<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/antalya/ansiad-baskani-ozbek-turkiyenin-guven-uretim-ve-katma-deger-odakli-yeni-bir-kalkinma-perspektifine-ihtiyac-duyuyor-84916</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 15:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özbek: Türkiye&#039;nin güven, üretim ve katma değer odaklı yeni bir kalkınma perspektifine ihtiyacı var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) Başkanı Ercan Özbek, yaptığı açıklamada, son makroekonomik verileri değerlendirdi.</p>
<p>Güven, üretim ve katma değer odaklı kalkınma çağrısında bulunan Özbek, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Son dönemde açıklanan üretim, turizm ve makroekonomik göstergelerin reel sektörde yaşanan yavaşlamayı teyit etmektedir. Türkiye’nin kısa vadeli ekonomik gelişmelerin ötesine geçen, güven, üretim ve katma değer odaklı yeni bir kalkınma perspektifine ihtiyaç duyulmaktadır. Üretim kapasitesini ve yatırım cesaretini koruyacak politikalar önceliğimiz olmalıdır.”</p>
<p>Temmuz ayı İmalat Sanayi Kapasite Kullanım Oranı’nın yüzde 73,9 seviyesine gerilemesinin üretim tarafındaki yavaşlamaya işaret ettiğini, turizm verilerinin ise sektörün artık nitelik odaklı bir dönüşüme ihtiyaç duyduğuna dikkat çeken Özbek, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Ekonomiler dönemsel olarak yavaşlayabilir; enflasyon yükselebilir, faizler artabilir. Ancak bir ülkenin üretme iradesini, yatırım heyecanını ve girişimcilik motivasyonunu kaybetmesi çok daha büyük bir risktir. Üretim kültürünü ve yatırım cesaretini yeniden inşa etmek yıllar alır. Ekonomiler yalnızca rakamlarla değil, güvenle büyür. Bu nedenle Türkiye’nin bugün en büyük ihtiyacı; üreteni, yatırım yapanı, ihracatçıyı ve istihdam oluşturan işletmeleri yeniden cesaretlendirecek güçlü bir güven iklimidir. Enflasyonla mücadele ve makroekonomik istikrar hedefleri sürdürülürken, reel sektörün yatırım kapasitesini koruyacak politikalar da eş zamanlı olarak hayata geçirilmelidir. Sürdürülebilir büyümenin yolu, üretim ile finansal istikrar arasında sağlıklı bir denge kurabilmekten geçmektedir.”</p>
<p><strong>Turizmde dönüşüm ve başarı kriterleri değişmeli</strong></p>
<p>Turizmde yeni başarı ölçüsünün ziyaretçi sayısı değil, oluşturulan katma değer olması gerektiğini vurgulayan ANSİAD Başkanı Özbek, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Antalya’nın ekonomik geleceği yalnızca turizmle sınırlı olmaması gerekir. Turizmde de başarı kriterlerinin değişmesi gerekir. Antalya bugün sadece turizmin değil; tarımın, gıda sanayisinin, lojistiğin ve gelişen teknoloji yatırımlarının da merkezidir. Şehrimizin geleceğini yüksek katma değer üreten, yenilikçi ve çok sektörlü bir kalkınma modeline dayandırmalıyız. Turizmde artık yalnızca ziyaretçi sayısını değil; kişi başına geliri, geceleme başına harcamayı, sezonun 12 aya yayılmasını, sağlık, spor, kongre, gastronomi ve kültür turizmi gibi alanlardaki çeşitliliği başarı kriteri olarak kabul etmeliyiz. Antalya artık sadece daha fazla turist ağırlayan değil, daha yüksek katma değer üreten bir destinasyon olmalıdır. Türkiye de büyümeyi yalnızca kredi hacmiyle, turizmi ise yalnızca turist sayısıyla ölçen anlayışın ötesine geçmelidir.”</p>
<p><strong>ANSİAD’dan 5 stratejik öncelik</strong></p>
<p>Özbek, ANSİAD olarak önümüzdeki dönemde Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesini ve Antalya’nın küresel rekabet gücünü artıracak beş temel önceliği şöyle sıraladı:</p>
<p>‘’Güven Ekonomisinin Güçlendirilmesi: Ekonomik öngörülebilirliği ve yatırım güvenini güçlendiren bir yatırım iklimi oluşturulmalı; Türkiye’nin yeni rekabet avantajı yüksek güven olmalıdır.  </p>
<p>Üretim ve Katma Değerin Önceliklendirilmesi: Teknoloji geliştiren, markalaşan ve ihracat odaklı üretim modeli desteklenmeli; üretici ve ihracatçı için uzun vadeli finansman imkânları artırılmalıdır.</p>
<p>Turizmde Katma Değer Odaklı Dönüşüm: Başarı kriterleri kişi başına gelir ve sürdürülebilirlik ekseninde yeniden tanımlanmalı; Antalya’nın sağlık, spor, gastronomi ve kongre turizmindeki küresel marka değeri güçlendirilmelidir.</p>
<p>Antalya’nın Akdeniz’in İnovasyon Merkezi Haline Getirilmesi: Tarım teknolojileri, yazılım, yenilenebilir enerji, sağlık ve lojistik alanlarında yeni yatırım ekosistemleri oluşturulmalı; Antalya teknoloji üreten ve ihracat yapan güçlü bir merkez haline getirilmelidir.</p>
<p>Uzun Vadeli Reform Gündemi: Verimliliği, dijital dönüşümü, yeşil ekonomiyi ve nitelikli eğitimi merkeze alan uzun vadeli yapısal reformlar kararlılıkla uygulanmalıdır.’’</p>
<p><strong>“Bu dönüşümün aktif bir paydaşı olacağız”</strong></p>
<p>ANSİAD’ın bu dönüşümdeki rolüne dikkat çeken Ercan Özbek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Türkiye’nin yeni kalkınma hikâyesi; daha fazla tüketerek değil, daha fazla üreterek; kısa vadeli çözümlerle değil, güven veren uzun vadeli politikalarla yazılacaktır. ANSİAD olarak yatırımı, üretimi ve katma değeri merkeze alan bu dönüşümün aktif bir paydaşı olmayı sürdüreceğiz. Türkiye’nin geleceği; güvenin yatırımı, yatırımın üretimi, üretimin ise refahı büyüttüğü bir anlayışla şekillenecektir.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/antalya/ansiad-baskani-ozbek-turkiyenin-guven-uretim-ve-katma-deger-odakli-yeni-bir-kalkinma-perspektifine-ihtiyac-duyuyor-84916</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/5/1280x720/ercan-ozbek-1784279696.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği Başkanı Ercan Özbek, Türkiye’nin kısa vadeli ekonomik gelişmelerin ötesine geçen, güven, üretim ve katma değer odaklı yeni bir kalkınma perspektifine ihtiyaç duyduğunu, turizmde de dönüşüm ve başarı kriterlerinin değişmesi gerektiğini belirterek 5 stratejik öneride bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yurt-ici-akaryakit-satislarinin-yuzde-257si-petrol-ofisi-grubundan-84892</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 10:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2025&#039;te akaryakıt satışlarının yüzde 25,7&#039;si Petrol Ofisi Grubu&#039;ndan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Petrol Ofisi Grubu, 2025'te yüzde 25,7'lik pazar payıyla toplam akaryakıt satışlarında ilk sırada yer aldı. </p>
<p>Şirket açıklamasında, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) Petrol Piyasası 2025 Yılı Sektör Raporu'na atıfta bulunularak, Türkiye'de toplam yurt içi akaryakıt satışlarının 2025'te yüzde 5,34 artışla 34,5 milyon tona ulaştığı bildirildi.</p>
<p>Petrol Ofisi Grubu da söz konusu dönemde 8,9 milyon tonluk satış miktarı ve yüzde 25,7'lik pazar payıyla sektördeki liderliğini üst üste 18'inci yıla taşıdı.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Petrol Ofisi Grubu CEO'su Mehmet Abbasoğlu, "2025, bp satın almasını gerçekleştirdiğimiz, istasyon, terminal ve depolama kapasite yatırımlarımızı daha da hızlandırdığımız, operasyon ve satış algoritmamızı da kamudan nihai tüketiciye tüm kademelerde bütünleşik bir bakış açısıyla zenginleştirdiğimiz önemli bir yıl oldu. Sektöre olduğu kadar Türkiye'nin enerji dönüşümü ajandasına da hizmet eden ürün ve hizmet çeşitliliğimizle birlikte gelenekselleşen liderliğimizi sürdürmekten ötürü gururluyuz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yurt-ici-akaryakit-satislarinin-yuzde-257si-petrol-ofisi-grubundan-84892</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/8/1280x720/petrol-ofisi-1749644912.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrol Ofisi Grubu, geçen yıl 8,9 milyon tonluk yurt içi satış miktarı ve yüzde 25,7&#039;lik pazar payıyla toplam akaryakıt satışlarında liderliğini sürdürdüğü bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-sanayisinde-yeni-donem-teknosab-kobi-osb-ekosistem-hayata-geciyor-84879</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 10:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa sanayisinde yeni dönem: Türkiye’nin ilk entegre KOBİ ekosistemi hayata geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) tarafından 2030 Vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen TEKNOSAB KOBİ Organize Sanayi Bölgesi (OSB), düzenlenen lansman programıyla tanıtıldı.</p>
<p>Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay'ın ev sahipliğinde Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Osmangazi Salonu'nda gerçekleştirilen programa Bursa Valisi Erol Ayyıldız, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, iş dünyasının temsilcileri, sanayiciler ve davetliler katıldı.</p>
<p>BTSO'nun 2030 Vizyonu çerçevesinde hayata geçirilen TEKNOSAB KOBİ OSB, Türkiye'nin ilk entegre KOBİ ekosistemi olma özelliğini taşıyor. Yüksek teknoloji üretimi, dijital dönüşüm, sürdürülebilir sanayi ve güçlü lojistik altyapısıyla bölgenin üretim kapasitesini artırması ve KOBİ'lerin küresel rekabet gücünü desteklemesi hedefleniyor. BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, KOBİ OSB’nin TEKNOSAB’ın güçlü altyapısından yararlanacağını belirterek, modern üretim tesislerinin 500 metrekareden başlayıp 3 bin metrekareye kadar farklı büyüklüklerde inşa edileceğini, işletmelerin ortak enerji, arıtma, lojistik ve sosyal hizmetlerden faydalanacağını ifade etti. İlk inşaatların 2027 yılı sonunda başlamasının hedeflendiğini kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a758c51b7b20-1786088529.jpg" alt="" width="827" height="367" /></p>
<h2>“Bursa için stratejik bir yatırım”</h2>
<p>Burkay, TEKNOSAB KOBİ OSB'nin Bursa'nın yaklaşık 700 yıllık üretim ve ticaret kültürünü geleceğin sanayi anlayışıyla buluşturacak stratejik bir yatırım olduğunu söyledi. Projenin yüzde 70'ten fazlasının kamu kaynakları ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın destekleriyle hayata geçirildiğini belirten Burkay, teknik olduğu kadar finansal açıdan da sürdürülebilir bir model oluşturduklarını ifade etti. Burkay, Uludağ'da kurulan Bursa Business School'un ardından yapay zekâ ve dijital dönüşüm odaklı yeni bir eğitim ve inovasyon merkezi kurmayı hedeflediklerini belirterek, "Bu projeler sadece Bursa'ya değil, ülkemize de hizmet edecek" dedi.</p>
<h2>“Hayaldi gerçek oldu”</h2>
<p>TEKNOSAB'ın genişleme alanına ilişkin çalışmaların 2022 yılında başladığını hatırlatan Burkay, yaklaşık üç yıllık hazırlık sürecinin ardından alanın 2026 yılı Şubat ayında resmen ilan edildiğini söyledi. Projelerin ilk açıklandığında birçok kişi tarafından hayal olarak görüldüğünü ifade eden Burkay, birlik ve kararlılıkla çalışılması sayesinde bu hedeflerin gerçeğe dönüştüğünü kaydetti. TEKNOSAB KOBİ OSB'nin yalnızca üretime değil, Bursa'nın trafik, çevre ve hava kirliliği gibi kronik sorunlarının çözümüne de katkı sağlayacak planlı sanayi alanları oluşturacağını dile getirdi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7591fb438bf-1786089979.jpg" alt="" width="782" height="486" /></p>
<h2>“Savunma sanayine Bursa rüzgarı”</h2>
<p>Projeyle savunma sanayisine özel güvenlik sertifikalı üretim alanlarının da oluşturulacağını belirten Burkay, Bursa'da 2013 yılında yaklaşık 20 olan savunma sanayi firmasının bugün 300'ün üzerine çıktığını, TEKNOSAB bünyesinde kurulacak merkezlerle İHA, SİHA ve yüksek teknoloji üretiminin daha da güçleneceğini söyledi. KOBİ Diyalog Merkezi'nin Türkiye'de benzeri olmayan bir model olacağını dile getiren Burkay, KOSGEB, Kredi Garanti Fonu (KGF), İGE ve bankaların KOBİ birimlerinin aynı merkezde hizmet vereceğini, işletmelerin finansmana erişim, danışmanlık ve dış ticaret süreçlerinin tek noktadan yürütüleceğini ifade etti. Organize Ticaret Bölgesi kapsamında inşaat malzemeleri, otomotiv yan sanayi, makine, elektrikelektronik, otomasyon ve benzeri sektörlerin kümeleneceğini belirten Burkay, BTSO Lojistik AŞ aracılığıyla öncelikli ihracat yapılan ülkelerde lojistik merkezler kurulacağını, böylece ürünlerin müşteriye daha hızlı ulaştırılarak rekabet gücünün artırılacağını söyledi.</p>
<h2>“Bursa’nın mayasında öncü olmak var”</h2>
<p>Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba ise Bursa'nın tarih boyunca üretim ve ticarette öncü bir şehir olduğuna dikkat çekerek, Türkiye'nin ilk organize sanayi bölgesi ile ilk yüksek teknoloji odaklı organize sanayi bölgesi olan TEKNOSAB'ın Bursa'da kurulduğunu hatırlattı. KOBİ OSB projesinin de bu öncülük geleneğini sürdüren stratejik bir yatırım olduğunu belirten Biba, projeyi yalnızca bir sanayi alanı değil, planlı kentleşme, doğru arazi kullanımı, ulaşım, lojistik ve çevre politikalarını birlikte ele alan kapsamlı bir şehircilik hamlesi olarak değerlendirdiklerini söyledi.</p>
<h2>“KOBİ OSB güçlü bir vizyonun ürünüdür”</h2>
<p>TEKNOSAB KOBİ OSB’nin şehir içinde dağınık halde faaliyet gösteren, büyüme alanı bulmakta zorlanan, küçük ve orta ölçekli işletmeleri ve ticaret erbabını modern ve planlı alanlarda buluşturacak kapsamlı bir kalkınma hamlesi olduğunu belirten Biba, “Yeni ekonominin en başat ihtiyaçları; üretimi verimli, sürdürülebilir ve rekabetçi kılmak üzerine şekillenmektedir. KOBİ OSB de tam olarak bu anlayışın ürünüdür. Uzun yılların birikimiyle, kentin öncelikli ihtiyaçlarını gözeterek, sektörlerin talepleri dinlenerek, ince elenip sık dokunarak oluşturulmuş güçlü bir vizyonun ürünüdür. En önemlisi de ortak aklın, istişarenin ve uzlaşının eseridir. Bu yönüyle ayrıca kıymetlidir” dedi.</p>
<h2>“Bursa’nın geleceğine yatırım”</h2>
<p>Bursa Valisi Erol Ayyıldız da konuşmasında, kentin üretim gücünün temelinde büyük sanayi kuruluşlarının yanı sıra KOBİ'lerin bulunduğunu vurguladı. KOBİ'lerin rekabet gücünü artıracak her yatırımın Bursa ve Türkiye'nin geleceğine yapılan yatırım anlamına geldiğini belirten Vali Ayyıldız, TEKNOSAB KOBİ OSB'nin yüksek teknoloji odaklı yapısı, akıllı üretim altyapısı ve Ar-Ge imkânlarıyla Bursa'nın sanayi vizyonuna önemli katkılar sağlayacağını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-sanayisinde-yeni-donem-teknosab-kobi-osb-ekosistem-hayata-geciyor-84879</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/9/1280x720/bursa-sanayisinde-yeni-donem-teknosab-kobi-osb-ekosistem-hayata-geciyor-1786088485.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası, 2030 Vizyonu kapsamında hayata geçirilen Türkiye’nin ilk entegre KOBİ ekosistemi TEKNOSAB KOBİ OSB&#039;yi düzenlenen lansman programıyla kamuoyuna tanıttı. KOBİ&#039;leri üretim, ticaret, lojistik ve finansman alanlarında aynı çatı altında buluşturacak proje kapsamında Gıda OSB, Savunma OSB, Organize Ticaret Bölgesi ve KOBİ Diyalog Merkezi de hayata geçirilecek. BTSO Başkanı İbrahim Burkay, Bursa&#039;nın yaklaşık 700 yıllık üretim ve ticaret kültürünü geleceğin sanayi anlayışıyla buluşturacak stratejik bir yatırım olduğunu söyledi. Burkay, “Bu projeler sadece Bursa&#039;ya değil, ülkemize de hizmet edecek” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/samsun-aciklarinda-petrol-arama-ruhsati-uzatildi-84890</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 09:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Samsun açıklarında petrol arama ruhsatı uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün petrol hakkına müteallik kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) başvurusu değerlendirilerek Karadeniz'de Samsun açıklarında sahip olduğu petrol arama ruhsatının süresinin uzatılması kararlaştırıldı.</p>
<p>Karar kapsamında, 39 bin 414 hektar yüzölçümüne sahip deniz sahasındaki petrol arama ruhsatının süresi, 18 Nisan 2026'dan 18 Nisan 2029'a kadar uzatıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/samsun-aciklarinda-petrol-arama-ruhsati-uzatildi-84890</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/8/1280x720/petrol-tankeri-1772598101.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TPAO&#039;nun Samsun açıklarındaki arama ruhsatının süresi 2029&#039;a kadar uzatıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-kelimenin-degisimi-bir-donusumun-hikayesi-84854</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 08:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir kelimenin değişimi, bir dönüşümün hikâyesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, sürdürülebilirlik kavramı da Türkçede yeni bir anlam kazandı. Türk Dil Kurumu (TDK), SKD Türkiye’nin girişimi ve Sabancı Üniversitesi’nin bilimsel çalışması sonucunda “sürdürülebilirlik” tanımını güncelledi. Böylece kavram, ilk kez çevresel, sosyal, ekonomik ve yönetişim boyutlarını kapsayan bütüncül bir çerçeveyle sözlüğe girdi. </strong></p>
<p>Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlandığı bir dönemde, Türk Dil Kurumu, “sürdürülebilirlik” kavramını yıllar sonra yeniden tanımladı. Bugüne kadar yalnızca “sürdürülebilir olma durumu” ifadesiyle açıklanan kavram, artık gelecek kuşaklara karşı sorumluluğu, değer yaratmayı, kurumsal dayanıklılığı ve yönetişimi de içeren güncel bir anlam çerçevesine sahip.</p>
<p>Türk Dil Kurumu (TDK), SKD Türkiye’nin girişimi ve Sabancı Üniversitesi’nin bilimsel çalışması sonucunda “sürdürülebilirlik” ve “sürdürülebilir” kelimelerinin tanımlarını güncelledi. Bu değişiklik yalnızca sözlükte birkaç satırın değişmesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Türkiye’nin sürdürülebilirlik dilinin, uluslararası literatürle ve iş dünyasının bugün geldiği noktayla uyumlu hale gelmesi anlamını taşıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7572f375a9e-1786082035.jpg" alt="" width="700" height="467" />
<figcaption><strong>SKD Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel (solda) ve TDK Başkanı Prof. Dr. Osman Mert</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Eskiden ne yazıyordu?</strong></p>
<p>Bugüne kadar Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük’te “sürdürülebilirlik” şu ifadeyle yer alıyordu: “Sürdürülebilir olma durumu.” Tanım dil bilgisi açısından doğru olsa da kavramın son otuz yılda kazandığı içeriği karşılamıyordu. İklim değişikliği, doğal kaynak yönetimi, sosyal eşitsizlikler, şirketlerin yönetişim anlayışı, finansal dayanıklılık ya da döngüsel ekonomi gibi başlıkların hiçbirine gönderme yapmıyordu. Oysa bugün sürdürülebilirlik yalnızca çevreyi korumayı değil; ekonomik büyümenin, toplumsal refahın ve yönetişimin birlikte ele alınmasını ifade ediyor.</p>
<p><strong>Yeni tanım ne diyor?</strong></p>
<p>TDK güncellemesiyle birlikte “sürdürülebilirlik” kavramına ikinci bir anlam eklendi. Yeni tanım şöyle: “Gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânlarına zarar vermeden bugünün ihtiyaçlarını karşılamayı içeren yaklaşım.”</p>
<p>Bunun yanında ekonomi alanına özgü üçüncü bir tanım da ilk kez sözlüğe girdi. Ekonomi terimi olarak sürdürülebilirlik artık şöyle tanımlanıyor: “Herhangi bir sistemin işleyişi ve gelişimi çerçevesinde bugünün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânlarını tehlikeye atmadan değer ve dayanıklılık yaratma gerekliliğini içeren toplumsal, ekonomik, çevresel ve yönetişimsel sorumluluk ilkesi.”</p>
<p>Böylece sözlükte ilk kez “değer yaratma”, “dayanıklılık”, “yönetişim” ve “gelecek kuşaklar” gibi kavramlar sürdürülebilirlik tanımının ayrılmaz parçaları haline geldi. Aynı şekilde “sürdürülebilir” sıfatı da yalnızca “aynı biçimde devam ettirilebilen” anlamıyla sınırlı kalmadı. Yeni anlamıyla artık “gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânlarına zarar vermeden bugünün ihtiyaçlarını karşılayabilen sistem, yöntem veya yaklaşım” olarak da tanımlanıyor.</p>
<p><strong>Neden şimdi?</strong></p>
<p>Zamanlama tesadüf değil. Türkiye, COP31’e ev sahipliği yapacağı bir dönemde iklim politikalarının, sürdürülebilir finansmanın ve yeşil dönüşümün merkezinde yer almaya hazırlanıyor. Bugün şirketler sürdürülebilirlik raporları hazırlıyor, bankalar yeşil finansman sunuyor, yatırımcılar ESG performansını değerlendiriyor, kamu kurumları yeni düzenlemeler geliştiriyor. Ancak aynı kavramın farklı kurumlarda farklı anlamlarda kullanılması ortak bir dil oluşturulmasını zorlaştırıyordu. Bu nedenle ortak bir tanım yalnızca akademik değil; kamu, özel sektör ve toplum arasında ortak anlayışın oluşması açısından da stratejik önem taşıyor.</p>
<p><strong>Bilimsel araştırmaya dayanıyor</strong></p>
<p>Yeni tanım yalnızca masa başında hazırlanmadı. SKD Türkiye'nin "Sürdürülebilirlik Tanım Seferberliği" kapsamında yürütülen çalışma, Sabancı Üniversitesi akademisyenlerinin bilimsel analizleriyle desteklendi. Araştırmada; 185 SKD Türkiye üyesi şirketin görüşleri alındı. 2012-2025 dönemini kapsayan akademik yayınlar incelendi. Kamu politikaları analiz edildi. Ulusal ve uluslararası sözlükler karşılaştırıldı.Kurumsal sürdürülebilirlik raporları değerlendirildi. Kavramsal haritalama, yapı geçerliliği ve nomolojik ağ analizi gibi yöntemler kullanıldı. Araştırma sonunda sürdürülebilirliğin artık yalnızca “süreklilik” anlamına indirgenemeyeceği; çevresel, ekonomik, toplumsal ve yönetişim boyutlarını birlikte içeren bütünleşik bir yaklaşımı ifade ettiği ortaya kondu. Hazırlanan öneri daha sonra Türk Dil Kurumu bünyesindeki akademisyen ve uzmanlardan oluşan komisyon tarafından incelenerek kabul edildi.</p>
<p><strong>“Kavram da dönüşmek zorundaydı”</strong></p>
<p>SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel’e göre sürdürülebilirlik kavramı son yıllarda ciddi bir dönüşüm geçirdi. Günsel, çevre kavramının ötesine geçen sürdürülebilirliğin bugün ekonomiden yönetişime kadar çok daha geniş bir alanı ifade ettiğini belirterek, Türkiye’nin COP31 dönem başkanlığını üstleneceği böyle bir yılda kavramın günümüzü yansıtan bir tanıma kavuşmasının önemli olduğunu vurguluyor. Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Ozan Duygulu ise sürdürülebilirliğin yalnızca bir kavram değil, dünyaya bakış biçimi olduğunu ifade ediyor. Duygulu’na göre akademik çalışmaların toplum yararına somut çıktılar üretmesi açısından bu çalışma önemli bir örnek oluşturuyor. TDK Başkanı Prof. Dr. Osman Mert de güncellemenin yalnızca bir sözlük değişikliği olmadığını, Türkçede terim birliğinin sağlanması ve doğru bilginin topluma aktarılması açısından önemli bir adım olduğunu belirtiyor.</p>
<p><strong>Kurumsal dayanıklılık da tanımın içine girdi</strong></p>
<p>Yeni tanımın dikkat çeken yönlerinden biri de “dayanıklılık” kavramını içermesi. Son yıllarda pandemi, iklim krizleri, enerji arz sorunları, jeopolitik gerilimler ve ekonomik dalgalanmalar, şirketlerin yalnızca büyümesini değil; krizlere karşı dayanıklılığını da ön plana çıkardı. Bu nedenle sürdürülebilirlik artık yalnızca çevresel performansın değil; kurumların uzun vadeli değer yaratabilme kapasitesinin de temel göstergelerinden biri olarak görülüyor. Başka bir ifadeyle yeni sözlük tanımı, sürdürülebilirliği yalnızca “çevreyi koruma” ekseninden çıkarıp, geleceğe hazırlanmanın ve kurumsal dayanıklılığın ortak dili haline getiriyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>sürdürülebilirlik, </strong></span></p>
<p>1. isim Sürdürülebilir olma durumu: “</p>
<p>… sokak kültürünün sürdürülebilirliği, belki yeniden inşası için sosyologlar, kültür insanlarımız ortak projeler geliştirmek zorundadırlar." - Feridun Andaç</p>
<p>2. isim Gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânlarına zarar vermeden bugünün ihtiyaçlarını karşılamayı içeren yaklaşım.</p>
<p>3. isim, ekonomi Herhangi bir sistemin işleyişi ve gelişimi çerçevesinde bugünün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânlarını tehlikeye atmadan değer ve dayanıklılık yaratma gerekliliğini içeren toplumsal, ekonomik, çevresel ve yönetişimsel sorumluluk ilkesi.</p>
<p><strong>Neden önemli?</strong></p>
<p>Türkiye COP31’e ev sahipliği yaparken ortak bir sürdürülebilirlik dili oluşturuldu.</p>
<p>Kavram ilk kez çevresel, sosyal, ekonomik ve yönetişim boyutlarıyla tanımlandı.</p>
<p>“Dayanıklılık” ve “değer yaratma” sözlük tanımına girdi.</p>
<p>Akademi, iş dünyası ve kamu iş birliğiyle hazırlanan ilk kapsamlı sürdürülebilirlik tanımı oldu.</p>
<p>Şirket raporlarından kamu politikalarına kadar kullanılacak ortak terminoloji güçlendirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-kelimenin-degisimi-bir-donusumun-hikayesi-84854</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir kelimenin değişimi, bir dönüşümün hikâyesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altinda-diplomatik-atak-84851</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altında diplomatik atak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a756f6cc9da0-1786081132.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Jeopolitik risklerin yön değiştirmesi ve para politikasına ilişkin beklentilerin yeniden şekillenmesi, değerli metal piyasasında ibreyi tekrar yukarı çevirdi. Hazirandan bu yana sıkışık seyreden altın ve gümüş fiyatları, teknik olarak önemli görülen konsolidasyon bölgesinin üzerine çıkarak yeni bir yükseliş dalgasının sinyalini vermeye başladı. Özellikle ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı'nın kısmen yeniden açılmasına yönelik anlaşma ihtimalinin güçlenmesi, petrol fiyatlarını aşağı çekerken enflasyon ve faiz baskısını da hafifletti. Böylece yatırımcıların yeniden değerli metallere yöneldiği görülüyor.</p>
<p>Altın, dün üst üste dördüncü işlem gününde yükselerek ons başına 4.300 dolar seviyesine yaklaşırken haftalık bazda yaklaşık yüzde 6 değer kazandı.</p>
<p>Gümüş ise 62 dolar sınırına dayanarak haftalık yaklaşık yüzde 5 prim yaptı. Altın sonrasında 4.250 dolara gevşese de, fiyatlardaki hareketliliğini sürebileceği tahminleri yapılıyor.</p>
<h2>Faiz beklentileri değişti </h2>
<p>Piyasadaki iyimserliğin en önemli nedenlerinden biri ABD Merkez Bankası’na ilişkin beklentiler oldu. Geçen hafta yıl sonuna kadar iki faiz artırımı fiyatlayan piyasalar artık yalnızca tek faiz artırımını öngörüyor. Daha sınırlı parasal sıkılaşma beklentisi, faiz getirisi olmayan altın ve gümüş gibi değerli metaller için destekleyici bir zemin oluşturuyor.</p>
<p>Bu değişimde ABD’den gelen ekonomik veriler de etkili oldu. ADP özel sektör istihdamı temmuz ayında yalnızca 44 bin kişi artarak 70 bin olan piyasa beklentisinin belirgin şekilde altında kaldı. Zayıflayan istihdam görünümü, Fed’in agresif sıkılaşma ihtimalini azaltırken ABD dolarındaki geri çekilme de değerli metalleri destekledi.</p>
<p>Buna karşın Fed cephesinden temkinli mesajlar gelmeye devam ediyor. Fed Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook, enflasyonun hedefe gerilememesi halinde faiz artırımlarının yeniden gündeme gelebileceğini belirtirken, Kansas City Fed Başkanı Jeff Schmid de fiyat istikrarı için daha yüksek faiz oranlarının gerekebileceği uyarısında bulundu. Bu nedenle piyasalar, önümüzdeki dönemde açıklanacak enflasyon ve istihdam verilerini yakından izleyecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">5.000 DOLAR HEDEFİ MASAYA GERİ DÖNÜYOR</span></h2>
<p>■ Uluslararası yatırım bankaları uzun vadede yükseliş beklentilerini koruyor. Standard Chartered, merkez bankalarının alımları, jeopolitik belirsizlik ve portföy çeşitlendirme ihtiyacının altını desteklemeye devam edeceğini belirterek 5.000 dolar senaryosunu gündemde tutuyor. </p>
<p>■ Citi, kısa vadede yatay veya sınırlı geri çekilme öngörse de yılın son çeyreğinde ons altının 4.500 dolara, 2027’nin ilk yarısında ise 5.000 dolara ulaşabileceğini tahmin ediyor. </p>
<p>■ Deutsche Bank ise son düzeltmenin önceki sert geri çekilmelere göre oldukça sınırlı kaldığını, yaklaşık 3.900 dolar seviyesinde güçlü bir taban oluşmuş olabileceğini değerlendiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ÇİN YENİDEN SAHNEDE</span></h2>
<p>Altın piyasasına son haftalarda en güçlü desteklerden biri Çin’den geldi. Bloomberg hesaplamalarına göre Çin’deki altın destekli borsa yatırım fonlarına (ETF) 14 işlem günü üst üste para girişi gerçekleşti. Bu seri mart ayından bu yana görülen en uzun kesintisiz giriş olurken, dünyanın en büyük fiziki altın piyasasında yatırımcı algısının yeniden pozitife döndüğüne işaret ediyor. Kurumsal alımların, ons fiyatının 4.000 doların üzerinde kalmasında önemli rol oynadığı değerlendiriliyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altinda-diplomatik-atak-84851</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/1/1280x720/altin-gold-dollar-1786081395.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel piyasalarda Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik diplomatik girişimlerin petrol fiyatlarını gevşetmesi ve Fed’in faiz artırım patikasına ilişkin öngörülerin yumuşaması, değerli metallere alımları yeniden hızlandırdı. Altın bu hafta rotayı 4.300 dolara kırarken, gümüş de 62 doları test etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-stokunda-5-aylik-zarar-155-milyar-dolar-84848</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın stokunda 5 aylık zarar 155 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in şubat sonunda İran’a açtığı savaş, altın fiyatlarını küresel çapta negatif etkiledi. Savaş önceki fiyattan uzakta olsa da dün itibariyle ons altın 4.300 doları aşarak 7 ayın en yüksek seviyesine ancak ulaştı. QNB ekonomistleri yurtiçindeki altın stokunda fiyatlardan kaynaklı olarak yaşanan değer kaybının 155 milyar dolar olduğunu hesapladı.</p>
<p>QNB ekonomistleri Erkin Işık, Deniz Çiçek ve Şakir Oktay Gür’ün yayımladığı analize göre yurtiçindeki toplam altın stoku temmuz ayında 4 bin 313 ton (562 milyar dolar) ile önceki aya göre sadece 1 ton arttı. Bu da aylık bazda 2024 ortalarından beri en düşük artışa işaret ediyor. Analize göre son ay biraz toparlanma olsa da altın stokunda şubat ayından beri 155 milyar dolarlık değer kaybı oldu.</p>
<p>Analizde düşüşün etkisiyle altına ilginin son dönemde zayıf seyrettiği belirtilirken “Altın stokundaki yıllık artış hızı da geçen seneki 170 ton civarından bu senenin ilk çeyreğinde 150 ton civarına, Temmuz ayında ise 108 tona gerilemiştir” denildi.</p>
<p>Altın fiyatlarında yaşanan güçlü artış eğilimi sonucunda ons altın fiyatının şubat ayında 5 bin 300 dolar seviyelerini gördüğü hatırlatılan analize göre 2025 başından itibaren altın stokundaki değer artış kazancı hesaplandığında, bu kazanç şubat sonunda 348 milyar dolar ile en yüksek seviyesine ulaştı. Sonrasında düşüş başladı.</p>
<p>Temmuz sonunda 4 bin 50 dolarlık ons altın fiyatı ile QNB ekonomistlerinin yaptığı hesaplama, altın stokunda mart-temmuz döneminde 155 milyar dolarlık zarar yazıldığını ve 2025 başından itibaren elde edilen kârın 193 milyar dolara gerilediğini ortaya koydu.</p>
<p>Analizde geçen sene iç talepteki güçlü görünümün bir açıklamasının da Türkiye’de geleneksel olarak çok tercih edilen altın yatırımlarından elde edilen kârın yarattığı gelir etkisi olduğu vurgulandı. Bu sene ilk çeyrekte GSYH’daki hanehalkı tüketim artışının yüzde 0,1’e yavaşladığı kaydedildi. Hesapladıkları reel ve mevsimsel etkilerden arındırılmış kredi kartı harcamalarının 2. çeyrek ortalamasının önceki çeyreğe göre yüzde 1 gerilemesinin, zayıf görünümün ikinci çeyrekte de devam ettiğini düşündürdüğü vurgulanan analizde altın fiyatlarındaki düşüşün de bu yavaşlamada etkili olduğu yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-stokunda-5-aylik-zarar-155-milyar-dolar-84848</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/1/1280x720/altin-gold-1767932674.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurt içindeki altın stokunda fiyatlardan kaynaklı olarak meydana gelen değer kaybının 155 milyar dolar olduğu hesaplandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/referanduma-gitmeden-anayasa-degisikligi-mecliste-400u-bulur-mu-84847</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Referanduma gitmeden, Anayasa değişikliği Meclis’te 400’ü bulur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mevcut TBMM tablosunda hiçbir parti veya ittifak tek başına Anayasa değişikliği için gereken 400 oyu (2/3 çoğunluk) bulamıyor. Ancak referandum sayısını bulma ihtimali yüksek. AK Parti, MHP, CHP ve DEM ile birlikte HÜDA-Par’ın da destek vermesi durumunda anayasa değişikliği referandum sayısı olan 360’ı bulabilir.</p>
<p><strong>DEM’in desteği nasıl olur? </strong></p>
<p>Özgür Özel’in Yeni Partisi ile İYİ Parti AK Parti’nin bu dönem Meclis’e getireceği bir anayasa değişikliğine destek vermeyeceği biliniyor. DEM yetkililerinin, “anayasa değişikliğinde masaya otururuz” açıklaması ise destek için yeterli görülmüyor.</p>
<p>DEM’in anayasa değişikliği için örneğin, ‘ana dilde eğitim’ gibi taleplerinde ısrarlı olmaları sıkıntı yaratabilir.</p>
<p>AK Parti içinde anayasa değişikliğinde 360’ı bulsa bile seçim öncesi referanduma gidilmesine sıcak bakmıyor. Amaç 400’ü bulmak ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı referanduma gitmeden ikna etmek. Erdoğan, “Meclis’te 400 bulunsa bile anayasayı halkımızın onayına sunacağız” açıklamaları ile referandum konusundaki ısrarını koruyor. Kulislerde, yeni anayasa değişikliğinin Meclis’te yeterli çoğunluğu bulması halinde seçimlerde üçüncü bir sandığın kurulma ihtimali de konuşuluyor. AK Parti, yeni anayasa konusunda yol haritasını yaz aylarında masaya yatıracak. Sonbahar aylarında ise anayasa değişikliği yeni bir gündem maddesi olarak karşımıza çıkacak.</p>
<p><strong>Grup kararı alınamıyor </strong></p>
<p>Anayasa değişikliğinde siyasi partiler grup kararı alamıyor. Milletvekilleri kendi iradeleri ile oy kullanıyor. Dolayısıyla Meclis gündemine anayasa değişikliğinin gelmesi durumunda referandum sayısını bulmak mümkün ancak 400 sayısına ulaşmakta imkansız görünmüyor.</p>
<p><strong>Sonbaharın sıcak başlığı olacak </strong></p>
<p>AK Parti, yeni anayasa değişikliğini Ekim ayı ile birlikte gündeme taşıyacak. Başta toplum olmak üzere siyasi partilerin desteğini arayacak. Terörsüz Türkiye hedefinden sonra AK Parti’nin 2026 yılında hayata geçireceği projeler arasında ikinci sırayı alan anayasa değişikliği için yaz aylarında yeni yol haritası belirlenecek.</p>
<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, anayasanın 19 defa değiştiğini belirterek, “Türkiye’nin yeni bir anayasayı birlikte Meclis’te konsensüs sağlamak ve sonra da milletin onayına referanduma sunmak suretiyle paylaşımcı bir anlayışla bunu gerçekleştireceğiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/referanduma-gitmeden-anayasa-degisikligi-mecliste-400u-bulur-mu-84847</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/tbmm-meclis-1781760262.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Referanduma gitmeden, Anayasa değişikliği Meclis’te 400’ü bulur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-varlik-barisinin-sifreleri-84846</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni varlık barışının şifreleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye ekonomisinde son dönemde dikkat çeken başlıklardan biri de yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarına ve şirketlere ait varlıkların yeniden Türkiye ekonomisine kazandırılması. Özellikle Londra ve Dubai gibi uluslararası finans merkezlerinde tutulan para, döviz, altın ve menkul kıymetlerin Türkiye’ye çekilmesi açısından yeni “Varlık Barışı” düzenlemesi önemli bir kapı açıyor.</p>
<p>Üstelik burada artık “varlık barışı gelecek mi?” sorusundan söz etmiyoruz. 4 Haziran 2026 tarihinde yürürlüğe giren 7582 sayılı Kanun ile yeni düzenleme hayata geçti. 4 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanan tebliğ ile de uygulamanın ayrıntıları netleşti. Düzenleme, yurt dışında veya Türkiye’de bulunmasına rağmen kayıtlarda yer almayan belirli varlıkların ekonomiye kazandırılmasını hedefliyor.</p>
<p>Peki bunun anlamı ne?</p>
<p>Basitçe söyleyelim: Türkiye dışında duran ve sahibinin kontrolünde bulunan belirli finansal varlıklar, kanunun öngördüğü şartlar yerine getirilerek Türkiye’ye getirilebilecek ve kayıt altına alınabilecek. Bunun karşılığında belirli oranlarda vergi uygulanacak. Bazı şartların yerine getirilmesi halinde ise vergi yükü sıfıra kadar indirilebilecek.</p>
<p>İşte asıl tartışma da burada başlıyor.</p>
<p><strong>LONDRA VE DUBAİ NEDEN ÖNEMLİ?</strong></p>
<p>Londra dünyanın en büyük finans merkezlerinden biri. Dubai ise son yıllarda özellikle Körfez bölgesinin ve uluslararası yatırımcıların önemli finans ve ticaret merkezlerinden biri haline geldi.</p>
<p>Bu merkezlerde Türk vatandaşları veya Türkiye bağlantılı şirketlerin yatırımları bulunması tek başına olağan dışı bir durum değil. İnsanlar ve şirketler sermayelerini farklı ülkelerde tutabiliyor, yabancı para cinsinden yatırım yapabiliyor, menkul kıymet alabiliyor veya uluslararası ticaret nedeniyle farklı ülkelerde hesaplar bulundurabiliyor.</p>
<p>Türkiye açısından mesele, bu sermayenin ülke ekonomisine ne ölçüde kazandırılabileceği.</p>
<p>Çünkü yurt dışında duran 1 milyon dolarlık bir sermaye Türkiye’de kullanılmıyorsa Türkiye ekonomisinin üretim, yatırım ve istihdam kapasitesine doğrudan katkı sağlamıyor.</p>
<p>Ama aynı para Türkiye’ye gelir, bir şirketin yatırımında kullanılır, devlet tahvili veya kira sertifikasına yönelir, girişim sermayesine aktarılır ya da üretim finansmanında değerlendirilirse ekonomide farklı bir sonuç ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bu nedenle yeni Varlık Barışı yalnızca “vergi düzenlemesi” olarak görülmemeli.</p>
<p>Asıl hedef, dışarıda duran sermayenin Türkiye finans sistemine sokulması.</p>
<p><strong>KAPSAMDA NELER VAR?</strong></p>
<p>Yeni düzenlemede yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçları kapsama alınabiliyor.</p>
<p>Gerçek kişiler ve tüzel kişiler, şartları yerine getirmek kaydıyla bu varlıkları banka veya aracı kurumlara bildirebiliyor. Bildirilen yurt dışı varlıkların, bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda açılan hesaplara transfer edilmesi veya fiziki olarak getirilen varlıkların bu hesaplara yatırılması gerekiyor.</p>
<p>Burada vatandaş açısından en önemli nokta şu:</p>
<p>“Benim Londra’da veya Dubai’de param var, nasıl olsa süre var, istediğim zaman getiririm” anlayışı doğru değil.</p>
<p>Kanunda süreler ve prosedürler bulunuyor. Bildirim, transfer ve yatırım şartlarının birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Yani bu düzenleme, “parayı getir, hiçbir şeye bakma” şeklinde anlaşılmamalı.</p>
<p>Tam tersine, işlemlerin mevzuata uygun şekilde yapılması gerekiyor.</p>
<p><strong>VERGİ ORANI NEDEN DİKKAT ÇEKİYOR?</strong></p>
<p>Yeni modelin en dikkat çekici taraflarından biri vergilendirme sistemi.</p>
<p>Düzenlemenin temelinde yüzde 5'e kadar çıkan bir vergi oranı bulunuyor. Ancak varlığın belirli sürelerle belirlenen yatırım araçlarında tutulması halinde oran kademeli olarak düşebiliyor ve şartların tamamlanmasıyla yüzde 0’a kadar inebiliyor.</p>
<p>Burada devletin verdiği mesaj oldukça açık:</p>
<p>“Paranı Türkiye’ye getir, fakat sadece getirip hemen dışarı çıkarmak yerine Türkiye ekonomisinde belirli bir süre değerlendir.”</p>
<p>Bu yaklaşımın ekonomik mantığı anlaşılabilir.</p>
<p>Çünkü amaç yalnızca bankalardaki döviz miktarını artırmak değil.</p>
<p>Amaç;</p>
<p><strong>Sermayeyi Türkiye’ye çekmek,</strong></p>
<p><strong>Finansal sisteme sokmak,</strong></p>
<p><strong>Yatırımı artırmak,</strong></p>
<p><strong>Üretime kaynak sağlamak</strong></p>
<p>Ve mümkünse</p>
<p><strong>İstihdam oluşturmaktır.</strong></p>
<p>Dolayısıyla yeni Varlık Barışı, klasik anlamdaki bir “vergi affı” yaklaşımından daha farklı bir yapıya sahip.</p>
<p><strong>“PARAYI GETİRENE NE KAZANDIRIYOR?”</strong></p>
<p>Vatandaşın en çok merak ettiği soru bu.</p>
<p>Örneğin yurt dışında finansal varlığı bulunan bir kişi, kanunun kapsamına giriyorsa bu varlığını bildirim konusu yapabiliyor.</p>
<p>Ancak bunun için sadece bildirim yapmak yeterli değil. Varlığın Türkiye’ye getirilmesi ve mevzuatta belirtilen şartların yerine getirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Düzenlemenin en önemli avantajlarından biri ise şartları yerine getirilen bildirime konu varlıklar bakımından vergi incelemesi ve tarhiyat açısından sağlanan korumalar.</p>
<p>Bu durum özellikle geçmişte kayıt dışı kalmış veya Türkiye’de kayıtlara alınmamış varlıkların sisteme dahil edilmesi açısından önem taşıyor. Ancak bunun kara para aklama veya terörizmin finansmanına ilişkin kuralların ortadan kalktığı anlamına gelmediğinin altını çizmek gerekiyor.</p>
<p>Yani Varlık Barışı, “kaynağı ne olursa olsun her para serbestçe aklanabilir” anlamına gelmiyor.</p>
<p>Bankacılık sistemi ve ilgili mevzuatın diğer yükümlülükleri devam ediyor.</p>
<p><strong>DEVLETİN ASIL HEDEFİ NE?</strong></p>
<p>Devlet açısından bakıldığında bu düzenlemenin birkaç hedefi bulunuyor.</p>
<p>Birincisi sermayeyi Türkiye’ye çekmek.</p>
<p>İkincisi finansal sistemdeki kaynak miktarını artırmak.</p>
<p>Üçüncüsü yatırımları desteklemek.</p>
<p>Dördüncüsü kayıt dışı veya kayıtlarında bulunmayan varlıkları ekonominin resmi kayıtlarına almak.</p>
<p>Beşincisi ise Türkiye’nin uluslararası finans merkezleriyle rekabet edebilecek bir sermaye çekim merkezi haline gelmesine katkı sağlamak.</p>
<p>Burada özellikle İstanbul Finans Merkezi'nin de içinde bulunduğu daha geniş bir finans stratejisinden söz etmek mümkün.</p>
<p>Çünkü günümüz ekonomisinde ülkeler yalnızca fabrika veya ihracatla değil, sermaye ile de rekabet ediyor.</p>
<p>Sermaye nereye gider?</p>
<p>Güvenli gördüğü, kazanç elde edebildiği, hukuk sistemine güvendiği, parasını kolayca yönetebildiği ve uzun vadeli yatırım yapabileceğine inandığı yere gider.</p>
<p>Dolayısıyla Varlık Barışı'nın başarısı sadece vergi oranına bağlı değil.</p>
<p><strong>“PARAYI TÜRKİYE’YE GETİRMEK” TEK BAŞINA YETMEZ</strong></p>
<p>Burada çok önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor.</p>
<p>Yurt dışındaki paranın Türkiye’ye gelmesi güzel.</p>
<p>Ancak asıl mesele, bu paranın <strong>nereye gideceği</strong>.</p>
<p>Eğer milyarlarca dolar Türkiye’ye gelir ve yalnızca kısa vadeli finansal işlemlerde tutulursa bunun ekonomiye katkısı sınırlı kalabilir.</p>
<p>Ama sermaye;</p>
<p>Fabrika kurarsa,</p>
<p>Makine yatırımı yaparsa,</p>
<p>İhracat yapan şirketlere ortak olursa,</p>
<p>Girişimcilere finansman sağlarsa,</p>
<p>Teknoloji şirketlerine yatırım yaparsa,</p>
<p>Enerji yatırımlarına yönelirse,</p>
<p>Tarım ve gıda yatırımlarını desteklerse,</p>
<p>İstihdam oluşturursa,</p>
<p>O zaman Varlık Barışı çok daha güçlü bir ekonomik sonuç doğurabilir.</p>
<p>Kısacası mesele “para Türkiye’ye geldi mi?” sorusundan ibaret olmamalı.</p>
<p>Asıl soru:</p>
<p><strong>“Gelen para Türkiye’de ne yaptı?”</strong></p>
<p>Olmalı.</p>
<p><strong>LONDRA VE DUBAİ’DEKİ SERMAYE TÜRKİYE İÇİN FIRSATA DÖNÜŞEBİLİR Mİ?</strong></p>
<p>Evet, ancak bunun için yalnızca vergi avantajı yeterli olmaz.</p>
<p>Sermayenin Türkiye’ye gelmesi için yatırımcının geleceğe güven duyması gerekir.</p>
<p>Bir yatırımcı parasını Türkiye’ye getirirken yalnızca “kaç vergi ödeyeceğim?” diye bakmaz.</p>
<p>Şunları da sorar:</p>
<p>Türkiye’de hukuki güvence nasıl?</p>
<p>Enflasyonun geleceği ne olacak?</p>
<p>Kur riski ne kadar?</p>
<p>Faizler hangi yönde hareket edecek?</p>
<p>Yatırım yaptığımda çıkış yapabilecek miyim?</p>
<p>Bürokratik işlemler kolay mı?</p>
<p>Şirket kurmak ve yatırım yapmak ne kadar kolay?</p>
<p>Vergi sistemi öngörülebilir mi?</p>
<p>Üretim yaptığımda maliyetlerimi kontrol edebilir miyim?</p>
<p>İhracat pazarlarına ulaşabilir miyim?</p>
<p>İşte Türkiye'nin burada vereceği cevaplar, Varlık Barışı'nın başarısını belirleyecek.</p>
<p><strong>BU PARA ÜRETİME YÖNLENDİRİLİRSE NE OLUR?</strong></p>
<p>Diyelim ki yurt dışında bulunan önemli miktarda sermaye Türkiye’ye geldi.</p>
<p>Bu sermayenin üretime yönlendirilmesi halinde zincirleme bir ekonomik etki oluşabilir.</p>
<p>Önce yatırım yapılır.</p>
<p>Yatırım makine ve ekipman siparişi doğurur.</p>
<p>Üretim kapasitesi artar.</p>
<p>Yeni işçiler istihdam edilir.</p>
<p>İşçilerin geliri artar.</p>
<p>Tedarikçilerden mal ve hizmet alınır.</p>
<p>Vergi gelirleri oluşur.</p>
<p>Üretim ihracata yönelirse ülkeye döviz kazandırılır.</p>
<p>Bu nedenle sermayenin üretimle buluşması, yalnızca sermaye sahibini değil, ekonominin tamamını ilgilendirir.</p>
<p>Fakat bunun gerçekleşebilmesi için devletin de yatırım ortamını güçlendirmesi gerekir.</p>
<p><strong>VATANDAŞ NEYİ BİLMELİ?</strong></p>
<p>Bu düzenlemenin özellikle yurt dışında finansal varlığı bulunan kişiler açısından önemli bir fırsat oluşturduğu söylenebilir.</p>
<p>Ancak fırsat ile risksiz işlem aynı şey değildir.</p>
<p>Vatandaşın öncelikle varlığının kapsamda olup olmadığını, bildirim şartlarını, transfer süresini, uygulanacak vergiyi ve yatırım taahhütlerini uzman desteğiyle değerlendirmesi gerekir.</p>
<p>Özellikle büyük miktarlı işlemlerde “duydum, böyleymiş” yöntemiyle hareket etmek son derece yanlış olur.</p>
<p>Çünkü Varlık Barışı'nın avantajlarından yararlanmak için kanunda ve tebliğde belirtilen şartların yerine getirilmesi gerekiyor.</p>
<p>31 Temmuz 2027 tarihi de bu açıdan önemli. Yurt dışındaki kapsama giren varlıkların bu tarihe kadar banka veya aracı kurumlara bildirilmesi mümkün.</p>
<p>Yani önümüzde uzun bir süre bulunuyor gibi görünse de büyük tutarlı varlıklar için işlemlerin son dakikaya bırakılması doğru olmayacaktır.</p>
<p><strong>ASIL SINAV GÜVEN</strong></p>
<p>Türkiye daha önce de farklı dönemlerde Varlık Barışı uygulamalarına başvurdu.</p>
<p>Bu nedenle yeni düzenlemenin başarısı sadece ne kadar para geldiğiyle ölçülmemeli.</p>
<p>Daha önemli olan, Türkiye'nin bu sermayeyi <strong>kalıcı yatırıma dönüştürüp dönüştüremediği</strong>.</p>
<p>Çünkü sermaye sadece vergi avantajı için gelir, kısa süre sonra yeniden yurt dışına çıkarsa Türkiye açısından kalıcı bir kazanım ortaya çıkmaz.</p>
<p>Ama yatırımcı;</p>
<p>“Paramı Türkiye’ye getirdim, yatırım yaptım, üretim yaptım, ihracat yaptım ve uzun vadeli kazanç elde ettim”</p>
<p>Diyebiliyorsa işte o zaman Varlık Barışı gerçek amacına ulaşmış olur.</p>
<p><strong>LONDRA’DAN DUBAİ’YE, DUBAİ’DEN İSTANBUL’A</strong></p>
<p>Dünyada sermaye hareketleri artık sınır tanımıyor.</p>
<p>Bir yatırımcının parası Londra'da, şirketi Dubai'de, üretim tesisi İstanbul'da olabilir.</p>
<p>Önemli olan ülkelerin bu hareketliliği kendi ekonomileri için nasıl fırsata çevirdiğidir.</p>
<p>Türkiye'nin önündeki fırsat da tam burada.</p>
<p>Londra ve Dubai gibi finans merkezlerinde bulunan sermayenin bir bölümünün Türkiye'ye yönelmesi, doğru politikalarla üretim ve yatırımla buluşturulabilirse ekonomiye ciddi katkı sağlayabilir.</p>
<p>Fakat bunun için sadece “Varlık Barışı yaptık” demek yetmez.</p>
<p>Arkasından güçlü bir yatırım ortamı oluşturmak gerekir.</p>
<p>Hukukta öngörülebilirlik,</p>
<p>Enflasyonda kalıcı düşüş,</p>
<p>Finansal istikrar,</p>
<p>Rekabetçi üretim,</p>
<p>İhracat kapasitesinin artırılması,</p>
<p>Teknoloji yatırımlarının desteklenmesi</p>
<p>Ve yatırımcının önünü görebilmesi…</p>
<p>Bütün bunlar bir arada olmalıdır.</p>
<p><strong>SONUÇ: PARA GELİR, AMA GÜVEN KALIRSA SERMAYE KALIR</strong></p>
<p>Yeni Varlık Barışı Türkiye için önemli bir sermaye fırsatı sunuyor.</p>
<p>Yurt dışında bulunan para, altın, döviz ve menkul kıymetlerin Türkiye'ye getirilmesi için belirli vergisel avantajlar sağlanıyor. Bazı şartların yerine getirilmesi halinde vergi oranının sıfıra kadar düşebilmesi de düzenlemenin dikkat çeken taraflarından biri.</p>
<p>Fakat ekonominin gerçek başarısı, Türkiye'ye kaç dolar geldiğiyle değil, gelen sermayenin ne yaptığıyla ölçülecek.</p>
<p>Eğer para sadece kasaya girip tekrar çıkarsa geçici bir hareket olur.</p>
<p>Eğer para fabrikaya, makineye, teknolojiye, ihracata, girişimciliğe ve istihdama dönüşürse kalıcı bir ekonomik değer ortaya çıkar.</p>
<p>Bu nedenle Londra ve Dubai'deki sermaye hareketliliğini Türkiye açısından fırsata çevirmek mümkün.</p>
<p>Ancak bunun yolu sadece vergi avantajından değil, <strong>güvenden, istikrardan, hukuktan ve yatırım ortamından</strong> geçiyor.</p>
<p>Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca dışarıdaki parayı içeri getirmek değil.</p>
<p>Asıl ihtiyaç, <strong>gelen paranın Türkiye'de kalmasını ve Türkiye'de üretmesini sağlamak.</strong></p>
<p>İşte yeni Varlık Barışı'nın gerçek başarısı da burada ortaya çıkacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-varlik-barisinin-sifreleri-84846</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni varlık barışının şifreleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belediyeler-gelirlerinin-ne-kadar-farkinda-84844</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 08:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belediyeler gelirlerinin ne kadar farkında?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına göre; “Yerel makamların mali kaynaklarının en azından bir bölümü, oranlarını kanuni sınırlar içinde, kendilerinin belirleyebilecekleri vergi ve harçlardan sağlanacaktır.” Aynı şekilde, Anayasa’nın 127. maddesine göre; “Mahalli idarelere görevleriyle orantılı gelir kaynakları sağlanır.”</p>
<p>Söz konusu üst hukuk metinlerine göre ülkemizde belediyelere;</p>
<p>1) Merkezi yönetimden aktarılan paylar,</p>
<p>2) Belediyelere özgü vergi, harç ve harcamalara katılma payları,</p>
<p>olmak üzere 2 kaynaktan gelir sağlanmaktadır.</p>
<p>Belediyelere özgü vergi, harç ve harcamalara katılma payları belediyelerin öz gelirlerini oluşturmaktadır.</p>
<p>Öte yandan, belediyelere bağış, yardım, hibe vb. aktarılan mali kaynaklar ile özel kanunlarda düzenlenen pay gelirleri de bulunmaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, uygulamada belediyelerin özellikle öz gelirlerinin ya farkında olmadıkları ya da bu gelirleri toplamada yeterli iradeyi göstermedikleri görülmektedir.</p>
<ol>
<li><strong> Belediyelerin gelir kaynakları</strong></li>
</ol>
<p><strong>1.1. Analitik bütçe sınıflandırmasına göre belediye gelirleri</strong></p>
<p>Analitik bütçe sınıflandırmasına göre belediye gelirleri detay kodu numaralarıyla birlikte şu şekildedir:</p>
<p>01-Vergi gelirleri</p>
<p>03-Teşebbüs ve mülkiyet gelirleri</p>
<p>04-Alınan bağış ve yardımlar ile özel gelirler</p>
<p>05-Faizler, paylar ve cezalar</p>
<p>06-Sermaye gelirleri</p>
<p><strong>1.1.1. Vergi ve harç gelirleri </strong></p>
<p>Belediye vergi ve harçları; usul ve esasları kanunlarda gösterilen ve belediyelerin bizzat kendileri tarafından tahakkuk ve tahsil edilen gelirleri ifade etmektedir.</p>
<p>Emlak vergisi, ilan ve reklam vergisi (tabela vergisi), eğlence vergisi, haberleşme vergisi, elektrik ve havagazı tüketim vergisi, çevre temizlik vergisi, işgal harcı, işyeri açma izni harcı, imar mevzuatı gereğince alınacak harçlar söz konusu vergi ve harçlardan bazılarıdır.</p>
<p><strong>1.1.2. Teşebbüs ve mülkiyet gelirleri</strong></p>
<p>Bu gurupta; mahalli idarelerin su, doğalgaz ve otobüs hizmetleri gibi görev alanlarına giren hizmetler karşılığında bu hizmetlerden yararlananlardan yararlanma ölçüsünde fiş, bilet veya fatura vermek suretiyle tahsil ettiği gelirler yer almaktadır. Mal satışlarından elde edilen gelirler, su hizmetlerine ilişkin gelirler, otopark işletme gelirleri, sosyal tesis işletme gelirleri, ilan ve reklam gelirleri, muayene denetim ve kontrol ücretleri, ulaştırma hizmetlerine ilişkin gelirler gibi sunulan hizmetlerden elde edilen gelirler, su, ulaştırma, kültürel, çevre ve esenlik ile ekonomik hizmetlere ilişkin kurumlar hâsılatı ve kârı, lojman, sosyal tesis, spor tesisi, kültürel amaçlı tesis ve diğer taşınmaz kira gelirleri ile ecrimisil gelirleri, taşınır kira gelirleri teşebbüs ve mülkiyet gelirlerinin başlıcalarıdır.</p>
<p><strong>1.1.3. Faizler, paylar ve cezalar</strong></p>
<p>Pay gelirleri; vergi ve harç gelirlerinden alınan paylar, genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan paylar, yönetim giderlerine katılma payları, kamu harcamalarına katılma payları, maden işletmelerinden, müze girişi ücretleri gibi mahalli idarelere ait paylardan elde edilen gelirlerden oluşmaktadır.</p>
<p><strong>1.1.3.1. Belediyelere merkezi yönetim gelirlerinden ne kadar pay veriliyor?</strong></p>
<p>Merkezi yönetim tarafından toplanan genel bütçe vergi (gelir vergisi, kurumlar vergisi, KDV gibi) gelirlerinin belli bir oranının mahalli idarelere verilmektedir. Bu tahsisin yasal dayanağı 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun’dur. Söz konusu kanunda göre;</p>
<p>- İl özel idareleri ve belediyelere genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtı toplamı üzerinden pay verilir. Pay, genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtı toplamından, vergi iadeleri düşüldükten sonra kalan net tutar üzerinden hesaplanır.</p>
<p>- Genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtı toplamının; yüzde 1,5’i büyükşehir dışındaki belediyelere, yüzde 4,5’i büyükşehir ilçe belediyelerine ve yüzde 0,5’i il özel idarelerine ayrılır (Büyükşehirlerdeki ilçe belediyeleri payının; yüzde 90’lık kısmı ilçelerin nüfusuna, yüzde 10’luk kısmı ise ilçelerin yüzölçümüne göre dağıtılır. Diğer belediyelere ilişkin belediye payının; yüzde 80’lik kısmı belediyelerin nüfusuna ve yüzde 20’lik kısmı gelişmişlik endeksine göre İller Bankası tarafından belediyelere dağıtılır.)</p>
<p>- Büyükşehir belediye sınırları içinde yapılan genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtı toplamının yüzde 6’sı ile genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtı toplamı üzerinden büyükşehir ilçe belediyelerine ayrılan payların yüzde 30’u büyükşehir belediye payı olarak ayrılır.</p>
<p><strong>1.1.3.2. Ceza welirleri</strong></p>
<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu, 1608 sayılı Kanun ve 2872 sayılı Çevre Kanunu ile belediyeler idari para cezası kesme yetkisi verilmiş olup, belediyelerce kesilen söz konusu cezalar ilgili belediyeye gelir olarak kaydedilir</p>
<p><strong>1.1.4. Sermaye welirleri</strong></p>
<p>Sermaye gelirleri varlık olarak nitelendirilen mevcutların satışından elde edilen gelirleri ifade etmektedir. Bina, arazi ve arsa gibi taşınmaz satışlarından elde edilen gelirler ile taşınır satışlarından elde edilen gelirler sermaye gelirlerinin tipik örnekleridir.</p>
<p><strong>1.1.5. Alınan bağış ve yardımlar ile özel gelirler</strong></p>
<p>Belediyeler, Dünya Bankası, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler vb. yurtdışı kurumlarından alınan bağış ve yardım alabildiği gibi yurtiçinde diğer kamu idarelerinden veya gerçek veya tüzel kişilerden de belli bazı usul ve esaslar çerçevesinde bağış ve yardım alabilmektedir.</p>
<p><strong>1.2. Yasal dayanaklarına göre belediye gelirleri</strong></p>
<p>Yasal dayanaklarına göre belediye gelirleri şunlardan oluşmaktadır:</p>
<p>1- 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun’a göre merkezi yönetimden aktarılan paylar</p>
<p>2- 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nda düzenlenen emlak vergisi ile 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda sayılan vergi ve harçlar</p>
<p>3- 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda (büyükşehir belediyeleri için 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu) sayılan gelirler</p>
<p>4- Özel kanunlarda yer alan belediye gelirleri.</p>
<p>Özel kanunlar gereğince kesilen idari para cezaları, 775 sayılı Gecekondu Kanunu hükümlerine göre oluşturulması gereken Gecekondu Fonu, otopark bedeli, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun kapsamında alınan yapı denetim hizmet bedeli özel kanunlarda yer alan belediye gelirlerinin bazı örneklerini oluşturmaktadır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Belediyeler gelirlerini etkili şekilde topluyor mu?</strong></li>
</ol>
<p>2025 yılında belediye gelirlerinin kaynakları itibariyle dağılımı aşağıdaki tabloda gösterildiği şekildedir:</p>
<table width="0">
<tbody>
<tr>
<td width="53">
<p><strong>Kodu</strong></p>
</td>
<td width="303">
<p><strong>Gelir Türü</strong></p>
</td>
<td width="114">
<p><strong>Tutarı </strong></p>
<p><strong>(1000 TL)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="53">
<p>01</p>
</td>
<td width="303">
<p>Vergi Gelirleri</p>
</td>
<td width="114">
<p>119.136.046</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="53">
<p>03</p>
</td>
<td width="303">
<p>Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri</p>
</td>
<td width="114">
<p>173.476.508</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="53">
<p>04</p>
</td>
<td width="303">
<p>Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler</p>
</td>
<td width="114">
<p>32.686.782</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="53">
<p>05</p>
</td>
<td width="303">
<p>Faizler, Paylar ve Cezalar </p>
</td>
<td width="114">
<p>1.259.464.768</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="53">
<p>06</p>
</td>
<td width="303">
<p>Sermaye Gelirleri</p>
</td>
<td width="114">
<p>124.433.396</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="53">
<p>08</p>
</td>
<td width="303">
<p>Alacaklardan Tahsilat</p>
</td>
<td width="114">
<p>1.815.163</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="356">
<p><strong>TOPLAM</strong></p>
</td>
<td width="114">
<p><strong>1.711.012.664</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tabloda görülmemekle birlikte, 2025 yılında merkezi yönetim vergi gelirlerinden belediyelere 1.2 trilyon TL tutarından pay aktarılmış olup, söz konusu rakam belediyelerin toplam gelirlerinin yaklaşık olarak % 67’sini oluşturmaktadır. Dolayısıyla, belediyelerin öz gelirlerinin toplam gelirleri içinde payı düzeyinde yaklaşık olarak % 33 düzeyinde kalmıştır.</p>
<p>Bu durum belediyelerin öz gelirlerinin yetersiz olduğunu ve/veya belediyelerin söz konusu gelirleri toplamada yetersiz kaldığını göstermektedir.</p>
<p>Örneğin, şehirlerde çok sayıda tabela, ilan ve reklam vasıtası ile eğlence işletmesi bulunmasına karşın tüm belediyelerce (toplam 1407 belediye) toplanan ilan ve reklam vergisi 1.7 milyar TL, eğlence vergisi ise 103 milyon TL’den ibaret bulunmaktadır. Aynı şekilde, işgal edilen bir çok yol, kaldırım, meydan, pazar yeri vb. belediyelerin tasarrufundaki yerler bulunmasına karşın tüm belediyelerce tahsil edilen işgal harcı tutarı 4,2 milyar TL, ecrimisil tutarı ise 5.1 Milyar TL’den ibaret bulunmaktadır.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Belediyeler öz gelirlerini neden etkili Şşekilde toplayamıyor?</strong></li>
</ol>
<p>Belediyelerin öz gelirlerinin toplamada yetersiz olmasının en önemli nedenlerinden biri belediye yönetimlerinin belde halkı tarafından seçimle işbaşına gelmiş olmaları nedeniyle gelirleri tahakkuk ettirme ve cebren icra yoluyla tahsil etmede yeterli iradeyi göstermemeleridir.</p>
<p>Belediye gelirlerinin yeterli etkililikte toplanmasının bir diğer nedeni de belediyelerin gelirlerin tahakkukuyla ilgili yeterli sayı ve nitelikte personele ve dolayısıyla yeterli kurumsal kapasitede sahip olmamalarıdır.</p>
<p>Son olarak, belediyelerin öz gelirlerine ilişkin mevzuatın güncel olmaması ve vergi oranları ve tutarlarına ilişkin olarak merkezi yönetim tarafından gereğinden fazla ve tek taraflı olarak müdahale edilmesi de belediyelerin gelir toplama konusunda kısıtlama doğurmaktadır.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>Ahmet ARSLAN; Belediye Vergi Harçları, 2. Baskı, Ankara</p>
<p>  </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belediyeler-gelirlerinin-ne-kadar-farkinda-84844</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belediyeler gelirlerinin ne kadar farkında? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-yeni-saglik-tesisini-2026da-hizmete-acacak-84904</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli Büyükşehir&#039;in yeni sağlık tesisinin bu yıl tamamlanması bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli'de Çelik konstrüksiyon sistemiyle inşa edilen 120 yatak kapasiteli sağlık tesisinde çalışmalar devam ediyor. Yaklaşık 8 bin metrekare yapı alanına sahip olacak, 6 bin 200 metrekarelik poliklinik binası ile 1.800 metrekarelik başhekimlik binasından oluşan tesisin 2026 yılı içerisinde tamamlanarak hizmete açılması hedefleniyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde başlayacak dönüşüm sürecinde sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülmesini sağlayacak tesis sayesinde vatandaşlar, çalışmalar boyunca modern ve nitelikli sağlık hizmetlerine kesintisiz erişmeye devam edecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/08/07/derincede-120-yatakli-saglik-tesis-cneb.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, kentte yapımı devam eden yatırımları yerinde incelemeyi sürdürüyor. “Sadece Hizmet Ettik” sloganıyla yapılan çalışmaların son durumunu izleyen Büyükakın, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi yerleşkesi yanında inşa edilen sağlık tesisi projesini ziyaret etti. Proje sahasında yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi alan Büyükakın'a incelemeleri sırasında Kocaeli İl Sağlık Müdürü Yüksel Pehlevan da eşlik etti.</p>
<p>Yer teslimi 20 Temmuz'da gerçekleştirilen projede gelinen son durumu yerinde inceleyen Büyükakın, inşaat süreci ve teknik çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı. Büyükakın, temel betonu tamamlanan ve subasman perde imalatı devam eden başhekimlik binası ile temel demir imalatı ve temel altı yalıtım çalışmalarının eş zamanlı sürdürüldüğü poliklinik binasında yürütülen çalışmaları sahada değerlendirdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-yeni-saglik-tesisini-2026da-hizmete-acacak-84904</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/4/1280x720/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-yeni-saglik-tesisini-2026da-hizmete-acacak-1786099223.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi yerleşkesi yanında yapımı süren 120 yatak kapasiteli sağlık tesisinde çalışmalar sürüyor. Bu yıl tamamlanması planlanan tesisin, hastanede başlayacak dönüşüm sürecinde sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülmesini sağlayacağı belirtildi. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın da projede gelinen son durumu yerinde inceleyerek çalışmalar hakkında bilgi aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-her-seyi-bilirken-birbirimize-neden-ihtiyacimiz-var-84855</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ her şeyi bilirken birbirimize neden ihtiyacımız var?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İnternetin en güçlü yanlarından biri hiçbir zaman yalnızca bilgiye hızlı biçimde ulaşmamız olmadı. Bir soruyu bir foruma yazmak, bir mahalle grubundan öneri istemek, hiç tanımadığımız birinin deneyiminden yararlanmak veya ortak bir mesele etrafında insanlarla bir araya gelmek aynı zamanda ilişki kurmamızı sağladı. Dijital alanlar yalnızca cevap bulduğumuz yerler olduğu kadar birbirimize ihtiyaç duyduğumuz toplumsal alanlar(dı).</p>
<p>Şimdi bu yapı önemli bir dönüşümden geçiyor. Bir ürün hakkında tavsiye almak, bir seyahat planı hazırlamak, teknik bir sorunu çözmek veya gündemi öğrenmek için artık başka insanlara sormamız gerekmiyor. Yapay zekâ birkaç saniye içinde binlerce kaynağı tarayabiliyor, bilgiyi karşılaştırabiliyor ve doğrudan ihtiyacımıza uygun bir cevap sunabiliyor. Her ne kadar buradaki bilginin de ortak insanlık bilgisi olduğu yönünde yorumlar olsa da Yapay Zeka tamamen filtrelenmiş ve tek tipleştirilmiş sonuçlar ortaya çıkarıyor. Bu kolaylık gündelik hayatımızı değiştirdiği kadar, çevrim içi topluluklarla kurduğumuz ilişkiyi de değiştiriyor.</p>
<p>After the Feed: Trust, Connection, and the Next Era of Social Technology raporu, insanların yapay zekâ arayüzlerine yönelmesinin çevrim içi sosyal alanları içeriden boşaltabileceğine dikkat çekiyor. Çünkü dijital toplulukların önemli bir bölümü soru sorma, tavsiye isteme ve deneyim paylaşma üzerine kuruluyor. Bunlar ilk bakışta yalnızca bilgi alışverişi gibi görünse de aslında güveni, aidiyeti ve karşılıklılığı oluşturan küçük toplumsal davranışlar. Bir insan soru sorduğunda, başka biri cevap verdiğinde ve bu ilişki zaman içinde tekrarlandığında ağ dediğimiz yapı ortaya çıkıyor. Her sorumuzu yapay zekâya sormaya başladığımızda ise yalnızca daha hızlı bir cevap almıyoruz. Bir başkasından yardım isteme, onun deneyimini dinleme ve daha sonra başka birine destek olma ihtimalini de azaltıyoruz. Böylece bilgiye erişim kolaylaşırken, toplulukları ayakta tutan karşılıklılık zayıflayabiliyor. Sorular ortadan kalktığında, cevaplarla birlikte insanlar arasındaki küçük temaslar da azalıyor.</p>
<p>Asıl mesel yalnızlıktan fazlası, hayatımızdaki hangi ihtiyaçların bilgiye, hangilerinin ise ilişkiye dayandığını anlamak. Bir ürünün fiyatlarını karşılaştırmak, bir yazılım hatasını çözmek veya uzun bir raporu özetlemek için yapay zekâ çoğu insandan daha hızlı olabilir. Fakat bir arkadaşımızla konuşurken yalnızca “info” almıyoruz. Dinlendiğimizi, hatırlandığımızı ve bir başkasının hayatında yer tuttuğumuzu hissediyoruz. Mesajın kendisi kadar, o mesajın kimden geldiği de önem taşıyor. Bağ kurma, aidiyet hissetme, duygusal destek alma, güven geliştirme ve ortak deneyimler oluşturma gibi ihtiyaçlarda insanın belirgin bir avantajı bulunuyor. Çünkü “info” özetlenebilir. Fakat ilişki, varlık ve ortak geçmiş aynı şekilde özetlenemez. Teknolojiyi insanların birbirine duyduğu ihtiyacı ortadan kaldıracak biçimde değil, bu ilişkileri güçlendirecek biçimde tasarlamak. Yapay zekâ bilgi yükünü azaltabilir, insanları ortak ilgi alanları etrafında buluşturabilir, toplulukların kayıt altına alınabilen lineer hafızasını (belki de kayıt defterini) koruyabilir. Ancak topluluk adına konuşmaya ve ilişkileri otomatikleştirmeye başladığında başka bir sorun ortaya çıkar. Daha hızlı cevaplar, daha güçlü ilişkiler anlamına gelmiyor.</p>
<p>Yapay zekâ her şeyi bilebilir. Fakat bizi tanıyan, bizimle ortak bir geçmiş taşıyan ve birlikte bir gelecek kurabileceğimiz insanların yerini yalnızca “infoyla” dolduramaz. Özetle adil bir yaşam, demokratik bir ekonomiyi hep birlikte inşa etmek için bize biz gerek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-her-seyi-bilirken-birbirimize-neden-ihtiyacimiz-var-84855</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ her şeyi bilirken birbirimize neden ihtiyacımız var? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-fonlar-neden-para-piyasasi-fonunda-84841</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel fonlar neden para piyasası fonunda?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel belirsizliklerin devam ettiği, enflasyon beklentilerinin tam olarak iyileşmediği ve yüksek reel faizin korunduğu bir ortamda para piyasası fonlarının yabancı yatırımcı açısından cazibesini sürdürüyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde yabancı yatırımcıların hangi varlıklara yatırım yaptığından çok, hangi vadeyi tercih ettiğini izlemek daha anlamlı olacak.</strong></p>
<p>Son dönemde Türkiye piyasalarında dikkat çeken gelişmelerden biri, yabancı yatırımcıların Türk Lirası varlıklarda yönünün değişmesi oldu. Geçmişte daha uzun vadeli tahvil ve bono yatırımlarını tercih eden yabancı yatırımcıların, son dönemde ağırlıklı olarak para piyasası fonlarına yöneldiğini görüyoruz. Bu değişim tesadüf değil. Aksine hem Türkiye ekonomisine hem de küresel ekonomiye ilişkin beklentilerin doğal bir sonucu.</p>
<p><strong>Küresel fonlar neden para piyasası fonlarını tercih ediyor? </strong></p>
<ol>
<li><strong> Ana sebep enflasyon</strong></li>
</ol>
<p>Türkiye, uzunca bir süredir yüksek enflasyon sorunuyla mücadele ediyor. Temmuz ayı enflasyon verileri fiyat artışlarının istenilen hızda yavaşlamadığını gösterdi. Petrol fiyatlarında son dönemde görülen normalleşmeye rağmen enflasyonun temel eğiliminde belirgin bir iyileşme henüz oluşmuş değil.</p>
<p>Piyasalardaki genel beklenti, yılsonu enflasyonunun yüzde 30 civarında gerçekleşeceği yönünde. Bu beklenti, yatırımcıların önümüzdeki dönemde de yüksek nominal faiz ortamının devam edeceğini düşünmesine neden oluyor. Dolayısıyla yabancı yatırımcı açısından para piyasası fonları cazibesini koruyor.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Faiz indirimi için dar alan</strong></li>
</ol>
<p>Enflasyondaki bu görünümün en önemli sonucu para politikasında ortaya çıkıyor. Enflasyon beklentilerinin tam anlamıyla kontrol altına alınamadığı bir ortamda Merkez Bankasının faiz indirimleri konusunda oldukça sınırlı bir hareket alanı bulunuyor.</p>
<p>Nitekim piyasa fiyatlamaları da bunu doğruluyor. Piyasa verilerine baktığımızda, yatırımcıların yılsonunda Merkez Bankası’nın fonlama faizini yaklaşık yüzde 36-37 seviyelerinde tutmasını beklediğini görüyoruz. Bu beklenti, kısa vadeli TL yatırımlarının getirisinin uzun süre yüksek kalabileceği anlamına geliyor.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Carry trade cazibesi sürüyor</strong></li>
</ol>
<p>Yüksek faiz politikasının en önemli sonuçlarından biri de reel kurdaki değerlenme oldu. Dezenflasyon programı boyunca Türk Lirası’nın reel olarak değer kazanması, yabancı yatırımcı açısından önemli bir güven unsuru oluşturdu.</p>
<p>Merkez Bankası’nın 2026 Mayıs ayı Finansal İstikrar Raporu da bu değişimi açık biçimde ortaya koyuyor. Rapora göre para piyasası ve benzeri yatırım fonlarının toplam yatırım fonları içindeki payı 2023 sonunda %16 seviyesindeyken, 2026 Nisan itibarıyla yaklaşık %33'e yükseldi. Aynı dönemde bu fonların büyüklüğü 234 milyar TL'den 2,8 trilyon TL'ye ulaştı.</p>
<p>Bugün ise piyasalar sadece bu yılın değil, önümüzdeki dönemin de yüksek faiz ortamında geçeceğini fiyatlıyor. Enflasyonun hedeflenen seviyelere beklenenden daha yavaş yaklaşacağı düşüncesi, faizlerin uzun süre yüksek kalacağı beklentisini güçlendiriyor. Bu da Türkiye'de uzun süredir devam eden carry trade işlemlerini desteklemeye devam ediyor.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Küresel belirsizlikler etkili oluyor</strong></li>
