<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-31-trilyon-lirayi-asti-80462</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 16:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 31 trilyon lirayı aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 26 Mayıs ile biten haftada yüzde 1,4 ve 436 milyar 590 milyon 944 bin lira artışla 30 trilyon 620 milyar 444 milyon 47 bin liradan, 31 trilyon 57 milyar 34 milyon 992 bin liraya çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 0,3 artarak 16 trilyon 549 milyar 153 milyon 69 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 1,4 yükselişle 10 trilyon 494 milyar 94 milyon 510 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı söz konusu dönemde 270 milyar 696 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken bu tutarın 230 milyar 427 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 26 Mayıs itibarıyla 1 milyar 488 milyon dolarlık artış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, bu dönemde yüzde 1,2 artışla 6 trilyon 412 milyar 359 milyon 139 bin liraya çıktı.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 782 milyar 917 milyon 909 bin lirası konut, 44 milyar 232 milyon 854 bin lirası taşıt, 2 trilyon 409 milyar 993 milyon 909 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 175 milyar 214 milyon 467 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 26 Mayıs ile biten haftada 129 milyar 221 milyon 251 bin lira artarak 25 trilyon 261 milyar 896 milyon 655 bin liraya yükseldi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-31-trilyon-lirayi-asti-80462</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/bankacilik-mevduati-193-milyar-lira-azaldi-1747313419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 436,6 milyar lira artarak 31 trilyon lirayı aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-226-milyon-dolarlik-satis-80455</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 16:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancıdan 226 milyon dolarlık satış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler 26 Mayıs haftasında 91,1 milyon dolarlık hisse senedi, 134,5 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 0,5 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin 22 Mayıs haftasında 41 milyar 532,6 milyon dolar olan hisse senedi stoku, 26 Mayıs haftasında 41 milyar 590,5 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 14 milyar 515,6 milyon dolardan 14 milyar 421,9 milyon dolara inerken, ÖST stoku 1 milyar 545,8 milyon dolardan 1 milyar 542,2 milyon dolara geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-226-milyon-dolarlik-satis-80455</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/dolar-dollar-1778823964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre, yurt dışında yerleşikler, 91,1 milyon dolarlık hisse senedi, 134,5 milyon dolarlık DİBS ve 0,5 milyon dolarlık ÖST sattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-160-milyar-dolarin-altina-indi-80454</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 16:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın rezervleri 160 milyar doların altına indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 26 Mayıs itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 990 milyon dolar azalışla 53 milyar 234 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 22 Mayıs'ta 54 milyar 224 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri ise 41 milyon dolar artarak 105 milyar 951 milyon dolardan 105 milyar 992 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri 26 Mayıs haftasında bir önceki haftaya göre 949 milyon dolar azalarak 160 milyar 175 milyon dolardan 159 milyar 226 milyon dolara indi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-160-milyar-dolarin-altina-indi-80454</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/7/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-gecen-hafta-1711-milyar-dolara-yukseldi-1742473095.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta 949 milyon dolar azalışla 159 milyar 226 milyon dolara geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-moraller-duzeliyor-80453</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 16:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizmciler hazirandan umutlu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı'nda ABD-İsrail ile İran arasında devam eden anlaşmazlık, dünyada maliyetleri artırırken tüm sektörleri olduğu gibi turizmi de olumsuz etkiledi.</p>
<p>ABD-İsrail ve İran savaşı ile Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın yanında uçak biletlerinin yüksek olması, döviz kurlarının baskılanması ve maliyetlerin sürekli artması Türk turizm sektörünün rakipleriyle rekabette olumsuzluk yaratmaya başladı.</p>
<p>Türkiye’de olduğu gibi Avrupa’da da maliyetlerin artması seyahat severleri ve tatilcileri de etkiliyor. Orta Doğu pazarından Türkiye’ye gelen turist sayısı azalırken, aynı zamanda turizmde birinci pazar olan Rusya ile Ukrayna’dan gelen turist sayısında da önemli oranda düşüş yaşanıyor.</p>
<p>Antalya Hava Limanı yetkililerinden edinilen bilgiye göre, 2026 Mayıs ayında ‘Türk Rivierası’ olarak bilinen Antalya’ya gelen turist sayısı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7 düştü. Mayıs ayında Antalya’ya 1 milyon 689 bin 587 turist giriş yaptı.</p>
<p>Ocak, Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs aylarında Antalya’yı ziyaret eden turist sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8 düştü. Yılın beş aylık döneminde Antalya’yı 3 milyon 512 bin 636 turist ziyaret etti.</p>
<p><strong>Gurbetçi ziyareti arttı</strong></p>
<p>Mayıs ayında yüzde 11 düşüş yaşanmasına rağmen en fazla turist Rusya’dan gelirken ikinci sırada yer alan Alman turist sayısı yüzde 9 artttı. Türkiye turist pazarı açısından üçüncü sırada yer alan İngiltere’den gelen turist sayısı da yüzde 9 azaldı.  Polonyalı turist sayısı yüzde 11, Hollandalı turist sayısı yüzde 4, Ukraynalı turist sayısı ise yüzde 5 düştü.</p>
<p>Yılın beş aylık döneminde Avrupa’da yaşayan gurbetçilerimiz tatil tercihlerini Antalya’dan yana kullandı. Gurbetçi sayısında yüzde 9,53 artış oldu.</p>
<p>Yılın beş aylık döneminde de Antalya’ya gelen turist sayısında düşüşler yaşandı. Özellikle üç önemli turizm pazarındaki düşüşler dikkat çekti.</p>
<p>Yılın beş aylık döneminde Antalya’ya en fazla turist gönderen ülkelerin başında gelen Alman turist sayısı yüzde 2, Rus turist sayısı yüzde 10, İngiliz turist sayısı yüzde 11, Polonyalı yüzde 16, Ukraynalı turist sayısı da yüzde 2 azaldı.</p>
<p><strong>Rezervasyonlar açılmaya başladı</strong></p>
<p>Dokuz günlük kurban bayramında moralleri yerine gelen otelciler, haziran ayından itibaren de daha umutlu görünüyor.</p>
<p>Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu, Kurban Bayramı tatilinin Antalya turizmi açısından yoğun ve verimli geçtiğini, otellerin doluluklarının yüzde 95’i geçtiğini vurguladı. Rezervasyonların önünün açıldığını belirten Saatçioğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Turizm sezon savaş ve ekonomi daralmasından dolayı geç açıldı. Yılın ilk aylarında turizm sektörü bazı dış etkenlerden dolayı beklenen tempoya ulaşmakta zorlandı. Şu an rezervasyonlarımızın önü açıldı, beklediğimiz gibi güzel bir rezervasyon akışı almaya başladık. Geçen yıl ki rakamları yakalayacağımızı düşünüyoruz. Antalya turizmi yaz sezonunun geri kalanında toparlanma sürecine girdi. Mevcut rezervasyon akışı sektör açısından olumlu sinyaller veriyor. Sezondan beklentimiz, geçen yıl ki rakamları yakalayacağımız yönünde. Sezon sonu açığı büyük ölçüde kapatırız.’’</p>
<p><strong>Bakan Ersoy’u ziyaret</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a217e27df982-1780579879.jpeg" alt="" width="800" height="215" /></strong>Akdeniz Turistik Otelciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu ve yönetim kurulu üyeleri de Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’u ziyaret etti.</p>
<p>Ziyarette, 2026 turizm sezonuna ilişkin güncel gelişmeler, küresel turizmde yaşanan dönüşümler, uluslararası pazarlardaki son durum ve sektörün gündeminde yer alan başlıklar kapsamlı şekilde değerlendirildi. Toplantıda, Türkiye ve Antalya turizminin geleceğine yönelik vizyon, 12 ay turizm hedefi, ürün çeşitliliğinin geliştirilmesi, sürdürülebilir büyüme, yeni kaynak pazarlara yönelik çalışmalar ve turizmde katma değerin artırılmasına yönelik stratejiler ele alındı.</p>
<p>Antalya'nın sahip olduğu güçlü turizm altyapısı, uluslararası marka değeri ve deneyimiyle Türkiye turizminin lokomotifi olmayı sürdürdüğü vurgulanırken, ülkemizin turizmdeki küresel konumunun daha da güçlendirilmesi ve Türkiye algısının uluslararası pazarlarda desteklenmesine yönelik çalışmalar da değerlendirildi. AKTOB Başkanı Kavaloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Görüşmede küresel ölçekte yaşanan jeopolitik gelişmeler, ekonomik dalgalanmalar ve değişen seyahat eğilimlerinin turizm sektörü üzerindeki etkileri ele alındı. Türkiye'nin son yıllarda küresel turizmi etkileyen tüm dalgalanmalara rağmen güçlü performansını koruduğuna dikkat çekilirken, olası risklerin etkilerini azaltacak, sektörün dayanıklılığını artıracak ve rekabet gücünü destekleyecek önlemler üzerinde görüş alışverişinde bulunuldu.’’</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-moraller-duzeliyor-80453</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/3/1280x720/turizmciler-hazirandan-umutlu-1780580623.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk beş ayında ‘Türk Rivierası’ olarak bilinen Antalya’ya gelen yabancı turist sayısı yüzde 8 düşerken, turizmciler haziran ayından itibaren morallerin düzelmeye başladığını belirtiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-72-milyon-lira-azaldi-80452</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM, 72 milyon lira azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, geçen hafta itibarıyla 120 milyar 658 milyon lira artarak 25 trilyon 806 milyar 818 milyon liradan 25 trilyon 927 milyar 476 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 242 milyar 335 milyon lira artarak 29 trilyon 316 milyar 41 milyon liradan 29 trilyon 558 milyar 376 milyon liraya yükseldi.</p>
<p><strong>Tüketici kredileri 3 trilyon 243 milyar liraya yükseldi</strong></p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 14 milyar 382 milyon lira artarak 3 trilyon 243 milyar 148 milyon liraya yükseldi. Söz konusu tutarın 783 milyar 658 milyon lirası konut, 44 milyar 344 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 415 milyar 146 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı, 10 milyar 27 milyon lira artarak 4 trilyon 22 milyar 717 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 1,9 artışla 3 trilyon 174 milyar 708 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 188 milyar 763 milyon lirasını taksitli, 1 trilyon 985 milyar 945 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 26 Mayıs itibarıyla önceki haftaya göre 4 milyar 971 milyon lira artışla 723 milyar 856 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 544 milyar 596 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 31 milyar 326 milyon lira artarak 5 trilyon 640 milyar 83 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları (KKM) bakiyesi ise geçen hafta 72 milyon lira azalarak 312,5 milyon liraya düştü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-72-milyon-lira-azaldi-80452</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/lira-para-1768278911.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre, kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları, 72 milyon lira azalışla 312,5 milyon liraya indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-ve-havacilik-sanayisinden-mayista-992-milyon-dolarlik-ihracat-80450</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savunma ve havacılık sanayisinden mayısta 992 milyon dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, savunma ve havacılık sanayisinin mayıs ayında güçlü büyümesini sürdürdüğünü belirtti.</p>
<p>2026 yılı mayıs ayında savunma ve havacılık sanayisinin, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 33,9 artışla 992 milyon dolar ihracat gerçekleştirdiğini bildiren Görgün, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ocak-mayıs döneminde ise ihracatımız geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29,5 artışla 3 milyar 863 milyon dolar seviyesine ulaşmıştır. Elde edilen bu sonuç, savunma ve havacılık sanayimizin üretim kapasitesinin, mühendislik yetkinliğinin, ihracat kabiliyetinin ve uluslararası rekabet gücünün somut bir göstergesidir. Yüksek katma değerli ürünlerimiz, sahada etkinliği kanıtlanmış sistemlerimiz ve genişleyen uluslararası işbirliklerimiz ihracat performansımızı desteklemeye devam etmektedir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu güçlü irade ve stratejik vizyon doğrultusunda, savunma ve havacılık sanayimiz teknoloji geliştiren, üreten ve ihraç eden yapısını kararlılıkla güçlendirmektedir."</p>
<p>Görgün, derinleşen ekosistemleri, artan üretim kapasiteleri ve sürdürülebilir ihracat anlayışlarıyla Türkiye'ye değer üretmeye devam edeceklerini belirterek, "Bu başarıda emeği bulunan savunma sanayisi şirketlerimize, çalışanlarımıza, mühendislerimize, teknisyenlerimize ve tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-ve-havacilik-sanayisinden-mayista-992-milyon-dolarlik-ihracat-80450</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/haluk-gorgun-1759130482.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayında 992 milyon dolarlık dış satım gerçekleştirildiğini belirten Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, &quot;Ocak-mayıs döneminde ihracatımız geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29,5 artışla 3 milyar 863 milyon dolar seviyesine ulaşmıştır.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aym-suresiz-nafaka-duzenlemesini-iptal-etti-80449</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> AYM, &#039;süresiz nafaka&#039; düzenlemesini iptal etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Anayasa Mahkemesi (AYM), Genel Kurul gündeminde Antalya 12. Aile Mahkemesinin, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde hüküm altına alınan yoksulluk nafakasının "süresiz olması"na ilişkin düzenlemenin iptali için yaptığı başvuruyu görüştü.</p>
<p>Edinilen bilgiye göre, Yüksek Mahkeme, ilgili düzenlemenin oy çokluğuyla iptaline, iptal hükmünün 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi. Kararın gerekçesi daha sonra yazılacak.</p>
<p>Türk Medeni Kanunu'nun "yoksulluk nafakası" başlıklı 175. maddesi, "Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz." hükmünü içeriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aym-suresiz-nafaka-duzenlemesini-iptal-etti-80449</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/aym-anayasa-mahkemesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anayasa Mahkemesi, boşanan eşe süresiz nafaka verilmesiyle ilgili düzenlemeyi iptal etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/erden-offshore-ruzgar-santrali-yeni-buyume-alani-acisindan-cok-onemli-80448</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erden: Offshore Rüzgar santrali yeni büyüme alanı açısından çok önemli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı İbrahim Erden, Cumhurbaşkanlığı’nda düzenlen yenilenebilir enerji yatırımlarının açılış töreninin ardından yaptığı yazılı değerlendirmede, bu toplantıda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alplarslan Bayraktar tarafından da gündeme getirilen Türkiye’nin ilk deniz kıyısı offshore rüzgar santrali yarışmasına değindi.</p>
<p>Offshore ve karada Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) modeli ile yapılacak yatırımların önemine vurgu yapan İbrahim Erden, deniz üstünde yapılacak ilk santral için yarışmanın hem yeni bir büyüme alanı hem de teknoloji potansiyeline dikkat çekti. Erden, “Önümüzdeki dönemde deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının da sektörümüz için yeni bir büyüme alanı oluşturacağına inanıyoruz. Türkiye, güçlü rüzgâr kaynakları, gelişen sanayi altyapısı ve üretim kabiliyetiyle offshore rüzgârda da önemli bir potansiyele sahiptir. İlk deniz üstü rüzgâr projelerinin hayata geçirilmesiyle birlikte ülkemizin yenilenebilir enerji yolculuğunda yeni bir sayfa açılacak ve Türkiye, rüzgâr enerjisinde bölgesel bir üretim ve teknoloji merkezi olma hedefine bir adım daha yaklaşacaktır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Rüzgara dayalı elektrik üretiminin enerji arz güvenliği açısından stratejik bir rol oynayan teknoloji olduğunu belirten İbrahim Erden, enerji arz güvenliğinin teknik olmanın ötesine geçerek stratejik bir niteliğe büründüğünü anlattı. Erden, “Rüzgâr enerjisi bugün yalnızca yenilenebilir bir kaynak değil, aynı zamanda Türkiye'nin enerji arz güvenliğinin temel unsurlarından biridir. Rüzgâr artık bir alternatif değil, enerji arz güvenliğinin temel taşıdır” yorumunu yaptı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/erden-offshore-ruzgar-santrali-yeni-buyume-alani-acisindan-cok-onemli-80448</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/ibrahim-erden-1780577409.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜREB Başkanı İbrahim Erden, rüzgara dayalı elektrik üretiminin enerji arz güvenliğinde stratejik bir yerde durduğunu belirterek, bu alanda yatırımların önemine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-gunluk-ortalama-ihracatimiz-13-milyar-dolara-ulasti-80442</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Günlük ortalama ihracatımız 1,3 milyar dolara ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe ile Ticaret Bakanlığı Konferans Salonu'nda düzenlediği basın toplantısında, mayıs ayı dış ticaret verilerini açıkladı.</p>
<p>Dünya ekonomisinin zor bir dönemden geçtiğini, jeopolitik meydan okumalar ve lojistik zincirlerindeki aksamaların sürdüğünü dile getiren Bolat, küresel ekonomik büyüme tahminlerinin aşağı çekildiği bir ortamda Türkiye'nin büyüme, istihdam ve ihracat noktasında dayanıklı bir performans sergilediğini söyledi.</p>
<p>Bolat, milli gelirin yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,5 büyüdüğünü, böylece 23 çeyrek üst üste büyümenin devam ettiğini anımsatarak, Türkiye'nin ekonomik büyüklüğünün 1 trilyon 639 milyar dolara yükseldiğini ifade etti.</p>
<p>Nisan ayında işsizlik oranının yüzde 8,2 olduğunu belirten Bolat, 36 aydır işsizlik oranının tek haneli seviyesini koruduğunu ve yüzde 10'un altında kalmaya devam ettiğini söyledi.</p>
<p>Bolat, geçen ay ihracatın, takvim etkisinin dezavantajına rağmen iyi bir performans gösterdiğini belirterek şöyle devam etti:</p>
<p>"Mayıs 2025'te 24,8 milyar dolarla Cumhuriyet tarihinin aylık ihracat rekorunu kırmıştık. Mayıs ayındaki resmi tatiller doğal olarak ihracata olumsuz etki yaptı ancak ithalatı ve dış ticaret açığımızı da düşürerek ihracatın ithalatı karşılama oranında yükseliş sağladı. Mayıs ayında yüzde 9,3 azalışla 22,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Günlük ortalama ihracatımız 1,3 milyar dolara ulaştı."</p>
<p>Haziran ayında milli veya dini bayram tatilinin bulunmadığına işaret eden Bolat, bu ay geçen yıla göre ihracatı artıracaklarını ve yıllıklandırılmış bazda daha yüksek rakamların görülebileceğini bildirdi.</p>
<p>Bolat, 22 Mayıs'ta 2,4 milyar dolarla tüm zamanların en yüksek günlük ihracat rakamına ulaşıldığını belirterek, "Körfez ülkelerine ihracatımızda çatışmalar nedeniyle mart ayında şok dalgası ile aylık bazda yüzde 30 azalma olmuştu. Ancak nisan ayında toparladık, artış yakaladık. Mayıs ayında da benzer bir trend bulunuyor. İhracat aslında artıyor, ancak takvimin olumsuz etkileri olabiliyor." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Gerçek değerlendirmeyi yılın ilk yarısını tamamladığımızda yapacağız"</strong></p>
<p>Türkiye'nin orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracatında da önemli bir aşama kaydettiğini söyleyen Bolat, ocak-mayıs döneminde söz konusu ürünlerin ihracat payının yüzde 44'e ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Bolat, ithalatın ise mayıs ayında yüzde 10,7 azalışla 28 milyar 103 milyon dolara gerilediğini, ihracatta 2,3 milyar dolar azalış yaşanırken ithalatın 3,4 milyar dolar azaldığını ve böylece dış ticaret açığında iyileşme kaydedildiğini ifade etti.</p>
<p>Ocak-mayıs dönemi itibarıyla ithalatın yüzde 0,8 azaldığını söyleyen Bolat, "Bu düşüşte altın ithalatındaki azalmanın da rolü var. Otomotiv ithalatında da ilk 5 ay itibarıyla bir miktar hız kaybetme durumu söz konusu. Bunlar ithalat artışı üzerinde frenleme etkisi yaptı. Öte yandan, petrol ithalatımızda yaklaşık 2,5 milyar dolara yakın artış var. Doğal gaz ithalatı ise ilk 5 ay itibarıyla aynı seviyede seyretti." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, dış ticaret açığında ilk 5 ayda yüzde 15,7 azalış görüldüğünü belirterek, bu dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 72,2 olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Takvim etkileri büyük ölçüde ortadan kalkacağı için haziran ayı sonunda çok daha net bir tablonun görüleceğini vurgulayan Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yıllıklandırılmış olarak ise 273,5 milyar dolar ihracatımız var. Burada 250 milyon dolarlık mütevazı bir artış söz konusu. Ancak gerçek değerlendirmeyi yılın ilk yarısını tamamladığımızda yapacağız. Yıllıklandırılmış ithalatımız yüzde 4,2 artışla 367 milyar 200 milyon dolar oldu. Dış ticaret açığımız ise 93 milyar 650 milyon dolar seviyesinde. Biz 31 Aralık'ta bu rakamı 92,2 milyar dolarda kapatmıştık. İlk 5 ayın sonunda yıllıklandırılmış bazda dış ticaret açığımız sadece 1 milyar 450 milyon dolar artmış durumda. İhracatın ithalatı karşılama oranı da yıllıklandırılmışta yüzde 74,5 olarak kayıtlara geçti. Bu yılın ilk 5 ayında ithalatımız yüzde 1,2 artışla yaklaşık 154 milyar dolar, ihracatımız yüzde 0,3 artışla 111,2 milyar dolar, dış ticaret hacmimiz 265 milyar dolar oldu. Dış ticaret açığımız ilk 5 ay itibarıyla 42,7 milyar dolarda kaldı."</p>
<p><strong>"Hizmetler ihracatında hedef 128 milyar dolar"</strong></p>
<p>Hizmetler ticaretinin jeopolitik gerilimlerden olumsuz etkilendiğini ancak dünyada bu alanda en çok ticaret fazlası sağlayan ülkenin Türkiye olduğunu dile getiren Bolat, hizmetler ihracatının geçen yıl 122,6 milyar dolarla kapatıldığını, 63,5 milyar dolar dış ticaret fazlası verildiğini söyledi.</p>
<p>Bolat, bu yıl hizmetler ihracatında hedefin 128 milyar dolar olduğunu belirterek, bu doğrultuda çalışmayı sürdürdüklerini, söz konusu ihracatta zor ayların geride kaldığını dile getirdi.</p>
<p>Yılın sadece ilk 3 aylık döneminde 21,6 milyar dolar hizmetler ihracatı gerçekleştiğine dikkati çeken Bolat, bu alanda da geleceğe yönelik hedeflere ulaşmayı beklediklerini ifade etti.</p>
<p>Bolat, cari işlemler açığının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) içindeki payının son 23 yıldaki ortalamasının yüzde 3,4 olduğunu, bu yılın ilk çeyreğinde ise söz konusu oranın yüzde 2,4 olarak gerçekleştiğini söyledi. İSO Türkiye İmalat PMI Endeksi'nin nisanda 45,7 iken mayısta 49,8'e yükseldiğine dikkati çeken Bolat, şöyle devam etti:</p>
<p>"Yılın ilk çeyreğinde emtia piyasalarındaki çalkantılar ve soğuk hava şartları etkiliydi. Ardından 28 Şubat'ta başlayan bölgedeki çatışmaların genişlemesiyle bir şok dalgası yaşandı. Bu durum enflasyon üzerinde olumsuz etki yaptı. 20 aylık bir yavaşlama döneminin ardından yeni ihracat siparişleri de yeniden yükselişe geçti ve mayısta 51'e (Nisanda 43,8) ulaştı. Bu, son 36 ayın da en yüksek seviyesi oldu."</p>
<p><strong>"İlk 5 aylık ihracatımızda ilk sırada Almanya var"</strong></p>
<p>Türkiye'nin ilk 5 aydaki ihracatında en çok yükseliş gösteren ilk 5 ülkenin, 433 milyon dolarla Slovakya, 366 milyon dolarla Çin, 319 milyon dolarla ABD, 317 milyon dolarla Ukrayna ve 315 milyon dolarla İtalya olduğu bilgisini veren Bolat, söz konusu dönemde dış satımda en çok azalış gösteren ülkelerin ise yaklaşık 900 milyon dolarla Irak, 541 milyon dolarla Yunanistan, 428 milyon dolarla Birleşik Arap Emirlikleri, 404 milyon dolarla Romanya, 385 milyon dolarla İngiltere olduğunu bildirdi.</p>
<p>Bolat, bu yılın ocak-mayıs döneminde ithalatta ise en çok düşüş gösteren ilk 5 ülkenin 2,4 milyar dolarla Rusya, 1,3 milyar dolarla Birleşik Arap Emirlikleri, 1 milyar dolarla İtalya, 912 milyon dolarla Almanya, 650 milyon dolarla Fransa olduğunu ifade etti.</p>
<p>Bu dönemde ithalatta en çok artış gösteren ilk 5 ülkenin ise 960 milyon dolarla ABD, 955 milyon dolarla Çin, 655 milyon dolarla Kazakistan, 496 milyon dolarla Meksika, 460 milyon dolarla Polonya olduğunu dile getiren Bolat, "AB, yine en çok ihracat yaptığımız bölge. Toplam ihracatımızdaki payı yüzde 43 ve bu yılın ilk 5 ayında ihracatımızda ilk sırada Almanya var. Bu ülkenin ardından ABD, İngiltere, İtalya, Fransa, Irak geliyor. AB'ye ihracatımızda yüzde 0,6 artışla 48,6 milyar dolara ulaştık. 6 iş günü kaybı olmasaydı bu artış yüzde 3,5'lerde olabilecekti." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Bu yıl rekor hububat hasılası olacak"</strong></p>
<p>Bolat, ilk 5 ayda mal bazında bakıldığında ihracatta en büyük artışın 943 milyon dolarla savunma sanayisinde sağlandığını ifade etti.</p>
<p>Bunun yanı sıra gemi ihracatında 683 milyon dolar, elektrikli makine ve cihazlarda 604 milyon dolar, motorlu kara taşıtlarında 445 milyon dolar, meyvelerde ise 322 milyon dolar artış olduğunu belirten Bolat, en çok azalış gösteren ilk 5 faslın ise 1,5 milyar dolarla altın-gümüş ihracatı, 516 milyon dolarla mineral yakıtlar, 365 milyon dolarla hava taşıtları, 262 milyon dolarla hububat, 176 milyon dolarla örülmemiş giyim eşyası olarak sıralandığını bildirdi.</p>
<p>Bolat, ocak-mayıs döneminde altın-gümüş ithalatında 1 milyar 900 milyon dolar azalış gerçekleştiğini, bunun da olumlu bir gelişme olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Aynı dönemde motorlu kara taşıtları ithalatında 1,8 milyar dolar, kakaoda 403 milyon dolar, plastik ürünlerde 277 milyon dolar, iplikte 210 milyon dolar düşüş olduğunu anlatan Bolat, artış gösteren ithal ürünlerin ise 1,1 milyar dolarla elektrikli makine ve cihazlar, 700 milyon dolarla hububat, 679 milyon dolarla mineral yakıtlar, 638 milyon dolarla bakır, 554 milyon dolarla kazan ve makine olduğu bilgisini verdi.</p>
<p>Bolat, bu yıl rekor hububat hasılası beklendiğine işaret ederek, "Un ve makarna ihracatçılarının kalite anlamında, bazen dahilde işleme kapsamında getirdikleri ürünler nedeniyle hububatta ithalat var." dedi.</p>
<p>Ticaret diplomasisine önem verdiklerini, bu kapsamda geçen yıl 71 ülkeyle 215 görüşme yaptıklarını söyleyen Bolat, 19 ülkeyle Karma Ekonomik Komisyon (KEK) toplantısı yapıldığını, 5 ülke ile Ekonomi ve Ticaret Ortak Komitesi kurucu anlaşmaları imzaladıklarını dile getirdi.</p>
<p>Bolat, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ticaret diplomasisinde kendilerine "kaptanlık" yaptığını belirterek, "Bu anlamda, Ukrayna ile yapılan Serbest Ticaret Anlaşması'nın da yakın bir zamanda Ukrayna'da onay sürecinin tamamlanacağı bilgisini aldık. O da çok önemli ayrı gelişme olacak." diye konuştu.</p>
<p><strong>İhracatçılara finans desteği için atılan adımlar</strong></p>
<p>Özellikle ihracatçıların finans ihtiyaçları konusunda da önemli adımlar attıklarını vurgulayan Bolat, bu ay içinde günlük ihracat reeskont kredilerinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının artış yapacağı yönünde bilgi aldıklarını ifade etti.</p>
<p>Bolat, Türkiye'ye döviz kazandırmak ve yatırım çekmek için TBMM'de kabul edilen yeni yasa kapsamında kurumlar vergisi oranının yüzde 12,5'e indirilmesinin ihracat, imalat, tarımsal kurumsal yatırımlar için büyük bir teşvik unsuru olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Hizmet ihracatı gelirlerinin vergi muafiyetinin de yüzde 80'den yüzde 100'e çıkarıldığını hatırlatan Bolat, İstanbul Finans Merkezi'nde faaliyet gösteren firmalar için transit ticaret gelirlerinde de yüzde 100 vergi muafiyeti getirildiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Gültepe: 28 il ihracatını artırdı</strong></p>
<p>TİM Başkanı Mustafa Gültepe de, geçen ay 28 ilin ihracatını artırdığını belirterek, "En çok ihracat yapan 5 ilimiz, İstanbul, Kocaeli, Ankara, Bursa ve İzmir şeklinde sıralandı." dedi.</p>
<p>Gültepe, Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın katılımıyla Bakanlık'ta yapılan ve mayıs ayı dış ticaret verilerinin açıklandığı basın toplantısında, mayısta milli ve dini bayramlar nedeniyle çalışma gününün az olduğunu anımsattı.</p>
<p>Söz konusu ayda küresel pazarlarda iki önemli gelişme yaşandığını dile getiren Gültepe, bunlardan ilkinin Avrupa ve Amerika bölgesinde talebin canlanması, ikincisinin de Çin'de kapasite kullanım oranlarının gerilemesi olduğunu söyledi.</p>
<p>Gültepe, Türkiye ekonomisinin yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,5 büyüdüğünü, sanayi ve ihracatın büyümeye katkısının negatif olduğunu ifade etti.</p>
<p>Ekonominin sathı müdafaasının fabrikalar olduğunu belirten Gültepe, "Biz sanayi üretimini, milli güvenliğin ve ekonomik bağımsızlığın en önemli unsurlarından biri olarak değerlendiriyoruz. Tam da bu nedenle sağlıklı ve sürdürülebilir kalkınma için büyümenin en az yarısının ihracata yönelik sanayi üretiminden gelmesi gerekiyor. Rekabetçiliğimizi geri kazanıp yeniden hızlanabilmemiz için sanayimizi yatırım, üretim ve ihracat eksenine oturtmak durumundayız." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Mayısta ilk kez ihracat yapan firmalarımızın sayısı 888"</strong></p>
<p>Gültepe, geçen ay ihracatın yıllık bazda yüzde 9,3 azalışla 22,5 milyar dolar olduğunu, bu kaybı haziranda telafi edeceklerini söyledi.</p>
<p>İhracatın ilk 5 ayda 111,2 milyar dolara, 12 aylık dönemde de 273,5 milyar dolara yükseldiğini belirten Gültepe, "Sektörlere baktığımızda, otomotiv sektörümüz 3,3 milyar dolarla bu ay da birinciliği sürdürüyor. İkinci sektör 3 milyar dolarla kimya, üçüncü sektör 1,5 milyar dolarla elektrik-elektronik. Çelik sektörümüz, 1 milyar 426 milyon dolarla dördüncülüğe yükseldi. Hazır giyim sektörümüzün ihracatı da 1 milyar 289 milyon dolar oldu. Böylece ilk 5 sırayı paylaşan sektörlerimiz bunlar oldu." ifadesini kullandı.</p>
<p>Gültepe, illere göre ihracata ilişkin ise şu bilgileri verdi:</p>
<p>"Geçen ay 28 ilimiz ihracatını artırdı. En çok ihracat yapan 5 ilimiz, İstanbul, Kocaeli, Ankara, Bursa ve İzmir şeklinde sıralandı. Mayısta ilk kez ihracat yapan firmalarımızın sayısı 888, bu firmalarımızın ihracata katkısı yaklaşık 90 milyon dolar oldu. Birim ihracat değerimizi ise 1,62 dolara kadar yükselttik. Parite ihracatımıza bu ay yaklaşık 347 milyon dolar artı yazdı."</p>
<p><strong>"Tüm gücümüzle üretmeye ve ihracata devam ediyoruz"</strong></p>
<p>En çok ihracat yapılan ülkelerin Almanya, ABD, İtalya, Birleşik Krallık ve İspanya olduğunu ifade eden Gültepe, Körfez bölgesine ihracatın yüzde 16,2 azaldığını belirtti.</p>
<p>Gültepe, ticaret heyetlerini ara vermeden sürdürdüklerine dikkati çekerek şunları kaydetti:</p>
<p>"Mayısta TİM ve ihracatçı birlikleri olarak yoğun bir heyet takvimimiz vardı. 16 ticaret heyeti, 3 alım heyeti, 32 fuar katılımı ve 4 UR-GE faaliyeti gerçekleştirdik. Bu ay, 34 fuar katılımı, 8 sektörel ticaret heyeti ve 4 UR-GE faaliyeti yapmayı hedefliyoruz. Tüm gücümüzle üretmeye ve ihracata devam ediyoruz. Takvim kaymaları nedeniyle aylık ihracatta dalgalanmalar olabiliyor. Haziran ayının verileri ortaya çıktığında yılın ilk yarısının resmini çok daha net şekilde göreceğiz. Her şeye rağmen hedeflerimiz doğrultusunda yolumuza devam ediyoruz. 26 Haziran Cuma günü Türkiye'nin ilk 1000 ihracatçısını açıklayacağımız İhracatın Şampiyonları Ödül Töreni'mizi ve TİM Genel Kurulu'muzu gerçekleştireceğiz. Cumhurbaşkanı'mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrif edeceği programda ihracat ailemizle bir araya geleceğiz."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-gunluk-ortalama-ihracatimiz-13-milyar-dolara-ulasti-80442</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/2/1280x720/57-1780572223.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayı dış ticaret verilerini açıklayan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, &quot;Mayıs ayında yüzde 9,3 azalışla 22,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Günlük ortalama ihracatımız 1,3 milyar dolara ulaştı. Yıllıklandırılmış olarak ise 273,5 milyar dolar ihracatımız var. Burada 250 milyon dolarlık mütevazı bir artış söz konusu. Ancak gerçek değerlendirmeyi yılın ilk yarısını tamamladığımızda yapacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-mayista-yuzde-157-dustu-80441</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış ticaret açığı mayısta yüzde 15,7 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının, Mayıs 2026 dönemine ait geçici dış ticaret istatistiklerinden oluşan veri bülteni yayımlandı.</p>
<p>Genel Ticaret Sistemi'ne (GTS) esas alınarak hazırlanan verilere göre, ihracat geçen ay Mayıs 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 9,3 azalışla 22 milyar 504 milyon dolar, ithalat da yüzde 10,7 düşüşle 28 milyar 103 milyon dolar olarak belirlendi.</p>
<p>Aynı dönemde, dış ticaret hacmi yüzde 10,1 azalarak, 50 milyar 607 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret açığı, bu dönemde yüzde 15,7 düşüşle 5 milyar 599 milyon dolar oldu.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı, geçen ay yıllık bazda 1,2 puan artarak yüzde 80,1, enerji verileri hariç tutulduğunda 8,8 puan yükselişle yüzde 95,2, enerji ve altın verileri hariç tutulduğunda 5,2 puan artışla yüzde 97,6 olarak hesaplandı.</p>
<p>Geçen ay en çok ihracat yüzde 4,2 azalışla ve 11 milyar 735 milyon dolarla "ham madde (ara mallar)" grubunda yapıldı. Bu grubu, yüzde 18,8 azalış ve 6 milyar 956 milyon dolarla "tüketim malları", yüzde 18,7 azalış ve 2 milyar 954 milyon dolarla "yatırım (sermaye) malları" takip etti.</p>
<p>Söz konusu ayda sektörlere göre ihracatın payı, imalat sanayisinde yüzde 94,5 (21 milyar 274 milyon dolar), tarım, ormancılık ve balıkçılıkta yüzde 3,3 (732 milyon dolar), madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 1,6 (352 milyon dolar) oldu.</p>
<p>Mayısta en fazla ihracat yapılan ülke, 1 milyar 713 milyon dolarla Almanya olarak öne çıktı. Bu ülkenin ardından 1 milyar 532 milyon dolarla ABD ve 1 milyar 160 milyon dolarla İtalya geldi.</p>
<p>İhracatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ihracat içindeki payı, yüzde 46 olarak hesaplandı.</p>
<p>Mayısta en fazla ihracat yapılan ülke grupları, 9 milyar 396 milyon dolarla Avrupa Birliği (AB), 3 milyar 94 milyon dolarla diğer Avrupa ülkeleri, 3 milyar 392 milyon dolarla Yakın ve Orta Doğu ülkeleri olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>İthalat verileri</strong></p>
<p>Mayısta en çok ithalat, yüzde 3,9 azalışla ve 20 milyar 430 milyon dolarla "ham madde (ara mallar)" grubunda yapıldı. Bu grubu yüzde 30,1 düşüş ve 3 milyar 891 milyon dolarla "tüketim malları", yüzde 18,4 azalış ve 3 milyar 757 milyon dolarla "yatırım (sermaye) malları" izledi.</p>
<p>Sektörlere göre ithalat payları, yüzde 77,1 ile imalat sanayisinde (21 milyar 673 milyon dolar), yüzde 15,3 ile madencilik ve taş ocakçılığında (4 milyar 290 milyon dolar), yüzde 4,7 ile tarım, ormancılık ve balıkçılıkta (1 milyar 329 milyon dolar) hesaplandı.</p>
<p>Mayısta en fazla ithalat yapılan ülkeler, 3 milyar 430 milyon dolarla Çin, 2 milyar 483 milyon dolarla Rusya ve 2 milyar 42 milyon dolarla Almanya oldu.</p>
<p>İthalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içindeki payı, yüzde 48,8 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Söz konusu ayda en fazla ithalat yapılan ülke grupları, 8 milyar 76 milyon dolarla AB, 6 milyar 810 milyon dolarla Asya ülkeleri ve 4 milyar 343 milyon dolarla diğer Avrupa ülkeleri olarak sıralandı.</p>
<p><strong>Ocak-mayıs döneminde dış ticaret açığı yüzde 3,6 arttı</strong></p>
<p>GTS kapsamında ocak-mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine göre ihracat, yüzde 0,3 artarak 111 milyar 169 milyon dolar, ithalat yüzde 1,2 yükselişle 153 milyar 905 milyon dolar, dış ticaret hacmi yüzde 0,8 artışla 265 milyar 74 milyon dolar olarak hesaplandı.</p>
<p>Söz konusu dönemde, dış ticaret açığı yüzde 3,6 yükselişle 42 milyar 736 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 72,2 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-mayista-yuzde-157-dustu-80441</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/03/ihracat-dis-ticaret.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının mayıs ayı verilerine göre ihracat yıllık yüzde 9,3 azalışla 22 milyar 504 milyon dolar, ithalat da yüzde 10,7 azalarak 28 milyar 103 milyon dolar oldu. Bu dönemde dış ticaret açığı, yüzde 15,7 düşerek 5,6 milyar dolara indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsekten-enflasyon-aciklamasi-yili-yuzde-20li-seviyelerin-ortalarinda-tamamlamayi-bekliyoruz-80440</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek&#039;ten enflasyon açıklaması: Yılı yüzde 20&#039;li seviyelerin ortalarında tamamlamayı bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "Nomura Yatırım Forumu Asya 2026" etkinliğinde "Türkiye'nin Finansal İstikrara Giden Yeni Rotası" başlıklı oturumuna video konferans yöntemiyle katıldığını bildirdi. </p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Türkiye'nin şoklara açık bir dünyada ve zorlu bir coğrafyada bulunduğunu ifade eden Şimşek, şokların, ekonomi programının hedeflerine ulaşma hızını yavaşlatabileceğini ancak gidişatın yönünü değiştirmesinin pek olası olmadığını belirtti.</p>
<p>Şimşek, dezenflasyon programında duruşlarının net olduğuna dikkati çekerek, "Büyük şokların yaşandığı bir yılda bile enflasyonun düşmeye devam etmesini ve yılı yüzde 20'li seviyelerin ortalarında tamamlamayı bekliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Elde ettikleri başarıların kendisini açıkça gösterdiğini aktaran Şimşek, son 23 yılda Türkiye'nin ortalama bütçe açığının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'ya (GSYH) oranının yüzde 2,6 olduğunu anımsattı.</p>
<p><strong>"Bütçe açığını GSYH'nin yüzde 3'ünün altında tutma yolunda kararlılıkla ilerliyoruz"</strong></p>
<p>Şimşek, harcama disiplini, kayıt dışılıkla mücadele, güçlü vergi uyumu, denetim ve tahsilattaki iyileşmeler sayesinde bütçe açığını 2023'teki yüzde 5,1 seviyesinden geçen yıl yüzde 2,9'a düşürdüklerine işaret ederek, "Yüksek petrol fiyatlarının etkisini hafifletmek için eşel mobil sistemiyle mali alanı kullanmış olmamıza rağmen 2026 hedefimize ulaşma ve orta vadede bütçe açığını GSYH'nin yüzde 3'ünün altında tutma yolunda kararlılıkla ilerliyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Belirli kur hedeflerinin olmadığını aktaran Şimşek, programın başından bu yana Türk lirasına olan güvenin önemli ölçüde arttığına dikkati çekti.</p>
<p>Şimşek, bu durumun sıkı para politikası duruşu, etkili makroihtiyati tedbirler ve geçmiş dalgalanma dönemlerine kıyasla temelden çok daha güçlü döviz rezerv pozisyonunun sonucu olduğunu kaydetti.</p>
<p>Yüksek enerji fiyatlarının muhtemel cari açığı artırmasının yönetilebilir düzeyde olduğuna işaret eden Şimşek, iç talepteki yavaşlamanın ve ihracattaki dayanıklılığın savaşın olumsuz etkilerini sınırlamasını beklediklerini bildirdi.</p>
<p>Şimşek, ihracatın, tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi, avro/dolar paritesi ve yüksek katma değerli üretim ile desteklendiğini belirterek, cari açığın, uzun vadeli ortalamanın altında kalarak GSYH'nin yaklaşık yüzde 3'ü seviyesinde gerçekleşmesini beklediklerini aktardı.</p>
<p>Şimşek, doğrudan yabancı yatırımları, nitelikli iş gücünü ve sermayeyi çekmek amacıyla kapsamlı bir düzenleme yaptıklarını belirterek, paylaşımında bu kapsamdaki hususlara ilişkin bilgi verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsekten-enflasyon-aciklamasi-yili-yuzde-20li-seviyelerin-ortalarinda-tamamlamayi-bekliyoruz-80440</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/simsek-1776501507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nomura Yatırım Forumu&#039;na video konferans yöntemiyle katılan Bakan Şimşek, &quot;Büyük şokların yaşandığı bir yılda bile enflasyonun düşmeye devam etmesini ve yılı yüzde 20&#039;li seviyelerin ortalarında tamamlamayı bekliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egede-sezon-acildi-ama-turizm-durdu-80439</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 13:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege&#039;de sezon açıldı ama turizm durdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Turizm sezonunun başlamasıyla birlikte sahil destinasyonlarında hareketlilik artsa da sektör temsilcileri bu yazdan beklentilerini aşağı çekti. Yüksek maliyetler, fiyat rekabetinde yaşanan zorluklar ve tatil planlarının son dakikaya bırakılması nedeniyle rezervasyon akışının yavaş ilerlediğini belirten turizmciler, sezonun belirsizlik içinde başladığını ifade ediyor. Bodrum’da sezonun geçen yıla göre yüzde 5 daralmayla tamamlanabileceği öngörülürken, Kuşadası’nda ise kaybın yüzde 10’e ulaşabileceği dile getiriliyor.</p>
<h2>Çiçek: Geçen yılın yüzde 10 gerisindeyiz</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a215aca4710d-1780570826.jpg" alt="" width="700" height="517" /></p>
<p>Ortadoğu’daki gerilimin turizm sektörünü doğrudan etkilediğini belirten Peninsula Tour Genel Müdürü Fahrettin Çiçek, “Savaş ve bölgedeki karışıklık başlayana kadar satışlarımız geçen yılın yüzde 20 üzerinde seyrediyordu. Ancak savaşla birlikte ciddi iptaller almaya başladık ve haftalık bazda satışlarımız yüzde 80 oranında düştü. Şu an geçen yılın yaklaşık yüzde 10 gerisindeyiz. 2026 sezonuna çift haneli büyüme hedefiyle girmiştik ancak şu anda geçen yılın çift haneli altında seyrediyoruz. Uçuş iptalleri ve petrol fiyatlarına bağlı artan ulaşım maliyetleri de bizi zorluyor. İç pazarda da beklenen hareketlilik oluşmadı. Yüksek sezon için de kaygılarımız sürüyor” dedi.</p>
<h2>Girgin: Bodrum özelinde yüzde 5’lik bir düşüş öngörüyoruz</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a21598a4e4af-1780570506.JPG" alt="" width="700" height="468" /></p>
<p>2026 yaz sezonuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Bodrum Temsilcisi Yiğit Girgin, “Savaşın yarattığı atmosfer nedeniyle turizm sektöründe bir duraklama dönemi yaşıyoruz. Talep istenilen seviyede değil. Savaşın yarattığı ekonomik sonuçlar, ulaşım maliyetleri, yakıt fiyatları ve tedarik süreçlerindeki aksaklıklar insanları tatil planlarını ertelemeye itiyor. Bölgedeki uçuş iptalleri de turist akışını etkileyebilecek önemli bir risk oluşturuyor. Bodrum özelinde yüzde 5’lik bir düşüş öngörüyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Deliveli: Dalaman Havalimanı sezonu en az yüzde 10 ve üzeri düşüşle kapatacak</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a21599bbc834-1780570523.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Turizm sektöründe işlerin beklenen seviyede gitmediğini belirten Emre Hotels CEO’su Mustafa Deliveli, “İngiltere’de kayıplar devam ediyor, geçen senenin çok altındayız. Dış pazarda sadece İngiltere değil Rusya’da da ciddi sıkıntı var; büyük operatörlerde uçak bulamama, lisans sorunları gibi problemler etkili. Küçük pazarlar da kayboluyor; örneğin İsveç hattı haftalık tek uçuşla iptal edildi, Bulgaristan uçuşları da Mayıs sonu-Haziran başı için iptal oldu. Dalaman Havalimanı’nın sezonu çift haneli, yani en az yüzde 10 ve üzeri bir düşüşle kapatacağını düşünüyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egede-sezon-acildi-ama-turizm-durdu-80439</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/7/1280x720/tatil-yaz-turizm-1776497022.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizm sezonuna yüksek beklentilerle giren sektör, artan maliyetler, zayıf talep ve son dakika rezervasyonlarının etkisiyle hayal kırıklığı yaşıyor. Sektör temsilcileri Bodrum’da sezonun yüzde 5, Kuşadası ve Dalaman hattında ise çift haneli kayıplarla tamamlanabileceğini öngörüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hizmet-uretici-fiyatlari-mayista-yuzde-323-artti-80438</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 13:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet üretici fiyatları mayısta yüzde 3,23 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre H-ÜFE, geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 3,23, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 18,17, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 34,62 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 35,43 yükseldi.</p>
<p>Endeks, Mayıs 2025'e göre ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 38,46, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 31,79, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 29,91, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 31,78, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 34,04, idari ve destek hizmetlerde yüzde 32,44 arttı.</p>
<p>H-ÜFE'de, mayısta bir önceki aya göre ise ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 4,45, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 3,55, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 1,24, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 3,4, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 0,68, idari ve destek hizmetlerde yüzde 3,27 artış gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hizmet-uretici-fiyatlari-mayista-yuzde-323-artti-80438</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/1/1280x720/otel-rezervasyon-1764315521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre Hizmet Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 3,23, yıllık bazda da yüzde 34,62 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hitachi-energy-dilovasinda-70-milyon-dolarlik-yatirim-gerceklestirdi-80437</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 13:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hitachi Energy&#039;den Dilovası’na 70 milyon dolarlık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Hitachi Energy, Kocaeli Dilovası’nda kurduğu yeni Güç Transformatörleri Fabrikası Ve Servis Merkezi’ nin açılışı gerçekleştirildi. Açılış töreniyle devreye alınan tesis, şirketin Türkiye’de yaklaşık 60 yıla dayanan transformatör üretim geçmişindeki önemli yatırımlardan biri olacak.</p>
<p>2025 yılında duyurulan 70 milyon dolarlık stratejik yatırım kapsamında hayata geçirilen tesis; Türkiye’nin Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika arasında bölgesel üretim, ihracat ve servis üssü olma konumunu güçlendirmeyi hedefliyor. Şirketten yapılan açıklamaya göre, yeni yatırımla birlikte Hitachi Energy’nin Türkiye’deki üretim kapasitesi yüzde 70 artarken, ülkenin güvenilir, esnek ve sürdürülebilir enerji altyapısına yönelik artan ihtiyacına da destek sağlanacak.</p>
<h2>50’den fazla ülkeye ihracat yapılacak</h2>
<p>Dilovası’nda açılan tesisin, kamu hizmetleri, yenilenebilir enerji projeleri, sanayi kuruluşları, ulaşım altyapıları ve veri merkezlerine yönelik küçük, orta ve büyük ölçekli güç transformatörlerinin üretimini gerçekleştirecek şekilde tasarlandığı bildirildi. Yerel üretim ve servis kapasitesinin artırılmasıyla birlikte yatırımın; şebeke modernizasyonu, yenilenebilir enerji entegrasyonu ve enerji arz güvenliği alanlarında Türkiye’nin dönüşüm sürecine katkı sağlaması hedefleniyor. Tesiste üretilen ürünler aynı zamanda 50’den fazla ülkeye ihraç edilecek.</p>
<h2>"Türkiye yenilenebilir enerji kapasitesini artıracak"</h2>
<p>Japonya Türkiye Büyükelçisi Masami Tamura yatırımın Türkiye’nin enerji dönüşümü ve bölgesel enerji altyapısı açısından önemli bir adım olduğunu dile getirdi. Tamura, “Türkiye yenilenebilir enerji kapasitesini artırırken aynı zamanda enerji iletim altyapısını da güçlendirme konusunda önemli bir dönüşüm gerçekleştiriyor. Dilovası’nda hayata geçirilen bu yatırımın yalnızca ileri teknolojilerin Türkiye’ye kazandırılması açısından değil, aynı zamanda mühendislik bilgi birikiminin paylaşılması, yerel istihdamın desteklenmesi ve Türkiye’nin bölgesel bir üretim üssü olarak konumunun güçlenmesi açısından da büyük değer taşıdığına inanıyoruz. Japonya ile Türkiye arasındaki uzun yıllara dayanan güçlü iş birliğinin enerji alanında da somut projelerle gelişmesinden memnuniyet duyuyoruz" diye konuştu.</p>
<p>Gerçekleşen yatırımın Avrupa’nın transformatör teknolojileri ve üretimindeki küresel lider konumunu güçlendirdiğini ifade eden Hitachi Energy Avrupa Bölge Başkanı Maxine Ghavi, “Dilovası gibi donanımlı tesisler; kıta genelinde ve ötesinde şebeke genişlemesini, elektrifikasyonu ve sistem dayanıklılığını mümkün kılan Avrupa sanayi altyapısının önemli bir parçasını oluşturuyor. Elektrik talebinin hızla arttığı bu dönemde, kritik şebeke ekipmanlarında Avrupa’nın üretim kapasitesini güçlendirmek; güvenli, rekabetçi ve sürdürülebilir bir enerji geleceği açısından büyük önem taşıyor" dedi.</p>
<h2>Müşterilere hızlı ve etkin hizmet sunma kapasitesi arttı</h2>
<p>Hitachi Energy Türkiye Genel Müdürü Yasemin Öztekin, “Dilovası güç transformatörleri fabrikası ve servis merkezi, Türkiye’ye duyduğumuz uzun vadeli güvenin ve ülkenin enerji ile sanayi hedeflerine katkı sağlama konusundaki güçlü kararlılığımızın bir göstergesidir. Müşterilerimize daha hızlı ve etkin hizmet sunma kapasitemizi artıran yatırım; aynı zamanda Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme, enerji dönüşümü ve yüksek katma değerli üretim ile nitelikli istihdam hedeflerini de destekliyor” dedi.</p>
<p>Öztekin, "Fabrika bünyesinde faaliyet gösterecek servis merkezi ise Hitachi Energy’nin yaşam döngüsü hizmetleri alanındaki yetkinliklerini güçlendirecek. Merkez; danışmanlık, ekipman kurulumu ve devreye alma süreçlerinden bakım, onarım, modernizasyon, yedek parça ve kullanım ömrü uzatma hizmetlerine kadar geniş kapsamlı çözümler sunacak" dedi.</p>
<h2>"Türkiye'nin iklim ve karbon azaltım hedeflerine katkı sağlayacak"</h2>
<p>Sürdürülebilirlik yaklaşımı doğrultusunda ultra düşük karbonlu üretim tesisi olarak tasarlanan Dilovası Fabrikası, geleneksel üretim tesislerine kıyasla karbon emisyonlarını yaklaşık yüzde 95 oranında azaltmayı hedefliyor. Tesiste yenilenebilir elektrik kullanımı, yüksek verimlilik sağlayan üretim ve HVAC sistemleri, saha içi güneş enerjisi entegrasyonu ile yağmur suyu toplama ve gri su geri kazanımı gibi ileri su yönetimi uygulamalarının kullanılacağı bilgisi verildi. Tesisin, Türkiye’nin iklim ve karbon azaltım hedeflerine katkı sağlaması amaçlanıyor.</p>
<p>Tesisle birlikte iş gücü kapasitesinin yüzde 30 artırılması ve mühendislik ile teknik alanlarda yeni istihdam fırsatları yaratılması hedefleniyor.</p>
<p> </p>
<p><br /><br /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hitachi-energy-dilovasinda-70-milyon-dolarlik-yatirim-gerceklestirdi-80437</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/7/1280x720/hitachi-energy-dilovasinda-70-milyon-dolarlik-yatirim-gerceklestirdi-1780569876.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hitachi Energy’nin, Dilovası’nda hayata geçirdiği Güç Transformatörleri Fabrikası ve Servis Merkezi açıldı. 70 milyon dolarlık yatırımla kurulan tesisin, Türkiye’nin enerji dönüşümü hedeflerine katkı sunarken, üretim kapasitesini yüzde 70, istihdamı ise yüzde 30 artıracağı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vergi-duzenlemeleri-resmi-gazetede-80429</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 11:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi düzenlemeleri Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vergiye yönelik düzenlemeleri de içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, amme borcunun vadesinde ödenmesi veya haczin tatbiki ya da haczolunmuş malların paraya çevrilmesi, amme borçlusunu çok zor duruma düşürecekse borçlu tarafından yazı ile istenmiş ve teminat gösterilmiş olmak şartıyla, alacaklı amme idaresince veya yetkili kılacağı makamlarca amme alacağı 72 ayı geçmemek üzere ve faiz alınarak tecil olunabilecek.</p>
<p>Amme borçlusunun alacaklı tahsil daireleri itibarıyla tecil edilen borçlarının toplamı 1 milyon lirayı aşmadığı takdirde teminat şartı aranılmayacak. Bu tutarın üzerindeki amme alacaklarının tecilinde, gösterilmesi zorunlu teminat tutarı 1 milyon lirayı aşan kısmın yarısı olacak. Cumhurbaşkanı, bu tutarı 10 katına kadar artırmaya, yarısına kadar indirmeye, yeniden kanuni tutarına getirmeye ve alacaklı amme idareleri itibarıyla bu hadler arasında farklı tutar belirlemeye yetkili olacak.</p>
<p><strong>Yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu'nda "yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası" başlıklı yeni madde ihdas edildi. Buna göre, ülkede yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye'de yerleşmiş sayılmasından önceki son 3 takvim yılında ülkede ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları, 20 yıl boyunca gelir vergisinden müstesna tutulacak.</p>
<p>Bu kanunda yapılan değişikliğe göre, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu'nda tanımlanan nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin 3 katını aşmayan kısmı için (Endüstri Bölgeleri Kanunu kapsamında kurulan endüstri bölgelerinde, bölgenin yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunanlar ile katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi'nde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri açısından brüt asgari ücretin 5 katı) gelir vergisi istisnası uygulanacak.</p>
<p>Cumhurbaşkanı, bu bentte yer alan 3 ve 5 katlarını birlikte veya ayrı ayrı bir kata kadar belirlemeye, iki katına kadar artırmaya yetkili olacak.</p>
<p><strong>Yurt dışından getirilerek ekonomiye kazandırılan varlıklar</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu'na eklenen hükme göre, vergiye gönüllü uyumu artırmak amacıyla, gerçek veya tüzel kişilerce, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları, 31 Temmuz 2027'ye kadar banka veya aracı kurumlara bildirilecek. Bu kapsamda bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 2 ay içinde Türkiye'deki banka ya da aracı kurumlarda adlarına açılan hesaplara transfer edilmesi veya yurt dışından fiziki olarak getirilenlerin bu hesaplara yatırılması gerekecek. Fiziki olarak yurt dışından getirilen varlıklar, yurda getirildiği gümrük idaresine yapılacak beyana ilişkin belgeler ile tevsik olunacak. Gümrük idaresi, bu kapsamda aldığı beyanları, alındığı ayı takip eden ayın sonuna kadar Gelir İdaresi Başkanlığına bildirecek.</p>
<p>Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye'de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları, 31 Temmuz 2027'ye kadar banka veya aracı kurumlara bildirilecek. Bildirilen varlıkların bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlara yatırılmak suretiyle tevsik edilmesi zorunlu olacak. Bu kapsamda bildirilen varlıklar, Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutan mükellefler tarafından bildirim tarihi itibarıyla kanuni defterlere kaydedilecek. Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, bu kapsamdaki hükümler uyarınca kanuni defterlerine kaydettikleri kıymetler için pasifte özel fon hesabı açacak. Bu fon hesabı, bildirim tarihinden itibaren 2 yıl geçmedikçe işletmeden çekilemeyecek. Sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamayacak, işletmenin tasfiye edilmesi halinde ise vergilendirilmeyecek. Serbest meslek kazanç defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler, söz konusu kıymetleri defterlerinde ayrıca gösterecek. Bu varlıklar, dönem kazancının tespitinde dikkate alınmayacak ve bildirim tarihinden itibaren 2 yıl geçmesi koşuluyla vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmeden çekilebilecek.</p>
<p>Cumhurbaşkanı, 31 Temmuz 2027 tarihini, bitim tarihinden itibaren her defasında 6 ayı geçmeyen süreler halinde bir yıla kadar uzatmaya, Hazine ve Maliye Bakanlığı hüküm kapsamına giren varlıkların Türkiye'ye getirilmesi ve bildirimi ile işletmeye dahil edilmelerine ilişkin hususları, bildirim ve beyana esas şekli ile hükmün uygulanmasında kullanılacak bilgi ve belgeler ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak.</p>
<p><strong>"Teknogirişim" rozetine sahip halka açık olmayan şirketlere ilişkin düzenleme</strong></p>
<p>Kanunla Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunu'nda yapılan düzenlemeye göre de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca verilen "Teknogirişim" rozetine sahip, halka açık olmayan şirketlerin paya dönüştürülebilir borç sözleşmelerine dayanarak yapacakları şarta bağlı sermaye artırımlarında Türk Ticaret Kanunu'nun şarta bağlı sermaye artırımına ilişkin hükümleri uygulanmayacak. Bu kapsamda yer alan şirketlerin şarta bağlı sermaye artırımlarının usul ve esasları, Ticaret Bakanlığının görüşü üzerine Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenecek.</p>
<p>İstanbul Finans Merkezi'nde katılımcı belgesi alarak finansal faaliyette bulunan kuruluşların kazançları için yüzde 100 olarak uygulanan kurumlar vergisi indirimi uygulamasının süresi 2047 yılına kadar uzatıldı. Ayrıca bu kuruluşlara kuruluş ve izinleri için finansal faaliyet harçları yönünden 5 yıl süreyle sağlanan muafiyet 20 yıla çıkarıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vergi-duzenlemeleri-resmi-gazetede-80429</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/4/1280x720/kdv-vergi-1767328296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan düzenlemeyle, Türkiye&#039;de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, bundan önceki son 3 takvim yılında ülkedeki ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla ülke dışında elde ettiği kazanç ve iratları, 20 yıl boyunca gelir vergisinden müstesna olacak. Amme alacağına ilişkin tecillerde azami taksit süresi 36 aydan 72 aya, teminatsız tecil tutarı 1 milyon liraya çıkarılıyor. Gerçek veya tüzel kişilerce, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının 31 Temmuz 2027&#039;ye kadar banka veya aracı kurumlara bildirilmesi halinde, söz konusu varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-universitesinde-afrika-calismalari-merkezi-kuruldu-80444</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya Üniversitesi’nde Afrika çalışmaları merkezi kuruldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Üniversitesi bünyesinde Afrika Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi kuruldu.</p>
<p>Sakarya Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösterecek merkez, Türkiye'de Afrika çalışmalarının gelişimine katkı sunmayı, bu alandaki bilimsel araştırmaları teşvik etmeyi ve ulusal ile uluslararası iş birliklerini güçlendirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, Sakarya Üniversitesi olarak Türkiye’nin ihtiyaçları ile akademik potansiyeli bir araya getirmeyi amaçladıklarını söyledi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2170184bf75-1780576280.jfif" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>Afrika Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi</strong></p>
<p>Afrika kıtasıyla karşılıklı saygı ve kardeşlik temelinde yürüttükleri stratejik ilişkilere güçlü bir akademik zemin kazandırmayı hedeflediklerini belirten Prof. Dr. Hamza Al şu bilgileri verdi: “Devletimizin Afrika açılımına ve kamu diplomasisine stratejik bilgi üretmek ve bilimsel destek sunmak en temel önceliğimizdir. Afrika Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi, Afrika üzerine yürütülen bilimsel araştırmaları destekleyecek, ulusal ve uluslararası iş birliklerini güçlendirecek ve bu alanda özgün bilgi üretimine katkı sağlayacak. Merkez kapsamında Afrika çalışmaları alanında akademik yayınlar ve araştırma projeleri yürütülecek, ulusal ve uluslararası seminer, konferans, kongre ve sempozyumlar düzenlenecek. Ayrıca Afrika çalışmalarına yönelik bir ihtisas kütüphanesi oluşturulacak ve ilgili kurumlarla ortak araştırmalar gerçekleştirilecek.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-universitesinde-afrika-calismalari-merkezi-kuruldu-80444</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/4/1280x720/sakarya-universitesinde-afrika-calismalari-merkezi-kuruldu-1780576337.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, Sakarya Üniversitesi olarak Türkiye’nin ihtiyaçları ile akademik potansiyeli bir araya getirmeyi amaçladıklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/issizlik-nisanda-01-puan-artti-80424</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 10:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlik nisanda 0,1 puan arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan 2026'ya ait iş gücü istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaş grubundaki işsiz sayısı, nisanda bir önceki aya kıyasla 5 bin azalarak, 2 milyon 868 bin kişiye geriledi. İşsizlik oranı ise 0,1 puan artışla yüzde 8,2 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>İşsizlik oranı, geçen yılın aynı ayına göre ise 0,5 puan azaldı.</p>
<p>İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,8, kadınlarda yüzde 11 olarak tahmin edildi.</p>
<p>Söz konusu ayda, 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfustaki işsizlik oranı, nisanda bir önceki aya göre 0,8 puan azalarak yüzde 14,5 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı, erkeklerde yüzde 12, kadınlarda yüzde 19,4 olarak hesaplandı.</p>
<p>TÜİK, bazı aylara ilişkin verilerde revizyona gitti.</p>
<p>Buna göre 2024-2026 dönemi mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yıl/Aylar</td>
<td>Ocak</td>
<td>Şubat</td>
<td>Mart</td>
<td>Nisan</td>
<td>Mayıs</td>
<td>Haziran</td>
<td>Temmuz</td>
<td>Ağustos</td>
<td>Eylül</td>
<td>Ekim</td>
<td>Kasım</td>
<td>Aralık</td>
</tr>
<tr>
<td>2024</td>
<td>9,2</td>
<td>8,6</td>
<td>8,8</td>
<td>8,6</td>
<td>8,4</td>
<td>9,1</td>
<td>9</td>
<td>8,5</td>
<td>8,5</td>
<td>8,7</td>
<td>8,4</td>
<td>8,6</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>8,5</td>
<td>8,2</td>
<td>8</td>
<td>8,7</td>
<td>8,4</td>
<td>8,6</td>
<td>8,1</td>
<td>8,5</td>
<td>8,6</td>
<td>8,5</td>
<td>8,6</td>
<td>7,8</td>
</tr>
<tr>
<td>2026</td>
<td>8,1</td>
<td>8,4</td>
<td>8,1</td>
<td>8,2</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısı, nisanda bir önceki aya kıyasla 356 bin kişi gerileyerek 32 milyon 166 bin kişi oldu. İstihdam oranı ise 0,6 puan azalışla, yüzde 48,1 olarak gerçekleşti. Bu oran erkeklerde yüzde 65,4 iken, kadınlarda yüzde 31,2 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış iş gücü, nisanda bir önceki aya göre 361 bin kişi azalarak, 35 milyon 34 bin kişiye ulaştı. İş gücüne katılma oranı ise 0,6 puan düşerek yüzde 52,4 olarak gerçekleşti. İş gücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 70,2 iken, kadınlarda yüzde 35 olarak hesaplandı.</p>
<p>İstihdam edilenlerden referans döneminde iş başında olanların mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi, nisanda bir önceki aya göre 0,3 saat artarak, 42,1 saat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel iş gücü ve işsizlerden oluşan atıl iş gücü oranı nisanda aylık bazda 1,2 puan azalarak yüzde 30,1 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 19,3 iken, işsiz ve potansiyel iş gücünün bütünleşik oranı yüzde 20,5 olarak tahmin edildi.</p>
<p>Türkiye genelinde nisan ayına ilişkin mevsim etkilerinden arındırılmış temel iş gücü göstergeleri şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>15 ve daha yukarı yaştakiler</td>
<td>Toplam</td>
<td>Erkek</td>
<td>Kadın</td>
</tr>
<tr>
<td>Nüfus (bin kişi)</td>
<td>66.861</td>
<td>33.054</td>
<td>33.807</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücü (bin kişi)</td>
<td>35.034</td>
<td>23.202</td>
<td>11.832</td>
</tr>
<tr>
<td>İstihdam (bin kişi)</td>
<td>32.166</td>
<td>21.630</td>
<td>10.536</td>
</tr>
<tr>
<td>İşsiz (bin kişi)</td>
<td>2.868</td>
<td>1.572</td>
<td>1.297</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücüne dahil olmayanlar (bin kişi)</td>
<td>31.826</td>
<td>9.852</td>
<td>21.974</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücüne katılma oranı (yüzde)</td>
<td>52,4</td>
<td>70,2</td>
<td>35</td>
</tr>
<tr>
<td>İstihdam oranı (yüzde)</td>
<td>48,1</td>
<td>65,4</td>
<td>31,2</td>
</tr>
<tr>
<td>İşsizlik oranı (yüzde)</td>
<td>8,2</td>
<td>6,8</td>
<td>11</td>
</tr>
<tr>
<td>Genç nüfusta işsizlik oranı (15-24 yaş)</td>
<td>14,5</td>
<td>12</td>
<td>19,4</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/issizlik-nisanda-01-puan-artti-80424</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/issizlik-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre işsizlik oranı, aylık bazda 0,1 puan artışla yüzde 8,2&#039;ye yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tobb-nefes-kredisi-ucuncu-kez-devreye-giriyor-80423</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 10:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOBB Nefes Kredisi üçüncü kez devreye giriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Finansman sıkıntısı çeken işletmelere TOBB kaynaklarıyla KGF kefaletiyle geçen yıl iki dilimde 55 milyar lira olarak kullandırılan nefes kredisinin üçüncü dönem 8 Haziran Pazartesi günü itibarıyla başlayacak.</p>
<p>TOBB, KGF ve Bankaların iş birliğinde verilecek kredide, firma başına üst limit 3 milyon lira olarak uygulanacak. Geçen yıl kullandırılan nefes kredilerinde limit 1.5 milyon lira düzeyindeydi. Faiz 24 ay vadeye kadar yıllık yüzde 36, 24 ay üzerindeki vadelerde ise yıllık yüzde 34 faiz uygulanacak. Kredi 6 ay anapara ödemesiz dönem dâhil, toplam azami 48 ay vadeli olacak. Yeni Nefes Kredisinde reel sektöre toplam 25 milyar liralık kaynak aktarılacak. Bu yıl içerisinde yeni paketlerle birlikte toplam limitin 100 milyar liraya çıkması hedefleniyor.</p>
<p>Kredi, TOBB, KGF ve bankaların iş birliğiyle kullandırılacak ve başvurular 8 Haziran Pazartesi günü başlayacak. Destekten TOBB’a bağlı oda ve borsa üyesi işletmeler yararlanabilecek.</p>
<p><strong>Toplam 9 banka aracılık edecek</strong></p>
<p>Nefes Kredisi’ne; Akbank, Denizbank, QNB Bank, Ziraat Bankası, Garanti Bankası, Halkbank, Vakıfbank, Yapı ve Kredi Bankası ve Ziraat Katılım Bankası olmak üzere 9 banka aracılık edecek.</p>
<p>Ekonomi yönetimiyle sağlanan koordinasyon ile hayata geçirilen Nefes Kredisinde geçen yıl 61 bin şirket, 81 milyar liralık kredi kullanmıştı.</p>
<p><strong>Hisarcıklıoğlu: Amacımız zor günlerde çarkın dönmesini sağlamak</strong></p>
<p>Nefes Kredisindeki yeni dönemi değerlendiren TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, reel sektörün en büyük sorununun finansmana erişim olduğunun altını çizerek,</p>
<p>“Özellikle KOBİ kredilerine uygulanan büyüme sınırı krediye erişimi zorlaştırıyor. Böyle bir dönemde KOBİ’lerimize destek olmak için yeni bir kaynak oluşturduk” dedi.</p>
<p>Bu kapsamda KGF ve bankalarla güç birliği yaptıklarını ifade eden Hizarcıklıoğlu,</p>
<p>“Amacımız zor günlerde KOBİ’lerimizin yanında durup çarkların dönmesini sağlamak. 2025 yılı içerisinde üç aşamada TOBB Nefes Kredisi'nden 61 bin firma yararlandı. KOBİ’lere sağladığımız destek 81 milyar Türk Lirası’na ulaştı. Kredi Garanti Fonu (KGF) Özkaynak Kefalet Programı kapsamında 2026 için de toplam 100 milyar Türk Lirası tutarında bir kredi hacmi oluşturmayı hedefliyoruz”  diye konuştu.</p>
<p>Dilimler halinde kullandırılması planlanan bu yeni paketin 25 milyar liralık ilk diliminin üyelerin erişimine açıldığını dile getiren Rifat Hisarcıklıoğlu, destek için Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimsek'e, Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan'a, KGF Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Özegen’e ve katılan bankaların yöneticilerine teşekkür etti.</p>
<p><strong>KİMLER BAŞVURABİLİR?</strong></p>
<p>TOBB'a bağlı Oda-Borsa üyesi işletmeler TOBB Nefes Kredisi'ne başvurabilir.</p>
<p><strong>NE ZAMAN BAŞLIYOR?</strong></p>
<p>Başvurular, 8 Haziran 2026 tarihi itibariyle başlıyor.</p>
<p><strong>KREDİ LİMİTİ</strong></p>
<p>TOBB Nefes Kredisi'nden bir firma azami 3 milyon TL kredi kullanabilecek.</p>
<p><strong>KREDİ HACMİ</strong></p>
<p>Kredi hacminin toplam büyüklüğü 100 milyar Türk Lirası olacak. İlk aşamada 25 milyar Türk Lirası iş dünyasının kullanımına sunulacak.</p>
