<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kontrol-edilen-yabanci-kurum-kazanclari-ve-vergileme-86271</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kontrol edilen yabancı kurum kazançları ve vergileme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, vergi kaybını önlemek ve kazançların düşük vergili ülkelere kaydırılmasını engellemek amacıyla “kontrol edilen yabancı kurum” düzenlemesini uyguluyor. Belirli şartları taşıyan yurt dışı iştiraklerin dağıtılmamış kazançları dahi Türkiye’de kurumlar vergisi matrahına dahil edilebiliyor.</strong></p>
<p>Devlet bütçesinin en önemli kaynağı hiç şüphesiz vergilerdir. Bu nedenle vergi gelirlerinin en az kayıpla tarh ve tahsili önem taşımaktadır. Bununla ilgili olarak gelişen ve değişen ekonomik koşullara ve yeni gelişen faaliyetlere uygun, çeşitli düzenlemeler yapılması gerekli olmaktadır.</p>
<p>Yatırımcı ve sermaye sahibi en çok karı hedefleyerek istisna, indirim, teşvik gibi çeşitli vergi avantajlarından yararlanmak maksadıyla yurtdışına yönelmektedir. Bazı ülkeler de yatırım çekmek amacıyla özel teşvikler sağlamaktadır. Bunu küresel rekabetin doğal bir sonucu olarak kabul etmek gerekir. Doğası gereği yatırımcı, daha düşük hatta vergiden arınmış alanlara kaymak eğilimindedir.</p>
<p>Buna karşılık mali idareler ülke sermayesinin çıkışını kontrol etmek, vergi kaybını ortadan kaldırmak için bazı vergi emniyet mekanizmalarını devreye sokabilmektedir. Kontrol edilen yabancı kurum düzenlemesi gibi uygulamalar buna örnek gösterilebilir.</p>
<p>Kontrol edilen yabancı kurum kazançlarının vergilendirilmesi, uluslararası vergi planlaması yoluyla kazançların düşük vergili veya vergisiz ülkelere kaydırılmasının önlenmesi amacıyla geliştirilen önemli bir vergi güvenlik müessesesidir. Bu düzenlemeler ile yurt dışında kurulan veya iştirak edilen şirketler aracılığıyla elde edilen kazançların, fiilen dağıtılmamış olsa dahi <strong>belirli şartların</strong> varlığı hâlinde Türkiye’de vergilendirilmesi amaçlanmaktadır.</p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’muzun 7’nci maddesinin ilk fıkrasında;’ Tam mükellef gerçek kişi ve kurumların doğrudan veya dolaylı olarak ayrı ayrı ya da birlikte sermayesinin, kâr payının veya oy kullanma hakkının en az %50'sine sahip olmak suretiyle kontrol ettikleri yurt dışı iştiraklerinin kurum kazançları, dağıtılsın veya dağıtılmasın, maddede belirlenen şartların birlikte gerçekleşmesi halinde, Türkiye'de kurumlar vergisine tâbidir’’ denilmektedir.</p>
<p><strong>Kontrol edilen yabancı kurum kazancı</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 7’nci maddesiyle belli şartlar altında yurt dışı iştiraklere yatırım yapan mükelleflere bu iştiraklerinden fiilen kâr payı dağıtılmasa bile vergi uygulamaları açısından kâr payı dağıtılmış olduğu kabul edilmekte ve bu suretle bu iştiraklerin <strong>Kontrol edilen yabancı kurum kavramı</strong>; tam mükellef gerçek kişi ve kurumların doğrudan veya dolaylı olarak ayrı ayrı ya da birlikte sermayesinin, kâr payının veya oy kullanma hakkının en az %50’sine sahip olmak suretiyle kontrol ettikleri yurt dışı iştirakleri ifade etmektedir.</p>
<p> Maddede sözü edilen “ ve” “<strong>doğrudan veya dolaylı ayrı ayrı ya da birlikte</strong>” ifadeleri ile yurt dışındaki iştirakin ortaklık paylarının grup şirketleri veya gerçek kişiler arasında paylaştırılıp, maddede belirtilen kontrol oranının altında kalınarak kapsam dışına çıkılması engellenmektedir.</p>
<p>Yurt dışındaki bir kurumun kontrol edilen yabancı kurum sayılabilmesi için bu kurumun sermayesinin, kâr payının veya oy kullanma hakkının en az %50’sinin doğrudan veya dolaylı olarak, ayrı ayrı ya da birlikte tam mükellef gerçek kişi ve kurumlara ait olması gerekmektedir. Yurt dışı iştirakin kontrol edilen yabancı kurum olup olmadığının tespitinde, kontrol oranı olarak ilgili hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte sahip olunan en yüksek oran dikkate alınacaktır. Yurt dışı iştirake ilişkin iştirak payının (sermaye, kâr payı veya oy kullanma hakkının) tamamının, yurt dışı iştirakin hesap döneminin kapanmasından önce herhangi bir tarihte muvazaa olmaksızın elden çıkartılmış olması halinde, ilgili yurt dışı iştirak hakkında bu madde hükümleri uygulanmayacaktır.</p>
<p><strong>Yurt dışı iştirakin kurum kazancının Türkiye’de kurumlar vergisine tabi tutulabilmesine şartları</strong></p>
<p>Anılan kontrol oranının sağlandığı yurt dışı iştiraklerin, Kurumlar Vergisi Kanunu uygulamasında “kontrol edilen yabancı kurum” olarak kabul edilmesi ve dolayısıyla kontrol edilen yurt dışı iştiraklerin kurum kazançlarının, dağıtılsın veya dağıtılmasın Türkiye’de kurumlar vergisine tabi tutulabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>- Yurt dışı iştirakin ilgili yıldaki toplam gayri safi hasılatının %25 veya fazlasının pasif nitelikli gelirlerden oluşması </strong></p>
<p>Yurt dışı iştirakin ilgili yıldaki toplam gayri safi hasılatının %25 veya fazlasının pasif nitelikli gelirlerden oluşması gerekmektedir. <strong>Pasif nitelikli gelirler</strong>; yurt dışı iştirakin faaliyeti ile orantılı sermaye, organizasyon ve eleman istihdamı suretiyle yürütülen ticari, zirai veya serbest meslek faaliyetlerinden elde edilen gelirler dışındaki <strong>faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi gelirlerden oluşmaktadır</strong>. Yurt dışı iştirakin faaliyeti ile orantılı olmayan sermaye, organizasyon ve eleman istihdamı suretiyle elde edilen ticari, zirai veya serbest meslek faaliyetlerinden elde edilen gelirler de pasif nitelikli gelir sayılacaktır.</p>
<p>Kontrol edilen yabancı kurumun pasif nitelikli gayrisafi hasılatının niteliğinin belirlenmesinde, söz konusu şirketin iştiraklerinden elde edeceği kâr paylarının pasif nitelikli gelir vasfı değişmeyeceğinden, kontrol edilen yabancı kurumun iştiraklerinin aktif ticari faaliyetle uğraşmasının herhangi bir önemi bulunmamaktadır.</p>
<p>- <strong>Yurt dışı iştirakin taşıması gereken vergi yükü</strong></p>
<p>Yurt dışında kurulu iştirakin kurum kazancının %10’dan az oranda gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması gerekmektedir. Vergi yükü, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki tanıma göre tespit edilecektir</p>
<p>- <strong>Yurt dışı iştirakin asgari gayrisafi hasılat tutarı</strong></p>
<p> Yurt dışındaki iştirakin Kurumlar Vergisi Kanunu’nun uygulamasında “kontrol edilen yabancı kurum” olarak değerlendirilebilmesi için ilgili yıldaki gayrisafi hasılat tutarının 100 bin TL karşılığı yabancı paranın üzerinde olması gerekmektedir. İlgili yıldaki toplam gayrisafi hasılatı bu tutarın altında kalan iştirakler, diğer tüm koşullar bulunsa dahi kontrol edilen yabancı kurum olarak değerlendirilmeyecektir. Yurt dışındaki iştirakin hasılatının TL karşılığının tespitinde, ilgili iştirakin hesap döneminin son gününde geçerli olan T.C. Merkez Bankası’nca açıklanan döviz alış kuru esas alınacaktır.</p>
<p><strong>Tam mükellef kurumların Kurumlar Vergisi matrahına dahil edilecek kontrol edilen yabancı kurum kazancı </strong></p>
<p>Madde kapsamına giren kontrol edilen yabancı kurumların Türkiye’de vergiye tabi tutulacak kazancı, zarar mahsubu dahil giderler düşüldükten istisnalar düşülmeden önceki, vergi öncesi kurum kazançları olacaktır. Kontrol edilen yabancı kurumun geçmiş yıl zararları nedeniyle dağıtılabilir kârının olmaması durumunda Türkiye’de vergilendirilecek bir kazançtan söz edilemeyecektir.</p>
<p>Yurt dışı iştirakten elde edilmiş sayılan kazancın hesaplanmasında, yurt dışı iştirakin ilgili hesap döneminin kapandığı tarihte sahip olunan iştirak oranı (sermaye, kâr payı veya oy kullanma hakkı oranı) dikkate alınacaktır.</p>
<p>Kontrol edilen yabancı kurumun kârının sermayeye eklenmesi durumunda da söz konusu kazanç anılan madde hükümleri çerçevesinde vergilendirilecektir. Tam mükellef kurumlar ile birlikte tam mükellef gerçek kişilerin de kontrol edilen yabancı kuruma ortak olmaları halinde, gerçek kişilerin elinde bulunan hisse senetleri ve iştirak hisseleri yurt dışında kurulu şirketin kontrol edilen yabancı kurum olup olmadığının tespitinde dikkate alınacaktır. Bununla birlikte; söz konusu gerçek kişilerin kontrol edilen yabancı kurum üzerinden elde edecekleri kazançlar, bu madde kapsamında değerlendirilmeyecek, sadece tam mükellef kurum tarafından elde edilen kazançlar bu madde kapsamında kurumlar vergisine tabi tutulacaktır.</p>
<p>Kontrol edilen yabancı kurum şartlarının gerçekleşmesi halinde yurt dışında kurulu iştirakin elde etmiş olduğu kâr, söz konusu iştirakin hesap döneminin kapandığı ayı içeren hesap dönemi itibarıyla tam mükellef kurumların kurumlar vergisi matrahlarına (ve geçici vergi dönemleri itibarıyla da geçici vergi matrahlarına) hisseleri oranında dahil edilecektir.</p>
<p>Kontrol edilen yabancı kurumun bulunduğu ülkede <strong>on iki ayı aşan bir hesap döneminin</strong> <strong>bulunmas</strong>ı halinde, kazancın elde edilme tarihinin belirlenmesinde yurt dışındaki şirketin hesap dönemi takvim yılı olarak dikkate alınacaktır. Öte yandan, kontrol edilen yabancı kurumun zararlarının söz konusu kuruma iştirak eden tam mükellef kurumların kazançlarının tespitinde dikkate alınabilmesi mümkün bulunmamaktadır.</p>
<p>Tam mükellef kurumların dolaylı iştirak ettiği kontrol edilen yabancı kurum kazançları da doğrudan iştirak ettiği yabancı kurum kazançları gibi tespit edilecek olup, her iki şirketin kazancı da Türkiye’de vergiye tabi tutulacaktır. Her iki şirketin kazancının da Türkiye’de vergiye tabi tutulmasından sonra, şirketler arasında kâr dağıtımı olması durumunda; daha önce vergilenen kârın tekrar Türkiye’de vergiye tabi tutulması söz konusu olmayacaktır.</p>
<p><strong>İştirakin yurt dışında ödediği vergilerin mahsubu</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 33’üncü maddesine göre, yurt dışındaki iştirakin bulunduğu ülkede ödemiş olduğu gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergiler kontrol edilen yabancı kurumun Türkiye’de vergilendirilecek kazancı üzerinden hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilebilecektir. Ancak, kontrol edilen yabancı kurumun bulunduğu ülke dışındaki ülkelerde ödemiş olduğu gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergilerin, söz konusu kurumun Türkiye’de vergilendirilecek kazancı üzerinden hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilmesi mümkün değildir.</p>
<p><strong>İştirakin kâr paylarını dağıtması durumunda vergileme</strong></p>
<p>Yurt dışı iştirakin kontrol edilen yabancı kurum kazancı kapsamında Türkiye’de vergilendirilmiş kazancının yurt dışındaki kurum tarafından sonradan dağıtılması halinde, elde edilen kâr paylarının daha önce Türkiye’de vergilendirilmiş kısmı ayrıca vergilendirilmeyecektir.</p>
<p>Ancak, daha sonraki yıllarda, kontrol edilen yabancı kurumun Türkiye’de vergiye tabi tutulmuş kazancından daha fazla kâr payı dağıtılması halinde, aşan kısım kurumlar vergisine tabi tutulacaktır.</p>
<p><strong>Kontrol edilen yabancı kurum müessesesi ve Çifte Vergilendirmeyi Önleme anlaşmaları </strong></p>
<p> Yürürlükte bulunan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları, Türkiye’nin Kurumlar Vergisi Kanununun 7 inci maddesinde yer alan “Kontrol edilen yabancı kurum kazancı” hükümlerine göre kendi mukimlerini vergileme hakkını sınırlandırmamaktadır. Diğer bir anlatımla, diğer devlet mukimi bir kurum tarafından Türkiye’de mukim bir kuruma kâr payı dağıtılsın ya da dağıtılmasın Kurumlar Vergisi Kanunu’nun “Kontrol edilen yabancı kurum kazancı” hükümleri uygulanacaktır. Ancak, diğer bir devlette mukim olan kurum tarafından kontrol edilen yabancı kurum kazancı olarak Türkiye’de vergiye tabi tutulmuş olan kazancın, kâr payı olarak Türkiye’de mukim bir kuruma dağıtıldığı durumlarda, Anlaşmalarda yer alan “Temettüler” in vergilendirilmesi ve “Çifte vergilemenin önlenmesi” ile ilgili hükümler normal şekilde uygulanacaktır. Kaynak ülke tarafından dağıtılan kâr payları üzerinden bir vergileme yapılması ve bu kâr paylarının Türkiye’de kurumlar vergisinden istisna edilmemiş olması durumunda, kâr payının, elde edildiği yıl kurum kazancına eklenerek üzerinden kurumlar vergisinin hesaplanması ve bu kâr payı ile ilgili olarak diğer ülkede ödenen vergilerin anlaşma ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nun yurt dışında ödenen vergilerin mahsubuyla ilgili hükümleri çerçevesinde mahsup edilmesi, bu mahsup sonrasında arta kalan bir tutarın mevcut olması halinde, daha önce kontrol edilen yabancı kurum kazancı olarak vergiye tabi tutulmuş bulunan kazanç üzerinden hesaplanıp ödenen kurumlar vergisinin söz konusu kâr payına atfedilen kısmının da kalan tutar üzerinden mahsup edilmesi gerekmektedir. Mahsup edilemeyen kısım, kâr payının Türkiye’ye getirilmiş olması kaydıyla iade edilebilecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kontrol-edilen-yabanci-kurum-kazanclari-ve-vergileme-86271</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kontrol edilen yabancı kurum kazançları ve vergileme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-ve-sosyal-alanda-yapay-zekanin-elli-tonu-86270</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi ve sosyal alanda yapay zekânın elli tonu...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ artık yalnızca teknoloji dünyasının konusu değil; ekonomiden eğitime, sağlıktan istihdama, üretimden kültüre kadar hayatın her alanını dönüştürüyor. Stanford HAI’nin 2026 AI Index verileri de teknolojinin gelişme hızının, toplumların ve kurumların bu dönüşüme uyum sağlama hızını geride bıraktığına işaret ediyor.</strong></p>
<p><em>Gerek Stanford HAI'nin 2026 AI Index raporunda yer alan gerekse bu alanda uzmanların hatta otoritelerin görüş ve değerlendirmelerinden yararlandığım yazımı bilginize sunuyorum.</em></p>
<p><em>Yapay zekâ artık yalnızca bilgisayarların, yazılımcıların ve teknoloji şirketlerinin konusu değil.</em></p>
<p><em>O, hayatın hemen her alanına dokunan yeni bir çağın adı. </em></p>
<p><em>Fakat yapay zekânın tek bir rengi yok. </em></p>
<p><em>Onun ekonomik, sosyal, kültürel, etik, insani ve hatta siyasi olmak üzere birbirinden farklı elli tonu var.</em></p>
<p><em>Bir zamanlar yapay zekâ denildiğinde akla bilim kurgu filmleri, insana benzeyen robotlar ve uzak bir gelecek gelirdi.</em></p>
<p><em>Bugün ise durum tamamen farklı…</em></p>
<p><em>Yapay zekâ bir araştırma laboratuvarından çıkıp cebimizdeki telefona, ofisimizdeki bilgisayara, fabrikadaki üretim hattına, hastanelere, üniversitelere, bankalara ve medya dünyasına kadar girdi.</em></p>
<p><em>Üstelik bu giriş sessiz ve yavaş olmadı.</em></p>
<p><em>Yapay zekânın gelişme hızı, toplumların ona uyum sağlama hızını geride bırakmaya başladı. </em></p>
<p><em>Stanford HAI'nin 2026 AI Index raporuna göre yapay zekâ modellerinin teknik kapasitesi hızla yükselirken, kurumların bu teknolojiyi yönetme, ölçme ve güvenli biçimde kullanma kapasitesi aynı ölçüde ilerlemiyor.</em></p>
<p><em>İşte tam da bu nedenle yapay zekâyı tek bir pencereden değerlendirmek artık mümkün değil.</em></p>
<p><em>Yapay zekâ, bir zamanlar bilim kurgu filmlerinin konusu olan uzak bir gelecek teknolojisiydi.</em></p>
<p><em>Bugün ise cep telefonlarımızdan iş dünyasına, eğitimden sağlığa, üretimden sanata kadar hayatın hemen her alanına girmiş durumda.</em></p>
<p><em>Üstelik yapay zekânın etkisi yalnızca teknolojik gelişmelerle sınırlı değil; ekonomik, sosyal, kültürel ve etik sonuçlarıyla insanlığın geleceğini de şekillendiriyor.</em></p>
