekabetten korkmamak ve ona hazır olmak.</p>
<p>İşte İMECE dediğimiz iş birliği burada devreye giriyor.</p>
<p><strong>İş birliği yapın derken ticari sırlarınızı başkalarına açınız demiyorum.</strong></p>
<p>Ancak, yabancı pazarlarda çalışırken kendinize özel durumlar dışındaki olumlu gelişmeleri, <strong>diğer ülkelerin ihracatçıları ile rekabet olanakları yaratan unsurları</strong>, kamusal alanda paylaşılabilecek bilgileri <strong>ülkemiz ihracatçıları ile paylaşın</strong>.</p>
<p>Başka ülkelerin ihracatçıları kazanacağına, <strong>kendi ülkemizin ihracatçıları</strong> bu türden dayanışmalar ile <strong>kazansın.</strong></p>
<p>İş birliği ve dayanışma güç getirir.</p>
<p><strong>Odalar, birlikler, dernekler</strong> gibi sivil toplum örgütleri bunun için var.</p>
<p>Buralar <strong>siyaset meydanı değil</strong> iş yapma ve hizmet etme yerleri.</p>
<p><strong>İMECE buraların sadece işi değil görevidir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatta-imece-olur-mu-87468</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatta İMECE olur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-yarisinda-frene-basmak-mumkun-mu-87466</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ yarışında frene basmak mümkün mü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sanayi Devrimi’nden internet çağına kadar denklem basitti: Teknoloji ne kadar hızlı ilerlerse o kadar iyiydi. Yapay zekâ belki de ilk defa bu varsayımı sorgulatıyor.</strong></p>
<p>Yapay zekâ dünyasında ilginç bir tartışma başladı. Yıllardır OpenAI, Anthropic, Google ve xAI arasındaki yarış “kim daha güçlü modeli daha hızlı geliştirecek?” sorusu üzerinden ilerlerken, şimdi sektörün önde gelen isimleri biraz yavaşlamayı konuşuyor.</p>
<p>Tartışmayı başlatan Anthropic CEO’su Dario Amodei. Amodei, en gelişmiş yapay zekâ modellerinin geliştirilme hızının güvenlik gerekçesiyle azaltılması gerektiğini savunuyor. OpenAI CEO’su Sam Altman’ın kontrollü ilerleme fikrine destek vermesi, Elon Musk’ın da “Dario haklı” demesi konuyu Anthropic’in görüşü olmaktan çıkarıyor.</p>
<p>Bence tartışmaya üç açıdan bakmak gerekiyor: genel güvenlik, ulusal güvenlik ve ekonomi.</p>
<p><strong>AI artık sadece bir araç değil</strong></p>
<p>Bugüne kadar yapay zekâ risklerini daha çok insanların teknolojiyi kötüye kullanması üzerinden konuştuk. AI ile siber saldırı yapılabilir, deepfake üretilebilir, dezenformasyon kampanyaları yürütülebilir.</p>
<p>Agentic AI ile iş değişiyor. Artık sadece sorularımıza cevap veren modellerden değil; internete erişebilen, kod yazabilen ve verilen görevleri kendi başına yürütebilen AI ajanlarından bahsediyoruz.</p>
<p>Amodei’nin endişesi de burada başlıyor. Bu hız devam ederse AI sistemlerinin büyük ölçekli siber operasyonlar yapabilecek kapasiteye ulaşabileceğini düşünüyor. O zaman soru sadece “Bir insan AI kullanarak ne kadar zarar verebilir?” değil. Binlerce otonom AI ajanı aynı anda harekete geçtiğinde ne olacağını da düşünmemiz gerekiyor.</p>
<p><strong>ABD yavaşlarsa Çin de yavaşlayacak mı?</strong></p>
<p>Tartışmanın en zor tarafı burası... Amerikan AI şirketleri yavaşladığında Çinli şirketlerin de aynı şeyi yapacağının garantisi yok.</p>
<p>Herkes yavaşlarsa risk azalır. Ama ABD yavaşlarken Çin devam ederse Amerika çağımızın en stratejik teknolojilerinden birindeki üstünlüğünü kaybedebilir. Ortada ciddi bir paradoks var: Kontrolsüz biçimde hızlı AI geliştirmek ulusal güvenlik riski, rakibiniz hızlanırken sizin yavaşlamanız da öyle.</p>
<p>Nükleer silahlanma yarışında benzer bir ikilem vardı. Ancak AI tarafında doğrulama daha zor. Nükleer tesisleri uydularla takip edebilirsiniz. Bir ülkenin model geliştirme kapasitesini veya “distillation” yoluyla kazandığı yetenekleri aynı kolaylıkla izleyemezsiniz.</p>
<p>Bu yüzden önümüzdeki yıllarda “AI arms control”, yani bir tür yapay zekâ silah kontrol rejimini daha fazla konuşacağımızı düşünüyorum.</p>
<p><strong>Peki, trilyon dolarlık yatırımlar?</strong></p>
<p>Bir de işin ekonomik tarafı var. AI bugün tarihin en büyük teknoloji yatırım dalgalarından birini yaratıyor. Dev veri merkezleri kuruluyor, GPU’lar satın alınıyor, enerji altyapıları genişletiliyor. Çip üreticilerinden enerji şirketlerine kadar büyük bir ekonomi bu yarışın etrafında oluşmuş durumda.</p>
<p>Bütün bunların arkasında basit bir beklenti var: Yapay zekâ hızla gelişmeye devam edecek ve büyük ekonomik değer yaratacak.</p>
<p>Öncü (frontier) modellerin gelişimi güvenlik veya regülasyon nedeniyle ciddi biçimde yavaşlarsa yüz milyarlarca dolarlık yatırımların geri dönüş süreleri uzayabilir. Bugün 100 milyar dolar yatırıp karşılığını üç yıl sonra almakla sekiz yıl sonra almak arasında büyük fark var.</p>
<p>Dolayısıyla “AI’a gereğinden fazla mı yatırım yapıyoruz?” sorusuna bir yenisi ekleniyor: Ya güvenlik nedeniyle teknolojinin gelişimini kendimiz yavaşlatmak zorunda kalırsak?</p>
<p>Böyle bir durumda sadece AI şirketlerinin değil; çip üreticilerinin, veri merkezlerinin, enerji şirketlerinin ve AI altyapısına büyük yatırım yapan teknoloji devlerinin değerlemeleri de yeniden sorgulanabilir.</p>
<p><strong>Yavaşlamak mı, kontrollü hızlanmak mı?</strong></p>
<p>Bir noktayı da gözden kaçırmamak gerekiyor. Büyük AI şirketlerinin güvenlik çağrıları onların işine de yarayabilir. Ağır güvenlik standartlarını OpenAI, Anthropic veya Google karşılayabilir. Küçük şirketler için ise aynı kurallar ciddi bir giriş bariyerine dönüşebilir. Güvenlik için getirilen düzenlemeler sonunda mevcut devleri daha da güçlü hale getirebilir.</p>
<p>Bu yüzden çözümün AI’ı durdurmak olduğunu düşünmüyorum. Bana göre daha doğru kavram “kontrollü hızlanma”.</p>
<p>Modeller gelişirken güvenlik teknolojileri de aynı hızla gelişmeli. En güçlü modeller bağımsız testlerden geçmeli. Siber güvenlik, biyogüvenlik ve model otonomisi konusunda kırmızı çizgiler belirlenmeli. ABD ile Çin arasında da bütün rekabete rağmen minimum güvenlik kuralları üzerinde uzlaşılmalı.</p>
<p>Sanayi Devrimi’nden internet çağına kadar denklem basitti: Teknoloji ne kadar hızlı ilerlerse o kadar iyiydi. Yapay zekâ belki de ilk defa bu varsayımı sorgulatıyor.</p>
<p>“AI’ı yavaşlatalım mı?” değil de, yapay zekânın kapasitesi, onu yönetme kapasitemizden daha hızlı büyüyorsa sorusuna cevap aramamız lazım.</p>
<p>Bu sorunun cevabı yalnızca AI şirketlerinin değil, <strong>trilyonlarca dolarlık yatırım dalgasının ve ABD-Çin teknoloji yarışının da geleceğini belirleyecek.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-yarisinda-frene-basmak-mumkun-mu-87466</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ yarışında frene basmak mümkün mü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilir-urunde-50den-1000e-simdi-sira-tuketicide-87481</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürdürülebilir üründe 50’den 1000’e: Şimdi sıra tüketicide</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sürdürülebilirlik perakendede yeni bir sınavdan geçiyor: Ürünün formülünü ve ambalajını değiştirmek, enerjiyi azaltmak, tedarikçiyi dönüştürmek yetmiyor. Tüketicinin de o ürünü raftan alması gerekiyor. Watsons Türkiye ve GCC Geliştirme Genel Müdürü Mete Yurddaş, “Biz ürünü istediğimiz kadar iyi yapalım, raflara koyalım; tüketici ilgi göstermezse hiçbir şey kalıcı olamıyor” diyor. </strong></p>
<p>Sürdürülebilirliğin hedefler, taahhütler ve raporlar üzerinden konuşulduğu günler geride kalıyor. Dönüşümün gerçek hayata inmesi gerekiyor. Perakende sektörü de bu dönüşümün en görünür olduğu alanlardan biri. Bir tarafta ürünü üreten şirket, diğer tarafta o ürünü satın alan tüketici var. Arada ise hangi ürünün hangi standartlarla rafa çıkacağını, nasıl sunulacağını ve tüketiciyle nasıl buluşacağını belirleyen perakendeci bulunuyor.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e08a91e13-1789452426.png" alt="" width="285" height="310" />Watsons Türkiye ve GCC (Körfez Ülkeleri) Geliştirme Genel Müdürü Mete Yurddaş perakendecinin bu konumunun önemli bir dönüşüm gücü yarattığını söylüyor: “Biz bir perakendeci olarak aslında büyük bir ekosistemin tam merkezindeyiz. Üreticiler var, tüketiciler var, çalışanlarımız var. Bir şeyleri değiştirmeye niyetlendiğimizde birçok yere tesir edebiliyoruz.”</p>
<p>Watsons da sürdürülebilirlik çalışmalarını bu ekosistem üzerinden şekillendiriyor. Şirketin stratejisinin üç ana ayağı var: Gezegen, toplum ve ürünler. Bu üç başlığın belki de en zor olanı ürün. Çünkü güzellik ve kişisel bakım sektöründe sürdürülebilir bir ürüne geçmek yalnızca ambalajı değiştirmek anlamına gelmiyor. Formülün, hammaddenin, üretim sürecinin ve tedarik zincirinin de dönüşmesi gerekiyor.</p>
<p>Watsons mağazalarında bugün şirketin sürdürülebilirlik standartlarını karşılayan binin üzerinde ürün bulunuyor. Yurddaş, gelinen noktayı anlatırken aslında dönüşümün ölçeğini de ortaya koyuyor: “İlk sürdürülebilir ürünlere başladığımızda, 6-7 sene önce 30-50 üründen bahsediyorduk. Şimdi bin ürünü geçtik. Watsons yalnızca kendi markalarını değil, çok sayıda global ve yerel markanın ürünlerini satıyor. Dolayısıyla mağazalarda binlerce farklı ürün olduğunu düşündüğümüzde, hala önümüzde uzun bir yol var.”</p>
<p><strong>İlgi yüzde 5-10’dan yüzde 50’ye çıktı</strong></p>
<p>Yurddaş’a göre pandemi öncesinde Türkiye’de sürdürülebilirlik konusuna ilgi gösteren tüketicilerin oranı yüzde 5-10 seviyesindeydi. Bugün ise şirketin araştırmaları ve müşteri geri bildirimleri bu oranın yaklaşık yüzde 50’ye ulaştığını gösteriyor. “Gençlerde ilgi daha da yüksek” diyen Yurddaş, 17 yaşındaki bir tüketiciyle 27 yaşındaki bir tüketicinin bile konuya yaklaşımının farklılaştığını söylüyor. Daha genç tüketiciler, kullandıkları markaların çevresel ve sosyal konularda nasıl davrandığını daha fazla sorguluyor. Bu değişim şirketler açısından önemli. Çünkü sürdürülebilirlik marka tercihini belirleyen bir rekabet unsuruna dönüşüyor.</p>
<p>Fakat burada değişmeyen bir gerçek var. Tüketici sürdürülebilir ürün istiyor ama bunun için çok daha yüksek fiyat ödemek istemiyor. Ürünün performansından da vazgeçmiyor. Yurddaş bunu şu sözlerle anlatıyor: “Vaadi saçı temizlemek olan bir şampuansa, iyi şekilde temizlemesi lazım. Hem ürünün yaptığı işi iyi yapması hem de fiyatının çok pahalı olmaması lazım.”</p>
<p>Bu dönüşüm satış rakamlarına da yansımaya başlamış durumda. Yurddaş, sürdürülebilir olarak tanımlanan ürünlerin Watsons satışlarındaki payının yüzde 15’e yaklaştığını ve her yıl arttığını söylüyor. Bu oran aynı zamanda önümüzdeki alanın büyüklüğünü de gösteriyor. Cilt ve saç bakımında sürdürülebilir alternatiflerin payı yükselirken, makyaj gibi alanlarda kullanılan bazı materyallerin sürdürülebilir alternatifleri henüz yeterli değil. Yurddaş’a göre, bir diğer önemli konu da tüketicinin alışkanlıkları: “Bazen aylarca üzerinde çalışılan yeni bir formül tüketiciden beklenen karşılığı alamıyor. O zaman ürün yeniden ele alınıyor; formülün yeniden geliştirilmesi altı ay, bir yıl, hatta bir buçuk yıl sürebiliyor.” Yani sürdürülebilirlik dönüşümü düz bir çizgide ilerlemiyor. Üretici değişiyor, ürün değişiyor ama tüketicinin de değişmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Niyet dönemi bitiyor, ölçüm dönemi başlıyor</strong></p>
<p>Watsons Türkiye üçüncü sürdürülebilirlik raporunu yayımladı. Yurddaş’a göre ilk rapordan bugüne en önemli değişim ise hedeflerin kendisinden çok verinin niteliğinde yaşandı.</p>
<p>“Önceleri bunlar niyet şeklindeydi. Şimdi iş biraz daha ciddileşti. Sayıları sene sonunda toplamaya çalışıyorduk. Şimdi sene içinde sayıları topluyoruz; yanlışlık var mı, eksiklik var mı diye bakıyoruz” diyen Yurddaş, bir sonraki aşamanın bu verilerin bağımsız biçimde denetlenebilir hale gelmesi olduğunu söylüyor ve önümüzdeki iki-üç yılın gündemini bunun belirleyeceğini ifade ediyor: Açık, şeff af ve denetlenebilir sürdürülebilirlik verisi.</p>
<p>Şirket ürünü dönüştürebilir. Üreticiyi teşvik edebilir. Enerji tüketimini azaltabilir. Ambalajı değiştirebilir. Rafları sürdürülebilir ürünlerle doldurabilir. Ama dönüşümün kalıcı olup olmayacağına sonunda yine o rafın önündeki insan karar veriyor…</p>
<p>Mete Yurddaş’ın ifadesiyle: “En son sözü müşteri söylüyor.”</p>
<p><strong>500 mağazada enerjinin hesabı</strong></p>
<p>500 mağazada enerjinin hesabı Watsons’ın Türkiye’de 500’ün üzerinde mağazası bulunuyor. Şirket her yıl 70-80 civarında yeni mağaza açıyor. Dolayısıyla toplam operasyon büyürken enerji tüketimini aşağı çekmek ayrı bir mücadele anlamına geliyor. Yurddaş, mağazalarda enerji tüketiminin düzenli olarak ölçüldüğünü ve karşılaştırıldığını söylüyor. Şirket, mağazalarında kullandığı elektriği I-REC sertifikalı yenilenebilir enerji kaynaklarıyla eşleştirirken, aynı zamanda tüketimi azaltmaya çalışıyor. Klima sıcaklıklarından mağaza kapandıktan sonra açık kalan sistemlere kadar operasyonun küçük görünen ayrıntıları enerji verimliliğinin parçası haline geliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>■ ÇALIŞANLARIN YÜZDE 82’Sİ KADIN</strong></span></p>
<p>Watsons’ın sürdürülebilirlik yaklaşımının ikinci önemli ayağını toplumsal etki oluşturuyor. Şirkette çalışanların yüzde 82’si kadın. Kadınların yönetici pozisyonlarındaki oranı da yüzde 71 seviyesinde. Yurddaş özellikle Türkiye’nin farklı şehirlerinde kadınların ekonomik hayata katılımının önemine dikkat çekiyor. Şirket bu yaklaşımı tedarik zincirine de taşımaya çalışıyor. Birlikte çalışılan üreticilerden kadın çalışan oranları isteniyor; kadın istihdamı yüksek üreticiler ödüllendiriliyor. Bir diğer alan ise kadın kooperatifleri. Watsons, KEDV aracılığıyla kadınların ürettiği ürünleri kâr amacı gütmeden kendi satış kanallarında tüketiciyle buluşturuyor. Yurddaş’ın verdiği bilgilere göre, 2020’den bu yana kadınlar tarafından üretilen 150 bin ürün satıldı, 11 milyon TL ekonomik değer yaratıldı ve binden fazla kadının ekonomik olarak güçlenmesine katkı sağlandı. Bu rakamların en önemli tarafı, sosyal etkinin yardım yaklaşımından çıkarak ekonomik faaliyetin içine girmesi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>■ 2030 HEDEFİ: 1 MİLYON FİDAN</strong></span></p>
<p>Gezegen başlığında ise en görünür projelerden biri ağaçlandırma. Watsons, TEMA Vakfı ile 2018’den bu yana yürüttüğü çalışma kapsamında 2030 yılına kadar 1 milyon fidan hedefliyor. Yurddaş, bugün 500 bin fidan eşiğinin geçildiğini ve Türkiye’nin 38 ilinde Watsons Ormanları bulunduğunu söylüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilir-urunde-50den-1000e-simdi-sira-tuketicide-87481</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilir üründe 50’den 1000’e: Şimdi sıra tüketicide ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupada-ne-oluyor-almanya-ve-fransa-87465</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa’da ne oluyor? Almanya ve Fransa</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fransa’da Marine Le Pen ve Almanya’da AfD aynı ağacın dalları değil. Fransa 1970’lerde talimatı merkezden gelen bir elitler arası manifestoyla işe başladı. AfD ise merkezi karardan ziyade bir <em>Doğu Almanya olgusu</em> olarak ilerliyor. Marine Le Pen’in iktidara gelme sırası yaklaşıyor olabilir. AfD henüz yolun ortasında ve bir Doğu Almanya olgusu olarak şimdilik dezavantajlı.</strong></p>
<p>De Gaulle aslında sağcı ve Katolik’tir. Milliyetçiliği “resmi milliyetçiliği” aşma potansiyeli taşıyordu. Ancak konumu buna izin vermemiş, “sosyal Katolik” geçmişi de onu adalet duygusuna yönlendirmişti. 1957’de uç veren Fransız Nouvelle Droite, Yeni Sağ, 1960’larda sessizce örgütlenmiş, muhtemelen Gladio çerçevesinde 1970’de manifestosunu birkaç bin basarak elden ele dağıtmıştır. Manifesto metni 1930’ların bazı ön-faşist ve hatta açıkça faşist ve işbirlikçilikten 1945’de idam edilen adamları benimsediklerini gösteriyor. Tarih bilincine sahipler ve kendilerini 1885’e kadar geri götürebiliyorlar. Bugünkü Le Pen hareketinin kökü budur. Ancak Almanya, yani AfD, Fransa’dan farklı. Şu anda iktidara gelmeye en yakın olan Fransız aşırı sağı denen şey; yani Marine Le Pen. AfD ve Alice Weidel bu noktadan henüz uzakta. </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8d10d3f26e-1789448461.png" alt="" width="800" height="448" />
<figcaption><strong><em>Fransa anketler: Marine Le Pen 2027 başkanlık seçiminde bütün muhtemel rakiplerine karşı önde görünüyor</em></strong></figcaption>
</figure>
<p> </p>
<p>Fransız Komünist Partisi’nin 1978 sonrası işçi tabanını teknolojik gelişmelerle de bağlı olarak yitirmeye başlaması ve ilk defa Jean-Marie Le Pen’in ırkçı partisinin yükselişe geçmesi 1980’lerin ortalarına doğru “Fransa’da faşizm olur mu?” sorusunu bazı tarihçilerin gündemine taşıdı. Aslında Fransa’da faşist akımlar 1925’ten itibaren belirmeye başlamıştı. Le Pen’in çıkışı faşizmin hem Avrupa genelindeki bir olgu olarak kökenleri ve niteliği, hem de Fransız faşizminin özel durumu hakkında tartışmalara yol açtı. Açmaması da düşünülemezdi çünkü “sıradan faşizmin, banal nasyonalizmin” ötesinde çıkan yayınlarda bir devamlılık, 1930’ların sonuç alamamış faşist veya faşizme yakın kişiliklerini öven bir ideolojik damar vardı. Fransız Neo-faşizmi adeta “bıraktığı yerden” devam ediyordu. José Antonio Primo de Rivera, Robert Brasillach, Pierre Drieu La Rochelle –ilk ikisi idam edilmiş sonuncusu intihar etmişti- 1970’te övülüyordu. Rivera İspanyol cumhuriyetçileri tarafından darbecilikten suçlanarak 1936’da, Brasillach ise Nazilerle iş birliği suçundan 1945’te idam edilmişlerdi. Savaştan sonra ilk defa, 1970’de çıkan bir Neo-faşist el yazmasında, entelektüalizmin çürümesine işaret eden dava ve eylem adamları, kahramanlar olarak yüceltiliyorlardı. Bu çalışma Sorel’in mitle ilgili yazdıklarını da kullanıyor, faşizmle Katolikliğin mesafesini duru bir dille anlatıyor, faşistlerin monarşist olmadıklarını açıklıyordu. Drieu La Rochelle’in Marksizm’le ilgili söyledikleri de sentezde yer bulmuştu. 1970’de doğuşu haber verilen “hareket” kendisini tasnif edilemez görüyor, dar anlamda politik olmayan bağımsız bir elit olarak lanse ediyordu. Bu anlatı 1940-1942 arası “Uriage kadrolarının” görevini ve mirasını benimsediklerini gösteriyor.</p>
<p>Yani? Yani Fransa’da Marine Le Pen ve Almanya’da AfD aynı ağacın dalları değil. Komşu ağaçlar diyebiliriz. Fransa 1970’lerde talimatı merkezden gelen bir elitler arası manifestoyla işe başladı. Vichy döneminde Grenoble yakınındaki Uriage köyünde kurulan Ecole Nationale des cadres d’Uriage görülmemiş derecede birbirinden farklı olan, çoğu çok genç, 30 kadar eliti bir araya getirmişti. Bu gençler –tıpkı 1970’te Neo-faşist çıkış başladığında sınırlı basılıp sınırlı dağıtılan manifestoda anlatıldığı gibi- yeni Avrupa’nın tasarımını yapacak eliti oluşturacaklardı. 1970 çıkışı bunun yenilenmesi olarak görülebilir.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8d0f22ce61-1789448434.png" alt="" width="569" height="466" />
<figcaption><strong><em>Berlin 2025: En sağdaki maviler AfD. Kırmızılar sosyal demokrat SPD, siyahlar Hristiyan Demokrat CDU, yeşil Yeşiller, mor Sol (Die Linke) </em></strong></figcaption>
</figure>
<p>AfD ise merkezi karardan ziyade bir <em>Doğu Almanya olgusu</em> olarak ilerliyor. Sadece son seçimler değil Berlin 2025 seçimi de AfD’nin sadece Doğu Almanya kökenlilerin oturduğu doğu yakası mahallelerinden yüksek oy aldığını gösteriyor. Almanya genelinde bakarsak orada da durum aynı: Batı ve Güney’de AfD oyu Doğu’nun yarısı kadar bile değil. Gerçi Hitler de başlangıçta yerel bir Münih olayı gibiydi ve Ernst Niekisch buna dayanarak 1930’da –son derece hatalı biçimde- Hitler’i Katoliklerin şampiyonu gibi görmüştü. Oysa asıl desteği Protestanlardan aldı. Yani AfD de Doğu ile başlayıp Batı’ya ve Güney’e –biraz zor ama- sirayet edebilir. İmkânsız diyemeyiz ama Fransız ultra sağının yaygınlığı ve olgunluğu Almanlarda henüz yok. Popüler olmalarını sağlayan pratik, güncel tezleri şunlar: (a) Ukrayna’ya para ve silah vermeyi kesin (b) Pahalı ABD gazını almayın, ne güzel Rusya’dan ucuza doğal gaz alıyorduk, arayı düzeltin. Bu para Alman emeklisinin, işçisinin cebinden çıkıyor vs. Demagoji diyenler olacaktır ancak bunları geçelim çünkü bunlar hep var. Bundan öte Alice Weidel de özel hayatıyla tipik bir Neo-Nazi görüntüsü vermiyor. Ayrıca CDU’nun AfD’den hangi ölçüde rahatsız olduğunu bilemiyorum. Elbette CDU’dan oy aldığı, CDU kalelerine nüfuz ettiği ölçüde rahatsız olabilir lakin CDU ve AfD kurmaylarının göçmen politikasında uzlaşmak amacıyla görüştükleri de yazılıyor.</p>
<p>Elbette popülizmlerde görüntü ve gerçek farklıdır. Ancak bence şu kadarı net: Bu iki hareket gerek kökleri gerekse coğrafi dağılımları itibariyle olsa olsa uzaktan kuzenler. Avusturya’da 1980’lerin sonunda türeyen ‘bu kadar göçmen nereden çıktı’ hareketiyle birlikte bu üç ülkede (i) merkezin dağılması (ii) aşırı sağın merkeze yerleşmesi (iii) merkezin bu akımlara doğru ilerleyerek merkezi sağa kaydırması daha da fazla görülecek. Fransa’daki akım bu işlerde çok tecrübe kazandı. Marine Le Pen’in iktidara gelme sırası yaklaşıyor olabilir. AfD henüz yolun ortasında ve bir Doğu Almanya olgusu olarak şimdilik dezavantajlı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupada-ne-oluyor-almanya-ve-fransa-87465</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa’da ne oluyor? Almanya ve Fransa ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/seker-ve-seker-pancarinda-sezon-oncesi-sorunlar-ve-cozum-onerileri-87463</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şeker ve şeker pancarında sezon öncesi sorunlar ve çözüm önerileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gıda enflasyonu artmasın diye uzun süredir şeker fiyatları baskı altında tutuluyor. Enflasyonun çok altında bir artış olduğuna dikkat çeken şeker üreticileri, şeker fiyatlarının baskı altında tutulmaya devam edilmesi durumunda fabrikaların zarar nedeniyle üretim yapamaz hale geleceği konusunda uyarıyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de şeker fabrikalarının kurulması ve yerli şeker üretiminin başlamasının üzerinden tam 100 yıl geçti. Bu konuyu 8 Eylül’de,  “Türkiye’de Şeker Üretiminin 100. Yılı” başlığı ile ayrıntılı olarak yazmıştım.</p>
<p>O yazının sonunda ise, şeker sektörünün 100 yılda çok önemli bir noktaya geldiğini, ancak sektörün çözüm bekleyen birçok sorunu olduğunu belirterek “Şeker pancarı hasat sezonu öncesinde üreticinin fiyat beklentisi, yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların sektörü nasıl tehdit ettiğini yarınki yazımda yazacağım“ demiştim.</p>
<p>Aynı gün, Resmî Gazete’de yayımlanan iki ayrı Cumhurbaşkanı Kararı ile hayvancılıkta 2026 yılı destekleri açıklanırken, bitkisel üretimde 2026 yılı destekleri güncellendi ve 2027 destekleri açıklandı. Gündem değişti. Tarım desteklerini yazdığım için PanFest 2026, şeker ve şeker pancarı ile ilgili yazı bugüne kaldı. Bu gecikmeden dolayı özür dilerim.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8ce6dca448-1789447789.png" alt="" width="700" height="491" /><strong>PanFest, açık alan fuarcılığının başarılı örneği oldu</strong></p>
<p>Kayseri Şeker, önceki yıllarda iş birliği yaptığı, tohum, gübre, zirai ilaç firmalarını pancar üreticileriyle buluşturduğu küçük çaplı organizasyonlar yapıyordu. Bu organizasyonu genişleterek iki yıl önce PanFest 2024’ü düzenledi.</p>
<p>Örneklerini daha çok Almanya’da gördüğümüz, geleneksel kapalı salon fuarcılığı yerine açık alanda uygulamalı fuar şeklinde düzenlenen PanFest, Kayseri Şeker Fabrikası’nın kendisine ait arazide açık alan fuarı şeklinde düzenleniyor. Hazırlıkları aylar öncesinden başlıyor. Tohum, gübre, bitki koruma ürünleri (zirai ilaç) firmaları, kendilerine ayrılan parselde şeker pancarı ekimi yapıyor. Ekim yapılan bu parsellerde sulama, gübre, zirai ilaç gibi ihtiyaç duyulan bütün uygulamalar önceden yapılıyor. PanFest ziyarete açıldığında, gelen çiftçiler, ürün gelişimini, kullanılan tohumu, gübreyi, zirai ilacın sonucunu canlı olarak görebiliyor.</p>
<p>Ayrıca traktör başta olmak üzere, pancar ekiminde, sökümünde kullanılan tarım makineleri, hasat makineleri o alanda çalıştırılarak çiftçilere canlı olarak gösteriliyor.</p>
<p>İlki 2024 yılında yapılan PanFest’in, ikincisi 1-3 Eylül 2026 tarihlerinde “İklim Değişikliği Çağında Stratejik Ürün: Şeker” ana temasıyla çok daha kapsamlı bir organizasyon olarak gerçekleştirildi. Her ikisine de konuşmacı olarak katıldım.</p>
<p>Kayseri Şeker ile iş birliği yapan Agro TV, 2024 yılında olduğu gibi 2026 PanFest’teki konuşmaları canlı olarak yayınladı. Ayrıca 1-3 Eylül tarihlerinde gün boyu alandan yayınlar yaparak sektörün nabzını tuttu. PanFest’te olup bitenleri ülke genelinde izlenmesini, bilgi edinilmesini sağladı.</p>
<p><strong>Üretici hasat öncesi fiyatın açıklanmasını bekliyor</strong></p>
<p>Şeker pancarı hasadı (sökümü) için gün sayan üretici alım fiyatının açıklanmasını bekliyor. 20 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7584 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (Torba Kanun) ile şeker pancarı ve şeker fiyatının sektör tarafından belirleneceği hükme bağlansa da fiyatın devlet tarafından açıklanması bekleniyor.</p>
<p>Son 6 yıllık pancar alım fiyatına bakıldığında 2020 yılında ton başına 336 lira, 2021’de 420 lira, 2022’de 1400 lira, 2023’te 1750 lira, 2024’te 2 bin 375 lira ve 2025 yılında ise kota primi dahil 3 bin 100 lira olarak açıklandı. Bu yıl artan maliyetler nedeniyle çiftçinin beklentisi şeker pancarı alım fiyatının ton başına 4 bin lira olması.</p>
<p><strong>Şeker üreticileri reel fiyat istiyor</strong></p>
<p>Şeker üreticileri, pancar çiftçisinin maliyetlerini karşılayacak bir fiyatın olmasını istiyor. Şeker fabrikalarının faaliyetlerini sürdürebilmesi için şeker fiyatının da maliyetler dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p>Gıda enflasyonu artmasın diye uzun süredir şeker fiyatları baskı altında tutuluyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, ağustos ayında şeker fiyatı aylık yüzde 1,91 artış gösterirken yıllık yüzde 14,82 arttı. ağustosta yıllık enflasyon yüzde 31,51 olurken şekerdeki fiyat artışı yüzde 14,82 gerçekleşti. Enflasyonun çok altında bir artış olduğuna dikkat çeken şeker üreticileri, şeker fiyatlarının baskı altında tutulmaya devam edilmesi durumunda fabrikaların zarar nedeniyle üretim yapamaz hale geleceği konusunda uyarıyor.</p>
<p><strong>Üretimi gelecekte kim sürdürecek?</strong></p>
<p>Sadece şeker üretiminde değil şeker pancarı üretiminde de gelecek açısından endişeler var. Kayseri Şeker Ar-Ge Genel Müdür Yardımcısı Oğuzhan Ulu, PanFest’in açılışındaki konuşmasında güncel sorunları ve geleceğe ilişkin endişeleri şu sözlerle dile getirdi: “Bugün şeker sektörü iklim değişikliği, artan üretim maliyetleri, su kaynaklarının azalması ve değişen tüketim alışkanlıkları gibi önemli sorunlarla karşı karşıya. Bu sorunları konuşacak, sektörümüzün geleceği için çözüm yollarını birlikte arayacağız. Ancak geleceğe dair bu tür tartışmaların üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir soru var: Üretimi gelecekte kim sürdürecek? Yaklaşık 15 yıl önce çiftçilerimizin toplam nüfus içerisindeki payı yüzde 3,1 iken bugün yüzde 2,7 seviyesine gerilemiş durumda. Daha da önemlisi çiftçilerimiz yaşlanıyor. Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) verilerine göre, 15 yıl önce 53 olan ortalama çiftçi yaşı bugün 59’a gelmiş durumda. Yani gençlerimiz tarımdan uzaklaşırken üretimi sürdüren çiftçilerimizin yaş ortalaması da gittikçe yükseliyor. Bu nedenle gençlerimize tarımda bir gelecek sunmak zorundayız. Tarımı sadece geleneksel yöntemlerle yapılan bir üretim faaliyeti değil; bilimin, teknolojinin ve inovasyonun merkezinde olduğu modern bir sektör olarak gençlerimize anlatmalıyız. PanFest’i de bu anlayışla gerçekleştiriyoruz.”</p>
<p><strong>Çiftçi olmadan sistemin sürdürülmesi mümkün değil</strong></p>
<p>Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay,  şeker pancarının Türkiye’de sürdürülebilirliğinin sağlanmasının en fazla önem verdikleri, üzerinde en fazla durdukları konu olduğunu belirterek özetle şunları söyledi: “Şeker pancarı zor zahmet üretilen bir ürün ve şeker pancarı üretiminin sürdürülebilirliği, dolayısıyla şeker sektörünün sürdürülebilirliği ancak çiftçinin desteklenmesiyle mümkün. Zaten sistem buna göre kurulmuş. Şeker fabrikaları ile birlikte kooperatifler kurulmuş, çiftçinin bizatihi içinde bulunduğu bir yapı oluşturulmuş ve çiftçinin desteklenerek bu üretimin gerçekleştirilmesi sağlanmış.</p>
<p>Türkiye’de yegâne sözleşmeli üretim yapılan ve kotalı üretim yapılan ürün şeker pancarı. Bunun yanında şeker pancarı ve şeker o kadar stratejik bir ürün ki bitkisel üretim ve sanayi ürünleri içerisinde emniyet stoku bulunan yegâne ürün. Onun dışında hiçbir üründe emniyet stoku yok. Bu kadar devletin de önemsediği, önem verdiği bir ürünü konuşuyoruz ve bunun sürdürülebilirliğini konuşuyoruz. Bu ancak çiftçinin desteklenmesiyle mümkün olabilir. Biz bunu azami ölçüde yapıyoruz. Özellikle kooperatif kuruluşları ve şimdi özel sektör kuruluşları da, TÜRKŞEKER de benzer uygulamayı hep beraber gerçekleştiriyoruz. Yalnız son yıllarda şartlar biraz değişmeye, zorlaşmaya başladı. Özellikle şeker pancarına, pancar şekerine muadil olarak görülen ürünler, nişasta bazlı şeker ve kimyasal tatlandırıcılar, şekerin kullanıldığı ürünlerde daha çok tercih edilir şekilde kullanılmaya başlandı. Türkiye’de tüketici bilinci yeterince gelişmediği ve bu konuda gereken özen ve dikkat gösterilmediği için maalesef tüketiciler bu kullandıkları üründeki maddeleri yeterince dikkate alamıyorlar. Bundan dolayı da rahatlıkla bu kimyasal tatlandırıcı ve nişasta bazlı şekerler çeşitli ürünlerde şekere muadil olarak kullanılabiliyor. Bundan dolayı şeker sektörü büyük bir problem ve sıkıntı içerisinde. Şeker sektörünün sürdürülebilmesini sağlayabilmek açısından madem kotalı bir üretim yapıyoruz, tüketime göre bir kota belirliyoruz. Bu tüketime göre üretilen şekerin de makul bir fiyattan satılmasının sağlanması gerekiyor. Tüketiciye faydalı olacağını düşünerek fiyat baskısının uygulanması bence doğru ve sağlıklı değil. Zaten son yıllarda maalesef görüyoruz, özellikle fiyatlarda bir anormallik ortaya çıkmaya başladı. Düşünün, en zor üretilen şeker pancarının ürünü pancar şekeri hâlâ Türkiye’de 38-39 liradan satılsın mı satılmasın mı tartışmasının yapıldığı ortamda, sebzeler, meyveler 50-60, hatta 100 liradan satılıyor. Bu fiyat dengesizliği sağlıklı bir durum değil.”</p>
<p><strong>Kooperatifler, fabrikalar güçlü olmazsa üretim olmaz</strong></p>
<p>Fabrikaların ve kooperatiflerin güçlü olması gerektiğini belirten Akay, “Güçlü olmazsa bu sistemin sürdürülmesi mümkün değil. Fabrikaların güçlü olabilmesi için de birincisi bu ürettikleri ürünün uygun fiyatlardan, biz fahiş fiyatlardan satılsın demiyoruz, uygun fiyatlardan satılmasının sağlanması lazım. Fabrikalar bu nişasta bazlı şeker ve kimyasal tatlandırıcıların baskısıyla oluşan stoklardan dolayı bir fiyat baskısına maruz kalmamaları lazım ve rahat bir şekilde kârlı bir fiyat uygulayabilmeleri lazım. Bunu uyguladıkları takdirde çiftçiye destekleri rahat bir şekilde devam eder.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Faizlerin altından kalkmak zor</strong></p>
<p>Şeker fabrikalarına yatırım yapılması gerektiğini anlatan Akay bunun için kullanılan kredilerin faizinin yüksek olduğunu söyledi. Akay sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi siz hem çiftçiyi destekleyecek şekilde elinizde finansman gücünüz olacak hem de yatırımları yapabilecek kadar bir finansman gücünüz olacak. Bunu sürekli banka kredisiyle yapmak durumunda olduğunuz zaman faizler yükseldiğinde altından kalkamıyorsunuz. Faizler de yükseldi. Bazen 40 oluyor, bazen 45 oluyor, bazen 50 oluyor. Bunun sorumlusu şeker fabrikaları değil ama bunun bedelini ödeyen şeker fabrikaları. Biz bu bedeli ödüyoruz. Faizler yüzde 10-12 iken bu çok fazla bir sorun teşkil etmiyordu. İyi kötü idare ediliyordu ama birdenbire yüzde 40-50 oranlarına çıkınca bunun altından kalkmak zor oluyor. Bir de ön ödeme sistemi var biliyorsunuz şeker pancarı üretiminde. Çiftçinin tohumu, gübresi, ilacı, mazotu, nakdî avansları, elektrik, sulama ihtiyaçları, çapalama ihtiyaçları, işçiliklerle ilgili nakdî avansları bütün bunlar erken ödeniyor ve fabrikalar bunu çiftçiye faizsiz olarak ödüyorlar. Ama kendileri bunu ödeyebilmek için hele hele şekerin satılmadığı ortamda bankadan kredi kullanıyorlar ve yüksek faizli olarak bu krediyi kullanmak durumunda kalıyorlar ve ağır bir faiz bedelinin altında kalıyorlar. Bu sistem düzelmeden sürdürülebilirliği mümkün değil. Onun için önce fabrikaların bu sıkıntılarının ortadan kaldırılması lazım.”</p>
<p><strong>Şeker fabrikalarının zarar tahammülü yok</strong></p>
<p>Dünyanın en pahalı finansmanının şu anda neredeyse Türkiye’de olduğunu belirten Akay, “ Rekabet derken şeker piyasasında kooperatifler var, özel sektör var bir de kamu var. Kamu da belirleyici burada. Fiyatta belirleyici. Dolayısıyla belki enflasyonla mücadele adı altında tırnak içerisinde o fiyatı düşük verebilir, zarar yazabilir. Öyle bir lüksü var. Kamu zararı sonuçta yine bizim cebimizden çıkıyor ama özel sektörün ya da kooperatiflerin öyle bir zarar yazma lüksü de yok. Uzun süre katlanma imkânı yok. TÜRKŞEKER sektörün yüzde 35’ine hâkim kamu kuruluşu. Son birkaç yılda sermayesi 4 milyar liradan 80 milyar liraya çıkarıldı. Bu, oluşan zarar karşılığı kamudan, hazineden aktarılan bir kaynak. Hazine, TÜRKŞEKER’i bu zararından dolayı destekliyor. Bizi kim destekleyecek? Biz bu zararları nasıl karşılayacağız? O zaman bizi de destekleyin de biz de yapalım. Biz de kamu görevi yapıyoruz. Bu çiftçiye destek veriyoruz. Bu çiftçiye üretim yaptırıyoruz. Kendimiz kamu kuruluşu olmasak da yaptığımız iş kamu görevi. Bizi de destekleyin, biz de sizin istediğiniz fiyattan satalım. “Size nasıl destek vereceğiz?” dediler. Böyle bir yaklaşımla bu sorunlar çözülmez. Onun için köklü çözüm gerekir.” diye konuştu.</p>
<p>Özetle, hasat öncesi sadece şeker pancarında değil, şeker fabrikaları ile ilgili çözüm bekleyen birçok sorun var. Şeker fiyatı, nişasta bazlı şeker ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların denetlenmesi konusunda somut adımların atılması gerekiyor. Bu sorunlar çözülmezse pancar üreticisi ve kooperatifler, şeker fabrikaları içinden çıkılamaz bir krize sürüklenmiş olur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NBŞ ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcılar sektörü tehdit ediyor</strong></span></p>
<p>PanFest 2026’nın ana gündem konularından birisi nişasta bazlı şeker ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların piyasaya kontrolsüz bir şekilde sokulmasıydı. Bu durumun pancar üreticisinden tüketiciye kadar her kesime ciddi zarar verdiği ifade edildi.</p>
<p>Pancar Şekeri Üreticileri Derneği (PANŞEK) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Can, pancardan şeker üreten sektörün yüksek yoğunluklu tatlandırıcılar tarafından işgal edilmeye çalışıldığını belirterek özetle şu bilgileri verdi: “Çiftçi fabrikaya pancar getirmeden önce maliyetin yaklaşık yüzde 35’ini, yüzde 40’ını biz çiftçiye nakdi ve ayni avanslar olarak ödüyoruz. Bunları daha sonra mahsuplaşmak üzere veriyoruz. Bunu arka arkaya dizdiğimiz zaman şeker pancarından şeker üretim süreçleri tamamen bir ekosistemdir. Burada sadece şeker üretmiyorsunuz, bunun yanında yan ürünlerimiz var. Melas, küspe var. Melasın inanılmaz derecede beslediği sektörler var. Maya sektörü, yem sektörü, alkol sektörü hammadde olarak melas kullanıyor. Kaba yem olarak küspe çok ciddi bir şekilde hayvancılık sektöründe yer teşkil ediyor.</p>
<p>Rekabet konusuna geldiğimiz zaman özellikle yüksek yoğunluklu tatlandırıcıya çok dikkat etmek gerekiyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2025 yılında 6,8 ton civarında ithal edilen yüksek yoğunluklu tatlandırıcı var. Bunun pancar şekeri eşdeğeri 750 bin-800 bin ton demek. Basit bir şekilde şunu diyebiliriz ki Konya Şeker ve Kayseri Şeker gibi iki dev kuruluşun üretmiş olduğu şekerin eşdeğeri yüksek yoğunluklu tatlandırıcı ithâlâtı yapılıyor. Sektörde ciddi bir işgal söz konusu. Nişasta bazlı şekerlere gelince de son zamanlarda bununla alakalı devletimiz birtakım önlemler almaya başladı ama bunun arkasının gelmesi lazım. Bunu denetim altında tutması lazım.”</p>
<p><strong>Pancar çiftçisi biterse Anadolu’da tarım yok olur</strong></p>
<p>Pancar çiftçisi bittikten sonra Anadolu’da tarımın yok olacağını iddia eden Can: “ Fabrikalarda üretim gerçekleşmediği zaman hep birlikte işsizliğin arttığını göreceğiz. Dolayısıyla inanın bunun çarpan etkisi bizim hayal ettiğimizden çok daha fazla. Rekabet Kurumu’muza bu konuda tabii ki işler düşüyor ama maliye açısından da bu işin çok rahat bir şekilde denetlenebileceği ve güçlü kurumlarla bunu rahat bir şekilde ortaya çıkarabileceği bir sistemin muhakkak kurulması gerekiyor.</p>
<p>Tüketici bir ürünü tüketmek üzere bir markete veya herhangi bir alıcı noktasına gittiği zaman içeriğin ne olduğunu net bir şekilde bilmesi gerekiyor. Bu çok önemli. Biz insan hakları açısından bu olaya baktığımız zaman bunu net bir şekilde bizim belirtiyor olmamız lazım. Kaynak olarak ne kullanılıyor? Bunun içerisinde nesillere nasıl bir etkisi var? Çünkü pancardan üretilen sakaroz dediğimiz şeker ile kamıştan üretilen şeker form olarak birbirine çok yakındır ve bunun da 700 yıla yakın tarihsel bir geçmişi vardır. İnsan fizyolojisi ve sağlık üzerine nasıl bir etki oluşturacağı konusunda çok ciddi bir şekilde bir tarihsel süreçten geçiliyor, bir tarihsel süzgeçten geçiliyor. Nişasta bazlı şekerler dediğimiz üretim modeli ise 1970’lerde Amerika’da başlıyor. 1990’lı yılların başına ve 2000’li yıllara yaklaştıkları zaman kendi ülkesindeki çoğu nişasta bazlı üreticisini bizim gibi üçüncü ülkelere gönderiyorlar. Bakıyorlar ki burada ciddi bir şekilde sağlık problemleri ortaya çıkmaya başlıyor. Özellikle obezite başta olmak üzere birden fazla sağlık problemi ortaya çıkıyor. Yine yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların da aynı şekilde Dünya Sağlık Örgütü tarafından potansiyel kanserojen ürün olarak tabir edilen ürünler dahi şu anda Türkiye’de rahat bir şekilde ithal ediliyor ve maalesef tüketicinin şu anda sofrasına geliyor” bilgisini verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/seker-ve-seker-pancarinda-sezon-oncesi-sorunlar-ve-cozum-onerileri-87463</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/7/1280x720/vanda-seker-pancari-alim-kampanyasi-torenle-basladi-1759155488.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şeker ve şeker pancarında sezon öncesi sorunlar ve çözüm önerileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayilesecektik-buyuyecektik-noldu-bize-87462</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayileşecektik, büyüyecektik n’oldu bize?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sanayi bir musluk değildir. Bugün kapatıp yarın açamazsınız. Bir fabrikanın kapanması yalnızca o fabrikanın üretiminin kaybedilmesi anlamına gelmez. O fabrikanın yetiştirdiği ustayı, mühendisi, teknisyeni, kurduğu tedarikçi ağını, yıllar içinde oluşturduğu üretim bilgisini de kaybedersiniz.</strong></p>
<p>Başlıktaki “Sanayileşecektik Büyüyecektik N’oldu Bize?” Güngör Uras’ın yıllar önce kaleme aldığı kitabın adı. Rahmetli Güngör Uras, Türkiye’nin Osmanlı’dan bu yana sanayileşme ve kalkınma arayışını anlatırken aslında bugün de güncelliğini koruyan bir soruyu ortaya koyuyordu. Üretmek yerine tüketmeye, yatırım yerine rant alanlarına yönelirsek nasıl sınıf atlayacağız?</p>
<p>Aradan yıllar geçti, ekonomimiz büyüdü, sanayimiz çeşitlendi, ihracat kapasitemiz arttı. Ama aynı soru bugün yeniden karşımızda. Türkiye ekonomisi sanayileşmesini tamamlayamadan sanayisizleşme riskiyle karşı karşıya.</p>
<p>Geçen hafta bu konuda iki önemli uyarı geldi. İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, Türkiye’nin genel olarak bir sanayisizleşme riskiyle karşı karşıya olduğunu söylerken, MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir de üretimi canlandırmak için faiz indiriminin tek başına yeterli olmayacağını vurguladı. Özdemir’in dikkat çektiği nokta önemliydi. Geçmişte düşük faiz ve kredi imkânlarının önemli bir bölümü üretim ve teknolojik dönüşüm yerine arsa ve servet birikimine yöneldi. Yani mesele yalnızca paranın maliyeti değil, ekonomide kaynakların nereye aktığı.</p>
<p>Bahçıvan’ın “erken sanayisizleşme Türk ekonomisinde birikimlerin kaybıdır” uyarısı da burada anlam kazanıyor.</p>
<p><strong>Büyüme var ama üretim motoru tekliyor</strong></p>
<p>Üstelik büyüme verileri de bu kaygıları destekleyen bir tablo ortaya koyuyor.</p>
<p>BETAM’ın 4 Eylül tarihli değerlendirmesine göre Türkiye ekonomisi 2026’nın ikinci çeyreğinde yıllık yüzde 2,3 büyüdü. İlk çeyrekte bu oran yüzde 2,6’ydı. Daha önemlisi, büyümenin bileşimine bakıldığında yatırımların yıllık artışı yalnızca yüzde 0,6’da kaldı; çeyreklik bazda ise hiç artmadı. Özel tüketim yıllık yüzde 3,5 büyüse de bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,3 geriledi. Çeyreklik büyümenin 1,1 puan olması ise büyük ölçüde dış ticaretten kaynaklandı. Dolayısıyla Türkiye’nin büyüme motorlarında özellikle iç talep ve yatırım tarafında belirgin bir ivme kaybı var.</p>
<p>Türkiye’de sanayileşme meselesi büyüme tartışmasının merkezine oturuyor. Çünkü sanayisizleşme yalnızca fabrikaların kapanması veya sanayinin GSYH içindeki payının azalması demek değil. Henüz sanayileşmesini tamamlamamış bir ülke için bunun anlamı çok daha ağır. Üretim kapasitesinin, tedarik zincirlerinin, yetişmiş insan kaynağının, mühendislik bilgisinin ve yıllar içinde oluşmuş sanayi kültürünün aşınması demek.</p>
<p><strong>Fabrika kapanınca sadece fabrika kapanmıyor</strong></p>
<p>Sanayi bir musluk değildir. Bugün kapatıp yarın açamazsınız. Bir fabrikanın kapanması yalnızca o fabrikanın üretiminin kaybedilmesi anlamına gelmez. O fabrikanın yetiştirdiği ustayı, mühendisi, teknisyeni, kurduğu tedarikçi ağını, yıllar içinde oluşturduğu üretim bilgisini de kaybedersiniz. Siparişler kesildiğinde tedarikçi küçülür. Tedarikçi küçüldüğünde uzman işgücü dağılır. İşgücü dağıldığında bilgi kaybolur. Bir süre sonra yeniden üretmek istediğinizde sadece makine satın almanız yetmez. O makineyi çalıştıracak insanı ve ekosistemi yeniden kurmanız gerekir.</p>
<p>İSO Başkanı Bahçıvan’ın iş insanlarından aktardığı “Hâlâ neden sanayicilik yapıyorsun?” sorusu bu nedenle basit bir yakınma olarak görülmemeli. Eğer sanayici üretim yaparak elde edeceği getiriyi faizden, gayrimenkulden veya başka bir rant alanından daha düşük görmeye başlıyorsa, ortada sadece şirketlerin kârlılık sorunu yoktur. Ekonominin kaynak tahsis mekanizması bozuluyor demektir. “Üretmeye değer mi?” sorusunun yaygınlaşması, bir süre sonra “üretmeyi biliyor muyuz?” sorusuna dönüşebilir.</p>
<p><strong>Türkiye sanayileşemeden sanayisizleşiyor</strong></p>
<p>Üstelik Türkiye’nin karşı karşıya olduğu risk, gelişmiş ülkelerin yaşadığı sanayi sonrası dönüşümle karıştırılmamalı. Almanya, Japonya, Güney Kore veya Çin gibi ülkeler sanayi güçlerini teknolojik kapasite, ihracat, Ar-Ge ve dünya markaları yaratma üzerinden geliştirdiler. Sanayinin ekonomideki ağırlığı zamanla değişse bile üretim kabiliyetlerini kaybetmediler. Türkiye’de ise klasik sanayileşme tamamlanmadan hizmetler sektörünün ağırlığı artıyor. Düşük teknolojili üretim, yüksek ithal girdi bağımlılığı, zayıf özsermaye ve yüksek finansman maliyetleri bir araya geldiğinde ortaya “erken sanayisizleşme” riski çıkıyor.</p>
<p>Bu nedenle “Türkiye bugün bir kavşakta” diyoruz. Ülke, bir tarafta dezenflasyon programını başarıya ulaştırmak, fiyat istikrarını sağlamak ve makroekonomik dengeleri düzeltmek zorunda. Diğer tarafta bunu yaparken üretim kapasitesini aşındırmamak gerekiyor.</p>
<p>Sanayiciye ucuz kredi vermek tek başına çözüm olmadığı gibi, yüksek faiz ve sıkı finansman koşullarının üretim altyapısını kalıcı biçimde zayıflatmasına seyirci kalmak da çözüm değil. Eğer fabrika işletmektense fabrikayı kiraya vermek daha kârlıysa, sorun sanayicinin tercihi değildir. Sorun ekonomi politikasının sonucudur.</p>
<p>Türkiye’nin sanayi payının yüzde 20’lerin altına gerilemesi de tek başına bir rakam olarak okunmamalı. Gelişmiş ülkelerde sanayinin millî gelir içindeki payının azalması başka bir şeydir; henüz teknolojik ve üretim kapasitesini yeterince geliştirememiş bir ülkenin sanayiden uzaklaşması başka.</p>
<p>Almanya sanayiden hizmetlere kayarken yüksek teknoloji üretiyor. Güney Kore elektronik ve yarı iletkenlerde dünya markaları yaratıyor. Çin üretim gücünü yapay zekâdan bataryaya kadar yeni alanlara taşıyor. Biz ise hâlâ “üretimi nasıl ayakta tutacağız?” sorusunu tartışıyoruz.</p>
<p>Üstelik dünya yeni bir sanayi yarışına hazırlanıyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemin büyük yatırımları yapay zekâ, robotik, elektrikli araçlar, bataryalar, savunma teknolojileri, yeşil dönüşüm gibi alanlarda yapılacak. Türkiye mevcut sanayi tabanını koruyamazsa bu dönüşümün parçası olmak yerine başkalarının ürettiği teknolojileri ithal eden bir pazar haline gelebilir.</p>
<p><strong>Enflasyonla mücadele sanayinin pahasına olmamalı</strong></p>
<p>Burada mesele faiz indirilsin mi, indirilmesin mi tartışmasından çok daha büyük. Enflasyonla mücadele elbette sürmeli. Fiyat istikrarı olmadan kalıcı büyüme olmaz. Ancak dezenflasyonun faturası sanayi kapasitesinin erimesi olmamalı.</p>
<p>Sanayicinin ihtiyacı yalnızca ucuz kredi değil. Öngörülebilirlik, rekabetçi maliyetler, enerji, nitelikli işgücü, teknoloji yatırımı, güçlü özkaynak ve uzun vadeli bir sanayi stratejisi gerekiyor.</p>
<p>İhtiyaç olan şey, kısa vadeli teşviklerin ötesine geçen kapsamlı bir sanayi politikası. Finansmana erişim, enerji maliyetleri, verimlilik, eğitim, teknoloji, Ar-Ge, nitelikli işgücü ve ihracat politikaları aynı çerçevede ele alınmalı. Çünkü geleceğin sanayisi yalnızca daha fazla üretmekten değil, daha yüksek teknolojiyle, daha yüksek katma değerle üretmekten geçiyor. Yapay zekâdan elektroniğe, savunma sanayisinden yeşil dönüşüme kadar yeni sanayi devriminin dışında kalmanın maliyeti çok daha yüksek olabilir.</p>
<p>Güngör Uras’ın yıllar önce sorduğu “N’oldu bize?” sorusunun bugün cevabını vermek zorundayız. Türkiye’nin önünde iki seçenek var. Ya sanayileşmemizi derinleştirerek yeni bir üretim sıçraması yapacağız ya da henüz tamamlayamadığımız sanayileşme sürecinde erken bir kopuş yaşayacağız. Sanayisizleşme kaçınılmaz bir kader değil. Ama gerekli politikalar zamanında uygulanmazsa, bugün geçici görünen üretim ve yatırım kayıpları yarının kalıcı kapasite kayıplarına dönüşebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayilesecektik-buyuyecektik-noldu-bize-87462</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/2/1280x720/5656-1789447472.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayileşecektik büyüyecektik n’oldu bize? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/populizm-profesyonelligin-dusmanidir-87461</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Popülizm profesyonelliğin düşmanıdır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bürokrasi hızlı hareket etmeyi sevmeyen muhafazakâr bir kuruluştur, hatta hızlı geliştiği ileri sürülen yeniliklere karşı özel bir direnç gösterdiği dahi ileri sürülebilir. Çoğunu kitlenin bilmediği, bilse bile anlamlandırmakta ve onaylamakta güçlük çektiği bir dizi yasa ve kurala göre hareket eder.</strong></p>
<p>Sağ kökenli popülizm dünyada hızlı yükseliş sergiliyor. Amerika’da Trump Başkan oldu. Marine Le Pen Fransız seçimlerini kazanacağa benziyor. Almanya İçin Alternatif adıyla tanınan AfD adlı siyasi kuruluş Saksonya-Anhalt seçimlerini kazandı. Komşu federal eyaletlerde de seçimi kazanacağını ve sonunda Berlin’de iktidarı ele geçireceğini iddia ediyor. Bu gelişmenin Batı için taşıdığı anlamı herkes değerlendirmeye çalışıyor. Bazı falcılara inanmak gerekirse, demokrasinin, en azından bizim bildiğimiz şekliyle demokrasinin sonu gelmiş bulunuyor. Diğer bazı gözlemciler geçici bir deneyimden geçtiğimizi, bunu yaşamamız gerektiğini, sonunda her şeyin normale döneceğini ileri sürüyorlar.</p>
<p><strong>Popülistlere göre toplumda </strong><strong>hiçbir iş rast gitmemektedir </strong></p>
<p>Hepimizin bildiği gibi, popülizmin önde gelen bir niteliği kurulu düzene karşı vaziyet almasıdır. Popülistlere göre toplumda hiçbir iş rast gitmemektedir. Bunun altında yatan neden kötü yönetim ve yozlaşmadır. Buna son vermenin yolu ise popülistleri iktidara getirmektir çünkü kurulu düzene ancak popülistler karşı çıkma cesaretine sahiptirler. Sorun şu veya bu kişinin ya da kurumun işlerini kötü yapmasından kaynaklanmamaktadır, sistem yozlaşmıştır. Çare tüm eski kadroları görevden uzaklaştırmak, popülistlerden oluşan bir kadroyu göreve getirmektir.</p>
<p>Bu durum karşısında bürokrasinin popülistler açısından özel bir hedef teşkil etmesini pek de şaşkınlıkla karşılamamak gerekiyor. Bürokrasi hızlı hareket etmeyi sevmeyen muhafazakâr bir kuruluştur, hatta hızlı geliştiği ileri sürülen yeniliklere karşı özel bir direnç gösterdiği dahi ileri sürülebilir. Değişimin mutlaka başarılı olmasını istediği için yavaş benimsenmesi taraftarıdır. Aslında topluma hizmet için kurulmuşsa da, zamanla bir siyasi güç kaynağına dönüşmüş, göreve seçimle gelen görevlilere ne yapıp ne yapamayacaklarını bildiren bir tutum benimsemiştir. Çoğunu kitlenin bilmediği, bilse bile anlamlandırmakta ve onaylamakta güçlük çektiği bir dizi yasa ve kurala göre hareket eder. Yine de bürokrasinin toplum istikrarının temel taşlarından biri olduğunu itiraf etmek gerekecektir. Göreve seçimle gelenlerin aralarında anlaşamadıkları birçok durumda sistemin devam etmesi ancak bürokrasi sayesinde mümkün olmuştur.</p>
<p>Sağlam bir popülist olarak Trump Amerikan kurulu düzenini karşısına almıştır. Kendisiyle birlikte hareket etmeyi kabul edenler istisna, yönetimini engellemeye çalışan herkes karşısındadır. Hedefi Amerika’yı yeniden büyük yapmaktır. Bu yolda yürürken bazen karşısında yargı kararları da çıkmakta, bunları aşmak için muhtelif yollara başvurmaktadır. Ancak esas engeller muhtelif görevleri deruhte eden memurlardır. Bu söz konusu olunca yapılacak iş genelde daha basittir, kişiyi görevden alacak ve yerine size sadık ve her dediğinizi yerine getiren birini atamaya bakacaksınız. Bu yaklaşımın en canlı örneği ise Savaş Bakanı (eskiler buna Millî Savunma Bakanı tabir ediyorlar) Peter Hegseth’tir. Bay Hegseth, silahlı kuvvetlerde kadınların ve zencilerin terfi ettirilmesini ve general yapılmasını bir wokism tezahürü olarak görmektedir. Wokism, hak etmedikleri halde zencileri ve kadınları terfi ettirmeyi öngören bir eski düzen hastalığıdır. Hegseth’e bakılırsa, geçmiş dönemde kadınlar ve zenciler aslında hak etmedikleri halde, yönetimin o yöndeki tercihine binaen terfi ettirilmişlerdir. Ancak Hegseth burada durmamakta, kendisi gibi düşünmeyen generalleri de görevden almakta, çevresinde sadece onun düşüncelerini benimseyen generaller istemektedir. Gözlemciler, böyle bir yaklaşım sonunda tecrübeli ve Amerikan Silahlı Kuvvetleri’ni alanda daha az askerin kullanıldığı, teknolojiye daha fazla ağırlık veren bir savaş için hazırlayan generallerin görevden alındığına işaret etmişlerdir.</p>