<p><strong>ÖDEME KOŞULLARI</strong></p>
<p>Krediler, 6 ay anapara ödemesiz dönem dahil toplam azami 48 ay vadeli olacak. Kredi, 24 aya kadar yıllık yüzde 36, 24 ay üzeri yıllık yüzde 34 faizle kullandırılacak.</p>
<p><strong>KREDİYİ HANGİ BANKALAR VERECEK?</strong></p>
<p>* Akbank</p>
<p>* Denizbank</p>
<p>* QNB Bank</p>
<p>* Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası</p>
<p>* Türkiye Garanti Bankası</p>
<p>* Türkiye Halk Bankası</p>
<p>* Türkiye Vakıflar Bankası</p>
<p>* Yapı ve Kredi Bankası</p>
<p>* Ziraat Katılım Bankası</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tobb-nefes-kredisi-ucuncu-kez-devreye-giriyor-80423</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/3/1280x720/para-tl-1780558831.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ’lere uygun şartlarda finans imkânı sağlayan TOBB Nefes Kredisi’nde yeni dönem başvuruları 8 Haziran&#039;da başlayacak. Yeni dönemde reel sektöre toplam 25 milyar liralık kaynak aktarılacak. Yıl içerisinde toplam limitin 100 milyar liraya çıkarılması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/meyvede-var-yili-ihracat-rekoru-getirebilir-80420</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 10:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meyvede ‘var yılı’ ihracat rekoru getirebilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçılar Birliği (UYMSİB) Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Taner, yaş meyve sebze sektöründe hem fiyatları hem de ihracat performansını etkileyen gelişmeleri değerlendirdi.</p>
<p>Taner, 2025 yılında görülen gıda enflasyonunun temel nedeninin geçen yıl yaşanan şiddetli don olayları olduğunu söyledi. Taner, Nisan ayında meydana gelen donun yalnızca yaz meyvelerini değil, kışlık ürünleri de ciddi şekilde etkilediğini belirterek “Elma, armut, kiraz gibi ürünlerde önemli kayıplar yaşandı. Bu ürünlerin önemli bir kısmı yılın ilk çeyreğinde iç pazara ve ihracata sunulduğu için fiyatlar yılın başında da yüksek seyretti” dedi. Kış dönemindeki üretim kayıplarına ek olarak bu yılın başında yaşanan yoğun yağışların da sektöre etkisine değinen Taner, baraj doluluklarının olumlu bir gelişme olduğunu ancak Antalya ve Çukurova gibi önemli üretim bölgelerinde sel ve fırtınaların sebze üretimini olumsuz etkilediğini ifade etti. Küresel enflasyon ve artan girdi maliyetlerinin de fiyatlar üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Taner, bazı dönemlerde piyasalarda spekülatif fiyat hareketlerinin de görülebildiğini, bu kapsamda denetimlerin önemine dikkat çekti.</p>
<h2>“2026 var yılı, güçlü rekolte bekliyoruz”</h2>
<p>Sektörde bu yılın “var yılı” olduğuna işaret eden Taner, iklim koşullarının üretim açısından oldukça elverişli geçtiğini söyledi. Kışın soğuk ve dengeli geçmesinin, çiçeklenme ve tozlanma süreçlerini desteklediğini belirten Taner, “Taş çekirdekli, yumuşak çekirdekli ve narenciye gruplarında yüksek rekolte bekliyoruz” dedi. Ağaçların geçen yıl düşük verim nedeniyle dinlendiğini ifade eden Taner, 2026’nın ihracat açısından rekor yılı olabileceğini dile getirdi. Ürün bolluğunun yeni bir risk alanı oluşturabileceğini vurgulayan Taner, bu dönemde en kritik konunun pazar yönetimi olduğunu söyledi. İç piyasa ve ihracat kanallarının aynı anda güçlü çalışması gerektiğini belirten Taner, “Ürün fazla olduğunda doğru yönetilmezse dalında kalma, fiyat düşüşü ve üretici zararı gibi sonuçlar doğabilir” dedi. Avrupa ve diğer ana pazarlarda süpermarketlerin bu yıl satış artırma ve promosyon stratejilerine odaklandığını aktaran Taner, bunun Türkiye için fırsat yaratabileceğini ifade etti. 2026’nın ilk çeyreğinde yaş meyve sebze ihracatının 1,3 milyar dolara ulaştığını ve geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35 artış kaydedildiğini söyleyen Taner, miktar bazında düşüşe rağmen değer artışının dikkat çekici olduğunu vurguladı. Taner, yaz ürünlerinin devreye girmesiyle birlikte yılın daha güçlü kapanabileceğini ifade etti. </p>
<h2>Sınır kapıları ve lojistik en büyük darboğaz</h2>
<p>İhracatta en önemli sorunlardan birinin lojistik olduğuna dikkat çeken Taner, Bulgaristan ve Yunanistan sınır kapılarında yaşanan 3–5 günlük beklemelerin taze ürün ihracatını zorlaştırdığını söyledi. İhracatçılara verilen yüzde 3’lük desteklerin Temmuz’a kadar uzatılmasını olumlu bulduklarını söyleyen Taner, bu desteğin devam etmesi gerektiğini ifade etti. Enerji, ambalaj ve akaryakıt maliyetlerindeki artışın sektörü zorladığını belirten Taner, ihracatta en çok tartışılan konulardan biri olan pestisit kalıntılarına da değinerek ülkeler arasındaki limit farklılıklarının zaman zaman sorun yarattığını söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/meyvede-var-yili-ihracat-rekoru-getirebilir-80420</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/0/1280x720/meyvede-var-yili-ihracat-rekoru-getirebilir-1780557429.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçılar Birliği Başkanı Hamdi Taner, 2025’te yaşanan don ve iklim kaynaklı kayıpların gıda enflasyonunu yukarı taşıdığını belirtirken, 2026 için “yüksek rekolte ve ihracat rekoru” beklentisi açıkladı. Taner, buna karşın lojistik, maliyet ve sınır kapısı sorunlarının risk oluşturmaya devam ettiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hakan-dogu-elektrikli-araclarda-egitim-yatirimlari-stratejik-onemde-80418</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 10:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hakan Doğu: Elektrikli araçlarda eğitim yatırımları stratejik önemde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye Araç Satış Sonrası Hizmetler Federasyonu (TOBFED) Başkan Yardımcısı Hakan Doğu, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'nın (BTSO) elektrikli ve hibrit araç teknolojilerine yönelik eğitim yatırımlarının Türkiye açısından stratejik öneme sahip olduğunu söyledi.</p>
<p>BTSO ile TOBFED arasında mesleki eğitim, teknolojik dönüşüm ve nitelikli insan kaynağının geliştirilmesine yönelik iş birliği protokolünün imzalanmasının ardından TOBFED heyeti, BTSO Eğitim ve Teknoloji Kampüsü'nü ziyaret etti. Hakan Doğu, kampüs bünyesinde faaliyet gösteren Yeni Nesil Araç Teknolojileri Sektörel Mesleki Eğitim Yetkinlik Geliştirme ve Mükemmeliyet Merkezi'nde incelemelerde bulunarak yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. Elektrikli ve hibrit araçların otomotiv sektöründe köklü bir dönüşümü beraberinde getirdiğini ifade eden Doğu, bu süreçte en önemli ihtiyaçlardan birinin eğitimli teknik personel olduğunu vurguladı. Türkiye'de bu alanda faaliyet gösteren merkezlerin sayısının sınırlı olduğuna dikkat çeken Doğu, BTSO'nun hayata geçirdiği merkezin sektörün geleceği açısından önemli bir boşluğu dolduracağını belirtti. Yeni nesil araç teknolojilerinin güvenli ve yaygın şekilde servis hizmeti alabilmesi için teknik eğitim altyapısının güçlendirilmesi gerektiğini kaydeden Doğu, elektrikli ve hibrit araçların bakım ve onarım süreçlerinde uzmanlaşmış insan kaynağına duyulan ihtiyacın her geçen gün arttığını söyledi. Bursa'nın otomotiv üretimindeki güçlü konumuna işaret eden Doğu, kentte başlatılan bu eğitim hamlesinin zamanla Türkiye geneline yayılacağını ifade etti. Elektrikli ve hibrit araçlarda güvenliğin en kritik başlıklardan biri olduğunu belirten Doğu, teknolojideki hızlı değişime paralel olarak teknik bilgi ve uygulama yetkinliklerinin de geliştirilmesi gerektiğini dile getirdi. Doğu, bu alanda verilecek eğitimlerin hem çalışan güvenliği hem de sektörün sürdürülebilir büyümesi açısından hayati önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p>BTSO ile TOBFED arasında kısa süre önce imzalanan iş birliği protokolü; otomotiv satış sonrası hizmetler sektöründe mesleki eğitim ve belgelendirme, nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi, standardizasyon, Ar-Ge, inovasyon, sürdürülebilirlik ve ulusal-uluslararası projelerde ortak çalışmalar yürütülmesini kapsıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hakan-dogu-elektrikli-araclarda-egitim-yatirimlari-stratejik-onemde-80418</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/8/1280x720/hakan-dogu-elektrikli-araclarda-egitim-yatirimlari-stratejik-onemde-1780557092.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBFED Başkan Yardımcısı Hakan Doğu, BTSO Eğitim ve Teknoloji Kampüsü&#039;ndeki Yeni Nesil Araç Teknolojileri Merkezi&#039;nin Türkiye&#039;nin elektrikli ve hibrit araç dönüşümüne hazırlığında kritik rol üstleneceğini belirterek, &quot;Bursa&#039;da yakılan bu ateş tüm Türkiye&#039;ye yayılacak&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-depoda-sogan-patates-kalmadi-fiyat-yuzde-45-artti-80412</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 09:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayraktar: Depoda soğan patates kalmadı, fiyat yüzde 45 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Mayıs ayında üretici ile market arasındaki fiyat farkı en yüksek ürün yüzde 388 ile elma oldu. Üreticiden 18 liraya alınan elma markette 91 liraya satıldı. Fiyatı en çok artan ürün ise yüzde 44,7 ile soğan oldu. </p>
<p>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar, Mayıs ayında üretici market fiyatlarındaki farklılıklarla, girdi maliyetlerinde yaşanan gelişmelere yönelik açıklama yaptı.</p>
<p>Bayraktar’ın verdiği bilgilere göre üretici ile market arasındaki en yüksek fiyat farkı yüzde 388 ile elmada gözlenirken, bunu yüzde 278.6 ile havuz, yüzde 215.3 ile kabak, yüzde 206.5 ile fındık takip etti.</p>
<p><strong>Depoda ürün kalmadı</strong></p>
<p>Marketlerde satılan 36 üründen 22’sinde fiyat artışı, 13’ünde fiyat azalışı yaşanırken, bir ürünün fiyatı değişmedi. İç Anadolu Bölgesi’nde depolarda ürün kalmaması sebebiyle soğan yüzde 44.7’lik artışla fiyatı en çok yükseler ürün oldu. Bunu yüzde 32.7 ile patates, yüzde 27.3 ile limon, yüzde 20.1 ile havuç takip etti.</p>
<p>Fiyatı en çok azalan ürün yüzde 54.3 ile sivri biber olurken, çilek fiyatı yüzde 33.5, marul fiyatı yüzde 32.7, domates fiyatı yüzde 13.8 azaldı.</p>
<p><strong>Soğan üreticide de yüzde 72 attı</strong></p>
<p>Üreticilerdeki fiyat artışında da kuru soğan ilk sırada yer aldı. Soğan fiyatı yüzde 77.2 artarken, patates fiyatı yüzde 45.5, limon fiyatı yüzde 43.8, havuç fiyatı yüzde 36.4 artış gösterdi.<br />Üreticide fiyatı en çok düşen ürün ise yüzde 54.7 ile domates olurken, bunu yüzde 50.8 ile kabak ve yüzde 47.4 ile sivri biber izledi.</p>
<p>Şemsi Bayraktar, soğan ve patates fiyatının depolarda ürün kalmaması sebebiyle arttığını, limonun depolara girmeye başladığı için havuçta ise arz  düşüşü sebebiyle fiyatın yükseldiğini bildirdi.<br />Bayraktar Mayıs ayında yıllık bazda gübre fiyatında yüzde 57-85.4, yem fiyatında yüzde 35.4, elektrik fiyatında yüzde 25.1, ilaç fiyatında yüzde 27.8 artış olduğunu bildirdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-depoda-sogan-patates-kalmadi-fiyat-yuzde-45-artti-80412</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/sogan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TZOB Başkanı Şemsi Bayraktar&#039;ın verdiği bilgilere göre, İç Anadolu Bölgesi’nde depolarda ürün kalmamasından dolayı soğan yüzde 44.7’lik artışla fiyatı en çok yükselen ürün oldu. Bunu yüzde 32.7 ile patates, yüzde 27.3 ile limon, yüzde 20.1 ile havuç takip etti. Bayraktar, elmada üretici market fiyat farkının yüzde 388 olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yatirim-ekosistemi-eskisehirde-bulusuyor-hakan-kara-ekonomik-gorunumu-degerlendirecek-80410</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 09:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım ekosistemi Eskişehir’de buluşuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>TOBB Eskişehir Genç Girişimciler Kurulu (GGK) ile ATAP iş birliğinde düzenlenecek olan “Yatırımcı–Girişimci Buluşması”, yatırım dünyasının temsilcileri ile girişimcilik ekosisteminin paydaşlarını Eskişehir’de bir araya getirecek.</p>
<p>Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Yaşam Park’ta Corvelle Event Venue’de 9 Haziran Salı günü gerçekleştirilecek etkinlikte, girişim sermayesi fonları, melek yatırımcılık, kitlesel fonlama, yatırım ekosistemindeki dönüşüm süreçleri ve ekonomik gelişmeler ele alınacak. Organizasyon, yalnızca bir panel veya networking etkinliği olmanın ötesinde, Eskişehir’in girişimcilik vizyonunu güçlendirmeyi ve kenti yatırım ekosisteminde daha görünür hale getirmeyi amaçlıyor.</p>
<p><strong>Hakan Kara ekonomik görünümü anlatacak</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisi ve para politikaları üzerine çalışmalarıyla tanınan eski Merkez Bankası Başekonomisti Hakan Kara, etkinlik kapsamında gerçekleştireceği söyleşide, “Dünya ve Türkiye’de Yatırım İklimini Etkileyen Ekonomik Gelişmeler” başlığı altında değerlendirmelerde bulunacak. Küresel ekonomide yaşanan gelişmeler, enflasyon görünümü, faiz politikaları, sermaye hareketleri ve yatırım ortamına ilişkin beklentilerin ele alınacağı söyleşinin, iş dünyası ve yatırımcılar açısından etkinliğin en dikkat çeken bölümlerinden biri olması bekleniyor.</p>
<p><strong>Yatırımcılar ve girişimciler Eskişehir’de buluşacak</strong></p>
<p>Türkiye’nin farklı şehirlerinden melek yatırım ağı temsilcileri, yatırımcılar ve girişimcilerin katılım sağlayacağı organizasyonda; Ankara Tekmer CEO’su İmran Gürakan, DCP Ventures ortağı Altan Küçükçınar, Arya Investment’tan Özlem Tümer Ege, Onicorn CEO’su Gökhan Akar, Pusula Portföy Yöneticisi Serhat Şahin ile Onedio, Maçkolik, Mynet, Yemek.com, Webtekno, TV Ekstra ve Hisse.net CEO’su Kaan Kayabalı da konuşmacı olarak yer alacak.</p>
<p><strong>Eskişehir’in girişimcilik vizyonuna katkı hedefleniyor</strong></p>
<p>Eskişehir Ticaret Odası, Eskişehir Sanayi Odası, Eskişehir Ticaret Borsası, Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ve Ankara Tekmer'in paydaşları arasında bulunduğu etkinlik; üniversitelerin teknoloji transfer ve girişimcilik merkezleri tarafından da destekleniyor. Eskişehir Genç Girişimciler Kurulu tarafından yapılan açıklamada Eskişehir’in sanayisi, üniversiteleri, genç nüfusu ve üretim kültürüyle Türkiye’nin önde gelen girişimcilik merkezlerinden biri olabilecek potansiyele sahip olduğu belirtilerek, bu hedefe ulaşılabilmesi için iş dünyası, yatırımcılar, sanayiciler, girişimciler ve kamu kurumlarının ortak hareket etmesinin önemine dikkat çekildi. Etkinliğin yalnızca bir günlük buluşma olarak değil, Eskişehir’de uzun vadeli yatırım ve girişimcilik kültürünün güçlendirilmesine yönelik bir başlangıç adımı olarak değerlendirdiklerini ifade edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yatirim-ekosistemi-eskisehirde-bulusuyor-hakan-kara-ekonomik-gorunumu-degerlendirecek-80410</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/4/1280x720/hakan-kara-1778818533.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eski Merkez Bankası Başekonomisti Hakan Kara, Eskişehir’de düzenlenecek “Yatırımcı–Girişimci Buluşması”nda dünya ve Türkiye ekonomisindeki güncel gelişmelerin yatırım iklimine etkilerini değerlendirecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temiz-elektrikten-elektrikli-ekonomiye-80409</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temiz elektrikten elektrikli ekonomiye</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomiyi “prize takma” zamanı geldi… SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin yayımladığı “Elektrifikasyon: Enerji Dönüşümünün Omurgası” başlıklı çalışmaya göre mesele artık yalnızca elektriği temiz üretmek değil, aynı zamanda ekonominin tamamını elektrikle çalışır hale getirmek.</strong></p>
<p>Dünyada iklim değişikliğiyle mücadele artık sadece yenilenebilir enerji yatırımı yapmak, kömürden çıkmak ya da enerji verimliliğini artırmak üzerinden tartışılmıyor. Enerji dönüşümünün başarısı elektriği hayatın her alanına taşıyabilmekle mümkün olacak. Bu nedenle son dönemde iklim politikalarının merkezine yerleşen kavramlardan biri elektrifikasyon. SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin yayımladığı “Elektrifikasyon: Enerji Dönüşümünün Omurgası” başlıklı çalışmaya göre elektrifikasyon; ulaşımda petrol ürünlerinin, binalarda doğal gaz ve kömürün, sanayide ise fosil yakıt temelli enerji kullanımının elektrikle ikame edilmesi anlamına geliyor. Başka bir ifadeyle mesele yalnızca elektriği temiz üretmek değil, aynı zamanda ekonominin tamamını elektrikle çalışır hale getirmek.</p>
<p>Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri de burada ortaya çıkıyor. Küresel nihai enerji tüketiminin yalnızca yaklaşık yüzde 21’i elektrikten oluşuyor. Geri kalan büyük bölüm hâlâ doğrudan fosil yakıtlarla karşılanıyor. Bu nedenle enerji dönüşümünün bir sonraki aşaması, yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırırken aynı zamanda sanayi, ulaşım ve binalarda elektriğin payını artırmak olacak.</p>
<p>Aslında elektrifikasyon sadece iklim meselesi değil. Enerji güvenliği, ekonomik rekabetçilik ve verimlilik açısından da giderek daha kritik hale geliyor. Elektrikli sistemler, fosil yakıtların üretim ve kullanım süreçlerinde ortaya çıkan önemli enerji kayıplarını ortadan kaldırabiliyor. Dijital teknolojilerle birleştiğinde ise daha akıllı, esnek ve verimli bir enerji sistemi kurulmasına olanak tanıyor. Özellikle enerji ithalatına bağımlı ülkeler açısından bu dönüşüm stratejik önem taşıyor.</p>
<p><strong>Talep büyüyor, dönüşüm yavaş ilerliyor</strong></p>
<p>Elektrikli araçlar, ısı pompaları, veri merkezleri ve sanayide kullanılan yeni elektrikli teknolojiler sayesinde küresel elektrik talebi hızla artıyor. Uluslararası senaryolar, elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının 2050’ye kadar yüzde 50 seviyelerine ulaşabileceğini gösteriyor. Ancak mevcut politika ve yatırım eğilimleri devam ederse bu dönüşüm beklenenden çok daha yavaş gerçekleşecek.</p>
<p>SHURA’nın aktardığı verilere göre, mevcut gidişat 2035 yılında küresel elektrifikasyon oranını yalnızca yüzde 25 seviyesine taşıyabilecek. Oysa Paris Anlaşması ile uyumlu senaryolar yaklaşık yüzde 35’lik bir seviyeye işaret ediyor. Başka bir deyişle dünya hâlâ hedeflenen dönüşüm hızının gerisinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Türkiye’nin önündeki büyük fırsat</strong></p>
<p>Türkiye son yıllarda elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kapasitesini hızla artırdı. Ancak son kullanım sektörlerine bakıldığında tablo farklı. Sanayi, ulaştırma ve binalarda fosil yakıtlara bağımlılık devam ediyor. Bugün Türkiye’de elektriğin nihai enerji tüketimindeki payı yaklaşık yüzde 20 düzeyinde. Ulusal Enerji Planı bu oranı 2035 yılında yüzde 25’e çıkarmayı hedefliyor. Ancak SHURA’nın analizleri, net sıfır emisyon hedefleriyle uyumlu bir dönüşüm için bu oranın en az yüzde 30’a yükseltilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. 2053 perspektifinde ise elektriğin enerji tüketimindeki payının yüzde 55 seviyelerine ulaşması gerekiyor.</p>
<p>Bu hedeflere ulaşabilmek için yalnızca yeni enerji santralleri kurmak yeterli olmayacak. Elektrik şebekelerinin güçlendirilmesi, enerji depolama yatırımlarının artırılması, karbon fiyatlandırması gibi piyasa mekanizmalarının devreye alınması ve fosil yakıt teşviklerinin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Aynı zamanda sanayi, binalar ve ulaşım için ayrı elektrifikasyon yol haritalarının hazırlanması da önem taşıyor.</p>
<p>Çünkü enerji dönüşümünün başarısı artık sadece ne kadar yenilenebilir enerji ürettiğimizle değil; sanayiyi, ulaşımı ve günlük yaşamı ne kadar hızlı şekilde temiz elektrikle buluşturabildiğimizle ölçülecek. Ve bu yarışta kazananlar, elektriği yalnızca bir enerji kaynağı olarak değil, ekonomik dönüşümün temel altyapısı olarak gören ülkeler olacak. Geçtiğimiz günlerde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum da aynı yönde çağrı yapmış ve dünya ekonomisinin elektrifikasyon hızının acilen artırılması gerektiğini belirterek, bunun hem iklim değişikliğiyle mücadele hem de önceki COP’larda verilen taahhütlerin uygulamaya geçmesi açısından kritik olduğunu söylemişti. Belki de bugün iklim politikalarının yeni adı tam olarak budur: elektrifikasyon.</p>
<p><strong>SANAYİ, BİNALAR VE ULAŞIM DÖNÜŞÜMÜN MERKEZİNDE</strong></p>
<p>Türkiye’nin enerji tüketiminde en büyük pay sanayi sektörüne ait. Nihai enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 30’u sanayide gerçekleşiyor. Kömür tüketiminin yüzde 71’i, doğal gaz kullanımının ise yaklaşık yüzde 36’sı yine sanayiden kaynaklanıyor. Bu nedenle düşük ve orta sıcaklık gerektiren proseslerde elektrikli teknolojilere geçiş, elektrifikasyonun en kritik adımlarından biri olarak görülüyor. Binalarda ise doğal gaz hâlâ baskın enerji kaynağı. Konutlarda enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 53’ü doğal gazdan karşılanırken elektriğin payı yüzde 20 seviyesinde bulunuyor. Isı pompaları ve elektrikli ısıtma sistemleri bu alandaki dönüşümün temel araçları olarak öne çıkıyor. Ulaştırma sektöründe ise dönüşüm henüz başlangıç aşamasında. Bugün sektörde elektriğin payı yalnızca yüzde 1 civarında. Elektrikli araçların yaygınlaşması, şarj altyapısının geliştirilmesi ve toplu taşımada elektrifikasyon yatırımları bu nedenle kritik önem taşıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>COP31 İÇİN YENİ BİR GÜNDEM</strong></span></p>
<p>Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31, elektrifikasyon konusunu küresel iklim gündeminin merkezine taşıyabilecek önemli bir fırsat sunuyor. Bugüne kadar iklim zirvelerinde ağırlıklı olarak enerji üretimi, emisyon azaltımı ve finansman başlıkları öne çıktı. Ancak önümüzdeki dönemin asıl sorusu, üretilen temiz elektriğin ekonominin tamamına nasıl yayılacağı olacak. SHURA’ya göre COP31, elektrifikasyonun enerji dönüşümünün temel unsurlarından biri olarak uluslararası düzeyde kabul görmesi, ülkelerin sektörel yol haritalarını açıklaması, finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi ve uygulama odaklı iş birliklerinin geliştirilmesi açısından önemli bir platform olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temiz-elektrikten-elektrikli-ekonomiye-80409</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/9/1280x720/elektrikli-enerji-1780552427.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temiz elektrikten elektrikli ekonomiye ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hz-muhammed-sav-ne-demisti-80404</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hz. Muhammed (S.A.V.) ne demişti?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, Eskişehir Mihalıççık’taki madende alacaklarının çalıştıkları şirket tarafından ödenmemesi üzerine protesto için Ankara’da bakanlığının önüne gelen işçilerle ilgili Nisan sonunda gazetecilere yaptığı açıklamada "Doruk Maden nereye gitse problem. Bu şirket işçilerine maaş ödememeyi alışkanlık haline getirdi” demişti.</p>
<p>Ardından hem kendisi, hem İçişleri Bakanı, hem de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı garantör oldu ve anlaşmaya varıldı. İşçi sendikası ve Doruk Madencilik’in sahibi Yıldızlar SSS Holding de “Tamam” dediler. İşçilerin 3 ile 8 maaş arasında değişen alacakları ödendi ve direniş sona erdi. Anlaşmanın maaşların ödenmesi dışında başka maddeleri de vardı. Onlardan birisi de isteyen işçilerin kıdem ve ihbar tazminatını alarak ayrılmalarını hükme bağlıyordu.</p>
<p>Sonrasında aylarca maaşsız çalışmaktan bıkan işçilerden 129’u “Artık çalışmayacağız” deyip haklarını istedi.</p>
<p>Ancak tazminatlar ödenmedi, kısa süre önce yine direniş başladı ve ardından şirketten suya sabuna dokunmayan bir açıklama geldi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a210cf34767a-1780550899.jpg" alt="" width="700" height="361" />
<figcaption><strong>Doruk Madencilik işçileri nisan ayındaki direnişi 3 bakanının alacaklar konusunda garantör olması sonucu bitirmişlerdi. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Buna göre haziran itibarıyla aktif çalışanların maaş ve ücret kaynaklı herhangi bir alacağı yoktu. Hepsi ödenmişti. Yaz başında işçileri sokaklara döken olay “sadece” işten ayrılan personelin yasal hak ve kıdem tazminatı süreçlerine ilişkindi. Bu parayı “huylu huyundan vazgeçmez” prensibi uyarınca işçileri yorup, üzüp de verebilirdiniz. Öyle de oldu. Her ne kadar Hz. Muhammed (S.A.V.) bir Hadis-i Şerif'te "İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz" demişse de Yıldızlar SSS Holding yöneticilerine göre parayı hemen ödemeye gerek yoktu. Milleti canından bezdirmek şarttı.</p>
<p>Sendika başkanıyla konuştum. Sıra işveren görüşüne gelmişti. Yıldızlar SSS Holding’den bir yetkiliye ulaşamadım. Sendikadan şirket CEO’sunun telefonunu alıp birkaç kez aradım. Birkaç cevapsız arama sonrası asistanı döndü. Derdimi anlattım. Yazıda işveren görüşünün de bulunmasını istediğimi söyledim. Ardından şirket CEO’su Ali Vahit Atıcı aradı. Sorularımı sıraladım. Bakanlıklarla ilgili söyledikleri “aramızda kalmak” şartıyla ayrılan işçilerin yasal hak ve kıdem tazminatını ödenmeye başlandığını ve en geç 1 ay içinde tamamlanacağını söyledi. İnandım mı? Bilmem. Siz inandınız mı? Sürenin sonunda sözler tutulmamışsa garantör bakanlarımızın üzerlerine düşeni yerine getireceklerinden eminiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hz-muhammed-sav-ne-demisti-80404</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hz Muhammed (S.A.V.) ne demişti? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-ekonomide-kara-senaryo-masada-80402</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ekonomide ‘kara senaryo’ masada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a210ad2b6f9b-1780550354.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel ekonomide savaşın yarattığı enerji şokunun etkileri büyürken, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nden (OECD) dikkat çekici bir uyarı geldi. Paris merkezli kuruluş, Ortadoğu’daki çatışmaların enerji arzını uzun süre sekteye uğratması halinde dünya ekonomisinin “karanlık bir senaryo” ile karşı karşıya kalabileceğini açıkladı.</p>
<p>OECD’nin “Baskı Altında” temasıyla yayımladığı Ekonomik Görünüm raporunda, küresel ekonomi için iki farklı yol haritası ortaya konuldu. İlk senaryoda enerji krizinin görece kısa sürede kontrol altına alınması öngörülürken, ikinci senaryoda Körfez bölgesindeki enerji üretim ve ihracat sorunlarının 2027’nin ikinci yarısına kadar sürmesi varsayılıyor.</p>
<p>Kuruluşun en büyük endişesi ise Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gerilimin kalıcı hale gelmesi. Dünya petrol ve LNG ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan bölgede yaşanacak uzun süreli aksaklıkların sadece enerji fiyatlarını değil, küresel büyüme, yatırım ve istihdam görünümünü de olumsuz etkileyeceği belirtiliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a210b7929fc4-1780550521.png" alt="" width="690" height="232" /></p>
<h2>İki farklı gelecek senaryosu</h2>
<p>OECD’nin temel senaryosu, enerji piyasalarındaki bozulmanın sınırlı kalacağı ve ticaret akışlarının kademeli olarak normale döneceği varsayımına dayanıyor. Temel senaryoya göre:</p>
<p>■ Küresel büyüme 2025’teki yüzde 3,4 seviyesinden bu yıl yüzde 2,8’e gerileyecek.</p>
<p>■ 2027 yılında büyüme yeniden yüzde 3,1’e yükselecek.</p>
<p>■ G20 enflasyonu yüzde 3,4’ten yüzde 4’e çıkacak.</p>
<p>■ Büyük merkez bankaları faizleri büyük ölçüde sabit tutabilecek.</p>
<p>■ Petrol, gaz ve gübre fiyatlarında ek yüzde 10’luk düşüş yaşanması halinde büyüme desteklenecek.</p>
<h2>Uzun vadeli kriz senaryosunda büyüme yarıya iniyor</h2>
<p>Rapora göre Körfez’deki enerji arzı sorunlarının 2027’ye kadar sürmesi halinde dünya ekonomisi son yılların en sert yavaşlamalarından biriyle karşı karşıya kalabilir. Uzun süreli kriz senaryosunda:</p>
<p>■ Küresel büyüme bu yıl yüzde 2,1’e düşecek.</p>
<p>■ 2027 büyümesi yalnızca yüzde 1,8 olacak.</p>
<p>■ Birçok ekonomi resesyona girecek.</p>
<p>■ İşsizlik oranları yükselecek.</p>
<p>■ Küresel enflasyon 2026’da 0,4 puan, 2027’de 1,3 puan artacak.</p>
<p>■ Merkez bankaları faizleri 50-75 baz puan yükseltmek zorunda kalacak.</p>
<p>OECD Başekonomisti Stefano Scarpetta, bu tablonun küresel finans krizi veya Covid-19 pandemisi dışında görülmeyen ölçüde zayıf büyüme anlamına geldiğini belirterek, «Umarım henüz bu uzun süreli aksaklık senaryosuna girmemişizdir çünkü bu gerçekten çok karanlık bir senaryo" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>Asya ilk darbeyi alabilir</h2>
<p>OECD’ye göre enerji krizinden en fazla etkilenebilecek bölgelerin başında Asya geliyor. Körfez ülkelerinden petrol, LNG ve sanayi girdisi ithalatına yüksek düzeyde bağımlı olan ekonomiler, arz kesintilerine karşı daha savunmasız durumda bulunuyor.</p>
<p>OECD, enerji fiyatlarının mevcut vadeli piyasa beklentilerinin yüzde 50 üzerine çıkabileceği uyarısında bulunurken, bunun yatırım kararlarını ve tüketici güvenini de olumsuz etkileyebileceğini vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’de büyüme tahmini aşağı çekildi</span></h2>
<p>OECD, Türkiye ekonomisinin enerji fiyatlarındaki yükselişten etkileneceğini ancak doğrudan arz güvenliği açısından birçok ülkeye göre daha avantajlı bir konumda bulunduğunu belirtiyor. OECD’nin Türkiye beklentileri:</p>
<p>■ Ekonominin 2026’da yüzde 3,1 büyümesi bekleniyor.</p>
<p>■ 2027 büyüme tahmini yüzde 3,8 olarak korunuyor.</p>
<p>■ Yıllık enflasyonun 2027’nin ilk yarısında yüzde 20’nin altına gerilemesi öngörülüyor.</p>
<p>■ Tüketici güvenindeki toparlanma ve beklenen faiz indirimleri iç talebi destekleyebilir.</p>
<p>■ Enerji fiyatlarındaki yeni yükselişler dezenflasyon süreci için önemli risk olmaya devam ediyor.</p>
<p>OECD, Türkiye’nin petrol, doğal gaz ve gübre ithalatının büyük bölümünün doğrudan Basra Körfezi’ne bağlı olmaması nedeniyle arz kesintilerine karşı görece daha dayanıklı olduğunu vurguluyor. Buna karşın Avrupa ekonomilerindeki yavaşlama ve küresel ticarette Çin’in artan rekabeti, Türkiye açısından temel risk unsurları arasında yer almayı sürdürüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-ekonomide-kara-senaryo-masada-80402</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/borsa-piyasa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OECD, Körfez’deki enerji kesintilerinin 2027’ye kadar devam etmesi durumunda dünya büyümesinin yüzde 1,8’e kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu. Kuruluşa göre bu oran, küresel finans krizi ve pandemi gibi olağanüstü dönemler dışında nadiren görülen seviyelere işaret ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/26-sirketin-kari-56-kata-kadar-cikti-finansal-makyajlar-nasil-asilacak-80400</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> 26 şirketin kârı 56 kata kadar çıktı, finansal makyajlar nasıl aşılacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yılın ilk çeyreğinde kârını 56 kata kadar artıran 26 şirket, yatırımcısında heyecan yaratıyor. Ancak büyümenin ne kadarının operasyonel akıştan, ne kadarının muhasebenin getirdiği kağıt üstündeki düzenlemelerden beslendiğini bilmek, doğru hisseyi seçmek adına hayli önemli.</strong></p>
<p>Bir şirketin kârının katlanması, kasasının da aynı hızla parayla dolup taştığı anlamına gelmez. Selçuk Ecza Deposu, Tüpraş veya Coca-Cola İçecek gibi şirketlerin bilançolarına yansıyan yüksek kâr artışları, operasyonel verimliliği ve güçlü pazar hakimiyetini ortaya koyuyor. Ancak her kâr patlamasının nakit girişi anlamına gelmediğini de göz ardı etmemeli. Kimi güçlü şirketler artan satış hacimleriyle kazancın arkasını doldururken, bazıları sadece dönemsel muhasebe ayarlamalarının getirdiği rüzgarlarla kağıt üzerinde parıldar. Sadece yüzdesel coşkuya kapılmak yerine rakamların arkasındaki nakit üretme becerisini doğru okuyanlar, finansal tuzaklardan sıyrılıp gerçek kazananlar kulübüne dahil olur.</p>
<h2>Kârını güçlü artıranlar</h2>
<p>Selçuk Ecza Deposu yılın ilk çeyreğinde net kârını 56 kat artırarak 1,54 milyar TL’ye çıkarırken listenin ilk sırasında yer aldı. Şirket, üç aylık dönemde gelirini %6 büyüterek 51,9 milyar TL’ye çıkardı; esas faaliyet kârını da %455 artışla 3,08 milyar TL’ye yükseltti. Şirket pazar payını öncelikli hedef olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Şubatta borsaya gelen Ata Turizm, ilk hafta tavan serisi ile yatırımcısına kısa sürede güçlü bir getiri sağladı. Nisandan bu yana yatayda dalgalı seyrediyor. Yılın ilk çeyreğinde gelirini %24 düşürürken, esas faaliyetlerden zarar yazdı. Dönem sonundaki 1,8 milyon TL net kâr, önceki sembolik kârdan ötürü oransal orak yüksek görünüyor.</p>
<h2>Kârı yüksek olan</h2>
<p>LDR Turizm, yılın ilk çeyreğinde gelirini %35 düşürerek 453,8 milyon TL’ye indirdi. Buna karşın dönem sonunda 4,78 milyar TL net kâr açıkladı. Tutarın cirosunun üzerinde gerçekleşmesinde şirketin hisse senedi ve fon işlemlerinden elde ettiği 7,3 milyar TL gelirin etkisi öne çıkıyor. Geliri büyümeli.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2109a816e95-1780550056.png" alt="" width="900" height="481" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>MALI BASKI MI, KÂR POTANSİYELİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Mali baskı</strong>; disiplin gücü, kaldıraç etkisi, ortaklık koruması, enflasyon katkısı. Nakit emilimi, batma riski, büyüme engeli, yüksek stres, kredi maliyeti.</p>
<p><strong>Kâr potansiyeli</strong>; büyüme, yatırımcı cazibesi, temettü, esneklik, gelecek vizyonu. Düşen beklenti, zamanlama hatası, spekülasyon tuzağı, fırsat kaybı.</p>
<p><strong>Yılın ilk çeyreğinde ihracatı daraltıp iç pazara ağırlık vererek kâr marjını büyüttü</strong></p>
<p>Tat Gıda’nın ihracat yerine iç pazara ağırlık vereceğini söylemesinin mantığı nedir? ● Ercan Yar</p>
<p>Ercan, Tat Gıda kârlılık odaklı strateji çerçevesinde yılın ilk çeyreğinde iç pazara ağırlık verirken yurt dışını tercihen daralttı. Bunun sonucundadır ki yılın ilk çeyreğinde %6’lık brüt kâr marjı elde ederken yıl boyunca da aynı performansın sürdürüleceğini ifade ediyor. Bunun arkasındaki temel ekonomik gerekçe; döviz kurlarının yatay seyretmesi ve maliyet artışlarının gerisinde kalması olarak açıklanıyor. İç piyasada enflasyonist fiyatlama gücünün şirketler lehine devam ettiği dönemlerde yurt içi satışlar daha yüksek kâr marjı bırakabilmekte.</p>
<p><strong>Çin’de yatırım riskini üstlenmeden fason üretim yaptırarak alan açmayı hedefliyor</strong></p>
<p>Anadolu Efes’in Çin’de kendi tesisini kurmak yerine fason üretmesi riskli değil mi? ● Yılmaz Kahraman</p>
<p>Yılmaz, Anadolu Efes’in Çin gibi geniş bir pazarda fason üretim anlaşmasıyla yerel üretime geçmesi, satışları sadece hacimsel olarak büyütmekle kalmayıp kârlılığında da yapısal bir iyileşme yaratması beklenmeli. Ürünleri Türkiye veya diğer coğrafyalardan bölgeye ihraç etmek; yüksek navlun maliyetleri, uzayan tedarik zincirleri ve gümrük bariyerleri nedeniyle raftaki fiyat rekabetini zora sokarken, yerinde üretim modeli tüm bu lojistik ve gümrük maliyetlerini tek kalemde sıfırlayacaktır. Ayrıca yüksek yatırım giderini de ortadan kaldıracak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>IKL fonu sağlık şirketlerine odaklanarak son bir yılda %31 getiriye çıkabildi</strong></p>
<p>İş Portföy’ün idaresindeki Sağlık Şirketleri Karma Fon (IKL), son bir yılda sergilediği çıkışı geçtiğimiz şubat ayına kadar sürdürdü. Şubatın ikinci yarısında en yüksek 8,99 TL’yi test ettikten sonra zayıflayan bir görüntü verdi. Mevcut işlem fiyatı halen şubat ayındaki seviyenin gerisinde duruyor. Fonun büyüklüğü de son üç aydır daralıyor. Mayısta hacim 203,2 milyon TL’de bulunuyor. Yatırımcısı ocaktan bu yana azalmakla birlikte aylık bazda sürekli nakit çıkıyor. Mayısta giden tutar 4,6 milyon TL oldu. Doluluk oranı %4,82 seviyesinde olan IKL, sağlık sektöründe faaliyet gösteren şirketlere yatırım yaparak getiriyi büyütmeyi hedefliyor. Portföyünün %67,36’sı yabancı hisse %12,22’si bono ve %8,1’i tahvilde bulunuyor. Son bir yıldaki getirisi %31,42 ile grubun %39,17’lik yükselişinin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>QNB Faktoring, piyasadan TLREF + %0,70 faizle 500 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>QNB Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 02.06.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 500.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%0,70 düzeyinde bulunuyor. 182 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 01.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 2 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. QNB Faktoring’in verdiği %0,70 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Finansman bonosu, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFQNBFA2618 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2109f94d68b-1780550137.png" alt="" width="233" height="170" /></strong>Ofis Yem ocaktan bu yana düşen eğilimle hareket ediyor. Fonlar satmayı sürdürüyor</p>
<p>Ofis Yem’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %20,22 ile toplamda 92,6 bin lot azalarak 365,3 bine indi. Hisseyi tutan fon sayısı 11’den 8’e geriledi. YHB, 25 bin lot ile en fazla alımı yaparken, TVE, 55 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Ofis Yem için bugüne kadar 2 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi İnfo Yatırım 72 TL ile verdi. En düşük öneri 69,30 TL ile Deniz Yatırım’dan geldi. Eylül 2023’teki zirvesi 61 TL’nin gerisinde duruyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞIRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2109d13ac47-1780550097.png" alt="" width="958" height="242" /><strong>EFOR YATIRIM</strong></p>
<p><strong>Sezon açıldı. Bu yıl 100 bin ton yaş çay almayı ve 20 bin ton kuru çay üretmeyi hedefliyor</strong></p>
<p>Efor Yatırım, 2026 yılı yaş çay kampanyasının açılışıyla birlikte üretim sezonuna başladığını duyurdu. Sezon boyunca 100 bin ton yaş çay alımı ve 20 bin ton kuru çay üretimi hedefliyor. Şirket ayrıca üretim süreçleri için uluslararası Gıda Güvenliği sertifikası almaya hak kazandığını belirtti. Tarımsal sanayide ham madde tedariğini sezon başında hedefli planlamak, fabrikalarda ölçek ekonomisi yaratarak birim maliyetleri aşağı çekmeye olanak tanır. Küresel standartlardaki gıda güvenliği sertifikasyonlar ise ürünlerin ihracat pazarlarındaki erişim bariyerlerini kaldırır.</p>
<p><strong>DCT TRADİNG DIŞ TİCARET</strong></p>
<p><strong>Doğrudan tüketiciye ulaşarak bölgedeki potansiyeli gelire çevirmeyi hedefliyor</strong></p>
<p>DCT Trading, bağlı ortaklığı üzerinden yürüttüğü faaliyetler kapsamında Yunanistan’ın Dedeağaç bölgesinde üçüncü perakende satış mağazasını açtı. Şirket bu mağazada kendi üretimi olan kiraz ve yaban mersinlerini doğrudan tüketiciye satacak. Tarımsal üretim yapan şirketlerin ürünlerini toptancı zincirlerine vermek yerine kendi perakende ağıyla son tüketiciye ulaştırması, aracı maliyetlerini ortadan kaldırarak kâr marjını yukarı çeker. Turizm potansiyeli yüksek ve döviz bazlı gelir yaratan pazarlarda doğrudan satış noktaları oluşturmak, nakit akışını güçlendirir.</p>
<p><strong>BAREM AMBALAJ</strong></p>
<p><strong>Konya fabrikasındaki yangın önemli bir soruna yol açmazken hurda kağıtlar zayi oldu</strong></p>
<p>Barem Ambalaj, Konya Ereğli fabrikasının açık hammadde depolama alanında çıkan yangının itfaiye müdahalesiyle söndürüldüğünü, olayda yaralanma olmadığını dan ateşin fabrikaya sıçramadıgını belirtti. Yaklaşık 1.500 ton hurda kağıdın zayi olduğu yangının ardından tesiste üretimin normal seyrinde devam ettiği belirtildi. Sanayi tesislerinde meydana gelen kazaların ana üretim bantlarına zarar vermeden kontrol altına alınması operasyonel süreklilik açısından önemli. Hurda kağıt stoklarında yaşanan kayıp ise finansal tablolara tek seferlik bir gider kalemi oluşturacak</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/26-sirketin-kari-56-kata-kadar-cikti-finansal-makyajlar-nasil-asilacak-80400</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 26 şirketin kârı 56 kata kadar çıktı, finansal makyajlar nasıl aşılacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayinin-elektrik-tuketimi-iki-yil-oncesinin-seviyesinde-80399</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayinin elektrik tüketimi iki yıl öncesinin seviyesinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>EPDK mart ayı raporuna göre, sanayinin tükettiği faturalanan elektrik miktarı, 2025 aynı döneme göre yüzde 0,8 oranında arttı. 2025 Mart ayında dönemsel olarak sanayinin elektrik tüketimi yüzde 1,4 oranında gerilemişti. Bu bakımdan, baz etkisiyle birlikte 2026 ilk çeyrekte sanayinin tükettiği elektrik neredeyse sabit kalırken, 2024 tüketim seviyelerinde seyrini sürdürdü. 2024 Ocak-Mart döneminde sanayide tüketilen elektrik 29.4 milyon MWh düzeyindeyken, 2026 Ocak-Mart döneminde 29.2 milyar MWh olarak belirlendi. Tüketim miktarı düzenli olarak ise ticarethanelerde artışını sürdürüyor. 2026 Ocak-Mart döneminde ticaret ve büro tüketimi yüzde 5,89, konut tüketimi 6,84, genel tüketim ise yüzde 3,44 oranında arttı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2108d518989-1780549845.png" alt="" width="700" height="197" />Sanayi elektrik tüketimi 2025’in ilk yarısında ciddi düşüş yaşadıktan sonra yıl sonuna doğru toparlanmıştı. Buna karşılık 2026’da neredeyse sabit bir seviyede gidiyor. Üstelik bu, baz etkisi nedeniyle 2025’in ilk aylarına denk geldiği için bir miktar artış ya da sabit bir seviye gösterse de, 2024 ile hemen aynı seviyelerde ya da daha düşük olarak gerçekleşiyor.</p>
<p>Nitekim, 2026 ilk çeyrekte, bir önceki yıl aynı aya göre kısmi bir artış olsa da, sanayinin tükettiği elektrik 2024’ün az bir miktar altında, hemen hemen aynı seviyede gerçekleşti. EPDK verileri, bildirimlere dayalı olduğu için aylık bazda sonradan bildirim değişikliklerine bağlı revizeler olabiliyor ancak genel eğilimde değişiklik gözlenmiyor. Buna göre, sanayinin elektrik tüketimi 2024’ten bu yana neredeyse sabit durumda devam ediyor. Türkiye’nin genel elektrik tüketimi ise konutlardan ve ticaret sektöründen kaynaklı yükselişini sürdürüyor. Bu iki grubun tüketimi yıllardır düzenli şekilde artıyor. Nitekim, yılın ilk çeyreğinde konutlarda elektrik tüketimi yüzde 6,84, ticarethaneler ve kamu kuruluşlarının tükettiği elektrik yüzde 5,89 oranında arttı. Tarımsal faaliyetler ise hem kaçak kullanım, hem de son dönemde kayıt dışı olanların kayıt altına alınması nedeniyle genel eğilimden sürekli ayrışıyor. Tarımsal sulamada faturalanan elektrik 2015’te yine ortalamayı bozacak şekilde hızla artmıştı. Bu yıl ilk çeyrekte ise yüzde 21,65 oranında geriledi. Bunda yağışların yüksek olmasının etkisi de bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayinin-elektrik-tuketimi-iki-yil-oncesinin-seviyesinde-80399</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/4/1280x720/sanayi-fabrika-1772087725.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Baz etkisiyle birlikte 2026&#039;nın ilk çeyreğinde sanayinin tükettiği elektrik neredeyse sabit kalırken, 2024 tüketim seviyelerinde seyrini sürdürdü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yatirimci-bayrama-satarak-girdi-80398</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırımcı bayrama satarak girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Merkez Bankası haftalık menkul kıymet istatistiklerine göre yabancı yatırımcılar 22 Mayıs haftasında 293.1 milyon dolarlık hisse senedi, 334.8 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 36.5 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı. Yabancının 15 Mayıs haftasında 44 milyar 399,7 milyon dolar olan hisse senedi stoku, 22 Mayıs haftasında 41 milyar 532,6 milyon dolara geriledi. Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 15 milyar 60,2 milyon dolardan 14 milyar 515,6 milyon dolara inerken, ÖST stoku 1 milyar 588,9 milyon dolardan 1 milyar 545,8 milyon dolara geriledi. Yılbaşından bu yana yabancı yatırımcılar 1.86 milyar dolar hisse senedi alırken, devlet tahvillerinde 540 milyon dolar satış gerçekleştirdi. Haftalık para ve banka verilerine göre 22 Mayıs haftasında yurtiçi yerleşiklerin toplam yabancı para mevduatı parite etkisinden arındırılmış olarak 333 milyon dolar arttı. Gerçek kişilerin yabancı para mevduatı parite etkisinden arındırılmış olarak 359 milyon dolar artarken, tüzel kişilerin yabancı para mevduatı parite etkisinden arındırılmış 26 milyon dolar azaldı. Gerçek kişilerin kıymetli maden depo hesaplarında parite etkisinden arındırılmış 236 milyon dolarlık artış dikkat çekti.</p>
<p>Öte yandan BDDK haftalık verilerine göre 22 Mayıs haftasında kur korumalı mevduat hesapları 5 milyon lira azalarak 384.2 milyon liraya geriledi. Bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 130 milyar 500 milyon lira artarak 25 trilyon 676 milyar 319 milyon liradan 25 trilyon 806 milyar 818 milyon liraya çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yatirimci-bayrama-satarak-girdi-80398</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası verilerine göre 22 Mayıs ile biten haftada yabancı yatırımcılar 664.4 milyon dolarlık hisse, tahvil satışı yaparken parite etkisinden arındırılmış olarak yurt içi yerleşiklerin yabancı para mevduatı 333 milyon dolar arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kultur-yolu-festivali-sakarya-etkinligi-4-temmuzda-basliyor-80465</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya Kültür Yolu Festivali 4 Temmuz’da başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN / SAKARYA</strong></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hayata geçirilen, Kültür Yolu Festivali Sakarya takvimi belli oldu. Dünyanın en kapsamlı ve Türkiye’nin en büyük festivali olma özelliğine sahip olan Türkiye Kültür Yolu Festivali 4-12 Temmuz tarihlerinde düzenlenecek.</p>
<p>Takvime göre 9 sanatçı 8 gün boyunca sürecek festivalde sahne alacak.</p>
<p>Tiyatrolar, söyleşiler, atölyeler, sergiler ve çocuk etkinliklerin yer alacağı Kültür Yolu Festivalinin Sakarya programı, Millet Bahçesi’nde gerçekleşecek.</p>
<p>8 gün sürecek festivalde Türkiye’nin ünlü ses sanatçıları Sakarya’ya gelecek. Sefo, Demet Akalın, Ebru Yaşar, Haluk Levent, Ferhat Göçer, Oğuzhan Koç, Resul Dindar, Kıraç ve Bayhan Sakarya’da sevenleriyle buluşacak.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a218467af582-1780581479.jpg" alt="" width="700" height="393" /></p>
<p><strong>Türkiye Kültür Yolu Festivali Sakarya programı:</strong></p>
<p>4 Temmuz</p>
<p>Haluk Levent Konseri- Millet Bahçesi – Saat:21.00</p>
<p>4 Temmuz</p>
<p>Osmanlı’nın Mukaddes Emanetleri Sergisi</p>
<p>Sakarya Müzesi Serdivan Belediyesi Kubbealtı Sergi Salonu</p>
<p>4 Temmuz</p>
<p>Yaşayan Miras: Sakarya Sergisi</p>
<p>Ofis Sanat Merkezi</p>
<p>5 Temmuz</p>
<p>Ferhat Göçer Konseri-Millet Bahçesi - Saat:21.00</p>
<p>6 Temmuz</p>
<p>Demet Akalın Konseri-Millet Bahçesi - Saat:21.00</p>
<p>7 Temmuz</p>
<p>Sefo Konseri-Millet Bahçesi- 21.00</p>
<p>8 Temmuz</p>
<p>Ebru Yaşar Konseri-Millet Bahçesi - Saat:21.00</p>
<p>9 Temmuz</p>
<p>Resul Dindar Konseri-Millet Bahçesi – Saat:21.00</p>
<p>10 Temmuz</p>
<p>Bayhan Konseri-Millet Bahçesi - Saat:21.00</p>
<p>11 Temmuz</p>
<p>Oğuzhan Koç Konseri-Millet Bahçesi - Saat:21.00</p>
<p>11 Temmuz</p>
<p>Süt Kardeşler Tiyatro Oyunu</p>
<p>AKM</p>
<p>12 Temmuz</p>
<p>Kıraç Konseri-Millet Bahçesi - Saat:21.00</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kultur-yolu-festivali-sakarya-etkinligi-4-temmuzda-basliyor-80465</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/5/1280x720/haluk-levent-1780592250.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya, 8 gün sürecek Kültür Yolu Festivali&#039;nde pek çok ünlü ismi ağırlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akasya-12nci-yilini-kutluyor-80435</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akasya, 12&#039;nci yılını kutluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akkök Holding iştiraki Akiş GYO bünyesinde yer alan Akasya, 12'nci yaşını gastronomiyi kültür, paylaşım ve sürdürülebilir yaşam yaklaşımıyla buluşturan özel bir etkinlikle kutlamaya hazırlanıyor.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, 6-7 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek "Akasya'da Tadı Damağında" deneyimi, yıldızlı şeflerden artizan üreticilere, Ege mutfak kültüründen iyi yaşam odaklı markalara uzanan zengin içeriğiyle ziyaretçilerini gastronomi etrafında şekillenen farklı bir deneyime davet edecek.</p>
<p>"Akasya'da Tadı Damağında" öncesinde düzenlenen basın kahvaltısında etkinliğin içeriği, gastronomiye yaklaşımı ve sürdürülebilir yaşam odağında kurgulanan deneyim alanlarına ilişkin detaylar paylaşıldı.</p>
<p>Buna göre, Ege Mutfağı Araştırmacısı ve Eğitmen Şef Ahmet Güzelyağdöken, Danışman Şef ve Yemek Stilisti Dilek Yetkiner ile Cunda'nın sevilen restoranı L'Arancia'nın Executive Chef'i Tongar Fırat ve Chef de Cuisine'i Mehmet Güngör etkinlikte yer alacak isimler arasında bulunuyor.</p>
<p>Etkinlik kapsamında oluşturulan "Yıldızlı Şefler Sahnesi"nde Türkiye gastronomisinin önde gelen isimleri ziyaretçilerle buluşacak.</p>
<p>Telezzüz'ün Executive Chef'i Bahtiyar Büyükduman, Paper Moon İstanbul'un Executive Chef'i Giuseppe Pressani, The Barn - Grandma's Wonderland Executive Chef'i Buğra Özdemir, Yakamengen III şefi Duru Akgül ve Nicole Restaurant Executive Chef'i Serkan Aksoy sahnede gastronomiye dair yaklaşımlarını paylaşacak, özel tadım deneyimlerine imza atacak.</p>
<p>Etkinlik kapsamında AVOYA, BİBERCO, Itz Nutz, NutReal, Podisi Bean to Bar Chocolate, Siyou Tarla ve The Good Wild gibi markalar da ziyaretçilerle buluşacak.</p>
<p>Yerel üretim, iyi gıda, bilinçli tüketim ve sürdürülebilir yaşam yaklaşımını odağına alan markalar iki gün boyunca deneyim alanlarında ürünlerini tanıtacak.</p>
<p><strong>“12’nci yılında gastronomiyi merkeze alıyoruz”</strong></p>
<p>Akiş GYO Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Levent Çanakçılı,  Akasya’nın 12’nci yılında gastronominin günümüzde yeme içme deneyiminin ötesine geçtiğine dikkat çekerek değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>“Bugün, Ege esintileriyle büyük bir özenle hazırlanmış çok keyifli bir atmosferde buluştuk. Akasya’yı açtığımız günden bu yana kültür, sanat ve yaşam odaklı birçok projeye ve etkinliğe ev sahipliği yaptık. Bu yıl ise bizim için ayrıca özel bir anlam taşıyan alışveriş merkezimizin 12’nci yılını kutluyoruz. Bu kutlamanın merkezine de gastronomi deneyimini yerleştirmek istedik. Bu kapsamda ziyaretçilerimizi yıldızlı ve alanında çok değerli şeflerle bir araya getirmeyi hedefliyoruz. Misafirlerimiz, şeflerimizin hazırladığı lezzetleri deneyimleme fırsatı bulurken aynı zamanda onların hikâyelerini dinleme ve kendileriyle tanışma şansı da elde edecekler.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akasya-12nci-yilini-kutluyor-80435</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/5/1280x720/levent-canakcili-1780569695.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akasya&#039;nın açıldığı günden bu yana kültür, sanat ve yaşam odaklı birçok projeye ve etkinliğe ev sahipliği yaptıklarını belirten Akiş GYO Genel Müdürü Levent Çanakçılı, &quot;Bu yıl ise bizim için ayrıca özel bir anlam taşıyan alışveriş merkezimizin 12’nci yılını kutluyoruz. Bu kutlamanın merkezine de gastronomi deneyimini yerleştirmek istedik.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotiv-sektorunde-verimlilik-rotasi-80408</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotiv sektöründe verimlilik rotası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk sanayisinin sektörel enerji verimliliği potansiyelini ele aldığım bu seride, beyaz eşya sektörünün ardından bu hafta otomotiv sektörüne odaklanmak istiyorum. Otomotiv, Türkiye’nin üretim kabiliyeti, ihracat gücü, tedarik zinciri derinliği ve kalite disiplini açısından en stratejik sektörlerinden biri. Ana sanayi, yan sanayi, boya, yüzey işlem, montaj ve test hatlarıyla çok katmanlı bir üretim yapısı var.</p>
<p>Bu yapı içinde enerji maliyeti yalnızca fatura kalemi olarak görülmemeli. Üretim sürekliliği, kalite, teslimat güveni, karbon ayak izi ve ihracat pazarlarına uyum açısından doğrudan rekabetçilik başlığı olarak ele alınmalı. Türk Sanayisinin Enerji Verimliliği Raporu’nun üçüncü versiyonunda yer alan otomotiv sektörü analizleri de bu açıdan önemli bir fotoğraf sunuyor.</p>
<p>Farklı ölçeklerde 42 tesiste yapılan enerji etütleri, otomotiv sektöründe güçlü ve uygulanabilir bir verimlilik potansiyeli olduğunu gösteriyor. Bu tesislerin 16’sı 5.000 Ton Eş Değer Petrol (TEP) üzeri, 16’sı 1.000 ila 5.000 TEP arası, 10’u ise 1.000 TEP altı tüketime sahip. Bu dağılım, bulguların ana sanayi yanında yan sanayi ve farklı ölçeklerdeki üretim yapıları için de anlamlı olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Tüketim profili </strong></p>
<p>Analiz edilen tesislerde toplam enerji tüketiminin %58’i elektrikten, %42’si ise ısı enerjisinden, ağırlıklı olarak fosil yakıtlardan kaynaklanıyor. İlk bakışta elektrik tüketiminin payı daha yüksek görünüyor. Presler, robotik hatlar, kompresörler, soğutma sistemleri, pompalar, fanlar ve yardımcı işletmeler elektrik tüketimini yukarı taşıyor.</p>
<p>Toplam verimlilik potansiyeli incelendiğinde ise ısı enerjisi tarafı güçlü bir iyileştirme alanı olarak öne çıkıyor. Boya hatları, kurutma fırınları, yüzey işlem banyoları, sıcak su sistemleri, kazan daireleri ve atık ısı noktaları odaklanılması gereken noktalar.</p>
<p>Otomotiv sektöründe toplam enerji verimliliği potansiyeli %30 seviyesinde. Bunun %11,4’ü elektrik tüketiminden, %18,6’sı ise ısı enerjisi tarafındaki iyileştirmelerden geliyor.</p>
<p><strong>İlk üç odak alanı </strong></p>
<p>Etüt sonuçlarına göre sağlanabilecek toplam 100 birim tasarruf potansiyelinin %32’si ısı ve proseslerden geliyor. İkinci sırada %26 ile soğutma sistemleri, üçüncü sırada ise %12 ile basınçlı hava yer alıyor. Bu üç başlıkla toplam potansiyelin %70’ine ulaşılıyor.</p>
<p>Bu dağılım otomotiv sektörü için önemli bir yönetim mesajı taşıyor. Enerji verimliliği çalışmaları çok sayıda küçük aksiyona dağılmadan önce, etki alanı en yüksek sistemler belirlenmeli. Isı ve üretim süreçleri, soğutma ve basınçlı hava ilk teknik odak alanları olarak planlanmalı.</p>
<p>Özellikle soğutma sistemlerinin %26 gibi yüksek bir paya sahip olması dikkat çekici. Üretim alanlarında iklimlendirme ihtiyacı, üretim soğutması, kalıp ve ekipman soğutması, kısmi yük performansı ve işletme sıcaklıkları bu potansiyeli belirleyen ana unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Yatırımın geri dönüşü </strong></p>
<p>Otomotiv sektörü etütlerinde 1 TEP enerji tüketimi azaltımı için gereken ortalama yatırım 2.220 dolar olarak hesaplanıyor. Projelerin ortalama geri ödeme süresi ise 2,68 yıl seviyesinde. Bu tablo, verimlilik yatırımlarının teknik olarak kapsamlı olabildiğini, buna karşın geri ödeme süresinin sanayi yatırımları açısından yönetilebilir bir aralıkta kaldığını gösteriyor.</p>
<p>Emisyon azaltımı açısından da önemli bir gösterge var. 1 ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı için gereken ortalama yatırım tutarı 622 dolar. Bu veri, enerji verimliliği projelerinin otomotiv sektöründe karbon azaltımı için ölçülebilir ve yatırım planına bağlanabilir bir araç sunduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Sahadan notlar </strong></p>
<p>Otomotiv tesislerinde fırsatlar üç alanda yoğunlaşıyor. İlk alan olarak boya hatları, kurutma fırınları, yüzey işlem banyoları, sıcak su sistemleri ve kazan dairelerinde ısı geri kazanımı, yanma verimi, izolasyon, atık ısı kullanımı ve sıcaklık ayarları önemli tasarruf fırsatları yaratıyor.</p>
<p>Soğutma gruplarında düşük verimli ekipman kullanımı, hatalı sıcaklık set değerleri, gereksiz eş zamanlı ısıtma ve soğutma, kısmi yük verimsizliği ve bakım eksiklikleri toplam tüketimi artırıyor. Basınçlı hava tarafında ise kaçaklar, yüksek basınçta çalışma, yanlış kompresör seçimi, yetersiz otomasyon ve hat tasarımı enerji kaybına yol açıyor.</p>
<p>Otomotiv sektöründe verimlilik çalışmasının başarısı, enerji akışının üretim akışıyla birlikte okunmasına bağlı. Üretim süreçleri doğru analiz edildiğinde özellikle ısı pompası teknolojilerinin kullanım alanı daha kapsayıcı olabilir ve fosil yakıttan çıkış ivmelenir.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Otomotiv sektörü Türkiye’nin küresel sanayi haritasındaki en güçlü alanlarından biri. Doğru önceliklendirme yapıldığında otomotivde enerji verimliliği maliyetleri azaltan, karbon ayak izini düşüren ve ihracat rekabetini güçlendiren somut bir kaldıraç haline geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotiv-sektorunde-verimlilik-rotasi-80408</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/otomobil-otomotiv-arac-1767154907.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotiv sektöründe verimlilik rotası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahsilat-ve-odemelerin-tevsiki-zorunlulugu-ve-vergileme-80397</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahsilat ve ödemelerin tevsiki zorunluluğu ve vergileme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vergi alacağı vergi kanunlarını vergiyi bağladıkları olayın meydana gelmesi veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar. Vergi alacağı mükellef bakımından vergi borcunu teşkil eder. Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir.</p>
<p>Bu çerçevede, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın, bankalar ve ödeme kuruluşları gibi belli kurumların kayıt ve belgeleri yardımıyla tespit edilmesi ve böylece kayıt dışılığı önlemek amacıyla, tahsilat ve ödemelerin finansal kurumlar aracıyla yapılmasına ilişkin düzenlemeler uygulanmıştır.</p>
<p>Bu düzenlemelerle mükelleflerin mal ve hizmet alımları ve hukuki işlemlere ilişkin ödemelerinin nasıl yapılabileceği belirlenmiştir.</p>
<p>Tevsik (belgelendirme) zorunluluğu kapsamında olanların yapacakları, 30.000 TL’yi aşan tutardaki her türlü tahsilat ve ödemelerini aracı finansal kurumlar kanalıyla yapmaları ve bu tahsilat ve ödemeleri söz konusu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik etmeleri zorunludur.</p>
<p>Kanuni düzenlemeler ve genel tebliğlerle tevsik (belgelendirme ve ispat) zorunluluğunun kapsamı ve tutarı, tevsik zorunluluğu kapsamında olanlar, tevsik zorunluluğu kapsamında olmayan tahsilat ve ödemeler, aracı finansal kurumlar, tevsik zorunluluğuna uyulmaması durumunda uygulanacak cezalar belirlenmiştir.</p>
<p><strong>Tevsik zorunluluğu kapsamında olanlar</strong></p>
<p><strong>Vergi Usul Kanununa göre;•</strong> Birinci ve İkinci Sınıf Tüccarlar, • Serbest Meslek Erbabı,</p>
<p>- Kazançları Basit Usulde Tespit Edilenler,• Defter Tutan Çiftçiler • Vergiden Muaf Esnaflar,</p>
<p>- Mükellef Olmayanlar (Nihai Tüketiciler Dahil) ,tevsik zorunluluğu kapsamındadır.</p>
<p><strong>Aracı finansal kurumlar</strong></p>
<p><strong>Tahsilat ve ödemelere aracılık eden</strong> bankalar,  ödeme ve menkul kıymet mutabakat sistemleri, ödeme hizmetleri ve elektronik para kuruluşları hakkında kanun kapsamında</p>
<p>yetkilendirilmiş ödeme kuruluşları, Posta ve Telgraf Teşkilatı AŞ, aracı finansal kurumlardır.</p>
<p>Tevsik zorunluluğu kapsamında olanların yapacakları, 30.000 TL’yi aşan tutardaki her türlü tahsilat ve ödemelerini aracı finansal kurumlar kanalıyla yapmaları ve bu tahsilat ve ödemeleri söz konusu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik etmeleri zorunludur.</p>
<p>Mükellef olmayanların kendi aralarında yapacakları işlemlerin tutarı, 30.000 TL’yi aşsa dahi tevsik zorunluluğu kapsamı dışındadır.</p>
<p><strong>Bu kapsamda</strong>;</p>
<p>- Her türlü mal teslimi veya hizmet ifasına ilişkin tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- Avans, depozito, pey akçesi gibi suretlerle yapılacak tahsilat ve  ödemelerin,</p>
<p>- İşletmelerin kendi ortakları ve/veya diğer gerçek ve tüzel kişilerle yaptığı her türlü tahsilat ve ödemelerin 30.000 TL’yi aşması durumunda aracı finansal kurumlar kanalıyla yapılması ve bu işlemlerin söz konusu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik edilmesi zorunludur.</p>
<p><strong>Mükellef olmayanlar da</strong> tevsik zorunluluğu kapsamında olanlardan yapacakları alımlarına ilişkin 30.000 TL’yi aşan tahsilat ve ödemelerini aracı finansal kurumlar kanalıyla yapacaklardır.</p>
<p>Söz konusu tahsilat ve ödemede tevsik zorunluluğuna uyulmaması durumunda hem mükellef olmayan hem de satıcı işletme cezaya muhatap olur.</p>
<p><strong>Banka hesabı veya kredi kartı </strong><strong>bulunmayanların tevsik zorunluluğu</strong></p>
<p>Tevsik zorunluluğu kapsamındaki ödemelerin tahsilatı yapanın hesabına, bizzat aracı finansal kurumların şubelerine gidilmek ve işleme ait açıklamalara da yer verilmek suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, tevsik zorunluluğuna uyulmuş sayılacaktır.</p>
<p><strong>Tevsik zorunluluğu </strong><strong>kapsamında belge düzeni</strong></p>
<p>Aracı finansal kurumlar kanalıyla yapılması zorunlu bulunan tahsilat ve ödemelerde aracı kurumlarca düzenlenen dekont, hesap bildirim cetveli, alındı belgesi vb. belgeler tahsilat veya ödemenin tevsiki sayılacaktır.</p>
<p>Tevsik zorunluluğu kapsamında yapılan işlemler için <strong>aracı finansal kurumlar tarafından düzenlenen belgeler, yapılan işlemi değil o işleme ilişkin tahsilat veya ödemeyi tevsik etmektedir</strong>.</p>
<p>Tahsilat ve ödemelerin tevsik zorunluluğu kapsamında aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılması, bu zorunluluğu ortaya çıkaran işleme ilişkin olarak Vergi Usul Kanununda yer alan belgeleri (fatura, fiş, gider pusulası vb.) düzenleme zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>
<p><strong>İşletme ortak ve personeline yapılan </strong><strong>ödemelerde tevsik zorunluluğu</strong></p>
<p>Personel sayısı ile sınırlı olmaksızın personele ilgili ayda yapılan ücret, tazminat, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her türlü ödemenin kanuni kesintiler düşüldükten sonra kalan net tutarının 30.000 TL’yi aşması halinde söz konusu ödemelerin aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılması ve ödemelerin söz konusu kurumlarca düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi gerekmektedir.</p>
<p>9İşletmelerin kendi ortakları ve/veya diğer gerçek ve tüzel kişilerle yaptığı her türlü tahsilat ve ödemelerin 30.000 TL’yi aşması durumunda, aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılması ve bu işlemlerin söz konusu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik edilmesi zorunludur.</p>
<p>Ayrıca<strong>, </strong>İş Kanunu’na göre 4 ten fazla işçi çalıştıran iş verenin  maaş, ikramiye ve diğer ödemeleri finans kuruluşları aracılığı ile yapması zorunludur.</p>
<p><strong>Aynı günde aynı kişi veya </strong><strong>kurumlarla yapılan işlemler</strong></p>
<p>Aynı günde aynı kişi veya kurumlarla yapılan işlemler ile ödemesi kısım kısım yapılan işlemlerin toplam tutarının30.000 TL’yi aşması durumunda, işlemlerin her biri işlem bazında belirlenen haddin altında kalsa bile, aştığı işlemden itibaren işleme konu tahsilat ve ödemelerin de aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılması zorunludur.</p>
<p><strong>Ayrıca, tahsilat ve ödemeye konu işlem tutarının</strong> tevsik zorunluluğu kapsamında30.000 TL’yi aşması halinde, bedelin farklı tarihlerde kısım kısım ödenmesinde işlemin toplam tutarı dikkate alınacak ve her bir tahsilat ve ödeme, tevsik zorunluluğu kapsamında aracı finansal kurumlar aracılığıyla gerçekleştirilecektir.</p>
<p><strong>Kapsamda olmayan </strong><strong>tahsilat ve ödemeler</strong></p>
<p>- 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununda yer alan merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri ile bunlara ait döner sermaye işletmelerinin işlemlerine konu tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununda tanımlanan sermaye piyasası aracı kurumlarında yapılan işlemlere konu tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararda tanımlanan yetkili döviz müesseselerinin yapacakları döviz alım satım işlemlerine ilişkin tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- Tapu sicil müdürlüklerinde gerçekleştirilen işlemler karşılığında yapılan</p>
<p>tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- Noterlerde gerçekleştirilen işlemler karşılığında yapılan tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- 5018 sayılı Kanunda yer alan merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler ile bunların teşkil ettikleri birlikler, kanunla kurulan diğer kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan ve işletilen müesseseler ile döner sermayeli kuruluşlar veya bunlara ait veya tabi diğer müesseseler tarafından yapılan ihale işlemlerine ilişkin yatırılması gereken teminat tutarlarına ilişkin tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- 6362 sayılı Kanun uyarınca kurulan Borsa İstanbul A.Ş. bünyesinde yer alan Kıymetli Madenler Piyasasında işlem yapma yetkisi verilenlerin, faaliyet konuları kapsamında yapacakları işlemlere ilişkin tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- Gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçiler tarafından; 11/3/2010 tarihli ve 5957 sayılı Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun hükümlerine göre kurulmuş olan toptancı hallerinde faaliyet gösteren tüccar, üretici, üretici örgütleri ve komisyonculara yapılan sebze ve meyve, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, su ve su ürünleri, bal ve yumurta gibi diğer gıda maddeleri, kesme çiçek ve süs bitkileri satışları ile söz konusu yerler dışında yapılmakla birlikte anılan Kanunun 4 üncü maddesi kapsamında bildirime tabi tutulmuş</p>
<p>satışlara ilişkin tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- Gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçilere ait ürünlerin, 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu kapsamında kurulan ticaret borsalarına mezkur Kanunun 46 ncı maddesinde belirtilen süreler dahilinde tescil ettirilerek gerçekleşen satışlarına ilişkin tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- Tevsik zorunluluğu kapsamında olanların (mükellef olmayanlar hariç olmak üzere) yabancılar ve/veya Türkiye mukimi olmayan gerçek kişilerle yapacakları işlemlere ilişkin tahsilat ve ödemelerin (Şu kadar ki, düzenlenecek faturalarda yabancıların ve/veya Türkiye mukimi olmayan gerçek kişilerin pasaport numaralarının yazılması şart olup, bunun dışında pasaportların bir suretinin faturanın ekine konulmasına gerek bulunmamaktadır. Ayrıca, tahsil edilen tutarların tahsilatı takip eden ilk iş günü sonuna kadar aracı finansal kurumlara yatırılması zorunluluğu aranılmayacaktır.), aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılması zorunluluğu bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>Ceza uygulaması, indirim </strong><strong>ve uzlaşma imkanı</strong></p>
<p>Tahsilat ve ödemelerin aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılması zorunluluğuna uyulmaması durumunda, Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesine göre özel usulsüzlük cezası uygulanacaktır.</p>
<p>Tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymayanların her birine, her bir işlem için anılan maddeye göre uygulanan cezalardan az olmamak üzere işleme konu tutarın %10’u oranında özel usulsüzlük cezası kesilecektir.</p>
<p>Kesilecek ceza birinci sınıf tüccarlarla serbest meslek erbabı için 35.000 TL den az olmayacaktır. Bir takvim yılı içinde kesilecek toplam özel usulsüzlük cezası 35.000.000 TL’sini aşamayacaktır.</p>
<p>İkinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazançları basit usulde tespit edilenler için bu ceza 17.000 TL’dir. Bir takvim yılında kesilebilecek maksimim toplam ceza 17.000.000 TL olabilecektir.</p>
<p>Yukarıdakiler dışında kalanlar hakkında ceza her bir belge için 8.700 TL yıllık maksimum toplam özel usulsüzlük cezası 8.700.000 TL’dir.</p>
<p>Tevsik zorunluluğuna uymayanlar için asgari ve azami miktarları belirtilmiş olan tutarlar ile ceza miktarları, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılarak uygulanır.</p>
<p>Tevsik zorunluluğuna aykırı bir şekilde ödeme yapanların; durumu, ödemeyi takip eden beş iş günü içerisinde kendiliğinden idareye bildirmesi halinde, ödemede bulunan adına özel usulsüzlük cezası kesilmeyecektir.</p>
