<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbva-cop31in-kuresel-bankacilik-partneri-oldu-84023</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 15:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garanti BBVA, COP31&#039;in &#039;Küresel Bankacılık Partneri&#039; oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Türkiye'nin COP31 ev sahipliği kapsamında Garanti BBVA ve BBVA'nın COP31 İklim Değişikliği Zirvesi'nin "Küresel Bankacılık Partneri" olduğunu bildirdi.</p>
<p>Açıklamaya göre, Türkiye'nin ilk kez ev sahipliğinde, Antalya'da 9-20 Kasım tarihlerinde düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) Taraflar Konferansı’nın 31'inci Oturumu (COP31) için hazırlıklar sürüyor.</p>
<p>Bu kapsamda COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum öncülüğünde farklı sektörlerle işbirliği ve ortaklık anlaşmaları hayata geçiriliyor.</p>
<p>Bu süreçte Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) "COP31 iş dünyası elçisi", Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) "COP31 stratejik ortağı", Türkiye Bankalar Birliği (TBB) de COP31 Başkanlığının "finansal alandaki iş ortağı" oldu.</p>
<p>Öte yandan COP31 İklim Değişikliği Zirvesi için bankacılık alanında önemli bir adım daha atıldı. Garanti BBVA ve BBVA, COP31 İklim Değişikliği Zirvesi'nin "Küresel Bankacılık Partneri" oldu.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin iklim eylemi için kararlılığını dünyaya duyuracağız"</strong></p>
<p>Bakan Murat Kurum, bu kapsamda Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten'i Bakanlık'ta kabul etti.</p>
<p>Kabule ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yapan Kurum, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu yıl Antalya'da ev sahipliğini yapacağımız COP31 Zirvesi'nde her kesimle el ele vererek kamu ve özel sektörün güçlerini birleştirecek, Türkiye'nin iklim eylemi için kararlılığını dünyaya duyuracağız. Bu kapsamda bankacılık sektörümüzle önemli bir adım attık. Garanti BBVA ile BBVA Grubu, COP31'in Küresel Bankacılık Partneri oldu. Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten ile görüşerek süreçte yapabileceklerimizi değerlendirdik. Ülkemizin sürdürülebilir kalkınma yolculuğunda daima yanımızda olan Garanti BBVA ve BBVA'nın COP31'e de katkı sunacak olmasından memnuniyet duyuyoruz. COP31'de taahhütlerin eyleme dönüşmesi için istikrarlı adımlarımız devam edecek."</p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten de COP31'in Türkiye'de düzenlenmesinin ülke için tarihi fırsat olduğunu, BBVA ile birlikte "COP31'in Küresel Bankacılık Partneri" olmaktan büyük gurur duyduklarını belirtti.</p>
<p>Akten, bu ortaklığı yalnızca bir sponsorluk olarak değil Türkiye'nin sürdürülebilir dönüşümünü hızlandıracak stratejik yolculuğun başlangıç noktası olarak gördüklerini ifade etti.</p>
<p>Anlaşmaya ilişkin açıklama yapan BBVA Üst Yöneticisi (CEO) Onur Genç de Birleşmiş Milletler ve COP31 Başkanlığını, konferansın "Küresel Bankacılık Partneri" olarak desteklemekten büyük gurur duyduklarını, gelişmiş ve gelişmekte olan pazarlardaki deneyimlerini, güçlü müşteri ilişkilerini ve yetkinliklerini COP31'in önceliklerinin hayata geçirilmesine katkı sağlamak için seferber edeceklerini vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbva-cop31in-kuresel-bankacilik-partneri-oldu-84023</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/3/1280x720/356-1785155288.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA ve BBVA&#039;nın COP31 İklim Değişikliği Zirvesi&#039;nin &quot;Küresel Bankacılık Partneri&quot; olduğu bildirildi. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, &quot;Ülkemizin sürdürülebilir kalkınma yolculuğunda daima yanımızda olan Garanti BBVA ve BBVA&#039;nın COP31&#039;e de katkı sunacak olmasından memnuniyet duyuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ticaret-borsasi-41-milyar-tlyi-asan-islem-hacmiyle-ilk-yarida-yuzde-35-buyudu-84021</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 14:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa TB, 41 milyar TL’yi aşan işlem hacmiyle ilk yarıda yüzde 35 büyüdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB), Ocak-Haziran 2026 dönemine ilişkin tescil işlem hacmi verilerini açıkladı.</p>
<p>Yılın ilk yarısında tescil işlem hacminin 2025 yılının aynı dönemine göre yüzde 35 artış göstererek 41 milyar 668 milyon 448 bin TL’ye ulaştığını açıklayan Bursa TB Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, “Elde edilen bu sonuçta emeği bulunan tüm üyelerimize, üreticilerimize ve sanayicilerimize teşekkür ediyorum. Bu, tablo küresel piyasalardaki tüm belirsizliklere ve firmalarımızın yaşadığı finansman sorunlarına rağmen kentimizin tarım ve gıda sektöründeki dinamizmini, üyelerimizin Borsamıza duyduğu güveni açıkça ortaya koymaktadır” dedi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6745022413f-1785152770.jpg" alt="" width="716" height="610" /></p>
<h2>“Tarımın geleceğini bugünden inşa ediyoruz”</h2>
<p>Tarım ve gıda sektörünün yalnızca ekonomik büyüklüğüyle değil, gıda arz güvenliği ve sürdürülebilir kalkınma açısından da stratejik öneme sahip olduğunu vurgulayan Başkan Matlı, “Tarımın geleceği, bugünden atılan doğru adımlar ve hayata geçirilen güçlü projelerle şekillenir. Üreticimizin rekabet gücünü artıran, ticareti kolaylaştıran ve piyasalarda güven ortamını güçlendiren her çalışma, ülkemizin tarımsal geleceğine yapılmış önemli bir yatırımdır. Bursa Ticaret Borsası olarak Gıda İhtisas OSB gibi üyelerimize değer katacak projeleri hayata geçirmeyi ve sektörümüzün gelişimine katkı sunmayı sürdüreceğiz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a674526f3a3b-1785152807.jpg" alt="" width="706" height="610" /></p>
<h2>“Zirvenin sahibi yine zeytin oldu”</h2>
<p>Başkanı Matlı, 2026 yılının ilk yarısında en fazla işlem gören ürünleri de açıkladı. Buna göre 9 milyar 217 milyon 851 bin TL ile zeytin ilk sırada yer aldı. Zeytini sırasıyla 6 milyar 107 milyon 269 bin TL ile canlı hayvan, 5 milyar 518 milyon 047 bin TL ile et, 4 milyar 762 milyon 485 bin TL ile yaş sebze-meyve ve 2 milyar 572 milyon 244 bin TL ile soya fasulyesi takip etti. İşlem hacminde öne çıkan ürünlerin Bursa’nın tarımsal üretimdeki zenginliğini ve ticaretteki çeşitliliğini ortaya koyduğunu belirten Başkan Matlı, “Zeytinden canlı hayvana, etten yaş sebze ve meyveye kadar uzanan geniş ürün yelpazesi, kentimizin tarım ekonomisindeki çok yönlü yapısını yansıtıyor. Ürün çeşitliliğimiz ve her geçen gün derinleşen piyasa yapımız, Borsamızın işlem hacmindeki istikrarlı büyümenin en önemli dinamikleri arasında yer alıyor” dedi.</p>
<h2>“Marmara ÜPAK’ta Bursa TB damgası”</h2>
<p>Başkan Özer Matlı, Bursa Ticaret Borsası’nın kurucu ortakları arasında yer aldığı Marmara Ürün Piyasası Aracı Kurumu’nun (Marmara ÜPAK) 2026 yılının ilk yarısındaki performansını da değerlendirdi. Bursa Ticaret Borsası’nın Marmara ÜPAK’taki işlem hacminin, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 316 artış göstererek 2 milyar 45 milyon 288 bin TL’ye ulaştığını açıklayan Özer Matlı, “Lisanslı depoculuk sistemi ile Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) piyasasına olan ilginin her geçen gün artması, doğru yönde ilerlediğimizi gösteriyor. Marmara ÜPAK bünyesinde yer alan borsalar arasında işlem hacmi bakımından ilk sırada yer alırken, acente kaydındaki müşteri sayımızı da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 191 artırdık. Elde ettiğimiz bu sonuçlar, üreticilerimizin, tüccarlarımızın ve yatırımcılarımızın sisteme duyduğu güveni açıkça ortaya koyuyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Bursa TB’de en çok işlem gören 5 ürün”</h2>
<p>Marmara ÜPAK’ta Bursa Ticaret Borsası acentesi üzerinden en fazla işlemin sırasıyla mısır, buğday ve arpada gerçekleştiğini belirten Başkan Özer Matlı, lisanslı depoculuk sisteminin yaygınlaşması ve ürün piyasalarının daha da derinleşmesi için çalışmalarını kararlılıkla sürdüreceklerini ifade etti.  Bursa TB’de en çok işlem gören 5 ürün şöyle sıralandı: Zeytin: 9.217.851.118 TL, Canlı Hayvan: 6.107.269.312 TL, Et: 5.518.047.575 TL, Yaş Sebze Meyve: 4.762.485.278 TL, Soya Fasulyesi: 2.572.244.482 TL. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ticaret-borsasi-41-milyar-tlyi-asan-islem-hacmiyle-ilk-yarida-yuzde-35-buyudu-84021</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/1/1280x720/bursa-ticaret-borsasi-41-milyar-tlyi-asan-islem-hacmiyle-ilk-yarida-yuzde-35-buyudu-1785151778.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret Borsası, 2026 yılının ilk yarısında tescil işlem hacmini geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35 artırarak 41 milyar 668 milyon TL’ye yükseltti. Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, yılın ilk yarısında elde edilen verilerin, Bursa’nın tarım ve gıda sektöründeki güçlü üretim altyapısını ve kayıtlı ticaret kültürünü bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepte-konkordato-alarmi-24-gunde-30-sirket-ve-is-insani-hakkinda-karar-verildi-84020</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 14:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep&#039;te ‘konkordato’ alarmı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>24 Temmuz itibarıyla Gaziantep'te konkordato süreçleri kapsamında 30 şirket ve şirket sahibi hakkında geçici mühlet, kesin mühlet, mühlet uzatma, alacaklılar toplantısı ve konkordato talebinin reddi yönünde kararlar verildi.</p>
<p>Açıklanan kararlar, kent ekonomisinde yaşanan finansman sıkıntılarının ve nakit akışındaki daralmanın farklı sektörlerde etkisini sürdürdüğünü bir kez daha ortaya koydu. Mahkeme kararlarına göre, tekstil sektörünün tanınmış firmalarından Flament Tekstil Sanayi ve Ticaret AŞ ile şirket ortakları Mesut Özkeçeci ve Murat Özkeçeci hakkında daha önce verilen geçici mühlet kararı iki ay süreyle uzatıldı.</p>
<p>İnşaat sektöründe faaliyet gösteren Mavşanoğlu İnşaat Nakliyat Sanayi Ticaret Ltd. Şti. ile şirket sahibi Halil Açılan hakkında ise bir yıl kesin mühlet kararı verildi. Aynı şekilde Elez Gıda Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ile şirket sahibi İlker Demirer için de bir yıl kesin mühlet kararı alındı. Ev gereçleri sektöründe faaliyet gösteren Güven Concept Züccaciye ve Ev Gereçleri Ltd. Şti. ile şirket sahibi Münir Cantimur açısından ise mahkeme, konkordato talebinin reddine hükmetti. Enerji sektöründe faaliyet gösteren PVTech Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile Öztan Elektrik Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve şirket ortakları Mustafa Güldeş, İbrahim Öztan ile Çağrı Yıldırım hakkında ise iki ay süreyle geçici mühlet kararı verildi. Tekstil sektörünün önemli firmalarından Ataylar Örme Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile ortakları Hakan Atay, Bülent Atay ve Önder Atay için konkordato sürecinde önemli bir aşamaya geçildi. Mahkeme, alacaklılar toplantısının 3 Ağustos tarihinde yapılmasına karar verdi.</p>
<p>Kimya ve ambalaj sektöründe faaliyet gösteren Taha Kimya Kozmetik ve Tüketim Ürünleri Sanayi Pazarlama A.Ş., Megplas Ambalaj Sanayi Ticaret A.Ş. ile şirket sahibi Hamit Gürbüz hakkında ise üç ay geçici mühlet kararı alındı. Bunun yanı sıra MTKC Danışmanlık Enerji Gıda Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti., Afşin Elbistan Lidaş Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk A.Ş. ve şirket sahibi Mustafa Tekçe hakkında daha önce verilen geçici mühletin iki ay daha uzatılmasına hükmedildi. Öte yandan konkordato dosyaları kapsamında Ertan Aslan, Naci Utku Kılıç, Pars Global Tekstil Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ile Cankılıç Tekstil İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. için 15 gün içerisinde alacak bildiriminde bulunulması yönünde ilan yayımlandı. Ayrıca Muharrem İlhan hakkında da alacaklılar toplantı gününün ilan edilmesine karar verildi.</p>
<p>Son dönemde Gaziantep'te art arda verilen konkordato kararları, özellikle yüksek finansman maliyetleri, tahsilat sorunları, daralan iç piyasa ve ihracat pazarlarında yaşanan sıkıntıların işletmeler üzerindeki baskısını gözler önüne seriyor. Uzmanlar, konkordatonun iflas anlamına gelmediğini, mali yapısını yeniden düzenlemek isteyen şirketler için hukuki bir koruma mekanizması olduğunu hatırlatırken, önümüzdeki süreçte açılacak yeni dosyaların kent ekonomisinin genel görünümü açısından yakından takip edileceğini ifade ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepte-konkordato-alarmi-24-gunde-30-sirket-ve-is-insani-hakkinda-karar-verildi-84020</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/0/1280x720/gaziantepte-konkordato-alarmi-24-gunde-30-sirket-ve-is-insani-hakkinda-karar-verildi-1785150168.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep&#039;te ekonomik dalgalanmaların reel sektöre yansıması konkordato dosyalarına da yansımaya devam ediyor. Ticaret, sanayi, tekstil, inşaat, enerji, gıda ve ambalaj gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren çok sayıda şirket ve şirket ortağı hakkında mahkemeler tarafından peş peşe kararlar alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-talebi-haziranda-yuzde-11-azaldi-84018</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 13:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat talebi haziranda yüzde 1,1 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) önemli pazarlarda talebi oluşturan koşullar ile küresel ekonomideki talep ve risklerin takip edildiği İhracat Pazar Monitörü'nün haziran ayı sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ihraç edilen ürünlere olan talep koşullarını ihracat yapılan pazarlar üzerinden temel ve öncü makroekonomik göstergeleri kullanarak takip eden İhracat Talep Endeksi, haziranda aylık bazda yüzde 1,1 ve geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,9 azalarak 98,9 oldu.</p>
<p>Böylelikle endeks, uzun dönem ortalamasının altında seyretti.</p>
<p>Haziranda, işsizlik, tüketici güveni ve enflasyondaki kısmi iyileşmelere karşın, iş güveni ve sanayi üretimindeki gerilemelerle talep endeksi uzun dönem ortalamasının altında seyretti.</p>
<p>Uzun ve kısa vadeli sosyal, ekonomik ve politik göstergelerden yararlanılarak oluşturulan ve ihracat pazarlarının risklere karşı direncini ölçen TİM Pazar Dayanıklılık Endeksi ise haziranda aylık bazda sabit kalırken, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0,8 azalarak 98,8 olarak hesaplandı.</p>
<p>Küresel jeopolitik risklerdeki yükseliş ve İhracat Talep Endeksi'nin uzun dönem ortalamasının altında kalmaya devam etmesi, ihraç pazarlarının genel dayanıklılığını olumsuz etkiledi. Endeks, uzun dönem ortalamasının altında seyrini sürdürdü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-talebi-haziranda-yuzde-11-azaldi-84018</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/ithalat-ihracat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM İhracat Pazar Monitörü&#039;nün haziran sonuçlarına göre, İhracat Talep Endeksi aylık yüzde 1,1 yıllık yüzde 0,9 azalarak 98,9&#039;a geriledi. Pazar Dayanıklılık Endeksi ise aylık bazda sabit kalırken, geçen yıla göre yüzde 0,8 azalarak 98,8&#039;e indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yildiz-holdingden-datalande-yatirim-84024</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıldız Holding&#039;den Dataland&#039;e yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıldız Holding'in, kültür, sanat ve yaratıcılığı teknolojiyle buluşturan girişimlerin gelişimine katkı sağlamayı sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Söz konusu vizyon doğrultusunda holding, etik veri kullanımı, sürdürülebilirlik ve toplumsal faydayı merkeze alan yeni nesil kültür ve sanat ekosisteminin gelişimine katkı sunmayı amaçlıyor.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, dijital sanatçı Refik Anadol ve ressam Efsun Erkılıç tarafından kurulan Dataland'e toplam 1,25 milyon dolar tutarında yatırım gerçekleştirildi.</p>
<p>Destek kapsamında Anadol tarafından holdinge özel geliştirilecek dijital bir sanat eseri kurumsal sanat koleksiyonuna dahil edilecek.</p>
<p>Böylece holdingin sanat koleksiyonunun, klasik eserlerden dijital sanat üretimlerine uzanan yeni perspektif kazanacağı belirtildi.</p>
<p>ABD'nin Los Angeles kentinde Frank Gehry imzalı "The Grand LA"de kapılarını açan Dataland, veri ve üretken medya sanatına odaklanan dünyanın ilk yapay zeka sanat müzesi olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Veri, yapay zeka ve ziyaretçi etkileşimini aynı deneyimde buluşturan müze, eserlerin ziyaretçilerin katılımıyla gerçek zamanlı olarak dönüşebildiği yaşayan sanat deneyimi sunuyor.</p>
<p>İlk durağı Los Angeles olan Dataland'in, gelecek dönemde Londra, Dubai, Riyad, Hong Kong ve Seul gibi şehirlerde de hayata geçirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Bu yönüyle Dataland'in, "sanat ve teknolojiyi küresel ölçekte buluşturan yeni nesil kültür platformu" olma vizyonunu da taşıdığı vurgulandı.</p>
<p><strong>"Teknoloji, hayatı kolaylaştırıyor"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, teknolojinin hayatı kolaylaştırdığını belirterek, "Bunların hepsi önemli imkanlar sunuyor. Ama ben yine de şuna inanıyorum, bir gün tamamen insan eliyle, ustalıkla ve yılların birikimiyle üretilen eserler çok daha kıymetli olacak. Çünkü giderek daha az üretilecek. Asıl endişem teknoloji değil, insanın üretme alışkanlığını kaybetmesi. Eğer her şeyi yapay zekaya ve makinelere bırakırsak, zamanla hayal kurmayı, denemeyi, hata yaparak öğrenmeyi ve kendi dilimizi oluşturmayı da unutabiliriz. Hiçbir teknoloji, insanın yaşamından, hafızasından, sezgisinden ve ruhundan doğan yaratımı bütünüyle yerine koyamaz. Bu yüzden gelecekte insanlar sadece kusursuz üretilmiş olanı değil, gerçek bir insanın emeğini, izini ve hikayesini taşıyan eserleri daha çok arayacak. Çünkü her çağda olduğu gibi, en değerli olan şey yine insanın kendisi olacaktır. Kaç kişi bu teknolojik tüketimin bizi nereye götürdüğünü gerçekten görüyor? Tamamen insan eliyle, doğal malzemelerle hazırlanmış bir yemek mi tercih edersiniz, yoksa aynı besin değerlerini sunduğunu söyleyen, sadece açlığı gideren bir kapsül mü? Koku, tat, emek, paylaşım ve hatıralarla birlikte insan, gerçek bir haz yaşamak ister." ifadelerini kullandı. </p>
<p>Ülker, Dataland'in farkının bu noktada olduğunu aktararak, "Çünkü ziyaretçilere takılan bilekliklerle elde edilen özgün datalar, o anda rastgele seçilen yağmur ormanından gelen anlık datalarla birleşerek o ana mahsus ve tekrarı kabil olmayan bir şova dönüşüyor. Bu, sanatın özgü, özgün ve o spesifik ana ait bir formu, bambaşka bir şey. Sanatta da fark tam olarak burada başlıyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Yahya Ülker de yapay zekanın, yalnızca iş yapış biçimlerini değil, yaratıcılığı ve kültürel üretimi de dönüştürdüğüne dikkati çekti.</p>
<p>Dataland'in, teknolojinin sanatla buluştuğunda nasıl yeni deneyimler ve yeni anlatım biçimleri ortaya çıkarabileceğini gösteren öncü bir girişim olduğunu belirten Ülker, Dataland'in, yalnızca fiziksel bir müze değil, yazılım, yapay zeka, içerik üretimi, üyelik modeli ve farklı şehirlerde çoğaltılabilir lokasyonlardan oluşan ölçeklenebilir bir platform olarak kurgulandığını aktardı.</p>
<p>Geleceğin yaratıcı teknolojilerine, insanı ve sanatı merkeze alan projelerle katkı sunmayı önemsediklerine işaret eden Ülker, "Dataland'e verdiğimiz destek de bu vizyonun doğal bir yansımasıdır. Türkiye'den bu vizyonun bir parçası olmaktan ve bu önemli girişime destek veren ilk kurum olmaktan ayrıca memnuniyet duyuyoruz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yildiz-holdingden-datalande-yatirim-84024</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/3/1280x720/murat-ulker-o-kizgin-kafayi-bana-neden-gonderdi-1742938079.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka sanatları müzesi Dataland&#039;e yapılan yatırım hakkında açıklama yapan Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, &quot;Gelecekte insanlar sadece kusursuz üretilmiş olanı değil, gerçek bir insanın emeğini, izini ve hikayesini taşıyan eserleri daha çok arayacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytin-ve-zeytinyagi-ihracatcilari-finansmanda-kolaylik-bekliyor-83998</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 11:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytin ve zeytinyağı ihracatçıları finansmanda kolaylık bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği (EZZİB), ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve güncel destek mekanizmaları hakkında sektörü bilgilendirmek amacıyla “Finansmana Erişim Bilgilendirme Toplantısı” düzenledi.</p>
<p>Zeytin ve zeytinyağı sektörünün tamamen yerli girdilerle üretim yaptığını söyleyen Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Emre Uygun, sektörün finansman ihtiyacının özellikle ham madde alım döneminde yoğunlaştığını belirterek, finansman mekanizmalarının sektörün üretim takvimine uyum sağlaması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6710f9ed36a-1785139449.jpg" alt="" width="700" /></p>
<p>Sektörün, ithal girdiye bağımlı olmadan, yüzde 100 yerli kaynaklarla üretim ve ihracat gerçekleştirdiğini söyleyen Uygun, “Eylül-ocak döneminde ham madde alımlarımız yoğunlaşıyor ve üreticilerimize peşin, Türk lirası üzerinden ödeme yapıyoruz. Bu nedenle finansman imkânlarının sektörümüzün dönemsel yapısını ve üretim takvimini dikkate alacak şekilde kurgulanması büyük önem taşıyor. Reeskont kredi limitlerinin ham madde alım dönemlerinde artırılması ve tahsis süreçlerinin hızlandırılması sektörümüzün rekabet gücüne önemli katkı sağlar. Döviz dönüşüm desteği yüzde 7’ye çıkarılmasını talep ediyoruz. İhracat gelirinin daha yüksek bölümünü TL’ye çeviren firmaların daha güçlü biçimde desteklenmesi gerekiyor. İhracat bedelinin Türk lirasına dönüştürülen kısmı arttıkça destek oranının da kademeli biçimde yükseldiği bir modele geçilmesini öneriyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Güncel koşullar paylaşıldı</h2>
<p>Toplantıda TCMB’nin günlük reeskont kredi limitinin 5 milyar TL’ye yükseltildiği, firma başına günlük kullanım limitinin 60 milyon TL, KOBİ dışı firmalar için toplam üst limitin ise minimum 2,5 milyar TL olduğu bilgisi paylaşıldı. Reeskont kredilerinde uygulanan yüzde 19,32’lik faiz oranının mevcut piyasa koşullarında ihracatçılar açısından avantajlı bir finansman imkânı sunduğu belirtildi.</p>
<p>Türk lirası reeskont kredisi kullanan firmalara yönelik döviz alım kısıtlamasında esneklik sağlandığı, firmaların belirli mevzuat kriterleri dahilinde ciro ve aktif büyüklüklerine oranla döviz pozisyonu tutabildiği aktarıldı.</p>
<p>Aynı gruba bağlı şirketlerin reeskont bakiyeleri kapsamında günlük kullanım limitlerini grup içerisinde daha esnek şekilde değerlendirebildikleri de bildirildi.</p>
<p>Türk Eximbank temsilcileri, ihracatçıların yurt dışındaki iştirakleri, depoları veya üçüncü ülkeler üzerinden gerçekleştirdikleri transit ticaret işlemlerinin belirli koşullar altında alacak sigortası kapsamına alınabildiğini açıkladı.</p>
<h2>Yeşil dönüşüm yatırımlarına 8,5 yıla varan finansman</h2>
<p>Dünya Bankası kaynaklı Yeşil İhracat Kredisi’nin gıda ile zeytin ve zeytinyağı sektörlerini de kapsadığı belirtilirken kredinin Euribor artı yüzde 3,50 faiz oranı ve 8,5 yıla varan vadelerle sunulduğu aktarıldı. Finansmanın yalnızca güneş ve rüzgâr enerjisi yatırımlarında değil; ticari ve pazarlama amaçlı elektrikli araç, elektrikli forklift, enerji verimliliği ve su tasarrufu projelerinde de kullanılabildiği ifade edildi.</p>
<h2>“Daha hakkaniyetli mekanizma üzerinde çalışmalar sürüyor”</h2>
<p>TCMB Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Burhan Mert Angılı ise sektör bazında farklı destek oranlarının uygulanmasının kamu politikası açısından güçlükler taşıdığını, buna karşın katma değer ve verimliliği dikkate alan daha hakkaniyetli bir mekanizma üzerinde çalışmaların sürdürüldüğünü ifade etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytin-ve-zeytinyagi-ihracatcilari-finansmanda-kolaylik-bekliyor-83998</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/8/1280x720/zeytin-ve-zeytinyagi-ihracatcilari-finansmanda-kolaylik-bekliyor-1785139421.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Emre Uygun, reeskont kredi limitlerinin ham madde alım dönemlerinde artırılması ve tahsis süreçlerinin hızlandırılmasının sektörün rekabet gücüne katkı sağlayacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-ve-insaatta-guven-artti-perakendede-azaldi-83996</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 10:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet ve inşaatta güven arttı, perakendede azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait hizmet, perakende ticaret ve inşaat güven endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mevsim etkilerinden arındırılmış güven endeksi temmuzda aylık bazda hizmet sektöründe yüzde 1,4 artarak 112, perakende ticaret sektöründe yüzde 1,6 azalarak 111 ve inşaat sektöründe yüzde 0,6 artışla 83,5 değerini aldı.</p>
<p>Hizmet sektöründe temmuzda geçen aya kıyasla, son üç aylık dönemde iş durumu yüzde 0,5, gelecek üç aylık dönemde hizmetlere olan talep beklentisi yüzde 3,7 artarken son üç aylık dönemde hizmetlere olan talep yüzde 0,2 azalış gösterdi.</p>
<p>Perakende ticaret sektöründe son üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar yüzde 0,5, mevcut mal stok seviyesi yüzde 0,1, gelecek üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar beklentisi yüzde 3,8 geriledi.</p>
<p>İnşaat sektöründe alınan kayıtlı siparişlerin mevcut düzeyi yüzde 3,9 arttı, gelecek üç aylık dönemde toplam çalışan sayısı beklentisi yüzde 2,3 azaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-ve-insaatta-guven-artti-perakendede-azaldi-83996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/8/1280x720/ekonomi-endeks-hesap-1760684409.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre güven endeksi, aylık bazda hizmet sektöründe yüzde 1,4, inşaat sektöründe yüzde 0,6 artarken perakende ticaret sektöründe yüzde 1,6 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reklamlarda-yeni-donem-duzenleme-1-agustosta-yururluge-girecek-83995</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 10:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reklamlarda yeni dönem: Düzenleme 1 Ağustos&#039;ta yürürlüğe girecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, tüketicilerin hedefli reklamcılıktan yapay zekayla oluşturulan tanıtımlara kadar aldatıcı uygulamalara karşı daha etkin korunmasını sağlayacak yeni yönetmeliğin 1 Ağustos'ta yürürlüğe gireceğini duyurdu. </p>
<p>Bakanlık açıklamasında, dijitalleşmeyle birlikte daha fazla reklam ve ilana maruz kalan tüketicilerin, aldatıcı reklamlara karşı daha etkin korunması için Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği'nde değişiklik yapıldığı anımsatıldı.</p>
<p>Yeni yönetmeliğin 1 Ağustos'ta yürürlüğe gireceğine işaret edilen açıklamada, böylece, hedefli reklamcılıktan yapay zekayla oluşturulan reklamlara, sosyal medya etkileyicileri aracılığıyla yapılan tanıtımlardan indirimli satış reklamlarına kadar birçok alanda tüketicilerin korunmasına yönelik yeni kuralların uygulamaya alınacağı bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, "Tüketicilerin çevrim içi davranışları ve kişisel verilerinin analiz edilerek belirli kişi veya gruplara özel reklam içeriklerinin sunulduğu hedefli reklamcılık uygulamalarına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre reklam verenler, hangi kriterler kullanılarak tüketiciye gösterildiğine ve bu kriterlerin nasıl değiştirilebileceğine ilişkin doğrudan ve kolay ulaşılabilir bilgileri sunmaları şartıyla bu tür reklam uygulamalarını gerçekleştirebilecek." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Çocuklara yönelik kişisel verilere dayalı profilleme yöntemleri kullanılarak hedefli reklam yapılmasının yasaklandığına dikkat çekilen açıklamada, şöyle denildi:</p>
<p>"Kamuoyunda influencer olarak bilinen sosyal medya etkileyicileri tarafından gerçekleştirilen paylaşımlarda, herhangi bir kazanç, indirimli ürün veya hizmet ya da bir etkinliğe katılım yoluyla menfaat elde edilmesi durumunda, söz konusu paylaşımlarda açıkça reklam niteliğinin anlaşılmasını sağlayacak şekilde 'reklam' veya 'tanıtım' ibarelerinin kullanılması zorunlu hale getirilmiştir. Tüketicilere indirim ya da başka bir fayda sağlanmasını bir şarta bağlayan şartlı satış reklamları da indirimli satış reklamlarına ilişkin kurallara tabi olacak. İndirimli satış reklamlarında, indirimin başlangıç tarihinden önceki son 10 gün içinde uygulanan en düşük fiyat, üzeri çizilerek indirimden önceki fiyat olarak sunulabilecek. Meyve ve sebze gibi çabuk bozulabilen mallar ile hizmetlere ilişkin reklamlarda ise indirimli fiyattan bir önceki fiyat esas alınacak. Falcı, medyum, astrolog ve benzerleri tarafından verilen hizmet reklamları ile yasa dışı bahis ve kumar oyunlarına yönelik reklam yasağı genişletilerek, yasa dışı şans oyunları da yasak kapsamına alındı."</p>
<p>Açıklamada, tüketici şikayetlerinin yayımlanmasından önce satıcı veya sağlayıcılara açıklama yapma veya cevap verme hakkını kullanabilmesi için tanınan 72 saatlik sürenin 48 saate düşürüldüğü belirtilerek, bu süre içinde cevap verilmediği takdirde değerlendirmelerin doğrudan yayımlanacağı bildirildi.</p>
<p><strong>Çevresel beyanlarda ispat zorunluluğu</strong></p>
<p>Reklamlarda yapay zeka teknolojileri kullanılarak insandan ayırt edilemeyecek dijital karakterlere yer verilmesi halinde, bu durumun açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir şekilde belirtilmesinin zorunlu tutulduğu aktarılan açıklamada, "Gerçek bir kişinin yapay zeka teknolojileri kullanılarak oluşturulmuş dijital kopyasının, bir mal veya hizmeti bizzat deneyimlediği izlenimi verdiği ya da tavsiyede bulunduğu reklamların yapılması yasaklanmıştır." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p>Açıklamada, çevresel beyan içeren reklamlarda "çevre dostu" gibi genel içerikli kavram ve ibarelerin açıklama yapılmadan kullanılmasının yasaklandığı bildirilerek, "Çevresel beyanların, mal veya hizmetlerin yaşam döngüsünün hangi aşamasına ilişkin olduğunun belirtilmesi zorunlu hale getirilmiştir. Ayrıca çevresel beyan içeren reklamlarda belirtilen sertifika ve onayların yetkili kurum ve kuruluşlardan, üniversitelerin ilgili bölümlerinden veya akredite ya da bağımsız araştırma, test ve değerlendirme kuruluşlarından alınan belgeler ile ispatlanması zorunlu tutulmuştur." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Takviye edici gıdaların, normal beslenme kapsamında tüketilen gıdaların yerine geçtiği izlenimi uyandıracak şekilde reklamının yapılmasının yasaklandığı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bu ürünlerin, sağlık beyanı kapsamına giren hususlar hariç olmak üzere karşılaştırmalı reklamı yapılabilecektir. Ticari reklam ve ilanlarda, tüketicilerin bilgi ve tecrübe eksikliğinin istismar edilmesinin önlenmesi amacıyla akademik ünvanların yanıltıcı ve aldatıcı şekilde kullanılamayacağına ilişkin hüküm yönetmeliğe eklenmiştir. Satın alım sürecine ilişkin doğrulama yapılmasının mümkün olmadığı mecralardan alınan tüketici değerlendirmeleri yayınlanamayacaktır. Ayrıca değerlendirmelerin mal, hizmet, teslimat, satıcı veya sağlayıcı gibi farklı başlıklar altında ayrı ayrı yayınlanması durumunda, bu değerlendirmelerin tümüne aynı alanda açık, anlaşılır, ayırt edilebilir ve kolaylıkla erişilebilir şekilde yer verilmesi zorunlu hale getirilmiştir. Bu yeni düzenlemelerle, tüketici haklarının korunması, piyasa şeffaflığının artırılması ve aldatıcı ticari uygulamalarla mücadelesini aynı kararlılıkla sürdürülecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reklamlarda-yeni-donem-duzenleme-1-agustosta-yururluge-girecek-83995</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, &quot;Tüketicilerin çevrim içi davranışları ve kişisel verilerinin analiz edilerek belirli kişi veya gruplara özel reklam içeriklerinin sunulduğu hedefli reklamcılık uygulamalarına ilişkin düzenlemeler yapıldı. Reklam verenler, hangi kriterler kullanılarak tüketiciye gösterildiğine ve bu kriterlerin nasıl değiştirilebileceğine ilişkin doğrudan ve kolay ulaşılabilir bilgileri sunmaları şartıyla bu tür reklam uygulamalarını gerçekleştirebilecek.&quot; denildi. Açıklamada, ticari reklam ve ilanlarda, tüketicilerin bilgi ve tecrübe eksikliğinin istismar edilmesinin önlenmesi amacıyla akademik ünvanların yanıltıcı ve aldatıcı şekilde kullanılamayacağına ilişkin hükmün yönetmeliğe eklendiği belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/musiadin-kase-projesi-kayserinin-sosyoekonomik-haritasini-cikardi-83992</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 10:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> MÜSİAD’ın KAŞE Projesi, Kayseri’nin sosyoekonomik haritasını çıkardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yaklaşık iki yıldır MÜSİAD Kayseri öncülüğünde, Kayseri Valiliği ve Erciyes Üniversitesi iş birliğiyle KAŞE (Kayseri Şehir Endeksleri) Projesi adlı çalışma yürütülüyor. MÜSİAD Kayseri Başkanı Ferhat Akmermer, Çalışmanın Faz-1 sonuçlarını açıklarken, Kayseri’nin çok ürettiğini ancak finansal yönetimde, nakit akışında ve katma değerde istediği seviyede olmadığını açıklamıştı. Akmermer, “Yüksek ahlak, yüksek teknoloji düsturuyla çıktığımız bu yolda KAŞE Projesi, Kayseri iş dünyası için stratejik bir pusula niteliğinde” diyerek projenin önemini dile getirmişti. Çalışmanın Faz-2 sonuçları ise Kayseri ekonomisinin üretim yapısını, ihracat kapasitesini, sosyoekonomik gelişmişliğini, teknolojik dönüşüm seviyesini ve imalat sanayisinin finansal dayanıklılığını bilimsel yöntemlerle analiz ederek şehrin geleceğine ilişkin stratejik bir yol haritası ortaya koydu. Sonuçları ayrıntılı olarak incelemek isteyenler MÜSİAD Kayseri’nin internet sitesinde rapora ulaşabilirler. Ben çalışmada dikkatimi çeken bir noktayı sizinle paylaşmak istiyorum.</p>