<p><em>Bu nedenle yapay zekâyı tek bir pencereden değerlendirmek mümkün değil.</em></p>
<p><em>Onun ekonomik büyümeden istihdama, yaratıcılıktan güvenliğe kadar çok sayıda tonu bulunuyor.</em></p>
<p><em>Yapay zekânın en güçlü tonlarından biri verimlilik…</em></p>
<p><em>İnsanların saatlerce yaptığı araştırma, veri analizi, raporlama ve içerik hazırlama gibi işler çok daha kısa sürede gerçekleştirilebiliyor.</em></p>
<p><em>Bu durum şirketlere zaman ve maliyet avantajı sağlarken, çalışanların iş yapma biçimlerini de değiştiriyor.</em></p>
<p><em>Gelecekte rekabet yalnızca yapay zekâya sahip olmakla değil, onu iş süreçlerine doğru biçimde entegre etmekle belirlenecek.</em></p>
<p><strong><em>KOBİ’ler açısından büyük fırsatlar taşıyor.</em></strong></p>
<p><em>Bu dönüşüm özellikle KOBİ’ler açısından büyük fırsatlar taşıyor.</em></p>
<p><em>Büyük şirketlerin sahip olduğu araştırma, pazarlama ve analiz ekiplerine küçük işletmelerin aynı ölçekte sahip olması mümkün değil. </em></p>
<p>Yapay zekâ ise KOBİ’lere pazar araştırması yapma, rakipleri analiz etme, müşteri taleplerini değerlendirme, yabancı dillerde iletişim kurma, satış tahminleri hazırlama ve yeni ürün fikirleri geliştirme imkânı sunuyor.</p>
<p> Böylece teknoloji, büyük şirketlerle küçük işletmeler arasındaki rekabet farkını azaltabilecek önemli bir araç haline geliyor.</p>
<p><strong>İstihdam ve insan emeği</strong></p>
<p>Ancak yapay zekânın bir başka tonu da istihdam ve insan emeği…</p>
<p>Bazı görevlerin otomatikleşmesi, bazı mesleklerin küçülmesine veya yeniden tanımlanmasına yol açabilir.</p>
<p>Buna karşılık yeni meslekler ve uzmanlık alanları da ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Dolayısıyla temel mesele “Yapay zekâ insanların işlerini tamamen ortadan kaldıracak mı?” sorusundan çok, “İnsanlar yapay zekâ ile birlikte çalışmaya nasıl hazırlanacak?” sorusudur.</p>
<p>Geleceğin çalışanı için teknolojiyi kullanabilme, doğru soru sorabilme, eleştirel düşünebilme ve sonuçları değerlendirebilme becerileri büyük önem kazanacaktır.</p>
<p><strong>Eğitim</strong></p>
<p>Eğitim de bu dönüşümün merkezindedir. Bilgiye ulaşmanın artık çok kolay olduğu bir dünyada asıl değer, doğru bilgiyi seçmek ve yorumlamaktır. Yapay zekâ öğrenciler için kişisel bir yardımcı ve öğretmen gibi kullanılabilir. Fakat öğretmenin rolü ortadan kalkmayacak; aksine rehberlik, değerlendirme, motivasyon ve insan ilişkileri açısından daha önemli hale gelecektir.</p>
<p><strong>Sağlık alanında ise yapay zekâ büyük umutlar taşıyor</strong></p>
<p>Tıbbi görüntülerin değerlendirilmesi, hastalıkların erken fark edilmesi, bilimsel verilerin analiz edilmesi ve ilaç geliştirme gibi alanlarda yapay zekâdan yararlanılıyor.</p>
<p>Ancak sağlık gibi kritik alanlarda teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insan uzmanlığının ve hasta güvenliğinin merkezde tutulması gerekiyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ gerçekten yaratıcı olabilir mi?</strong></p>
<p>Yapay zekânın yaratıcılık üzerindeki etkisi de dikkat çekici.</p>
<p>Artık metin yazabiliyor, müzik ve görsel oluşturabiliyor, video hazırlayabiliyor ve yazılım geliştirebiliyor. Bu durum “Yapay zekâ gerçekten yaratıcı olabilir mi?” sorusunu gündeme getiriyor.</p>
<p>Belki de gelecekte insan ile yapay zekâ arasında bir rekabetten çok, yeni bir ortak yaratıcılık anlayışı gelişecek.</p>
<p><strong>Yapay zekânın riskli tonları da bulunuyor</strong></p>
<p>Bununla birlikte yapay zekânın riskli tonları da bulunuyor.</p>
<p>Yanlış veya uydurma bilgilerin gerçekmiş gibi sunulması, kişisel verilerin korunması, mahremiyet, sahte görüntü ve seslerin yayılması, algoritmik ayrımcılık ve sorumluluğun kime ait olacağı gibi sorunlar giderek önem kazanıyor.</p>
<p>Yapay zekâya güvenmek ile onu sorgulamadan kabul etmek aynı şey değildir.</p>
<p>İnsanların yapay zekânın ürettiği bilgileri kontrol etme alışkanlığı kazanması gerekiyor.</p>
<p><strong>Bir başka önemli konu enerji ve çevre</strong></p>
<p>Büyük yapay zekâ sistemlerinin çalışması için güçlü veri merkezlerine, elektrik ve soğutma altyapısına ihtiyaç duyuluyor.</p>
<p>Bu nedenle geleceğin yapay zekâsının yalnızca daha güçlü ve akıllı olması değil, aynı zamanda daha az enerji tüketen ve çevreye daha az yük getiren teknolojiler geliştirmesi gerekiyor.</p>
<p>Bütün bu gelişmeler yapay zekânın artık yalnızca teknoloji şirketlerinin konusu olmadığını gösteriyor. Devletler, eğitim kurumları, işletmeler, çalışanlar ve toplumun tamamı bu dönüşümün parçası olmak zorunda.</p>
<p>Yapay zekâ konusunda geride kalmak ekonomik ve sosyal açıdan önemli sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>Ancak teknolojiyi sorgulamadan kabul etmek de aynı derecede tehlikelidir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak yapay zekânın tek bir tonu yoktur.</strong></p>
<p>O; verimliliğin, rekabetin, yeniliğin, yaratıcılığın, eğitimin ve sağlıkta ilerlemenin tonu olduğu kadar; iş dönüşümünün, mahremiyetin, yanlış bilginin, güvenliğin ve etik sorumluluğun da tonudur.</p>
<p>Belki gelecekte bu elli ton yüzlerce tona dönüşecek.</p>
<p>Fakat hangi tonun baskın olacağına yalnızca makineler karar vermeyecek.</p>
<p>Kararı insanlar verecek.</p>
<p>Bu nedenle yapay zekâ çağının en önemli sorusu <strong>“Yapay zekâ ne kadar akıllı olacak?” değil, “İnsanlık sahip olduğu bu büyük gücü ne kadar akıllıca kullanabilecek?” </strong>sorusudur.</p>
<p><strong>Çünkü yapay zekânın geleceği, aslında insanlığın geleceğidir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-ve-sosyal-alanda-yapay-zekanin-elli-tonu-86270</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi ve sosyal alanda yapay zekânın elli tonu... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/jackson-hole-toplantisinda-ne-fiyatlanacak-86269</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Jackson Hole Toplantısı’nda ne fiyatlanacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Jackson Hole Sempozyumu, FED Başkanı Kevin Warsh’ın başkan olarak yapacağı ilk konuşma nedeniyle küresel piyasaların odağına yerleşiyor. Enflasyon, faizlerin seyri ve yükselen tahvil getirileriyle birlikte enerji fiyatlarından ticaret politikalarına kadar uzanan risklerin gölgesinde, Warsh’ın vereceği mesajlar piyasaların kısa vadeli yönünde belirleyici olabilir.</strong></p>
<p>27-29 Ağustos tarihleri arasında FED’in Kansas City departmanı sponsorluğunda gerçekleşecek olan geleneksel ekonomik politikalar sempozyumu önem arz edecek açıklamalara sahne olabilir. Her yıl FED guvernörleri, üst düzey finans yöneticileri, küresel merkez bankası başkanları, akademisyenler ve gazeteciler şeklinde geniş katılımlı bir şekilde gerçekleşen sempozyumun bu sene için belirlenen başlığı <strong>“Finansal İnovasyon: Ödemeler ve Politika Etkileri”</strong> şeklinde belirlenmiştir.</p>
<p>FED Başkanı Kevin Warsh, Wyoming'de düzenlenecek Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu'nda başkan olarak ilk konuşmasını yapacak. Geçtiğimiz ay içerisinde açıklanan makroekonomik veriler neticesinde Warsh, piyasalara yönelik olarak ileriye dönük bir yönlendirmeyi henüz yapmayı tercih etmedi. Powell sonrasında farklı bir çizgi izleyeceğinin sinyalleri de Verdi. Ancak piyasalar ABD Merkez Bankası’nın (FED) enflasyon ile mücadelede faiz politikası açısından gerekli sıkılığı göstermediğini düşünerek uzun vadeli 10 yıllık tahvil faizlerinde <strong>%4.75 </strong>ile 30 yıllık tahvil faizlerinde de <strong>%5.34</strong> seviyelerine kadar bir yükseliş gerçekleşmesine neden oldu.</p>
<p>Son dönemde açıklanan veriler ertesinde FED’in yılsonuna kadar faiz artırım ihtimalini hızla geriye çekmesi ile birlikte piyasalarda 2027 yılına ilişkin olarak tekrar faiz indirim politikasının devreye girip girmeyeceği fiyatlanmaya başlandı. Bu noktada özellikle uzun vadeli ABD tahvil faizlerinin FED’in gösterge faizini sabit tutmasının, enflasyonun <strong>%2’lik</strong> uzun vadeli hedef seviyenin üzerinde kalma süresini de uzatacağı (65 aydır) görüşünü desteklemesiyle son yılların en yüksek seviyelerine tırmandı. Bu gelişme aynı zamanda 1990'ların başından bu yana görülen en uzun süreli hedef aşımını ifade etmektedir.</p>
<p>ABD-İran arasında yaşanan sıcak savaş durumunun Mart-Mayıs döneminde petrol fiyatı ortalamasını 100 doların üzerinde kalmasını sağlarken, Haziran ayında 82 dolar ortalama, Temmuz ayı da 84 dolar ortalama ile tamamlamasına yol açtı. Ağustos ayı sonuna gelirken bölgede beklenen rahatlamanın henüz sağlanmamış olması nedeniyle enerji kaynaklı enflasyonist baskının bir süre daha devam edebileceğini gözükmektedir.</p>
<p>Diğer taraftan ABD Hazine Bakanlığı’nın genişletilen tahvil geri alım programını finanse etmek için yaklaşık <strong>1 trilyon dolarlık</strong> Hazine Genel Hesabı'ndaki kaynakların bir bölümünü kullanmayı değerlendirdiği haberinin gündeme gelmesi ile birlikte tahvil faizlerinde kısmi bir gerilemenin yaşandığını da görmekteyiz.</p>
<p>Piyasalarda daha önce tahvil geri alımlarının yeni kısa vadeli hazine bonosu satışlarıyla finanse edilmesi bekleniyordu. Bessent bu yaklaşımı <strong>"Treasury Twist"</strong> olarak tanımlamıştı. Hazine geçen hafta, uzun vadeli tahvillerde işlem başına uygulanacak geri alım miktarını <strong>en az iki katına</strong> çıkaracağını açıklamıştı.</p>
<p>Buna göre 10-20 yıl ve 20-30 yıl vadeli tahvillerde işlem başına üst <strong>sınır 2 milyar dolardan en az 4 milyar dolara</strong> yükseltilecektir. Daha büyük ölçekli operasyonların 9 Eylül'de başlaması ve 4 Kasım'da sona ermesi planlanıyor.<sup>(1)</sup></p>
<p>Neticede piyasalar açısından konuya baktığımızda FED’in faiz indirimi beklentileri piyasaların risk iştahını ayakta tutuyor olsa da özellikle gelen ÜFE verisinden sonra, yükselen gümrük vergileri (en son Kanada’ya tekrar ilave gümrük vergisi geldi) ve enflasyon riskinin tam anlamıyla fiyatlanmadığı görüşü öne çıkmaktadır. Tüm bu belirsizlikler içerisinde Jackson Hole Sempozyumunun kısa vadede piyasalara yön vermesi beklenmektedir.</p>
<p><strong>Jackson Hole 2026’da ne farklı olabilir?</strong></p>
<p>Bu yılki en büyük değişiklik, 2026'nın başlarında Jerome Powell'ın yerine Federal Rezerv Başkanı olarak görev yapan Kevin Warsh başkanlığı olacaktır. Bu toplantı FED Başkanı olarak Jackson Hole'daki ilk toplantısı olacak, bu yüzden yatırımcılar başkanın para politikası yaklaşımını yakından takip edecekler.</p>
<p>Bu güne kadar Warsh, ileriye dönük faiz kararları hakkında Powell'a kıyasla daha az net sinyaller verdi. Bu durum, konuşmasını da tahmin etmeyi daha zor ve piyasalar için potansiyel olarak daha önemli hale getirmektedir. Yatırımcılar, onun hâlâ enflasyondan endişe edip etmediğine ya da faiz oranlarının enflasyonu FED'in %2'lik hedefine geri getirecek kadar yüksek olduğunu düşündüğüne dair ipuçlarını arayacaktır. Özellikle faiz oranlarının daha uzun süre yüksek kalması gerektiği veya tekrar yükselebileceği önerisi piyasalar üzerinde büyük bir etki yaratabilir.</p>
<p><strong>Yatırımcıların dikkat edeceği noktalar</strong></p>
<p><strong>- Enflasyon:</strong> Mevcut durumda FED yüksek enflasyondan mı endişe ediyor, yoksa enflasyonun %2'ye doğru geri döndüğünü mü düşünüyor?</p>
<p><strong>- Faiz oranları:</strong> FED faizlerin yüksek kalması mı yoksa daha da yükselmesi gerektiğini mi düşünüyor?</p>
<p><strong>- FED iletişimi:</strong> Toplantıda FED'in bundan sonra ne yapabileceği konusunda net ipuçları verilecek mi? Enflasyona daha güçlü bir odaklanma ABD dolarını destekleyebilirken, ekonomik büyüme konusunda daha fazla endişe onu zayıflatabilir.</p>
<p>Sonuç olarak toplantıların genel konseptinin akademik yönden zengin içerikli sunumlar, tartışmalar ve paneller ile destekleniyor olması göz önüne alındığında, FED başkanının piyasa odaklı kapsamlı net bir açıklama yapmasından ziyade ABD ekonomisindeki daha uzun vadeli yapısal ekonomik sorunlara dikkat çekmesinin muhtemel bir gelişme olmasını bekliyorum.</p>
<p>--</p>
<p>(1)  https://www.ekonomim.com/kuresel-ekonomi/abd-hazinesi-1-trilyon-dolarlik-hesabi-tahvil-geri-alimlarinda-kullanabilir-haberi-913972</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/jackson-hole-toplantisinda-ne-fiyatlanacak-86269</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Jackson Hole Toplantısı’nda ne fiyatlanacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-tahvil-faizlerindeki-yukselis-86268</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD tahvil faizlerindeki yükseliş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu haftanın konusu ABD tahvil faizlerinin sene başından beri hızlı sayılabilecek bir şekilde yükselmesi karşısında ABD Hazinesi’nin aldığı önlemler, ve buna karşı da son dönemlerin en başarılı makro yatırımcılarından, bir zamanlar ünlü spekülatör Soros’un yardımcısı olan Peter Druckenmiller’ın 24 Ağustos’ta WSJ’de yayınlanan “Bırakın Tahvil Piyasası Konuşsun” (Let the Bond Market Speak) başlıklı yazısı ve bu yazı üzerinden alevlenen tartışmalar. (Yazısında karşı çıktığı operasyonları yöneten ABD Hazine bakanı Bessent’in, ve de Fed Başkanı Warsh’un kendi yanında yetişmiş olmaları da ilginç bir ayrıntı.)</p>
<p>Sene başından beri (ABD-İran savaşının başladığı kısa bir dönem dışında) ABD 10 ve 30 yıllıklarda daimi bir artış görülüyor. Son Hazine operasyonundan önce de 10 yıllıklar %4.7, 30 yıllıklar ise %5.3 ile son 29 yılın en yüksek seviyelerine çıktılar. 19 Ağustos'ta Hazine Bakanı Scott Bessent, özellikle 10-30 yıl vadeli tahvillerdeki geri alım operasyonlarının büyüklüğünü 2 milyar dolardan 4 milyar dolara çıkardı. Hazine bu operasyonu eski ve daha az likit Treasury'leri piyasadan alarak piyasanın likiditesini artıran bir likidite desteği olarak açıklamasına rağmen piyasa bunu kısmen uzun vadeli faizleri aşağı çekme operasyonu olarak yorumladı. Ancak bu yorum bence baştan yanlıştı çünkü bu şekilde programın sonu olan 4 Kasım’a kadar 69 milyar dolardan 83 milyara çıkmakta. Halbuki, aynı dönemde Hazine’nin net tahvil ihracı 700 milyardan fazla olacak. Yani devede kulak diyebiliriz. Nitekim ilk olumlu etki çok kısa sürdü.</p>
<p>Peki ABD tahvil faizleri neden yükseliyor? Bunun nedeni konusunda farklı görüşler söz konusu:</p>
<p>- En çok ortaya atılan sebep ABD kamu borcunun %100’ü aşmış olması ve ABD bütçesinin de halihazırda %6 civarında açık vermesi. Bunu finanse edebilmek için yatırımcılar her sene artan miktarda ABD tahvili almak durumundalar.</p>
<p>- Uzun bir zaman yapılan miktarsal genişleme (QE) operasyonlarıyla faizler çok düşük tutuldu. (2010-2022 arasında 10-yıllıklar %2.5-3.0 arasındaydı.) Şimdi yatırımcı yeniden bir vade primi görmek istiyor.</p>
<p>- Piyasa Fed’in faiz indireceğinden emin değil. Her ne kadar enflasyon rakamları iyi geliyorsa da, Fed’in en çok baktığı gösterge olan Kişisel Tüketim Harcamaları (PCE) artışı halen %3.6.</p>
<p>- Özel sektör sermaye çekmek için kamu ile büyük bir yarışa girmiş durumda. Şöyle ki, son dönemde Aİ ve onunla bağlantılı şirketlerin sermaye ihtiyaçları ve bunun için ihraç ettikleri ve edecekleri menkul değerler rekor seviyelere çıktı.</p>
<p>- Daha önce ABD tahvillerinin alıcısı olan pek çok ülke artık nette satıcı, veya en azından yeni ihraçlarda alıcı konumunda değil. Bu da yapılacak ihraçların pazarını oldukça daraltıyor.</p>
<p>Bir “makro” yatırımcısı olarak Druckenmiller birinci görüşü savunuyor, ve yatırımcıların ABD’nin borç sürdürebilirliğinden endişe duydukları için yüksek faiz istediklerini, ve bunun çözümünün de sıkı bir maliye politikası ile bütçe açığının küçültülmesinden geçtiğini savunuyor.</p>