<p>Mükellef veya vergi sorumlusu cezalarda indirim ve uzlaşma imkanına sahip olup talep dilekçelerini, ihbarnamenin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde bağlı  bulundukları vergi dairesine yapabilecekleri gibi Dijital Vergi Dairesi üzerinden elektronik ortamda da yapabileceklerdir.</p>
<p>Tevsik zorunluluğuna uyulmaması durumunun 2025 ve sonraki yıllarda da devam etmesi halinde, bu yıllar için belirlenecek asgari ceza tutarları dikkate alınacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahsilat-ve-odemelerin-tevsiki-zorunlulugu-ve-vergileme-80397</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahsilat ve ödemelerin tevsiki zorunluluğu ve vergileme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-kobilerin-guncel-durumu-ve-donusum-hikayesi-80395</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ: KOBİ’lerin güncel durumu ve dönüşüm hikayesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Günümüzde yapay zekâ (AI), özellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmeler (KOBİ’ler) için bir lüks olmaktan çıkıp rekabetin temel unsuru haline geldi.</p>
<p>Açık kaynaklardan yararlandığım yazımda ‘Yapay zekâ: KOBİ’lerin güncel durumu ve dönüşüm hikayesi’ni paylaşacağım.</p>
<p>2026 itibarıyla Türkiye ve globalde KOBİ’ler, AI teknolojilerini benimseyerek verimliliklerini artırıyor, maliyetleri düşürüyor ve büyük oyuncularla rekabet etme şansı yakalıyor.</p>
<p>Ancak bu dönüşümde fırsatlar kadar zorluklar da var.</p>
<p>KOBİ’lerde AI Benimseme Oranları ve Güncel Tablo</p>
<p>2025-2026 döneminde AI adopte etme hızı belirgin şekilde arttı.</p>
<p>Global araştırmalara göre birçok küçük işletmede AI araç kullanımı %70-90 seviyelerine ulaştı; bazı raporlarda bu oran %89’a kadar çıkıyor.</p>
<p>Özellikle günlük görevlerde (e-posta yazma, pazarlama içeriği üretme, veri analizi) AI araçları yaygınlaştı.</p>
<p>Türkiye’de de durum benzer:</p>
<p>-  AI destekli chatbot’lar müşteri hizmetlerini dönüştürüyor.</p>
<p>-  AI analizleri satış ve stok yönetimini optimize ediyor.</p>
<p>- Hedefli pazarlama kampanyaları daha verimli hale geliyor.</p>
<p>Mastercard’ın 2025 trend raporunda vurgulandığı gibi, 2026’da AI, sürdürülebilirlik ve e-ticaret üçgeni KOBİ’ler için kritik öneme sahip.</p>
<p>AI kullanan KOBİ’lerin %90’ı operasyonel verimlilikte iyileşme rapor ediyor.</p>
<p>Bazı Türk KOBİ’ler “dijital çalışan” kavramıyla tanıştı ve AI yatırımları 2026’da somut sonuçlar vermeye başladı.</p>
<p><strong>AI’nin KOBİ’lere sunduğu somut faydalar</strong></p>
<p><strong>1</strong>-  Verimlilik ve maliyet azaltma</p>
<p>Doğru kullanılan AI araçları verimliliği %30-40 oranında artırabiliyor.</p>
<p> Stok maliyetlerinde %30 iyileşme, operasyonel süreçlerde önemli zaman tasarrufu sağlanıyor.</p>
<p><strong>2-</strong> Karar alma ve analiz gücü</p>
<p>Küçük ekipler bile büyük veriyi hızlı analiz edip stratejik kararlar alabiliyor.</p>
<p> Satış tahminleri, müşteri davranış analizi ve risk yönetimi gibi alanlarda AI fark yaratıyor.</p>
<p><strong>3</strong>-  Müşteri deneyimi ve pazarlama</p>
<p>Kişiselleştirilmiş öneriler, chatbot’lar ve otomatik kampanyalar sayesinde KOBİ’ler büyük şirketlerle aynı seviyede müşteri deneyimi sunabiliyor.</p>
<p><strong>4</strong>-  Rekabet eşitliği</p>
<p>Eskiden sadece büyük firmaların erişebildiği otomasyon ve analitik yetenekler, artık uygun maliyetli SaaS çözümleriyle KOBİ’lere açıldı.</p>
<p> Bu, “dijital uçurum” riskini azaltıyor ancak erken harekete geçenleri avantajlı kılıyor.</p>
<p>Türkiye’de devlet destekleri (Ticaret Bakanlığı projeleri, hackathon’lar) ve yerel girişimler (örneğin Kobi AI gibi platformlar) bu dönüşümü hızlandırıyor.</p>
<p><strong>Karşılaşılan zorluklar</strong></p>
<p>-  Maliyet ve Uzmanlık Eksikliği: Birçok KOBİ için başlangıç maliyeti ve yetenekli personel bulmak hâlâ engel.</p>
<p>-  Veri Kalitesi ve Entegrasyon: Mevcut sistemlerle AI entegrasyonu sorun yaratabiliyor.</p>
<p>- Güven ve Regülasyon: Veri gizliliği ve etik kaygılar ön planda.</p>
<p>- Ölçekleme Sorunu: Pilot projeler yaygın ancak tam ölçekli entegrasyon sınırlı kalıyor (globalde büyük firmalar bu konuda önde).</p>
<p>2026 ve Ötesi: Ne Bekliyor?</p>
<p>Uzmanlar 2026’yı “AI’nin olgunlaşma yılı” olarak görüyor. Agentic AI (özerk ajanlar), multi-agent sistemler ve sektöre özel modeller KOBİ’ler için yeni kapılar açacak.</p>
<p> Türkiye’de İTO gibi kurumlar KOBİ’leri AI’ye hazırlık yapmaya çağırıyor.</p>
<p><strong>Başarı için öneriler:</strong></p>
<p>-  Stratejiyle başlayın: İş hedeflerinizle uyumlu AI projeleri seçin.</p>
<p>- Küçük adımlarla ilerleyin: Tek bir süreçten (stok, müşteri hizmetleri) başlayın.</p>
<p>- Eğitim yatırımı yapın: Çalışanların AI okuryazarlığını artırın.</p>
<p>- Yerel/uygun maliyetli çözümleri tercih edin.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yapay zeka, KOBİ’ler için bir tehdit olmaktan ziyade büyük bir fırsat penceresi.</p>
<p>Erken benimseyen ve akıllıca kullanan işletmeler 2026’da rekabet üstünlüğü yakalayacak.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin omurgası olan KOBİ’lerin bu dönüşümü başarıyla tamamlaması hem bireysel büyüme hem de ulusal ekonomi için kritik önem taşıyor.</p>
<p>AI artık “büyüklerin oyunu” değil; ölçeği ne olursa olsun, geleceğini düşünen her işletmenin gündeminde olmalı.</p>
<p>Harekete geçme zamanı şimdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-kobilerin-guncel-durumu-ve-donusum-hikayesi-80395</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/3/1280x720/kobi-1765863117.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ: KOBİ’lerin güncel durumu ve dönüşüm hikayesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uygulanan-politika-ortodoks-olabilir-ama-rasyonel-degil-80392</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uygulanan politika &#039;ortodoks&#039; olabilir, ama &#039;rasyonel&#039; değil!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Mayısta taze gıda fiyatlarında da önemli bir oranda gerileme bekleniyor. Buna rağmen 12 aylık enflasyonda az da olsa gene de bir artış söz konusu olacak. Ancak enflasyonun gidişatı açısından asıl takip edilmesi gereken hizmet sektörü fiyatlamaları. Bu da büyük ölçüde bir türlü kırılamayan enflasyon beklentilerine bağlı.</strong></p>
<p>Türkiye’deki son dönem gelişmeleri kısaca tanımlamak istersek iktisadi tasarımların başarısızlığı karşısında siyasi tasarımların ön plana çıktığı bir dönemden söz edebiliriz. Ben ise burada iktisadi tasarımların neden istenen sonuçları elde edemediğine dair bir kaç noktaya değinmek istiyorum. (Siyasi tasarımları ise nereden baktığınıza bağlı olarak mevcut iktidarın devamlılığını sağlamak için yapılan manevralar veya Türkiye’nin siyasal ve ekonomik olarak egemen güçlerle eklemleşme çabaları olarak okumak mümkün.)</p>
<p>Proramın başarı(sız)lığını irdelerken bazı “dışsal” (ekzojen) faktörleri tamamen göz ardı etmek yanlış olur. Bunlar hepimizin bildiği gibi sırasıyla COVUD-19 pandemisi, Rusya-Ukrayna savaşı, Kahramanaraş depremi ve ABD-İran savaşı. Tüm bunların ekonomimiz üzerinde ciddi etkileri olduğu yadsınamaz. Ancak, her şeye rağmen, bu faktörler enflasyonu kontrol altına alma başarısızlığının bir gerekçesi de olamaz.</p>
<p><strong>Son 3 ayda artan enerji fiyatları </strong><strong>başarısızlığın bir gerekçesi olamaz</strong></p>
<p>Öncesinde, enflasyonu kontrolden çıkaran “irrasyonel” politikayı biliyoruz: Türkiye gibi sermaye serbestisi olan, güçlü bir para birimi (hard currency) olmayan, son derece yüksek bir dolarizasyon ve de -böyle bir deyim yok ama- altınizasyon (ki esasen dolarizasyon ile aynı şey) oranı olan bir ekonomide Mart 2021’den Haziran 2023’e kadar finansal baskılama rejimi uygulanmaya çalışılması...</p>
<p>Asıl sorulması gereken soru ise “ekonomi yönetimi kendince “rasyonel” politikalara geçtikten sonraki 3 yılda neden hedeflenen sonuçlara ulaşılamadı?” sorusu. Baştan söyleyeyim, son 3 ayda artan enerji fiyatları bu başarısızlığın bir gerekçesi olamaz. Buradan gelen etkinin yansımadığı mart ayı sonuçları da enflasyon bağlamında başarısızdı. Sonrasında ise eşel mobil sistemi sayesinde enerji fiyat artışları izole edildi. Hatta, bu sayede Mayıs’ta enerji fiyatlarında bir miktar gerileme bile olmuş olabilir.</p>
<p>Keza, mayısta taze gıda fiyatlarında da önemli bir oranda gerileme bekleniyor. Buna rağmen 12 aylık enflasyonda az da olsa gene de bir artış söz konusu olacak. Ancak enflasyonun gidişatı açısından asıl takip edilmesi gereken hizmet sektörü fiyatlamaları. Bu da büyük ölçüde bir türlü kırılamayan enflasyon beklentilerine bağlı.</p>
<p><strong>‘Star’ sektör savunmaya rağmen </strong><strong>dış açık gidişatı parlak değil</strong></p>
<p>Mayıs dış ticaret rakamları da henüz yayınlanmadı, ancak TL’nin her ay artan değerliliğinin ticaret açığımızı artırmakta olduğu çok net. Bu ay ihracatta anormal bir düşüş de görülebilir, ancak bu önemli ölçüde takvim etkisinden kaynaklanacaktır. (Bayram tatilinin bu sene Haziran’dan Mayıs’a kaymasının etkisi.) Neticede, savunma sanayi gibi bazı “star” sektörlerimize rağmen dış açık gidişatı parlak değil.</p>
<p>Uygulanılmaya çalışılan “ortodoks” politikalara göre enflasyonu düşürmenin tek yolu büyümenin iyice daraltılması. Ancak iktisat siyasetten bağımsız yürütülemez. Özellikle Türkiye bağlamında “rasyonellik” bu olgunun da ekonomi politikalarını belirlerken dikkate alınmasını gerektirir. Halbuki, 14 Mayıs’taki Enflasyon Raporu’ndaki meşhur enflasyon tahminleri grafiği çıktı açığının önümüzdeki 6 ay içinde daha da artırılmasını ve yaklaşık 1.5 sene daha düşük seviyelerde götürülmesini öngörüyor. Orada yazmayan ama hepimizin bildiği paralel bir politika da bu gelecek 2 senede kurların baskılanarak TL’nin daha da değerli hale getirileceği.</p>
<p>Peki, böyle bir politika kurgusu rasyonel mi? İlk çeyrekte gelen %2,5’lik büyümenin bile pek çok sektörde ciddi sancılar yarattığı bir ortamda ekonomiyi daha da daraltmak, üretim ve ihracatı azaltmak, yüksek reel faizlerle üretim maliyetlerini daha da artırmak, ve bu kurgudan üreticilerin fiyat düşürmek zorunda kalması sayesinde azalan bir enflasyon beklemek “rasyonel” mi? Türkiye’de enflasyon bu şekilde ne zaman düşmüş, ve bu düşüş kalıcı olmuş mu? Yoksa, asıl rasyonel davranan bir türlü enflasyon beklentilerini düşürmeyen hanehalkları mı?</p>
<p>Halbuki, arzı kısmadan “rasyonel” sanayi ve tarım politikalarıyla şu 3 senede hem enflasyon, hem büyüme konusunda önemli kalıcı adımlar atılabilirdi. (Bu arada 1. çeyrek milli gelir rakamları tarım ve imalat sanayimiz için büyük alarm vermekte. Her 2 sektörün de milli gelir içindeki payı son 30 senenin en düşük seviyelerine gerilemiş durumda!) Ancak buna hazırlıklı bir altyapı olmadığı gibi, yönetimde böyle bir bilinç de yok. Varsa yoksa sıcak para yatırımcılarının kısa vadeli kâr beklentilerini beslemek ve bu uğurda bütçe açığını daraltmak gibi “performans kriterleri”ni tutturmaya çalışmak!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uygulanan-politika-ortodoks-olabilir-ama-rasyonel-degil-80392</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uygulanan politika &#039;ortodoks&#039; olabilir, ama &#039;rasyonel&#039; değil! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-bir-sekuler-durgunluk-cagina-mi-giriyoruz-80391</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni bir &#039;seküler durgunluk&#039; çağına mı giriyoruz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dün açıklanan haberler ilk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünebilir. OECD küresel büyüme tahminlerini aşağı çekiyor. EBRD Türkiye için büyüme beklentilerini azaltıyor. ABD, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 60 ülkeye yeni gümrük vergileri getirmeye hazırlanıyor. Orta Doğu'daki çatışmalar enerji fiyatları üzerinde baskı oluşturuyor. Ancak bu gelişmeler bir araya getirildiğinde daha büyük ve bizim için de sıkıntılı bir hikayeye işaret ediyor. Dünya ekonomisi uzun süreli düşük büyüme dönemine doğru sürükleniyor olabilir.</p>
<p>Dün CNBC-e haber toplantısında, cnbce.com Yayın Yönetmeni Barış Erkaya Deustche Bank'ın bir raporunu aktardı. Deutsche Bank, Dünya Ekonomik Görünüm raporunda, "Dünya ekonomisi, kalıcı yapay zeka kaynaklı iyimserlik ile Orta Doğu çatışmasının yıkıcı gücünün karmaşık bir etkileşimiyle boğuşuyor ve bu da 1999’un 1990 ile buluşması gibi hissettiriyor, ama umarız 1973'e benzemez," diyerek hem 1997 ve arkasından 1998 Asya krizlerini takip eden 1999'daki dotcom devrimi ve balonu dönemine hem de 1990'daki küresel resesyona vurgu yaptı. </p>
<p>Barış son gelişmelerin eski durgunluk dönemlerini hatırlattığını söyleyince aklıma bir zamanlar çok popüler olan "seküler durgunluk" kavramı geldi.</p>
<p>Seküler durgunluk kavramı ilk kez 1930'lu yıllardaki Büyük Buhran sonrasında ekonomist Alvin Hansen tarafından ortaya atıldı. Ancak popülerliğini 2008 küresel finans krizinden sonra eski ABD Hazine Bakanı Lawrence Summers sayesinde kazandı. Temel fikir basit ama çarpıcıdır. Summers'a göre sorun ekonominin zaman zaman yavaşlaması değil; ekonominin normal koşullarda bile yeterince hızlı büyüyemeyecek hale gelmesidir.</p>
<p>Bu nedenle Summers, seküler durgunluğa karşı yalnızca para politikasının değil, kamu yatırımları, altyapı harcamaları ve verimliliği artıracak yapısal reformların da gerekli olduğunu savunur. Ancak son yıllarda enerji şokları, jeopolitik gerilimler ve korumacılığın yükselmesi nedeniyle tartışma yeni bir boyut kazandı. Dünya ekonomisi düşük büyüme ile karşı karşıya kalırken aynı zamanda enflasyonist baskılar da yaşayabiliyor. Bu durum, bazı ekonomistlerin "seküler durgunluk ile stagflasyonun birleşimi" olarak tanımladığı yeni bir döneme işaret ediyor.</p>
<p><strong>Küresel büyüme hız kesiyor</strong></p>
<p>Bugün karşımızda tam da böyle bir tablo oluşuyor.</p>
<p>OECD'nin dün açıklanan son raporuna göre dünya ekonomisinin büyüme hızı 2025'te yüzde 3,4'ten 2026'da yüzde 2,8'e gerileyecek. Daha kötüsü, Hürmüz Boğazı çevresindeki enerji ve lojistik sorunlarının uzaması halinde büyüme yüzde 2,1'e kadar düşebilir. Bu oran küresel ekonomi açısından alarm seviyesine yakın bir rakamdır. Çünkü her yıl milyonlarca iş yaratmak zorunda olan dünya ekonomisi yüzde 2'nin biraz üzerindeki bu büyüme oranlarında istihdam yaratmakta zorlanır.</p>
<p>Üstelik yaşadığımız bu yavaşlama sıradan bir konjonktürel döngüye de benzemiyor. Konjonktürel olsaydı, "Nasıl olsa gelip geçer" diyebilirdik.</p>
<p>Dünya nüfusu yaşlanıyor. Çin'in çalışma çağındaki nüfusu azalıyor. Avrupa'da doğum oranları tarihi dip seviyelerde. Gelişmiş ülkelerde tüketim iştahı eski gücünü kaybediyor. Bir zamanların lokomotifi olan imalat sanayiinin yerini almaya başlayan teknoloji şirketleri ise geçmişin sanayi devleri kadar büyük fiziksel yatırım gerektirmiyor. Bir otomobil fabrikası on binlerce kişiye iş yaratırken, milyarlarca dolar değerindeki bir yapay zeka şirketi çok daha az çalışanla faaliyet gösterebiliyor. Yani istihdam anlamında dibine ışık vermeyen mum gibiler.</p>
<p><strong>Stagflasyonun modern </strong><strong>versiyonu mu?</strong></p>
<p>Bu nedenle tasarruflar artarken yatırım ihtiyacı aynı hızda büyümüyor. İşte seküler durgunluğun özü burada yatıyor.</p>
<p>Klasik seküler durgunluk düşük enflasyon ve düşük faiz ortamıyla tanımlanırdı. Oysa bugün büyüme düşerken enflasyon riskleri canlı kalıyor. Enerji fiyatları yükseliyor, jeopolitik riskler artıyor ve tedarik zincirleri kırılganlaşıyor.</p>
<p>Belki biraz erken olacak ama birçok ekonomist, bu yeni tabloyu bazen "stagflasyonun modern versiyonu" olarak tanımlıyor. Yani hem yavaş büyüme hem de maliyet kaynaklı fiyat baskıları aynı anda yaşanıyor.</p>
<p>ABD'nin son gümrük vergisi hamlesi de bu eğilimi güçlendirebilir. Washington yönetimi onlarca ülkeye ek tarifeler uygulamaya hazırlanıyor. Oysa gümrük duvarları kısa vadede bazı sektörleri korusa da uzun vadede küresel verimliliği düşürür, maliyetleri artırır ve büyümeyi yavaşlatır. Küreselleşmenin son 40-50 yılda yarattığı verimlilik kazanımları artık tersine dönmeye başlıyor olabilir.</p>
<p><strong>Türkiye'yi bekleyen risk </strong></p>
<p>Türkiye açısından ise tablo daha da karmaşık.</p>
<p>Bir taraftan OECD ve EBRD, Türkiye'nin büyüme tahminlerini aşağı çekiyor. Anlaşılabilir bir durum aslında. Enerji fiyatlarındaki yükseliş, Avrupa'daki talep durgunluğu ve küresel ticaretteki parçalanma Türkiye'nin ihracatını zorlayabilir. Üstelik ABD'nin yeni tarife listesinde Türkiye'nin de yer alması dikkat çekici.</p>
<p>Umutlu olacağımız bazı avantajlarımız da yok değil. Enerji tedarikinin tamamı Basra Körfezi'ne bağlı değil. Bankacılık sistemi geçmiş krizlere kıyasla daha güçlü. Mali ve dış denge tamponları son yıllarda belirli ölçüde güçlendirildi.</p>
<p>Yine de asıl soruyu sormadan geçemiyoruz. Eğer dünya ekonomisi gerçekten yeni bir seküler durgunluk dönemine giriyorsa Türkiye nasıl büyüyecek?</p>
<p>Geçmişte gelişmekte olan ülkeler küresel ticaretin genişlemesinden besleniyordu. Avrupa büyüdükçe Türkiye ihracat yapıyor, dünya sermayesi bol oldukça yatırım çekiyordu. Fakat önümüzdeki dönemde küresel ekonominin kendisi küçülürse, büyümenin kaynağını içeride yaratmak gerekecek.</p>
<p>Bu da verimlilik artışını, teknoloji yatırımlarını, eğitim reformlarını ve yüksek katma değerli üretimi her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Sorun sadece OECD'nin, EBRD'nin ya da finans kuruluşlarının büyüme tahminlerini aşağı çekmeleri değil. Sorun, dünyanın alıştığı büyüme modelinin sessizce sona eriyor olma ihtimali.</p>
<p>Eğer öyleyse, önümüzdeki yılların en kritik ekonomik kavramı yeniden "seküler durgunluk" olacak. Bu defa mesele ekonomistlerin akademik tartışması olmaktan çıkıp, şirketlerin yatırım kararlarını, istihdamı, çalışanların kariyer planlarını ve ülkelerin kalkınma stratejilerini belirleyen temel bir sorun haline gelebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-bir-sekuler-durgunluk-cagina-mi-giriyoruz-80391</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni bir &#039;seküler durgunluk&#039; çağına mı giriyoruz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kati-diye-avunma-bir-sicrar-ki-sasirma-80390</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Katı diye avunma, bir sıçrar ki şaşırma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu ülkede yıllık ortalama enflasyon 2004-2016 döneminde yüzde 6,3 ile yüzde 10,4 arasında dalgalandı. Bu dönemin ortalama enflasyonu yüzde 8,3 oldu. Küresel krizin başladığı 2008’deki yüzde 10,4 değerini dışarıda bırakırsak, hep tek hanede kaldı. Çok belirgin bir katılık söz konusuydu.</strong></p>
<p>Bazı yabancı analistler uygulanmakta olan ekonomi programının Türkiye’yi krizin eşiğinden kurtardığını belirtiyorlar. Mayıs 2023 seçimleri öncesindeki koşullar dikkate alındığında, duruma sanki öyle de bakılabilir gibi geliyor ilk anda. Ama o an -ki çok kısa bir süre- geçince hemen birkaç sorunun sorulması kaçınılmaz oluyor. Birincisi, krize ramak kalan ekonomi programı uzaydan mı geldi? İkincisi, o programın uygulanmasına yol açan kurumsal yapı ve yönetim anlayışı değişti mi? Mesela, karar alıcıların uygulanmasını arzu ettikleri faiz politikasını Merkez Bankası’na uygulatmak için gerekli yönetim değişikliklerini yapmalarına izin veren yasal değişiklikler yapıldı mı? Merkez Bankası bağımsızlığı güvencede mi?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a210c4744fa1-1780550727.png" alt="" width="330" height="293" /><strong>Sorun salt ekonomi </strong><strong>programı değil ki</strong></p>
<p>Geçmişi bırakıp program dönemine bakalım. Yukarıdaki iki soruya ek olarak iki soru daha var sırada: Üçüncüsü, son iki çeyreğin ortalama çeyreklik büyüme hızının 0,25, bunun yıllıklandırılmış değerinin ise yüzde 1 olduğu dikkate alındığında, bu kadar düşük büyümeye şimdi uygulanmakta olan program yol açmadı mı? Dördüncüsü, cuma günü açıklanacak ve yüzde 32 civarında olması beklenen mayıs ayı enflasyonu ile birlikte, son 11 aydır enflasyon yüzde 30,7 ile 33,5 arasında hapsolmaktan nefessiz kalmadı mı?</p>
<p>Farklı bir ifadeyle, asıl soru şu: Anayasamızda yapılan değişiklikler sonrasında geçtiğimiz yeni sistemde yaşanmadı mı bunlar? Bu çerçevede bakıldığında, sorun salt ekonomi programı değil ki. Ekonomideki gidişat salt tasarlanan ve uygulanmakta olan ekonomi programından etkilenmiyor ki. Siyasette olan biten ya da yargı kararları ekonomide önemli hareketlere yol açmıyorlar mı?</p>
<p>Geldiğimiz durum şu: Büyüme düşerken enflasyonda önemli bir katılık oluştu. Bu katılığı hem az önce verdiğim yıllık enflasyon değerleri hem de aşağıdaki grafik net biçimde ortaya koyuyorlar. “Katı ama hiç olmazsa kontrolden çıkıp yükselmiyor” diye de düşünenler olabilir. İşte burada yakın geçmişe bakmak gerekiyor. Bu ülkede yıllık ortalama enflasyon 2004-2016 döneminde yüzde 6,3 ile yüzde 10,4 arasında dalgalandı. Bu dönemin ortalama enflasyonu yüzde 8,3 oldu. Küresel krizin başladığı 2008’deki yüzde 10,4 değerini dışarıda bırakırsak, hep tek hanede kaldı. Çok belirgin bir katılık söz konusuydu. Hatta, yüzde 6,3 (2009) ve yüzde 6,5 (2011) gibi iki düşük değer daha dışarıda bırakılıp kalan on yıla bakılırsa, enflasyonun neredeyse yüzde 8’e yapışıp kaldığı görülür. Türkiye’nin artık kalıcı olarak tek haneli bir enflasyon ülkesi olduğu, ilerideki hedefin ise enflasyonu daha da düşürmek olduğu düşünülüyordu.</p>
<p>Ama sonra ne oldu? 2017-2021 döneminde ortalama yüzde 15’e, dönemin sonunda ise yüzde 20’ye yükseldi. Ve nihayet şapkadan tavşan çıktı, 2022’de yüzde 72’ye (TÜİK) sıçradı. İTO’ya göre bu değer çok daha yüksek oldu: Yüzde 87. Kıssadan hisse: Katı diye avunma, bir sıçrar ki şaşırma… </p>
<p>      </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kati-diye-avunma-bir-sicrar-ki-sasirma-80390</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Katı diye avunma, bir sıçrar ki şaşırma ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/levant-anadolu-ve-devlet-akli-80389</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Levant, Anadolu ve ‘devlet aklı’...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hem Türkiye'deki, hem de etrafındaki ülkelerdeki siyasi gelişmeler baş döndürücü. ABD, Suriye'de Esad yönetiminin yerine bir zamanların "teröristi" El Şara'yı yerleştirirken, Türkiye'de de adı terörle anılan bir başka isim, PKK elebaşı Abdullah Öcalan, iktidar koalisyonunun liderleri tarafından "kurucu önder" olarak anılmaya başlandı.</p>
<p>Şimdilerde ise İran savaşını gerekçe gösteren Washington yönetimi, Çin'le rekabete yoğunlaşabilmek için geri çekilmek istediği Ortadoğu'da yeni bir düzen kurmaya çalışıyor. Bu düzenin temel özelliği, bölgenin birbirleriyle çatışan aktörlerden oluşan dağınık yapısının, ABD'nin doğrudan askeri varlığı yerine yerel ortaklar üzerinden yönetilebilir hale getirilmesi.</p>
<p>Washington'un bu çabasının merkezindeki isimlerden biri ise kuşkusuz ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack.</p>
<p>Önce "Trump'ın yakın dostu" sıfatıyla Ankara'ya gelen Barrack, ardından Suriye Özel Temsilcisi oldu. Daha sonra görev alanına Irak da eklendi. Böylece Washington, Türkiye, Suriye ve Irak dosyalarını büyük ölçüde aynı isim üzerinden yürütmeye başladı.</p>
<p>Barrack'ın yaptığı son açıklamalar da bunun tesadüf olmadığını gösteriyor. Barrack, Irak-Suriye-Türkiye üçgenini Ortadoğu'nun geleceğini belirleyecek stratejik eksen olarak tanımlıyor ve bu üç ülke arasında Amerikan çıkarlarını temsil edecek "tek temas noktası" modelinden söz ediyor.</p>
<p>Bu yaklaşım, aslında Washington'un bölgede yeni bir mimari kurmaya çalıştığını da ortaya koyar nitelikte.</p>
<p><strong>Levant'tan Anadolu'ya yeni düzen arayışı</strong></p>
<p>Barrack'ın kullandığı dil dikkat çekici; "Levant ve Anadolu" kavramlarını aynı stratejik çerçevede ele alması, Irak-Suriye-Türkiye hattını birbirinden bağımsız ülkeler olarak değil, tek bir jeopolitik alan olarak gördüğünü gösteriyor.</p>
<p>Bu nedenle bugün yaşanan gelişmeleri birbirinden kopuk başlıklar olarak okumak giderek zorlaşıyor; Türkiye'deki İmralı süreci, Suriye'de El Şara liderliğindeki yeni yapılanma, yine Suriye'de Fırat'ın doğusundaki yapılanmanın dağıtılması ve Şam'a entegrasyonu, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde Peşmerge güçlerinin yeniden yapılandırılması ilk bakışta birbirleriyle ilgili değil gibi görünseler de, aslında aynı bölgesel dönüşümün parçaları gibi duruyorlar.</p>
<p>Özellikle son dönemde ABD'nin Irak'ta KDP ve KYB'ye bağlı Peşmerge güçlerini daha merkezi bir komuta yapısı altında toplama girişimi dikkat çekici; yaklaşık otuz yıldır Amerikan yönetimlerinin teşvik ettiği ancak sonuç alamadığı askeri entegrasyon süreci bugün yeniden gündemde. Yapılanları,  bölgesel ölçekte yeni bir güvenlik mimarisinin inşası olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Barrack'ın bakış açısı, Suriye'de Fırat'ın doğusundaki meselenin ne yalnızca Suriye'nin iç meselesi, ne de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin geleceğinin sadece Irak'ın iç konusu olmadığına işaret ediyor.</p>
<p><strong>İmralı süreci ve Ankara'nın hesapları</strong></p>
<p>Bu noktada Türkiye'de yürüyen İmralı süreci de farklı bir anlam kazanıyor. Tam da bu noktada Bahçeli'nin son dönemde kullandığı siyasi dil kritik önemde;</p>
<p>"Kurucu önder" tartışmaları, etnik ve mezhepsel temsile dayalı siyasi formüller ve yeni anayasa tartışmaları, bazı çevrelerde Türkiye'nin klasik vatandaşlık temelli Cumhuriyet modelinden daha farklı bir siyasal yapıya yönelip yönelmediği sorularını gündeme getiriyor.</p>
<p><strong>"Devlet aklı" kimin aklı?</strong></p>
<p>Şimdilerde yeniden tedavüle sokulan bir başka kavram da "devlet aklı";</p>
<p>CHP'de mahkeme kararı sonrasında yeniden etkili hale gelen Kemal Kılıçdaroğlu'na en yakın isimlerden Bülent Kuşoğlu'nun, mutlak butlan sürecinin "devlet aklıyla" yürütüldüğü savunması manidar.</p>
<p>Kuşoğlu'nun çıkışıyla birlikte "hangi devlet", "kimin aklı" soruları akıllara düşerken, CHP'de izledikleri politikalarını etnik ya da dini aidiyete değil, ideolojiye dayandıran Özgür Özel ve onunla birlikte CHP'nin son üç kurultayında seçilmiş isimlerin görevden mahkeme kararıyla uzaklaştırılıyor olmasını es geçmek mümkün değil.</p>
<p>Türkiye siyasi koridorlarında AK Parti-MHP'nin yanına DEM ve Kılıçdaroğlu CHP'sini de alarak 400 vekili bulabileceği, TBMM'de "yeni Anayasa yapılabileceği" konuşulmaya başlandı bile.</p>
<p>Öcalan'ın "kurucu önder" sayıldığı bir siyasi ortamda, yeni sistemin de etnik ve dini yönü kuvvetli partilere dayanması pek ihtimal dışı değil elbette;</p>
<p>Tıpkı Lübnan gibi, Bosna-Hersek ya da Irak gibi. Ancak yönetim sistemleri etnik ve dini grupları temsil eden siyasi partiler üzerinde yükselen bu üç ülkenin de küresel alanda "failed states-iflas etmiş ülkeler" olarak görüldüğü de gözönüne alınmalı.</p>
<p><strong>Baskın seçim olur mu?</strong></p>
<p>Türkiye ve dünyadaki baş döndürücü siyasi gelişmelerin bir başka düşündürdüğü ihtimal ise, "baskın seçim"</p>
<p>Yine Ankara siyasi kulislerinde Kasım 2026 ayının son haftasında seçim olasılığı konuşulmaya başlanmış durumda. Mutlak butlan hamlesi altında dağınık CHP, "terörsüz Türkiye" sürecine kendisini kaptırmış DEM Parti'yle girilecek bir seçimde iktidar kanadının kendisini daha şanslı görmesi hem akla, hem de mantığa uygun.</p>
<p>Bir de buna İran'da yaşanan savaşın, küresel alanda artan petrol fiyatlarının Türk ekonomisine yansımaları, enflasyonun bir türlü beklenen ve hedeflenen noktaya getirilememesi, ekonomik büyüme hızının düşmesi de eklenince, iktidar kanadının bir seçimle "sil baştan" yetki almayı düşünmesi şaşırtıcı olmaz.</p>
<p>Üstelik Türkiye'de bir  "baskın seçim" küresel gelişmelere de uygun düşüyor; ABD Başkanı Trump'ın hemen her fırsatta Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik övgüleri malum. AK Parti hükümeti, Trump'ın selefi Joe Biden döneminde göremediği ilgi ve desteği görüyor Washington'dan bugünlerde.</p>
<p>Oysa Trump da kendi ülkesinde siyaseten zor durumda; İran savaşını kendi vatandaşlarına anlatamayan Trump, bunun getirdiği ekonomik yükü giderek daha fazla reddeden bir Amerikan seçmeniyle karşı karşıya. Nitekim Kasım'da ABD'de yapılacak ara seçimlerde hem Senato, hem de Temsilciler Meclisi'nde Cumhuriyetçi Parti'nin çoğunluğunu kaybedebileceği, Trump için de "azil sürecinin" gündeme gelebileceği yüksek sesle tartışılıyor. Böyle bir ortamda, kendi derdine düşecek ABD Başkanı'nın Ortadoğu'ya, Türkiye'ye, hatta İsrail'e ilgisinin eskisi gibi olmayacağı da hesaplanıyor olabilir. ABD kendi seçimini yaşamadan "Trump rüzgarını arkasına alıp, güven tazelemek" pek çok ülkeden siyasetçiler açısından çekici bir olasılık gibi durmuyor mu?</p>
<p><strong>Washington'dan ekonomik destek mi?</strong></p>
<p>İşin bununla bağlantılı  dikkat çekici bir başka boyutu ise ekonomi;  Son günlerde uluslararası finans çevrelerinde ABD'nin Türkiye'ye swap hattı sağlayabileceği yönünde değerlendirmeler yapılmaya başlandı.</p>
<p>Uzmanlara göre böyle bir mekanizmanın devreye girmesi teknik olmaktan çok siyasi bir karar anlamına geliyor. Özellikle Fed yerine ABD Hazine Bakanlığı üzerinden geliştirilebilecek böylesi bir model, Washington'un Ankara'ya yönelik stratejik desteğinin göstergesi olarak yorumlanıyor..</p>
<p>Böyle bir adımın Türkiye ekonomisinin ihtiyaçlarından çok, Türkiye'nin bölgesel rolüyle bağlantılı değerlendirilmesi daha gerçekçi görünüyor.</p>
<p><strong>Türkiye Ortadoğu dosyasına mı taşınıyor?</strong></p>
<p>Ve yine ABD'den Türkiye'yle ilgili başka dikkat çekici gelişmenin ise, Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın idari yapılanmasında ortaya çıktığı aşikar;</p>
<p>2025 sonunda tamamlanan yeni yapılanmada Türkiye artık klasik Avrupa-Eurasya çerçevesinde değerlendirilmiyor. ABD Dışişleri Türkiye için "Hibrit Bölgesel Görev Merkezi" tanımını kullanıyor. Bu tanım aslında Washington'un Türkiye'yi giderek Avrupa'nın bir parçası olmaktan çok Ortadoğu'nun şekillenmesinde merkezi rol oynayan bir aktör olarak gördüğünü gösteriyor.</p>
<p>Barrack'ın Türkiye, Irak ve Suriye'yi aynı stratejik denklem içinde ele alması da bu yaklaşımın sahadaki yansıması niteliğinde.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Trump gelmeden, Erdoğan ABD'YE gidebilir</strong></span></p>
<p>ABD Başkanı Trump'ın 7 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ne katılması beklenirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da bundan birkaç gün önce ABD'de olması gündemde. Diplomatik çevrelerde konuşulan takvime göre Erdoğan'ın, ABD'nin 250. kuruluş yıl dönümü kutlamaları kapsamında 4 Temmuz'da Washington'u ziyaret etmesi bekleniyor. Washington ziyaretinin sembolik boyutu da dikkat çekici. ABD, Kanada ve Meksika ile birlikte 2026 FIFA Dünya Kupası'na ev sahipliği yapan ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye Milli Takımı'nın da uzun yıllar sonra Dünya Kupası finallerine katılma hakkı elde etmiş olması, Türk kamuoyunda turnuvaya yönelik ilgiyi artırmış durumda. Bu nedenle Erdoğan'ın ABD temasları sırasında Türk Milli Takımı'nın maç programına uygun bir takvim oluşması halinde karşılaşmalardan birini tribünden takip etmeyi tercih edebileceği de Ankara kulislerinde konuşulan ihtimaller arasında yer alıyor. Temmuz ayının ilk haftası, iki müttefik arasındaki ilişkilerin geleceğine dair önemli mesajların verileceği yoğun bir diplomasi trafiğine sahne olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/levant-anadolu-ve-devlet-akli-80389</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/9/1280x720/levant-anadolu-amerika-middle-east-1780548473.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Levant, Anadolu ve ‘devlet aklı’... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-turkiye-arasinda-olasi-swap-anlasmasi-80388</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD-Türkiye arasında olası swap anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2016 yılından itibaren son 10 yıldır Türkiye’de iç siyaset gündeminin ekonomik gerçekliklerin önünde gidiyor olmasını dikkate aldığımızda, Mayıs 2028’de olması gereken genel seçim veya 2027 son çeyreğinde olabilecek bir erken seçim öncesinde ABD’den döviz destek talebi söz konusu olabilir.</strong></p>
<p>Bloomberg International ekonomi ve finans haber ajansında geçtiğimiz gün seçim öncesinde Türk siyasetini etkileme potansiyeli içeren önemli bir haber yayınlandı. Habere göre Jefferies International stratejisti Durukal Gün, ABD’nin önümüzdeki genel seçim öncesinde Türkiye’ye dolar swap hattı sağlayabileceğini ifade etti. Durukal Gün, açıklamasında böyle bir adımın Merkez Bankası döviz rezervlerini güçlendireceğini, piyasalara güven vereceğini ve Türk Lirası üzerindeki baskıyı azaltabileceğini ifade etmiş.</p>
<p>Jefferies International stratejisti tarafından hazırlanan rapora göre, Trump yönetiminin Türkiye’ye sağlayabileceği olası bir döviz swap imkanı, geçen yıl Arjantin’e seçim öncesinde sunulan destek mekanizmasına benzer bir işlevi görebilir.</p>
<p>2025 yılında ABD Hazinesi ile Arjantin arasında <strong>20 milyar dolarlık </strong>bir döviz swap anlaşması yapıldı. Arjantin’in Başkanı Milei, ABD kredisinin <strong>2,5 milyar dolarlık</strong> bölümünü kullandı. ABD’den aldığı geçici döviz imkanını para birimi pesodaki aşırı değer kaybının önüne geçmek için kullandı. Diğer yandan IMF’ye olan kredi borç taksidinin ödenmesinin sonrasında 2026 yılı başında swap borç bakiyesini de kapattı.</p>
<p>ABD Hazine Bakanı Bessent o tarihlerde Arjantin'in ciddi bir likidite sıkıntısıyla karşı karşıya olduğunu, kendilerinin doğrudan Arjantin pesosu satın aldıklarını açıklamıştı. ABD Hazinesi tarafından yapılan bu hamle uzunca bir süre sonra ilk kez doğrudan Amerika’nın yabancı bir gelişmekte olan ülke para birimine müdahalesi şeklinde değerlendirilmişti.<strong><sup>1</sup></strong></p>
<p>ABD tarafından yapılan cömert finansal desteğin arkasında Arjantin’deki seçim öncesinde Milei hükümetine karşı politik bir destek hamlesi olduğu çok açıktır. Bessent ise, Ekim 2025’te yaptığı açıklamasında Arjantin’deki mevcut ekonomik durumu “<strong>şok bir likidite krizi</strong>” olarak ifade etmişti. ABD’nin bu işlemdeki hedefinin pesodaki değer kaybını durdurmak ve piyasalardaki risk iştahını hızla yatıştırmak olduğunu söylemişti.</p>
<p>Uluslararası ekonomi basınında Türkiye’ye de 2028 genel seçimi öncesinde benzer bir tarifenin uygulanabileceği gündeme geldiğine göre konuyu biraz daha incelemeye devam edebiliriz. Amerikan Hazinesi’nin geçen sene Arjantin’e sunduğu böylesi bir destek adımının ardından Demokrat kanattan sıkı eleştiriler de gelmişti. Senatörler tarafından yapılan eleştirilerin temelde 2 ana dayanak noktası bulunmaktaydı.</p>
<p>Birincisi, böyle bir siyasi adımda Fed yerine Amerikan Hazinesi üzerinden doğrudan döviz alımının yapılmasının sıradışı bir uygulama olduğu ifade edilmektedir. Arjantin’e sağlanan döviz fonlaması “<strong>Döviz İstikrar Fonu</strong>” (ESF:Exchange Stabilization Fund) şeklinde kamu kesimi üzerinden yapılmakta olduğu için bir eleştiri konusu olmaktadır. Yapılan operasyon belirli bir vadeye kadar geçerli olan USD/ARS döviz swap alım/satım işleminden ibarettir. Temelde ilgili vadeye kadar iki ülke para birimi arasındaki faiz farkının spot kur üzerine ilave edilen maliyeti (swap points) söz konusudur.</p>
<p>Amerika tarafından sağlanan bu destek özünde Arjantin hükümetine dolaylı olarak kredi kullandırımından başka bir şey değildir.</p>
<p>İkincisi eleştiri konusu ise, seçim öncesinde yapılan bu işlemin herhangi bir rasyonel ekonomik gerekçelere dayandırılmaksızın sadece politik saiklerle gerçekleştirilmiş olduğu gerçeğidir. ABD’nin Arjantin ile arasındaki ticaret hacmi <strong>26 milyar</strong> <strong>dolar</strong> gibi oldukça düşük seviyelerdedir. Milei’nin Trump hükümetine duyduğu yakınlık ve her iki liderin de popülist müesses siyasi akımın öncüleri olması gibi etkenler tarafları böyle bir anlaşmaya götürdüğü aşikardır.</p>
<p><strong>Swap imkanı kullanım amacı</strong></p>
<p>Küresel piyasalarda ticaretin ve finansal sistemin en önemli aracı olan dolara erişimin zorlaşması ve maliyetinin aşırı yükselmesi durumunda bu imkan gündeme gelmektedir. Fed swap hatları açarak ABD dışındaki finansal sistemin çökmesini ve ABD ekonomisinin bundan zarar görmesini engellemeyi amaçlamaktadır.</p>
<p>Ülkeler arasında belirlenen vade yapısına göre Fed, ABD dolarını yabancı merkez bankalarına verirken, karşılığında eşdeğer miktarda yabancı para birimini teminat olarak almaktadır. Swap anlaşmasının süresi bittiğinde, alınan para birimi ve hesaplanan faiz farkı geri ödenerek pozisyonlar kapatılmaktadır.</p>
<p><strong>Ülkelere tanınan swap limitleri</strong></p>
<p>Fed, anlaşmaları iki farklı kategoride gerçekleştirmektedir;</p>
<p><strong>Sınırsız likidite imkanı</strong>: Öncelikle Avrupa, Kanada, İngiltere, Japonya ve İsviçre ile sınırlı olan bu swap imkanları Ekim 2008'de gerçekleşen küresel finansal kriz neticesinde limitler kaldırılmıştır. Bu şekilde merkez bankaları, piyasaların ihtiyacı kadar sınırsız doları Fed'den çekebilme imkânı bulmaktadır.</p>
<p><strong>Belirli limitli imkanlar:</strong> Gelişmekte olan ekonomiler için belirlenen limitli swap imkanlarıdır. Fed, 2008'in sonlarında Brezilya, Meksika, Güney Kore ve Singapur merkez bankalarına <strong>30 milyar </strong><strong>dolarlık </strong>swap imkânı sağlamıştır. Yeni Zelanda ve Avustralya gibi ülkelere de <strong>15'er milyar</strong> <strong>dolarlık</strong> limitler açılmıştır.</p>
<p>Küresel kriz döneminde kullanılan döviz swap işlemleri 2010 yılı başında sona erdirilse de, ortaya çıkan bu yöntem daha sonra 2020 pandemi krizi gibi küresel ekonomik daralma döneminde yeniden devreye sokulmuştur.</p>
<p>2020 COVID-19 döneminde Fed, küresel dolar likiditesi krizini engellemek için 2008'de kurulan eski mekanizmasını genişleterek hem swap hatlarını yeniden aktif hale getirmiş hem de yeni bir repo kolaylığı imkanını (FIMA) devreye almıştır. Swap imkanı listesinde yer almayan diğer merkez bankaları <strong>için 31 Mart 2020'de FIMA</strong> (Yabancı ve Uluslararası Para Otoriteleri) repo imkanı getirildi.</p>
<p>Swap imkanından farklı olarak, bu sistemde ülkeler kendi yerel para birimlerini değil, ellerindeki ABD hazine tahvillerini teminat göstererek Fed'den dolar alabilmektedir. Getirilen bu yeni finansman kanalının amacı ise, ülkelerin dolar ihtiyacı için ellerindeki ABD tahvillerini piyasada alelacele satmalarını ve tahvil faizlerinin aşırı yükselmesini engellemektir.</p>
<p>O dönemde toplam swap imkanı kullanımı <strong>Mayıs 2020 sonunda 449 milyar </strong><strong>dolar</strong> ulaşmıştır. En fazla miktarda dolar talep eden kurum Japonya Merkez Bankası (yaklaşık 225 milyar dolar) olmuştur. Türkiye, o dönemde Fed ile swap anlaşması yapmak için çeşitli  görüşmeler yürütmüş olsa da, 14 ülke listesinin içerisine dahil edilmemiştir.</p>
<p><strong>Daimi (sınırsız) swap hatları</strong> aracılığı ile Fed'in hali hazırda "<strong>daimi</strong>" statüde olan 5 büyük merkez bankasıyla (Avrupa (ECB), Japonya, İngiltere, Kanada ve İsviçre) yaptığı anlaşmaların şartlarını iyileştirmiştir. 15 Mart 2020'den itibaren bu bankalar için swap maliyetleri düşürüldü ve operasyon sıklığı (7 günlük ihaleler) haftalıktan günlüğe çıkarıldı. Bu ülkeler için günümüzde herhangi bir swap miktar sınırı bulunmamaktadır.</p>
<p>19 Mart 2020'de Fed, 2008 krizinde olduğu gibi 9 ek ülke ile geçici swap hatları kurdu. Bu hatlar başlangıçta 6 ay için açılmış olsa da daha sonra Aralık 2021'e kadar uzatıldı. Brezilya, Güney Kore, Meksika, Singapur, Avustralya ve İsveç için <strong>60 milyar </strong><strong>dolarlık</strong> swap işlem limiti tanımlandı. Danimarka, Norveç ve Yeni Zelanda için ise, <strong>30 milyar </strong><strong>dolarlık</strong> swap limiti tanımlandı.</p>
<p>Türkiye açısından bugüne geldiğimizde 2025 yılında yaşanan iç siyaset kaynaklı ani döviz türbülansı neticesinde carry trade bazlı yabancı yatırımcı çıkışı ve yerli yatırımcının döviz talebi birlikteliğinde TCMB, <strong>60 milyar</strong> <strong>dolar</strong> civarında döviz rezervini kısa süre içerisinde kaybetmişti. 2026 Şubat sonunda başlayan İran-ABD-İsrail savaşı ile birlikte TCMB’deki döviz rezervindeki erime daha az düzeyde gerçekleşmiştir.</p>
<p>Mayıs 2026 sonu itibarıyla TCMB’nin <strong>brüt rezervi 160 milyar </strong><strong>dolar,</strong> <strong>net döviz pozisyonu 23 milyar</strong> <strong>dolar</strong> düzeyindedir. Kısa vadeli swap işlemleri üzerinden ülkede bulunan carry-trade döviz stoku <strong>50 milyar</strong> <strong>dolar</strong> düzeyine yakın seviyededir.  </p>
<p>Bayram öncesinde yargı tarafından CHP kurultayına yönelik alınan mutlak butlan kararının akabinde TCMB’nin erittiği döviz rezervi miktarı yaklaşık <strong>9 milyar</strong> <strong>dolar</strong> düzeyindedir.</p>
<p>2016 yılından itibaren son 10 yıldır Türkiye’de iç siyaset gündeminin ekonomik gerçekliklerin önünde gidiyor olmasını dikkate aldığımızda, Mayıs 2028’de olması gereken genel seçim veya 2027 son çeyreğinde olabilecek bir erken seçim öncesinde ABD’den döviz destek talebi söz konusu olabilir.</p>
<p>[1] https://www.congress.gov/crs-product/R48780</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>2008 krizinde Fed, 14 ülkeye </strong><strong>swap imkanı sağlamıştı</strong></span></p>
<p>Geçmişte 2008 küresel finansal krizi döneminde ABD Merkez Bankası (Fed), küresel piyasalarda oldukça yüksek düzeylerde seyreden dolar likiditesi sıkışıklığını gidermek amacıyla 14 ülkenin merkez bankası ile karşılıklı döviz takas (swap) imkanları geliştirmişti. O dönemde oluşturulan imkan sayesinde yabancı bankaların kendi ülkelerinde ABD doları cinsinden fonlama yapabilmesine ve dolar kurundaki aşırı oynaklığın yatışmasına destek olduğunu hatırlıyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-turkiye-arasinda-olasi-swap-anlasmasi-80388</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/8/1280x720/46-1780548309.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD-Türkiye arasında olası swap anlaşması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sasirdim-ama-dusundum-de-80387</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şaşırdım, ama düşündüm de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Öğrenmenin  <em>“etken</em>”  değil, “<em>edilgen</em>” olduğunu, kendi zihnimizde öğrenme isteği yaratmamışsak, hiçbir ölçünün, sayının, görselin, kavramın, modelin, metodun, okulun ve öğretmenin bize öğreteceği bir şey yoktur</strong></p>
<p>Bundan önceki beş yazımda oda ve borsa seçimlerinde aday olanların hangi sorunları tartışması gerektiğine ilişkin düşüncelerimi paylaştım. Kendilerini 30 yılı aşkın zamandır tanıdığım, sivil toplum örgütlerinde görev almış, başkanlıklar yapmış dostum, bayram için aradı.  Telefon söyleşisinin bir yerinde yazdıklarımla ilgili değerlendirme yaptı: “<em>İlk yazınının başlığını okuduğumda, ‘bir gazeteci olarak odalar ve borsaları yönetmeye mi kalkıyor? Biz işin içinde olanlar tartışacak sorunları bilmiyoruz da, gazetede köşe yazarı mı biliyor?’ soruları zihnimde dolaştı. Bayramda arar ve sorarım diye düşündüm; beş yazıyı da okudum. Bizi rakiplerimizi belden aşağı dedikodularla değil, değişik açılardan bakan tartışmalara çağırmanın bir yazarın temel görevi olduğunu düşündüm. Doğru yoldasın, enerjini bizler için kullanıyorsun</em>” dedi.</p>
<p>Şaşırmadığımı söylersem önce kendimi, sonra da siz okuyucuları yanıltmış olurum. Şaşırdım, ama düşündüm de: <strong><em>Ülkemizin sorunu nedir</em></strong>?</p>
<p><strong>Yeni gündem</strong></p>
<p>Son üç ay içinde, <em>Le Monde Diplomatique</em>’den Frederic Lordon, <em>Oksijen</em>’e yazan <em>Ayşegül İldeniz</em> ve Nobel ödülü sahibi ekonomi tarihçisi Joel Mokry’nin yazılarından aldığım, “<em>zamanın ruhunu anlama dosyasında</em>” sakladığım notlara baktım. Gördüm ki yapay zekâ alanındaki gelişmeler zamanın ruhunu doğru okuyabilmek için bizlere bambaşka bir gündem sunuyor:</p>
<p>- İleriye yönelik düşünce ve eylemler giderek önem kazanıyor; öngörme-önlem alma disiplini var olmanın ve varlığı korumanın gerek şartı olma özelliğini koruyor.</p>
<p>- İş süreçleri köklü biçimde değişiyor, iş yapma modellerini yeniden kurgulamak gerekiyor,</p>
<p>- Çok değişik işler ve meslekler piyasadan çekilirken, yenileri piyasada güçleniyor.</p>
<p>- Eğitim biçimi iş bulma kadar işi korumada etkili araç olma özelliğini pekiştiriyor,</p>
<p>- İşleri etkin yapabilmek için derin uzmanlık kadar, disiplinler arası bağlantısal bütünlüğü gözetmenin önemi artıyor,</p>
<p>- İş akışlarının yönleri ve hızlarındaki değişmeyi yakından gözlemek, izlemek ve analiz etmek önemli bir sorumluk haline geliyor,</p>
<p>- Veriye erişme,  verimli biçimde bilgiye dönüştürme kadar, analitik düşünme, sorun çözme, yaratıcı yenilik, etkin iletişim ve hızlı uyum yetkinliklerine bağımlılıklar farklılaşıyor,</p>
<p>- “Meslek” kavramının bileşen ve bağlamları değişiyor; yeni tanımlar gerekiyor.</p>
<p>- Rekabetin odağına yerleşen yaratıcı yıkım sürecini doğru yönetebilmek için kümülatif yaratıcı yenilik, yaratıcı yeniliği teşvik eden kurumlar, serbest ve adil piyasa koşullarında rekabet ve mekanik yetkinlik olmazsa olmazımız haline dönüşüyor.</p>
<p>Bakış açımıza göre gündeme eklenebilecek ya da öncelik sırası değiştirilebilecek onlarca sorunumuz var.</p>
<p><strong>Merkez düşüncemiz netleşmeli</strong></p>
<p>Sayıları giderek artan akademisyen ve uygulamacı, kurumların ekonomik büyümenin temel gücü olduğu tezini savunuyor. Bilinmezle yüzleşmeyi meslek edinmiş akademisyenlerin, araştırmacıların ve öğretmenlerin çalışmaları gösteriyor ki, üretken bir etkileşim kültürel zemin gerektiriyor.</p>
<p> Toplumun benimsediği fikirler, derin inançlar, düşünce ve kararlar büyüme dinamiğini belirlemezse, toplumsal çeşitlilik dengesi aranmazsa, kurallara ciddi bir baskı gücüyle yüzleşir; tek seslilik egemen olur. Tek seslilik doğada olduğu gibi toplum yaşamında da direnci kırar.</p>
<p>Kültürün ister değerini ele alalım, istenirse unsurlarının etkilerini analiz edelim; endüstriyel aydınlanma ve gelişmeyi büyük ölçüde belirleyici olduğun gözleriz. İnsanların inandıkları, bildikleri ve düşündüklerinden oluşan kültürü dikkate almadan kaynakları etkin ve verimli değerlendiremeyiz.</p>
<p>Kurumlar, teşvikleri belirleyen kurallar ve gelenekler olduğuna göre, kültür ile teşvik bileşeni arasındaki etkileşimi geliştirmeden ülke ölçeğinde ve bölgesel düzeyde yaratmak istediğimiz büyüme ve gelişmenin yakınına bile yaklaşamayız.</p>
<p>Büyüme ve refah konularını irdelerken merkez düşüncemiz çok nettir: Sermaye<em> birikimi tek başına sürdürülebilir bir büyüme ve gelişme yaratamıyor; büyüme ve gelişmeyi güven altına alabilmemiz için <strong>yararlı bilginin yaygınlaştırılması</strong>, <strong>derinleştirilmesi, toplumsallaştırılarak</strong> <strong>güç haline getirilmes</strong>i de gerekiyor.</em></p>
<p>Merkez düşüncemiz odağından bakarak gelişmeleri değerlendirdiğimiz zaman, ülkemizin dört büyük sorunu olduğunu gözlüyoruz: <strong><em>Entelektüel merak düzeyi </em>düşük,  f<em>ikri takip alışkanlığı</em> yetersiz, y<em>üzleşme özgüvenini</em> zayıf ve gerekçesiz <em>kendini savunma eğilimlerimiz güçlü.</em></strong></p>
<p><strong>Sorgulamadan kendimizi nasıl geliştiririz?</strong></p>
<p>Öğrenmenin  <em>“etken</em>”  değil, “<em>edilgen</em>” olduğunu, kendi zihnimizde öğrenme isteği yaratmamışsak, hiçbir ölçünün, sayının, görselin, kavramın, modelin, metodun, okulun ve öğretmenin bize öğreteceği bir şey yoktur. Öğrenme isteğimizi diri tutmazsak, sözel anlatımın gevşek disiplininin kısa mesaja dayalı iletişimi öne çıkar; düşünce geliştirmeden uzak, slogan üzerine kurulu sığlığının konforu zihnimizi hapseder. Bu çıkmazdan kurtulmanın yolu değişik düşünceleri değerlendirerek içselleştirmedir.</p>
<p>Ülkenin en büyük sivil inisiyatiflerinde yer alanlar, yazıların içeriğini okumadan, “<em>Bizim işimizi bize yazan çizenler mi anlatacak?</em>”<em> d</em>iye peşin hüküm batağına saplanır, savunma kalkanlarını kaldırırlarsa ekonomik büyüme ve gelişmeye katkıları olmaz.</p>
<p>Zamanın ruhunu belirleyen etkenler belli…  Büyük değişim ve dönüşümlerin gündeme taşıdığı sorunlar açık. Yapılacak iş de net: Sorgulama merakımızı diri tutmalıyız…Aklımızı herhangi bir konfora emanet etmemeliyiz. Her gün karşımıza çıkan binlerce yenilikle yüzleşme özgüvenimizi artırmalıyız. Uygulamaların geriye ve ileriye dönük etkilerini sorgulamalıyız. Alanda pozisyonumuzu güçlendirerek ileri adımlar atacak gücü oluşturmalıyız. Ancak o zaman sermayemizi gerek şart, yararlı bilgilerimizi yeter şart olarak değerlendirebilir; gerçek kalkınma ve refaha ulaşarak, yüzyılın Türkiye’sini inşa edebiliriz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sasirdim-ama-dusundum-de-80387</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şaşırdım, ama düşündüm de ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gunes-ufuktan-simdi-dogar-buyuyelim-arkadaslar-80386</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneş ufuktan şimdi doğar, büyüyelim arkadaşlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Refah üretmeyen büyüme, şişmekle eşdeğerdir. İstihdamı artırmadığı gibi gelir dağılımını daha da bozar. Üstelik üretmek ve ürettiğini satmak zorunda olan Türkiye’nin yarınını fazlaca riske atar.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Enflasyonsuz büyüyen bir Türkiye… <strong>Rüya gibi</strong>… Ufuktan doğacak bir güneş bekleniyorsa ancak böylesi bir umuda sarılabilir insan... <strong>Umut; her şeydir ama asla bir yöntem değildir</strong>. Yöntemsiz umut; boş bir hayaldir. Kaldı ki bir ulusa verilecek en büyük zarar onu <strong>bir umudun içine</strong> hapsetmektir.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Son büyüme rakamlarına bakıyoruz. Yılın ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisi <strong>%2,5</strong> büyüdü. Büyümeye en yüksek katkıyı <strong>3,5 puanla hane halkı tüketimi</strong> verirken sanayi üretimi daraldı, net dış ticaretin büyümeye <strong>negatif katkısı</strong> genişledi. Belli ki bu yıl <strong>büyümeden umut kesme riski</strong> yükselmiş.</p>
<p><strong>BASKILANAN TÜKETİM BÜYÜTTÜ, DESTEKLENEN ÜRETİM DARALDI</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Bu ne yaman çelişkidir ki Orta Vadeli Program ile muradımız <strong>tüketimi kısmak</strong> ve <strong>üretimi</strong> <strong>zıplatmak</strong> iken tam tersi tecelli etti. Böylece büyüme <strong>baskılanan tüketimden</strong> gelirken üretim daralmaya başladı. Sorulması gereken hayati soru şudur: <strong>Biz nerede, neyi, niye yanlış yapıyoruz?</strong></p>
<p><strong>4-YÖNTEM</strong>: Türkiye, üretmek ve <strong>ürettiğini satmak</strong> zorunda olan bir ülke. Bunu yıllar ve dünyaya ispat ettik zaten. O halde neden <strong>ülkenin fabrika ayarlarıyla</strong> oynuyoruz? Bize en az <strong>%5’lik büyüme</strong> lâzım. Hatta bahtına talip olduğumuz ülkelere yetişmek için <strong>%7</strong> gerekiyor. <strong>Kalkınmanın da yolu bu zaten</strong>…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Büyümeye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Büyümenin kalitesi?</em></strong></p>
<p>Elbette <strong>kötü</strong>. Zira üreterek ve ürettiğini satarak değil, <strong>tüketerek büyüyebiliyoruz</strong>. Bir bakıma ekonominin göbeği, <strong>bebek değil, gaz </strong>barındırıyormuş. Buna <strong>büyüme değil, şişme</strong> diyebiliriz.</p>
<p><strong><em>Enflasyon boyutu?</em></strong></p>
<p>Yönetim, <strong>ekonomiyi yanlış yerden soğutmayı</strong> seçti. <strong>Üretimi daraltan politikalar</strong> yüzünden enflasyon inemedi hatta “<strong>kamuflasyon</strong>” sebebiyle artmaya başladı. Oysa <strong>enflasyon ancak üreterek çözülebilir</strong>.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>12 SİLİNDİRLİ PERFORMANS ARABASIYIZ AMA 6 SİLİNDİRİ BOŞTA</strong></p>
<p>Genç nüfus kartını harcadık, <strong>hızla yaşlanıyoruz</strong>. Çalışma çağındaki <strong>her 100 kişiden 30’u</strong>, ailesinin kaynaklarına mahkûm, <strong>ev genci</strong> durumunda… Umudu kestikleri için <strong>iş aramıyorlar</strong>, <strong>eğitim talepleri</strong> de yok. Oysa bu dinamizmi <strong>üretime yönlendirebilseydik</strong>, çok farklı ufuklara doğru yol alıyor olurduk.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>KÖTÜ BÜYÜME LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Kötü büyüme</strong>: <em>Jobless or ruthless growth</em>. Toplumsal refahı artırmayan, gelir adaletini bozan</p>
<p><strong>Ekonomik şişme</strong>: Makroekonomik verilerin iyileşmediği, değerlerin şiştiği, enflasyon tarlası olma hali</p>
<p><strong>Tüketim histerisi</strong>: Ürettiğinden fazlasını tüketmek, kazandığından fazlasını harcama tuzağına düşmek</p>
<p><strong>OVP</strong>: 3 yıllık planlarımızın vaadi refahı artırmak iken uygulamada bir kesime kaynak aktarmanın adı</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gunes-ufuktan-simdi-dogar-buyuyelim-arkadaslar-80386</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/05/Yatirim-K2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneş ufuktan şimdi doğar, büyüyelim arkadaşlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-yatirim-mi-gelir-gelir-80385</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğrudan yatırım mı, gelir gelir!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Neredeyse kronik hale gelmiş bir hastalığınız var. Doktor doktor geziyorsunuz, çare peşindesiniz. Ama olmuyor. Hiçbir doktor hastalığınızı iyi edemiyor. Arabanızdan gelen sese takıntılısınız, yanınızdakinin duyamayacağı kadar küçük bir ses var ama siz tamirci tamirci geziyorsunuz.</p>
<p>Ne hastalığınıza çare bulabilen doktor var, ne arabanızdaki sesi giderebilen bir usta.</p>
<p>Çünkü ikisi de çok büyük sorunlar arıyor. Oysa vücudunuzdaki hastalık da, arabanızdan gelen ses de meğer çok basit bir sorundan kaynaklanıyormuş. Onlar adeta daha büyük sorun peşindeler, o yüzden de küçük ama önemli ayrıntıları gözden kaçırıyorlar.</p>
<p>Türkiye’nin ekonomik sorunları da biraz öyle değil mi…</p>
<p>Enflasyonla mücadele ettiğini söyleyenler toplumun bu konudaki güvensizliği üstünde hiç durmuyor, bu güvensizliği yok etmeden enflasyona karşı başarılı olunmasının çok zor olduğunu görmüyor ya da görmezden geliyor.</p>
<p>Aynı şekilde yabancı yatırım çekmenin tek yolu olarak önemli teşvikler getirmenin gerektiğini düşünenler, hatta bunu yeterli görenler sonra tutuyor, <strong>“Hayret, bu kadar adım attık, teşvik sağladık, yabancılar hâlâ niye gelmiyor, Türkiye’de niye yatırım yapmıyor” </strong>diye şaşırabiliyor.</p>
<h2>Gelmiyorlar, gelmeyecekler, gelmezler!</h2>
<p>Bu köşede bir süre önce doğrudan yabancı sermaye girişine ilişkin bir grafik kullanmıştıım. Aynı grafiği bu kez tanımı biraz genişleterek ve yeni açıklanan bu yılın mart sonuna ilişkin yıllıklandırılmış veriyi ekleyerek tekrar vermek istiyorum.</p>
<p>Grafikte yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’de yaptıkları yatırımla yurt içi yerleşiklerin yurt dışı yatırımlarını ve aradaki net tutarı görüyorsunuz.</p>
<p>Yabancıların Türkiye’deki ve Türklerin yurt dışındaki yatırımlarında gayrimenkul alımına ilişkin tutarlar bulunmuyor. Bunlar yatırım sayılmayacağı için o tutarları toplamdan düştüm. Ancak doğrudan yatırıma ek olarak dışarıdan Türkiye’deki yatırımlara aktarılan kredi benzeri tutarları, yine Türkiye’den bu amaçla yurt dışı yatırımlara aktarılan tutarları ekledim. Böylece gayrimenkul dışındaki toplam tutarlar ortaya çıkmış oldu.</p>
<p>Ancak bu tutarları daha da detaylandırmak gerekiyor da o konuda veri yok. Gerek yurt içinde, gerek yurt dışında yapılan doğrudan yatırımların ne kadarının yeni, yani sıfırdan yatırım olduğu bilinmiyor. Bu yatırımların çoğu kurulu bir tesisin el değiştirmesinden ibaret. Bu da ne yeni bir üretim demek, ne yeni bir istihdam, ne de yeni bir vergi geliri. Olan biten yalnızca döviz giriş çıkışı, o kadar.</p>
<p>Veriler bize ne söylüyor, kısaca bakalım…</p>
<p>■ Net doğrudan yabancı sermaye girişinde genel eğilim aşağı yönde, bu çok açık. 2006, 2007 ve 2008 yıllarında AB’ye tam üyelik müzakereleri sürecinde tırmanan ve yıllık bazda 15 milyar doların üstüne çıkan net giriş bir daha o düzeyleri göremedi.</p>
<p>■ Grafikte mavi çizgiyle gösterilen yabancı sermaye girişi son yıllarda artış gösterdi ama asıl artış yurt dışında yapılan yatırımlarda olduğu için net tutar çok geriledi.</p>
<p>■ Yurt içi yerleşiklerin yurt dışındaki doğrudan yatırımları bu yılın mart ayı itibarıyla yıllıklandırılmış bazda 7,8 milyar dolar düzeyinde ve bu bir rekor. Bu tutarın içinde, yurt dışında alınan gayrimenkuller için çıkarılan dövizin bulunmadığını, aynı şekilde yabancıların getirdikleri dövize de gayrimenkul alımının dahil olmadığını bir kez daha belirteyim.</p>
<p>■ Bu yılın mart ayındaki yıllıklandırılmış veri son durumu gösteriyor. Buna göre bir yılda Türkiye’de yapılan net yatırım 10,1 milyar dolar, yurt dışındaki yatırım 7,8 milyar dolar ve net tutar yalnızca 2,3 milyar dolar.</p>
<h2>Çare hem kolay, hem çok zor</h2>
<p>Bir yabancı şirketin Türkiye’de yatırım yaparken temelde ne arayacağını herkes biliyor, tekrara gerek yok. O yüzdendir ki kendini garantiye almak isteyenler Türk mahkemeleri yerine Londra’yı adres gösteriyor ve gücü yetenler bunu sağlıyor. Gerçi bunu yapanların çoğu Türkiye’de yargının iyi işlemeyeceği değil, gün gelip belki çok daha iyi işleyeceği kaygısıyla bunu tercih ediyor.</p>
<p>Aslında yabancıların Türkiye’de yatırım yapıp yapmayacağını tartışmak da insana bazen tuhaf geliyor. Sanki Türk yatırımcılar Türkiye’de yatırım yapmaya çok niyetli mi ki yabancılar niye gelmiyor diye bir sorgulama içine girmek gereksin!</p>
<p>Şu son iki haftada yaşananlara bakan hiç kimse Türkiye’de olan bitene akıl sır erdiremez.</p>
<p>Bu koşullarda kalkıp Avrupa’dan, ABD’den ya da Uzakdoğu’dan gelip Türkiye’de yatırım yapmak…</p>
<p>Kendinizi onların yerindeymiş gibi düşünerek bakmayı deneseniz Türkiye’ye carry trade dışında para getirmeyi düşünür müsünüz?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2101b9cfb8b-1780548025.png" alt="" width="421" height="317" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-yatirim-mi-gelir-gelir-80385</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/7/1280x720/dolar-dollar-1766051989.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğrudan yatırım mı, gelir gelir! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1-milyar-dolara-dayandi-turkiyedeki-sirketi-dunya-iss-liginde-3uncu-yapti-80384</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1 milyar dolara dayandı, Türkiye’deki şirketi ‘dünya  ISS ligi’nde 3’üncü yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>GAZETEMİZE </strong>ziyarete gelen Danimarka merkezli tesis yönetimi grubu ISS’nin Türkiye’deki CEO’su ve ortağı <strong>Cavit Habib</strong>’i Haber Koordinatörümüz <strong>Mustafa Kemal Çolak</strong>’la birlikte karşılamaya hazırlanırken, arşivime girdim, önceki yazılarımı taradım.</p>
<p><strong>Cavit Habib</strong>’le COVID-19 pandemisinin dünyayı sardığı dönemde, Haziran 2020’de online yaptığımız sohbet sonrasında yazdığım yazıya şu başlığı attığımı gördüm:</p>
<ul>
<li><strong>ISS, 50 ülkede var, başka ülkede böyle büyüme yok…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Cavit Habib, </strong>sektöre 1992 yılında 15 bin dolar sermaye ile kurduğu Proser’le girmiş, şirketinin yüzde 70 hissesini 2005 yılında ISS’ye satmıştı. Şirketin o günlerde 6 bin kişilik istihdamı, 40 milyon Euro cirosu vardı. ISS, zamanla Türkiye’deki şirketteki payını yüzde 90’a çıkarmıştı.</p>
<p>Haziran 2020’deki sohbette, ISS Türkiye’nin 2019 yılı sonunda ulaştığı noktayı şöyle anlatmıştı:</p>
<p>-          <strong>2019’da 4 şirketimizde çalışan 42 bin kişiyle 473 milyon Euro ciroya ulaştık. ISS, 50 ülkede faaliyet gösteriyor. Başka ülkede Türkiye’deki gibi bir büyüme yok. 42 bin personelin 10 bini sağlık sektöründe çalışıyor. Türkiye’deki AVM’lerin yüzde 90’ına hizmet veriyoruz.</strong></p>
<p><strong>Cavit Habib, </strong>ISS’nin diğer ülkelerdeki şirketlerinin çoğunun <strong>“eksi EBİTDA”</strong> noktasında bulunduğunu belirtip, Türkiye’deki büyüklükleriyle ilgili şu verileri de aktarmıştı:</p>
<p>-          <strong>Günlük hayatımızda her 7 kişiden birine hizmetlerimizle dokunuyoruz. Bankalardan AVM’lere, okullardan hastanelere, bahçe bakımına kadar her yerde hayatınıza dokunmuş oluyoruz. Kadın çalışan sayısı bakımından Türkiye’nin 3’üncü büyük işvereniyiz.</strong></p>
<p>Sonra 14 Temmuz 2022 tarihli yazımı okudum:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye’de tam bir büyüme ve başarı hikayesi yaşıyoruz…</strong></li>
</ul>
<p>ISS Global CEO’su <strong>Jacob Aarup-Andersen, </strong>Temmuz 2022’de İstanbul’a geldiğinde <strong>Cavit Habib</strong>’in davetiyle şirketin merkezinde buluşmuş, sohbet etmiştik.</p>
<p><strong>Cavit Habib, </strong>konuğunu hizmet verdikleri Başakşehir’deki Çam ve Sakura Hastanesi’ne götürmüş, <strong>Jacob Aarup Andersen, </strong>ISS Türkiye Grubuyla ilgili gözlemini şöyle paylaşmıştı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de tam bir büyüme ve başarı hikayesi yaşıyoruz. Buradaki şirketimiz hem Türkiye’de sektörünün en büyüklerinin başında yer alıyor hem de ISS dünyasında ilk sıralarda bulunuyor.</strong></p>
<p>Arşivi tararken <strong>Cavit Habib</strong>’in EKONOMİ Gazetesi ile birlikte düzenledikleri <strong>“ISS Ekonomi Buluşmaları”</strong>nın Bursa durağındaki açıklamasını da yeniden gözden geçirdim.</p>
<p><strong>Habib, </strong>2024 Mayıs ayı başında gerçekleşen toplantıda ISS Türkiye ile ilgili şu bilgileri ortaya koymuştu:</p>
<p>-          <strong>ISS Türkiye olarak 2005-2009 arasında 11 şirket satın aldık. 2005 yılında 40 milyon Euro olan ciromuz bugün 900 milyon Euro’ya yükselmiş bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>Cavit Habib</strong>’le gazetedeki sohbetimize ISS Türkiye COO’su <strong>Ilgın </strong><strong>A</strong><strong>şık </strong>ile Pazarlama ve Kurumsal İlişkiler Direktörü <strong>Esin Müftüoğlu </strong>eşlik etti. <strong>Habib,</strong> söze kısa süre önce gerçekleşen önemli bir gelişmeyi aktararak girdi:</p>
<p>-          <strong>ISS, 2021 yılında Actera’ya verdiği yüzde 40 hisseyi yakın dönemde geri aldı. Bu, ISS’in global merkezinin Türkiye’ye olumlu bakışının güçlü şekilde sürdüğünü gösteriyor.</strong></p>
<p>Actera’nın ISS Türkiye’deki ortaklığının 5 yıl sürdüğünü kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Actera, hisseleri satmayı gündemine aldığında ISS global yönetimine geri alım konusunu ısrarla tavsiye ettim. Onlar da Türkiye’deki büyüme seyrimizin sürdüğünü görünce ikna olup yeniden şirketteki paylarını yüzde 90’a çıkardılar.</strong></p>
<p>ISS Türkiye’nin globaldeki yerini merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Ciromuz 1 milyar dolara dayandı. Şu anda ISS dünyasında 3’üncü sıraya yükselmiş bulunuyoruz.</strong></p>
<p>Bu yıl cirolarının 1 milyar Euro’yu bulmasını beklediklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>1.5-2 yılda ISS dünyasının liderliğini yakalayabileceğimizi düşünüyoruz. Liderliği hedef olarak önümüze koyduk.</strong></p>
<p>Actera’nın ISS Türkiye ortaklığından ayrılırken elde ettiği satış gelirini öğrenmek istedik, şu bilgiyi vermekle yetindi:</p>
<p>-          <strong>Actera ortaklığı gerçekleştiğinde ISS Türkiye’nin cirosu 500 milyon Euro idi. ISS dünyasında da 5’inci sıradaydık. Şimdi 3’üncü sıradayız ve ciromuz da 1 milyar dolara dayanmış durumda.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bizim işimizin ölmesi söz konusu değil. Pandemide bile yüzde 25 küçüldük ama işimiz devam etti. Kâr marjları yüksek değil ama hep işimiz var.</strong></p>
<p><strong>Cavit Habib</strong>’in 1992 yılında 15 bin dolarla girdiği iş, ISS’nin 2005’teki büyük hissedarlığı ile büyüme ivmesi kazandı.</p>
<p><strong>Habib, </strong>ilk ortaklıktan itibaren ISS global yönetimine Türkiye’deki fırsatları anlattı, şirketi başarıyla yönetti…</p>
<p>1 milyar dolarlık ciro, ISS dünyasında 3’üncülüğe yükseliş, <strong>Habib </strong>ve ekibinin başarısını ortaya koyuyor…</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">ISS Türkiye gücüyle hedefe bölgeyi aldı</span></h2>
<p><strong>ISS </strong>Türkiye Ortağı ve CEO’su <strong>Cavit Habib, </strong>sohbet sırasında yeni hedeflerini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>ISS Türkiye’nin gücüyle Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’a açılmayı düşünüyoruz. Oralarda bizim açımızdan ciddi potansiyel görüyoruz.</strong></p>
<p>Birçok Batılı şirketin ABD-İsrail-İran savaşının patlamasıyla bölgeden ayrılma eğitimine girdiğini anımsattık, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>Herkes kaçarken bizim bölgeye gitmemiz lazım.</strong></p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Bursa’daki hastane açılırken asgari ücretten yüzde 25 fazla verdik, 700 kişi aldık</span></h2>
<p><strong>ISS </strong>Türkiye Ortağı ve CEO’su <strong>Cavit Habib, </strong>Bursa’daki hastane açılışı sırasında eleman açığının kapatılmasıyla ilgili şu bilgileri aktardı:</p>
<ul>
<li><strong>İhaleye girerken yeni alınacak personele asgari ücretin yüzde 25’i düzeyinde fazla vermeyi planladık. İhaleye o teklifle kazandık.</strong></li>
<li><strong>15 gün gibi kısa bir sürede hastanede bizim vereceğimiz hizmetler için 700 kişi işe almamız gerekiyordu. Asgari ücretin yüzde 25 fazlasını teklif edince, 15 günde 700 kişiyi işe alabildik.</strong></li>
</ul>
<p>Bu noktada şu yorumu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’da birçok ülkede asgari ücret kalktı. Artık </strong>“geçinme endeksi”<strong>ni konuşmak ve dikkate almak daha doğru gibi geliyor bana.</strong></p>
<h2><span style="color: #236fa1;">Türkiye’de 250 mutfağımız var, günde 1 milyon öğün yemek ‘yapay zeka’ tasarımıyla çıkıyor</span></h2>
<p><strong>ISS </strong>Türkiye Ortağı ve CEO’su <strong>Cavit Habib, </strong>üstlendikleri hizmetlerde ilk sırada temizlik işlerinin bulunduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Temizlik, bizim iş yelpazemizde açık ara birinci. Onu yemek işi takip ediyor. Sağlık tarafı da işlerimizin yüzde 40’ını oluşturuyor. Yemek ve temizlik işimiz kafa kafaya gelmek üzere.</strong></p>
<p>Türkiye’de toplam 250 mutfaklarının olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Sardunya’nın yerinde yemek pişirme tarafını almıştık. </strong>“ISS Catering”<strong>i kurup yemek işimizi büyüttük. Günde 1 milyon öğün yemek hazırlayıp, yerinde servis ediyoruz. Biz yemek taşımıyoruz.</strong></p>
<p>Kişi başına yemek ücretlerini merak ettik, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Şirket ve kurumların taleplerine göre 180-200 lira olan da var, 300-400 lira olan da. Yabancı şirketler ve kurumlar 300-400 lira bandını tercih ediyor.</strong></p>
<p>Menü hazırlamada <strong>“yapay zeka”</strong>yı kullandıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>İmzaladığımız şartnamelerde yer alan beklentiler sisteme yükleniyor. Haftalık hava koşulları, gıda fiyatları gibi değişen koşullara göre </strong>“yapay zeka” <strong>desteğiyle sunulan yemeklerin toplam kalorisinin düşmemesine dikkat edilerek öğünler belirleniyor.</strong></p>
<p>Fiyatlara göre öğün tasarımına örnek verdi:</p>
<p>-          “Yapay zeka” <strong>desteğiyle hazırlanan yemeklerin girdi maliyetleri çok ince detaya kadar hesaplanıyor. Örneğin, o hafta havuç fiyatı yükselmişse, onu çıkarıp m</strong><strong>e</strong><strong>nüye patates ekliyor.</strong></p>
<p>Servis edilen yemeklerin tüketim grafiğinin de <strong>“yapay zeka” </strong>desteğiyle hazırlandığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Örneğin servis edilen ıspanak yemeğinin yüzde 20’si tüketilmiyorsa ona göre öğün tasarımı yapılıyor. Yani, tüketim verisine göre öğünlerdeki çeşitleri değiştiriyoruz.</strong></p>
<p>Güçlü bir aşçı kadrosuna sahip olduklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>1000’e yakın aşçı istihdam ediyoruz.</strong></p>