<p>Raporda Kayseri’nin teknoloji üretiminde lider konumda olduğunu, ancak yaşam kalitesi ve nitelikli iş gücü çekiciliğinde ciddi eksiklikleri olduğu bilgisine yer verilmiş. Bu durumun beyin göçüne yol açabileceği belirtilerek ücret, konut, ulaşım, kültür ve eğitim gibi yaşam kalitesi politikalarının teknoloji stratejisi ile entegre edilmesi gerektiği paylaşılmış.</p>
<p>Geçen hafta organize sanayi bölgelerinde gerçekleştirdiğim ziyaretlerde tekstil, mobilya ve metal sektörleri başta olmak pek çok işletmenin Hindistan ve Pakistan’dan işçi getirdiğini yazmıştım. İş insanlarının yabancı işçi getirmeyle ilgili açıklaması ise gençlerin sanayiden uzak durması ve işçi bulmada yaşadıkları sorunlar olmuştu. Öte yandan yüksek katma değerli, teknoloji ağırlıklı çalışan firmalardan da sıklıkla duyduğumuz bir başka gerçek, nitelikli mühendisleri Kayseri’de tutmakta zorlandıkları yönünde. Savunma sanayi alanında faaliyet gösteren bir firmanın temsilcisi, yazarlarımızla birlikte üretim tesislerine yaptığımız bir ziyarette, “Erciyes Üniversitesi ya da Abdullah Gül Üniversitesi’nde yetişen çok başarılı çocuklar var. Staj yapıyorlar burada ama okul bitince şehirde kalmak istemiyorlar. Kaldı ki Türkiye’nin farklı şehirlerindeki başarılı okullardan mezun olmuş genç mühendisleri Kayseri’ye neredeyse hiç getiremiyoruz” diyerek nitelikli iş gücü için şehrin sunduğu yaşam koşullarının önemine dikkat çekmişti.</p>
<p><strong>Yol haritası tamam sıra uygulama merkezinde</strong></p>
<p>KAŞE'nin ortaya koyduğu stratejik yol haritası, kısa adı KADE olan Kayseri Dijital Dönüşüm ve Mükemmeliyet Merkezi’nde uygulamaya geçecek. MÜSİAD Kayseri Başkanı Ferhat Akmermer, “KAŞE çalışmasıyla Kayseri'nin ekonomik ve sosyal yapısını bilimsel verilerle analiz ettik. Ancak hedefimiz yalnızca sorunları tespit etmek değildi. KAŞE ile Kayseri'nin fotoğrafını çektik, KADE ile geleceğini inşa ediyoruz. Bundan sonraki süreçte veriyi projeye, projeyi üretime, üretimi ise yüksek katma değere dönüştüreceğiz” dedi. MÜSİAD’ın KAŞE Projesi, sorunların çözüm yollarıyla birlikte değerlendirilmesi yönüyle çok kıymetli. Kayseri için güzel başlangıçlara vesile olsun.   </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/musiadin-kase-projesi-kayserinin-sosyoekonomik-haritasini-cikardi-83992</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MÜSİAD’ın KAŞE Projesi, Kayseri’nin sosyoekonomik haritasını çıkardı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kgm-5-tasinmazini-satacak-83994</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KGM, 5 taşınmazını satacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) 1. Bölge Müdürlüğünün konuya ilişkin ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, İstanbul'un Bahçelievler, Kadıköy ve Sancaktepe ilçelerindeki toplam 5 taşınmazın satış ihalesi, kapalı teklif usulü artırmayla yapılacak.</p>
<p>Söz konusu taşınmazların geçici teminat tutarı 355 bin 845 lira ile 6 milyon 876 bin 345 lira, taşınmazların tahmini bedeli ise 11 milyon 861 bin 500 lira ile 229 milyon 211 bin 500 lira arasında tespit edildi.</p>
<p>Taşınmazların satışına yönelik ihaleler, 12 Ağustos Çarşamba günü Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü'nde yapılacak.</p>
<p><strong>3 kadrolu personel istihdam edecek</strong></p>
<p>Öte yandan, KGM'nin merkez teşkilatında istihdam edilmek üzere, 3 kadrolu "inşaat mühendisi" alımı yapılacak.</p>
<p>Adaylar, 6 Ağustos'a kadar e-Devlet'ten "Karayolları Genel Müdürlüğü-Kariyer Kapısı Kamu İşe Alım ve Kariyer Kapısı (https://isealimkariyerkapisi.cbiko.gov.tr)" adresinden, başvuruda bulunabilecek.</p>
<p>Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) sonuçlarına göre, adayların KPSSP3 puan türünden en az 70 puan almış olması gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kgm-5-tasinmazini-satacak-83994</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karayolları Genel Müdürlüğü, İstanbul&#039;da tahmini bedeli 11,9 milyon lira ile 229,2 milyon lira arasında tespit edilen 5 taşınmazını satacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-dayanikliligi-yeni-donemin-rekabet-gucu-83983</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 08:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim dayanıklılığı: Yeni dönemin rekabet gücü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İklim değişikliği uzun yıllar çevresel bir sorun olarak değerlendirildi. Bugün ise çok daha farklı bir noktadayız. İklim riski makroekonomik istikrarı, finansal sistemi, şirketlerin iş modellerini ve toplumların refahını yeniden şekillendiren yapısal bir dönüşüm alanı. Bu yüzden “iklim dayanıklılığı” yalnızca çevre politikalarının değil, ekonomik güvenliğin, finansal istikrarın ve sürdürülebilir kalkınmanın en temel unsurlarından.</p>
<p>Dünya Meteoroloji Örgütü’nün 2026-2030 projeksiyonları, önümüzdeki beş yıl içinde en az bir yılın 1,5°C eşiğini aşma olasılığını yüzde 91 olacağını söylüyor. Haziran 2026’nın Avrupa’da kaydedilen en sıcak ayı olması da bunun artık istisnai değil, kalıcı olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Yeni normal: Kalıcı risk dönemi</strong></p>
<p>İklim riskleri büyüme, enflasyon, kamu maliyesi ve finansal istikrar üzerinde de belirleyici hale geldi. Kuraklıklar tarımsal üretimi ve gıda fiyatlarını etkiliyor, aşırı sıcaklar enerji talebini artırırken iş gücü verimliliğini azaltıyor, seller ve yangınlar ise altyapıdan tedarik zincirlerine kadar birçok alanda ekonomik kayıplara neden oluyor. </p>
<p>Türkiye’nin 2025 yılında son 55 yılın en sıcak beşinci yılını yaşaması, 1964’ten bu yana görülen en kurak yılın kaydedilmesi bu risklerin bizim içinde teorik değil, ekonomik gerçekler olduğunu gösteriyor. Türkiye’de yağışların uzun dönem ortalamasının yüzde 27,6 altında gerçekleşmesi özellikle su güvenliği, enerji, tarımsal üretim ve iş sürekliliği açısından çok önemli bir uyarı niteliğinde.</p>
<p><strong>Dayanıklılık: Rekabetin yeni belirleyicisi </strong></p>
<p>İklim dayanıklılığı riskleri öngörerek etkilerini azaltabilme, krizlere hazırlıklı olma ve şoklardan güçlenerek çıkabilme kapasitesini ifade ediyor. Riskleri öngörebilmek ve yönetebilmek önemli bir yetkinlik. Bu nedenle dayanıklılık ve dayanıklılık yatırımları sadece sürdürülebilirlik gündeminin bir alt başlığı olarak değil finansal ve ekonomik güvenliğin, uzun vadeli rekabet gücünün belirleyicisi olarak değerlendirilmeli.</p>
<p>Şirketler açısından iklim değişikliği iş modelinin sürdürülebilirliğiyle doğrudan ilişkili. Suya erişim, enerji arzı, tedarik zinciri güvenliği, çalışan sağlığı, sigorta maliyetleri ve finansmana erişim giderek daha fazla iklim risklerinden etkileniyor. Artık yönetim kurullarının gündemindeki temel sorulardan birisi Şirketin iş modeli değişen iklim koşullarına ne kadar dayanıklı? olmalı. Zira iklim dayanıklılığı iş sürekliğinin de bir göstergesi. Rekabet gücünü yalnızca teknolojiye, sermayeye veya doğal kaynaklara erişim değil, aynı zamanda değişen iklim koşullarına ne kadar hızlı uyum sağlandığı belirliyor.</p>
<p><strong>Finansman açığı yeni iş birliklerini zorunlu kılıyor </strong></p>
<p>Burada önemli finansman sorunu “Uyum yatırımları” için ihtiyaç duyulan finansman ile mevcut kaynaklar arasındaki büyük boşluk. UNEP’in Adaptation Gap Report 2025 raporuna göre gelişmekte olan ülkelerin uyum finansmanı ihtiyacı 2035 itibarıyla yıllık 310 milyar dolar düzeyinde tahmin ediliyor. Bu nedenle dayanıklılık yalnızca kamu politikalarının konusu değil. Bankalar, yatırımcılar, sigorta sektörü, kalkınma kuruluşları ve sermaye piyasaları bu dönüşümün doğal aktörleri.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde Dayanıklılık projelerini nasıl yatırım yapılabilir hale getireceğiz? buna odaklanacağız. Zira finansman “güvenilir veri”, “iyi hazırlanmış projeler”, “ölçülebilir etki” ve “güçlü raporlama” olmadan ölçeklenemiyor. Bu özellikle fon sağlayanların beklentilerini karşılamak için son der ece önemli.</p>
<p><strong>Finans sektörü için yeni risk paradigması</strong></p>
<p>Dünya Bankası “Türkiye Ülke İklim ve Kalkınma Raporu”na göre Türkiye’deki banka kredilerinin yaklaşık yüzde 42’si iklim ve afet riski yüksek bölgelerde yoğunlaşıyor. Bu durum, fiziksel iklim risklerinin finansal sistem açısından da sistemik bir boyut taşıdığını gösteriyor.</p>
<p>Sigorta sektöründeki gelişmeler ise daha da dikkat çekici. Munich Re verilerine göre 2025 yılında doğal afetlerin küresel ekonomik maliyeti yaklaşık 224 milyar dolar oldu. Bunun sadece 108 milyar dolarlık kısmı sigorta sistemi tarafından karşılanabildi. Yine hesaplanan yaklaşık 424 milyar dolarlık küresel “koruma açığı” da ekonomik kayıpların önemli bir bölümünün hâlâ güvence altında olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Bu anlamda, bankacılık ve sigortacılık sektörü yalnızca riskleri finanse eden yapılar değil, dayanıklılık ekonomisinin şekillenmesinde kritik rol üstlenen stratejik aktörlerdir.</p>
<p><strong>Dayanıklılığı kalkınmanın merkezine koymak </strong></p>
<p>İklim dayanıklılığı, krizler yaşandıktan sonra verilen tepkilerle değil, riskler ortaya çıkmadan önce yapılan hazırlıklarla inşa edilir. Bu nedenle proaktif olmak her zamankinden daha önemli. Öngörebilmek için ölçmek, önleyebilmek için aksiyona geçmek ve belirsizlik ortamında stratejik hareket etmek gerekiyor. Bugün yapılacak dayanıklılık yatırımları, yarının ekonomik kayıplarını azaltacak kararlar olacaktır.</p>
<p>Türkiye’nin iklim dayanıklılığını ekonomik kalkınma stratejisinin merkezine alması yatırım çekme kapasitesini, finansmana erişimi ve uzun vadeli rekabet gücünü doğrudan etkileyecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-dayanikliligi-yeni-donemin-rekabet-gucu-83983</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim Dayanıklılığı: Yeni dönemin rekabet gücü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-sicakta-yasamayi-yeniden-ogreniyor-83982</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 08:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya sıcakta yaşamayı yeniden öğreniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Rekor sıcaklıklar artık istisna değil, yeni normal. Avrupa’dan Orta Doğu’ya, Güney Amerika’dan Asya’ya kadar milyonlarca insan, günlük yaşamını aşırı sıcaklara göre yeniden düzenliyor. Uzmanlar ise iklim krizinin etkisiyle daha sık, daha uzun ve daha ölümcül sıcak hava dalgalarının yaşanacağı uyarısını yapıyor.</strong></p>
<p>2026 yazı, dünyanın birçok bölgesinde aşırı sıcaklarla geçiyor. Dünya Meteoroloji Örgütü’ne (WMO) göre son on yıl, ölçüm tarihinin en sıcak on yılı oldu. Avrupa Birliği Copernicus İklim Değişikliği Servisi verileri de küresel ortalama sıcaklıkların sanayi öncesi dönemin yaklaşık 1,5°C üzerinde seyretmeye devam ettiğini gösteriyor. Son yıllarda yaşanan bazı dikkat çekici sıcaklıklar ise iklim krizinin geldiği noktayı özetliyor:</p>
<p>-Kanada (Lytton): 49,6°C ile ülke tarihinin en yüksek sıcaklığı kaydedildi.</p>
<p>-İtalya/Sicilya: 48,8°C ile Avrupa kıtasındaki en yüksek sıcaklıklardan biri ölçüldü.</p>
<p>-Djibouti’de hissedilen sıcaklıklar 53°C’ye kadar ulaşıyor.</p>
<p>-Rio de Janeiro, Ürdün, Suudi Arabistan, Hindistan ve Namibya’da yaz aylarında 40-45°C artık olağan kabul ediliyor.</p>
<p>-Atina’da ise tur rehberleri artık ziyaretçileri sabah 08.00’den önce Akropolis’e götürmeyi tercih ediyor. Uzmanlara göre artık mesele sıcak havaya dayanmak değil; sıcakla yaşamayı öğrenmek.</p>
<p><strong>Fransa’daki yangınlar yeniden alarm verdi</strong></p>
<p>Bu yaz Avrupa’nın gündemindeki en önemli başlıklardan biri de Fransa’daki büyük orman yangınları oldu. Güney Fransa’da haftalardır etkili olan aşırı sıcaklar, düşük nem ve kuvvetli rüzgârlarla birleşince geniş alanlar küle döndü. Binlerce hektar orman zarar görürken çok sayıda yerleşim tahliye edildi. Yangınlar, Akdeniz havzasının iklim değişikliğinden en hızlı etkilenen bölgelerden biri olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Uzmanlar, sıcak hava dalgalarının artık sadece sağlık değil; tarım, turizm, enerji, ulaşım ve afet yönetimi açısından da önemli ekonomik riskler yarattığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Sıcağı yönetmenin ortak kuralları</strong></p>
<p>The Guardian, dünyanın en sıcak bölgelerinde yaşayan 25 farklı uzmanın ve saha çalışanının deneyimlerini derleyen bir habere yer verdi. Rio’da cankurtaranlardan Mısır’da arkeologlara, Ürdün’de dalış eğitmenlerinden Namibya’da vahşi yaşam korucularına kadar farklı coğrafyalarda çalışan isimlerin önerileri şaşırtıcı ölçüde ortak:</p>
<p><strong>1. GÜNE ERKEN BAŞLAYIN</strong></p>
<p>Peru’da çiftçiler, Ürdün’de dalış eğitmenleri ve Atina’daki tur rehberleri günün en ağır işlerini sabah erken saatlerde tamamlıyor. Öğle saatlerinde fiziksel aktivite mümkün olduğunca azaltılıyor. Sicilya’da tarım ve inşaat sektörlerinde 12.30-16.00 arasında çalışmaya yönelik kısıtlamalar uygulanıyor.</p>
<p><strong>2. SUSAMAYI BEKLEMEYİN</strong></p>
<p>Mısır’da çalışan arkeologlar sıcak altında en önemli kuralın susamayı beklemeden su içmek olduğunu söylüyor. Uzmanlar büyük miktarda suyu bir anda tüketmek yerine gün boyunca küçük yudumlarla düzenli su içilmesini öneriyor. Suudi Arabistan’da ayran benzeri laban, Hindistan’da ayran, limonlu içecekler ve hindistan cevizi suyu da elektrolit desteği için tercih ediliyor.</p>
<p><strong>3. VÜCUDU DIŞARIDAN DA SERİNLETİN</strong></p>
<p>Sydney Üniversitesi Isı ve Sağlık Araştırma Merkezi’ne göre yalnızca su içmek yeterli değil. Islak kıyafetler, enseye buzlu havlu uygulamak veya cildi suyla ıslatmak buharlaşma sayesinde vücudu çok daha hızlı serinletebiliyor. Çocuklarda ise bacakların soğuk su dolu küvete veya kovaya sokulması en etkili yöntemlerden biri olarak gösteriliyor.</p>
<p><strong>4. SOĞUK DEĞİL, ILIK DUŞ</strong></p>
<p>Pek çok kişinin aksine uzmanlar buz gibi duşu önermiyor. Yunanistan’da sıcak günlerde günde birkaç kez kısa süreli ılık duş almak hem vücudun daha kontrollü soğumasını sağlıyor hem de gece uykusunu kolaylaştırıyor.</p>
<p><strong>5. HAFİF BESLENİN, SUYU YİYECEKLERDEN DE ALIN</strong></p>
<p>Akdeniz ülkelerinde yaz sofralarının ortak özelliği dikkat çekiyor: Salata, yoğurt, zeytinyağlı sebzeler, balık, karpuz, salatalık, domates, soğuk çorbalar. Ağır yemekler vücut sıcaklığını artırdığı için özellikle öğle saatlerinde tercih edilmiyor.</p>
<p><strong>6. İNCE AMA KAPALI GİYİNİN</strong></p>
<p>En yaygın yanlışlardan biri mümkün olduğunca az kıyafet giymek. Sıcak iklimlerde yaşayanlar ise tam tersini yapıyor. Bol kesimli, açık renkli, nefes alan uzun kollu kıyafetler güneş ışığını engelliyor, hava dolaşımını artırıyor ve cildin nemini koruyor. Şapka, siperlik, güneş gözlüğü ve hatta geleneksel el yelpazeleri hâlâ en etkili çözümler arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Klima tek çözüm değil</strong></p>
<p>Uzmanlar klima kullanımının her zaman zorunlu olmadığını da belirtiyor. Tavan vantilatörleri ve güçlü hava akımı oluşturan fanlar, terin buharlaşmasını hızlandırarak vücudun doğal soğutma mekanizmasını destekliyor. Özellikle gece saatlerinde iyi havalandırılmış ortamlar ve fan kullanımı hem enerji tüketimini azaltıyor hem de konfor sağlayabiliyor.</p>
<p><strong>İklim değiştikçe yaşam alışkanlıkları da değişiyor</strong></p>
<p>Artık sıcak hava dalgaları birkaç günlük olağanüstü olaylar olmaktan çıkıp günlük yaşamın parçası haline geliyor. Çalışma saatlerinden beslenme düzenine, şehir planlamasından bina tasarımına kadar pek çok alışkanlığın yeniden şekillendiği bir döneme giriliyor. Dünyanın en sıcak bölgelerinde yaşayan insanların yıllardır uyguladığı yöntemler ise, iklim krizinin etkilerini daha fazla hissetmeye başlayan ülkeler için giderek daha değerli bir bilgi kaynağına dönüşüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-sicakta-yasamayi-yeniden-ogreniyor-83982</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/2/1280x720/677-1785131723.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya sıcakta yaşamayı yeniden öğreniyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/trump-enflasyonda-yeni-bir-fitil-atesliyor-83979</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump, enflasyonda yeni bir fitil ateşliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a66ec06abe60-1785129990.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Donald Trump’ın daha önce Yüksek Mahkeme tarafından iptal edilen vergilerin yerine bu kez 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesine dayanarak 80’i aşkın ülkeye yüzde 10 ile yüzde 12,5 arasında değişen yeni gümrük vergileri açıklaması, küresel ticaret savaşlarında yeni bir dönemin kapısını araladı. Zorunlu işçilikle mücadele gerekçesiyle hazırlanan listede Türkiye’nin yanı sıra Avrupa Birliği, Kanada, Meksika, Hindistan, Çin, Japonya ve Avustralya gibi birçok ülke yar alıyor.</p>
<p>Piyasaların asıl dikkat çektiği nokta tarifelerin kendisinden çok zamanlaması oldu. Çünkü yeni vergi dalgası, petrol fiyatlarının yeniden üç haneyi zorladığı ve küresel enerji maliyetlerinin yükseldiği bir döneme denk geldi. Buna yapay zeka yatırımlarının tetiklediği elektrik ve veri merkezi harcamaları da eklenince üretim maliyetleri üç farklı kanaldan yukarı yönlü baskı altına girdi.</p>
<h2>Merkez bankaları yeniden zorlanacak </h2>
<p>Son aylarda enflasyonda görülen yavaşlama sayesinde faiz indirimlerini tartışmaya başlayan merkez bankaları, yeni tablo karşısında temkinli duruşlarını korumak zorunda kalabilir.</p>
<p>Faiz indirimlerinin ötelenmesi, yatırım kararlarının gecikmesi ve finansman maliyetlerinin yüksek kalması ihtimali güçlenirken, küresel ticaret hacminde de yeni bir yavaşlama riski oluşuyor. Tarife belirsizliği ise şirketleri tedarik zincirlerini yeniden şekillendirmeye zorlarken, yatırım iştahını baskılayan en önemli unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Ekonomistler, tarifelerin yalnızca ithal ürünlerin fiyatını artırmadığını, şirketlerin uzun vadeli yatırım planlarını da ertelediğini belirtiyor. Artan belirsizlik, yeni kapasite yatırımlarını yavaşlatırken üretim maliyetlerinin tüketici fiyatlarına daha hızlı yansımasına neden oluyor.</p>
<p>Özellikle enerji fiyatlarının yüksek seyretmesiyle birlikte ulaştırma, lojistik, sanayi ve gıda sektörlerinde yeni fiyat artışlarının gündeme gelmesi bekleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a66ecc9b5a69-1785130185.png" alt="" width="323" height="549" /></p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Küresel büyümede risk artıyor</span></h2>
<p>Uzmanlara göre tarifelerin en büyük etkisi yalnızca fiyatlar üzerinde olmayacak. Küresel ticaretin yeniden parçalanması, şirketlerin tedarik zincirlerini değiştirmek zorunda kalmasına yol açarken yatırımların ertelenmesi büyüme hızını da aşağı çekebilir.</p>
<p>Asya ekonomileri hem enerji ithalatına bağımlılıkları hem de ihracata dayalı üretim yapıları nedeniyle bu süreçten en fazla etkilenebilecek bölgeler arasında gösteriliyor. Yapay zeka ekosistemine entegre olan Güney Kore ve Tayvan gibi ülkeler teknoloji ihracatıyla kayıplarını sınırlayabilirken enerji maliyetlerine daha duyarlı ekonomiler üzerinde baskının artması bekleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yeni tarifeler enflasyonu neden artırabilir?</span></h2>
<p>■ İthal ürünlerin maliyeti yükseliyor. <br />■ Şirketler artan maliyetleri satış fiyatlarına yansıtıyor. <br />■ Tedarik zincirleri yeniden şekilleniyor. <br />■ Yatırımlar ertelenirken üretim maliyetleri artıyor. <br />■ Merkez bankalarının faiz indirimleri gecikebilir. <br />■ Küresel büyüme üzerinde aşağı yönlü baskı oluşabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/trump-enflasyonda-yeni-bir-fitil-atesliyor-83979</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/9/1280x720/47675-1785130265.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD Başkanı Trump yönetiminin zorunlu işçilik gerekçesiyle 80&#039;i aşkın ülkeye uygulamaya koyduğu yeni gümrük tarifeleri, petrolün 100 doların üzerine çıkması ve yapay zeka yatırımlarının enerji talebini hızlandırdığı ortamda küresel ekonomide yeni bir maliyet dalgası endişesi yarattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolgesel-asgari-ucrete-isci-kesiminden-sert-tepki-83977</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bölgesel asgari ücrete işçi kesiminden sert tepki</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Bölgesel asgari ücret belirlenmesi yönünde bazı çalışmalar yapıldığı yönündeki haberler, HAK-İŞ, TÜRK-İŞ ve DİSK tarafından sert tepkiyle karşılandı. Üç konfederasyonun başkanları ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu yaklaşımın ekonomik ve sosyal gerçeklerle uyuşmadığı, sadece ücretleri düşük tutmaya yönelik bir girişim olduğunu vurguladı. Bölgesel asgari ücrete yönelik bir düzenleme üzerinde çalıştığı haberi medyada yer almış ancak düzenleme üzerinde çalışan kurumun hangisi olduğu haberde belirsiz bırakılmıştı.</p>
<h2>HAK-İŞ: İstismar edilir </h2>
<p>Bir grup gazeteciye geçen hafta sonunda açıklama yapan HAK-İŞ Başkanı Mahmut Arslan, bölgesel asgari ücret uygulamasını kesin bir dille reddetmiş aynı zamanda asgari ücret tespit komisyonunu yeni yapıya kavuşturulması için de diğer konfederasyonlarla birlikte çalışmaya ve bir eylem planı üzerinde anlaşmaya hazır olduğunu vurgulamıştı. Bölgesel asgari ücret sisteminin istismar edileceğine inandığını belirten Arslan, “Bölgesel asgari ücrete kesinlikle karşıyız. Bölgesel asgari ücret isteyenlerin arkadaki planları İstanbul’daki kişiyi de Hakkari’deki ücretle çalıştırmak” yorumunu yaptı. Bu önerinin bir grup işveren tarafından gündemde tutulduğunu belirten Arslan, ana amacın şu anda dahi çok sayıda işletmenin faaliyetinde görüldüğü üzere, ana merkez başka ildeyken fabrika ve diğer operasyonların başka illerde yerleşik olması avantajını kullanmak olduğunu belirtti. Arslan, “Ama kimlerin istediğini biliyoruz. Anadolu’daki işadamları istiyor. Onların amacını da söyledim. Biz bu hileyi geçmişten biliyoruz. Sosyal dengeyi nasıl oluşturalım diye değil nasıl daha çok kazanırız diye bakıyorlar. Bölgesel asgari ücret konusunda endişemiz var. İstismar edileceğini düşünüyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>TÜRK-İŞ: Ülkeye kötülüktür </h2>
<p>TÜRK-İŞ’ten yapılan yazılı açıklamada da sert ifadelere yer verilerek, “Bölgesel asgari ücreti gündeme getirmek ya da bunu savunmak, işçiye de emekçiye de ülkeye de kötülüktür. Konuşulması gereken, asgari ücretin geçim ücretine dönüştürülmesidir” ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Bu yöndeki talebin iyi niyetli olmadığı, daha fazla kazanma hırsı kaynaklı olduğu belirtilen açıklamada, geçmişte uygulanan olumsuz sonuçları görüldüğü için kaldırılan bir modelin işçilere fayda sağlamayacağı belirtilen açıklamada, ayrışmalara neden olabilecek, toplumsal huzuru zedeleyebilecek riskler taşıdığı belirtilerek “Bu öneride bulunanlar ise art niyetlidir" denildi.</p>
<p>Açıklamada, TÜRK-İŞ’in 2026 asgari ücret belirleme çalışmalarına, komisyonun yapısını protesto ederek katılmadığı, ücretin işveren ve hükümet tarafından tespit edildiği hatırlatılarak, bu seviyenin dahi bazı işverenlerce yüksek olarak değerlendirildiği belirtilerek, “Gözünü kar hırsı bürümüş bazı patronlar mevcut rakamı bile çok görüyor. Bölgesel asgari ücret talebinde bulunmak, 'asgari ücret bazı şehirlere göre yüksek', 'ben işveren olarak, daha çok kazanmak, daha çok kar etmek istiyorum' demenin bir başka yoludur” değerlendirmesi yapıldı.</p>
<h2>DİSK: Eşitlik ilkesine aykırı </h2>
<p>DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu da Anayasa’nın eşitlik ilkesine dahi aykırı bir öneri olarak niteledi. Çerkezoğlu; asgari ücretin “daha az ücret verilemez” anlamına gelmesine karşılık, Türkiye’de çalışanların yarısının gelirinin asgari ücret civarına geldiğini, asgari ücretin ortalama ücret haline gelmesinin önemli bir sorun göstergesi olduğunu vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolgesel-asgari-ucrete-isci-kesiminden-sert-tepki-83977</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/asgari-ucret.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bölgesel asgari ücretle ilgili çalışma yapıldığına yönelik haberler hakkında açıklama yapan HAK-İŞ, TÜRK-İŞ ve DİSK başkanları, bu yaklaşımın ekonomik ve sosyal gerçeklerle uyuşmadığı, sadece ücretleri düşük tutmaya yönelik bir girişim olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/terorsuz-turkiye-surecine-ozel-komisyon-83976</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Terörsüz Türkiye sürecine &#039;özel komisyon&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Gözler bu hafta Meclis’e sunulması planlanan çerçeve yasaya çevrilirken, Terörsüz Türkiye hedefinde Meclis’te süreci takip etmek üzere özel bir komisyon kurulması öngörülüyor.</p>
<p>Edinilen bilgilere göre; Terörsüz Türkiye sürecini, Meclis’te takip edecek özel bir komisyon kurulmasına ilişkin bir düzenlemenin de çerçeve yasaya konulması tartışılıyor.</p>
<p>Çerçeve yasaya konulması planlanan, ‘özel’ komisyonun kurulma amacı, süresi, sayısı ve görevi tanımlanacak. Süreç tamamlana kadar Meclis’te görev alacak komisyon nasıl çalışacağı şöyle özetlendi: </p>
<p>■ Komisyon, Terörsüz Türkiye sürecinin bitimine kadar devam edecek. <br />■ Güvenlik kuvvetleri tarafından silahların bırakılması, mağaraların boşaltılması, hazırlanan yasal düzenleme çerçevesinde Türkiye’ye dönen ve suça karışmamış örgüt üyelerinin sayısı ve adli durumları ile ilgili çıkarılan envanteri inceleyecek. <br />■ Sahadan gelen her türlü rapora göre, süreç takviminde hazırlanacak yasal düzenlemeler için tavsiyelerde bulunulacak. <br />■ Sürecin tamamlanmasına kadar çalışması planlanan komisyon, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi komisyonunda temsil edilen partilerin milletvekillerinden oluşacak. Komisyonun 16-17 milletvekili üyesinden oluşması bekleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/terorsuz-turkiye-surecine-ozel-komisyon-83976</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/tbmm-meclis-1781760262.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Terörsüz Türkiye&quot; süreci kapsamında Meclis’te özel bir komisyon kurulması planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/motorinde-panik-fiyatlari-yukari-tasiyor-83975</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Motorinde panik, fiyatları yukarı taşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’nin en fazla motorin ithal ettiği Rusya, 8 Temmuz günü ihracatı durdurdu. Takip eden günlerde, Türkiye’de toptan satış yapabilen ancak piyasa payı küçük olan bazı satıcıların müşterilerine motorin teslimini yapamadığı bilgileri geldi. EKONOMİ’nin görüştüğü piyasa aktörleri fiyat belirsizliği ve özellikle Avrupa kaynaklı fiyat hareketliliği nedeniyle bir boşluk oluştuğunu, yükselen fiyatların kabulüyle bu durumun ortadan kalkacağını söylediler</p>
<h2>Litreye 4,2 TL zam geldi </h2>
<p>Hürmüz krizi ile birlikte küresel olarak ham petrol ve petrol ürünlerinin dikkatle izlendiği bir ortamda yeni bir olumsuz gösterge olarak ortaya çıkan bu olayla, Türkiye’de de fiyatlar yakından izlenmeye başlandı. İlk akla gelen, Türkiye’nin yüksek miktarlı Rusya ithalatı nedeniyle olası bir arz sıkıntısı olsa da tedarik sorunu olmayacağı, hatta spot olarak Akdeniz’de dahi motorinin bulunabildiği belirtildi. Perakende satışta 25 Temmuz günü litre başına 4,2 TL artış yapıldı. Dünya Enerji Konseyi Türkiye Milli Komitesi aylık değerlendirme notunda, Avrupa kaynaklı hızlı artışı anlık panik olarak niteledi.</p>
<h2>İthalatın yüzde 80'i Rusya'dan </h2>
<p>Türkiye’nin Rusya’dan motorin ithalinde ucuz fiyatın etkili olduğu ve toplam ithalatın yüzde 80’inin üzerinde bu ülkenin payı bulunuyor. Üstelik ithalat miktarı, iç tüketim olarak nitelenebilecek Türkiye’deki teslimlerin 2025’te yüzde 40’ından fazlası, bu yılın 5 aylık döneminde ise yüzde 35,68’i kadar payı bulunuyor. Türkiye motorinde yoğun olarak ithalat yapsa da görece önemli sayılabilecek miktarda ihracat da yapıyor.</p>
<p>Rusya’nın ihracatı durdurması ve Hürmüz krizi ile birlikte enerji fiyatlarındaki sert dalgalanmalarla birlikte inşaat şirketleri, büyük fabrikalar, filolar gibi kurumsal alıcılara doğrudan satış yapan lisans sahiplerinden bazılarının ürün vermekte gecikmesi nedeniyle sektörde sorular ortaya çıksa da, piyasa aktörleri bu durumun fiyat artışı beklenen bir ortamda firmaların zarar etmekten kaçınmasına bağlıyor. Aynı durumun Türkiye rafineri çıkışları ve ithalatçılar için de söz konusu olduğu, ürün tesliminde kısa süreli bekletmelerin görülebildiğini vurguladılar.</p>
<h2>Panik fiyat nitelemesi </h2>
<p>Enerji Analisti Barış Sanlı, çevrimiçi bir yayıncılık platformunda yayınladığı Temmuz ayı enerji piyasaları notunda, Türkiye’nin dizel rafineri üretiminde bir miktar artış görüldüğünü ancak talepteki düşüşün de net olarak görüldüğünü belirterek, “Dizelde rafineri üretimi biraz kafayı kaldırırken, talepteki düşüş de net olarak görülüyor. Şubat dibinden yükselmesi gerekirken çok daha 2022(yine bir jeopolitik yılı) tarzı bir hareket göstermiş. Talep zayıfl amış, ama üretim kötü değil. Ortalamada iyi bir durum, talebi daha da karşılayabilen bir üretim var” yorumunu yaptı. </p>
<p>Yine Barış Sanlı tarafından yazılan, Dünya Enerji Konseyi Türkiye Milli Komitesi’nin Temmuz ayı değerlendirmesinde ise motorinde Avrupa’da yaşanan fiyat sıçramasına “panik fiyat” nitelemesi yapıldı. Komitenin internet sayfasında yayımlanan Aylık Türkiye Enerji Verileri Raporunda, dizel talebinde bir yavaşlama görüldüğünü ancak kalıcı olup olmadığının bilinmediği, tüm enerji piyasasında Hürmüz etkisini görmek için zamana ihtiyaç bulunduğu vurgulanarak Avrupa’ya dikkat çekildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a66e7960ffef-1785128854.png" alt="" width="684" height="389" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Artış momentumu alışık olmadığımız bir hızda seyretti"</span></h2>