<p>Ben ise son iki görüşe daha meyilliyim. Hatta, Bessent’in bu hamlelerinin yüksek borçlanmanın arifesinde olan bu şirketlere arka çıkmak için yapıldığını düşünüyorum. Uzun vadeli faizlerin düşürülmesi hem şirket değerlemelerini yükseltecek, hem de borçlanma maliyetlerini düşürecek. Ancak yapılan operasyonun (hele bu kadar küçük miktarlarla) başarılı olacağını da düşünmüyorum.</p>
<p>Nedense piyasalar tarafından görmezlikten gelinen diğer nokta ise Dünyada merkez bankaları genelinde ABD tahvil alıcılarının ortadan kalkmış olması. Sene başından beri Japonya, Türkiye, Hindistan, Kore, Tayvan başta olmak üzere pek çok ülke ABD tahvillerinde nette satıcı oldu. Japonya rakamlarını yayınlamıyor ama satışların 100 milyar doları geçtiği söyleniyor. Türkiye’nin 14 milyar dolar civarında olduğunu biliyoruz. Belki bunlar ABD’nin 40 trilyon dolara varan toplam kamu borcu içerisinde çok büyük rakamlar değil, ama unutmayalım ki piyasadaki fiyatlamaları yönlendiren olgu akımlardır, stoklar değil. ABD’nin gelecek olan borçlanmalarını karşılayacak akımlar ise son derece azalmış durumda.</p>
<p>Druckenmiller’in WSJ yazısını yazarken yapay zekadan yararlandığını kabul etmiş olması da bir başka tartışma alanı yaratmış durumda. Açıkçası bu “ifşaat” çok mu şaşırtıcı, bence değil. Yakında “bu yiyeceğin içinde domuz eti yoktur” gibi “bu yazının yazımında Aİ kullanılmamıştır” şeklinde bir açıklama gerekecek galiba. Bence esas tartışılması gereken Druckenmiller’in Aİ kullanıp kullanmadığı değil, ortaya attığı fikirlerin geçerli olup olmadığı olmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-tahvil-faizlerindeki-yukselis-86268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD tahvil faizlerindeki yükseliş ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cia-baskanindan-rusyaya-kritik-ziyaret-mesaj-ukrayna-mi-iran-mi-86267</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> CIA Başkanı’ndan Rusya’ya kritik ziyaret: Mesaj Ukrayna mı, İran mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CIA Başkanı John Ratcliffe’in 2021’den bu yana bir CIA başkanının Rusya’ya yaptığı ilk bilinen ziyareti gerçekleştirmesi, Washington-Moskova hattında yeni bir dönemin işareti olarak yorumlanıyor. Rusya’nın Kaliningrad’daki askeri hareketliliği ve NATO’yu “test etme” ihtimali tartışılırken, ziyaretin Ukrayna savaşının yanı sıra İran dosyasına ilişkin kritik mesajlar da taşıdığı değerlendiriliyor.</strong></p>
<p>CIA Başkanı John Ratcliffe, tam da ABD'nin İran'a tam teşekküllü bir "ekonomik savaş" açtığı, Rusya'nın ise Ukrayna'ya geniş çaplı bir saldırı için hareketlendiği dönemde, Salı günü Moskova’ya bir kaç saatlik kısa ancak çok kritik bir ziyaret gerçekleştirdi.</p>
<p>Ratcliffe’in Moskova ziyareti 2021’den bu yana bir CIA Başkanı’nın Rusya’ya yaptığı ilk bilinen ziyaret. Kasım 2021’de dönemin CIA Başkanı William Burns Moskova’ya gitmiş ve Rus Lider Vladimir Putin ile görüşerek ABD’nin Rusya’nın Ukrayna’ya saldırı hazırlıklarından haberdar olduğunu bildirmişti. Bu görüşmeden yaklaşık üç ay sonra Rusya, Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgali başlatmıştı.</p>
<p>Şimdi yeniden bir CİA Başkanı'nın Moskova'ya gitmesini, Ukrayna savaşında "yeni bir dönüm noktasının" işareti olarak yorumlamak mümkün. Nitekim, Wall Street Journal gazetesi de ziyareti, ABD istihbaratının Rusya’nın yeni bir askeri seferberlik için hazırlık yaptığını değerlendirmesine bağladı.</p>
<p><strong>Rusya’nın NATO’yu “test etme” ihtimali…</strong></p>
<p>WSJ haberinde özellikle Rusya'nın Kaliningrad’daki hareketliliğinin Batı istihbarat teşkilatlarının dikkatini çektiği bilgisine yer verildi.</p>
<p>Rusya’nın Baltık Denizi kıyısında bulunan ve NATO ülkeleriyle çevrili durumdaki Kaliningrad'daki askeri hareketlilik, Rusya’nın yalnızca Ukrayna cephesini değil, NATO ile olası bir çatışma senaryosunu da hesaba kattığı yönündeki kaygıları artırıyor.</p>
<p>Estonya, Letonya ve Litvanya’nın Kaliningrad üzerinden Rusya ile sınırı bulunuyor. Bu ülkeler NATO üyesi oldukları için herhangi bir askeri saldırı doğrudan ittifakın kolektif savunma mekanizmasını gündeme getirebilir. Nitekim ABD yönetimi de, CIA Başkanı üzerinden Moskova'yı "NATO'yu test edecek bir operasyona kalkışmaması" konusunda uyarmış olabilir.</p>
<p>Rusya’nın NATO'yu "test etmek" için doğrudan büyük bir saldırı yerine daha düşük yoğunluklu bir yöntem seçmesi de mümkün; Siber saldırılar, sabotaj, kritik altyapı müdahaleleri, sınır ihlalleri ya da kaynağı kolayca tespit edilemeyen hibrit operasyonların da gündeme gelme ihtimali de son dönemde akademik çevrelerde ve uluslararası basındaki tartışmalarda görünür hale gelmiş durumda. Yorumlar,  Rusya'nın NATO ile savaşa girmek yerine, NATO’nun 5. maddeyi ne kadar hızlı ve kararlı biçimde uygulayacağını görmek isteyebileceği yönünde ağırlık kazanıyor.</p>
<p>Washington'un Moskova'ya kritik mesajı CIA Başkanı üzerinden vermek istemesinin nedeni de, bu beklentilerin ağırlık kazanması ile açıklanabilir. Washington, tıpkı 2021 yılında yine bir CIA Başkanı ziyareti ile yaptığı gibi, bu kez de "erken uyarı ve caydırıcılık" mesajı veriyor olabilir.</p>
<p><strong>İngiltere’de “olağanüstü durum” hazırlıkları</strong></p>
<p>Ratcliffe’in Moskova ziyaretiyle aynı dönemde İngiltere'deki "olağanüstü duruma hazırlık" hareketliliği de dikkat çekici. Basına sızan haberler, İngiliz hükümetinin de tam bu dönemde "Home Defence Programme" (Yurt Savunması Programı) kapsamında devlet kurumları ve toplum genelinde dayanıklılığı artırmaya yöneldiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>İkinci olası mesaj; İran’a yönelik ABD ekonomik baskısı</strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump'ın göreve gelir gelmez Moskova'yla "gerginlik" değil, "çözüm ve işbirliği" arayan politikaları düşünüldüğünde, CIA Başkanı'nın ziyaretinin Washington açısından bir başka çok kritik dosya, İran meselesi konusunda olabileceğini de hesaba katmak mümkün.</p>
<p>24 Ağustos’ta ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in İran’la ekonomik ilişkileri sürdüren ülke ve şirketlere yönelik yaptırım baskısını arttırılacağını açıklaması ile Washington Tahran’a karşı yeni bir ekonomik kuşatma başlatmıştı.</p>
<p>İran’ın en önemli ticaret ortakları arasında Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan ve Körfez ülkeleri bulunuyor. Dolayısıyla Washington’ın İran’a ekonomik baskı uygulayabilmesi, sadece Tahran’ı değil, İran’la iş yapan ülkeleri de etkileme kapasitesine bağlı.</p>
<p>Dünya enerji ticaretinin kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz’de yaşanacak uzun süreli bir kriz, Avrupa’dan Asya’ya kadar enerji piyasalarını etkileyebilir. Bu nedenle Washington’ın İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırdığı bir dönemde Moskova ile bu konuyu görüşmek istemesi şaşırtıcı olmaz. CIA Başkanı'nın ziyaretinin zamanlaması, Ratcliffe’in Moskova’ya, “İran üzerindeki etkinizi kullanın” mesajı götürmüş olması ihtimalini de güçlendirir nitelikte.</p>
<p><strong>Kasım’a kadar İran’a “füze yerine yaptırım”</strong></p>
<p>Kasım ayındaki ara seçimler yaklaştıkça, ABD yönetiminde de İran meselesini "yönetilebilir" hale getirme telaşı dikkat çekici şekilde artmaya başladı.</p>
<p>ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun bazı yabancı mevkidaşlarına, “şimdilik” İran’a yönelik yeni bir Amerikan saldırısı beklenmediğini ilettiği bilgisi uluslararası basına sızmış durumda. Belli ki Washington yönetimi Kasım'daki ara seçimlere kadar askeri operasyon yerine yaptırımlar, deniz ablukası ve ekonomik baskı araçlarını öne çıkaracak.</p>
<p>ABD'nin füzeler yerine ekonomik yaptırımları tercih ettiğine ilişkin bir başka gösterge ise, İran savaşı sırasında tahliye edilen ABD'nin Ortadoğu büyükelçiliklerindeki diplomatlarını yeniden bölgeye gönderme hazırlığı. New York Times'ın haberine göre ilk dönüşlerin bu hafta Beyrut’ta başlaması bekleniyor. Ancak temsilciliklerde personel kapasitesi ülkelere göre kademeli olarak belirlenecek. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar ve Lübnan’daki diplomatik misyonlarda personelin yüzde 85’ine kadar dönüşüne izin verilirken, Irak, Kuveyt ve Bahreyn’de bu oran yüzde 75 ile sınırlandırılacak. İsrail, Ürdün ve Umman’da ise tam kadro çalışmaya dönülmesi planlanıyor.</p>
<p>Amerikan kamuoyunda İran savaşına ilişkin desteğin düşük seyretmesi ve enerji fiyatlarındaki artış, Washington’ın neden kasım seçimlerine kadar daha kontrollü bir strateji tercih ettiğini açıklıyor.</p>
<p>Ancak işin bir de diğer tarafı var elbette; ABD'nin seçimler için sıcak çatışma sürecinde frene basmasının İran'ın elini güçlendirme ihtimali büyük. Eğer İran yönetimi ABD’nin kasıma kadar askeri seçeneği kullanmak istemediği sonucuna varırsa, bu dönemi baskıyı artırmak için fırsat olarak değerlendirebilir.</p>
<p>CIA Başkanı'nın ziyaretinde de Moskova aracılığıyla İran'a "böyle bir hesap hatasına düşmemesi" mesajı gönderilmiş olabilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Barrack’ın koltuğu tehlikede mi?</strong></span></p>
<p>ABD yönetimi içindeki izlenecek İsrail politikası konusundaki tartışma, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın geleceğini de tehdit eder seviyeye geldi.</p>
<p>Trump yönetiminde İsrail yanlısı tutumu ile öne çıkan ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Barrack'ı  "istişareler için Washington'a çağırdığı" iddia edildi. Trump’a yakın Amerikalı gazeteci Laura Loomer işi bir adım daha ileri götürerek, Washington'un Golan Tepeleri konusundaki açıklamalarının ardından Barrack’ı Türkiye’den geri çekmeyi değerlendirmeye başladığını ileri sürdü.</p>
<p>Barrack’ın Suriye’deki gelişmeler ve İsrail’in saldırısı sonrasında yaptığı açıklamalar, hem İsrail yönetiminin, hem de ABD'deki İsrail yanlısı çevrelerin tepkisini çekmişti. Büyükelçi'nin Golan Tepeleri konusunda Trump yönetiminin çizgisiyle çeliştiği değerlendirilen sözlerini geri almak zorunda kalması da baskının boyutunu gösterdi.</p>
<p>Tam bu tartışma sürerken Trump’ın, Barrack’ın tartışmalı röportajının sahibi Mario Nawfal’ın “ABD Orta Doğu’da servet kazanmak üzere” başlıklı yazısını Truth Social hesabından paylaşması da ayrıca dikkat çekti.</p>
<p>Trump'ın böyle bir haberi paylaşması doğrudan Barrack’a destek mesajı olmasa da, ABD Başkanı'nın Ortadoğu politikasında savaş kadar ekonomik kazancı da merkeze aldığını göstermesi açısından önem taşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cia-baskanindan-rusyaya-kritik-ziyaret-mesaj-ukrayna-mi-iran-mi-86267</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/554-1787805239.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CIA Başkanı’ndan Rusya’ya kritik ziyaret: Mesaj Ukrayna mı, İran mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/huyundan-vazgecer-mi-86266</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Huyundan vazgeçer mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Enflasyonla mücadeledeki başarısızlığın ana nedeni para politikası değil, programın eksik olması. Çok sayıda eksiklik var, Bu eksikliklerin büyük kısmını tamamlamak ise ne ekonomiden sorumlu bakanın ne de TCMB’nin yetki alanı içinde. Başta da adil ve hızlı çalışan bir yargı sistemi, sonra düzgün bir sanayi politikası ve düzgün bir ihale yasası geliyor.</strong></p>
<p>Bürokratların (TCMB’nin yetkili kurulunun) belirlediği fiili politika faizi üç puan düşürülerek yüzde 37’ye çekildi. Bu çerçevede, kredi ve mevduat faizlerinin asıl belirleyicisi olan ve bankaların kendi aralarında yaptıkları işlemlerde ortaya çıkan faiz (kısa vadeli piyasa faizi) de yüzde 37’ye çok yakın bir düzeyde seyrediyor: Pazartesi yüzde 36,93, Salı ise yüzde 36,9 oldu. Kısa vadeli piyasa faizinin TCMB’ce belirlenen faize çok yakın bir düzeyde neden gerçekleşeceğini bir hafta önceki yazımda (konuya uzak olanlar için) açıklamıştım. Ne anlama geliyor bunlar?</p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a Şubat 2026 sonunda saldırmalarından önce zaten fiili politika faizi yüzde 37’ydi. O zaman bilinen en son tüketici enflasyonu yüzde 30,7 ve TCMB’nin 2026 sonu enflasyon tahmininin üst sınırı ise yüzde 21 düzeyindeydi. 2026 sonu için (ara) hedefi yüzde 16 olarak belirlenmişti. Yıllık enflasyon şimdi de benzer bir düzeyde: Yüzde 31,8. TCMB’nin yılsonu enflasyon tahmini ve ara hedefi ise daha yüksek: Sırasıyla yüzde 28 ve yüzde 24. 2027 sonu ara hedefi de daha yüksek. Şubat ayında yüzde 9’ken, şimdi yüzde 15.</p>
<p>Savaşın getirdiği belirsizlikleri bir tarafa bırakacak olursak, bu değerler bize politika faizinin yüzde 37 olmasının, hatta yüzde 37’nin de altında kalmasının bir sorun olmayacağını anlatıyor. Öyle ya, savaş öncesi 2026 ve 2027 sonu hedefleri çok daha düşükken, şimdi daha yüksek. Fark az değil: 2026 sonu için 8 puan, 2027 sonu için 6 puan. Demek ki politika faizi daha düşük olabilir çıkarsaması yapılabilir.</p>
<p>Bu sava karşı söylenecek “savaşın belirsizliği nedeniyle faiz 37’den 40’a yükseltilmişti, bu belirsizlikler ortadan kalkmadı ki…” olabilir. Ama dikkat: Faiz yüzde 37 iken aniden savaş nedeniyle ortaya çıkan belirsizlikler şimdi aynen sürüyor olsa bile yüzde 37 ihtiyacı artık ortada yok. Yani, yüzde 37 artı (savaş nedeniyle) x faiz ‘gerekiyorsa’, şimdi (mesela) yüzde 35 artı x faiz yeterli olabilir.</p>
<p>Tekrar okuduğumda, satırları yazan bana bile garip gelen bu basit bakış açısı size çok daha garip gelebilir. Ama okudukça garip olmadığına ikna olduğum için devam ediyorum. Konuyu böyle ele alınca, ortadaki temel sorun başka bir bakış açısıyla tekrar karşımıza çıkıyor. Enflasyonla mücadeledeki başarısızlığın ana nedeni para politikası değil. Programın eksik olması. Çok sayıda eksiklik var. Bu eksikliklerin büyük kısmını tamamlamak ise ne ekonomiden sorumlu bakanın ne de TCMB’nin yetki alanı içinde. Başta da adil ve hızlı çalışan bir yargı sisteminin kurulması geliyor. Sonra düzgün bir sanayi politikası ve düzgün bir ihale yasası. Ek olarak bağımsız kurumların bağımsızlığını güçlendirici adımlar. Bunlar olsa, “enflasyonu düşürmeye niyet var” kanısı (büyük ihtimalle) hakim olacak, programa ve liraya duyulan güven keskin biçimde artacak. ‘Büyük ihtimalle’ diyorum çünkü ‘huylu huyundan vazgeçer mi” diye de bir atasözümüz var. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/huyundan-vazgecer-mi-86266</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Huyundan vazgeçer mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86262</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canlı - Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Türkiye’nin CDS’inde Dikkat Çeken Düşüş! Piyasa Neyi Fiyatlıyor? | Ekonomi Masası | 27 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/yRsCukUNsQI" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86262</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/berfin-cipa-1753078160.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borcumuz-az-ama-pahali-borclaniyoruz-86265</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borcumuz az ama pahalı borçlanıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin kamu borcu milli gelire oranla düşük olsa da yüksek ülke riski, enflasyon ve kur belirsizliği nedeniyle Hazine borçlanırken benzer ekonomilerden çok daha yüksek faiz ödüyor. Sorun borcun miktarından çok, güven eksikliği nedeniyle borcun pahalı koşullarda çevrilmesi.</strong></p>
<p>Türkiye'nin kamu borcunun milli gelire oranı birçok ülkeye göre düşük. Buna rağmen devletin borçlanma maliyeti oldukça yüksek. Geçen hafta Mahfi Eğilmez bloğunda ülkeleri sıralamış. Bizim 10 yıllık tahvil faizimiz yüzde 35 civarında, 2 yıllık faizimiz ise yüzde 40'ın üzerinde.</p>