<p>ISS Türkiye’nin istihdamının 46 bini bulduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Güvenlik tarafı için eleman bulmada sıkıntı var</strong><strong>.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1-milyar-dolara-dayandi-turkiyedeki-sirketi-dunya-iss-liginde-3uncu-yapti-80384</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/4/1280x720/cavit-habib-1780552712.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1 milyar dolara dayandı, Türkiye’deki şirketi ‘dünya  ISS ligi’nde 3’üncü yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80383</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı kurumlar Türkiye büyüme tahminlerini düşürdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Yabancı Kurumlar Türkiye Büyüme Tahminlerini Düşürdü! | Ekonomi Masası | 04 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/QIGmEScFk6E" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80383</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/3/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1771303069.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/saglikli-hayata-katki-fonu-olusturulacak-80382</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sağlıklı Hayata Katkı Fonu&#039; oluşturulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Sağlık Bakanlığı’nın, sağlık alanında kamu kurum ve kuruluşlarına kaynak aktarımı ve okullardaki beslenmeyi destekleme amacıyla “Sağlıklı Hayata Katkı Fonu” kurulması için bir taslak hazırladığı öğrenildi. EKONOMİ’nin elde ettiği taslak metnine göre, bu fona şekerli içeceklerden içerdikleri şeker oranına göre 2 TL-5 TL, paketli tütün ürünlerinden 20, paketsiz tütün ürünlerinden kg başına 100 TL, atıştırmalıklardan satış fiyatının yüzde 20’si, nişasta bazlı şeker içeren gıdalardan şekerli içecekler için belirlenin şeker oranlarına bağlı olarak 4 ve 10 TL kesilerek fona aktarılacak. Fon kamu tüzel kişiliği olarak Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulacak ve yönetim kurulu kararıyla harcama yapacak. Fonun Yönetim Kurulu Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı bakan yardımcılarından oluşacak.</p>
<h2>Fon vergiden muaf olacak </h2>
<p>Taslağa göre, fon kurumlar vergisinden muaf olacak, ayrıca elde ettiği gelirler bakımından iktisadi işletme oluşmuş sayılmayacak. Fonun kazanç ve iratları üzerinden Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi kesintileri de yapılmayacak. Fonun damga vergisinden, bağışlar bakımından veraset ve intikal vergisinden, projesi kabul edilen yararlanıcılara aktarımlarda bankalar ve finansman şirketleri tarafından tahsil edilen faiz tutarları ve kar payları BSMV ve KKDF’den müstesna tutulması taslakta öngörüldü. Yine taslağa göre, fona yapılan nakit bağış ve yardımlar, gelir ve kurumlar vergisinden indirilebilecek.</p>
<h2>Biriken para nasıl aktarılacak? </h2>
<p>Fon, genel sağlığın korunması amacını taşıyor. Bu kapsamda proje bazlı çalışılacak. Projelere, teşvik, hibe, destek ve kredi programlarıyla kaynak aktarılacak. Okullarda sağlıklı beslenme programları, çocukluk obezitesinin izlenmesi, diş sağlığı taramaları, okul kantinlerine destek, gıda sanayiinde şeker azaltma ve ürün formülasyonu için AR-GE çalışmalarına kaynak verilecek.</p>
<p>Ayrıca, beslenmede tüketici farkındalığı için reklam ve tanıtımlara para aktarılacak. Tütün karşıtı reklam ve kampanyalar da desteklenecek. Belediyelerin sağlıklı yaşam projeleri kapsamında park, yürüyüş yolu, spor sahası, okul salonlarının modernizasyonuna para verilecek. Bunun yanında, ulusal yürüyüş ve egzersiz kampanyaları, sağlıklı hayat merkezi kurulması, mevcutlarının kapasite artışı, mobil sağlık ekiplerince dezavantajlı bölgelerde obezite taraması, beslenme eğitimi, çocukların şeker tüketim ulusal haritası, akademik araştırmalarına kaynak sağlanacak. Pasif sigara etkilenmesini önlemek için kapalı alan denetimlerinin yaygınlaştırılmasıyla tütünle ilişkili hastalıkların izlenmesi, bunların tespiti için gerekli cihaz ve sarf malzemesi alımları da desteklenecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fonun gelir kaynakları ve sektöre yönelik pay oranları</span></h2>
<p>Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Sağlıklı Hayat Fonu kurulmasına yönelik yasa taslağında, tütün ve şekerli içecek, yiyecek sektörüne yönelik pay alınması ana gelir kaynağı olarak önerildi. Bu paylar üreten veya ithal eden gerçek ve tüzel kişilerden tahsil edilecek. Taslağa göre pay alınacak ürünler ve pay oranları-tutarları şöyle: </p>
<p>■ Şekerli içeceklerde, a)100 mililitredeki şeker 5 ila 7,5 gram ise 100 mililitre başına 1 TL; 7,5 gramdan 11 grama kadar şeker içerenlerde 100 mililitre başına 2 TL; 11 gram ve üzerinde şeker içeren içecekler için 100 mililitre başına 5 Türk lirası. </p>
<p>■ Tütün ürünlerinde, b) Paketli tütün ürünlerinde paket başına 20 TL; Paketsiz olarak satılan tütün ürünlerinde kilogram başına 100 TL. </p>
<p>■ Atıştırmalıklarda, c) Aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen atıştırmalık gıdalarda satış fiyatı üzerinden yüzde 20; ç) İçerdiği şeker miktarına ya da oranına bakılmaksızın nişasta bazlı şeker içeren gıdalardan; içeceklerde (a) bendinde belirlenen en yüksek tutarın (5 TL) iki katı olarak 10 TL; aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen atıştırmalık gıdalar için ise (c) bendinde belirlenen oranın (Yüzde 20) iki katı (Yüzde 40) pay alınacak.</p>
<p>Paylar aylık olarak ödenecek. Pay ödemeleri 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine tabi olacak. Taslak, Cumhurbaşkanı’na tutar ve oranları yarıya kadar indirmeye ve iki katı kadar artırmaya yetki veriyor. Tutarlar her yıl yeniden değerleme oranı kadar artırılacak. Fon gelirlerine yurt içi ve yurt dışı nakdi bağış, yardım ve hibeler de dahil edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/saglikli-hayata-katki-fonu-olusturulacak-80382</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/gida-market.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sağlık kuruluşlarına kaynak sağlamak ve okullarda beslenmeyi desteklemek amacıyla “Sağlıklı Hayata Katkı Fonu” kuruluyor. Taslak metne göre, oluşturulacak bu fona; şekerli içecekler, ambalajlı atıştırmalıklar ve tütün ürünlerinin satış fiyatlarından kesinti yoluyla kaynak sağlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/perakendede-asil-sorun-ciro-degil-karsizlik-oldu-toparlanma-otelendi-80381</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perakendede asıl sorun ciro değil kârsızlık oldu, toparlanma ötelendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Perakende Günleri 2026, “Hızla Değişen Perakende Sektöründe Öncü Olmak” ana temasıyla 25’inci kez düzenlendi. 10 bin 800’ü aşkın katılımcıya ve 4 bin 500’den fazla firmaya ev sahipliği yapan organizasyon; konferans programı, fuar alanı, B2B görüşmeler, özel toplantılar ve networking fırsatlarıyla perakende ve e- ticaretin tüm ekosistemini bir araya getirdi. Bugün sona erecek etkinlik kapsamında perakende dernekleri başkanlarının bir araya gelerek sektörel sorunları ele aldığı bir de basın toplantısı düzenlendi.</p>
<h2>İyileşme olmadan yatırım zor </h2>
<p>Toplantıda konuşan sektör temsilcileri, perakende ve hizmet sektöründe temel sorunun satış hacminden çok karlılık olduğunu vurguladı. Artan maliyetler, yüksek faiz ortamı ve zayıflayan satın alma gücü nedeniyle şirketlerin cirolarını koruyabilmesine rağmen kar marjlarının ciddi şekilde daraldığına dikkat çekildi. Zincir Mağazalar Derneği (ZMD) Başkanı Serhan Tınastepe, perakende sektörünün büyümesinin önündeki en büyük engellerin yüksek faiz, yüksek enflasyon ve finansmana erişim sorunları olduğunu belirterek, ekonomik göstergelerde kalıcı iyileşme sağlanmadan yeni yatırımların hız kazanmasının zor olduğunu söyledi. Tınastepe, mevcut faiz seviyelerinde şirketlerin yeni mağaza açma, yatırım yapma veya büyüme konusunda isteksiz davrandığını ifade etti. Yeni markaların ortaya çıkabilmesi için yatırım ikliminin iyileştirilmesi gerektiğini vurgulayan Tınastepe, faiz ve enflasyonun düşmesinin yanı sıra finansmana erişimin kolaylaştırılması ve halka arz süreçlerinin hızlandırılmasının da kritik önem taşıdığını kaydetti. Türkiye’de potansiyeli yüksek birçok markanın bulunduğunu ancak halka açık şirket sayısının halen sınırlı kaldığını belirten Tınastepe, güçlü kurumsal yapılar ve profesyonel yönetim anlayışının daha fazla markaya yayılmasının hem sektör hem de ülke ekonomisi açısından önemli kazanımlar sağlayacağını söyledi.</p>
<h2>Kira en büyük maliyet kalemi </h2>
<p>Sektörün en büyük maliyet kalemlerinden birinin kira giderleri olduğunu dile getiren Tınastepe, asıl sorunun düzenli kira artışlarından ziyade sözleşme yenileme dönemlerinde talep edilen yüksek artış oranları olduğunu ifade etti. Bu konuda iş yeri sahipleriyle öncelikle uzlaşma aradıklarını belirten Tınastepe, anlaşma sağlanamayan durumlarda ise hukuki süreçlerin devreye girdiğini söyledi. Perakende sektöründe ilginç bir tablo yaşandığını belirten Tınastepe, birçok şirketin bütçelerinde öngördüğü ciro hedeflerine ulaşabildiğini ancak aynı başarının karlılıkta görülmediğini söyledi. “Sorun ciroda değil, marjlarda yaşanıyor” diyen Tınastepe, tüketici talebini canlı tutmak ve nakit akışını korumak amacıyla yoğun kampanyalar ve yüksek oranlı indirimler uyguladıklarını, bunun da kar marjlarını aşağı çektiğini ifade etti.</p>
<h2>Toparlanma 2027’ye ötelendi </h2>
<p>Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcıları Derneği (AYD) Başkanı Nuri Şapkacı, perakende sektörünün küresel belirsizlikler, jeopolitik riskler ve yüksek maliyet baskıları nedeniyle zorlu bir dönemden geçtiğini belirterek, yıl başında beklenen hızlı toparlanmanın gerçekleşmediğini ve daha dengeli bir iyileşme beklentisinin 2027 yılına ötelendiğini söyledi. Şapkacı, Nisan ayında AVM ziyaretçi sayılarının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,5 arttığını ancak bu hareketliliğin satışlara aynı ölçüde yansımadığını ifade etti. Kategori bazında bakıldığında kişisel bakım ve kozmetik sektörünün yüzde 55,5, teknolojinin ise yüzde 42,8 nominal büyüme ile öne çıktığını dile getiren Şapkacı, yiyecek-içecek kategorisinin de yüzde 34,4 büyüdüğünü söyledi. Moda ve eğlence gibi kategorilerin ise tüketicilerin harcamalarını ertelediği alanlar olarak enflasyonun altında performans gösterdiğini belirtti. Yatırımcı tarafında ise yüksek finansman maliyetleri, krediye erişim sorunları ve ekonomik belirsizliklerin yeni AVM yatırımlarını sınırladığını belirten Şapkacı, yeni yatırımların olmamasının pazara girmek isteyen markaların yer bulmasını, büyümek isteyen markaların ise genişlemesini zorlaştırdığını söyledi.</p>
<h2>İhtiyaç odaklı hareket başladı </h2>
<p>Tüketicilerin alışverişten vazgeçmediğini ancak daha seçici ve ihtiyaç odaklı hareket ettiğini ifade eden Şapkacı, artık ürün ve hizmetin yanında deneyim, kolaylık ve teknoloji kullanımının da önem kazandığını kaydetti. Özellikle 25 bin metrekarenin altındaki küçük ölçekli AVM’lerde dönüşüm ihtiyacının belirginleştiğini belirten Şapkacı, mevcut alışveriş merkezlerine yönelik yatırımların sürdürülmesinin sektörün geleceği açısından kritik olduğunu söyledi. Ticari gayrimenkullerde daha öngörülebilir bir yatırım ortamına ihtiyaç duyulduğunu dile getiren Şapkacı, ticari kira rejiminin konut kira rejiminden ayrılması ve sözleşme serbestisinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<h2>Restoran dolu, işletme karsız </h2>
<p>Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TÜRES) Başkanı Ünal Dölek, yiyecek- içecek sektöründe işletmelerin en büyük sorununun kârsızlık olduğunu belirterek, dışarıdan bakıldığında restoranların dolu görünmesine rağmen birçok işletmenin ay sonunda ya çok düşük kazanç elde ettiğini ya da zarar ettiğini söyledi. Dölek, sektörün bugün ciddi bir maliyet baskısı altında faaliyet gösterdiğini ifade ederek, “Asıl soru restoranların dolu olup olmadığı değil, işletme sahibinin ay sonunda cebine ne kadar para koyabildiğidir. Birçok işletme ayakta kalma mücadelesi veriyor” dedi.</p>
<h2>Ciro-kira oranı yüzde 40'a yaklaşıyor </h2>
<p>Türkiye’de kira yükünün uluslararası standartların oldukça üzerine çıktığını belirten Dölek, dünyada ciro-kira oranının genellikle yüzde 5-8 seviyelerinde bulunduğunu, Türkiye’de ise bu oranın birçok işletmede yüzde 25-30’a, bazı örneklerde yüzde 40’a kadar yükseldiğini söyledi. Bu yapının sürdürülebilir olmadığını vurgulayan Dölek, sektörün en büyük maliyet kalemlerinin artık hammadde değil işçilik ve kira giderleri haline geldiğini ifade etti. Dijital yemek siparişi platformlarının da sektör üzerindeki baskıyı artırdığını söyleyen Dölek, bazı restoranlarda komisyon ve reklam maliyetlerinin sipariş tutarının yüzde 40-50’sine kadar ulaşabildiğini belirterek, “Bin liralık bir siparişin 400-500 lirası platform maliyetlerine gidebiliyor. Yoğun kurye trafiği piyasada canlılık görüntüsü oluşturuyor ancak birçok işletme bu siparişlerden yeterli kârlılığı sağlayamıyor” dedi.</p>
<h2>Maliyetler kontrolden çıktı </h2>
<p>GPD Başkanı Alp Önder Özpamukçu, maliyetlerin kontrol edilemez noktaya geldiğini belirterek, “Farklı yükümlülükler ile gelen ek maliyetler ile perakendecilerin hem operasyonları zorlanıyor hem de haksız rekabete yok açıyor. Bunlar sonuçta tüketiciye yansıyan, enflasyon ile mücadeleyi zorlayan faktörler. Gıda perakendesinde gıda enflasyonu olarak baktığımızda zorlayıcı oluyor. Bu tarz ek maliyetlerin mutlaka gözden geçirilerek düşürülmesi gerekiyor. Gıda güvenliği tüketicinin güvenli gıdaya erişmesinde son derece önemli. Dünyada üretilen gıdanın üçte biri tüketilmeden kaybediliyor. İsraf oluyor. Türkiye’de ise bu rakam 23 milyon ton. Gıda kaybıyla mücadelede bütüncül bir yaklaşım sergilenmeli.</p>
<p>BMD Başkanı Sinan Öncel, tam kapasite çalışamayan ya da sipariş hacmi düşen üretim tesislerinin mevcut maliyet yapısıyla faaliyetlerini sürdürmekte zorlandığını anlattı. Öncel, “Bu nedenle bazı işletmeler küçülme ya da faaliyetlerini sonlandırma yoluna gitmek zorunda kalıyor. Yılbaşından bu yana kapanan veya üretimini azaltan firmaların önemli bir kısmı, artan maliyetler karşısında ayakta kalmakta zorlandı. Bu sürecin bir süre daha devam etmesi muhtemel görünüyor. Daralan bir pazarı sürekli borçlanarak finanse etmek mümkün değil. Özellikle enflasyonun yüzde 30'un altına gerilemesi önemli bir eşik olacaktır” ifadelerini kullandı. TURTÜD Başkanı Kaya Demirer de konuşmasında yenilen yemeğin ederini bulamadıkları bir dönemden geçildiğine dikkat çekerek, “Bu 3 yıldır hafiflemeyen bir baskıyla devam ediyor. Hammaddemiz gıda ürünleri ve tarihi bir rekorla fiyatı artıyor” dedi. ETÜDER Başkanı Melih Şahinöz de ülkenin tüketici için pahalı kalma gerçeğinin değişmediğini belirterek, “Eskiden restorana gidenler şimdi ağırlığı zincir marketlere gidip alıp evde ya da parkta yeme yoluna gidiyor” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/perakendede-asil-sorun-ciro-degil-karsizlik-oldu-toparlanma-otelendi-80381</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/avm-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Perakende Günleri’nde bir araya gelen sektör temsilcileri, satışların belirli ölçüde devam etmesine rağmen karlılığın hızla eridiğine dikkat çekti, toparlanma beklentisinin 2027’ye ötelendiğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/konkordato-oncesinde-hissede-ralli-patron-ve-fonlardan-satis-80380</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konkordato öncesinde hissede ralli, patron ve fonlardan satış!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’a Mart 2021’de katılan Türk İlaç Serum önceki gün konkordato kararı aldığını duyurdu. Borsa macerası dalgalı seyir izleyen şirket hisseleri konkordato kararı öncesinde mayıs başında bir ralli yaşadı. ortaklar da bu hareketleri ortaklar hisse satışıyla değerlendirdi. 21 Mayıs’ta kredi derecelendirme şirketi JCR Eurasia’dan şirketin kötü durumuna yönelik uyarılar yer aldı öncesinde 4 Mayıs’tan itibaren yatırım fonlarında hisseden hızlı çıkışlar gözlendi. Türk İlaç Serum’un iki borçlanma aracı ihracı da yatırım fonlarında yer alıyor ve bu ayrı bir riske de işaret ediyor. Piyasa uzmanları Sermaye Piyasası Kurumu’nun daha hızlı davranması gerektiğini küçük yatırımcıların bu hikayede oldukça zarar gördüğünü vurguladı.</p>
<h2>Bedelsiz sermaye artırımı geldi </h2>
<p>Türk İlaç Serum pandemi döneminde borsaya açılan çoğu şirket gibi macerasına tavan serisiyle başladı. Özellikle pandemide aşı ihtiyacı ve üretim konusunda açıklamalarla ümit veren şirketin Mayıs 2024’te kadar hisse hareketleri daha sakin seyrederken o tarihten itibaren yukarı ve aşağı yönlü hızlı gidiş gelişler yaşanmaya başladı. Geçen yıl ağustosta da yükselen hisselerde en dikkat çekici hareketler ise bu yıl 27 Nisan’da yüzde 540,89 oranında bedelsiz sermaye artırımı sonrası gerçekleştirdi. Bu işlemle birlikte Türk İlaç Serum hisse sahiplerinin elindeki her 100 adet hisse 640 adete yükseldi. Şirket mevcut sermayesini 161 milyon 805 bin liradan 1 milyar 37 milyon liraya çıkardı. Ve hisse ralliye başladı. Hisse fiyatı 27 Nisan’dan rekor kırdığı 8 Mayıs’a kadar yüzde 35 yükseldi ve aynı gün şirket ortaklarından hisse satış duyurusu Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yansıdı.</p>
<h2>Yatırım fonlarından hızlı satış </h2>
<p>Piyasa uzmanlarının verdiği bilgiye göre bedelsiz sermaye artırımı öncesinde şirket ortaklarının borsada işlem gören tipe dönüştürdüğü hisseler de bu dönemde satışa konu oldu. Ayrıca yüklü şirket hissesi elinde bulunduran yatırım fonlarında 4 Mayıs’tan itibaren KAP’a açıklamalar düşmeye başladı. Bir yatırım fonu ara ara Türk İlaç Serum hisselerinde satışa başladı ve o günden düne kadar sattığı miktar 100 milyon lotun üzerine çıktı. Uzmanlar şirket ortaklarının işlem gören tipe dönüştürdüğü hisselerin de bu ralli döneminde satıldığını kaydetti. Özellikle 8 Mayıs’ta şirket ortaklarının satışı sonrasında 10 Mayıs’ta yaşanan yüklü satış öne çıktı. Piyasa uzmanları ortada henüz bir açıklama yokken yatırım fonlarındaki bu hızlı satışın dikkat çekici olduğunu bu durumun da piyasa regülatörleri tarafından incelenmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<h2>İki bonosu yatırım fonlarında </h2>
<p>Bu arada şirket 18 Mart'ta 30 milyon liralık, 30 Mart'ta 336 milyon liralık iki finansman bonosu ihracı gerçekleştiren şirketin tahvilleri de yatırım fonlarında bulunuyor. Henüz mayıs ayına ilişkin yatırım fonlarının portföy açıklamaları olmadığı için nisan sonu itibariyle hemen hemen 20 fonda Türk İlaç Serum şirketinin ihraç ettiği bonolar yer alıyor. Bu fonlar arasında borçlanma araçları, serbest şemsiye, değişken şemsiye ve para piyasası fonları yer alıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KAP açıklaması, bugünün geleceğinin habercisi oldu</span></h2>
<p>21 Mayıs’a gelindiğinde KAP’a düşen açıklama bugünün geleceğinin habercisi gibi oldu. Kredi derecelendirme kuruluşu JCR Eurasia, şirketin izleme ve gözden geçirme faaliyetleri kapsamında değerlendirmeye tabi tutulduğunu belirtti. Kredi derecelendirme kuruluşunun açıklamasında kredi geri ödemelerine ilişkin olarak 14 Mayıs 2026’da başlayan ve inceleme tarihi itibarıyla henüz kapatılmadığı görülen gecikme kayıtlarına, 20 Mayıs 2026 tarihinde oluşan karşılıksız çek kayıtlarına, gözden geçirme tarihi itibarıyla kısa vadede yoğunlaşan yüksek tutarlı çek ödeme yükümlülüğünün bulunmasına dikkat çekildi. Kurum ayrıca 2026 ilk çeyrek sonu itibarıyla dönem karı elde edilmiş olmasına rağmen, 2025 yılsonunda oluşan yüksek dönem zararı olduğuna ve artarak devam ettiği görülen ve gözden geçirme tarihi itibarıyla da yüksek seviyesini sürdüren banka kredilerinin kısa vade ağırlıklı yapısına işaret etti. Tüm bu uyarılardan sonra Türk İlaç Serum’un Uzun Vadeli Ulusal Kurum Kredi Rating Notu 'BBB (tr)' seviyesinden 'BB (tr)' seviyesine, not görünümü ise 'Durağan' dan 'Negatif'e revize edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/konkordato-oncesinde-hissede-ralli-patron-ve-fonlardan-satis-80380</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/01/konkordato_EK.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada daha geçen ay bedelsiz sermaye artırımı yapan ve hisse fiyatındaki ralli ile dikkat çeken Türk İlaç Serum şirketi konkordato kararı aldı. Bu karar öncesinde şirket ortaklarının yüklü hisse satışı ile yatırım fonlarının şirket hisselerinden çıkışı dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kavuncu-goleti-ve-ornitofaunasinin-akibeti-80407</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kavuncu Göleti ve Ornitofaunasının akıbeti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kavuncu Göleti 2022’deki incelemelerde “Öneri Doğal Sit Alanı” ilan edildi. Çevre Bakanlığı ihale yoluyla ‘Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu’ hazırladı. Bölgenin Doğal Sit Alanı ilan edilmesi beklenirken, hemen sınır ötesi Eskişehir Özel Endüstri Bölgesi ilan edildi. </strong></p>
<p>Sango 3 ve 5 anlamına geliyor; “3 temel bağ”, “5 değişmez erdem” Bu rakamların altındaki ilkeler, Konfüçyüs’ten beslenen Çin toplumunda ideal bir toplum ve birey olmanın anahtarı olan ahlaki ve sosyal düzenin şifreleri olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Sango Otomotiv adından da anlaşılacağı üzere bu ilkeleri de gözeterek dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi 2002’den bu yana Gebze’deki fabrikasında egzoz ve susturucu sistemleri üretiyor. Bu ürünler ne kadar çevre dostu olarak geliştirilirse geliştirilsin sonuçta araçlardan çıkan karbona aracı oluyorlar.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a211046f07f5-1780551750.png" alt="" width="454" height="396" />Bu nedenle olsa gerek 1928’den bu yana üretim yapan şirket; Çin, Türkiye, Tayland, ABD, Endonezya, Kanada, Meksika, Hindistan ve Japonya’daki 17 fabrikasında Sango Ormanları oluşturarak bir tur karbon emici ağaç kuşağı ile ‘karbon dengesi’ peşinde koşuyor. Hız için, daha verimli olmak için Japon botanikçi Akira Miyawaki tarafından geliştirilen ve yoğun, doğal ormanlar oluşturmaya yardımcı olan bir teknik kullanılıyor. Sango’nun fabrikalarında bugüne kadar 326 bin 175 ağaç dikildiğini, birinci aşama hedefin 350 bin ağaç olarak belirlendiğini de ekleyelim.</p>
<p>Aslında üretim yaparken karbon salanlar, zorunlu olmasalar da ağaç dikmek yerine, karbon kredisi alarak bir tür ‘ahlaki’ denge sağlayabilirler. ClimeCo Türkiye Başkanı Volkan Ural dünyada karbon kredisi satın alma konusunda 15-20 yıldır çalışan gönüllü pazarlar olduğunu, Türkiye’de de bu pazarın gelişmekte olduğunu anlatıyor. Bu alışverişte öncelikle doğanın ne kadar kirletildiğinin hesaplanması gerekiyor. Böylelikle x birimlik doğa zararı karşısında, y birimlik temiz enerji satın alınarak bir denge kuruluyor. Ardından bu alışverişin yetkili kurumlarca tescillenmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu alışverişin bir de zorunlu olan tarafı var. Bu da hükümetler ve uluslararası kuruluşlar tarafından belirlenen karbon emisyon sınırlarına uymak zorunda olan şirketler için düzenlenen piyasa.</p>
<p>Avrupa Birliği’nin sınırda karbon mekanizmasının özeti de bu zaten. ”Bana mal satacaksan içindeki karbon bedelini ödeyeceksin.” Türkiye emisyon ticaret sistemini kurduğu takdirde sanayici üründe saklı karbonun bedelini burada ödeyecek, kuramazsa AB sınırında… Nitekim geçtiğimiz günlerde karbon sertifika fiyatı belirlendi: Ton başına 75,36.</p>
<p>Üretimi nerede yaparsan yap, üründe karbon yer almasını önleyemiyorsan, bedelini ödesen de ödemesen de çevreye zarar veriyorsun demektir. Bu durumda Eskişehir’de ilan edilen Mega Endüstri Bölgesi’nin sınırında yer alan Kavuncu Göleti’nin akıbetini de düşünmek zorundayız. Sadece Kavuncu Göleti değil, bu göletten beslenen göçmen kuşları da.</p>
<p>Kavuncu Göleti 2022’deki incelemelerde “Öneri Doğal Sit Alanı” ilan edildi. Çevre Bakanlığı Kavuncu Göleti için ‘Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu’ hazırlanması için ihale yaptı. Uzman akademisyenler alanı 4 mevsim yerinde inceleyerek hazırladıkları raporu bakanlığa sundular.</p>
<p>Bölgenin Doğal Sit Alanı ilanı beklenirken, tam da bu aralarda yaklaşık 34 milyon metrekare büyüklüğündeki Eskişehir Özel Endüstri Bölgesi ilan edildi. Hem de ham toprak ve mera alanı üzerinde ve Kavuncu Göleti’ne sınır olacak şekilde…</p>
<p>Eskişehir’in Günyüzü İlçesinde bulunan Kavuncu Göleti’ndeki kuş türlerini tespit etmek amacı ile 2018-2020 yılları arasında Emir Özay ve Nuri Kaan Özkazanç tarafından yapılan bir çalışmaya göre “Alanda 19 takıma ait 50 familyadan 206 kuş türü tespit edildi. Tespit edilen türlerden 2 küresel ölçekli olarak tehlike altında, 3 adedi hassas ve 5 adedi ise tehdide yakın” olarak sınıflandırıldı. Bunlar; Küçük Akbaba, Dikkuyruk, Elmabaş Patka, Şah Kartal, Toy, Pasbaş Patka, Kara Akbaba, Ala Doğan, Çamur Çulluğu ve Gökkuzgun kuşları.</p>
<p>Ayrıca başta pembe flamingo, balıkçıl, atmaca, şahin, doğan, baykuş, leylek, bıldırcın, keklik ve martılar olmak üzere tanıyamadığımız, ismini bilmediğimiz nice kuş türlerinden 100 tür yerli, 79 tür yaz göçmeni, 21 tür kış göçmeni ve 6 tür ise transit tür olarak kayıtlanmış. Araştırmada, ‘kuş cenneti’ olarak da nitelendirilen bu alanın farklı etmenler sebebi ile habitat bozulması ile karşı karşıya olup büyük bir tehlike altında olduğu dile getirilmiş.</p>
<p>Bu bölgenin mega endüstriyel alan ilan edilmesiyle büyük bir sınav yaşayacağımız ortada. Bir yanda doğaya verdiğimiz zararı telafi etmek için gönüllü olarak ‘zararı telafi etmeye’ çalışırken, diğer yandan küresel kurallara uyarak içeride ya da dışarıda üretilen mala gizlenmiş karbonun vergisini ödemek zorundayız…</p>
<p>Dünya eski dünya değil. Bu nedenle yaylayı ve merayı endüstriyel üretime açmanın sorumluluğu çok daha ağır olacak. Yaylada, merada, çevre ile sanayiyi barış içinde tutmayı ve her ikisini de yaşatmayı başarabilirsek dünya ölçeğinde örnek olacak bir iş yapmış olacağız.</p>
<p>Karbona gönüllü ya da gönülsüz vergi biçilen bir çağda aksini düşünmek mümkün bile değil.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kavuncu-goleti-ve-ornitofaunasinin-akibeti-80407</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kavuncu Göleti ve Ornitofaunasının akıbeti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayinin-yapay-zeka-destegiyle-donusumu-icin-yolun-basindayiz-80405</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sanayinin yapay zekâ desteğiyle dönüşümü için yolun başındayız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>LEVENT AKBAY</strong></p>
<p>Başta KOBİ’ler olmak üzere sanayinin ‘yapay zekâ’ desteğiyle dönüşmesi için henüz yolun başında olduğumuz ortaya çıktı. Yapay Zekâ Etki Çalıştayı’nın 6 sektördeki ilk sonuçları Türkiye’nin en fazla sanayileştiği bölgelerde bile yapay zekânın ‘yoklar dizisi’ altında gelişmeye çalıştığını ortaya koydu.</p>
<p>Kocaeli Üniversitesi ev sahipliğinde; Kocaeli Valiliği, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi (KOSTÜ) ve Kocaeli Sanayi Odası iş birliğiyle düzenlenen “Yapay Zekâ Etki Çalıştayı”nın ilk sonuçlarına göre dile getirilen ve gelişmeyi önleyen ‘yok’lar kabarık bir listeyi oluşturuyor.</p>
<p>Yapay zekânın gelişme hızını ve diğer sektörlere desteğini belirleyecek ‘yok’lar arasında; “Anonimleştirilmiş veriler, bu verilerin biriktirildiği veri merkezleri, verileri işleyecek yapay zekâ merkezleri, yapay zekâ kullanılarak geliştirilecek KOBİ’lerle iş birliği projeleri, sektörün gelişmesine yönelik özel teşvikler, yapay zekânın yararları, zararlarına ilişkin farkındalık çalışmaları, veri güvenliği sağlanması, yüksek maliyetler nedeniyle ortak kullanılacak altyapılar, ‘sızıntı’ riski nedeniyle üretilecek yerli çözümler, kamu-akademi-iş sanayi iş birliği uyumu, projenin alt dallarını içeren eylem planları, veri toplamayı destekleyen yasal düzenlemeler” ilk sıralarda yer alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a210f1d0eaad-1780551453.jpg" alt="" width="700" height="466" /><strong>80 katılımcı ‘yapay zekâ’yı masaya yatırdı…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk rektörlüğündeki Kocaeli Üniversitesi’nin 2026 yılı boyunca “Bilim, Kent ve Gelecek Vizyonu Çalıştayları” kapsamında düzenlenen Yapay Zekâ Etki Çalıştayı’nda 6 masada 80 kadar bilim adamı, sanayici ve kamu temsilcisi ‘yapay zekâ’yı konuşarak yapay zekâ teknolojilerinin farklı disiplinler üzerindeki etkileri çok yönlü olarak ele alındı. “Mühendislikte Yapay Zekâ: Akıllı Sistemlerden Otonom Geleceğe”, “Tıpta Yapay Zekâ: Tanıdan Tedaviye Akıllı Dönüşüm”, “Eğitim ve Yükseköğretimde Yapay Zekâ”, “Hukuk, Etik ve Yapay Zekâ”, “Sosyal Bilimlerde Yapay Zekâ” ve “Yapay Zekâ ve İstihdam” başlıklarında yürütülen oturumlarda; yapay zekânın mevcut etkileri, gelecekte oluşturacağı dönüşümler ve sektörlere yönelik fırsatlar kapsamlı şekilde değerlendirildi. Çalıştayda ortaya çıkan bulgular ve alınması gereken önlemler şöyle:</p>
<p><strong>İSTIHDAM VE YAPAY ZEKÂ</strong></p>
<p>▶ Yapay zekâ çağında istihdam teknik değil toplumsal bir dönüşüm meselesidir. Değerlerimizi ve stratejik verimizi koruyan, deneyime dayalı iş gücünü yetiştiren ve kuşakları birlikte çalışan kültüründe buluşturan bir devlet politikası olmadan bu çağ yönetilemez. Devlet politikası ile kapalı devre özgün bir yapay zekânın geliştirilmesi gerekiyor. Bu kadar zengin bir yapıya sahip olan ülkemiz için oldukça önemli. Kendi yapay zekâmızı verilerimizi ve stratejik gelişmişliğimizi koruyarak, kapalı devre işleyecek ve verimlilik politikasıyla sürdürülecek bir yapıya ihtiyacımız var. Bu yapının tüm bilgi sistemleriyle entegre çalışabilen bir sistem olması gerekiyor.</p>
<p>Eğitim, çalışma, aile ve benzeri alanlarda mevzuatsal, hukuki ve toplumsal dönüşüme uygun politikaların belirlenmesi ve proje teşvik mekanizmalarının bu yöndeki dönüşümü destekleyecek şekilde ayrı temalarla yeniden yapılandırılması, gözden geçirilmesi, özellikle kalkınma ajansları, KOSGEB gibi istihdama yönelik projelerin geliştirildiği kurumlardaki proje desteklerinin bu yola evrilmesi gerekli.</p>
<p>Yapay zekâ kuşağının işe uyumunun sağlanması, mevcut çalışanlarda yapay zekânın araç olarak kullanım farkındalığının kazandırılması ve farklı çalışan kuşaklarının birlikte çalışma kültürünün yaygınlaştırılması sağlanmalı. Yeterliliğe ve yetkinliğe dayalı meslek kodlarının yeniden güncellenmesi gerekli. Artık meslek kodları ile ilgili ciddi çalışmalar yapılmalı ve yetkinlikler bazlı tanımlamaların yaygınlaştırılmalı.</p>
<p>KOBİ’lerin çok fazla orana sahip olduğu düşünüldüğünde farkındalık için sektörel bazda çok ciddi çalışmalar yapılması gerektiğini görünüyor.</p>
<p><strong>MÜHENDİSLİK VE YAPAY ZEKÂ</strong></p>
<p>▶ En büyük sorun veri, veriye erişim, veri kalitesi ve altyapı yetersizliği. Veri güvenliği ve pahalı çözümler nedeniyle olabildiğince yerli çözümün geliştirilmesi. Bir numaralı problem doğru ve nitelikli veriye erişim. Verinin gürültüden arındırılmış olması, etik onayların alınmış olması, KVKK gibi programlardan arındırılmış olması gerekli. Tıbbi veriler, ekonomik veriler, finansal veriler gibi her sektörde bu sorun var. Bu nedenle sektörel verilerinin anonimleştirilmesi gibi bir büyük engel var.</p>
<p>Araştırmacıların ortak kullanımına açılacak ve bürokratik zorlukları aşabilecek nitelikte veri merkezlerinin kurulması, genel veri merkezlerinin kurulması, bu merkezlerle ilgili verilerin anonimleştirilmesi gerekli.</p>
<p>Firmalardan, sektörden çıkmadan veri güvenliğinin sağlanması da bir yöntem. Bu çerçevede sektörel bazlı dernekler ve odalar aracılığı ile akademi ve sanayi arasında veri konusunda iş birlikleri başlatılmalı, toplantılar ve diğer etkinliklerde bir araya gelinmeli, sanayideki her tür problemler bu ortamlarda çalışabilmeli.</p>
<p>Veri sızıntıların önlenmesi önemli. Bu çerçevede veri güvenliğinin sağlanması ve verinin korunması öncelikli konular arasında. Kamu kurumlarında veri kullanımının bu çerçevede planlanması, kullanıcı yetkilendirmelerinin formüle edilmesi sağlanmalı.</p>
<p>Yani bir diğer sorun altyapı sorunu. Yerel çözümlerinin geliştirilememesi, buluta bağlı sistemlerin maliyetli çözümler üretmesi nedeniyle, bu sorunlardan hareketle ortak bir GPU altyapısının kurulması gerekli. Altyapı sorunlarının çözülmesi sırasında olabildiğince yerli çözümlere yönelmenin sağlanmalı. Bunlar kamu düzeyinde planlanabilir mi?</p>
<p>KOBİ’lerin yapay zekâ dönüşümlerini destekleyecek yapay zekâ merkezlerinin kurulması ve öğrencilerin gerçek sektör programları üzerinde çalışarak sürece dahil edilmeleri sağlanmalı.</p>
<p><strong>EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE YAPAY ZEKÂ</strong></p>
<p>▶ Yapay zekânın artış hızı ve insanın ona yetişememe korkusu başlı başına bir sorun. Hızlı değil, derin öğrenmeliyiz. Hızlı gidersek derinlik açısından sorunlar yaşayabiliriz. Eğitimde yapay zekâ entegrasyonu teknik ve etik yetkinliğine sahip akademik kadroların rehberliğinde fırsat değişikliğini güvence altına alan esnek ve beceri odaklı bir ekosistemin kullanılmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>Eğitimde dijital bölüme ve yapay zekâ teknolojisine erişilebilirlik en önemli sorun. Yapay zekâ kullanma konusunda herkes aynı erişim birikimine sahip değil. Üst versiyonların belli bedeller karşılığı sağlanabilmesi problemin başlıca nedenlerinden. Bu sorun giderek büyüyecek.</p>
<p>Eğitim paylaşımının yapay zekâ kullanımındaki rolü ve farkındalık yetersizliği juga sorun. Yapay zekâ araçlarında “yapay zekâ hata yapabilir” ifadesi yazıyor. Aslında o “Size hata yaptırtabilirim.” anlamına geliyor. Bir diğer sorun; bilişsel, duyusal ve sosyal öğrenme becerilerindeki zayıflama riski. Yani hepimiz bir tembellik riski altındayız. Bu her yaş için geçerli.</p>
<p>Fırsat eşitliğinin sağlanması adına eğitim kurumlarının bilişim altyapı planlamalarını ve bütçelerinde yapay zekâ teknolojilerinin kullanım maliyetlerine stratejik olarak yer vermesi gerekecek. Yani sandalye masa alır gibi bunlar için de bir bütçeye ayrılması gerekecek.</p>
<p>Yüksek öğretim kurumlarının kaynaklarına uygun stratejiler doğrultusunda paydaşlara yönelik farkındalık eğitimleri ve kılavuzların düzenlenmesi, ders ve akademik metinler için eylem planlarının uygulanmasının izlenmesi ve modüler öğretim programının yaygınlaştırılmasını içeren bütüncül bir politika metin, strateji ve hedefler doğrultusunda bir eylem planının aciliyeti var.</p>
<p>Öğretim süreçlerinde yetkinlik tabanlı ve esnek öğrenme modellerinin yaygınlaştırılması gerekli. Ölçme değerlendirme aşamasında sürece dayalı beceri odaklı ve performans temelli yaklaşımların yaygınlaştırılması gerekli. Öğrencilerin çalışmaları konusunda sınavlardaki güvenlik açısından, ciddi bir dönüşüme ihtiyaç var.</p>
<p><strong>HUKUK VE YAPAY ZEKÂ</strong></p>
<p>▶ Veri işlenmesine sorumlu bir özgürlüğe ihtiyaç var. Dolayısıyla veriyi işlemeyi engellediğimiz zaman inovatif uygulamalardan veya girişimlerden dezavantajlı bir duruma düşüyoruz. KVKK gibi veri işlemeyi engelleyen düzenlemeler inovasyonu engelliyor. Kore’de olduğu gibi serbest veri işleme bölgelerinin veyahut da belirli bazı veri türlerinin serbestçe işlenebilmesinin hukuki olarak önünün açılması gerekli.</p>
<p>Teknoloji, üniversite, sanayi iş birliği çerçevesinde teknoparkların serbest veri işleme görevi alabilmelerine ilişkin bir yasal düzenleme olabilir. En önemli problemlerden birisi ulusal güvenlik konusunu da ilgilendiriyor. Burada çok ciddi anlamda veri sızıntısı problemi var. Çünkü yabancı yapay zekâ algoritmaların yüklemiş olduğu bütün verilerle, biz esasında ulusal verilerimizi direkt olarak vermiş olsak bile, büyük veri itibarıyla baktığımız zaman ulusal verilerimizde sürekli olarak yapay zekâ modelleri üzerinde yükleme yapıyoruz.</p>
<p>Makul ücretlerle ve bedellerle erişilecek veri merkezleri yeterli değil. Türkiye’de veri merkezlerimiz var ama bunların maliyetleri özellikle akademik çalışma yapan veya ürün geliştirme yapan kişiler bakımından yüksek.</p>
<p>Devletin özellikle belki üniversiteler üzerinden belki YÖK üzerinden en azından bilimsel çalışmaların yapılabileceği veya hatta inovatif çalışmalarının yapılabileceği veri merkezleri kurulmalı.</p>
<p>Bu merkezlerde iş istasyonları ve altyapılarının geliştirilmesi ve hatta ülkemizde sunucu kurmak isteyen uluslararası şirketlerin belirli bir kısmının da işte bilimsel çalışmalar ve inovatif faaliyetlerle ilgili olarak makul ücretlerle ve hatta ücretsiz olarak bu merkezleri kullandırması teşvik edilebilir.</p>
<p>Bazı yapay zekâ enstitüleri var ama bu enstitüler bir kapalı devre enstitü. Oysa bu alanda çalışmak isteyen ve herkesin katılımını sağlayabileceği bir model ile bir enstitü mahiyetinde çalışmalı. Burada bir ulusal yapay zekâ özellikli dil modülleri geliştirilmeli.</p>
<p><strong>SOSYAL BILIMLER VE YAPAY ZEKÂ</strong></p>
<p>▶ Yapay zekâya tamamen mekanik bakılıyor oysa insan olma nedeniyle yapay zekâya karşı insani figürleri geliştirmek gerekiyor. İnsani figürlerin ortadan kalkmaması bakımından, sorumluluk ve ilkeleri, etik kuralları doğru belirlenmiş ya da insanlar tarafından algılanmış bir yapay zekâ kullanımı daha güvenli, daha sağlıklı olacaktır.</p>
<p>Yapay zekânın bilgiyi tekelleştiriyor. Yapay zekâya dayalı bilgi biriktirmesi insani kısmımızı değersizleştiriyor. Öğrenmeyi, düşünmeyi, fikir üretmeyi ve yaratıcı zekâ gelişimini önlüyor.</p>
<p>Burada kamu kuruluşları, üniversiteler, eğitim kurumları dahil topyekün bir yapay zekâ kullanımı ve yapay zekânın bizim üzerimizdeki etkisini insanlara anlatacak onlarda bir davranış geliştirecek etik yaklaşımın, ahlaki yaklaşımını geliştirecek bir sürecin başlatılması gerekiyor.</p>
<p>Belki çünkü hazırlıklı olmadığımız bir durumdayız. Herkes rastgele kullanıyor. Neyin ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Yıllar sonra nasıl bir tabloyla karşılaşacağımızı bilmiyoruz.</p>
<p>Bir enstitü kurulmalı, ana okulu çocukları dahil yapay zekâ kullanımı konusunda insanlar aydınlatılmalı, bilinçlendirme kampanyası yapılmalı.</p>
<p>Yapay zekânın bilimsel metin üretiminde ne düzeyde kullanılabileceği ile bir etik politika geliştirilmeli.</p>
<p><strong>TIP VE YAPAY ZEKÂ</strong></p>
<p>▶ Tıp alanında verilerin bir araya getirilmesi, toplanması ve paylaşılması oldukça zor görülüyor. İnsan kaynağı ile ilgili problem var. Mühendisler hekimlere ulaşamamaktan şikâyetçi, hekimler mühendislere ulaşamamaktan şikâyetçi. Taraflar daha çok bir araya gelebilirse tıpta yapay zekâ kullanımında ileri adımlar atılabilir.</p>
<p>Yapay zekânın en büyük girdisi veri. Fakat bu verinin toplanması ile ilgili ciddi problemler var hâlen. Özellikle tıbbi görüntülerin farklı kaynaklara dağılmış olması, her hastanenin farklı regülasyonlarının olması, veri tanımlarının ayrı olması. Dolayısıyla bu verileri bir araya toparlama ile ilgili olarak ortak bir veri yönetim sisteminin olması gerekiyor.</p>
<p>Biyomedikal mühendisliğinin önemi arttı. Çünkü aynı dili konuşan iki taraf daha hızlı yol alacak.</p>
<p>Sağlıkçı hocalar verileri paylaşmak istemiyorlar, mühendisler kendi başlarına açık kaynak veri setlerinden sonuç alıyor ama yorumlayamıyorlar.</p>
<p>Konu tıp olduğu için Etik Kurul sınırlamaları var. Türk Patent’in yaptığı gibi ücretli başvurusu olan bir Etik Kurul oluşturulabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayinin-yapay-zeka-destegiyle-donusumu-icin-yolun-basindayiz-80405</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/5/1280x720/sanayi-1780551481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay Zekâ Etki Çalıştayı’nın 6 sektördeki sonuçlarına göre Türkiye’nin en fazla sanayileştiği bölgede bile yapay zekâ ‘yoklar dizisi’ altında gelişmeye çalışıyor. Bu yoklar arasında; kamu-akademi-iş sanayi iş birliği, veriler, veri merkezleri, yapay zekâ merkezleri, KOBİ’lerle iş birliği projeleri, özel teşvikler, farkındalık, veri güvenliği, ortak altyapı, yerli çözümler, eylem planları, veri toplamayı önleyen yasal kısıtlar ilk sıralarda yer alıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasi-birlesme-ve-ayrisma-80396</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Kupası: Birleşme ve ayrışma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>11 Haziran’da başlayacak Dünya Kupası öncesinde yapay zekâ ile yaptığım çalışma ilklere sahne oldu. Bu ilklerden en önemlisi, Google AI Modu’nun bana iki seçenek sunup hangisiyle ilerlemek istediğimi sorması oldu. Bunu daha önce Sovyetler Birliği ile ilgili “iki mektup bırak” diye biten ya da Temel’e “şu mu bu mu” diye sorarak gittiği hastanenin arka kapısından dışarı atan fıkralardan biliyordum ama arama motorunda gerçekten iyi sonuç verdi. İki yanıtı da okudum ve bana daha uygunu seçtikten sonra akışı takip ettiğim ve önerileri değiştirdiğim ikili bir yöntemle kendi köşe yazıma ulaştım. Anladığım kadarıyla ilki Instagram ve Anadolu Ajansı verileri ile başlayan daha lokal bir içerik ve ikincisi de daha uluslararası bakış açılı bir içerikti. Umarım konuya ikinci gözlükle bakmamdan memnun kalırsınız.  </p>
<p>Ben yaşlı bir adam olmaya doğru ilerlediğim için daha fazla geçmiş deneyimlerim ile düşünüyorum. Bu nedenle işi ileri taşırken 1990’daki İtalya Dünya Kupası ve 2010’daki metriklerimin etkisi altında kaldım. 2010’da Fatih Terim yönetimindeki A Milli Futbol Takımı, Avrupa elemelerinde İspanya, Bosna-Hersek, Belçika, Estonya ve Ermenistan ile birlikte <strong>5. Grup</strong>’ta İspanya ve Bosna-Hersek'in ardından <strong>üçüncü sırada</strong> tamamlayarak Güney Afrika’ya gidememişti. Haziran ve temmuz aylarında düzenlenen turnuvaya Türkiye’nin gidememesi, önemli bir riskten arınmamızı sağlamıştı. İTÜ’de bizim dönemde okumuş arkadaşlardan biri, aramızda sadece bir saat olan Güney Afrika’da gün içi sıcağında klimalar çalışırken televizyonların açılmasının elektrik şebekesini ciddi biçimde zorlayacağını ve hatta çatlatacağını hesaplamıştı. Dolayısıyla Güney Afrika’ya gidememek aslında önemli bir mühendislik problemini çözmüştü. Bakalım Google AI Modu, bizim dönemin tedrisatına hâkim mi diye birlikte çalışmamızın sonunda kendisine maçlar nedeniyle oluşacak elektrik arz yükünü sordum. Verileri kontrol etmedim ama değerlendirme sağlıklı geldi. Amerika kıtası ile aramızdaki saat farkı nedeniyle maçların ağırlıkla 20:00-23:00 arasına denk gelmesi ve o saatlerde havanın daha serinliyor olması, çok sınırlı bir riske işaret etmemizi gerektiriyordu. Yanıt şöyleydi:</p>
<p>Haziran 2026'daki Dünya Kupası maç saatlerinde Türkiye genelinde büyük ölçekli, sistemik bir elektrik kesintisi veya arz yetersizliği yaşanma ihtimali oldukça düşüktür.</p>
<p>Ancak aşırı sıcak dalgaları ve maç yayınlarının çakıştığı pik saatlerde, bölgesel dağıtım şebekelerinde aşırı yüklenmeye bağlı lokal trafo arızaları ve kısa süreli kesintiler tetiklenebilir.</p>
<p>Mevcut TEİAŞ, meteoroloji ve şebeke verileri ışığında bu ihtimalin analizi şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Arz Güvenliği ve Kurulu Güç Avantajı</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Rekor Kurulu Güç:</strong> Türkiye'nin toplam elektrik kurulu gücü <strong>125 bin 478 megavata (MW)</strong> ulaşmıştır.</li>
<li><strong>Yenilenebilir Enerji Desteği:</strong> Kurulu gücün <strong>%62,5'ini temiz enerji kaynakları</strong> oluşturmaktadır. Özellikle Haziran ayında güneş enerjisi santralleri (26.837 MW) gün içi üretimde rekor kırarak şebekeyi ciddi şekilde rahatlatmaktadır.</li>
<li><strong>Gündüz Maçları Risk Taşımaz:</strong> ABD'deki maçların Türkiye saatiyle öğleden sonra veya akşamüstüne denk gelen bölümlerinde, güneş enerjisi üretimi zirvede olacağı için arz sorunu yaşanmayacaktır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Kritik Zaman Dilimi: Gece Maçları ve Klima Talebi</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Pik Saat Çakışması:</strong> En büyük risk, Türkiye saatiyle <strong>20.00 ile 23.00 arasında oynanacak maçlarda</strong> ortaya çıkacaktır. Bu saatlerde güneş enerjisi devre dışı kalırken, televizyon/ekran kullanımı, ev içi aydınlatma ve yaz sıcağı nedeniyle klima yükü aynı anda tepe noktasına (pik tüketim) ulaşacaktır.</li>
<li><strong>Akşam Piki Karşılaması:</strong> Türkiye'nin pik tüketim rekorları saatlik bazda genellikle 40.000 - 43.000 MW civarındadır. Türkiye'nin elindeki 25.041 MW'lık esnek doğal gaz ve 32.334 MW'lık hidroelektrik (barajlı) kurulu gücü, akşam saatlerinde ani artan bu talebi hızla devreye girerek dengeleme yeteneğine sahiptir. </li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Bölgesel Riskler ve Dağıtım Altyapısı</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Bölgesel Trafolar Sınanacak:</strong> Ulusal şebekede (iletim hatlarında) elektrik yetersizliği olmasa bile, Akdeniz (Antalya, Adana), Ege (İzmir, Aydın) ve Marmara (İstanbul) gibi yoğun nüfuslu ve turistik bölgelerde <strong>yerel dağıtım trafoları</strong> risk altındadır.</li>
<li>Maçların en heyecanlı anlarında milyonlarca kişinin klimaları aynı anda en düşük dereceye getirmesi ve televizyonların çalışması, mahalle bazındaki trafoların aşırı ısınarak sigorta atmasına veya arızalanmasına neden olabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Özet Risk Değerlendirmesi</strong></p>
<p>Türkiye'nin elektrik altyapısı, Haziran ayındaki dönemsel tüketim artışlarını yönetecek <strong>fazlasıyla yeterli yedek kapasiteye (rezerv) sahiptir</strong>. Dünya Kupası maçları nedeniyle ülkenin karanlıkta kalması gibi bir senaryo olası değildir. Karşılaşılabilecek tek olumsuz durum, aşırı sıcak günlerde lokal şebekelerin aşırı yüklenmesinden doğacak <strong>mahalle ölçekli kısa süreli teknik arızalardır</strong>.</p>
<p>Tabii ben bu yanıtta durmadım. “Madem akşam oynanıyor maçlar, aydınlatma tüketimi sorunu nasıl katlar?” sorusunu bu kadar şiirsel olmayan bir biçimde sordum. Yanıtını bir kez daha gözden geçirdi.</p>
<p>Aydınlatma faktörünün (özellikle akkor halojen sokak lambaları, ev içi aydınlatma yükleri ve ticari LED ekranlar) analize eklenmesi, <strong>ulusal çapta bir arz krizine yol açmaz</strong> ancak akşam saatlerindeki <strong>ani talep zıplamasını (ramp-up oranı) ve bölgesel trafo stresini</strong> bir kademe daha yukarı taşır.</p>
<p>Haziran 2026 verileri ve aydınlatma yükü doğrultusunda yenilenmiş risk analizi şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Akşam "Karanlık Çöküşü" ve Çift Yönlü Yük Zıplaması</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Kritik 21.00 - 22.00 Dönemi:</strong> Haziran ayında Türkiye'de gün batımı saati 20.30 civarıdır. Tam bu saatte oynanacak bir Dünya Kupası maçı esnasında, güneş enerjisi üretimi dakikalar içinde sıfıra inerken; sokak aydınlatmaları, bina dış cephe ışıkları ve ev içi aydınlatmalar <strong>aynı anda</strong> devreye girer.</li>
<li><strong>Aydınlatma + Klima + Ekran Gücü:</strong> Maç izleyen milyonlarca hanede ışıkların açılması, televizyonların çalışması ve klimaların soğutma yükü üst üste biner. Bu durum, TEİAŞ'ın şebeke frekansını sabit tutmak için hidroelektrik ve doğal gaz santrallerini <strong>çok hızlı bir şekilde (ani esneklikle) devreye sokmasını</strong> gerektirir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> LED Teknolojisi Sayesinde Hafifleyen Risk</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Eski Dönem Tüketimi Yok:</strong> Geçmiş yıllardaki turnuvaların aksine, Türkiye genelindeki sokak aydınlatmalarının, evlerin ve ticari işletmelerin çok büyük bir bölümü yüksek tasarruflu <strong>LED teknolojisine</strong> geçmiştir.</li>
<li>Bir LED ampul, eski akkor ampullere göre %80 daha az enerji harcar. Bu nedenle, milyonlarca hanede ışıkların açılmasının şebekeye getireceği ek yük, 15-20 yıl öncesine kıyasla <strong>çok daha yönetilebilir</strong> seviyededir.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Ticari Alanlar ve Dev Ekranların Yarattığı "Noktasal Yük"</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Fan Zone ve Meydan Yoğunluğu:</strong> Maç saatlerinde belediyelerin meydanlara kuracağı dev LED ekranlar, kafelerin, barların ve restoranların projeksiyon ve aydınlatma sistemleri, elektriği şebekeden <strong>noktasal ve konsantre</strong> olarak çeker.</li>
<li><strong>Lokal Kesinti Riskinde Artış:</strong> Kadıköy, Beşiktaş, Alsancak veya Antalya Konyaaltı gibi eğlence mekanlarının ve dev ekranların kümelendiği bölgelerde, aydınlatma ve soğutma yükünün birleşmesi <strong>bölgesel dağıtım trafolarının termal sınırlarını zorlayacaktır</strong>. Ulusal şebeke elektriği üretse bile, bu mahallelerdeki trafoların aşırı ısınarak devre dışı kalma (sigorta atma) ihtimali aydınlatma yüküyle birlikte %15-20 oranında artar.</li>
</ul>
<p><strong>Yenilenmiş Sonuç Sonucu</strong></p>
<p>Aydınlatmanın eklenmesi, Türkiye'nin kurulu güç kapasitesini (125.478 MW) aşacak bir yük oluşturmaz; çünkü Haziran ayında sanayi üretimi gece saatlerinde yavaşlar ve bu durum evsel/aydınlatma yükü için bir alan (marj) yaratır. Özetle, <strong>ulusal bir elektrik sistemi çöküşü imkansıza yakındır; ancak eğlence bölgelerinde maçın en heyecanlı dakikalarında "trafonun patlaması" nedeniyle karanlıkta kalma riski hâlâ masadadır.</strong></p>
<p><strong>Dev futbol organizasyonunun ekonomisi</strong></p>
<p><strong> </strong>Ters açıdan bakanın dostu yapay zekâ dememi gerektiren bu analizi bir kenara bırakıp Türk A Millilerin yıllar sonra katıldığı Dünya Kupası’nın gerçek ekonomik boyutunu ele alayım. Tabii yine yapay zekâ desteğiyle ama benim seçtiğim ikinci sonuçla.</p>
<p>Haziran 2026'da başlayacak <strong>48 takımlı yeni formatıyla 2026 FIFA Dünya Kupası</strong>, küresel ölçekte <strong>80 milyar doları aşan brüt bir ekonomik hacim</strong> oluşturacak. <strong>ABD, Meksika ve Kanada</strong> ortaklığında düzenlenecek bu dev organizasyon, küresel Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'ya (GSYH) doğrudan <strong>40,9 milyar dolarlık katkı</strong> sunacak.</p>
<p>Ekonomik analizler ve kurumların projeksiyonları doğrultusunda, turnuva döneminde öne çıkacak makroekonomik ve sektörel etkiler şu şekildedir:</p>
<p><strong>Makroekonomik Projeksiyonlar ve FIFA Gelirleri</strong></p>
<ul>
<li><strong>Devasa Hasıla:</strong> Turnuvanın küresel ekonomide yaratacağı brüt ekonomik çıktı <strong>80,1 milyar dolara</strong> ulaşacak.</li>
<li><strong>FIFA'nın Gelir Rekoru:</strong> <u>T24</u> analizlerine göre FIFA, bilet, yayın ve sponsorluklardan <strong>8,4 milyar dolar gelir</strong></li>
<li><strong>Sınırlı GSYH Etkisi:</strong> <u>Oxford Economics</u> raporlarına göre büyüme, ev sahibi dev ekonomilerin (özellikle ABD) toplam GSYH'sinde fark edilmeyecek kadar <strong>yerel ve geçici</strong></li>
</ul>
<p><strong>Kazançlı Sektörler ve Turizm Patlaması</strong></p>
<ul>
<li><strong>Turist Akını ve Harcamalar:</strong> Turnuva boyunca ev sahibi ülkelere <strong>6,5 milyon kişinin</strong> seyahat etmesi bekleniyor.</li>
<li><strong>Doğrudan Tüketim:</strong> Ziyaretçilerin konaklama, yemek ve eğlence için toplamda <strong>13,9 milyar dolar harcayacağı</strong> tahmin ediliyor.</li>
<li><strong>Sektörel Canlanma:</strong> Turizm, perakende, ulaştırma, konaklama ve yeme-içme sektörleri Haziran-Temmuz döneminde <strong>en yüksek dönemsel kârlılığı</strong></li>
</ul>
<p><strong>Finansal Piyasalar ve Borsaya Etkisi</strong></p>
<ul>
<li><strong>İşlem Hacminde Düşüş:</strong> investing.com verilerine göre, özellikle futbol tutkusu yüksek ülkelerde maç saatlerinde <strong>borsa işlem hacimleri düşüş</strong> gösterecek.</li>
<li><strong>Borsa Şampiyonu Primi:</strong> Tarihsel verilere göre, kupayı kazanan ülkenin borsası turnuvayı takip eden bir ay içinde küresel endekslerden <strong>ortalama %5,5 daha iyi performans</strong></li>
<li><strong>Ev Sahibi Performansı:</strong> Ev sahibi ülkelerin piyasaları turnuva öncesi ve sırasında güçlü kalırken, <strong>turnuva bittikten sonra performans zayıflıyor</strong>.</li>
</ul>
<p><strong>Riskler ve Altyapı Maliyetleri</strong></p>
<ul>
<li><strong>Maliyet Aşımı Riski:</strong> Mega spor organizasyonları bütçelerini <strong>ortalama %172 oranında</strong> aşıyor ve bu yük genellikle kamu maliyesine kalıyor.</li>
<li><strong>Beyaz Fil Sendromu:</strong> Stadyumlar için yapılan büyük yatırımların turnuva sonrasında <strong>atıl ve bakımı pahalı yapılara</strong> dönüşme riski bulunuyor.</li>
</ul>
<p><strong>Dünya Kupası’nın makroekonomik etkisi</strong></p>
<p>2026 Dünya Kupası döneminde yatırım ve finans dünyasını şekillendirecek ana dinamikler, kısa vadeli spekülatif kazançlar ile uzun vadeli kurumsal yatırımların kesişiminde yer alıyor.</p>
<p>Finansal piyasalar, sponsorluk anlaşmaları ve yatırım araçları özelinde öne çıkan analizler şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Borsada "Dünya Kupası Etkisi" ve Sektörel Hisseler</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Tüketim ve Perakende Rallisi:</strong> Spor giyim (Adidas, Nike, Puma), içecek, hızlı tüketim ve atıştırmalık şirketlerinin hisseleri turnuva öncesinde ve ilk haftalarında yüksek hacimli işlemlerle değer kazanma eğilimindedir.</li>
<li><strong>Yayıncılık ve Medya:</strong> Maç yayın haklarını elinde bulunduran medya devleri ve dijital yayın platformlarının hisselerinde reklam gelirleri beklentisiyle hareketlilik yaşanır.</li>
<li><strong>Hacim Kuruması:</strong> Maç saatlerinde yatırımcıların odağı piyasalardan uzaklaştığı için küresel borsalarda genel işlem hacimleri geçici olarak düşer ve likidite azalır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Şampiyonluk Primi (The Winner's Premium)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Kazanana Yatırım:</strong> Tarihsel finansal veriler, kupayı müzesine götüren ülkenin ulusal borsa endeksinin, turnuvayı takip eden <strong>1 ila 3 ay içinde küresel piyasalardan ortalama %5,5 daha pozitif ayrıştığını</strong> göstermektedir.</li>
<li><strong>Geçici Etki:</strong> Bu yükseliş kalıcı bir ekonomik büyümeden ziyade, ülke içindeki tüketici güveninin patlaması ve uluslararası yatırımcı algısının kısa süreli iyileşmesinden kaynaklanır.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Sponsorluk ve Kurumsal Yatırımlar</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Finans Devlerinin Rekabeti:</strong> FIFA'nın resmi ortakları (Visa gibi) ve turnuva sponsorları, milyarlarca izleyiciye ulaşarak küresel pazar paylarını artırmak için bu dönemde pazarlama bütçelerini zirveye çıkarır.</li>
<li><strong>Kripto ve Dijital Finans:</strong> Geçmiş turnuvalarda olduğu gibi, bu kupada da dijital varlık platformları, fintech girişimleri ve Web3 projeleri görünürlüklerini artırmak için büyük bütçeli sponsorluk yatırımları yapmaktadır.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Döviz ve Döviz Kurları (Forex)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Yerel Para Birimlerine Talep:</strong> Milyonlarca turistin ABD, Meksika ve Kanada'ya akın etmesiyle, bu ülkelerin yerel para birimlerine (özellikle Meksika Pesosu ve Kanada Doları) olan kısa vadeli nakit talebi artar.</li>
<li><strong>Etki Sınırı:</strong> ABD Doları küresel rezerv para birimi olduğu için bu turizm hareketi dolar endeksi (DXY) üzerinde majör bir değişim yaratmazken, Meksika Pesosu gibi gelişmekte olan ülke para birimlerinde dönemsel oynaklık (volatilite) yaratabilir.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li><strong> Alternatif Yatırımlar ve Spor Finansı</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Fan Token ve NFT Piyasaları:</strong> Turnuva süresince milli takımların performanslarına bağlı olarak kripto para piyasasındaki taraftar tokenları (Fan Tokens) ve dijital spor koleksiyon kartları son derece spekülatif ve yüksek riskli yatırım hareketlerine sahne olur.</li>
</ul>
<p><strong>Dünya Kupası’nın yerel ekonomilere etkisi</strong></p>
<p>2026 Dünya Kupası, maçların oynanacağı 16 ev sahibi şehirdeki yerel işletmeler için <strong>iki ucu keskin bir bıçak</strong> (ekonomik terimle "yer değiştirme etkisi") yaratacak. Turnuvanın yerel esnaf, KOBİ'ler ve şehir ekonomileri üzerindeki doğrudan etkileri şu şekildedir:</p>
<p><strong>En Çok Kazanacak Yerel Sektörler</strong></p>
<ul>
<li><strong>Yeme-İçme ve Eğlence:</strong> Stadyum çevrelerindeki ve şehir merkezlerindeki restoranlar, barlar, kafeler ve publar kupa tarihinin en yüksek cirolarına ulaşacak. Özellikle maç günlerinde ve dev ekranların kurulacağı fan bölgelerinde (Fan Zone) yerel gıda tedarikçileri kârlılık patlaması yaşayacak.</li>
<li><strong>Kısa Vadeli Konaklama:</strong> Otellerin yanı sıra evlerini Airbnb veya Vrbo üzerinden kiralayan yerel mülk sahipleri, kupa döneminde fiyatlarını normalin 2 ila 3 katına çıkararak ciddi bir ek gelir elde edecek.</li>
<li><strong>Ulaşım ve Lojistik:</strong> Taksi şoförleri, Uber/Lyft sürücüleri, yerel araç kiralama şirketleri ve özel tur rehberleri için 11 Haziran - 19 Temmuz 2026 tarihleri arasında talep zirve yapacak.</li>
</ul>
<p><strong>Yerel İşletmelerin Karşılaşacağı Zorluklar ve Zararlar</strong></p>
<ul>
<li><strong>"Yer Değiştirme" (Displacement) Etkisi:</strong> Maçlar nedeniyle şehirlere akın eden futbol taraftarları, yüksek harcama yapan normal turistleri (iş insanları, kültür turistleri) ve yerel halkı kaçıracak. Maçla ilgisi olmayan yerel tiyatrolar, müzeler, lüks butikler ve alışveriş merkezleri bu dönemde müşteri kaybı yaşayacak.</li>
<li><strong>Maliyet Enflasyonu:</strong> Bölgedeki yoğun talep; gıda, temizlik malzemeleri, iş gücü ve enerji maliyetlerini artıracak. Yerel işletmeler, kupa süresince tedarik zincirinde geçici fiyat artışlarıyla mücadele etmek zorunda kalacak.</li>
<li><strong>Geçici Yoğunluk Yanılgısı:</strong> Restoran ve kafelerin sadece kupa dönemi için fazladan personel istihdam etmesi veya kapasite artırıcı yatırımlar yapması, turnuva bittikten sonra "atıl kapasite" ve zarar riski doğuracak.</li>
</ul>
<p><strong>Kent İçi Ticari Dinamikler</strong></p>
<ul>
<li><strong>Güvenlik ve Ulaşım Bariyerleri:</strong> Stadyum çevrelerinde uygulanacak sıkı güvenlik çemberleri, yolların kapatılması ve trafik kısıtlamaları, o bölgelerdeki bazı yerel esnafın mal tedarik etmesini veya normal müşterilerine ulaşmasını zorlaştıracak.</li>
<li><strong>FIFA'nın Ticari Hakları:</strong> FIFA, stadyumların çevresindeki belirli bir alanda (ticari koruma bölgesi) sadece kendi resmi sponsorlarının satış yapmasına izin verir. Bu durum, stadyuma çok yakın olan yerel markaların kupa tabelası veya lisanssız ürün satarak kâr etmesini engelleyecek.</li>
</ul>
<p><strong>Ertesi gün ne olacak?</strong></p>
<p>Yaşlanan adam olarak 1990 Dünya Kupası için yapılan yatırımların daha sonra atıl kalması tartışmalarını hatırlıyorum. Yapay zekâdan o dönemi hatırlatmasını istedim. Hatırlattı.</p>
<p>İtalya’nın ev sahipliğinde düzenlenen <strong>1990 FIFA Dünya Kupası (Italia '90)</strong>, spor ekonomisi literatüründe milyarlarca dolarlık devasa altyapı yatırımlarının turnuva sonrasında nasıl kronik bir <strong>atalete ve ekonomik yüke ("Beyaz Fil" sendromu)</strong> dönüştüğünü gösteren en çarpıcı ilk örnek kabul edilir.</p>
<p>İtalya, turnuva için yaklaşık <strong>1 milyar avro</strong> (dönemin kuruyla devasa bir bütçe) harcayarak 10 stadyumu baştan aşağı yenilemiş ve 2 yeni stadyum inşa etmiştir. Ancak planlama hataları, siyasi baskılar ve bütçelerin %84 oranında aşılması, turnuva biter bitmez ülkeyi büyük bir yapısal atalet dalgasıyla karşı karşıya bırakmıştır.</p>
<p>İtalya '90 sonrasında yaşanan finansal ve fiziksel ataletin temel nedenleri ve sonuçları şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Atıl Kalan ve Yıkılan Stadyumlar (Fiziksel Atalet)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Stadio delle Alpi (Torino):</strong> Italia '90 için sıfırdan inşa edilen bu devasa stadyum, mimari bir fiyaskoya dönüştü. Tribünlerin önüne eklenen atletizm pisti yüzünden taraftarlar sahayı göremiyordu. Turnuva sonrası Juventus ve Torino maçlarını burada oynasa da kışın Alplerden gelen soğuk rüzgarlar ve görüş açısı bozukluğu nedeniyle 69 bin kişilik stadyuma ortalama sadece 10-15 bin kişi geliyordu. Kulüpler stadyumu işletemedi, bakım maliyetleri devlete yük oldu ve nihayetinde <strong>2009 yılında tamamen yıkılarak</strong> yerine bugünkü Allianz Stadyumu yapıldı.</li>
<li><strong>Stadio San Nicola (Bari):</strong> Ünlü mimar Renzo Piano tarafından tasarlanan bu stadyum, kupa sonrası Serie A seviyesinde bir takımı (Bari) sürekli barındıramadığı için alt lig maçlarına ev sahipliği yapmak zorunda kaldı. Devasa bakım maliyetleri yerel belediyenin sırtında kaldı ve tribün çatılarının teflon membranları yıllarca tamir edilemediği için yapı hızla eskidi.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Yarım Kalan ve Terk Edilen Altyapı Projeleri (Lojistik Atalet)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>6 Maçlık Tren İstasyonları:</strong> Roma'da taraftarların şehir merkezinden Stadio Olimpico'ya taşınması amacıyla inşa edilen <strong>Olimpico-Farnesina tren istasyonu</strong>, hatalı mühendislik nedeniyle çift hat yerine tek hat olarak yapıldı. Stadyuma 1 km uzaklıkta olan bu istasyon <strong>sadece 6 maç boyunca hizmet verdi</strong> ve kupa bittiği gün bir daha hiç açılmamak üzere terk edildi.</li>
<li>Kuzey Roma'daki <strong>Vigna Clara istasyonu</strong> da 80 milyar liret harcanarak turnuva için açıldı ancak kupa biter bitmez kapatılarak ancak otuz yıl sonra (2022'de) yeniden işlevlendirilebildi.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Mülkiyet Yapısı ve Finansal Tıkanıklık (Ekonomik Atalet)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Belediye Mülkiyeti Bariyeri:</strong> İtalya'daki stadyumların %93'ü kulüplere değil, yerel belediyelere aittir. 1990'da devlet parasıyla yenilenen stadyumlar kulüplere devredilmediği için, kulüpler bu alanları ticari olarak (restoran, müze, konser alanı) işletemedi.</li>
<li>Bu durum, İtalyan kulüplerinin maç günü gelirlerinde Avrupa'nın (İngiltere ve İspanya) çok gerisinde kalmasına neden oldu. 1990'da yapılan tesisler modernize edilemediği için İtalyan futbol ekonomisi 2000'lerden sonra büyük bir duraklama dönemine girdi.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Beklenen Turizm Patlamasının Yaşanmaması</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Turnuva öncesinde İtalyan turizmciler otellerin dolup taşacağını öngörüyordu. Ancak <u>LA Times</u> arşivlerine göre, normal kültür turistleri futbol holiganlarından ve kalabalıktan kaçtığı için, İtalya 1990 yılının Haziran ayında normal yıllara oranla <strong>%30 ila %50 arasında turizm kaybı</strong> yaşadı.</li>
</ul>
<p>Özetle; Italia '90 için yapılan yatırımlar, <strong>"turnuvayı kurtarma" odaklı kısa vadeli planlandığı</strong> için uzun vadeli sürdürülebilir bir model oluşturamadı. Bu durum, İtalya'nın bugün bile hâlâ stadyum altyapısı bakımından Avrupa'nın en yaşlı ülkelerinden biri olmasına yol açtı ve bu ataleti kırmak için İtalya gözünü <strong>EURO 2032</strong> stadyum modernizasyon projelerine çevirmiş durumdadır.</p>
<p><strong>Yeni ev sahipleri ve İtalya’nı farkı var mı?</strong></p>
<p>Bu sorunun yanıtı, ABD ile diğer iki ülkenin farklı modeller uyguladığını ortaya koyuyor. Önce ABD:</p>
<p>2026 Dünya Kupası'nın ev sahipleri (özellikle ABD), İtalya '90'da yaşanan tesis ataletini ve finansal çökmeyi engellemek için “Amerikan Spor İşletmeciliği Modeli”ni uygulamaktadır. Bu model, stadyumların sadece 4 yılda bir kullanılan futbol sahaları değil, <strong>yılın 365 günü kâr üreten çok amaçlı eğlence merkezleri</strong> olarak tasarlanmasına dayanır.</p>
<p>2026 turnuvasında "Beyaz Fil" sendromunu sıfırlayacak finansal ve operasyonel stratejiler şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Sıfır Yeni Stadyum Maliyeti (Altyapı Akıllılığı)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Hazır ve Yaşayan Tesisler:</strong> İtalya'nın aksine ABD, 2026 Dünya Kupası için <strong>tek bir yeni stadyum bile inşa etmemiştir</strong>.</li>
<li><strong>Çoklu Kullanım:</strong> Seçilen tüm stadyumlar (MetLife, SoFi, AT&amp;T vb.) halihazırda haftalık olarak NFL (Amerikan Futbolu) ve MLS (Futbol) maçlarına ev sahipliği yapan, koltuk başına gelir üretimi en yüksek devasa komplekslerdir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Yılın 365 Günü Gelir Modeli</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Konser ve Etkinlik Canavarları:</strong> Bu stadyumlar Taylor Swift, Beyoncé gibi dünya yıldızlarının turnelerine, Monster Jam yarışlarına, dev kongrelere ve diğer spor müsabakalarına ev sahipliği yapacak şekilde tasarlanmıştır.</li>
<li><strong>Kupa Sonrası Garantisi:</strong> Turnuva 19 Temmuz 2026'da bittiği an, stadyumlar Ağustos ayında başlayacak olan NFL sezonu ve dev konser serileriyle hiçbir kesinti yaşamadan <strong>nakit akışı sağlamaya devam edecektir</strong>.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Özel Sektör Mülkiyeti ve Ticari Esneklik</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Kulüp ve Şirket Mülkiyeti:</strong> İtalya'daki hantal belediye mülkiyetinin aksine, ABD'deki stadyumların büyük kısmı özel kulüp sahiplerine veya çok uluslu spor şirketlerine aittir.</li>
<li><strong>Maksimum Ticari Alan:</strong> Stadyumların içinde turnuva sonrasında da açık kalacak devasa perakende mağazaları, lüks restoranlar, barlar, oteller ve kumarhaneler (bahis merkezleri) yer alır. Bu sayede maç günü dışındaki günlerde de yerel halktan gelir elde edilir.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> İsim Hakları (Naming Rights) ve Sponsorluk Gelirleri</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Sürekli Finansman:</strong> ABD modelinde stadyumların isim hakları (örneğin SoFi, Mercedes-Benz, Gillette) milyar dolarlık kurumsal sponsorlara onlarca yıllığına satılır. Bu sponsorluk sözleşmeleri, turnuva bitsede stadyumların bakım ve modernizasyon maliyetlerini tamamen karşılar ve kamu bütçesine hiçbir yük bindirmez.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li><strong> Modüler ve Teknolojik Altyapı</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Geri Dönüştürülebilir Çözümler:</strong> Dallas'taki AT&amp;T veya Atlanta'daki Mercedes-Benz gibi stadyumlar, modüler zemin ve tribün teknolojilerine sahiptir. FIFA kuralları gereği kupa döneminde değiştirilen geniş doğal çim sahalar, turnuva biter bitmez hızla NFL'in yapay çim zeminlerine veya konser platformlarına dönüştürülebilir.</li>
</ul>
<p>Özetle; ABD, turnuva bittiğinde kapısına kilit vurulacak istasyonlar veya boş kalacak tribünler yerine; <strong>zaten milyarlarca dolar üreten makineleşmiş bir eğlence endüstrisini</strong> 1 aylığına FIFA'ya kiralamış durumdadır.</p>
<p>Kanada ve Meksika daha farklı modeller uyguluyor:</p>
<p><strong>Meksika ve Kanada</strong>, ABD’nin tamamen özel sektöre ve sponsorluklara dayalı ticari "Amerikan modeline" tam anlamıyla ayak uyduramamış; turnuvayı <strong>kamu kaynakları ve doğrudan devlet finansmanıyla</strong> sırtlamak zorunda kalmıştır. ABD tek bir yeni harcama yapmazken, bu iki ülke FIFA standartlarını karşılayabilmek için bütçe aşımı ve altyapı krizleriyle karşı karşıya kalmıştır.</p>
<p>Meksika ve Kanada'nın turnuva döneminde yaşadığı finansal zorluklar ve yönetim modelleri şu şekildedir:</p>
<p><strong>Kanada: Kamu Borcu ve "Geçici Koltuk" Maliyetleri</strong></p>
<p>Kanada, ABD modelinin aksine turnuva maliyetlerini karşılamak için <strong>doğrudan federal ve eyalet bütçelerine</strong> başvurmuştur. <u>Kanada Parlamento Bütçe Ofisi (PBO)</u> raporlarına göre, sadece Vancouver ve Toronto şehirlerinin toplam harcamaları başlangıç tahminlerini katlamıştır.</p>
<ul>
<li><strong>BMO Field (Toronto):</strong> Stadyumu FIFA standartlarına (en az 45.000 kapasite) ulaştırmak için <strong>157,9 milyon dolar</strong> harcanarak 17.000 adet <strong>geçici tribün koltuğu</strong> eklenmiştir. Turnuva bittiğinde bu koltuklar söküleceği için, yapılan devasa yatırımın doğrudan bir altyapı mirası (legacy) kalmayacak ve harcanan para "uçup gidecektir". Toronto'nun toplam kupa bütçesi <strong>380 milyar doları</strong> bulmuştur.</li>
<li><strong>BC Place (Vancouver):</strong> Eyalet hükümeti, stadyumun yenilenmesi, dev skorbordlar, asansörler ve geçici doğal çim zemin için <strong>196 milyon dolara yakın</strong> harcama yapmıştır. Vancouver'ın toplam operasyonel ve güvenlik maliyetleri ise <strong>685 milyon ile 729 milyon Kanada Doları</strong> arasına fırlayarak maç başına yaklaşık 104 milyon dolarlık devasa bir kamu yükü oluşturmuştur.</li>
<li><strong>Finansal Sonuç:</strong> Kanada, harcamaların büyük kısmını otel vergileri ve federal yardımlarla sübvanse etmeye çalışsa da, <u>BMO Economics</u> analizleri turnuva sonrasında yerel hükümetlerin sırtında <strong>konsantre bir borç yükü</strong> kalacağını doğrulamaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Meksika: Tarihi Altyapı ve Sponsorluk Çelişkisi</strong></p>