<p><strong>Sadakat liyakatin </strong><strong>yerini almaktadır</strong></p>
<p>Yapılan değerlendirmeler devlet katında ilerlemek isteyen kişilerin artık mesleki başarı üzerinde durmadıkları, daha ziyade seçimle göreve gelenlerin meşrebine uymaya yöneldiklerine işaret etmektedir. Tabii, bu yaklaşım dünyanın en güçlü ülkesi olduğunu iddia eden bir ülke için pek hoş bir değerlendirme değildir. Neden derseniz, göreve gelenlerin yapacakları iş için yeterince nitelikli olmadıkları söylenebilir, yani sadakat liyakatin yerini almaktadır. Halbuki başarının altında yatan sadakat değil, görevini layıkıyla yapmaktır, yani liyakattır.</p>
<p><strong>Türkiye, Amerika’ya benzemeye başladı</strong></p>
<p>Popülizmin sadece Birleşik Amerika’da hüküm süren bir akım olmadığını zaten ifade ettik. Nitekim, Türkiye’ye baktığınız zaman da göreve seçimle gelen yönetici seçkinlerin siyasi sadakati mesleki başarının üzerinde tuttukları bir başka örnek oluşturduğunu görebilirsiniz. Bu yaklaşım özellikle yargı alanında dikkati çekmekte, hükümetin istediği yönde karar vermekten uzak duran yargıçların etkisiz alanlara kaydırıldıkları görülmektedir. Aynı yaklaşımın Dışişleri Bakanlığı’nda da egemen olduğu, hükümete yakın kişilerin niteliklerine ve deneyimlerine bakılmaksızın büyükelçi atandığı anlaşılmaktadır. Böylece Türkiye’nin Amerika’ya benzemeye başladığını söylemek herhalde pek yanıltıcı olmayacaktır.</p>
<p>Sıkça ileri sürülen bir görüşe göre, Türk devleti istikrarı şu dört direk üzerine inşa etmiştir: Askeriye, adliye, hariciye ve de dahiliye. Askeriye askerî liselerde yetişen, bilahare harp okuluna giden, ardından da harp akademilerine giderek kurmay subay olan generallere teslimdi. Bu sistemin yerini herhangi bir subay general olabilir kuralı almıştır. Halbuki kurmay kendi branşı dışındaki askerî kabiliyetleri bilen, tüm orduyu sevk edebilen kişi demekti. Adliyeye gelince, yargının muhalefete mensup belediyeleri ince eleyip sık dokuması, çoğu zaman sadece gizli tanık ifadeleriyle yetinmesi, iddianameleri hazırlamak için çok uzun süreler kullanması, buna karşılık suçu kanıtlanmamış ve herhangi bir yere gitmesi söz konusu olmayan kişileri gözaltında tutması, siyasi sonuçlar verecek kararlar alması (örneğin Üsküdar’da yeni başkan seçimi) yargının tarafsızlığına gölge düşürmüştür. Çoğu kişi savcı ve yargıçların iktidarın hoşuna gidecek kararlar alarak ilerlemeyi düşündükleri izlenimi yaratmaktadır. Gelelim hariciye ve dahiliyeye. Örneğin, çoğu gözlemci tarihin en uzun yaşayan imparatorluklarından olan Osmanlı İmparatorluğu’nun bu kadar uzun süre yaşamasında çok kaliteli bir diplomat kadrosuna sahip olmasının vazgeçilmez bir role sahip olduğu konusunda ittifak etmektedir. Gerilemeye girildiği konusunda tereddüt kalmayınca imparatorluk önce iyi Fransızca öğretilen Mekteb-i Sultani’yi (bugünkü Galatasaray Lisesi), ardından da Mekteb-i Mülkiye’yi (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne dönüşmüştür) açarak nitelikli kamu görevlisi yetiştirme konusuna yönelmiş, böylece imparatorluğun ömrünü uzatma becerisini sergilemiştir. Aynı kurumdan yetişen kadrolar yeni kurulan cumhuriyete de hizmet etmeye devam etmiş, çok karışık bir uluslararası ortamda ülkemizi savaşların dışında tutmayı ve millî bütünlüğümüzü korumayı başarmışlardır. Popülist yönetime göre, bu kadrolar kurulu düzenin direkleri olduğundan öncelikle yıkılmaları gerekmekteydi.</p>
<p>Günümüzde bu direk mensuplarının göreve seçimle gelen iktidar mensuplarına, özellikle cumhurbaşkanına bağlılık sergilemeleri mesleki başarıdan önde gelmektedir. Acaba bir devlet, önde gelen niteliği iktidardaki kadroya sadakat olan bir bürokrat kadrosu ile uzun süre ayakta kalabilir mi? Sorunun cevabı bilinmese de muhtemel cevabın liderin hoşuna gitmeyebileceği akla gelmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/populizm-profesyonelligin-dusmanidir-87461</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/1/1280x720/5774-1789447359.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Popülizm profesyonelliğin düşmanıdır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-sermaye-ihracatcisi-ulke-sinifina-mi-terfi-etti-87460</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye sermaye ihracatçısı ülke sınıfına mı terfi etti?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir ülkenin normal koşullarda sermaye ihracatçısı bir ülke olabilmesi için istikrarlı bir şekilde cari işlemler dengesi fazlası veriyor olması gerekir. Bu ülkeler cari işlemler fazlası sayesinde kazandıkları döviz rezervini, diğer ülkelerde doğrudan yatırım veya portföy yatırımı olarak kullanarak sermaye ihraç etmiş oluyorlar.</p>
<p>Merkez Bankası’nın ödemeler dengesi verilerine göre Türkiye’nin de artık “net sermaye ihracatçısı” haline geldiğini söyleyebiliriz. Çünkü son iki yıldır Türkiye’ye yabancıların doğrudan yatırım ve sıcak para olarak getirdikleri yatırım miktarından daha fazlasını yerli sermaye sahipleri yurt dışına çıkartıyor. Üstelik bu durum kronik olarak cari işlemler açığı veren ve hatta son dönemde cari açığı artmakta olan bir ülkede gerçekleşiyor.</p>
<p>Bu garip durumun rakamlara yansıyan hali şöyle:</p>
<p>- 2023 yılında yabancılar sıcak para (hisse senedi, tahvil yatırımı ve mevduat) olarak Türkiye’ye toplam 36.02 milyar dolar getirmişler. Buna karşın yerleşikler sıcak para olarak yurtdışına 20.65 milyar dolar çıkarmışlar. Yabancıların getirdiği sıcak para yerlilerin çıkardığından 15.37 milyar dolar daha fazla. Yerlilerin yurt dışına çıkardığı sıcak para yabancıların getirdiğinin yüzde 57.33’ü kadar.</p>
<p>- 2024’te ise yerlilerin yurtdışına çıkardığı sıcak para miktarı yabancıların getirdiğini aşıyor. 21.85 milyar dolarlık yabancı sıcak para girişine karşılık 24.72 milyar dolarlık yerli sıcak para çıkışı var. Yerli sıcak para çıkışı yabancı sıcak para girişinden yüzde 13.11 ve 2.87 milyar dolar daha fazla.</p>
<p>- 2025’te makas iyice açılıyor. Yabancı sıcak para girişi 15.01 milyar dolara kadar düşerken yerli sıcak para çıkışı 38.56 milyar dolara fırlıyor. Yerli sıcak para çıkışı yabancı sıcak para girişinin 2.55 katını buluyor.</p>
<p>- 2026 Temmuz ayı itibarıyla 12 aylık toplam yabancı sıcak para girişi 28.07 milyar dolarken tırmanışını sürdüren yerli sıcak para çıkışı 49.65 milyar dolara ulaşıyor. Yerli sıcak para çıkışı yabancı girişinin 1.77 katı düzeyinde.</p>
<p>- Doğrudan yatırım cephesinde bu süre içinde yabancı girişi yatay bir seyir izlerken yerleşiklerin yurtdışı yatırımları özellikle son iki yılda hızlanarak artıyor. Temmuz 2026 itibarıyla 12 aylık toplam yerli doğrudan dış yatırım miktarı yabancıların doğrudan yatırım miktarının 325 milyon dolar ve yüzde 3.24 de olsa üstüne çıkmış durumda. 2023 yılında 10.62 milyar dolarlık yabancı doğrudan yatırımına karşılık yerleşiklerin yurtdışı doğrudan yatırım miktarı 6.09 milyar dolardı. Temmuz 2026 itibarıyla 12 aylık toplam yabancı doğrudan yatırım girişi 10.02 milyar dolar ile yaklaşık aynı seviyede kalırken yerleşiklerin yurt dışı doğrudan yatırımı yüzde 70’lik bir artışla 10.35 milyar dolara çıktı.</p>
<p>- Sonuç olarak Temmuz 2026 itibarıyla son 12 ayda doğrudan yatırım ve sıcak para olarak yabancı sermaye girişi 38.09 milyar dolar olurken, yerleşiklerin aynı yollarla dışarı çıkardıkları kaynak miktarı 60 milyar doları buldu. Yerleşiklerin sermaye hareketleriyle çıkardığı miktar, yabancıların getirdiğinden 21.91 milyar dolar ve yüzde 57.51 daha fazla.</p>
<p>- 2023 ile kıyasladığımızda yabancı girişi yüzde 18.34 azalırken yerli çıkışı yüzde 124.33 artmış bulunuyor.</p>
<p>- Buna bir de esası yerli sıcak para hareketi olan kaynağı belirsiz döviz hareketlerini ekleyebiliriz. 2023’te bu kalemde 4.63 milyar dolarlık giriş varken Temmuz 2026 itibarıyla 12 aylık toplamda 19.97 milyar dolarlık çıkış var.</p>
<p>- Bir yandan cari açık verir, diğer yandan net sermaye ihraç ederken değirmenin suyu nereden geliyor? Birincisi rezerv kaybıyla: Temmuz 2026 itibarıyla 12 aylık toplam rezerv kaybı 31.51 milyar dolar. İkincisi hızla artan dış kredi borçlanması: Dışarıdan alınan kredilerin miktarı 2023’teki düzeyin 3 katına çıkarak 49.60 milyar dolara ulaşmış durumda.</p>
<p>2024’ten itibaren yabancı girişinde bir gerileme gözlenirken yerli çıkışında adeta kaçış diyeceğimiz bir hızlanma var. Bu durumu ülke içindeki siyasi gelişmelerden bağımsız değerlendirmek pek mümkün değil.</p>
<p>Bu rakamların bizce tercümesi şöyle: Enflasyon, gelir dağılımındaki bozulma ve yaygın yoksullaşma koşullarında geniş kitleler nezdinde rıza üretmekte ciddi şekilde zorlanan siyasi iktidar, sermaye kesimi cephesinde de güven sağlamakta zorlanıyor. Güvensizlik arttıkça sermaye kaçışı da artıyor.</p>
<p>Ancak Türkiye’nin bu cari açıkla “ayranı yok içmeye” ve bu yüzden böyle bir net sermaye kaçışı sürdürülebilir bir şey değil.  </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8dbabd260b-1789451179.png" alt="" width="636" height="364" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-sermaye-ihracatcisi-ulke-sinifina-mi-terfi-etti-87460</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye sermaye ihracatçısı ülke sınıfına mı terfi etti? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gordion-dugumu-87459</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gordion düğümü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Erdoğan sonrası Türkiye’nin nasıl bir siyasi tabloyla karşılaşacağı sorusu, Ankara’da giderek büyüyen bir belirsizliğe dönüşüyor. Muhalefet cephesindeki farklı hesaplar, kararsız seçmenin ağırlığı ve iktidar sonrası için başlayan hazırlıklar, Gordion düğümünü kimin ve nasıl çözeceği sorusunu siyasetin merkezine taşıyor.</strong></p>
<p>Yeni bir lider arayışında olan Friglere bir kâhin tarafından, şehre öküz arabası ile giren ilk adamı kral ilan etmeleri söylenir. Bu kişi kağnısıyla kente giren yoksul bir köylü, Midas'ın babası, Gordios olur. Gordios, kral ilan edildikten sonra öküz arabasını Frig tanrısı Sabazios Tapınağı’na adar. Araba kızılcık dallarından bir düğümle tapınağa bağlanmıştır ve bu düğümü çözecek kişinin Asya'nın hakimi olacağı söylentisi ile ünlenir.</p>
<p>Büyük İskender, Gordion'a geldiğinde (MÖ 334) düğümü çözmeye çalışır ama başaramaz. Sabrı tükenince öfkeyle kılıcını çekip düğümü keser. İskender, gerçekten de Ahameniş İmparatorluğu'nun fatihi ve Asya'nın hakimi olma yolundadır. Ancak 33 yaşında ateşli bir hastalıktan zamansızca ölümü, bilgelerce Gordion düğümünü çözmek yerine sabırsızca davranmasının cezası olarak yorumlanır.</p>
<p>Gordion Ankara merkezden sadece 90 kilometre uzaklıktadır…</p>
<p>Yüzlerce yıl sonra Ankara’daki ana tartışmanın düğümü de Erdoğan sonrasında ne olacağı sorusu!</p>
<p>Herkesin bir cevabı var. Her cevap da sahibinin çıkarına uygun... Bu kadar çok cevap ve bu kadar çok kişisel çıkar kaçınılmaz olarak çatışma yaratıyor.</p>
<p>Düğüm, kılıçla mı kesilecek; usulüne uygun mu çözülecek yoksa zamana bırakılıp çürümesi mi beklenecek?</p>
<p>Gelin, iktidar ve muhalefet bu soruya ne yanıt veriyor tek tek bakalım.</p>
<p>Muhalefetten başlayalım. Biliyorsunuz dört çeşit muhalefet var: Milliyetçiler (İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti); Sosyal Demokratlar (CHP, Yeni Parti, İşçi Partisi); Merkez sağ ve muhafazakârlar (Yeniden Refah, Saadet Partisi, DEVA, Demokrat Parti). Dördüncü parti ise kararsızlar ve boykotçular.</p>
<p>Şu anda en büyük blok oy kararsızlar ve seçimde oy kullanmayacaklar. Bunların bir kısmının zaten düğümle işleri yok. Bir diğer kısmı ise düğümün çözülebileceğinden umudunu kesmiş. Hatta içlerinden zamanında düğümü kesmek için çaba gösterenleri, şimdi düğümü de sorunu da görmezlikten geliyor.</p>
<p>Milliyetçi cephe Erdoğan sonrasında ne olacağından çok düğüm çözülene kadar geçecek sürede yaşanacaklarla ilgili. Öncelikli hedefleri; Ekonomik kriz etkisi altındaki kitlelerin Terörsüz Türkiye sürecine yönelik antipatilerini diri tutmak. Seçime kadar geçecek sürede bu öfkeyi büyütmek ve etkileyici bir oy oranına ulaşmak. Böylelikle siyasetin ana unsurlarından biri olmayı umuyorlar.</p>
<p>Merkez sağ ve muhafazakârların durumu biraz daha farklı. Sorunla yakından ilgililer. Çünkü Erdoğan sonrası AK Parti’nin krize gireceğini düşünüyorlar. Onlar için düğümü çözmek yerine çürümesi için zamana bırakmak daha iyi. Geçen her süre AK Parti’yi yıpratacak ve muhafazakâr seçmeni kendilerine yaklaştıracak. O yüzden -en azından şimdilik- kendi ayakları üzerinde duracak bir ortam onlara yetiyor. Üstelik bu halleri Ak Parti içindeki güç odakları ile ayrı ayrı pazarlık yapabilmelerinin önünü açıyor.</p>
<p>Sosyal demokrat cephe kendi içinde en az üç parça. Erdoğan sonrasına kadar bekleyelim (CHP); Erdoğan ve iktidarı zayıfladı, ilk seçimde iktidarı değiştirecek politikalar izleyelim(Yeni Parti); Erdoğan’dan da, Erdoğan sonrasından da bize ne! Bu düğüm çözülsün de nasıl çözülürse çözülsün (İşçi Partisi). Bir de her parti içinde bu görüşlerin ayrı ayrı varyantları var. İki ana tavra yakından bakalım:</p>
<p>CHP; bir dahaki kurultaya kadar iktidarla uğraşmak yerine kendi içini dizayn etmeye ağırlık vermiş durumda. Genel tavırları düğümü zamana havale etmek, Erdoğan sonrasını beklemek üzerine kurulu. Ama bu iktidar partisi içindeki kliklerle farklı farklı gerekçelerle yan yana gelmelerine engel değil. (Bu konuda iktidar cephesini anlatırken örnekler vereceğim.)</p>
<p>Yeni Parti; bütün varlığını iktidarın değişeceği varsayımı üzerine kurmuş durumda. İktidar seçimi kaybetmezse büyük bir hayal kırıklığı yaşarlar ve dağılma noktasına gelirler. Şu anda “Erdoğan sonrasını düşünmek bizim işimiz değil, biz iktidara yürüyoruz” diyorlar ama bir taraftan da iktidar partisi ile temas noktaları oluşturmaya çalışıyorlar.</p>
<p>İktidar kanadına gelince…</p>
<p>O da bir dahaki yazıya.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gordion-dugumu-87459</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gordion düğümü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasinin-onundeki-guclukler-87458</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası’nın önündeki güçlükler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 37’de sabit tutmasının ardından para politikasını önümüzdeki dönemde zorlayabilecek üç önemli risk öne çıkıyor. Enerji fiyatlarındaki yükseliş, iç talepteki zayıflama ve seçim sürecinin yanı sıra büyük merkez bankalarının faiz politikaları, enflasyonla mücadelede Merkez Bankası’nın hareket alanını daraltabilir.</strong></p>
<p>Politika faizini değiştirmeyerek yüzde 37’de sabit tutan Merkez Bankası’nın yakın gelecekte karşı karşıya kalacağı güçlükler var. 10 Eylül’de yayımlanan Para Politikası Kurulu karar metninde, önümüzdeki birkaç toplantıda alınacak kararlara ışık tutması amacıyla yazılmış ve enflasyonun nasıl şekillenebileceğine ilişkin Merkez Bankası görüşlerini yansıtan paragrafta hem olumlu hem de olumsuz noktalara değinilmişti. Buraya taşıyorum:</p>
<p><em>“Aylık dalgalanmalara karşın, son dönem enflasyon gerçekleşmeleri ve öncü göstergeler enflasyonun ana eğiliminin gerilediğine işaret etmektedir. İktisadi faaliyete ilişkin veriler ve arz şoklarının yurt içi fiyatlara yansımasının sınırlı kalması iç talepteki zayıf seyri teyit etmektedir. Diğer taraftan, jeopolitik gelişmeler neticesinde yüksek seyreden enerji fiyatları enflasyon görünümü üzerinde yukarı yönlü risk oluşturmaktadır. Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir.”</em></p>
<p>Dikkat ederseniz, enflasyonun önümüzdeki aylarda izleyeceği yol açısından iki olumlu, bir olumsuz noktaya dikkat çekiliyor. Enflasyonun ana eğiliminin düşme yönünde olduğu belirtildikten sonra, iç talebin seyrinin de bu eğilime katkı verdiği vurgulanıyor. Buna karşılık, yüksek seyreden enerji fiyatları enflasyonu yükseltici bir risk unsuru olarak değerlendiriliyor. Ne yazık ki bu risk artarak devam ediyor. Hürmüz Boğazı’nın neredeyse kapalı olmasının yanı sıra, işin içine bir de Suudi Arabistan’ın petrol arz etme kapasitesini hedef alan Husi güçlerinin saldırıları girdi. Babülmendep Boğazı da kapandı gibi.  Dolayısıyla, Merkez Bankası’nın önündeki güçlüklerden ilki ham petrol fiyatlarının keskin biçimde yükselmekte olması. Üstelik motorin fiyatları daha da belirgin artıyor.</p>
<p>İkinci güçlük, karar metninde enflasyon açısından olumlu olarak değerlendirilen iç talepteki seyir ile ilgili. GSYH büyümesinin bu yıl potansiyelinin yarısına yakın bir düzeyde gerçekleşmesi söz konusu. Sanayi kesiminden gelen şikâyetler giderek artıyor. Özellikle giyim, deri ve tekstil gibi sektörler ile çoğu ihracatçı mevcut durumdan memnun değiller. Bir de seçime yaklaşıyoruz. Seçim ortamında bu yakınmalar giderek duyulur hale gelebilir ve para politikasının mevcut biçimde uygulanmasına kırmızı ışık yakılabilir. Seçim ile ilgili risk sadece bu değil. Türkiye’nin yakın tarihi müstesna seçim ekonomisi uygulamaları –mesela bol ve ucuz kredi politikası- da para politikası açısından önemli sorunlar yaratmaya aday. Elbette, hem kırmızı ışık hem de seçin ekonomisi uygulaması ‘mutlaka’ olacaktır demek mümkün değil. Ama böyle bir risk var ve bu riskin gerçekleşme olasılığı da küçümsenmemeli.</p>
<p>Üçüncü güçlük büyük merkez bankalarının faiz artırma eğilimlerine ilişkin. Avrupa Merkez Bankası (ECB) geçen hafta politika faizini yükseltti. Fed’in de Trump’ın baskılarına rağmen faiz artırması giderek daha güçlü bir olasılık haline geliyor. Özellikle Fed’in ve bir ölçüde de ECB’nin faiz artırmaları bizim gibi ülkeler açısından sevimli bir gelişme değil. Çünkü dışarıdan borçlanmaya bağımlı bir ülkeyiz. Büyük merkez bankalarının faizleri yükseltmelerinin hem borçlanma maliyetimizi artırma hem de borçlanma miktarını azaltma gibi olumsuz etkileri var. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, zamana yayılmış bir biçimde Fed bir kez ya da iki kez sınırlı ölçüde faiz artırdı diye bizde belirgin olumsuzluklar yaşanmaz. Faiz artırımları devam eder ve artırımlar daha sık yapılırsa o zaman sorunlar başlar. Şimdilik bu riskin gerçekleşme olasılığı oldukça düşük görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasinin-onundeki-guclukler-87458</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası’nın önündeki güçlükler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alisveris-arabasina-yapay-zeka-oturdu-87457</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alışveriş arabasına yapay zekâ oturdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekânın öncü isimleri, teknolojinin insanlığın denetim kapasitesini aşacak hızda ilerlememesi için yapay zeka geliştirme yarışına fren konulmasını istiyor. Tartışma sürerken yapay zekâ hayatımızın en sıradan alanlarından birine, alışverişe çoktan girdi bile.</p>
<p>Alışveriş artık mağazaya girip bir ürün seçmekten ibaret değil. Fiyat karşılaştırıyor, yorumları okuyor, markaların özelliklerine bakıyor, kampanya kolluyor ve sonunda karar veriyoruz. Şimdi bütün bu sürecin ortasına yapay zekâ yerleşiyor.</p>
<p>İhtiyacı anlayıp seçenekleri karşılaştırıyor, fiyat ve özellikleri süzüyor, kullanıcı yorumlarını özetliyor. Bazı pazarlarda sepeti hazırlıyor, hatta satın alma aşamasına kadar ilerliyor.</p>
<p>Rakamlar değişimin hızını gösteriyor. Avrupa’da tüketicilerin yüzde 56’sı alışverişte en az bir kez yapay zekâ kullandığını söylüyor. İngiltere’de yapay zekâ alışveriş asistanlarının kullanımı bir yılda yüzde 12’den yüzde 28’e çıktı. ABD’de tüketicilerin yüzde 51’i, tercihleri belirlendikten sonra alışverişin tamamını yapay zekâya bırakmaya açık.</p>
<p>Bunun en büyük avantajı daha fazla ürün satmak değil, tüketicinin zamanını geri vermek. İnternette binlerce ürün arasından seçim yapmak başlı başına bir iş. Yapay zekâ bütçeyi, markayı ve kullanım amacını değerlendirip bu kalabalığı birkaç seçeneğe indirebiliyor.</p>
<p>Ama tüketici henüz kumandayı bütünüyle devretmeye hazır değil. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre satın alma kararını tamamen yapay zekâya bırakmaya sıcak bakanların oranı yalnızca yüzde 11. Yanlış bilgi, güvenlik ve kişisel verilerin nasıl kullanılacağı hâlâ ciddi soru işaretleri.</p>
<p>Türkiye de bu değişimin dışında değil. 2025’te perakende e-ticaret hacmi 2,46 trilyon liraya, işlem sayısı 1,94 milyara ulaştı. Migros, ChatGPT üzerinden ürün arama ve sepete ekleme imkânı sunan MAYA AI’ı devreye aldı. CarrefourSA ise ürün bulma, mağaza ve stok bilgileri ile alışveriş önerileri için Alista adlı yapay zekâ asistanını kullanıma sundu.</p>
<p>Bundan sonra perakendede asıl yarış teknolojiye sahip olmakla ilgili olmayacak. Yapay zekânın kimin çıkarına çalıştığı daha önemli hale gelecek.</p>
<p>Tüketiciye zaman kazandırıyor, doğru ürünü buluyor ve daha iyi fiyatı gösteriyorsa bu teknoloji hızla kabul görür. Ama karşısına sürekli daha pahalı ürünü çıkarmak için kullanılıyorsa güveni kaybeder.</p>
<p>Alışveriş arabasına oturan yapay zekânın gerçek değeri, satıcının mı tüketicinin mi yanında olduğuyla belirlenecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alisveris-arabasina-yapay-zeka-oturdu-87457</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alışveriş arabasına yapay zekâ oturdu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-takintisi-hem-pahali-hem-riskli-87456</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeni takıntısı&#039; hem pahalı hem riskli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Akıllı bir torna tezgâhından, farklı yönetim araçlarına dek her alanda yenilikler yağıyor. Ancak bitlere baytlara harcadığımız milyonları, bunları kullanacak olan insana yatırmadıkça zarar edeceğiz.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Etrafımızı saran karmaşada ayakta kalabilmek, çoğunlukla bir “<strong>tünel vizyonu</strong>” ile yol almaya benzer. Hedefinize odaklanır<strong>, tünelin ucundaki ışığa</strong> yoğunlaşırsınız. İşe de yarar; <strong>bazen</strong>... Ama genelde, tünelin ucunda, “<strong>umduğumuz aydınlığın bizi beklemediğini görme</strong>” riskimiz vardır.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Çünkü <strong>ışığa bakan, gölgeleri göremez</strong>. Çünkü gözünü tünelin ucuna kilitleyen, <strong>çeperde olan biteni</strong> görüş alanı dışına çıkarır. Her yeniliği, ille de “<strong>yenidir, iyidir</strong>” diye kovalamak, tünel vizyonuyla yol almaya benzer. Bugün kurumunuza, evinize bir göz atın… Fark edeceğiniz; <strong>tünel vizyonudur</strong>.</p>
<p><strong>TÜNELİN UCUNDAKİ IŞIĞA KOŞARKEN…</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Hayatınıza son 10 yılda soktuğunuz teknolojiyi, hatta tüm eşyalarınızı gözünüzün önüne getirin. Göreceğiniz şudur; şimdi kullanmakta olduğunuz “<strong>şey</strong>”lerin, <strong>%56</strong>’sı, 10 yıl önce hayatınızda “<strong>asla</strong>” olmadı. Ve bu son 10 yılda, evimizde, işyerimizde, kamusal alandaki yenilikler tarih olmuştur.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Her yeniliğin, <strong>insan hayatında yer edeceği</strong> ve bunun sonucunda tutunacağı garantisi yok. Kişinin, kurumun veya devletin, batması için en etkin yollardan biri de “<strong>yatırım</strong>” yapmaktır. İnsanlar, yatırım yaparak da batabilir. Özellikle yeni teknoloji, <strong>bilinçsiz yenilik histerisinin</strong> riskli yatırım alanıdır.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Teknolojiye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Yeni teknoloji daima iyi midir? </em></strong></p>
<p>Yenilik karşısında <strong>direnmek</strong> kolay değildir. Zira rakibiniz, bunu kullanıyordur. Size, “<strong>yeni teknoloji iyidir</strong>” mesajları yağarken, temkinli olmak, <strong>küçümsenmeyecek sosyal baskı</strong> oluşturabilir.</p>
<p><strong><em>Eskiye bakışımız ne olmalı?</em></strong></p>
<p><strong>Eskiye bağlı</strong> kaldığı ve <strong>yeniyi reddettiği</strong> için insanları <strong>aptal</strong>, <strong>ilkel</strong> veya <strong>inatçı</strong> olarak mahkûm etmek yerine, bir an durup, “<strong>niçin?”</strong> diye sormak daha iyi olabilir. Her yeni teknoloji sizin için iyi olmayabilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HER SON YENİLİĞE ATLAYIP TEKNOBUR OLMAK İYİ BİR ŞEY Mİ?</strong></p>
<p>Görüntülü <strong>telefonlar</strong>, tele konferans sistemleri, <strong>tele buluşma</strong> teknolojilerinin hiç biri hâlâ <strong>bir el sıkmanın </strong>veya <strong>doğrudan gözlerinin içine bakmanın</strong> özünü yakalayabilmiş değildir. Bir “<strong>iletişim</strong>” modası alıp başını gidiyordur ama ortada “<strong>iletim</strong>” olsa bile “<strong>iş</strong>” olduğunu söylemek zordur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TÜNEL SENDROMU LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Sonuç odaklılık</strong>: Eylemin nihai amacına odaklanıp, süreci ihmal etme</p>
<p><strong>Süreç odaklılık</strong>: Tünelin ucundaki ışık, üzerinize gelen trenin farı olabilir</p>
<p><strong>Teknobur</strong>: Teknolojiye aşırı bağımlılık ve geleneksel yöntemlere ilgisizlik</p>
<p><strong>Akıllı teknoloji</strong>: Gerektiği yerde, gereği kadar teknoloji kullanma yaklaşımı</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-takintisi-hem-pahali-hem-riskli-87456</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Yeni takıntısı” hem pahalı hem riskli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87455</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa neyi fiyatlıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Petrol Yükseliyor, Altın Düşüyor! Piyasa Neyi Fiyatlıyor? | Ekonomi Masası | 15 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/KRlUpaFlZuw" width="850" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87455</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/guldag-berfin-1787719214.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-eskiden-yaptigi-dogrudan-yatirimin-meyvesini-yiyor-87454</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı eskiden yaptığı doğrudan yatırımın meyvesini yiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yabancıların Türkiye’de yaptığı doğrudan yatırımların nasıl azaldığını, buna karşılık yurt içi yerleşiklerin yurt dışındaki yatırımlara nasıl ağırlık verdiklerini bu köşede dün detaylı olarak aktardım. Peki yurt içinde ve dışında yapılan bu yatırımlar sonucu elde edilen kârdan gerçekleştirilen transferler ne durumda dersiniz…</p>
<p>Ama öncelikle şunu söylemek gerek. Yapılan yatırım sonucu sağlanan kârı yatırımcıların diledikleri gibi kullanmaya elbette hakları var. Zaten aksi düşünülemez.</p>
<p>Dolayısıyla özellikle hem bir yandan yabancı yatırımların azaldığından dem vurup hem de bu yatırımlardan çok kâr elde edildiği ve bunun yurt dışına çıkarıldığı gibi bir yakınma tam da Demirel’in ifadesiyle abesle iştigal olur.</p>
<p>Bugün yalnızca bir saptamada bulunmak ve pek üstünde durulmayan doğrudan yatırımlardan sağlanan kârla ilgili döviz giriş çıkışını yıllara göre detaylı olarak aktarmak istiyorum.</p>
<h2>Kâr transferinde rekor</h2>
<p>Merkez Bankası’nın ödemeler dengesi verileri yabancıların Türkiye’deki doğrudan yatırımlardan elde ettikleri kârdan gerçekleştirdikleri transferin bu yılın temmuz ayı itibarıyla yıllık bazda rekor düzeye ulaştığını gösteriyor.</p>
<p>Yabancıların temmuz itibarıyla son bir yıldaki kâr transferi 7,9 milyar dolar oldu.</p>
<p>Aynı dönemde Türk yatırımcılar da yurt dışında yapmış oldukları doğrudan yatırımlardan dolayı Türkiye’ye 2,6 milyar dolar getirdi.</p>
<p>Buna göre son bir yıldaki net kâr transferi negatif 5,3 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<h2>Bir dönem gelen daha fazlaydı</h2>
<p>Tabloda dikkatinizi çekecektir. 2000 yılından bu yana olan dönemde iki yıl hariç yurt dışına yapılan kâr transferi, Türkiye’ye yapılandan daha fazla.</p>
<p>2000 ve 2001 yıllarında çok az da olsa Türkiye’ye yapılan kâr transferi, yurt dışına yapılandan daha fazlaydı. Hem yerli yatırımcı sanıldığı gibi yurt dışında yalnızca son yıllarda yatırım yapmadı ki. Son yıllarda bu yatırımların artması Türkiye’deki ve dünyadaki değişen koşulların bir sonucu ama yurt dışında çok eskiden de yatırım yapılmıştı. Bu yatırımlar çok büyük boyutlu değildi ama vardı. Kaldı ki yurt dışında yatırım yapmanın yanlış bir tarafı da yok.</p>
<p>Türkiye ilk dış yatırımını finans alanında İş Bankası’nın 1930’larda Almanya ve Mısır’da açtığı şubelerle gerçekleştirdi.</p>
<p>1970’lerde müteahhitlik şirketleri kuruldu. İzleyen yıllarda Şişecam, Anadolu Grubu, Vestel ve Beko yurt dışında yatırım yaptı.</p>
<h2>Yatırım tutarıyla kıyaslanamaz</h2>
<p>Şimdi akla hemen bu kâr transferlerinin ne kadarlık bir yatırım karşılığında yapıldığı sorusu gelebilir.</p>
<p>Ne var ki herhangi bir yıldaki transferin hangi yılın yatırımı karşılığı olduğu bilinemeyeceği için takvim yılı bazında bir kıyaslamaya gidilip <strong>“Şu yıl şu kadarlık yatırım söz konusu olmuştu, buna karşılık şu kadar kâr transferi gerçekleştirildi”</strong> gibi bir değerlendirme yapılamaz. Böyle bir değerlendirme tümüyle yanlış olur.</p>
<p>Ancak uzun dönemli yatırım stoku ile kâr transferi toplamını karşılaştırmak belki, o da belki kısmen doğru sayılabilir.</p>
<p>Kısmen doğru dememin sebebi şu; doğrudan yatırımlar içinde gayrimenkul alımları da var. Bu alımları kâr doğuran klasik bir yatırım gibi düşünmek doğru olmaz. Kaldı ki yurt dışındaki gayrimenkul alımlarına ilişkin veriler ancak 2017’den bu yana olan dönem için biliniyor, daha önceki yıllar için bu veriler açıklanmıyordu.</p>
<h2>TCMB’nin kâr transferi tanımı</h2>
<p>Doğrudan yatırımlardaki kâr transferi, yalnızca faaliyetlerden elde edilen kârı kapsamıyor. Bu konuda en iyisi Merkez Bankası’nın detaylı olarak aktardığı tanıma göz atmak:</p>
<p><strong>“Bu kalemde yurt dışında yapılan doğrudan yatırımlar nedeniyle yurt içine yapılan kâr transferleri (dağıtılan kârlar) ve yeniden yatırıma dönüştürülen kârlar ile yurt içindeki doğrudan yatırım şirketince (ana ortak, iştirak ya da grup şirketi) yurt dışındaki şirkete sağlanan kredilere ilişkin faiz gelirleri, gelir olarak kaydediliyor.”</strong></p>
<p>Tersi olması durumunda, yani yatırımın yurt içinde yapılması durumunda söz konusu kâr transferleri ve faiz ödemeleri ise bu kez kayıtlara gider olarak yazılıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8ca25783af-1789446693.png" alt="" width="649" height="318" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8ca30dd604-1789446704.png" alt="" width="459" height="472" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-eskiden-yaptigi-dogrudan-yatirimin-meyvesini-yiyor-87454</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/3/1280x720/dolar-dollar-1768292317.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı eskiden yaptığı doğrudan yatırımın meyvesini yiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/zincir-marketler-ve-internet-alisverisi-esnafi-kucultuyor-87452</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zincir marketler ve internet alışverişi, esnafı küçültüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>İnternet alışverişlerinin artması yanı sıra, sayıları giderek artan dev marketler ve indirim marketleriyle fiyat rekabetinde güçlük çeken esnaf ayakta kalmakta zorlanıyor. Giderek daha fazla kepenk indirmeye başlarken, yeni işyeri açılmasına yönelik iştahın da giderek azalması dikkat çekti. Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu ( TESK) verilerine göre geçen yıl Ocak-Ağustos döneminde 209 bin esnaf işyeri açılırken, bu yıl açılan işyeri sayısı yüzde 8 azalarak 193 bine geriledi. Aynı dönemde kapanan işyeri sayısı ise yüzde 11.2 artarak 82 bin 669’a yükseldi.</p>
<h2>Artış hızında yavaşlama görülüyor </h2>
<p>Tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarındaki değişim küçük ölçekli işyerlerinin sayısındaki artış hızını giderek yavaşlatıyor. TESK istatistiklerine göre kurulan esnaf işyeri sayısı geçen yılın altında kalırken, kapanan işyeri sayısı artıyor. Yılbaşından bu yana sadece Haziran ayında açılan esnaf işyeri sayısı geçen yılın üzerinde kaldı. Geçen yıl Haziran ayında 22 bin 286 işyeri kurulurken, bu yıl aynı ayda kurulan işyeri sayısı yüzde 10.01 artarak 25 bin 178’e çıktı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8c6797d9b2-1789445753.png" alt="" width="651" height="271" />Bunun dışındaki tüm aylarda geçen yıla göre daha az işyeri açıldı. Açılan şirket sayısı Mart’ta yüzde 12.7 azalarak 22 bin 333’e inerken, Mayıs’ta yüzde 29.24 azalarak 19 bin 414’e geriledi. Temmuz’da yüzde 15.16 azalarak 23 bin 396’ya gerileyen esnaf işyeri sayısı geride bıraktığımız Ağustos ayında ise yüzde 7.54 azalarak 23 bin 387’ye düştü. Böylece yılbaşından bu yana açılan şirket sayısı yüzde 7.99’luk azalışla 209 bin 991’den 193 bin 222’ye inmiş oldu.</p>
<p>Kapanan işyerinde çift haneli gerileme Açılan işyeri sayısındaki azalmanın tersine, kapanan işyeri sayısındaki artış ticari hayattaki zayıflama eğiliminin güçlenmesine yol açtı. Ocak’ta yüzde 1.47 artarak 12 bin 736’ya çıkan kapanan esnaf işyeri sayısı, Şubat’ta yüzde 26.08’lik artışla 11 bin 617’ye, Mart’ta yüzde 11.54’lük artışla 9 bin 802’ye ulaştı.</p>
<p>Nisan’da kapanan işyeri sayısındaki artış oranı yüzde 24.31 gibi yüksek bir oranla 11 bin 699’a çıktı. Mayıs’ta yüzde 20.77 azalarak 7 bin 234’e gerileyen kapanan işyeri sayısı Haziran’da yüzde 38.61 gibi rekor sayılabilecek bir oranda artarak 10 bin 304’e yükseldi. Kapanan esnaf işyeri sayısı Temmuz’da yüzde 4.44 artarak 9 bin 767’ye, Ağustos’ta ise yüzde 12.96 artarak 9 bin 510’a çıktı.</p>
<p>Böylece Ocak-Ağustos döneminde kapanan işyeri sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11.26 artarak 74 bin 300’den 82 bin 669’a yükselmiş oldu. Bu verilere göre yılbaşından bu yana günlük ortalama 805 işyeri kurulurken, 344 esnaf işyeri de kapandı. Aylık ortalama açılan esnaf işyeri sayısı 26 bin 248’ten 24 bin 152’ye inerken, kapanan işyeri sayısı 9 bin 287’den 10 bin 333’e yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/zincir-marketler-ve-internet-alisverisi-esnafi-kucultuyor-87452</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/2/1280x720/esnaf-kepenk-1789445832.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dev marketlerle fiyat rekabetinde geride kalan esnaf, bir yandan internet alışverişlerinin de artmasıyla iş yapamaz hale geldi. Ocak- ağustos döneminde 209 bin esnaf işyeri açılırken, bu yıl açılan iş yeri sayısı yüzde 8 azalarak 193 bine geriledi. Aynı dönemde kapanan işyeri sayısı ise yüzde 11.2 artarak 82 bin 669’a yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/hayalet-likidite-temizligi-basladi-87451</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Hayalet likidite&#039; temizliği başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun fiili dolaşım hesaplamasında yaptığı değişiklik sonrası 112 şirketin fiili dolaşım oranı 1 puan ve üzeri gerilerken 8 şirket hissesinin ise 10 puan ve üzeri fiili dolaşım payı düştü. Toplamda 247 şirketin fiili dolaşım oranında gerileme gözlendi. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerinden yapılan karşılaştırmaya göre fiili dolaşım oranı yeni hesapla en fazla gerileyen 20.5 puanla Fuzul GMYO oldu. Onu 18.94 puanla Manas, 18.38 puanla Lider Turizm, 18.32 puanla Blueme Metal, 18,12 puanla Trend GMYO ve 17.79 puanla İnfo Yatırım izledi. Fiili dolaşım oranı hesabında artık yatırım fonlarında ve patronların dolaylı sahipliklerindeki oranlar da artık hesap dışı bırakıldı.</p>
<p>SPK, 8 Eylül’de yaptığı açıklama ile fiili dolaşım oranı ve pay sahipliğine ilişkin değişiklik içeren kararını açıkladı ve bu kararlar 11 Eylül itibariyle uygulamaya geçti. İlki borsada işlem gören ihraççıların sermayesindeki pay sahipliği bildirim yükümlülük sınırının yüzde 3 olması kararı olurken fiili dolaşım oranı hesabını ise değiştirdi. Dolaylı sahiplikler yani yatırım fonları, patron ve yönetim kurulunun elinde olan hisse paylarının ise fiili dolaşım hesabı dışında tutulmasına karar verdi. Bu değişikliklerle birlikte ilk fiili dolaşım oranı hesaplaması ise 11 Eylül itibariyle yapıldı ve dün Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından açıklandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8c52de9e61-1789445421.png" alt="" width="324" height="559" /></p>
<h2>BİST100’den ilk 10’da Odine var </h2>
<p>10 Eylül ile 11 Eylül arasında 247 şirketin fiili dolaşım oranında gerileme yaşandı. Bu düşüştü 112 şirketin fiili dolaşım oranı düşüşü 1 puan ve üzeri olarak gerçekleşti. 8 şirketin fiil dolaşım oranı 10 puan ve üzeri düşerken 23 şirkette ise 5 puan ve üzeri fiili dolaşım oranı gerilemesi yaşandı. Fiili dolaşım oranı en çok düşen şirket hissesi 20.5 puanla Fuzul GMYO olurken bu şirketin Yıldız Pazar’da yer alması dikkat çekti. Fuzul GMYO’yu 18,94 puanla Manas, 18.38 puanla Lider Turizm izledi. BİST100 ve Yıldız Pazar’da yer alan ve en çok fiili dolaşım oranı gerileyen şirket ise Odine Teknoloji oldu. Odine hissesinin fiili dolaşım oranı 10 Eylül’deki yüzde 43,2 seviyesinden 11 Eylül’de yeni SPK hesaplama kurallarıyla birlikte yüzde 33,27’ye geriledi ve 9.93 puanlık düşüş gerçekleşti. En çok fiili dolaşım oranı düşen ilk 10 hisse içinde yer alan diğer şirketler ise BİST100’de yer almıyor.</p>
<p>İlk 10’un son şirketi Ayes, Piyasa Öncesi İşlem Platformu’nda bulunurken, filli dolaşım oranındaki gerileme 9.93 puan hesaplandı. 8’inci Ostim Ana Pazar şirketi ve 10.77 puanlık düşüş yaşadı, GSD Denizcilik’in ise 13.66 puanlık kayıpla fiili dolaşım oranı yüzde 39,55’e geriledi. İnfo Yatırım 17.79 puanlık düşüş yaşadı ve fiili dolaşım oranı yüzde 49,13’e düştü. En fazla düşen ilk 10 şirketin yedisi Ana Pazar, ikisi Yıldız Pazar ve bir tanesi de piyasa öncesi işlem platformunda yer aldı.</p>
<p>Düşüşlerde Ana Pazar ağırlığı İlk 20’de ise Verus, Arsan Holding, Ulusal Faktoring, Ulusoy Un, Ufuk Yatırım, Lokman Hekim Ana Pazar’da, Gedik Yatırım, Cem Zeytin, Enda Enerji Yıldız Pazar’da, Özerden Ambalaj ise Alt Pazar yer alan şirketler. Bu ikinci 10 şirketin de fiili dolaşım oranındaki düşüş 10-6 arasında değişiyor. Verus’un 9.78 puan düşüşle yüzde 11,25’e inerken fiili dolaşım oranı Gedik Yatırım’ın 8.96 puanlık düşüşle yüzde 6,16’ya, Cem Zeytin’in 7.41 puan kayıpla yüzde 10,68’e, Arsan Holding’in 7.04 puan düşüşle yüzde 28,42’ye indi. Ulusal Faktoring’in fiili dolaşım oranı 6.89, Ulusoy Un’un 6.55, Ufuk Yatırım’ın 6.55, Özerden Ambalaj’ın 6.47, Enda Enerji’nin 5.96, Lokman Hekim’in ise 5.90 geriledi.</p>
<p>Fiili dolaşım oranı 5 puan ve üzeri düşen diğer üç şirketin ikisi Yıldız Pazar’da biri Ana Pazar’da yer alıyor. Bunlardan Suwen Tekstil’in 5.45 puan, Ana Pazar'da yer alan Lydia Yeşil Enerji'nin 5.28 puan, Göknur Gıda'nın ise tam 5 puanlık kaybı oldu fiili dolaşım oranında.</p>
<h2>40 şirkette küçük de olsa artış gerçekleşti </h2>
<p>SPK’nın yeni hesaplama kurallarıyla 247 şirketin fiili dolaşım oranında düşüş gerçekleşirken 343 şirketin fiili dolaşım oranı değişmedi. 40 şirkette ise bazılarında oldukça küçük olsa da fiili dolaşım oranı artışı yaşandı. Fiili dolaşım oranı en çok yükselen şirket 3.98 puanla Kartonsan olurken onu 3.01 puanlık artışla Bülbüloğlu Vinç izledi. Osmanlı Yatırım'ın 1.35 puan, Pasifik Eurasia Lojistik'in 1.12 puan yükseldi fiili dolaşım oranı. Fiili dolaşım oranında değişikliklerin en büyük nedeni SPK’nın yeni hesaplaması olurken bazı alım satım işlemlerinin de şirketlerin fiili dolaşım oranında değişiklik yaratabiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/hayalet-likidite-temizligi-basladi-87451</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu’nun 8 Eylül’de yaptığı ve 11 Eylül’den itibaren uygulamaya başladığı değişiklikler bazı şirketlerin halka açık paylarında sert oynamaya yol açtı. En fazla fiili dolaşım oranı düşen şirket Fuzul GYMO olurken BİST100 şirketlerinden sadece Odine yaşadığı kayıpla en fazla düşüş yaşayan ilk 10 şirket arasında yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumruklerde-hedef-verimliligi-orta-vadede-yuzde-60a-cikarmak-87497</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümrüklerde hedef, verimliliği orta vadede yüzde 60’a çıkarmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8f99e1be70-1789458846.png" alt="" width="999" height="131" />Yapay zeka ve dijital dönüşümün son dönemde tüm sektörlerde hissedilmesi, verimlilik konusunda da önemli kazanımların elde edilmesini sağladı. Özellikle gümrüklerde bekleme sürelerinin azalması ve matbu dosya yükünün dijital platformlara taşınması, birçok gümrük firmasında verimliliğin yüzde 30’ların üzerine artmasını sağladı. Sektör temsilcileri, birçok şirketin yeni yatırımlarda odağına verimlilik ve yapay zekayı aldığına dikkat çekerek kademeli olarak verimin yüzde 60’a çıkacağı öngörüsünde bulunuyor. Ülkemizde 2 bin dolayında gümrük firmasının faaliyet gösterdiği göz önünde bulundurulduğunda, bu durumun çarpan etkisi oluşturacağı açık. Mal ve hizmetlerin sınırlar arası hareketinin düzenlenmesinde kilit bir role sahip olan gümrükler, ticari hareketliliğin de stratejik merkezi konumunda. Değişen küresel ticaret ortamı, artan ticaret hacmi, karmaşık mevzuatlar, kaçakçılık ve dolandırıcılık girişimlerinin çeşitlenmesi, insan kaynakları yetersizlikleri, manuel süreçlerin getirdiği verimsizlikler ve artan güvenlik tehditleri karşısında gümrük idareleri büyük zorluklarla karşı karşıya kalıyor bu durumun kısmi yansımalarını ayrıca gümrük firmalarında görmek mümkün. Bu zorlukların aşılması; daha etkin, şeffaf ve güvenli bir gümrük yapısının inşa edilebilmesi için dijital teknolojilere, özellikle de yapay zeka temelli çözümlere duyulan ihtiyaç her geçen gün artıyor. Bu bağlamda gümrüklerin dijitalleşmesi yalnızca teknik bir dönüşüm değil, aynı zamanda küresel ticaretin geleceğini şekillendiren stratejik bir zorunluluk haline geldi. Bu değişimi yakalayanlar da rekabette öne geçiyor.</p>
<p><strong>Yapay zekadan TIR şoförüne, sonra tekrar yapay zekaya nakliyat</strong></p>
<p>Yapay zeka kullanımının hız kazandığı diğer bir alan ise antrepo ve depo yatırımlarının olduğu sahalar. Öyle ki bazı tesisler "karanlık fabrika" profilinde hizmet veriyor. TIR'ın yanaşmasıyla başlayan sürecin makine yönlendirmesi ve paletler eşliğinde depolara istiflendiği tesislerin sayısı giderek artıyor. Gümrüklerde yapay zekayla yola çıkan yük, tır şoförüyle taşındıktan sonra antrepo veya depoda tekrar bir yapay zeka sistemiyle karşılanıyor. Hâlihazırda bu profilde hizmet veren firmaların sayısı 4 yıl öncesinde bir elin parmaklarını geçmezken, şimdi 100’ün üzerine çıkmış durumda. Özellikle taşınan ihracat yükünün yaklaşık %90’lık kısmının 0-5 kilogram olduğu ve buna bağlı olarak hacmin arttığı düşünülürse bu durumun otomasyon yatırımlarına da pozitif yönde yansıdığı görülüyor. </p>
<p><strong>Yapay zeka stratejik bir güç unsuru haline geldi </strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat ise gümrüklerde yapay zekanın gücüne vurgu yapmış, 163 gümrük müdürlüğünde risk analizi ve veri madenciliği tekniklerini yenilediklerini, böylece devreye alınan Dış Ticaret Anomali Tespit Sistemi sayesinde olağan dışı hareketlerin anında tespit edebildiğini paylaşmıştı. Bolat, yapay zekanın sadece teknoloji alanı olmaktan çıkıp stratejik bir güç unsuru haline geldiğini belirterek, Türkiye'nin bu devrimi geriden takip etmediğini, veriyi ve yapay zekayı iş yapış biçimlerinin merkezine yerleştirdiğine de dikkat çekmişti.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Dijitalleşme lojistikte neden stratejik bir zorunluluk?</strong></span></p>
<p>Mal ve hizmetlerin sınırlar arası hareketini düzenleyen gümrükler, sadece kontrol noktaları değil, ülke ekonomilerinin stratejik rekabet merkezi. Değişen küresel ticaret dinamikleri, gümrük idarelerini ve aracı firmaları daha önce benzeri görülmemiş karmaşık zorluklarla karşı karşıya bırakıyor. Bu zorlukların başında şunlar geliyor:</p>
<p>- Karmaşıklaşan Mevzuatlar ve Bürokrasi: Sürekli güncellenen uluslararası ticaret kuralları, manuel takip edilmesi imkânsız bir veri yükü oluşturuyor. </p>
<p>- Artan Güvenlik Tehditleri: Kaçakçılık, sahtecilik ve dolandırıcılık girişimleri her geçen gün yöntem değiştirerek çeşitleniyor. </p>
<p>- Zaman ve Maliyet Baskısı: İnsan kaynaklarının yetersiz kalması ve geleneksel matbu (kağıt) dosya yükü, gümrüklerde uzun bekleme sürelerine ve dolayısıyla ciddi maddi kayıplara yol açıyor</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumruklerde-hedef-verimliligi-orta-vadede-yuzde-60a-cikarmak-87497</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/7/1280x720/545-1789458904.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye genelinde faaliyet gösteren 2 bin dolayında gümrük firması var. Lojistiğin temel taşı konumunda olan bu firmalar, yeni yazılım ve dijitalleşme yatırımlarıyla son 4 yılda verimliliklerini ortalama %30’un üzerinde artırdı. Sektör temsilcileri, bu oranın orta vadede yüzde 60’a çıkacağını ifade ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/matlidan-bursanin-ureticilerine-is-agi-modeli-87496</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTSO Başkan Adayı Matlı’dan Bursa’nın üreticilerine ‘iş ağı’ modeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkan Adayı Özer Matlı, Yıldırım’daki Vişne Ticaret Bölgesi’ni ziyaret ederek oda üyeleri, esnaf ve firma temsilcileriyle bir araya geldi. Bölgedeki üreticilerle öğle yemeğinde de buluşan Matlı’ya, Bursaspor Başkanı Enes Çelik eşlik etti. Bursa’nın ekonomik gücünün kent geneline yayılan üretim kapasitesiyle birlikte ele alınması gerektiğini belirten Matlı, küçük üreticiden sanayiciye, esnaftan kadın girişimciye kadar tüm kesimleri birbirine bağlayacak daha güçlü bir ticaret ekosistemi oluşturmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>Matlı, Bursa’da faaliyet gösteren işletmelerin birbirlerinin ürün, kapasite ve ihtiyaçlarından yeterince haberdar olmadığını belirterek, bu kopukluğu gidermek amacıyla “Bursa İş Ağı” oluşturacaklarını açıkladı. Sistemin, kentte üretilen ürünlerin ve hizmetlerin daha görünür hale gelmesini, Bursa’daki işletmelerin birbirlerinden daha fazla tedarik yapmasını ve ticaretin şehir içinde güçlenmesini sağlayacağını ifade etti. Bursa’nın ticari gücünü büyütmenin yollarından birinin kent içinde üretilen ürünlere daha fazla alan açmak olduğunu vurgulayan Matlı, kurumların ve işletmelerin satın alma tercihlerinde Bursa üretimine öncelik vermesi gerektiğini söyledi. Bursa İş Ağı’nın evlerinde üretim yaparak ekonomiye katkı sağlayan kadınları da kapsayacağını belirten Matlı, kentteki üretim kapasitesinin bütün unsurlarıyla kayıt altına alınması ve birbirleriyle ticari ilişki kurmasının sağlanması gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>Bursa firmalarının fuar katılımlarında yalnızca stant açma veya ziyaret gerçekleştirme anlayışının geride bırakılması gerektiğini belirten Matlı, fuarlardan somut ticari sonuç alınmasını hedeflediklerini söyledi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/matlidan-bursanin-ureticilerine-is-agi-modeli-87496</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/6/1280x720/btso-baskan-adayi-matlidan-bursanin-ureticilerine-is-agi-modeli-1789457658.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’nın üretim gücünün yalnızca organize sanayi bölgeleri ve büyük fabrikalar üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirten Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkan Adayı Özer Matlı, kentin farklı bölgelerindeki atölyelerin, mağazaların ve küçük işletmelerin de üretim ekosisteminin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Matlı, kent içinde daha güçlü bir üretici ve tedarik ağı olan Bursa İş Ağı kurulacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursaya-206-kilometrelik-yeni-rayli-sistem-koridoru-87488</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’ya 20,6 kilometrelik yeni raylı sistem koridoru</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın hızla büyüyen yerleşim ve üretim akslarında toplu taşıma altyapısını güçlendirmeyi hedefleyen Çalı-Demirtaş Raylı Sistem Hattı Projesi’nde yeni aşamaya geçildi. Nilüfer ve Osmangazi ilçelerini kapsayan, bünyesinde metro, tramvay ve otonom araç (ART) gibi farklı ulaşım modellerini barındıran proje için ÇED süreci resmen başlatıldı. Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan Ağustos 2026 tarihli Proje Tanıtım Dosyası’na göre proje; Terminal-Demirtaş, Üçevler-Terminal ve Çalı-Üçevler olmak üzere üç bölümden oluşacak. Dosyanın proje kimlik bilgilerinde toplam yatırım bedeli 1.2 milyar olarak yer alıyor. Toplam 20,61 kilometrelik koridorun ilk bölümünü 3,83 kilometrelik Terminal-Demirtaş hattı oluşturuyor. Mevcut T2 Tramvay Hattı’nın devamı niteliğindeki bölümde 3 yeni istasyon planlanıyor. Üçevler-Terminal hattı ise 13,49 kilometre uzunluğunda ve 9 istasyondan oluşacak. Projenin Çalı-Üçevler bölümünde de 3,29 kilometrelik hat ve 3 yeni istasyon öngörülüyor. Böylece üç etapta toplam 15 yeni istasyon devreye alınacak.  </p>
<h2><strong>Çalı’dan Küçük Sanayi’ye yeni bağlantı</strong></h2>
<p>Projenin dikkat çeken yönlerinden biri, Bursa’nın önemli üretim alanları ile yoğun konut bölgelerini aynı ulaşım omurgasında buluşturması olacak. Terminal-Demirtaş bölümünün, T2 hattı üzerinden Demirtaş bölgesine uzatılmasıyla Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’ne iş gücü erişiminin kolaylaştırılması, bölgedeki servis trafiğinin azaltılması ve karayolu üzerindeki yoğunluğun hafifletilmesi hedefleniyor. Dosyada hattın ekonomik canlılığa katkı sağlayacak, yüksek kapasiteli ve çevre dostu bir ulaşım çözümü oluşturmasının amaçlandığı belirtiliyor. Proje ile Nilüfer’deki yerleşim alanları ile Osmangazi’deki terminal ve sanayi bölgeleri arasında doğrudan toplu taşıma bağlantısı kurulması amaçlanıyor. Projenin Çalı-Üçevler bölümü ise Çalı ve Demirci’deki konut alanlarını Bursa’nın önemli üretim merkezlerinden Küçük Sanayi/Üçevler bölgesine bağlayacak. </p>
<h2><strong>2060’ta günlük 265 bin yolcu</strong></h2>
