<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/teknolojide-kadin-dernegi-odulleri-belli-oldu-76577</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 16:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknolojide Kadın Derneği ödülleri belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Teknolojide Kadın Derneği’nin (Wtech) BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları çerçevesindeki “Erişilebilir Enerji” temasıyla kadın girişimci odaklı düzenlenlediği “Enerjide Teknolojik ve İnovatif Çözümler Yarışması” sonuçları belli oldu. Enerjisa Enerji’nin ana destekçisi olduğu yarışmanın finali Ankara’da TOBB Sosyal Tesislerinde yapıldı. Yarışma, kadın girişimcilerin yenilikçi projelerini desteklemeyi amaçlıyor.</p>
<p>Yarışmanın finalistleri etkinlikte projelerini sundular. Değerlendirme sonucunda, 600 bin TL’lik büyük ödülü tarımda enerji maliyetini azaltmaya yönelik projesiyle Up-techlabs şirketi kazandı. Şirketin kurucu ortağı Sevim Örs, yarışma sürecinin değerli işbirlikleri kazandırmasının altını çizdi. </p>
<p><strong>Ardıç: Kadın ve genç girişimciler, 15 bin kişilik iş ağı oluşturdu</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d6579bb4de3-1775654811.jpg" alt="" width="500" height="313" /></strong>Final ve ödül töreninin açılışında konuşan TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, TOBB’un her zaman girişimciliği ön plana aldığını hatırlatarak, bunun içinde kadınlara özel önem verildiğini ve 2007 yılında kurulan TOBB Kadın Girişimciler Kurulu’nun 15 bin kadın ve genç girişimci ile büyük bir iş ağı oluşturduklarını vurguladı. Ardıç, “Kadın ve genç girişimcilik, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin öncelik alanlarının başında gelmektedir. TOBB olarak girişimciliği her zaman ön planda tutuyoruz. Çünkü ülkelerin ve milletlerin zenginleşmesinin yolu buradan geçiyor” dedi. </p>
<p>Teknolojide Kadın Derneği Kurucusu ve Yönetim Kurulu Eş Başkanı Zehra Öney de konuşmasında, “Yenilikçi ve teknoloji odaklı çözümleri teşvik ederek daha yaşanabilir, daha adil ve daha sürdürülebilir bir dünya için kararlılıkla ilerliyor; bu başarıların bir parçası olmaktan büyük bir gurur duyuyoruz” dedi. <br />Yarışmanın ana destekçisi Enerjisa Enerji Perakende Şirketleri Genel Müdürü ve Teknolojide Kadın Derneği Sürdürülebilirlik Lideri Ersin Esentürk de “Dünya bir enerji dönüşümünün içinde. Burada da iki kritik unsur öne çıkıyor: teknoloji ve insan. Yarışmamızı hayata geçirirken de bu unsurlar etrafında şekillenen bir amacı ortaya koyduk: Kadınların teknoloji ve bilim alanındaki varlığını güçlendirmek.  Girişimcilik ekosisteminin enerji teknolojilerindeki dönüşümde çok önemli bir rol oynadığına inanıyorum. Enerjisa olarak girişimcilerin adımlarını desteklemenin, ülkemizin enerji alanında geldiği güçlü yeri daha ileri taşımak için oldukça kıymetli olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu. </p>
<p><strong>Yarışma sonuçları </strong></p>
<p>Jüri değerlendirmesi sonucunda, büyük ödül yanında,  bireysel kategoride ise birinci olan Marelilght-Sedef Emekli’ye 75 bin, ikinci olan Glasbit-Emine Günay’a 50 bin, üçüncü olan NUSAFE-Burcu Yaycı’ya 25 bin TL ödül kazandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/teknolojide-kadin-dernegi-odulleri-belli-oldu-76577</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/7/1280x720/346-1775654697.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Erişilebilir Enerji” temasıyla düzenlenen ödül töreninde konuşan ASO Başkanı Ardıç, “Kadın ve genç girişimcilik, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin öncelik alanlarının başında gelmektedir. TOBB olarak girişimciliği her zaman ön planda tutuyoruz. Çünkü ülkelerin ve milletlerin zenginleşmesinin yolu buradan geçiyor.” dedi.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/izmir/bati-anadolu-sirketler-toplulugundan-ihracatta-ust-uste-8inci-basari-76574</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Batı Anadolu Şirketler Topluluğu’ndan ihracatta üst üste 8’inci başarı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) çatısı altında faaliyet gösteren Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) tarafından bu yıl 8’incisi düzenlenen İhracatın Şampiyonları Ödül Töreni, Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın katılımı ile gerçekleşti.</p>
<p>Amerika, Avrupa ve Afrika kıtasında 20’yi aşkın ülkeye ihracat gerçekleştiren ve yıllık 5,8 milyon ton çimento üretim kapasitesiyle bölgesinin en büyük üreticisi konumunda yer alan Batı Anadolu Şirketler Topluluğu, başarılı ihracat performansı sergileyen şirketlerin ödüllendirildiği törenden bu yıl da önemli başarılarla döndü.</p>
<p>Türkiye çimento sektörü ihracatında önemli bir pazar payına sahip olan şirketler topluluğu; bu yıl 8’incisi düzenlenen ödül töreninde üst üste 8’inci kez ilk 5 şirket arasına girmeyi başararak 3 kategoride (klinker, gri çimento ve genel çimento) ‘En Fazla İhracat Gerçekleştiren Firma’ ödüllerini aldı. Ankara’da Ticaret Bakanlığı’nda düzenlenen törende Batı Anadolu Şirketler Topluluğu adına ödülleri İcra Kurulu Üyesi &amp; Pazarlama ve Beton Grup Başkanı Selçuk Uçar ve Uluslararası Ticaret Müdürü Efe Duman aldı.</p>
<p>Batı Anadolu Şirketler Topluluğu’nun ihracat performansına ilişkin değerlendirmede bulunan İcra Kurulu Üyesi ve Pazarlama ve Beton Grup Başkanı Selçuk Uçar, grubun 2025 yılı toplam çimento ve klinker ihracatının yaklaşık 2 milyon ton olarak gerçekleştiğini belirtti. Uçar, “İhracatın Şampiyonları Ödül Töreni’nin düzenlediği ilk yıldan bu yana her yıl üst sıralarda yer alarak ödüle hak kazanmamız, ihracatta kurduğumuz yapının istikrarlı şekilde ilerlediğini gösteriyor. Bu sonuçları yalnızca bir performans göstergesi olarak değil, sahada attığımız adımların karşılığı olarak değerlendiriyoruz. Üretim altyapımızı güçlendirmeye, lojistik kabiliyetlerimizi geliştirmeye ve farklı pazarlardaki varlığımızı derinleştirmeye odaklanıyoruz. Özellikle limanlara yakın üretim yapımız ve devam eden yatırımlarımız sayesinde, Akdeniz havzasından Atlantik hattına uzanan geniş bir coğrafyada rekabet gücümüzü artırıyoruz. İhracat, Batı Anadolu için büyümenin temel bileşenlerinden biri olmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde de ihracatın toplam iş hacmimiz içindeki payını yukarı taşımayı ve daha fazla pazarda kalıcı bir oyuncu haline gelmek için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” dedi.</p>
<p>Yıllık çimento ve klinker üretim kapasitesini yaklaşık 9 milyon tona çıkarmayı hedefleyen Batı Anadolu Şirketler Topluluğu, klinker sektörü ‘En Fazla İhracat Gerçekleştiren Firma’ kategorisinde 4’üncülük ödülüne; genel çimento sektörü (klinker dahil) ‘En Fazla İhracat Gerçekleştiren Firma’ kategorisinde 5’incilik ödülüne; gri çimento sektörü ‘En Fazla İhracat Gerçekleştiren Firma’ kategorisinde ise 5’incilik ödülüne layık görüldü.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/izmir/bati-anadolu-sirketler-toplulugundan-ihracatta-ust-uste-8inci-basari-76574</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/4/1280x720/bati-anadolu-sirketler-toplulugundan-ihracatta-ust-uste-8inci-basari-1775653042.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi’nin köklü sanayi gruplarından Batı Anadolu Şirketler Topluluğu, Türkiye İhracatçılar Meclisi çatısı altında düzenlenen 8. İhracatın Şampiyonları Ödül Töreni&#039;nde, 2025 yılı ihracat performansıyla üç ödülün birden sahibi oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uhkibin-yeni-baskani-haluk-ozkarakasli-oldu-76570</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> UHKİB’in yeni başkanı Haluk Özkarakaşlı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon ihracatçılar Birliği (UHKİB) 2025 yılı Genel Kurulu, Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB) Toplantı Salonu’nda yapıldı. Tek liste girilen seçimlerin sonucunda ise Öz Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özkarakaşlı katılan üyelerinin tamamının oylarını alarak UHKİB Başkanlığına seçildi. 2026-2030 dönemini kapsayacak yeni yönetimde Özkarakaşlı’nın yönetiminde; Akbaşlar Tekstil Enerji, Alle Dış Ticaret, Almaxtex Tekstil, Bebetto Tekstil, Dress All Tekstil Konfeksiyon, Mass Konfeksiyon, Miya Konfeksiyon, Safran Tekstil Konfeksiyon, Timhan Klima Soğutma Tekstil, Yeşim Satış Mağazaları ve Tekstil Fabrikaları yer aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d64ace62049-1775651534.jpg" alt="" width="756" height="504" /></p>
<h2><strong>"Zorlukları, Fırsata Çevirecek Güce Sahibiz"</strong></h2>
<p>Seçimin ardından bir konuşma yapan UHKİB Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özkarakaşlı, “Bugün burada, Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün Bursa’daki kalbi UHKİB’de, şahsıma ve yönetim kuruluma gösterdiğiniz güven için hepinize en içten şükranlarımı sunuyorum. Bu bir bayrak yarışıdır; amacımız devraldığımız bu kıymetli mirası, küresel rekabetin yeni kurallarına göre daha ileriye taşımaktır” dedi. Sektör olarak sadece bir üretim merkezi değil, aynı zamanda tasarımın, sürdürülebilirliğin ve dijital dönüşümün öncüsü olmak zorunda olduklarını kaydeden Özkarakaşlı, şöyle konuştu: <br />Yeni dönemde önceliğimiz, eski yönetimin başarı ile gerçekleştirdiği projeleri geliştirerek sürdürmek olacak Avrupa Yeşil Mutabakatı başta olmak üzere, çevreci üretim standartlarını bir tercih değil, bir zorunluluk olarak görüp üyelerimize bu yolda rehberlik edeceğiz. Hızlı modadan akıllı modaya geçiş yaparak, kilogram başına düşen ihracat değerimizi artıracak tasarım odaklı projelere ağırlık vereceğiz ve üretim süreçlerimizden pazarlamaya kadar dijitalleşmeyi tüm katmanlara yayarak verimliliğimizi maksimize edeceğiz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uhkibin-yeni-baskani-haluk-ozkarakasli-oldu-76570</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/0/1280x720/uhkibin-yeni-baskani-haluk-ozkarakasli-oldu-1775651558.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UHKİB’de başkanlığa oy birliğiyle seçilen Haluk Özkarakaşlı, yeni dönemde sektörün rekabet gücünü artıracak yol haritasını sürdürülebilirlik, tasarım ve dijital dönüşüm ekseninde şekillendireceklerini açıkladı; 2026-2030 döneminde Bursa hazır giyim ihracatında katma değeri yükseltmeye odaklanacaklarını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yenilenmis-urunler-icin-duzenleme-hazirligi-76567</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlıktan yenilenmiş ürünler için düzenleme hazırlığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, yenilenmiş ürünlere yönelik düzenleme yapılacağını duyurdu.</p>
<p>Açıklamada, cep telefonu, tablet ve benzeri teknolojik ürünlerin belirli standartlar çerçevesinde yenilenerek sertifikalı ve garantili şekilde yeniden satışa sunulmasına yönelik usul ve esasları düzenleyen Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmelik'in, 22 Ağustos 2020'de yürürlüğe girdiği anımsatıldı.</p>
<p>Halihazırda Bakanlık tarafından yetkilendirilen 25 yenileme merkezinin faaliyet gösterdiği belirtilen açıklamada, "Söz konusu uygulamayla tüketicilerin kullanılmış cihazlarını güvenle satabilmesi ve daha uygun maliyetlerle yenilenmiş cihazlara erişebilmesi sağlanmakta, satın alınan ürünlerde yaşanabilecek sorunlarda garanti haklarının etkin şekilde kullanılabilmesi temin edilmektedir. Ocak 2022'den bugüne kadar yenileme merkezleri tarafından yaklaşık 1 milyon 574 bin ürün yenilenerek ekonomiye kazandırılmıştır." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p><strong>Belirli bilgiler tüketicilerin erişimine açılarak şeffaflık ve güven artırılacak</strong></p>
<p>Açıklamada, sektörde yaşanan gelişmeler, yürütülen denetimler, tüketici deneyimleri ve teknolojik imkanlar doğrultusunda yenilenmiş ürün ekosisteminin daha güvenilir, verimli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması amacıyla bir yönetmelik taslağı hazırlanarak sektörel paydaşların görüşüne sunulduğuna işaret edilerek, şu değerlendirmelerde bulunuldu:</p>
<p>"Hazırlanan taslakla yenilenmiş ürün süreçlerinin daha etkin izlenmesi amacıyla Yenilenmiş Ürün Bilgi Sistemi hayata geçirilecektir. Bu sistem sayesinde, yenileme yetki belgelerinin takibi, yetkili satıcı ve yenileme noktalarının denetimi, kayıp, kaçak veya çalıntı ürün sorgulamaları, veri trafiğinin kontrolü, sertifika üretimi ve yenileme süreçlerinin izlenmesi gibi kritik süreçler anlık takip edilecek, belirli bilgiler tüketicilerin erişimine açılarak şeffaflık ve güven artırılacak."</p>
<p><strong>Suistimallerin önüne geçilmesi amaçlanıyor</strong></p>
<p>Düzenlemeyle, özellikle yenilenmiş cep telefonlarına yönelik taksit imkanı ve düşük KDV oranı uygulamalarında yaşanabilecek suistimallerin önüne geçilmesi amacıyla doğrulama, kayıt ve kontrol mekanizmalarının güçlendirileceği ifade edilen açıklamada, ayrıca yenileme yetki belgesi verilmesinde aranan şartların güncelleneceği, mevcut ekonomik koşullar dikkate alınarak ödenmiş sermaye şartının yükseltileceği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, düzenlemeyle yenilenerek satışa sunulabilecek ürünlerin kapsamının genişletileceğine dikkat çekilerek, tüketici kullanımının arttığı teknolojik ürünler doğrultusunda televizyonların da yenilenmiş ürün kapsamına dahil edileceği bildirildi.</p>
<p>Bu sayede söz konusu ürünlerin güvenilir şekilde yeniden ekonomiye kazandırılmasının sağlanacağı belirtilen açıklamada, böylece kaynakların verimli kullanılması ve israfın önlenmesi yönünde önemli katkı sağlanacağına işaret edildi.</p>
<p>Açıklamada, düzenlemelerin kapsamına ilişkin detaylar verilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Yeni düzenlemeler kapsamında, mesafeli satışlarda geçerli olan cayma hakkı, diğer satış yöntemlerini de kapsayacak şekilde genişletilecek, yenilenmiş bir ürünün en az 30 gün geçmeden yeniden yenilenmesi yasaklanacak, yetki belgesinin askıya alınması veya iptaline ilişkin kararların, belirlenen kriterler doğrultusunda yetkin bir komisyon tarafından alınması sağlanacak. Bununla birlikte, tüketicilerin ürün karşılığında elde edeceği ödemelerin ve faydaların daha hızlı sağlanmasına yönelik düzenlemeler yapılacak, garanti hakları sektöre özel uyarlamalarla daha kapsamlı hale getirilecek. Bakanlık olarak bu düzenlemeyle yenilenmiş ürün sektörünün güvenilir, şeffaf, çevreci ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması hedeflenmektedir. Yeni yönetmelik taslağı ile hem tüketici haklarının güçlendirilmesi hem de kayıtlı ve güvenilir piyasa yapısının geliştirilmesi yönünde önemli bir adım atılacak."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yenilenmis-urunler-icin-duzenleme-hazirligi-76567</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/6/1280x720/reeder-gunde-2500-cep-telefonu-uretiyor-1748448700.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yenilenmiş ürünlere yönelik düzenleme hazırlığı hakkında Ticaret Bakanlığından yapılan açıklamada, &quot;Yeni yönetmelik taslağı ile hem tüketici haklarının güçlendirilmesi hem de kayıtlı ve güvenilir piyasa yapısının geliştirilmesi yönünde önemli bir adım atılacak.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytin-zeytinyagi-ihracatcilari-yola-emre-uygun-ile-devam-ediyor-76565</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytin-zeytinyağı ihracatçıları yola Emre Uygun ile devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçı Birliği’nin (EZZİB) olağan genel kurulunda mevcut başkan Emre Uygun yeniden bu göreve seçildi.</p>
<p>Genel kurulda zeytin ve zeytinyağı ihracatçıları sektörün mevcut durumu, ihracat performansı ve gelecek hedeflerini masaya yatırdılar. Küresel piyasalardaki dalgalanmalar, maliyet baskıları ve üretim planlamasına ilişkin başlıkların öne çıktığı toplantıda, sektörün rekabet gücünü koruyabilmesi için ortak hareket, sürdürülebilir ihracat stratejileri ve üretici odaklı politikaların önemi vurgulandı.</p>
<p>2024 sezonunda ihracatın ciddi bir daralma yaşadığını ifade eden EZZİB Yönetim Kurulu Başkanı Emre Uygun, “Bu düşüşün ana nedeni zeytinyağı ihracatındaki gerileme oldu. Buna karşılık sofralık zeytin tarafında 2024-2025 döneminde Cumhuriyet tarihinin rekoruna ulaşan bir ihracat performansı yakaladık. İçinde bulunduğumuz hasat döneminde bu ivmenin bir miktar yavaşladığını görüyoruz. Ancak sofralık zeytin, hem iç hem dış piyasalardaki fiyat dalgalanmalarına karşı daha hızlı adapte olabilen, daha dirençli bir yapıya sahip. Zeytinyağı ise bu açıdan daha kırılgan bir görünüm sergiliyor” dedi.</p>
<p>Geride bırakılan dönemde zorlu ekonomik koşullar nedeniyle faaliyetlerini planladıkları ölçüde gerçekleştirmekte zorlandıklarını ifade eden Uygun, “Buna rağmen ticaret heyetlerine önem veren bir yönetim anlayışıyla hareket ettik. ABD, Kanada ve Avustralya başta olmak üzere çeşitli ülkelere ticaret heyetleri düzenledik. Bu çalışmaların sürdürülebilirliği büyük önem taşıyor. Çünkü ihracatın kalıcı olması ve Türk zeytin ile zeytinyağının uluslararası pazarlarda sürekli temsil edilmesi ancak düzenli tanıtım faaliyetleriyle mümkün. İhracatta uzun süredir dile getirdiğimiz 1 milyar dolar hedefinin, doğru stratejiler ve iş birlikleriyle ulaşılabilir olduğuna inanıyorum” diye konuştu.</p>
<p><strong>“İhracat yasakları Resmi Gazete’de bile yayınlanmıyor”</strong></p>
<p>Genel kurulda en çok tartışılan konu dökme zeytinyağı ihracatına getirilen yasaklar ve Dahilde İşleme Rejimi’nin (DİR) uygulanmaması oldu. EZZİB’in eski başkanı Ali Nedim Güreli, sezon ortasında alınan ihracat yasaklarını eleştirerek, “Neden yasaklandı, neden açıldı? Bizim Ankara’ya gidip bakanlıkla görüşen yönetim kurulu içinde de yasak olsun diyenler var. Bu beni rahatsız etti. Ben burada 10 sene başkanlık yaptım. DİR toplantısına davet edilmedim. Yeni dönemde DİR yine gündemlerinde olacak mı? Burada seçimi kazanmakla her şey bitmiyor. Ayrılıp başka birliğe geçme hakkımız da var. Ona göre davranacağız” dedi.</p>
<p>Alhatoğlu Zeytinyağları Eş Başkanı ve birlik üyesi Mustafa Alhat ise DİR uygulamasının hayata geçirilmemesinin Türk üreticiyi uluslararası rakipler karşısında dezavantajlı hale</p>
<p>getirdiğini savundu ve uygulamada şeffaflık çağrısında bulundu. Alhat, “Bu ihracat yasakları Resmi Gazete’de bile yayınlanmıyor. Gece yarısı telefonla aranarak bu bilgiye ulaşıyoruz. Yasak olduğu sene ihracat rekoru kırılıyor. DİR uygulaması getirilmediği için Türk üreticisi İspanyol’a, İtalyan’a mahkum edildi. DİR ile Türkiye’de yağ fiyatı düşmez, artar. Çiftçiye zarar vermez” dedi.</p>
<p>Eleştirilere yanıt veren Uygun ise, ihracat yasaklarının hükümet kararıyla alındığını ve Birliğin bu süreçte müdahale yetkisinin bulunmadığını belirterek, amaçlarının ihracatı artıracak adımları desteklemek olduğunu ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytin-zeytinyagi-ihracatcilari-yola-emre-uygun-ile-devam-ediyor-76565</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/5/1280x720/zeytin-zeytinyagi-ihracatcilari-yola-emre-uygun-ile-devam-ediyor-1775649803.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son dönemde zorlu ekonomik koşullar nedeniyle faaliyetlerini planladıkları ölçüde gerçekleştirmekte zorlandıklarını ifade eden EZZİB Başkanı Emre Uygun, sektörün 1 milyar dolar ihracat hedefine doğru stratejiler ve iş birlikleriyle ulaşılabileceğini dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buikaddan-dijital-kizkardeslik-projesi-76563</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> BUİKAD’dan &#039;Dijital Kızkardeşlik&#039; projesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>İş dünyasında kadının varlığını güçlendiren projeleriyle Türkiye’ye örnek olan Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği (BUİKAD), dijitalleşmenin sunduğu fırsatlara erişimde yaşanan eşitsizliklere karşı harekete geçti. Dijital dönüşümün ekonomik büyüme, istihdam ve toplumsal katılım üzerindeki etkisinin her geçen gün arttığı günümüzde BUİKAD; kadınların bu süreçte sadece birer kullanıcı değil, teknolojiyi geliştiren ve yöneten aktörler olarak konumlanması için 7 Nisan’ı “Dijital Kızkardeşlik Günü” olarak belirledi.</p>
<h2><strong>“Dijital gelecek kadınların zekasıyla şekillenecek”</strong></h2>
<p>BUİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Şeyda Şençayır, kadınların ve kız çocuklarının teknoloji dünyasında sadece kullanıcı değil, öncü ve üretici olmaları gerektiğine inandıklarını, belirterek, “Dijital Dönüşüm Komisyonumuzun özverili çalışmaları ve Yönetim Kurulu Üyemiz Dr. Arzu Erdi’nin öncülüğünde hayata geçen bu inisiyatif; bilgiye erişimin ve dijital becerilerin her kadın için ulaşılabilir olduğu bir dünya hedeflemektedir. Daha eşit ve güçlü bir dijital gelecek için omuz omuza ilerliyoruz” dedi. Şençayır, yapay zekâ, yazılım geliştirme ve dijital girişimcilik gibi kritik alanlarda kadın temsilinin sınırlı kalmasının dijital ekonominin kapsayıcılığını zayıflattığına işaret ederek, Dijital Kızkardeşlik Günü’nün bu yapısal eşitsizlikleri gidermek adına şu temel amaçları taşıdığını belirtti; “Dijital Kimlik ve Görünürlük, Kapasite Gelişimi ve Rol Model Etkisi.”</p>
<h2><strong>“Sürdürülebilir bir kalkınma ve kolektif bir etki hareketi”</strong></h2>
<p>Dijital Kızkardeşlik Günü’nün yalnızca sembolik bir farkındalık günü değil, sürdürülebilir bir kalkınma ve kolektif bir etki hareketi olarak tasarlandığını dile getiren Şençayır; kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, üniversiteleri, sivil toplum kuruluşlarını ve özel sektör temsilcilerini bu inisiyatifi kurumsal gündemlerine entegre etmeye davet etti. Şençayır, bu çağrının sadece bir kutlama değil, dijital becerilerin her kesime yaygınlaştırılması, kapsayıcı katılımın güçlendirilmesi ve potansiyel yetenek havuzunun etkin kullanımı, kadınların teknoloji ve dijital sektörlerdeki temsilinin artırılması ve eşitlik temelli bir dijital dönüşümün hızlandırılması hedefleri için bir ortaklık daveti olduğunu vurguladı. Başkan Şençayır, sözlerini “Hedefimiz; dijital kapsayıcılığı güçlendirmek ve kadın emeğini teknolojik geleceğin merkezine güçlü bir şekilde entegre etmektir” diyerek noktaladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buikaddan-dijital-kizkardeslik-projesi-76563</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/3/1280x720/buikaddan-dijital-kizkardeslik-projesi-1775647996.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği, kadınların ve kız çocuklarının teknoloji dünyasında öncü ve üretici rollerini güçlendirmek amacıyla 7 Nisan’ı “Dijital Kızkardeşlik Günü” ilan etti. Böylelikle dijital ekosistemde kadın temsilinin artırılması, yapısal eşitsizliklerin somut adımlarla aşılması ve kapsayıcı bir dijital gelecek inşa edilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-ihracat-pazarlari-iklim-endeksi-503e-geriledi-76559</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO Türkiye İhracat Pazarları İklim Endeksi 50,3&#039;e geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Türkiye imalat sektörünün ana ihracat pazarlarındaki faaliyet koşullarını ölçen İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi'nin mart sonuçları açıklandı.</p>
<p>Endekste eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen tüm rakamlar ihracat ikliminde iyileşmeye, 50'nin altındaki değerler ise bozulmaya işaret ediyor.</p>
<p>Buna göre, Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi, martta 50,3 olarak gerçekleşti ve ihracat pazarlarındaki talep koşullarında üst üste 27. kez iyileşmeye işaret etti.</p>
<p>Bununla birlikte, endeksin şubattaki 52,1 seviyesinden gerilemesi, ihracat pazarları iklimindeki iyileşmenin oldukça sınırlı kaldığını ve mevcut güçlenme sürecinin en düşük oranında gerçekleştiğini ortaya koydu.</p>
<p>Türk imalat sanayisinin ihracatında yaklaşık yüzde 6 paya sahip olan ABD'de üretim artışı zayıflamayı sürdürdü. Ekonomik aktivitedeki genişleme martta oldukça sınırlı gerçekleşerek, son 2,5 yılın en düşük hızında kaydedildi. En büyük ihracat pazarı olan Almanya'da da büyümenin ivme kaybederek ılımlı seyrettiği gözlendi.</p>
<p>Birleşik Krallık'ta ise ekonomik aktivite üst üste 5 aylık büyümenin ardından martta yatay seyretti. Ekonomik aktivite, Türk imalat sektörünün diğer bazı önemli ihracat pazarlarında da daraldı. İtalya'da üretim son 14 ayda ilk kez gerilerken, Fransa ve Romanya'da düşüşler devam etti. Rusya'da ise iki aylık büyümenin ardından hafif geriledi.</p>
<p>Geçen ayın görece pozitif gelişmesi ise İspanya ve Hollanda'da talep koşullarının iyileşmeye devam etmesi ve büyümenin şubata göre hız kazanması oldu.</p>
<p><strong>Orta Doğu'daki savaş martta BAE'de büyümeyi yavaşlattı</strong></p>
<p>Orta Doğu'daki savaş, martta Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) büyümenin yavaşlamasına yol açtı. Bu ülkede petrol dışı ekonomik aktivitedeki artış yaklaşık son 5 yılın en düşük hızında gerçekleşti. Bölgedeki diğer ekonomilere bakıldığında, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar ve Lübnan'da da üretimin azaldığı görüldü. Martta, rapor kapsamında yer alan ekonomiler arasında en belirgin üretim artışı Singapur’da kaydedildi. Bu ülkede ekonomik aktivite hızlı bir genişleme sergiledi.</p>
<p>Hindistan, Tayland ve Uganda da üretimin güçlü şekilde arttığı ülkeler arasında yer aldı ancak bu ekonomiler, Türk imalat sanayisinin ihracatında nispeten düşük paylara sahip bulunuyor.</p>
<p><strong>"Türk ihracatçıların performansı büyük ölçüde savaşın süresine bağlı olacak"</strong></p>
<p>Sonuçlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, martta Orta Doğu'da başlayan savaşın bazı ülkelerde ticareti aksattığını ve fiyatları artırdığını belirterek, bunun küresel talepte büyümenin yavaşlamasına neden olduğunu bildirdi.</p>
<p>Harker, "Bu nedenle, Türk ihracatçıların önümüzdeki aylardaki performansı, büyük ölçüde savaşın süresine ve tedarik aksamalarının ne kadar hızlı giderilebileceğine bağlı olacak." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p>
</div>
<div class="muhabirDiv">
<div> </div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-ihracat-pazarlari-iklim-endeksi-503e-geriledi-76559</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/ithalat-dis-alim-1768549493.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şubat ayında 52,1 seviyesinde olan İSO Türkiye İhracat Pazarları İklim Endeksi geçen ay 50,3&#039;e indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-sanayi-odasi-baskani-selim-kasapoglu-sanayisizlesme-ekonominin-yeni-gercegi-76558</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denizli Sanayi Odası Başkanı Selim Kasapoğlu: Sanayisizleşme ekonominin yeni gerçeği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli sanayisinin nabzı, artan maliyet baskısı ve küresel belirsizliklerin gölgesinde atıyor. Denizli Sanayi Odası (DSO) nisan ayı meclis toplantısında, sanayisizleşme reel sektörün en somut gündemlerinden biri olarak öne çıktı.</p>
<p>DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu ise sanayicinin giderek zorlaşan koşullarda ayakta kalma mücadelesi verdiğini vurguladı.</p>
<p>Sanayicilerin artan ve zorlaşan rekabet ortamında üretim tarzlarını yeni üretim şekillerine uyarlamaya gayret ettiğini vurgulayan Kasapoğlu, “Ancak bu gayretin her geçen gün daha maliyetli, daha riskli hale geldiğini de hep birlikte yaşıyoruz. Enerji arzına yönelik olumsuz gelişmeler tüm dünyanın ekonomik dengelerini doğrudan etkiliyor. Savaş öncesinde 65-70 dolar civarında seyreden Brent petrolün varil fiyatı bir ayda yüzde 50’ye yakın bir artışla 100 dolar seviyesinin üzerine çıkmış durumda. Bu gelişmelerin enflasyonist ortamı besleme endişelerini beraberinde getirdiğini söylemek yanlış olmaz. Enerji ithalatçısı bir ülke olarak petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki her yükseliş cari denge, enflasyon ve üretim maliyetlerimiz üzerinde baskı oluşturuyor” dedi.</p>
<p><strong>“Büyüme var ama sanayi zayıflıyor”</strong></p>
<p>2025 yılı büyüme verilerini değerlendiren Kasapoğlu, 2025 yılında Türkiye ekonomisinin yüzde 3,6’lık büyüdüğünü hatırlatarak, “İlk bakışta olumlu gibi görünen bu verinin altını kazıdığımızda bambaşka bir tabloyla karşılaşıyoruz. Tarım %8,8 daralıyor, sanayi %2,9 büyüyor ve manşetin altında kalıyor. Daha da önemlisi, sanayinin milli gelir içindeki payı son birkaç yılda %26’lardan %18’lere düşüyor. Sanayide çalışan sayısında azalma var, 174 bin kişi sistemin dışına çıkmış. Açık söylemek lazım: Sanayisizleşme patikası artık akademik bir tartışmanın ötesinde, reel sektörün gündelik gerçeğidir. Sanayi zayıflarsa ekonomi yavaşlamaz, yönünü kaybeder” diye konuştu.</p>
<p>Sanayicinin en temel ihtiyacının öngörülebilirlik olduğunu ifade eden Kasapoğlu, kur politikası, enflasyonla mücadele ve finansmana erişim konularında kısa vadeli reflekslerin ötesine geçen, uzun erimli ve tutarlı bir çerçeveye ihtiyaç olduğunu ekledi. Kasapoğlu, yüksek faiz ve krediye erişimde yaşanan kısıtların yatırım kararlarını zorlaştırdığını belirterek; ihracat ve yatırım kredilerinin desteklenmesi, kurda istikrar sağlanması ve maliyet unsurlarının rekabetçiliği gözeten bir yapıya kavuşturulmasının önemine işaret etti.</p>
<p>Gümrük Birliği sürecine de değinen Kasapoğlu, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları karşısında dezavantajlı konumda kaldığını belirtti. Kasapoğlu “Made in Europe” Sanayi Hızlandırma Yasası tasarısının Denizli açısından fırsatlar sunabileceğini şöyle ifade etti: “Başta çelik olmak üzere, çimento ve beton bağlantılı ürünler, metal işleme, makine, otomotiv yan sanayi gibi sektörlerin daha görünür alanlar olarak öne çıktığını görüyoruz. Sektörler ve ürün grupları açısından olası etkileri erkenden değerlendirmek önem taşıyor. Ticaret Bakanlığımızla koordine bir biçimde gelişmeleri yakından takip edeceğiz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-sanayi-odasi-baskani-selim-kasapoglu-sanayisizlesme-ekonominin-yeni-gercegi-76558</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/8/1280x720/denizli-sanayi-odasi-baskani-selim-kasapoglu-sanayisizlesme-ekonominin-yeni-gercegi-1775643783.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Artan enerji maliyetleri, yüksek faiz ortamı ve küresel belirsizliklerin baskısı altında kalan Denizli sanayisi, büyüme verilerine rağmen üretimde ivme kaybı ve sanayinin ekonomideki payında gerileme riskiyle karşı karşıya bulunuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/manisa-ticaret-borsasi-baskani-sadik-ozkasap-savasin-faturasi-manisa-ovasina-yansiyor-76557</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sadık Özkasap: Savaşın faturası Manisa ovasına yansıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Orta Doğu’da yükselen gerilim, tarım sektörünü doğrudan etkilemeye devam ederken, Manisa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Sadık Özkasap, özellikle enerji, gübre ve mazot maliyetlerindeki artışın Manisa’daki üreticiyi zorladığını söyledi.</p>
<p>Son haftalarda küresel piyasalarda yaşanan dalgalanmaların tarımsal girdilerde ciddi fiyat artışlarına yol açtığını ifade eden Özkasap, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimin enerji ve tarımsal üretim maliyetlerini doğrudan etkilediğini bildirdi.</p>
<p>Özkasap, “Petrol ve doğalgaz akışında yaşanabilecek en küçük aksama bile mazot fiyatlarını artırıyor. Bu da doğrudan çiftçinin maliyetine yansıyor” dedi. Manisa’nın üzüm, zeytin, pamuk, mısır, buğday ve sebze üretiminde kritik rol üstlendiğini vurgulayan Özkasap, artan maliyetlerin üreticiyi her geçen gün daha fazla zorladığını ifade etti.</p>
<p>Sadık Özkasap, bölgedeki jeopolitik gelişmelerin gübre tedariğini de doğrudan etkilediğini, son dönemde gübre fiyatlarında yaşanan artışın en önemli nedenlerinden birinin Hürmüz Boğazı’ndaki riskler olduğunu söyledi. Gübre üretiminde kullanılan hammaddelerin büyük bölümünün bu bölgeden geçtiğini ve tedarikte yaşanabilecek aksaklıkların hem fiyatları artırdığını hem de üretim planlamasını zorlaştırdığını da dile getirerek, gübrenin tarımsal verimlilik üzerindeki etkisinin koşullara göre yüzde 50’ye kadar ulaşabildiğini hatırlattı.</p>
<p>Basra Körfezi’nin dünya enerji üretiminin ana merkezlerinden biri olduğunu belirten Özkasap, dünya deniz yoluyla yapılan gübre ticaretinin yaklaşık üçte birinin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini söyledi. Boğazın; dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’sinin yanı sıra üre gübresinin yüzde 25-35’inin, amonyağın yüzde 25-30’unun ve fosfatlı gübrenin önemli bir bölümünün geçtiği kritik bir koridor konumunda bulunduğunu ifade eden Özkasap, bölgedeki güvenlik ve lojistik durumunun küresel gübre tedariki açısından belirleyici olduğunu vurguladı.</p>
<p>Manisa’nın tarımsal ihracatta önemli bir merkez olduğuna dikkat çeken Özkasap, ilin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 20’sinin tarıma dayalı sanayiden oluştuğunu belirtti. Düşük döviz kuru ile birlikte işçilik, elektrik, ambalaj, navlun ve lojistik maliyetlerindeki artışın ihracatçı firmaların üretim ve pazarlama giderlerini önemli ölçüde yükselttiğini ifade eden Özkasap, bu durumun firmaların dış pazarlardaki rekabet gücünü zayıflattığını ve pazar paylarının daralmasına yol açtığını dile getirdi.</p>
<p>Manisa Ticaret Borsası, Tarım ve Orman Bakanlığı ile birlikte piyasadaki gelişmeleri ve fiyat hareketlerini yakından izlerken, spekülatif dalgalanmalara karşı üretici ve tüketiciyi koruyacak adımların sürdüğünü belirtti. Bu kapsamda gübrede gümrük vergilerinin sıfırlanması ve ÜRE ihracatına getirilen yasak önemli adımlar olarak öne çıkarken, Bakanlık da arz sorunu olmadığını vurguluyor.<br />Ancak, fiyat oluşumuna çiftçi lehine doğrudan müdahale edilmemesi halinde bu düzenlemelerin etkisinin sınırlı kalacağı ifade ediliyor. Alım gücü zayıflayan üreticinin gübre kullanımını azaltması, üretimde daralma riskini artırırken; bunun da gıda enflasyonu üzerinden tüketiciye fiyat artışı olarak yansıması bekleniyor.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı’nın gübre stoklarının yeterli olduğu yönündeki açıklamalarının piyasada güven oluşturmadığını belirten Özkasap, fiyat oluşumuna çiftçi lehine daha etkin müdahale edilmesi gerektiğini söyledi. Artan maliyetler nedeniyle gübre fiyatlarının yükseldiğini, buna karşılık çiftçinin alım gücünün düştüğünü ifade eden Özkasap, bunun kullanımda azalma ve üretimde gerilemeye yol açtığını vurguladı. Manisa Ovası’nın korunması için üreticiye doğrudan destek ve maliyetleri dengeleyecek politikaların şart olduğunu kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/manisa-ticaret-borsasi-baskani-sadik-ozkasap-savasin-faturasi-manisa-ovasina-yansiyor-76557</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/7/1280x720/manisa-ticaret-borsasi-baskani-sadik-ozkasap-savasin-faturasi-manisa-ovasina-yansiyor-1775643602.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’daki gerilimle artan enerji ve gübre maliyetlerinin Manisa Ovası’nda üretimi baskıladığını belirten Manisa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Sadık Özkasap, çiftçinin alım gücünün zayıfladığını, destek ve fiyat müdahalesi olmazsa üretimde daralma ve gıda fiyatlarında artış riskinin büyüdüğünü vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/60-isletmeye-423-milyon-lira-fahis-fiyat-cezasi-76556</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zincir market ve toptancılara 42,3 milyon liralık &#039;fahiş fiyat&#039; cezası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulunun 7 Nisan'da toplantı yaptığı bildirildi.</p>
<p>Toplantı kapsamında, fahiş fiyat artışı yaptığı tespit edilen marketler ile sebze ve meyve toptancılığı yapan 60 işletmeye toplam 42,3 milyon lira idari para cezası uygulanmasına karar verildiği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Sebze ve meyve üreticileri de dahil olmak üzere üretim noktalarından tedarikçilere, tedarikçilerden perakendecilere kadar tedarik zincirinin tüm aşamaları Bakanlığımızca yakından takip edilmekte olup, haksız fiyat artışlarına karşı mücadelemiz kararlılıkla sürdürülecektir."</p>
<p>Öte yandan Kurul, 3 Nisan'da gerçekleştirdiği toplantıda da fahiş fiyat artışı yaptığı belirlenen ulusal zincir marketler ile sebze ve meyve toptancılığı yapan 183 işletmeye 96,6 milyon lira idari para cezası uygulamıştı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/60-isletmeye-423-milyon-lira-fahis-fiyat-cezasi-76556</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/sebze-meyve.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fahiş fiyat artışı yaptığı belirlenen ulusal zincir marketler ile sebze ve meyve toptancılığı yapan 60 işletmeye 42,3 milyon lira idari para cezası uygulanması kararlaştırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/martta-en-fazla-aylik-reel-getiri-mevduat-faizinden-76555</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Martta en fazla aylık reel getiri mevduat faizinden</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayına ait "finansal yatırım araçlarının reel getiri oranları"nı açıkladı.</p>
<p>Buna göre, martta aylık en yüksek reel getiri, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 0,72, Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 1,08 oranlarıyla mevduat faizinde (brüt) görüldü.</p>
<p>Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde, yatırım araçlarından dolar yüzde 1,14, euro yüzde 3,37, Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) yüzde 3,87, külçe altın yüzde 5,01 ve BIST 100 endeksi yüzde 8,77 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise dolar yüzde 0,79, euro yüzde 3,03, DİBS yüzde 3,53, külçe altın yüzde 4,68 ve BIST 100 endeksi yüzde 8,45 kayba yol açtı.</p>
<p>Külçe altın, üç aylık değerlendirmede Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 10,03, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 7,57 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.</p>
<p>Aynı dönemde euro, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 5,03, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 7,15 ile yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı olarak öne çıktı.</p>
<p>6 aylık değerlendirmeye göre külçe altın, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 29,21, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 24,97 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak kayıtlara geçti. Aynı dönemde euro, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 5,14, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 8,26 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı olarak hesaplandı.</p>
<p><strong>Yıllıkta en yüksek reel getiri külçe altında</strong></p>
<p>Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde külçe altın, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 54,39, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 51,1 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak öne çıktı.</p>
<p>Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yatırım araçlarından mevduat faizi (brüt) yüzde 4,20, DİBS yüzde 2,96 ve BIST 100 endeksi yüzde 0,27 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken euro yüzde 0,52, dolar yüzde 7,04 yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise mevduat faizi (brüt) yüzde 1,98, DİBS yüzde 0,76 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağladı. BIST 100 endeksi yüzde 1,86, euro yüzde 2,64 ve dolar yüzde 9,02 oranında yatırımcısının kayba uğramasına yol açtı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/martta-en-fazla-aylik-reel-getiri-mevduat-faizinden-76555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/bankacilik-mevduati-193-milyar-lira-azaldi-1747313419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre, en yüksek aylık reel getiri, yüzde 1,08 ile mevduat faizinde gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ile-galataport-istanbul-seatrade-cruise-globale-2-kez-birlikte-katilacak-76552</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY ile Galataport İstanbul, Seatrade Cruise Global’e 2. kez birlikte katılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY) ile Galataport İstanbul, Seatrade Cruise Global’e ikinci kez birlikte katılacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, dünyanın en fazla ülkesine uçan hava yolu THY ile dünyanın ilk ve tek yer altı kruvaziyer terminaline sahip Galataport İstanbul, kruvaziyer turizminin en prestijli buluşmalarından biri olan Seatrade Cruise Global’e ikinci kez birlikte katılacak. Fuar, ABD’nin Miami kentinde 13-16 Nisan 2026 tarihlerinde düzenlenecek.</p>
<p>2025’te Türkiye’ye gelen 2 milyon 138 bin kruvaziyer yolcusunun sektörün son yıllarda yakaladığı güçlü ivmeyi ortaya koyduğu, başarılar ve yeni rekorlarla şekillenen 2025-2027 döneminde Türkiye’nin küresel ölçekte konumunu daha da güçlendirmesi ve yolcu sayısının sürdürülebilir bir biçimde artması hedeflendiği ifade edildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d627b6c9d93-1775642550.jpg" alt="" width="700" height="525" />Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: "Sürdürülebilir büyümenin sağlanması ve ülke turizmine sunulan katma değerin artırılması açısından, kruvaziyer operasyonlarında 'ana liman' konumunun güçlendirilmesi stratejik bir öncelik taşıyor. Galataport İstanbul’da güçlü operasyonel altyapı ve yüzde 98’e ulaşan genel yolcu memnuniyeti sayesinde, 2026 yılında ana liman yolcu sayısı 2024’e kıyasla üç katına ulaşıyor. Bu artışla birlikte ana liman ve transit yolcu dağılımında tarihte ilk kez yüzde 50–yüzde 50 dengesi sağlanıyor. Bu eşik, İstanbul’un yalnızca bir uğrak liman değil, başlangıç ve bitiş noktası olarak konumlanan güçlü bir merkez (hub) haline geldiğini ortaya koyuyor. "İstanbul Modeli" olarak tanımlanan, hava yolu bağlantı gücü ile liman operasyon kabiliyetinin entegre biçimde çalışmasına dayalı bu yaklaşım, şehrin kruvaziyer turizmindeki rekabetçiliğine yeni bir boyut kazandırıyor. İki güçlü marka, daha fazla gemi şirketinin İstanbul’u rotalarına dahil etmesi hedefiyle bu yıl da fuarda ortak stantta yer alacak. Fuar boyunca, İstanbul’un ana liman potansiyelini destekleyen en büyük avantajlardan biri olan “uçuş + liman” entegrasyonu uluslararası paydaşlara anlatılacak. Türk Hava Yolları; güçlü uçuş ağı, küresel bağlantı kapasitesi ve özellikle Galataport İstanbul'a gelen kruvaziyer turistinin yüzde 25'inin kaynağı Amerika pazarı başta olmak üzere geniş erişim gücüyle İstanbul’un ana liman potansiyelini destekleyen seyahat alternatiflerini tanıtacak. Bu iş birliği; kısa vadeli büyüme hedeflerinin ötesinde, 2030’lu yıllarda İstanbul kruvaziyer turizminin dinamiklerini şekillendirme vizyonunu da yansıtıyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ile-galataport-istanbul-seatrade-cruise-globale-2-kez-birlikte-katilacak-76552</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/2/1280x720/kruvaziyer-istanbul-galataport-1775642536.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Hava Yolları ile Galataport İstanbul&#039;un, kruvaziyer turizminin en prestijli buluşmalarından bir olan Seatrade Cruise Global’e 2. kez birlikte katılacağı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kenevir-sanayide-yuksek-katma-degerli-urune-donusecek-76538</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kenevir, sanayide yüksek katma değerli ürüne dönüşecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda, TÜBİTAK ve KOSGEB iş birliğiyle yürütülen, Dünya Bankası tarafından finanse edilen Türkiye Yeşil Sanayi Projesi kapsamında hayata geçirilen proje; yerli endüstriyel kenevirin tekstil, kompozit, reçine ve yapısal malzemeler gibi farklı alanlarda yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülmesini amaçlıyor. Üretim süreçlerinde ortaya çıkan yan ürünlerin yeniden değerlendirilmesini de içeren proje, döngüsel ve sürdürülebilir bir üretim modeline katkı sunmayı hedefliyor. Bursa Teknoloji Koordinasyon ve Ar-Ge Merkezi’nde (BUTEKOM) düzenlenen lansmana, Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB) ve Polyteks Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Taşdelen Engin, TEYDEB (Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı) Başkanı Mehmet Aslan, sanayi temsilcileri, akademisyenler ve proje paydaşları katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5fb14de347-1775631124.jpeg" alt="" width="650" height="433" /></p>
<h2>“Endüstriyel kenevir çok yönlü ve sürdürülebilir bir kaynak”</h2>
<p>Lansmanda konuşan UTİB ve Polyteks Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Taşdelen Engin, üretim anlayışında çevresel etkinin giderek daha fazla önem kazandığını vurgulayarak, “Bugün nasıl ürettiğimiz, neyi dönüştürdüğümüz ve gelecek nesillere nasıl bir dünya bıraktığımız da en az üretim kadar önemlidir. Bu noktada endüstriyel kenevir; doğaya saygılı, çok yönlü ve sürdürülebilir bir kaynak olarak öne çıkmaktadır. Kenevirin sahip olduğu potansiyeli farklı sektörlerde katma değere dönüştürmeyi, sürdürülebilir üretim modellerinin yaygınlaşmasına katkı sunmayı ve ülkemizin yeşil dönüşüm yolculuğunu desteklemeyi hedefliyoruz” dedi.</p>
<h2>“Yeşil dönüşüm hedeflerine katkı sunan stratejik bir girişim”</h2>
<p>TEYDEB Başkanı Mehmet Aslan ise 1833 SAYEM Yeşil Dönüşüm Programının, Dünya Bankası finansal katkısıyla Türkiye Yeşil Sanayi Projesi kapsamında oluşturulmuş, sürdürülebilir ve çevre dostu üretim anlayışını teşvik eden stratejik bir program olduğunu belirtti. Projeyle ilgili değerlendirmelerde de bulunan Aslan, “Kenevir; tekstilden kompozit malzemelere, biyoplastiklerden ilaç ve kozmetik sektörüne kadar geniş bir kullanım alanına sahip, yüksek potansiyel taşıyan önemli bir hammaddedir. Bu platformun üniversite-sanayi iş birliğini güçlendirerek bilimsel bilgi birikimini, teknolojik yetkinliği ve sektörel deneyimi bir araya getireceğine; yüksek katma değerli ürünlerin geliştirilmesine önemli katkılar sunacağına inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kenevir-sanayide-yuksek-katma-degerli-urune-donusecek-76538</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/8/1280x720/kenevir-sanayide-yuksek-katma-degerli-urune-donusecek-1775631152.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜBİTAK 1833 SAYEM Yeşil Dönüşüm Programı kapsamında desteklenen “Kenevir Bitkisinden Farklı Sektörler İçin Katma Değerli Ürün ve Proses Geliştirilmesi Projesi”nin lansmanı BUTEKOM’da gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-dunyasinda-yapay-zekayla-simbiyotik-iliski-kuran-kazanir-76532</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İş dünyasında yapay zekâyla simbiyotik ilişki kuran kazanır&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yaklaşık 1,5 milyar dolarlık büyüklüğü ile agentic yapay zeka yazılımı gerçekleştiren ve New York Menkul Kıymetler Borsası’nda (NYSE) işlem gören UiPath’in kurucusu ve CEO’su Daniel Dines, “Başarılı olacak insanlar, yapay zekâyla simbiyotik ilişki kurabilenler olacak” diyerek, Türkiye’nin yalnızca bir pazar değil, küresel dönüşümde stratejik bir ortak haline geldiğini vurguluyor.</strong></p>
<p>Küresel iş dünyası, otomasyonun yeni bir evresine giriyor. Bu dönüşümü “agentic otomasyon” olarak tanımlayan Daniel Dines, yapay zekâ, robotlar ve insanın birlikte çalıştığı yeni bir iş modelinin şekillendiğine dikkat çekiyor. Romanya’nın başkenti Bükreş’teki ofislerinde bir araya geldiğimiz Daniel Dines’e göre bu model, yalnızca verimlilik artışı sağlayan bir teknoloji kullanımının ötesine geçiyor. Şirketler artık süreçlerini baştan sona yeniden tasarlamak zorunda. “Çıkış noktamız, insanların zamanını alan tekrar eden işleri yazılımlara devretmekti. Bugün geldiğimiz noktada ise sistemler yalnızca işleri yapmıyor, aynı zamanda süreçleri analiz ediyor ve yönlendiriyor” diyor.</p>
<p>Bu dönüşümde Türkiye’nin rolü ise ayrı bir başlık olarak öne çıkıyor. Şirketin ilk yatırımını Türkiye’den aldığını hatırlatan Dines, bunun küresel büyüme yolculuğunda kritik bir eşik olduğunu ifade ediyor. Türkiye’yi yalnızca bir pazar olarak değil, uzun vadeli stratejik ortak olarak konumlandırdıklarını belirtiyor.</p>
<h2>“TÜRKİYE DÖNÜŞÜMDE ÜRETME KAPASİTESİYLE ÖNE ÇIKIYOR”</h2>
<p>Türkiye’nin güçlü girişimcilik kültürü ve yetenek havuzuna dikkat çeken Dines, ülkede geliştirilen projelerin küresel ölçekte referans niteliği taşıdığını vurguluyor. Ona göre Türkiye, Doğu ile Batı arasında kurduğu köprü sayesinde yalnızca yerel değil, bölgesel bir merkez olma özelliği taşıyor. “Bugün Türkiye’de gördüğümüz dönüşüm projeleri, global ölçekte örnek alınabilecek seviyede” değerlendirmesini yapan Dines, bu kapasitenin önümüzdeki dönemde daha da belirginleşeceğini ifade ediyor.</p>
<h2>OTOMASYONDA YENİ MODEL: BİRLİKTE ÇALIŞAN SİSTEMLER</h2>
<p>Dines, otomasyonun geldiği noktayı üçlü bir yapı üzerinden anlatıyor: yapay zekâ ajanları, yazılım robotları ve insan. Bu üçlü yapı, tek bir orkestrasyon katmanında birleşerek süreçlerin daha esnek ve gerçek zamanlı yönetilmesini sağlıyor. Bu modelde yapay zekâ karar destek mekanizmasını oluştururken, robotlar operasyonel yükü üstleniyor. İnsan ise yönlendirme ve stratejik kontrol rolünü koruyor. Bu sayede şirketler yalnızca maliyet avantajı değil, aynı zamanda sürdürülebilir büyüme imkânı elde ediyor.</p>
<h2>“YAPAY ZEKÂYI SORGULAYAN GELİŞİR”</h2>
<p>Dines’e göre yapay zekâ ile kurulan ilişki, önümüzdeki dönemin en kritik belirleyicilerinden biri olacak. Bu noktada tek yönlü bir kullanım yerine, karşılıklı etkileşime dayalı bir yaklaşım öneriyor: “Yapay zekâ bazen size sürekli ‘evet’ diyen bir yapıya dönüşebilir. Bu nedenle ona doğru soruları sormak gerekiyor. Örneğin ben bir strateji oluştururken, ‘Rakibim olsaydın bana nasıl saldırırdın?’ diye sorarım. Bu yaklaşım, zayıf noktaları görmeyi sağlar.”</p>
<p>Bu yaklaşımın, iş dünyasında karar alma süreçlerini daha sağlam bir zemine oturtacağını belirten Dines, yapay zekâyı yalnızca bir araç değil, aynı zamanda eleştirel bir düşünme partneri olarak konumlandırıyor. “Bundan gerçekten faydalanabilenler çok hızlı ilerleyecek. İnsanlık tarihinin en hızlı ilerleme dönemlerinden birine giriyoruz” diyen Dines, dönüşümün hızına dikkat çekiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2025’in en iyi icadı!</span></h2>
<p>Bükreş’te Daniel Dines tarafından küçük bir apartman dairesinde kurulan ve 2015’te ilk yatırımını Türkiye’den Cem Sertoğlu’ndan alıyor. Merkezini kısa bir sürede New York’a taşıyan UiPath, New York Menkul Kıymetler Borsası’nda (NYSE) işlem görmeye başlıyor. Bugün 100’den fazla ülkede yaklaşık 11 bin kurumsal müşteriye hizmet veren küresel bir teknoloji şirketi olarak konumlanıyor. Şirketin 3,3 milyondan fazla geliştiriciden oluşan global ekosistemi bulunuyor. 1,5 milyar dolar civarında gelire sahip olan UiPath’in Platformu, Ekim 2025'te TIME tarafından 2025'in En İyi İcatlarından biri olarak seçildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">SUNEXPRESS, 24 BİN GÜN/İNSAN TASARRUF SAĞLADI</span></h2>
<p>Türkiye’de geliştirilen yapay zekâ ve otomasyon projeleri, küresel ölçekte daha fazla görünürlük kazanıyor. Son iki yılda Türkiye’nin en büyük şirketlerine de hizmet veren UiPath’in Bükreş’teki merkezinde SunExpress yönetimi ile de karşılaşıyoruz. Türk Hava Yolları ve Lufthansa ortaklığında kurulan ve Frankfurt-Antalya merkez ofislerinde yönetilen SunExpress, UiPath ile geliştirdiği projelerle 300’den fazla süreci otomatikleştirerek toplamda 24 bin günden fazla zaman tasarrufu sağladı. SunExpress CIO’su Mustafa Eğilmezbilek, 2021 yılında robotik süreç otomasyonu ile başlayan dönüşümün, bugün yapay zekâ ajanlarıyla desteklenen daha kapsamlı bir yapıya evrildiğini belirtti. Özellikle düzensiz uçuş yönetimi, ekip konaklama planlaması ve grup satış süreçlerinde otomasyonun aktif olarak kullanıldığını ifade eden Eğilmezbilek, yılda yaklaşık 2 bin 500 operasyonel sürecin bu sistemle yönetildiğini aktardı. Şirket bünyesinde 30 “citizen developer” tarafından desteklenen yapı sayesinde binlerce e-posta otomatik analiz edilirken, uçuş ekiplerinin planlaması da daha hızlı ve hatasız şekilde gerçekleştiriliyor. Elde edilen toplam kazanımın 9 bin günü ise yalnızca son bir yıl içinde sağlandı.</p>
<p>Türkiye’nin güçlü girişimcilik kültürü ve yetenek havuzuna dikkat çeken Dines, ülkede geliştirilen projelerin küresel ölçekte referans niteliği taşıdığını vurguluyor. Ona göre Türkiye, Doğu ile Batı arasında kurduğu köprü sayesinde yalnızca yerel değil, bölgesel bir merkez olma özelliği taşıyor. “Bugün Türkiye’de gördüğümüz dönüşüm projeleri, global ölçekte örnek alınabilecek seviyede” değerlendirmesini yapan Dines, bu kapasitenin önümüzdeki dönemde daha da belirginleşeceğini ifade ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Türkiye, bölgesel otomasyon üssü haline geliyor"</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5f1a06b909-1775628704.jpg" alt="" width="700" height="459" /></span>Türkiye, otomasyon ve yapay zekâ alanında bölgesel bir merkez olma yönünde ilerliyor. UiPath’in Türkiye CEO’su Tuğrul Cora, Türkiye’nin Doğu Avrupa ve Orta Asya’yı kapsayan geniş bir coğrafya için stratejik konumda olduğunu belirtti. Cora’nın verdiği bilgilere göre, Türkiye’de 2 binden fazla sertifikalı geliştiriciden oluşan bir ekosistem bulunuyor. Yaklaşık 400 kurumla yürütülen çalışmalar; bankacılıktan sigortaya, üretimden e-ticarete kadar geniş bir sektör yelpazesine yayılıyor. Kamu ve özel sektörde 20’den fazla banka ile sigorta sektöründe 30’dan fazla şirket bu ekosistemin parçası konumunda. Türkiye’de otomasyon çözümleri birçok sektörde aktif olarak kullanılırken, yapay zekâ destekli doküman işleme teknolojileri de yaklaşık 100 kurum tarafından tercih ediliyor. Bunun yanı sıra, yapay zekâ ajanları ile süreç orkestrasyonunu bir araya getiren yeni nesil çözümler, 10’dan fazla Türk şirketinde uygulanmaya başladı. Cora, yıl içinde bu teknolojilerin kurumların kendi veri merkezlerinde çalışmasını sağlayacak “on-prem” modelin de devreye alınacağını belirtti. Bu adımın özellikle veri güvenliği ve regülasyonların belirleyici olduğu bankacılık, sigorta ve kamu gibi sektörlerde kullanımın yaygınlaşması açısından kritik bir eşik oluşturması bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-dunyasinda-yapay-zekayla-simbiyotik-iliski-kuran-kazanir-76532</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/2/1280x720/daniel-dines-1775628731.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;İş dünyasında yapay zekâyla simbiyotik ilişki kuran kazanır&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/8-ildeki-tasinmazlarin-satisi-icin-ihale-76554</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 8 ildeki taşınmazların satışı için ihale</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB) ihale ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Ankara'nın Çankaya ve Beypazarı, Çorum'un Merkez, İstanbul'un Şile ve Eyüpsultan, Van'ın Tuşba, Aydın'ın Didim, Sakarya'nın Arifiye, İzmir'in Aliağa ile Antalya'nın Alanya ve Muratpaşa ilçelerindeki 15 taşınmazın satışı yapılacak.</p>
<p>Bu taşınmazlar için ihale şartnamesi bedeli 5 bin ile 50 bin lira, geçici teminat bedeli 1 milyon ile 50 milyon lira arasında değişiyor.</p>
<p>Son teklif verme tarihi, Ankara, Çorum, İstanbul Şile ve Van'daki taşınmazlar için 28 Nisan, Aydın'dakiler için 29 Nisan, Sakarya, İzmir ve İstanbul Eyüpsultan'dakiler için 30 Nisan, Antalya'dakiler için 6 Mayıs olarak belirlendi.</p>
<p>İhaleler birden fazla teklif sahibinden kapalı zarfla teklif almak ve görüşmeler yapmak suretiyle "pazarlık" usulüyle gerçekleştirilecek. İhale, pazarlık görüşmelerine devam edilen teklif sahiplerinin katılımıyla yapılacak açık artırmayla sonuçlandırılacak.</p>
<p>İhalelere ilişkin belgelerin, Başkanlığın Ankara'daki adresine son teklif verme tarihlerinde saat 18.00'e kadar elden teslim edilmesi gerekiyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/8-ildeki-tasinmazlarin-satisi-icin-ihale-76554</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hazine-ve-maliye-bakanligi-oib.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Ankara, Çorum, İstanbul, Van, Aydın, Sakarya, İzmir ve Antalya&#039;daki 15 taşınmazın satışı için ihale düzenleyecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-denetim-kurulu-faaliyet-raporundan-2025e-dair-veriler-76528</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi denetim kurulu faaliyet raporundan 2025’e dair veriler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d5ecb14521b-1775627441.png" alt="" width="344" height="76" /></p>
<p><strong>VDK bir yandan daha önce hiç incelenmemiş mükelleflere yönelerek denetim ağını genişletmiş, öte yandan mükellef başı tarhiyatı 2,7 kat artırmıştır. . Niteliksel açıdan ise 2025 yılı kayda değer yapısal dönüşümlere sahne olmuştur.</strong></p>
<p>Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı (VDK) 2025 yılı faaliyet raporunu yayımladı. Rapor, vergi incelemelerinde hem niceliksel hem de niteliksel anlamda dikkat çekici sonuçlara ulaşıldığını ortaya koyuyor. Bu sonuçları sizler için derledik.</p>
<p><strong>Denetim oranı yükseldi, </strong><strong>denetim anlayışı değişti</strong></p>
<p>Başkanlık, 2025 yılında klasik vergi incelemesinin yanı sıra izaha davet, gözetim uygulamaları, teftiş ve saha denetimleri gibi farklı araçları etkin biçimde kullanarak "kademeli vergi denetimi" anlayışını benimsemiştir. Bu çerçevede toplam 285.329 mükellef denetime tabi tutulmuş; denetim oranı 2024'teki %2,91'den %6,72'ye yükselmiştir. Denetim türleri itibarıyla; 66.656 mükellef vergi incelemesine, 51.356 mükellef izaha davete, 135.168 mükellef gözetim uygulamalarına, 31.309 mükellef teftişe ve 840 mükellef saha denetimine tabi tutulmuştur.</p>