<p>Oysa bizim aynı havuzdan borçlandığımız benzer ekonomilerin hiçbiri borçlanırken bu kadar yüksek faiz ödemiyor.</p>
<p><strong>Borç miktarı değil, borcun güvenilirliği önemli</strong></p>
<p>Peki, borcu Türkiye'den çok daha yüksek olan ülkeler, mesela Yunanistan, neden bizden daha ucuza borçlanabiliyor?</p>
<p>Piyasalar ve kreditörler sadece “Ne kadar borcun var?” diye bakmıyor. “Bu borcu ne kadar güvenli ve istikrarlı biçimde çevirebilirsin?” diye soruyorlar. Borcun vadesine, faiz yapısına, hangi para biriminde olduğuna, enflasyona, kur riskine, bütçe dengesine, dış finansman ihtiyacına, merkez bankasının rezervlerine ve ekonomik kurumlara duyulan güvene bakıyorlar.</p>
<p>Türkiye'nin yüksek faizle borçlanmasının en önemli nedenlerinden biri ülke riskinin yüksek olması. Bunun önemli göstergelerinden biri CDS (Credit Default Swap), yani Türkçesiyle “Kredi Temerrüt Takası” ya da daha yaygın kullanımla “Kredi Temerrüt Riski Primi”.</p>
<p><strong>CDS neden önemli?</strong></p>
<p>CDS bir tür sigorta mekanizmasıdır. Bir kreditörün, verdiği borcun vade sonunda tahsil edilememesi riskini ortadan kaldırmaya yarar. Bu sigorta karşılığında risk üstlenen CDS satıcısına bir prim ödenir. Söz konusu prim, borçlunun finansal durumuna, itibarına ve piyasa koşullarına göre değişir.</p>
<p>Bir ülkeye borç veren yatırımcı, “Paramı geri alamama ihtimalim nedir?” diye bakıyor. Risk arttıkça daha yüksek bir getiri istiyor. İşte CDS budur. Türkiye'nin 5 yıllık CDS'i yaklaşık 220 baz puan seviyesinde. Bu oran Brezilya ve Güney Afrika'nın yaklaşık iki katı, Almanya'nın ise 30 katı. </p>
<p>Yüksek risk yüksek CDS'i doğuruyor. Bu da yatırımcının borç verirken yüksek faiz istemesine neden oluyor. Sonuçta bizim Hazine pahalı borçlanıyor. İşte zincir böyle işliyor.</p>
<p><strong>Yunanistan neden daha ucuza borçlanıyor?</strong></p>
<p>Burada Yunanistan çarpıcı bir örnek...</p>
<p>2009'da yüksek kamu borçları ve mali açıkları nedeniyle derin bir borç krizine giren Yunanistan'ın kamu borcu milli gelirinin yaklaşık yüzde 137'si. Türkiye'ninki ise yüzde 26-27 dolayında. Buna rağmen Yunanistan çok daha düşük faizle borçlanabiliyor. Kamu borcu bu kadar yüksek olmasına rağmen CDS'i 30'larda. Üstelik geçmişte alacaklılara borç takıp "ödemiyorum" demiş bir ülke.</p>
<p>Kredi notu da bu tablonun önemli bir parçası, Türkiye'nin yatırım yapılabilir seviyenin altında kalan kredi notu, uluslararası yatırımcı havuzunu daraltıyor ve Türkiye tahvillerinin daha yüksek getiriyle fiyatlanmasına neden oluyor. Yunanistan'ın borcu GSYH'sinin çok üzerinde olduğu halde kredi notu da bizden yüksek.</p>
<p>Çünkü Yunanistan'ın hikâyesi farklı… IMF, Yunanistan'ın kamu borcunun 2026'da GSYH'nin yüzde 136,6'sı olacağını öngörürken, aynı yıl bütçesinde yüzde 3,6'lık faiz dışı fazla vermesini bekliyor. Enflasyon beklentisi ise yüzde 3,5 civarında. Bize göre çok daha dengeli bir ekonomik tablosu var.</p>
<p>Yunanistan'ın Euro kullanması da kritik bir avantaj. Yunan tahviline yatırım yapan yatırımcı, TL'deki değer kaybı riskinin benzerini taşımıyor. Türkiye'de ise yatırımcı yüzde 35-40 nominal faiz elde etse bile TL'nin gelecekteki değer kaybı bu getiriyi döviz bazında önemli ölçüde azaltabilir. Bu nedenle yüksek enflasyon ve kur riski, TL cinsi uzun vadeli tahvil faizinin üzerinde ayrıca bir prim yaratıyor.</p>
<p>Türkiye'nin borç yapısı da bu açıdan önem taşıyor. Döviz cinsi borç, kur hareketlerine karşı kamu maliyesini daha hassas hale getirirken; TL cinsi borcun yüksek faizle çevrilmesi de bütçenin faiz yükünü artırıyor.</p>
<p><strong>Asıl sorun borcun maliyeti</strong></p>
<p>Türkiye'nin temel problemi “borç stokunun çok büyük olması” değil, borcun yüksek risk primiyle ve daha yüksek maliyetle çevrilmesi. Yüksek enflasyon, enflasyon beklentileri, TL'deki değer kaybı riski, dış finansman ihtiyacı, bütçe açığı, borç yenileme ihtiyacı ve ekonomik politikanın sürekliliğine ilişkin soru işaretleri aynı anda fiyatlandığında, borçlanırken ödememiz gereken maliyet yükseliyor.</p>
<p>Üstelik yüksek faiz kendi kendisini besleyebilen bir mekanizma yaratıyor. Faiz yükseldikçe Hazine'nin faiz giderleri artıyor. Faiz giderleri arttıkça bütçenin finansman ihtiyacı büyüyor. Finansman ihtiyacı büyüdükçe daha fazla borçlanma gerekiyor. Piyasa da borçlanma ihtiyacının arttığını gördüğünde daha yüksek faiz talep edebiliyor.</p>
<p>Türkiye açısından mesele yalnızca kamu maliyesiyle de sınırlı değil. Cari açık ve dış finansman ihtiyacı yüksek olduğunda ekonomi, yurtdışından sermaye girişlerine daha fazla bağımlı hale geliyor. Küresel risk iştahının azalması veya yabancı yatırımcının Türkiye'den çıkması halinde hem kur hem de tahvil piyasası daha sert hareket edebiliyor. Rezervlerin yeterliliğine ilişkin endişeler de ülke riskinin fiyatlanmasına ekleniyor.</p>
<p><strong>Amaç daha az değil, daha ucuz borçlanmak olmalı</strong></p>
<p>Buradan çıkarılacak sonuç, Türkiye'nin daha fazla borçlanmaktan kaçınması değil; daha düşük maliyetle, daha uzun vadeyle ve daha güvenilir koşullarda borçlanabilecek bir ekonomi yaratmasıdır. Çünkü bütçe ve dış denge açıklarını finanse etmek, vadesi gelen borçları çevirmek ve ekonomik faaliyetlerin finansmanını sürdürmek için borçlanma gerekiyor. Önemli olan bu ihtiyacın piyasa tarafından kriz riski olarak görülmemesi.</p>
<p>ABD örneği de aslında bu tartışmanın yalnızca borç miktarından ibaret olmadığını gösteriyor. ABD'nin kamu borcu 40 trilyon doları aşmış durumda. Buna rağmen ABD Hazine tahvilleri küresel finans sisteminin temel güvenli varlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Ancak ABD'de de artan bütçe açıkları ve faiz giderleri uzun vadeli tahvil getirileri üzerinde baskı yaratıyor. Yani büyük ekonomi olmak risksiz borçlanma garantisi vermiyor; fakat güçlü para birimi, derin finansal piyasalar, rezerv para statüsü ve yüksek kurumsal güven çok büyük bir avantaj sağlıyor.</p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<p>Hatırlarsınız; 1993’te Tansu Çiller hükümeti, faizleri düşürmek amacıyla Hazine tahvil ihalelerini iptal ederek piyasa faizlerini baskılamaya çalıştı. Ancak kamu açıkları ve borçlanma ihtiyacının sürmesi, piyasalarda güven kaybına ve TL’den dövize kaçışa yol açtı. Ocak 1994’te başlayan döviz ve faiz şoku, Hazine’nin borçlanmasını zorlaştırarak ekonomik krize dönüştü. TL hızla değer kaybetti ve sonunda 5 Nisan 1994 İstikrar Programı uygulamaya konuldu. Dolayısıyla bu tür müdahalelerin sonuç vermeyeceğini yüksek bir maliyet ödeyerek öğrenmiştik.</p>
<p>Mesele “daha az borçlanmak” değil. Türkiye'nin borçlanmaya devam etmesi gerekecek. Önemli olan daha düşük maliyetle ve daha uzun vadeyle borçlanabilmek.</p>
<p>Bunun için ilk şart enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek. Yüksek enflasyon yüksek faiz ve yüksek borçlanma maliyeti demektir. Bir borç krizine girmemek için bütçe açığını kontrol altında tutmak ve maliye politikasına güven vermek gerekiyor. Diğer bir adım borcun vadesini mümkün olduğunca uzatmak, böylece yüksek faizlerin bütçeye etkisini azaltmak önemli.</p>
<p>Bunların yanında dış finansman ihtiyacını azaltacak güçlü bir ihracat yapısı ve daha fazla doğrudan yabancı yatırım gerekli. Merkez Bankası rezervlerine, ekonomi politikalarına ve kurumlara duyulan güvenin artırılması ülke risk primini düşürecek, uluslararası para ve sermaye piyasalarında hayatı bize kolaylaştıracaktır.</p>
<p>Sonuçta Türkiye'nin sorunu “çok borçlu olmak” değil, borcu pahalı koşullarda çevirmek. Türkiye'nin daha düşük maliyetle borçlanmasının yolu daha düşük enflasyondan, daha güçlü mali dengeden, daha sağlam dış dengeden ve daha yüksek ekonomik güvenden geçiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borcumuz-az-ama-pahali-borclaniyoruz-86265</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/dolar-dollar-1766131459.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borcumuz az ama pahalı borçlanıyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-secimlerinin-verimliligini-dusunmeliyiz-86264</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Oda ve borsa seçimlerinin verimliliğini düşünmeliyiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hepimiz son derece önemli dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde, iş dünyasının kalbini oluşturan oda ve borsa seçimlerinde söylem içeriğine özen göstermeliyiz. Eğer bu seçimler iş dünyasına “yön göstermeyecekse” anlamlı olabilir mi? Oda ve borsa seçimlerinin söylem kalitesi çok önemli bir göstergedir.</strong></p>
<p>Oda ve borsa seçimlerinde gözle görülür bir hareketlilik var. İş dünyamızın bu önemli örgütlerini yönetmeye aday olanlar geleneksel yöntemlere başvurdukları kadar azınlıkta da olsa ülkemizin geleceğini güven altına alacak sorunları da gündeme taşıyorlar.</p>
<p>Ülkemizin değişik yerleşim yerlerinde aday olmayan, ama gelişmeleri yakından izleyen tanıdık ve bildik insanlara sordum: Adayların ve seçimde oy verecek olanların ağırlıklı söylemleri, “<em>dedim-dedi sığlığında, belden aşağı vurma odaklı mı, yoksa küresel ölçekte öne çıkan eğilimlerin fırsat ve tehlikelerini analiz eden, iş dünyasını ve toplumumuzun uzun dönemli geleceğini güven altına alacak kök nedenleri ve dip dalgaları mı sorguluyor</em>? <em>Söylemler, ‘ivedi güncel sorulara’ mı, ‘dönemsel orta dönemli oluşumlara’ mı, ‘kurumsal dönüşümlere dayalı yeni yapılanma ihtiyaçlarına’ mı odaklanıyor?”</em></p>
<p>Yaptığımız sorgulamanın bilimsel ölçülere dayandığını söyleyemeyiz. Saha içinde eli taşın altında olan insanların gözlemleriyle sınırlı; yanılma olasılığı var. Yine de, tek kişinin gözlemine dayalı öznel bir değerlendirme yapma yerine, sahada yaşayan çok sayıda aktörün gözlemlerine dayalı bir genelleme yaşamın öz gerçeğine daha yakın duracaktır.</p>
<p>Sorgulamamız, seçimlerde büyük çoğunluğun yıllardır tekrarlanan ve üretken olmayan bir söylem üzerinde ilerlediğine; azınlıkta olan bir kesimin ise hizmet yarışını küresel ölçekte ve ülkemizdeki temel sorunlara odakladığına işaret ediyor.</p>
<p>Ülkemizdeki oda ve borsalar bağlı oldukları yasal düzenlemeler nedeniyle değişik özellikleri olan sivil toplum örgütlenmeleridir. Oda ve borsaların kurumsal mimarilerini, işlevlerini ve oluşturdukları ve çoğalttıkları kültürü sorgulamak önemlidir; ama gün o gün değildir. Gün seçim sürecini, ülkemiz geleceği açısından ne kadar verimli değerlendirdiğimizi sorgulama, anlama ve anlamlandırma günüdür.</p>
<p><strong>Temel değişkenler</strong></p>
<p>Oda ve borsa seçim sürecinin önemini birkaç temel değişken bağlamında tartışmaya açalım:</p>
<p><strong>Birincis</strong>i, ülkemizin bu köklü ve güçlü sivil inisiyatiflerini yönetmeye aday olanların küresel ölçekte yaşanmakta olan “büyük değişim ve dönüşüm”ü kavrama ve alternatif çözüm önerileri sunma sorumlulukları olduğu üzerinde anlaşalım. Adaylar ve oylarıyla yöneticileri seçecek olanlar da net bilgiye, bilgiye dayalı fikirlere, uygulanabilir projelere, uzun dönemli geleceği güven altına alma iddiası taşıyan uygulama programlarına sahip olmalıdır. Dünyanın ve ülkemizin yaşadığı köklü dönüşüm süreci, iş dünyasının sahada eli taşın altında olan “uç beyleri” olarak meslek komitelerinde oy veren ve yöneticiliğe aday olanların sorumluluklarını bambaşka boyutlara taşımaktadır.</p>
<p><strong>İkincisi</strong>, adayların, temel üretim gücü hâline gelen veri konusunda son iki yılda gündeme yerleşen bir gerçeği gözden ırak tutmamaları gerekir: Yapay zekâ modelleriyle birlikte veri işleme kapasitesi, veri üretim kapasitesini aşmıştır. Bu yeni oluşum, otomasyon ve otonom uygulamalarını hızlandırmaktadır. Teknoloji, insanın performansını artırmanın yanında yerini alma yolunda hızla ilerlemektedir. Seçimle göreve talip olanların sorunlar ve çözümlerle ilgili açık, net, yazılı bilgi ve belgeye dayalı bilgi üretmesi hayati önemdedir. Seçim süreci, bilgili ve temas hâlinde bir iş dünyası yaratma iddiası olmayanların konumlarını gözden geçirmeleri zamanıdır.</p>
<p><strong>Üçüncüsü,</strong> sosyolojide “<em>farklı dönemlere ait olanların eş zamanlılığı ilkesi” uyarınca,</em> buharlı makinelerden, içten patlamalı motorlara, oradan elektrikli motorlar ve elektronik odaklı güç oluşturmaya geçişin yarattığı yeni mekân örgütlenmelerini öngörmek ve alternatif çözümler önermek de ivedi bir görev. Üretim ve ticarette ulus-devlet sorumluluğu, şirket ve platform düzenlemelerinde yeni oluşumlar iş dünyasının varlığını ilk elden etkilemektedir. Dönüşümlerin gerektirdiği yatırımlar tutarlı bir zihinsel modelle sorgulanarak geleceğe hazırlanmak gerekir. Elektrik gücüne erişimin yarattığı toplumsal değişim ve dönüşüm konusunda ülkemizin son yarım yüzyılı çok elverişli bir laboratuvar oluşturmuştur. Ortaya çıkan yeni ihtiyaçların nasıl karşılanacağını ve güven altına alınacağını zihinlerimizde berraklaştırmak önemlidir. Buharlı makine, içten patlamalı motor gücü, elektrik gücü ve elektronik uygulamaların yarattığı “<em>güç geçişlerini</em>” kavramadan endüstri ve ticaret kesiminin taleplerini güçlü bir biçimde karşılamak zordur. Daha da önemlisi, güçlendiren, sürdüren ve verimlilik yenilikleri konusunda fikir üretmeden, siyasi irade ve bürokrasiyi ikna etmede zorlanabiliriz. Oda ve borsa yönetimine aday olanların dip dalgaları yaratan kök sorunları kendi iç kamuoyları kadar, geniş kamuoyunda da tartışması gerekir.</p>
<p><strong>Dördüncüsü</strong>, yaşanan hızlı değişme iş süreçleri ve iş gücü profillerinde altüst oluşlara yol açıyor. İş süreçleri ve iş gücü profillerindeki değişmelerin ileriye ve geriye etkilerini kavramadan, temsil ettiğimiz kesimin hak ve çıkarlarını gerektiği gibi savunmamız mümkün değildir.</p>
<p><strong>Beşincisi,</strong> iş dünyası hız, esneklik ve dayanıklılık gerektiren bir rekabet ortamıyla yüzleşiyor. Ortaya çıkan yeni ihtiyaçların öncelikleri belirlenmeden, eğilimlerin fırsat ve tehlikeleri ile kendi olanaklarımız ve kısıtlarımız arasında denge kurmadan “<em>hizmet yarışına</em>” değer katılamayacağını da kendi iç dünyamızda netleştirelim.</p>
<p><strong>Genel eğilimi kavramalıyız</strong></p>
<p>Seçimlerde yönetime aday olanların bilgiye dayalı fikir üretimiyle ilgili sorumluluklarını anımsatırken, en üst örgütlenme düzeyinden bir örnek verelim: Dünya düzenini yeniden kurma örgütlenmesinin öncü göstergeleri üzerinde duralım: Harvard tarih profesörü Jill Lepore’nin “The Rise and Fall of the Artificial State” kitabına henüz ulaşamadık, ama Uğur Koçbaş’ın kapsamlı tanıtım yazısında, yeni oluşumu kavramak için çarpıcı saptamalar var:</p>
<p>- Liberal ulus-devlet işlevleri özel şirketlere, platformlara, veri merkezlerine, algoritmik karar merkezlerine kayıyor.</p>
<p>- Siyasi söylem yeniden oluşuyor, otomatikleşiyor ve yurttaşlıktan “<em>trollere”</em> geçiş söz konusu.</p>
<p>- Demokrasilerde yurttaşların bilgiye eriştikleri, sorguladıkları, örgütledikleri ve karar verdikleri <em>“kamusal alanda” medya</em> kanalları, üniversiteler, mahalle örgütlenmeleri, siyasi kampanyalar, mahkemeler ve parlamentolar gibi bileşenler “platformların egemenliğine” giriyor.</p>
<p>- İnsanların doğru anlama ve karar verebilmeleri için kullandıkları “<em>bilgi kanalları</em>” dijital platformlar tarafından kontrol ediliyor.</p>
<p>- Geleneksel kitle etkileşiminin yerini kamuoyu araştırmaları, seçmen katmanları, veri analizleri, mahalle toplantıları, kapı kapı dolaşmalar gibi etkileşimleri “ölçme ve hedefleme” yönetiyor.</p>