<p>Projenin ulaşım modeli çalışmaları, Bursa’nın nüfus ve hareketlilik artışına paralel olarak raylı sistemlere olan talebin de yükseleceğine işaret ediyor. Terminal-Demirtaş hattının mevcut T2 ile birlikte değerlendirilmesinde 2030 yılında günlük 192 bin 128, 2040 yılında 227 bin 616, 2050 yılında 247 bin 777 ve 2060 yılında 264 bin 996 yolculuk öngörülüyor. Yıllık yolculuk sayısının ise 2060’ta 84,8 milyona ulaşacağı hesaplanıyor. Üçevler-Terminal hattının 2030 ulaşım modelinde ise zirve saatlerde hat kesitindeki maksimum yolcu sayısının yönlere göre 7 bin 233 ve 13 bin 230 yolcu/saat seviyelerine çıkması bekleniyor. Projenin ekonomik boyutunda ise toplam maliyetin büyük bölümünü 1 milyar dolarlık Üçevler-Terminal hattı oluşturuyor. Çalı-Demirtaş bölümünün toplam yatırım maliyeti 102 milyon dolar, Çalı-Üçevler bölümünün ise 131 milyon dolar olarak hesaplanmış. Dosyadaki ayrıntılı maliyet tablosunda üç hattın toplamı 1.2 milyar dolar seviyesinde gösteriliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursaya-206-kilometrelik-yeni-rayli-sistem-koridoru-87488</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/8/1280x720/bursaya-206-kilometrelik-yeni-rayli-sistem-koridoru-1789454101.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı Çalı-Demirtaş Raylı Sistem Hattı Proje Tanıtım Dosyası, Nilüfer ve Osmangazi’yi birbirine bağlayacak 20,61 kilometrelik yeni ulaşım koridorunu ortaya koydu. Üç etapta hayata geçirilmesi planlanan ve 1.2 milyar dolarlık proje bedeli öngörülen hat, 15 yeni istasyonla mevcut raylı sistemlere entegre olacak. Projenin özellikle sanayi bölgeleri ile konut alanları arasındaki ulaşımı güçlendirmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tosab-tekstildeki-donusume-hazirlaniyor-87484</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOSAB, tekstildeki dönüşüme hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Tekstil Boyahaneleri İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (TOSAB), tekstil sektöründe yaşanan değişime uyum sağlamak ve bölgeyi yeni dönemin üretim koşullarına hazırlamak için dönüşüm çalışmalarına odaklandı. TOSAB Yönetim Kurulu Başkanı Osman Nuri Canik, bölgenin yaklaşık 30 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu ve bugün 70’e yakın tekstil fabrikasının faaliyet gösterdiği önemli bir sanayi merkezi haline geldiğini belirtti. Son yıllarda döviz, enflasyon ve artan üretim maliyetlerinin sanayiciler üzerinde ciddi baskı oluşturduğuna dikkat çeken Canik, buna rağmen bölgenin gelişimini sürdürdüğünü söyledi. Tekstil sektörünün mevcut yapısıyla yoluna devam etmesinin giderek zorlaştığına işaret eden Canik, “Tekstil maalesef iktidarın yaklaşımıyla gözden düştü. Ama tekstil çok önemli. Dönüşümün desteklenmesi gerekiyor” dedi. TOSAB yönetiminin önümüzdeki dönemde özellikle yeşil dönüşüm, teknolojik altyapı ve katma değerli üretim alanlarına ağırlık vereceğini belirten Canik, bölgeyi “teknolojik ve yeşil sanayi bölgesi” olarak geliştirerek Türkiye ve dünyada örnek sanayi bölgelerinden biri haline getirmeyi hedeflediklerini aktardı. </p>
<h2><strong>Üniversitelerle işbirliği</strong></h2>
<p>Alman üniversiteleriyle ileri tekstil teknolojileri alanında iş birlikleri başlattıklarını belirten Canik, bölgede teknik tekstili destekleyecek sektörlerin de yer alabilmesi için Karma OSB statüsü başvurusunda bulunduklarını anlattı. Canik, TOSAB'ın yalnızca bugünkü üretim yapısını koruyan bir bölge olmak yerine, firmalarını önümüzdeki yıllara hazırlayan ve diğer sanayi bölgelerine örnek oluşturan bir yapıya kavuşmasını hedeflediklerini ifade etti. Canik, önümüzdeki dönemde firmaların yeni üretim koşullarına uyum sağlaması, rekabet gücünü koruması ve bölgenin geleceğe hazırlanması için çalışmaların sürdürüleceğini belirterek, TOSAB'ın dönüşüm sürecinde örnek bir sanayi bölgesi olacağına inandığını söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tosab-tekstildeki-donusume-hazirlaniyor-87484</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/4/1280x720/tosab-tekstildeki-donusume-hazirlaniyor-1789453413.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOSAB Başkanı Osman Nuri Canik, artan maliyetler ve küresel rekabet baskısı altında tekstil sektörünün dönüşüm sürecine girdiğini belirterek, bölgeyi geleceğin üretim koşullarına hazırladıklarını söyledi. Canik, yeşil dönüşüm, teknik tekstil ve katma değerli üretimin yanı sıra teşviklerin de sektörün geleceği açısından kritik önem taşıdığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isyerinde-uyusturucu-testi-guvenlik-mi-mahremiyet-mi-87467</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşyerinde uyuşturucu testi; Güvenlik mi, mahremiyet mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NURCAN ÖNDER</strong></p>
<p>İşveren, çalışanından uyuşturucu testi yaptırmasını isteyebilir mi? İlk bakışta cevap basit görünebilir. İşveren iş sağlığı ve güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Ancak iş hukuku bu kadar basit bir denklem kurmuyor. Çünkü işverenin güvenlik sorumluluğunun yanında çalışanın özel hayatı ve sağlık verilerinin korunması da söz konusu... Asıl soru şu: Hangi çalışandan, hangi koşullarda ve hangi amaçla test istenebilir?</p>
<p><strong>Her çalışana aynı test uygulanabilir mi?</strong></p>
<p>Uyuşturucu testi konusunda temel yaklaşım risk üzerinden kurulmalı. Bir iş makinesi operatörü ile muhasebe çalışanının yaptığı iş aynı risk düzeyine sahip değil.</p>
<p>İşverenin amacı, çalışanın özel hayatını araştırmak değil, işyerinde güvenliği sağlamaktır. Bu nedenle testin amacı “Çalışan özel hayatında uyuşturucu kullanıyor mu?” sorusuna cevap bulmak olmamalı. Asıl mesele, çalışanın yaptığı iş açısından güvenlik riski oluşturup oluşturmadığıdır.</p>
<p>Dolayısıyla testin iş ilişkisiyle bağlantılı, gerekli ve ölçülü olması gerekir.</p>
<p><strong>Test sonucu sıradan bir İK bilgisi değil</strong></p>
<p>Testin hukuka uygun yapılması, sonucunun işyerinde sınırsız biçimde kullanılabileceği anlamına gelmiyor.</p>
<p>Özellikle tarama testlerinde sonuçların tıbbi açıdan değerlendirilmesi ve gerektiğinde doğrulanması uzmanlık gerektiriyor. Bu noktada işyeri hekiminin rolü önem kazanıyor.</p>
<p>Ayrıca test sonuçları sağlık verisi niteliğinde... Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun 2022 yılında verdiği bir karar da bu konuda işverenlere önemli bir uyarı niteliğinde. Kurul, çalışanlara uygulanan test sonuçlarının işyeri hekimi olmayan bir kişiye gönderilmesini uygun bulmadı.</p>
<p>Yani çalışanın test yaptırmış olması, sonucunun işyerindeki herkes tarafından öğrenilebileceği anlamına gelmez. Sağlık verisine erişim amaçla sınırlı olmalı.</p>
<p><strong>Çalışan testi reddederse?</strong></p>
<p>- Çalışanın testi reddetmesi de otomatik olarak fesih nedeni sayılamaz.</p>
<p>Öncelikle test talebinin hukuka uygun olması gerekir. Test, işin niteliği ve somut riskle bağlantılı, gerekli ve ölçülü olmalıdır.</p>
<p>- Aynı durum rıza formları için de geçerli. Çalışanın önünde “Bu formu imzala, aksi halde işini kaybedersin” seçeneği bulunuyorsa, verilen rızanın gerçekten özgür iradeye dayanıp dayanmadığı tartışılacaktır.</p>
<p>- Çalışan rızası her sorunu çözen bir anahtar değildir.</p>
<p>- Uyuşturucu kullanmak başka, etkisi altında çalışmak başka</p>
<p>Bir kişinin uyuşturucu kullanmış olması ile işyerinde uyuşturucu etkisi altında çalışması aynı şey değildir.</p>
<p>Çalışanın işyeri dışındaki özel yaşamına ilişkin bir test sonucunun doğrudan fesih gerekçesi yapılması ile çalışma sırasında uyuşturucu etkisi altında bulunarak ciddi bir güvenlik riski yaratması aynı hukuki sonucu doğurmaz.</p>
<p>Özellikle yüksek riskli işlerde çalışan kişinin durumu başkalarının güvenliğini doğrudan etkileyebilir. Ancak bu durum da işverene sınırsız bir denetim hakkı vermez.</p>
<p><strong>Pozitif test sonucu yeterli mi?</strong></p>
<p>Cevap ne her durumda “evet” ne de her durumda “hayır”.</p>
<p>Pozitif test sonucu tek başına her olayda haklı nedenle fesih sonucunu doğurmaz. Belirleyici olan; işin niteliği, somut risk, testin amacı, gerekliliği ve ölçülülüğü ile sağlık verisinin nasıl kullanıldığıdır.</p>
<p>İşyerinde güvenliğin sağlanması vazgeçilmez. Ancak bunun yolu çalışanların mahremiyetini ortadan kaldırmaktan geçmiyor.</p>
<p>Hukukun kurmaya çalıştığı denge açık: İşverenin güvenliği sağlama yükümlülüğü ile çalışanın özel hayat ve sağlık verilerinin korunması.</p>
<p>Bu nedenle uyuşturucu testi gündeme geldiğinde yalnızca “Test yapılabilir mi?” diye sormak yetmez. Testin neden gerekli olduğu, kimin tarafından değerlendirileceği ve sonucun kimlerle paylaşılacağı da önemlidir.</p>
<p>Güvenlik ile mahremiyet arasındaki çizginin adını ise tek kelimeyle özetlemek mümkün; ölçülülük...</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isyerinde-uyusturucu-testi-guvenlik-mi-mahremiyet-mi-87467</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşyerinde uyuşturucu testi; Güvenlik mi, mahremiyet mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/z-nesli-cruise-gemilerini-sevdi-yolcu-yas-ortalamasi-40lara-indi-87464</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Z nesli &#039;cruise&#039; gemilerini sevdi, yolcu yaş ortalaması 40’lara indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Pandemi nedeniyle 2021 ve 2022 yıllarında duraklamanın yaşayan Cruise turizmi, her yıl ciddi oranda büyümeye devam ediyor. CLIA (Uluslararası Kruvaziyer Hatları Birliği) verilerine göre 2025 yılında 37.3 milyon kişi dünya denizlerinde cruise gemileri ile yolculuk etti. 2027 yılında cruise yolcu sayısının 2017 yılına göre yüzde 30 büyümesi bekleniyor.  </p>
<p>Dünya genelinde cruise seyahati için en güçlü pazarlar sırasıyla Amerika (Yüzde 3.5), Birleşik Krallık (Yüzde 2.9); ardından Almanya (Yüzde 2.7), İtalya (Yüzde 1.4) Fransa (Yüzde 0.8), İspanya (Yüzde 0.8), Bulgaristan (Yüzde 0.21), Polonya (Yüzde 0.17) ve Türkiye (Binde 6) geliyor.</p>
<p>Geçen hafta; Dünyanın en büyük markalarından Costa Cruises, 2027 sezon programını Galataport İstanbul’da duyurdu. Costa’nın  sezonun son seferini gerçekleştirmek üzere Galataport İstanbul’a gelen Costa Fortuna gemisinde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye Müdürü Burak Çalışkan ve Costa Uluslararası Pazarlar Direktörü Mirco Vasallo  sorularımızı yanıtladılar. </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8d07ce694b-1789448316.jpeg" alt="" width="700" height="474" />
<figcaption><strong>Soldan Sağa: </strong>Costa Türkiye Müdürü Burak Çalışkan, Costa Key Account Manager Marta Cambiaggi, Costa Uluslararası Pazarlar Direktörü Mirco Vasallo</figcaption>
</figure>
<p>Costa Cruises, merkezi Cenova’da bulunan ve dünyanın en büyük cruise şirketlerinden biri olan Carnival Corporation bünyesinde faaliyet gösteren bir İtalyan cruise şirketi. 75 yılı aşkın süredir hizmet veren Costa, İtalyan bayraklı filosu ile Akdeniz, Kuzey Avrupa, Karayipler, Orta Amerika, Güney Amerika ve Uzak Doğu gibi birçok bölgede operasyonlarını sürdürüyor. 200’den fazla destinasyona erişiyor. </p>
<p>Sohbette en çok ilgimi çeken nokta, Cruise yolcularının ortalama yaşının 40 civasrnda olduğu bilgisiydi. Costa da gençlere yönelik etkinliklere ağırlık vererek bu talebi daha da büyütmek için çalışıyor. Eğlence  ve  gastronomi programları gençlerin beğenileri doğrultusunda şekilleniyor. </p>
<p>Costa gençlere cazip fırsatlar sunmak için rekabetçi fiyatlar da sunuyor.  <em>Costa Türkiye GSA Genel Müdürü Burak Çalışkan, 7 gecelik İstanbul çıkışlı cruise programlarını 599 Euro’ya rezervasyona açtıklarını, bu fiyatlarla ‘erişilebilir lüks cruise seyahatinin’ gelecek yazın en ekonomik tatili olacağını ifade ediyor. </em></p>
<p><strong>2027 hedefi 110 bin yolcu. 30 milyon euro ekonomiye katkı </strong></p>
<p><em><strong>2026’da kaç sefer yapıldı?</strong></em></p>
<p><strong>Burak Çalışkan:</strong> <em>2026 yaz sezonu boyunca Costa Fortuna İstanbul’a 14 sefer gerçekleştirdi. Bu programlara toplam 3 bin Türk yolcu katıldı. Vize zorluklarına rağmen öngörülenden daha yüksek bir sayıya ulaştık.  Türk gezginlerin cruise seyahatine olan ilgisinin bu sezon itibarıyla daha da arttı. Costa Cruises olarak 2026’da 8 bin Türk misafiri yurt dışı programlarımızda ağırladık. </em></p>
<p><em><strong>2027'da toplam kaç yolcu Türkiye’ye gelecek?</strong></em></p>
<p><strong>Burak Çalışkan</strong>: <em>Türkiye limanlarına toplam 110 bin yolcu getirmeyi hedefliyoruz.  Bunun da  Türkiye ekonomisine yaklaşık 30 milyon Euro katkı yapacağını öngörüyoruz. </em></p>
<p><em><strong>Hangi gemi gelecek?</strong></em></p>
<p><strong>Burak Çalışkan</strong>: <em>Costa Pacifica 18 Nisan’dan itibaren İstanbul çıkışlı programlarına başlayacak. İstanbul çıkışlı Ege programlarımızda toplam 7400 Türk yolcuyu ağırlamayı hedefliyoruz. Costa Türkiye olarak tüm diğer programlarımızla birlikte toplam 10 bin Türk yolcuyu cruise seyahati ile buluşturmayı planlıyoruz.’’</em></p>
<p><em><strong>Kaç sefer yapılacak?</strong></em></p>
<p><strong>Mirco Vasallo:</strong>  <em>Galataport dünyanın en düzenli ve en modern terminallerinden biri. İstanbul, Avrupalı misafirlerimizin en çok gelmek istediği destinasyon. Türkiye pazarında ciddi bir büyüme var. 2027 sezonunda Costa’nın Türkiye programlarını genişleterek sefer sayısını 28’e çıkarıyoruz, yeni sezonda her hafta İstanbul’a bir Costa gemisi gelecek. Sefer başına Türkiye’ye verilen kabin sayısını 100’e çıkardık, toplam 2800 kabini Türkiye pazarına ayırdık.</em> </p>
<p><em><strong>Türkiye sizin için daha önemli bir ülke haline mi geliyor?</strong></em></p>
<p><strong>Mirco Vasallo:</strong> <em>Türkiye artık destekleyici pazar olmaktan çıktı, bizim için kaynak pazar haline geldi. Türk misafirlerimize  yönelik özel hizmetler geliştiriyoruz.  Hem gemilerimizle getirdiğimiz turist açısından hem de Türk yolcular açısından baktığımızda bu ilginin karşılıklı olması memnuniyet verici. 18 Nisan’da Costa Pacifica ilk seferini gerçekleşecek. Costa, her sefer için Türkiye pazarına 100 kabin ayırıyor. Bu da toplamda 28 seferde toplam 2800 kabin ve toplam 7400 Türk yolcu demek</em>. </p>
<p><em><strong>Yunan Adaları turunun programı nasıl?</strong></em></p>
<p><strong>Burak Çalışkan</strong>: <em> </em><em>Costa Pacifica Galataport İstanbul’dan hareketle, 7 gece sürecek program kapsamında  Mikonos, Santorini, Atina ve Volos limanlarına uğrayarak yeniden İstanbul’a dönecek. </em></p>
<p><em><strong>Ekonomik tatil terimini kullandınız. Fiyatlara ne dahil?</strong></em></p>
<p><strong> </strong><strong>Burak Çalışkan:</strong> <em>Kişi başı 599 Euro’dan başlayan fiyatlarla sunulan turlara tam pansiyon konaklama ve transferler de dahil ediliyor</em>. <em>Türk misafirler için bunun anlamı yaklaşık 35 bin Türk Lirasına 7 gecelik tam pansiyonlu bir cruise tatili demek. Costa konforunda, İtalyan yaşam tarzında bir seyahati, erişilebilir lüksü Türk tatilcileriyle buluşturuyoruz. Bu avantajlarla önümüzdeki </em><em>sezon Türk gezginlerin seyahat planlarında daha çok yer alacağımızı öngörüyorum</em><em>.</em></p>
<p><em><strong>Costa Pacifica ne tür hizmetler sunuyor?</strong></em></p>
<p><strong>Burak Çalışkan:</strong> <em>2027’de Türkiye’ye gelecek olan Costa Pacifica gemisi 521’ü balkonlu, 70 süit olmak üzere 1504 kabin ve toplam 3780 yolcu kapasitesine sahip. Costa Pasifica’da ayrıca 9 güverte, 9 restoran, 9 bar, 3 yüzme havuzu, 5 jakuzi, 1 çok amaçlı spor sahası, 1 spor pisti, deniz manzaralı spor salonu, çocuk kulübü, 1280 kişilik tiyatro salonu, casino, alışveriş merkezi ve 6000 metrekarelik SPA bulunuyor.</em> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/z-nesli-cruise-gemilerini-sevdi-yolcu-yas-ortalamasi-40lara-indi-87464</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Z Nesli “Cruise”gemilerini sevdi. Yolcu yaş ortalaması 40’lara indi.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/2-kahramanmaras-motofest-3-gunde-50-bin-kisiyi-agirladi-87499</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2. Kahramanmaraş Motofest, 3 günde 50 bin kişiyi ağırladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Onikişubat Belediyesi’nin destekleri, Quick Sigorta’nın ana sponsorluğu ve Türkchopper Kahramanmaraş Motosiklet Kulübü’nün öncülüğünde bu yıl ikincisi düzenlenen Kahramanmaraş Motofest'in, üç gün boyunca motosiklet tutkunları ve Kahramanmaraşlılardan yoğun ilgi gördüğü bildirildi.</p>
<p>11-12-13 Eylül tarihlerinde EXPO Fuar Alanı’nda gerçekleştirilen festival kapsamında yaklaşık 50 bin kişi alanı ziyaret ederken, şehir dışından gelen 1.500 motosiklet tutkunu çadırlı konaklama alanında kaldı. Çadırda konaklamayan 4 binden fazla motosikletçi de festival etkinliklerine katıldı.</p>
<p>Motosiklet kültürünü müzik, spor, adrenalin ve eğlenceyle buluşturan festivalde üç gün boyunca çeşitli motosiklet etkinlikleri, gösteriler, yarışmalar ve sosyal aktiviteler gerçekleştirildi. Türkiye’nin farklı şehirlerinden motosiklet tutkunlarının yanı sıra İngiltere, Almanya ve Azerbaycan’dan gelen katılımcılar da Kahramanmaraş’ta bir araya geldi.</p>
<p>Festivalin konser programında ise 12 Eylül Cumartesi günü Velet ve Sura İskenderli, 13 Eylül Pazar günü ise Sena Şener sahne aldı. Konserlerle birlikte festival alanındaki yoğunluk daha da artarken, Motofest Kahramanmaraş’ın sosyal ve kültürel hayatına önemli bir hareketlilik kazandırdı.</p>
<p><strong>Başkan Toptaş: Kültür, sanat, spor ve festivallerin çok büyük önemi var</strong></p>
<p>Festival alanında incelemelerde bulunan Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş, Motofest’in ikinci yılında da yoğun ilgi görmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Quick Sigorta ana sponsorluğunda, Onikişubat Belediyesi’nin destekleri ve Türk Chopper Kahramanmaraş grubunun öncülüğünde düzenlenen festivalin geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da olumlu geri dönüşler aldığını belirten Toptaş, özellikle şehir dışından gelen motosiklet tutkunlarının organizasyona ayrı bir değer kattığını söyledi.</p>
<p>Deprem sonrası şehrin yeniden ayağa kaldırılması için altyapı ve üstyapı çalışmalarının yoğun şekilde sürdüğünü ifade eden Başkan Toptaş, bunun yanında sosyal hayatın güçlendirilmesinin de büyük önem taşıdığını vurguladı. Kültür, sanat, spor ve festivallerin şehirdeki sosyal ve psikolojik iyileşme sürecine katkı sunduğunu belirten Toptaş, belediye olarak bu tür organizasyonlara imkânlar ölçüsünde destek vermeye devam edeceklerini kaydetti.</p>
<p>Motofest’in gelecek yıllarda geleneksel hale gelmesini istediklerini dile getiren Toptaş, festivalin yalnızca motosiklet tutkunlarını bir araya getirmediğini, aynı zamanda şehir dışından gelen misafirler aracılığıyla Kahramanmaraş’ın tanıtımına katkı sağladığını ifade etti. Bu tür organizasyonların kentin marka değerine de önemli katkılar sunduğunu belirten Toptaş, Motofest’i bu yönüyle kıymetli bulduklarını söyledi.</p>
<p><strong>Demirtaş: “Geleceğimize bir miras bırakmak istiyoruz”</strong></p>
<p>Türkchopper Kahramanmaraş Motosiklet Kulübü Başkanı Murat Demirtaş ise Motofest’in ikinci yılında daha geniş bir katılımla gerçekleştirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, organizasyonun hayata geçirilmesinde destek veren Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş ve belediye çalışanlarına teşekkür etti.</p>
<p>İlk festival öncesinde Motofest fikrini Başkan Toptaş’a ilettiklerini ve belediyenin kendilerine destek verdiğini belirten Demirtaş, ikinci festivalle birlikte organizasyonu artık geleneksel hale getirmek istediklerini söyledi. Motofest’i yalnızca sürdürülebilir bir etkinlik olarak değil, gelecek nesillere bırakılacak bir motosiklet kültürü mirası olarak gördüklerini ifade eden Demirtaş, kendilerinden sonraki motosiklet tutkunlarının da bu organizasyonu sahiplenmesini hedeflediklerini kaydetti.</p>
<p>Festivalin uluslararası bir katılıma ulaştığını belirten Demirtaş, Türkiye’nin 81 ilinden motosiklet tutkunlarının yanı sıra İngiltere, Almanya ve Azerbaycan’dan da katılımcıların Kahramanmaraş’a geldiğini söyledi. Bazı motosiklet tutkunlarının festivale katılmak için yaklaşık 5 bin kilometre yol kat ettiğini ifade eden Demirtaş, bu ilginin Kahramanmaraş Motofest’in ulaştığı noktayı göstermesi açısından önemli olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Motofest, Kahramanmaraş’ın tanıtımına katkı sundu</strong></p>
<p>Üç gün boyunca yaklaşık 50 bin ziyaretçiyi ağırlayan Kahramanmaraş Motofest, motosiklet tutkunlarının buluşma noktası olmasının yanı sıra şehrin tanıtımına da katkı sağladı. Şehir dışından gelen binlerce motosikletçinin Kahramanmaraş’ta konaklaması ve festival boyunca kentte vakit geçirmesi, organizasyonun sosyal ve ekonomik hareketliliğe katkısını da artırdı.</p>
<p>Onikişubat Belediyesi’nin destekleriyle gerçekleştirilen festivalin, önümüzdeki yıllarda da geleneksel olarak sürdürülmesi ve Kahramanmaraş’ın önemli etkinlikleri arasında yer alması hedefleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/2-kahramanmaras-motofest-3-gunde-50-bin-kisiyi-agirladi-87499</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/9/1280x720/2-kahramanmaras-motofest-3-gunde-50-bin-kisiyi-agirladi-1789459934.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yıl ikincisi düzenlenen Kahramanmaraş Motofest, üç gün boyunca motosiklet tutkunları ve Kahramanmaraşlılardan yoğun ilgi gördü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/danistay-karari-oncesi-ankarada-ortak-cagri-uretim-devam-etsin-milas-soma-olmasin-87511</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Danıştay kararı öncesi Ankara’da ortak çağrı: &#039;Üretim devam etsin, Milas Soma olmasın&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Milas’taki Muhtarlar Danışma Kurulu üyeleri ile TES-İŞ’e bağlı enerji işçileri, Akbelen ve çevresindeki bazı taşınmazlar hakkında verilen acele kamulaştırma kararına ilişkin davanın 16 Eylül’de yapılacak duruşması öncesinde Ankara’ya gitti.</p>
<p>Danıştay Başkanlığı önünde düzenlenen basın açıklamasında Muhtarlar Danışma Kurulu adına Karacaağaç Muhtarı Dursun Uysal, enerji ve maden işçileri adına TES-İŞ Yatağan Şube Başkanı Fatih Erçelik konuştu.</p>
<p>Açıklamada, yargı kararına ve hukuki sürece duyulan güven vurgulanırken, verilecek kararın bölgedeki köyler, çalışanlar, yerel işletmeler ve binlerce aile üzerindeki etkilerinin de dikkate alınması istendi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/15/whatsapp-image-2026-09-15-at-13-j7cj.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>Dursun Uysal: “20 köyde yaşayan 15 bin kişinin sesini duyurmaya geldik”</h2>
<p>Santrallere komşu 20 köyde yaşayan yaklaşık 15 bin kişiyi temsilen Ankara’da olduklarını belirten Karacaağaç Muhtarı Dursun Uysal, 16 Eylül’deki duruşmanın bölgenin geleceği açısından büyük önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>Uysal, Milas’ta tarım ve madenciliğin 40 yılı aşkın süredir birlikte devam ettiğini belirterek, “Biz bu topraklarda doğduk, burada yaşıyoruz. Köylerimizin geleceğini en iyi bilen insanlarız. Köylerimizde insanlar tarımla uğraşıyor, madende ve santrallerde çalışıyor. Kazandığı parayı yine bu bölgede harcıyor. Esnafımız iş yapıyor, nakliyecimiz ekmek kazanıyor, yerel işletmelerimiz ayakta duruyor. Üretimin durması ekonomik hareketliliğin azalması, gençlerimizin iş bulmak için başka şehirlere gitmesi ve köylerimizin giderek boşalması anlamına gelir” dedi.</p>
<h2>“Hiçbir köy merkezi ortadan kalkmayacak”</h2>
<p>Kamulaştırma sürecine ilişkin kamuoyunda doğru olmayan bilgilerin dolaşıma sokulduğunu söyleyen Uysal, hiçbir köy merkezinin karar kapsamında bulunmadığını vurguladı. Uysal, “Ben kamulaştırmanın olduğu altı köyden birinin muhtarıyım. Açıkça söylüyorum, hiçbir köyün merkezi ortadan kalkmayacak. Biz zeytinin, toprağın ve doğanın zarar görmesini istemiyoruz. İnsanımızın işini ve bölgenin ekonomik hayatını da korumak zorundayız. Maden de bizim, zeytin de bizim. Toprak da bizim, emek de bizim. Biz köylerimizin boşalmasını değil, yaşamasını ve üretmeye devam etmesini istiyoruz. Çocuklarımızın doğdukları topraklarda kalmasını, çalışmasını ve geleceğini burada kurmasını istiyoruz. Köylerin yok olacağı yalanını söyleyenlere diyorum ki, hiçbir köyün merkezi ortadan kalkmayacak. Gerçeği görmek isteyen herkesi haritaya bakmaya davet ediyorum. Halkımız, Alman vakıflarının satın aldığı muhtara değil gerçek köylülerin sesine kulak versin. Milas, bir muhtardan büyüktür!”</p>
<h2>Fatih Erçelik: “Milas Soma Olmasın”</h2>
<p>TES-İŞ Yatağan Şube Başkanı Fatih Erçelik de Yeniköy ve Kemerköy madenleri ile santrallerinde yaklaşık 3 bin 100 kişinin doğrudan çalıştığını söyledi. Bakım, nakliye, yüklenici firmalar ve yerel tedarikçilerle birlikte binlerce insanın daha bu üretimden geçimini sağladığını ifade eden Erçelik, her istihdam rakamının arkasında bir aile bulunduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Yargı sürecine saygı duyduklarını vurgulayan Erçelik, TES-İŞ’in önceliğinin çalışanların haklarını ve geleceğini korumak olduğunu belirterek “Bizim burada bulunma nedenimiz işçinin işini, aşını ve geleceğini savunmaktır. Çünkü alınacak kararın sonuçlarını doğrudan yaşayacak olanlar bizleriz. Üretim durduğunda ilk bedeli işçi öder. Ardından esnaf, nakliyeci, bakım firması, yerel tedarikçi ve bütün bölge etkilenir. Bu rakamların her biri bir işçi, bir aile, bir ev ve bir gelecek demektir. Soma’nın santral kapandıktan sonra neler yaşandığını gördük. Milas’ın kaderi de Soma gibi olmasın” diye konuştu.</p>
<h2>“İşçiyi işsiz bırakan bir çözümün bölge için ağır sonuçları olur”</h2>
<p>Maden sahası ile santrallerin birbirine bağlı bir üretim düzeni içinde çalıştığını belirten Erçelik, santrallerin ihtiyacı olan kömürün Milas havzasında bulunduğunu söyledi. Erçelik, üretim zincirindeki herhangi bir aksamanın doğrudan istihdama yansıyacağını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Maden durursa santral de durur. Santralin ihtiyacı olan kömür bu havzadadır ve üretimin devamı maden sahasındaki çalışmaların zamanında ilerlemesine bağlıdır. Biz bölgede 40 yıldır madencilik yapıyoruz. Bu süre içinde madencilik, bölgenin çalışma hayatının ve ekonomik düzeninin bir parçası haline geldi. İşçiyi işsiz bırakan bir çözümün bölge için ağır sonuçları olur.”</p>
<h2>TES-İŞ’e bağlı işçiler, Abdullah Tancan’ı ziyaret etti</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/15/whatsapp-image-2026-09-15-at-13-kllq.jpg" alt="" width="700" height="458" /></p>
<p>Muhtarlar Danışma Kurulu üyeleri ve TES-İŞ’e bağlı işçiler, Ankara programı kapsamında Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürü Arslan Narin ile  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Abdullah Tancan’ı da ziyaret etti.</p>
<p>Görüşmelerde 16 Eylül’de yapılacak duruşma öncesinde bölgedeki üretim ve istihdamın mevcut durumu, santrallerin kömür ihtiyacı, maden sahalarındaki çalışmaların geleceği ve köylerde yaşayan vatandaşların beklentileri aktarıldı. Muhtar ve işçiler, hukuki süreç değerlendirilirken bölgede yaşayan ve çalışan insanların görüşlerinin ve bölgedeki sosyoekonomik gerçeklerin de dikkate alınması çağrısında bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/danistay-karari-oncesi-ankarada-ortak-cagri-uretim-devam-etsin-milas-soma-olmasin-87511</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/1/1280x720/danistay-karari-oncesi-ankarada-ortak-cagri-uretim-devam-etsin-milas-soma-olmasin-1789474235.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milas’taki elektrik santrallerinin geleceğini yakından ilgilendiren acele kamulaştırma davasının 16 Eylül’de yapılacak duruşması öncesinde, bölge muhtarları ve enerji işçileri Ankara’da Danıştay Başkanlığı önünde basın açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/trendyol-icra-kurulu-uyesi-ve-tobb-e-ticaret-meclis-baskani-acar-turkiye-cin-turizm-pazarindan-yeterli-pay-alamiyor-87450</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ozan Acar: Türkiye, Çin turizm pazarından yeterli pay alamıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Dünyanın en büyük e-ticaret platformlarından Alibaba içinde yer alan Çin’in en önemli dijital seyahat platformu Figgy‘nin uluslararası ilişkilerden sorumlu Başkan Yardımcısı Leon Li, uluslararası ilişkiler direktörü Meina Huang ve Trendyol İcra Kurulu Üyesi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) E-Ticaret Meclis Başkanı Ozan Acar, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir’i ziyaret etti.</p>
<p>Ziyarette, Antalya’nın turizmdeki gücü, Çin pazarındaki dijital görünürlüğünün artırılması ve Antalya’ya gelen Çinli ziyaretçi sayısının artırılması ve ortak tanıtım çalışmaları ele alındı.</p>
<p>Antalya’nın Çin turizm pazarındaki potansiyelinin daha etkin değerlendirilmesine yönelik iş birliği olanakları değerlendirilen ziyarette konuşan Başkan Vekili Büşra Özdemir, “Hedefimiz, Antalya’yı Çinli ziyaretçilerle daha güçlü buluşturmak, yeni pazarlardaki görünürlüğümüzü artırmak ve kentimizin uluslararası marka değerini daha da ileri taşımak” dedi.</p>
<p>Çinli ziyaretçilerin Antalya’ya yönelik ilgisinin artırılması için yeni tanıtım kanallarına ihtiyaç olduğunu söyleyen Başkan vekili Özdemir, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya’nın yalnızca deniz, kum ve güneş turizmiyle anılmasını istemiyoruz. Kentin sahip olduğu farklı değerlerin uluslararası ziyaretçilere daha güçlü şekilde anlatılması gerekiyor. Çin pazarında Antalya'nın dijital görünürlüğünün artırılması konusunda Fliggy ile gerçekleştirilebilecek çalışmalara açığız. Antalya’nın destinasyon potansiyeli ile sizin dijital erişiminizi bir arada değerlendireceğimiz somut her türlü modele ve öneriye açığız. Bir destinasyon sayfası oluşturabilir, Çin pazarına özgü dijital içerikler ve dönemsel kampanyalar üzerinde çalışabilirsek daha fazla Çinli ziyaretçiyi ağırlayacağımızı düşünüyoruz.” </p>
<p><strong>"Türkiye, Çin turizm pazarından yeterince pay alamıyor"</strong></p>
<p>Trendyol İcra Kurulu Üyesi ve TOBB E-Ticaret Meclis Başkanı Ozan Acar da  Türkiye’nin Çin turizm pazarından yeterince pay alamadığını belirterek, heyetin Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaretin bu açıdan önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin Çinli turistler için önemli bir ulaşım noktası olmasına rağmen ziyaretçilerin Türkiye’de yeterince zaman geçirmediğine dikkat çeken Acar, Çin’deki seyahat platformlarında Türkiye’nin ve özellikle Antalya’nın görünürlüğünün artırılmasının bu tabloyu değiştirebileceğini söyledi.</p>
<p>Heyeti Türkiye’ye getirmek için yaklaşık iki yıldır çalışma yürüttüklerini aktaran Acar, Antalya’nın heyet tarafından ilk kez ziyaret edildiğini ve kentin büyük beğeni topladığını bildirdi.  </p>
<p><strong>"Antalya Çinli turistlerin aradığı her şeye sahip"</strong></p>
<p>Figgy ‘nin uluslararası ilişkilerden sorumlu Başkan Yardımcısı Leon Li ise Antalya’nın Çinli turistler açısından güçlü bir destinasyon potansiyeline sahip olduğunu belirtti. Antalya’dan oldukça etkilendiğini anlatan Li, Türkiye’yi ziyaret eden Çinli turistlerin önemli bölümünün İstanbul ve Kapadokya’yı tercih ettiğini kaydetti. Li, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Antalya bu rotalara daha güçlü şekilde dahil edilmesi gerekir. Antalya’nın Çin’deki tanınırlığının artırılması için farklı tanıtım modelleri değerlendirilebilir. Çinli influencerlar ve kanaat önderleriyle gerçekleştirilebilecek çalışmaların yanı sıra farklı kanalların da kullanılabilir.</p>
<p>Ziyarette, Antalya’ya özel bir destinasyon sayfası oluşturulması, Çin pazarına yönelik dijital içerikler hazırlanması ve dönemsel tanıtım kampanyalarının hayata geçirilmesi gibi başlıklar ele alındı. Çinli içerik üreticileri ve kanaat önderleriyle gerçekleştirilebilecek tanıtım çalışmalarının yanı sıra canlı yayınlarla Antalya’daki turizm deneyimlerinin Çinli seyahat severlere aktarılması da olası iş birliği alanları arasında yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/trendyol-icra-kurulu-uyesi-ve-tobb-e-ticaret-meclis-baskani-acar-turkiye-cin-turizm-pazarindan-yeterli-pay-alamiyor-87450</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/0/1280x720/trendyol-icra-kurulu-uyesi-ve-tobb-e-ticaret-meclis-baskani-acar-turkiye-cin-turizm-pazarindan-yeterli-pay-alamiyor-1789421904.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizmde bu yıl istenilen bir sezon geçirmeyen Antalya, Çin pazarında bilinirliğini artırmak amacıyla Çin’in en büyük dijital seyahat platformu Figgy ile iş birliği yapacak. TOBB E-Ticaret Meclis Başkanı Ozan Acar, Türkiye, Çin turizm pazarından yeterli pay alamadığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aesob-baskani-adlihan-dere-zincir-marketler-esnaf-icin-haksiz-rekabet-olusturuyor-87449</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Adlıhan Dere: Zincir marketler esnaf için haksız rekabet oluşturuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Esnaf ve Sanatlar Odaları Birliği (AESOB) tarafından Sobacılar çarşısında 39. Ahilik Haftası nedeniyle tören düzenlendi. Törene Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, AKP ve Yeni Parti Antalya milletvekilleri ile esna katıldı.</p>
<p>AESOB Başkanı ve TESK Yönetim Kurulu Üyesi Adlıhan Dere, konuşmasında ‘üç harfliler’ diye nitelendirilen zincir marketlerin kontrolsüz ve plansız şekilde yaygınlaşmasının, esnaf ve sanatkâr açısından ciddi bir haksız rekabet ortamı oluşturduğunu söyledi. Dere, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Her türlü mal ve ürünü yetkisiz şekilde raflarında bulunduran, açtıkları her yeni şubede yüzlerce esnafımızın yaptığı işi tek bir mağazada toplamaya çalışan ve çalışma saatleriyle de küçük esnafımızı zorlayan bu yapı karşısında esnafımızın korunması büyük önem taşımaktadır. Bizler adil rekabetten yanayız. Bizim istediğimiz, esnafımızın emeğinin ve alın terinin korunmasıdır. Çünkü bir tarafta yıllarca aynı mahallede hizmet veren, vergisini ödeyen, istihdam sağlayan, gerektiğinde komşusuna veresiye veren, mahallesinin her türlü ihtiyacında yanında olan sıkıntısına koşan esnafımız var. Diğer tarafta ise giderek büyüyen ve küçük esnafımızı zorlayan büyük bir yapı var. Ahilik kültürünün yaşatılması için bu haksız rekabete bir dur demeliyiz. Esnaf ve sanatkârlarımızı zincir marketler karşısında mağdur etmemeliyiz.’’</p>
<p><strong>Vali Şahin’den uyarı</strong></p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin de, Ahilik kültürünün dünyaya insanlığı ve misafirperverliği gösterdiğini belirtti. Esnafa uyarılarda bulunan Vali Şahin, ahilik değerlerinin turizm başta olmak üzere hayatın her alanında yaşatılması gerektiğine vurguladı. Vali Şahin, ‘’Bugün Antalya dünyanın dört bir tarafından gelen milyonlarca misafiri ağırlıyor. Geçen sene 17,5 milyon yabancı turist ağırladık. Acaba bu gelenler buradan ayrıldıklarında, ‘Bir ülkeye gittik, öyle esnaflarla karşılaştık ki dürüstlük, doğruluk, empati buradaymış’ der mi? Hepimiz bunu düşünmeliyiz” dedi.</p>
<p>Türk halkının büyük medeniyetinin değerlerini yeniden yükseltmesi gerektiğini ifade eden Vali Hulusi Şahin, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Esnaf ve sanatkârımızın mesleklerini ahilik anlayışının temel değerleri doğrultusunda sürdürmesi önemli. Önce esnaf kendine yakışanı yapacak. İnsanlığın o yüksek değerlerini kendisine ilke edinecek. Günlük menfaat uğruna medeniyetimizin yüksek değerlerini heba etmeyelim. Biz ecdadımıza, kültürümüze, medeniyetimize, inancımıza yakışanı yapalım. Biz biz olduğumuz için büyük olduk. Biz bizden yabancılaşırsak kaybolur gideriz. Ahilik Haftası bunları bize hatırlatmak için iyi bir fırsat. Bu fırsatı iyi değerlendirelim.”</p>
<p>Konuşmaların ardından Vali Şahin ve AESOB Başkanı Adlıhan Dere, Yılın Ahisi seçilen Mehmet Çelik’e, kaftan giydirilirken,  tören, ‘Şed Kuşanma" ile sona erdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aesob-baskani-adlihan-dere-zincir-marketler-esnaf-icin-haksiz-rekabet-olusturuyor-87449</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/9/1280x720/aesob-baskani-adlihan-dere-zincir-marketler-esnaf-icin-haksiz-rekabet-olusturuyor-1789421797.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Esnaf ve Sanatlar Odaları Birliği Başkanı Adlıhan Dere, kontrolsüz zincir marketlerin esnaf için ciddi rekabet oluşturduğunu belirterek, ‘’Giderek büyüyen ve küçük esnafımızı zorlayan büyük bir yapı var. Ahilik kültürünün yaşatılması için bu haksız rekabete bir dur demeliyiz’’ dedi. Antalya Valisi Hulusi Şahin de, turizm kenti Antalya’da esnafın daha dürüst hizmet vermesi gerektiği uyarısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-yilliklandirilmis-cari-acik-407-milyar-dolara-yukseldi-87508</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu: Yıllıklandırılmış cari açık 40,7 milyar dolara yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ nın açıkladığı  temmuz ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Cari işlemler hesabı temmuz ayında 36 milyon dolar fazla verdi. Geçen yılın aynı ayında 1 milyar 762 milyon dolar fazla verilmişti. Yıllıklandırılmış cari açık ise 40,7 milyar dolara yükseldi. Aylık bazda fazla verilmesini olumlu bulmakla birlikte, yıllıklandırılmış veriler cari denge üzerindeki baskının devam ettiğini gösteriyor” dedi.</p>
<p>Yılın ilk yedi aylık dönemine de değinen Zeytinoğlu, “Cari açık, ocak-temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 43,6 artarak 24 milyar 254 milyon dolardan 34 milyar 830 milyon dolara yükseldi. Cari açıktaki iyileşmenin; ihracatta rekabetimizi güçlendirecek politikalarla desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>Önümüzdeki döneme ilişkin değerlendirmede bulunan Zeytinoğlu, “Ağustos ayı dış ticaret verilerine göre ihracat yüzde 8,1, ithalat ise yüzde 10,5 arttı. Dış ticaret açığındaki yüzde 22,3’lük artış, cari denge üzerindeki baskının önümüzdeki aylarda da sürebileceğine işaret ediyor. Cari dengenin seyrinde dış ticaret performansımızın yanı sıra küresel gelişmelere bağlı olarak enerji fiyatlarının seyri de belirleyici olacaktır” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-yilliklandirilmis-cari-acik-407-milyar-dolara-yukseldi-87508</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/8/1280x720/kso-baskani-zeytinoglu-isgucu-verilerini-degerlendirdi-1767099652.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, temmuz ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendirdi. Zeytinoğlu, cari işlemler hesabının temmuz ayında 36 milyon dolar fazla verdiğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/korumacilik-yaklasimi-devam-ediyor-87445</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Korumacılık yaklaşımı devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2027-2029 yıllarına ilişkin Orta Vadeli Program (OVP) geçtiğimiz hafta yayımlandı. OVP, önümüzdeki 3 yıla ilişkin makro politikaların belirlenmesi açısından önem taşıyor ve ilkeler, büyüme hedefleri ve bütçe tahminleri gibi konularda temel politika dokümanı olarak dikkate alınıyor. Bir anlamda OVP, önümüzdeki 3 yıllık dönem için bir niyet veya pozisyon belgesi olarak düşünülebilir.</p>
<p>OVP’de hem dünyadaki hem de ülkemizdeki makro ekonomik gelişmeleri özetleyen çok detaylı bir bölüm yer alıyor. Bir önceki OVP’de olduğu gibi bu OVP’de de dünyadaki son gelişmelerin akademik bir dille detaylı bir şekilde açıklandığı görülüyor. Genel görünüm açısından bu bölümlerin de dikkatlice takip edilmesi kritik bir konu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>OVP (2027-2029) dış ticaret görünümü</strong></p>
<p>Dış ticaret açısından incelendiğinde, ihracat artışının devam edeceği ancak küresel koşulların geçmiş yıllara göre daha zorlu olacağı bir döneme işaret ediliyor. Programda ihracatın artması hedeflenirken, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve küresel belirsizlikler nedeniyle dış ticaret açığının ve cari açığın kısa vadede baskı altında kalacağı da kabul ediliyor.</p>
<table style="width: 683px;">
<tbody>
<tr>
<td style="width: 184.775px;">
<p><strong>Gösterge</strong></p>
</td>
<td style="width: 42.9875px;">
<p><strong>2025</strong></p>
</td>
<td style="width: 108.912px;">
<p><strong>2026 (Tahmin)</strong></p>
</td>
<td style="width: 345.525px;">
<p><strong>2029 (Hedef)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 184.775px;">
<p>Mal ihracatı (Milyar $)</p>
</td>
<td style="width: 42.9875px;">
<p>273,2</p>
</td>
<td style="width: 108.912px;">
<p>282,0</p>
</td>
<td style="width: 345.525px;">
<p>316,0</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 184.775px;">
<p>Dış ticaret açığı (Milyar $)</p>
</td>
<td style="width: 42.9875px;">
<p>95,2*</p>
</td>
<td style="width: 108.912px;">
<p>105,0</p>
</td>
<td style="width: 345.525px;">
<p>Programda kademeli iyileşme öngörülüyor</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 184.775px;">
<p>Cari açık (Milyar $)</p>
</td>
<td style="width: 42.9875px;">
<p>30,3</p>
</td>
<td style="width: 108.912px;">
<p>47,5</p>
</td>
<td style="width: 345.525px;">
<p>35,5</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 184.775px;">
<p>Cari açık / GSYH (%)</p>
</td>
<td style="width: 42.9875px;">
<p>1,9</p>
</td>
<td style="width: 108.912px;">
<p>2,6</p>
</td>
<td style="width: 345.525px;">
<p>1,6</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="color: #34495e;"><em><strong>Kaynak: 2027-2029 Orta Vadeli Program (OVP), Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı</strong></em></span></p>
<p>Tablo dikkatle incelendiğinde ilginç bir sonuç ortaya çıkıyor: OVP, ihracatta istikrarlı bir artış öngörürken, 2026 yılında dış ticaret açığının ve cari açığın da büyüyeceğini kabul ediyor. Bu durum, Türkiye'nin temel sorununun ihracat miktarından ziyade ithalata bağımlı üretim yapısı olduğunu bir kez daha gösteriyor. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde dış ticaret performansını belirleyecek unsur yalnızca ihracat hacmi değil, ihracatın teknoloji ve katma değer düzeyi olacak.</p>
<p><strong>Korumacılık tedbirleri etkin bir şekilde kullanılacak</strong></p>
<p>Programın satır aralarında daha önemli bir mesaj bulunuyor. Dünya ticareti artık sadece fiyat ve kalite üzerinden şekillenmiyor. Jeopolitik riskler, tedarik zinciri güvenliği, stratejik sektörlerin korunması ve devlet destekleri ticaretin yeni belirleyicileri haline geliyor. OVP'nin "ekonomik güvenlik ve dayanıklılık" başlığı altında yaptığı vurgu da bu dönüşümün bir yansıması olma niteliği taşıyor.</p>
<p>Yerli üreticiler üzerinde haksız rekabet oluşturan dampingli ve sübvansiyonlu ithalata karşı, ticaret politikası savunma araçlarının uygulanma süreçlerinin hızlandırılacağı ve stratejik sektörlerde dış ticaret politikalarının rekabetçilik bakış açısıyla gözden geçirileceği anlaşılıyor.</p>
<p>Bir başka ifadeyle, klasik korumacılık gümrük vergileriyle uygulanırken, yeni dönemde korumacılık farklı araçlarla karşımıza çıkıyor. Karbon düzenlemeleri, yatırım teşvikleri, stratejik sanayi politikaları ve yerli üretimi destekleyen programlar artık ticaret politikalarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda. Türkiye'nin dış ticaret stratejisi de bu yeni gerçekliğe uyum arayışı içerisinde görünüyor.</p>
<p><strong>Yeşil dönüşüm artık yalnızca çevre politikası değil</strong></p>
<p>OVP'nin yeşil dönüşüme verdiği önem, dış ticaret açısından en dikkat çekici yönlerinden biri olarak öne çıkıyor. Program, yeşil dönüşümü yalnızca çevresel bir hedef olarak değil, rekabet gücünün korunması için zorunlu bir unsur olarak ele alıyor.</p>
<p>Bu yaklaşım özellikle Avrupa Birliği (AB) ile ticaret yapan şirketler açısından büyük önem taşıyor. AB'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) uygulaması ve karbon emisyonlarına ilişkin yeni kuralları, ihracatçıların maliyet yapısını doğrudan etkileyecek. Bu nedenle, karbon ayak izinin ölçülmesi, emisyonların azaltılması ve üretim süreçlerinin dönüşümü artık yalnızca çevre departmanlarının değil, yönetim kurullarının da gündeminde yer alıyor.</p>
<p>Nitekim, Türkiye'nin Emisyon Ticaret Sistemi yönündeki adımlarının da bu çerçevede değerlendirilmesi gerekiyor. Karbon maliyetlerinin Türkiye'de yönetilmesi, bu maliyetlerin AB bütçesine aktarılmasından daha rasyonel bir seçenek olarak ortaya çıkıyor. OVP'nin yeşil dönüşüm, yüksek teknolojili üretim ve rekabetçilik arasında kurduğu ilişki de bu nedenle oldukça anlamlı.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde de çelik, alüminyum, çimento, gübre ve enerji yoğun sektörlerde rekabet gücünü belirleyecek temel unsur, üretim maliyetlerinden çok karbon maliyetleri olacaktır.</p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<p>Öncelikle, dış ticaret politikalarının yalnızca ihracat rakamlarına odaklanması yeterli olmayacaktır. Rekabetçiliğin korunması için Gümrük Birliği'nin güncellenmesi sürecinin hızlandırılması gerekiyor. Hizmet ticareti, dijital ticaret ve kamu alımları gibi alanlarda daha derin entegrasyon Türk şirketlerini güçlendirecektir.</p>
<p>Ek olarak, karbon düzenlemelerine uyum şirketler açısından bir mevzuat yükümlülüğü olarak değil, bir rekabet stratejisi olarak görülmeli. Karbon verisini yönetebilen, emisyonlarını ölçebilen ve azaltabilen firmalar yeni dönemin kazananları olacaktır.</p>
<p>Son olarak ise, ihracatta katma değerin artırılması artık bir tercih değil zorunluluk haline geliyor. OVP'nin de işaret ettiği üzere, Türkiye'nin uzun vadeli başarısı daha fazla ihracat yapmaktan çok daha yüksek teknoloji içeren ve daha düşük karbon ayak izine sahip ürünler ihraç edebilmesine bağlı.</p>
<p>Bu yönüyle bakıldığında OVP'nin dış ticarete verdiği en önemli mesaj şu: <strong>Yeni dönemde ihracatçının karşısındaki en büyük risk gümrük vergileri değil, rekabetçiliği aşındıran karbon maliyetleri ve yeni nesil korumacılık uygulamaları olacaktır.</strong> Bu nedenle, dış ticaret politikalarının da şirket stratejilerinin de yeşil dönüşüm ekseninde yeniden şekillenmesi kaçınılmaz görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/korumacilik-yaklasimi-devam-ediyor-87445</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Korumacılık yaklaşımı devam ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-ihracatcilardan-karadenizde-guvenli-koridor-talebi-87440</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 15:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Egeli ihracatçılar’dan Karadeniz’de güvenli koridor talebi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’nin 2025 yılında 6,7 milyar dolar ihracat, 43,4 milyar dolar ithalat yaptığı Rusya Federasyonu’yla dış ticaretinin kesintisiz sürmesi için Egeli ihracatçılar, Karadeniz’de denizyolu nakliyesinin yapılabilmesi için güvenli koridor talebinde bulundu.</p>
<p>İzmir’i ziyaret eden Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçisi Sergey Verşinin ile bir araya gelen Egeli ihracatçılar, Rusya’yla dış ticarette gemi yolunu kullanamaz hale geldiklerini, güvenli koridor oluşturulması halinde iki ülkenin dış ticaretinin daha güvenli ve verimli çalışacağının altını çizdiler ve Büyükelçi’den destek istediler.</p>
<p>Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Hayrettin Uçak, Rusya’nın Türk yaş meyve sebze sektörü başta olmak üzere Türkiye’deki 26 sektörün ihracatta hedef pazarı olduğunu, Türkiye-Rusya Federasyonu arasında uzun yıllara dayanan güçlü ticari bağlar bulunduğunu vurguladı.</p>
<p>Rusya-Türkiye arasında ticaretin devamını sağlayacak güvenlik koridorunun daha önce tesis edildiğini ve sağlıklı çalıştığını aktaran Uçak, “Son dönemde Karadeniz tehlikeli olmaya başladı. Bugün deniz yolunu kullanamıyoruz. Denizyolu tekrar kullanabileceğimiz güvenlik koridoru oluşturulmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>Uçak, Rusya’nın Türkiye’den meyve sebze mamulleri ithalatında uyguladığı yüzde 12-15 arasındaki gümrük vergisinin kaldırılması taleplerini de Büyükelçi Sergey Verşinin’e iletti.</p>
<p><strong>Ufuk Atakan Demir: Rusya ihracatta en büyük pazarımız</strong></p>
<p>Türkiye’den Rusya Federasyonu’na 2026 yılının ocak – ağustos döneminde 319 milyon dolarlık su ürünleri ve hayvansal mamuller ihraç edildiğini ifade eden Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ufuk Atakan Demir, Rusya’nın kendileri için çok önemli bir pazar olduğunu belirterek, Rusya Federasyonu’na yapılan ihracatta su ürünleri sektörünün 277 milyon dolar pay aldığını söyledi. Demir, “Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında güvenli koridor açılmasını ve iki ülke arasındaki dış ticaretin artmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Moiz Hemsi, Karadeniz’de yaşanan sorunlar nedeniyle Rusya’dan Türkiye’ye buğday ithalatında aksamalar yaşandığını, bu aksaklıkların giderilmesinin yolunun güvenli koridor açılmasından geçtiğini vurguladı.</p>
<h3>Sergey Verşinin: Türkiye bizim için çok önemli bir partner</h3>
<p>Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçisi Sergey Verşinin de, Türkiye’nin Rusya Federasyonu için çok önemli bir siyasi ve ekonomik partner olduğunu, iki ülke arasındaki ticaretin devam etmesi için gerekli zeminin oluşturulması için çaba göstereceklerini dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-ihracatcilardan-karadenizde-guvenli-koridor-talebi-87440</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/0/1280x720/egeli-ihracatcilardan-karadenizde-guvenli-koridor-talebi-1789389973.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Sergey Verşinin ile bir araya gelen Egeli ihracatçılar, Rusya’yla dış ticarette gemi yolunu kullanamaz hale geldiklerini belirterek, güvenli koridor oluşturulması için Büyükelçi’den destek istediler. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-87438</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 15:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli Büyükşehir’in yeni makine ikmal tesisi için ilk adım atıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, araç bakım ve onarım süreçlerini tek merkezde daha modern koşullarda yürüteceği yeni makine ikmal tesisleri için ihaleye çıktı. İzmit Karadenizliler Mahallesi’nde 50 bin metrekarelik alan üzerinde hayata geçirilmesi planlanan KBB Makine İkmal Atölye Binaları Projesi’nin ihalesinde 9 firma veya firma ortaklığı teklif sundu. EKAP üzerinden gerçekleştirilen ihalede en düşük teklif 511 milyon TL olarak kayıtlara geçti. İhale sürecinin tamamlanması ve yüklenici firmanın belirlenmesinin ardından projenin yapım aşamasına geçilecek.</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin yeni makine ikmal tesisleri, araçların bakım, onarım, yıkama ve depolama ihtiyaçlarını tek merkezde karşılayacak şekilde planlandı. Projede bakım atölyelerinin yanı sıra güvenlik yapısı, asfalt ve üretim tesis lokali, atık alanı, ağır vasıta ve idari otoparklar, enerji merkezi ile çökeltme havuzu yer alacak. Tesiste ayrıca araç dış yıkama alanı, Makine İkmal Araç Parkı ile kar küreme ve tuzlama araçları için özel park alanı da oluşturulacak.</p>
<h2>Araç filosu tek merkezde toplanacak</h2>
<p>Yeni tesis, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin araç filosuna yönelik bakım ve onarım çalışmalarının farklı ihtiyaçlara göre yürütülebileceği dört ayrı atölyeyi bünyesinde barındıracak. Kaporta, kumlama, hafif şase ve ağır şase çalışmalarının yapılacağı atölyelerin yanı sıra araç dış yıkama alanı, ağır vasıta otoparkı ve Makine İkmal Araç Parkı da tesiste yer alacak. Asfalt ve üretim tesisleri için lokal, enerji merkezi, atık alanı ve çökeltme havuzu gibi yardımcı birimlerin de bulunacağı projede, kar küreme ve tuzlama araçları için özel park alanı oluşturulacak. Proje, Büyükşehir Belediyesi’nin araç filosuna ilişkin bakım, onarım, temizlik ve depolama faaliyetlerinin tek merkezde daha etkin şekilde yürütülmesini sağlayacak.</p>