<p>“Dizel talebindeki düşüş büyük değil ama öncü bir düşüş olarak bakabiliriz. Çünkü uzun bir süredir güçlü seyretmişti. Ayrıca JODI veritabanında geçtiğimiz aylara ait veriler de aşağı yönlü revize edilmiş görünüyor. Dizelin aşağı gelmesi kötü görünse de, bunun fi yat esnekliğinden kaynaklandığı öngörülebilir. Elektrik, sanayi kömür ve benzin tarafının güçlü olması şimdilik teraziyi pozitif yönde etkiliyor. Avrupa dizel fi yatları, Rus rafinerilerindeki devre dışı kalmalar ve alevlenen Hürmüz krizi sonrası tekrar çok hızlı bir artış gördü. Artış momentumu çok alışık olmadığımız bir hızda, yani bir panik yansıması da olabilir. Alman baz yük fi yatlarındaki artış da pek alışık olmadığımız bir hızda, bu da bir diğer panik sinyali olabilir. Kısaca hem elektrik hem gaz hem de dizel tarafında Avrupa fi yatlarında bir ‘panik’ hareketi olabilir. Avrupa dizel, gaz ve elektrik fi yatlarındaki hızlı artış, uluslararası fi yatlar için de bir gösterge niteliğindedir." </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/motorinde-panik-fiyatlari-yukari-tasiyor-83975</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/yakit-benzin-mazot-motorin-utts.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin en fazla motorin ithal ettiği ülke olan Rusya, 8 Temmuz günü ihracatını durdurdu. Bu kararın ardından Türkiye’de toptan satış yapabilen ancak piyasa payı küçük olan bazı satıcılar müşterilerine motorin teslimatı yapamadı. EKONOMİ’nin görüştüğü piyasa aktörleri fiyat belirsizliği ve özellikle Avrupa kaynaklı fiyat hareketliliği nedeniyle bir boşluk oluştuğunu, fiyatların yeniden dengelenmesiyle yaşanan sıkıntının kısa süreceği görüşünde… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikada-uretimi-yeniden-buyutmek-stratejik-bir-hedef-mi-ekonomik-bir-zorunluluk-mu-83974</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amerika’da üretimi yeniden büyütmek: Stratejik bir hedef mi, ekonomik bir zorunluluk mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD’nin üretimi yeniden büyütme hedefi ticaret açığını azaltmanın ötesinde kritik teknolojiler, ilaçlar ve yapay zekâ altyapısında güvenliği güçlendirmeyi amaçlıyor. Ancak dönüşüm, büyük yatırımların yanı sıra yeni bir sanayi ekosistemi gerektiriyor.</strong></p>
<p>Küresel ticaret düzeninin yeniden şekillendiği, jeopolitik risklerin arttığı ve teknoloji rekabetinin hızlandığı bir dönemde, üretim kapasitesi yeniden ekonomik gücün temel göstergelerinden biri haline geliyor. McKinsey Global Institute’un <em>“Ramping Up Manufacturing in America?”</em> raporu, ABD’nin sanayi tabanını yeniden büyütmesinin ne ölçüde mümkün olduğunu ve bunun hangi ekonomik gerçeklerle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Son yarım yüzyılda ABD ekonomisi üretimden hizmetlere doğru evrilirken, küresel üretim merkezi de Asya’ya kaydı. Bugün ABD hâlâ dünyanın ikinci büyük üreticisi olsa da Çin’in imalat üretimi ABD’nin yaklaşık dört katına ulaşmış durumda. ABD’de imalat sanayinin GSYH içindeki payı 1970’lerde yüzde 21 seviyelerindeyken günümüzde bunun yarısından daha düşük bir seviyeye geriledi. İstihdam tarafında da benzer bir dönüşüm yaşandı; imalat sanayinin toplam istihdam içindeki payı yüzde 22’den yüzde 8’e düştü.</p>
<p>Bu dönüşüm yalnızca üretim kapasitesinin yer değiştirmesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda kritik teknolojilerden ilaç hammaddelerine kadar birçok stratejik alanda tedarik zincirlerinin küresel ölçekte yoğunlaşmasına yol açıyor. Bugün ABD yılda yaklaşık 3 trilyon dolar değerinde imalat ürünü ithal ediyor. Bu rakam ülke GSYH’sinin yaklaşık yüzde 10’una karşılık geliyor. Daha da dikkat çekici olan ise imalat kaynaklı dış ticaret açığının 1,2 trilyon dolara ulaşmış olması.</p>
<p><strong>Ticaret açığının ötesinde: </strong><strong>Stratejik bağımlılık sorunu</strong></p>
<p>Raporun en önemli katkılarından biri, üretim bağımlılığını yalnızca ticaret dengesi üzerinden değil, üç farklı risk boyutu üzerinden değerlendirmesi. Bunlar: Ürünün kritik öneme sahip olması; tedarikin sınırlı sayıda ülkede yoğunlaşması ve tedarikçilerin jeopolitik açıdan uzak veya riskli bölgelerde bulunması olarak sıralanıyor.</p>
<p>Rapor bu üç faktörün birleştiği ürünleri “Achilles’ heel” yani “Aşil Topuğu” olarak tanımlıyor. ABD’nin yıllık imalat ithalatının yaklaşık yüzde 25’i bu risklerden en az ikisini taşıyor. Yaklaşık 140 milyar dolarlık ithalat ise üç risk unsurunu aynı anda barındırıyor.</p>
<p>Bu kategoriye giren ürünler arasında akıllı telefonlar, dizüstü bilgisayarlar, yapay zekâ sunucuları, yarı iletkenler, nadir toprak mıknatısları ve kritik ilaç etken maddeleri bulunuyor. Dolayısıyla mesele artık yalnızca üretimin nerede daha ucuza yapıldığı değil; ekonomik dayanıklılık, ulusal güvenlik ve teknolojik bağımsızlık arasında kurulan yeni denge haline geliyor.</p>
<p><strong>Üretimi geri getirmenin </strong><strong>ölçeği ne kadar büyük?</strong></p>
<p>Raporun en dikkat çekici metodolojik katkısı “ramp-up factor” adı verilen gösterge. Bu gösterge, ABD’nin bir üründeki tüm iç talebi ithalat olmaksızın karşılayabilmesi için mevcut üretim kapasitesini kaç kat büyütmesi gerektiğini ölçüyor. Veriler, sektörler arasında çok ciddi farklılıklar olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Elektronik sektöründe ihtiyaç duyulan kapasite artışı ortalama 2,4 katın üzerindeyken, kimya ve makine sektörlerinde bu oran yaklaşık 1,5 ila 2 kat arasında değişiyor. Ulaştırma ekipmanları ile ahşap ve kâğıt gibi alanlarda ise mevcut kapasite talebi karşılamaya daha yakın bir noktada bulunuyor.</p>
<p>Bazı ürünlerde ihtiyaç çok daha çarpıcı boyutlara ulaşıyor. Yapay zekâ sunucularında mevcut kapasitenin 10 katın üzerinde büyütülmesi gerekiyor. Bazı ilaç etken maddelerinde ise ihtiyaç beş katı aşabiliyor. Veri merkezi ekipmanları ve ileri teknoloji elektroniklerinde de benzer ölçekte yatırım gereksinimleri söz konusu. Bu bulgular kritik bir gerçeğe işaret ediyor: ABD birçok stratejik ürünü üretmeyi tamamen bırakmış değil; ancak mevcut üretim ölçeği iç talebi karşılayabilecek düzeyden oldukça uzaklaşmış durumda. Başka bir ifadeyle, tartışma yalnızca fabrikaların yeniden açılmasıyla ilgili değil. Pek çok stratejik sektörde mesele, neredeyse yeni baştan bir üretim ekosistemi kurmayı gerektirecek kadar büyük bir kapasite açığıyla karşı karşıya olunması.</p>
<p><strong>Mevcut kapasite ne </strong><strong>kadar çözüm sunabilir?</strong></p>
<p>Bununla birlikte raporun ortaya koyduğu ikinci önemli veri seti daha umut verici bir tablo çiziyor. ABD sanayisi bugün geçmiş on yılın en yüksek kapasite kullanım oranlarının yaklaşık dört puan altında çalışıyor. Özellikle otomotiv, havacılık, metal işleme ve bazı ara malı sektörlerinde önemli bir âtıl kapasite bulunuyor. Eğer mevcut tesisler geçmişte ulaşılan en yüksek kapasite kullanım seviyelerine dönebilirse yaklaşık 660 milyar dolarlık ek üretim potansiyeli ortaya çıkabilir. Bu rakam mevcut imalat dış ticaret açığının yaklaşık yüzde 40’ına karşılık geliyor.</p>
<p>Ancak burada kritik bir ayrım var. Bu ilave kapasitenin yaklaşık yüzde 60’ı ulaştırma ekipmanları, metal ürünleri ile ahşap ve kâğıt ürünleri gibi geleneksel sektörlerden kaynaklanıyor. Elektronik ve ileri teknoloji alanlarında ise boş kapasite oldukça sınırlı. Elektronik sektöründe mevcut kapasitenin tam kullanılması bile yalnızca 44 milyar dolarlık ek üretim yaratabiliyor. Bu rakam sektörün yaklaşık 900 milyar dolarlık yıllık ithalatının sadece yüzde 5’ine karşılık geliyor. Yani kısa vadede kapasite kullanımını artırmak mümkün olsa da stratejik bağımlılıkların merkezindeki sektörlerde temel sorun kapasite kullanımı değil, kapasitenin kendisi.</p>
<p>Bu durum iş dünyası açısından önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: kısa vadeli verimlilik kazanımları ile uzun vadeli stratejik dönüşüm birbirinden farklı konular. Birincisi mevcut tesislerin daha etkin kullanılmasını gerektirirken, ikincisi milyarlarca dolarlık yeni yatırım kararlarını zorunlu kılıyor.</p>
<p><strong>Asıl mesele: Yeni bir </strong><strong>sanayi ekosistemi inşa etmek</strong></p>
<p>Rapora göre kritik bağımlılıkların önemli bölümünü ortadan kaldırmak için yalnızca fabrikaların daha fazla çalışması yeterli olmayacak. Yeni fabrikalar, enerji altyapısı, lojistik ağları, tedarikçi ekosistemleri ve nitelikli iş gücü gerekecek. Raporda bu dönüşümün yatırım maliyeti yaklaşık 2 trilyon dolar olarak hesaplanıyor. Bu tutar ABD ekonomisinin yaklaşık yüzde 6’sına karşılık geliyor.</p>
<p>İlginç olan nokta ise finansmanın en büyük engel olarak görülmemesi. Asıl darboğazlar teknik yetenek ve iş gücü eksikliği, enerji arzı, izin süreçleri, tedarik zinciri koordinasyonu ve yeni yatırım alanlarının hazır hale getirilmesi olarak öne çıkıyor. Başka bir ifadeyle, sermaye gerekli ancak tek başına yeterli değil. Üretimin yeniden ülkeye dönmesi; eğitimden enerjiye, lojistikten regülasyona kadar uzanan geniş bir dönüşüm programı gerektiriyor.</p>
<p><strong>İş dünyası için çıkarımlar</strong></p>
<p>Bu çalışma yalnızca ABD sanayisine ilişkin bir değerlendirme değil. Aynı zamanda küresel üretim sisteminin hangi yöne evrildiğine dair güçlü sinyaller içeriyor. Önümüzdeki dönemde rekabet avantajı yalnızca düşük maliyetli üretimden gelmeyecek. Ülkeler ve şirketler verimlilik ile maliyet optimizasyonu, tedarik zinciri dayanıklılığı ve teknolojik egemenlik arasında yeni bir denge kurmak zorunda kalacak.</p>
<p>McKinsey’nin verileri, küreselleşmenin tamamen tersine dönmediğini; ancak kritik sektörlerde daha bölgesel, daha güvenli ve daha dayanıklı üretim modellerine doğru ilerlediğimizi gösteriyor. Özellikle yarı iletkenler, yapay zekâ altyapıları, kritik mineraller, savunma teknolojileri ve ilaçlar gibi alanlarda üretim kapasitesinin artık yalnızca ekonomik bir değişken olarak değil, stratejik bir varlık olarak değerlendirildiği görülüyor.</p>
<p>Bu nedenle iş dünyasının önündeki temel soru artık “üretim nerede daha ucuz?” sorusu değil. Asıl soru, “hangi kapasiteyi, hangi teknolojiyi ve hangi tedarik zincirini stratejik olarak kontrol etmek zorundayız?” sorusu.</p>
<p>Önümüzdeki on yılın kazananları da büyük ölçüde bu soruya doğru cevap veren şirketler ve ülkeler olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikada-uretimi-yeniden-buyutmek-stratejik-bir-hedef-mi-ekonomik-bir-zorunluluk-mu-83974</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Amerika’da üretimi yeniden büyütmek: Stratejik bir hedef mi, ekonomik bir zorunluluk mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arz-fiyatlamasi-ve-spknin-yeni-yaklasimi-1-83973</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arz fiyatlaması ve SPK’nın yeni yaklaşımı (1)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SPK mevzuatı “aman dikkat edin” dese de, bizdeki halka arzlar izahname ve fiyat tespit raporu gibi kritik belgelerin incelendiği bir ortamda cereyan etmiyor. Yatırımcı açısından genelde kısa vadeli yatırım biçimi olarak görülen halka arzlardaki yatırımın akışı, 3-5 tavandan sonra kâğıttan çıkma düşüncesi üzerine kurulu olabiliyor.</strong></p>
<p>Son yıllarda halka arzlar sermaye piyasalarının en canlı gündem konularının başında geliyor. Alternatif araçlarda sürekli reel getiri elde edilememesi yatırımcı tarafındaki ilginin başlıca nedeni. Şirketler açısından ise halka arz finansal açıdan can simidi niteliğinde. SPK web sitesindeki bilgilere göre halen 129 şirket halka arz sırasının kendisine gelmesini bekliyor. Faydaları böyle olmakla birlikte, halka arz piyasasında yatırımcıyı üzen önemli fiyatlama sorunları bulunuyor. Bunu birçok halka arz kağıdında gözlemlemek mümkün. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) geçtiğimiz günlerde bu soruna dokunan önemli bir karar aldı ve sürecin belki de en kırılgan halkası olan fiyat tahmin raporları yeniden tartışmaya açıldı.</p>
<p><strong>SPK’nın halka arz fiyatlamasına </strong><strong>yönelik idari para cezası</strong></p>
<p>SPK 16.07.2026 tarih ve 2026/45 sayılı Haftalık Bülten’de bir aracı kuruma ait halka arz fiyat tespit raporundaki<strong><sup>1</sup></strong> fiyat tahmininin mevzuata aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle yaklaşık 2,4 milyon TL tutarında bir idari para cezası (İPC) uyguladı. Bu pek de alışık olunmayan bir İPC konusu. İPC konusu eylem: “fiyat tespit raporundaki pay başına halka arz fiyatının gerçek değerinin en doğru şekilde belirlenmesi yönünde gerekli özenin gösterilmemesi” olarak belirlenmiş. Eylemin aykırılık teşkil ettiği ilgili düzenlemelerde ise (III-39.1/24-1/b ve III-37.1/54/1-e); yatırım kuruluşlarının mesleki özen yükümlülüğüne, <strong>halka arz fiyatının gerçek değerinin mümkün olduğunca doğru yansıtılmasına</strong> ve fiyat tespitinde kullanılan yöntemlerin seçiminin gerekçelendirilmesine yer veriliyor.</p>
<p><strong>Değerlemenin profesyonel </strong><strong>kalitesi sağlam olmalı</strong></p>
<p>Mevzuatta ifade edilen “tahminde olabildiğince gerçek değere yaklaşılması”, özellikle de halka kapalı şirket fiyatlamasında, pek de kolay bir iş değil. Gerçek/temel/içsel değer ve (tahmini) piyasa fiyatı doğaları gereği birbirinden farklıdır. Piyasa dinamikleri, tahmine yönelik kural-teamül seti ve tahmincinin vasıfları bu iki değeri birbirinden farklılaştırıyor. Hatırlayalım: Damadoran SpaceX’in 135 dolar (halka arz fiyatı) etmeyeceğini söylüyordu. Nitekim şimdilik haklı görünüyor.</p>
<p>Galbraith, iki tür tahminci olduğunu söylüyor: bilmeyenler ve bilmediklerini bilmeyenler.<strong><sup>2</sup></strong> Geleceği bilememek doğal. Ancak, şirket değerlemesindeki kritik unsur; bir tahmin olan şirket değerinin (halka arz fiyat tespit raporunun) profesyonel kalitesinden şüphe duyulmamasıdır. Tahmin zaten bilinmeyen bir geleceğe yönelik çıkarımlara dayalı olarak yapılıyor. Bu süreçte veriye yeterince işkence yapıldığı izlenimini veren, zorlama varsayımlarla olmayacak duaya amin dedirten bir değerleme yaklaşımının benimsenmemesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Halka arz sistemi </strong><strong>güvenilir bilgi üretmeli</strong></p>
<p>SPK mevzuatı “aman dikkat edin” dese de, bizdeki halka arzlar izahname ve fiyat tespit raporu gibi kritik belgelerin incelendiği bir ortamda cereyan etmiyor. Yatırımcı açısından genelde kısa vadeli yatırım biçimi olarak görülen halka arzlardaki yatırımın akışı, 3-5 tavandan sonra kâğıttan çıkma düşüncesi üzerine kurulu olabiliyor. Ancak, çoğu yatırımcı için durum böyle bile olsa, halka arz sisteminin şeffaf ve güvenilir bilgi üretme zorunluluğu var. Yatırımcıların asıl ihtiyacı, genel kabul görmüş şirket değerleme standartları çerçevesinde, hangi varsayımlar altında hangi değere ulaşıldığını açıkça görebilmektir.</p>
<p><strong>Halka arzda doğru soru </strong><strong>“kaç tavan gider” mi olmalı?</strong></p>
<p>Halka arz fiyatına ilişkin tartışmaların odağında “kaç tavan gider?” sorusu yerine, “bu fiyat hangi standartlar, hangi gerçekçi varsayımlar ve nasıl bir analitik muhakeme sonucunda oluştu?” sorusu olmalı. Peki, bu muhakemenin sağlamasını neye göre yapacağız? Şirket değerlemesinde herkesin üzerinde uzlaştığı evrensel bir doğru ya da standart seti var mı? Bu soruların yanıtını bir sonraki yazıya bırakıyoruz.</p>
<p> </p>
<p><strong>[1]</strong> Biçimde kaybolmayalım ama “fiyat tespiti” fazla bürokratik bir ifade. Finans mantığı fiyatın tespit değil tahmin edildiğini söylüyor.</p>
<p><strong>2</strong> https://barrister.net/learning-from-legends-21/</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arz-fiyatlamasi-ve-spknin-yeni-yaklasimi-1-83973</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halka arz fiyatlaması ve SPK’nın yeni yaklaşımı (1) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cine-karsi-uygulanan-korumaci-onlemler-turk-sirketlerini-de-engelliyor-83980</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin&#039;e karşı uygulanan korumacı önlemler Türk şirketlerini de engelliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin (AB) son yıllarda devreye soktuğu korumacı mekanizmalar ve yeni nesil ticaret araçları, Türk şirketlerinin AB pazarına erişimini tehdit etmeye devam ediyor. Bozankaya ve Kolin gibi önemli Türk firmalarının AB ihalelerinden gerekçesiz şekilde elenmesiyle derinleşen krizin ardından, İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. AB’nin Uluslararası Kamu Alımları Aracı (IPI) ve Yabancı Sübvansiyonlar Tüzüğü (YST) gibi son 4-5 yılda oluşturduğu mevzuatın, AB pazarına girişleri şirketler ve devletler için ayrımcı hale getirdiğine dikkat çeken Zeytinoğlu, "Başta Çin’den gelen yatırımlara ve sübvanse edilmiş ürünlere karşı geliştirilse de bu araçlar Türkiyemiz için de bir engele dönüşmekte. İKV olarak bizim hep dile getirdiğimiz bir husus var; Gümrük Birliği ilişkisi doğası itibarıyla dinamik bir ilişkidir. AB mevzuatı değişip yenilendikçe sizin de Gümrük Birliği’ni adapte etmeniz gerekir" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Uyumlaştırma yeniden sağlanmalı </h2>
<p>Türkiye’nin 30 yıl önce GB'ye girerken rekabet hukuku, tüketici koruma ve fikri mülkiyet gibi alanlarda uyum sağladığını ancak aradaki makasın açıldığını belirten Zeytinoğlu, Avrupa Yeşil Mutabakatı, Temiz Sanayi Mutabakatı ve Sanayi Hızlandırıcı Yasası gibi adımlarla AB iç pazar mevzuatının hızla değiştiğine işaret etti. Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin siyasi engeller, Ankara Protokolü’nün uygulanması şartı ve AB pazarındaki artan korumacılık nedeniyle engellendiğini ifade eden Zeytinoğlu, “STA’lar gibi Gümrük Birliği’nin aksayan hususlarının düzeltilmesi için revizyon ve sanayi ürünleri ile sınırlı olan Gümrük Birliğinin kapsamının genişletilmesi, derinleştirilmesi ve özellikle ticari ve ekonomik düzenlemelerde dijital ticaretten, hizmetlere, tarıma ve kamu alımlarına kadar uyumlaştırmanın sağlanması gerekli” diye konuştu.</p>
<h2>Mütekabiliyet düzenlemesi önemli </h2>
<p>TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’na gelen torba yasayla Kamu İhale Kanunu’na eklenecek ek maddeyle hayata geçirilecek ‘pozitif mütekabiliyet’ düzenlemesine de değinen Zeytinoğlu, "Kamu alımları piyasalarından dışlanmamak için AB mütekabiliyet şartını ileri sürüyor. Türkiye’nin de kamu alımları pazarında ayrımcı uygulama yapmaması ve AB şirketlerine ulusal muamele sağlaması bekleniyor. Bu açıdan TBMM’ye sunulan yasa teklifi önemli. AB bu süreçte yasanın AB şirketlerine ulusal muamele sağlanmasına yönelik açık bir taahhüt içermesini bekleyecek ve uygulamaya odaklanacak" diye konuştu.</p>
<p>Türk firmalarının AB kamu ihalelerinden dışlanmaması ve eşit koşullara sahip olması gerektiğini vurgulayan Zeytinoğlu,“ Bunun için gümrük birliğini oluşturan 1/95 sayılı kararda, 48. maddede bir hüküm bulunuyor; ‘Bu Kararın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mümkün olan en kısa süre içinde, Ortaklık Konseyi Tarafların kamu alımları piyasalarını birbirlerine açmalarına yönelik görüşmelerin başlatılması için bir tarih belirler. Ortaklık Konseyi bu alandaki gelişmeleri her yıl gözden geçirir.’ Aslında Gümrük Birliği kararı alınırken, kamu alımları piyasalarının karşılıklı olarak açılması öngörülmüş. Ancak ondan sonra bu hususta ilerleme sağlanmamış. Ortaklık Konseyi de 2019’dan beri toplanmıyor. Yani aslında çok daha önce halletmemiş olmamız gereken bir konu” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Dışlanma AB firmalarını da etkiler </h2>
<p>Zeytinoğlu, şöyle devam etti: “Öncelikle gümrük birliğinin güncellenmesi sürecinin hızlandırılması, AB reform sürecinin yeniden canlandırılması yoluyla AB’ye açık bir mesaj verilmesi, Türk firmalarının AB pazarında yarattığı katma değerin muhataplara anlatılması ve dışlamanın AB pazarı, tedarik zinciri dayanıklılığı açısından oluşturabileceği zararın aktarılması. Burada Türkiye’de yatırımı olan Avrupa firmalarının da mobilize edilmeleri büyük önem taşıyor. Türkiye sadece Gümrük Birliği üzerinden değil, AB yatırımlarının büyüklüğü sebebiyle de AB pazarının bir parçasıdır. Dolayısıyla Türkiye’ye yönelik bir dışlanma AB firmalarını da etkileyecektir. AB yatırımları için Türkiye’nin cazibesini koruması da önemli bir husus. Bunun için yatırım ortamının iyileştirilmesi gerekiyor. İlk beş ayda ülkemize gelen doğrudan yabancı yatırım verilerine baktığımızda 4 milyar dolar geldiğini ancak gelenden çok yatırımın da dışarı gittiğini görüyoruz. Bu durum AB ile yatırım ilişkimizi ve dolayısıyla AB karşısındaki pazarlık gücümüzü de olumsuz etkiliyor. AB’nin near-shoring ya da friend-shoring stratejilerinden yeterli kazanımı sağlayamıyoruz.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türk firmalara temyiz yolu da kapandı</span></h2>
<p>Red Apple analizinden elde edilen bilgilere göre, Türk şirketlerinin AB ihalelerinden dışlanması süreci münferit vakalardan ziyade yapısal bir boyuta ulaşmış durumda. Romanya'da Ploieşti İstinaf Mahkemesi’nin 13 Temmuz 2026'da Bozankaya’nın 50 milyon Euro’luk tramvay ihalesine ilişkin itirazını esasa hiç girmeden ‘kabul edilemez’ bulup reddetmesi ve temyiz yolunu kapatması emsal teşkil ederken, bu durum Türk firmalarının elenmesinin ardından mahkeme haklarının da ortadan kaldırıldığını gösterdi. Öte yandan, Avrupa Adalet Divanı'nın (ABAD) Ekim 2024’teki Kolin davası (C-652/22) kararında, AB ile kamu alımı anlaşması bulunmayan ülkelerin firmalarının eşit muamele talep edemeyeceğine hükmetmesi bu dışlamalara hukuki bir altyapı kazandırdı. Analiz, riskin sadece ana teklif sahipleriyle sınırlı kalmadığını; Lizbon'daki hafi f raylı sistem ihalesinde görüldüğü üzere projede yer alan bir alt tedarikçinin yapısı yüzünden AB'li teklif sahiplerinin de tedarikçilerini değiştirmek zorunda kaldığını ortaya koyuyor. Red Apple'ın değerlendirmesine göre mesele şirketlerin üretim kapasitesiyle değil, tamamen yapısal menşe ve devlet destekli finansman mekanizmalarıyla ilgili bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cine-karsi-uygulanan-korumaci-onlemler-turk-sirketlerini-de-engelliyor-83980</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/ihracat-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’nin Çin’e karşı devreye soktuğu korumacı mekanizmalar ve yeni nesil ticaret araçları, Türk şirketlerinin de AB pazarına erişimini tehdit ediyor. Son dönemde Türk şirketlerinin AB ihalelerinden gerekçesiz şekilde elenmesi krizi derinleştirirken, İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, krizin aşılması için Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve kamu alımlarının masaya yatırılması gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/makro-veriler-yonetim-kararlarina-nasil-donusturulmeli-83969</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Makro veriler yönetim kararlarına nasıl dönüştürülmeli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her ay enflasyon açıklanıyor. Merkez Bankası’nın politika faizi yakından takip ediliyor. Döviz kuru, üretici fiyatları, İmalat PMI, Kapasite Kullanım Oranı, Sanayi Üretim Endeksi, tüketici güven endeksi ve emtia fiyatları ekonomi gündemini belirlemeye devam ediyor.</p>
<p>Peki bu veriler açıklandıktan sonra şirketlerde ne oluyor? Çoğu zaman önemli bir değişiklik yaşanmıyor.</p>
<p>Çünkü birçok işletme makroekonomik verileri düzenli olarak takip etmesine rağmen, bu verileri kendi finansal ve operasyonel göstergeleriyle sistematik biçimde ilişkilendirmiyor. Oysa makroekonomik verilerin <strong>asıl değeri</strong>, şirketin kendi performansıyla birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Şirketler büyüdükçe gösterge ihtiyacı artar</strong></p>
<p>Günümüzde kullanılan bisikletlerin çoğunda gösterge bulunmasa da sürüş sırasında bunlara sürekli ihtiyaç duyulmaz. Motosiklete geçtiğinizde hız göstergesi ve yakıt uyarısı önem kazanır. Otomobillerde motor sıcaklığı, lastik basıncı ve yağ uyarısı gibi sistemler sürücünün doğru karar almasına yardımcı olur. Otobüs, tır ve özellikle uçaklarda ise onlarca gösterge aynı anda takip edilir. Çünkü araç büyüdükçe karmaşıklık ve sorumluluk da artar; kritik göstergelerden birinin ihmal edilmesi ciddi sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>Şirketler de bundan farklı değildir. Küçük işletmeler belirli bir noktaya kadar yöneticilerinin tecrübesiyle ilerleyebilir. Ancak şirket büyüdükçe satış hacmi, müşteri sayısı, ürün çeşitliliği, finansman ihtiyacı, tedarik zinciri ve riskler de artar. Bu noktadan sonra yalnızca sezgilere dayalı yönetim giderek yetersiz hâle gelir. Bu nedenle şirketlerin de kendilerine ait bir <strong>yönetim kokpitine</strong> ihtiyacı vardır.</p>
<p><strong>Yönetim kokpiti sadece şirket içi verilerden oluşmaz</strong></p>
<p>Bu kokpit yalnızca ciro, kârlılık veya nakit durumundan ibaret olmamalıdır. Enflasyon, döviz kuru, politika faizi, İmalat PMI, Kapasite Kullanım Oranı, Sanayi Üretim Endeksi, dış ticaret verileri, emtia fiyatları ve CDS gibi makroekonomik göstergeler de bu kokpitin ayrılmaz bir parçası olmalıdır.</p>
<p>Önemli olan bu verileri yalnızca izlemek değil, şirketin kendi satış, maliyet, üretim ve finansal göstergeleriyle birlikte değerlendirmektir. Aksi takdirde açıklanan makroekonomik veriler, yönetim açısından somut bir karşılık üretmeden gündemde kalıp unutulacaktır.</p>
<p>Aşağıdaki özet tablo, temel makroekonomik göstergelerin şirket içinde hangi verilerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ve yönetimin hangi soruları sormasının faydalı olacağını özetlemektedir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a66eebfcf11a-1785130687.png" alt="" width="627" height="437" /></p>
<p><strong>Enflasyonist büyüme yanılsaması</strong></p>
<p>Örneğin yıllık TÜFE yüzde 30 açıklanırken şirketinizin cirosu yüzde 35 artmış olabilir. Bu durum ilk değerlendirmede olumlu görünse de tek başına başarı göstergesi olarak yorumlanmamalıdır. Eğer aynı dönemde satış miktarınız yüzde 15 azaldıysa, ciro artışının önemli bölümü fiyat artışından kaynaklanıyor olabilir. Gerçek performansı değerlendirebilmek için fiyat ve satış miktarı birlikte analiz edilmelidir.</p>
<p>Benzer şekilde ÜFE yüzde 25 artarken şirketinizin hammadde maliyetleri yüzde 40 yükseliyorsa, bu fark yalnızca genel enflasyondan kaynaklanmayabilir. Satın alma süreçleri, tedarikçi yönetimi, sözleşme yapısı veya üretim verimliliği de gözden geçirilmelidir. Diğer makroekonomik verilere göre de örnekler arttırılabilir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Bugün birçok şirket ERP sistemleri kuruyor, iş zekâsı (BI) çözümleri kullanıyor ve onlarca performans göstergesini düzenli olarak izliyor. Ancak bu göstergelerin büyük bölümü şirket içi verilerden oluşuyor. Makroekonomik gelişmeleri şirketin satış, maliyet, üretim ve finansal göstergeleriyle sistematik biçimde ilişkilendiren yönetim anlayışı ise henüz yaygın değildir.</p>
<p><strong>Asıl mesele makroekonomik verileri takip etmek değil; bu verileri şirketin kendi gerçekleriyle ilişkilendirerek yönetime karar desteği sunabilmektir. </strong>Bunu başarabilen şirketler, ekonomik dalgalanmalara yalnızca tepki veren değil, onları öngörerek hareket edebilen ve krizi fırsata çeviren işletmelere dönüşecektir.</p>
<p>Belki de şirketlerin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey yeni bir rapor yığını değil; makroekonomik veriler ile şirket verilerini birlikte değerlendirebilecek dinamik bir yönetim kokpitidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/makro-veriler-yonetim-kararlarina-nasil-donusturulmeli-83969</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Makro veriler yönetim kararlarına nasıl dönüştürülmeli? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzin-sihirli-rakami-fiyat-iskontosu-degil-83968</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arzın sihirli rakamı fiyat iskontosu değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Halka arzların en çok duyulan cümlesidir: “Fiyat tespit raporunda yüzde 30 iskonto var.” Bu ifadeyi gören birçok yatırımcı da doğal olarak aynı sonuca varır: Demek ki hisse ucuz. Oysa borsada hiçbir denklem bu kadar basit işlemez.</p>
<p>Son dönemde halka açılanların fiyat tespit raporlarına bakıldığında, neredeyse tümünde şirket değerine göre yüzde 20-35 arasında iskonto uygulandığı görülüyor. Kâğıt üzerinde hepsi cazip gibi. Ancak borsa performansları aynı tabloyu yansıtmıyor. Benzer iskonto oranlarıyla halka açılanların bazıları hemen arz fiyatının üzerine çıkarken, bazıları daha ilk günden yatırımcısını üzdü. Demek ki iskonto, tek başına yatırım kararını belirleyecek bir ölçü olmamalıymış.</p>
<p>Çünkü iskonto, hisse fiyatının mutlak yükseleceğinin garantisi değil. O oran, varsayımların kullanıldığı bir değerleme çalışmasının sonucu. Varsayımlar değiştiğinde şirket değeri de değişir. Üstelik borsa yalnızca matematikle değil, beklenti ve psikolojiyle de hareket eder. Şirketin büyüme potansiyeli, kârlılığı, sektörü, halka açıklık oranı ve piyasa koşulları çoğu zaman iskonto oranından daha belirleyici olur.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a66e46632c96-1785128038.jpg" alt="" width="700" height="393" />
<figcaption><strong>Son dönemde halka açılanların fiyat tespit raporlarına bakıldığında, neredeyse tümünde şirket değerine göre yüzde 20-35 arasında iskonto uygulandığı görülüyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bu nedenle bilinçli yatırımcı Fiyat Tespit Raporu’nun son sayfasındaki iskonto oranına değil, satır aralarına bakar: Şirket hangi varsayımlarla değerlenmiş, gelir projeksiyonları ne kadar gerçekçi, en önemlisi de halka arzdan elde edilecek kaynak nerede kullanılacak? Asıl cevap aranması gereken soru budur.</p>
<p>Yatırım içerikleri paylaşan Etre Finans'ın X hesabındaki şu değerlendirme ise dikkat çekici:</p>
<p>“Halka arz fiyatındaki o meşhur iskonto, yatırımcıya verilmiş bir hediye değildir. Yatırımcının şirketi tanımamasından doğan bilgi eksikliğini dengeleyen bir teşvik ve satışı kolaylaştıran bir pazarlama unsurudur.” Bu görüş tartışılabilir. Ancak bu tartışma yatırımcının yalnızca iskonto oranına odaklanmasının doğru olmadığı gerçeğini değiştirmiyor.</p>
<p>Bu yüzden “Fon Kullanım Yeri Raporu” da en az fiyat tespit raporu kadar dikkatle incelenmeli. Kaynağın yeni yatırımlara, kapasite artırımına, teknolojiye veya ihracata ayrılması şirketin büyüme iradesini gösterir. Buna karşılık fonun önemli bölümü banka kredilerini kapatmaya gidecekse, halka arzın amacı daha dikkatli sorgulanmalı.</p>
<p>Kısacası halka arzlarda sihirli rakam inandırılmaya çalışıldığımız gibi iskonto oranı değil. Borsada kazandıran, fiyat tespit raporundaki iskonto değil; şirketin gelecekte yaratacağı gerçek değerdir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzin-sihirli-rakami-fiyat-iskontosu-degil-83968</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son dönemde halka açılanların fiyat tespit raporlarına bakıldığında, neredeyse tümünde şirket değerine göre yüzde 20-35 arasında iskonto uygulandığı görülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-ussunde-pazar-liderligi-83967</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim üssünde pazar liderliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir otomotiv grubunun bir ülkeye bakışını anlamak için önce sermaye tahsisine bakmak gerekir. Renault Grubu’nun 2023 sonunda OYAK ortaklığıyla açıkladığı 400 milyon Euro’luk yatırım planı, o tarihte konjonktürel bir genişleme hamlesi olarak okunmuştu. Otuz ay sonra ise tablo çok farklı; Bursa’daki Oyak Renault fabrikası bugün Renault Duster, altıncı nesil Clio, Boreal ve Dacia Striker olmak üzere dört modeli aynı çatı altında üreten, yıllık 390 bin adetlik kapasiteye sahip çok markalı bir üsse dönüşmüş durumda. Striker’ın Dacia tarihinde Romanya dışında üretilen ilk yeni model olması ve Türkiye’nin bu araç için tek küresel üretim merkezi seçilmesi, grubun ülkemiz eksenine atfettiği stratejik ağırlığı tescilliyor.</p>