</ol>
<p>ABD ile İran arasında sağlanan ateşkesin kalıcılığına ilişkin soru işaretleri devam ediyor. Enerji fiyatları üzerindeki risk tamamen ortadan kalkmış değil. Buna ek olarak gelişmiş ülke merkez bankalarının enflasyon konusunda temkinli duruşlarını korumaları, küresel faizlerin de beklenenden uzun süre yüksek kalabileceği beklentisini güçlendiriyor. Böyle bir ortamda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinde daha ihtiyatlı davranması kaçınılmaz hale geliyor.</p>
<p><strong>Yabancı yatırımcı neden tahvil yerine para piyasası fonunu seçiyor?</strong></p>
<p>Yabancı yatırımcı Türkiye'ye gelirken yalnızca yüksek faiz elde etmeyi hedeflemiyor. Aynı zamanda çıkış esnekliğini de korumak istiyor. Bu nedenle Türk lirası pozisyonlarını oluştururken kur riskini büyük ölçüde hedge ediyor. Böylece vade sonunda kurda yaşanabilecek beklenmedik hareketlerden korunuyor.</p>
<p>Ancak yatırım yapılacak TL varlığı seçerken farklı bir tercih öne çıkıyor. Normal koşullarda faizlerin düşmesi bekleniyorsa uzun vadeli tahvil ve bonolar daha yüksek getiri sağlayabilir. Çünkü faiz düştükçe tahvil fiyatları yükselir.</p>
<p>Bugünkü tablo ise farklı. Piyasa, faiz indirimlerinin sınırlı ve yavaş olacağını düşünüyor. Dolayısıyla uzun vadeli tahvillerin sağlayacağı ilave fiyat kazancı da sınırlı görülüyor. Buna karşılık faizlerin beklenenden daha uzun süre yüksek kalması halinde uzun vadeli tahviller değer kaybedebiliyor.</p>
<p>İşte bu nedenle yabancı yatırımcı, faiz riskini almak yerine daha esnek ve daha düşük riskli bir alternatif olan para piyasası fonlarını tercih ediyor.</p>
<p><strong>Fon tercihi, beklentilerin özeti</strong></p>
<p>Sonuç olarak para piyasası fonlarına yönelen yabancı yatırımcı aslında Türkiye ekonomisine ilişkin önemli bir mesaj veriyor. Bu tercih, enflasyonun kısa sürede kalıcı biçimde düşmeyeceği beklentisini yansıtıyor.</p>
<p>Aynı zamanda Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinde acele etmeyeceği öngörüsünü de içeriyor. Küresel belirsizliklerin devam ettiği, enflasyon beklentilerinin tam olarak iyileşmediği ve yüksek reel faizin korunduğu bir ortamda para piyasası fonlarının yabancı yatırımcı açısından cazibesini sürdürmesi şaşırtıcı değil.</p>
<p>Bu nedenle önümüzdeki dönemde yabancı yatırımcıların hangi varlıklara yatırım yaptığından çok, hangi vadeyi tercih ettiğini izlemek daha anlamlı olacak. Çünkü bugün tercih edilen vade, yarının enflasyon ve faiz beklentilerine ilişkin en güçlü piyasa sinyallerinden birini veriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-fonlar-neden-para-piyasasi-fonunda-84841</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/borsa-piyasa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel fonlar neden para piyasası fonunda? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temmuz-ayi-imalat-sanayi-pmi-ve-sektorel-pmi-verilerinin-analizi-84840</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temmuz ayı imalat sanayi PMI ve sektörel PMI verilerinin analizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Girdi maliyetleri enflasyonunun Kasım 2025'ten bu yana en düşük hızına gerilemesi ve satış fiyatları enflasyonunun 2026 başından bu yana en düşük seviyede kaydedilmesi, fiyat cephesinde bir rahatlamaya işaret eden olumlu bir gelişme.</strong></p>
<p>Bu hafta başında İstanbul Sanayi Odası (İSO) ve S&amp;P Global iş birliğiyle yayımlanan <strong>Temmuz 2026 Türkiye İmalat Sanayi PMI Raporu</strong> ile <strong>Temmuz 2026 Türkiye Sektörel PMI Raporu</strong> verilerini karşılaştırmalı olarak derinlemesine incelemek istedim.</p>
<p><strong>Temmuz 2026 döneminde İSO Türkiye İmalat PMI, haziran ayındaki 47,1 seviyesinden 47,7'ye yükselerek hafif bir toparlanma sinyali verdi.</strong> <strong>Bu iyi bir gelişme.</strong> Ancak endeks hâlâ 50,0 eşik değerinin altında kalmaya devam ediyor. <strong>Temmuz verisinin de 50’nin altında gelmesiyle birlikte, imalat sanayisindeki kesintisiz daralma eğilimi 28. aya ulaşmış durumda. Bir rekora doğru gidiyoruz. </strong></p>
<p>Daha önce, hızla artan enerji maliyetleri, zayıflayan dış talep ve otomotiv ile sanayi üretimi sektörlerindeki yapısal zorlukların etkisiyle <strong>Almanya, 37 ay süren (Temmuz 2022 – Temmuz 2025) kesintisiz bir imalat daralması yaşamıştı.</strong></p>
<p><strong>Yine Avusturya ve Çekya,</strong> Almanya'nın imalat tedarik zincirine doğrudan entegre olmuş temel sanayi tedarikçileri konumunda olduklarından, her iki ülke de<strong> 2022 ortası ile 2025 ortası arasında 30 ila 36 ayı aşan sürelerle daralma bölgesinde seyreden paralel gerilemeler yaşamıştı.</strong></p>
<p><strong>Toplam Euro Bölgesi İmalat PMI, Temmuz 2022'den Temmuz 2025'e kadar aralıksız olarak 50 seviyesinin altında kaldı ve Ağustos 2025'te geçici bir genişleme (50,7) görülmeden önce 37 aylık bir seri oluşturmuştu. </strong></p>
<p>Benzer şekilde, ABD ISM (Tedarik Yönetimi Enstitüsü) İmalat PMI, Kasım 2022'den Aralık 2024'e kadar 26 ay süren bir daralma kaydetmiş ve ardından Ocak 2025'te (50,9) bu seriyi sonlandırmıştı. <strong>Kesintisiz 28 ay sınırına ulaşmamış olsa da, ABD imalat sektörü daha geniş bir zaman diliminde toplam 38 ayın 36'sını 50 seviyesinin altında geçirmişti. </strong></p>
<p><strong>Bütün bunları mevcut durumun sadece bizde yaşanmadığına işaret etmek ve umutsuzluğa kapılmamamız için söylemek istedim. Ancak bardağın boş tarafına bakarsak, dünyadan ayrışmış bir yapıda gittiğimizi ve gittiğimiz yolda da tek başımıza olduğumuzu söylemekte fayda var. </strong></p>
<p><strong>Bir rekora doğru gidiyoruz</strong></p>
<p>Yukarıdaki kısa bilgilendirici veriden sonra, yeniden Temmuz 2026 Türkiye İmalat Sanayi PMI Raporu ile Temmuz 2026 Türkiye Sektörel PMI Raporu’na dönelim.</p>
<p><strong>Manşet PMI, yeni siparişler, üretim, istihdam, tedarikçi teslim süreleri ve girdi stokları alt endekslerinin ağırlıklandırılmasıyla hesaplanan bileşik bir gösterge. </strong></p>
<p><strong>Hazirandan temmuza görülen 0,6 puanlık artış, faaliyet koşullarındaki bozulmanın hız kestiğine işaret etmekle birlikte, endeksin 50,0 sınırının hâlâ belirgin biçimde altında kalması sektörün genel olarak daralma eğiliminde olduğunu gösteriyor.</strong> Yeni siparişlerdeki azalışın Orta Doğu’daki savaşın olumsuz etkilediği piyasa koşullarına ve fiyat baskılarına bağlanması, dış talep kaynaklı risklerin sürdüğünü de teyit ediyor. <strong>Öte yandan girdi maliyetleri enflasyonunun Kasım 2025'ten bu yana en düşük hızına gerilemesi ve satış fiyatları enflasyonunun 2026 başından bu yana en düşük seviyede kaydedilmesi, fiyat cephesinde bir rahatlamaya işaret eden olumlu bir gelişme. </strong></p>
<p><strong>İSO Türkiye Sektörel PMI Anketi’nde ise yaklaşık 800 şirketten oluşan panelden elde edilen verilerle 10 farklı imalat sektörü aylık olarak izleniyor. </strong></p>
<p><strong>İstihdam büyümesinin güçlendiğini söyleyebiliriz</strong></p>
<p> Sektörel PMI verileri incelendiğinde, makro göstergenin sunduğu olumsuz tablonun altında önemli bir ayrışma ve dipte toparlanma emareleri dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Haziran ayında 10 sektörden sadece 2'sinde üretim artışı yaşanmışken, temmuz ayında üretimini artıran sektör sayısı 3'e yükselmiş durumda (giyim ve deri ürünleri, elektrikli ve elektronik ürünler, metalik olmayan mineral ürünler). </strong>Basitçe ifade etmek gerekirse, Temmuz 2026 verilerine göre <strong>üretim genişlemesi yaygınlaşmış. Bu olumlu bir durum.</strong></p>
<p><strong>Manşet veride istihdam genel olarak çalışanların işten ayrılmaları ve zayıf iş yükü nedeniyle düşerken (burada 20 aydır süren bir düşüş olduğunu da dikkate alalım), sektörel bazda 10 sektörün yarısında, yani 5 sektörde, istihdam artışı gerçekleşmiş. </strong>Yayılıma baktığımızda, Şubat 2026'dan bu yana en yüksek sektörel istihdam yayılımına ulaşılmış. Temmuz 2026 verileriyle <strong>istihdam büyümesinin güçlendiğini </strong>söyleyebiliriz. <strong>Bunu da olumlular hanesine yazalım.</strong></p>
<p><strong>Hem manşet PMI raporunda hem de sektörel PMI raporlarında ortak olan en olumlu gelişme, girdi ve ürün fiyatları enflasyonundaki belirgin düşüş olarak gözüküyor. </strong></p>
<p><strong>Girdi maliyetleri, Kasım 2025'ten bu yana en düşük seviyesine inmiş. </strong>Örneğin, girdi maliyetleri enflasyonu, ağaç ve kâğıt ürünleri hariç tüm sektörlerde yavaşlamış. Makine ve metal ürünlerinde girdi maliyeti artışı serinin başladığı Ocak 2016'dan bu yana en düşük seviyeye gerilemiş. <strong>Enflasyonist baskılarda görülen yavaşlama da diğer bir olumlu durum. </strong></p>
<p><strong>Sektörel bazda bakmaya devam ederek olumlu bulduğum hususları biraz daha sıralayayım.</strong></p>
<p><strong>Giyim ve deri ürünleri sektörü (54,2) </strong>temmuz ayının en güçlü performans sergileyen sektörü olmuş. Yeni siparişler Mayıs 2022'den bu yana en hızlı artışını kaydetmiş. Üretim, istihdam ve satın alma faaliyetleri de belirgin şekilde genişlemiş. <strong>Bu sektörde uzun zaman sonra görülen kayda değer iyileşme sevindirici. </strong></p>
<p><strong>Elektrikli ve elektronik ürünler sektöründe (52,5) </strong>beş ayın ilk üretim artışı gerçekleşmiş. Küresel yapay zekâ yatırımlarının olumlu etkisiyle yeni ihracat siparişleri yeniden büyümeye başlamış gibi görünüyor. <strong>Bu durum birçok Avrupa ülkesinde aynı sektörlerdeki firmalar için de geçerli. Yapay zekâ moda mı yoksa gerçekten yatırım mı tartışmalarını bence artık sonlandırmakta fayda var.</strong> İstihdam ise 2026’nın başından bu yana en hızlı artışı kaydetmiş.</p>
<p><strong>Metalik olmayan mineral ürünler sektörü (50,3)</strong>, 7 aylık daralma döneminin ardından yeniden büyüme bölgesine girmiş durumda. <strong>Yeni siparişler Kasım 2025'ten bu yana ilk kez artmış.</strong></p>
<p><strong>Kara ve deniz taşıtları sektöründe</strong>, tedarikçilerin teslimat sürelerindeki iyileşme, anketin başladığı Ocak 2016'dan bu yana en yüksek düzeye ulaşmış. Tedarik zinciri performansında belirgin bir iyileşme gözlemleniyor.</p>
<p><strong>10 sektör içinde en </strong><strong>belirgin daralma gıdada</strong></p>
<p>Elbette her şey toz pembe değil. Olumsuz yönler mevcut ve hâlâ devam ediyor.</p>
<p>Örneğin, incelenen alt sektörlerin yedisi hâlâ 50 eşiğinin altında. Ağaç ve kâğıt (45), gıda (45,7), ana metal (46,3), makine ve metal (46,7), kimyasal-plastik-kauçuk (47,8), tekstil (48) ve kara-deniz taşıtları (48,8) sektörleri daralmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Uzun zamandır alt sektörlerin yıldızı konumundaki gıda ürünleri sektöründe en sert üretim yavaşlaması Temmuz 2026’da görüldü.</strong> <strong>Üretim, üst üste beşinci ayda azaldı. Düşüş, son bir yılın en yüksek hızında gerçekleşti ve on sektör içinde en belirgin daralma bu sektörde görülüyor.</strong> Çok geç olmadan bu sektörün derinlemesine analiz edilmesi gerekiyor. Alım gücündeki düşüş ve devam eden yüksek enflasyon en belirgin etki gibi dururken, kredi finansman koşullarındaki daralma ve ihracat pazarlarındaki duraksama da etkili olmuş olabilir.</p>
<p><strong>Ana metal sanayisinde sipariş zayıflığı sürüyor. Yeni siparişler üst üste 11. ayda azalmış ve düşüş on sektör içindeki en yüksek orana ulaşmış durumda. </strong>Bu durum, üretim, istihdam ve satın almaların gerilemesine yol açmış görünüyor. Çok ama çok dikkat edilmesi gereken bir sektörden bahsediyoruz.</p>
<p><strong>Kimyasal, plastik ve kauçuk ürünleri sektöründe Temmuz 2026’da belirgin bir istihdam kaybı var.</strong> İstihdamda yaklaşık 1 yılın en belirgin daralması yaşanmış (44,4). Üretim, yeni siparişler ve ihracat hazirandaki artışın ardından temmuzda gerilemiş.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Hizmetler PMI verilerinin </strong><strong>olmaması büyük eksiklik</strong></span></p>
<p><strong>İstanbul Sanayi Odası’nın izlediği alt sektörler ile Küresel PMI verilerindeki alt sektörler tam olarak örtüşmüyor. </strong>Bu da sektörlerin küresel ölçekte karşılaştırılmasını oldukça zorlaştırıyor. <strong>Bu durumun S&amp;P anket yöneticileri ile konuşulup uyumlaştırma çerçevesinde yeniden ele alınmasında fayda olduğunu düşünüyorum.</strong> Bu uyumlaştırma olmadığı takdirde, sadece kendi verilerimize bakıp küreseldeki gelişmelerin nasıl olduğunu kaçırmış oluyoruz.</p>
<p><strong>Bir de tabii bizde sadece imalat PMI verileri toplanıp açıklanırken, hizmetler sektörü PMI verilerinin olmaması çok büyük bir eksiklik.</strong> Bunun da yeniden değerlendirilmesinde bence fayda var, zira özellikle son dönemde hizmetler sektörü adeta imalat sanayisini yiyen bir yapıya dönüşmüş durumda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temmuz-ayi-imalat-sanayi-pmi-ve-sektorel-pmi-verilerinin-analizi-84840</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/0/1280x720/57-1786080874.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuz ayı imalat sanayi PMI ve sektörel PMI verilerinin analizi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hafta-tatili-ve-hafta-tatili-calismasi-84839</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hafta tatili ve hafta tatili çalışması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hafta tatili, işçinin vazgeçemeyeceği anayasal bir dinlenme hakkı olup işveren tarafından yedi günlük zaman dilimi içinde kesintisiz en az 24 saat olarak kullandırılmalıdır. Hafta tatilinde çalıştırma istisnai nitelikte olup işçinin onayı bulunsa dahi bu çalışmanın niteliğini değiştirmemektedir.</strong></p>
<p>Dinlenme hakkı, çalışanlar için anayasal güvence altına alınmış temel haklardan biridir. Anayasa’da açıkça “Dinlenmek, çalışanların hakkıdır.” hükmüne yer verilmektedir.</p>
<p>Bu nedenle hafta tatili yalnızca İş Hukuku bakımından ücretlendirilmeye ilişkin bir husus değildir. Diğer yandan İş Sağlığı ve Güvenliği açısından da korunması gereken bir dinlenme hakkıdır.</p>
<p>4857 sayılı İş Kanunu’na göre, işçilere tatil gününden önce belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşuluyla, yedi günlük zaman dilimi içinde kesintisiz en az 24 saat hafta tatili verilmelidir. Bu süre kesintisiz olması esastır. Hafta tatilinin 24 saatten az kullandırılması halinde, Yargıtay uygulamasında hafta tatilinin hiç kullandırılmamış sayılabileceği kabul edilmektedir.</p>
<p>Hafta tatili ücretli bir dinlenme süresidir. İşçi hafta tatili gününde çalışmasa dahi o günün ücretine tam olarak hak kazanmaktadır. Diğer bir ifadeyle işveren, işçiye bir iş karşılığı olmaksızın bir günlük hafta tatili ücretini tam olarak ödemekle yükümlüdür.</p>
<p>Hafta tatiline hak kazanılabilmesi için işçinin, tatil gününden önce iş yerinde belirlenen iş günlerinde çalışmış olması gerekir. İşyerinde haftanın 6 günü çalışma yapılıyorsa, işçi bu 6 günlük çalışma düzenini tamamladığında 7’nci gün hafta tatiline hak kazanacaktır.</p>
<p>Hafta tatilinde esas olan işçinin dinlenmesidir. Hafta tatili çalışması ise yasak çalışma olarak nitelendirilmektedir. İşçinin hafta tatilinde çalışmaya onay veriyor olması, bu çalışmanın yasak çalışma niteliğini ortadan kaldırmamaktadır.</p>
<p>Hafta tatilinde çalışma yapılması halinde ücret hesabı ayrıca önem taşır. Yargıtay uygulamasında, hafta tatilinde çalışan işçiye çalışmadan hak kazandığı bir günlük hafta tatili ücretine ek olarak, hafta tatilinde çalışması nedeniyle 1,5 günlük ilave ücret ödenmesi gerektiği kabul edilmektedir.</p>
<p>Bu nedenle hafta tatilinde çalışan işçiye toplamda 2,5 günlük ücret ödenmesi gerekir. Bu tutarın 1 günü çalışılmadan hak kazanılan hafta tatili ücretidir. Kalan 1,5 günlük kısım ise hafta tatilinde yapılan çalışmanın karşılığıdır.</p>
<p>Hafta tatilinde yalnızca birkaç saat çalışılması halinde de günün bölünmezliği ilkesi dikkate alınmalıdır. İşçinin hafta tatili kesintisiz kullandırılmadığı için, çalışma kısa süreli olsa dahi hafta tatili ihlali gündeme gelmektedir.</p>
<p>Hafta tatilinde 7,5 saati aşan çalışma yapılması halinde ise 7,5 saati aşan kısmın ayrıca fazla çalışma hükümlerine göre değerlendirilmesi gerekir.</p>
<p>Ayrıca, İş Kanunu’nda hafta tatiline ilişkin hükmünde turizm işletmesi belgeli konaklama tesisleri bakımından özel bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenleme kapsamında, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından turizm işletmesi belgesi verilen konaklama tesislerinde çalışan işçilerin hafta tatili hakkının kullanılmasında esneklik sağlanmıştır. Buna göre işçinin yazılı talebi veya onayı bulunmak koşuluyla, hak kazandığı hafta tatili, hak kazandığı günü takip eden 4 gün içinde kullandırılabilecektir.</p>
<p>Bu uygulamada hafta tatiline hak kazanma şekli değişmemektedir. İşçi yine belirlenen iş günlerinde çalışması karşılığında hafta tatiline hak kazanacaktır. Değişiklik yalnızca hak kazanılan hafta tatilinin kullanım zamanına ilişkindir.</p>
<p>Bu kapsamda, turizm işletmesi belgeli konaklama tesislerinde çalışan işçinin hafta tatilini 6+1 düzeni yerine, yazılı talebi veya onayı ile 10+1 düzenine uygun şekilde kullanması mümkün hale gelmiştir. Ancak bu uygulama yalnızca Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından turizm işletmesi belgesi verilen konaklama tesislerinde çalışan işçiler bakımından geçerlidir.</p>
<p>İşçi verdiği yazılı onayı, işverene 30 gün önceden yazılı bildirimde bulunarak geri alabilir. Bu nedenle işverenlerin bu onayları yazılı olarak alması ve özlük dosyasında saklaması önemlidir.</p>
<p>Sonuç olarak hafta tatili, işçinin vazgeçemeyeceği anayasal bir dinlenme hakkı olup işveren tarafından yedi günlük zaman dilimi içinde kesintisiz en az 24 saat olarak kullandırılmalıdır. Hafta tatilinde çalıştırma istisnai nitelikte olup işçinin onayı bulunsa dahi bu çalışmanın niteliğini değiştirmemektedir.</p>
<p>Bu nedenle hafta tatilinde çalışma yapılması halinde işçiye çalışmadan hak kazandığı bir günlük hafta tatili ücreti dahil toplam 2,5 günlük ücret ödenmeli; 7,5 saati aşan çalışmalar ayrıca fazla çalışma hükümlerine göre değerlendirilmelidir.</p>
<p>Turizm işletmesi belgeli konaklama tesislerinde ise yalnızca işçinin yazılı talebi veya onayı bulunması şartıyla hafta tatilinin kullanım zamanı esnetilebilmekte, ancak hafta tatiline hak kazanma şartları ve işverenin dinlenme hakkını kullandırma yükümlülüğü ortadan kalkmamaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hafta-tatili-ve-hafta-tatili-calismasi-84839</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hafta tatili ve hafta tatili çalışması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cerceve-yasa-prolog-siz-sureci-takip-edin-84838</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çerçeve yasa &#039;prolog&#039;, siz süreci takip edin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TBMM'ye sunulan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" farklı siyasi partiler tarafından farklı gerekçelerle desteklenirken eleştirileri de beraberinde getiriyor. Konu ile ilgili endişelerini dile getiren siyasiler sürecin toplumsal meşruiyet kazanabilmesi için Meclis'te geniş uzlaşı ve şeffaf tartışma zemini oluşturulmasını istiyorlar.</strong></p>
<p>Malum, Terörsüz Türkiye Süreci kapsamında PKK terör örgütü üyelerinin silah bırakmasının ardındaki hukuki durumunu belirlemek için AK Parti ve MHP ortaklığında hazırlanan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin imza süreci önceki gün tamamlandı ve TBMM Başkanlığı’na sunuldu.</p>
<p>Teklife; TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş dahil AK Parti, MHP, CHP, DEM Parti, HÜDA- PAR ve Yeni Yol Partisi gruplarından toplam 360 milletvekili imza attı.</p>
<p>Tepkiler çeşitli…</p>
<p>Misal, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan şöyle diyor:</p>
<p>“Bu düzenleme bütün sorunları bir anda çözen bir nihai düzenleme değil. Bir başlangıç. Bir anda Türkiye'yi demokratikleştirecek bir yasal düzenlemeden de bahsetmiyoruz. Böyle sihirli bir etkiyle Kürt sorununu da çözmeyecek. Tüm bunlar bizim ortak mücadelemize bağlı. Bundan sonra. Ama tüm bunlar için çok kritik bir kapı aralandı. Bu kapıdan girmeli ve bu kapıyı ardına kadar ortak mücadeleyle açmalıyız.”</p>
<p>Buna karşılık, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu çerçeve yasayı şu sözlerle eleştirdi:</p>
<p>"Bu yasayla kapısı aralanan ikinci cumhuriyettir. Bir devletin sonunu getirip, yeni bir devletin kapısını aralayan bir bakış açısının sonucudur. Bir de yasanın altına imza atarken gururla poz veriyorlar. Siz Lozan'a değil Sevr'e imza atıyorsunuz."</p>
<p>Yeri gelmişken hatırlatayım, İYİ Parti'nin Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin Anayasa'ya, hukuk devleti ilkelerine, yasama usulüne ve terörle mücadele politikalarına etkileri ile şehit yakınları, gaziler, güvenlik güçleri ve toplum üzerindeki muhtemel sonuçlarının Genel Kurul'da kapsamlı şekilde değerlendirilmesi amacıyla verdiğini genel görüşme önerisi reddedildi. Herkesin “çok önemli” olduğunu vurguladığı bir konuda Meclis’te bütün partilerin katılacağı bir genel görüşmenin ne sakıncası olabilir anlamak zor. Bütün siyasi partiler eteğindeki taşı dökse, ahali de kim ne diyor dinlese fena mı olurdu?</p>
<p>Neyse siyasi partilere geri dönelim.</p>
<p>HÜDA-PAR Gaziantep Milletvekili Şehzade Demir TBMM'de yaptığı açıklamada, "usul ve üsluba ilişkin bazı çekinceleri" olmasına rağmen, çerçeve yasaya destek verdiklerini açıkladı:</p>
<p>"HÜDA-PAR olarak dört vekil şeklinde bu yasa teklifine imzayı koyduk. En kısa sürede yasalaşmasını temenni ediyoruz. Türkiye'nin normalleşmesine vesile olsun diye bazı hususlara gözümüzü kapattık ve 'Evet' deyip, imzayı koyduk.”</p>
<p>HÜDA-PAR nelere gözünü kapattı mesela merak etmek gerekmez mi?</p>
<p>Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç ise “Genel Başkanımız Dr. Fatih Erbakan'ın ilk günden itibaren ifade ettiği üzere bu yasa, anayasa değişikliklerinde olduğu gibi referanduma götürülmeli ve aziz milletimizin desteği istenmelidir" görüşünde.</p>
<p>Böyle bir yasa teklifi, yasalaşırsa ki içinde MGK’nın ve Meclis Komisyonu’nun ayrı ayrı süreci takip edeceği uzun bir süreci de barındırıyor, yasallaşmasının ardından tüm halkın resmen desteğini istemek kötü bir fikir mi? En azından bu öneriyi tartışmak gerekmez mi?</p>
<p>Diğer yandan Emek Partisi (EMEP) İstanbul Milletvekili İskender Bayhan ise düzenlemenin Selahattin Demirtaş gibi cezaevinde bulunan “seçilmiş siyasetçiler ve politik tutsaklara” ilişkin açık ve hızlı bir sonuca götürecek bir çerçeve içermediğini, siyasetin önünün açılmasını iktidarın şartlara bağladığını savunuyor. Peki, Bayhan’ın hatırlattığı gibi dağdakini affederken, siyasetçiyi unutmak ne kadar makul?</p>
<p>Bunları hatırlatmamın nedeni, Meclis’te çoğunluğu bulunan partilerin dışındaki siyasi görüşleri de göz önüne almanın sürecin sağlıklı işlemesi açısından çok önemli olduğuna işaret etmek istemem. Eğer komisyon ve genel kuruldaki görüşmelerde bütünün uzlaşısı sağlanmazsa sonrasında devreye girecek anayasa değişiklikleri de çok tartışmalı bir zemine kayar ve bundan kimse kârlı çıkmaz!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cerceve-yasa-prolog-siz-sureci-takip-edin-84838</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çerçeve yasa “prolog”, siz süreci takip edin ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/italyan-imalat-sanayii-ne-yapti-1-kendi-merdivenini-kurmak-84837</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> İtalyan imalat sanayii ne yaptı? (1) Kendi merdivenini kurmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fabrikayı nihaî hedef olarak görmemeli. Fabrika, merdivenin ilk basamağı ve bu merdiven karanlıkta yükselir.  Önünü göremeyip bir sonraki basamağı kestiremeyen üretici ise ne kadar çok üretirse üretsin, dağıtım ve satış kanallarını tutanların inisiyatifine mahkûm kalır.</strong></p>
<p>Sanayicilerimiz dünya standartlarında üretim yapıyor. Kimsenin hayal edemeyeceği pazarların kapısını açıp ihracat yapıyor. Buna rağmen krizdeyiz. İhracatçılarımızdan bazısı Çin’i, bazısı da döviz kurunu suçlu ilan ediyor. Her iki konuyu da daha önce bu köşede ele almıştım. Bugün suçlu aramak yerine, bize benzer ülkelerde kimi sanayiciler yolunu nasıl bulmuş, ona bakalım.</p>
<p>İtalya, 1990’ların sonu ve 2000’lerin başında hem Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne girmesinin şokunu hem de Euro’ya katılmanın neden olduğu kur şokunu birlikte yaşamıştı. Peki, hayatta kalmayı başaran İtalyan sanayiciler bu şokların üstesinden nasıl geldiler? <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayisizlesen-turkiye-hizmetlerle-kalkinabilir-mi-82402" target="_blank" rel="noopener">Geçen ay Hindistan’da Lenskart firması</a>nın internet üzerinden gözlük camı numarası veren gözlükçünün üretim ve hizmetleri nasıl birleştirdiğini anlatmıştım. Bu kez de İtalya’daki bir başka gözlükçünün hikâyesini anlatacağım.</p>
<p>Yetimhanede büyüyen, öğrenciyken gözlükçü çıraklığı yaparak işi öğrenen Leonardo Del Vecchio, 1961’de 26’sında bir delikanlıyken Milano’nun pahalılığı ve kalabalığı canına tak eder. Makinelerini bir kamyonun arkasına doldurup Alp Dağları’nın eteklerindeki Agordo kasabasına taşınır. Belediyenin bedavaya verdiği bir imalathanede işini kurar. O zamanlar, kasabadaki diğer gözlük imalatçılarına sap, menteşe gibi parçalar üreten genç Leonardo’nun 2022’de öldüğünde İtalya’nın en zengin ikinci insanı olacağını söyleseler, herhalde herkes gülerdi.</p>
<p>Del Vecchio, önce parça üreterek gözlüğün tamamını yapmayı öğrendi. Ancak başkalarının istediği gözlükleri üretmekten memnun olmadı. Birkaç sene sonra da Luxottica adıyla kendi markasını kurdu. 1974’te İtalyan dağıtım şirketi Scarrone’yi satın alarak optik mağazalarıyla doğrudan ilişki kurmaya başladı. Böylece perakende yeni modelleri piyasaya daha hızlı sürmeye başladı. 1981’de Avrupa’nın kalanına açıldı. 1989’da moda devi Armani; gözlük çıkaracağız, sizinle çalışmak istiyoruz, diye kapısını çaldığında gözlüğü hem üretmeyi hem de müşteriye ulaştırmayı biliyordu.</p>
<p>İşleri büyürken finansman ihtiyacı artan Del Vecchio’yu İtalya’nın geleneksel bankacılık sistemi kesmez. Şirketi halka arz edecektir. Gözünü -diğer İtalyan şirketleri gibi Milano Borsası yerine- New York Borsası’na diker. Luxottica 1990’da ABD’de halka arz edilen ilk İtalyan şirketi olur. 1999’da Amerikan gözlük markası Ray-Ban’ı satın alır. Ray-Ban benzincilerde bile satılan sıradan bir gözlük markası olmuştur. Derhal satış kanallarını daraltıp markayı lüks olarak konumlandırır. 2000’lerde yine Amerikan markası Oakley’i satış marjlarında anlaşamayınca kanallarından çıkarır. Birkaç yıl içinde bu markayı da satın alır. 2020’de Meta (Facebook)’nın çıkardığı akıllı gözlüğü Del Vecchio’ya yaptırmasına şaşmamak lazım. Şirketin kurulduğu 1961’de Agordo kasabasında 7 milyon gözlük üretip satmışlar.</p>
<p>Del Vecchio’nun EssilorLuxottica’sı şimdilerde Çin’de de imalat yapıyor. Çin’in Danyang şehri, kimi iddialara göre dünya gözlük ve gözlük camlarının yarısının üretim yeri. Ancak küresel ölçekte bilinen Çinli gözlük markası çok az. Del Vecchio; marka, tasarım ve dağıtım işlerini İtalya’da kendi kontrolünde tutuyor. Zanaatin ve hikâyenin önemli olduğu ürünleri İtalya’da, hacmin ve maliyetin önemli olduğu ürünleri ise Çin’de üretiyor. Daha önce, üretiminin neredeyse tamamını Çin’deki şirketlere yaptıran Apple’dan bahsetmiştim. Başka sektörlerde, Çin ile başka üretim yerlerini doğru zincirde bir araya getirebilmek de marifet. Del Vecchio üretim kabiliyetini korumakla birlikte tasarım, marka, dağıtım ve müşteriye erişimi başkalarına bırakmadı.</p>
<p>Del Vecchio’nun İtalya’daki tüm sanayicileri temsil ettiğini söylemek safça olur. Çin’le rekabet ve kur şoku karşısında batan birçok İtalyan tekstilci ve mobilyacı da oldu. Orta teknolojili ürünlerde de durum pek farklı değildi: Beyaz eşyacı Indesit önce Amerikan Whirlpool’a satıldı. Whirlpool da sonra ne yapacağını bilemediği fabrikaları bizim Arçelik’e satmaya karar verdi. Otomotivci Stellantis’in üretimi son yıllarda yarı yarıya azaldı.</p>
<p>Sinyor Del Vecchio, 2022’de vefat etmeden önce vasiyetinde şirketinin CEO’sunu daimî başkan olarak tayin etti. Başkanı değiştirebilmek için Del Vecchio’nun altı çocuğu, dul eşi ve üvey evladından müteşekkil sekiz mirasçının en az yedisinin uzlaşması şart koşulmuş. Mirasçılar o günden beri birbirini yiyor. Ancak henüz başkanı değiştiremediklerinden, şirketin değeri 4 yılda 2 katına çıkmış. Del Vecchio şirketinin bir süre ayakta kalabilmesi için doğru sistemi tasarlamış ancak işler daha ne kadar böyle gider bilinmez.</p>
<p>Peki, Sinyor Del Vecchio’nun başarısının sırrı neydi? Birincisi, üretimle sınırlı kalmayıp tüketiciye dokunan bir iş yapması. Gördüğünüz gibi, neredeyse tüm başarı hikâyelerinde hizmetler imalatın kaçınılmaz bir uzantısı olarak temayüz ediyor. İkincisi, en baştan küresel düşünüp en iyi bildiği işte dünyanın her yerinde satın almalar yapması. Üçüncüsü, 1990’da Amerikan sermaye piyasalarında halka açılarak esneklik kazanması. Bizim Ülker son derece başarılı biçimde Godiva’yı aldıktan sonra bu işi Türkiye’deki bankacılık sisteminin finansmanına mahkûm şekilde yaptığı için borç krizi yaşamıştı.</p>
<p>İtalya’da şu anda başarıyla ayakta kalan üç grup imalat sanayii şirketi var: Birincisi; Del Vecchio’nun gözlükçüsü Essilor-Luxottica gibi üretim, tasarım ve dağıtımı birleştiren ve dünyaya açılan şirketler. İkincisi, bazı makine ve otomotiv parçaları gibi tüketiciye inmeden ana sanayiye niş ürünler satan şirketler. Fakat ben bunların da önümüzdeki dönemde, müşterileri olan ana sanayiler Çin’e karşı kaybettikçe zayıflayacaklarını düşünüyorum. Üçüncüsü, dünyanın en zengin insanı Bernard Arnault’un Fransız lüks devi LVMH’nin marka imparatorluğunun ölçeği sayesinde ayakta durabilen İtalyan tabakhaneleri. Bunları da haftaya anlatacağım.</p>
<p>Sinyor Del Vecchio’nun hikayesi için Türk sanayisi için ne anlatıyor? Fabrikayı nihaî hedef olarak görmemeli. Fabrika, merdivenin ilk basamağı ve bu merdiven karanlıkta yükselir. Önünü göremeyip bir sonraki basamağı kestiremeyen üretici ise ne kadar çok üretirse üretsin, dağıtım ve satış kanallarını tutanların inisiyatifine mahkûm kalır. İşte, sanayi politikaları da bu merdiveni çıkarken girişimciye yol gösterir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/italyan-imalat-sanayii-ne-yapti-1-kendi-merdivenini-kurmak-84837</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İtalyan imalat sanayii ne yaptı? (1) Kendi merdivenini kurmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/takipteki-krediler-ne-anlatiyor-84836</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Takipteki krediler ne anlatıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BDDK verileri, sanayi sektöründe takipteki kredilerin toplam kredi stoku içindeki payının hâlâ düşük olduğunu gösterse de son iki yıldaki artış hızı dikkat çekiyor. Özellikle tekstil, metal, gıda ve otomotiv sektörlerinde batık krediler enflasyonun çok üzerinde büyürken, tablo sanayide finansmana erişim sorunlarının derinleştiğine işaret ediyor.</strong></p>
<p>Sanayi kesiminin zorluklarını konuştuğumuz şu günlerde takipteki kredilere biraz yakından bakmakta fayda var. Takipteki kredilerin toplamına değil, sanayi kesimine ait olanlara odaklanmakta fayda var çünkü kredi kısıtları en çok bu kesimi olumsuz etkiliyor.</p>
<p>BDDK Haziran 2026 itibariyle bankacılık verilerini açıkladı. Buna göre toplam takipteki krediler 773 milyar TL ve toplam nakit kredi stokuna oranı da yüzde 2,8. Bu oldukça düşük ve makul bir oran. Toplam takipteki kredi rakamı bu ama imalat sanayiinde durum ne? Kredilerin yaklaşık dörtte biri imalat sanayiine kullandırılıyor. Burada takipteki krediler ise 133 milyar TL ve kredilere oranı da yüzde 2,1. Yani sanayi kredilerinde durum genel kredi stokundan bile daha iyi. O halde bu verilere bakarak “Sadece yüzde 2,1’lik batık kredi oranı çok sağlıklı bir sanayi kesimi ve kredi stoku gösteriyor” diyebilir miyiz?</p>
<p>Bunu demeden önce veriye biraz daha yakından bakalım. Haziran 2026 için çektiğimiz veri fotoğrafını biraz geriye götürüp, iki yıllık bir filme çevirelim önce. Grafikte imalat sanayii ve onun en büyük dört alt sektörü için takipteki kredilerin toplam kredilere oranını görüyorsunuz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75611b59867-1786077467.png" alt="" width="484" height="330" />Görüldüğü gibi hem imalat sanayiinin bütününde hem de en büyük dört ana sektörde, yani metal, tekstil, gıda ve otomotiv sektörlerinde son iki yılda takipteki kredilerin oranı hızla artmış. İmalat sanayiinde bu oran yüzde 0,8’den yüzde 2,1’e çıkarken en ağır tablonun göründüğü tekstil sektöründe yüzde 1,8’den yüzde 3,4’e yükselmiş.</p>
<p>Aslında grafik gerçek durumu olduğundan biraz daha masum gösteriyor. Aynı verilere bir de şöyle bakalım: İncelediğimiz iki yıllık dönemde, yani Haziran 2024-Haziran 2026 arasında birikimli enflasyon yüzde 78. Aşağı yukarı enflasyon kadar artmasını beklediğimiz takipteki kredilerdeki artış ise imalat sanayii için yüzde 423. Metal, tekstil, gıda ve otomotiv alt sektörleri için ise sırasıyla yüzde 437, 227, 427 ve 542.</p>
<p>Burada yer kısıtı nedeniyle vermediğimiz diğer sanayi sektörlerinde de durum aynı. Hatta çoğunda daha da kötü. Hemen hemen bütün alt sektörlerde krediler enflasyon kadar, yüzde 80’ler civarında artarken, takipteki krediler yüzde 400-500 bandında artmış.</p>
<p>Aslında durum bu verilerin gösterdiğinden biraz daha kötü, çünkü takipteki kredilerin bir kısmı varlık yönetim şirketlerine satıldığı için biz bir miktar budanmış olan takipteki krediler verisini görüyoruz. Onları da katarsak, takipteki kredilerde artış hızı daha da yükselecek.</p>
<p>Bir de bankalar tarafından yeniden yapılandırılan veya yeni bir itfa planına bağlanan krediler var. Bunlar takipteki kredi değil ama normal kredilerden daha hassaslar. Bunları ve belki ikinci grup denilen yakın izlemedeki kredilerdeki artışı da aklımızın bir yanında tutmak gerekiyor. Bunların büyüklüğüne bakmak yanıltıcı olur çünkü bunlar takipteki kredi değil ve muhtemelen büyük kısmı da hiç olmayacak ama artış hızları bize kredi ödeme davranışında “ ufak tökezlemeler” hakkında fikir veriyor. Bunların yıllık artış hızlarının da yüzde 50’ler civarında ve enflasyonun biraz üzerinde olduğunu not edelim.</p>
<p>Peki takipteki kredilerin anlattığı hikayeyi doğru bir şekilde anlayabilmek için bakmak zorunda olduğumuz bütün bu kalabalık veriler bize özetle ne söylüyor?</p>
<p>Önce bankaların riski açısından söyleyelim. Takipteki kredilerin ulaştığı düzey bankalar açısından sıkıntı oluşturmayacak kadar düşük. Zaten hem genel hem de özel karşılıklar bize takipteki alacakların oluşturabileceği risklere karşı yeterli önlemin alınmış olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Öte yandan sanayi açısından sıkıntı var. Öncelikle takipteki kredilerin artış hızı çok yüksek. Tekstil ve deri gibi bazı alt sektörlerin çok daha fazla etkilendiği görülüyor. Buna karşın takipteki alacak probleminin sanayi sektörünün geneline yayılmış olması sıkıntının makroekonomik koşul veya uygulamalardan kaynaklandığını gösteriyor. Son olarak şunu söylemekte fayda var. Eğer kredi kısıtları bu kadar sıkı olmasaydı, takipteki kredilerin bir kısmı burada olmazdı. Canlı, sağlıklı krediler arasında çalışmaya, üretmeye devam ederdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/takipteki-krediler-ne-anlatiyor-84836</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Takipteki krediler ne anlatıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tesvik-gerekli-ama-kimlere-ne-kadar-84835</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teşvik gerekli ama kimlere, ne kadar?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Teşviki, hak edene, hak ettiğince vermek yetmiyor aynı zamanda onu takip etmek gerekiyor. Zaten teşvik bolluğu var ama takip alışkanlığı yok. Oysa kaynak sınırlı, iştah yüksek, rekabet yaman.</strong></p>
<p><strong>Neyi beslersen, onu büyütürsün</strong>. Teşvik, bir <strong>besleme</strong> türüdür. <strong>Sözel beslersin</strong>; motivasyon olur. İnsan <strong>neyi anarsa onu sever</strong>, <strong>neyi severse onu anar</strong>. Bu da teşvikin <strong>manevi</strong> boyutudur ki ihmale gelmez. <strong>Medyanın gündeminde</strong> olmak, <strong>halkın dikkatine</strong> gelmek, tam da bu tür <strong>sözel teşvikin tanımına</strong> girer.</p>
<p>Ancak <strong>maddi teşvik</strong>, büyümenin <strong>fiziki adımlarını</strong> oluşturur. <strong>Fidanı ağaca</strong> çeviren… <strong>Can suyu</strong> yanı sıra onu sürekli <strong>sulamak</strong>, <strong>budamak</strong>, bakım yapmaktır. Sektörlerin, şirketlerin, kurumların ve şahısların teşviki bu yüzden hayatidir. <strong>Büyümesini</strong>, serpilmesini, gelişmesini istiyorsan, <strong>fiziki teşvik</strong> sunmalısın.</p>
<p><strong>VAHŞİ SULAMA, VAHŞİ TEŞVİK VE HEBA OLAN KAYNAKLARIMIZ</strong></p>
<p>Türkiye, pek çok açıdan <strong>teşvik cennetidir</strong> diyebiliriz. Neredeyse her alanda ya bir <strong>teşvik modeli</strong> veya bir <strong>teşvik programı</strong> vardır. Hiç kimse “<strong>efendim teşvik yok, gelişemiyorum</strong>” diyemez. İyi de buna rağmen memleketi hali? <strong>Teşvik mi yetersiz</strong>, <strong>yöntemi mi hatalı</strong>, <strong>miktarı mı az</strong>, <strong>edilen mi yanlış</strong>?</p>
<p>Aslında <strong>hepsi</strong> veya <strong>hiç biri</strong> demeliyim. <strong>Vahşi sulama</strong> misali, elindeki kısıtlı suyu, hiçbir <strong>öncelik gözetmeden</strong> toprağa salarsan, ihtiyacı olsun olmasın demezsin; <strong>ürününden olursun</strong>, toprağı da kireçlersin. <strong>Yerli yerinde</strong>… Haddini aşmadan.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Teşvike dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Teşvikle en hızlı kim büyür?</em></strong></p>
<p>Tüm sektörler “<strong>beni de teşvik et</strong>” diye haykırırken <strong>elindeki kaynağı kime</strong> yönlendirmelisin?  Görünen o ki <strong>ihracat</strong> ilk sırada… Zira Türkiye’ye <strong>döviz</strong> <strong>kazandırıyor</strong> ve ülkenin öncelikli ihtiyacı bu…</p>
<p><strong><em>Bunun için ne yapmalı?</em></strong></p>
<p>Sektör belirlemek yetmez, bu teşvikin <strong>hangi firmaya</strong>, <strong>hangi miktarda</strong> ve <strong>hangi sürede</strong> yapılması gerektiği de hayatidir. <strong>Azıcık teşvikle take off yapacak</strong> yani pistten havalanacaklar önceliklendirilmeli.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>TEŞVİK ÖNCELİKLİ SEKTÖRLER İÇİN KRİTER NE OLMALI?</strong></p>
<p><strong>Akıllı teşvik</strong> bileşenleri;</p>
<p><strong>1</strong>- Kimin, neyi, nasıl yaptığına dair güncel ve doğru bir envanter,</p>
<p><strong>2</strong>-Akıl ve vicdan komisyonu ki bu sayede teşvik kişisel olmaktan çıkar, partizanlıktan uzaklaşır, yandaşa gitmez, yerini bulur,</p>
<p><strong>3</strong>-Takip ve denetim. <strong>Eğer teşviki verip unutursan, o teşvik verimli kullanılmayacaktı</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TEŞVİK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Adil teşvik</strong>: Üretebilmek için gereken miktar. Proje odaklı işlerde fevkalade verimlidir</p>
<p><strong>Seyyanen teşvik</strong>: Testiyi kıran ile suyu getiren ayırt etmeden teşvik dağıtmak, zarar ziyandır</p>
<p><strong>Yandaşa teşvik</strong>: Siyasi, yandaş, akraba kişi, sektöre ve şirketlere aktarılan bir nevi hibe, zarardır</p>
<p><strong>Veri odaklı teşvik</strong>: Hangi sektöre, ürüne veya girişime, ne teşvik verileceğinin veriyle saptanması</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tesvik-gerekli-ama-kimlere-ne-kadar-84835</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/lira-para-tl-1766502481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teşvik gerekli ama kimlere, ne kadar? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eksik-otv-tamamlanana-kadar-akaryakitta-indirim-yok-84834</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eksik ÖTV tamamlanana kadar akaryakıtta indirim yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Savaşın gidişatına bağlı olarak petrolde yaşanan her ucuzluktan sonra vatandaş gözünü akaryakıt istasyonlarına çeviriyor ve benzinde, motorinde indirim bekliyor.</p>
<p>Ama bu beklenti bir türlü gerçekleşmiyor.</p>
<p>Kötü haber şu; bu indirimler bir süre daha gerçekleşmeyecek.</p>
<p><strong>“Petrol artarken hemen zam yapılıyordu, işte petrol düşüyor, şimdi neden indirim yapılmıyor”</strong> diye serzenişte bulunan vatandaş tabii ki haklı. Ama işleyişin böyle olmasını gerektiren bir karar var ortada.</p>
<p>Maliye, akaryakıttaki eşel mobil uygulamasıyla vazgeçilen ÖTV’yi yerine koymanın derdinde. O yüzden de ÖTV yasadaki tutara getirilene kadar indirimi unutmak gerekiyor.</p>
<p>Vatandaşın <strong>“İndirim neden olmuyor”</strong> diye yakınmasının temel nedeni, savaşın patlak vermesiyle birlikte mart ayı başında uygulamaya konulan ve temmuz ayından sonra yeni bir çerçeveye oturtulan akaryakıttaki eşel mobil sisteminin işleyişinin tam olarak bilinmemesi.</p>
<p>Bu sistemin işleyişini ve bundan sonra ne olabileceğini madde madde sıralayalım…</p>
<p>■ Akaryakıttan maktu ÖTV alınıyor. Tutar benzinde 14,82 lira, motorinde 13,90 lira, LPG’de 11,38 lira. </p>
<p>■ Uygulamanın başladığı mart ayındaki karar şöyleydi: Zam gelirse, bu zam tutarının yüzde 75’i ÖTV’den karşılanacak (teknik ifade farklı ama öz itibarıyla uygulama böyle), yüzde 25’i pompaya yansıtılacak; indirim söz konusu olduğunda ise bu sefer indirimin yüzde 75’i ÖTV’ye bir anlamda geri konulacak, yüzde 25’i pompaya yansıtılacak. Uygulamanın ilk dört ayı böyle geçti ve haziran sonuna gelindi. </p>
<p>■ Temmuz ayı başında yayımlanan bir kararla uygulamanın esaslarında değişikliğe gidildi. </p>
<p>■ İlk dört ayda yüzde 75’e yüzde 25 olan oranlar değiştirildi ve yüzde 50-50 yapıldı. Zammın yüzde 50’si ÖTV’den karşılandı, diğer yüzde 50’si ise pompaya yansıtıldı.</p>
<p>Ama indirim yaşanması durumunda artık yüzde 50-50 kuralı işlemeyecekti. İndirimin tümü ÖTV’ye gitti ve pompaya yansıtılmadı.</p>
<p>■ Ağustos ve eylül için daha farklı bir uygulama öngörüldü. Zam geldiği takdirde mart-haziran dönemindeki oranların tam tersi bir şekilde yüzde 75 pompaya yansıyacak, yüzde 25 ise ÖTV’den karşılanacaktı. Uygulama bu şekilde devam ediyor. </p>
<p>İndirim söz konusu olduğunda temmuz ayındaki uygulama geçerli. Yani indirimin tümü ÖTV’ye gidecek. </p>
<p>■ 1 Ekim’e gelindiğinde ise akaryakıttaki eşel mobil uygulaması tümüyle sona erecek. Temmuz ayı başında alınan karar böyle.</p>
<h2>İndirimi bir süre unutun!</h2>
<p>6 Ağustos itibarıyla benzinden 4,30 lira, motorinden 7,75 lira, LPG’den 9,76 lira ÖTV alınıyor.</p>
<p>Yani yasal tutarlar dikkate alındığında benzinde 10,52 lira, motorinde 6,15 lira, LPG’de 1,62 lira eksik ÖTV söz konusu.</p>
<p>İşte bu tutarlar tamamlanana, eksik ÖTV yerine konulup yasal düzeye ulaşana kadar akaryakıtta indirim söz konusu olmayacak.</p>
<p>Bu yüzden de <strong>“Petrol ucuzladı, akaryakıtta da bugün yarın indirim yapılır”</strong> diye beklentiye girmemek gerekiyor.</p>
<p>Daha somut bir ifadeyle akaryakıt indirimini bir süre unutmak gerekiyor.</p>
<h2>Motorindeki istisna</h2>
<p>Motorinde geçtiğimiz günlerde küçük tutarda indirim yapıldı. Bu durum yukarıda anlattıklarımla bir çelişki oluşturmuyor.</p>
<p>Motorinde yasal ÖTV’yi adeta silip süpüren, sıfırlayan zamlar söz konusu olmuştu. Motorindeki ÖTV bir ara sıfır düzeyindeydi. Bu yüzden indirimin tümü ÖTV’ye gitmedi, küçük bir kısmı pompaya yansıdı.</p>
<h2>Eşel mobilden çıkmak zor </h2>
<p>Mevcut koşullar çerçevesinde evet, eşel mobilden bir anda çıkmak zor.</p>
<p>Temmuz ayı başında yürürlüğe konulan karara göre akaryakıttaki eşel mobil uygulaması 1 Ekim’de sona erecek.</p>
<p>Peki ya 30 Eylül’de eksik ÖTV yüksek bir düzeyde bulunuyorsa ne olacak?</p>
<p>Umulan, ham petrol fiyatlarının gerilemesi ve akaryakıttaki eksik ÖTV’nin yavaş yavaş yerine konulması, yasal düzeye gelmesi. Aksi halde eksik ÖTV’yi 1 Ekim’de tek seferde fiyatlara yansıtmak gerekir ki bu ciddi bir sorun yaratır.</p>
<p>Düşünsenize mevcut fiyatlar hiç değişmeyip 30 Eylül’e kadar bu düzeyde seyretse 30 Eylül’den 1 Ekim’e geçişte benzine tek kalemde hem de ham petrol fiyatları yatayken 10,52 lira, bir başka ifadeyle yüzde 16’ya yakın zam yapmak gerekecek.</p>
<p>Aynı şekilde motorin zammı da yüzde 8’e yaklaşacak.</p>
<p>İşte tek seferde böylesine yüksek oranlı zam yapmak pek mümkün görünmediği için tüm umutlar petrol fiyatlarının gerilemesine bağlanmış durumda.</p>
<p>Eğer petrol fiyatları düşmez ve akaryakıt fiyatları da bu düzeye yakın kalırsa çok muhtemeldir ki eşel mobilden çıkış süresi uzatılır.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a755fd23762d-1786077138.png" alt="" width="325" height="237" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eksik-otv-tamamlanana-kadar-akaryakitta-indirim-yok-84834</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/yakit-benzin-mazot-motorin-utts.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eksik ÖTV tamamlanana kadar akaryakıtta indirim yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/28-yil-once-lucasi-yuzde-100-yerli-yapti-simdi-altay-tankina-dinamo-gelistiriyor-84832</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> 28 yıl önce Lucas’ı yüzde 100 yerli yaptı, şimdi Altay Tankı’na dinamo geliştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1960 </strong>yılında oto elektrik servisi olarak iş hayatına atılan motor teknisyeni <strong>Mehmet Sakallıoğlu, </strong>zamanla küçük atölyesinde Ford Traktörler için <strong>“enstallasyon kablosu” </strong>üretti. 1970 yılında da Türkiye’de ilk kez dinamo üretimini başardı.</p>
<p><strong>Mehmet Sakallıoğlu, </strong>1978 yılında <strong>Nirun Şahingiray </strong>ile birlikte <strong>“ME-SA Elektrodizel A.Ş.”</strong>yi kurdu. 1982 yılında İngiltere merkezli Lucas Industries Plc., ME-SA Elektrodizel A.Ş.’ye ortak oldu. Bu ortaklıktan 5 yıl sonra şirketin adı <strong>“Lucas Elektrik A.Ş.” </strong>olarak değişti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a755d569434b-1786076502.png" alt="" width="700" height="254" />Lucas UK’in ortaklığıyla birlikte şirketin hisse dağılımı şöyle oldu:</p>
<ul>
<li><strong>Lucas UK: </strong>Yüzde 43</li>
<li><strong>Nirun Şahingiray: </strong>Yüzde 37</li>
<li><strong>Mehmet Sakallıoğlu: </strong>Yüzde 20</li>
</ul>
<p>Şirketin çoğunluk hissesine sahip İngiliz Lucas, 1990 yılında <strong>Mehmet Sakallıoğlu</strong>’nun oğlu <strong>Aytuğ Sakallıoğlu</strong>’nu genel müdürlük görevine atadı. <strong>Aytuğ Sakallıoğlu, </strong>genel müdür olduğunda 30 yaşındaydı.</p>
<p>Derken 1996 yılında Lucas ile ABD’li Varity’nin globalde birleşmesi gündeme geldi. Bu birleşmede ABD tarafı İngiliz ortak karşısında daha baskın çıktı. Bu arada 1997 yılında <strong>“Mando Machinery Korea” </strong>ile lisans anlaşması imzalandı. Bir süre sonra Lucas’ın fabrikalarının satışı konusunda karar alındı.</p>
<p>Bu karar alındığında Türkiye’deki fabrika yatırımında son aşamaya gelinmiş, açılışa çok az zaman kalmıştı. Lucas UK’in Lucas Elektrik A.Ş.’deki hissesine <strong>Sakallıoğlu </strong>Ailesi talip oldu. Bu işlemin ardından Lucas Elektrik’teki hisse dağılımı şöyle değişti:</p>
<ul>
<li><strong>Mehmet Sakallıoğlu: </strong>Yüzde 63</li>
<li><strong>Nirun Şahingiray: </strong>Yüzde 37</li>
</ul>
<p>1998 yılında Lucas Elektrik’in Sakarya’daki yeni fabrikası dönemin Cumhurbaşkanı <strong>Süleyman Demirel </strong>tarafından açıldı. Aynı yıl <strong>“Lucas Elektrik”</strong>in yüzde 100 yerli markaya dönüşmesi kararı da verildi.</p>
<p>1999 yılında <strong>“Mando Machinery”</strong>nin <strong>“Valeo” </strong>tarafından satın alınması üzerine <strong>“Valeo” </strong>ile lisans anlaşmasına imza atıldı.</p>
<p>17 Ağustos 1999’da Gölcük merkezli Marmara depremi, 2001 yılında da ekonomik kriz çıktı. <strong>Sakallıoğlu </strong>ailesi Lucas UK’in hisselerini borçla almıştı, bu dönemde epey sıkıntı yaşadı.</p>
<p>Lucas Elektrik, 2002 yılında <strong>“Mitsubishi” </strong>ile lisans anlaşması yaptı. Şirket 2004 yılında da yenileme pazarına yönelik aktivitelerini genişletirken her tür ve her marka araç için ürün imalatına başladı. 2006 yılında marin tipi alternatör ve marş motorlarının imalatı da devreye girdi.</p>
<p>29 Nisan 2008’de şirketin kurucu ortağı <strong>Nirun Şahingiray </strong>vefat etti. <strong>Suna Kıraç</strong>’ın önderliğinde kurulan Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın (TEGV) kurucu/mütevelli heyetinde bulunan <strong>Şahingiray</strong>’ın Lucas Elektrik’teki hisseleri TEGV’e bağış olarak geçti. Böylece TEGV, Lucas Elektrik’in ortağı oldu.</p>
<p>Lucas Elektrik, 2011 yılında Ar-Ge çalışmalarını başlattı. Aynı yıl ve daha sonra 2013’te yeni marş motorlarının geliştirilmesine imza attı. 2014’te geliştirdiği marş motoruna TÜBİTAK’tan <strong>“faydalı model” </strong>tescili verildi. 2015 yılında da yeni alternatörler geliştirildi.</p>
<p>Gazetemizin Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası ile birlikte gerçekleştirdiği <strong>“Yeşil Dönüşüm &amp; Yeşil Ekonomi” </strong>paneli sonrası Sakarya Temsilcimiz <strong>Hasan Coşkun</strong>’la birlikte Lucas Elektrik fabrikasına uğradık.</p>
<p>Fabrikada Lucas Elektrik Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Aytuğ Sakallıoğlu, </strong>Yönetim Kurulu Üyeleri <strong>İshak Satış, İlhan Civitoğlu </strong>ve Geliştirme Müdürü <strong>Eray Sakallıoğlu </strong>ile sohbet ettik.</p>
<p><strong>Aytuğ Sakallıoğlu, </strong>şirketin 1960 yılında uzanan öyküsünü anlatıp ekledi:</p>
<p>-          <strong>Nirun Bey’in TEGV’e devrolan hisselerini de bir süre sonra satın aldık. Böylece Lucas Elektrik’in hisselerinin tamamı Sakallıoğlu Ailesine geçti.</strong></p>
<p>Ardından bu dönemde kriz ortamına rağmen kendilerini heyecanlandıran projelere işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Altay Tankı için hem alternatör hem de marş dinamosu geliştirme projesi üzerinde çalışıyoruz. Ayrıca Bayraktar TB3 için de çalışıyoruz. Gökbey’in alternatörü de üzerinde çalıştığımız projeler arasında yer alıyor.</strong></p>
<p>Lucas Elektrik’teki sohbet sırasında 1970’li yıllarda Malatya’da abimin oto elektrik-bobinaj atölyesinde çalıştığım günlere uzandım. O dönemde ithal ürün olan Lucas marş dinamosu ve alternatörlerine gıpta ederdik.</p>
<p><strong>Sakallıoğlu </strong>Ailesi’nin Lucas ürünlerini yerli üretmekle kalmayıp, Altay Tankı, TB3 ve Gökbey gibi önemli milli savunma projelerinde de rol alması, sanayi üretiminde ulaşılan noktayı gösteriyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yeni Parti, logosuyla dinamik bir görsel algı yaratmalıydı</span></h2>
<p><strong>SAN </strong>Grafik Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Deniz Özsezen</strong>’i <strong>“İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti” </strong>hazırlıkları sırasında, 2009 yılı Ekim ayında müzisyen oğlu <strong>Ülkem Özsezen</strong>’le birlikte Hürriyet’te ziyaretime geldiklerinde tanıdım.</p>
<p>Boston’daki (ABD) Berklee College of Music mezunu <strong>Ülkem Özsezen, </strong>mezuniyeti sonrası aynı okulda öğretim görevlisi olarak çalışmayı sürdüren <strong>Mehmet Ali Sanlıkol </strong>başta olmak üzere bir grup arkadaşıyla <strong>“İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti” </strong>çerçevesinde hazırladıkları projeyi anlatmıştı.</p>
<p>Daha sonra <strong>Deniz Özsezen </strong>ve <strong>Ülkem Özsezen</strong>’le yönettikleri, kuruluşunda <strong>“Çizginin şairi” Mengü Ertel</strong>’in önemli payı, rolü bulunan San Grafik’in tarihçesi, hazırladığı logolar üzerine sohbetler yaptık.</p>
<p><strong>Deniz Özsezen, Mengü Ertel</strong>’le birlikte yaptıkları çalışmaları şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Mengü Bey’le biz bir anlamda yıllarca Türk sanayisinin </strong>“doğum sancıları”<strong>nı yaşadık. Birçok Türk markasının doğumuna yardımcı olduk, tanıklık ettik.</strong></p>
<p>Söz konusu çalışmalardan örnekler verdi:</p>
<p>-          <strong>İstanbul Sanayi Odası’ndan (İSO) Arçelik’in önceki logosuna, Koç’un önceki logosundan Netaş’a, Otosan’dan Maret’e, Turkcell’e kadar birçok şirkette bizim çizgilerimiz vardır.</strong></p>
<p>Koç Grubu’nun geçmişte logo için bir yarışma açtığına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Yanılmıyorsam o yarışmaya 5 bin civarında eser katılmıştı. O yarışmada 6 ödül söz konusuydu. 6’sını da biz San Grafik olarak almıştık.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Aslında rahmetli Mengü Bey’in çizgilerinde, San Grafik’in eserlerinde bir anlamda Türk sanayisinin gelişimini de görmek mümkündür.</strong></p>
<p>İstanbul Kültür Sanat Vakfı’yla (İKSV) ilgili çalışmalarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>İKSV önce müzikle yola çıktı. Zamanla genişledi, büyüdü. San Grafik ilk zamanlardan itibaren bir dönem İKSV’nin merkez ofisi gibiydi. Tabi logosu, afişleri de hep bizden çıktı.</strong></p>
<p><strong>Deniz Özsezen</strong>’den Yeni Parti’nin kurulması sonrasında bir mesaj aldım. Mesajına 1983 yılından girdi:</p>
<p>-          <strong>1983 seçimlerinde yüzde 30.4 oy ile ana muhalefet olan Necdet Calp’in başkanlığındaki Halkçı Parti SODEP (Sosyal Demokrasi Partisi) ile birleşmişti. İyi hatırlıyorum. Yine bugünkü gibi solun esnetilerek sağ kesimden oy alabilir hale gelmesi tartışılıyordu.</strong></p>
<p><strong>Erdal İnönü’</strong>nün talimatını anımsadı:</p>
<p>-          <strong>Bizzat Erdal İnönü’nün talimatı ile solun esnetilmesi fikrinin parti logosuna da görsel olarak tatbik edilmesi istenmişti. Atölyede Erdal İnönü’nün isteği doğrultusunda dalgalanan bayrak temalı birkaç çalışma geliştirmiştik.</strong></p>
<p>Onlardan bir örneği ekte gönderdiğinin altını çizip sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Yeni Parti logosuna gelince… Logolarda </strong>“tipografi” <strong>1980’li yılların ortalarından itibaren fazlaca kullanılmaya başlanmıştı. Bunun sebebi reklam ajanslarının sayısının hızla artmasıdır.</strong></p>
<p>Reklam ajanslarının <strong>“tipografi”</strong>yi ağırlıklı olarak gazete reklamlarında kullandığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Sonradan bu alışkanlık firmaların logo çalışmalarına da yansıdı. </strong>“Yeni Parti” <strong>logosu konusunda da adı üzerinde parti logosunda dinamik bir görsel algı yaratması gerekirdi.</strong></p>
<p><strong>“Yeni Parti” </strong>logosunun sabit, hareketsiz hazır bir fonttan alınıp lanse edildiği kanısını ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Bu çok hatalı olmuş. Ayrıca böyle önemli bir logonun standart bir fontla geçiştirilmesi yerine özgün bir </strong>“tipografi” <strong>yaratılarak halledilmesi uygun düşerdi.</strong></p>
<p><strong>Deniz Özsezen, </strong>Türkiye’de modern grafik tasarımının öncülerinden olan <strong>Mengü Ertel</strong>’le vefat ettiği 2000 yılına kadar birlikte çalıştı, çok sayıda logo tasarımın içinde yer aldı.</p>
<p>Grafik tasarımının bilgelerinden olan <strong>Deniz Özsezen</strong>’in samimi, içten uyarılarını dikkate almakta yarar var…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">530 kadın pilotla dünyada ilk sıradayız</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a755d6ad8ede-1786076522.jpg" alt="" width="700" height="505" /></span><strong>TÜRK </strong>Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. <strong>Murat Şeker</strong>’le Genel Müdür <strong>Ahmet Olmuştur</strong>’un üst yönetim ekibiyle birlikte düzenledikleri sohbet toplantısında kadın pilot sayısını sordum:</p>
<p>-          <strong>THY ile seyahatlerimizde artık kadın pilotlara sıklıkla denk geliyoruz. THY’de kaç kadın pilot görev yapıyor?</strong></p>
<p><strong>Murat Şeker, </strong>sorunun yanıtı için sözü THY’nin Uçuş İşletmeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Kaptan Pilot <strong>Mehmet Kadaifçiler</strong>’e bıraktı. <strong>Kadaifçiler </strong>önce toplam kadroya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>THY’de 7 bin 100 kişi kokpitte, 16 bin 300 kişi de kabinde görev yapıyor.</strong></p>
<p>Kadın pilot sayısını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>THY’de 530 kadın pilot görev yapıyor. Yani, kadın pilot oranı yüzde 7.5 düzeyinde bulunuyor. THY'nin </strong><strong>k</strong><strong>adın pilot sayısı açısından dünyada ilk sırada yer aldığını düşünüyoruz. Bu konuda yaptığımız bir araştırma yok ama bizim gözlemimiz bu yönde.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/28-yil-once-lucasi-yuzde-100-yerli-yapti-simdi-altay-tankina-dinamo-gelistiriyor-84832</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/altay-tanki2.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 28 yıl önce Lucas’ı yüzde 100 yerli yaptı, şimdi Altay Tankı’na dinamo geliştiriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sermayeye-sikisan-borsaya-kosuyor-84831</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sermayeye sıkışan borsaya koşuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bir haftalık aradan sonra 4 halka arza daha onay verdi. Başvuruları 2024 sonu olan bu 4 şirketin halka arzının toplam büyüklüğü 18,4 milyar lira seviyesinde. Temmuz ayında tamamlanan halka arz şirketlerinin borsa performansındaki zayıflık yatırımcıları halka arzlara eskisi kadar talep göstermemesine neden olurken uzmanlara göre SPK’nın onaylara tüm hızıyla devam etmesinin nedeni şirketlerin yaşadığı finansman sıkıntısı. Yeni halka arz onayı alan 4 şirketinde taahhütnamelerine göre halka arz gelirlerinin 20-40 arası bir payı işletme sermayesine gidecek.</p>
<h2>29 şirket 66,7 milyar lira topladı </h2>
<p>SPK onayıyla bu yıl 29 şirket halka arzını tamamladı. Bir şirket Bewen Enerji halka arzını talep toplamanın son günü ertelemeyi tercih etti. Bu 29 şirket piyasadan 66,7 milyar lira toplarken halka arz fiyatının altında işlem gören şirket sayısı da önceki dönemlerin aksine oldukça fazla oldu. Şimdi son SPK bülteniyle 4 yeni şirket daha halka arz onayı aldı. Bu şirketler de halka arzla 18 milyar liranın üzerinde finansman sağlamayı hedefl iyor. Son dönemde halka arzı ertelemeye varan talep düşüşü varken SPK’nın onaylara devam etmesi dikkat çekti.</p>
<p>Uzmanlara göre bu onayların sürmesinin en önemli nedeni finansman sıkıntısı. 2023 Haziran’dan bu yana uygulanan sıkı para politikası, İran savaşıyla dezenflasyon sürecinin kesintiye uğramasıyla yüksek faiz ve enflasyonun bir süre daha devam edeceğine yönelik artan beklentiler şirketlerin finansman güçlüğünün artmasına neden oluyor. Öyle ki son 4 onayla birlikte 120’nin üzerinde şirket halka arz için en eskisi 3 yıldır izin beklerken halka arz onay sırasında iki şirketin konkordato ilan etmesi de yaşanan finansman sıkıntısını göstermesi açısından önemli oldu.</p>
<h2>2 yıla yakın halka arz onayı beklediler </h2>
<p>EKONOMİ’ye bilgi veren uzmanlara göre şirketler yüksek faizler ve kısıtlamalar nedeniyle kredi alamayınca finansman bulmanın tek çaresi halka arz oldu. Bu durum şirketler üzerinde baskı yarattığı kadar uzmanlara göre SPK üzerinde de baskı yaratıyor. Uzmanlar SPK’nın da bu nedenle halka arz onaylarına ara vermediğini vurgulayarak onay beklerken konkordato ilan eden şirketlere dikkat çekti.</p>
<p>SPK’nın onayladığı 4 halka arzdan Kapeks Kimya 17.10.2024’te, Çitlekçi Mağazacılık ve Teknika Plast 11.11.2024’te, Türker Vangölü Enerji ise 04.12.2024’te SPK’ya halka arz başvurularını iletmişti. Neredeyse 2 yılın ardından 4 şirketin onayı geldi.</p>
<h2>10,5 milyar liralık halka arz geliyor </h2>
<p>Türker Vangölü Enerji halka arz büyüklüğüyle dikkat çekiyor. Yenilenebilir enerji üretimi, elektrik dağıtımı ve perakende satış alanlarında faaliyet gösteren Türker VEYAŞ’ın pay başına satış fiyatının 136 TL olarak belirlendiği halka arzının ek satış dahil 10 milyar 540 milyon TL büyüklüğe ulaşması bekleniyor. Bu borsanın en büyük halka arzı olacak. Halk Yatırım, Vakıf Yatırım ve Ziraat Yatırım liderliğinde oluşturulan konsorsiyum tarafından gerçekleştirilecek halka arzda 37 milyon 500 bin TL nominal değerli paylar sermaye artırımı, 27 milyon 500 bin TL nominal değerli pay da ortak satışı şeklinde satışa sunulacak.</p>
<h2>Türker VEYAŞ: Yüzde 30-40’ı işletme sermayesine </h2>
<p>Toplam 65 milyon TL nominal değerli pay halka arz olurken, halka arzın 8 milyar 840 milyon TL büyüklükte olması hedefleniyor. 12 milyon 500 bin TL nominal değerli payların da ek satış yoluyla halka arzının gerçekleşmesi halinde ise halka arz büyüklüğünün yaklaşık 10 milyar 540 milyon TL’ye ulaşması bekleniyor. Türker VEYAŞ’ın halka açıklık oranı ek satış hariç yaklaşık yüzde 11,47, ek satış dahil yüzde 13,67 olması bekleniyor. Şirket taahhütnamesine göre halka arzdan sağlanacak kaynağın da yüzde 60-70’inin yatırım harcamalarına yüzde 40-30’unun ise işletme sermayesine aktarılması hedefleniyor.</p>
<h2>Kapeks Kimya: Yüzde 20-30’u işletme sermayesine </h2>
<p>Kapeks Kimya 94 liradan halka arz olacak, 25 milyon 100 bin adet pay yatırımcılara sunulacak. Bu fiyat üzerinden halka arz büyüklüğünün yaklaşık 2 milyar 359 milyon 400 bin TL olması bekleniyor. TSKB, Ziraat Yatırım ve Yatırım Finansman halka arzın lider konsorsiyumunu oluştururken halka açıklık oranının yüzde 20,1 olması bekleniyor. Büyüklüğünün 2.3 milyar lira olması öngörülen halka arzdan elde edilecek gelirin de yüzde 40-50’sinin yurt içi ve yurt dışındaki yeni üretim tesisi ve depo yatırımları ile alternatif yatırım fırsatlarının değerlendirilmesinde, yüzde 20-30’unun ham madde tedarikinin güçlendirilmesinde, yüzde 20-30’unun ise işletme sermayesinde kullanılması planlanıyor.</p>
<h2>Çitlekçi: Yüzde 30-40’ı işletme sermayesine </h2>
<p>Çitlekçi Mağazacılık Gıda halka arzında, 30 milyon TL nominal değerli sermaye artırımının yanı sıra şirketin ortağı Tunçlar Yatırım Holding’e ait 6.5 milyon TL nominal değerli B grubu payların satışı gerçekleştirilecek. Tera Yatırım’ın liderliğinde yapılacak halka arzda fiyat 73.70 TL olarak belirlendi. halka arz gelirinin yüzde 30-40’ı işletme sermayesine, yüzde 30-40’ı yurtiçi yeni şube yatırımlarına, yüzde 10-20’si yurtiçi depo yatırımlarına, yüzde 10-20’si GES yatırımına aktarılacak. Halka açıklık oranının yüzde 25, halka arz büyüklüğünün 2,7 milyar lira olması bekleniyor.</p>
<h2>Teknika Plast: Yüzde 25-35’i ile borçlar azaltılacak </h2>
<p>Teknika Plast 25 milyon TL nominal değerli sermaye artırımının yanı sıra şirketin ortakları Kemal Yaralı’nın sahip olduğu 3 milyon TL nominal değerli ve Ali Kutay Yaralı’nın sahip olduğu 3 milyon TL nominal değerli B grubu paylar satışa konu edilecek. Halka arz fiyatı 85.40 lira olurken halka arz oranının yüzde 24,8, halka arz büyüklüğünün 2,6 milyar lira olması öngörülüyor. Tera Yatırım’ın gerçekleştireceği halka arzın geliriyle taahhütnameye göre yüzde 30-40 oranında devam eden yatırımlar fonlanacak, yüzde 30-40’ı ile işletme sermayesine aktarılacak, yüzde 25-35’iyle de finansal borçluluk seviyesi azaltılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sermayeye-sikisan-borsaya-kosuyor-84831</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/borsa-istanbul-bist-halka-arz-1765361012.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzin almış halka arz talep toplamanın son günü ertelense de halka arz edilen şirketlerin borsa performansları yüzleri güldürmese de SPK halka arz izinlerine son hızla devam ediyor. Uzmanlara göre finansman sıkıntısı çeken şirketler için tek çare halka arz kaldı ve borsa finansman aracına döndü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/korfeze-ihracatin-savas-kaynakli-kaybi-3-milyar-dolar-84830</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Körfez’e ihracatın savaş kaynaklı kaybı 3 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan savaş, Türkiye’nin bölgeye ihracatını da vurdu. Çatışmaların yoğunlaştığı ve lojistik hatların yüksek risk altına girdiği mart-temmuz dönemini kapsayan 5 aylık savaş sürecinde, Türkiye’nin Körfez ülkelerine gerçekleştirdiği ihracat sert bir daralma kaydederken, saldırıların doğrudan hedefi konumundaki İran pazarında ise tam tersi bir dinamikle ‘savaş ekonomisi’ ivmesi öne çıktı.</p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerinden yapılan derlemeye göre, yılın 7 ayında Körfez Bölgesi’ne ihracat yüzde 21 seviyesinde gerileyerek 13,9 milyar dolardan 11,05 milyar dolara düştü. Sıcak çatışma ve askeri müdahalelerin fiilen yaşandığı mart-temmuz döneminde bölgesel kırılma daha net biçimde rakamlara yansıdı. Savaşın başlamasıyla birlikte geçen yılın mart-temmuz döneminde 9 milyar 574 milyon dolar olan Körfez Bölgesi’ne ihracat, bu yılın aynı döneminde yüzde 17’lik gerilemeyle 7 milyar 908 milyon dolara indi. Böylece Türkiye, çatışma ortamının derinleştiği son 5 aylık süreçte yalnızca Körfez pazarlarında 1 milyar 666 milyon dolarlık net bir ihracat kaybı yaşadı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a755a903b47b-1786075792.png" alt="" width="656" height="840" /></p>
<h2>En büyük kayıp BAE’de </h2>
<p>Savaşın ilk günlerinden itibaren Hürmüz Boğazı ve çevresindeki deniz lojistiğinde artan güvenlik riskleri, bölgenin ticaret ve finans merkezi konumundaki Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile olan ticari ilişkileri de doğrudan vurdu. Yılın 7 ayında BAE’ye yapılan ihracat yüzde 48,1 kayıpla 4 milyar 556 milyon dolardan 2 milyar 363 milyon dolara kadar gerilerken, bu pazardaki 2 milyar 193 milyon dolarlık erime bölge geneline yayılan kaybın da en büyük sürükleyicisi oldu. Aynı dönemde bölgenin en büyük pazarlarından Irak’a yapılan ihracat da askeri hareketlilik ve sınır hatlarındaki tedarik zinciri aksamaları nedeniyle yüzde 12,9 oranında gerileyerek 5 milyar 651 milyon dolardan 4 milyar 924 milyon dolara düştü.</p>
<p>Bölgenin diğer önemli pazarlarından Kuveyt’e yapılan ihracat da yılbaşından bu yana yüzde 29,9 düşerek 350,1 milyon dolardan 245,3 milyon dolara, Katar’a yapılan ihracat ise yüzde 37’lik gerilemeyle 322,4 milyon dolardan 203,1 milyon dolara indi. Çatışma riskinin yükseldiği süreçte yalnızca karayolu ve alternatif koridorları daha etkin kullanan Suudi Arabistan ile Umman pazarlarında sınırlı artışlar izlendi. Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı yedi ayda yüzde 10,6 artarak 1 milyar 576 milyon dolardan, 1 milyar 744 milyon dolara; Umman’a ihracatı ise yüzde 29,9 artarak 132,7 milyon dolardan 172,5 milyon dolara yükseldi. Ancak bu artışlar, BAE ve Irak hattında yaşanan kayıpları telafi etmeye yetmedi.</p>
<h2>En sert gerileyen mücevher oldu </h2>
<p>Yılbaşından bu yana Körfez’e yapılan ihracatın sektörel dağılımına bakıldığında, 7 ayda değer bazında en sert erime mücevher, kimya ve çelik sektörlerinde yaşanırken; yaş meyve ve sebze sektörü Irak pazarı öncülüğünde yüksek oranlı büyüme kaydetti. Bölge genelinde ihracatı tutar bazında en çok gerileyen kalem mücevher olurken, 7 ayda yüzde 52,7 düşüşle 1 milyar 48 milyon dolara geriledi. Sektördeki 1 milyar 167 milyon dolarlık kaybın 1 milyar 195 milyon doları, BAE’ye yapılan sevkiyatların kesilmesinden kaynaklandı. Mücevher ihracatı BAE’de 1,99 milyar dolardan 803,3 milyon dolara indi. Bölgenin en büyük ikinci ihracat kalemi olan kimyevi maddeler ve mamulleri ihracatı yüzde 34,2 daralarak 1,43 milyar dolara düştü. Kimya sektöründeki 745,6 milyon dolarlık gerilemede yine BAE pazarındaki yüzde 81,2’lik erime belirleyici oldu. Yine bu dönemde Körfez’e çelik ihracatı yüzde 41,9 düşüşle 358,8 milyon dolara gerilerken; bu sektörde en büyük kayıplar Irak ve BAE pazarlarında yaşandı. Yine bu dönemde mobilya, kağıt ve orman ürünleri ihracatı yüzde 19,4 daralmayla 788,9 milyon dolara indi. Aynı dönemde elektrik ve elektronik ihracatı yüzde 16,8 kayıpla 799,7 milyon dolara düştü. Otomotiv ihracatı da yüzde 23,7 gerileyerek 385,4 milyon dolardan 294,2 milyon dolara çekildi.</p>
<h2>Yaş meyve-sebze pozitif ayrıştı </h2>
<p>Bölge genelinde neredeyse tüm sanayi gruplarında gerileme yaşanırken, gıda tedarikindeki süreklilik yaş meyve ve sebze sektöründe yüksek oranlı artış getirdi. Sektörün bölgeye yaptığı ihracat yüzde 135,5 gibi olağanüstü bir artış kaydederek 732,5 milyon dolara tırmandı. Sektördeki 421,5 milyon dolarlık net artışın 408,9 milyon doları tek başına Irak pazarından geldi. Irak’a yapılan yaş meyve ve sebze ihracatı yüzde 142,1 artışla 696,8 milyon dolara fırlayarak bölgedeki en güçlü pozitif ayrışmaya imza attı. Yüzde 3,7 artışla 308 milyon dolara yükselen tekstil ile yüzde 2,9 artışla 584,7 milyon dolara yükselen hazır giyim de yılı sınırlı artışla sürdüren ender sektörler arasında yer aldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İran, gıda ve kimyasal ürün tedarikine yüklendi</span></h2>