<p>Makine İkmal Atölye Binaları Projesi’nde toplam 14 bin 723,17 metrekarelik inşaat alanı oluşturulacak. Projenin önemli bölümlerini ise farklı araç bakım ihtiyaçlarına yönelik tasarlanan dört atölye oluşturacak. Kaporta Bakım Atölyesi 1.246,95 metrekare zemin ve 125 metrekare birinci kat olmak üzere toplam 1.371,95 metrekare, Kumlama Bakım Atölyesi 1.758,15 metrekare, Hafif Şase Bakım Atölyesi 2.100,87 metrekare zemin ve 270 metrekare birinci kat olmak üzere toplam 2.370,87 metrekare, Ağır Şase Bakım Atölyesi ise 2.631,78 metrekare zemin ve 1.125 metrekare birinci kat olmak üzere toplam 3.756,78 metrekare olarak planlandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-87438</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/8/1280x720/kocaeli-buyuksehirin-yeni-makine-ikmal-tesisi-icin-ilk-adim-atildi-1789389272.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin İzmit Karadenizliler Mahallesi’nde 50 bin metrekarelik alanda hayata geçirmeyi planladığı Makine İkmal Atölye Binaları Projesi’nin ihalesine 9 firma veya firma ortaklığı teklif sundu. İhalede en düşük teklif 511 milyon TL olurken, proje tamamlandığında belediyenin araç filosuna yönelik bakım, onarım, yıkama ve depolama faaliyetleri tek merkezde yürütülecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-87435</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 14:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli’nin turizm hedefi 12 aya çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, Türkiye Yüzyılı Buluşmaları kapsamında Kocaeli’ye gelen Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile bir araya geldi. Görüşmede Kocaeli’nin kültür ve turizm alanındaki yatırımları ile kentin turizm potansiyelinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar ele alındı. Ersoy Kocaeli’nin turizm potansiyelinin geliştirilmesi ve turizmin 12 aya yayılması için Bakanlık olarak destek vereceklerini açıkladı.</p>
<p>Açıldığı ilk günden bu yana çevre illerden de ziyaretçi akınına uğrayan Körfez Aqua Kıtalar Akvaryumu’nu gezen Ersoy, program kapsamında daha sonra Fuar Parkı’nı ziyaret ederek, göl çevresinde incelemelerde bulundu. Ziyaretin devamında Alev Alatlı Kütüphanesi’nde öğrencilerle bir araya gelen Ersoy, öğrencilere “İyi çalışmalar” dileğinde bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/14/baskan-buyukakin-yatirimlari-anlat-rxso.jpg" alt="" width="700" height="559" /></p>
<p>Program kapsamında Sekapark’tan başlayarak Cumhuriyet Bulvarı, İzmit Milli İrade Meydanı ve Fuar Park üzerinden Kocaeli Sosyal Yaşam Merkezi’ne uzanan alandaki kültür ve turizm yatırımlarını da anlatan Büyükakın, Fuar Park’ta hayata geçirilecek Sahaflar, Antikacılar ve El Sanatları Çarşısı ile Gebze Hünkar Çayırı başta olmak üzere yeni projeler hakkında Bakan Ersoy’a bilgi verdi.</p>
<p>Bakan Ersoy’un programdaki son durağı ise Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen Kartepe Teleferiği ve Kuzuyayla Tabiat Parkı oldu. Teleferikle zirveye çıkan Ersoy’a, Başkan Büyükakın tarafından Ormanya Doğal Yaşam Parkı, teleferik ve tabiat parkına ilişkin projeler anlatılırken, Kocaeli’nin turizm potansiyelinin dört mevsime yayılmasını hedefleyen “4 Mevsim Sürdürülebilir Turizm Master Planı” hakkında da bilgi verildi.</p>
<p>Kocaeli’deki turizm potansiyeline dikkat çeken Ersoy, “Kocaeli yıllardır sanayi şehri olarak anılıyor. Ancak biz buranın kültür ve turizm şehri de olması için neler yapılabileceğini görüşüyoruz. Başta Kocaeli Büyükşehir Belediyemiz olmak üzere ilçe belediyelerimiz ile çalışıyoruz. Turizm Master Planı’nı bir kez daha elden geçireceğiz. Kocaeli’nin 12 ay turizm yapabilecek potansiyeli var” ifadesini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-87435</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/5/1280x720/kocaelinin-turizm-hedefi-12-aya-cikiyor-1789384406.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye Yüzyılı Buluşmaları kapsamında geldiği Kocaeli’de Büyükşehir Belediyesi’nin kültür ve turizm yatırımlarını inceledi. Kocaeli’nin turizm potansiyeline dikkat çeken Ersoy, kentin 12 ay turizm yapabilecek kapasiteye sahip olduğunu belirterek Turizm Master Planı’nın yeniden ele alınacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gunes-enerjisinin-elektrik-uretimindeki-payi-10-yilda-28-kat-artti-87439</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 13:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneş enerjisinin elektrik üretimindeki payı 10 yılda 28 kat arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye'nin son dönemde güneş ve rüzgar enerjisi yatırımlarında sağladığı ivmenin, bu kaynakların üretimdeki payını da ciddi oranda artırdığını bildirdi.</p>
<p>Açıklamaya göre, 2016'da ortaya konan "Milli Enerji ve Maden Politikası" ile sadece petrol ve doğal gazda değil, güneş ve rüzgar enerjisinde de Türkiye'nin gücü yeni seviyeye taşındı.</p>
<p>Güneşin 2016'da yüzde 0,4 olan elektrik üretimindeki payı, Temmuz 2026 itibarıyla 28 kat artışla yüzde 11,6'ya çıktı. Rüzgarın 10 yıl önce yüzde 5,7 olan elektrik üretimindeki payı da aynı dönemde 1,1 kat artışla yüzde 12,1'e yükseldi.</p>
<p>Elektrik üretimindeki pay artışlarına benzer tablonun, güneş ve rüzgar kurulu gücünde de kendini gösterdiği vurgulandı. Buna göre Türkiye'nin elektrik kurulu gücü, bu yıl temmuz sonunda 126 bin 476 megavata yükseldi. Bu dönemde kurulu güçte 27 bin 507 megavatla güneşin payı yüzde 21,7'ye çıkarken 15 bin 358 megavata ulaşan rüzgarın payı da yüzde 12,1 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Güneş ve rüzgar kurulu gücünün toplamı bu dönemde yüzde 33,8'lik pay ile 42 bin 865 megavata yükselmiş oldu.</p>
<p>Ayrıca, güneş enerjisinden elektrik üretimi, haziranda kırılan rekorun ardından temmuzda da rekor tazeledi. Temmuzda güneş enerjisi kaynaklı elektrik üretim değeri 5,37 milyar kilovatsaat ile aylık bazda tüm zamanların en yüksek değeri olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>"Güneş ve rüzgarda toplam kurulu gücümüz yaklaşık 43 bin megavata ulaştı"</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, yaptığı değerlendirmede Türkiye'nin enerjisinde son 10 yılda büyük bir dönüşüm gerçekleştirdiklerini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Güneşin elektrik üretimindeki payını 28 kat artırarak yüzde 11,6'ya, rüzgarın payını ise yüzde 12,1'e yükselttik. Güneş ve rüzgarda toplam kurulu gücümüz yaklaşık 43 bin megavata ulaştı. Bu dönüşüm, Enerjide Tam Bağımsız Türkiye hedefimizin yanı sıra daha temiz bir enerji geleceği için attığımız somut adımların da güçlü bir göstergesidir. Yenilenebilir enerjide elde ettiğimiz bu büyük başarıyı, Antalya'da düzenleyeceğimiz COP31'de ortaya koyacağımız yeni hedeflerle daha ileri bir seviyeye taşıyacağız. Türkiye'nin rüzgarını ve güneşini milletimizin enerjisine dönüştürmeye, güvenilir, temiz ve uygun maliyetli enerjiyi herkes için erişilebilir kılan güçlü bir altyapı inşa etmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gunes-enerjisinin-elektrik-uretimindeki-payi-10-yilda-28-kat-artti-87439</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/1/1280x720/yenilenebilir-enerji-ges-gunes-res-ruzgar-1788501191.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, güneş enerjisinin elektrik üretimindeki payı 10 yıllık dönemde 28 kat artarak yüzde 11,6&#039;ya, rüzgarın payı da 1,1 kat artışla yüzde 12,1&#039;e çıktı. Bakan Alparslan Bayraktar, &quot;Türkiye&#039;nin rüzgarını ve güneşini milletimizin enerjisine dönüştürmeye, güvenilir, temiz ve uygun maliyetli enerjiyi herkes için erişilebilir kılan güçlü bir altyapı inşa etmeye devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-oncesi-antalyada-su-zirvesi-duzenleniyor-87433</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 13:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 öncesi Antalya’da &#039;su zirvesi&#039; düzenlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>2026 yılını Su Yılı ilan eden Antalya Ticaret Borsası, 9-20 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek BM İklim Zirvesi (COP31) öncesinde, 15 Eylül’de ‘Tarımda Su Yönetimi ve Turizmde Su Yönetimi’, 16 Eylül’de de ‘Kentsel Su Yönetimi ve Sanayide Su Yönetimi’  başlıklarında toplantı düzenleyecek.</p>
<p>‘Antalya Su Diyaloğu: COP31’e Giden Yol’ toplantılarını gerçekleştirecek olan Antalya Ticaret Borsası, ortaya çıkacak görüş ve önerileri ise 23 Eylül’de düzenleyeceği ‘Antalya Su Zirvesi’nde tartışmaya açacak.</p>
<p>Toplantılarda, suyun mevcut durumu, sorunlar, riskler, iyi uygulamalar ve çözüm önerileri, kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve uzmanların katılımıyla ele alınacak.</p>
<p>Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, iklim değişikliği, kuraklık, nüfus artışı ve kentleşmenin yanı sıra tarım, turizm ve sanayinin su kaynakları üzerindeki artan baskısının Antalya’da su kaynaklarının korunması ve verimli kullanılmasını stratejik bir zorunluluk haline getirdiğini söyledi.</p>
<p>Türkiye’nin en önemli tarım ve turizm merkezlerinden biri olan Antalya’da suyun geleceğinin mutlaka konuşulması gerektiğine dikkat çeken Çandır, “Antalya’da ‘su’, üretimin, ekonominin, çevrenin ve kent yaşamının geleceği anlamına geliyor. Suyumuzun mevcut durumu, sorunlar, riskler, iyi uygulamalar ve çözüm önerilerini kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve uzmanların katılımıyla ele alacağız” dedi.</p>
<p>Toplantılardan çıkacak görüş ve önerilerin 23 Eylül 2026 tarihinde Mimar Sinan Kongre Merkezi’nde düzenlenecek ‘Antalya Su Zirvesi’nde değerlendirileceğini anlatan Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Zirvenin temel amacı yalnızca sorunları tespit etmek değil, Antalya’nın su geleceği için uygulanabilir ve takip edilebilir bir yol haritası niteliğinde Antalya Su Eylem Planını ortaya koymak. Plan kapsamında yapılması gereken çalışmalar kısa, orta ve uzun vadeli olarak belirlenecek. Zirvede, su tasarrufu ve verimlilik uygulamalarından altyapı yatırımlarına, tarımsal sulamadan arıtılmış suyun yeniden kullanımına, su hasadından teknolojik dönüşüme kadar Antalya’nın öncelikli başlıkları bütüncül biçimde ele alınacak.”</p>
<p><strong>COP 31 Antalya için kalıcı fırsata dönüşecek</strong></p>
<p>Antalya Su Diyaloğu toplantıları ve Antalya Su Zirvesi ile COP31’in Antalya için yalnızca uluslararası bir organizasyon değil, kentin su yönetiminde kalıcı adımlar atmasını sağlayacak önemli bir fırsata dönüştürülmesini amaçladıklarını belirten Çandır, “Antalya’nın su geleceğini bugünden planlamak, COP31’i kent için kalıcı bir kazanıma dönüştürmek ve Antalya’dan güçlü, uygulanabilir ve ortak bir su eylemi ortaya koymak amaçlanıyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-oncesi-antalyada-su-zirvesi-duzenleniyor-87433</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/3/1280x720/cop31-oncesi-antalyada-su-zirvesi-duzenleniyor-1789382484.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BM İklim Değişikliği Konferansı öncesi, Antalya Ticaret Borsası tarafından 23 Eylül’de &quot;su zirvesi&quot; düzenlenecek. Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, &quot;Antalya’da ‘su’, üretimin, ekonominin, çevrenin ve kent yaşamının geleceği anlamına geliyor. Suyumuzun mevcut durumu, sorunlar, riskler, iyi uygulamalar ve çözüm önerilerini kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve uzmanların katılımıyla ele alacağız&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ingiltere-turkiyenin-denizustu-ruzgar-potansiyeline-odaklandi-87430</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 13:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> İngiltere, Türkiye’nin deniz üstü rüzgâr potansiyeline odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İngiltere’nin Türkiye’nin temiz enerji yatırımlarına yönelik ilgisi, Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) ile gerçekleştirilen görüşmede gündeme geldi. İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu David Reed ve Ankara Büyükelçiliği Ticaret Ataşesi Katy Pell’in ENSİA ziyaretinde, özellikle denizüstü rüzgâr enerjisi ve yeşil hidrojen alanlarında iki ülke arasında iş birliği ve bilgi paylaşımı olanakları ele alındı.</p>
<p>Ziyarete ilişkin değerlendirmelerde bulunan ENSİA Başkan Yardımcısı Murat Çekirdek, Türkiye’nin temiz enerji kümesi olan Derneğin 115 kurumsal üyesi ile sektörün tüm paydaşlarına ulaşabilen uluslararası bir network zemini olduğunu söyledi.</p>
<p>Türkiye’nin bu yıl ilk adımlarını atacağı denizüstü rüzgâr enerjisi yatırımlarında İngiltere’nin ilgisinin kendileri için şaşırtıcı olmadığına işaret eden Çekirdek, “Türkiye olarak 2035 yılına kadar 5 bin MW kurulu güç hedefi koyduğumuz denizüstü RES’lerde İngiltere dünyanın en önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor. Halen 16 bin 600 MW seviyesinde denizüstü RES kurulu gücü olan İngiltere, gerek bir ada ülkesi olması gerekse bu santralleri, denizlerindeki Münhasır Ekonomik Bölgelerin (MEB) sınırı olarak konumlandırması nedeniyle Türkiye için özgün bir örnek oluşturuyor.” dedi.</p>
<p>Ziyarette rüzgâr enerjisi alanında faaliyet gösteren ENSİA üyelerinin denizüstü RES’ler konusundaki yetkinliklerini anlatma fırsatı bulduklarını belirten Çekirdek, “Derneğimizin koordinasyonunda hazırlanan ‘Türkiye Denizüstü RES Sanayi Envanteri’ çalışmamızı da İngiltere heyeti ile paylaşarak detaylı bilgiler verdik. Aynı şekilde Türkiye’nin büyük potansiyel taşıdığı yeşil hidrojenin, Avrupa’da uygulama örnekleri olan şekliyle denizüstü RES’ler ile birlikte kurgulanarak benzer adımları birlikte atabileceğimizi, farklı iş birlikleriyle bilgi ve tecrübe alışverişi yapabileceğimizi vurguladık” dedi.</p>
<p>Birleşik Krallık hükümetinin 2030 Temiz Enerji Aksiyon Planı’nda 2030 yılı için denizüstü RES kurulu gücünün, bugünkü seviyesinden iki buçuk kat artışla en az 43 bin MW’a ulaşmasını hedeflediğine dikkat çeken Çekirdek, böylesine agresif hedefler belirleyen bir ülkenin, Türkiye’nin en az 75 bin MW olan denizüstü RES potansiyeline ilgi göstermesinde şaşırtıcı bir durum görmediklerini dile getirdi.</p>
<p>Türkiye’nin ilk Denizüstü RES Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) yarışmasını 2027 yılının ilk çeyreğinde tamamlamasını beklediklerini vurgulayan Çekirdek, şartname taslağının bu ay içerisinde yayımlanmasını beklediklerini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ingiltere-turkiyenin-denizustu-ruzgar-potansiyeline-odaklandi-87430</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/0/1280x720/ingiltere-turkiyenin-denizustu-ruzgar-potansiyeline-odaklandi-1789381213.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu David Reed ve Ankara Büyükelçiliği Ticaret Ataşesi Katy Pell’in ENSİA ziyaretinde, Türkiye’nin temiz enerji hedefleri ve deniz üstü rüzgâr enerjisi potansiyeli ele alındı. ENSİA Başkan Yardımcısı Murat Çekirdek, 75 bin MW’ı aşan denizüstü RES potansiyelinin İngiltere ile yeni iş birliklerine zemin hazırlayabileceğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ithalat-birim-degeri-yuzde-128-ihracat-yuzde-82-artti-87417</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 11:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> İthalat birim değeri yüzde 12,8, ihracat yüzde 8,2 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait dış ticaret endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre ihracat birim değer endeksi, temmuzda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 8,2 yükseldi.</p>
<p>Endeks, Temmuz 2025'e göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 6,5, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 10, yakıtlarda yüzde 39,4 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 6,1 arttı.</p>
<p>İthalat birim değer endeksi de temmuzda yıllık bazda yüzde 12,8 artış kaydetti.</p>
<p>Endeks geçen yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 3,3 azalırken, yakıtlarda yüzde 23,7, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 11,6 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 9,1 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Miktar endeksleri</strong></p>
<p>İhracat miktar endeksi, temmuzda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 4,9 azaldı. Endeks bu dönemde gıda, içecek ve tütünde yüzde 2,9 ve ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 6,4 artarken, yakıtlarda yüzde 30,2 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 4,2 azalış gösterdi.</p>
<p>İthalat miktar endeksi temmuzda yıllık bazda yüzde 6,9 azaldı. Endeks, geçen yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 24,4 ve ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 11,3 artarken, yakıtlarda yüzde 8,6 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 7,7 azalış kaydetti.</p>
<p><strong>Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış veriler</strong></p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat miktar endeksi, haziranda 139,6 iken temmuzda yüzde 2,7 artarak 143,3 oldu. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise endeks, Temmuz 2025'te 149,4 iken Temmuz 2026'da yüzde 4,9 azalışla 142,1 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ithalat miktar endeksi, haziranda 125,7 iken temmuzda yüzde 8,7 azalarak 114,7 olarak kayıtlara geçti. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre endeks, geçen yıl temmuzda 129,2 iken bu yılın aynı ayında yüzde 6,9 azalışla 120,3 oldu.</p>
<p>İhracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine bölünmesiyle hesaplanan ve Temmuz 2025'te 95,3 olarak elde edilen dış ticaret haddi, 4 puan azalışla Temmuz 2026'da 91,3 olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ithalat-birim-degeri-yuzde-128-ihracat-yuzde-82-artti-87417</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/liman-ihracat-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre ihracat birim değer endeksi, geçen yıla kıyasla yüzde 8,2, ithalat birim değer endeksi de yüzde 12,8 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/inek-sutu-miktari-temmuzda-yuzde-44-artti-87416</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 11:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnek sütü miktarı temmuzda yüzde 4,4 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait süt ve süt ürünleri üretimi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, toplanan inek sütü miktarı, temmuzda yıllık bazda yüzde 4,4 yükselerek 987 bin 634 tona ulaştı. Ocak-temmuz döneminde de 2025'in aynı dönemine göre yüzde 1,9 artışla 6 milyon 841 bin 125 ton oldu.</p>
<p>İçme sütü üretimi temmuzda yıllık bazda yüzde 2,6 artarak 130 bin 610 ton olarak hesaplandı. Bu yılın 7 ayında da içme sütü üretimi yıllık bazda yüzde 8,6 yükselişle 1 milyon 42 bin 208 tona çıktı.</p>
<p>Yoğurt üretimi temmuzda 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 3,5 artışla 140 bin 86 tona, ocak-temmuz döneminde de yıllık bazda yüzde 8,4 artışla 863 bin 14 tona ulaştı.</p>
<p>İnek peyniri üretimi temmuzda yıllık bazda yüzde 2,9 artışla 72 bin 77 tona çıkarken, ocak-temmuz döneminde yüzde 3,6 yükselişle 501 bin 622 ton oldu.</p>
<p>Söz konusu ayda ayran ve kefir üretimi yıllık bazda yüzde 5,6 artışla 103 bin 171 tona yükseldi. Tereyağı ve sade yağ üretimi de yüzde 0,1 azalışla 8 bin 954 ton olarak belirlendi.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde ayran ve kefir üretimi yüzde 8,8 artarak 635 bin 609 tona çıkarken tereyağı ve sade yağ üretimi yüzde 2,1 azalışla 65 bin 640 tona geriledi.</p>
<p>Haziranda 995 bin 463 ton olan ticari süt işletmelerince toplanan inek sütü miktarı, temmuz ayında yüzde 0,8 azaldı.</p>
<p>Aynı dönemde 139 bin 778 ton olan içme sütü üretimi, temmuzda yüzde 6,6 düşüş gösterdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/inek-sutu-miktari-temmuzda-yuzde-44-artti-87416</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/1/1280x720/sut-1762418915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre ülke genelinde toplanan inek sütü miktarı, yıllık yüzde 4,4 artarak 987,6 bin tona yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/aroma-vericiler-alkollu-icki-adiyla-satilamayacak-87415</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 11:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aroma vericiler alkollü içki adıyla satılamayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan Türk Gıda Kodeksi Aroma Vericiler ve Aroma Verme Özelliği Taşıyan Gıda Bileşenleri Yönetmeliği Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, 29 Aralık 2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan aynı adlı yönetmelik yürürlüğe girdiği tarihten bu yana Avrupa Birliği (AB) aroma mevzuatında yapılan değişiklikler ile uygulamada ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda güncellenmek üzere yeniden hazırlandı.</p>
<p>Yeni düzenlemeyle AB mevzuatında yapılan güncel değişiklikler ulusal mevzuata aktarıldı, mevcut yönetmelikte farklı tarihlerde yapılan değişiklikler tek metinde birleştirildi.</p>
<p>Yönetmelikle, AB'de güvenilirlik değerlendirmesi sonucunda güvenlik endişesi nedeniyle listeden çıkarılan 10 adet ve güvenlik değerlendirmesi sonucu listeye eklenen 1 adet aroma vericilere ilişkin güncellemeler mevzuata aktarıldı.</p>
<p><strong>Mevzuat altyapısı güçlendirildi</strong></p>
<p>Güncellemeyle Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar kapsamındaki aroma vericilere ilişkin hükümler ile değerlendirme ve izne tabi aroma vericiler ve kaynak materyallerin Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri, Gıda Enzimleri ve Gıda Aroma Vericilerine İlişkin Ortak İzin Prosedürü Hakkında Yönetmelik kapsamında değerlendirilmesine ilişkin hükümler eklenerek, bu konuda var olan hukuki boşluk dolduruldu.</p>
<p>Ayrıca, güvenilirlik konusunda şüphe oluşması halinde, değerlendirme ve onaya tabi olmayan aroma vericiler ile aroma verme özelliği taşıyan gıda bileşenlerinin de bilimsel risk değerlendirmesine tabi tutulabilmesine olanak sağlayan düzenleme getirildi. Böylece, yeni bilimsel veriler doğrultusunda Bakanlıkça risk görülen durumlarda koruyucu tedbirlerin alınabilmesine yönelik mevzuat altyapısı güçlendirildi.</p>
<p><strong>Tüketici hassasiyetleri dikkate alındı</strong></p>
<p>Yeni düzenlemeyle tüketici hassasiyetleri ve tüketicinin yanıltılmasının önlenmesi amacıyla AB mevzuatından farklı unsurlara ilk kez yer verildi.</p>
<p>Buna göre, kaçak alkol yapımında kullanımını engellemek için aroma vericilerin herhangi bir alkollü içki adı veya alkollü içki kategori adıyla piyasaya arz edilmesi yasaklandı.</p>
<p>Perakende gıda işletmelerinde özellikle pastanelerde, meyve içermeyen pastaların üzerine püskürtülerek içerisinde meyve varmış gibi meyve aroması verilmesinin engellenmesi için aroma vericilerin tüketiciyi yanıltıcı şekilde kullanılmayacağına dair hüküm eklendi.</p>
<p>Domuz ve böcek kaynaklı aroma vericiler ile bunların üretiminde kullanılan kaynak materyallerin gıdalarda kullanılması yasaklandı.</p>
<p>Yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle, AB aroma mevzuatındaki güncel değişikliklerin ulusal mevzuata aktarılması, aroma vericilerin değerlendirilmesine ilişkin hukuki altyapının güçlendirilmesi, uygulamada birlik ve güncelliğin sağlanması, tüketicinin yanıltılmasının önlenmesi ve tüketici hassasiyetlerinin gözetilmesi suretiyle tüketici sağlığının ve menfaatlerinin daha etkin şekilde korunması amaçlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/aroma-vericiler-alkollu-icki-adiyla-satilamayacak-87415</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/resmi-gazete-1746862710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmelik değişikliğine göre, kaçak alkol yapımında kullanımını engellemek için aroma vericiler, herhangi bir alkollü içki adı veya alkollü içki kategori adıyla piyasaya sunulamayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomobil-uretimi-8-ayda-yuzde-19-azaldi-87414</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 11:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomobil üretimi 8 ayda yüzde 19 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) bu yılın ocak-ağustos dönemine ait üretim ve ihracat adetleri ile pazar verilerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, yılın 8 ayında toplam otomotiv üretimi geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 7,3 düşüşle 841 bin 583 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Otomobil üretimi ise yaklaşık yüzde 19 gerileyerek 458 bin 169 oldu. Traktör üretimiyle birlikte toplam üretim ise 854 bin 860'ı buldu.</p>
<p>Ocak-ağustos döneminde ticari araç grubunda üretim geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12, ağır ticari araç grubunda yüzde 7 ve hafif ticari araç grubunda yüzde 12 arttı.</p>
<p>Bu dönemde, otomotiv sanayisinin kapasite kullanım oranı yüzde 59 oldu. Araç grubu bazında kapasite kullanım oranları ise hafif araçlarda (otomobil ve hafif ticari araç) yüzde 60, kamyon grubunda yüzde 57, otobüs-midibüs grubunda yüzde 67 ve traktörde yüzde 27 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Otomotiv ihracatı, ocak-ağustos döneminde geçen yılın aynı dönemine göre adet bazında yüzde 12 gerileyerek 597 bin 594 oldu.</p>
<p>Bu dönemde otomobil ihracatı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 28 düşüş kaydederken, ticari araç ihracatı ise yüzde 9 arttı. Aynı dönemde traktör ihracatı da yüzde 14 artışla 8 bin 245 olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>İhracat 2,5 arttı</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, toplam otomotiv sanayi ihracatı, bu yılın 8 ayında yüzde 17 pay ile sektörel ihracat sıralamasında liderliğini korudu. Söz konusu dönemde toplam otomotiv ihracatı, 2025 yılının aynı dönemine göre yüzde 2,5 artarak 27,2 milyar dolar oldu.</p>
<p>Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) verilerine göre, aynı dönemde otomobil ihracatı yüzde 9 azalarak 6,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu dönemde dolar bazında ana sanayi ihracatı yüzde 1, tedarik sanayi ihracatı da yüzde 4 arttı.</p>
<p><strong>Otomobilde yerli payı yüzde 35 oldu</strong></p>
<p>Bu yılın 8 ayında toplam pazar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12 azalarak 745 bin 597 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde, otomobil pazarı da yüzde 14 düşüşle 564 bin 241 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ticari araç pazarına bakıldığında ise yılın 8 ayında geçen yılın aynı dönemine göre toplam ticari araç pazarı yüzde 5, hafif ticari araç pazarı yüzde 4, ağır ticari araç pazarı yüzde 7 geriledi.</p>
<p>Söz konusu dönemde otomobil satışlarındaki yerli araç payı yüzde 35, hafif ticari araç pazarında ise yüzde 23 olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomobil-uretimi-8-ayda-yuzde-19-azaldi-87414</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/otomobil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OSD&#039;nin 8 aylık verilerine göre toplam otomotiv üretimi geçen yıl kıyasla yüzde 7,3 düşerek 841 bin 583&#039;e, otomobil üretimi ise yüzde 19 gerileyerek 458 bin 169&#039;a indi. TİM verilerine göre toplam otomotiv ihracatı, yıllık bazda yüzde 2,5 artarak 27,2 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cw-enerji-abd-pazarina-giriyor-87429</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> CW Enerji ABD pazarına giriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Merkezi Antalya’da bulunan ve güneş enerjisi santral sistemleri üreten CW Enerji Mühendislik Ticaret ve Sanayi AŞ, ABD'de güneş enerji santrali yatırımı gerçekleştirecek.</p>
<p>CW Enerji Mühendislik Ticaret ve Sanayi AŞ tarafından Kamuoyu Aydınlatma Platformuna gönderilen yazıda, 1 GW (Gigavat) kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali yapımı için yatırım gerçekleştireceklerini bildirdi. Yazıda, şöyle denildi:</p>
<p>‘’Şirketimiz Yönetim Kurulu'nun 08.09.2026 tarihli toplantısında, şirketimizin küresel pazarlardaki etkinliğinin artırılması, uluslararası pazarlardaki büyüme hedeflerinin desteklenmesi ve yeni yatırım fırsatlarının değerlendirilmesi amacıyla, yüzde 100 bağlı ortaklığımız konumunda bulunan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli CW Energy USA Inc. faaliyetleri kapsamında ABD'de yıllık 1 GW (Gigavat) üretim kapasitesine sahip güneş paneli üretim tesisi kurulmasına yönelik fizibilite, yatırım ve kuruluş çalışmalarının başlatılmasına karar verilmiştir. Söz konusu yatırım kapsamında; tesis lokasyonunun belirlenmesi, yatırım teşvik ve destek mekanizmalarının değerlendirilmesi, finansman alternatiflerinin incelenmesi, teknik ve operasyonel gerekliliklerin tespiti ile gerekli izin ve kuruluş süreçlerine ilişkin çalışmalar yürütülecektir.’’</p>
<p>Yazıda, yatırıma ilişkin süreçte kamuya açıklanması gereken nitelikte somut gelişmeler olması halinde, sermaye piyasası mevzuatı çerçevesinde kamuoyu ile paylaşılacağı belirtildi.</p>
<p>ABD’nin 250. Kuruluş kutlamalarına katılan CW Enerji Mühendislik Ticaret ve Sanayi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Tarzan Tarık Sarvan,  sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ‘’Türkiye’den Amerika Birleşik Devletleri’ne uzanan enerjimizle sınırları aşıyoruz. CW Enerji olarak, Türkiye’den dünyaya uzanan yolculuğumuzda ABD’de gerçekleştireceğimiz fabrika yatırımımızla stratejik bir adım daha atıyoruz. Yerli ve millî kimliğimizi küresel vizyonumuzla buluşturuyor; Türkiye’nin teknoloji ve mühendislik birikimini dünyaya taşıyarak uluslararası pazarlardaki varlığımızı güçlendirmeyi hedefliyoruz’’ dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cw-enerji-abd-pazarina-giriyor-87429</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/9/1280x720/cw-enerji-abd-pazarina-giriyor-1789380988.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CW Enerji, ABD&#039;de güneş enerjisi santrali yatırımı gerçekleştireceğini duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yumakli-silopi-sera-otb-yillik-12-milyar-lira-katki-saglayacak-87418</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumaklı: Silopi Sera OTB yıllık 1,2 milyar lira katkı sağlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Şırnak Silopi Sera Organize Tarım Bölgesi'nin (OTB) altyapı çalışmalarının tamamlandığını açıkladı. </p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Terörsüz Türkiye hedefiyle artık bölgede üretim, istihdam ve huzurun filizlendiğini belirten Yumaklı, "Şırnak Silopi Sera OTB'nin altyapı çalışmalarını, 202 milyon lira maliyetle tamamladık ve yatırımcılarımızın hizmetine sunduk. Silopi OTB, 42 modern sera parseli, 9 tarıma dayalı sanayi parseliyle yüzde 75'i kadın olmak üzere, 1000 kişiye doğrudan istihdam ve yıllık 1,2 milyar lira ekonomiye katkı sağlayacak. Hayırlı, bereketli olsun." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-media-max-width="560">
<p dir="ltr" lang="tr">🇹🇷🌱 Terörsüz Türkiye hedefimiz ile artık bölgede üretim, istihdam ve huzur filizleniyor…<br /><br />Şırnak Silopi Sera Organize Tarım Bölgemizin altyapı çalışmalarını 202 milyon TL maliyetle tamamladık ve yatırımcılarımızın hizmetine sunduk.<br /><br />Silopi OTB; <br />🏗️ 42 modern sera parseli,<br />🏭 9… <a href="https://t.co/VXGY3E7UAr">pic.twitter.com/VXGY3E7UAr</a></p>
— İbrahim Yumaklı (@ibrahimyumakli) <a href="https://x.com/ibrahimyumakli/status/2099401040571306441?ref_src=twsrc%5Etfw">September 14, 2026</a></blockquote>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yumakli-silopi-sera-otb-yillik-12-milyar-lira-katki-saglayacak-87418</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/yumakli-1770294211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şırnak Silopi Sera Organize Tarım Bölgesi&#039;nin altyapı çalışmalarının tamamlandığını duyuran Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, OTB&#039;nin ekonomiye yıllık 1,2 milyar lira katkı sağlayacağını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaelide-3-bin-800-ciftciye-yuzde-50-hibeli-yem-tohumu-destegi-87436</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli’de çiftçilere yüzde 50 hibeli yem tohumu desteği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli’de tarımsal üretimin güçlendirilmesi ve çiftçilerin maliyetlerinin azaltılması amacıyla desteklerin devam ettiği bildirildi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan açıklamaya göre, üreticilerin gelirini artıracak ve hayvancılığın önemli girdilerinden yem bitkilerinin üretimini yaygınlaştıracak yeni bir destek programı daha devreye alındı. Sonbahar dönemini kapsayan yüzde 50 hibeli yem bitkisi tohumu desteği için çiftçilerden talepler alınmaya başlandı.</p>
<p>Hayvancılıkta üretim maliyetlerinin düşürülmesine yönelik desteklerini sürdüren Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, yem bitkilerinin üretimini de teşvik ediyor. Proje kapsamında yaklaşık 3 bin 800 çiftçinin yem ihtiyacına katkı sunulurken, üreticilerin maliyet yükünün hafifletilmesi hedefleniyor. İl genelinde uygulanacak destekle çiftçilere arpa, süt otu ve yem bezelyesi tohumu dağıtılacak. Yem bitkilerinin yaygınlaştırılmasıyla hem üreticilerin yem giderlerinin azaltılması hem de hayvanların daha kaliteli ve besleyici yemlerle beslenmesi amaçlanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/14/buyuksehirden-ciftciye-yuzde-50-hi-smhx.jpg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<h2>Yem tohumu desteğinde başvuru süreci başladı</h2>
<p>Yüzde 50 hibeli yem bitkisi tohumu desteğinden yararlanmak isteyen üreticilerin başvuruları, ilçelere göre belirlenen tarihlerde alınacak. Başvuru sırasında güncel Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) belgesinin ibraz edilmesi gerekiyor.</p>
<p>İzmit, Kartepe, Başiskele, Derince ve Körfez’deki üreticiler, Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanlığı’na; Kandıra’daki çiftçiler ise Kandıra Belediyesi’nin yeni hizmet binasında bulunan Büyükşehir hizmet birimine 23 Eylül tarihine kadar başvurabilecek.</p>
<p>Gebze, Darıca, Çayırova ve Dilovası’nda üretim yapan çiftçiler için başvuru noktası Büyükşehir Gebze Hizmet Binası olacak. Bu ilçelerdeki üreticilerin 14 Eylül’e kadar müracaat etmesi gerekiyor. Karamürsel’deki üreticiler 17-18 Eylül tarihlerinde Karamürsel KO-MEK Binası’na, Gölcük’teki çiftçiler ise 22 Eylül’e kadar Gölcük Ziraat Odası’na başvurabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaelide-3-bin-800-ciftciye-yuzde-50-hibeli-yem-tohumu-destegi-87436</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/kocaelide-3-bin-800-ciftciye-yuzde-50-hibeli-yem-tohumu-destegi-1789385821.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, hayvancılıkta önemli bir gider kalemi olan yem maliyetlerini azaltmak ve tarımsal üretimi desteklemek amacıyla sonbahar döneminde yüzde 50 hibeli yem bitkisi tohumu desteği sağlayacak. Yaklaşık 3 bin 800 çiftçinin yararlanacağı destek kapsamında arpa, süt otu ve yem bezelyesi tohumu verilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gecmiste-biriken-yuk-belimizi-bukuyor-87395</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Geçmişte biriken yük belimizi büküyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türk tekstil ve hazır giyim sektöründe son yıllarda yaşanan rekabet gücü kaybı, düşük kapasite kullanımı, yüksek faizler ve iç pazardaki daralma sektörün gündemindeki yerini koruyor. TİM Başkan Vekili Ahmet Öksüz ile İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Şişman, sektörün mevcut durumunu, OVP’den beklentilerini, Mısır’a kayan üretimi ve ihracat pazarlarındaki gelişmeleri değerlendirdi.</p>
<p>Türkiye’nin son birkaç yılda rekabet gücünde ciddi kayıp yaşadığını belirten Ahmet Öksüz, Orta Vadeli Program’da döviz kurunun bundan sonraki dönemde enflasyonun altında kalmayacağı yönünde bir işaret aldıklarını söyledi. Bunun sektör açısından olumlu olduğunu ancak geçmiş dönemde oluşan kaybı ortadan kaldırmadığını vurgulayan Öksüz, “Bundan önceki sürecin getirdiği bir yük var TL üzerinde. OVP bundan sonrasına çözüm getiriyor ancak geçmişin getirdiği yükü telafi etmiyor” dedi. Sektörün son üç yıldaki en büyük sıkıntısının kur artışının enflasyonun altında kalması olduğunu dile getiren Öksüz, yüksek faizlerin de üreticiler üzerindeki baskıyı artırdığını söyledi. Faizlerin normal seviyelere çekilmesi gerektiğini belirten Öksüz, istihdam desteği ile döviz dönüşüm desteğinin artırılmasını talep ettiklerini kaydetti. Türkiye’de sanayinin ekonomideki payının yüzde 15’lere kadar gerilemesini de önemli bir risk olarak değerlendiren Öksüz, “Türkiye bir İngiltere değil. Bizim sanayiye ihtiyacımız var. Şu anda yatırım ortamı olmadığı için bir taraftan tesisler kapanıyor, diğer taraftan yenileri açılmıyor. Mevcut tesisleri korumak esas olmalı. Çünkü kaybedilen tesisler tekrar yerine gelmiyor” diye konuştu.</p>
<h2>Kapasitenin yüzde 40’ı atıl </h2>
<p>Tekstil sektörünün yaklaşık yüzde 60 kapasiteyle çalıştığını söyleyen Öksüz, kapasitenin yaklaşık yüzde 40’ının atıl durumda olduğunu belirtti. Sektörde tesis kapanışlarının devam ettiğine işaret eden Öksüz, ayda bir iki büyük kapanış haberi duyduklarını söyledi. Hammadde maliyetlerindeki artışın satış fiyatlarına yansıtılamamasının da karlılığı baskıladığını anlatan Öksüz, pamuk fiyatlarının yüzde 20-30 civarında arttığını ancak talep zayıf olduğu için bu artışın müşteriye yansıtılamadığını kaydetti.</p>
<p>İhracatta ise ilk sekiz ayda küçük de olsa artış olduğunu ifade eden Öksüz, yılın da artıda tamamlanmasını beklediklerini söyledi. Buna karşılık mevcut koşullarda şirketlerin para kazanmakta zorlandığını belirten Öksüz, bunun sürdürülebilir olmadığını vurguladı. Tekstil ve hazır giyimde son dönemde istihdamda görülen sınırlı toparlanmaya da değinen Öksüz, çalışan başına verilen 3 bin 500 TL’lik desteğin yükseltilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<h2>"Türkiye, Avrupa için vazgeçilmez"</h2>
<p>Türkiye’nin özellikle Avrupa açısından önemli bir tekstil tedarikçisi olmaya devam edeceğini belirten Öksüz, ülkedeki üretim altyapısının yakın coğrafyada kolaylıkla ikame edilemeyeceğini söyledi. Türkiye’deki tekstil tesislerinin teknolojik açıdan eski olmadığını vurgulayan Öksüz, Kuzey Afrika ve Mısır’daki birçok üretim tesisine kıyasla Türkiye’nin daha modern bir altyapıya sahip olduğunu ifade etti. Robotlaşmanın hazır giyim üretiminde dengeleri değiştirebileceğine dikkat çeken Öksüz, gelecekte Avrupa’da 7 gün 24 saat çalışan robotik hazır giyim fabrikalarının kurulabileceğini, bunun Türkiye’nin kumaş ihracatı açısından yeni fırsatlar yaratabileceğini söyledi. Öksüz, boya ve terbiye gibi süreçlerde insan faktörünün önemini koruyacağını da vurguladı.</p>
<p>İhracat pazarlarında ABD’nin yükselişine dikkat çeken Öksüz, İtalya’nın 561 milyon dolarla ilk sırada, ABD’nin ise 559 milyon dolarla hemen arkasında bulunduğunu söyledi. Mısır’ın da hızla büyüyen pazarlardan biri olduğunu belirten Öksüz, Türk hazır giyim üreticilerinin buradaki faaliyetlerinin Türkiye tekstil sektörü açısından hammadde ihracatı fırsatı yarattığını ifade etti.</p>
<p>Üretimin Mısır ve Suriye gibi ülkelere taşınmasının her şirket için çözüm olmadığını da vurgulayan Öksüz, Türkiye’de başarılı olamayan bir şirketin yalnızca üretimi başka ülkeye taşıyarak başarılı olmasının zor olduğunu söyledi. Öksüz, daha nitelikli üretimin Türkiye’de tutulup fiyat rekabetinin yoğun olduğu ürünlerin yakın coğrafyada üretilmesinin daha gerçekçi bir model olduğunu kaydetti.</p>
<h2>Premier Vision eski havasında değil </h2>
<p>Uluslararası tekstil fuarlarındaki dönüşüme de değinen Öksüz, Paris’te düzenlenen Premiere Vision’ın eski ağırlığını kaybettiğini savundu. Fuarın maliyetlerinin yükseldiğini ve daha fazla Uzakdoğulu katılımcıya açılmasıyla geçmişteki üst segment yapısından uzaklaştığını söyleyen Öksüz, İtalyan üreticilerin de giderek kendi ülkelerindeki fuarlara yöneldiğini belirtti. Türkiye’nin kendi güçlü fuarını oluşturmasının sektörü rahatlattığını ifade eden Öksüz, “Kendi fuarımızın olması bizi gerçekten rahatlatıyor. Artık onlara gebe değiliz” dedi.</p>
<h2>Bu yılki tablo görece daha olumlu </h2>
<p>İTHİB Başkanı Ahmet Şişman da tekstil ihracatında bu yıl görece daha olumlu bir tablo bulunduğunu söyledi. İhracat miktarlarında gerileme görülmesine rağmen değer bazında sınırlı artış yaşandığını belirten Şişman, asıl sıkıntının iç piyasada olduğunu kaydetti. İç pazarın kısa sürede toparlanmasının zor göründüğünü ifade eden Şişman, hazır giyim sanayi üretim endeksindeki yüzde 15,1’lik küçülmeye dikkat çekti. İmalat sanayinde yüzde 1 civarında artış görülürken tekstilde yüzde 1,5 daralma bulunduğunu belirten Şişman, tekstilin hazır giyim kadar sert bir gerileme yaşamasa da iç pazardaki zayıflıktan etkilendiğini söyledi. Ekonomide geçmiş dönemden taşınan maliyet yükünün sektörün üzerinde kalmaya devam ettiğini söyleyen Şişman, “Geriden gelen çok büyük bir yük var. Orada duruyor ve belimizi bayağı büküyor. İşleri düzeltmek için tek başına şunu yapın diyebileceğimiz bir reçete de yok” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>"Destek ihtiyacı olana verilmeli" </h2>
<p>Şişman, kısa vadede istihdam ve döviz dönüşüm desteklerinin artırılmasının sektöre nefes aldırabileceğini söyledi. Döviz kurunda ani sıçrama yerine enflasyonun bir miktar üzerinde, öngörülebilir bir artışın ihracatçı açısından daha sağlıklı olacağını ifade eden Şişman, hızlı kur artışlarının da müşterilerin indirim talebini beraberinde getirdiğini anlattı. Döviz dönüşüm desteğinin mevcut haliyle sektörler arasında adaletsizlik yarattığını savunan Şişman, desteğin ihtiyacı daha yüksek sektörlere yönlendirilmesi gerektiğini söyledi. “Aynı parayı devlet yine vermiş olacak ancak ihtiyaç olmayan yerde şirketin cebine gitmek yerine ihtiyaç olan yerde sektöre ve istihdama fayda sağlayacak” diyen Şişman, hazır giyimin mevcut koşullarda daha güçlü desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Çin’de benzer desteklerin yüzde 10-15 arasında değişebildiğini belirten Şişman, Türkiye’de özellikle yüksek istihdam sağlayan hazır giyim sektörünün korunmasının önemine dikkat çekti. Şişman, “Bir anda bu kadar insanı sokağa salamazsınız. Herkes de kurye olacak değil. Böyle bir ülke olamaz” dedi.</p>
<p>Türkiye’de düzenlenen Texhibition İstanbul’un uluslararası tekstil fuarları arasındaki ağırlığının hızla arttığını söyleyen Şişman, Première Vision’a katılan bazı şirketlerin yüksek maliyetlerden rahatsız olduğunu vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TİŞÖRTÜ MISIR’DA, GÖMLEĞİ TÜRKİYE’DE ÜRET</span></h2>
<p>Hazır giyim üretiminin Mısır ve Suriye gibi yakın ülkelere kaymasının Türk tekstil sektörü açısından yalnızca tehdit olarak görülmemesi gerektiğini belirten Ahmet Şişman, bu üretimin Bangladeş, Kamboçya veya Vietnam’a gitmesi halinde Türkiye’nin hammadde tedarikinde devre dışı kalabileceğini söyledi. Üretimin Türk şirketlerinin kontrolünde yakın coğrafyaya taşınmasının ise Türkiye’den kumaş ve diğer tekstil ürünleri ihracatını destekleyebileceğini ifade etti. Şişman, “Burada artık düz, beyaz tişört dikmek çok zor. Ama o işi de bırakmamanız gerekiyor. Güçlü bir üreticiyseniz gömleği burada dikin, tişörtü Mısır’da üretin ama yine siz yönetin. Bugün tişörtü bırakırsanız yarın gömleği de bıraktırırlar” dedi. </p>
<p><strong>Çinliler de Mısır’a hızlı giriyor </strong></p>
<p>Tekstil yatırımlarının da uzun vadede hazır giyimin ardından bu ülkelere gidebileceğini söyleyen Şişman, bunun yakın zamanda gerçekleşmesini beklemediğini ancak ekonomik gelişmenin doğal sonucu olabileceğini kaydetti. Mısır’a Çinli şirketlerin de hızla yatırım yaptığını belirten Şişman, Türk şirketlerinin boşalttığı alanların rakipler tarafından doldurulacağı uyarısında bulundu. Türkiye’de daha yüksek katma değerli hazır giyim üretiminin devam edeceğini öngören Şişman, düşük katma değerli ürünlerde ise yakın coğrafyadaki üretim üslerinin Türk şirketleri tarafından yönetilmesinin sektörün bütünlüğünü koruyabileceğini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gecmiste-biriken-yuk-belimizi-bukuyor-87395</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/3/1280x720/hazir-giyim-tekstil-1770871225.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Öksüz, OVP’de kur artışının enflasyonun altında kalmayacağı yönündeki mesajı olumlu bulduklarını ancak son üç yılda oluşan kaybın hala sektörün üzerinde olduğunu söyledi. İTHİB Başkanı Ahmet Şişman ise desteklerin sektörlerin ihtiyacına göre yeniden düzenlenmesini isterken “Geriden gelen çok büyük bir yük var, belimizi büküyor” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cimentoculari-amerikada-antidamping-korkusu-sardi-87393</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çimentocuları Amerika’da antidamping korkusu sardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) Başkanı Ender Şahin, küresel çimento ticaretindeki son gelişmeleri, ABD pazarında karşı karşıya kalınan davaları ve bölgesel pazar dinamiklerini değerlendirdi. Türkiye’nin klinker dahil yıllık 25 milyon tonluk ihracatla dünyada açık ara bir numaralı tedarikçi olduğunu belirten Şahin, sektörün ana ihracat kapısı haline gelen ABD pazarındaki risklere ve fırsatlara dikkat çekti. Türkiye’nin çimento ihracatında ABD’nin 10 yıldır stratejik bir konumda yer aldığını, yıllık 7-8 milyon tonluk hacimle de açık ara ilk sırada bulunduğunu vurgulayan Ender Şahin, Amerikalı alıcıların kalite ve lojistik nedeniyle Türkiye’yi tercih ettiğini söyledi. Şahin, "Amerikalı müşteri dünyada kaliteye en çok önem veren alıcı grubudur. Türkiye çimentosu şu anda dünyanın en kaliteli ürünü. Ayrıca büyük gemi yükleme kapasitelerine sahip liman altyapımız ABD pazarına tam uyum sağlıyor" dedi. Küresel lojistik hatlarda yaşanan krizlerin ve ‘güvenli rota’ arayışının Türkiye’nin elini güçlendirdiğini ifade eden Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>"Rakibimiz Vietnam’dan yüklenen bir gemi ABD’ye 55 günde giderken, Türkiye’den çıkan gemi 23 günde ulaşıyor. Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki gerilimler nedeniyle Vietnam ve Suudi Arabistan gibi rakipler artık 'güvenli rota'da değil. Daha önce Vietnam’a giden Amerikalı alıcılar geri dönmek istediklerini söylüyor. Ancak bu olumlu tabloya karşın ciddi bir tehdit ile karşı karşıyayız."</p>
<h2>Özel bir lobi şirketiyle çalışılacak </h2>
<p>ABD’deki yerel çimento üreticilerinin fiyatları artırmak amacıyla Türkiye’ye karşı antidamping davası açılması için yoğun bir çalışma yürüttüğünü açıklayan Şahin, ABD yönetiminin Çin için uyguladığı 'Section 301' kapsamına Türkiye’nin de dahil edilmek istendiğini söyledi. Sektör olarak Washington nezdinde savunma mekanizmalarını kurduklarını aktaran Şahin, tablonun ciddiyetini şu sözlerle dile getirdi:</p>
<p>"Biz 301 listesinin içinde değiliz ama oradaki yerel üreticiler hükümete, Türkiye’yi de bu kapsama alın, diye baskı yapıyor. Washington’daki elçiliğimizle sürekli temas halindeyiz, özel bir lobi şirketi tuttuk ve hukuksal altyapımızı hazırladık. Kötü senaryoya hazırlık yapıyoruz. Şu anda tüm dünyaya yüzde 12,5 standart vergi uygulanıyor. Eğer antidamping davası açılırsa perişan oluruz, açılmaması lazım. Heyet gelip Türkiye’nin fiyatları dump ettiği kararına vararak vergiyi yüzde 30-40 seviyelerine çıkarırsa bu piyasa koşullarında 20-30 dolar fiyat artışı yapmamız gerekir. O zaman niye alsınlar? ABD ithalata mecbur bir ülke, yeni fabrika lisansı vermiyorlar ama yerel üreticiler marjlarını korumak için bu davayı zorluyor. Aksi bir kararda en büyük pazarımızda büyük kriz yaşarız." Mısır gibi ülkelerin aksine Türk çimento sektörünün devletten hiçbir navlun veya ihracat desteği almadığına dikkat çeken Şahin, davanın açılması durumunda Türkiye'nin haksız yere suçlanacağını, Dünya Ticaret Örgütü nezdindeki tüm hukuki hakların kullanılacağını vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Suriye ve Libya pazarında yeni ivme</span></h2>
<p>ABD pazarındaki risklere karşın bölgesel pazarlarda olumlu gelişmeler yaşandığını belirten Şahin, Suriye’nin Türkiye’nin en büyük ikinci ihracat pazarı konumuna yükseldiğini söyledi. Bu yılın Ocak-Ağustos döneminde karayoluyla Suriye’ye 2 milyon ton çimento satıldığını ifade eden Şahin, "Suriye’ye giden malzeme şu an için tamirat işlerinde kullanılıyor. Bölgeye Orta Doğu’dan finansman aktarıldığı an Türk müteahhitler köprü, baraj, hastane ve konut projelerini inşa etmek üzere hazır. Finansman sorunu çözüldüğünde sadece çimento değil; demir ve seramik gibi tüm yapı malzemeleri sektörlerimiz oraya akacak" dedi. Libya pazarında da 3-4 yıllık durgunluğun ardından son 6 ayda ciddi bir hareketlenme başladığını aktaran Şahin, Türk müteahhitlerin ülkeye dönmesiyle birlikte çimento ve inşaat malzemesi siparişlerinin yeniden Türkiye’ye kaydığını bildirdi. </p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Avrupa’nın karbon engeli, kontratları %20 azalttı</span></h2>
<p>AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında belirsizliklerin sürdüğünü belirten ÇCSİB Başkanı, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye hala akredite bir denetçi kuruluş atamadığını söyledi. Avrupalı alıcıların geriye dönük ek vergi cezalarından korktuğu için uzun vadeli sözleşme yapmaktan kaçındığını belirten Şahin, "Avrupa Komisyonu bunu tarife dışı bir engel olarak kullanıyor. Avrupalı alıcılar kendi aralarında ticarete başladı, bizden aldıkları tonajları düşürdüler. Bu belirsizlik nedeniyle Avrupa pazarında geçen yıla kıyasla yüzde 10 ila 20 arasında bir kayıp yaşadık" diye konuştu. </p>
<p><strong>Deprem bölgesindeki kapasite ihracata dönüyor </strong></p>
<p>İç piyasanın şu anda istenilen seviyede olmadığını, ancak buradaki daralmanın ihracatla kompanse edileceğini vurgulayan Şahin, deprem konutları projelerinin sonuna gelindiğine dikkat çekti. Bölgedeki fabrikaların Türkiye toplam kapasitesinin yüzde 20’sini oluşturduğunu belirten Şahin, "Deprem bölgesindeki fabrikalarımız son 3 yıldır tüm kapasitelerini iç piyasaya verdi. Ancak işlerin sonuna gelindi. Fabrikalarımız tekrar ihracata dönmek için bizimle iletişime geçti. Eğer bu kapasiteyi hızlıca dış pazara yönlendirmezsek rakiplerimize pazar kaptırırız" uyarısında bulundu. </p>
<p><strong>İnşaat maliyetindeki payı sadece yüzde 3-4 </strong></p>
<p>Müteahhitlerin "Çimento fiyatları çok arttı" yönündeki eleştirilerine de yanıt veren Ender Şahin, çimento üreticilerinin maliyet baskısı altında olduğunu vurguladı. Üretimin ana girdisi olan ithal kömür fiyatlarının yılbaşından bu yana yüzde 45 artarak 80 dolardan 140 dolara çıktığını belirten Şahin, fiyat artışlarına ilişkin "Ocak ayından bu yana üretim maliyetimiz yüzde 45 artarken, biz çimento fiyatlarına sadece yüzde 10-11 artış yansıttık. Aradaki farkı doğrudan karımızdan karşıladık. Ancak bir konut projesinde betonun daire maliyetine toplam etkisi yalnızca yüzde 3 ila 4 seviyesindedir. Müteahhitlerin yakındığı konut fiyatlarındaki artışın yüzde 96’lık kısmı demir, seramik, mutfak ve ince işçilik gibi diğer kalemlerden kaynaklanıyor" diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cimentoculari-amerikada-antidamping-korkusu-sardi-87393</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/cimento.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ender Şahin, &quot;Kötü senaryoya hazırlık yapıyoruz. Şu anda tüm dünyaya yüzde 12,5 standart vergi uygulanıyor. Eğer antidamping davası açılırsa perişan oluruz, açılmaması lazım. Heyet gelip Türkiye’nin fiyatları dump ettiği kararına vararak vergiyi yüzde 30-40 seviyelerine çıkarırsa bu piyasa koşullarında 20-30 dolar fiyat artışı yapmamız gerekir. O zaman niye alsınlar? ABD ithalata mecbur bir ülke, yeni fabrika lisansı vermiyorlar ama yerel üreticiler marjlarını korumak için bu davayı zorluyor. Aksi bir kararda en büyük pazarımızda büyük kriz yaşarız.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuru-uzumde-verim-yuksek-kalite-ve-fiyat-dusuk-87392</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru üzümde verim yüksek, kalite ve fiyat düşük!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), kuru üzüm üreticisinin merakla beklediği alım fiyatını geçen hafta açıkladı. TMO, 10 numara çekirdeksiz kuru üzüm için kilogram başına 100 lira, 9 numara için 95 lira, 8 numara için 90 lira, 7 numara için ise 85 lira fiyat verdi. TMO’nun 10 numara üzüm için açıkladığı 100 liralık fiyat, geçen hafta tüm ürün gruplarında kilogram başına 80 lira avans fiyat açıklayan TARİŞ’in fiyatının kağıt üzerinde yüzde 25 üzerinde kaldı. Bu yıl 9-10 kalitede ürün yok denecek kadar az olduğunun altını çizen üretici temsilcilerine göre, rekoltenin yüzde 80-90’ı da düşük kalitede olması nedeniyle çiftçinin bu fiyatlardan yararlanması zor. Serbest piyasada kuru üzüm fiyatları 60-70 lira bandında seyrederken üreticinin bu yıl 150 lira beklentisini ne TARİŞ ne de TMO karşıladı.</p>