<p><strong>Vergi incelemesi sonuçları: Mükellef </strong><strong>başına tarhiyat rekor seviyede</strong></p>
<p>66.656 mükellef için toplam 101,6 milyar TL vergi tarhı ve 172,6 milyar TL ceza kesilmesi önerilmiş; bulunan matrah farkı 469 milyar TL'yi aşmıştır. Mükellef başına toplam ortalama vergi ve ceza tutarı 4.114.366 TL'ye yükselmiştir; bu tutar 2024'teki 1.540.041 TL ile karşılaştırıldığında yaklaşık 2,7 katlık bir artışa işaret etmektedir. Bu artışın arkasında sahte belge tarhiyatlarının toplam vergi ve cezanın %42'sini oluşturması ve üç kat vergi ziyaı cezası uygulanması, incelenen mükellef sayısının 78.187'den 66.656'ya gerilemesinin ortalamayı mekanik olarak yükseltmesi ve genel incelemelerin toplam tarhiyatın %43,6'sını teşkil edecek şekilde niteliksel olarak derinleşmesi gibi faktörler bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Vergi türleri itibarıyla tablo</strong></p>
<p>İnceleme sonuçları vergi türleri bazında incelendiğinde, KDV'nin tarhı önerilen vergi tutarının %39,95'ini, Kurumlar Vergisinin ise %22,71'ini oluşturduğu görülmektedir. Cezaların büyük çoğunluğunu 165 milyar TL tutarındaki vergi ziyaı cezası teşkil etmekte; bunu 7,7 milyar TL özel usulsüzlük cezası ve 10,5 milyon TL usulsüzlük cezası izlemektedir.</p>
<p><strong>İnceleme konuları: Genel inceleme </strong><strong>ve sahte belge öne çıkıyor</strong></p>
<p>İnceleme konuları bazında genel incelemeler 325,4 milyar TL matrah farkı ile başı çekerken, ihbar kaynaklı incelemeler 83,4 milyar TL, sahte belge düzenleme 37,4 milyar TL ve sahte belge kullanma 7,9 milyar TL matrah farkı ile dikkat çekmektedir. Sahte belge kullanma incelemelerinde kesilmesi istenen ceza tutarının 51,9 milyar TL'ye ulaşması, Başkanlığın bu alana verdiği önemin göstergesidir.</p>
<p><strong>İlk defa incelenen </strong><strong>mükellef oranı %75'e çıktı</strong></p>
<p>İncelenen mükelleflerin %75'ini önceki dört yılda hiç incelenmemiş mükellefler oluşturmaktadır (2024: %69, 2023: %60, 2022: %59, 2021: %51). Bu veri, Başkanlığın denetim ağını geniş tutma stratejisinin somut göstergesidir.</p>
<p><strong>Sektörel bazda inceleme sonuçları</strong></p>
<p>2025 yılı sektörel bazda vergi inceleme sonuçlarında, elektrik, elektronik ve bilgisayar sektörü 42,4 milyar TL matrah farkı ile açık ara birinci sıradadır. Bu sektörü gayrimenkul faaliyetleri (10,7 milyar TL), gıda ve tarım (9,6 milyar TL) ile finans ve sigorta faaliyetleri (7,7 milyar TL) izlemektedir.</p>
<p>Bu veriler ışığında iki konu çok net olarak ortaya çıkmakta: VDK bir yandan daha önce hiç incelenmemiş mükelleflere yönelerek denetim ağını genişletmiş, öte yandan mükellef başı tarhiyatı 2,7 kat artırmıştır. Niteliksel açıdan ise 2025 yılı kayda değer yapısal dönüşümlere sahne olmuştur: Risk analiz birimlerinde 17 ayrı ihtisas birimi kurularak sektörel uzmanlaşmaya geçilmiş, Transfer Fiyatlandırması ve Çok Uluslu Şirketler Vergi İncelemeleri Ekibi oluşturulmuş, uluslararası denetim ilkeleriyle uyumlu Denetim Standartları hazırlanarak uygulamaya konulmuş, inşaat, gümrük komisyonculuğu, transfer fiyatlandırması gibi alanlarda sektörel rehberler yayımlanmış ve Vergi Kaçakçılığı ile Mücadele Çalışma Grubu ile Dijital Denetim Projesi Çalışma Grubu faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu gelişmeler, Başkanlığın yalnızca daha fazla mükellefe ulaşmayı değil, incelemelerin kalitesini ve uzmanlık düzeyini de sistematik biçimde yükseltmeyi hedeflediğini göstermektedir. Mükelleflerin özellikle riskli sektörlerde vergi uyum süreçlerini ve iç kontrol mekanizmalarını bu yeni tabloya göre gözden geçirmesinde büyük fayda bulunmaktadır.</p>
<p>Bir sonraki yazımızda izaha davet, sahte belge ile mücadelede KURGAN ve gözetim programları, tarhiyat öncesi uzlaşma, vergi iade incelemeleri ve e-Teftiş sonuçlarını ele alacağız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-denetim-kurulu-faaliyet-raporundan-2025e-dair-veriler-76528</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi denetim kurulu faaliyet raporundan 2025’e dair veriler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuresel-olcekte-rekabeti-ikiz-donusumle-artiracagiz-76527</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Küresel ölçekte rekabeti ikiz dönüşümle artıracağız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Küresel ticarette sürdürülebilirlik ve hızın belirleyici hale geldiği yeni dönemde ambalaj sektörü de dönüşüm sürecinden geçiyor. Avrupa Birliği düzenlemeleri, değişen tüketici beklentileri ve artan maliyet baskısı sektörün rekabet dinamiklerini yeniden şekillendirirken, ihracatçıların odağı katma değerli ve çevreci üretime kayıyor.</p>
<p>2025 yılı itibarıyla ihracatın 7,3 milyar dolara yükseldiği sektörde miktar bazında da artış sürerken, ihracattaki artışın ithalatın üzerinde gerçekleşmesi dış ticaret fazlasını 3 milyar doların üzerine taşıdı. Sektör temsilcileri bu büyümenin kalıcı olması için lojistikten ham maddeye, geri dönüşümden dijitalleşmeye kadar çok boyutlu bir dönüşüm gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p>Ambalaj sektörünün mevcut durumunu EKONOMİ gazetesine değerlendiren Ambalaj Sanayicileri Derneği (ASD) Başkanı Zeki Sarıbekir, büyümenin sürdüğünü ancak rekabetin niteliğinin değiştiğini vurguladı. 2024 yılında 6,94 milyar dolar olan ihracatın 2025 sonunda 7,3 milyar dolara yükselerek yüzde 5 arttığını kaydeden Sarıbekir'in sektöre yönelik değerlendirmeleri şöyle:</p>
<h2>Rekabet artık hız ve sürdürülebilirlik üzerinden </h2>
<p>Miktar bazında toplam ambalaj ihracatı yüzde 7 artışla 3 milyon 416 bin tona çıktı. Plastik ambalajlar yüzde 64 pay ve 4,67 milyar dolarlık değer ile ilk sıradaki yerini korudu. Kağıt ve karton ambalajlar yaklaşık 1,74 milyar dolarlık ihracatla yüzde 24 pay aldı. Metal ambalaj ihracatı 618 milyon dolar, cam ambalaj ihracatı ise 229 milyon dolar oldu.</p>
<p>Sektörün pazar dağılımına baktığımızda Birleşik Krallık, Almanya, ABD, İtalya ve Irak’ın öne çıkan ihracat pazarları olduğunu görüyoruz. Avrupa Birliği ülkeleri sektörün en büyük pazarı olma özelliğini koruyor. Bugün rekabet yalnızca fiyat üzerinden yürümüyor. Avrupa pazarı kaliteli ürünü daha hızlı ve sürdürülebilir koşullarda talep ediyor. Bu nedenle lojistik altyapımızı güçlendirmemiz gerekiyor. Avrupa’da kurulacak dağıtım merkezlerine demiryolu ve denizyolu bağlantılarıyla entegre bir model ihracat hızımızı ciddi biçimde artırabilir. </p>
<h2>Dış ticaret fazlası büyümeyi destekliyor </h2>
<p>İthalat tarafındaki gelişmeler incelediğimizde, 2025 yılında ithalatın miktar bazında gerilediğini gözlemliyoruz. 2025 yılı sonunda ambalaj ithalatı miktar bazında yüzde 7 düşüşle 1 milyon 793 bin tona geriledi. Değer olarak ise 4 milyar 265 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. İhracattaki artışın ithalattaki artışın üzerinde gerçekleşmesi, dış ticaret fazlasının 3 milyar dolar eşiğini aşmasını sağladı. 2025 yılında dış ticaret fazlası yüzde 12,9 artışla 3 milyar 32 milyon dolara ulaştı.</p>
<p>Sektör net ihracatçı konumunu güçlendirdi. Bu performansın sürdürülebilir politikalarla desteklenmesi gerekiyor. Ambalaj sektörü olarak üretim ve ihracat vizyonumuzu küresel rekabet gücümüzü perçinleyecek stratejik bir dönüşüm süreci olarak konumlandırıyoruz. Ham madde politikalarıyla ilgili üretim iştahını destekleyen düzenlemeler sektörümüz için kritik öneme sahip.</p>
<h2>Ham madde ve geri dönüşüm stratejik hale geliyor </h2>
<p>Maliyet baskısı, rekabet gücünü doğrudan etkileyen önemli bir unsur. Küresel piyasada özellikle Asya kaynaklı daha uygun fiyatlı ham maddeye erişim mümkünken, maliyetleri artıran uygulamalar yerine üretimi destekleyen bir politika tercih edilmeli. Uygun maliyetli ham maddeyle üretip katma değerli ürünü ihraç etmek ülke ekonomisine daha fazla katkı sağlayacaktır.</p>
<p>2026 ve sonrasında ambalaj malzemelerinin büyük bir kısmının geri dönüştürülebilir olmasını ve belirli oranlarda geri dönüştürülmüş içerik kullanılarak üretilmesini amaçlıyoruz. Çin’in yaptığı gibi kendi atığımızı kullanmayı teşvik etmemiz gerekiyor. Çin geri dönüşüm sanayisini geliştirmek için dünyanın plastik atığını satın alıp sanayisini geliştirip yavaşça sıfıra getirdi. Bunun için biz de ülkemizdeki toplamayı ve geri dönüşümü geliştirecek sistemlerle uğraşmalıyız. Bu noktada Yeşil OSB konusunu destekliyoruz. Buralarda üretilen ürünlerin de önü açık olacak.</p>
<h2>Geri dönüşüm, ithalat bağımlığımızı azaltacak stratejik bir kaynak </h2>
<p>İSO 9000 ilk çıktığında belgesi olmayanlar ihracat yapamıyordu. Gelecekte aynı şekilde karbon karnesi kötü olan ihracatçılar, ihracat yapamayacak hale gelecek. İhracatın artmasıyla bu durum birinci derecede paralel ilerliyor. Sürdürülebilirlik, çevreci üretim Türkiye’nin geleceği. Çevresel sürdürülebilirliği önceliğe aldığımız zaman hem lojistik hem üretim kalitesi hem de rekabet gücümüz gelişecek.</p>
<p>Geri dönüşümün stratejik bir kaynak olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Geri dönüşümü yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, ‘Sıfır Atık’ vizyonuyla örtüşen ve ithalat bağımlılığımızı azaltacak stratejik bir milli ham madde kaynağı olarak değerlendiriyoruz. Depozito Yönetim Sistemi’nin etkin işleyişi ve atık toplama altyapısının güçlendirilmesi ekonomik kazanımlar sağlayacaktır.</p>
<h2>Yeşil dönüşüm rekabetin ana unsuru olacak </h2>
<p>Sürdürülebilirlik başlığı sektörün geleceğini belirleyecek Sürdürülebilirlik artık tercih değil zorunluluk. Döngüsel ekonomi, geri dönüştürülmüş içerik kullanımı, karbon ayak izinin azaltılması ve enerji verimliliği sektörümüzün ana gündem başlıkları. 2026 ve sonrasında ambalaj malzemelerinin büyük bir kısmının geri dönüştürülebilir olmasını ve belirli oranlarda geri dönüştürülmüş içerik kullanılarak üretilmesini amaçlıyoruz.</p>
<p>Gelecekte karbon performansı ihracat açısından belirleyici olacak. Yeşil dönüşüm ve Yeşil OSB’lerin yaygınlaşması, Avrupa pazarındaki ‘vazgeçilmez tedarikçi’ kimliğimizi korumamız için hayati önem taşıyor. Net ihracatçı kimliğimizle ekonomimize sağladığımız döviz girdisini istikrarlı bir şekilde artırırken, demiryolu ve liman yatırımlarıyla güçlenecek lojistik altyapımızı da bu yoldaki en büyük stratejik desteğimiz olarak görüyoruz. Ambalaj sektörü olarak, Türkiye’nin küresel üretim merkezi olma hedefine en güçlü katkıyı sunmaya devam etmekte kararlıyız.</p>
<h2>En büyük risk dönüşüme uyum sağlayamamak </h2>
<p>Sektörün önündeki risk ve fırsatlara baktığımızda, dönüşüm sürecinin kritik olduğunu görüyoruz. Talep hacimsel olarak büyümeye devam ediyor; ancak tüketici beklentilerinin niteliği değişiyor. Artık yalnızca ürünü koruyan değil, çevreyi de koruyan ambalaj talep ediliyor. Avrupa’daki düzenlemeler sektör için bağlayıcı hale geldi. Şu anda sektör için en büyük risk bu dönüşüme uyum sağlayamamak. Ama bu bir yandan fırsatı da beraberinde getiriyor. Dönüşümü erken tamamlamak rekabette önde olmayı beraberinde getirecek.</p>
<p>Dijitalleşme, rekabet gücünü artıracak en önemli başlıklardan biri. Dijitalleşme ve yeşil dönüşümü birlikte ele aldığımız ‘ikiz dönüşüm’ yaklaşımı sektörün geleceğini belirleyecek. Yapay zekâ destekli üretim, enerji verimliliği ve izlenebilirlik sistemleri de rekabet gücünü artıracak diğer unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rekabet gücü için yol haritası</span></h2>
<p>Ambalaj sektöründe sürdürülebilir büyüme için yol haritasını paylaşan ASD Başkanı Zeki Sarıbekir, rekabet gücünü artıracak başlıkları şöyle sıraladı:</p>
<p>1- Ham madde politikası: Üretimi destekleyen ve maliyetleri optimize eden düzenlemeler sektörün dış ticaret fazlasını artıracak, rekabetçi fiyat yapısının korunmasına katkı sağlayacak. <br />2- Geri dönüşüm: Geri dönüşüm ithalat bağımlılığını azaltacak “milli ham madde” kaynağı olarak görülmeli, atıkların ekonomiye kazandırılmasıyla sürdürülebilir üretim güçlenecek. <br />3- Depozito sistemi: Depozito Yönetim Sistemi’nin etkin uygulanması atık toplama altyapısını güçlendirecek, geri dönüşüm oranlarının artmasına katkı sağlayacak. <br />4- Yeşil OSB: Yeşil OSB’lerin yaygınlaşması Avrupa pazarındaki rekabet için kritik önem taşıyor, sınırda karbon düzenlemelerine uyumu kolaylaştıracak. <br />5- Lojistik: Demiryolu ve liman yatırımlarıyla güçlenecek altyapı ihracat hızını artıracak, maliyetleri düşürerek yeni pazarlara erişimi kolaylaştıracak. <br />6- Pazar çeşitliliği: Avrupa ana eksen korunurken Amerika, Afrika ve Orta Doğu’da dengeli büyüme hedeflenmeli, riskler bölgesel çeşitlilikle azaltılmalı. <br />7- Dijitalleşme: Yapay zekâ destekli üretim ve izlenebilirlik sistemleri verimliliği artıracak, tedarik zinciri yönetiminde şeffaflık sağlayacak. <br />8- Enerji verimliliği: Yenilenebilir enerji ve verimli üretim sistemleri maliyetleri azaltacak, karbon ayak izinin düşürülmesine katkı sağlayacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dış ticaret fazlası 3 milyar doları aştı</span></h2>
<p>Ambalaj sektöründe 2025 yılında ihracat 7,3 milyar dolara yükselirken, miktar bazında ihracat 3 milyon 416 bin tona ulaştı. Plastik ambalajlar 4,67 milyar dolar ile ilk sırada yer aldı. Kağıt ve karton ambalaj ihracatı 1,74 milyar dolar olurken, metal ambalaj ihracatı 618 milyon dolar, cam ambalaj ihracatı ise 229 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. İthalat miktar bazında yüzde 7 gerileyerek 1 milyon 793 bin tona düştü. Aynı dönemde dış ticaret fazlası yüzde 12,9 artışla 3 milyar 32 milyon dolara çıktı. Birleşik Krallık, Almanya, ABD, İtalya ve Irak en fazla ihracat yapılan ülkeler arasında yer aldı. Avrupa Birliği ülkeleri sektörün en büyük pazarı olmayı sürdürdü. </p>
<h2><span style="color: #e67e23;">Döngüsel ekonomi ve sürdürülebilirlik projelerine öncülük ediyor</span></h2>
<p>Zeki Sarıbekir, Anadolu Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nden mezunu olduktan sonra eğitimine İngiltere’de devam etti. Bu eğitimin ardından yurtdışında iki yıl iki ayrı ambalaj firmasında çalışan Sarıbekir, 1996 yılında aile şirketi Sarten Ambalaj AŞ’de göreve başladı. 2017 yılından beri Ambalaj Sanayicileri Derneği Başkanı olan Sarıbekir, Türkiye ambalaj sektörünün küresel rekabet gücünün artırılması, ihracatın geliştirilmesi ve sürdürülebilir üretim modellerinin yaygınlaştırılması için çalışmalar yürütmektedir. Uzun yıllardır ambalaj ve plastik sektöründe çeşitli sivil toplum kuruluşlarında aktif rol alan Sarıbekir, PAGEV ve TOBB bünyesindeki sektör meclislerinde görevler üstlenmiştir. Döngüsel ekonomi, yeşil dönüşüm ve sürdürülebilir ambalaj çözümleri konularında sektörün dönüşümüne yönelik projeleri desteklemektedir. Türkiye’nin ambalaj üretiminde bölgesel bir merkez haline gelmesi için yürüttüğü çalışmalar ve ihracat odaklı yaklaşımıyla tanınmaktadır. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuresel-olcekte-rekabeti-ikiz-donusumle-artiracagiz-76527</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/zeki-saribekir-1775627296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilir üretim ve dijitalleşmeye odaklanan ambalaj sektörü, ikiz dönüşüm yatırımlarıyla küresel rekabet gücünü artırmayı hedefliyor. Geri dönüşüm, verimlilik ve katma değerli üretim adımları, sektörün büyüme stratejisinin temelini oluşturuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borc-stokunda-doviz-payindaki-gerileme-durdu-76523</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borç stokunda döviz payındaki gerileme durdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkezi yönetim borç stoku şubat itibariyle 14,4 trilyon liraya çıktı. Borçtaki hızlı artış önemli ancak bir başka önemli durum daha var; döviz cinsi borç payındaki azalma 7 aydır durdu. Halen 13 puanı içerden dövizle borçlanma yüzde 53 gözüküyor. </strong></p>
<p>Savaşın yarattığı yeni küresel konjonktürün birinci gündemi küresel enflasyon… Ancak Türkiye’yi döviz durumu bakımından da yakından ilgilendiriyor. Döviz gelirlerinin düşmesi, giderlerinin ise başta enerji faturasından dolayı artması muhtemel bir tablo karşısında TCMB de TL’yi savunma hazırlığı yapıyor. İşte bu tabloda merkezi yönetim borç stokunun kompozisyonu da önem kazanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5e673225a4-1775625843.png" alt="" width="765" height="334" />Merkezi Yönetim borç stokunda döviz cinsi borç payında düşüş durdu. Bu yılın ocak ve şubat aylarında payı yüzde 53 olarak gerçekleşti. Geçen yılın ağustos, eylül, ekim, kasım ve aralık aylarından bu yana, 7 aydır düşüş yok. 2023 yılı haziran ayında döviz cinsi borç payı yüzde 67 ile zirve yaptıktan sonra, dezenflasyon programı sonrası mutedil bir düşüş eğilimindeydi. 2023 yılı sonunda yüzde 64’e gerilemişti. 2024 yılına yüzde 64 payla başlamış, düşüşe devam ederek yılı yüzde 56 payla kapatmıştı. 2025 yılını da yine yüzde 55 payla başlamış ağustos ayında yüzde 53’e düşmüştü. Bu tarihten itibaren, son açıklanan 2026 Şubat ayına kadar yüzde 53’e takılı kalmış görünüyor. Merkezi Yönetimin borç stokunda dış borç stoku payı yüzde 40 gözüküyor. Ancak içerden de döviz cinsi borçlanma yapıldığı için, toplam iç + dış döviz cinsi borç payı yüzde 53’e çıkıyor. Bu rakamlara göre 53 puanın 13 puanı içerden döviz borçlanmalardan geliyor. Yeni dönemde içerden dövizle borçlanma durdurulduğu için Haziran 2023’ten beri 12-13 puanlık payında önemli bir değişiklik olmadı. 2025 yılı şubat ayında 14 trilyon 395 milyara ulaşan MY borç stokunun iç – dış, döviz – TL yönünden son kompozisyonu şöyle: </p>
<p>▶ 8 trilyon 664 milyar lirası iç borçlardan (payı %60) <br />▶ 5 trilyon 732 milyarı dış borçlardan (payı %40) oluşuyor.<br />▶ Toplam borç stokunun yüzde 47’si TL cinsi <br />▶ Yüzde 53’ü döviz cinsi borçtan oluşuyor <br />▶ İç borç stoku payının yüzde 60 olmasına karşın döviz cinsi borç payının yüzde 53 olmasının nedeni, aradaki 13 puanı ifade eden miktarın (1 trilyon 54 milyar lira = 26 milyar dolar!) içerden dövizle borçlanılması…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borc-stokunda-doviz-payindaki-gerileme-durdu-76523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borç stokunda döviz payındaki gerileme durdu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-abnin-sanayi-hizlandirma-yasasi-icin-gorus-topluyor-76522</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık, AB’nin &#039;Sanayi Hızlandırma Yasası&#039; için görüş topluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin, başta Çin olmak üzere bölge sanayisini korumak, imalat sanayiinin GSMH içindeki payını artırmaya yönelik hazırladığı Sanayi Hızlandırma Yasası’nın Türkiye’yi etkilememesi için girişimler devam ediyor. Ticaret Bakanlığının, sanayi ve ticaret oda ve sivil toplum kuruluşlarına bir yazı göndererek, AB’nin taslağa ilişkin 20 Mayıs’a kadar görüş alacağı, AB’ye doğrudan görüş verilebileceği belirtildi. Diğer yandan, iş dünyasına gümrük birliği uygulamasına dahil Türkiye’nin şüpheye yer vermeyecek şekilde bu yasanın kısıtlayıcılığı dışında kalmasını temin etmek için çalışmaların sürdüğü, genel düzenlemelere ilişkin de bir pozisyon belgesi hazırlandığı belirtilerek, bunun için de görüşler istendi.</p>
<p>Bu arada Bakanlık düzenlemenin çerçevesi ve olası etki kanallarına yönelik bir bilgi notu da gönderdi. Buna göre “Made in Europe” yaklaşımı doğrultusunda AB menşeli sayılmada gümrük birliğine dahil olan ülkeler atfı görünüyor ancak bakanlık bunu kesinleştirmek istiyor. Diğer tüm ülkelerin kapsam dışı sayılmasına yönelik belirlenen kriterde ise, karşılıklılık ilkesi gözetiliyor.</p>
<h2>Yabancı yatırımlara kontrol </h2>
<p>Düzenleme, 100 milyon doların üzerindeki yabancı yatırımlar ile yenilenebilir enerji, batarya teknolojileri gibi özel alanlardaki yatırımlarda kontrol oluşturulmasını düzenliyor. Diğer bir düzenleme ise Birlik üyesi tüm ülkelerin her birinin bir “yatırım otoritesi” kurması; ayrıca yabancı yatırımları onaylarken 6 ayrı şart sayılırken, yatırım onaylarında bunlardan en az 4’ünün karşılanması kuralı getiriliyor.</p>
<p>Bilgi notunda 6 şart şöyle sıralandı: “(1) yabancı yatırımcının kontrol payının yüzde 49’u aşmaması, (2)yatırımların AB’li ortaklarla ortak girişim şeklinde ve etkin teknoloji transferi ile gerçekleştirilmesi, (3) fikri mülkiyet ve know-how’ın AB’deki varlıklara lisanslanması, (4) AB içinde Ar-Ge harcaması yapılması (en az yüzde 1 ciro oranında), (5) iş gücünün en az yüzde 50’sinin AB çalışanlarından oluşması ve istihdamın korunması, (6) üretim girdilerin Birlik ülkelerinden temin edilmesine öncelik stratejisi hazırlanması ve en az yüzde 30’unun Birlikten temin edilmesinin hedeflenmesi”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-abnin-sanayi-hizlandirma-yasasi-icin-gorus-topluyor-76522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/ticaret-bakanligi-1752063094.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının, sanayi ve ticaret oda ve sivil toplum kuruluşlarına bir yazı göndererek, AB’nin Sanayi Hızlandırma Yasası taslağı hakkında görüş alacağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tesvikli-byd-yatirimi-iki-yildir-nerede-76521</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Teşvikli BYD yatırımı iki yıldır nerede?&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Adana Milletvekili Sadullah Kısacık, Çinli otomotiv firması BYD’nin Manisa’da kurmayı taahhüt ettiği 1 milyar dolarlık fabrika yatırımı kapsamında sağlanan ayrıcalıklara rağmen aradan geçen yaklaşık iki yıl içinde yatırımın gerçekleşmemesine tepki gösterdi. Kısacık, saha ziyaretleri kapsamında Manisa’da Çinli otomotiv devi BYD’nin yatırım yapmayı taahhüt ettiği bölgede incelemelerde bulundu. Kısacık, “Zemine dökülmüş beton, birkaç konteyner barınak ve bir miktar demir yığını dışında yatırım adına hiçbir şey yok” diyen Kısacık, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile BYD arasında yapılan antlaşma kapsamında Çinli otomotiv devine verilen teşvik ve vergi ayrıcalıklarına rağmen yatırım planlanan alanda hiçbir ilerleme olmadığına dikkat çekti. Kısacık, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile imzalanan antlaşma kapsamında yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırımla yıllık 150 bin araç üretim kapasiteli ve 5 bin kişilik istihdam sağlama taahhüdünde bulunan BYD’ye yüzde 40 ek gümrük vergisi muafiyeti verildiğini, ayrıca şarj edilebilir hibrit araçlarda ÖTV oranının yüzde 80’den yüzde 30’a düşürüldüğünü hatırlattı.</p>
<p>Aradan geçen yaklaşık iki yıl sürede aldığı teşvik ve muafiyetlerle sadece 2025 yılında 45 bin 537 araç satışından milyarca lira kâr elde eden BYD’nin taahhüt ettiği fabrika yatırımını hala gerçekleştirmediğini belirterek, “Karşılaştığımız manzara karşılığında BYD onca teşvik ve muafiyetle milyarlarca lira kârı cebine indirdi, yani açıkçası bakanlık ve iktidarı kandırdı.</p>
<p>Buradan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’a soruyorum. İmza törenleri yapıldı, yatırım müjdeleri verildi. Peki BYD nerede? Manisa’ya yapılacak olan yatırım nerede? Manisa’ya yapılacağı söylenilen Çin Mahallesi nerede? Yine mi kandırıldınız? Bir ay değil, iki ay değil, 6 ay değil! İki yıl olmuş ama ortada yatırım yok” dedi.</p>
<p><strong>Süreç şeffaf yürütülmüyor </strong></p>
<p>Sürecin şeffaf yürütülmediğine dikkat çeken Kısacık, verilen teşviklerin hangi şartlara bağlandığının ve yatırım takviminin kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini belirterek, “Bu milletin cebinden çıkan vergilerle verilen teşvik karşılığında BYD’nin söz verdiği yatırım nerde? BYD bu yatırımı yapacak mı? Bakanlık ve iktidar kamuoyuna ve millete bir açıklama yapmalıdır. Milletvekillerinin sorduğu sorulara, verdiği soru önergelerine geçiştirmeden açıkça cevap verilmelidir” dedi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tesvikli-byd-yatirimi-iki-yildir-nerede-76521</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/byd.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Teşvikli BYD yatırımı iki yıldır nerede?&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savasin-iklim-faturasi-barisin-yatirim-firsati-76519</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaşın iklim faturası barışın yatırım fırsatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Savaşın iklim maliyeti varsayımsal değil. Ölçülebilir. Ve giderek büyüyor. İran savaşı üzerinden yapılan ilk hesaplamalar, daha ilk 14 günde ortaya çıkan karbon emisyonunun 5 milyon tonu aştığını gösteriyor.</strong></p>
<p>Savaşın bedeli yalnızca yıkılan kentler, kaybedilen hayatlar ve bozulan dengelerle sınırlı değil. Çatışmaların bir de görünmeyen iklim faturası var. İran savaşı üzerinden yapılan ilk hesaplamalar, daha ilk 14 günde ortaya çıkan karbon emisyonunun 5 milyon tonu aştığını gösteriyor. Üstelik asıl büyük yükün, savaş bittikten sonra başlayacak yeniden inşa döneminde ortaya çıkması bekleniyor.</p>
<p>İran merkezli çatışma üzerinden yapılan son hesaplamalar, savaşın iklim üzerindeki etkisinin artık soyut bir tartışma olmaktan çıktığını gösteriyor. Tam tersine, ölçülebilen, raporlanabilen ve kamu politikalarının parçası haline getirilmesi gereken somut bir maliyetle karşı karşıyayız.</p>
<p>Veriler çarpıcı: Queen Mary University of London araştırmacılarına göre, ABD-İsrail’in İran’la savaşı yalnızca ilk 14 günde 5 milyon tonun üzerinde karbon emisyonuna neden oldu. Bu rakam, savaşın yalnızca görünen değil, görünmeyen yıkımının da ne kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor. 5 milyon tonluk emisyon, yaklaşık 1,1 milyon otomobilin bir yıl boyunca trafikte olmasına eşdeğer. Bir başka ifadeyle, büyük bir Avrupa kentindeki tüm otomobillerin yıllık emisyonuna yakın bir yükten söz ediyoruz. Aynı rakam, yaklaşık 1 milyon transatlantik uçuşun yarattığı karbon etkisine de denk düşüyor. Savaşın iklim boyutu tam da burada görünür hale geliyor: Birkaç haftalık askeri operasyon, milyonlarca bireysel tüketim ve ulaşım faaliyetinin toplamına eşit bir çevresel yük yaratabiliyor.</p>
<p><strong>Savaş koşullarında doğrudan ölçüm yapmak imkânsız</strong></p>
<p>Üstelik bu hesabın ihtiyatlı bir tahmin olduğu özellikle vurgulanıyor. Çünkü savaş koşullarında doğrudan ölçüm yapmak neredeyse imkânsız. Askeri yakıt tüketimi, lojistik zincirleri, mühimmat üretimi ve tedarik sistemleri çoğu zaman ayrıntılı biçimde kamuoyuna açıklanmıyor. Bu nedenle araştırmacılar, emisyonu doğrudan ölçmek yerine harcama bazlı bir yöntem kullanıyor. Yani harcanan her dolar başına ortaya çıkabilecek ortalama karbon miktarı hesaplanıyor.</p>
<p>Bu yaklaşım kusursuz değil; ama yine de bugüne kadar büyük ölçüde görünmez kalan askeri emisyonlara dair önemli bir çerçeve sunuyor.</p>
<p><strong>Savaşların asıl karbon yükü çatışma sonrası ortaya çıkıyor</strong></p>
<p>Rakamların en dikkat çekici olanlarından biri de ABD’nin harcaması. Reuters’a göre yalnızca Amerika Birleşik Devletleri, çatışmanın ilk 6 gününde en az 11,3 milyar dolar harcadı. Kullanılan hesaplama yöntemine göre, yalnızca bu ilk altı günlük harcama yaklaşık 3,4 milyon ton karbon emisyonu anlamına geliyor. Başka bir deyişle, savaşın iklim maliyeti haftalar içinde değil, günler içinde milyon tonlarla ifade ediliyor.</p>
<p>Ancak asıl mesele yalnızca aktif çatışma dönemi değil. Eldeki veriler, savaşların asıl karbon yükünün çoğu zaman çatışma sonrası dönemde ortaya çıktığını düşündürüyor. Çünkü yıkılan kentlerin, yolların, köprülerin, enerji altyapısının ve kamu binalarının yeniden yapılması gerekiyor. Ve yeniden inşa, çimento, çelik, asfalt, ağır iş makineleri, taşımacılık ve enerji yoğun üretim anlamına geliyor.</p>
<p>Birleşik Krallık hükümet verilerine göre, yalnızca inşaat faaliyetleri için harcanan her 1 milyar sterlin, yaklaşık 250 bin ila 350 bin ton karbon emisyonu üretiyor. Buna moloz kaldırma, atık yönetimi, tedarik zinciri kırılmaları ve güvenlik gerekçesiyle oluşun ek lojistik yükler dâhil değil. Bu nedenle savaşın gerçek iklim faturasının, çatışma anında hesaplanan rakamların çok ötesine geçmesi bekleniyor. Yani 5 milyon ton, muhtemelen yalnızca başlangıç.</p>
<p><strong>Karbon muhasebesi yeni bir eşik yaratabilir</strong></p>
<p>Sorunun bir başka kritik boyutu ise yönetişim. Çünkü savaşın iklim maliyeti bugün hâlâ uluslararası iklim rejiminin güçlü ve şeffaf bir parçası değil. Kyoto Protokolü döneminde ülkelerin askeri emisyonlarını ulusal bildirimlerin dışında bırakabilmesine olanak tanıyan boşluklar vardı. Paris Anlaşması bu dar çerçeveyi aşmış olsa da askeri emisyonların bugün de tutarlı, ayrıştırılmış ve karşılaştırılabilir biçimde raporlandığını söylemek zor. Kurumlara karbon emisyonlarını ölçme, yönetme ve azaltma konusunda danışmanlık veren BOM Systems Karbon Danışmanı ve Operasyon Direktörü Dr. Laura-Jane Nolan, karbon muhasebesinin bu noktada yeni bir eşik yaratabileceğini ifade ediyor. Nolan, uluslararası kabul görmüş standartlarla, örneğin ISO 14064-1 gibi çerçevelerle çatışma ve yeniden inşa süreçlerinin karbon etkisini sistematik biçimde ölçmenin, çevresel hesap verebilirlik açısından önemli bir adım olabileceğini söylüyor.</p>
<p>Nitekim Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında Birleşmiş Milletler Tazminat Komisyonu, petrol yangınları ve ekosistem kayıpları dahil çevresel zararlar için milyarlarca dolarlık tazminata hükmetmişti. Karbon maliyetinin de bu tartışmanın parçası haline gelmesi artık kaçınılmaz görünüyor.</p>
<p>İşin ekonomik tarafı da en az çevresel tarafı kadar çarpıcı. Çatışmanın yalnızca ilk altı gününde harcanan yaklaşık 11,3 milyar dolar, büyük ölçekli güneş ve rüzgâr projelerine, elektrifikasyona dayalı ısıtma sistemlerine, temiz ulaşıma ve enerji güvenliğini artıracak altyapılara yöneltilebilirdi. Savaş, sadece yıkım üretmiyor; aynı zamanda alternatif yatırım imkânlarını da yok ediyor. Başka bir deyişle mesele yalnızca ne kadar karbon salındığı değil, aynı kaynakla neyin inşa edilebileceği sorusu…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yıkım için harcanan kaynakla ne inşa edilebilirdi?</strong></span></p>
<p>Dr. Laura-Jane Nolan’a göre, savaş sonrası yeniden inşa süreci artık yalnızca fiziksel bir toparlanma meselesi olarak görülemez. Nasıl bir altyapının yeniden kurulacağı, hangi enerji sistemlerinin seçileceği, hangi malzemelerin kullanılacağı ve finansmanın hangi koşullarla sağlanacağı, uzun vadeli emisyon patikasını da belirleyecek. Eski, verimsiz, fosil yakıta bağımlı sistemleri yeniden üretmek; yalnızca geçmişin sorunlarını tekrar etmek anlamına gelmeyecek, aynı zamanda geleceğin iklim risklerini de büyütecek. Buna karşılık, yeşil altyapı yatırımları ve düşük karbonlu inşa modelleri savaş sonrası dönemi bir tür dönüşüm fırsatına da çevirebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savasin-iklim-faturasi-barisin-yatirim-firsati-76519</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/9/1280x720/35-1775625204.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşın iklim faturası barışın yatırım fırsatı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1-dolarin-bedeli-petrol-enflasyon-ve-sanayici-recetesi-76518</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1 doların bedeli: Petrol, enflasyon ve sanayici reçetesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İran-İsrail/ABD hattındaki savaş ve Hürmüz Boğazı çevresindeki riskler bir yandan petrol fiyatlarını diğer yandan da enflasyonla mücadele eden ekonomiler için belirsizliği büyütüyor. Haber akışına göre kısa vadede pikler ve ani düşüşler yaşansa da net olan durum, denge aralığının yukarı kayması. Bu da özellikle enflasyonla mücadele eden ekonomiler için ‘son dakika kötü haber’ anlamına geliyor.</p>
<p><strong>1 dolar = 400 milyon dolar</strong></p>
<p>Bu tür dönemlerde konuyu soyuttan somuta indiren bir veri var. Enerji Bakanı’nın kamuoyuna yansıyan değerlendirmesine göre petrolün varil fiyatındaki (Brent petrol) 1 dolarlık artışın Türkiye’ye yıllık maliyeti yaklaşık 400 milyon dolar seviyesinde. Bu çarpan, fiyat bandı yukarı çıktığında cari denge ve bütçe üzerinde neden hızlı bir baskı oluştuğunu anlatmaya yetiyor.</p>
<p><strong>Enflasyon kanalı: TCMB’nin katsayısı ve politika alanı </strong></p>
<p>Petrol fiyatı artışı önce enerji ithalat faturasını büyütür, ardından maliyet kanalıyla zincirleme şekilde fiyatlara yayılır. IMF, petrolde %10’luk kalıcı artışın küresel enflasyona yaklaşık +0,4 puan, büyümeye ise -0,1/-0,2 puan etkisi olabileceğini not ediyor. TCMB’nin benzer şoklar üzerinden yaptığı hesaplamalarda da petrol fiyatlarında %10’luk kalıcı bir artışın enflasyonu yaklaşık 1 puan yukarı itebildiği vurgulanıyor. Sıkı para politikası yürütülen bir dönemde bu durum, hedeflere giden yolu uzatır ve faiz- büyüme dengesi üzerindeki baskıyı artırır. Hazine ve Maliye Bakanı’nın farklı açıklamalarında da petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyona +3,6- 4,4 puan ve cari açığa %1-%1,4 yukarı yönlü etkileri olacağı dile getirildi. Özetle enerji fiyatı şoku, enerji faturasının yükselmesi dışında enflasyon beklentilerini, finansman maliyetini ve rekabetçiliği de etkiliyor. </p>
<p><strong>Peki, neden daha da fırlamıyor? </strong></p>
<p>“Fiyatlar neden 150-200 dolara koşmuyor” sorusunun tek cevabı arz– talep dengesi değil. Finansal enstrümanlar ve beklenti yönetimi fiyatlamayı etkiler. Ancak daha temel ve daha kalıcı bir dinamik devrede: Enerji sisteminin yapısı değişti.</p>
<p>İklim değişikliği ile mücadele ve enerji güvenliği odağında enerji yatırımları son yıllarda küresel ölçekte belirgin biçimde büyüdü. IEA verileri, 2025’te toplam enerji yatırımının 3,3 trilyon dolar seviyesine ulaştığını; bunun 2,2 trilyon dolarının yenilenebilir, şebekeler, depolama, verimlilik ve elektrifikasyon gibi ‘temiz’ başlıklara gittiğini gösteriyor. Bu dönüşüm iki sonuç üretiyor. İlki, enerji üretimi daha fazla kaynağa yayılıyor ve yerelleşiyor. İkincisi, tüketim tarafı da elektrifikasyon ve verimlilik sayesinde şoklara karşı daha dayanıklı hale geliyor; şokun ekonomiye geçişini zayıflatıyor.</p>
<p><strong>Sanayici için çoklu etkili reçete </strong></p>
<p>Bu yeni dönemde sanayicinin ihtiyacı, fiyat şokuna dayanıklılık programı. Çünkü petrol bandı yukarı kaydığında rekabet, maliyetleri kimin daha iyi yönettiğiyle belirlenir. Peki, nasıl?</p>
<p>1) <strong>Enerji yönetimi ve veri disiplini:</strong> Ölçmediğiniz bir maliyeti yönetemezsiniz. Ürün bazlı enerji yoğunluğu, pik talep profili, yardımcı işletmelerin tüketim kırılımı, buhar/ kompresör/soğutma sistemlerinin performansı… Önce fotoğraf netleşmeli.</p>
<p>2) <strong>Hızlı kazanım:</strong> Basınçlı hava kaçakları, yanlış set değerleri, düşük verimli pompalar/fanlar, yalıtım eksikleri gibi yardımcı işletmeler ve operasyonel iyileştirmeler. Düşük yatırım- hızlı geri dönüş adımları, şok dönemlerinde nakit akışına nefes aldırır.</p>
<p>3) <strong>Verimlilik yatırımları:</strong> Soğutma grupları, ısı geri kazanım uygulamaları, optimizasyon ve otomasyon… Verimlilik, fiyat şoklarının bilançoya tam yansımasını frenler.</p>
<p>4) <strong>Şebeke etkisi hesaplanan elektrifikasyon:</strong> Isı pompası gibi çözümler doğru kurgulandığında hem maliyeti hem emisyonu düşürür. Ancak bağlantı kapasitesi, pik güç etkisi, talep yönetimi ve esneklik seçenekleri proje tasarımının parçası olmalı. </p>
<p>5) <strong>Yenilenebilir tedarik ve sözleşme kurgusu:</strong> Çatı GES, yenilenebilir kaynaklardan tedarik, uzun vadeli enerji sözleşmeleri, fiyat oynaklığını azaltan kurgu… Burada amaç, ‘en ucuz günü yakalamak’ değil, belirsizliği azaltmak.</p>
<p>Atık ısı geri kazanımı, yardımcı işletmelerin revizyonu, ısı pompası uygulamaları ve seçilmiş verimlilik yatırımlarıyla bir sanayi tesisinde enerji yoğunluğunu %30–35 bandında düşürmek mümkün. Bu da şok dönemlerinde panik yerine yönetilebilirlik sağlar.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Petrol fiyat bandı yukarı kaydığında, bunun ekonomimize maliyeti hem cari denge hem de enflasyon üzerinden hızlı gelir. Kısa vadede fiyatları tahmin etmek zor. Uzun vadede yapılacak işler ise enerji yönetimi, verimlilik, elektrifikasyon ve yenilenebilir tedarik adımlarını bir programa dönüştürmek. Böylece fiyat şoklarına karşı dayanıklılık kazanırken emisyon azaltımında da kalıcı ilerleme sağlarız. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1-dolarin-bedeli-petrol-enflasyon-ve-sanayici-recetesi-76518</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1 doların bedeli: Petrol, enflasyon ve sanayici reçetesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/martin-son-haftasi-taze-sebze-ve-meyve-enflasyonunu-nasil-etkileyecek-76517</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Martın son haftası taze sebze ve meyve enflasyonunu nasıl etkileyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gezdiğim ülkelerde alışveriş yapmasam da çarşı, pazar gezer fiyatlara bakarım. Barselona’da da öyle yaptım ve hayli de rahatsız oldum. Kişi başı milli geliri benim insanımdan bir kat daha fazla olanların, benzer ürünleri neredeyse aynı fiyata tüketmeleri beni derin düşüncelere sevk etti. Merak edip İspanya’nın TÜİK’i (Türkiye İstatistik Kurumu) Instituto Nacional de Estadística’nın sitesine girip baktım. İspanya’da şubatta yüzde 2,3 olan yıllık tüketici enflasyonu martta Ortadoğu’daki savaşın enerji kaynakları üzerindeki etkisi nedeniyle yüzde 3,3’e çıkmış. Biz ise mart ayı enflasyonunun yüzde 1,94 ile beklentilerin altında gelmesine, yıllıkta ise 30,87 olarak gerçekleşmesine sevinmiştik.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d5e1dfb3a44-1775624671.jpg" alt="" width="700" height="400" />
<figcaption><strong>Fiyatların zirvede dolaştığı bu fotoğrafı 25 Mart 2026 günü büyük bir zincir markette çektim.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da sosyal medya paylaşımında bu olumlu gelişmenin nedenlerinden biri olarak “taze meyve ve sebze ile işlenmiş gıda kalemindeki fiyat artışlarının zayıflamasının gıda fiyatları üzerindeki olumlu etkilerini” göstermişti. Mart ayında marketlere her gidişinde fiyatları görünce şapkası uçmuş bir kişi olarak taze meyve sebze fiyatlarının zayıfladığını görmemiştim ama “belki alışveriş yaptığımız yerler farklıdır” diye düşünüyorum. Ancak nisan ayında enflasyon canavarının daha da vahşileşeceği açık. Bir kere ve en önemlisi savaşın etkileri. Hükümetin özellikle akaryakıtta aldığı yerinde önlemlerle biraz nefes alınsa bile bunun da bir sınırı olduğunu kabul etmek gerekiyor.</p>
<p>İkinci neden ise TÜFE’nin hesaplanmasındaki metodoloji. TÜİK’in 2026 yılında enflasyon hesaplamasında kullandığı fiyat sayısının yüzde 43,29’u perakende ticaret sektöründe önemli paya sahip zincir marketlerden sağlanan barkod (satış) verileri. Ancak açıklamanın zamanında yapılabilmesi için her ayın yalnızca 1'i ile 24'ü arasındaki tüm barkod tarama verileri, her bir barkod için satış cirosu ve satış miktarını dikkate alınarak birim fiyatlara dönüştürülüyor. Yani mart enflasyonunda biraz Ramazan Bayramı tatilinin biraz da fırsatçılığın etkisiyle pazara gelen taze sebze ve meyve miktarı azaldığı için inanılmaz ölçüde artan son hafta fiyatları yok. Hesaplamada yer almayan mart ayının son haftası taze sebze ve meyvede hız kestiği düşünülen fiyatlara doping etkisi yapabilir. Buna bir de piyasanın kar hırsı eklenirse ortaya enflasyon cephesinde çok rahatsız edici bir tablo çıkabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/martin-son-haftasi-taze-sebze-ve-meyve-enflasyonunu-nasil-etkileyecek-76517</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Martın son haftası taze sebze ve meyve enflasyonunu nasıl etkileyecek? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/28-sirketin-nakit-akisi-guclu-neden-birileri-zarar-yaziyor-76525</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 28 şirketin nakit akışı güçlü, neden birileri zarar yazıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada operasyonel kârını (FAVÖK) en az %50 artıran şirketlerden, elde ettiği kârın asgari %80'ini işletme faaliyetlerinden nakit akışına çeviren ve tahsilatını 60 günün altına indiren 28 şirket bulunuyor. Yüksek faiz ortamında bu şirketler nakit üretme güçleri ile dikkat çekiyor.</strong></p>
<p>Kâğıt üzerindeki sanal kârlardan önce şirketlerin kasasına giren sıcak paranın neyi işaret ettiği gözlenmeli. Şirketler için dış finansmanın zorlaştığı ve kredi musluklarının daraldığı dönemlerde, dışarıdan borçlanmak yerine doğrudan kendi operasyonundan nakit üretenler zor süreçleri daha rahat atlatma yeteneğine sahip olabiliyor. Belirlediğimiz kriterleri karşılayan Türk Altın ve Şok Marketler alacaklarını anında tahsil etme yeteneğine sahip bulunuyor. Eğer kâr tablosu bir şirketin vitriniyse, nakit akışı ve tahsilat hızı o şirketin can damarıdır. Kârlılık kadar alacağını hızlı tahsil edebilenler ancak piyasanın zor koşullarında ayakta kalabilir.</p>
<h2>Alacağını anında tahsil edenler</h2>
<p>Türk Altın, geçtiğimiz yıl 16,9 milyar TL satış geliri üretirken, bu faaliyetlerden ötürü piyasada kalan ticari alacağı sadece 397 bin TL. En hızlı tahsil kabiliyetine sahip firma olarak öne çıkan firma, esas faaliyetlerden 3,87 milyar TL kâr elde etti. Dönem sonunda ise kârını %419 büyüterek 4,1 milyar TL’ye çıkardı. Hissenin fiyatı son bir aydır düşüş eğiliminde.</p>
<p>Perakende sektöründe olmasının avantajını iyi değerlendiren Şok Marketler, hızlı tahsil kabiliyetine sahip ikinci firma konumunda. Geçtiğimiz yıl 278,8 milyar TL gibi oldukça yüksek bir satış geliri oluşturan şirketin FAVÖK’ü güçlü olsa da esas faaliyetlerden 5,6 milyar TL zararda. Dönem sonu zararı ise 1,9 milyar TL seviyesinde duruyor.</p>
<h2>FAVÖK’ü nakde çevirebilenler</h2>
<p>Marmaris Altınyunus, geçtiğimiz yıl gelirini %4 düşürerek 49,9 milyon TL’ye indirdi. Esas faaliyetlerinden zarar yazan firma, dönem sonundaysa zarardan kâra geçti. Nakit akışı FAVÖK’ün 7 katı düzeyinde olan şirket, 379 F/K oranı ile işlem görüyor. Oran fiyatın yüksekliğine işaret ediyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5e80a5fb00-1775626250.png" alt="" width="900" height="496" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>DAĞITIM GELİRİ Mİ? BİRİKİM ARTIŞI MI?</strong></p>
<p><strong>Dağıtım geliri</strong>; düzenli nakit, psikolojik destek, bileşik kazanç, güvence, kârlılık. Kesinti kaybı, büyüme freni, düşük oran, ödeme iptali, hantallık.</p>
<p><strong>Birikim artışı</strong>; vergi ertelemesi, hızlı büyüme, gelecek vizyonu, kontrol gücü. Likidite eksiği, dalgalanma riski, sabır gerekliliği, çıkış zorluğu.</p>
<p><strong>Dört büyük ortak hissesini satmak için görüşüyor. Piyasa yeni yönetimi fiyatlıyor</strong></p>
<p>Escar Turizm’in son bir aydaki yükselişinin gerekçesi nedir? ● Ömer Büyük</p>
<p>Ömer, yılbaşından bu yana yatayda hareket eden Escar Turizm, martın ikinci haftasından itibaren yukarı yönlü ivmelendiği gözleniyor. 2025 faaliyet döneminde gelirini %2 düşüren firma, hem esas faaliyetlerinden hem de dönem sonunda zarar açıkladı. Yakın tarihli önemli gelişme ise sermayenin %79,62’sine sahip dört ortağın paylarını satmaya dair bir yatırımcı ile görüşmelere başlaması oldu. Piyasanın da yeni yönetim ihtimalini fiyatladığı anlaşılıyor. Yeni yönetimle birlikte şirketin daha güçlü bir yapıya kavuşma olasılığı talebi artırmış görünüyor.</p>
<p><strong>Bu hızla geçen yılın gelirini yakalar. Kâra dönmesi için maliyet ve giderler düşmeli</strong></p>
<p>Odine Teknoloji’nin bu yıl daha güçlü kâr açıklama olasılığı nedir? ● Ali Erdoğan</p>
<p>Ali, nisan itibarıyla Odine, 11,8 milyon dolarlık yeni iş bağlantısı açıkladı. Tutar, yıllık gelirin %27,8’ine denk geliyor. Henüz nisanın başı olması itibarıyla ulaşılan hacim, siparişlerin aynı şekilde sürmesi halinde 2025 yılı gelirlerinin rahatlıkla yakalanacağını gösteriyor. Bununla birlikte, enflasyon nazara alındığında ivmenin daha da artması şart. Diğer taraftan satışların güçlü kâra dönüşmesi için geçen yıl zarara dönen esas faaliyet kârının toparlanması gerekiyor. Bunun için hem maliyet hem de giderlerin kontrol altına alınması önemli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>MCU fonu mutlak getiri hedefiyle geçen altı ayda BIST 100’ün gerisinde kaldı</strong></p>
<p>Azimut Portföy’ün idare ettiği Mutlak Getiri Hedefli Hisse Senedi Serbest Fon (MCU), Temmuz 2025’ten bu yana işlem görüyor. Zayıf bir performansa sahip olan fon, aralıktan bu yana yönünü yukarı çevirmiş görünse de harekette değişim hayli sınırlı. Marttan bu yana para girişi yaşanıyor. Nisan ayının ilk haftasında gelen tutar 4,4 milyon TL oldu. Portföyü oluşturan varlıkların %76,92’si hisse senedi ve %12,49’u vadeli işlemler nakit teminatlarından oluşuyor. Hisse senetlerine yatırım yapıp türev araçlarla mutlak getiri sağlama stratejisiyle hareket eden MCU’nun risk değeri 2 düzeyinde. Düşük risk arayan ve güvenli yatırıma önem veren yatırımcılara hitap eden fon, son altı ayda %14,06 getiri sağladı. Aynı sürede BIST 100 Endeksi’nin çıkışı %20,76 düzeyinde gerçekleşti. Yükselişi endeksin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Çelik Motor, piyasadan TLREF +%1 faizle 750 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Çelik Motor, nitelikli yatırımcılara yönelik 06.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 750.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%1 olarak belirlendi. 368 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olup toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 09.04.2027 olarak açıklandı. 6 Nisan itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Çelik Motor’un verdiği %1 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRSCLKM42719 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5e7de16a13-1775626206.png" alt="" width="233" height="187" /><strong>İş C hissesindeki fon sayısı azalırken, portföyde tutanlar miktarı artırdı</strong></p>
<p>İş Bankası C’de fonların işlemleri alım ağırlıklı. Portföylerindeki hisseler %3,93 ile toplamda 44,39 milyon lot artarak 1,17 milyar lota çıktı. Elinde bulunduran sayısı ise 156’dan 147’ye indi. Hissede ZPLIB.F fonu 14,6 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, GBJ fonu 8 milyon lot ile en fazla satışı gerçekleştirdi. İş C hakkında bugüne kadar 27 aracı kurum öneride bulunurken 6 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Şeker Yatırım 29,61 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 17 TL ile TEB Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5e7c43ca23-1775626180.png" alt="" width="900" height="227" /><strong>SUN TEKSTİL</strong></p>
<p><strong>Kuzey Amerika pazarı için üretim üssü kuruyor. Yılın 3. çeyreğinde devreye girecek</strong></p>
<p>Sun Tekstil, Kuzey ve Orta Amerika pazarlarına coğrafi yakınlık sağlamak ve tedarik zincirini güçlendirmek amacıyla Guatemala’da şirket kurduğunu duyurdu. Yaklaşık 5 milyon dolar tutarında makine ve teçhizat yatırımıyla hayata geçecek operasyonun, yılın üçüncü çeyreğinde tam kapasiteyle faaliyete başlaması hedefleniyor. Zamana yayılan kademeli büyüme planıyla 2027 yılı sonuna kadar 120 kişilik istihdama ve yıllık 25 milyon dolarlık ciro seviyesine ulaşması öngörülüyor. Türkiye’deki kapasitesini korurken küresel tedarik zincirindeki rolünü genişletmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>NETAŞ</strong></p>
<p><strong>Üç yıl süreli bakım sözleşmesi imzaladı. Tutar yıllık gelirinin %12’si düzeyinde</strong></p>
<p>Netaş, %100 bağlı ortaklığı Netaş Bilişim Teknolojileri aracılığıyla Aselsannet ile kapsamlı bir hizmet alımı alt yüklenicilik sözleşmesine imza attı. Bakım, onarım ve güncelleştirme projesini kapsayan anlaşmanın toplam tavan bedeli KDV hariç 1,5 milyar TL olarak belirlendi. Sözleşme kapsamında sunulacak hizmetlerin süresi 36 ay olacak. Anlaşma tutarı yıllık gelirinin %12,45’i seviyesinde bulunuyor. Bilişim ve haberleşme sektöründe kamu destekli iştiraklerle uzun vadeli bakım anlaşmaları yapmak, şirketlerin gelirlerindeki dalgalanmaları azaltan gelişmelerdir.</p>
<p><strong>BAREM AMBALAJ</strong></p>
<p><strong>Yurt dışından 2,4 milyon dolarlık siparişin ön ödemesini aldı. Sevkiyat ay içinde</strong></p>
<p>Barem Ambalaj, Konya Ereğli tesislerinde yürüttüğü üretim faaliyetleri kapsamında yurt dışındaki yerleşik bir müşteriden 2,47 milyon dolar tutarında sipariş aldığını duyurdu. Sevkiyat nisan ayı içerisinde tamamlanacak. Anlaşma gereği satışın ön ödemeli olduğu ve bedelin tahsil edildiği belirtildi. Tutar, yıllık gelirinin %3,3’ü seviyesinde bulunuyor. Uluslararası ticarette mal mukabili veya uzun vadeli akreditiflerle çalışmaya göre, sipariş bedelinin tamamının üretim ve sevkiyat öncesinde peşin tahsil edilmesi, firmanın pazarlık gücünün yüksekliğini gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/28-sirketin-nakit-akisi-guclu-neden-birileri-zarar-yaziyor-76525</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 28 şirketin nakit akışı güçlü, neden birileri zarar yazıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ekonomi-40-kilometrelik-bir-darbogazda-76515</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ekonomi 40 kilometrelik bir darboğazda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo yalnızca kısa vadeli bir ekonomik dalgalanma olarak değerlendirilmemeli. Aksine, bu süreç küresel ekonominin ne kadar hassas dengeler üzerinde ilerlediğini ve jeopolitik risklerin ekonomik sistem üzerinde ne denli belirleyici olabildiğini bir kez daha ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Ekvator çevresinden ölçüldüğünde dünyanın çevresi yaklaşık 40.000 kilometre. Buna karşılık bugün küresel ekonomiyi adeta kilitleyen Hürmüz Boğazı’nın genişliği yalnızca yaklaşık 40 kilometre. 115 trilyon dolarlık dünya ekonomisinin bu denli dar bir geçide bağımlı olması küresel kırılganlığın en çarpıcı göstergelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5e0fd36a01-1775624445.png" alt="" width="500" height="368" />Dünya enerji arzının yaklaşık yüzde 20’sinin ve tarımsal üretimin en kritik girdilerinden biri olan gübrenin yüzde 25-30’unun geçtiği bu boğaz, yalnızca bölgesel değil, doğrudan küresel ölçekte bir risk unsuru haline gelmiş durumda. Savaşın başlamasıyla birlikte petrol fiyatlarının bir ay içinde neredeyse iki katına yaklaşması ve finansal piyasalarda gözlenen sert dalgalanmalar, bu riskin ekonomik yansımalarını açık biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p>Yaklaşık 40 gündür devam eden bu savaşın ne yöne evrileceği hâlâ büyük bir belirsizlik içeriyor. Yazının yayımlandığı gün itibarıyla dünya ekonomisi ya daha kaotik bir sürecin içine girmiş olacak ya da görece bir rahatlama yaşayacak. Ancak 8,5 milyara yakın insanın yaşamını doğrudan ya da dolaylı etkileyen böylesine bir riskin varlığı bile başlı başına ciddi bir endişe kaynağıdır.</p>
<p><strong>İstatistiklerin ötesinde bir insanlık tablosu</strong></p>
<p>Günlük haber akışı içerisinde çoğunlukla kaç füze atıldığı, hangi tesislerin vurulduğu, hangi sistemlerin devre dışı bırakıldığı gibi askeri detaylara odaklanıyoruz. Oysa bu sürecin insani boyutu çoğu zaman geri planda kalıyor. Mevcut veriler yalnızca bir ayda yaklaşık 4.000 kişinin hayatını kaybettiğini, 35 ila 40 bin kişinin ise yaralandığını gösteriyor. Bu rakamlar, aileleriyle birlikte yüz binlerce insanın doğrudan etkilendiği büyük bir insani trajediye işaret ediyor. En ağır kayıpların İran ve Lübnan’da yoğunlaştığı görülürken, bölgedeki birçok ülke farklı düzeylerde bu çatışmanın etkisini hissediyor.</p>
<p><strong>Hürmüz’den 129 gemi geçiyordu, 6’ya düştü. </strong></p>
<p>Savaşın ekonomik etkilerine ilişkin ilk somut göstergeler ise Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş verilerinde kendini gösteriyor. Savaş öncesinde günde ortalama 129 geminin transit geçtiği bu dar su yolu, çatışmaların başlamasından sonra günde ortalama 6 gemiye kadar gerilemiş durumda. Bu sınırlı geçişlerin de büyük ölçüde özel izinlerle gerçekleştirildiği ifade ediliyor. Bu durum, küresel enerji ve ticaret akışının ne kadar kırılgan bir zeminde ilerlediğini açıkça ortaya koyuyor.</p>
<p>Petrol fiyatlarındaki yükseliş ise bu sürecin en belirgin ekonomik yansıması olarak öne çıkıyor. Savaş öncesinde 60 dolar civarında seyreden petrol fiyatları, bugün 100-110 dolar bandının üzerine çıkmış durumda. Rus petrolü, ABD’nin Teksas petrolü ve Orta Doğu (Dubai) kaynaklı petrol türlerinin tamamında benzer artışlar gözleniyor. Bu tür hızlı fiyat artışlarının enflasyon üzerindeki etkisi ise tarihsel olarak oldukça net. Pandemi sonrası ve Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde petrol fiyatlarının 50–60 dolardan 110 dolara yükselmesi, gelişmekte olan ülkelerde enflasyonun yüzde 5’lerden yüzde 15’lere, gelişmiş ülkelerde yüzde 2-3 bandından yüzde 8-9’lara gitmesine yol açmıştı. Veriler çok yakın bir döneme işaret ediyor. İş uzarsa enflasyonun nerelere gidebileceğini net bir şekilde söylüyor. </p>
<p><strong>Küresel ticarette sert yavaşlama</strong></p>
<p>Küresel ticaret tarafında da önemli bir yavaşlama riski söz konusu. 2022 -2025 arası sürekli yükseliş eğiliminde olan dünya ticareti,  2025 yılında ticaret savaşlarına rağmen yüzde 4,7 büyümüştü.  UNCTAD raporuna göre yaşanan gelişmelerle dünya ticaret büyümesi yüzde 1,5 ile 2,3 aralığına gerileyecek. Ticaretteki bu ivme kaybı, doğal olarak küresel büyüme üzerinde de aşağı yönlü baskı yaratıyor. Dünya genelinde yüzde 2,9’dan yüzde 2,6’ya, gelişmekte olan ülkelerde yüzde 4,7’den yüzde 4,1’e, gelişmiş ekonomilerde ise yüzde 1,7’den yüzde 1,3’e gerilemesi öngörülüyor.</p>
<p><strong>Gelişmekte olan ülkelerin paralarında değer kaybı</strong></p>
<p>Bu süreçte döviz piyasalarında da dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor. Gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinde değer kayıpları gözlenirken, küresel faiz oranları da yükseliş eğilimine girmiş durumda. Afrika ülkelerinin paralarında değer kaybı son 1 ayda %2,9, Asya ülkelerinde yüzde 2,3 oldu. Hindistan’da bu oran yüzde 5 seviyelerine ulaştı. İçeride ciddi rezerv kayıpları ile tuttuğumuz döviz kurları, rakiplerimiz değer kaybı yaşarken rekabet gücümüzü daha da olumsuz etkileme riski barındırıyor.   Artan enflasyon beklentileri ve risk algısı, borçlanma maliyetlerini yukarı çekiyor. Özellikle dış borç yükü yüksek olan ülkeler açısından bu durum ciddi bir kırılganlık yaratıyor. Nitekim Birleşmiş Milletler verilerine göre 46 ülkede yaşayan yaklaşık 3,4 milyar insan için borç servis ödemeleri, sağlık ve eğitim harcamalarını aşmış durumda. Küresel faizlerdeki artış ve büyümedeki yavaşlama, bu ülkelerdeki sosyoekonomik baskıyı daha da artırma potansiyeline sahip.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5e13156c0a-1775624497.png" alt="" width="999" height="394" />Sonuç olarak, bugün karşı karşıya olduğumuz tablo yalnızca kısa vadeli bir ekonomik dalgalanma olarak değerlendirilmemeli. Aksine, bu süreç küresel ekonominin ne kadar hassas dengeler üzerinde ilerlediğini ve jeopolitik risklerin ekonomik sistem üzerinde ne denli belirleyici olabildiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Henüz kara savaşına dönüşmemiş, ağırlıklı olarak hava operasyonlarıyla sınırlı kalan bir çatışmada bile bu denli ağır insani ve ekonomik sonuçların ortaya çıkması, riskin boyutunu açıkça gösteriyor.</p>
<p><strong>Dünya, savaş öncesinden farklı olacak</strong></p>
<p>Savaşın bugün sona ermesi halinde dahi, ortaya çıkan ekonomik hasarın ve değişen beklentilerin kısa sürede eski seviyelerine dönmesi oldukça zor görünüyor. 11 Eylül saldırılarından 2008 küresel finans krizine ve pandemi dönemine kadar uzanan süreçte olduğu gibi, içinde bulunduğumuz dönem de büyük olasılıkla tarihsel bir kırılma noktası olarak anılacaktır. Sonuçları sadece ekonomik değil, jeopolitik, politik alanlarda da hissedilecek çok ciddi bir sürecin içerisinden geçiyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ekonomi-40-kilometrelik-bir-darbogazda-76515</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/5/1280x720/hurmuz-bogazi-1775624428.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ekonomi 40 kilometrelik bir darboğazda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belirsizligin-stratejik-akli-iletisim-76514</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belirsizliğin stratejik aklı: İletişim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Belirsizliğin kalıcı bir zemin haline geldiği günümüzde, iş liderlerine samimiyetle iletmek istediğim bir mesaj var: İletişim, karar kalitesinin belirleyici unsurlarından biri olarak, pek çok noktada hayat kurtarıcı olabilir.</strong></p>
<p>İş dünyası için belirsizlik artık kalıcı. Gerçek dağınık. Anlam kıt. Algoritmalar anlatıyı yazıyor.</p>
<p>Oysa, şirketler için güven her şey. Güven birikir. İtibar inşa edilir. Anlam kendiliğinden oluşmaz. İletişim, kurum ile paydaşları arasında güvenin test edildiği başlıca alandır. İletişimci de sadece mesaj taşıyıcısı değil, bir anlam mimarı. Ama çoğu zaman karar masasına bile alınmaz.</p>
<p>Strateji toplantısı yapılıyor. Masada herkes var. İletişim? O yok. Çünkü, onun sırası kararlar alındıktan sonra gelecek. <em>"Bunu nasıl duyuralım?" </em>sorusu için.</p>
<p>Kurumların büyük çoğunluğunda iletişim tam da bu konumda tutuluyor. Mesaj yazar. Basın bülteni çıkarır. Etkinlik yapar. Kriz geldiğinde ortalığı yatıştırmaya çalışır. Araya sıkıştırılır, işi biter, kenara çekilir. Aksesuar gibi. Takılır, çıkarılır. Esas kıyafeti etkilemez.</p>