<p>Körfez bölgesinde yaşanan genel daralmaya karşın en çarpıcı gelişme ABD ve İsrail’in askeri operasyonlarının ana hedefi olan İran pazarında yaşandı. Çatışmaların başladığı Mart ayı itibarıyla İran’ın Türkiye’den gerçekleştirdiği tedarik ve stoklama ihtiyacı zirveye ulaştı. Geçen yılın mart-temmuz döneminde İran’a 851,2 milyon dolar seviyesinde gerçekleşen ihracat, bu yılın aynı döneminde yüzde 17 oranında artarak 993,2 milyon dolara fırladı. Böylece savaş ortamında İran pazarına yapılan ihracatta 142 milyon dolarlık net bir artış kaydedildi. Yılbaşından bu yana da İran’a yapılan toplam ihracat ise yüzde 6,9 oranında artarak 1 milyar 242 milyon dolardan 1 milyar 327 milyon dolara çıktı. Bu veriler, savaşın başlamasıyla birlikte büyüme ivmesinin daha da hızlandığını ortaya koyuyor. İran’la 7 aylık ihracatın alt kırılımlarına bakıldığında çarpıcı yükselişin savaş ekonomisi kaynaklı olduğu anlaşılıyor. İhracatın sektörel detayları incelendiğinde, İran’a yapılan ihracattaki artışın neredeyse tamamının iki temel grupta kümelendiği görülüyor. Yılın 7 ayında İran’a yapılan ihracatta kimyevi maddeler ve mamulleri sektörü yüzde 45,8’lik artışla 271,3 milyon dolardan 395,7 milyon dolara tırmanarak 124,3 milyon dolarlık ek hacim oluşturdu. Gıda güvencesini sağlama amacına yönelik olduğu tahmin edilen hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü ise yüzde 41,8’lik yükselişle 166 milyon dolardan 235,4 milyon dolara ulaşarak 69,3 milyon dolarlık net katkı sağladı. Bu iki stratejik sektörün sunduğu toplam 193,6 milyon dolarlık ivme, savaş şartları altında İran’ın en acil ihtiyaçlarının sanayi, ilaç hammaddesi ve gıda temini olduğunu net bir şekilde ortaya koydu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/korfeze-ihracatin-savas-kaynakli-kaybi-3-milyar-dolar-84830</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/03/ihracat-dis-ticaret.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin gözde ihracat pazarlarından Körfez’le ticaretine savaş gölgesi düştü. Körfez’e ihracat yedi ayda yüzde 21 gerilerken, sadece savaşın yaşandığı son 5 aydaki gerileme yüzde 17 oldu. Türkiye’nin bölgeyle ihracatında en sert darbeyi aldığı ülkeler BAE ve Irak olurken, krizin merkezindeki İran’a ihracat ‘savaş ekonomisinin’ rüzgarıyla mart-temmuz döneminde yüzde 17 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/futbolun-anadoluda-dogdugu-kent-izmir-varlik-mucadelesi-veriyor-84889</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Futbolun Anadolu’da doğduğu kent İzmir, varlık mücadelesi veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk futbolunun beşiği, ilklerin şehri ve bir zamanların sporcu fabrikası İzmir, bugün tarihinin en sessiz dönemlerinden birini yaşıyor. Futbolun Anadolu topraklarına 1890 yılında Bornova’dan giriş yaptığı, ilk resmi tüzüklü kulüplerin bu liman kentinde kurulduğu düşünüldüğünde, kentin şu anki durumu sadece sportif bir başarısızlık değil, devasa bir ekonomik ve kurumsal çöküşün fotoğrafıdır.</p>
<p>İzmir futbolunun altın çağı olarak anılan 1960-1975 yılları arasında; Avrupa’da ülkemizi temsil etmiş birçok takımı olan kent, 1980 sonrası futbolun geçirdiği endüstriyel ve finansal dönüşümle birlikte, bu güçlü yapısını kaybetti.</p>
<p>Futbolun küresel bir finansal operasyona dönüşmesi, İzmir kulüplerini hazırlıksız yakaladı. İstanbul kulüpleri sermayelerini katlarken, İzmir takımları finansal disiplinsizlik ve borç yükü altında ezildi. Kısa vadeli transfer politikaları, gününü kurtaran yönetim anlayışıyla birleşince sürdürülebilir başarı imkansız hale geldi. Yönetimler değişti ancak sorunlar aynı kaldı, kulüpler FIFA dosyaları, transfer yasakları ve hacizlerle uğraşırken sportif başarı kaçınılmaz olarak ikinci plana itildi.</p>
<h2>İzmir kulüpleri geleneksel yönetim anlayışıyla hareket etmeye devam ediyor</h2>
<p>Kurumsal yapı, sponsorluk, dijital pazarlama, marka değeri, veri analizi ve yatırımcı ilişkileri başarının temel dinamiklerini oluşturuyor. İzmir'in birçok kulübü hala geçmişin geleneksel yönetim anlayışıyla hareket ederken, rakip şehirler çok daha profesyonel modeller geliştirdi.</p>
<p>Altyapı ihmali de can alıcı noktalardan biri olarak önümüzde duruyor. Yıllarca Türk futboluna yıldız oyuncular kazandıran Altay, İzmirspor ve Altınordu gibi İzmir kulüpleri, modern futbolun gerektirdiği yatırımları sürdüremedi. Bugün altyapıdaki yetersizlikler nedeniyle genç yetenekler daha küçük yaşlarda İstanbul veya Avrupa kulüplerine yöneliyor. Altınordu’nun son yıllardaki öz kaynak devrimi önemli bir ışık olsa da, genel tablodaki tesisleşme ve finansman eksikliği, şehri dışa bağımlı hale getirdi. Kulüplerin dernek statüsünde kalması ve taraftar baskısına dayalı kararlar alması, İzmir’in Süper Lig ile olan bağını kırılgan bir ilişkiye mahkum etti.</p>
<p>Binlerce taraftarı bulunan Altay'ın, Karşıyaka'nın, Altınordu'nun ve diğer köklü kulüplerin alt liglerde ekonomik sıkıntılarla mücadele etmesi yalnızca İzmir'in değil, Türk futbolunun da kaybıdır.</p>
<h2>Geçmişle övünmek yerine, geleceği planlayalım</h2>
<p>Profesyonel ligde mücadele eden takımlarımızda, geldiğimiz noktada; Karşıyaka üçüncü ligde var olma mücadelesi veriyor, Altay’a kayyum atanmak üzere, Altınordu ikinci ligden çekilip bir alt lige düştü, Menemen Spor imkansızlıklarla boğuşuyor, Buca Spor diğerlerinden farksız değil, Tire Spor isim değişikliğine giderek yoluna Gaziemir Spor olarak devam edecek.</p>
<p>Bu karanlık tabloda sevindirici tek istisna ise Göztepe oldu. Kurumsal yönetim modeli, tesis yatırımları ve doğru sportif planlamayla Süper Lig'de yeniden güçlü bir konuma ulaşan sarı-kırmızılı ekip, doğru yönetim ve uzun vadeli stratejilerin başarı getirebileceğini kanıtlayarak, sadece İzmir’e değil ülke futboluna örnek oldu. İzmir futbolu aslında, bir spor hikayesi olmasının yanı sıra şehrin kültürü, kimliği ve ortak hafızasıdır. Bir zamanlar Türk futboluna yön veren İzmir, geçmişle övünmek yerine geleceği akılcı bir şekilde planlarsa, bugünkü tabloyu değiştirir ve hak ettiği görkemli yeniden doğuşu yaşayabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/futbolun-anadoluda-dogdugu-kent-izmir-varlik-mucadelesi-veriyor-84889</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Futbolun Anadolu’da doğduğu kent İzmir, varlık mücadelesi veriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyati-68-oraninda-duserken-degeri-hala-1-trilyonun-uzerinde-84852</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fiyatı yüzde 68 oranında düşerken değeri hâlâ 1 trilyonun üzerinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada halka açıklık oranı %5 ve altında kalan 14 şirket işlem görürken, dolaşımdaki payı %91 ve üzerinde olan 17 şirket bulunuyor. Halka açıklık oranı bu denli farklılık sergileyen hisselerde cazip fiyatlara inen kadar bilançolarından kopuk yükselmiş olanlar da var.</strong></p>
<p>Bir şirketin piyasa değeri milyarları aştığında, operasyonel gücünün de benzer şekilde yükselmiş olduğu düşünülebilir. Tablonun ilk iki sırasındaki Enpara Bank ve QNB Bank piyasa değerleriyle öne çıksalar da ekrandaki piyasa büyüklüğüne bakarak yüksek beklentiye girmek finansal körlüğe yol açabilir. Neticede dolaşımdaki hisse sayısı azaldıkça, küçük bir sermaye koca bir şirketin değerini kâğıt üzerinde yukarı taşıyabilmekte. Farklı uçtaki iki tablo, fiyatların her zaman gerçek operasyonel gücü yansıtmadığını hatırlatıyor. Hissenin fiyatını yukarı sürerek oluşan köpük, yanıltıcı bir servet algısına sürükleyebilir.</p>
<h2>Çarpanları şişiren fiyatlar</h2>
<p>Fiili dolaşım oranı %0,12 olan QNB Bank 1,06 trilyon TL ile tablodaki en yüksek piyasa değerine sahip firma. Hissenin fiyatı Ağustos 2025’te 627,36 TL seviyesindeyken arada geçen bir yıllık sürede %68’e varan düşüş yaşadı. Gözlenen fiyat düşüşüne rağmen en yüksek piyasa değerine sahip. Ancak çarpanlar hâlâ sektör ortalamasının üzerinde seyrediyor. QNB Bank’ın ortaklara pay devri modeliyle kısmi bölünmesi sonucunda halka açık hale gelen Enpara Bank, geçtiğimiz nisandan bu yana borsada işlem görüyor. İlk açılış fiyatı 190 TL olan hisse, sonrasında sürekli düşen bir eğilim izledi. Mevcut göstergeleri bankacılık sektörün 5,11 olan F/K ortalaması ile 0,99 olan PD/DD oranının hayli üzerinde.</p>
<h2>Tabana yayılan hisseler</h2>
<p>Fiili dolaşım oranı %100 ile ilk sırada olan Papilon Savunma, Nisan 2025’te en yüksek 45,08 TL’yi test etti ve ardından düşen eğilimle günümüze kadar geriledi. Düşüşe rağmen 854,83 F/K ile hayli yüksek bir çarpana sahip bulunuyor. Son iki yılda zarar üreten şirket, ilk çeyrek dönemde kayda değer bir geliri olmazken zarar yazmaya devam etti.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a757191ce354-1786081681.png" alt="" width="999" height="530" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SÖZLEŞME FONU MU, SÖZLEŞMESİZ FON MU?</strong></p>
<p><strong>Sözleşmeli fon</strong>; özel strateji, esneklik, nitelikli getiri, gizlilik avantajı. Giriş bariyeri, şartlar, yüksek maliyet, ağır risk, eksik şeffaflık.</p>
<p><strong>Sözleşmesiz fon</strong>; kolay erişim, düşük limit, tam şeffaflık, likidite gücü, koruma. Kısıtlı strateji, standart getiri, kopuk iletişim, hantallık.</p>
<p><strong>İştiraki üzerinden savunma alanında aldığı yeni işlerle gelirini büyütüyor</strong></p>
<p>Forte’nin geçen ay aldığı 3,9 milyon dolarlık işin ciro içindeki büyüklüğü nedir? ● Gizem Vural</p>
<p>Gizem; Forte Bilgi Teknolojileri özellikle bağlı iştirakleri üzerinden güçlü iş bağlantıları gerçekleştiriyor. İştiraki Mil- SOFT aracılığıyla yurtiçindeki bir savunma şirketi ile yazılım geliştirme projesi için anlaştığı 3,9 milyon dolarlık sözleşme, yıllık gelirinin %6,9’una denk geliyor. Bu itibarla gelirleri içerisinde küçümsenmeyecek ağırlığa sahip. Şirketin yıl içinde gerçekleştirdiği yeni iş bağlantıların toplamı yaklaşık 2,18 milyar TL olurken yıllık gelirin %81’ine denk geliyor. Savunma odaklı döviz geliri, bilançoyu destekliyor.</p>
<p><strong>Pendik’teki projeden kira geliri elde etmek amacıyla ofis ve dükkan satın aldı</strong></p>
<p>MHR GYO’nun Pendik’te aldığı yerlerin getirisi ne büyüklükte olacak? ● Rıza Sevim</p>
<p>Rıza, MHR GYO geçtiğimiz haziran ayında Pendik’teki Esas Aeropark projesinden 27 ofis ve 6 dükkan aldı. Ekspertiz raporunda 781,8 milyon TL değer biçilen gayrimenkuller 642,2 milyon TL bedelle satın alındı. Bu itibarla daha alım aşamasındayken şirketin önemli bir değerleme avantajı elde ettiği söylenebilir. Kira geliri elde etmek amacıyla satın alınan taşınmazlardan ne kadar getiri sağlanacağına dair herhangi bir tutar veya kira beklentisi paylaşılmadı. Bununla birlikte söz konusu ticari alanlardan düzenli nakit akışı elde edilmesi amaçlanıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>PPJ fonu para piyasasına yoğunlaşarak bir yılda %48 getiriyle endeksi geçti</strong></p>
<p>Ak Portföy’ün yönetimindeki İkinci Para Piyasası Serbest (TL) Fon (PPJ), Şubat 2025’ten bu yana işlem görüyor. Sabit getirili enstrümanlara yaptığı yatırımdan kaynaklı düzenli bir yükselişe sahip. Şubattan bu yana büyüklüğü istikrarlı olarak artıyor. Ağustosta hacmi 80,13 milyar TL seviyesine çıkarken önceki aya göre artışın devam ettiği gözlendi. Marttan bu yana değişen miktarlarda nakit girişi yaşanıyor. Temmuzda 12,65 milyar TL para girişi gözlenirken yatırımcısı düzenli artarak ağustosun ilk haftasında 6.763 kişiye çıktı. Doluluk oranı %12,58 seviyesinde olan PPJ’nin temel stratejisi, varlıkları Türk lirası cinsi likiditesi yüksek para piyasası araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %99,57’si mevduatta bulunuyor. Bir yılda %48,26 getiri elde ederken endeksi geride bıraktı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Milk Academy Süt, piyasadan %60,95 bileşik faizle 200 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Milk Academy Süt, 05.08.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 200.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %50,50, bileşik faizi %60,95 olarak belirlendi. 90 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 03.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %12,45 düzeyinde. 05 Ağustos itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Milk Süt’ün verdiği %50,50 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 10,51 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFMILKK2618 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75716383902-1786081635.png" alt="" width="979" height="237" /><strong>ÖZERDEN AMBALAJ</strong></p>
<p><strong>Dönüşüm kararıyla varlıklarını önce bağlı ortaklığa devredip ardından satacak</strong></p>
<p>Özerden Ambalaj, katma değeri yüksek yeni faaliyet ve yatırım alanlarına yönelme kararı alarak kapsamlı bir dönüşüme gittiğini belirti. Bu çerçevede mevcut ambalaj faaliyetlerine ait tüm varlıklarını %100 bağlı ortaklığı Bizofol Yalıtım’a devredecek ve sonrasında da bu bağlı ortaklığı satma ve ana sözleşmedeki faaliyet konusunu değiştirme yoluna gidecek. Dönüşüme muhalefet edecek pay sahipleri için ayrılma hakkı fiyatı pay başına 30,05 TL olarak belirlendi. Şirket, mevcut operasyonlarından tamamen çıkarak yeni bir iş modeline geçiş için genel kurul sürecini işletiyor.</p>
<p><strong>CVK MADENCİLİK</strong></p>
<p><strong>Yurt dışındaki emtia şirketinden aldığı ön ödemeyi yatırımlarında kullanacak</strong></p>
<p>CVK Maden, küresel emtia şirketi Trafigura ile 70 milyon dolar tutarında ön ödeme sözleşmesi imzaladı. Elde edilecek kaynak Sarıalan altın işletmesi, Yenipazar polimetalik maden işletmesi ve krom operasyonlarındaki yatırım harcamalarında kullanılacak. Geri ödemeler ise taraflar arasındaki ön alım sözleşmeleri doğrultusunda Trafigura firmasına yapılacak ürün teslimatlarından mahsup edilerek gerçekleştirilecek. Varılan anlaşmayla CVK Maden, yürütmekte olduğu madencilik yatırımlarını borçlanma faizi yükü oluşturmayan bir modelle fonlama yoluna gitmiş olacak.</p>
<p><strong>TAV HAVALİMANLARI</strong></p>
<p><strong>Diğer ortağın payını alarak havalimanı işletmesinin tam kontrolünü sağlayacak</strong></p>
<p>TAV Havalimanları, Almatı Havalimanının ana hissedarı konumundaki Almaty Airport Investment Holding sermayesindeki dolaylı payını %85 seviyesinden %100 oranına çıkardı. KIF Warehouses tarafından sahip olunan %15 oranındaki azınlık payına ait satma opsiyonunun kullanıldığı ve 133 milyon dolar peşin bedelle devrin tamamlanacağı belirtildi. Bu alımla birlikte TAV, Orta Asya’daki en önemli havalimanı operasyonunun tüm yönetim ve mülkiyet kontrolünü tek başına üstlenmiş oldu. Firma 2026 altı aylık dönemde gelirini %33 büyütürken dönem sonunda 528,15 milyon TL kâr açıkladı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Meditera’nın fiyatı mayıstan bu yana düşerken fonların paylarında artış var</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75714e2acfe-1786081614.png" alt="" width="300" height="228" /></strong>Meditera ’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %12,21 ile toplamda 110,25 bin lot artarak 1,01 milyona yükseldi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 4’ten 5’e yükseldi. GOH fonu 75 bin lot ile en fazla alımı yaparken, satış tarafında yer alan fon olmadı. Meditera Tıbbi Malzeme hakkında bugüne kadar 2 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek hedefi Deniz Yatırım 45,50 TL ile “TUT” olarak verirken; Ak Yatırım 40 TL ile “Endekse Paralel” önerisinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyati-68-oraninda-duserken-degeri-hala-1-trilyonun-uzerinde-84852</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fiyatı %68 oranında düşerken değeri hâlâ 1 trilyonun üzerinde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-kazandirdigi-zaman-kimin-84850</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekânın kazandırdığı zaman kimin?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ iş hayatında yıllardır beklenen en büyük hayali gerçekleştiriyor. Çalışanların rutin işlerini azaltıyor, onlara zaman kazandırıyor. Boston Consulting Group'un (BCG) "AI at Work 2026: Why Strategy Matters More Than Tools" adlı araştırmasına göre yapay zekâyı düzenli kullanan çalışanların önemli bölümü haftada sekiz saate varan tasarruf sağlıyor. Yani her hafta fazladan bir iş günü kazanılıyor.</p>
<p>İlginç olan ise bundan sonrası.</p>
<p>Şirketler bu zamanı nasıl değerlendireceklerini bilmiyor. Araştırma, çalışanların büyük bölümünün bu süreyi nasıl kullanacakları konusunda yönlendirilmediklerini gösteriyor. Sonuç ise şaşırtıcı değil. Boşalan saatler yeni toplantılarla, daha fazla e-postayla ve bitmeyen operasyonel işlerle doluyor. Yapay zekâ zaman kazandırıyor, kurumlar ise o zamanı yeniden çalışana değil, işe teslim ediyor. Oysa birçok ülkede dört günlük çalışma haftası tartışılıyor. Bu tartışmanın amacı daha az çalışmak değil, aynı sürede daha yüksek verim elde etmek. Çünkü insanlar dinlendiklerinde daha iyi düşünüyor, aileleriyle vakit geçirdiklerinde tükenmişlikleri azalıyor, çocuklarına zaman ayırabildiklerinde işe daha yüksek motivasyonla dönüyor. Verimlilik bazen bilgisayar başında geçirilen saatlerle değil, iş dışında kurulan sağlıklı yaşam dengesiyle artıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a756f071aea4-1786081031.png" alt="" width="444" height="245" />
<figcaption><strong>BCG'nin araştırmasına göre yapay zekâyı düzenli kullanan çalışanların önemli bölümü haftada sekiz saate varan tasarruf sağlıyor. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Ne var ki birçok kurum hâlâ eski refleksle hareket ediyor. Yapay zekâ bir saat kazandırıyorsa o saate yeni görev eklemeyi marifet sayıyor. Oysa teknoloji insanın temposunu sürekli artırmak için değil, yükünü hafifl etmek için var. Kazanılan her dakika yeniden işe dönüştürüldüğünde, verimlilik artıyor görünse de aslında tükenmişlik de büyüyor. Bugün yöneticilerin sorması gereken asıl soru "Kazandığımız zamanı hangi işe harcayacağız?" değil "Bu zamanı çalışanların daha üretken, daha yaratıcı ve daha mutlu olmasına nasıl dönüştüreceğiz?" olmalı.</p>
<p>Yapay zekânın gerçek başarısı, insanı daha çok çalıştırması değil; yeniden zaman kazandırması olacak. O zamanın bir kısmı öğrenmeye, bir kısmı dinlenmeye, bir kısmı da aileye ayrılabiliyorsa teknoloji amacına ulaşmış demektir. Çünkü sürdürülebilir verimlilik, insanın posasını çıkararak değil, nefes alacak alan bırakarak sağlanır. O zamanı nasıl değerlendireceğimiz ise artık teknolojinin değil bizim tercihimizin, şirketler açısından ise yönetim</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-kazandirdigi-zaman-kimin-84850</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekânın kazandırdığı zaman kimin? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonominin-cinsiyeti-olur-mu-84845</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonominin cinsiyeti olur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kadın olduğum için mi bu başlığı attım; yoksa yanıtın “erkek” olduğunu düşündüğüm için mi bir kadın iletişimci olarak konuyu gördüm? Nereden baktığımız konusuna asılı kalmadan, yanıt açık; ekonominin dili ve hikâyesi büyük ölçüde erkek.</p>
<p>Enflasyon, kahve edebiyatına kadar nüfuz etmiş bir ekonomik terim. Hayat pahalılığını kayda geçiren teknik bir gösterge. Günümüz Türkiye’sinde tabii ki çok daha fazlası! Nasıl olmasın aynı ürünü neredeyse her gün bir öncekinden daha yüksek fiyata aldığımızı belgeleyen, ne kadar fakirleştiğimizi yüzümüze çarpan bir barometre hüviyetinde.</p>
<p>Kariyerini, bu veriyi anlamlandırmak üzere geliştirmiş Merkez Bankası politikaları üzerine başarılı bir meslek hayatı inşa etmiş olan akademisyen Prof. Dr. Selva Demiralp’le enflasyon konuşmak üzere buluştum. Ama nasıl… Söyleşi rica ederken, görüşmenin, hemen her gün bir yenisini yaptığı teknik ekonomi söyleşilerinden fazlası olmasını arzuladığımı söyledim. Enflasyonun acı veren rakamların dışında ne anlattığına bakmak istediğimi de ifademe yerleştirdim. Hoşuna gitmiş olmalı, farklı-kadınca ve insancıl bir ekonomi talebim, söyleşiyi gerçekleştirdik.</p>
<p>Karşıma para politikası dışında tam da istediğim çıktı; kadın, erkek, medya, güven, eğitim ve yapay zekâyla iç içe yaşayan bir Türkiye ve ekonomisi.</p>
<p><strong>Önce rakamlar: Demiralp tahminlerini güncelledi</strong></p>
<p>Demiralp, ekonomik gösterge tahminlerini güncellediğini söyledi. Aralık 2025’te 2026 sonu için yüzde 23 enflasyon beklediğini ifade etmişti. İran-ABD arasında savaş başlamadan önce bile enflasyonun, sene başında öngördüğünden daha yapışkan seyrettiğini ifade etti. Revize etmenin kaçınılmazlığını vurguladı. Bugün yılsonu beklentisi yüzde 30 civarında; büyüme tahmini yüzde 3. Cari açık için 45-50 milyar dolar öngörüyor.</p>
<p>Bu tahminler savaşın uzamayacağı ve enerji fiyatlarının savaş öncesi seviyelere döneceği varsayımına bağlı. Demiralp’in okuması, Başkan Trump’ın Kasım ara seçimlerine benzin fiyatlarını yükselten uzun bir İran savaşıyla gitmek istemeyeceği yönünde. “Ekonomik akıl bunu söylüyor” diyor ve siyasetin her zaman ekonomik akılla ilerlemediğini not ediyor.</p>
<p><strong>Başlangıca dönemeyecek kadar yanılmış olmak</strong></p>
<p>Asıl ağır cümlesi şöyle: “Türkiye son üç yıldır ilerlemiyor, Eylül 2021 sonrasında uygulanan politikaların hasarını telafi etmeye çalışıyor. Mayıs 2023’ten bu yana faiz 40 puandan fazla artırıldı. Buna rağmen enflasyon yüzde 32 civarında; riskli politikalara başlanırken yüzde 20 düzeyindeydi. Başlangıç noktasına bile dönemedik.”</p>
<p>Yanlış kararın faturası yalnızca bugünkü rakam değil, kaybolan güven. İnsanlar “Yarın aynı politikalara yeniden dönülmeyeceği ne malum?” sorusuna tatmin edici yanıt bulamıyorsa beklenti çıpalanmıyor. Beklenti çıpalanmayınca enflasyon yapışkanlaşıyor. İktisatçının tahminini değiştirmesi zayıflık değil; varsayım bozulduğunda fikrini düzeltebilmek bilimsel dürüstlüğün kendisi.</p>
<p><strong>Veri, akademisyenin en güzel ödülü</strong></p>
<p>Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyesi Demiralp, kariyerine ABD Merkez Bankasının Guvernörler Kurulu’na giren ilk Türk ekonomist olarak başladı. Yapı Kredi Ekonomik Araştırmalar Kürsüsü Başkanlığı’nı yürütüyor; BBC Türkçe için analizler kaleme alıyor, görüşleri uluslararası basında yer buluyor.</p>
<p>2024’te başlattığı Koç Üniversitesi Hanehalkı Enflasyon Beklenti Anketi, aylık 2 bin 500-3 bin kişiye ulaşan ve Türkiye’yi temsil eden bağımsız bir veri kaynağı. Ortalama rakamın ötesine geçiyor; cinsiyet, eğitim, gelir ve bölge farklarını izliyor. Demiralp’in ifadesiyle, “Bir akademisyen için en güzel ödül elinde veri olması.” Çünkü ölçemediğiniz davranışı açıklayamaz, açıklayamadığınız soruna politika üretemezsiniz.</p>
<p>Demiralp’in araştırma yaklaşımında akademik merakla toplumsal fayda birbirinden ayrılmıyor. Son yıllarda yönünü, kendi sözleriyle, “bilim bilim içindir” anlayışından “bilim toplum içindir” çizgisine çevirmiş. Rakamı üretmek kadar topluma anlatmayı da akademik sorumluluğun parçası görüyor.</p>
<p><strong>Aynı enflasyon, iki dünya</strong></p>
<p>Temmuz 2026 verisine göre hane halkının gelecek 12 aya ilişkin ortalama enflasyon beklentisi yüzde 45. Kadınlarda yüzde 45, erkeklerde yüzde 44. Bir puanlık fark küçük görünebilir; aldatıcı. Nedenine bakıldığında Türkiye dünya literatüründen ayrışıyor.</p>
<p>Yaygın açıklama, kadınların market alışverişini daha çok üstlendiği ve oynak fiyatları daha sık gördüğü için enflasyonu daha yüksek tahmin ettiği yönünde. Ankette ilk kez sorulan “Hanede alışverişi kim yapıyor?” sorusu da elektronik eşya ve akaryakıt dışındaki hemen her kategoride kadını işaret ediyor. Ne var ki ekip alışveriş yükünü kontrol ettiğinde fark kaybolmuyor.</p>
<p>Asıl şaşırtıcı bulgu ise Türkiye’de yüksek enflasyon beklentisi bildiren kadınların finansal okuryazarlığı ve verdikleri rakama güveni daha yüksek. Eğitim seviyesi yükseldikçe kadınlar daha yüksek ve daha kendinden emin tahminler yapıyor. Düşük eğitim ve düşük güven grubunda kadın-erkek farkı ortadan kalkıyor. Yüksek beklenti bilgisizliğin değil, bilginin ve özgüvenin işareti olabilir.</p>
<p><strong>Evin görünmeyen iktisatçısı</strong></p>
<p>Kadın, artmayan gelirle yükselen fiyatlar arasında sınırlı bütçeyi yönetirken evin görünmeyen iktisatçısına dönüşüyor. Akşam sofraya yemek koyabilmek için muadil ürün arıyor; önce lüks saydığı harcamaları kısıyor, isteklerden ihtiyaçlara çekiliyor. Bir ürünün gramajının ne zaman küçüldüğünü, aynı paranın hangi hafta ne kadar azaldığını biliyor.</p>
<p>Resmî istatistiklerde kadınların yalnızca üçte biri işgücünde görünüyor. Oysa ücret almadan yürüttükleri bütçe, bakım ve ev içi emek hanenin ayakta kalmasını sağlıyor. Kadın enflasyonu uzaktan izlemiyor; her gün yeniden hesaplıyor. Kadınla erkek aynı istatistiğe baksa da aynı ekonomik gerçekliğin içinde yaşamıyor.</p>
<p><strong>Evde de tepede de ayrışma</strong></p>
<p>Cinsiyet farkı evin bütçesinde başlayıp para politikasının en üst katına kadar çıkıyor. Demiralp, Sevcan Yeşiltaş ve Zeynep Şenyüz’le birlikte Merkez Bankası başkanlarının cinsiyetine göre medyanın dilinin nasıl değiştiğini ölçüyor.</p>
<p>Amerikan basınını inceleyen ilk çalışma istatistiksel olarak anlamlı bir ayrım buluyor. Başkan erkekse karar doğrudan isme yazılıyor: “Powell açıkladı”, “Bernanke yaptı.” Başkan kadınsa Janet Yellen’ın adı geri çekiliyor; “Fed açıkladı” deniyor. “Kararlı”, “güçlü”, “cesur” gibi otorite bildiren sıfatlar da erkek başkanlar için daha cömert kullanılıyor.</p>
<p>Dil küçük bir ayrıntı değil. Karar kişiye yazıldığında lider büyüyor; kuruma yazıldığında kişi silikleşiyor. Görünürlük ve kariyer sermayesi etkileniyor. Üstelik sonuç burada bitmiyor. Merkez Bankasının amacı hanehalkının beklentisini etkileyip çıpalamaksa, medyada daha güçlü betimlenen başkanın mesajı da daha etkili oluyor. Erkeğin gücünü büyütüp kadının gücünü sessizleştiren dil, sonunda Merkez Bankasının etki gücüne kadar ulaşıyor.</p>
<p>Araştırmanın önündeki soru şu: Bu yalnızca bir Janet Yellen hikâyesi mi, yoksa genel bir örüntü mü? Bu nedenle örneklem Avrupa Merkez Bankasında Christine Lagarde, Rusya Merkez Bankasında Elvira Nabiullina ve TCMB’de Hafize Gaye Erkan dönemini kapsayacak biçimde genişletiliyor. Veri toplama sürüyor.</p>
<p><strong>Enflasyon kelimesinin kendisi yetiyor</strong></p>
<p>Demiralp’in Oxford Üniversitesi’nden Orkun Saka ve Purdue Üniversitesi’nden Michael Weber’le yürüttüğü medya araştırması başka bir şaşırtıcı sonuç veriyor. Bir televizyon kanalında enflasyondan söz edilme sıklığı ayda ortalama dört-beş kereden sekize çıktığında, o kanalı izleyenlerin beklentisi yaklaşık altı puan yükseliyor. Haberin “enflasyon düşecek” ya da “enflasyon yükselecek” demesi sonucu değiştirmiyor.</p>
<p>Çalışma yalnızca haber yoğunluğuyla beklenti arasındaki ilişkiye bakmıyor. Sekiz bin kişinin katıldığı deneyde bir gruba olumlu, bir gruba olumsuz enflasyon haberi gösteriliyor; kontrol grubuna içerik verilmiyor. Beklenti haberden önce ve sonra ölçülüyor. Bulgular, içeriğin tonundan çok kaynağa duyulan güvenin ve kelimenin yarattığı çağrışımın etkili olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Katılımcıların yarıdan fazlası beklentisini ekonomistlere, Merkez Bankasına ya da siyasetçiye göre değil, “kendi tecrübelerime göre” oluşturduğunu söylüyor. Enflasyon kelimesi duyulduğu anda haberin yorumu değil; mutfak, kira, okul ve faturanın hafızası devreye giriyor.</p>
<p>Kutupların uçlarında duran izleyici kendi kanalına daha bağışık. Medya etkisi, nötr kanalları izleyenlerde daha belirgin. Bu sonuç iletişim açısından rahatsız edici derecede önemli: Enflasyonu düşürme vaadiyle bile sürekli konuşmak beklentiyi besleyebilir. Yüksek enflasyon toplumunda kelimenin tonu değil, hafızayı kaç kez uyandırdığı önem kazanıyor.</p>
<p><strong>Kürsüde azlık, işgücünde yarım katılım</strong></p>
<p>Dünyada 180’den fazla Merkez Bankasının yalnızca 23’ünü kadınlar yönetiyor. Nobel İktisat Ödülü 1969’dan bu yana yaklaşık 100 kişiye verildi; kadınların sayısı üç: Elinor Ostrom, Esther Duflo ve Claudia Goldin. Goldin, ödülü kadınların işgücüne katılımının iki yüzyıllık tarihini ortaya koyan çalışmasıyla aldı. Ödülün konusu bile kadınların ekonomide neden eksik kaldığını anlatıyor.</p>
<p>Türkiye’de işgücüne katılım erkeklerde yüzde 70,7, kadınlarda yüzde 35,4. Neredeyse iki kat fark var. 15-24 yaş grubunda işsizlik erkeklerde yüzde 10,4, kadınlarda yüzde 17,3. Kadın işgücüne daha az katılıyor; katıldığında daha kırılgan bir zeminde duruyor. Türkiye’nin kullanılmayan en büyük kaynağı hâlâ kadın işgücü.</p>
<p>Yapay zekâ bu uçurumu kendiliğinden kapatmayacak. Dünya Bankası çalışmasına göre Türkiye’de işlerin yaklaşık yüzde 41’i yapay zekâ etkisine açık; bilgi-iletişim ve eğitimde oran yüzde 52’ye çıkıyor. Kadınların yoğunlaştığı idari işler, muhasebe ve büro görevleri otomasyona en açık alanlar arasında. Eğitim ve beceri politikası kurulmazsa teknoloji mevcut eşitsizliği hızlandırabilir.</p>
<p>Demiralp’in uyarısı yalnızca kaç kişinin işini kaybedeceğiyle ilgili değil. İşgücünün niteliğiyle işverenin aradığı beceri arasındaki mesafe kapanmazsa yapısal işsizlik büyüyecek. Üretim yapısı değişmeden, yeni teknoloji verimliliğe dönüşmeden para politikası da bir noktada tıkanacak. Faiz tek başına ithal ara malına bağımlı ekonomiyi dönüştüremez.</p>
<p><strong>Rakamın da öznesi var</strong></p>
<p>Ekonomi steril ve soğuk rakamlardan ibaret değil. Rakamı kim üretiyor, kim açıklıyor, kim yaşıyor ve kimin adına konuşulduğu sonucu değiştiriyor. Erkek başkan kararıyla birlikte anılıyor; kadın başkan kurumun arkasında kalıyor. Kadın tüketici enflasyonu daha yüksek görüyor; daha az bildiği için değil, çoğu zaman bütçeyi daha yakından izlediği ve söylediği rakama daha çok güvendiği için.</p>
<p>Başlıktaki soruya dönersek: Ekonominin cinsiyeti olur mu? Olmaması gerekir. Ama bugün var. Karar masasındaki temsil oranında, işgücüne katılımda, medyanın seçtiği öznede, kullandığı sıfatta ve aynı fiyat artışının evin içinde kimin omzuna nasıl yüklendiğinde var.</p>
<p>Mesele kadınların ekonomiyi erkeklerden daha “duygusal” okuması değil. Tam tersine, kimin gerçeğe daha yakından baktığı. Aynı rakamın içinde iki ayrı hayat varsa ekonomi politikası yalnızca ortalamayı değil, o hayatları da görmek zorunda. Yoksa rakam doğru kalır; hikâye eksik.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonominin-cinsiyeti-olur-mu-84845</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin cinsiyeti olur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-hastaya-ayni-tedavi-84843</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Her hastaya aynı tedavi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLMİ GÜVENAL</strong></p>
<p><strong>PATRONLAR ÖLMESİN DİYE ÖLEN ŞİRKETLER (3)</strong></p>
<p>Acil servis filmlerinden bilirsiniz, kapıdan aynı anda birçok hasta girer. Hangisine önce bakacaksın, hangisine ne yapacaksın, hangisi için yapılacak bir şey kalmamış.</p>
<p>Buna “triyaj” deniyor ve tıbbın en acımasız görünen kısmı aslında en merhametli kısmı. Çünkü triyajı yapmayan acil servis, kurtarılabilecek hastayı kurtarılamayacak olanın başında beklerken kaybeder.</p>
<p>Bizim kurumsal iflas mevzuatımız ve kültürümüz, kapıdan giren her hastaya aynı ilacı veren bir servis. İlacın adı zaman…</p>
<p>Konkordato mühleti, yeniden yapılandırma, bir uzatma daha. Bu seride önce dosyaların o zamanın sonunda birer birer iflasa sürüklendiğini, sonra da sistemin aslında kimi tedavi ettiğini söyledim. Şirketi değil, sahibini.</p>
<p>Şimdi sıra ayrımda… Çünkü zordaki şirket tek tip değildir ve hepsini aynı kefeye koyan analiz yüzdürme kadar tembel bir iş yapar.</p>
<p>Birinci hasta, iktisadi ömrünü doldurmuş, hatta varoluş nedenini yitirmiş bir şirket.</p>
<p>Müşteri sayısı her yıl azalıyor, cirosu eriyor, maliyeti cirosundan daha hızlı artıyor. Sattıkça zararını büyütüyor. Çalışanına ne maaşını tam ödeyebiliyor ne de bir gelecek vaat edebiliyor; devlete vergi yerine borç dosyası bırakıyor. Bu şirketin sorunu bilançosu değil, varlık sebebi. Buna verilecek her kredi ve her mühlet, ölümü pahalılaştırmaktan başka işe yaramaz. Hızlı ve ucuz tasfiye, başta o çalışanlar olmak üzere herkes için merhametin ta kendisidir.</p>
<p>İkinci hasta, işi sağlam ama bilançosu çürük bir şirket...</p>
<p>Ürettiği şeye talep var, operasyon para kazanıyor. Ama ya az sermaye ve çok borçla kurulmuş ya da nakit akışını yönetememiş. Hastalık işletmede değil, pasif tarafında. Doğru işleyen bir dünyada bu şirket sermaye piyasasından ortak bulur, borcunu vadeye yayar, yoluna bakar. Bizde piyasa sığ olduğu için çare, yeniden yapılandırmaktan ve çoğu zaman bir kan değişikliğinden geçiyor. Şirketi o bilançoya sokan yönetimin, şirketi o bilançodan çıkaracak bir yönetim olmadığını kabul etmek şartıyla.</p>
<p>Üçüncü hasta, stratejik olan enerji santrali gibi...</p>
<p>Ülkenin ürettiği elektriğe ihtiyacı var, yerine koyacak fazla üretici yok, ama proje hafif özkaynak ve bolca borçla kurgulanmış. Burada “batmasın” diyenler haklı. Yalnız neyin batmaması gerektiğine doğru teşhisi koymak kaydı ila. Türkiye’nin o santrale ihtiyacı var. O santralin hissedarına ihtiyacı yok. Türbin dönmeye devam etsin, borç hisseye dönsün, sahip değişsin. Stratejik önem, varlığın argümanıdır, sahibinin değil. Bu ikisini karıştırdığımız her seferinde, milli çıkar kılığında patron kurtarmış olduk.</p>
<p>Dördüncü hasta, yarım kalmış proje.</p>
<p>Gayrimenkul geliştiricisinin elinde yarısı yükselmiş bloklar var. Binanın kaba inşaatı bitmiş, geliştiricinin sermayesi ve takati da bitmiş. Burada kurtarılacak olan şirket bile değil, projenin kendisi. Tamamlama sermayesi olan devralsın, hak sahipleri evine kavuşsun, geliştirici hesabını tasfiye masasında versin.</p>
<p>Liste uzar.</p>
<p>Cirosu lirayla, borcu dövizle yazılmış olduğu için bir gecede batık görünen bir şirket.</p>
<p>Kurucusunun gölgesinden çıkamamış, veraset kavgasında kilitlenmiş bir aile şirketi.</p>
<p>Büyürken savrulmuş, küçülmeyi kabul etse belki de yaşayacak bir şirket.</p>
<p>Her dosya ayrı, her tedavi ayrı… Mevcut düzenin en büyük günahı da zaten bu. Hepsine aynı ilacı veriyor. Zaman. Hâlbuki zaman sadece ikinci hastanın ilacı. Birincisi için zehir.</p>
<p>Peki, bunca farklı hasta varken, reçeteyi kim yazacak?</p>
<p>Cevaba geçmeden önce asıl tıkanıklığı ortaya koyalım.</p>
<p>Bu düzende alacaklının, yaşayabilir bir işletmeyi sahibinden devralması sahibin rızasına bağlı. Kağıt üstünde yol yok değil. Bankaların yeniden yapılandırma çerçevesinde alacaklarını sermayeye çevirmesi mümkün. Ama hissedar razı olmadan hissesi “sulandırılamıyor”; yani sermaye artırımıyla hissesi ufalamıyor. Alacaklılar borçluya her planı dayatamıyor, koruma işletmeye değil, borçluya işliyor. Çıkış kapısı var; kilidi patronun cebinde. Zaten o yüzden masada bu konu neredeyse hiç konuşulmuyor. Bir imkânın mevzuatta yer alıp pratikte kullanılmaması, sistemin kimi koruduğunun başlı başına bir kanıtıdır.</p>
<p>Önerim şu.</p>
<p>Koruma adresini değiştirsin. Sıkıntıya giren şirkette soru “borçluyu nasıl koruruz” olmaktan çıksın, “bu işletme sahibinden bağımsız yaşamayı hak ediyor mu” olsun.</p>
<p>Hak ediyorsa taze sermaye girebilsin, alacaklılar borcu hisseye çevirebilsin, gerekirse mevcut hissedarlar ayrılabilsin, yönetim daha ehil ellere geçsin.</p>
<p>Yalnız borcun hisseye dönmesi nihai hedef değildir. Banka iyi işletmeci olmaz, çoğu fon da olmaz. Dönüşüm, yaşayabilir bir işletmeye ehil bir sahip bulunana kadar kurulan köprüdür ve köprünün öbür ucunda satış olduğunu bilen alacaklı, işletmeyi köprüde bekletmez.</p>
<p>Hak etmiyorsa, tasfiye hızlı, ucuz ve öngörülebilir olsun. Ve dürüst patron, kişisel iflasını makul sürede kapatıp damgasız biçimde yeni işine başlayabilsin.</p>
<p>Dikkat edin, bu paketin içinde patrona da bir şey var. Bugünkü düzende patron ne ölüyor ne de yaşıyor. Kefalet zincirinde, yasaklı listelerinde, haciz tebligatları arasında yıllarca sürünüyor. İkinci şans, ancak birinci şirketin kapısını kapatmayı bilen sistemlerde var.</p>
<p>Triyajı kimin yapacağına gelince.</p>
<p>Önerdiğim düzenin asıl marifeti burada. Kimse. Maslak’ta bir komisyon kurulup sıkıntıdaki şirketler kategorilere ayrılmayacak. Ayrımı “yeni para” yapacak. Koruma sahipten işletmeye geçtiğinde, yaşamayı hak eden işletmeye para koyacak çok çıkar. Kimse para koymuyorsa, piyasa o işletme hakkında kararını vermiş demektir.</p>
<p>Bugünkü düzende aynı kararı kimin verdiğini hatırlayalım. Zararı yazmak istemeyen banka ile koltuğu bırakmak istemeyen patron. İkisinin de cevabı sorudan önce belli.</p>
<p>Bir dürüst öngörüde bulunayım. Bu düzenin ilk kazananları batık kredi fonları, varlık yönetim şirketleri, yabancı yatırımcılar ve bilançoları temizlenen bankalar olacak. Çalışanları, tedarikçileri ve diğer paydaşları saymama bile gerek yok.</p>
<p>Bazı şirketler de bugünkünden daha hızlı tasfiye edilecek. Bunu saklamanın alemi yok. Kendi sermaye piyasasını kırk yılda derinleştirememiş bir ülkenin triyajı, bir süreliğine başkasının sermayesiyle yapılır.</p>
<p>Bunu okuyup “bizde olmaz” diyeceklere tek bir soru bırakayım. Bugün elimizde hiçbir iflas mevzuatı olmasaydı ve sıfırdan yazsaydık, borçluyu yönetimde bırakıp alacaklıyı yıllarca bekleten, sonunda dosyaların çoğunu iflasa deviren bu mekanizmayı mı kurardık?</p>
<p>Cevabınız hayırsa, mevcut düzeni savunmuyorsunuz. Sadece ona alışmışsınız. Alışkanlıkla hak arasındaki farkı ise en iyi alacağını alamayanlar bilir.</p>
<p>Bu dediklerimin kanun tekniği tarafı elbette var ve az iş değil. İcra ve iflas Kanunu'ndan konkordato hükümlerine, finansal yeniden yapılandırma çerçevesinden belki bankaların karşılık mevzuatına kadar uzanan bir uyarlama listesi çıkar. O listeyi yazmak bu yazı dizisinin işi değil, tek başıma harcım da değil.</p>
<p>Bu yazıların derdi daha öncelikli. Reformun maddelerine geçmeden önce ruhunda anlaşmak. O ruh da şu:</p>
<p>“Değer yaratmayan ayıklanacak, değer yaratan yaşamaya devam edecek.”</p>
<p>Kimi rehabilite edilecek, kimi birleşecek, kimi tasfiyeye gidecek, ama hiçbiri yüzdürülmeyecek. Bu cümlede anlaşılmadan yazılacak her mevzuat, eski soruyu yeni kelimelerle sormaya devam eder.</p>
<p>Kanun koyucunun masasında bu iş için gereken malzemenin tamamı mevcut. ABD’nin Chapter 11’in yapısı ortada, AB’nin iki direktifi tercüme edilmeyi bekliyor, BDDK’nın elinde hangi kredinin yüzdüğünü gösteren veri var. Eksik olan bilgi değil. Eksik olan, kaybedecek olanların vermesi gereken bir karar.</p>
<p>Konkordato dosyalarının ilk taksiti bu yıl geldi. İkinci taksit seneye…</p>
<p>Süreler dolacak, dosyalar açılacak ve iki yıl önce “kurtardık” dediğimiz şirketlerin önemli bir kısmı için aynı haberi bir daha okuyacağız. O gün geldiğinde asıl tartışmamız gereken, hangi şirketin battığı olmayacak. Bunca yıldır kimi koruduğumuz olacak.</p>
<p>Yazının orijinaline https://hguvenal.substack.com/p/her-hastaya-ayn-tedavi?r=nslov&amp;utm_medium=ios&amp;triedRedirect=true web adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-hastaya-ayni-tedavi-84843</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Her hastaya aynı tedavi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamu-katilim-bankalarinin-birlestirilmesi-yeniden-dusunmek-84842</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamu katılım bankalarının birleştirilmesi: Yeniden düşünmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. AHMET YARIZ *</strong></p>
<p><strong>Özü</strong></p>
<p>Bankacılık; ekonomilerin büyümesine ve toplumsal refah artışına katkıda bulunan çok önemli bir sektördür. Ülkelerin siyasi, ekonomik ve kültürel gücünün tamamlayıcısıdır. Dünyada güç merkezi olan ülkelerin bankacılık sistemleri büyük ve güçlüdür.</p>
<p>Küresel ölçekte 2025 yılında 6,5 trilyon USD’ye ulaşan ve 2029 yılında 10 trilyon USD’ye yaklaşması beklenen faizsiz finans sisteminin en büyük bileşeni katılım bankacılığıdır</p>
<p>Türkiye’de 1985 yılına iki kurum ile başlayan katılım bankacılığında güncelde üçü kamu sermayeli on banka faaliyettedir.</p>
<p>Mart 2026 itibariyle katılım bankacılığının aktif büyüklüğü 4,7 trilyon TL, kredileri 2,5 trilyon TL, toplanan fonları 3,2 trilyon TL, şube sayısı bin beş yüz ve personel sayısı 23 civarındadır. Katılım bankacılığı, bankacılık sektöründen %10 civarında pay almaktadır.</p>
<p>Kamu sermayeli Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım on yıl önce girdikleri katılım bankacılığında; aktif büyüklüğü, krediler, toplanan fonlar, şube ve personel sayısında kısa sürede %30’ları aşan paya ulaşarak parlak bir başarı göstermiştir. Ayrıca bankacılık sektöründe uluslararası ve milli çok sayıda köklü bankayı geride bırakarak paylarını %1,5 ile %2 aralığına taşımıştır.</p>
<p>Bu parlak başarının mimarı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Katılım bankacılığına inancını her zaman ifade eden, desteklerini ve yakın takibini diri tutan, katılım bankacılığının gelişmesini engellemeye çalışan harici ve dahili girişimlere prim vermeyen kararlılığından asla uzaklaşmayan Cumhurbaşkanımıza ülkemiz adına teşekkür edelim ve hakkını telim edelim.</p>
<p>Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım; tasarrufların sisteme aktarılması, reel sektörün finansmanı, istihdam vb. ekonomik ve sosyal hayatın farklı alanlarında önemli katkılar üretmiş, futbol terminolojisi ile orta sahada oyunun hem defans hem de hücum yönünü başarıyla oynamıştır.  Başarıları açık ve çok kıymetli olan kurumların özenle korunması ve büyütülmesi gereklidir.</p>
<p>Banka birleşmeleri dünyada ve ülkemizde beklenen sonuçları vermemiştir. Özellikle pazar payları %10’lara yaklaşan bankaların birleşmesi ekonomi, reel sektörün finansmanı, sektörün büyümesi ve verimlilik açısından telafisi uzun zamana yayılabilecek daha büyük sorunlar üretmektedir.</p>
<p>Katılım bankacılığında; aktifler, krediler, toplanan fonlar, şube sayıları ve istihdamdaki payları birbirine oldukça yakın ve toplamda %30’un üzerinde olan iki kamu katılım bankasının birleştirilmesi stratejisinin açıklanan hedeflere ulaşmada başarısızlıkla sonuçlanması kuvvetle muhtemeldir.</p>
<p>Bankacılık sektöründe gereğinden fazla büyük oyuncuların varlığı ciddi risk unsurudur.  Bu bankaların yaşayabileceği sorunlar; ekonomiyi, reel sektör, finans, bankacılık ve katılım bankacılığı için önemli tehdit potansiyelidir. Sektörün az sayıda çok büyük bankalar yerine nispeten makul büyüklükte ve çok sayıda bankadan teşekkül etmesi en sağlıklı yapıdır.</p>
<p><strong>Katılım Bankacılığının daha da büyümesi için öneriler</strong></p>
<ul>
<li>Finansal istikrar için stratejik unsur olarak görülen ve daha da büyütme hedefi belirlenen katılım bankacılığında, faaliyette olan iki kamu katılım bankasının birleştirilmesi konusu yeniden değerlendirilmelidir.</li>
<li>Her iki bankanın ayrı ayrı büyümesini sağlayacak halka açılma, uluslararası piyasalardan stratejik ortak ve uzun vadeli fon temini vb. kaynak yapısını güçlendirecek adımlar atılmalıdır.</li>
<li>Yeni katılım bankası kurma veya mevcutlara ortak olma yoluyla uluslararası sermayenin girişi teşvik edilmelidir.</li>
<li>Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı ve iştahı azalan iki köklü bankanın sorunları çözülmelidir.</li>
<li>İzin alan yeni katılım bankalarının faaliyete geçiş süreçleri kurumsal kalite ve finansal yeterlilik açısından desteklenmelidir.</li>
</ul>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan yaptığı açıklamada; Türkiye'nin katılım finans sistemini finansal istikrar açısından stratejik bir unsur olarak gördüklerini ve sistemi büyütecek köklü adımlar atacaklarını açıkladı. Açıklamada; kamuya ait Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Halk Katılım bankalarının birleştirileceği, üç kurumun birleşmesiyle sektörde büyük bir sinerji ve ivme yakalanacağı ifade edildi. Bir diğer stratejik hamle olarak katılım finansın en dinamik aktörlerinden biri haline gelen Emlak Katılım Bankası'nın halka arz edilmesiyle vatandaşların bu büyümeye doğrudan ortak olmasının önünün açılacağı belirtildi.</p>
<p>Yazımız; bankacılık ve katılım bankacılığı, katılım bankacılığının ülkemizdeki gelişimi, kamu katılım bankacılığının performansı, Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım’ın birleştirilmesi üzerine değerlendirmeler ile katılım bankacılığının büyümesine yönelik önerileri içermektedir.</p>
<p><strong>Para, güç ve banka</strong></p>
<p>Para ve Güç: Siyasi, ekonomik ve finansal gücün en önemli unsurlarından biri paradır Para; ekonomik faaliyetlerin devamlılığı, ticari ve finansal işlemlerin kesintisiz sürmesi, ihtiyaç duyulan kaynakların ekonomiye en hızlı şekilde aktarılması, devlete ve piyasaya borç verilmesi vb. iktisadi ve ticari faaliyetlerin sürdürülmesinde hayati öneme sahiptir.</p>
<p>Banka: Para ile birey, işletme, devlet, ekonomik ve ticari hayat arasında köprü görevini üstlenen, sermaye fazlasına sahip kesimler ile sermaye ihtiyacı olan kesimler arasında aracılık görevi yapan ticari kuruluştur. </p>
<p>Merkez Bankası<strong>: </strong>Bir ülkenin para ve banka sistemini kontrol görevi üstlenen ana banka, para konusunda en son başvuru kaynağı ve bir başka ifadeyle bankaların bankasıdır.  Para, bankacılık ve bankaların merkezinde olması nedeniyle bu ismi almaktadır.</p>
<p><strong>Bankacılık sektörü ve önemi</strong></p>
<p>Bankacılık sektörü; yurt içinde ekonominin gelişmesine ve toplum refahının yaygınlaşmasına katkıda bulunurken, ülkenin yurt dışında siyasi, ekonomik ve kültürel gücünü artımaktadır. Bankacılık sektörünün büyüklüğü ve küresel etki alanı ülkelerin siyasi, ekonomik ve kültürel gücünün tamamlayıcısıdır. Bankacılık sektörünün büyük ve güçlü olması diğer ülkeler ile siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerin daha hızlı gelişmesini sağlamaktadır. Siyasi, ekonomik ve finansal güç merkezi olan ülkelerin bankacılık sistemleri büyük ve güçlüdür.</p>
<p>ABD, Çin, Almanya, Japonya ve Fransa’nın küresel ölçekteki siyasi, ekonomik ve finansal güçlerinin önemli bileşenlerinden biri de bankacılık sektörüdür.  Büyük, güçlü ve küresel ölçekte iş yapabilme kapasitesine sahip bankacılık sektörü ülkelerin siyasi, ekonomik, teknolojik ve finansal gücünün tamamlayıcısıdır.</p>
<p>Gelişmiş ekonomilerde bankacılık sektörü ve GSYH arasındaki ilişki Tablo 1’de gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75693ddaad6-1786079549.png" alt="" width="1048" height="280" /><strong>Tablo1: Ekonomileri ve Bankacılık Sektörü En Büyük Ülkeler</strong></p>
<p>Bankacılık sektörünün gücünü ve etkinliğini ölçen göstergelerden ilki, sektördeki bankaların aktif büyüklüğünü GSYH ile ilişkilendiren Aktifler/GSYH oranıdır. Aktifler/GSYH oranı; İngiltere’de %450, Fransa’da %400, Çin’de %350, Almanya’da %200, Japonya’da %170, AB ortalaması %250 ve ABD’de %80 civarındadır. GSYH sıralamasında açık ara birinci ve bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü açısından ikinci büyüğü olan ABD’nin Bankacılık Sektörü Aktifleri/GSYH sıralamasında diğer ülkelere göre geride olmasının temel nedeni ABD finansal piyasalarının sermaye piyasası odaklı olmasıdır. Diğer ülkelerdeki finansal piyasaların omurgasını ise bankalar oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Bankacılık sektörü ve Türkiye</strong></p>
<p>Türkiye’de GSYH, bankacılık sektörünün büyüklüğü ve Aktifler/GSYH oranındaki gelişim Grafik 2’de gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7568f467f49-1786079476.png" alt="" width="1004" height="292" /><strong>Grafik 1: Türkiye GSYH ve Bankacılık Sektörünün Performansı</strong></p>
<p>Türkiye’de bankacılık sektörünün performansı ile GSYH arasında yakın bir ilişki vardır.  Ekonominin büyüdüğü ve döviz kurunun istikrarlı olduğu dönemlerde bankacılık sektörü daha hızlı büyümektedir. Ekonominin daralma dönemlerinde GSYH ve bankacılık sektörünün performansı zayıflamaktadır. 1995-2025 dönemi gelişmelerinin yer aldığı grafikte görüleceği gibi 2008 global krizi sonrasında, 2021 Covid 19 Pandemisi, 2022 Rusya-Ukrayna Savaşı ve döviz kurlarının hızlı arttığı 2021-2022 döneminde GSYH, bankacılık sektörü ve Aktifler/GSYH oranı küçülmüştür.</p>
<p>GSYH, 1995’te 169 milyar USD seviyesinden %539 artışla 2025 yılında 1,6 trilyon USD’ye yükselmiş, bankacılık sektörünün büyüklüğü (aktifleri) 130 milyar USD’den %567 artışla 1 trilyon USD’yi aşmıştır. 2017 yılında da 816 milyar USD ile o tarihe kadar en yüksek değerine ulaşan aktifler rahip Brunson, seçim yatırımları, Covid 19, Rusya-Ukrayna Savaşı, döviz kurlarındaki hızlı yükselişler sonucunda GSYH ile birlikte küçülmeye başlamıştır. Küçülen sektörün toparlanması uzun sürmüş ve 2024’te 876 milyar USD ile yedi yıl önceki seviyesini ancak geçebilmiştir. GSYH’nin 1,6 trilyon USD’ye yaklaştığı 2025 yılında aktifler 1 trilyon USD’yi aşmıştır.</p>
<p>Aktifler/GSYH oranı 1995-2025 döneminde %41 ile %108 arasında dalgalanmıştır. Oran en düşük değerini %41 ile 1998 yılında görmüş ve en yüksek değerine %108 ile 2020 yılında ulaşmıştır. Aktifler/GSYH oranı 2020 yılındaki %108 zirvesinden sonra hızla düşüşe geçmiş 2025 yılında %65’e kadar gerilemiştir. Sektör sıkılaştırıcı ekonomi politikaları ve kredi musluklarının kısılmasından olumsuz etkilenmiştir.  GSYH’de 2025 yılındaki 1,6 trilyon USD’ye göre ülkemiz bankacılık sektörünün 2 trilyon USD büyüklük potansiyeline sahip olduğu ve günceldeki sektör büyüklüğünün iki katına yakın olduğu değerlendirilmektedir.</p>
<p>Ekonominin yurt içinde ve yurt dışında büyümesi bankacılık sektörünü besleyen en önemli faktörlerden biridir. Yurt içindeki büyüme ülke vatandaşlarının gelir seviyesi ve refahının artmasına, yurt dışına dönük büyüme ülke ekonomisinin küresel piyasalarda payının artmasına, işletmelerin yurt dışında gelişmesine, ihracatın artmasına, sosyal ve kültürel   güç transferine zemin hazırlamaktadır.</p>
<p>ABD, İngiltere, Fransa, Çin, Almanya ve Japonya ekonomilerinin büyümesinde ticaret, teknoloji ve kültürün sağladığı katkıların yanında bankacılık sektörü aracılığıyla sağlanan finansal, teknoloji, sosyal ve kültürel transferlerin payı önemlidir.  Ülkemizin son dönemlerde Balkanlar, Türk Cumhuriyetleri, Komşular ve Afrika ülkelerinde ekonomik, sosyal ve kültürel etki alanının genişlemesinde bankacılığın katkısı vardır.</p>
<p>Bankacılık sektörünün üç önemli oyuncusu vardır:</p>
<ul>
<li><u>Mevduat Bankaları</u>: Ticari (Konvansiyonel-geleneksel) bankalar bireylerden ve kurumlardan kendi nam ve hesaplarına bir getiri (nema-faiz) taahhüdü vermek kaydıyla ödünç (mevduat) fon (para) toplayan ve bu fonları gelir elde etmek amacıyla kredi veya benzeri finansal ürünler olarak tekrar sunan finansal kuruluşlardır.</li>
<li><u>Kalkınma ve Yatırım Bankaları:</u> Mevduat toplama haricinde mevduat bankaları ile aynı faaliyetleri yapan, ülkelerin ekonomik büyümesini destekleyen ve şirketlere uzun vadeli finansman sağlayan ve danışmanlık yapan finansal kuruluşlardır.</li>
<li><u>Katılım Bankaları</u>: İlk iki grupta yer alan bankacılık faaliyetleri de dahil olmak üzere faaliyetlerini İslami esaslar ile sürdüren finansal kuruluşlardır. İslami esaslar özellikle; a) Mevduat bankalarından farklı olarak fon toplama aşamasında bir taahhüt içermemek ve b) İslam'ın kesin olarak yasakladığı alkol, kumar vb. faaliyetlerin yer aldığı ticari işlemlerin yapılmaması yönüyle diğer bankalardan ayrılmaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Katılım bankacılığı</strong></p>
<p>Katılım bankacılığı, küreseldeki adıyla İslami bankacılık veya faizsiz bankacılık dünyada ilk olarak 1963 yılında Mısır’da başlamış, ardından Körfez ülkeleri öncülüğünde gelişmeye başlamıştır. Dünya ticaret hacmi ve bankacılık sektöründeki büyüme ile faizsiz finansal ürünler ve faizsiz bankacılık küresel ölçekte hızlı artış dönemine girmiştir. Bankacılık ürünleri dışında sigorta başta olmak üzere farklı finansal ürünleri içeren faizsiz finansal varlıkların küresel ölçekteki hacmi 2005-2025 döneminde sekiz katı aşan bir büyüme ile 6,5 trilyon USD’ye yaklaşmıştır.  Bu tutarın 2029 yılında 10 trilyon USD’ye yaklaşması beklenmektedir.   </p>
<p>Faizsiz finansal varlıkların küresel ölçekteki gelişimi Grafik 2’de gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7568cadac79-1786079434.png" alt="" width="1004" height="208" /><strong>Grafik 2: Faizsiz Finansal Varlıkların Küresel Ölçekte Gelişimi</strong></p>
<p>Faizsiz finansal varlıklar içinde %72 payı ve 4,7 trilyon USD büyüklüğü ile İslami bankacılık açık ara en önemli oyuncudur. Politik, ekonomik ve finansal dalgalanmalara rağmen istikrarlı büyüyen İslami bankacılığın ana omurgası Müslüman nüfusun yoğun olduğu coğrafyadır.</p>
<p>Yeni finansal ürünlerin geliştirilmesi, yeni kurumların kurulması, finansal erişimin kolaylaşması ve sektöre yönelik düzenlemeler İslami bankacılığın gelişimini hızlandırmıştır.</p>
<p>İslami bankacılıkta %80’e yakın payı üç ülke almaktadır. 2024 verilerine göre; İran 2,0 trilyon USD, Suudi Arabistan 0,9 trilyon USD ve Malezya 0,3 trilyon USD İslami bankacılık büyüklüğüne sahiptir. Sektörün büyümesinde Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar öncü ülkeler arasında yer alırken Türkiye 100 milyar USD’yı aşan pazar büyüklüğü ile orta ölçekte paya sahiptir.  IFDI (İslami Finans Gelişim Endeksi) pazar payı sıralamasında 2012 yılında 23’üncü sırada yer alan Türkiye sektördeki çok hızlı büyüme ile 2025 yılındaki sıralamada ilk 10 ülke arasına yükselmiştir.</p>
<p>Katılım Bankacılığı ülkemizde; 1983 yılında Bakanlar Kurulu tarafından yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname ile başlamıştır. Kararname kapsamında faaliyet gösterecek kurumlar “Özel Finans Kurumları” ismi ile tanımlanırken kamuoyunda “İslami Banka” tanımı kabul görmüştür.</p>
<p>Gelişimi 1990’lu yıllarda hızlanan özel finans kurumları, 1999 yılında Bankalar Kanunu kapsamına alınmış ve 2005 yılında “Katılım Bankası” adını almıştır.</p>
<p><strong>Türkiye katılım bankacılığında önemli kilometre taşları</strong></p>
<p>Başlangıçtaki adıyla Özel Finans Kurumları, günceldeki adıyla katılım bankacılığında ilk faaliyetler 1985 yılında Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu ve Faisal Finans Kurumu ile başlamıştır. Güncel durumda on bankanın faaliyet gösterdiği katılım bankacılığında üç banka kuruluş sürecindedir. Katılım bankacılığının ülkemizdeki kilometre taşları Şekil 1’de gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75689e26c9d-1786079390.png" alt="" width="999" height="404" /><strong>Şekil 1: Türkiye’de Katılım Bankacılığının Kilometre Taşları</strong></p>
<p><strong>Türkiye’de katılım bankacılığının gelişimi</strong></p>
<p>Bankalarda olduğu gibi katılım bankacılığının gelişimin değerlendirilmesinde öncelikle ele alınan performans göstergeleri; aktifler, krediler, toplanan fonlar (mevduat), dönem karı, öz kaynaklar, şube sayısı, personel sayısı, kredi kalitesi ve sermaye yeterliliğidir.  </p>
<p>Katılım bankacılığının büyüklüğü ve bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 3’te gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75684b26b6b-1786079307.png" alt="" width="1004" height="248" /><strong>Grafik 3: Katılım Bankacılığı Aktifleri ve Bankacılık Sektörü içindeki Payı</strong></p>
<p>Katılım bankacılığının aktifleri 1996-Mart 2026 arasında 1,1 milyar USD’den 107 milyar USD’ye yükselmiştir. Büyüklüğü 107 milyar USD’ye ulaşan aktifler, bankacılık sektörünün 1996 yılındaki 83 milyar USD aktiflerinden daha fazladır. </p>
<p>Dönemde bankacılık sektörü %1.200 civarında büyürken katılım bankacılığı %7.500 civarında büyümüştür. Bir başka ifadeyle bankacılık sektörü 12 kat büyürken katılım bankacılığı 75 kat büyümüştür.  Bankacılık sektörüne göre çok daha hızlı büyüyen katılım bankacılığının 1996 yılında %1,69 olan payı Mart 2026’da %9,52’ye yükselmiştir.</p>
<p>Kamunun, katılım bankacılığına 2015-2018 arasında Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Emlak Katılım olarak üç farklı oyuncu ile güçlü giriş yapması sektörün hızlı büyümesini sağlamıştır.</p>
<p>Geçmişte zaman zaman yapılan; katılım bankacılığının Türkiye’de yeterince büyümediği ve gelişimde kadük kaldığı eleştirileri güncelde kamuoyunun gündemine yeniden taşınmıştır.</p>
<p>Katılım bankacılığı 2001 yılında İhlas Finans Kurumu’nun faaliyetlerinin durdurulması ve 2016 yılında Bank Asya’nın faaliyet izninin iptal edilmesi gibi iki büyük tahribata maruz kalmıştır. Faaliyetlerinin durdurulduğu dönemde İhlas Finans %35 (2001), Bank Asya %15 (2016) ve her iki kurum toplamda %50 civarında paya sahiptir.</p>
<p>İstikrar ve güvenin ana sermaye olduğu sektörde bir bankanın faaliyetlerinin durdurularak sistem dışına çıkmasından önce küçülme sürecinin başladığı dikkate alındığında her iki kurumun sorunsuz dönemlerindeki pazar payları toplamı %50’den fazladır.</p>
<p>Bankacılık gibi güvenin asıl olduğu bir sektörde, faaliyette bulundukları dönemde katılım bankacılığının büyük oyuncularından ikisinin batmasının neden olduğu ağır tahribat sektörün küçülmesine ve büyüme hızında yavaşlamaya neden olmuştur. </p>
<p>Yabancı sermayeli, faaliyetlerine devam eden ve katılım bankacılığının en köklü iki kurumunun Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kayıpları ve azalan iştahları da sektörün doğal büyüme hızını yavaşlatan başka bir faktördür.</p>
<p>Bahis konusu olumsuz iki faktör katılım bankacılığının hızlı büyümesini geciktirmiş ve Mart 2026’da %9,52 olan sektördeki pazar payının %15 civarına yükselmesini engellemiştir.</p>
<p>Bu veriler ışığında; katılım bankacılığının Türkiye’de yeterince gelişmediği ve kadük kaldığı eleştirilerinin hakkaniyete uygun olmadığı değerlendirilmektedir.</p>
<p>Katılım bankacılığının yeterince büyümediği ve kadük kaldığı eleştirileri, yukarıda edilen gelişmeler ışığında yapılabildiği takdirde hakkaniyete ve vicdana daha uygun sonuçlara ulaşılabilecektir.</p>
<p>Bankacılık sektörünün yüz yılları aşan geçmişine karşın, dünyada altmış yıl ve ülkemizde kırk yıl gibi çok kısa tarihi bulunan katılım bankacılığını derinden etkileyen bu iki faktör birlikte değerlendirildiğinde katılım bankacılığının dirençli olduğu, gücünü koruduğu ve kısa süreli gerilemelere karşın büyümeye devam ettiği görülmektedir.</p>
<p>Katılım bankacılığı kredilerinin bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 4’te gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75681b131bb-1786079259.png" alt="" width="1004" height="233" /><strong>Grafik 4: Katılım Bankacılığı Kredilerinin Bankacılık Sektörü içindeki Payı </strong></p>
<p>Katılım bankacılığı kredilerinin sektör içinde düzenli olarak artan payı Mart 2026’da 2,5 trilyon TL’ye ve %9,74’e yükselmiştir. Ekonomide daraltıcı ve kredileri kısıtlayıcı politikalar mevduat bankalarının kredi payını azaltırken katılım bankalarının payı artmıştır. Bir başka ifadeyle reel sektörün finansmanında, mevduat bankaları bir ileri adım atarken katılım bankaları iki ileri adım atmıştır. Ancak katılım bankacılığının aslı katkısı 2026 Mart verilerine göre KOBİ finansmanında %11 olan payıdır.  Katılım bankacılığı; ekonomik büyümeye, istihdama ve toplumsal refahın daha geniş kesimlere ulaşmasında yüksek katkısı olan KOBİ’lere daha fazla destek vermiştir.</p>
<p>Katılım bankacılığında toplanan fonların bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 5’te gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7567f4620db-1786079220.png" alt="" width="1004" height="177" /><strong>Grafik 5: Katılım Bankacılığında Toplanan Fonların Bankacılık Sektörü içindeki Payı</strong></p>
<p>Katılım bankacılığında toplanan fonların sektör içindeki düzenli olarak artan payı Mart 2026’da 3,1 trilyon TL’ye ve %11’e yükselmiştir. Katılım bankacılığının fon toplamadaki yüksek başarısı tasarrufların finansal sisteme aktarılmasında mevduat bankalarına göre daha güçlü bir katkısı olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Katılım bankacılığında dönem karının bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 6’da gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7567d441828-1786079188.png" alt="" width="1004" height="148" /><strong>Grafik 6: Katılım Bankacılığı Dönem Karının Sektördeki Payı % </strong></p>
<p>Katılım bankacılığı dönem karı Mart 2026’da 29 milyar TL’dir ve sektörde payı %10’u aşmıştır.</p>
<p>Katılım bankacılığında öz kaynaklarının bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 7’de gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7567a4b8c4c-1786079140.png" alt="" width="1004" height="148" /><strong>Grafik 7: Katılım Bankacılığı Öz Kaynaklarının Sektördeki Payı % </strong></p>
<p>Katılım bankacılığı öz kaynakları Mart 2026’da 337 milyar TL ve payı %8’e yaklaşmıştır. Bir başka ifadeyle katılım bankacılığı daha az öz kaynak ile ekonomiyi ve reel sektörü daha fazla finanse etme kabiliyetine sahiptir.</p>
<p>Katılım bankacılığı ve bankacılık sektöründe takipteki krediler oranı karşılaştırmalı olarak Grafik 8’de gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a756783dcc8b-1786079107.png" alt="" width="1004" height="191" /><strong>Grafik 8: Bankacılık Sektörü ve Katılım Bankacılığı Takipteki Krediler Oranı </strong></p>
<p>Mart 2026 itibariyle takipteki krediler oranı bankacılık sektöründe %2,6 ve katılım bankacılığında %2,3’tür. Katılım bankacılığının takipteki krediler oranının 2011-2017 dönemi dışında genel olarak bankacılık sektörünün altında seyretmesi kredi kalitesini göstermektedir. </p>
<p>Katılım bankacılığı ve bankacılık sektöründe sermaye yeterlilik rasyosu/oranı (SYR) karşılaştırmalı olarak Grafik 9’da gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75676375a9d-1786079075.png" alt="" width="1004" height="216" /><strong>Grafik 9: Bankacılık Sektörü ve Katılım Bankacılığı SYR</strong></p>
<p>Katılım bankacılığında SYR 2002-2015 döneminde bankacılık sektörünün altında, 2021-2026 döneminde ise bankacılık sektörünün üstündedir. Mart 2026 itibariyle SYR bankacılık sektöründe %16,5 ve katılım bankacılığında %17,9’dur. Katılım bankacılığında SYR’nin daha yüksek olması sermaye yeterliliği ve kalitesi açısından önemli bir göstergedir.</p>
<p>Katılım bankacılığında şube sayısı ve personel sayısının bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 10’da gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a756742b2cfd-1786079042.png" alt="" width="1004" height="187" /><strong>Grafik 10: Katılım Bankacılığı Şube ve Personel Sayısının Sektördeki Payı</strong></p>
<p>Katılım bankacılığın 2025 sonunda şube sayısı 1.500’ün üzerinde ve personel sayısı 23 bine yakındır. Katılım bankacılığının şube sayısındaki payı 2000-2025 döneminde %1,4’ten %14,1’e ve personel sayısındaki payı ise %1,3’ten %10,6’ya yükselmiştir. Şube sayısındaki daha yüksek pay katılım bankacılığındaki hizmet yaygınlığı açsından kıymetlidir.</p>
<p><strong>Özetle katılım bankacılığı 2000-2025 döneminde; </strong></p>
<ul>
<li>Bankacılık sektöründe performans göstergelerindeki pazar payı %2’lerden %10’lar civarına yükselmiştir.</li>
<li>Dönemlerinin en büyüklerinden olan iki kurumun batmasına ve faaliyette olan iki kurumun konsantrasyon kaybına rağmen güçlü büyüme göstermiştir.</li>
<li>Faaliyette olan kurum sayısının kamu öncülüğünde arttığı dönemlerde aktifler, krediler, toplanan fonlar, şube ve personel sayısındaki pazar payı daha hızla artmıştır.</li>
<li>KOBİ kredileri ve şube sayısında ortalamaların üzerindeki pazar payı ekonomik büyümeye, istihdama ve toplumsal refahın daha geniş kesimlere ulaşmasında daha yüksek katkı anlamına gelmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>Katılım bankaları ve kamu katılım bankaları</strong></p>
<p>Özel sermayeli ve en köklü üç katılım bankasının aktif büyüklüğüne göre pazar payının gelişimi Grafik 11’de gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75671f4d318-1786079007.png" alt="" width="1004" height="166" /><strong>Grafik 11: Katılım Bankalarının Aktif Büyüklüğüne Göre Pazar Payları</strong></p>
<p>Sektörün en köklü ve tamamı özel sermayeli olan üç kurumun 2006-2026 dönemindeki pazar paylarında radikal değişikler yaşanmıştır.  Dönemin başlangıcında %21 pay ile ikinci sırada yer alan Kuveyt Türk istikrarlı büyüme ile 2011 yılında ilk sıraya yerleşmiş ve zaman içinde ikinci ile olan farkını daha da açarak payını %37’ye kadar taşımıştır. Mart 2026 verilerine göre Kuveyt Türk 1,5 trilyon TL’ye yaklaşan aktif büyüklüğü ve %31 pazar payı ile açık ara ilk sıradadır.</p>
<p>Dönemin başlangıcında %30 payı ile ilk sırada yer alan Türkiye Finans düzenli olarak artırdığı ve 2015 yılında %34’e yükselttiği pazar payını bu yıldan itibaren kaybetmeye başlamıştır. Kaybı 2018 yılından itibaren hızlanan Türkiye Finans’ın Mart 2026 itibariyle aktif büyüklüğü 439 milyar TL ve payı %9’dur.</p>
<p>Benzer şekilde 2006 yılında %18 paya sahip Al Baraka Türk payını 2015 yılında %26’ya kadar yükseltmiş, bir sonraki yıl düşüşe geçen payı 2019 yılından itibaren hızlanmıştır. Al Baraka Türk’ün Mart 2026’da aktif büyüklüğü 500 milyar TL ve payı %11’dir.</p>
<p>Her ikisi de yabancı sermayeli ve sektörün en köklü iki kurumun hızlı pazar kayıplarında Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı ve azalan iştahının belirleyici olduğu değerlendirilmektedir.</p>
<p>Katılım bankacılığında güncel durumda; Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Emlak Katılım olmak üzere faaliyet gösteren kamusal sermayeli üç katılım bankasının aktif büyüklüğüne göre pazar payının gelişimi Grafik 12’de gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7566f29108c-1786078962.png" alt="" width="1004" height="171" /><strong>Grafik 12: Kamu Katılım Bankalarının Aktif Büyüklüğüne Göre Pazar Payları</strong></p>
<p>Katılım bankacılığına 2015 yılında Ziraat Katılım, 2016 yılında Vakıf Katılım ve 2018 yılında Emlak Katılım ile giriş yapan kamu, katılım bankacılığının hızlı büyümesine önemli katkıda bulunmuştur. Kuruluşlarından itibaren pazar paylarını hızla artıran kamu sermayeli katılım bankalarından Ziraat Katılım 809 milyar TL, Vakıf Katılım 889 milyar TL aktif büyüklüğü ve %18 civarındaki payları ile Kuveyt Türk’ün ardından ikinci ve üçüncü sıraya yerleşmiştir. </p>
<p>Emlak Katılım’ın aktif toplamı 431 milyar TL ve payı %9’a ulaşmıştır.  Aynı tarihte Türkiye Finans’ın aktif toplamının 439 milyar TL ve Al Baraka Türk’ün aktif toplamının 500 milyar TL olduğu dikkate alındığında yıl sonunda Emlak Katılım’ın hem Türkiye Finans’ı hem de Al Baraka Türk’ü geçerek dördüncü sıraya yerleşmesi beklenmektedir.</p>
<p>Özel sermayeli ve en köklü üç katılım bankasının kredilere göre pazar payının gelişimi Grafik 13’te gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7566c9d04a8-1786078921.png" alt="" width="1004" height="166" /><strong>Grafik 13: Katılım Bankalarının Kredilere Göre Pazar Payları</strong></p>
<p>Grafikte görüleceği gibi 2006-2026 döneminde özel sermayeli katılım bankalarının kredilere göre pazar paylarında köklü değişikler vardır.  Dönemin başlangıcı olan 2006’da %21 payı ile ikinci sırada yer alan Kuveyt Türk 2011 yılında ilk sıraya yerleşmiş ve zaman içinde ikinci ile olan farkını da açarak payını %35’e kadar taşımıştır. Mart 2026 verilerine göre Kuveyt Türk kredilerde 717 milyar TL ve %29 pazar payı ile açık ara ilk sıradadır.</p>
<p>Dönemin başlangıcında %30 ile ilk sırada yer alan Türkiye Finans 2015 yılına kadar %37’ye yükselttiği pazar payını bu yıldan itibaren kaybetmeye başlamıştır. Kaybı 2018 yılından itibaren hızlanan Türkiye Finans’ın Mart 2026 itibariyle kredileri 243 milyar TL ve pazar payı %10’dur.</p>
<p>Benzer şekilde 2006 yılında %19 paya sahip Al Baraka Türk payını 2015 yılında %26’ya kadar yükseltmiştir. Bir sonraki yıl başlayan pazar payındaki düşüş 2019 yılından itibaren hızlanmıştır. Al Baraka Türk’ün Mart 2026’da kredileri 257 milyar TL ve %10’dur.</p>
<p>Her ikisi de yabancı sermayeli ve sektörün en köklü iki kurumun kredilerde hızlı pazar kayıplarında Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı ve azalan iştahının belirleyici olduğu değerlendirilmektedir.</p>
<p>Kamusal sermayeli üç katılım bankasının krediler göre pazar payının gelişimi Grafik 14’te gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75669d33d45-1786078877.png" alt="" width="1004" height="171" /><strong>Grafik 14: Kamu Katılım Bankalarının Kredilere Göre Pazar Payları</strong></p>
<p>Kuruluşlarından itibaren pazar paylarını hızla artıran kamu sermayeli katılım bankalarından Ziraat Katılım ve %21 ve Vakıf Katılım %16 civarındaki payları ile Kuveyt Türk’ün ardından ikinci ve üçüncü sıraya yerleşmiştir. Mart 2026 itibariyle Ziraat Katılım’ın kredileri 512 Milyar TL ve Vakıf Katılım’ın kredileri 399 milyar TL’dir.  Aktif toplamında Vakıf Katılım’ın gerisinde olan Ziraat Katılım kredilerde Vakıf Katılım’ın önündedir. Kamu sermayeli diğer katılım bankası olan Emlak Katılım, Mart 2026’da 260 milyar TL kredileri ile katılım bankacılığının en köklü oyuncusu olan Türkiye Finans ve Al Baraka Türk’ü geride bırakmıştır.</p>
<p>Ticari bankalarda “mevduat” ve katılım bankacılığında “toplanan fonlar” kavramları kullanılmaktadır Mevduat toplamada bankalar tasarruf sahibine bir faiz oranı taahhüt etmekte, taahhüt edilen faiz tutarı ve ana para banka için borç, tasarruf sahibi için alacak niteliği taşımaktadır. Katılım bankacılığında ise tasarruf sahibi ile katılım bankası arasında borç-alacak ilişkisi olmadan kar/zarar paylaşım sözleşmesi yapılmaktadır. Sözleşme kapsamında katılım bankası bir getiri oranı taahhüt etmemekte, taraflar arasında borç ve alacak ilişkisi oluşmamaktadır. Yapılan sözleşmeye göre tasarruf sahibinin ana parasının eksilmesi söz konusu olabilmektedir. Bu durum “mevduat” ve “toplanan fonlar” arasındaki temel farkı ifade etmektedir. </p>
<p>Özel sermayeli ve en köklü üç katılım bankasının toplanan fonlara göre pazar payının gelişimi Grafik 15’te gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7566769ae0d-1786078838.png" alt="" width="1004" height="166" /><strong>Grafik 15: Katılım Bankalarının Toplanan Fonlara Göre Pazar Payları</strong></p>
<p>Grafikte görüldüğü gibi 2006-2026 döneminde özel sermayeli katılım bankalarının pazar payları önemli ölçüde değişmiştir.  Dönemin başlangıcı olan 2006 yılında %21 payı ile ikinci sırada yer alan Kuveyt Türk 2011 yılında ilk sıraya yerleşmiş ve zaman içinde ikinci ile olan farkını da açarak payını %39’a kadar taşımıştır. Mart 2026 verilerine göre Kuveyt Türk toplanan fonlarda 1 trilyon TL ve %31 pazar payı ile açık ara ilk sıradadır.</p>