<h2>“15-20 lira ek prim verilmeli” </h2>
<p>Salihli Ziraat Odası Başkanı Cem Yalvaç, EKONOMİ’ye yaptığı değerlendirmede, Manisa ve çevresinde bu yıl rekoltenin yüksek, ancak ürün kalitesinin düşük olduğu belirtti. Bu sezon bölgelerinde yaklaşık 300 bin ton rekolte beklediklerini vurgulayan Yalvaç, yüksek rekolte nedeniyle asmaların üzüm tanelerini yeterince büyütemediğini, sıcak hava ve hızlı kuruma nedeniyle tanelerin küçük kaldığını, şeker oranının da beklenen seviyeye ulaşmadığını kaydederek, “Bizde 10 numara, 9 numara üzüm yok. Üzümlerin geneli 7-7,5 ila 8 numara arasında. Bu nedenle TMO’nun açıkladığı 100 liralık 10 numara fiyatının üreticinin büyük bölümü açısından gerçekçi bir karşılık bulmayacak” dedi. Yalvaç, üreticinin eline geçecek fiyatın kilo başına 70-80 lira civarında kalabileceğini belirterek, TMO ve TARİŞ eksperlerinin ürünleri değerlendirirken bu yılın yüksek rekolte ve düşük kalite koşullarını dikkate alması gerektiğini vurguladı. Üreticinin sürdürülebilir biçimde bağcılık yapabilmesi için açıklanan alım fiyatlarının yeterli olmadığını savunan Yalvaç, devletin üreticinin ürününü Toprak Mahsulleri Ofisi'ne, TARİŞ’e, işletmeye veya tüccara satıp satmadığına bakmaksızın kilogram başına en az 15-20 lira prim vermesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Yalvaç, “Yoksa sürdürülebilirlik açısından, bağcılık açısından, çiftçilik açısından çok zor bir döneme girmiş oluyoruz” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>Üreticinin maliyeti dünya fiyatlarını aşıyor </h2>
<p>Kuru üzümde üreticinin yaşadığı temel sorunun yalnızca alım fiyatı olmadığını belirten Yalvaç, Türkiye’nin dünya pazarındaki rekabet gücünü koruyabilmesi için üretim maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Türkiye’nin başta İran, Mısır, Hindistan, Özbekistan ve Azerbaycan olmak üzere birçok üretici ülkeyle rekabet ettiğine dikkat çeken Yalvaç, Türk üzümünün kalite açısından rakiplerinden üstün olduğunu ancak maliyet farkının ihracatta Türkiye’nin aleyhine çalıştığını ifade etti.</p>
<p>Yalvaç, Türkiye’de üzümün üretim maliyetinin yaklaşık 2 bin 800 dolara ulaştığını, rakip ülkelerin ise ürünü 1.750- 1.850 dolar seviyelerinde mal ettiğini belirterek, “Bizim giderlerimiz çok. İşçi maliyetimiz çok. Kullandığımız bakırın, gübrenin fiyatı çok yüksek” dedi. Yalvaç, “Bizim üzümümüz onlardan çok daha iyi. Aradaki fark 100-200-300 dolar olsa Amerika’nın, Japonya’nın, İngiltere’nin, Avrupa’nın bu konuda bizim üzümümüzü kalitesinden dolayı tercih edeceğine inanıyorum. Ama aradaki fark çok olunca mecburen diğer ülkeler daha ucuz olan malı alıyorlar. İhracatın sürdürülebilirliği için Üzüm çiftçisi desteklenmesi şart” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuru-uzumde-verim-yuksek-kalite-ve-fiyat-dusuk-87392</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/2/1280x720/kuru-uzum-ureticileri-tmonun-urun-pazara-inmeden-fiyat-aciklamasini-istiyor-1785846473.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Serbest piyasada 60-70 lira bandında seyreden kuru üzümde üreticinin 150 lira taban fiyat beklentisini ne TARİŞ ne de TMO karşıladı. 80 lira avans fiyat veren TARİŞ’ten sonra TMO da 100 lira açıkladı. Üreticiye göre TMO’nun fiyatı kağıt üzerinde. Nedeni ise bu yıl verim yüksek ancak kalite düşük. 10 numara çekirdeksiz üzüm yok. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-mal-varligi-ile-pys-varligi-ayri-87391</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Fon mal varlığı ile PYŞ varlığı ayrı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Son günlerde portföy yönetim şirketleri yöneticilerine yönelik başlayan soruşturmalar bu yöneticilerin sahip olduğu şirketlerin yatırım fonlarına ilişkin kaygıyı da beraberinde getirdi. Piyasa uzmanları fon mal varlığı ile portföy yönetim şirketinin kendi mal varlığının birbirinden ayrı olduğunu, yatırım fonunun varlıklarının fon adına açılmış ayrı hesaplarda portföy saklayıcısı tarafından saklandığını belirtti.</p>
<p>EKONOMİ’ye konuşan uzmanların verdiği bilgiye göre yatırım fonu, katılma payı sahipleri hesabına ve inançlı mülkiyet esaslarına göre yönetilen ayrı bir malvarlığı. Yatırımcılar satın aldıkları katılma payları aracılığıyla fon portföyünün ekonomik sonuçlarına ortak oluyorlar ve fon portföyünün değer kazanması yatırımcının pay değerine olumlu, değer kaybetmesi ise olumsuz yansıyor. Fon malvarlığı, portföy yönetim şirketinin kendi malvarlığından ayrı olurken fon varlıkları da fon adına açılmış ayrı hesaplarda portföy saklayıcısı tarafından saklanıyor, izleniyor. Portföy saklayıcısı fon varlıklarının hareketlerini takip ederek ve mevzuatın kendisine yüklediği kontrolleri yerine getiriyor.</p>
<h2>Sınırsız bir tasarruf yetkisi yok </h2>
<p>Portföy yöneticisinin fon varlıkları üzerindeki yetkisinin sınırsız bir tasarruf yetkisi olmadığına dikkat çeken uzman yöneticinin bu varlıkları kendi hesabına değil, fon adına ve katılma payı sahipleri hesabına, fonun yatırım stratejisi, içtüzüğü, izahnamesi ve ilgili mevzuat çerçevesinde yönettiğini dile getirdi. Uzman, dolayısıyla yatırım fonunun hukuki ve operasyonel yapısında yatırımcıyı korumaya yönelik önemli bir varlık ayrıştırması ve saklama mekanizması bulunduğuna işaret etti. </p>
<p>Bu mekanizmaların yatırımcının taşıdığı yatırım riskini ortadan kaldırmadığını söyleyen uzman, yatırımcı açısından temel ekonomik riskin, fon portföyünde bulunan varlıkların piyasa değerinin düşmesi ve bunun sonucunda fonun birim pay değerinin gerilemesi olduğunu kaydetti. Uzmana göre burada likidite kritik bir unsur haline geliyor.</p>
<h2>Satış başladıkça fiyat düşebilir </h2>
<p>Uzmanın verdiği bilgiye göre açık uçlu bir yatırım fonunda yatırımcıların paylarını satması, fon açısından nakit ihtiyacı yaratır. Fonun mevcut nakdi bu çıkışları karşılamaya yetmediğinde portföydeki varlıkların bir kısmının satılması gerekir. Portföy ağırlıklı olarak yüksek likiditeli varlıklardan oluşuyorsa bu satışlar piyasa fiyatını önemli ölçüde etkilemeden gerçekleştirilebilir. Fakat fonun önemli büyüklükte pozisyon taşıdığı hisselerin likiditesi düşükse durum farklı oluyor. Fon satış yaptıkça piyasadaki mevcut alım emirleri geriye çekilmeye başlıyor ve satış miktarı arttıkça işlemler daha düşük fiyatlardan gerçekleşiyor. Böylece fonun gerçekleştirdiği satışın kendisi hissenin piyasa fiyatını aşağı çekiyor. Esas büyük sorunun çıkışlar döngüye girdiğinde yaşandığını vurgulayan uzman, “Başlangıçta yalnızca likidite problemi olan bir durum böylece fiyat problemine, fiyat problemi de yeni likidite ihtiyacına dönüşebilir. İlk çıkan yatırımcıların talepleri yüksek likiditeli varlıklar satılarak karşılanırken fonda kalan yatırımcıların maruz kaldığı portföy giderek daha düşük likiditeli hale gelir” dedi.</p>
<p>Uzman bu durumu bir örnekle şöyle açıkladı: “Bir fonun bir hissede 5 milyar TL değerinde pozisyon taşıdığını düşünelim. Son piyasa fiyatı üzerinden bu pozisyon fonun net aktif değeri (NAD) hesabında 5 milyar TL değerinde görünebilir. Ancak bu, fonun söz konusu pozisyonun tamamını piyasada 5 milyar TL'den nakde çevirebileceği anlamına gelmez. Eğer hissenin gerçek piyasa derinliği sınırlıysa fon satışa başladıkça fiyat düşebilir. İlk yüzde 5'lik bölüm mevcut piyasa fiyatına yakın seviyelerden satılabilirken sonraki yüzde 10 daha düşük, sonraki yüzde 20 ise çok daha düşük fiyatlardan likide edilmek durumunda.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-mal-varligi-ile-pys-varligi-ayri-87391</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/portfoy-yonetimi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bazı portföy yönetim şirketi (PYŞ) yöneticilerine soruşturma başlatılması, ilgili şirketlerin yatırım fonlarına ilişkin kaygıyı da beraberinde getirdi. Uzmanlar, fon ve PYŞ varlıklarının farklı yapılar olduğunu ve fon varlığının bağımsız bir saklama kuruluşunda korunduğunu belirtiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/yapay-zeka-coskusu-balona-donusuyor-87388</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Yapay zeka coşkusu balona dönüşüyor’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa78553e4bb6-1789363539.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Yapay zekaya yönelik dev yatırım dalgası, Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz’e göre yalnızca teknoloji sektörünün değil, küresel ekonominin de en büyük risklerinden birini oluşturuyor. Stiglitz, “bugün bir yapay zeka balonunun olduğuna inanmak için geçerli nedenler var” diyerek yatırım coşkusunun sürdürülebilirliği konusunda dikkat çekti.</p>
<h2>“Üç şart aynı anda gerçekleşmeli” </h2>
<p>Financial Times’ta yayımlanan değerlendirmesinde Stiglitz’e göre yapay zeka yatırımlarının beklenen getiriyi sağlayabilmesi için üç koşulun aynı anda gerçekleşmesi gerekiyor. İlk olarak aşırı rekabetin karları eritmemesi, ikinci olarak teknolojik gelişmelerin hızlı biçimde hayata geçirilmesi, üçüncü olarak ise makroekonominin iyi yönetilmesi gerekiyor. Ancak ekonomist, bu üç koşulun birlikte gerçekleşmesinin oldukça zor olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>Özellikle yapay zekanın ekonomiye yayılma hızı kritik bir ikilem yaratıyor. Teknolojinin yavaş benimsenmesi iş kayıplarını sınırlayabilir ancak yatırımcıların beklediği getirileri geciktirerek balonun patlamasına yol açabilir. Hızlı yayılım ise büyük çaplı istihdam kayıpları ve talep daralması yaratabilir. </p>
<h2>“İşsiz ekonomi nasıl iyi olabilir?” </h2>
<p>Stiglitz’in temel endişelerinden biri de yapay zekanın verimlilik artışını topluma nasıl dağıtacağı. Geçmiş teknolojik dönüşümlerde ortadan kalkan işler zaman içinde yeni sektörlerde oluşan istihdamla telafi edilirken, yapay zeka döneminde bunun garanti olmadığını savunan ekonomist, artan eşitsizlik ve zayıflayan tüketici talebinin şirket karlarını da baskılayabileceğini belirtiyor.</p>
<h2>Yapay zeka çöpü oluşabilir </h2>
<p>Stiglitz ayrıca yapay zekanın bilgi ekosistemini bozabileceği, ‘deepfake’ ve yanlış bilgi üretimini artırabileceği uyarısında bulunuyor. Ona göre kaliteli girdiler olmadan kaliteli çıktılar üretilemez ve yapay zeka ile sosyal medyanın bilgi üreticilerinin gelirlerini aşındırması, gelecekte “daha fazla yapay zeka çöpü” yaratabilir.</p>
<h2>Çözüm: “ilerici yapay zeka gündemi” </h2>
<p>Stiglitz, çözümü üç ayaklı bir “ilerici yapay zekâ gündeminde” görüyor: daha güçlü rekabet politikası, yapay zeka şirketlerini hesap verebilir kılacak düzenlemeler ve verimlilik artışının toplumun geneline yayılması. Ekonomiste göre yapay zekadan doğacak yüksek verimlilik, öğretmen, hemşire ve bakım çalışanları gibi toplum için kritik mesleklerin daha iyi ücretlendirilmesinde kullanılabilir. Ancak bunun için yapay zeka patlamasından elde edilen kazançların vergiler yoluyla topluma aktarılmasını savunuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">5 şirket 1 trilyon dolar yatırım yapacak</span></h2>
<p>Stiglitz’in uyarısına, uluslararası finans sisteminin istikrarını izleyen BIS’ten gelen rakamlar da eşlik ediyor. BIS Genel Müdürü Pablo Hernández de Cos’a göre dünyanın en büyük beş teknoloji şirketi 2025 ve 2026'da AI bağlantılı yatırımlara 1 trilyon doların üzerinde kaynak ayıracak. Küresel AI yatırımlarının ise bugün yaklaşık 500 milyar dolar seviyesinden 2030'a kadar 3-4 trilyon dolara çıkması bekleniyor. Kurum, mevcut AI yatırım yarışını geçmişteki kanal, demiryolu, elektrifikasyon ve dotcom yatırım dalgalarına benzetiyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/yapay-zeka-coskusu-balona-donusuyor-87388</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/3/1280x720/yapay-zeka-teknoloji-1762962710.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka coşkusu uzmanlara göre kontrolden çıkabilir. Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, “balon” uyarısı yaparak yatırımcıların yüksek getiri beklentisinin üç kritik koşula bağlı olduğunu söyledi. Hızlı dönüşüm işsizliği, yavaş yayılım ise balonun patlama riskini büyütüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zarardan-543-milyon-tl-kara-dondu-haftalik-yuzde-597-yukselis-kaydetti-87386</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zarardan 54,3 milyon TL kâra döndü, haftalık yüzde 59,7 yükseliş kaydetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz haftayı %2,85 yükselişle tamamlarken, 24 hisse %15’in üzerinde getiri elde etti. Piyasadaki iyimser havayla birlikte iki hissenin %40’ın üzerindeki primi dikkat çekti. Çıkışların bilançolarla desteklenen kalıcı bir büyüme olup olmadığına bakılması unutulmamalı.</strong></p>
<p>BIST 100 Endeksi geçtiğimiz haftayı %2,85 primle kapatırken alıcıların artan işlemleri piyasaya hakimdi. Haftalık bazda 375 hissenin değer kazanması tabana yayılan iyimserliği gösteriyor. Yükselen Çelik’in %59,70 ve Beşiktaş Futbol’un %41,50 oranındaki performansıysa listenin ilk iki sırasında yer almalarını sağladı. İlgi sanayi ve gayrimenkul yatırım ortaklığı sektörlerindeki hisselerde yoğunlaşırken, çıkışlar yatırımcısına kazandırdı. Ancak fiyatı artanlara yatırım yaparken ekrandaki yukarı okların cazibesine kapılmadan önce o firmaların temel rasyolarının da mutlaka incelenmesi gerektiği göz ardı edilmemeli.</p>
<h2>Fiyatlamanın arkasındaki gerçekler</h2>
<p>Haftanın en güçlü çıkışını sergileyen Yükselen Çelik, beş gün boyunca tavandan işlem gördü. Geçtiğimiz mayısta test ettiği 7,53 TL’nin ardından sürekli düşen hisse, son günlerdeki yoğun ilgiyle birlikte %59,70 yükselerek 4,20 TL’ye çıktı. Özel bir haber akışı bulunmayan şirket, altı aylık dönemde zarardan döndü ve 54,3 milyon TL kâr açıkladı. Beşiktaş Futbol, haftayı %41,50 kazançla tamamladı. Büyük ortak ağustosta gerçekleştirdiği satışlarla birlikte payını %68,51 seviyesinden %60,12’ye düşürdü. Ortak satışı sonrasında 4 Eylül’den itibaren hisseye gelen beklenmedik talep, haftanın üç gününde fiyatın tavan olmasına yol açtı. Hissede zaman zaman benzer hareketlenmeler olmakta.</p>
<h2>Sermaye adımları hız kazandı</h2>
<p>Sasa, Kasım 2022’deki tarihi zirvesi 10,28 TL’nin ardından günümüze kadar sürekli geriledi. Arada gerçekleştirdiği yukarı atakları trend değişimine yol açmazken, geçtiğimiz hafta %23,14 yükseldi. Ağustosta satışlarını %30,2 artırarak 155 milyon dolara çıkaran firma, tahsisli sermaye artırım yoluyla 7,18 milyar TL fon temin edecek.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa784bb0b04c-1789363387.png" alt="" width="999" height="552" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>BEDELSİZ Mİ, NAKİT TEMETTÜ MÜ?</strong></p>
<p>Bedelsiz; hisse artışı, erişilebilirlik, vergi avantajı, özkaynak koruması, uzun vade. Nakit ve gelir sorunu, piyasa köpüğü, şirket zorunluluğu Nakit temettü; sıcak para, finansal sağlık, yeniden yatırım, psikolojik güç, fiyat çıpası. Stopaj kesintisi, büyüme freni, bileşik getiri kaybı.</p>
<p><strong>İş merkezini satarak borç yükünü hafifletirken, Pusula ile Tera hisseye farklı bakıyor</strong></p>
<p>Anel’de Tera’nın payını artırması borç sorunun bittiğini mi gösterir? ● Erdinç Gürsu</p>
<p>Erdinç, Anel Elektrik, geçtiğimiz haziranda Anel Yapı İş Merkezini 55 milyon dolara alacaklı bankalar Akbank ve Denizbank’a devrederek borcunu önemli ölçüde azalttı. Yaşanan hafiflemenin ardından borçlarını yeniden yapılandırabilmek adına bankalarla görüşmesini sürdürüyor. Toplantı 30 Eylül’e ertelendi. Olumlu havayla hissenin fiyatı artarken ağustosta Pusula Portföy’ün yönettiği fonlar paylarını %12’den %2,6’ya indirdi. Tera Portföy ise aynı sürede payını %24,11’den %33,09’a yükseltti ve hissedeki beklentisini koruduğunu göstermiş oldu.</p>
<p><strong>ABD’den önemli siparişler geliyor. Alınan yeni işler yıllık gelirinin %119’unu geçti</strong></p>
<p>Borusan Boru’nun ABD’den YATIRIM FONLARI TAHVİL aldığı siparişlerin büyüklüğü nedir? ● Sefer Emin</p>
<p>Sefer; Borusan Boru’ya ABD’de bulunan bağlı ortaklığı üzerinden güçlü siparişler geliyor. İştirak ağustosta farklı müşterilerden toplam 915 milyon dolarlık yeni siparişler aldı. Yılbaşından bu yana firmanın gerçekleştirdiği yeni iş bağlantıların toplamı 1,8 milyar doları buldu. Bu tutar yaklaşık 85,24 milyar TL’ye denk gelirken, geçen yıl elde edilen cironun %119’unun üzerinde. Öte yandan firma, yıl sonu geliri beklentisini 2,2 ile 2,4 milyar dolar aralığına revize etti. Siparişlerin aynı ivmeyle sürmesi halinde mümkün bir tutar olduğu söylenebilir.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GID fonu inşaat sektörü hisselerine odaklanarak yıllık %24 getiride kaldı</strong></p>
<p>Garanti Portföy’ün idaresindeki İnşaat Sektörü Hisse Senedi Fonu (GID), yılbaşından bu yana yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Son olarak geçtiğimiz ağustosta 1,76 TL’yi test eden fon, tekrar aşağı geriledi. Mayısta 54,29 milyon TL büyüklüğünde olan GID, sonrasındaki zaman diliminde kademeli olarak küçüldü. Eylülün ikinci haftasında 37,9 milyon TL ile hacim daralmaya devam etti. Fondan nisandan bu yana değişen miktarlarda para çıkışı yaşanıyor. Eylülde çıkan nakit tutarı 774,9 bin TL. Benzer şekilde yatırımcı sayısı da her ay azalıyor. Şimdilerde sayı 1.924 kişiye gerilemiş görünüyor. Temel stratejisi, fon varlıklarının inşaat ve gayrimenkul şirketlerinin paylarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %93,34’ü hisseden oluşuyor. Son bir yılda %24,49 yükselirken endeksin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Ereğli Tekstil, piyasadan %47,47 bileşik faizle 440 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Ereğli Tekstil, 10.09.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 440.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %42, bileşik faizi %47,47 olarak belirlendi. 145 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 03.02.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %16,69 düzeyinde. 11 Eylül itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,9 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Ereğli Tekstil’in verdiği %42 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 5,1 puan üzerinde yer alıyor. Oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından uygun bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFERTT22717 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa784937d126-1789363347.png" alt="" width="967" height="239" /></strong><strong>EİS ECZACIBAŞI</strong></p>
<p><strong>Ayazağa’daki arsanın projesindeki 1.015 bağımsız bölümün yapı ruhsatı alındı</strong></p>
<p>Eczacıbaşı İlaç, Ayazağa’da yer alan arsasında gerçekleştirilen gayrimenkul projesinin yapı ruhsatlarının yüklenici firma tarafından alındığını duyurdu. Proje kapsamında 317 bin metrekare inşaat alanında 359 konut ve 656 ticari bölüm olmak üzere toplam 1.015 bağımsız bölüm inşa edilecek. Şirketin söz konusu projedeki payı %69,3 iken hasılat paylaşım oranı %47 olarak uygulanacak. Geçtiğimiz ağustos ayında ÇED süreci olumlu sonuçlanan arsada bundan sonra inşaat sürecinin işlemesi beklenmeli. İnşaat aşamasına geçilmesiyle birlikte nakit gelir elde etme süreci hızlanacak.</p>
<p><strong>JANTSA JANT</strong></p>
<p><strong>Togg ’un yeni model araç projesi için bağlı iştiraki parça tedarikçisi seçildi</strong></p>
<p>Jantsa’nın %99,99 bağlı ortaklığı JMW Jant, yerli otomobil girişimi Togg’un yeni bir araç programı kapsamında geliştirme, doğrulama ve seri üretim süreçleri için resmi tedarikçi oldu. Gerçekleştirilen anlaşma, firmanın teknolojik yetkinliklerini kanıtlayarak katma değerli üretim kapasitesini desteklemesine olanak verecek. Hacimli üretim beklentisi taşıyan seri üretimin devreye girmesi, bağlı ortaklık üzerinden Jantsa’nın gelir ve faaliyet kâr marjına olumlu katkı sağlaması beklenmeli. Firma, altı aylık dönemde gelirini %17 büyütürken 645,6 milyon TL kâr açıkladı.</p>
<p><strong>GİRİŞİM ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Bosna-Hersek’te 26,9 milyon euroluk güneş santrali projesi için anlaşmaya vardı</strong></p>
<p>Girişim Elektrik, Bosna-Hersek devlet elektrik kurumu tarafından açılan ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası tarafından finanse edilen GES projesi için nihai sözleşmeyi imzaladı. Anlaşma bedeli KDV ve vergiler hariç 26,9 milyon euro olup, tutar yaklaşık 1,5 milyar TL’ye denk geliyor. Alınan iş şirketin yurt dışı gelirlerini ve uluslararası pazardaki konumunu güçlendirmesine olanak tanıyacak. Projede kullanılacak transformatör ve şalt ekipmanları bağlı ortaklık Europower bünyesinde temin edilecek. Firma, yılın ilk yarısında gelirini %5 düşürürken dönem sonu kârı %72 büyüdü.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Consus Enerji bir aydır tabanda tutunuyor. Fiyatı halka arz seviyesinin altında</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa7845de5317-1789363293.png" alt="" width="307" height="237" />Consus Enerji’te fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %42,10 ile toplamda 210,48 bin lot artarak 710,48 bine çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 1’den 3’e yükseldi. KVT fonu 200 bin lot ile en fazla alımı yaparken, satış tarafında yer alan fon gözlenmedi. Hisseyle ilgili yıl içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hisseye Ak Portföy’ün ilgisi öne çıkıyor. Kurumun yönettiği KVT fonu ilk defa portföyüne alırken Global MD Portföy’ün GNH fonu da 10,5 bin lot ile eşlik etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zarardan-543-milyon-tl-kara-dondu-haftalik-yuzde-597-yukselis-kaydetti-87386</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zarardan 54,3 milyon TL kâra döndü, haftalık yüzde 59,7 yükseliş kaydetti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/uygulanan-politika-sanayiyi-yavaslatti-87385</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Uygulanan politika sanayiyi yavaşlattı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomik verileri değerlendiren YENİ Parti İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, geçen yıl açıklanan Orta Vadeli Program’da 2026 yıl sonu enflasyon hedefinin yüzde 16 olarak belirlendiğini hatırlatarak, ağustos itibarıyla yıllık enflasyonun yüzde 31.51’e ulaştığına dikkat çekti. TÜFE’nin ocak-ağustos döneminde yüzde 22.07 arttığını kaydeden Karabat, yılın tamamı için konulan hedefin daha ilk sekiz ayda aşıldığını belirtti. Karabat, hedefler tutmadıkça yeni takvimlerin ve programların kamuoyunun önüne getirildiğini ifade etti. Politika faizinin yüzde 37 seviyesinde tutulduğunu belirten Karabat, Merkez Bankasının son faiz kararında “iç talepteki zayıf seyre” açıkça işaret ettiğini hatırlattı.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin 2026 yılının ikinci çeyreğinde yalnızca yüzde 2.3 büyüdüğünü, sanayi üretiminin de temmuz ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0.3 gerilediğini kaydeden Karabat, yüksek finansman maliyetlerinin üreticinin yatırım yapmasını ve kapasitesini artırmasını güçleştirdiğini, uygulanan politikanın sanayide ciddi bir yavaşlamaya yol açtığını söyledi. Yüksek faiz ve reel olarak değerlenen Türk lirasının ithalatı cazip hâle getirirken yerli üreticinin rekabet gücünü zayıflattığını belirten Karabat, “Faizi yüksek tutuyorlar, iç talebi baskılıyorlar, üreticinin finansman maliyetini artırıyorlar. Sonuçta ithalat ihracattan hızlı büyüyor. Para paradan kazanırken sanayici yatırım yapmak, makine almak ve fabrikasını ayakta tutmak için ihtiyaç duyduğu finansmana ulaşamıyor “ dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/uygulanan-politika-sanayiyi-yavaslatti-87385</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/5/1280x720/ozgur-karabat-1789363030.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ YENİ Parti İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, uygulanan ekonomi programının enflasyonu düşüremediğini, buna karşılık üretimi ve iç talebi baskıladığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anayasa-degisikligi-calismalari-1-ekimde-basliyor-87384</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anayasa değişikliği çalışmaları 1 Ekim’de başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>AK Parti, 1 Ekim’den sonra gündeminin ilk sıralarına anayasa değişikliğini alıyor.</p>
<p>Açıklama AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şen’den geldi. Anayasa değişikliği çalışmalarına ilişkin takvimi açıklayan Mustafa Şen, yeni anayasa çalışmaları için 1 Ekim itibarıyla milletvekilleriyle birlikte daha yoğun bir sürece girileceğini belirtti. Şen, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un, yeni anayasa için ön hazırlık çalışmalarını yürüttüğünü söyleyerek, “İnşallah 1 Ekim itibarıyla milletvekillerimizle birlikte bu anayasa çalışmalarına daha fazla hız vereceğiz" dedi.</p>
<p>Yeni anayasa çalışmalarına ilişkin takvim açıklanırken, hükümet ve parti yöneticilerinden de yeni anayasa çağrıları geldi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Türkiye Yüzyılı’ hedeflerimizin en önemli unsurlarından biri de vesayetçi zihniyeti kurumsallaştıran ve darbe döneminin 1982 Anayasası'nı bütünüyle geride bırakarak Türkiye’yi sivil bir anayasaya kavuşturmaktır. Milletimizin ortak iradesini esas alan; sivil, demokratik, özgürlükçü ve kuşatıcı yeni bir anayasanın ülkemize kazandırılması, gelecek nesillere karşı tarihi sorumluluğumuzdur” dedi.</p>
<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman da, Türkiye'nin darbe anayasasından kurtulması gerektiğini belirterek, “Hemen şimdi yeni anayasa diyoruz. Muhalefete hodri meydan, önce gelin anayasadan başlayalım” diye seslendi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anayasa-degisikligi-calismalari-1-ekimde-basliyor-87384</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/8/1280x720/ak-parti-1787202033.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anayasa değişikliği çalışmaları 1 Ekim’de başlıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ve-teknolojik-sicrama-87383</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye ve teknolojik sıçrama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâdan elektrikli araçlara, batarya teknolojilerinden yenilenebilir enerjiye kadar uzanan yeni teknolojik dönüşüm, ülkeler arasındaki ekonomik hiyerarşiyi yeniden şekillendiriyor. Bu süreçte belirleyici olan, yeni teknolojileri kullanabilmekten çok, onları geliştiren, üreten ve küresel ölçekte ticarileştiren bir ekonomiye dönüşebilmek. Kritik teknolojiyi ithal eden ülkeler değer zincirinin düşük katma değerli aşamalarında kalırken, yeni teknolojik standartları ve tedarik zincirlerini kuran ülkeler sermayeyi, nitelikli emeği ve küresel pazar payını kendilerine çekiyor.</p>
<p>Türkiye açısından tartışmayı önemli kılan husus: ülkenin teknolojik bakımdan bütünüyle yetersiz olmaması, fakat mevcut kapasitesini ekonominin geneline yayılan bir dönüşüme çevirememesidir. Bu noktada Çin’in teknolojik gelişme aşamalarını hızla atlamaya dayanan sıçraması ile Japonya’nın sonunda kendi teknolojisini geliştirebildiği kademeli yükselişi, Türkiye için iki farklı gelişme modeli olarak dikkat çekiyor. Peki Türkiye de bu gelişmeyi gösterebilir mi?</p>
<p><strong>Çin’in “kurbağa sıçraması”</strong></p>
<p>Çin’deki büyük teknolojik atılımı da ifade etmek için kullanılan kurbağa sıçraması <strong>(leapfrogging) </strong>kavramı, bazı ara aşamaları atlayarak yeni teknolojilerde üretim üstünlüğünün yakalanması fikrine dayanıyor. Elbette bu durum insan sermayesindeki birikimin ve üretim koşullarındaki  dönüşümün bir ürünü. Çin, kredi kartı altyapısının geniş nüfus kesimlerine yayılmasını beklemeden mobil ödemelere geçti. İçten yanmalı motor teknolojisinde yerleşik üreticileri yakalamak yerine elektrikli araçlara, geleneksel enerji teknolojilerinde rekabet etmek yerine ise güneş paneli ve batarya üretimine yöneldi. Büyük iç pazar, uzun vadeli sanayi politikası, kamu finansmanı ve yerli tedarik zincirlerinin birlikte geliştirilmesi bu sıçramayı mümkün kıldı (örn, bkz. Altenburg vd, 2022).<strong>1</strong> <em>Türkiye ise dijital ödeme sistemleri, savunma sanayii ve insansız hava araçları gibi belirli alanlarda benzer bir potansiyel göstermesine rağmen henüz bunu ekonominin geneline yayılan bir teknolojik dönüşüme çeviremedi.</em></p>
<p><strong>Japonya: Kademeli sanayi yükselişi</strong></p>
<p>Japonya’nın 2. Dünya Savaşı sonrasındaki yükselişi ise “aşama atlama”dan çok, <strong>kademeli sanayi yükselişi</strong> örneği olarak görülüyor. Japonya başlangıçta yabancı teknolojileri lisanslayarak-uyarlayarak tekstilden çeliğe, otomotivden elektroniğe doğru ilerlemiş, zamanla taklitçi üretimden (ve tersine mühendislikten) kalite, süreç ve ürün inovasyonuna geçmiştir. Devletin stratejik yönlendirmesi, şirketler ile bankalar arasındaki uzun vadeli ilişkiler, ihracat disiplini ve nitelikli insan sermayesi bu dönüşümün temelini oluşturmuştur. <em>Türkiye’nin deneyimi ise sanayi üretimini artırmasına rağmen teknolojiyi özümseme, yerli ara malı üretme ve küresel markalar oluşturma bakımından Japonya’nın izlediği süreklilik gösteren yükselme patikasından ayrılmaktadır.</em></p>
<p><strong>Türkiye kendi yolunu bulmalı</strong></p>
<p>Ülkemiz özelinde bakıldığında; savunma sanayii, otomotiv, beyaz eşya, dijital kamu hizmetleri, ödeme sistemleri ve oyun sektörü gibi alanlarda önemli teknolojik birikimlerin olduğu görülüyor. Buna karşılık Türkiye ekonomisi ağırlıklı olarak orta teknolojili sektörlerde yoğunlaşmış durumda. Yeni teknolojilerin şirketler arasındaki yayılımı sınırlı kalıyor. OECD’ye göre 2018-2020 döneminde Türkiye’deki şirketlerin yalnızca üçte biri bir yenilik gerçekleştirdiğini bildirmiştir. Bu oran OECD ortalamasının yaklaşık yarısı kadardır (OECD, 2025).2 Türkiye’nin temel sorunu tek tek başarı örnekleri üretememesi değil, bu başarıları kalıcı bir teknolojik yükselme modeline dönüştürememesidir.</p>
<p><strong>Teknolojik sıçrama: Vitrin işi değil, sabır işi</strong></p>
<p>Teknolojik sıçrama bir vitrin işi değil. Sabır ve süreklilikle inşa edilebilecek bir kapasite yaratma işidir. Türkiye’nin önünde iki yol var: kritik teknolojileri ithal ederek orta teknolojiye sıkışmak ya da mevcut başarı alanlarını kalıcı bir üretim ekosistemine dönüştürmek. Bunun için seçilmiş alanlarda uzun vadeli politika, nitelikli insan sermayesi ve güçlü bir araştırma-üretim ilişkisi gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>[1]</strong> 10.1016/j.techfore.2022.121914  </p>
<p>2 OECD. (2025). <em>OECD economic surveys: Türkiye 2025</em>. OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/d01c660f-en</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ve-teknolojik-sicrama-87383</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye ve teknolojik sıçrama ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortaklar-sirketin-zararini-kapatirsa-vergi-dogar-mi-87382</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ortaklar şirketin zararını kapatırsa vergi doğar mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türk Ticaret Kanunu’nun 376’ncı maddesi uyarınca alınmış sermaye tamamlama kararına dayanarak ortakların şirkete ödediği tutarlar vergiye tabi kazanca eklenmiyor. Bunun için bilançoda zarar bulunması yetmiyor; sermaye kaybı hesaplanmalı, genel kurul sermayenin tamamlanmasına açıkça karar vermelidir.</strong></p>
<p>Zarar eden bir şirkete ortaklarının para vermesi sık görülen bir durumdur. Ancak şirkete giren bu para her zaman vergiden uzak değildir. Sonucu, paraya verilen isim değil, ödemenin kanuna uygun bir karara dayanması belirler.</p>
<p>İstanbul Defterdarlığı’nın 7 Temmuz 2026 tarihli ve E-62030549-125-894824 sayılı özelgesi de bunu söylüyor. Genel kurul, Türk Ticaret Kanunu’nun 376’ncı maddesine göre şirket sermayesinin tamamlanmasına karar vermişse ortakların zararı kapatmak için ödediği para şirketin geliri sayılmıyor. Böyle bir karar yoksa İdare, tutarın vergi hesabına katılması gerektiği görüşünde.</p>
<p><strong>Her zarar için bu yöntem kullanılamaz</strong></p>
<p>Sermaye tamamlama fonu, zarar görünen her şirkette kullanılabilecek sıradan bir zarar kapatma yolu değildir. Önce zararın şirket sermayesinin ne kadarını tükettiğine bakılır.</p>
<p>Sermayenin ve kanuni yedeklerin yarısı zarar nedeniyle kaybedilmişse şirket yönetimi genel kurulu toplantıya çağırır ve mali durumu düzeltmek için alınabilecek önlemleri anlatır.</p>
<p>Kayıp üçte ikiye ulaşmışsa artık genel kurulun karar alması gerekir. Genel kurul, kalan sermayeyle devam etmeye veya ortakların eksilen sermayeyi tamamlamasına karar verir. Gerekli karar alınmazsa şirketin sona ermesi sonucu doğabilir. Ortakların yaptığı ödemenin vergiye tabi tutulmaması için de bu kararın TTK 376’ya dayanması gerekir.</p>
<p>Şirketin sahip olduğu mallar ve alacaklar, borçlarını karşılamıyorsa daha ağır bir durum vardır. Buna borca batıklık denir. Böyle bir ihtimalde şirket yönetiminin ayrıca ara bilanço hazırlatması ve gerekiyorsa mahkemeye bildirim yapması gerekir. Ortağın verdiği para borca batıklığı gidermeye yetmiyorsa genel kurul kararı tek başına yeterli olmaz.</p>
<p><strong>Önce karar, sonra ödeme</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’na 2022 yılında eklenen hükme göre, TTK 376 uyarınca alınmış bir sermaye tamamlama kararına dayanılarak ortakların şirkete ödediği tutarlar şirketin vergiye tabi kazancına eklenmez.</p>
<p>Bunun için bilançoda zarar bulunması yetmez. Şirketin ne kadar sermaye kaybettiği hesaplanmalı ve genel kurul açıkça sermayenin tamamlanmasına karar vermelidir. Kararda kapatılacak zarar ile her ortağın ödeyeceği tutar yazılmalıdır.</p>
<p>Uygulamada en çok yapılan hata, paranın karar alınmadan önce şirkete gönderilmesidir. Doğru sıra: Önce hesaplama, sonra genel kurul kararı ve en son ödemedir. Para önce gönderilip aylar sonra sermaye tamamlama fonuna çevrilirse vergi riski doğar.</p>
<p><strong>Bu para borç değildir</strong></p>
<p>Sermaye tamamlama, ortakların şirket zararını geri almamak üzere kapatmasıdır. Ortak verdiği parayı daha sonra geri isteyemez ve bu ödeme karşılığında yeni bir şirket payı kazanmaz. Para, ortağın şirkete verdiği borç veya ileride yapılacak sermaye artırımının ön ödemesi de değildir.</p>
<p>Ödeme, bilançoda şirket borcu olarak değil, öz kaynaklar içinde ayrı bir sermaye tamamlama fonu olarak gösterilir ve yalnızca zararların kapatılmasında kullanılır. Uygulamada bunun için 529 Diğer Sermaye Yedekleri hesabı altında ayrı bir alt hesap açılabilir.</p>
<p>Ortak bu ödeme karşılığında şirkete bir mal satmadığı veya hizmet vermediği için KDV hesaplanmaz. Ancak para borç olarak kaydedilir, faiz işletilir veya geri ödenmesi kararlaştırılırsa artık sermaye tamamlama işleminden söz edilemez.</p>
<p><strong>Bilançodaki zarar ile vergi zararı aynı değildir</strong></p>
<p>Sermaye tamamlama fonuyla bilançodaki geçmiş yıl zararının kapatılması, şirketin vergi beyannamesinde taşıdığı zararları kendiliğinden silmez. Vergi zararları, yılları ayrı ayrı gösterilmek ve beş yıllık süre aşılmamak şartıyla sonraki kazançlardan düşülebilir.</p>
<p><strong>Neden doğrudan sermaye artırılmıyor?</strong></p>
<p>Ortak şirkete para koyacaksa ilk akla gelen yol nakit sermaye artırımıdır. Bu yöntemde ortak koyduğu para karşılığında şirket payı kazanır. Şirket de gerekli şartları taşıyorsa nakit sermaye artırımına tanınan vergi indiriminden yararlanabilir.</p>
<p>Fakat zararı yüksek bir şirkette doğrudan sermaye artırımı için gereken para çok yüksek çıkabilir. Çünkü sermaye tamamlamada yalnızca şirketin öz kaynağı, yani kendi parası artırılır; kayıtlı sermayesi değişmez. Nakit sermaye artırımında ise şirkete giren para kadar kayıtlı sermaye de büyür.</p>
<p>Kanun, şirketin elinde kalan öz kaynak ile kayıtlı sermayeyi karşılaştırır. Kayıtlı sermaye büyüdükçe şirketin ulaşması gereken öz kaynak tutarı da yükselir. Bu nedenle nakit sermaye artırımı, sermaye tamamlamaya göre daha fazla para gerektirebilir.</p>
<p>Sermaye tamamlama fonu bu yüzden çoğu zaman bir avantaj tercihi değil, zorunluluktan başvurulan bir yoldur. Ortakların mali gücü yeterliyse nakit sermaye artırımı daha kalıcı bir çözüm olabilir. Gereken tutar karşılanamıyorsa kayıtlı sermayeyi büyütmeden şirketin mali yapısını düzeltmek için sermaye tamamlama seçilebilir. Zararı yüksek şirketlerde önce sermayenin azaltılması, ardından ihtiyaç kadar nakit sermaye artırılması da düşünülebilir.</p>
<p>Kısacası, ortağın şirkete para göndermesi ile sermaye tamamlama aynı şey değildir. Ödeme yapılmadan önce şirketin durumu hesaplanmalı, genel kurul kararı alınmalı ve para doğru hesapta gösterilmelidir. Aksi hâlde şirketi kurtarmak için verilen para ayrıca vergi tartışmasına yol açabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortaklar-sirketin-zararini-kapatirsa-vergi-dogar-mi-87382</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ortaklar şirketin zararını kapatırsa vergi doğar mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/esyanin-teslimi-kimin-sorumlulugunda-87381</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eşyanın teslimi kimin sorumluluğunda?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><em>Mevzuatı olmayan bir belgenin, eşyanın sahibi tarafından teslim alınması için şart koşulması ve bu belge için nakliyatçının temsilcisi olan acentenin, nakliyatçı yerine eşya sahibinden belge karşılığı para tahsil etmesi yıllardır sorun olarak masadadır.</em></strong></p>
<p>Danıştay, Gümrük Yönetmeliği’nin 94. maddesi ile 130 maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişiklikleri iptal etti. Bu iptal ne anlama geliyor? İptalin arkasında saklanan koskoca bir ordino kavgası var. Ordino nedir? Önce oradan başlayalım.</p>
<p><strong>Ordino nedir?</strong></p>
<p>Ordino, mülga 1615 sayılı Gümrük Kanunu’nun 50’inci maddesine göre 24 / 06 / 1981 tarihli, 25.05.1981 tarih ve 8/3005 sayılı “Demir, Deniz Hava Yolları İşletmelerinin Gümrük Yükümlülüklerine ve Denetlenmelerine İlişkin Tüzük” gereğince Gümrük ve Tekel, Ulaştırma Bakanlıkları tarafından uygulanan, liman içinde konteynerlerin hareketini ve işlemlerini takip etmek için oluşturulan belge idi.</p>
<p>1615 sayılı Gümrük Kanunu 19.11.1999 tarih ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu ile yürürlükten kaldırıldığı için tüzüğün yetki hükmü ortadan kalktı. Bunun üzerine, 17 / 5 / 2007 tarih ve 2007/12215 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla idari işlemlerde eşitlik ilkesi uyarınca Tüzük de yürürlükten kaldırıldı.</p>
<p><strong>Ordino düzenlemesi konusunda neden ısrar edilir?</strong></p>
<p>Ancak acenteler, ithalatçının eşyasını gümrükten alabilmeleri için ordino ibrazının zorunlu olduğunu öne sürerek, adı değişse de bu belgenin devamlılığını sürdürdüler. Gümrük idaresi, sürekli olarak gümrük işlemlerinin hiçbir aşamasında ordino ibrazının aranmadığını, eşyanın teslimi için konşimentonun yeterli olduğunu yazılı olarak bildirmesine rağmen taşıyıcı acenteleri, konşimentonun gümrük yetkililerine veya geçici depolama yerleri ile antrepo işletmelerine ibraz edilmeden yükün teslim alınmasının mümkün olmadığını savundu. Gerekçe olarak da konşimentonun alıcı ile taşıyan firmalar arasındaki özel hukuk alanına giren ticari bir işlem olması, gümrük idaresinin ve geçici depolama yeri işletmelerinin bu sürece taraf olamayacağı öne sürüldü.</p>
<p>Bir ara, Bakanlar Kurulu Kararı’yla iptal edilen “ordino” uygulaması, Denizcilik Müsteşarlığı Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü’nün 2011 yılında yayınladığı yazıyla; “yük teslim ve talimat formu” adı altında yeniden ihdas edildi. Belge için fahiş fiyat tahsil edilmesi üzerine Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından bedele sınırlandırma getirildi.</p>
<p>Sonuç olarak mevzuatı olmayan bir belgenin, eşyanın sahibi tarafından teslim alınması için şart koşulması ve bu belge için nakliyatçının temsilcisi olan acentenin, nakliyatçı yerine eşya sahibinden belge karşılığı para tahsil etmesi yıllardır sorun olarak masadadır.</p>
<p><strong>Gümrük Yönetmeliği değişikliği</strong></p>
<p>Eşyanın geçici depolama yeri ve antrepo işletmelerince teslim edilmesi, eşyanın tesliminin ise gümrük mevzuatında yer alması nedeniyle, bu işletmelerin ordino aramadan eşyayı teslim etmesi için gümrük idaresine yoğun başvurular yapıldı. Gümrük mevzuatında ordinoya yer olmadığını defalarca belirten Gümrükler Genel Müdürlüğü, vergileri ödenip eşya teslim edilebilir hale geldikten sonraki aşamanın gümrük işlemleriyle ilgisi olmadığını öne sürdü. Anlaşmazlığın sürmesi üzerine, bu görüşü doğrultusunda Gümrük Yönetmeliği’nin 94 ve 130. maddelerinde değişikliğe gidildi. Danıştay kararıyla iptal edilen düzenlemeler bu değişiklikler.  </p>
<p>Danıştay 10. Daire’nin 30.04.2026 tarihli E:2022/3835 K:2026/2658, E:2022/4573 K:2026/2659, E:2022/4230 K:2026/2657, E:2022/4910 K:2026/2660 sayılı kararlarıyla; eşyanın tesliminin gümrük işleminin bir parçası ve düzenleme yetkisinin Ticaret Bakanlığı’nda olduğu karara bağlandı.</p>
<p><strong>Danıştay Kararı gerekçeleri</strong></p>
<p>Danıştay Kararı’nın gerekçesini kısaca şu başlıklarda özetlemek mümkün:</p>
<p>- Normlar hiyerarşisi ilkesi gereğince Yönetmelikte kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği,</p>
<p>- Yapılan değişiklik öncesinde konşimentonun ibrazı halinde eşyanın gümrük idaresince teslimi öngörüldüğü, yapılan değişiklik sonrasında ise eşyanın tesliminin eşya sahibi, taşıyıcı, işletici kuruluş veya bunların temsilcileri arasındaki sözleşme hükümlerine bırakıldığının anlaşıldığı,</p>
<p>- 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nda, eşyanın ilgili rejime tabi tutulma şartlarının yerine getirilmesi, gümrük vergilerinin ödenmesi üzerine tesliminin yapılacağının öngörüldüğü,</p>
<p>- Dolayısıyla, eşyanın gümrük idarelerince teslimi dışında ne şekilde ya da başkaca kişiler tarafından teslim edileceğine ilişkin kanunda istisnai bir hükme de yer verilmediğinden, Yönetmeliğin dava konusu maddeleriyle eşyanın tesliminin sözleşme hükümlerine bırakılmasının yasal düzenlemeyi aşar nitelikte bulunduğu,</p>
<p>- Geçici depolanan eşyanın, "gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma" ya da "tasfiyeye" tabi tutulması suretiyle Kanun hükümleriyle tayin edilen sürelerde geçici depolama yerinden çıkarılmasının zorunlu olduğu, bu sürecin takibini yapma görevinin gümrük idaresinde ait olduğu,</p>
<p>- Geçici depolanan eşyanın gümrük idaresince tesliminin, Kanun hükümlerinin uygulanmasını sağlamak bakımından şart olduğu,</p>
<p>- Esasen kanun koyucunun eşyanın teslimi görevini gümrük idaresine tevdi ederek, bu görevin salt eşya sahibi, taşıyıcı ve işletici kuruluş arasındaki hukuki ilişkiden ibaret kabul etmediğinin anlaşıldığı,</p>
<p>- Eşyanın gümrük idaresince tesliminin; eşya sahibi, taşıyıcı, işletici kuruluş arasındaki özel hukuk ilişkisine müdahale olarak değerlendirilemeyeceği,</p>
<p>- Geçici depolama yeri işleticisi ile gümrük antrepo işleticisinin hukuki durum ve sorumluluklarının da farklı olduğu ve işleticiler ile eşya sahibi arasındaki hukuki ilişkiden ayırt edilmesi gerektiği.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Sonuç olarak, Danıştay Kararı ile antrepoda ve geçici depolama yerinde bulunan eşyanın tesliminin gümrük işlemlerinin bir parçası olduğu, Gümrük Kanunu gereğince buna ilişkin düzenlemelerin Ticaret Bakanlığı’nca yapılması gerektiği, bu konuda sözleşme hükümlerine ilişkin özel hukuk hükümlerinin uygulanamayacağı karara bağlanmıştır.</p>
<p>Ancak bu karar sonucunda uygulamanın değişeceğini öngörmek de doğru bir öngörü değildir. Düzenleme ne olursa olsun, geleneksel uygulamanın devam edeceği kaçınılmaz bir gerçektir. Eşyasını teslim almak için ithalatçılar, mevzuatta yer olmayan bir belge ordinoyu nakliyatçıyı temsil eden acentelerden satın almak zorunda bırakılmaya devam edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/esyanin-teslimi-kimin-sorumlulugunda-87381</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eşyanın teslimi kimin sorumluluğunda? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanovelde-ik-yonetimine-engin-dirik-getirildi-87423</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanovel’de İK yönetimine Engin Dirik getirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanovel'in organizasyonel yapısını güçlendirmeye yönelik yönetim kadrosundaki yapılanmasını sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre şirketin İnsan Kaynakları ve Kurumsal İletişim Direktörlüğü görevine, insan kaynakları yönetiminde 25 yılı aşkın deneyime sahip Engin Dirik getirildi. Dirik, Eylül 2026 itibarıyla yeni görevine başladı.</p>
<p>Açıklamada, kariyeri boyunca başta ilaç sektörü olmak üzere farklı sektörlerde faaliyet gösteren ulusal ve çok uluslu şirketlerde yöneticilik görevleri üstlenen Dirik'in, stratejik insan kaynakları yönetimi, organizasyonel gelişim, yetenek ve liderlik yönetimi, performans yönetimi, ücretlendirme ve yan haklar, değişim yönetimi, işveren markası ve İK analitiği alanlarında çalışmalar yürüttüğü belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanovelde-ik-yonetimine-engin-dirik-getirildi-87423</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/3/1280x720/sanovelde-ik-yonetimine-engin-dirik-getirildi-1789377409.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanovel’de İnsan Kaynakları ve Kurumsal İletişim Direktörlüğü görevine Engin Dirik getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izsiad-baskani-alaattin-yuksel-2026-tuketicisi-sirketlerin-ezberini-degistiriyor-87419</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İZSİAD Başkanı Alaattin Yüksel: 2026 tüketicisi şirketlerin ezberini değiştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İZSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Alaattin Yüksel, McKinsey &amp; Company’nin Haziran 2026 tarihli ‘State of the Consumer 2026’ araştırmasını iş dünyası açısından değerlendirildi.</p>
<p>Beş ülkede 4 bin 863 tüketiciyle gerçekleştirilen araştırma, teknoloji odaklı alışveriş, sağlık, deneyim ekonomisi ve tutumlu tüketici davranışını önümüzdeki döneme yön verecek dört temel eğilim olarak ortaya koyuyor. İZSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Alaattin Yüksel, küresel ölçekte yaşanan bu değişimin İzmir’de faaliyet gösteren şirketler açısından da yakından izlenmesi gerektiğini söyledi. İş dünyasının yalnızca bugünkü talebe değil, tüketicinin değişen karar mekanizmalarına hazırlanması gerektiğini ifade eden Yüksel, “Tüketici artık daha dijital, daha seçici ve ödediği paranın karşılığını çok daha fazla sorguluyor. İşletmelerimizin üretimden pazarlamaya, satıştan müşteri deneyimine kadar bütün süreçlerini bu yeni tüketici profiline göre gözden geçirmesi gerekiyor. Küresel trendleri takip etmek artık büyük şirketlerin işi değil, ölçeği ne olursa olsun rekabet etmek isteyen her işletmenin gündeminde olmak zorunda” diye konuştu.</p>
<p>Araştırmaya göre tüketicilerin yaklaşık yüzde 22’si alışveriş süreçlerinde üretken yapay zekâdan yararlanırken, bu oran Z kuşağında yüzde 28’e çıkıyor. Aynı zamanda sosyal medya, özellikle genç tüketiciler açısından marka keşfinin en önemli kanallarından biri haline geliyor.</p>
<p>Bu değişimin şirketlerin dijital görünürlük anlayışını yeniden ele almasını gerektirdiğine dikkat çeken İZSİAD Başkanı Yüksel, tüketicinin ürünü arama ve karşılaştırma biçiminin değiştiğini söyledi. Yapay zekânın ticari hayat üzerindeki etkisinin sadece şirket içi verimlilik uygulamalarıyla sınırlandırılmaması gerektiğini belirten Yüksel, “Bugüne kadar işletmeler Google’da görünür olmaya, sosyal medyada doğru hedef kitleye ulaşmaya çalışıyordu. Şimdi buna yapay zekâ sistemleri tarafından bulunabilir ve doğru anlaşılabilir olmayı da eklememiz gerekiyor. Yapay zekâ artık yalnızca şirketlerimizin kullandığı bir teknoloji değil, müşterinin satın alma kararını da etkileyen yeni bir kanal haline geliyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izsiad-baskani-alaattin-yuksel-2026-tuketicisi-sirketlerin-ezberini-degistiriyor-87419</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/9/1280x720/izsiad-baskani-alaattin-yuksel-2026-tuketicisi-sirketlerin-ezberini-degistiriyor-1789374048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İZSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Alaattin Yüksel, küresel tüketicinin satın alma kararlarında hızlı bir dönüşüm yaşandığını belirterek, “Artık sadece iyi ürünü doğru fiyatla sunmak yeterli değil. Tüketicinin sizi nerede keşfettiği, markanızla nasıl bir deneyim yaşadığı ve ödediği bedelin karşılığında ne kadar değer elde ettiği de rekabetin temel unsurları arasına girdi” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plastik-icin-paris-anlasmasina-gerek-yok-87399</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Plastik için Paris Anlaşması’na gerek yok&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya plastik atığını yönetmeye mi devam edecek, yoksa üretimi kaynağında sınırlayacak ortak kurallar koyabilecek mi? </strong></p>
<p>Dünyada her yıl yaklaşık 370 milyon ton plastik üretiliyor. 2050’ye kadar plastik talebinin üç katına çıkar ak yılda 1 milyar tonu aşması bekleniyor.</p>
<p>Üstelik bugün üretilen plastiklerin yüzde 90’dan fazlası fosil kaynaklardan elde ediliyor. Plastik atıkların ise yalnızca yüzde 9’u geri dönüştürülüyor.</p>
<p>Dünyanın plastikle ciddi bir sorunu var. Rakamlar ortada. Sorun denizlerde gördüğümüz plastik şişelerden, poşetlerden ya da mikroplastiklerden de ibaret değil.</p>
<p>Plastik, üretildiği andan atık haline gelene kadar fosil yakıtlar, iklim değişikliği, insan sağlığı, biyolojik çeşitlilik ve küresel ticaretle iç içe geçmiş devasa bir ekonomik sistem.</p>
<p>Küresel Plastik Anlaşması bu sistemin nasıl değişeceğini belirleme iddiasıyla yola çıktı. 2022’de başlayan müzakerelerin amacı, plastik kirliliğini ürünün tüm yaşam döngüsü boyunca ele alan, hukuken bağlayıcı küresel bir çerçeve oluşturmak olarak belirlendi. Ancak süreç ilerledikçe tartışma, bir anlaşmaya varılıp varılmayacağını ötesinde, bu anlaşmanın ne kadar güçlü ve bağlayıcı olacağına odaklanıyor.</p>
<p>Climate Home News’ta yayımlanan Amy Youngman imzalı “The world doesn’t need a Paris Agreement for plastics” başlıklı yazı, bu soruya açıklık getiriyor: “Plastik krizinin Paris Anlaşması benzeri bir modele ihtiyacı yok.” Paris Anlaşması, küresel iklim diplomasisinin en önemli kilometre taşlarından biri. Neredeyse bütün ülkeleri aynı masa etrafında topladı ve küresel sıcaklık artışını sınırlamak için ortak bir çerçeve oluşturdu. Fakat</p>