<p>- Siyasi ikna ile ticari manipülasyon arasındaki sınırlar bulanıklaşıyor.</p>
<p>- “<em>Tüketim kültürü</em>” yükselirken, “<strong>yurttaşlık kimliği</strong>” zayıflıyor.</p>
<p>- İnternet ve platform ekonomilerinin yeni eğilimlerinin “<em>tek bir dijital yapıda</em>” birleştirilmesi zorlanıyor.</p>
<p>- Alışveriş haberleri, kamu bilgisi, siyasi tartışma ve kişisel verilerin aynı şirket yapısı içinde toplanması “<em>rıza olmadan yönetme</em>” ya da “<em>insansız yönetme</em>” eğilimlerini güçlendiriyor.</p>
<p>- Demokratik devletin meşruiyeti, yurttaş rızası, temsil mekanizması, hukuk ve kamusal tartışmadan; yapay devlet süreçlerinin otomatikleştirilmesine, temsilin yerini kullanıcının ve veri profilinin almasına, kamusal tartışmanın yerini algoritmik etkileşimin almasına geçiş hızlanıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Eğri oturup doğru konuşalım!</strong></span></p>
<p>Hepimiz son derece önemli dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde, iş dünyasının kalbini oluşturan oda ve borsa seçimlerinde söylem içeriğine özen göstermeliyiz. Eğer bu seçimler iş dünyasına <em>“yön göstermeyecekse</em>” anlamlı olabilir mi? Yapılmaması gerekenler ile yapılması gerekenlerle ilgili net bir plan ve program ortaya koyamayacaksak, siyasi partilerden ve genel olarak siyasi iradeden çözüm bekleme hakkımız aşınmaz mı? Sahada eli taşın altındaki iş dünyası kendi “<em>programını tanımlayamıyorsa</em>” siyasi irade ve bürokrasi etkili bir yönlendirme yapabilir mi?</p>
<p>Nereden bakarsak bakalım, ister bireysel kaygı ve korkularımızdan hareket edelim, dilersek iş dünyasının ihtiyaçlarını göz önüne alalım, daha da geniş düşünerek bir toplumsal gelişme yönü belirlemeyi hedefleyelim; oda ve borsa seçimlerinin söylem kalitesi çok önemli bir göstergedir.</p>
<p>Eğri oturup doğru konuşalım: Kendi içimizde yaratacağımız güç egemen olmazsa, dışarıdaki gücün dümen suyuna girme olasılığı yükselir. Yeni oluşumun değer zincirinde nasıl konumlanacağımız hem güncel hem dönemsel hem de kurumsal dönüşüme dayalı yapısal değişimin özüdür.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-secimlerinin-verimliligini-dusunmeliyiz-86264</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/4/1280x720/787-1787805330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Oda ve borsa seçimlerinin verimliliğini düşünmeliyiz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kazanci-gorunur-kaynagi-karanlik-86263</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kazancı görünür, kaynağı karanlık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gösterilmeyen üretim kıymetlidir. Zenginlik, görünürlükle değil, güvenilirlikle ölçülmeli. YZ çağında ahlakı kodlamadan ekonomik düzen kurulamaz. Dijital itibar yönetimi, fenomen olmamaktır.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN: Yüksek enflasyonun kalıcı tahribatı</strong>, yalnızca fiyatlar üzerinden okunamaz. Tahribatın asıl etkisi; <strong>etik zemin</strong>, çalışma kültürü ve <strong>toplumsal denge</strong> üzerindedir. <strong>Endeksler çıkar, iner</strong>. Ama bir kez <strong>yitirilen ahlak</strong>, hızla geri dönmez. <strong>Enflasyon düzelebilir</strong> ama <strong>etik çöküntünün restoresi</strong> on yılları alır.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Üstelik bu yıkımı hızlandıran bir unsur daha var: <strong>dijital görünürlük odaklı sahte başarılar</strong>. Bugün yaşadığımız şey; <strong>zenginliğin değil</strong>, <strong>gösterilmesinin değerli olduğu</strong> bir çağ. Sosyal medya artık <strong>yeni bir ekonomik vitrin</strong>... Ve bu vitrinle yükselen, <strong>veriyle şişirilmiş</strong> bir “<strong>dijital refah illüzyonu</strong>” var.</p>
<p><strong>DİJİTAL İTİBAR KÖKÜŞÜNE DİKKAT</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Kazancı sorgulanamayan, <strong>görünürlüğü ödüllendirilen</strong> bir kesim, <strong>sistemin dengesini</strong> bozuyor. Adı konmamış ama <strong>çokça maruz kalınan</strong> bir durum; <strong>algoritmik gösteriş</strong>. Sosyal medya üzerinden yayılan <strong>lüküs hayatlar</strong>, toplumun <strong>gelir adaletine</strong> değil, <strong>güven sistemine</strong> de zarar veriyor.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Zira kazanç <strong>kayıtlı</strong> değil, <strong>sergilenen</strong> ise sınırsız. Bu da beraberinde <strong>kodlu gölgeleme</strong> getiriyor. Yani: “<strong>sistemde görünürüm ama sistem dışından kazanırım</strong>.” Burası artık <strong>dijital bir arka sokak ekonomisine </strong>dönüştü. Giriş kolay, denetim zayıf. <strong>Etik dışı zenginliğe algoritmik meşruiyet</strong>…</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Algoritmik İtibar stratejisine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Algoritmalar neden sahte başarıyı ödüllendiriyor?</em></strong></p>
<p>Çünkü algoritmalar, <strong>içeriğin değerine</strong> değil, <strong>etkileşimine</strong> bakıyor. <strong>İlgi madenciliği</strong>, bu çağın <strong>yeni para basma biçimi.</strong> Ne söylediğin değil, <strong>kaç kişi tarafından izlendiğin</strong> önemli. manipülasyon ödül getiriyor.</p>
<p><strong><em>Dijital yeniden itibarı kazanmak için ne yapmalı?</em></strong></p>
<p>İlk adım: <strong>görünürlükle güvenilirliği karıştırmamak</strong>. Yüksek erişim, <strong>yüksek doğruluk</strong> anlamına gelmez. İkinci adım: dijital denetimi sadece <strong>içerik üzerinden</strong> değil, <strong>kazanç modeli üzerinden</strong> kurgulamalı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ÇALIŞARAK ZENGİNLEŞMEK YERİNE İZLENEREK ZENGİNLEŞMEK…</strong></p>
<p>Sistemin en büyük çöküşü; <strong>üretenin değil, görünür olanın ödüllendirilmesi </strong>yanılgısından kaynaklanıyor. Eskiden “<strong>çalışarak zenginleşmek</strong>” vardı, bugün “<strong>izlenerek zenginleşmek</strong>” var. Oysa <strong>izlenme, üretim değildir</strong>. Gerçek üretim yerine dijital rant peşinde koşarsan kayaya toslayacaksın.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ALGORİTMİK İTİBAR LÜGATI</strong></span></p>
<p><strong>Algoritmik gösteriş</strong>; Etkileşim odaklı sahte başarı. İtibarı matematik ilişkilerden temin etme gayreti</p>
<p><strong>Etik çöküntü</strong>; Kazançta ahlaki aşınma, görünür olup sistem dışı kalma, olumsuzları sinsice gizleme</p>
<p><strong>Dijital rant</strong>; Üretimsiz dijital kazanç, ilgi madenciliği ile dikkatten para kazanma kolaylığı, kurnazlığı</p>
<p><strong>Algoritmik meşruiyet</strong>; Görünürlüğün hak yerine geçmesi ve böylece yinelenen günahın aklanması</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kazanci-gorunur-kaynagi-karanlik-86263</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kazancı görünür, kaynağı karanlık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vicdanli-kapitalizme-donulemedi-isci-sinifi-liberalizmi-benimsenir-mi-86261</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Vicdanlı kapitalizm’e dönülemedi, ‘işçi sınıfı liberalizmi’ benimsenir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2011 </strong>yılı Ekim ayıydı. Dönemin PepsiCo Başkan ve CEO’su Hint asıllı <strong>Indra Nooyi </strong>İstanbul’a gelmiş, görüşme fırsatı bulmuştuk.</p>
<p>O günlerde Wall Street’te (New York) başlayıp dünyanın diğer noktalarına yayılan protestolar, eylemler gündemdeydi. <strong>Indra Nooyi</strong>’ye sormuştuk:</p>
<p>-          <strong>Gösterileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Kapitalizme neler oluyor?</strong></p>
<p>Yanıta şöyle girmişti:</p>
<p>-          <strong>Kapitalizm aslında iyi bir şey. İnsanların yeteneklerinin ortaya çıkmasını sağlayan bir araç. Ancak, kapitalizmin </strong>“vicdanlı” <strong>olması lazım. </strong>“Vicdan”<strong>ını kaybeden kapitalizm felaket getirir. Wall Street’te protesto edilen kapitalizm değil, </strong>“vicdanını kaybetmiş kapitalizm”<strong>dir.</strong></p>
<p><strong>Nooyi</strong>’ye ek soru yöneltmiştik:</p>
<p>-          <strong>Bu durumda ne yapmak gerekiyor?</strong></p>
<p>Yanıtı şöyle olmuştu:</p>
<p>-          <strong>Kapitalizmin yeniden doğru yöne dönmesi, </strong>“vicdanlı” <strong>hale gelmesi gerekiyor?</strong></p>
<p>Bunun nasıl olacağını anlatmasını istemiştik, açıklamaya çalışmıştı:</p>
<p>-          <strong>Ben de bilmiyorum. Ancak, kapitalizm insanlar için oluşan bir düzen. Kapitalizmi de yaratan insanlar. Özellikle iş dünyasının liderleri, şirketleri yönetenler </strong>“vicdanlı kapitalizm” <strong>için çalışmalı. Bunu onların dışında kimse yapamaz.</strong></p>
<p>İş dünyasının liderlerine düşen rolü merak etmiştik, şu mesajı vermişti:</p>
<p>-          <strong>Şirketlerini </strong>“vicdanlı kapitalizm”<strong>e göre yönetmeli. Yani, çalışanların, müşterisinin, toplumun mutluluğunu dikkate alarak işi yönetmeli.</strong></p>
<p>2024 yılında Nobel Ekonomi Ödülü alan MIT öğretim üyesi Prof. <strong>Daron Acemoğlu</strong>’nun Doğan Kitap’tan yeni çıkan <strong>“Hangi Liberal Demokrasi” </strong>kitabında <strong>“işçi sınıfı liberalizmi” </strong>önerisini ortaya koyduğu bölümü okurken, <strong>Indra Nooyi</strong>’nin Ekim 2011’deki <strong>“vicdanlı kapitalizm” </strong>çağrısını anımsadım.</p>
<p>Prof. <strong>Daron Acemoğlu, </strong>kitabın <strong>“Krizdeki Liberal Demokrasi” </strong>başlıklı ilk bölümünde <strong>“Liberalizmin anlamı” </strong>üzerinde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>Gündelik dilde </strong>“liberalizm”<strong>in anlamı muğlaktır. Bağlamına göre sol veya sağ eğilimli çağrışımlarla kullanılabilir, sosyal (ilerici) liberalizm veya klasik liberalizm gibi.</strong></li>
<li><strong>Anlamı coğrafyaya göre de değişir. Liberalizm, ABD’de sol eğilimli ideolojiyi ifade ederken Avrupa’da genellikle sağ eğilimli, serbest piyasa yanlısı bir duruşu tanımlar.</strong></li>
<li><strong>Liberalizm aynı zamanda bir siyasi felsefeyi, bu felsefe üzerine inşa edilmiş kurumları ve kimi zaman gevşek bir bağla da olsa bu felsefenin ideallerinden beslenen aktivistlerin uygulamalarını ifade eder.</strong></li>
</ul>
<p>Prof. <strong>Acemoğlu, </strong>kitabının temel tezlerinden birinin <strong>“liberalizmin aslında güçlü bir başlangıç yaptığı”</strong>nı kabul etmesi olduğunun altını çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>Önce liberal hedeflere yönelik tepkiler üzerinden dolaylı bir biçimde, ardından da iktidara gelindiğinde liberal demokratik kurumların kurulması yoluyla doğrudan doğruya ideallerini hayata geçirmeyi başardı. Ve somut sonuçlar ortaya koydu.</strong></li>
<li><strong>Sonradan da çoğu siyasetçi, bürokrat ve eylemci tarafından benimsenerek yerleşik düzenin kendisi haline geldi ancak yeni gerçekliklere uyum sağlayamadı. Daha da kötüsü, liberaller asıl meseleden koptu ve liberalizmin bazı değerleri de bu süreçte kaybolup gitti.</strong></li>
<li><strong>Liberal demokrasinin başarısızlığının başlıca nedeni, Fransız düşünür Alain Touraine ve Amerikalı sosyolog Daniel Bell tarafından ortaya konulan terimden yola çıkarak benim </strong>“sanayi sonrası çağ” <strong>dönemde yatıyor.</strong></li>
<li><strong>Bu terimle kastettiğim yalnızca ekonominin dijital teknolojilerle dönüşümü, imalatın azalan rolü ve sağlık, eğitim ve yönetimin artan önemi değil.</strong></li>
<li><strong>Aynı zamanda hem çalışma hayatında hem de toplumsal ve siyasi yaşamda bilişsel becerilere ve üniversite eğitimine verilen ağırlığın artmasıdır.</strong></li>
</ul>
<p>Prof. <strong>Acemoğlu, </strong>liberalizmle ilgili yorumunu şöyle ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>Liberalizm, bireylere ve topluluklara yeni yollar deneyebilmeleri için mümkün olan en geniş alanın ve kaynakların sağlanmasını öngörür.</strong></li>
<li><strong>Umudum yalnızca bir siyaset felsefesi olarak liberalizme yeni bir soluk getirmek değil, aynı zamanda pratikte, bir siyasi hareket olarak da ona etki etmek.</strong></li>
<li><strong>Liberalizmin benim yorumladığım biçiminin günümüzde pratik uygulamasına, </strong>“işçi sınıfı liberalizmi” <strong>diyorum.</strong></li>
<li><strong>İşçi sınıfına yapılan vurgu, liberalizmin günümüzdeki başarısızlıklarının, işçi sınıfını ve önceliklerini terk etmiş olmasına dayanır.</strong></li>
</ul>
<p>The Economist dergisi hedef tahtasına koymuş olsa da Prof. <strong>Daron Acemoğlu</strong>’nun <strong>“işçi sınıfı liberalizmi” </strong>çağrısına kulak verilmesi gerektiği er geç anlaşılacak.</p>
<p>Belki de <strong>“işçi sınıfı liberalizmi” </strong>kapitalizme yeniden <strong>“vicdanlı”</strong>ya dönüş yolunu açar değil mi?</p>
<h2><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8fbbd6bc983-1787804630.png" alt="" width="318" height="489" /><span style="color: #e03e2d;">‘İşçi sınıfı liberalizmi’ni taviz gibi sunmuyorum</span></h2>
<p><strong>PROF. Daron Acemoğlu, “Hangi Liberal Demokrasi” </strong>kitabında <strong>“İşçi sınıfı liberalizmi”</strong>ni, liberal demokrasinin tepki görmemesi veya destek toplaması için vermesi gereken bir taviz olarak sunmadığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Liberalizm bu işçi sınıfı karakterini benimsediğinde daha güçlü ve temel gerekçelerine daha sadık olacaktır.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Liberalizm başarısız olduğunda liberal olmayan rakipler hızla sahneye çıkar. Liberal düzene ve liberal demokrasinin yumuşak karnına yönelik bu özgürlükçü olmayan hareketlerin giderek cüretkar hale gelen saldırılarına tanık oluyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>ABD dahil birçok ülkede bu saldırılar belli ölçüde başarıya ulaştı. Yükselişe geçen antiliberal güçler ifade özgürlüğünü kısıtlamaya, hukukun üstünlüğü ihlallerine, gücün kötüye kullanılmasını engelleyen denetimi tasfiyeye, eşitsizlikleri yeniden tesis etmeye başladı.</strong></p>
<p>Kitabın içeriği ile ilgili şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Bu kitapta, antiliberal güçlerin pespaye fikirleri ve stratejileri yerine liberalizmin krizine odaklanıyorum. Çünkü bu zararlı akımların yalnızca liberalizmin krizi ve zayıflığı sonucunda var olduğuna inanıyorum.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Başarılı toplumun tek kriteri ekonomik büyüme olmamalı</span></h2>
<p><strong>PROF. Daron Acemoğlu, </strong>başarılı bir toplumun tek kriterinin <strong>“ekonomik büyüme olmaması”</strong>nın önemi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Öyle olsaydı, büyük eşitsizlikler yaratan büyüme ve hatta nüfusun yalnızca çok küçük bir kesiminin gelirini artıran büyüme bile affedilebilirdi.</strong></p>
<p>Şu noktaya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Ekonomik büyüme büyük eşitsizlikler yaratırsa, ortaya çıkan güç dengesizliklerini kontrol altına almak giderek zorlaşır.</strong></p>
<p>Buna ABD’yi örnek verdi:</p>
<p>-          <strong>Amerikan liberal demokrasisinin başarısızlığının bir boyutu da, ülke genelinde refah düzeyi artarken, ekonomik büyümeden çok daha az faydalanan ya da hiç faydalanmayan birçok grubun kendini güçsüzleşmiş hissetmesidir.</strong></p>
<p>Liberalizme vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Benim liberalizm savunmam, paylaşılma kapasitesine sahip </strong>“doğru türde büyümeyi” <strong>güçlü şekilde destekler.</strong></p>
<p>Sonra şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Özetle, ekonomik değişim sürecinin yarattığı bazı gerilimlere rağmen, büyümenin liberal ideallerdeki kritik rolünü gözardı etmemek gerek.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Liberalizm alçakgönüllü olmalıdır</span></h2>