<p>Satış rakamlar bu ağırlığı doğruluyor; 2026’nın ilk yarısında 829.518 adetlik küresel satışla büyüme serisini dördüncü yıla taşıyan Renault’nun dünyadaki en büyük ikinci pazarı artık Türkiye. Ocak-Haziran döneminde 74.129 adet ve yüzde 25,7’lik yıllık büyüme kaydeden pazarımız, bir önceki yılın üçüncülüğünden ikinciliğe yükselerek yapısal bir kaymaya işaret etti.</p>
<p>MAİS’in altı aylık karnesinde Renault’nun yüzde 13,3 toplam pazar payıyla liderliğini sürdürdüğünü, Haziran’da yüzde 14,7’ye ulaşarak son üç yılın en güçlü aylık performansını kaydettiğini daha önceden yazmıştık. Türkiye’nin en çok satan ilk iki modeli Clio ve Megane Sedan’ın Bursa üretiminin yanına SUV segmentinde de liderlik için Duster ve Boreal’i eklenmiş, yerli üretimin fiyat avantajıyla satış başarılarından bahsetmiştik.</p>
<p><strong>Striker ile yerli </strong><strong>üretimde yeni dönem</strong></p>
<p>Şimdi ise Oyak Renault’nun son kozu Striker’ın konumlanmasına analitik bir çerçeveden bakalım. Dacia’nın 2030’a kadar C segmenti payını yüzde 33’e çıkarma hedefinin taşıyıcı modeli olan araç, SUV yüksekliğini, station wagon hacmini ve sedan verimliliğini tek gövdede birleştiriyor. Yüzde 40’ın üzerindeki yerlilik oranı ÖTV matrahında ciddi avantaj yaratırken, Bursa’da Oyak Horse tarafından üretilen HR18 hibrit motorun kullanılması yerli katma değer zincirinin derinleştiğine işaret ediyor. Aralık 2026’da Türkiye’de satışa sunulacak modelin Avrupa geneline ihraç edilecek olması, Bursa’nın Dacia ekosistemindeki rolünü kalıcı biçimde yeniden tanımlayacak. Renault Grubu Türkiye CEO’su Lionel Jaillet’in ifadesiyle bu proje, Dacia’yı “ithalata dayalı bir yapıdan yerel üretim gücüne sahip stratejik bir oyuncuya” dönüştürüyor. 1997’de Honda’nın yatırımından bu yana yeni bir markanın Türkiye’de üretime başlamamış olduğu düşünüldüğünde, yapısal bir kırılma yaratacak Striker’ın öneminin altını çizmemiz gerek.</p>
<p>Grubun geniş perspektifinde bu yoğunlaşma, futuREady stratejisinin elektrifikasyon, değer odaklı ticari politika ve uluslararası büyüme sütunları, Türkiye’de ideal bir kesişim buluyor… Genç iç pazar, rekabetçi üretim maliyetleri, Gümrük Birliği üzerinden Avrupa’ya tarifesiz erişim ve OYAK ile 1969’a uzanan kurumsal istikrar.</p>
<p><strong>Elektrifikasyon planında </strong><strong>Türkiye’nin yeri güçleniyor</strong></p>
<p>Yenilenen elektrikli Megane’ın yolda olması, Dacia Spring’in ikinci neslinin 2027’de Türkiye’de satışa planlanması ve Alpine A390’ın pazara girmesi, elektrifikasyon gündeminin de Türkiye takvimine şimdiden işlendiğini gösteriyor.</p>
<p>Tüm bu veriler, on yıllara yayılan bir endüstriyel ortaklığın tam olarak olgunlaşma evresi!… Renault’nun Türkiye’deki liderliği artık salt pazar payı yüzdelerine indirgenemeyecek kadar çok boyutlu… Vergi rejimiyle kesişen yerli üretim avantajı, çok markalı fabrika ekosisteminin ölçek ekonomisi, bölgesel ihracat üssü işlevi ve elektrifikasyon geçişinde erken konumlanma… Striker’ın Aralık’ta banttan inmesiyle bu yapı tamamlanacak ve Fransızların “tarihi dönüm noktası” olarak nitelendirdiği süreç, Türkiye’yi Renault’nun küresel mimarisinde kalıcı bir stratejik düğüme dönüştürecek. 40 yıllık ortaklığın ardından artık sorulması gereken soru, “Renault Türkiye’de kalıcı mı?” değil; “Türkiye, bu mimaride hangi yeni rolleri üstlenecek?”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-ussunde-pazar-liderligi-83967</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim üssünde pazar liderliği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/golgeden-cikan-ejderha-cin-sessizligini-bozuyor-83966</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gölgeden çıkan ejderha; Çin sessizliğini bozuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa’nın Rusya’yı ekonomik yaptırımlarla baskı altına alma stratejisine karşı Çin’in ihracat kontrolleriyle cevap vermesi, Ukrayna savaşının ekonomik cephesinde yeni ve daha sert bir dönemin başladığına işaret ediyor.</strong></p>
<p>İran savaşı uzadıkça Çin sessizliğini bozuyor; Pekin artık sadece izlemiyor, oyunun kurallarını da değiştirmeye yönelik hamleler de yapıyor.</p>
<p>İran savaşı başladığında uluslararası kamuoyunun dikkati İsrail ve ABD üzerindeydi.  Çin ise savaşın ilk haftaları boyunca alışılmış stratejisini izledi; düşük profilli açıklamalar yaptı, doğrudan askeri söylemlerden kaçındı ve ekonomik ilişkilerini ön plana çıkaran dikkatli bir diplomasi yürüttü.</p>
<p>Ancak son günlerde yaşanan gelişmeler, bu sessizliğin sona erdiğini gösteriyor. Birbiriyle ilk bakışta ilgisiz görünen birçok gelişme aslında aynı büyük resmin parçaları haline gelmeye başladı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’e İran konusunda açık tehditte bulunması, Pekin’in buna alışılmadık sertlikte cevap vermesi, Avrupa savunma sanayisini hedef alan Çin yaptırımları, Tayvan üzerinden Washington’a verilen mesajlar, Hürmüz Boğazı etrafındaki enerji mücadelesi ve Pekin’in aldığı önlemler hep birlikte okunmalı;</p>
<p>Çin artık yalnızca ekonomik bir güç olarak değil, jeopolitik bir aktör olarak da sahaya çıkıyor. Üstelik bunu doğrudan ABD’nin en hassas cephesinde, Ortadoğu üzerinden yapıyor.</p>
<p><strong>Trump ilk kez Çin’i </strong><strong>doğrudan hedef aldı</strong></p>
<p>Nitekim ABD Başkanı Donald Trump’ın son açıklamaları, Washington’un Çin’i artık İran dosyasının dışında tutmadığını gösteriyor. Trump’ın, “Çin İran’a silah sağlamayı bırakmalı” uyarısını diplomatik bir çağrıdan çok stratejik bir uyarı olarak yorumlamak mümkün. Trump’ın bu açıklamasındaki “Bin füze hazır bekliyor. Füzeler bayrak kontrolü yapmaz” cümlesi de kritik önemde. ABD Başkanı’nın bu açıklamayla sadece Pekin’i değil, Çin üzerinden İran’a destek vermeyi düşünebilecek tüm aktörleri uyardığı son derece açık.</p>
<p>Trump’ın bu açıklamasını yeni bir eşiğin ilanı olarak görmek yanlış olmaz; Washington, İran’a yapılacak dolaylı askeri desteği artık bölgesel bir mesele değil, doğrudan Amerikan güvenliğine yönelik bir meydan okuma olarak değerlendireceğinin sinyalini verdi.</p>
<p><strong>Pekin yönetimi geri atmadı</strong></p>
<p>Ancak bu kez Pekin’den çok değişik bir ses geldi. Çin yönetimi Trump’ın uyarıları üzerine geri adım atmak yerine söylemini sertleştirdi. Çin Dışişleri Bakanlığı  Trump’ın suçlamalarına karşılık  “Biz İran’ın yanında değiliz, ticaret yapıyoruz” yanıtını verdi. Ancak Pekin bu yanıtla da yetinmedi. Trump’ın, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in kendisine “İran’a silah satılmayacağı” yönünde güvence verdiği iddiası da doğrudan reddedildi. Pekin bunun yerine İran’ın “egemenliğini, güvenliğini ve ulusal onurunu” desteklediğini ilan etti.</p>
<p>Çin diplomasisi uzun yıllardır sert ifadeler kullanmaktan özellikle kaçınan bir geleneğe sahip. Bu nedenle kullanılan dilin tonu sıradan bir diplomatik açıklamanın çok ötesinde.</p>
<p><strong>Hürmüz tartışması </strong><strong>yeni cepheye dönüştü</strong></p>
<p>Çin’deki söylem değişikliğinin bir başka örneği Hürmüz Boğazı konusunda yaşandı.</p>
<p>Trump’ın “Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmanın maliyeti günde iki milyar dolar” sözlerine karşılık da Çin Dışişleri Bakanlığı, boğazın savaş öncesinde açık olduğunu, bugünkü krizin ise ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarının sonucu olduğunu savunan bir açıklama yaptı.  Böylece ilk kez dünyanın en büyük iki ekonomisi, yalnızca enerji güvenliği konusunda değil, uluslararası meşruiyet konusunda da birbirini açık şekilde suçlama yönüne girdi.</p>
<p>Bu tartışma özellikle Küresel Güney ülkeleri açısından önem taşıyor. Washington kendisini “küresel deniz ticaretini koruyan güç” olarak yansıtmaya çalışırken, Pekin tam tersine ABD’yi küresel enerji krizinin mimarı olarak gösterme yoluna girmiş duruyor.</p>
<p><strong>Çin’in sessiz hazırlığı</strong></p>
<p>Savaşın en dikkat çekici boyutlarından biri de küresel enerji piyasasında yaşanıyor.</p>
<p>Çin, İran savaşının  ilk aylarında petrol ithalatını yaklaşık yarıya indirdi. Bu durum Çin’in ekonomik yavaşlaması olarak yorumlandı.</p>
<p>Ancak daha yakından bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Pekin, yıllardır oluşturduğu stratejik petrol rezervlerini kullanarak ithalatını önemli ölçüde azalttı. Böylece hem fiyat şoklarından korunmaya çalıştı hem de küresel piyasadaki talep baskısını sınırladı. Şimdilerde ise Çin yeniden petrol ithalatını artırmaya başladı.</p>
<p>Bu durum, Pekin’in rezervlerini kontrollü biçimde kullandığını ve savaşın uzamasına hazırlıklı olduğunu düşündürüyor. Başka bir ifadeyle Çin, enerji savaşına aylar öncesinden hazırlanmış görünüyor.</p>
<p><strong>Washington’un hareket alanı daralıyor</strong></p>
<p>ABD açısından ise tablo daha karmaşık. Son dönemde Amerikan stratejik petrol rezervlerinin hızla eridiğine ilişkin değerlendirmeler dikkat çekiyor.</p>
<p>Bazı ekonomistler, mevcut tüketim eğiliminin sürmesi halinde rezervlerin sonbaharda kritik seviyelere yaklaşabileceğini öne sürüyor. Nitekim Washington’un bir yandan sert askeri söylemler kullanırken, diğer yandan ateşkes ve yeni mutabakat arayışlarını gündemde tutmaya çalışmasını da rezerv erimesiyle açıklamak mümkün.</p>
<p>Üstelik enerji fiyatlarının yeniden sert yükselişe geçmesi yalnızca küresel ekonomiyi değil, doğrudan Amerikan iç siyasetini de etkileyecek. Ara seçimlere yaklaşan Trump yönetimi açısından petrol fiyatları en az savaş kadar stratejik bir konu haline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>İran’a giden </strong><strong>gemiler ne taşıyor?</strong></p>
<p>Tam bu tartışmalar sürerken dikkat çekici başka iddialar da gündeme geldi. Çin’den İran’a hareket eden bazı yük gemilerinin füze yakıtı üretiminde kullanılabilecek kimyasallar taşıdığı öne sürüldü. Bu iddialar henüz bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmış değil. Ancak zamanlaması son derece dikkat çekici. Washington’un Çin’e yönelik sert uyarıları ile bu sevkiyat haberlerinin aynı döneme denk gelmesi, iki ülke arasındaki gerilimin askeri boyuta taşınabileceği endişelerini de artırıyor.</p>
<p>Bu tür haberlerin dolaşıma girmesi bile psikolojik savaşın yeni aşamaya geçtiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Avrupa’nın zayıf noktası</strong></p>
<p>Rusya’ya yönelik yaptırımlarını genişleten Avrupa Birliği ile Çin arasındaki ekonomik ve stratejik gerilim de yeni bir aşamaya taşındı. Çin Ticaret Bakanlığı, aralarında Alman savunma devi Rheinmetall’in de bulunduğu 14 Avrupa şirketini ihracat kontrol listesine aldığını açıkladı. Karar derhal yürürlüğe girerken, söz konusu şirketlere çift kullanımlı (hem sivil hem askeri amaçlarla kullanılabilen) ürünlerin ve bazı kritik nadir toprak elementlerinin ihracatı durduruldu.</p>
<p>Pekin’in kararından Almanya’nın Rheinmetall şirketinin yanı sıra Çek savunma üreticisi Tatra Trucks, Polonyalı elektronik firması Vigo Photonics, İtalyan motor üreticisi Lafert ile Hollanda, Bulgaristan ve Litvanya’dan çeşitli şirketler etkilendi. Çin ayrıca bu ürünlerin üçüncü ülkeler üzerinden söz konusu şirketlere ulaştırılmasını da yasakladı. İstisnai durumlarda ise yalnızca özel devlet izniyle ihracata izin verilecek.</p>
<p>Bu adım, Avrupa Birliği’nin bir gün önce kabul ettiği 21. yaptırım paketine doğrudan karşılık niteliğinde. AB’nin söz  konusu yaptırım paketinde Çin ana karası ve Hong Kong merkezli 14 şirket de yaptırım listesine alınmıştı. Çin Ticaret Bakanlığı, AB’nin kararını “kabul edilemez” ve “aşırı” olarak nitelendirdi.</p>
<p>Bu gelişme, Pekin’in Ukrayna savaşında Rusya’ya doğrudan askeri destek verdiği anlamına gelmese de, Çin’in elindeki sanayi ve tedarik zinciri gücünü Avrupa’nın savunma sektörüne karşı stratejik bir baskı aracı olarak kullanmaya hazır olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda savaşın artık yalnızca cephede değil, kritik hammaddeler, sanayi üretimi ve küresel tedarik zincirleri üzerinden de şekillendiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Avrupa’nın Rusya’yı ekonomik yaptırımlarla baskı altına alma stratejisine karşı Çin’in ihracat kontrolleriyle cevap vermesi, Ukrayna savaşının ekonomik cephesinde yeni ve daha sert bir dönemin başladığına işaret ediyor. Bu süreci Pekin’in Moskova ile doğrudan askeri ittifak kurmasından ziyade, Rusya’ya karşı uygulanan Batı baskısını dengelemeye yönelik ekonomik ve endüstriyel araçlarını daha görünür biçimde devreye soktuğunu gösteren son örneklerden biri olarak değerlendirmek yanlış olmaz.</p>
<p><strong>Tayvan dosyası da ısınıyor</strong></p>
<p>Çin açısından Tayvan meselesi de artık yalnızca Asya-Pasifik dosyası olmaktan çıkıyor.</p>
<p>F-16 Block 70 savaş uçaklarının teslimatındaki gecikmeler nedeniyle Tayvan’ın ABD’den tazminat talep etmeye hazırlandığı yönündeki haberler Pekin tarafından dikkatle izleniyor.</p>
<p>Washington aynı anda Ukrayna’yı, İsrail’i ve Tayvan’ı destekleyecek üretim kapasitesine sahip değil. Çin’in Tayvan adası etrafındaki askeri hareketliliğini giderek arttırması, hemen her ay yeni tatbikatlara girişmesi de Tayvan dosyasının ısınmaya başladığına işaret ediyor.</p>
<p><strong>Çin öne çıkmak için </strong><strong>neden bu zamanı seçti?</strong></p>
<p>Sadece son birkaç haftaki gelişmeler bile, Çin’in sessiz tavrını değiştirip, alanda ve söylemde daha etkili olmak yönünde harekete geçtiğini gösteriyor. Peki neden şimdi ?</p>
<p>Bu sorunun yanıtı Trump yönetiminin sürekli “cepheyi genişletmesinde” gizli olabilir.</p>
<p>Pekin ilk kez Washington’un aynı anda birkaç cephede zorlandığını düşünüyor; İran savaşı, Ukrayna’daki maliyetler, Tayvan baskısı, enerji krizi ve savunma sanayisindeki üretim sıkıntıları ABD’nin küresel kapasitesini test ediyor.</p>
<p>Çin ise doğrudan çatışmaya girmeden bu yıpranmayı hızlandırabilecek her alanda baskı kurmaya çalışıyor; Enerjide rezervlerini kullanıyor; Avrupa’nın savunma sanayisini nadir toprak elementleri üzerinden sıkıştırıyor;  İran konusunda Washington’un söylemine meydan okuyor;  Tayvan dosyasında Amerikan güvenilirliğini sorgulatıyor.</p>
<p>Ve bütün bunları tek bir “büyük stratejinin” parçaları olarak yürütüyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye’nin dikkatli </strong><strong>olması gereken dönem</strong></span></p>
<p>Çin’in Batı’ya karşı sessizliğini bozması ve hareketlenmesi, Türkiye açısından da dikkatle izlenmesi gereken yeni bir dönemin habercisi.</p>
<p>İran savaşı uzadıkça yalnızca enerji güvenliği değil, küresel tedarik zincirleri, savunma sanayisi ve ticaret koridorları da yeniden şekillenecek.</p>
<p>Bugün yaşananlar, yalnızca İran savaşıyla sınırlı bir kriz değil; Dünya, uzun yıllar boyunca ekonomik yükselişini sessizlik üzerine inşa eden Çin’in, ilk kez jeopolitik ağırlığını açık biçimde sahaya sürdüğü yeni bir döneme giriyor.</p>
<p>Ve görünen o ki, savaşın bundan sonraki aşamasında asıl belirleyici soru İran’ın ne yapacağı değil; Çin’in ne kadar ileri gitmeye hazır olduğu olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/golgeden-cikan-ejderha-cin-sessizligini-bozuyor-83966</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/6/1280x720/4t-1785127583.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gölgeden çıkan ejderha; Çin sessizliğini bozuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracattaki-istemsiz-pahalilasmanin-resimli-hikayesi-83965</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracattaki istemsiz pahalılaşmanın resimli hikayesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şeytanın bacağı bu kez kırılacak. 2026 sonunda muhtemelen, Türkiye ihracatında birim fiyatlar, şu ana kadarki en yüksek düzeyine ulaşmış olacak. Fakat iki sorun var. Bir; bu yükselişin sorumlusu bu kez başka bir aktör: “Değerli TL”. İki; bu pek de hoşa giden bir yükseliş değil.</strong></p>
<p>Dış ticaretten sorumlu bakanların, idarecilerin, STK başkanlarının, yaklaşık 15 yıldan beri ortak söylemlerinden biri ihracat fiyatlarımızın artırılması gereğine işaret ediyor. Kamu tarafı bu amaçla destekler verirken, STK’lar ihracatçıları bilinçlendirmeye ve cesaretlendirmeye yönelik organizasyonlar yapıyor.  Bununla birlikte, kimi yıllar bu alanda güzel performans göstermiş olmakla birlikte; Türkiye’nin ihracat fiyatlarındaki artış, muadili olan ülkelerin gerisinde kaldı.  İhracatın ortalama kilogram fiyatı, birkaç defa 1,60 $ seviyesini görse de daha üzerine çıkamadı.</p>
<p>Şeytanın bacağı bu kez kırılacak. 2026 sonunda muhtemelen, Türkiye ihracatında birim fiyatlar, şu ana kadarki en yüksek düzeyine ulaşmış olacak. Fakat iki sorun var. Bir; bu yükselişin sorumlusu bu kez başka bir aktör: “Değerli TL”. İki; bu pek de hoşa giden bir yükseliş değil.</p>
<p><strong>Lira, uzunca bir süredir </strong><strong>değerlenme eğiliminde</strong></p>
<p>Önce kısa bir parantez açalım: Dezenflasyon programının bir ayağı sıkı para politikasına bir ayağı da dövizin tutulması ve kurlarda stabil ve kısıtlı bir yükseliş üzerine kurulu. Kimileri kategorik olarak buna karşı olsa da; sınırlı bir süre ile uygulanmak kaydıyla ben bunun doğru bir tercih olduğunu düşünüyorum. Ancak bu ikisi dışında, ihtiyaç duyulan diğer düzenlemeler geciktiği/yapılmadığı için, hem yüksek faiz, hem de değerli TL süreci çok uzadığı için, tarım, sanayi ve hizmet sektörlerindeki işletmelerimizi ciddi ölçüde tehdit etmeye başladı.</p>
<p>Konuya dönelim… Lira, uzunca bir süredir değerlenme eğiliminde. Özellikle son yıllarda içeride üretim maliyetleri hızla arttı. Şirketlerin bir kısmı müşteri kaybetmemek adına, artan maliyetleri satış fiyatlarına tam olarak yansıtmadı, karlılığı aşağı çekti. Diğer tarafta yüksek faiz oranları nedeniyle artan finansman giderleri zaten düşmekte olan karları daha da eritti ve maliyet artışları mecburen fiyatların da aynı oranlarda yükselmesine neden oldu.  Bu noktaya kadar iç piyasaya çalışan ve ihracata çalışan firmalar aynı kaderi yaşadı. Ancak kur artışı enflasyonun altında kaldığı için, maliyet artışları, döviz bazında daha yüksek fiyatlar ile ihracata yansıdı. Daha doğrusu firmalar bunu yapmak zorunda kaldı.</p>
<p><strong>Alttaki </strong>grafik Türkiye’de ve dünyada imalat sanayi ihracat birim fiyat endekslerini gösteriyor. Endekslerin baz yılları farklı ancak önemli olan bu değil. Dikkatimizi çekmesi gereken nokta 2024 sonlarından itibaren Türkiye’nin arz ettiği ürün fiyatlarının diğer ülkelerden ayrışarak hızla yükseliyor olması.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a66eeee3dc88-1785130734.png" alt="" width="646" height="327" /><strong>2024 sonundan bugüne dünyada fiyat </strong><strong>artışı yüzde 5 iken bizde yüzde 21</strong></p>
<p>2020 başından bugüne dünya imalat sanayii ihracat fiyatlarında yüzde 14’e yakın artış varken, Türkiye’nin fiyatlarındaki artış yüzde 44 düzeyinde.  Ayrışmanın hızlandığı 2024 sonundan bugüne gelirken, dünyada fiyat artışı yüzde 5 iken bizde yüzde 21.</p>
<p>Birim fiyatlarımızdaki bu artışta savunma sanayimizdeki gelişimin de etkisi var muhakkak. Ancak bu alandaki satışlarımız henüz toplam ihracatımızda yüzde 4 paya sahip olduğu için fiyat artışı üzerindeki etkisi sınırlı.</p>
<p>Ülkemizin dolar bazlı ihracat birim fiyat endeksi tam 25 aydır kesintisiz yükseliyor. İhracatçı firma, küresel tedarik zincirlerine ne kadar entegre olursa, fiyat üzerindeki kontrol gücünü de o denli kaybeder; fiyat daha çok müşteri tarafından belirlenir. İhraç ettiğiniz ürünlerin niteliğinde bir gelişme yokken, fiyatlardaki artışı müşterilere kabul ettirmek, aynı malı daha yüksek fiyata satabilmek mümkün değil. İşte bu nedenle Türkiye’deki ihracat fiyat artışı son dönemde ihraç ettiğimiz mal miktarının gerilemesine neden oluyor. Bu yılın ilk 5 ayında ihraç ettiğimiz toplam ürün miktarında yüzde 11’e yakın düşüş var. Gıda, tekstil, hazır-giyim, plastik, mobilya, ana metal ve elektrikli teçhizat satışlarımız yüzde 6 ila yüzde 19 arasında değişen oranlarda geriledi.</p>
<p>Sözün özü;</p>
<p>İhracat fiyatlarımızın yükselmesini hepimiz isteriz. Ama bu yükselişin arkasında teknoloji, tasarım, marka ve akıl olmalı. Bizim yaşadığımız ise nitelik artışından doğan bir artış değil; TL'nin değerlenmesiyle duvara sıkışan üreticinin fiyat yükseltmek zorunda kalması. Ve veriler net bir biçimde gösteriyor ki; bu yükseliş artık müşteri ve pazar kayıplarına neden oluyor. İşte bu nedenle, İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın geçen hafta altını çizdiği “Türkiye için erken sanayisizleşme riski” konusu, yaklaşmakta olan bir tehdidin ötesinde, fiilen yaşamakta olduğumuz ciddi bir sorun.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracattaki-istemsiz-pahalilasmanin-resimli-hikayesi-83965</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracattaki istemsiz pahalılaşmanın resimli hikayesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyasetteki-tikaniklik-illerin-kalkinma-yolunu-da-tikiyor-83964</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Siyasetteki tıkanıklık, illerin kalkınma yolunu da tıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de son yirmi yılda illerin kabiliyetlerinde belirgin bir değişiklik olmuyor. Zenginleşme sürecinde eski halden yeni hale belirgin bir biçimde yönelen bir ilimiz bulunmuyor. Siyasetteki tıkanıklık, illerimizin gelişme potansiyelini de tıkamış gibi duruyor.</strong></p>
<p>Ardahan valisinin “hiç vali tayt giyer mi?” krizi ile görevden alınması, aslında son derece zihin açıcı oldu benim açımdan. Doğrusu ya, hep birlikte milletvekillerinin temsil ettikleri illerin nasıl zenginleşebileceği konusunda pek bir fikir sahibi olmadıklarını görmüş olduk.</p>
<p>Diyeceksiniz ki, bir tek milletvekillerinin mi? Doğrusu, memleketin hastanesi nasılsa postanesi de öyle olur. Yıllardır mesela doğu illerimiz için kalkınma stratejisi diye pek fazla düşünmeden tekstil fabrikası filan kurduk sağa sola. Olmadı.</p>
<p>Ama öyle anlaşılıyor ki, kimse yapılan hatalardan belirgin bir ders çıkarmamış hala. Ortada bir tıkanıklık var. Ankara’daki tıkanıklık, siyasetteki tıkanıklık, illerin kalkınma yolunu da tıkıyor, bana sorarsanız.</p>
<p><strong>Her çiçeğin bir mevsimi, </strong><strong>her işin bir usulü vardır</strong></p>
<p>Halbuki nedir? Her ilin imkanlar seti ve sıçrama kabiliyeti, ötekinden farklı olabilir. Bir ilde işe yarayan bir çözüm, ötekinde yaraya merhem olmayabilir. Her ili ayrı ayrı düşünmek gerekir. Bu çerçevede, görevden alınan Ardahan valisi Çiçekli’nin Ardahan Bisiklet Festivaline etkin katılımı, Ardahan için son derece doğrudur. </p>
<p>Bakın alttaki grafik, 2009 yılında illerimizi sahip oldukları imkanlar seti ve sıçrama kabiliyetlerine göre kümelere ayırıyor. Buradan illeri dört ayrı gruba ayırabilmek mümkün aslında. Kolaylık olsun diye dört elbette. Yoksa daha da ayrıntılı bakmak mümkün.</p>
<p>Sağ üst grupta imkanlar seti geniş ve sıçrama potansiyeli yüksek iller var. Bu tür illerin süratle zenginleşebilmesi için, memlekette üretilen tüm ürünlere doğru sıçrayabilecek yarışma ortamını sağlayacak doğru politikalara ihtiyaç var. Şirketler, ortam sağlandığında üzerlerine düşeni yaparlar diye düşünmek mümkün.</p>
<p>Sağ alt grupta kalan iller ise memlekette üretilebilen tüm ürünleri üretebilme kabiliyetine zaten sahipler. Bundan sonra daha fazla zenginleşebilmeleri ve sıçrayabilmeleri için yeniliklere, inovasyona ihtiyaçları var.  Nedir? Şu anda üretilmeyen ürünleri keşfedip üretecekler, bir nevi.</p>
<p>Tasnifte sol üst grupta yer alan illerin ise imkan seti sınırlı. Bu sınırlı imkan seti ile bazı yakın sektörlere sıçrayabilme kabiliyetine sahip olabilir bu iller. Bu sınırlılığın farkında olan birilerinin buradaki işletmelere yakın sektörler ve ürünler konusunda yol göstermesi gerekebilir elbette.</p>
<p>Sol alt grupta yer alan iller ise zenginleşebilmek için stratejik tercihe ihtiyaç duyan iller. Ne demek? Kabiliyet havuzu, imkanları sınırlı olan bu illerde, bugüne kadar olmayan, hiç denenmemiş bir yeni işe yoğun kamu destekleriyle birlikte odaklanmak lazım.</p>
<p>Şimdi bu tasnifte, her grup için kamuya bir vazife düşüyor. Ama kamuya en çok vazife, ne iş yapılacağını belirlemek ve o tercihe uygun kamu destekleri setini tasarlamak dahil, sol alt kümede düşüyor, bana sorarsanız. Diğer kümelerde farklı derecelerde kolaylaştırıcı bir işlev üstlenen kamu, sol alt grupta belirleyici ve seçici bir konumda. İmkanlar setinin hali pür melali kamuyu daha aktif bir role zorluyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a66e185eadb0-1785127301.png" alt="" width="805" height="370" /></p>
<p>Böyle bakarsanız Türkiye’de özellikle İstanbul, artık memlekette üretilen tüm malları üretebilecek imkanlara sahip; zenginleşmek için inovasyon ve yeni teknolojilere ihtiyacı var. Türkiye’nin ürün gamını genişleten bir tür lokomotif.</p>
<p>Ama bugün sol alt kümeye bakalım. Kars, Ardahan, Ağrı, Iğdır hep burada. Böyle bakarsanız Kars’ın Ardahan’dan pek bir farkı yok. Her iki ilin zenginleşmesi için de bir stratejik tercihe ihtiyaç var doğrusu.</p>
<p><strong>Son on beş yılda illerimizin imkanlar seti ve sıçrama kabiliyetlerinde belirgin bir değişiklik olmuyor.</strong></p>
<p>Bakın bu ikinci grafik, illerimizi imkanlar seti ve sıçrama kabiliyetleri açısından bu kez 2023 yılında kümelere ayırıyor. Ne görüyoruz? İllerimizin imkanlar setinde ve sıçrama kabiliyetlerinde 2009’dan 2023’e, son on beş yılda belirgin bir değişiklik yok. Bunu son yirmi yıl için yapsanız da durum aynı. Türkiye’de son yirmi yılda illerin kabiliyetlerinde belirgin bir değişiklik olmuyor. Zenginleşme sürecinde eski halden yeni hale belirgin bir biçimde yönelen bir ilimiz bulunmuyor. Siyasetteki tıkanıklık, illerimizin gelişme potansiyelini de tıkamış gibi duruyor, bir nevi. </p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a66e172b9eac-1785127282.png" alt="" width="805" height="368" /></strong>Sol alt küme için baktığınızda durum nedir? Bu illerimizin zenginleşebilmesi için bir stratejik tercih gerekiyor. Ben o stratejik tercihin doğrusu turizm olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Bu illerde yaşayanların turizm için tarıma ve hayvancılığa, turizm sanayisine odaklanmalarında fayda var. Özellikle Ermenistan-Türkiye arasındaki sınır kapılarının işler hale gelmesiyle birlikte, Ermenistan’a gelen Amerikalı ve Batı Avrupalı turistlerin hem kültürel turizm hem de eko-turizm için Türkiye’ye doğrudan getirilebilmesi imkan dahiline girecek.</p>
<p>Terörden önce, Türkiye'nin hem içinden hem de dışından yoğun bir doğu turizmi hareketi vardı; bilenler bunu hâlâ hatırlar. Bu alanda uzmanlaşmış tur operatörleri hem içeride hem de dışarıda faaliyet gösteriyordu. Ardından can güvenliğine ilişkin endişeler bu turizm kolunu adeta kuruttu. Şimdi ise Doğu turizmini yeniden canlandırmanın tam zamanı.</p>
<p><strong>Mevcut tesis inşaatına dayalı turizm </strong><strong>stratejisi ile satıh turizmi olmaz</strong></p>
<p>Ama burada kamunun birden çok konuda harekete geçmesi gerekiyor. Bunlardan biri, Ermenistan sınırının açılması elbette. Turistleri sınırdan yürüyerek geçirmek, bu amaçla, eski köprüyü onarmak hep düşünülmesi gereken noktalar.</p>
<p>Sınırın açılması ile ilgili hazırlık bir yandan sürerken öte yandan her iki ülkede Doğu turizmine odaklanacak seyahat acenteleri ile turizm operatörlerini birbirlerine tanıtmak, iş birliğini kolaylaştırmak gerekiyor.  </p>
<p>Üçüncüsü, doğu illerinde kültürel ve ekoturizme destek olacak yeni bir turizm stratejisini tasarlamak gerekiyor. İnşaat desteklerine dayalı mevcut turizm teşvik sistemini süratle elden geçirmek, KOBİ’lere ve onların üreteceği hizmetlere dayalı yeni bir turizm stratejisi tasarlamak gerekiyor.</p>
<p>Dün, Antalya için tasarlanan turizm stratejisi tesis odaklıydı. Artık tesis değil, satıh odaklı yeni bir turizm stratejisi lazım bize. O satıh ise bütün bir Doğu Anadolu. Turistler gelecek, dolaşacak, birkaç günlük turlara katılacak ve bölgeyi deneyimleyecekler.</p>
<p>Tesis inşaatına odaklı bir turizm stratejisinden, turistin bütün bölgeyi karış karış gezmesini sağlayacak bir satıh turizmi stratejisine geçme zamanı geldi.</p>
<p>Çok işimiz var çok.</p>
<p>Ama Ankara’da heyecan yok. Neden acaba?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyasetteki-tikaniklik-illerin-kalkinma-yolunu-da-tikiyor-83964</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/4/1280x720/kalkinma-1785132552.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Siyasetteki tıkanıklık, illerin kalkınma yolunu da tıkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-iran-savasinda-kisa-bir-mola-83963</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD-İran savaşında kısa bir mola...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Net enerji ithalatçısı Türkiye için ham petrolün ve petrol ürünlerinin nerede dengeleneceği çok önemli. Cari açığı kontrol altında tutarak dezenflasyon programı uygulayan Ankara, kalıcı bir enerji şoku ile karşılaştığında programı revize etmek durumunda kalabilir. </strong></p>
<p>Husilerin Babülmendep Boğazı’nı fiilen kapatmaları sonrası enerji piyasasında satışlar sertleşti. Brent petrol, barış görüşmeleri sırasında gördüğü dip seviyeden %38 yükselerek 99 doların hemen altında haftayı bitirdi. </p>
<p>ABD’nin İran’a ateşkes teklifi götürdüğü ve saldırıları durdurduğu haberi olmasa muhtemelen petrol fiyatları 100-120 dolar bandında kalırdı. ABD’nin 13 gün sonra İran’a saldırıyı durdurması ateşkes görüşmelerinin mi habercisi, yoksa kısa bir mola mı bilmiyoruz. Ama piyasalar bu türlü haber akışını, inanmasa da kısmen satın alıyor. </p>
<p>Merak ettiğimiz konu İran, Babülmendep Boğazı’nı kapalı tutmaya devam edecek mi? Babülmendep Boğazı’nın kapatılması ile Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı’na alternatif olarak Kızıldeniz’in güney çıkışını kullanma şansı kalmadı. Suudi Arabistan,  doğu batı boru hattını kullanarak Yanbu terminali üzerinden günde 4,5-5 milyon varil petrol ve petrol ürünü ihraç ediyordu. Husilerin saldırısı sonrası Kızıldeniz’in güney çıkışı kapandı. Süveyş Kanalı, süper tanker diye isimlendirilen 2 milyon varil ve üzeri kapasiteli gemilerin geçemeyeceği kadar sığ. Ama kuzeyde normalde tercih edilmeyecek pahalı seçenekler mevcut. </p>
<p><strong>Mevcut şartlarda </strong><strong>Suudi Arabistan ve </strong><strong>İsrail işbirliği kimseyi şaşırtmaz</strong></p>
<p>Eğer Kızıldeniz’in kuzeyi Husi saldırılarına karşı güvenliyse, Suudi petrolü Mısır’ın kontrolünde Sumed  ve İsrail’in kontrolünde Ashkelon boru hatlarını kullanarak Akdeniz’e ulaştırılabilir.  Normal şartlar altında Suudi Arabistan ve İsrail’in işbirliği yapması beklenmez. Ama mevcut olağanüstü şartlarda ABD’nin iki müttefikinin işbirliği yapması kimseyi şaşırtmaz. </p>
<p>Sumed boru hattı 2,5 milyon, Ashkelon 1,2 milyon varil ile Suudilerin ihracatının %75-80’ini karşılayabiliyor. Geriye kalan 1-1,2 milyon varil Süveyş Kanalı’ndan Suezmax diye isimlendirilen 1 milyon varilden daha az yük taşıyan gemiler ile taşınabilir. </p>
<p>Enerji piyasası Nasrettin Hoca’nın borcunu ödemesine benzeyen bu hikaye ile uzun süre sakin kalır mı? Bu sorunun cevabı enerji talebinin ne kadar gerileyeceğine ve ülkelerin stratejik rezervlerini ne kadar kullanacağına bağlı. </p>
<p>Geçmiş veri, rezervlerin harcanması ile enerji piyasasında sağlanan dengenin istikrarlı olmadığını, ama talebin azalması ile sağlanan dengenin daha kalıcı olduğunu gösteriyor.  Elektrikli araçlara yönelmedeki hızlanma talepteki daralmanın daha kalıcı olabileceğine işaret ediyor. Talebin zayıflayacağı sonbahar aylarında bu görüş fiilen test edilecek. </p>
<p>Net enerji ithalatçısı Türkiye için ham petrolün ve petrol ürünlerinin nerede dengeleneceği çok önemli. Cari açığı kontrol altında tutarak dezenflasyon programı uygulayan Ankara, kalıcı bir enerji şoku ile karşılaştığında programı revize etmek durumunda kalabilir. </p>
<p>Ankara mevcut stratejisini savaşın geçici olduğu varsayımı üzerine kurdu. Rezerv satarak sıcak paranın kuru zıplatmadan ülkeden çıkması sağlandı. Eşel mobil sistemi ile enerji şokunun enflasyon etkisi düşürüldü. Stratejik sektörler desteklenerek dışsal şokun büyüme üzerindeki maliyeti azaltıldı. </p>