<p>Paris modelinin önemli bir özelliği var: Ülkeler ne kadar emisyon azaltacaklarına büyük ölçüde kendileri karar veriyor. Ulusal katkı beyanlarını hazırlıyor, belirli aralıklarla güncelliyor ve zaman içinde hedefl erini güçlendirmeleri bekleniyor. Plastikte tartışılan soru burada başlıyor.</p>
<p><strong>“Musluk açık kalmaya devam ediyorsa yalnızca yeri silmek yeterli değil”</strong></p>
<p>Plastik krizini sadece atık yönetimi, geri dönüşüm ya da ülkelerin kendi belirleyeceği gönüllü hedeflerle çözmeye çalışırsak, sorunun kaynağına dokunmadan sonuçlarını yönetmeye çalışmış oluruz. Çünkü plastik ekonomisinin en zor sorusu, ne kadar plastiği geri dönüştürdüğümüzden çok, ne kadar plastik ürettiğimizle ilgili. Bugüne kadar plastik konusunda politikaların önemli bölümü tüketici davranışına ve atık yönetimine odaklandı. Poşet kullanımını azaltmak, tek kullanımlık ürünleri sınırlamak, geri dönüşüm oranlarını artırmak kuşkusuz gerekli. Ama musluk açık kalmaya devam ediyorsa yalnızca yeri silmek yeterli değil. Youngman’ın yazısındaki temel itiraz da burada yoğunlaşıyor. Plastik üretiminin sınırlandırılması, sorunlu ve gereksiz plastik ürünlerin ortadan kaldırılması ve belirli kimyasalların kontrolü gibi kritik başlıkların gelecekteki toplantılara bırakılması, anlaşmanın daha baştan zayıf doğması anlamına gelebilir.</p>
<p><strong>Gönüllülük mü, ortak kural mı?</strong></p>
<p>Aslında plastik müzakereleri bize iklim diplomasisinden çok tanıdık bir tartışmayı yeniden hatırlatıyor. Bir tarafta mümkün olduğunca fazla ülkeyi sistemin içinde tutabilmek için esnek bir yapı isteyenler var. Diğer tarafta ise ortak ve bağlayıcı kurallar olmadan gerçek dönüşümün gerçekleşmeyeceğini savunanlar.</p>
<p>Plastik konusu sadece çevreyi ilgilendiren bir konu değil. Plastik üretimi petro-kimya sektöründen ambalaja, gıdadan tekstile, otomotivden perakendeye kadar küresel ekonominin çok geniş bir bölümüne dokunuyor. Dolayısıyla üretime ilişkin küresel kurallar aynı zamanda yatırımları, şirketlerin maliyetlerini, ürün tasarımını ve rekabet koşullarını değiştirecek.</p>
<p>Bu nedenle ortak kurallar önemli. Bazı ülkeler ve şirketler daha sıkı standartlara geçerken diğerleri aynı üretim modelini sürdürürse, dönüşümün maliyetini üstlenenler açısından yeni bir rekabet eşitsizliği ortaya çıkabilir. Bağlayıcı küresel standartlar ise oyunun kurallarını herkes için değiştirebilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Plastik krizinin COP’u olmamalı</strong></span></p>
<p>Dünyanın yeni hedefler açıklayan, ardından bu hedeflerin neden gerçekleşmediğini tartışmak için her yıl yeniden toplandığı bir başka sürece ihtiyacı yok.</p>
<p>Üretimden ürün tasarımına, kullanılan kimyasallardan yeniden kullanıma ve atık yönetimine kadar plastiğin bütün yaşam döngüsünü kapsayan kurallar oluşturulmadığı sürece, çok iddialı görünen bir anlaşma bile sahada sınırlı sonuç yaratabilir.</p>
<p>İklim krizinde yıllardır aynı cümleyi kuruyoruz: Hedef koymak yetmiyor, uygulamak gerekiyor.</p>
<p>Plastik krizinde ise soruyu şöyle sormak gerekiyor: Uygulamak için önce oyunun kurallarını değiştirmek gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plastik-icin-paris-anlasmasina-gerek-yok-87399</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/9/1280x720/plastik-kirlilik-sahil-cop-1789366134.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Plastik için Paris Anlaşması’na gerek yok&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-vadeli-program-ovp-yapay-zekaya-odaklaniyor-87380</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orta Vadeli Program (OVP), yapay zekâya odaklanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Herkesin üzerinde fikir beyan ettiği 2027-2029 Orta Vadeli Programı’nın nelere işaret ettiğini bilmeyi görev addederek metnin PDF’ini indirdim. Daha ilk paragrafta yapay zekâ ifadesiyle karşılaşınca, “iyi ki bakmışım” dedim. Bu tür metinleri yazmanın profesyonel bir iş olduğunu öğrendiğim gençlik yıllarımdan beri bunlara çok da fazla ilgi göstermem. Bana hep Şener Şen’in İlyas Salman’a “Yaptım ama niye yaptım?” diye başlayan anlatımlarını çağrıştırır. Ancak madem ki benim de odağımda olan yapay zekâ söz konusu, bu konuyu araştırmalıyım, dedim. Zaten GITEX Ai Türkiye’den yeni çıkmışım. Tam zamanı…</p>
<p>Dediğim gibi metnin başındaki Dünya Ekonomisi alt başlığı altında daha ilk paragraftan yapay zekâ ile karşılaşınca başka nerelerde geçiyor diye arama yapayım dedim. Pdf’in arama kutucuğuna “yapay” yazdım; “sonuç bulunamadı” yanıtını aldım. Yazmaya devam edip “yapay z” yazdığımda “tam eşleşme” deyip altındaki satırda “yapay zekâ” ifadesini karşıma çıkardı ve metinde 32 tane bulunduğunu ifade etti. Buna akıllı arama diyebilirler ama yapay zekânın içinde yer alan yapay kelimesini bulamayacak kadar zekâ yoksunu bir algoritmayı kim yapmışsa onu öpüyorum. Ya da belki internette böyle formatlanıp sonra pdf yapılmıştır. O zaman kimseyi öpmeme gerek yok.</p>
<p>Her ne ise bu saçmalıkla karşılaştıktan sonra işi yapay zekâ dostum Gemini’ye ihale etmeye karar verdim.</p>
<p>Ancak bunun öncesinde insan (yani ben) zekâsının dikkatini çeken bir ifadeyi size aktarmak istiyorum: “2026 yılının ilk yarısında küresel görünüm, ABD/İsrail-İran Savaşı ile Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve savaşın bölge ülkelerine yayılmasıyla enerji, petrol ürünleri, doğal gaz ve kritik sanayi girdilerinin tedarikinde aksamalara yol açan arz şokları ile yapay zekâ odaklı teknoloji yatırımlarının oluşturduğu güçlü büyüme dinamikleri ekseninde şekillenmiştir.”</p>
<p>Bu ifade ilgi çekici çünkü İran ile bu kadar uzun sınırı olan Türkiye’nin sürekli Hürmüz Boğazı’ndaki duruma vurgu yapması bana komik geliyor. Bizim başka bir boğazda ya da gırtlakta sıkıştığımız aşikâr. Bunu bilmek, yapay zekâ eylem planımızda ve Orta Vadeli Program’da neler yaşayacağımızı öngörmek açısından önemli. Hürmüz Boğazı tıkandığında bizimki gibi alternatif rotaların avantajlı hale gelmesi gerekirken bunun tersinin gerçekleşmesi, sınır komşumuzla aramızda geçit değil, duvar olduğunu gösteriyor. Ben bu tür konuları anlamakta zorlanıyorum ama anlamak gerektiği konusunda da sonsuz bir inancım var:</p>
<p>İkinci bir konu 2026-2028 Orta Vadeli Programı (OVP) olarak andığım metnin karşıma çıkan 2027-2029 Orta Vadeli Programı (OVP) ile iç içe geçmesi oldu. Cehaletimi mazur görmesini istediğim Gemini, sağ olsun, bana bu durumu şöyle açıkladı:</p>
<p>Orta Vadeli Programlar (OVP), sabit ve değişmez metinler olmayıp, küresel ve ulusal ekonomik koşullardaki değişimlere uyum sağlamak amacıyla her yıl, üç yıllık bir kayan perspektifle güncellenerek yeniden yayımlanan temel politika belgeleridir. 2026-2028 dönemi OVP yürürlükteyken 2027-2029 dönemi için yeni bir programın hazırlanmasının temel gerekçeleri şunlardır:</p>
<p><strong>- Kayan Yıl Mantığı (Üç Yıllık Perspektifin Yenilenmesi):</strong> OVP her yıl Eylül ayında güncellenir. Amaç, geçmiş yılı geride bırakarak önümüzdeki üç yıllık dönemi (bu kapsamda 2027, 2028 ve yeni eklenen 2029 yılını) kapsayan güncel bir yol haritası ve bütçe çerçevesi oluşturmaktır.</p>
<p><strong>- Makroekonomik Verilerin ve Tahminlerin Revize Edilmesi:</strong> Bir önceki program döneminde öngörülen büyüme, enflasyon, cari açık ve dış ticaret gibi göstergelerde, küresel ve yerel şartların etkisiyle sapmalar veya güncellemeler meydana gelmiştir. Örneğin, jeopolitik riskler, enerji maliyetlerindeki değişimler ve savaş koşullarının yarattığı arz şokları nedeniyle 2026 yılı enflasyon ve büyüme beklentileri yeniden ele alınmış; bu doğrultuda sonraki yılların hedefleri de (2027-2029) gerçekçi bir zemine oturtulmuştur.</p>
<p><strong>- Bütçe ve Kaynak Tahsisinde Uyumun Sağlanması:</strong> OVP; kalkınma planları, yıllık programlar ve merkezi yönetim bütçesi arasındaki hedef ve kaynak bütünlüğünü sağlar. Yeni bütçe dönemi yaklaşırken kamu harcamalarının, yatırım önceliklerinin (örneğin deprem harcamaları ve teknolojik dönüşüm hamleleri) ve ekonomik tedbirlerin güncel verilere göre yeniden şekillendirilmesi zorunludur.</p>
<p>Üçüncü konu ise, başarıya ulaşmak ile ilgili. Gemini’a programdaki tezlere katılıp katılmadığını sorup kişisel görüşünü buraya eklemek gerektiğini düşündüm. Gemini biraz diplomatik bir değerlendirme yaptı:</p>
<p>Orta Vadeli Programlarda yer alan tezler ve stratejik hedefler, ülkenin makroekonomik istikrarını, büyüme dinamiklerini ve teknolojik dönüşüm kapasitesini artırmayı hedefleyen resmi politika metinleridir. Bu programlarda öngörülen yapay zekâ ekosisteminin kurulması, yerli üretken yapay zekâ altyapılarının geliştirilmesi ve sanayide otonom üretim sistemlerinin yaygınlaştırılması gibi vizyonlar, ülkenin küresel rekabet gücünü artırma potansiyeli taşır.</p>
<p>Bununla birlikte, bu tür ekonomik ve teknolojik tezlerin başarıya ulaşması; küresel risklerin (örneğin arz şokları ve jeopolitik gerilimler) yönetilmesine, öngörülen reformların kararlılıkla uygulanmasına ve kaynakların etkin dağılımına doğrudan bağlıdır. Bu yönüyle programlar, teorik olarak güçlü bir çerçeve sunarken, sahadaki uygulama başarısı ve makroekonomik dengelerdeki istikrar en belirleyici unsur olmaya devam etmektedir.       </p>
<p>Bu şekilde yapay zekâyı işin içine soktuktan sonra Orta Vadeli Program’ın yapay zekâ içeriğine bakmanın zamanı geldi.</p>
<p><strong>2026: Türkiye’nin yapay zekâyı keşfi</strong></p>
<p>Gemini’ı bir teknoloji ve iktisat uzmanı olarak tanımlayıp, kendisinden bu unvana göre alt seviyede bir işi yapmasını istedim.  Kırılmadan hızla komutumu yerine getirdi:</p>
<p>Metinde geçen "yapay zekâ" (veya varyantları) ifadelerini ve bu kelimelerin geçtiği cümleleri orijinal metin sırasına göre aşağıda listeledim:</p>
<p><strong>a) Giriş ve genel değerlendirme bölümleri:</strong></p>
<p>- “Geleneksel gümrük vergilerinin yanında stratejik sektörleri korumayı amaçlayan ulusal güvenlik ve teknolojik üstünlüğü hedef alan yeni nesil korumacılık eğilimlerinin yaygınlaşması, yapay zekâ temelli teknolojik dönüşüm ve yeşil dönüşüm süreci, küresel ekonomi politikalarının temel belirleyicileri hâline gelmiştir.”</p>
<p>- “2026 yılının ilk yarısında küresel görünüm, ABD/İsrail-İran Savaşı ile Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve savaşın bölge ülkelerine yayılmasıyla enerji, petrol ürünleri, doğal gaz ve kritik sanayi girdilerinin tedarikinde aksamalara yol açan arz şokları ile yapay zekâ odaklı teknoloji yatırımlarının oluşturduğu güçlü büyüme dinamikleri ekseninde şekillenmiştir.”</p>
<p>- “Bununla birlikte, tarife artışlarına ilişkin karar alma sürecinde ortaya çıkan belirsizlikler dolayısıyla öne çekilen ithalat talebi ile yapay zekâ bağlantılı yatırımlar, ticaret dinamiklerini beklentilerin üzerinde canlandırmış ve küresel büyümenin tahminlerin üzerinde gerçekleşmesinde belirleyici olmuştur.”</p>
<p><strong>b) Sürdürülebilir büyüme ve teknoloji politikaları bölümleri:</strong></p>
<p>- “Yapay zekâ, ileri malzemeler, yarı iletkenler, robotik, biyoteknoloji, enerji depolama ve yeni nesil ulaşım teknolojileri başta olmak üzere stratejik alanlarda Ar-Ge, tasarım ve ölçekli üretimi aynı ekosistemde buluşturan mekanizmalar güçlendirilecektir.”</p>
<p>- “Bununla birlikte, işletmelerin enerji, hammadde, işgücü ve makine kullanımını gerçek zamanlı izleyerek optimize eden yapay zekâ destekli ve otonom üretim sistemlerinin yaygınlaştırılması ve işletmelerin dijital dönüşümünün hızlandırılması yoluyla sanayide kaynakların daha etkin kullanılması sağlanacaktır.”</p>
<p>- “Yapay zekâ, siber güvenlik, otonom sistemler/araçlar, kuantum teknolojileri, hipersonik sistemler, yeni nesil malzeme teknolojileri, uzay ve uydu teknolojileri, nanoteknoloji, biyoteknoloji, sensör teknolojileri, çip, batarya, nükleer, yenilenebilir enerji, blokzincir ve robotik başta olmak üzere derin teknoloji ve ileri teknoloji alanlarında Ar-Ge faaliyetleri desteklenecek ve bu alanlarda çalışan araştırma kurumları, üniversiteler ve özel sektör şirketleri arasındaki stratejik işbirlikleri desteklenmeye devam edilecektir.”</p>
<p>- “Yüksek başarımlı hesaplama, yapay zekâ ve kuantum teknolojileri alanlarında araştırma ve yenilik kapasitesi ile kamu-sanayi-üniversite işbirlikleri güçlendirilecektir.”</p>
<p>- “Türkçeye özgü dil yetkinliği yüksek temel büyük dil modellerinin geliştirilmesi, bu modeller üzerine kamu kurumlarının ihtiyaçlarına yönelik özelleştirilebilir yapay zekâ çözümlerinin geliştirilmesini sağlayacak yerli üretken yapay zekâ ekosistemi oluşturulacaktır.”</p>
<p>- “Yapay Zekâ Eylem Planı (2026-2030) kapsamında, düşük karbonlu ulusal hesaplama omurgası ve bütünleşik yatırım çerçevesiyle desteklenen yerli yapay zekâ üretim kapasitesi güçlendirilecektir.”</p>
<p>- “Robotik teknoloji ve yapay zekâ araçlarına yönelik yazılım üreten öğrenci, öğretmen gruplarının farklı bölgelerde özendirilmesi sağlanacaktır.”</p>
<p><strong>Yapay zekâya tematik bakış önem taşıyor</strong></p>
<p>Bunun arkasından yapay zekânın tematik konumlandırmasını yapmasını istediğim yapay zekâ, programın pdf versiyonunun dışındaki kaynakları da tarayarak şu sonucu aktardı:</p>
<p>2027-2029 Orta Vadeli Programı'nda (OVP) "yapay zekâ" kavramı; küresel makroekonomik dinamiklerden sanayi politikalarına, dijital dönüşüm altyapılarından iş gücü piyasasına, vergi denetiminden sağlık teknolojilerine kadar stratejik bir odak noktası olarak konumlandırılmaktadır. Program metni genelinde yapay zekâ odaklı politika, yatırım ve düzenleme alanları temel başlıklar altında şu şekilde yapılandırılmaktadır:</p>
<ol>
<li><strong> Küresel Ekonomik Eğilimler ve Makrofinansal Risk Analizleri</strong></li>
</ol>
<p>- Küresel Teknolojik Dönüşüm: Küresel ekonomi politikalarının temel belirleyicileri arasında yapay zekâ temelli teknolojik dönüşüm ve yeşil dönüşüm süreçleri gösterilmektedir.</p>
<p>- Ticaret ve Yatırım Dinamikleri: İthalat talebi ile birlikte yapay zekâ bağlantılı yatırımların küresel ticaret dinamiklerini beklentilerin üzerinde canlandırdığı belirtilmektedir.</p>
<p>- Büyüme Sürücüleri: Küresel görünümün şekillenmesinde arz şoklarının yanı sıra yapay zekâ odaklı teknoloji yatırımlarının oluşturduğu güçlü büyüme dinamiklerine dikkat çekilmektedir.</p>
<p>- Makrofinansal Riskler: Yapay zekâ ve ileri teknoloji yatırımlarına ilişkin beklentilerde veya şirket değerlemelerinde yaşanabilecek ani düzeltmelerin makrofinansal istikrarı zayıflatabilecek risk unsurları arasında yer aldığı vurgulanmaktadır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Yüksek Teknoloji, Ar-Ge ve Üretim Ekosistemi</strong></li>
</ol>
<p><strong>- </strong>Bütünleşik Teknoloji Ekosistemi: Yapay zekâ, yarı iletkenler, robotik, biyoteknoloji, ileri malzemeler, enerji depolama ve yeni nesil ulaşım teknolojileri stratejik alanlar olarak belirlenmiş; bu alanlarda Ar-Ge'den ölçekli üretime uzanan bütünleşik bir ekosistem kurulması hedeflenmiştir.</p>
<p>- Yerli Üretken Yapay Zekâ: Ülke içi teknolojik yetkinliği artırmak amacıyla yapay zekâ çözümlerinin geliştirilmesini sağlayacak yerli üretken yapay zekâ ekosisteminin oluşturulacağı ifade edilmektedir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Dijital Dönüşüm, Süper Bilgisayar Altyapıları ve Kamu Hizmetleri </strong></li>
</ol>
<p>- Mevzuat Altyapısı: Yapay zekâ alanında Avrupa Birliği (AB) müktesebatı ile uyum gözetilerek ulusal mevzuat altyapısının geliştirilmesi sağlanacaktır.</p>
<p>- Süper Bilgisayar ve TRUBA Kapasitesi: Yapay zekâ uygulamalarının yoğun veri ve işlem gücü ihtiyaçlarını karşılamak üzere süper bilgisayar altyapıları geliştirilecek ve Türk Ulusal Bilim e-Altyapısı (TRUBA) süper bilgisayarının kapasitesi artırılacaktır.</p>
<p>- Yapay Zekâ Destekli Kamusal Hizmetler: Kamuda dijital dönüşümü hızlandırmak ve yeni nesil teknolojilerden etkin faydalanmak amacıyla yapay zekâ destekli hizmet modelleri tasarlanacaktır.</p>
<p>- Uygunluk ve Belgelendirme Süreçleri: Test, muayene, gözetim, belgelendirme, standardizasyon ve uygunluk değerlendirme süreçlerinde dijital dönüşüm hızlandırılarak yapay zekâ destekli, veri odaklı entegre hizmet modelleri geliştirilecektir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> İş Gücü Piyasası, İstihdam ve Beşerî Sermaye </strong></li>
</ol>
<p>- Beceri Uyumsuzluklarının Giderilmesi: Yapay zekâ ve otomasyonun iş gücü piyasasına etkilerini yönetmek, dönüşen iş süreçlerine uyum sağlamak ve yapay zekâ ile stratejik alanlardaki beceri uyumsuzluklarını gidermek programın öncelikleri arasında yer almaktadır. - Nitelikli İnsan Kaynağı ve Lisansüstü Eğitim: Savunma sanayisi başta olmak üzere yapay zekâ, siber güvenlik, enerji, madencilik ve uzay teknolojileri gibi nitelikli insan kaynağına ihtiyaç duyulan stratejik alanlarda iş gücü yetiştirmek amacıyla lisansüstü eğitimler ve özel uzmanlık programları desteklenecektir.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele ve Vergi Denetimi </strong></li>
</ol>
<p>- Risk Analizi ve Vergi İhbarları: Kayıt dışı ekonomiyle mücadelede etkinlik sağlamak amacıyla vergi ihbarları ve risk analizlerinde yapay zekâ ve büyük veri destekli analitik sistemlerin aktif olarak devreye sokulması kararlaştırılmıştır.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Sağlık Teknolojileri ve Yerleşme Hamlesi</strong></li>
</ol>
<p>- Sağlıkta Yapay Zekâ Ekosistemi: Sağlık teknolojilerini ekonomik güvenliğin merkezine alan yerleşme hamlesi kapsamında; yerli aşı, ilaç, tıbbi cihaz ve biyoteknolojinin yanı sıra yapay zekâ alanına stratejik destek sağlanacak ve sektörel yapay zekâ ekosistemi tesis edilecektir.</p>
<p><strong>Bir eylem planı hazırladık</strong></p>
<p>Bundan sonraki adımda Gemini’dan bu olgulara dayanan bir eylem planı hazırlamasını istedim. Yaptı:</p>
<p>Metinde yer alan stratejik hedefler, küresel ekonomik eğilimler ve teknolojik dönüşüm alanları dikkate alınarak hazırlanan kapsamlı eylem planı aşağıda yer almaktadır:</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Stratejik Dönüşüm ve Kalkınma Eylem Planı</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 14pt;">1. Teknoloji, Derin Teknoloji ve Yapay Zekâ Ekosistemi</span></strong></p>
<p>- Yerli Üretken Yapay Zekâ Altyapısı: Türkçeye özgü dil yetkinliği yüksek temel büyük dil modelleri geliştirilecek; kamu kurumlarının ihtiyaçlarına yönelik özelleştirilebilir yerli üretken yapay zekâ ekosistemi kurulacaktır.</p>
<p>- Yapay Zekâ Eylem Planı (2026-2030): Düşük karbonlu ulusal hesaplama omurgası ve bütünleşik yatırım çerçevesi hayata geçirilerek yerli yapay zekâ üretim kapasitesi artırılacaktır.</p>
<p>- Kritik Teknoloji Alanlarında Ar-Ge: Yapay zekâ yanı sıra siber güvenlik, otonom sistemler, kuantum teknolojileri, hipersonik sistemler, yarı iletkenler (çip), batarya, robotik ve biyoteknoloji gibi derin teknoloji alanlarında araştırma kurumları, üniversiteler ve özel sektör arasındaki iş birlikleri güçlendirilecektir.</p>
<p>- Eğitim ve Yetkinlik Geliştirme: Robotik teknoloji ve yapay zekâ araçlarına yönelik yazılım üreten öğrenci ve öğretmen grupları farklı bölgelerde teşvik edilerek yaygınlaştırılacaktır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 14pt;">2. Sanayi, Üretim ve Dijitalleşme</span></strong></p>
<p>- Otonom ve Akıllı Üretim: İşletmelerin enerji, hammadde, iş gücü ve makine kullanımını gerçek zamanlı izleyip optimize eden yapay zekâ destekli otonom üretim sistemleri yaygınlaştırılacak ve sanayide dijital dönüşüm hızlandırılacaktır.</p>
<p>- Stratejik Sektörlerde Entegrasyon: Yapay zekâ, ileri malzemeler, robotik, enerji depolama ve yeni nesil ulaşım teknolojilerinde Ar-Ge, tasarım ve ölçekli üretimi aynı ekosistemde buluşturan mekanizmalar güçlendirilecektir.</p>
<p>- Kamu-Sanayi-Üniversite İş Birliği: Yüksek başarımlı hesaplama, yapay zekâ ve kuantum teknolojileri alanlarında araştırma ve yenilik kapasitesi artırılacaktır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 14pt;">3. Küresel Tedarik Zincirleri ve Arz Güvenliği</span></strong></p>
<p>- Arz Şoklarına Karşı Direnç: Enerji, petrol ürünleri, doğal gaz ve kritik sanayi girdilerinin tedarikinde yaşanabilecek aksamalara (jeopolitik riskler ve bölgesel çatışmalar kaynaklı) karşı alternatif güzergâhlar ve stratejik stoklama politikaları geliştirilecektir.</p>
<p>- Yeni Nesil Korumacılık ve Ticaret: Küresel düzeyde artan ulusal güvenlik ve teknolojik üstünlük odaklı korumacılık eğilimleri karşısında dış ticaret dinamikleri yakından izlenecek, proaktif dış ticaret politikaları uygulanacaktır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 14pt;">4. Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik</span></strong></p>
<p>- Düşük Karbonlu Omurga: Teknoloji yatırımları ve veri merkezi altyapıları oluşturulurken düşük karbon salınımı hedefleyen sürdürülebilir enerji kaynakları ve yeşil dönüşüm kriterleri esas alınacaktır.</p>
<p>- Kaynak Verimliliği: Sanayi ve tarım başta olmak üzere tüm ekonomik faaliyetlerde kaynakların daha etkin kullanılması için yeşil ve dijital dönüşüm süreçleri (ikiz dönüşüm) entegre bir şekilde desteklenecektir.</p>
<p><strong>Zurnanın zırt dediği yere geldik</strong></p>
<p>Bundan sonraki adımda Gazi Mustafa Kemal’in Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) ile başardığı ve ondan sonra gelenlerin kendisinin devamı gibi gösterdikleri çakma projelerle yapamadıklarını karşılaştırıp Türkiye’nin başarısına üst düzeyde bir katkı sunmak istedim. Eski Türkiye’nin entelektüellerinin yarattığı ağır enkazın içinden veriyi süzüp AOÇ ile diğer projelerin başarı karşılaştırmasını yapamadı. Türk kültürel birikiminin çapakları doğrultusunda bütün projelerin birbirinin devamı olduğunu düşünüyor. Bunu benim ayrıca araştırıp yazmam gerekecek ama şimdilik karşılaştırma yapmak isteyenler için Gazi Mustafa Kemal’in 1925’te kurduğu AOÇ’nin performansını burada aktarayım. Birileri de köy enstitülerinin başardıklarını yazarsa karşılaştırma imkanımız olur. Ya da ben bunu yapana kadar bekleriz. Şimdilik elimizdeki sonuçlar şöyle:</p>
<p>Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) modeli, sadece tarımsal bir üretim alanı ya da bir rekreasyon sahası değil; millî iktisat politikasının, fen bilimlerinin ve toplumsal dönüşümün uygulamalı bir laboratuvarı ve ideolojik manifestosudur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1925 yılında Ankara'nın bataklık, kıraç ve ağaçsız steplerinde bilinçli olarak seçtiği bu verimsiz arazi üzerinde kurguladığı model şu temel analiz sütunları üzerine oturur:</p>
<ol>
<li><strong> AOÇ Modelinin Temel Dinamikleri ve Analizi</strong></li>
</ol>
<p>- İrade ve Bilimin Zaferi (İmkânsızı Başarmak): Çiftliğin kurulduğu coğrafya tarım için son derece elverişsizdi. Buranın seçilmesi bilinçli bir tercihti; amaç, "Türkiye’nin en verimsiz topraklarında bile insan iradesinin, fennin ve tekniğin imkânsızı yenebileceğini" tüm millete uygulamalı olarak kanıtlamaktı.</p>
<p>- Tarım-Sanayi Entegrasyonu: Model, hammaddenin tarlada kalmayıp aynı ekosistem içinde işlenmesini öngörüyordu. Çiftlik bünyesinde kurulan malt fabrikası, bira fabrikası, gazoz/soda fabrikası, süt fabrikası, deri ve tuğla fabrikaları ile tarım ve sanayi tek bir zincirde halka halka birleştirildi.</p>
<p>- Kendi Kendine Yete otros (Otonom Finansman): Çiftlik, dışarıdan sürekli bütçe aktarılan hantal bir kamu kurumu değil; kendi kârını yine kendi yatırımlarına ve kamusal hizmetlere dönüştüren, ekonomik olarak rasyonel ve ayakları üzerinde duran bir işletme mantığıyla yönetildi.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Bu Model Nasıl Bir "İnsan Modeli" Ortaya Çıkardı?</strong></li>
</ol>
<p>AOÇ, toprağı işlerken aynı zamanda "yeni Türk insanını ve zihniyetini" inşa ediyordu. Bu modelin yetiştirdiği insan profili şu nitelikleri taşıyordu:</p>
<p>- Uygulayarak Öğrenen (Pragmatist ve Bilimsel) Fert: Geleneksel ve ezbere dayalı üretim biçimlerini reddeden; laboratuvar sonuçlarını, ıslah edilmiş tohumları, modern traktörleri ve biçerdöverleri kullanan, fenle hareket eden üretici profili.</p>
<p>- Stajyer ve Uzman Kuşağı (Teknik Kapasite): Çiftlik sadece işçi çalıştırmadı; dönemin ziraat mekteplerinden gelen yüzlerce öğrenciye ve gence (aralarında kadın stajyerler de olmak üzere) modern tarım, zootekni, süt teknolojisi ve işletmecilik öğreten bir okul işlevi gördü. Burada yetişen mühendisler, teknisyenler ve uzmanlar, Cumhuriyet’in tarım ve sanayi devrimini Anadolu’nun dört bir yanına taşıyan öncüler oldu.</p>
<p>- Özgüven Sahibi Üretici: Bataklık bir arazinin ortasında modern bir medeniyet adası yaratıldığını gören köylü ve işçi, çaresizlik psikolojisinden sıyrılarak "emek verirse her şeyi başarabileceği" özgüvenini kazandı.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Yarattığı Maddi ve Manevi Zenginlik Neydi?</strong></li>
</ol>
<p>- Zirai ve Genetik Zenginlik (Islah ve Verimlilik): Anadolu’nun yerli ırkları ile dışarıdan getirilen nitelikli damızlık hayvanların (Merinos, Karagül koyunları, Simental inekler vb.) melezlenmesiyle verimlilik katbekat artırıldı. Örneğin, köylünün 2-3 litre olan süt verimi bu modelin dağıttığı damızlıklar sayesinde 18-20 litrelere çıkarıldı. Kuraklığa dayanıklı "kunduru" buğdayı gibi özel tohumlar ıslah edilerek tüm ülkeye yayıldı.</p>
<p>- Halk Sağlığı ve Gıda Güvenliği Zenginliği: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ilk kez standartlarına uygun pastörize süt, hijyenik yoğurt, sağlıklı et ve türevleriyle AOÇ sayesinde tanıştı. Başkent Ankara’nın sağlıklı gıda, temiz içme suyu ve süt ihtiyacı doğrudan bu çiftlikten karşılandı.</p>
<p>- Çevresel ve Sosyal Zenginlik (Yeşil Vatan): Çorak ve kıraç bir step, milyonlarca ağacın dikildiği, göletlerin ve parkların (Marmara Parkı, Karadeniz Parkı) yer aldığı bir ekolojik cennete dönüştürüldü. Ayrıca halkın spor yapabileceği, plajından faydalanabileceği, lunaparkında eğlenebileceği ve sosyal hayatın merkezinde buluşabileceği kamusal bir cazibe merkezi yaratıldı.</p>
<p>Özetle; Atatürk Orman Çiftliği modeli, maddi anlamda üretkenliği, verimliliği ve yerli sanayileşmeyi; manevi anlamda ise "kuldan vatandaşlığa, kadercilikten akılcılığa" geçişin somut karşılığı olan yepyeni bir insan ve toplum zenginliği ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Benim yapay zekâ için önerdiğim kalkınma modeli budur ve bu, 100 yıldan öncesine giden bir miras olduğunun altını çizmem gerekiyor. Bize hiç öğretilmeyen ve bizim görmemiz istenmeyen bir gerçeğe yapay zekâ sayesinde erişebiliyoruz. Bu bilinçle şunu deme gücümüz oluyor: Ya bizden birinin yaptığı gibi böyle yaparsınız ya da siz bilirsiniz.    </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-vadeli-program-ovp-yapay-zekaya-odaklaniyor-87380</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Vadeli Program (OVP), yapay zekâya odaklanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamuda-taseron-yasagi-deliniyor-mu-nasil-87377</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamuda taşeron yasağı deliniyor mu, nasıl?  </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bilindiği üzere, mağduriyet algısının oluşması sonucunda, 24.12.2017 tarih ve 696 sayılı KHK ile kamu idarelerinde temizlik, güvenlik, park-bahçe bakım onarımı vb. personel çalıştırılmasına dayalı hizmetlerin ihale yoluyla piyasadan temini uygulamasına son verilmiş ve 04.12.2017 tarihi itibarıyla söz konusu hizmetlerde çalıştırılmakta olanlar kamu idarelerinin personel kadrolarına (merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde sürekli işçi kadrolarına, mahalli idarelerde ise bu idarelerin sermayesine sahip olduğu şirketlerin işçi pozisyonlarına) geçirilmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla, söz konusu KHK’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte kamu idarelerince söz konusu hizmetlerin ihale veya doğrudan temin yoluyla işgücü temini şirketlerinden (taşeron firmalardan) temin edilmesi yasaklanmıştır.</p>
<p>Ne var ki gelinen noktada, söz konusu işçilerin bir gecede ve sınavsız olarak kamu idareleri kadrolarına geçirilmesi çalışma barışına zarar verdiği gibi iş veriminde ciddi anlamda düşüşlere yol açmıştır.</p>
<p>Bu nedenle, özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda yeterli temizlik hizmeti yapılmamasından dolayı bazı hijyen sorunlarının ortaya çıktığı yönünde haberler kamuoyuna yansımış ve temizlik hizmeti hizmetini ifa edenlerin kadroya geçirildikten sonra yeterli verimlilikte çalıştırılamadığı söz konusu bakanlık tarafından da kabul edilmiştir.</p>
<p>Bunun sonucunda, Bakanlık geçici süreli olarak İŞKUR üzerinden geçici personel istihdamı yoluna gitmiş olup, bu yolun da yeterli olmaması nedeniyle başka yöntemlerle piyasadan personel tedariki yoluna gitmeyi değerlendirmektedir.</p>
<p>Bu durum sadece, adı geçen Bakanlıkta değil, maalesef birçok kamu idaresinde söz konusu olup, kadroya geçirilen işçilerin yeterli verimlilikte çalışmaması sonucunda aksayan hizmetler başka yöntemlerle (yeni personel alımı, farklı statülerde personel istihdamı vb.) çözülmeye çalışılmaktadır. Kamu personeli sayısının 5.5 milyona, işçi sayısının 1.3 milyona dayanmasının nedenlerinden biri aynı hizmet için mükerrer personeli istihdamıdır.</p>
<ol>
<li><strong> Taşeron yasağı nasıl deliniyor?</strong></li>
</ol>
<p><strong>1.1. Kontrollük, danışmanlık, müşavirlik adı altında büro hizmeti alımı</strong></p>
<p>Özellikle Karayolları Genel Müdürlüğü gibi altyapı hizmetlerini ifa eden kamu idarelerinde büro hizmetleri ve diğer destek hizmetlerini ifa edecek sayı ve nitelikte memur, sözleşmeli personel vb. kadrolu personel bulunmasına karşın yol yapımı bakımı ve onarımına ilişkin “kontrollük, danışmanlık, müşavirlik hizmeti alımı” adı altında ihalelere çıkılmakta,  fakat söz konusu ihaleler kapsamında istihdam edilen personelin önemli bir kısmı memur veya destek hizmeti personeli tarafından ifa edilmesi gereken büro işleri vb. işlerde çalıştırılmaktadır.</p>
<p>Bunun sonucunda kamu idaresinin büro hizmetlerini ifa etmekle görevli memurlar atıl vaziyette tutulurken aynı hizmet için hem kadrolu personele hem de Kontrollük, Danışmanlık, Müşavirlik Hizmeti Alımı” adı altında istihdam edilen taşeron firma personeline maaş ödenmektedir. Bu durumun yasal olmadığı kadar kamu kaynağı israfı niteliğinde olduğu aşikardır.</p>
<p><strong>1.2. Geçici Süreli Personel İstihdamı </strong></p>
<p>Bir hizmetin personel çalıştırılmasına dayalı hizmet olarak nitelendirilmesinin şartlarından biri niteliği gereği süreklilik arz eden bir hizmet olmasıdır.</p>
<p>Bir hizmetin süreklilik arz etmesi ise bu hizmete uzun süre yani mutat şekilde ihtiyaç duyulması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Nitekim Kamu İhale Kurumu’nca yapılan düzenlemeye göre, “Niteliği gereği süreklilik arz eden iş” kriterinin tespitinde, geçici nitelikte olmama, belli dönemler itibarıyla tekrarlanmasına ihtiyaç duyulma kriterlerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>
<p>Bu nedenle, örneğin temizlik hizmeti belli dönemler itibarıyla tekrarlanmasına ihtiyaç duyulan hizmet olarak personel çalıştırılmasına dayalı bir hizmettir.</p>
<p>Ne var ki, bazı kamu idarelerinde hizmetin geçici nitelikte olması, süreklilik arz etmemesi hususu; hizmetin 6 aydan daha az sürmesi olarak algılanmakta veya bu şekilde ifade edilmeye çalışılmakta ve dolayısıyla temizlik, çöp toplama vb. personel çalıştırılmasına dayalı olduğu aşikar olan hizmetler 6 aylık (veya 5 ay 29 günlük) periyotlarla tekrar tekrar piyasadan temin edilmektedir.</p>
<p>Bu durumun 696 sayılı KHK’yı devre dışı bırakma sonucunu doğurduğu aşikardır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Taşeron yasağını delmenin yasal yaptırımı </strong></li>
</ol>
<p>696 sayılı KHK’da söz konusu kararnamenin taşeron yasağı hükümlerine aykırı hareket etmenin yaptırımı net bir şekilde düzenlenmemiş olmakla birlikte kamu idarelerinde KHK ile getirilen taşeron yasağına rağmen personel çalıştırılmasının bir takım yasal yaptırımları bulunmaktadır.</p>
<p>İlk olarak, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre, “Mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması” kamu zararına yol açan haller arasında sayılmıştır. 696 sayılı KHK ile taşeron yasağına rağmen taşeron firma personeli için ödeme yapılması mevzuatında öngörülmeyen bir ödeme olarak kamu zararını oluşturmaktadır. </p>
<p>Söz konusu kamu zararı, harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlisi ile üst yöneticiye tazmin ettirilmektedir.</p>
<p>İkinci olarak, kamu zararına sebebiyet ermek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na göre görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarından birisidir.</p>
<p><strong>Sonuç; </strong>Taşeron şirketlerde istihdam edilen personelin 2018 yılında 696 sayılı KHK ile kamu idarelerinin kadrolarına geçirilmesi çalışma barışının zedelenmesi, iş veriminin düşmesi, kamu kaynağının israfına sebebiyet verdiği ve bazı kamu hizmetlerinde aksamalara yol açtığı anlaşılmıştır.</p>
<p>Taşeron yasağına aykırı istihdamın ciddi mali ve idari yaptırımları bulunmaktadır.</p>
<p>Aynı şekilde, yeterli verimlilikte çalışmayan kamu işçileri hakkında 4857 sayılı İş Kanunu’nda yer alan yaptırımların uygulanması ve bu konuda kamu idarecilerinin gerekli disiplin ve dirayete sahip olması icap etmektedir.</p>
<p>Son olarak, kadrolu işçi yerine taşeron firma elemanı istihdam edilmesinin daha rasyonel olacağı anlaşıldığı takdirde kamuda personel çalıştırılmasına dayalı hizmetlerde çalışan personelin kademeli olarak tasfiye edilmesi yoluna gidilmelidir. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamuda-taseron-yasagi-deliniyor-mu-nasil-87377</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamuda taşeron yasağı deliniyor mu, nasıl?   ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satis-sonrasi-vitrini-87376</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Satış sonrası vitrini</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel otomotiv satış sonrası pazarının 2026’da yüzde 5,8 büyümesi bekleniyor. Araç ömrünün uzaması, bağımsız yedek parça pazarının güçlenmesi, elektromobilite, dijitalleşme ve yapay zekâ kaynaklı yeni iş modelleri büyümeyi güçlü biçimde besliyor.</strong></p>
<p>Otomotiv satış sonrası sektörünün nabzı, geçtiğimiz hafta Automechanika Frankfurt’ta attı. Türkiye’den OİB, TAYSAD ve OSS üyesi şirketlerimiz de olmak üzere 80’den fazla ülkeden yaklaşık 4.400 katılımcı, 300 bin metrekarelik tüm salonları dolu fuar alanında otonom sürüşe kadar sektörü nasıl dönüştürdüklerini gösterdiler. Zorlu ekonomik koşullara ve jeopolitik krizlere rağmen katılımcı sayısının yüzde 5 artması, fuarın dayanıklılık ve pazar varlığı açısından taşıdığı önemi ortaya koyarken, küresel belirsizlikler karşısında sektörün yüz yüze buluşmasının değerine de işaret ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa77cda28604-1789361370.jpg" alt="" width="700" height="458" /><strong>İnovasyon Ödülleri, dönüşümün </strong><strong>yönünü göstermesi açısından önemli</strong></p>
<p>Frost &amp; Sullivan’ın son tahminlerine göre küresel otomotiv satış sonrası pazarının 2026’da yüzde 5,8 büyümesi bekleniyor. Araç ömrünün uzaması, bağımsız yedek parça pazarının güçlenmesi, elektromobilite, dijitalleşme ve yapay zekâ kaynaklı yeni iş modelleri büyümeyi besliyor. Öte yandan dalgalı stresler ve tedarik zinciri riskleri de artıyor. Dünyanın en büyük B2B organizasyonu olarak gösterilen Automechanika, tam da bu noktada sanayi, atölyeler ve perakendeyi bir araya getirerek çözümleri ortaya koyuyor.</p>
<p>2026’nın İnovasyon Ödülleri, dönüşümün yönünü göstermesi açısından önemliydi. Benim de aralarında bulunduğum 17 kişilik uluslararası jüri, 185 başvuru arasından 47 finalisti değerlendirerek, sürdürülebilir tahrik çözümlerinden akıllı atölye ve servis sistemlerine, ileri parça ve araç teknolojilerinden döngüsel ekonomi ve yeniden üretime kadar geniş bir yelpazede 10 kategoride kazananları seçti. Kazananlar arasında otonom araç muayene robotu, yapay zekâ destekli teşhis asistanı, kullanılmış parçaların geri dönüşü ve değerlendirilmesi için dijital sistem, elektrikli tahrik motorları için yenileme süreci ve satış sonrası için özellikle dayanıklı fren diski gibi fikirler vardı. Jüri ayrıca yüksek voltajlı bataryaların onarımını ve yenilenmesini mümkün kılan mobil tamir atölyelerini de özel “Yeşil Ödül”e layık gördü.</p>
<p>Bir düşünce ancak pratikte fark yarattığında inovasyona dönüşüyor; fuar da bu farkı görünür kılıyor.</p>
<p>2026 programındaki 500’den fazla etkinlik arasında Geleceğin Mobilite Parkı, Automechanika Pit Yolu ve Deneyim Parkı gibi canlı formatlar, yepyeni sahnelerdi. HighTech4Mobility forumu, yazılım tanımlı araçlar ve dijital servisleri merkeze alırken, Avrupa Veri Yasası’nın otomotiv pazarına etkileri de tartışıldı. Enstitülerin hazırladığı “Hareket Halinde Yapay Zekâ: Otomotiv Satış Sonrası Hizmetlerini Yeniden Şekillendirmek” çalışması tanıtılırken, yapay zekânın satış sonrasında nasıl yeni değer yaratabileceği anlatıldı. Alman teknik üniversiteleri ise otomotiv sağlığının geleceğini, sürüş sırasında sağlık verisinin nasıl toplanıp kullanılabileceğini masaya yatırdılar. FIA’nın Ernst &amp; Young ile 10 pazarda 10 bin sürücü üzerinde yaptığı Küresel Tüketici Mobilite Eğilimleri Araştırması da fuarda paylaşıldı.</p>
<p><strong>Eğitim ve yetenek de </strong><strong>ana gündemde</strong></p>
<p>Geleceğin Mobilite Parkı’nda teknik okul takımları, güneş enerjisiyle 3 bin km yol kat eden bir konsept, dünyanın en uzun menzilli elektrikli otomobili ve otonom yarış araçlarıyla yakın geleceği sergilediler. Tam elektrikli bir kart motoru ve yenilikçi tahrik teknolojileri de ziyaretçilerin ilgi odağındaydı.</p>
<p>Ana gündemlerden biri olan eğitim ve yetenek başlığında hasar teşhisinden maliyet tahminine, yüzey hazırlığı ve boyadan ADAS teşhisine, alternatif güç aktarma sistemlerine kadar çok sayıda ücretsiz sertifikalı eğitim düzenlendi. 4 binden fazla öğrencinin katıldığı ödüllü Ambition formatı ise Z ve Alpha kuşakları için teknoloji, oyun ve eğlenceyi kariyer fırsatlarıyla buluşturdu. “Aftermarket Women Network” paneli de çeşitlilik ve hedefli yetenek geliştirme yoluyla sektörün nitelikli iş gücünü nasıl çekeceğini tartıştı.</p>
<p>Yenilikçilik, öncü ruh ve sürdürülebilir dönüşümün ekonomik fırsatlarına odaklanılan, start-up çözümleri sunulan ve APRA Europe iş birliğinde “Remanufacturing” günüyle yeniden üretimin sürdürülebilir mobilitedeki artan rolünü ele alan Automechanika Frankfurt 2026, otomotiv satış sonrası sektörünün yalnızca bugününü değil, yarının iş modellerini de gösteren bir vitrin oldu. Döngüsel ekonomi ekseninde şekillenen dönüşüm, tüm negatif şartlara rağmen hız kesmiyor. Bir uzmanlık fuarından çok eğlenceli bir eğitim kampüsüne benzeyen Messe Frankfurt’ta kurulan temaslar, yeni formatlar ve ödüllü çözümler, yenilik kapasitesini bir kez daha test etti, yeni ufukları bugünden gösterdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satis-sonrasi-vitrini-87376</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/6/1280x720/564-1789361404.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Satış sonrası vitrini ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yenicagin-omurgasi-elektronik-dunyanin-guc-haritasini-degistiriyor-87375</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniçağın omurgası: Elektronik dünyanın güç haritasını değiştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Elektrifikasyon, yapay zekâ ve enerji dönüşümü yeni bir sanayi çağının kapısını açarken elektrik-elektronik sektörü küresel rekabetin merkezine yerleşiyor. Yarış artık yalnızca daha fazla üretmek değil; teknolojiyi, yazılımı ve ekosistemi kimin kontrol edeceği üzerine.</strong></p>
<p>Bir önceki yüzyılın sanayileşme hikâyesini petrol, çelik ve otomobil üzerinden okumak mümkündü. İçinde bulunduğumuz yüzyılın hikâyesi ise giderek daha fazla elektrik ve elektronik üzerinden yazılıyor. Yapay zekâ ve veri merkezlerinden elektrikli araçlara, yenilenebilir enerjiden depolamaya, robotikten akıllı şehirlere kadar geleceğin hemen bütün büyüme alanlarının ortak bir paydası var: Daha fazla elektrifikasyon, daha fazla elektronik ve daha fazla bağlantı. Dolayısıyla elektrik-elektronik artık ekonominin sektörlerinden yalnızca biri değil; diğer sektörlerin dönüşüm hızını belirleyen bir altyapı sanayisi.</p>
<p><strong>Trilyon dolarlık yarışta ağırlık Doğu'ya kayıyor</strong></p>
<p>Rakamlar bu dönüşümün ölçeğini ortaya koyuyor. Küresel yüksek teknoloji ihracatı 2025 yılında yüzde 14'e yakın büyüyerek <strong>4,9 trilyon dolara</strong> ulaştı. Bu artış, dünya ticaretindeki genel büyümenin yaklaşık üç katı hızında gerçekleşti. Yapay zekâ yatırımlarının tetiklediği veri merkezleri, ileri çipler ve bilgi işlem altyapısı bu büyümenin en önemli sürükleyicileri arasında yer aldı.</p>
<p>Bu devasa ekosistemin güç haritasında ABD teknoloji, yazılım ve tasarım; Güney Kore yarı iletkenler, ekran teknolojileri ve tüketici elektroniği; Tayvan ileri çip üretimi, Japonya elektronik bileşenler, robotik ve yüksek hassasiyetli üretim; Almanya ise endüstriyel elektronik ve otomasyon kabiliyetleriyle öne çıkıyor. 2025 yılında dünyanın en büyük yüksek teknoloji ihracatçıları arasında Çin, ABD, Singapur, Almanya ve Güney Kore ilk beşi oluşturdu.</p>
<p>Ancak ölçek açısından tablonun merkezinde giderek daha belirgin biçimde <strong>Çin</strong> bulunuyor. Çin'in yalnızca elektrikli makineler, elektronik ekipmanlar ve bunların parçalarını kapsayan HS85 grubundaki ihracatı 2025 yılında <strong>1 trilyon dolar sınırını aşarak yaklaşık 1,02 trilyon dolara</strong> ulaştı. Bir yıl önce yaklaşık 928 milyar dolar olan bu ihracatın tek yılda yaklaşık yüzde 10 büyümesi, küresel elektronik sanayisindeki ağırlık merkezinin hangi yönde hareket ettiğinin de güçlü bir göstergesi.</p>
<p>Akıllı telefonlardan televizyonlara, klimalardan bataryalara, güneş enerjisi ekipmanlarından robotik ürünlere kadar olağanüstü geniş bir üretim ekosistemine sahip olan Çin'in 2025 yılı toplam mal ihracatı da yaklaşık <strong>3,78 trilyon dolara</strong> yükseldi. Ülkenin resmi istatistiklerine göre mekanik ve elektronik ürün ihracatı aynı yıl yüzde 8,9 arttı. Daha önemlisi, Çin'in yükselişinin niteliği değişiyor. Bir dönem Batılı markaların düşük maliyetli üretim merkezi olarak görülen Çin; artık kendi markaları, Ar-Ge kapasitesi, yapay zekâ uygulamaları, batarya teknolojileri, robotik ve akıllı ev sistemleriyle rekabet ediyor. Akıllı telefonlar halen Çin'in en büyük yüksek teknoloji ihracat kalemlerinden biri olurken, ülkenin çip, telekom ve ağ ekipmanları ile tüketici elektroniğindeki ağırlığı da artıyor. Endüstriyel robot ihracatının 2025'in ilk 11 ayında yüzde 44,5 artması, dönüşümün yalnızca tüketici elektroniğiyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Başka bir ifadeyle küresel rekabetin ekseni yalnızca <strong>Batı'dan Doğu'ya değil, üretimden teknoloji sahipliğine doğru da kayıyor.</strong></p>
<p><strong>Yapay zekâ ekrandan çıkıp fiziksel dünyaya giriyor</strong></p>
<p>Berlin'de 1924'ten bu yana düzenlenen ve bu yıl da endüstri paydaşlarını buluşturan sektörün önemli küresel etkinliklerinden IFA Fuarı’nda sergilenen yenilikler de bu geleceğin ipuçlarını verdi. Fuardaki dikkat çekici gelişme tek tek yeni cihazlardan ziyade teknolojilerin birbirine yaklaşmasıydı. Yapay zekâ artık telefonda ya da bilgisayarda çalışan ayrı bir uygulama olmaktan çıkıyor; buzdolabına, klimaya, televizyona, sağlık cihazına ve ev robotuna yerleşiyor. Daha küçük ve enerji verimli yapay zekâ modelleri cihazların kendisinde çalışmaya başlıyor. Robotik ise fabrikadan eve taşınıyor.</p>
<p>Enerji verimliliği de bir ürün özelliği olmaktan çıkarak sistem tasarımının parçasına dönüşüyor. Güneş enerjisi, depolama, akıllı sayaçlar ve bağlantılı cihazların birleşmesiyle ev, yalnızca enerji tüketen değil; enerjiyi üreten, depolayan ve ne zaman kullanacağına karar veren bir sisteme dönüşüyor. Bunun anlamı büyük: <strong>Geleceğin ürünü tek başına bir cihaz değil, bir ekosistem olacak.</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye'nin önündeki soru: Üretmek mi, teknolojiyi üretmek mi?</strong></span></p>
<p>Bu dönüşüm Türkiye açısından ayrı bir önem taşıyor. Elektrik-elektronik sektörü 2025'te ihracatını yüzde 6,4 artırarak <strong>17,73 milyar dolarla tarihinin en yüksek seviyesine</strong> taşıdı ve otomotiv ile kimyanın ardından Türkiye'nin <strong>üçüncü büyük ihracat sektörü</strong> konumuna yükseldi. Türkiye'nin aynı yıl 273,4 milyar dolara ulaşan toplam mal ihracatı içinde sektörün konumu, elektrik-elektronik sanayisinin ülke ekonomisi açısından taşıdığı stratejik önemi daha da belirgin hale getiriyor. Beyaz eşya, kablo, elektrik üretim-dağıtım ekipmanları ve elektronik ürünlerde Türkiye güçlü bir üretim altyapısına ve özellikle Avrupa pazarına önemli bir erişim avantajına sahip.</p>
<p>Ancak yeni rekabet düzeninde üretim kapasitesi tek başına yeterli olmayacak. Çin'in son yirmi yıldaki dönüşümünün Türkiye açısından belki de en önemli dersi burada. Yarış, milyonlarca cihaz üretebilmekten; o cihazların sensörünü, yazılımını, güç elektroniğini, yapay zekâsını, enerji yönetimini ve markasını geliştirebilmeye doğru ilerliyor. Türkiye'nin önündeki fırsat da tam olarak bu eşikte bulunuyor. Avrupa'nın yakınındaki güçlü bir üretim merkezi olmak önemli bir avantaj. Fakat yeni elektrik çağında kalıcı değer yaratmak için hedefi daha yukarı koymak gerekiyor: <strong>Üretim üssü olmanın yanına teknoloji, tasarım, yazılım ve marka üssü olmayı eklemek.</strong></p>
<p>Çünkü önümüzdeki dönemde ülkelerin sanayideki ağırlığını yalnızca ne kadar ürettikleri değil, <strong>elektriklenen ve akıllanan dünyanın teknolojisinin ne kadarına sahip oldukları belirleyecek.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yenicagin-omurgasi-elektronik-dunyanin-guc-haritasini-degistiriyor-87375</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/5/1280x720/65-1789361219.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniçağın omurgası: Elektronik dünyanın güç haritasını değiştiriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-zirve-iki-vizyon-brics-hangi-yone-evrilecek-87374</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir zirve, iki vizyon; BRICS hangi yöne evrilecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zirveden çıkan sonuçlar, BRICS’in şimdilik ortak para birimi ya da Batı karşıtı bir ittifak yerine, ulusal para birimleriyle ticaret, alternatif ödeme sistemleri ve Küresel Güney’in uluslararası kurumlarda daha fazla söz sahibi olması ekseninde ilerleyeceğini gösterdi. Ancak Çin’in gelecek dönem başkanlığı örgütün yönünü yeniden değiştirebilir.</strong></p>
<p>Yeni Delhi’de düzenlenen 18. BRICS Zirvesi, örgütün geleceğine ilişkin dünyanın en çok nüfuslu iki ülkesi arasındaki "yaklaşım farkını" ortaya koydu. Çin, BRICS’i Batı merkezli finansal ve siyasi düzene karşı daha güçlü bir alternatif haline getirmek isterken, Hindistan bu yapıyı herhangi bir  güç bloğunun uzantısına dönüşmeden, Küresel Güney’in hareket alanını genişleten bir platform olarak korumaya çalıştı.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Çin'in vizyonu; Alternatif bir küresel mimari...</strong></span></p>
<p>Yeni Delhi zirvesinde Çin Devlet Başkanı Şi Jinping'in mesajları Çin açısından BRICS'in yükselen ekonomilerin işbirliği platformundan daha fazlası olmasının amaçlandığını ortaya koydu. Pekin yönetimi, örgütü Batı merkezli uluslararası düzenin sınırlarını aşındırabilecek, Küresel Güney’in ekonomik ve siyasi ağırlığını kurumsal bir güce dönüştürebilecek bir yapı olarak gördüğünün ipuçlarını verdi.<br />Şi, BRICS işbirliğinin “üçüncü altın on yılına” girilmesinden söz ederken, örgütün gelişmekte olan ülkeler açısından etkili bir işbirliği platformuna dönüşmeye doğru yönlenmesi isteğini de vurguladı.<br />Pekin, BRICS'in ekonomik kapasitesini yalnızca ticaret ve yatırım alanında değil, ödeme sistemleri, teknoloji, dijital altyapı ve finansal kurumlar üzerinden de küresel etkiye dönüştürmek isteğinin işaretlerini verdi.</p>
<p>Üstelik Pekin yönetimi bu yönde hazırlıkları da sürdürüyor; Çin’in altın rezervlerini artırması, Hong Kong’da Şanghay Altın Borsası’yla bağlantılı yeni takas altyapıları geliştirmesi ve alternatif ödeme kanallarını desteklemesini, Yuan'ın uluslararası kullanımının yaygınlaştırılmasının ön adımları olarak okumak yanlış olmaz.<br />Yine de tüm bu adımların, uluslararası sistemdeki başat para birimi olan Amerikan Doları'nın yakın zamanda terk edileceği ve bunun yerine Yuan'ın kullanılmaya başlaması anlamına gelmiyor; Çin’in -şimdilik- hedefi daha çok, doların tek seçenek olma niteliğini azaltacak bir finansal ekosistem oluşturmayı çağrıştırıyor. Bu ekosistemde altın, ulusal para birimleri, alternatif ödeme sistemleri ve Çin merkezli finansal kurumları da birbirini tamamlayan araçlar olarak değerlendirmek mümkün.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Hindistan'ın yaklaşımı; Reform, ama kopuş değil...</strong></span></p>
<p>Hindistan’ın BRICS’e bakışı ise daha temkinli ve çok yönlü. Yeni Delhi yönetimi, mevcut uluslararası düzenin Batı merkezli yapısının değiştirilmesini istiyor, ancak bunun Batı’yla ekonomik, teknolojik ve stratejik ilişkiler koparılmadan yapılmasını savunuyor.</p>
<p>Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin zirvede yaptığı konuşmada BRICS’in “hiç kimseye karşı olmadığı” yönündeki vurgusunu da bu açıdan okunmalı; Hindistan, daha temsili bir küresel yönetişim, Küresel Güney’in karar alma mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olması ve ekonomik yaptırımların bir baskı aracı olarak kullanılmasına karşı daha fazla güvence istiyor. Ancak aynı zamanda ABD, Avrupa, Japonya ve Avustralya ile ilişkilerini de stratejik denklem içinde tutuyor. <br />Hindistan için BRICS’in değeri, Çin ve Rusya’yla aynı platformda bulunabilmek kadar, bu platformu Çin’in öncülük ettiği bir jeopolitik kutba dönüşmekten uzak tutabilmesinde de yatıyor. Yeni Delhi, ulusal para birimleriyle ticareti ve sınır ötesi ödeme sistemlerinin entegrasyonunu destekliyor; fakat ortak bir BRICS para birimi ya da Amerikan Doları'nın yerine geçecek merkezi bir finansal sistem konusunda Pekin'le aynı hevesi paylaşmıyor.</p>
<p>Üstelik Yeni Delhi'nin bu yaklaşımının altında sadece Hindistan’ın Batı’yla ilişkilerinin yattığını düşünmek de yanlış olur; Hindistan ile Çin arasındaki stratejik rekabet, sınır sorunları, ticaret açığı ve ekonomik bağımlılık endişesi de bu politikanın belirleyicilerinden.<br /><br /><span style="font-size: 18pt;"><strong>Sonuç; Şimdilik orta yol bulundu</strong></span></p>
<p>Son zirvede Hindistan'ın ev sahipliğini iyi kullandığını ve -şimdilik- BRICS açısından Yeni Delhi'nin vizyonunun BRICS'in hakim yönü olarak kaldığını söylemek yanlış olmaz. Nitekim Hindistan'ın etkisiyle zirve sonunda yayınlanan bildiride;<br />- BRICS’i Batı karşıtı bir ittifak olarak tanımlamaktan kaçınıldı:<br />- Ortak para birimi konusunda karar alınmadı;<br />- Doların terk edilmesine yönelik iddialı siyasi ifadeler de yer almadı.<br />Bunun yerine ulusal para birimleriyle ticaret, sınır ötesi ödeme sistemlerinin geliştirilmesi, tedarik zincirlerinin dayanıklılığı, dijital kamu altyapıları, enerji ve gıda güvenliği ile uluslararası kurumlarda reform başlıkları öne çıktı.<br />Hindistan'ın vizyonunun ağır basmasıyla BRICS, -bugün için- tek bir siyasi ve ekonomik sistem kurmaktan çok, üyelerine mevcut sistem karşısında daha fazla seçenek ve pazarlık gücü kazandırmaya çalışan bir platform görünümü aldı. Ancak önümüzdeki yıl Çin'in BRICS dönem başkanlığını üstlenmesiyle örgütün çok farklı bir yöne evrilmesi olasılığı da hala masada.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>İkili ilişkiler; BRICS'in iç dengesi...</strong></span></p>