<p>Dönemin başlangıcında %31 ile ilk sırada yer alan Türkiye Finans 2015 yılına kadar kayıplar yaşamış ancak 2015 yılında pazar payını yeniden %31’e yükseltmiştir. Sonraki yıldan itibaren payı yeniden düşüşe geçen Türkiye Finans’ın Mart 2026’da toplanan fonları 293 milyar TL ve payı %9’dur.</p>
<p>Benzer şekilde 2006 yılında %19 paya sahip Al Baraka Türk payını 2015 yılında %28’e kadar yükseltmiştir. Bir sonraki yıldan itibaren Al Baraka Türk’ün düşüşe geçen pazar payı 2019 yılından itibaren hızlanmış ve Mart 2026’da 301 milyar TL ile %9’a kadar gerilemiştir.</p>
<p>Kamu katılım bankalarında toplanan fonlar göre pazar payının gelişimi Grafik 16’da gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a756630f117e-1786078768.png" alt="" width="1004" height="171" /><strong>Grafik 16: Kamu Katılım Bankalarının Toplanan Fonlara Göre Pazar Payları</strong></p>
<p>Kuruluşlarından itibaren pazar paylarını hızla artıran kamu sermayeli katılım bankalarından Ziraat Katılım %17 (525 milyar TL) ve Vakıf Katılım %19(616 milyar TL) civarındaki payları ile Kuveyt Türk’ün ardından ikinci ve üçüncü sıraya yerleşmiştir.   Kamu sermayeli diğer katılım bankası olan Emlak Katılım, Mart 2026’da toplanan fonlarda 330 milyar TL’yi aşarak sektörün en köklü iki kurumu Türkiye Finans ve Al Baraka Türk’ü geride bırakmıştır.</p>
<p>Finansal performans göstergelerinden dönem net kârı, öz kaynaklar, takipteki alacaklar oranı ve SYR benzer görünüme sahiptir. He iki göstergede Kuveyt Türk açık ara ilk sırada, kamu katılım bankaları ikinci, üçüncü ve dördüncü sırada yer almaktadır.</p>
<p>Özel sermayeli ve en köklü üç katılım bankasının şube sayısına göre pazar payının gelişimi Grafik 17’de gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75660f1472b-1786078735.png" alt="" width="1004" height="190" /><strong>Grafik 17: Katılım Bankalarının Şube Sayısına Göre Pazar Payları</strong></p>
<p>Grafikte görüleceği gibi 2000-2026 döneminde özel sermayeli katılım bankalarının pazar paylarında önemli değişikler yaşanmıştır.  Dönemin başlangıcında %22 payı ile ikinci sırada yer alan Kuveyt Türk 2012 yılında ilk sıraya yerleşmiş ve zaman içinde ikinci ile olan farkını da açarak payını %40’a kadar taşımıştır. Mart 2026 verilerine göre Kuveyt Türk 451 şube ve %30 pazar payı ile açık ara ilk sıradadır.</p>
<p>Dönemin başlangıcında %34 ile ilk sırada yer alan Türkiye Finans 2003 yılında pazar payını %41’e kadar yükseltmiştir. Ancak 2005 yılında birleşmenin de etkisiyle pazar payı düşüşe geçmiştir. Şube sayısı 2019 yılında 308 ile zirveye çıkan Türkiye Finans finansal göstergelerde olduğu gibi şube sayısında da düşüşe geçmiş, 2026 Mart itibariyle şube sayısı 224’e ve pazar payı %15’e gerilemiştir.</p>
<p>Benzer şekilde dönemin başlangıcında 22 şube ile %20 paya sahip Al Baraka Türk 2018 yılına kadar koruduğu payı 2019’dan itibaren düşüşe geçmiştir. Al Baraka Türk’ün Mart 2026’da şube sayısı 223 ve payı %9’dur.</p>
<p>Kamu katılım bankalarının şube sayısına göre pazar payının gelişimi Grafik 18’dae gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7565ee4d9c2-1786078702.png" alt="" width="1004" height="196" /><strong>Grafik 18: Kamu Katılım Bankalarının Şube Sayısına Göre Pazar Payları</strong></p>
<p>Kuruluşlarından itibaren pazar paylarını hızla artıran kamu sermayeli katılım bankalarından Ziraat Katılım 233 şube ile %15 ve Vakıf Katılım 220 şube %15 pay ile Kuveyt Türk’ün ardından ikinci ve üçüncü sırayı almaktadır. Emlak Katılım 126 şube ve %8 paya sahiptir.</p>
<p>Özel sermayeli ve en köklü üç katılım bankasının personel sayısına göre pazar payının gelişimi Grafik 19’da gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7565ca55947-1786078666.png" alt="" width="1004" height="162" /><strong>Grafik 19: Katılım Bankalarının İstihdam Seviyesine Göre Pazar Payları</strong></p>
<p>2000 yılında 501 personel %23 payı ile ikinci sırada yer alan Kuveyt Türk 2012 yılında ilk sıraya yerleşmiş ve zaman içinde ikinci ile olan farkını da açarak payını %39’a kadar taşımıştır. 2025 verilerine göre Kuveyt Türk 6.112 personel ve %27 pazar payı ile açık ara ilk sıradadır.</p>
<p>Türkiye Finans  (Anadolu Finans ve Family Finans toplamı) 2000 yılında 941 personel ve %31 payı ile ilk sırada yer almaktadır. 2014 yılında istihdam seviyesi 4.500 civarında ve payı %28’dir. Bu tarihten sonra hem istihdam seviyesi hem de payı gerileyen Türkiye Finans’ın Mart 2026 itibariyle personel sayısı 3.045 ve payı %14’tür.</p>
<p>Benzer şekilde 2000 yılında 460 personel ve %21 payı ile üçüncü sırada yer alan Al Baraka Türk 2016 yılında personel sayısını 3.800 civarına ve payını %26’ya kadar yükseltmiştir. 2019 yılından itibaren Al Baraka Türk’ün hem istihdam seviyesi hem de payı düşüşe geçerek 2025 sonunda 2.817’ye ve payı %14’e gerilemiştir.  </p>
<p>Her ikisi de yabancı sermayeli ve sektörün en köklü iki kurumu olan Al Baraka Türk ve Türkiye Finans’ın finansal göstergelerde yaşadıkları pazar payı kayıpları şube ve personel sayısında da görülmektedir. Her iki kurumun 2014 yılındaki toplam istihdam seviyesi 8 bin ve payı %50 civarın iken aradan geçen on iki yılda istihdam seviyesi 6 bin civarına ve payları ise %26’ya gerilemiştir. Bir başka ifadeyle her iki kurumun istihdam seviyesi üçte bir oranında (iki bin kişiden fazla) ve pazar payı yarı yarıya düşmüştür.  Daha önce de ifade edildiği gibi hem sayısal olarak düşüşlerde hem de pazar payı kayıplarında Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı ve azalan iştahın belirleyici olduğu değerlendirilmektedir.</p>
<p>Kamu katılım bankalarının personel sayısına göre pazar payının gelişimi Grafik 20’de gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7565a49bfed-1786078628.png" alt="" width="1004" height="171" /><strong>Grafik 20: Kamu Katılım Bankalarının İstihdam Seviyesine Göre Pazar Payları</strong></p>
<p>Kuruluşlarından itibaren pazar paylarını hızla artıran kamu sermayeli katılım bankalarının istihdam seviyesi 2025 yılında 8 binden fazla ve pazar payları %40’a yakındır.</p>
<p>Ziraat Katılım 3.140 personel ve %14, Vakıf Katılım 3.071 personel ve %14 civarındaki payları ile Kuveyt Türk’ün ardından ikinci ve üçüncü sıraya yerleşmiştir.   Kamu sermayeli diğer katılım bankası Emlak Katılım’ın personel sayısı 1.916 ve payı %9’dur.</p>
<p><strong>Özetle kamu katılım bankacılığı; </strong></p>
<ul>
<li>Ülkemizde katılım bankacılığının büyümesine önemli katkılarda bulunmuştur. 2015-2018 arasında üç kamu katılım bankasının sektöre girişi ile katılım bankacılığının bankacılık sektörü içinde %5 civarında olan payı 2019 yılında %7’ye yaklaşırken 2021 yılından itibaren artış hızlanmış ve Mart 2026’da %10’u aşmıştır.</li>
<li>Kamunun girişi ile katılım bankacılığının krediler, toplanan fonlar, şube sayısı ve istihdamda bankacılık sektöründeki payı ve etkinliği artmıştır. KOBİ kredileri başta olmak tüm göstergelerdeki pazar payı %5’lerden %10’lar civarına yükselmiştir.</li>
<li>Katılım bankacılığı; 2001 ve 2016 yılında dönemin en büyük kurumlarının neden olduğu ağır tahribat sonucunda yaşanan pazar kayıplarını kısa sürede telafi edebilmiştir. Faaliyet gösteren kurum sayısının kamu öncülüğünde arttığı dönemlerde aktif büyüklüğü, krediler, toplanan fonlar, şube ve personel sayısındaki pazar payı çok hızlı artırmıştır.</li>
<li>Kamu katılım bankacılığı KOBİ kredileri, istihdam seviyesi ve şube sayısındaki artan payları ile ekonomik büyümeye, istihdama ve toplumsal refahın daha geniş kesimlere ulaşmasında daha fazla katkı vermiştir.</li>
<li>Katılım bankacılığının en köklü ve yabancı sermayeli iki kurumunun Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı ve azalan iştahı kredi, toplanan fonlar, şube sayısı ve personel sayısındaki gerilemelere neden olmuştur. Ekonomiyi ve işletmeleri doğrudan etkileyen bu düşüşler kamunun girişi ile dengelenmiş ve sektör daha hızlı büyümeye başlamıştır.</li>
<li>Kamu adına katılım bankacılığına giriş yapan Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Emlak Katılım ekonominin farklı alanlarındaki finansman ihtiyaçlarına cevap vermiş ve sadece on yıl gibi kısa bir zamanda en büyük dört kurum arasına girmeyi başarmıştır.</li>
<li>Kamu katılım bankaları; krediler, fon toplama, şube yaygınlığı ve istihdama katkı gibi ekonomideki farklı ihtiyaçlara güçlü cevaplar vermiştir. Performansları birbirine oldukça yakın olan Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım futbol terminolojisi ile defans, orta saha ve hücum bölgesinde her iki yönünü de oynayabilen güçlü ve performansları yükselen kurumlardır.</li>
</ul>
<p><strong>Şirketlerin birleşmesi </strong></p>
<p>Şirket birleşmeleri; pazar payını ve etkinliğini arttırmak, yeni pazarlara girmek, operasyonel maliyetleri azaltmak, yeni ürünler geliştirmek, gelirleri ve kârları azami düzeye çıkarmak ana hedefleriyle yapılmaktadır.</p>
<p>Birleşmeler; iki veya daha fazla işletmenin birleşmeye konu olan işletmelerden birinde veya yeni bir kişilik altında kaynaklarını ve varlıklarını birleştirmeleridir.</p>
<p>Türkçede ‘şirket birleşmesi’, ‘şirket evliliği’ ve ‘devralma’ ile tanımlanan birleşme uluslararası literatürde ‘merger’, ‘acquisition’, ‘consolidation’ ve ‘takeover’ kavramları ile ifade edilmektedir.</p>
<p>Birleşmeler; a) Şirketlerin tüzel kişiliklerini bırakıp tek bir şirket çatısı altında birleşmeleri ‘merger-birleşme’, b) Birleşilen şirketin mevcut olması halinde birleşme ‘acquisition-devralma’, c) Yeni bir şirketin kurulması halinde birleşme ‘consolidation-bütünleşme/ konsolidasyon’ olarak tanımlanmaktadır. ‘Merger’ ise her iki durum içinde kullanılabilmektedir. Literatürde; genellikle birlikte kullanılan birleşme ve devralmalar (mergers and acquisitions) arasında benzerlik olsa da her iki kavram amaç ve süreçler açısından önemli farklılıklar içermektedir. </p>
<p>Şirket birleşmelerinde; strateji, büyüme, liderlik, birleşme sonrası hedefler, yönetim tecrübesinin birleşen şirkete aktarılması, insan kaynakları, planlama, şirket yöneticilerinin hedefleri, çalışanların beklentileri, kültür çatışmaları, entegrasyon, risk yönetimi vb. faktörler başarıyı doğrudan etkilemektedir.</p>
<p>Yurt dışında yapılan araştırmalarda birleşmelerin %70’inden fazlasında beklenen sonuçlara ulaşılamadığı ve birleşmenin başarısızlıkla sonuçlandığı belirtilmektedir. Başarısızlık nedenleri arasında insani faktörler %70 ile açık ara ilk sıradadır.</p>
<p><strong>Bankaların birleşmesi </strong></p>
<p>Banka birleşmeleri; bankacılık sektörünün ekonomideki önemi, finansal piyasaların istikrarı ve kamuoyunun güven algısı açısından daha dikkatli ve titizlikle yürütülmesi gereken bir süreçtir. Bu yönüyle banka birleşmeleri diğer birleşmelerden keskin hatlarla ayrılmaktadır. Birleşmeye konu bankaların kamu sermayeli olması durumunda yukarıda ifade edilen faktörlere ilave olarak ekonomi, toplumsal gelişmeler ve siyasi hedefler sürece dahil olmaktadır.</p>
<p><strong>Türkiye’de bankaların birleşmesi</strong></p>
<p>Türkiye’de ilk şirket birleşmesi 1874 yılında yapılan Fransız-İngiliz sermayeli Bank-i Osman-i Şahane ile Avusturya sermayeli Osmanlı Bankası arasındadır.  Türk Ticaret Bankası ile Üsküdar Bankası arasında 1933 yılındaki birleşme Cumhuriyet döneminin ilk banka birleşmesidir.</p>
<p>Türkiye’de 2000 sonrasında mevduat, yatırım bankası ve katılım bankası segmentlerinde çok sayıda banka birleşmiştir. Sektördeki payları dikkate alınarak bankalardaki birleşmeler aşağıda gruplandırılmaktadır.</p>
<ol>
<li><strong>Fona Geçen Bankaların Birleştirilmesi (1998-2004):</strong> Yönetimi TMSF aracılığıyla kamuya geçen 24 bankadan önemli bir bölümünün, tasfiyenin etkin bir şekilde yönetilmesi amacıyla Birleşik Fon Bankası adıyla tek bankada birleşmesidir</li>
<li><strong>Garanti Bankası-Osmanlı Bankası-Körfezbank (2001):</strong> Sermayesi aynı gruba ait bankaların birleşmesidir. (Doğuş Grubuna ait Körfezbank ve Osmanlı Bankası’nın Garanti Bankası çatısı altında birleşmesi)</li>
<li><strong>HSBC-Demirbank (2001):</strong> Sermayeleri kamu ve özel sektöre ait bankaların kamunun yönlendirmesi ile birleştirilmesidir. (Yönetimi ve denetimi kamuda olan Demirbank’ın HSBC’ye satışı ve HSBC çatısı altında birleşme)</li>
<li><strong>Halkbank-Pamukbank (2005):</strong> Sermayesi kamuya ait iki bankanın, finansal istikrar, büyüme, karlılık, etkinlik vb. ekonomik ve stratejik gerekçeler ile birleştirilmesidir. (Halkbank ve Pamukbank’ın Halkbank çatısı altında birleşmesi)</li>
<li><strong>Yapı Kredi-Koçbank (2006):</strong> Sermayeleri kamuya ve özel sektöre ait iki bankanın büyüme, finansal istikrar, karlılık, etkinlik vb. gerekçeler ile birleştirilmesidir. (Yönetimi kamuda olan Yapı Kredi ile özel sektöre ait Koçbank’ın, kamunun teşvikleri ve yönlendirmesi ile Yapı Kredi çatısı altında birleşmesi)</li>
<li><strong>Türkiye Finans-Family Finans (2005):</strong> Sermaye yapıları farklı iki özel bankanın büyüme, karlılık, verimlilik vb. ekonomik gerekçeler ile birleşmesidir. (Katılım bankacılığında faaliyet gösteren Anadolu Finans ve Family Finans’ın sermaye sahiplerinin stratejileri doğrultusunda Anadolu Finans çatısı altında ve Türkiye Finans adıyla birleşmesi)</li>
<li><strong>TEB-Fortis (2011):</strong> Sermaye sahiplerinde değişmeler nedeniyle bankaların birleşmesidir. (TEB ve Fortis’in sermayesine sahip banka hisselerinin yurt dışında satılmasının ardından Türkiye operasyonlarını birleştirmeleri sonucunda TEB ve Fortis’in TEB çatısı altında birleşmesi)</li>
</ol>
<p>Ülkemizde 2000 ve sonrası banka birleşmeleri ağırlıklı olarak 2001 krizinin gölgesinde farklı saiklerle yapılmıştır. Krizin, krediler ve karlılık başta olmak üzere sektör bilançolarında neden ağır tahribatlar, birleşme kararlarında ve birleşme sonrası performans beklentilerinde etkilidir.</p>
<p>Türkiye Finans-Family Finans ile TEB-Fortis birleşmesi hariç diğer banka birleşmelerinin tamamen kamunun yönlendirmesi ile yapılmış olması önemli bir husustur. Banka birleştirmelerinde kamu yönlendirmesinin temel amacı finansal sistemin istikrarının sağlanması, bankacılık sektörünün kesintisiz ve güven içinde işlerliğini sürdürmesidir.</p>
<p>Ülkemizde banka birleşmelerine yönelik yapılan çalışmalarda; birleşmenin pazar payı, karlılık ve operasyonel alanlarda beklenen katkıyı sağlamadığı gibi bankaların aktif kalitesi, yönetim yeterliliği, piyasa riski ve likidite rasyoları üzerinde olumsuz etkiler ürettiği ve performanslarını düşürdüğü sonucuna ulaşılmıştır.</p>
<p>Sektörün son otuz beş yılında bankacılığın farklı alanlarında çalışan, Türkiye Finans-Family Finans ve Yapı Kredi-Koçbank birleşmelerini yakından takip eden, Halkbank-Pamukbank birleşme sürecinin bizzat içinde olan biri olarak kamu katılım bankalarından Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım’ın birleştirilmesi konusundaki görüşlerim ile katılım bankacılığını daha da büyütecek önerilerimi kamuoyu ile paylaşmayı; <strong>“bu toprakların bize verdiklerini bu topraklara geri vermek” </strong>yaklaşımı çerçevesinde önemli bir vazife olarak kabul etmekteyim.</p>
<p>Birleşen bankaların makro ekonomiye katkı açısından birleşme öncesi ve sonrasında sektördeki gelişimi; aktif büyüklüğü, krediler ve personel sayısı başlıkları altında analiz edilmektedir. Analizde; Birleşik Fon Bankası çatısı birleşen bankalar haricinde ve 2000 sonrası dönemdeki birleşmeler ele almaktadır. Analiz; konuyu sadeleştirmek adına, aktif büyüklüğü, krediler, şube sayısı ve personel sayısında dikkate değer pazar payı olan ve halen faaliyetlerine devam eden bankaları kapsamaktadır. Analiz, birleşmelerin sektördeki paylara ve ülke ekonomisine etkilerinin değerlendirilmesi ile tamamlanmaktadır.</p>
<p><strong>Garanti Bankası-Osmanlı Bankası-Körfezbank birleşmesi (2001)</strong></p>
<p>Doğuş Grubu bünyesindeki Birleşik Türk Körfez Bankası (Körfezbank), 2001 yılında grubun diğer bankası Osmanlı Bankası ile Osmanlı Bankası çatısı altında birleşmiştir.  Yılın sonuna doğru bu kez Osmanlı Bankası grubun diğer bankası olan Garanti Bankası ile Garanti Bankası çatısı altında birleşmiştir. Birleştirme kararı 2001 ekonomik krizi sürecinde bankacılık sektörünün sıkıntılı döneminde yine kamunun yönlendirmeleri ile alınmıştır. Garanti Bankası hisselerinin %25’lik bölümü 2010 yılında İspanyol BBVA Grubuna satılmış ve daha sonraki yıllarda BBVA’nın payı artarak 2022 yılında %86’ya kadar yükselmiştir. Banka güncelde Garanti BBVA adıyla faaliyetlerine devam etmektedir. Bankanın aktifler, krediler ve personel payındaki gelişimi Grafik 22’de gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7565596ba7d-1786078553.png" alt="" width="1004" height="285" /><strong>Grafik 22: Garanti-Osmanlı-Körfezbank Birleşmesi ve Pazar Payı Gelişimi </strong></p>
<p><strong>Aktiflerde Payı</strong>: Bankanın birleşme öncesinde %9,5 olan payı birleşme sonrasında düşüşe geçmiş ve 2004 yılında %8,6’ya kadar gerilemiştir. 2005 yılından sonra artmaya başlayan payı 2009 yılında %13,2’ye yükselmiştir. Bu tarihten sonra düşüşe geçen aktiflerdeki payı 2025 itibariyle %9 ve aktif büyüklüğü 3,8 trilyon TL’dir.</p>
<p><strong>Kredilerde Payı:</strong> Bankanın birleşme öncesinde %9,5 olan payı birleşme sonrasında bir süre ılımlı dalgalansa da 2004 yılından itibaren artmaya başlamış ve 2008 yılında %13,6’ya kadar yükselmiştir. Bu tarihten sonra düşüşe geçen bankanın kredilerdeki payı 2025 itibariyle %10 ve kredileri 2,3 trilyon TL civarındadır.</p>
<p><strong>İstihdamda Payı:</strong> Bankanın birleşme öncesinde %4 civarında olan payı birleşme sonrasında düzenli atışlara 2025 sonunda %10,7’ye yükselirken istihdam seviyesi 20 bini aşmıştır.</p>
<p>Garanti Bankası’nın aktif toplamı, son yıllarda düşüşe geçse de aktif büyüklüğü ve kredilerdeki performansı birleşmeden ancak beş yıl sonra artmaya başlamıştır.  Performans artışında İspanyol BBVA Grubunun %25 hisse alarak yönetimde etkin ortak olması ve devamında çoğunluk hissesini alarak Türkiye pazarında etkin bir oyuncu olma stratejisi belirleyicidir.</p>
<p><strong>Halkbank-Pamukbank birleşmesi (2004)</strong></p>
<p>Sermayesi kamuya ait Türkiye Halk Bankası ile hisseleri Çukurova Grubuna ait iken TMSF’ye devredilen Pamukbank, kamunun finansal istikrar ve bankacılık sektörünün faaliyetlerinin güven içinde sürdürülmesi stratejisi çerçevesinde 2004 yılında Halkbank çatısı altında birleştirilmiştir. Birleşme Halkbank çatısı altında olsa da teknoloji başta olmak üzere birleşme Pamukbank’ın omurgası üzerine inşa edilmiştir. Banka güncelde Halkbank olarak faaliyetlerine devam etmektedir. Bankanın aktifler, krediler ve personel payındaki gelişimi Grafik 23’te gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75652ab218e-1786078506.png" alt="" width="1004" height="285" /><strong>Grafik 23: Halkbank-Pamukbank Birleşmesi Pazar Payı Gelişimi</strong></p>
<p><strong>Aktiflerde Payı</strong>: Bankanın birleşme öncesinde %9,7 olan payı birleşme sonrasında düşüşe geçmiş ve 2008 yılında %7,2’ye kadar gerilemiştir. 2009 yılından sonra payı artmaya başlayan ve 2012 yılında %8’ün üzerine çıkan payı 2025 itibariyle %10,1 ve aktif büyüklüğü 4,3 trilyon TL’dir.</p>
<p><strong>Kredilerde Payı:</strong> Bankanın birleşme öncesinde %4,8 olan payı birleşme sonrasında %4,1’e gerilese de 2006 yılından itibaren artmaya başlamış ve 2012 yılında %8’in üzerine çıkmıştır.  Halkbank’ın 2025 itibariyle kredilerdeki payı %11 ve kredileri 2 trilyon TL’dir.</p>
<p><strong>İstihdamda Payı:</strong> Bankanın birleşme öncesinde %10 civarında olan payı birleşme sonrasında %7,5’a kadar gerilese de 2014 yılından itibaren artmaya başlamıştır. 2025 yılında istihdam seviyesi 23 bine yaklaşırken payı %11,9’a yükselmiştir.</p>
<p>Halkbank-Pamukbank birleşmesi sektörde neredeyse tek başarılı örnektir. Başarıda en önemli pay birleşmeyi doğrudan yürüten Halkbank ve TMSF yönetiminin kararlılığı, hedefe adanmışlıkları, büyük bir sabır, cesaret ve titizlikle süreci yönetmeleridir. Birleşme sürecinin kendi özgün sorunları başta olmak üzere çok sayıda faktör performans artışının gecikmeli olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur.</p>
<p><strong>Yapı Kredi-Koçbank birleşmesi (2006)</strong></p>
<p>Sermayesi Çukurova Grubuna ait iken TMSF’ye devredilen Yapı Kredi Bankası ile sermayesi Koç Grubuna ait olan Koçbank, kamunun finansal istikrar ve bankacılık sektörünün faaliyetlerinin güven içinde sürdürülmesi stratejisi çerçevesindeki yönlendirmeleri sonucunda birleştirilmiştir. Birleşme öncesi Yapı Kredi hisseleri Koçbank tarafından satın alınmış ve sonrasında her iki banka Yapı Kredi çatısı altında birleştirilmiştir. Banka güncelde Yapı Kredi olarak faaliyetlerine devam etmektedir. Bankanın aktifler, krediler ve personel payındaki gelişimi Grafik 24’te gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75650104cc5-1786078465.png" alt="" width="1004" height="285" /><strong>Grafik 24: Yapı Kredi-Koçbank Birleşmesi Pazar Payı Gelişimi</strong></p>
<p><strong>Aktiflerde Payı</strong>: Bankanın birleşme öncesinde %9,7 olan payı birleşme sonrasında %10,1’e yükselmişse de 2007 yılından itibaren düşüşe geçmiştir. 2010 sonrası sınırlı yükselme eğilimleri gösteren aktiflerin payı düşmektedir. Bankanın 2025 yılında aktif toplamı 3,2 trilyon TL’ye yaklaşırken payı %7,4’e kadar gerilemiştir. </p>
<p><strong>Kredilerde Payı:</strong> Bankanın birleşme öncesinde %12,1 olan payı birleşme sonrasında düzenli olarak düşmeye başlamış ve 2025 yılında kredileri 1,8 trilyon TL’ye yaklaşırken payı %7,8’e kadar gerilemiştir.</p>
<p><strong>İstihdamda Payı:</strong> Bankanın aktifler ve kredilerdeki pay düşüşü personel sayısında da görülmektedir. Birleşme öncesinde %10,4 olan payı birleşme sonrasında düzenli düşüş ile 2025 yılında %7,7’ye kadar gerilemiştir. Yapı Kredi’nin 2025 sonundaki istihdam seviyesi 15 bin civarındadır.  </p>
<p>Yapı Kredi’nin dönem karı payındaki düşüşü daha dramatiktir. Birleşme sonrasındaki 2008-2015 arasındaki dönemde %7,5 ile %9,8 aralığındaki istikrar kazanan payı 2025 yılında %1,7 ve 47 milyar TL’dir.</p>
<p>Yapı Kredi-Koçbank birleşmesi, beklenen sürelerde hedeflenen sonuçlara ulaşamadığı gibi  başarısız birleşme olduğu sektörde genel kabul görmektedir</p>
<p><strong>TEB-Fortis birleşmesi (2011)</strong></p>
<p>Sermayesi Çolakoğlu Grubu ile Fransız kökenli BNP Paribas’a ait Türkiye Ekonomi Bankası (TEB) ile sermayesi Belçika kökenli olan Fortisbank’n birleşmesidir. 2008 Global Krizi sonrasında Fortisbank Avrupa operasyonlarının BNP Paribas tarafından satın alınmasından sonra gruba ait Türkiye’deki iki banka birleştirilmiştir. Fortisbank, TEB’e devredilmiş ve her iki banka TEB çatısı altında birleştirilmiştir. Banka güncelde TEB olarak faaliyetlerine devam etmektedir. Bankanın aktifler, krediler ve personel payındaki gelişimi Grafik 25’te gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7564d7461f2-1786078423.png" alt="" width="1004" height="285" /><strong>Grafik 25: TEB-Fortis Birleşmesi Pazar Payı Gelişimi</strong></p>
<p><strong>Aktiflerde Payı</strong>: Bankanın birleşme öncesinde %3,2 olan payı birleşme sonrasında uzun süre benzer seviyelerde kalmış ise de 2025 yılında %1,8’e kadar gerilemiştir.  Bankanın 2025 sonundaki aktif büyüklüğü 768 milyar TL’dir.</p>
<p><strong>Kredilerde Payı:</strong> Bankanın birleşme öncesinde %3,9 olan payı birleşme sonrasında uzun süre benzer seviyelerde kalmıştır. Bankanın 2025 sonundaki krediler 446 milyar TL ve payı %1,9’dur.</p>
<p><strong>İstihdamda Payı:</strong> Bankanın aktifler ve kredilerdeki pay düşüşü personel sayısında daha belirgindir. Birleşme öncesinde %5,7 olan payı birleşmenin hemen sonrasında düzenli düşüş ile 2025 yılında 8 bine ve payı %4,2’ye kadar gerilemiştir.</p>
<p>TEB’in dönem karı payında düşüşü daha dramatiktir. Birleşme sonrasındaki 2011-2015 arasındaki dönemde %3,4’e kadar yükselen payı 2025 yılında 14 milyar TL ile %1,6’ya kadar gerilemiştir.</p>
<p><strong>Türkiye Finans-Family Finans (2005)</strong></p>
<p>Sermayesi Boydak Grubuna ait Anadolu Finans Kurumu ile Ülker Grubuna ait Family Finans Kurumunun 2005’te Anadolu Finans çatısı altında Türkiye Finans adıyla birleşmesidir. Satıştan bir süre sonra çoğunluk hisseleri Suudi Arabistan kökenli gruba satılmıştır. Banka güncelde Türkiye Finans olarak faaliyetlerine devam etmektedir. Bankanın katılım bankacılığında aktifler, krediler ve personel payındaki gelişimi Grafik 26’da gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7564b122372-1786078385.png" alt="" width="1004" height="211" /><strong>Grafik 26: Türkiye Finans-Family Finans Birleşmesi ve Pazar Payı Gelişimi</strong></p>
<p><strong>Aktiflerde Payı</strong>: Bankanın birleşme akabinde %30 olan payı 2013 yılında kadar sınırlı bir gerileme ile %26’ya düşmüştür.  2014 yılında %34’e yükselen bankanın payı sonraki yıldan itibaren hızla düşüşe geçmiştir. Bankanın 2025 yılında aktif büyüklüğü 439 milyar TL ve payı %9’dur.</p>
<p><strong>Kredilerde Payı:</strong> Bankanın birleşme akabinde %30 olan payı birleşme sonrasında sınırlı bir gerileme ile 2010 yılında %25’e düşmüştür. 2011 yılında başlayan yükselişi 2015 yılında %37 ile zirve yapsa da sonraki yıl hızlı düşüşe geçmiştir<strong>. </strong>Bankanın 2025 yılında kredileri 234 milyar TL ve payı %10 civarındadır.</p>
<p><strong>İstihdamda Payı:</strong> Bankanın aktifler ve kredilerdeki pay düşüşü personel sayısında da görülmektedir. Birleşme akabinde %31 olan payı uzun süre %25 civarında istikrar kazansa da 2021’den itibaren kayıp hızlanmıştır. 2025 yılında bankanın istihdam düzeyi 3 binin üzerinde ve payı %14’tür.</p>
<p>Kamunun yönlendirmesi olmadan, tamamen ekonomik gerekçeler ve sermaye sahiplerinin iradesiyle başlayan birleşme süreci ülke ekonomisi, finans sektörü ve katılım bankacılığı açısından beklenen sonuçları üretmemiştir.</p>
<p>Birleşmenin yapıldığı yılın hemen sonrasında aktifler, krediler, toplanan fonlar, şube sayısı ve personel sayısında sektördeki payı neredeyse üçte bir olan bir kurum, sermaye sahibinin Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı, iştah azalması vb. faktörler nedeniyle pazar kaybetmekte, küçülmekte ve sektörün büyüme performansını aşağıya çekmektedir. Benzer bir sorun özel sermayeli ve katılım bankacılığının köklü diğer kurumu için geçerlidir.</p>
<p>Yabancı sermayeli bankalar; merkez ülkeleri ile uluslararası konjonktürdeki olumsuz gelişmeleri Türkiye’ye daha fazla yansıtmakta, Türkiye stratejileri çabuk değişmekte, konsantrasyonları ve risk iştahları hızla azalabilmektedir. Bir başka ifadeyle sermaye sahiplerinin maruz kaldığı olumsuz gelişmeler diğer ülkelerdeki faaliyetlere çarpan etkisiyle yansımaktadır.  Bu durum; bankacılık gibi istikrar ve güvenin ana sermaye olduğu bir sektörde yabancı sermayenin etki alanının oldukça sınırlı olmasının ekonomik istikrar ve finansal güven açısından önemini ortaya koymaktadır. </p>
<p>Türkiye Finans ve TEB’in ana sermayedarının kendi ülkesindeki sorunlarının ülkemize etkilerinin sınırlı olmasında bankacılık sektöründeki paylarının nispeten düşük olması belirleyicidir.</p>
<p>Geçmişte olduğu gibi katılım bankacılığındaki payı neredeyse üçte bir olan bir bankanın hızla küçülmesinin ülke ekonomisi, reel sektör, finans, bankacılık ve katılım bankacılığı için daha sarsıcı sonuçlar üretmesi kamunun yeni kurumlarıyla girişi sayesinde engellenmiştir.  </p>
<p>Bankacılık sektöründe gereğinden fazla büyük bankaların yaşayabileceği sorunlar ekonomi, reel sektör, finansal istikrar, bankacılık sektörü ve katılım bankacılığı için önemli tehdit potansiyelidir. Sektörün az sayıda çok büyük bankalar yerine makul büyüklükte ve çok sayıda bankadan teşekkül etmesi en sağlıklı yapıdır.</p>
<p><strong>Kamu katılım bankalarının birleşmesi </strong></p>
<p>Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, katılım finans sisteminin finansal istikrar açısından stratejik bir unsur olarak görüldüğünü ve bu alanı büyütecek köklü adımlar atılacağını ifade etti. Bu kapsamda kamu katılım bankacılığında yeni bir döneme girildiği, Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Halk Katılım bankalarının birleştirileceği açıklandı. Bu üç kurumun güçlerini birleştirmesiyle sektörde büyük bir sinerji ve ivme yakalanacağı, bir diğer stratejik hamle olarak Emlak Katılım Bankası'nın halka arz edileceği bilgisini paylaştı.</p>
<p>Birleşme konusu olan üç katılım bankasından Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım 2015 yılından beri faaliyettedir. Halk Katılım ise kuruluş izni almasına rağmen henüz faaliyete geçmemiştir.</p>
<p>Birleşme kapsamındaki Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım’ın kuruluştan itibaren gösterdikleri gelişim aktifler, krediler ve istihdam ayırımında grafiklerde verilmekte ve değerlendirmeler paylaşılmaktadır. </p>
<p>Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım aktiflerinin katılım bankacılığı içindeki payının gelişimi Grafik 27’de gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a756487131d4-1786078343.png" alt="" width="1004" height="172" /><strong>Grafik 27:  Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım Aktiflerdeki Payların Gelişimi</strong></p>
<p><strong>Aktiflerde Payları: </strong>2026 Mart sonu itibariyle Ziraat Katılım’ın aktifleri 809 milyar TL, Vakıf Katılım’ın aktifleri 889 milyar TL’dir. Katılım bankacılığı aktifleri içinde %18’er civarında paya sahip olan her iki kurumun payı katılım bankacılığında %36’ya yaklaşmıştır.</p>
<p>Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım, faaliyet geçmelerinden sadece on yıl sonra katılım bankacılığının en büyük ilk üç kurumu arasında yer almıştır.</p>
<p>Mart 2026 itibariyle her iki kurum; bankacılık sektöründe uluslararası ve milli çok sayıda köklü bankayı geride bırakarak aktifle büyüklüğü içindeki paylarını %2’ye yaklaştırmış ve parlak bir başarıya imza atmıştır.  </p>
<p>Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım kredilerinin katılım bankacılığı içindeki payının gelişimi Grafik 28’de gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a756462bbca5-1786078306.png" alt="" width="1004" height="173" /></strong><strong>Grafik: 28  Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım Kredilerdeki Payların Gelişimi</strong></p>
<p><strong>Kredilerde Payları:</strong> 2026 Mart itibariyle Ziraat Katılım’ın kredileri 512 milyar TL ve Vakıf Katılım’ın kredileri 399 milyar TL’dir. Aktiflerde Vakıf Katılım’ın 80 milyar TL gerisinde olan Ziraat Katılım kredilerde Vakıf Katılım’ın 112 milyar TL önündedir. Katılım bankacılığı kredileri içinde Ziraat Katılım %20,7 ve Vakıf Katılım %16,1 paya sahip her iki kurumun payı katılım bankacılığı kredilerindeki payı %37’ye yaklaşmıştır.</p>
<p>Uluslararası ve milli çok sayıda köklü bankayı geride bırakarak bankacılık sektörünün kredileri içinde %2 pay alan Ziraat Katılım ve %1,6 pay alan Vakıf Katılım parlak bir başarıya imza atmıştır.   </p>
<p>Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım’ın topladıkları fonların katılım bankacılığı içindeki payının gelişimi Grafik 29’da gösterilmektedir</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75643d4d2dc-1786078269.png" alt="" width="1004" height="178" /><strong>Grafik 29: Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım Toplanan Fonlardaki Payların Gelişimi</strong></p>
<p><strong>Toplanan Fonlarda Payları:</strong> 2026 Mart itibariyle Ziraat Katılım’ın topladığı fonlar 525 milyar TL ve Vakıf Katılım’ın topladığı fonlar 616 milyar TL’dir. Kredilerde Vakıf Katılım’ın 112 milyar TL önünde olan Ziraat Katılım toplanan fonlarda Vakıf Katılım’ın 92 milyar TL gerisindedir. Toplanan fonlar içinde Vakıf Katılım %19,4 ve Ziraat Katılım %16,5 paya sahiptir ve her iki kurumun toplanan fonlardaki payı %36’ya yaklaşmıştır.</p>
<p>Uluslararası ve milli çok sayıda köklü bankayı geride bırakarak bankacılık sektörünün mevduatı (katılım bankacılığında toplanan fonlar) içindeki paylarında Vakıf Katılım %2,2 ve Ziraat Katılım’ın %1,9 pay almış ve önemli bir başarı göstermiştir.</p>
<p>Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım’ın şube sayılarının katılım bankacılığı içindeki payının gelişimi Grafik 30’da gösterilmektedir</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75641a8ee5e-1786078234.png" alt="" width="1004" height="178" /><strong>Grafik 30: Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım Şube Sayılarındaki Payların Gelişimi</strong></p>
<p><strong>Şube Sayılarındaki Payları:</strong> Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım şube açılışı ve hizmetin yurt sathına yaygınlaşmasında da hızlı büyümüştür. 2026 Mart’ta Ziraat Katılım’ın şube sayısı 233 ve vakıf Katılım’ın şube sayısı 220’dir. Katılım bankacılığı şube sayısı içinde Ziraat Katılım %15,5 ve Vakıf Katılım %14,6 paya sahiptir. Her iki kurumun katılım bankacılığı şube sayısında %30 payı ve şube yaygınlaşmasındaki büyüme performansı dikkat çekicidir.</p>
<p>Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım’ın istihdam seviyelerinin katılım bankacılığı içindeki payının gelişimi Grafik 31’de gösterilmektedir</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7563dd8d352-1786078173.png" alt="" width="1004" height="178" /><strong>Grafik 31: Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım Personel Sayılarındaki Payların Gelişimi</strong></p>
<p><strong>İstihdamdaki Payları:</strong> 2025 sonunda Ziraat Katılım 3.140 ve Vakıf Katılım 3.071 personel istihdam etmektedir. Katılım bankacılığı istihdamında %14 civarında paya sahip olan iki kurumun katılım bankacılığı istihdamında payı %28’e yaklaşmıştır.</p>
<p>Uluslararası ve milli çok sayıda köklü bankayı geride bırakarak bankacılık sektörünün istihdamında %3 civarında pay alan iki kurum bu konuda da ciddi bir başarı göstermiştir.</p>
<p><strong>Özetle Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım;</strong></p>
<p>Sadece on yıl içinde çok önemli başarılar göstermiş, aktifler, toplanan fonlar, krediler, şube sayısı ve istihdamda katılım bankacılığının en büyük oyuncuları arasında ikinci ve üçüncü sıraya yerleşmiştir.</p>
<p>Analizde ele alınan finansal ve teknik göstergelerdeki parlak başarıların yanında ülke ekonomisine, bankacılık ve katılım bankacılığının gelişmesine rakamlarla ifade edilemeyecek derecede ve sektörün köklü bazı kurumlarının göstermediği düzeyde katkı yapmıştır. Bu katkıların yanında ülkemizin sınırları dışındaki çok yönlü stratejilerine finansal akıncı olarak destek vermiştir.</p>
<p>İhlas Finans ve Banka Asya’nın neden olduğu tahribat ile faaliyette olan yabancı sermayeli iki köklü kurumun Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı ve iştah azalmasının neden olduğu kayıpları çok hızlı bir şekilde telafi etmiştir. Ziraat Katılımı ve Vakıf Katılım hızlı büyümenin lokomotifi olmuş ve katılım bankacılığının bankacılık sektörü içindeki payların %10’lara yaklaşmasını sağlamıştır.</p>
<p>Katılım bankacılığının maruz kaldığı İhlas Finans ve Bank Asya tahribatları pazar payının %15’e kolaylıkla ulaşmasını engellemiştir.</p>
<p>Halkbank’ta görev yaptığım yıllarda kamu sermayeli ilk katılım bankası kuruluşu bize tevdi edilmişti. O dönemde uluslararası bir şirkete yaptırılan araştırmada katılım bankacılığında Türkiye’de potansiyel pazar payının %15 ile %20 arasında olduğu ifade edilmiş ve teşvik edici bir değerlendirme yapılmıştı.</p>
<p>Aradan geçen on yıldan fazla sürede katılım bankacılığı dünyada hızlı büyüdü. Ülkemizin maruz kaldığı çok yönlü siyasi, ekonomik ve finansal saldırılara, Covid 19 pandemisine, Rusya-Ukrayna savaşına ve ABD-İsrail ittifakının İran’a saldırısıyla başlayan büyük krize rağmen katılım bankacılığının ulaştığı %10 civarındaki pazar payı çok önemli bir başarıdır. Bu başarıda payı olan Kuveyt Türk, Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Emlak Katılım yönetimini tebrik ve haklarını teslim etmek gerekir.</p>
<p>Esasen bu başarının mimarı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Katılım bankacılığına inancını her zaman ifade eden, desteklerini ve yakın takibini diri tutan, katılım bankacılığının gelişmesini engellemeye çalışan harici ve dahili girişimlere prim vermeyen kararlılığından asla uzaklaşmayan Cumhurbaşkanımıza ülkemiz adına teşekkür edelim ve hakkını telim edelim.</p>
<p><strong>Değerlendirmeler</strong></p>
<p>Bankacılık; ekonomilerin büyümesine ve toplumsal refah artışına katkıda bulunan çok önemli bir sektördür. Ülkelerin siyasi, ekonomik ve kültürel gücünün tamamlayıcısıdır. Dünyada güç merkezi olan ülkelerin bankacılık sistemleri büyük ve güçlüdür.</p>
<p>Küresel ölçekte 2025 yılında 6,5 trilyon USD’ye ulaşan ve 2029 yılında 10 trilyon USD’ye yaklaşması beklenen faizsiz finans sisteminin en büyük bileşeni katılım bankacılığıdır.</p>
<p>Türkiye’de 1985 yılına iki kurum ile başlayan katılım bankacılığında güncelde üçü kamu sermayeli on banka faaliyettedir.</p>
<p>Mart 2026 itibariyle katılım bankacılığının aktif büyüklüğü 4,7 trilyon TL, kredileri 2,5 trilyon TL, toplanan fonları 3,2 trilyon TL, şube sayısı bin beş yüz ve personel sayısı 23 civarındadır. Katılım bankacılığı, bankacılık sektöründen %10 civarında pay almaktadır.</p>
<p>Kamu sermayeli Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım on yıl önce girdikleri katılım bankacılığında; aktif büyüklüğü, krediler, toplanan fonlar, şube ve personel sayısında kısa sürede %30’ları aşan paya ulaşarak parlak bir başarı göstermiştir. Ayrıca bankacılık sektöründe uluslararası ve milli çok sayıda köklü bankayı geride bırakarak paylarını %1,5 ile %2 aralığına taşımıştır.</p>
<p>Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım; tasarrufların sisteme aktarılması, reel sektörün finansmanı, istihdam vb. ekonomik ve sosyal hayatın farklı alanlarında önemli katkılar üretmiş, futbol terminolojisi ile orta sahada oyunun hem defans hem de hücum yönünü başarıyla oynamıştır.  Başarıları açık ve çok kıymetli olan kurumların özenle korunması ve büyütülmesi gereklidir.</p>
<p>Banka birleşmeleri dünyada ve ülkemizde beklenen sonuçları vermemiştir. Özellikle pazar payları %10’lara yaklaşan bankaların birleşmesi ekonomi, reel sektörün finansmanı, sektörün büyümesi ve verimlilik açısından telafisi uzun zamana yayılabilecek daha büyük sorunlar üretmektedir.</p>
<p>Katılım bankacılığında; aktifler, krediler, toplanan fonlar, şube sayıları ve istihdamdaki payları birbirine oldukça yakın ve toplamda %30’un üzerinde olan iki kamu katılım bankasının birleştirilmesi stratejisinin açıklanan hedeflere ulaşmada başarısızlıkla sonuçlanması kuvvetle muhtemeldir.</p>
<p>Bankacılık sektöründe gereğinden fazla büyük oyuncuların varlığı ciddi risk unsurudur.  Bu bankaların yaşayabileceği sorunlar; ekonomiyi, reel sektör, finans, bankacılık ve katılım bankacılığı için önemli tehdit potansiyelidir. Sektörün az sayıda çok büyük bankalar yerine nispeten makul büyüklükte ve çok sayıda bankadan teşekkül etmesi en sağlıklı yapıdır.</p>
<p><strong>Katılım bankacılığının daha da büyümesi için öneriler</strong></p>
<ul>
<li>Finansal istikrar için stratejik unsur olarak görülen ve daha da büyütme hedefi belirlenen katılım bankacılığında, faaliyette olan iki kamu katılım bankasının birleştirilmesi konusu yeniden değerlendirilmelidir.</li>
<li>Her iki bankanın ayrı ayrı büyümesini sağlayacak halka açılma, uluslararası piyasalardan stratejik ortak ve uzun vadeli fon temini vb. kaynak yapısını güçlendirecek adımlar atılmalıdır.</li>
<li>Yeni katılım bankası kurma veya mevcutlara ortak olma yoluyla uluslararası sermayenin girişi teşvik edilmelidir.</li>
<li>Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı ve iştahı azalan iki köklü bankanın sorunları çözülmelidir.</li>
<li>İzin alan yeni katılım bankalarının faaliyete geçiş süreçleri kurumsal kalite ve finansal yeterlilik açısından desteklenmelidir.</li>
</ul>
<p><strong>* Dr. Ahmet YARIZ</strong></p>
<ul>
<li>1966 Yılında Elazığ'da doğdu. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'nde, Yüksek Lisans ve Doktora Eğitimini ise Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü'nde yaptı. Sanayi, finans ve hizmet sektöründe 40 yıla yaklaşan tecrübesi bulunmaktadır.</li>
<li>Katılım bankalarının Özel Finans Kurumları tanımlandığı 1990’lı yıllarda Al Baraka Türk ve Kuveyt Türk’ün proje, pazarlama ve yatırımlar bölümünde çalıştı.</li>
<li>Vakıfbank A.Ş.de 2003 Yılında Risk Yönetimi ve İç Denetimin Sürdürülmesinden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi olarak, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun kuruluşunda ve en etkin dönemi olan 2004-2006 yılları arasında Kurul Üyesi olarak görev yaptı. Halk Bankası A.Ş.’de 2008-2019 yılları arasında; Yönetim Kurulu Üyesi, Kredi Komitesi Üyesi ve Denetim Komitesi Üyesi olarak görev yaptı.</li>
<li>Bankacılıkta Risk Yönetimi: Risk Matrisi Uygulaması" kitabı bulunmaktadır. Ekonomi, Finans ve İşletme Yönetimi konularında Dünya Gazetesi ve Ekonomim Gazetesinde yazıları yayınlanmıştır.</li>
<li>"Bankacılık", "Türkiye Ekonomisi” ve " İşletme Finansı" konularında üniversitelerde lisans ve lisans üstü dersleri vermektedir.</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamu-katilim-bankalarinin-birlestirilmesi-yeniden-dusunmek-84842</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/2/1280x720/567-1786079712.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamu katılım bankalarının birleştirilmesi: Yeniden düşünmek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepte-konut-seferberliginde-yeni-asama-84908</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep’te 5 bin konutun temeli atıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen Kuzeyşehir ve Güneyşehir Konutları Hak Sahiplerine Anahtar Teslimi, Kat ve Daire Kurası ile Bahçelievler Konutları Temel Atma Töreni, Kamil Ocak Spor Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>Program kapsamında ilk olarak Gazikonut tarafından Kuzeyşehir ve Güneyşehir’de yapımı devam eden bin konuta ilişkin kat ve daire belirleme kurası noter huzurunda gerçekleştirildi. Daha önce hak sahibi olarak belirlenen vatandaşların blok, kat ve daire numaraları kura sonucunda kesinleşti.</p>
<p>Ardından bin konutun anahtar ve tapu teslim süreci başlatıldı. Programda hak sahiplerine anahtar ve tapularını AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı ile Başkan Fatma Şahin teslim etti. Törenin ardından diğer hak sahiplerinin de konut teslim işlemleri resmen başladı. Programın devamında Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki Gazikonut tarafından hayata geçirilen Bahçelievler Projesi’nin ilk etabında yer alan 5 bin konutun temel atma töreni gerçekleştirildi.</p>
<p>Kamil Ocak Kapalı Spor Salonu ile proje alanı arasında kurulan canlı bağlantı üzerinden gerçekleştirilen törende Gazikonut Genel Müdürü Mesut Şahin, proje alanından temel atma seremonisine eşlik etti. Şahin, projenin ülkeye hayırlı olmasını diledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75bf409291e-1786101568.jpeg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>“Böylesine güzel projelerle sizlerle birlikte olmaktan büyük keyif aldık”</strong></p>
<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Gaziantep’te bugün düzenlenen törenlerde bulunmaktan dolayı gurur duyduğunu ifade ederek, şunları söyledi: “Böylesine güzel projelerle sizlerle birlikte olmaktan büyük keyif aldık. Onurlandım. Bu duygularla konuşmamın başında hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Konutlar tamamlanmış, anahtar teslim töreni yapılacak. Bahçelievler Projesi’nin temel atma töreni yapılacak ve kura çekimleri olacak.”</p>
<p><strong>“Gaziantep marka değeri yüksek bir şehir”</strong></p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin haklıya hakkını objektif şekilde, yetkisini suistimal etmeden verdiğine dikkati çeken Yazıcı, “Kimsesizlerin kimi olacaksın. Bunu yapabilmek için de liderimizin ifadesiyle dertli olacaksın, dertli. Türkiye büyük bir ülke. Gaziantep de bu büyük ülkede marka değeri yüksek şehirlerimizden bir tanesi; ticareti bakımından, sanayisi bakımından, eğitimi bakımından. Gaziantep’teki dönüşümü görüyor, gözlüyor olmak ülkemiz açısından son derece kıymetli ve sevindiricidir. Gaziantep gerçekleştirdiği faaliyetler anlamında örnek teşkil edecektir. Buna öncülük eden, gece gündüz demeden koşturan başta Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanımız Fatma Şahin olmak üzere milletvekillerimize ve tüm kadrolara bir kez daha sizler adına teşekkür ediyorum. Tecrübem bana şunu göstermiştir. Gözlemim şudur; bir ilde yönetici kadrolar, siyasi kadrolar millete odaklanarak, hak hukuk gözeterek, helal harama dikkat ederek birlikte çalışma yürütürlerse, sorunların çözümüne birlikte odaklanırlarsa, yani ortak aklı egemen hale getirirlerse orada başarı var” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75bf586aed2-1786101592.jpeg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>“Biz gayretten sorumluyuz”</strong></p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Gaziantep Modeli’nin “birlikte rahmet, birlikte kuvvet” anlayışıyla yürütülen bir anlayışa sahip olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Dünyada mekân, ahirette iman önemli. Biz gayretten sorumluyuz. Göreve geldiğimizde yaptığımız master planlar arasında İmar Master Planı da vardı. Büyük bir deprem felaketi yaşadık; bizim ne kadar büyük bir devlet ve millet olduğumuzu bu felakete karşı gösterdiğimiz gayret ve sorumlulukla bütün dünyaya gösterdik. Bu şehri daha güvenli yapmak için elimizden gelen çabayı, gayreti gösterdik, göstermeye de devam ediyoruz. Merkez ilçe belediyelerimiz başta olmak üzere bütün belediyelerimiz yerel kalkınmanın ana damarı oldu. Bu şehri eğitim şehri, bilim şehri, spor şehri, medeniyet şehri yapıyoruz. Birlikte başaracağız.”</p>
<p><strong>“Toplu konutta Türkiye’ye örnek olan il Gaziantep”</strong></p>
<p>Gaziantep Valisi Kemal Çeber programda yaptığı konuşmada, toplu konutta birkaç yıl içinde şehirde konut sıkıntısı kalmayacağını dile getirerek, “Yerel yönetimler anlamında Gaziantep birçok konuda Türkiye’ye örnek oluyor. Gaziantep Büyükşehir Belediyemiz toplu konut çalışmalarında muhteşem işler başarıyor. Bugün bunun için buradayız. Anahtar teslim ve kura çekilişleri yapıyoruz. Gaziantep’in birkaç yıl içerisinde konut sıkıntısı kalmayacak” diye konuştu</p>
<p>AK Parti Gaziantep Milletvekili Dr. Derya Bakbak, Kuzeyşehir ve Güneyşehir için çekilen kat ve daire kuralarının yanı sıra konut teslim süreçlerinin ve Bahçelievler Projesi’nin vatandaşlara hayırlı olmasını diledi. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili ve Gazikonut Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Haz ise Bahçelievler Projesi başta olmak üzere ileriki süreçte hayata geçirilecek müstakil ve orta ölçekli evler hakkında katılımcılara bilgi verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepte-konut-seferberliginde-yeni-asama-84908</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/8/1280x720/gaziantepte-konut-seferberliginde-yeni-asama-1786101631.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Büyükşehir Belediyesi iştiraki Gazikonut tarafından yürütülen konut projelerinde bir aşama daha tamamlandı. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın katılımıyla düzenlenen programda Kuzeyşehir ve Güneyşehir’de bin konutun kat ve daire kurası çekilirken, bin konutun ise hak sahibine anahtar teslimi yapıldı. Program kapsamında ayrıca Bahçelievler Projesi’nin ilk etabını oluşturan 5 bin konutun temeli de atıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dilovasi-belediyesi-tavsancila-yeni-sosyal-tesis-kazandiriyor-84905</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dilovası Belediyesi&#039;nden Tavşancıl&#039;a yeni sosyal tesis</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Dilovası Belediyesi'nin, ilçenin sosyal yaşamına katkı sağlayacak yeni bir projeyi daha hayata geçirmek için çalışmalarını sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Tavşancıl Mahallesi'nde, tarihi hamamın bulunduğu alanda inşa edilmesi planlanan sosyal tesis ile vatandaşların aileleriyle birlikte güvenli ve huzurlu bir ortamda vakit geçirebileceği yeni bir yaşam alanının ilçeye kazandırılması hedefleniyor.</p>
<p>Tarihi dokuya uygun mimarisi ve işlevsel yapısıyla tasarlanan sosyal tesisin, tamamlandığında Tavşancıl Mahallesi'nin önemli cazibe merkezlerinden biri olması amaçlanıyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/08/07/tavsancila-tarihi-dokuyla-uyumlu-y-gtop.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu, projenin hayata geçirileceği alanda incelemelerde bulundu. Çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi alan Ömeroğlu, "Şehrimizin her mahallesine değer katacak projeleri bir bir hayata geçiriyoruz. Tavşancıl Mahallemizde tarihi hamamın bulunduğu bu alanı, geçmişimizin izlerini yaşatan ve gelecek nesillere aktaran örnek bir sosyal yaşam merkezine dönüştürmek istiyoruz. Vatandaşlarımızın aileleriyle birlikte huzur içinde vakit geçirebileceği, komşuluk ilişkilerinin güçleneceği ve sosyal hayatın canlanacağı bu projeyi en kısa sürede hemşehrilerimizin hizmetine sunmak için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dilovasi-belediyesi-tavsancila-yeni-sosyal-tesis-kazandiriyor-84905</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/5/1280x720/dilovasi-belediyesi-tavsancila-yeni-sosyal-tesis-kazandiriyor-1786099448.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tavşancıl Mahallesi&#039;nde tarihi hamamın bulunduğu alanda hayata geçirilmesi planlanan sosyal tesis hakkında açıklama yapan Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu, &quot;Şehrimizin her mahallesine değer katacak projeleri bir bir hayata geçiriyoruz. Tavşancıl Mahallemizde tarihi hamamın bulunduğu bu alanı, geçmişimizin izlerini yaşatan ve gelecek nesillere aktaran örnek bir sosyal yaşam merkezine dönüştürmek istiyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nurdagi-deprem-muzesi-ve-afet-farkindalik-merkezi-icin-is-birligi-protokolu-imzalandi-84898</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nurdağı Deprem Müzesi ve Afet Farkındalık Merkezi için iş birliği protokolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) arasında Gaziantep İli Nurdağı İlçesi Deprem Müzesi ve Afet Farkındalık Merkezi İş Birliği Protokolü imzalandı.</p>
<p>AFAD Başkanlığında düzenlenen protokol Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ve AFAD Başkanı Vali Ali Hamza Pehlivan tarafından imzalandı. Asrın felaketi 6 Şubat 2023 depremlerinde yaşananları, müdahale ve iyileştirme sürecini gelece kuşaklara aktarmak amacıyla olan müze, afet hafızasını canlı tutmak, toplumda afet farkındalığı artırmak amacıyla hayata geçirilecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75ab20f2ba6-1786096416.jpg" alt="" width="700" height="445" /></p>
<p>Ayrıca merkezin öğrenciler, kamu personeli, gönüllüler, kamu kurumları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları ile vatandaşlara yönelik uygulamalı afet farkındalık eğitimlerinin verileceği sürekli bir öğrenme alanı oluşturulması amaçlanacak. Müze, alanın kamulaştırılmasıyla Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş Osmaniye’yi birbirine bağlayan Nurdağı’nda yer alan konumda 10 bin metrekare alan üzerinde yapılacak. Enkaz halinde duran ve depremin izlerini taşıyan 8 yapı dondurularak, depremin izlerini ve depremin yarattığı etkileri anlatacak.</p>
<p>Enkazın içinde bulunduğu alan dükkan, ticari birimler ve konutlardan oluşan yıkıntılar, orta ve kenar kısımlarda organik biçimli bir boşluk merkezin yerleşebileceği ve pek çok cephesinden enkazın ve çevrenin izlenebileceği ya da içine dönebileceği görsel ve algısal anlatı imkanları sunacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nurdagi-deprem-muzesi-ve-afet-farkindalik-merkezi-icin-is-birligi-protokolu-imzalandi-84898</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/8/1280x720/nurdagi-deprem-muzesi-ve-afet-farkindalik-merkezi-icin-is-birligi-protokolu-imzalandi-1786096434.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile AFAD arasında Nurdağı&#039;nda yapılacak deprem müzesi ve afet farkındalık merkezi için iş birliği protokolü imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/albaraka-turkten-ilk-yarida-4-milyar-lira-net-kar-84891</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Albaraka Türk&#039;ten ilk yarıda 4 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Albaraka Türk, 2026'nın ilk yarısına ait konsolide finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) bildirilen sonuçlara göre, bankanın reel sektöre sunduğu nakdi ve gayrinakdi finansmanın toplamı yılın ilk yarısı itibarıyla 363 milyar liraya ulaştı.</p>
<p>Sonuçlara göre, haziran sonu verileriyle toplam aktif büyüklüğünü 541,7 milyar liraya çıkaran banka, varlık kalitesindeki duruşunu sürdürdü. Bankanın haziran dönemindeki takipteki alacaklar oranı yüzde 1,93 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Yılın ilk yarısında 4 milyar lira net kâr elde eden bankanın sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 17,05 seviyesinde gerçekleşti. Katılma ve özel cari hesaplar aracılığıyla toplanan fonların büyüklüğü de 330 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Piyasadaki fonlama maliyeti artışlarına rağmen bankanın kaynak yapısı ve mali yönetimiyle istikrarlı büyümesine devam ettiği belirtildi. Toplanan kaynaklar içinde özel cari hesapların payı yüzde 46,7 ile yüksek seyrini korudu.</p>
<p><strong>"Reel ekonomiye desteğimizi sürdürmeye devam ettik"</strong></p>
<p>Albaraka Türk Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Malek Temsah, enflasyon patikası ve sıkı para politikalarına bağlı zorlu piyasa koşullarında reel ekonomiye desteklerini sürdürmeye devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Temsah, yılın ilk 6 ayında nakdi finansman hacimlerindeki ivmenin bankacılık ortalamasının üzerinde seyrettiğini ve 2025 yılı sonuna kıyasla nakdi kredi hacimlerini yüzde 20 artırarak 284,3 milyar lira seviyesine çıkardıklarını aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Sürdürülebilir gelir artışımızın ve sağlam finansal yapımızın olumlu etkilerini görmekteyiz. 2026 yılı ilk yarıyılında konsolide net karımız, 2025 yılının aynı dönemine göre, geçtiğimiz yılın ilk çeyreğinde iptal edilen 7 milyar liralık serbest karşılık hariç tutulduğunda, yüzde 48 artarak 4 milyar lira olarak gerçekleşti. Ortalama öz kaynak karlılığımız ise yüzde 34,2 seviyesinde gerçekleşti."</p>
<p>Bankalarının vizyon ve misyonu doğrultusunda 2026'da faaliyetlerine hız kesmeden devam ettiklerini vurgulayan Temsah, katılım finans ilkeleri doğrultusunda müşterilerinin beklentilerini en iyi şekilde karşılamak için müşteri odaklı yaklaşımlarını daha da ileriye taşıdıklarını ifade etti.</p>
<p>Temsah, "Bu süreçte bankamızın teknoloji kapasitesini artırmaya yönelik yatırımlarımızı artırarak, finansal hizmetlerimizi daha erişilebilir, yenilikçi ve kullanıcı dostu hale getirmeye devam ediyoruz. Sürdürülebilirlik alanındaki projelerimizi genişleterek, topluma ve çevreye karşı sorumluluğumuzu yerine getiriyor, ekonomik değer üretirken sosyal faydayı da ön planda tutuyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/albaraka-turkten-ilk-yarida-4-milyar-lira-net-kar-84891</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/1/1280x720/malek-temsah-1786091713.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Albaraka Türk&#039;ün net kârının yılın ilk yarısında yüzde 48 artarak 4 milyar liraya yükseldiği bildirildi. Genel Müdür Malek Temsah, &quot;Sürdürülebilir gelir artışımızın ve sağlam finansal yapımızın olumlu etkilerini görmekteyiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskan-adayi-cetin-antalyanin-guclu-uretken-itibarli-ve-oncu-bir-atsoya-ihtiyaci-var-84886</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başkan Adayı Çetin: Antalya’nın güçlü, üretken, itibarlı ve öncü bir ATSO’ya ihtiyacı var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkan Adayı Davut Çetin, Ekim ve Kasım aylarında yapılması düşünülen seçimlerde başkan adaylığını adeta gövde gösteri yaparak açıkladı.</p>
<p>Antalya iş dünyasının ağır topları ve STK temsilcilerinin yoğun katılım gösterdiği seçim ofisinde Davut Çetin, ATSO başkanlığına neden yeniden aday olduğunu anlattı.    </p>
<p>Antalya iş dünyasının emek vererek birlikte büyüttüğü kurumsal mirası yeniden ayağa kaldırmak, Antalya’ya karşı sorumlulukları yeniden üstlenmek için aday olduğunu ifade eden Çetin, ‘’ATSO, Antalya’nın aklı, sesi, vicdanı ve üretme gücüdür. ATSO, bu kentin iş dünyasının ortak çatısıdır. Üyemizin derdini anlatabildiği kapıdır. Sektörlerimizin çözüm aradığı yerdir. Antalya’nın geleceğine dair ortak aklı öne çıkaran en önemli kurumlardan biridir’’ dedi.</p>
<p>Geçmiş dönem ATSO yönetiminde görev yaparken Türkiye ve Antalya’nın büyük zorluklar yaşandığını belirten Çetin, bu süreçte Rusya ile uçak krizi, 15 Temmuz darbe girişimi, ATSO binasını hedef alan terör saldırısı, ekonomik dalgalanmalar ve pandemi yaşandığını anımsattı.</p>
<p>Turizmin, ticaretin, sanayinin, tarımın büyük sınavlardan geçtiği yılları birlikte yaşadıklarını ifade eden Çetin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bahane üretmedik, kapıları kapatmadık, üyemizi yalnız bırakmadık. Antalya iş dünyasının sesini kısmadık. ATSO susarsa, Antalya iş dünyası, Antalyalının sesi zayıflar. ATSO’yu, Antalya'nın lokomotifi, ortak aklı olarak gördük. Bugün açıkça görüyoruz ki ATSO’nun gücü zayıfladığında sadece bir kurum zayıflamıyor. Antalya’nın lobi gücü zayıflıyor. Üyemizin Ankara’daki sesi zayıflıyor. Sektörlerimizin çözüm üretme kapasitesi zayıflıyor. Antalya’nın geleceğe dair iddiası zayıflıyor. Bir kurumda süreklilik bozulursa, proje kültürü zayıflarsa, temsil gücü gerilerse, o kurumun geçmişte elde ettiği itibar hızla aşınır. Ben bugün ATSO’da bu aşınmayı görüyorum. ATSO’nun kentin birleştirici gücü olma özelliğinin azaldığını görüyorum.’’</p>
<p><strong>"Üye aidatları 2 yıl artırılmayacak"</strong></p>
<p>Bugün iş dünyası ve üyelerinin ekonomik yükünün sürekli arttığına dikkat çeken Çetin, göreve geldiklerinde üyelerin yükünü hafifletmek amacıyla iki yıl üye aidatlarını artırmayacakları vaadinde bulundu. Çetin, şöyle konuştu:</p>
<p> ‘’Türkiye’nin en düşük oda aidatlarından birisinin bugün en yüksek oda aidatlarından biri haline geldiğini ve bunun iş insanları üzerindeki yükünü görüyorum. Hedefimiz kurumlarımızda liyakati yeniden hakim kılmaktır. Sorunları konuşan değil, Çözüm üreten bir anlayışı yeniden güçlendirmektir. Bunun ilk adımlarından biri de üyemizin üzerindeki yükü hafifletmektir. Geçmişte olduğu gibi, üyemizi yük altında bırakan değil, üyemizin yükünü hafifleten bir anlayışla hareket edeceğiz. Bu nedenle göreve geldiğimizde ilk iki yıl oda aidatlarında artış yapmayacağız. Çünkü bugün üyemizin yeni yüklere değil, nefes almaya ihtiyacı var.’’</p>
<p><strong>"ATSO’nun sesi güçlü çıkmıyor"</strong></p>
<p>Antalya’da gündem sarsıcı birçok gelişme olurken ATSO’nun sesinin güçlü şekilde çıkmadığını, çözüm önerileri ortaya koyamadığını öne süren Çetin, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Antalya’nın yeniden güçlü, üretken, itibarlı ve öncü bir ATSO’ya ihtiyacı var. Çünkü Antalya’nın sorunların çözüm yollarını gösterecek, bunun için lobi yapacak güçlü bir iradeye ihtiyacı var. ATSO yeniden Türkiye’de örnek gösterilen oda olmalıdır. ATSO yeniden Antalya’nın birleştirici gücü, ortak aklı olmalıdır. Bu seçim sadece ATSO'nun seçimi değildir. Bu seçim, Antalya'nın yeniden güçlü bir sese kavuşup kavuşmayacağının seçimidir. Bu seçim, Antalya'nın ortak aklının yeniden ayağa kalkıp kalkmayacağının seçimidir. Antalya iş dünyasının sesini yeniden güçlendirmek için yola çıkıyoruz. Antalya’nın güçlü, üretken, itibarlı ve öncü bir ATSO’ya ihtiyacı var.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskan-adayi-cetin-antalyanin-guclu-uretken-itibarli-ve-oncu-bir-atsoya-ihtiyaci-var-84886</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/6/1280x720/atso-baskan-adayi-cetin-antalyanin-guclu-uretken-itibarli-ve-oncu-bir-atsoya-ihtiyaci-var-1786090524.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan adayı Davut Çetin, göreve seçilmeleri halinde, üyelerinin yükünü azaltmak amacıyla ilk iki yıl üye aidatlarını artırmayacağı vaadinde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84833</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 05:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Başlık Önerisi: Borsa İstanbul’da Pozitif Seyir! Piyasalar Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası" src="https://www.youtube.com/embed/EXnbe5Ffrt8" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84833</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/munyar-cipa-1774503815.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gaziantep/cimko-stratejik-pazarlama-vizyonuyla-bayilerinin-kurumsal-gelisimini-destekliyor-84900</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çimko&#039;nun Stratejik Pazarlama Eğitim Programı&#039;nın ilk etabı tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>SANKO Holding’in çimento ve hazır beton sektöründeki şirketi Çimko'nun, sürdürülebilir büyüme anlayışı doğrultusunda iş ortaklarının gelişimine yönelik yatırımlarını “Çimko Bayi Kulübü” çatısı altında hayata geçirdiği eğitim programlarıyla sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Kulübün ilk eğitim programı olarak düzenlenen Stratejik Pazarlama Eğitimi ile bayilerin değişen müşteri beklentilerini doğru analiz etmeleri, pazarlama bakış açılarını güncel eğilimler doğrultusunda geliştirmeleri ve kurumsal yetkinliklerini güçlendirmeleri hedefleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a75aebe451a1-1786097342.png" alt="" width="700" /></p>
<p>Verilen bilgiye göre program kapsamında marka yönetimi, güçlü marka algısının oluşturulması ve pazarlamanın dönüşen dinamikleri kapsamlı şekilde ele alındı. Geleneksel satış anlayışından müşteri odaklı pazarlama yaklaşımına geçiş süreci değerlendirilirken Pazarlama 4.0, dijital bağlantılılık, kuşakların tüketim alışkanlıkları ve dijital ekosistemde şekillenen yeni müşteri profilleri gibi güncel başlıklar katılımcılarla paylaşıldı. Gerçekleştirilen eğitimlerde ayrıca müşterinin ürünle ilk temasından satın alma kararına, memnuniyet sürecinden marka bağlılığına uzanan yeni nesil müşteri yolculuğu uygulamalı örneklerle aktarıldı. Başarılı pazarlama uygulamalarının incelendiği oturumlarda, pazarlama faaliyetlerinin etkinliğini ölçmeye yönelik yöntemler ile yapay zekâ teknolojilerinin pazarlama süreçlerine sağladığı katkılar da değerlendirildi.</p>
<p>Çimko, Bayi Kulübü ile bayilerinin müşterilerin değişen ihtiyaçlarını daha doğru analiz etmelerine, markalarını yeni dönemin dinamiklerine uygun şekilde konumlandırmalarına ve uzun vadeli müşteri ilişkileri geliştirmelerine katkı sağlamayı amaçlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gaziantep/cimko-stratejik-pazarlama-vizyonuyla-bayilerinin-kurumsal-gelisimini-destekliyor-84900</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/0/1280x720/cimko-stratejik-pazarlama-vizyonuyla-bayilerinin-kurumsal-gelisimini-destekliyor-1786097385.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çimko, bayilerinin kurumsal gelişimini desteklemek ve değişen pazar dinamiklerine uyum sağlamalarına katkı sunmak amacıyla hayata geçirdiği Çimko Bayi Kulübü kapsamındaki Stratejik Pazarlama Eğitim Programı&#039;nın ilk etabını tamamladı. Gaziantep, Adıyaman ve Bartın&#039;da gerçekleştirilen eğitimlerde marka yönetiminden dijital dönüşüme, müşteri deneyiminden yapay zekâ destekli pazarlama uygulamalarına kadar sektörün geleceğine yön veren güncel yaklaşımlar ele alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-cimentodan-ilk-yarida-22-milyar-lira-net-kar-84888</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> OYAK Çimento&#039;dan ilk yarıda 2,2 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>OYAK Çimento'nun 2026'nın ikinci çeyreğine ait finansal sonuçları Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, yılın ikinci çeyreğinde FAVÖK'ünü yıllık bazda yüzde 4, bir önceki çeyreğe göre ise yüzde 40 artırarak 3,9 milyar liraya yükselten şirket, aynı dönemde yüzde 36 artışla 15,6 milyar lira gelir elde etti.</p>
<p>Şirket, çimento satış hacmini ikinci çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5, ihracat hacmini ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28 artırırken, ikinci çeyreği yıllık bazda 2,2 yüzde puan artışla yüzde 24,7 FAVÖK marjıyla tamamladı.</p>
<p>OYAK Çimento, makroekonomik ve jeopolitik gelişmelerin paralelinde kısa vadeli dalgalanmaların öne çıktığı 2026'nın ilk yarısında 27 milyar lira gelir elde etti. Finansal dayanıklılığını ve operasyonel gücünü koruyan şirketin, sektöründe olumlu performansıyla ayrışırken, kararlılıkla hayata geçirdiği verimlilik odaklı uygulamaların da kârlılığına katkı sağlamaya devam ettiği belirtildi.</p>
<p>Sonuçlara göre, özellikle enerji verimliliği, alternatif yakıt kullanımı, dijitalleşme ve üretim optimizasyonuna yönelik çalışmalar şirketin operasyonel gücünü destekleyen başlıca alanlar oldu. Yılın ilk yarısında FAVÖK rakamı 6,6 milyar lira oldu. FAVÖK marjı yüzde 24,4 seviyesinde gerçekleşen OYAK Çimento'nun elde ettiği net kar 2,2 milyar lira oldu.</p>
<p>Şirketin hem çimento satış hacmi hem de beton satış hacmi 2026'nın ikinci çeyreğinde ilk çeyreğe kıyasla sırasıyla yüzde 44 ve yüzde 27 arttı. Şirketin ihracat hacmi ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28 artış gösterdi. İhracatın toplam satışlar içindeki payı ise yılın ikinci çeyreğinde yüzde 10 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>OYAK Çimento, nisanda 115 megavat kapasiteli Ankara Beypazarı Güneş Enerjisi Santrali'ni tam kapasiteyle devreye aldı. Türkiye'de bir sanayi üreticisinin öz tüketimi için tek lokasyonda kurduğu en büyük GES yatırımı olan projenin, şirketin karbon nötr yolculuğunda önemli bir kilometre taşı olduğu vurgulandı. Söz konusu yatırımın yanı sıra ilgili çeyrekte yüzde 27,3 seviyesinde gerçekleşen alternatif yakıt kullanım oranı, 2026'nın ikinci çeyreğinde şirketin marjlarını destekleyen temel unsurlar arasında yer aldı. Yatırımlarıyla enerji tüketiminde yenilenebilir enerjinin payını artıran şirketin, FIZIX Makine Sağlığı İzleme Projesi ve 5G MPN altyapısı gibi Endüstri 4.0 uygulamalarıyla da operasyonel verimliliğini, öngörücü bakım kabiliyetini ve duruş optimizasyonunu güçlendirmeyi sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p><strong>"Önümüzdeki dönemde de dönüşüm projelerimize kararlılıkla devam edeceğiz"</strong></p>
<p>OYAK Çimento Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve CIMPOR Global Mali İşler Direktörü (CFO) Eralp Tunçsoy, yılın ilk yarısının finansal disiplin ve karlılık odağından taviz vermedikleri bir dönem olduğunu belirterek, "Yaygın tesis ağımız, güçlü bilanço yapımız, etkin lojistik kabiliyetimiz ve verimlilik odaklı operasyonel modelimiz sayesinde güçlü kar marjlarımızı ve nakit akışımızı korumayı başardık. TCC Group Holdings çatısı altında CIMPOR markamızla yakaladığımız küresel sinerji, şirketimize hem yerel hem de uluslararası pazarlarda stratejik bir çeviklik ve finansal güç kazandırmaya devam ediyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm odaklı yatırımları kararlılıkla sürdürdüklerini vurgulayan Tunçsoy, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>"Yılın ilk yarısında devreye aldığımız 115 megavatlık Ankara Beypazarı GES yatırımımız yalnızca enerji maliyetlerimizi optimize eden bir proje değil, 2050 Net Sıfır hedefimiz açısından da kritik bir milat. Devam eden yenilenebilir enerji yatırımlarımız ve yüksek alternatif yakıt kullanım oranımız, maliyet yapımızı desteklerken rekabetçi gücümüzü artırıyor. Önümüzdeki dönemde de güçlü likidite yapımızı ve disiplinli maliyet yönetimimizi koruyarak verimlilik, sürdürülebilirlik ve büyüme odaklı adımlarımıza kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p>OYAK Çimento Ülke Üst Yöneticisi (CEO) Murat Sela da şirket olarak yılın ilk yarısında operasyonel güçlerini ve sürdürülebilir büyüme trendini korumayı başardıklarını belirterek, "Entegre tesis ağı, güçlü saha organizasyonu ve üretim kabiliyetimiz ile değişen piyasa koşullarına hızlı uyum sağladık. Özellikle kentsel dönüşüm ve afet bölgesinin yeniden yapılanma süreçlerindeki çimento ve hazır beton ihtiyacını karşılayarak sektördeki öncü konumumuzu pekiştirdik." açıklamasında bulundu.</p>
<p>Sektörde "üçüz dönüşüm" olarak adlandırılan sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve nitelikli insan kaynağı başlıklarını bütüncül bir iş modeliyle yönettiklerini ifade eden Sela, şunları kaydetti:</p>
<p>"Düşük karbonlu ürün gamımızı, kalsine kil teknolojilerimizi ve alternatif hammadde kullanımımızı sürekli geliştiriyoruz. Yapay zeka destekli üretim optimizasyon sistemlerimiz ve akıllı fabrika dönüşümümüz hem maliyet hem de çevresel hedeflerimize ulaşmamızı destekliyor. Önümüzdeki dönemde de dönüşüm projelerimize kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-cimentodan-ilk-yarida-22-milyar-lira-net-kar-84888</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/4/1280x720/oyak-cimentodan-ilk-ceyrekte-103-milyar-liralik-net-satis-1746083504.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OYAK Çimento&#039;nun 2026&#039;nın ilk yarısında 2,2 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-abdli-temsilci-ile-gorustu-beklentilerimizi-ifade-ettik-84887</guid>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat, ABD&#039;li temsilci ile görüştü: Beklentilerimizi ifade ettik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer görüştü. </p>