<p>Kısa süreli bir şok karşısında işe yarayacak bu strateji, uzun süreli ve derin bir şok senaryosunda yangının büyümesine yol açar. Küresel risk iştahının bozulması ile gelişmekte olan ülkelerden kaçış yaşanırsa Türkiye bu dalgadan payına düşeni alır. Ankara kuru tutarak rezerv kaybını  engelleyemez, tam tersine hızlandırır. </p>
<p>Enerji fiyatlarındaki kalıcı ve sert artış sonrasında dezenflasyon hedefleri yukarı çekilmek durumunda kalır. Yavaşlayan bir küresel ekonomide daha rekabetçi olmak isteyen Ankara kur artışını kontrollü bir şekilde hızlandırmak zorunda kalır. İşlerin kontrolden çıktığı bir senaryoda bu revizyonun ilk işaretlerini sepet döviz kurunun günlük-haftalık artış hızında ve Ağustos ayındaki enflasyon raporunda görürüz. </p>
<p><strong>TACO beklentisi piyasalarda </strong><strong>fırsat penceresi açıyor</strong></p>
<p>Geçici bir şok karşısında mıyız, yoksa kalıcı bir şok mu bizi bekliyor? Bu soruların cevabı Başkan Trump’ın seçimler öncesi U dönüşü yapıp yapmayacağına bağlı olarak belirlenecek. Başkan Trump’ın geçmiş dönemde defalarca geri adım atmasına güvenen bizim gibi TACO (Trump her zaman geri adım atar) taraftarları için mevcut  satış dalgası enerji ve tahvil piyasasında önemli bir fırsat penceresi yaratıyor. Hisse senedi piyasasında etki endekslerde sert hareketten daha çok sektörel havacılık al, demir-çelik, petrokimya, rafineri al benzeri  rotasyon ile sınırlı.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-iran-savasinda-kisa-bir-mola-83963</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD-İran savaşında kısa bir mola... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bolgesel-asgari-ucret-iyi-niyetli-degil-83962</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bölgesel asgari ücret iyi niyetli değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gizli amaç; asgari ücreti düşürme aracı mı üretmektir? MÜSİAD’ın ısrarı her ne kadar satın alma gücünü artırmak üzerine olsa da çözdüğünden daha fazla sorun üreteceği kesin bir çalışma bu.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Bir kısım işveren örgütleri, bölgesel ve sektörel asgari ücret için <strong>hükümete baskı</strong> yapıyor. Savundukları şu; “<em>çalışanların satın alma gücünün korunması ile üretimin ve istihdamın sürdürülebilir şekilde desteklenmesi…</em>” Ancak <strong>1951-74</strong> arası denedik ve <strong>çözdüğünden daha fazla sorun</strong> çıkarmıştı.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: <strong>Türk-iş</strong> bu öneriye tepki gösteriyor; “<em>bölgesel asgari ücreti gündeme getirmek ya da bunu savunmak, işçiye de emekçiye de ülkeye de kötülüktür. Konuşulması gereken asgari ücretin geçim ücretine dönüştürülmesidir</em>.” Asıl amaç; işverenin “<strong>daha çok kâr</strong>” için <strong>emekten kırpması mı</strong> acaba?</p>
<p><strong>“BAZI PATRONLAR MEVCUT RAKAMI BİLE ÇOK GÖRÜYOR”</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Türk-İş Başkanı <strong>Ergün Atalay</strong>; bazı patronların mevcut rakamı bile çok gördüğünü vurguluyor; “<em>konuşulması gereken, asgari ücretin geçim ücretine dönüştürülmesidir</em>” diyor. Asgari ücreti bazı şehirlerde yüksek bulanların <strong>emeğin payından kendi kârlarına aktarmak</strong> istedikleri açık…</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Türk-İş; hayatını emeğiyle sürdüren herkesin bu plana karşı durması gerektiğini söylüyor. <strong>Hak-iş de aynı kanaatte</strong>. Bu öneri, tüm ülkede <strong>ayrışmalara</strong> neden olabilecek, <strong>gerilimi</strong> arttırabilecek, toplumsal <strong>huzuru</strong> zedeleyebilecek, <strong>son derece riskli</strong> ve bu öneride bulunanlar <strong>art niyetli</strong> görünüyor.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP /Bölgesel asgari ücrete dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kim öneriyor?</em></strong></p>
<p><strong>MÜSİAD</strong>, 2026’da “<em>asgari ücreti %25’ten fazla arttırırsak ülke batar</em>” diyordu. Yeni başkan; “<strong>2027’de en az %30 artmalı</strong>” dedi. Şimdi ne olduysa bölgesel ve sektörel olarak <strong>farklı ücret dayatmasındalar</strong>…</p>
<p><strong><em>Sakıncaları?</em></strong></p>
<p>Saymakla bitmez. <strong>Yoğun göç</strong> ve büyük şehir sorunları, <strong>idari uygulama zorlukları</strong>, bölgelerin nasıl tanımlanacağı belirsizlikleri, <strong>dengesiz kalkınma</strong>, SGK prim gelir farkları, <strong>az gelişmiş bölgelerin inşası</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>“ASGARİ ÜCRET TESPİT KOMİSYONUNDAN BU YÜZDEN ÇEKİLDİK”</strong></p>
<p><strong>Türk-İş Başkanı Ergün Atalay</strong>, öneriyi son derece <strong>riskli</strong> buluyor. Konfederasyonun asgari ücret tespit <strong>komisyonundan çekildiğini</strong> de hatırlatıyor ve <strong>yöntemin sorgulanması gerektiğini</strong> savunuyor. Asgari ücretin <strong>bir geçim ücreti olmadığını</strong> sıkça dile getirdiler. Ama <strong>gözünü kâr hırsı bürümüşler</strong> fazlalaştı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SEKTÖREL ÜCRET FARKI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İşgücü hareketliliği</strong>: Daha fazla ücret ödeyen sektörlere doğru akım, diğerlerini istihdamsız bırakabilir</p>
<p><strong>İşçisi pahalı sektör</strong>: Katma değer mi yoksa ciro, ihracat ve kârlılık mı pahalı istihdamı belirleyecek?</p>
<p><strong>Bölgesel farklılık</strong>: Aynı bölgedeki doğal, çevre ve kaynaklar, binlerce farklı bölge tanımayacaktır</p>
<p><strong>Hukuki sorunlar</strong>: Eşitlik, liyakat gibi farklılıklar, çalışan sözleşmelerinde adaleti zedeleyebilecektir</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bolgesel-asgari-ucret-iyi-niyetli-degil-83962</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/asgari-ucret-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bölgesel asgari ücret iyi niyetli değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83959</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 27 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/MIWKOooobnI" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83959</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-tahminleri-hedefin-hala-cok-ustunde-83961</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon tahminleri hedefin hâlâ çok üstünde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası’nın sektörel enflasyon beklentileri kapsamında derlediği veriler, çalışmaya dahil edilen üç kesimde de enflasyon tahmininin gerilediğini gösteriyor. Bu elbette iyi bir gelişme. Ancak gerileme çok yavaş ve tahminler resmi enflasyon hedeflerinin çok uzağında.</p>
<p>Açıklanan son veri temmuz ayına ait. Buna göre bir yıl sonrası için, yani Temmuz 2027 için piyasa katılımcıları yıllık bazda yüzde 23,95, reel sektör yüzde 32,50, hanehalkı ise yüzde 44,94 enflasyon tahmin ediyor.</p>
<p>Lütfen dikkat, bu oranlar bu yıl sonuna ilişkin değil, bir yıl sonrasının tahmini.</p>
<p>Bu yılın enflasyon hedefi yüzde 24 ama bunun gerçekleşmeyeceği belli. Varsayalım yüzde 30 civarında bir gerçekleşme oldu.</p>
<p>2027 yılının resmi hedefi mevcut durumda yüzde 15. Bu yıl yüzde 30 ile kapatılır, 2027 hedefi ise yüzde 15’te tutulursa 2027’nin temmuzunda yüzde 20’lere doğru inen bir oran görmek gerekir ki yıl sonu yüzde 15 olabilsin.</p>
<p>Yani bir anlamda yüzde 20 dolayında enflasyon hedeflenen Temmuz 2027 için dile getirilen oranlara bakıyoruz; piyasa katılımcılarını ayrı düşünürsek çok yüksek bir tahmin söz konusu.</p>
<h2>Tahmin-gerçekleşme dengesi ne söylüyor? </h2>
<p>2022 yılının ocak ayından bu yılın temmuz ayına kadar yapılan tahminler, üç kesimin tahmin ortalamasının reel sektörün dile getirdiği oranla neredeyse örtüştüğünü gösteriyor. Dolayısıyla hangi tahminin daha gerçekçi olduğu sorusunun yanıtı belli; reel sektörün.</p>
<p>Ama tüm tahminleri kapsamak adına üç tahminin ortalaması da alınabilir; nitekim grafikler için öyle bir yöntem izledim.</p>
<p>Sektörel enflasyon beklentileri (ya da tahminleri) genellikle tahminin yapıldığı dönemdeki enflasyonla kıyaslanıyor. Enflasyon hangi düzeyde, tahmin hangi düzeyde, buna bakılıyor.</p>
<p>Tahminin ne ölçüde tuttuğunu görebilmek için asıl bakılması gereken tahminle hedef alınan tarihteki, yani bir yıl sonraki gerçekleşmenin ne olduğu. Yani tahmin- gerçekleşme dengesi.</p>
<p>Örneğin açıklanan en son enflasyon bu yılın haziranına ait. Acaba bir yıl önce bu haziran için hangi düzeyde tahmin yapılmıştı?</p>
<p>2025’in haziranında 2026’nın haziranı için piyasa katılımcıları yüzde 24,56, reel sektör yüzde 39,80, hanehalkı yüzde 52,99 düzeyinde enflasyon tahmin etmişti. Bu haziran itibarıyla gerçekleşen yıllık artış yüzde 32,11.</p>
<p>Tüm kesimler yanılmış ama en yakın tahmin yine de reel sektörün.</p>
<h2>Tahmin de, gerçekleşme de dar patikada </h2>
<p>Son bir yıldaki enflasyon yüzde 30,7 ile yüzde 33,5 arasına sıkıştı. Bu çok belirgin bir yapışkanlık. Peki tahminlerde durum ne? Benzer bir eğilim tahminde de gözleniyor. Son bir yıldaki ortalama tahmin yüzde 34 ile yüzde 38 arasında oluştu.</p>
<p>Bu oranlar hiç iyiye işaret etmiyor. Enflasyonda büyük bir direnç var. Zaten gerçekleşme ve tahmindeki gerileme eğiliminin nasıl yavaşladığı grafiklerde de çok somut olarak görülebiliyor.</p>
<h2>Tahmin yapılırken gözetilenler</h2>
<p>Merkez Bankası yaklaşık iki yıl önce yaptığı bir çalışmada enflasyon tahmininde bulunan üç kesimin de bir yıl sonrasına ilişkin beklentilerini oluştururken temelde gerçekleşen enflasyona baktığına dikkat çekti.</p>
<p>Sektörel karşılaştırmada ise farklı bir hassasiyet ortaya çıkıyor. Merkez Bankası’nın bu konudaki değerlendirmesi şöyle:</p>
<p><strong>“Aylık enflasyon gerçekleşmesine hassasiyetin en yüksek firmalarda, döviz kuruna olan hassasiyetin ise en yüksek tüketicilerde olduğu görülmektedir. Profesyonellerin her iki makroekonomik değişkene olan duyarlılığı ise diğer sektörlere kıyasla daha sınırlı kalmaktadır. Bu durum, tüketicilerin beklenti oluşumunda günlük olarak gözlemledikleri döviz kurunu karşı daha duyarlı olduklarını göstermektedir.”</strong></p>
<p>Merkez Bankası reel sektörün enflasyon tahminini çok önemsiyor:</p>
<p><strong>“Firmalar, enflasyon beklentileri doğrultusunda fiyatlama, ücret belirleme, stok tutma ve yatırım stratejilerini oluştururlar. Bu çerçevede fiyat belirleme gücüne de sahip olmaları nedeniyle firmaların enflasyon beklentileri, enflasyonun gelecekteki seyri açısından büyük önem arz etmektedir.” </strong></p>
<p>Peki Merkez Bankası hanehalkının tahmini konusunda nasıl bir değerlendirme yapıyor:</p>
<p><strong>“Para politikası için önem arz eden bir diğer beklenti ise tüketicilerin enflasyon beklentileridir. İşgücüne katılım, portföy tercihleri ve tüketim- tasarruf kararları üzerinde önemli olan tüketici beklentileri de yakından takip edilmektedir. Örneğin, tüketicilerin enflasyon beklentilerinin yüksek olması talebin öne çekilmesi yoluyla ekonomideki toplam talep düzeyi üzerinden doğrudan enflasyonist bir etki yapabilmektedir.”</strong></p>
<p>Bu değerlendirmeye bir ek yapmak gerek. Hanehalkının bir kısmı da esnaf kimliğiyle fiyat belirleme gücüne sahip. Dolayısıyla onların enflasyon tahminlerinin yüksekliği de fiyatlar üzerinde bir baskı unsuru demek. Ama tabii ki hanehalkının fiyat belirleme gücü reel sektör kadar değil, olamaz da.</p>
<p>Piyasa katılımcılarının tahminleri ise hem çok iyimser, hem de Merkez Bankası’nın da örtülü biçimde kabul ettiği gibi enflasyonda pek de belirleyici değil:</p>
<p><strong>“Piyasa katılımcılarının enflasyon beklentileri ise özellikle finans alanında karar alıcı uzmanların tahminlerini yansıttığı için finansal piyasalardaki fiyatlamalar üzerinde belirleyici olabilmektedir.”</strong></p>
<h2>“Kur artışı beklentileri bozuyor”</h2>
<p>Merkez Bankası’nın çalışmasında, beklentilerin hangi dönemde ve hangi nedenle bozulduğuna ilişkin olarak tahmin edilmesi pek de zor olmayan şu saptama yer alıyor:</p>
<p><strong>“2018 ve 2021 yıllarında yaşanan döviz kuru artışları ve sonrasında enflasyonda yaşanan yüksek seyir tüm sektörlerin beklentilerinde bozulmaya yol açmıştır.”</strong></p>
<p>Son dönemde yine kurun patlamak üzere olduğu yolundaki görüşler pek revaçta ya, acaba böyle bir durumun yaşandığı, hatta yaşanmasa bile bunun gerçekleşeceğine toplunun ikna olduğu bir süreçte enflasyon tahmini de, enflasyon gerçekleşmesi de nerelere gider?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a66df812ec96-1785126785.png" alt="" width="656" height="315" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a66df8f5c833-1785126799.png" alt="" width="323" height="317" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-tahminleri-hedefin-hala-cok-ustunde-83961</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/8/1280x720/market-enflasyon-alisveris-1762496680.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon tahminleri hedefin hâlâ çok üstünde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/farnborough-airshowdan-1-milyar-dolara-yakin-ek-siparis-sinyaliyle-dondu-83960</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Farnborough Airshow’dan 1 milyar dolara yakın ek sipariş sinyaliyle döndü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRK </strong>Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi  Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker </strong>ile Genel Müdürü <strong>Ahmet Olmuştur</strong>’un davetiyle gittiğimiz, Londra’ya 55 kilometre mesafedeki eski havaalanında gerçekleşen <strong>“Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı”</strong>nda dikkat çeken Türk üreticilerinden bir de Alp Havacılık oldu.</p>
<p>Alp Havacılık Ankara Koordinatörü ve Alpteknik Havacılık Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı <strong>Yılmaz Güldoğan</strong>’a <strong>“Farnborough Airshow”</strong>nasıl geçtiğini sordum, önce fuarın önemine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>İngiltere’de 20-24 Temmuz 2026 tarihleri arasında düzenlenen ve dünyanın en prestijli fuarlarından biri olarak bilinen </strong>“Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı”, <strong>çok sayıda ülkeden havacılık ve savunma endüstrisinin önde gelen şirketlerini bir araya getirdi.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a66dc5f0e958-1785125983.png" alt="" width="700" height="345" /></strong>Fuar kapsamında sergilenen sivil ve askeri hava araçlarının gerçekleştirdikleri uçuş gösterileriyle kabiliyetlerini sergilediğini vurguladı, Alp Havacılık’ın tarihçesine uzandı:</p>
<p>-          <strong>Alp Havacılık, 1998 yılında Eskişehir’de kuruldu. Havacılık ve uzay sanayisine özgü, bu sanayinin yüksek teknoloji, kalite, tasarım, mühendislik ve üretim standartları altında, dünyanın değişik bölgelerindeki müşterileri için uçuş kritik/döner komponent alt sistem ve sistem imalatı yapıyor.</strong></p>
<p>Alp Havacılık’ın <strong>“Farnborough Airshow”</strong>da 4’üncü salonda ziyaretçilerini ağırladığını ve ilgi odağı olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Alp Havacılık ayrıca birçok milli proje içinde kendi mühendisleri ile tasarım yapıyor, üretiyor ve gökyüzünde yerli milli platformlarda önemli bir oyuncu olarak yer alıyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin <strong>“savunma ve havacılık alanında teknoloji geliştiren, üreten ve ihraç eden bir ülke” </strong>yönündeki politikalarıyla uyumlu olarak faaliyetlerini geliştirdiklerinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Özellikle hava araçları motorlarının kritik bileşenleri, transmisyon, dişli ve dişli kutuları ile iniş takım ve bileşenlerinin üretimi konusunda uzmanlaşmış durumdayız. Standımızda bu ürünlerin örnekleri ile kabiliyetlerine yönelik görselleri sergilendi.</strong></p>
<p>Sergiledikleri ürünlerden örnekler verdi:</p>
<p>-          <strong>Milli gururumuz TAI’nin KAAN uçağı için tasarlayıp ürettiğimiz </strong>“pedal assemblesi” <strong>ile </strong>“yakıt dozajlama sistemi”, <strong>TEI’nin milli motoru </strong>“TS1400” <strong>için geliştirilen </strong>“dişli kutusu” <strong>sergilenen ürünler arasındaydı.</strong></p>
<p>Ürün örneklerini sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Çeşitli kara ve deniz platform ile radar sistemlerinde kullanılan, patenti Alp Havacılık’a ait olan </strong>“gelişmiş halka dişli” (advanced slewing bearing”, <strong>kullanıcılara artırılmış performans ve hassasiyet sağlamasıyla ilgi çekti.</strong></p>
<p>Türkiye’nin lider ve öncü şirketleri TAI, TEI, Aselsan, Baykar ve Roketsan için milli programlar kapsamında bir kısmı kendi tasarımları olan alt sistemler ve uçuş-kritik bileşenleri ürettiklerini bir kez daha irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Yıllardan beri Kuzey Amerika ve Avrupa’daki lider havacılık şirketleri için de benzer komponentler üreterek ihraç ediyoruz. 2025 yılı verilerine göre havacılık sektörü ihracatında ilk 3 şirket arasına girdik.</strong></p>
<p>Rekabette üstünlük sağlamak ve ihracat payını artırabilmek amacıyla üretim teknolojileri alanında çalışan ekiplerinin <strong>“Alp Cutting Tools” </strong>adı altında patenti Alp Havacılık’a ait <strong>“kombine seramik kesici takımlar” </strong>geliştirdiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu takımların özellikle nikel ve titanyum alaşımlı malzemelerden yapılan </strong>“kritik motor bileşenleri”<strong>nin üretiminde kullanılmasıyla üretim sistemlerinde çok önemli iyileştirmeler sağlanabiliyor.</strong></p>
<p>Üretimde otomasyon üzerinde de durdu:</p>
<p>-          <strong>Diğer taraftan yazılım ve sistem entegrasyonu tamamen Alp Havacılık tarafından geliştirilen </strong>“lights-out” <strong>tesisimizin </strong>(karanlık fabrika) <strong>de hizmete alınmasıyla büyük ölçüde otomasyona geçtik.</strong></p>
<p>Müşterileriyle yaptıkları görüşmeleri konusunda şu detayı paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Müşterilerin düşünceleri, memnuniyetleri ve geleceğe dönük ihtiyaç ve planlamaları bizim için çok önemlidir. Rutin toplantılar dışında her yıl en az iki defa tüm müşterilerimizi ziyaret ederiz. İngiltere’deki </strong>“Farnborough Airshow” <strong>ve Fransa’daki </strong>“Paris Havacılık Fuarı”<strong>na iştirak ederiz.</strong></p>
<p>Fuarlarda tüm müşterilerinin üst düzey yöneticileri ile görüşü yeni proje ve işbirlikleri için değerlendirme yaptıklarına işaret edip sağlanan olumlu etkiyi ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Alp Havacılık’ın 4.5 milyar dolar mertebesindeki bekleyen sipariş hacmi don dönemde </strong>“Farnborough Airshow”<strong>un da olumlu etkisiyle 5.5 milyar dolara yaklaştı.</strong></p>
<p><strong>“Farnborough Airshow”</strong>daki stantlarında görüştükleri önemli şirketleri sıraladı:</p>
<p>-          <strong>Aralarında Lockheed Martin, Sikorsky, Airbus, Rayheon, Pratt &amp; Whitney, Collins Aerospace, Rolls-Royce, GE Aeropace, Honeywell, L3 Harris, Piaggio, Moog, ITP, HDI’nin bulunduğu 50’den fazla şirket ile toplantı ve görüşmeler yaptık.</strong></p>
<p>Alp Havacılık’ın <strong>“bekleyen sipariş” </strong>hacmini 5.5 milyar dolara yükseltmesi, havacılık sektörüne dönük üretim gücünü, ulaştığı yüksek teknoloji düzeyini ortaya koyuyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fazıl Say, caz turnesinde Skoda ile kol kola girdi</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a66dc7e1f321-1785126014.png" alt="" width="700" height="258" /></span><strong>MESSAGE </strong>İletişim’in kurucusu <strong>Taçnur Atasir Aydın </strong>ile ekibinden <strong>Eray Kınay, </strong>Yüce Auto-Skoda Türkiye Genel Müdürü <strong>Zafer Başar</strong>’ın davetini iletti:</p>
<ul>
<li><strong>Skoda sponsorluğunda gerçekleşen </strong>“Fazıl Say Jazz Quintet” <strong>turnesinin Efes Antik Tiyatro’da gerçekleşecek bölümüne bekliyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Bir grup meslektaşımla konseri izledik. Öncesinde <strong>Zafer Başar</strong>’la proje üzerine sohbet ettik. Sohbete Yüce Auto-Skoda Pazarlama Müdürü <strong>Burcu Bozkurt </strong>da yer aldı. <strong>Başar, </strong>Skoda’nın sanatın dönüştürücü gücüne olan inancı doğrultusunda kültür ve sanat alanındaki desteklerini sürdürdüğünü belirtti:</p>
<p>-          <strong>Fazıl Say’ın yeni caz projesi </strong>“Say Plays Jazz on Tour with Skoda”<strong>nın ana destekçisi olarak turneye eşlik ediyoruz. Projede yalnızca sponsor değil yol arkadaşı yaklaşımıyla hareket ediyoruz.</strong></p>
<p>Turnenin Pozitif Müzik organizasyonuyla 7 farklı şehirde 10 konserden oluştuğunu bildirdi:</p>
<p>-          “Say Plays Jazz on Tour with Skoda”, <strong>Fazıl Say’ın bugüne kadarki en kapsamlı caz projesi oldu. Fazıl Say, klasik müzikteki yaratıcı anlatımını cazın özgür ve doğaçlamaya dayalı yapısıyla buluşturuyor.</strong></p>
<p><strong>Eray Kınay, </strong>sohbet sırasında turne ile ilgili bilgi notu da gönderdi. Bilgi notunda <strong>Say</strong>’ın bu projede cazla kurduğu bağı besteci kimliği ile derinleştirdiğine işaret edildi:</p>
<p>-          <strong>Turne repertuvarında caz beşlisi için özel olarak bestelenen yeni eserlerin yanı sıra, geçmiş dönem çalışmalarının da caz düzenlemeleri de yer alıyor. Konserler 75-80 dakika sürüyor. Parçalar arasında ara verilmeden tek bir müzikal anlatı gerçekleşiyor.</strong></p>
<p><strong>Fazıl Say</strong>’ın projeyi, <strong>“Beş çok özel müzisyenin buluştuğu ve tek yürek olduğu, dinleyenler için gerçek bir müzik deneyimi” </strong>olarak tanımladığı vurgulandı:</p>
<p>-          <strong>Projenin ilerleyen dönemde albüm olarak kaydedilmesi ve uluslararası sahnelere taşınması hedefleniyor.</strong></p>
<p><strong>“Fazıl Say Jazz Quinted”</strong>de güçlü ve çok yönlü vokaliyle <strong>Ezgi Alaş, </strong>flütün büyüleyici tınısıyla <strong>Aslıhan And Say, </strong>saksafonda <strong>Serdar Barçın </strong>ve cazın en önemli davulcularından <strong>Ferit Odman, Fazıl Say</strong>’a eşlik ediyor.</p>
<p>27 Eylül 2026’ya kadar sürecek turne takvimi de şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>24 Temmuz: </strong>Çeşme Açıkhava Tiyatrosu (İzmir)</li>
<li><strong>25 Temmuz: </strong>Efes Antik Tiyatrosu (İzmir)</li>
<li><strong>26 Temmuz: </strong>Bodrum Antik Tiyatro (Muğla)</li>
<li><strong>2 Eylül: </strong>Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu (İstanbul)</li>
<li><strong>3 Eylül: </strong>Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu (İstanbul)</li>
<li><strong>13 Eylül: </strong>İzmir Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu (İzmir)</li>
<li><strong>16 Eylül: </strong>Herapolis Antik Tiyatrosu (Denizli)</li>
<li><strong>17 Eylül: </strong>Antalya Açıkhava Tiyatrosu</li>
<li><strong>27 Eylül: </strong>Bilkent Odeon (Ankara)</li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’de yollarda 185 bin Skoda var, yaş ortalaması 41’e düştü</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a66dc8b5e95f-1785126027.png" alt="" width="181" height="205" /></span><strong>YÜCE </strong>Auto-Skoda Genel Müdürü <strong>Zafer Başar</strong>, 1989 yılından bu yana Skoda’nın Türkiye distribütörlüğünün Yüce Auto A.Ş. tarafından yürütüldüğünü anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Orhan Yüce tarafından kurulan şirket 1999 yılında Doğuş Otomotiv ile ortak oldu.</strong></p>
<p>Skoda Türkiye’nin pazara sunduğu markaları sıraladı:</p>
<p>-          <strong>Fabia, Scala, Octavia, Suberb, Kamiq, Karog, tamamen elektrikli Enyaq Coupe, Enyaq SUV, Elroq…</strong></p>
<p>Türkiye genelinde 55 yetkili satıcı ve 62 yetkili servisle hizmet verdiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>İç pazarda satışlar geçen yılın biraz altında kalacak gibi görünüyor. Buna rağmen biz geçen yıl 43 bini bulan satışlarımızda bu yıl için 45 bin hedef koyduk. Satışlarımızın yüzde 65’i İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Antalya’da gerçekleşiyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de yollarda 185 bin Skoda otomobilin bulunduğunu kaydedip şu veriyi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>10 yıl önce Skoda kullanıcılarının yaş ortalaması 52’ydi. Bugün 41’e inmiş durumda.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/farnborough-airshowdan-1-milyar-dolara-yakin-ek-siparis-sinyaliyle-dondu-83960</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/0/1280x720/yilmaz-guldogan-1785126178.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Farnborough Airshow’dan 1 milyar dolara yakın ek sipariş sinyaliyle döndü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlara-degerleme-ayari-geldi-83958</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlara değerleme ayarı geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Bazı yatırım fonlarında büyük oranda yer alan gayrimenkul yatırım fonları ve girişim sermayesi yatırım fonlarında borsa fiyatı ile kurucunun açıkladığı fiyat arasındaki büyük fark Sermaye Piyasası Kurulu’nu harekete geçirdi. 23 Temmuz’da aldığı kararla SPK GYF ve GSYF paylarının borsa fiyatıyla değir kurucunun ay sonu açıkladığı birim pay değerine göre değerleme yapılmasını istedi. Yeni yönteme 31 Temmuz itibariyle geçilecek. Aşırı fiyatlanmış GSF ve GSYF’lerin bundan olumsuz etkilenmesi öngörülürken fonlarda tek seferlik bir düzeltme görülmesi bekleniyor.</p>
<h2>31 Temmuz’a kadar değerleme değiştirilecek </h2>
<p>Sermaye Piyasası Birliği 23 Temmuz’da aldığı ve Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği’ne gönderdiği yazıda yatırım fonları portföylerinde yer alan, katılma payları borsada işlem gören gayrimenkul yatırım fonu ve girişim sermayesi yatırım fonu katılma paylarının SPK’nın II-14.2 sayılı Yatırım Fonlarının Finansal Raporlama Esaslarına İlişkin Tebliğ'inin "Fiyat raporlarına ilişkin portföy değerleme esasları" başlıklı 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b/3) alt bendinde yer alan “Fon katılma payları, değerleme günü itibarıyla en son açıklanan fiyatları esas alınarak değerlenir” hükmünde değişiklik yaptı. SPK bu hüküm kapsamında payların kurucu portföy yönetim şirketi tarafından en son açıklanan birim pay değerine göre değerlenmesine, fiyat raporlarında söz konusu katılma paylarını borsada oluşan fiyatlara göre değerleyen yatırım fonlarının uyum sağlamasını teminen söz konusu fonlara en geç 31.07.2026 tarihine kadar süre verilmesine karar verdi. Ve bu hususların birlik üyelerine duyurulmasını ve sonrasında Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği Kolektif Yatırım Kuruluşu Portföylerinde Yer Alan Varlıkların Değerleme Esaslarına İlişkin Yönerge'de gerekli düzenlemenin yapılmasını teminen TSPB’ne bilgi verilmesini uygun buldu.</p>
<h2>Tek seferlik etki ya da portföyden çıkış </h2>
<p>Bu karar son dönemde piyasada oldukça sık konuşulan bir soruna da SPK’nın el attığı sonucunu doğurdu. İşlem hacmi ve pay sayısı oldukça sınırlı olan içindeki emlak fiyatlarında büyük değişiklikler olmasa da tek bir işlemle borsada sert hareketler yapan GYF ile GYSF’lere bir düzenleme geldi. Karar doğrultusunda artık borsada işlem gören GYF ve GSYF payları yatırım fonları portföylerinde artık borsa fiyatıyla değil kurucu portföy yönetim şirketinin açıkladığı son birim pay değeriyle değerlenecek. 31 Temmuz’a kadar bu payları portföylerinde bulunduran yatırım fonlarının da değerlemeleri yeniden hesaplaması gerekecek.</p>
<p>Borsada kurum tarafından açıklanan pay fiyat değerinin çok çok üzerinde işlem göre piyasaya göre suni fiyatlanmış GYF ve GSYF’ler bu karardan olumsuz etkilenecek. Bu payları fon portföyünde yüksek ağırlıklı olarak taşıyan yatırım fonlarında ise tek seferlik bir değerleme etkisi yaşanabilecek. Ya da yatırım fonları 31 Temmuz’a kadar portföyündeki bu tür yatırım araçlarını başka bir fonuna satarak fonun getirisinin etkilenmemesini sağlayabilir. Piyasa uzmanları yatırım fonlarının ay sonuna kadar bir vakti olduğunu yatırım fonunun getirisinin etkilenmemesini sağlamak için zamanları bulunduğunu vurguladı.</p>
<h2>Borsa fiyatıyla açıklanan fiyat farkı yüksek </h2>
<p>Piyasa uzmanları fon portföyünde yüksek ağırlıklı GYF taşıyan yatırım fonlarına en büyük örnek olarak Tera Portföy’ün TLY Birinci Serbest Fonu’nu gösteriyor. TEFAS verilerine göre TLY fonunda gayrimenkul yatırım fonları katılma payı yüzde 14,31 seviyesinde bir ağırlık taşıyor. Bu gayrimenkul yatırım fonu da Tera Portföy Konut Alfa Katılım GYF kısaltması da TPKGY. Aylık olarak kurucu Tera Portföy tarafından en son 30 Haziran itibariyle açıklanan fiyatı ise TPKGY'nin 8.122,13 TL. Borsa değeri ise 24 Temmuz kapanış itibariyle 690.000 TL. Son 1 yılda borsada TPKGYF1 yüzde 14 bin 965 yükseliş gösterdi. Yılbaşından bu yana da yükseliş yüzde 364,65 seviyesinde. Kurum tarafından açıklanan fiyat ile borsa fiyatı arasında oldukça yüksek bir fark bulunuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">MSCI uyarısı sonrası bir adım daha atıldı</span></h2>
<p>Piyasa uzmanlarının verdiği bilgiye göre bu tür GYF’ler 1 pay satılarak yükseliş sağlanıyor ve bu da yatırım fonunda yüksek getiri kaynağı oluyordu. 31 Temmuz’dan sonra artık bu günlük işlemlerle oluşturulan fiyatlar yatırım fonunun içindeki ürünün getirisine yansımayacak. Fonun içindeki ürünlerin getirisi veya toplam değeri kadar açıklanan fiyat yatırım fonunda değerlemede kullanılacak. Piyasa uzmanları SPK’nın küresel endeks sağlayıcı MSCI’nın uyarıları sonrası üst üste adımlar attığına dikkat çekerek bu hamlenin de o kapsamda değerlendirilmesi ve suni fiyat oluşumlarına karşı önlem alınması olarak yorumladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlara-degerleme-ayari-geldi-83958</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/9/1280x720/spk-aciga-satis-yasagini-uzatti-1748672835.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu, piyasada suni fiyat oluşumlarına karşı adımlar atmaya devam ediyor. SPK son kararıyla yatırım fonları portföylerinde yüksek ağırlıkla taşınan ve tek bir işlemle borsa fiyatı artırılabilen gayrimenkul yatırım fonları ile girişim sermayesi yatırım fonlarında değerlemeyi değiştirdi. Artık borsa fiyatı değil kurucunun açıkladığı birim fiyatı fon değerlemesinde kullanılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gozler-2-trilyon-dolarlik-ab-kamu-alim-pazarinda-83957</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB kamu ihalelerine giriş kapısı aralandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Pandeminin ardından dünya genelinde başlayan korumacılık politikaları, Avrupa Birliği’nde de kendisini gösterirken, 2022 yılında yapılan bir düzenlemeyle kamu alımları yoluyla AB firmalarına ayrımcılık uygulayan ülkelerin firmalarına ihale katılım yasağı veya fiyat dezavantajı getirildi. Bu kapsamda ilk yaptırım Çin tıbbi cihaz firmalarına karşı uygulandı.</p>
<p>Bunu takip eden 2023 yılında ise yine Türk firmalarını etkileyebilecek bir düzenleme hayata geçirildi. Yabancı Sübvansiyonlar Tüzüğü kapsamında AB dışından devlet desteği alan firmalara bildirim zorunluluğu getirildi. Türkiye ise AB’nin getirdiği bu korumacılık önlemlerini Türk firmaları yönünden aşabilmek için mevzuat değişikliğini gündemine aldı.</p>
<h2>Mevcut düzenleme yeterli değil </h2>
<p>Kamu İhale Kanunu’nda yerli isteklilere yüzde 15 fiyat avantajı sağlanmasına ilişkin bir hüküm bulunuyor. Bu hükmün uygulanması, AB firmalarına açık ihalede o firmaları etkileyeceği için AB’nin yaptırımlar listesine Türk firmalarının da girebilmesi riskini taşıyor. Kanunun 53’üncü maddesi ise Kamu İhale Kurumu’na, uluslararası ihalelere yönelik bir yetki veriyor. Yerli isteklilerin, yabancı ülkelerde açılan ihalelere katılmalarına engel olunduğunun tespit edilmesi halinde, bu uygulamanın yapıldığı ülkenin isteklilerinin de, bu Kanun kapsamında yapılan ihalelere katılmalarının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması noktasında Cumhurbaşkanına teklifte bulunma yetkisi veriliyor. Yani bu hüküm mütekabiliyet esasları çerçevesinde sadece Türkiye’nin negatif etkilendiği durumlarda mütekabiliyet uygulanması noktasında yetki veriyor.</p>
<h2>AB firmalarına ‘avantaj’ yetkisi </h2>