<p>Meksika, futbol kültürünün en zengin olduğu ülke olsa da, tesislerin yaşlı olması ve FIFA'nın katı ticari kuralları ülkeyi finansal olarak zorlamıştır.</p>
<ul>
<li><strong>Estadio Azteca Yenileme Krizi:</strong> Dünya Kupası tarihinin en ikonik stadyumu olan Azteca, turnuvaya yetişebilmek için <strong>150 milyon dolarlık</strong> büyük bir modernizasyon (kapasiteyi 90.000'e çıkarma, LED ekranlar, lüks localar) sürecine girmiştir. Ancak yılların getirdiği bakım yetersizliği nedeniyle projede ciddi maliyet aşımları ve operasyonel gecikmeler yaşanmıştır.</li>
<li><strong>FIFA'nın İsim Ambargosu ve Gelir Kaybı:</strong> Amerikan modelinde stadyum isim sponsorlukları en büyük gelir kalemiyken, FIFA kuralları gereği kupa boyunca kurumsal isimler yasaklanmıştır. Bu yüzden örneğin <em>Estadio Akron</em>, turnuva süresince <strong>"Guadalajara Stadyumu"</strong> adını almak zorunda kalmış; bu da yerel işletmecilerin kupa döneminde en çok ihtiyaç duyduğu "isim hakkı" gelirlerinden mahrum kalmasına yol açmıştır.</li>
<li><strong>Devlet Desteği ve Vergi Teşvikleri:</strong> Meksika hükümeti, ABD gibi özel bütçeler oluşturamadığı için turnuva şehirlerinde (Mexico City, Monterrey, Guadalajara) yatırımları çekebilmek adına <strong>özel vergi muafiyetleri (tax exemption)</strong> uygulamıştır. Bu durum, turnuva döneminde devletin doğrudan tahsil edeceği vergi gelirlerinden feragat etmesi anlamına gelmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>Model Karşılaştırma Özeti</strong></p>
<table width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>Finansal Metrik [1, 2, 6, 11] </strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>ABD Modeli</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Kanada ve Meksika Uygulaması</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Finansman Kaynağı</strong></p>
</td>
<td>
<p>Tamamen Özel Sektör / Yerel Komiteler</p>
</td>
<td>
<p>Doğrudan Devlet Bütçesi ve Vergi Muafiyetleri</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Stadyum Yatırımı</strong></p>
</td>
<td>
<p>0$ (Mevcut devasa NFL Tesisleri)</p>
</td>
<td>
<p>Yüz milyonlarca dolar (Kapasite artırımı/Modernizasyon)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Kupa Sonrası Risk</strong></p>
</td>
<td>
<p>Sıfır (NFL ve konserler anında devam ediyor)</p>
</td>
<td>
<p>Yüksek (Sökülecek geçici tribünler / Hantal kamu tesisleri)</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Meksika ve Kanada örnekleri, Amerikan spor endüstrisinin yarattığı "hazır altyapı" avantajına sahip olmayan ülkelerin, aynı organizasyonda <strong>ciddi bütçe açıkları ve kamu borçlanması riskiyle</strong> yüzleştiğini kanıtlamaktadır.</p>
<p>İnsanları birleştirmesini beklediğimiz bu dev spor organizasyonunun birleştirici ve ayrıştırıcı boyutlarını güzelce anlatabildiğimizi düşünüyorum. Teşekkürler yapay zekâ.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasi-birlesme-ve-ayrisma-80396</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Kupası: Birleşme ve ayrışma ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pazarlamanin-yeni-kurallari-yapay-zeka-duygu-ve-veri-analizi-80394</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pazarlamanın yeni kuralları: Yapay zekâ, duygu ve veri analizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a210573c5f6e-1780548979.jpg" alt="" width="300" height="190" /></strong><strong>FERHAN ÖRS - </strong><strong>Uyumsoft Pazarlama Direktörü</strong></p>
<p>Teknolojinin hızla geliştiği günümüzde yapay zekâ, gündelik yaşamdan iş dünyasına kadar birçok alanı derinden etkilemeye devam ediyor. Son yıllarda öne çıkan teknolojik yenilikler, pazarlama stratejilerinin de ayrılmaz bir parçası haline gelerek kalıcı bir yer ediniyor. Önümüzdeki dönemde otonom sistemler, üretken yapay zekâ, duygu temelli kampanyalar, yeni nesil veri kaynakları ve sosyal sorumluluk projeleri pazarlama dünyasının belirleyici unsurları arasındaki yerini alacak.</p>
<p>Dijital kanalların hızla çeşitlenmesi ve kullanıcı beklentilerinin anlık değişmesi, markaların daha esnek ve veri temelli stratejiler geliştirmesini zorunlu kılıyor. Dijital pazarlama ekosisteminin dönüşüm evresinden geçiyor. Yapay zekâ giderek merkezi bir rol üstleniyor ve artan veri çeşitliliği ve gelişen deneyim teknolojilerinin etkisiyle pazarlamanın geleceği daha dinamik ve tüketici odaklı bir yapıya kavuşacak.</p>
<p><strong>Hız, kişiselleştirme </strong><strong>ve akıllı teknolojiler </strong></p>
<p>Üretken yapay zekâ, duygusal hedefleme, otonom pazarlama sistemleri ve mikro topluluk stratejilerinin dijital dünyada hız ve verimlilik artışı getirecek. İçerik üretimi, üretken yapay zekâ ile hızlanırken bütünleşik ekosistemler oluşuyor. Reklamcılıkta ise yapay zekâ, kullanıcıların duygularını analiz ederek daha hassas hedefleme modelleri geliştiriyor. Kampanya stratejilerindeki duygu analizi verileri, markalar ile tüketiciler arasında güçlü bağlar kuruyor. Otonom pazarlama sistemleri, kampanyaları gerçek zamanlı verilerle optimize ederek verimliliği artırırken profesyonellerin rolünü yeniden şekillendiriyor. Mikro topluluk etkileşimleri ise kişiselleştirilmiş iletişimi güçlendiriyor. Teknolojideki gelişmeler dijital iletişim dünyasına hız ve verimlilik kazandırmaya devam edecektir.”</p>
<p><strong>Pazarlamanın geleceğini inşa </strong><strong>edecek teknolojik gelişmeler </strong></p>
<p><strong>1-</strong> Üretken yapay zeka ile çoklu içerik ekosistemleri:</p>
<p>Üretken yapay zeka teknolojileri, içerik üretim süreçlerini yeniden tanımlıyor. Tek bir yaratıcı fikir, eş zamanlı olarak farklı mecralara uyarlanarak video veya yazılı içeriklere dönüşebiliyor. Bu gelişme, üretim hızını artırırken markalara ölçeklenebilir bir iletişim gücü kazandırıyor. İçeriklerin hedef kitle beklentilerine uygun, özgün ve güvenilir bir yapıda sunulması markaların dijital dünyadaki itibarını doğrudan etkiliyor.</p>
<p><strong>2-</strong> Duygu merkezli yapay zeka ile hassas hedefleme:</p>
<p>Reklamcılıkta hedefleme anlayışı, klasik veri analizinin ötesine geçerek duygusal katmanlara yöneliyor. Yapay zeka sistemleri, kullanıcıların yalnızca davranışlarını değil, ruh hallerini de analiz edebiliyor. Böylece reklam içerikleri, ihtiyaç ortaya çıkmadan önce o ihtiyaca zemin hazırlayan duygulara hitap edecek şekilde sunuluyor. Bu yaklaşım, reklam verimliliğini artırırken kullanıcı deneyimini daha kişisel hale getiriyor.</p>
<p><strong>3-</strong> Duygu odaklı kampanya tasarımları:</p>
<p>Yakın gelecekte kampanya stratejilerinde duygu analizi belirleyici bir unsur olacak. Kullanıcıların dijital ortamdaki yazışmaları ve davranış kalıpları, duygusal durumlarını anlamak için önemli veriler sunuyor. Bu veriler doğrultusunda hazırlanacak kampanyalar ile bireyin psikolojik durumuna uygun içerikler üretilmesi hedefleniyor. Böylece markalar ile tüketiciler arasında daha güçlü bağlar kurulması planlanıyor.</p>
<p><strong>4-</strong> Otonom karar mekanizmalarıyla kendi kendini yöneten pazarlama:</p>
<p>Yapay zeka destekli sistemler, pazarlama süreçlerinde giderek otonom bir rol üstleniyor. Artık kampanyalar sadece insanlar tarafından yönetilmiyor; algoritmalar da sürecin aktif bir parçası haline geldi. Bu sistemler kampanyaları tasarlıyor, test ediyor ve en yüksek performansı sağlayacak şekilde optimize edebiliyor. Gerçek zamanlı veri akışı sayesinde bütçeler en etkili kanallara yönlendiriliyor.</p>
<p><strong>5-</strong> Çok kaynaklı veri setlerinin senkronize entegrasyonu:</p>
<p>Çerezsiz internet dönemine geçiş, veri ekosisteminde köklü bir değişim tetikliyor. Kullanıcıların gönüllü paylaştığı veriler, giyilebilir teknolojilerden elde edilen biyometrik bilgilerle birleşecek. Akıllı saatler ve sensörlü cihazlar, günlük yaşama dair sürekli veri akışı sağlayacak. Bu bütünleşik yapı, daha kişiselleştirilmiş ve bağlamsal iletişim modellerinin önünü açarken veri güvenliğini de zorunlu kılacak.</p>
<p><strong>6-</strong> Mikro topluluklarda derin bağ kurmaya yönelik stratejiler:</p>
<p>Geleneksel kitle iletişimi, yerini daha küçük ve etkileşimi yüksek topluluklara bırakıyor. Markalar, sınırlı sayıda kişiden oluşan bu gruplarla daha derin ilişkiler kurmayı planlıyor. Özel içerikler ve kişiselleştirilmiş kampanyalar bu yaklaşımın temelini oluşturuyor. Bu strateji yüksek sadakat getirirken, yankı odalarının güçlenmesi riskini de beraberinde getirecektir.</p>
<p><strong>7-</strong> Somut çıktılarla güçlenen sosyal sorumluluk projeleri:</p>
<p>Tüketiciler, markalardan topluma somut ve ölçülebilir katkılar sağlamalarını bekliyor. Bu beklenti, sosyal sorumluluk projelerinin daha sistematik ve veri odaklı gerçekleşmesini sağlıyor. Sürdürülebilirlik projelerinin somut çıktılar üretmesi ve doğrulanabilir olması önemli bir kriter haline gelmiştir. Sosyal sorumluluk artık sadece iyi niyet göstergesi değil, stratejik bir yaklaşım olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Yapay zekânı duygusal zekâyla birleştiği bu yeni dönem, markaların tüketiciyle olan bağını temelden dönüştürecek. Veri çeşitliliği ve gelişen teknolojik imkanlarının etkisiyle pazarlama süreçleri çok daha dinamik ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pazarlamanin-yeni-kurallari-yapay-zeka-duygu-ve-veri-analizi-80394</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pazarlamanın yeni kuralları: Yapay zekâ, duygu ve veri analizi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/loreal-turkiye-her-1-kisilik-istihdamla-12-ek-istihdam-olusturuyor-80393</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> L’Oréal Türkiye, her 1 kişilik istihdamla 12 ek istihdam oluşturuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyanın en önemli güzellik şirketlerinden L’Oréal ülkemizde 40 yıldır faaliyette bulunuyor.  22 markası, 1000 çalışanı ve Türkiye nüfusunun yaklaşık üçte  birine denk gelen 27 milyon tüketiciye dokunan ekosistemiyle büyümeye devam eden L’Oréal kendisini “Tekno-güzellik kuruluşu” olarak tanımlıyor. </p>
<p>Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da büyük bir etkinlik düzenleyen kuruluş, çalışmalarını paydaşlarıyla paylaştı.  Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü Vanya Panayotova, misyonlarını “G<em>üzelliği görünenin ötesinde bireyleri güçlendiren, toplumsal kalkınmayı destekleyen ve ekonomiyi dönüştüren stratejik bir güç olarak ele alıyoruz”</em> ifadesiyle tanımladı.</p>
<p>“<em>Tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi olarak inovasyon, bilim ve sürdürülebilirliği işimizin merkezine koyuyor, geleceğin güzelliğini bugünden yaratmaya devam ediyoruz.”</em> diyen Panayotova, Türkiye ekonomisine yaptıkları katkı hakkında rakamlar paylaştı. </p>
<p>Panayotova’nın verdiği bilgiye göre, faaliyet gösterdiği kategorilerdeki yüzde 25 pazar payıyla lider olan L’Oréal, Türkiye ekonomisine değer zinciri bütününde 40 milyar TL’lik etki sağlıyor. L’Oréal Türkiye’nin operasyonları doğrudan ve dolaylı olarak 10.000’den fazla tam zamanlı istihdam yaratıyor. Global bir araştırmaya göre L’Oréal ekosisteminde yaratılan her 1 kişilik istihdam, Türkiye genelinde 12 ek istihdam oluşturuyor. Tedarikçilerden eczanelere, kuaförlerden perakende ortaklarına, STK’lardan start-up’lara kadar uzanan geniş ekosistem; büyümeyi ve sosyal kalkınmayı destekliyor.</p>
<p><strong>40 yılda Türkiye’de güçlü büyüme: Türkiye nüfusunun üçte birine dokunan marka </strong></p>
<p>L’Oréal Türkiye, “Tüketici Ürünleri, Lüks, Profesyonel Ürünler ve Dermatolojik Güzellik” başlıklı dört ana iş birimi altında, faaliyet gösteriyor.  22 markası ve 8.500’den fazla ürün çeşidiyle Türkiye genelinde yüz binlerce satış noktasında tüketicilere ulaşıyor. Yaklaşık 27 milyon tüketicinin hayatına dokunan L’Oréal Türkiye, bugün güzellik pazarının lideri konumunda bulunuyor. Şirket, her yıl pazar büyüme oranının yaklaşık 1.5-2 katı üzerinde büyümeyi hedefleyerek, bu başarıyı sürdürülebilir bir liderliğe dönüştürmek amacıyla çalışıyor.</p>
<p><strong>Tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi</strong></p>
<p>L’Oréal, kendisini yalnızca bir güzellik şirketi olarak değil, “<em>Tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi”</em> olarak tanımlıyor. Şirket, yıllık yaklaşık 1 milyar Euro Ar-Ge yatırımı, dünya genelinde 4.000’den fazla bilim insanı, yılda 725 patent ve 5.900 teknoloji ve veri uzmanıyla geleceğin güzelliğini bugünden inşa etme vizyonuyla çalışıyor.  İstanbul grubun dünya genelindeki 7 Açık İnovasyon Merkezi'nden biri olarak dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Dijitalleşmeye yatırım</strong></p>
<p>L’Oréal Türkiye, 2014 yılından beri dijitalleşmeye düzenli bir biçimde kaynak ayırıyor.  14’ü aktif olmak üzere toplam 22 dijital servis ile hizmet veren kuruluş,   2025’te dijital servislerinde 7 milyon oturuma ulaştı. L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü Vanya Panayotova’nın verdiği bilgiye göre, kuruluş yapay zekâ ve artırılmış gerçeklik destekli servislerle tüketicilere ultra kişiselleştirilmiş güzellik deneyimleri sunuyor. Sanal cilt analizlerinden makyaj denemelerine, saç ve cilt bakım önerilerinden online güzellik danışmanlığına kadar uzanan bu ekosistem, e-ticaret, veri ve CRM gücüyle birleşerek tüketiciyle daha derin ve anlamlı bağlar kurulmasını sağlıyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik hedeflerinde başarılı sonuçlar</strong></p>
<p>Sürdürülebilirliği iş yapış biçiminin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğünü ifade eden L’Oréal Türkiye; bu yaklaşımını 2020 yılında başlattığı ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin 17 maddesinin 16’sını kapsayan “Gelecek İçin L’Oréal” programı üzerine kurguluyor. </p>
<p>Türkiye’deki tesislerinde %100 yeşil enerji kullanan şirket, sürdürülebilirliği ürün geliştirmeden son kullanıcıya kadar uzanan bütünsel bir dönüşüm alanı olarak ele alarak, teknoloji ve bilimi yalnızca inovasyon için değil, sürdürülebilirlik için de kullanıyor. </p>
<p>L’Oréal Türkiye; İstanbul içi lüks ve profesyonel ürün dağıtımlarında yıllık 58 ton karbon emisyonunun önüne geçerken, direkt e-ticaret sitelerinden yapılan tüm teslimatlarda sıfır plastik kullanıyor.   Mağaza teslimatlarında yeniden kullanılabilir kutu sistemine geçerek yıllık 400 ton su tasarrufu elde eden kuruluş,  müşterilerine sunduğu yeşil dönüşüm desteğiyle yeşil salon ve yeşil eczane projelerine destek veriyor. </p>
<p>Garnier Sosyal ve Çevresel Etiketleme sistemi ile tüketicilere ürünleriyle ilgili şeffaflık sunuyor.  Impact+ iş birliği ile dijital medya kampanyalarında 41 ton karbon emisyonu azaltımı sağlıyor. Tedarik zinciri aracılığıyla %61’i kadın girişimci ve %39’u KOBİ’lerden oluşan toplam 146 kişiye istihdam desteği sağlıyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/loreal-turkiye-her-1-kisilik-istihdamla-12-ek-istihdam-olusturuyor-80393</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/3/1280x720/vanya-panayotova-1780548873.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ L’Oréal Türkiye, her 1 kişilik istihdamla  12 ek istihdam oluşturuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/solen-3-fabrikasiyla-dunyanin-en-buyuk-cikolata-merkezlerinden-biri-oldu-80379</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 19:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şölen 3. fabrikasını Gaziantep&#039;te açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Biscolata, Luppo, Ozmo gibi markaların sahibi Şölen Çikolata, üçüncü “Türkiye’nin Çikolata Fabrikası”nı Gaziantep’te faaliyete geçirdi.</p>
<p>Akıllı deposu ve robotlarıyla  bir “teknoloji üssü” konumunda olan yeni fabrikanın, yaklaşık 100 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirildiği bildirildi. İkisi Gaziantep’te, biri İstanbul Silivri’de bulunan 3 fabrikasında 500’den fazla robota ve 300 bin metrekareye yakın üretim alanına sahip olan şirketin, üretim alanı büyüklüğü bakımından dünyanın en büyük çikolata üretim merkezlerinden biri olduğu belirtildi.</p>
<p>Fabrikanın açılışı Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Şölen Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Çoban, Şölen Çikolata Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO’su Erdoğan Çoban, Şölen Çikolata Yönetim Kurulu Üyeleri, Şölen’in bayileri, iş ortakları, çalışanlar ve iş insanlarının katılımıyla düzenlenen törenle gerçekleştirildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a205cadda265-1780505773.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Törenin açılışında konuşan Bakan Kacır, Türkiye'nin üretim gücünü artıracak her yatırımın ülkenin kalkınma hedeflerine önemli katkılar sunduğunu belirterek, 100 milyon dolarlık yatırımın Gaziantep'in sanayi ve istihdam kapasitesine yeni bir ivme kazandıracağını söyledi.</p>
<p><strong>“Küresel dönüşümden güçlenerek çıktık”</strong></p>
<p>Konuşmasında, dünya ekonomisinde ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemin yaşandığına dikkat çeken Bakan Kacır, ülkelerin artık rekabetçi ve sürdürülebilir üretim modellerini merkeze alan politikalarla hareket ettiğini ifade etti. Türkiye'nin gelişmiş sanayi altyapısı, güçlü üretim kabiliyeti ve lojistik avantajları sayesinde küresel dönüşüm sürecinden güçlenerek çıktığını vurgulayan Kacır, hedeflerinin Türkiye'yi yüksek katma değerli üretim ve teknoloji geliştirme alanlarında dünyanın önde gelen ülkeleri arasına taşımak olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>“Gıda sanayisi stratejik öneme sahip”</strong></p>
<p>Konuşmasında gıda sektörünün Türkiye ekonomisindeki kritik rolüne de değinen Bakan Kacır, gıda sanayisinin üretim, istihdam, ihracat ve markalaşma açısından ülkenin en güçlü sektörlerinden biri olduğunu söyledi. Küresel krizler, iklim değişikliği, lojistik darboğazlar ve bölgesel çatışmaların gıda tedarik zincirleri üzerindeki etkilerine işaret eden Kacır, sürdürülebilir üretim, verimlilik, teknoloji kullanımı ve katma değerli ürün kapasitesinin artırılmasının artık stratejik bir zorunluluk haline geldiğini belirtti.</p>
<p><strong>Gıda yatırımlarına 1 trilyon liralık destek</strong></p>
<p>Bakan Kacır, 2002 yılından bu yana gıda ürünleri imalatına yönelik 8 bin 911 yatırım teşvik belgesi düzenlendiğini açıklayarak, bu kapsamda 1 trilyon 90 milyar liralık sabit yatırımın ve 258 bin kişilik istihdamın önünün açıldığını söyledi. Türkiye genelinde faaliyet gösteren 211 organize sanayi bölgesinde gıda ürünleri üretimi yapıldığını belirten Kacır, bunların 12'sinin Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi olarak faaliyet gösterdiğini ifade etti. Türk gıda sanayisinin yalnızca iç pazarı besleyen bir sektör olmadığını dile getiren Kacır, sektörün ihracattaki başarısına dikkat çekti. Geçtiğimiz yıl 22,3 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiren gıda sektörünün önümüzdeki dönemde yeni başarı hikâyeleri yazmaya devam edeceğine inandığını söyledi.</p>
<p><strong>Ar-Ge ve inovasyona büyük destek</strong></p>
<p>Milli Teknoloji Hamlesi vizyonu doğrultusunda gıda sektöründe Ar-Ge odaklı üretimi desteklediklerini belirten Kacır, son 23 yılda TÜBİTAK destek programları kapsamında gıda alanında yürütülen 3 bin 126 projeye ve 3 bin 700 araştırmacıya 16 milyar liranın üzerinde destek sağlandığını açıkladı. Türkiye'nin en büyük gıda Ar-Ge ve inovasyon projelerinden biri olan INNOFOOD kapsamında Gıda İnovasyon Merkezi ile Türkiye Gıda İnovasyon Platformu'nun kurulduğunu hatırlatan Kacır, ayrıca farklı şehirlerde hayata geçirilen gıda test ve analiz laboratuvarlarıyla sektörün kalite ve rekabet gücünün artırıldığını ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a205dbcb1a9a-1780506044.JPG" alt="" width="700" /></p>
<p><strong>“Atıştırmalık sektöründe küresel güç”</strong></p>
<p>Türkiye'nin bisküvi, çikolata, şekerleme, kek, gofret ve kuruyemiş bazlı ürünlerde dünyanın önde gelen üreticileri arasında bulunduğunu belirten Bakan Kacır, gelişmiş gıda işleme sanayisi, güçlü ambalaj altyapısı ve stratejik coğrafi konum sayesinde Türk atıştırmalık sektörünün küresel ölçekte önemli bir rekabet avantajına sahip olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“Şölen'in yeni tesisi üretim kapasitesini yüzde 70 artıracak”</strong></p>
<p>Gaziantep'te açılışı gerçekleştirilen fabrikanın Türkiye'nin atıştırmalık ürünler alanındaki üretim ve ihracat gücünü daha ileri taşıyacağını vurgulayan Kacır, 100 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirilen tesisin Şölen Çikolata'nın üretim kapasitesini yüzde 70 artıracağını açıkladı. Yeni fabrikanın doğrudan 500 kişiye, dolaylı olarak ise yaklaşık 2 bin kişiye istihdam sağlayacağını belirten Kacır, yatırımın Gaziantep ekonomisine ve sosyal refahına önemli katkılar sunacağını ifade etti.</p>
<p><strong>Robotik üretim ve akıllı depolama altyapısı</strong></p>
<p>Tesiste yaklaşık 500 robotun görev yaptığını, 30 bin palet kapasiteli akıllı depo ve gelişmiş lojistik sistemlerin kullanıldığını belirten Bakan Kacır, yatırımın ileri üretim teknolojilerinin gıda sanayisine başarılı şekilde entegre edildiği örnek projelerden biri olduğunu söyledi. Şölen'in Ar-Ge merkezlerinde geliştirilen yeni nesil ve yüksek katma değerli ürünlerin bu tesiste üretilecek olmasının yatırımın önemini daha da artırdığını ifade eden Kacır, fabrikanın yalnızca üretim kapasitesini büyüten bir yatırım değil, aynı zamanda teknoloji ve inovasyon odaklı bir dönüşüm projesi olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>“Üretenin ve yatırım yapanın yanındayız”</strong></p>
<p>Konuşmasının sonunda yatırımın Gaziantep'e ve bölgeye hayırlı olmasını dileyen Bakan Kacır, üretim yapan, yatırım gerçekleştiren ve istihdam oluşturan girişimcilerin her zaman yanında olmaya devam edeceklerini söyledi. Gaziantep'in yeni yatırımlarla büyümeyi sürdüreceğini belirten Kacır, “Gaziantep'i Türkiye Yüzyılı'nın parlayan yıldızı haline getirmek için çalışmaya devam edeceğiz. Şehrimizin üretim gücüne yeni halkalar ekleyerek yerelden genele yayılan örnek başarı hikâyeleri oluşturacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a205ce9738b7-1780505833.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p><strong> “5 kıtada 120’den fazla ülkeye ihracat yapıyoruz”</strong></p>
<p>Şölen Çikolata CEO’su Erdoğan Çoban ise konuşmasında, 36 yılda 1 milyar doları aşan yatırımla Türkiye’nin gücünü dünyaya ulaştıran bir ihracat üssü kurduklarını söyledi. “Türkiye’de tüm gıda kategorilerinde ihracat lideriyiz. Dünyada ilk 10’a girme hedefimize kararlılıkla yürüyoruz” diyen Erdoğan Çoban, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şölen Çikolata olarak, bugüne kadar sadece üretim tesisleri değil, bu topraklardan aldığımız gücü dünyaya yansıtan bir "ihracat üssü" kurduk. Son 10 yılda 500 milyon doları aşan yatırımın tamamını Gaziantep’e yaptık. 36 yılda ise yatırımlarımızın tamamı toplamda 1 milyar doları aşmış durumda. Bugün 5 kıtada 120’den fazla ülkeye ihracat yapıyor, milyarlarca tüketiciye ulaşıyoruz. Tüm gıda kategorilerinde ihracat lideriyiz. Ar-Ge merkezimizde 35 patentle geleceği tasarlıyoruz. Yeni fabrikamızla birlikte 3 üretim tesisimizde 300 bin metrekareye ulaşan üretim alanımızla dünyanın en büyük çikolata üretim merkezlerinden biri olduk. Teknolojiyi ve insanı bir araya getirerek hayata geçirdiğimiz üçüncü fabrikamız tam bir yüksek teknoloji üssü. Yeni üretim hatları, ileri otomasyon sistemleri, robotik teknolojiler ve veri temelli üretim altyapısı sayesinde hem kapasitemizi artırdık, hem üstün kalite standartlarımızı ve gıda güvenliğini çok daha ileri bir noktaya taşıdık, hem de kalite, hız ve esneklik açısından global ölçekte çok daha rekabetçi bir konuma ulaştık. Bu yatırımla birlikte, mevcut istihdamımıza ek olarak 2 bin kişiye de dolaylı istihdam sağlıyoruz. Tüm tesislerimizde sürdürülebilirlik odaklı çalışıyoruz, sıfır atık ve 216 bin ağaca denk gelen karbon emisyonu önlemini iş modelimizin her adımında uyguluyoruz.”</p>
<p><strong>“Hedefimiz dünyada kendi sektörümüze ilk 10’a girmek, 2030 yılında 1.2 milyar dolar ciro”</strong></p>
<p>Şölen’in cirosunu son 5 yılda 300 milyon dolardan 650 milyon doların üzerine çıkarak iki kat büyüme elde ettiklerini belirten Çoban, hedeflerle ilgili olarak şu bilgileri verdi: “Beş yıl içinde tonajda yüzde 40 büyüme sağladık. 2025 yılında ise bir önceki yıla göre çift haneli büyümeyle 360 milyon dolarlık ihracata ulaştık. Bu yıl, yeni fabrikamız, ileri teknoloji, inovasyon ve Ar-Ge odaklı üretim anlayışımız, çevik yönetim yapımız ve başarısını kanıtlamış markalarımızdan aldığımız güçle yatırımlarımızı ve istikrarlı büyümemizi sürdürüyoruz. 2026’da iç pazarda yüzde 17-20 büyüme hedefliyoruz. Yeni ürünler de gelmeye devam edecek. İhracatta ise dolar bazında yaklaşık çift haneli büyüme ve 386 milyon dolar ciro öngörüyoruz. Dünyada kendi sektörümüzde ilk 10’a girme hedefimize kararlılıkla yürüyoruz. Biz bu topraklara inanıyoruz, ülkemizin üretim gücüne güveniyoruz. 36 yıldır olduğu gibi bayrağımızı dünyada gururla dalgalandırmayı sürdüreceğiz.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a205d080a82c-1780505864.JPG" alt="" width="700" height="898" /></p>
<p><strong>“Aile büyüklerimizden aldığımız bayrağı en iyi şekilde taşımaya gayret ettik”</strong></p>
<p>Şölen Çikolata Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Çoban da törende, “Bugün burada bizleri yalnız bırakmayarak, mutluluğumuza ve gururumuza ortak olan herkese hem Şölen hem Çoban Aileleri adına gönülden teşekkür ediyorum. Bugün açılışını yaptığımız bu tesis bizim yeni bir üretim tesisi veya kapasite artışı değil. Bu yatırım daha fazla insana istihdam sağlayacağımız ve ihracatımızı artırıp, şanlı bayrağımızı dünyanın daha fazla ülkesinde gururla dalgalandırmamızı sağlayacak bir tesis. Bugün de bunun gururunu sizlerle beraber yaşıyoruz. Aile büyüklerimizden aldığımız bayrağı daha fazla üreterek ve daha fazla insanın hayatına dokunarak en iyi şekilde taşımaya gayret ettik” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a205d15bc20e-1780505877.JPG" alt="" width="700" height="998" /></p>
<p>Törende konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ise, Gaziantep’e böylesine bir tesis kazandırılmış olmasının heyecan ve mutluluğunu yaşadıklarını belirterek, “Şölen Ailesi’nin, Çoban Ailesi’nin her bir ferdi ile gurur duyuyor ve hepsine bizlere bu gururu, heyecanı ve mutluluğu yaşattıkları için teşekkür ediyorum. Tesisin, şehrimize, bölgemize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a205d250d959-1780505893.JPG" alt="" width="700" height="998" /></p>
<p>Gaziantep Valisi Kemal Çeber de, Şölen Çikolata ve Çoban Ailesi’nin bugün yaşadıkları gururun daha fazlasını şehir olarak yaşadıklarını söyledi. Vali Çeber, “120’den fazla ülkede insanlar Şölen’in ürünlerini ellerine aldıklarında ‘made in Türkiye’ yazısını ve Gaziantep’i görecekler. Bu gurur hepimize yeter ve Gaziantepliler olarak ne kadar gurur duysak azdır” dedi.</p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve protokol üyeleri, tesiste incelemelerde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/solen-3-fabrikasiyla-dunyanin-en-buyuk-cikolata-merkezlerinden-biri-oldu-80379</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/solen-3-fabrikasiyla-dunyanin-en-buyuk-cikolata-merkezlerinden-biri-oldu-1780505967.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şölen Çikolata, üçüncü “Türkiye’nin Çikolata Fabrikası”nı Gaziantep’te açtı. Açılışta konuşan Bakan Kacır, 100 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirilen tesisin Şölen Çikolata&#039;nın üretim kapasitesini yüzde 70 artıracağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/erdogan-enerjide-arz-guvenligi-sadece-kalkinma-degil-milli-guvenlik-meselesi-80372</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 16:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan: Enerjide arz güvenliği sadece kalkınma değil, milli güvenlik meselesidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZCUGİL/ANKARA</strong></p>
<p>Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde 2025 Yılı Yenilenebilir Enerji Yatırımları Toplu Açılış Töreni düzenlendi. </p>
<p>Törenin açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin 2025’te 5 milyar Dolar değerinde 6 bin 818 MW kurulu güçte yenilenebilir enerji yatırımının yapıldığını söyledi. </p>
<p>Türkiye’nin enerji yatırımlarının iki yönüne işaret eden Erdoğan, bunlardan ilkinin Türkiye’nin enerji alanında bir kavşak olması, diğerinin de enerjide tam bağımsızlık olduğunu belirtti. Erdoğan, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı sonrası başlayan savaş ve Hürmüz boğazının kapanmasıyla ortaya çıkan küresel ekonomik sorunlara işaret ederek, “28 Şubat'ta başlayan ve henüz çözülemeyen İran merkezli kriz Türkiye'nin küresel enerji tedarikindeki kritik rolünü perçinlemiştir. İran Savaşı'nın ilk günlerinden itibaren neler yaşandığını hep beraber takip ettik. Dünyada enflasyonlar artmaya başladı. Birkaç ay öncesine kadar küresel alanda toparlanma beklenirken bugün pek çok ülke kendini resesyona hazırlıyor. Rusya-Ukrayna savaşıyla, Hürmüz'ün kapanması şunu öğretmiştir, enerji arz güvenliği sadece kalkınma meselesi değil, egemenlik ve milli güvenlik meselesidir. Milli enerji ve maden politikamız ile daha çok yerli, daha çok yenilenebilir stratejimizin hedefi enerjide dışa bağımlılığımızı sıfırlamaktır. Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, verimliliğin artırılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesine büyük önem veriyoruz." dedi.  </p>
<h2>"Enerji talebi artmaya devam edecek"</h2>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dünyanın 16. büyük ekonomisi olarak 23 çeyrektir büyümesini sürdürdüğünü hatırlatan Erdoğan, bunun enerji talebinin artacağı anlamına geldiğini de söyleyerek, “(küresel) Enerji talebinin artacağını hepimiz biliyoruz. Sadece yapay zeka odaklı veri merkezlerinin elektrik tüketiminin gelecek 5 yılda iki katına çıkacağı öngörülüyor. Türkiye olarak hızla gelişen diğer tüm ülkeler gibi bizim enerji talebimiz de yıldan yıla yükselmektedir. Son 20 yılda ülkemizin enerji ihtiyacı iki katına çıkmıştır. 2025 yılında elektrik tüketimimiz önceki yıla kıyasla yüzde 2,1 oranında artmıştır. Elektrik talebimizin 2035 yılına kadar en az yüzde 50 oranında artmasını bekliyoruz. Şu an enerji arzımızda ithal kaynakların payı yüzde 57 civarındadır. Her yıl değişmekle birlikte enerjide 60 ila 100 milyar dolar arasında bir ithalat faturamız var” diye konuştu. </p>
<p>Erdoğan konuşmasında çevre eylemlerine de değinerek, “İnsanımızın çevre hassasiyetlerini istismar edenlere, yenilenebilir enerji yatırımlarımızı sabote etmeye çalışanlara teslim olmayacağız” ifadesini kullandı. </p>
<p>Muhalefet eleştirisini de sürdüren Cumhurbaşkanı “Ana muhalefeti esir alan bu sağlıksız ruh hali değişmedikçe anlaşılan o ki herkes bir gün hedef tahtasına konulacak. Ne ülkenin meseleleriyle ilgileniyorlar ne de dünyada ne olup bittiğini takip ediyorlar, gündemlerinde sadece koltuk kavgası var.” diye konuştu. </p>
<h2>Bayraktar: 2025’te rekor kurulu güç</h2>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ise konuşmasında 2025 yılında rekor kurulu güç sözlerini yerine getirdiklerini belirterek bu alanda tahsislerin ve yatırımların devam edeceğini kaydetti. Bayraktar, “Bu yıl bin 500 MW’ı rüzgar olmak üzere toplam 2 bin megavatın üzerinde yeni YEKA yarışmasını gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Önümüzdeki dönemin en önemli gelişmelerinden biri deniz üstü yani offshore rüzgar alanında olacak. Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört ayrı saha belirledik. Türkiye'nin ilk deniz üstü rüzgar YEKA yarışmasını gerçekleştireceğiz. 2035'e kadar offshore rüzgarda 5 bin megavat kurulu güce ulaşmayı hedefliyoruz." bilgisini verdi. </p>
<h2>Elektriğin TANAP’ı yapılacak</h2>
<p>Türkiye’nin COP29’da 2035 yılına kadar 120 bin MW yenilenebilir enerji kurulu gücü hedefi açıkladığını hatırlatan Bayraktar, bu yatırımların aynı zamanda bölge ve komşu ülkelerle enterkoneksiyonu da gerektirdiğini belirterek, “Yenilenebilir enerjideki kapasite artışını yönetebilmek için hem altyapıya ciddi yatırım yapmamız hem de komşularımızla, bölge ülkeleriyle enterkoneksiyon kapasitemizi artırmamız gerekiyor. Bu doğrultuda, 30 milyar dolarlık yatırımla, ülkemizin dört bir yanında toplamda 30 bin kilometre uzunluğunda elektrik iletim hatları inşa edeceğiz. Ayrıca Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan ve Bulgaristan ile birlikte elektriğin TANAP'ı diyebileceğimiz yeni bir projeyi de hayata geçirmek istiyoruz" diye konuştu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/erdogan-enerjide-arz-guvenligi-sadece-kalkinma-degil-milli-guvenlik-meselesi-80372</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/2/1280x720/54-1780494718.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji yatırımları için yapılan törende konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, &quot;Rusya-Ukrayna savaşıyla, Hürmüz&#039;ün kapanması şunu öğretmiştir, enerji arz güvenliği sadece kalkınma meselesi değil, egemenlik ve milli güvenlik meselesidir. Milli enerji ve maden politikamız ile daha çok yerli, daha çok yenilenebilir stratejimizin hedefi enerjide dışa bağımlılığımızı sıfırlamaktır. Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, verimliliğin artırılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesine büyük önem veriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/roche-ilac-turkiye-ile-tusebden-is-birligi-80366</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜSEB ile Roche İlaç Türkiye&#039;den iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Roche İlaç Türkiye ile Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB), Türkiye'de klinik araştırmaların geliştirilmesi, araştırma kapasitesinin artırılması ve uluslararası araştırmalardaki rekabet gücünün desteklenmesi amacıyla iş birliği protokolü imzaladı.</p>
<p>Roche İlaç Türkiye'den yapılan açıklamaya göre, Ankara'da Sağlık Bakanlığında düzenlenen imza törenine, TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü Farid Bidgoli, Roche İlaç Türkiye Klinik Operasyonlar Ülke Direktörü Mina Nejadamin, Ülke Terapötik Alan Lideri İrem Akat Kul ve İletişim Ortağı Hande Hazinedaroğlu Hatırnaz katıldı.</p>
<p>Protokol kapsamında, Roche İlaç Türkiye tarafından Türkiye'de yürütülmesi planlanan klinik araştırmalar için ülke ve merkez fizibilite süreçlerinin desteklenmesi, uygun araştırma merkezlerinin belirlenmesine yönelik içgörü paylaşılması ve şehir hastaneleriyle yürütülecek araştırma iş birliklerinin desteklenmesi hedefleniyor.</p>
<p>İş birliği ayrıca Roche İlaç Türkiye'nin 20 yılı aşkın süredir sürdürdüğü Roche Klinik Çalışmalar Okulu kapsamında verilen temel ve ileri düzey İyi Klinik Uygulamalar eğitimlerinin TÜSEB iş birliğiyle düzenlenmesini ve araştırma ekosistemini güçlendirmeye yönelik ortak projelerin hayata geçirilmesini kapsıyor.</p>
<p>İş birliğiyle Türkiye'nin uluslararası klinik araştırmalardaki rekabet gücünün artırılması, araştırma kapasitesinin geliştirilmesi ve yenilikçi tedavilere erişimin desteklenmesi amaçlanıyor.</p>
<p><strong>"İş birliği Türkiye'nin klinik araştırma altyapısının gelişmesine katkı sağlayacak"</strong></p>
<p>TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, Türkiye'nin sağlık alanındaki araştırma kapasitesini güçlendirmenin, bilimsel üretimi artırmanın ve ülkeyi uluslararası araştırma ekosisteminde daha güçlü konuma taşımanın TÜSEB'in temel öncelikleri arasında bulunduğunu belirtti.</p>
<p>"Üreten Sağlık" vizyonu doğrultusunda kurulan iş birliğinin klinik araştırma altyapısının gelişmesine ve Türkiye'nin bu alandaki potansiyelinin daha görünür hale gelmesine katkı sağlayacağına inandıklarını aktaran Kervan, "Araştırma ekosistemini güçlendirecek her adımı, Türkiye'nin sağlıkta küresel rekabet gücünü artıran stratejik bir yatırım olarak görüyoruz." ifadesi kullandı.</p>
<p>Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü Farid Bidgoli de bilimsel araştırmaları sağlık hizmetlerinin geleceğini şekillendiren en önemli unsurlardan biri olarak gördüklerini kaydetti.</p>
<p>Türkiye'nin güçlü sağlık altyapısı ve deneyimli araştırmacılarıyla klinik araştırmalar açısından önemli potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Bidgoli, "TÜSEB ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğiyle Türkiye'nin uluslararası klinik araştırmalardaki rekabet gücünü artırmaya, araştırma süreçlerini daha etkin hale getirmeye ve yenilikçi tedavilere erişimi desteklemeye katkı sunmayı hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Roche İlaç Türkiye Klinik Operasyonlar Ülke Direktörü Mina Nejadamin, klinik araştırmaların sürdürülebilir şekilde gelişmesinin güçlü araştırma merkezleri, nitelikli insan kaynağı ve paydaşlar arasında etkin iş birlikleriyle mümkün olduğunu belirtti.</p>
<p>Nejadamin, TÜSEB ile hayata geçirilen iş birliği kapsamında araştırmacıların yetkinliklerinin geliştirilmesine, araştırma merkezlerinin görünürlüğünün artırılmasına ve uluslararası standartlarda klinik araştırmaların Türkiye'de daha yaygın hale gelmesine katkı sağlamayı amaçladıklarını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/roche-ilac-turkiye-ile-tusebden-is-birligi-80366</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/6/1280x720/7-1780488062.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Roche İlaç ile yapılan iş birliği hakkında açıklama yapan TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, &quot;Araştırma ekosistemini güçlendirecek her adımı, Türkiye&#039;nin sağlıkta küresel rekabet gücünü artıran stratejik bir yatırım olarak görüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faktoringde-islem-hacmi-ilk-ceyrekte-5346-milyar-liraya-cikti-80363</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faktoringde işlem hacmi ilk çeyrekte 534,6 milyar liraya çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Finansal Kurumlar Birliği (FKB), 2025 yılını yüzde 39,5 büyüme ve 1,7 trilyon lira işlem hacmiyle tamamlayan faktoring sektörünün yeni yılda da büyümesini sürdürdüğünü açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ilk çeyrek sonu itibarıyla sektörün işlem hacmi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 52,4 artarak 534,6 milyar lira, aktif toplamı yüzde 52,8 büyüyerek 525,1 milyar lira, alacaklar kalemi ise yüzde 51,4 yükselişle 471 milyar lira seviyesine ulaştı.</p>
<p>Aynı dönemde öz kaynakların yüzde 50 artışla 100,3 milyar liraya ulaşması, faktoring sektörünün mali yapısındaki güçlenmeyi ve sürdürülebilir büyüme kapasitesini destekleyen önemli bir gösterge olarak öne çıktı.</p>
<p>Sektörün yılın devamında da büyümesini sürdürmesi beklenirken, küresel ticarette artan belirsizliklerin, finansman koşullarındaki sıkılaşmanın ve reel sektörde nakit akışı baskısının devam etmesinin buna katkı sağlaması öngörülüyor.</p>
<p><strong>"İşletmelerin nakit akışlarını daha etkin yönetmelerine katkı sağlıyoruz"</strong></p>
<p>FKB Faktoring Sektörü Başkanı Nurcan Taşdelenler, faktoring sektörünün, işletmelerin yalnızca finansmana erişimini değil, ticari faaliyetlerinin sürekliliğini de destekleyen bir yapı olarak büyümeye devam ettiğini bildirdi.</p>
<p>Taşdelenler, "Özellikle ticaret hacminin ve vadeli işlemlerin yüksek olduğu dönemlerde işletmelerin nakit akışlarını daha etkin yönetmelerine katkı sağlıyoruz. İlk çeyrek verileri, faktoring sektörünün reel ekonominin finansmanında üstlendiği rolün güçlenerek devam ettiğini ortaya koyuyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Artık şirketler için satış hacminin değil, bu satışın ne kadar sürede nakde dönüştüğünün belirleyici olduğunu kaydeden Taşdelenler, "Vadelerin uzadığı ve tahsilat sürelerinin öngörülebilirliğinin azaldığı bir dönemde, nakit akışının sürekliliği işletmeler açısından en kritik başlık haline gelmiş durumda. Bu süreçte faktoring sektörü özellikle işletme sermayesi yönetimi ve tahsilat riskinin dengelenmesi açısından daha yoğun şekilde tercih ediliyor." açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faktoringde-islem-hacmi-ilk-ceyrekte-5346-milyar-liraya-cikti-80363</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/3/1280x720/nurcan-tasdelenler-1777613216.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faktoring sektörünün büyüklüğünün ilk çeyrek sonu itibarıyla geçen yıla göre yüzde 52,4 artışla 534,6 milyar liraya yükseldiği bildirildi. FKB Faktoring Sektörü Başkanı Nurcan Taşdelenler, &quot;İlk çeyrek verileri, faktoring sektörünün reel ekonominin finansmanında üstlendiği rolün güçlenerek devam ettiğini ortaya koyuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cantimur-vergi-konseyi-baskani-oldu-80362</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cantimur, Vergi Konseyi Başkanı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Vergi Konseyinin yeni yönetimi belli oldu.</p>
<p>Vergi Konseyi, vergi politikalarını oluşturan birimlerle mükellef arasında köprü vazifesi görerek tüm tarafların temsil edildiği toplumsal bir mutabakat platformu olarak görev yapıyor.</p>
<p>Edinilen bilgilere göre, Konseyde yeni dönemde görev yapacak başkan, genel sekreter, genel sekreter yardımcıları, icra kurulu üyeleri, doğal üyeler, uzmanlar, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, sektör temsilcileri, müteşebbis üyeler ve kamu kurumları temsilcileri belirlendi.</p>
<p>Konseyin yeni yapılanmasıyla, Türkiye'de vergi sisteminin geliştirilmesine yönelik çalışmaların ortak akıl, uzlaşma, teknik uzmanlık ve katılımcılık temelinde yürütülmesi hedefleniyor.</p>
<p>Vergi Konseyi Başkanlığı görevini Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Abdullah Erdem Cantimur üstlendi. Genel Sekreterlik görevine Hasan Gül, genel sekreter yardımcılıklarına da Sevilay Akay Güvendi ve Gamze Memur Demir getirildi.</p>
<p>Konseyin çalışma gündeminin oluşturulması, teknik raporların değerlendirilmesi ve Bakanlığa sunulacak önerilerin olgunlaştırılması görevini üstlenen İcra Kurulu, Konsey Başkanı Cantimur ve Genel Sekreter Gül ile birlikte İsa Coşkun, Abdülkadir Kahraman, Erdal Aydın, Abdullah Kiraz, Soner Ülgen, Recep Bıyık, Prof. Dr. Ersan Öz, Prof. Dr. Adnan Gerçek ve İrfan Vural'dan oluşacak.</p>
<p>Bakanlık ve bağlı/ilgili birimlerin üst düzey temsilinden oluşan Vergi Konseyinin doğal üyeleri, Konsey çalışmalarının kamu idaresiyle doğrudan koordinasyon içinde yürütülmesini sağlayacak. Doğal üyelerde Gelir İdaresi Başkanı Bekir Bayrakdar, Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı ve Vergi Konseyi Genel Sekreteri Hasan Gül yer alıyor.</p>
<p><strong>Daha etkin rol üstlenecek</strong></p>
<p>Yeni dönemde, vergi, muhasebe, denetim, finans, ekonomi ve sektör uygulamaları alanlarında uzmanlarla vergi politikalarının yalnızca kamu idaresi perspektifiyle değil, akademik, mesleki ve sektörel bakış açılarıyla da değerlendirilmesi için sivil toplum kuruluşları ve sektör temsilcileri de yeniden belirlendi. Ayrıca, Konseydeki müteşebbis üyeler ve kamu kurumları üyeleri de yenilendi.</p>
<p>Vergi Konseyinin yeni döneminde vergi mevzuatının sadeleştirilmesi, uygulamada yaşanan sorunların azaltılması, vergi idaresinin etkinliğinin artırılması, mükellef uyumunun güçlendirilmesi ve uluslararası gelişmelerin yakından takip edilmesi gibi başlıklarda Bakanlığa teknik katkı sunması öngörülüyor.</p>
<p>Yeni yapılanmayla birlikte Konseyin, kamu-özel sektör-akademi-sivil toplum işbirliğini güçlendiren platform olarak daha görünür ve etkin rol üstlenmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cantimur-vergi-konseyi-baskani-oldu-80362</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/4/1280x720/kdv-vergi-1767328296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Abdullah Erdem Cantimur, Vergi Konseyi Başkanı olarak görevlendirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ipard-iii-programi-11-basvuru-icin-cagri-ilani-80361</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> IPARD III Programı 11. başvuru için çağrı ilanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, IPARD III Programı 11. başvuru çağrı ilanının yayımlandığını duyurdu. </p>
<p>Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Yumaklı, kırsala bereket, girişimcilere güç olmaya kararlılıkla devam ettiklerini belirterek, "30 milyon avro bütçeli IPARD III Programı 11. başvuru çağrı ilanı bugün yayımlandı. Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması tedbiri kapsamında, süt, et, yumurta, meyve-sebze ve su ürünleri işleme tesislerini, süt toplama merkezlerini, soğuk hava depolarını destekleyeceğiz. Üretimin ve üreticinin yüzyılında, vatandaşlarımızı desteklerle buluşturarak, üretim gücümüzü artırmayı sürdüreceğiz. Hayırlı, uğurlu olsun." ifadelerini kullandı. </p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">🌱 Kırsala bereket, girişimcilerimize güç olmaya kararlılıkla devam ediyoruz.<br /><br />📈 30 milyon avro bütçeli IPARD III Programı 11. Başvuru Çağrı İlanı bugün yayımlandı.<br /><br />"Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması" tedbiri kapsamında;<br />🐟 Süt, et, yumurta, meyve-sebze… <a href="https://t.co/b3d5wD5JrI">pic.twitter.com/b3d5wD5JrI</a></p>
— İbrahim Yumaklı (@ibrahimyumakli) <a href="https://x.com/ibrahimyumakli/status/2062059289703850322?ref_src=twsrc%5Etfw">June 3, 2026</a></blockquote>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ipard-iii-programi-11-basvuru-icin-cagri-ilani-80361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/yumakli-1770294211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IPARD III Programı 11. başvuru çağrı ilanı hakkında açıklama yapan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, &quot;Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması tedbiri kapsamında süt, et, yumurta, meyve-sebze ve su ürünleri işleme tesislerini, süt toplama merkezlerini, soğuk hava depolarını destekleyeceğiz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hisarciklioglu-cop31-is-dunyasi-elcisi-olarak-gorevlendirildi-80360</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurum: Dönüşümde en büyük zorluğun uygun maliyetli finansman olduğunun farkındayız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler’in iklim değişikliğiyle mücadele çalışmaları kapsamında bu yıl Antalya’da düzenlenecek COP31 Konferansı’nda küresel iş dünyasının resmi temsilcisi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) oldu. Başkan Rifat Hisarcıklıoğlu ise “COP31 İş Dünyası Elçisi” (Private Sector Envoy) olarak görevlendirildi. Küresel iş dünyasının COP 31’e katılımı da TOBB tarafından koordine edilecek.</p>
<p>COP31 Business Forum’un tanıtım toplantısı Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun katılımıyla TOBB’da gerçekleştirildi.</p>
<p>Toplantıya;  TÜSİAD, MÜSİAD, DEİK, YASED, TİM, TBB, TİSK ve TÜRKONFED gibi iş dünyası kuruluşları, oda ve borsalar ile küresel ölçekte şirketler katıldı.</p>
<p>Forum, dünya genelinde 1.000’i aşkın oda ve özel sektör kuruluşuyla iş birliği yapmayı, çatı kuruluşlar aracılığıyla da 45 milyondan fazla işletmeye ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p>Forumu sonra yapılacak COP başkanlıklarına devredilebilecek kurumsal miras olarak tasarladıklarını kaydeden TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, iklim değişikliğinin sadece çevre meselesi olmadığını, sanayi ve rekabet mücadelesi olduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>Hisarcıklıoğlu: Derdimiz dönüşümün seyircisi değil belirleyicisi olmak</strong></p>
<p>Hisarcıklıoğlu, yeşil dönüşümün fabrikalarını, tedarik zincirlerini ve standartlarını kim belirlerse, bu yüzyılın sanayi hiyerarşisini de onun belirleyeceğini anlattı.</p>
<p>Enerjisinin yaklaşık yüzde 70’ini ithal eden Türkiye için enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjinin bir tercih değil, makroekonomik bir zorunluluk olduğuna değinen  Hisarcıklıoğlu,  “Bizim derdimiz bu dönüşümün seyircisi olmak değil; Türk iş dünyasını kuralı yazanlar safına, oyunun belirleyicisi konumuna taşımaktır” dedi.</p>
<p><strong>Küresel iş dünyası ile istişareler yürütülecek</strong></p>
<p>Hisarcıklıoğlu, Birliğin Dünya Odalar Federasyonu Başkanlığı ve ICC Yönetim Kurulu üyeliği gibi uluslararası görevler vesilesiyle oluşturduğu küresel ağı Forum’u güçlendirmek için kullanacağını belirtti.</p>
<p>TOBB’un hazırladığı yol haritası, bir yıla yayılan üç aşamalı bir süreç olarak tasarlandı: kur, aktar, devret. 3 Haziran’daki başlangıç toplantısının ardından 22-23 Haziran’da Londra İklim Eylem Haftası ve 22-27 Eylül’de New York İklim Haftası’nda küresel iş dünyasıyla istişareler yürütülecek. Ayrıca, 12-13 Kasım’da Antalya Mavi Alan’da düzenlenecek COP31 İş ve Yatırım Zirvesi gerçekleştirilecek. Zirvenin ardından Forum, taahhütlerin takibini yaparak yapıyı sonraki COP başkanlığına düzenli biçimde devredecek.</p>
<p><strong>Bakan Kurum: En büyük zorluk uygun finansman</strong></p>
<p>COP 31’e başkanlık edecek olan Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Başkanı Murat Kurum’un başta deprem felaketinde verdiği destek olmak üzere TOBB’un çalışmalarına ilişkin teşekkürlerini iletti. Kurum,  COP 31’i uluslararası zirve olmanın yanı sıra, reel sektörümüzün yeşil dönüşüm kapasitesini dünyaya göstereceği bir dönüm noktası olarak gördüklerini söyledi.</p>
<p>Bu süreçte TOBB’un ulusal ve küresel oda-borsa ağı, yüksek kurumsal kapasitesi, tecrübesi, sektör meclisleri ve KOBİ erişiminin kendileri için vazgeçilmez olduğunun altını çizen Bakan Kurum,</p>
<p>“Biz Türkiye olarak vizyonumuzu “Geleceğin COP’u: Uygulama COP’u” yaklaşımı üzerine inşa ediyoruz. Çünkü dünyamızın daha fazla taahhüte değil; hedefleri sahaya indirmeye, uygulamayı hızlandırmaya ve dönüşümü ölçülebilir ekonomik sonuçlara çevirmeye ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyoruz” dedi.</p>
<p>COP31’de hedeflerini sözün aksiyona dönüştüğü, aksiyonun sahaya yayıldığı bir zirve temeline oturttuklarına vurgu yapan Kurum,  “Bu yaklaşımın sahadaki en önemli araçlarından biri olan Eylem Gündemimizi on öncelikli alan etrafında yapılandırıyoruz. Bu gündem; sıfır atık ve döngüsel ekonomi, temiz enerji dönüşümü ve yeşil, düşük karbonlu sanayileşmenin desteklenmesini kapsamaktadır” diye konuştu.</p>
<p>Kurum, şehirlerin iklime dayanıklı hale getirilmesi, iklim eylemini destekleyen finansal ve kurumsal mekanizmaların güçlendirilmesi, gençlerin sürece katılımının artırılması, dayanaklı sağlık sistemlerinin geliştirilmesini de bu çerçevede ele aldıklarını aktardı.</p>
<p><strong>“Özel sektör ve finans dünyasının daha güçlü katılımı”</strong></p>
<p>Günümüz dünyasında, küresel ticaret kurallarının, "Yeşil Dönüşüm" ekseninde baştan yazıldığını dile getiren Murat Kurum,  “Biz, bu dönüşüm sürecinde karşılaştığınız en büyük zorluğun teknolojiye erişim ve uygun maliyetli finansman olduğunu çok iyi biliyoruz. İşte tam da bu nedenle özel sektörün ve finans dünyasının iklim eylemine daha güçlü katılımı olmazsa olmazımız” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Güçlü ve etkin katılımın sanayicinin ihtiyaç duyduğu uluslararası iklim finansmanının da anahtarı olacağını belirten Kurum,</p>
<p>“COP31 sürecine yalnızca genel değerlendirmelerle değil; somut öneriler, finansmana hazır projeler ve uygulanabilir iş modelleriyle gelin. Önümüzde devasa yatırım alanları var. Özellikle artan küresel enerji talebine karşı en akılcı çözüm olan binalarda enerji verimliliği uygulamaları ve yeşil sertifikasyon süreçleri, inşaat ve malzeme sanayimiz için muazzam bir inovasyon ve yatırım sahasıdır” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hisarciklioglu-cop31-is-dunyasi-elcisi-olarak-gorevlendirildi-80360</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/0/1280x720/688-1780486699.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31 Business Forum’un tanıtım toplantısında TOBB, COP31 sürecinde küresel iş dünyasının resmî temsilcisi olurken, TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu da COP31 İş Dünyası Elçisi olarak görevlendirildi. Toplantıda konuşan Bakan Kurum,  “Biz, bu dönüşüm sürecinde karşılaştığınız en büyük zorluğun teknolojiye erişim ve uygun maliyetli finansman olduğunu çok iyi biliyoruz. İşte tam da bu nedenle özel sektörün ve finans dünyasının iklim eylemine daha güçlü katılımı olmazsa olmazımız.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oktem-kullanicilarimiz-ve-hissedarlarimiz-icin-uzun-vadeli-deger-yaratmaya-devam-edecegiz-80358</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Öktem: Kullanıcılarımız ve hissedarlarımız için uzun vadeli değer yaratmaya devam edeceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>New York Borsası’na (NYSE) kote Türkiye’nin tek teknoloji şirketi Martı'nın, 2026 ilk çeyrek finansal sonuçlarını açıklamasının ardından analist güncellemelerini almaya başladığı açıklandı. Şirketi takip eden beş analistten üçünün raporlarını revize ettiği, yapılan tüm güncellemelerin yukarı yönlü gerçekleştiği bildirildi.</p>
<p>Martı Kurucusu Oğuz Alper Öktem, ilk çeyrekte gelirlerini yüzde 156 artırarak 15,4 milyon dolara çıkardıklarını belirtti. Öktem, “Ölçeklenebilir iş modelimiz ve verimlilik odaklı yaklaşımımız sayesinde büyümemizi sürdürürken, kullanıcılarımız ve hissedarlarımız için uzun vadeli değer yaratmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p>Martı aynı zamanda raporlama sıklığını artırdığını açıkladı. Şirket bundan böyle finansal sonuçlarını altı aylık dönemler yerine her çeyrek sonunda kamuoyuyla paylaşacak.</p>
<p><strong>Litchfield Hills Research 6 dolarlık hedef fiyatını korudu</strong></p>
<p>6 dolarlık hedef fiyat ve “Al” tavsiyesi korundu. Raporda Martı hisselerinin benzer büyüme profiline sahip teknoloji şirketlerine kıyasla %90’ın üzerinde, benzer şirketlere göre ise yaklaşık %36 iskontolu işlem gördüğü vurgulandı.</p>
<p>5 dolarlık hedef fiyat ve “Al” tavsiyesi korundu. Raporda Martı’nın Türkiye’deki ölçeklenmiş tek mobilite platformu olduğu belirtilirken, yüzde 70–80 sürdürülebilir brüt kâr marjı potansiyeline dikkat çekildi. Şirketin marj yapısının küresel benzerlerine göre Türkiye'deki yapısal nedenlerin etkisiyle daha güçlü olduğu belirtildi.</p>
<p><strong>Cantor Fitzgerald hedef fiyatını yukarı revize etti</strong></p>
<p>Hedef fiyat 2,15 dolardan 2,40 dolara yükseltildi. 2027 düzeltilmiş FAVÖK beklentisi 5 milyon dolar artırılarak 21,5 milyon dolara çıkarılırken, 2027 gelir tahmini de 123,6 milyon dolardan 124,4 milyon dolara yükseltildi.</p>
<p>Güncellenen raporlar, Martı’nın güçlü gelir büyümesini sürdürdüğüne, platform ekonomisinin marjları hızla iyileştirdiğine ve Şirket’in pozitif düzeltilmiş FAVÖK hedefine yaklaştığına işaret etti. Analistlerin ilk kez 2027 projeksiyonlarını paylaşmaya başlaması ise şirketin uzun vadeli kârlılık görünümünün giderek netleştiğini ortaya koydu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oktem-kullanicilarimiz-ve-hissedarlarimiz-icin-uzun-vadeli-deger-yaratmaya-devam-edecegiz-80358</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/0/1280x720/oguz-alper-oktem-1758719567.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Martı’nın ilk çeyrek finansal sonuçlarının ardından şirketi takip eden üç uluslararası araştırma kuruluşunun değerlendirmelerinde güçlü gelir büyümesinin, hızla iyileşen marj yapısının ve ölçeklenebilir iş modelinin öne çıktığı belirtildi. Martı Kurucusu Oğuz Alper Öktem, “Ölçeklenebilir iş modelimiz ve verimlilik odaklı yaklaşımımız sayesinde büyümemizi sürdürürken, kullanıcılarımız ve hissedarlarımız için uzun vadeli değer yaratmaya devam edeceğiz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yaz-sicak-gececek-80357</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaz sıcak geçecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: right;"><em>“Eğer zihnimiz neyle karşı karşıya olduğumuz konusunda net değilse, kaçınılmaz olarak, bilinçli veya bilinçsiz olarak, ne yapacağımızı merak ederek eylemsizliğe düşeriz. Bize ne yapacağımızı söyleyecek binlerce insan var: uzmanlar ve tuhaf kişiler. Sorunun muazzam karmaşıklığını anlamadan önce, ona müdahale etmek istiyoruz. Sorunun tamamını görmekten çok, harekete geçmekle ilgileniyoruz. Asıl mesele zihnimizin kalitesidir; bilgisi değil, bilgiyle buluşan zihnin derinliğidir. Zihin sonsuzdur, evrenin doğasıdır, kendi düzenine, kendi muazzam enerjisine sahiptir. Sonsuza dek özgürdür. Beyin, şu anki haliyle, bilginin kölesidir ve bu nedenle sınırlı, sonlu, parçalıdır. Beyin koşullanmasından kurtulduğunda, beyin sonsuz olur. Ancak o zaman zihin ve beyin arasında bir ayrım kalmaz.”</em></p>
<p style="text-align: right;"><em>- J. Krishnamurti</em></p>
<p>Önceki yazılarımızda piyasalarda Mayıs ayının ikinci yarısında sert düşüşler beklediğimizi ifade etmiştik. Bizim borsamızda bu düşüş gerçekleşti ve BIST yüzde 15’e yakın geriledi. Global piyasalarda ise gerileme değil, bilakis yükseliş yaşandı.</p>
<p>Dolayısıyla tahminimizin bu kısmında yanıldık. Peki önümüzdeki haftalarda ne olabilir, hala bir düşüş olabilir mi yoksa bu görüşümüzden vaz mı geçtik?</p>
<p>İkinci aşama diye nitelendirdiğimiz piyasa geri çekilmesini görmedik ve piyasa hala 1. aşamada diye düşünüyoruz. Bununla birlikte, önümüzdeki haftalarda 2. aşamaya girme olasılığı artık bizce önemli ölçüde daha yüksek görünüyor. Neden böyle düşünüyoruz ve Haziran’da piyasa seyri nasıl olabilir?</p>
<p>Şu anki görüşümüze göre, SPX'in 7700 ile 7800 arasında Haziran ayında veya Temmuz başında nihai zirvesine ulaşacağını tahmin ediyoruz. Bundan sonra, ikinci aşama ile Haziran-Temmuz'dan Ekim'e kadar yüzde 10'dan fazla bir düzeltme bekliyoruz. Bu geri çekilme alım fırsatı verecek ve 2027'ye kadar sürecek patlayıcı bir son ralli yaşanacak diye düşünüyoruz.</p>
<p>Bu rallinin sona ermesinden sonra, değerlemeleri daha makul seviyelere indirecek bir ya da iki yıllık bir ayı piyasası öngörüyoruz. Tarihsel olarak, hisse senedi piyasası her zaman yüksek ve düşük değerleme dönemleri arasında dalgalanmıştır. Bu sefer de farklı olmayacağı kanaatindeyiz.</p>
<p>Piyasaları aslında son dönem sürükleyen ana etkenler arasında; para akımları (flowlar) ve özellikle büyük teknoloji şirketlerinde beklenen kar büyümesi olduğunu görüyoruz. Yine de bu değerlemelerin anlamsız olduğu şeklinde algılanmama sadece vade olarak daha uzun döngüleri kapsıyor.</p>
<p>Nitekim değerleme açısından baktığımızda çoğu önemli değerleme ölçütüne göre, piyasa şu anda son derece pahalı. Örneğin Buffett Indicator, CAPE Ratio, S&amp;P 500 Trailing P/E Ratio, S&amp;P 500 Forward P/E Ratio, S&amp;P 500 Price-to-Book Ratio ve Tobin’s Q Ratio gibi değerleme metriklerine göre piyasa tarihsel olarak epey yüksek seviyelerde. Ayrıca, lokomotif diyeceğimiz büyük teknoloji şirketlerine indirgenmiş nakit akımıyla baktığımızda ise değerlemelerin önemli bir kısmının terminal değerden geldiğini görüyoruz. Yakın zaman değer/serbest nakit akımı ise birçoğunda yüzün üzerinde ancak daha önce de belirttiğimiz gibi, bu aşırılıkların hâlâ genişleme potansiyeline sahip olduğuna ve aşırılıkların da aşırı hale gelebileceğine dair görüşlerimizle çelişmiyor. 1999 senesini örnek vermiştik. Esasında 1929 ve 2007'de de benzer aşırılıklar vardı.</p>
<p>Taktiksel bir bakış açısı ile daha kısa vadeli bakacak olursak, kısa vadede 7200-7300 arasında bir yerde son bulabilecek bir geri çekilme görebiliriz. Bu geri çekilme tamamlandıktan sonra ise 7700-7800 seviyelerine kadar bir yükseliş bekliyoruz. Ardından ise başta bahsettiğimiz ikinci aşamanın yani Mayıs ayında bizdeki duruma benzer sert bir satış dalgası (yüzde 10 civarı) bekliyoruz. Bu, birkaç nedenden dolayı temel senaryomuz olmaya devam ediyor. En önemlisi, tarihin en büyük üç halka arzı olan SpaceX, Anthropic ve OpenAI'nin önümüzdeki haftalarda halka arz edilmeleri planlanıyor.Bu mega halka arzlar, mevcut hisse senetleri üzerinde iki temel şekilde satış baskısı yaratabilir: Halka arz öncesi nakit toplama: Fonlar, halka arz tahsisleri için nakit serbest bırakmak amacıyla (çoğunlukla büyük teknoloji ve Mag7 şirketlerinin hisselerini) satabilir. Hızlı endeks dahil etme: Nasdaq-100 ve S&amp;P 500'e eklendikten sonra, pasif fonlar ve ETF'ler yeni devleri satın almak zorunda kalıyor; bu da onları endekslerdeki diğer tüm hisse senetlerinin orantılı miktarlarını satmaya zorluyor.</p>
<p>Sonuç, kısa vadeli bir geri çekilmeyi tetikleyebilecek geçici bir likidite kaybıdır; bu da beklediğimiz ikinci aşama zamanlamasına uyuyor. Ayrıca, taktiksel anlamda risklerin arttığına dair birçok emare var. Yapay zekâ "darboğazından" pozitif etkilenmesi beklenen birçok hisse bizce kırılgan bir zeminde ilerliyor. Özellikle büyük teknolojilerdeki pozisyonlar o kadar kalabalık ve korelasyonlu ki, herhangi bir momentum kaybı bir zincirleme reaksiyonu tetikleyebilir.</p>
<p>Bizce buna odaklanmak ve riski buna göre ayarlamak mantıklı bir seçenek. En kırılgan savunmasız alanlar da bellek, yarı iletkenler ve Güney Kore piyasası olarak öne çıkıyor. İkinci aşamada teminat çağrıları hızlanabilir çünkü kalabalık ve kaldıraçlı pozisyonlar çözülmeye başlar, belki de ilk olarak Güney Kore'de bu durum yaşanabilir. Daha sonra korelasyonlar devreye girer çünkü hisse senedi portföyleri bu aynı işlemlerin hepsini tutmaktadır.</p>
<p>Güney Kore'ye tekrar değinirsek, orada riskleri daha da artıran, Hong Kong'da listelenen çift kaldıraçlı SK Hynix ETF'si ki bu yıl 10 kat büyüdü ve HK piyasasındaki tüm ETF varlıklarının neredeyse yüzde 10'unu elinde tutuyor. Şu anda Hong Kong'daki üçüncü en büyük ETF ve şu anda dünyanın en büyük tek hisse senedi ETF'si. SK Hynix ve Samsung'un yükselişi nedeniyle, birçok fon Güney Kore'nin katı yüzde 10'luk tek hisse senedi tutma sınırlarını aştı.Bu sınırlar, bu hisseler için yerel kurumsal bir talep sınırı oluşturuyor. Marjinal olarak buradan net satıcı konumundalar. Konsantrasyon sınırlarını ihlal etmeden yarı iletkenlere maruz kalmayı sürdürmek için kurumlar "gölge hisselere" yöneliyor. Örneğin, SK Hynix'te yüzde 20'lik büyük bir hisseye sahip olan SK Square, yatırımcıların alternatif olarak kullanmasıyla yükselişe geçti. Bunların hepsi de spekülatif işlemlerin arttığına dair sinyaller. Güney Kore’de enflasyonun yükselmekte olduğunu bunun da faizlerde yükseliş getirmesi ve borsaları etkilemesi de göz önünde bulundurulması gereken bir detay.</p>
<p>Global özellikle ABD piyasaları için önemli bir nokta da son iki ayda, agresif bir "gama sıkışması", hisse senedi piyasasının ilk çeyrekteki satış dalgasından hızlı bir şekilde toparlanmasına katkıda bulunduğu gerçeği. Bana göre, agresif pozisyon değişiklikleri ve opsiyonlar, ETF'ler ve bireysel hisse senetleri genelinde yoğun kaldıraç kullanımı, piyasanın yükselişini hızlandırmaya yardımcı oldu. Dolayısıyla da bir momentum piyasasının çoğu niteliğini gösteriyor. O an için ortada bariz sebep yokken bile yükseliş kendi kendine de momentum kaybedebilir. Yatırımcılar, özellikle alım opsiyonlarındaki işlem faaliyetlerini yakından takip etmelidir bence. Piyasa değeri yüksek büyük teknoloji şirketleri ve yarı iletken şirketleriyle bağlantılı call opsiyonlara olan talep azalmaya başladığında, bu bir satış dalgasının yakın olduğunun işareti olabilir.</p>
<p>VIXEQ/VIX rasyosu tarihi yüksek seviyelerde. Opsiyon spekülasyonu tarihi bir aşırı seviyede: Bireysel hisse senetlerinde alım opsiyonu alımı o kadar agresif ki, S&amp;P bileşen hisse senetlerinin oynaklığı VIX'e göre rekor bir primle işlem görüyor.</p>
<p>Bu seviyede olduğu son üç zirve: (1) S&amp;P'nin yüzde 11 düzeltmesinden hemen önce 2023, (2) S&amp;P'nin yüzde 10 düzeltmesinden hemen önce 2024, (3) 2025 zirvesi öncesi ki bu aynı zamanda Nasdaq ve Teknoloji'de çok aylık bir zirveydi. Bu S&amp;P düzeltmelerinde, SOX endeksi (1) 2023'te yüzde 19, (2) 2024'te yüzde 28 ve (3) 2025'in sonlarında yüzde 17 düştü. SOX'un S&amp;P'ye göre aşağı yönlü betası sırasıyla 2x, 3x ve 3x’ti.</p>
<p>Geçmişteki olaylara nazaran, SOX bugün daha da kırılgan bizce. SOX, son günlerdeki bazı gün içi düşüşlerinde S&amp;P'ye göre *8* Beta ile işlem gördü. Tarihsel örneklere bakarsak S&amp;P'de standart yüzde 10'lukk bir geri çekilme, SOX endeksinde yüzde 30'luk bir düşüşü tetikleyebilir. SOX yani yarı iletken endeksinin son iki aylık değişim oranlarına baktığımızda tüm zamanların en büyük teknoloji rallisinde bile, SOX bu değişim oranını son gün içi zirvesine kadar sadece altı gün boyunca sürdürebildi. Kapanış zirvesi ise bundan iki gün önce gerçekleşmişti. Bu görüşüm ışığında, daha önce bahsettiğimiz gibi yarı iletkenlerden yazılım sektörüne rotasyon fikrimizin arkasındayız. Rotasyon yapılacak diğer bir sektör olarak da sağlık sektörü makul olabilir.</p>
<p>Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda'nın bu haftaki açıklamaları ve gelecek haftaki Japonya Merkez Bankası kararı sonrasında, USD/JPY kurunun 162 seviyesinin üzerine çıkmasını bekliyoruz - bu bir "olacak mı" değil, "ne zaman olacak" sorusu. Bu nedenle, USD/JPY psikolojik ve politik olarak uygun 160 seviyesini aşsa bile, bu durum Japonya Merkez Bankası faiz artırımı yapana kadar doların yükselmesine/yen'in düşmesine neden olacaktır. Maliye Bakanlığı, başarısız 74 milyar dolarlık müdahalenin getiri oranının azaldığını göstermiştir ve sorunun örtbas edilmesi, yapısal faiz açığı sorununu çözmez.</p>
<p>162'nin üzerine çıkmak, yenin düşüşünü hızlandıracaktır - ta ki 16 Haziran veya daha sonraki bir Japonya Merkez Bankası toplantısı faiz artırımını zorunlu kılana kadar; ki bu da küresel carry trade'in çözülmesine yol açabilecek ve hisse sentlerine etki edecek başka bir tetikleyici olabilir. 16 Haziran’da FOMC toplantısı var ve FED’in de daha şahin bir tutum takınması muhtemel.</p>
<p>Yurt içine dönecek olursak piyasaların iç politika gelişmelerini takip etmeye devam etmesi olası görünüyor. Son açıklanan GSYH verilerinde Türkiye ekonomisinde büyümede momentum kaybının daha savaş başlamadan önce başladığını görüyoruz. Tüketim yine ana motor olurken net ihracatın eksi katkısı da göze çarpıyor. O günden bu yana açıklanan verilerde bu resimle büyük oranda uyumlu olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Enflasyonun kısa vadede olumlu sürpriz yapma olasılığına rağmen piyasa bazlı faizlerin yüksek seviyelerinde kalması muhtemel diye düşünüyor, PPK toplantısında ise faiz arttırımı beklemiyoruz.</p>
<p>Borsada Mayıs ayı ortasında gördüğümüz düşüşün ardından, BIST’in 13,000 üzerindeki taban oluşturma sürecinin devam ettirmesi ve 15 binli seviyelere geriye gelmeye çalışması muhtemel. Enflasyondan gelecek olumlu sinyaller ve petrol fiyatlarının 110 seviyelerinden gerilemesi kısa vadeli olumlu etkiler olarak karşımıza çıkıyor ancak bu olumlu gelişmelere rağmen borsamızın sert düşüş sonrası tekrar zirve bölgesini aşması çok da kolay olmayacaktır diye düşünüyoruz. Muhtemelen bizim piyasalar da global piyasalara paralel bir seyir izleyecektir diye düşünüyoruz. İran konusu da hala bir bilinmez olarak karşımıza çıkıyor ama yukarıdaki yorumların çoğu Haziran ayı içinde bir çözüme ulaşılacağını öngörüyor. Aksi durumda bizce petrol ve faizlerde yukarı, borsalarda aşağı yönlü baskı artacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yaz-sicak-gececek-80357</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaz sıcak geçecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuru-uzum-ihracatinda-rekolte-artisiyla-pazarlarin-geri-kazanilmasi-bekleniyor-80356</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru üzüm ihracatında rekolte artışıyla pazarların geri kazanılması bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR </strong></p>
<p>Türkiye'nin geleneksel ihraç ürünleri arasında yer alan çekirdeksiz kuru üzümde Avrupa pazarındaki talep daralması ihracat rakamlarına yansıdı. </p>
<p>Ege Bölgesi'nden gerçekleştirilen çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı yılın ilk dokuz ayında miktar yüzde 14, döviz geliri ise yüzde 18 düştü. </p>
<p>Sektörün en önemli pazarları arasında bulunan Almanya, Hollanda ve İngiltere'ye yapılan ihracattaki düşüş dikkat çekerken, ihracatçılar artan küresel rekabetin ve rekolte düşüşünün ihracatı olumsuz etkilediğine işaret etti.</p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri’nin verilerine göre, Türkiye’nin çekirdeksiz kuru üzüm ihracat rakamları, 1 Eylül 2025 ile 30 Mayıs 2026 tarihleri arasındaki sezonda toplam 104 bin 442 ton ürün ihraç edildi. Çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı 2024/25 sezonunun aynı döneminde 120 bin 836 ton olarak kayıttlara geçmişti. Çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı miktar bazında yüzde 14 düşüş yaşadı. </p>