<p>Belirsizliğin kalıcı bir zemin haline geldiği günümüzde, <strong>iş liderlerine</strong> samimiyetle iletmek istediğim bir mesaj var: <em>İletişim, karar kalitesinin belirleyici unsurlarından biri olarak, pek çok noktada hayat kurtarıcı olabilir.</em></p>
<p><strong>Gerçek dağıldı, anlam kıtlaştı</strong></p>
<p>Bilgi artık dağıtık, parçalı ve kontrolsüz. Anlatı üretmenin maliyeti sıfıra yaklaşırken, doğrulamanın maliyeti katlanarak artıyor. Algoritmalar öfkeyi, çatışmayı, uç sesleri ödüllendiriyor. Krizler artık yalnızca toplumsal tepkiyle değil, algoritmik dağıtım tercihleriyle büyüyor.</p>
<p>Kurumlar, üretilen bilginin çıkış noktasını kontrol edemiyor. Hız ile derinlik arasındaki makas genişliyor, güven aşınıyor. Bu ortamda anlam kurmak, meseleyi doğru okumak, bağlamını görmek, neyin önemli neyin gürültü olduğunu ayırt etmek, çok hayati hale geliyor.</p>
<p><strong>Karar anında masada kim yok?</strong></p>
<p>Bir şirket düşünün. Önemli bir karar tartışılıyor. Masada her uzmanlık var. Ama iletişim yok. Karar alınıyor. Uygulama başlıyor. Birkaç ay sonra beklenmedik bir tepki geliyor. Kriz çıkıyor. İletişim masaya çağrılıyor: <em>"Bunu düzeltin."</em></p>
<p>Oysa, yangının kıvılcımları daha ilk karar masasında belirgindi. Sorulmayan sorular kıvılcımı gizledi. <em>Bu karar paydaşlarımıza ne anlam ifade edecek? Çalışanlarımız bunu nasıl okuyacak? Bu karar kurumun değerleriyle uyuşuyor mu? Algoritmik dolaşımda nasıl şekillenecek?</em> Bunlar boş sorular değil, tersine karar kalitesini belirleyen sorular. İletişim masada değilse, bu sorular çoğu kez gündeme gelmiyor.</p>
<p>Dahası, kararın kendisi kadar, oluşturulacak anlatısı da kritik. Ve bu hiç kolay değil. Çünkü,  algoritmalar artık devrede. Bağlamından koparılmış bir detay, yanlış çerçevelenmiş bir başlık, bir çalışanın sosyal medya yorumu… Bunlar, kararınızın kamusal anlamını sizden önce yazıyor. Sizin yönetmediğiniz boşluğu başkaları dolduruyor.</p>
<p>Güven, söylem ile eylem arasındaki tutarlılıktan doğar. Bu tutarlılığı izlemek, görünür kılmak, paydaşlara sürekli ve doğru biçimde aktarmak iletişimin işi. Ama iletişim, kararlardan sonra devreye giriyorsa, artık her şey için çok geç!</p>
<p><strong>Sistem körleşmesi</strong></p>
<p>Yönetim katında her tür veri var. Her şey ölçülüyor. Raporlar hazır. Buna rağmen, her şeyi bilmeye ve her zaman doğru kararlar vermeye muktedir olamadığımız bir çağdayız. Cevap üretmekten ziyade, doğru soruları sormak çok daha kritik.</p>
<p>Paradoks tam burada. Veri, hız, analiz… Yapay zekâ karar süreçlerine giriyor, modeller derinleşiyor, her şey daha hızlı işleniyor. Marifet giderek artıyor. </p>
<p>Peki, yargı, anlam, bağlam, etik… Yani, hikmet?</p>
<p>Marifet ile hikmet arasındaki mesafe açıldığında kurumlar yön kaybediyor. Hız, verimlilik, hedef baskısı, rahatsız eden doğru soruların önüne geçiyor. Oysa, Paul Argenti’nin söylediği gibi, sürekli olarak şunu sormaya ihtiyaç var: <em>Ne yapıyoruz ama yapmamalıyız? Ne yapmıyoruz ama yapmalıyız?</em></p>
<p>Bunlar <strong><em>kör nokta soruları.</em></strong> Güçlü bir iletişim fonksiyonu bu sesi çıkarabilir. Ama, zaten masada bile değilse, bu ses hiç yükselmiyor.</p>
<p><strong>Sonuç: İletişim, stratejik akıldır.</strong></p>
<p>Karar anında masada olmayan iletişim, doğru anlatının kurulamamasına yol açıyor. Doğru anlatı kurulmayınca, boşluğu algoritmalar dolduruyor. Algoritmalar herkese aynı gerçeği anlatmıyor, herkese ‘kendi’ gerçeğini veriyor.  Söylem ile eylem arasında fark olunca, güven erozyonu başlıyor. Güven erozyonu derinleşince sistem körleşiyor. Söylenen ile yapılan arasındaki mesafe, kurumun gerçek kimliğini belirliyor.</p>
<p>Bugünün rekabet avantajı bana göre teknolojide değil,<em> verinin hızı ile muhakemenin derinliği arasındaki dengeyi kurabilme becerisinde<strong>.</strong></em> <strong><em>Ve bu dengenin kurulması, ancak güçlü bir stratejik iletişim aklı ile mümkün.</em></strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belirsizligin-stratejik-akli-iletisim-76514</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belirsizliğin stratejik aklı: İletişim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/felaket-ile-altin-cag-arasinda-76513</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Felaket ile altın çağ arasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yatırımcılar üç farklı senaryo etrafında toplanıyorlar. İlk senaryoda; İran’daki bir rejim değişikliğinin Orta Doğu’da altın bir çağ başlatacağı düşünülüyor. Amerikan varlıklarının rakipsiz kalacağı öngörülerek, mevcut fiyat düşüşleri birer alım fırsatı olarak değerlendiriliyor. İkinci yaklaşım; tarafların ekonomik menfaatleri doğrultusunda yeni bir düzen kuracağını, böylece çeşitli sorunlar çıksa dahi bir felaketin önleneceğini savunuyor. Karamsar tarafta kalan son grupsa, yakıt stoklarının tükenmesi ve tarımsal arzın durma noktasına gelmesiyle dünya ekonomisinin bir yıkıma sürükleneceğini ileri sürüyor.</p>
<p>Bunlar için belirleyici olan, Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin normale dönüp dönmeyeceğidir. Boğaz dünyanın en pahalı gişesine dönüştü. İran, geçen her gemiden 2 milyon dolar tahsil ediyor. Haftada 30 gemiden, hazineye 60 milyon dolar kalıyor. Ek olarak, ülkenin petrolü savaş öncesinde 45 dolardan alıcı buluyordu. Satış fiyatı bugün 100 doların üzerine çıktı. Kasasına her gün milyonlarca doların girdiği bir yönetimin, ABD’nin istediği şartlarda ateşkes masasına oturması zor olabilir.</p>
<p>Diğer taraftan piyasalarda; doların güçlenmesi, tahvil faizlerinin yükselmesi, borsa endekslerinin zayıflaması, petrol fiyatının artması, Fed’in faiz indirimlerini ertelemesi gibi Trump’ın hiç istemediği olaylar yaşanıyor. Başkan’ın savaşı körükleme tercihi, hedeflediği ekonomik tablodan her geçen gün biraz daha uzaklaşmasına neden oluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/felaket-ile-altin-cag-arasinda-76513</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Felaket ile altın çağ arasında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-politikalarimiz-dogru-mu-ne-yapmali-76512</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi politikalarımız doğru mu? Ne yapmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dar ve sabit gelirli emekli, işçi ya da memurun yaşantısına ve algılamasına göre ekonomiyi tarifi ile tuzu kuru bir yeni yetme konjonktür zengininin tarifi farklıdır. Konu sadece ekonomi de değildir, açıkçası bir ekosistemdir. Yani çevresel faktörler de önemlidir.</strong></p>
<p>İçinde bulunduğumuz iç ve dış konjonktür itibariyle ekonomimiz nereye gidiyor?</p>
<p>Daha doğrusu ekonomi politikalarımız doğru mu, değil mi? Ne yapmalı?</p>
<p>Aslında durum biraz “<em>körün fili tarifi gibi…”.</em> Malum kör, fili, tuttuğu yere göre tarif eder. Eğer hortumunu tutarsa “fil, hortumdur” der; kulaklarını tutarsa “fil, kulaktır” der; dişlerini tutarsa “fil, diştir” der. Dolayısıyla tarifler kişiye göre değişir.</p>
<p>Oysa fil bunların hepsidir, bütünüdür. Sadece her bir özelliğini öne çıkararak tariflemek yanlış olur.</p>
<p>Şimdi bizim de ekonomimizi tarifimiz biraz buna benziyor.</p>
<p>Ekonominin sektörlerine göre, kesimlerine göre, birey veya hane halkına, siyaset adamına, çiftçisine, sanayicisine, emeklisine, gencine, kadınına göre tarif değişir.</p>
<p>Gerçekten de dar ve sabit gelirli emekli, işçi ya da memurun yaşantısına ve algılamasına göre ekonomiyi tarifi ile tuzu kuru bir yeni yetme konjonktür zengininin tarifi farklıdır. Konu sadece ekonomi de değildir, açıkçası bir ekosistemdir. Yani çevresel faktörler de önemlidir.</p>
<p>Konunun siyaset adamları açısından algılanması ise çok daha farklıdır. Örneğin Hazine ve Maliye Bakanı’nın temel bakışı, ülkenin borçlanabilme kapasitesi ve kayıt dışılığı önleme ya da en aza indirme algısıdır.</p>
<p>Mehmet Şimşek’e göre;</p>
<p>- Vergi harcamalarının GSYH’ye oranı azalıyor,</p>
<p>- Dolaylı vergilerin toplam vergiler içindeki payı yüzde 66’dan yüzde 62’ye geriliyor,</p>
<p>- Dezenflasyon programı sonrası Gini katsayısı iyileşme sergiliyor, yani gelir dağılımında bozulmanın yerini düzelme alıyor,</p>
<p>- Çalışanların ulusal gelirden aldığı pay artmaya devam ediyor,</p>
<p>- Vergilerin GSYH içindeki payı artıyor, dolayısıyla kayıt dışılık azalıyor,</p>
<p>- Potansiyel vergi mükelleflerinde denetim oranı yükseliyor,</p>
<p>- Bu konuda yapay zeka (gelişmiş algoritma) kullanılıyor,</p>
<p>- Reel sektörde finansa erişime ağırlık veriliyor,</p>
<p>- İhracatçının desteklenmesine büyük öncelik tanınıyor,</p>
<p>- Tarımsal üretimin artırılmasına yönelik hassasiyet sürdürülüyor,</p>
<p>- Esnaf kredilerinin faizinde sübvansiyon sağlanıyor,</p>
<p>Oysa iş dünyası, özellikle sanayici kesimi sessiz ağlayışını ve kapalı kapılar arkasındaki eleştirilerini sürdürüyor. Tarım kesimi zaten tükenmişliğini yaşıyor. Umudumuz iklim koşullarına dayandırılmış durumda.</p>
<p>Emekli ve sabit gelirli ücretlilerin durumunun iyi olduğunu kimse söylemiyor. Kira, ulaştırma, gıda, eğitim, sağlık gibi harcamalarını karşılamaktan yoksun, borç çevirerek kendi yaşamını sürdürmeye çalışıyor.</p>
<p>Eğitimsiz ve sağlıksız bir toplum ve gençlik olgusu zaten geleceğin tehdidi olarak karşımızda duruyor.</p>
<p>Bütün bu olumsuzluklar karşısında çaresiz mi kalacağız? Kaderimize razı mı olacağız?...</p>
<p>Elbette hayır.</p>
<p>Unutmayalım ki her tehdidin beraberinde fırsatlar da var. Neredeyse küresel savaşa dönüşme riski taşıyan jeopolitik durumun, ülkemiz için, beraberinde getirdiği fırsatlar var.</p>
<p>Şöyle ki;</p>
<p>- Ortadoğu coğrafyasında ekonomik, askeri, politik gücü itibariyle Türkiye’nin çok ciddi bir avantajı var.</p>
<p>- Özellikle ekonomik açıdan pek çok sektör deneyimi olan bir ülke konumunda. Geçmiş yıllardan günümüze gelirken enerji, savunma sanayi, turizm, imalat gibi alanlarda çok önemli deneyim ve fırsatlara sahip.</p>
<p>- Basra Körfezi’nden ve Irak’tan başlayarak Avrupa’ya uzanan “Kalkınma Yolu” ile Çin’den başlayıp 3 kıtadan ve 60’ı aşkın ülkeden geçerek İngiltere’ye ulaşan “Yol ve Kuşak Projesi” ülkemiz için çok ciddi bir lojistik fırsat.</p>
<p>- Ortadoğudaki Körfez ülkelerinin, içinde bulunduğu çok ciddi riskler, özellikle tedarik zinciri yönetiminde bizim için çok güçlü yeni bir alan.</p>
<p>- Olağanüstü cesur ve yurtdışı müteahhitlik ve ihracat alanında ciddi tecrübe sahibi iş dünyamız gerçek bir beşeri asset.</p>
<p>Dolayısıyla yapılacak şey çok basit. Gerçek gündeme dönmek ve doğru programlar yaparak kararlılıkla uygulayıp sonuçlarını görmek...</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-politikalarimiz-dogru-mu-ne-yapmali-76512</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi politikalarımız doğru mu? Ne yapmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nukleer-saldiri-ihtimali-uzerine-bir-esigin-otesi-76511</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nükleer saldırı ihtimali üzerine: Bir eşiğin ötesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Rutgers Üniversitesi’nin Nature Food’da yayımlanan çalışmasına göre, büyük ölçekli bir nükleer savaş sonrası oluşacak “nükleer kış” senaryosunda küresel tarım üretimi ciddi şekilde düşebilir ve milyarlarca insan açlık riskiyle karşı karşıya kalabilir.</strong></p>
<p>Bu yazıyı isteyerek değil, mecburiyetten kaleme alıyorum. Çünkü bazı ihtimaller vardır; gerçekleşme olasılığı düşük bile olsa, masadaysa sonuçlarını konuşmak gerekir. İran’a yönelik olası bir nükleer saldırı da tam olarak böyle bir başlık. Bu noktadan sonra mesele artık bölgesel bir güç mücadelesi değil; doğrudan küresel güvenlik mimarisinin ayakta kalıp kalmayacağıdır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın yıllardır yaptığı uyarı da bunu doğrular nitelikte: Nükleer tesislere yönelik saldırılar, sınırları aşan radyoaktif sonuçlar doğurabilir (IAEA, Rafael Grossi açıklamaları).</p>
<p><strong>Nükleer saldırı ihtimali, akademik </strong><strong>çalışmaların merkezinde</strong></p>
<p>Bugün bu ihtimal sadece siyasi tartışmaların değil, ciddi akademik çalışmaların da merkezinde. Princeton Üniversitesi’nin nükleer savaş simülasyonları, bir tırmanmanın ilk saatlerde on milyonlarca can kaybına yol açabileceğini ortaya koyuyor (Princeton Üniversitesi, Plan A Simulasyonu). SIPRI, nükleer risklerin arttığını ve silah kontrol sistemlerinin zayıfladığını açıkça ifade ediyor (SIPRI Yearbook). Bulletin of the Atomic Scientists ise meseleyi daha çarpıcı koyuyor: “Sorun silahın gücü değil, kullanım eşiğinin kırılmasıdır.”</p>
<p>İyimser senaryo diye anlatılan tablo, aslında daha az kötü bir ihtimalden ibaret. Buna göre ABD veya İsrail, İran’ın yer altındaki nükleer tesislerine yönelik düşük kapasiteli, sınırlı bir nükleer saldırı gerçekleştirir. Amaç rejimi değiştirmek değil, kapasiteyi yok etmektir. Bu yaklaşım bazı strateji çevrelerinde “sınırlı nükleer kullanım yoluyla caydırıcılık” olarak tartışılıyor (RAND Corporation analizleri). Böyle bir durumda İran ağır darbe alır, piyasalarda şok yaşanır, petrol fiyatı 200 doların üzerine çıkar, enflasyon küresel ölçekte yeniden tırmanır. Sistem çökmeyebilir ama dünya eski dünya olmaz.</p>
<p>Ancak bu senaryonun en zayıf noktası, nükleer silahın doğasıdır. Bir kez kullanıldığında onun sınırlı kalacağı varsayımı sadece teoridir. Bulletin bu konuda açık: Asıl mesele ilk kullanım değil, ardından gelen zincirleme reaksiyondur. (Bulletin of the Atomic Scientists).</p>
<p>Kötümser senaryoda ise bu zincir hızla büyür. İran konvansiyonel ve asimetrik karşılık verir, İsrail daha geniş saldırılar yapar, vekil güçler devreye girer. ABD sahaya iner, Rusya ve Çin denge kurmaya çalışır. Bu noktadan sonra savaş bölgesel olmaktan çıkar, çok kutuplu bir krize dönüşür. Princeton Üniversitesi simülasyonları, bu tür bir tırmanmanın kısa sürede milyonlarca insanı etkileyebileceğini açıkça ortaya koyuyor.</p>
<p>Daha karanlık tablo ise termo nükleer aşamadır. Bu artık sadece şehirlerin vurulması değil; atmosferin, iklimin ve üretim sisteminin bozulması anlamına gelir. Rutgers Üniversitesi’nin Nature Food’da yayımlanan çalışmasına göre, büyük ölçekli bir nükleer savaş sonrası oluşacak “nükleer kış” senaryosunda küresel tarım üretimi ciddi şekilde düşebilir ve milyarlarca insan açlık riskiyle karşı karşıya kalabilir. Yani mesele sadece savaş değil, medeniyetin sürdürülebilirliği olur.</p>
<p>Ekonomik etkiler bu tablonun diğer ağır boyutudur. Böyle bir senaryoda petrol fiyatlarının 200–300 dolar bandına çıkması, küresel ticaretin daralması ve finansal sistemin ciddi bir şok yaşaması beklenir. Uluslararası kurumlar bunu klasik bir resesyon değil, doğrudan bir küresel ekonomik kırılma olarak tanımlıyor. (IMF, Chatham House analizleri). Çünkü enerji şoku, üretim maliyetlerinden gıdaya kadar her şeyi aynı anda etkiler.</p>
<p>Türkiye bu tabloda doğrudan hedef olmayabilir, ama en çok etkilenen ülkelerden biri olur. Enerji ithalatı nedeniyle cari açık büyür, enflasyon yükselir, kur üzerindeki baskı artar. Turizm gelirleri düşer, risk primi yükselir. Sosyopolitik tarafta ise göç baskısı ve güvenlik harcamaları öne çıkar. Türkiye’nin coğrafyası avantaj olduğu kadar kriz anında yük haline de gelebilir. </p>
<p>Tabii, İran’ın merkezi yapısı zayıflarsa bölgede yeni boşluklar oluşur. Irak, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerde vekalet yapıları güç kazanır. Harita aynı kalır ama kontrol alanları değişir. İran’ın karşı kıyısında bulunan tüm ülkeler doğrudan doğruya çete savaşları ve terör gruplarının etkisi altına girer. </p>
<p><strong>Denge bozulursa, caydırıcılık çöker</strong></p>
<p>Bir de bu tabloya uzaydan bakmayı düşünelim. Bugün Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görev yapan astronotlar hâlâ Dünya’yı izliyor (NASA Expedition 74). Büyük yangınlar ve atmosfer olayları zaten yörüngeden görülebiliyor. Nükleer bir senaryoda ise muhtemelen ani ışık patlamaları, ardından yükselen duman sütunları ve zamanla yayılan bir atmosfer perdesi gözlemlenecektir. Meraklılar gayet iyi bilir: 1962’deki Starfish Prime testi bile gökyüzünden gözlemlenebilir etkiler yaratmıştı. Bu kez izlenen şey bir test değil, insanlığın kendi gezegenine verdiği zarar olur elbette.</p>
<p>Sonuç olarak mesele nükleer silahın kullanılıp kullanılmayacağı değil, kullanıldığı anda neyin geri döndürülemez hale geleceğidir. Çünkü bugüne kadar dünya “nükleer silah var ama kullanılmaz” dengesiyle yaşadı. Bu denge bozulursa, caydırıcılık çöker, güvenlik mimarisi dağılır ve belirsizlik başlar. Kimse bir sonraki adımı hesaplayamaz.</p>
<p>Umarım dünya bu eşiği geçmez. Çünkü geçerse artık savaşın maliyetini değil, insanlığın ne hale geleceğini konuşuruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nukleer-saldiri-ihtimali-uzerine-bir-esigin-otesi-76511</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nükleer saldırı ihtimali üzerine: Bir eşiğin ötesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trump-sonrasi-kuresel-hasar-raporu-76510</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump sonrası küresel hasar raporu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Ne kendi etti rahat / Ne aleme verdi huzur / Yıkıldı gitti dünyadan / Dayansın ehli kubur…” Trump çekip gidince ardından huzursuz bir dünya, dengesiz küresel ekonomi ve kalıcı kaygılar bırakacak.</strong></p>
<p>İran’ın rejimini değiştirmek için yola çıkan Trump, bugün, <strong>kendi rejiminin dönüşümüyle</strong> karşı karşıya… <strong>Taç giyen baş akıllanır</strong> derler ama Trump da <strong>tersi </strong>tecelli etti. <strong>Eşek saraya çıkınca kral olmaz</strong>, <strong>saray</strong> <strong>ahıra dönermiş</strong>. Beyaz Saray, bugün dünyanın başını belaya sokan, <strong>Epstein kokuşmuşu ahır</strong> adeta…</p>
<p><strong>Trump 2.0</strong>’ın görev süresi sona erer mi bilinmez ancak sadece dünyaya değil <strong>kendi ülkesine</strong> de zarar veren <strong>bu delinin azledileceğini</strong> düşünüyorum. İran’a yönelik <strong>blöfleri</strong> de boşa çıkıyor hep. Ancak şurası gerçek; bu deli çekip gitse dahi, <strong>bozduğu dengelerden bazıları düzelmeyecek</strong>, kalıcı hasar bırakacak.</p>
<p><strong>PETRO-YUAN GELİYOR</strong></p>
<p><strong>ABD</strong>, petrol ticaretini dolara bağlayıp <strong>petro-doları</strong> icat etmiş ve buna riayet etmeyen ülkelere, “<strong>demokrasi getiriyorum</strong>” diyerek baş belası olmuştu. Ancak Trump’ın akılsızlığı <strong>petro-doları çatlattı</strong>. Şu anda <strong>Hürmüz Boğazı’nın para birimi petro-yuan</strong>. Trump’tan geriye belki de <strong>petro-yuan</strong> kalacak.</p>
<p><strong>1974 petrol şoku</strong>; yeni bir enerji düzeni getirmişti. İran’ın savaşı bölgeye yayması ile piyasaların tepesine <strong>varil bombası</strong> düşmüş oldu. Trump piyasadan çekilse dahi varil <strong>fiyatı 100 $ civarında</strong> seyredecek, <strong>Türkiye dâhil</strong> pek çok ülkeye <strong>cari açık</strong> üretecek, <strong>navlun</strong>, <strong>emtia</strong> <strong>enflasyon</strong> tırmanacak.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Trump sonrasına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>ABD’nin kredibilitesi?</em></strong></p>
<p>Büyük ölçüde <strong>sarsılmış</strong> durumda. Amerikalılar Trump’tan kurtulsa dahi, artık <strong>dünyanın süper lideri karizması</strong> kalmayacak. <strong>Askeri</strong>, <strong>siyasi</strong> ve <strong>ekonomi</strong> liderliği sorgulanacak, <strong>Çin’in kredibilitesi</strong> tırmanacak</p>
<p><strong><em>İran’ın kredibilitesi?</em></strong></p>
<p>Trump’ın <strong>hazmedemeyeceği kadar iri bir lokmayı</strong> ısırması, Ortadoğu’da <strong>İran’ın konumunu</strong> değiştirdi. İran halkı, <strong>rejimin baskılarına rağmen</strong> ABD karşısında dik durarak <strong>bölgede itibar </strong>kazandı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>DAVUT İLE GOLYAT’IN SAVAŞINDAKİ GİBİ; “KANIYORSA, ÖLEBİLİR DE…”</strong></p>
<p>Trump’ın en büyük <strong>kalıcı hasarı</strong>, küreden ziyade <strong>ABD’ye</strong> olacak. <strong>Amerika Birleşik Devletleri Başkanı</strong> olmaktan ziyade <strong>Amerikan Birleşik Şirketleri CEO’su</strong> gibi davrandı ve tutamayacağı sözler, yağamayacağı gürlemeler ile <strong>kürenin madarası</strong> oluverdi. <strong>Artık şimdi</strong> <strong>İran değil, Amerika düşünsün</strong>.</p>
<p><strong>KÜRESEL HASAR LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Petro-dolar</strong>: ABD’nin petrolün yalnızca Amerikan dolarıyla satılması için dünyayı baskılaması</p>
<p><strong>Petro-Yuan</strong>: Hürmüz’ün yeni para birimi. Güç, Çin’e geçince petrol ticaretinin yeni baskısı</p>
<p><strong>Enflasyon tsunamisi</strong>: Trump’ın tetiklediği savaşın ardından küreyi saran yeni enflasyon dalgası</p>
<p><strong>Dünya barışı</strong>: Yükselen otorite özlemi ve artan jeopolitik riskler sebebiyle riske giren küresel huzur</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trump-sonrasi-kuresel-hasar-raporu-76510</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/5/1280x720/trump-1770099011.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trump sonrası küresel hasar raporu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tl-mi-cok-degerli-turkiye-mi-cok-pahali-76509</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> TL mi çok değerli, Türkiye mi çok pahalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyada herhalde Türkiye dışında hiçbir ülke yoktur ki, o ülkenin vatandaşları kendi ulusal paralarının değer yitirmesini bu kadar istesin.</p>
<p>Bu isteğin, bu beklentinin altında ne yatıyordur?</p>
<p>Dövizin en temel finansal tasarruf araçlarından biri olması en temel etken. Döviz tasarruf etmiş olanlar, bu varlıklarının Türk parası karşılığının artmasını ister, doğaldır.</p>
<p>İhracatçı aynı miktar dövize sattığı ürün karşılığında daha çok TL elde etmek ister, doğaldır. Ya da ihracatçı daha az miktar dövize satış yapıp aynı miktar TL elde etmeyi göze alır ama böylece rekabet gücünün artmasını ister, doğaldır.</p>
<p>Turizm sektörü de ihracatçı gibi bakar; ya aynı miktar dövizle daha çok TL kazanır ya da döviz miktarını düşürüp rekabet avantajı elde eder ama TL kazancı değişmez, bunu ister, doğaldır.</p>
<p>Peki yukarıda sıraladıklarım dışında kalan kimi akademisyenler, kimi finans kesimi temsilcileri ve kimi yazar çizerler Türk parasının mutlaka ama mutlaka değer yitirmesi gerektiğini, yitireceğini söylemekten niye geri durmaz! Sahi bu görüşlerin dayanağı nedir? Hatta adeta tarih vererek TL’nin ne kadar değer yitireceği nasıl söylenebilir?</p>
<p><strong>“Kaçınılmaz gidiş, dolar 70 lira olacak, 80 lira olacak; eli kulağında”</strong> diye sürekli görüş beyan edenlerin tahminleri şimdiye kadar tutmuş mu? Tutmadığını biliyoruz. Peki bu zorlama niye? Buna kesin bir yanıtım yok; ama şu çok açık, Türk halkı bu tür bilgiyi(!) satın alıyor. Toplum zaten<strong> “Türk parası çok değerli”</strong> görüşünde, bunun üstüne üstüne gidene de prim veriyor.</p>
<h2>İki kavram karışıyor</h2>
<p>Bu konuyu çok yakın zamanda bir kez daha ele aldım.</p>
<p><strong>“Türk parası çok mu değerli, değerliyse ne kadar değerli ya da yoksa Türk parası tam tersine değersiz mi?”</strong></p>
<p>Bu soruya verilecek yanıt aynı:</p>
<p><strong>“Hangi tarihi esas alarak değerlendirme yaptığınıza göre Türk parası hem değerli, hem değersiz.”</strong></p>
<p>TL’nin değerini bilimsel olarak ancak Merkez Bankası’nın reel efektif döviz kuru endeksine bakarak anlamak mümkün. Yoksa öyle <strong>“Türkiye’de kahve 2 euro, Avrupa’da 1 euro”</strong> örneğiyle ve bu örnekten yola çıkıp mantık yürüterek bir yere varmak mümkün değil.</p>
<p>Daha önce de verdiğim bu<strong> “2 euro-1 euro”</strong> dengesizliğinin nasıl giderilebileceğine ilişkin örneği tekrar edeyim:</p>
<p><strong>“Türkiye’de euro 50 lira ve 100 liraya satılan kahve bu durumda 2 euro ise, yarın euroyu 100 liraya çıkaralım ve kahve 1 euroya insin ve böylece Avrupa ile eşitlensin. Şimdi sorun görünürde çözüldü. Tabii ki euro 50 liradan 100 liraya çıkınca kahve 100 lirada kalır mı, o Türk parası değer yitirsin diyenlerin sorunu!”</strong></p>
<h2>Karışan kavramlar ne?</h2>
<p>Karışan kavramlar, yazımın başlığında bir soru olarak işaret ettiğim detay:</p>
<p><strong>“Türk parası mı çok değerli, Türkiye mi çok pahalı?”</strong></p>
<p>Türk parasının değerini düşürerek; yukarıdaki örnekte olduğu gibi euroyu 50 liradan 100 liraya çıkarak kahvenin 100 lira olan fiyatını aşağı çekemiyoruz, bu tartışma götürmeyecek bir gerçek.</p>
<p>Şu durumda, <strong>“Türkiye’de fiyatlar döviz bazında Avrupa’dan çok yüksek, bunun düzeltilmesi gerekir, bunun yolu da Türk parasının değer kaybetmesinden geçer”</strong> demenin nasıl bir mantığı olabilir.</p>
<p>Türk parasının değer yitirmesiyle Türkiye’deki fiyatların döviz cinsinden dışarıdaki fiyatlara yaklaşacağı, hatta daha aşağıda oluşacağı doğru da, bu durum ihracatçı, turizm kesimi ve elinde dövizi olan ya da döviz kazanıp TL harcayanlar dışında kimin işine yarayacak?</p>
<p>Kur arttığında bunun yurt içindeki fiyatları çok hızlı bir şekilde artıracağı gerçeğine hiç değinmiyorum bile. Varsayalım yurt içindeki fiyatlar bundan hiç mi hiç etkilenmiyor; ama kahve hâlâ 100 lira, maaş aynı, değişen bir şey yok. Yalnızca <strong>“İşte Türkiye’deki fiyatlar Avrupa’daki fiyatlarla aynı düzeye geldi”</strong> diye mutlu olacağız herhalde.</p>
<h2>Tarihe göre hem değerli, hem değersiz</h2>
<p>Merkez Bankası’nın reel efektif döviz kuru endeksine dönelim. Grafik 2003 yılı başından bu yılın mart ayına kadar olan aylık seyri ve bu dönemin ortalamasını gösteriyor.</p>
<p>Bu 23 yılı aşkın dönemden iki örnek:</p>
<p>■ TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru endeksi (REK) en yüksek düzeye 175 ile 2008’in şubatında çıktı. Bu yılın mart ayındaki REK yaklaşık 105. Yani 2008’in şubatındaki değer doğru kabul edilip baz alınırsa TL çok değersiz.</p>
<p>■ 2021’in aralık ayı ve REK yaklaşık 71 düzeyinde. REK martta ise 105 ve buna göre TL çok değerli.</p>
<p>■ Hangi tarihi doğru kabul edeceğiz? 2008’in şubat ayını mı, 2021’in aralık ayını mı?</p>
<p>■ Ya da hangi fiyat endeksi baz alınarak hesaplanan REK endeksini kullanmak daha doğru? TÜFE bazlı endekste 2003’ten bu yana olan dönemin ortalaması 131, Yİ-ÜFE bazlı endekste ise ortalama yaklaşık 102.</p>
<p>■ Bu değerler akla şöyle bir soru da getiriyor:<strong> “Acaba TÜFE artışı olduğundan daha düşük mü hesaplanıyor ve reel kur için Yİ-ÜFE bazlı seriyi kullanmak daha mı doğru?”</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5de4e3cf09-1775623758.png" alt="" width="413" height="419" /></strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tl-mi-cok-degerli-turkiye-mi-cok-pahali-76509</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/doviz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TL mi çok değerli, Türkiye mi çok pahalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/savas-sonrasi-benzin-alev-aldi-76508</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş sonrası benzin alev aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d5dc1362953-1775623187.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan süreç, küresel enerji piyasalarında zincirleme bir fiyat şokunu tetikledi. Ham petrol fiyatlarının kısa sürede 70 dolar seviyesinden 100 doların üzerine tırmanması, akaryakıt piyasasında da hızlı bir yansımaya neden oldu. Veriler, savaşın başladığı 28 Şubat’tan bu yana en az 95 ülkede benzin fiyatlarının yükseldiğini ortaya koyuyor. Küresel ortalama fiyat aynı dönemde litre başına 1,2 dolardan 1,4 dolara yükselirken, bazı ülkelerde artış çok daha sert gerçekleşti. </p>
<h2>Fiyat artışları homojen değil </h2>
<p>Bu süreçte küresel benzin piyasasında dikkat çeken en önemli unsur, fiyat hareketinin homojen olmaması oldu. Aynı petrol şoku, ülkelerin ekonomik yapısına göre farklı sonuçlar doğurdu. Bir tarafta fiyatların kısa sürede katlandığı gelişmekte olan ülkeler, diğer tarafta ise zaten yüksek olan ancak yeni zirveleri test eden Avrupa ve Asya piyasaları öne çıktı.</p>
<p>En büyük artış Asya ülkelerinde Savaş sonrası en sert fiyat artışları, enerji ithalatına bağımlı ekonomilerde görüldü. Özellikle Güneydoğu Asya ve Afrika’da fiyatlar kısa sürede sıçradı. *Myanmar’da benzin fiyatları yaklaşık yüzde 100 artarak iki katına çıktı. </p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d5dd3fa72a3-1775623487.png" alt="" width="245" height="767" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/69d5dd46bf2a8-1775623494.png" alt="" width="205" height="429" /></p>
<p>● Filipinler’de artış yüzde 71,6’ya ulaştı. </p>
<p>● Malezya’da yüzde 52,4 fiyat artışı oldu. </p>
<p>● Avustralya’da yüzde 46,5 fiyat artışı görüldü </p>
<p>● Birleşik Arap Emirlikleri’nde yüzde 40,8 oranında artış kaydedildi. Bu ülkelerde sadece oranlar değil, fiyat seviyeleri de hızla yukarı çıktı. Örneğin Kamboçya’da litre fiyatı birkaç hafta içinde 1,11 dolardan 1,32 dolara yükselirken, Vietnam’da fiyatlar yüzde 50’ye yakın artışla 1 dolar bandına dayandı.</p>
<p>Bu sert yükselişlerin arkasında, söz konusu ülkelerin enerji ithalatına bağımlı olması ve fiyat şoklarını dengeleyecek mali alanlarının sınırlı kalması yatıyor. Kur baskısı ve zayıf kamu maliyesi, petrol fiyatlarındaki artışın doğrudan pompaya yansımasına neden oldu.</p>
<h2>Gelişmiş ülkelerde fiyat daha pahalı </h2>
<p>Buna karşılık mutlak fiyat seviyelerine bakıldığında tablo tersine dönüyor. En pahalı benzin, vergi yükünün yüksek olduğu gelişmiş ekonomilerde satılıyor. 30 Mart itibarıyla litre bazında en yüksek fiyat Hong Kong’da 4,10 dolara ulaştı. Bu seviye, küresel ortalamanın neredeyse üç katına işaret ediyor. Onu Malawi 2,85 dolar ile izlerken, Avrupa’da Hollanda 2,73 dolar, Danimarka 2,66 dolar ve Almanya 2,42 dolar seviyeleriyle öne çıktı. Fransa ve Belçika gibi ülkelerde de fiyatlar 2,2 doların üzerinde seyretti.</p>
<p>Avrupa’daki bu yüksek fiyatların temel nedeni petrol maliyetinden çok vergi politikaları olarak öne çıkıyor. ÖTV ve karbon vergileri, ham petrol fiyatlarındaki artışı katlayarak tüketiciye yansıtıyor. Bu nedenle Avrupa, küresel kriz dönemlerinde her zaman en pahalı akaryakıt piyasalarından biri olmaya devam ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ÜRETİCİ ÜLKELER FİYAT DALGASININ DIŞINDA KALDI</span></h2>
<p>Petrol üreticisi ülkeler bu dalgadan büyük ölçüde ayrıştı. Libya, İran ve Venezuela gibi ülkelerde benzin fiyatları litre başına birkaç sent seviyesinde kalmaya devam etti. Bu durum, güçlü sübvansiyon mekanizmaları ve yerli üretimin etkisini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TÜRKİYE’DE FİYAT ARTIŞI % 10’A YAKIN</span></h2>
<p> Türkiye cephesinde ise daha sınırlı bir hareket gözlendi. Türkiye’de benzin fiyatları söz konusu dönemde yaklaşık yüzde 9,4 oranında arttı. Mart sonu itibariyle benzin fiyatı 1.41 dolar civarında olurken, motorin 1.,66 dolardan satıldı. (7 Nisan itibarıyla İstanbul'da benzin 62.45 - 62.60 TL, motorin ise 77.30 - 77.50 TL civarında satıldı.) Bu artış, küresel ortalamanın altında kalsa da, petrol fiyatlarının yüksek seyrini koruması durumunda önümüzdeki dönemde yeni zam risklerini gündemde tutuyor. İran savaşı sonrası oluşan tablo, küresel akaryakıt piyasasında ayrışmaya işaret ediyor. Gelişmekte olan ülkeler fiyat artışını en sert hisseden grup olurken, Avrupa ve Asya’nın gelişmiş ekonomileri mutlak fiyat seviyelerinde zirveye yerleşti. Petrol üreticisi ülkeler ise sübvansiyonlar sayesinde bu dalgadan görece sınırlı etkilendi. Bu da gösteriyor ki, artık akaryakıt fiyatları sadece petrol arzıyla değil, ülkelerin ekonomik yapısı ve politika tercihleriyle şekilleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/savas-sonrasi-benzin-alev-aldi-76508</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/8/1280x720/46-1775623588.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşı sonrası artan petrol fiyatları pompalara yansıyor. Küresel ortalama benzin fiyatı kısa sürede litre başına 1,2 dolardan 1,4 dolara yükselirken, bazı ülkelerde artış yüzde 100’e yaklaştı, Hong Kong&#039;da fiyat 4 doları aşıp zirveye çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/allianz-trade-uyardi-sirketler-ve-hane-halki-baski-altinda-76536</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Allianz Trade uyardı: Şirketler ve hane halkı baskı altında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SELÇUK ALTUN</strong></p>
<p>Küresel ekonomi, jeopolitik gerilimlerin etkisiyle yeni bir baskı dönemine girerken, artan maliyetler hem şirketler hem de tüketiciler açısından en belirleyici risk unsuru olarak öne çıkıyor. Ticari alacak sigortasında dünya liderlerinden Allianz Trade’in 2026 yılı ilk çeyrek Ekonomik Görünüm raporu, İran merkezli savaş senaryosunun özellikle maliyetler üzerinden ekonomiyi zorlayacağına işaret ediyor.</p>
<p>Rapora göre yüksek enerji, metal ve gübre fiyatları; zaten zayıf seyreden talep ve artan ticaret engelleriyle birleşerek güçlü bir maliyet şoku yaratıyor. Bu durum, üretimden tüketime kadar tüm zinciri etkiliyor.</p>
<p>Enerji yoğun sektörler, taşımacılık ve tüketim alanlarında faaliyet gösteren şirketler artan maliyetleri fiyatlara yansıtmakta zorlanırken, kâr marjları ciddi şekilde daralıyor. Finansman koşullarının da sıkılaşmasıyla birlikte şirket bilançoları daha kırılgan hale geliyor. Allianz Trade ekonomistleri, bu tabloya bağlı olarak 2026 yılında küresel ifl as vakalarında artış bekliyor.</p>
<p>Tüketici tarafında ise yüksek akaryakıt ve gıda fiyatları alım gücünü zayıflatıyor. Tüketici güvenindeki gerileme, talebi baskılayarak ekonomik yavaşlamayı derinleştiriyor. Böylece maliyet şoku, yalnızca üretimi değil, doğrudan günlük hayatı da etkileyen temel bir sorun haline geliyor.</p>
<p><strong>Büyüme tahmini düşürüldü </strong></p>
<p>Bu gelişmelerin etkisiyle yatırımcı davranışlarında da değişim gözleniyor. Artan belirsizlik ve maliyet baskısı, piyasalarda riskten kaçınma eğilimini güçlendirirken, faiz beklentilerinin yukarı yönlü güncellenmesine yol açıyor.</p>
<p>Raporun genelinde ise jeopolitik gelişmelerin makroekonomik dengeleri nasıl şekillendirdiğine dair çarpıcı tespitler yer alıyor. Ortadoğu’daki çatışmanın etkisiyle küresel büyüme tahmini 0,5 puan düşürülerek 2026 için yüzde 2,6’ya çekildi. Enflasyonun ABD’de yüzde 3,2’ye, Euro Bölgesi’nde yüzde 3’e yükselmesi bekleniyor. Küresel ticaretin de bu süreçten olumsuz etkilenmesi öngörülüyor. 2026’da ticaret büyümesinin yüzde 1,5 seviyesinde kalacağı tahmin edilirken, ABD ekonomisinin yüzde 2,1, Euro Bölgesi’nin ise yüzde 0,8 büyümesi bekleniyor. Artan borçlanma maliyetleri ve yüksek bütçe açıkları ise ekonomileri desteklemek için kullanılabilecek alanı daraltıyor.</p>
<p><strong>Yıl sonu petrol fiyatı tahmini 80 dolar </strong></p>
<p>Enerji fiyatlarındaki oynaklık da belirsizliği artırıyor. Petrol fiyatlarının yıl içinde dalgalı seyrettikten sonra yıl sonunda varil başına yaklaşık 80 dolar seviyesine gerilemesi bekleniyor. Merkez bankalarının ise bu süreçte temkinli bir politika izleyeceği öngörülüyor. ABD Merkez Bankası’nın faiz indirimine gitmekte acele etmeyeceği, Avrupa Merkez Bankası’nın ise sınırlı bir artış sonrası beklemeye geçeceği tahmin ediliyor. Raporda ayrıca kırılgan ekonomilere yönelik uyarılar da yer alıyor. Mali, cari ve enerji açığını aynı anda veren “üçlü açık” ekonomilerin bu süreçte daha yüksek risk altında olduğu belirtiliyor. Bu ülkelerin sermaye çıkışları ve yüksek enflasyon karşısında daha hassas olduğu vurgulanıyor.</p>
<p><strong>Çatışmanın şiddetlenmesi, stagflasyonist durgunluğa yol açabilir</strong></p>
<p>Rapora göre en olumsuz senaryoda, çatışmanın derinleşmesi küresel ekonomide çok daha sert sonuçlar doğurabilir. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapalı kalması durumunda enerji arzı ciddi şekilde kesintiye uğrayabilir.</p>
<p>Bu durumda petrol fiyatlarının kısa süreliğine 180 dolara, doğal gaz fiyatlarının ise 200 euro/MWh seviyesine kadar çıkabileceği ifade ediliyor. Böyle bir şok, küresel ekonomiyi stagflasyon sürecine sürükleyebilir. Euro Bölgesi’nin yüzde 0,2 büyüme ile teknik durgunluğa girmesi de olası senaryolar arasında yer alıyor.</p>
<p>Enflasyonun ABD’de yüzde 4,9’a, Euro Bölgesi’nde yüzde 4,6’ya yükselmesi ise merkez bankalarını daha agresif faiz artışlarına zorlayabilir. Bu çerçevede Avrupa Merkez Bankası’ndan üç, ABD Merkez Bankası’ndan iki faiz artırımı beklendiği belirtiliyor.</p>
<p>Raporda, tüketici güvenindeki zayıflamanın ve artan borç baskısının ekonomik yavaşlamayı daha da derinleştirebileceği vurgulanırken, genel görünümün hem şirketler hem de hanehalkı açısından daha zorlu bir döneme işaret ettiği ifade ediliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/allianz-trade-uyardi-sirketler-ve-hane-halki-baski-altinda-76536</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/8/1280x720/iran-savas-1772446611.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Allianz Trade’in 2026 ilk çeyrek raporuna göre, Orta Doğu’daki savaş küresel ekonomide maliyet şokunu derinleştiriyor. Enerji ve gıda fiyatlarındaki artış şirketlerin kâr marjını düşürürken, tüketicinin alım gücünü zayıflatıyor. Büyüme yavaşlarken enflasyon yükseliyor; stagflasyon riski güç kazanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76502</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD-İran hattında tansiyon yükseldi! Piyasada son fiyatlama ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="ABD-İran Hattında Tansiyon Yükseldi! Piyasada Son Fiyatlama Ne?| Ekonomi Masası | 8 NİSAN" src="https://www.youtube.com/embed/3t1CD9BX5e8" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76502</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/0/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1758634683.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/portakal-cicegi-adanayi-marka-yapti-ekonomik-katkisi-8-milyar-lirayi-buldu-76507</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Portakal Çiçeği’ Adana’yı marka yaptı, ekonomik katkısı 8 milyar lirayı buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TOYOTA </strong>Türkiye’nin iletişim danışmanlığını yürüten Message İletişim’in Kurucusu <strong>Taçnur Atasir Aydın, </strong>Toyota Türkiye CEO’su <strong>Ali Haydar Bozkurt</strong>’un fikir önderliğinde hayata geçen <strong>“Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>nın 14’üncüsü için aradığında geçen yılki yazımın başlığına baktım:</p>
<ul>
<li>“Portakal Çiçeği” <strong>1.5 milyon kişiyi buluşturdu, 5 milyar lirayı aşan </strong>“etki” <strong>yarattı…</strong></li>
</ul>
<p>Geçen Cuma akşam saatlerinde Adana’ya giderken, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaşın 6’ncı haftasını tamamladığını düşündüm:</p>
<p>-          <strong>Bugüne kadar 4 füze ülkemizdeki hava savunma sistemleri ile imha edildi. Füzelerin yönelebileceği adresler arasında İncirlik Üssü de var. Bu durum tedirginlik yaratıp, </strong>“Nisan’da Adana’da” <strong>çağrısına katılımı düşürür mü?</strong></p>
<p>Geçen Cumartesi günü 17.00’de kortej geçişi için düzenlenmiş otobüslere geçince, <strong>“Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı” </strong>coşkusunun alabildiğine yaşandığını gördük. <strong>Servet Yıldırım </strong>ve <strong>Şeref Oğuz</strong>’la <strong>“Nisan’da Adana’da” </strong>çağrısına uyanların sayısını tahmin etmeye çalışırken, Adana Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Yücel Bayram</strong>’ı aradım:</p>
<p>-          <strong>Başkan, bu yıl </strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı”<strong>na katılım nasıl?</strong></p>
<p><strong>Bayram, </strong>önceki yılları da dikkate alarak gözlemini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>1 milyonu aştığını rahatlıkla söyleyebilirim… Türkiye’nin dört bir yanından Adana’mıza gelenler oldu. Almanya’dan, Fransa’dan gelenlere rastladım. Tur otobüsleri şehirde park yeri bulmakta zorlandı.</strong></p>
<p>Bunun üzerine <strong>Ali Haydar Bozkurt</strong>’tan veri istedim:</p>
<p>-          “Portakal Çiçeği Karnavalı”, <strong>14’üncü yılında olduğuna göre artık bir etki analizi yapmış olmalısınız? Karnavalın Adana ekonomisine katkısı nedir?</strong></p>
<p><strong>Bozkurt, </strong>henüz toplu bir etki analizi yaptırılmadığını vurgulayıp, geçen yılki veriyi aktardı:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl </strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı”<strong>na 1.5 milyon kişi katıldı. Adana ekonomisine katkı 6.5 milyar lirayı buldu.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5db83ce600-1775623043.jpg" alt="" width="700" height="461" /></strong><strong>Bozkurt, “Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>nın artık markalaştığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Karnaval günlerinde herkesin güven içinde, dostluk, kardeşlik ve birlik havasında eğlendiğini gördük. Karnaval ile halkımızın moral değerleri yükselirken</strong><strong>,</strong><strong> Adana’nın marka kent olma yolunda kazandığı ivmeye katkı sunuyor, imajı da yükseliyor.</strong></p>
<p><strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>nın yalnızca Adana’ya değil, ülkemizin tanıtımına da büyük katkı sunduğuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Adana, Karnaval günlerinde ülkemizin ve dünyanın çeşitli ülkelerinden insanları ağırlıyor. Adanalılar da misafirlere çok büyük ilgi gösteriyor.</strong></p>
<p><strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>nın esnafın moralini de yükselttiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bu ekonomik canlanma küçük esnaftan başladı ve tüm Adana’ya yayıldı. El işleri satan kadınlarımız, yeme içme sektöründeki insanlarımız yani kısacası ekonomiyi oluşturan her unsurda Karnaval ile birlikte büyük bir ekonomik canlanma yaşandı.</strong></p>
<p>Karnaval Komitesi Başkanı <strong>Ali Haydar Bozkurt, “Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>nın <strong>“Hadi Adana’ya gelin” </strong>davetine dönüştüğünün altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Karnavalı çok büyük katkıları olan tüm kurumların birlikteliğiyle, el birliği ile yapıyoruz. Karnavalın tek gerçek sahibi Adana halkı. Karnavala sahip çıktılar. Acenteler organizasyonlarını yapıyor, 6 ay öncesinden detaylar belirleniyor.</strong></p>
<p>Karnavalla ilgili hedefini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Tüm bir aya yaygın olarak dünyanın her yerinden insanların geldiği ortam hayal ediyoruz. Yavaş yavaş da oraya doğru gidiyor.</strong></p>
<p><strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>nın bu yılki ekonomik etkisini Adana Ticaret Odası Başkanı <strong>Yücel Bayram</strong>’a da sordum, zaman istedi:</p>
<p>-          <strong>İlk günlerde hava durumu müsait değildi, Karnaval uzatıldı. Tamamlanınca hesaplarımızı yapabileceğiz.</strong></p>
<p>Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Zeki Kıvanç</strong>’a gözlemini sordum, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>Karnaval günlerinde oteller, restoranlar doluyor, esnafın işleri canlanıyor. Karnavalın Adana ekonomisine katkısı tartışılmaz.</strong></p>
<p><strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>na katılan ekonomi gazetecileri olarak temkinli hesapla tahmini katkıyı bulmaya çalıştık, geçen yılki 6.5 milyar liralık katkının enflasyon kadar arttığını düşündük. Ortaya 8 milyar liraya yakın bir rakam çıktı…</p>
<h2>Adana, ‘zengin’ bir yaşam sunar</h2>
<p><strong>ADANA </strong>Valisi <strong>Mustafa Yavuz, “Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı” </strong>ile ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>Şehirlerin ruhu vardır. Adana’nın ruhu mertliktir, misafirperverliktir. Adana’nın ruhu gerçekten sıcaktır. Hem iklimiyle hem insanıyla coşkusuna coşku katan, sıcaklığına sıcaklık katan bir ruhu vardır.</strong></p>
<p>Adana’nın bazı özelliklerini sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Adana, bir gastronomi, lezzet şehridir.</strong></li>
<li><strong>Adana 24 saat yaşar, 24 saat yeme içmenin mümkün olduğu adeta zengin bir yaşam sunar.</strong></li>
<li><strong>Bu da şehir için bir zenginliktir.</strong></li>
</ul>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5db9f74814-1775623071.jpg" alt="" width="700" height="466" /></strong>Karnavalımız büyümeyi sürdürüyor</h2>
<p><strong>ADANA </strong>Büyükşehir Belediye Başkan Vekili <strong>Güngör Geçer, “Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>nın bir etkinliğin çok ötesine geçtiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bizim için </strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı”, <strong>şehrin kendisini dünyaya anlatmasıdır. Toros Dağları’nı, sahillerini, yaylalarını, Çukurova’yı, nehirlerini Türkiye’ye ve dünyaya ifade etmesidir.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Adanalı müziğini, yemeğini, duasını, yüreğini koyar. Bu yüzde</strong><strong>n</strong><strong> Türkiye’nin ilk ve tek sokak Karnavalı buradadır.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Adana’da ‘Kültür Yolu Festivali’ 7-15 Kasım’da yapılacak</span></h2>
<p><strong>GEÇEN </strong>Cuma akşamı Çukurova Havalimanı’ndan Adana’ya giderken, geçen yıl <strong>“Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı” </strong>ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın düzenlediği <strong>“Kültür Yolu Festivali”</strong>nin birleştirildiğini anımsadım.</p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürü <strong>Selim Terzi</strong>’ye mesaj yazıp sordum:</p>
<p>-          “Portakal Çiçeği Karnavalı” <strong>için Adana yolundayım. </strong>“Kültür Yolu Festivali” <strong>konusunda bir hareket göremedim. Neden?</strong></p>
<p><strong>Terzi </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Bu sene Adana’da </strong>“Kültür Yolu Festivali” <strong>tek başına ilerleyecek. Böylece şehirde etkinlik sayısı da artmış olacak.</strong></p>
<p>Bu yılki <strong>“Kültür Yolu Festivali”</strong> takviminin 25 Nisan 2026’da Şanlıurfa’dan başlayacağını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Adana’daki </strong>“Kültür Yolu Festivali”<strong>miz de 7-15 Kasım 2026’da gerçekleşecek.</strong></p>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5dbc00b230-1775623104.jpg" alt="" width="700" height="467" /></strong><span style="color: #e03e2d;">Hammadde fiyatları anormal arttı ama sipariş sinyali geliyor</span></h2>
<p><strong>ADANA </strong>Sanayi Odası Başkanı <strong>Zeki Kıvanç</strong>’a ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan, 6 haftayı geride bırakan savaşın kentteki üretime etkisini sordum, önce yatıştırıcı mesaj verdi:</p>
<p>-          <strong>Çok sıkıntılı bir durum yok.</strong></p>
<p>Sonra hammadde fiyatlarına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Petrole dayalı ürünlerde hammadde fiyatlarında anormal artışlar oldu. Kontratları iptal edenler, fark isteyenler var. Yani, sözünden dönenler oldu.</strong></p>
<p>Tedarik konusunda Türkiye’nin şansının artacağına ilişkin işaretler üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Uzak Doğu’da tedarik zinciri bozuldu. Malları teslim edemeyecekler. Navlun ve sigorta çok arttı. İnşallah biz buradan üretim yapıp her türlü ürünü ihraç edeceğiz gibi görünüyor.</strong></p>
<p>Kendi şirketinden de örnek verdi:</p>
<p>-          <strong>Bizim şirkette ve farklı sektörlerden aldığım bilgilere göre Avrupalılar yavaş yavaş ülkemizden alım için temasa geçiyor. Devletin ihracatçıya destek verip rekabet gücünü toparlamasına yardımcı olması lazım.</strong></p>
<p>Söz ihracatçıya destekten açılınca Hazine ve Maliye Bakanı’nın vergi indirimini gündemine aldığını anımsattım, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>İhracatçının kârı mı var ki vergi ödesin. Kâr edemezken ihracatçıya vergi indiriminin bir faydası olmaz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Adana’dan Hatay’a 10 bin liraya giden TIR 25 bin lira istiyor</span></h2>
<p><strong>ADANA</strong> Ticaret Odası Başkanı <strong>Yücel Bayram</strong>’a da savaşın kentteki ticarete etkisini sordum, <strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı” </strong>haricindeki dönem için şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>İşler çok kötü…</strong></p>
<p>Yaşadıkları sıkıntıya navlun fiyatlarından örnek verdi:</p>
<p>-          <strong>Adana’dan Hatay’a 10 bin liraya giden TIR, fiyatını 25 bin liraya çıkardı. Varın gerisini siz düşünün.</strong></p>
<p>TÜROFED ve TÜRYİD Yönetim Kurulu Üyesi, ÇUKTOB Başkanı, Onbaşılar Kebap ve Park Zirve Zaimoğlu’nun patronu <strong>Tayyar Zaimoğlu</strong>’na aynı soruyu yönelttim, dert yandı:</p>
<p>-          <strong>Biz genelde personel maaşlarını aybaşını sektirmeden öderiz. Ancak, ülkemizde ekonomik sıkıntı uzun sürünce maaşları zamanında ödeyemez noktaya doğru geldik.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/portakal-cicegi-adanayi-marka-yapti-ekonomik-katkisi-8-milyar-lirayi-buldu-76507</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/7/1280x720/adana-portakal-cicegi-festivali-1775623000.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Portakal Çiçeği’ Adana’yı marka yaptı, ekonomik katkısı 8 milyar lirayı buldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogumlar-azaldi-bebe-giyim-ihracati-yariya-yakin-dustu-76506</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğumlar azaldı, bebe giyim ihracatı yarıya yakın düştü!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Son 5 yılda Türkiye’nin hazır giyim ihracatında başlıca pazarları arasında yer alan Avrupa ve ABD’de doğum oranlarının belirgin şekilde gerilemesi, bebek giyim sektörünü doğrudan etkiledi. Avrupa Birliği’nde doğurganlık oranı 1,5 seviyelerinden 1,3-1,4 bandına düşerken, ABD’de de 1,7’den 1,6’nın altına indi. Nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,1’in oldukça altında kalan bu seviyeler, bebek giyime yönelik talebin yapısal olarak zayıflamasına yol açtı. Bu gelişmelerin etkisiyle Türkiye’nin bebek giyim ihracatı da 2021’de 396,9 milyon dolardan 2025’te 216,7 milyon dolara gerileyerek yaklaşık yüzde 45 daraldı. Türkiye’nin bu dönemde bebek giyim ürünleri ithalatı da artmaya devam etti. 2024’te yüzde 47 artışla 43 milyon dolara çıkarken geçen yıl ise 46 milyon dolara yükseldi. </p>
<h2>Sektör ihracatından daha sert daraldı </h2>
<p>İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) tarafından hazırlanan “Türkiye Bebek Giyim İhracat Raporu” sektörde son yıllarda belirgin bir küçülmeye işaret ediyor. Daralma yalnızca uzun vadeli bir eğilim ile sınırlı kalmayıp geride bıraktığımız yıl çok daha derinleşti. 2025 döneminde bebek giyimde ihracat yüzde 13,2 düşerken, aynı dönemde hazır giyim ve konfeksiyon ihracatındaki gerileme yüzde 5,6 ile sınırlı kaldı. Bu tablo, bebek giyimin sektör ortalamasına göre daha kırılgan bir yapıya sahip olduğunu ortaya koydu. Sektörün toplam hazır giyim ihracatı içindeki payı da yüzde 1,9’dan yüzde 1,2’ye geriledi.</p>
<h2>Tüm kategorilerde düşüş yaşandı </h2>
<p>Ürün bazında pamuklu ürünler ağırlığını korusa da düşüş tüm kategorilere yayıldı. 2025 yılında 136,7 milyon dolarla pamuklu örme ürünler ilk sırada yer alırken, pamuklu dokuma ürünler 39,3 milyon dolar, sentetik ürünler ise 16,3 milyon dolar seviyesinde kaldı. Özellikle pamuklu ürünlerde son 5 yılda yüzde 40’ın üzerinde gerileme yaşanması dikkat çekti. Pazar tarafında ise Avrupa’daki kayıplar öne çıktı. Türkiye’nin en büyük pazarı İspanya’da ihracat son bir yılda yüzde 32,2 düşerken, Almanya’da yüzde 34,7, İngiltere’de yüzde 27,5 gerileme yaşandı. Irak ve Lübnan gibi alternatif pazarlarda artış görülse de bu yükseliş toplam kaybı telafi edemedi.</p>
<h2>ABD’ye ihracat yüzde 65 arttı </h2>
<p>Küresel rekabette de Türkiye’nin konumu zayıflama sinyali veriyor. Türkiye, bebek giyim ihracatında dünya sıralamasında 10. sırada yer alırken, Çin, Bangladeş ve Hindistan liderliğini sürdürdü. ABD gibi büyük pazarlarda ise Türkiye’nin payı yüzde 0,3 seviyesinde kaldı. Ancak Türkiye’nin 2023-2024 yılları arasındaki 5 yıllık süreçte ABD’ye bebek giyim ihracatını yüzde 65,7 arttırdığı görülse de ABD pazarındaki varlığının oldukça sınırlı olduğu görüldü. Buradaki en büyük engellerden biri de ABD tarafından Türkiye menşeili ürünlere uygulanan vergi oranı oldu. ABD’nin bu kapsam uyguladığı vergi ürüne göre değişmekle birlikte yüzde 11,8’den başlayıp yüzde 28,2’ye kadar çıkıyor. Son dönemde sıfır vergi uyguladığı Mısır’da artan Türk yatırımlarının bölgeye ihracatı artırması bekleniyor. </p>
<h2>■ <span style="color: #e03e2d;">İkinci el ürün pazarı daha hızlı büyüyor</span></h2>
<p>Sektördeki en güçlü dönüşüm ise ikinci el giyim trendinde yaşanıyor. Bir başka veri analiz şirketi Dataintelo’ya de göre bebek giyimde ikinci el pazarının önümüzdeki yıllarda üç kat büyümesi beklenirken, Market Report Analytics verileri ise küresel ikinci el giyim pazarının 500 milyar doları aşacağını ortaya koyuyor. Kısa süre kullanılan bebek kıyafetleri, bu segmenti ikinci el için en uygun alanlardan biri haline getiriyor. Business Insider analizleri, genç ebeveynlerin ikinci el ürünleri artık ana alışveriş kanallarından biri olarak gördüğünü ortaya koyarken, sürdürülebilirlik eğilimi de bu yönelimi güçlendiriyor. Tüm bu gelişmeler, bebek giyim sektöründe yapısal bir dönüşüme işaret ediyor. Talep tamamen ortadan kalkmasa da yeni ürün satışları üzerinde ciddi bir baskı oluşurken, ikinci elin yükselişi ve değişen tüketici davranışı, geleneksel üretim ve ihracat modelini zorlayan temel faktörler olarak öne çıkıyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogumlar-azaldi-bebe-giyim-ihracati-yariya-yakin-dustu-76506</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/6/1280x720/btso-bebek-ve-cocuk-giyimi-sektorunu-new-yorka-tasidi-1771229228.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin en büyük pazarları Avrupa ve ABD’de doğum oranlarının gerilemesi, bebe giyim sektöründe dramatik daralmaya yol açtı. Bebe giyim ihracatı da 2021’deki 397 milyon dolar seviyesinden 2025’te yüzde 45 düşüşle 217 milyon dolara geriledi. Düşüşte, ikinci el ürün kullanımı da etkili oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/plastikte-stres-artti-ithalat-vergileri-kaldirilabilir-76505</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Plastikte stres arttı, ithalat vergileri kaldırılabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan savaşta Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla patlak veren plastik krizinin etkileri derinleşiyor. Krizden en fazla etkilenen Asya’da hammadde krizi birçok ürünün bulunurluğunu ortadan kaldırırken, Türkiye’de şu an için son mamulde bir kıtlık yaratmadı. Ancak birçok sektörde stres seviyesi arttı. Özellikle krize az stokla yakalanan ambalajda önümüzdeki 2 ay oldukça kritik. Savaş başından bu yana bazı hammaddelerde fiyat artışları yüzde 70-80’e ulaşırken, bundan kaynaklı olarak bitmiş ürünlerde fiyat artışının ortalama yüzde 30-50 olduğu belirtiliyor. Plastik sektörü temsilcileri savaşla beraber fırlayan fiyatların hammaddeye erişimi daha da güçleştirdiğini söylerken, bu durum nedeniyle piyasada birçok işletmenin müşterisiyle kavgalı olduğunu dile getiriyor. Sektör temsilcilerinin savaş başından bu yana plastik ithalatındaki vergilerin askıya alınması yönündeki talebi de Ticaret Bakanlığı’nı harekete geçirdi. Bakanlığın tıpkı gübrede olduğu gibi bazı plastik hammadde kalemlerinde de ithalat vergilerini belirli süre askıya almak için çalışmalara başladığı öğrenildi. Bu kapsamda Maliye Bakanlığı’nın da bir etki analizi üzerinde çalıştığı gelen bilgiler arasında.</p>
<h2>Eroğlu: DİR’de ek süreye ihtiyaç var </h2>
<p>PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu, hammadde tedarikindeki sıkıntıların aynı şekilde devam ettiğini söyledi. Hammadde fiyatlarında hem tedarik zincirindeki sıkıntılardan hem de spekülatif hareketlerden kaynaklı savaş başından bu yana ortalama yüzde 70-80 fiyat artışı yaşandığını anlatan Eroğlu, bitmiş ürünlerde fiyat artışının ise ortalama yüzde 30-50 mertebesinde olduğunu kaydetti. Şu an piyasada bitmiş ürünlerde bir kıtlık olmadığını dile getiren Eroğlu, “Ancak şu anki tedarik sıkıntıları aynı şekilde devam eder, firmalar ellerindeki stokları bitirirse, hammaddede yaşanan kıtlık bitmiş ürünlerde de görülmeye başlar. Bu noktada da en hassas sektör ambalaj. Çünkü sektör zaten bir süredir yaşanan ekonomik sıkıntılardan dolayı finansal olarak rahat değildi ve bu krize az stokla yakalandı. Tabii ambalajdaki kıtlık da birçok sektörü doğrudan etkiler. Şu anda piyasa allak bullak olmuş durumda. Bu fiyat artışlarını kimse kabul edemiyor. Herkes müşterisiyle adeta kavgalı” dedi. Ticaret Bakanlığı’nın plastik hammadde ithalatındaki vergileri kaldırmak üzere çalışmalar yapmasını memnuniyetle karşıladıklarını vurgulayan Eroğlu, şu ifadeleri kullandı: “Tıpkı gübre ithalatındaki gibi plastik hammadde ithalatında atılacak bu adım üretim üzerindeki baskıyı hafifletecektir. Biz de sektör olarak savaş başladığı andan itibaren bu taleplerimizi Bakanlığımıza iletmiştik. Bu dönemde beklediğimiz adımlardan biri de DİR belgelerinin kapatılması ile ilgili yasal süreye belirli bir dönem ek süre tanınması… Yanı sıra kamunun sabit fiyatlı ihalelerde fiyatları gözden geçirmesi gerektiğini de düşünüyoruz. Bunlara ilave olarak Petkim’in şu an piyasada talebin de yoğun olduğu bazı hammaddelerde ihracatının belirli süreyle durdurulması da taleplerimiz arasında.”</p>