<p>Mecliste kabul edilen Torba Kanunda yapılan düzenleme ise AB’nin yaptırım listesine Türk firmalarının girmesini engellemek amacıyla Cumhurbaşkanına yetki veriliyor. Buna göre, 4734 Sayılı Kamu İhale Kanuna ‘Kamu alımlarında mütekabiliyet’ başlıklı ek bir madde eklendi. Alımlarda yerli istekliler, yerli malı ve bu malı teklif eden istekliler lehine tanınan hak ve avantajların, Avrupa Birliği üyesi devletlerde yerleşik isteklilere, Avrupa Birliği menşeli mala ve bu malı teklif eden isteklilere de mütekabiliyet esasları çerçevesinde ülke ve/veya ürüne göre kısmen ya da tamamen tanınması konusunda Cumhurbaşkanı yetkili olacak.</p>
<p>Yani hangi sektörlerin kapsamda olacağı metne yazılmayacak, gelişmelere göre KİK sektör bazında Cumhurbaşkanına teklifte bulunacak. Böylece, uluslararası sözleşmelerden ve ikili anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerin ifası ile ülke menfaatlerinin gerektirdiği hallerde mütekabiliyet ilkesini pozitif yönde de işletebilme yetkisi verilmiş olacak. Teklifin gerekçesinde; düzenlemeyle, Avrupa Birliğinin korumacı politikalarının yol açabileceği olumsuz etkilerin ortadan kaldırılarak yerli üreticilerin ihracat gücünün korunması, yerli istekliler ve yerli ürünlerin Avrupa Birliği pazarına erişim hakkının mütekabiliyet temelinde güvence altına alınarak pazar payının artırılmasının hedeflendiği kaydedildi.</p>
<h2>Alım yapan kamu idaresi sayısı 250 bini buluyor </h2>
<p>Yasal düzenlemeyle birlikte Türk şirketlerinin de katılabileceği AB pazarının bu alandaki büyüklüğü 2 trilyon Euro civarında bulunduğu ifade ediliyor. </p>
<p>Türkiye’de ise 2025 yılında ihale dokümanında yerli istekli ve yerli malı lehine fiyat avantajı uygulanacağı belirtilen 6 bin 762 adet ihale gerçekleştirildi. Bunların toplam sözleşme tutarı ise yaklaşık 1.12 trilyon liraya ulaştı. Aynı yıl içerisinde 38 bin 283 adet Türkiye Cumhuriyeti uyruklu, 70 adet AB uyruklu ve 73 adet diğer ülke uyruklu yüklenici ile sözleşme imzalandı. AB’nin kamu alımları pazarının yıllık büyüklüğünün ise yaklaşık 2 trilyon Euro olup alım yapan kamu idaresi sayısının ise yaklaşık 250 bin olduğu kaydedildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Türk firmalarının sıkıntı yaşamaması için düzenleme yapılıyor"</span></h2>
<p>Kamu İhale Kurumu Başkanı Hamdi Güleç, teklifin Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmeleri sırasında yaptığı değerlendirmede, AB’nin yaptırımlarından etkilenmemek için iki yöntem bulunduğunu bildirmişti. Bunlardan ilkini Dünya Ticaret Örgütü’nün ikili serbest ticaret anlaşmasına taraf haline gelmek olarak kaydeden Güleç, diğerinin ise gümrük birliğine hizmet ve yapım işlerinin de dahil edilmesi olduğunu kaydetti. Her iki yolunda zaman alacağının altını çizen Güleç, önümüzdeki süreçte Türk firmalarının mevcut pazarlarda sıkıntı yaşamaması için bu yetkinin alındığını aktardı. Güleç konuyu şöyle örneklendirdi: “Mesela İtalya'da bir ürün teklif edilecek, Cumhurbaşkanlığı makamına tanınan yetkiyle şu sektörde şu ürünler Türkiye'de Avrupa Birliği menşeli firmalarca teklif edilirse yerli firma ya da yerli ürün addedilir diye bir karar hızlıca üretme şansı olacak.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gozler-2-trilyon-dolarlik-ab-kamu-alim-pazarinda-83957</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/7/1280x720/dolar-dollar-1766051989.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk şirketlerinin, 2 trilyon dolarlık AB kamu alımı pazarında söz sahibi olmasının önünü açacak düzenleme TBMM&#039;de kabul edildi. Böylece Uluslararası Kamu Alımları Aracı ile AB firmalarına ayrımcılık yapan ülkelerin firmalarına ihaleye katılma yasağı veya fiyat dezavantajı getirilen düzenlemeden Türk şirketlerinin etkilenmemesi sağlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-tabip-projesinde-ilk-hasadi-gerceklestirdi-84013</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, TABİP Projesi’nde ilk hasadı gerçekleştirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin, Tıbbi ve Aromatik Bitki Yetiştiriciliği Projesi (TABİP) ile alternatif tarım ürünlerinin yaygınlaştırılmasını desteklerken üreticilere yeni gelir kaynakları oluşturduğu bildirildi. Yapılan açıklamaya göre, bilimsel altyapı, uygulamalı üretim ve katma değerli ürün süreçlerini bir araya getiren proje, sürdürülebilir tarımı destekleyen bütüncül yapısıyla dikkat çekiyor. Üretimden işlenmeye ve markalaşmaya kadar tüm aşamaları kapsayan TABİP'in, Kocaeli’yi tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliğinde örnek uygulama merkezlerinden biri konumuna taşıdığı ifade edildi. </p>
<p>Konu hakkında yapılan açıklamada şu bilgilere yer verildi: "Tarımsal üretimin giderek önem kazandığı günümüzde çiftçiye yönelik desteklerini sürdüren Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, gübre ve mazot desteğinden yem bitkisi üretimine, seracılıktan hayvancılığa kadar birçok alanda üreticiye destek sağlıyor. Tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliğini de yaygınlaştırarak alternatif üretim alanları oluşturan Kocaeli Büyükşehir Belediyesibu çalışmalarla hem tarımsal üretimin çeşitlendirilmesi hem de üreticilerin gelir kaynaklarının artırılması hedeflerken, toprağın verimliliğine katkı sağlayan projeler kırsal kalkınmayı da destekliyor."</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/07/27/tabip-projesinde-41-tur-bitkinin-ha-d7qe.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<h2>TABİP projesi Türkiye’ye Örnek Oluyor</h2>
<p>TABİP Projesi ile katma değeri yüksek tıbbi ve aromatik bitki üretimini yaygınlaştıran Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin, üreticilere sunduğu desteklerle alternatif tarım ürünlerinin gelişimine katkı sağlağı vurgulandı. Açıklamanın devamında, "Büyükşehir Belediyesi ile Kocaeli Üniversitesi arasında imzalanan iş birliği protokolü kapsamında yürütülen proje, bilimsel bilgi ile uygulamayı bir araya getirerek üreticilere eğitim ve Ar-Ge desteği sunuyor. Bu yönüyle TABİP, tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliğinde Türkiye’ye örnek gösterilen uygulamalar arasında yer alıyor. Kartepe Arslanbey’de kurulan Ar-Ge ve Üretim Sahası ile Bitki Müzesi, tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliğinde önemli bir uygulama ve eğitim merkezi olarak hizmet veriyor. Merkezde öğrenciler, akademisyenler ve üreticiler bitkilerin yetiştirme teknikleri, bakım süreçleri ve verim performanslarını yerinde inceleme imkânı bulurken, Türkiye’nin farklı illerinden gelen kamu kurumları ile sektör temsilcileri de Büyükşehir Belediyesi’nin örnek üretim modelini yakından gözlemliyor." denildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/07/27/tabip-projesinde-41-tur-bitkinin-ha-00bw.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Ar-Ge ve Üretim Sahası’nda yürütülen çalışmalar kapsamında yetiştirilen 41 farklı tıbbi ve aromatik bitki türünün düzenli olarak izlendiği belirtilirken, bitkilerin iklim, toprak yapısı ve bölgesel koşullara uyum süreçleri bilimsel yöntemlerle değerlendirildiği, elde edilen verilerin kayıt altına alınarak analiz edildiği ifade edildi. Açıklamaya göre, yapılan gözlem ve değerlendirmeler, tıbbi ve aromatik bitkilerin Kocaeli’nin iklim koşullarına başarıyla uyum sağladığını ve sağlıklı gelişim gösterdiği belirlendi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-tabip-projesinde-ilk-hasadi-gerceklestirdi-84013</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/3/1280x720/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-tabip-projesinde-ilk-hasadi-gerceklestirdi-1785147407.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü Tıbbi ve Aromatik Bitki Yetiştiriciliği Projesi kapsamında bu yılın aromatik bitki hasadı gerçekleştirildi. Kocaeli Üniversitesi Ziraat Fakültesi Arslanbey Yerleşkesi’ndeki Ar-Ge ve Üretim Sahası içinde yer alan 100 dönümlük alanda yürütülen çalışmalarda, biberiye, kekik, melisa, nane ve lavanta başta olmak üzere toplam 41 farklı tıbbi ve aromatik bitki türünün hasadı yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursada-donusumun-aktorlerini-yetistirecegiz-84005</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bursa&#039;da dönüşümün aktörlerini yetiştireceğiz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa iş dünyasının yazılım ve teknoloji alanındaki nitelikli insan kaynağı ihtiyacını karşılamak amacıyla hayata geçirilen ULUTEK Yazılım Vadisi Staj Programı’nın açılışı yapıldı.</p>
<p>BTSO ve ULUTEK Teknopark liderliğinde; MARSİFED, BİSİAD ve Bursa Bilişim Topluluğu ortaklığıyla düzenlenen program, üniversite ile iş dünyası arasında güçlü bir yetenek köprüsü kurmayı hedefliyor.</p>
<p>Programın açılışında konuşan BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, küresel ekonomide dengelerin yeniden kurulduğunu ve bu değişimin ana sürükleyicisinin yazılım teknolojileri olduğunu ifade etti. Başkan Burkay, mevcut bilgi ve yetkinliklerin geleceği inşa etmede yetersiz kalacağını söyledi. Dünyanın tarihi bir kırılma noktasından geçtiğini vurgulayan Başkan Burkay, “Bugün içinden geçtiğimiz dönüşüm, geçmişteki sanayi devrimlerinin çok ötesinde bir boyuta sahip. Dolayısıyla bizleri bugünlere taşıyan yeteneklerimizle yetinemeyiz.  Kendimizi çok daha donanımlı hale getirmek mecburiyetindeyiz. Kuşkusuz yazılım ve kodlama bilmek kıymetli; ancak bu becerileri analitik düşünceyle harmanlayıp toplumsal sorunlara çözüm üretemediğiniz sürece bu yeni çağın güçlü bir aktörü olamazsınız. Geleceğin dünyasında yazılımları tüketenler değil, o teknolojilerin mimarisini kuranlar söz sahibi olacak. Bizim hedefimiz; Bursa’dan değişimi takip eden değil, o değişimi bizzat kurgulayan ve yönlendiren bir gençlik çıkarmaktır” ifadelerini kullandı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a671c4b20979-1785142347.JPG" alt="" width="781" height="415" /></p>
<p><strong>“ULUTEK ile üniversite, iş dünyası arasında güçlü köprü”</strong></p>
<p>BTSO olarak hayata geçirdikleri tüm projelerde bu vizyonla hareket ettiklerini altını çizen İbrahim Burkay, “Akademik bilgiyi sahada pratiğe dönüştüren, üreten ve katma değer sağlayan gençlerimizin yetişmesi için var gücümüzle çalışıyoruz. Yazılım Vadisi Staj Programı da bu stratejik hedefimizin en somut adımlarından biridir” diye konuştu. Programa gösterilen yoğun ilginin memnuniyet verici olduğunu belirten Burkay, ilk etapta 900 başvuru arasından 120 öğrencinin programa kabul edildiğini söyledi. Programın her yıl daha fazla öğrenci ve firmanın katılımıyla büyümesini hedeflediklerini ifade eden Burkay, “Önümüzdeki yıl daha fazla firmamızın katılımıyla bu sayıyı artıracağız. Nihai hedefimiz, yazılım alanında eğitim gören tüm gençlerimizin staj sorununu ortadan kaldıracak sürdürülebilir bir modeli hayata geçirmek. Bunu başardığımızda dönüşümün en güçlü aktörleri Bursa’dan çıkacak” dedi.<br /> <br /><strong>“Bursa’yı küresel teknoloji merkezine taşıyacak projeler”</strong></p>
<p>Bursa’da dünyaya örnek yazılım ve teknoloji çözümleri geliştirecek genç ve dinamik bir insan kaynağına sahip olduklarını belirten BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, “Kentimizin uluslararası başarılarının arkasında hayal kuran, araştıran, geliştiren ve değer üreten genç mühendislerimiz, yazılımcılarımız ve girişimcilerimiz bulunuyor. BTSO olarak 2013 yılından bu yana TEKNOSAB, GUHEM, BUTEKOM ve BUTGEM başta olmak üzere 60’tan fazla nitelikli projeyi hayata geçirdik. 2030 vizyonumuz kapsamında Data Center, TEKNOSAB Teknopark, GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisemiz, Şehir Fonu ve ULUTEK HIVE projelerimizle Bursa’yı yüksek teknoloji ve inovasyonun küresel merkezlerinden biri haline getirmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a671c71dcae2-1785142385.JPG" alt="" width="723" height="534" /></p>
<p><strong>“Amacına uygun bir staj modeli uyguluyoruz”</strong></p>
<p>ULUTEK Teknopark Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Karagöz, ULUTEK’in 250 firması, 1000 Ar-Ge personeli ve 400 projesiyle Bursa’nın teknoloji üssü konumunda olduğunu söyledi. Uygulamalı eğitimin en önemli ayağı olan staj konusunda bilişim sektöründen yoğun bir talep aldıklarını söyleyen Karagöz, “BTSO, BİSİAD ve MARSİFED ile yaptığımız istişareler neticesinde 2 yıl önce başlattığımız pilot uygulamayı bu yıl geliştirerek yeniden hayata geçirdik. 39 farklı üniversiteden yaklaşık 900 öğrencimizin başvurusu arasından objektif kriterlerle seçtiğimiz 120 gencimizi 20 firmamızla buluşturuyoruz. Amacımız stajın özüne ve niteliğine uygun, sanayimize gerçek değer katan bir süreci yürütmektir” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursada-donusumun-aktorlerini-yetistirecegiz-84005</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/5/1280x720/bursada-donusumun-aktorlerini-yetistirecegiz-1785142267.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da yazılım ekosistemini güçlendirmek ve sanayinin nitelikli insan kaynağı ihtiyacına yanıt vermek amacıyla ULUTEK Yazılım Vadisi Staj Programı başlatıldı. BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, “Yeni ekonomiyi yazılımı kullananlar değil, geliştirenler şekillendirecek” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/surat-lojistikin-yil-sonu-hedefi-yuzde-100-buyume-83981</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürat Lojistik&#039;in yıl sonu hedefi yüzde 100 büyüme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel ticaretin yeni bir döneme evrildiği, tedarik zincirlerinin jeopolitik gelişmeler karşısında yeniden konumlandığı günümüzde, lojistik sektörü en stratejik alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Artan enerji maliyetleri, değişen ticaret rotaları, dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik hedefleri, lojistiğin artık üretimden ihracata kadar tüm ekonomik sürecin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini gösteriyor.</p>
<p>Küresel ticarette lojistik sektörünün destek fonksiyonu olmaktan çıktığını, küresel ekonominin yönünü belirleyen stratejik bir alan haline geldiğini ifade eden Sürat Lojistik Genel Müdürü Tarkan Türkel, “Lojistik artık üretimin, ticaretin, sanayinin, ihracatın ve tedarik zincirinin sürdürülebilir şekilde işlemesini sağlıyor. Bu nedenle hedefimiz müşterilerimize sadece taşıma hizmeti vermek değil, onların operasyonel verimliliğine, maliyet yönetimine ve büyüme hedeflerine katkı sağlayan güvenilir bir iş ortağı olmak” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>HEDEF YILI YÜZDE 100 BÜYÜME İLE TAMAMLAMAK </strong></p>
<p>“Yılın ilk 6 ayı bizim açımızdan çok verimli geçti. Yılbaşındaki hedeflerimizin yüzde 15 üzerinde bir büyüme elde ettik. Kârlılıkta ise yılın ilk yarısını beklentilerimizin yüzde 30 üstünde kapattık. Bir önceki yıla göre bu yılı yüzde 100 büyümeyle kapatmayı hedefliyoruz. Hızlı başladık, hızlı gidiyoruz. Süratli gidiyoruz” diyen Tarkan Türkel sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu başarımızı küresel ölçeğe de yayma hedefindeyiz. Türkiye lojistik sektörünün yüzde 40’ının yabancı ve yabancı ortaklı firmalardan oluştuğunu öngörüyorum. 10. yılımızda, yani 2034’te ciro bazında ilk 5 yerli ve milli lojistik firması arasında yer almayı amaçlıyoruz. Ayrıca global pazarda güçlü bir marka haline gelmek ana hedefimiz. Yurt dışında Türk lojistik firmaları daha fazla desteklenirse, şirketlerimizin küresel pazarda çok büyük fırsatlar yakalayacağını düşünüyorum. Sürat Lojistik olarak şu an işlerimizin sadece yüzde 5’i yurt dışı operasyonlarından oluşuyor. Yurt içindeki bu hızlı büyüme ivmesinin bir benzerini yurt dışında da gerçekleştirmek istiyoruz. Bunun için 2027 yılında Polonya ya da Romanya’da ilk yurt dışı ofisimizi açacağız.” Türkiye'nin stratejik coğrafi konumu ve artan dış ticaret hacmi sayesinde bölgesel bir lojistik üs olma potansiyeline sahip olduğunu belirten Türkel, bu potansiyelin gerçek anlamda değerlendirilebilmesinin ise lojistikte hızlı, entegre ve sürdürülebilir çözümler sunabilen güçlü oyuncularla mümkün olduğunu belirtti. Türkel, “Biz de Sürat Lojistik olarak ticaretin sürekliliğini ve rekabet gücünü destekleyen bir lojistik çözüm ortağı olmayı hedefliyoruz. Türkiye’nin üretim gücünü doğru taşıma modlarıyla, doğru pazarlara ve doğru zamanda ulaştırmak bizim temel sorumluluğumuz olarak görmekteyiz” dedi.</p>
<p><strong>“LOJİSTİK YÖNETİMİ ÇOK DAHA KRİTİK HALE GELDİ” </strong></p>
<p>Bugün sektörde fark yaratmanın yolunun sadece araç kapasitesinden değil, doğru planlama, güçlü tedarikçi yönetimi, hızlı aksiyon alma kabiliyeti ve güvenilir operasyon yapısından geçtiğini belirten Türkel, lojistiğin şirketlerin rekabet gücünü doğrudan etkilediğine dikkat çekti. Türkel, ürünlerin doğru zamanda, doğru maliyetle ve güvenli şekilde teslim edilmesinin kritik önem taşıdığını kaydederek şunları söyledi: “Özellikle maliyetlerin arttığı, tedarik zincirlerinde kırılganlıkların yaşandığı ve hız beklentisinin yükseldiği bir dönemde lojistik yönetimi çok daha kritik hale geldi. Şirketler lojistik iş ortaklarından yalnızca araç temini değil, planlama, optimizasyon, esneklik, görünürlük ve sürdürülebilir çözümler bekliyor. Sürat Lojistik olarak biz de bu noktada müşterilerimizin operasyonlarını daha verimli hale getirecek çözümler geliştirmeye odaklanıyoruz. Çünkü iyi yönetilen lojistik, şirketlere hız, maliyet avantajı ve güven kazandırıyor. Bugün her sektörün, her şirketin hatta aynı sektörde faaliyet gösteren işletmelerin bile lojistik ihtiyaçları birbirinden farklı. Bizim için lojistikte asıl değer, müşterinin ihtiyacını doğru okuyup ona uygun çözümü sunabilmek. Standart taşıma hizmeti vermek yerine, müşterinin operasyonuna dokunan ve ona verimlilik sağlayan bir yapı kurmayı önemsiyoruz.”</p>
<p><strong>“YATIRIMLARIMIZ 5 EKSEN ÜZERİNE KURULU” </strong></p>
<p>Genç bir şirket olmalarına rağmen sektörde güçlü bir büyüme performansı sergilediklerini kaydeden Tarkan Türkel, yatırımlarını operasyonel kapasite artışı, dijitalleşme ve otomasyon, Avrupa’da doğrudan yapılanma, intermodal hatların güçlendirilmesi, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik olmak üzere 5 eksen üzerinde kurguladıklarını ifade etti. Türkel, “Özellikle dijitalleşme tarafında, rota planlamadan teslimat analizine kadar tüm sistemi veriyle yöneten bir modele geçiyoruz. Dijitalleşmeyi sadece bir altyapı yatırımı değil, bir düşünme biçimi olarak görüyoruz. Zaten tüm operasyon zincirimizi uçtan uca dijital ortama taşımış durumdayız. Rota planlama, yük optimizasyonu, filo takibi ve müşteri görünürlüğü artık tek bir platform üzerinden yönetiliyor. Bu sayede hem operasyonel hız kazandık hem de karar verme süreçlerimiz veriye dayalı hale geldi. Şimdi karanlık depoların tamamen otonom hale geldiği, yapay zekânın operasyonel kararları yönettiği bir model hedefliyoruz. Böylece müşteriler sadece teslimat değil, çevresel etki performansını da takip edebilecek. Dijitalleşmenin ikinci evresinde amaç, sürdürülebilirliği görünür hale getirmek” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“YAPAY ZEKÂ KULLANIMI HIZLA YAYGINLAŞIYOR” </strong></p>
<p>Özellikle rota optimizasyonu, talep tahmini, kapasite planlaması, araç doluluk oranlarının artırılması ve operasyonel risklerin önceden tespit edilmesi gibi alanlarda yapay zekâ kullanımının hızla yaygınlaşacağını belirten Türkel, teknolojinin saha deneyimiyle birleştiğinde gerçek değer ürettiğini vurguladı. Tarkan Türkel, “Sürat Lojistik olarak dijitalleşmeyi ve veriye dayalı yönetimi operasyonel kabiliyetimizin tamamlayıcı unsurları olarak görüyoruz. Hedefimiz teknolojiyi bir söylem olarak değil, sahada sonuç üreten bir araç olarak kullanmak” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/surat-lojistikin-yil-sonu-hedefi-yuzde-100-buyume-83981</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/1/1280x720/surat-lojistik-1785131418.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ticarette yaşanan dönüşüm, Türkiye’de lojistik sektörünü stratejik bir konuma taşıdı. Sektörde, yılın başındaki hedeflemelerini aşan şirketler var. Sürat Lojistik Genel Müdürü Tarkan Türkel, şirketlerin artık yalnızca taşıma hizmeti değil, hız, verimlilik, maliyet avantajı ve sürdürülebilirlik sağlayan çözüm ortakları aradığını söyleyerek, “2026 yılının ilk 6 ayı bizim açımızdan çok verimli geçti. Yıla hızlı başladık, hızlı gidiyoruz. Hedefimiz bu yılı yüzde 100 büyüme ile tamamlamak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-60-cikis-hayal-kurdururken-113-fiyatkazanc-riski-hatirlatiyor-83978</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 60 çıkış hayal kurdururken, 113 fiyat/kazanç riski hatırlatıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 100 Endeksi haftayı %0,27 ekside kapatırken, 19 hisse yüzde 15 ve üzeri getiri sağladı. Endeksin zorlandığı süreçte, borsaya yeni gelen hisselerin çıkışları dikkat çekti. Ancak %60’ı aşan tavan serileri çekici görünse de, perde arkasındaki gerçekler göz ardı edilmemeli.</strong></p>
<p>Borsada bir hissenin tavan serisiyle yükselmesi, yatırımcıların gözünde o şirketin gelecekte olağanüstü bir operasyonel güce ulaşacağını veya ekrandaki bu rallinin kalıcı bir değerleme olduğunu düşündürebilir. Endeksin %0,27 gerilediği bir haftada 19 hissenin %15 ve üzeri yükseliş kaydetmesi, özellikle de İsvea Seramik ve Şa-Ra Enerji gibi yeni halka arzların %60 yükselmesi hayli cezbedici olabilir. Ancak ekrandaki her likidite coşkusunu şirketin içsel büyümesinin sonucu sanmak asıl yanılgı olacaktır. Bir hissenin çıkış motivasyonunu bilmeden trene binmek, bilinmeyen istasyona bilet almak anlamına gelecektir.</p>
<h2>Halka arz dalgasının gücü</h2>
<p>İşvea Seramik, 10 Temmuz günü borsada işlem görmeye başladığından bu yana her gün kapanışını tavandan gerçekleştirdi. 20,90 TL’den borsaya gelen hissenin halka arzına 901,6 bin yatırımcı katıldı. Arz fiyatına göre %112 yükselirken F/K oranı 112,96 ve PD/DD oranı 8,48 seviyesinde bulunuyor. Çarpanlar kâr satışlarının şaşırtıcı olmayacağını söylüyor. Şa-Ra Enerji, 17 Temmuz’dan bu yana işlem görüyor ve geçen 6 işlem gününü tavandan kapattı. 70 TL’den borsaya gelen hisseye 729,6 bin yatırımcı talepte bulundu. 6,2 milyar TL ile yılın en büyük halka arzı konumunda bulunuyor. Son kapanış fiyatına göre F/K oranı 77,84 ve PD/DD oranı 7,85 düzeyinde. Yüksek ilgi hissenin tavan serisini destekledi.</p>
<h2>Diptekinin dalgalı hareketi</h2>
<p>Gezinomi Seyahat, Eylül 2025’te 330,25 TL’yi test ederken sert düşüşün ardından şimdilerde 67,65 TL’den işlem görüyor. Fiyatı yılbaşından bu yana dipte dalgalı hareket ediyor. Yukarı ataklar kısa süre sonra satış baskısıyla karşılaşıyor. Son üç yılda zarar eden firma, ilk çeyrekte de gelirini düşürürken dönem sonunda 149,7 milyon TL zarar yazdı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a66eb836902b-1785129859.png" alt="" width="999" height="552" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TRADE Mİ, YATIRIM MI?</strong></p>
<p>Trade; hızlı kazanç, esneklik, çift yönlü kazanç, bağımsızlık, verimlilik. Yüksek stres, işlem maliyeti, zaman tüketimi, hatalı sinyal, ralli kaçırma. Yatırım; bileşik getiri, konfor, temettü ve maliyet avantajı, trend ortaklığı. Sermaye kilitlenmesi, sabır zorluğu, kriz ve enflasyon riski, körlük.</p>
<p><strong>İmtiyazlı payların devri genel kurul toplantısının ardından gerçekleşecek</strong></p>
<p>Prizma Matbaacılık’ta ana ortağın değişmesi neyi dönüştürecek? ● Tayfun Peker</p>
<p>Tayfun, Prizma Matbaacılık’ta A ve B grubu paylar Tera Yatırım Teknoloji Holding’in dolaylı bağlı ortaklığı DLT Turizm tarafından alındı. Yüzde 25,80’ini temsil eden B grubu payların devri haziranda tamamlandı. Yönetimde imtiyaz hakkı tanıyan A grubu paylar ise genel kurul toplantısının ardından devralınacak. Devirle birlikte Prizma’nın kontrolü Tera’ya geçerken diğer ortaklara 23,50 TL’den çağrı yapılacak. İşlem fiyatı, 73,50 TL olduğu düşünüldüğünde çağrı pek anlamlı durmuyor. Ana ortağın ne gibi bir dönüşüm sergileyeceği ise ileride gözlenecek.</p>
<p><strong>İştiraki üzerinden kruvaziyer limanının imtiyaz hakkını 30 yıllığına devraldı</strong></p>
<p>Global Yatırım Holding’in İspanya’daki liman ihalesinin sonucu ne oldu? ● Celal Kalem</p>
<p>Celal, İspanya’nın Ferrol Kruvaziyer Limanı’nın işletme hakkına ilişkin Global Yatırım Holding’in bağlı iştiraki en iyi teklifi verdi. Haziranda imtiyaz hakkı 30 yıllığına bağlı ortaklık Global Ports Holding’e verildi. İştirak öncelikle üç ay içinde ilk faz inşaat projesini yetkililere sunacak ve izinlerin alınmasının ardından altı ay içinde inşaat çalışmalarına başlayacak. Söz konusu yatırımın şirket cirosuna katkı sağlaması, ancak inşaat süreçleri bitip operasyonlar başladığında mümkün olacak. Kesin nakit akışı tarihi ise bu aşamada belirsiz.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TIE fonu BIST 30 hisselerine yatırım yaparak son bir yılda %38 getiri sağladı</strong></p>
<p>İş Portföy’ün idaresindeki BIST 30 Endeksi Hisse Senedi (TL) Fonu (TIE), geçtiğimiz mayıs ayında en yüksek 0,79 TL’yi test etti ve ardından dalgalı şekilde aşağı yöneldi. Zayıf bir seyir izleyen fon, hacmi bir ay artarken ertesi ay azaldı. Büyüklüğü önceki aya göre gerileyerek temmuzda 1,87 milyar TL’ye indi. Bu sürede fondan çıkan nakit 35,5 milyon TL seviyesinde. Yatırımcı sayısı ise temmuzda 18.987 oldu. Doluluk oranı %50,63 seviyesinde olan TIE’nin temel stratejisi, BIST 30 Endeksindeki hisselere yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyünün %91,10’u hisse ve %4,08’i ters repodan oluşuyor. Portföyde Aselsan, Destek Finans, BİM, THY ve Tüpraş’ın ağırlığı var. Volatiliteyi göze alanlara hitap ediyor. Bir yılda %37,88 yükselen fon, aynı sürede %32,61 çıkan BIST 100 Endeksinin üzerinde performans sergiledi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Sümer Faktoring, piyasadan TLREF + %5 faizle 50 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Sümer Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 24.07.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 50.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%5 olarak belirlendi. 364 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 23.07.2027 olarak açıklandı. 24 Temmuz itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı %39,94 seviyesinde bulunuyor. Sümer Faktoring’in verdiği %5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, TRFSUMF72710 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a66eb4adb77f-1785129802.png" alt="" width="969" height="243" /><strong>ALTINAY SAVUNMA</strong></p>
<p><strong>İştiraki yurt içi müşteriden havacılık ekipmanları tedariki için anlaşmaya vardı</strong></p>
<p>Altınay Savunma, %50 bağlı ortaklığı Taac Havacılık aracılığıyla yurt içinde yerleşik bir müşteriyle havacılık ekipmanlarının tedarikine yönelik olarak KDV hariç 134,1 milyon dolar tutarında sözleşme imzaladı. Açıklamada Söz konusu sözleşme ile birlikte, Altınay Savunma Grubu olarak, güncel tamamlanmayı bekleyen siparişler tutarının 334 milyon dolara ulaştığı belirtildi. Tutarlar, firmanın iştirakleriyle birlikte güçlü siparişler aldığını işaret ediyor. Altınay, üç aylık dönemde gelirini %33 brüt kârını ise %45 geriletti. Dönem sonunda 54,2 milyon TL zarara döndü.</p>
<p><strong>MARGÜN ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Dokuz jeotermal ruhsatın sahasındaki sondajlar için hizmet sözleşmesi imzaladı</strong></p>
<p>Margün Enerji, %100 bağlı iştiraki Bosphorus Yenilenebilir Enerji aracılığıyla devraldığı toplam kurulu güç potansiyeli 505 MWm olan dokuz jeotermal kaynak ruhsatının sahasında sondaj faaliyetlerine başladı. Proje yönetimi, kuyu mühendisliği, saha süpervizörlüğü ve teknik koordinasyon hizmetlerinin sağlanması için Oilwell Dynamics firmasıyla bir hizmet sözleşmesi imzaladı. Margün, portföyüne kattığı yüksek jeotermal sahalarda fiziki üretim öncesi mühendislik aşamasına geçtiği anlaşılıyor. Firma yılın ilk çeyreğinde gelirini %28, dönem sonu kârını %219 büyüttü.</p>
<p><strong>TRABZON LİMANI</strong></p>
<p><strong>Takas farkı ödeyerek eski römorkörünü verip yerine açık deniz römorkörü alıyor</strong></p>
<p>Trabzon Liman İşletmeciliği, Med Marine firmasıyla Albayrak 1461 römorkörünün takası karşılığında ve ilave 750 bin euro ödeme yaparak 23,40 metre minimum 50 TBP çeki gücüne sahip yeni açık deniz römorkörü için yapım ve trampa sözleşmesi imzaladı. Römorkör ekimde teslim alınacak. Ödemeler 60 gün içinde iki eşit taksit halinde yerine getirilecek. Şirket, liman operasyonlarında kritik öneme sahip kılavuzluk ve römorkör kapasitesini modern bir deniz aracıyla yenileme imkanı bulacak. Firma yılın ilk çeyreğinde gelirini %32 düşürürken dönem sonunda 125,1 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Yataş’ın fiyatında mayıstan itibaren düşüş ivmesi artarken fonlar alım tarafında</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a66eb3427994-1785129780.png" alt="" width="301" height="240" /></strong>Yataş’ta fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %7,02 ile toplamda 460,9 bin lot artarak 7,03 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 21 ile aynı seviyede bulunuyor. IML fonu 527 bin lot ile en fazla alımı yaparken, GOH fonu 349,6 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Yataş hakkında bugüne kadar 6 aracı kurum öneride bulunurken sadece biri model portföyüne aldı. En yüksek hedef öneriyi Marbaş Yatırım 66,80 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 62,40 TL ile Halk Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-60-cikis-hayal-kurdururken-113-fiyatkazanc-riski-hatirlatiyor-83978</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 60 çıkış hayal kurdururken, 113 fiyat/kazanç riski hatırlatıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekali-sosyal-ticaret-83972</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâlı sosyal ticaret</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sosyal ticaret üzerine bir süredir yazmıyordum ama yapay zekâ uzun süredir her yazımın odağında yer alıyor. Mağazanolsun.com’un son dönemde yaptıkları bu iki tarafı birleştiren bir yazı yazmaya olanak tanıyor. Şirketin geliştirdiği yapay zekâ MAI ve yurtdışı açılım ile e-ihracata katkı sunma çabası bu şirketi incelemenin zamanının geldiğini gösteriyor.</p>
<p>E-ticarete girmek isteyen girişimciler ile ürünlerini daha geniş kitlelere ulaştırmak isteyen üretici/toptancıları buluşturan bir stoksuz e-ticaret (dropshipping) ve anahtar teslim mağaza platformu olan Magazanolsun.com, geleneksel e-ticaretin karmaşık süreçlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir iş modelini uyguluyor. Bu iş modeli bir sacayağı üzerine oturtulmuş durumda:</p>
<ul>
<li>Mağaza Sahipleri (Girişimciler): İnternetten satış yapmak isteyen ancak sermayesi, ürünü, deposu veya teknik bilgisi olmayan bireyler.</li>
<li>Tedarikçiler (Üretici ve Toptancılar): Ürünleri, depoları ve stokları bulunan ancak bunları daha fazla satış kanalında değerlendirmek isteyen işletmeler.</li>
<li>Platform (Magazanolsun): Taraflar arasında köprü kuran; altyapıyı, ödeme yöntemlerini, kargo entegrasyonlarını ve ürün havuzunu yöneten teknoloji sağlayıcısı.</li>
</ul>
<p>Operasyon ise beş başlık altında özetleniliyor. Platform, e-ticaret altyapı sağlayıcıları ile pazaryerlerinin sunduklarını birleştirerek uçtan uca bir çözüm sunuyor.</p>
<ol>
<li>Anahtar Teslim Mağaza Kurulumu: Girişimci, platformdan bir paket seçerek kısa süre içinde (genellikle bir gün içinde) hazır bir e-ticaret sitesi sahibi oluyor. Bu sitenin içinde binlerce hazır ürün, ödeme altyapısı ve güvenlik sertifikaları (SSL) entegre bir şekilde gelir.</li>
<li>Ürün Seçimi ve Listeleme: Mağaza sahibi, platformun sunduğu geniş tedarikçi havuzundan (binlerce ürün arasından) kendi mağazasında satmak istediklerini seçiyor.</li>
<li>Pazarlama ve Satış: Mağaza sahibi, teknik operasyonlarla uğraşmak yerine tamamen sosyal medya, dijital pazarlama ve müşteri çekme odaklı çalışmalar yaparak ürünlerin tanıtımını ve satışını gerçekleştiriyor.</li>
<li>Sipariş ve Lojistik Süreci:
<ul>