<p><strong>PROF. Daron Acemoğlu, “Hangi Liberal Demokrasi” </strong>kitabında <strong>“liberalizmin alçakgönüllü olması ve sürekli gelişen bir süreç olarak düşünülmesi” </strong>gereği üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Dolayısıyla dış etkenlerin yanı sıra kendi yarattığı sebeplerden kaynaklanan çalkantılı dönemlerde yeniden tasarlanıp inşa edilmesi, liberalizmin doğasına aykırı değildir.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Liberalizm, dengelerin ideal olarak müzakere yoluyla oluşturulması gereken bir çerçevedir…</strong></p>
<p>Prof. <strong>Acemoğlu, </strong>kitabın <strong>“Gelecek için bir işçi sınıfı liberalizmi” </strong>başlıklı bölümünde şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Geleceğin liberalizmi, yenilenmiş taahhütlerde bulunmak zorundadır. Bu taahhütler hem yeni ideolojileri hem de özgün politika gündemlerini kapsamalıdır. Bunlar liberalizmi daha iyi ve daha güçlü hale getirir.</strong></p>
<p>Liberalizm tökezlediği an düşmanlarının hiç vakit kaybetmeden devreye girdiğinin geçmiş örneklerden bilindiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Biz bu çöküşün henüz başındayız. Uluslar genelinde, illiberal güçler hızla hareket ederek ifade özgürlüğünü kısıtlıyor, yasaları çarpıtıyor ve ortadan kalktığı düşünülen hiyerarşileri yeniden dayatıyor.</strong></p>
<p>Savunmasız olana şiddetin artık gerçekleşmesi uzak bir ihtimal olmadığını, kapının eşiğindeki bir gölge olduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>İlliberal ikiyüzlülüğü açığa çıkarmak yeterli değildir. Antidemokratik hareketlerin kendi kendilerine tükenmesini beklemek akıl karı değildir. Liberalizmin varlığını sürdürebilmesi için yeniden inşa edilmesi şarttır.</strong></p>
<p>Bunun formülünü de şöyle ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Liberalizmin ifade özgürlüğü, topluluk ve ortak refaha olan güçlü bağlılık gibi temel değerlerine geri döndürülmesiyle ortaya çıkabilir. Yani, </strong>“işçi sınıfı liberalizmi” <strong>ile ortaya çıkabilir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vicdanli-kapitalizme-donulemedi-isci-sinifi-liberalizmi-benimsenir-mi-86261</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/1/1280x720/daron-acemoglu-1787804595.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Vicdanlı kapitalizm’e dönülemedi, ‘işçi sınıfı liberalizmi’ benimsenir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/cumhurbaskanligi-hukumet-sisteminde-koklu-revizyon-86260</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi&#039;nde köklü revizyon!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti’de yeni anayasa çalışmalarına hız verilirken, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde revize değişiklik masaya yatırılıyor. Bu çerçevede bazı AK Partili kurmaylar sistem değişikliği ile ilgili kendi raporunu hazırladılar. AK Partili kurmayların sistemle ilgili çalışmalarına EKONOMİ ulaştı.</p>
<p>Bu konuda hazırlanan raporlara göre sistemin revize edilmesi kapsamında öncelikle TBMM güçlendirilecek. Bakanlar artık Meclis içinden atanacaklar, milletvekillikleri devam edecek ama çalışmalarda oy kullanamayacaklar. Değişiklik kabul edilirse yeni dönemde Cumhurbaşkanı’nın bazı yetkileri, parlamenter sistemde olduğu gibi Bakanlar Kurulu’na geçecek. Beklenen verimin alınamadığı Bakan Yardımcılığı sistemi ise kaldırılacak. Cumhurbaşkanı seçiminde iki tur arasında en az 10 puan fark aranacak. Ancak bu konuda kafaları karışık…</p>
<h2>"Yeni anayasa 400 oyla çıkar" </h2>
<p>AK Partili kurmaylar EKONOMİ’ye yaptıkları değerlendirmede “Terörsüz Türkiye hedefinde 467 gibi rekor bir oyla kabul edilen çerçeve yasanın ardından, Meclis’te yeni bir atmosfer ortaya çıktı. Yeni bir anayasa değişikliği 467 oy oranını yakalamasa da 400’ü aşkın bir oyla kabul edilir. Bu atmosferi değerlendirmeliyiz. Sistemi nasıl revize ederiz, onun üzerinde çalışıyoruz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tamamen değişmeyecek ama özellikle Meclis’te gözle görülür bir revizyon söz konusu olacak. Sistemin revize edilmesini 25. Yılı Vizyon Belgemize de koyduk” açıklamasında bulundular.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sistem nasıl revize edilecek? </span></h2>
<p>Edinilen bilgilere göre sistemle ilgili yapılan çalışmada şu başlıklar öne çıktı: </p>
<p>■ Bakanlar parlamenter sistemde olduğu gibi milletvekilleri arasından atanacak, milletvekillikleri devam edecek. Ama komisyonlar ve genel kurulda görüşülen hiçbir teklif ve kararda oy hakları olmayacak. Bakanların kendi alanları ile ilgili yasa teklifl erinin görüşmelerine hem komisyonlar da hem de genel kuruldaki oturumlara katılmaları zorunlu olacak. </p>
<p>■ Parlamenter Sistem’de olduğu gibi bakanlar ayda iki kez genel kurulda milletvekillerinin sözlü soru önergelerine yanıt verecek. 15 günde bir salı günü bir saat denetim konuları görüşülecek. Her ay iki bakan genel kurulda sözlü soru yanıtlamak üzere denetim oturumlarına katılacak. Her yasama yılında tüm bakanların birer kez denetim oturumlarına katılmaları zorunlu olacak. </p>
<p>■ Cumhurbaşkanı’nın bazı yetkileri, bakanlar kuruluna aktarılacak. Bazı kararlar, Cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu kararı ile imzalanacak. Bazı kararlar ise sadece bakanlar kurulunun imzası ile yayımlanacak. </p>
<p>■ Bakan yardımcılıklarının beklenen performansı göstermediği eleştirileri de parti içinde yoğun… Bu gerekçelerle bakan yardımcılıkları kaldırılarak müsteşarlık sistemi yeniden getirilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/cumhurbaskanligi-hukumet-sisteminde-koklu-revizyon-86260</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/0/1280x720/kabine-1787804280.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni anayasa çalışmalarına hız veren AK Parti Kurmayları bir yandan da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde revizyona hazırlanıyor. EKONOMİ gazetesinin ulaştığı AK Parti raporuna göre sistemin revize edilmesi kapsamında öncelikle TBMM güçlendirilecek. Bakanlar artık Meclis içinden atanacak, milletvekillikleri devam edecek ama çalışmalarda oy kullanamayacak. Cumhurbaşkanı’nın bazı yetkileri, parlamenter sistemde olduğu gibi Bakanlar Kurulu’na geçecek. Bakan Yardımcılığı sistemi ise kaldırılıp müsteşarlığa dönülecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/girisimci-devleti-dusunme-zamani-86259</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Girişimci devleti düşünme zamanı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin ağustos ayı olağan toplantısı “Ekonomi ve Üretim Hayatımız İçin Planlama Gerekli mi/Gereksiz mi? Türkiye için Girişimci Devlet ve Yeni Nesil Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Üzerine bir Tartışma” ana gündemi ile Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasının ardından düzenlenen panelde; Gazeteci ve Stratejist Güzem Yılmaz Ertem moderatörlüğünde Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdürü Halil İbrahim Öztop, Aile Şirketlerinde Yönetim Kurulu Üyesi A. Fatih Tamay, İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ekonomi ve Yönetim Danışmanı Prof. Dr. Sinan Alçın ile Afyon Kocatepe Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murad Tiryakioğlu gündeme yönelik değerlendirmelerini paylaştı.</p>
<p>Açılışta konuşan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, üretimin ve günlük yaşamın hızla değiştiği Bilişim ve Yapay Zeka Çağı’nda ezberleri bozmanın hayati bir öneme sahip olduğunu belirterek “Bilişim ve Yapay Zeka Çağı’nda 'düşünsel konfor alanıma, rutinime ve alışkanlıklarıma dokunmayın' diyenleri çok zor günler bekliyor. Ezberleri bozmak, hiç sorgulanmayan kabulleri tartışmak artık hayati bir öneme sahip. Bu anlayıştan hareketle, ekonomi ve üretim hayatımızın geleceği açısından gerekli olan bir tartışmayı ülkemizin gündemine taşıyoruz” dedi.</p>
<h2>Pasif devletten girişimci devlete… </h2>
<p>Konuşmasında hiper küreselleşme ve devleti ekonomiden tamamen çeken anlayışın 2008 krizi, pandemi arz şokları ve jeopolitik riskler gibi etkenlerle son bulduğuna dikkat çeken Bahçıvan, şunları söyledi: “Elbette bu süreci hızlandıran bir diğer faktör de teknolojik gelişmeler oldu. Otomasyon ve robotik teknolojilerin üretimde giderek daha fazla kullanılması, işgücü maliyetlerinin rekabet gücü üzerindeki ağırlığını görece azaltırken, bu durum gelişmiş ülkelerde “içeride üretim” eğilimlerini güçlendirdi. Bugün yapay zekâ alanında yaşanan gelişmeler, sanayi üretiminin niceliksel büyümeden ziyade niteliksel bir sıçramanın eşiğinde olduğunu gösteriyor. Yaşanan dönüşüm, bir yandan ülkeler açısından bir ulusal güvenlik boyutu taşırken, öte yandan böyle bir ekosistemi kurmak için gereken devasa yatırımlar, devletlere planlama, yeni nesil finansman ve teşvik sistemlerinin geliştirilmesi gibi kritik görevler yüklüyor. Bugün geldiğimiz noktada daha korumacı, kuralların daha fazla güç ilişkileri tarafından şekillendiği ve jeopolitiğin gölgesinin tüm ekonomik süreçlere düştüğü bir ekonomik düzene doğru ilerliyoruz. Devletin ekonomideki rolü ve özel sektörle ilişkileri de bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Sanayi ve dış ticaret politikaları yeniden önem kazanırken, sektörel önceliklendirme, stratejik yatırımlar ve kamu-özel iş birliği hem rekabet hem de güvenlik kaygılarıyla ekonomik gündemin üst sıralarına yükseliyor. Yani devletin ekonomide salt düzenleyici rolüyle, pasif bir oyuncu olarak kenarda durması gerektiği şeklindeki 1980 ve 90’ların egemen paradigmasından uzaklaşıyoruz. Bu süreç, İkinci Dünya Savaşı sonrasının katı devletçi ve merkezi planlama anlayışına dönüşü ifade etmiyor. Yaşanan değişim belki de en net ifadesini “girişimci devlet” kavramında buluyor: Kamunun proaktif bir role geçerek, piyasaların genişlemesini, tedarik zincirlerinin daha iyi çalışmasını, özel sektörün rekabet gücünü ve yenilik kapasitesini destekleyerek kalkınmayı hızlandırdığı bir yaklaşımdan bahsediyoruz.”</p>
<h2>"Mevcut program sanayiyi koruyacak şekilde güçlendirilmeli"</h2>
<p>Geçen ayki meclis toplantısında gündeme taşınan “Erken Sanayisizleşme” riskine atıfta bulunan Bahçıvan, mevcut programın sanayiyi koruyacak şekilde güçlendirilmesi gerektiğini ifade ederek “Mevcut ekonomik programın, sanayimizin üretken kapasitesini koruyacak, kırılganlıklarını azaltacak ve teknolojik dönüşümünü destekleyecek bütüncül bir yol haritası ile güçlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz” dedi. Yapısal dönüşümün yalnızca kaynak aktarımıyla gerçekleşemeyeceğini, güçlü bir kurumsal koordinasyon mekanizmasına ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, şunları söyledi: “Kamuözel sektör iş birliğinde yeni nesil bir sanayi planlaması yapılmalı. Planlama derken, 1960’lara, 70’lere özgü aşırı merkezileşmiş, kapalı, statik planlama anlayışını geri getirmekten, Geçen ayki meclis toplantısında gündeme taşınan “Erken Sanayisizleşme” riskine atıfta bulunan Bahçıvan, mevcut programın sanayiyi koruyacak şekilde güçlendirilmesi gerektiğini ifade ederek “Mevcut ekonomik programın, sanayimizin üretken kapasitesini koruyacak, kırılganlıklarını azaltacak ve teknolojik dönüşümünü destekleyecek bütüncül bir yol haritası ile güçlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz” dedi. Yapısal dönüşümün yalnızca kaynak aktarımıyla gerçekleşemeyeceğini, güçlü bir kurumsal koordinasyon mekanizmasına ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, şunları söyledi: “Kamuözel sektör iş birliğinde yeni nesil bir sanayi planlaması yapılmalı. Planlama derken, 1960’lara, 70’lere özgü aşırı merkezileşmiş, kapalı, statik planlama anlayışını geri getirmekten,</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yılmaz: DPT eski yapısıyla yeniden oluşturulmalı</span></h2>
<p>İSO Meclis Başkanı Ender Yılmaz, Türkiye’nin sanayide teknolojik dönüşümü yakalayabilmesi için yeni nesil bir planlama modeline ihtiyaç olduğunu belirterek, “Yeni nesil planlama şart ancak zihniyet ihtilali gerekiyor. Girişimci devlet piyasaya rakip değil, destekçi olmalı” dedi. Devletin yalnızca piyasa başarısızlıklarını düzelten bir aktör olarak kalamayacağını, stratejik alanlarda risk alan ve yeni pazarların oluşumunu destekleyen bir ortak olması gerektiğini ifade eden Yılmaz, özel sektörün uzun geri dönüş süreleri nedeniyle yüksek teknoloji ve katma değerli alanlarda yatırım yapmakta zorlandığına dikkat çekti. Kur, faiz ve finansman belirsizliklerinin de yatırım iştahını sınırladığını belirten Yılmaz, savunma sanayisindeki TUSAŞ ve ASELSAN ile Togg ekosistemini kamunun yönlendirici rolünün örnekleri arasında gösterdi. 2011’de kapatılan Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) eski yapısıyla yeniden oluşturulmasını önermediklerinin altını çizen Yılmaz, yapay zeka ve kuantum teknolojileri gibi alanlarda yaşanan hızlı değişim karşısında beş yıllık katı planlar yerine daha çevik ve uygulanabilir stratejilere ihtiyaç olduğunu söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İTO ve İSO seçimleri artarda gerçekleşecek</span></h2>
<p>İSO’nun ağustos ayı meclis toplantısında seçim tarihi ile ilgili de bilgi paylaşıldı. Verilen bilgiye göre İstanbul Sanayi Odası Meclis ve Meslek Komiteleri Seçim tarihi 26 Ekim 2026 Pazartesi Haliç Kongre Merkezinde gerçekleşecek. Bir gün sonra 27 Ekim tarihinde ise İstanbul Fuar İstanbul ticaret Odası’nın seçimleri olacak. Seçimden önceki meclis toplantısında İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, salonda meclis üyelerini dolaşarak teker teker tokalaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/girisimci-devleti-dusunme-zamani-86259</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/1/1280x720/erdal-bahcivan-1764172584.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, hiper küreselleşme ve devleti ekonomiden çıkaran anlayışın, pandemi arz şokları, jeopolitik riskler, teknolojik gelişmeler ile korumacılık gibi etkenlerle son bulduğuna ve yapısal bir dönüşümü dayattığına dikkati çekti. Dönüşümün, güçlü bir kurumsal koordinasyon gerektirdiğini vurgulayan Bahçıvan, “Kamu-özel sektör iş birliğinde yeni nesil bir sanayi planlaması yapılmalı.” dedi. Bahçıvan, “Aşırı merkezileşme piyasa ekonomisinin prensiplerini geri plana atmaktan bahsetmiyoruz. Tümüyle piyasa güçlerine emanet edilmiş, kuralsız ve plan-programsız bir modelin sınırlarını da gördük. Kastettiğimiz planlama; uzun vadeli kalkınma hedefleri doğrultusunda daha proaktif bir rol almasına dayanıyor. Kamu ile özel sektör arasında yeni bir iş birliği kültürünü yerleştirmemiz gerekiyor. Bu bağlamda, ‘girişimci devlet’ kavramını ülkemizde de yeniden düşünmek için doğru bir zamandayız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/restoran-sektorunde-maliyet-baskisina-karsi-cozum-surdurulebilirlikte-86272</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Restoran sektöründe maliyet baskısına karşı çözüm sürdürülebilirlikte</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son dönemde Yeme içme sektöründeki fiyat artışları tüketici tercihlerinde gerilemeye neden oluyor. Bu da artan maliyetler ve kârlılığı koruma mücadelesi veren kuruluşların dayanma gücünü daha da azaltıyor. İstanbul Ticaret Odası (İTO) 17. Restoran ve Yiyecek-İçecek Hizmetleri Meslek Komitesi Başkanı Ebru Koralı, maliyet baskısının özellikle küçük işletmeler açısından giderek katlanamaz olduğunu ifade ediyor. </p>