<h2>Kalebaşı: 2 aylık stok var, sonrası belirsiz </h2>
<p>Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Başkanı Yaşabey Kalebaşı, “Şu anda plastik ürünlerin terminiyle ilgili 2-3 ay sonrasını konuşamıyoruz” açıklamasını yaptı. Kalebaşı, “Mevcut stoklarımız 2 ay kadar götürebilir durumda. Ancak 2 ay sonrasında ne aksaklıklar olacağı hakkında kimsenin bilgisi yok. Şu an için şişe, kapak veya giydirme ambalajda doğrudan erişim sıkıntısı yok gibi görünüyor. Bizdeki stoklar ve tedarik ettiğimiz hammadde ile 2 ay kadar idare edebiliriz. Ancak 2 ay sonrası için kimse termin vermiyor. Önceki bağlantılarımızın hepsi iptal oldu. Belirli bir fiyattan, belirli periyotta alacağımız ürünler vardı, bunların hepsini iptal ettiler. Şu anda günlük yaşıyoruz. Şu anda 2 aylık stokumuzu artırmak için nereden mal bulursak fiyatına bakmaksızın temin etmeye çalışıyoruz, yani 2 aylık süremizi 3 aya, 4 aya uzatabilir miyiz diye bakıyoruz” dedi. Yüzde 70 civarında fiyat artışlarıyla karşı karşıya kaldıklarını, ancak bunları hemen fiyatlara yansıtamadıklarını dile getiren Kalebaşı, “Yangını körüklememek için fiyatlarımızı tuttuk ama bu hafta itibarıyla satış fiyatlarına yüzde 20’lik bir yansıma olacak. Ancak bu yüzde 20’lik artış da yeterli olmayacaktır. Kısa bir süre sonra dengeleyebilmek için en az 10-15 puan daha artış olabilir. Tüketicimizi zor durumda bırakmak istemiyoruz ama bu kaçınılmaz gibi görünüyor” diye konuştu. Uzak Doğu’da ve Suudi Arabsitan’da birçok üreticinin hammaddeye ulaşamadığı için üretimini durdurmak zorunda kaldığını aktaran Kalebaşı, “Savaş bugün bitse bile bu fabrikaların yeniden üretime dönmesi en az 2-3 ay vakit alacak. Yani sorun savaş bitse de devam edecek” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bahat: Hastaneler malzemesiz kalmaz, ama…</span></h2>
<p>Asya ülkelerinde plastik krizinin tıbbi eldivenden medikal cihaza kadar pek çok üründe bulunabilirlik tehdidini artırdığı haberleri geliyor. Peki Türkiye’de şu an için hastanelerde son durum ne? Özel Hastaneler Derneği Başkanı Reşat Bahat, “Endişemiz çok büyük ama maliyetlerimiz artsa da malzemesiz kalmayız” ifadelerini kullandı. Bahat, şu an sektörde tedarik noktasında sıkıntı yaşanan bir ürün henüz olmadığını, ancak plastik esaslı ürünlerin çok pahalandığını söyledi. Ürün fiyatlarının savaş başından bu yana ortalama yüzde 40 arttığına dikkat çeken Bahat, “Ancak biz bu fiyat artışlarını doğrudan fiyatlarımıza yansıtmadık. Çünkü sektörde fiyatlar en iyi ihtimalle 6 ayda bir değişir. Ancak maliyetler yükselmeye devam ederse fiyatlarımıza erken güncelleme yapmak zorunda kalabiliriz. Şimdilik maliyetleri idare etmeye çabalıyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/plastikte-stres-artti-ithalat-vergileri-kaldirilabilir-76505</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/plastik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla patlak veren plastik krizi Asya’da birçok üründe kıtlık yaratırken, Türkiye’de de sektörler üzerinde stres seviyesini artırdı. Hammadde fiyatlarında erişilebilirliğin yanı sıra yüzde 80’lere ulaşan fiyat artışları firmaları birbirine düşürürken, Ticaret Bakanlığı’nın ithalat vergilerini geçici süreyle askıya almak için çalışma yaptığı öğrenildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yuksek-teknolojide-ithalat-artisi-ihracatin-3-katina-cikti-76504</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüksek teknolojide ithalat artışı ihracatın 3 katına çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Şubat ayı sonuyla 2 aylık dönemde Türkiye yüksek ve orta yüksek ürünlerde 8 milyar 204 milyon dolarlık dış ticaret açığı verdi. Bunun 4 milyar 372 milyon dolarlık kısmı yüksek, 3 milyar 832 milyon dolarlık kısmı ise orta yüksek teknolojili ürünlerden kaynaklandı.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Şubat ayı Dış Ticaret İstatistikleri, Türkiye’nin katma değerli ürünlerin dış ticaretinde verdiği açığı göz önüne serdi. Rakamlar, Türkiye’nin yıllardır ihracat birim değerini kg başına 1.5 dolar seviyesinin yukarısına taşıyamamasının gerekçesini gösterdi.</p>
<p>2026 yılı Şubat ayı sonu itibarıyla iki aylık d önemde yüksek teknolojili ürün ihracatı yüzde 5.2 artarak 1 milyar 195 milyon dolardan, 1 milyar 256 milyon dolara yükseldi. Aynı dönemde orta yüksek teknolojili ürün ihracatı yüzde 10.2 artarak 14 milyar 321 milyon dolardan, 15 milyar 789 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Şubat sonunda yüksek teknolojili ürün ithalatı ise ihracatın yaklaşık üç katı oranında arttı ve yüzde 14.3’lük artışla 4 milyar 923 milyon dolardan, 5 milyar 628 milyon dolara yükseldi. Orta yüksek teknolojili ürün ihracatı ise yüzde 4.4’lük artışla 18 milyar 788 milyon dolardan, 19 milyar 621 milyon dolara ulaştı.</p>
<p>Böylece yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerde verilen dış ticaret açığı geçen yılın aynı dönemine göre 9 milyon dolar artarak 8 milyar 204 milyon dolara çıktı. Şubat sonu itibarıyla yüksek teknolojili ürün ihracatının toplam imalat sanayi ihracatı içindeki payı ise 0.2 puanlık artışla yüzde 3.1’den yüzde 3.3’e yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yuksek-teknolojide-ithalat-artisi-ihracatin-3-katina-cikti-76504</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/konteyner-ithalat-ihracat.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dış ticaretin katma değer kompozisyonunda ithalat lehine makas açılıyor. Türkiye’nin yüksek teknolojili ürün ihracatı yılın ilk iki ayında yüzde 5,1 artışla 1,26 milyar dolar olurken, ithalatı 14,3 artarak 5,63 milyar dolara yükseldi. Bu gruptaki dış ticaret açığı da yüzde 17,3 artışla 4,37 milyar dolara çıktı. Yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerdeki açık ise 8,2 milyar dolar oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-cogunlukla-cikti-rezervde-alan-var-76503</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı çoğunlukla çıktı, rezervde alan var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Orta Doğu’da savaşın TL üzerindeki etkilerini azaltmaya çalışan Merkez Bankası yoğunlukla yabancının çıkışına karşılık yüklü döviz satışı gerçekleştirdi. QNB Türkiye ekonomistlerinin hesaplamalarına göre savaşın başından 3 Nisan ile biten haftaya kadar 49.2 milyar dolarlık döviz satışı yapıldı. Bankalarla geçen hafta başlatılan döviz karşılığı TL swap işlemleri brüt ve net uluslararası rezervlerde savaş döneminin ilk yükselişini yaşatsa da swap hariç net rezervler geçen hafta 1.8 milyar dolar azalarak 18.4 milyar dolara indi. Bu seviye Mayıs 2025’ten bu yana görülen en düşük seviyeye işaret ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5d66348249-1775621731.png" alt="" width="350" height="253" /></p>
<h2>Bankalarla yapılan swap hacmi 13 milyar dolar arttı </h2>
<p>QNB Türkiye ekonomistlerinin hesaplamalarına göre geçen hafta toplam rezervler 6.7 milyar dolar arttı ve 162.1 milyar dolara yükseldi. 3 Nisan haftası içerisinde bankaların TCMB’de zorunlu karşılık ve teminat depo çerçevesinde tuttukları döviz miktarının 4.4 milyar dolar azalması, brüt rezervi olumsuz etkiledi. Bunu hariç tutan net rezerv ise 11.2 milyar dolar artışla 46.2 milyar dolara çıktı. Swap hariç net rezerv ise önceki haftaya göre 1.8 milyar dolar azalışla 18.4 milyar dolara indi.</p>
<p>Analize göre net rezerv içinde değerlendirilen yurt içi bankalarla yapılan swap hacminin 3 Nisan haftasında 13 milyar dolar artması, net rezervi olumlu etkiledi. Altın fiyatlarının yükselmesinin ise net rezervde 2.9 milyar dolarlık artışa yol açtığı hesaplandı. Kamunun döviz mevduatı da incelenen hafta içerisinde 0.2 milyar dolar yükseldi. QNB Türkiye ekonomistleri “Sonuç olarak, bu saydığımız işlemler net rezervin geçen hafta 16.1 milyar dolar yükselmesine neden olmuştur. Net rezervdeki değişimi dikkate aldığımızda, bunun dışında kalan işlemlerle toplamda 5 milyar dolar döviz satışı gerçekleştiğini hesaplıyoruz” dedi.</p>
<h2>Yabancının 2025’ten bu yana girişi büyük ölçüde çıktı </h2>
<p>QNB Türkiye Baş Ekonomisti Erkin Işık, yabancı yatırımcıların 2025 başından beri portföy girişlerinin büyük ölçüde çıktığını hesapladıklarını belirterek “Diğer taraftan yurtiçi yerleşiklerin döviz talebi sınırlı kaldı ve yüksek faiz seviyelerinin etkisiyle bu şekilde devam edebilir. Bu yüzden döviz satışlarının önümüzdeki dönemde yavaşlamasını bekleriz. Ayrıca mevcut rezerv seviyeleri halen geçmiş yıllardaki dip seviyelerinin oldukça üzerinde, yani döviz müdahalesine devam etmek için hala döviz rezervlerinde alan var” diye konuştu.</p>
<h2>İlk dalga geride kaldı, yerlinin tavrı önemli </h2>
<p>EKONOMİ’ye konuşan bir ekonomist 28 Şubat’ta başlayan savaş döneminde TL varlıklardan çıkışın yüzde 70’inin yabancı yatırımcı kaynaklı olduğunu vurgularken geçen yıl 19 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yapılan operasyon döneminde yabancı kaynaklı satışın yüzde 48 seviyesinde olduğunu hatırlattı. Bankalarla yapılmaya başlanan döviz karşılığı TL swap ihalelerinin brüt ve net rezervli yükselttiğini, Merkez Bankası’nın piyasayı sıkılaştırmasından dolayı bu ihalelerin bankaları da rahatlattığını dile getiren ekonomist, TL satışta ilk dalganın geçmiş gibi göründüğünü dile getirdi. Ekonomist bundan sonra en önemli durumun yerli yatırımcının talebini iyi tutmak olduğunu vurgulayarak yerlinin dövize yönelmesinin daha sıkıntı yarattığına işaret etti.</p>
<h2>Not görünümleri durağandan negatife dönebilir </h2>
<p>Bir yabancı analist ise şu anda dünyada yazılan raporların büyük çoğunluğunda TCMB rezerv durumunun ana gündem maddesi olduğuna işaret ederek İngiltere’den Mısır’daki araştırma şirketine herkesin Türkiye’nin rezervlerine bakmaya başladığını vurguladı. Rezervler eksi olsa da yönetilebilir olduğuna işaret eden analist 220 milyar doları bulan yabancı para mevduat durduğu sürece bir sorun görmediğini vurguladı. Analist, yabancının çoğunlukla çıktığına dikkat çekerek yeni sorunun ise beklenen not artışlarının ertelenmesi olduğuna işaret etti. Bu yıl Türkiye için beklenen not artışlarının artık gündemden düştüğünü söyleyen analist kredi not görünümlerinde rezerv pozisyonu nedeniyle durağandan negatifi bir geçiş yaşanabileceğini vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-cogunlukla-cikti-rezervde-alan-var-76503</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2025 başından bu yana yabancının Türkiye’ye portföy girişinin büyük çoğunluğu savaş dönemi boyunca çıktı. Merkez Bankası da bu çıkışı karşılamak için rezervlerinden 49.2 milyar dolar döviz satışı gerçekleştirdi. Uzmanlar yüzde 70’i yabancı ağırlıklı olan döviz talebinin yavaşlamasını bekliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurumsal-firmalarda-inovasyon-hayal-mi-gercek-mi-3-76530</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurumsal firmalarda inovasyon: Hayal mi, gerçek mi? (3)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Serinin son yazısında, kurumsal firmaların dış paydaşlarla iş birliği modellerini inceleyelim. Büyük ölçekli firmalar ile startuplar arasındaki asimetrik ilişkiyi ve tansiyonu yönetmek kolay değildir; fakat her iki taraf da başarılı olmak istiyorsa buna mecbur. Startuplar yeni teknolojiler, çeviklik ve yalın iş yapma kültürüne sahipken, kurumsal firmalar bütçe, insan kaynakları ve inovasyonları hızlı ölçekleme kapasitesine sahiptir. Bütçe dahil gerekli kaynakların tahsisi çok daha kolaydır. Dolayısıyla, startuplarla kurumsalların verimli iş birlikleri her iki tarafa da kazandırır.</p>
<p>Hangi iş birliği modelinin seçileceği önemli bir soru. Yaptığımız bir bilimsel araştırma sonucunda <strong>9 farklı model</strong> belirlemiştik. Bunlardan bazıları CVC (Corporate Venture Capital) ve Accelerator (Hızlandırıcı) gibi çok bilinen modellerken, Venture Clienting ve Outpost gibi diğerleri daha yeni ortaya çıkan modellerdir. Strateji, hisse, zaman ve risk gibi <strong>7 kriter</strong> eşliğinde doğru model seçilebilir. Literatüre kazandırdığımız model seçim çerçevesine isteyenler, <em>Review of Managerial Science</em> dergisinden ulaşabilir.</p>
<p>Startuplarla iş birliklerini genel olarak <strong>Açık İnovasyon</strong> şemsiyesi altında toplarız. Açık İnovasyon elbette sadece startuplarla olmak zorunda değildir. Üniversiteler, KOBİ’ler ve pek çok paydaşla açık inovasyon projeleri yürütülebilir. Hatta kurumsal firmalar bu tip farklı aktörlerin bir araya geldiği kendi ekosistemlerini yaratabilirler. <u>Ekosistem kurasyonu ve ölçeklenmesi, stratejik bir tasarım ve etkin yönetişim gerektiren bir uzmanlık alanıdır</u>. Açık İnovasyonun <em>dıştan dışa</em> (outside-out) dediğimiz yeni modu, tam olarak ekosistem etkisini artırmak için geliştirilmiş bir süreçtir. Klasik <em>dıştan içe</em> ya da <em>içten dışa</em> yaklaşımlar genelde merkezde kurumun çıkarlarına odaklanırken, dıştan dışa modeli ekosistemdeki tüm oyunculara değer yaratmayı önceler. Kurumsal firmaların liderlik ederek ekosistemdeki startuplarla farklı iş modelleri geliştirmesi amaçtır. Bu şekilde, kendileri her teknolojiyi içeride geliştirmek zorunda kalmadıkları gibi, startuplar da geliştirdikleri teknolojileri kurumsalların imkânlarıyla hızlı ölçekleyebilir. Genelde kurumsallar, startupların uzun vadeli müşterisinden öte stratejik partneri olarak konumlanır.</p>
<p>Ülkemizde, sair olumsuzluklara rağmen oldukça değerli işler yapılıyor. Girişimcilik ve inovasyon ekosistemi eskisine göre çok daha güçlü. Dinamik modeller deneniyor. Örneğin bunlardan biri, İş Bankası Workup hızlandırma programının geliştirdiği ekosistem ve hızlandırıcı süreçleri öncesi, sonrası ve program boyunca yapılan çalışmalardır. Akademik bir vaka analizi şeklinde etüt ettiğimiz bu örnek, dıştan dışa açık inovasyonun güzel bir yansıması. Bu tip değerli işleri sadece yapmakla kalmayıp dünyaya tanıtmamız gerekiyor. Bunun en etkili yolu, sıralaması yüksek bilimsel dergilerde yayımlamaktır. Blog ya da köşe yazıları bir gün unutulur; fakat çift hakemli, seçkin akademik çevrelerin kabul ettiği bilimsel dergilerdeki makaleler literatüre girerek yüz yıllarca orada kalır. Aynı şekilde, bu makalemize de <em>Technological Forecasting and Social Change</em> dergisinden ulaşılabilir ilgili okuyucular.</p>
<p>Yazımızı şu özetle kapatabiliriz: Kurumsal firmalarda inovasyon elbette mümkündür; fakat <strong>stratejik, sistematik ve metodolojik</strong> bir yaklaşım gerektirir. Hem kurum içi çalışanlarla hem de kurum dışı paydaşlarla farklı modeller hayata geçirilmelidir. İnovasyonu dünyadan izole bir şekilde yapmamız mümkün değil. İnovasyon için solo sonatlara değil korolara, kahramanlara değil orkestratörlere ihtiyacımız var.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurumsal-firmalarda-inovasyon-hayal-mi-gercek-mi-3-76530</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurumsal firmalarda inovasyon: Hayal mi, gerçek mi? (3) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortadoguda-soykirim-ve-dogakirim-halay-cekiyor-76529</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ortadoğu’da soykırım ve doğakırım halay çekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Klasik uluslararası ceza hukuku; Roma Statüsü, Cenevre Sözleşmeleri ve ek protokolleri, Birleşmiş Milletler Şartı, 1948 Soykırım Sözleşmesi ile BM Genel Kurulu’nun 3314 sayılı kararı ve Tokyo Mahkemesi, Nürnberg ilkeleri ile uluslararası teamül hukuku çerçevesinde dört temel suç kategorisi üzerinden şekillenmektedir.</p>
<p>Uluslararası hukukta savaşın başlatılması (jus ad bellum) ile savaşın yürütülmesi (jus in bello) birbirinden ayrıdır. Bir savaş hukuka uygun başlatılmış olsa dahi, yürütülme biçimi savaş suçu oluşturabilir.</p>
<p><strong>Savaş suçları</strong>, silahlı çatışma bağlamında işlenen ve uluslararası insancıl hukukun ciddi ihlallerini oluşturan, bireysel cezai sorumluluk doğuran fiillerdir. Silahlı çatışma sırasında uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleridir.</p>
<p><strong>İnsanlığa karşı suçlar</strong>, sivil nüfusa yönelik yaygın veya sistematik saldırı kapsamında işlenen ağır insan hakları ihlalleridir.</p>
<p><strong>Soykırım suçu,</strong> bir ulusu, bir etnik topluluğu, bir ırkı, bir dini görüşü temsil eden yani korunan bir gurubu tamamen veya kısmen yok etme kastıyla gerçekleştirilen ağır fiillerdir.</p>
<p><strong>Saldırı suçu</strong>, bir devletin siyasi veya askeri eylemini fiilen kontrol eden ya da yönlendiren bir kişi tarafından, bir başka devlete karşı, niteliği, ağırlığı ve ölçeği itibarıyla Birleşmiş Milletler Şartı’nın açık ihlalini oluşturan bir saldırı eyleminin planlanması, hazırlanması, başlatılması veya icrasıdır.</p>
<p>Bu suç tiplerinin uygulanabilirliği, yalnızca tanımlara değil; “silahlı çatışma bağı”, “yaygınlık veya sistematiklik”, “özel kast” ve “açık ihlal (manifest violation)” gibi eşiklerin aşılmasına bağlıdır. Uluslararası ceza hukuku, fiilden çok bu eşiklerin ispatı üzerinden işler.</p>
<p>Savaş suçu kuralları ihlal eder, savaşın nasıl yürütüldüğü suçun odağını oluşturur.</p>
<p>İnsanlığa karşı suç; sivil nüfusa saldırıyı içerir ve sivillere yönelik sistematik saldırıları değerlendirir.</p>
<p>Soy kırım suçu bir grubu yok etmek niyetini ve yöntemlerini sorgular</p>
<p><strong>Saldırı suçu</strong><strong>,</strong> hukuka aykırı bir savaşın başlatılması ve yürütülmesine ilişkin devlet liderliği düzeyindeki karar ve eylemleri kapsar.</p>
<p>Meşru müdafaa (self-defense) iddiası sadece saldırı suçunun oluşumunu doğrudan etkiler. Bu iddia;  savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar bakımından hukuka uygunluk nedeni oluşturmaz. Soykırım suçunun meşru müdafaa iddiasıyla açıklanması zaten mümkün değildir.</p>
<p>Uluslararası ceza hukuku, fiilleri değil eşikleri yargılar. Savaş suçlarında ihlal; insanlığa karşı suçlarda sistematiklik; soykırımda niyet; saldırı suçunda ise hukuka aykırı güç kullanımının ağırlığı ve liderlik düzeyindeki karar alma süreçleri suçun işlenip işlenmediği değerlendirilir.</p>
<p>Ancak bu ölçütlerin uygulanması, devletlerin meşru müdafaa iddialarını genişletmesi, hedeflerin çift kullanımlı hale gelmesi ve uluslararası yargı mekanizmalarının sınırlı yetkisi nedeniyle giderek daha tartışmalı bir alan haline gelmektedir.</p>
<p><strong>Ecocide</strong>, yani <strong>Doğakırım</strong> da bu kapsamda değerlendirilebilecek bir suç mudur? Çevre kırım; çevreye ciddi, yaygın veya uzun süreli zarar verilmesine yol açan ve bu sonucun meydana geleceği bilinerek gerçekleştirilen hukuka aykırı veya keyfi eylemlerdir.</p>
<p>Ortadoğu’da artık sadece sert güç yarışı yok. Sert gücün, kimin tarafından, nasıl ve neden başlatıldığı ve yürütüldüğü, hedefin ne olduğu ve geriye ne kaldığı birbirine karışmış durumda. İnsanlar ölüyor,  şehirler yıkılıyor, doğa geri dönülemez biçimde tahrip ediliyor. Uluslararası ceza hukuku da; hangi niyetin, hangi eylemin hangi suçu oluşturduğunu konuşuyor. Hukuk, sert güç süreciyle eş zamanlı ilerlemiyor. Ortadoğu can derdinde, uluslararası ceza hukuku suç kategorisi derdinde. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Ortadoğu cayır cayır yanarken, ayna karşısında zevke odaklanmanın, yangını uzaktan seyretmenin zamanı değil.</p>
<p>Uluslararası ceza hukuku, salt insan merkezli korumaya odaklı değildir. Saldırı suçunun devletlerin egemenliğini koruma merkezinde olduğu gerçeğinden hareket edersek, doğa da bağımsız bir hukuki değer içermektedir. Yani doğakırım suçu artık uluslararası ceza hukukunun dışında bırakılabilecek bir tartışma değildir.  Dolayısıyla uluslararası ceza hukuku klasik suç tanımını genişleterek doğa kırımı suç olarak kabul etmeli, doğanın korunmasını meşru ve modern bir soluk olarak hukuk sistemine kurallar ve kararlar oluşturarak eklemlemelidir.</p>
<p><strong>Doğakırıma yönelik hukuki tartışmalar; insanı ve devleti koruyan hukuk anlayışından, bizzat yaşamı ve doğayı koruyan hukuk anlayışına geçişin ayak sesleridir. Bu soluğu içimize çekmek ve bu ayak seslerine kulak vermek; hem hukuka hem doğaya olan insanlık borcunun gereğidir. Üstelik hukuki yepyeni keşiflere girişmeye de gerek yoktur. 1977 ek protokolü doğaya yönelik korumayı içeren ve telafi sistemini öngören hukuki bakışı içermektedir. Oysa doğakırımın etkin biçimde önlenebilmesi için, klasik tazmin esaslı sorumluluk rejiminin ötesine geçilerek, devletlere yönelik ağırlaştırılmış ve caydırıcı nitelikte yaptırım mekanizmalarının geliştirilmesi gerekmektedir</strong></p>
<p><strong>Gerek sert güç, gerek yumuşak güç, gerekse akıllı güç dönemlerinde, doğaya zarar veren her büyük ekonomik faaliyet suç olarak tanımlanmalı mı? Bu soru ikinci aşamada ele alınacak cevapları içerecektir. Bu cevaplar, uluslararası ceza hukukunun geleceğini belirleyecek ikinci aşamanın konusudur.</strong></p>
<p>Zaman sorumluluktan kaçma değil. Zaman kolektif sorumluluk bilinciyle ellerimizi taşın altına sokma zamanıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortadoguda-soykirim-ve-dogakirim-halay-cekiyor-76529</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ortadoğu’da soykırım ve doğakırım halay çekiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siber-guvenlik-ihlalleri-ihlal-sonrasi-ne-yapilmali-76434</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Paranın yeni yüzü: Dijital Türk Lirası projesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Takas usulünün yetersiz kalması ile ortaya çıkan para, tarihsel süreçte dijital ödeme sistemlerine uzanan köklü bir dönüşüm geçirdi. Günümüzde paranın fiziksel formundan ayrışarak dijital bir kimlik kazanması, finans dünyasının temel dinamiklerini yeniden şekillendiriyor. 2009 yılında Bitcoin ile ortaya çıkan blokzincir teknolojisi, paranın geleneksel merkezi yapısına yönelik ilk ciddi teknolojik alternatifi oluşturmuştu. Dijital Türk lirası (DTL) ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından blokzincir teknolojisi kullanılarak geliştirilen ve banknotların dijital muadili olarak tedavüle girmesi planlanan dijital para birimi. Henüz tedavüle girmeyen bu dijital para birimine ilişkin projenin ilk fazı 2023’te tamamlanmış olup ikinci faz kapsamındaki pilot testler ve Ar-Ge çalışmaları hâlen sürüyor.</p>
<p>Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla, güvenilir ve erişilebilir bir dijital paraya duyulan ihtiyaç dünya genelinde merkez bankalarının gündemine girdi. Çin’den Venezuela’ya uzanan geniş bir coğrafyada yürütülen Merkez Bankası Dijital Parası (CBDC) projeleri, sınır ötesi ödemelerden akıllı sözleşmelere kadar finansal sistemin kurallarını yeniden şekillendiriyor. Ulusal para birimlerinin dijital uzantıları olan CBDC’ler piyasada yer almaya başladılar. Türkiye de bu sürecin bir parçası olarak dijital bankacılık birikimini yeni nesil teknolojik çalışmalarla birleştirerek kendi yol haritasını oluşturuyor.</p>
<p>Merkez bankalarının CBDC geliştirme sürecine girmelerindeki temel motivasyon, parasal egemenliğin korunması. Bir para birimine endeksli sabit kripto paralar olan Stablecoin’lerin kullanımının yaygınlaşması, piyasaların itibari para birimlerinden uzaklaşması ve devlet kontrolünün zayıflaması risklerini beraberinde getiriyor. CBDC'ler, kripto paraların dalgalı yapısına karşı hem işletmelere hem de bireylere istikrarlı ve güvenli bir alternatif sunuyor. Ayrıca bu sistem, paranın daha hızlı, düşük maliyetli ve şeffaf biçimde el değiştirmesini sağlayarak finansal altyapının işletme maliyetlerini azaltıyor. Devletler, fiyat istikrarı ve ekonomi yönetimi gibi kamusal işlevlerini bu araçla daha etkin biçimde yerine getirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Hukuki statü ve kurumsal güvence, DTL’yi kripto varlıklardan ayırıyor. Kripto varlıklar, herhangi bir merkezi otoriteye dayanmayan, hukuki niteliği henüz kesin olarak belirlenmemiş yapılar. Sermaye Piyasası Kurulu ve TCMB düzenlemeleriyle belirli çerçeveler oluşturulmaya başlanmış olsa da bu varlıkların “para”, “emtia” veya “menkul kıymet” olarak nitelendirilmesi meselesi henüz çözüme kavuşturulmadı. DTL ise doğrudan devletin ve TCMB’nin kanuni güvencesi altında yer alıyor.</p>
<p>DTL, stablecoin’lerden de yapısal olarak ayrışıyor. Özel sektör tarafından ihraç edilen stablecoin’lerin aksine, DTL doğrudan TCMB’nin sorumluluğunda. Teknik altyapısında, herkesin erişimine açık blokzincirler yerine TCMB’nin kontrolündeki ve yalnızca yetkili kurumların dahil olabildiği dağıtık defter teknolojileri kullanılıyor.</p>
<p>DTL, özü itibarıyla banknotun dijital karşılığı olarak nitelendirilebilir. Banknot ile kıyaslandığında takip edilebilirlik ve maliyet en belirgin farklar olarak öne çıkıyor. Banknotların basım, nakliye ve depolama süreçlerinin yarattığı operasyonel yük, dijital formda büyük ölçüde ortadan kalkıyor. Bununla birlikte, nakit paranın sunduğu tam anonimlik yerini veri güvenliğinin ön planda tutulduğu kontrollü bir şeffaflığa bırakıyor.</p>
<p>Paranın bu yeni formu ciddi bir mevzuat ihtiyacını beraberinde getiriyor. Mevcut mevzuat, banknot ihracı yetkisini açıkça düzenliyor ama “dijital para” kavramı bu metinlerde henüz yer almıyor. Dolayısıyla DTL’nin sadece bir teknolojik deneme olmaktan çıkıp hukuki bir ödeme aracı hâline gelmesi için kanun düzeyinde yapılacak bir tanımlama şart görünüyor.</p>
<p>Sonuç olarak, TCMB’nin geliştirdiği Dijital Türk Lirası projesi finansal güvenlik, verimlilik ve dijital egemenlik açılarından stratejik bir dönüşümü temsil ediyor. Atılacak adımların hem teknik hem de hukuki boyutlarıyla çok katmanlı bir analize tabi tutulması, Türkiye’nin dijital ekonomideki küresel rekabet gücünü belirleyecek temel unsur olacak.</p>
<p><strong><em>Stj. Av. Deniz Onuk’un katkılarıyla</em></strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siber-guvenlik-ihlalleri-ihlal-sonrasi-ne-yapilmali-76434</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Paranın yeni yüzü: Dijital Türk Lirası projesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-cok-yorulanlar-kimler-76533</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> En çok yorulanlar kimler?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zihni asıl yoran şey; ertelenen cevaplar, gelmeyen onaylar ve kapanmayan süreçlerdir.</strong></p>
<p>Çocukluğumda komşunun babası işten döndüğünde “hoşaf<br />gibiyim” derdi.</p>
<p>Şimdi hoşaf yapan yok. Ama cep<br />telefonlarımız var.</p>
<p>Ve günün sonunda en korktuğumuz<br />şeylerden biri: pilimizin bitmesi.</p>
<p>Aslında değişen çok şey var gibi<br />görünüyor.</p>
<p>Ama yorgunluk hâlâ aynı yerde<br />duruyor.</p>
<p>Sadece adı değişti.</p>
<p>Formu değişti.</p>
<p>Ve artık daha görünmez.</p>
<p>Pil bitmiyor.</p>
<p>Sürekli açık kalan pencereler onu tüketiyor</p>
<p><strong>“Ofiste oturuyorsun, nerede yoruluyorsun?”</strong></p>
<p>Beyaz yaka çalışanların en sık duyduğu cümlelerden biri budur. Fiziksel olarak ağır bir iş yapmayanların yorgunluğu çoğu zaman görünmez, dolayısıyla da değersizleştirilir. Oysa mesele sandığımızdan çok daha derindir.</p>
<p>Bugün birçok beyaz yaka çalışan, hafta sonuna geldiğinde gerçekten dinlenmiş hissetmez. Aksine, içten içe bir huzursuzluk taşır. Dinlenmeye çalışırken bile aklının bir köşesinde yapılacak işler dolaşır. Pazartesi için vicdan yapar, “daha fazlasını yapmalıydım” duygusuyla kendini yorar. Ve böylece hafta sonu bile gerçek bir dinlenme alanı olmaktan çıkar.</p>
<p>Bu yorgunluk, işin kendisinden çok, zihinde açık kalan “pencerelerden” kaynaklanır.</p>
<p>Tamamlanmamış işler, verilmemiş cevaplar, ertelenmiş konuşmalar, netleşmemiş kararlar… Her biri zihinde yer kaplar. Tıpkı bir bilgisayarda açık kalan onlarca pencere gibi. Ve bu pencereler çoğaldıkça, sistem yavaşlar.</p>
<p>Ancak burada kritik bir nokta vardır:</p>
<p>Her pencereyi biz açmayız.</p>
<p>Kötü yönetilen yapılarda, özellikle karar alıcıların süreçleri süründürmesi, netlik sağlamaması ya da sorumluluk almaktan kaçınması; başkalarının ekranında açık kalan pencerelere dönüşür. Siz işi bitirmek istersiniz ama karar çıkmaz. İlerlemek istersiniz ama onay gelmez. Süreç kapanmaz, sadece uzar.</p>
<p>Bu durumda insan sadece kendi işini yapmaz; başkalarının kapatmadığı döngüleri de taşır.</p>
<p>Ve bu, en ağır yorgunluk türlerinden biridir. Çünkü insan, kontrol edemediği ama sürekli zihninde taşıdığı şeylerden çok daha hızlı tükenir.</p>
<p>İşte bu yüzden beyaz yaka yorgunluğu çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sorun iş yükü değil; kapanmayan süreçler, belirsizlikler ve sürüncemede bırakılan kararlardır.</p>
<p><strong>Peki çözüm ne?</strong></p>
<p>Liderlik düşünürü Simon Sinek’in bir youtube videosunun içinde geçen basit ama etkili bir yöntem bana çok yardımcı oldu. Şöyle birşey; Hafta sonu bir gün öğlene kadar iletişim kanallarını kapatmak. Telefon yok, sosyal medya hiç yok, bilgisayar yok. Kendinizle ve veya ailenizle tam anlamıyla başbaşasınız. Ardından elinize bir defter ve kalem alıp zihnizi meşgul eden, sizi huzursuz eden  her şeyi listelemek.</p>
<p>Bu egzersiz ilk bakışta basit görünüyor ancak etkili. Bir uygulamayı deneyin ortaya çıkan liste çoğu zaman şaşırtıcı oluyor. Büyük projeler ya da kritik işler değil; ertelenmiş bir telefon, kaçınılan bir yüzleşme, verilmemiş basit bir cevap…</p>
<p>Bu yaklaşımı bizzat deneyimlediğimde sonuca şaşırdım. Zihnimi meşgul eden şeylerin büyük stratejik kararlar ya da ağır iş yükleri olduğunu düşünürken, karşıma çıkan liste çok daha farklıydı: Ertelenmiş bir telefon, kaçınılan bir yüzleşme, verilmesi geciken basit bir cevap… İlk bakışta önemsiz görünen bu başlıklar, aslında zihnimde açık kalan onlarca pencereye dönüşmüştü. Listeyi yazmak ve bu “küçük” yükleri görünür kılmak ise bana beklenmediğim bir rahatlama sağladı. Çünkü çoğu zaman bizi yoran şey, işlerin büyüklüğü değil; tamamlanmamışlık hissinin birikmesidir.</p>
<p>Bu deneyim bana şunu anlattı; Yorgunluk çoğu zaman büyük işlerden değil, kapanmamış küçük döngülerden ve kontrol edilemeyen süreçlerin yükünden doğuyor.</p>
<p>Asıl yük, sanki burada saklı.</p>
<p>Bu listeyi yapmak, zihindeki dağınıklığı görünür hale getiriyor.  Hangi pencerelerin açık olduğunu, hangilerinin gerçekten önemli olduğunu ve hangilerinin sadece süründüğü için yer kapladığını fark ettiriyor.</p>
<p>Daha da önemlisi, bir ayrım yapmayı sağlıyor:</p>
<p>Hangileri benim kontrolünde, hangileri değil?</p>
<p>Çünkü insan, kontrol edemediği ama zihninde taşıdığı şeylerden çok daha hızlı yoruluyor.</p>
<p>Bu farkındalıkla birlikte iki şey mümkün:</p>
<p>Ya küçük ama açık kalan işleri kapat,</p>
<p>ya da kapatamadığın şeyleri bilinçli olarak zihinsel alanından çıkar.</p>
<p>Her iki durumda da yük azalıyor.</p>
<p>Sonuç olarak, beyaz yaka yorgunluğu tembellik ya da benzer işlerin tekrarı değil. Bu, görünmeyen bir zihinsel yükün sonucu. Ve bu yük, çoğu zaman kötü sistemlerden ve kapanmamış döngülerden beslenir.</p>
<p>Belki de çözüm daha fazla çalışmak değil.</p>
<p>Belki de çözüm, sadece durup bakmaktır:</p>
<p>Zihninde kaç pencere açık?</p>
<p><strong>Yorgunluk Değil, Yönetilmeyen Yük</strong></p>
<p>Belki de asıl mesele ne kadar çalıştığımız değil, neyi taşıdığımızdır. Günün sonunda bizi tüketen şey; tamamladıklarımız değil, sürüncemede kalanlar, belirsizlikler ve bize ait olmayan yükler. Bu yüzden gerçek verimlilik, daha fazla iş yapmak değil.</p>
<ul>
<li>Açık kalan döngüleri kapat</li>
<li>Başkalarından netliği açık şekilde talep et</li>
<li>Kendi kontrol alanlarını doğru çiz</li>
</ul>
<p>Kimi zaman bir işi bitirmek kadar, bitmeyen bir süreci kabullenmek ve zihinden çıkarmak da bir karardır. Ve bu, sandığımızdan çok daha fazla alan açar bize.</p>
<p>Çünkü zihinsel alan en kıymetli alanımız.</p>
<p>Onu neyle doldurduğumuz ise bize nasıl hissettiğimizi, verimli olup olmadığımızı belirler.</p>
<p>Belki de bu yüzden, iyi çalışanlar değil; yükünü yönetebilenler gerçekten yorulmadan ilerleyebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-cok-yorulanlar-kimler-76533</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/3/1280x720/yorgun-bitkin-1775629171.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ En çok yorulanlar kimler? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/topragin-kadinlari-odulu-2026-kuresel-cagriyla-basliyor-76549</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toprağın Kadınları Ödülü 2026 küresel çağrıyla başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Yves Rocher Vakfı, çevreyi koruyan ve toprağına sahip çıkan kadınları desteklediği “Toprağın Kadınları Ödülü” ile sürdürülebilir bir gelecek için kadınların yanında yer almayı sürdürüyor. Ödül programının 25. yılı ve Vakfın 35. yılına özel olarak, 2026 edisyonu ilk kez küresel ölçekte açılan bir proje çağrısıyla hayata geçiriliyor.</p>
<p>Yves Rocher Vakfı, Birleşmiş Milletler’in Binyıl Kalkınma Hedefleri arasında yer alan kadınların güçlendirilmesi ve cinsiyet eşitliğinin desteklenmesi vizyonuyla şekillenen “Toprağın Kadınları Ödülü” kapsamında bugüne kadar 50’den fazla ülkede 450’den fazla kadını ödüllendirdi.</p>
<p>2001 yılından bu yana dünya genelinde düzenlenen programda, 2015–2016 döneminde uluslararası birincilik elde eden Türkiye, 2026 yılında da çevre için emek veren Türk kadınlarının projelerini desteklemeyi ve bu ilham verici çalışmalara görünürlük kazandırmayı sürdürüyor.</p>
<p>“Toprağın Kadınları Ödülü”, Türkiye sınırları içinde çevrenin korunmasına yönelik bir proje yürüten, her milletten reşit kadınların katılımına açık olarak düzenleniyor. Adayların, başvuru yaptıkları ülke sınırları içinde aktif olarak faaliyet göstermeleri şartı aranıyor.</p>
<p>Başvurular; dernek, sivil toplum kuruluşu veya vakıf gibi kâr amacı gütmeyen yapılar aracılığıyla yürütülen projeler üzerinden kabul ediliyor. Çevre yararına örnek nitelikte çalışmalar gerçekleştiren kadınlara finansal destek sağlamayı amaçlayan program kapsamında, birinci seçilecek aday 1.000.000 TL ödülün sahibi olacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/topragin-kadinlari-odulu-2026-kuresel-cagriyla-basliyor-76549</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/9/1280x720/topragin-kadinlari-odulu-2026-kuresel-cagriyla-basliyor-1775637264.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yves Rocher Vakfı, 25. yılına ulaşan “Toprağın Kadınları Ödülü”nü 2026 edisyonunda ilk kez küresel ölçekte açılan bir proje çağrısıyla hayata geçiriyor. Birleşmiş Milletler’in kadınların güçlendirilmesi ve cinsiyet eşitliği vizyonuyla şekillenen program, bugüne kadar 50’den fazla ülkede 450’den fazla kadını desteklerken, Türkiye’de çevreye katkı sunan kadın projelerini teşvik etmeyi sürdürüyor. Ödül kapsamında birinci seçilecek projeye 1 milyon TL finansal destek sağlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonla-mucadeleye-trakyadan-sera-yatirimiyla-destek-76548</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonla mücadeleye Trakya’dan sera yatırımıyla destek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul’un 1453 yılında fethine kadar Osmanlı İmparatorluğu’na 88 yıl başkentlik yapan Edirne, Kurtuluş Savaşı’nın en önemli direniş noktalarından olup, Ulu Önder Atatürk’ün vefat tarihi 10 Kasım’da aynı zamanda düşman işgalinden kurtuluşunu (10 Kasım 1922) kutlayan Kırklareli, kişi başına düşen OSB m2 büyüklüğü sıralamasında birinci olan Tekirdağ, Türkiye’nin İstanbul ile birlikte Avrupa kıtasındaki illerini oluşturuyor.</p>
<p>Turizmi ile tarım ve hayvancılık, süt ve süt ürünleri üretiminin yanı sıra, beyaz eşyadan, tekstil, hazır giyime, makinadan, döküm sektörüne uzanan endüstriyel varlığı, Trakya’nın üç kentini Türkiye'nin potansiyel illeri arasında ilk sıralara yerleştiriyor. İstanbul’un yazlık tercihlerinde ilk göz ağrısı olan Tekirdağ başta olmak üzere Kırklareli ve Edirne, doğa ve tarih turizmiyle hizmet verirken, özellikle pandemiden sonra tarımsal üretim akınına uğrayan iller de oldular.</p>
<p>1915 Çanakkale Köprüsü, Avrupa’yı Trakya üzerinden yalnızca Ege’ye yakınlaştırmayacak, Edirne ve Tekirdağ üzerinden İstanbul’a olan ulaşım süresini de kısaltacak.</p>
<p>Bilmem ne kadar farkındasınız, Trakya’da, Tekirdağ ve Kırklareli merkezli bir gelişim yaşanıyor son yıllarda. Keşfedilen jeotermal kaynaklar, illerin yeni zenginliği kabul ediliyor. İlk kurumsal buluntusu 2014 yılına rastlayan Kırklareli Asilbeyli Köyü termal kaynakları başta olmak üzere, çeşitli bölgelerdeki jeotermal imkanlar, turizm ve seracılığa dayalı tarım için gelecek vaad ediyor.</p>
<p>EKONOMİ gazetemizin Tarım Yazarı, ustamız Ali Ekber Yıldırım’ın, yayın yönetmenliğini yürüttüğü Tarım Gazetemizde geçen yıl yayınlanan önemli bir haberini buradan tekrar gündeminize sunmuş olayım. Türkiye’de seracılık haritası değişiyor. Yazarımız Ali Ekber Yıldırım’ın haberi bu konuyu işleyen en kapsamlı çalışmaydı. Gelişmeler gösteriyor ki artık elektrikten yararlanarak seracılık yapmanın maliyeti üreticiyi çok zorluyor. Seracılık faaliyetlerinde yeni enerji kaynağı jeotermal kaynaklar olmaya başladı. Bu açıdan Afyonkarahisar, Kütahya, Nevşehir, Kayseri, Yozgat, hatta Doğu Anadolu Bölgesi için Van ve çevresi jeotermal kaynaklarının varlığı nedeniyle seracılığın yeni adresleri oluyor.</p>
<p>Şimdi Trakya da jeotermal varlığı ile seranın yeni üssü olacak bölgeler arasına katılacak. Yatırımlar hızla artıyor. Trakya'da jeotermal kaynaklar, özellikle Kırklareli ve Tekirdağ-Saray civarında keşfedildi ve seracılık yatırımlarında yüksek ilgi çekti.</p>
<p>Yıllardır söylenir. İstanbul, tarımsal ürün ihtiyaçlarında çeper illerini özellikle Trakya’yı daha fazla kullanmalıdır diye. Hatta bu konuda Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası (ÇTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin, iyi bir planlamayla İstanbul’un tüm tarımsal ihtiyacının Trakya başta olmak üzere bölgesindeki illerden karşılayabileceği iddiasını taşır.</p>
<p>Bugün dünyada uzun mesafeli ticari faaliyetler, yarattığı karbon izi üzerinden tartışılmaya başlandı. Türkiye’de de muzun Ekvator’dan değil, Anamur’dan gelmesi gerektiğini düşünenlerin sayısı hızlı artıyor. Yine, İstanbul’un tarımsal üründe ilk tercih kentlerinden Antalya’dan yüklenen bir kamyon domatesin ilgili hale varana kadar yüzde 30 oranında zayi olduğunu ve bu durumun sofralara enflasyon olarak yansıdığını hatırlatmakta fayda var.</p>
<p>Tarihi ve kültürel yapısının yanı sıra turizmin, ticaretin, sanayinin yan yana getirdiği Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne'nin dünya kenti İstanbul'a yakın zamanda, bu kez seracılık üzerinden yürütülen tarımsal üretimle de yakınlaşacağını düşünüyorum. Trakya'daki seracılık faaliyetlerinin, Türkiye'nin enflasyonla mücadelesine önemli katkılar sunacağını da.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonla-mucadeleye-trakyadan-sera-yatirimiyla-destek-76548</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonla mücadeleye Trakya’dan sera yatırımıyla destek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nizip-ve-karkamisin-ihracat-basarisi-76546</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nizip ve Karkamış&#039;ın ihracat başarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>NTO Başkanı Mehmet Özyurt bölge ekonomisinin lokomotifi olan Nizip ve Karkamış’ın 2026 yılı Ocak-Mart dönemine ait dış ticaret verilerini değerlendirdi.  Başkan Özyurt, Güneydoğu Anadolu İhracatçılar Birliği (GAİB) verilerine göre,  2026 yılının ilk üç ayında 100.063.916,21 dolarlık ihracat rakamının bölge sanayicisinin küresel piyasalardaki sarsılmaz gücünü ve üretimdeki kararlılığının göstergesi olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“Bu başarı, ortak akıl ve alın terinin eseridir”</strong></p>
<p>Küresel ekonomik dalgalanmalara rağmen Nizip ve Karkamış’ın ihracat grafiğindeki yükselişin devam etmesinin stratejik bir başarı olduğunu belirten Başkanı Özyurt, şu değerlendirmeyi yaptı: GAİB verileri neticesinde gördüğümüz bu tablo, bölgemiz için büyük bir motivasyon kaynağıdır. Nizip ve Karkamış, 2026 yılının ilk çeyreğini 100 milyon dolar barajını aşarak tamamlamıştır. Bu performans, sadece bir rakam değil, sanayicimizin azmi, tüccarımızın vizyonu ve işçimizin alın terinin küresel pazarlardaki karşılığıdır. Nizip Ticaret Odası olarak, ihracatçılarımızın önünü açacak projeler üretmeye ve onları yeni nesil dış ticaret modelleriyle desteklemeye devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>“İhracatçılarımızla gurur duyuyoruz”</strong></p>
<p>Nizip’in ve Karkamış’ın bölge ekonomisindeki ağırlığının her geçen gün arttığını ifade eden Özyurt, “Dünyanın dört bir yanına Türk malı mührünü vuran, zorlu şartlarda dahi üretimden vazgeçmeyen tüm ihracatçılarımızı ve iş dünyamızı gönülden tebrik ediyorum. 2026 yılını yeni rekorlarla tamamlamak adına çalışmalarımızı aralıksız sürdüreceğiz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nizip-ve-karkamisin-ihracat-basarisi-76546</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/6/1280x720/nizip-ve-karkamisin-ihracat-basarisi-1775636527.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep’in Nizip ve Karkamış ilçeleri, 2026 yılının ilk çeyreğinde 100 milyon doların üzerinde ihracat gerçekleştirerek tarihi bir başarıya imza attı. Nizip Ticaret Odası (NTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özyurt, 100 milyon doları aşan ihracat rakamının bölge sanayicisinin küresel piyasalardaki sarsılmaz gücünü ve üretimdeki kararlılığının göstergesi olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gokcelik-50-yilinda-gds-markasiyla-kuresel-sahnede-76539</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yarım asırlık tecrübemizi küresel pazarlara daha güçlü şekilde taşımayı hedefliyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Raf ve depolama sistemleri sektörünün öncü kuruluşlarından Gökçelik, depo sistemleri alanındaki markası GDS Gökçelik Depo Sistemleri ile dünyanın en önemli intralojistik fuarlarından biri olan LogiMAT 2026’ya katılarak yenilikçi depolama çözümlerini uluslararası sektör profesyonelleriyle buluşturdu.</p>
<p>Almanya’nın Stuttgart kentinde düzenlenen fuar, intralojistik ve depo teknolojileri alanında dünyanın en önemli buluşmalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu yıl “Passion for Details – Discover the Difference” temasıyla gerçekleştirilen organizasyon, sektörün en yeni teknolojilerine ve inovasyonlarına ev sahipliği yaptı. LogiMAT 2026 bu yıl 46 ülkeden 1.671 katılımcı firmayı ve yaklaşık 70 bin ziyaretçiyi ağırlayarak tüm zamanların en yüksek katılım rakamlarından birine ulaştı. Fuarda intralojistik çözümleri, otomasyon teknolojileri, robotik sistemler, depo yazılımları ve malzeme taşıma ekipmanlarına yönelik yüzlerce yeni ürün ve çözüm tanıtıldı. </p>
<h2>“GDS Depo Sistemleri uluslararası ilgi gördü”</h2>
<p>Gökçelik, fuarda GDS markasıyla geliştirdiği yüksek performanslı depo ve raf sistemlerini sergileyerek özellikle lojistik merkezleri, e-ticaret depoları ve üretim tesisleri için sunduğu modern depolama çözümlerini tanıttı. Yüksek yoğunluklu depolama çözümleri, modüler raf sistemleri ve depo operasyonlarını daha verimli hale getiren mühendislik uygulamaları fuar ziyaretçilerinin yoğun ilgisiyle karşılandı.</p>
<h2>“50. yılda küresel pazarlarda daha güçlü bir oyuncu olmayı hedefliyoruz”</h2>
<p>Gökçelik Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Aras, fuara ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “LogiMAT, intralojistik sektörünün dünyadaki en önemli buluşma noktalarından biri. Biz de GDS markamızla bu platformda yer alarak hem mühendislik gücümüzü hem de üretim kabiliyetimizi uluslararası paydaşlarla paylaşma fırsatı bulduk. Bu yıl şirketimizin 50. yılını kutluyoruz. Yarım asırlık üretim ve mühendislik tecrübemizi küresel pazarlara daha güçlü şekilde taşıma hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” </p>
<h2>“Fuarlar farklı coğrafyalarda yeni projeler için önemli fırsat”</h2>
<p>Aras, fuarın yalnızca ürün tanıtımı açısından değil aynı zamanda yeni iş birlikleri ve küresel iş ağları açısından da önemli bir platform sunduğunu vurgulayarak; “LogiMAT gibi uluslararası organizasyonlar, sektörün geleceğini görmek ve yeni iş birlikleri geliştirmek açısından son derece değerli. Fuarda gerçekleştirdiğimiz görüşmeler, özellikle Avrupa başta olmak üzere farklı coğrafyalarda yeni projeler için önemli fırsatlar oluşturdu. Önümüzdeki dönemde GDS markamızla uluslararası pazarlardaki varlığımızı daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz” dedi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gokcelik-50-yilinda-gds-markasiyla-kuresel-sahnede-76539</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/9/1280x720/346-1775633434.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gökçelik Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Aras, “LogiMAT, intralojistik sektörünün dünyadaki en önemli buluşma noktalarından biri. Biz de GDS markamızla bu platformda yer alarak hem mühendislik gücümüzü hem de üretim kabiliyetimizi uluslararası paydaşlarla paylaşma fırsatı bulduk. Bu yıl şirketimizin 50. yılını kutluyoruz. Yarım asırlık üretim ve mühendislik tecrübemizi küresel pazarlara daha güçlü şekilde taşıma hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”  dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enopex-ges-yonetiminde-entegre-ve-akilli-modelle-verimliligi-artiriyor-76534</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Enopex, GES yönetiminde entegre ve akıllı modelle verimliliği artırıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Güneş enerjisi yatırımlarındaki hızlı artış, santrallerin yalnızca kurulum aşamasıyla değil, işletme süreçlerindeki performans yönetimiyle de değer kazandığını ortaya koyuyor. Bu kapsamda faaliyet gösteren Enopex'in, güneş enerji santrallerini (GES) klasik bakım yaklaşımının ötesine taşıyarak sürekli izleme, analiz ve önleyici müdahale odaklı bir model benimsediği belirtildi.</p>
<p>Enopex Yönetim Kurulu Başkanı Yasin Bayraktar, santral yönetiminde kalite standardizasyonuna odaklandıklarını belirterek, “Güneş enerjisi yatırımlarında asıl değer, tesis devreye alındıktan sonra ortaya çıkıyor. Biz santralleri yalnızca arıza durumunda müdahale edilen yapılar olarak değil; sürekli izlenen, analiz edilen ve geliştirilen üretim alanları olarak ele alıyoruz. Sahada oluşabilecek performans kayıplarını daha ortaya çıkmadan tespit etmeyi hedefliyoruz. Türkiye genelinde yaklaşık 300 MW’lık bir portföyü yönetiyoruz ve amacımız sadece büyümek değil, kaliteyi standart hale getirerek ‘Enopex standardı’nı oluşturmak. Bu doğrultuda dijitalleşme, veri analizi ve saha yönetimini entegre bir yapıda bir araya getiriyoruz. Böylece yatırımcıya daha öngörülebilir ve sürdürülebilir bir işletme modeli sunuyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Erken tespitle maliyetler azaltılıyor</strong></p>
<p>Sahada yaşanan sorunların çoğunun ani değil, zaman içinde oluşan küçük sinyallerle ortaya çıktığını vurgulayan Bayraktar, “Üretim düşüşleri, ekipman davranışlarındaki sapmalar, bağlantı zayıflıkları veya operasyonel düzensizlikler genellikle erken aşamada kendini gösterir. Bu sinyaller doğru şekilde takip edildiğinde hem üretimi korumak hem de daha büyük teknik ve finansal kayıpların önüne geçmek mümkün hale gelir. Biz bu nedenle sadece müdahale eden değil, izleyen, yorumlayan ve önleyici aksiyon alan bir yapı kurduk. Sahadaki tecrübemiz sayesinde yalnızca sonucu değil, sorunun kaynağını da analiz edebiliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Dijitalleşme ve yapay zeka öne çıkıyor</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin tesis yönetiminde belirleyici rol üstlendiğine işaret eden Bayraktar, ❝Sahadan gelen verileri yalnızca toplayan değil, bunları anlamlandıran bir sistem üzerinde çalışıyoruz. Yapay zekâ destekli yaklaşımımız sayesinde performans düşüşlerini daha erken tespit edebiliyor, anomali davranışlarını belirleyebiliyor ve saha ekiplerini doğru zamanda doğru noktaya yönlendirebiliyoruz. Bu sayede bakım süreçleri arıza sonrası müdahale yaklaşımından çıkarak daha planlı, öngörülü ve verimli bir yapıya kavuşuyor. Özellikle birden fazla santrali yöneten firmalar için bu merkezi yapı ciddi bir operasyonel avantaj sağlıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Entegre yönetim modelinin yatırımcılar açısından kritik olduğunu vurgulayan Yasin Bayraktar, “Bugün tesis yönetiminde ihtiyaç duyulan şey yalnızca teknik bakım değil, bütünsel bir operasyon kabiliyetidir. Biz üretim izleme, dijital ve fiziki güvenlik, periyodik bakım ve enerji ticaretini kapsayan entegre bir yapı sunuyoruz. Böylece yatırımcıya farklı hizmet başlıklarıyla dağılmış bir yapı yerine, tek merkezden yönetilen koordineli bir sistem sağlıyoruz. Bu yaklaşım hem operasyonel süreçleri sadeleştiriyor hem de tesis performansının daha sağlıklı yönetilmesine imkân tanıyor” dedi.</p>
<p><strong>Yangın riskine karşı önleyici yaklaşım</strong></p>
<p>GES’lerde güvenliğin kritik başlıklardan biri olduğunu belirten Yasin Bayraktar, “Yangın riski çoğu zaman ani gelişen bir durum değildir. Gevşek bağlantılar, kablo deformasyonları, inverter içi ısınmalar ya da izolasyon zayıflıkları gibi teknik problemler zamanında fark edilmediğinde ciddi risklere dönüşebilir. Bu nedenle düzenli bakım, termal kontroller ve teknik testler yalnızca üretimi artırmak için değil, aynı zamanda tesis güvenliğini sağlamak için de hayati önem taşır. Doğru yönetilen ve düzenli takip edilen bir santralde bu riskleri büyük ölçüde kontrol altına almak mümkündür” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enopex-ges-yonetiminde-entegre-ve-akilli-modelle-verimliligi-artiriyor-76534</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/4/1280x720/enopex-ges-yonetiminde-entegre-ve-akilli-modelle-verimliligi-artiriyor-1775629259.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneş enerjisi santrallerinde asıl değerin işletme sürecinde ortaya çıktığına dikkat çeken Enopex Yönetim Kurulu Başkanı Yasin Bayraktar, Türkiye genelinde yönettikleri yaklaşık 300 MW’lık portföyü akıllı ve entegre sistemlerle optimize ederek performans kayıplarını önlemeyi hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyada-kadin-inovasyon-haritasi-cikarilacak-76496</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 22:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya’da &#039;Kadın İnovasyon Haritası&#039; çıkarılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya İş Kadınları Derneği (ANTİKAD) tarafından Akra Barut Oteli’nde ‘’Geleceği Tasarlayan Kadınlar: Teknoloji, Güç ve Yeni Nesil Liderlik’’ konulu etkinlik düzenlendi. Etkinliğe Alarko Holding Yönetim Kurulu üyesi Leyla Alaton ve Teknolojide Kadın Derneği Kurucu ve Eş Başkanı Zehra Öney konuşmacı olarak katıldı.</p>
<p>ANTİKAD Başkanı Fatma Kotanak açılışta yaptığı konuşmada, teknoloji, güç ve yeni nesil liderlik konularının kadınlar açısından da çok önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Ekonomilerin kırılgan, rekabetin sert, değişimin ise hiç olmadığı kadar hızlı olduğuna dikkat çeken Kotanak, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Soru şu: Biz bu değişimi izleyen mi olacağız, yoksa yön veren mi? Bugünün dünyasında mesele pastayı büyütmek. Hatta daha da önemlisi, yeni bir pasta yaratabilmek. Bu da bizi çok net bir gerçekle yüzleştiriyor: Başka bir teknolojiye geçmek zorundayız. Yeni yollar, yeni icatlar çıkarmak zorundayız. Aksi halde yerimiz doldurulur. Pandemi bize çok önemli bir şey öğretti. Sınırlar kapandı, kısıtlar arttı. Ama teknoloji hiç durmadı. Tam tersine, dönüşüm hızlandı. O dönemde ayakta kalanlar, hızlı adapte olanlar,  yeni yollar deneyenler ve rehavete kapılmayanlar oldu.’’</p>
<p>Bugün ise yeni bir eşiğin içinde olunduğunu vurgulayan Fatma Kotanak, ‘’Yapay zekâ, veri ekonomisi, verimlilik, dijitalleşme ve sürdürülebilir dönüşüm. Bunlar artık birer seçenek değil, oyunun yeni kuralları. Bu yeni oyunda kazananlar; ölçek ekonomisini yakalayabilen, markasını büyütebilen, küresel satış kanallarına erişebilen ve en önemlisi Değerleriyle entelektüel güç üretebilenler olacak. Çünkü rekabet artık sadece üretimde değil; akılda, bilgide ve tasarımda’’ dedi.</p>
<p><strong>Kadın İnovasyon Haritası</strong></p>
<p>Geleceği tasarlamak ve yönetmek için tasarım odaklı düşünülmesi gerektiğini anlatan Kotanak, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Gelecek, tesadüflerle değil, tasarımla şekillenir. Geçen yıl Antalya’nın Kadın Haritasını çıkardık.  Kadınların iş ve yaşam gerçekliğini anlamak için uzmanlarla bir araya geldik, sahadan verileri dinledik, anketler yaptık. Kadınlar potansiyelinin farkında ama sistemsel engeller, fırsat eşitsizlikleri ve görünmez bariyerler hâlâ güçlü. ‘’</p>
<p>Kadınların ürettiği değeri görünür kılmak, bu değeri veriyle anlamak ve bu veriyi, stratejiye dönüştürmek için ‘Kadın İnovasyon Haritası’nı hayata geçireceklerini anlatan Kotanak, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Antalya’da kadınlar nerede üretim yapıyor, hangi sektörlerde değer yaratıyor, Hangi alanlarda görünmez kalıyor. Bunu veriyle ortaya koymak istiyoruz. Çünkü ölçemediğimiz şeyi büyütemeyiz. Bu harita ile amacımız, kadın girişimciliğini görünür kılmak, güçlü alanları büyütmek, zayıf alanları desteklemek ve en önemlisi, kadınların ekonomideki etkisini somutlaştırmak. Bu sadece bir harita değil, bir yön pusulası ve bir karar aracı. Antalya’nın geleceğini şekillendirecek bir altyapı. Kadın liderliği tercih değil, zorunluluktur. Çünkü kadın liderliği daha kapsayıcıdır, daha sürdürülebilir ve kriz dönemlerinde daha dayanıklıdır. Bu liderlik kendiliğinden oluşmaz. Cesaret ister, süreklilik ister, en önemlisi vazgeçmemek ister.’’</p>
<p>Alarko Holding Yönetim Kurullu üyesi Leyla Alaton ve Teknolojide Kadın Derneği Kurucu ve Eş Başkanı Zehra Öney, Antalyalı iş kadınlarına, teknoloji, yapay zeka, ve liderlik konularında deneyimlerini anlattı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyada-kadin-inovasyon-haritasi-cikarilacak-76496</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/6/1280x720/antalyada-kadin-inovasyon-haritasi-cikarilacak-1775591788.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya İş Kadınları Derneği tarafından, kadınların ürettiği değeri görünür kılmak, bu değeri veriyle anlamak ve bu veriyi, stratejiye dönüştürmek amacıyla ‘Kadın İnovasyon Haritası’ çıkarılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/sebahattin-arslanturk-hayatini-kaybetti-76486</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 17:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sebahattin Arslantürk hayatını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Trabzon iş dünyasının ve fındık sektörünün önde gelen isimlerinden Sebahattin Arslantürk, bir süredir tedavi gördüğü İstanbul’da yaşamını yitirdi. Arslantürk’ün vefatı başta Trabzon olmak üzere Doğu Karadeniz’de ve sektör çevrelerinde derin üzüntü yarattı. Uzun yıllar Arslantürk Şirketler Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapan Arslantürk, Doğu Karadeniz’in en büyük fındık ihracatçıları arasında yer aldı. Üretimden ihracata uzanan zincirde üstlendiği rol ve üreticilerle kurduğu güçlü bağ, onu sektörün referans isimlerinden biri haline getirdi.</p>
<p><strong>Sektörel kurullarda aktif rol üstlendi</strong></p>
<p>Trabzon Ticaret Borsası bünyesinde hem Meclis Başkanlığı hem de Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerinde bulunan Arslantürk, ayrıca Ulusal Fındık Konseyi (UFK) başkanlığı yaparak sektörel karar alma süreçlerinde etkin rol oynamıştı. Görev yaptığı dönemlerde üretici ve ihracatçıların sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalarıyla tanınan Arslantürk, fındık sektörünün kurumsallaşması ve ihracat kapasitesinin artırılmasına yönelik pek çok projeye öncülük etmişti.</p>
<p>Piyasaya ilişkin değerlendirmeleri ve öngörüleri, kamuoyunda ve sektör temsilcileri arasında yakından takip edilen Aslantürk’ün cenazesi yarın ((Nisan) <strong>Trabzon-Araklı Merkez Fatih Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından Araklı-Ayvadere Mahallesi’ndeki aile kabristanlığına defnedilecek.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/sebahattin-arslanturk-hayatini-kaybetti-76486</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/6/1280x720/sebahattin-arslanturk-1775573846.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trabzon Ticaret Borsası&#039;nın eski başkanlarından Sebahattin Arslantürk hayatını kaybetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tet-baskanligina-mehmet-kavaklioglu-secildi-76481</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 16:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> TET başkanlığına Mehmet Kavaklıoğlu seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliğinin (TET) üyelerin katılımıyla gerçekleştirilen seçimli genel kurul toplantısında başkanlığa Mehmet Kavaklıoğlu seçildi. Genel Kurulda yeni dönemde görev yapacak yönetim ve denetim kurulu üyeleri de belirlendi.</p>
<p>Elektrik ve elektronik sektörünün Türkiye'nin ihracatı açısından stratejik önemine dikkati çeken Kavaklıoğlu, "Birlik olarak önümüzdeki dönemde sektörün uluslararası rekabet gücünü artırmaya, ihracatçının ihtiyaçlarına daha güçlü şekilde cevap vermeye ve ortak akıl anlayışıyla çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kavaklıoğlu, sektörün, üretim gücü, teknolojik yetkinliği ve ihracat kapasitesiyle Türkiye için büyük önem taşıdığını vurgulayarak, yeni dönemde de üyelerle yakın işbirliği içinde, sektörün küresel pazarlardaki konumunu daha da güçlendirmek için çalışacaklarını kaydetti.</p>