<li>Müşteri, girişimcinin e-ticaret sitesinden sipariş verir ve ödemeyi yapıyor.</li>
<li>Ödeme platform tarafından güvenli bir şekilde alınıyor.</li>
<li>Sipariş ve detayları otomatik olarak ilgili ürünün tedarikçisine iletiliyor.</li>
<li>Tedarikçi, ürünü doğrudan müşteriye kargoluyor.</li>
</ul>
</li>
<li>Ödeme ve Kazanç Paylaşımı: Müşteri ürünü teslim alıp onay verdikten sonra, satıştan elde edilen kâr marjı (komisyon/kazanç) mağaza sahibinin hesabına aktarılıyor.</li>
</ol>
<p>Gemini bu modelin sağladığı faydaları şu başlıklar altında özetliyor:</p>
<ul>
<li>Stok ve Depo Maliyeti Yoktur: Girişimci önceden ürün satın alıp evinde ya da bir depoda stok tutmak zorunda kalmaz.</li>
<li>Şirket Kurma Zorunluluğu Olmaması: Modelin yapısı gereği, bireyler şirket kurma ve muhasebe gibi başlangıç maliyetleriyle vakit kaybetmeden sisteme dahil olabilmektedir.</li>
<li>Operasyon Yükünün Olmaması: Kargo, paketleme, faturalandırma ve iade gibi süreçlerle doğrudan tedarikçi ve platform ilgilenir.</li>
<li>Eğitim ve Destek: Platform, e-ticarete yeni başlayanlara rehberlik etmek üzere dijital eğitimler, danışmanlık ve topluluk desteği sunar.</li>
</ul>
<p>Özetle Magazanolsun.com; e-ticaret yapmak isteyenlere "ürün ve altyapı derdi olmayan hazır bir dükkan", üreticilere ise "ürünlerini binlerce farklı dijital kanalda sattırabilecek bir satış ordusu" sunan bir hizmet olarak e-ticaret (EaaS - E-commerce as a Service) ekosistemidir.</p>
<p><strong>Yapay zekâ MAI ile açılan yeni dönem</strong></p>
<p>Eşi Yasemin Çil ile birlikte Mağazanolsun.com’un temellerini atan Kubilay Çil, “Biz ihracata öncelik verirken yapay zekâ gündemimize öyle hızlı giriş yaptı ki, iki sene önce biz yapay zeka takımını kurup kendi planımızı  ve yol haritamızı oluşturduk çünkü biz yapay zekâ olmadan yaptıklarımızın bir anlam ifade etmeyeceğini öngördük. İşe çocuklarımıza eğitmekten başlayıp işimizi yapay zekâ altyapısıyla çalışacak bir mekanizmaya dönüştürmek için adımlar attık. Şimdi bu araçları pazara sürme noktasına gelmiş bir firmayız. Yani ihracatta varız, yapay zekâda varız ve şu an yani yılbaşına yaptığımız hazırlıklar inşallah netice verdiğinde çok daha farklı bir iş modeliyle karşılaşacağız.” diyor.</p>
<p>Kızları Fatma Ceren, “Yetiştirdikten sonra mesela Fatma Ceren’in yapay zekâsı çıksın ve satışı arka planda o tamamlasın diye planlıyoruz. Kişi uyandığında bir baksın veri tabanına satış düşmüş. Örneğin İtalya'da bir aşçıya mağaza satışı yapsın. Bunu yapsa nasıl olur? Böyle bir sisteme evirmeye çalışıyoruz. MAI dediğimizde tam olarak bu aslında. Chat bot halinde kullanıcıya özel tanımlanmış paket satışı yapan çözümler oluşturduk ve bunu yayına çıkacağız. O sayede ne olacak? Türkçeden başlayıp 23 dile kadar çıkabilen bir yapay zekâ yapmış olacağız. Yapay zekâ mağaza sahibinin görüntüsüyle ve sesiyle satış yapabilecek.” diyor.</p>
<p>Bunun operasyonda yaratacağı fark, bir mağaza sahibi eşiyle kavga edip iş odağını kaybettiğinde de yapay zekânın çalışmayı sürdürmesi olacak. Bu simgesel örneği, insan ile yapay zekâ arasındaki farkı anlatmak açısından açıklayıcı olduğu için aktarıyorum. </p>
<p>Bu bakış açısını aktardıktan sonra Gemini ile birlikte Mağazanolsun.com’un yapay zekâ alanında yaptıklarını analiz etme ihtiyacı ortaya çıkıyor. Gemini yapılanları şöyle özetliyor:</p>
<p>E-ticaret süreçlerini hızlandırmak ve otomatikleştirmek amacıyla yapay zekayı altyapısına ve sunduğu hizmetlere entegre eden bir yaklaşım izleyen Magazanolsun.com’un yapay zekâ odaklı çözümleri ve stratejileri temel olarak şu alanlarda yoğunlaşmaktadır:</p>
<h3>1. MAI (Yapay Zekâ Destekli Ticaret Çözümleri)</h3>
<p>Platform, girişimcilerin iş yükünü hafifletmek için MAI adı verilen yapay zeka destekli çözümler sunar.Bu sistemler aracılığıyla:</p>
<ul>
<li>İçerik Üretimi:E-ticaret siteleri ve sosyal medya kanalları için ürün tanıtımları, kısa videolar ve dijital pazarlama metinleri pratik bir şekilde oluşturulabilir.</li>
<li>Mağaza Yönetimi:Ürünlerin vitrin düzenlemeleri, hedef kitle analizleri ve dijital iletişim stratejileri yapay zeka araçlarıyla desteklenir.</li>
</ul>
<h3>2. SEO Uyumlu Ürün Açıklamaları ve Optimizasyon</h3>
<p>Özellikle platformdaki tedarikçiler için yapay zeka, ürün görünürlüğünü artırmada kritik bir rol oynamaktadır.Tedarikçilerin sisteme yüklediği ürünlerin başlıkları ve açıklamaları yapay zeka tarafından Google arama motorlarında üst sıralara çıkacak (SEO uyumlu olacak) şekilde optimize edilir.</p>
<h3>3. Yapay Zeka Destekli Avatar ve Agent (Ajan) Sistemleri</h3>
<p>Magazanolsun, küresel pazarlara açılma ve e-ihracat hedefleri doğrultusunda yapay zeka destekli avatar ve agent sistemlerini bünyesine entegre etmiştir. Çoklu dil desteğiyle (6 farklı dil) birlikte çalışan bu yeni nesil teknolojiler; özellikle uluslararası pazarlarda müşteri iletişimini, satış süreçlerini ve dijital pazarlamayı otomatikleştirerek küresel ölçekte büyümeyi kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.</p>
<p><strong>E-ihracat boyutu ile yapay zekâ etkisi güçleniyor</strong></p>
<p>Kubilay Çil, yapay zekâdan önce başlayan ve yapay zekâ ürünleri ile daha etkili olmayı planladıkları e-ihracat alanında “Bizim 3 senedir süren bir ihracat çalışmamız var. Burada e-ihracat konsorsiyumu olmanız lazım. Biz de bu yönde hareket edip Ticaret Bakanlığı'nın 13. İhracat konsorsiyum statüsü alan firması olduk.” diyor. Bu alan yapay zekâ ile birlikte çok daha büyük bir etki yaratılmasını sağlayacak gibi görünüyor. Gemini, e-ihracat boyutunu dört başlık altında analiz ediyor.</p>
<p>Mağazanolsun, yerel pazarda kurduğu başarılı "anahtar teslim stoksuz e-ticaret" modelini küresel ölçeğe taşımak amacıyla e-ihracat odaklı kapsamlı bir yurt dışı açılım stratejisi yürütmektedir. Şirketin bu süreçteki temel planları ve adımları şu başlıklar altında şekillenmektedir:</p>
<h3>1. İngiltere ve Avrupa Pazarıyla Başlangıç (Fornium.uk)</h3>
<ul>
<li>Platform, küresel açılımın ilk somut adımını İngiltere merkezli olarak atarak uk markasını hayata geçirmiştir.</li>
<li>Şirket yöneticileri, en zorlu regülasyonlara sahip pazarlardan biri olan İngiltere'yi pilot bölge olarak seçerek altyapılarını test etmiştir. Nüfusunun büyük bir kısmının online alışveriş yaptığı bu pazarda, Türk satıcıların uluslararası arenada hızla yer alabilmesi için köprü kurulmuştur.</li>
<li>İngiltere modelinin ardından Avrupa’nın diğer ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kanada, Türki Cumhuriyetler ve Ortadoğu pazarlarına da kademeli olarak açılma planları yürütülmektedir.</li>
</ul>
<h3>2. Dil Bariyerini Kaldıran Yapay Zekâ Entegrasyonu (23 Dil Desteği)</h3>
<ul>
<li>Yurt dışına açılırken karşılaşılan en büyük engellerden biri olan yabancı dil sorunu, şirketin geliştirdiği yapay zeka asistanları ve ajan sistemleriyle çözülmektedir.</li>
<li>Kullanıcıların ve influencerların Rusça, Almanca, İngilizce veya farklı dilleri bilmesine gerek kalmadan, 23 farklı dile kadar otomatik içerik üretebilen, sosyal medya postları hazırlayabilen ve gelen müşteri sorularına hatasız yanıt verebilen akıllı altyapılar devreye alınmıştır.</li>
</ul>
<h3>3. Operasyonel ve Teknik Engellerin Ortadan Kaldırılması</h3>
<ul>
<li>Geleneksel e-ihracatta şirket kurma, uluslararası depolama, gümrük, kargo ve yerel pazaryeri entegrasyonları gibi süreçler girişimciler için çok maliyetli ve karmaşıktır.</li>
<li>Mağazanolsun; tıpkı Türkiye modelinde olduğu gibi yurt dışında da şirket kurulumundan depolamaya, kargolamadan rakip araştırmasına kadar tüm operasyonel yükü kendi üstlenmektedir. Böylece bireysel girişimciler, aylar süren bürokratik engellerle uğraşmadan kısa süre içinde e-ihracatçı olabilmektedir.</li>
</ul>
<h3>4. Üreticileri Küresel Pazarla Buluşturma Vizyonu</h3>
<ul>
<li>Türkiye'deki güçlü üretim potansiyelini (özellikle kozmetik, gıda takviyesi, tekstil vb. alanlarda) küresel taleple buluşturmak temel hedefler arasındadır.</li>
<li>Üreticilerin ve bireysel satıcıların, hatalı stratejiler veya lojistik maliyetleri yüzünden zarar etmesini önlemek amacıyla, 2027 yılına kadar tamamlanması hedeflenen 30'un üzerinde yapay zekâ aracıyla doğru fiyatlama, hedef kitle analizi ve pazar uyumu sağlanmaktadır.</li>
</ul>
<p>“Geleneksel e-ticaret süreçlerinin yerini yapay zeka odaklı sistemlerin aldığını, geleceğin tamamen otomatize edilmiş ve yapay zekâ ile güçlendirilmiş ‘AI ticaret’ dönemine evrildiğini” belirten Yasemin Çil, 2027’ye gelindiğinde yaklaşık 30 yapay zekâ aracının üreticilerin özellikle e-ihracatta yaşadığı zorlukları ve “tökezleme taşlarını” ortadan kaldırmak için devrede olmasını planladıklarını söylüyor.</p>
<p><strong>AI ticaret ve sosyal ticaretin dinamikleri </strong></p>
<p>Yasemin Çil’in bahsettiği AI ticaret, halihazırda e-ticarete göre çok daha fazla dikkat çekici bir gelişme kaydeden sosyal ticaretin bir sonraki sıçrama tahtasını oluşturacak. Bu konuyu Germini ile değerlendirdiğimizde şu sonuçları vurgulamak gerektiği sonucuna vardık:</p>
<p>Sosyal ticaret (social commerce) ile geleneksel e-ticaret (pazaryerleri ve bağımsız e-ticaret siteleri), dijital ekonominin iki büyük ve birbirini tamamlayan gücüdür. Aralarındaki temel farklar, pazar dinamikleri ve büyüme potansiyelleri şu başlıklar altında incelenebilir:</p>
<ol>
<li>Temel Tanım ve Dinamik Farkı</li>
</ol>
<ul>
<li>Geleneksel E-Ticaret (Talep Yakalama - Demand Capture): Kullanıcının zaten bir satın alma niyeti vardır. Google'da arama yaparak, bir pazaryerine (Trendyol, Hepsiburada vb.) girerek veya doğrudan bir markanın web sitesini ziyaret ederek aradığı ürünü bulur ve satın alır. Amaç, var olan talebi en az sürtünmeyle siparişe dönüştürmektir.</li>
<li>Sosyal Ticaret (Talep Yaratma - Demand Creation): Kullanıcı o an alışveriş yapmayı düşünmüyorken, sosyal medya akışında gezinirken (Instagram, TikTok vb.) bir içerikle karşılaşır ve anlık bir istek (plansız satın alma) geliştirir. Keşif, ilham, influencer önerileri ve canlı yayınlar (live shopping) odaklıdır. Uygulamadan çıkmadan (uygulama içi ödeme ile) alışveriş tamamlanır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Pazar Karşılaştırma Tablosu</li>
</ol>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Özellik</p>
</td>
<td>
<p>Geleneksel E-Ticaret</p>
</td>
<td>
<p>Sosyal Ticaret</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Ana Odak</p>
</td>
<td>
<p>Arama, kıyaslama, geniş ürün kataloğu ve güvenli lojistik.</p>
</td>
<td>
<p>İçerik, eğlence, topluluk etkileşimi ve dürtüsel (spontane) satın alma.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Tüketici Niyeti</p>
</td>
<td>
<p>Yüksek niyetli ("İhtiyacım var, almalıyım").</p>
</td>
<td>
<p>Düşük/sıfır niyetli ("Gördüm, beğendim, aldım").</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Kritik Araçlar</p>
</td>
<td>
<p>SEO, Google Reklamları, pazaryeri algoritmaları, detaylı ürün sayfaları.</p>
</td>
<td>
<p>Kısa videolar (Reels/TikTok), canlı yayınlar, influencer iş birlikleri (KOL), sosyal kanıt.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Satın Alma Adımları</p>
</td>
<td>
<p>Çok adımlı (Arama-Sepet-Üye Ol-Ödeme).</p>
</td>
<td>
<p>Tek tıkla / sürtünmesiz (Uygulama içinde keşfet ve bitir).</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Güçlü Olduğu Sektörler</p>
</td>
<td>
<p>Elektronik, beyaz eşya, kitap, genel ihtiyaç ve süpermarket ürünleri.</p>
</td>
<td>
<p>Moda, aksesuar, kozmetik/kişisel bakım, ev dekorasyonu ve dikey/niş trend ürünler.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ol start="3">
<li>Pazar Büyüklüğü ve Potansiyel</li>
</ol>
<ul>
<li>E-Ticaretin Olgunluğu: Küresel e-ticaret pazarı trilyonlarca dolarlık devasa bir hacme sahip olup, toplam perakende içindeki payı istikrarlı bir şekilde büyümektedir (Türkiye'de perakendenin %20'den fazlası online'a kaymıştır). Büyüme hızı geleneksel çizgide oturmuş ve öngörülebilir bir yüzdeyle ilerlemektedir.</li>
<li>Sosyal Ticaretin Patlama Potansiyeli: Sosyal ticaret, genel e-ticarete kıyasla kat kat daha hızlı bir büyüme ivmesine Özellikle Gen Z (Z Kuşağı) ve Y Kuşağı tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarını doğrudan sosyal medyaya taşıması, pazarın hacmini hızla büyütmektedir. Günlük ortalama saatlerce sosyal medyada vakit geçiren kullanıcılar, arama motorlarından ziyade sosyal platformları birer arama ve alışveriş motoru olarak kullanmaya başlamıştır.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Sonuç ve Gelecek Yönelimi</li>
</ol>
<p>Sosyal ticaret, geleneksel e-ticaretin yerini tamamen alacak bir alternatif değil; onun en güçlü ön safrası (talep yaratma motoru) konumundadır.</p>
<ul>
<li>Başarılı markalar ve satıcılar artık bu iki dünyayı entegre yönetmektedir: Ürün sosyal medyada (video, canlı yayın veya influencer aracılığıyla) keşfedilip sevdirilir (sosyal ticaret), ödeme ve operasyonel arka plan ise sağlam e-ticaret altyapılarıyla çözülür.</li>
<li>Gelecekte, yapay zeka destekli kişiselleştirilmiş akışlar ve uygulama içi ödeme kolaylıkları arttıkça, sosyal ticaretin e-ticaret içerisindeki payının çok daha agresif bir şekilde artması beklenmektedir.</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekali-sosyal-ticaret-83972</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâlı sosyal ticaret ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eksim-holding-40-yilinda-yeni-nesil-bir-kurumsal-marka-insa-ediyor-83971</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eksim Holding 40. yılında yeni nesil bir kurumsal marka inşa ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>40. yıl kutlamalarına hazırlanan Eksim Holding, yenilenebilir enerji, elektrik dağıtımı, teknoloji ve gıda ve girişim ekosistemi gibi farklı alanlardaki istikrarlı yatırımlarıyla büyümeye devam ediyor. Son dönemde gençlere yönelik projeleri, dijital medyadaki iletişim çalışmaları ve geleceğe yatırım yaklaşımıyla öne çıkan kuruluş,  bütünleşik marka yatırımlarıyla da dikkat çekiyor.  </p>
<p>Geçtiğimiz günlerde düzenlenen bir basın buluşmasında, Eksim Holding CMO’su Ahmet Yaman,  Holding’in iletişim stratejileri, insan merkezli marka yönetimi anlayışı, veri odaklı pazarlama yaklaşımı ve gelecek dönem hedeflerini paylaştı.  Eksim Enerji, Dicle Elektrik, Eksun Gıda gibi 20’ye yakın iştirakinin yanı sıra Sinangil Unları ve Aslı gibi köklü markaları bünyesinde barındıran Eksim Holding’in köklü  kurumsal birikimini yeni nesil iletişim yaklaşımlarıyla güçlendirdiğine dikkat çekti.  Şirketin vizyonunu ise “<em>Her markamızın kendi hikayesini yeniden yorumlayarak insan merkezli bir strateji oluşturuyoruz. Böylece holdingimizin ortak marka değerini daha görünür hale getiriyoruz</em>”cümlesiyle özetledi.</p>
<p><strong>Marka Yönetiminde Önceliğimiz İnsanla Güçlü Bağ Kurmak”</strong></p>
<p>Eksim Holding CMO’su Ahmet Yaman’la  basın toplantısı sonrasında Ekonomi Gazetesi için bir söyleşi gerçekleştirdik. Ahmet Yaman, konuşmaya “<em>Eksim Holding olarak, tüm paydaşlarımızla  iletişimimizin temelinde  insan odaklı marka yönetim anlayışı bulunuyor</em>” cümlesiyle başladı. </p>
<p>Kuruluşun  iştiraklerindeki operasyonel başarılarının,  yanı sıra iletişim ve marka yönetimi tarafında da önemli bir dönüşüm gerçekleştirdiklerini ifade etti;   <em>“40. yılımızı kutlarken, Eksim Holding’in köklü geçmişini geleceğin dünyasına taşıyan yenilikçi iletişimlerimizi sürdürüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada yalnızca üretim kapasitesiyle değil; sürdürülebilirlik yaklaşımı, teknoloji yatırımları ve insanla bağ kuran marka anlayışıyla öne çıkan bir yapı inşa ediyoruz.”</em></p>
<p>Ahmet Yaman görüşmemizde, Eksim Holding’in markaları aracılığıyla paydaşlarıyla yaptığı projelerden bahsetti. İnsan Kaynakları ve pazarlama bölümlerinin yürüttüğü ortak çalışmalar ve şirketin sürdürülebilirlik çalışmalar hakkında ayrıntılar paylaştı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a66e5c7c82c3-1785128391.PNG" alt="" width="700" height="394" /><strong>Bölge halkını ortak duygularda buluşturan reklam kampanyası </strong></p>
<p>İlk konuştuğumuz konu Eksim Holding’in enerji gibi kritik bir alanda faaliyet gösteren şirketi Dicle Elektrik oldu.  2,5 milyondan fazla aboneye ve toplamda 6,5 milyon insana elektik dağıtım hizmeti sunan Dicle Elektrik,  2025 yıl sonu itibarıyla 39 bin 104 LED tesis ve dönüşüm uygulamasıyla modern aydınlatmada Türkiye’deki 21 elektrik dağıtım şirketi arasında ilk sırada yer alıyor.  8 bin kişiye istihdam sağlıyor.  </p>
<p>Dicle Elektrik, geleneksel pazarlama anlayışına göre, nihai kullanıcılara yönelik reklam kampanyaları yapması gereken bir kuruluş değil. Ancak, son dönemde pazarlama bölümünün yaptırdığı müşteri memnuniyeti ve tüketici araştırmaları sonuçları doğrultusunda,  yapılan yatırımların ve gelişmenin daha geniş kitlelere erişerek anlatılması kararı alınmış.  Ahmet Yaman, bu yaklaşımın geri planındaki yaklaşımı şu cümlelerle açıklıyor; </p>
<p><em>“Bizim için enerji insanların günlük yaşamını doğrudan etkileyen kritik bir alan. Sahada gece gündüz çalışan çok büyük bir ekibimiz var. Elektriğin kesintisiz şekilde ulaştırılması için verilen emeği, şehirlerdeki gözle görülür değişimi ve bunun sonucunda bölge insanımızın hayatındaki dönüşümü daha sıcak bir anlatımla görünür kılmak istedik.”</em></p>
<p><strong>Aydınlık kentler, mutlu insanlar</strong></p>
<p>Sıcak bir anlatım dili bulma vizyonuyla yola çıkan yaratıcı ekip, kampanyayı “Aydınlık” kavramı üzerine kurmuş. Elektriğin sunduğu aydınlık dünya, “Gözün aydın” sloganıyla desteklenmiş.  Bu doğrultuda, 2000’li yılların başında Diyarbakırspor’un teknik direktörü olan Yılmaz Vural’ı merkeze alan bir yaratıcı iş ortaya çıkmış. Bölgedeki şehirlerin daha aydınlık, güvenli ve estetik bir görünüme kavuştuğu olgusu Vural’ın enerjik ve sıcak üslubuyla aktarılmış. </p>
<p>Çalışmada,  Diyarbakır’ın simge noktalarından başlayan anlatım Mardin, Şanlıurfa, Batman, Şırnak ve Siirt’i de kapsayan geniş bir bölgesel dönüşüm hikayesine bağlanıyor. Finalde “Gözümüz aydın! Işığımız bol, neşemiz daim olsun!” mesajıyla kentteki modern şehircilik vurgusu öne çıkıyor. </p>
<p>Reklam filmi kuruluşun çalışanlara, iş ortaklarına, bölge halkına ve tüm Türkiye’ye erişebilecek bir iletişim diline sahip. Tüm hedef kitlelerde olumlu duygular yaratıyor. Tekrar izleme ve paylaşma isteği uyandırıyor.</p>
<p><strong>Çocuklar ve gençleri teknolojiyle buluşturan DicleFest</strong></p>
<p>Dicle Elektrik iki yıldır “DicleFest”  adı altında düzenlediği geniş kapsamlı enerji ve teknoloji odaklı festivallerle de farklılaşıyor. Bugüne kadar Diyarbakır, Şanlıurfa, Batman ve Siirt’te 350 bine yakın kişiye ulaşan DicleFest’ler,  atölyeler, etkinlikler ve konserlerle bölgeye dinamizm getiriyor. Çocuklar ve gençler enerji teknolojilerini yerinde deneyimleme fırsatı buluyorlar. Önümüzdeki dönemde festivalin Şırnak ve Mardin’de düzenlenmesi planlanıyor.  Ahmet Yaman festivallerle ilgili çok olumlu geri dönüşler aldıklarını anlatıyor ve ekliyor:<em>“Yalnızca bir festival gerçekleştirmedik; bölge halkıyla aynı duyguda buluşan, güvene ve samimiyete dayalı bağlarımızı güçlendirdik. İnsanların hayatına dokunan bu yaklaşımımızın marka algımızı güçlendiren en önemli unsurlardan biri olduğuna inanıyoruz.”</em>.</p>
<p><strong>Uçurtma festivali ile enerji farkındalığı</strong></p>
<p>Eksim Holding’in yenilenebilir enerji yatırımlarına odaklanan kuruluşu Eksim Enerji de, kendi tesislerinin olduğu bölgelerde bir başka festivale imza atıyor. Rüzgar enerjisi alanında Türkiye’nin üçüncü büyük yatırımcısı olan kuruluş, “Rüzgar” merkezli renkli ve dinamik bir etkinlik olan Uçurtma Festivaliyle dikkat çekiyor.  </p>
<p>Çocuklara enerji bilincini kazandırmayı hedefleyen Uçurtma Festivallerinin ilki  İzmir Seferihisar'da gerçekleştirildi, serinin devamı Amasya Merzifon'da bulunan Kayadüzü Rüzgar Enerjisi Santrali (RES) sahasında düzenlendi.</p>
<p><strong>Gıda sektöründeki dikkat çeken dönüşüm</strong></p>
<p>Eksim Holding gıda sektöründeki Sinangil ve Aslı markaları ise nihai tüketicilere yönelik pazarlama çalışmalarına  odaklanıyor.  63 yıllık geçmişiyle Türkiye’nin en bilinen un markalarından biri olan Sinangil, farklı nesillere erişmek için segmentasyon çalışmaları yapıyor. Sahada ve dijital kanallarda genç tüketicilere yönelik etkinliklere ağırlık veriyor.</p>
<p>Kuruluşun ürün ve hizmet sunan kafe-fırın markası Aslı da modernleşme yolculuğunda başarılı adımlarla ilerliyor. Son dönemde yapılan yeni mağaza tasarımları ve ürün çeşitliliği sayesinde, 33 yıllık bir marka olan Aslı markası, kent hayatı içinde mola imkanı sunan ve özellikle gençlerin tercih ettiği bir adrese dönüştü. ‘Aslı’da Dükkan Senin’ franchise kampanyasıyla  girişimcilere daha erişilebilir ve uygun koşullu yatırım imkanları sunmaya başlayan kuruluş hızla büyümeye devam ediyor. </p>
<p><strong>Takım çalışması işveren markasına yansıyor</strong></p>
<p>Eksim Holding kurumsal marka çalışmalarında, işveren markası yönetimine de büyük önem veren bir yapıya sahip. Güçlü bir marka inşa etmenin yolunun öncelikle çalışan deneyiminden geçtiğini belirten Ahmet Yaman, Pazarlama ve İletişim ekiplerinin İnsan Kaynakları ile yakın iş birliği içinde çalışmasının kısa sürede   olumlu sonuçlar doğurduğunu belirtiyor.  Örneğin, departmanlar arasındaki sinerji sonucunda geliştirilen Genç Enerji kampanyası gençler tarafından yoğun bir ilgiyle karşılaşmış. Şirkette çalışmak için başvuru yapanların sayısı bir önceki yıla göre 3 kat artarak 15 bine ulaşmış. Ahmet Yaman, bu artışın gençlerin Eksim Holding'i geleceklerini birlikte kurabilecekleri güçlü bir marka olarak görmeye başladıklarının da bir göstergesi olduğunu dile getiriyor. </p>
<p><strong>Odakta sürdürülebilirlik yer alıyor</strong></p>
<p>Eksim Holding’in pazarlama ve iletişimde yaşadığı dönüşümün sonuçları,  çevresel, sosyal ve yönetişim odaklı hedeflere de olumlu bir şekilde yansıyor. 2025’te Eksim Enerji ve Eksun Gıda için  ilk kez  Sürdürülebilirlik Raporları yayınlayan kuruluş, yakın bir dönemde Eksim Holding olarak  ilk Entegre Faaliyet Raporunu basınla paylaşacak. </p>
<p>Raporlarda yer alan çevresel, sosyal ve yönetişim odaklı hedeflerin  pazarlama ve iletişim stratejilerinin de önemli parçalarından birini oluşturduğunu belirten Ahmet Yaman, “<em>bu raporlarımızla şeffaflık ve sürdürülebilirlik odağımızı daha görünür hale getirdik. Çünkü günümüzde markalar için ekonomik başarının yanı sıra topluma ve geleceğe sunduğu katkı da değerinde belirleyici oluyo</em>r” yorumunu yapıyor..</p>
<p><strong>Sonuç olarak…</strong></p>
<p>Pazarlama departmanları için en zor işlerden birisi Holding iletişimi yapmaktır. Kurumsal marka yönetimi ürün veya hizmet pazarlamasına göre çok daha karmaşık süreç yönetimi gerektirir. Tüketim ürünlerinde çoğu kez hedef kitleyi net bir biçimde tanımlamak mümkün olur. Oysa, kurumsal marka pek çok farklı hedef kitlelere erişmek zorundadır.  Bu yüzden kurumsal marka, yalnızca pazarlama departmanının değil, bir şirketin tüm yönetim anlayışının, kurum kültürünün, liderlik yaklaşımının ve yıllar içinde biriken güvenin ortak ürünüdür. </p>
<p>Eksim Holding, farklı hedef kitlelerle onlara uygun bir iletişim diliyle ilişki kurmayı başarıyor. Bir yanda Aslı ve  Sinangil gibi doğrudan tüketiciye erişen iki köklü markasıyla, diğer yanda yenilenebilir enerji santralleri yatırımlarıyla ve Dicle Elektrik gibi bir 2.5 milyon aboneye ulaşan dev bir elektrik dağıtım ağıyla çok geniş yelpazedeki yatırımlarının iletişimini stratejik bir planlamayla yürütüyor. Böylece, sürdürülebilirlik vizyonunu daha  görünür kılıyor.</p>
<p>İnsan odaklı iletişim yaklaşımı sayesinde ise kurumsal markanın itibarı ve güvenirliği artıyor. Festivaller ve dijital kampanyalar Holding markalarının algısını gençleştiriyor. Çalışanların şirketlerine  duydukları yakınlık ve gurur duygusu ise aynı zamanda genç yeteneklerin kuruma olan ilgisinin artmasına da yardımcı oluyor.  </p>
<p>Tüm bunların sonucunda, Eksim Holding 40. Yılında, kurumsal markasını teknolojiyi başarıyla kullanan, verimlilik odaklı, dijital dönüşümü benimseyen bir yapı altında konumlandırıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eksim-holding-40-yilinda-yeni-nesil-bir-kurumsal-marka-insa-ediyor-83971</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/1/1280x720/675-1785128345.JPEG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eksim Holding 40. yılında yeni nesil bir kurumsal marka inşa ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/sigorta-bilinci-cocuk-kitabiyla-anlatilacak-84007</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigorta bilinci çocuk kitabıyla anlatılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraşlı iş insanı ve Şentürk Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Kadir Can Şentürk, çocuklara sigorta bilincini erken yaşlarda kazandırmak amacıyla kaleme aldığı "Görünmez Kalkan Sigorta" adlı kitabını düzenlenen lansman programıyla tanıttı.</p>
<p>Kahramanmaraş'ta gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Şentürk, sigortanın yalnızca ekonomik bir güvence değil, toplumun geleceğini koruyan önemli bir bilinç olduğunu belirterek, bu anlayışın çocukluk döneminde kazandırılması gerektiğini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a672d09bd592-1785146633.jpeg" alt="" width="400" height="369" />Yaklaşık 10 yıldır sigorta sektöründe faaliyet gösterdiklerini belirten Kadir Can Şentürk, 6 Şubat depremlerinin sigorta bilincinin önemini bir kez daha gözler önüne serdiğini söyledi.</p>
<p>Deprem sürecinde sigortasız olduğu için büyük mağduriyet yaşayan çok sayıda vatandaşla karşılaştıklarını ifade eden Şentürk, yaşanan acı tecrübelerin kendisini bu projeyi hayata geçirmeye yönlendirdiğini dile getirdi.</p>
<p>Şentürk, "Depremden sonra tanık olduğumuz hikâyeler bize gösterdi ki insanlar yıllarca emek vererek oluşturdukları birikimlerini bir anda kaybedebiliyor. Sigorta, işte tam bu noktada ailelerin en önemli güvencelerinden biri oluyor. Bu bilincin küçük yaşlarda oluşması gerektiğine inanıyoruz." dedi.</p>
<p><strong>Sigorta hikâyelerle anlatılıyor</strong></p>
<p>Çocuklara yönelik hazırlanan "Görünmez Kalkan Sigorta" kitabında sigorta kavramı, Aybars isimli karakter üzerinden sade ve anlaşılır bir dille anlatılıyor.</p>
<p>Kitapta çocuklara sigorta poliçesinin ne olduğu, beklenmedik olaylar karşısında nasıl koruma sağladığı ve risk yönetiminin neden önemli olduğu hikâyeler ve görseller eşliğinde aktarılıyor. İçerik hazırlanırken eğitimcilerin ve alan uzmanlarının görüşlerinden de yararlanıldı.</p>
<p><strong>"Sigorta Kültürü Küçük Yaşlarda Oluşmalı"</strong></p>
<p>Toplumsal farkındalığın uzun soluklu eğitimle mümkün olduğunu belirten Şentürk, çocuklara yapılan yatırımın geleceğe yapılan yatırım anlamına geldiğini söyledi.</p>
<p>Şentürk, "Geleceğini güvence altına almak isteyen toplumlar çocuklarına yatırım yapar. Biz de sigorta kültürünün erken yaşlarda oluşmasına katkı sağlamak amacıyla bu kitabı hazırladık. Çocukların ve ailelerin kitaba gösterdiği ilgi bizleri son derece mutlu ediyor." diye konuştu.</p>
<p><strong>Kahramanmaraş'ta Yazıldı, Kahramanmaraş'ta Basıldı</strong></p>
<p>"Görünmez Kalkan Sigorta" kitabının fikir aşamasından baskısına kadar tüm sürecinin Kahramanmaraş'ta gerçekleştirildiğini belirten Şentürk, ilk baskının ardından gelen olumlu geri dönüşlerin yeni baskılar için kendilerini teşvik ettiğini ifade etti.</p>
<p>Kitabın okul kütüphanelerine ulaştırılması için hazırlık yaptıklarını belirten Şentürk, eğitim kurumlarına ücretsiz kitap desteği sağlayacaklarını açıkladı.</p>
<p><strong>Hedef okullarda sigorta farkındalığı oluşturmak</strong></p>
<p>Şentürk Sigorta ile çeşitli sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle yürütülen proje kapsamında kitabın özellikle ilkokul ve ortaokul öğrencileriyle buluşturulması hedefleniyor.</p>
<p>Projeyle çocukların sigortayı bir zorunluluk olarak değil, hayatı güvence altına alan önemli bir bilinç olarak tanımalarının amaçlandığını belirten Şentürk, okul kütüphanelerine yönelik dağıtım çalışmalarının kısa süre içinde başlayacağını söyledi.</p>
<p>Eğitim uzmanları ise sigorta gibi teknik bir konunun hikâye diliyle anlatılmasının çocukların kavrama becerisini güçlendireceğini belirterek, "Görünmez Kalkan Sigorta"nın sosyal sorumluluk yönü güçlü örnek çalışmalardan biri olduğunu ifade etti.</p>
<p>Çocuklara yönelik hazırlanan eser, sigorta bilincini erken yaşlarda kazandırmayı hedefleyen yaklaşımıyla hem eğitim hem de sigorta sektöründe dikkat çeken projeler arasında yer alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/sigorta-bilinci-cocuk-kitabiyla-anlatilacak-84007</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/7/1280x720/6776-1785146686.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şentürk Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Kadir Can Şentürk, &quot;Görünmez Kalkan Sigorta&quot; adlı kitabını tanıttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-is-bankasi-kultur-yayinlari-gaziantepte-84004</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Gaziantep’te</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye’nin en köklü yayınevleri arasında yer alan Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın yeni mağazası, Gaziantep’in tarihi ve kültürel simgelerinden Bayazhan’da faaliyete geçti.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in girişimleri doğrultusunda sağlanan yer tahsisiyle, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın kentteki kitapseverlerle buluştu. Yeni mağaza, Gaziantep’in kültür ve kitap hayatına önemli katkılar sunmayı hedefliyor.</p>
<p>Mağazanın açılış törenine Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in yanı sıra Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz, Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Bali, Gaziantep Kent Konseyi Başkanı Erdem Güzelbey, AK Parti Gaziantep İl Başkanı Fatih Muhaddis Fedaioğlu ile yayınevi yetkilileri ve çok sayıda kitapsever katıldı.</p>
<p><strong>“Yarım asırlık büyük bir tecrübe var”</strong></p>
<p>Açılış töreninde konuşan Başkan Fatma Şahin, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın Türkiye’nin kültür ve yayıncılık hayatındaki önemli yerine dikkat çekerek şunları söyledi: “İş Bankası'nı kuran irade Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tü. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Gaziantep'i anlatırken diyor ki “Vatanseverdir, çalışkan ve cesaretlidir. İş Bankası yayınları çok özel yayınlarımız. Yarım asırlık büyük bir tecrübe var. Gaziantep'te dört üniversitesiyle valimizin koordinasyonuyla eğitim şehri, bilim şehri, spor şehri, kültür sanat şehri yetiştirme azim ve kararlılığındayız. Yarın çocuklarımız bu yayınları okuyacak ve yarının dünyasını yeniden inşa edecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a671ab3b1580-1785141939.jpeg" alt="" width="700" /></p>
<p><strong>“İş Bankası'nın yayınları barıştır”</strong></p>
<p>Türkiye İş Bankası’nın yalnızca yatırım ve finans yönü değil, kültür, sanat ve medeniyet alanındaki katkılarının da büyük önem taşıdığını vurgulayan Başkan Şahin, konuşmasını şu ifadelerle tamamladı: “‘Dünya beşten büyüktür, daha adaletli bir dünya mümkündür’ diyen Sayın Cumhurbaşkanı'nın duruşunun arkasında sağlam bir şekilde duruyoruz. Savaş istemiyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün söylediği gibi ‘Yurtta barış dünyada barış’ için bu kitapları çok okumamız lazım. İş Bankası'nın yayınları barıştır.”</p>
<p><strong>“Ben buranın şehre çok değer katacağını değerlendiriyorum”</strong></p>
<p>Gaziantep Valisi Kemal Çeber ise üniversite yıllarından bu yana Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın eserlerini takip ettiğini belirterek şöyle konuştu: “İş Bankası zaten ülkemiz için son derece önemli bir kurum. En köklü, bizim için manevi anlamda da en özel kurumlarımızdan birisi. Kuruluşu, yaptıkları, bugüne kadar getirdikleri bizim için çok özel. Biz onun için İş Bankası ile gurur duyuyoruz. Ben buranın şehre çok değer katacağını değerlendiriyorum. Biz Türkiye'nin yeni Marmara Bölgesi olacağız. Bu bölge olarak potansiyelimizde, sahip olduklarımızda, hedeflerimizde ve dünyadaki gelişmelerde bununla son derece önemli. Bunu önemsiyoruz. Ama biz halihazırda Gaziantep olarak zaten tüm bölgenin ve Irak'la Suriye'nin kuzeyi de dahil tüm bu coğrafyanın baş şehriyiz. Eğitimde, sağlıkta her alanda ama aynı zamanda kültür ve sanatta da baş şehriyiz.”</p>