<p>Sosyal medya paylaşımında Greer ile çevrim içi görüşme yaptıklarını belirten Bolat, görüşmede, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump'ın, iki ülke arasında ortaya koyduğu 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefini ele aldıklarını bildirdi.</p>
<p>Bolat, "Bu doğrultuda, Türkiye ile ABD arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine yönelik adımları, devam eden ticaret görüşmelerindeki beklentilerimizi ifade ettik. Ekonomik ortaklığımızı, karşılıklı fayda ilkesi çerçevesinde ilerletmek için birlikte çalışmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-abdli-temsilci-ile-gorustu-beklentilerimizi-ifade-ettik-84887</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/3/1280x720/bakan-bolat-1766914820.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD Ticaret Temsilcisi Greer ile görüşen Ticaret Bakanı Bolat, &quot;Türkiye ile ABD arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine yönelik adımları, devam eden ticaret görüşmelerindeki beklentilerimizi ifade ettik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmo-findigi-255-liradan-alacak-uretici-tepkili-84824</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 17:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO fındığı 255 liradan alacak, üretici tepkili</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Uzun süredir rekolte ve fiyat tartışmalarının yaşandığı fındıkta taban fiyat belirlendi. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) fındıkta taban alım fiyatını açıkladı. TMO alım fiyatını geçen yıla göre yüzde 25 artırarak açıkladı. TMO, Giresun kalite fındığın kilosunu 255 liradan, levant kalite fındığı da 250 liradan alacak. TMO 50 randımanın üzerine Giresun kalite için 5.1 lira, levant kalite için ise 5 lira ilave fiyat verecek. TMO geçen yıl Giresun kalite fındığa 200 lira vermişti.</p>
<p>İktidar partisi dahil bölge siyasilerinin ve durmadan dile getirdiği TMO’dan 300-350 lira taban fiyat bekleyen fındık üreticisi TMO’nun alım fiyatı ile hayal kırıklığı yaşıyor. TMO’nun alım fiyatının yaptıkları masrafların bile altında kaldığını ifade eden üretici temsilcileri “TMO fındık çiftçisinin ölüm fermanını” diyerek tepkilerini dile getirdiler. Üreticiler açıklanan fiyatın Merkez Bankası’nın yılsonu yüzde 32’lik enflasyon beklentisinin bile altında olduğunu kaydettiler. Geçen yıl düşük rekolteye rağmen serbest piyasada fiyatların TMO alım fiyatının altında seyrettiğini vurgulayan üreticiler, rekolte artışının beklendiği bu yılda fiyatların daha da aşağı düşmesinden endişe ediyorlar<br /> <br /><strong>Karşı lobi iyi çalışmış</strong></p>
<p>En sert tepki Altınordu Ziraat Odası Başkanı Atakan Akça’dan geldi. “Fındık üreticisinin ölüm fermanını imzaladınız. Sadece yazık diyebiliyorum” ifadelerini kullanan Akça, TMO'nun açıkladığı fındık alım fiyatının üretim maliyetlerini karşılamaktan uzak olduğunu belirterek, ihracat lobisinin iyi çalıştığını söyledi. Açıklanan fiyatın üreticinin beklentilerini karşılamadığını ifade eden Akça, üretim maliyetinin yaklaşık 230 lira seviyesinde olduğunu, 250 liralık alım fiyatının ise üreticinin emeğinin karşılığını vermediğini savundu. Özellikle eğimli arazilerde üretim yapan çiftçilerin daha yüksek maliyetlerle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Akça, belirlenen fiyatın üreticiyi ekonomik açıdan zor durumda bırakacağını öne sürdü.</p>
<p><strong>Çaya yüzde 40, fındığa yüzde 25</strong></p>
<p>Giresun Ziraat Odası Eski Başkanı Özer Akbaşlı da, TMO’nun üreticinin beklentilerini karşılamadığını ifade etti. Akbaşlı, son üç yılda çay alım fiyatlarına yapılan artış oranlarının fındık fiyatlarına da yansıtıldığını, bu yıl ise aynı yaklaşımın benimsenmediğini söyledi. TMO’nun bu yıl çaya yüzde 40 fazla fiyat verirken fındığa yüzde 25 verdiği hatırlatan Akbaşlı, fındık alım fiyatının enflasyonun altında kaldığını belirtti. Üretim maliyetlerinin, işçilik ücretlerinin, mazot ve gübre gibi temel girdilerin tamamının enflasyon oranında arttığını belirtn Akbaşlı, üreticinin ürününe aynı oranda değer verilmediğini dile getirdi. Bu nedenle açıklanan fiyatın kabul edilebilir olmadığını ifade eden Akbaşlı, özellikle ürününü bekletme imkânı bulunmayan üreticilerin serbest piyasada daha düşük fiyatlarla satış yapmak zorunda kalabileceğini kaydetti.<br /><br /><strong>Serbest piyasa 230 lira olur</strong></p>
<p>TMO'ya ürün teslim sürecinin zahmetli olduğuna dikkat çeken Akbaşlı, randevu sistemi, ürünün hazırlanması ve teslim işlemleri nedeniyle birçok üreticinin serbest piyasaya yönelmek zorunda kaldığını söyledi. Bu durumun özellikle hasat için memleketine kısa süreli gelen üreticileri olumsuz etkileyeceğini belirten Akbaşlı, serbest piyasada fiyatların TMO'nun açıkladığı seviyenin de altına gerileyebileceği 230 lira civarında oluşabileceği uyarısında bulundu. Üreticilere birlik çağrısı yapan Akbaşlı, fındığın aceleyle pazara indirilmemesi halinde tüccarın daha yüksek fiyat vermek zorunda kalacağını savundu. Geçen yıldan devreden stoklara rağmen Türkiye'nin dünya fındık üretimindeki belirleyici konumunu koruduğunu vurgulayan Akbaşlı, "Üretici ürününe sahip çıkarsa piyasa da buna göre şekillenir" görüşünü dile getirdi. Karadenizli siyasetçilerin de fiyatın yeniden değerlendirilmesi için ortak girişimde bulunması gerektiğini ifade eden Akbaşlı, TMO'nun alım fiyatının revize edilmesinin hem üretici hem de sektör açısından önemli olacağını sözlerine ekledi. </p>
<p><strong>"Beklentilerin altında kalan fiyat üreticiyi memnun etmedi"</strong></p>
<p>Özellikle artan üretim maliyetleri ve zirai donun etkileri nedeniyle üreticilerin daha yüksek bir fiyat beklentisi içinde olduğunu belirten Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan, açıklanan fiyatın birçok üretici tarafından yetersiz bulunduğunu söyledi. Bundan sonraki süreçte TMO'nun uygulayacağı alım politikasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Soydan, TMO'nun bu sezon önceki yıllara göre daha fazla ürün alması gerektiğini, üreticilerin teslim ettiği ürünlerin geri çevrilmemesi ve ödemelerin kısa sürede yapılmasının piyasaya güven vereceğini söyledi. Serbest piyasanın da sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirten Soydan, TMO'nun açıkladığı fiyatın altında bir piyasa oluşmaması gerektiğini kaydetti. Üreticilere "satın" ya da "satmayın" yönünde bir çağrıda bulunmanın doğru olmayacağını ifade eden Soydan, piyasanın önümüzdeki günlerde nasıl şekilleneceğinin yakından takip edileceğini söyledi. Üreticilerden gelecek talepler doğrultusunda sürecin değerlendirileceğini belirten Soydan, amaçlarının üreticinin mağduriyet yaşamaması olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmo-findigi-255-liradan-alacak-uretici-tepkili-84824</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/6/1280x720/findik-1754483950.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO, fındık alım fiyatında yüzde 25&#039;lik artış açıkladı. TMO, Giresun kalite fındığın kilosunu 255 liradan, levant kalite fındığı da 250 liradan alacak. 300-350 lira taban fiyat bekleyen fındık üreticisi ise hayal kırıklığı yaşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-136-milyar-lira-azaldi-84820</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 17:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 13,6 milyar lira azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 31 Temmuz ile biten haftada yüzde 0,04 azalarak 32 trilyon 392 milyar 939 milyon 699 bin liradan 32 trilyon 379 milyar 318 milyon 37 bin liraya geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 0,53 düşerek 17 trilyon 821 milyar 6 milyon 486 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 0,82 azalışla 10 trilyon 413 milyar 374 milyon 594 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 260 milyar 81 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 220 milyar 346 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 31 Temmuz itibarıyla 3 milyar 548 milyon dolarlık azalış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 2,6 artışla 6 trilyon 845 milyar 268 milyon 103 bin liraya yükseldi.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 815 milyar 312 milyon 722 bin lirası konut, 41 milyar 985 milyon 606 bin lirası taşıt, 2 trilyon 565 milyar 831 milyon 862 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 422 milyar 137 milyon 913 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 31 Temmuz ile biten haftada 442 milyar 523 milyon 969 bin lira artarak 26 trilyon 298 milyar 405 milyon 24 bin liradan, 26 trilyon 740 milyar 928 milyon 993 bin liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-136-milyar-lira-azaldi-84820</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/bankacilik-mevduati-193-milyar-lira-azaldi-1747313419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 13,6 milyar azalarak 32,4 trilyon liraya geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-1859-milyon-dolarlik-hisse-satisi-84818</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 16:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancıdan 185,9 milyon dolarlık hisse satışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler geçen hafta 185,9 milyon dolarlık hisse senedi ve 129,9 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) satarken, 164 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) aldı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku bu dönemde 41 milyar 388,6 milyon dolardan 39 milyar 557,1 milyon dolara düştü.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 17 milyar 680,2 milyon dolardan 17 milyar 896,8 milyon dolara çıktı. ÖST stoku da 4 milyar 24,3 milyon dolardan 3 milyar 879,2 milyon dolara geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-1859-milyon-dolarlik-hisse-satisi-84818</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/9/1280x720/borclanmaya-tek-adres-tahvil-1740949955.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre, yurt dışında yerleşikler, 185,9 milyon dolarlık hisse senedi satarken, 164 milyon dolarlık DİBS aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-toplam-rezervleri-1644-milyar-dolara-cikti-84817</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 16:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri 164,4 milyar dolara çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 31 Temmuz itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri, 1 milyar 415 milyon dolar artarak 63 milyar 811 milyon dolara ulaştı. Brüt döviz rezervleri, 24 Temmuz'da 62 milyar 396 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri de 427 milyon dolar artışla 100 milyar 210 milyon dolardan 100 milyar 637 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri 31 Temmuz haftasında bir önceki haftaya göre 1 milyar 842 milyon dolar artarak 162 milyar 606 milyon dolardan 164 milyar 448 milyon dolara çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-toplam-rezervleri-1644-milyar-dolara-cikti-84817</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta yaklaşık 1,84 milyar dolar artışla 164,5 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-sanayisinde-calisan-kisi-sayisi-120-bine-ulasti-84823</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savunma sanayisinde çalışan kişi sayısı 120 bine ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Savunma ve havacılık ile ilişkili kritik teknolojilerde liselerden başlayarak tüm ekosistemin insan kaynağını uzun vadeli olarak yönetme amacıyla başlatılan Milli Yetkinlik Hamlesi ikinci yılını tamamladı.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı kütüphanesinde ikinci yıl dönümünde yapılan değerlendirme toplantısına, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün katıldı. </p>
<p>Cevdet Yılmaz konuşmasında savunma sanayiinde Türkiye’nin gelişmeleri önceden görerek harekete geçtiğini ve küresel ölçekte başarı sağladığını vurgulayarak, ihracatta 2026’da da bir rekor kırılmasını beklediğini kaydetti. </p>
<p>Türkiye’nin savunma sanayii alanında tam bağımsızlığın sadece ürünlerde değil, bu ürünleri sürekli olarak geliştirecek insan kaynağının yetiştirilmesinde de bağımsızlık anlamına geldiğini belirten Yılmaz, Milli Yetkinlik Hamlesinin bütüncül bir yaklaşımla planlanmasından etkilendiğini kaydetti. </p>
<p>Savunma sanayiinde çalışan sayısının 120 bine ulaştığı bilgisinin verildiğini kaydeden Yılmaz, Türkiye’ye olan insan ilgisinin de arttığını, ASELSAN’dan ayrılan çalışan sayısından daha fazla yurt dışından katılım olduğunu kaydetti. Küresel gelişmelerin ülkeleri savunma alanında yatırıma yönelttiğini, Türkiye’nin bu süreci öngörerek daha önce stratejik olarak sektörü geliştirmeye başladığını kaydeden Cevdet Yılmaz, “Bu nedenle yetkinlik açığını, en az teknoloji açığı kadar kritik bir milli güvenlik meselesi olarak görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Yılmaz, “Nitelikli iş gücüne yapılan yatırım, orta ve uzun vadede daha yüksek katma değerli üretim ve ihracat kapasitesi olarak ekonomimize geri dönmektedir. Aynı şekilde yıllar içinde oluşturulan bilgi ve tecrübenin korunması ve yeni kuşaklara aktarılması da stratejik bir anlam taşımaktadır” diye konuştu. </p>
<p>Cevdet Yılmaz, kendisine hediye edilen “İşi Ehline Verin” Ayetinin bulunduğu özel hat görselini alırken de “Sadece bunu yapsak, çok şeyi yapmış oluruz” dedi. </p>
<p><strong> Savunma Sanayi Başkanı Görgün: Egemenliğin sessiz devri</strong></p>
<p>Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün de teknolojik bağımsızlığa vurgu yaparak, bağımsızlığın geniş bir alana yayıldığına, “Kritik teknolojilerde dışa bağımlılık, egemenliğin sessizce devredilmesidir” sözleriyle işaret etti. </p>
<p>Savunma sanayisinde çalışanların yaş ortalamasının 34 olduğunu, bunun büyük bir potansiyel oluşturduğunu kaydeden Görgün, “Bugün savunma sanayimiz, geliştirdiği platformlarla dünyanın dört bir yanında güven duyulan bir marka haline gelmiştir. Savunma sanayisi ihracatında ilk 10 ülke arasına girmek üzereyiz. Başkanlığımızda ve şirketlerimizde her hafta onlarca uluslararası heyet ağırlar hale geldik. Bu ilginin ardında muhakkak platformlarımızın başarıları var. Ancak savunma sanayi şirketlerimizdeki çalışanların yaş ortalaması 34. Milyar dolar seviyesinde bulunan bazı şirketlerimizin yaş ortalaması 30'un altında. Türkiye, genç ve yetkin insan kıymeti sayesinde önümüzdeki on yıllar boyunca dost ve müttefiklerin ihtiyaçlarını da karşılayacak noktadadır. Savunma sanayimize olan talebin ardında yine insan var” diye konuştu. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-sanayisinde-calisan-kisi-sayisi-120-bine-ulasti-84823</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/3/1280x720/57-1786026005.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savunma sanayisinde çalışan sayısının 120 bine ulaştığını belirten Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, &quot;Nitelikli iş gücüne yapılan yatırım, orta ve uzun vadede daha yüksek katma değerli üretim ve ihracat kapasitesi olarak ekonomimize geri dönmektedir. Aynı şekilde yıllar içinde oluşturulan bilgi ve tecrübenin korunması ve yeni kuşaklara aktarılması da stratejik bir anlam taşımaktadır.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-34-milyon-lira-azaldi-84816</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 15:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM 34 milyon lira azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 31 Temmuz itibarıyla 459 milyar 338 milyon lira artarak 26 trilyon 975 milyar 101 milyon liradan 27 trilyon 434 milyar 439 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 145 milyar 752 milyon lira azalarak 31 trilyon 60 milyar 365 milyon liradan, 30 trilyon 914 milyar 613 milyon liraya geriledi.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 32 milyar 24 milyon lira artarak 3 trilyon 430 milyar 225 milyon liraya yükseldi. Söz konusu tutarın 816 milyar 61 milyon lirası konut, 42 milyar 112 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 572 milyar 53 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı, 35 milyar 874 milyon lira artarak 4 trilyon 183 milyar 818 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 4,4 artışla 3 trilyon 421 milyar 840 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 260 milyar 601 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 161 milyar 239 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 31 Temmuz itibarıyla önceki haftaya göre 8 milyar 466 milyon lira artışla 818 milyar 532 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 612 milyar 726 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 14 milyar 119 milyon lira artarak 5 trilyon 926 milyar 671 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları (KKM) bakiyesi ise geçen hafta 34 milyon lira azalarak 157 milyon liraya düştü.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-34-milyon-lira-azaldi-84816</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/3/1280x720/para-tl-1767355285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre KKM, 34 milyon lira azalışla 157 milyon liraya indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-5g-abone-sayisi-445-milyona-ulasti-84800</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 15:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Her iki kişiden biri 5G abonesi oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye'nin 5G abone sayısı hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamada Türkiye genelinde, 1 Nisan'dan itibaren 5G'nin mobil şebekelerde kullanılmaya başlandığını hatırlatan Uraloğlu, "Daha ilk günden 21 milyon abone, bu teknolojiyle buluştu. Bugün ise bu sayı, 44,5 milyon oldu. Yaklaşık 4 ayda ülkemiz nüfusunun yarısından fazlası 5G ile buluştu, başka bir ifadeyle her iki kişiden biri 5G abonesi oldu." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, haberleşme ve bilişim sektörünün, bugünün en stratejik alanlarından biri olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>5G'nin sadece bir teknoloji değil, Türkiye'nin ekonomisini, sanayisini, sağlığını, ulaşımını ve tarımını dönüştürecek bir çağın adı olduğuna işaret eden Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"5G, 4,5G'ye kıyasla ultra düşük gecikme süreleri ve yoğun cihaz bağlantısı kapasitesiyle, Türkiye'yi dijital dönüşümün merkezine taşıyacak. Ulaşımda tam otonom sürüş ve akıllı yol uygulamalarıyla, yol güvenliği artacak, trafik daha verimli yönetilecek. Sanayide akıllı fabrikalar, otonom robotlar ve anlık veri analiziyle üretim süreçleri optimize edilecek. Akıllı şehirlerde enerji yönetiminden otopark sistemlerine kadar her alanda yenilikçi çözümler hayat bulacak."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-5g-abone-sayisi-445-milyona-ulasti-84800</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/cep-telefonu-ikinci-el.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1 Nisan&#039;da mobil şebekelerde kullanılmaya başlanan 5G hakkında açıklama yapan Uraloğlu, &quot;Daha ilk günden 21 milyon abone, bu teknolojiyle buluştu. Bugün ise bu sayı, 44,5 milyon oldu. Yaklaşık 4 ayda ülkemiz nüfusunun yarısından fazlası 5G ile buluştu, başka bir ifadeyle her iki kişiden biri 5G abonesi oldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmo-findik-alim-fiyatlarini-acikladi-84819</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO, fındık alım fiyatlarını açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), 2026-2027 sezonu kabuklu fındık alım fiyatlarını belirledi.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, belirlenen fiyatlarla, fındık üreticilerinin depolama ve finansman ihtiyaçlarının karşılanması ile pazarlama kaynaklı yaşanabilecek sıkıntıların giderilmesi amaçlandı.</p>
<p>Bu kapsamda, 2026-2027 sezonu kabuklu fındık alım fiyatları, yüzde 50 sağlam iç fındık esasına göre Giresun kalite için kilogram başına 255 lira, levant kalite için kilogram başına 250 lira oldu.</p>
<p>Yüksek randımanlı fındığa (yüzde 50 randıman üzerindeki her artı 1 randıman için) Giresun kalitede kilogram başına 5,1 lira, levant kalitede kilogram başına 5 lira ilave fiyat verilecek.</p>
<p><strong>Alımlara 24 Ağustos'ta başlanacak</strong></p>
<p>TMO, fındık alımları konusunda her türlü teknik altyapı, depolama, personel ve finansman hazırlıklarını tamamladı.</p>
<p>Kabuklu fındık alımlarına 24 Ağustos'ta başlanacak. 17 Ağustos'tan itibaren TMO iş yerleri ile "https://randevu.tmo.gov.tr" adresinden veya "e-Devlet" üzerinden randevu alınabilecek.</p>
<p>Üreticilerin TMO'ya ürün teslim ederken rutubetten dolayı sıkıntı yaşamaması için fındığı kurutmaya azami özen göstermesi önem taşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmo-findik-alim-fiyatlarini-acikladi-84819</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/sakaryanin-2026-yili-tahmini-findik-uretimi-89-bin-ton-olarak-belirlendi-1784711134.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO, yeni sezonda alım fiyatını yüzde 50 sağlam iç fındık esasına göre kilogram başına Giresun kalite için 255 lira, levant kalite için 250 lira olarak belirledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-telekomdan-ilk-yarida-172-milyar-lira-kar-84797</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 14:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk Telekom&#039;dan ilk yarıda 17,2 milyar lira kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Telekom, 2026'nın ikinci çeyrek finansal ve operasyonel sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, yılın ikinci çeyreğinde konsolide gelirlerini yıllık bazda yüzde 9,3 artışla 72,8 milyar liraya yükselten Türk Telekomun, yılın ilk yarısındaki konsolide gelirleri 142,2 milyar lira oldu.</p>
<p>Türk Telekomun 2026 ikinci çeyreğinde faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı (FAVÖK) yıllık bazda yüzde 4,8 artarak 29,4 milyar liraya yükselirken, FAVÖK marjı yüzde 40,4 olarak gerçekleşti. Aynı dönemde net karı 6 milyar lira olan Türk Telekomun, yılın ilk yarısındaki net kârı yıllık 17,2 milyar lira seviyesine ulaştı.</p>
<p>Söz konusu çeyrekte 5G ve fiber yatırımlarına hız veren Türk Telekom, güneş enerjisi yatırımları hariç 23,1 milyar lira yatırım gerçekleştirdi. Şirketin yılın ilk yarısında güneş enerjisi, imtiyaz süre uzatımı ve mobil lisans bedelleri hariç yatırımları, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 52,3 artışla 41,4 milyar liraya ulaştı.</p>
<p>Türkiye'nin her köşesinde yüksek hızda internet erişimi sunmak amacıyla faaliyetlerini sürdüren Türk Telekomun 2026 ikinci çeyrek itibarıyla fiber ağ uzunluğu 571 bin kilometreye, fiber hane kapsaması ise 34,6 milyon haneye ulaştı. Şirketin 5G için kritik öneme sahip fiberle bağlı LTE baz istasyonu oranı ise yüzde 64'e yükseldi.</p>
<p>Açıklamaya göre, kullanıcı memnuniyetini merkeze alan çalışmaları ve başarılı 5G lansmanıyla Mobil Numara Taşıma (MNT) pazarında yılın ilk yarısını lider tamamlayan Türk Telekom, aynı dönemde mobil abone sayısını 32,7 milyona, toplam abone sayısını ise 57,6 milyona yükseltti.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin iletişim ve teknoloji ekosistemindeki liderliğimizi sürdürdük"</strong></p>
<p>Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, Türkiye'nin dijital geleceğini inşa etmek amacıyla faaliyetlerine ve yatırımlarına aralıksız devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Bu doğrultuda yılın ilk yarısını güçlü gelir büyümesi ve karlılıkla tamamlamanın memnuniyetini yaşadıklarını aktaran Şahin, "Nisan ayında tüm Türkiye çapında hayata geçirdiğimiz 5G servislerimiz ile 5G'li müşterilerimizin trafik artışı devam etti. Sabit iş kolumuzda müşterilerimize sunduğumuz yüksek kapasite ve hız paketlerimizi sağlayan fiber yatırımlarımız sayesinde güçlü gelir büyümemizi devam ettirdik. Sabit internet, kurumsal data ve BT çözümleri, gelirlerimizdeki artış büyümeye önemli katkı sağladı. Ana iş kollarımızdaki güçlü performansımıza ek olarak, ikinci çeyrekte yerli haberleşme teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik önemli bir iş birliğine imza attık ve Türkiye'nin iletişim ve teknoloji ekosistemindeki liderliğimizi sürdürdük." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şahin, şirket olarak ulaşımdan üretime, tarımdan sanayiye kadar pek çok alanda teknoloji birikimleriyle sektörlerin dönüşümünü sağlayarak, Türkiye'nin kalkınma yolculuğuna katkı sunduklarının altını çizdi.</p>
<p><strong>"Kültürel mirasımızı teknolojiyle geleceğe taşıyacağız"</strong></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı ile imzaladıkları protokol kapsamında müze ve ören yerlerinin uçtan uca dijitalleşmesi için çalışmalara başladıklarını belirten Şahin, "Fiber altyapıdan veri güvenliğine, müze mağazalarından dijital ödeme sistemlerine kadar uzanan kapsamlı dönüşümle kültürel mirasımızı teknolojiyle geleceğe taşıyacağız. Aynı dönemde, Borsa İstanbul'da sürdürülebilirlik performansı yüksek şirketlerin yer aldığı BIST Sürdürülebilirlik 25 Endeksi'ne dahil olmaya hak kazanarak, sürdürülebilir büyüme vizyonumuzu destekledik. Finansal büyüme stratejimizi, çevresel ve toplumsal sorumluluklarımızla yöneterek hem paydaşlarımız için hem de gelecek nesiller için yaşayacak kalıcı bir 'değer' üretmeye odaklanıyoruz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Şahin, teknoloji birikimleri, uzman kadroları ve güçlü yatırımlarıyla Türkiye'yi yarınlara taşımak için kararlılıkla çalışmaya devam edeceklerini vurguladı.</p>
<p>Kullanıcı memnuniyeti odaklı yaklaşımları ve yatırımlarıyla mobil abone kazanımındaki yükselişlerini sürdürdüklerinin altını çizen Şahin, "1 Nisan'da Türkiye'de 5G'nin kullanıma açılmasıyla giriş yaptığımız yılın ikinci çeyreğini mobil numara taşıma pazarında liderlikle tamamladık. 'Herkes için 5G' anlayışımızla başarılı bir şekilde yürüttüğümüz 5G lansman sürecimizin devamında 5G'yi zenginleştirilmiş tarife seçenekleriyle abonelerimizle buluşturarak, yeni dönemde de mobildeki oyun kurucu rolümüzü pekiştirdik." bilgisini verdi.</p>
<p><strong>"Geleceğin inşası için sorumluluk alıyoruz"</strong></p>
<p>Nisan ayında Türkiye çapında hayata geçirdikleri 5G servisleriyle 5G'li kullanıcıların trafik artışının devam ettiğini aktaran Şahin, ilerleyen dönemde uyumlu cihaz ve aktif kullanım oranlarındaki artışla 5G yatırımlarını mobil segmentteki büyümelerini desteklemeye devam edeceklerini vurguladı.</p>
<p>Şahin, geleceğin inşası için önemli bir sorumluluk aldıklarını, teknoloji birikimleri, Ar-Ge faaliyetleri ve akademik yayınlarıyla Türkiye'nin yarınları için çalıştıklarını ifade etti.</p>
<p>Yerli teknoloji ekosistemlerinin büyümesine öncülük ettiklerine, geleceğe değer katacak proje ve işbirliklerine imza attıklarına dikkati çeken Şahin, şunları aktardı:</p>
<p>"Bu kapsamda çok önemli bir adım atarak, yerli haberleşme teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik ülkemizin güzide kuruluşu ASELSAN ile stratejik bir işbirliği başlattık. Bu kapsamda 5G ekosistemini destekleyecek yüksek katma değerli yerli akıllı telefonun geliştirilmesine yönelik çalışmalar ve ilerleyen aşamalarda yerli haberleşme cihazlarıyla haberleşme altyapılarında kullanılacak donanım ve yazılımların geliştirilmesine yönelik yol haritası oluşturduk. Ülkemizin haberleşme teknolojilerinde yerli üretim kapasitesini artırmayı, geliştirme, üretim ve ticarileştirme gibi süreçleri kapsayan sürdürülebilir bir ekosistemi oluşturmayı ve yarınlara değerli miras bırakmayı amaçlıyoruz. Teknolojide kendi kendine yeten bir Türkiye için sorumluluk almaya ve dijital geleceğin inşasına katkı sunmaya devam edeceğiz."</p>
<p><strong>"Yeşil dönüşüme öncülük etmeyi sürdüreceğiz"</strong></p>
<p>Bu toprakların köklü kurumlarından biri olarak kaynaklarını en verimli şekilde kullanmayı ve Türkiye'nin milli servetini yarınlara aktarmayı en önemli sorumluluklarından biri olarak gördüklerinin altını çizen Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu kapsamda sürdürülebilirliği bir iş modeli olarak değil, tüm iş stratejilerimizin kalbinde yer alan en önemli unsur olarak konumlandırıyoruz. Disiplinli finansal yönetimimizi ve güçlü operasyonel faaliyetlerimizi, insanı merkeze alan değer odaklı bir anlayışla hayata geçiriyoruz. 2025 yılı Entegre Faaliyet Raporumuzu ve Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları ile uyumlu 2025 yılı Sürdürülebilirlik Raporumuzu yayımlayarak, finansal ve operasyonel performansımızın yanı sıra çevresel, sosyal ve yönetişim alanındaki performansımızı, sürdürülebilirlik önceliklerimizi ve uzun vadeli hedeflerimizi kapsamlı şekilde ortaya koyduk. Sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarımızın yansıması olarak Borsa İstanbul'da sürdürülebilirlik performansı en yüksek 25 şirketin yer aldığı BIST Sürdürülebilirlik 25 Endeksi'nde yer aldık. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak amacıyla sürdürülebilirlik yaklaşımımızı küresel raporlama standartlarına uygun biçimde şeffaf bir şekilde ortaya koyarak, yeşil dönüşümde de öncü ve örnek olmaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-telekomdan-ilk-yarida-172-milyar-lira-kar-84797</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/2/1280x720/ebubekir-sahin-1772197862.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Telekom&#039;un yılın ikinci yarısında 17,2 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. Türk Telekom CEO&#039;su Ebubekir Şahin, &quot;Ana iş kollarımızdaki güçlü performansımıza ek olarak, ikinci çeyrekte yerli haberleşme teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik önemli bir iş birliğine imza attık ve Türkiye&#039;nin iletişim ve teknoloji ekosistemindeki liderliğimizi sürdürdük.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/quick-sigorta-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-84785</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 14:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Quick Sigorta Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Quick Sigorta, Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "QUICK" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>Quick Sigorta'nın gong töreni, Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, Maher Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Erdemoğlu, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mine Erdemoğlu, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Üst Yöneticisi (CEO) Levent Uluçeçen, İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Gökay Erdemoğlu, Yönetim Kurulu Üyesi Türkay Erdemoğlu, Maher Holding Sigorta Grubu Başkanı Ahmet Yaşar, Quick Sigorta Genel Müdürü Eyüp Özsoy ve Garanti BBVA Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Jankat Bozkurt'un katılımıyla yapıldı.</p>
<p>Talep toplama sürecini 29-31 Temmuz'da gerçekleştiren şirket, halka arz kapsamında paylarını 76,60 liradan yatırımcılara sundu.</p>
<p>Halka arzda ortak satışı yapılmazken, tamamı sermaye artırımı yoluyla ihraç edilen 48 milyon 312 bin 950 lira nominal değerli payların satışıyla yaklaşık 3,7 milyar liralık halka arz büyüklüğüne ulaşıldı.</p>
<p>Şirketin çıkarılmış sermayesi halka arzla 433 milyon 300 bin liradan 481 milyon 612 bin 950 liraya yükselirken, halka açıklık oranı yüzde 10,03 oldu.</p>
<p>Şirket payları, bugün Borsa İstanbul Yıldız Pazar'da "QUICK" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Ergun, törende yaptığı konuşmada, Quick Sigorta'nın teknoloji odaklı iş modeli ve güçlü finansal yapısıyla sigortacılık sektörünün önemli markalarından biri haline geldiğini belirtti.</p>
<p>Sigorta şirketlerinin finansal sistemin gelişmesi, ülke ekonomisinin büyümesi ve toplum refahının artırılmasında önemli rol üstlendiğini dile getiren Ergun, "Quick Sigorta da bugün borsamızda işlem görmeye başlayarak yeni ortaklarının desteğiyle bu vizyon doğrultusunda büyümesini daha güçlü bir şekilde sürdürecektir." dedi.</p>
<p>Halka arz sürecine katkı sunanlara teşekkür eden Ergun, "Quick Sigorta'ya, borsamız ailesine hoş geldiniz diyor, halka arzın sermaye piyasalarımıza hayırlı olmasını diliyorum." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Halka arzla yaklaşık 600 bin yeni yatırımcımız ailenin bir parçası oldu"</strong></p>
<p>Quick Sigorta Genel Müdürü Özsoy da gong sesinin yalnızca Borsa İstanbul'da işlemlerin başlamasını değil, yılların emeğini, sabrını, cesaretini ve birlikte kurdukları hayalleri simgelediğini söyledi.</p>
<p>Her şirketin bir bilançosunun yanı sıra rakamlarla ifade edilemeyen bir hikayesi olduğunu belirten Özsoy, şunları ifade etti:</p>
<p>"Bizim hikayemiz, birbirine güvenen insanların, zorluklar karşısında vazgeçmeyen ekiplerin ve sigortalılarının güvenini her şeyin üzerinde tutan bir anlayışın hikayesidir. Bir avuç insanın yaklaşık 10 yıl önce bir araya gelerek kararlılıkla, azimle ve büyük bir özveriyle çalışmasının karşılığında bugün buradayız. Yaklaşık 10 yıl önce büyük hedeflerle çıktığımız bu yolculukta, bugün Borsa İstanbul'da, 12 yıl aradan sonra halka arz edilen ilk sigorta şirketi ve Borsa'da işlem gören 7. sigorta şirketi olarak bulunmanın gururunu ve mutluluğunu yaşıyoruz."</p>
<p>Özsoy, halka arzı yalnızca finansal güçlerinin bir göstergesi olarak görmediklerini, bunun daha şeffaf, hesap verebilir ve güçlü bir kurumsal yapıya olan inançlarının doğal sonucu olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Ülkenin her köşesindeki 9 bin acente, milyonlarca sigortalı, iş ortakları ve ekip arkadaşlarının bu başarının gerçek mimarları olduğunu söyleyen Özsoy, şöyle devam etti:</p>
<p>"Halka arzla birlikte yaklaşık 600 bin yeni yatırımcımız bu büyük ailenin bir parçası oldu. Bu, bizim için yalnızca yeni ortaklar kazanmak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda sorumluluğumuzun da arttığını gösteriyor. Faaliyet gösterdiğimiz sigorta sektörünün temel unsurlarından biri olan güven kavramına, bundan sonra da attığımız her adımda daha güçlü şekilde bağlı kalacağımızdan emin olabilirsiniz."</p>
<p>Ortak satışı içermeyen halka arz sayesinde şirketin öz sermayesini daha da güçlendirdiğini belirten Özsoy, elde edilen kaynağı müşterilere daha iyi hizmet sunmak, acenteleri desteklemek, teknoloji odaklı çözümler geliştirmek ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemek amacıyla kullanacaklarını söyledi.</p>
<p><strong>"Bugün itibarıyla Borsa İstanbul'da işlem gören 7. sigorta şirketiyiz"</strong></p>
<p>Maher Holding Sigorta Grubu Başkanı Yaşar da yaklaşık 9 yıl önce çıktıkları yolculukta ilk hedeflerini 2022-2023 döneminde sektörün 5. büyük sigorta şirketi konumuna ulaşarak gerçekleştirdiklerini, ikinci hedeflerinin ise sermaye piyasalarına açılmak olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Sürdürülebilir, hesap verebilir ve şeffaf bir şirket olmanın yanı sıra ülkenin finansal derinliğine katkı sağlamayı amaçladıklarını belirten Yaşar, Borsa İstanbul'da işlem görmeye başlamalarıyla bu hedeflerini de gerçekleştirdiklerini ifade etti.</p>
<p>Yaşar, bu gelişmenin yalnızca Quick Sigorta açısından değil, Türk sigorta sektörü açısından da önemli olduğuna işaret ederek, "19 yıl sonra ilk kez bir hayat dışı sigorta şirketi Borsa İstanbul'da işlem görmeye başlıyor. Aynı zamanda sektör açısından 12 yıl sonra gerçekleşen ilk halka arz olma özelliğini taşıyor. Bugün itibarıyla Borsa İstanbul'da işlem gören 7. sigorta şirketiyiz." diye konuştu.</p>
<p>Yaşar, Quick Sigorta'nın 25,1 milyar liralık öz sermayesi ve 101,5 milyar liralık aktif büyüklüğüyle güçlü finansal yapısını halka arz sayesinde daha da güçlendirdiğini vurgulayarak şunları kaydetti:</p>
<p>"İlk verilerden gördüğümüz kadarıyla sigortalılarımızın ve bizden hasar tazminatı alan müşterilerimizin önemli bir bölümü halka arza katılarak aynı zamanda ortağımız da oldu. Dolayısıyla sorumluluğumuz daha da arttı. Bundan sonra yalnızca sigortalılarımıza değil, yatırımcılarımıza karşı da sorumluyuz ve bunun bilinciyle hareket edeceğiz."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/quick-sigorta-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-84785</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/5/1280x720/000-1786017151.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul&#039;daki gong töreninde konuşan Quick Sigorta Genel Müdürü Eyüp Özsoy, &quot;Yaklaşık 10 yıl önce büyük hedeflerle çıktığımız bu yolculukta, bugün Borsa İstanbul&#039;da, 12 yıl aradan sonra halka arz edilen ilk sigorta şirketi ve Borsa&#039;da işlem gören 7. sigorta şirketi olarak bulunmanın gururunu ve mutluluğunu yaşıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yumakli-kirsaldaki-ureticiler-ile-yatirimcilara-6343-milyon-lira-odendi-84812</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 14:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumaklı: Kırsaldaki üreticiler ile yatırımcılara 634,3 milyon lira ödendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, IPARD-III Programı ödemeleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Kırsal kalkınmaya ve üreticilere desteklerinin artarak devam ettiğini belirten Yumaklı, "IPARD III Programı kapsamında temmuz ayında toplam 634,3 milyon lira hibe ödemesini üreticilerimizin ve yatırımcılarımızın hesaplarına aktardık. Kırsalı kalkındıran, üretime güç katan tüm girişimcilerimize hayırlı ve bereketli olsun." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Paylaşımda yer verilen bilgiye göre, tarımsal işletmelerin fiziki varlıklarına yönelik yatırımlara 514 milyon 996 bin lira, çiftlik faaliyetlerinin çeşitlendirilmesi ve iş geliştirmeye 72 milyon 270 bin lira, tarım ve balıkçılık ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanması ile ilgili fiziki varlıklara yönelik yatırımlara 39 milyon 427 bin lira, LEADER yaklaşımı ve yerel kalkınma stratejilerinin uygulanması kapsamında 7 milyon 602 bin lira destek sağlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yumakli-kirsaldaki-ureticiler-ile-yatirimcilara-6343-milyon-lira-odendi-84812</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/0/1280x720/odeme-money-para-1777473706.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Yumaklı, IPARD-III Programı kapsamında geçen ay üreticilere ve yatırımcılara 634,3 milyon lira hibe ödemesi yapıldığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/carrefoursanin-devralmasina-sartli-izin-84801</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 13:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> CarrefourSA&#039;nın devralınmasına şartlı izin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Rekabet Kurulu, Carrefoursa Carrefour Sabancı Ticaret Merkezi AŞ'nin (CarrefourSA) Yeni Mağazacılık AŞ'ye devredilmesine ilişkin açıklama yaptı. </p>
<p>Rekabet Kurumunun internet sitesinden yapılan açıklamada Kurulun, Yeni Mağazacılık AŞ'nin CarrefourSA'yı devralmasına ilişkin işleme, firma tarafından sunulan davranışsal ve yapısal taahhütler çerçevesinde koşullu izin verdiği belirtilen açıklamada, işlemin Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ile Birleşme ve Devralmalar Tebliği kapsamında izne tabi bir devralma işlemi olduğu ve işlem sonucunda "hızlı tüketim malları organize perakendeciliği" pazarında etkin rekabetin önemli ölçüde kısıtlanabileceğinin değerlendirildiği bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, Kurulun, firma tarafından sunulan taahhütlerin, tespit edilen rekabetçi endişeleri gidermeye yeterli, uygun ve orantılı olduğu sonucuna ulaştığı belirtildi.</p>
<p><strong>İstihdam korunacak</strong></p>
<p>Açıklamada, dosya kapsamında ortaya konulan rekabetçi endişelere yönelik kabul edilen taahhütlere ilişkin şu bilgiler verildi:</p>
<p>"İşlem sonucunda rekabetçi endişelerin tespit edildiği 48 mağaza elden çıkarılacak. Elden çıkarılacak mağazaların 10'u A101, 38'i CarrefourSA mağazalarından oluşacak.</p>
<p>CarrefourSA'nın bağımsız organizasyon yapısı korunacak. İşlem sonucunda CarrefourSA, A101'den ayrı bir organizasyon yapısı altında faaliyet göstermeye devam edecek, günlük ticari faaliyetlerinden sorumlu yöneticiler ve çalışanlar her iki şirkette de ayrı olacak.</p>
<p>İşlemin kapanışını takip eden 3 yıl boyunca A101 ve CarrefourSA bünyesindeki toplam istihdam seviyesinin korunması ve mümkün olan ölçüde artırılması için gerekli makul çaba gösterilecek.</p>
<p>3 yıl boyunca her takvim yılında en az 75 KOBİ veya yerel üretici/tedarikçi, KOBİ ve Yerel Tedarikçi Destek Programı kapsamında desteklenecek. Bu teşebbüslere, mağaza içi görünürlük, teşhir, pazarlama, dijital ve sosyal medya, katalog, veri, analitik ve müşteri ilişkileri yönetimi alanlarında destekler sunulacak. Ayrıca çevrim içi satış kanallarında öncelik ve sürekli gelişim ile işbirliği mekanizmaları sağlanacak. Kadın üreticiler ve girişimcilerin de programa dahil edilmesine özen gösterilecek.</p>
<p>Yöresel ürünler ve yerli tarım ürünleri desteklenecek. Yöresel ürünlerin korunması, sürdürülebilirliğinin desteklenmesi ve tüketici nezdinde görünürlüğünün artırılması amacıyla 'çatı marka' yaklaşımı altında bütüncül bir iletişim ve konumlandırma stratejisi uygulanacak"</p>
<p>Açıklamada, Kurulun izin kararına esas teşkil eden taahhütlerin bağlayıcı nitelikte olduğu, bu yükümlülüklerin ihlali halinde günlük işleyecek idari para cezası uygulanacağı kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/carrefoursanin-devralmasina-sartli-izin-84801</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/9/1280x720/carrefoursa-1779459968.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekabet Kurulu, Yeni Mağazacılık&#039;ın CarrefourSA&#039;yı devralmasına koşullu izin verilmesine karar verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sekerbanktan-ilk-yarida-2-milyar-lira-konsolide-net-kar-84798</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 13:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şekerbank&#039;tan ilk yarıda 2 milyar lira konsolide net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şekerbank, 2026'nın ilk yarısına ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Buna göre banka, 30 Haziran 2026 tarihli konsolide olmayan mali tablolarına göre bu dönemde aktif büyüklüğünü yıl sonuna kıyasla yüzde 32 artışla 268,9 milyar lira seviyesine yükseltti.</p>
<p>Banka, ilk altı 6 dönemde yüzde 30 artışla toplam nakdi ve gayri nakdi kredi büyüklüğünü 172,3 milyar lira seviyesine çıkardı. Açıklamaya göre banka, fonlama kaynaklarını çeşitlendirirken mevduat tabanını kuvvetlendirmeye devam ederek Haziran 2026 itibarıyla solo bazda toplam mevduat hacmini yüzde 21 artışla 169,7 milyar liraya yükseltti. Aynı dönemde bireysel tasarruf sahiplerinin müşteri mevduatları içerisindeki payı yüzde 60 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Güçlü sermaye rasyolarını 30 Haziran 2026 itibarıyla koruyan bankanın konsolide bazda sermaye yeterlilik rasyosunun yüzde 23,27, solo bazda ise yüzde 21,31 seviyesinde gerçekleştiği belirtildi. </p>
<p><strong>"Uluslararası kaynaklar 1 milyar doları aştı"</strong></p>
<p>Şekerbank Genel Müdürü Aybala Şimşek Galpin, Şekerbank'ın üretime ve istihdama verdiği desteği aralıksız sürdürerek 2026'nın ilk 6 ayında da büyümeye devam ettiğini belirtti.</p>
<p>Galpin, KOBİ ve tarım kredileri ağırlıklı olmak üzere toplam nakdi ve gayri nakdi kredilerde yüzde 30 artış sağladıklarının altını çizerek, "Türkiye'nin her köşesinde ekonomiye sağladığımız desteği, 172,3 milyar lira seviyesine çıkardık. Aktif kalitesini koruma yönündeki yüksek hassasiyetimizi sürdürdük ve haziran sonu itibarıyla takipteki alacaklar rasyosu yüzde 1,5 seviyesinde gerçekleşti." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bankanın üretim ve istihdam odaklı sürdürülebilirlik stratejisinin başarılı finansal performansları ile birleşerek yurt dışından edindikleri kaynaklarda önemli artış kaydetmelerini sağladığını anlatan Galpin, uluslararası finans kuruluşları ile Anadolu'nun üretenleri arasında köprü vazifesi görmekten gurur duyduklarını vurguladı.</p>
<p>Galpin, makroekonomik ortamda sağlanan istikrarın da desteğiyle global sermaye piyasalarından ve uluslararası finans kuruluşlarından edindikleri yurt dışı kaynak büyüklüğünü son bir yılda 3 katına yakın artırarak 1 milyar doların üzerine çıkarmayı başardıklarını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sekerbanktan-ilk-yarida-2-milyar-lira-konsolide-net-kar-84798</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/8/1280x720/aybala-galpin-1786018423.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şekerbank&#039;ın yılın ilk yarısında 2 milyar lira konsolide net kâr elde ettiği bildirildi. Genel Müdürü Aybala Şimşek Galpin, &quot;Türkiye&#039;nin her köşesinde ekonomiye sağladığımız desteği, 172,3 milyar lira seviyesine çıkardık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/11-ayda-24-milyar-dolarlik-findik-ihrac-edildi-84814</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 13:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> 11 ayda 2,4 milyar dolarlık fındık ihraç edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinden yapılan yazılı açıklamada, 1 Eylül 2025-31 Temmuz 2026 dönemine ait ihracat verilerini açıkladı. </p>
<p>Buna göre, yurt dışına 2 milyar 400 milyon 360 bin 66 dolar karşılığında 186 bin 400 ton fındık satıldı.</p>
<p>Bir önceki dönemde 295 bin 46 ton fındık ihracatından 2 milyar 433 milyon 755 bin 328 dolar gelir sağlandığı kaydedildi.</p>
<p><strong>375 bin tondan fazla fındık işlem gördü</strong></p>
<p>Giresun Ticaret Borsası, fındık üretilen bölgelerdeki 21 ticaret borsasında gerçekleştirilen fındık satış işlemleri hakkında bilgi verildi.</p>
<p>Buna göre, 2025 Ağustos-2026 Haziran döneminde borsalarda 375 bin 147 ton yeni sezon ürünü fındık satıldı.</p>
<p>En fazla işlem 76 bin 780 tonla Giresun'da gerçekleştirildi. Bu kenti 72 bin 834 tonla Sakarya, 54 bin 374 tonla Ordu takip etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/11-ayda-24-milyar-dolarlik-findik-ihrac-edildi-84814</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, 11 aylık dönemde 2,4 milyar dolarlık fındık ihraç edildiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ing-turkiyenin-aktif-buyuklugu-2981-milyar-tlye-ulasti-84811</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ING Türkiye&#039;nin aktif büyüklüğü 298,1 milyar TL&#039;ye ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ING Türkiye, 2026'nın ilk yarısına ilişkin konsolide finansal sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Buna göre, yılın ilk yarısında aktif büyüklüğü 298,1 milyar lira olan bankanın vergi öncesi kârı 1,8 milyar lira olarak gerçekleşti. ING Türkiye'nin toplam öz kaynakları ise 25,8 milyar lira oldu.</p>
<p>Bankanın 182 milyar lirası nakdi olmak üzere toplam 209 milyar lira kredi desteğiyle ekonomiye katkı sağlamayı sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Açıklamada şu bilgilere yer verildi: "ING Türkiye'nin mevduat büyüklüğü ise 183,9 milyar lira oldu. Banka söz konusu dönemde, dijital bankacılık vizyonunu müşteri deneyimini kolaylaştıran yeniliklerle desteklemeye devam etti. Masrafsız ve dijital bankacılık yaklaşımını KOBİ müşterileri için de geliştirmeye devam eden ING Türkiye, 7 gün 24 saat ücretsiz EFT, havale ve FAST işlemleri, ticari krediyle başvurulabilen aidatsız ticari kredi kartı ve nakit iade fırsatlarıyla işletmelerin günlük bankacılık işlemlerinden kaynaklanan maliyet yükünü azaltmayı hedefledi. Dijital kanallar üzerinden, şubeye gitmeye gerek kalmadan müşteri olma imkanı da sunan banka, KOBİ'lerin finansal süreçlerini sadeleştirmeleri ve işlerine daha fazla odaklanmalarına destek olmaya devam etti. ING Türkiye, yatırım deneyimini daha kolay ve zahmetsiz hale getirmek amacıyla ING Mobil'i kapsamlı bir yatırım platformu olarak geliştirmeyi sürdürdü. ING Grubu'nun global ağından ve uzmanlığından güç alan banka, yatırımcıların farklı yatırım araçlarını tek platform üzerinden takip edebildiği, analiz edebildiği ve karşılaştırabildiği bütüncül bir deneyim sunarken, genç yatırımcıların finansal dünyayla erken yaşta tanışmasını destekleyen GNZ Fonu gibi yenilikçi uygulamalarla yatırım alanındaki dönüşümüne katkı sağladı. ING Türkiye, masrafsız bankacılık yaklaşımını bireysel müşterileri için yabancı para transferlerini (SWIFT) kapsayacak şekilde genişletti. EFT, havale ve FAST işlemlerini ING Mobil'den koşulsuz ücretsiz sunan ve kredi kartı aidatını kaldıran banka, dijital kanallar üzerinden gerçekleştirilen SWIFT işlemlerini de temmuz ayında masrafsız hale getirdi."</p>
<p><strong>"Reel ekonomiye desteğimizi sürdürdük"</strong></p>
<p>ING Türkiye Genel Müdürü Alper Gökgöz, küresel ekonomide belirsizliklerin ve jeopolitik gelişmelerin devam ettiği bir dönemde, güçlü finansal yapılarını korurken kullanıcılarına ve reel ekonomiye desteklerini sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Gökgöz, yıl sonuna göre ülke ekonomisine sağladıkları kredi desteğini yüzde 18 artırırken, "en sevilen dijital banka olma" hedefleri doğrultusunda bankacılığı kullanıcıları için daha kolay, zahmetsiz ve masrafsız hale getiren adımlara devam ettiklerini aktardı.</p>
<p>Masrafsız ve zahmetsiz bankacılığı stratejilerinin merkezine aldıklarını vurgulayan Gökgöz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Müşterilerimizin günlük yaşamında somut değer yaratmayı önceliklendiriyoruz. Bu kapsamda, SWIFT işlemlerinde sunduğumuz masrafsızlıkla yabancı para transferlerindeki görünmeyen maliyetleri ortadan kaldırıyoruz. Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre, 2025 yılında dijital kanallar üzerinden gerçekleştirilen 1,3 milyon adet SWIFT işlemi ve 270 milyar liralık işlem hacmi, müşterilerin bu alandaki güçlü ihtiyacını ortaya koyuyor. Müşterilerimizin beklentilerini merkeze alarak, hayatı kolaylaştıran yenilikçi çözümler sunmayı sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ing-turkiyenin-aktif-buyuklugu-2981-milyar-tlye-ulasti-84811</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/8/1280x720/alper-gokgoz-1762414012.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ING Türkiye&#039;nin yılın ilk yarısında toplam aktif büyüklüğünün 298,1 milyar liraya çıktığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/vietnamla-yolcu-seferleri-artirilacak-84799</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vietnam&#039;la iş birliği: Uçuşların kapasiteleri artırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM), Vietnam Sivil Havacılık Otoritesi ile Vietnam'ın başkenti Hanoi'de hava ulaştırma ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik müzakere toplantıları yapıldığını bildirdi.</p>
<p>Yazılı açıklamada, Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Enver İskurt başkanlığındaki Türk heyetiyle, Vietnam Sivil Havacılık Otoritesi Genel Müdürü Uong Viet Dung başkanlığındaki heyet arasında yapılan görüşmelerin dostane ve yapıcı bir atmosferde tamamlandığı, müzakereler sonucunda iki ülke hava ulaştırma ilişkilerinin hukuki ve ticari altyapısını güçlendiren yeni bir mutabakat zaptının imzalandığı ifade edildi.</p>
<p>Mutabakat zaptıyla, Türk ve Vietnamlı hava yolu işletmelerinin iki ülke arasında gerçekleştirebilecekleri yolcu seferlerine ilişkin kapasitenin önemli ölçüde artırıldığı bilgisi verilen açıklamada, İstanbul ile Hanoi ve Ho Chi Minh hatlarında haftalık toplam 42 frekansa kadar yolcu seferi gerçekleştirilebilmesine imkan sağlandığı, iki ülke arasındaki diğer noktalarda ise üçüncü ve dördüncü trafik hakları kapsamında kapasite sınırlaması olmaksızın sefer düzenlenebilmesi konusunda mutabakata varıldığı belirtildi.</p>
<p><strong>Kargo taşımacılığında da kapasite artışı sağlandı</strong></p>
<p>Tarifeli kargo taşımacılığı alanında da önemli bir kapasite artışı sağlandığına işaret edilen açıklamada, iki ülkenin tayin edilmiş hava yolu işletmelerine tanınan haftalık tarifeli kargo sefer hakkının 28 frekansa yükseltildiği bildirildi.</p>
<p>Müzakerelerde ayrıca, yolcu ve kargo taşımacılığında beşinci trafik haklarının kullanılmasına yönelik işbirliği fırsatlarının, hava yolu işletmelerinin ihtiyaçları, pazar talebi ve iki ülke ile üçüncü ülkeler arasındaki hava bağlantılarının geliştirilmesi hedefleri doğrultusunda değerlendirilmeye devam edilmesinin kararlaştırıldığı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Taraflar, hava ulaştırmasının yanı sıra eğitim, bakım, yer hizmetleri, havalimanı işletmeciliği ve sivil havacılığın diğer alanlarında kurumsal ve teknik işbirliğinin geliştirilmesi konusunda da görüş birliğine vardı. İmzalanan mutabakat zaptının, Türkiye ile Vietnam arasındaki ekonomik, ticari, turistik ve kültürel ilişkilerin gelişmesine katkı sağlaması, hava yolu işletmelerine yeni operasyon ve işbirliği imkanları sunması beklenmektedir. SHGM, Türk sivil havacılığının uluslararası pazarlardaki erişim imkanlarının artırılması ve ülkemizin küresel hava ulaşım ağındaki konumunun güçlendirilmesi amacıyla ikili ve çok taraflı çalışmalarını kararlılıkla sürdürmektedir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/vietnamla-yolcu-seferleri-artirilacak-84799</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ucak-ucus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ile Vietnam arasında imzalanan mutabakat zaptıyla, hava yolu işletmelerinin yolcu seferlerine ilişkin kapasiteleri artırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kocaer-celik-yonetim-kurulu-baskani-hakan-kocaer-zorlu-kosullara-ragmen-karli-buyumemizi-surdurduk-84772</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 11:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hakan Kocaer: Zorlu koşullara rağmen kârlı büyümemizi sürdürdük</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Çelik profil üreticilerinden Kocaer Çelik, ikinci çeyrek ve ilk yarı finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre şirket, ikinci çeyrekteki güçlü performansıyla yılın ilk yarısında 11,6 milyar TL net satış geliri elde ederken, aynı dönemde düzeltilmiş FAVÖK 1,8 milyar TL ve net dönem kârı 610 milyon TL olarak gerçekleşti.</p>
<p>Açıklamada şu bilgilere yer verildi: "İkinci çeyrekteki toplam satış hacmi yıllık yüzde 4,4 artarken net satışlar 6,2 milyar TL seviyesinde gerçekleşti. Şirket, yılın ikinci çeyreğinde 1 milyar TL düzeltilmiş FAVÖK ve 483 milyon TL net dönem kârı elde etti. Katma değerli ürünlerin payının rekor seviye olan yüzde 51’e yükselmesinin de desteğiyle düzeltilmiş FAVÖK marjı ikinci çeyrekte yüzde 16,1 ve ton başına FAVÖK 125 dolar seviyesine ulaştı. Küresel ölçekte fiyat baskısının ve maliyet artışlarının sürdüğü bir dönemde kaydedilen bu iyileşme, şirketin verimlilik odaklı üretim yaklaşımının ve katma değerli ürün stratejisinin önemli bir yansıması oldu. Yılın ilk yarısında yurt içi, yurt dışı ve ihraç kayıtlı satışları kapsayan yabancı para cinsinden satışların toplam gelirler içindeki payı yaklaşık yüzde 95 seviyesinde. Haziran ayı sonu itibarıyla net finansal borç/FAVÖK oranı 0,70 seviyesinde gerçekleşirken, düşük finansal kaldıraç yapısı korunmaya devam etti. Böylece işletme sermayesi ihtiyacının karşılanması ve yeni pazar yatırımlarının hayata geçirilmesi açısından finansal esneklik sürdürüldü. Yılın ilk yarısında küresel çelik sektörü; zayıf talep, arz baskısı, artan korumacılık önlemleri, yükselen maliyetler ve jeopolitik risklerin etkisi altında kaldı. Dünya ham çelik üretimi geçen yılın aynı dönemine göre gerilemeye devam ederken, Türkiye’nin ham çelik üretiminde yüzde 8,1 artış kaydedildi. Türkiye 2025 yıl sonundaki dünyanın en büyük 7. çelik üreticisi konumunu 2026’nın ilk yarısında korudu. Katma değerli ürünlerin toplam satış hacmi içindeki payı yılın ikinci çeyreğinde rekor seviye olan yüzde 51’e yükselirken, yılın ilk altı ayındaki oran yüzde 49’a ulaştı. Enerji nakil hatları, güneş enerjisi altyapıları, çelik yapılar ve madencilik gibi mühendislik kabiliyeti ve özel üretim gerektiren sektörlere yönelik ürünlerin satışlardaki ağırlığı arttı. Bu ürünlerin sağladığı yüksek marj, ikinci çeyrekte gözlenen FAVÖK marjı iyileşmesinin ve ton başına FAVÖK artışının temel destekleyicilerinden biri oldu."</p>
<p><strong>"İkinci çeyrek çelik sektörünü zorlamaya devam etti"</strong></p>
<p>Sonuçlar hakkında değerlendirmelerde bulunan Kocaer Çelik Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Kocaer, “Yılın ikinci çeyreği; jeopolitik risklerin, ticaret engellerinin ve maliyet baskılarının küresel çelik sektörünü zorlamaya devam ettiği bir dönem oldu. Bu koşullar altında satış hacmimizin artması, FAVÖK marjımızın yükselmesi, katma değerli ürünlerin payının rekor seviyeye ulaşması, ikinci çeyreğin şirketimiz için güçlü bir çeyrek olduğunu net bir biçimde ortaya koydu” dedi.</p>
<p>Kocaer, “ABD, uzun vadeli büyüme potansiyeline inandığımız stratejik pazarlarımızdan biri. Tarifelerin ardından kesintiye uğrayan satışlarımızın yeniden başlamasını önemli bir gelişme olarak görüyoruz. Bu pazardaki büyümenin kalıcı hale gelmesi için müşterilerimize daha yakın olmamız ve ticari süreçleri yerinde yönetmemiz gerekiyor. Bu nedenle ABD merkezli yeni bir yapılanmaya gitmek yönünde karar aldık. Yeni yapıyla müşteri ilişkilerimizi geliştirmeyi, doğrudan satış kanallarımızı genişletmeyi ve pazardaki fırsatlara daha hızlı karşılık vermeyi amaçlıyoruz. Bu adımı yurt dışı dağıtım kanallarımızı güçlendirmeye yönelik uzun vadeli stratejimizin bir parçası olarak görüyoruz. Yılın geri kalanında, hacim artışını, kârlılık ve sermaye disipliniyle birlikte yöneteceğiz. Katma değerli ürünlere odaklanarak coğrafi çeşitliliğimizi de geliştireceğiz. Güçlü bilanço yapımızın sağladığı imkânlarla organik ve inorganik büyüme fırsatlarını değerlendirmeyi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kocaer-celik-yonetim-kurulu-baskani-hakan-kocaer-zorlu-kosullara-ragmen-karli-buyumemizi-surdurduk-84772</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/2/1280x720/kocaer-celik-yonetim-kurulu-baskani-hakan-kocaer-zorlu-kosullara-ragmen-karli-buyumemizi-surdurduk-1786005769.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaer Çelik&#039;in, FAVÖK marjını yüzde 16,1’e yükselterek bilanço yapısını güçlendirmeye devam ettiği bildirildi. Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Kocaer, “Yılın ikinci çeyreği; jeopolitik risklerin, ticaret engellerinin ve maliyet baskılarının küresel çelik sektörünü zorlamaya devam ettiği bir dönem oldu. Bu koşullar altında satış hacmimizin artması, FAVÖK marjımızın yükselmesi, katma değerli ürünlerin payının rekor seviyeye ulaşması, ikinci çeyreğin şirketimiz için güçlü bir çeyrek olduğunu net bir biçimde ortaya koydu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleyman-turizmde-sigorta-primi-destegi-tum-konaklama-isletmelerini-kapsamali-84771</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 11:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hacısüleyman: Turizmde sigorta primi desteği tüm konaklama işletmelerini kapsamalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleyman, sigorta prim desteğinin sadece Kültür ve Turizm Bakanlığı belgeli işletmelere değil, tüm belgeli konaklama tesislerine de verilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p>Yusuf Hacısüleyman, 31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 7590 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile turizm sektöründe faaliyet gösteren konaklama tesislerine yönelik sigorta primi desteği uygulamasının sektöre destek olacağını bildirdi.</p>
<p>Turizm sektörüne yönelik sigorta primi desteğini içeren yasal düzenlemeyi olumlu karşıladıklarını ifade eden Hacısüleyman, bu desteğin yalnızca Turizm İşletmesi Belgesine sahip tesislerle sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından belgelendirilen tüm konaklama işletmelerinin destek kapsamına alınmasının hem kayıtlı istihdamın korunmasına hem de sektörde eşit rekabet koşullarının güçlenmesine katkı sağlayacağını vurgulayan Hacısüleyman, şunları kaydetti.</p>
<p>‘’Düzenleme işgücü maliyetlerinin azaltılması ve kayıtlı istihdamın desteklenmesi açısından sektör adına önemli bir kazanım. Ancak kapsamı genişletilmeli. Uygulamanın kapsamı genişletilmeli. Turizm sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin belge statüleri farklı olsa da benzer ekonomik koşullar altında hizmet vermektedir.’’</p>
<p>Sektörde faaliyet gösteren tüm işletmelerin kurumlar vergisi, KDV, konaklama vergisi ve Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) payı başta olmak üzere devlete karşı olan tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini vurgulayan Yusuf Hacısüleyman, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Aynı sorumlulukları taşıyan işletmeler arasında destek uygulamalarında da eşitlikçi bir yaklaşım benimsenmesi büyük önem taşımaktadır. Artan işçilik maliyetleri, personel temininde yaşanan güçlükler ve rekabet baskısı, sektörde faaliyet gösteren tüm konaklama işletmelerini aynı ölçüde etkilemektedir. Bu nedenle istihdamın korunmasına yönelik sağlanan desteklerin, aynı sektörde faaliyet gösteren işletmeler arasında ayrım gözetilmeksizin uygulanması büyük önem taşımaktadır. Tüm belgeli konaklama işletmeleri destekten yararlanmalı. Sigorta primi desteğinin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından belgelendirilen tüm konaklama işletmelerini kapsayacak şekilde genişletilmesinin sektörün beklentisidir. Bu yönde yapılacak bir düzenleme kayıtlı istihdamın korunmasına ve işletmelerin mali yükünün hafifletilmesine önemli katkı sağlayacak. Aynı zamanda tüm yükümlülüklerini yerine getiren işletmelerimiz açısından daha eşitlikçi bir uygulamanın hayata geçirilmesine katkı sunacaktır. Bunun sektörde fırsat eşitliğini güçlendiren önemli bir adım olacağına inanıyoruz.’’</p>
<p>Turizm sektörünün Türkiye ekonomisinin lokomotif alanlarından biri olduğuna dikkat çeken Yusuf Hacısüleyman, sektörü güçlendirecek her düzenlemeyi desteklediklerini bildirdi.</p>
<p>Destek mekanizmalarının küçük, büyük ya da belge türü ayrımı yapılmaksızın tüm konaklama işletmelerini kapsamasının uluslararası rekabet gücünü artıracağını vurgulayan Hacısüleyman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Devletimize karşı mali ve hukuki yükümlülüklerini yerine getiren tüm konaklama işletmelerimizin desteklerden eşitlikçi bir anlayışla yararlanması gerektiğine inanıyoruz. Sigorta primi desteğinin kapsamının genişletilmesiyle sektörümüzde faaliyet gösteren tüm konaklama işletmeleri eşit koşullarda desteklenmiş olacak, bu durum hem kayıtlı istihdamın korunmasına hem de ülkemiz turizminin rekabet gücünün artırılmasına katkı sağlayacaktır."  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleyman-turizmde-sigorta-primi-destegi-tum-konaklama-isletmelerini-kapsamali-84771</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/1/1280x720/atso-baskani-hacisuleyman-turizmde-sigorta-primi-destegi-tum-konaklama-isletmelerini-kapsamali-1786005667.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ‘’Turizm sektörüne yönelik sigorta primi desteğini olumlu karşılıyoruz. Desteğin tüm belgeli konaklama işletmelerini kapsayacak şekilde genişletilmesi sektörün ortak beklentisidir.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/otomotiv-ihracati-temmuzda-36-milyar-dolara-ulasti-84768</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 10:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotiv ihracatı temmuzda 3,6 milyar dolara ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) verilerine göre, Türkiye ihracatının lideri otomotiv endüstrisinin temmuz ayı ihracatı 3 milyar 586 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Türkiye ihracatında birinci sıradaki yerini koruyan endüstrinin toplam ihracattan aldığı pay ise yüzde 14 oldu. Yılın ilk yedi ayında otomotiv endüstrisi ihracatı ise 24,4 milyar dolar barajını aştı. OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, endüstrinin temmuz ayındaki performansına dikkat çekerek, “Temmuz ayında sektörümüzün ihracatı 3,6 milyar dolar oldu. Ocak-Temmuz 2026 döneminde ise 24,4 milyar dolarlık ihracata ulaştık. Euro/TL kur artışı ile enflasyon arasındaki uzun süredir devam eden dengesiz değişim başta olmak üzere küresel ekonomide yaşanan belirsizlikler, artan maliyet baskıları ve yoğun rekabete rağmen ihracat yapmaya devam ediyoruz” dedi. </p>
<h2>“Tedarik sanayisi ihracatta lokomotif oldu”</h2>
<p>Temmuz ayında en yüksek ihracatı 1 milyar 390 milyon dolarla tedarik endüstrisi gerçekleştirdi. Böylece yılın ilk yedi ayında tedarik sanayisinin ihracatı 9 milyar 473 milyon dolara ulaşırken, toplam otomotiv ihracatındaki payı yüzde 38,8 olarak gerçekleşti. Aynı dönemde binek otomobil ihracatı 1 milyar 24 milyon dolar, eşya taşımaya mahsus motorlu taşıt ihracatı 588 milyon dolar, otobüs-minibüs-midibüs ihracatı 262 milyon dolar ve çekici ihracatı 197 milyon dolar oldu. Tedarik endüstrisinde en fazla ihracat Almanya'ya yapılırken, binek otomobillerde ilk sırada Fransa yer aldı.</p>
<h2>“Almanya en büyük pazar olmayı sürdürdü”</h2>
<p>Ülke bazında ihracatta Almanya, temmuz ayında 602 milyon dolarlık dış satımla ilk sıradaki yerini korudu. Fransa 411 milyon dolarla ikinci, Birleşik Krallık ise 400 milyon dolarla üçüncü büyük pazar oldu.</p>
<h2>“AB’nin payı yüzde 71’e ulaştı”</h2>
<p>Ülke grupları bazında değerlendirildiğinde Avrupa Birliği ülkeleri, temmuz ayında 2 milyar 537 milyon dolarlık ihracat ve yüzde 71 payla sektörün en büyük pazarı olmayı sürdürdü. Diğer Avrupa ülkeleri ise yüzde 13 pay ile ikinci sırada yer aldı. Yılın ilk yedi ayında ise AB ülkelerine gerçekleştirilen otomotiv ihracatı 18 milyar 119 milyon dolara ulaşırken, toplam ihracattaki payı yüzde 74 olarak gerçekleşti. Veriler, Türk otomotiv sektörünün ihracatında Avrupa pazarının belirleyici konumunu koruduğunu ortaya koydu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/otomotiv-ihracati-temmuzda-36-milyar-dolara-ulasti-84768</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/8/1280x720/kemal-yazici-1786017312.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin ihracat lideri otomotiv endüstrisi, temmuz ayında 3 milyar 586 milyon dolarlık dış satım gerçekleştirdi. Sektörün yılın ilk yedi ayındaki ihracatı 24,4 milyar doları aşarken, Avrupa Birliği toplam ihracattan yüzde 71 pay aldı. OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, “Uzun süredir devam eden dengesiz değişim ve küresel ekonomide yaşanan belirsizlikler, artan maliyet baskıları ve yoğun rekabete rağmen ihracat yapmaya devam ediyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ar-ge-harcamalari-gecen-yil-2535-milyar-lirayi-buldu-84767</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜİK: AR-GE harcamaları geçen yıl 253,5 milyar lirayı buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), "Merkezi Yönetim Bütçesinden Araştırma Geliştirme Faaliyetleri İçin Ayrılan Ödenek ve Harcamalar-2026" bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, merkezi yönetim bütçesinden araştırma ve geliştirme (AR-GE) için 2025'te 253 milyar 544 milyon lira harcandı.</p>
<p>AR-GE harcamalarının merkezi yönetim bütçesi içindeki oranı yüzde 1,58 oldu. Söz konusu harcamaların 63 trilyon 20 milyar 906 milyon lira olan gayri safi yurt içi hasıla içindeki oranı da yüzde 0,4 olarak hesaplandı.</p>
<p>Bütçe başlangıç ödenekleri esas alınarak yapılan tahmini sonuçlara göre, bu yıl merkezi yönetim bütçesinden AR-GE'ye 308 milyar 568 milyon lira tahsis edildi.</p>
<p><strong>En fazla fonlama üniversitelere yapıldı</strong></p>
<p>AR-GE için merkezi yönetim bütçesinden yapılan harcamalar sosyoekonomik hedeflere göre sınıflandırıldığında, 2025 yılında en fazla harcama yüzde 64,9 ile genel bilgi gelişimi için üniversitelere yapıldı. Bunu yüzde 11,5 ile endüstriyel üretim ve teknoloji, yüzde 5 ile genel bilgi gelişimi (diğer kaynaklardan finanse edilen), yüzde 4,4'er ile tarım ve eğitim takip etti.</p>
<p>Bütçe başlangıç ödenekleri esas alınarak yapılan tahmine göre de bu yıl en çok ödeneğin yüzde 69,5 ile genel bilgi gelişimi için üniversitelere ayrılması öngörüldü. Endüstriyel üretim ve teknoloji sosyo-ekonomik hedefler arasında yüzde 8,9 ile ikinci sırada yer aldı. Bunu yüzde 5,5 ile genel bilgi gelişimi (diğer kaynaklardan finanse edilen), yüzde 4,7 ile tarım ve yüzde 4 ile savunma izledi.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçesinden uluslararası AR-GE programlarına 2025 yılında 1,82 milyar lira ayrıldı. AR-GE programlarının alt kategorilerine göre, Avrupa çapında yürütülen AR-GE programları 987 milyon lirayla ilk sırada yer aldı. Bunu 435 milyon lirayla ikili veya çok taraflı kamu AR-GE programları için fonlar ve 402 milyon lirayla uluslararası AR-GE faaliyeti yürüten kuruluşlara gönderilen kamu fonu takip etti.</p>
<p>Bütçe başlangıç ödeneğine göre uluslararası AR-GE programlarına 2026 yılında 1,95 milyar lira tahsis edildi. İlk sırayı 1 milyar lirayla Avrupa çapında yürütülen AR-GE programları alırken, bunu 489 milyon lirayla uluslararası AR-GE faaliyeti yürüten kuruluşlara ait fonlar ve 460 milyon lirayla ikili veya çok taraflı uluslararası AR-GE programları izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ar-ge-harcamalari-gecen-yil-2535-milyar-lirayi-buldu-84767</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/ar-ge.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre, Türkiye&#039;de merkezi yönetim bütçesinden araştırma ve geliştirme faaliyetleri için 253 milyar 544 milyon lira harcama yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/emlak-vergisinde-2026-icin-insaat-maliyet-bedelleri-belli-oldu-84766</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emlak vergisinde 2027 için inşaat maliyet bedelleri belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği bakanlıkları tarafından hazırlanan Emlak Vergisi Kanunu Genel Tebliği, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Tebliğle emlak vergisine esas olmak üzere 2027 için bina metrekare normal inşaat maliyet bedelleri belirlendi.</p>