<p>Birliğin, yeni dönemde de ihracatın artırılması, yeni pazarların geliştirilmesi ve sektörel işbirliklerinin güçlendirilmesi konularında çalışacağını belirten Kavaklıoğlu, "Firmaların küresel rekabetçiliğinin desteklenmesine yönelik çalışmaları sürdüreceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tet-baskanligina-mehmet-kavaklioglu-secildi-76481</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/1/1280x720/mehmet-kavaklioglu-1775568080.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliğinin genel kurul toplantısında başkanlığa Mehmet Kavaklıoğlu seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pestisit-bildirgesi-halk-sagligi-ve-uluslararasi-ticarette-onemli-sonuclar-dogurdu-76480</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 15:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pestisit bildirgesi: Halk sağlığı ve uluslararası ticarette önemli sonuçlar doğurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Bilimler Akademisi'nden (TÜBA), "Pestisitlerin Gıda Güvenliği ve Halk Sağlığına Etkileri Sempozyumu" sonuç bildirgesi hakkında açıklama yapıldı.</p>
<p>Yazılı açıklamada, sunulan bilimsel veriler, pestisitlerin modern tarımda verim kayıplarını önlemek ve artan nüfusun gıda ihtiyacını karşılamak açısından önemli bir araç olduğunu, ancak yanlış, bilinçsiz ve yoğun kullanımının ciddi sağlık, çevre ve ekonomik riskler doğurduğunu ortaya koydu. Tarımsal üretimde zararlılar nedeniyle oluşan kayıpların yüksekliği, pestisit kullanımını gerekli kılarken, mevcut uygulamalarda kullanılan pestisitlerin sınırlı bir kısmının hedef organizmaya ulaşması, geri kalan kısmın çevreye yayılması önemli bir verimsizlik ve risk alanı oluşturdu.</p>
<p>Gıdalarda pestisit kalıntılarının yaygın olduğu bazı ürünlerde yasal limitler aşılırken, bu durum hem halk sağlığı hem de uluslararası ticarette önemli sonuçlar doğurdu. Türkiye'de pestisit kullanımı son yıllarda artarken, Avrupa Birliği'ne yapılan ihracatta kalıntı kaynaklı alınan bildirimlerin miktarı dikkate alındığında oransal olarak düşük olsa da Türkiye açısından ekonomik kayba ve itibar zedelenmesine yol açtı. Pestisit maruziyetinin sağlık üzerindeki etkilerinin çok boyutlu ve akut etkilerin yanı sıra, uzun vadede endokrin bozuklukları, nörodejeneratif hastalıklar, üreme problemleri ve kanser riski ile ilişkili kabul edildi. Bu etkilerin özellikle çocuklar, gebeler ve yaşlılar gibi hassas gruplarda, daha belirgin olduğu belirtildi.</p>
<p>Pestisitlerin çevrede kalıcılığı, toprak-su-hava sistemleri arasında taşınımı ve besin zincirinde birikimi sonucunda, ekosistem dengesi ve biyolojik çeşitlilik üzerinde önemli olumsuz etkiler oluşturduğu görüldü. Bu doğrultuda pestisitlerin çevrede kalıcılığı, toprak, su ve hava ortamları arasında taşınması ve besin zincirinde birikmesiyle, biyoçeşitlilik kaybına ve ekosistem dengesinin bozulmasına yol açtığı fark edildi.</p>
<p><strong>Sağlık okuryazarlığının artırılması önem taşıyor</strong></p>
<p>Türkiye'de pestisitlere ilişkin mevzuat altyapısı güçlü, ancak denetim, izleme ve izlenebilirlik sistemlerinin daha etkin uygulanmasına ihtiyaç bulunurken, bu amaçla Tarım ve Orman Bakanlığınca geliştirilen B-Reçete (Bitkisel Reçete) sisteminin, sürece katkı sağlaması bekleniyor. Pestisit sorununun yalnızca teknik bir konu değil, aynı zamanda toplumsal algı, risk iletişimi ve davranış değişikliğiyle doğrudan ilişkili olduğu görülürken, bu sebeple sağlık okuryazarlığının artırılması ve toplumun doğru bilgilendirilmesi büyük önem taşıyor.</p>
<p>Bilimsel değerlendirmeler doğrultusunda, pestisit kullanımının tamamen ortadan kaldırılmasının mevcut koşullarda mümkün olmadığı, ancak risklerin azaltılmasının bilim temelli, entegre ve sürdürülebilir yaklaşımlarla sağlanabileceği öngörülüyor. Bu kapsamda, tarladan sofraya bütüncül risk yönetiminin uygulanması, pestisit kullanımında doğru doz ve zamanlamanın sağlanması, hasat aralığı kurallarına uyulması ve izlenebilirlik sistemlerinin güçlendirilmesi öncelikli gereklilikler olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Entegre Zararlı Yönetimi (IPM) yaklaşımının yaygınlaştırılması, biyolojik ve kültürel mücadele yöntemlerinin desteklenmesi ve kimyasal kullanımın azaltılması temel stratejik hedefler arasında yer alıyor. Biyopestisitler, yapay zeka, sensörler ve dronlar gibi yeni nesil teknolojilerin, pestisit kullanımını optimize ederek, hem verimliliği artırma hem de kalıntı risklerini azaltma potansiyeline sahip bulunuyor. Ayrıca çoklu kalıntı analizlerinin geliştirilmesi, ulusal biyomonitöring (çevre kirliliğini -su, toprak, hava- canlı organizmaları kullanarak veya insan vücudundaki -kan, idrar, saç- kimyasal maddeleri ölçerek maruziyet değerlendirmesi yapan sistemler) programlarının oluşturulması ve 'Tek Sağlık' yaklaşımı çerçevesinde insan, hayvan ve çevre sağlığının birlikte ele alınması öneriliyor.</p>
<p>Türkiye'nin bu alanda bilim temelli politikalar geliştirmesi, AR-GE yatırımlarını artırması ve çok disiplinli işbirliklerini güçlendirmesi ile bölgesel ve küresel ölçekte örnek bir ülke haline gelmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pestisit-bildirgesi-halk-sagligi-ve-uluslararasi-ticarette-onemli-sonuclar-dogurdu-76480</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/domates.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Pestisitlerin Gıda Güvenliği ve Halk Sağlığına Etkileri Sempozyumu&quot; sonuç bildirgesinde, &quot;Pestisit maruziyetinin sağlık üzerindeki etkilerinin çok boyutlu ve akut etkilerin yanı sıra, uzun vadede endokrin bozuklukları, nörodejeneratif hastalıklar, üreme problemleri ve kanser riski ile ilişkili kabul edildi.&quot; ifadeleri kullanıldı. Bildirgeye göre, gıdalarda pestisit kalıntılarının yaygın olduğu bazı ürünlerde yasal limitler aşılırken, bu durum hem halk sağlığı hem de uluslararası ticarette önemli sonuçlar doğurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/3-ayda-50-milyona-yakin-hava-yolcusu-76478</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 15:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hava yolcusu ilk çeyrekte 49,3 milyonu aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğünün mart ayı uçak, yolcu ve yük verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Mart ayında, yolcu ve çevre dostu havalimanlarında iniş-kalkış yapan uçak sayısının iç hatlarda 78 bin 867, dış hatlarda 57 bin 849 olduğunu belirten Uraloğlu, toplam uçak trafiğinin ise üst geçişlerle 166 bin 242'ye ulaştığını aktardı. Geçen yılın aynı ayıyla kıyaslandığında, iç hat uçak trafiğinde yüzde 6,6 artış, dış hat uçak trafiğinde yüzde 2,5 artış meydana geldiğine işaret eden Uraloğlu, "Mart ayında, iç hat yolcu trafiği 8 milyon 10 bin 64, dış hat yolcu trafiği ise 8 milyon 408 bin 509 olarak gerçekleşti. Direkt transit yolcularla birlikte, toplam 16 milyon 428 bin 625 yolcu seyahat etti. Böylece bir ayda hava yoluyla seyahat eden yolcu sayısı, mega kent İstanbul'un nüfusunu aştı. Geçen yılın aynı ayına göre, direkt transit dahil toplam yolcu trafiğinde, yüzde 11,3 artış gerçekleşti." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, geçen ay taşınan yük miktarının, iç hatlarda 69 bin 498 ton, dış hatlarda 313 bin 929 ton olmak üzere, toplamda 383 bin 426 tona ulaşıldığını kaydetti.</p>
<p>Ocak-Mart döneminde ise havalimanlarına iniş-kalkış yapan uçak trafiğinin, iç hatlarda 212 bin 426, dış hatlarda 173 bin 616 olarak kayıtlara geçtiğini, üst geçişlerle birlikte uçak trafiğinin toplam 504 bin 417'ye ulaştığına dikkati çeken Uraloğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Türkiye geneli havalimanları iç hat yolcu trafiğinin 23 milyon 274 bin 626, dış hat yolcu trafiğinin 26 milyon bin 537 olduğu bu dönemde, direkt transit yolcularla birlikte toplam 49 milyon 306 bin 377 yolcuya hizmet verildi. 2026 yılı Mart sonunda hizmet verilen yolcu trafiği 2025 yılının aynı dönemi ile kıyaslandığında, direkt transit dahil olmak üzere toplam yolcu trafiğinde yüzde 8,9 artış oldu."</p>
<p>Uraloğlu, söz konusu dönemde havalimanları yük trafiğinin iç hatlarda 207 bin 707 ton, dış hatlarda 939 bin 193 ton olmak üzere, toplamda bir milyon 146 bin 899 tona ulaştığını vurguladı.</p>
<p><strong>"İstanbul Havalimanı 6 milyon 333 bin 485 yolcu ağırladı"</strong></p>
<p>Türkiye'nin mega projelerinden İstanbul Havalimanı'nda ise mart ayında, uçak trafiğinin iç hatlarda 9 bin 721, dış hatlarda 33 bin 189 olmak üzere, toplamda 42 bin 910'a ulaştığına değinen Uraloğlu, aynı havalimanında iç hatlarda 1 milyon 327 bin 317, dış hatlarda 5 milyon 6 bin 168 olmak üzere, toplamda 6 milyon 333 bin 485 yolcuya hizmet verildiğini bildirdi. Ocak-mart döneminde söz konusu havalimanında, iç hatlarda 27 bin 395, dış hatlarda 100 bin 66 olmak üzere, toplamda 127 bin 461 uçak trafiği gerçekleştiğinin altını çizen Uraloğlu, iç hatlarda 3 milyon 825 bin 134, dış hatlarda 15 milyon 280 bin 132 olmak üzere, toplamda 19 milyon 105 bin 266 yolcu trafiği gerçekleştiği bilgisini de paylaştı.</p>
<p>Uraloğlu, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'nın uçak ve yolcu trafiği hakkında da bilgi vererek, mart ayında iniş-kalkış yapan uçak trafiğinin iç hatlarda 9 bin 655, dış hatlarda 11 bin 680 olmak üzere, toplamda 21 bin 335 olarak gerçekleştiğini, yolcu trafiğinin ise iç hatlarda bir milyon 730 bin 706, dış hatlarda 1 milyon 930 bin 874 olmak üzere, toplamda 3 milyon 661 bin 580 olduğunu belirtti. Sabiha Gökçen Havalimanı'nda 3 aylık süreçte, iç hatlarda 27 bin 740, dış hatlarda 38 bin 403 olmak üzere, toplamda 66 bin 143 uçak trafiği gerçekleştiğini aktaran Uraloğlu, iç hatlarda 5 milyon 34 bin 507, dış hatlarda 6 milyon 543 bin 268 olmak üzere, toplamda 11 milyon 577 bin 775 yolcuya hizmet verildiğini açıkladı.</p>
<p>İstanbul Atatürk Havalimanı uçak trafiğinin söz konusu ayda, 2 bin 377 olduğunu aktaran Uraloğlu, 3 aylık dönemde ise trafiğin 6 bin 175 olarak gerçekleştiğini bildirdi.</p>
<p><strong>"Turizm merkezlerindeki yolcu sayısı 6,5 milyonu aştı"</strong></p>
<p>Uraloğlu, turizm merkezlerindeki havalimanlarında hizmet sunulan yolcu sayısının 3 ayda, iç hatlarda 4 milyon 14 bin 232, dış hatlarda 2 milyon 486 bin 706 olmak üzere, toplamda 6 milyon 500 bin 938'e ulaştığını vurguladı.</p>
<p>Bu havalimanlarında iç hatlarda 31 bin 147, dış hatlarda 18 bin 523 olmak üzere, toplamda 49 bin 670 uçak trafiği gerçekleştiğini ifade eden Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"3 aylık dönemde, İzmir Adnan Menderes Havalimanı'nda 2 milyon 643 bin 768, Antalya Havalimanı'nda 3 milyon 138 bin 499, Muğla Dalaman Havalimanı'nda ise 287 bin 150 yolcuya hizmet verildi. Muğla Milas-Bodrum Havalimanı'nda toplamda 329 bin 672 yolcuya hizmet verilirken, Gazipaşa Alanya Havalimanı'nda toplamda 101 bin 849 yolcu trafiği gerçekleşti."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/3-ayda-50-milyona-yakin-hava-yolcusu-76478</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ucak-ucus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yılın ilk çeyreğinde havalimanlarında hizmet verilen yolcu sayısının 49,3 milyonu aştığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tugaydan-meslek-fabrikasi-icin-cagri-bu-hukuka-ve-kente-sahip-cikma-mucadelesidir-76566</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 15:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tugay&#039;dan Meslek Fabrikası çağrısı: Bu, hukuka ve kente sahip çıkma mücadelesidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Meslek Fabrikası binasının Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından el konulmasının ardından başlayan süreçte, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay bina önünde açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Tugay, CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç ve sivil toplum ile meslek odası temsilcilerinin katıldığı basın toplantısında, sürecin hukuki boyutuna ilişkin değerlendirmelerde bulunarak kamuoyuna çağrıda bulundu. Tugay, Meslek Fabrikası’na yönelik el koyma sürecinin hukuka aykırı olduğunu yineleyerek, tüm İzmirlileri kentin ortak değerlerine sahip çıkmaya çağırdı.</p>
<p>Tugay, sabahın erken saatlerinde yaşanan gelişmelere ilişkin yaptığı değerlendirmede, binanın güvenlik güçleri tarafından çevrelendiğini ve personelin girişine izin verilmediğini belirterek, “Sabah saat 05.00 sıralarında bina ablukaya alındı, çalışanlarımız ve yöneticilerimiz içeri alınmadı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak benim de girişime izin verilmedi” dedi. Mülkiyete ilişkin sürecin yargı aşamasında olduğunu vurgulayan Tugay, “Ortada devam eden bir dava var, sonuçlanmış bir karar yok. Buna rağmen süreç kesinleşmiş gibi değerlendirmeler yapılıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tahliye sürecine ilişkin de açıklamalarda bulunan Tugay, kaymakamlık tarafından iletilen yazıya karşı itirazda bulunduklarını hatırlatarak, “İtirazımıza ilişkin resmi bir geri dönüş yapılması ve tahliye tarihinin bildirilmesi gerekiyordu. Ancak bu süreç işletilmeden uygulamaya geçildi” diye konuştu. Tahliye işleminin yargı süreci devam ederken gerçekleştirildiğini belirten Tugay, “Kararın gerekçesi yazılmadan ve süreç tamamlanmadan tahliye yapıldı. Ayrıca kararın, işlem sırasında sisteme yüklendiğini gördük” dedi.</p>
<p>Tahliye sırasında yaşananlara da değinen Tugay, bina içerisindeki kamuya ait ekipmanlara erişimde sorunlar yaşandığını belirterek, “İçeride belediyeye ait çok sayıda demirbaş bulunuyor. Çalışanlarımız kişisel eşyalarına dahi ulaşmakta zorlandı” ifadelerini kullandı. Binanın tescilli kültür varlığı olduğunu hatırlatan Tugay, “Uygulama sırasında yapıya zarar verildiğine dair tespitlerimiz var. Bu tür binaların korunması gerekirken farklı bir tabloyla karşılaştık” dedi.</p>
<p>Sürecin hukuki çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Tugay, “Ortada mülkiyeti tartışmalı bir yapı ve devam eden bir dava süreci var. Bu nedenle tüm adımların hukuk içinde atılması gerekiyor” diyerek, kamuoyunun gelişmeleri yakından takip etmesinin önemine dikkat çekti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tugaydan-meslek-fabrikasi-icin-cagri-bu-hukuka-ve-kente-sahip-cikma-mucadelesidir-76566</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/6/1280x720/tugaydan-meslek-fabrikasi-icin-cagri-bu-hukuka-ve-kente-sahip-cikma-mucadelesidir-1775650087.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Meslek Fabrikası önünde yaptığı açıklamada, mülkiyeti belediyeye ait bina için kamuoyuna destek çağrısı yaparak, “Bugün mağdur edilenleri yalnız bırakmama günüdür.” dedi. CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç ise yarın saat 18.00’de yapılacak açıklamaya İzmirlileri davet etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-beton-sektoru-293-milyar-tllik-cirosuyla-onemli-bir-ekonomik-buyukluge-ulasti-76469</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 13:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Hazır beton sektörü 293 milyar TL’lik cirosuyla önemli bir ekonomik büyüklüğe ulaştı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB), Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Merkez Bankası, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verileri ile THBB üyelerinin, THBB dışındaki üreticilerin ve tedarikçilerin sağladığı bilgiler ışığında hazırlanan 2025 yılı “Hazır Beton Sektör Raporu”nu yayınladı.</p>
<p>Rapor, Türkiye ekonomisi, inşaat sektörü ve hazır beton sektörüne yönelik detaylı analizler, değerlendirmeler ve projeksiyonlar içeriyor.</p>
<p>Rapora göre, 2025 yılı, Türkiye ekonomisinde dengelenme ve dezenflasyon sürecinin etkilerinin sürdüğü; buna karşılık inşaat sektörünün yeniden güçlü bir büyüme ivmesi yakaladığı bir dönem olarak kaydedildi. Türkiye ekonomisi 2025 yılında yüzde 3,6 büyürken, inşaat sektörü yüzde 10,8’lik performansıyla ekonominin üzerinde bir büyüme sergiledi. Deprem sonrası yeniden inşa faaliyetleri, kentsel dönüşüm uygulamaları, kamu altyapı yatırımları ve ertelenmiş talep, sektördeki bu canlılığın temel belirleyicileri oldu.</p>
<p>Raporu değerlendiren Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, “İnşaat sektöründeki büyümeye paralel olarak hazır beton sektörü de 2025 yılında Türkiye ekonomisine güçlü katkıda bulunmaya devam etti. Türkiye, hazır beton üretiminde Avrupa’daki liderliğini korurken; tesis başına üretim, teknik kapasite, yaygın hizmet ağı ve operasyonel yetkinlik açısından da öne çıktı. Resmî verilere göre sektör, 50 bini aşan istihdamı ve yaklaşık 293 milyar TL’lik cirosuyla önemli bir ekonomik büyüklüğe ulaştı. THBB tarafından yapılan sektörel araştırmaya ve çeşitli veriler kullanılarak oluşturulan modellere göre 2025 yılında 140 milyon m3 hazır beton üretimi gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Bu büyüklük üretim hacminin ötesinde istihdam, lojistik, ekipman, agrega, çimento, kimyasal katkı ve hizmet ekosistemiyle birlikte çok geniş bir katma değer alanını temsil etmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>"Sektörde dönüşüm ihtiyacı daha görünür hâle geldi"</strong></p>
<p>2025 yılının, büyüme rakamlarının ötesinde sektörde dönüşüm ihtiyacının daha net hissedildiği bir dönem olduğunu ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, “Finansmana erişim, maliyet yönetimi, nitelikli iş gücü ihtiyacı, ham madde temini ve maliyet baskıları sektörümüzün gündeminde yer almaya devam etmiştir ancak artık çok daha net görülmektedir ki, hazır beton sektörünün geleceği yalnızca daha fazla üretimde değil; daha verimli, daha izlenebilir, daha düşük karbonlu ve daha dirençli bir yapılaşma yaklaşımında yatmaktadır. Düşük karbonlu yeşil çimento kullanımını yaygınlaştırmayı hedefleyen düzenlemelerin 1 Ocak 2025 itibarıyla yürürlüğe girmesi, emisyon ticaret sistemi hazırlıkları, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve sınırda karbon düzenlemesi gibi başlıklar; çevresel performansın artık teknik ve ticari rekabetin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini ortaya koydu. Bu çerçevede, düşük karbonlu beton çözümleri, geri kazanılmış kaynak kullanımı, su verimliliği, elektrikli filo dönüşümü ve dijital optimizasyon, önümüzdeki dönemin öncelikli çalışma alanları olarak öne çıkıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>"Üçüz Dönüşüm” projesi</strong></p>
<p>Bu anlayışla Türkiye Hazır Beton Birliği olarak 2025 yılında sektöre yönelik “Üçüz Dönüşüm Danışmanlığı” modelini hayata geçirdiklerini vurgulayan THBB Başkanı Yavuz Işık, “Yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve insani/sosyal dönüşümü entegre bir yapıda ele alan bu model; GPS ve IoT (nesnelerin interneti) tabanlı filo takibi, yapay zekâ destekli rota optimizasyonu, üretim-teslimat eşgüdümü, veri temelli performans yönetimi ve eğitim modüllerini bütüncül bir sistem olarak sunmaktadır. Ölçülebilir faydalar sağlayan bu yaklaşım, sektörümüzde yalnızca operasyonel verimliliği artırmakla kalmamakta; aynı zamanda güvenlik, maliyet kontrolü ve sürdürülebilirlik performansını da güçlendirmektedir. Hazır beton sektörünün geleceğini, ancak bu üç dönüşüm eksenini birlikte ele alarak kalıcı biçimde güçlendirebileceğimize inanıyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Dirençli yapılaşmanın önemini vurguluyoruz"</strong></p>
<p>2025 yılında üzerinde ısrarla durdukları bir diğer temel konunun ise dirençli yapılaşma olduğunu ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, “Ülkemizin deprem gerçeği karşısında güvenli ve uzun ömürlü yapı üretimi artık vazgeçilmez bir zorunluluktur. Türkiye Hazır Beton Birliği olarak uzun yıllardır standartlara uygun, kalite güvenceli hazır beton kullanımının yaygınlaştırılması için çalışıyoruz ancak biliyoruz ki güvenli yapılar yalnızca kaliteli beton üretimiyle değil; doğru tasarım, doğru denetim, doğru uygulama ve nitelikli işçilikle birlikte mümkündür. Bu nedenle kentsel dönüşümün hızlanması, riskli yapı stokunun ivedilikle yenilenmesi, yapı denetim süreçlerinin etkinleştirilmesi ve kamuoyunun teknik açıdan doğru bilgilendirilmesi yönündeki çalışmalarımızı 2025 yılında da kararlılıkla sürdürdük. Hazır betonla ilgili bilgi eksikliğinden kaynaklanan dezenformasyonla mücadele etmek, Birliğimizin kamu yararı açısından üstlendiği önemli bir sorumluluktur.” dedi.</p>
<p>Sürdürülebilirlik alanında 2025 yılında önemli gelişmeler kaydedildiğine dikkat çeken THBB Başkanı Yavuz Işık, “Beton Sürdürülebilirlik Konseyi (CSC) kapsamında ülkemizde yıl sonu itibarıyla toplam 26 tesisin belgeli hâle gelmesi; sektörümüzde çevresel, sosyal ve yönetişim temelli dönüşümün giderek daha somut bir zemine oturduğunu göstermektedir. Kaynakların sorumlu kullanımı, şeffaflık, izlenebilirlik ve sürdürülebilir üretim anlayışının daha da yaygınlaşmasını sektörümüz adına güçlü bir kazanım olarak değerlendiriyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>"Sektörlerimizi yeniden bir araya getirmek için çalışmalara başladık"</strong></p>
<p>Sektörün en kapsamlı buluşmalarından biri olan BETON 2025 Hazır Beton, Çimento, Agrega, İnşaat Teknolojileri ve Ekipmanları Fuarı ve Zirvesi ile 100’ün üzerinde firmayı, 15 bini aşkın ziyaretçiyi ve 71 ülkeden sektör temsilcisini bir araya getirdiklerini ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, “2025 yılında başarıyla gerçekleştirdiğimiz BETON Fuarı ve Zirvesi’nin ardından, sektörü bir araya getireceğimiz fuar ve kongre çalışmalarına yeniden başladık. BETON 2027 Fuarımızı İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenleyeceğiz. Sektörümüzün artan ilgisi ve yoğun talep üzerine fuarımızı İstanbul Fuar Merkezi’nin daha büyük salonlarına taşıyoruz. Fuarımızda; inşaat, hazır beton, çimento ve agrega sektörlerinin en ileri teknolojilerini bir araya getireceğiz. Fuarımızla eş zamanlı olarak düzenleyeceğimiz BETON Kongresi, Birliğimizin ulusal olarak düzenlediği 7. kongresi olacak. Kongremizi akademisyenler ve araştırmacıların yanı sıra hazır beton sektörünün ve yan sanayi firmalarının temsilcileri takip edecektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Sektörümüzü geleceğe veri temelli yaklaşımla hazırlıyoruz"</strong></p>
<p>Türkiye Hazır Beton Birliği olarak 1988 yılından bu yana ülkemizde güvenli, dayanıklı, kaliteli, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir beton üretiminin yaygınlaşması için çalıştıklarının altını çizen THBB Başkanı Yavuz Işık, “2025 Yılı Hazır Beton Sektör Raporu; ekonomiden inşaat sektörüne, tedarik zincirinden çevresel performansa, bölgesel analizlerden sektör vizyonuna kadar geniş bir çerçevede, veriye dayalı değerlendirmeler ışığında gelecek perspektifi sunmaktadır. Düşük karbonlu üretim, dijitalleşme, kaynak verimliliği, kalite güvencesi, dirençli yapılaşma ve insan kaynağının geliştirilmesi başta olmak üzere sektörümüzün geleceğini belirleyecek bütün başlıklarda çalışmaya devam edecek; daha güvenli şehirler, daha rekabetçi işletmeler ve daha sürdürülebilir bir yapılaşma kültürü için tüm paydaşlarımızla birlikte kararlılıkla yol alacağız.” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-beton-sektoru-293-milyar-tllik-cirosuyla-onemli-bir-ekonomik-buyukluge-ulasti-76469</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/9/1280x720/yavuz-isik-1775557702.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Hazır Beton Birliğinin 2025 raporuna göre, Türkiye ekonomisi yüzde 3,6 büyürken inşaat sektörü yüzde 10,8 ile ekonominin üzerinde performans gösterdi. THBB Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, &quot;Türkiye, hazır beton üretiminde Avrupa’daki liderliğini korurken; tesis başına üretim, teknik kapasite, yaygın hizmet ağı ve operasyonel yetkinlik açısından da öne çıktı. Resmî verilere göre sektör, 50 bini aşan istihdamı ve yaklaşık 293 milyar TL’lik cirosuyla önemli bir ekonomik büyüklüğe ulaştı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanofide-ust-duzey-atama-76464</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 12:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanofi&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanofi Avrasya Bölgesi Nadir Hastalıklar Direktörü olarak görev yapan Mine Sayıt, Uluslararası Pazarlardan Sorumlu İnsülin Global Marka Lideri görevine atandı.</p>
<p>Sayıt, yeni görevini Paris'te sürdürecek.</p>
<p>Sanofi'de kariyeri boyunca farklı alanlarda önemli sorumluluklar üstlenen Sayıt'ın, özellikle nadir hastalıklar alanında sağlık ekosistemini güçlendiren çalışmalara liderlik ettiği belirtildi. </p>
<p>Şirket açıklamasına göre, sağlık otoriteleri ve bilimsel paydaşlarla güçlü ve sürdürülebilir iş birlikleri kurulmasına öncülük eden Sayıt, portföy önceliklendirme stratejilerinin hayata geçirilmesi, yeni ülkeler ve bölgelerde büyüme fırsatlarının değerlendirilmesi ile Avrasya genelinde iyi uygulamaların paylaşılmasını sağlayan iş birliği platformlarının oluşturulmasına katkı sağladı.</p>
<p>Yeni görevinde Sayıt'ın, insülin portföyünün küresel ölçekte güçlendirilmesine katkı sunarken, farklı ülkeler ile küresel ekipler arasındaki stratejik koordinasyonun geliştirilmesine ve uluslararası iş birliklerinin ilerletilmesine odaklanacağı bildirildi.</p>
<p>Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nden mezun olan Sayıt, lisans eğitimini 2004'te Galatasaray Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde tamamladı. IAE de Toulouse'da 2005'te Stratejik Pazarlama alanında yüksek lisans eğitimini bitirdi. Sanofi'ye 2006'da Pazarlama Mükemmelliği Uzmanı olarak katılan Sayıt, kariyeri boyunca farklı görevler üstlendi.</p>
<p>Son olarak Sanofi Avrasya Bölgesi Nadir Hastalıklar Direktörü olarak görev yapan Sayıt, Care4Rare ve Ankara Üniversitesi NADİR Merkezi gibi sağlık ekosistemine katkı sağlayan projelerin liderliğini yürüttü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanofide-ust-duzey-atama-76464</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/sanofi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mine Sayıt, Sanofi Uluslararası Pazarlardan Sorumlu İnsülin Global Marka Lideri görevine getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/satinalmanin-bugunu-ve-gelecegi-istanbulda-konusuldu-76458</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 12:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Satınalmanın bugünü ve geleceği İstanbul’da konuşuldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>İSTANBUL</strong></p>
<p>Stratejik Satınalma Derneği (SSD) tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen Stratejik Satınalma Derneği Zirvesi, 4 Nisan 2026 tarihinde İstanbul’da 1000’in üzerinde katılımcıyla büyük bir ilgi ve güçlü bir katılımla gerçekleştirildi. “Satınalmada Akıl Oyunları” temasıyla düzenlenen zirve; satınalmanın bugünü ve geleceğini, değişen küresel dinamikler ışığında ele alarak iş dünyasına önemli bir perspektif sundu. Zirvenin açılış konuşmasını SSD Yönetim Kurulu Başkanı Evren Cibelik gerçekleştirdi. Açılışta satınalmanın stratejik rolüne dikkat çeken Cibelik’in ardından, SSD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Demir katılımcılara teşekkür ederek, derneğin vizyonuna ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. Zirvede Türkiye ve farklı sektörlerden önde gelen isimler bilgi ve deneyimlerini katılımcılarla paylaşırken; otomotiv, imalat, gıda, enerji, lojistik ve hizmet gibi farklı sektörlerden uzman, yönetici ve üst düzey profesyoneller bir araya gelerek, bilgi paylaşımı ve iş birliği fırsatları yakaladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4cb61dbc3d-1775553377.JPG" alt="" width="608" height="405" /></p>
<h2>Satın almanın önemi anlatıldı</h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe, küresel ticaret ve ihracat perspektifinden satınalmanın rolünü değerlendirirken, Gıda Oturumunda da özellikle pandemiden bu yana gıda sektöründe yaşanan dönüşüm, inovasyon ve sürdürülebilirlik odağı ele alındı. Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Başkanı Baran Çelik ise otomotiv sektöründe değişen karar alma süreçlerine dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Zirvenin konuşmacılarından MAKFED Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Adnan Dalgakıran, sanayi perspektifinden stratejik satınalmanın önemine değinirken, Toyota Otomotiv Sanayi Türkiye AŞ CEO’su ve Genel Müdürü Murat Bülbül, küresel rekabet ortamında satınalmanın rolünü paylaştı. Zirvenin kapanış oturumunda ise Açıkbeyin Kurucu Başkanı ve Nörobilim Uzmanı Sinan Canan vardı. Canan, karar alma süreçlerine nörobilim perspektifinden yaklaşarak katılımcılara farklı bir bakış açısı sundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4cb81147bc-1775553409.jpeg" alt="" width="548" height="365" /></p>
<h2>Karbon nötr zirve ve sürdürülebilir gelecek vurgusu</h2>
<p>SSD 5. Zirvesi, Sürdürülebilirlik Akademisi iş birliğiyle karbon nötr bir etkinlik olarak gerçekleştirildi. Zirveye katılan paydaşlar, Mudanya Altıntaş’ta yer alan SSD Ormanı’nda gerçekleştirilen ağaçlandırma çalışmaları ile daha yaşanabilir bir geleceğe katkı sağladı. Böylece zirve, yalnızca fikir üretmekle kalmayıp somut çevresel etki yaratmayı da hedefledi. Ayrıca fuaye alanında yer alan LÖSEV standıyla da SSD, sosyal faydaya katkı sağlamayı önceliklendirdi. Zirve kapsamında geliştirilen Stratejik Satınalma Derneği mobil uygulaması, katılımcı deneyimini artıran önemli bir yenilik olarak öne çıktı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/satinalmanin-bugunu-ve-gelecegi-istanbulda-konusuldu-76458</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/8/1280x720/satinalmanin-bugunu-ve-gelecegi-istanbulda-konusuldu-1775553442.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Stratejik Satınalma Derneği tarafından düzenlenen 5. Zirve, “Satınalmada Akıl Oyunları” temasıyla iş dünyası profesyonellerini bir araya getirerek, sektöre yön veren başlıkları gündeme taşıdı. Zirvede; farklı sektörlerden uzman, yönetici ve üst düzey profesyoneller bir araya gelerek, bilgi paylaşımı ve iş birliği fırsatları yakaladı. Zirve, Türkiye’nin dört bir yanından gelen 1000’in üzerinde katılımcıyla büyük ilgi gördü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cam-sakura-hastanesinin-bazi-hizmetleri-ihaleye-cikarildi-76453</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çam Sakura Hastanesi’nin bazı hizmetleri ihaleye çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Sağlık Bakanlığı, işletmesini Rönesans Holding’in Japon ortağıyla birlikte yürüttüğü Başakşehir Çam ve Sakura Hastanesi’nin, laboratuvar, görüntüleme, temizlik, yemek gibi destek hizmetlerini Pazar Testi Ön Yeterlik İlanı ihaleye çıkardı. Bu değerlendirmede yeterlik alan firmalar daha sonra teklif vermeye davet edilecek.</p>
<p>Resmi Gazete’de yayımlanan ihale ilanına göre dönem  boyunca laboratuvar hizmetleri kapsamında; 34 milyon adet biyokimya testi, 2 milyon 224 bin mikrobiyoloji testi, 457 bin patoloji testi yapılması öngörülüyor.</p>
<p>Aynı dönemde 2 milyon 489 bin görüntüleme, 80 bin onkoloji ilaç hazırlama, 57 bin ilaç uygulama hizmeti tahmin ediliyor. İhale döneminde  1 milyon 371 bsin kahvaltı, 3 milyon 891 bin öğlen ve akşam yemeği verilmesi planlanıyor.</p>
<p><strong>Garanti verilmiyor</strong></p>
<p>Kamuoyunda kamu-özel iş birliği projelerine yönelik en çok ‘alım garantisi’ uygulaması eleştiriliyordu. İhale duyurusunda laboratuvar hizmetlerine ilişkin verilen sayıların bir garanti olmadığı, işin kapasitesini göstermek amacıyla yazıldığı bilgisi yer alıyor.<br />Ayrıca belirtilen  miktarların 2025 yılında gerçekleştirilen işlem sayısını göstermekte olup herhangi bir bağlayıcılığı bulunmadığının altı çiziliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cam-sakura-hastanesinin-bazi-hizmetleri-ihaleye-cikarildi-76453</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/3/1280x720/cam-sakura-hastanesi-1775547545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Başakşehir Çam ve Sakura Hastanesi’nin, laboratuvar, görüntüleme, temizlik, yemek gibi destek hizmetleri ihaleye çıkarıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enpara-bank-borsa-istanbulda-islem-gormeye-baslayacak-76452</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enpara Bank, Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enpara Bank'ın, bugünden itibaren "ENPRA.E işlem koduyla" Borsa İstanbul Piyasa Öncesi İşlem Platformu'nda işlem görmeye başlayacağı bildirildi.</p>
<p>Borsa İstanbul AŞ'nin konuya ilişkin BISTECH Pay Piyasası Alım Satım Sistemi duyurusu, Kamuyu Aydınlatma Platformunda (KAP) yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Enpara Bank, ENPRA.E işlem koduyla bugün itibarıyla Piyasa Öncesi İşlem Platformu'nda işlem görecek. İlgili sırada işlem gerçekleşinceye kadar serbest marj uygulanacak. Oluşan ilk işlem fiyatı o seansın devamı için baz fiyat olurken, maksimum emir değeri 1 milyon lira olacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enpara-bank-borsa-istanbulda-islem-gormeye-baslayacak-76452</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enpara Bank, Borsa İstanbul Piyasa Öncesi İşlem Platformu&#039;nda işlem görmeye başlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-alemdar-sakaryada-tarihe-gecen-en-buyuk-yatirim-donemini-baslattik-76470</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başkan Alemdar: Sakarya’da tarihe geçen en büyük yatırım dönemini başlattık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN / SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar göreve geldiği 31 Mart tarihinden bu yana geçen 2 yıllık süreçte şehre kazandırılan hizmetler ve projelerini düzenlenen tanıtım toplantısında kamuoyu ile paylaştı.</p>
<p>“Sakarya’da son iki yılda tarihe geçen en büyük yatırım dönemini başlattık” diyen Alemdar, Sakarya’nın geleceğine yön verecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceklerini söyledi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4df48b3bf4-1775558472.jpg" alt="" width="700" height="396" /></p>
<p>ADARAY'ın yeni ilçe hedefleri, kentsel dönüşüm ile sanayi dönüşümü, Sakarya Fuar ve Konser Merkezi, Sapanca Gölü'nün mirası, iki ayrı baraj ve Yazlık, Tunatan, Mithatpaşa ve SEDAŞ Kavşağı gibi projeler hakkında da bilgiler veren Alemdar, programda Darülaceze Kampüsü projesini de duyurdu. Başkan Alemdar, "Umutla, güvenle, ayrıştırmadan, ötekileştirmeden bir arada olan Sakarya için 'ben' değil 'biz' diyoruz. 1 milyon 180 bin vatandaşımız için yola çıktık. Bu şehir hiçbir kesimin ya da grubun değil, yarınlarımız için emek veren herkesin şehri. Her bir metrekaresi için hayal kurmaya, gayretle çalışarak geleceğin Sakarya'sını inşa etmeye devam edeceğiz" dedi.</p>
<p>Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin tamamlanan, devam eden ve gelecekte planladığı yatırımlarla ilgili toplantı Premier INN Otel’de yapıldı.</p>
<p>Toplantıya, Sakarya Valisi Rahmi Doğan, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, AK Parti Sakarya Milletvekilleri Lütfi Bayraktar, Murat Kaya, Ali İnci, Ertuğrul Kocacık, MHP Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, AK Parti MKYK Üyesi Abdurrahman Akyüz, AK Parti İl Başkanı Yunus Tever, MHP İl Başkanı Oğuz Alkaş, Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık,  Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Akgün Altuğ, Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Genç, il müdürleri, kaymakamlar, ilçe belediye başkanları, siyasi partilerin il başkanları ve teşkilat başkanları, medya temsilcileri, STK temsilcileri, muhtarlar ve vatandaşlar katılım sağladı.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4e01c72a27-1775558684.jpg" alt="" width="700" height="396" /></p>
<p>Başkan Alemdar, toplantıda yaptığı konuşmada, insan odaklı, sosyal belediyecilik faaliyetleri ve şehrin gelecek yüzyılına yön verecek projeleri hayata geçirmeye devam ettiklerini söyledi.</p>
<p>Alemdar, yaptığı sunumda bakıma muhtaç yaşlıların yuvası olacak 43 bin metrekare alan üzerinde Darülaceze Kampüsü projesini inşa edeceklerini açıkladı.</p>
<p><strong>Sakarya Fuar, Kongre ve Konser Merkezi</strong></p>
<p>Ayrıca şehrin en büyük ihtiyaçları arasında yer alan ve ihracatta 7'nci sırada yer alan şehre Sakarya Fuar, Kongre ve Konser Merkezi'ni kazandıracaklarını ve 659 dönümlük arazinin bu proje için değerlendirileceğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4e0b97f90d-1775558841.jpg" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p>Sapanca Meydanı ve Yeraltı Otoparkında çalışmaların yeniden başladığı bilgisini veren Alemdar, şöyle devam etti: “Pamukova Meydan da çalışmalar kısa bir süre sonra başlıyor. Her ilçemize yeşil alanlar kazandırıyoruz. Karapürçek Mesire alanı ihalemiz bitti projemize yakında başlayacağız. Sapanca Gölü'nü korumak adına Ballıkaya Barajı’ndan Hızırilyas Su Dağıtımı Merkezi'ne suyu kısa süre içerisinde akıtacağız. Çamdağı Barajı’nda zemin etütlerimiz tamamlandı. Yatırım bedeli 3,5 milyar TL olan proje artık bakanlığımızın gündeminde. Barajımız ile kuzey bölgesindeki ilçelerimizin içme suyunu garanti altına alacağız. Sapanca Gölü çevresini de vatandaşlarımızın kullanımına açmak için Sapanca Park projesini başlattık. Göl kıyısındaki 8 kilometrelik güzergâhta çalışmalarımız bitmek üzere. Tığcılar Kentsel Dönüşüm Projesi 1. etabıyla yeşil, sosyal ve güvenli bir alan oluşturacağız. Yüzde 80 uzlaşma sağladık. 2. ve 3. etap ile dönüşüm hızla sürecek. Esnafımıza ve şehrimize katkı sunması için 2 bin 500 işyerinin yer aldığı sanayi dönüşümü projemizi tamamladık. Esnafımız ile görüşmeler yaparak daha yaşanabilir dirençli bir Sakarya'yı oluşturacağız. 34 yeni ulaşım aracıyla filoyu güçlendirerek himayemize kattık. 19.5 kilometrelik bir güzergâh ile Metrobüs sistemini 6 aylık bir süreçte hizmete geçirdik. ADARAY’ı Pamukova, Karasu, Sapanca ve yeni açıkladığımız Hendek rayları ile entegre edeceğiz. Karasu Kıyı Park Projesi ile Karasu turizmine katkı sağladık. Deprem kuşağında bulunan bölgemize eğitim merkezi ve tatbikat merkezi kazandırdık. 530 araçlı Kapalı Otopark ile hastaneler bölgesindeki paklanma soruna çare olduk. 2 bin çiftçinin toprak numunesini yaparak çiftçilerimize destek olduk.  Kahverengi Kokarca sorununa TUTSAK ile çare bulduk. Üniversite ile formül geliştirerek çiftçilerimizi bilgilendirdik, uygulamasını yaptık. 24 Nisan’da Adapazarı-Serdivan Tramvay Hattının yapım ihalesini yapıyoruz. 7 bin 500 metrekarelik Bilim Merkezi ve 1 milyon kitaplık şehir kütüphanesi inşaatları tamamlanmak üzere. Şehre yeni bir müze kazandıracağız. Yeni belediye binası ile 30 bin metrekarede daha güzel bir hizmet sunacağız. AFA Kültür Merkezi’ni yeniden şehrimize kazandırıyoruz. TOKİ iş birliği ile hayata geçireceğiz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-alemdar-sakaryada-tarihe-gecen-en-buyuk-yatirim-donemini-baslattik-76470</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/0/1280x720/baskan-alemdar-sakaryada-tarihe-gecen-en-buyuk-yatirim-donemini-baslattik-1775558888.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Alemdar, &quot;Umutla, güvenle, ayrıştırmadan, ötekileştirmeden bir arada olan Sakarya için &#039;ben&#039; değil &#039;biz&#039; diyoruz. 1 milyon 180 bin vatandaşımız için yola çıktık. Bu şehir hiçbir kesimin ya da grubun değil, yarınlarımız için emek veren herkesin şehri. Her bir metrekaresi için hayal kurmaya, gayretle çalışarak geleceğin Sakarya&#039;sını inşa etmeye devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yas-meyve-sebzede-hedef-yeni-pazarlarda-kalici-buyume-76448</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaş meyve-sebzede hedef yeni pazarlarda kalıcı büyüme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Türk yaş meyve ve sebze sektörü, küresel talepteki daralma ve iklim değişikliğinin üretim üzerindeki etkilerine rağmen ihracattaki varlığını sürdürmeye devam ediyor. Kuraklık, ani don olayları ve düzensiz yağışlar üretim planlamasını zorlaştırırken; işçilik, enerji ve lojistik maliyetlerindeki yükseliş ihracatçının rekabet gücünü baskılıyor.</p>
<p>Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB) Başkanı Prof. Dr. Senih Yazgan, 2025 yılının sektör açısından zorlu geçtiğini ancak güçlü üretim altyapısı sayesinde ihracat performansının korunduğunu söyledi. Tarımda üretim planlamasındaki eksikliğin sektörün temel yapısal sorunlarından biri olduğunu belirten Yazgan, baskılanmış döviz kuru ile yükselen girdi maliyetlerinin fiyat rekabetini zorlaştırdığını ifade etti. Özellikle işçilik maliyetlerindeki artışın ihracatçı firmalar üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu dile getiren Yazgan, yüksek potansiyel taşıyan pazarlara girişte teknik süreçlerin yavaş ilerlemesinin de büyümeyi sınırladığını kaydetti. Uzak Doğu başta olmak üzere birçok ülkeyle zirai karantina protokollerinin henüz tamamlanmadığını belirten Yazgan, bu süreçlerin sonuçlanması halinde Türkiye’nin mevcut ürün çeşitliliğiyle ihracatını çok daha hızlı artırabilecek kapasitede olduğunu söyledi.</p>
<h2>Avrupa’da tarife dışı engeller ihracatı zorluyor</h2>
<p>Türk yaş meyve-sebze ihracatının bazı pazarlarda teknik engellerle karşı karşıya kaldığını ifade eden Yazgan, özellikle Almanya ve Avusturya pazarlarında yaşanan uygulamalara dikkat çekti. 2025 sezonunda bazı sevkiyatların bilimsel temelden uzak fiziksel analizlerle “renk bozulması” gerekçesiyle bloke edildiğini belirten Yazgan, doğal üretim koşullarında yetiştirilen ürünlerin bu gerekçelerle durdurulmasının hem ticareti hem üretici gelirini olumsuz etkilediğini söyledi. Bu nedenle ihracat yapılan ülkelerle bilimsel temelli denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Yazgan, ürün bazlı gıda kodeksleri üzerinden daha etkin diplomatik temas kurulmasının zorunlu hale geldiğini kaydetti.</p>
<h2>Yeni rota: Uzak Doğu, Hindistan ve Körfez pazarları</h2>
<p>Önümüzdeki dönemde Avrupa’daki mevcut konumu korurken yeni pazarlarda kalıcı büyüme hedeflediklerini belirten Yazgan, Rusya’da yeniden ivme kazanmayı; Hindistan, Malezya, Singapur ve Çin gibi pazarlarda ise yeni ihracat kanalları oluşturmayı amaçladıklarını söyledi. Bu stratejinin yalnızca pazar çeşitlendirmesinden ibaret olmadığını belirten Yazgan, lojistik maliyetleri azaltacak yatırımlar, güçlü soğuk zincir altyapısı ve ürün kayıplarını azaltan modern sistemlerin de öncelikler arasında yer aldığını ifade etti. Bursa Siyah İnciri’nin uluslararası pazarda stratejik değer taşıdığını vurgulayan Yazgan, ürünün hem ticari hem de tarımsal itibar açısından özel bir konumda bulunduğunu dile getirdi.</p>
<h2>“Tarımda öngörülebilirlik artık zorunlu”</h2>
<p>Tarım sektöründe kalıcı başarının öngörülebilir politikalarla mümkün olacağını vurgulayan Yazgan, ani ihracat yasakları ve öngörülemeyen düzenlemelerin yıllar içinde kurulan ticari ilişkileri zedelediğini söyledi. Karar alma süreçlerinde sektörle daha güçlü istişare mekanizmaları kurulmasının önemine dikkat çeken Yazgan, kısa, orta ve uzun vadeli üretim planlamasının ertelenemez hale geldiğini ifade etti. Yeni dönemde iklim dostu üretim, karbon ayak izini azaltan lojistik modelleri, organik üretim ve sertifikalı tarım uygulamalarıyla Türk yaş meyve-sebze sektörünün dünya pazarlarında daha güçlü bir konuma geleceğini belirten Yazgan, Bursa merkezli ürünlerin küresel marka değerini artırmayı sürdüreceklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yas-meyve-sebzede-hedef-yeni-pazarlarda-kalici-buyume-76448</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/senih-yazgan-1775545565.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Prof. Dr. Senih Yazgan, iklim krizi, maliyet artışları ve pazarlardaki teknik engellere rağmen sektörün ihracat gücünü koruduğunu belirterek, karantina protokollerinin tamamlanmasıyla Türkiye’nin çok daha hızlı büyüyebileceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/otomotiv-ihracati-martta-eksi-yazdi-76447</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotiv ihracatı martta eksi yazdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) verilerine göre, Türkiye ihracatının lideri otomotiv endüstrisinin mart ayı ihracatı yüzde 6,3 düşüşe rağmen Türkiye ihracatında birinci sıradaki yerini korudu. Geçen ay 3 milyar 293 milyon dolarlık ihracata imza atan sektörün ülke ihracatından aldığı pay da yüzde 16,9 oldu. Mart ayında binek otomobiller ihracatı yüzde 20 azalırken, otobüs minibüs midibüs ihracatı yüzde 10 arttı. İspanya’ya yüzde 23, Slovenya’ya yüzde 16, Polonya’ya yüzde 20 ihracat düşüşü dikkat çekti. Yılın ilk üç ayında otomotiv endüstrisi ihracatı yüzde 4,3 artmış ve 9 milyar 896 milyon dolar olarak gerçekleşti. OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik, “Otomotiv endüstrisi olarak martta yaşadığımız kısmi daralmaya rağmen ülke ihracatındaki liderliğimizi ve stratejik önemimizi korumaya devam ediyoruz. Binek otomobillerdeki düşüşe karşılık Otobüs ve Minibüs grubundaki yüzde 10’luk artış, ürün çeşitliliğimizin küresel pazardaki rekabet gücünü ve esnekliğini bir kez daha kanıtladı. Bu yıl sonundaki sürdürülebilir ihracat hedeflerimize kararlılıkla ilerliyoruz” dedi. </p>
<h2><strong>Tedarik endüstrisi 1,3 milyar dolar oldu</strong></h2>
<p>Martta en büyük ürün grubu olan tedarik endüstrisi ihracatı geçen senenin aynı dönemine göre hemen hemen aynı kalarak 1 milyar 318 milyon dolar oldu. Martta binek otomobillerde en fazla ihracat yapılan ülke olan Fransa’ya ihracat yüzde 18 azaldı. İspanya’ya yüzde 30, Slovenya’ya yüzde 19, Birleşik Krallık’a yüzde 21, Polonya’ya yüzde 49, Belçika’ya yüzde 32 ihracat düşüşü yaşandı. Martta en fazla ihracat yapılan ülke olan Almanya yüzde 6 düşüşle 525 milyon dolarlık ihracat yapıldı. İkinci büyük pazar Fransa’ya yüzde 1 düşüşle 456 milyon dolarlık ihracat yapılırken, İtalya’ya yönelik ihracat ise yüzde 8 arttı. Martta yüzde 74’lük pay ile en büyük pazar olarak Avrupa Birliği ülkelerine yüzde 6 azalışla 2 milyar 440 milyon dolar ihracat yapıldı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/otomotiv-ihracati-martta-eksi-yazdi-76447</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/7/1280x720/otomotivden-subat-ayinda-guclu-performans-1772695576.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OİB verilerine göre Türkiye otomotiv endüstrisinin mart ayı ihracatı yüzde 6,3 düşüşe rağmen Türkiye ihracatında birinci sıradaki yerini korudu. Geçen ay 3 milyar 293 milyon dolarlık ihracata imza atan sektörün ülke ihracatından aldığı pay da yüzde 16,9 oldu. Bu yılın ocak-mart döneminde otomotiv endüstrisi ihracatı yüzde 4,3 artarak 9 milyar 896 milyon dolar oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/secmen-rasyonalitesi-76437</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Seçmen rasyonalitesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sonradan bakarak olanları rasyonalize etmek insan tabiatı gereğidir ve hayli kolaydır. Ancak tarihte o anda görülmesi zor hadiseler vardır. Örneğin 1980 seçimlerinde son iki güne kadar Carter ve Reagan anketlerde başa baş görünüyordu. Son günlerde Carter 10 puan geriye düştü. Gallup 11 gün kala Carter’ı 3 puan önde gösteriyordu. Seçim sonrası kamuoyu ölçerlerin bu kadar yanılması tartışıldı ve anket yapan kuruluşlar çok itibar kaybettiler. ‘Kaçınılmazdı’ denebilir ama bir de şu var: Seçim günü Tahran rehine krizinin birinci yıldönümüydü ve rehineler hala kurtarılamamıştı. Bir hafta boyunca medya bu konuyu işledi. Öyle ki Carter’ın 13 ay önce 1979 Ekim ayında jogging yarken yığılmasının görüntüleriyle Nisan 1980’de İran’da rehine kurtarma görevinde çöle çakılan helikopter görüntüleri yan yana kondu. Seçmen günler süren bu kampanyanın sonunda “biz bu kadar zayıf bir ülke miyiz” ve “bizim başkanımız bu kadar sağlıksız mı olmalı” sorularını birbirine bağladı, “zayıf” Carter’la “zayıf bir ülke” olunduğuna karar verdi ve bir anda saf değiştirdi. Alternatif açıklama araştırma şirketlerinin tam olarak yanıldığı, Reagan’ın baştan beri önde gittiği olabilir. Reagan kampanyasının başarılı geçtiği açık olmakla beraber Carter’ın kullandığı temalar –klasik refah ve sağlık sistemi sorunları, Reagan’ın arz yanlı iktisadının zengin taraftarı politika olarak eleştirisi, savunma harcamalarını artırma vaadinin eleştirisi- bu kadar mı etkisizleşmişti bilinmez. O günlerde ABD’de yaşayanlar belki cevap verebilirler. Sonuçta Vietnam savaşı sarsıntısı artık geride kalıyordu ve had safhada milliyetçi bir halk olan Amerikalılar Reagan’ın yeniden güçlü Amerika söylemine inandılar. </p>
<p>Bu olaya nasıl bakmalı? Veya en azından 2016 yılında bir sürprize benzeyen Trump vakasını nasıl görmeli? Eğitimli seçmenlerin davranışları bile ‘düşük yoğunluklu rasyonalite’ veya ‘düşük enformasyonlu rasyonaliteye’ dayalı olabilir. Bu niteleme ekonomik motifle oy vermek veya ideolojik motifle oy vermek ayrımından farklıdır. Her ikisi de düşük yoğunluklu olabilir. Elbette ideoloji veya örgüt enformasyon toplarken de karar verirken de kısa devre işlevi görür. Zamandan ve çabadan tasarruf sağlar. Seçmen kendine göre bir akıl yürütme süreci yaşar ama bu sürecin basit ve kısa olmasını tercih eder. Aslında bu tuhaf bulunabilir çünkü aynı seçmen oy vermenin kamusal bir mesele olduğunu bilir. Kamusal derken seçmen hem “ben” der hem de “biz” der. Bu “biz” etnik grup, sınıf, dini aidiyet grubu vs. olabilir. Herhangi bir aidiyetin “gerçek” diğerlerinin “yanlış bilinç” olduğunu söylemek ancak köşeli bir inanç sistematiğiyle veya fazlasıyla içselleştirilmiş, deontolojikleşmiş bir teorik konumdan bakarak söylenebilir. Mesela 2012 seçimleri öncesi Amerikan Demokrat seçmenin bir kısmının ‘tarihsel işçi sınıfı (nostaljisi) ve ona dayalı sosyal demokrat solculukla’ oy verdiği doğruysa özellikle 2016 sonrası bambaşka nedenlerle oy verdiği, hatta oyunu değiştirdiği de doğrudur ve gayet gerçektir. Mesela göçmenleri Martha’s Vineyard’a gönderen Florida valisi Ron DeSantis’in eyalette Kübalı göçmenler dışında kalan beyaz olmayan nüfustan en çok oy alan Cumhuriyetçi olması böyle bir şeydir.</p>
<p>Seçimin bir şekilde kamusal niteliği ve gelecekteki birkaç yılı etkileyecek olduğunun bilinmesine rağmen düşük enformasyonlu rasyonalite seçmenin fazla uğraşmayacağı anlamına gelir. Buzdolabı alırken o dükkândan bu dükkâna gezen veya internette alışveriş yaparken saatlerini harcayan kişiler bir tartışma programını izlemeye tahammül edemeyebilirler. Çoğunluk program, öneri, politikalar, ekonominin incelikleri vb. meseleler hakkında bilgilendirilmek dahi istemez. Kimse on sayfalık bir bildirgeyi okumaz. Büyük çoğunluk parlamenter demokrasi falan dinlemez, doğrudan adayları karşılaştırır ve kişilerden politikalara giden bir kısa yol arar. Trump bu kişiselleşmenin uç örneklerindendir.</p>
<p>Ancak tehlikeli bir örnektir. Trump yaptıklarıyla da söyledikleriyle de hukuk sistemini altüst etmeyi denemiş ve uluslararası hukuktan önce ABD’de Anayasa Mahkemesine (SCOTUS) duyulan güvenin sarsılmasına katkıda bulunmuştur. ABD demokrasisinin sallanmasının bir nedeni de zaten Kongre ve yönetimin yanında daha zayıf bir üçüncü güç olarak tasarlanmış (Federalist 78) olan SCOTUS’un halk tarafından giderek ideolojik lenslerle görülmesidir. SCOTUS Kongre ve Yönetim arasında eşit bir üçüncü güç zaten değildi ama zaman zaman kendisine alan açılmış ve tarafsız olarak algılandığı ölçüde bir kontrol mekanizması oluşturmuştu. Son yıllarda ABD’de herkesin yüksek mahkemeden bekledikleri de mahkemenin kararlarına bakışı da farklılaştı ve bir güven sorunu oluştu. Amerika daha demokratik veya daha dengede iken de dışarıya karşı emperyal bir güçtü. Ancak içeride dengeyi kaybederken dışarıda da öngörülemez bir tehdide dönüştüğünü yaşayarak görüyoruz. Bu işi tekrar rayına oturtmak kongrenin işidir ama aynı zamanda iki büyük parti arasında bir denge gözettiğine herkesin inandığı bir yüksek mahkemeye de gereksinim var. Seçmen kitlesi birden değişmeyeceğine göre demokratların ve giderek çok kalabalık hale gelen bağımsızların seçimi (demokratlara) kazandıracak kısa devrelere ihtiyaçları olacak.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/secmen-rasyonalitesi-76437</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Seçmen rasyonalitesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gencler-bir-ulkenin-gelecegidir-76436</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gençler bir ülkenin geleceğidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hintli gençler Alman ekonomisinde</strong></p>
<p>“Freiburg Esnaf Odası”na ( The Freiburg Chamber of Skilled Crafts), Hindistan’daki bir insan kaynakları şirketinden mektup gelmiş.”Meslek eğitimi almak isteyen, hevesli birçok genç insanımız var. Acaba ilgilenir misiniz?” Söz konusu Oda, duvarcı ustasından marangoza, kasaba ve fırıncıya kadar usta işçileri ve işverenleri temsil eden bir kuruluşmuş. Mektup da tam zamanında gelmiş. Mektup geldiği zaman bu odanın bir çalışanı olan Handrick von Ungern-Sternberg şöyle konuşmuş: “O sırada eleman arayan ama bulamayan çaresiz işverenler vardı. Bu teklife bir şans verelim dedik”.</p>
<p>Handrick ilk olarak yerel kasaplar loncasına telefon etmiş. Almanya’da kasaplar, küçük aile işletmeleri biçiminde yapılanmış. Kasaplık sektörü Almanya genelinde düşüşte imiş. Şöyle ki: 2002 yılında 19.000 işletme varken bu sayı 2021 yılında 11.000’e düşmüş. Sorun: gençler bu işe girmek istemiyormuş. Bu durum 25 yıldır böyle imiş. Hindistan’dan 13 kişilik ilk kafile 2022 yılında gelmiş. Küçük şehirlerdeki kasaplara çırak olarak yerleştirilmiş. Eğtiimlerinin bir parçası olarak üniversiteye de gidiyorlarmış. Bugün bu sayı 200 olmuş. Bu arada Handrick de işinden ayrılmış, bir insan kaynakları şirketi kurmuş. Hindistan’daki şirket ile işbirliği yapmış. </p>
<p>Almanya’da gençler sadece kasaplığa değil, diğer sektörlerdeki ustalık işlerine de ilgi göstermiyormuş. Bir de bunun yanında Almanya’nın nüfus sorunu varmış. Doğum oranları düşmüş; emekli olanların yerine aynı sayıda genç işgücü piyasasına girmiyormuş. Yapılan bir araştırmaya göre ülkeye her yıl 288.000 yabancı işçinin girmesi gerekiyormuş. Aksi takdirde çalışan nüfus oranı 2040 yılında %10 azalacakmış. Bunu bilen Almanlar Hindistan’ın genç nüfusuna kapıyı açmış. İki ülke aralarında bir anlaşma (Migration and Mobility Partnership Agreement) yapılmış. Almanya, Hindistan’a tanıdığı yabancı usta işçi kotasını 2024’de yılda 90.000’e çıkarmış.                   </p>
<p><strong>Gençler neden bu işleri tercih etmiyor?</strong></p>
<p>Yukardaki bilgileri BBC’nin bir haberinden (https://www.bbc.com/news/articles/c3wlww83yv4o) aktardım. Türkiye’de de Almanya’daki gibi aynı sorunla karşılaşıyoruz. Türkiye, nüfus değişimi konusunda da Almanya’ya yakın konumdadır. Her iki ülkede de toplam doğurganlık hızı, (TDH)nüfusun kendini yenilemesi için gerekli olan 2,1 seviyesinin altındadır.  (Toplam doğurganlık hızı: Bir kadının doğurgan olduğu dönem boyunca ortalama kaç çocuk sahibi olacağını gösteren bir istatistiktir.) Türkiye’nin toplam doğurganlık hızı TDH,  2024 istatistiklerine göre 1.48’dir. Almanya’nın TDH’sı ise 1,40 tür. Bu yazımda gençlerin tercihi konusunu işleyeceğim,  nüfus konusuna girmeyeceğim,</p>
<p>Ekonomide çarkların dönmesi için belli işleri de yapacak kişilere ihtiyaç vardır. Bu işleri yapacak kişilerin yetişmesi gerekir. Eğer gençler bu işleri tercih etmiyorsa bu bir sorundur.  Bir soruna çare bulmak için önce nedenleri bulmak gerekir. Gençlerin bu tür işlere yönelmemesinin çeşitli nedenleri vardır. Bu nedenlerden en belirgin olanlarını şöyle sıralayabiliriz.</p>
<p><strong>1- Statü meselesi</strong></p>
<p>Eskiden halk arasında çok yaygın bir söylem vardı. Ne kadar aranan bir tip olduğunu vurgulamak için evlenme çağındaki kızlar, “Beni, ne mühendisler, ne doktorlar istedi de varmadım” derlerdi. Ama “Beni, ne tesisat ustaları, ne marangozlar istedi de varmadım” diyene rastlamadım. Büyük bir ihtimalle evlenmediği tesisat ustasının mali durumu, evlendiği mühendisten kat kat iyi durumdadır. Ama bu bir statü meselesidir. Ne yazık ki toplumda ustalık, eski loncalar devrindeki kadar yüksek bir statüye sahip değil artık.</p>
<p><strong>2- Eğitim sırasındaki yanlış yönlendirmeler </strong> </p>
<p>Eğitim dünyasında başarı, sadece üniversite olarak görülmektedir. Mesleki eğitim, adeta üniversiteyi beceremeyecek gençlerin gideceği, ikinci sınıf bir seçenek olarak görülmektedir. Bu yanlış anlayış bazı öğretmenlerde ve velilerde de yaygındır. Üniversite seçimlerinde bile bazen çok yanlış yönlendirmeler yapılmaktadır. Örneğin, lisede bazı öğretmenlerden şunu çok duymuşumdur: “İyi öğrenci idi, ama yazık Teknik Üniversite sınavını kazanamadı, tıbba girdi.”</p>
<p> <strong>3-</strong> <strong>Çalışma koşulları</strong></p>
<p>Zanaatçıların çalışma ortamları, klimalı, kapalı ofisler yerine şantiyeler ve atölyelerdir. Daha kötüdür diyemeyeceğim. Kapalı ofis ortamına hapsedilmek yerine açık havada çalışmak da bir ayrıcalıktır. Ama bu bir tercih meselesidir.</p>
<p><strong>4- Meslekleri tanımama</strong></p>
<p>Gençler meslekleri tanımıyor. Ya da yanlış tanıyorlar. Zanaatçıların işinin isin pasın içinde, çok yorucu, aynı zamanda getirisi çok az işler olarak görebiliyorlar. Teknolojinin zanaat işine de girdiğinin farkında değiller. Seçtikleri zanaat dalında gelişirlerse kendilerini ne tip bir istikbal beklediğini, ne kazanacaklarını bilmiyorlar.</p>