<p>Döviz getirisi bazında bakıldığında ise Türkiye 2025/26 sezonunun 9 aylık döneminde çekirdeksiz kuru üzüm ihracatından 352 milyon 805 bin dolarlık bir ihracat geliri elde etti. Çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı 2024/25 sezonunun 9 aylık diliminde 430 milyon 781 bin dolar olmuştu. Türkiye’nin çekirdeksiz kuru üzüm ihracatında döviz getirisinde 2024/25 sezonunun yüzde 18 uzağında kaldı. </p>
<p>Çekirdeksiz kuru üzüm ihraç fiyatı 2024/25 sezonunda 3 bin 565 dolar iken, 2025/26 sezonunda yüzde’lik kayıpla 3 bin 378 dolara düştü. </p>
<h2>Gabay: Uzak Doğu ve Hindistan yeni hedef pazarlarımız</h2>
<p>Üretim maliyetlerindeki artış nedeniyle önemli pazar kayıpları yaşandığını belirten Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Gabay, “Özellikle en büyük pazarlarımız olan Almanya, Hollanda ve İngiltere'de kayıplar yaşadık. Türkiye'nin pahalı kalması nedeniyle bu pazarlarda rakip ülkelere yönelim oldu. Özbekistan, Çin ve Güney Afrika en önemli rakiplerimiz. Güney Afrika son zamanlarda da fiyat avantajıyla en güçlü rakiplerimizden biri haline geldi. Rakip ülkelerin fiyat politikaları Türkiye'nin rekabet gücünü zayıflattı. Bu nedenle yeni pazar arayışlarımız var. Uzak Doğu ve Hindistan gibi yeni pazarlara yöneliyoruz. Bu pazarlarda bazı dezavantajlarımız bulunsa da devlet destekleriyle daha güçlü bir konuma gelmeyi hedefliyoruz. Yeni sezondan içinse umutluyuz ve güzel bir rekolte bekliyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Özgür: Rekolte kaybı ve maliyet artışı ihracatta rekabet gücünü zorluyor</h2>
<p>İklim kaynaklı rekolte kayıplarının ihracata doğrudan yansıdığını belirten Türkiye Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Şemsettin Özgür, “Geçtiğimiz sezon yaşanan rekolte düşüşü nedeniyle ihracatımızda gerileme oldu. Rekolte azaldığında ürün fiyatları yükseliyor, buna bir de makroekonomik gelişmelerden kaynaklanan maliyet artışları eklenince uluslararası pazarlarda rekabetçi fiyat oluşturmakta zorlanıyoruz. Fiyatlarımızın rakip ülkelere göre yüksek kalması nedeniyle bazı pazarlarda müşteri kayıpları yaşadık. Özellikle Çin ve Özbekistan'ın daha uygun fiyatlarla ürün sunabilmesi, alıcıların bu ülkelere yönelmesine neden oluyor. Aradaki fiyat farkının açılması Türkiye'nin rekabet gücünü zayıflatıyor ve pazar kayıplarını beraberinde getiriyor. Geçen yıl sektör açısından oldukça zorlu bir dönemdi. Ancak bu sezon üzümde daha yüksek ve kaliteli bir rekolte bekliyoruz. Elimizde yeterli hammadde olduğu takdirde kaybettiğimiz pazarlarda yeniden güçlenmek ve ihracatımızı artırmak için yoğun çalışma yürüteceğiz. Bunun yanında mevcut pazarlardaki konumumuzu korurken yeni pazar arayışlarımızı da sürdürüyoruz" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuru-uzum-ihracatinda-rekolte-artisiyla-pazarlarin-geri-kazanilmasi-bekleniyor-80356</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/kuru-uzum.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim kaynaklı rekolte düşüşü ve artan maliyetler nedeniyle ihracatta rekabet gücünün zayıfladığını belirten sektör temsilcileri, Güney Afrika’nın fiyat avantajıyla öne çıktığını, buna rağmen yeni sezon için daha yüksek rekolte ve yeni pazar arayışlarıyla toparlanma beklediklerini ifade ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyada-yapay-zeka-zirvesi-80349</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 12:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya’da &#039;Yapay Zeka Zirvesi&#039; düzenlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) tarafından 9 Haziran’da Antalya Akra Hoteli’nde düzenlenecek Yapay Zeka Zirvesi'nde, küresel ölçekte rekabet koşullarını yeniden tanımlayan yapay zekâ teknolojilerinin; liderlik anlayışından kurumsal yönetime, verimlilikten veri güvenliğine, eğitimden sektörel dönüşüme kadar geniş bir perspektifte değerlendirilecek. Zirvede alanında uzman akademisyenler, teknoloji liderleri, hukukçular, ekonomistler ve iş dünyasının önde gelen temsilcileri bilgi ve deneyimlerini paylaşacak.</p>
<p>“Yapay Zekâ: Rekabet Avantajı mı? Hayatta Kalma Stratejisi mi?” konulu zirvede, Yapay zekânın bugünü ve geleceği, Şirketlerin dönüşüme hazırlık düzeyi, Yönetim kurullarının yeni sorumluluk alanları, KOBİ’lerde yapay zekâ entegrasyonu, Verinin ekonomik değeri, Regülasyonlar ve KVKK çerçevesinde yapay zekâ uygulamaları, Verimlilik, rekabet ve sürdürülebilir büyüme ilişkisi, Eğitim sisteminin yapay zekâ çağına uyumu gibi güncel ve kritik başlıklar çok yönlü olarak ele alınacak.</p>
<p>Bölgenin önde gelen sanayici ve iş insanlarını, üst düzey yöneticilerini, girişimcilerini ve kanaat önderlerini bir araya getirecek olan zirvede Huaweı Cloud Türkiye Ülke Müdürü Ray Ruı, “AI’nin Bugünü ve Geleceği” hakkında bilgi verecek.</p>
<p>Seri Yatırımcı &amp; Fütürist &amp; Teknokratlar Derneği Yönetim Kurulu Eş-Başkanı Alphan Manas “Yapay Zeka’nın (İtopya-Distopya) Dünyasına Şirketlerimiz ve Bizler Ne Kadar Hazırız?” konusunda katılımcıları bilgilendirecek.</p>
<p>SRP - Legal Kurucusu ve Yönetici Ortağı, Uluslararası Kadın Forumu Derneği (IWF) Türkiye Başkanı, TÜSİAD Veri Koruma ve Teknoloji Hukuku Çalışma Grubu Başkanı Avukat Dr. Çiğdem Ayözger Öngün ise “Yapay Zeka Neden Artık Yönetim Kurulu Gündemidir?” konusunu anlatacak.</p>
<p>Zirvenin birinci oturumunda ise ANSİAD Dijital Dönüşüm Çalışma Masası Başkanı Ahmet Erdal moderatörlüğünde ise “Yapay Zeka Çağında Liderlik ve Stratejik Dönüşüm” konusu ele alınacak.</p>
<p>Bu oturumda SESTEK Genel Müdürü Serdar Karadayı ‘’Yapay Zekanın Şirketlerde (KOBİ’lerde) Kullanımı Nasıl Entegre Edilmelidir?’’ konusunu anlatacak.</p>
<p>HUAWEI Cloud Türkiye Satış Direktörü M. Akif Karacadağ da ‘’Şirketlerde Verinin Gerçek Ekonomik Değeri’’ hakkında bilgi verecek.</p>
<p>Yapay Zeka ve Teknoloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı &amp;Yapay Zeka Dönüşüm Danışmanı &amp; Aıonıre Yönetim Kurulu Başkanı ve Direktörü Barış Karakullukçu,  ‘’Yapay Zeka Çağında Liderlik ve Stratejik Dönüşüm’’ü konuşacak.</p>
<p><strong>İkinci oturum</strong></p>
<p>Etkinliğin ikinci oturumunda ise Seri Yatırımcı &amp; Fütürist &amp; Teknokratlar Derneği Yönetim Kurulu Eş-Başkanı Alphan Manas moderatörlüğünde “Yapay Zeka Çağında Hayatta Kalmak: Verimlilik, Regülasyon ve Rekabet” konusu tartışılacak.</p>
<p>Teknokratlar Derneği Yönetim Kurulu Eş-Başkanı &amp; Gıda Mühendisi Dr. Ulduz Azad, ‘’Yapay Zeka ile Gıda Sisteminin Yeniden Tasarımı: Verimlilik, Sağlık ve Değer Zinciri Kimin Kontrolünde?’’ konusunda bilgi verecek.</p>
<p>Teknokratlar Derneği Üyesi &amp; Uludağ Üniversitesi Öğr.Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim, ‘’ Yapay ZekaÇağında Verimlilik Artışı: Kâr Marjlarına mı, Yoksa Rekabet Yoğunluğuna mı Yansıyacak?’’ konusunu gündeme taşıyacak.</p>
<p>Teknokratlar Derneği Yüksek İstişare Kurulu Üyesi,  MMA Türkiye (Mobil Mecralar Araştırma Pazarlama ve Reklamcılık Derneği) Genel Sekreteri ve Hukuk Yürütme Kurulu Başkanı, REPİD (Reklam Özdenetim Kurulu) Disiplin Kur.Üy.&amp;Hukuk Yür.Kur.Bşk. Özlem Sezgin, de ‘’Know-How’ınızı LLM (Büyük Dil Modelleri)’lere mi Kaptırıyoruz? : Şirket Sırları ve KVKK Kıskacında Yapay Zeka’’ hakkında bilgilendirecek.</p>
<p>Ontario International High School Kurucu Müdürü Prof. Dr. Erhan Erkut,  ‘’Eğitim Sistemi Yapay Zeka Çağına Hazır mı?’’ hakkında konuşacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyada-yapay-zeka-zirvesi-80349</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/3/1280x720/yapay-zeka-1755672333.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği, iş dünyasının geleceğini şekillendirecek yapay zekâ teknolojilerini, ekonomik etkileri, sektörel dönüşüm dinamikleri ve stratejik sonuçlarını ele alacak &quot;Yapay Zeka Zirvesi&quot; düzenliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/busiaddan-oyunu-degistirenler-temasiyla-yenilesim-cagrisi-80346</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 11:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> BUSİAD’dan ‘Oyunu Değiştirenler’ temasıyla yenileşim çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Sanayici ve İş İnsanları Derneği (BUSİAD) Başkanı Tuncer Hatunoğlu, bu yıl 19 Kasım’da gerçekleştirilecek Yenilikçilik ve Yaratıcılık Sempozyumu’nun temasının “Oyunu Değiştirenler” olarak belirlendiğini açıkladı. Dijitalleşme ve yapay zekâ başta olmak üzere dünyada yeni bir dönüşüm dalgasının yaşandığını belirten Hatunoğlu, BUSİAD’ın yalnızca bir sivil toplum kuruluşu değil, aynı zamanda geleceğe ilişkin öngörüler üreten bir yapı olarak hareket ettiğini söyledi. Sanayi devrimlerinde sermayenin belirleyici unsur olduğunu, günümüzde ise insan kaynağının öne çıktığını ifade eden Hatunoğlu, Türkiye’nin genç ve nitelikli insan gücünün bu dönüşüm sürecinde önemli bir avantaj sunduğunu kaydetti. Gençlerin teknoloji üretimine yönlendirilmesi ve yetkinliklerinin geliştirilmesi halinde Türkiye’nin yeni dönemin fırsatlarını değerlendirebileceğini dile getirdi. Bursa Yenileşim Ödülü’nün bu yıl yedinci kez sahiplerini bulacağını belirten Hatunoğlu, teknolojinin, iş modellerinin ve müşteri beklentilerinin hızla değiştiği günümüzde yenileşimin kurumlar için vazgeçilmez hale geldiğini söyledi. Son iki yılda ödül sürecinin kapsamlı şekilde yeniden tasarlandığını belirten Hatunoğlu, yeni modelin firmalara yalnızca ödül kazanma fırsatı sunmadığını, aynı zamanda yenileşim kapasitelerini objektif biçimde değerlendirme imkânı verdiğini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fecca5465f-1780477130.jpeg" alt="" width="582" height="388" /></p>
<h2>Değerlendirme modeli yenilendi</h2>
<p>BUSİAD Yenilikçilik ve Yaratıcılık Uzmanlık Grubu Başkanı Tuğba Demirsu Yücetürk ise Bursa Yenileşim Ödülü’nün yalnızca bir ödül programı değil, işletmelerin yenileşim yetkinliklerini ölçebilecekleri ve geliştirebilecekleri bir platform olduğunu söyledi. Son aylarda yurt içi ve yurt dışındaki benzer uygulamaların incelendiğini belirten Yücetürk, Bursa iş dünyasının ihtiyaçlarına uygun, daha profesyonel ve daha fazla katma değer sağlayan bir değerlendirme modeli oluşturduklarını ifade etti. Yücetürk, yenileşimin yalnızca yeni ürün geliştirmekten ibaret olmadığını; liderlik, strateji, insan kaynağı, iş birlikleri, kaynak yönetimi ve süreç iyileştirmelerini kapsayan bütünsel bir dönüşüm alanı olduğunu vurguladı. Bu kapsamda değerlendirmelerin stratejik yönelim, yenileşim kültürü, ekosistem yönetimi, operasyonel çeviklik, teknoloji adaptasyonu, sürdürülebilirlik ve iş sonuçları olmak üzere yedi temel kriter üzerinden yapılacağını söyledi. </p>
<h2>Başvurular başladı</h2>
<p>2026 yılı temasının “Oyunu Değiştirenler” olduğunu hatırlatan Yücetürk, dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve verimlilik alanlarında fark yaratan işletmelerin yanı sıra daha önce ödüle başvuran firmaları da yeniden sürece katılmaya çağırdı. Bursa Yenileşim Ödülü başvurularının 1-30 Haziran tarihleri arasında alınacağını, kazananların ise 19 Kasım 2026’da düzenlenecek sempozyum ve ödül töreninde açıklanacağını bildirdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/busiaddan-oyunu-degistirenler-temasiyla-yenilesim-cagrisi-80346</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/6/1280x720/busiaddan-oyunu-degistirenler-temasiyla-yenilesim-cagrisi-1780477163.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Sanayici ve İş İnsanları Derneği, bu yıl 16’ncısı düzenlenecek Yenilikçilik ve Yaratıcılık Sempozyumu ile 7’nci kez verilecek Bursa Yenileşim Ödülü’nün tanıtımını gerçekleştirdi. BUSİAD Başkanı Tuncer Hatunoğlu ve BUSİAD Yenilikçilik ve Yaratıcılık Uzmanlık Grubu Başkanı Tuğba Demirsu Yücetürk, yenileşimin artık şirketler için bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini vurgulayarak Bursa iş dünyasını ödül sürecine katılmaya davet etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozgur-ozel-en-kotu-senaryo-icin-ikinci-parti-lazim-olabilir-80332</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 08:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgür Özel: En kötü senaryo için ikinci parti lazım olabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeni MYK listesini değerlendirdi. Özel, “Liste bir çaresizliği çağrıştırıyor” dedi.</p>
<p>Mutlak butlan kararının ardından, mesaisine TBMM’de devam eden Özgür Özel, basın mensuplarıyla sohbet toplantısında bir araya geldi, soruları yanıtladı.</p>
<p>Özel’e, zamanlama açısından, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye yaptıkları ziyaret soruldu.</p>
<p><strong>“Kabine değişikliği bize özel yapıldı</strong></p>
<p>Özel, “Ümit ediyorum:  Devlet Bey bu meseleden duyduğu rahatsızlığı ifade etmiştir. Çünkü Devlet Bey’in değerlendirmelerini önemli buluyorum. Onun dışında Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı aynı gün değişmişlerdi. Ve eş zamanlı göreve başladılar. Sonra yaşadığımız sürece bakınca da o kabine değişikliğinin bize özel olduğunu anladık” yorumunda bulundu. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, mutlak-butlan kararının açıklanmasından dakikalar sonra, “demokrasi tarihi açısından önemli bir karar “ yorumuna tepki göstererek, “bu işin bu büyük hukuksuzluğun neresinde olduğunu tam olarak söylüyor. Aslında bu korkunç sürece imzasını atmış oldu. Tarihe o yönüyle geçti. Türkiye'de de dünyada da örneği yoktur” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Dokunulmazlığım kalkacak diye bir endişem yok”</strong></p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisi dahil bazı CHP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için harekete geçeceğine yönelik iddiaların hatırlatılması üzerine Özgür Özel, “Meclisin bayatlamayan haberi fezleke haberidir. Kendimle ilgili bir endişem yok. Zaten kendisiyle ilgili endişe duyan Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir partinin genel başkanlığına soyunmaz. O yüzden kendimle ilgili herhangi bir endişem yok. Ama Türkiye'de çok partili siyasal yaşamın geleceği açısından endişem var. Türkiye’de kamu düzeni açısından endişem var. Demokratik sistem açısından endişem var” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Akın Gürlek’e öfke biriktiriyorum”</strong></p>
<p>Özel, kendisine yönelik fezlekelerin Meclis'e sevk sürecinde özel hayatı üzerinden itibar suikastı yapılacağı iddialarını "psikolojik harp yöntemi" olarak nitelendirdi.</p>
<p>Kendisinin bu konuda en ufak açığı ve korkusu olmadığını aktaran Özgür Özel, " Zaten öyle bir şey olmadığını cümle alem biliyor. Öyle bir şey olsa, Akın Gürlek'e ‘sert kapıya çarptın’ demezdim, onlarla anlaşma yoluna giderdim” dedi.</p>
<p>Hayatını kaybeden Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay ile ilgili iddiaları da hatırlatan Özgür Özel, “Tamamen soytarılık, iftira. Bunları gördükçe sinirleniyorum, kızıyorum, midem bulanıyor. Hayatımda ilk kez öfke biriktiriyorum. Çünkü bu olmaz. Ölmüş bir kadına iftira attıran bir zihniyetle muhatabım. Akın Gürlek’e öfki biriktiriyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Kurultay tartışmaları”</strong></p>
<p>“Kurultay yapılmasına yönelik nasıl bir yol izleyeceksiniz” sorusuna yanıtı Özel’in,  “tüm yolları deneyeceğiz” oldu.</p>
<p>“Bu tıkanmışlık ancak Yargıtay’ın kararı ile aşılabilir” diyen Özgür Özel, “Partinin butlan yönetimi ile Adalet Bakanlığı tandem oynuyor. Şu anda 804 ıslak imzalı kurultay talebi var delegelerden. Giderek artıyor sayı. Karşımızda meşru siyasi rakiplerimiz yok. Karar kesinleşmediği için kurultay yapılamayacağını söyleyenler var. O zaman avukatın bize sorsun. Yargıtay’daki başvuruyu çeksin karar kesinleşir zaten” diye aktardı.</p>
<p><strong>“Müzakere hiç olmadı”</strong></p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu ile yeniden bir müzakere ya da diyalog kanalının açık olup olmadığı sorularına Özel, “Maalesef müzakere kanalı hiç açılmadı. Kemal Bey butlan kararından sonra beni aradı. ‘ne yapmak lazım?’ diye sordu. Ben de, ‘kurultay yapmak lazım’ dedim. ‘yapamazsın diyorlar’ dedi. Ben de, ‘istenilirse yapılır ‘O zaman arkadaşlar otursun konuşsun’ dedi. Ancak o görüşmenin olumsuz sonuçlandığını da aktardı.</p>
<p><strong>“MYK listesi bir çaresizliği çağrıştırıyor”</strong></p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu’nun, dün kamuoyuna duyurduğu MYK listesine ilişkin Özel, “O liste bir çaresizliği çağrıştırıyor. 19 kişilik MYK tedirginlik ve bir al-ver ilişkisiyle sadakat sağlamaya yönelik bir iş. ‘7 kişi yeter partiye’ deyip, 19’a çıktıysa, 12 tane oynayan parça var demektir. Uçak mühendisleri bilir. Her uçaktan önce bütün parçaları yoklayacaksın. Kemal Bey her sabah parçaları yoklaması lazım. Mutlak bir sadakat değil, mutabakat üzerinden sadakat sağlamaya yönelik bir liste” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Yeni parti kurulacak mı?”</strong></p>
<p>Özgür Özel, “yeni bir parti kurulacak mı?” sorularına da şu yanıtı verdi:</p>
<p>“Yeni bir parti var olmalı ama bu felaket senaryosu için bunu düşündük. Baskın seçim olursa veya partinin seçime gitme yeterliliği kaybettirilirse o zaman yeni parti gerekebilir. En kötü senaryoda kullanmak üzere ikinci bir partiyi daha hazır etmek lazım olabilir. Kürt siyaseti bu durumlara karşı iki yedek parti ile seçimlere gidiyordu. Yeniden söylüyorum, ‘CHP’yi bırakıp bu partiye geçiyoruz’ diye bir kararlılığımız ve dilimiz yok. Ben bunu daha önce de söylemiştim. Bunu hani butlan geldi, biz başka tarafa gideriz yerine,  en kötü senaryoda kullanmak üzere düşündük.  Parti zaman kaybediyor. Ama şu anda zemin ve kan kaybetmiyor. Çünkü Özgür Özel ve arkadaşları bu kamuoyu desteğiyle birlikte partinin içindeler. Parti yararına bir görüşme olacaksa, doğrudan değil ama tarafsız aracılar üzerinden sonuç alma ihtimali varsa görüşülür. Bizim sonuçtan ne kastettiğimiz belli, kurultay."</p>
<p>“ Türkiye hukuk devleti olsa mutlak butlan çıkmazdı” diyen Özgür Özel, Mutlak-butlan kararı alanlara da, mutlak butlanla gelen kadrolara da bir fayda sağlayamayacağını belirterek, “Butlanla hareket edenler yapılanları savunamayacak” dedi.</p>
<p><strong>Ekrem İmamoğlu’nun ihraç edileceği iddiaları</strong></p>
<p>Görevden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun partiden ihraç edileceği iddialarına ilişkin de konuşan Özgür Özel, İmamoğlu'nun tutuklandığı dönemde Kemal Kılıçdaroğlu'nun da kendisini cezaevinde ziyaret ettiğini, cumhurbaşkanı adaylığı önseçiminde oy verdiğini anımsatırken ilk kez önemli bir iddiada da bulundu. Özel, Kılıçdaroğlu'na yakın isimleri kastederek, şunları söyledi:</p>
<p>"Ekrem Bey’e, biz bir olalım, Özgür Bey’i indirelim dediler. Ekrem Bey’e cezaevindeyken, genel başkanlık teklif ettiler. İddianame yokken suçsuz olan Ekrem, iftiracılar dökülürken, helallik isterken arkadaşlarımızdan. Şimdi ne oldu da Ekrem Bey hırsız oldu? İddianame yokken suçsuz olan Ekrem, iftiracılar dökülürken, helallik isterken arkadaşlarımızdan. Şimdi ne oldu da Ekrem Bey hırsız oldu?”</p>
<p>Cezası kesilene kadar Ekrem İmamoğlu’na yönelik hiçbir işlemin yapılmayacağı mesajını da verdi.</p>
<p><strong>“Erken ya da baskın seçim senaryoları”</strong></p>
<p>Olası erken ya da baskın seçim senaryolarını da değerlendiren Özel, "Kasım ayında baskın seçim yapacaklarsa ilk oyu ben veririm. Adayımızı çıkarırız, cumhurbaşkanını değiştiririz" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozgur-ozel-en-kotu-senaryo-icin-ikinci-parti-lazim-olabilir-80332</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/2/1280x720/ozel-1780466374.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeni MYK listesini değerlendiren Özgür Özel, “Liste bir çaresizliği çağrıştırıyor.” dedi. En kötü senaryo için ikinci partinin lazım olabileceğini söyleyen Özel, MHP lideri Bahçeli&#039;nin değerlendirmelerini önemli bulduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/renkte-de-fosil-yakit-cagi-bitiyor-80328</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 08:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Renkte de fosil yakıt çağı bitiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Anatolian Colors, Anadolu’nun kadim doğal boya bilgisini biyoteknolojiyle yeniden yorumlayarak petrokimyasal boyalara endüstriyel ölçekte alternatif geliştirmeyi hedefliyor. Kurucu Ortak Sophia Merve İnce’ye göre konu küçük bir “yeşil koleksiyon” değil; rengin petrol sonrası geleceğini kuracak sistem dönüşümü.</strong></p>
<p>Tekstil sektöründe sürdürülebilirlik tartışması uzun süre kumaşın hammaddesi, üretim koşulları ve geri dönüşüm etrafında döndü. Oysa görünmeyen ama çok kritik bir katman daha var: Renk. Bugün giydiğimiz kıyafetlerin büyük bölümünde kullanılan sentetik boyalar, fosil yakıt kökenli kimyasallara dayanıyor. Üretim sürecinde suyu, toprağı ve ekosistemleri etkiliyor; insan sağlığına dair soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Çevresel kirlilikten sucul yaşam üzerindeki etkilere kadar geniş bir risk alanı yaratıyor. Anatolian Colors bu soruya odaklanıyor: Doğal boya, sanayide gerçekten ölçeklenebilir bir alternatif olabilir mi?</p>
<p>Anatolian Colors’ın Kurucu Ortağı Sophia Merve İnce’ye göre şirketin amacı, Anadolu’nun kadim doğal boya bilgisini nostaljik bir miras olarak değil, biyoteknolojiyle yeniden yorumlanan endüstriyel bir çözüm olarak ele almak. Yani mesele yalnızca “doğal renk” üretmek değil; aynı rengi tekrarlanabilir kaliteyle, mevcut sanayi altyapısına uyumlu biçimde ve petrokimyasal boyalara alternatif olabilecek performansta üretebilmek.</p>
<p>Hikâyenin bir diğer boyutu ise tarım. Anatolian Colors, renk pigmentlerinin kaynağını rejeneratif, organik ve biyodinamik tarım modelleriyle ilişkilendiriyor; üretimin başlangıcını toprağın sağlığı, biyoçeşitlilik ve ekosistem dayanıklılığıyla birlikte ele alıyor. Şirket, üretim sürecinde su kullanımında yüzde 85 azalma, yenilenebilir enerji kullanımı ve atıkların yeniden değerlendirilmesi gibi başlıkları da çözümün parçası olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Bu nedenle Anatolian Colors’ın hikâyesi yalnızca bir girişimcilik hikâyesi değil. Aynı zamanda tekstilin petrol sonrası geleceğine, markaların regülasyon ve tüketici baskısı karşısında nasıl dönüşeceğine, spor giyimden lüks segmente kadar “performans” ve “sağlık” kavramlarının nasıl yeniden tanımlanacağına dair önemli bir tartışma alanı açıyor.</p>
<p>Sözü Anatolian Colors’ın Kurucu Ortağı Sophia Merve İnce’ye bırakalım;</p>
<p><strong>Geliştirdiğimiz teknoloji mevcut sanayi altyapısıyla tamamen uyumlu</strong></p>
<p>“Doğal boya, 1800’lerin sonlarından bu yana ölçeklenebilirlik, maliyet, renk çeşitliliği, performans ve proses kontrolü gibi nedenlerle sanayide gerçek bir alternatif olamadı. Biz Anatolian Colors olarak bu problemi biyoteknolojiyle çözdük. Bugün geliştirdiğimiz teknolojiyle; ışık, yıkama ve sürtme haslığı açısından endüstriyel performansa ulaşabiliyor, tam tekrarlanabilirlikle her üretimde aynı sonucu elde edebiliyoruz. En önemli noktalardan biri ise teknolojimizin mevcut sanayi altyapısıyla tamamen uyumlu olması. Yeni makine yatırımı gerektirmeden mevcut sistemlerde uygulanabiliyor ve petrokimyasal boyalar gibi tonlarca kumaşı endüstriyel ölçekte boyayabiliyoruz.”</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fba1ff179d-1780464159.png" alt="" width="334" height="433" /><strong>Tekstil sektörü zorunlu bir dönüşüm sürecine girdi</strong></p>
<p>“Tekstil sektörü artık zorunlu bir dönüşüm sürecine girdi. Ağır çevresel etkiler, Avrupa Birliği regülasyonları ve petrokimyasallardan uzaklaşan yeni tüketici beklentileri markaları değişime zorluyor. Özellikle Avrupa, Amerika ve Uzak Doğu’da; eğitim seviyesi ve çevresel farkındalığı artan kullanıcılar artık ne giydiğinin içeriğini, nasıl üretildiğini ve doğaya ve kendi sağlıklarına direkt etkisini sorguluyor. Markalar da aslında bu dönüşümü büyük ölçüde tüketici talebi nedeniyle tercih ediyor.”</p>
<p><strong>Renkleri biyoteknolojiyle endüstriyel performansa taşıyoruz</strong></p>
<p>“Sadece rejeneratif tarım değil; organik ve biyodinamik tarım da bu işin en temel parçası. Çünkü geliştirdiğimiz biyo-organik pigmentlerin içindeki renk DNA’sının çok büyük bir kısmı doğrudan bu tarım modellerinden geliyor. Biz sürece yalnızca boyama tarafından bakmıyoruz. Zararlı kimyasallar içermeyen, toprağı ve ekosistemi dönüştüren bir tarım modeliyle başlıyor; ardından bu renkleri biyoteknolojiyle endüstriyel performansa taşıyoruz.”</p>
<p><strong>Spor giyimde görünmeyen risk: Boyanın ciltle teması</strong></p>
<p>“Bizim ilk 10 müşterilerimizden biri global önemli bir spor markası. Çünkü özellikle spor giyim sektöründe artık performans kadar insan sağlığı da kritik bir konu haline geldi. Bugün birçok büyük marka, tekstilde kullanılan petrokimyasal içerikler nedeniyle ciddi regülasyon baskıları ve davalarla karşı karşıya. Petrokimyasal bazlı boya maddeleri deri yoluyla vücuda geçebiliyor ve özellikle terleme bu geçişi daha da hızlandırabiliyor. Spor giyimde ürünlerin ciltle uzun süre ve yoğun temas halinde olması, bu konuyu çok daha hassas hale getiriyor.”</p>
<p><strong>Sürdürülebilir koleksiyon değil, sistem dönüşümü</strong></p>
<p>“Önümüzdeki dönemde petrol bazlı endüstrilerin tamamen yok olacağını düşünmüyorum. Ama biyo-organik ve doğayla olması gereken uyumda geliştirilen teknolojilerin en az yarı yarıya yeni standart haline geleceğine inanıyorum. Biz de bu yüzden bu dönüşüme sadece ‘niş bir koleksiyon’ yaklaşımıyla bakan markalarla çalışmayı tercih etmiyoruz. Eğer amaç sadece küçük bir sürdürülebilir koleksiyon çıkarıp arka tarafta aynı petrokimyasal sistemi devam ettirmekse, bu bizim uzun vadeli yaklaşımımızla örtüşmüyor. Biz markalarla birlikte aynı dönüşüm yolunda yürümek ve birlikte büyümek istiyoruz. Onlar bu sistemleri gerçekten desteklediğinde, biz de teknolojimizle onları en güçlü şekilde destekliyoruz.”</p>
<p><strong>Kendimizi biyoteknoloji şirketi olarak tanımlıyoruz</strong></p>
<p>“Anatolian Colors’ı bir girişimden çok, ölçeklenme aşamasına geçmiş bir biyoteknoloji şirketi olarak tanımlıyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, tekstil sektöründe petrokimyasal boyalarla fiyat eşitliğine ulaşacağımız günlerin çok uzak olmadığını düşünüyoruz. Ama bizim için tekstil aslında sadece başlangıç. Rengin bulunduğu diğer alanlarda da çok ciddi AR-GE çalışmalarımız var. Kozmetik, gıda, pastel kalemler, duvar boyaları gibi birçok farklı sektörde bu biyoteknolojiyi geliştirmeye devam ediyoruz. Uzun vadede hedefimiz, rengin olduğu her alanda petrokimyasal sistemlere alternatif olabilecek biyo-organik bir teknoloji altyapısı kurmak.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“Bizi bu yola sokan şey ‘bilmeme cesaretiydi"</strong></span></p>
<p>“Yola çıkarken ilk başta çok zorlandığımızı söyleyemem. Çünkü ne kadar zor ve dünyada bugüne kadar tam anlamıyla çözülememiş bir alana girdiğimizi bilmiyorduk. Ama sanırım bizi bu yola sokan şey de biraz o ‘bilmeme cesaretiydi’. Zamanla en zorlayıcı konu teknolojinin kendisinden çok, içinde bulunduğumuz yapı ve koşullar oldu. Özellikle Türkiye’de; Avrupa’daki benzer biyoteknoloji, sürdürülebilirlik ve iklim pozitif girişimlerin sahip olduğu regülasyonlar, devlet destekleri ve dönüşüm mekanizmalarının sınırlı olması, süreç ilerledikçe çok daha görünür hale geldi. Genç girişimcilere tavsiyem şu olur: Bazen fazla bilmek insanı durdurabiliyor. Eğer gerçekten dünyada daha önce yapılmamış bir şeye giriyorsanız, bazen her şeyi yüzde yüz hesaplamadan, o heyecan ve cesaretle yola çıkmak gerekiyor.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ISPO’dan Altın Madalya aldı</strong></span></p>
<p>ISPO, spor ve outdoor dünyasının küresel nabzının attığı en önemli platformlardan biri. Bu platformda alınan bir ödül, yalnızca bir başarı belgesi değil; malzeme, performans ve sürdürülebilirlik iddiasının uluslararası ölçekte test edilip görünür hale gelmesi anlamına geliyor. Anatolian Colors’ın aldığı altın madalya bu nedenle çok değerli. Sophia Merve İnce şöyle anlatıyor: “ISPO gibi global bir ödülde altın madalya almanın bizim için anlamı, bu alandaki mevcut biyoteknolojilerin önüne geçtiğimizin resmileşmesi ve uluslararası ölçekte kabul edilmesi oldu. Açıkçası Türkiye bunun etkisini henüz tam anlamıyla fark etmiş değil ama Avrupa fark etti. Paris Première Vision ve ISPO sonrası özellikle Avrupa ve Amerika’daki global ve hatta lüks segment markalardan çok güçlü dönüşler aldık. Çünkü artık herkese bu alandaki en ileri teknolojiyi geliştirdiğimizi çok daha net gösterebiliyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/renkte-de-fosil-yakit-cagi-bitiyor-80328</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/8/1280x720/sophia-merve-ince-1780464199.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Renkte de fosil yakıt çağı bitiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/komurde-kimya-ve-tarim-donusumu-sart-80327</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kömürde ‘kimya ve tarım’ dönüşümü şart</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Küresel piyasalarda İran ile ABD-İsrail arasında patlak veren savaşla başlayan enerji krizi ve lojistik tıkanıklıklar yerli kaynakların önemini yeniden gündeme getirirken, Kömür Üreticileri Derneği (KÖMÜRDER) Başkanı Muzaffer Polat, sektörün geleceğine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Savaşın ilk dönemlerinde küresel kömür fiyatlarının ton başına 90 dolardan 130 dolara tırmandığını hatırlatan Polat, fiyattan ziyade lojistik hatlardaki tıkanıklıkların sektörü zorladığını belirtti. Navlun ve sigorta maliyetlerinin ikiye katlandığını ifade eden Polat, "Belirsizlik sürüyor. Yaz aylarının gelmesi ve klimaların tam gaz çalışması termik santralleri tam yüke bindiriyor. Eskiden kışın artan kömür satışı, artık yazın santrallerin verim tırmanışıyla hız kazanıyor. Fiyatların ve navlunun oturmadığı bu kriz dönemleri, yerli kömürün değerinin en net anlaşıldığı zamanlardır. Savunma sanayiindeki yerlilik askeri açıdan bizi nasıl güvende hissettiriyorsa, yerli enerji de ekonomik açıdan güvence sağlar" dedi.</p>
<h2>Yerli kömür kotası konmalı </h2>
<p>Maliyetlerin dünya genelindeki emtia dalgalanmaları nedeniyle yükseldiğini, Rusya’nın uyguladığı özel fiyat politikası sebebiyle ithal kömürün birim kalorisinin yerli maliyetin altına inerek üreticiyi pazarsız bıraktığını kaydeden Polat, devletle yürüttükleri görüşmeler neticesinde olumlu gelişmeler yaşandığını aktardı. Soma kazası sonrası yürürlüğe giren ancak zamanla azaltılan ‘yeraltı maden işçisi desteğinin’ yeniden bir asgari ücret seviyesine çıkarılacak olmasının sektörü rahatlatacağını söyleyen Polat, pazar sorununa karşı ise şu önerilerde bulundu: "Devletimiz üretim artışına destek veriyor ancak üretimi artırmak için müşterinizin olması şart. Bu nedenle pazar desteği, yani kota zorunluluğu talep ediyoruz. İthal kömür kullanan termik santrallere en az yüzde 20 yerli kömür zorunluluğu getirilmelidir. Çimento fabrikaları şu an yoğun şekilde petrokok ve Avrupa'nın atıklarını kullanıyor. Bu tesislerde de en az yüzde 40-50 oranında yerli kömür kullanma mecburiyeti olmalı."</p>
<h2>Çin, kimyada yoğun kullanıyor </h2>
<p>Kömürün dünyadaki teknolojik dönüşümüne dikkat çeken Polat, kömürü gazlaştırma teknolojisi (sin gaz) sayesinde plastik sanayisinin hammaddeleri olan polietilen ve polipropilen dahil her türlü kimyasala ulaşılabileceğini anlattı. Küresel kimya devlerinin hızla kömüre yöneldiğini belirten Polat, Çin örneğini vererek şöyle devam etti: "Çin, geçen yıl sadece kimya sektöründe 350 milyon ton civarında kömür kullandı. Türkiye'nin yıllık toplam kömür tüketiminin 30 milyon ton olduğu göz önüne alınırsa, Çin sadece kimya sanayisinde bizim toplam tüketimimizin 10 katı kömür harcıyor. Amerika, Rusya, Kanada ve Hindistan da bu dönüşümün içinde. Küresel krizde üre gübresi fiyatları dünya genelinde %70 artarken Çin’de sabit kaldı; çünkü üreyi petrolden değil yerli kömürden üretiyorlar. Türkiye ürede ciddi bir ithalatçı. Türk maden sektörü olarak şu anda bu teknolojilere ve sermayeye sahip yabancı yatırımcılarla, özellikle Çinlilerle ortaklıklar ve yatırım imkanları üzerine yoğun görüşmeler yürütüyoruz."</p>
<h2>Ürenin tonu 800 dolara geliyor </h2>
<p>Kimyasal gübre kullanımı nedeniyle çoraklaşan Türkiye topraklarının hümik asit ve organik maddelerle zenginleştirilmesi gerektiğini, bunun da genç kömürlerde fazlasıyla bulunduğunu kaydeden Polat, "Kahramanmaraş Elbistan bölgemizdeki kömürlerin üzerinde yer alan 'gitya' adlı kalsiyum kaynaklı örtü, Karadeniz’deki çay tarlalarının en çok ihtiyaç duyduğu maddedir. Kömürün tonu 100 dolarken, kömürden üretilen üre gübresinin tonu 750-800 dolara ulaşıyor. Kömürü o kara algısından çıkarıp katma değerli yeşil teknolojilerle buluşturmalıyız" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İHRACAT İÇİN OCAKLARIN BÜYÜMESİ GEREKİYOR</span></h2>
<p>Türkiye'nin ihracat potansiyelini değerlendiren Muzaffer Polat halen Trakya'dan Balkan ülkelerine yapılan küçük ölçekli ihracatın büyütülebileceğini ifade etti. İhracat başarısının tamamen yatırıma ve ocakların büyümesine bağlı olduğunu dile getiren Polat, "Ocak büyüdükçe üretim çoğalır, maliyet düşer ve rekabet şansımız artar. Özellikle Soma ve Tunçbilek gibi bölgelerimizin kömürleri 5 bin kalorinin üzerine çıkıyor. Bunlar dünya pazarlarında çok rahat alıcı bulabilecek kıymetli kömürlerdir. İç pazarda kota desteğiyle güçlenen bir sektör, bu yüksek kaliteli ürünlerle dünyaya açılarak ülkeye ciddi bir döviz girdisi sağlayabilir" diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/komurde-kimya-ve-tarim-donusumu-sart-80327</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/7/1280x720/muzaffer-polat-1780463765.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KÖMÜRDER Başkanı Muzaffer Polat, kömürün sadece bir yakıt olmadığını, gelişen teknolojilerle kimya ve tarımda yüksek katma değerli hammaddeye dönüştürülebileceğini dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-gelisme-icin-guven-esastir-80326</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik gelişme için güven esastır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomik büyümenin kalitesi ve sürdürülebilirliği, yalnızca sermaye, teknoloji ve üretim kapasitesine değil; kurallara, kurumlara ve hukuka duyulan güvene de bağlıdır.</strong></p>
<p>Ekonomik gelişme için güven, görünmeyen ama ekonominin bütün çarklarını döndüren temel “kurumsal sermaye”dir. İktisat literatüründe güven; bireylerin, şirketlerin ve yatırımcıların geleceğe ilişkin beklentilerini şekillendiren, işlem maliyetlerini düşüren ve yatırım kararlarını hızlandıran bir unsurdur. Bu nedenle güven sadece “psikolojik” değil, doğrudan ekonomik bir üretim faktörüdür. Sermaye hareketleri serbest iken, özellikle doğrudan sermaye yatırımları, güven faktöründen doğrudan etkilenir.</p>
<p>Serbest piyasa sisteminde, gelecek beklentileri üzerine kuruludur. Beklentileri şekillendiren ise “güven”dir. Eğer ekonomide güven varsa; hane halkı tasarruf eğilimi artar, harcamalar yavaşlayabilir, şirketlerin yatırım kararları artış gösterir, kredi hacmi artar, yabancı yatırımcı ülkeye gelir ve sermaye getirir, Türk lirasına güven artar ve tasarruflar finansal sisteme girer, dolarizasyon zayıflar ve sonuç olarak ülkenin risk primi düşer. Ekonomik literatürde bu duruma; “güven, işlem maliyetlerini düşürür” denir. Nobel ödüllü iktisatçımız Daron Acemoğlu’nun da vurguladığı gibi, “kurumsal güven tesisi (ve artışı) ekonomik performansı artıracaktır”.</p>
<p>Para politikasına (Merkez Bankasına) güven konusunu bu yazımda ele almayacağım. Asıl önem verdiğimiz, konunun güncel olmasını da değerlendirerek, “kurumsal güven” konusu olacaktır. Ekonomik büyüme ve gelişme açısından “kurumsal güven” şu hususları gündeme getirmektedir: Yatırımcı, Kurallar değişir mi? Vergi politikası öngörülebilir mi?, Hukuk sistemi öngörülebilir mi? sorularına cevap ister. Bu sorulara verilecek cevap belirsizliği artıracak ya da azaltacaktır.</p>
<p>Güven ekonomik büyümenin temelidir, yatırım kararlarının belirleyicisidir. Güven olmadan büyümek mümkün olabilir. Ancak bu büyüme kaliteli ve sürdürülebilir olmayacaktır. Bir yatırımcı yalnız bugünkü karlılığı değil, gelecekte kuralların değişip değişmeyeceğini de düşünür. Yatırımcı açısından, hukuk güvenliği olmadan uzun vadeli yatırım zorlaşır. Yabancı sermaye girişi de güven varsa artar.</p>
<p>Türkiye şu aşamaya kadar, güven konusunu önemsemeden büyümeyi gerçekleştirebilmiş ve bunun mekanizması olarak da ekonomiyi krediyle ve vergi aflarıyla desteklemek, inşaat, dayanıklı tüketim ve genel olarak ticareti canlandırmak ve tüketimi teşvik etmek yollarını denemiştir. Bu süreçte dövize ve TL dışı enstrümanlara talep artmış, Merkez Bankası rezerv kaybı yaşamış ve süreç farklı nitelikteki krizlere götürmüştür. Bu şekilde büyüme, doğrudan yabancı sermaye girişi olmadan da gerçekleştirilebilmiştir. Ancak, sermaye birikimi sorunu yaşayan bir ülkenin, uzun vadeli yabancı sermaye girişi olmadan sürdürülebilir büyümeye ulaşması zordur. Kurumsal (Hukuksal) güven unsurunu göz ardı ederek yabancı sermaye ile uyumlu çalışmak uzun vadede mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Güven olmadan sürdürülebilir kalkınma olmaz, çünkü uzun vadeli yatırım gelmez, teknoloji transferi yavaşlar, doğrudan yabancı yatırım çok azalır ya da yok olur, tasarruflar TL dışı enstrümanlara yönelir, dövize talep artar, verimlilik artışı yavaşlar, ekonomide istikrar bozulur. Sonuç olarak, bu süreçte elde edeceğiniz zayıf büyümeler sizi kalkınmış bir ekonomiye dönüştürmeyecektir.</p>
<p>Hukuk güvenliği zayıfladığı zaman, yabancı sermaye tek tip davranmaz. Ancak net olarak ortaya, artan yatırım maliyetleri, vadesi kısalmış ve niteliği bozulmuş mali yatırımlar çıkar. Doğrudan yatırım için gelen yabancı sermaye, Mülkiyet hakkım korunur mu?, Sözleşmeler uygulanır mı? Mahkemeler öngörülebilir mi?</p>
<p>Kurallar (regülasyon) aniden değişir mi? sorularını sorar. Hukuk güvenliği zayıfsa eğer, yatırımlarını erteler ya da vazgeçer veya başka ülkelere gider. Hukuki riskin artması, portföy yatırımcısını da korkutur ve daha hızlı bir kaçışa sebep olur. Bütün bu gelişmeler gün sonunda risk priminin artmasına ve ülkede genel olarak sermaye maliyetinin yükselmesine yol açar. Bu sonuç, Türkiye gibi ülkelerde gelir dağılımını hızla bozar. Yeterince varlığı olmayan ve sabit gelirli olanlar giderek daha fazla fakirleşir.</p>
<p>Yerli sermaye de ortaya çıkan politik ve hukuksal gelişmeler nedeniyle kendisini güvende hissetmediğinde, yurt dışına varlık transferi yapma, yatırım kararlarını erteleme ve TL dışı enstrümanlara yönelme tercihlerini kullanabilir. Nitekim Türkiye’ de böyle bir eğilim olduğu da gözlenmektedir. Hukuk güvenliği, yabancı sermaye açısından bir etik tercih değil, yatırımın fiyatlama parametresidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-gelisme-icin-guven-esastir-80326</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik büyümenin kalitesi ve sürdürülebilirliği, yalnızca sermaye, teknoloji ve üretim kapasitesine değil; kurallara, kurumlara ve hukuka duyulan güvene de bağlıdır. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahvilde-temerrude-dusen-sirketlerin-yuksek-ozguveni-nereden-kaynaklaniyor-80325</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahvilde temerrüde düşen şirketlerin &#039;yüksek özgüven&#039;i nereden kaynaklanıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küçük yatırımcı Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) uyurgezer denetimi altında bazı şirketlerde patronların çevirdiği “antin kuntin” işler nedeniyle zorda. Bu şirketlerden birisi olan Borlease araç filosunu büyütmek için SPK’nın izniyle boyundan büyük işlere girip tahvil ihraç etmiş ama vadesi gelince ödemeyi yapamamış. Vade uzatılmış yine ödeyememiş. Arkasından hemen açıklama gelmiş: Bankalarla görüşüyoruz, borç yapılandırması tamamlanınca ödeyeceğiz. Bir diğeri olan ve Merkez Kayıt Kuruluşu’nun (MKK) en verilerine göre 175 bin yatırımcısı bulunan Kontrolmatik’te ise patronlar ortada yok. O kadar çok hisse satmışlar ki adları şirket karnesinde gözükmüyor. Şirketin ihraç ettiği tahvillerin vadesi gelmiş, yine ödeme yok. Ama açıklama aynı: Borç yapılandırma görüşmeleri sonuçlanınca ödeyeceğiz. Yani iki şirket de borç yapılandırmasının “olumlu” sonuçlanacağından o kadar eminler ki “dereyi görmeden paçayı sıvayıp” konuşuyorlar. İhraç ettikleri tahviller ya da hisse senetleri bugün borç yapılandırması için masaya oturdukları bankaların fonları tarafında alındı da ondan mı acaba bu kendine güven diye sormadan edemiyor insan?</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fb67149c55-1780463217.jpg" alt="" width="500" height="281" />
<figcaption><strong>Borlease araç filosunu büyütmek için SPK’nın izniyle boyundan büyük işlere girip tahvil ihraç etmiş ama vadesi gelince ödemeyi yapamamış. Vade uzatılmış yine ödeyememiş.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bu iki şirketten Kontrolmatik ile ilgili tahvil temerrüdünün yanı sıra başka ilginç gelişmeler de var. X’te Mad Men takma adlı finansçı yaptığı paylaşımla binlerce yatırımcının derdini dile getirmiş. Aynen aktarıyorum: “#KONTR tarafında olan biteni izliyorum da... Artık gerçekten hiçbir şeye şaşırmıyorum. "Daha ne kadar olumsuz haber duyabiliriz ki?" diyoruz, üzerine her gün bir yenisi ekleniyor.</p>
<p>Olan küçük yatırımcıya oldu. En son gelen KAP haberini gördünüz; VİOP'taki tahtaları da kapandı. Artık yeni sözleşme açılmayacak, orada da işlem görmeyecekler. Önce bedelli yap, sonra "finansal koşullar" deyip temerrüde düş, şimdi de VİOP'tan çık...</p>
<p>Ama asıl acı olan ne biliyor musunuz? Tahta resmen sahipsiz bırakıldı. Ortaklık tablosuna açıp bakıyorsunuz, patronlar ortada yok. "Kaçtılar" demek istemiyorum ama bütün mallarını satmışlar, payları %5'in bile altına düşmüş. Artık ortaklık tablosunda isimleri bile görünmüyor, resmen sessiz sedasız "exit" olmuşlar. Olan yine şirkete güvenip bu sahipsiz tahtada bekleyen küçük yatırımcıya oldu. Gerçekten inanılmaz bir hikaye izliyoruz... Yazık.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahvilde-temerrude-dusen-sirketlerin-yuksek-ozguveni-nereden-kaynaklaniyor-80325</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahvilde temerrüde düşen şirketlerin &#039;yüksek özgüven&#039;i nereden kaynaklanıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/18-holding-listeye-girmeyi-basardi-yuzde-40-baraji-yatirim-holdingler-asti-80324</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> 18 holding listeye girmeyi başardı, yüzde 40 barajı yatırım holdingler aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada 18 holdingin kârlılık rasyosu ezber bozuyor. Özkaynak kârlılığı %40’ı aşan şirketlerin boy gösterdiği ve Hedef Holding’in ilk sırada yer aldığı tablo, sermayeyi kimlerin daha verimli kullandığını söylüyor. Köklü holdinglerin diplerinde kalması ise sorgulamayı zorunlu kılıyor.</strong></p>
<p>Yatırımcılar, holding kavramını duyduğunda Koç veya Sabancı gibi büyüklerin her zaman verimlilik tablolarında en üstte yer alacağına inanma eğilimindedir. Bilançoların detaylarına bakıldığındaysa Hedef Holding veya Ral Yatırım Holding gibi yatırım şirketlerinin en tepede yer alması yatırımcıyı şaşırtsa da somut gerçeklik olarak öne çıkıyor. Ancak özkaynak kârlılığında %50 barajını aşmak önemli bir başarı olsa da yatırım holdinglerinin kâr marjlarındaki artışın asıl dayanağı ellerindeki finansal portföylerin borsa yükselişiyle beraber değerlenmesi. Sanayi gruplarının büyük varlık tabanıyla bu oranları yakalaması beklenmemeli.</p>
<h2>Özkaynak kârlılığı yüksekler</h2>
<p>Ral Yatırım Holding %50,54 ile sıralamaya giren holdingler arasında en yüksek özkaynak kârlılığına sahip firma konumunda. Şirket, yılın ilk çeyreğinde gelirini %286 büyütürken dönem sonu net kârı %145 artış ile 1,2 milyar TL’ye yükseldi. Hissenin fiyatı 18 Mart’ta en düşük 134,50 TL iken 11 Mayıs’ta en yüksek 401,75 TL’ye kadar çıktı. Sonrasında geriledi. Global Yatırım Holding, %40,77 özkaynak kârlılığı ile ikinci sırada yer alıyor. Şirket zaman zaman geri alımlarla fiyatı destekliyor. Son olarak 15 TL’den gerçekleştirdiği alımla pay miktarını %1,65’e çıkardı. Yılın ilk çeyreğinde gelirini düşüren firma, net dönem kârını %23 artışla 709,6 milyon TL’ye yükseltti.</p>
<h2>Özkaynak kârlılığı düşük olan</h2>
<p>Sıralamaya girmeyi başaran şirketlerden GDD Holding %0,8 özkaynak kârlılığı ile sonda duruyor. Defter değerinin altında fiyatla işlem gören hissede firma zaman zaman geri alımlar yapmakta. Son alımı 12 Mayıs’ta yaparken sermayedeki payı %12,42’ye yükseldi. Hisse, şimdilerde Temmuz 2023’te ulaştığı 5,95 TL bölgesinde işlem görüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fb49d8e131-1780462749.png" alt="" width="900" height="481" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SEKTÖR KARŞILIĞI MI, KİŞİSEL HEDEF Mİ?</strong></p>
<p><strong>Sektör karşılığı</strong>; ölçüm, makro uyum, risk kontrolü, ulaşılabilir rota. Yüksek stres, sürü psikolojisi, bireysel uyumsuzluk, referans karmaşası.</p>
<p><strong>Kişisel hedef</strong>; odaklanma, bağımsız duruş, çıkış kolaylığı, konfor, motivasyon gücü. Enflasyon tuzağı, yanılgı riski, duygusal yaklaşım, fırsat körlüğü.</p>
<p><strong>Yabancı ortaklık söylentilerinin arkasında spekülatif piyasa dinamikleri olabilir</strong></p>
<p>Alkim Kimya’nın yabancılara satılmasıyla ilgili son gelişmeler ne durumda? ● Kerem Bilir</p>
<p>Kerem, borsada ateş olmayan yerden duman çıkmaz algısı yaygın olsa da, bu tür yabancı ortaklık veya satın alma söylentilerinin resmi olarak yalanlandığı durumlarda arka planda genellikle şirket gerçeklerinden ziyade piyasa spekülasyonları yatmaktadır. En yaygın neden, hisse fiyatında suni bir dalgalanma yaratmak isteyen spekülatif grupların veya sosyal medya fenomenlerinin, küçük yatırımcıyı tahtaya çekmek için ilgi çekici hikayeler uydurarak bir algı operasyonu yapma arzusudur. Şirket geçtiğimiz nisanda bu iddiaları kesin bir dille yalanladı.</p>
<p><strong>Rezerv büyümesi için güçlü potansiyel olsa da henüz kesinleşmiş bir kaynak değil</strong></p>
<p>Tureks Madencilik’in yeni mermer ruhsatı ile birlikte rezervi ne kadar büyüdü? ● İbrahim Pancarlı</p>
<p>İbrahim, Tureks Turunç Madencilik’in Sandıklı’da II-B Grubu mermer sahası için aldığı yeni ruhsat, şüphesiz firmanın gelecekteki rezervlerini büyütme potansiyeli taşıyan pozitif bir adımdır. Sahanın Türkiye’nin en değerli mermer yataklarına ev sahipliği yapan Afyon bölgesinde bulunması ve kararın Ar-Ge çalışmalarına istinaden alınması bu sahanın verimliliğine dair beklentileri güçlendirmekte. Ancak şirketin aldığı belgenin bir işletme ruhsatı olmadığı henüz bir arama ruhsatı olduğu atlanmamalı. Yani ticari boyutu belirsizliğini sürdürüyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>NAU altın fonu güvenli liman arayan yatırımcıya bir yılda %56 getiri sağladı</strong></p>
<p>Neo Portföy’ün yönetiminde olan Altın Fonu (NAU), yükselen eğilimi ile öne çıkıyor. Ancak fon, 30 Ocak günü en yüksek 3,70 TL’yi test ettikten sonra kademeli olarak geriledi. Zayıf seyrin öne çıktığı fonun hacmi de küçülmekte. Ocakta 4,1 milyar TL büyüklüğündeyken, mayısta 2,68 milyar TL’ye kadar indi. Şubattan bu yana düzenli olarak nakit çıkışı yaşanıyor. Son olarak mayısta giden tutar 254,9 milyon TL. Azalan ilgi yatırımcı sayısındaki düşüşle de kendisini hissettiriyor. Aralıkta 15.182 olan yatırımcısı şimdilerde 11.792’ye gerilemiş durumda. NAU; altın ve altına dayalı enstrümanlara yatırım stratejisi ile hareket ediyor. Portföyünün %95,55’i kıymetli madenlerden ve %4,70’i fonlardan oluşuyor. Yıllık bazda %56,02 getiri elde etti. Altın fonlarının ortalaması olan %56,52’ye paralel hareket ediyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Deniz Eko Enerji, piyasadan TLREF + %5,5 faizle 300 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Deniz Eko Enerji, nitelikli yatırımcılara yönelik 01.06.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 300.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 5,5 düzeyinde bulunuyor. 179 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 27.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 1 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Deniz Eko Enerji’nin verdiği %5,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için uygun bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte ihraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFDEKOK2628 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fb4d908d90-1780462809.png" alt="" width="233" height="170" /></strong></p>
<p><strong>Tekfen mayısın ikinci haftasından  sonra gerilese de son günlerde yükseliyor</strong></p>
<p>Tekfen Holding’de fonlar alım ağırlıklı işlem yapıyor. Portföylerindeki miktar %26,24 ile toplamda 579,5 bin lot artarak 2,79 milyona çıktı. Hissedeki fon sayısı 35’den 31’e indi. Z30KP.F 728,2 bin lot ile en fazla alımı yaparken, FDG 267,1 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Hisse için bugüne kadar 2 aracı kurum öneride bulundu, model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi Gedik Yatırım 104 TL ile verdi. En düşük öneri 92,70 TL ile Ünlü Yatırım’dan geldi. Her iki kurumun önerisi işlem fiyatının altında.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fb50cadc5f-1780462860.png" alt="" width="800" height="202" /></p>
<p><strong>METROPAL KURUMSAL HİZMETLER</strong></p>
<p><strong>Ar-Ge odaklı büyüme hedefiyle inovasyon ve teknoloji merkezini kurmayı hedefliyor</strong></p>
<p>Metropal Kurumsal Hizmetler, teknoloji inovasyonu ve Ar-Ge faaliyetlerini geliştirmek amacıyla KOSGEB’in Teknoloji Merkezi Destek Programı’na başvuru yapma kararı aldı. Süreç kapsamında Teknoloji Merkezi ünvanlı yeni bir şirket kuracağını belirtti. Hizmet şirketlerinin yenilikçi çözümler üretmek için teknoloji ve Ar-Ge birimlerini ayrı tüzel kişilikler altında kurgulaması sürdürülebilir büyüme için etkili bir yöntemdir. Bu yatırımları KOSGEB gibi kamu destek programlarıyla fonlamak, başlangıç maliyetlerini minimize ederken inovasyon kapasitesini destekler.</p>
<p><strong>GEN İLAÇ</strong></p>
<p><strong>İlişkili taraf sinerjisiyle devlet kurumlarına yüksek miktarda ilaç tedarik edecek</strong></p>
<p>Gen İlaç, Devlet Malzeme Ofisi’nin (DMO) 3 aylık ilaç alım ihalesinde, yetkilendirilmiş ilişkili tarafı Salutem Ecza Deposu’nun kazandığı kalemlerin kendisi tarafından tedarik edileceğini bildirdi. Bu kapsamda DMO ihalesinin Gen İlaç’ın satışlarına toplam katkısının 641,5 milyon TL olacağını belirtti. İlaç sektöründe kamu kurumlarının hacimli alım ihalelerine doğrudan veya bayiler aracılığıyla ana tedarikçi olarak girmek, ciro tabanını güvence altına alan bir adımdır. Alınan yüksek montanlı sipariş, kapasite kullanım oranını artırarak brüt karlılığa katkı yapacak.</p>
<p><strong>TARKİM BİTKİ KORUMA</strong></p>
<p><strong>Yeni fabrikasına kademeli olarak taşınmaya başladı. İlk olarak idari birim gitti</strong></p>
<p>Tarkim Bitki Koruma, idari faaliyetlerini Turgutlu OSB’de yapımı devam eden yeni fabrikasına taşıdığını, üretim ve lojistik operasyonlarının ise bir süre daha mevcut lokasyonunda süreceğini duyurdu. Yeni tesiste makine ve ekipman kurulumlarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti. Yeni fabrika yatırımlarında idari ve operasyonel birimlerin eş zamanlı olmayan, kademeli bir planla taşınması üretimin aksamasını önleyen doğru bir geçiş stratejisidir. Yeni tesisin tam kapasiteyle devreye girmesi, uzun vadeli üretim ve pazar payını genişletecek itici bir güç olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/18-holding-listeye-girmeyi-basardi-yuzde-40-baraji-yatirim-holdingler-asti-80324</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 18 holding listeye girmeyi başardı, yüzde 40 barajı yatırım holdingler aştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gubre-krizi-tarlaya-ulasti-80323</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gübre krizi tarlaya ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fb2505165e-1780462160.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Orta Doğu’daki krizin merkezi petrolden gübreye taşınıyor. Küresel tahıl arzı bugün için rahat görünse de, yükselen gübre maliyetleri, ekim kararlarındaki değişimler ve yeniden güçlenen El Nino riski 2027 yılı için yeni bir belirsizlik dönemi yaratıyor.</p>
<p>Tarım piyasalarındaki en büyük endişe, dünya gübre ticaretinin önemli bir bölümünün Orta Doğu kaynaklı olması. Kpler verilerine göre dünya deniz yoluyla taşınan azotlu gübre ticaretinin yaklaşık dörtte biri Körfez bölgesinden gerçekleştiriliyor. Ancak savaş nedeniyle lojistik akışlar ciddi şekilde aksadı. Şu anda 40'tan fazla gemide taşınan 2 milyon tonun üzerindeki gübre yükünün Ortadoğu Körfezi'nde beklediği belirtiliyor. Tahıl ticaretinde alternatif rotalar ve limanlar devreye girerken, gübre ihracatında benzer ölçekte bir telafi mekanizması henüz oluşmuş değil.</p>
<p>Sonuç olarak küresel gübre fiyatları yeniden yükselişe geçti. ABD'nin bazı bölgelerinde üre fiyatları ton başına yaklaşık 1.000 dolara kadar çıktı. bu durum çiftçilerin gübre kullanımını azaltmasına yol açabilir ve etkileri birkaç hasat dönemi boyunca hissedilebilir.</p>
<h2>“Savaşın tarımda etkisi daha yeni başlıyor” </h2>
<p>Uzmanlar, petrol fiyatlarındaki yükselişin kısa vadeli bir maliyet baskısı yaratırken, gübre arzındaki bozulmanın doğrudan verim kayıplarına neden olabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle savaşın tarım üzerindeki etkisinin henüz başlangıç aşamasında olduğu değerlendiriliyor.</p>
<h2>Mısırdan soyaya yöneliş hızlanıyor </h2>
<p>Yükselen gübre maliyetleri çiftçilerin ekim tercihlerini de değiştirmeye başladı. Azot kullanımına daha fazla ihtiyaç duyan mısır üretimi, mevcut maliyet ortamında soya fasulyesine kıyasla dezavantajlı hale geliyor.</p>
<p>Kpler'in hesaplamalarına göre yeni sezon soya-mısır fiyat oranı yaklaşık 2,45 seviyesine yükselmiş durumda. Bu oran geçen yıl 2,35 düzeyindeydi. Analistler, yalnızca ABD'de yaklaşık 1 milyon dönümlük alanın mısırdan soya fasulyesine kayabileceğini tahmin ediyor.</p>
<p>Bu eğilim küresel mısır arzı açısından önem taşıyor. ING de yılın ikinci yarısında mısır piyasasının daha sıkı bir dengeye doğru ilerlediğini belirtiyor. Gübre maliyetleri nedeniyle ekim alanlarının daralması, stokların beklenenden daha hızlı azalmasına neden olabilir. Risk sadece Kuzey Amerika ile sınırlı değil. Dünyanın en büyük tarım üreticilerinden Brezilya gübre ihtiyacının yaklaşık yüzde 85'ini ithalatla karşılıyor. Uzun sürecek bir tedarik sıkışıklığı, Brezilyalı çiftçilerin de daha düşük gübre gerektiren ürünlere yönelmesine yol açabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin'in 17 milyar dolarlık tahıl hamlesi</span></h2>
<p>Piyasalarda dikkat çeken bir diğer gelişme ise Çin'in ABD ile yaptığı tarım anlaşması oldu. Pekin yönetimi, önümüzdeki yıllarda yaklaşık 17 milyar dolarlık Amerikan tarım ürünü satın alma taahhüdünde bulundu. Analizlere göre anlaşmanın yerine getirilebilmesi için Çin'in yaklaşık 8 milyon ton ABD mısırı satın alması gerekebilir. Dolayısıyla önümüzdeki aylarda açıklanacak ABD ihracat satışları, piyasaların yönü açısından kritik göstergelerden biri olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">El Nino tehdidi yeniden sahnede</span></h2>
<p>Tarım piyasalarının karşı karşıya olduğu tek risk jeopolitik gelişmeler değil. NOAA'nın son tahminleri, 2026'nın son çeyreğinde El Nino oluşma ihtimalinin yüzde 98'e yükseldiğini gösteriyor. Bu durum özellikle Avustralya için kritik önem taşıyor. El Nino yıllarında ülkenin önemli buğday üretim bölgelerinde kuraklık riski artıyor ve verimler düşüyor. Kpler'in modellemeleri, olası bir El Nino senaryosunda Avustralya'nın buğday üretiminin trend seviyelerin belirgin şekilde altına inebileceğini ortaya koyuyor. ING de El Nino'nun Brezilya başta olmak üzere Güney Yarımküre üreticileri için ek bir risk katmanı oluşturduğunu belirtiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gubre-krizi-tarlaya-ulasti-80323</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/9/1280x720/gubre-1762787292.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu&#039;da aylardır devam eden çatışmaların etkisi enerji piyasalarının ötesine taşınmaya başladı. Uzmanlara göre Hürmüz’de yaşanan aksaklıklar yalnızca bugünkü ticaret akışlarını değil, 2027 mahsullerinin verimini ve gelecekteki gıda fiyatlarını da etkileyebilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/ilk-5-ayda-katilim-endeksindeki-yukselis-borsayi-2ye-katladi-80322</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk 5 ayda katılım endeksindeki yükseliş borsayı 2&#039;ye katladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Ortadoğu’da yaşanan savaş savunma sanayi ve katılım endeksinde işlem gören birçok hisse senedinde önemli yükselişlerin yaşanmasına neden oldu. Özellikle katılım endeksindeki getiri ilk 5 aylık dönemde BIST 100’ü 2’ye katladı. Tasarruf finansman tarafında katılım endeksinde işlem gören bazı firmalarda bu dönemde ciddi anlamda primlendi. Mevcut firmaların bazılarında ilk 5 aylık dönemde hisse bazlı yükseliş yüzde 600’e yakın. Yükselişte bankalarda faiz oranlarının yüksek olması ev ve araba alımlarında faiz hassasiyeti bulunan kesim dışında yatırımcı ilgisinin tasarruf finansman şirketlerine ilgisinin artması etkili oldu.</p>
<h2>Aktif büyümede parabolik yükseliş </h2>
<p>Tasarruf finansman tarafında sektöredeki önemli oyuncuların aktif büyüklükleri ise 2021-2025 arası dönemde 7,2 milyar TL’den 145,3 milyar TL’ye yükseldi. Bilançolardaki olumlu ivme yatırımcı nezdinde de karşılık görürken bu yılın ilk 5 aylık periyodunda katılım endeksi %46 yükseldi. Ekonomiye konuşan sektör temsilcileri, savaş ve belirsizlik ortamındaki bulutların dağılmasıyla hem borsa hem de katılım endeksi özelinde daha olumlu bir tablonun ortaya çıkacağını ifade ediyor.</p>
<p>Finansal Kurumlar Birliği verilerine göre tasarruf finansman sektörü, ilk çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre, en hızlı büyüyen alanlardan biri olmayı sürdürdü. Sektörün aktif büyüklüğü yüzde 198 artışla 379 milyar TL’ ye yükselirken, alacak büyüklüğü yüzde 363 artışla 176 milyar TL’ye ulaştı. Aynı dönemde müşteri sayısı yüzde 112 artışla 1 milyon 337 bin seviyesini aştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yatırımcı tercihinde konutun öne çıkması sektörü büyüttü</span></h2>
<p>Konut edinimi konusunda finansmana erişimin kolay olmaması sektörü büyüten dinamikler arasında. Ekonomiye açıklamalarda bulunan sektör temsilcileri, tasarruf finansman sektöründeki büyüme nedenlerine ilişkin açıklamalarda bulunarak şunları söyledi: “Kira getiri oranının toplam yatırım finansmanını karşılama süresinin 20-25 yıldan 10-15 yılda düşmesi konutu alımını yeniden cazip kıldı. Bu durum tasarruf finansman sektörünün büyümesine katkı sunan en önemli neden. Diğer yandan şube açma şartlarının bankalara nazaran daha kolay ve daha az maliyetli olması da sektördeki birçok firmanın bilançolarına önemli şekilde yansımış vaziyette.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/ilk-5-ayda-katilim-endeksindeki-yukselis-borsayi-2ye-katladi-80322</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa ilk 5 aylık periyot içerisinde %21&#039;in üzerinde değer kazanırken aynı dönemde tasarruf finansman firmalarının da içinde yer aldığı katılım endeksi %46 yükselerek BIST 100&#039;deki getiriyi 2&#039;ye katladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butlan-sonrasinda-chpnin-ilk-grup-toplantisi-eski-yeni-vekilleri-bulusturdu-80321</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Butlan sonrasında CHP&#039;nin ilk grup toplantısı eski-yeni vekilleri buluşturdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mutlak butlan kararının ardından dün Meclis’te CHP Grubu toplandı. Özgür Özel hem Meclis içinde hem de Meclis dışında toplanan binlerce kalabalığa, “CHP burada” mesajını verdi.</p>
<p>Gözler sabah saatlerinden itibaren Meclis’e çevrildi. Önceki gün; TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un, CHP Grubu’nun Özel başkanlığında toplanabileceği mesajını gittiği Finlandiya’dan verdi. TBMM Başkanlığı dün sabah erken saatlerde de CHP Genel Merkezi’ne yazı göndererek CHP Grup Toplantısı’nın yapılıp yapılmayacağını sordu. Meclis Başkanlığı’ndan gelen soruya yanıt, genel başkanlığı koltuğunu mahkeme kararıyla devralan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminden geldi. Kılıçdaroğlu’na yakın kaynaklar, Meclis’e gönderilen yanıtta, “CHP olarak bir grup toplantısı yapma taleplerinin bulunmadığının” resmi olarak bildirildiğini aktardı. CHP Genel Merkezi’nin toplantı yanıtına karşın TBMM Başkanlığı, yetki aşımı yapmayarak CHP Grup Toplantısına müdahale etmedi.</p>
<h2>223 eski milletvekili katıldı</h2>
<p>Mutlak butlan kararına karşı ortak bildiri yayımlayan ve yaşanan hukuki boşluğun giderilmesi için en geç 45 gün içinde derhal Olağanüstü Kurultay yapılması çağrısında bulunan CHP eski dönemlerinde görev yapmış 223 milletvekili desteklerini grup toplantısına katılarak da gösterdiler. Çok sayıda CHP milletvekili ve partililer, grup toplantısında önce grup salonunu doldurdular. Salona sığmayan ziyaretçiler Meclis kulislerine alındı. Binlerce seçmen ise Meclis Dikmen kapıda Özel’e destek verdi. Grup Toplantısı salonunda toplanan CHP’liler, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları attı. Sloganlara, CHP milletvekillerini de eşlik ettiği görüldü. Toplantıya olan yoğun ilgi nedeniyle yer bulamayan onlarca kişi de Özel’i ayakta dinledi.</p>
<h2>İsimler tek tek okundu </h2>
<p>Özel’in konuşmasında önce Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, grup toplantısına katılanlar eski siyasileri ve STK temsilcilerinin isimlerini tek tek okudu. Salonda, mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığına getirilen Kılıçdaroğlu’na yönelik tepki sloganları da atıldı. Grup Toplantısı salonunda toplanan CHP’liler, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları attı. Sloganlara, CHP milletvekilleri de eşlik etti. Özel’i dinlemek için salona gelen yurttaşlar “Hak, hukuk, adalet” sloganı attı.</p>
<h2><span style="color: #000000;">"Karşımızda 5 Kasım ve 31 Mart’ı hazmedemeyenler var"</span></h2>
<p>Özgür Özel konuşmasında “Karşımızda, 5 Kasım kurultayını hazmedemeyenlerle, 31 Mart 2024’ü hazmedemeyenlerin ittifakı vardır” sözleri ile hem Erdoğan’ı hem de Kılıçdaroğlu’nu hedef aldı. “Genel Merkez’de bizden birileri değil, başkaları oturuyor orada” diyen Özel, “Türkiye’den kaçarken yakalanan bir avukat, partinin balkonunda keyif yaparak, ‘CHP arınmaya başladı’ diyor. İtirafçı alçaklar, partinin çatısında oturuyor. Partiye polisle girip çikolata dağıtan kişi, Yeni Akit’e Ferdi Zeyrek ile ilgili ‘Çarpıldı’ karikatürü çizen kadın partide oturuyor şu anda. Gülşah’a iftira atanlar şimdi o partide göbek atıyorlar” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bahçeli: Yargıtay CHP kararını bir an önce vermeli</span></h2>
<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis Grup toplantısında CHP’nin toplumun hassasiyetlerini gözeterek arınması gerektiğini belirtti. Bahçeli, Yargıtay’a da kararını bir an önce vermesi çağrısında bulundu. CHP’de yaşananların, CHP kurumsallığına yakışmayan bir seviyeden siyasi kültüre ve demokrasiye zarar verici bir noktaya doğru ilerlediğini kaydeden Bahçeli, “Ülkemizi yakından etkileyen bölgesel gelişmelerin ve terörsüz Türkiye sürecine ilişkin önemli aşamaların kaydedildiği bir dönemde beklentimiz, hukuki ve siyasi mücadele yerine fiziki mücadele gibi toplumsal huzuru bozacak, provokasyonları artıracak tehlikeli söylem ve eylemlerden kaçınılmasıdır” dedi. Yaşanan bölgesel gelişmeler dikkate alındığında ortak akıl ve güçlü siyasal kurumlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunu kaydeden Bahçeli, “ Mahkeme kararına yönelik itiraz merci olan Yargıtay konunun hassasiyetine binaen vaki itiraza yönelik kararını bir an önce vermelidir. Türk siyaseti ve demokrasisinin hırpalanmasına izin verilmemelidir. En başında CHP üzerinden oyun oynamanın tehlikelerinden bahsetmiştim. Geldiğimiz noktada bölünmüş bir CHP algısı oluşturulmaya, hatta meşrulaştırılmaya çalışıldığına şahit olunmaktadır. Unutulmamalı ki yaşanan bölgesel gelişmeler ve terörsüz Türkiye sürecinde, ortak akıl ve güçlü siyasal kurumlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulacaktır” diye konuştu. Vatandaşların oylarıyla seçilen bazı belediyelerde ortaya çıkan istismar, usulsüzlük ve yolsuzlukları bir düşkünlük hali olduğunu kaydeden Bahçeli, “Bunlar hangi siyasi partiye ait olursa olsun, hem topluma hem de içinde bulunduğu camiaya zarar vermektedir" dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">DEM Parti'den sert tepki</span></h2>
<p>DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, CHP’ye yönelik mutlak butlan kararına “Demokratik siyaset, dışarıdan bir hukuk müdahalesiyle şekillendirilmek isteniyor” sözleriyle tepki gösterdi. Meclis Grup toplantısında konuşan Bakırhan, mutlak butlan kararının hukuki bir meselenin çok ötesinde olduğunu belirterek, “Bu karar demokratik siyaseti dışarıdan zorla şekillendirme girişimidir. Hiç kimse bize başka bir şey anlatmasın. Demokratik siyaset, dışarıdan bir hukuk müdahalesiyle şekillendirilmek isteniyor. Siyaseti yargı kararnamesiyle şekillendirmektir. Bu bir yargı kararıdır diyerek kimse 86 milyona cambaza bak oyunu da oynamasın. Türkiye'de bu rejimin en yakın tanığı, sanığı ve şahidi bizleriz, bu gelenektir. Biz hiçbir zaman cambaza bakmadık, bundan böyle de bakmayacağız” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butlan-sonrasinda-chpnin-ilk-grup-toplantisi-eski-yeni-vekilleri-bulusturdu-80321</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/1/1280x720/ozgur-ozel-1780461744.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Butlan sonrasında CHP&#039;nin ilk grup toplantısı eski-yeni vekilleri buluşturdu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaynaklarin-dogru-kisi-dogru-sektor-ve-dogru-zamanda-kullanilmasi-80320</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaynakların doğru kişi, doğru sektör ve doğru zamanda kullanılması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonominin temel kurallarından biri oldukça basittir: Kaynaklar sınırlıdır, ihtiyaçlar ise sınırsızdır. Bu nedenle toplumların refah düzeyini belirleyen en önemli faktörlerden biri, sahip olunan kaynakların ne kadar akıllıca kullanıldığıdır. Bir ülkenin doğal kaynakları, insan gücü, finansal imkanları ve teknolojik kapasitesi ne kadar güçlü olursa olsun; eğer bu kaynaklar doğru kişi, doğru sektör ve doğru zamanda kullanılmazsa beklenen verim elde edilemez. Tam tersine, yanlış kullanım ekonomik kayıplara, fırsat maliyetlerinin artmasına ve toplumsal refahın gerilemesine yol açabilir.</p>
<p>Kaynak yönetimi yalnızca ekonomi kitaplarının teorik bir konusu değildir. Günümüzde devlet politikalarından şirket stratejilerine, yerel yönetimlerden bireysel yatırım kararlarına kadar geniş bir alanda belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle kaynakların etkin kullanımı, sadece teknik bir yönetim meselesi değil, aynı zamanda stratejik bir planlama ve vizyon meselesidir.</p>
<p><strong>DOĞRU KİŞİYE EMANET EDİLEN KAYNAK</strong></p>
<p>Kaynakların verimli kullanılmasında ilk önemli unsur, o kaynağı yönetecek kişinin doğru seçilmesidir. İnsan faktörü, tüm ekonomik faaliyetlerin merkezinde yer alır. Bir projeye ayrılan bütçe ne kadar yüksek olursa olsun, eğer o projeyi yönetecek kişiler yeterli bilgi, deneyim ve vizyona sahip değilse başarı ihtimali oldukça düşer.</p>
<p>Kurumların başarısında liyakat ilkesinin önemi tam da burada ortaya çıkar. Liyakat, bir görevin ehil kişilere verilmesi anlamına gelir. Doğru insanın doğru görevde bulunması hem kaynakların israfını önler hem de verimliliği artırır. Bu durum sadece kamu kurumları için değil, özel sektör için de geçerlidir.</p>
<p>Bugün dünyanın en başarılı şirketlerine bakıldığında, bu kurumların en büyük yatırımı insan kaynağına yaptığı görülür. Çünkü teknoloji satın alınabilir, finans bulunabilir, ancak doğru insan kaynağı oluşturulmadığında tüm bu yatırımların etkisi sınırlı kalır. Bu nedenle şirketler, yöneticilerden mühendislerine kadar geniş bir kadroyu dikkatli bir seçim sürecinden geçirir.</p>