<p>Buna göre, mesken binaları açısından metrekare normal inşaat maliyet bedelinin asgari ve azami sınırları, lüks inşaatlar için 12 bin 642,67 lira ile 27 bin 712,26 lira, birinci sınıf inşaatlar için 5 bin 335,40 lira ile 18 bin 532,07 lira, ikinci sınıf inşaatlar için 3 bin 758,56 lira ile 12 bin 555,79 lira, üçüncü sınıf inşaatlar için bin 269,61 lira ile 8 bin 551,49 lira, basit inşaatlar için 604,1 lira ile 3 bin 856,64 lira arasında olacak.</p>
<p>Tebliğle fabrika, otel, hastane, sinema, banka, okul ve havuz gibi binaların metrekare normal inşaat maliyet bedelleri de yeniden düzenlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/emlak-vergisinde-2026-icin-insaat-maliyet-bedelleri-belli-oldu-84766</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/07/emlak-konuttan-13-milyar-liralik-satis-1ezd_cover.jpg.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan karara göre, emlak vergisine esas olmak üzere gelecek yıl için bina metrekare normal inşaat maliyet bedelleri, meskenler açısından 604,1 lira ile 27 bin 712,26 lira arasında değişecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/limanlarda-akilli-cozumun-anahtari-dikey-depolama-ve-otomasyon-84747</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Limanlarda akıllı çözümün anahtarı dikey depolama ve otomasyon&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Türkiye, 2025 yılında limanlarda elleçlenen 553,3 milyon ton yük ve yaklaşık 14 milyon TEU konteyner hacmiyle küresel deniz ticaretinde güçlü bir konuma ulaştı. Lloyd’s List’in 2024 yılı elleçleme verilerine dayanan 2025 sıralamasında Türkiye’deki limanlar arasında; Ambarlı, Kocaeli, Aliağa, Tekirdağ ve Mersin dünyanın en fazla konteyner elleçleyen ilk 100 limanı arasında yer almıştır. Yıllara göre dalgalanmalar yaşamakla birlikte sektörün uzun vadeli büyüme eğiliminin arkasında kapasite artışları, modern ekipman, dijitalleşme ve ulaşım bağlantılarına yönelik yatırımlar bulunuyor. Doğu Akdeniz’in artan lojistik ve stratejik önemi de özellikle Mersin-İskenderun hattındaki limanlarda yeni kapasite ve altyapı yatırımlarını destekliyor. Sanayi Alanları Master Planı kapsamında Marmara’daki sanayi yoğunluğunun Anadolu’ya daha dengeli yayılması ve Samsun-Mersin aksında yeni sanayi alanları oluşturulması hedeflenirken, bu gelişmenin orta ve uzun vadede koridor üzerindeki limanlara yönelik yük ve yatırım talebini artırması bekleniyor. Yük elleçlemelerine bakıldığında ise sektör 2026’nın ilk altı ayında pozitif bir görünüm ortaya koymasına rağmen yurt dışına giden yüklerde gerileme yaşandı. Limanların ilk yarı performansını değerlendiren Türkiye Liman İşletmecileri Derneği (TÜRKLİM) Başkanı Hamdi Erçelik, “Toplam yük elleçlememiz geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,5 arttı. Yurt dışına giden yüklerde yaklaşık yüzde 7 gerileme yaşanırken, yurt dışından gelen yüklerde yüzde 1,8, transit yüklerde yüzde 3,9 ve kabotaj yüklerinde yüzde 16’nın üzerinde artış kaydedildi” bilgisini verdi. Erçelik, sektöre yönelik EKONOMİ gazetesine şu değerlendirmeleri yaptı:</p>
<p><strong>Uluslararası finansman ve yeşil dönüşüm </strong><strong>fonları sürdürülebilir lojistiğe yöneldi</strong></p>
<p>Demiryolu yatırımlarında yük taşımacılığı odaklı önemli hamleler yapıldı. Özellikle transit yük taşımalarında stratejik projeler devam ediyor. Türkiye'nin lojistik altyapısında dönüşüm sürüyor. Azerbaycan, Gürcistan ve Kars’tan gelen Bakü-Tiflis-Kars hattının Marmaray/YSS Köprüsü ve Kapıkule bağlantılarıyla Avrupa’ya kesintisiz entegrasyonu hususundaki transit projeler sürüyor. Demiryolu taşımacılığını mevcut altyapı üzerinde çok daha aktif kullanmalı ve bunun ekonomik katma değerini doğru analiz etmeliyiz. Uluslararası finansman ve yeşil dönüşüm fonları sürdürülebilir lojistiğe yöneldi. Yük taşımacılığında iltisak hatları ve koridor yatırımlarının önceliklendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Kaynak kullanımı ve doğru projelerin yönetimi hususunda merkezi bir planlama anlayışı önem taşıyor. Demiryolu ağlarının limanlara ve sanayi bölgelerine entegrasyonunda bile önceliklendirme yapılarak seçici olunmalı. Öte yandan Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da yaşanan jeopolitik gelişmeler, İskenderun ve Mersin limanlarındaki yük trafiğini artırıyor ve bölgedeki altyapı yatırımlarını ivmelendiriyor. Kuzey-Güney ticaret aksını bağlayan Samsun-Mersin demiryolu koridoruna yönelik yatırımlar, Karadeniz ile Akdeniz arasındaki sanayi ve limancılık entegrasyonunu önemli ölçüde güçlendirecek.</p>
<p><strong>Liman yatırımlarında kamu-özel </strong><strong>sektör eşgüdümü güçlendirilmeli</strong></p>
<p>Türk limancılık sektörü, uluslararası deniz taşımacılığı ağlarının ayrılmaz bir parçası. Küresel hatlara, teknolojik dönüşüme ve güncel düzenlemelere entegre olamadığınızda rekabet gücünüz zayıflıyor. Bu konumumuzu koruyabilmek için kamu ile özel sektör arasındaki eşgüdümü güçlendirmeli; liman, demiryolu, kara yolu ve dijital altyapı yatırımlarını bütüncül bir anlayışla hayata geçirmeliyiz. Yunanistan’daki Pire ve Mısır’daki Port Said gibi güçlü aktarma merkezleri karşısında Türkiye’nin transit yüklerden aldığı payı artırabileceği lokasyonlara ve rekabetçi yatırım modellerine odaklanmamız gerekiyor. Başta yatırım ve işletme modeli henüz sonuçlandırılmamış, Çandarlı Limanı olmak üzere planlanan yatırımların güncel yük talebi, mevcut kapasite, ana deniz hatları ve hinterland bağlantıları temelinde değerlendirilmesi sektörün sürdürülebilir büyümesi açısından büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>Yeşil dönüşüm finansman </strong><strong>süreçleri kolaylaştırılmalı </strong></p>
<p>Bazı özelleştirilmiş limanlarda işletme sürelerinin 49 yıla tamamlanmasına ilişkin hukuki ve bürokratik süreçler belirsizlik yaratabiliyor ve ek yatırım şartlarının fizibilitesini etkiliyor. Liman işletme sözleşmelerinin netleşmesi ve yatırım ortamının öngörülebilir hale gelmesi yeni projelerin önünü açacaktır. Çevre dönüşümü kapsamında Ulaştırma Bakanlığı, Yeşil Liman Sertifikasyonu'nu kademeli olarak zorunlu hale getirdi. Kullanılan elektriğin yeşil enerjiden teminine kadar birçok sürdürülebilirlik kriteri AB ve uluslararası standartlarca talep ediliyor. 2030 hedeflerine kadar bu regülasyonlara uyum sağlanması bekleniyor. Bu doğrultudaki yeşil dönüşüm finansman süreçlerinin kolaylaştırılması şart. Doğrudan ekonomik getirisi kısa vadede görülemeyen bu yüksek maliyetli çevresel yatırımlar, birçok firmanın temkinli yaklaşarak bekle-gör pozisyonu almasına neden oluyor.</p>
<p><strong>Akıllı limancılığın önemi </strong><strong>her geçen gün artıyor</strong></p>
<p>Yeni liman yatırımları yüksek sermaye, uzun izin süreçleri ve uygun kıyı alanı gerektirir. Bu nedenle süreç, yeni saha oluşturarak fiziksel büyümenin yanı sıra mevcut liman alanlarında verimlilik ve kapasite artırıcı yatırımlara doğru ilerliyor. Birim saha ve rıhtım başına daha fazla yük elleçlenmesini sağlayacak dijitalleşme, otomasyon, makine ve ekipman yatırımları giderek ağırlık kazanacak. Saha içi taşıma mesafelerinin azaltılması ve istif süreçlerinin optimize edilmesi de önemli. Singapur Limanı, 2025 yılında 44,66 milyon TEU konteyner elleçleyerek dünyanın önde gelen limanları arasındaki konumunu güçlendirdi. Özellikle Tuas Limanı’nda otomatik saha vinçleri, sürücüsüz taşıma araçları, uzaktan operasyon ve 5G altyapısı gibi uygulamalar otonom ve akıllı limancılığın kapasite ve verimlilik üzerindeki etkisini açıkça gösteriyor.</p>
<p><strong>Dar alanlarda çözüm: Dikey </strong><strong>depolama ve otomasyon</strong></p>
<p>Türkiye’deki ana limanların karasal genişleme sahaları kısıtlı. Büyüme odaklı düşündüğümüzde mevcut alanlarda yatay genişleme imkânı oldukça sınırlı. Bu doğrultuda ya deniz dolgusuyla kapasite artışına gidilmesi ya da otomasyon ve modern vinç sistemleriyle dikey alandan azami seviyede faydalanarak istifleme yüksekliğinin artırılması gerekiyor. Liman hinterlandındaki alanlar, kentsel dönüşüm veya konut projelerine açılıyor. Bu kentsel baskı, limanların kapasite artışları ve lojistik entegrasyonu önündeki en büyük engellerden biri.</p>
<p>Karada genişleme sahası kısıtlı olan limanlar, deniz dolgusu ve kıyı altyapı projeleriyle büyüyebilir. Fiziki imkanlar çerçevesinde sektördeki işletmelerimiz gerekli finansman ve yatırımı üstlenerek kendi çözümlerini üretmeye hazır. Ancak bu noktada Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesindeki imar, ÇED ve tabiat varlıkları izin süreçlerinin hızlandırılması ve yatırımcılara destek olunması büyük önem taşıyor. Ayrıca, limanların sürdürülebilir operasyon yürütülebilmesi ve ani talep artışlarını karşılayabilmesi için minimum %25 oranında bir büyüme rezervine sahip olması gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Sektörün önünü açacak 10 adım</strong></span></p>
<p>Hamdi Erçelik, sektörün önündeki engelleri aşmak için çözüm önerilerini şöyle aktardı:</p>
<p>-  Demiryolunu mevcut altyapıda daha etkin kullanmalı, transit yüklerin ekonomik katma değerini doğru hesaplamalıyız.</p>
<p>-  Limanları ve sanayi bölgelerini bağlayan iltisak hatlarıyla yük koridorlarını önceliklendirmeliyiz.</p>
<p>-  Kaynakları merkezi ve stratejik planlamayla yönetmeli, projeleri talep, kapasite ve verimlilik açısından seçmeliyiz.</p>
<p>-  Samsun-Mersin koridorunu güçlendirerek Karadeniz ile Akdeniz arasındaki sanayi ve liman bağını geliştirmeliyiz.</p>
<p>-  Kamu-özel sektör eşgüdümünü artırmalı; liman, demiryolu, kara yolu ve dijital altyapı yatırımlarını bütüncül yürütmeliyiz.</p>
<p>-  Çandarlı başta olmak üzere yeni limanları güncel yük talebi, deniz hatları ve hinterland bağlantılarına göre planlamalıyız.</p>
<p>-  Liman işletme sözleşmelerini netleştirip yatırım ortamını öngörülebilir hale getirmeli, belirsizlikleri azaltmalıyız.</p>
<p>-  Yeşil liman kriterlerine uyumu kolaylaştıracak finansman modelleri geliştirmeli, çevre yatırımlarını desteklemeliyiz.</p>
<p>-  Dijitalleşme, otomasyon, dikey depolama ve modern ekipmanla mevcut limanlarda da kapasite ve verimliliği artırmalıyız.</p>
<p>-  İmar, ÇED ve kıyı izinlerini hızlandırmalı; limanlarda ani talep artışları için en az yüzde 25 büyüme rezervi bırakmalıyız.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Arz-talep dengesini doğru yöneten öne çıkacak</strong></span></p>
<p>Bazı ana ticaret hatlarında spot konteyner navlunlarının kısa sürede yüzde 70–120 arasında yükseldiğine dikkat çeken Hamdi Erçelik, “Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri ile Kızıldeniz–Süveyş güzergahındaki kesintiler nedeniyle gemilerin daha uzun rotalara yönelmesi; artan yakıt, sigorta ve kapasite maliyetleriyle birlikte navlunlar üzerindeki başlıca baskı unsurları arasında yer alıyor. Güvenlik riskleri ve uzun rota kullanımı devam ettiği sürece fiyatların kriz öncesi seviyelere kalıcı olarak dönmesi zaman alabilir” şeklinde konuştu. Navlun ve diğer taşıma maliyetlerindeki kalıcı artışların ithalat ve üretim maliyetleri üzerinden küresel enflasyona yukarı yönlü baskı oluşturabileceğini belirten Erçelik, benzer bir aktarımın pandemi döneminde de görüldüğünü ifade etti. Erçelik, kapasite arzının talebi karşılamadığı hatlarda fiyat baskısının arttığını, alternatif rota ve tedarik zincirlerini esnek biçimde yönetebilen işletmelerin bu süreçte rekabet avantajı sağlayacağını kaydetti.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Sürdürülebilirlik çalışmalarına öncülük ediyor</strong></span></p>
<p>ODTÜ Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü mezunu olan Hamdi Erçelik, kariyerine Borusan Grup’ta başladı. 1996’dan itibaren Birlik Galvaniz, Kerim Çelik ve Borçelik’te görevler üstlendi. 2014’te eTA’nın Genel Müdürü oldu. 2019-2021 döneminde Borusan Lojistik Endüstri ve Gıda İçecek Sektörü Genel Müdür Yardımcılığı görevini yürüttü. Borusan Limanı’nın Genel Müdürü olan Hamdi Erçelik, 8 Mart 2024’te yapılan genel kurulda Türkiye Liman İşletmecileri Derneği’nin (TÜRKLİM) Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi. Erçelik, başkanlık görevini devralmadan önce, üç yıl dernekte sürdürülebilirlik faaliyetlerinden sorumlu başkan yardımcılığı yaptı. Erçelik, limancılık ve lojistik deneyiminin yanı sıra sürdürülebilirlik çalışmalarına öncülük ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/limanlarda-akilli-cozumun-anahtari-dikey-depolama-ve-otomasyon-84747</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/7/1280x720/hamdi-ercelik-1785994122.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKLİM Başkanı Hamdi Erçelik, “Türkiye’nin transit yüklerden aldığı payı artırmak için kamu-özel sektör eşgüdümünü güçlendirmeli; liman, demiryolu, kara yolu ve dijital altyapı yatırımlarını bütüncül bir anlayışla hayata geçirmeliyiz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/abddeki-borsa-rallisi-dunyaya-yayiliyor-84746</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD&#039;deki borsa rallisi dünyaya yayılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a74188da5ff6-1785993357.png" alt="" width="238" height="113" /></p>
<p>ABD borsalarında yaşanan güçlü yükseliş, dünyanın geri kalanına destek veriyor. Alım dalgası dün Asya ve sınırlı şekilde de Avrupa’ya taşındı. Dow Jones ve S&amp;P 500 endeksindeki tarihi zirveler yatırımcının iştahını artırdı.</p>
<p>Asya’da dün özellikle teknoloji ve yarı iletken hisselerine alım geldi. Güney Kore’nin Kospi endeksi yüzde 3,8 yükselirken, SK Hynix yüzde 6,9, Samsung Electronics yüzde 4'ün üzerinde değer kazandı. Japonya'da SoftBank’ın hisseleri yüzde 10’un üzerinde, Tokyo Electron yüzde 3,64, Advantest yüzde 7 ve Kioxia yüzde 6,34 yükseldi.</p>
<p>Yapay zeka altyapısına yönelik harcamaların güçlü kalacağı beklentisi, Asya’nın çip üreticilerine ilişkin iyimserliği destekledi. Özellikle ABD’deki teknoloji rallisi, yatırımcıların Asya’daki yapay zeka bağlantılı şirketlere yeniden yönelmesini sağladı.</p>
<h2>Rallinin yakıtı sadece teknoloji değil</h2>
<p>Küresel risk iştahındaki artışın ikinci önemli ayağını petrol oluşturdu. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılabileceğine ilişkin beklentiler, enerji arzına yönelik endişeleri hafifletti. Brent petrolü 77 dolar seviyesinde, Temmuz ayında gördüğü 102 dolarlık zirvenin oldukça altında bulunuyor.</p>
<p>Hürmüz’deki petrol akışının savaş öncesi seviyelerin yalnızca yüzde 50- 60’ına ulaşması bile küresel piyasada arz fazlası oluşturabilir. Akışların geçen hafta savaş öncesi seviyenin yüzde 40- 45’ine ulaşmış olabileceği belirtiliyor.</p>
<p>Petroldeki geri çekilme yalnızca enerji maliyetlerini değil, enflasyon ve faiz beklentilerini de etkiliyor. ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvil getirisi geçen haftaki yüzde 4,747 seviyesinden yüzde 4,606’ya geriledi. Piyasalar ayrıca Fed’in Eylül ayında faiz artırma olasılığını yüzde 67’den yüzde 57’ye çekti.</p>
<h2>Rallinin üç lokomotifi</h2>
<p>■ <strong>TEKNOLOJİ </strong></p>
<p>Nasdaq yüzde 2,59 yükseldi; SK Hynix yüzde 6,9, SoftBank yüzde 10'un üzerinde prim yaptı. </p>
<p>■ <strong>PETROL </strong></p>
<p>Brent 77 dolara geriledi; Temmuz zirvesi 102 dolardı. </p>
<p>■ <strong>FAİZ </strong></p>
<p>ABD 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 4,747’den yüzde 4,606’ya indi. Fed’in Eylül’de faiz artırma ihtimali yüzde 57’ye geriledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gözler bilançolarda ve Hürmüz’de</span></h2>
<p>Bir tarafta güçlü teknoloji yatırımları ve şirket bilançoları risk iştahını desteklerken, önümüzdeki dönemde yatırımcıların odağında ABD istihdam ve enflasyon verileri, Fed’in faiz politikası ve ABD-İran görüşmeleri bulunacak. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, petrolün seyri ve buna bağlı enflasyon beklentileri, borsalardaki rallinin devamı açısından teknoloji bilançoları kadar belirleyici hale geliyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Piyasanın yeni sınavı yapay zekada canlanma</span></h2>
<p>Uzmanlara göre, piyasalardaki iyimserlik henüz risksiz bir tabloya işaret etmiyor. Wall Street’in güçlü kapanışının hemen ardından AMD ve SpaceX hisselerindeki sert satışlar, yapay zeka şirketlerinin giderek yükselen yatırım beklentilerini karşılamakta zorlanabileceği endişesini yeniden gündeme taşıdı.</p>
<p>AMD’nin sonuçları ve görünümü analist beklentilerini aşmasına rağmen hisse piyasa kapanışı sonrasında yüzde 8,8 düştü.</p>
<p>SpaceX tarafında ise şirketin gelirleri 7,8 milyar dolara ulaşırken sermaye harcamaları 18 milyar doları aştı. Bunun yaklaşık 16 milyar doları yapay zeka yatırımlarına gitti. Yüksek harcama temposunun yeni sermaye ihtiyacı doğurabileceği endişesi hisselerde satış getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/abddeki-borsa-rallisi-dunyaya-yayiliyor-84746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/6/1280x720/wall-street-abd-1785993719.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Wall Street’teki iyimserliğin Asya’ya taşınması piyasalara nefes aldırdı. Petrol fiyatlarının Haziran zirvesinden belirgin biçimde gerilemesi ve Hürmüz Boğazı’nın açılabileceğine ilişkin iyimserlik küresel risk iştahını artırdı. Buna yapay zeka iyimserliği eklenince özellikle teknoloji hisselerinde yön yukarı döndü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sgkya-devlet-katkisinin-kalkmasi-kurumun-acigini-buyutecek-84744</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;SGK’ya devlet katkısının kalkması, kurumun açığını büyütecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’de sosyal devlet ilkesi gerekçesiyle 2008 yılında başlatılan ve kabaca “her bir çalışan için” devletin, sosyal güvenlik kurumuna katkı yaptığı uygulama kaldırıldı. Devlet Katkısı adı verilen uygulamada, SGK’nın topladığı malullük, yaşlılık ve ölüm aylığı toplamının yüzde 4’ü kadar tutar Hazine tarafından SGK’ya veriliyordu. Maddeye, Hazine’ye esneklik sağlamak için “talep edilmesi” şartı da konulmuştu. TBMM’de kabul edilen yasayla bu uygulamaya son verildi.</p>
<p>TEPAV Merkez Direktörü Hakkı Hakan Yılmaz, EKONOMİ’ye yaptığı değerlendirmede, bu uygulamanın kaldırılmasıyla SGK’nın açığının görünür olacağını, uzun vadede bu kurumun finansal durumunun hassasiyetle takibinin önem taşıdığını vurguladı. Yılmaz, bu katkının kaldırılmasının bütçenin görünümünde farklılık yaratacağını ancak ekonominin geldiği durumun bütçenin daha hassasiyetle yönetilmesini gerektiren bir aşamaya ulaştığını vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7496c3d82de-1786025667.jpg" alt="" width="674" height="549" />Yılmaz, Gelinen noktada, jeopolitik riskler ve kimi zaman kaotik ortama dönen makro belirsizlikler, enflasyon hedeflerinden sapılması, düşük büyüme ve yavaşlayan talep, faizlerdeki artış ve mutabakattan uzaklaşan siyasi belirsizlikler, 2026 yılının geri kalanın daha ihtiyatlı, ön alıcı ve para politikasının hedefleriyle daha uyumlu bir maliye politikasını her zamankinden daha elzem hale getirmektedir” görüşünü vurguladı. SGK’nın gelirlerinin yüzde 17’si dolayındaki devlet katkısının kalkmasıyla, kurumun açığının görüleceğini, SGK ve bütçe tahminlerine göre 2026 yılında ise tahmini olarak SGK’nın bütçe açığı 200 milyar bütçe fazlasından 1,1 trilyona TL’ye çıkacağını anlatan Yılmaz, açığın görünür olması bir yana sosyal güvenlik sisteminin gelecekte yaşlı nüfusunun artışından kaynaklı etkiyle birlikte SGK’nın finansal durumunun hassasiyet gerektireceğini anlattı.</p>
<p><strong>Yılın kalanında maliye politikası ihtiyatlı, ön alıcı ve para politikası hedefleriyle uyumlu olmalı</strong></p>
<p>Hakkı Hakan Yılmaz, Haziran ayı bütçe gerçekleşmelerine yönelik yaptığı değerlendirmede, bütçe açığının düşmesine karşılık, Mart, Nisan ve Haziran aylarında SGK’ya yapılması gereken ancak yapılmayan devlet katkısının kamu hesaplarına aktarılmadığına dikkat çekerek, kendi tahminlerine göre 287,9 milyar olan bu tutarla bütçe açığının yüzde 25,5 artarak 1,23 trilyon TL düzeyine geldiğini kaydetti. Aynı yaklaşımla, program dışı dengede de 142 milyar TL’lik bir açığın oluştuğunu vurguladı. Yılmaz, “Jeopolitik riskler ve kimi zaman kaotik ortama dönen makro belirsizlikler, enflasyon hedeflerinden sapılması, düşük büyüme ve yavaşlayan talep, faizlerdeki artış ve mutabakattan uzaklaşan siyasi belirsizlikler, 2026 yılının geri kalanın daha ihtiyatlı, ön alıcı ve para politikasının hedefleriyle daha uyumlu bir maliye politikasını her zamankinden daha elzem hale getirmektedir” yorumunu yaptı.</p>
<p><strong>Yasa değişti, SGK’ya devlet katkısı kalktı: SGK açık vermeye başlayacak</strong></p>
<p>TBMM’de kabul edilen ve yürürlüğe giren torba yasayla Ağustos ayı itibariyle 2008 yılında 5510 sayılı kanunun 81. Maddesinde yapılan değişiklikle başlayan SGK’ya devlet katkısı kaldırıldı. Hakkı Hakan Yılmaz, bu maddenin SGK’nın tüm gelirlerinin yüzde 17’sine yaklaştığını hatırlatarak, “Bu değişiklik kaçınılmaz olarak SGK’nın finansman açığının önemli ölçüde artmasına yol açacaktır” uyarısında bulundu. SGK’nın 2025 yılında 36 milyar TL fazlasının, devlet katkısı çıkarıldığında 853 milyar açığa dönüşmesine işaret eden Yılmaz, 2026 sonunda da açığın 1.1 trilyon TL’ye ulaşabileceğini tahmin etti. “Reformdan dönüşle kısa vadeli bütçe hedefleri uğruna sosyal güvenlik sisteminin finansman kaynaklarının zayıflatılması, nakit dengesinin bozulması, orta-uzun dönemde mali riskleri artırabilecek ve sistemin sürdürülebilirliğini olumsuz etkileyecektir. Bu düzenleme yine SGK’nın açıklarının doğrudan hazine tarafından kapatılması anlamına geleceği için kurumun daha çok prim toplama motivasyonunu da azaltacaktır” uyarısında bulundu.</p>
<p>Uygulamanın merkezi yönetim bütçe dengesini kısa vadede olumlu göstereceğini ancak uzun vadede yaşlanan nüfus başta olmak üzere gelecek yeni yüklerin zorluklarının devam edeceğini anlatan Yılmaz, “Sosyal güvenlik sistemi, doğası gereği uzun vadeli aktüeryal dengeler üzerine kuruludur. Özellikle önümüzdeki on yılda nüfusun yaşlanmasına bağlı olarak sağlık harcamaları ile emekli aylığı ödemelerinde beklenen artış dikkate alındığında, sistemin öngörülebilir, sürdürülebilir ve etkin biçimde yönetilmesi her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır. Sonuç olarak bütçe dengesinin çeşitli mali hesaplarla (fiscal trick) iyi gösterilmeye çalışılması ülkelerin uygulanan ekonomik programa olan mali sorumluluk seviyesini gösteren maliye politikasına yönelik güvenilirlik ve kredibilitede ilave aşınmalara yol açmakta” yorumunu yaptı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7496aadee89-1786025642.jpg" alt="" width="700" height="404" /></p>
<p><strong>Faiz ödemeleriyle gündeme gelen Hazine’nin Merkez Bankası’ndan elde ettiği “faiz gelirleri”</strong></p>
<p>Yılmaz, bütçe gelirlerinde belirsizliğin arttığına işaret ederek, Hazine’nin 2026’da faiz gelirlerindeki yüzde 121,5 oranında artışla 212,1 milyar TL geliri yorumladı. Bu tutarın, Hazine ödediği faizin yaklaşık yüzde 15’ine karşılık geldiğine ve ağırlıklı olarak Merkez Bankası’ndan elde edildiğine, bunun da Merkez Bankası’nın zararının devam edeceği anlamına geldiğine dikkati çeken Yılmaz, “Sonuç olarak enflasyonun yükselmesi, toplam talebin ve büyümenin düşmesi ile enerji maliyetlerindeki artış bütçede gelir ve gider kalemlerini özellikle mayıs ayından itibaren etkilemeye başlamıştır. Bu ise alınan tedbirlerin uygulanmasını zorlaştırmakta ve esnekliği düşük olan bütçede yeni tedbirleri gündeme getirmektedir. Eğer tedbir alınmazsa enerji maliyetlerindeki artışla birlikte savaşın bütçeye olan maliyetinin GSYH’ya oran olarak nette bütçe açığını artıcı olarak yaklaşık yüzde 0,5 seviyesinde artması anlamına gelecektir” yorumunu yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sgkya-devlet-katkisinin-kalkmasi-kurumun-acigini-buyutecek-84744</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/lira-para-tl-1768737129.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV Merkez Direktörü Hakkı Hakan Yılmaz, SGK gelirlerinin yüzde 17’sine ulaşan malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası prim desteğinin sona ermesinin kurumun finansman açığını büyüteceğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/coplar-buyurken-muzakereler-kuculuyor-mu-84751</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP’lar büyürken müzakereler küçülüyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim zirveleri büyüdükçe görünürlük artıyor, ancak müzakerelerin verimliliği aynı hızla artmıyor. Uzmanlara göre bugün COP’ların büyümesini iklim diplomasisinden çok, “orada olmazsam önemli gelişmeleri kaçırırım” düşüncesi besliyor. Literatürde buna FOMO (Fear of Missing Out) deniliyor. </strong></p>
<p>Bir zamanlar birkaç bin kişinin katıldığı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP), bugün on binlerce insanın buluştuğu küresel bir organizasyona dönüştü. Devlet başkanları, bakanlar, yatırımcılar, şirket yöneticileri, belediyeler, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, gazeteciler ve lobiciler... Kasım ayı geldiğinde herkes aynı şehirde olmak istiyor.</p>
<p>Peki gerçekten herkesin aynı anda aynı yerde olması gerekiyor mu?</p>
<p>Oxford Climate Policy ve European Capacity Building Initiative (ECBI) uzmanlarının yaptığı değerlendirme, COP’ların artık kendi başarısının yarattığı yeni bir sorunla karşı karşıya olduğunu öne sürüyor: FOMO (Fear of Missing Out), yani “geri kalma korkusu.”</p>
<p><strong>Müzakere masası büyümüyor, kalabalık büyüyor</strong></p>
<p>İlk COP toplantılarında katılımcı sayısı birkaç bin kişiydi. Kyoto Protokolü'nün kabul edildiği COP3'e bile 10 binin altında kişi katılmıştı. Bugün ise tablo tamamen farklı.</p>
<p>Son yıllardaki COP’larda katılımcı sayısı 60 bine yaklaşırken, asıl iklim müzakerelerini yürüten çekirdek kadro neredeyse aynı kaldı. COP28’de resmi delegasyonlar için 42 binden fazla akreditasyon verilmesine rağmen, aynı yıl Bonn’daki teknik müzakere toplantılarına da katılan gerçek müzakereci sayısı yalnızca yaklaşık bin 600 kişiydi. Başka bir ifadeyle COP büyüdü; ancak müzakere topluluğu büyümedi.</p>
<p><strong>Aynı çatı altında üç farklı organizasyon</strong></p>
<p>Bugünkü COP, üç ayrı etkinliği aynı anda yürütmeye çalışıyor. Birincisi, ülkelerin Paris Anlaşması kapsamındaki kararları müzakere ettiği resmi diplomasi süreci. İkincisi, liderlerin siyasi mesaj verdiği küresel zirve. Üçüncüsü ise şirketlerin, yatırımcıların, şehirlerin, üniversitelerin ve sivil toplum kuruluşlarının projelerini sergilediği dev bir iklim fuarı. Bu üç alanın her biri önemli. Ancak hepsinin aynı mekânda ve aynı takvimde yapılması, zamanla etkinliği artırmak yerine azaltmaya başladı.</p>
<p><strong>Büyük organizasyon, küçük verim</strong></p>
<p>Uzmanlara göre sorun yalnızca katılımcı sayısı değil. Kalabalık arttıkça güvenlik kontrolleri uzuyor, toplantılar arasında hareket etmek zorlaşıyor, delegelerin koridorlarda gerçekleştirdiği gayri resmî görüşmeler azalıyor. Oysa iklim müzakerelerinde pek çok kritik uzlaşma resmi oturumlarda değil, kahve molalarında ya da tesadüfi karşılaşmalarda sağlanıyor. Öte yandan her yıl on binlerce kişinin katıldığı dev organizasyonlar kamuoyunda da gerçekçi olmayan beklentiler oluşturuyor. Oysa günümüz iklim diplomasisi artık tek bir zirvede büyük siyasi kırılmalar yaratmaktan çok, teknik ayrıntılar üzerinden ilerleyen uzun soluklu bir süreç haline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>COP31 için yeni bir fırsat</strong></p>
<p>Türkiye, 2026 sonunda COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Bu, yalnızca büyük bir uluslararası organizasyonu başarıyla gerçekleştirme sorumluluğu değil; aynı zamanda iklim diplomasisinin geleceğine ilişkin tartışmalara yön verme fırsatı da sunuyor. Bugün şirketlerin, yatırımcıların ve sivil toplumun iklim gündemindeki rolü hiç olmadığı kadar büyük. Ancak bu artan ilgi, müzakere süreçlerinin önüne geçmemeli. Asıl başarı, mümkün olduğunca fazla insanı aynı salona toplamak değil; alınan kararların daha hızlı uygulanmasını sağlayacak bir iklim yönetişimi oluşturabilmek. COP31’in Türkiye açısından gerçek mirası da, yalnızca katılımcı sayısıyla değil; iklim diplomasisini daha kapsayıcı, daha uygulanabilir ve daha sonuç odaklı hale getiren bir ev sahipliği modeliyle ölçülecek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>■ COP YENİDEN TASARLANABİLİR Mİ?</strong></span></p>
<p>Uzmanların önerisi oldukça radikal: Resmi müzakere toplantılarının, BM İklim Sekretaryası’nın bulunduğu Bonn’da daha küçük katılımlarla düzenlenmesi; liderler zirvelerinin yalnızca gerektiğinde yapılması; şirketler, yatırımcılar ve sivil toplum için oluşturulan iklim fuarlarının ise COP başkanlığını üstlenen ülkelerde ayrı organizasyonlar olarak sürdürülmesi öneriliyor. Böyle bir modelin hem maliyetleri azaltacağı hem de iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkelerin yeniden ev sahipliği yapabilmesini kolaylaştıracağı savunuluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/coplar-buyurken-muzakereler-kuculuyor-mu-84751</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/1/1280x720/cop-1785994990.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP’lar büyürken müzakereler küçülüyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/isvicreden-luks-ithalati-saat-gibi-isliyor-84743</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> İsviçre’den lüks ithalatı ‘saat’ gibi işliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İsviçre Saat Endüstrisi Federasyonu'nun (FH) yayımladığı verilere göre, küresel lüks saat talebindeki dalgalanmaya rağmen Türkiye pazarı büyümesini sürdürüyor. İsviçre'nin toplam saat ihracatı 2026'nın ilk altı ayında yüzde 0,7 gerileyerek 12,8 milyar İsviçre Frangı’na inerken, Türkiye’ye yapılan ihracat aynı dönemde yüzde 6,9 artışla 165,2 milyon franka (Yaklaşık 9 milyar 556 milyon TL) ulaştı. Söz konusu rakam 2024’ün ilk yarısında 145,2, 2025’in ilk yarısında ise 154,5 milyon İsviçre frangı olarak gerçekleşmişti. Bu yılın ilk yarısındaki performansla Türkiye, İsviçre saat ihracatında dünyanın 17’nci büyük pazarı konumunu korudu. Aynı dönemde ABD, Çin, Almanya, İtalya, İspanya ve Hollanda gibi birçok önemli pazarda daralma yaşanırken Türkiye’nin büyümesini sürdürmesi dikkat çekti.</p>
<h2>Haziranda ivme hızlandı </h2>
<p>Yılın ilk yarısındaki istikrarlı büyümenin ardından haziran ayında Türkiye pazarında daha güçlü bir ivme görüldü. Haziranda Türkiye’ye yapılan İsviçre saat ihracatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 26 artarak 33,7 milyon İsviçre Frangı’na yükseldi. İlk 30 Pazar arasında Türkiye ithalat artış oranında 10. Sırada yer aldı. Değer olarak ise Türkiye aylık bazda İsviçre’nin en büyük 15’inci ihracat pazarı oldu. Haziran ayında Türkiye’nin performansı, birçok büyük pazarı geride bıraktı. Aynı dönemde Çin’e ihracat yüzde 16,5, Almanya’ya yüzde 10,6, İtalya’ya ise yüzde 21,4 gerilerken, Türkiye yüzde 26’lık artışla en hızlı büyüyen büyük pazarlar arasında yer aldı.</p>
<h2>İlk yarıda tablo farklı </h2>
<p>Ocak-Haziran döneminde ise küresel görünüm daha zayıf kaldı. İsviçre’nin en büyük pazarı olan ABD’ye ihracat yüzde 14,8 gerilerken, Çin’e yüzde 5, Almanya’ya yüzde 10,5, İtalya’ya yüzde 6,3 ve İspanya’ya yüzde 34,3 düşüş yaşandı. Buna karşılık Fransa yüzde 63,4, Hindistan yüzde 31,5 ve Türkiye yüzde 6,9 büyüme kaydetti.</p>
<h2>Haziran toparlanmayı getirdi </h2>
<p>Haziran ayı verileri ise İsviçre saat sektöründe yeniden toparlanma sinyali verdi. Toplam ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11,2 artarak yaklaşık 2,4 milyar İsviçre Frangı’na ulaştı.</p>
<p>Artışta özellikle çelik, değerli metal ve iki renkli (gold-steel) saatler öne çıkarken, 200-500 frank fiyat segmentindeki saat ihracatı yüzde 54,1 arttı. 3 bin frank üzerindeki lüks saat ihracatı da yüzde 14,2 büyüdü.</p>
<h2>Gelir dağılımındaki bozulma lüks tüketime yansıyor </h2>
<p>İsviçre saat ihracatındaki artış, Türkiye'de son yıllarda belirginleşen gelir ve servet dağılımındaki bozulmanın tüketim alışkanlıklarına yansıması olarak değerlendiriliyor. Enflasyon karşısında geniş kesimlerin alım gücü gerilerken, yüksek gelir grubunun harcama iştahını koruması lüks tüketim pazarını canlı tutuyor. Türkiye'nin İsviçre saat ihracatında üst sıralara yükselmesi de bu eğilimin dikkat çekici örneklerinden biri olarak görülüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Saat artık bir statü göstergesi</span></h2>
<p>Sektör temsilcilerine göre lüks saat, artık yalnızca zamanı gösteren bir aksesuar değil; kişisel serveti, sosyal statüyü ve başarıyı simgeleyen önemli bir yatırım ve prestij ürünü haline geldi. Özellikle Rolex, Patek Philippe, Audemars Piguet ve Richard Mille gibi markalarda arzın sınırlı olması, ikinci el piyasasında da yüksek değerlerin oluşmasına yol açıyor. Bu durum lüks saatleri sadece tüketim ürünü olmaktan çıkarıp, değerini koruyan alternatif bir yatırım aracı olarak da öne çıkarıyor. Türkiye’de son yıllarda artan yüksek gelir grubu ve yeni zengin profili de lüks saat talebini destekleyen unsurlar arasında gösteriliyor. Özellikle girişimcilik, teknoloji, finans, ve sosyal medya kaynaklı oluşan yeni servet sahiplerinin lüks saatlere ilgisinin arttığı belirtiliyor. Küresel finans devi UBS’in son raporu da bu durumu doğruluyor. Kurumun Küresel Servet Raporu’na göre Türkiye’deki dolar milyoner sayısı 93 bine ulaştı. Bir yıllık süreçte ülkede 5.650 yeni kişi milyoner statüsü kazandı ve bu artış hızı ile Türkiye, dünya genelinde ikinci sıraya yerleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/isvicreden-luks-ithalati-saat-gibi-isliyor-84743</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/8/1280x720/saat-1757434882.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İsviçre&#039;nin ilk 6 aylık saat ihracatı gerilerken, Türkiye’ye yapılan ihracat bu dönemde yüzde 6,9 artarak Yaklaşık 9,5 milyar liraya ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/terorsuz-turkiye-icin-cerceve-yasa-mecliste-84742</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Terörsüz Türkiye&#039; için çerçeve yasa Meclis’te</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Terörsüz Türkiye hedefinde hazırlanan 12 maddelik çerçeve yasa Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Abdullah Öcalan ve örgütün yönetim kadrosu çerçeve yasanın kapsamına dahil edilmedi.</p>
<p>AK Parti, MHP, DEM, CHP, HÜDA-Par ve YRP’nin de içinde olduğu 360 milletvekilinin imzası ile Meclis’e sunulan teklifin ayrıntılarını AK parti Grup Başkanı Abdullah Güler açıkladı.</p>
<p>Teklif; amaç ve kapsamdan oluştu.</p>
<p>Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi olarak sunulan çerçeve yasanın kapsamı, “PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsayacak” şeklinde ifade edildi.</p>
<p>Teklifle; mahkumiyeti olan örgüt mensupları için kasten adam öldürme ve 2005 yılı öncesi müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış mahkumiyeti infaz aşamasında olanlar hariç tutulacak.</p>
<p>Bu kapsamda, soruşturma ve kovuşturmalar 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar 10 yıl süreyle ertelenecek. Adam öldüren ve müebbet cezası alanlar kapsam dışı bırakılacak.</p>
<p>Cezası ertelenmiş olan örgüt mensupları özel bir takip modeliyle izlenecek. Herhangi bir terör suçu bağlamında eylemlerde bulunması halinde erteleme kararı ortadan kaldırılacak.</p>
<p>5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl ve 10 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması aranacak.</p>
<h2>İki ayrı kurul kurulacak </h2>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında; İçişleri, Adalet, Dışişleri, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekterliği, MİT Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekterliğinden oluşan heyet kurulacak. Dönemsel toplantılarla beraber kamu kurum ve kuruluşlarından her türlü bilgi ve belgeyi alabilecek. Teknik çalışmalar için komisyon kurabilecek. Süreç ile ilgili TBMM’de İzleme Kurulu kurulacak.</p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi İzleme Komisyonu (17 üye) oluşturularak bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izleyecek.</p>
<h2>6 aylık başvuru süresi olacak </h2>
<p>Mili Güvenlik Kurulu Kararı’nın Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren 6 aylık başvuru süresi olacak. Kontrolü altındaki tüm örgütsel yapı ve her türlü unsurlarıyla fiili varlığını sona erdirdiği ve silahsızlandığının güvenlik kurumlarınca tespiti ve Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi öngörülüyor. Dönmek isteyen örgüt üyeleri devletin ilgili kurumlarına bizzat başvuracak.</p>
<h2>Soruşturma ve kovuşturma </h2>
<p>Kanun kapsamına girenlere ilişkin değerlendirmeler halihazırda soruşturma ve kovuşturmaların bulunduğu merciler tarafından yapacaktır. Ancak, bu Kanundan yararlanmaya yönelik başvurunun bulunulan yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlar yapabilecek.</p>
<p>-Silah bırakma esnasında her türlü malzeme kayıt altına alınacak.</p>
<p>Teklif ile, koşulların sağlanması halinde “örgütü kurma veya yönetme, üyelik, bilerek ve isteyerek yardım, propaganda, örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlar ve terörün finansmanına ilişkin suçlar” ile ilgili soruşturma, kovuşturma ve kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri ertelenecek.</p>
<p>Hükümlü belirtilen süreyi suç işlemeden tamamlarsa ceza infaz edilmiş sayılacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Süreçte görev alan herkese yasal güvence getiriliyor</span></h2>
<p>Teklifle, Terörsüz Türkiye sürecinde, Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilecek. Düzenlemeyle, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yürüten başta Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri olmak üzere tüm görevlilere yasal güvence getiriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/terorsuz-turkiye-icin-cerceve-yasa-mecliste-84742</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/tbmm-meclis-1776928915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Terörsüz Türkiye&quot; hedefiyle hazırlanan çerçeve yasa Meclis’e sunuldu. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, “Kanun teklifimiz 12 maddeden oluşuyor. Yaklaşık 360 imza ile teklifimizi, TBMM Başkanlığı’na arz ettik. 15 yıl veya daha az cezalarda 5 yıl, 15 yıldan fazla cezalarda 10 yıl erteleme yapılacak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aipcler-isleri-nasil-degistirecek-84741</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> AIPC’ler işleri nasıl değiştirecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HP Türkiye Genel Müdürü Serdar Urçar, yapay zekânın şirketler için yalnızca yeni bir teknoloji değil, iş yapış biçimlerini kökten değiştirecek bir dönüşüm olduğunu söyledi. Verinin rekabet gücünün temel unsuru haline geldiğini belirten Urçar, AI PC'lerin veri güvenliği, maliyet yönetimi ve verimlilik açısından yeni dönemin en önemli araçlarından biri olacağını vurguladı.</strong></p>
<p>HP Türkiye Genel Müdürü Serdar Urçar ile bir araya geldiğimizde öğrenmek istediğim ana konu AIPC’lerin şirketlerin hayatını nasıl değiştireceğiydi. Yapay zekânın üzerinde kullanılabileceği bu mobil bilgisayarlar, diğer alanları olduğu gibi iş alanını da değiştirecek en önemli etken olan yapay zekânın kullanım tarzını belirleyecek. AIPC’ler, yapay zekâ destekli bilgisayarlar olarak Agentic AI’ın insan boyutundaki karşılığını oluşturuyor.</p>
<p>Urçar konuyu yapay zekânın iş dünyasını nasıl değiştireceği ve iş modellerinin dönüşmesi boyutu ile ele almayı tercih etti. Bu zaten uzun süredir ele aldığımız dijital dönüşüm/iş dönümü konusunun güncel tartışmasına odaklanıyor ancak bu kez dönüştürücü güç olarak yapay zekâyı ele almak gerekiyor. Urçar, yerinde bir biçimde, bunun veriye sahip olma odağında ele alınmasının önemine vurgu yapıyor. Şirketlerin en önemli varlığı (asset) haline gelen veri, rekabet gücü konusunda en önemli unsuru oluşturuyor. Günümüzde yapay zekâ konusunda içinde bulunduğumuz çıkarım (inference) çağı, bu veriyi yapay zekâyı eğitmek için kullandığımız dönemden yapay zekâyı kullanarak analizler yapacağımız ve iş sonuçları elde edeceğimiz döneme geçtiğimizi vurguluyor. Bütün bunlar Urçar’ın yapay zekâyı çarpıcı bir ve en önemli oyun değiştirici olarak tanımlamasının haklılığını gösteriyor.</p>
<p>Bu dünyada yeni olan AIPC’ler, şu anda tam olarak anlaşılmasa da Agentic AI’ın gelişmesi ile birlikte tam olarak yerine oturacağa benziyor. Yapay zekâ ajanları, bir araya gelerek bir işi yaptıktan sonra dağılıp yeni işler için farklı takım kadrolarıyla başka bir işi yapmak için bir araya gelebilen futbolcular gibi çalışıyor. Bunun fiziksel dünyadaki karşılığının kişilerin uzmanlıkları ve verisi ile eğitilen AIPC’lerin aynı şekilde çalışması olduğunu anlamak zor değil ancak insan zekâsının kısıtları nedeniyle bugünden bunu göremiyoruz.</p>
<p>Ne zaman görmeye başlayacağız? Para bitince ve yeni para kazanmak yeterince zor hale gelince… Şirketler, verilerini yapay zekâya vererek buluta açmanın bu bilgilerin başka yapay zekâlar tarafından kullanılması riskini yarattığını sürekli vurguladıkları öğrenme seviyesine geldiler. Ancak yapay zekânın işlerde kullanımının yoğunlaşması ile birlikte harcanan “token”ların maliyetinin yüksekliğini fark etmeleri çok daha uzun zaman aldı. Bundan bir sonraki aşamada yapay zekânın kullandığı verinin iletilmesinin/taşınmasının yarattığı telekomünikasyon maliyetini keşfedecek olan şirketler, ana operasyonel omurgalarını dik tutabilmek için ne yapacaklarını düşünmek zorunda kalacaklar. Bunu şimdiden anlayacaklarından emin değilim.</p>
<p>Bunları söyledikten sonra Urçar’ın AIPC, telekomünikasyon ve veri güvenliğini merkeze alan üç boyutlu yeni şirket stratejisine değinmek istiyorum. AIPC’ler token maliyetini ortadan kaldıramasa da verinin buluta gidip gelmesinin yarattığı telekomünikasyon maliyetini bertaraf edecek bir araç sunuyor. Ancak bu durum, tercihin bu şekilde oluşacağı anlamına gelmiyor. Bugün dijital içeriği online kanallardan tüketmenin walkman’den discman’e kadar uzanan bir dizi araçla tüketmemizin yerini almış olması bu konuda çarpıcı bir örnek oluşturuyor. İşin ekonomisi boyutunda, altyapıyı sunan telekomünikasyon şirketleri ile bu altyapı üzerinden sundukları servisle büyük paralar kazanan ya da çok daha yüksek piyasa değerlerine ulaşan OTT’ler arasındaki tartışmalar da önümüzdeki dönemde gündeme gelecek bir diğer boyutu oluşturuyor. Bunlar Odyssey tadında bir maceranın başlangıcında olduğumuzu gösteriyor. Efsanede olduğu gibi varacağımız nokta evimiz olsa da, o ev yolculuğa başladığımız dönemdeki gibi olmayacak.</p>
<p>Dijitalleşmeyi başaramayıp dijital dönüşüm yolculuğuna hapsolmuş şirketlerin ne kadarının bu yolculuktan sağ çıkacağı konusunda umutlu bir oran veremiyorum. Ama yine de bu yolculuk ile ilgili bazı şeyleri aktarmak istiyorum.</p>
<p><strong>Daha büyük resme bakınca…</strong></p>
<p>Urçar ile şirketler ve kurumsal dünya üzerinden konuştuğum konuyu, daha büyük resim içinde değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Gemini’nin desteği ile bu konuyu masaya yatırmak çok zor olmadı. Sevgili uzmanım, HP’nin Mart 2026’da çizdiği çerçeveyi baz alarak bu şirketin farklı alanlarda geleceği nasıl gördüğünü toparladı. Şöyle:</p>
<p>HP'nin yapay zekâ odaklı çalışma geleceği, iş yeri deneyimleri ve teknoloji alanlarındaki değerlendirmeleri ve yenilikleri şu başlıklar altında toparlanabilir:</p>
<p><strong>- Yapay zekâ ve yerleşik zekâ çözümleri</strong>: HP, geleceğin çalışma düzenini daha basit ve bağlantılı hale getirmek amacıyla yerel yapay zekâ ve yakınlık tabanlı bağlantı sunan yeni zekâ katmanı HP IQ'yu duyurmuştur. Bu sistem; Ask IQ, Analyze, Notes &amp; Knowledge ve Meeting Agent gibi özelliklerle çalışanların verimliliğini artırmayı hedefler.</p>
<p><strong>- Ekosistem ve işbirliği yenilikleri:</strong> Cihazların birbiriyle iletişim kurmasını ve dosya paylaşımını kolaylaştıran mekansal zekâ teknolojisi HP NearSense tanıtılmıştır. Bu teknoloji ilerleyen süreçte HP Poly video konferans çözümleri, yazıcılar ve çevre birimlerini de kapsayacak şekilde genişletilecektir.</p>
<p><strong>- Hibrit ve yapay zekâ destekli donanımlar:</strong> Gelişmiş yapay zekâ iş akışları için optimize edilen, yüksek NPU performansına ve uzun pil ömrüne sahip yeni nesil yapay zekâ PC’leri (örneğin EliteBook 6 G2q) ve kurumsal yapay zekâ geliştirmeleri ile hibrit altyapıları destekleyen yeni nesil HP Z Workstation serisi duyurulmuştur.</p>
<p><strong>- Geleceğin güvenliği ve Kuantum direnci:</strong> Fiziksel BitLocker atlatma saldırılarını durduran dünyadaki ilk donanım çözümü olan HP TPM Guard ile donanım tabanlı korumalar güçlendirilmiştir. Ayrıca hem yeni nesil LaserJet yazıcı serisinde hem de genişletilmiş HP Wolf Security kabiliyetlerinde kuantum dirençli güvenlik önlemleri hayata geçirilmiştir.</p>
<p>- İş Akışı ve Dijital Deneyimli Yönetim: Belge sayısallaştırma süreçlerini hızlandıran yapay zekâ destekli LaserJet modelleri ve süreçleri reaktif destekten proaktif yönetime taşıyan Workforce Experience Platform (WXP) yenilikleri (karbon ayak izi raporları, yapay zekâ destekli iyileştirme yolları vb.) sunulmuştur.</p>
<p>- Oyun Teknolojileri ve Kişiselleştirme: Oyuncular için donanım/oyun ayarlarını tek tıkla optimize eden OMEN AI desteği, yeni nesil HyperX OMEN masaüstü bilgisayarlar ve içerik üretimi ile iletişimi zenginleştiren OMEN Gaming Hub yapay zekâ kabiliyetleri tanıtılmıştır.</p>
<p><strong>Yükselen güç, AIPC’ler</strong></p>
<p>Bunu takip eden çalışmamız, AIPC’leri konu aldı. Kapasiteleri 40 TOPS ile başlayıp günümüzde 85 TOPS’a kadar çıkan bu makinelerin işlevi ve iş modeli içinde alabilecekleri roller de hızla değişiyor ve gelişiyor.</p>
<p>AI PC (Yapay Zekâ Destekli Kişisel Bilgisayar) ekosisteminin hızla yaygınlaşması ve güçlenmesi, donanım dünyasından yazılıma kadar geniş bir dönüşüm sürecini beraberinde getirmektedir. Bu alandaki temel gelişme dinamikleri ve bilinenler şu şekildedir:</p>
<ol>
<li>Donanım Boyutu ve NPU Gücü (Yerel İşleme)</li>
</ol>
<p>- Dedicated NPU (Sinir İşleme Birimi): AI PC'lerin kalbini, yapay zekâ yüklerini CPU ve GPU'dan devralarak çok daha verimli işleyen özel NPU çipleri oluşturur. Modern işlemciler (Intel Core Ultra, AMD Ryzen AI, Snapdragon X serisi gibi) artık 40 ila 85 TOPS (Saniyede Trilyon İşlem) arasında değişen NPU performansları sunmaktadır.</p>
<p>- Bulut Bağımlılığının Azalması: İşlemlerin doğrudan cihaz üzerinde (on-device) yapılması, verilerin uzak sunucuya gönderilmesinden kaynaklanan gecikmeleri ("internet lag") ortadan kaldırır.</p>
<p>- Enerji Verimliliği ve Gizlilik: Yerel yapay zekâ işleme, bulut tabanlı sistemlere kıyasla daha az enerji harcayarak pil ömrünü korur. Hassas kurumsal veriler veya kişisel dosyalar cihaz dışına çıkmadığı için gizlilik ve güvenlik üst düzeyde tutulur.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Yazılım ekosistemi ve kullanıcı deneyimi</strong></li>
</ol>
<p>- İşletim Sistemi Entegrasyonları: Microsoft’un Copilot+ PC standartları ve Apple Intelligence gibi işletim sistemi katmanındaki gelişmeler, AI özelliklerini doğrudan sistemin merkezine yerleştirmiştir.</p>
<p><strong>Gelişmiş uygulama alanları</strong></p>
<ol>
<li>i) Akıllı Asistanlar ve Arama: Doğal dilde komutlarla bilgisayar hafızasındaki dosyaların taranması (örneğin Windows'taki Recall benzeri özellikler) veya metin/ses girdileriyle anlık bağlamsal yanıtlar alınması.</li>
<li>ii) İş Akışı Otomasyonu: Toplantı notlarının otomatik çıkarılması, belgelerin ve PDF'lerin saniyeler içinde özetlenmesi.</li>
</ol>
<p>iii) İletişim ve Multimedya: Görüntülü görüşmelerde anlık dil çevirileri (Live Captions), otomatik kadrajlama, arka plan silme ve stüdyo kalitesinde ses/görüntü iyileştirmeleri (Windows Studio Effects).</p>
<ol start="3">
<li><strong> Pazarın dönüşümü ve kurumsal benimseme</strong></li>
</ol>
<p><strong>- Hızlı pazar büyümesi</strong>: Kurumlar ve bireysel kullanıcılar arasında üretkenliği artırma aracı olarak görülen AI PC'ler, geleneksel bilgisayar pazarının yerini hızla almakta; büyük işletmelerin IT altyapılarında standart bir tercih haline gelmektedir.</p>
<p><strong>- Bağımsız yazılım satıcıları (ISV) desteği:</strong> Pek çok yazılım üreticisi (üretkenlik, tasarım, kodlama ve güvenlik araçları), yerel yapay zekâ yeteneklerini doğrudan yazılımlarına entegre ederek uygulamaları daha akıllı ve "ajan tabanlı (agentic)" hale getirmektedir.</p>
<p>Özetle; AI PC'ler artık sadece daha hızlı işlem yapan makineler değil; kullanıcı alışkanlıklarını öngören, internet bağlantısı olmasa bile çevrimdışı çalışabilen, güvenliği donanım seviyesinde artıran ve günlük iş akışlarını kökten basitleştiren yeni nesil bir bilişim standardına dönüşmektedir.</p>
<p>Bu noktada mühendis hastalığı olarak biraz teknik konulara da girmekten kendimi alamadım çünkü bu alanda önemli bir gelişim olduğunu düşünüyorum. Merkezi işlem birimleri (CPU) ile yaşamaya alışmış bilgisayar dünyasında grafik işlem birimleri (GPU) ile yaşanan değişimin benzeri sinir işlem birimleri (NPU) ile yaşandığında kendinizi yabancı hissetmeyin diye bir bilgi notu hazırladık. Gemini, değiştirmeden aktardığım notta göreceğiniz gibi NPU’yu sinir işleme birimi olarak kullanmış. Ben önce nöral kullanmayı düşündüm ama sonra okula giderken “sinir sistemi” ifadesini kullandığımızı hatırlayıp sinir işlem birimi ifadesinde karar kıldım.</p>
<p>AI PC'lerin (Yapay Zekâ Destekli Kişisel Bilgisayar) işlem gücünü ifade eden TOPS (Tera Operations Per Second / Saniyede Trilyon İşlem) değeri, temel olarak cihazların kalbinde yer alan NPU (Neural Processing Unit / Sinir İşleme Birimi) adı verilen özel işlemcilerin kapasitesini belirtir.</p>
<p>NPU'ların ve dolayısıyla TOPS değerlerinin bu kadar hızla artmasının arkasında yatan temel mimari ve mühendislik gelişmeleri şunlardır:</p>
<p>- Çoklu İşlem (Paralel İşleme) Kapasitesinin Geliştirilmesi: Geleneksel CPU'lar işlemleri ardışık olarak yaparken, NPU'lar yapay zekâ modellerinin temelini oluşturan matris ve tensör çarpımlarını aynı anda binlerce küçük işlem birimiyle (paralel olarak) gerçekleştirir. Bu mimari, birim zamanda yapılan işlem sayısını katbekat artırır.</p>
<p>- Veri Yolu ve Bellek Entegrasyonu (Data Movement Optimization): Verilerin işlemci ile bellek arasında taşınması sırasında oluşan darboğazları azaltmak için yüksek bant genişliğine sahip bellekler doğrudan çip içine entegre edilir. Bilginin daha hızlı akması, NPU'nun saniyede gerçekleştirdiği trilyonlarca işlem (TOPS) hızını sürdürülebilir kılar.</p>
<ul>
<li>Düşük Hassasiyetli Aritmetik (Low-Precision Arithmetic): Yapay zekâ çıkarım (inference) işlemlerinde her zaman yüksek hassasiyetli devasa sayılara gerek duyulmaz. 8-bit veya daha düşük formatlardaki veri yapıları kullanılarak hesaplama karmaşıklığı azaltılır, bu da donanımın aynı enerjiyle çok daha fazla işlem (daha yüksek TOPS) yapmasını sağlar.</li>
<li>Donanım Seviyesinde Özel Mimari Tasarımları: Üreticiler (Intel, AMD, Qualcomm vb.) çip tasarımlarında systolic array gibi özel veri akış mimarileri kullanarak yapay zekâ algoritmalarını donanım seviyesinde hızlandırırlar. Bu sayede ilk nesil AI PC'ler 40 TOPS civarında sınırları zorlarken, yeni nesil çözümler 85 TOPS ve üzeri seviyelere ulaşabilmektedir.</li>
</ul>
<p>Bu güç artışı, buluta bağımlılığı azaltarak yapay zekâ modellerinin doğrudan cihaz üzerinde (on-device) çok daha hızlı, kesintisiz ve yüksek enerji verimliliğiyle çalışmasını sağlar.</p>
<p><strong>Telekomünikasyon maliyetleri/avantajı için bir projeksiyon</strong></p>
<p>Urçar’ın bahsettiği konulardan biri olan veri haberleşmesi ve maliyetleri konusunda da bir çalışma yaparak teknoloji yatırımı yapacaklara yardımcı olmak istiyorum. Burada kullanılacak veri miktarının nasıl değişeceği üzerinden bir inceleme yaptık çünkü veri miktarının artmasına paralel olarak birim fiyatlarda ortaya çıkan düşüşün maliyet bazlı bir analizde hata yapma olasılığını düşüreceğine inanıyorum.</p>
<p>Yapay zekânın internet veri trafiğindeki bugünkü payı ve gelecekteki seyri, geleneksel web trafiğinden çok farklı bir dinamikle hızla şekillenmektedir. Konunun bugünkü durumu ve geleceğe yönelik öngörüleri şu başlıklar altında özetlenebilir:</p>
<h3>1. Mevcut Durum: Yapay Zekânın Trafikteki Payı</h3>
<ul>
<li>Üretken Yapay Zekâ Uygulamaları: Doğrudan sohbet botları ve üretken yapay zekâ uygulamalarının (ChatGPT, Gemini vb.) mobil ve web ağlarındaki doğrudan veri trafiği payı bugün için nispeten küçük oranlardadır (örneğin mobil şebekelerde genel trafiğin yüzde 1'inin altındadır). Ancak bu oran, kullanım sıklığına ve uygulamaların tipine (metin tabanlı vs. video/görsel üreten araçlar) göre değişkenlik gösterir.</li>
<li>Arka Plan ve Bot Trafiği: Yapay zekâ modellerini eğitmek için internet sitelerini tarayan botlar, gerçek zamanlı veri çekiciler (fetchers) ve yapay zekâ aracıları (agents) hesaba katıldığında, internetteki otomatik/makine kaynaklı trafiğin payı devasa boyutlara ulaşmıştır. Güvenlik ve altyapı raporlarına göre, web sitelerini tarayan ve veri toplayan yapay zekâ kaynaklı bot hareketliliği toplam internet trafiğinin önemli bir dilimini oluşturmaktadır.</li>
</ul>
<h3>2. Gelecekteki Değişim ve Beklentiler</h3>
<ul>
<li>Bot Trafiğinin İnsan Trafiğini Aşması: Sektörel öngörüler ve altyapı raporları, yapay zekâ sistemlerinin (özellikle otonom çalışan AI ajanlarının ve tarayıcıların) internetteki payının katlanarak artacağını göstermektedir. Öyle ki, önümüzdeki yıllarda internetteki bot ve yapay zekâ kaynaklı trafiğin, insan kaynaklı trafiği geride bırakması beklenmektedir.</li>
<li>Ajan Tabanlı (Agentic AI) Patlama: Yapay zekâ artık sadece pasif olarak veri okuyan bir araç olmaktan çıkıp web üzerinde aktif olarak işlem yapan (ürün kıyaslayan, sepet dolduran, rezervasyon yapan) bir yapıya evrilmektedir. İnsanlar bir görevi 3-5 sayfaya bakarak çözerken, yapay zekâ ajanlarının arka planda binlerce sayfayı taraması ve veri alışverişinde bulunması, ağlar üzerindeki veri talebini (özellikle uplink/veri yükleme ve eşzamanlı işlem trafiğini) patlatacaktır.</li>
<li>Altyapı ve Ağ Dönüşümü: Cisco gibi büyük altyapı sağlayıcılarının raporlarına göre; yapay zekâ çıkarım (inference) trafiğinin önümüzdeki on yıl içinde toplam ağ trafiğinin dörtte birine yaklaşacağı tahmin edilmektedir. Bu durum, telekomünikasyon ve geniş bant operatörlerinin geleneksel "download (indirme) odaklı" ağ yapılarını, yapay zekânın gerektirdiği yoğun "upload (yükleme) ve simetrik hız" ihtiyaçlarına göre yeniden tasarlamasını zorunlu kılmaktadır.</li>
</ul>
<p>Özetle; yapay zekâ bugün internet trafiğinin doğrudan tüketim ayağında henüz küçük bir yüzdeye sahip gibi görünse de, arka plandaki model eğitimi, gerçek zamanlı veri çekme ve otonom dijital ajanların yaygınlaşmasıyla birlikte internet trafiğinin ana belirleyicisi ve lider sürücüsü konumuna gelmektedir.</p>
<p>Bütün bunların arasında şirketlerin kurumsal başarıları için doğru ve güncel veri ile hareket etmesi gerektiğini not düşmek gerekiyor. İnsanlar genellikle deneyimleri ile ve “uzman” adı altında istihdam edilen kişiler de kendi uzmanlık alanları ile sınırlı kalarak kararlar alırlar. Özellikle teknoloji alanındaki uzmanlık, belirli sistemlere bağımlılık ve onlar doğrultusunda düşünme hastalığını getiriyor.</p>
<p>Benim gördüğüm kapitalizmin yarattığına benzer bir dönüşümden geçiyoruz. Liderlerin tanrılardan aldığı güçle yönettiği döneme son veren kapitalizm, gücü para olarak yeryüzüne indirerek aristokratların ve ruhban sınıfının iktidarına son vermekle –ya da yeni bir denge kurmakla- kalmadı aynı zamanda sosyal demokrasiden komünizme kadar uzanan birçok yeni sistem yarattı. Veriyi buluttan kendi üzerine indiren AIPC’lerin benzer bir dönüşüm yaratmasını engelleyecek herhangi bir unsur yok.</p>
<p>Bu macerayı yaşarken bir şeye karar vermemiz gerekiyor. Değerli olan, makineyi kullanabilen insan (sanayi toplumundaki işçi) mıdır yoksa bir süreci iyi yöneten insan mıdır? Barbar Conan serisinde Hirkanya çeliğinden muazzam kılıçlar yapan usta mı yoksa ortalama bir kılıcı üretip ucuza satarak yoksulluk içinde yaşayan çalışanlar mı değerli olacak? Yapay zekânın karşımıza bu soruyu çıkaracağını düşünüyorum. Herkesin bir tek hayatı olduğuna göre, en iyisini yaşamak gerekmez mi? Umarım yapay zekâ çağında bu iyiyi son 200 yılın çalkantıları içinde değil, daha istikrarlı bir düzlemde tanımlarız.   </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aipcler-isleri-nasil-degistirecek-84741</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AIPC’ler işleri nasıl değiştirecek? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sivi-altinin-anavatani-neden-taseron-oldu-84738</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıvı altının anavatanı neden taşeron oldu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BİRGÜL ÜNSAL</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a74353710c43-1786000695.jpg" alt="" width="244" height="175" /></strong><strong>Amforayla başlayan üstünlük, tankerde kayboldu</strong></p>
<p>Anadolu, zeytinyağını 2.600 yıl önce Klazomenai’de yalnız üretmiyor; Presliyor, amforaya dolduruyor, menşe kazandırıyor ve denizaşırı pazarlara gönderiyordu. Bugün ise yaklaşık 25 milyar dolarlık küresel pazarda aynı coğrafya, değer zincirinin en ucunda bekliyor. Türkiye, 2025’te tamamlanan 2024/25 sezonunda 505 bin tonla dünya üretiminin yaklaşık yüzde 14’ünü karşıladı; buna rağmen 2025 takvim yılı zeytinyağı ihracatı 189 milyon dolara geriledi. Aynı sezonda İspanya, 1,03 milyon ton ihracattan 5,05 milyar Euro kazandı; Yunanistan’ın 2025 geliri 1,31 milyar Euro’ya ulaştı. İtalya ise üretimi yetmediği hâlde Akdeniz’den aldığı yağı tasarım, gastronomi ve “Made in Italy” itibarıyla milyarlarca Euro’luk markaya dönüştürüyor.</p>
<p><strong>Yağı sattık, şişeyi, rafı ve hikâyeyi bıraktık</strong></p>
<p>Biz neden gerideyiz? Çünkü ağacı çoğaltmayı strateji, fuara katılmayı dağıtım, dökme satışı ihracat başarısı sandık. Ayvalık’ı, Memecik’i, Kilis’i ve Nizip’i ayrı tat coğrafyaları olarak konumlandıramadık; kooperatifleri küresel satış şirketlerine, laboratuvar bilgisini tüketici güvenine, zeytin yaprağındaki oleuropeini kozmetik ve farmasötik değere çeviremedik. Yağı sattık; şişeyi, rafı, tüketici verisini ve marka sadakatini başkalarına bıraktık.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a74355c8dab0-1786000732.jpg" alt="" width="399" height="393" /><strong>Toprak başarıyı üretiyor: Köstem ve dünya ödüllü markalar</strong></p>
<p>Oysa karşı örnek yanı başımızda: Dünyanın en büyük zeytinyağı müze kompleksi Köstem, geçmişi vitrinde dondurmuyor; üretim, eğitim ve kültürle yaşatıyor. Köstem Memecik’in 2025’te Tokyo’da altın, Londra’da Memecik ve Yamalak Sarısı ile iki altın madalya alması gösteriyor ki sorun toprağın kalitesi değil, kaliteli üreticiyi dünya ölçeğine taşıyacak sistemin yokluğudur. Köstem ve her yıl uluslararası ödül kazanan benzeri özel markalar yalnız teşvik dosyalarında değil; yabancı raf, ortak depo, e-ticaret, gastronomi diplomasisi ve uzun vadeli marka fonlarıyla desteklenmelidir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a743597e6128-1786000791.jpg" alt="" width="588" height="393" /><strong>Biz dumanı sattık, İspanya dünya liderliğini kurdu</strong></p>
<p>1951-52’de İspanya’nın Türkiye’den özellikle “delice” odunundan kömür istediği anlatısı TBMM tutanaklarına kadar girmiştir. Milyonlarca ağacın bu yolla yok edildiği ve İspanya’nın liderliğini kurduğu bir gerçeklik var. Fakat tarihin ironisi ağırdır: Biz aşılanıp üretime kazandırılabilecek yabani zeytini kısa vadeli gelir için kömüre çevirdik; İspanya ise sonraki on yıllarda ağacın çevresine kooperatif, mekanizasyon, kalite standardı, şişeleme ve dünya çapında dağıtım kurdu. Biz dumanı sattık; onlar sıvı altının dünya liderliğini aldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sivi-altinin-anavatani-neden-taseron-oldu-84738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/8/1280x720/zeytin-1786000807.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıvı altının anavatanı neden taşeron oldu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plastik-sektoru-ikinci-500de-guc-kaybetti-84737</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Plastik sektörü İkinci 500’de güç kaybetti…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İSO İkinci 500 listesine göre plastik sektörü 2025 yılında da güç kaybetti. Listedeki firma sayısı azalırken, üretimden satışlar ve ihracattaki artışın enflasyonun gerisinde kaldığı, finansman giderlerinin ise sanayicinin faaliyet kârını büyük ölçüde erittiği vurgulandı.</strong></p>
<p>Plastik Sanayicileri Derneği’nin (PAGDER) İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından yayınlanan “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” 2025 yılı listesine ilişkin yaptığı değerlendirmeye göre plastik sektörü 2024 yılının ardından bu yıl da güç kaybetti.</p>
<p> NACE koduna göre plastik sektöründe faaliyet gösteren işletme sayısı 24’ten 21’e geriledi.</p>
<p>Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesini plastik sektörü açısından değerlendiren PAGDER Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Benliler, “NACE koduna göre plastik sektöründe faaliyet gösteren ve İSO İkinci 500 listesinde yer alan plastik sanayisi kuruluşlarının hemen hemen tüm verilerinde artış görünüyor olsa da 2025 yılında sepet kurun %29.7, yurt içi üretici fiyat endeksinin ise %27.7 arttığını göz önünde bulundurduğumuzda firmaların performansında gözlenen bu artışın gerçeği yansıtmadığını söyleyebiliriz” dedi.</p>
<p><strong>Reel satışlar daraldı!.</strong></p>
<p>Sözlerine devam eden Benliler, “Verilerini şeffaf olarak paylaşan sektör mensuplarımız üzerinden yaptığımız analizlerde ihracatın 2024 yılına kıyasla %2.9 oranında arttığını görüyoruz.</p>
<p>Öte yandan, aynı süreçte Türkiye’nin toplam plastik mamul ihracatının %4.2 oranında arttığını göz önünde bulundurduğumuzda İSO İkinci 500 listesinde yer alan plastik sanayisi kuruluşlarının ihracattan aldıkları payın gerilediğini söyleyebiliriz. Yine, hem 2024 hem 2025 yılında listede yer alan ve verilerini paylaşan sektör mensuplarımızın üretimden satışlarının yaklaşık olarak %23.4 oranında artış gösterdiğini görüyoruz. Her ne kadar bu artış önemli bir oranda olsa da aynı dönemde yurt içi üretici fiyat endeksinin %27.7, sektörümüze ilişkin üretici fiyat endeksinin ise %25.8 oranında artmış olduğunu göz önünde bulundurduğunuzda sektör temsilcilerimizin üretimden satışlarının reel olarak artmadığını ve hatta gerilediğini gözlemliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Finansman giderleri kârlılığı baskılıyor!.</strong></p>
<p>İşletme karlılıklarına da değinen Benliler, “İkinci 500 listesinde yer alan işletmelerin operasyonel kârlılığı gösteren faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı (FAVÖK) TL bazında %28.8 gibi oldukça yüksek bir oranda artmış olsa da FAVÖK’ün net satışlara oranının yani karlılığının yalnızca %0.1 artış gösterdiğini ve %12.8 olarak gerçekleştiğini görüyoruz.</p>
<p> Son 10 yıl ortalamasının %14 olduğu göz önünde bulundurulursa bu artışın yeterli olmadığı daha net görülmektedir” dedi.</p>
<p>Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da firmaların karlılıklarında temel belirleyicilerden birinin finansman giderleri olduğunun altını çizen Benliler, “2025 yılında listede yer alan işletmelerin finansman giderleri %45.2 oranında artarak 138.5 milyar TL’ye yükselirken, faaliyet karı ise %35.4 oranında bir artışla 159.6 milyar TL olarak gerçekleşti.</p>
<p> Böylece finansman giderlerinin faaliyet karına oranı %86.7 gibi rekor bir düzeye yükselmiş oldu. Sanayi kuruluşlarımız ana faaliyetlerinden elde ettiği karın çok büyük bir bölümünü finansman giderlerine ayırmak zorunda kaldıkları sürece bu işletmelerin sağlıklı bir şekilde yola devam edemeyeceklerini göz ardı etmemek gerekiyor.</p>
<p> Bu kapsamda İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından yayımlanan, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” 2025 yılı listesi bize bir kez daha imalat sanayinin en derin sorunu haline gelen finansman maliyetlerinin düşürülmesi adına adımlar atılmasının şart olduğunu göstermiştir” dedi.</p>
<p>1969 yılında kurulan sektörün en köklü STK’sı olarak İSO İkinci 500 listesinde 5 üyelerinin bulunduğunu belirten Kenan Benliler, “Listede yer alan tüm üyelerimizi tebrik ediyor, gelecek dönemde plastik sektörünün daha iyi noktalara gelmesi adına bu işletmelerimizin katkılarını çok önemsiyoruz” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” 2025 yılı listesine ilişkin PAGDER Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Benliler’e yaptığı değerlendirme için teşekkür ediyorum..</p>
<p>Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 listesinde yer alan PAGDER üyeleri...</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a741c1193334-1785994257.png" alt="" width="307" height="196" /></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plastik-sektoru-ikinci-500de-guc-kaybetti-84737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Plastik sektörü İkinci 500’de güç kaybetti… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/devaluasyon-disinda-gercekci-bir-cozum-var-mi-84736</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Devalüasyon dışında gerçekçi bir çözüm var mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Big Mac Endeksi'ne göre TL aşırı değerli seyrini koruyor. Gerçekçi olmak gerekirse TL en az %35 değerli iken, kısa sürede bunu kompanse edecek bir verimlilik artışını gerçekleştirmek tek kelimeyle “imkânsız”.</strong></p>
<p>Geçen hafta yayınlanan Big Mac Endeksi bir kere daha TL’nin aşırı değerli olduğunu teyit etti. Endeksteki yerimiz bizimle akran ülkelerin çok üzerinde (hepsi beklenebileceği gibi “değersiz” seviyelerinde) ve ancak İsviçre ve İngiltere ile kıyaslanabilecek yüksek düzeylerde. (Hem de bizdeki Big Mac’lerin içinde sadece 62 gr. et varken, endeksteki diğer ülkelerin çoğunda bu miktar 90 gr ve üstü!)</p>
<p>Bu endekse göre TL son 30 senede birkaç kere daha aşırı değerli durumuna gelmişti. Ancak bu dönemlerde hem değerliliği bu kadar yüksek değildi (şu anda %34 kadar yüksek), hem de bu kadar uzun sürmemişti. (TL 2024’ten beri artan bir şekilde değerlenmekte.) Öte yandan son 30 senede çok az aşırı değerli duruma geldiği zamanlarda bile kur hareketleri bakımından sonuç iyi olmamıştı. (2001 ve 2008).</p>
<p>Bazılarının iddia ettiği gibi devalüasyon ile TL’nin aşırı değerliliğinin sonlandırılması, rekabetçiliğin artırılması, ve dış ticaret dengesinin düzeltilmesi yoluyla Türkiye’nin uzun vadede sorunlarını çözmesini ümit etmek doğru bir yaklaşım olmayabilir. Hepimizin bildiği gibi böyle bir düzeltmenin enflasyon üzerinde yüksek oranlı bir tesiri olacak ve daha önceki tecrübelerimizden de görüldüğü gibi, TL’deki zayıflama kısa sürede fiyatlara ve enflasyona yansıyacaktır.</p>
<p>Ancak fiyatlara yansıma bire bir değil, maksimum üçte bir kadar olacaktır. (2023 yılındaki toplamda %45’e varan devalüasyon sonrasında enflasyon %37.6 artsa da bunun sadece üçte biri döviz kurundan, geri kalan üçte ikisi ise vergi artışları, asgari ücret zammı ve beklenti bozulmasından kaynaklanmıştı. Bu nedenle modellerdeki %25–%35 bant aralığındaki geçişkenlik katsayısı geçerliliğini korumakta.) Böyle bir kur “düzeltmesi” bir iktisadi durgunluk döneminde yapıldığında enflasyona geçişkenlik oranının daha düşük (max %25 civarında) olması beklenebilir.</p>
<p>Öte yandan, yapılacaksa böyle bir devalüasyonun çok kısa sürede, düzenli bir şekilde ve (belki de en önemlisi) özellikle piyasa aktörlerini bir denge kuru oluştuğuna ikna eden bir oranda gerçekleştirilmesi elzem. Aksi takdirde (ve özellikle piyasa şartlarının zorlaması ile gerçekleşen bir devalüasyon durumunda) beklentilerin daha da bozulması ve özellikle yerli tasarruf sahibinin yüksek fiyattan da olsa döviz talebinin artması söz konusu olabilir. (Bu da TL faizlerin yükseltilmesinden sermaye kontrollerine kadar bir dizi istenmeyen tedbiri de beraberinde getirebilir.)</p>
<p>Böyle bir düzeltmeye karşı olan kesimin argümanı ise doğru olanın Türk sanayi ve hizmetler sektörünün sağlayacağı verimlilik artışlarıyla rekabetçiliğini artırması ve böyle sıkışıldığında yapılan kur düzeltmelerinin aslında üreticilerin terbiyesi ve ekonominin gelişimi açısından zararlı olduğu. Ancak gerçekçi olmak gerekirse TL en az %35 değerli iken, kısa sürede bunu kompanse edecek bir verimlilik artışını gerçekleştirmek tek kelimeyle “imkânsız”. “Zombi şirketler var, varsın bunlar kapansın, böylece verimliliğimiz artsın” vs. gibi neo-liberal argümanlar da saçma. Böyle bir yaklaşımın yaratacağı istihdam ve üretim kaybı karşısında hiçbir yönetimin durabileceğini de zannetmiyorum.</p>
<p>Ayrıca, devalüasyon “verimlilik artışı”nı öldüren değil, artıran bir olgudur. Devalüasyon, dış talebi uyararak ihracatçı firmaların üretim hacmini artırır. Sabit maliyetlerin daha yüksek üretim miktarına bölünmesi, firma düzeyinde ortalama maliyetleri düşürür ve ölçek verimliliği yaratır. Düşük verimli iç pazar odaklı sektörlerden, daha yüksek verimli ihracat odaklı sektörlere sermaye ve işgücü kayışı yaşanır.</p>