<p><strong>5- Kişilik uyumsuzluğu</strong></p>
<p>Gençlerin çoğu ortak çalışmaya dayalı, esnek zamanlı ve teknolojiye dayalı işlerde çalışmak istiyor. Halbuki zanaat işi genelde yalnız çalışmaya dayalı, katı çalışma kuralları olan ve teknolojiyi yavaş benimseyen bir iş olabiliyor. Bu nedenle zanaat işi kişiliklerine uymayabiliyor.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Dünya ne kadar değişse de işler ne kadar otomasyona dönüşse de zanaatçılara hep ihtiyaç olacaktır. Ama gençlerin bu mesleklere yönelmemesi büyük bir sorundur; arzda eksiklik yaratır. Ayrıca herkesi üniversitelere yöneltmek ve yetersiz eğitimle yeteneksiz ama diploması olan üniversiteli bir işsiz ordusu yaratmak ülke için büyük ekonomik kayıptır. Gençleri bu zanaat işlerine girmeye de teşvik edecek girişimlere ağırlık vermek gerekir. Bu konuda okullarda danışmanlık hizmetleri genişletilmeli, öğretmenler de eğitilmelidir. Endüstri de bu girişimlere destek vermelidir. Ancak gençlerin meslek edinmeleri için eğitilmeleri devletin sıkı denetiminde olmalı, çıraklık eğitimleri ucuz işçilik sömürüsüne dönüştürülmemelidir.</p>
<p>Türkiye nüfus açısından kendini yenilemiyor, hızla yaşlanıyor. Bu nedenle genç insan kaynağını değerlendirmede çok daha akıllıca davranmamız gerekmektedir.</p>
<p>Gençler, bir ülkenin geleceğidir.     </p>
<p>      </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gencler-bir-ulkenin-gelecegidir-76436</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gençler bir ülkenin geleceğidir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-savaslarinin-golgesinde-madencilik-cevre-ve-turkiyenin-stratejik-yol-ayrimi-76435</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji savaşlarının gölgesinde madencilik, çevre ve Türkiye’nin stratejik yol ayrımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Önümüzdeki 30-40 yıllık geçiş döneminde dünya, yenilenebilir enerjiye yönelse bile; petrol, doğalgaz ve kömür kullanımını tamamen terk edemeyecektir. Bu nedenle enerji çağında en güçlü aktör; en fazla rezerve sahip olan değil, rezervi, üretimi, taşımayı ve fiyatlamayı birlikte yönetebilen aktördür.</strong></p>
<p>Yakın coğrafyamızda yaşanan gelişmeler, enerji meselesinin artık yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda jeopolitik, güvenlik ve ulusal egemenlik boyutları olan çok katmanlı bir konu olduğunu bir kez daha göstermektedir. ABD–İsrail–İran hattında yükselen gerilim, Hürmüz Boğazı çevresinde artan riskler, Venezuela üzerindeki baskılar ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi örnekler; görünürde demokrasi, güvenlik, insan hakları ya da nükleer tehdit başlıkları üzerinden tartışılsa da, arka planda çok daha temel bir mücadelenin yaşandığını göstermektedir.</p>
<p>Bu mücadele; petrol, doğalgaz, kömür ve kritik madenler gibi ömrü sınırlı fosil kaynakların, yeni enerji teknolojileri tam anlamıyla devreye girinceye kadar kim tarafından, hangi fiyatla, hangi güvenlik düzeni içinde üretileceği ve kontrol edileceği sorusunun mücadelesidir.</p>
<p>Bugün Venezuela’ya yönelik baskılar ile İran çevresinde oluşan askeri ve diplomatik gerilimler birbirinden bağımsız değildir. Her iki bölge de dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip alanları arasında yer almakta; dolayısıyla enerji arz güvenliği açısından küresel güçlerin doğrudan ilgi alanına girmektedir.</p>
<p>Önümüzdeki 30-40 yıllık geçiş döneminde dünya, yenilenebilir enerjiye yönelse bile; petrol, doğalgaz ve kömür kullanımını tamamen terk edemeyecektir. Bu nedenle enerji çağında en güçlü aktör; en fazla rezerve sahip olan değil, rezervi, üretimi, taşımayı ve fiyatlamayı birlikte yönetebilen aktördür.</p>
<p><strong>Kömür yeniden önem kazanıyor</strong></p>
<p>Özellikle yeni nesil enerji teknolojilerinin yaygınlaşması için gerekli olan lityum, kobalt, nikel, bakır, nadir toprak elementleri ve grafit gibi stratejik hammaddeler düşünüldüğünde, madencilik önümüzdeki dönemde daha da kritik hale gelecektir.</p>
<p>Dolayısıyla enerji dönüşümü olarak ifade edilen süreç, gerçekte yalnızca petrol ve doğalgazdan uzaklaşma değil; aynı zamanda yeni maden bağımlılıklarının ortaya çıkması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Bu tablo içerisinde kömür de yeniden önem kazanmaktadır. Her ne kadar küresel ölçekte kömür karşıtı politikalar güçlenmiş olsa da, enerji arzında yaşanan kırılganlıklar ve elektrik kesintileri, kömürün hâlâ vazgeçilemeyen bir baz yük kaynağı olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Türkiye açısından bu tablo çok daha kritik bir anlam taşımaktadır. Enerjide dışa bağımlı bir ülke olarak Türkiye’nin petrol, doğalgaz ve kritik mineral tedarikinde yaşanacak her kırılganlıktan doğrudan etkilenmesi kaçınılmazdır.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye için yerli kaynakların etkin, planlı ve sürdürülebilir kullanımı artık bir tercih değil; stratejik bir zorunluluktur. Yerli kömür, yerli doğalgaz, jeotermal, hidroelektrik, güneş, rüzgâr ve nükleer enerji yatırımları birlikte düşünülmeli; aynı zamanda bunların ihtiyaç duyduğu madenler de güvenli biçimde üretilmelidir.</p>
<p>Burada temel mesele, madencilik ile çevreyi birbirine karşıt iki alan gibi göstermek değildir. Çünkü bu yaklaşım, ülkenin gerçek ihtiyaçlarını göz ardı eden, duygusal ve popülist bir zemine savrulmaktadır.</p>
<p>Sorun, madenciliğin yapılıp yapılmaması değil; nasıl yapılacağıdır.</p>
<p>Nitekim geçmişte yaşanan olumsuz örnekler, denetimsiz uygulamalar ve çevreye zarar veren bazı faaliyetler nedeniyle toplumda oluşan “vahşi madencilik” algısı, bugün hâlâ bazı tartışmaların merkezinde yer almaktadır.</p>
<p>Ancak günümüzde uluslararası standartlar, çevresel etki değerlendirme süreçleri, rehabilitasyon yükümlülükleri, su ve toprak izleme sistemleri, toz ve titreşim kontrolü, atık yönetimi ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik uygulamalar, madenciliği geçmişten çok daha farklı bir noktaya taşımıştır.</p>
<p><strong>Çok paydaşlı sorumluluk ve ortak </strong><strong>çözüm kültürü kritik önemde</strong></p>
<p>Bugün bir maden sahasının başarısı yalnızca ürettiği tonajla değil; çevresel etkilerini ne ölçüde yönettiği, faaliyetten sonra alanı doğaya nasıl geri kazandırdığı, yerel halk ile nasıl iletişim kurduğu ve sosyal kabulü nasıl sağladığı ile ölçülmektedir.</p>
<p>Türkiye’de son yıllarda zeytinlikler, orman alanları, su kaynakları ve madencilik faaliyetleri üzerinden yürütülen tartışmalar da bu çerçevede değerlendirilmelidir.</p>
<p>Çünkü yer altı zenginlikleri ile yer üstü değerlerini birbirine düşman göstermek, Türkiye’nin kalkınma ihtiyacına da çevresel hedeflerine de zarar verir. Oysa doğru planlama ile hem üretmek hem korumak mümkündür.</p>
<p>Bu noktada çok paydaşlı sorumluluk ve ortak çözüm kültürü kritik önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Doğa ile üretim, çevre ile </strong><strong>madencilik rakip değildir</strong></p>
<p>Kamu, karar alma süreçlerini bilim temelli, şeffaf ve öngörülebilir biçimde yürütmelidir. Özel sektör, yalnızca ekonomik kazanca odaklanmamalı; çevresel ve sosyal etkileri de yönetmelidir. Akademi, teknik verileri toplumun anlayabileceği bir dile dönüştürmeli; kamuoyunu bilimsel verilerle yönlendirmelidir.</p>
<p>Sivil toplum kuruluşları, ideolojik pozisyonlar yerine çözüm odaklı katkılar sunmalıdır. Yerel halk ise süreçlerin dışında bırakılmamalı; kararların gerçek paydaşı haline getirilmelidir.</p>
<p>Sonuç olarak; Venezuela’dan İran’a, Hürmüz’den Karadeniz’e, nadir toprak elementlerinden kömüre kadar uzanan yeni enerji jeopolitiği, bize çok net bir gerçeği göstermektedir: Doğa ile üretim, çevre ile madencilik, enerji ile kalkınma birbirine rakip değil; doğru yönetildiğinde birbirini tamamlayan alanlardır.</p>
<p>Türkiye’nin başarısı da bu dengeyi ne kadar akılcı, bilimsel ve sürdürülebilir biçimde kurabildiği ile ölçülecektir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-savaslarinin-golgesinde-madencilik-cevre-ve-turkiyenin-stratejik-yol-ayrimi-76435</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji savaşlarının gölgesinde madencilik, çevre ve Türkiye’nin stratejik yol ayrımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enflasyon-yuzde-77ye-dunya-resesyona-76433</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon yüzde 7,7’ye, dünya resesyona!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d4970dca966-1775539981.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>İran’da savaşın uzaması ihtimali küresel ekonomi için yeni bir şok dalgası anlamına geliyor. Oxford Economics’in hazırladığı senaryoya göre, Ortadoğu’da enerji üretimi ve sevkiyatın uzun süre aksaması halinde petrol fiyatları sert yükselirken, dünya ekonomisi aynı anda hem yüksek enflasyon hem de daralmayla karşı karşıya kalabilir.</p>
<p>Rapora göre en kritik kırılma noktası Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek uzun süreli kapanma. Bu durumda küresel petrol arzı günlük yaklaşık 20 milyon varil azalırken, piyasada ciddi bir arz açığı oluşuyor. Bu şokla birlikte Brent petrol fiyatlarının 190 dolara kadar yükselmesi bekleniyor. Dizel ve jet yakıtı gibi rafine ürünlerde ise artışın daha da sert olacağı öngörülüyor.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki bu sıçrama, sadece akaryakıt maliyetlerini değil, üretimden taşımacılığa kadar tüm ekonomik faaliyetleri zincirleme etkiliyor. Küresel petrol tüketiminin büyük bölümünün ulaştırma kaynaklı olması, özellikle dizelin lojistik ve tarım için kritik rolü nedeniyle ekonomik darbenin çok daha geniş bir alana yayılmasına yol açıyor. Raporda yılın ikinci yarısında fiziki yakıt kısıtlamalarının bile gündeme gelebileceği belirtiliyor.</p>
<p>Bu tablo, küresel enflasyonda yeniden sert bir yükseliş riskini beraberinde getiriyor. Statista verilerine göre, 2024’te yüzde 5,8 olan ve 2025’te yüzde 4,2’ye gerilemesi beklenen küresel enflasyonun, bu senaryoda yeniden yüzde 7,7 ile 2022 seviyesine yaklaşabileceği hesaplanıyor. Ancak bu kez 2022’deki gibi büyümenin sürdüğü bir dönemden farklı olarak, fiyat artışlarına ekonomik daralma eşlik ediyor.</p>
<h2>Büyümede senkronize daralma </h2>
<p>Oxford Economics’e göre bu kötümser senaryoda, küresel büyüme 2026’da belirgin şekilde yavaşlayarak yüzde 1,4’e geriliyor. ABD ve Avrupa başta olmak üzere birçok gelişmiş ekonomi resesyona girerken, Çin’de büyüme yüzde 3,4’e kadar düşüyor. Bu tablo, pandemi ve küresel finans krizinin ardından son 40 yılın en senkronize daralmalarından biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<h2>Stagfasyon döngüsüne dönüşebilir </h2>
<p>Raporda en dikkat çekici risklerden biri de enflasyon beklentilerinin kalıcı olarak bozulma ihtimali. Henüz bu senaryo gerçekleşmiş değil. Ancak rapor, böyle bir tabloya yol açabilecek dinamiklerin halihazırda devrede olduğuna dikkat çekiyor. Küresel ekonomi için risk, sadece enerji fiyatlarının yükselmesi değil; bu artışın büyümeyi de aşağı çektiği bir “stagflasyon” döngüsüne dönüşmesi.</p>
<h2>Merkez Bankaları ayrışmaya başlayabilir </h2>
<p>Merkez bankaları açısından ise tablo oldukça karmaşık. Avrupa Merkez Bankası ve İngiltere Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadele için faiz artırımlarına yönelmesi beklenirken, ABD Merkez Bankası’nın artan işsizlik nedeniyle faiz indirimine gitmesi öngörülüyor. Bu ayrışma, küresel piyasalarda yeni dalgalanmaların önünü açabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Cehennem” uyarısı gölgesinde barış planı görüşülüyor</span></h2>
<p>ABD ile İran arasında beş haftadır süren çatışmayı sona erdirmek için diplomasi trafiği hızlanırken, Washington yönetimi anlaşma için Salı gününü kritik eşik olarak belirledi. ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını içeren bir uzlaşı sağlanmaması halinde İran’a yönelik saldırıların genişletileceği uyarısında bulundu. Kaynaklara göre Pakistan arabuluculuğunda şekillenen plan, önce ateşkes, ardından 15- 20 gün içinde kapsamlı anlaşmayı öngörüyor. Ancak Tahran, boğazın derhal açılmasını reddederken, ABD’nin kalıcı ateşkese hazır olmadığını savunuyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enflasyon-yuzde-77ye-dunya-resesyona-76433</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/3/1280x720/enflasyon-dunya-kuresel-ekonomi-1775540228.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş uzarsa küresel ekonomiyi bekleyen kötümser senaryolar artıyor. Oxford Economics’e göre İran’da savaşın uzaması petrol fiyatlarını 190 dolara taşırken, dünya ekonomisini aynı anda hem yüksek enflasyon hem de resesyona sürükleyebilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/elitas-savasin-uzamasi-ve-enerji-maliyetleri-enflasyon-hedeflerini-etkileyebilir-76430</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elitaş: Savaşın uzaması ve enerji maliyetleri enflasyon hedeflerini etkileyebilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, savaşın uzaması ve enerji fiyatlarındaki artışın sürmesi halinde, dünya genelinde birçok ülkenin enflasyon hedeflerini yeniden değerlendirmesinin kaçınılmaz hale gelebileceğini belirtti. Muhalefetin asgari ücret artış taleplerine ilişkin Elitaş, “Yılın dördüncü ayı yeni başlamışken yeni yeni gündemleri ortaya çıkarmakla piyasayı olumsuz yönde etkileyen, tetikleyen durumlara sebebiyet vermiş oluruz” dedi. Elitaş, EKONOMİ Gazetesi Ankara Temsilcisi Maruf Buzcugil, Haber Müdürü Hüseyin Gökçe ile Parlamento Muhabiri Canan Sakarya’nın sorularını yanıtladı.</p>
<p><strong>■ Savaş nedeniyle olağanüstü gelişmeler yaşıyoruz. Ekonomiye etkileri günden güne daha fazla hissedilmeye başlandı. Bu konudaki değerlendirmeleriniz nelerdir?</strong></p>
<p>Türkiye bölgede en huzurlu, en istikrarlı Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren istikrarını korumaya çalışan demokrasisini temayüz ettirmiş bir ülke. Bölgesinde en huzurlu ülke olarak Türkiye’yi görüyoruz. Normal şartlar altında 2026 yılında hem Türkiye’deki hem de dünyadaki ekonomistler petrol fiyatlarının varil başına 60 ile 65 dolar olacağını düşünüyorlardı. Bizim Maliyemiz de Merkez Bankamız da 65 dolar petrol fiyatları üzerinden hesaplama yaparak ona göre perspektiflerini ve enflasyonla mücadelenin enstrümanlarını çalıştırıyorlardı. Ama 60 küsur dolarlık petrolde önemli artışlar oldu. Hazine Maliye Bakanlığımız bu çerçevede ÖTV ile ilgili eşel mobil sistemini uygulayarak önemli bir iş yaptı. Bu da iç maliyetleri düşürebilmek için atılmış bir adım, hem tarım hem lojistik açısından da çok önemli. Lojistik çerçevesinde dünyada yüzde 50’nin üzerinde bir artış varken biz de iç piyasada bunu yüzde 30’larda tutup maliyetlere yansımasını engelleyebilmek için gayret gösteriliyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4938915a2b-1775539081.jpg" alt="" width="700" height="353" />
<figcaption><strong>Mustafa Elitaş, EKONOMİ Gazetesi Ankara Temsilcisi Maruf Buzcugil, Haber Müdürü Hüseyin Gökçe ile Parlamento Muhabiri Canan Sakarya’nın sorularını yanıtladı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Savaşın uzaması ve enerji fiyatlarındaki artışın sürmesi halinde, dünya genelinde birçok ülkenin enflasyon hedeflerini yeniden değerlendirmesi kaçınılmaz hale gelebilir diye düşünüyorum. İran’ın “Artık bu savaş sadece İran sınırları içerisinde de komşu ülkelerle de kalmayabilir. Dünyadaki ki başka yerlere de gidebilir” şeklinde iyi okunması gereken bir mesajı var. Bunu dış politika uzmanları daha iyi değerlendirebilir. Ama biz ekonomiyi etkisinin ne olacağına baktığımızda bölgemizde devam eden sıcak çatışmalar ve enerji fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar, küresel ekonominin temel girdileri üzerinde belirleyici etkiler oluşturmaktadır. Bu tür gelişmeler doğal olarak üretim maliyetleri, tedarik zincirleri ve beklenti kanalları üzerinden makroekonomik göstergeleri etkilemektedir. Bu çerçevede ortaya çıkan küresel maliyet enflasyonu dalgasının, birçok ülkenin makroekonomik göstergeleri üzerinde etkiler oluşturabilir. Nitekim bu tür dönemlerde ülkeler, enflasyon hedeflerini ve politika setlerini gelişmelere göre gözden geçirebilmektedir. Bu bağlamda; Rusya Devlet Başkanı’nın nükleer savaş uyarısı enteresan bir noktaya doğru götürebilir. Onun için sonumuz dünya barışı ve huzuru açısından ‘hayır olsun’ diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>■ Bir de içerdeki gelişmeler var, belediyelere yapılan operasyonlar sürüyor bu gelişmeler üst üste gelince gerilimi daha fazla artırmıyor mu?</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ondan öncesindeki başlayan şikayetlerle ilgili kısımda yargıya, savcılığa veya çeşitli kurum ve kuruluşlara X partili birinin X belediye başkanı ile ilgili yaptığı yolsuzluklar konusundaki iddiaların ortaya çıkarılmasıyla yargının soruşturma başlatmasıyla ortaya çıkan bir sonuç. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki yapılan işler belli, kimlerin itiraz ettikleri, kimlerin bu konuda iddialar ortaya koydukları, kimlerin itirafçı oldukları belli. İstanbul’daki diğer ilçelerle ilgili kısım belli. Uşak’taki son hadiseyle ilgili olarak “Herkes biliyordu, sağır sultan duydu bu işi’ diyorlar. Hatta yerel televizyonlarda da konuşulmuş, ilçe başkanları gelmiş. Genel merkeze “Bakın böyle böyle bir şey oluyor. Yani 52 bin oy aldığımız 120 bin civarında seçmenin bulunduğu 200-250 bin merkez nüfusun bulunduğu bir yerde şaibeler, dedikodular ayyuka çıkmış gereğini yapın” denilmiş. Kendi aralarında konuşuluyormuş.</p>
<p><strong>■ Kamuoyunda AK Parti’nin kaybettiği belediyelere karşı böyle bir operasyon yapılıyor algısı var.</strong></p>
<p>Böyle bir algı doğru bir algı değil. Esas mesele şu. Bunu güncelleştiren gündeme taşıyan aynı partiden insanlar. Aynı partiden insanların demek ki; bir paylaşım mücadelesi var ki paylaşımda huzursuzlukları var ki ‘bana 10 lira vermen gerekirken niye 9 lira verdin kardeşim? Niye 5 lira verdin kardeşim’ diye bir intikam duygusuyla veya kaybetmişlik, kandırılmışlık güdüsüyle yaptıkları şikâyetin sonucu olabilir bu işler. Zaten anketlerde de görüyoruz, operasyonlarla ilgili vatandaşın gündeminde o kadar fazla bir şey yok. Şu anda vatandaşın en çok ilgilendiği çevremizde olan olaylar. Amerika ve İsrail’in yaptığı bu fütursuzluk, soykırım, bir toplumu topyekün yok etmek için 10 bin km öteden buraya gelip burayı dizayn etmeye çalışması, yeraltı kaynaklarını kendi menfaatine çevirmek için bütün milletlerarası hukuku, insanlık değerlerini yok eden İsrail gibi bir terör devletinin Orta Doğu coğrafyasında haritaları yeniden dizayn etmeye çalışması. Bizim esas gündemimizin de zaten bu olması gerekir.</p>
<p><strong>■ Dünyanın en yüksek faizi en yüksek gıda enflasyonu bizdeydi, şimdi bir de maliyet enflasyonu şoku yaşayacağız, olağanüstü tedbirler gerekir mi, daha sıkı maliye politikası vs.?</strong></p>
<p>Küresel ölçekte ortaya çıkan maliyet artışlarının ülkeler üzerindeki etkileri, her ekonominin üretim yapısına ve dış ticaret dengelerine göre farklılaşmaktadır. Türkiye ekonomisini bölgedeki diğer ülkelerle aynı çerçevede değerlendirmek doğru değildir. Enerji ve lojistik maliyetlerinde yaşanan artışların gıda fiyatları başta olmak üzere bazı alanlarda etkiler oluşturması doğal olmakla birlikte, ekonomi yönetimimizin temel önceliği olarak bu maliyet baskılarının vatandaşlarımıza yansımasını sınırlayacak tedbirleri ivedilikle almaya ve kararlılıkla uygulamaya gayret ediyoruz. Bu süreçte kaynakların etkin kullanımı ve ekonomik dengelerin korunması her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Nitekim Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde dünya genelinde ciddi bir tahıl krizi yaşanırken Türkiye güçlü diplomasisi ve dengeli ekonomi yönetimi sayesinde bu süreçten olumsuz etkilenmediği gibi, tahıl koridorunun hayata geçirilmesine öncülük ederek küresel gıda arz güvenliğine de önemli katkı sağlamıştır.</p>
<h2>“Sayın Özgür Özel şu anda vesayet altındadır”</h2>
<p><strong>■ CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in gündeme getirdiği ara seçim açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Sayın Özgür Özel bunu neden yapıyor, niye gündeme getiriyor çünkü bugünlerde anketlerde düşmeye başladı. Sayın Özgür Özel 2024 Mart’ından sonra hiç söylememişti bunu. ‘Erken seçim istemek yanlış olur. Vatandaş iradesine hakaret olur’ demişti. Baş başa yaptığımız görüşmede de Sayın Cumhurbaşkanı’na söylemişti. Demişti ki; ”Millet 14 Mayıs’ta ve 28 Mayıs’ta Türkiye’yi idare etme yetkisini Cumhur İttifakı’na ve Recep Tayyip Erdoğan’a vermiştir. Biz 2028 yılına kadar bunun böyle devam etmesini istiyoruz. 31 Mart seçimlerinde de millet yerel yönetimleri bize vermiştir, biz bize gelen oyları kalıcı hale getirmek, siz de emanet oyu veya sandığa gitmeyen oyları kendinize çevirmek için gayret edeceksiniz” demişti. Biz sandığa gitmeyen veya başka yere oy veren vatandaşlarımızı, seçmenlerimizi çekmek için gayret ediyoruz ve başarılı olduğumuzu görüyorum. Sayın Özgür Özel’in CHP'deki bu düşüşten kaynaklı olarak, ‘hadi gel kendine güveniyorsan çık meydana’ gibi söylemler geliştirmeye çalışıyor. İkincisi, şu anda Sayın Özgür Özel, vesayet altında birisi. Silivri ile şu anda haftalık olağan görüşmeler yapmak mecburiyetinde. Eskiden biliyorsunuz Başbakanla Cumhurbaşkanının haftalık olağan görüşmesi olur. Ondan bir iki saat önce de Genelkurmay Başkanı Başbakanla görüşürdü. Yani devlet günüydü. Her çarşamba günü de Sayın Özgür Özel’in vesayete saygılarını sunma günü olarak devam ediyor.</p>
<p>Bilmediği konu milletvekillerinin, milletvekilliğinden istifası tek başına hüküm ifade etmez. Anayasa koyucu bu meseleleri görüp, herhangi bir şekilde istismar edilmesini, siyasetteki istikrarın ortadan kaldırılmasını engelleyebilmek için istifayı tek başına bir irade değil parlamentonun oyuna sunuyor. İstismarı ve kötü niyeti önleyebilmek için istikrarı ortadan kaldıracak bir davranış sergilemesini durdurabilmek için Anayasa koyucu bu tür manipülasyonlara, bu tür vesayet altındaki kişilerin söylemlerini engelleyebilmek için böyle bir hüküm koymuş. Genel seçimlerin normal tarihi 7 Mayıs 2028. Seçimlerin yenilenmesi ile ilgili kısım Parlamento kararını bağlı, 360 milletvekilinin seçimlerin yenilenmesi ile ilgili karar vermesi gerekiyor. 14 Mayıs 1950’den sonra seçimler genellikle haziran ile aralık ayları arasında yapılmış. Benim kanaatim şu; hem yerel seçimin hem genel seçimin -tarih söylemiyorum- en doğru zamanı haziran ile aralık ayının içerisinde yapılacak seçimdir. Genel seçim için en uygun tarih Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık ayının ilk haftaları da olabilir. Bu 2027’de olabilir ama 2028’in bu aylarına götürme şansımız yok. 7 Mayıs 2028’de seçim olmak zorunda. Ama bunu öne alıp yenileyebilirsiniz. Ben de; seçim için en uygun atmosfer, takvim haziran ve kasım arasında diyorum.</p>
<h2>"Yılın dördüncü ayında asgari ücret tartışması çıkarırsa piyasa olumsuz etkilenir"</h2>
<p><strong>■ Asgari ücrete ara zam muhalefet partileri tarafından yeniden gündeme getirilmeye başlandı. Bu konudaki değerlendirmeleriniz nelerdir?</strong></p>
<p>Bu işleri Hazine Maliye Bakanlığı ile Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı değerlendirir, şu anda bilemiyorum. Yılın dördüncü ayı yeni başlamışken yeni yeni gündemleri ortaya çıkarmakla piyasayı olumsuz yönde etkileyen, tetikleyen durumlara sebebiyet vermiş oluruz. Aylar sonra olacak bir şeyi bugünden tartışmaya açmak belki 3 milyon kişinin hoşuna gidebilir ama 83 milyon kişinin cebinden bir şeylerin gitmesine sebebiyet verebilir. Bir şeyin konuşulması bir şeyin ortaya atılması şu anda bunun gündeme tekrar taşınması 86 milyonun cebine haksızlık demektir. Siyasetçiler belki bunu yapabilirler, popülizm olarak değerlendirebilirler ama titrinde ekonomist olan siyasetçiler bunu yapamazlar. Özgür Bey yapabilir, onun hakkıdır, bilmeyebilir. Ama danışmanlarının müsaade etmemesi gerekir, çünkü profesör yazan ekonomist danışmanları var. Onların müsaade etmemesi gerekir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Asgari ücreti bitcoin ile karşılaştırsın"</span></h2>
<p>Kıt kaynaklarla olan bir şeyin fiyatla değerlendirmesi doğru değildir. 2002 yılında çeyrek altın 30 lira iken şu anda 11 bin 700 lira, 2002 yılında ons altın 200 dolar iken şu anda 4.600 dolar. Yani bu fiyatlarla kontrol edilemeyen, arzı belli olmayan bir emtia ile paraya tahvil kabiliyeti çok yüksek olan bir şeyle yapabildiğinizde mümkün değil. Ben Özgür Bey’e şunu söylüyorum, bitcoin herhâlde 2005-2006 yılında çıktı. Özgür Bey asgari ücreti bitcoin’e göre hesaplasın. Ne kadar olmuş? Bitcoin o zaman çıktığında 1 sentti, şimdi 65 bin dolar. Sayın Özgür Özel ekonomist arkadaşlarına asgari ücret, en düşük emekli maaşı, bitcoin çıktığında bu kadardı. Farz edelim ki; 1 dolarlık Bitcoin’le adam 185 tane Bitcoin alabilirken şu anda Bitcoin 65 bin dolar olmuş. Yani Ethereum, ripple gibi şeylerle değerlendirmek doğru değil, hisse senetleriyle de değerlendiremezsiniz bu işleri. Yıllar itibariyle enflasyon oranları nedir onlara bakarsınız. Asgari ücret 2002 yılında 184 liraymış.</p>
<p>Alım gücüyle baktığımızda şu anda refah seviyemizdeki konfor ihtiyacımızdaki ürünler arttığı için o gün ile kıyaslamak yanlış olur. Biz bütçe konuşmalarını yaparken 12 kilogramlık tüp kaç tane alabiliyorduk, kaç kilovat elektrik kullanabiliyorduk, çiftçi ne kadar mazot alabiliyordu? Onların hesabını yapıyorduk ama şu anda onların hesabını yapmak 2026 yılında doğru değil. 2002 yılında bir en düşük maaşlı memur veya asgari ücretli kişi 7- 8 tane tüp gazı alabilirken, biz bunu 11-12 kg’a çıkarmıştık. Ama şu anda getirip de asgari ücretle 2002 yılında 11 tane alırken şu anda 80 tane alıyorsun, 50 tane alıyorsun demek yanlış bir şey çünkü artık tüp gaz kullanılmaz oldu.</p>
<p>2002 yılındaki elektrik kilowatt’ın tüketimi ile de olabilir, 2002 yılındaki doğal gaz tüketimi ile de olabilir burada meselemiz hayat pahalılığı meselesi. 2002 yılında asgari ücret 184 lira iken ekmek 15 kuruşmuş, bugün ekmek 15. Ekmek 15 kuruştan 15 liraya geldiğinde asgari ücret 150 misli artmış, ekmek 100 misli artmış. Ona bakmak lazım. Yani alımla ilgili çünkü tüp gazı hayatımızdan çıkarmışız ama ekmeği hayatımızdan çıkarabilmemiz mümkün değil. Yani bununla ilgili değerlendirmemiz lazım. Ama refah ve konfor seviyemiz çok farklı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/elitas-savasin-uzamasi-ve-enerji-maliyetleri-enflasyon-hedeflerini-etkileyebilir-76430</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/0/1280x720/mustafa-elitas-1775539159.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, savaşın uzaması ve enerji fiyatlarındaki artışın sürmesi halinde, dünya genelinde birçok ülkenin enflasyon hedeflerini yeniden değerlendirmesinin kaçınılmaz hale gelebileceğini belirtti. Elitaş, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından eşel mobilin uygulamaya geçirilmesi ile önemli bir adım atıldığını kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abdden-cirosu-kadar-is-alani-haric-panik-yapmadan-22-hissede-sattilar-76432</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD’den cirosu kadar iş alanı hariç, panik yapmadan 22 hissede sattılar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir önceki hafta satışlarını artıran yabancılar, hissettirmeden paylarını azaltmaya devam ediyor. BIST 30 Endeksi’nde satıcılı tarafta oldukları hisse sayısını 20’den 22’ye çıkardılar. Alımlarını 8 hisseyle sınırlı tutmaları, pek de risk almaya niyetli olmadıklarını söylüyor. Bir önceki hafta satışlarını artıran yabancılar, hissettirmeden paylarını azaltmaya devam ediyor. BIST 30 Endeksi’nde satıcılı tarafta oldukları hisse sayısını 20’den 22’ye çıkardılar. Alımlarını 8 hisseyle sınırlı tutmaları, pek de risk almaya niyetli olmadıklarını söylüyor.</strong></p>
<p>ABD’nin İran’a yönelik derinleşen tehditleri savaşın bölgeye yayılma riskini artırırken dünya ekonomisi bundan payını alıyor. Borsadaki yabancılar ise riskten kaçınmak adına sakin ancak kararlı satışlarını sürdürüyor. 26 Mart- 2 Nisan takas verilerine göre, BIST 30’da satış tarafında oldukları hisse sayısı 22’ye çıktı. Türk Altın’da tek günde yaptıkları 2,08 puanlık satış dikkat çekerken; TAV ve Akbank’ta 1 puanı aşan satışlar geldi. Haftanın sürpriz tarafında Astor Enerji duruyor. Yabancılar paylarını 2,59 puan artırırken adeta gizli bir güvenlikli liman gibi hareket ettiler.</p>
<h2>En fazla sattıkları</h2>
<p>26 Mart-2 Nisan tarihli takas verilerine göre yabancılar Türk Altın’da 2,08 puan satış yaparken paylarını %36,55’e indirdi. Ekimden bu yana yükselen hisse, 2 Mart günü en yüksek 64 TL’yi test ettikten sonra kâr satışlarıyla geriledi. Şirketin açıklamasına göre cevher rezerv miktarı %13,1 artarak 2,89 milyon altın Ons’a yükseldi.</p>
<p>Yabancılar TAV hissesinde paylarını %73,57’ye indirirken 1,49 puanlık satış gerçekleştirdi. Geçtiğimiz yılın son çeyreğinde güçlü bir ivme ile yükselen hisse, şubat ayında en yüksek 368,25 TL’ye kadar çıktı. Bu seviyeden itibaren satıcıların daha ağırlıklı olduğu bir piyasaya döndü. 2020’den sonra ilk kez temettü verecek olan TAV; ödemeleri iki taksit halinde yapacak.</p>
<h2>En fazla aldıkları</h2>
<p>Astor Enerji’de bir günde 2,59 puanlık alımla paylarını %60,3’e çıkaran yabancılar, en güçlü alımı bu hissede gerçekleştirdi. Şirket, martın son haftasında ABD merkezli dört firmadan toplam 768,9 milyon dolarlık değişen güç seviyelerde transformatör siparişi aldı. Tutar yıllık gelirin %96,4’ü düzeyinde. Sevkiyatlar 2028’in üçüncü çeyreğine kadar tamamlanacak.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4961ace64b-1775539738.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KUR MALİYETİ Mİ, ALIM GÜCÜ MÜ?</strong></p>
<p>Kur maliyeti; hedge koruması, maliyet sabitleme, dış pazar, arbitraj, değer koruma. Atıl sermaye, makas farkı, fırsat maliyeti, vergi yükü, oynaklık. Alım gücü; reel refah, yaşam kalitesi, gerçek büyüme, tüketim konforu. Ölçüm zorluğu, veri gecikmesi, dışsal şok, yanlış algı, sürekli takip.</p>
<p><strong>Hissede gerçekleştirilen alımlarla, fiyatta sıçrama yaşanırken hacim büyüdü</strong></p>
<p>Galata Wind’in son günlerdeki hareketinin sebebi geri alım mı? ● Faruk Caner</p>
<p>rı, genellikle piyasaya güven aşılamak ve hisse fiyatını desteklemek amacıyla kullanılır. Galata Wind, 24 Mart günü 225 milyon TL fon ayırdığını belirterek hisselerde geri alım yapacağını duyurdu. 30 ve 31 Mart tarihinde de alımlara geçti. İşlemlerle birlikte hissenin fiyatında belirgin bir sıçrama yaşanırken, oluşturduğu sinerjiyle birlikte işlem hacminde de ciddi bir artışa yol açtı. Son bir yıldır yatayda dalgalı bir seyirle hareket eden hissenin uzun vadede mali yapıyla da desteklenmeli. Gelir ve kârı artmalı.</p>
<p><strong>Son üç yıldır sürekli zarar açıklıyor. Yeni bağlantı geliri büyütür ve kârı destekler</strong></p>
<p>Penguen Gıda’nın açıkladığı işler kâra döndürmesini sağlar mı? ● Emin Atalay</p>
<p>Emin, Penguen Gıda son üç yıldır zararda. Geçtiğimiz yılın dönem sonunda 246 milyon TL zarar açıklarken, esas faaliyetlerinden de kâr üretemedi. Ancak tek teselli zararın azalması olabilir. Önemli market zincirlerinden biri olduğunu belirttiği LIDL Stiftung ile çeşitli turşu ve konserve ürünlerini kapsayan 30,4 milyon euroluk ve 1 yıllık iş birliği anlaşması ise olumlu bir gelişme. Tutar yıllık gelirinin %50’sine denk geliyor. Bu itibarla 2026’da gelirinin artacağı söylenebilir. Ancak asıl önemli olan kârı baskılayan giderleri kontrol edebilmesi.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>AEV fonu sanayi hisselerine yatırım yaparak bir yılda %35 getiri elde etti</strong></p>
<p>Allbatross Portföy’ün yönettiği Sanayi Şirketleri Hisse Senedi (TL) Fonu (AEV), şubatın ikinci yarısından bu yana fiyatı, düşen bir eğilimle hareket ediyor. Büyüklüğü ocakta hızlı bir artış yaşasa da sonrasında kademeli düştü. Şimdilerde 9,96 milyon TL hacimle önceki aya göre daralmayı sürdürdü. Portföyün %81,55’i hisse senedi ve %18,45’i yatırım fonundan oluşuyor. Şubattan bu yana nakit çıkışı yaşanan fondan nisan ayının ilk günlerinde çıkan tutar 1,69 milyon TL seviyesinde. Yatırımcı sayısı ise 408’e geriledi. Sanayi şirketlerine yatırım stratejisiyle hareket eden AEV, 6 risk değerine sahip. Sanayiye odaklanan ve risk alabilen yatırımcılara hitap ediyor. Son bir yılda %35,04 yükseliş kaydederken aynı sürede BIST 100 Endeksi’nin performansı %36,40 oldu. Fonun yönetim ücreti ise yıllık %3 düzeyinde.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Nurol Yatırım Bankası, piyasadan %47,64 bileşik faizle 200 milyon borçlandı</strong></p>
<p>Nurol Yatırım Bankası, 02.04.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 200.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %43, bileşik faizi ise %47,64 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %21,44 düzeyinde. Bononun vade başlangıç tarihi 03.04.2026, itfa tarihi 02.10.2026 olarak açıklandı. 3 Nisan itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Nurol Yatırım Bankası’nın verdiği %43 basit faiz oranı, TLREF’in 3,01 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, bankanın kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFNURLE2612 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p>Armada Gıda yükselen ivmesiyle dikkat çekiyor. Fonların payı ise azalıyor</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4964c8a150-1775539788.png" alt="" width="233" height="185" />Armada Gıda’da fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisseler %11,65 ile toplamda 124,1 bin lot azalarak 941 bin lota indi. Hisseyi portföyünde bulunduran fon sayısı 13’den 12’ye düştü. Hissede ZJL fonu 65 bin lot ile en yüksek satışı yaparken, YTV fonu 11 bin lot ile en fazla alımı gerçekleştirdi. Armada Gıda hakkında bugüne kadar 3 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi Deniz Yatırım 109,60 TL ile verdi. En düşük öneri 52,10 TL ile İnfo Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4965cdc60e-1775539804.png" alt="" width="982" height="238" /><strong>RODRİGO TEKSTİL</strong></p>
<p><strong>Azerbaycan’daki iki mağazayı kapatıyor. Zarar eden operasyonlar sonlandırıldı</strong></p>
<p>Rodrigo Tekstil, Azerbaycan’da faaliyet gösteren iki şubesini operasyonel zarar ürettikleri gerekçesiyle kapatacağını duyurdu. Verilen karar çerçevesinde, yurt dışı operasyonlarında kârlılık yaratmayan satış noktalarını tasfiye edeceği belirtildi. Firma, 2025 faaliyet döneminde satışlarını %19 düşürerek 88,6 milyon TL’ye indirirken, esas faaliyetlerden zarar etti. Dönem sonunda ise 4 milyon TL gibi sembolik düzeyde kârlılık söz konusu. Rodrigo Tekstil, mali tablolarında kanama yaratan birimleri sistemden çıkararak nakit akışını korumaya çalıştığı anlaşılıyor.</p>
<p><strong>PLATFORM TURİZM</strong></p>
<p><strong>Belediyenin düzenlediği 2,3 milyar liralık ihalede, nihai sözleşme imzalandı</strong></p>
<p>Platform Turizm, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan personel taşıma hizmet alımı ihalesinde nihai sözleşmeyi imzaladığını duyurdu. Toplam bedeli KDV hariç 2,36 milyar TL olan anlaşmanın operasyonel süreçleri 1 Nisan günü itibarıyla resmen başladı. Anlaşma bedeli firmanın yıllık gelirinin %30,6’sı seviyesinde bulunuyor. Türkiye’nin en büyük yerel yönetiminin lojistik süreçlerini üstlenerek, iş hacmine oldukça güçlü bir gelir kalemi eklemiş oldu. Platform Turizm, geçtiğimiz yıl gelirini %25 artırırken, dönem sonu kârı %6 gerileyerek 709 milyon TL’ye indi.</p>
<p><strong>MERKO GIDA</strong></p>
<p><strong>Ortaklardan AG Girişim, borsa dışında hisse satarak payını azaltma yoluna gitti</strong></p>
<p>Merko Gıda’nın büyük ortaklarından AG Girişim Holding, sahip olduğu ve borsada işlem görmeyen 3 milyon adet hisseyi, borsa dışında sattı. 30 Mart günü hisse başına 15,40 TL’den gerçekleşen satışın toplam büyüklüğü 46,2 milyon TL seviyesinde. Satış işleminin gerçekleştiği gün hissenin fiyatı 16,50 TL’den kapanış yaptı. Blok hisse devrinin sonrasında, AG Girişim Holding’in Merko’daki payı %17,35’e indi. Ortak, elindeki kapalı payları borsa dışında satarak finansal yapısına likidite temin etmiş oldu. Hissenin fiyatı iki yılı geçkin süredir yatayda dalgalı bir seyir izliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abdden-cirosu-kadar-is-alani-haric-panik-yapmadan-22-hissede-sattilar-76432</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD’den cirosu kadar iş alanı hariç, panik yapmadan 22 hissede sattılar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vesaik-mukabili-odeme-ilginc-bir-uygulama-76426</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vesaik mukabili ödeme; ilginç bir uygulama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası ticaretin tahsilatı için, <strong>akreditifin</strong> kırtasiye ve bürokrasi <strong>işlemlerinden kaçmak</strong> isteyenlerin sığınağı gibi görünen bir ödeme şekli “ <strong>vesaik mukabili</strong>.”</p>
<p>İhracat ve ithalat işlemlerinde kullanılan bu ödeme şeklinde <strong>ihracatçı yüklemeyi yaptıktan sonra</strong>, alıcının malları varışta gümrükten çekebilmesini sağlayacak belgeleri <strong>( vesaiki ) kendi bankası</strong> aracılığı ile <strong>ithalatçının bankasına gönderir</strong>.</p>
<p><strong>İthalatçı</strong> da malları teslim almasını sağlayacak olan bu <strong>belgeleri</strong> ya <strong>bedelini ödeyip</strong> veya bedeli karşılığında senet imzalayarak, kendi <strong>bankasından alır</strong> ve <strong>malları gümrükten çeker</strong>. Başka bir deyişle işin özünde, ithalatçı bedelini ödemeden veya ödemeyi taahhüt etmeden, malları gümrükten çekemez.</p>
<p><strong>Masraflarının ve uygulama</strong> detaylarının da <strong>akreditifli</strong> ödemelere <strong>göre</strong> <strong>daha az olması</strong>, bu ödeme şeklini cazip kılabilmektedir. Uygulaması da oldukça kolaydır.</p>
<p>Bu nedenle de epeyi ihracat ve ithalat şirketi bu tip ödemeyi tercih eder.</p>
<p><strong>Peki, olay bu kadar basit ve güzelse sorun nerede?</strong></p>
<p>Örneklerle açıklayacak olursak, ilk öne çıkan iki konu <strong>sahte belge</strong> tanzim edilmesi veya <strong>belgelerin</strong> bankaya varmadan ya da bankadan <strong>çalınması</strong> olacaktır.</p>
<p>Dikkat çekici bir büyüklükte olan sahte belge tanzimi örneği olarak FIMBank p.l.c. v Discover Investment Corp [2020] EWHC 254 olayını verebiliriz.</p>
<p>Bu olayda, 2018 yılında <strong>Ukrayna'dan Mısır'ın İskenderiye limanına buğday sevkiyatı</strong> yapılmış. <strong>İhracatçının bankası</strong> (Maltalı FIMBank), vesaiki "<strong>Vesaik Mukabili</strong>" (Documents Against Payment - D/P) ve URC 522 kurallarına tabi olarak <strong>Mısır'daki tahsil bankasına göndermiş</strong>. Ancak mallar, sahte belge tanzim edilerek gümrükten çekilmiş ancak belgeler bankada kalmıştır.</p>
<p>Bu olayda bankanın sorumluluğu yoktur çünkü belgeler bankada durmaktadır.</p>
<p>Gazetemizde de yer alan haberlerde de görüleceği üzere özellikle <strong>İtalya’ya yapılan</strong> vesaik mukabili <strong>ihracatlarda vesaik</strong>, bankanın <strong>posta kutusundan çalınarak</strong> veya banka görevlisi gibi hareket eden <strong>yetkisiz kişilerce teslim alınarak</strong> mallar, ödeme yapılmaksızın gümrükten çekilebilmiştir.</p>
<p>Bu olaylarda da bankanın sorumluluğu yoktur çünkü vesaik banka tarafından teslim alınmamıştır.</p>
<p>Bu olaylarla ilgili olarak İTKİB ve Milano Ticaret Müşavirliğimizin duyuruları vardır.</p>
<p>Ülkemizden başka ilginç bir örnek de vesaikin ihracatçının bankası tarafından kaybedilmesidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/11690, K. 2014/14981 referanslı dosyası kapsamında banka tazminata mahkûm edilmiştir.</p>
<p><strong>Afrika bankalarından çalınan vesaik</strong> vakalarını saymaya kalkarsak, sanırım kitap yazabiliriz.</p>
<p><strong>Benim bir danışanımın başına gelen</strong> ise bize nefes aldırın türden bir olay idi.</p>
<p>Yine İtalya varışlı ve vesaik mukabili ödeme ile yollanan bir ürün, <strong>alıcının</strong> türlü çeşitli bahane ileri sürerek, <strong>vesaiki bankadan çekmemesi</strong> sonucunda antrepoda kalmıştı.</p>
<p>Neyse ki ürünler akar, kokar, bozulur cinsten değildi ve tüm ekibin bütün işleri bırakarak bu malı başka bir müşteriye satma çabası sonuç verdi. Ürünün cazibesini arttırmak için biraz da indirim yaparak, AB içerisinde başka bir müşteriye satma olanağı bulabilmiştik.</p>
<p><strong>Benim fikrimi sorarsanız, Vesaik Mukabili göründüğü kadar da güvenli değildir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vesaik-mukabili-odeme-ilginc-bir-uygulama-76426</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vesaik mukabili ödeme; ilginç bir uygulama ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligata-nihayet-iptal-karari-76425</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektronik tebligata nihayet iptal kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Anayasa Mahkemesi E.2025/94 K.2026/11 sayılı kararı ile Vergi Usul Kanununun 107/A maddesinin 3. fıkrasında yer alan <em>“tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye</em>” ibaresini iptal etti.</p>
<p>Vergi Usul Kanununda yer alan düzenlemelere dayanarak GİB tarafından oluşturulan ve gelir idaresinin yanı sıra, gümrük idaresi, trafik idaresi, sosyal güvenlik kurumu tarafından da kullanılan elektronik tebligat sistemin yanlışlıklarını veya hatalarını ilk günden bu yana bu köşede sürekli yazdım, hukuka aykırılıklarını sergiledim. Başlıca eleştirilerim önemli noktaları itibariyle kısaca;</p>
<p>- Sistemin, tebliğ edilecek metni idarenin kendi sunucusuna koyup sonra gel bak dediği, sistemin özünde dairede tebliğ niteliğinde olduğu, bu şekilde tebliği almaya kimsenin zorunlu tutulamayacağı,</p>
<p>- Kapatılması mümkün olmayan bir sisteme kişilerin kayıd-ı hayat koşulu ile mecbur bırakılmasının mümkün olmadığı, mükellefiyetin sona ermesi ile birlikte kapatılmadığı, (70 yaşında demans hastası olup bakkalını kapatan ve şifrelerini bile hatırlayamayan 80 yaşındaki Mehmet amcaya,  bu sistemden tebliğ yapılabilecek olmasının insafsızlığı), böylece mükellefiyeti kapatılan şirketlerin, mükellef olmayanların dahi sistemde tutulduğu,</p>
<p>-  Kendisine tebliğ yapıldığı sms veya mail yoluyla bildirilmeyenlere dahi yapılan e-tebligatların geçerli olması, böylece idarenin zafiyetinin mükellefe yüklenerek habersizce yapılan tebligatlarla mükelleflerin hak kayıplarına uğramasına yol açılması, yargıya erişim hakkının bu suretle yok edilmesi veya ibraz süresi kaçırtılarak suçlu duruma düşürülmesi,</p>
<p>- Beş günde bir tebliğ var mı diyerek sisteme girmek şeklinde bir zorunluluğun kimseye yüklenemeyeceği,</p>
<p>- Tebliğ konusunda arada PTT A.Ş. gibi tarafsız bir kuruluşun olmayışı, ihtilaflarda yine tebliğ yapan idareye müracaatla sorun giderilmeye çalışıldığı, bunun da yargılamalarda silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğu,</p>
<p>- Tebligat konusunun Bakanlık tebliğlerine bırakılmayacak derecede temel hakları ilgilendiren bir konu olduğu bu nedenle konuya ilişkin “esasları” düzenleme yetkisi Bakanlığa bırakılmayarak Kanunla düzenlenmesi gerektiği,</p>
<p>şeklindeydi.</p>
<p>          Bütün bu eleştirilerime verilen cevaplar hep, hukukla ilgisi olmayan şekilde, idarenin kâğıt ve zaman tasarrufu yaptığı, işlemlerde kolaylık sağlandığı şeklinde oldu. En acısı da bu gerekçeler, konuya hukuk bilimi açısından bakmayan doktrinde de, kitaplarda da sisteme methiyeler düzmek için kullanıldı.     </p>
<p>          Nihayet konu Anayasa Mahkemesinin gündemine geldi ve Anayasa Mahkemesi E.2025/94 K.2026/11 sayılı kararı ile Vergi Usul Kanununun 107/A maddesinin 3. fıkrasında yer alan <em>“tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye</em>” ibaresini iptal etti.</p>
<p>          Anayasa Mahkemesine başvuru yapan Mahkemenin başvuru gerekçeleri; “vergi dairesi tarafından vergi kaydı resen terk ettirilen tüzel kişi mükelleflerin ticaret sicilinden silinene kadar elektronik tebligat sisteminden itiraz konusu kural nedeniyle çıkamadığı ve her beş günde bir elektronik tebligatı kontrol etmek zorunda kaldığı, elektronik ortamda yapılan tebligata rağmen defter ve belgeleri incelemeye ibraz etmeyenlerin hürriyeti bağlayıcı cezayla cezalandırıldığı, bu durumun ilgililere aşırı külfet yüklediği, idari düzenlemelerde elektronik tebligat kapsamındaki mükelleflerin çok geniş tanımlandığı, suç ve cezaların kanuniliği ilkesi gereğince bu hususların idarenin düzenleyici işlemleriyle değil kanunla düzenlenmesi gerektiği, ayrıca diğer resmî elektronik tebligatın PTT A.Ş.  altyapısında gerçekleştirilmesine karşılık 213 sayılı Kanun kapsamındaki elektronik tebligatlara ilişkin kayıtların vergi idaresi tarafından tutulmasının silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle bağdaşmadığı” şeklinde özetlenebilir.</p>
<p>          Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesini ise kısaca aşağıdaki gibi özetleyebilirim. </p>
<p>- Mükelleflerin elektronik adres kullanmaya ve vergi idaresince yapılacak tebligatları elektronik posta yoluyla kabule zorlanması ve elektronik posta adresine yapılan tebligata hukuki sonuç bağlanması mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirmektedir.</p>
<p>- Temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın bir kanun kuralı ile yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasaya aykırılık oluşturur</p>
<p>- Vergilendirme geniş bir düzenleme alanını ilgilendirmektedir. Vergilendirmeye ilişkin olarak hüküm ifade eden işlemlerin elektronik ortamda tebliği konusunda kimlere elektronik ortamda tebligat yapılabileceği, elektronik adres kullanma imkânının geniş olmadığı yer, faaliyet ve sektörlerin durumunun gözetilip gözetilmeyeceği, elektronik adres kullanma zorunluluğunun hangi koşullarda başlayacağı ve sona ereceği gibi hususların Kanunla açıkça düzenlenmesi gerekmektedir. Konuya ilişkin usul ve esasları belirleme hususlarında Bakanlığın yetkili olduğunun Kanunla hüküm altına alınması gereken bu hususların Tebliğle düzenlenmesi mümkün değildir.</p>
<p>          Konunun devamı ve şimdi ne olacak, davalar nasıl etkilenecek sorularının yanıtı ise gelecek yazımda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligata-nihayet-iptal-karari-76425</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektronik tebligata nihayet iptal kararı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-beklentiler-76424</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk beklentiler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Rezervlerdeki azalmaya karşı TCMB’nin sıkılaşma ve rezerv yapısı gereği farklı opsiyonları gündeme alma çabası da sürüyor. Krediler tarafında gelen son hamle çok fazla gündem oluşturmasa da sıkılaşma yönlü değerlendirmek fazlasıyla mümkün. </strong></p>
<p>Zaman çizelgesini takip eder pozisyonumuzda değişiklik yok. Orta Doğu’daki çatışma-savaş sürecinin altıncı haftasındayız. Sürecin kendi içerisindeki karakteristik değişimleri devam ederken, benzer eğilimi fiyatlamalar tarafında da görmek mümkün. Taraf olan siyasetçiler, kamuoyu ve küresel baskı karşısında çıkış ararken, yatırımcı kesimi ise bir kez daha koşullara ayak uydurma-kabullenme-yola devam etme üçgenini kurguluyor.</p>
<p>Geride kalan haftada cuma günü ile birlikte tatil etkisi yurt dışı piyasalarda fazlasıyla hissedildi. Hacim bazında etkisi yerel varlık fiyatlamalarına da oldu. Pazartesi günü de kapalı olan piyasalar mevcut. Nispeten kısa hafta olmasına rağmen makro veri seti devam etti. Şubat sonunda başlayan savaş sürecine ait ilk veri yansımaları gelmeye başladı. Avrupa’da artan enflasyonda doğrudan enerji kalemi etkisi dikkat çekiyor. Yurt içinde ise dış ticaret verileri cari dengeye dair sinyalleri yansıtıyor. Rezervlerdeki azalmaya karşı TCMB’nin sıkılaşma ve rezerv yapısı gereği farklı opsiyonları gündeme alma çabası da sürüyor. Krediler tarafında gelen son hamle çok fazla gündem oluşturmasa da sıkılaşma yönlü değerlendirmek fazlasıyla mümkün. Bankaların talebi üzerine yeniden başlanan swap işlemlerine ise bu kez farklı bir noktadan bakarak değerlendirmek gerek.</p>
<p>Türkiye ekonomisi ve Merkez Bankası, jeopolitik risklere, son yıllar dikkate alındığında, yakalanabileceği en doğru pozisyonda yakalandı. Bu düşüncemi uzun süredir her platformda dile getirmeye çalışıyorum. Gerek cari denge, gerek rezervlerin konumu, gerek makro koşullar, gerekse yabancı yatırımcı algısı olarak. Kaldı ki tüm bunların bileşimi olarak CDS’i de eklemek gerek. Düşünsenize negatif rezerv pozisyonu ve &gt;400bp CDS konumunda tüm bu olanları karşıladığımızı? Mayıs 2023 sonrası yapılması gerekenlerin büyük kısmını devreye almış olmak ve bozulan algıyı değiştirerek ilerlemek, tartışmasız büyük bir başarı ve kazanım oldu. Bu nedenle ekonomi yönetimini tebrik etmek gerek.</p>
<p>Peki, tamamen mi sorunsuz vaziyette karşıladık? Elbette hayır. Faiz indirim döngüsünün önemli bir aşamasında denk geldik. Özellikle de Mart ve sonrasında enflasyon trendinin 2025’in son kısmına döneceği yönlendirmesi ve beklentisinin olduğu ortamda. Globaldeki eğilim kaçınılmaz şekilde bize de yansıyor. Finansal koşullar sıkılaşıyor, faiz politikalarına yönelik beklentiler yeniden şekillenirken öteleniyor, kısa vadeli enflasyon baskıları ile büyüme kaygıları arasına sıkışma hissiyatı ağır basıyor.</p>
<p>Şu ana dek ekonomi yönetiminin attığı adımlar yabana atılacak türden değil. Saldırıları takiben pazar gecesi koordinasyonla devreye alınan hamleler ve devamında gelen eşel mobil ve yabancı yatırımcılarla artı/eksi konuşarak bir araya gelme düşüncesi, son derece pozitif. Ancak, kaçınılmaz şekilde, makro veri setine yansımalar olacak. Dileğimiz, bir an önce en azından belirsizliğin ortadan kalkması, hasar tespitinin kolaylaşması ve güncellenen projeksiyonlarla yılın ikinci yarısını daha net şekilde konuşabilmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-beklentiler-76424</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlk beklentiler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizlik-orani-kagit-ustunde-gerilerken-81-ilin-payina-ne-dustu-76423</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlik oranı kağıt üstünde gerilerken 81 ilin payına ne düştü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜİK’in bölgesel verilerine göre 2025 yılında 81 ilin 51’inde işsizlik oranı 2024 yılına göre düşüş kaydetti. Tıpkı Türkiye geneline ilişkin manşet işsizlik oranının “21 yılın en düşük düzeyine inmesi” gibi burada da pozitif bir görünüm var diyebiliriz…Ancak gariptir ki bu durum istihdam artışı sayesinde gerçekleşmemiş.</strong></p>
<p>21 yılın en düşük rakamı olarak sunulan işsizlik oranındaki düşüşün hiç de işsizlikte gerçek bir düşüşü yansıtmadığını ele almıştık. Manşet işsizlik oranındaki rekor düşüş görüntüsünün arkasında geniş tanımlı gerçek işsizlik oranında yüzde 30’a dayanan son derece kötü bir rekor var. İşsiz sayısı düşütü görüntüsünün arkasında tam tersine istihdamda azalma, kalitesiz eğreti istihdamda dev artış var. İstihdamda düşüşe rağmen işsiz sayısının düşük gözükmesini de, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) istatistiklerine göre hastalık ve benzeri nedenlerle çalışamaz hale gelenlerin sayısındaki patlamaya borçluyuz.</p>
<p>İstihdam, işgücü ve işsizlik cephesindeki bu gelişmenin iller düzeyinde nasıl yaşandığına baktığımızda da benzer sorunlar ve çelişkiler ortaya çıkıyor:</p>
<p>TÜİK’in bölgesel verilerine göre 2025 yılında 81 ilin 51’inde işsizlik oranı 2024 yılına göre düşüş kaydetti. Tıpkı Türkiye geneline ilişkin manşet işsizlik oranının “21 yılın en düşük düzeyine inmesi” gibi burada da pozitif bir görünüm var diyebiliriz. Çünkü illerin büyük çoğunluğunda işsizlik oranı gerilemiş.</p>
<p>Ancak gariptir ki bu durum istihdam artışı sayesinde gerçekleşmemiş. Çünkü istihdam oranı düşen il sayısı da işsizlik oranı düşen il sayısına neredeyse eşit. İstihdamdakilerin çalışma çağındaki nüfusa oranı olan istihdam oranı 48 ilde bir önceki yılın altına inmiş.</p>
<p>Öyle ki işsizlik oranı 2024 yılına göre düşen 51 ilen 26’sında istihdam oranı da düşmüş. Yani bu 26 ilde nüfusa göre çalışan sayısı azalmasına rağmen işsizlerin oranı da azalmış.</p>
<p>Bunlar arasında işsizlik oranındaki düşüşte başı çeken iller bile var. Örneğin Hakkari, Bitlis, Van hem işsizlik oranının en fazla düştüğü iller, hem de istihdam oranının en fazla düştüğü iller arasında yer alıyor.</p>
<p>Bu manzarayı işgücüne katılım oranındaki yaygın düşüş tamamlıyor. 81 ilin 52’sinde çalışma çağındaki nüfusta istihdamda olanlar ile aktif olarak iş arayanların toplamının payı bir önceki yıla göre gerilemiş. Bu illerin 46’sında istihdam oranı da düşmüş. Sözkonusu 52 ilin 33’ünde de işsizlik oranı düşmüş. İşgücüne katılım oranının düştüğü 52 ilin 26’sında ise istihdam oranı düşerken işsizlik oranı da düşmüş.</p>
<p>Daha önemlisi işgücüne katılım oranını düşen 52 ilin 20’sinde, istihdamdaki düşüş o kadar ileri boyuta ulaşmış ki bu illerde işgücüne katılım oranındaki gerilemeye rağmen işsizlik oranı artmış. Bu gruptaki iller arasında İstanbul, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Manisa, Adana gibi üretim ve istihdam açısından önemli yere sahip iller de yer alıyor.</p>
<p>TÜİK il düzeyinde sadece işgücüne katılım oranı, istihdam oranı ve işsizlik oranını açıklıyor. Bu veriler ile ortalama hanehalkı büyüklüğü, hanehalkı sayısı ve 0-14 yaş grubunun nüfus verilerini kullanarak il düzeyinde tahmini işgücü, istihdam ve işsiz sayılarını hesapladığımızda da sorunun rakamsal büyüklüklere yansıyan halini görüyoruz.</p>
<p>81 ilin 48’inde istihdam sayısal olarak 2024 yılına göre azalmış. İstihdam kaybının hızı açısından başı yine Doğu ve Güneydoğu illeri çekiyor. Ancak istihdamın sayısal olarak da azaldığı iller arasında ulusal ve bölgesel ekonomide önemli yeri olan İstanbul, Bursa, Sakarya, Adana, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Denizli, Manisa, Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak, Sivas, Trabzon, Zonguldak, Rize, Malatya, Erzurum, Kars, Van illeri de yer alıyor.</p>
<p>TÜİK’in istatistiklerinde işgücü ve işsizlik verilerindeki bu görünümün en temel belirleyicisi olan kalem işgücü harici sayılan nüfustaki artış. İşgücüne katılmayanlar, istihdamda olmamasına rağmen iş aramak için aktif bir çaba içinde olmayanlardan oluşuyor. Bunların da ana gövdesini iş bulma umudunu yitirdiği için iş aramayı bırakanlar oluşturuyor. 81 ilin 55’inde işgücüne katılmayanların sayısı bir önceki yıla göre artmış durumda.</p>
<p>Bu iller arasında İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Kocaeli, Sakarya, Adana, Antalya, Gaziantep, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Manisa, Muğla, Uşak, Denizli, Afyonkarahisar, Konya, Kayseri, Sivas, Malatya, Zonguldak, Trabzon, Rize, Erzurum, Kars, Şanlıurfa ve Mardin gibi ulusal ve bölgesel ekonomide ağırlık sahibi iller de yer alıyor.</p>
<p>İşgücü harici nüfusun arttığı il sayısı 55’i bulmasına rağmen işsiz sayısı artan il sayısı 29’u buluyor. İşsiz sayısı artan iller arasında İstanbul, Kocaeli, Eskişehir, Antalya, Yalova, Adana, Mersin, Tekirdağ gibi önemli ekonomik merkezlerin de yer alması önemli.</p>
<p>İşsiz sayısındaki artışta başı çeken iller Kırklareli, Yalova, Burdur, Mersin, Nevşehir, Çankırı, Erzincan, Malatya, Elazığ ve Bingöl. Bu 10 ilde işsiz sayısındaki artış yüzde 20’nin üstünde ve Elazığ ile Çankırı’da yüzde 50’nin de üzerine çıkıyor.</p>
<p>Bu veriler, 81 il düzeyinde de istihdam ve işsizlik görünümünün hiç de iç açıcı olmadığını ortaya koyuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizlik-orani-kagit-ustunde-gerilerken-81-ilin-payina-ne-dustu-76423</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşsizlik oranı kağıt üstünde gerilerken 81 ilin payına ne düştü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-yatirimci-neye-bakar-76422</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı yatırımcı neye bakar?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Sıcak para gelmesin” demek kolay değil; çünkü mevcut yapıda buna mecburuz. Sıcak, soğuk ya da ılık fark etmiyor, gelsin diyoruz. Asıl sorun, bu bağımlılığı kıracak güçlü ekonomik yapıyı hala kuramamış olmamız.</strong></p>
<p>Uzun vadeli ve daha kalıcı olan doğrudan sermaye yatırımcısını çekmekte zorlandığımız için yabancı yatırımcı deyince karşımıza portföy yatırımcıları ve "sıcak para”cılar çıkıyor. Bir tarafta kurun yatay seyretmesi nedeniyle rekabet avantajını kaybeden ihracatçılar ve öte yanda ise "devalüasyon olursa çıkar giderim" diye tehdit eden sıcak paracılar var. Bizim gibi makro istikrarı kırılgan olan ekonomiler için zor bir dengedir bu. Başlıktaki soru bu nedenle Türkiye gibi dış kaynak girişine bağımlı gelişmekte olan ekonomiler için kritik sorulardan biridir. </p>
<p>Önce temel bir gerçeği netleştirmek gerekir. Yabancı yatırımcı bir ülkeye sempati duyduğu için gelmez. Ne dostluk ne de duygusal bağlar bu kararı belirler. Tek bir motivasyonu vardır, o da yatırımından sağlayacağı getiridir.</p>
<p>Kısa vadeli yatırımcı için eğer bir ülkede faiz yüksekse ve kur istikrarlıysa, o ülke cazip hale gelir. Türkiye uzun yıllardır bu denklemin içinde yer aldı. Çünkü içeride faizler görece yüksekken, dış dünyada ise düşük seyrediyordu. Bu fark da bir cazibe unsuru olarak yatırımcı için önemli bir fırsat yarattı.</p>
<p><strong>Carry trade ve kırılgan denge</strong></p>