<p>Koralı, yaşanan sorunların özellikle mahalle restoranları ile küçük ve orta ölçekli işletmeleri daha yoğun şekilde etkilediğini, kira, enerji, personel ve gıda maliyetlerindeki yükselişin birçok işletmenin faaliyetlerini sürdürmesini zorlaştırdığını belirterek;  sektörün sürdürülebilirliği için destekleyici adımların çok önemli olduğuna dikkat çekiyor.<strong> </strong></p>
<p>Resmi verilerin işletmelerin karşı karşıya olduğu maliyet baskısını açıkça ortaya koyduğunu ifade eden Ebru Koralı durumu şu cümlelerle değerlendiriyor. </p>
<p><strong>Restoranların maliyetlerini etkileyen veriler ne durumda?</strong></p>
<p>TÜİK verilerine göre Temmuz 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,75 seviyesinde gerçekleşirken, Haziran ayında Hizmet Üretici Fiyat Endeksi yıllık yüzde 31,84 arttı. Tarımsal girdi maliyetlerindeki yıllık artış ise Haziran ayında yüzde 32,06 olarak gerçekleşti. İşletmeler artan maliyetleri menü fiyatlarına birebir yansıtamıyor; yansıttıkları noktada yerli tüketici dışarıda yeme-içmeyi kesiyor ya da yurt dışı alternatiflerine yöneliyor, bunu bu yaz sezonunda çok net gördük.</p>
<p><strong>Turizmdeki trendler nasıl?</strong></p>
<p>Turizm verileri de yaz sezonunda yaşanan tabloyu ortaya koyuyor. TÜİK verilerine göre 2026 yılının ikinci çeyreğinde Türkiye'nin turizm geliri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,6 azalarak yaklaşık 15,9 milyar dolar oldu.  Çıkış yapan ziyaretçi sayısı yüzde 5,1 geriledi. İlk altı aylık dönemde ise turizm geliri yaklaşık 25,7 milyar dolar, çıkış yapan ziyaretçi sayısı 24,8 milyon kişi olarak gerçekleşti. Ziyaretçi başına ortalama harcamada artış görülse de yükselen işletme maliyetleri dikkate alındığında bu artışın sektör üzerindeki maliyet baskısını tek başına ortadan kaldırması mümkün görünmüyor.</p>
<p><strong>Maliyet baskısı istihdam politikalarına nasıl yansıyor? </strong></p>
<p>Sektörde 2 milyona yakın çalışan var. Ancak, artan yaşam maliyetleri, çalışma koşulları ve sektördeki kırılganlık nedeniyle yetişmiş personel kaybı had safhada. Çalışanların gelirlerinde ciddi anlamda azalma var. Ekonomik daralma ile gelen iş kaybı cirolara yansıdığı gibi, çalışanların gelirlerine de aynı oranda yansıyor.  Ayrıca bahşişin kartla alınmasını engelleyen uygulama da çalışanların gelirlerinde ciddi bir kayba neden oluyor.</p>
<p><strong>Çalışan maliyetlerindeki artış ne kadar?</strong></p>
<p>İşgücü maliyetlerindeki değişim  sektörün üzerindeki baskının bir diğer göstergesi. TÜİK’in 2026 yılı ikinci çeyrek İşgücü Girdi Endeksleri’ne göre sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında brüt ücret-maaş endeksi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 35,8 arttı. Artan yaşam maliyetleriyle birlikte değerlendirildiğinde yetişmiş insan kaynağını sektörde tutabilmek giderek daha kritik hale geliyor.</p>
<p><strong>İşgücünde kayıpların sonuçları ne oluyor?</strong></p>
<p>Bu dönemde  özellikle deneyimli personelimizi kaybettik, sektörden uzaklaştılar. Bu usta çırak ilişkisinde bir kırılma yarattı. Gençleri sisteme hazırlayan ustalar artık salonda yok. Restoranın hafızası, servis kültürü ve gastronomi mirasını geleceğe taşıyacak insan kaynağı zinciri de maalesef koptu.</p>
<p><strong>Üretici tarafı bu dönemi nasıl yönetiyor?</strong></p>
<p>Diğer bir "sürdürülebilirlik" noktamız olan ve gastronomi ekosisteminde var olan herkesin desteklediği, üzerine titrediği yerel, nitelikli gıda üretimini destekleyen tedarik anlayışı erozyona uğradı. Restoranların küçülmesi veya kapanması yerel üreticiyi, coğrafi işaretli ürün pazarını ve sürdürülebilir tarımı doğrudan vuruyor. Tarladan sofraya döngüsel sistemlerin kurulması ekonomik güvence gerektirir; sermayesi eriyen mutfak, onarıcı değil tüketici bir forma geri dönüyor.</p>
<p><strong>Tarımsal üretimde maliyet artışı da yüksek…</strong></p>
<p>Üretici tarafındaki maliyet baskısı da bu zincirin sürdürülebilirliğini zorlaştırıyor. TÜİK’in Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi verilerine göre tarımsal girdi maliyetleri Haziran 2026’da bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 32,06 arttı. Üretim maliyetlerindeki yükseliş, restoranların tedarik maliyetlerindeki artışla birleştiğinde yerel üreticiden mutfağa uzanan ekonomik zincirin her halkasını etkiliyor.</p>
<p><strong>Bu durum tedarik kararlarına nasıl yansıyor?</strong></p>
<p>İşletmeler ayakta kalabilmek için yerel, temiz, coğrafi işaretli veya iyi tarım uygulamalarıyla üretilmiş özel hammaddeler yerine endüstriyel, tek tip ve fiyat avantajlı ürünlere yönelmek zorunda kalıyor. Günlük nakit akışını ve kirayı denkleştiremeyen bir işletmenin odağı karbon ayak izinden mecburen günü kurtarmaya kayıyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik nasıl sağlanacak?</strong></p>
<p>Finansal sürdürülebilirlik olmadan ekolojik sürdürülebilirlik sadece iyi niyetli bir temenni olarak kalır. Yeşil dönüşüm, temiz gıda ve yerel üreticiyi koruma misyonu, ancak ekonomik olarak nefes alan işletmelerin sırtlayabileceği bir sorumluluktur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/restoran-sektorunde-maliyet-baskisina-karsi-cozum-surdurulebilirlikte-86272</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/2/1280x720/ebru-korali-1787805809.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Restoran sektöründe maliyet baskısına karşı çözüm sürdürülebilirlikte ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehirde-ab-fonlari-ve-ufuk-avrupa-projeleri-icin-buyuk-bulusma-86253</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 17:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Duygu Yalnızoğlu: AB projelerinde her 6 başvurudan yalnızca biri kabul görüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<div class="ds-virtual-list-items _6f2c522">
<div class="ds-virtual-list-visible-items">
<div class="_4f9bf79 d7dc56a8 _43c05b5" data-virtual-list-item-key="12">
<div class="ds-message _63c77b1">
<div class="ds-markdown ds-assistant-message-main-content">
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">Anadolu Üniversitesi, Eskişehir Teknik Üniversitesi ve ATAP A.Ş. iş birliğiyle düzenlenen "AB Programları ve Ufuk Avrupa Projeleri Bilgilendirme Günü ve Tecrübe Paylaşımı Etkinliği", Eskişehir Teknoloji Geliştirme Bölgesi'nde bölgenin sanayici, akademisyen ve girişimcilerini bir araya getirdi. Etkinlikte, Avrupa Birliği fonlarına erişim, uluslararası konsorsiyum kurma süreçleri ve proje yürütme tecrübeleri kapsamlı şekilde ele alındı.</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">Eskişehir Teknoloji Geliştirme Bölgesi (ETGB) çatısı altında faaliyet gösteren ATAP AŞ ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlik, bölgedeki Ar-Ge ve inovasyon ekosistemini uluslararası fonlarla buluşturmayı hedefliyor. Etkinliğin açılış konuşmasını yapan ATAP AŞ Genel Müdürü Duygu Yalnızoğlu, AB projelerindeki başarı oranlarına dikkat çekerek, 2021-2027 döneminde şu ana kadar gerçekleşen proje başarı oranlarının yüzde 16 seviyesinde kaldığını, bunun da sunulan her 6 projeden yalnızca birinin kabul gördüğü ve fonlandığı anlamına geldiğini belirtti.</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">Doğru çağrıyı bulmak, güçlü bir konsorsiyuma girmek, rekabetçi bir proje hazırlamak ve onay sonrasında projeyi kurallara uygun şekilde yürütmenin firmalar için oldukça zorlayıcı olabildiğini ifade eden Yalnızoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">"2021-2027 döneminde şu ana kadar gerçekleşen proje başarı oranlarına baktığımızda, bu oranın %16 seviyesinde kaldığını görüyoruz. Bu durum, sunulan her 6 projeden yalnızca birinin kabul gördüğünü ve fonlandığını gösteriyor. Doğru çağrıyı bulmak, güçlü bir konsorsiyuma girmek, rekabetçi bir proje hazırlamak ve onay sonrasında projeyi kurallara uygun şekilde yürütmek firmalarımız için oldukça zorlayıcı olabiliyor. ATAP olarak girişimcilerimizin ve firmalarımızın bu fonlardan daha fazla yararlanabilmeleri için kapasitelerini geliştirmeyi ana görevlerimizden biri olarak görüyoruz."</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">ATAP AŞ'nin bünyesinde kurulan Uluslararası Projeler Birimi'nin çalışmalarına ve hayata geçirilen projelere de değinen Yalnızoğlu, IPA desteğiyle kurulan Eskişehir Tasarım ve İnovasyon Merkezi'nin (ETİM) bölge için kalıcı bir kapasiteye dönüştüğünü vurguladı. MAPIT ve SensorOP projelerinin yanı sıra son olarak Driving Urban Transitions (DUT) çağrısı kapsamında EcoPark projesinin de fonlanmaya hak kazandığını müjdeleyen Yalnızoğlu, uluslararası fonlara erişimde ATAP'ın bölge firmalarına sağladığı teknik destek ve rehberlik hizmetlerinin giderek önem kazandığını dile getirdi.</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">Programın ilk bölümünde TÜBİTAK Ulusal İrtibat Noktaları Temsilcisi Burcu Bahar Göğüş Doğan'ın, Ufuk Avrupa Programı 2027 Dönemi Çağrıları ve FP10 süreci hakkında katılımcılara sunum yaptı, ardından gerçekleşen IMs Club Oturumu'nda Doğan'ın moderatörlüğünde; Anadolu Üniversitesi'nden Dr. Öğr. Gör. Rabia Taş, Eskişehir Teknik Üniversitesi'nden Dr. Öğr. Üyesi Murat Ayar ve ATAP A.Ş.'den İpek Aslı Tiryaki'nin panelist olarak yer aldı. Panelde, İrtibat Noktası Temsilcilerinin görevleri, uluslararası ağ kurma yöntemleri ile TÜBİTAK'ın koordinatörlük ve B2B desteklerinin detaylandırıldı</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">Öğleden sonraki oturumda kendi moderatörlüğünde düzenlenen Pre/Post Award Tecrübe Paylaşımı panelinde MAPIT, SENSORHUB, AI4GTECH ve IPA projelerinin yürütücülerinin; proje yazımı, çağrı araştırması ve karşılaşılan zorluklar üzerine saha tecrübelerini paylaştığını belirten Yalnızoğlu, etkinlik kapsamında ayrıca PA-YE AI AB Projeleri Eşleşme Yapay Zekâ aracının tanıtımının gerçekleştirildiğini ifade etti. Programın, bölge aktörlerinin bir araya geldiği ikili iş birliği ve networking görüşmeleriyle sona erdiğini sözlerine ekleyen Yalnızoğlu, Eskişehir'in uluslararası projelerde daha görünür hale gelmesi için çalışmalarını aralıksız sürdüreceklerini vurguladı.</span></p>
</div>
</div>
<div class="ds-flex _0a3d93b">
<div> </div>
</div>
</div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehirde-ab-fonlari-ve-ufuk-avrupa-projeleri-icin-buyuk-bulusma-86253</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/3/1280x720/atap-genel-muduru-duygu-yalnizoglu-ab-projelerinde-her-6-basvurudan-yalnizca-biri-kabul-goruyor-1787754744.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB projelerindeki başarı oranlarına dikkat çeken ATAP AŞ Genel Müdürü Duygu Yalnızoğlu, 2021-2027 döneminde şu ana kadar gerçekleşen proje başarı oranlarının yüzde 16 seviyesinde kaldığını, bunun da sunulan her 6 projeden yalnızca birinin kabul gördüğü ve fonlandığı anlamına geldiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itb-baskani-isinsu-kestelli-kuru-incirde-90-bin-tonluk-rekolte-mujdesi-verirken-kalite-uyarisinda-bulundu-86246</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 15:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTB Başkanı Işınsu Kestelli, kuru incirde kalite uyarısında bulundu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Ticaret Borsası (İTB) ağustos ayı meclis toplantısında, yeni kuru incir sezonuna girerken sektörde sevindirici bir rekolte artışı öngörüldüğünü söyleyen İTB Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, geçtiğimiz sezona kıyasla yaklaşık yüzde 20 oranında bir artışla, üretimin bu yıl 90 bin tonun üzerine çıkmasının beklendiğini söyledi.</p>
<p>Bu yüksek rekolte potansiyelinin başarıya ulaşması için gıda güvenliği ve kalitenin korunmasının şart olduğunu vurgulayan Kestelli, “Avrupa Birliği pazarındaki sıkılaşan denetimler, Gıda ve Yem için Hızlı Alarm Sistemi (RASFF) bildirimlerine de yansıdı. 2024/25 sezonunda 155 olan bildirim sayısı geçtiğimiz sezon 248’e yükseldi. Bu süreçte, aflatoksin bildirimlerinde yüzde 50'ye varan bir düşüş elde edildi. Bu düşüş, doğru yöntemler uygulandığında ve sahadaki farkındalık artırıldığında başarı kazanılabileceğini kanıtlıyor. Okratoksin kaynaklı bildirimlerde ise yaklaşık yüzde 280 oranında büyük bir artış yaşandı. Hasat öncesinden başlayarak toplama, kurutma, ayıklama ve depolama süreçlerinin tamamında aynı aflatoksindeki kararlılıkla mücadele edilmeli. İklim değişikliğinin de bu riskleri tetiklediği göz önüne alınarak üreticiler, ihracatçılar, kamu kurumları, borsalar, araştırma enstitüleri ve üniversiteler ortak hareket etmeli” diye konuştu.</p>
<p>Kestelli, İzmir tarımı için belirlenen 5 temel gelecek vizyonunu şöyle sıraladı: “Teknoloji ve sürdürülebilirlik, tedarik zinciri ve Yeşil Mutabakat uyumlu ihracat, genç kuşakların sektöre kazandırılması, modern ve şeffaf tarımsal ticaret, lisanslı depoculuğun tam kapasite çalışması, güçlü iş birliği ve ortak akıl.”</p>
<h2>“İzmir Ticaret Borsası’nı gerçek tüccarlar yönetmeli”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8edf3f49fe6-1787748159.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Ekim ayında yapılacak olan seçimlerle ilgili söz alan Meclis Üyesi Bülent Arman, İTB’nin gerçek tüccarlar tarafından yönetilmesinin önemli olduğunu vurgulayarak, “Sayın Ercan Korkmaz, Başkan Yardımcılığına aday olduğunu açıkladı. Bu daha önce TOBB’da duyulmuş bir şey değil. Yarım kalmış projelerin bitirilmesi için bir dönem daha dedi. Ercan Bey yarım kalan projeleri açıklamalı. Yarım kalması için bir proje olması lazım” dedi.</p>
<p>Yönetim Kurulu Başkanlığı’na aday olan Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer’in, Kestelli’nin şirketinde müdür olduğunu ve İTB’nin emanetçiler tarafından yönetemeyeceğini dile getiren Arman, “İzmir Ticaret Borsası gerçek tüccarların olduğu bir kurumdur. Emanetçilerin yönettiği, emeklilerin hobi bahçesi değildir” dedi.</p>
<p>Arman’ın konuşmalarının ardından söz alan Kestelli ise, "Cevap vermeye gerek görmüyorum. 135 yıllık kurumun seçim mezesi olmasına izin vermeyeceğiz" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itb-baskani-isinsu-kestelli-kuru-incirde-90-bin-tonluk-rekolte-mujdesi-verirken-kalite-uyarisinda-bulundu-86246</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/6/1280x720/itb-baskani-isinsu-kestelli-kuru-incirde-90-bin-tonluk-rekolte-mujdesi-verirken-kalite-uyarisinda-bulundu-1787748142.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Ticaret Borsası Başkanı Işınsu Kestelli, İzmir tarımı için belirlenen 5 temel gelecek vizyonunu, teknoloji ve sürdürülebilirlik, tedarik zinciri ve Yeşil Mutabakat uyumlu ihracat, genç kuşakların sektöre kazandırılması, modern ve şeffaf tarımsal ticaret, lisanslı depoculuğun tam kapasite çalışması, güçlü iş birliği ve ortak akıl olarak sıraladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/basifedin-turizmde-genc-yesil-yakalilar-istihdam-projesi-basliyor-acilen-sanayi-ile-egitimi-entegre-eden-formullere-donulmeli-86245</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 15:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Acilen sanayi ile eğitimi entegre eden formüllere dönülmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>İş dünyasının günümüzde finansa erişimde yaşanan büyük zorluklar, kredi yetersizliği, yüksek faiz oranları, ihracatçıları baskılayan döviz kuru istikrarı ve devam eden enflasyonist ortam nedeniyle ciddi sıkıntılarla karşı karşıya olduğunu söyleyen Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (BASİFED) Yönetim Kurulu Başkanı Semiha Güneş, ekonomideki bu finansal baskılara ek olarak, istihdam piyasasında nitelikli insan gücü ve uzmanlaşmış kadro eksikliğinin temel bir yapısal kriz olarak öne çıktığını vurguladı. Güneş, İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) desteğiyle BASİFED’in hayata geçirdiği Turizmde Genç Yeşil Yakalılar İstihdam Projesi’nin, bu alanda önemli bir adım olacağını kaydetti.</p>