<p>BRICS’in geleceğini anlamak için örgütün içindeki ikili ilişkiler de dikkatle izlenmeli. Yeni Delhi Zirvesi’nde Hindistan-Rusya ve Hindistan-Çin görüşmeleri, BRICS’in yalnızca kurumsal bir yapı olmadığını, üyeler arasındaki ilişkilerin örgütün yönünü doğrudan etkilediğini de gösterdi.</p>
<p>Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile Rus Lider Vladimir Putin arasındaki görüşme, Hindistan’ın Rusya’yı hâlâ enerji, savunma ve stratejik işbirliği açısından önemli bir ortak olarak gördüğünü teyit etti. Belli ki Moskova’nın Batı yaptırımları altında Çin’e daha fazla bağımlı hale gelmesi, Hindistan’ın Rusya’yla ilişkilerini koruma isteğini otomatik olarak ortadan kaldırmıyor. Aksine, Yeni Delhi Moskova ile  ilişkileri enerji ve savunmanın ötesine taşıyarak teknoloji, imalat ve sanayi işbirliği alanlarında geliştirmek istiyor.</p>
<p>Ancak bu ilişki, Hindistan’ın Rusya ve Çin öncülüğündeki bir blokla siyasi hizalanması anlamına da gelmiyor. </p>
<p>Yeni Delhi’nin stratejik özerklik anlayışı, farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki kurabilme kapasitesine dayanıyor. Hindistan açısından Rusya’yla yakınlık, ABD ve Avrupa’yla ilişkilerin alternatifi değil. Sadece Yeni Delhi'deki karar vericilerin seçeneklerini çoğaltan unsurlardan biri.</p>
<p>Yeni Delhi zirvesinde Modi'nin Çinli lider Şi ile ikili görüşmesi ise BRICS’in iç dengesi açısından daha kritikti; Şi Jinping’in yaklaşık yedi yıl sonra Hindistan’a yaptığı bu ilk ziyaret, 2020’deki sınır çatışmasının ardından iki ülke arasında ciddi biçimde gerilen ilişkilerde siyasi iletişim kanalının yeniden açıldığını gösterdi. </p>
<p>Nitekim Modi,  sınır bölgelerinde barış ve sükûnetin korunmasının ikili ilişkilerin geneli açısından temel önemde olduğunu yineledi. Şi’nin Hindistan’la ilişkilerin stratejik ve uzun vadeli bir perspektifle ele alınması gerektiği yönündeki mesajı da, Çin’in de gerilimin ekonomik ve diplomatik maliyetlerini sınırlamak istediğini gösterdi. <br />Bu sonuç iki ülke ilişkilerinde bir "stratejik yeni başlangıçtan" çok, kontrollü istikrar arayışı olarak değerlendirilebilir. </p>
<p>Ancak iki ülke arasındaki sınır anlaşmazlıkları, ticaret dengesizliği, ekonomik rekabet ve bölgesel nüfuz mücadelesinin devam etmekte olduğu da açık. Bu nedenle Modi-Şi görüşmesini BRICS içinde Çin-Hindistan uzlaşmasının sağlandığı anlamında değil, iki ülkenin rekabeti "yönetilebilir" bir çerçevede tutma ihtiyacını kabul etmesi olarak yorumlamak mümkün.</p>
<p><span style="font-size: 18pt; color: #e03e2d;"><strong>Orta Doğu meselesi de BRICS masasında</strong></span></p>
<p>Zirvede Orta Doğu meselesi de BRICS’in iç dengelerini ve diplomatik kapasitesini gösteren önemli bir başlık olarak öne çıktı.</p>
<p>BRICS liderleri, Yeni Delhi Deklarasyonu’nda Orta Doğu’daki savaşın ve gerilimin tırmanmasından duydukları “derin endişeyi” dile getirdi; taraflara azami itidal çağrısında bulundu. Açıklamada, uluslararası anlaşmazlıkların diyalog, istişare ve diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiği vurgulandı. Tek taraflı tarife ve tarife dışı önlemlerin küresel ticareti bozduğu yönündeki eleştiriler de, yaptırımlar ve ekonomik baskı araçları konusundaki ortak rahatsızlığın bir parçası olarak kayıtlara geçirildi.<br />Şi jinping’in BRICS ülkelerinin Orta Doğu’da barışın sağlanmasına katkıda bulunması gerektiğini söylemesi ise, Çin’in örgüte biçtiği daha siyasi rolü ortaya koydu. Belli ki Pekin, BRICS’in yalnızca ekonomik işbirliği platformu değil, küresel krizlerde Batı dışındaki ülkelerin diplomatik ağırlığını artıran bir mekanizma olmasını istiyor.<br />Ancak deklarasyonun dili, örgütün sınırlarını da gösterdi. İran ile BAE gibi bölgesel gerilimlerin doğrudan tarafı olan ülkelerin aynı metne imza atabilmesi için ifadeler genel tutuldu. Bu da BRICS'in ortak ilkeler üzerinde uzlaşabildiğini, ancak üyelerinin çıkarları çatıştığında açık sorumluluk tayin etmekte ve ortak eylem üretmekte zorlandığını ortaya koydu.</p>
<p>Bu durum, İran ile BAE arasındaki temaslarda da görüldü. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Halid bin Muhammed bin Zayed Al Nahyan ile görüşmesi, bölgesel gerilimin ortasında diplomatik kanalların açık tutulmaya çalışıldığını gösterdi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-zirve-iki-vizyon-brics-hangi-yone-evrilecek-87374</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/4/1280x720/brics-1789361094.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir zirve, iki vizyon; BRICS hangi yöne evrilecek? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ticaret-savasa-ragmen-buyuyor-87373</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ticaret, savaşa rağmen büyüyor </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel ticaret, makroekonomik ve jeopolitik zorluklara rağmen büyümesini sürdürüyor. Dünya Ticaret Örgütü’nün Mal Ticareti Barometresi temmuz ayında 102’ye yükselirken, elektronik bileşenler endeksi 104,9 ile yüksek teknoloji talebine işaret ediyor.</strong></p>
<p>Kamuoyunda, Orta Doğu’daki İran merkezli çatışmaların dünya genelinde dış ticareti zayıflattığına yönelik bir algı var. Oysa durum tam tersi. Küresel ticaret son derece canlı bir şekilde büyümeye devam ediyor.</p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü birkaç gün önce Mal Ticareti Barometresi’nin temmuz sonuçlarını açıkladı. Makroekonomik ve jeopolitik zorluklara rağmen küresel ticaret büyüme eğilimini güçlü biçimde sürdürüyor.</p>
<p><strong>Barometre dört yılın zirvesinde</strong></p>
<p>Haziran ayında 101,7 olan endeks temmuzda 102’ye yükseldi. 100’ün üzerindeki değerler, ticaret hacminde trendin üzerinde büyüme olduğunu gösteriyor ve bugün itibarıyla endeks son dört yılın zirvesine ulaşmış durumda.</p>
<p>Dolayısıyla, “ABD’nin gümrük vergileri yükseldi”, “korumacılık arttı” ya da “İran Savaşı küresel ticareti daralttı” gibi savlar dile getirmek pek de gerçekçi değil. Evet, bu gelişmelerin ticaret üzerinde baskılayıcı etkileri var ancak bunlara rağmen ticarette bir daralma yok.</p>
<p>Peki ticaretteki bu büyümenin motoru ne? Yapay zekâ ekosistemine yönelik yatırımların tetiklediği yüksek teknoloji ürünleri talebinde ciddi bir artış var. Ticaret barometresi oluşturan altı endeksten biri olan elektronik bileşenler endeksi 104,9 seviyesinde.</p>
<p>İhracat Siparişleri Endeksi 103,5 ile dış ticaretteki canlılığın önümüzdeki aylarda da devam edeceğini gösteriyor<strong>.</strong></p>
<p>Uluslararası hava kargo endeksi 102,8 ile teknoloji odaklı sevkiyatlarla yükselirken, küresel konteyner elleçleme kapasitesinin yaklaşık yüzde 64’ünü temsil eden 90 liman üzerinden yapılan ölçümle oluşturulan Konteyner Taşımacılığı Endeksi 99,6 ile trendin hafif altında kalan tek endeks durumunda.</p>
<p><strong>Ticaretin kompozisyonu yüksek </strong><strong>teknolojili ürünlere doğru kayıyor</strong></p>
<p>Son olarak, tarımsal hammaddeler endeksi 102,6, otomotiv ürünleri endeksi 101,5 ile yine trendin üzerinde bir büyümeye işaret ediyor.</p>
<p>Peki bütün bunların Türkiye için anlamı ne?</p>
<p>Orta Doğu’daki savaşa, ABD’nin gümrük vergilerine ve diğer gelişmelere dayanarak<strong>, “</strong>zaten küresel ticaret geriliyor, bizim ihracatımızın düşmesi ya da yerinde sayması normal sayılır” gibi bir düşünceye kapılmak son derece hatalı. Dünyada ticaret büyümeye devam ediyor ve bu ticaretin kompozisyonu yüksek teknolojili ürünlere doğru kayıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ticaret-savasa-ragmen-buyuyor-87373</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ticaret, savaşa rağmen büyüyor  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sunar-yatirim-yemde-buyumek-icin-iki-yatirim-87398</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sunar Yatırım&#039;dan yemde büyümek için iki yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Tarıma dayalı sanayi, gıda ve biyobozunur plastik üretiminde Türkiye’nin öncü firmaları arasında yer alan Sunar, 6 kıtada 100’den fazla ülkeye ihracat yapıyor. Şirket açıklamasına göre un ve yem üretiminden bitkisel yağlara, yenilenebilir kaynaklardan geliştirilen biyobozunur malzemelerden katma değerli gıda ve endüstriyel ham maddelere uzanan faaliyetleriyle grup, entegre bir üretim yapısı sunuyor. Şirket, Diyarbakır’da yeni bir yatırıma hazırlanıyor.</p>
<p>Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nde arsa anlaşmasını tamamladıkları 15 milyon dolarlık yeni yem fabrikası yatırımına start verdiklerini söyledi. Yem sektöründe daha güçlü bir oyuncu olmak istediklerine dikkat çeken Çomu, “Yem sektöründe daha büyük bir oyuncu olma hedefindeyiz ve ardından Karadeniz Bölgesi’nde ikinci yem fabrikası için çalışmalara başlayacağız” dedi.</p>
<h2>Macaristan’da sorbitol ve polioller üretecek</h2>
<p>Adıyaman, Çankırı, İzmir, Antalya ve Eskişehir’deki Güneş Enerjisi Santralleri (GES) sayesinde yıl sonunda 100 MW’ın üzerinde kurulu güce ulaşarak kullandıkları enerjinin tamamını kendilerinin üreteceğini kaydeden Çomu, “Romanya’da tarıma dayalı ticaret şirketimiz var. Ayrıca gümrük duvarlarını ve Avrupa'daki tarım fonu engellerini aşmak amacıyla Macaristan’da temellerini atacağımız yeni bir sanayi yatırımı projesini yürütüyoruz. Burada ilk etapta sorbitol ve polioller üreteceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Buz dağının sadece görünen kısmını üretiyoruz” </h2>
<p>Sunar Mısır bünyesindeki katma değerli gıda ve gıda dışı ürün yatırımlarının büyük oranda tamamlandığına vurgu yapan Çomu, “Ürünlerimiz şu an dünyada 100’ün üzerinde ülkeye ulaşıyor. Gurur duyduğumuz bu ürünler, Çin ve Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye satmak istediği ve hatta anti-damping soruşturmalarına dahi konu olan stratejik ürünlerdir” dedi. Kozmetik ve yapı kimyasallarında ana hammadde olarak kullanılan sodyum glukonat, sorbitol ve maltitol gibi ürünleri kendi mühendisleri ve Ar-Ge merkeziyle üreterek hem Türkiye’ye kazandırıyor hem de ihraç ettiklerine değinen Çomu, “Nişasta ve mısıra dayalı kimya çok açık bir alan. Çalışmalara göre sadece mısırdan 4 binin üzerinde farklı ürün üretme imkanı var. Biz şu an buzdağının sadece görünen kısmını üretiyoruz” şeklinde konuştu</p>
<h2>Tarımsal emtiaya 10 kattan fazla katma değer sağlıyor </h2>
<p>Yıllık 50 bin tonun üzerinde mısır özü yağı ihraç ettiklerini kaydeden Çomu, bu oranla Türkiye’nin toplam mısır özü yağı ihracatının yüzde 60’ını tek başımıza gerçekleştirdiklerini dünyada ise en büyük üçüncü ihracatçı olduklarını belirtti. Mısırın tonunun 250-300 dolar seviyesinde fiyatlanırken, Ar-Ge, nitelikli mühendislik, teknik ekipman ve doğru pazarlama süreçleriyle işlendiğinde 3 bin, 4 bin ve 5 bin dolarlık katma değerli ürünlere dönüştüğüne dikkat çeken Çomu, “Bu da Türkiye’nin kilogram başına ihracat hedeflerine doğrudan katkı sağlıyor” dedi.</p>
<h2>Biyobozunur hammaddeleri kaynağından üretiyor </h2>
<p>Üretimin devamlılığı için hammaddeyi ve üretimi sürdürülebilir kılmanın önemine vurgu yapan Çomu, ”Mısır nişastasından ürettiğimiz biyobozunur malzemeler doğada en fazla 180 gün içinde tamamen karbondioksit ve suya dönüşerek çözünmektedir. Türkiye’de bu biyobozunur hammaddeleri kaynağından tek üreten firma biziz” dedi. Birleşik Arap Emirlikleri gibi petrol ülkelerinde bile bu ürünlerin zorunlu tutulduğunu kaydeden Çomu, “Türkiye’de henüz böyle bir regülasyon olmadığı için üretimimizin tamamına yakınını Avrupa ve Afrika ülkelerine ihraç ediyoruz. Yakın zamanda bir market zinciri kanalıyla kasalarda ambalaj olarak son tüketiciyle buluşacaktır” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Yeni projeler mutfakta pişiyor </h2>
<p>Sunar’ın başlangıç noktasını ise 52 yıl önce merhum dedeleri ‘memlekette bir fabrika bacası tütsün’ gayesiyle devraldıkları Özlem Un fabrikası olduğunu ifade eden Mustafa Nuri Çomu, mevcut tesisin bugün, Sunar Un olarak son teknolojiyle donatılmış, adeta bir karanlık fabrika hassasiyetiyle baklavalık ve özel unlu mamullere un sağlayan bir tesise dönüştüğünü söyledi. Bitkisel sıvı yağlarda, özellikle de mısır özü yağında dünyada üçüncü ihracatçı olduklarını kaydeden Çomu, “Birçok ülkenin tek başına tedarikçisiyiz” açıklamalarında bulundu. Ar- Ge merkezlerindeki yatırımların son yıllarda yürüttükleri 10-11 civarındaki TÜ- BİTAK projesine dayandığını kaydeden Çomu, “Gelecek 10-20 yılda üreteceğimiz ürünler de şu an mutfağımızda pişmeye başladı” diye konuştu.</p>
<h2>Sunar Mutfağı konseptini oluşturdu </h2>
<p>Çomu, tesislerinde yapmaya çalıştıkları en temel işin Çukurova’da, ardından Türkiye’de ve dünyada ortaya çıkan tarıma dayalı emtialara değer ve anlam katmak, onları daha yüksek katma değere, daha iyi bir ambalaja ve ürüne kavuşturmak olduğunu kaydetti. Bu kapsamda ‘Sunar Mutfağı’ konseptini oluşturduklarına dikkat çekerek, “Hüner ve Sunar markalarımızla hem ürünlerimizi tanıtıyor hem de sizlerle sohbet edebileceğimiz bir alan sunuyoruz. Son yıllarda hep yapacağımızı konuştuğumuz projeleri ve yatırımları bu yıl sergileme fırsatı bulduğumuz için bu sene bizim için ayrı bir anlam taşıyor" dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sunar-yatirim-yemde-buyumek-icin-iki-yatirim-87398</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/8/1280x720/sunar-yatirim-1789365945.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’deki mısır yağı üretiminin yüzde 60’ını tek başına yapan Sunar Yatırım, yeni yatırımlarla büyümesini sürdürüyor. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, Diyarbakır OSB’de 15 milyon dolarlık yem fabrikası yatırımına başladıklarını, Karadeniz Bölgesi’nde de ikinci yem fabrikası için çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pusula-bir-finans-grubuna-nasil-donustu-87372</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pusula bir finans grubuna nasıl dönüştü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul’da bazı şirketler vardır; bilançosundan çok arkasındaki ortaklık yapısıyla merak edilir. Pusula da son yıllarda bu yapılardan biri haline geldi. Çünkü bugün Pusula dediğimizde yalnızca bir portföy yönetim şirketinden söz etmiyoruz. Tasarruf finansmanından aracı kurumlara, fon yönetiminden halka açık şirket ortaklıklarına, bankacılık tarafındaki girişimlerden holding yapılanmasına kadar uzanan geniş bir finansal ağ ortaya çıkıyor. Ancak şimdi bu yapının önünde yeni bir dönem var.</p>
<p>Pusula Finans Holding ile Tera Grubu arasında bir süredir devam eden görüşmelerde cuma gecesi kritik eşik aşıldı. Taraflar, Pusula Finans Holding ve hissedarlarının sahip olduğu bağlı şirketlerden oluşan ekonomik bütünlüğün Tera Grubu şirketlerine devri için temel ticari ve finansal şartlarda anlaşmaya vardı. Bundan sonra SPK, BDDK ve Rekabet Kurumu başta olmak üzere gerekli izin ve onay süreçleri başlayacak. Yani artık anlaşma masasında önemli bir eşik geçildi.</p>
<p>9 Eylül tarihli ilk açıklamayla, Tera’nın Pusula Finans Holding ile birlikte Pusula Portföy, Pusula Yatırım ve Katılımevim’i kapsayan iktisadi bütünlüğü devralmak üzere masaya oturduğunu öğrenmiştik.</p>
<p>Hikâyenin merkezindeki isimlerden biri Muhammed Yarız. Hafta sonunda Marmaris’ten Yunanistan’a kaçtığı iddia edilen Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yakalama kararı çıkartılırken mal ve hesaplarına da tedbir konulduğu öne sürüldü.</p>
<p>Tera da Yarız ile ilgili haberlerin yayılmasından sonra cumartesi günü bir açıklama daha yaptı. Açıklamada Pusula Finans Holding ve bağlı şirketlerin devralınmasına ilişkin sürecin devam ettiği belirtilerek daha önce açıkladığı stratejik ve finansal değerlendirmelerde herhangi bir değişiklik olmadığı vurgulandı.</p>
<p>Bu arada Pusula Holding ve Katılımevim'in Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan'a da yurtdışı çıkış yasağı getirildiği öğrenildi. Turhan’ın Pusula tarafındaki yönetim yapısında yer alması, grubun sermaye piyasaları tarafındaki yapılanmasına bakarken dikkate alınması gereken unsurlardan biri.</p>
<p>Yarız, hakkındaki iddialarla ilgili cumartesi akşamı yaptığı açıklamada şehir dışında bulunduğunu ve programını değiştirerek pazar sabahı İstanbul’a döneceğini belirtti. Muhammed Yarız, yoğun ve stresli dönemin ardından kısa bir süre dinlenmek amacıyla şehir dışında bulunduğunu ifade etti.</p>
<p>Pusula’nın son yıllardaki büyümesine bakıldığında, bunun birkaç şirketin yan yana gelmesinden ibaret olmadığı görülüyor. Katılımevim’in yüzde 79,85’inin Pusula Finans Holding’e 752 milyon TL bedelle devredilmesi, bu büyümenin başlıca adımlarından biriydi.</p>
<p>Ardından 2026’nın ilk aylarında ALB Yatırım’ın yüzde 100’ü 19 milyon dolar karşılığında satın alındı ve şirketin adı Pusula Yatırım olarak değişti.</p>
<p>Mart ayında ise Katılımevim’in İktisat Katılım’daki sahip olduğu tüm payların 12,42 milyar TL Pusula Finans Holding’e devredilmesi kararlaştırıldı. Pusula bir taraftan portföy yönetiminde büyürken diğer taraftan tasarruf finansmanı, aracı kurum ve bankacılık tarafındaki yapılanmasını genişletiyordu.</p>
<p>Pusula’nın halka açık şirketler tarafındaki en çarpıcı örneklerinden biri ise Gündoğdu Gıda oldu.</p>
<p>Pusula Finans Holding’in şirkette doğrudan yüzde 11,54; Pusula Portföy tarafından yönetilen Denge Katılım Serbest Fon’un yüzde 18,61; Üçüncü Hisse Senedi Serbest Fon’unun yüzde 11,09 payı bulunuyor. Yarız’ın doğrudan payı da yüzde 15,82 seviyesinde.</p>
<p>Ancak Gündoğdu Gıda’daki asıl değişim şirketin faaliyet alanında gerçekleşti. Şirket Şubat 2026’da gıda üretimini durdurdu ve Manisa’daki tesislerini sattı. Ardından adının Pusula Yatırımlar Holding olarak değiştirilmesi, kayıtlı sermaye tavanının 150 milyon TL’den 3,75 milyar TL’ye çıkarılması ve özel tahsisli sermaye artışlarının planlanması gündeme geldi. Çalışan sayısının da 25 kişiye kadar düşmesiyle şirket eski faaliyet yapısından oldukça farklı bir noktaya geldi. Ancak unvan değişikliği ve sermaye artırımıyla ilgili henüz sonuçlanan bir durum yok.</p>
<p>Buradaki önemli nokta, gıda üretiminden çıkan halka açık şirketin “kestirme yoldan” yani yeni şirket kurmanının ve halka açmanın külfetinden kurtulmak için yeni bir holding yapılanmasının merkezine yerleştirilmesinin planlanması.</p>
<p>Pusula’nın büyümesinin bir diğer önemli ayağı ise portföy yönetim şirketiydi. Pusula Portföy, bir dönem yaklaşık 750 milyar TL’ye yaklaşan portföy büyüklüğüyle Türkiye’nin en büyükleri arasına girdi. Ancak bu büyüklük beraberinde yoğunlaşma ve likidite risklerini de getirdi.</p>
<p>Şubat 2026’da Pusula Portföy tarafından yönetilen fonların Katılımevim’deki toplam payı yüzde 33,01 seviyesine ulaşmıştı. Birden fazla Pusula fonunun şirketin yüzde 5’inden fazlasına sahip olması, fon yönetimindeki büyüklük ile grup şirketleri arasındaki ilişkinin ne kadar iç içe geçtiğini gösteriyordu.</p>
<p>Sonrasında SPK’nın 28 Ağustos’taki düzenlemesi geldi. Yatırım fonlarında, özellikle serbest fonların hissede yoğunlaşmasına ilişkin kurallar değiştirildi. Aynı portföy yönetim şirketinin fonlarının toplam pozisyonları da hesaplamaya dahil edildi.</p>
<p>Bu düzenlemenin Pusula açısından sonuçları oldu. Ancak Pusula Portföy’deki yatırımcı çıkışlarının tamamını 28 Ağustos’taki düzenlemeye bağlamak doğru değil. Pusula’nın kendi açıklamasına göre yeniden yapılanma ve sadeleşme süreci daha önce başlamıştı. Bu süreçte yaklaşık 90 milyar TL’lik yatırımcı çıkışından söz edildi.</p>
<p>Tam bu sırada Katılımevim tarafındaki gelişmeler öne çıktı. 30 Ağustos’ta Pusula Finans Holding, Katılımevim hisselerinde 10 milyar TL’ye kadar ek alım yapabileceğini açıkladı. Ardından 1-3 Eylül arasındaki alımlarla Pusula Finans Holding’in Katılımevim’deki doğrudan payı yüzde 29,50 seviyesine yükseldi.</p>
<p>Bir tarafta Pusula Portföy fonlarında yeniden yapılanma ve yatırımcı çıkışları, diğer tarafta SPK’nın yeni fon düzenlemesi, hemen ardından Pusula Finans Holding’in Katılımevim’deki doğrudan payını artırması ve birkaç gün sonra Tera ile görüşmelerin başlaması var.</p>
<p>Ardından 9 Eylül’de Tera’dan gelen açıklama tartışmalara yeni bir boyut kattı. Tera, Pusula Finans Holding ve bağlı şirketleriyle ilgili görüşmelerin başladığını duyurdu. Bir gün sonra ise tarafların temel ticari ve finansal şartlarda anlaşmaya vardığı açıklandı.</p>
<p>Pusula’nın büyüme hikâyesine bakıldığında, son dönemde çok hızlı büyüyen finansal yapının aynı hızla yeniden düzenlenmeye başladığı görülüyor. Devasa fon büyüklüğü, yüksek yoğunlaşma, yatırımcı çıkışları, grup şirketlerindeki ortaklıkların yeniden şekillenmesi ve şimdi de holding düzeyinde bir devir süreci var.</p>
<p>Rakamlar ve zamanlama birlikte değerlendirildiğinde, bunun yalnızca sıradan bir “stratejik satış” olduğunu söylemek güç. Pusula açısından bu satışta şartların zorladığı bir çıkış unsuru da bulunuyor.</p>
<p>Tera’nın böyle bir yapıyı almak istemesinin nedeni de tabii ki yalnızca “düşene el uzatmak” değil. Hazır bir finansal ekosisteme erişim söz konusu ve bu ticari bir hesap. Portföy yönetimi, aracı kurum, tasarruf finansmanı ve diğer finansal şirketler aynı ekonomik bütünlüğün içinde bulunuyor.</p>
<p>Bundan sonraki kritik konu, Tera’nın bu yapıyı nasıl yeniden şekillendireceği olacak. Tera Portföy ile Pusula Portföy’ün, Tera Yatırım ile Pusula Yatırım’ın nasıl konumlanacağı ve Katılımevim’in bu yapının neresinde duracağı önemli.</p>
<p>Bunların hemen birleşeceğini söylemek için henüz erken. Çünkü devir için SPK, BDDK ve Rekabet Kurumu başta olmak üzere gerekli izinlerin alınması gerekiyor.</p>
<p>Bir başka önemli nokta da Pusula Portföy’ün yönettiği fonlardaki hisseler. Bu varlıklar Pusula’nın veya Tera’nın malı değil; fon yatırımcılarının varlıkları. Dolayısıyla Pusula Portföy’ün kontrolünün değişmesi, fonlardaki hisselerin otomatik olarak Tera’ya geçtiği anlamına gelmiyor. Fonlar kendi mevzuatları ve yatırımcı hakları çerçevesinde yönetilmeye devam edecek.</p>
<p>Asıl değişen, bu fonları yöneten şirketin kontrolü ve onun etrafındaki finansal yapı olacak. Bu nedenle Pusula hikâyesini yalnızca “bir şirket satıldı” diye okumamak gerekir. Ortada birkaç yıl içinde portföy yönetiminden tasarruf finansmanına, aracı kurumdan halka açık şirket ortaklıklarına kadar genişleyen bir yapı var. Şimdi bu yapının Tera Grubu altında nasıl yeniden şekilleneceğini izleyeceğiz.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d; font-size: 14pt;">Pusula Finans Holding AŞ yönetim kurulunda değişiklik</span></strong></p>
<p>Tera ile birleşmenin resmen gerçekleşmesinden önce Pusula Finans Holding A.Ş. yönetim kurulunda önemli bir değişiklik gerçekleşti. Şirketin dünkü yönetim kurulu toplantısında istifa eden üyeler Ahmet Özcan ve Serdar Turhan’ın yerine yeni atamalar yapıldı. İlk genel kurul toplantısında onaya sunulmak ve seleflerinin kalan görev sürelerini tamamlamak üzere Emre Tezmen yönetim kurulu üyeliğine atanırken aynı zamanda Yönetim Kurulu Başkanı olarak görevlendirildi. Erkan Kılıçlı ise yönetim kurulu üyesi olarak atandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pusula-bir-finans-grubuna-nasil-donustu-87372</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pusula bir finans grubuna nasıl dönüştü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87369</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek?  | Ekonomi Masası | 14 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/XisqCJLRmW4" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87369</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-orta-doguda-savas-ve-sahin-fed-ikilisine-ragmen-tutunmaya-calisiyor-87371</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar Orta Doğu&#039;da savaş ve şahin Fed ikilisine rağmen tutunmaya çalışıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa İstanbul şahin Fed’den bağımsız toparlanmaya çalışıyor. Fonlarla ilgili düzenlemelerin ardından küçük hisselerden büyüklere yönelmeyle endeks 14.500 direncinin hemen altında kapattı. En likit 10 hisse sert yükselirken BIST 100-30 hisselerinde satışlar yavaşlayarak devam ediyor.</strong></p>
<p>Beklentilerin üzerinde gelen çekirdek enflasyon verisi sonrası piyasalar Fed’in önümüzdeki beş toplantıda toplam 75 baz puan faiz artıracağını fiyatlıyor. Verinin ardından tahvil piyasasında 10 yıla kadar vadelerde sınırlı satış görülüyor. Hisse senedi piyasası ise şahin Fed’den bağımsız kendi dinamikleriyle toparlanmaya çalışıyor.</p>
<p><strong>Sahadaki tablo piyasadan farklı</strong></p>
<p>Hisse senedi piyasasındaki iyimserlikte, sert yükseliş sonrası petrol fiyatlarında yüzde 3’e yakın gerileme hiç şüphesiz etkili. İran’ın bölge ülkeleriyle bir toplantı organize etmek istemesi Hürmüz’ün yeniden açılabileceği ümidini canlandırarak geri çekilmeyi tetikledi.</p>
<p>Sahadan gelen bilgi akışı ise tam tersine savaşın hızlandığını gösteriyor. Husiler Kızıldeniz’in güney ucunun kontrolünü ele geçirdiler. Suudi Arabistan, Irak’tan gerçekleştirilen insansız hava aracı saldırısının ardından Doğu-Batı boru hattını kapatmak zorunda kaldı.</p>
<p>Hürmüz’ün kapalı olduğu bir dönemde günde 5-6 milyon varille dünyanın imdadına yetişen Kızıldeniz ticareti durma noktasına geldi. Ama vadeli piyasalar önümüzdeki altı ayda petrol fiyatlarının 15 dolar gerileyeceğini fiyatlamaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Tahvil piyasası </strong><strong>iyimserliğe katılmıyor </strong></p>
<p>Borsa İstanbul şahin Fed’den bağımsız toparlanmaya çalışıyor. Fonlarla ilgili düzenlemelerin ardından küçük hisselerden büyüklere yönelmeyle endeks 14.500 direncinin hemen altında kapattı. En likit 10 hisse sert yükselirken BIST 100-30 hisselerinde satışlar yavaşlayarak devam ediyor. Cam, otomotiv, petrokimya, rafineri ve telekomünikasyon sektörleri haftalık bazda en çok değer kazanan sektörler.</p>
<p>Tahvil piyasası hisse senedi piyasasındaki iyimser havaya katılamıyor. Enerji fiyatlarında sert artış ve Merkez Bankası’nın eylül toplantısını pas geçmesi üzerine verim eğrisinin kısa-orta kısmında satış baskısı arttı. Özel bankalar Para Politikası Kurulu kararının ardından piyasanın gerisinde kalıyor. Kamu bankaları özel bankalara göre daha güçlü.</p>
<p>Önümüzdeki hafta gözler çarşamba günkü FOMC kararında olacak. Enerji fiyatlarında artış ve çekirdek enflasyondaki yükseliş sonrası piyasalar eylül toplantısında yüzde 90’a yakın olasılıkla 25 baz puan artış bekliyor. Gelişmiş ülkelerin hemen hepsi faiz artış döngüsüne girmiş durumda. Faiz artışının olmaması piyasalar için pozitif sürpriz olur.</p>
<p>Türkiye cephesinde piyasalar ekim ve aralık toplantılarında toplam 200 baz puan indirim bekliyor. Ama son sözü enerji piyasası söyleyecek. Hürmüz ve Kızıldeniz’i açan bir anlaşma sağlanamazsa Brent petrol fiyatının 100-120 dolar bandında kalması, faiz indirimlerinin bir süre rafa kalkmasına yol açar. Orta Doğu’da savaş ve faiz indiriminin ötelenmesi durumunda bankalar ile havacılık hisseleri piyasadan negatif ayrışır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-orta-doguda-savas-ve-sahin-fed-ikilisine-ragmen-tutunmaya-calisiyor-87371</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalar Orta Doğu&#039;da savaş ve şahin Fed ikilisine rağmen tutunmaya çalışıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kulfet-adaleti-87370</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Külfet adaleti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>"Şalvarı şaltak Osmanlı / Eğeri kaltak Osmanlı / Eken de yok biçen de yok / Hasada ortak Osmanlı." 16’ncı YY’dan anonim bir şiir. Bugün Osmanlı yerine kimleri koyardın?</strong></p>
<p>Gelir dağılımındaki adalet kadar önemli bir kavram. Kriz zamanlarında “<strong>gayet iyi</strong>” yönetilmesi gereken süreci de tanımlar. Nimetin adil dağılmadığı ortamın yarattığı krizlerde ise “<strong>olmazsa olmaz</strong>”dır. Ortaya çıkan sıkıntının, <strong>herkese, her kesime, adil ve akıllıca dağıtılması</strong> olgusunu anlatır.</p>
<p>Eğer ekonomideki zor şartlardan çıkılacaksa, şu anda bölük pörçük alınan kararların bir araya getirilip ulusal bir “<strong>uzlaşma programı</strong>” oluşturulması kaçınılmaz görünüyor. Adına ister “<strong>Krizden Kurtuluş Paketi</strong>” ister “<strong>Ulusal Uzlaşma Programı</strong>” diyelim, başarı için Türkiye’ye lazım olan, <strong>külfet adaletidir</strong>.</p>
<p><strong>YÜKSEK KAZANÇ, YÜKSEK RİSK BARINDIRIR</strong></p>
<p>Bizdeki zenginler, hele ki zenginliğini ana işinden değil, para pazarlayarak kazananlar, “<strong>külfetin başkalarına yüklenmesi</strong>” için gayret ederler. Oysa “külfeti” <strong>KOBİ’lere, esnafa</strong> ve vatandaşa yıkan ve nimeti de bunlara sunan çözümler pek işe yaramaz. Uzlaşma, külfeti adil dağıtmaktan geçebilir ancak.</p>
<p><strong>Testiyi kıran</strong> ile <strong>suyu getireni </strong>karıştıran eski uygulamalar gösterdi ki oluşturulacak olan kaynakların, zaten bu krizi yaratan “<strong>çoktan ölmüş ama öldüğünden habersiz</strong>” büyük şirketlere aktarılması, çare olamıyor. <strong>Verimsiz hantal</strong>, kâr iştahı yüksek firmalara verilecek kaynaklar, <strong>milli gelir kaybı</strong> oluveriyor.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Külfet adaletine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>En berbat söylem?</em></strong></p>
<p><strong>“Krizin külfetini benim dışımda herkes paylaşsın.</strong>” Mağaza siftah yapmıyor ama dükkân sahibi “kiramı aynen isterim” der. <strong>Ben hiçbir şey almam ama herkes benim malımı alsın</strong>” akılsızlığı da…</p>
<p><strong><em>Külfeti kim dağıtmalı?</em></strong></p>
<p>Enflasyon külfetini <strong>sabit gelirliye</strong>, çiftçi, <strong>esnaf</strong>, emekçiye yükleyip <strong>kendi konforunu sürdürme gayreti</strong> içinde olan kamu, asla külfeti adil dağıtmayacaktır. <strong>Yandaş candaş</strong> bir yana, gerisi ise <strong>saldım çayıra</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HER KRİZİ FIRSAT KADAR, YAĞMACI DA BARINDIRIR</strong></p>
<p>Misal <strong>enflasyon</strong>… Hem yüksek hem de düşürülemiyor. Bu da bir yandan <strong>enflasyonzade</strong> üretiyor diğer yandan <strong>enflasyonzede</strong>… Fırsatlar enflasyon yüzünden <strong>heba</strong> olurken <strong>yağmacılar</strong>, bu ortamda gelir transferiyle, <strong>siyasetçiye yakınlıkları</strong> ve <strong>ekonomik değerlere çökerek</strong> külfet adaletini daha da bozar.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KÜLFET LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Ekonomik külfet</strong>: Omuzumuza binen <strong>büyük maddi yük, masraf, mali zorluk veya sıkıntı</strong></p>
<p><strong>Külfet adaleti</strong><strong>: Ortaya çıkan zorluk ve maliyetin toplumdaki bireyler arasında adil dağıtılması</strong></p>
<p><strong>Külfet kurnazlığı</strong><strong>: Fedakârlık bekleyenin, FEDA’nın topluma ama KÂR’ın kendisine kalması</strong></p>
<p><strong>Toplumsal barış</strong><strong>: Nimetin de külfetin de eşit dağıtıldığı ortamda krizler barış içinde çözülür</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kulfet-adaleti-87370</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/kazanc-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Külfet adaleti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sonunda-oldu-dogrudan-yatirim-negatif-87368</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sonunda oldu, doğrudan yatırım negatif</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarih 17 Nisan 2026… Doğrudan yatırımları ele aldığım yazımda yabancıların Türkiye’deki yatırımlarındaki azalmaya, buna karşılık Türklerin dışarıdaki yatırımlarındaki artışa dikkat çekerken <strong>“Giden geleni aşacak gibi”</strong> ara başlığı altında özetle şunları yazmıştım:</p>
<p><strong>“Yabancıların Türkiye’deki yatırımları AB’ye tam üyelik müzakerelerinin başladığı yıllarda, 2006 ile birlikte rekor kırmış ve yıllık tutar 20 milyar dolarları bulmuştu. Sonrasında genel eğilim yönünü aşağı çevirdi.</strong></p>
<p><strong>Türklerin yurt dışı yatırımları ise son dönemde yıllık bazda 10 milyar dolara dayandı.”</strong></p>
<p>Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Yazımı şöyle bitirmiştim:</p>
<p><strong>“Böyle giderse bir süre sonra net doğrudan yatırım girişi sıfıra inecek ve negatife dönecek.”</strong></p>
<h2>Döndü!</h2>
<p>Tahmin edilen oldu ve yabancıların Türkiye’de yaptıkları yatırım ile yurt içi yerleşiklerin yurt dışı yatırımları arasındaki fark temmuz ayı itibarıyla yıllık bazda ilk kez, evet ilk kez negatife döndü.</p>
<p>Son bir yılda yabancıların Türkiye’deki yatırımları 10 milyar 21 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Buna karşılık Türklerin yurt dışı yatırımları 10 milyar 346 milyon doları buldu.</p>
<p>Böylece temmuz itibarıyla net doğrudan yatırım eksi 325 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<h2>Gayrimenkul hariç 508 milyon dolar</h2>
<p>Ödemeler dengesi istatistiklerinde her ne kadar doğrudan yatırım başlığı altında yer alıyorsa da gerçek anlamda yatırım olmayan ve zaman zaman önemli bir tutar oluşturan bir kalem var; gayrimenkul.</p>
<p>Yabancıların Türkiye’deki yatırımlarından burada aldıkları gayrimenkulleri ve Türklerin yurt dışı yatırımlarından dışarıda edindikleri gayrimenkulleri düşünce daha farklı bir tablo görüyoruz.</p>
<p>Yabancılar son bir yılda Türkiye’de 2,7 milyar dolarlık gayrimenkul aldı. Türklerin dışarıdaki gayrimenkul alımlarının tutarı ise 2,5 milyar dolar.</p>
<p>Temmuz itibarıyla bu tutarlar düşüldüğünde gelen yatırım 7,3 milyar, giden yatırım 7,8 milyar dolar. Buna göre gayrimenkul hariç net yatırım eksi 508 milyon dolar.</p>
<h2>Gayrimenkul verileri 2017’den beri var </h2>
<p>Toplam giriş ve çıkışı gösteren veriler 1991’den bu yana olan dönemi kapsarken gayrimenkul hariç verilerin neden son on yılla sınırlı olduğu merak edilebilir.</p>
<p>Merkez Bankası yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’deki gayrimenkul alımlarını 2003 yılından bu yana ayrı bir kalem olarak gösteriyor. Türklerin yurt dışındaki gayrimenkul alımlarına ilişkin veriler ise ödemeler dengesinde 2017’den itibaren gösterilmeye başlandı. Dolayısıyla gayrimenkulde iki verinin birden ancak 2017’den itibaren yer alması yüzünden gayrimenkulün hariç olduğu net doğrudan yatırım girişini 2017’den itibaren oluşturmak mümkün oldu.</p>
<p>Yurt içinde yerleşikler dışarıda elbette 2017’den önce de gayrimenkul alıyordu ama bu ödemeler dengesinde görülemiyordu.</p>
<h2>Gerçek doğrudan yatırım hiç bilinmiyor</h2>
<p>Doğrudan yatırım deniliyor ama bu tanım da biraz soyut. Genellikle ortada yeni bir yatırım yok; yapılan ağırlıklı olarak kurulu bir tesisin satın alınmasından ibaret. Yani sermaye getiriliyor ve zaten çalışmakta ve üretim yapmakta olan bir tesis el değiştiriyor, o kadar.</p>
<p>Yeni bir üretim yok, yeni bir istihdam yok, yeni bir vergi oluşumu yok.</p>
<p>Oysa doğrudan yatırım, sıfırdan üretim yapılması demek. Bu durum iktisat diliyle <strong>“yeşil alan yatırımı”</strong> ya da <strong>“greenfield yatırım”</strong> olarak tanımlanıyor.</p>
<h2>Mevcut şirkete sermaye…</h2>
<p>Bu arada doğrudan yatırım için gelmiş görünen dövizin bir bölümü de Türkiye’deki şirket için getirilen sermaye. Yani zaten ister sıfırdan kurulmuş olsun, ister hisse devri yoluyla olsun, yatırım yapılmış ve o yatırıma yeni sermaye getiriliyor. Bu da Türkiye’ye döviz girişi dışında pek bir anlam taşımıyor.</p>
<p>Aynı durum tabii ki Türk şirketlerinin yurt dışındaki yatırımları için de geçerli.</p>
<h2>Yerli yatırımcının gönlü var mı ki?</h2>
<p>Yabancı yatırımcı gelmiyor. Gerekçeyi tartışmaya bile gerek yok. Yalnızca <strong>“Niye gelsin ki”</strong> demek bile yeter. İyi de yabancı gelmiyor da sanki yerli yatırımcı yatırım yapmaya çok mu niyetli ki?</p>
<p>Yabancı gelmiyor, yerli gönülsüz; peki o zaman nasıl olacak da büyüme hızlanacak, nasıl olacak da istihdam yaratılacak ve işsizlik azalacak, nasıl olacak da daha çok vergi toplanabilecek ve vatandaşın refahı yukarı çekilebilecek?</p>
<p>Yabancı gelmezken yatırım yapabilen yerli yatırımcı da yurt dışını tercih ediyorsa, biraz durup düşünmek <strong>“Galiba bir yerlerde yanlış yapıyoruz”</strong> demek gerekiyor da, bunu kim diyecek?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa777555891f-1789359957.png" alt="" width="801" height="342" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa7775fbb0ab-1789359967.png" alt="" width="647" height="397" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sonunda-oldu-dogrudan-yatirim-negatif-87368</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/5/1280x720/satis-sozlesmelerine-duzenlemesi-odemeler-dovizle-yapilabilecek-1741247122.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sonunda oldu, doğrudan yatırım negatif ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekstilin-durumu-ortada-belirsizlikler-bitince-ata-topragina-bir-sey-dusunuruz-87367</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstilin durumu ortada, belirsizlikler bitince ata toprağına bir şey düşünürüz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İŞ </strong>dünyasının önde gelen isimlerinin bir dönem ilk sıralarına girmek için yarıştığı İstanbul Gelir Vergisi rekortmenleri listesine 2003 yılında o günler için sürpriz sayılacak bir isim 9’uncu sıradan girmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Mehmet Fatih Karamancı…</strong></li>
</ul>
<p>Hürriyet’ten arkadaşlarımız Orta Anadolu Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı <strong>M. Fatih Karamancı</strong>’yla buluşup, öyküsünü kaleme aldı. <strong>Fatih Karamancı, </strong>önce vergi rekortmenleri listesi konusuna girdi:</p>
<p>-          <strong>Ben yıllardır İstanbul’da en yüksek gelir vergisi ödeyenler listesinde iyi noktalarda varım. Ancak, ismimi hep gizli tuttum. Bu yıl gizli tutmamaya karar verdim. Hepsi bu. Ayrıca ilk 50’de bizim gruptan 4 kişi var.</strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa77459b1ee7-1789359193.jpg" alt="" width="450" height="428" />
<figcaption><strong>Fatih Karamancı</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Fatih Karamancı, </strong>18 Ağustos 2003 tarihli Hürriyet’te yayınlanan röportajda Orta Anadolu’nun öyküsünü anlattı:</p>
<ul>
<li><strong>Orta Anadolu 1953’te kurulmuş. O tarihte bizim aile yüzde 25 hisseye sahipmiş. O zaman Türkiye’nin her tarafında devlet şirketleri kurulurken Kayseri’de kurulan iki özel şirketten biri Orta Anadolu, diğeri de Birlik Mensucat.</strong></li>
<li><strong>Her ikisi de Kayseri’nin ileri gelen tüccarlarının kurduğu fabrikalar. Tabi, çok ortaklı olmanın faydaları yanında zorlukları da var. Sonuçta gün gelmiş, şirket atıl kalmış.</strong></li>
<li><strong>1981 yılında şirketin sermayeye ihtiyacı oldu. Biz o tarihe kadar çok değişik bir sektördeydik. Süperlit adlı boru şirketimiz vardı. Zaten içinde olduğumuz Orta Doğu’nun tamamını satın aldık.</strong></li>
<li><strong>Biraz şansın, biraz da ikna kabiliyetimizin yardımıyla Levi’s Grubuyla 1983’lerde çalışmaya başladık. Aile şirketlerinin çabuk karar verebilme, gerektiğinde daha fazla risk alabilme rahatlığı, bazı grupların önüne geçmemizi sağladı.</strong></li>
</ul>
<p>Yönetim Kurulu Başkanlığını <strong>Fatih Karamancı</strong>’nın yürüttüğü Karamancı Holding’e bağlı Orta Anadolu, 11 Eylül 2026 günü müşterilerine ve iş ortaklarına duyuru yayınladı:</p>
<ul>
<li><strong>Kayseri üretim tesislerinin kapanması…</strong></li>
<li><strong>1953 yılında kurulan Orta Anadolu Ticaret ve Sanayi İşletmesi T.A.Ş, endüstriyel üretimde öncü bir rol oynamış ve 1986 yılından bu yana dünyanın en ikonik küresel markalarına yüksek kaliteli denim tedarik etmektedir.</strong></li>
<li><strong>Son yıllarda küresel tekstil sektörü, küresel talebin zayıflaması, işletme ve finansman maliyetlerinin artması, tedarik zinciri dalgalanmaları ve değişen ticaret dinamikleri de dahil olmak üzere ciddi zorluklarla karşı karşıya kaldı.</strong></li>
<li><strong>Maliyet düşürme girişimleri, operasyonel verimlilik önlemleri ve yeniden yapılandırma değerlendirmeleri gibi kapsamlı çabalarımıza rağmen, maalesef işletme modelinin bu ekonomik koşullar altında artık sürdürülebilir olmadığı sonucuna varılmıştır.</strong></li>
<li><strong>Yönetim Kurulumuz Kayseri tesislerimizdeki faaliyetleri durdurma yönünde son derece zor bir karar almıştır. Üretim faaliyetlerimiz 11 Eylül 2026’dan itibaren askıya alınmış olup, tüm üretim tesislerimiz, 12 Ekim 2026 tarihinden itibaren kapatılacaktır.</strong></li>
<li><strong>Bu süreç boyunca, mevcut ticari yükümlülüklerimizi sorumlu, şeffaf ve kurumsal değerlerimizle uyumlu bir şekilde yerine getirmek için tüm paydaşlarımızla yakın işbirliği içinde çalışacağımızı özellikle vurgulamak isteriz.</strong></li>
</ul>
<p>Orta Anadolu’nun bu duyurusu üzerine bir taraftan arşive girip Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan haberleri taradım, diğer taraftan <strong>Fatih Karamancı</strong>’ya mesaj yazdım:</p>
<p>-          <strong>Fatih Bey, denim kumaşında bir dönem Türkiye’de ilk sıralardaydınız. Şimdi tekstilden tümüyle çıkıyorsunuz anlaşılan?</strong></p>
<p>Şu kısa yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Aynen… Tekstilin durumunu en iyi bilenlerdensin…</strong></p>
<p>Konuyu biraz daha açmaya çalıştım:</p>
<p>-          <strong>Kayseri’deki fabrikayı ne yapacaksınız? Başka sektöre mi gireceksiniz? Boru işi nasıl gidiyor?</strong></p>
<p>Yanıt yine kısa geldi:</p>
<p>-          <strong>Daha erken bir soru ama belirsizlikler bitince düşüneceğiz. Sonuçta ata toprağı.</strong></p>
<p>Bu kez Kayseri’deki üretim bantlarını merak ettim:</p>
<p>-          <strong>Üretim bantları ne olacak? Satacak mısınız?</strong></p>
<p>Bu soruyu da erken buldu:</p>
<p>-          <strong>Bu soru için de erken ama denim üretmeyeceğiz artık…</strong></p>
<p><strong>Fatih Karamancı </strong>ile kısa yazışma sonrası Hürriyet’te 18 Ağustos 2003’te yayınlanan röportaja yeniden döndüm. Başlığı şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>Çıraklığını yapmadığın işin ağalığını süremezsin…</strong></li>
</ul>
<p>Röportajın giriş cümlesinde Orta Anadolu’nun o günlerdeki konumu şöyle anlatılmıştı:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye’nin denim devi Orta Anadolu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Karamancı, üç kuşak önce iplikle başlayan üretimi dünya devlerine </strong>“anahtar teslim jean” <strong>aşamasına taşıdı. Çorlu’da Levi’s, GAP, Calvin Klein, Lee, Wrangler ve Diesel’e denim konfeksiyon üretiyor.</strong></li>
</ul>
<p>Röportajda Karamancı Holding’in işlerinin bulunduğu nokta şöyle özetlenmişti:</p>
<ul>
<li><strong>400 milyon dolar cirolu ve 4 bin kişinin çalıştığı Karamancı Holding, inşaat, tekstil-konfeksiyon, boru ve enerji sektörlerinde faaliyet gösteriyor. Holdingin başında Demir Karamancı var. Oğulları M. Fatih ve Murat Karamancı da yardımcıları. Süperlit Boru ve Orta Anadolu’nun Yönetim Kurulu Başkanlığını Mehmet Fatih Karamancı yürütüyor.</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa774eb0df9c-1789359339.jpg" alt="" width="700" height="396" />
<figcaption><strong>Demir Karamancı</strong></figcaption>
</figure>
<p>Türkiye’nin denim devlerinden, dünyada da önemli yere sahip Orta Anadolu’nun üretimi durdurma noktasına gelmesi, ülkemizde bu dönemin sanayideki büyük kayıpları arasında yerini alıyor…</p>
<p>Orta Anadolu’nun sektörden çekilmesinden ekonomi yönetimi dahil tüm tarafların ders çıkarması gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bizde de kapasite 3’te 1’e düştü, bu sonuç iyi olmadı</span></h2>
<p><strong>ORTA </strong>Anadolu’nun üretimi durdurma kararını Türkiye’nin yine önde gelen denim üreticilerinde Sanko Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Adil Sani Konukoğlu</strong>’na sordum:</p>
<p>-          <strong>Başkan, Orta Anadolu, üretimi tümüyle durdurma kararı aldı. Sizde durum nasıl?</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası Meclis Başkanı, TOBB’da da Türkiye Tekstil Sanayi Meclis Başkanlığı görevini yürüten <strong>Adil Konukoğlu, </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Tekstil sektöründe çok firma kapasite küçültüyor, konfeksiyon firmaları bir bir kapanıyor. Bu da otomatik olarak bizlere de yansıyor.</strong></p>
<p>Sanko’nun da denimde kapasite kullanım oranının 3’te 1’e düştüğünü belirtti:</p>
<p>-          <strong>Şimdilik böyle devam ediyoruz. Hayırlısı olsun bakalım.</strong></p>
<p>Orta Anadolu’nun üretimi durdurmasının üzücü olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Yılların firması… Sektöründe önde gelen bir firma… Böyle sonuçlanması iyi olmadı…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Denim sanayisinin itibarlı kuruluşlarından biridir, sektöre katkısı büyüktür</span></h2>
<p><strong>ORTA </strong>Anadolu’nun üretimi durdurmasını yine Türkiye’nin önde gelen denim üreticilerinden Çalık Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ahmet Çalık</strong>’a da sordum. <strong>Çalık, </strong>şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>Orta Anadolu, Türk tekstil ve denim sanayisinin köklü ve itibarlı kuruluşlarından biridir. Uzun yıllar boyunca sektörümüze sağladığı katkılar, oluşturduğu üretim kültürü ve bıraktığı değerli miras her zaman saygıyla anılacaktır.</strong></p>
<p><strong>Çalık</strong>’a Çalık Denim’in üretim temposunu da sordum, denimin Çalık Grubu’nun doğduğu ve sanayide ilk adımlarını attığı temel iş kollarından biri olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Çalık Denim olarak Malatya’daki güçlü üretim altyapımız, teknolojimiz, ürün geliştirme kabiliyetimiz ve kalite anlayışımızla premium denim kumaş üretimindeki faaliyetlerimizi kararlılıkla sürdürüyoruz.</strong></p>
<p>Denim üretimini yalnızca kumaş üretimi olarak görmediklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Pamuktan ipliğe, dokumadan terbiye ve ürün geliştirmeye kadar uzanan değer zincirinin tamamında katma değer yaratmayı, müşterilerimize yenilikçi, kaliteli ve rekabetçi ürünler sunmayı temel sorumluluğumuz olarak görüyoruz.</strong></p>
<p>Küresel tekstil sektörünün önemli bir dönüşümden geçtiğinin ve rekabet koşullarının giderek zorlaştığının farkında olduklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Ancak, Türkiye’nin tekstil ve denim alanındaki bilgi birikimine, üretim kabiliyetine ve geleceğine güveniyoruz.</strong></p>
<p>Önümüzdeki dönemi uzun vadeli ve stratejik bir bakış açısıyla değerlendirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Müşterilerimize, çalışanlarımıza ve tüm paydaşlarımıza karşı sorumluluklarımızı gözeterek; Çalık Denim’in premium denim alanındaki güçlü konumunu daha ileri taşımaya, üretmeye ve ülkemiz için değer oluşturmaya devam edeceğiz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">O Vali olmasaydı Malatya’ya yatırım yapmaktan vazgeçerdim</span></h2>
<p><strong>ORTA </strong>Anadolu’nun Kayseri’de üretimi durdurma kararı üzerine arşivde tarama yaparken, Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fatih Karamancı </strong>ile 2021 yılı Kasım ayının ilk günlerinde New York’ta yaptığımız sohbeti içeren yazıma baktım.</p>
<p>Akbank Yönetim Kurulu Başkanı, The American Turkish Society (ATS) Eş Başkanı <strong>Suzan Sabancı</strong>’nın davetiyle gittiğim New York’ta <strong>Fatih Karamancı </strong>ve Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>İzzet Garih</strong>’le buluşmuştum. <strong>Karamancı, </strong>cep telefonundan Malatya’daki Süperlit Boru Fabrikasının canlı görüntüsünü göstermişti:</p>
<p>-          <strong>Memleketindeki fabrikamızın maşallahı var. Tam kapasite çalışıyor. Nükleer santrale de boru veriyoruz. İhracat pazarlarımız arasına Avustralya ve ABD’yi de ekledik. 60’tan fazla ülkeye boru ihraç ediyoruz.</strong></p>
<p>İşlerin durgun olduğu günleri anımsatınca şu bilgiyi vermişti:</p>
<p>-          <strong>Malatya’daki fabrikamız bir ara toplam 2 yıl kapalı kaldı.</strong></p>
<p>Sonra da Malatya’daki fabrikayı yaptırdıkları 2011 yılına dönmüştü:</p>
<p>-          <strong>O dönemde Malatya’da Vali Ulvi Saran’dı. Eğer Ulvi Bey olmasaydı, Malatya’ya boru fabrikası yatırımı yapmazdık. Ulvi Bey, OSB’de bir yatırımcının devrettiği 60 bin metrekarelik en büyük alanı almamızın önünü açmıştı.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekstilin-durumu-ortada-belirsizlikler-bitince-ata-topragina-bir-sey-dusunuruz-87367</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/7/1280x720/fatih-karamanci-1789359376.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstilin durumu ortada, belirsizlikler bitince ata toprağına bir şey düşünürüz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/akaryakit-istasyonlarinda-3-hane-telasi-87366</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akaryakıt istasyonlarında 3 hane telaşı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Petrol piyasasında yaşanan jeopolitik hareketlilik iç piyasada pompa fiyatlarını yukarı yönlü baskılamaya devam ederken, akaryakıt fiyatlarının litrelik bazda 99,99 TL’yi aşarak üç haneli rakamlara ulaşma ihtimali, Türkiye genelindeki binlerce akaryakıt istasyonunu telaşa sürükledi. Sektör temsilcileri, mevcut pompa sayaç altyapısının önemli bir kısmının iki haneli birim fiyat gösterimine uygun olarak tasarlandığını, 100 TL ve üzerindeki fiyatlamaların saha operasyonlarında ve otomasyon sistemlerinde kilitlenmeye yol açabileceğini belirtiyor. Sektör temsilcilerinden edinilen bilgiye göre, Türkiye genelinde lisanslı olarak faaliyet gösteren yaklaşık 14 bin akaryakıt istasyonu bulunuyor. Bu istasyonlarda aktif olarak kullanılan toplam pompa sayısı ise 75 bin ila 80 bin adet civarında. Mevcut saha envanteri incelendiğinde, tablonun ciddiyeti daha da netleşiyor. Buna göre, Türkiye'deki pompaların yaklaşık üçte biri eski tip mekanik/manuel sayaçlardan oluşuyor. Bu pompaların 3 haneli birim fiyatı gösterme yeteneği bulunmuyor ve tamamen yenilenmesi gerekiyor. Pompaların diğer üçte birlik kısmı da dijital ekrana sahip olmasına karşın yazılım ve anakart mimarisi gereği yalnızca iki tam basamağı (99,99 TL) destekliyor. Bu gruptaki cihazların kart ve yazılım dönüşümünden geçmesi şart. Son yıllarda kurulan ya da altyapısı güncellenen kalan üçte birlik bölüm ise 3 haneli fiyat gösterimine hazır durumda bulunuyor.</p>
<h2>Dönüşümünün maliyeti yüksek </h2>
<p>Sektör temsilcileri, pompa altyapısının kısa sürede dönüştürülecek olmasının, halihazırda marj darlığı çeken akaryakıt bayileri ve dağıtım şirketleri üzerinde ağır bir finansal yük oluşturacağına işaret ediyor. Yapılan hesaplamalara göre; eski tip manuel bir pompanın güncel standartlarda yenisiyle değiştirilmesi pompa başına 7 bin dolar seviyesinde bir yatırım gerektiriyor. İki haneli dijital pompaların 3 haneli gösterime uyumlu hale getirilmesi için gereken kart ve otomasyon revizyonunun birim maliyeti ise 1500 dolar olarak ifade ediliyor. Yapılan kabaca hesaplamalara göre de dönüşümün maliyeti yaklaşık olarak 212,5 milyon doları bulacak.</p>