<p>Bu fırsatın adı finans literatüründe “carry trade” olarak bilinir. "Japon ev kadınları" olarak karikatürize ettiğimiz bu sürecin mantığı basittir. Yatırımcı düşük faizli bir para biriminden borçlanır, yüksek faiz sunan bir ülkeye yatırım yapar ve aradaki farktan kazanç elde eder.</p>
<p>Ancak bu kazancın bir şartı vardır; o da kurun istikrarlı kalmasıdır. Çünkü bu işlemin en zayıf halkası kur riskidir. Eğer yatırım yapılan ülkenin para birimi ani bir değer kaybı yaşarsa, elde edilen faiz geliri bir anda eriyebilir. Hatta zarar kaçınılmaz hale gelir. Bu yüzden yabancı yatırımcı yani sıcak paracı için asıl mesele enflasyon değil, kurdaki oynaklıktır.</p>
<p>Yüksek enflasyon çoğu zaman yönetilebilir, hatta öngörülebilir bir risk olarak görülür. Ancak kurda yaşanacak ani bir sıçrama, yani devalüasyon, yatırımcı açısından doğrudan ve hızlı bir kayıp anlamına gelir. Bu nedenle yabancı yatırımcı için kritik olan, fiyatların ne kadar arttığı değil, döviz kurunun ne kadar öngörülebilir olduğudur.</p>
<p>Bu durumun basit bir formülü vardır. "Sermaye akımı = güven + kur istikrarı" diye basitçe formüle edilebilir.</p>
<p>Güven sarsıldığında ve kur oynaklığı arttığında, sermaye akımları zayıflar. Hatta tersine döner. Nitekim son yıllarda yaşanan hızlı giriş ve çıkışlar da bunu açıkça gösterdi. Türkiye’ye gelen sermayenin önemli bir bölümü kısa vadeli ve fırsat odaklıdır. Bu tür para hızlı gelir ama aynı hızla çıkabilir.</p>
<p><strong>"Gelmezse gelmesinler" diyebiliyor muyuz?</strong></p>
<p>Bugün gelinen noktada Türkiye’ye gelen yabancı sermaye büyük ölçüde kısa vadeli yatırımcıdan oluştuğunu görüyoruz. Bu yatırımcı yüksek faizden kazanç sağlar, kur istikrarlıysa kalır. Ancak en küçük bir kur şoku ihtimalinde hızla pozisyonunu kapatır.</p>
<p>Bu yüzden yabancı yatırımcı için en büyük risk yüksek enflasyon değil, ani kur sıçramasıdır. Enflasyonu tolere edebilir; ama kur şokunu edemez.</p>
<p>Zaman zaman “sıcak para gelmezse gelmesin” deriz. Ancak bu, pratikte kolay bir tercih değil. Çünkü mevcut ekonomik yapı içinde bunu söyleyebilecek durumda değiliz. Bu tür sermaye akımları olmadan çarkı döndüremiyoruz. "Sıcak, soğuk ya da ılık fark etmez, gelsin de hangisi gelirse gelsin," demenin ötesine geçemedik. Asıl mesele, bu akımlara bağımlılığı azaltacak ve ekonomiyi daha dayanıklı hale getirecek bir yapı kurabilmektir. Biz de henüz o yapıyı kurabilmiş değiliz.</p>
<p>Sonuç olarak tablo nettir. Sıcak para fırsat gördüğü yere gelir, risk gördüğü yerden gider. Ve bu dengede belirleyici olan şey çoğu zaman enflasyon değil, kurun istikrarıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-yatirimci-neye-bakar-76422</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı yatırımcı neye bakar? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-artirimlari-utangac-olunca-76421</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz artırımları utangaç olunca...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Haziran 2023’te başlayan ekonomi programı enflasyonla mücadele açısından başarısız oldu. Bu başarısızlığın iki temel nedeni var. Birincisi, uygulanan program çok eksik bir program. Sadece parasal ve mali disipline dayanıyor.  “Bu sefer farklı; hem kırılganlıklarla savaşan hem de geçmişte enflasyonun sıçramasına yol açan büyük hataların tekrarlanmasını engelleyecek kurumsal değişiklikleri peşi sıra yapacak bir program” dedirtecek bir program olmaktan çok uzak.</p>
<p>İkincisi, bu eksik programın dayandığı iki temel ayaktan biri olan para politikası önemli bir hatayla işe başladı. Mayıs 2023’te politika faizi enflasyonun çok altındaydı. Buna karşılık politika faizi yavaş adımlarla artırıldı. O tarihte politika faizi yüzde 8,5, İTO enflasyonu ise yüzde 56 düzeyindeydi. Bu farkı iki ya da üç artırımla kapatmak gerekiyordu. Oysa faiz Haziran’da sadece yüzde 15’e yükseltildi. Temmuz artışı ise çok utangaçtı; faiz yüzde 17,5’e çıkarıldı. Ne var ki enflasyon yüzde 63,8 olmuştu bile. Utangaçlık sonraki aylarda da sürdü. Faiz Ağustos’ta ancak yüzde 25’e yükseltildi. Aralık sonunda ise faiz yüzde 42,1, enflasyon yüzde 75 olmuştu. Mart 2024’e gelindiğinde faiz yüzde 50’ye ulaştı. Enflasyon ise yüzde 78’e çıkmıştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d48df47e9d4-1775537652.png" alt="" width="600" height="270" />Politika faizinin uzunca bir süre enflasyonun çok altında kalmasına izin verilmesi, beklenen sonucu hemen gösterdi: Döviz kuru sıçradı. Türkiye’de döviz kuru artışı enflasyonu yükselten ana unsur. O dönemde enflasyondaki yükselişin tek nedeni değil elbette ama açık ara en önemli nedeni kurun sıçraması. İlk grafikte Mayıs 2023 ile Mayıs 2024 döneminde yarısı Euro yarısı da dolardan oluşan döviz sepetinin değeri ile tüketici fiyat endeksinin seyri gösteriliyor (her ikisinin başlangıç değerleri, ‘okumayı’ kolaylaştırmak için 100 olarak alındı).  </p>
<p>Geçen hafta Mart ayındaki enflasyon gelişmelerini öğrendik. Yıllık enflasyon yüzde 30,9 düzeyinde. Ağustos 2025’ten beri çok dar bir aralığa hapsoldu kaldı tüketici enflasyonu. İkinci grafik bu sevimsiz durumu gösteriyor. Grafikte her ay itibariyle üçer aylık ortalama (yıllık) enflasyonun hareketleri yer alıyor. ‘Hareket’ diyorum; lafın gelişi, yüzde 30,87 - 32,95 aralığında bir ’hareket’ var. Nerdeyse sabit kalmış. Enerji, gübre ve plastik ürünlerinin hammaddeleri başta olmak üzere çoğu girdinin savaş nedeniyle fiyatlarındaki yükselişin etkisi henüz çok az yansımış durumda. Böyle bakıldığında 2026’yı yüzde 30 düzeyindeki bir enflasyonla kapatırsak ‘sevinmek’ gerekiyor ne yazık ki.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-artirimlari-utangac-olunca-76421</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faiz artırımları utangaç olunca... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mahrumiyet-konforu-azaltir-gayreti-cogaltir-76420</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mahrumiyet; konforu azaltır, gayreti çoğaltır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bilinçli mahrumiyet, konforu azaltır, gayreti çoğaltır. Tüm büyük başarıların altında ödenmiş bir bedel, terk edilmiş bir konfor ve bilinçli bilgisizlik ve ilgisizlik alanlarının uyuşturan örgüsü vardır.</strong></p>
<p>Mahrumiyet; <strong>imkânlardan yoksun</strong> olma hali. Olması gerekenin kısıtlılığı…  Hayatın içindeki konfor alanlarıyla sağlanan yaşam kalitesinin bir kısmı veya tamamının elden gitmesi… <strong>Mahrumiyet; konforu azaltır, gayreti çoğaltır. </strong>Yokluğunu, mahrumiyetini çekmediğinin, <strong>varlığının tadına</strong> varamazsın.</p>
<p>Mahrum olunan şeyin daha önce <strong>sahibiyizdir</strong> veya o şey bir başkasındadır fakat bizde yoktur. <strong>Önce imkân vardı</strong>, mahrumiyet sonradan var oldu. İmkânın ortadan kalkması, insanda <strong>yoksunluk hissi</strong> uyandırdı. <strong>Konfor tuzağından kurtulmanın yolu</strong>, kaçınılmaz bir şekilde mahrumiyetten geçecektir.</p>
<p><strong>KONFORDAN MAHRUMİYET GÜÇTÜR</strong></p>
<p><strong>Her mahrumiyet eziyet midir</strong>? Başlangıçta evet. Çünkü o şu anda yoktur ve senin de bunun için yapabileceğin bir şey yoktur. Yoksunluk, “<strong>sende olmaması</strong>” halidir. Yoksulluk ise “<strong>sendekinin yetmezliği</strong>” ifadesidir. <strong>Yoksun</strong> isen o şeyden mahrumsun. <strong>Yoksul</strong> isen mahrumiyet daha yıkıcı olabilir.</p>
<p>Mahrumiyet,  <strong>2 farklı duygu</strong> ile gelişir. Birincisi; <strong>tamamlama arzusu</strong> ki bu <strong>gayreti</strong> tetikler. İkincisi de mahrum olunandan <strong>vazgeçme</strong> halidir. Ruhun gelişiminde <strong>mahrumiyetin büyük rolü</strong> olduğu bilinir. Tamamlanma arzusu tetiklenince <strong>mahrumiyet sebepleri</strong> sorgulanacaktır. Yeter ki vazgeçmeyi seçme.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Mahrumiyete dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Yaratıcılığı nasıl geliştiririm?</em></strong></p>
<p><strong>Enflasyon</strong>; konfor alanlarının bir çıktısı ise tedavisi için durgunluk (mahrumiyet) çare olarak düşünülebilir. <strong>Obeziteyle</strong> mücadele zaten <strong>diyet</strong> dediğimiz aşırı beslenmekten mahrumiyettir.</p>
<p><strong><em>Minimalizm mahrumiyet mi?</em></strong></p>
<p>Mahrumiyet, <strong>hayata katamadıklarımız</strong> kadar <strong>hayatımızda olması gerekmeyenlerdir</strong>.   <strong>Maddi zenginliğin ölçüsü</strong>; servet biriktirmek ise <strong>manevi zenginliğin ölçüsü</strong> az şeye ihtiyaç duymaktır</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HAZZI ERTELEYEBİLMEK BAŞARININ KİLİT TAŞIDIR</strong></p>
<p>Mahrumiyetin bir <strong>bedeli</strong> vardır. <strong>Konforu azaltması</strong>… Ancak bir ödülü de vardır. Varlığıyla seni sınava sokan hayat, <strong>ondan mahrum bırakarak</strong> seni olgunlaştırır. İnsan, <strong>zıddıyla</strong> sınanır <strong>dengiyle</strong> eşleştirilir. “bu bana lâzım değil” diyebilmek yürek ister Unutma; ihtiyaçların sınırlı, isteklerin sonsuzdur senin.</p>
<p><strong>MAHRUMİYET LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Bilinçli mahrumiyet</strong>: Zekânın kaslarını çalıştıran bir çeşit biliçsel oruç, fazlalıkların yükünden arınma</p>
<p><strong>Minimalizm</strong>: Çok şeye sahip olmak yerine, çok az şeye ihtiyaç duyma sanatının popüler kültürdeki adı</p>
<p><strong>Konfor tuzağı</strong>: Değişim korkusu ve çaba gerektirmeyen rahatlık sebebiyle gelişimin değişimin durması</p>
<p><strong>Nitelikli gayret</strong>: İşleyen demir ışıldar. Hele ki değer ve fayda üretme peşindeki zihin yapısı varken</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mahrumiyet-konforu-azaltir-gayreti-cogaltir-76420</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mahrumiyet; konforu azaltır, gayreti çoğaltır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tufenin-dusuk-gorunmesinin-bir-nedeni-de-yeni-agirliklar-76419</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜFE’nin düşük görünmesinin bir nedeni de yeni ağırlıklar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜİK tarafından mart ayı için açıklanan yüzde 1,94’lük TÜFE artışının toplumun çok büyük bir kesimi, hatta neredeyse tümü tarafından inandırıcı bulunmadığı ortada. Hani bir anket yapılsa ve <strong>“Bu orana inanıyor musunuz”</strong> diye sorulsa evet ile hayır arasında şimdiye kadar yapılmış tüm anketleri çok çok geride bırakacak en açık ara fark ortaya çıkardı.</p>
<p>Piyasa fiyat artışıyla kavrulurken ve özellikle dar ve sabit gelirli çok sıkıntılı günler yaşarken mart ayındaki artışın nasıl olup da yüzde 1,94 düzeyinde hesaplandığı sorulsa verilecek yanıt üç aşağı beş yukarı belli:</p>
<p>■ TÜFE ile belli gelir gruplarının harcamalarındaki değişim değil, tüm Türkiye’nin harcamasındaki değişim hesaplanıyor.</p>
<p>■ TÜFE yalnızca belli kalemlerdeki harcamalarda yaşanan fiyat değişimini değil, tüm harcamalardaki değişimi ölçüyor.</p>
<p>Ama ya belli kalemlerdeki harcamalar denilirken o kalemlerin seçiminde Türk halkının tüketim kalıbıyla ters düşen tercihler yapılmışsa…</p>
<h2>Ağırlıkların önemi…</h2>
<p>TÜİK her yıl olduğu gibi 2026 yılında da TÜFE kapsamındaki maddeleri yeniledi ama daha önemlisi ağırlıkları belirleme yönteminde temel bir değişikliğe gitti.</p>
<p>Değişikliğin özü şu:</p>
<p>Madde ağırlıkları daha önceki yıllarda temel olarak hanehalkı bütçe anketi sonuçlarına dayalı olarak belirleniyordu.</p>
<p>Bu yıldan itibaren ise ulusal hesaplardaki nihai tüketim harcamaları esas alınmaya başlandı. Bu değişikliğin nedeni Avrupa ile uyum. Çünkü Eurostat bu yönde bir değişiklik yaptı ve ağırlık belirlemede ulusal hesapların kullanılacağına karar verdi.</p>
<p>Ağırlık belirlemede hanehalkı bütçe anketi yerine ulusal hesap verilerinin kullanılması arasında çok ama çok önemli bir fark var:</p>
<p>■ Hanehalkı bütçe anketi kaynaklı ağırlıklar yalnızca yurt içinde yaşayan vatandaşların harcamaları esas alınarak belirleniyordu.</p>
<p>■ Ulusal hesaplara dayalı ağırlıklar belirlenirken ise yurt dışında ikamet etmekle birlikte Türkiye’yi ziyaret eden yerli ve yabancıların harcamaları da dikkate alınmaya başlandı.</p>
<p>Bu konuyu<strong> “Yeni TÜFE kimin enflasyonu ölçecek”</strong> başlığıyla bu köşede 9 Şubat’ta detaylı olarak yazmıştım.</p>
<h2>Fark nelere yol açtı?</h2>
<p>Geçen yıl Türkiye’yi 53 milyon yabancı ziyaret etti. Yurt dışında yaşamakla birlikte Türkiye’yi ziyaret eden Türk vatandaşı sayısı da 11 milyon oldu. Yani Türkiye’de ikamet eden vatandaşa göre harcama kalıbı çok farklı olan yurt dışında yerleşik 64 milyon kişi de yaptıkları harcamalar itibarıyla TÜFE hesabında dikkate alınmaya başlandı. Bu 64 milyon kişi tabii ki yılın tümünde Türkiye’de kalmıyor, bu kişiler özellikle yaz aylarında yoğunlaşmak üzere yılın belli aylarında burada.</p>
<p>Ama bu temel değişiklik TÜFE’yi ağırlıklar yönüyle belirgin bir şekilde etkiledi.</p>
<p>Türk halkının harcamasında giderek daha fazla pay ayırmak durumunda kaldığı bazı kalemlerin payı tam tersine düştü. Niye düştü biliyor musunuz? Çünkü yabancılar o kalemler için hiç harcama yapmıyor ki!</p>
<p>Örneğin yabancı uyruklu bir turist Türkiye’de kira öder mi, elektrik, su, doğalgaz parası verir mi? Tabii ki vermez. Sonuç; bu kalemlerin ağırlığı geriledi.</p>
<h2>Konut harcamaları başta…</h2>
<p>Konutla ilgili harcamaların ağırlığında geçen yıla göre 3,8 puanlık düşüş var. Kaldı ki bu grubun ağırlığı, özellikle kiradan kaynaklanmak üzere düşmek şöyle dursun, artmalıydı.</p>
<p>Kiranın payı niye mi artmalıydı, izah edeyim…</p>
<p>Eski uygulamaya göre herhangi bir mal ya da hizmetin fiyatındaki artış genel fiyat artışının üstündeyse bu kalemin ağırlığı bir yıl sonra artar. Hesaplamada başka etkenler vardır ama ağırlık belirleme mantığında bu önemlidir.</p>
<p>Geçen yıl kiranın TÜFE’deki ağırlığı yüzde 6,80’di. Yine geçen yıl toplam TÜFE artışı yaklaşık yüzde 31, kiradaki artış ise yüzde 62 oldu.</p>
<p>Eski uygulama devam etseydi kabaca şöyle bir hesaplama yapılacaktı.</p>
<p>2025 yılının başında 100 olan toplam TÜFE yıl sonunda 131’e çıktı.</p>
<p>2025 yılının başında 6,80 olan kira ise yüzde 62 artarak 11,02’ye yükseldi.</p>
<p>2025 sonu; TÜFE 131, kira 11,02, buna göre 11,02’nin 131’deki ağırlığı yaklaşık yüzde 8,4.</p>
<p>Peki kiranın bu yılki TÜFE’de yüzde 8,4 olması gereken ağırlığı kaç; yüzde 6,76.</p>
<p>Kira tipik bir örnek yalnızca, elbette başka örnekler de var.</p>
<p>Biraz önce vurguladığım gibi yabancılar konutla ilgili harcama yapmayacakları için konut başlığındaki tüm harcamaların ağırlığı azaldı.</p>
<h2>Yabancılar otomobil de almıyor!</h2>
<p>Otomobillerin ağırlığında da 2,36 puan gibi önemli bir düşüş oldu.</p>
<p>Zaten dizel otomobil kapsamdan tümüyle çıkarıldı. Oysa bu yılın ilk üç ayında 13 binin üstünde dizel otomobil satışı gerçekleşti. Demek ki TÜİK’e göre aylık ortalama 4 binin üstünde seyreden dizel otomobil satışı TÜFE’de kapsanmaya değmeyecek bir hacmi yansıtıyor.</p>
<p>Otomobillerin ağırlığının böylesine düşmesinin altında yatan en temel etken de tabii ki yöntem değişikliği ve yerli ya da yabancı olsun Türkiye’ye ziyaret amacıyla gelenlerin otomobil almayacak olması.</p>
<h2>Sebze, sigara, cep telefonu</h2>
<p>Pek anlaşılamayan bir ağırlık değişimi de sebzede. Bu kalemin geçen yılki TÜFE’de yüzde 2,99 olan ağırlığı bu yıl yüzde 1,33’e indirildi, yarıdan fazla bir düşüş var. Yani sebzeye geçen yılın iki katı zam gelse bile TÜFE’ye yansıma yine de geçen yılki kadar olmayacak demektir.</p>
<p>Ağırlığı aşağı çekilen kalemlerden biri de sigara. Sanırsınız ki Türk halkı yavaş yavaş sigaradan uzaklaşıyor.</p>
<p>Bir de cep telefonu fiyatlarıyla cep telefonu görüşme ücreti ve internet ücreti var. Bu kalemlerde de ağırlıklar aşağı çekildi.</p>
<h2>Ya artanlar?</h2>
<p>TÜFE’deki ağırlığı artan en önemli harcama kalemi yöntem değişikliğinin tipik bir yansıması olarak otel, motel ve benzeri yerlerdeki konaklama hizmeti.</p>
<p>Bu kalemin geçen yıl yüzde 0,50 olan ağırlığı bu yıl yüzde 2,59’a fırladı.</p>
<p>Yeni yöntem açısından değerlendirildiğinde bu artış gayet normal.</p>
<p>Özellikle yabancı turistler gelecek ve burada otellerde, tatil köylerinde konaklayacak.</p>
<p>Ağırlığı artan bu kalemde fiyat artışı düşük kalırsa TÜFE daha az artış göstermiş olacak.</p>
<p>Bunun tersi ağırlığı aşağı çekilen elektrik ve doğalgazda görülecek. Elektrik ve doğalgaza bu ay yapılan çok yüklü artışlar, bu kalemlerin payı aşağı çekildiği için TÜFE’ye sınırlı yansıyacak. Cepten yüklü para çıkacak, bu ödemeler için vatandaş bütçesinden önemli bir para ayıracak ama TÜFE’ye etki sınırlı olacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d48d0b63300-1775537419.png" alt="" width="398" height="782" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tufenin-dusuk-gorunmesinin-bir-nedeni-de-yeni-agirliklar-76419</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/market-perakende-enflasyon-1766746186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜFE’nin düşük görünmesinin bir nedeni de yeni ağırlıklar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sadece-irana-bakmanin-da-maliyeti-var-76418</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sadece İran’a bakmanın da maliyeti var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hizbullah’ın varlığını sürdürmesi, İsrail’in Lübnan’ın bir bölümünü işgal etmesi için zemin oluşturuyor. İlginç olarak, İsrail’in işgal ettiği ve kendi topraklarına katmayı tasarladığı bölge Lübnan’ın suyunun büyük bölümünü sağlayan bölge olmakla da dikkati çekiyor.</strong></p>
<p>Herhalde sizlerin de dikkatini çekmiş olacak, son haftalarda İran-Amerikan mücadelesinden başka hiçbir şey konuşmaz olduk. Bir ihtimal, bizlerin sadece İran’ı konuşmamızı isteyen güçler de olabilir. Halbuki dünyanın başka yerlerinde de üzerinde düşünmemiz gereken çok sayıda olay cereyan ediyor. Bunların bir bölümü İran’da cereyan eden gelişmelerin sonucu da olabilir ama bir bölümünün İran’daki olaylarla herhangi bir bağlantısı bulunmadığını söylersek yanlış bir beyanda bulunmuş olmayız zannederim. Söz gelimi, Ukrayna’daki savaş da olanca hızıyla devam ediyor. Bu savaş, İran savaşı başlamadan çok önce başlamıştı. Putin kısa bir askeri harekat sonunda bütün ülkeye egemen olacağını hesaplamış ve ahalinin Rus askerini heyecanla beklediği türünden yanlış bir değerlendirmeye inanarak Ukrayna’yı işgal etmek istemişti. Savaş dördüncü yılına giriyor. Ukrayna’nın şimdilerde Amerikalılara ucuz İHA inşa etmekte yardım ettiği, teknoloji aktardığı rivayet ediliyor. Eğer bu doğruysa, Amerika Birleşik Devletleri şimdi bu ülkenin cömertlik yapma jestine karşılık vermemiş görünüyor.</p>
<p><strong>Son gelişmeler, geçmişte </strong><strong>yaşananların doğal sonucu</strong></p>
<p>Diğer yandan, İran olayının Amerika’nın Avrupa’yı savunma niyetinin sona erdiğini bir defa daha gösterdiğini, hatta kesinleştirdiğini söyleyebiliriz. Bildiğiniz gibi Trump, Hürmüz Boğazı’nın Avrupa için de önemli olduğunu, dolayısıyla burayı açık tutmak için Avrupa ülkelerinin de yardımcı olması gerektiğini ileri sürdü. Avrupa ülkeleri bu davete icabet etmeyi kabul etmeyince topuna birden hakaret ederek, onlara zaten ihtiyacı olmadığını ifade etti. Böylece eski dostluk günlerine dönülmesinin artık mümkün olamayacağını bir defa daha göstermiş oldu. Sözlerimin yanlış anlaşılmasını istemem, işler önceleri pek rast gidiyordu demek istemiyorum; sadece son gelişmelerin geçmiştekilerin doğal sonucu olduğunu, Amerika’nın artık Avrupa’yı savunmak istemediğini bir defa daha teyit ediyorum.</p>
<p>İran’daki savaşın başka ülkeleri olumsuz yönde nasıl etkilediği de tartışma konusu yapılıyor. Basında yer alan haberlere göre, Sri Lanka ve Bangladeş gibi ülkeler şu anda iflas etmiş durumdalar çünkü Körfez petrolü onlara ulaşamıyor. Diğer bazı ülkelerden farklı olarak, bu iki ülke ve benzerleri büyük stratejik rezervler bulunduracak kadar varlıklı değiller. İthal edebildikleri yakıtı ise derhal tüketime sokuyorlar. Durum böyle olunca, yakıt tedariki sırasında karşılaşacakları sorunları aşmak için hazırlıkları da yok. Karşımızdaki sorun bir yüksek fiyat sorunu bile değil, şu anda toplumun temel ihtiyaçlarına cevap verecek miktarda yakıtı bile bulamama sorunu. Anlattıklarım bir oranda şu anda Küba’nın Amerikan müdahalesi dolayısıyla Venezuela’dan petrol tedarik edememesini andırıyor. Venezuela’nın petrolü ucuza vermesi önemli değil, Amerika petrol ithalatına izin vermiyor. Neyse ki, kısa süre önce ham petrol taşıyan bir Rus gemisinin Küba’ya gitmesine izin verildi. Herhalde Kübalılar kısa zamanda hastanelerde ameliyatların yapılabilmesi veya çöplerin toplanabilmesi türünden bazı temel ihtiyaçlarının karşılandığını göreceklerdir.</p>
<p>Uluslararası alanda başka ülkelerin fazla dikkatini çekmediği düşünülen bir takım gelişmeler de oluyor. Bir örnek vermek gerekirse, uluslararası anlaşmalara göre silahlandırılması yasak olan bazı Ege adaları silahlandırılıyor. Yunanistan Lozan ve Paris anlaşmalarına göre silahlandırılmasına izin verilmeyen bu adalara NATO silahları yerleştirme gayreti içinde, kısmen başarı da sağlamış bulunuyor. Akılla adeta alay edercesine, Yunan Milli Savunma Bakanı Dendias silahların NATO’ya ait olduğunu, dolayısıyla Adalara Türkiye’yi de korumak amacıyla yerleştirilmiş bulunduklarını ileri sürdü. Korkarım ki, bugüne kadar Türk-Yunan geçimsizliklerinin dışında kalmış olan NATO, Yunanistan bu tutumunu devam ettirecek olursa, istemeye istemeye de olsa, işe karışmak mecburiyetini hissedecektir.</p>
<p>Türkiye-NATO dertleri bu konuyla sona ermiyor. Son zamanlarda Türkiye’de yapılan ve hem anayasal hem de dış siyaset konuları ile ilgili bir tartışma var. Haberlere göre, Boğazların savunmasıyla da ilgileneceği bildirilen NATO karargahının Beykoz’da konuşlanacağı bildiriliyor. Bu konu ülkemizde gerek hukuk gerek dış siyaset camiaları katında değerlendirildi. Konuya Anayasa açısından bakanlar, ülkede yabancı asker bulundurulmasına karar verme yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait olduğuna işaret ediyorlar. Boğazda bir NATO karargahı kurulması sonucunda birçok yabancı subayın Türkiye'ye gelerek burada yaşayacağını belirtiyorlar. Buna askeri destek personelinin de eklenmesi gerektiğini hatırlatarak, böyle geniş bir askeri kadronun ülkemizde bulunmasına cumhurbaşkanının kendi başına karar veremeyeceğini, mutlaka parlamentodan onay alınması gerektiğini ileri sürüyorlar. Buna karşılık, dış siyaset uzmanları kararın uluslararası alandaki etkilerine yöneliyorlar. Onlara göre, Türkiye’nin tam Rusya ile daha yakın ilişkiler kurmaya çalıştığı bir dönemde Boğaz’da bir NATO üssü kurulmasının isabeti son derecede tartışmalıdır. Kaldı ki, Rusya böyle bir tesisisin kurulmasını NATO ülkelerinin, daha doğrusu hem Amerikan hem de Avrupa Birliği ülkelerinin Karadeniz’e açılmasının başlangıcı olarak görecek, buna karşı çıkacaktır.  Bilindiği gibi, bugüne kadar Türkiye Montrö Sözleşmesi’nin hükümlerini harfiyen uygulamaya itina etmiş, bu çerçevede müttefik gemilerinin Karadeniz’e giriş ve çıkışlarında sözleşmenin hükümlerine uygun hareket etmeleri konusunda ısrarcı olmuştur.  </p>
<p><strong>Lübnan’da olaylar </strong><strong>beklenen yönde gelişmedi</strong></p>
<p>İran’daki çatışma, Ortadoğu’nun diğer bölgelerindeki çatışmaları da yoğunlaştırmıştır. Bu gözlemi doğrulamak için Lübnan’a bakmak yeterli olacaktır. Sizlerin de izlediği gibi, bu ülkede Şiiler ve Sünniler arasında hüküm süren gergin barış, artık sona ermiş gibi gözükmektedir. Sanıyorum İsrail ve Birleşik Devletler, Hizbullah’ın baş destekçisi olan İran’ın bölgedeki etkisinin zayıflamasının Lübnan hükümetine tüm ülkede egemenliğini kurma fırsatını verdiğini düşündüler. Bekleyişlerine göre, bundan böyle Hizbullah Lübnan hükümetinin denetleyebildiği bir güç olacaktı. Olaylar ise beklenen yönde gelişmedi. Geçmişe göre zayıflamış olsa da, Hizbullah bağımsız bir güç olarak devam etme kabiliyetini koruyor, bunu sona erdirmek isteyenleri de eziyor.  Buna karşılık, Hizbullah’ın varlığını sürdürmesi, İsrail’in Lübnan’ın bir bölümünü işgal etmesi için zemin oluşturuyor. İlginç olarak, İsrail’in işgal ettiği ve kendi topraklarına katmayı tasarladığı bölge Lübnan’ın suyunun büyük bölümünü sağlayan bölge olmakla da dikkati çekiyor.</p>
<p>Özetlemek gerekirse, önemli olan diğer gelişmelere de yer verme zamanı gelmiş bulunuyor. Sadece Amerika-İran çatışmaları üzerinde yoğunlaşmanın da bir maliyeti var, diğer konular ihmale uğruyor. Bundan böyle bu eksikliği gidermeye gayret edeceğimizi söyleyebilirim.</p>
<p><strong>Husiler, savaştan sonra da Batı’ya </strong><strong>meydan okumaya devam edecek</strong></p>
<p>Savaş, Yemen’deki Husilerin de Kızıl Deniz’de seyreden gemilere karşı füze saldırıları düzenlemelerini tetikledi. Özellikle İsrail’e ait olduğu düşünülen gemilere saldırılıyor. Batı dünyası Husileri denetlemek için muhtelif yollara başvurmuş olmakla birlikte, onların saldırılarını tamamen durduracak bir çözüm bulmuş değil. İran’la birlikte hareket ediyorlar, İsrail’e füze saldırıları düzenliyorlar. Direnme güçleri ise beklenenin çok ötesinde. Sanıyorum, İran ile Amerika ve İsrail savaşı sona erdikten sonra dahi Husiler Batı’ya meydan okumaya devam edeceklerdir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sadece-irana-bakmanin-da-maliyeti-var-76418</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/8/1280x720/ulkeler-asker-1775537250.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hizbullah’ın varlığını sürdürmesi, İsrail’in Lübnan’ın bir bölümünü işgal etmesi için zemin oluşturuyor. İlginç olarak, İsrail’in işgal ettiği ve kendi topraklarına katmayı tasarladığı bölge Lübnan’ın suyunun büyük bölümünü sağlayan bölge olmakla da dikkati çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/celikte-kapasite-kullanimi-62ye-indi-hala-ithal-mal-geliyor-biz-yine-de-firsatlara-bakiyoruz-76417</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çelikte kapasite kullanımı %62’ye indi, hâlâ ithal mal geliyor, biz yine de fırsatlara bakıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AKDENİZ </strong>Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (ADMİB) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fuat Tosyalı, </strong>geçen Ramazan ayında Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı şapkasıyla bayileriyle düzenledikleri iftar buluşmalarından birinde, <strong>“İşler kötü” </strong>diyen bayisine sordu:</p>
<p>-          <strong>Biz kaç yıldır birlikte çalışıyoruz? Yani, kaç yıldır Tosyalı Demir Çelik bayisisin?</strong></p>
<p>Bayi yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>30 yıl olmuştur…</strong></p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>yakınan bayiye geçmişi anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Ya arkadaş, 30 yıldır her toplantımızda, </strong>“İşler kötü” <strong>deyip durdun. Hiç, </strong>“İşlerimiz iyi” <strong>dediğini hatırlamıyorum. Oysa senin dükkan bugünkünün 30’da biri idi. Benim işler de öyleydi. Bugünkünden çok daha küçüktü.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d48b751a5b5-1775537013.jpg" alt="" width="700" height="347" /></strong>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Senin de, diğer bayilerimizin de, benim de işlerimiz bugünkü seviyesine geldiyse işlerimizin iyi gittiği dönemler oldu. Yoksa bugünkü seviyemize nasıl gelebilirdik?</strong></p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>bayisiyle yaşadığı bu diyalogu Akdeniz Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin kendisi Başkanlığındaki son yönetim kurulu toplantısında anlattı.</p>
<p>Akdeniz Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu, Birliği 9-10 Nisan 2026’daki seçimleri öncesi son yönetim kurulu toplantısını <strong>Fuat Tosyalı</strong>’nın başkanlığında İstanbul’da yaptı.</p>
<p>Toplantıya ADMİB Başkan Yardımcıları <strong>Adnan Ersoy Ulubaş, Rahmi İncetan, </strong>Yönetim Kurulu Üyeleri <strong>Şaban Altunbağ </strong>(muhasip), <strong>Bülent Aytekin, Şerif Yavuz Tosyalı, Meltem Alim Atmaca, Mustafa Ustaoğlu, Sefa Çiçekçi, Şahin Özbek, Mehmet Özbıyık </strong>katıldı.</p>
<p>Başkan Yardımcısı <strong>Adnan Ersoy Ulubaş </strong>haber verince <strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte ADMİB yönetiminin son toplantısının sohbet bölümünde yerimizi aldık, sektör temsilcilerini dinleme fırsatı bulduk.</p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>Türkiye’nin en büyük çelik üreticilerinin ADMİB’e bağlı bölgede olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Özellikle İskenderun ve Osmaniye başta olmak üzere bölgemiz 20 milyon tona yakın kapasite ile Türkiye’deki toplam üretimin yarısından fazlasını gerçekleştiriyor. Ülkemizdeki toplam üretim 37 milyon ton seviyesinde bulunuyor.</strong></p>
<p>Bölgede demir çeliğin yanı sıra alüminyum ve bakır üretiminin de olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>ADMİB, Akdeniz Bölgesi’nde kurulu olsa da Kayseri, Kahramanmaraş’ı da kapsıyor, Konya’nın da bir bölümünü kucaklıyor.</strong></p>
<p>ADMİB’in üye sayısının 8 bine yakın olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>ADMİB üzerinden geçen ihracat 3 milyar doları aşıyor…</strong></p>
<p><strong>Tosyalı, “ekonomim.com” </strong>olarak düzenlediğimiz zirvede Hazine ve Maliye Bakanı <strong>Mehmet Şimşek</strong>’in 2 saatlik sunumu öncesi kendisiyle yapığımız söyleşiyi anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Başta Çin olmak üzere Uzak Doğu’dan 18 milyon ton demir-çelik ithal edildiğini, buna 9 milyar dolar gittiğini anlatmıştım. Sayın Şimşek, buna alınabilecek önlem konusuna odaklanacaklarını söylemişti.</strong></p>
<p>Türkiye’de demir-çelik sektörünün kapasite kullanım oranının yüzde 62’ye düştüğünün altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Dünyada korumacılık önlemleri arttı. Anti-damping soruşturmaları önceki yıla göre 5 kat arttı. Çin başta olmak üzere Uzak Doğu’dan ülkemize haksız rekabet yaratan demir-çelik girişini frenlemeye ek gümrük vergileri yetmiyor. Avrupa gibi kota koymak gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Özbıyık </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Sayın Mehmet Şimşek haklı. Türkiye’nin bazı sektörlerden çıkması gerekiyor. Biz tekstil sektöründeydik. 10-11 yıl önce çıktık. İyi ki çıkmışız. Yalnız, sıkıntı şimdi demir-çelik gibi sektörlerde de hissediliyor.</strong></p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>bu duruma şu pencereden baktı:</p>
<p>-          <strong>Bazı sektörler güç kaybediyor. Buna rağmen biz sektörümüzde hâlâ fırsatlara bakıyoruz. Geçen sene büyük bir satın alma yaptık. Şunu unutmayalım: </strong>“Birileri için biten, başkaları için başlangıç olur.” <strong>Biz kapasitemizi yüzde 100 artırmak durumundayız.</strong></p>
<p>Tosyalı Grubu, bugüne kadar yaşanan krizlerden hem yeni büyüme öykülerine imza atarak çıkmayı başardı. Yani, krizleri fırsata çevirdi.</p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>Çin başta olmak üzere Uzak Doğu’dan gelen ürünlerin yarattığı haksız rekabetten yakınıyor ama pes etmek yerine yeni satın alma ve yatırımları hem gündeminde tutuyor…</p>
<h2>Döviz kuruna dayalı bakış yanlış, verimlilik konusuna ağırlık verelim</h2>
<p><strong>AKDENİZ </strong>Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (ADMİB) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fuat Tosyalı, </strong>çelik sektörünün zor bir sektör olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Çelik sektörü zor zamanlarda kârın düşmesi nedeniyle çıkılacak bir sektör değil. Bu iş aynı zamanda stratejik bir sorumluluk. Biz sanayici olarak ferasetle hareket ediyoruz.</strong></p>
<p>Döviz kuruna dayalı taleplerin gündeme getirilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığını savundu:</p>
<p>-          <strong>Verimlilik çok önemli bir konu. Bakın biz Cezayir’de yapay zekaya yatırım yaptık. Türkiye’de 800 personelle yaptığımız üretimi orada 200 kişiyle gerçekleştiriyoruz. Rekabetçilik kur gibi bizim kontrol edemeyeceğimiz unsurlar yerine yüksek verimlilikle sağlanabiliyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;"><strong> </strong>Enseyi karartmayalım duygularla hareket etmemeye bakalım</span></h2>
<p><strong>AKDENİZ </strong>Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (ADMİB) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fuat Tosyalı, </strong>yaşanan zorluklara rağmen <strong>“enseyi karartmamak” </strong>gerektiğini belirtip, şu noktaya dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Her ne kadar stresli bir süreçten geçilse de ülkemiz enerjiye erişim açısından avantajlı durumda. Dünyada birçok ülke enerji açısından daha zor durumda bulunuyor.</strong></p>
<p>Devlet tecrübesinin böyle dönemlerde daha da önemli hale geldiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Savaşın kazananı olmaz. Türkiye’nin bu süreçten zarar görmeden, hatta fırsatları değerlendirerek çıkabileceğine inanıyorum. Böylesi dönemlerde duygularla değil, rasyonel akılla hareket edilmesi gerekiyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dubai’de, Bahreyn’de ciddi sıkıntılar yaşanıyor, Türkiye’ye kaymalar olur</span></h2>
<p><strong>AKDENİZ </strong>Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (ADMİB) Başkan Yardımcısı <strong>Adnan Ersoy Ulubaş, </strong>ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaşın Dubai ve Bahreyn başta olmak üzere Körfez ülkelerini etkisi altına aldığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Dubai’de, Bahreyn’de ciddi sıkıntılar var. Oralarda yaşanan sıkıntılar nedeniyle Türkiye’ye iş ve yatırım kaymaları söz konusu olabilir. Bu yönde işaretler alıyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Savaş, ciddi stresli bir ortam yarattı ama ben ülkemiz açısından umutluyum.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Demir-çelik sektöründe enerji maliyeti yüzde 25</span></h2>
<p><strong>AKDENİZ </strong>Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (ADMİB) Yönetim Kurulu ile sohbetimiz sırasında Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Şerif Yavuz Tosyalı, </strong>Başkan <strong>Fuat Tosyalı</strong>’ya elektrik ve doğalgaz zammıyla ilgili duyuruyu gönderdi.</p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>yeğeni <strong>Şerif Yavuz Tosyalı</strong>’nın gönderdiği duyuruyu açıp okudu:</p>
<p>-          <strong>Doğalgaz ve elektriğe zam açıklandı. Evlerde kullanılan elektrik ve doğalgaza yüzde 25 zam söz konusu. Sanayi ve ticari kuruluşlarda zam oranı yüzde 5.8-17.5 arasında değişiyor.</strong></p>
<p><strong>Hakan Güldağ </strong>ve bana döndü:</p>
<p>-          <strong>Bizim sektörde enerji giderleri toplam maliyetler içinde yüzde 25 seviyesinde bulunuyor. Dolayısıyla enerjide gerçekleşen her fiyat artışı bizim maliyetleri de yukarı çekiyor. Yani, birebir etkileniyor.</strong></p>
<p><strong>Şerif Yavuz Tosyalı, </strong>navlun fiyatlarındaki artışı da anımsattı, <strong>Fuat Tosyalı </strong>sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Navlun fiyatlarında da çok ciddi artışlar var.</strong></p>
<p>Türkiye-Suriye İş Konseyi Başkanı <strong>Mahsum Altunkaya</strong>’nın anlattığı bir örneği aktardı:</p>
<p>-          <strong>Sri Lanka’dan kalkan gemide Altunkaya Grubu’na gelen çay da yüklüymüş. Savaşla birlikte gemi yoldayken konteyner başına navlun fiyatı ikiye katlanmış. O da yetmemiş, konteyneri Hindistan’a bırakmış.</strong></p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>bu örneği anlattıktan sonra şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Navlunda fiyatlar ikiye, üçe katlanarak artıyor. Daha bunun artçıları da gelecek gibi görünüyor…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ADMİD’de Tosyalı’nın süresi doldu, Rahmi İncetan aday oldu</span></h2>
<p><strong>AKDENİZ </strong>Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (ADMİB) Başkan Yardımcısı <strong>Adnan Ersoy Ulubaş, </strong>diğer Başkan Yardımcısı <strong>Rahmi İncetan</strong>’ı işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Fuat Bey’in (Tosyalı) ADMİB Başkanlığında görev süresi doluyor. Yeni başkanımız inşallah Rahmi İncetan olacak.</strong></p>
<p><strong>İncetan, Ulubaş</strong>’ın sözleri üzerine şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Fuat Bey ve Adnan Bey yine listemizde yer alacak. Fuat Bey ve Adnan Bey’in başkan yardımcısı olarak çalışmalarımıza çok büyük katkı verebileceklerini biliyorum.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/celikte-kapasite-kullanimi-62ye-indi-hala-ithal-mal-geliyor-biz-yine-de-firsatlara-bakiyoruz-76417</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/5/1280x720/fuat-tosyali-1768726782.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çelikte kapasite kullanımı % 62’ye indi, hâlâ ithal mal geliyor, biz yine de fırsatlara bakıyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ve-gida-icin-kriz-masasi-onerildi-76416</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım ve gıda için &#039;kriz masası&#039; önerildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Başta tarım olmak üzere bir çok disiplinde araştırmalar yapan bilim insanlarının bir araya geldiği Tarımsal Bilgi Platformu, ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla bozulan küresel dengelerin Türkiye’ye tarım ve gıda güvencesi alanında etkisinin azaltılması amacıyla 11 maddeden oluşan bir önlemler dizisi hazırladı.</p>
<p>Kısa ve orta vadede(3 ay/9 ay) alınabilecek önlemlerin toplumsal kaygının azaltılması ve çiftçinin karar verme süreçlerinin rahatlatılması açısından önemine değinilen raporda, Türkiye’nin öncelikli olarak bir kriz masası oluşturması gerektiği belirtildi. Raporda öne çıkan bir başka önemli husus ise Rusya Ukrayna savaşındaki Tahıl Koridoruna benzer, Enerji Gıda Tarım Koridoru oluşturması gerektiği vurgulandı.</p>
<p>Tarımsal Bilgi Platformu tarafından, karar alma mekanizmasına yol gösterici nitelikle hazırlanan 11 maddelik öneriyi içeren rapor şöyle:</p>
<p><strong>1. “Enerji, Gıda ve Tarım Kriz Masası” kurulsun</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye, Tarım ve Orman, Enerji, Ticaret, Ulaştırma Bakanlıkları, BOTAŞ, TMO, EPDK TC Merkez Bankası, TC Ziraat Bankası ve TZOB günlük verilerle ve yüksek reflekslerle aynı masa etrafında toplanmalı-çalışmalı; mazot, gübre, yem, elektrik, sulama, navlun-lojistik ve temel gıda fiyatları için erken uyarı sistemi kurulmalıdır. Avrupa Birliği savaş kaynaklı enerji ve gıda fiyatları oynaklığı karşısında dağınık kurum tepkisi yerine merkezî koordinasyon oluşumu ile süreci izliyor. </p>
<p><strong>2. “Kaygı Yönetim Birimi” oluşturulsun</strong></p>
<p>Üretici, tüketici, tarım-gıda sektör bileşenleri, lojistik tedarikçileri, vd. savaşın yarattığı fiyatlar, darboğazlar karşısında büyük kaygı içindedirler. Geleceğin belirsizliği bu kaygıyı daha da artırıyor. Toplumu rahatlatacak, sektöre güven verecek, kaygıları azaltacak bir birimin oluşturulması, sürekli kamuoyu bilgilendirmesi üretimin devamlılığı ve sektörel dinamizm asından gereklilik gösteriyor.</p>
<p><strong>3. Çiftçiye “Üretim Hedefli Destek Paketleri” verilsin</strong></p>
<p>Savaş süreci ve devamındaki 2-3 yılda bitkisel üretimde bulunan, hayvancılık faaliyeti içinde yer alan çiftçilere sulama, enerji-elektrik, akaryakıt, gübre, pazara erişim desteklerinde bulunulması ve gıda fiyatlarını dizginleyici bir planlama yapılması hedeflenmelidir. Ayrıca, geniş tabanlı vergi indirimi ve çiftçi borçlarını erteleme-faizlerinden vazgeçme gibi sürükleyici desteklerle de bunlar güçlendirilebilir.</p>
<p>ÇKS’ye ve/veya üretici örgütlerine kayıtlı üreticilere ekili alan, ürün deseni ve sulama yoğunluğuna göre dijital mazot iadesi yapılabilir ve desteklerin doğrudan üretime yansıması sağlanabilir. Gübre ve mazot fiyatlarındaki aşırı artışın etkisini hafifletmek için tarımsal destek bütçesi ivedi olarak yükseltilmeli, İlkbahar-Yaz dönemi ekimlerde gübre ihtiyacı düşük olan baklagiller, yem bitkileri gibi ürünlerin üretimini teşvik için destekler artırılmalıdır.</p>
<p>Tarımsal desteklerin zamanında ödenmesi üretim motivasyonunu koruyacaktır. Stratejik ürünlerde ihracatın sınırlandırılması ve ihtiyaç duyulan alanlarda hızlı ithalat yapılması arz dengesini destekleyecek ve fiyat şoklarına dirençliliği artıracaktır.</p>
<p><strong>4. “Gübre İçin Tedarik Çeşitlendirmesine” gidilmelidir </strong></p>
<p>FAO’ya göre savaş gübre ve enerji tedarik sistemlerini bozmuştur. Üre fiyatları hızla yükseliyor. Türkiye’de Hindistan, Rusya, Belarus, Fas ve Endonezya gibi alternatif kaynaklara yöneldiğini aktarıyor. Türkiye’de de özellikle üre ve DAP’ta kaynak tedarik kanallarının çeşitlendirmesine gitmelidir. Burada liman önceliği, geçici gümrük/vergisel esneklik ve kamu koordinasyonunda toplu alım mekanizması kurulmalı ve spekülatif kazançlar denetlenmelidir. Ayrıca geleceğin belirsizliği ve fiyat hareketliliği karşısında kritik yazlık ekim ve bakım dönemi için mevsimlik üre, DAP ve yem hammaddesi stokunu hedeflemeli ve oluşturmalıdır.</p>
<p>Yerli gübre üretiminin artırılması, alternatif gübre uygulamalarının yaygınlaştırılması ve hayvansal atıkların değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Ürün deseni daha az girdi gerektiren yapıya dönüştürülmelidir.</p>
<p><strong>5. “Yem ve Hayvancılık Kırmızı Hat” desteği oluşturulmalıdır</strong></p>
<p>Enerji ve gübre şoku, yem ve nakliye maliyetleri hayvancılığı derinden etkiliyor. Bu nedenle hayvancılıktaki kırılganlığın önüne geçmek için özellikle gıda güvencesini önceleyen süt ve besi hayvancılığına yönelik yem kredisi, yem hammaddesi ithalatında hızlandırılmış gümrük, faiz sübvansiyonu ve soğuk zincir elektrik ve akaryakıt desteği sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>6. “Buğday, Arpa, Mısır ve Bakliyatta İç Stok” oluşturulmalıdır</strong></p>
<p>Bu, TMO üzerinden güven verici iç stoklama politikası ile uygulamaya koyulmalıdır. Panik alımları ve stokçuluk piyasada fiyatları bozar, yükseltir. Türkiye’de temel gıdalarda düzenli iç stok oluşturulmalı ve stok bilgisi de paylaşılmalıdır. TMO satış takvimini önden ilan etmeli ve gerekirse belirli ürünlerde piyasaya kontrollü ürün vererek beklenti enflasyonunun belini kırmalıdır.</p>
<p><strong>7. “Enerji ve Gıda-Tarım Ticaret Koridoru” oluşturmalıdır</strong></p>
<p>Bu her şeyden önce lojistik ve sigorta maliyetlerine karşı bir önlemdir.</p>
<p>Savaş riski ve nakliye sigortası ve Hürmüz Boğazı geçiş maliyetleri büyük sorun haline gelmiştir. Türkiye gübre, yem hammaddesi, akaryakıt ve tahıl için öncelikli navlun-finansman-depolama-sigorta destekli bir “enerji ve gıda-tarım ticaret koridoru” oluşturmalıdır. Bunun için gerekiyorsa da kamu bankaları üzerinden kısa ve orta vadeli ticaret finansmanı sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>8. “Dar Gelirliler İçin Gıda Sepeti Destek Paketi” oluşturulmalıdır</strong></p>
<p>Dar gelirli tüketici için temel gıda sepetinde hedefli destek, okul beslenmesi, belediye tedarik ağları ve kooperatif satış kanalları genişletilmelidir. Çünkü enerji ve girdi şoku yalnızca çiftçiyi değil, tüketiciyi de vuruyor ve bundan dolayı iki tarafı aynı anda koruyan paketler devreye konulmalıdır. Bu aynı zamanda gıda enflasyonuna karşı sosyal politikanın bir gereğidir.</p>
<p><strong>9. “Belediyelerde Acil Destek Karşılama Merkezleri” oluşturulmalıdır</strong></p>
<p>Savaş koşullarının getirdiği üretim ve tüketim koşullarının zorlaşması ve belirsizleşmesi nedeniyle belediyelere daha fazla sorumluluk düşmektedir. Özellikle gıda tedarikinde, su temininde, ulaşım koşulların sürekliliğinde, yaşlılara bakımda, tarımsal girdi sağlanmasında belediyelerin sadece kendi bütçeleri ile değil merkezi hükümetin kaynak aktarımı yoluyla hizmetlerini artırması ve çeşitlendirmesi sağlanmalıdır. Artan akaryakıt zamları ve fiyatları karşısında toplu ulaşımda çok daha fazla devreye girmeli ve vatandaşı yönlendirici rol oynamalıdır.</p>
<p><strong>10. “Tarımsal Üretim ve Ürünler Güvence” altına alınmalıdır </strong></p>
<p>Türkiye son yıllarda iklim değişikliğinden kaynaklı üretim şokları yaşamaktadır. Çiftçinin kayıpları artmaktadır, tüketici daha yüksek fiyatlarla tarımsal ürünlere erişim sağlayabilmektedir. Savaş ortamında çiftçinin kendisini ve ürünlerini güvende hissedebilmesi için önümüzdeki 2-3 yıl sürecince bitkisel üretim ve hayvancılığa yönelik TARSİM uygulamaları yayınlaştırılmalıdır. TARSİM, içinden geçtiğimiz bu zor süreçte sadece ÇKS’ye kayıtlılık temelinde tüm üretim alanları için sigorta uygulamalarına gitmeli ve devlet eliyle prim desteğinde bulunulmalıdır.</p>
<p><strong>11. “Kısa-Orta-Uzun Vadeli Şoklara Dirençli Stratejiler” geliştirilmelidir </strong></p>
<p>Şimdiye kadar ortaya konulan acil önlem paketlerine dayanarak ortaya konulan kısa-orta-uzun vadeli politikalarda şunlar ön plan çıkmaktadır; Kısa vadede temel öncelik üretimin devamlılığı ve çiftçinin gelir güvencesidir. Savaşın etkisiyle artan enerji fiyatları gübre ve mazot maliyetlerini yükseltmiş, çiftçinin kararlarını doğrudan etkilemiştir. Bu nedenle girdi desteklerinin artırılması, çiftçi borçlarının ertelenmesi ve uygun finansman mekanizmalarının devreye alınması kritik önemdedir. Desteklerin zamanında ödenmesi üretim güvencesi için önemlidir. Temel stratejik ürünlerde ihracatın sınırlandırılması ve ihtiyaç duyulan alanlarda hızlı ithalat yapılması arz dengesini destekleyecektir. Ulusal stok yönetiminin güçlendirilmesi de fiyat dalgalanmalarını sınırlamak açısından gereklidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ve-gida-icin-kriz-masasi-onerildi-76416</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/0/1280x720/tarim-1764745417.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Farklı disiplinlerden bilim insanlarının oluşturduğu “Tarımsal Bilgi Platformu”, savaş kaynaklı olağanüstü koşullarda gıda arz güvenliğine yönelik acil önlem çağrısında bulundu. 11 maddede sıralanan öneriler arasında “kriz masası”nın kurulması çağrısı da yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/pazarlarin-yaklasik-yarisina-ihracat-azaldi-76415</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pazarların yaklaşık yarısına ihracat azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye, ihracatta zor bir döneme giriyor. Savaş ve çatışmalar, bölgesel gerginlikler nedeniyle Türkiye’nin ihracatında olası düşüşler söz konusu. TİM verilerine göre Ocak-Mart 2026 döneminde Türkiye serbest bölgeleri dahil toplamda 231 ülke ve bölgeye ihracat gerçekleşti. Bunlardan 3’üne geçen yıl ihracat yapılmamıştı. Toplamda bir önceki yılla karşılaştırılabilen 228 ülke ve bölgeden 112’sine yapılan ihracat tutarı azaldı, 116’sında ise arttı. Sadece Mart ayı değerlendirildiğinde 107 ülkeye yapılan ihracat artarken, 110 ülkeye yapılan ihracat geriledi.</p>
<p>Ocak-Mart döneminde, tutar bazında ihracatın yayılımı olarak nitelenebilecek verilerde, son dönemde düşüş yönündeki ülkelerin ağırlığı dikkat çekti. İhracatın çok yüksek oranda gerilediği ülkelerin bazıları küçük ada devlet ve bölgeleri olurken, geleneksel olarak yüksek ihracat yapıldığı halde yüksek oranlı düşüşler, savaşın etkilediği ülkeler olarak ortaya çıktı. Yine de toplam içinde ağırlığı görece yüksek olan, Türk devletleri, Kuzey Afrika, Yunanistan, Belçika, AB üyesi Baltık ülkeleri, Hollanda gibi ülkelere olan ihracattaki düşüş de dikkat çekti.</p>
<p>Yine ocak-mart döneminde, ihracatın gerilediği 112 ülkeye yapılan ihracatın toplam ihracat içindeki payı 18 milyar 115.8 milyon dolar ile yüzde 32,58 olarak belirlendi. Bir önceki yıl aynı dönemde söz konusu bu ülkelere ihracat 22.6 milyar dolar ve toplam içindeki ağırlığı yüzde 40 seviyesindeydi. Çoğu çok küçük ülke olmakla birlikte, yılın ilk çeyreğinde geçen yıl aynı dönemde ihracat yapılan ülkelerden 4,5 milyar dolarlık kayıp gerçekleşti.</p>
<p>Buna karşılık ihracatın artırıldığı ülkelere sağlanan ihracat artışı tutarı 3 milyar 579 milyon dolar olunca, toplam ihracat Ocak-Mart döneminde düşüş yüzde 1,6 ile 55 milyar 611 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<h2>Mart ayı belirleyici oldu </h2>
<p>Sadece Mart ayı dikkate alındığında, ihracatın düştüğü ülkelerde tutar bazında kayıp 2.2 milyar dolar olarak ortaya çıktı. Bu kayıp, Ocak-Mart dönemindeki düşüşün büyük kısmının savaşın fiili olarak başladığı Mart ayında gerçekleştiği anlamına geliyor. Bu da düşüşün savaş sonrası hızlı toparlanma olursa telafi edilebilecek düzeyde olduğu ancak uzaması durumunda kaybın daha da artacağını gösteriyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/pazarlarin-yaklasik-yarisina-ihracat-azaldi-76415</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/ithalat-ihracat-1764594133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracattaki yavaşlama, Orta Doğu’daki savaşın etkileriyle düşüş eğilimine dönüştü. Mart ayında ihracat ağırlıkla Körfez bölgesi kaynaklı olmak üzere yüzde 6,4 düşüş kaydederken, Ocak-Mart 2026 döneminde 231 ülke ve bölgeden 112’sine yapılan ihracat tutar bazında düşüş kaydetti. Kayıp yaşanan ülkelerin ihracattaki payı yüzde 33 olarak belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotiv-yapay-zeka-tesviki-bekliyor-76414</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotiv yapay zeka teşviki bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AYSEL YÜCEL</strong></p>
<p>Türkiye otomotiv tedarik sanayinin, küresel mobilite dönüşümünün en kritik üretim halkalarından biri olduğunu belirten TAYSAD Başkanı Yakup Birinci, elektrifikasyon, dijitalleşme ve jeopolitik gelişmelerin sektörü yalnızca bir üretim alanı olmaktan çıkarıp, doğrudan ülkelerin rekabet gücünü belirleyen stratejik bir unsur haline getirdiğini vurguluyor. Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı, mühendislik kabiliyeti ve Avrupa’ya yakınlığı sayesinde küresel tedarik zincirlerinde kritik bir konumda bulunduğunu ifade eden Birinci, sektörün önündeki fırsatlar ve riskleri çözüm önerileriyle birlikte şöyle anlatıyor:</p>
<p>Türkiye otomotiv tedarik sanayisi için geride kalan dönem, dönüşümün hızlandığı ve küresel rekabetin daha da yoğunlaştığı bir süreç olarak öne çıktı. 2025 yılında dünya üretimi 96,5 milyon adet seviyesinde gerçekleşirken, Avrupa üretimi 17,6 milyon adet oldu. Türkiye ise 1,5 milyon adetlik üretimle dünyada 11. sırada yer aldı. 2026 yılında da üretimin benzer seviyelerde gerçekleşmesi bekleniyor. Ancak bu rakamlar bize sadece hacmi söylüyor, niteliği değil.</p>
<p>Elektrifikasyon, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillenen yeni mobilite dünyası; üretimden tedarik zincirlerine, teknolojiden insan kaynağına kadar sektörün tüm dinamiklerini yeniden tanımlıyor. 2025 yılı, küresel ekonomik belirsizliklerin ve bölgesel dalgalanmaların etkisinin hissedildiği bir dönem olmasına rağmen, Türk otomotiv tedarik sanayisi esnek yapısı, güçlü üretim kabiliyeti ve nitelikli insan kaynağı sayesinde uyum kabiliyetini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<h2>“Made In EU” girişimi ve stratejik konum</h2>
<p>Bu yılın ilk çeyreğinde ise Türkiye otomotiv tedarik sanayisi açısından önemli bir dönüm noktası olan “Made In EU” girişimi kritik bir gelişmeyi beraberinde getirdi. Türkiye uzun yıllardır Avrupa otomotiv sanayisinin en önemli tedarikçilerinden biri olmanın yanı sıra değer zincirinin ayrılmaz bir parçası konumunda bulunuyor. Üretim altyapısı, mühendislik kabiliyeti ve entegre tedarik yapısı sayesinde Avrupa’daki ana sanayi ile güçlü ve karşılıklı bağımlılığa dayalı bir üretim ekosistemi oluşmuş durumda.</p>
<p>Bu nedenle Gümrük Birliği çerçevesinde Türkiye’de üretilen ürünlerin de bu kapsamda değerlendirilmesi hem Avrupa sanayisinin rekabetçiliği hem de tedarik güvenliği açısından rasyonel bir yaklaşım olarak öne çıkıyor. Önümüzdeki dönemde yasanın yürürlüğe girme süreci ve uygulama esasları, sektörün rekabet gücü açısından yakından izlenecek başlıklar arasında yer alıyor.</p>
<h2>Jeopolitik riskler sektörü etkiliyor </h2>
<p>Öte yandan bir ayını geride bırakan ABD–İran savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı’nın ulaşıma kapanması da sektörü etkileyen başlıca unsurlardan biri olarak dikkat çekiyor. Küresel enerji ticaretinin en stratejik geçiş noktalarından biri olan boğaz üzerinden dünya genelindeki petrol ve LNG sevkiyatının yaklaşık yüzde 20’si sağlanıyor. Türk otomotiv tedarik sanayi, üretim yapısı itibarıyla büyük ölçüde Avrupa’daki üretim ağlarıyla entegre şekilde faaliyet gösterdiği için enerji maliyetlerindeki olası artışlar ve küresel lojistik hatlarındaki aksaklıklar üretim maliyetleri ile teslim süreleri üzerinde baskı yaratabiliyor.</p>
<p>Buna karşın Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi konum, gelişmiş üretim altyapısı ve Avrupa pazarına yakınlığı, bu tür jeopolitik belirsizlik dönemlerinde önemli fırsatlar da yaratıyor. Küresel şirketlerin riskli ve uzun tedarik zincirleri yerine daha güvenli ve yakın üretim merkezlerine yönelme eğilimi artarken, Türkiye Avrupa için güvenilir bir üretim ve tedarik ortağı olma konumunu daha da güçlendirme potansiyeli taşıyor.</p>
<h2>Maliyet artışları, yapısal sorunların başında geliyor</h2>
<p>Sektörde öne çıkan güncel ve yapısal sorunların başında yüksek iş gücü maliyetleri, finansmana erişim ve küresel rekabet baskısı geliyor. Artan maliyetler ve fiyat baskısı, şirketlerin kârlılık seviyeleri üzerinde ciddi baskı yaratırken, finansal sürdürülebilirliği zorlayan temel unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<p>Bu nedenle verimlilik odaklı dönüşüm artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiş durumda. Operasyonel mükemmeliyet, yalın üretim, dijitalleşme, yapay zekâ ve kaynak kullanımında etkinliği artıracak projeler, sektörün dayanıklılığını güçlendirecek başlıca adımlar olarak öne çıkıyor.</p>
<h2>Yerlilik oranı stratejik göstergelerden biri</h2>
<p>Türkiye otomotiv sanayisinde yerlilik oranı ise stratejik göstergelerden biri olmayı sürdürüyor. Ülkede faaliyet gösteren OEM’lerde ortalama yerlilik oranı yaklaşık yüzde 60 seviyesinde bulunuyor. Ticari araçlarda bu oran yüzde 70’in üzerine çıkarken, binek araçlarda daha düşük seviyelerde seyrediyor. Bu tablo, güçlü olunan alanların yanında geliştirilmesi gereken kritik teknoloji ve bileşenlerin de bulunduğunu açıkça ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu noktada hayata geçirilen Mobilite Teknolojileri Fonu, sektörün geleceği açısından önemli bir kaldıraç olarak görülüyor. 25 milyon dolar hedef büyüklüğe sahip fon; batarya teknolojileri, yapay zekâ, yazılım, enerji verimliliği ve akıllı mobilite çözümleri gibi alanlarda yerli girişimleri destekleyerek teknoloji kapasitesini artırmayı amaçlıyor.</p>
<p>Karar verici ben olsaydım, öncelikle otomotiv sanayiini sadece bir "üretim hattı" değil, bir "yazılım ve teknoloji merkezi" olarak yeniden kurgulardım. Sektörün önünü açmak için şu adımları atardım:</p>
<p>- Operasyonel verimliliği artırmak için dijitalleşmeyi sektör genelinde (KOBİ düzeyine kadar) hızlandırırdım.</p>
<p>- Tedarikçilere özel, uzun vadeli ve düşük faizli "Yeşil Dönüşüm" kredi ve hibe paketlerini devreye alırdım.</p>
<p>- Endüstri 4.0 uygulamalarını yaygınlaştıran, mühendis ve teknisyen seviyesinde uzmanlaşmış eğitim programlarını hızlandırırdım.</p>
<p>- Ar-Ge vergi avantajlarını sadece patentle değil, ticarileşme başarısıyla doğru orantılı olarak artırır, teknoloji iş birliği ağlarını güçlendirirdim.</p>
<p>- Yerli üretim ve yüksek katma değerli teknoloji yatırımlarını, özellikle çip ve batarya teknolojilerinde stratejik teşviklerle desteklerdim.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çözümün anahtarı dijital dönüşüm ve Ar-Ge</span></h2>
<p>Otomotiv tedarik sanayiinin karşılaştığı zorluklar yalnızca kısa vadeli ekonomik başlıklarla sınırlı değil; yapısal reform gerektiren alanlara da işaret ediyor. TAYSAD Başkanı Yakup Birinci, sorunları aşmak ve Türkiye’yi küresel bir mobilite üssü yapmak için şu 9 kritik maddeyi öneriyor:</p>
<p><strong>1- Stratejik dönüşüm:</strong> Sektörün yüksek katma değerli teknoloji üreten bir yapıya evrilmesi için teşviklerin sonuç odaklı revize edilmesi.</p>
<p><strong>2- Dijital teşvikler:</strong> Dijitalleşme yatırımları (Yapay Zeka, IoT) için özel hibe ve vergi indirimlerinin sağlanması.</p>
<p><strong>3- Finansman erişimi:</strong> KOBİ ölçeğindeki tedarikçilerin finansal sürdürülebilirliği için uygun maliyetli kaynakların oluşturulması.</p>
<p><strong>4- Eğitim seferberliği:</strong> Yeni nesil mobilite dünyasına uygun "yazılım odaklı" insan kaynağının yetiştirilmesi için Endüstri 4.0 programları.</p>
<p><strong>5- Yerli üretim:</strong> Kamu alımlarında ve büyük projelerde yerli teknoloji kullanım oranlarının artırılması.</p>
<p><strong>6- İhracat desteği:</strong> İhracat odaklı sertifikasyon süreçlerinin (Yeşil Mutabakat uyumu gibi) devlet tarafından desteklenmesi.</p>
<p><strong>7- Fon desteği:</strong> Mobilite Teknolojileri Fonu gibi girişim sermayesi mekanizmalarının kamu-özel sektör iş birliğiyle ölçeklendirilmesi.</p>
<p><strong>8- Kalite standartları:</strong> Küresel OEM'lerle entegrasyonu hızlandıracak kalite yönetim sistemlerinin yaygınlaştırılması.</p>