<p>Aynı zamanda, devalüasyon yabancı şirketlerin şirket birleşme ve satın almaları (M&amp;A) yoluyla DYY girişini artırır. Ülkedeki iş gücü maliyetlerinin ve yerel tedarik harcamalarının döviz cinsinden ucuzlaması ile küresel üretim zincirlerine entegre olan ve ihraç edilebilir mal üreten çok uluslu şirketler, devalüasyon geçiren ülkeye üretim tesislerini kaydırırlar. Bu bağlamda devalüasyon son rakamların da teyit ettiği gibi Türkiye’nin içine düştüğü “erken sanayisizleşme” ortamını kıran bir tedbir olarak da görülmelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/devaluasyon-disinda-gercekci-bir-cozum-var-mi-84736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Devalüasyon dışında gerçekçi bir çözüm var mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelir-vergisi-mukelleflerinde-egitim-harcamalari-indirimi-84735</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gelir vergisi mükelleflerinde eğitim harcamaları indirimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gelir Vergisi Kanunu, yıllık gelir vergisi beyannamesi veren mükelleflere eğitim ve sağlık harcamalarının belirli koşullarla matrahtan indirilmesine imkân tanıyor. Ancak bu haktan yararlanabilmek için harcamaların Türkiye'de yapılması, belgeyle tevsik edilmesi ve toplam indirim tutarının beyan edilen gelirin yüzde 10'unu aşmaması gerekiyor.</strong></p>
<p>Ülkemizde eğitim ve sağlığa büyük önem verilmiştir. Cumhuriyet dönemi devlet bütçeleri incelendiğinde Milli Savunma, Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıkları bütçelerinin en büyük payları aldığı görülür.</p>
<p>Eğitim ve sağlık harcamaları aile bütçelerinde de önemli harcama kalemleri durumundadır. Özellikle enflasyonun yüksek olduğu yıllarda bu harcamaların yükü daha çok hissedilir hale gelmektedir</p>
<p>Devlet bütçesinden yukarıda belirtilenlerden ayrı olarak, eğitim ve sağlık harcamaları için gelir vergisi mükelleflerine beyan ettikleri gelirlerinden indirim yapma imkânı tanımıştır. Bu suretle alabileceği verginin bir kısmından vaz geçmektedir. Bu amaçla kanun koyucu Gelir Vergisi Kanunu’nun 89/2’de düzenleme yapma yoluna gitmiştir. Böylece gelir vergisi mükellefler yükü de azaltılmış olacaktır. Maddeye göre,</p>
<p>“Beyan edilen gelirin %10’unu aşmaması, Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi. Eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık harcamaları(mükerrer121’inci madde çerçevesinde eğitim ve sağlık harcamaları nedeniyle vergi indiriminden yararlanan ücretliler, aynı harcamalarını bu hükümden yararlanarak indiremezler)’’</p>
<p>Gelir vergisi matrahının tespitinde beyanname üzerinden indirimlerin yapılabilmesi için;</p>
<p>- Gelir vergisi beyannamesinde beyan edilen bir gelirin bulunması,</p>
<p>- Eğer indirim yapılabilmesi bir kısım şartlara bağlanmış ise ilgili şartların yerine getirilmesi, gerekmektedir.</p>
<p>İndirim konusu yapılacak harcamaların, beyan edilen gelirin yetersizliği sonucu gelir vergisi matrahının tespitinde indirim olarak dikkate alınamaması durumunda indirim konusu yapılamayan tutarın takip eden yıllara indirim olarak devri söz konusu değildir.</p>
<p>Söz konusu indirimden, gelirlerini yıllık beyanname ile beyan eden vergi mükellefler yararlanabilmektedirler. Bu nedenle ticari, zirai ve serbest meslek kazanç sahipleri yanında, ücret, gayrimenkul ve menkul sermaye iratları ile diğer kazanç ve iratları dolayısıyla yıllık gelir vergisi beyannamesi veren mükelleflerin de bu uygulamadan yararlanması mümkündür.</p>
<p>Vergiye tabi gelir elde eden ancak geliri;</p>
<p>- İstisna tutarı içinde kalanlar</p>
<p>veya</p>
<p>- Nihai olarak tevkifat suretiyle vergilendirilenler, yıllık gelir vergisi beyannamesi vermeyeceklerinden yıl içinde yapmış oldukları indirime konu harcamaları, gelir vergisi matrahının tespitinde indirim olarak dikkate alamayacaklardır.</p>
<p>Bu gün yazımızda eğitim harcamalarının, Gelir Vergisi Kanunu’nun 89’uncu maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendine göre yıllık gelir vergisi beyannamesinde beyan edilen gelirden indirimine ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.</p>
<p><strong>1. Eğitim harcamalarının gelir vergisi matrahından indirilebilme şartları</strong></p>
<p>Eğitim harcamalarının; • Beyan edilen gelirin %10’unu aşmaması,• Türkiye’de yapılması,• Gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi,• mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocukları için yapılması, gerekmektedir.</p>
<p><strong>2. Eğitim harcamalarının gelir vergisi matrahının tespitinde indirimi</strong></p>
<p>Eğitim harcamaları, beyan edilen gelirin %10’u ile sınırlı olarak beyanname üzerinden indirilmekte olup indirilemeyen kısım gelecek yıla devredilemez.</p>
<p><strong>3. Çocuk tabiri kimleri kapsar</strong></p>
<p>Çocuk tabiri GVK-85/2012-7 sayılı Gelir Vergisi sirkülerinde açıklanmıştır. Sirkülerde “çocuk” veya “küçük çocuk” tabirinden, mükellefle birlikte oturan veya mükellef tarafından bakılan (nafaka verilenler, evlat edinilenler ile ana veya babasını kaybetmiş torunlardan mükellefle birlikte oturanlar dahil) 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış çocukların anlaşılması gerektiği belirtilmiştir.</p>
<p><strong>4. İndirim Sınırı</strong></p>
<p>Şunu da belirtelim, İndirime konu eğitim harcamalarının aynı takvim yılı içerisinde birlikte yapılması durumunda hem eğitim hem de sağlık harcamaları için ayrı ayrı beyan edilen gelirin %10’u tutarında indirim imkânı bulunmamaktadır. Eğitim ve sağlık harcamalarının toplam tutarının beyan edilen gelirin %10’u ile sınırlı olan kısmı, diğer şartların da sağlanması koşuluyla gelir vergisi beyannamesi üzerinden indirilebilecektir. Beyanname üzerinden indirilebilecek olan bu harcamaların; mükellefin kendisine, eşine ve küçük çocuklarına ait olması gerekmektedir. Eşlerin ve çocukların da ayrı gelir vergisi beyannamesi vermesi durumunda, vergilendirmede şahsilik ilkesi gereği eşlerin ve çocukların her biri beyan ettikleri gelirin %10’u ile sınırlı olmak üzere eğitim ve sağlık harcamalarını kendi verecekleri beyannameleri üzerinden indirime konu edebileceklerdir.</p>
<p><strong>5. İndirim kapsamına giren eğitim harcamaları</strong></p>
<p>255 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde eğitim giderleri;</p>
<p>- Eğitim ve öğretim kurumları, anaokulu, kreş ve dershanelere eğitim amacıyla yapılan ödemeler,</p>
<p>- Eğitim amaçlı kurs ücretleri,</p>
<p>- Okul servis ücretleri,</p>
<p>- Kitap ve kırtasiye alımları için yapılan harcamalar,</p>
<p>- Öğrencilerin özel yurtlarda ve pansiyonlarda kalmaları durumunda ödenen tutarlar, olarak sayılmıştır.</p>
<p>GVK-3/2003-3 sayılı Gelir Vergisi sirkülerine göre, indirim konusu yapılacak tutarın hesaplanmasında beyan edilen gelir, yıllık gelir vergisi beyannamesinde yer alan indirimler ve geçmiş yıl zararları düşülmeden önceki tutarlardır. Ancak;</p>
<p>- Yabancı ülkelerdeki eğitim kurumlarına yapılan ödemeler,</p>
<p>- Okullarda verilen ve bedeli ayrı olarak tespit edilen yemek hizmetine ilişkin harcamalar,</p>
<p>- Okul aile birliği ve okul koruma derneklerine yapılan bağışlar,</p>
<p>- Gelir veya kurumlar vergisine tabi olmayan okullara ödenen eğitim ücretleri,</p>
<p>- Devlet okullarına ödenen harçlar, eğitim giderleri kapsamına girmemektedir.</p>
<p>Öğrencilerin özel yurt veya pansiyonlarda kalmaları durumunda, özel yurt veya pansiyonlara ödenen tutarların eğitim harcaması kapsamında gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden indirim konusu yapılması da mümkün bulunmaktadır.</p>
<p>Konservatuvarlarda okumakta olan öğrencilerin eğitiminin gerektirdiği enstrüman ihtiyacı nedeniyle 2026 yılında aldığı keman ve piyano v.d. için yapmış olduğu harcamaları elde etmiş olduğu geliri nedeni ile yıllık gelir vergisi beyannamesi vermesi durumunda, söz konusu harcamayı eğitim harcaması olarak yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinden indirim konusu yapabilecektir.</p>
<p><strong>6. Harcamanın Türkiye’de yapılmasının kapsamı </strong></p>
<p>Eğitim harcamalarının indirime konu olabilmesi için harcamaların Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisine tabi olan mükelleflerden yapılması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile indirime konu olan harcamaların gelir veya kurumlar vergisine tabi olmayan kişi veya kurumlardan yapılması halinde bu harcamalar beyanname üzerinden indirim konusu yapılamayacaktır.</p>
<p>5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 4’üncü maddesi veya kendi özel kanunlarında yer alan hükümler uyarınca kurumlar vergisi muafiyeti tanınan kurumlardan yapılan harcamalar, indirime konu harcama olarak kabul edilmeyecektir. Diğer taraftan, tüzel kişilikleri itibarıyla kurumlar vergisi mükellefi olmayan dernek ve vakıfların, kurumlar vergisi mükellefi olan iktisadi işletmelerinden sağlanan indirime konu mal ve hizmetler için yapılan harcamalar indirime konu olacaktır..</p>
<p>Gelir vergisi mükelleflerinin KDV mükellefi olup olmadıklarına bakılmaksızın nihai tüketici olarak gerçekleştirdikleri ve indirim konusu yapabilecekleri eğitim harcamaları, gelir vergisi matrahının tespitinde KDV dahil tutarı ile birlikte dikkate alınır.</p>
<p><strong>7. Eğitim harcamalarına ilişkin tevsik edici belgeler </strong></p>
<p>Mükelleflerin indirime konu harcamalarını, gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinden alacakları; Vergi Usul Kanunu’nda belirtilen fatura ve serbest meslek makbuzundan herhangi biri ile tevsik etmesi gerekmektedir.</p>
<p>Mükelleflerin, ödemiş olduğu eğitim mal veya hizmet bedeli karşılığında yazar kasa fişi düzenlenmişse mükelleflerin yapmış olduğu harcama, indirim kapsamında kabul edilen bir harcama olmasına rağmen yazar kasa fişi tevsik edici belge olarak kabul edilmediğinden, söz konusu sağlık harcaması beyanname üzerinden indirim konusu yapılamayacaktır.</p>
<p><strong>8. Mükelleflerin indirime konu harcamalarına ilişkin belgeleri ve saklama süresi </strong></p>
<p>Vergi Usul Kanunu’na göre defter tutmak mecburiyetinde olanlar, tuttukları defterlerle üçüncü kısımda yazılı vesikaları, ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecburdurlar.</p>
<p>Anılan kanuna göre defter tutmak mecburiyetinde olmayanlar, almaya mecbur oldukları fatura ve benzeri belgelerini düzenlenme tarihini takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecburdurlar. Dolayısıyla, mükelleflerin Türkiye’de gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinden aldıkları eğitim harcamalarına ilişkin belgeleri, defter tutmak mecburiyetinde olanlar, ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile defter tutmak mecburiyetinde olmayanlar ise düzenlenme tarihini takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecburdurlar.</p>
<p>Söz konusu harcama belgelerinin beyannameye eklenmesi gerekmemekle beraber elektronik ortamda gönderilen beyannamede söz konusu harcama belgelerinin listelenmesi talep edilmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelir-vergisi-mukelleflerinde-egitim-harcamalari-indirimi-84735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gelir vergisi mükelleflerinde eğitim harcamaları indirimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-desteklerinde-carpici-ayrisma-ab-abd-turkiyecin-84734</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi desteklerinde çarpıcı ayrışma: AB, ABD, Türkiye/Çin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>IMF'nin Temmuz 2026'da yayımladığı çalışma, ülkelerin sanayi desteklerinde stratejik sektörlere yaklaşımının belirgin biçimde ayrıştığını ortaya koydu. Çin, yarı iletkenler, biyoteknoloji ve sanayi robotları gibi stratejik alanlara mal üretiminde yaratılan katma değerin yüzde 3'ü düzeyinde destek verirken, Türkiye'de bu oran yüzde 0,15'te kaldı.</strong></p>
<p>Sanayi politikası hakkında yazmaya devam ediyorum. Sıra ‘fırından yeni çıkmış’ bir çalışmanın bulgularında. Temmuz ayında yayımlanan çalışma üç IMF uzmanı tarafından yapılmış. Başlığı: “Sanayi Politikası ve Stratejik Sektörlerde Ticaret Gerilimleri”. İki amacı var. Birincisi, yeni veri tabanlarına dayanarak 2015-2023 döneminde ülkelerin sanayi desteklerini mal üretiminde yaratılan katma değere oranla hem sektörel düzeyde hem de toplamda hesaplayabilmek. Dolayısıyla, tarım ve madencilik destekleri var, hizmet ve inşaat sektörü destekleri yok. İkincisi, ülkeler arası gelişmiş bir dış ticaret modeli kullanarak bu desteklerin kapsamdaki ülkeler için ihracat ve ithalat etkilerini hesaplamak. Etkiler hem toplam olarak hem de sektörel düzeyde hesaplanıyor. On ülke/bölge için ayrıntılar veriliyor. Aralarında Türkiye de yer alıyor, diğerleri ise ABD, Avrupa Birliği, Avustralya, Çin, Hindistan, İngiltere, Japonya, Kanada ve Rusya.</p>
<p>Hesaplanan destek değerleri için raporlanan dikkat çekici olgular şöyle;</p>
<p>- Birincisi, 2015-2023 dönemindeki ortalamalar dikkate alındığında, mal üretiminde yaratılan katma değere oranla en yüksek destek yüzde 1,8 ile Çin’de. Bu oran ABD için yüzde 1,3, AB için ise yüzde 0,6. Türkiye’nin destek değeri büyüklük açısından yüzde 0,4 ila yedinci sırada. Arkasından sırayla Avustralya, Japonya ve Hindistan geliyor.</p>
<p>- İkincisi, dönem içinde desteklerin ana eğilimi artma yolunda. Dönem başı / dönem sonu karşılaştırması bazı ülkeler için şöyle (yüzde): Çin: 1,1 / 2,1; ABD: 1,1 / 1,6; AB: 0,5 / 1. On ülkenin bazılarının ve bu arada Türkiye’nin değerleri raporlanmamış.</p>
<p>Yine aynı sonuç; Çin bu ölçüt açısından da ön sırada. Sanayi desteği artışı ABD ve AB’den çok daha fazla.</p>
<p>Bu iki sonuç açık ki ilginç ama daha ilginç olan bir üçüncü sonuç var. Şu: Rapor destekleri bir de iki gruba ayırarak değerlendiriyor. İlk grup stratejik sektörler grubu: Yarı iletkenler, sanayi robotları, bioteknoloji ve diğer yüksek teknolojili ürünler. İkinci grup ise geriye kalan sektörler. Dönem ortalaması açısından, Çin ile iki ana rakibi ABD ve AB bu sektörlere verdikleri desteklerin boyutu açısından gece ve gündüz gibi ayrışıyorlar. Çin’in diğer sektörlere verdiği destek mal üretiminin yüzde 1’i iken, stratejik sektörlere verdiği desteğin oranı yüzde 3. Oysa ABD ve AB’de tam tersi geçerli. ABD’de diğer sektörlere mal üretimine oranla yüzde 2 destek verilirken stratejik sektörlere yüzde 0,5 oranında destek veriliyor. AB’de ise bu oranlar sırasıyla yüzde 1 ve yüzde 0,2. Fark çok belirgin. Türkiye ise bu açıdan ne yazık ki ABD ve AB gibi. Mal üretiminde yaratılan katma değere oranla diğer sektörlere yüzde 0,5 oranında destek verilirken, stratejik sektörlere verilen destek yüzde 0,15 oranında. Bu açıdan, Çin ölçeğindeki kadar ayrışma yoksa da, Avustralya, Hindistan, Kanada ve Rusya da Çin’e benzer: Stratejik sektörlere daha fazla destek veriyorlar.</p>
<p>Birkaç uyarı / hatırlatma yapmama izin verin. Birincisi, bu büyüklükler sonuçta tahminleri yansıtıyor. Kullanılan yönteme ve veri tabanına göre hesaplanan destek değerleri değişebilir. İkincisi, sanayi politikası denilince sadece sanayiye yönelik destekleri algılamamak gerekiyor. Sanayi politikası kavramı, tüm ekonomiye verilen destekler için kullanılıyor. Ama bu çalışmada sanayi, tarım ve madencilik ana sektörleri kapsanıyor; hizmet yok. Üçüncüsü, sanayi politikasını sadece ‘destek’ olarak görmemek gerekiyor. Sanayi politikasının diğer önemli politikalarla etkileşimi önemli. Eğitim düzeyini yükselten ve beceri düzeyini artıran politikalarla, kur politikasıyla ve makro istikrarla birlikte düşünmek gerekiyor. Ayrıca destek mekanizmasının etkinliği açısından devlet ile destek verilen şirketler arasındaki bilgi alışverişi mekanizmaları çok önemli. Devam edeceğim.</p>
<p>Meraklısı için çalışmanın künyesi şöyle: L. Rottuna, M. Ruta ve P.Varma (2026). Industrial Policy and Trade Tensions in Strategic Sectors, IMF Çalışma Tebliği No: WP/26/155.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-desteklerinde-carpici-ayrisma-ab-abd-turkiyecin-84734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi desteklerinde çarpıcı ayrışma: AB, ABD, Türkiye / Çin ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diyarbakir-olmadan-bu-rota-eksik-kalir-84733</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyarbakır olmadan bu rota eksik kalır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zerzevan Kalesi, yalnızca Diyarbakır'ın değil, Göbeklitepe'den Arslantepe'ye uzanan tarihi turizm koridorunun en önemli duraklarından biri olmaya aday. Bölgenin uluslararası ölçekte güçlü bir destinasyona dönüşebilmesi için şehirlerin ortak bir marka altında tanıtılması, bütüncül turizm rotalarının oluşturulması ve ziyaretçilerin yerel kültürle buluşacağı deneyim odaklı bir modelin hayata geçirilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>“Göbeklitepe'den Arslantepe'ye turizmde yeni bir rota” başlıklı yazım geçen salı yayımlandıktan sonra EKONOMİ Gazetesi Diyarbakır temsilcisi Mahir Solmaz aradı.</p>
<p>“Elinize sağlık, yazı güzel olmuş ama Diyarbakır'dan bahsetmemişsiniz” dedi. Ardından da Zerzevan Kalesi'nin neden sözünü ettiğim turizm rotasının vazgeçilmez duraklarından biri olması gerektiğini anlattı.</p>
<p>Haklıydı.</p>
<p>Aslında yazıyı kaleme alırken Zerzevan Kalesi aklımdaydı; ancak gözümden kaçmış. Sonradan ekonomim.com'daki versiyona ekledim ama EKONOMİ gazetesindeki yazıda yer almadı. Belki de bunun nedeni, Zerzevan'ı henüz görmemiş olmam. Diyarbakır'a defalarca gittim ama Zerzevan Kalesi'ni hiç ziyaret etmedim. Bu da benim eksiğim.</p>
<p>Daha sonra, yakın zamanda Diyarbakır'ı gezen bir arkadaşımı aradım. “Diyarbakır'a gidip de Zerzevan Kalesi'ni görmediysen büyük eksiklik” deyince üzüntüm daha da arttı.</p>
<p><strong>Roma'nın doğudaki sınır karakolu</strong></p>
<p>Gidenlerden dinlediklerim ve okuduklarımdan öğrendiğim kadarıyla Zerzevan Kalesi, Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde yer alan ve Roma İmparatorluğu'nun doğu sınırını koruyan en önemli askeri garnizonlardan biri.</p>
<p>Tarihi yaklaşık 3 bin yıl öncesine, Asur dönemine kadar uzanıyor. Roma döneminde surları, gözetleme kuleleri, kiliseleri, sarnıçları ve konutlarıyla büyük bir askeri üs haline getirilmiş.</p>
<p>Kaleyi dünya çapında özel kılan en önemli unsur ise Roma'nın doğu sınırındaki bilinen ilk ve tek Mithras Tapınağı'na ev sahipliği yapması.</p>
<p>UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan Zerzevan Kalesi, halen devam eden kazılar sayesinde Roma'nın askeri, dini ve gündelik yaşamına ışık tutan en önemli arkeolojik alanlardan biri kabul ediliyor. Aslında tek başına bile Diyarbakır'ın turizm potansiyelini değiştirebilecek güçte bir mirastan söz ediyoruz.</p>
<p><strong>İnsanlık tarihinin eksik halkası</strong></p>
<p>Göbeklitepe insanlığın inanç dünyasının ilk izlerini, Arslantepe devletleşmenin başlangıcını, Zeugma Roma'nın görkemli kent yaşamını anlatırken, Zerzevan Kalesi de Roma ile Sasani İmparatorluğu arasındaki büyük sınır mücadelesini ve dönemin askeri-dini hayatını gözler önüne seriyor.</p>
<p>Bu yönüyle Diyarbakır, insanlık tarihinin farklı dönemlerini birbirine bağlayan büyük rotanın vazgeçilmez duraklarından biri olmayı fazlasıyla hak ediyor.</p>
<p>Üstelik Diyarbakır'ın zenginliği yalnızca Zerzevan Kalesi ile sınırlı değil. UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri, yaklaşık on bin yıllık yerleşim geçmişine sahip İçkale, Ulu Cami, Hasan Paşa Hanı ve çok katmanlı tarihi dokusuyla kent başlı başına bir açık hava müzesi niteliğinde.</p>
<p>Buna ciğer kebabından kaburga dolmasına, meftuneden örgü peynirine uzanan güçlü mutfak kültürü de eklendiğinde Diyarbakır, ziyaretçilerine yalnızca gezilecek yerler değil, yaşanacak bir deneyim sunuyor.</p>
<p><strong>Geçiş noktası değil, ana durak</strong></p>
<p>Göbeklitepe'den başlayıp Karahantepe, Zerzevan Kalesi, Nemrut, Arslantepe ve Zeugma'ya uzanan bir turizm koridoru tasarlanacaksa Diyarbakır, bu rotanın sadece bir geçiş noktası değil, en az iki-üç gün geçirilecek ana merkezlerinden biri olmalı.</p>
<p>Çünkü modern turizm artık tek bir tarihi eser görmekten ibaret değil. Ziyaretçiler aynı coğrafyada tarihi, kültürü, gastronomiyi ve yerel yaşamı birlikte deneyimlemek istiyor. Diyarbakır da bunu sunabilecek şehirlerden biri.</p>
<p>Bölgesel turizm stratejisinin başarısı da bu kentleri birbirinden bağımsız destinasyonlar olarak tanıtmanın ötesine geçebilmekten geçiyor. Asıl hedef, onları insanlık tarihinin binlerce yıllık yolculuğunu anlatan tek ve güçlü bir hikayenin parçaları olarak dünyaya sunabilmek olmalı.</p>
<p><strong>Ortak marka oluşturmanın zamanı</strong></p>
<p>Salı günkü yazıda da vurguladığım gibi her şeyden önce bölge için ortak bir destinasyon yönetimi anlayışı oluşturulmalı.</p>
<p>Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Adıyaman, Gaziantep ve Malatya'nın birbirinden bağımsız tanıtım yapması yerine ortak bir uluslararası marka altında pazarlanması çok daha etkili sonuç verecektir.</p>
<p>Peki, ne yapılabilir? Bunun için 5-7 günlük hazır tur paketleri hazırlanabilir. Şehirlerarası ulaşım turistlerin programlarına göre planlanmalı, ortak bir dijital rezervasyon ve biletleme platformu kurulmalı, tek kartla müze girişleri sağlanmalı, çok dilli mobil uygulamalarla ziyaretçilerin rotanın tamamını kolayca planlayabilmesi mümkün olmalıdır.</p>
<p>Amaç, turistin “Buradan sonra nereye gideceğim?” sorusunu ortadan kaldıran, baştan sona tasarlanmış bütüncül bir deneyim sunmaktır.</p>
<p><strong>Turizmden daha fazla değer üretmek</strong></p>
<p>Bunun yanında her şehir, tarihi mirasını yerel ekonomiyle buluşturacak deneyimler geliştirmeli. Bunu yaparken Ankara yerel yönetimlere destek vermelidir.</p>
<p>Diyarbakır'da Zerzevan Kalesi ziyaretini sur içi yürüyüşleri, gastronomi atölyeleri, yerel zanaat deneyimleri ve akşam kültür etkinlikleriyle zenginleştirmek; Malatya'da kayısıyı, Gaziantep'te mutfağı, Mardin'de çok kültürlü yaşamı, Şanlıurfa'da müziği ve gastronomiyi, Adıyaman'da ise Nemrut deneyimini başlı başına birer turizm ürününe dönüştürmek gerekiyor.</p>
<p>Böylece ziyaretçiler birkaç saatlik gezi yapan günübirlik turistler olmaktan çıkar; bölgede daha uzun süre konaklayan, daha fazla harcayan ve yerel ekonomiye daha yüksek katma değer sağlayan ziyaretçilere dönüşür.</p>
<p>Sonuçta bu yaklaşım yalnızca kişi başına turizm gelirini artırmakla kalmaz; bölgenin kalkınmasına da sürdürülebilir ve kalıcı bir katkı sağlar.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diyarbakir-olmadan-bu-rota-eksik-kalir-84733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyarbakır olmadan bu rota eksik kalır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobileri-alan-bilinciyle-yonetmeliyiz-84732</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOBİ’leri &#039;alan bilinciyle&#039; yönetmeliyiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Düşünürken ve karar verirken hiçbirimiz içinde bulunduğumuz alanın etkilerinden bağımsız değiliz. Ayrıca alanların bilişsel ve duygusal tarzını başka bir alana taşıyamayız. Bu açıdan KOBİ bağlamında çok sayıda alanın araştırılması ve ona göre öngörülerde bulunulması ve önlemlerin alınması gerekiyor.</strong></p>
<p>KOBİ oluşumunda servet ve sermaye kaynakları olan <em>“miras”, “şans oyunu”, “platform oluşturma”, “ortaklık ve iş birlikleri</em>” gibi çok değişik “<strong><em>alanlar</em> <em>odağından</em>”</strong> gözlemleyerek kararlar vermemiz gerekiyor.</p>
<p>Alan dediğimizde Hollandalı devlet adamı Abraham Kuyper’in <strong>“alan teorisi”, </strong><em>sorunu ustalıkla kavramamıza yardım edebilir</em><strong>.</strong> Kuyper’e göre toplum, aile, devlet, eğitim, kilise ve iş dünyası gibi değişik alanlardan oluşur. Dindar bir insan olduğu için Kuyper’e göre hepsinin üzerinde son yetki Tanrı’ya aittir; ama her alanın <strong>kendi mantığı, kendi iş yapma tarzı ve kendi otoritesi</strong> vardır. Toplum, kendisini oluşturan her bir alanın diğerlerinin saygınlığını gözettiği durumlarda doğru bir işleyiş kazanır.<strong><sup>1</sup></strong></p>
<p>Düşünürken ve karar verirken hiçbirimiz içinde bulunduğumuz alanın etkilerinden bağımsız değiliz. Ayrıca alanların bilişsel ve duygusal tarzını başka bir alana taşıyamayız. Bu açıdan KOBİ bağlamında çok sayıda alanın araştırılması ve ona göre öngörülerde bulunulması ve önlemlerin alınması gerekiyor.</p>
<p>Yeni bir dünya düzeni kurulurken, üretim örgütlenmesinin hücreleri olan KOBİ bağlamında alanların araştırılması, her bir alanın diğerinin saygınlığını artıran bağlantı, iletişim, rekabet ve iş birlikleri yapıları üzerine çalışılması hayati önemde adımlardır.</p>
<p>Dar açılardan bakıldığı zaman yadırganabilir, ama geniş açıdan bakınca, miras yoluyla aktarılan servet ve sermaye kadar; ender de olsa şans oyunlarından iş kuranları, platformların kurucusu ve işleticisi olan girişimcilerin eriştikleri kaynaklar, yeterli sermayeye erişmenin gereği olan ortaklıklar ve iş birliklerini ve benzer onlarcasını dinamik değerlendirme süreçlerinden geçirirsek yaşamın öz gerçeğine yakın kararlar alınabilir.</p>
<p>Hayatın kuralı olan direnme, çoğalma ve ulaşılabilen alanı doldurma konusunda ne bildiğimiz ve ne yaptığımız yaratmak istediğimiz sonuçlar bakımından çok önemli.</p>
<p><strong>Miras</strong></p>
<p>Çok küçük bir ayrıntı, minimal etkili bir alan olacağı düşünülse de KOBİ bağlamında “<em>mirastan devşirilen servet ve sermayenin</em>” yapı ve işlev ve kültürünü zihinlerde netleştirilmeli. Miras yoluyla aktarılan servetin sermayeye dönüştürülerek gelişme göstermiş ve ekonominin büyümesine katkı yapmış KOBİ’lerin iyi anlaşılması ayrıntılarla geneli dengelemenin de adımlarından biri olabilir.</p>
<p>Teknolojinin belirleyici olduğu değişim ve dönüşümlerin dünyanın değişik ülkelerinde “<em>miras hukukunda</em>” ne gibi düzenlemelere yol açtığını gözleme, izleme ve değerlendirme kaynaklarımızı etkin kullanma alanlarından biridir.</p>
<p>Miras yoluyla aktarılan servet ve sermayenin değerlendirilmesini belirleyen baskın toplumsal kültür unsurları sağlıklı bir gelecek inşa etmenin yolunu açabilir.</p>
<p>“<em>Varsa akıllı evladın nedersin malı, mülkü? Yoksa akıllı evladın neylersin malı mülkü</em>?” diye soran halkın akıl birikimi, miras yoluyla aktarılan servet ve sermayenin israfıyla ilgili binlerce yılın akıl birikiminin sentezidir; burun kıvırabileceğimiz sıradan bir olgu değildir.</p>
<p><strong>Şans oyunları</strong></p>
<p>Yaygın ve kendini sürekli yeniden üreten bir kaynak olmasa da şans oyunlarında kazanan; yasa dışı işlere bulaşarak servet ve sermaye biriktiren, biriktirdiklerini yatırıma ve üretime dönüştüren örnekler de vardır.</p>
<p>Hangi toplumlarda legal olmayan işlerden nasıl servet ve sermaye birikiminin yapılabildiğini; bu konuda yöneticilerin hangi boşlukları bıraktığını, kurumların görevlerini neden yerine getirmediklerini “<em>tetkik etmeden</em>” geleceği sağlam zeminler üzerine kurabilir miyiz?</p>
<p>Bazılarına çok uçuk ve fantastik gelse de, ayrıntıda bırakacağınız küçük bir boşluğun gelecekte hangi ölçeklerde ve etki gücüyle karşımıza çıkacağını kestiremeyiz. Unutmamak gerekir ki, güç kullanmanın üçüncü ilkesi, gücü kullandıktan sonra size nasıl döneceğini de öngörebilmektir; önlemini alabilmektir.</p>
<p>KOBİ servet ve sermayesinin nereden ve nasıl geldiği hakkında net bilgimiz yoksa, kaynakları etkin değerlendirmek için “<em>bütünsel değerlendirme</em>” yapamayız.</p>
<p>Diyelim ki girişimciliğin bütün özelliklerine sahipsiniz; sizin dışında oluşan bilimsel ve teknolojik gelişmeler ne üreteceğimizi, nasıl üreteceğimizi ve nasıl paylaşacağımızı yeniden belirliyor. Uzaklara gitmeye gerek yok, son yarım yüzyıldır yaşadıklarımıza bakmalıyız: Dünün ekosistemleri köklü bir biçimde değişiyor. Bugün olduğu gibi <em>“platform yapıları</em>” yeni fırsatlar yaratıyor. Yeni değer yaratmanın önemli bir bileşeni olan “<em>platform yapıları oluşturmadan doğru konumlanma yapamayız”</em>. Zamanın ruhunu yaratan bileşenleri, onların servet ve sermaye birikimine etkilerini bilmeden “KOBİ teşvikleri” ciddi israfa yol açabilmektedir.</p>
<p><strong>Ortaklıklar ve iş birlikleri</strong></p>
<p>KOBİ’lerde servet ve sermaye oluşturmanın bir başka yönü, ölçeğine uygun iş yapmak için yeterli olmayan birikimlerin ortaklık ya da iş birlikleri yoluyla yeterli hâle getirmedir.</p>
<p>Ortaklıklar, iş birlikleri, sinerjik kümelenmeler yoluyla servet ve sermayenin çoğaltılabilir. Saha bazlı dinamiklerini bilirsek, kaynakları daha etkin ve verimli yönlendirebiliriz. Bireysel, topluluk ve toplum ölçeklerinde birbirimize güvenimiz yoksa; yasal düzenlemeler ve yasaların fikr-i takibi, ortaklık ve iş birliklerini özendiren güven yaratmıyorsa orada KOBİ’lerin ülke ölçeğinde ve küresel ölçekte iş yapabilenleri sınırlı kalır; ekonominin büyümesine ilişkin öngörülerimiz de yaratmak istediğimiz sonucun yakınından bile geçemez.</p>
<p>Ekonomistlerden sosyologlara, antropologlardan arkeologlara ve psikologlara disiplinlerarası ortak çalışma ile insanımızın doğası, doğası ile kültürü arasındaki dengesi, algısı konusunda bilgi sahibi olmadan KOBİ yapılarını istenen etkinliğe ve verimliliğe ulaştırabilir miyiz? Bu yazının merkez düşüncesi bağlamında soralım: Başta insan olmak üzere yer altı ve yer üstü kaynaklarımızı, bilim ve teknoloji birikimlerimizi, kültürümüzün yarattığı dayanışma gücümüzü etkin ve verimli kullanarak gerekli büyümeye katkı yapabilir miyiz?</p>
<p><strong>Ve diğer alanlar</strong></p>
<p>Bizim gözlemlerimiz, deneyimlerimiz ve birikimlerimizin erişemediği çok sayıda ayrıntı dinamiği var. Burada, <em>“Şeytan ayrıntıda saklanır</em>” gerçeğinden yola çıkarak, KOBİ konusunda düşünenlere, kararlar alarak kamu kaynaklarını kullananlara yapmak istediğimiz hatırlatma çok net: <em>Eğer ilgi menzilinizdeki alanın küçük ya da büyük bileşenlerini bilmiyor, bilme çabanızı sürekli diri tutmuyorsanız; tam, doğru ve düzgün iş yapamazsınız; yaptığınız işin de hakkını vermemiş olursunuz.</em></p>
<p>Hiçbirimizin ve hiç kimsenin bilgisi “tek doğru” değildir; olamaz da. Bildiğinin “<em>tek doğru</em>” olduğuna inanan, çoklu düşünceyi önemsemeyen toplum için en büyük tehlikeyi oluşturur. Anlatmak istediğimiz çok net: Bilgimizin eksik olduğunun bilinciyle yola çıkmalı, net bilgi hedefine kararlılıkla yürümeliyiz. Değişik alanları küçümseme tuzaklarına düşmeden işlerimizi yapmalıyız.</p>
<p><strong>[1]</strong> David Brooks, “Tanrı ile siyaset arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeliyiz”, <strong>Oksije</strong>n, 3-9 Ekim 2023.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobileri-alan-bilinciyle-yonetmeliyiz-84732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/2/1280x720/77-1785990850.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ’leri &#039;alan bilinciyle&#039; yönetmeliyiz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siradan-islerle-siradisi-olunmaz-84731</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıradan işlerle sıradışı olunmaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Onaylanmış fikirler, biat ile kanıksanmış düşünceler, farklı değer üretemeyen rutinler içine sıkışıp kalmış ve sıradanlaşmış bir hayatta sıradışı işler beklenemez. Aynaya bak ve buna kendin ikna ol…</strong></p>
<p><strong>İyi insanlar can sıkıcıdır</strong>. Normal bir yaşantıları, standart değerleri, <strong>sentetik hedefleri</strong> vardır. Bir bakıma, “<strong>başkaları için</strong>” yaşarlar. <strong>Rahat hayat</strong> için çalışırlar, pazartesi <strong>ayaklarının geri geri gittiği</strong> bir işleri, <strong>omuzuna yaslanıp sızlanacağı</strong> eşi ve dostları, <strong>neslini sürdüreceğini düşündüğü</strong> çocukları vardır.</p>
<p>Size yakın duran, <strong>yakın olmayı istediğiniz</strong>, benliğinizi okşayan, suya sabuna dokunmayan “<strong>iyi</strong>” insanlardan bahsediyorum. Çoğu, “<strong>dostum</strong>” dediklerinizi <strong>size ne kadar zarar verdiğini</strong> görmüyor musunuz? “<strong><em>Arkadaşlar, içimizi gören ve gördüklerinden hoşnut olan kişilerdir</em></strong>” diyor <strong>Wilma Askinas</strong>.</p>
<p><strong>HAYIR DİYEMEMENİN MALİYETİ</strong></p>
<p>İyi de ancak <strong>benim sana gösterdiklerim kadar</strong> görebilirsin. Ya benim göstermediklerim ve daha da vahimi <strong>farkında olmadıklarım</strong>? İşte bu aşamada devreye “<strong>kötü</strong>” olarak tanımladığımız kişiler girer. <strong>Birlikte vakit geçirmek istemediğimiz halde</strong> beraber vakit geçirme teklifine <strong>hayır</strong> diyemediklerimiz.</p>
<p><strong>Hayatımızı zorlaştıran bu kişilerin faydaları</strong> ise saymakla bitmez. <strong>Öğrenmenin</strong> ve kendimizi geliştirmenin en önemli şartı olan “f<strong>arkındalığımızı</strong>” sağlarlar. Kendimiz dışındakilere “<strong>tahammül</strong>” ve bizim dışımızdaki evrene karşı “<strong>duyarlılığımızı</strong>” tetiklerler. <strong>Hayal gücümüzü</strong> ateşlerler.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Sıradışılığa dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Bu yüzden mi kötüler başrolde?</em></strong></p>
<p>Hangimiz normal, iyi bir insanın “<strong>sıraiçi</strong>” hayatını seyretmek, dinlemek ve okumak isteriz? Çünkü o sıraiçilik, <strong>bizde de var</strong> “<strong>Kötü</strong>” insanlarla birlikte olma şansınız yoksa “<strong>sıkıldım</strong>” deyin ve mola alın.</p>
<p><strong><em>Kendi hayatının figüranı mısın?</em></strong></p>
<p><strong>Gerçekten istediğiniz hayatı mı yaşıyorsunuz</strong>, Çünkü hayat “<strong>sıraiçi</strong>” olamayacak kadar <strong>sıradışı bir ödül</strong>. Ölürken sormuşlar; “<strong>Hayat nasıldı</strong>?” Adam cevaplamış; “<strong>Bilmem, ben hiçbir şey anlamadım</strong>.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>EKONOMİ ORTA GELİR PATİNAJINDA, İNSANLAR VASAT İNSAN TUZAĞINDA</strong></p>
<p>Görünen o ki kendi <strong>sıradanlığından firar etmeden</strong>, <strong>sıradışı olunamıyor</strong>. Aslında <strong>zihnimiz</strong> daha erken firar ediyor ama <strong>bedenimiz alışkanlıklarımızın esaretinde</strong> oluyor. Alışkanlıklarınıza meydan okuyun. Birlikte yapamadığınız hale gelmiş “<strong>vazgeçemedikleriniz</strong>”den vazgeçin. <strong>Vasat insan tuzağından çıkın.</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SIRADIŞILIK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Sıradanlık</strong>: Bir şeyin olağan, alışılmış ve hiçbir özelliği bulunmaması, fark yaratmayan davranışlar</p>
<p><strong>Sıra dışılık</strong>: Alışılmışın dışında olma durumu, olağan dışılık ve normalden farklı davranma biçimi</p>
<p><strong>Vasat</strong>: Orta, orta halli, ortalama… Çok kötü veya çok iyi olmama… Tıpkı ekonomimiz gibi</p>
<p><strong>Katma Değer</strong>: Her ne yapıyorsan, ona; vasat süreçlerin dışında ilave değer kazandırma hali</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siradan-islerle-siradisi-olunmaz-84731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıradan işlerle sıradışı olunmaz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84730</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırımcı nelere dikkat etmeli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Jeopolitik Riskler Gölgesinde Piyasa Fiyatlaması! Yatırımcı Nelere Dikkat Etmeli? | #EkonomiMasası" src="https://www.youtube.com/embed/mtxSCu-ISjQ" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84730</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dolar-166-40-21-20-tufe-100-88-40-18-20-84729</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dolar: 166-40-21-20… TÜFE: 100-88-40-18-20…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Başlık ne bir şifre, ne bir zeka sorusu. Bu sayılar dolar ve TÜFE’nin 2003’ün Ocak ayından başlamak üzere kaç ayda ikiye katlandığını gösteren basit bir veri seti. Veriler tam <strong>“Nereden nereye savrulmuşuz”</strong> dedirtecek türden…</p>
<p>Başlangıç tarihi hem dolar, hem TÜFE için 2003’ün Ocak ayı. Söz konusu ayın değerleri kaç ay sonra yüzde 100 artarak ikiye katlanmış… Ocak 2003’ü başlangıç alırsak öyle bir dinginlik var ki, hem dolar, hem TÜFE değil aylarca, yıllarca adeta yerinde saymış. Hele hele son birkaç yıl değilse de 2021 sonrasındaki tırmanışlar düşünülürse o dinginlik çok daha iyi ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bu arada bir açıklama yapmakta yarar var. Başlangıcı 2003’ün Ocak ayı alıyorum ama biliniyor ki TÜİK’in 2025 yılını baz alarak oluşturduğu yeni TÜFE serisinde veriler 2005 yılının Ocak ayına kadar gidiyor, öncesi yok. Bu yüzden 2003 ve 2004’ün verilerini eski endeksin artış oranlarını kullanarak geri götürerek oluşturmak gerekti.</p>
<h2>Artış unutulmuşken akıldan çıkmaz oldu!</h2>
<p>Dolar 2003’ün Ocak ayında 1,66 lira, bugün için şaka gibi geliyor ama öyle, 1,66 lira. Ve bu tutarın yalnızca bir kat artması, yani yüzde 100 artması tam 166 ay sürmüş.</p>
<p>166 ay, bir başka ifadeyle yaklaşık 14 yıl. Dolar ancak 2016’nın Kasım ayında 3,27 liraya ulaşmış ve bir kat artmış.</p>
<p>Ya sonrası; son döneme göre iyi ama öncesine göre müthiş bir hızlanma… 2003’ün Ocak ayından sonra tam 166 ayda ikiye katlanan dolar, bu sefer yalnızca 40 ayda aynı <strong>“performası”</strong> göstermiş ve bir kat artış kaydetmiş.</p>
<p>Artık doların TL’ye karşı giderek güçlenmesi mi dersiniz, Türk parasının nefesinin kesilmesi mi bilmem, sonraki bir kat artış 21 ayda, bir sonraki 20 ayda gerçekleşmiş.</p>
<h2>Süre uzadı </h2>
<p>Önce çok uzun süre çok az değişen, ardından hızlı bir değer artışı sergileyen dolar, son 35 ayda ise önceki dönemlerdeki ölçüde değerlenmedi. Dolar temmuz ayı ortalamasında 46,95 olarak gerçekleşti ve Ağustos 2023’teki düzeyin yüzde 75 üstünde bulunuyor.</p>
<p>Doların ikiye katlanma süresinin uzaması ilk bakışta memnun olunması gereken bir durum tabii ki. Ancak bu aynı dönemde enflasyonun da benzer şekilde düşmüş olmasından değil, Türk parasının değer kazanmasından kaynaklanıyor. Biraz sonra değineceğim; TÜFE’deki ikiye katlanma süresinde de görece bir iyileşme var ama bu iyileşme dolardan daha belirgin değil. Yani dolardaki artış hızının düşmesi, Türk parasının reel olarak değerlendiğinin bir göstergesi.</p>
<h2>TÜFE’de durum ne? </h2>
<p>Şimdi de fiyatların nasıl seyrettiğine bakalım…</p>
<p>Yine 2003’ün Ocak ayı. Yeni seri TÜFE’nin geri yürütülmesiyle bulunan endeks değeri 2,98 düzeyinde. Aradan sekiz yılı aşkın bir süre geçiyor ve Mayıs 2011’de fiyat düzeyini göstereni tüketici fiyat endeksi bir kat artış gösteriyor. Tam 100 ayda bir kat artış…</p>
<p>100 ayda bir kat artışın anlamı şu: </p>
<p><strong>“Bu 100 ayda fiyatlar demek ki aylık ortalama yüzde 0,7 artış göstermiş.”</strong></p>
<p>Sekiz yıl boyunca aylık ortalama yüzde 0,7 artış…</p>
<p>Bugün için tam anlamıyla rüya gibi bir oran.</p>
<p>Aylık ortalama bu düzeyde oluşsa yıllık enflasyon yüzde 8,8 demek. Türkiye yıllardır tek hane hayali kuruyor da bırakın yüzde 8,8’i, önümüzdeki yıllarda 20’nin altına inmek bile pek mümkün görünmüyor.</p>
<p>2003’ten 2011’e kadar 100 ayda ikiye katlanan TÜFE’de, ikinci ikiye katlanma süresi de biraz azalmakla birlikte ilkine yakın; 88 ay. Üçüncü dönem ise 40 ay.</p>
<p>Katlanma süresi giderek kısalıyor ve 18 aya kadar iniyor. Fiyatlar 2022’nin Ocak ayından 2023’ün Temmuz ayına kadar olan bir buçuk yılda tam iki katına çıkmış.</p>
<p>İzleyen dönem hemen hemen aynı ve 20 ay.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz dönem belli ki 20 ayı aşacak. Bu yılın temmuzu itibarıyla geçen yılın mart ayından bu yana 16 ay geçti ve fiyat artışı yüzde 43 düzeyinde. Bir kat artışa daha çok var.</p>
<h2>Ölümü gösterip…</h2>
<p>Bir dönem dolarda 166 ay, TÜFE’de 100 ay olan ikiye katlanma sürelerinden sonra 2023 yılında en kısa süreler görülüyor ve sonrasında bu süreler az da olsa uzuyor. Akla ister istemez o meşhur söz geliyor:</p>
<p><strong>“Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek…”</strong></p>
<p>Tabii ki hiç kimse masa başında karar vererek <strong>“Durun şu fiyatları önce az artıralım, sonra hızlandıralım; aynı şeyi dolarda da yapalım”</strong> demiyor ama uygulanan politikalar buna yol açıyor. Önemli olan ne yapıldığından çok yapılanların nelere yol açtığı, yani önemli olan sonuç…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a740d54a4407-1785990484.png" alt="" width="800" height="246" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a740d6214341-1785990498.png" alt="" width="511" height="429" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dolar-166-40-21-20-tufe-100-88-40-18-20-84729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/dolar-tl.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dolar: 166-40-21-20… TÜFE: 100-88-40-18-20… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/29-milyar-dolarlik-ek-jet-yakiti-maliyeti-ip-ustunde-yuruttu-6-aylik-geliri-131-milyar-dolara-cikti-84728</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2.9 milyar dolarlık ek jet yakıtı maliyeti ip üstünde yürüttü, 6 aylık geliri 13.1 milyar dolara çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRK </strong>Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker</strong>’in yılın ilk 6 aylık verilerini paylaşmak üzere ekibiyle birlikte düzenlediği sohbet toplantısına giderken geçen Nisan ayı sonundaki buluşmamızda aldığım notlardan yazdığım yazının başlığına baktım:</p>
<ul>
<li><strong>İlk çeyrekte geliri 5.9 milyar dolara çıktı, yıllık 3.4 milyar dolar ek yakıt faturası göründü…</strong></li>
</ul>
<p>Yılın ilk çeyreğinde ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a saldırmasıyla başlayan savaşın etkisi THY’nin bilançosuna tam yansımamışken yıllık 3.4 milyar dolarlık ek jet yakıtı faturası bilgisinin paylaşılması, daha sonra ortaya çıkabilecek <strong>“olumsuz sonuçlar” </strong>için ilk sinyal olmuştu.</p>
<p>İlk 6 aylık konsolide verilerin paylaşıldığı toplantıda Prof. <strong>Murat Şeker</strong> ve THY Genel Müdürü <strong>Ahmet Olmuştur</strong>’a Genel Müdür Yardımcıları <strong>A. Harun Baştürk, M. Akif Konar, Levent Konukcu, Abdulkerim Çay, Mehmet Kadaifçiler, </strong>Dr. <strong>Kerem Kızıltunç, Ali Türk, </strong>THY İletişim Başkanı <strong>Yahya Üstün </strong>ve Ajet Genel Müdürü <strong>Kerem Sarp </strong>eşlik etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a740b6f8744a-1785989999.png" alt="" width="650" height="324" />Prof. <strong>Murat Şeker</strong>, ekrana ilk altı aylık temel verileri içeren tabloyu yansıttı:</p>
<ul>
<li><strong>Yılın ilk yarısında güçlü gelir artışı kaydedilse de savaş ve enflasyonun etkileri, kârlılığı oldukça baskıladı.</strong></li>
<li><strong>Bu yılın ilk 6 ayında toplam gelir 2025’in aynı dönemine göre yüzde 21’in üzerinde arttı, 13.1 milyar dolar oldu.</strong></li>
<li><strong>Bunun 10.4 milyar dolarını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17 artan yolcu gelirleri oluşturdu.</strong></li>
<li><strong>Kargo gelirlerindeki artış yüzde 44’ü buldu, 2.3 milyar dolara ulaştı.</strong></li>
<li><strong>Akaryakıt maliyetlerinin ikinci çeyrekte neredeyse ikiye katlanması nedeniyle esas faaliyet kârımız zarara döndü. İlk 6 ayda 121 milyon dolarlık zarar söz konusu oldu.</strong></li>
<li><strong>2025 yılın ilk altı aylık döneminde esas faaliyet kârımız 630 milyon dolardı.</strong></li>
<li><strong>Fon yatırımları, faiz gelirleri, verimlilik artışı derken bu yılın ilk 6 ayında nette hâlâ 423 milyon dolar kâr söz konusu.</strong></li>
<li><strong>Bu dönemde 3.1 milyar dolarlık yatırım yaptık.</strong></li>
<li><strong>Toplam varlıklarımızın büyüklüğü 51 milyar dolara çıktı.</strong></li>
</ul>
<p>4 ayı ABD-İran Savaşı’nın etkisinde geçen ilk altı aylık dönem için şu benzetmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>Savaşla ilgili iniş-çıkışların etkisiyle petrol fiyatları geçen 4 ayın önemli bölümünde yüksek seyretti. Bu, jet yakıtına ciddi şekilde yansıdı. Bu dönemde ince ip üzerinde yürürcesine operasyon yönetiyoruz. Duruma göre hızlı aksiyon alıyoruz.</strong></p>
<p>Jet yakıtı fiyatının Mart-Haziran 2026 döneminde geçen yıla göre yüzde 95 arttığının altını çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>Savaş nedeniyle ilave yıllık jet yakıtı maliyetimizi geçen Nisan ayında 3.4 milyar dolar olarak öngörmüştük.</strong></li>
<li><strong>Ateşkesin barışa dönme ihtimalinin arttığı dönemlerin etkisiyle Haziran ayında yıllık ek jet yakıtı maliyeti tahminimizi 2.1 milyar dolara çektik.</strong></li>
<li><strong>Ancak, savaş ortamı yeniden alevlenince tahminimizi 2.9 milyar dolar olarak güncelledik. Haziran ayında ton başına fiyatı 1031 dolara inen jet yakıtı, Temmuz ayında 1184 dolara çıktı. Jet yakıtının ton başına fiyatı geçen Nisan ayında 1543 dolardı.</strong></li>
</ul>
<p>Prof. <strong>Murat Şeker,  </strong>2026 yılının ilk yarısında küresel etkiler kaynaklı 2.1 milyar dolar ilave maliyetle karşılaştıklarına işaret edip, şu ayrıntıları sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Yakıt Fiyatı Etkisi: </strong>1 milyar 312 milyon dolar</li>
<li><strong>Küresel Enflasyon &amp; Kur: </strong>450 milyon dolar</li>
<li><strong>Atıl Kapasite: </strong>170 milyon dolar</li>
<li><strong>Diğer Giderler: </strong>155 milyon dolar</li>
</ul>
<p>Bu etkiyi en aza indirmek için sağladıkları iyileştirmeleri ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>Birim Gelir ve Doluluk Oranı: </strong>1 milyar 179 milyon dolar</li>
<li><strong>Verimlilik Çalışmaları: </strong>157 milyon dolar</li>
</ul>
<p>2025 yılının ilk 6 aylık döneminde 630 milyon dolar esas faaliyet kârı elde ettiklerini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bu yılın ilk 6 aylık dönemi için savaş öncesinde 300-350 milyon dolar esas faaliyet kârı bekliyorduk. Ancak, savaş etkisi, küresel enflasyon, kur, atıl kapasite derken ilk yarı esas faaliyet kârımız – 121 milyon dolar oldu. Yani, zarara döndü.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>sunumundan bir de THY’nin dünyadaki emsalleriyle (Delta, United, American, Lufthansa Grup, AF-KLM, IAG) kriz dönemlerindeki kârlılık karşılaştırmasını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>2012 yılından bugüne kadarki dönemde Arap Baharından Avrupa’daki terör saldırılarına, ülkemizde darbe girişimine, pandemi, Max krizi, Ukrayna-Rusya Savaşına kadar birçok krizde THY çok daha başarılı performans gösterdi.</strong></p>
<p>Tablodaki kârlılık gelişimine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>2012’den bugüne yaşanan kriz dönemlerinde THY ortalama yüzde 23.2 düzeyinde kârlılık marjı elde ederken emsal havayolu şirketlerinin ortalama marjı yüzde 14.7 seviyesinde kaldı.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>bu yılın ilk 6 ayındaki operasyonlarını şöyle özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Kapasitemizi dinamik yönettik, fırsatları değerlendirdik.</strong></li>
<li><strong>Verimlilik ve tasarruf anlayışıyla maliyetlerimizi optimize ettik.</strong></li>
<li><strong>Nakit yönetimi ve stratejik kredi kullanımlarıyla bilançomuzu güçlü tuttuk.</strong></li>
</ul>
<p>Yılın ilk 6 ayında 121 milyon dolarlık esas faaliyet zararı oluşsa da Prof. <strong>Murat Şeker </strong>ve <strong>Ahmet Olmuştur </strong>liderliğindeki THY yönetimi, savaşın tüm havayolu sektörüne vurduğu darbeye rağmen <strong>“ince ip üstünde yürürken” </strong>elinden gelenin en iyisini yapıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">400 bin şikayetin sadece 120’si bilet fiyatına dönük</span></h2>
<p><strong>THY </strong>Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>sosyal medyada yurt içi bilet fiyatlarının çok yüksek olduğuna ilişkin paylaşımları gördüklerini belirtip, şu veriyi ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Bu yılın ilk 7 ayında 400 bin şikayet gelmiş. Bunların sadece 120’sinin içeriğinin, </strong>“Bilet fiyatları çok pahalı” <strong>şeklinde olduğunu gördük.</strong></p>
<p>Bilet fiyatlarının gelişimiyle ilgili şu tabloyu ekrana yansıttı:</p>
<ul>
<li><strong>2025 yılı Ocak-Temmuz döneminde iç hatlarda ortalama bilet fiyatımız 2 bin 811 liraydı.</strong></li>
<li><strong>Bu yıl Ocak-Temmuz ortalama bilet fiyatı 3 bin 700 lira düzeyinde.</strong></li>
<li><strong>Gördüğünüz gibi yüzde 32’lik, yani enflasyon düzeyinde bir artış var.</strong></li>
</ul>
<p>Şehirlerarası otobüs bileti fiyatlarındaki artışa işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bu dönemde otobüs biletlerinde yüzde 62.7 fiyat artışı oldu. Ayrıca, jet yakıtı maliyetimizin yüzde 95 arttığını da hatırlatmak isterim.</strong></p>
<p>Yılın ilk 7 ayında THY’nin iç hat bilet fiyatlarında en tavan tutarın 6 bin 990 lira olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>İç hat bilet fiyatlarımızdaki birinci tavan 4 bin 990 lira düzeyinde. Yurt içi biletlerin yüzde 84’ünü 4 bin 990 liranın da altında satıyoruz.</strong></p>
<p>41 ile her gün, bunlardan 30’una da günde en az 2 uçuş gerçekleştirildiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Krize rağmen Ağustos ayında iç hat sefer sayımızı geçen yılın aynı ayına oranla yüzde 7 artırıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kapasite disiplinli yönetildi, yolcu ve trafik geçen yılı aştı</span></h2>
<p><strong>THY </strong>Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>yolcu sayısı ve uçuş trafiği (THY ve Ajet konsolide sonuçları) ile ilgili tabloyu şu mesajla ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Disiplinli kapasite yönetimimizle ilk yarı trafik sonuçlarımız bir önceki yılın oldukça üzerinde gerçekleşti.</strong></p>
<ul>
<li><strong>Yolcu Sayısı: </strong>Geçen yılın ilk yarısında 42 milyon olan yolcu sayımız bu yılın ilk 6 ayında yüzde 6 artışla 45 milyonu buldu.</li>
<li><strong>Doluluk Oranı: </strong>Geçen yılın ilk yarısında doluluk oranı yüzde 81.4’tü. Bu yılın ilk 6 ayında yüzde 83.7’ye çıktı.</li>
</ul>
<p>Gelişmeler karşısında kapasiteyi çevik bir şekilde yönettiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>İlk 6 ayda Ortadoğu’ya yönelik kapasitemiz yüzde 29 azaldı. Ortadoğu’da durdurduğumuz uçuşları Orta Asya, Uzak Doğu ve Avrupa’ya yönlendirdik.</strong></p>
<p>2.1 milyar doları bulan <strong>“kapasite ve gelir yönetimi”</strong>ni şöyle özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Düşük talepli pazarlarda geçici kapasite azaltımı ve hat kapanması,</strong></li>
<li><strong>İstikrarlı pazarlarda frekans artışı,</strong></li>
<li><strong>Yakıt gideri telafisi olarak ek ücret ve fiyat artışı,</strong></li>
<li><strong>Artan premium segment odağı.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ajet’in filosu 89’a çıktı, gelirleri 853 milyon doları buldu</span></h2>
<p><strong>THY </strong>Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>sunumunda <strong>“Ajet, istikrarlı büyümeye 2026’nın ilk yarısında da devam etti” </strong>başlıklı bölümü ekrana yansıtıp sözü Ajet genel Müdürü <strong>Kerem Sarp</strong>’a bıraktı:</p>
<ul>
<li><strong>Ajet’in geçen yılın ilk yarısında 80 olan uçak sayısı, bu yılın ilk 6 ayında 89’a çıktı.</strong></li>
<li><strong>Yolcu sayımız geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15 artışla 11.8 milyona yükseldi.</strong></li>
<li><strong>Geçen yılın ilk yarısında yüzde 81.8 olan doluluk oranımız yüzde 85.1’e ulaştı.</strong></li>
<li><strong>Ajet’in geçen yılın ilk yarısında 650 milyon dolar olan gelirleri bu yılın ilk 6 ayında yüzde 31 artışla 853 milyon doları buldu.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/29-milyar-dolarlik-ek-jet-yakiti-maliyeti-ip-ustunde-yuruttu-6-aylik-geliri-131-milyar-dolara-cikti-84728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/7/1280x720/thy-1779361995.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2.9 milyar dolarlık ek jet yakıtı maliyeti ip üstünde yürüttü, 6 aylık geliri 13.1 milyar dolara çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-10-milyar-dolar-bandina-oturdu-84727</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savunma 10 milyar dolar bandına oturdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Savunma ve havacılık sanayisi, 2025’i 10 milyar doların üzerinde ihracatla kapatmasının ardından 2026’da da büyümesini sürdürdü. TİM verilerine göre sektörün Temmuz 2026 itibarıyla yıllıklandırılmış ihracatı 11 milyar 203 milyon dolara ulaştı. Diğer sektörlerdeki artışlar ve gerilemeler nedeniyle savunma ve havacılığın toplam ihracattan aldığı pay yüzde 4’e yükseldi. Yıllıklandırılmış bazda yüzde 40 artış kaydeden sektör, tüm sektörler arasında ilk sıraya da yerleşti. Bu performansta temmuz ayında gerçekleştirilen 1,1 milyar dolarlık ihracat etkili oldu. Aynı dönemde ihracatını en fazla artıran diğer sektörler yüzde 38 ile yaş meyve ve sebze, yüzde 37 ile gemi ve yat oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7409f69e9b1-1785989622.png" alt="" width="828" height="696" />Ocak-temmuz döneminde savunma ve havacılık ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 26,2 artarak 5 milyar 786,8 milyon dolara çıktı ve toplam ihracattan yüzde 3,6 pay aldı. Yedi aylık karşılaştırmada gemi ve yat sektörü yüzde 47,5, yaş meyve ve sebze sektörü ise yüzde 46,2 büyüdü. Bu sektörlerin ihracatı sırasıyla 1,7 milyar dolar ve 2,7 milyar dolar olurken, savunma ve havacılığın daha yüksek bir ihracat hacmi içinde büyümesini sürdürmesi dikkati çekti.</p>
<p>Savunma ve havacılığın yıllıklandırılmış ihracattaki payının yüzde 4’e ulaşması, sektörü Türkiye’nin geleneksel olarak güçlü olduğu alanlara yaklaştırdı. Makinenin toplam ihracattaki payı yüzde 4,1, hububat ve bakliyatın yüzde 4,4, hazır giyimin yüzde 6, elektrik ve elektroniğin ise yüzde 6,7 seviyesinde bulunuyor. Küresel korumacılık ve jeopolitik gelişmeler sektörlerin ihracatında dalgalanmayı artırsa da savunma ve havacılığın hızlı yükselişi devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-10-milyar-dolar-bandina-oturdu-84727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/savunma-sanayi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Toplam ihracattaki payını yüzde 4’ün üzerine çıkaran savunma-havacılık geleneksel sektörlerle yarışıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/borsa-dar-tabanli-bir-ralli-kosuyor-84726</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa dar tabanlı bir ralli koşuyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük sanayi ve özel şirketleri araştırmalarında ilk 10’da kendine yer bulamayan Hedef Holding, Borsa İstanbul’daki üstün hisse performansıyla piyasa değeri en yüksek ikinci şirket olmayı başardı. Aselsan 1.61 trilyon liralık piyasa değeri ile borsanın en değerli şirketi olurken Hedef Holding 1 trilyon 125 milyar lira piyasa değeri ile en değerli ikinci şirket oldu. Halka açıklık oranı çok düşük olan QNB Türkiye ile Enpara dışarda bırakıldığında en değerli üçüncü şirket de 553,14 milyar lira ile TÜPRAŞ. TÜPRAŞ ve Aselsan en büyük şirket araştırmalarında ilk 10’da sürekli yer alan iki şirket olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin en büyük özel şirketlerinin listelendiği Capital500’de en büyük ilk üç şirket THY, Ford Otomotiv, TÜPRAŞ; Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarının yer aldığı İSO 500’de ise TÜPRAŞ, Ford Otomotiv ve Star Rafinerisi olarak sıralanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7408c7b6f0e-1785989319.png" alt="" width="327" height="501" /></p>
<h2>Hedef Holding hissesi taban oldu </h2>
<p>Hedef Holding hisse fiyatı son dönemde çok hızlı bir yükseliş hareketi sergiledi. Şirket hissesinin fiyatı dün 10:42 itibariyle 376.50 lira seviyesindeydi. Bu durum, hisse fiyatının son 1 yılda yüzde 4.235, bu yıl yüzde 1.348 yükseldiğini ortaya koyuyor. Bu ay yüzde 24 yükselen hisse son 30 günde de yüzde 144,3 yükselmeyi başardı. Hemen ardından saat 11:00’e doğru Hedef Holding hisseleri sert satış yedi ve taban fiyata indi. Böylece Hedef Holding’in piyasa değeri de 1 trilyon 125 milyar liraya ulaştı. Piyasa değeri en yüksek ikinci şirket olan Hedef Holding, Türkiye’nin dev sanayi kuruluşları, bankaları, holdinglerinin piyasa değerini katlıyor. Hedef Holding, bazı portföy yönetim şirketlerinin yatırım fonlarında yer almasıyla da öne çıkıyor.</p>
<h2>Yatırım fonlarının gözde hisselerinden</h2>
<p>Pusula Porftöy’ün hisse senedi fonu PHE fonunda yüzde 5,11 ağırlığa sahip olan Hedef Holding, aynı şirketin birinci değişken fonu PBR fonunda ise yüzde 4,73’lük payda yer alıyor. Tera Portföy’ün birinci serbest fonu TLY fonunda yüzde 0,57 oranında bulunan Hedef, yine aynı şirketin algoritmik stratejiler serbest fonu TMV fonunda da yüzde 0,18 ağırlığa sahip. Hedef Holding’in, Ak Portföy’ün büyüyen şirketler hisse senedi fonu BUY fonunda yüzde 1,07, Azimut Portföy’ün BİST100 dışı şirketler hisse senedi fonu BIY’da yüzde 2,08, İş Portföy’ün birinci hisse senedi serbest fonu BHL fonunun portföyünde de 0,15 ağırlığı bulunuyor.</p>
<h2>Milyar liralık kâr açıklayanları katladı </h2>
<p>Hisse fiyatı bu kadar başarılı performans sergileyen Hedef Holding yılın ikinci çeyreğine ilişkin bilançosunu henüz açıklamadı. 2026 birinci çeyrek bilanço sonuçlarına göre şirket 246.4 milyon lira zarar etti. Hedef Holding’in özkaynak büyüklüğü ilk çeyrek verilerine göre 6.1 milyar lira seviyesinde. Hedef Holding’in piyasa değeriyle geride bıraktığı Türkiye’nin en büyük şirketlerinden TÜPRAŞ 576.11 milyar lira piyasa değeriyle üçüncü sırada. Hedef Holding’in piyasa değerinde ikiye katladığı TÜPRAŞ açıkladığı ikinci çeyrek bilanço verilerine göre 45,9 milyar lira net kâr açıkladı. TÜPRAŞ’ın özkaynakları da 428,7 milyar lira seviyesinde.</p>
<p>Capital’in Türkiye’nin en büyük 500 özel şirketi 2025 sıralamasında birinci olan THY 8,9 milyar lira net kâr açıkladı, Borsa İstanbul’da piyasa değeri ise 439,53 milyar lira. THY bu piyasa değeriyle 9’uncu sırada yer alıyor ve Hedef Holding’in piyasa değeri THY’nin neredeyse 3 katına ulaşıyor. Ford Otomotiv Capital ve İSO500 listesinde ikinci sırada. Borsa İstanbul’da piyasa değeri ise 282,13 milyar lira ve 19’ncı sırada. Hedef Holding’in piyasa değeri Ford Otomotiv’in neredeyse 4 katına ulaştı. Ford Otomotiv bilançosuna göre ise 4.45 milyar lira net kâr açıklamış durumda.</p>
<h2>İki büyük holdingi değerde katladı </h2>
<p>Hedef Holding, sadece listelerin zirvesindeki şirketleri geride bırakmıyor. Türkiye’nin dev holdingleri de Hedef Holding ile piyasa değerinde yarışa giremiyor. Koç Holding 510,9 milyar liralık piyasa değeriyle borsanın 7’nci en değerli şirketi. Koç Holding’in piyasa değeri, Hedef Holding’in 1 trilyon 125 milyar liralık piyasa değerinin yarısından az. Sabancı Holding ise 185,78 milyar lira piyasa değerine sahip ve Hedef Holding, Sabancı Holding’in neredeyse 10 katı piyasa değerine ulaştı.</p>
<p>Bu arada yatırım fonlarının tercihlerinde öne çıkan Hedef Holding yukarı yönlü sert hareketleriyle piyasa değerini zirveye taşırken HSBC’nin hazırladığı rapora göre FTSE All-World endeksine de yeni revizyonda girmesi beklenen şirketler arasında yer alıyor. HSCB Hedef Holding hissesinin FTSE All-World endeksinde 21 Ağustos’ta duyurulacak güncelleme sonrası yer almasını bekliyor.</p>
<p>Piyasa değeri sıralamasında Hedef Holding kadar iki hisse daha oldukça dikkat çekiyor. Yine bazı portföy yönetim şirketlerinin yatırım fonlarında yüksek ağırlığa sahip olan şirketler Odine ve Özata Denizcilik. Odine 321 milyar lirayı aşan piyasa değeriyle 11’inci sırada kendine yer edinirken, Özata Denizcilik de 292,3 milyar liralık piyasa değeri ile 15’inci sırada yer alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/borsa-dar-tabanli-bir-ralli-kosuyor-84726</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul’da piyasa değeri itibariyle ilk sıradaki Aselsan uzun süredir yerini korurken, ikinci sıraya yerleşen şirketlerdeki rotasyon dikkat çekiyor. Temmuz ayı başında yıllık yüzde 7160 değer değer artışıyla 1,25 trilyon TL değerine ulaşan Destek Finans Faktoring, Aselsan’ın ardından borsanın en değeli ikinci şirketi olmuştu. Ancak bu şirket izleyen bir aylık dönemde yaşadığı sert kayıplar sonrası 5 Ağustos açılış fiyatıyla zirve seviyesinden yüzde 57 düşüşle beşinci sıraya gerilerken, bu kez ikinci sıraya Hedef Holding yerleşti. Bu hissenin fiyatı son 1 yılda bu yüzde 4235, bu yıl içinde de yüzde 1348 artışla piyasa değerini 1 trilyon 125 milyar lira seviyesine taşıdı. Hedef Holding bu değeriyle Türkiye’nin en büyük üç şirketi olarak sıralanan THY, Ford Otomotiv ve TÜPRAŞ’ı geride bıraktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/4-sirketin-halka-arzini-onay-84765</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 şirketin halka arzına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bültenini paylaştı.</p>
<p>Buna göre Kurul, Çitlekçi Mağazacılık Gıda AŞ'nin 73,70 liradan, Teknika Plast Teknik Kalıp Plastik Sanayi ve Ticaret AŞ'nin 85,40 liradan, Türker Vangölü Enerji Yatırım AŞ'nin 136 liradan, Kapeks Kimya Sanayi AŞ'nin 94 liradan halka arzını uygun buldu.</p>
<p>Derlüks Yatırım Holding AŞ'nin 791,8 milyon liralık, Dinamik Isı Makina Yalıtım Malzemeleri Sanayi ve Ticaret AŞ'nin 400,2 milyon liralık, Vişne Madencilik Üretim Sanayi ve Ticaret AŞ'nin 64,3 milyon liralık bedelsiz sermaye artırımları onaylandı.</p>
<p>Kurul, Brisa Bridgestone Sabancı Lastik Sanayi ve Ticaret AŞ'nin 6 milyar liralık, Garanti BBVA Operasyonel Kiralama Hizmetleri AŞ'nin 30 milyar liralık, Quick Finansman AŞ'nin 1 milyar 70 milyon liralık, Hepsi Finansman AŞ'nin 400 milyon liralık, Arsan Finans Faktoring AŞ'nin 450 milyon liralık, Strateji Holding AŞ'nin 200 milyon liralık, Korteks Mensucat Sanayi ve Ticaret AŞ'nin 7 milyar liralık, Ak Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 13 milyar 900 milyon liralık, Oyak Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 40 milyar liralık, Yapı Kredi Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 22 milyar liralık borçlanma aracı ihraç başvurularına izin verdi.</p>
<p>BNP Paribas Issuance B.V'nin 900 milyon liralık, DK Varlık Kiralama AŞ'nin 25 milyar liralık, Pasha Yatırım Bankası AŞ Maygold Varlık Finansmanı Fonu'nun 10 milyar liralık kira sertifikası ve VDMK ihracı başvuruları onaylandı.</p>
<p><strong>Kuruluşuna izin verilen yeni fonlar</strong></p>
<p>SPK, Arz Gayrimenkul ve Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi AŞ Yirmibirinci Girişim Sermayesi Yatırım Fonu'nun kurulmasına izin verilmesi ve katılma paylarının ihracına ilişkin ihraç belgesinin onaylanması talebini olumlu karşıladı.</p>
<p>Metro Portföy Yönetimi AŞ Gayrimenkul Şemsiye Fonu, Metro Portföy Yönetimi AŞ Girişim Sermayesi Şemsiye Fonu ve Tuna Portföy Yönetimi AŞ Serbest Şemsiye Fonunun kuruluşuna izin verildi.</p>
<p>Global Menkul Değerler AŞ'nin yurt dışında "diğer menkul kıymetler", "paya dayalı türev araçlar", "pay endekslerine dayalı türev araçlar" ve "diğer türev araçlar" üzerinde emir iletimine aracılık faaliyetinde bulunma başvurusu olumlu karşılandı.</p>
<p><strong>İdari para cezaları ve suç duyuruları</strong></p>
<p>Kurul, Zeray Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ'ye yapılan inceleme sonucunda 445 bin 243 liralık idari para cezası uyguladı.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kanunu (SPKn) ve ilgili mevzuat kapsamında yapılan incelemeler sonucunda, 5 internet sitesinin içerik sağlayıcıları ve 4 gerçek kişi hakkında suç duyurusu yapıldı.</p>
<p>Türkiye'de yerleşik kişilere yönelik olarak izinsiz kripto varlık hizmet sağlayıcılığı faaliyetinde bulunduğu tespit edilen 12 internet sitesine erişimin engellenmesi için Sermaye Piyasası Kanunu'nun 99/A maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca gerekli hukuki işlemlerin yapılmasına karar verildi.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kanunu'nun 1'inci maddesi çerçevesinde yatırımcıların hak ve yararlarının korunmasını teminen, SPKn'nun 128/1-(a) maddesine dayanarak sermaye piyasalarında izinsiz olarak faaliyette bulunulmasının engellenmesi amacıyla, SPKn'nun 99/3 maddesi uyarınca 11 internet sitesine erişimin engellenmesi için gerekli hukuki işlemlerin yapılması kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/4-sirketin-halka-arzini-onay-84765</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/07/spk-odine-solutions-teknolojinin-halka-arzini-onayladi-f8by_cover.png-1.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, Çitlekçi, Teknika Plast, Türker Vangölü Enerji ile Kapeks Kimya&#039;nın halka arz başvurularını onayladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sektor-yatirimlarini-hizlandirdi-katma-degerli-uretimin-merkezi-oldu-84749</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sektör, yatırımlarını hızlandırdı, katma değerli üretimin merkezi oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir zamanlar yalnızca savunma ve havacılık sanayisinin kullandığı ileri teknoloji malzemeleri olarak görülen kompozitler, bugün sanayinin neredeyse her alanında kendine yer buluyor. Otomotivden raylı sistemlere, rüzgar enerjisinden denizciliğe, inşaattan altyapıya kadar geniş bir kullanım alanına sahip olan kompozit malzemeler, sağladıkları hafiflik ve yüksek dayanım sayesinde üreticilere hem maliyet hem de verimlilik avantajı sunuyor. Elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji yatırımları ve karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik küresel hedefler de bu malzemelere olan talebi her geçen gün artırıyor. Günümüzde sürdürülebilir üretim anlayışının yaygınlaşması, kompozit teknolojilerine yönelik yatırımları da hızlandırıyor.</p>
<p>Türkiye de bu dönüşümün dışında kalmıyor. Son yıllarda yapılan yatırımlar, gelişen mühendislik altyapısı ve savunma sanayisindeki yerli üretim hamlesi sayesinde kompozit sektöründe önemli bir ivme yakalandı. Türkiye’de karbon elyaftan ileri kompozit parçalara kadar uzanan üretim zincirinde faaliyet gösteren şirketlerin sayısı her geçen gün artıyor. Sektör temsilcileri Türkiye'nin yalnızca üretim yapan değil, teknoloji geliştiren bir merkez olabileceğini belirtiyor.</p>
<p><strong>Savunma sanayisi sektöre yön veriyor </strong></p>
<p>Kompozit sektöründeki büyümenin en önemli itici gücü ise savunma ve havacılık sanayisi. Hem yüksek mukavemet sağlayan hem de bunu yaparken ağırlığı azaltan karbon fiber takviyeli kompozitler, insansız hava araçları, savaş uçakları, helikopterler ve füze sistemlerinin önemli malzemeleri arasında. Türkiye’de yerli savunma projelerinin artmasıyla birlikte bu alanda faaliyet gösteren üreticiler de hem kapasite hem de teknoloji yatırımlarını hızlandırmaya başladı. Sadece savunma ve havacılık değil, rüzgar türbini kanatları, elektrikli araçların batarya sistemleri, raylı sistem bileşenleri ve denizcilik ekipmanlarının üretimi de kompozit sektörünün büyümesine katkı sağlıyor. Çünkü Avrupa Yeşil Mutabakatı'nın getirdiği yeni standartlar, hafif ve çevreci malzemelere olan talebi artırmış durumda.</p>
<p><strong>Katma değeri yüksek üretim öne çıktı </strong></p>
<p>Kompozit sektörünü diğer birçok sanayi kolundan ayıran en önemli özelliklerden biri ise yüksek katma değerli ürünler üretmesi. Sektörde yalnızca hammadde değil; tasarım, mühendislik, kalıp teknolojileri ve ileri üretim süreçleri de önemli bir ekonomik değer oluşturuyor. Bu nedenle şirketler son dönemde Ar-Ge merkezlerine, dijital üretim teknolojilerine ve otomasyon yatırımlarına ağırlık veriyor. Kompozit Sanayicileri Derneği (KSD), Türkiye'nin hedefinin yalnızca üretim kapasitesini artırmak olmadığını, aynı zamanda ileri teknoloji kompozit ürünlerin geliştirildiği ve tasarlandığı bir merkez haline gelmek olduğunu vurguluyor. Dernek, sürdürülebilir üretim, döngüsel ekonomi ve nitelikli insan kaynağının sektörün geleceğinde belirleyici olacağını ifade ediyor.</p>
<p><strong>Yeni dönemin anahtarı sürdürülebilirlik </strong></p>
<p>Kompozit sektörünün gündeminde artık yalnızca üretim kapasitesi değil, sürdürülebilirlik de var. Geri dönüştürülebilir kompozitler, biyobazlı reçineler, enerji verimli üretim süreçleri ve dijital üretim teknolojileri şirketlerin yatırım planlarında öne çıkıyor. Yapay zeka destekli tasarım uygulamaları ve otomatik üretim hatları da rekabet avantajı sağlayan başlıklar arasında. Uzmanlara göre Türkiye'nin güçlü sanayi altyapısı, savunma sanayisinde edindiği mühendislik deneyimi ve Avrupa pazarına yakınlığı, kompozit sektörünü önümüzdeki yıllarda yüksek katma değerli ihracatın önemli oyuncularından biri haline getirebilir. Ancak bu potansiyelin tam anlamıyla değerlendirilebilmesi için hammadde üretiminin geliştirilmesi, Ar-Ge yatırımlarının artırılması ve nitelikli iş gücünün desteklenmesi kritik önem taşıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Dünya pazarı büyüyor, Türkiye payını artırmak istiyor</strong></span></p>