<p>Aynı durum kamu yönetimi için de geçerlidir. Kamuda görev alan yöneticilerin bilgi ve tecrübeleri, kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağını doğrudan etkiler. İyi yönetilen kurumlar, aynı bütçeyle çok daha fazla hizmet üretebilirken; kötü yönetilen kurumlarda büyük bütçeler dahi yetersiz kalabilir.</p>
<p><strong>DOĞRU SEKTÖRE YÖNLENDİRİLEN YATIRIM</strong></p>
<p>Kaynak kullanımında ikinci kritik unsur, bu kaynakların hangi sektörlere yönlendirildiğidir. Ekonomiler sürekli değişim içindedir. Dün önemli olan bir sektör bugün gerileme sürecine girebilirken, yeni teknolojilerle birlikte farklı alanlar hızla büyüyebilir.</p>
<p>Bu nedenle yatırım kararları alınırken sadece bugünün ihtiyaçları değil, geleceğin trendleri de dikkate alınmalıdır. Sanayi devrimi döneminde kömür ve demir en kritik kaynaklar arasında yer alıyordu. Bugün ise dijital teknolojiler, yapay zekâ, yenilenebilir enerji ve veri ekonomisi gibi alanlar öne çıkıyor.</p>
<p>Bir ülkenin kaynaklarını doğru sektörlere yönlendirmesi, ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşır. Örneğin yüksek katma değerli üretim yapan sektörlere yapılan yatırımlar, uzun vadede hem istihdam yaratır hem de ihracat kapasitesini artırır.</p>
<p>Buna karşılık düşük verimli alanlara yönlendirilen büyük yatırımlar, beklenen ekonomik katkıyı sağlayamayabilir. Bu nedenle kamu politikalarında sektör seçimi son derece kritik bir konudur. Hangi sektörlerin destekleneceği, hangi alanlarda teşvik verileceği ve hangi yatırımların öncelik taşıyacağı, ekonominin geleceğini belirleyen önemli kararlardır.</p>
<p>Günümüzde birçok ülke teknoloji, savunma sanayi, biyoteknoloji ve temiz enerji gibi stratejik sektörlere büyük kaynaklar ayırmaktadır. Çünkü bu alanlar yalnızca ekonomik kazanç sağlamaz, aynı zamanda ülkelerin küresel rekabet gücünü de artırır.</p>
<p><strong>DOĞRU ZAMANLAMA BAŞARININ ANAHTARI</strong></p>
<p>Kaynakların etkin kullanımı sadece doğru kişi ve doğru sektörle sınırlı değildir. Aynı zamanda doğru zamanlama da büyük önem taşır. Ekonomide zamanlama, çoğu zaman başarı ile başarısızlık arasındaki ince çizgiyi belirler.</p>
<p>Bir yatırımın doğru zamanda yapılması, o yatırımın getirilerini katlayabilir. Ancak aynı yatırım yanlış zamanda gerçekleştirildiğinde ciddi kayıplara yol açabilir. Örneğin ekonomik durgunluk dönemlerinde yapılan bazı yatırımlar beklenen talebi bulamayabilirken, büyüme dönemlerinde gerçekleştirilen yatırımlar hızla karşılık bulabilir.</p>
<p>Benzer şekilde teknolojik dönüşümlerde zamanlama son derece kritik bir faktördür. Bir şirket yeni bir teknolojiyi piyasaya erken sunarsa pazar henüz hazır olmayabilir. Çok geç kalırsa da rakipleri pazarı ele geçirmiş olabilir. Bu nedenle doğru zamanlama stratejik kararların en önemli parçalarından biridir.</p>
<p>Devlet politikalarında da zamanlama büyük rol oynar. Ekonomik teşviklerin doğru zamanda uygulanması, kriz dönemlerinde ekonomiyi canlandırabilir. Ancak aynı teşviklerin yanlış zamanlarda verilmesi enflasyon veya bütçe dengesizlikleri gibi sorunlara yol açabilir.</p>
<p><strong>ETKİN KAYNAK YÖNETİMİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA</strong></p>
<p>Kaynakların doğru kişi, doğru sektör ve doğru zamanda kullanılması yalnızca ekonomik büyüme açısından değil, sürdürülebilir kalkınma açısından da önemlidir. Günümüzde dünya, iklim değişikliği, enerji güvenliği ve çevresel sorunlar gibi büyük küresel meydan okumalarla karşı karşıyadır.</p>
<p>Bu nedenle kaynak yönetimi artık sadece ekonomik verimlilikle değil, çevresel ve sosyal sorumluluklarla da birlikte düşünülmektedir. Yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği projeleri ve çevre dostu üretim yöntemleri bu yaklaşımın önemli örnekleridir.</p>
<p>Kaynakların etkin kullanımı aynı zamanda toplumsal adalet açısından da önemlidir. Kamu kaynaklarının doğru alanlara yönlendirilmesi, eğitimden sağlığa, altyapıdan sosyal politikalara kadar birçok alanda toplumun yaşam kalitesini artırabilir.</p>
<p><strong>SONUÇ</strong></p>
<p>Ekonomik başarı çoğu zaman yeni kaynaklar bulmaktan değil, mevcut kaynakları daha akıllıca kullanmaktan geçer. Bu nedenle kaynak yönetimi, modern ekonomilerin en kritik konularından biri haline gelmiştir.</p>
<p>Doğru kişinin yönetmediği bir kaynak verimli kullanılamaz. Doğru sektöre yönlendirilmemiş bir yatırım büyüme yaratamaz. Doğru zamanda kullanılmayan bir kaynak ise fırsatları kaçırabilir. Bu üç unsur bir araya geldiğinde ise kaynakların gerçek değeri ortaya çıkar.</p>
<p>Geleceğin güçlü ekonomileri, sadece zengin doğal kaynaklara sahip olan ülkeler olmayacaktır. Asıl farkı yaratacak olan, sahip olduğu kaynakları doğru stratejiyle kullanan toplumlar olacaktır. Çünkü sürdürülebilir kalkınmanın temelinde, akıllı ve planlı kaynak yönetimi yatmaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaynaklarin-dogru-kisi-dogru-sektor-ve-dogru-zamanda-kullanilmasi-80320</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kaynakların doğru kişi, doğru sektör ve doğru zamanda kullanılması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergiye-gonullu-uyumda-curuk-limon-etkisi-80319</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergiye gönüllü uyumda &#039;Çürük Limon Etkisi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SERCAN BAKAÇ - </strong><strong><em>Vergi Başmüfettişi</em></strong></p>
<p>Vergi sistemlerinde gönüllü uyumun sürdürülebilirliği, yalnızca denetim kapasitesiyle değil; mükellef davranışlarını şekillendiren ekonomik ve psikolojik unsurlarla da yakından ilişkilidir.</p>
<p>Son dönemde yeniden gündeme gelen varlık barışı, matrah artırımı ve yapılandırma düzenlemeleri, vergi sistemlerinde tahsilat boyutu ile birlikte gönüllü uyum ve vergiye ilişkin adalet algısını da yeniden değerlendirmeye açmış durumdadır. Vergi politikaları çoğu zaman kısa vadeli mali sonuçları üzerinden değerlendirilmektedir. Ancak bu tür düzenlemelerin mükellef davranışları üzerindeki etkileri de en az mali sonuçlar kadar önem taşıyabilmektedir.</p>
<p>Vergisel uyumun sürdürülebilirliği yalnızca mevzuatın varlığına veya yaptırım gücüne bağlı değildir. Mükelleflerin sistemin işleyişine ilişkin gözlemleri, çevrelerinde oluşan davranış kalıpları ve diğer mükelleflerin yükümlülüklere yaklaşımına ilişkin algıları da bu süreçte belirleyici olabilmektedir.</p>
<p>Peki, bir kasa dolusu sapasağlam limonu ne çürütür?</p>
<p>Bazı durumlarda tek bir çürük limon bile tüm kasayı etkileyebilmektedir.</p>
<p>Davranışsal iktisat literatüründe bu durum, tekil bir olumsuzluğun zamanla çevresine yayılarak bütünü etkileyebilmesini ifade eden <strong><em>“çürük limon etkisi” </em></strong>ile açıklanmaktadır. İlk bakışta basit bir benzetme gibi görünse de, vergisel uyum açısından dikkat çekici bir çerçeve sunmaktadır.</p>
<p><strong>Vergisel uyumun davranışsal boyutu</strong></p>
<p>Vergisel yükümlülüklerini zamanında ve eksiksiz yerine getiren mükelleflerin çoğunlukta olduğu sistemlerde dahi, sınırlı ölçüde başlayan uyumsuz davranışlar yeterli ve zamanında karşılık bulmadığında zamanla uyum normları üzerinde aşınma etkisi oluşturabilmektedir.</p>
<p>Vergisel uyumun yalnızca hukuki yaptırımlarla açıklanamayacağı uzun süredir bilinmektedir. Mükellef davranışları çoğu zaman yalnızca yakalanma ihtimaliyle değil; adalet algısı, karşılıklılık duygusu ve çevrede gözlemlenen davranışlarla da şekillenmektedir. Özellikle diğer mükelleflerin davranışlarına ilişkin gözlemler, gönüllü uyum açısından belirleyici hale gelebilmektedir.</p>
<p>Bu nedenle vergi sistemlerinde uyumsuzluk çoğu zaman yalnızca bireysel bir tercih olmaktan ziyade; gözlem, karşılaştırma ve çevresel etki yoluyla yayılım gösterebilen davranışsal bir süreç olarak ortaya çıkmaktadır.</p>
<p><strong>“Çürük Limon Etkisi” ne anlatıyor?</strong></p>
<p>“Çürük limon etkisi” nin teorik arka planı, iktisat literatüründe asimetrik bilgi problemiyle yakından ilişkilidir. George Akerlof’un klasikleşmiş çalışmasında ortaya koyduğu üzere, kaliteli ile düşük kaliteli aktörlerin ayırt edilemediği piyasalarda zamanla iyi olan sistemden çekilmekte, düşük kaliteli olan ise baskın hale gelmektedir. Kalitenin tam olarak gözlemlenemediği ortamlarda oluşan bu denge, dürüst ve uyumlu aktörler açısından sürdürülebilirliğini kaybedebilmektedir.</p>
<p>Benzer bir mekanizma vergisel uyum alanında da görülebilmektedir. Uyumsuz davranışların görünür hale gelmesi ve yeterli karşılık bulmadığı yönündeki algı, başlangıçta uyumlu olan mükellefler üzerinde davranış değişikliği baskısı oluşturabilmektedir.</p>
<p>Burada belirleyici olan yalnızca ihlalin kendisi değildir.</p>
<p>Asıl belirleyici unsur, bu ihlalin sonuçsuz kaldığı yönünde oluşan algıdır.</p>
<p><strong>Vergisel uyumsuzluk nasıl yayılıyor?</strong></p>
<p>Uygulamada en sık karşılaşılan örneklerden biri, belge düzenine ilişkin aykırılıklardır. Başlangıçta münferit görünen bazı uygulamaların zamanla olağanlaşması, çoğu zaman doğrudan ihlalin kendisinden değil, bu ihlallerin sistem içerisinde karşılıksız kaldığı yönünde oluşan algıdan beslenmektedir.</p>
<p>Özellikle sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanımına ilişkin vakaların belirli sektörlerde yaygınlaştığı yönündeki kanaat, uyumlu mükellefler açısından rekabet baskısı ve davranışsal çözülme riski doğurabilmektedir.</p>
<p>Benzer şekilde, vergisel yükümlülüklerini zamanında yerine getiren mükelleflerle bu yükümlülükleri geciktiren mükelleflerin matrah artırımı, yapılandırma ve varlık barışı benzeri düzenlemeler sonucunda benzer mali sonuçlarla karşılaşması, uyumlu davranışın yeterince karşılık bulmadığı yönünde bir algı oluşturabilmektedir. Bu algı kısa vadede doğrudan görünür sonuçlar üretmese de, uzun vadede gönüllü uyum açısından davranışsal etkiler doğurabilmektedir.</p>
<p><strong>Vergisel düzenlemelerin davranışsal etkileri</strong></p>
<p>Matrah artırımı, yapılandırma ve varlık barışı benzeri düzenlemeler; tahsilatı hızlandıran, ihtilafları azaltan ve kayıt dışı unsurların sisteme kazandırılmasını amaçlayan önemli araçlar arasında yer almaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, bu tür uygulamaların belirli dönemlerde tekrar edilmesi, bazı mükellefler açısından ilerleyen dönemlerde benzer düzenlemelerin yeniden yapılabileceğine yönelik beklenti oluşturabilmektedir. İstisnai olarak tasarlanan mekanizmaların zaman içerisinde öngörülebilir hale gelmesi, davranışsal sonuçları bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durum oluşturmaktadır.</p>
<p>Özellikle yükümlülüklerini düzenli yerine getiren mükellefler açısından oluşabilecek algısal farklılaşmaların, gönüllü uyum üzerinde uzun vadeli etkiler doğurabilmesi mümkündür.</p>
<p><strong>Türkiye’de davranışsal vergi politikaları</strong></p>
<p>Son yıllarda Türkiye’de de vergisel uyumun yalnızca denetim ve yaptırım yoluyla değil, mükellef davranışlarını yönlendirmeye yönelik araçlarla desteklenmeye çalışıldığı görülmektedir.</p>
<p>Beyanname dönemlerinde gönderilen hatırlatma ve uyarı mesajları, riskli işlemlere ilişkin bilgilendirme yazıları ve risk odaklı gözetim uygulamaları, mükellef davranışlarına erken aşamada temas etmeyi amaçlamaktadır. Özellikle izaha davet, beyanname gözetimi ve risk analiz mekanizmaları, uyumsuzluk ortaya çıktıktan sonra değil, oluşmadan önce farkındalık yaratmayı hedefleyen araçlar olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p>Bu tür uygulamalar doğrudan yaptırım içermese de, uyumsuz davranışların sistem içinde normalleşmesini önlemeye yönelik davranışsal politika araçları olarak değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>Gönüllü uyumu korumak neden önemli?</strong></p>
<p>Vergisel uyumsuzlukla mücadelede asıl mesele, sistemdeki tüm mükellefleri aynı anda kontrol etmek değildir. Asıl mesele; <em>uyumsuz davranışın erken fark edilmesi, görünür hale gelmeden önce sınırlandırılması ve yayılım alanı bulmasının engellenmesidir.</em> Çünkü zamanında müdahale edilmeyen küçük sapmalar, uzun vadede daha geniş uyum sorunlarına zemin hazırlayabilmektedir.</p>
<p>Bu nedenle vergi denetimi ve gözetim mekanizmalarının yalnızca tespit ve yaptırım odaklı değil; aynı zamanda gönüllü uyumu koruyacak davranışsal etkiyi de dikkate alan bir anlayışla tasarlanması önem taşımaktadır.</p>
<p>Vergi sistemlerinde gönüllü uyumun sürdürülebilirliği; denetim kapasitesi, öngörülebilirlik, tutarlılık ve mükellef nezdindeki adalet algısının birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir.</p>
<p><strong><em>Sonuç olarak, bir kasa dolusu sağlam limonu korumanın yolu, çürük limonun varlığını inkâr etmek değil; onu zamanında ayıklayabilmektir.</em></strong></p>
<p><em>(Bu yazıda yer alan değerlendirmeler tamamen yazarına ait olup, hiçbir şekilde yazarın görev yaptığı kurumun görüşü olarak değerlendirilemez.)</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergiye-gonullu-uyumda-curuk-limon-etkisi-80319</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergiye gönüllü uyumda “Çürük Limon Etkisi” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tecil-ve-taksitlendirme-80318</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tecil ve taksitlendirme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TBMM’de 21 Mayıs 2026 tarihinde kabul edilen ve bugünlerde Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmesi beklenen 7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la, önemli vergi düzenlemeleri yapıldı. Bunlardan birisi de vergi borçlarının tecil ve taksitlendirilmesine ilişkin düzenleme.</p>
<p>Aşağıda hem yapılan değişikliği hem de tecil ve taksitlendirme uygulamasının genel hatlarını özetledim, kısa bir de değerlendirme yaptım.</p>
<p><strong>Tecil düzenlemesi</strong></p>
<p>Tecil düzenlemesi Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un (6183 sayılı Kanun) 48. maddesinde, konuyla ilgili açıklamalar da Seri: A Sıra No:1 Tahsilât Genel Tebliğinin Birinci Kısım Dördüncü Bölümünün "I. Tecil" alt başlıklı bölümünde yer alıyor. Kanun’un 48/A maddesinde de vergiye uyumlu mükellefler için tecil müessesesi var ama bu makalede konuyu 48. madde kapsamında yapılan tecil ve taksitlendirmeyle sınırlı tutacağım.</p>
<p>Bir cümleyle özetlemek gerekirse ilgili madde, kamu borcunun vadesinde ödenmesi veya haczin uygulanması ya da haczolunmuş malların paraya çevrilmesi borçluyu çok zor duruma düşürecekse, borçlu tarafından yazı ile istenmiş ve teminat gösterilmiş olmak şartıyla, alacaklı kamu idaresince veya yetkili kılacağı makamlarca; kamu alacağı 36 ayı geçmemek üzere ve faiz alınarak tecil edilebileceğini söylüyor.</p>
<p><strong>Tecil düzenlemesinde yapılan değişiklik</strong></p>
<p>Tecil ve taksitlendirme kural olarak teminat gösterilmiş olmak şartıyla yapılmakla birlikte, borçlunun alacaklı tahsil daireleri itibariyle tecil edilen borçlarının toplamı 250.000 lirayı geçmemesi halinde teminat şartı aranmıyor. Bu tutarın üzerindeki borçların tecilinde, gösterilmesi zorunlu teminat tutarı 250.000 lirayı aşan kısmın yarısı.</p>
<p>Özetle ifade ettiğim düzenlemelerde 7582 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle, azami tecil süresi 36 aydan 72 aya, teminatsız tecil edilebilecek borç tutarı ise 250.000 liradan 1.000.000 liraya çıkartılıyor.</p>
<p><strong>Tecil koşulları</strong></p>
<p>Kamu borcunun tecili ve taksitlendirilmesi için şu üç koşulun sağlanması gerekiyor:</p>
<p>- Borçlunun çok zor duruma düşecek olması</p>
<p>- Yazılı başvuru yapılması</p>
<p>- Teminat gösterilmesi</p>
<p><strong>Tecil edilebilecek vergiler</strong></p>
<p>6183 sayılı Kanun’la İdareye, tecil edilecek kamu alacaklarını tür ve tutar olarak belirleme konusunda yetki verilmiş. Bu çerçevede Gelir İdaresi Başkanlığı yayımladığı İç Genelgelerle, tecil edilecek/edilmeyecek vergi ve harçları belirliyor.</p>
<p>Kural olarak, tecil edilemeyeceği belirlenenler hariç, bütün vergi ve harçların tescili mümkün. Tecil edilemeyen, yaygın olarak karşılaşılan vergi ve harçlar şunlar: geçici vergi, özel tüketim vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi, özel iletişim vergisi, harçlar (ikmalen tarhiyata dayanan tapu harçları hariç), Kamu İhale Kanunu kapsamındaki ihaleler ile bu Kanun’a tabi olmayan kamu kurum ve kuruluşlarının yaptığı ihalelere ilişkin kararlardan ve bu kapsamda imzalanan sözleşmelerden kaynaklı damga vergileri.</p>
<p>Gelir ve kurumlar vergisi, katma değer vergisi, gelir/kurumlar vergisi stopajı ve motorlu taşıtlar vergisi başta olmak üzere birçok vergi ve harcın tecili mümkün.</p>
<p><strong>Tecil talep edebilecek olanlar</strong></p>
<p>Kamu alacağının tecili, ödemenin veya zorla tahsille ilgili uygulamaların borçluyu çok zor duruma düşürecek olduğu hallerde yapılabiliyor.</p>
<p>Tecil ve taksitlendirme talebinde bulunan borçluların <strong>"çok zor durumda"</strong> olup olmadıklarının tespitinde, likidite oranı kullanılıyor ve bu oran sonucunda tespit edilen çok zor durum derecesine uygun olarak tecil süresi belirleniyor. Bilanço esasına göre defter tutan borçluların çok zor durum halinin tespitinde kullanılacak formül şu:</p>
<p><strong>Likidite Oranı = (Dönen Varlıklar- Stoklar) / Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar</strong></p>
<p>2014/1 sayılı Tahsilat İç Genelgesine göre, borcun tecil edilip edilmeyeceği, tecil edilecekse tecil süresi bu orana göre belirleniyor. Likidite oranının 1'den büyük olması durumunda borç tecil edilmiyor, küçük olması durumunda ise orana bağlı olarak borç 18 veya 36 aya kadar tecil edilebiliyor.</p>
<p>18 ve 36 aylık süreler azami süreler. Tecil süresinin tespitinde, borçlunun öteden beri borç ödemede iyi niyetli olup olmadığı, borç tutarının az veya çok oluşu, daha önce tecil edilen borçlarını tecil şartlarına uygun ödeyip ödemediği ve ödeme gücü göz önünde bulunduruluyor.</p>
<p>2016/2 sayılı Genelgeyle, katma değer vergisi alacakları için farklı bir süre belirlenmiş durumda. Bu vergiden kaynaklanan borçlar ancak altı ayı geçmeyecek şekilde, azami altı taksit olarak yeniden yapılandırılabiliyor.</p>
<p>Yukarıda da belirttiğim gibi, azami tecil süresi 7582 sayılı Kanun’la 36 aydan 72 aya çıkartıldı. Kanun’un Resmî Gazetede yayımlanıp yürürlüğe girmesi sonrasında, tecil sürelerinin yeniden belirlenmesi beklenebilir.</p>
<p><strong>Teminat gösterilmesi</strong></p>
<p>Tecil ve taksitlendirme kural olarak <strong><u>teminat</u></strong> gösterilmiş olmak şartıyla yapılabilir.</p>
<p>Ancak borçlunun alacaklı tahsil daireleri itibariyle tecil edilen borçlarının toplamı 250.000 (7582 sayılı Kanun’un yürürlüğü sonrasında 1.000.000) lirayı geçmemesi halinde teminat şartı aranmıyor. Bu tutarın üzerindeki borçların tecilinde, gösterilmesi zorunlu teminat tutarı söz konusu tutarı aşan kısmın yarısıdır.</p>
<p><strong>Başvuru gereği</strong></p>
<p>Tecil ancak borçlunun <u>yazılı başvurusu</u> üzerine yapılabilir. Başvuru Dijital Vergi dairesi üzerinden yapılabileceği gibi, <strong>"Tecil ve Taksitlendirme Talep Formu" </strong>ile vergi dairesine bizzat veya posta yoluyla da yapılabilir. Form, Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesinden temin edilebilir.</p>
<p><strong>Tecil talebinin kabulü zorunlu değil</strong></p>
<p>Tecil, talep edilmesi halinde alacaklı kamu idaresi veya tahsil dairesi tarafından <u>zorunlu olarak yerine getirilmesi gereken bir işlem değil</u>. Alacaklı idare, zamanında ödenmeyen kamu alacağı için icra takibine başlama veya icrayı devam ettirme halinde borçlunun <strong><u>çok zor</u></strong> durumda kalacağını öngörür ve takdir ederse, yasal düzenleme çerçevesinde alacağını tecil edebilir ve taksitlendirebilir.</p>
<p><strong>Tecil faizi oranı ve tecilin maliyeti</strong></p>
<p>Tecil edilen vergi borçlarına halen yıllık %39 tecil faizi hesaplanıyor. Ödenen tecil faizi de gider kaydedilemiyor. Dolayısıyla, kazanç elde eden ve vergi ödeyen mükellefler için, gerçekte tecilin maliyetinin daha fazla olduğunu söylemek mümkün.</p>
<p><strong>Faiz tutarının hesaplanması</strong></p>
<p>Tecil faizi oranı yıllık olarak belirlenmiştir. Basit faiz usulü kullanılarak başvuru tarihinden ödeme tarihine kadar geçen süre için ödenecek taksit tutarları üzerinden hesaplanır.</p>
<p>Tecil faizinin hesaplanmasında kullanılan formül aşağıdaki gibi:</p>
<p><strong>Tecil Faizi = (Taksit Tutarı x Yıllık Tecil Faizi Oranı x Gün Sayısı) / 36.000</strong></p>
<p><strong>Tecil şartlarına uyulmaması</strong></p>
<p>Tecil ve taksitlendirme şartlarına uyulmaması halinde, örneğin taksitlerin zamanında ödenmemesi durumunda, tecil geçerliliğini kaybeder. Bu durumda, teminat paraya çevrilir ve vergi dairesince alacağın tahsili işlemlerine başlanır.</p>
<p>Tecilin geçerliliğini kaybetmesi durumunda, tecil edilen borçlara normal vade tarihinden, ödenen borcun ödeme tarihlerine kadar gecikme zammı hesaplanır. Yapılan taksit ödemeleri borca mahsup edilir. Bu borçlar için daha önceden ödenmiş olan tecil faizleri, hesaplanan gecikme zammına mahsup edilir.</p>
<p><strong>Kısa değerlendirmem</strong></p>
<p>Ülkemizde sık sık vergi afları yapılıyor. Af kanunlarının kapsamına genellikle kesinleşmiş vergi borçlarına ilişkin faizler de alınıyor,  faizler silinip yerine daha düşük bir faiz öngörülüyor veya faiz enflasyon oranına bağlanıyor. Ayrıca yapılandırılan borçlar daha düşük faizle taksitlendiriliyor.</p>
<p>Son zamanlarda yine yapılandırma talepleri sıkça dile getiriliyor. Bu talebe karşılık İdare genel olarak, borçlu olan ve ödeme güçlüğü içinde olan mükelleflerin, mevcut yasal düzenlemeler kapsamında talep etmeleri durumunda borçlarının taksitlendirilebileceğini, ayrıca bir yapılandırma düzenlemesine ihtiyaç olmadığını söylüyor. Buna karşılık yapılandırma talep edenler ise mevcut tecil ve taksitlendirme düzenlemelerinin ihtiyacı karşılamadığını, müessesenin çeşitli nedenlerle yaygın olarak uygulanamadığını, teminat gösterilmesi konusunda sorunlar olduğunu, ayrıca faiz oranının yüksek olduğunu ileri sürüyorlar.</p>
<p>Zannediyorum her iki görüş sahiplerinin de haklı oldukları noktalar var. Tecil ve taksitlendirme müessesesi var ama ihtiyacı karşılamıyor olabilir. İdare ve yasa koyucu da bu haklılığı görmüş olmalı ki, 7582 sayılı Kanun’la tecil ve taksitlendirmeyle ilgili iki değişiklik yapıldı.</p>
<p>Bu değişiklikler talep sahiplerini tatmin eder mi, müessese ihtiyacı giderir mi bunu zaman gösterecek. 7582 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerin tek başına ihtiyacı karşılamayacağı bence açık. Bu değişiklikleri ikincil düzenlemelerin izlemesine, zor durum tespitine ilişkin kriterlerin ve tecil faiz oranının yeniden değerlendirilmesine ve gerekli düzenlemelerin yapılmasına ihtiyaç var.</p>
<p>Son olarak da şunu söylemek isterim. Yapılandırma taleplerinin birçoğunun, kapsamında kesinleşmiş borçların yapılandırılması yanında, ihtilaflı borçların, matrah artırımının, kasa ve ortaklardan alacakların düzeltilmesinin de olduğu yeni bir af kanunu talebi olduğunu düşünüyorum. Tecil müessesesinin yaygın olarak uygulanması ve ödeme güçlüğü içinde olanların ihtiyaçlarının olabildiğince karşılanması bir ihtiyaç. Buna karşılık, Bakanlığın uygulama ve denetim birimlerinin son yıllarda kayıt dışı ekonomiyle yaptığı başarılı çalışmalarının heba olmasına neden olacağını ve yeniden aynı ortamın yaratılmasının zor olacağını değerlendiriyorum. Vergi aflarının, diğer olumsuzlukların yanında, vergi sistemini bozduğunu, vergi adaletini yok ettiğini söylemeye de gerek yok, uzun yıllardır yaşayarak deneyimledik.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tecil-ve-taksitlendirme-80318</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tecil ve taksitlendirme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-veri-hirsizi-mi-80317</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zeka, veri hırsızı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Günümüzde veriler artık sadece bir girdi değil; işlenen, zenginleştirilen ve satılan birer ürüne dönüştü. Bunun sonucunda yapay zekâ devleri, büyük medya grupları, haber ajansları ve bilgi platformlarıyla milyarlarca dolarlık lisans (kullanım hakkı) anlaşmaları imzalamaya başladı.</strong></p>
<p>Üretken yapay zekâ sistemleri, insan benzeri metinler veya yüksek çözünürlüklü görseller oluşturabilmek için devasa boyutlarda eğitim verisine ihtiyaç duyar. 2020’lerin başından itibaren teknoloji şirketleri, internetin açık yapısından faydalanarak bu verileri telif hakkı sahiplerinden izin almadan topladı ve kendi algoritmalarını beslemek için kullandı. Ancak bu rahatlık, günümüzde ardı ardına açılan milyarlarca dolarlık telif hakkı ihlali davalarına zemin hazırlamış durumda.</p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nde dünyanın en büyük medya kuruluşlarından biri The New York Times, Microsoft ve OpenAI şirketlerine karşı açtığı dava, tüm endüstriyi yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor.</p>
<p><strong>Telif hakkı meselesi, küresel </strong><strong>veri gizliliği krizine dönüştü</strong></p>
<p>NYT, yapay zekâ şirketlerinin milyonlarca makaleyi izinsiz kullandığını ve bu sistemlerin gazetecilik ekosistemiyle haksız bir rekabete girdiğini savunuyor. Süreç öylesine büyüdü ki 2025 yılında mahkeme, dünya çapında 400 milyondan fazla kullanıcısı olan bir yapay zekâ sisteminin tüm konuşma geçmişlerinin korunmasına hükmetti. Sadece bir “telif hakkı” meselesi olarak başlayan bu süreç, bir anda küresel bir veri gizliliği krizine dönüştü. Artık şirketler veri yönetimi stratejilerini ve uluslararası kurallara uyum süreçlerini acilen gözden geçirmek zorunda.</p>
<p>Yapay zekâ şirketlerinin mahkemelerdeki en büyük savunması, telif hakkı hukukunda yer alan “adil kullanım” ilkesidir. Geliştiriciler, koruma altındaki verilerin yapay zekâ eğitiminde kullanılmasının, veriye yeni ve “dönüştürücü” bir nitelik kazandırdığını iddia ediyor.</p>
<p>Bu argümanın dayanağı ise meşhur bir dijital kütüphane davasına (Google Books) dayanıyor. 2013 yılında bir ABD mahkemesi, milyonlarca kitabın taranarak kısa alıntılar hâlinde sunulmasını “dönüştürücü bir eylem” olarak kabul etmişti. Ancak artan kamuoyu baskısı ve yasal riskler, teknoloji devlerini “önce veriyi topla, gerekirse sonra özür dilersin” stratejisinden vazgeçmek zorunda bıraktı.</p>
<p>Günümüzde veriler artık sadece bir girdi değil; işlenen, zenginleştirilen ve satılan birer ürüne dönüştü. Bunun sonucunda yapay zekâ devleri, büyük medya grupları, haber ajansları ve bilgi platformlarıyla milyarlarca dolarlık lisans (kullanım hakkı) anlaşmaları imzalamaya başladı.</p>
<p>Küresel Yapay Zekâ Eğitim Verisi Pazarının Beklenen Büyümesi:</p>
<p>- 2025 yılı: 3,19 milyar dolar</p>
<p>- 2033/2034 yılları (tahmini): 16,3 milyar dolar ile 18,47 milyar dolar arası.</p>
<p><strong>AB’nin yeni kuralları, Türkiye’deki </strong><strong>geliştiriciler için de standart oluşturacak</strong></p>
<p>Türkiye’ye gelirsek; mevcut telif yasaları (Türkiye’deki 5846 sayılı FSEK dâhil), yapay zekâ modellerinin devasa veri setleriyle eğitilmesini öngörerek tasarlanmamıştır. Türkiye’deki birçok girişim ve içerik üreticisi, global pazara (özellikle AB’ye) hizmet veriyor. AB’nin Ocak 2026 sonunda onayladığı taslak rapor, AB’nin yeni kuralları, Türkiye’deki AI geliştiricileri için de yeni bir standart oluşturacak.</p>
<p>AB’nin mevcut telif karışıklığını gidermedeki çözümleri şunlar:</p>
<p>- Mutlak şeffaflık: AI sağlayıcıları, modellerini eğitirken hangi telifli eserleri kullandıklarını detaylıca açıklamak zorunda kalacak. Eğer bir şirket bu açıklamayı yapmazsa, telifli içerik kullanmadığını ispat yükü kendisine geçecek.</p>
<p>- Geriye dönük tazminat: Komite, telif sahiplerine geçmişe dönük olarak da bir tazminat ödenip ödenmeyeceği konusunu masaya yatırdı. Bu, AI devleri için ciddi bir mali yükümlülük anlamına gelebilir.</p>
<p>- Makine tarafından okunabilir “opt-out”: Eser sahipleri, “Çalışmalarımın yapay zekâ eğitiminde kullanılmasını istemiyorum” diyebilecek ve bu karar EUIPO (Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi) tarafından yönetilecek teknik mekanizmalarla korunacak.</p>
<p>Önerim; eserlerin AI veri setlerinde yer alıp almadığının kontrol edilmesi ve eğitim verisi kaydının şeffaf şekilde tutulması, ileride oluşabilecek hukuki bir durumla karşılaşılmaması için dikkat edilmesi gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-veri-hirsizi-mi-80317</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka, veri hırsızı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80316</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa yükselmeye devam edecek mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100 Pozitife Döndü! Borsa Yükselmeye Devam Edecek Mi? | Ekonomi Masası | 03 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/SxEzf-eaWnk" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80316</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/3/1280x720/berfin-cipa-talip-aktas-1771825245.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kore-mucizesi-80315</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kore mucizesi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kore Üniversitesi ve İngiltere merkezli R&amp;D Management Derneği iş birliği ile organize edilen önemli bir konferans için Seul’deyim. Asya başta olmak üzere dünyanın her yerinden akademisyenler ve uzmanlar, <strong>yapay zekânın inovasyona olası etkilerini</strong> tartışıyoruz. Benim çalışmam <strong>konferansın en iyi makalesi seçildi (Best Paper Award).</strong></p>
<p>Güney Kore 2 trilyon USD ekonomik büyüklüğe yaklaşmış durumda. Dünyanın en büyük 14. ekonomisi. Daha önemlisi, kişi başı <strong>36 bin USD</strong> nominal rakamla yüksek gelirli ülkeler arasında. Satın alma gücü paritesine göre <strong>65 bin USD</strong> gelir ile halkı refah içinde. 2025 ihracat rakamları <strong>700 milyar</strong> dolar ile rekor kırdı. Bizimki ise 270 milyar USD. Asıl kritik olan, ihracatın temel kalemlerini elektronik, yarı iletkenler, gemi ve otomobil gibi yüksek teknolojili ürünlerin oluşturması. Samsung, LG, Hyundai, Kia gibi global markalara sahip.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fad881b902-1780460936.JPG" alt="" width="429" height="763" /></p>
<p>İmalat ve elektroniğin dışında Güney Kore’yi farklılaştıran bir diğer unsur <strong>kültür ihracatı</strong> ve hizmet sektöründeki niş konumlanması. Sadece K-pop’un ekonomiye 10 milyar doların üzerinde ihracat katkısı var. Kore dizileri ve filmleri dünya genelinde gişe yapıyor. <em>Squid Game</em>, <em>Parazit</em>, <em>Itaewon Class</em> gibi geniş kitlelere ulaşan dizi ve film içerikleri geliştiriyorlar.</p>
<p>Kore, dünyanın en büyük <strong>kozmetik ihracatçılarından biridir (12 milyar USD).</strong> Sadece ihracat değil, insanlar bu ürünleri satın almak için bile Kore’ye seyahat ediyor. Kozmetik ürünleri artık küresel bir fenomen haline geldi. <strong>Kozmetik, K-pop, eğlence sektörü, diziler ve turizm birbirini besleyerek çarpan etkisi yaratıyor.</strong></p>
<p>Türkiye, bırakın 1980’leri ve 70’leri, 2005’lere kadar Kore’den daha büyük bir ekonomiye sahipti. Fakat ne oldu da 40 yıl öncesine kadar varoluş mücadelesi veren, bir dönem asker gönderdiğimiz bu ülke bizi fersah fersah geçti? Maddeler halinde sıralayalım:</p>
<p><strong>1- Ar-Ge ve inovasyona yatırım </strong></p>
<p><strong>2- İhracata dayanan ekonomik model </strong></p>
<p><strong>3- Yüksek teknolojili ürünlere odaklanma </strong></p>
<p><strong>4- Etkili makro stratejiler </strong></p>
<p><strong>5- Kamunun doğru yönlendirmesi </strong></p>
<p>Ve en önemlisi <strong>eğitim seviyesi</strong>. Kore’de herkes lise mezunu (istisnalar hariç). Bizim ortalamamız ise ortaokul terk. Kore’de genç ve orta yaş grubunda <strong>üniversite mezun oranı %75.</strong> İnanılmaz bir rakam ve dünyanın tepelerinde.</p>
<p><strong><u>Eğitimsiz bir toplum kalkınamaz. Eğitimsiz bir toplum teknoloji geliştiremez. Eğitimsiz bir toplum inovasyon yapamaz.</u></strong> Dünyanın her yerinde kısa vadeli politik hesaplar için halkını eğitimsiz bırakanlar olmuştur ve bu yolun sonu yoksulluktan başka bir yere çıkmaz. <strong><u>Eleştirel düşünme becerisine sahip, özgürce fikir üreten eğitimli bir toplum yaratmaktan başka çaremiz yok.</u></strong></p>
<p>Ben o yüzden iş dünyasından akademiye geçtim. Gel gör ki <strong>ülkemizde değil, G. Kore’de inovasyon ödülü alıyoruz</strong>. Karmaşık bir his: Sevinç ve hüzün bir arada...</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kore-mucizesi-80315</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kore mucizesi! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mayisin-kazanani-teknoloji-haziranin-temasi-denge-80314</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mayısın kazananı teknoloji haziranın teması denge</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mayıs ayı yatırım fonları açısından ilginç bir dönemi geride bıraktı. Küresel tarafta yapay zeka ve teknoloji hisseleri yükselişe öncülük ederken, içeride siyasi gelişmeler ve enflasyon beklentileri yatırımcıların karar vermesini zorlaştırdı. Buna rağmen fon piyasasında risk iştahının tamamen kaybolmadığını, sadece daha seçici hale geldiğini gördük.</p>
<p>Fon türleri bazında baktığımızda mayıs ayında en yüksek ortalama getiriyi hisse ve borçlanma araçlarını beraber taşıyan karma fonlar sağladı. Onları değişken fonlar ve para piyasası fonları takip etti. Karma, değişken ve fon sepeti fonlarında ilk 3 sırada hep teknoloji temalı fonlar yer alıyor. Yılbaşından bu yana ise hisse senedi ve değişken fonlar hala liderliği koruyor.</p>
<p>Mayıs ayının açık ara kazananı teknoloji teması oldu. Yabancı teknoloji hisselerine yatırım yapan NTI, GUH ve YAY gibi fonlar çift haneli getiriler sağlarken, yarı iletken ve çip teknolojilerine odaklanan IJC, CPT ve benzeri fonlar da yatırımcı ilgisini çekmeye devam etti. Nitekim mayıs ayında yatırımcı sayısında en büyük artışlardan biri 17 binden fazla yeni yatırımcıyla IJC fonunda gerçekleşti.</p>
<p><strong>Teknoloji hikâyesi sadece </strong><strong>çipten ibaret değil </strong></p>
<p>Bu performansın arkasında küresel piyasalarda yapay zeka, çip teknolojileri, donanım ve veri merkezi yatırımlarına yönelik güçlü beklenti var. Nvidia başta olmak üzere yarı iletken şirketlerinden gelen sonuçlar, AI yatırımlarının hız kesmeden sürdüğünü gösterdi. Bu nedenle teknoloji teması yalnızca kısa vadeli bir fiyatlama değil, orta-uzun vadeli bir büyüme hikayesi olarak yerini koruyor. Ancak bu hikayeyi sadece çip olarak okumamak gerekiyor. Yapay zekâ büyüdükçe enerji talebi, veri merkezi yatırımları, bakır, gümüş ve altyapı ihtiyacı da artıyor. Bu nedenle teknoloji fonlarının yanında enerji ve emtia (bakır, gümüş, nadir elementler) fonlarının da daha dikkatli izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yayınlarda da teknoloji tarafında momentum sürdükçe pozisyonların korunabileceğini, ancak kar realizasyonu ve portföy dengelemenin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulamaya çalışıyorum.</p>
<p>Borsa İstanbul tarafında mayıs ayında daha çok teknoloji, halka arz, BIST100 dışı ve görece küçük ölçekli hisselerde hareket gördük. Haziran ayında enflasyon beklentisi iyileşirse ve faiz indirimi beklentileri yeniden güçlenirse, bu kez bankacılık, BIST30 ve holding tarafı yeniden öne çıkabilir. Ancak burada temkinli olmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü içeride hikaye çok hızlı değişiyor. Bu nedenle doğrudan hisse senedi fonları yerine, hisse ağırlıklı değişken fonlar daha dengeli bir alternatif olabilir. Geçen ay da bu fonları anlatmıştım, örneğin IAE – İstanbul Portföy Agresif Değişken Fon aylık %3,2 ve yılbaşından bu yana %43,8 getiri ile dikkat çekiyor. ICH – Pardus Portföy İkinci Değişken Fon da yılbaşından bu yana %34,1 getiri ile öne çıkan fonlar arasında. Borsanın %5 üzeri negatif performansına rağmen bu fonlarda getiri pozitif. Ayrıca, %51 hisse senedi taşımaları nedeniyle bir yıl elde tutulduğunda stopaj avantajı da bulunuyor.</p>
<p><strong>Para piyasası fonları hâlâ </strong><strong>ana taşıyıcı konumda</strong></p>
<p>Benim haziran için dengeli fon dağılımımda para piyasası fonları hâlâ ana taşıyıcı konumda. Mayıs ayında %45 olan para piyasası ağırlığını haziranda %40’a indirirken, hisse oranını %10’dan %15’e, yabancı hisse oranını %10’dan %15’e çıkarıyorum. Altın/gümüş tarafını %10’da korurken, borçlanma araçlarını %0’da bırakıyorum. Değişken fonları ise %20 ile portföyün önemli denge unsurlarından biri olarak görüyorum. Değişken fonların farklı varlık sınıfları arasında esnek geçiş yapabilmesi, piyasanın yönünün net olmadığı dönemlerde önemli bir avantaj sağlıyor.</p>
<p>Haziran ayında piyasaların odağında yine üç başlık olacak: ABD-İran hattındaki gelişmeler, Fed'in vereceği mesajlar ve teknoloji hisselerindeki momentumun sürüp sürmeyeceği. İçeride ise enflasyon verileri ve TCMB'nin değerlendirmeleri belirleyici olacak. Burada yerli ve yabancı hisse tarafında haber akışına göre yukarıda saydığım alternatiflere bakmak değerli olabilir.</p>
<p>Mayıs ayında teknoloji kazandı. Haziran ayında ise tek bir tema yerine doğru kurulmuş bir portföyün kazanma ihtimalini daha yüksek görüyorum. Çünkü bu dönemde başarı, en hızlı yükselen fonu bulmaktan çok, farklı senaryolara hazırlıklı bir portföy oluşturabilmekten geçiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mayisin-kazanani-teknoloji-haziranin-temasi-denge-80314</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayısın kazananı teknoloji haziranın teması denge ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gercekten-buyuyor-muyuz-80313</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gerçekten büyüyor muyuz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dövizi baskılayarak ve dezenflasyon programı için Türk lirasını değerli tutarak milli gelirimizin 1.6 trilyon dolara çıktığını ilan ediyoruz. Bu vesileyle o zaman kuru sabitleyelim, gelecek yıl 2 trilyon dolar ile üst gelir grubu ülkeler arasına girelim diyoruz.</strong></p>
<p>Önceki gün TÜİK tarafından Türkiye’nin 2026 yılı ilk çeyreğine ilişkin GSYİH, yani büyüme rakamları yayımlandı.</p>
<p>Ülkenin ilk çeyrekte, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 2,5 ve bir önceki döneme göre de sadece binde 1 oranında büyüdüğü anlaşıldı.</p>
<p>Bu büyümenin hem nicel ve hem de nitel açıdan irdelenmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Büyümenin nicel boyutu…</strong></p>
<p>Önce nicel olarak gelişmeleri ortaya koyalım.</p>
<p>- Özellikle 2025 yılının ilk çeyreği ile aynı oranda büyüme söz konusu.</p>
<p>- Ancak 2025 yılının kalan üç döneminde büyüme oranlarında ciddi düşüş var. İkinci çeyrekte yüzde 4.7 olan büyümenin üçüncü çeyrekte 3.8’e ve dördüncü çeyrekte 3.4’e gerilemesi dikkat çekiyor.</p>
<p>- Bu gerileme bir önceki yıla göre de devam ediyor görünüyor.</p>
<p>- Büyümeyi tetikleyen veya yükselten ana unsur yüzde 4.8 ile hane halkı tüketimi. Yani hane halkı tüketmiş ve ekonomi büyümüş (!)…Hane halkının büyümeye olumlu katkısı 3.4 puan olmuş.</p>
<p>- Bu dönemde büyümeye olumlu katkısı olan tek kalem bir önceki yıla göre yüzde 3 artış ile yatırım harcamaları. Yatırımlardan büyümeye katkı 0.8 puan olmuş. Bu yenileme, tevsi (kapasite artışı) veya modernizasyon anlamına geliyor ve gelecek için umut veriyor. Fakat bunun da oranı düşük. Ancak unutmayalım bir önceki döneme göre de yatırım harcamalarında yüzde 2.2 düşüş söz konusu.</p>
<p>- Bu arada büyümeyi aşağı çeken en önemli kalem de yüzde (-) 12.7 ile ihracat. İhracat kalemi bir önceki döneme göre de yüzde 7.5 düşüş sergiliyor. Dolayısıyla ihracat büyümeyi 2.5 puan aşağı çekmiş görülüyor.</p>
<p>- Büyümeyi olumsuz etkileyen ikinci kalem de yüzde 2 düşüş ile ithalat. Bu da bir önceki döneme göre yüzde 3.9 küçülmeyi ifade ediyor.</p>
<p><strong>Büyümenin nitel yönü…</strong></p>
<p>İktisat öğretisi; ekonomide sektörleri tarım, sanayi, hizmetler diye ayırır ve ona göre analizler geliştirir.</p>
<p>Büyüme de bu sektörlerdeki gelişmeleri üçer aylık veya yıllık periyotlarla ortaya koyar.</p>
<p>Gerçek büyüme aslında tarım ve sanayideki üretim artışıdır; yani bir önceki döneme göre üretilen malların miktar olarak artması anlamındadır. Özellikle de katma değeri yüksek olan malların miktarındaki artış büyümeyi de nitel olarak olumlu etkiler. Bir saat üretimi ile bir TIR dolusu hazır giyim ürünü geliri aynı ama katma değer ve nitel büyüme elbette ileri teknoloji ürünlerindedir.</p>
<p>Bu noktada hizmetler sektörünü küçümsüyor değiliz. Elbette üretilen malların piyasaya sürülmesi, ticareti, taşınması, pazarlanması, depolanması da katma değer yaratan hususlar. Ancak öncelikle üretmemiz gerekiyor.</p>
<p>Biz ne yapıyoruz?... Üretmeden tüketmeye çalışıyoruz. Tarlada, fabrikada üretmek yerine bunların ticaretini öncelikliyoruz.</p>
<p>Bu gerçek varken bir takım çevrelerin adeta siyaset yaptığını görüyoruz. Bakan veya siyasi çevrelerin bunu yapması normal; ama iş dünyasının, sivil toplum ve meslek kuruluşlarının daha gerçekçi olması gerekiyor.</p>
<p>Rakamları eğip büküyoruz; kendimize veya mensubiyetimize göre çarpıtıyoruz.</p>
<p>Örneğin;</p>
<p>- 23 çeyrekten beri büyümemizi sürdürdüğümüzü rakamlara yukarıdan bakarak söylüyoruz.</p>
<p>- İşin kolayına kaçıp yanı başımızdaki savaşa, jeopolitik baskılara ve enerji maliyetlerine sığınıyoruz.</p>
<p>- Son çeyrekte büyüme sergileyen tarım sektörünü öne çıkarmayı yeğliyoruz.</p>
<p>- Oysa yapısal sorunlara bürünen seneyi sektöründeki daralmayı da küçülmeyi görmezlikten geliyoruz.</p>
<p>- Daha da acı olanı, dövizi baskılayarak ve dezenflasyon programı için Türk Lirası’nı değerli tutarak milli gelirimizin 1.6 trilyon dolara çıktığını ilan ediyoruz. Bu vesileyle o zaman kuru sabitleyelim, gelecek yıl 2 trilyon dolar ile üst gelir grubu ülkeler arasına girelim diyoruz.</p>
<p>Açıkçası nitel bir gelişim yerine sanal ve sahte değerlendirmelerle ciddi zaman kaybediyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gercekten-buyuyor-muyuz-80313</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gerçekten büyüyor muyuz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cuzdani-olan-algoritmalar-80312</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cüzdanı olan algoritmalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şüphesiz ki bu dönüşüm muazzam bir ticari verimlilik vaat ediyor. Ama, madalyonun bir de karanlık yüzü var. Ekonomik kararların insandan algoritmalara devredilmesi, sistemik riskleri de beraberinde getiriyor.</strong></p>
<p>Klasik ekonomi kitaplarını, tozlu teorileri ve insan odaklı pazarlama stratejilerini bir kenara koyun. Çünkü yüzyıllardır üzerine medeniyetler kurduğumuz, arz-talep dengeleriyle oynadığımız ve reklamlarla yönlendirdiğimiz insan (<em>Homo Economicus</em>) artık piyasanın tek hâkimi değil.</p>
<p>Muazzam bir hızla yeni bir aktör devreye giriyor. Üstelik bu aktörün ne duyguları var ne de etkileyecek bir kalbi. Kararları da insan gibi çoğunlukla <em>“irrasyonel”</em> değil. Karşımızda, ekonomi tarihinin en büyük paradigma kırılması duruyor. <strong>Algo Economicus ve Makine Müşteriler </strong><em>(Machine Customers).</em></p>
<p>Bu artık bir öngörü de değil üstelik. Kurulmakta olan bir altyapı. Üç ayrı dev, neredeyse eşzamanlı olarak, makinelerin kendi adına ödeme yapmasını sağlayan protokolleri yayımladı. Google'ın 60'tan fazla ortakla<em> (Mastercard, PayPal, American Express) </em>duyurduğu “Agent Payments Protocol”, OpenAI ile Stripe'ın birlikte geliştirdiği “Agentic Commerce Protocol”, Visa'nın Cloudflare'le kurduğu “Trusted Agent Protocol” bu büyük dönüşümün kanıtları.</p>
<p><strong>Nesnelerin ticareti</strong></p>
<p><strong>Nesnelerin Ticareti</strong><em> (Thing Commerce</em>), otonom bir aracın piyasadaki yüzlerce sigorta poliçesini saniyeler içinde tarayıp, insan sahibinin ruhu bile duymadan en optimize sözleşmeyi kendi dijital cüzdanıyla satın alması demek. Ya da akıllı bir üretim tesisinin, azalan hammaddeyi tedarik zincirindeki karbon ayak izi en düşük, lojistik riski en az alternatiften bulup ödemesini kendi kendine yapması.</p>
<p>Gartner'a göre iki yıl içinde, müşteri gibi hareket edecek 15 milyar makine olacak<strong>. Kurumsal satın almanın yüzde 90'ı yapay zekâ ajanları aracılığıyla yürüyecek ve 15 trilyon doları aşan bir rakam bu ajan borsalarından geçecek. </strong></p>
<p>İşte tam bu kırılma noktasında, yüzyıllık pazarlama ve iletişim stratejileri ne olacak? İnsan tüketiciyi dopamin döngüleriyle, tasarımla, duyguyla ya da statü algısıyla yönlendirebilirsiniz. <strong>Peki sistemik verimliliğe bakan bir makine müşteriyi nasıl ikna edeceksiniz?</strong></p>
<p><strong>Kodlanan marka değeri</strong></p>
<p>Biz iletişimciler, yıllardır bağ kurmanın, samimiyetin ve duygusal sadakatin kutsallığından bahsettik. Ancak algoritmaların ekonomik kararları devraldığı bir dünyada, tamamen yeni bir disiplin inşa etmek zorundayız.</p>
<p>Bir şirketin ya da markanın değerini, artık sadece tüketicinin zihnindeki algıyla ölçmek yeterli olmayacak. Yapay zekâ asistanlarının, satın alma botlarının ve otonom sistemlerin veri tabanlarındaki <em>“puanlar” </em>da belirleyici olacak.</p>
<p>Algoritmaların gözünde <em>"sevilen bir marka" </em>değil, <em>"optimize edilmiş ve doğrulanabilir”</em> bir veri setine sahip olmak gerekecek. <strong>Doğrulanabilir operasyonel veri, yeni bir para birimine dönüşecek. </strong>Dijital güven çerçeveleri piyasaya giriş şartı olacak. Anlatı değil, kanıt dolaşıma girecek.</p>
<p>Sürdürülebilirlik raporlarınız şeffaf değilse, tedarik zincirinizde etik ihlaller varsa, finansal risk yönetiminiz zafiyet barındırıyorsa, rasyonel bir ajan sizi saniyeler içinde aday listesinden çıkarabilir. Milyon dolarlık reklam bütçeleri, parıltılı PR kampanyaları, bu yeni efendilerin soğuk kod duvarına çarparak dağılabilir.</p>
<p>Elbette bu yeni durum, yıllardır konuştuğumuz <em>“washing ekonomisi”</em> tezini bitirmiyor. Sadece göç ettiriyor. Bir algoritmanın okuduğu veri akışı da kirletilebilir. Manipülasyon ortadan kalkmaz. Sadece anlatıdan metadataya, sloganlardan etiketlere taşınır. <em>"Ajanlar için arama motoru optimizasyonu" </em>daha şimdiden büyüyen bir sektör. Dolayısıyla, sistem burada da makine kararlarına karşı gardını alıyor.</p>
<p><strong>Gücün iki yüzü ve riskler</strong></p>
<p>Şüphesiz ki bu dönüşüm muazzam bir ticari verimlilik vaat ediyor. Ama, madalyonun bir de karanlık yüzü var. Ekonomik kararların insandan algoritmalara devredilmesi, sistemik riskleri de beraberinde getiriyor. Yapay zekânın küresel finanstaki ağırlığı artarken, tamamen rasyonel ama insan vicdanından, sezgisinden ve etik denetiminden yoksun makine aktörlerin domine ettiği bir piyasa, mikro saniyeler içinde zincirleme reaksiyonlar verebilir.</p>
<p>Finans piyasalarında geçmişte yaşadığımız “<em>Flash Crash”</em> benzeri yıkıcı algoritmik krizlerin, bugün reel sektöre, lojistiğe ve küresel tedarik zincirlerine sıçradığı bir senaryo hiç de uzak değil. Yapay zekânın bu kontrolsüz gücü, ekonomik krizleri de algoritmik bir hızda ve ölçekte tetikleme potansiyeline sahip. Gücün bu iki yüzünü doğru yönetmek, yeni risk yönetimi anlayışının da bir numaralı maddesi olmak zorunda.</p>
<p><strong>Yeni bir ekonomik düzen</strong></p>
<p>McKinsey, yalnızca ABD'de ajanlar üzerinden geçen ticaretin 2030'a kadar yıllık 1 trilyon dolar gelire ulaşacağını öngörüyor. İşte bu noktada karşımıza yeni bir egemenlik savaşı çıkıyor. <strong>Algoritmik Geçitler</strong> <em>(Algorithmic Gatekeepers).</em></p>
<p>Mobil internet çağında küresel ticareti, akıllı telefonların yüzde 30’a varan pazar yeri komisyonları şekillendirmişti. Yapay zekâ çağında ise bu aracılık katmanını OpenAI, Google veya Anthropic gibi devlerin <strong><em>“akıllı ajan altyapıları” </em></strong>inşa ediyor.</p>
<p>Makine müşterilerin geçmek zorunda olduğu bu yeni nesil dijital gümrük kapıları, gelecekte her ticari işlemden ya bir API bedeli ya da bir listeleme komisyonu kesecek. Masanın yeni efendisi yalnızca otonom müşteriler değil, aynı zamanda bu algoritmik geçitler olacak. Bunu da bir sonraki yazıda ele alırız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cuzdani-olan-algoritmalar-80312</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cüzdanı olan algoritmalar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rezervlerin-yeni-hakimi-altin-80311</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rezervlerin yeni hâkimi altın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Değerli metalin fiyatı bir bant içine sıkıştı. ABD ile İran arasındaki görüşmeler sürerken, yatırımcılar pozisyon alma konusunda çekingen davranıyor. Hürmüz Boğazı'nın kapalı olması enflasyonist riskleri canlı tutsa da finansal kaygılar kısa vadeli fiyat hareketlerini sınırlandırıyor.</p>
<p>Büyük resimde altına yönelik stratejik talebin gücünü koruduğu gözleniyor. Avrupa Merkez Bankasının yayımladığı veriye göre, küresel rezervler içindeki altın payı yüzde 20’den yüzde 27’ye yükselerek Amerikan hazine tahvillerini geride bıraktı. Toplam altın rezervi; basılan her 35 dolar karşılığında ABD Hazinesinin kasasına bir ons altın konulmasını öngören ve dolara ‘‘rezerv para’’ statüsü kazandıran Bretton Woods sisteminden bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Batı’nın yaptırımlarından çekinen ülkeler, güvenli liman arayışıyla dolardan uzaklaşıp varlıklarını çeşitlendiriyor.</p>
<p>Savaşın başlamasından sonra, TCMB likidite sağlamak adına yakın tarihin en büyük rezerv operasyonlarından birini gerçekleştirerek 130 ton altını elden çıkardı veya ödünç verdi. Kurumun rezervlerindeki altın ağırlığının tekrar yüzde 65 civarına ulaşıp ulaşmayacağı şimdilik muammadır. Diğer taraftan, güvence arayışında olan merkez bankalarının ilgisinin sürmesi, emtianın geleceğini yapısal biçimde destekliyor. Görünen o ki, jeopolitik gelişmeler ne yöne evrilirse evrilsin, küresel finans sisteminde taşlar yerinden oynamış ve altın için yeni bir dönemin kapısı aralanmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rezervlerin-yeni-hakimi-altin-80311</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rezervlerin yeni hâkimi altın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kalkinma-ve-refah-icin-demokrasi-ve-guclu-kurumlar-lazim-80310</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kalkınma ve refah için demokrasi ve güçlü kurumlar lazım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çin’in son 30 senedeki inanılmaz yükselişi, ekonomik kalkınmayla demokrasi arasındaki bağlantıyı sorgulayanların sayısının daha da artmasına neden oldu. Öyle ya, Singapur gibi zengin bir otokraside mi yaşamayı tercih edersiniz, yoksa Arjantin gibi fakir bir demokraside mi?</strong></p>
<p>Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, dünya genelinde hem ekonomi hem de uluslararası ilişkilerde keyfi kararların ve uygulamaların giderek arttığını görüyoruz. ABD başta olmak üzere, gelişmiş ülkelerde bile kurumların bilinçli bir şekilde yıpratıldığı, kurallara dayalı karar alma süreçlerinin zayıflatıldığı bir süreçteyiz. Bu durum, ekonomi alanında öngörülebilirliği belirgin bir şekilde azaltarak, bireylerin ve şirketlerin yatırım, tüketim ve tasarruf kararlarını olumsuz etkiliyor. Teknoloji alanındaki gelişmelerin de hız kazandığı bu dönemde belirsizliklerin iyice artması, birçok kişiyi derinden kaygılandırıyor.   </p>
<p><strong>Trump gibi düşünenlerin </strong><strong>demokrasiye bakış açısı</strong></p>
<p>Günümüzde, güçlü liderlere duyulan hayranlık, demokrasiye duyulan inancın önüne geçmiş durumda. Trump ve onun gibi düşünenler, demokrasiye ve güçlü kurumlara bağlı kalmaya devam eden liderleri zayıflıkla suçlarken, ülkelerini demir yumrukla yöneten liderlere övgü yağdırmaktan kaçınmıyorlar. Kurumsal denge ve kontrol mekanizmaları, zaman kaybettiren gereksiz bürokratik engeller olarak yaftalanıyor.</p>
<p>Bu aslında pek de yeni bir konu değil. Stanford Üniversitesi’nin Demokrasi Eylem Laboratuvarı tarafından Kasım 2025’te yayınlanan “Demokrasinin Ekonomik Büyüme Üzerindeki Etkisi” başlıklı çalışma, Samuel P. Huntington ve Joan M. Nelson gibi akademisyenlerin, Güney Kore ve Singapur gibi otokratik rejimlerin yarattığı ekonomik mucizelerden hareketle geliştirdikleri teorileri hatırlatarak başlıyor. Bu düşünürler, otoriter sistemlerin hızlı sanayileşme politikalarını uygulamadaki başarılarına dikkat çekerken, demokrasilerde zaman zaman yaşanan siyasi kilitlenme ve hiç bitmeyen seçim döngülerinin büyümeyi engelleyebileceğini ima etmişlerdi. Çin’in son 30 senedeki inanılmaz yükselişi, ekonomik kalkınmayla demokrasi arasındaki bağlantıyı sorgulayanların sayısının daha da artmasına neden oldu. Öyle ya, Singapur gibi zengin bir otokraside mi yaşamayı tercih edersiniz, yoksa Arjantin gibi fakir bir demokraside mi?</p>
<p>Yazının başında bahsettiğim Stanford Üniversitesi çalışmasında, Daron Acemoğlu, James Robinson, Suresh Naidu ve Pascual Restrepo tarafından 2019 yılında yayınlanan önemli bir makaleye atıf var. Acemoğlu ve arkadaşları, 1960-2010 yılları arasında 175 ülkeyi kapsayan bir çalışmada, demokrasinin uzun vadeli ekonomik büyümeye olumlu katkı yaptığını tespit etmişler. Bu çalışmanın en dikkat çekici yanı, demokrasinin olumlu etkisinin hangi kanallar üzerinden ortaya çıktığını da saptaması. Buna göre demokratik yönetimler üç ana eksende başarılı oluyor: Birincisi, ekonomik reformlar sayesinde ülkedeki yapısal sorunlar çözülebiliyor. İkincisi, kamu maliyesi disiplin altına alınarak, eğitim ve sağlık hizmetlerinin kalitesi artırılabiliyor. Bu da büyüme açısından en önemli girdilerden birisi olan beşerî sermayenin güçlenmesine katkı sağlıyor. Üçüncü olarak, demokrasiler daha fazla yatırımı teşvik ederek ve toplumsal huzursuzlukları da azaltarak daha yüksek bir milli gelir seviyesine ulaşılmasını mümkün kılabiliyor. Acemoğlu ve arkadaşları, demokrasinin ekonomik kalkınmanın erken aşamalarında büyüme için kötü olduğuna dair yaygın iddiaların aksine, bulgularının gelir düzeyine göre herhangi bir farklılık göstermediğini de vurguluyorlar. Tüm bunları dikkate aldığımızda, çalışmanın bulguları, daha güçlü kurumsal ve toplumsal yapılar sayesinde, demokratikleşmenin 25 yıllık bir dönemde bir ülkenin milli gelirini %20-25 artırabileceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Kurumsallaşmış otokrasiler, demokrasilerle </strong><strong>benzer bir hızda büyüyebiliyor</strong></p>
<p>Demokrasinin ekonomik büyüme ve refah üzerindeki etkisinin daha iyi beşerî sermaye ve daha güçlü kurumlar üzerinden ortaya çıktığına yönelik tek çalışma bu değil. 2025 yılında Blattman ve arkadaşlarının bir çalışmasında, öncelikle demokratik rejimlerde kişi başına milli gelir büyümesinin, otokratik rejimlere göre daha yüksek olduğu tespiti yapılıyor. Bu çalışmanın dikkat çekici yanı, otokrasilerin de kendi içlerinde ekonomik büyüme ve refah konusunda farklılaştığıyla ilgili tespitleri. Çalışma otokrasileri, tek kişiye bağlı olanlar ve kurumsal olanlar olarak ikiye ayırıyor. Tek kişiye bağlı otokrasiler, kişisel gücün yoğunlaştığı ve liderler üzerindeki kurumsal kısıtlamaların zayıf olduğu rejimler olarak tanımlıyor. Çalışmanın bulgularına göre bu rejimler, demokrasilere göre yıllık olarak yaklaşık bir puan daha düşük bir oranda büyüme eğiliminde. Öte yandan, kurumsallaşmış otokrasiler, demokrasilerle benzer bir hızda büyüyebiliyor. Bu bulguya göre, bir ülkede güçlerin tek elde toplanmaması ve güçlü kurumların denge, düzenleme ve kontrol fonksiyonlarını yerine getirebilmesi, ekonomik büyüme açısından demokrasinin varlığından daha hayati bir rol oynuyor. Aslında bu tespit, Çin’in ekonomide ve teknolojide sağladığı başarıyı anlamamızı, bir nebze de olsa kolaylaştırıyor.</p>
<p>Özetlemek gerekirse, demokratik rejimlerin otokratik rejimlere göre daha iyi bir ekonomik büyüme performansı sergilediği pek çok çalışmada tespit edilebiliyor. Ancak, bir ülke ister demokratik ister otokratik olsun asıl önemli olan, büyüme ve refah için o ülkede kurumların güçlü olması. Elbette en ideali, hem demokratik hem de güçlü kurumlara sahip olan bir ülke. Bu idealden vazgeçmememiz lazım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kalkinma-ve-refah-icin-demokrasi-ve-guclu-kurumlar-lazim-80310</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kalkınma ve refah için demokrasi ve güçlü kurumlar lazım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyuyen-ekonomide-daralan-sanayi-ve-ihracat-80309</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyüyen ekonomide daralan sanayi ve ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İç tüketimin GSYH içindeki payı 2021 yılında yüzde 55 seviyesindeyken bugün yüzde 58'e yaklaşmış durumda. Buna karşılık sanayinin milli gelir içindeki payı aynı dönemde belirgin biçimde gerilemiş bulunuyor.</strong></p>
<p>Elbette iç siyasi tansiyonun yükselmesi ve bölgemizde devam eden savaşın geleceği, gündemin en önemli başlıklarını oluşturmaya devam ediyor. Bununla birlikte, özellikle sanayi ve ihracat kaynaklı sorunların uzun süredir dile getirildiği, rekabet gücümüzdeki kaybın sürdürülebilirliği zor bir dengeye doğru evrildiğine yönelik farklı sektörlerden gelen uyarıların arttığı bir dönemde bulunuyoruz.</p>
<p>Aylık verilerde izlediğimiz sanayi üretimindeki yatay seyir ile perakende satışlardaki güçlü artış, uzun süredir Türkiye ekonomisinin büyüme kompozisyonunda arzı ve üretimi baskılayan, buna karşın talebi yeterince sınırlayamayan bir yapıya işaret ediyor. Bu hafta açıklanan Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verileri de beklendiği gibi bu tabloyu doğruladı.</p>
<p>Açıklanan verilere göre Türkiye ekonomisi 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 2,5 büyüdü. Geçtiğimiz yılın ilk çeyreğinde de büyüme oranı yüzde 2,5 olmuş, yılı ise yaklaşık yüzde 3,6 büyümeyle tamamlamıştık. Dolayısıyla bu yıl da benzer bir başlangıç yaptığımızı söylemek mümkün.</p>
<p><strong>İktisadi faaliyeti daralan tek sektör sanayi</strong></p>
<p>Büyümenin sektörlere göre dağılımına baktığımızda dikkat çekici bir tablo görüyoruz. İlk çeyrekte daralan tek sektör yüzde 0,8 ile sanayi oldu. Diğer tüm sektörlerde büyüme gerçekleşirken, büyümenin ağırlıklı olarak hizmetler sektöründen kaynaklandığını görüyoruz.</p>
<p>Geçtiğimiz yılın ilk çeyreğinde de benzer bir tablo vardı. Sanayi yüzde 1,8 daralırken, tarım sektöründe de yaklaşık yüzde 2'lik bir küçülme yaşanmıştı. Bu yıl ise tarım sektörünün yüzde 4,6 büyüdüğünü görüyoruz. Büyük ölçüde yağışların yeterli olması ve kuraklık riskinin azalmasının meyve-sebze üretimini desteklemesi bu sonucu açıklıyor. Verilerde çarpıcı olan nokta sanayide geçen yıl yaşanan  daralmanın üzerine yeni bir daralma daha eklenmiş olması.</p>
<p>Harcama yöntemiyle hesaplanan büyüme verilerine baktığımızda ise ilk çeyrekte tüketim harcamalarının yüzde 4,8, yatırımların yüzde 3 arttığını görüyoruz. Buna karşılık ihracat yüzde 12,7 oranında gerilemiş durumda. Geçtiğimiz yılın ilk çeyreğinde iç talep yalnızca yüzde 2 büyürken ihracattaki daralma ihmal edilebilecek düzeyde, yüzde 0,01 olmuştu. Bu yıl ise iç talebin hızlandığını, ihracattaki kaybın ise çok daha belirgin hale geldiğini görüyoruz. İhracatımızın yaklaşık yüzde 96'sının sanayi ürünlerinden oluştuğu düşünüldüğünde, sektör temsilcilerinin uzun süredir dile getirdiği rekabet sorunlarının artık makro verilerde de net biçimde görülmeye başladığını söylemek mümkün.</p>
<p><strong>Tüketim güçlü, üretim zayıf</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl boyunca perakende satış endeksi güçlü yükselişini sürdürdü. Otomobil satışlarında rekorlar kırıldı, konut satışları tarihi yüksek seviyelere ulaştı. Bu yılın ilk çeyreğinde bazı göstergelerde hız kesilse de tüketim eğiliminin güçlü kaldığı görülüyor. İlk çeyrekte iç talebin yüzde 4,8 büyümesi, üstelik geçen yılın aynı dönemindeki yüzde 2'lik büyümenin üzerine gelmesi, enflasyonla mücadele eden bir ekonomide talebin yeterince baskılanamadığını ortaya koyuyor. Baskı altında kalan taraf ise üretim ve arz tarafı oluyor.</p>
<p>Yüksek enflasyon nedeniyle üretim maliyetlerinin hızla artması, buna karşın kurun reel değerlenme politikası çerçevesinde kontrollü seyretmesi, maliyet artışlarının döviz bazlı fiyatlara yeterince yansıtılamamasına neden oldu. Sonuç olarak Türkiye hem TL hem de döviz bazında pahalı bir üretim merkezi haline gelirken, rekabet gücü üzerinde ciddi bir baskı oluştu. Son açıklanan büyüme verileri de bu sorunun rakamlara yansıdığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Ulusal gelir kompozisyonunda çarpıcı değişim</strong></p>
<p>Verilerin detaylarına baktığımızda daha yapısal bir dönüşümün izlerini de görüyoruz. Örneğin iç tüketimin GSYH içindeki payı 2021 yılında yüzde 55 seviyesindeyken bugün yüzde 58'e yaklaşmış durumda. Buna karşılık sanayinin milli gelir içindeki payı aynı dönemde belirgin biçimde gerilemiş bulunuyor. 2021 yılında yüzde 25,6 olan sanayi üretimin toplamdaki payının 2022'de yüzde 29'a çıktığını, 2026'nın ilk çeyreğinde ise   yüzde 17,7 seviyesine kadar düştüğünü görüyoruz.</p>
<p>Bir başka ifadeyle, gerçekleştirdiğimiz ulusal gelir içinde tüketimin payı artarken üretimin ve sanayinin payı geriliyor. Bu durum tasarruf açığı anlamına geliyor. Bu durum enflasyonla mücadele etmeye çalışan bir ekonomide yanlış bir kompozisyon değişikliğine, tam tersini yapmamız gerektiğine işaret ediyor.</p>
<p>Büyümenin kompozisyonunda dikkat edilmesi gereken bir diğer unsur da yatırımların niteliği. Bu yılın ilk çeyreğinde toplam yatırım harcamaları yüzde 3 arttı. İnşaat yatırımları yüzde 3,3, makine ve teçhizat yatırımları ise yüzde 3 büyüdü. Geçtiğimiz yılın birinci çeyreğinde makine ve teçhizat % 2,7 daralmış, inşaat sektörü ise % 7 büyümüştü. Makine ve teçhizat yatırımlarındaki artış orta vadeli verimlilik ve büyüme açısından olumlu bir gelişme olsa da sanayideki zayıflık son iki yılın ilk çeyreğinde yatırımlara da yansımış görünüyor. İnşaat sektöründeki büyümenin ise önemli oranda deprem bölgesinde devam eden faaliyetlerden kaynaklandığını vurgulamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Asya rekabeti kapıda</strong></p>
<p>Önümüzdeki dönemde sanayimiz açısından bir diğer önemli risk ise Asya ülkelerinde yaşanan kur hareketleri. Son dönemde birçok Asya ülkesinin para biriminde ciddi değer kayıpları yaşanıyor. Endonezya rupiahı dolar karşısında tarihinin en düşük seviyelerine gerilerken, Hindistan rupisi, Güney Kore wonu, Filipin pesosu ve Malezya ringgiti de önemli ölçüde değer kaybetti. Japon yeni de benzer şekilde zayıf seyrediyor.</p>
<p>Savaşın sona ermesi ve küresel ticaret akışlarının normalleşmesi halinde, daha düşük maliyet avantajına sahip Asya ekonomilerinin uluslararası pazarlarda fiyat rekabetini artırması beklenebilir. Bu durum zaten rekabet gücü baskı altında olan Türk sanayisi açısından yeni zorluklar yaratabilir.</p>
<p>Elbette uzun vadede rekabet gücünün temel belirleyicisi teknoloji, verimlilik ve katma değerdir. Ancak fiyat rekabetinin önemsiz olduğunu söylemek de mümkün değildir. Özellikle kısa ve orta vadede kur politikaları ile maliyet dinamikleri rekabet gücü üzerinde belirleyici olmaya devam etmektedir.</p>
<p><strong>Büyüme muhtemelen mevcut kompozisyonla hızlanacak</strong></p>
<p>Sonuç olarak, büyüme verileri ekonomide üretim tarafında ciddi sorunlara ve yapısal bir değişime işaret ediyor. Büyüme devam ediyor ancak bu büyümenin ağırlıklı olarak tüketim kaynaklı olduğu görülüyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi olarak haftalık verilerle yaptığımız tahminde ilk çeyrek büyümesini yüzde 2,33 olarak öngörmüştük. Gerçekleşme beklentimizin bir miktar üzerinde geldi. Yıl geneli için büyüme tahminimiz yüzde 3,5 civarında bulunuyor.</p>
<p>Yılın ikinci çeyreğinde savaşın etkisiyle büyümenin bir miktar yavaşlaması mümkün görünse de seçim sürecine girilmesiyle birlikte büyüme odaklı politikaların öncelik kazanacağı bir döneme giriyoruz. Bu nedenle yılın ikinci yarısında büyümenin yeniden hızlanabileceğini düşünüyoruz. Ancak büyümenin hızlanması, kompozisyonunun değişeceği anlamına gelmiyor. Mevcut görünüm, tüketim ağırlıklı ve sanayinin zorlanmaya devam ettiği bir yapının süreceğine işaret ediyor.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Rekabet gücümüzü nasıl artırabiliriz?</strong></span></p>
<p>Türkiye'nin en önemli gücü güçlü ve rekabetçi sanayi altyapısıdır. Pandemi döneminde de son savaş sürecinde de gördük ki küresel ekonomi sıkıştığında dünyanın üretim için ilk yöneldiği ülkelerden biri Türkiye oluyor. Bu avantajı kaybetmememiz gerekiyor. Daha önce birçok yazımızda da belirttiğimiz gibi bu fiyat rekabetinin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Mevcut büyüme politikamız ve kur politikamız bizim rekabet gücümüzü daha da zayıflatma ihtimali barındırıyor. Bunu tam tersine çevirmemiz gereken bir süreçteyiz. İç talebi zayıflatıp rekabetçi fiyatlara geçmemiz gerekiyor. İç talebi bastırdığımız bir noktada kur geçişkenliğini de azaltabileceğimiz için rekabet gücümüzü ve büyümenin kompozisyonu istediğimiz yöne çevirebiliriz gibi görünüyor. Seçime doğru ilerlediğimiz bugünlerde büyümeden ve iç talepten vazgeçmenin çok kolay olmadığını düşünecek olursak ve bunu ancak seçim sonrası değerlendirilebilecek bir opsiyon olduğunu dikkate alacak olursak içinde bulunduğumuz dönemde üreticinin kur dışında maliyetini aşağı çekecek vergisel ve iş gücü üzerinden alınan vergiler dahil her türlü maliyet düşürücü önlemin yine de değerli olacağı kanaatindeyiz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyuyen-ekonomide-daralan-sanayi-ve-ihracat-80309</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/9/1280x720/676-1780463030.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyüyen ekonomide daralan sanayi ve ihracat ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abdden-swap-ya-da-hazine-destegi-gelir-mi-80308</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD’den swap ya da Hazine desteği gelir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Eğer destek açık, şeffaf, kurallı ve makro programla uyumlu olursa faydalı olur. Eğer kapalı kapılar ardında, siyasi pazarlık havasında ve seçim takvimine endeksli görünürse, güveni artırmak yerine yeni soru işaretleri doğurur.</strong></p>
<p>Son günlerde konuşulan “ABD seçim öncesinde Türkiye’ye swap imkânı ya da Hazine destekli bir finansman sağlayabilir” iddiasının kaynağı, doğrudan Türkiye’ye dair açıklanmış resmi bir anlaşma değil. Bu söylentinin çıkış noktası daha çok ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in, Körfez ve bazı Asya ülkeleriyle dolar swap hatlarına ilişkin görüşmeler yürütüldüğünü söylemesi oldu. Bessent, bu görüşmeleri “ABD dolarının küresel üstünlüğünün ve Amerika’nın ekonomik kalkanının gücünün kanıtı” olarak tarif etti; Anadolu Ajansı da bu görüşmelerin ABD Hazine Bakanlığı’nın ortaklarıyla uzun süredir yürüttüğü rutin diyalogların parçası olarak anlatıldığını aktardı. Ancak burada kritik nokta şu: Haberde Türkiye adı geçmiyor. Dolayısıyla Türkiye’ye özel bir swap hattı ya da Hazine yardımı şu aşamada doğrulanmış bir bilgi değil, daha çok bölgesel jeopolitik denklemden çıkarılan bir piyasa beklentisi. Ancak dün bir analist tarafından tekrar ısıtılıp Türkiye'nin merkeze konulması, Bloomberg gibi yayın organlarının bunu servis etmesi bir dalgalanma yarattı elbette. </p>
<p><strong>ESF üzerinden sağlanan </strong><strong>destek ise daha “siyasi” </strong></p>
<p>O zaman detaylıca meseleyi ele alalım: Önce mekanizmayı ayırmak gerekiyor. Fed swap hattı başka, ABD Hazine Bakanlığı’nın Exchange Stabilization Fund, yani ESF üzerinden verebileceği destek başka bir uygulamadır. Fed’in likidite swapları, yabancı merkez bankalarının kendi ülkelerindeki finansal kuruluşlara dolar likiditesi sağlayabilmesi için kullanılır; amaç ABD ve küresel dolar fonlama piyasalarında stresin yayılmasını önlemektir. Mesela, New York Fed de bu hatların özellikle dolar fonlama piyasalarını rahatlatmak için tasarlandığını anlatıyor. Ancak Fed swap hatları, genellikle çok sınırlı ve güvenilir merkez bankalarıyla kurulur. Benim bildiğim kadarıyla TCMB bu kalıcı swap ağı içinde yer almıyor.</p>