<p><strong>9- Girişimcilik ekosistemi:</strong> Start-up'ların ana sanayi ve tedarik sanayi ile eşleşmesini sağlayacak platformların kurulması.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sadece kriz çıkınca tepki vermeyelim</span></h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d487b2f0efa-1775536050.jpg" alt="" width="500" height="522" />Lojistik ve üretimdeki risk yönetimi sadece kriz çıktığında tepki vermek değildir. Riskleri azaltmanın yolu hız, dijitalleşme ve güçlü kamu-özel sektör koordinasyonudur. Türkiye'nin coğrafi avantajını kalıcı rekabet üstünlüğüne dönüştürmek istiyorsak, yapısal sorunları erteleme lüksümüz yoktur. Sektörün önündeki engeller kalkarsa, Türk otomotiv tedarik sanayii dünyanın en büyük 5 merkezinden biri olabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dijitalleşme ve mobiliteyi stratejik öncelik yaptı</span></h2>
<p>1978 İstanbul doğumlu Yakup Birinci, otomotiv tedarik sanayiinin küresel yolculuğunda önemli roller üstlenen, sektörün kurumsallaşması ve teknolojik dönüşümü için uzun yıllardır emek veren bir isim. 2001 yılında Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olduktan sonra, 2004 yılında Marmara Üniversitesi’nde Sermaye Piyasaları alanında yüksek lisansını tamamlayan Birinci, profesyonel kariyerine 2000 yılında Birinci Otomotiv AŞ’de başladı.</p>
<p>​Halen Birinci Otomotiv AŞ Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Yakup Birinci’nin otomotiv sektörünün yanı sıra gayrimenkul, tarım ve yazılım alanlarında da yatırımları bulunuyor. 2021 yılından itibaren TAYSAD (Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Birinci, 2025 yılı itibarıyla Dernek Başkanlığı görevini üstlendi.</p>
<p>​Başkanlığı döneminde özellikle “Mobilite Teknolojileri Fonu”nun hayata geçirilmesine liderlik eden Birinci; dijitalleşme, Yeşil Mutabakat uyumu ve yüksek katma değerli mühendislik projelerini derneğin stratejik merkezine koydu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotiv-yapay-zeka-tesviki-bekliyor-76414</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/4/1280x720/yakup-birinci-1775535941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TAYSAD Başkanı Yakup Birinci, Türkiye otomotiv tedarik sanayiinin güçlü üretim altyapısı ve ihracat kabiliyetiyle küresel rekabette önemli yer edindiğini, ancak sektörün geleceğinin dönüşüm hızına bağlı olduğunu söyledi. Kapasite kullanımının yüzde 70’in altına gerilemesini, sektör için “açık bir alarm” durumu olarak niteleyen Birinci, özellikle Çin’in nitelikli ürün grubundaki yükselişinin, geleneksel üretim modellerini tehdit ettiğine dikkat çekerek, bu kıskacı kırma yolunun, otomasyon ve yapay zekâ yatırımlarıyla verimliliği artırma odaklı teşviklerden geçtiğini kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/politika-faizinde-300-baz-puanlik-artis-fiyatlaniyor-76413</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Politika faizinde 300 baz puanlık artış fiyatlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Orta Doğu’yu karıştıran savaşta sona doğru gelindiğine yönelik açıklamalar gelse de kafa karışıklığı, belirsizlikler ve savaşın maliyetinin yayılma etkisi öne çıkmaya devam ediyor. Savaş boyunca yabancının sert çıkışına karşı TL’yi korumak için rezervlerini kullanan Merkez Bankası’nın beklentinin altında gelen mart ayı enflasyona rağmen 22 Nisan’daki Para Politikası Kurulu toplantısında harekete geçmesi bekleniyor. Hafta sonu elektrik ve doğalgaz fiyatlarına yapılan zamların da etkisiyle nisanda yüzde 3 seviyesinde beklenen aylık enflasyon tahminlerinin yanı sıra Merkez Bankası’nın güçlü bir mesaj vermesi ve TL’yi korumaya devam etmesi için yüzde 37 olan politika faizini yüzde 40’a çekmesi beklentileri arttı. Ekonomistlerin yılsonu enflasyon ve politika faizi tahminlerinde de yukarı yönlü güncellemeler devam ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d494b3e7cdb-1775539379.png" alt="" width="600" height="296" />Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara, Merkez Bankası’nın savaşın geçici olacağı ihtimaline karşılık sıkılaştırmayı politika faizi ile değil likidite sıkılaştırması ile yaptığını hatırlatarak bölgedeki gerginliğin devam etmesi ve enerji fiyatlarının yüksek seviyelerde asılı kalması nedeniyle enflasyon ve döviz rezervlerinin görünümünün bozulduğunu vurguladı. Kara, “Bu nedenle nisan toplantısında TCMB’nin politika faizini artırma ihtimalinin yüksek olduğunu söyleyebiliriz” dedi.</p>
<h2>“Manşet enflasyon yüzde 32’ye çıkabilir”</h2>
<p>QNB Türkiye Baş Ekonomisti Erkin Işık, mart ayında enflasyonun ana eğiliminin, kurdaki istikrar ve iç talepteki kısmi dengelenmenin desteğiyle ılımlı seyrettiğini, önümüzdeki dönemde artan petrol fiyatlarının ikincil etkilerinin daha belirgin hale gelmesini beklediklerini ifade etti. Gübre ve ulaştırma maliyetlerindeki artışların etkisiyle gıda fiyatlarının nisan ayında daha güçlü yükselmesinin muhtemel olduğunu söyleyen Işık, “Elektrik ve doğalgaz fiyatları da konutlarda yüzde 25 oranında olmak üzere yükseltildi. Ayrıca daha önce elektrikte yapıldığı gibi, doğalgazda eşik değerin üzerinde tüketim yapanların yüksek tarifeden ücretlendirileceği kademeli fiyat uygulamasına geçildi. Bu gelişmelerle birlikte, manşet enflasyonun önümüzdeki aylarda yüzde 32 civarına yükselmesi ve petrol fiyatlarında bir gevşeme görülene kadar bu seviyelerde kalması muhtemeldir. Brent petrol fiyatlarının yıl sonuna doğru 80 dolar seviyesine gerileyeceği varsayımını korumakla birlikte, son gelişmeleri dikkate alarak yıl sonu enflasyon tahminimizi 3 yüzde puan artışla yüzde 28,5’e yükselttik” dedi.</p>
<p>Işık, TCMB’nin, mart ayı başında TL likidite koşullarını sıkılaştırarak bankalar arası para piyasası faizlerini yüzde 40 civarına yönlendirdiğini, PPK toplantısında ise politika faizini yüzde 37’de sabit tuttuğunu hatırlattı. Enflasyonist baskıların devamı nedeniyle, TCMB’nin 22 Nisan’daki PPK toplantısında politika faizini yüzde 40’a yükseltmesini tahmin ettiklerini vurgulayan Işık, buna karşılık likidite koşullarını gevşeterek piyasa faizlerini genel olarak mevcut seviyelerde tutmasını beklediklerini dile getirdi. Işık, enflasyon görünümündeki yukarı yönlü güncellemeyle uyumlu olarak, yıl sonu politika faizi tahminlerini de yüzde 35’e yükselttiklerini açıkladı.</p>
<h2>Politika faizi tahmini 100 baz puan artırıldı </h2>
<p>İş Yatırım Araştırma Direktörü Serhat Gürleyen de yayımladığı notta, dinamik ve veri bazlı karar alan TCMB yönetiminin nisan enflasyonuna ilişkin gözlemlerine göre hareket edeceğini, eğer aylık rakam yüzde 3 veya üzerinde gözüküyorsa faiz artışını kalıcılaştırmak üzere 1-haftalık repo faizini 300 baz puanlık artışla yüzde 40 düzeyine yükselteceğini tahmin ettiklerini belirtti. Beklentilerden düşük mart enflasyonuna rağmen yıl sonu enflasyon beklentilerini yukarı güncellemeleri gerektiğini söyleyen Gürleyen, şunları söyledi: “ABD’nin mayıs-haziran aylarında çekildiği, ancak İsrail ve İran arasında düşük yoğunlukta bir savaşın devam ettiği, Hürmüz Boğazının kademeli olarak açıldığı bir senaryoda 2026 Mart-Aralık dönemi için ortalama Brent petrol fiyat tahminimizi 85 dolardan 88 dolara, yıl sonu enflasyon tahminimizi yüzde 26’dan yüzde 26,5 düzeyine güncelliyoruz. Savaş öncesinde tahminimiz yüzde 24,5 olduğunun altını çizelim. Yılsonu politika faizi tahminimizi de 100 baz puanlık artışla yüzde 32’den yüzde 33’e güncelliyoruz. Nisan ayında politika faizi 300 baz puanlık artışla efektif fonlama oranına eşitlenirse haziran-ekim dönemindeki 4 PPK toplantısında 150’şer, yılın son toplantısında 100 baz puanlık indirimle ilerlenmesini bekleriz. Nisanda mevcut yapı korunursa Temmuz toplantısından itibaren 100’er baz puanlık adımlar bekliyoruz.”</p>
<h2>Faiz koridoru en az 3 puan yukarı kaydırılabilir </h2>
<p>Gedik Yatırım Baş Ekonomisti Serkan Gönençler de TÜFE enflasyonunun temel belirleyicisinin emtia fiyatlarının seyri olacağını söyleyerek “Sene başındaki yüzde 25’lik enflasyon tahminimize yapacağımız nihai revizyonu nisan ayında yayınlayacağımız Strateji Raporumuz ile birlikte yayınlamakla beraber, enerji arzının üçüncü çeyrekte eski seviyelerine yaklaşacağı varsayımıyla, yüzde 3-4 puanlık bir revizyonun gerekli göründüğünü söyleyebiliriz. TCMB’nin faiz indirim süreci ötelenmiş görünüyor. Aynı varsayım altında, TÜFE enflasyonunun da ilk yarıyıl sonuna kadar yüzde 31 civarında seyretmesini muhtemel görüyoruz. Bu görünüm altında, TCMB’nin de fonlamasını gecelik faiz kanalından sürdürmesi, hatta rezervlerin durumuna göre faiz koridorunun en az 3 puan yukarı kaydırması da makul görünüyor. Buna göre, faiz indirim sürecinin en azından emtia fiyatlarına ilişkin belirsizlikler ortadan kalkana kadar ötelendiğini düşünüyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/politika-faizinde-300-baz-puanlik-artis-fiyatlaniyor-76413</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş boyunca TL’yi korumak için biriktirdiği rezervlerin çoğunu harcayan Merkez Bankası&#039;nın, elektrik ve doğal gaz zamları ile savaşın devam eden etkilerini göz önüne alarak 22 Nisan’daki Para Politikası Kurulu toplantısında yüzde 37 olan politika faizini yüzde 40’a çıkaracağına yönelik beklentiler arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/philips-kadin-gucuyle-buyumeye-odaklandi-76440</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Philips ‘kadın gücüyle’ büyümeye odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Global sağlık teknolojilerinin önde gelen şirketlerinden Philips, Türkiye pazarındaki stratejik yol haritasını kadın istihdamı, toplumsal cinsiyet eşitliği ve teknolojik inovasyon odaklı büyüme üzerine kurguluyor. EKONOMİ’ye konuşan Philips Kişisel Sağlık Orta Doğu, Türkiye ve Afrika Genel Müdürü Sibel Yıldız, markanın yeni dönem vizyonunu değerlendirirken, kadınların hem iş dünyasında hem de sosyal yaşamda güçlenmesinin kurumsal bir öncelik olduğunu vurguladı.</p>
<p>Yıldız, Philips’in sadece bir teknoloji tedarikçisi değil, toplumsal dönüşüme yön veren bir yapı olduğunu belirterek, “Philips olarak, ‘daha fazla insan için daha iyi sağlık hizmeti’ vizyonuyla hareket ediyoruz. Sağlık alanındaki birikimimizi tüketicilerimizin beklentileri ve günümüzün trendleriyle birleştirerek, kişisel sağlık ihtiyaçlarına yönelik teknolojiler geliştiriyoruz. İnsanları sağlıklı yaşama teşvik etmek ve sağlıklarını kendi kontrollerine almalarına destek olmak vizyonumuzun merkezinde yer alıyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Kadın yönetici oranımız yüzde 67” </h2>
<p>Philips Türkiye, iş dünyasındaki cam tavanları yıkan yönetim yapısıyla da dikkat çekiyor. Şirketin insan kaynakları politikalarının temelinde çeşitlilik ve kapsayıcılığın yattığını söyleyen Yıldız, yönetim kademelerindeki kadın temsiline dair şu ifadeleri kullandı: “Bugün Philips Türkiye’nin yönetim kurulunda kadın yönetici oranımız yüzde 67, icra kurulumuzda ise yüzde 75 seviyesine ulaşmış durumda. Şirket genelindeki kadın çalışan oranımız ise yüzde 42. Ancak biz bunu sadece bir sayısal başarı olarak görmüyoruz. Cinsiyet eşitliğini işe alımdan ücretlendirmeye kadar her aşamada belirlediğimiz KPI’lar (Temel performans göstergesi) üzerinden takip ettiğimiz bir yönetim anlayışıyla yönetiyoruz. Bu yapı, Philips’in sadece bir teknoloji şirketi değil, aynı zamanda ‘kadın dostu’ bir kurum olduğunun en somut kanıtıdır.” </p>
<h2>‘Süt Saatim’ ile 40 binden fazla kadına ulaştı </h2>
<p>Kadınların iş gücüne katılımını ve kariyer sürekliliğini desteklemek amacıyla 2015 yılında başlatılan “Philips Avent Süt Saatim” projesine de değinen Yıldız, bu şekilde Türkiye genelinde 40 binden fazla kadına ulaştıklarını açıkladı. Projenin toplumsal etkilerine işaret eden Yıldız, “Çalışan annelerin emzirme süreçlerini iş hayatıyla uyumlu hale getirmesi, kadın istihdamının korunması için hayati bir önem taşıyor. Bugüne kadar 500’den fazla iş yerinde süt sağma odaları kurulmasına destek verdik; hijyen ve konfor standartlarını sağlamak üzere teknik ekipman desteği sağladık. Şimdi bu etkiyi daha da büyütmek için TÜRKONFED ile stratejik bir iş birliği başlattık. Amacımız, konfederasyona üye işletmelerde çalışan annelerin ihtiyaçlarını karşılayarak kadınların ekonomideki yerini sağlamlaştırmak” şeklinde konuştu. Toplumsal farkındalık çalışmaları kapsamında gerçekleştirilen “Eşit Ebeveynlik” araştırmasının sonuçlarını da değerlendiren Yıldız, annelerin üzerindeki ‘görünmeyen yükün’ altını çizdi. Türkiye’nin de dahil olduğu 8 ülkede yürütülen araştırmaya atıfta bulunan Yıldız, şu ifadeleri kullandı: “Araştırmamız gösteriyor ki Türkiye’deki annelerin yüzde 86’sı mükemmel olma baskısı hissediyor, yüzde 69’u ise bebek bakımında eşlerinden daha fazla destek bekliyor. Biz ‘Ebeveynlik ekip işidir’ diyoruz. Bu sadece bir slogan değil; annelerin refahı ve aile içi denge için zorunlu bir dönüşümdür. Babaların sürece aktif katılımı ve kurumların aile dostu uygulamaları benimsemesi, sürdürülebilir başarı için kritik bir gerekliliktir.”</p>
<h2>Sağlık alışkanlıklarına teknolojik dokunuş </h2>
<p>Philips’in teknoloji vizyonunun sadece bugünü değil, geleceğin sağlık alışkanlıklarını da şekillendirdiğini vurgulayan Yıldız, kişisel sağlık rutinlerindeki dönüşüme dikkat çekti. Yıldız, tüketicilerin artık daha bilinçli ve teknoloji odaklı bir yaklaşım sergilediğini belirterek, şunları söyledi: “Türkiye’de tüketiciler artık sağlık ve bakım konusunu yalnızca ihtiyaç anlarında hatırlanan bir alan olarak değil, günlük yaşamın düzenli bir parçası olarak görmeye başladı. Bu yaklaşım, kişisel bakım alışkanlıklarının daha bilinçli ve planlı hale gelmesine katkı sağlıyor. Biz de Philips olarak, insanların sağlıklarını kendi kontrollerine almalarına destek olmayı vizyonumuzun merkezine koyuyoruz. Tüketicilerimiz artık sadece temel ihtiyaçları karşılayan ürünlerin ötesine geçerek; elektrikli diş fırçaları ve IPL epilasyon cihazları gibi daha etkili ve uzun vadeli sonuç sunan teknoloji destekli çözümlere yöneliyor. Gelecekte de bu esnek ve dijitalleşen bakım rutinlerine uyum sağlayan, günlük hayatın temposuna adapte olabilen teknolojiler büyümemizin anahtarı olacak.”</p>
<h2>Kadın sporuna desteğe devam </h2>
<p>Philips Lumea markasıyla spora ve kadın potansiyeline verdikleri desteği, milli kürekçi Elis Özbay sponsorluğu ile taçlandırdıklarını belirten Yıldız, ‘Kendi Işığını Yansıt’ yaklaşımlarıyla kadınların potansiyellerini keşfetmelerini desteklediklerini dile getirdi. Yıldız, “Olimpiyatlarda ülkemizi temsil eden ilk kadın kürekçi Elis Özbay’ın mücadelesi, aslında hayatın her alanında ‘akıntıya karşı kürek çeken’ kadınların hikayesidir. Biz, kadınların karşılaştıkları zorlukları aşarak kendi yollarını cesaretle çizmelerine destek olmaktan gurur duyuyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/philips-kadin-gucuyle-buyumeye-odaklandi-76440</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/0/1280x720/sibel-yildiz-1775542057.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Philips Kişisel Sağlık Orta Doğu, Türkiye ve Afrika Genel Müdürü Sibel Yıldız, kadınların hem iş dünyasında hem de sosyal yaşamda güçlenmesini kurumsal bir öncelik olarak belirlediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/topak-firmalarimizi-dogru-alicilarla-bulusturacagiz-76439</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Topak: Firmalarımızı doğru alıcılarla buluşturacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>İş dünyasında seçim süreci sürerken ihracatçı birliklerinde de genel kurul hazırlıkları devam ediyor. İstanbul Halı İhracatçıları Birliği’nde (İHİB) seçim 20 Nisan Pazartesi günü Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Dış Ticaret Kompleksi’nde yapılacak. Seçimde tek aday mevcut yönetim kurulu musahip üyesi Faik Topak.</p>
<p>İHİB Başkan Adayı Faik Topak, EKONOMİ’ye yaptığı değerlendirmede uzun yıllardır sektörün içinde yer aldığını, yönetim kurulundaki görevleri sayesinde sektörün ihtiyaçlarını yakından gözlemleme fırsatı bulduğunu belirtti. Halı sektörünün güçlü üretim altyapısı ve köklü geçmişine rağmen küresel rekabette yeni bir yol haritasına ihtiyaç duyduğunu ifade eden Topak, adaylık kararını bu potansiyeli daha etkin değerlendirmek amacıyla aldığını dile getirdi.</p>
<h2>Ticaret heyetleri ve yeni pazarlar öne çıkacak </h2>
<p>Uzun yıllardır halı sektöründe aktif olarak yer aldığını ve son iki yıldır İHİB yönetim kurulunda muhasip üye olarak görev yaptığını hatırlatan Topak, aynı zamanda Ticaret Heyetleri Komite Başkanlığı görevini yürüttüğünü söyledi. Bu süreçte firmaların hedef pazarlarda yeni alıcılarla buluşmasına yönelik organizasyonlarda aktif rol aldığını belirten Topak, şöyle devam etti:</p>
<p>“Uzun yıllardır sektörün içinde yer alan bir isim olarak firmalarımızın sahada karşılaştığı sorunları yakından gözlemleme fırsatım oldu. Son iki yıldır yönetim kurulunda muhasip üye olarak görev yaparken ticaret heyetleri komite başkanlığını da yürüttüm. Bu organizasyonların firmalarımız açısından somut iş bağlantıları kurulmasına katkı sağladığını gördük. Yeni dönemde ticaret heyetlerini daha hedef odaklı, veriye dayalı ve sektör ihtiyaçlarına göre kurgulanan bir yapıya dönüştürmeyi planlıyoruz. Özellikle ABD, Avrupa ve potansiyel büyüme vadeden Uzak Doğu ve Orta Doğu pazarlarına yönelik organizasyonların sayısını ve etkinliğini artırmayı hedefliyoruz. Bununla birlikte alım heyetleri ile Türkiye’de birebir iş görüşmelerini güçlendirerek firmalarımızın doğru alıcılarla buluşmasını sağlamak istiyoruz.”</p>
<h2>Katma değerli üretim ve markalaşma vurgusu </h2>
<p>Halı sektörünün yeni dönemde katma değerli üretim, tasarım ve markalaşma ekseninde büyümesi gerektiğini belirten Topak, geleneksel üretim gücünün tasarım ve hikâye ile desteklenmesinin önemine dikkat çekti. Tasarım yarışmaları ve sektör- üniversite iş birliklerinin bu dönüşümün önemli parçası olduğunu ifade eden Topak, “Türk halı sektörü köklü geçmişi ve güçlü üretim kapasitesiyle önemli bir konuma sahip. Ancak günümüzde sadece üretim gücü yeterli değil. Tasarım, hikâye ve sürdürülebilirlik unsurları da belirleyici hale geldi. Bu nedenle katma değerli üretime odaklanılması, markalaşmanın güçlendirilmesi ve ihracat birim fiyatlarının artırılması gerekiyor. Tasarım yarışmaları ve sektör-üniversite iş birliklerinin bu dönüşüme katkı sağlayacağına inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Uluslararası fuar katılımlarının daha stratejik planlanacağını belirten Topak, İstanbul Carpet and Flooring Expo’nun sektör için önemli bir vitrin olduğunu vurguladı. Fuarın uluslararası alım heyetleriyle desteklenmesi gerektiğini kaydeden Topak, “ICFE’nin uluslararası alım heyetleri ile desteklenmesi, hedef pazarlardan nitelikli ziyaretçi çekilmesi ve küresel ölçekte bilinirliğinin artırılması yönünde çalışmalar yapılmalıdır. Amacımız ICFE’yi yalnızca bir fuar olmanın ötesine taşıyarak sektörümüzün dünyaya açılan en güçlü vitrini haline getirmektir” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ajandasında neler var?</span></h2>
<p>Faik Topak’ın başkanlık ajandasında öne çıkan başlıklar şöyle: </p>
<p>■ Ticaret heyetlerinin hedef pazar odaklı yeniden yapılandırılması. <br />■ ABD, Avrupa, Uzak Doğu ve Orta Doğu pazarlarına açılım. <br />■ Alım heyetleri ile birebir iş görüşmelerinin güçlendirilmesi. <br />■ Katma değerli üretim ve markalaşma çalışmalarının artırılması. <br />■ Tasarım yarışmaları ve sektör-üniversite iş birlikleri. <br />■ ICFE fuarının uluslararası ölçekte güçlendirilmesi. <br />■ Fuar katılımlarının stratejik planlanması. <br />■ Dijitalleşme ve e-ihracat süreçlerinin geliştirilmesi. <br />■ Sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm odaklı üretim. <br />■ İhracat birim değerini artırmaya yönelik projeler. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/topak-firmalarimizi-dogru-alicilarla-bulusturacagiz-76439</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/9/1280x720/faik-topak-1775541670.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İHİB Başkan Adayı Faik Topak, ticaret heyetleri ve alım organizasyonlarını daha hedef odaklı hale getirerek firmaların doğru alıcılarla buluşmasını sağlayacaklarını söyledi. Katma değerli üretim, markalaşma ve stratejik pazarlara yönelik çalışmaların öncelikleri olacağını vurgulayan Topak, “Hedefimiz, birim ihracat değerini artıran sürdürülebilir bir büyüme sağlamak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ve-surdurulebilirlik-verimlilikten-fazlasi-mi-76441</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zeka ve sürdürülebilirlik: Verimlilikten fazlası mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ artık yalnızca yeni bir teknoloji değil; iş dünyasının karar alma biçimini, rekabet anlayışını ve hatta geleceğe bakışını yeniden şekillendiren güçlü bir dönüşüm dalgası. Ancak bugün asıl mesele, bu dönüşümün ne kadar hızlı ilerlediği değil; hangi değerler etrafında şekillendiği.</p>
<p>Yapay zekâ ile sürdürülebilirliğin kesişiminde yalnızca operasyonel başarı değil, aynı zamanda yeni bir ekonomik akıl, yeni bir yönetişim anlayışı ve yeni bir sorumluluk tanımı ortaya çıkıyor. İlk bakışta bu ilişkinin temel kavramı kuşkusuz verimlilik gibi görünüyor: Daha az kaynakla daha fazla çıktı üretmek, enerji kullanımını optimize etmek, atığı azaltmak, süreçleri daha akıllı hale getirmek…</p>
<p>Ancak bugün yapay zekâ ile sürdürülebilirliğin ortak paydası gerçekten sadece verimlilik mi? sorusunu tekrar düşünmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Verimlilikten daha fazlası</strong></p>
<p>Yapay zekâ, sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada şirketler için giderek daha stratejik bir araç haline geliyor. Özellikle enerji yönetimi, yapay zekanın en güçlü etki yarattığı alanların başında geliyor. Enerji kullanımını izleyen ve yöneten sistemler, maliyetleri düşürüyor, karbon emisyonlarının azaltılmasını sağlıyor. Benzer şekilde, atık yönetimi de yapay zekânın fark yarattığı kritik alanlardan biri.</p>
<p>Ancak sürdürülebilirlik yalnızca “daha az tüketmek” değil, aynı zamanda doğru üretmek, adil paylaşmak ve uzun vadeli değer yaratmak... Bu nedenle yapay zekâyı yalnızca verimlilik sağlayan bir araç olarak görmek, bu dönüşümün gerçek anlamını eksik okumak olur.</p>
<p><strong>CFO’lar için yeni dönem: Veri, risk ve değer yönetimi </strong></p>
<p>Bugün CFO’lar, finans yöneticileri açısından yapay zekâ, artık sadece bir teknoloji yatırımı değil; aynı zamanda yeni nesil bir yönetim aracı. Çünkü finans fonksiyonu artık geçmişi raporlayan değil, geleceği öngören, riskleri modelleyen ve stratejik kararları şekillendiren bir merkez.</p>
<p>Bu noktada yapay zekâ, veri yönetimi, tahminleme, senaryo analizi, maliyet kontrolü, nakit akışı planlaması ve performans ölçümü açısından önemli bir kapasite sunuyor. Sürdürülebilirlik hedeflerinin finansal sistemlere entegrasyonu, ESG performansının ölçülmesi ve iklim risklerinin daha doğru fiyatlanması açısından da CFO’ların önündeki araç seti hızla değişiyor.</p>
<p>Artık finans yöneticileri için soru sadece “hangi yatırımlar daha kârlı?” değil, “hangi yatırımlar daha dayanıklı, daha sorumlu ve daha sürdürülebilir?”</p>
<p>Bu nedenle yapay zekâ, finans dünyasında yalnızca verimliliği artıran bir unsur değil, aynı zamanda kurumsal değer yaratımının yeni dili haline geliyor.</p>
<p><strong>Sektörler dönüşüyor, oyun yeniden kuruluyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın sürdürülebilirlik üzerindeki etkisi özellikle bazı sektörlerde çok daha görünür hale geliyor.</p>
<p>Tarımda uydu verileri ve analiz sistemleriyle desteklenen hassas tarım uygulamaları; su, enerji ve gübre kullanımını optimize ederken verimliliği artırıyor. Bu, yalnızca daha fazla üretim değil; daha bilinçli, katma değerli ve dirençli üretim anlamına geliyor.</p>
<p>Ulaşımda rota optimizasyonu, trafik yönetimi ve elektrikli araç sistemleri sayesinde daha düşük emisyonlu bir yapı mümkün hale geliyor. İnşaatta ise enerji verimli binalar, akıllı şehir çözümleri ve kaynak kullanımını azaltan tasarımlar, yapay zekâyı sadece dijital bir araç değil, bir sürdürülebilirlik altyapısı haline getiriyor. Yapay zekâ artık; sektörlerin çalışma mantığını yeniden belirliyor.</p>
<p><strong>Yapay zekânın kendi ayak izi </strong></p>
<p>Bu gelişmeler ile birlikte dikkatle izlenmesi gereken önemli bir ikilem var. Yapay zekâ, sürdürülebilirliğe katkı sunarken aynı zamanda kendi çevresel maliyetini de üretiyor. Büyük ölçekli veri işleme, model eğitimi ve veri depolama süreçleri ciddi enerji tüketimi yaratıyor. Veri merkezlerinin artan elektrik kullanımı, bu teknolojinin görünmeyen ayak izini büyütüyor.</p>
<p>Üstelik mesele yalnızca enerji tüketimiyle sınırlı değil. Veri güvenliği, etik kullanım, hukuki düzenlemeler, erişim eşitsizliği ve yönetişim başlıkları da bu dönüşümün sancıları. Bu nedenle yapay zekâyı değerlendirirken sadece sonuçlara değil, sürece de bakmak zorundayız.</p>
<p>Bugün artık verimliliği yeniden tanımlamamız gereken bir dönemdeyiz. Sadece üretim ve kârı değil; gezegenin sınırlarını, toplumsal faydayı ve gelecek nesillerin hakkını da gözeten bir verimlilik anlayışına ihtiyaç var.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde şirketleri farklılaştıracak olan, yapay zekâyı en hızlı kullananlar değil; onu en bilinçli ve en sürdürülebilir şekilde yönetenler olacak. Zira geleceği teknoloji değil, teknolojiye yüklediğimiz değer belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ve-surdurulebilirlik-verimlilikten-fazlasi-mi-76441</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka ve sürdürülebilirlik: Verimlilikten fazlası mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turist-akini-altinda-barselona-76427</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turist akını altında Barselona</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Barselona’dayım ve şehirde adım atacak yer bulmak neredeyse imkânsız. Oteller cep yakıyor; müze ve tarihi mekânlara rezervasyonsuz girmek ise hayale yakın. Şehrin simgesi, 1882’de yapımına başlanan ve hâlâ tamamlanmayan Sagrada Familia’yı ziyaret etmek istedim, “19 Nisan’a kadar dolu” yanıtını aldım. Otelde internette dolaşırken, 25 Euro'luk biletlerin 150 Euro'ya satıldığını gördüm.</p>
<p>Resmî rakamlara göre geçtiğimiz yıl Barselona’da 16 milyon turist konaklamış. Çevredeki yerleşimlerle birlikte bu sayı 26,1 milyona ulaşıyor. Oysa şehrin nüfusu 1 Ocak 2025 itibarıyla yaklaşık 1 milyon 732 bin. Başka bir deyişle, Barselona her yıl kendi nüfusunun yaklaşık 10 katı kadar ziyaretçi ağırlıyor. Günübirlik turistler de eklendiğinde bu oran çok daha çarpıcı bir hâl alıyor. Tüm bunlara eklenecek, ABD'nin İran'a yönelik saldırılarına koyduğu tavır ile geniş kitlelerin gönüllerini fetheden İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'in getirdiği cazibeyi düşünün.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d4904c37f31-1775538252.jpg" alt="" width="700" height="386" />
<figcaption><strong>Barselona her yıl nüfusunun 10 katı ziyaretçi ağırlıyor. Kentte, ABD'ye yönelik tavırla gönülleri fetheden Başbakan Pedro Sanchez üzerinden de turizm yoğunluğu bekleniyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Turizmin ekonomik katkısı tartışılmaz. 2025 itibarıyla toplam etkisinin yaklaşık 14 milyar Euro'ya ulaştığı ve istihdama önemli katkı sağladığı hesaplanıyor. Ancak bu yoğunluk, şehirde yaşayanlar için ciddi sorunlara yol açıyor. Barselonalılar, artan yaşam maliyetleri ve düşen yaşam kalitesi nedeniyle turizmin olumsuz etkilerinden şikâyetçi. 2024’te düzenlenen protestolarda turistlere su tabancasıyla su sıkılması, “turistler evine dönsün” ve “Airbnb yasaklansın” sloganları bu rahatsızlığın sembolü hâline gelmişti.</p>
<p>Şehir yönetimi de artan baskıyı hafifletmek için önlemler alıyor. Sürdürülebilir turizmi teşvik etmek amacıyla Park Güell gibi popüler noktalarda ziyaretçi sayısı sınırlandırılıyor. Kısa dönem kiralamalara ciddi kısıtlamalar getirilmiş durumda ve 2028’e kadar tamamen kaldırılması planlanıyor. Ayrıca turistlerden alınan konaklama vergisi sürekli artırılıyor; 1 Nisan itibarıyla gecelik vergi 5,5 Euro'dan 7,7 Euro'ya yükseltildi ve artışların devam edeceği konuşuluyor.</p>
<p>Bugün Barselona’nın sokakları ve tarihi merkezleri olağanüstü kalabalık. Bu yoğunluk, şehirde yaşayanlar için günlük hayatı giderek zorlaştırıyor. Alınan önlemlerin ne kadar etkili olacağı ise belirsiz. 1992 Olimpiyatları sayesinde küresel bir turizm destinasyonuna dönüşen Barselona’nın, şimdi de sürdürülebilir turizm hedefine ulaşmayı başarıp başaramayacağını zaman gösterecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turist-akini-altinda-barselona-76427</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turist akını altında Barselona ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76412</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran, ABD’nin ateşkes teklifini reddetti! şimdi ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="İran, ABD’nin Ateşkes Teklifini Reddetti! Şimdi Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 7 NİSAN" src="https://www.youtube.com/embed/u7Z4horX89w" width="700" height="400" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76412</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/7/1280x720/seref-oguz-berfin-1773294621.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dilovasi-belediyesi-sosyal-projelerini-surduruyor-76484</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dilovası Belediyesi sosyal projelerini sürdürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>Kocaeli</h2>
<p>Dilovası Belediyesinin, öksüz ve yetim çocuklar ile özel gereksinimli bireyler ve ailelerine yönelik düzenlediği etkinliklerle çocukların gelişimine katkı sunduğu, ailelerin sosyal hayata katılımını güçlendirdiği bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda Dilovası Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından düzenlenen etkinlikte çocuklar, Çayırova Uçak Bilim Merkezi’ni ziyaret etti.</p>
<p>Uçak Bilim Merkezi gezisinin ardından anneler için de özel bir gezi programı düzenleyen Dilovası Belediyesi, “Sancı: İslamiyet’in Doğuşu” filminin çekimlerinin yapılacağı film platosunu da gezdi. Gerçekleştirilen bu özel program sayesinde katılımcıların, hem farklı bir atmosferi deneyimleme fırsatı bulduğu hem de kültürel bir yolculuğa çıktığı ifade edildi.</p>
<h2>“Öksüz, yetim ve özel gereksinimli evlatlarımızın hayatına dokunmak en temel sorumluluğumuzdur”</h2>
<p>Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu, “Öksüz, yetim ve özel gereksinimli evlatlarımızın yanında olmak, onların hayatına dokunmak bizim en temel sorumluluğumuzdur. Çocuklarımızın mutluluğu kadar annelerimizin sosyal hayata katılımı da bizim için çok kıymetli. Bu tür etkinliklerle hem çocuklarımızın gelişimine katkı sağlıyor hem de ailelerimizin yanında olduğumuzu hissettiriyoruz. Dayanışmayı büyüten bu projelerimizi artırarak sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dilovasi-belediyesi-sosyal-projelerini-surduruyor-76484</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/4/1280x720/dilovasi-belediyesi-sosyal-projelerini-surduruyor-1775568072.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu, “Öksüz, yetim ve özel gereksinimli evlatlarımızın yanında olmak, onların hayatına dokunmak bizim en temel sorumluluğumuzdur. Çocuklarımızın mutluluğu kadar annelerimizin sosyal hayata katılımı da bizim için çok kıymetli. Bu tür etkinliklerle hem çocuklarımızın gelişimine katkı sağlıyor hem de ailelerimizin yanında olduğumuzu hissettiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/besobtan-90-bin-esnafa-finansman-kolayligi-76446</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BESOB Başkanı Bilgit: Şimdiden 6 bin esnafımız projeye katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliğinin (BESOB), finansmana erişimi kolaylaştıran ve kurumsallaşmayı hedefleyen projeleriyle dikkat çektiği belirtildi.</p>
<p>Bursa’da kayıtlı yaklaşık 90 bin esnafın olduğunu söyleyen BESOB Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Bilgit, “Göreve gelirken en büyük ve en önemli amacımız esnafımıza dokunmak, sorunlarını dinleyerek çözüm bulmak, onların geleceğinin önünü açarak, değişen ve gelişen dünyada ticaret anlayışlarını geliştirmekti. BESOB’un düşünce yapısını ve söylem biçimini değiştirmek için yola çıktık. Bunu da görevimizin daha 4. yılında başardık. Ama bu bize yetmez diyerek daha kat edeceğimiz çok yolumuz var” dedi. BESOB olarak bugüne kadar BESOB Akademi (Dijital Dönüşüm), Menşei Bursa Projesi, Finansal İş Birlikleri, Kurumsallaşma ve Modernizasyon gibi pek çok projenin hayata geçmesini sağladıklarını ifade eden Başkan Fahrettin Bilgit, esnaf ve sanatkarların eksiklerini gidermeye, dijital altyapıyı kurarak dijitalleşen dünyada e-ticarete adaptasyonunu sağlayarak global ticarete başarılı bir şekilde adım atmalarına olanak sağladıklarına değindi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4a979d9b12-1775544697.jpeg" alt="" width="606" height="341" /></p>
<h2>“Esnafın sorunlarına dokunmaya çalışıyoruz”</h2>
<p>BESOB olarak esnafın en büyük sorununun yüksek faiz ve düşük kur baskısı ve hali hazırdaki esnaf kefalet kredi miktarlarının eskiye oranla işletmeler için yetersiz kalması nedeniyle esnafın finansman erişimindeki sıkıntılarına yöneldiklerini belirten Bilgit, “3,5 yıldır bu proje için çalıştık. Finansal İş Birlikleri projemiz ile Garanti BBVA gibi kurumlarla yapılan anlaşmalarla esnafın finansmana erişimini kolaylaştırdık. Garanti BBVA ile BESOB iş birliğiyle hayata geçirilen ‘BESOB Kart’ esnafımızın hem nakit akışını kolaylaştırıyor hem de bu işlemler sayesinde esnafın odaya olan yıllık üyelik aidatını ödüyor. Bu kartla ayrıca indirim anlaşması yaptığımız kurumlarda üye belgesi sorununu ortadan kaldırmış olacağız. Bankamız Bursa esnafına özel paketler hazırlayacak. Şimdilik 2 yıllık bir anlaşma ama bu protokolü 10 yıla çıkarmak için şimdiden çalışmalara başladık. Projenin startını vereli bir ay bile olmadan şimdiden 6 bin esnafımız projeye katıldı ve 4 bin 200 esnafımıza da kartları teslim edildi” şeklinde konuştu.</p>
<h2>“KDV ve ÖTV’de esnaf için bir muafiyet olmalı”</h2>
<p>KDV ve akaryakıttan alınan ÖTV oranında artışa gidilmesiyle birlikte esnafın yaşayabileceği problemlere dikkati çeken Bilgit, "KDV ve ÖTV'de yapılan düzenlemeler ve artan maliyetler, esnafın belini büküyor. Esnafımız kepenk kapatma noktasına gelmeden, bu zam yağmuru sona ermeli. Hayatın merkezinde olan esnaf için bir muafiyet olmalı. Son dönemde yapılan düzenlemelerle esnafın sırtına binen zam ve vergi yükünün yansıması bir şekilde fiyatlara etki edecek. Esnafın istemese de fiyat artışı yapmak zorunda kalması en çok vatandaşı etkileyecek. Ayrıca esnafımızın bu dönemde en büyük beklentisi vergi yapılandırması, bu konuda da devletimizden önemli adımlar bekliyoruz" diye konuştu. BESOB’un yürüttüğü projelerle esnafın hem ekonomik hem de yapısal olarak güçlendirilmesi hedeflenirken, birlik yetkilileri çalışmaların önümüzdeki dönemde daha da genişletileceğini belirtiyor. Başkan Bilgit, göreve geldikten sonra meslek liseleri, üniversite öğrencileri ve gençlerle sık sık bir araya gelerek ahiliğin değerlerini aktarmaya ve onlara ahlaklı ticareti öğretmek için eğitim kurumlarıyla birlikte ortaklaşa işbirlikleri yaptıklarını da belirtti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/besobtan-90-bin-esnafa-finansman-kolayligi-76446</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/6/1280x720/besobtan-90-bin-esnafa-finansman-kolayligi-1775544793.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;3,5 yıldır bu proje için çalıştık. Finansal İş Birlikleri projemiz ile Garanti BBVA gibi kurumlarla yapılan anlaşmalarla esnafın finansmana erişimini kolaylaştırdık.&quot; diyen BESOB Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Bilgit, &quot;Projenin startını vereli bir ay bile olmadan şimdiden 6 bin esnafımız projeye katıldı ve 4 bin 200 esnafımıza da kartları teslim edildi.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ihkibin-yeni-baskani-mustafa-pasahan-oldu-gultepenin-tim-yolu-acildi-76438</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İHKİB’in yeni başkanı Mustafa Paşahan oldu, Gültepe’nin TİM yolu açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye genelindeki ihracatçı birliklerinde seçim heyecanı devam ediyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) başkanlık seçimini de yakından ilgilendiren İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) seçimlerini Mustafa Paşahan kazandı. Böylece Paşahan’ın listesinde yer alan Mustafa Gültepe’nin TİM başkanlık seçimlerinde adaylık için önü açıldı. </p>
<p>Dünya Ticaret Merkezi’nde gerçekleşen seçimler büyük heyecanla başladı. Mevcut yönetim başkan yardımcısı olan Paşahan, Timur Bozdemir ile yarıştı. Toplam 1766 üyenin oy kullandığı seçimde Paşahan 948 oy, Bozdemir ise 818 oy aldı. Bu sonuçlara göre İHKİB’in yeni başkanı Mustafa Paşahan oldu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d49bfecf304-1775541246.jpg" alt="" width="700" height="467" />
<figcaption><strong>İHKİB seçimlerinin kazananı Mustafa Paşahan olurken, mevcut TİM Başkanı Mustafa Gültepe'nin seçimlerde tekrar adaylık için önü açıldı.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Gültepe, TİM başkanlığı için ilk şartı sağladı</strong></p>
<p>Seçimin ardından açıklama yapan Paşahan, sektörün rekabet gücünün artırılmasının temel hedeflerinden biri olduğunu vurguladı. Paşahan, “Öncelikli olarak kaybettiğimiz rekabetçiliğimizi geri alıp sektörümüzün değerini artıracağız. İhracatçılarımızın uluslararası rekabet gücünü artıracak her adımı stratejik öncelik olarak görüyoruz. Yabancılara yapılan satışların İHKİB’e beyan edilmesi şartıyla ihracat olarak sayılmasının yaygınlaştırılması için girişimlerde bulunacağız. Bu uygulama sayesinde ihracatçılarımızın yeşil pasaport hakkından daha fazla yararlanabilmesine katkı sağlayacağız. Amacımız, ihracat yapanı destekleyen, üreteni ödüllendiren, rekabeti kolaylaştıran bir yapıyı güçlendirmektir. Hazır giyim sektörümüzün önünü açmaya, ihracatçımızın yanında olmaya kararlılıkla devam edeceğiz” dedi. Seçimin herkes tarafından beklenen diğer bir noktası Mustafa Gültepe’nin adaylığının resmileşmesi. Paşahan’ın seçimleri kazanması ile birlikte Paşahan’ın listesinde yönetim kurulu başkan yardımcısı olacak olan Mustafa Gültepe de TİM adaylığı için ilk koşulu sağlamış oldu. Sırada ise Türkiye genelindeki hazır giyim ihracatçı birliklerinin oluşturduğu sektör kurulu toplantısı var. Gültepe, burada başkan veya yardımcı seçilmesi halinde resmen TİM başkan adayı olacak. Kulislere göre, sektör kurulundaki üyeler Gültepe’nin başkanlık sürecine tam destek veriyor.</p>
<p>Seçimin ardından EKONOMİ gazetesine değerlendirme yapan Gültepe, “Bugüne kadar birlik ve tam beraberlik içerisinde çalıştık. Aynı şekilde çalışma devam edeceğiz. İkinci dönemimizde Orta Vadeli Program ile beraber ihracatı inşallah her ay çift rakamlı arttırırız. Özellikle üretime daha fazla ağırlık verilmesi noktasında mücadelemizi hep beraber sürdüreceğiz. Önce üretim sonra ihracat gelir. İşimiz üretim, gücümüz ihracat olacak” diye konuştu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TİM seçimleri haziranda yapılacak</strong></span></p>
<p>Son zamanlarda Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) başkanlığı için mevcut başkan Mustafa Gültepe’ye rakip isimlerin çıkabileceği konuşuluyor. Ancak başkanlık planı yapan isimlerin öncelikle Gültepe’nin adaylık sürecini izleyeceğini, aday olamaması durumunda adaylıklarını açıklayacakları dile getiriliyor. Gültepe, 4 yıl önce yapılan seçimlerde de tek aday olarak başkan olmuştu. Başkanlık için şartları yerine getiren Gültepe için benzer durumun yine tekrarlanabileceği ifade ediliyor. Seçim günü henüz netleşmeyen TİM Olağan Seçimli Genel Kurulu, haziran ayında yapılacak. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ihkibin-yeni-baskani-mustafa-pasahan-oldu-gultepenin-tim-yolu-acildi-76438</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/8/1280x720/346-1775541224.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat dünyasının merakla beklediği İHKİB seçimlerini Mustafa Paşahan kazandı ve İHKİB’in yeni başkanı oldu. Böylece Paşahan’ın listesinde bulunan TİM Başkanı Mustafa Gültepe de ikinci dönem TİM başkanlığı için ilk koşulu sağladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mhp-istanbuldaki-tum-yoneticilerini-gorevden-aldi-76428</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MHP İstanbul&#039;daki tüm yöneticilerini görevden aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İzzet Ulvi Yönter’in istifasıyla Milliyetçi Hareket Partisi’nde (MHP) başlayan hareketlilik, dün de partinin İstanbul’un tüm il ve ilçe yöneticilerinin görevden alınmasıyla devam etti. İstanbul il teşkilatı ve ilçe teşkilatlarının görevden alınmasına ilişkin duyuru, MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın X hesabından paylaştı. Yalçın, “Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Teşkilatı ve 39 İlçe Teşkilatı, parti tüzüğümüzün 52. ve 54. maddelerinin tanıdığı yetkiye istinaden, yine tüzüğümüzün 34. maddesi uyarınca feshedilmiştir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur” ifadeleriyle görevden almaları duyurdu.</p>
<p>İzzet Ulvi Yönter’den boşalan Genel Başkan Yardımcılığı görevine atanan Özgür Bayraktar, Ankara Sanayi Odası ve Ülkü Ocakları’nda yöneticilik yapmıştı.</p>
<p><strong>ÖZEL’DEN, ‘SEÇİM’ TURLARI </strong></p>
<p>İktidarı erken seçime zorlayan CHP, ara formüller üzerinde duruyor. 22 milletvekilinin istifasıyla ara seçim planları yapan CHP, muhalefet partilerine destek turuna başladı. İlk ziyaretini DEM Parti’ye gerçekleştiren CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i, Eş Başkanlar Tuncer Bakırhan ile Tülay Hatimoğlları parti genel merkezinde ağırladı.</p>
<p>2 saat süren görüşmenin ardından ortak basın toplantısında konuşan Özgür Özel, Meclis’te 8 milletvekili koltuğunun boş olduğunu ve bu şartlarda ara seçim yapılmasının ‘anayasal zorunluluk’ olduğuna dikkat çekti. Hatimoğulları ise “CHP belediyelerine sistematik operasyonlar hukuki değil siyasidir. Siyaseti dizayn etme operasyonudur” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>TBMM BAŞKANI KURTULMUŞ’A ÇAĞRI </strong></p>
<p>Özel ara seçim çağrısını şu sözlerle dile getirdi: “Anayasaya göre ara seçim ilk 30 ay ve son 1 yılda yapılamaz. Onun dışında TBMM’de boşalma olması halinde ara seçime gidilir diyor. Boşalan üye sayısı toplam sayının 5’te 1’i olursa 30 ay da beklenmez diyor. Şu an 8 milletvekili boşta. Bir an önce TBMM’nin boşalan sandalyeler için ara seçim kararı alması ve TBMM Başkanı’nın üzerine düşeni yapması zorunludur. 22 milletvekili istifa ettirip ara seçim yapma işi ilk 30 ay içindir. Şu an ara seçim zaten yapılmalı. 22 vekil istifa etmezse olmaz demesin kimse. O ara seçim olacak, anayasa öyle diyor. O ara seçimin yapılmasıyla ilgili irade ortaya çıkmalıdır. Biz istifa eden vekil sayısını 30’a tamamlamayı konuştuk ama o ilk 30 ay için geçerli. Sadece 8 boş sandalye için yapılsın.”</p>
<p><strong>DEM’DEN SEÇİME YEŞİL IŞIK </strong></p>
<p>Hatimoğulları da, “Genel anlamda bir erken seçim beklentisi içindeyse bizler DEM Parti olarak toplumun bu mesajını alırız. DEM Parti olarak olası seçimde hazırlıklı olduğumuzun da altını çizmek isterim.</p>
<p>Özel’in ara seçim gündemiyle siyasi parti turlarına devam edecek. Ziyaretler, 8 Nisan Çarşamba günü İstanbul’da devam edecek. Özel, çarşamba günü Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ve Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan ile görüşecek. Ziyaretlerin perşembe ve cuma günleri de Ankara’da, diğer siyasi partilerle sürmesi planlanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mhp-istanbuldaki-tum-yoneticilerini-gorevden-aldi-76428</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/8/1280x720/mhp-1775538745.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MHP İstanbul&#039;daki tüm yöneticilerini görevden aldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tursab-4-turizm-kongresi-basladi-76406</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 22:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bağlıkaya: Turizm, dünyanın girdiği türbülansın yegane panzehridir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>TÜRSAB tarafından bu yıl dördüncüsü düzenlenen Türkiye Turizm Kongresi, Antalya’da Nirvana Oteli’nde başladı. 3 gün sürecek kongrenin ilk gününde ‘Taşımacılık Çalıştayı’ ve ‘Sağlık Turizmi’ ve ‘Paket Tur Çalıştayı’ düzenlendi.</p>
<p>Türkiye Turizm Kongresine, Türkiye’nin önemli seyahat acenteleri ve turizm markaları ile Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleyman da katıldı. TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, açılışta yaptığı konuşmada, turizmin çok özel bir sektör olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Turizmin ekonomik bir faaliyet alanı olmanın çok daha ötesinde anlam taşıyan ruhu olan toplumsal etkileri çok derinlere ulaşan özel bir sektör olduğunu vurgulayan Bağlıkaya, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Futbol asla futbol değilse, turizmde asla sadece turizm değildir. Turizm dış ilişkilerdir, turizm ekonomidir. Turizm iletişimdir,  turizm barıştır,  turizm umuttur, turizm huzurdur. Turizm, bir taraftan ekonominin çarklarını harekete geçiren döviz girdisi sağlayarak cari açığı azaltan bir sektördür. Bugünlerde turizmin en çok da barışı tesis eden bu yönü vurgulamalı. Kalın harflerle altını çizmemiz gereken bir dönemden geçiyoruz. Duvarların örülmeye çalışıldığı bir zamanda barış köprülerini inşa eden turizm, dünyanın girdiği türbülansın yegane panzehridir.’’</p>
<p><strong>"Savaşlar etkiliyor"</strong></p>
<p>İçinde bulunduğumuz coğrafyada yaşanan gelişmelerin Türkiye başta olmak üzere dünya turizmini doğrudan etkilediğini ifade eden Bağlıkaya, ‘’Bölgemizde artan gerilimler ve küresel ölçekte değişen dengeler, seyahat hareketliliğini günden güne daha kısıtlı hale getiriyor. Belirsizlikler arttıkça insanların karar alma süreçleri uzuyor. Destinasyon tercihleri de yeniden şekilleniyor. Bu tablo, insani anlamda meydana getirdiği olumsuzlukların yanında turizm sektörümüz üzerindeki baskının her geçen gün daha da artmasına neden oluyor’’ dedi.</p>
<p>Türk turizminin geçmişte pek çok zorlu kriz ve sınavdan geçtiğini anımsatan Bağlıkaya, ‘’Her defasında yeniden toparlanmayı, ayağa kalkmayı, başarmış bir sektörüz. En sıkıntılı dönemlerde bu süreçleri tersine çeviren, diğer sektörlerdeki canlanmayı ateşleyen, tetikleyen hep seyahat acenteleri olmuştur’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>"Seyahat acentelerine destek verilmeli"</strong></p>
<p>Böyle süreçlerde, seyahat acentelerinin sadece satış yapmadığını, talepleri yönlendiren ve çoğu zaman yeniden şekillendiren aktörler olarak en önemli misyon ve sorumluluğu da üstlendiğine dikkat çeken Firuz Bağlıkaya, şöyle konuştu.</p>
<p>‘’Tüm bu gerçeklerin ışığında hassas dönemlerde seyahat acentelerini desteklemek çok daha önemli hale geliyor. Acentelerin daha güçlü,  daha esnek ve daha rekabetçi hale gelmesi için destek mekanizmalarının etkin şekilde devreye alınmasının büyük önem taşıyor. Seyahat acentelerinin güçlendirilmesi turist akışının devamlılığını sağlar, güçlü bir turizm yapısının temelini oluşturur. Güçlü bir turizm ise ekonomiye, istihdama ve ülkenin uluslararası konumuna doğrudan katkı sağlar.’’</p>
<p><strong>"Savaşların sona ermesini bekliyoruz"</strong></p>
<p>Ortak akıl, istişare ve güç birliğinin, kamu kurumlarının karar ve uygulamalarında da en faydalı yöntem olduğunu belirten Bağlıkaya, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Dünyanın içine girdiği bu eksen kaymasından çok geç olmadan kurtulmasını diliyoruz. Bölgemizde kimin kaç savaş uçağı var yerine kaç charter uçağının geleceğini, kimin kaç tankı, kaç kişilik ordusu var, kaç uçak gemisi var yerine, limanlarımıza kaç kruvaziyer gemisi gelecek, kaç early bookingimiz var? Bunları konuşacağımız günlerin bir an önce gelmesini diliyoruz.’’</p>
<p>THY TK Pay Genel Müdürü Mustafa Ekmen de, THY’nin Fintek şirketi hakkında bilgi verdi. THY olarak Merkez Bankası’ndan elektronik para ve ödeme kuruluşu lisansı aldıklarını, bunu turizmin hizmetine sunduklarını bildirdi. Ekmen, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’THY, yerli ve yabancı müşterilerine seyahat eko sistemi içinde güvenli ve hızlı veri ve ödeme altyapısı sunuyor. Türkiye’nin bayrak taşıyıcısı ve global markası THY’nin dijital verilerine yılda 450 milyon ziyaret gerçekleştiriliyor.   TK Pay’ın 7 milyar dolar ödeme hacmi ve 300 milyon dolar iade hacmi var. THY’nin 64 milyondan fazla seyahat eden potansiyeli var. THY Dijital Cüzdan, seyahat eden yolcu için büyük kolaylık sağlayacak ve 7/24 para transferi yapabilecek. Karekod ile ödeme ve döviz işlemleri yapılabilecek. Ziraat Bankası ATM’lerinden para çekebilecek. ‘Seyahat Cüzdanı’ da bu yaz başından itibaren kullanılmaya başlayacak.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tursab-4-turizm-kongresi-basladi-76406</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/6/1280x720/tursab-4-turizm-kongresi-basladi-tursab-baskani-firuz-baglikaya-turizm-dunyanin-girdigi-turbulansin-yegane-panzehridir-1775505396.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, savaşların turizmi çok olumsuz etkilediğini, sıkıntılı bir sürece giren sektörde seyahat acentelerin daha güçlü,  daha esnek ve daha rekabetçi hale gelmesi için destek mekanizmalarının etkin şekilde devreye alınmasının büyük önem taşıdığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-iranin-16-milyar-dolarlik-arz-boslugunu-doldurabilir-76405</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 22:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İran’ın gıda arzındaki boşluğunu doldurabiliriz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a savaş başlatmasıyla küresel gıda tedarik zincirinde İran’ın 1,6 milyar dolarlık arz boşluğunu doldurabileceği belirtildi. </p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) Tarım ve Gıda Çalışma Masası tarafından küresel tarım piyasalarındaki son gelişmeleri ve bölge ekonomisine yansımalarını değerlendiren rapor yayımladı.</p>
<p>İran’ın Mart 2026 itibarıyla bölgedeki silahlı çatışma ortamı nedeniyle tüm gıda ve tarım ürünleri ihracatını bir sonraki duyuruya kadar durdurmasının, Türk tarım sektörü için stratejik bir ihracat penceresi araladığı belirtilen raporda, pazarda 1,6 milyar Dolarlık arz boşluğu ortaya çıktığına dikkat çekildi. </p>
<p><strong>"Rusya, rotasını Türkiye’ye çevirdi"</strong></p>
<p>İran’ın bölgesel tarım ticaretindeki ağırlığının, özellikle meyve ve sebze gruplarında kritik bir seviyede olduğu ifade edilen raporda, şöyle denildi:</p>
<p>‘’Yıllık 1,4 milyar dolar değerinde taze meyve ve 260 milyon dolar değerinde taze sebze ihraç eden İran, bu kararıyla pazarın büyük bir bölümünü sahipsiz bırakmıştır. Karpuz ve kavun: Dünya karpuz üretiminde 2. (yıllık 4,1 milyon ton), kavun üretiminde ise 3. sırada (1,7 milyon ton) yer alan İran’ın çekilmesi, Orta Doğu kavun pazarının yüzde 48’ini boşa çıkarmıştır. Rusya Pazarı: Geçmişte yaşanan krizlerin ardından Rusya pazarı yeniden Türkiye’nin birinci ihracat pazarı konumuna yükselmiştir. 2023 yılı 8 ayında 588 milyon dolarlık yaş meyve sebze ihraç edilen Rusya, İran’ın çekilmesiyle rotasını tamamen Türkiye’ye kırmıştır.’’</p>
<p>Antalya’dan son 10 günde domates, biber, salatalık ve patlıcan sevkiyatında belirgin bir artış yaşandığına dikkat çekilen raporda, şu görüşlere yer verildi:</p>
<p>‘’Rusya pazarı, 2015 uçak krizi sonrası Türk domatesine uygulanan kotalar nedeniyle bir dönem İran ürünlerine yönelmişti. Ancak 2023 yılı itibarıyla Türkiye, Rusya’nın birinci ihracat pazarı konumuna yeniden yükselmiştir. Mart 2026 verilerine göre, on yıldır İran’dan ucuza alım yapan Rusya, yasağın ardından rotasını tamamen Türkiye’ye çevirmiştir. Rusya'nın yıllık 6,8 milyar dolarlık taze sebze meyve ithalat hacmi düşünüldüğünde, İran’ın çekilmesiyle oluşan boşluğun boyutu daha net anlaşılmaktadır.’’</p>
<p><strong>ANSİAD’dan üreticiye ekim ve dikim uyarısı</strong></p>
<p>Üreticiye dikim ve ekim için uyarılarda bulunan ANSİAD Raporunda, ‘’Yüksek girdi maliyetleri nedeniyle üretimden vazgeçmeyi düşünen çiftçilere yönelik kritik bir hatırlatmada bulunmak istiyoruz. Nisan 2026 itibarıyla temel ihracat ürünlerinin tamamı için ekim penceresi açıktır’’ denildi.</p>
<p>Nisan 2026 itibarıyla tarımsal üretimde kritik bir eşikte bulunulduğu belirtilen ANSİAD raporunda ekim ve dikim takvimi konusunda da şu bilgiler verildi.</p>
<p>‘’Karpuz: Nisan sonu ile mayıs ayı arasında ekimi gerçekleştirilen karpuzun hasat dönemi temmuz ve ağustos aylarına denk gelmektedir; Nisan 2026 itibarıyla ekim penceresi hala açıktır. Domates: Fide dikimi mayıs ayında yapılan domatesin hasadı temmuz ve eylül ayları arasında gerçekleşmektedir; bu ürün grubu için de dikim penceresi açık durumdadır. Salatalık: Nisan ve mayıs aylarında ekimi yapılan salatalığın hasadı haziran ayında başlayıp eylül ayına kadar sürmektedir; Nisan ayı itibarıyla üretim süreci için uygun zaman dilimindedir. Biber ve patlıcan: Fide dikimi mayıs ayında gerçekleştirilen bu ürünlerin hasat dönemi temmuzda başlayıp ekim ayına kadar uzanmaktadır; Nisan 2026 itibarıyla dikim hazırlıkları için pencere açık kalmaya devam etmektedir. Arzın düşmesiyle birlikte dünya pazarında fiyatların yükseleceği öngörülmektedir; bu durum üreticilerimiz için yüksek girdi maliyetlerini telafi etme imkânı sunacaktır.’’</p>
<p><strong>"Türk ürünleri pazarda kalıcı hale gelecek"</strong></p>
<p>Savaş ve çatışma ortamı sona erse dahi, İran'ın tarım ihracatına hemen dönmesinin fiziksel olarak mümkün görünmediği açıklanan raporda, ‘’İran'ın liman tesisleri, soğuk zincir altyapısı ve ulaşım ağları ciddi hasar görmüş durumdadır. Bu altyapının onarımı ve denizcilik sigortası krizlerinin aşılması iyimser senaryoda bile 6-12 ay sürecektir. Bu süre zarfında kurulacak yeni tedarikçi ilişkileri, Türk ürünlerinin pazar hakimiyetini kalıcı hale getirebilir’’ denildi.</p>
<p><strong>Üretici ve ihracatçılara öneriler</strong></p>
<p>ANSİAD Tarım ve Gıda Çalışma Masası tarafından üretici ve ihracatçılara da  şu önerilerde bulunuldu:</p>
<p>‘’Fide Tedariği: Domates, biber ve patlıcan için son pencere olan mayıs sonuna kadar fide siparişlerini tamamlayın. Zamanlama: Şimdi yapılacak karpuz ve kavun ekimi, Temmuz-Ağustos hasadıyla tam olarak İran’ın boşalttığı yaz mevsimi pazarına denk gelecektir. Kalite Standartları: Rusya pazarının talep ettiği fitosaniter sertifika ve Bitki Sağlık Sertifikası hazırlıklarını şimdiden tamamlayın. Sonuç olarak, Türkiye’nin 2024 yılı için taze meyve sebze ihracatındaki 6,5 milyar dolar hedefine ulaşması noktasında bu arz açığı stratejik bir kaldıraç görevi görecektir. Ekmeyen çiftçinin bu fırsattan yararlanması mümkün olmayıp, ekim yapan üreticimiz hem arz boşluğundan hem de beklenen yüksek fiyat ortamından faydalanabilecektir.’’</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-iranin-16-milyar-dolarlik-arz-boslugunu-doldurabilir-76405</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/4/1280x720/domates-tarim-lojistik-1775190111.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ANSİAD raporuna göre, İran’ın gıda ihracatına getirdiği yasakla oluşan arz boşluğu, Türk tarım sektörü için fırsat penceresi aralıyor. Derneğin konuya ilişkin raporunda, İran’ın yasak kararının taze meyve ve sebzede 1,6 milyar dolarlık arz açığı yarattığı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-yerel-tuketeci-gida-fiyat-endeksi-aciklandi-76403</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 22:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur’da gıda fiyatları martta yüzde 2,88 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret Borsası tarafından hazırlanan mart ayı Yerel Tüketici Gıda Fiyat Endeksi açıklandı. Buna göre mart ayında gıda fiyatları yüzde 2,88, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 44,39 arttı.</p>
<p><strong>Zam şampiyonu meyve ve sebze</strong></p>
<p>Burdur’da Mart ayında gıda fiyatlarında en yüksek artış yüzde 9,02 ile meyve ve sebze grubunda gerçekleşti. Ocak ve şubat aylarında hızlı yükseliş gösteren patlıcan ve kabak fiyatları gerilerken domates ve biber fiyatlarında yüzde 70 ile yüzde 85 arasında artışlar kaydedildi.</p>
<p>Endekse göre, meyve ve sebze grubunu, yüzde 6,85 artışla su ürünleri, yüzde 3,68 artışla yağ ve bakliyat, yüzde 3,12 artışla et ve et ürünleri grubu izledi.  Aylık ambalajlı gıda ürünleri ile süt ve süt ürünlerinde yüzde 1,35, unlu mamullerde ise yüzde 0,51 artış görüldü. Kuruyemiş grubunda ise herhangi bir fiyat değişimi yaşanmadı.</p>
<p><strong>Yıllık artış yüzde 44,39 gerçekleşti</strong></p>
<p>Endekse göre, Burdur’da gıda fiyatlarında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 44,39 oranında artış gerçekleşti. Bu dönemde en yüksek artış yüzde 64,92 ile kuruyemiş grubunda görüldü. Ambalajlı gıda ürünlerinde yüzde 44,13, su ürünlerinde yüzde 42,86, et ve et ürünlerinde yüzde 42,28, yağ ve bakliyat grubunda da yüzde 35,51 artış kaydedildi. Aynı dönemde meyve ve sebze grubunda yüzde 34,71, un ve unlu mamullerde yüzde 24,93, süt ve süt ürünlerinde ise yüzde 15,91 oranında fiyat artışı oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-yerel-tuketeci-gida-fiyat-endeksi-aciklandi-76403</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/sebze-meyve.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur’da mart ayında gıda fiyatları yüzde 2,88, geçen yılın aynı dönemine göre de yüzde 44,39 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