<h2>EPDK ile görüşmeler sürüyor </h2>
<p>Akaryakıt fiyatlarının kısa süre içerisinde 100 TL sınırını aşabileceği öngörülürken, sektör temsilcileri muhtemel bir otomasyon ve sayaç kilitlenmesinin önüne geçebilmek için Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ile yoğun bir görüşme trafiği yürütüyor. Görüşmelerde, saha dönüşümlerinin tamamlanması için sektöre makul bir takvim tanınması, geçici dönemsel çözümler ve mevzuat uyumlaştırılması başlıkları masaya yatırılıyor. Dağıtım şirketleri ve sayaç otomasyon firmaları bir yandan saha ekipleriyle güncelleme çalışmalarını sürdürürken, diğer yandan fiyatların üç haneye ulaşması halinde istasyonlarda satışların durmaması adına mevzuat desteği bekliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/akaryakit-istasyonlarinda-3-hane-telasi-87366</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/akaryakit.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel petrol fiyatlarındaki tırmanışla birlikte akaryakıt fiyatlarının litrede 100 TL eşiğine yaklaşması, akaryakıt dağıtım sektöründe paniğe yol açtı. Türkiye genelindeki 14 bin istasyonda kullanılan pompaların üçte ikisinde sayaçların 3 haneli rakamları gösterecek donanıma sahip olmaması nedeniyle, sektör yaklaşık 212,5 milyon dolarlık bir maliyetle karşı karşıya. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutsonun-100uncu-yilinda-kutahya-sanayisinin-yol-haritasi-konusulacak-87397</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KUTSO&#039;nun 100&#039;üncü yılında Kütahya sanayisinin yol haritası konuşulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/KÜTAHYA</strong></p>
<p>Kütahya iş dünyası, ekonomik görünüm ve reel sektörün önündeki yol haritasını değerlendirmek üzere 16 Eylül 2026'da Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonu'nda buluşacak.</p>
<p>Kütahya Ticaret ve Sanayi Odasının (KUTSO) kuruluşunun 100'üncü yılı dolayısıyla gerçekleştirilecek <strong>"100'üncü Yılında KUTSO: Ekonomik Beklentiler ve Belirsizlikler Ortamında Kütahya Sanayicisi Ne Yapmalı?"</strong> başlıklı panel, odanın meclis toplantısının ardından düzenlenecek.</p>
<p>Programın açılış konuşmasını KUTSO Yönetim Kurulu Başkanı Esin Güral Argat yapacak. Ardından EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Güldağ ile Ekonomi Gazetesi Genel Koordinatörü Munyar, Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmelerin reel sektöre etkilerini değerlendirecek.</p>
<p><strong>Belirsizlik ortamında sanayicinin yol haritası ele alınacak</strong></p>
<p>Panelde, küresel ve ulusal ekonomide yaşanan gelişmeler çerçevesinde sanayici ve tüccarların mevcut koşullarda izlemesi gereken stratejilerin tartışılması hedefleniyor.</p>
<p>Güldağ ve Munyar'ın Türkiye ekonomisine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerinin yanı sıra Kütahya sanayisinin mevcut ekonomik koşullara nasıl uyum sağlayabileceği ve önümüzdeki dönemde hangi başlıklara odaklanması gerektiği üzerinde durulacak.</p>
<p><strong>Kütahya sanayicisi soracak, ekonomi gazetecileri yanıtlayacak</strong></p>
<p>Etkinliğin önemli bölümlerinden birini de interaktif soru-cevap oturumu oluşturacak.</p>
<p>Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerin ardından Kütahyalı sanayici ve iş insanları, üretimden yatırıma, finansmandan ihracata kadar gündemlerindeki konulara ilişkin sorularını Güldağ ve Munyar'a doğrudan yöneltebilecek.</p>
<p>Böylece panelde genel ekonomik görünümün yanı sıra Kütahya reel sektörünün sahada karşılaştığı sorunların ve beklentilerinin de gündeme taşınması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Panel canlı yayınlanacak</strong></p>
<p>16 Eylül 2026 Çarşamba günü Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonu'nda gerçekleştirilecek etkinlik, <strong>Nasıl Bir Ekonomi TV YouTube kanalından canlı olarak yayınlanacak.</strong></p>
<p>KUTSO'nun 100'üncü yıl etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilecek buluşmanın, Kütahya iş dünyasının ekonomik beklentilerini ve gelecek döneme ilişkin stratejilerini tartışacağı bir platform oluşturması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutsonun-100uncu-yilinda-kutahya-sanayisinin-yol-haritasi-konusulacak-87397</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/7/1280x720/munyar-1789366459.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası, kuruluşunun 100&#039;üncü yılında düzenleyeceği ekonomi panelinde iş dünyasını bir araya getirecek. EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ ile Genel Koordinatörü Vahap Munyar&#039;ın katılacağı panelde, Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ile belirsizlik ortamında Kütahya sanayicisinin izlemesi gereken stratejiler ele alınacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bosphorus-cup-ceyrek-asirdir-turkiye-ve-istanbul-markalarina-katki-yapiyor-87379</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bosphorus Cup çeyrek asırdır Türkiye ve İstanbul markalarına katkı yapıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>En başarılı girişimciler kendi tutkularının izinden gidenler arasından çıkıyor. Sanayici bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Orhan Gorbon da küçük yaştan itibaren içinde olduğu yelken sporunu sahiplenerek İstanbul’a bir marka hediye etti. 2002 yılında İstanbul Boğazı’nı ve şehrin denizlerini dünyaya tanıtmak amacıyla bir günlük yarış olarak başlattığı Bosphorus Cup’a 25 yıldır sahip çıkarak, etkinliği bir şölene çevirmeyi başardı. Organizasyon sportif rekabetin yanı sıra İstanbul’un uluslararası tanıtımına ve deniz kültürüne katkı sağlayan bir spor markası haline geldi. </p>
<p>Bosphorus Cup, bu yıl 17–19 Eylül’de düzenleniyor. Caddebostan, Adalar ve İstanbul Boğazı’nda yapılacak ana yarışlara; gençlere yönelik gerçekleştirilen yelken yarışları, marka deneyimleri ve sosyal buluşmalar eşlik ediyor. Orhan Gorbon, etkinliğinin amacının yılında uluslararası yelken rekabetini İstanbul’un turizm, marka ve yaşam kültürü ile buluşturmak olduğunu özellikle altını çiziyor.</p>
<p><strong>İstanbul ekonomisine 25 yılda 1 milyar Euro katkı</strong></p>
<p><strong>Bu yıl kaç yelkenci katılıyor?</strong></p>
<p><em>45 teknede toplam 500 yelkenciyi ağırlamayı bekliyoruz. Sporcuların yarısı Romanya ve Bulgaristan başta olmak üzere 7 ülkeden katılıyor.  Yaklaşık 80 kişilik organizasyon ekibimiz, yarıştan dokuz ay önce çalışmaya başlıyor.</em></p>
<p><strong>Bosphorus Cup kent için ne ifade ediyor?</strong></p>
<p><em>Yerli ve yabancı yaklaşık 30 bin kişinin dahil olduğu Bosphorus Cup ekosistemiyle İstanbul’a bu yıl yaklaşık 50 milyon Euro değer katmayı bekliyoruz. Yarış için gelen ziyaretçiler, normal bir turiste göre yaklaşık üç kat fazla harcama yapıyor. Bu hareketlilik konaklama, gastronomi, ulaşım, marina, tekne ve ekipman lojistiği, teknik hizmetler ve kurumsal etkinliklere yayılıyor. Etki yalnızca yarış günleriyle sınırlı kalmıyor. Ekiplerin şehirde geçirdiği süre, sponsorların ve kurumsal konukların ağırlanması, uluslararası medya katılımı ve ticari işbirlikleri daha geniş bir ekonomik alan oluşturuyor. Bulgaristan’dan katılacak bir ekibin İzmir’den 400 bin Euro değerinde tekne siparişi vermesi, denizcilik üretimine uzanan bu etkinin örneklerinden biri.</em></p>
<p><strong>Toplamda ne kadar değer kattı yarışlar?</strong></p>
<p><em>Bosphorus Cup ekosistemiyle 25 yılda İstanbul’a 1 milyar Euro’ya yakın değer kattık. Bu birikim; yarış dönemlerinde oluşan ekonomik hareketliliği, uluslararası görünürlüğü ve İstanbul’un tanıtımına katkıyı kapsıyor.</em></p>
<p><strong>Medya erişim rakamlarını ölçüyor musunuz?</strong></p>
<p><em>Bosphorus Cup’ın medya erişimi yaklaşık 700 milyon kişiye ulaşıyor. Uluslararası basınla paylaştığımız fotoğraf ve videolar; yelkenli tekneleri, iki kıtayı, tarihî yapıları ve İstanbul’un yaşayan şehir dokusunu aynı anlatıda buluşturuyor.</em></p>
<p><em>Organizasyonun etkisini değerlendirirken katılımcı ve ekip sayılarını, yabancı sporcu oranını, konaklama sürelerini, medya erişimini, yayın değerini, uluslararası haber görünürlüğünü ve ticari iş birliklerini birlikte ele alıyoruz. Şehrin marka değerine katkımız, doğrudan harcamaların ötesinde uzun vadeli bir tanıtım etkisi yaratıyor.</em></p>
<p><strong>Bu yıl hangi kuruluşlar destek veriyor?</strong></p>
<ol start="25">
<li><strong> yılda Bosphorus Cup’a destek veren markalar</strong></li>
</ol>
<p><em>Premium Partner’ımı Türk Hava Yolları ve Miles&amp;Smiles. Senior Partnerlarımız ise Audi ve Bilyoner. Medya Sponsorluğunu Türk Medya üstlendi. Ticari ortaklarımız ise; Çırağan Palace Kempinski, Setur Marinas Fenerbahçe &amp; Kalamış, Gorbon Seramik ve Misela.</em></p>
<p><strong>Sponsorlara ne sunuyorsunuz?</strong></p>
<p><em>İş ortaklıklarımızı; markaların uzmanlıklarını, yaratıcı fikirlerini ve uluslararası ağlarını yarışın iletişimine ve konuk deneyimine dahil ederek geliştiriyoruz. Yarış alanları, tekneler, lounge alanları, davetler ve konuk ağırlama programları markalara farklı temas noktaları sunuyor.</em></p>
<p><em>Hospitality Programı, kurumların ekiplerini, müşterilerini ve uluslararası misafirlerini ağırlayabilecekleri bir ilişki geliştirme ortamı sağlıyor. Sponsor olmayan bireysel ve kurumsal konukların da rezervasyonla katılabilmesi, organizasyonun eriştiği kitleyi genişletiyor. İki kıta arasında kıyıdan izlenebilen yelken mücadelesi</em></p>
<p><em>Bosphorus Cup’ın ayırt edici deneyimi, teknik yelken mücadelesini İstanbul’un tarihî ve sosyal dokusuyla bir araya getiriyor. Caddebostan ve Adalar parkurları farklı deniz ve rüzgâr koşulları sunarken, Boğaz’da akıntılar ve kıyı yapıları taktik kararları belirliyor. Saraylar, yalılar ve köprüler arasındaki yarış kıyıdan izlenebiliyor; Arnavutköy Akıntıburnu’ndaki halka açık Fan Zone bu deneyimi şehirle buluşturuyor.</em></p>
<p><strong>Kupayı kim tasarladı?</strong></p>
<p><em>Can Yalman’ın tasarladığı, Kapalıçarşı ustalarının elde ürettiği 7 kilogram ağırlığındaki kristal-gümüş ana kupa iki kıta arasındaki rekabeti simgeliyor. Yaklaşık 2 milyon TL değerindeki kupa, genel klasman birincisinde bir yıl kaldıktan sonra bir sonraki yarış için İstanbul’a dönüyor. 2025’te Timofey Zhbankov kaptanlığındaki Rossko Racer, kupayı kazanan ilk yabancı ekip oldu.</em></p>
<p><em>Benim tasarladığım ve Gorbon Seramik tarafından üretilen el yapımı seramik ödülleri sınıf birincilerine takdim ediyoruz. Seramik yelken vinci, yelken formundaki objeler ve madalyalar zanaat ile çağdaş tasarımı buluşturuyor. Her yelkenciye verilen özel seramik katılım sertifikası da yarış deneyiminin kalıcı bir hatırasını oluşturuyor.</em></p>
<p><em>Tasarım stüdyosu Yellowdot’un hazırladığı 25. yıl grafikleri, teknelerin dönüşlerinden ve yarış manevralarından ilham alıyor. Görsel kimlik; yarış alanları, tekne bayrakları, ekip kıyafetleri, ödüller ve davet iletişimi boyunca kullanılarak bütünlüklü bir marka deneyimi oluşturuyor.</em></p>
<p><strong>Bu yıl kupa devir teslim töreni ne zaman düzenlendi?</strong></p>
<p><em>Bosphorus Cup’ın geleneksel Cup Handover törenini, 7 Eylül’de İstanbul Boğazı’nda yelkenli bir teknede düzenlenen basın toplantısıyla gerçekleştirdik. Şon şampiyon Rossko Racer’dan kupayı teslim aldık. Törene Türk Hava Yolları Marka ve Tanıtım Başkanı Rafet Fatih Özgür, Audi Pazarlama Direktörü Levent Özokutucu, Bilyoner Yönetim Kurulu Üyesi Oğuzhan Hitay ve TürkMedya İcra Kurulu Üyesi Ziyad Varol katıldı. Genç yelkencileri ise 2026 Optimist Kızlar Türkiye Şampiyonu Yağmur Öztekin temsil etti.</em></p>
<p><strong>Gençlere yönelik bir programınız da var…</strong></p>
<p><em>Evet, 2025 BC for KIDS yarışını, Heybeliada Su Sporları Kulübü’nden Elif Yamaç (TUR 346) kazanmıştı. Bu yıl 12–13 Eylül Haliç’te gençlere yönelik yelken yarışlar, 25. yılın kuşaklar arası bağını kurdu. Yaklaşık 300 genç yelkencinin tarihî yarımada manzarasında yarışması; spor, şehir kültürü ve İstanbul’un denizle ilişkisini aynı program içinde buluşturdu</em>.</p>
<p><strong>Yarış programında hangi parkurlar var?</strong></p>
<p><em>17 Eylül’de Caddebostan açıkları ve Marmara Denizi; 18 Eylül’de Adalar yarışları yapılacak. Nihayet 19 Eylül’de Beşiktaş–Anadolu Hisarı hattında Boğaz Yarışı gerçekleşecek. Arnavutköy Akıntıburnu’nda halka açık Fan Zone, Çırağan Palace Kempinski’de VIP yarış izleme etkinliği ve akşam resmi ödül töreniyle program son bulacak.</em></p>
<p><strong>Gelecek vizyonunuz ne?</strong></p>
<p><em>Yeni ülkelerden ekipleri İstanbul’a çekmeyi, uluslararası katılımı ve yayın gücünü artırmayı, markalarla uzun vadeli stratejik ortaklıklar kurmayı ve kıyıdaki izleyici deneyimini geliştirmeyi hedefliyoruz. BC for KIDS ile genç yelkencilerin organizasyona katılımını ve yarışın mirasının yeni nesillere aktarılmasını destekliyoruz.</em></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bosphorus-cup-ceyrek-asirdir-turkiye-ve-istanbul-markalarina-katki-yapiyor-87379</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/574-1789361668.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bosphorus Cup çeyrek asırdır Türkiye ve İstanbul markalarına katkı yapıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamanda-kalan-izler-sofrada-bulusan-hikayeler-87378</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zamanda kalan izler, sofrada buluşan hikâyeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Nâzım’ın baktığı yerden: Romantika</strong></p>
<p>Kırmızı tavanlı, açık renk bir otomobil… Açılan kapısı, çevresinde dolaşan insanlar… Güneş gözlükleri, topuz yaptığı saçlarıyla kameraya dönen bir kadın…</p>
<p><strong>Vera Tulyakova</strong>, <strong>Nâzım Hikmet</strong>’in eşi.</p>
<p>Yıl 1962. Kameranın arkasında Nâzım var.</p>
<p>Eski filmin renklerinde zamanın izi hissediliyor. Görüntüler bugünün alıştığımız keskinliğinden uzak. Fakat Vera’nın yüzüne bakarken, onu kaydeden insanı da düşününce, aradan geçen yıllar bir an için kısalıyor. Sevdiği kadına bakan bir şair… O bakışın içinden bugüne ulaşan birkaç saniye… Nâzım’ın baktığı yere bakıyoruz. Vera, kameraya yöneldiğinde bakışının ardında Nâzım’ın bulunduğunu biliyoruz. Bizi duygulandıran yakınlık biraz da buradan doğuyor. İki insanın arasında yaşanmış bir âna, yıllar sonra usulca yaklaşıyoruz.</p>
<p>Vera, başını çeviriyor, gülümsüyor, günün içindeki hayatını sürdürüyor. Nâzım’ın onu kaydedişinde, sevdiği insana yönelen o kişisel dikkati hissediyorum. Sevdiğimiz birinin yüzünde, başkalarının göremeyeceği ayrıntıları tanımamız gibi…</p>
<p>Filmin hangi ânında şairin içinden ne geçtiğini bilemeyiz. Ama bu görüntülere bakarken, sevmenin biraz da dikkat etmek olduğunu düşünüyorum. Bir yüzün dönüşüne, bir gülümsemenin başlayışına, herkes için sıradan olabilecek küçücük bir harekete…</p>
<p>Bir de <em>“Saman Sarısı”</em> geliyor aklıma.</p>
<p><em>“saçları saman sarısı kirpikleri mavi”</em></p>
<p>Şiir boyunca dönüp dönüp karşılaştığımız Vera… Bir yataklı vagonun alacakaranlığında, bir otel odasında, bir gar buluşmasında… Nâzım’ın şehirler, hatıralar ve zamanlar arasında dolaşan anlatısında onun varlığını hep hissediyoruz. Bazen uyuyor, bazen şairin elini tutuyor; bazen de yokluğuyla koca bir şehri boşaltıyor. Kaydın ilerleyen anlarında Prag sokaklarında da karşılaşıyoruz Nâzım’la.</p>
<p>…</p>
<p>İzmir Kültürpark’taki Atlas Pavyonu’nda açılan <em>“Romantika / Bir Ömrün Seyrüseferi”</em> sergisini, orada izleyebileceğiniz bu görüntülerin bende bıraktığı duygulardan yola çıkarak anlatmaya başladım. Çünkü bir şairin hayatına yaklaşırken bazen küçücük bir ayrıntı, uzun bir yaşamöyküsünün açamadığı kapıyı aralıyor.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Cennet Koyu’nda Anadolu sofrası</strong></p>
<p>Bir menüyü okurken bazen yemeklerin adlarından önce yer adlarına takılır gözüm. Bodrum, Karaburun, Trakya, Taşlıca… Her biri başka bir ürünü, başka bir mutfak alışkanlığını getirir aklıma. Sofra daha kurulmadan zihnimde bir yolculuk başlar.</p>
<p>The Casa Cala Bodrum’un Syma Restaurant’ında üç şefin bir araya geldiği akşamın menüsüne de böyle bakıyorum. Bir tabakta Bodrum mandalinasıyla taze fasulye, diğerinde Trakya kuskusuyla Taşlıca gambilyası buluşuyor. Bildiğimiz malzemeler, alıştığımız birlikteliklerin dışına çıkıyor; birbirlerine nasıl eşlik edeceklerini merak ettiriyorlar.</p>
<p><strong>Gökmen Sözen</strong>’in öncülüğünde, Gault&amp;Millau Türkiye’nin resmî temsilcisi Sözen Group tarafından düzenlenen <em>“Signature Dining Experience”</em> serisinin bu yılki altıncı buluşması için Neolokal’in kurucusu ve şefi <strong>Maksut Aşkar</strong>, Araka’nın kurucusu ve şefi <strong>Zeynep Pınar Taşdemir</strong> ile Teruar Urla’nın kurucusu ve şefi <strong>Osman Serdaroğlu</strong> aynı mutfakta çalıştı.</p>
<p>Üçü de Gault&amp;Millau’nün üç şapka sahibi şeflerinden. Her birinin kendi restoranında geliştirdiği bir mutfak dili var. Bu buluşmanın merak uyandıran tarafı, o farklı yaklaşımların aynı menünün içinde birbirini nasıl tamamladığı.</p>
<p><strong>Tolga Atalay’ın sofrasında iki Akdenizli</strong></p>
<p>Kendi mutfak hafızamızdan, diğerini İtalyan sofralarından tanıyoruz. Aynı tabakta karşılaşıyorlar. Ardından biber dolmalı ravioli geliyor. Kavurmalı, kaymak sokalı pizzette de bu buluşmaya katılıyor.</p>
<p>Bir menünün içinde farklı mutfaklarda öğrenilmiş bilgiler, alışkanlıklar, tanıdık malzemeler birbirine değiyor. Bu sofranın düşüncesini kuran isim Şef <strong>Tolga Atalay</strong>.</p>
<p>Solid Consulting Group Yönetim Kurulu Başkanı Atalay, Karaköy’de, Bankalar Caddesi’nin tarihî yapılarından L’Union Han’ın zemin katında açılan Banca Unione’nin yeme içme genel konsept ve kurgu danışmanı. İmzasını taşıyan menüde Türk ve İtalyan mutfaklarının birbirine yaklaşabileceği yerleri araştırıyor.</p>
<p>Mutfağın başında şef <strong>Müjdat Gürsoy</strong> bulunuyor. Yemek yediğimiz akşam Solid Consulting Group uzman şefi, gastronomi dünyasının duayen isimlerinden <strong>Hüseyin Ceylan</strong> da mutfaktaydı.</p>
<p>Bir şefin yaratıcılığı, bildiğimiz bir yemeğe yeniden dikkat etmemizi sağladığında ayrıca kıymet kazanıyor. Kendi soframızdan tanıdığımız bir malzemenin başka bir hazırlığın içinde nasıl yer bulduğunu görüyor, bildiğimizi sandığımız tatlara yeniden bakıyoruz.</p>
<p>Banca Unione’deki akşamın menüsü, bu merakı uyandırıyor.</p>
<p><strong>Yalıkavak’ta yeniden başlayan hayatlar</strong></p>
<p>Küçük pencereden ocağın alevleri görünüyor. On beş yaşında bir genç, dönüp dönüp oraya bakıyor. Bardak yıkıyor, getir götür işlerine yardım ediyor ama aklı o pencerede. Sonunda merakına yenilip mutfağa geçiyor. Zencefil, limon, soğan doğramaya başlıyor.</p>
<p>Yer Tayland. Genç ise bugün Yaz Yalıkavak’ın Mai mutfağında karşılaştığım şef <strong>Shahnavaz Afghan</strong>.</p>
<p>Hayatının yönünü değiştiren o küçük pencereyi anlatırken düşünüyorum: Bir mesleğe bazen uzun uzun hazırlanarak, bazen de merakımızın peşinden birkaç adım atarak giriyoruz. Sonrasında yıllar geçiyor; o ilk adımın bizi nerelere götürdüğünü ancak geriye bakınca anlayabiliyoruz.</p>
<p>Yalıkavak’taki sohbetimizde böyle birkaç başlangıç hikâyesi dinliyorum. Birinde Tahran’dan çıkıp Uzak Doğu’ya giden genç bir insan var. Diğerinde, kurumsal çalışma hayatından ayrıldıktan sonra aileden kalan bir tesisi yeniden ayağa kaldırmaya karar veren iki kişi: <strong>İnanç Işıklar</strong> ve <strong>Elif Sünget</strong>.</p>
<p>Yolları burada, aynı koyda, aynı işletmede buluşmuş.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamanda-kalan-izler-sofrada-bulusan-hikayeler-87378</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zamanda kalan izler, sofrada buluşan hikâyeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/harcama-hedefleri-enflasyonu-asiyor-87365</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Harcama hedefleri enflasyonu aşıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Son dönemlerde sıkı para politikasının çok sınırlı da olsa gevşemesine yol açacak tedbir ve politika metinleri daha sık kamuoyuna duyurulurken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da yaklaşan seçimden başarıyla çıkılacağını temenni etmesi, ekonomi ve siyaset çevrelerinde erken seçim tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Geçtiğimiz hafta açıklanan Orta Vadeli Program’da (OVP) 2027 yılında yapılması neredeyse kesin olan seçime hazırlıkların başlayacağına yönelik önemli işaretler yer alıyor. Nitekim bir çok ekonomist de OVP’de yer alan makroekonomik büyüklükleri seçimin habercisi olarak nitelendirdiler.</p>
<h2>Özel sektör yatırımlarına transfer </h2>
<p>Merkezi yönetim bütçesinin, kişi veya kurumlara; bina vb inşaat işi, ulaşım aracı, makine-demirbaş gibi sermaye niteliğindeki harcamalarını karşılamak için yapılan kaynak aktarımı olarak tanımlanan sermaye transferi kaleminde yüzde 130 artış öngörülüyor. 2025 yılı bütçesinde 360 milyar lira olan bu kalemin 2026’yı 325 milyar lira ile tamamlaması öngörülüyor. Ancak önümüzdeki yıl sermaye transferi kaleminin yüzde 130’luk artışla 750 milyar liraya çıkması, takip eden yıl ise tekrar 408 milyar liraya düşmesi planlanıyor.</p>
<h2>Cari transferde yüzde 45.3 artış </h2>
<p>Devletin herhangi bir mal veya hizmet karşılığı olmaksızın, gelir dağılımını düzenlemek, sosyal refahı sağlamak veya kurumları desteklemek amacıyla yaptığı karşılıksız (hibe niteliğinde) ödemeleri gösteren cari transfer kalemi yüzde 45.3 oranında artacak. 2026 yılında yüzde 30.2 artan cari transfer kaleminin, gelecek yıl yüzde 45.3’lük artışla 10 trilyon 240 milyar liraya çıkacak. Takip eden 2028’de ise artış oranı yüzde 19.1’e gerileyecek. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sağlık harcamalarında yüzde 43, sosyal konut harcamalarında da yüzde 150 artış öngörüldüğünü bildirdi.</p>
<h2>Devletin kendi yatırımında %3.8 artış </h2>
<p>Devletin doğrudan kendisi tarafından yürütülen, gayrimenkul, altyapı, makine-teçhizat gibi sabit sermaye varlıklarını artırmaya yönelik olan sermaye giderleri kaleminde ise artış oranı ise sadece yüzde 3.8 olacak. Buna karşılık bütçenin mal ve hizmet alımı kaleminde ise yüzde 44.4 oranında bir artış öngörülüyor ve bu kalemin büyüklüğü 2 trilyon 184 milyar liraya çıkacak. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa77249449f4-1789358665.png" alt="" width="323" height="214" />Merkezi yönetim bütçe kanununda yer alan ödeneklerin yetersiz kalması veya öngörülmeyen harcamalarda kullanılmak üzere bütçeye konulan yedek ödenek miktarı da 113 milyar lira artırılıyor. Geçen yıl yayımlanan OVP’de 2027 yılı için 382 milyar liralık yedek ödenek öngörülürken, yeni OVP’de 2027’nin yedek ödeneği 541.6 milyar lira olarak yer aldı. Yedek ödeneğin 2028’de 638 milyar liraya, 2029’da ise 725 milyar liraya çıkması öngörülüyor. Buna göre 2027 yılı bütçesinde faiz dışı harcamaların yüzde 38.3 artarak 16 trilyon 835 milyar liradan, 23 trilyon 298 milyar liraya çıkması öngörülüyor. Bütçedeki faiz harcamalarının ise yüzde 40.7’lik artışla 2 trilyon 824 milyar liradan, 3 trilyon 975 milyar liraya çıkması planlanıyor.</p>
<h2>Tarımsal destek ve emekli aylığı </h2>
<p>Geçtiğimiz hafta Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile 2025-2027 yılı tarımsal desteklerine ilişkin kararda yer alan destekler güncellendi. Buna göre bitkisel üretimde 2026 yılı için daha önce dekara 310 lira olarak belirlenen katsayı değeri 367 liraya çıkarıldı ve destek 2025’e göre yüzde 50.4 artırılmış oldu. Küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık destekleri ise yüzde 43 oranında artırıldı.</p>
<p>Öte yandan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, AK Parti MKYK’da yaptığı sunumda en düşük emekli aylıklarıyla ilgili bir çalışma başlatıldığı bilgisini verdi. Bu konuda en düşük aylığın yükseltilmesinden ziyade, aile gelir sigortası gibi belirli bir gelirin garanti edilmesi esasına dayalı bir çalışma yapılıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/harcama-hedefleri-enflasyonu-asiyor-87365</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/3/1280x720/para-tl-1767355285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonla mücadele programına maliye politikasından daha fazla destek gelmesi yönündeki kamuoyu beklentilerine karşın, önümüzdeki yıla ilişkin kamu harcamalarında belirlenen artış oranları, erken seçim tartışmalarını gündeme taşıdı. Orta Vadeli Program’da (OVP) özellikle bütçenin transfer ve harcama kalemlerindeki artış hedeflerinin, enflasyon hedefinin oldukça üzerinde tutulması, tartışmalara önemli bir dayanak oluşturuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bm-cop31-oncesi-komurlu-termik-santrallar-kapatilsin-cagrisi-87427</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 öncesi &#039;kömürlü termik santrallar kapatılsın&#039; çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Kendilerini Halkların İklim Zirvesi Gönüllüleri diye tanıtan, Mersin, Adana, İstanbul, Muğla, Antalya, Çanakkale, Bursa, Diyarbakır ve İzmir’den gelen bir grup Attalos Anıtı önünde kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek ve dünya liderlerinin de katılacağı Birleşmiş Milletler (BM) İklim Konferansı'na (COP31) tepki gösterdi.</p>
<p>Halkların İklim Zirvesi Gönülleri adına Gülşah Tırış, yaptığı açıklamada, 134 STK’nın imzaladığı ortak metni okudu.</p>
<p>İklim Adaleti için başta kömür olmak üzere fosil yakıtları yerin altında bırakılsın çağrısında bulunan Tırış, ‘’Yakarsa Dünyayı Fosiller Yakar’’ kampanyası başlattıklarını bildirdi.</p>
<p>Ormanların yandığını, kuraklığın arttığını, buzulların eridiğini, göç ve ekonomik çöküşün yapısal eşitsizliklerden en çok etkilenen grupları hızla vurduğunu belirten Tırış, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yaşanan bu kriz kendiliğinden derinleşmiyor; bizi fosil yakıtlara yani kömüre, petrole, doğal gaza bağımlı kılan fosil yakıt şirketleri ve onların çıkarlarını koruyan hükümetler bu krizin asıl faili. Fosil yakıt şirketleri kârlarını katlarken krizin bedelini halk ve doğa ödüyor. Çözüm ise çok açık başta kömür olmak üzere fosil yakıt projelerinden vazgeçip adil ve eşit bir geleceği hep beraber inşa etmek.’’</p>
<p>Dünyanın, iklim krizini derinleştiren kömürü terk etmeye hazırlandığını, birçok ülkenin kömürlü termik santrallerini kapatırken, Türkiye’nin de bu konuda adım atmadığını vurgulayan Tırış, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Dünyada en fazla sera gazına sebep olan ilk 15 ülke içerisinde yer alan ve COP31’e ev sahipliği yapan Türkiye’nin bu konuda önemli bir sorumluluğu var: Adil ve planlı bir kömürden çıkış takvimini acilen oluşturmak ve uygulamak. Bu topraklarda yarım asırdan fazla elektrik üretimi için kullanılan kömürlü termik santraller sadece karbondioksit ve diğer sera gazlarına sebep olmuyor; hem toplumsal hem de ekolojik tahribata yol açmaya devam ediyor. Milas’tan Elbistan’a Silopi’den Biga’ya kömürün bedelini ödeyenler havasını, suyunu ve toprağını korumak için bu tahribata karşı mücadele ediyor.’’</p>
<p>Halkların İklim Zirvesi Gönüllüleri olarak taleplerini de açıklayan Tırış, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Mevcut kömürlü termik santraller bugünden başlayarak kademeli olarak kapatılsın. Kömür madeni genişletmeleri durdurulsun. Yeni kömür santralleri ve kömür madenleri için verilmiş izinler istisnasız iptal edilsin. Kömüre verilen teşvikler sonlandırılsın. Bu kaynaklarla adil bir geçiş planı oluşturulsun. Bu kapsamda; Kömür madenlerinde ve termik santrallerde çalışan tüm emekçiler özlük haklarını ve geleceklerini güvence altına alacak programlarla desteklensin. Kömür bölgelerinde yaşanan ağır ekolojik ve ekonomik çöküşün onarılması için tüm ekosistemleri ve halkı kapsayan iyileştirme programları hayata geçirilsin. Temiz, adil, yerel, katılımcı ve demokratik bir enerji sistemi için topluluk odaklı yenilenebilir enerji desteklensin. Yaşamın ve toplumun gerçek ihtiyaçlarını esas alan adil bir enerji planlaması benimsensin.’’</p>
<p>Gülşah Tırış, COP31 Konferansına alternatif olarak, 14 - 18 Kasım tarihlerinde Halkların İklim Zirvesi düzenleyeceklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bm-cop31-oncesi-komurlu-termik-santrallar-kapatilsin-cagrisi-87427</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/7/1280x720/bm-cop31-oncesi-komurlu-termik-santrallar-kapatilsin-cagrisi-1789380882.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek Birleşmiş COP31 Zirvesi öncesi yapılan eylemde, Türkiye’de kömürle çalışan termik santralların kademeli olarak kapatılması istendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-plajlarinda-can-kaybi-olmadan-sezon-tamamlandi-87422</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya plajlarında can kaybı olmadan sezon tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin kuzey sahillerindeki can güvenliğini emanet ettiği Cankurtaran Timi'nin 105 günlük yaz sezonunu can kaybı olmadan tamamladığı bildirildi.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, Karasu, Kocaali ve Kaynarca’da toplam 46 kulede görev alan ekipler, 54 kilometrelik Karadeniz sahil şeridini baştan sona kontrol altında tuttu.</p>
<p>Gözetleme kulelerinden denizi sürekli takip eden ekipler, riskli anlarda saniyeler içerisinde olay bölgesine ulaştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa7bae8a806e-1789377256.JPG" alt="" width="700" height="393" /></p>
<p>75 kişilik Cankurtaran Timi; 7 jetski, 1 zodyak bot ve 2 ATV ile acil durumlara hızlı şekilde müdahale etti.</p>
<p>Karasu, Kocaali ve Kaynarca’da 54 kilometrelik Karadeniz sahil şeridinde görev yapan 75 kişilik ekip, 389 boğulma vakasına müdahale etti, 110 kayıp çocuğu ailelerine kavuşturdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-plajlarinda-can-kaybi-olmadan-sezon-tamamlandi-87422</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/2/1280x720/sakarya-plajlarinda-can-kaybi-olmadan-sezon-tamamlandi-1789377288.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Karasu, Kocaali ve Kaynarca’da 54 kilometrelik Karadeniz sahil şeridinde görev yapan 75 kişilik ekibin, 389 boğulma vakasına müdahale ettiğini, 110 kayıp çocuğun ailelerine bulunduğunu açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-kultur-yolu-festivali-kahramanmarasta-basladi-87412</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Kültür Yolu Festivali Kahramanmaraş’ta başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bu yıl Türkiye Kültür Yolu Festivali rotasına ilk kez dâhil edilen Kahramanmaraş’ta festival heyecanı başladı.</p>
<p>12 - 20 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek festivalin açılış programı, 6 Şubat depremlerinde hasar alan ve kapsamlı restorasyon sürecinin ardından bugün yeniden ziyaretçilerine kapılarını açan Tarihi Kahramanmaraş Kalesi’nde gerçekleştirildi. Programa; Vali Mükerrem Ünlüer, 66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekilleri Ömer Oruç Bilal Debgici, Tuba Köksal, Mehmet Şahin ve İrfan Karatutlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, AK Parti İl Başkanı Muhammet Burak Gül, MHP İl Başkanı Mansur Metehan, şehir protokolü ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa7a6963e0ee-1789372054.jpeg" alt="Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel" width="700" height="700" /></p>
<p><strong>“Kahramanmaraş’ımız Adına Önemli Bir Günü Yaşıyoruz”</strong></p>
<p>Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin Kahramanmaraş’ta ilk kez düzenlenmesinin şehir açısından önemli bir kazanım olduğunu belirtti. Festival açılışının depremde ağır hasar gören ve restorasyonu tamamlanan Tarihi Kahramanmaraş Kalesi’nde gerçekleştirilmesinin de ayrıca anlam taşıdığını ifade eden Başkan Görgel, “Kahramanmaraş'ımız adına bugün önemli bir günü, anlamlı bir günü yaşıyoruz. Türkiye Kültür Yolu Festivali'nin Kahramanmaraş'ta ilk kez düzenleniyor olması, şehrimiz açısından gerçekten çok büyük bir kazanım. Bu büyük organizasyonun açılışını aynı zamanda 6 Şubat depremlerinde ağır hasar gören ve restorasyon çalışmaları tamamlanan tarihi Maraş Kalesi'nde gerçekleştiriyor olmamız da ayrıca anlamlıdır. İnşallah buranın da açılışını Sayın Mehmet Nuri Ersoy Bakanımızın katılımıyla çarşamba günü gerçekleştirmiş olacağız. Tabii depremin ardından yeniden şehrimizin ayağa kaldırılması ve devletimizin bütün kurumlarıyla beraber büyük bir gayret ortaya konuyor. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde bakanlarımızın, milletvekillerimizin, kurumlarımızın, teşkilatlarımızın ve tüm hemşehrilerimizin gayretiyle Kahramanmaraş'ta büyük bir inşa ve ihya süreci devam ediyor. Bugün ecdadımızın kahramanlığa tanıklık etmiş olduğu kalemizde yeniden ziyarete açılması da bu açıdan da aynı zamanda önemli” dedi.</p>
<p><strong>“Kahramanmaraş’ın İnşa ve İhya Sürecini Kararlılıkla Sürdürüyoruz”</strong></p>
<p>Büyükşehir Belediyesi olarak şehrin yeniden inşa ve ihya sürecine altyapı ve üstyapı yatırımlarıyla katkı sunduklarını aktaran Başkan Görgel, bunun yanında Kahramanmaraş’ın sosyal ve kültürel hayatının güçlendirilmesi ve şehrin sahip olduğu değerlerin daha güçlü şekilde tanıtılması için de çalışmalar yürüttüklerini ifade etti. Başkan Görgel, “Büyükşehir Belediyesi olarak bizler de bu inşa sürecinde hem altyapıyla hem üstyapıyla Kahramanmaraş'ın inşa ve ihya sürecine katkıda bulunuyoruz. Aynı zamanda Kahramanmaraş'ımızın sosyal ve kültürel hayatını güçlendirmeye, şehrimizin sahip olduğu değerleri Türkiye'ye ve dünyaya daha güçlü şekilde tanıtmaya hep beraber gayret gösteriyoruz. Bu anlayışla son 3 yıldır düzenlediğimiz Geleneksel Ağustos Fuarımız, bunun en güzel örneklerinden bir tanesi. Kültür ve sanatın, sosyal hayatın ve şehir ekonomisinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğine inanıyoruz. İşte bugün başlayacak olan Türkiye Kültür Yolu Festivali bu açıdan çok çok önemli. 9 gün boyunca şehrimizde konserler, sergiler, atölyeler, söyleşiler, tiyatrolar ve geleneksel sanatlarımızla dolu kapsamlı bir programı inşallah gerçekleştirmiş olacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Kahramanmaraş’ı Bütün Güzellikleriyle Misafirlerimizle Buluşturacağız”</strong></p>
<p>Festivalin yalnızca kültür ve sanat etkinliklerinden ibaret olmadığını vurgulayan Başkan Görgel, 9 günlük program boyunca Kahramanmaraş’ın doğal, tarihi, kültürel ve gastronomik zenginliklerinin de ziyaretçilerle buluşturulacağını belirtti. Görgel, “Biz bu 9 gün içerisinde Kahramanmaraş'ı anlatırken kültür ve sanatın yanında şehrimizin bütün güzelliklerini de misafirlerimizle buluşturmuş olacağız. Kahramanmaraş'ımızın çok şükür anlatacak çok şeyi var. Biz edebiyatın şehriyiz; şiirin, kalemin ve kelamın şehriyiz. Geçtiğimiz aylarda Kahramanmaraş'ın UNESCO Edebiyat Şehri oluşunu İstanbul'dan bütün dünyaya ilan ettik. Şehrimiz için bu, büyük bir gurur. Kahramanmaraş'ın edebiyatla kurduğu bağ, birkaç yıllık hikâye değil. Allah'a şükürler olsun, bu şehrin mayasında bu kültür var. Şehrimizin yetiştirdiği şairler, yazarlar, mütefekkirler ve söz ustaları Kahramanmaraş'ın kültür kimliğinin en önemli parçalarından. Kültür Yolu Festivali de bunun için önemli bir fırsat” cümlelerini kaydetti.</p>
<p><strong> </strong><strong>Tarihi, Doğası ve Gastronomisiyle Kahramanmaraş Tanıtılacak</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın sahip olduğu doğal ve tarihi değerlerin de festival vesilesiyle ziyaretçilere tanıtılacağını dile getiren Başkan Görgel, “Festival vesilesiyle şehrimize gelecek misafirlerimiz Kahramanmaraş'ımızın hem eşsiz tabiatını, yaylalarını, vadilerini, akarsularını ve doğal güzelliklerini tanıyacak hem de edebiyat kültürümüzle buluşmuş olacak. Geçmişin izlerini taşıyan Domuztepe Höyüğü'nü, Direkli Mağarası'nı, Germanicia'yı ve bu toprakların binlerce yıllık tarihine ışık tutan eserlerimizi inşallah burada keşfetmiş olacak. Ve elbette gastronomisiyle ünlü Kahramanmaraş mutfağımızı tatmış olacak. Dondurmamızı, tarhanamızı, biberimizi, fıstık ezmemizi, çöreğimizi, yöresel yemeklerimizi ve coğrafi işaretli ürünlerimizi inşallah bu süreçte misafirlerimizle buluşturmuş olacağız. Ben bir kez daha bu festivalin Kahramanmaraş ayağının eklenmesinde başta Sayın Mehmet Nuri Ersoy Bakanımıza çok çok teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa7a7056e22c-1789372165.jpeg" alt="Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan " width="700" height="700" /></p>
<p><strong>Bakan Yardımcısı Yazgı: Kahramanmaraş, Anadolu’nun Kadim Şehirlerinden Biri</strong></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı da konuşmasında Kahramanmaraş’ın tarih boyunca taşıdığı öneme dikkat çekerek, şehrin Milli Mücadele dönemindeki kahramanlığıyla milletin ortak hafızasında müstesna bir yere sahip olduğunu ifade etti. Yazgı, “Bugün kahramanlığıyla tarihe geçen, şiiri ve edebiyatıyla düşünce dünyamıza yön veren, köklü kültür mirasıyla Anadolu'nun müstesna şehirlerinden biri olan Maraş'ta hep birlikteyiz. Kahramanmaraş, binlerce yıllık geçmişiyle Anadolu'nun kadim şehirlerinden bir tanesi. Ancak bu şehri milletimizin gönlünde müstesna kılan yalnızca tarihi değil elbette ki. Milli Mücadele'nin en çetin günlerinde gösterdiği cesaret ve kararlılıkla Kahramanmaraş; vatan sevgisinin ve bağımsızlık iradesinin sembol şehirlerinden biri olmuştur. Kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla ayağa kalkan bu şehir; kahramanlığıyla yalnızca kendi tarihini değil, milletimizin ortak hafızasını şekillendirmiştir” dedi.</p>
<p><strong>9 Günde 14 Farklı Noktada 208 Etkinlik</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın bu yıl ilk kez Türkiye Kültür Yolu Festivali’ne ev sahipliği yaptığını belirten Yazgı, festival kapsamında düzenlenecek etkinliklerin kapsamına ilişkin de bilgi verdi. Gökhan Yazgı, “Kadim şehrimiz Kahramanmaraş, aynı zamanda bu yıl ilk kez Türkiye Kültür Yolu Festivali’ne ev sahipliği yapıyor. 9 gün boyunca 14 farklı noktada gerçekleştireceğimiz 208 etkinlikte şehrimizin meydanlarını, salonlarını, müzelerini ve kültür mekanlarını sanatın ve müziğin coşkusuyla buluşturacağız inşallah. Ana sahnemizde müziğin coşkusunu hep birlikte yaşayacak, çocuk köyümüzde ise evlatlarımızın sanatla, kültürle ve neşeyle dolu günler geçirmelerini sağlayacağız. Osmanlı’nın Mukaddes Emanetleri Sergisi ile medeniyet hafızamızın seçkin örneklerini ziyaretçilerimizle buluştururken; Yaşayan Miras Kahramanmaraş Sergisi ile Maraş işi, bakır işleme, sim sırma, kitre bebek ve aba gibi geleneksel sanatlarımızı ustalarımızın uygulamalı atölyeleriyle tekrar yaşatacağız” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kahramanmaraş Mutfağı Festivalde Ön Planda Olacak</strong></p>
<p>Festival kapsamında Kahramanmaraş’ın gastronomi kültürünün de geniş bir programla tanıtılacağını belirten Bakan Yardımcısı Yazgı, şehrin yöresel lezzetlerinin ziyaretçilere sunulacağını ifade etti. Bakan Yardımcısı Yazgı, “Bir şehri tanımanın en güzel yollarından biri de onun sofrasına oturmaktır. Maraş tarhanası, eli böğründe, sömelek köfte, acem pilavı ve elbette Maraş dondurması... Kahramanmaraş mutfağının eşsiz lezzetlerinden yalnızca birkaçı bunlar. Festivalimiz kapsamında 52 lezzet noktası bu zengin mutfak kültürünü misafirlerle buluşturacağız. Konuklarımız Kahramanmaraş’ın birbirinden özel yöresel lezzetlerini tadarken şehrin köklü mutfak kültürünü de yakından deneyimleyecekler. Burada dünyaca ünlü büyük şeflerimiz geldiler Kahramanmaraş’a. Buradaki Maraşlı değerli şeflerimizle birlikte çok özel atölye çalışmaları yapacaklar. Unutulmaya yüz tutmuş, bazısı unutulmuş bu güzel lezzetleri tekrar hafızamıza kazıyacaklar, bize tatma imkânı sağlayacaklar” dedi.</p>
<p><strong>“Şehirlerimizin Değerlerini Daha Görünür Hâle Getirmek İstiyoruz”</strong></p>
<p>Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin şehirlerin kültürel zenginliklerinin tanıtılmasına katkı sağlayan önemli bir organizasyon olduğunu vurgulayan Yazgı, “Türkiye Kültür Yolu Festivali bizim için yalnızca bir etkinlikler bütünü değil. Biz bu festivallerle şehirlerimizin değerlerini daha görünür hâle getirmek; kültürel zenginliklerini Türkiye’nin ve dünyanın ortak kültür hafızasına taşımak istiyoruz. Festivallerimiz insanları aynı meydanlarda, aynı heyecanda ve ortak deneyimlerde buluştururken şehirlerimizin turizm potansiyeline, yerel ekonomisine ve kültür hayatına canlılık katıyor. İstiyoruz ki gençlerimiz kendi kültürüne, tarihine, edebiyatına daha güçlü bağlarla sarılsın. Ustalarımızın emeği daha geniş kitlelere ulaşsın. Kahramanmaraş’ın kahramanlıkla ve edebiyatla, kültürle yoğrulmuş güçlü hikâyesi Türkiye’nin dört bir yanında daha çok insana ulaşsın” dedi.</p>
<p><strong> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa7a75a9dba0-1789372250.jpeg" alt="66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci " width="700" height="700" /></strong></p>
<p><strong>“Türkiye Kültür Yolu Festivali Kahramanmaraş İçin Büyük Bir Kazanım Sağlayacak”</strong></p>
<p>66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci ise Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 6 yıldır Türkiye genelinde başarıyla uygulandığını belirterek, Kahramanmaraş’ın bu önemli organizasyona dâhil edilmesinin şehir açısından büyük kazanım sağlayacağını söyledi. Kirişci, “6 yıldan beri tüm Türkiye'de ve başarıyla uygulanan bu Türkiye Kültür Yolu Festivali, bu yıl Kahramanmaraş'ta ve Kahramanmaraş'la birlikte 2026'da 26 ilimizde fiile geçmiş olacak. Şehrimize ve şehrimizi ziyaret edenlere çok büyük bir kazanım sağlayacak. Millet olarak bizim en büyük eksikliğimiz; yakınımızı tanımadan, kendimizi tanımadan, kendi coğrafyamızı, kendi ülkemizi tanımadan uzağı tanıma çabamızdır. Bu her zaman için bize çok şey kaybettirmiştir. Ama Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, gerçekten ülkemizin ne kadar büyük zenginliklere sahip olduğunu millet olarak bu Türkiye Kültür Yolu Festivali sayesinde de bir kez daha müşahede ediyoruz. İnşallah 12-20 Eylül tarihleri Kahramanmaraş'ın tarihine altın harflerle, güzelliklerle, güzel anılarla yazılmış olacak” dedi.</p>
<p><strong> </strong><strong>“Yaşayan Miras: Kahramanmaraş” Sergisi Ziyaret Edildi</strong></p>
<p>Protokol konuşmalarının ardından programa katılan protokol üyeleri ve davetliler, açılış programının gerçekleştirildiği Tarihi Kahramanmaraş Kalesi’nde yer alan “Yaşayan Miras: Kahramanmaraş” sergisini ziyaret etti. Sergide Kahramanmaraş’ın geleneksel el sanatları ve kültürel mirasına ilişkin çalışmalar katılımcıların beğenisine sunuldu.</p>
<p><strong> </strong><strong>Kahramanmaraş’ta 9 Gün Boyunca Kültür ve Sanat Şöleni</strong></p>
<p>20 Eylül Pazar gününe kadar devam edecek Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında Kahramanmaraş’ın dört bir yanında kültür ve sanat etkinlikleri düzenlenecek. Sergiler, atölyeler, söyleşiler, çocuk oyun ve etkinlikleri, FotoMaraton Kahramanmaraş ve FotoMaraton Çocuk programları sanatseverlerle buluşacak. Festival kapsamında gerçekleştirilecek ücretsiz konserlerde ise Türkiye’nin sevilen sanatçıları Kahramanmaraşlılarla bir araya gelecek. Dokuz günlük konser programında Kıraç, Alişan, Sefo, Ahmet Şafak, Derya Uluğ, Fatma Turgut, Ebru Yaşar, Merve Özbey ve Murat Boz sahne alacak. Kahramanmaraş Kültür Yolu Festivali; şehrin tarihi mekânlarından kültür sanat merkezlerine, meydanlarından sergi alanlarına kadar uzanan geniş programıyla 20 Eylül’e kadar Kahramanmaraşlıları ve şehri ziyaret eden misafirleri ağırlamaya devam edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-kultur-yolu-festivali-kahramanmarasta-basladi-87412</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/2/1280x720/turkiye-kultur-yolu-festivali-kahramanmarasta-basladi-1789372311.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bu yıl ilk kez Kahramanmaraş’ta düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali, Tarihi Kahramanmaraş Kalesi’nde gerçekleştirilen açılış programıyla başladı. 20 Eylül’e kadar devam edecek festival kapsamında 9 gün boyunca 14 farklı noktada 208 etkinlik düzenlenecek; konserlerden sergilere, atölyelerden söyleşilere, çocuk etkinliklerinden gastronomi programlarına kadar çok sayıda kültür ve sanat etkinliği Kahramanmaraşlılarla buluşacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/firatin-incisi-rumkalede-7nci-kez-festival-coskusu-yasandi-87432</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uluslararası Rumkale Su Sporları Festivali&#039;ne 4 bin 440 sporcu katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin geleneksel hale getirdiği Uluslararası Rumkale Su Sporları Festivali, sporcuları ve doğaseverleri Fırat’ın kıyısında bir araya getirdi. Hafta boyu devam eden etkinliklerde dragon bot yarışları ile flyboard, jet ski, jetcar, paramotor ve banana gösterileri izleyicilere heyecan dolu anlar yaşattı.</p>
<p>Programda Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ve protokol üyeleri, açılış konuşmaları öncesinde Rumkale Cam Teras’tan paramotor ve flyboard gösterilerini izledi.</p>
<p><strong>37 Takımdan 740 sporcu kürek çekti</strong></p>
<p>Festivalin en önemli sportif organizasyonlarından biri olan Türkiye Dragon Bot Yarışması’nda 37 takımdan 740 sporcu mücadele etti. Gaziantep’i 10 takımın temsil ettiği yarışlarda sporcular, dereceye girebilmek için Fırat’ın sularında kıyasıya yarıştı. Takımların uyum, dayanıklılık ve mücadele gücünü sergilediği yarışlar, izleyicilerden yoğun ilgi gördü. Renkli görüntülerin ortaya çıktığı organizasyonda katılımcılar, Rumkale’nin tarihi ve doğal güzelliklerini yakından görme fırsatı da buldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa7ce0ad8145-1789382154.JPG" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>4 Bin 440 sporcu Rumkale’de buluştu</strong></p>
<p>Festival kapsamında düzenlenen doğa yürüyüşü, yüzme, çadır kampları, bisiklet ve dragon bot etkinliklerine toplam 4 bin 440 sporcu katıldı. Farklı branşları tek organizasyonda buluşturan festivalle Rumkale’nin su sporları ve doğa turizmi açısından sahip olduğu potansiyelin ulusal ve uluslararası alanda tanıtılması amaçlandı. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Eğitim, Gençlik ve Spor Daire Başkanı Mustafa Özdal yarışmalar öncesi teknik bilgileri katılımcılarla paylaştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa7ce1cc4a11-1789382172.jpeg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>“Her yıl daha da güçlü bir katılım oluyor”</strong></p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin festivalde yaptığı konuşmada projeyi koordine eden ve emek veren herkese teşekkür ederek, “Ben çok heyecanlıyım. Burayı ilk gördüğümde de çok heyecanlanmıştım. Buradaki güzellikten ne şehrin ne ülkenin haberi vardı. Şimdi her geçen gün daha da güçlü bir katılım oluyor. Diğer şehirlerden katılımcı gençlerimiz burada. Akdeniz, Karadeniz burada. Enerjileriyle her yıl Rumkale’ye şeref getiriyorlar. Her yıl enerjinizle buradasınız. 1’inci festivalle başladık 7’ncisindeyiz. Sizinde gördüğünüz gibi her yıl daha da güçleniyoruz. Rumkale’yi dünyaya tanıtmak için büyük bir gayret gösteriyoruz. Burada Rumkale’nin tarihi, bereketi var. Suyun olduğu yerde medeniyet ileriyor. Medeniyet tarihtir, mazidir, bugünümüzdür, geleceğimizdir. Allah’ın izniyle bu attığınız her kürek, yaptığınız her bir çalışma, verdiğiniz her bir mesafe bizi geçmişten geleceğe götürsün. Sporun kaybedeni yoktur” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa7ce2d6c19e-1789382189.jpeg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>“Sporculara başarılar diliyorum”</strong></p>
<p>Gaziantep Valisi Kemal Çeber festivaldeki konuşmasında gördüğü manzara karsışındak heyecanını belirterek, “Yarışacak tüm yarışmacılarımız hoşgeldiniz, hepinize başarılar diliyorum. Emeği geçen herkese teşekkür ederim” diye konuştu. Gaziantep Gençlik ve Spor İl Müdürü Numan Nafiz Şahin çok önemli bir organizasyon olduğunu ve her yıl büyümeye devam ettiğini belirterek, “Burada sadece Fırat’ın çocuklarının değil, Fırat’ın güçlü sularında sporcu olarak da yarışacaklarını umut ediyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Yavuzeli Belediye Başkanı Mehmet Kaya konuşmasında başarılarak dileyerek, “Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin olmak üzere tüm katılımcılara ve emek verenlere teşekkür ederim” dedi.</p>
<p>Karkamış Belediye Başkanı Mustafa Güzel ise festivalde yaptığı konuşmada Gaziantep’in göz bebeği Rumkale’nin coşkusunu birlikte yaşamaktan duyduğunu ifade etti.</p>
<p>Türkiye Kano Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mehmet Fatih Aksoy Dragon Bot branşını Gaziantep’te gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadığını belirterek Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ve emek veren herkese desteklerinden dolayı teşekkür etti.</p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından protokol tarafından yarışların startı verildi. Kıran kırana geçen müsabakalarda ter döken sporcular performanslarıyla göz doldurdu.</p>
<p>Yarışmaların ardından ödül törenine geçildi. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Feray Yılmaz, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Murat Özgüler, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Abdullah Aksoy, Gaziantep Gençlik ve İl Spor Müdürü Numan Nafiz Şahin ve Türkiye Kano Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mehmet Fatih Aksoy tarafından Dragon Bot Türkiye Şampiyonası Kadınlar kategorisinde derece alan takım sporcularına madalya takımlara kupalarını takdim etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/firatin-incisi-rumkalede-7nci-kez-festival-coskusu-yasandi-87432</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/2/1280x720/firatin-incisi-rumkalede-7nci-kez-festival-coskusu-yasandi-1789382209.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 7’ncisi düzenlenen Uluslararası Rumkale Su Sporları Festivali, 4 bin 440 sporcunun katılımıyla düzenlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kirsal-kalkinmaya-125-milyar-liralik-hibe-87413</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırsal kalkınmaya 12,5 milyar liralık hibe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, sosyal medya hesabından, 2026 Yılı Kırsal Kalkınma Yatırım Programı (KKYP) başvuru sonuçları hakkında paylaşım yaptı.</p>
<p>Program kapsamında, 3 bin 180 projeye 11,3 milyar lira hibe desteği sağlayacaklarını belirten Yumaklı, "Bu hibelerimizle, kırsalda 19,5 milyar liralık yatırım hayata geçirilecek. Desteklerde en yüksek payı, 2 bin 164 projeyle aile işletmelerimize ayırdık. Bunların 1751'i ise kadın ve genç girişimcilerimizden oluşuyor. Böylece, KKYP bütçesinin yüzde 77'sini, aile işletmelerimize tahsis etmiş oluyoruz. Ayrıca Tasarruflu Tarımsal Sulama Sistemleri Başvuruları kapsamında 2 bin 47 projeye 1,2 milyar lira hibe desteği sağlayarak, tarımsal su kullanımında verimliliği merkeze alıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kirsal-kalkinmaya-125-milyar-liralik-hibe-87413</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/9/1280x720/lira-tl-1771992966.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Kırsal Kalkınma Yatırım Programı kapsamında, toplamda 12,5 milyar liralık hibe desteği sağlayacaklarını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