<p>ABD Hazine Bakanlığı’nın ESF üzerinden sağlayabileceği destek ise daha “siyasi” ve daha “özel durum” niteliği taşır. ESF, geçmişte kriz zamanlarında kullanıldı; hatta 2025’te Arjantin’e yardım için yeniden gündeme geldi. Council on Foreign Relations’ın swap takip çalışması da Hazine swaplarını “swap görünümünde teminatlı krediler” olarak tanımlıyor ve bunların gelişmekte olan ekonomiler için nadir ama değerli bir finansal güvenlik ağı olabileceğini belirtiyor. Yani Türkiye için konuşulan şey gerçekleşirse, Fed’in klasik merkez bankası swap hattından çok, Hazine-ESF tipi siyasi ve teminatlı bir destek ihtimali daha gerçekçi görünüyor.</p>
<p>Peki böyle bir destek hangi koşullarda mümkün olur? Birincisi, ABD’nin bunu kendi çıkarına uygun görmesi gerekir. ABD, swap ya da Hazine desteklerini “iyi niyet yardımı” olarak değil, finansal istikrar, dolar sisteminin korunması, jeopolitik ortaklık ve ABD varlıklarının düzensiz satışını önleme gibi gerekçelerle verir. Bessent’in açıklamalarında da swap hatlarının dolar kullanımını ve likiditeyi güçlendireceği, ticaret ve yatırımı destekleyeceği, krizlerde ABD varlıklarının düzensiz satışını önleyeceği vurgulandı. Bu açıdan Türkiye’ye destek, ancak ve ancak Washington Ankara’yı İran, Rusya, enerji koridorları, NATO, Karadeniz, Suriye ve bölgesel güvenlik denkleminde kritik bir ortak olarak görürse gündeme gelebilir.</p>
<p><strong>ABD’nin desteği için Ankara’nın </strong><strong>bazı taahhütler sunması gerekir</strong></p>
<p>İkincisi, Türkiye’nin bu desteğe “piyasa istikrarı” gerekçesiyle ihtiyaç duyduğunun kabul edilmesi gerekir. Eğer seçim öncesi siyasi belirsizlik, rezerv baskısı, kur talebi ya da dış finansman ihtiyacı belirginleşirse, ABD açısından “Türkiye’de finansal istikrarsızlık bölgesel maliyet yaratır” argümanı güçlenir. Ancak destek verilmesi için Ankara’nın da bazı güvence ve taahhütler sunması gerekir. Bunlar şeffaf rezerv yönetimi, programın devamı, sermaye kontrollerinden kaçınma, Batı finansal sistemiyle uyum, yaptırımlar konusunda hassasiyet ve ABD ile jeopolitik başlıklarda daha yakın koordinasyon olabilir.</p>
<p>Üçüncüsü, desteğin şekli önemlidir. Klasik bir Fed swap hattı Türkiye için zor görünüyor; çünkü yukarıda belirttiğim gibi Fed bu aracı genellikle kendi finansal sistemiyle çok entegre, güçlü kurumsal kredibiliteye sahip merkez bankalarına açar. Türkiye için daha olası modeller; ABD Hazine Bakanlığı üzerinden teminatlı kısa vadeli dolar likiditesi, belirli varlıklar karşılığı repo/swap benzeri bir düzenleme, IMF ile uyumlu bir arka kapı finansmanı ya da müttefik ülkelerle koordineli bir paket olabilir. Türkiye’nin son yıllarda ABD Hazine tahvili alımlarını artırması da rezerv yönetiminde Washington ile daha uyumlu bir çizgiye geçildiği şeklinde okunabilir, ama bu tek başına destek garantisi anlamına gelmez. Zaten mutlak butlan kararından sonra panik halinde satılan ABD tahvilleri gerçeği de ortada. </p>
<p>Şimdi asıl soruya gelelim: Böyle bir haber Türkiye için iyi haber mi olur? Kısa vadede evet, iyi haber olur. Çünkü swap ya da Hazine destekli dolar likiditesi, piyasaya “arka kapıda güçlü bir finansman hattı var” mesajı verir. Kur üzerindeki baskıyı azaltır, rezerv algısını güçlendirir, risk primini düşürebilir, yerli tasarruf sahibinin dövize yönelmesini yavaşlatabilir ve yabancı yatırımcıya “Türkiye yalnız değil” hissi verir. Özellikle seçimler öncesi tansiyonun yükseldiği bir ortamda böyle bir destek, piyasalara ciddi bir sakinleştirici etki yapar.</p>
<p><strong>Seçim öncesi gelecek destek </strong><strong>içeride siyasi olarak tartışılır</strong></p>
<p>Ama orta ve uzun vadede mesele daha karışık. Çünkü bu tür destekler bedelsiz olmaz. Her dış finansman hattı, yanında siyasi ve ekonomik koşullar getirir. Türkiye böyle bir destek alırsa, kısa vadede rahatlar; fakat uzun vadede ekonomi politikasının bağımsızlık alanı daralabilir. Washington’ın jeopolitik beklentileri artar, piyasa “Türkiye kendi kaynaklarıyla değil, dış destekle ayakta duruyor” algısına kapılabilir, ekonomi yönetimi yapısal sorunları çözmek yerine zaman kazanmayı tercih edebilir. En tehlikeli olan da budur: Geçici likidite kalıcı reformun yerine geçerse, bugünkü rahatlama yarının daha büyük kırılganlığına dönüşür.</p>
<p>Ayrıca seçim öncesinde gelecek bir destek, içeride siyasi olarak da tartışılır. İktidar bunu “uluslararası güvenin kanıtı” diye sunar. Muhalefet ise “seçim öncesi dış destek” veya “siyasi kredi” diye eleştirir. Yabancı yatırımcı kısa vadede olumlu bakar, ama desteğin koşullarını ve süresini sorgular. Eğer destek açık, şeffaf, kurallı ve makro programla uyumlu olursa faydalı olur. Eğer kapalı kapılar ardında, siyasi pazarlık havasında ve seçim takvimine endeksli görünürse, güveni artırmak yerine yeni soru işaretleri doğurur.</p>
<p>Gerçekçi sentez şu: ABD’nin Türkiye’ye seçim öncesi destek vermesi için, Ankara'nın bölgesel güvenlik denkleminde Washington’a değer üretmesi, söz konusu desteğin teminatlı, kontrollü, siyasi maliyeti yönetilebilir bir yapıda kurulması gerekir.</p>
<p>Sonuç olarak böyle bir destek gelirse piyasa ilk anda bunu olumlu fiyatlar. Kur rahatlar, rezerv algısı güçlenir, risk primi düşer. Fakat bunu “Türkiye ekonomisi düzeldi” diye okumak hata olur. Bu ancak zaman kazandırır. Kalıcı iyileşme için enflasyonla mücadelede güven, bütçe disiplini, cari açık yönetimi, hukuk güvenliği, veri şeffaflığı ve üretim kapasitesi gerekir. ABD’den gelecek swap ya da Hazine desteği olsa olsa bir oksijen tüpüdür. Hastayı ayağa kaldırmaz; sadece nefes aldırır. Hastalığı tedavi edecek olan ise hâlâ içeride yazılması gereken doğru reçetedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abdden-swap-ya-da-hazine-destegi-gelir-mi-80308</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD’den swap ya da Hazine desteği gelir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/al-kullan-at-yerine-edin-yararlan-donustur-80307</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Al, kullan, at&#039; yerine; &#039;edin, yararlan, dönüştür&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>100 yıl öncesinin “doğa kucağını açmış, istismarımızı bekliyor” anlayışı yerine sanayinin geldiği nokta; sıfır atıkla gezegenin tüm kaynaklarını verimli kullanma dönüştürme ilkesi, İSO’da tartışılıyor.</strong></p>
<p><strong>Sanayinin Sıfır Atık Yolculuğu</strong>: Döngüsel İş Modelleri toplantısındayız. İstanbul Sanayi Odası Başkanı <strong>Erdal Bahçıvan</strong>; İstanbul Sıfır Atık Haftası etkinliğinde yaptığı konuşmada; “<strong>satın al, kullan, at</strong>” döneminin bittiğine vurgu yapıyor; “<strong>artık</strong> <strong>edin, yararlan, dönüştür</strong>, yani sıfır atık dönemindeyiz.”</p>
<p><strong>Bahçıvan</strong>, sıfır atık yaklaşımının yalnızca çevresel bir sorumluluk değil; aynı zamanda <strong>ekonomik</strong> <strong>rekabetçiliğinin</strong> ve <strong>toplumsal dayanıklılığın</strong> da temel unsuru olduğuna dikkat çekiyor; “<em>bugün <strong>193 ülkede </strong>karşılık bulan bu hareket, Türkiye’nin sürdürülebilirlik alanında <strong>küresel liderliğinin</strong> ölçüsüdür</em>.”</p>
<p><strong>KAYNAK VERİMLİLİĞİ, EKONOMİK KAZANIM VE İKLİM HEDEFLERİ</strong></p>
<p>Sıfır Atık Vakfı Başkanı <strong>Samed Ağırbaş</strong>’ın <strong>COP31 İklim Yüksek Düzeyli Şampiyonu’ </strong>olması da gör son derece anlamlı… İSO, 2022’den beri <strong>COP toplantılarından</strong> çokça deneyim biriktirmiş. Böylece <strong>kaynak</strong> <strong>verimliliğini</strong>, <strong>ekonomik kazanımı</strong>, <strong>iklim hedeflerini</strong> destekleyen <strong>bütüncül dönüşüm modeli</strong> oluşmuş.</p>
<p><strong>Döngüsel Ekonomi</strong>, regülasyonlar, <strong>rekabet avantajları</strong> ve sanayide teknolojik<strong>, dijital sıfır atık</strong> uygulamalarının tartışıldığı <strong>2 panelde</strong> katılımcılar, yeşil ekonomi çağına giren gezegende <strong>ülkemizin barındırdığı fırsatlar</strong> ve <strong>olası riskleri</strong> tartıştılar. Anladığım;<strong> ya yeşile bürüneceğiz ya da kararacağız</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Sıfır Atık’a dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Ülkemin imajına katkısı?</em></strong></p>
<p><strong>Bahçıvan</strong>; sıfır atık dönüşümünün yaygınlaşması ve kalıcı olması için <strong>üniversite-sanayi işbirliklerinin</strong> yaygınlaşması, kalıcı olması ile Türkiye’nin <strong>küresel çapta kazanacağı itibarın değerini</strong> hatırlatıyor.</p>
<p><strong><em>Somut hangi adım atıldı?</em></strong></p>
<p>Sıfır atık yaklaşımının sanayi sektöründe yaygınlaştırılması, <strong>üretimde kaynak</strong> ve <strong>su verimliliğinin</strong> artırılmasının teşviki amacıyla <strong>İSO</strong> ile <strong>Sıfır Atık Vakfı (SAV)</strong> arasında bir <strong>iş birliği protokolü</strong> imzalandı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>VALİ GÜL: “İSTANBUL MARKASINA DEĞERLİ KATKI SAĞLAYACAK”</strong></p>
<p><strong>Davut Gül</strong>, şu anda İstanbul’da <strong>24 bin sivil toplum örgütü</strong> olduğuna işaret ediyor. <strong>Sıfır Atık Vakfı</strong>, bunlardan biri… Gül, “A<em>ncak büyük devletlerin yapacağı bir etkinliği başlatmış olmasıyla İstanbulumuzun marka değerini yükseltti</em>” diyor.  <strong>Emine Erdoğan</strong>’ın SAV liderliğine dikkat çekiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SIFIR ATIK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Sıfır atık</strong>: İsrafı önlemeyi, kaynakları verimli kullanmayı, atıkları değerlendirmeyi hedefleme hareketi</p>
<p><strong>Sıfır Atık Vakfı</strong>: Geri dönüşümü sağlamak ve önemsetmek amacıyla 2023’te kurulan STK</p>
<p><strong>Geri dönüşüm</strong>: Kullanım ömrünü tamamlamış plastik, kâğıt, cam, metal atıkların dönüştürülmesi</p>
<p><strong>Döngüsel ekonomi</strong>: “Al-kullan-at” mantığına dayanan doğrusal sistemlerin yerini alan yeni anlayış</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/al-kullan-at-yerine-edin-yararlan-donustur-80307</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/7/1280x720/bahcivan-1780466793.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Al, kullan, at&#039; yerine; &#039;edin, yararlan, dönüştür&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yoksul-hep-yoksul-zengin-hep-zengin-80306</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yoksul hep yoksul, zengin hep zengin!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıl 2002, neredeyse çeyrek yüzyıl öncesi… Türkiye’deki hanelerin gelirden en az pay alan, yani en yoksul yüzde 20’lik kesimi toplam tüketim harcamasının yüzde 9,3’ünü yapıyor, yapabiliyor. En zengin yüzde 20 ise toplam harcamanın yüzde 38,2’sini gerçekleştiriyor.</p>
<p>Yıl 2025, en yoksul yüzde 20’nin tüketim harcamalarındaki payı yüzde 7,8’e inmiş, buna karşılık en zengin yüzde 20 payını korumuş, hatta biraz daha artırarak yüzde 38,4’e çıkarmış.</p>
<p>Aradaki yıllarda öyle çok önemli bir hareket olmamış.</p>
<p>İşte 2002’den 2025’e kadar olan dönemin özeti.</p>
<p>Yani Türk halkı yıllardır olduğu yerde sayıyor…</p>
<p>Yoksul bir türlü yoksulluktan kurtulamıyor, zengin ise hep zengin.</p>
<p><strong>“Ne yani, tersi mi bekleniyordu, bu tablonun değişeceği yönünde bir umut mu vardı ki”</strong> diyenler çıkacaktır, elbette haklılar. Bu olumsuz tablonun değişmesi için bugüne kadar atılmış herhangi bir adım görülmüş değil ki. Zaten bu tabloyu değiştirmek gibi bir niyet, bu durumdan rahatsızlık duymak gibi bir durum yok ki.</p>
<p>Adeta tam bir<strong> “Altta kalanın canı çıksın”</strong> durumu.</p>
<p>Ama; en acısı altta kalanların durumlarının idraki içinde olmamaları.</p>
<p>Ya da sık sık dile getirilen ve <strong>“Böyle gelmiş böyle gider”</strong> sözüyle ortaya konulan kabullenmişlik ve çaresizlik…</p>
<h2>Kim nereye harcıyor?</h2>
<p>TÜİK’in dün açıkladığı hanehalkı tüketim harcaması çalışmasının 2025 sonuçları yıllardır değişmeyen kalıcı bir takım sorunların varlığını bir kez daha ortaya koydu. Biraz önce aktardım; gelir düzeyine göre tüketim harcamalarının durumu ortada. Bu verilere biraz daha yakından bakalım…</p>
<p>■ Tüm hanelerin toplam harcamasında en büyük pay konut grubu için yapılıyor. Kiranın da içinde olduğu konut grubu harcamalarının payı yüzde 29,3 düzeyinde. İkinci sırada yüzde 20,5 ile ulaştırma, üçüncü sırada yüzde 17,3 ile gıda harcamaları yer alıyor.</p>
<p>■ Gıda harcamalarının payının diğer gruplardan nasıl daha düşük olduğu sorusu akla gelebilir. Bu çalışma kapsamında yalnızca hanehalkının harcamaları dikkate alınıyor. Kurumsal nüfus olarak tanımlanan yaşlılar evi, huzur evleri, hapishane, özel nitelikli hastane, hapishane, otel gibi yerlerde bulunan nüfus ile göçer nüfus kapsam dışı olduğu için böyle bir harcama kalıbı ortaya çıkıyor.</p>
<p>■ Konut ve gıda harcaması en yoksul kesimde çok daha yüksek. Bu iki ana harcama grubuna ayrılan pay gelir düzeyi arttıkça geriliyor. Bu iki grubun yerini ağırlıkla ulaştırma alıyor, diğer harcamalara da daha çok pay ayrılıyor.</p>
<h2>Payı düşüyor, tutar artıyor</h2>
<p>En yoksul yüzde 20’lik kesim harcamasının yüzde 29,2’sini gıda, yüzde 38,7’sini konut için yapıyor ama bu harcamaların, gıda ve konut için yapılan toplam harcamalar içindeki payı düşük. Somut bir örnek vereyim.</p>
<p>Tabloda da görüleceği gibi toplam harcamada gıdanın payı yüzde 17,3 düzeyinde. Ama bu harcamanın yalnızca yüzde 13,1’ini en yoksul kesim yapabiliyor.</p>
<p>Oysa en zengin yüzde 20 gıdaya çok az pay ayırıyor (yüzde 12,4) ama bu payın karşılığı gıdadaki harcamada yüzde 28’e yakın.</p>
<p>Örneği daha somut hale getirelim…</p>
<p>Türkiye’deki tüm haneler her 100 liralık tüketim harcamasının yaklaşık 17 lirasını gıdaya yapıyor. Bu 17 lirada en yoksul beşte birin payı yüzde 13,1, yani 2,3 lira.</p>
<p>En zengin beşte bir ise bu 17 liralık harcamada yüzde 28’e yakın pay alıyor, yani 17 liralık gıda harcamasının 4,7 liralık kısmını zenginler yapıyor.</p>
<h2>Daha çarpıcı örnekler de var</h2>
<p>Örneğin eğitim… Toplamda her 100 liranın yalnızca 1,82 lirası eğitime ayrılıyor. Bu 1,82 lirada en yoksul yüzde 20’nin payı yüzde 0,89. Yani bu kesim eğitim için yalnızca ama yalnızca 1,6 kuruşluk harcama yapabiliyor.</p>
<p>Eğitime zaten genel olarak para harcanmıyor, o harcamada da yoksulun adı bile geçmiyor. Eğitime için yapılan 1,82 liralık harcamada en zengin beşte birin payı yüzde 72 düzeyinde. Bir başka ifadeyle 1,82 liralık eğitim harcamasının 1,31 lirasını en zengin yüzde 20’lik kesim yapıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1faaa54e4d6-1780460197.png" alt="" width="985" height="370" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yoksul-hep-yoksul-zengin-hep-zengin-80306</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/yoksulluk-fakir-parasiz-para.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yoksul hep yoksul, zengin hep zengin! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-sehirde-53-diyaliz-merkezi-ile-avrupada-ilk-5e-yerlesti-diyalizor-uretimini-hedefe-koydu-80305</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> 19 şehirde 53 diyaliz merkezi ile dünyada ilk 5’e yerleşti, ‘diyalizör’ üretimini hedefe koydu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DR. HAKAN Yavuz, </strong>Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezuniyetinin ardından 2002 yılında memleketi Bafra Devlet Hastanesi’nde göreve başladı. Ardından Samsun Sigorta Bölge Hastanesi’ne geçti. Bafra ve Samsun’daki çalışma dönemi 2006’ya kadar sürdü.</p>
<p>2006 yılında İstanbul Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde <strong>“Hemodiyaliz Hekimliği Sertifikasyon Eğitimi”</strong> aldı. Başakşehir Devlet Hastanesi’nin kuruluş aşamasında görev yaptı. Ağustos 2007’de kamudaki görevinden ayrılarak özel bir hastanenin diyaliz servisinde hemodiyaliz hekimi olarak çalışmaya başladı.</p>
<p>2008 yılında Özel Beylikdüzü Diyaliz Merkezi’nde Sertifikalı Diyaliz Hekimi ve Mesul Müdür oldu. 2009 yılında merkezin ortaklarından biri ayrıldı. Dr. <strong>Hakan Yavuz, </strong>Özel Beylikdüzü Diyaliz Merkezi’nde 4’üncü ortak olarak yerini aldı. Böylece diyaliz alanında girişimcilik kapısını da araladı.</p>
<p>Dr. <strong>Yavuz, </strong>2012 yılından itibaren 2021 yılına kadar yeni diyaliz merkezleri satın alma süreçlerini yönetirken, yolu medikal cihazlar ticaretinde önde çıkan <strong>Fuat Akın</strong>’la kesişti. 2021 yılında kardeşi <strong>Gürkan Yavuz </strong>ve <strong>Mehmet Suat (Fuat) Akın </strong>ile birlikte AYS Group’u kurdu. Baba mesleği tarım ürünleri ticaretinden Samsun’da lisanslı depoculuğa uzanan işlere girdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fa9d3c91fd-1780459987.png" alt="" width="800" height="365" />Dr. <strong>Hakan Yavuz, </strong>kendi diyaliz merkezinin sahibi olduğunda 100 hastaya hizmet veren yapıdan 6 diyaliz merkezi ve 1600 hastaya hizmet veren bir noktaya ulaştı. 2022 yılında Almanya merkezli diyaliz hizmetleri şirketi <strong>“D.Med”</strong>in Türkiye operasyonunu satın alma görüşmelerini başlattı. 2023 yılı başında bu süreci tamamlayarak <strong>“Daviva Healthcare”</strong>i daha güçlü noktaya taşıdı.</p>
<p>Aynı yıl, yani 2023’te dünya devi <strong>“Fresenius”</strong>un Türkiye operasyonunu <strong>“Daviva Healthcare” </strong>çatısı altına almak üzere görüşme masasına oturdu. Bu büyük satın alma operasyonunu da 2024 yılında gerçekleştirdi.</p>
<p>Danışmanları <strong>Binhan Aydın </strong>planladı, Daviva Healthcare Group Yönetim Kurulu Başkanı Dr. <strong>Hakan Yavuz, </strong>Başkanvekili <strong>Mehmet Suat (Fuat) Akın, </strong>Yönetim Kurulu Üyesi Dr. <strong>Tarkan Dizdar</strong>’la buluştuk.</p>
<p>Dr. <strong>Hakan Yavuz, </strong>Daviva Healthcare Group’un öyküsünü özetledikten sonra mevcut durumu ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>19 ildeki 53 diyaliz merkezi ve 1500’e yakın personelle Türkiye’nin en büyük zinciri olduk. Avrupa’nın 3’üncü, dünyanın ise ilk 5 büyük diyaliz zinciri konumuna ulaştık.</strong></p>
<p><strong>“D.Med”</strong>in Türkiye operasyonunu satın aldıkları günlere döndü:</p>
<p>-          <strong>Almanlar yerli bir zinciri satın alarak girmişti ülkemize. </strong>“D.Med”<strong>le 18 merkez bize geçmiş oldu.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Suat (Fuat) Akın, “D.Med”</strong>in satın alınması sırasındaki bir ayrıntıyı paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Muhatabımız fon şirketi idi. Satın almanın finansmanı için İş Bankası’nın kapısını çaldık. İş Bankası yönetimi planladığımız operasyonu inceledi, </strong>“Ekonomide sıkıntılı bir süreç yaşanıyor ama sizin hikayenize kredi desteği vereceğiz” <strong>dedi.</strong></p>
<p>Dr. <strong>Yavuz, </strong>9 bini aşkın hastaya diyaliz hizmeti verdiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu hastaların 900’üne evde diyaliz hizmeti veriyoruz. Evde hizmet sayısında dünyada ilk sıradayız.</strong></p>
<p>Diyaliz merkezlerine yaptıkları yatırımı merak ettim, hesapladı:</p>
<p>-          <strong>50 milyon Euro’yu geçti.</strong></p>
<p>Diyaliz merkezi sayısını artırma hedeflerinin olmadığını kaydedip şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Diyaliz merkezi konusunda yurt dışında arayışlarımız var. İspanya’da bir girişimimiz oldu. Rakibimiz bizden daha iyi teklif verdi. İspanya, diyaliz merkezleri konusunda dünyada en iyi 3 ülkeden biri. Ayrıca, AB üyesi bir ülkeye girmek bize cazip gelmişti.</strong></p>
<p>Diyaliz hizmetinden üretime doğru adım atmak üzere plan yaptıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizde </strong>“diyalizör” <strong>üretimi yok. İthal ediliyor. Diyaliz merkezlerimizin çoğunu yabancılardan satın aldık, bir nevi millileştirme adımı oldu. Şimdi, </strong>“diyalizör”<strong>de de ithal</strong><strong>a</strong><strong>tı frenleyecek bir yatırım düşünüyoruz.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Suat (Fuat) Akın, </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl Çin’in en büyük </strong>“diyalizör” <strong>üreticisiyle know how transferi konusunda sözleşme yaptık. Yapacağımız yatırımın teşvik belgesi için Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ile de görüşüyoruz. Yer tahsisi gerçekleşirse 2027’de yatırıma başlarız.</strong></p>
<p><strong>“Diyalizör” </strong>yatırımının büyüklüğünü sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>100 milyon dolara yakın yatırım söz konusu olabilir. 2027’de inşaata başlarsak 2029’da üretime </strong><strong>geçeriz</strong><strong>. Üretim zamanla </strong>“diyalizör”<strong>ün yanı sıra set ve iğneyi de kapsayabilir.</strong></p>
<p>Dr. <strong>Hakan Yavuz, “diyalizör” </strong>yatırımı için adres arayışlarını anlattı:</p>
<p>-          <strong>Gönlümüzden memleketim Samsun veya Tekirdağ geçiyor. Ayrıca, medikal ürünler üretimi konusunda bir </strong>“kümelenme” <strong>arayışı da var. Ona göre hareket edeceğiz.</strong></p>
<p><strong>Akın, “diyalizör” </strong>üretiminin ithal ikamesi tarafını anımsatınca Dr. <strong>Yavuz, </strong>hesap yaptı:</p>
<p>-          <strong>80-100 milyon dolarlık bir ithalatın frenlenmesi söz konusu olabilir…</strong></p>
<p>Dr. <strong>Hakan Yavuz, Mehmet Suat (Fuat) Akın </strong>ve Dr. <strong>Tarkan Dizdar</strong>’la görüşmeye giderken, <strong>“yeni doğan çetesi” </strong>gibi bir sıkıntıları var mıdır diye arşiv taraması yaptım.</p>
<p>Sohbetten, dünyada diyaliz merkezinde ilk 5’e giren, büyüme başarısının <strong>“diyalizör” </strong>gibi ithal ikamesi sağlayacak üretime doğru yöneldiği bir öykü çıktı…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Diyaliz, Türkiye’de 1 milyar dolarlık bir sektör oluşturdu</span></h2>
<p><strong>ÖZEL </strong>Diyaliz Merkezleri Derneği’nin Başkanı da olan Daviva Healthcare Group Yönetim Kurulu Başkanı Dr. <strong>Hakan Yavuz</strong>’a Türkiye’de böbrek hastaları için diyalize harcanan kaynağın büyüklüğünü sordum, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de yılda 10 milyon seans diyaliz gerçekleşiyor. Bunun 4 milyonu kamuya ait merkezlerde, 6 milyonu da özel diyaliz merkezlerinde gerçekleşiyor. Diyalize yılda 1 milyar dolar ödeniyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de 300’e yakın özel diyaliz merkezinin faaliyette olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Diyaliz işlemi yüzde 100 kamu hizmeti gibi yapılır. Fiyatı devlet belirler. Hiçbir merkez 1 lira dahi fark alamaz.</strong></p>
<p>Daviva Healthcare Group’un 1 milyar dolarlık toplam işlemden aldığı payı merak ettim, hesapladı:</p>
<p>-          <strong>Bizim 19 ildeki 53 merkezdeki diyaliz işlemleri 150 milyon doları bulur.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kayyum ruhsata atanmıştı biz onu alıp, Avcılar’da hastaneye adım attık</span></h2>
<p><strong>DAVİVA</strong> Healthcare Group Yönetim Kurulu Başkanı Dr. <strong>Hakan Yavuz</strong>’a, önceki Sağlık Bakanları’ndan <strong>Mehmet Müezzinoğlu</strong>’nun İstanbul Avcılar’daki hastanesinin satın almalarının öyküsünü sordum, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Diyaliz merkezi konusunda önemli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra genel hastane tarafına da girmek istedik. Tasarruf Mevduatı Sigortası Fonu’nun (TMSF) ihalesine girip Avcılar’daki hastaneyi aldık.</strong></p>
<p>Hastanenin adının <strong>“yeni doğan çetesi” </strong>soruşturmasına dahil olmasının kendilerini endişelendirip endişelendirmediğini merak ettim, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Rahmetli babam, </strong>“Kaça alıp sattığınızdan daha önemlisi kimden alıp kime sattığınızdır” <strong>derdi. TMSF, Avcılar’daki hastanenin ruhsatına kayyum olarak atanmıştı. Dolayısıyla biz </strong>“temiz yapı” <strong>almış olduk.</strong></p>
<p>Avcılar’daki hastane binasının <strong>Mehmet Müezzinoğlu</strong>’na ait olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Biz sayın Müezzinoğlu’nun bina kiracısı olduk.</strong></p>
<p>Avcılar’daki hastanenin kendilerine maliyetini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Biz TMSF’den 600 milyon lira artı KDV, 720 milyon liraya aldık. 10 milyon dolarlık da ek yatırım yaptık. 16 Haziran 2026’da açılış için tanıtımımız olacak.</strong></p>
<p>Daha sonra bir hastane de Çorlu’da satın aldıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Çorlu’daki hastaneyi de 571 milyon lira artı KDV ödeyerek aldık. O hastaneyi de 1 Eylül 2026’da yeni haliyle hizmete açacağız.</strong></p>
<p>Daviva Healthcare Group Yönetim Kurulu Üyesi Dr. <strong>Tarkan Dizdar </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Hastane konusunda İstanbul’da daha merkezi yerlerde arayışlarımız var. Daha büyük hastane düşünüyoruz. Ancak, büyümeyi kontrollü yapacağız.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-sehirde-53-diyaliz-merkezi-ile-avrupada-ilk-5e-yerlesti-diyalizor-uretimini-hedefe-koydu-80305</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/5/1280x720/hakan-yavuz-1780460008.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 19 şehirde 53 diyaliz merkezi ile Avrupa’da ilk 5’e yerleşti, ‘diyalizör’ üretimini hedefe koydu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/al-kullan-atla-25-trilyon-euro-kayip-80304</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Al-kullan-at’la 25 trilyon euro kayıp</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO), İstanbul Valiliği himayelerinde 1-7 Haziran tarihleri arasındaki “İstanbul Sıfır Atık Haftası” faaliyetleri kapsamında “Sanayinin Sıfır Atık Yolculuğu: Döngüsel İş Modelleri” toplantısı düzenledi. Sıfır Atık hedefine ulaşma stratejilerinde döngüsel iş modellerinin rolünün ele alındığı toplantının açılışında konuşan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, sanayide yeşil dönüşüm ve döngüsel ekonomi odaklı stratejik makroekonomik hedeflere ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<h2>Döngüsel ekonomide ‘su’ stratejik </h2>
<p>Etkinlik kapsamında sıfır atık yaklaşımının sanayi sektöründe yaygınlaştırılması, üretim süreçlerinde kaynak ve su verimliliğinin artırılması ve sürdürülebilir üretim uygulamalarının teşvik edilmesi amacıyla İSO ile Sıfır Atık Vakfı arasında kritik bir iş birliği protokolüne imza atıldı.</p>
<p>Dünyanın iklim değişikliği, kirlilik ve biyolojik çeşitlilik kaybı olmak üzere birbirini etkileyen üç büyük krizle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Bahçıvan, üretim ve tüketim alışkanlıklarının dönüşmesinin küresel ölçekteki en kritik mesele olduğunu ifade etti. Bahçıvan, “Yapılan uluslararası çalışmalara göre bugün küresel ekonomi, 'al-kullan-at' anlayışı nedeniyle yılda yaklaşık 25,4 trilyon Euro değerinde ekonomik değeri kaybediyor. Bu rakam küresel GSYİH’nin yaklaşık yüzde 31'ine denk geliyor. Oysa ki kaynakların verimli yönetildiği döngüsel iş modellerinde kaybedilen bu değerin önemli bir bölümü ekonomide kalmaya devam edecek” diye konuştu.</p>
<h2>Endüstriyel simbiyoz uygulamaları</h2>
<p>Suyun stratejik önemine de değinen Bahçıvan, günümüzde su kaynaklarını etkin ve verimli yönetebilen ülkelerin yalnızca çevresel değil, gıda ve enerji güvenliği açısından da büyük bir avantaj elde ettiğini, döngüsel ekonomi yaklaşımıyla suyu merkeze alan politikaların uzun vadeli rekabetçiliğin temelini oluşturduğunu belirtti. Sanayinin bu büyük dönüşümün merkezinde yer aldığını dile getiren İSO Başkanı Bahçıvan, ürünün tüm yaşam döngüsünü dikkate alan nitelikli üretim anlayışının önemini, şu sözlerle aktardı: “Verimlilik, malzeme seçiminde gösterilen özen, atık oranlarının sistematik biçimde düşürülmesi ve ürünlerin uzun ömürlü, kolay onarılabilir ve geri dönüştürülebilir olması temel unsurlar haline geliyor. Bu yaklaşımla hareket eden sanayi firmalarının operasyonel maliyetleri düşerken küresel pazarlarda rekabet güçleri de artıyor. Türkiye sanayisi de bu sürece odaklandığında üretim kabiliyeti, mühendislik altyapısı ve girişimcilik ruhu ile dönüşümün kazananları arasında yer alacak güçtedir.” Dönüşümün kalıcı ve yaygın hale gelmesi için üniversite-sanayi iş birliklerinin ve Ar-Ge yatırımlarının artırılarak bilimsel bilginin üretime dönüştürülmesi gerektiğini kaydeden Bahçıvan, yenilikçi teknoloji girişimlerinin sanayiyle buluşturulmasının ve insan kaynağının dijital kapasitesinin güçlendirilmesinin şart olduğunu söyledi.</p>
<p>Bahçıvan ayrıca, bir tesisin atığının diğerinin hammaddesi olarak kullanıldığı endüstriyel simbiyoz uygulamalarının artırılmasının da süreci ivmeleyeceğini belirtti.</p>
<h2>İSO, COP31’e titizlikle hazırlanıyor </h2>
<p>Konuşmasında 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek COP31'e değinen Bahçıvan, “Bizler açısından büyük bir gurur ve heyecan kaynağı olan COP31; Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadeledeki vizyonunu ve özel sektör olarak gücünü tüm dünyayla paylaşmamıza imkan sağlayacak. Yeşil sanayileşme ve sıfır atık yaklaşımının COP31’in eylem gündemi başlıkları arasında yer aldığını görüyoruz. Bu vesile ile de Türkiye, küresel iklim müzakerelerinin merkezine sıfır atık yaklaşımını yerleştiren ilk COP Başkanlığı olarak da tarihe geçecek” ifadelerini kullandı. İSO olarak 2022 yılından bu yana katıldıkları COP toplantılarından elde ettikleri deneyimle COP31’e yönelik hazırlıkları titizlikle yürüttüklerini ekleyen Bahçıvan, bu süreçte yürütülen çalışmaların uluslararası arenada Türk sanayisinin yetkinliklerini görünür kılacağını ifade etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Vali Gül: Türkiye, ‘sıfır atık’ta dünyaya öncülük yapıyor</span></h2>
<p>İstanbul Valisi Davut Gül, toplantıda yaptığı konuşmada iş birliğinin önemine dikkat çekerek, şunları söyledi: “Birlikte iş yapma kültürünü geliştirmeliyiz. Kimseyi arkada bırakmamalıyız. Herkesi meselenin içerisinde tutmalıyız. Sanayiciler açısından da bu sıfır atık meselesi üretim zincirinden tüketim zincirine kadar her alanda karşımıza çıkacak bir mesele. Türkiye, sıfır atık konusunda dünyaya öncülük yapıyor. Uluslararası etkinlikler ve yüzlerce ülkenin katılımı Türkiye'nin ve İstanbul'umuzun marka değerini yükseltiyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/al-kullan-atla-25-trilyon-euro-kayip-80304</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/4/1280x720/bahcivan-1780459626.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, küresel ekonominin ‘al-kullan-at’ anlayışı nedeniyle yılda yaklaşık 25,4 trilyon euro değer kaybettiğine dikkat çekerek, “Döngüsel ekonomi yalnızca çevresel bir tercih değil, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için ekonomik bir zorunluluktur” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/eti-sarp-sigorta-kurumsal-musteri-segmentinde-buyume-atagi-baslatti-80345</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kurumsal müşteri portföyünü büyütmeyi hedefliyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Kuruluşunun 20'nci yılını geride bırakan ETİ Sarp Sigorta, yönetim yapılanmasını yenileyerek kurumsal müşteri segmentini faaliyet alanına dahil etti. Şirket, sektörün önde gelen sigorta kuruluşlarıyla sürdürdüğü acentelik faaliyetlerini yeni bir yönetim yapılanmasıyla destekleyerek kurumsal portföyünü büyütmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda sektörün deneyimli isimlerinden Demet Ayrancı, şirket müdürlüğü görevine getirildi. Uzun yıllara dayanan sigortacılık tecrübesiyle göreve başlayan Ayrancı'nın, ETİ Sarp Sigorta'nın kurumsal müşteri segmentindeki büyümesine liderlik etmesi ve yeni nesil sigorta ürünlerinin geliştirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.</p>
<p><strong>"Risk haritası son yıllarda köklü biçimde değişti"</strong></p>
<p>Kurumsal sigortacılıkta yeni dönemin önceliklerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Demet Ayrancı, şirketlerin maruz kaldığı risklerin geçmişe göre önemli ölçüde farklılaştığını anlattı. Siber güvenlikten iklim kaynaklı operasyonel sorunlara kadar birçok yeni risk başlığının işletmelerin gündemine girdiğini vurgulayan Ayrancı, sigorta çözümlerinin de bu değişime uyum sağlaması gerektiğini söyledi. Ayrancı, şu değerlendirmelerde bulundu: “Türkiye’de işletmeler son beş yılda hiç olmadığı kadar farklı türde riskle karşı karşıya. Siber saldırılar, tedarik zinciri kesintileri, yönetici sorumluluk davaları ve iklim olaylarının operasyonel etkileri artık şirketlerin gündeminde daha fazla yer tutuyor. Bunların önemli bir bölümü on yıl önce kurumsal risk listelerinin ilk sıralarında bulunmuyordu. ETİ Sarp Sigorta olarak yeni dönemde öncelikli hedefimiz, kurumsal müşterilerimize bu güncel riskler doğrultusunda katma değer sağlayan çözümler sunmak olacak.”</p>
<p>Mevcut sigorta programlarının yeterliliği konusunda da müşterilerinin yanında olmayı önemsediklerine dikkat çeken Ayrancı, “İşletmelerin gözden kaçırabileceği riskleri ve teminat boşluklarını birlikte değerlendirerek daha sürdürülebilir bir koruma yapısı oluşturmayı amaçlıyoruz. Önümüzdeki dönemde özellikle KOBİ'ler ve orta ölçekli kurumsal müşteriler nezdinde bu danışmanlık yaklaşımımızı daha görünür hale getirmeyi hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>ETİ Sarp Sigorta'nın, 31 Aralık 2005 tarihinde ETİ Grubu şirketlerinden Sarp Havacılık ve Lojistik bünyesinde kurulduğu belirten Demet Ayrancı,  Şirketin, Eskişehir’deki merkez ofislerinden çok sayıda sigorta şirketi adına faaliyetlerini sürdürdüklerini kaydetti. Bugün bireysel ve kurumsal müşterilere yönelik geniş bir hizmet ağıyla çalışmalarını sürdüren ETİ Sarp Sigorta'nın, Allianz, Axa, Anadolu Sigorta, Ak Sigorta, Mapfre ile Acıbadem Sağlık ve Hayat Sigorta gibi sektörün önde gelen şirketleriyle iş ortaklıkları bulunduğu ifade eden Ayrancı, 2025 yılında Axa Sigorta tarafından “Milyonerler Kulübü Altın Üye” ve “İl Birincisi” unvanlarına layık görüldüklerini söyledi. ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi belgesine sahip olduklarını vurgulayan Demet Ayrancı, yeni dönemde kurumsal sigortacılık alanındaki büyümeyi hizmet kalitesi ve uzman danışmanlık yaklaşımıyla desteklemeyi hedeflediklerini kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/eti-sarp-sigorta-kurumsal-musteri-segmentinde-buyume-atagi-baslatti-80345</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/5/1280x720/eti-sarp-sigorta-kurumsal-musteri-segmentinde-buyume-atagi-baslatti-1780476067.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ETİ Sarp Sigorta&#039;nın müdürlüğüne getirilen Demet Ayrancı, “Kurumsal müşteri portföyünü büyütmeyi ve siber riskler ile yönetici sorumluluk sigortaları gibi yeni nesil teminatlarda derinleşme hedefliyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diyarbakir-uretimde-neden-yeteri-kadar-markalasamiyor-80338</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyarbakır üretimde neden yeteri kadar markalaşamıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Diyarbakır kültürüyle, mutfağıyla ve insan gücüyle aslında başlı başına bir markadır. Ülkemizin en köklü şehirlerinden birisidir. Ancak konu sanayiye, teknolojiye ya da dünya çapında bilinen ticari markalara geldiğinde aynı başarıyı göremiyoruz. Sorulması gereken asıl soru şudur, sorun imkânsızlık mı?</p>
<p>Diyarbakır’ın çok genç ve dinamik bir nüfusu var. Bugün ülkemizde milyonlarca genç; yazılım, tasarım, teknoloji, üretim ve girişimcilik alanlarında büyük hayaller kuruyor. Ama sadece fikir yetmez; yatırım, eğitim, sürdürülebilir üretim kültürü gerekir. Diyarbakır’da ise gençlerin enerjisi var ama onları taşıyacak güçlü bir ekosistem yeterince oluşmuş değil. Teknolojik yatırımlar için özellikle gençlerimiz genç girişimcilerimiz desteklenmeli. Gençlere kendilerini geliştirecekleri merkezler çalışma ortamları hazırlanmalı. Bu anlamda Kalkınma Ajansı desteğiyle Ticaret ve Sanayi Odası’nda, Dicle Üniversitesi’nde girişimcilik merkezleri açıldı. Bunların işlevlendirilmesi ve gençlerin hizmetine sunulması gerekmektedir.</p>
<p>Oysa bu şehir sadece tarım ya da hayvancılık veya küçük esnaflıkla anılacak bir yer değil. Diyarbakır, Anadolu’daki Gaziantep, Kayseri, Konya gibi birçok alanda marka çıkarabilecek potansiyele sahip. Dünyadaki birçok başarı hikâyesi küçük atölyelerde başlamıştır. Bugün dev markalar olan şirketlerin çoğunun geçmişinde bu atölyeler vardır. Aslında son 23 yılına tanıklık ettiğim kentimizin de bu süre içerisinde atölyeden başlayıp dev markalara dönüşen işletmelerimiz olmuştur. Buna verebilecek örneklerimiz var. Ancak bu markalarımız bir elin beş parmağını geçmeyecek sayıdadır.</p>
<p>Üretimde markalaşamıyoruz. Örgü peyniri, karpuzu, ciğeri gibi coğrafi işaretli ürünlerimiz hem ülkemizde hem de yurt dışında biliniyor. Fakat bu ürünler daha çok lokal olarak kalıyor, global anlamda markaya dönüştüremiyoruz. Oysa marka demek sadece ürün satmak değildir. Beraberinde güvendir, turizmdir, yeni yatırımdır, yan sanayidir.</p>
<p>Diyarbakır uzun yıllar boyunca mermer sektörünün öncülüğünde sanayileşme nüvelerini attı, son yıllarda teşvik sisteminin ve genç istihdamının etkisiyle tekstil sektöründe ciddi anlamda bir sanayileşme yaşandı. İhtisas OSB’lerin kurulmasıyla beraber kentin istihdamına tekstil ve hazır giyim ciddi katkılar sundu. Tekstil sektöründe ulusal anlamda markalaşan firmalarımızın sayısı bir elin parmağını geçmedi ne yazık ki. Yeni ekonomik programının etkisiyle Mısır gibi ülkelere kayan tekstil sektörü yapılan çoğu yatırımların atıl kalmasına neden oldu. Sadece fason iş yapan firmalar son 3 yıldır ciddi sorunlarla karşılaştılar.</p>
<p>Markalaşma, uzun vadeli bir yatırımdır. Vizyon gerektiren ama en önemlisi ekonomik güç gerektiren bir kavramdır. Sanayi kasları güçlü olan şehirler markalaşabiliyor. Bu nedenle ilk önce markalaşma vizyonu olacak büyük yatırımcıların kente kazandırılması gerekmektedir. Yatırımcıların kapasitesi ve niteliği arttıkça markalaşma artacaktır. Diyarbakır’da son yıllarda yapılan OSB’lerin büyük yatırımcılar için cazip yatırım ortamı sunacağını öngörmekteyiz. Sadece yatırım yeri tahsis etmekle nitelikli yatırımcıların geleceğini beklemek de doğru değil. Ekosistemin diğer parçalarını da tamamlanması gerekiyor. Burada da görev büyük oranda kamuya düşmektedir.</p>
<p>Ancak sadece kamu ile bu işlerin olması beklemek de doğru değil. Markalaşma konusunu kentin tüm dinamikleri ile ele almalıyız. Üniversite, Basın, STK’lar bu konunun en önemli unsurlarıdır. Markalaşma, diğer kentler ve markalar tarafından yapılmış ve başarılmış bir süreçtir. Yapılacak en önemli şeylerden bir tanesi bu kentlerin ve markaların tecrübelerini edinmektir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diyarbakir-uretimde-neden-yeteri-kadar-markalasamiyor-80338</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyarbakır üretimde neden yeteri kadar markalaşamıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-15-hazir-giyim-11-yillik-istihdam-kazanimini-kaybetti-80303</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 06:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil 15, hazır giyim 11 yıllık istihdam kazanımını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Bir dönem Türkiye'nin en önemli istihdam ve ihracat kalemleri arasında yer alan tekstil ve hazır giyim sektörleri son yılların en zorlu döneminden geçiyor. Yüksek enflasyona rağmen kurun sınırlı artması, yükselen işçilik maliyetleri ve siparişlerin düşük maliyetli ülkelere kayması sektörün rekabet gücünü aşındırırken, bu durum şirket kapanmaları ve istihdam kayıpları olarak rakamlara yansıyor. 2026'nın ilk çeyreği de bu eğilimin sürdüğünü ortaya koydu. Sosyal Sigortalar Kurumu (SGK) mart ayı verilerine göre yıla 54 bin 114 şirket ve 845 bin 904 çalışanla başlayan iki sektör, mart ayı itibarıyla 53 bin 74 şirkete ve 833 bin 725 çalışana geriledi. Böylece yılın ilk üç ayında toplam bin 40 şirket faaliyetlerini sonlandırırken, istihdamda da 12 bin 179 kişilik kayıp yaşandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fa6cf8c3e6-1780459215.png" alt="" width="401" height="222" /></p>
<h2>Hazır giyimde yoğun kayıp </h2>
<p>Kayıpların büyük bölümü hazır giyim sektöründe gerçekleşti. Hazır giyimde şirket sayısı üç ayda 35 bin 514'ten 34 bin 726'ya düşerken, sektörden 788 firma çıktı. Çalışan sayısı ise 499 bin 204'ten 491 bin 248'e gerileyerek 7 bin 956 kişilik istihdam kaybına işaret etti. Hazır giyim, yüksek işçilik maliyetleri nedeniyle son dönemde en fazla baskı altında kalan sektörlerin başında geliyor. Avrupa pazarındaki talep zayıflığı, kur artışının maliyet enflasyonunun gerisinde kalması ve siparişlerin Mısır, Bangladeş ve Vietnam gibi düşük maliyetli ülkelere kayması sektör üzerindeki baskıyı artırıyor.</p>
<h2>Tekstilde de gerileme sürüyor </h2>
<p>Tekstil sektöründe de tablo farklı değil. Şirket sayısı 18 bin 600'den 18 bin 348'e gerilerken, üç ayda 252 şirket sistemden çıktı. İstihdam ise 346 bin 700'den 342 bin 477'ye düşerek 4 bin 223 kişilik kayba sahne oldu. Tekstil tarafındaki gerileme hazır giyime göre daha sınırlı görünse de kapasite kullanım oranlarındaki düşüş, finansmana erişim maliyetleri ve zayıf ihracat talebi sektörün üretim iştahını azaltıyor. Sektör temsilcilerine göre özellikle son iki yılda artan işçilik, enerji ve finansman maliyetleri Türkiye'nin geleneksel rekabet avantajını önemli ölçüde zayıflattı. Birçok işletme üretimini yurt dışına kaydırırken, bazı firmalar ise kapasite küçültme yoluna gidiyor.</p>
<h2>Üç yılda 376 bin kişilik kayıp </h2>
<p>Tekstil ve hazır giyim, uzun yıllar boyunca Türkiye'nin en büyük istihdam yaratan sektörleri arasında yer aldı. İki sektörde toplam çalışan sayısı ilk kez 2020 yılında 1 milyon sınırını aşmış, 2022 yılında ise yaklaşık 1 milyon 222 bin kişi ile tarihi zirveye ulaşmıştı. Ancak sonrasında başlayan maliyet baskısı ve sipariş kayıpları sektörün yönünü tersine çevirdi.</p>
<p>2022 yılındaki zirve seviyeden 2026 Mart ayına kadar geçen dönemde tekstil ve hazır giyimde toplam istihdam kaybı 376 bin kişiye ulaştı. Aynı süreçte binlerce işletme faaliyetlerine son verdi veya üretimini başka ülkelere taşıdı. Özellikle emek yoğun yapısı nedeniyle hazır giyim sektörü bu dönüşümden daha fazla etkilendi.</p>
<h2>Yılların kazanımları bir bir eridi </h2>
<p>Son veriler sektörlerdeki uzun vadeli istihdam kaybının ulaştığı boyutu da gözler önüne serdi. Tekstil sektöründeki çalışan sayısı 2011 yılında görülen seviyelere gerileyerek yaklaşık 15 yıllık istihdam kazanımını sildi. Hazır giyim sektöründe ise çalışan sayısı en son 2015 yılında görülen düzeylere indi. Böylece hazır giyimde son 11 yılda yaratılan istihdamın önemli bölümü kaybedilmiş oldu. Sektör temsilcileri, mevcut maliyet yapısının devam etmesi halinde kayıpların yılın geri kalanında da sürebileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle Avrupa Birliği pazarında beklenen toparlanmanın gerçekleşmemesi ve kur-politika dengesindeki sorunların sürmesi durumunda hem şirket kapanmalarında hem de istihdam kayıplarında yeni artışlar yaşanabileceği belirtiliyor. İlk çeyrek verileri, tekstil ve hazır giyimde yaşanan sıkıntının geçici bir durgunluktan çok daha derin ve yapısal bir rekabetçilik sorununa dönüştüğünü gösteriyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-15-hazir-giyim-11-yillik-istihdam-kazanimini-kaybetti-80303</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/2/1280x720/tekstil-1767932964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil ve hazır giyimde istihdam kaybı ilk çeyrekte de hız kesmedi. Üç ayda 12 bin 179 kişi işini kaybederken 1.040 şirket faaliyetlerine son verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vatandaslik-maasi-yakinda-geliyor-80302</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 06:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Vatandaşlık maaşı&#039; yakında geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti kamuoyunda ‘vatandaşlık maaşı’ olarak bilinen Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi (GETAD) için çalışmalarını hızlandırdı. Gelir düzeyi düşük ailelerin desteklenmesini öngören yasal düzenlemenin Meclis tatile girmeden önce hayata geçirilmesi planlanıyor. Edinilen bilgiye göre, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının yaptığı etki analizi tamamlandı. Gelecek haftadan itibaren yasa teklifi için AK Parti Meclis Grubu çalışmalarına başlayacak.</p>
<p>Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sisteminde gelir düzeyi düşük her aileye aynı destek verilmeyecek, desteklerin bölgesel bazda belirlenmesi öngörülüyor. Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemine ilişkin yapılacak yasal düzenleme öncesinde il ve ilçe düzeyinde sosyoekonomik duruma ilişkin bir etki analizi çalışması yapıldı. Yapılan bu etki analizinden çıkan sonuçlar, verilecek desteklerin çerçevesini belirleyecek. AK Parti kaynakları verilecek desteğin her yerde aynı olmayacağını, bölgelerin durumu ve öne çıkan ihtiyaçlar çerçevesinde Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sisteminin şekilleneceğini belirttiler. Yaşanılan bölgenin ekonomik şartları, yaşam maliyetleri verilecek destekte belirlenmesinde dikkate alınacak. Belirlenecek bir eşik gelirin altında kalan hanelere aradaki fark gelir desteği olarak verilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vatandaslik-maasi-yakinda-geliyor-80302</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/07/liratlmaaszam-1476078-1g7p_cover.jpg.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Vatandaşlık maaşı” olarak da anılan düşük gelir grubundaki ailelere yönelik “Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi”nde çalışmalar hızlandırıldı. Edinilen bilgiye göre Hazine ve Maliye ile Aile ve Sosyal Politikalar bakanlıkları il ve ilçeler düzeyinde etki analizlerini tamamladı. Yasanın TBMM tatile girmeden önce çıkarılması ve 2027’den itibaren uygulamaya geçilmesi planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hanehalki-gidadan-kisti-kiraya-harcadi-80301</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 06:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hanehalkı gıdadan kıstı kiraya harcadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Hanehalkı Tüketim Harcaması istatistikleri, ölçümün yapıldığı 2002 yılından bu yana tüketim kalıplarında önemli değişiklikler olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Örneğin 2002 yılında hane halkı harcamalarının yüzde 26.7’si gıda ve alkolsüz içeceklere yapılırken, zamanla bu grubun payı dramatik biçimde geriledi. 2007’de yüzde 23,6 olan pay, 2012’de yüzde 19,6, 2017’de yüzde 19.7’ye geriledi. 2022’de tekrar yüzde 22.9’a çıkan harcama içinde gıdanın payı geçen yıl itibarıyla yüzde 17,3’e geriledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1fa4d52aa80-1780458709.png" alt="" width="700" height="306" /></p>
<h2>Yarısı konut ve ulaştırmaya…</h2>
<p>Bu zaman diliminde ulaştırmaya harcanan para ise olağanüstü düzeyde artış gösterdi. 2002 yılında ulaştırmanın harcama içindeki payı yüzde 8,7 ile tek haneli seviyelerdeyken, takip eden dönemlerde neredeyse geometrik artış gösterdi ve 2007’de yüzde 11,1, 2012’de yüzde 17,2, 2017’de yüzde 18,7, 2022’de yüzde 21.4 ve 2025’te yüzde 20.5 artış gösterdi.</p>
<p>2002 yılında konut ve kiranın toplam harcamalar içindeki payı yüzde 27,3 iken, 2007’de yüzde 28.9’a yükseldi. 2012’de yüzde 25,8 olan konut ve kiranın payı 2017’de yüzde 24.7, 2022’de yüzde 22,4, geçen yıl ise yüzde 29,3 ile en yüksek harcama grubu oldu.</p>
<p>Oransal olarak en çok harcama yapılan ilk 5 grup içinde yer alan giyim ve ayakkabının payı 2002’de yüzde 4.3 seviyesindeyken, takip eden yıllarda sürekli geriledi. 2017’de yüzde 5’e gerileyen bu grubun payı 2025 yılında ise yüzde 4.3’e düştü.</p>
<h2>En az harcama kültür, eğitim ve sağlığa </h2>
<p>Türkiye’de hanelerin bütçeleri içinde en az harcama yaptıkları gruplar, kültür, eğlence, eğitim ve sağlık oldu. Geçen yıl sağlığa bütçe içinde yapılan harcamanın payı yüzde 2.2 olurken, kültür ve eğlencenin payı yüzde 2,3, eğitimin payı ise yüzde 1,8 düzeyinde gerçekleşti. Öte yandan 2002-2025 döneminde otel, lokanta ve pastanelere yapılan harcamaların payında da gözle görülür artış yaşandı. İlk ölçüm yılında yüzde 4.4 olan bu grubun payı geçen yıl yüzde 6.9’a kadar yükseldi.</p>
<h2>Zenginlerin harcama önceliği farklı </h2>
<p>Gelir gruplarının harcama değerlendirmelerine göre ise en düşük yüzde 20’lik gelir diliminde olanların harcamalarının üçte ikisini gıda, konut ve kiraya yaptıkları gözlendi. Bu gruptakiler harcamanın yüzde 29.2’sini gıda ve alkolsüz içeceklere yaparken, yüzde 38.7’sini konut ve kiraya harcadıkları belirlendi. Türkiye harcama ortalamalarına göre gelirin yüzde 20.5’i ulaştırmaya harcanırken, en düşük gelir grubunda bu oran yüzde 88.6 olarak ölçüldü. En yüksek gelir grubunun tüketim kalıpları ise en düşük gelir gruplarından belirgin şekilde ayrışması dikkat çekiyor. Bu grup toplam harcamanın yüzde 25.7’sini konut ve kiraya, yüzde 25’ini ulaştırmaya yaparken, gıda ve alkolsüz içeceklere ayırdıkları pay yüzde 12.4’te kaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hanehalki-gidadan-kisti-kiraya-harcadi-80301</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/konut-ev-gayrimenkul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK Hanehalkı Tüketim Harcaması istatistikleri, ölçümün başladığı 2002&#039;den 2025&#039;e kadar geçen 23 yılda dramatik sonuçlar ortaya çıkardı. 2002 yılında hane halkı harcamalarının yüzde 26.7’si gıda ve alkolsüz içeceklere yapılırken geçen yıl gıda için ayrılan pay yüzde 17,3’e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alman-devi-atlasta-yeni-donem-turk-asko-holdingin-kuresel-gucuyle-yeniden-yapilanma-hamlesi-80364</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATLAS&#039;ın ASKO bünyesindeki Buhler Versatile&#039;ye devrinde yeni aşama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Almanya merkezli iş makineleri üreticilerinden ATLAS ile Kanada’nın önde gelen tarım makinaları üreticilerinden Buhler Versatile arasında yürütülen devralma görüşmelerinde temel ticari konularda önemli bir aşamaya ulaşıldığı bildirildi. Tarafların üzerinde mutabakata vardığı çerçeve kapsamında, ATLAS’ın operasyonel şirketlerine ait varlıkların ve ilgili faaliyetlerin Buhler Versatile tarafından devralınması planlanıyor. Yapılan açıklamaya göre, işlem, yalnızca işletme faaliyetlerini değil, aynı zamanda ATLAS bünyesindeki çalışanların bir bölümünü de kapsıyor. Bu yönüyle süreç, şirketin yeniden yapılandırma çalışmalarında önemli bir dönüm noktası olarak öne çıkarken, markanın sürdürülebilir büyüme hedeflerine ulaşması adına da kritik bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Kanada’nın Manitoba eyaletinin Winnipeg kentinde üretim faaliyetlerini sürdüren Buhler Versatile, küresel ölçekte iş ve tarım makinaları alanında faaliyet gösteren ASKO Holding çatısı altında bulunuyor. Türkiye, Kanada ve ABD’de önemli yatırımlara sahip olan ASKO Holding'in, son yıllarda gerçekleştirdiği stratejik satın almalarla uluslararası sanayi arenasındaki etkisini artırdığı bildirildi. Planlanan devralmanın özellikle ürün portföyü, teknolojik yetkinlikler ve pazar erişimi açısından önemli sinerjiler yaratacağı belirtiliyor. ATLAS’ın sahip olduğu güçlü marka değeri, geniş bayi ve servis ağı ile mühendislik birikiminin, ASKO Holding’in mevcut operasyonlarını tamamlayıcı bir rol üstlenmesi bekleniyor.</p>
<p>Planlanan devralmanın tamamlanması halinde Merkezi Almanya’nın Ganderkesee kentinde bulunan ATLAS'ın, Buhler Versatile’ın geniş sanayi platformuna entegre olarak yeni pazar fırsatlarından daha etkin biçimde yararlanması hedefleniyor.</p>
<p>Devralma süreci aynı zamanda Buhler Versatile’ın Avrupa’daki varlığını güçlendirme stratejisinin de önemli bir parçası olarak görülüyor. </p>
<p><strong>ASKO Holding küresel sanayi vizyonunu güçlendiriyor</strong></p>
<p>Gaziantep merkezli ASKO Holding'in, son yıllarda gerçekleştirdiği yatırımlarla dikkat çektiği belirtildi. Açıklamada, "Grup, ilk olarak ABD’nin Wisconsin eyaletinde faaliyet gösteren personel yükseltici platform üreticisi AXCS Lifts markasını bünyesine katmış, ardından Kanada merkezli Buhler Industries’in devralınmasıyla iş ve tarım makinaları sektöründe küresel ölçekte daha güçlü bir konuma ulaşmıştı. ATLAS’ın planlanan devralınması ise ASKO Holding’in Avrupa’daki büyüme stratejisinde yeni bir sayfa açıyor." denildi. Bu hamleyle birlikte grubun, ATLAS’ın köklü mühendislik mirasını, güçlü bayi ağını ve operasyonel yetkinliklerini kendi küresel sanayi platformuyla buluşturarak uluslararası rekabet gücünü daha da artırması bekleniyor.</p>
<p>Sektör temsilcileri, söz konusu birleşmenin hem Avrupa iş makinaları pazarında hem de küresel ölçekte yeni iş birlikleri ve büyüme fırsatları yaratabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alman-devi-atlasta-yeni-donem-turk-asko-holdingin-kuresel-gucuyle-yeniden-yapilanma-hamlesi-80364</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/4/1280x720/kepce-1780489927.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alman iş makineleri üreticilerinden ATLAS ile Kanadalı Buhler Versatile arasında yürütülen görüşmelerde önemli ilerleme sağlanırken, sürecin Türk sanayi grubu ASKO Holding’in küresel büyüme stratejisinin önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cocuklar-icin-tasarlandi-yerel-yonetimlere-ornek-olacak-kahramanmaras-cocuk-sanat-merkezi-acilis-icin-gun-sayiyor-80352</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kahramanmaraş Çocuk Sanat Merkezi, açılış için gün sayıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>60 milyon TL’lik yatırım yapılan Kahramanmaraş Çocuk Merkezi'nin kısa bir süre sonra açılması planlanıyor.</p>
<p>Kaba inşaatın, peyzaj ve çevre düzenlemelerinin tamamlandığı merkezde, iç mekân düzenlemeleri ise tamamlanma aşamasına geldi. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, modern mimarisi ve çok yönlü kullanım alanlarıyla dikkat çeken Çocuk Sanat Merkezi, çocukların sanatla erken yaşta tanışmasını sağlayacak kapsamlı bir eğitim ve etkinlik merkezi olarak tasarlandı. Merkez bünyesinde çocukların yaş gruplarına ve ilgi alanlarına uygun olarak tasarlanan modern kütüphanelerin yanı sıra resim, müzik, drama ve el sanatları gibi çeşitli sanatsal ve eğitsel atölyeler yer alacak. Ayrıca bireysel rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin sunulacağı özel görüşme odaları ile sosyal ve kültürel etkinliklere ev sahipliği yapacak geniş fuaye alanları da tesisin önemli bölümleri arasında yer alıyor. Tesis, çocukların hem öğrenebileceği hem de sosyalleşebileceği kapsamlı bir yaşam merkezi olarak hizmet verecek.</p>
<p>Açıklamada, "Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel’in sosyal belediyecilik anlayışının önemli bir yansıması olarak öne çıkan Kahramanmaraş Çocuk Sanat Merkezi, Türkiye’deki yerel yönetimlere örnek gösterilebilecek vizyon projeler arasında yer alıyor. Sahip olduğu konsept, eğitim alanları ve sosyal donatılarıyla dikkat çeken tesis, sunduğu imkânlar ve özgün konseptiyle Türkiye'de referans bir proje olacak." denildi. </p>
<p><strong>"Çocukların gelişimine katkı"</strong></p>
<p>Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel de yaptığı değerlendirmede, “Kahramanmaraş Çocuk Sanat Merkezi, çocuklarımızın sanata, kültüre ve eğitime daha kolay erişebilmesi amacıyla hayata geçirdiğimiz en özel projelerimizden biri. Kahramanmaraş Çocuk Sanat Merkezi’mizde, çocuklarımız hayal güçlerini özgürce ortaya koyabilecek, yeteneklerini keşfedebilecek ve kendilerini farklı alanlarda geliştirme fırsatı bulacak. Alanında uzman eğitmenlerimizin görev alacağı bu tesis modern yapısı, tematik eğitim alanları ve çok yönlü kullanım imkânlarıyla şehrimize değer katacak. Hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cocuklar-icin-tasarlandi-yerel-yonetimlere-ornek-olacak-kahramanmaras-cocuk-sanat-merkezi-acilis-icin-gun-sayiyor-80352</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/2/1280x720/kahramanmaras-cocuk-sanat-merkezi-acilis-icin-gun-sayiyor-1780480659.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin çocukların gelişimlerine katkı sağlaması amacıyla hayata geçirdiği &quot;Çocuk Sanat Merkezi&quot; açılış için gün sayıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ihaza-bagli-hastalara-kesintisiz-enerji-destegi-80341</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> UEDAŞ&#039;tan cihaza bağlı hastalara jeneratör desteği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Güney Marmara'da 5 milyonun üzerinde nüfusa elektrik dağıtım hizmeti veren UEDAŞ'ın, yaşam destek cihazına bağlı hastaların güvenliğini önceleyen uygulamalarını sürdürdüğü belirtildi. Şirketten yapılan açıklamaya göre, planlı bakım ve yatırım çalışmaları sırasında hasta ve yakınlarının mağduriyet yaşamaması amacıyla yürütülen çanta tipi jeneratör uygulaması sahada aktif olarak kullanılıyor. Hizmet bölgesi içerisinde yaklaşık 300 yaşam destek cihazına bağlı hasta bulunduğu bilgisi doğrultusunda UEDAŞ, 2023 yılında envanterine 60 adet 2 kVA gücünde çanta tipi jeneratör dahil etti. Planlı enerji kesintilerinden etkilenen kullanıcılar için yürütülen uygulama kapsamında, kesinti süresi boyunca hastaların başka bir yere taşınmasına ya da hastaneye yatırılmasına gerek kalmadan yaşam destek cihazlarının çalışmasının güvence altına alındığı bildirildi.</p>
<h2>“Toplum sağlığını ve güvenliğini önceleyen uygulama”</h2>
<p>Sağlık raporu bulunan ve abonelik bilgileri içerisinde “kesilemez” kodu yer alan kullanıcılar, etkilendikleri planlı kesintiler öncesinde, internet sitesinde de duyurulduğu şekilde ilgili UEDAŞ Bölge Müdürlüklerine başvurarak çanta tipi jeneratör talebinde bulunabiliyor. Başvuruların, kesinti tarihinden en az bir iş günü önce yapılması gerekiyor. Talebi uygun bulunan kullanıcılara, yakıtı dolu şekilde teslim edilen çanta tipi jeneratörler için görevli ekipler tarafından detaylı kullanım bilgilendirmesi yapılıyor, kullanım kitapçığı veriliyor ve gerekli kurulum işlemleri tamamlanıyor. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ihaza-bagli-hastalara-kesintisiz-enerji-destegi-80341</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/1/1280x720/uedas-1780474405.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UEDAŞ&#039;ın yaşam destek cihazına bağlı hastaların planlı kesintiler öncesinde bilgilendirildiğini, ihtiyaç durumunda jeneratör desteği sağlandığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunyanin-ilk-muhafazakar-yolcu-gemisi-antalyada-saat-1200ye-kadar-ambargoludur-80297</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünyanın ilk muhafazakar yolcu gemisi Antalya’da</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu tarafından işletilen Malta bayraklı, dünyanın ilk muhafazakar yolcu gemisi olduğu belirtilen Aroya Cruise, büyük çoğunluğu Suudi olmak üzere 2 bin 146 yolcu ile Antalya limanına geldi.</p>
<p>İstanbul Turizm Denizcilik San. Ve Tic. A.Ş (İstanbul Denizcilik)  Akdeniz Bölge Müdürü Adnan Enderoğlu, 335,2 metre uzunluğunda ve 150 bin 695 groston ağırlığında ve 15 katlı Aroya gemisinin Suudi Arabistan’ın Cidde limanından yolcularını alarak Antalya limanına geldiğini, Akdeniz’de Bodrum başta olmak üzere bazı limanları ziyaret ettikten sonra İstanbul’da yolcularını indireceğini söyledi.</p>
<p>Antalya limanına ilk kez 335,2 metre boyunda bir yolcu gemisi yanaştırdıklarını belirten Enderoğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Aroya yolcu gemisi Antalya Limanı ile ASBAŞ’a ait 9 ve 10 numaralı rıhtımlara yanaşacak. Cidde limanından kalkan gemi Mısır’ın ardından Süveyş kanalını geçerek Antalya Limanına geldi. Aroya Cruise daha sonra Marmaris ve Bodrum limanını ziyaret ettikten sonra Galataport limanında yolcularını indirecek. Deneme amaçlı ilk seferden memnun kalınırsa gelecek yıllarda da sefer düzenleyebilir. Aroya bu yıl Türkiye sahillerine 32 sefer düzenleyecek.’’</p>
<p>Dünyanın ilk muhafazakar yolcu gemisi olan Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’na ait olduğu öğrenilen Malta Bayraklı Aroya gemisinde bin 696’sı Suudi Arabistanlı olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri, Afganistan, Avusturalya, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Filistin, Rusya, Türkiye, ABD, Özbekistan ve Yemen ile çeşitli Asya ve Avrupa ülkelerinden toplam 2 bin 146 yolcu ve bin 48 mürettebatı ile Antalya limanına geldi. Aroya gemisi yolcuları Antalya’da alış veriş yapacak ve çeşitli antik kentleri ziyaret ederek kenti gezdi.</p>
<p>Enderoğlu, sezon başından bu yana çeşitli firmalara ait 10 geminin Antalya limanına programlı 17 ziyaret yapacağını ve toplam 30 bin 486 yolcu getireceğini belirterek, 8 geminin daha Antalya limanına ziyaret yapmasının beklendiğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunyanin-ilk-muhafazakar-yolcu-gemisi-antalyada-saat-1200ye-kadar-ambargoludur-80297</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/7/1280x720/dunyanin-ilk-muhafazakar-yolcu-gemisi-antalyada-saat-1200ye-kadar-ambargoludur-1780431668.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyanın ilk muhafazakar yolcu gemisi olduğu belirtilen Aroya Cruise 2 bin 146 yolcusu ile Antalya limanına demirledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yaz-geldi-urun-bollasti-fiyatlar-dustu-80299</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 23:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya&#039;da ürün miktarı arttı, fiyatlarda düşüş başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası tarafından hazırlanan Antalya Toptancı Halleri mayıs ayı endeksi açıklandı.</p>
<p>Buna göre mayıs ayında miktar endeksleri domateste 62, meyvede 64 ve sebzede 72, fiyat endeksleri ise domateste 4926, meyvede 3926 ve sebzede 3105 olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Aylık ve yıllık değişim</strong></p>
<p>Mayıs ayı miktar endeksi aylık değişimlerinde domateste yüzde 42,23, meyvede yüzde 81,76 ve sebzede yüzde 33,49 arttı. Yıllık ise meyve miktarı yüzde 11,59 arttı, domates yüzde eksi -32,16 ve sebze yüzde eksi -23,63 azaldı.</p>
<p>Mayıs ayında yıllık miktar endeksinde, meyve miktarı ortalama üstü, sebze ortalama altında, domates miktar endeksi ise rekor azalış gösterdi. Yıllık fiyat endekslerinde, domates ve meyve fiyat endeksi ortalama civarında, sebze fiyat endeksi ise ortalamanın üstünde gerçekleşti. Domatesin yıllık işlem miktarı yüzde eksi -32,16 azaldı. Bu durum fiyat endeksindeki yükselişte etkili oldu.</p>
<p>Mayıs ayında meyve fiyat endeksi yıllık yüzde 27,68 artarken, bu artış miktardaki yüzde 11,59 artışa rağmen gerçekleşti.</p>
<p>Mayıs ayında sebze fiyat endeksi yıllık yüzde 123,38 arttı. Aynı dönemde sebzenin yıllık işlem miktarı yüzde eksi -23,63 azaldı. Bu durum fiyat endeksindeki yükselişte etkili oldu.</p>
<p><strong>7 yılın ortalaması</strong></p>
<p>Mayıs ayında, son yedi yılın verileri dikkate alındığında domates satış miktarı ortalamanın üzerinde, meyve ve sebze satış miktarı ortalama civarında, domates ve sebze fiyat seviyesi ortalama civarında, meyve fiyatı da ortalamanın üzerinde gerçekleşti.</p>
<p>Mayıs ayında domates işlem miktar endeksi yüzde 42,23 artarken, işlem fiyat endeksi yüzde eksi -33,95 düştü. Son yedi yılın mayıs aylarına göre işlem miktar endeksi ikinci en büyük artış, işlem fiyat endeksi de dördüncü en büyük azalış olarak kaydedildi.</p>
<p>Mayıs ayında meyve işlem miktar endeksi yüzde 81,76 artarken, işlem fiyat endeksi yüzde 12,39 ile rekor artış oldu. Son yedi yılın mayıs ayları dikkate alındığında, işlem miktar endeksi yedinci en büyük artış olarak kaydedildi.</p>
<p>Mayıs ayında sebze işlem miktar endeksi yüzde 33,49 arttı, işlem fiyat endeksi de yüzde eksi -38,71 düştü. Son yedi yılın mayıs aylarına göre, işlem miktar endeksi dördüncü en büyük artış, işlem fiyat endeksinde ise dördüncü en büyük düşüş olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yaz-geldi-urun-bollasti-fiyatlar-dustu-80299</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/9/1280x720/yaz-geldi-urun-bollasti-fiyatlar-dustu-1780431884.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaz mevsimiyle birlikte Antalya Toptancı Halleri&#039;nde meyve sebze bollaşırken fiyatlarda az da olsa düşüşler başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/corendon-almanyadan-karayiplere-ucacak-80298</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 23:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Corendon, Almanya’dan Karayipler’e uçacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Başta Türkiye olmak üzere Avrupa’nın çeşitli turizm bölgelerine yolcu taşıyan Corendon Airlines'ın kış döneminde Almanya’nın Düsseldorf kentinden Karayipler’in Curaçao bölgesine uçuş başlatacağı bildirildi.</p>
<p>Corendon Airlines Yönetim Kurulu Başkanı Yıldıray Karaer ve Ticaretten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (CCO) Paul Schwaiger ile Corendon Hotels Ticari Direktörü Martin de Boer, kış döneminde başlayacak Düsseldorf–Curaçao uçuş hattı hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Genel Müdür Yardımcısı Schwaiger, Corendon Airlines’ın büyüme yolculuğunda yeni bir döneme başladığını söyledi. Schwaiger, şunları kaydetti:</p>
<p>"Uzun yıllar Avrupa’nın önde gelen tatil destinasyonlarına hizmet veren bir havayolu olarak, şimdi ilk kez Almanya çıkışlı uzun menzilli operasyon gerçekleştirmenin heyecanını yaşıyoruz. Güçlü talep gördüğümüz Almanya pazarında bu yeni hatla misafirlerimize daha fazla seçenek sunarken, Curaçao’nun uluslararası görünürlüğüne de katkı sağlamayı hedefliyoruz.”</p>
<p> Corendon Airlines’ın, 2026-2027 kış sezonunda Almanya’dan ilk kez uzun menzilli uçuş gerçekleştireceğini ifade eden Paul Schwaiger ‘’Düsseldorf–Curaçao hattında başlayacak direkt seferlerle Karayipler artık Avrupa’nın en önemli çıkış noktalarından biri olan Düsseldorf’tan yaklaşık 9,5 saatte ulaşılabilir olacak’’ dedi.</p>
<p><strong>Uluslararası büyüme stratejisi</strong></p>
<p>Corendon Airlines’ın, uluslararası büyüme stratejisi kapsamında Almanya pazarındaki varlığını güçlendirmeye devam ettiğini vurgulayan Schwaiger şşöyle devam etti:</p>
<p>‘’14 Aralık 2026 itibarıyla Düsseldorf Havalimanı ile Karayipler’in gözde destinasyonlarından Curaçao arasında direkt uçuşlara başlayacağız. Corendon Airlines, Almanya çıkışlı ilk uzun menzilli operasyonunu hayata geçirerek önemli bir kilometre taşına imza atmayı hedefliyor. 2026-2027 kış tarifesi kapsamında gerçekleştirilecek uçuşlar, pazartesi, perşembe ve cumartesi günleri olmak üzere haftada üç kez düzenlenecek. Yaklaşık 9,5 saat sürecek direkt uçuşlarla Curaçao, Almanya, Hollanda ve Belçika’daki tatilciler için çok daha erişilebilir hale gelecek.’’</p>
<p>Yeni hatta, Airbus A330-300 tipi geniş gövdeli uçak kullanılacağını ifade eden Schwaiger, ‘’Yolcularımız farklı ihtiyaçlara hitap eden üç ayrı kabin seçeneğiyle seyahat edebilecek. Yolcularımız,  Business Class, Economy Plus ve Economy Class’ta uçabilecek. Tüm kabin sınıflarında kahvaltı, atıştırmalık ikramlar ile kahve ve çay ücretsiz olarak sunulacak. Yolcular ayrıca uçuş boyunca Air Bistro menüsünden ek yiyecek ve içecek seçeneklerinden faydalanabilecek’’ dedi.</p>
<p>Corendon Hotels Ticari Direktörü Martin de Boer de yeni destinasyonun turizmde önemli bir potansiyel olduğunu söyledi. Boer, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Curaçao uzun yıllardır misafirlerimizin en çok ilgi gösterdiği uzak destinasyonlardan biri. Almanya çıkışlı tatillere yönelik talebin de her geçen yıl arttığını görüyoruz. Düsseldorf’tan başlayacak direkt uçuşlarımız sayesinde Curaçao’yu Alman, Hollandalı ve Belçikalı tatilciler için daha erişilebilir hale getirirken, destinasyonun büyüme potansiyeli yüksek bir pazardaki bilinirliğini de artıracağız.”</p>
<p>Corendon Airlines başta Almanya, Hollanda, Belçika, Avusturya, İsviçre, Polonya ve Birleşik Krallık olmak üzere birçok Avrupa ülkesinden Avrupa içindeki ve Türkiye'deki popüler tatil destinasyonlarına2025 yılında 10 milyon yolcu taşıdı.</p>
<p>Corendon Turizm Grubu bünyesinde yer alan Corendon Hotels &amp; Resorts markası altında Antalya’da iki, Amsterdam’da beş ve Karayip adaları Curaçao’da dört otel ile hizmet veriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/corendon-almanyadan-karayiplere-ucacak-80298</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/8/1280x720/corendon-almanyadan-karayiplere-ucacak-1780431781.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Corendon Airlines, kış döneminde Almanya’nın Düsseldorf kentinden Karayipler’in Curaçao bölgesine uçuş gerçekleştirecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