<p><strong>“Gaziantep’in kitapseverlikle buluşması beni ayrı bir mutluluğa taşıyor”</strong></p>
<p>Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Bali ise Gaziantepli olmaktan büyük gurur duyduğunu belirterek, memleketinde gerçekleştirilen bu açılışta bulunmaktan duyduğu mutluluğu şu sözlerle dile getirdi: “Kitapla okurları buluşturmak kutsal bir iştir ve bunu uzun süreli yapabilmeyi sürekli olarak kendisine şiar edinmiş olan İş Bankası için de bir gurur vesilesidir. Burada hep çok okuyan başarılı olan nice nesiller geçecektir. Gaziantepli olmaktan da daima gurur duyuyorum. Tarihi İpek Yolu üzerinde Mezopotamya, arkeolojik miras, gastronomi, ekonomi her bakımdan özel bir şehirden bahsediyoruz. Gaziantep’i kitapseverlikle buluşması da beni çok daha farklı mutluluklara sokuyor.”</p>
<p>Gaziantep Kent Konseyi Başkanı Erdem Güzelbey de açılıştaki konuşmasında projede emeği geçenlere teşekkür ederek, Gaziantep’in özellikle kültür ve sanat alanında gerçekleştirdiği etkinliklerle her zaman ileriyi hedefleyen bir vizyon ortaya koyduğunu ifade etti.</p>
<p>Konuşmaların ardından protokol üyeleri tarafından kurdele kesimi gerçekleştirildi. Açılışla birlikte Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Gaziantep Mağazası resmen hizmet vermeye başladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-is-bankasi-kultur-yayinlari-gaziantepte-84004</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/4/1280x720/turkiye-is-bankasi-kultur-yayinlari-gaziantepte-1785141959.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Gaziantep Mağazası, düzenlenen törenle kapılarını kitapseverlere açtı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-suriyeye-ihracati-ilk-6-ayda-13-milyar-dolara-yaklasti-84003</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye&#039;nin Suriye&#039;ye ihracatı ilk 6 ayda 1,3 milyar dolara yaklaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, Türkiye'nin Suriye'ye gerçekleştirdiği ihracat yılın ilk altı ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 26,5 artarak 1,3 milyar dolara ulaştı. Artan ticaret hacmi, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin yeniden güç kazandığını ortaya koyarken, özellikle sınır ticareti, yeniden yapılanma çalışmaları ve finansal altyapının gelişmesine yönelik beklentiler ihracatçılar açısından önemli fırsatlar sunuyor.</p>
<p><strong>Güneydoğu Anadolu bölgesi liderliğini korudu</strong></p>
<p>Suriye'ye yapılan ihracatta Güneydoğu Anadolu Bölgesi, 461,8 milyon dolarlık dış satımla ilk sırada yer aldı. Bölgenin toplam ihracattaki payı yüzde 35,9 olarak gerçekleşirken, coğrafi yakınlığı ve güçlü üretim altyapısı sayesinde Suriye pazarındaki ağırlığını korudu. Sektörel bazda ise en yüksek ihracat 103,9 milyon dolarla değirmencilik ürünlerinde gerçekleşti. Bu sektör geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,4 büyüme kaydetti. Yılın ilk yarısında en dikkat çekici artış ise çimento sektöründe yaşandı. Suriye'nin yeniden inşa sürecinin etkisiyle çimento ihracatı yüzde 116,8 artarak 102,3 milyon dolara yükseldi. Elektrik ve enerji sektörünün ihracatı 80 milyon doları aşarken, plastik mamulleri ihracatı ise 79,2 milyon dolar seviyesine ulaştı.</p>
<p><strong>"Yeni dönemde çok daha büyük bir potansiyel oluştu"</strong></p>
<p>TİM Yönetim Kurulu Üyesi ve TİM Suriye Masası Başkanı Celal Kadooğlu, Suriye pazarında yaşanan gelişmelerin Türkiye açısından önemli fırsatlar oluşturduğunu belirterek, geçen yıl yaklaşık yüzde 70 artışla 2,6 milyar dolarlık ihracata ulaşıldığını hatırlattı. Kadooğlu, bankacılık sisteminin uluslararası finans sistemine entegrasyonu, güvenlik koşullarındaki iyileşme ve İslahiye ile Nusaybin sınır kapılarının tam kapasiteyle faaliyete geçmeye hazırlanmasının ticareti daha da büyüteceğini ifade etti. Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı'nın Suriye yönetimiyle yürüttüğü diplomatik temasların son derece önemli olduğuna dikkat çeken Kadooğlu, iki ülke yönetimlerinin ortaya koyduğu yapıcı yaklaşımın ticaret hacmini daha üst seviyelere taşıyacağına inandıklarını söyledi.</p>
<p><strong>"Yüksek gümrük vergileri gözden geçirilmeli"</strong></p>
<p>Haziran ayında Suriye'de yürürlüğe giren ve binden fazla ürünü kapsayan yeni gümrük tarifelerinin ihracatçılar açısından önemli maliyetler oluşturduğunu belirten Kadooğlu, özellikle bazı ürün gruplarında ton başına 1.000 dolara ulaşan verginin ciddi bir yük haline geldiğini ifade etti. Bu uygulamanın 20 tonluk bir TIR için ek masraflarla birlikte yaklaşık 25 bin dolarlık ilave maliyet oluşturduğunu dile getiren Kadooğlu, söz konusu yükün birçok üründe mal bedelinin neredeyse yarısına ulaştığını belirtti. Vergi oranlarının iki ülke arasında yürütülecek karşılıklı istişarelerle makul seviyelere çekilmesinin hem Türk ihracatçısının rekabet gücünü artıracağını hem de Suriye halkının ihtiyaç duyduğu ürünlere daha uygun maliyetlerle ulaşmasını sağlayacağını vurguladı.</p>
<p><strong>Bankacılık sistemi ticarete ivme kazandıracak</strong></p>
<p>Türk bankacılık sektörünün Suriye pazarına yönelik hazırlıklarının ekonomik ilişkiler açısından önemli bir dönüm noktası olacağını belirten Kadooğlu, finans kuruluşlarının sahada faaliyet göstermesiyle ihracatçıların en önemli beklentileri arasında yer alan finansman, teminat ve akreditif işlemlerinin uluslararası standartlarda gerçekleştirilebileceğini söyledi. Bunun yanı sıra yalnızca mal ticaretinin değil, ortak yatırım projeleri ve üretim odaklı iş birliklerinin de geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Kadooğlu, bu yaklaşımın hem bölgedeki istihdama katkı sağlayacağını hem de Türk firmalarının uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artıracağını kaydetti.</p>
<p><strong>Yeniden inşa sürecinde Türkiye önemli rol üstlenebilir</strong></p>
<p>Dünya Bankası'nın 200 milyar doları aşması beklenen yeniden yapılanma öngörüsüne dikkat çeken Kadooğlu, milyonlarca Suriyelinin ülkelerine dönüşüyle birlikte iç talebin hızla artacağını belirtti. Bu süreçte Türkiye'nin üretim kapasitesi, lojistik avantajı ve sanayi altyapısıyla Suriye'nin yeniden inşasında stratejik bir ortak olabileceğini ifade eden Kadooğlu, gümrük tarifelerinin makul seviyelere indirilmesi ve iki ülke arasında Serbest Ticaret Anlaşması'nın yeniden yürürlüğe girmesi halinde ticari ilişkilerin çok daha öngörülebilir, güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşacağını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-suriyeye-ihracati-ilk-6-ayda-13-milyar-dolara-yaklasti-84003</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/turkiyenin-suriyeye-ihracati-ilk-6-ayda-13-milyar-dolara-yaklasti-1785141198.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye ile Suriye arasındaki ticari ilişkiler normalleşme sürecinin etkisiyle ivme kazanırken, ihracat rakamları da dikkat çekici bir yükseliş sergiliyor. TİM Yönetim Kurulu Üyesi ve TİM Suriye Masası Başkanı Celal Kadooğlu, &quot;Vergi yükünün makul seviyelere çekilmesi ihracatı hızlandıracak, Suriye&#039;nin yeniden yapılanma sürecine önemli katkı sağlayacaktır&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kinik-osb-ile-izmir-bakircay-universitesi-is-birligi-yapacak-84002</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kınık OSB ile İzmir Bakırçay Üniversitesi iş birliği yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Kınık Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Heyeti Toplantısı’nda, İzmir Bakırçay Üniversitesi ile kurulacak iş birliğinin yol haritası ele alındı.</p>
<p>Kınık OSB Yönetim Kurulu Başkanı Hüsamettin Ekmekçioğlu, üniversite-sanayi iş birliğinin konuşulup geçilen bir başlık olmaktan çıkarılması gerektiğini ifade etti. Ekmekçioğlu, Kınık OSB’nin Bakırçay havzasında yer aldığını, bu nedenle İzmir Bakırçay Üniversitesi ile kurulacak ilişkinin bölge için doğal ve stratejik bir iş birliği zemini oluşturduğunu belirtti.</p>
<p>Ekmekçioğlu, “Sanayicimizin ihtiyaçlarını üniversitemizin akademik birikimiyle buluşturmak, eğitim programlarından firma bazlı danışmanlığa, ortak projelerden sektörel toplantılara kadar daha planlı bir süreç yürütmek istiyoruz. Kınık OSB Akademi ile üniversite-sanayi iş birliğini somutlaştıracak, sanayicilerimizin ve gençlerimizin kazanacağı bir modeli birlikte hayata geçireceğiz” dedi.</p>
<h2>Sanayicinin ihtiyacına göre program yapılacak</h2>
<p>Kınık OSB’de yatırımcı sayısının ve üretim hareketliliğinin arttığını belirten Ekmekçioğlu, bundan sonraki süreçte sanayicinin ihtiyaç ve taleplerinin daha görünür hale geleceğini vurguladı. OSB yönetimi olarak bu talepleri yalnızca dinleyen değil, üniversiteyle birlikte çözüm üreten bir yapıyı hedeflediklerini dile getiren Ekmekçioğlu, “Sanayicimizin hangi alanda eğitime, hangi alanda danışmanlığa, hangi alanda proje desteğine ihtiyacı varsa bunu masaya yatıracağız. Bakırçay Üniversitesi de elindeki akademik imkanları bizlerle paylaşacak. Böylece bölgedeki firmalarımız için daha nitelikli, daha uygulanabilir ve üretimin gerçek ihtiyaçlarına karşılık veren bir çalışma zemini oluşacak” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kinik-osb-ile-izmir-bakircay-universitesi-is-birligi-yapacak-84002</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/2/1280x720/kinik-osb-ile-izmir-bakircay-universitesi-is-birligi-yapacak-1785140325.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kınık OSB Yönetim Kurulu Başkanı Hüsamettin Ekmekçioğlu, Kınık OSB’nin Bakırçay havzasında yer aldığını, bu nedenle İzmir Bakırçay Üniversitesi ile kurulacak ilişkinin bölge için doğal ve stratejik bir iş birliği zemini oluşturduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-turizmde-dort-mevsim-ataga-kalkti-83997</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri, turizmde dört mevsim atağa kalktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ </strong></p>
<p>Kayseri, 2027 TÜRKSOY Kültür Başkenti ve 2029 Dünya Spor Başkenti ünvanlarını kazanan Kayseri, tarihi kaya kiliseleri, peri bacaları, balon turizmi ve doğal güzellikleriyle Kapadokya'nın giriş kapısı olarak nitelendirilen Soğanlı Vadisi ile Kapadokya ve Erciyes'i buluşturan güçlü bir turizm destinasyonuna sahip. Anadolu’nun ilk yazılı tabletlerini barından Kültepe Kaniş Karum ile birlikte güçlü bir tarihi altyapının izlerini de turizme kazandırmaya başlayan Kayseri, diğer taraftan gastronomi turizmi için de önemli projeleri hayata geçirdi. Kayseri Büyükşehir Belediyesi önce Recep Tayip Erdoğan Millet Bahçesi’nde Mutfak Sanatları Merkezi’ni ardından ise şehir merkezindeki tarihi Kayseri Kalesi içerisinde Mülhem Kayseri Mutfağı'nı açmıştı.</p>
<p>2026 yaz sezonuna hızlı giren şehirde, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç ise peş peşe açılışlar ve ziyaretler gerçekleştirdi. Bin 850 metre rakımdaki Erciyes Yüksek İrtifa Kamp Merkezi'nde hazırlıklarını sürdüren futbol takımlarını ziyaret etti. Erciyes Yüksek İrtifa Kamp Merkezi'nin sadece futbol değil birçok branşa hizmet verdiğini vurgulayan Büyükkılıç, "Merkezimizde 8 uluslararası standartlarda futbol sahası, fitness merkezi, basketbol ve voleybol salonları, olimpik yüzme havuzu ile atletizm pistimiz bulunuyor. Sporun birçok dalına uygun altyapımızla kulüplerimize en iyi şartlarda kamp yapma imkânı sunuyoruz. Yakın zamanda 12 kortta yaklaşık bin sporcunun katıldığı uluslararası tenis organizasyonuna da ev sahipliği yaptık. Bisiklet yarışları ve plaj voleybolu organizasyonlarımız devam ediyor. Hedefimiz Erciyes'i sadece kış turizminin değil, yılın 12 ayı sporun ve sporcunun merkezi haline getirmek" ifadelerini kullandı. Büyükkılıç, geçtiğimiz yıl 3 milyon 300 bin ziyaretçiyi ağırlayan Erciyes'in spor turizmiyle de önemli bir cazibe merkezi haline geldiğini söyledi.</p>
<p><strong>2026 Su Sporları Sezonu başladı</strong></p>
<p>Geçtiğimiz gün ise Tomarza Böke Su Sporları Merkezi’nde, 2026 Su Sporları Sezonu başladı. Kayseri Valiliği, Kayseri Büyükşehir Belediyesi, Tomarza Kaymakamlığı, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü iş birliğinde kente kazandırılan merkezin açılışında konuşan Başkan Büyükkılıç, Kayseri’nin kültürel ve tarihi miras çeşitliliği ile kadim bir medeniyetler şehri olduğunu hayata geçirdikleri çalışmalarla Kayseri’de turizm çeşitliliğini artıracaklarını söyledi.</p>
<p>UNESCO Kreatif Şehirler Ağı'nda gastronomi alanında kalıcı yer alma hedefi doğrultusunda çalışmaların sürdüğünü de belirten Büyükkılıç, 5-13 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek Türkiye Kültür Yolu Festivali'nde ise şehrin dokuz gün boyunca kültür, sanat ve medeniyetin buluşma noktası olacağını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-turizmde-dort-mevsim-ataga-kalkti-83997</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/7/1280x720/kayseri-turizmde-dort-mevsim-ataga-kalkti-1785139251.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizm çalışmalarına hızla devam eden Kayseri&#039;de, Erciyes Yüksek İrtifa Kamp Merkezi’nde 30 futbol takımı yeni sezon için hazırlıklarını yapmaya başladı, Tomarza Böke Su Sporları Merkezi’nde sezon açılışı gerçekleşti. Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında ise 5-13 Eylül tarihleri arasında şehirde dokuz gün boyunca çeşitli etkinlikler düzenlenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanat-mutfak-ve-sehir-hikayeleri-83970</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanat, mutfak ve şehir hikâyeleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Antik kentlerden dijital hayaletlere: Perili Köşk’te yeni sezon</strong></p>
<p>İstanbul Boğazı’nın en etkileyici yapılarından Perili Köşk, eylül ayında kapılarını iki yeni sergiyle açmaya hazırlanıyor. Borusan Contemporary’nin yeni sezon programında, İtalyan sanatçı <strong>Olivo Barbieri</strong>’nin Türkiye’deki ilk kişisel sergisi <em>“Zaman Mekân Geometri”</em> ile Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan hazırlanan <em>“Perili / Haunted”</em> yer alıyor. Biri fotoğrafın ölçek ve perspektifle kurduğu oyuna, diğeri dijital çağın tekinsiz imgelerine odaklanan sergiler, ziyaretçileri gerçekliğe alışılmışın dışında bakmaya çağırıyor.</p>
<p>Küratörlüğünü <strong>Fırat Arapoğlu’</strong>nun üstlendiği sergi Olivo Barbieri’nin kırk yılı aşan üretiminden beş tematik seriyi bir araya getiriyor. Seçkide ayrıca Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’nun özel siparişiyle hazırlanan ve Anadolu’nun antik kentlerine odaklanan yeni eserler de ilk kez izleyiciyle buluşuyor.</p>
<p>Barbieri’nin objektifi antik kentlerden kalabalık metropollere, görkemli şelalelerden Alp zirvelerine ve Capri kıyılarına uzanıyor. Sanatçı, ölçek ve perspektifle oynayarak bildiğimizi düşündüğümüz manzaraları şaşırtıcı, zaman zaman da gerçeküstü görüntülere dönüştürüyor. Böylece yalnızca dünyaya bakmayı değil, gördüklerimizi yeniden düşünmeyi de öneriyor.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Umut Mutfağı’nda gelecek pişiyor</strong></p>
<p>Bir mutfakta yalnızca yemek pişmez. Bazen umut büyür, yetenek keşfedilir, dayanışma güçlenir ve geleceğe uzanan yepyeni bir yol açılır. <strong>Mattia Ahmet Minguzzi</strong>’nin anısını yaşatmak amacıyla hayata geçirilen <em>Umut Mutfağı Projesi</em> de gençlerin hayatına gastronomi aracılığıyla dokunan bu özel hikâyelerden biri.</p>
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının himayesinde; İstanbul Valiliğinin katkıları, Uluslararası Servis ve Lezzet Akademisi (USLA) ile Efsanevi Gastronomi Masası’nın iş birliğiyle yürütülen proje, devlet koruması altındaki gençleri mutfağın dönüştürücü gücüyle buluşturuyor.</p>
<p>Projenin eğitim ayağında, USLA Akademi Genel Müdürü Şef <strong>Çiğdem Alagök</strong>’ün vizyoner yaklaşımı ve güçlü desteği önemli bir rol üstleniyor. Gastronomi alanındaki birikimini toplumsal faydayla buluşturan Alagök, gençlerin yalnızca mesleki beceriler kazanmasına değil, kendi potansiyellerini keşfederek geleceğe güvenle hazırlanmasına da öncülük ediyor. Eğitime, fırsat eşitliğine ve gençlerin istihdamına verdiği değer, <em>Umut Mutfağı</em>’nı bir aşçılık programının ötesine taşıyarak kalıcı ve ilham verici bir sosyal dayanışma modeline dönüştürüyor.</p>
<p>Gençler; temel mutfak tekniklerinden hijyen standartlarına, yerel üretimden sıfır atık bilincine, ekip çalışmasından meslek disiplinine kadar gastronominin farklı yönlerini uygulamalı olarak öğreniyor. Türk mutfağının yanı sıra dünyanın farklı mutfak kültürlerini de tanıyan öğrenciler, bu süreçte yalnızca yemek yapmayı değil; üretmenin, paylaşmanın ve birlikte başarmanın değerini deneyimliyor.</p>
<p><strong>Salon’un yeni adı, yeni heyecanı: Fiba Salon İKSV</strong></p>
<p>İstanbul’un kültür-sanat haritasındaki en sevdiğimiz duraklardan Salon İKSV, sonbahara yalnızca yeni bir programla değil, yeni adı ve genişleyen dünyasıyla hazırlanıyor. İKSV ile Fiba Grubu’nun başlattığı uzun soluklu işbirliği sonucunda mekânın yeni adı artık <strong>Fiba Salon İKSV</strong>.</p>
<p>Şişhane’nin kendine özgü atmosferinde 2010’dan bu yana müzikseverleri bir araya getiren Salon, yeni sezonda sınırlarını biraz daha genişletiyor. Konserlere tiyatro oyunları, edebiyat ve bilim sohbetleriyle caz kulübü akşamları eşlik edecek. Kısacası Fiba Salon İKSV, haftanın farklı günlerinde uğramak için bize çok daha fazla neden verecek.</p>
<p>İKSV Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Bülent Eczacıbaşı</strong>, Salon’un 2010’dan bu yana İstanbul’un önemli müzik buluşma noktalarından biri olduğunu vurguluyor. Özellikle gençlerin İKSV ile ilk kez tanıştığı mekânlardan biri olan Salon’un, yeni işbirliği sayesinde birikimini güçlendirerek çok daha çeşitli bir program sunacağını belirtiyor.</p>
<p>Fiba Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Murat Özyeğin</strong> ise grubun 40’ıncı yılına yaklaşırken eğitim alanındaki sosyal yatırımlarını kültür ve sanatla çeşitlendirmeyi hedeflediğini söylüyor. Fiba Salon İKSV’nin genişleyen programıyla farklı izleyici gruplarını buluşturmasını ve özellikle gençlerin müziğin yanı sıra tiyatro ve edebiyat gibi disiplinlerle daha sık temas kurmasını amaçladıklarını ifade ediyor.</p>
<p>Sonbahar programının tamamı eylül ayında açıklanacak. Şimdiye kadar duyurulan konserlerin biletleri ise satışta.</p>
<p><strong>Boğaz’ın değişen renklerinde aynı sofrada</strong></p>
<p>Üsküdar’dan keyifli bir deniz yolculuğu sonucunda ulaştığım Okyanus teknesi, Bebek ile Rumelihisarı arasında, Aşiyan’da sahile bağlıydı…</p>
<p>Güneş alçalmaya başlamıştı. Boğaz sakindi; önümüzden tekneler geçiyor, martılar suyun üzerinde dolaşıyor, Aşiyan’ın yeşile yaslanan kıyıları günün son ışıklarını bekliyordu.</p>
<p>ID Fine ve Swissôtel The Bosphorus İstanbul iş birliğiyle düzenlenen Fine Tides ’26 için bir araya gelmiştik. Geçtiğimiz yıl başlayan buluşmanın ikincisi, şefleri ve yeme-içme dünyasının farklı alanlarından isimleri aynı sofranın çevresinde buluşturuyordu.</p>
<p>Biz daha hareket etmeden hava değişmeye başladı. Önce bulutlar çoğaldı, ardından rüzgâr çıktı. Biraz önce güneşin altında parlayan deniz kısa süre içinde koyulaştı. İstanbul’un başka kesimlerine düşen yağmuru Boğaz’ın üzerinden izliyorduk. Koyu gri yağmur perdeleri kimi zaman tepeleri, kıyıları ve uzaktaki yapıları görünmez kılıyordu.</p>
<p>Bir süre sonra yağmur bize de ulaştı. Damlalar güverteye ve denizin yüzeyine düşerken Boğaz maviden kurşuniye, kurşuniden yeşile çalan tonlara büründü. Sağanak uzun sürmedi; tekne hareket etmeden önce geldiği gibi geçti. Sonradan, aynı saatlerde şehrin bazı bölgelerinde fırtınanın ağaçları devirecek kadar sert estiğini öğrendik.</p>
<p>İstanbul’un havası, birkaç kilometre içinde birbirinden farklı hikâyeler yazmıştı.</p>
<p>Yağmurun ardından bulutlar hafifledi. Hava serinlemiş, denizin üzerindeki pus dağılmaya başlamıştı. Islanan güverte, kıyıdaki ışıkları yansıtıyordu. Tekne hareket ettiğinde akşam yavaş yavaş geceye dönüyordu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanat-mutfak-ve-sehir-hikayeleri-83970</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanat, mutfak ve şehir hikâyeleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-surdurulebilir-kalkinmada-dunyaya-ornek-potansiyele-sahip-83951</guid>
            <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 11:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Antalya, sürdürülebilir kalkınmada dünyaya örnek potansiyele sahip&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Valiliği, Sıfır Atık Vakfı, Akdeniz Üniversitesi ve Antalya Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen Sıfır Atık, Çevre ve İklim Değişikliği Çalıştayı, Mimar Sinan Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. ‘’Yerelden Ulusala İsraf, Atık ve Kaynak Yönetimi’’ temasıyla düzenlenen çalıştayda, COP31 sürecinde çevre politikaları ve sıfır atık vizyonu değerlendirildi.</p>
<p>“Antalya Sıfır Atık Çalıştayı Sonuç Konferansı” öncesinde hazırlık niteliği taşıyan program; il düzeyinde kaynakların verimli kullanılması, israfın önlenmesi, çevre bilincinin yaygınlaştırılması, sıfır atık uygulamalarının güçlendirilmesi ve yerel aktörlerin katkılarının belirlenmesini amaçlıyor.</p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin, açılışta yaptığı konuşmada, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın (COP 31) tarihi bir fırsat olduğunu söyledi.</p>
<p>Hızla artan dünya nüfusunun ekosistem üzerindeki baskıyı ciddi ölçüde artırdığına dikkat çeken Vali Şahin, “Endüstri Devrimi'nden sonra insan nüfusu 8 milyara ulaştı. Bu nüfus, ekosisteme çok daha fazla yük bindirmeye başladı ve dünya bunu kaldıramaz hâle geldi. Son 20-30 yılda insanlar, dünyaya nasıl bir yük bindirdiklerini ve ne tür zararlar verdiklerini konuşmaya başladı’’ dedi.</p>
<p>Birleşmiş Milletler öncülüğünde uluslararası anlaşmaların hayata geçirildiğini. COP süreçlerinin de bunun bir devamı olduğunu anlatan Vali Şahin, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın 31'incisine Antalya olarak ev sahipliği yapacağını ifade ederek, bunu hem çok büyük bir sorumluluk hem de büyük bir fırsat olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>"Antalya, dünyaya örnek uygulamalara sahip"</strong></p>
<p>Antalya'nın sürdürülebilir kalkınma konusunda dünyaya örnek olabilecek bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çeken Vali Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bugün Antalya olarak yaklaşık 3 milyon nüfusa sahibiz. Dünyanın en büyük turizm operasyonlarından biri burada yürütülüyor. Aynı zamanda Türkiye'nin gıda üretiminin önemli bir kısmını karşılıyor, tarım yapıyor, ticaret gerçekleştiriyor ve ciddi bir sanayi üretimi ortaya koyuyoruz. Bunu çevreyi kirleterek, doğayı yok ederek ve ne pahasına olursa olsun daha fazla kazanmak anlayışıyla yaparsak, kanserli bir hücreden farkımız kalmaz. Biz, sürdürülebilir bir anlayışla üreterek ve paylaşarak da başarabileceğimizi göstermek zorundayız.”</p>
<p>Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan liderliğinde başlatılan sıfır atık hareketinin Türkiye'nin 81 ilinde ve dünyanın 193 ülkesinde karşılık bulan global bir harekete dönüştüğünü söyledi. Ağırbaş, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Plastik kirliği ülkemiz ve dünyamızın en büyük problemleri arasında yer alıyor. Doğmamış çocukların kanında mikroplastiğe rastlıyoruz. BM’nin verilerine göre 2050 yılı sonrasında denizlerde balıklardan çok plastiklerin olması öngörülüyor. Dünya bu yükü daha fazla taşıyacak durumda değil. Bizler bu dünyada yaşayan insanlar olarak elimizi taşın altına koymak zorundayız.”</p>
<p>Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ise, Antalya nüfusunun 3 milyona ulaştığını, nüfusunun 10 katı kadar 30 milyona yakında turist ağırladığını anımsattı. Prof. Dr. Özkan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Antalya’da sadece insan yaşamıyor. Burada dünyanın en büyük operasyonlarından biri, turizm operasyonlarından biri yürütülüyor. Türkiye’nin neredeyse gıdasının önemli bir kısmı bu şehirden karşılanıyor. Ticaret ve sanayi yapıyoruz. Ama bunu tüketerek, yok ederek, kazanmayı, başarmayı, sadece ne pahasına olursa olsun daha fazla kazanmak olarak algılarsak sonunda bir kanser hücreden farkımız olmaz. Ama biz başarmayı paylaşarak, sürdürülebilir bir şekilde kazanarak da yapabileceğimizi göstermeliyiz.”</p>
<p><strong>"Akdeniz çevre krizinin merkezinde"</strong></p>
<p>Akdeniz Havzasının küresel ortalamadan yüzde 20 daha hızlı ısındığını belirten Prof. Dr. Özkan, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’İklim krizinin artık uzak geleceğin veya sadece bilimsel raporların konusu değil, soluduğumuz hava, içtiğimiz su ve soframızdaki ekmek kadar somut bir gerçek. Antalya ekonomisinin temel direkleri olan turizm ve tarım doğrudan doğaya dayanıyor. Suyumuzu, toprağımızı, denizimizi ve ormanlarımızı koruyamazsak ekonomik geleceğimizi de koruyamayız. Artık çevreyi tüketmeyi bırakmak zorundayız. Doğanın da tedaviden önce korunmaya ihtiyacı var. Bir hekim olarak meslek hayatım boyunca şunu gördüm. En değerli olan, ortaya çıkan bir hastalığı tedavi etmekten önce onun ortaya çıkmasını önlemektir. Doğa için de durum farklı değildir. Kirlenen bir denizi temizlemekten önce onu kirletmemek, tükenen kaynakları geri kazanmaya çalışmadan önce onları bilinçli kullanmak zorundayız. Çünkü doğanın da tedaviden önce korunmaya ihtiyacı vardır.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-surdurulebilir-kalkinmada-dunyaya-ornek-potansiyele-sahip-83951</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/1/1280x720/antalya-surdurulebilir-kalkinmada-dunyaya-ornek-potansiyele-sahip-1785055433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya’nın sürdürülebilir kalkınmada dünyaya örnek olabilecek potansiyele sahip olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-en-buyuk-tarim-teknokenti-faaliyete-basliyor-83950</guid>
            <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 11:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin en büyük Tarım Teknokenti faaliyete başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Akdeniz Üniversitesi tarafından kurulan Antalya Teknokent Tanıtımı üniversite yerleşkesi Kır Cafe Tesislerinde gerçekleştirildi. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Antalya Tarım Teknokenti’nin, Türkiye’nin tarım teknolojileri alanında üretim ve inovasyon merkezi olmaya hazırlandığını bildirdi.</p>
<p>Rektör Prof. Dr. Özkan, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile üniversitesinin Aksu'daki bin 100 dönümlük alanın, Eylül 2025'te Tarım Teknokenti ilan edildiğini anımsattı. Prof. Dr. Özkan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Üniversite yerleşkesinde 365 dönümlük mevcut bir teknokentimiz var. Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren Aksu'daki alanı tarıma ve teknolojiye nasıl kazandırabilmek için Tarım Teknopark projemizi özel sektör temsilcileriyle de paylaştık. Tarım Teknokenti fikrine herkes çok sıcak baktı. Bu süreçte başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Sanayi ve Teknoloji Bakanımıza destekleri için teşekkür ediyoruz. Konuyu ilettiğimizde hemen destek verdiler ve bu alan Tarım Teknokenti ilan edildi."</p>
<p>Aksu ilçesinde eski EXPO şimdiki adıyla COP31 alanı ile BATEM'in yanında yer alan verimli bölgenin Tarım Teknokent ilan edilmesiyle bu bölgenin yapılaşmaya açılmayacağını belirten Prof. Dr. Özjan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Antalya Tarım Teknokent bünyesinde Türkiye tarımının geleceği de belirlenecek ve şekillenecek. Ar-Ge ve Ür-Ge merkezleri, laboratuvarlar, ofisler, sera ve deneme alanları kurulacak. Bitki ıslahı, izolat çalışmaları ve gen bankası gibi stratejik araştırmalar yürütülecek. Günümüzde asıl hedef sadece üretim yapmak değil, daha az suyla daha verimli tarım yapabilmek. Kuraklığa dayanıklı tohum çeşitlerinin geliştirilmesi ve sürdürülebilir tarım uygulamaları büyük önem taşıyor. Ziraat Fakültesinde önemli projeler yürütülüyor. Tarım Teknokenti,  üniversite, bilim ve özel sektörü aynı çatı altında buluşturacak. Burada gerçekten Ar-Ge yapacak firmaların yer almasını istiyoruz. Antalya Tarım Teknokenti hem ülkemize ve Antalya'ya hem tarıma hem de bilime önemli katkılar sağlayacak stratejik bir yatırım olacak. Ar-Ge odaklı girişimci ve firmalara tahsis edilecek alanların kiralama süreci önümüzdeki 6 ay içinde başlayacak.’’</p>
<p>Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, ilerleyen süreçte Antalya Tarım Teknokent alanında uluslararası tarım proje fuarlarının da düzenlenebileceğini, inovasyon ve kuluçka merkezlerinin yer alacağı güçlü bir ekosistem oluşturmayı hedeflediklerini belirterek, buranın Antalya’da Kasım ayında yapılacak COP31 İklim Değişikliği kongresine yetiştirilmesinin hedeflendiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>"Antalya Teknopark firma ciroları 18 milyar liraya ulaştı"</strong></p>
<p>Antalya Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. İbrahim Yavuz da, Türkiye'nin en büyük ve en başarılı 7 teknokenti arasında olduklarını açıkladı. Antalya Teknokent’te 276 firmanın faaliyet gösterdiğini, 2 binden fazla Ar-Ge çalışanı bulunduğunu anlatan Yavuz, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Antalya Teknokent’te yürütülen 391 Ar-Ge projesinde 80 akademisyen ve 34 öğrenci firması yer alıyor. Bu firmaların toplam cirosu 18 milyar liraya ulaştı. Metrekare başına düşen Ar-Ge geliri de oldukça yüksek. Antalya'nın en yüksek Ar-Ge üretilen alanı Teknokent. Bugüne kadar 105'in üzerinde patent üretildi. Ar-Ge ihracatı gelişiyor. 182 milyon dolarlık Ar-Ge ihracatı gerçekleştiriyoruz. Bu ihracat, klasik üretimden değil, tamamen Ar-Ge ve teknoloji geliştirme faaliyetlerinden kaynaklanıyor. Bu yönüyle büyük önem taşıyor."</p>
<p><strong>Teknoloji ve bilişim şehri Antalya</strong></p>
<p>‘Teknoloji ve Bilişim Şehri Antalya’ temasıyla çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Prof. Dr. Yavuz, milli teknoloji hamlesinin yalnızca yazılım, yapay zekâ ve savunma sanayisiyle sınırlı olmadığını vurguladı. Tohum teknolojisinin de bu vizyonun önemli bir parçası olduğuna dikkat çeken Yavuz, yerli, yüksek verimli ve bilimsel altyapıya sahip tohum geliştirmenin stratejik önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>Antalya Tarım Teknokenti ile bin 100 dönümlük alanın yasal güvence altına alınarak tamamen tarımsal Ar-Ge faaliyetlerine ayrıldığına dikkat çeken Yavuz, ‘’Antalya'nın bitkisel üretimde Türkiye birincisi, tarımsal katma değerde üçüncü, örtü altı yetiştiricilikte ise yüzde 41 payla lider konumda bulunmaktadır. Türkiye'de bu ölçekte böyle bir alan bulunmuyor’’ dedi.</p>
<p>İlk etapta 35 firma kiralama için anlaşma yaparken, kuluçka firmalarla birlikte 400 firmanın yer almasının hedeflenen Antalya Tarım Teknokent içinde yönetim ofisi, sergi ve fuar alanları, sosyal tesisler, sera ve açık tarımsal deneme alanları, Ar-Ge ve Ür-Ge laboratuvarları, bitki ıslahı, izolat ve gen bankası, botanik bahçesi, Tarım İnovasyon Kuluçka Merkezi, Yapay Zekâ ve Akıllı Tarım Merkezi, Tarım Makinaları Tasarım ve Prototipleme Merkezi ile Gıda Biyoteknoloji ve Tarım Akademisi yer alacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-en-buyuk-tarim-teknokenti-faaliyete-basliyor-83950</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/0/1280x720/turkiyenin-en-buyuk-tarim-teknokenti-faaliyete-basliyor-1785055337.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ülke tarımının geleceğini şekillendirecek olan ve Türkiye’nin en büyüğü olan Antalya Tarım Teknokenti, COP31 İklim Değişikliği Konferansı açılışına yetiştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