<p>Küresel kompozit pazarının 100 milyar doların üzerine çıktığı tahmin edilirken, Türkiye de bu büyümeden daha fazla pay almayı hedefliyor. İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, JEC World 2026 Fuarı'nda yaptığı değerlendirmede, Türkiye'de kompozit pazarının yaklaşık 3 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştığını, ihracatın ise 820 milyon dolar seviyesini aştığını belirtmişti. Avdagiç’e göre, güçlü üretim altyapısı ve Avrupa'ya yakınlığı sayesinde Türkiye, küresel tedarik zincirinde daha güçlü bir konuma yükselebilecek potansiyele sahip. Sektör temsilcilerine göre bundan sonraki dönemde büyümeyi belirleyecek alanlar karbon fiber kompozitler, termoplastik kompozitler ve yüksek mühendislik gerektiren özel ürünler olacak. Özellikle Avrupa'nın tedarik zincirini çeşitlendirme arayışı, Türk üreticileri için yeni ihracat fırsatları yaratıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sektor-yatirimlarini-hizlandirdi-katma-degerli-uretimin-merkezi-oldu-84749</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/9/1280x720/6764-1785994755.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savunmadan havacılığa, rüzgar enerjisinden otomotive kadar birçok stratejik sektörde kullanılan kompozit malzemeler, yüksek katma değerli üretimin en önemli bileşenlerinden biri haline geldi. Üretim ve teknoloji yatırımlarını hızlandıran sektörün, gelişen mühendislik kabiliyeti ve artan ihracat potansiyeliyle önümüzdeki dönemde Türkiye&#039;nin yüksek katma değerli ihracatının önemli taşıyıcılarından biri olması bekleniyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asil-risk-yapay-zeka-degil-hazirliksiz-yakalanmak-84748</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Asıl risk yapay zekâ değil, hazırlıksız yakalanmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ tartışmaları uzun süredir aynı sorunun etrafında dönüyor: "İnsanların yerini makineler mi alacak?" Elbette bu kaygının haklı tarafları var. Ancak Dünya Bankası'nın bu hafta yayımladığı "World Development Report 2026: Decoding AI" (Dünya Kalkınma Raporu 2026: Yapay Zekâyı Çözümlemek), gelişmekte olan ülkeler için farklı bir tablo ortaya koyuyor. Rapora göre yapay zekâ, bu ülkelerde işsizliği artıran değil, üretkenliği yükselten bir araç olmaya daha yakın.</p>
<p>Bunun temel nedeni iş gücü yapısındaki farklılık. Gelişmiş ekonomilerde birçok meslek otomasyona daha uygunken, gelişmekte olan ülkelerde çalışanların büyük bölümü yapay zekâyla birlikte daha verimli hale gelebilecek işlerde bulunuyor. Dünya Bankası Başekonomisti Indermit Gill’e göre, bu ülkelerde yapay zekânın tamamen üstlenebileceği işlerin oranı yüzde 10'un altında kalıyor. Bu da teknolojinin insanın yerini almaktan çok onu destekleyeceğini gösteriyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a741cc0ac528-1785994432.png" alt="" width="427" height="316" />
<figcaption><strong>Yapay zeka sanayiden bankacılığa, perakendeden lojistiğe kadar birçok sektörde verimliliği artırabilir.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Üstelik bu sadece teorik bir öngörü değil. Hindistan'dan Kenya'ya kadar birçok ülkede yapay zekâ sağlıkta teşhis süreçlerini hızlandırıyor, mahkemelerde dosya yükünü azaltıyor, tarımda ve hava tahminlerinde daha isabetli sonuçlar üretiyor. Bunların güçlü teknoloji altyapısına sahip olmayan ülkelerde bile gerçekleşmesi, Türkiye açısından da önemli bir fırsata işaret ediyor.</p>
<p>Türkiye'nin bu dönüşümden önemli kazanımlar elde etme potansiyeli var. Yapay zeka sanayiden bankacılığa, perakendeden lojistiğe kadar birçok sektörde verimliliği artırabilir. Özellikle KOBİ'lerin bu teknolojileri kullanması hem maliyetleri düşürebilir hem de rekabet güçlerini artırabilir. Neyse ki Türkiye bu yarışa sıfırdan başlamıyor. Son yıllarda büyüyen savunma sanayi, teknoloji girişimleri ve yazılım ekosistemi bu dönüşüm için önemli bir altyapı oluşturuyor.</p>
<p>Ancak fırsatın gerçeğe dönüşmesi kendiliğinden olmayacak. Teknolojiyi satın almak yetmez; onu kullanabilecek insan kaynağını yetiştirmek şart. Eğitim sistemi, mesleki dönüşüm programları ve şirketlerin dijital yatırımları aynı hedefe yönelmeli. Yapay zekâ çağında rekabet, teknolojiye sahip olmakla değil, onu üretime en hızlı uyarlayabilmekle kazanılacak. Türkiye'nin önündeki en önemli ekonomik sınavlardan biri de bu olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asil-risk-yapay-zeka-degil-hazirliksiz-yakalanmak-84748</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka sanayiden bankacılığa, perakendeden lojistiğe kadar birçok sektörde verimliliği artırabilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gyo-endeksi-13-oraninda-yukseldi-iki-hissenin-performansi-100u-gecti-84745</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GYO Endeksi %13 oranında yükseldi, iki hissenin performansı %100’ü geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST GYO Endeksi yılbaşından bu yana %12,70 yükseliş kaydederken, altı hisse %50 ve üzeri prim üretti. 10 hissenin %21’den fazla kaybettirdiği sektörde, yılbaşından bu yana iki hisse %100’ün üzerinde getiriye ulaştı. Aynı sürede bir hissenin fiyatı yarı orandan fazla geriledi.</strong></p>
<p>Yüksek faiz ortamında gayrimenkul sektöründe satışların sınırlı kalma olasılığından kaynaklı olarak fiyatların zayıf bir performans sergileyebilmekte. Kuşkusuz faizler yükseldiğinde konut talebi yavaşlar. Ancak sektörde yer alan Panora GMYO ile Koray GMYO’nun %100’ü aşan getirileri yatırımcının güçlü beklentisini ortaya koyuyor. Diğer yandan Trend GMYO’nun %56 ve Kızılbük GMYO’nun %37 düşüşü yatırımcının sektördeki her hisseye benzer bir yaklaşım göstermediğini anlatıyor. Faizin her şirketi aynı boyutta etkilememesi yönelimlerde farklılığa yol açıyor.</p>
<h2>Sektörün güçlü çıkanları</h2>
<p>Panora GMYO, yılbaşından bu yana güçlü ve istikrarlı bir yükseliş sergiliyor. Açıkladığı üç aylık mali tablolarına göre geliri %9 oranında zayıf bir artış kaydetse de dönem sonunda kârı %150 artış ise 175,5 milyon TL’ye yükseldi. Halihazırda beş fonun portföyünde bulunan hissede özellikle İş Portföy’ün yönettiği NST fonunun ağırlığı dikkat çekiyor. Son bir ayda yüksek dalgalı seyirle hareket eden Koray GMYO, yılın ilk beş ayında güçlü çıkışıyla öne çıktı. Mayısın ikinci haftasında yataya dönen hisse sonrasında satıcıların daha etkin olduğu bir piyasa izlenimi verdi. Şirket temmuz ayında iki ayrı işlemle toplamda 781,4 milyon TL banka kredisi kullanırken, Göktürk’teki 11 bağımsız bölüm üzerine ipotek verdi.</p>
<h2>Sektörün en fazla düşeni</h2>
<p>Trend GMYO, geçtiğimiz yılın ikinci yarısında güçlü bir çıkışla hareket ederken bu yılın ocak ayında en yüksek 42,56 TL’ye kadar çıktı. Ardından kâr satışları ile yönünü aşağı çevirdi. İki ayı geçkin sürede ise taban oluşturduğu seviyede yatay hareketiyle öne çıkıyor. İlk çeyrekte kayda değer geliri olmayan firmanın gerçekleştirmek istediği %200 bedelli sermaye artırımını SPK onaylamadı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a74181599237-1785993237.png" alt="" width="999" height="532" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>UZUN VADELİ ALACAK MI, BORÇ MU?</strong></p>
<p><strong>Uzun vadeli alacak</strong>; düzenli nakit, vade farkı kazancı, ticari bağ, varlık gücü. Erime, tahsilat zorluğu, kilitli kaynak, sıkışma, borçlanma ihtiyacı.</p>
<p><strong>Uzun vadeli borç</strong>; büyüme gücü, eriyen maliyet, faiz indirimi, likidite bolluğu, özkaynak koruması. Finansman gideri, iflas riski, zafiyet, piyasa şoku.</p>
<p><strong>Doğrudan kiralama yoluyla enginar üretimini durdurup sözleşmeli tarıma dönüyor</strong></p>
<p>Frigo-Pak’ın enginar üretimini durdurması kârlılığını etkileyecek mi? ● Sercan Tunçel</p>
<p>Sercan, Frigo-Pak, enginar tedarikini tamamen sonlandırmış değil. Sadece kiralık sahalardaki doğrudan üretimini bitirdiğini duyurdu. Firma, ürün arzını güvence altına almak için sözleşmeli tarım modeline geçiş yapıyor. Esasen yönelimin temelinde yüksek girdi maliyetleri, iş gücü sorunu ve olumsuz iklim koşulları yatıyor. Doğrudan tarımsal üretimin getirdiği operasyonel maliyetlerle riskleri bu yolla sonlandırmayı hedefliyor. Kaynaklarını verimli kullanarak faaliyet kârlılığını sürdürülebilir kılmayı ve kâr marjını korumayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Air Zimbabwe ile yürüttüğü iş birliğini genişletirken gelirini destekleyecek</strong></p>
<p>Hitit Bilgisayar’ın anlaştığı Air Zimbabwe’den alacağı ek getiri nedir? ● Bülent Şahin</p>
<p>Bülent, Hitit Bilgisayar’ın Air Zimbabwe ile yürüttüğü iş birliğini genişletmesi finansallarına doğrudan olumlu yansıyacak. Anlaşma ile havayolu şirketi, mevcut sistemlere ek olarak hazirandan itibaren rezervasyon, yolcu hizmetleri ve gelir muhasebesi gibi yeni modülleri de devreye almış oldu. Sunulan hizmet ağındaki genişleme düzenli nakit akışını destekleyecek bir gelişme ve şirketin orta vadeli ciro beklentilerine olumlu yönde bir ivme katması beklenmeli. Bununla birlikte yeni adımın ne kadar ek gelir sağlayacağına dair tutar paylaşımı olmadı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>IV8 fonu kira sertifikalarına yatırımla son bir yılda %41 getiriye ulaştı</strong></p>
<p>Inveo Portföy’ün idare ettiği Kira Sertifikaları Katılım Fonu (IV8), Haziran 2024’ten bu yana işlem görüyor. Sabit getiriden kaynaklı düzenli çıkışı 2 yılı aşan sürede %126 seviyesinde bulunuyor. Marttan bu yana hacminde istikrarlı bir artış söz konusu. Büyüklüğü temmuzda 32,24 milyon TL’ye çıktı. Fona yönelik nakit girişi marttan itibaren azalmakla birlikte mayıs hariç devam etti. Temmuzda 394 bin TL giriş oldu. Yatırımcı sayısı şimdilerde bir miktar artarak 149 kişiye çıktı. Fonun temel stratejisi, varlıkları kamu ve özel sektör kira sertifikalarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföydeki yatırım araçlarının %38,55’i kamu kira sertifikası, %26,19’u özel sektör kira sertifikası ve %8,22’si katılma hesabından oluşuyor. Yıllık bazda %41,28 getiri sağlarken BIST 100 Endeksi’nin çıkışını geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Alnus Yatırım, piyasadan TLREF + %4,50 faizle 100 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Alnus Yatırım, nitelikli yatırımcılara yönelik 04.08.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 100.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 4,50 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 02.02.2027 olarak açıklandı. 4 Ağustos itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde. Alnus’un verdiği %4,50 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFSRMD22716 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7417ebcb8d6-1785993195.png" alt="" width="979" height="237" /></strong><strong>ATP YAZILIM</strong></p>
<p><strong>Hakim ortağı Ata Holding ile birlikte iştiraki ATP Capital şarj istasyonu kuracak</strong></p>
<p>ATP Yazılım’ın %48,44 hissedarı olduğu ATP Capital; motosiklet, motorlu bisiklet perakendeciliği ve elektrikli araç şarj istasyonları işletmeciliği alanında faaliyet gösterecek bir şirket kuruyor. Voltivo Elektrikli Taşıt Teknolojileri ünvanıyla kurulacak 50 milyon TL sermayeli şirkete ATP Capital %90, Ata Holding ise %10 ortak olacak. Ata Holding aynı zamanda ATP Yazılım’ın %78,35 hakim ortağı konumunda bulunuyor. Bu girişimle birlikte grup, yazılım gücünü hızla büyüyen mobilite ve e-şarj altyapısı sektörlerine taşımayı hedeflerken ATP Yazılım, dolaylı yararlanacak.</p>
<p><strong>ÖZATA DENİZCİLİK</strong></p>
<p><strong>Yurt dışı müşterileriyle 2,3 milyon dolarlık gemi onarım sözleşmesi imzaladı</strong></p>
<p>Özata Denizcilik, yurt dışında bulunan üç farklı firma ile toplam 2,3 milyon dolar tutarında üç gemi tamir, bakım ve onarım için sözleşme imzaladı. Toplam tutar yaklaşık 109 milyon TL’ye denk gelirken yıllık cironun %4’ü seviyesinde bulunuyor. Şirket, gerçekleştirilen anlaşmaların 2026 yılı iş hacmine ve finansal tablolarına olumlu katkı sağlayacağını belirtmesi, tahsilatların yıl içinde gerçekleşeceğini gösteriyor. Özata, yılın ilk çeyreğinde cirosunu %34 oranında büyütürken dönem sonunda 288,8 milyon TL zarar yazdı. Oluşan zarar önceki yılın aynı dönemine göre arttı.</p>
<p><strong>FONET BİLGİ TEKNOLOJİLERİ</strong></p>
<p><strong>Aydın İl Sağlık Müdürlüğü ile vardığı anlaşma yıllık gelirinin %21’i düzeyinde</strong></p>
<p>Fonet, Aydın İl Sağlık Müdürlüğü ile 36 ay süreli Sağlık Bilgi Yönetim Sistemi (SBYS) hizmet alımı sözleşmesi imzaladığını duyurdu. Varılan anlaşmanın toplam bedeli 198,48 milyon TL olduğu belirtildi. Tutar, şirketin yıllık gelirinin %21,1’i düzeyinde bulunuyor. Şirketin yılbaşından bu yana gerçekleştirdiği iş bağlantılarının toplam tutarı 927,3 milyon TL’ye ulaştı. Söz konusu rakam 2025 yılında oluşan cironun %98,6’sı düzeyinde. Firma henüz önünde beş ay varken geçen yılın cirosunu garantiledi. Gerçekleştirilen yeni iş bağlantıları mali tablolarını destekleyecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Ford Otosan şubattaki zirvenin ardından tepki çıkışları gelse de düşüşünü sürdü</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7417cca4df5-1785993164.png" alt="" width="299" height="219" /></strong>Ford Otosan’da fonlar hafif alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %4,12 ile toplamda 944,6 bin lot artarak 23,87 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 100’den 94’e geriledi. ZPX30.F fonu 632 bin lot ile en fazla alımı yaparken, GSP 841,5 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Ford Otosan hakkında bugüne kadar 28 aracı kurum öneride bulunurken 7 kurum model portföyüne aldı. En yüksek hedefi J.P. Morgan 226,80 TL ile “AL” olarak verdi; HSBC Yatırım 90 TL ile “TUT” önerisinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gyo-endeksi-13-oraninda-yukseldi-iki-hissenin-performansi-100u-gecti-84745</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GYO Endeksi %13 oranında yükseldi, iki hissenin performansı %100’ü geçti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirkete-merhametli-sahibine-acimasiz-84740</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirkete merhametli, sahibine acımasız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>PATRONLAR ÖLMESİN DİYE ÖLEN ŞİRKETLER (2)</strong></p>
<p><strong>HİLMİ GÜVENAL</strong></p>
<p>Hikâye tanıdıktır. Dosya gelir. Bin kişi çalışıyordur, ihracat vardır, marka bilinir, konjonktür düzelince toparlanacaktır. Masadakiler birbirine bakar. Kimse “batıralım” demek istemez, çünkü kimse batıran adam olmak istemez. Argümanların hiçbiri yanlış değildir. Sadece hiçbiri, o masalarda asıl konuşulmayanı örtmeye yetmez.</p>
<p>Şirketin toparlanacağına masadakilerin inanmadığını masalar gösteriyor. Yüzdürülen kredi, uzatılan mühlet, ertelenen karar. Şirket yaşatılmıyor. Ertelenen kararın acısı, faiziyle geleceğe havale ediliyor.</p>
<p>Geçen yazıda bu havalenin vadesinin geldiğini, konkordato dosyalarının birer birer iflasa döndüğünü rakamlarla saydım. Kırk yıldır yanlış soruyu sorduğumuzu söyleyip kestim. Doğru soruyu bulmak için gittiğim yer, itiraf edeyim, beni şaşırttı.</p>
<p>Amerika’da “başarısız olmak kolaydır” derler ve bunu kapitalizmlerinin gücüne bağlarlar. Ben uzun süre bu lafı bir tasfiye övgüsü sandım. “Acımasız sistem, batanı hızla gömer, yola devam eder” diye okudum. Yanlış okumuşum.</p>
<p>İflastan önceki son durak olan mevzuat, yani “Chapter 11”, yaptığı şey şirketi öldürmek değil. “Chapter 11’de” ölen hissedar. Mevcut sermaye silinir, alacaklılar borçlarını hisseye çevirir, şirketin yeni sahibi olur. İşletme yaşamayı hak ediyorsa, yeni sermaye ve çoğu zaman yeni bir yönetimle yoluna devam eder.</p>
<p>Büyük Amerikan havayollarının sicilinde neredeyse istisnasız en az bir iflas var ve bugün hepsi uçuyor. Uçaklar yerde kalmadı, biletler geçerliliğini korudu, çalışanların çoğu işinden olmadı. Silinen, eski hissedarların sahipliği oldu. Sistem şirkete karşı merhametli, sahibine karşı acımasız.</p>
<p>Bizde tam tersi. Türkiye şirketleri yaşatmıyor. Patronları yaşatıyor.</p>
<p>Kefalet düzenimiz bunun üstüne kurulu. Banka krediyi işletmenin nakit akışına değil, patronun ve ailesinin kefaletine, arsasına, binasına verir. Tahsilat patronun şahsına bağlı olunca, bankanın işletmeyi patrondan ayırma imkânı da niyeti de kalmaz. Patron batarsa tahsilat da batar. O yüzden patron batmamalıdır.</p>
<p>Şirket bu denklemde bir teferruattır. Konkordatonun borçluyu yönetimde bırakması tesadüf değil, bu denklemin hukuka tercümesidir.</p>
<p>Bu noktada itiraz sesini duyar gibiyim. “Bu Amerikan işi, bizde tutmaz. Avrupa daha insanidir, biz Avrupa’ya benzeriz.” İtirazın tek kusuru var. Avrupa’nın kendisi artık öyle demiyor.</p>
<p>Avrupa’nın geleneksel iflas hukukları insani falan değildi. Alacaklıyı korur, işletmeyi tasfiye eder, iflas eden girişimciye yıllarca leke ve borç yükü yüklerdi. Avrupa Birliği bunu bir sorun olarak teşhis etti ve 2019’da 2019/1023 sayılı yeniden yapılandırma direktifini çıkardı.</p>
<p>Yaşayabilir işletmeye erken yeniden yapılandırma, dürüst ama batmış girişimciye makul sürede tam borç silme ve ikinci şans.</p>
<p>Almanya bu direktifin üzerine StaRUG’u, Hollanda WHOA’yı yazdı.</p>
<p>İkisi de alacaklıların borçluya plan dayatabildiği, açıkça Chapter 11’den esinlenen kanunlar. İş orada da kalmadı. Bu yılın mart ayında AB üye ülkelerin iflas hukuklarını birbirine daha da yaklaştıran ikinci uyum direktifini kabul etti.</p>
<p>Gerekçe metinlerinde ideoloji aramayın, bulamazsınız. Gerekçe tesisatçı gerekçesi. Tahsilat oranları ülkeden ülkeye çok farklı, süreler öngörülemiyor, sermaye bu yüzden sınır ötesine gitmiyor. IMF’nin teşhisi de aynı. Öngörülebilir çıkış yoksa sermayesi girişi de yok.</p>
<p>Cümleyi bir daha okuyalım. Çıkış yoksa giriş yok. Bizim “yerli ve milli şirketlerimizi koruyalım” diye kurduğumuz düzen, o şirketlere gelecek sermayenin önündeki asıl engele dönüşüyor. Okyanusun bir yakası bunu kültür olarak yaşıyor, öbür yakası kanun olarak inşa ediyor. Biz ikisini de yapmayıp patronu koruyoruz ve buna milli menfaat diyoruz.</p>
<p>Peki, koruma adres değiştirse, sahipten işletmeye geçse, hangi işletmenin korunmayı hak ettiğine kim karar verecek? Zordaki şirketler tek tip değil çünkü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirkete-merhametli-sahibine-acimasiz-84740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirkete merhametli, sahibine acımasız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisma-alanlari-yeniden-tasarlanirken-ofiste-ev-rahatligi-on-plana-cikiyor-84739</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çalışma alanları yeniden tasarlanırken &#039;ofiste ev rahatlığı&#039; ön plana çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Pandeminin kalıcı olarak değiştirdiği iş yaşamı, doğal olarak ofis mobilya üreticileri için de önemli bir kırılma noktası yarattı. Uzaktan çalışma dönemi bitince, evlerdeki çalışma ortamlarının sunduğu esnekliğe alışan beyaz yakalılar, yüksek katlı ve binlerce kişinin çalıştığı plazalara dönmek konusunda oldukça isteksiz davrandılar. Bunun sonucunda hibrit modeller ortaya çıktı. Değişen çalışma biçimi, doğal olarak ofis mobilyası üreticilerini de etkiledi. "Çalışma deneyimi tasarımı” öncelik kazandı. Ülkemizin önde gelen tasarım odaklı ofis mobilyası üreticilerinden Zivella bu değişimi zamanında fark ederek hızlı bir biçimde büyümeyi başardı.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a74128a2e668-1785991818.jpg" alt="" width="450" height="563" />EKONOMİ Gazetesi için sohbet ettiğimiz 25 yıl önce Rize’de başlayan yolculuklarının, bugün İstanbul, Ankara, Londra ve Taşkent’teki dokuz mağazayla devam ettiğini anlatarak başladı. 1999 Mesut Mobilya olarak faaliyete başlayan kuruluş, 2004 yılında Bakü’de Zivella markalı ilk mağazayı açmış. Onu 2008’de İstanbul’daki ilk mağazanın açılışı ve nihayet 2012’de İstanbul’daki üretimin başlangıcı izlemiş. Aradan geçen 14 yıl içinde, Zivella markası yeniden tasarlanmış, yeni koleksiyonlar ve mağazalar açılmış. Değerli tasarımcılarla çalışan kuruluş, ürünleriyle iF Design Awards’tan beş, A Design Awards’tan bir ödül kazanmayı başarmış. Zivella bugün 250 kişilik ekibi ve dışarıdan çalıştığı iş ortaklarıyla hem tasarlıyor hem üretiyor 4 kıtada 50’den fazla ülkeye ihracat yapıyor. Abdurrahman Uzun başarının gerisindeki formülü “Ofiste ev rahatlığı sunma vizyonuyla üretim yapmak” yaklaşımıyla açıklıyor.</p>
<p><strong>Tasarımın temelinde yansıma kavramı yer alıyor</strong></p>
<p>Geçmişte iyi bir ofis büyük yönetici masaları, yüksek dolaplar, hiyerarşik çalışma alanları ve bölmelerden oluşan tasarımlar ön plandaydı. Günümüzde sessiz çalışma alanları, hareketli çalışma düzeni, yükseklik ayarlı masalar, ortak üretim masaları, kapalı telefon kabinleri, lounge alanları tercih ediliyor. Çalışanlar iyi hissettiren, sürdürülebilir malzemelerde oluşan, işlevsel ve doğadan ilham alan tasarımlar arıyorlar.</p>
<p>Abdurahman Uzun bu trendleri yakından takip ettiklerini ifade ederek; “Yansıma kavramını tasarım sürecimizin temeline koyuyoruz. Yaşamı, doğayı, kültürümüzü, insanı ve renkleri tasarımlarımıza yansıtan ürünler geliştiriyoruz.” diyor.</p>
<p>Ve ekliyor…</p>
<p>“Biz kendimizi çalışma deneyimi tasarlayan bir marka olarak konumluyoruz.”</p>
<p><strong>Hibrit çalışma düzenine uygun çözümler</strong></p>
<p>Zivella, tasarıma önem veren bir kuruluş olarak çeşitli yerli ve uluslararası tasarımcılarla çalışarak ilerliyor. Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya pazarlarında faaliyet gösteren marka, kurumsal projelerdeki performansıyla dikkat çekiyor. Bankalar, teknoloji şirketleri, eğitim kurumları ve büyük ofis projelerinde sıkça tercih edilen kuruluş ergonomi ve modülerlik üzerine yoğunlaşıyor. Özellikle hibrit çalışma düzenine uygun çözümler geliştiriyor.</p>
<p>Zivella’nın rengi sahiplenen bir marka olduğu algısının oluşturulması için moda tasarımcısı Özlem Süer ile 2022 yılında bir işbirliği yaptıklarını anlatan Abdurrahman Uzun deneyimlerini şu cümlelerle özetliyor: “Özlem Hanım bu dönemde hem Zivella’ya özel bir renk (Ongoing-Bakır Enstantane) ortaya çıkardı, hikayesini bize özel olarak yazdı hem de rengi destekleyici desenler tasarladı. Bu işbirliği sayesinde pandemi sonrası beden-ruh-kalp üçgeninde kurulan bir dünya halini destekleme şansı bulduk.”</p>
<p><strong>Gençlere büyük destek</strong></p>
<p>Zivella'yı farklı kılan unsurların başında gençlere verdiği önem geliyor. Kuruluş meslek liseleri ile staj programları düzenliyor. Üniversite stajyerleri ise ağırlıkla tasarım, pazarlama ve Ar-Ge departmanlarında görev alıyorlar. Örneğin, bu yıl 18 stajyer üretim sahasında çalışma imkanı buldu.</p>
<p>Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve üniversitelerinden yaklaşık 120 öğrenci ve genç profesyoneli bir araya getiren güçlü bir öğrenme ve üretim platformuna dönüşen AURA &amp; İPA Yaz Akademisi’nin destekçileri arasında yer alıyor.</p>
<p>Zivella kendi bünyesindeki gençlerin Ustalık ve Usta Öğreticilik belgelerini almalarına destek olarak onları geleceğe hazırlıyor.</p>
<p>Abdurrahman Uzun genç tasarımcı ve mühendisler çalışma konusunda ise şu yorumu yapıyor:</p>
<p>“2015 yılında Zivella’yı yeniden tasarlamaya karar verdiğimde duayen tasarımcılardan işi öğrenirken genç tasarımcıları da ekosisteme katmanın ne kadar değerli olduğunu gördüm. İlk üretime başladığımızda dört genç tasarımcının ürünlerini koleksiyonumuza kattım. Sonrasında da hep genç tasarımcılar Zivella’nın en önemli parçası oldu. Zivella’da 10 yıldır tasarımcı üretici işbirliği var. Onlarla büyüyoruz. Tasarımcının her zaman yanında olduk ve bunun da karşılığını fazlasıyla alıyoruz.</p>
<p><strong>Yapay zeka ve 3D yazıcı kullanımı</strong></p>
<p>Abdurrahman Uzun teknoloji yatırımlarının Zivella için çok önemli olduğunu özellikle vurguluyor: “Günümüzde tasarım süreçlerinde yapay zekâ destekli araçlar kullanmak, daha verimli ve inovatif sonuçlar ortaya koymamızı sağlıyor. Örneğin, AI destekli 3D modelleme ve simülasyon yazılımlarını kullanarak, mobilyaların ergonomik yapısını daha detaylı analiz edebiliyoruz. Ayrıca tasarım ve modelleme esnasında üç boyutlu yazıcı da hayatımızda yer alıyor. Yapay zekâ, tasarım süreçlerimizin hızlanmasını sağlarken, aynı zamanda hata oranlarını da azaltıyor. Zivella olarak biz, bu teknolojileri kullanarak hem tasarımda hem de üretimde fark yaratmaya devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik çalışmaları</strong></p>
<p>Zivella yönetimi atıkları azaltan ürünler tasarlamaya özen gösteriyor. Sorumlu, yalın üretim ve işçilik uygulamalarına öncelik veriyor. Filosundaki elektrikli araçların oranını düzenli bir biçimde artırıyor. Geri dönüştürülmüş plastik ve %100 geri dönüştürülmüş kumaş kullanımıyla tasarlanan ürünler sunuyor. Abdurrahman Uzun vizyonlarını şu cümlelerle özetliyor; Greenstars sertifikamız, BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda iklim, çevre ve toplumsal sorumluluk projelerimizi ödüllendiriyor. FSC CoC belgesiyle sorumlu orman yönetimi ilkelerine bağlı kalıyor, biyolojik çeşitliliği destekliyoruz.”</p>
<p><strong>Geleceğin ofis deneyimi araştırması</strong></p>
<p>Zivella kendi ekosisteminde çeşitli araştırmalar yapan bir kuruluş. Ekim 2025’te yaklaşık 200 kişilik bir araştırmada elde edilen verilere göre, çalışanlar ofislerde ev hissi veren misafirperver bir ortamda çalışmak istiyorlar. Araştırma, ofis beklentilerinin yaşa bağlı olarak farklı öncelikler etrafında şekillendiğini ortaya koyuyor. 20–30 yaş arası profesyoneller için ofis, deneyim sunan, sessiz ve odaklanmayı destekleyen bir yaşam alanı anlamına geliyor. Bu grup "Deneyim Kuşağı" olarak tanımlanıyor.</p>
<p>30-40 yaş arası katılımcılar ise esnek çözümler ve güçlü teknoloji altyapısını önceliklendiriyor. Bu nedenle "Esneklik Kuşağı" olarak öne çıkıyor.</p>
<p>40-50 yaş grubunda ergonomi, verimlilik ve iş-yaşam dengesi belirleyici unsurlar olurken, bu grup “Denge Kuşağı” olarak tanımlanıyor.</p>
<p>50 yaş ve üzerindeki katılımcılar ise uzun süreli kullanım konforu, sağlıklı çalışma ortamları ve sürdürülebilir tasarım beklentileriyle “Konfor Kuşağı”nı oluşturuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisma-alanlari-yeniden-tasarlanirken-ofiste-ev-rahatligi-on-plana-cikiyor-84739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/9/1280x720/7878-1785991571.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışma alanları yeniden tasarlanırken &#039;ofiste ev rahatlığı&#039; ön plana çıkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basari-gorunen-sonuc-degil-gorunmeyen-hazirligin-neticesidir-84725</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 06:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başarı, görünen sonuç değil; &quot;görünmeyen hazırlığın&quot; neticesidir!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>(Birinci Bölüm: Alkışlanan Sonuçların Sessiz Mimarı)</strong></p>
<p>Bir şirketin yeni fabrikasının açılışını görürüz, bir markanın milyar dolarlık değerlemeye ulaştığını okuruz. Bir CEO'nun "Yılın İş İnsanı" seçildiğine tanıklık ederiz, bir Formula 1 pilotunun damalı bayrağı ilk sırada geçtiği anı milyonlarca kişiyle birlikte izleriz ve çoğu zaman aynı cümleyi kurarız: "Ne kadar başarılı…" Oysa o an, başarının başladığı an değildir. Tam tersine… Başarının artık görünür hâle geldiği andır.</p>
<p>İş hayatında yıllar boyunca farklı sektörlerde yöneticilerle, girişimcilerle, üretim ekipleriyle, satış organizasyonlarıyla ve aile şirketleriyle çalışırken zihnimde giderek güçlenen bir düşünce oluştu: Başarı hiçbir zaman sonuç değildir. "Başarı, uzun süre görünmeyen hazırlıkların görünür hâle gelmesidir." Bizler çoğu zaman sahnedekileri alkışlıyoruz, oysa oyunu yazan, dekoru kuran, ışığı ayarlayan, sahnede görünmediği halde aylarca prova yapan insanlar çoktan görevlerini tamamlamış oluyorlar! İş dünyasında da durum inanın bundan farklı değildir. Başarılı şirketleri rakiplerinden ayıran en önemli özellik, daha fazla çalışmaları değildir; daha fazla hazırlanmalarıdır. Üstelik yalnızca hazırlanmaları da değil… Hazırlığın da ön hazırlığını yapmalarıdır!</p>
<p>Bugün birçok yönetim toplantısında strateji konuşuluyor. Peki, stratejiyi konuşabilecek altyapıyı oluşturmak için ne kadar zaman harcanıyor? Herkes satışları artırmayı konuşuyor. Kaç şirket satış organizasyonunun öğrenme sistemini konuşuyor? Herkes inovasyondan söz ediyor. Kaçı, inovasyonun ortaya çıkmasını sağlayacak kültürü sistematik biçimde inşa ediyor? İşte fark tam da burada başlıyor; büyük başarılar, büyük anlarda verilmiş büyük kararların değil; "küçük ama doğru hazırlanmış binlerce kararın bileşkesidir."</p>
<p><strong>Bambu Ağacı ve Yönetim</strong></p>
<p>Uzak Doğu'da anlatılan eski bir hikâye vardır. Çin bambusu ekildikten sonra ilk yıl toprağın üzerinde neredeyse hiçbir gelişme göstermez. İkinci yıl da... Üçüncü yıl da... Dördüncü yıl da... Dışarıdan bakan biri, verilen emeklerin boşa gittiğini düşünebilir. Oysa toprağın altında bambaşka bir süreç işlemektedir; kökler sessizce yayılmaktadır. Bambu, görünmeyen bir altyapı inşa etmektedir ve beşinci yılında, sadece birkaç hafta içerisinde onlarca metre büyüyebilir. İnsanlar işte bu dönemdeki büyümeye hayran kalır oysa asıl başarı, görünmeyen ilk dört yılda gerçekleşmiştir. Kurumlar da böyledir; kültür görünmez, disiplin görünmez, süreçler görünmez, yetkinlikler görünmez… Gün gelir; pazar payı artar, ihracat büyür, kârlılık yükselir, krizler çok daha az hasarla atlatılır. İnsanlar sonucu görür; liderler ise kökleri görür!</p>
<p><strong>Toyota'nın Gerçek Fabrikası</strong></p>
<p>Toyota'nın başarısı hakkında sayısız makale yazıldı. Çoğu yazı, üretim hızını, kaliteyi ya da maliyet avantajını anlatır. Bana göre ise Toyota'nın asıl ürünü otomobil değildir! Toyota'nın asıl ürünü, disiplini standartlaştıran yönetim sistemidir. Bir otomobil üretim bandında çalışan işçi yalnızca parça monte etmez. Aynı zamanda standart düşünme biçimini uygular. Her hareket tanımlıdır, her hata öğrenme fırsatıdır, her çalışan sürecin geliştiricisidir. Kaizen felsefesi çoğu zaman "sürekli iyileştirme" olarak çevrilir. Oysa bence çok daha isabetli olan tanımı şudur: Her gün yeniden hazırlanmak! Toyota rakiplerinden daha akıllı olduğu için değil, "hazırlığı kurumsallaştırdığı" için bugün hâlâ dünyanın en verimli üretim sistemlerinden birine sahiptir. Çünkü kalite, üretim hattında kontrol edilmez; kalite, üretim başlamadan önce "tasarlanır".</p>
<p><strong>Formula 1: İki Saniyenin Arkasındaki İki Bin Saat</strong></p>
<p>Formula 1 yarışlarını izlerken çoğumuz pit stop anına hayran kalırız. Bir aracın dört lastiğinin yaklaşık iki saniyede değiştirilmesi neredeyse insanüstü bir performans gibi görünür. Fakat o iki saniye aslında hikâyenin en önemsiz kısmıdır. Asıl hikâye, yarıştan aylar önce başlar. Pit ekipleri aynı hareketi yüzlerce, bazen binlerce kez tekrar ederler. Her teknisyenin ayağını nereye koyacağı, hangi açıyla eğileceği, hangi milisaniyede hangi ekipmanın kullanılacağı defalarca analiz edilir; hatalar videolar üzerinden incelenir., süreçler yeniden tasarlanır. Her tekrar, görünmeyen bir hazırlığa dönüşür. Yarış günü geldiğinde ekip doğaçlama yapmaz, sadece aylarca çalıştığı sistemi uygular. İş dünyasında da çoğu yönetici kriz anındaki performansa odaklanır. Oysa krizler, karakter üretmezler; "hazırlığın kalitesini" ortaya çıkarırlar. Şirketler de tıpkı Formula 1 pit ekipleri gibidir. Baskı altında yeni alışkanlık geliştirmezler. Baskı altında, daha önce defalarca çalıştıkları sisteme geri dönerler. Bu nedenle büyük liderler, ekiplerini yalnızca sonuca değil sürece hazırlar; iyi bilirler ki, yarış günü "öğrenmek için" çok geçtir.</p>
<p><strong>Charlie Munger'ın En Büyük Rekabet Avantajı</strong></p>
<p>Charlie Munger'a bir konuşmasında başarısının sırrı sorulduğunda, cevabı son derece dikkat çekici oldu: "Her gün biraz daha az aptal olmaya çalışıyorum." Bu cümle ilk bakışta mütevazı bir mizah gibi görünebilir; oysa içinde büyük bir yönetim felsefesi saklıdır. Munger hiçbir zaman "doğru cevabı bulmaya" odaklanmadı. Önce yanlışları sistematik olarak elemenin peşine düştü, yüzlerce kitap okudu. Psikolojiden fiziğe, biyolojiden tarihe kadar farklı disiplinlerden zihinsel modeller geliştirdi. Çünkü biliyordu ki büyük kararlar, yalnızca bilgiyle değil; doğru hazırlanmış bir düşünme sistemiyle alınabilirler. Munger'ın en büyük yatırımı şirketlere değil, kendi zihnineydi. Günümüz yöneticileri için en değerli ders burada yatıyor: başarı, karar anında değil; karar verecek olan zihni yıllarca hazırlama sürecinde başlıyor.</p>
<p>Warren Buffett: Kararların Değil, Bekleyebilmenin Ustası</p>
<p>Warren Buffett'ın yatırım kariyerine bakıldığında birçok kişi doğru şirketleri seçme becerisine hayran kalır. Oysa Buffett'ın en sıra dışı özelliği, doğru karar vermesi değil; yanlış zamanda karar vermemesidir. Yıllarca hiçbir yatırım yapmadığı dönemler olmuştur; onun için hazırlık, sadece analiz yapmak değildi. Sabır gösterebilecek "psikolojik disiplini" de inşa etmekti. Bugün pek çok yönetici hareket etmeyi üretkenlik zannediyor. Oysa bazen en değerli yönetim becerisi, henüz hazır olmayan bir kararı "almamaktır". Buffett'ın yıllardır koruduğu yaklaşım şunu gösteriyor: en iyi kararlar çoğu zaman en hızlı verilen kararlar değildir; en iyi hazırlanmış kararlardır.</p>
<p><strong>Görünmeyen Tarafı Yönetebilenler Kazanıyor</strong></p>
<p>Bugün şirketler benzer teknolojilere erişebiliyorlar, aynı yapay zekâ araçlarını kullanabiliyorlar, benzer ERP sistemlerini satın alabiliyorlar, benzer üretim makinelerini kurabiliyorlar. Hatta aynı danışmanlık şirketlerinden hizmet alabiliyorlar. Peki, neden elde edilen sonuçlar bu kadar farklı? Çünkü teknoloji satın alınabilir, makine satın alınabilir, yazılım satın alınabilir. Ama "hazırlık kültürü" satın alınamaz! Hazırlık; zaman ister, sabır ister, tekrar ister, disiplin ister ve en önemlisi liderlik ister. Gerçek rekabet işte tam burada başlıyor; rakipleriniz ürününüzü kopyalayabilir, fiyatınızı taklit edebilir, teknolojinizi satın alabilir. Fakat yıllar içinde inşa ettiğiniz düşünme sistemini, öğrenme refleksini ve hazırlık disiplinini kopyalamaları çok daha zordur! Belki de bu yüzden iş dünyasında kalıcı başarıya ulaşan şirketler, en hızlı koşanlar değil; koşmaya başlamadan önce zemini en iyi hazırlayanlardır.</p>
<p>Çünkü başarı, aslında hiçbir zaman sahnede başlamaz, perdenin açılmasından çok önce başlar ve alkışlar duyulmadan çok önce hak edilir…</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basari-gorunen-sonuc-degil-gorunmeyen-hazirligin-neticesidir-84725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Başarı, görünen sonuç değil; &quot;görünmeyen hazırlığın&quot; neticesidir! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imes-osb-yesil-osb-belgesi-almaya-hak-kazandi-84773</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İMES OSB, Yeşil OSB Belgesi almaya hak kazandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ADEM ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli sanayisinin önemli üretim üslerinden biri olan İMES Organize Sanayi Bölgesi, 377 hektarlık alanda faaliyet gösteren 371’i aşkın firmasıyla üretim ve ihracat kapasitesini büyütmeyi sürdürüyor.</p>
<p>Bölgede son iki yılda gerçekleştirilen yaklaşık 300 milyon dolarlık GES yatırımının, sanayinin yeşil dönüşümüne ivme kazandırdığı belirtildi.</p>
<p>İMES OSB Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tokkan, Türkiye'nin en büyük makine kümelenmelerinden biri olarak yalnızca sanayiye ev sahipliği yapmadıklarını, aynı zamanda planlı gelişim anlayışı, güçlü altyapısı ve geleceğe dönük vizyonuyla sektörün dönüşümüne yön veren bir ekosistem oluşturduklarını söyledi.</p>
<p>Bölgenin yüzde 100 doluluk oranına ulaştığını belirten Tokkan, "377 hektarlık alanda makine, makine yan sanayi, otomotiv yan sanayi, ısıl işlem ve demir-çelik sektörlerinde faaliyet gösteren 371’den fazla firmayı aynı çatı altında buluşturuyoruz. Bu güçlü üretim yapısıyla Türkiye'nin katma değerli sanayisine ve ihracatına önemli katkı sunuyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Çalışmaların sonucunda Yeşil OSB Belgesi almaya hak kazandık”</h2>
<p>Tokkan, “İMES Organize Sanayi Bölgesi olarak, sürdürülebilir sanayi anlayışımız doğrultusunda yürüttüğümüz çalışmaların sonucunda Yeşil OSB Belgesi almaya hak kazandık. Bu belgeyi yalnızca bir sertifika olarak değil, çevreye duyarlı üretim anlayışımızın ve gelecek vizyonumuzun önemli bir göstergesi olarak görüyoruz. Yönetim anlayışımızın merkezine çevresel sürdürülebilirliği yerleştiriyoruz. Bu kapsamda enerji verimliliği, kaynakların etkin kullanımı, sera gazı emisyonlarının azaltılması, yenilenebilir enerji uygulamaları, atık yönetimi ve çevre dostu altyapı yatırımlarını kararlılıkla hayata geçiriyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Tokkan, “Yeşil OSB Belgesi, bugüne kadar ortaya koyduğumuz çalışmaların tescili olmasının yanı sıra, sanayimizin sürdürülebilir dönüşümüne öncülük etme hedefimizin de güçlü bir ifadesidir. Başta bölgemizde üretim yapan sanayicilerimiz olmak üzere bu süreçte emeği bulunan tüm çalışma arkadaşlarımıza ve paydaşlarımıza teşekkür ediyorum. Çevreye duyarlı, kaynaklarını verimli kullanan ve geleceğe değer katan üretim anlayışımızla çalışmalarımızı aynı kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2> “Yeşil OSB Belgesi'nin arkasında somut yatırımlar var”</h2>
<p>Yeşil OSB Belgesi'nin arkasında somut yatırımların bulunduğunu belirten Tokkan, “Bugün sanayide rekabetçiliğin en önemli unsurlarından biri verimlilik. Sanayicilerimizin küresel pazarda güçlü kalabilmeleri için üretim süreçlerini daha verimli hale getirmeleri ve kaynaklarını etkin kullanmaları büyük önem taşıyor. Bu noktada sadece sanayicilere değil, kamu kurumlarına, odalara ve sivil toplum kuruluşlarına da önemli sorumluluklar düşüyor. Son iki yılda bölgemizde hayata geçirilen güneş enerjisi santrali yatırımlarının büyüklüğü yaklaşık 300 milyon dolara ulaştı. Bu tablo, sanayicilerimizin enerji maliyetlerini düşürmenin yanı sıra sürdürülebilir üretime geçiş konusunda da ne kadar kararlı olduklarını gösteriyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imes-osb-yesil-osb-belgesi-almaya-hak-kazandi-84773</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/3/1280x720/imes-osb-yesil-osb-belgesi-almaya-hak-kazandi-1786006189.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 100 doluluk oranına ulaşarak üretim gücünü artıran İMES OSB&#039;nin Yeşil OSB Belgesi&#039;ne hak kazandığı bildirildi. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tokkan, &quot;Bu belgeyi yalnızca bir sertifika olarak değil, çevreye duyarlı üretim anlayışımızın ve gelecek vizyonumuzun önemli bir göstergesi olarak görüyoruz. Yönetim anlayışımızın merkezine çevresel sürdürülebilirliği yerleştiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-yabanci-dijital-platformalara-ayricalik-yasasina-tepki-84724</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 05:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Global dijital platform kanunu turizm sektörünü ikiye böldü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Uluslararası dijital turizm ve konaklama platformlarının Türkiye’deki faaliyetlerini düzenleyen ‘‘Yabancı Dijital Konaklama Platformlarının Yurt İçinde Elektronik Ortamda Gerçekleştirdikleri Faaliyetlerinin Düzenlenmesine ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Taslağı’’, turizm sektörünü böldü.</p>
<p>Önümüzdeki günlerde TBMM’ye gelmesi beklenen, Booking.com, Expedia ve Trip.com başta olmak üzere uluslararası dijital turizm ve konaklama platformlarının Türkiye’deki faaliyetlerini düzenleyen yasa taslağına, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) ve Türkiye Otelciler Birliği Federasyonu (TÜROFED) farklı tepki gösterdi.</p>
<p>TÜROFED Başkanı Erkan Yağcı yaptığı açıklamada, “Türk vatandaşına kapalı, rakip destinasyonlara açık bir dijital pazar Türkiye turizmine kaybettirir” dedi.</p>
<p>Dijital platformların yasaklanmasını değil, adil kurallarla düzenlenmesini savunduklarını belirten Yağcı, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Dijital dağıtım kanallarının lisans, yerel temsilcilik, vergi ve denetim yükümlülüklerini esas alan bir düzenlemeyi destekliyoruz. Buna karşılık, Booking.com, Expedia ve Trip.com başta olmak üzere uluslararası platformların Türkiye pazarına kapatılması yönündeki talep ve girişimlere kesinlikle karşıyız. Türk vatandaşı, dünyanın en büyük konaklama platformlarından birinde kendi ülkesindeki otellere rezervasyon yapamayan tek tüketicidir. Berlin'deki bir misafir Antalya'daki bir otele rezervasyon yapabilirken, Ankara'daki vatandaşımız aynı işlemi gerçekleştirememektedir. Bu asimetrik yapı kimseyi korumamış; aksine iç talebin bir bölümünü rakip destinasyonlara yönlendirmiş, bedelini hem vatandaşımız hem de otelcimiz ödemiştir.’’</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının aynı platform üzerinden Yunanistan adalarına, İspanya'ya veya Mısır'a iki dakika içinde rezervasyon yapabildiğini, tatil bütçesiyle Rodos'un, Girit'in, Kos'un, Midilli'nin, Mayorka'nın ve Hurghada'nın turizmine katkı sağladığını anımsatan Yağcı, ‘’Buna karşın aynı vatandaş, aynı platform üzerinden Antalya'ya, Kapadokya'ya, Bodrum'a, Çeşme'ye, Fethiye'ye veya Marmaris'e rezervasyon yapamamaktadır’’ dedi.</p>
<p>Uygulanan yasak nedeniyle iç pazarın bir bölümünü komşu destinasyonlara yönlendirildiğini ifade eden Erkan Yağcı, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu düzenin devamını savunmak, Türk tüketicisinin harcamalarıyla rakip destinasyonların pazarlanmasına katkı sunmak anlamına gelmektedir. Bu durum hem otelcimize zarar vermekte hem de vatandaşımızın kendi ülkesini dijital kanallar üzerinden kolayca keşfetme ve planlama hakkını kısıtlamaktadır. Aynı yaklaşımın Expedia ve Trip.com gibi uluslararası platformlara genişletilmesi, Türkiye'nin stratejik turizm hedefleriyle doğrudan çelişmektedir. Sektörümüzün en önemli önceliklerinden biri pazar çeşitlendirmesidir.Trip.com Asya-Pasifik pazarının, Expedia Grubu ise Amerika pazarının en güçlü dijital vitrinleri arasında yer almaktadır. Bu vitrinleri kapatmak; büyütmeye çalıştığımız pazarlarda Türkiye'nin görünürlüğünü azaltmak ve potansiyel misafirleri aynı platformdaki rakip ülkelere yönlendirmek anlamına gelecektir. Türk vatandaşına kapalı, rakip destinasyonlara açık bir dijital yapının Türkiye turizmine kazandıracağı hiçbir şey yoktur.’’</p>
<p><strong>Bağlıkaya: Yerli ve milli seyahat acentelerine zarar verecek</strong></p>
<p>TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya da, uluslararası dijital turizm ve konaklama platformlarının Türkiye’deki faaliyetlerini düzenleyen yasa taslağının önümüzdeki günlerde TBMM’ye gelmesinin beklendiğini bildirdi.</p>
<p>‘Yabancı Dijital Konaklama Platformlarının Yurt İçinde Elektronik Ortamda Gerçekleştirdikleri Faaliyetlerinin Düzenlenmesine ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun taslağının söz konusu dijital platformlara ayrıcalık tanıyacağını, böylece yasayla yerli ve milli dağıtım ve pazarlama kanallarının büyük yara alacağını bildirdi.</p>
<p>Sektörün kontrolünün yabancı şirketlere geçmesinin uzun vadede ciddi ekonomik ve yapısal sonuçlar doğuracağına dikkat çeken Bağlıkaya, “Turizm sektörünü ilgilendiren bu elim kararı yakından takip ediyoruz. Dijitalleşmeye değil; yerli ve milli seyahat acentelerinin rekabet eşitliğini bozacak düzenlemelere karşıyız. Türkiye için turizm yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik bir sektördür. Bu nedenle bu sektörün ana oyun kurucularının yerli ve milli olması gerekir” dedi.</p>
<p>Söz konusu yasa taslağının yabancı dijital pazarlama platformlarına ayrıcalık getireceğini ve bunun da sektörde haksız rekabete yol açacağını vurgulayan Bağlıkaya, bu durumun yerli seyahat acentalarını zayıflatacağına ve tüketici haklarını riske atacağına işaret etti.</p>
<p>Turizm sektörünün küresel tekellerin kontrolüne bırakılmasına karşı olduklarını dile getiren Bağlıkaya, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Haksız rekabete ve sektörü kontrolsüz biçimde küresel tekellere açacak uygulamalara karşıyız. Türkiye’nin turizm pazarı Türkiye’nin kurallarıyla yönetilmelidir. Kurallar yurt içinde ticari faaliyette bulunacak herkes için eşit olması gerekir. Ülkemizde yatırım yapmadan, istihdam oluşturmadan, vergi ve hukuki sorumlulukları yurt içinde aynı işi yapanlarla aynı şekilde üstlenmeden ticari faaliyete imkân tanınması; rekabet eşitliğini, yerli ve milli dağıtım ağını, tüketici haklarını ve sektörümüzün geleceğini olumsuz etkiler. TÜRSAB olarak dijitalleşmeye değil; yatırımsız, istihdamsız, eşit, hukuki ve mali sorumluluk üstlenmeden yürütülecek ticari faaliyetlere karşıyız. Yasanın geçmesi halinde dijital pazarlamada kontrol yabancı şirketlerin eline geçecek. Türk turizmi, büyük yabancı şirketlerin insafına bırakılamaz. Sektörün kontrolünün yabancı şirketlere geçmesi; gelirlerin yurt dışına çıkmasına, yerli işletmelerin zayıflamasına ve turizm ekosisteminin zarar görmesine yol açar.’’</p>
<p><strong>ALTİD'den destek</strong></p>
<p>Alanya Turistik İşletmeciler Derneği (ALTİD) Başkanı Cem Özcan da, uluslararası çevrim içi rezervasyon platformlarının yeniden Türkiye’de faaliyet göstermesinin önünü açacak düzenlemenin sektör açısından önemli bir adım olduğunu söyledi. Özcan, ‘’Dijital rezervasyon kanalları günümüzde seyahat planlamasında belirleyici hale geldi. Booking.com gibi dünyanın en güçlü rezervasyon platformlarından birinin yeniden Türkiye’de faaliyet göstermesi, ülkemizin uluslararası görünürlüğünü ve erişilebilirliğini artıracaktır. Bu düzenleme yalnızca dijital rezervasyon kanallarını değil, Türkiye’nin uluslararası turizmdeki rekabet gücünü de olumlu yönde etkileyecektir. Turizm sektörünün sürdürülebilir büyümesi için küresel platformlarla güçlü iş birlikleri büyük önem taşıyor" dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-yabanci-dijital-platformalara-ayricalik-yasasina-tepki-84724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/turizmde-yabanci-dijital-platformalara-ayricalik-yasasina-tepki-1785984538.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizm sektörü, uluslararası dijital turizm ve konaklama platformlarının Türkiye’deki faaliyetlerini düzenleyen yasa taslağına tepki gösterdi. TÜRSAB Başkanı Bağlıkaya, “Turizm sektörünü ilgilendiren bu elim kararı yakından takip ediyoruz. Dijitalleşmeye değil; yerli ve milli seyahat acentelerinin rekabet eşitliğini bozacak düzenlemelere karşıyız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuresel-saglik-turizmi-standartlari-yeniden-belirlenecek-84723</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 05:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Sağlık Turizmi Konseyi ile Temos arasında iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Turizmi Konseyi (GHTC) 9. Genel Kurul Toplantısı’nda sağlık turizm sektörü için yeni bir dönem başlatıldığı belirtilerek, uluslararası hasta yönetimi ve medikal turizmde üç seviyeli ISQua akreditasyonuna sahip tek dünya çapındaki bağımsız akreditasyon kuruluşu Temos International ile stratejik ortaklık ve iş birliği yapılacağı duyuruldu.</p>
<p>Bu iş birliği ile GHTC’nin geniş küresel ağını Temos’un dünyaca ünlü kalite standartlarıyla birleştirerek küresel sağlık seyahati sektöründe önemli bir dönüm noktasını olacağı ifade edilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi:</p>
<p>‘’GHTC, kademeli olarak yeniden tasarlanan yeni üyelik yapısını ve Temos International ile gerçekleştirdiği prestijli stratejik ortaklığı tanıtmaktadır. Bu girişimler birlikte, GHTC’nin ulusal konsey ve derneklerden oluşan dev küresel ağını Temos’un kalite güvencesindeki dünya standartlarındaki uzmanlığıyla birleştirerek medikal seyahat alanında dünyanın en güçlü platformunu oluşturmaktadır. Bu benzersiz ağı daha geniş bir paydaş yelpazesine açan GHTC, tüm üyelerini ortak bir Etik ve Davranış Kuralları İlkeleri'ne taahhütte bulunmaya ve küresel bir topluluk içinde medikal turizmin geleceğini şekillendirmede doğrudan rol almaya davet etmektedir.’’</p>
<p>Bu iş birliği ile Temos’un özel uzmanlık, eğitim ve öğretim yoluyla GHTC ağını güçlendiren yetkili akreditasyon ortağı olarak hizmet vereceği belirtilen açıklamada, ‘’Bu dönüşüm, her üye ülke için büyüme, mükemmeliyet ve sürdürülebilir kalkınma adına özel yollar sunarak GHTC’nin medikal turizmde dünyanın en güçlü sesi olma konumunu pekiştirmektedir. Bu ortaklığın temel misyonu uluslararası hastalar için en yüksek düzeyde güvenlik ve klinik mükemmeliyeti sağlamaktır’’ denildi.</p>
<p>Bu stratejik ortaklık ile GHTC üyesi ülkeler ve konseylerin, Temos’un ‘’Tıbbi Bakımda Kalite (Quality in Medical Care)’’ ve ‘’Medikal Turizmde Mükemmeliyet (Excellence in Medical Tourism)’’ ile ilgili akreditasyon programlarına erişim olanağı sağlanacağı bildirildi.</p>
<p>GHTC Kurucusu ve Onursal Başkanı Emin Çakmak, küresel sağlık standartlarını yükseltme yolculuğunda tarihi bir dönüm noktasını duyurmaktan gurur duyduklarını kaydetti. Çakmak, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Bu iş birliği, bir vizyondan yapısallaştırılmış, operasyonel bir gerçekliğe geçişi simgelemektedir. GHTC’nin geniş küresel erişimini Temos’un dünyaca ünlü bilimsel akreditasyonuyla birleştirerek, sağlık seyahatinde güveni ve mükemmelliği yeniden tanımlayacak altın standart olan 'Birleşik Kalite Mührü' nü hayata geçiriyoruz."</p>
<p>Temos International Kurucusu ve CEO’su Dr. Claudia Mika da "GHTC ile iş birliği yapmak bir memnuniyet ve onurdur. Ortak amacımız, seyahat eden hastaların tüm seyahatleri boyunca mümkün olduğunca güvende olmalarını sağlamaktır. GHTC üyelerine somut faydalar sağlayacak verimli bir iş birliğini sabırsızlıkla bekliyoruz" dedi.</p>
<p>GHTC Kurucusu, Onursal Genel Sekreteri ve Denetleme Kurulu Başkanı Yunus Gürkan ise şöyle konuştu:</p>
<p>"Bu başarı hepimize aittir. 9. Genel Kurul Toplantımızın (AGAM) ardından, küresel medikal mükemmeliyeti teşvik etmek adına şimdi daha güçlü bir üyelik yapısını devreye sokuyoruz. Temos ile birlikte, küresel sağlık seyahati ekosistemi için daha güvenli, daha şeffaf ve profesyonel bir gelecek inşa ediyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuresel-saglik-turizmi-standartlari-yeniden-belirlenecek-84723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/3/1280x720/kuresel-saglik-turizmi-standartlari-yeniden-belirlenecek-1785984413.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Sağlık Turizmi Konseyi ile Temos International arasında Küresel Sağlık Seyahati Standartlarını yeniden tanımlamak amacıyla stratejik ortaklık yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/burdur/burdurda-gida-fiyatlari-temmuzda-yuzde-014-artti-84721</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 05:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur’da gıda fiyatları temmuzda yüzde 0,14 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret Borsası tarafından hazırlanan Yerel Tüketici Gıda Fiyat Endeksi açıklandı.</p>
<p>Buna göre, Burdur’da temmuz ayında gıda fiyatları yüzde 0,14 oranında arttı. Bir önceki yılın sonuna göre Burdur’da gıda fiyatlarının yüzde 13,18 arttığı tespit edilirken, bir önceki yılın aynı ayına göre ise bu artışın yüzde 34,72 olduğu belirlendi.</p>
<p>Burdur Yerel Tüketici Gıda Fiyat Gıda fiyatları temmuz ayında bir önceki aya göre unlu mamullerde yüzde 2,81, ambalajlı gıda ürünlerinde yüzde 0,79, süt ve süt ürünlerinde yüzde 0,59, meyve-sebze grubunda ise yüzde 0,33 oranında artış gerçekleşti. Aynı dönemde kuruyemiş grubunda yüzde 0,75 oranında düşüş yaşanırken, et ve et ürünleri, bakliyat ve yağ ile su ürünleri gruplarında ise bir önceki aya göre herhangi bir değişim kaydedilmedi.</p>
<p>2025 yılının Aralık ayına göre genel fiyat değişimlerinde yüzde 13,18 oranında artış hesaplanırken, grup bazında en yüksek artış yüzde 17,82 ile süt ve süt ürünleri grubunda gerçekleşti. Bu grubu yüzde 15,81 ile et ve et ürünleri, yüzde 15,70 ile meyve-sebze, yüzde 15,22 ile unlu mamuller, yüzde 13,43 ile ambalajlı gıda ürünleri, yüzde 12,61 ile bakliyat ve yağ, yüzde 7,22 ile kuruyemiş ve yüzde 6,06 ile su ürünleri izledi.</p>
<p>Son 12 aylık değişim değerlendirildiğinde ise Burdur’da gıda fiyatları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 34,72 arttı. Yıllık bazda en yüksek fiyat artışı yüzde 43,41 ile ambalajlı gıda ürünlerinde gerçekleşirken, meyve-sebzede yüzde 39,26, bakliyat ve yağ grubunda yüzde 38,19, et ve et ürünlerinde yüzde 31,62, süt ve süt ürünlerinde yüzde 30,18, unlu mamullerde yüzde 29,78, su ürünlerinde yüzde 29,63 ve kuruyemiş grubunda yüzde 29,64 oranında artış kaydedildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/burdur/burdurda-gida-fiyatlari-temmuzda-yuzde-014-artti-84721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/market-perakende-enflasyon-1766746186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur’da gıda fiyatları temmuzda aylık yüzde 0,14, yıllık yüzde 34,72 düzeyinde arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/koc-holdingden-ilk-yarida-364-milyar-dolarlik-konsolide-gelir-84764</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Koç Holding&#039;den ilk yarıda 36,4 milyar dolar konsolide gelir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Koç Holding, 2026 yılının ilk yarısına ait finansal sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Buna göre holding, 2026'nın ilk yarısında konsolide bazda toplam 36,4 milyar dolar gelir elde ederken, kombine bazda yaklaşık 1,7 milyar dolar yatırım gerçekleştirdi.</p>
<p>Böylece holdingin son 5 yıldaki kombine yatırımları 16,9 milyar dolara ulaştı.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Koç Holding Üst Yöneticisi (CEO) Levent Çakıroğlu, yakın coğrafya başta olmak üzere tüm dünyada belirsizliklerin ve ekonomik dalgalanmaların etkisini sürdürdüğü dönemde Türkiye için çalışmaya kararlılıkla devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Stratejik bakış açıları, finansal kabiliyetleri ve operasyonel disiplinleri sayesinde başarılı bir ilk yarı performansı ortaya koyduklarını aktaran Çakıroğlu, "Yatırımlarımız, üretim ve ihracata sunduğumuz katkı, uzun vadeli sürdürülebilirlik çalışmalarımız ile ulusal ve uluslararası platformlarda elde ettiğimiz başarılar, istikrarlı performansımızın ve uzun vadeli değer yaratma anlayışımızın en somut göstergeleri olmayı sürdürüyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Çakıroğlu, Türkiye ihracatındaki yüzde 8'in üzerindeki payla Türkiye ekonomisine büyük katkı sağladıklarını anlatarak, "155'ten fazla ülkeye yaptığımız ihracatın bir yansıması olarak, Türkiye İhracatçılar Meclisinin 'Türkiye'nin İlk 1000 İhracatçısı' araştırmasında bu yıl da zirvede yer almaktan gurur duyuyoruz. Araştırmanın Mal İhracatları kategorisinde Ford Otosan 11'inci kez 'İhracat Şampiyonu' olurken, Tüpraş 6'ncı, Arçelik 9'uncu sırada yer aldı." ifadelerine yer verdi.</p>
<p>Topluluk şirketlerinin kendi sektörlerinde "İhracat Lideri" seçildiğine işaret eden Çakıroğlu, İstanbul Sanayi Odası tarafından hazırlanan "Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu" araştırmasında Tüpraş'ın birinciliğini bu yıl da koruduğunu, Ford Otosan'ın ikinci, Arçelik'in altıncı sıraya yerleştiğini kaydetti.</p>
<p>Çakıroğlu, dünyanın en büyük şirketlerinin yer aldığı "Fortune Global 500" listesinde Türkiye'den yer alan tek şirket olma ünvanını koruduklarını vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu tablo, ülkemize duyduğumuz güvenin, uzun vadeli yatırım anlayışımızın, güçlü üretim altyapımızın, teknoloji ve AR-GE yetkinliklerimizin ve çalışma arkadaşlarımızın emeğinin bir sonucu. Üretim ve ihracattaki güçlü konumumuz küresel rekabet gücümüzü pekiştirirken, Türkiye'nin ekonomik kalkınmasına katkı sunma sorumluluğumuzu daha da artırıyor."</p>
<p><strong>"Yapay zeka teknolojisinde değer oluşturmaya devam ediyoruz"</strong></p>
<p>Levent Çakıroğlu, yılın ikinci çeyreğinde topluluk şirketlerinin stratejik yatırımlarıyla yapay zeka teknolojisinde değer oluşturmaya devam ettiğini aktardı.</p>
<p>Tüpraş'ın, Türkiye'nin enerji güvenliğine kesintisiz katkı sağlarken yüksek kapasite kullanımı, esnek ham petrol tedarik yapısı, güçlü operasyonel ve finansal performansıyla tüm paydaşları için değer yaratmaya devam ettiğinin altını çizen Çakıroğlu, "Küresel rafinaj kapasite kullanım oranının yüzde 74'e gerilediği ikinci çeyrekte Tüpraş, yüzde 95,6'lık kapasite kullanım oranı, 11 farklı ülkeden gerçekleştirdiği ham petrol tedariki, operasyonel esnekliği ve çevikliği sayesinde güçlü performansını sürdürdü." ifadelerine yer verdi.</p>
<p>Çakıroğlu, Arçelik'in bağlı ortaklığı Beko BV'nin, Whirlpool Grubu'nun Beko Europe BV sermayesinin yüzde 25'ini temsil eden hisseleri satın almak üzere anlaşmaya vardığını belirterek, "İşlemin tamamlanmasıyla Beko BV, Beko Europe bünyesindeki Avrupa üretim, satış ve pazarlama faaliyetlerinin tamamına sahip oldu. Bu adım, Arçelik'in karar alma süreçlerini daha etkin şekilde yönetmesine olanak sağlayarak, Avrupa'daki uzun vadeli büyüme hedeflerini destekleyecek." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Tofaş'ın Türkiye otomotiv pazarındaki liderliğini sürdürdüğünü ve yıllık üretim kapasitesini 500 bin araca yükselttiğini kaydeden Çakıroğlu, markanın, küresel ürün geliştirme projelerinde üstlendiği önemli rollerle Türkiye ekonomisine, sanayisine ve AR-GE yetkinliklerine katma değer yaratmayı sürdürdüğüne dikkati çekti.</p>
<p>Çakıroğlu, "Bursa fabrikasında Citroen, FIAT, Opel ve Peugeot markaları için K0 kodlu orta boy hafif ticari araç ailesinin üretimini gerçekleştiren Tofaş, Türkiye'nin üst üste 10 yıl en çok tercih edilen otomobili Fiat Egea'nın üretim programının tamamlanmasının ardından, yine dört marka için K9 kodlu hafif ticari araç ailesini yakın zamanda üretmeye başlayacak. Tofaş, devreye aldığı yeni projelerle üretim ve mühendislik kabiliyetini daha da güçlendirirken, ülkemiz otomotiv sanayisinin rekabet gücüne ve ihracatına katkı sağlamayı sürdürecek." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yapı Kredi'nin söz konusu dönemde uluslararası piyasalarda gerçekleştirdiği finansman işlemlerinin, bankanın güçlü bilançosunu, yüksek likiditesini ve küresel yatırımcılar nezdindeki itibarını bir kez daha teyit ettiğini vurgulayan Çakıroğlu, bankanın yılın ikinci çeyreğinde 2 milyar doları aşan yeni kaynak sağladığını kaydetti.</p>
<p>Çakıroğlu, sermaye piyasaları, sendikasyon kredileri ve yapılandırılmış finansman araçlarını birlikte kullanarak fonlama yapısını çeşitlendiren Yapı Kredi'nin, uluslararası yatırımcıların güvenini bir kez daha pekiştirdiğini, sağlanan kaynakların, hem bankanın sürdürülebilir büyümesini hem de Türkiye ekonomisine sundukları finansman desteğini güçlendirdiğini aktardı.</p>
<p>İkinci yüzyıllarında, faaliyet gösterilen tüm alanlarda uzun vadeli değer yaratmaya odaklandıklarına işaret eden Çakıroğlu, iklim değişikliği, su yönetimi ve teknoloji odaklı dönüşüm çalışmalarını aynı kararlılıkla sürdürdüklerini ifade etti.</p>
<p>Çakıroğlu, iklim değişikliğiyle mücadele ve su kaynaklarının korunmasına yönelik çalışmalarının, uluslararası platformlarda da takdir gördüğüne dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Dünyanın tek bağımsız çevresel raporlama platformu Carbon Disclosure Project'in (CDP) İklim Değişikliği ve Su Güvenliği Programı'nda Koç Holding olarak A- notu elde ederek liderlik statümüzü korumamız, attığımız adımların somut bir göstergesi. Gelecek dönemde de sürdürülebilirliği, gelecek nesillere karşı taşıdığımız sorumluluğun ayrılmaz bir parçası olarak görmeye ve bu alandaki liderliğimizi daha da ileri taşımaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/koc-holdingden-ilk-yarida-364-milyar-dolarlik-konsolide-gelir-84764</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/4/1280x720/levent-cakiroglu-1786002320.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koç Holding&#039;in yılın ilk 6 ayında 36,4 milyar dolar konsolide gelir elde ettiği bildirildi. Koç Holding CEO&#039;su Levent Çakıroğlu, &quot;Yatırımlarımız, üretim ve ihracata sunduğumuz katkı, uzun vadeli sürdürülebilirlik çalışmalarımız ile ulusal ve uluslararası platformlarda elde ettiğimiz başarılar, istikrarlı performansımızın ve uzun vadeli değer yaratma anlayışımızın en somut göstergeleri olmayı sürdürüyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tibet-makina-as9100-onayi-aldi-84775</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tibet Makina AS9100 onayı aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Savunma, havacılık ve enerji sektörlerine yönelik dişli ve rulman üretimi gerçekleştiren Tibet Makina'nın kalite yönetim süreçlerini uluslararası standartlara taşıyarak AS9100 Havacılık, Savunma ve Uzay Kalite Yönetim Sistemi Belgesi almaya hak kazandığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, yaklaşık 25 yıldır savunma sanayisine üretim yapan şirket, bu belgeyle kalite, ürün güvenliği ve izlenebilirlik alanındaki yetkinliğini tescillerken, Türk savunma sanayisinin küresel rekabet gücüne daha güçlü katkı sunmayı hedefliyor.</p>
<p>Tibet Makina Genel Müdürü Tibet Arbak, belgelendirmenin şirketin uzun yıllara dayanan üretim kültürünün ve kalite odaklı yaklaşımının sonucu olduğunu belirterek, “AS9100 Belgemiz, Türk savunma sanayisinin tüm dünyanın dikkatini çeken başarı hikâyesine daha yüksek seviyede katkı sunacağımızın göstergesi olacak. Tamamı Türk mühendis ve emekçilerinden oluşan yetkin insan kaynağımızın, üretim kabiliyetimizin, süreç disiplinimizin ve sürekli gelişim stratejimizin uluslararası kalite standartlarıyla uyumunu da kanıtlamış bulunuyoruz” dedi.</p>
<p>AS9100 kalite belgesine aylar süren, yoğun ve yorucu denetim süreçlerinin sonucunda hak kazandıklarını dile getiren Arbak, “Süreçlerimizi yeniden değerlendirerek risk yönetimi, ürün güvenliği, tedarik zinciri, dokümantasyon ve çalışan yetkinliği gibi alanlarda sistemimizi daha da güçlendirdik. Elde ettiğimiz başarı, müşterilerimize sunduğumuz güvenin uluslararası bir kalite standardıyla tescillenmesi anlamına geliyor. Emek veren her seviyedeki çalışma arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.</p>
<p>Türk savunma ve havacılık sektörünün bu yılın ilk yedi ayında ihracatını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 26,2 artırarak 5,8 milyar dolara çıkardığını, son 12 aylık ihracatın 11,2 milyar dolar seviyesine yükseldiğini kaydeden Arbak, sektörün kilogram başına ihracat değerinin 65 dolar seviyesinde olduğunu, Tibet Makina’da ise bu değerin 100 dolar seviyesinde olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tibet-makina-as9100-onayi-aldi-84775</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/5/1280x720/tibet-makina-as9100-onayi-aldi-1786007672.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savunma, havacılık ve enerji başta olmak üzere pek çok sektöre özel alüminyum dişlileri ve rulmanları üreten Tibet Makina, “AS9100 Havacılık, Savunma ve Uzay Kalite Yönetimi Sistemi Belgesi” onayı aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tarimsal-urun-atiklarini-biyokompozite-donusturen-girisim-birincilik-getirdi-84769</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarımsal ürün atıklarını biyokompozite dönüştüren girişim birincilik getirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Ar-Ge ve inovasyon ekosistemiyle teknoloji tabanlı firmaların gelişimine katkı sağlayan ULUTEK Teknopark bünyesinde faaliyet gösteren Zamia Kompozit'in, sürdürülebilir malzeme teknolojileri alanındaki çalışmalarıyla önemli bir başarı elde ettiği bildirildi.</p>
<p>Tarımsal atıkları yüksek katma değerli biyokompozit malzemelere dönüştüren firma, iklim kriziyle mücadeleye katkı sunan ve sürdürülebilir teknolojiler geliştiren girişimleri destekleyen ‘İnovasyon ve Yeşil Dönüşüm Programı’nda birincilik ödülü aldı.</p>
<p>Zamia Kompozit Kurucusu Doç. Dr. İdris Karagöz, firmanın temel yaklaşımının tarımsal atıkları ekonomiye yeniden kazandırmak olduğunu söyledi. Fındık kabuğu, ceviz kabuğu, yer fıstığı kabuğu, kestane kabuğu ve pirinç kabuğu gibi atıkları yenilikçi yöntemlerle işlediklerini belirten Karagöz, “Biz tarımsal atıkları bir çevre sorunu olarak değil, önemli bir kaynak olarak görüyoruz. Bu atıkları otomotiv, ambalaj, yapı malzemeleri ve eklemeli imalat gibi alanlarda kullanılabilecek yüksek katma değerli hale dönüştürme hedefiyle biyokompozit granül ve 3D baskı hammaddeleri geliştiriyor, tarımsal atıkları polimer sistemlerle bir araya getirerek çevre dostu, hafif ve dayanıklı malzemeler üretiyoruz” dedi.</p>
<h2><strong>“Destekler büyüme yolculuğumuzu güçlendirdi”</strong></h2>
<p>Zamia Kompozit’in Ar-Ge, girişimcilik ve sürdürülebilir malzeme teknolojileri alanında aldığı destekler ve kazandığı ödüllerle büyüme sürecini güçlendirdiğini belirten Doç Dr. Karagöz, “TÜBİTAK BİGG Programı kapsamında destek alarak şirketimizi kurduk ve geliştirdiğimiz teknoloji ile Küresel Temiz Teknoloji İnovasyon Türkiye Programı (GCIP) kapsamında ek yatırım desteği almaya hak kazandık. IGT Programı Finali’nde ise birincilik ödülü kazanarak çalışmalarımızı ulusal ölçekte taçlandırdık. Teknogirişim Rozeti almamız, marka tescil sürecimizi tamamlamamız ve TİM-TEB girişimcilik ekosistemine kabul edilmemiz büyüme yolculuğumuz açısından önemli adımlar oldu” dedi.</p>
<h2><strong>“ULUTEK Ekosistemi gelişim sürecine katkı sağlıyor”</strong></h2>
<p>Akademik bilgi birikimini sanayi ihtiyaçlarıyla birleştirerek Ar-Ge, ürün geliştirme ve ticarileştirme süreçlerini aynı çatı altında yürüttüklerini kaydeden Karagöz, ULUTEK Teknopark’ın sunduğu altyapı, mentorluk destekleri, yatırımcı ve sanayi bağlantılarının firma için önemli fırsatlar oluşturduğunu söyledi. Karagöz, “ULUTEK bünyesinde yer almaktan memnuniyet duyuyoruz. Teknopark ortamı sayesinde farklı sektörlerden girişimlerle etkileşim kurma, iş birlikleri geliştirme ve yenilikçi projeler üretme fırsatı buluyoruz. ULUTEK’in girişimcilik ekosistemine sağladığı katkının şirketimizin gelişiminde ve aldığımız ödülde önemli bir rol oynadığını düşünüyoruz” diye konuştu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tarimsal-urun-atiklarini-biyokompozite-donusturen-girisim-birincilik-getirdi-84769</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/9/1280x720/tarimsal-urun-atiklarini-biyokompozite-donusturen-girisim-birincilik-getirdi-1786004478.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarımsal atıkları yüksek katma değerli biyokompozit malzemelere dönüştüren Zamia Kompozit,, iklim kriziyle mücadeleye katkı sunan ve sürdürülebilir teknolojiler geliştiren girişimleri destekleyen &quot;İnovasyon ve Yeşil Dönüşüm Programı&quot;nda birincilik ödülü aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cw-enerji-tarimsal-sulamada-maliyeti-azaltacak-teknoloji-gelistirdi-84722</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;CW Enerji, tarımsal sulamada maliyeti azaltacak teknoloji geliştirdi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>CW Enerji AŞ’den yapılan açıklamada, tarımsal sulamada enerji verimliliğini artıracak AgriFlow güneş panelini geliştirerek, yerli ve milli mühendislik gücüyle sürdürülebilir tarıma katkı sunan ileri teknoloji bir çözüm geliştirdikleri bildirildi.</p>
<p>Akıllı seri ve paralel bağlantı mimarisiyle tasarlanan teknolojinin, güneş ışınımının düşük olduğu saatlerde dahi sulama sistemlerinin daha erken devreye girmesini ve daha uzun süre çalışmasını sağlayarak tarımsal üretime önemli katkı sunduğu belirtildi.</p>
<p>CW Enerji A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Sarvan, tarımsal sulamada enerji verimliliğini artıracak yeni nesil güneş paneli teknolojisini geliştirdiklerini söyledi.</p>
<p>Geliştirilen AgriFlow güneş panelinin tarımsal üretimde sulama süreçlerinin daha verimli yürütülmesine katkı sağlayacak özelliklerle geliştirildiğini belirten Sarvan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yeni nesil tarımsal sulama paneli, paneller arasındaki akıllı seri ve paralel bağlantı mimarisi sayesinde sulama sisteminin ihtiyaç duyduğu çalışma gerilimini daha etkin şekilde sağlıyor. Bu sayede özellikle güneş ışınımının düşük olduğu sabah ve akşam saatlerinde sulama sisteminin daha erken devreye girmesi ve daha uzun süre çalışması mümkün hale gelirken, günlük etkin sulama süresi de artırılıyor.”</p>
<p>Tarım sektöründe enerji verimliliğini artıran çözümler geliştirmenin sürdürülebilir gelecek açısından büyük önem taşıdığını dile getiren Sarvan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Tarımsal sulama uygulamaları için geliştirilen bu yenilikçi güneş panelleri, sahip olduğu bağlantı esnekliği sayesinde yalnızca sulama sistemleriyle sınırlı kalmayıp, farklı alanlardaki yüksek verimli güneş enerjisi sistemleri için güçlü bir teknoloji altyapısı oluşturma potansiyeli taşıyor. Tarımsal sulama sistemlerinin ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilen CW Enerji AgriFlow güneş paneli, yerli üretim gücü ve Türk mühendisliğini ileri hücre teknolojisiyle buluşturdu.’’</p>
<p>Yeni nesil Triple Cut hücre teknolojisi ve yüksek çalışma gerilimi sayesinde AgriFlow’un, güneş henüz tam yükselmeden enerji üretimine katkı sağlamaya başlarken, gün batımına doğru ışınımın azaldığı saatlerde de üretimin daha uzun süre devam etmesini desteklediğini vurgulayan Sarvan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Bulut geçişleri, tozlanma ve kısmi gölgelenme gibi değişken çevresel koşullarda enerji üretim sürekliliğini destekleyen panel, daha az panelle daha uzun sulama süresi, daha verimli enerji kullanımı ve tarımsal üretimde daha yüksek verimlilik sunarak çiftçilerin güneş enerjisinden gün boyunca daha etkin şekilde faydalanmasına olanak tanıyor. Böylece AgriFlow, Türk mühendisliğinin gücünü tarım sektörünün geleceğiyle buluşturan yenilikçi bir teknoloji olarak öne çıkıyor ve firmamızın yenilikçi yaklaşımını, teknoloji geliştirme kabiliyetini ve sürdürülebilir tarıma sunduğu katkıyı güçlü şekilde yansıtıyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cw-enerji-tarimsal-sulamada-maliyeti-azaltacak-teknoloji-gelistirdi-84722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/2/1280x720/cw-enerji-tarimsal-sulamada-maliyeti-azaltacak-teknoloji-gelistirdi-1785984312.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CW Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Sarvan, tarımsal sulamada enerji verimliliğini artıracak yeni nesil güneş paneli teknolojisini geliştirdiklerini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