<p>Günümüzde eğitim sisteminin herkesi üniversite mezunu yaptığını, geçmişte meslek ve sanat okullarından yetişen ve sanayiye büyük katkı sunan ara eleman gücünün kaybedildiğini vurgulayan Güneş, “Bu sorunun aşılması için tıpkı Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde olduğu gibi sanayi ile eğitimi entegre eden formüllere acilen geri dönülmesi gerekiyor” dedi.</p>
<p>Önceki dönemde İZKA ile 1-3 yıllık iş yeri olan 31 kadın mimar, şehir plancısı ve heykeltıraşa yönelik yürütülen Tasarımcı Kadınlar projesinin başarısının, bu projenin de ilham kaynağı olduğunu belirten Güneş, “BASİFED üyelerinden gelen servis ve hizmet sektöründeki nitelikli personel açığı talepleri doğrultusunda şekillenen Turizmde Genç Yeşil Yakalılar İstihdam Projesi, turizm sektöründe kariyerine yeni bir başlangıç yapmak isteyen gençleri hedefliyor. Üniversite mezuniyeti şartı aranmayan bu program, iş bulmakta zorlanan ve kendini çalışma hayatında konumlandıramamış gençlere yönelik olacak. Ayrıca, projede kadın istihdamı öncelikli tutuldu ve kadın kursiyerlerde yaş sınırı normalde 18-30 iken 30'un biraz üzerine esnetildi. Temel felsefemiz, katılımcıların kendi ayakları üzerinde durabilen üretken bireyler haline gelmelerini sağlamak” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Projeye can veren ‘yeşil yakalı’ kavramının, turizmin sürdürülebilirlik odaklı dönüşüm ihtiyacından doğduğunu dile getiren Güneş, “Kursiyerler, otellerdeki enerji, su verimliliği, ısıtma-soğutma yönetimi ile katı ve sıvı atıkların kontrolü gibi konularda teknolojik araçları doğru kullanacak yeşil yakalı bilinçli çalışanlar olarak yetiştirilecekler” dedi.</p>
<h2>Yaşar Üniversitesi ve İŞKUR ortaklığa dahil edildi</h2>
<p>BASİFED'in çatı kuruluş olarak tüm paydaşları bir araya getirdiği bu projenin, çok güçlü bir kurumlar arası sinerjiyle yürütüldüğünü vurgulayan Güneş, “Yaşar Üniversitesi Turizm Bölümü öğretim üyeleri tarafından BASİFED eğitim salonlarında verilecek olan dersler oldukça kapsamlı bir içeriğe sahip. Bu içerikler; ağırlama kültürü, hizmet kalitesi ve müşteri deneyimi, profesyonel davranış biçimleri, serviste iletişim kuralları ve beden dili, mülakat teknikleri ve kendini doğru ifade etme yöntemleri, hijyen standartları, yeşil dönüşüm, sürdürülebilir turizm, enerji/su verimliliği ve atık yönetimi, 18 saatlik temel mesleki İngilizce olacak” bilgilerini aktardı.</p>
<p>Eğitimlerin ardından başlayacak olan staj döneminde İŞKUR’un, stajyer kursiyerlere belirli bir maaş ve sigorta desteği sağlayarak projeyi finansal olarak destekleyeceğini dile getiren Güneş, “Ayrıca, kursiyerlerin otellerde çalışmaya başlamasıyla birlikte iş yerinde kendilerine rehberlik edecek birer mentör atanacak, böylece eğitimleri sahada da devam edecek. Başarıyla tamamlayan kursiyerlere Yaşar Üniversitesi onaylı katılım sertifikası takdim edilecek” diye konuştu.</p>
<p>Eğitimlere 30 ila 40 arasında kursiyer kabul edilmesinin ve bu kursiyerlerden asgari 10 kişiye kesin istihdam garantisi verilmesinin planlandığını söyleyen Güneş, “BASİFED'in girişimleriyle şimdiden 18 kişilik kesin istihdam garantisi sağlandı. Kursiyerlerin, istihdam edildikleri işletmelerde en az 1 yıl çalışma zorunluluğu bulunuyor. Hilton Canopy 3 kişi, Mövenpick 3 kişi, Boyalık Otel 3 kişi, Ontur Otel 3 kişi olmak üzere, Astur Turizm İşletmeleri, üye İşletmelerin restoranları da güncel olarak istihdam taahhüdünde bulundular. Eğitime katılan ve süreç boyunca direnç gösteren tüm gençlerin bu proje vesilesiyle kalıcı iş sahibi olacağı öngörülüyor” dedi.</p>
<h2>"Uzmanlaşın ve İzmir'de kalın"</h2>
<p>Kariyer yolculuğunun başındaki gençlere seslenen Güneş, gençlerin hızlı zenginleşme hayalleri kurmak yerine öncelikle uzmanlaşmayı ve çok çalışmayı hedeflemelerini, adım adım ilerleyerek kendilerini yetiştirmelerini ve her şeyden önemlisi İzmir'de kalmalarını ve kente değer katmalarını tavsiye ederek, “İzmir'in geleceği, sanayinin yanı sıra özellikle yaratıcı endüstriler yani resim, heykel, tasarım, dijital dönüşüm ve yazılım gibi fiziki güç yerine beyin gücüyle çalışan, dünyayla entegre alanlar, turizm ve sağlık sektörlerinde yatıyor. Bu doğrultuda kentin sadece kendi gençlerini İzmir'de tutması yetmemeli, İstanbul, Ankara ve hatta yurt dışındaki nitelikli genç beyinlerin de İzmir'e çekilmesi hedeflenmeli” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/basifedin-turizmde-genc-yesil-yakalilar-istihdam-projesi-basliyor-acilen-sanayi-ile-egitimi-entegre-eden-formullere-donulmeli-86245</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/5/1280x720/basifedin-turizmde-genc-yesil-yakalilar-istihdam-projesi-basliyor-acilen-sanayi-ile-egitimi-entegre-eden-formullere-donulmeli-1787748011.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Semiha Güneş, iş dünyasındaki finansal baskıların yanında nitelikli insan gücü eksikliğinin yapısal bir krize dönüştüğünü vurgulayarak, İZKA desteği, Yaşar Üniversitesi ve İŞKUR ortaklığıyla hayata geçirilen &quot;Turizmde Genç Yeşil Yakalılar İstihdam Projesi&quot; ile gençlerin sürdürülebilir turizm odağında yetiştirilip kalıcı istihdama kazandırılmasını hedeflediklerini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-abnin-5-buyuk-ticaret-ortagi-86240</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 14:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye, AB&#039;nin 5. büyük ticaret ortağı </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), Avrupa Birliği'nin (AB) 2026'nın ikinci çeyreğindeki uluslararası ticaretine ait verileri paylaştı.</p>
<p>Verilere göre AB, söz konusu dönemde Birlik dışındaki ülkelerden 701,8 milyar avroluk mal ithal ederken bu ülkelere 680 milyar avroluk ihracat gerçekleştirdi.</p>
<p>Bu dönemde AB'nin ithalatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11,7, ihracatı ise yüzde 4,5 arttı.</p>
<p>AB'nin en fazla ithalat yaptığı ülke, 153,6 milyar avro ve yüzde 21,9 payla Çin oldu. Çin'i 98,7 milyar avroyla ABD, 43,4 milyar avroyla Birleşik Krallık ve 36,9 milyar avroyla İsviçre takip etti.</p>
<p>AB'nin Türkiye'den ithalatı ise ikinci çeyrekte 25,5 milyar avro olarak gerçekleşti. Böylece Türkiye, AB'nin en fazla ithalat yaptığı 5'inci ülke oldu.</p>
<p>AB'nin en fazla ihracat yaptığı ülke 127,7 milyar avroyla ABD olurken bu ülkeyi 92,7 milyar avroyla Birleşik Krallık, 60,5 milyar avroyla İsviçre ve 50,3 milyar avroyla Çin izledi.</p>
<p>AB'nin Türkiye'ye ihracatı ise 27,3 milyar avro seviyesinde gerçekleşti. Türkiye, böylece AB'nin en fazla ihracat yaptığı 5'inci ülke konumunda yer aldı.</p>
<p>Türkiye ile AB arasındaki toplam ticaret hacmi de ikinci çeyrekte 52,8 milyar avroya ulaştı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-abnin-5-buyuk-ticaret-ortagi-86240</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/3/1280x720/turkiye-ab-avrupa-1769660665.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eurostat&#039;ın 2. çeyrek verilerinde Türkiye, Avrupa Birliği&#039;nin en fazla ithalat ve ihracat yaptığı ülkeler arasında 5. sırada yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atb-baskani-candir-tarim-sektoru-yeni-ovpde-tarimin-stratejik-sektor-olarak-ele-alinmasini-bekliyor-86232</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 13:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çandır: Yeni OVP’de tarımın stratejik sektör olarak ele alınması bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası (ATB) Ağustos ayı meclis toplantısı Erdoğan Ekinci yönetiminde gerçekleştirildi.</p>
<p>ATB Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Ali Çandır, konuşmasında ülke ve Antalya ekonomisi konusunda açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Temmuz ayı verilerini değerlendiren Çandır, Antalya’da işletmelerin üretmeye ve ticaret yapmaya devam ettiğini, ancak finansman baskısının giderek ağırlaştığını söyledi. Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yılın yedi ayında ibrazında ödenen çek tutarı Türkiye’de yüzde 18, Antalya’da yüzde 25 arttı. Buna karşılık karşılıksız çek tutarındaki artış Türkiye’de yüzde 52 iken Antalya’da yüzde 85’e ulaştı. Temmuz ayında ise Antalya’daki karşılıksız çek tutarı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 99 arttı. Ticaret hacmimiz büyürken, ödeme ve tahsilat sorunu çok daha hızlı büyüyor.’’</p>
<p>Haziran itibarıyla toplam nakdi kredilerin Türkiye’de yüzde 38, Antalya’da yüzde 42 artarken, takipteki alacakların Türkiye’de yüzde 81, Antalya’da yüzde 89 yükseldiğine dikkat çeken Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya’da kredi kullanımı ticarette ve inşaatta yüzde 38, tarımda yüzde 34, turizmde yüzde 30 arttı. Turizm kredilerinde Antalya, Türkiye toplamının yüzde 41’ini oluşturmaya devam ediyor. Antalya’da konut kredileri yüzde 50, diğer tüketici kredileri yüzde 43, bireysel kredi kartları yüzde 46 artarken taşıt kredileri yüzde -22 geriledi. Konut kredilerindeki artış Türkiye ortalamasının 13 puan üzerinde gerçekleşti. Ekonomimizin yapısal lokomotifi, krediler olmuştur. İşletmelerimiz ve toplumumuz krediye bağımlı hale gelmiştir.’’</p>
<p>Nakdi kredilerin Antalya’da yüzde 14,3, Türkiye’de yüzde 13,8 artarken enflasyonun yüzde 18 olduğunu anımsatan Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Yani kredi hacmi yılbaşından bu yana reel olarak daraldı. Bu durum, yüksek finansman maliyetinin yanı sıra krediye erişimde yaşanan sıkıntının da açık göstergesidir. Kredi büyüyor ancak ödeme gücü aynı hızda büyümüyor. Takipteki alacakların kredi hacminden çok daha hızlı artması, işletmelerimizin finansman yükünün ağırlaştığını gösteriyor. Üstelik temel sektörlerimizde kredi artışı uzun süredir enflasyon civarında veya altında kalıyor. Bu nedenle kullanılan kredinin önemli bir bölümünün yeni yatırımdan çok mevcut faaliyetleri sürdürmeye ve borç çevirmeye yöneldiğini görüyoruz. Bugün ihtiyacımız olan; uygun maliyetli, uzun vadeli, erişilebilir ve sektörlerin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiş finansmandır. Finansman, üretimi ve ticareti büyüten bir araç olmalı; işletmelerimizi borç çevirmeye mahkûm eden bir yük haline gelmemelidir.’’</p>
<p><strong>"Tarım OVP’de stratejik sektör ilan edilmeli"</strong></p>
<p>Eylül ayında açıklanacak yeni Orta Vadeli Programın, iş dünyası için büyük önem taşıdığını vurgulayan Ali Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Yeni OVP’de tarımın stratejik sektör olarak ele alınmasını bekliyoruz. Üreticimiz yüksek gübre, enerji, akaryakıt ve işçilik maliyetleriyle karşı karşıya. Tüccarımız ve sanayicimiz ise yüksek finansman maliyeti ve kur baskısıyla mücadele ediyor. Bu nedenle OVP’nin, üreticiyi üretimde, tüccarı ticarette, sanayiciyi üretim ve ihracatta tutacak bir çerçeve ortaya koyması gerekiyor. Bunun için, desteklerin maliyetlerle uyumlu ve öngörülebilir olması, finansmana erişimin uygun maliyetli ve uzun vadeli hale getirilmesi, üretim ve ihracatın rekabet gücünü koruyacak bir kur ve kredi politikasının oluşturulması ve yatırımı teşvik eden öngörülebilir bir ekonomik ortamın sağlanması gerekiyor. Ancak bu şekilde üretimimizi koruyabilir, ticaretimizi güçlendirebilir, ihracatımızı artırabilir ve istihdamımızı sürdürebiliriz.’’</p>
<p><strong>"Antalya’nın ihracatını tarım sürüklüyor"</strong></p>
<p>Antalya’nın ihracatının yüzde 14,2 artışla 1,38 milyar dolara ulaştığına dikkat çeken Çandır, ‘’Antalya’nın ihracatı Türkiye ortalamasının 10 puan üzerinde büyüdü. Türkiye’nin ihracatını sanayi, Antalya’nın ihracatını ise tarım sürüklüyor. Dolayısıyla tarım Antalya için yalnızca bir üretim alanı değildir. Tarım, ihracatımızın, istihdamımızın, lojistiğimizin ve kent ekonomimizin temel unsurlarından biridir. Kentimizin tarım ve gıda ihracatı 817 milyon dolara ulaştı’’ dedi.</p>
<p>Rusya-Ukrayna Savaşında Karadeniz’de limanlara ve ticari gemilere yönelik saldırıların, ülkemizin dış ticaret açısından önemli bir risk oluşturduğunu vurgulayan Ali Çandır, ‘’Rusya’ya yapılan yaş meyve ve sebze sevkiyatlarında Samsun-Karadeniz hattının önemli bir güzergâh olması nedeniyle, Karadeniz’de seyrüsefer güvenliği Antalya ihracatını da doğrudan ilgilendiriyor. Ticaret yollarının açık ve güvenli tutulması, ihracatımızın sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıyor’’ dedi.</p>
<p><strong>"Konkordatolar endişe yaratıyor"</strong></p>
<p>Antalya Toptancı Halinde bazı firmaların konkordato ilan etmesinin sektörde doğal olarak endişe yarattığını ifade eden Çandır, ‘’Bir sektörde bazı firmaların konkordato ilan etmesi, o sektörün tamamının riskli olduğu anlamına gelmez. Konkordato uygulamasında kamu ve banka alacakları ile üretici ve ticari işletmelerin alacaklarının farklı değerlendirilmesi gerektiğini uzun süredir söylüyoruz’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>"Maliyetler, üreticinin ekim kararını olumsuz etkiliyor"</strong></p>
<p>Üreticinin ürününü teslim ettikten sonra alacağını zamanında tahsil edememesinin, yaşanan finansal sıkıntının zincirleme biçimde diğer işletmelere de yansımasına neden olabildiğine dikkat çeken Çandır, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Bu nedenle konkordato sisteminin, finansal sıkıntı yaşayan işletmeye nefes aldırırken üreticiyi ve ticari zinciri mağdur etmeyecek şekilde yeniden ele alınmasını bekliyoruz. Bankalarımızın da sektör bazlı genelleme yapmak yerine firmaların kendi mali yapılarını ve ödeme performanslarını dikkate almasını önemsiyoruz. Akaryakıt ve gübre başta olmak üzere artan maliyetler, üreticimizin gelecek sezon ekim kararını olumsuz etkiliyor. Üreticinin üretimden kopmaması için artan girdi maliyetlerine karşı doğrudan, hedefli ve öngörülebilir desteklerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Çünkü üreticiyi bugün desteklemezsek, yarın yalnızca üreticiyi değil; gıda arzını ve tüketiciyi de daha yüksek maliyetlerle karşı karşıya bırakırız.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atb-baskani-candir-tarim-sektoru-yeni-ovpde-tarimin-stratejik-sektor-olarak-ele-alinmasini-bekliyor-86232</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/2/1280x720/atb-baskani-candir-tarim-sektoru-yeni-ovpde-tarimin-stratejik-sektor-olarak-ele-alinmasini-bekliyor-1787739340.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, önümüzdeki günlerde açıklanacak olan Orta Vadeli Programda, tarımın stratejik sektör olarak ele alınmasını beklediklerini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/menemen-plastik-osb-kendi-icinde-220-donum-buyuyor-86230</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Menemen Plastik OSB kendi içinde 220 dönüm büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’de plastik sektörüne odaklanan tek ihtisas organize sanayi bölgesi olan Menemen Plastik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, mevcut sınırları içinde yeni bir büyüme hamlesi başlattı.</p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın güncellediği imar planı şartnamesine uygun hazırlanan yeni planla, herhangi bir yeni arazi satın alınmadan 220 bin metrekarelik alanın sanayi, ticaret, hizmet ve destek alanları ile ortak kullanım alanlarına dönüştürülmesi hedefleniyor. Yeni plan ile muhtelif sayıda “Hizmet ve Destek Alanı”, “Ticaret Alanı”, “Sanayi Parseli” ile “Eğitim Alanı” ve “Spor Alanı” gibi ortak kullanım alanları da oluşturulacak.</p>
<p>Yeni şartname ile sağlık koruma bantlarına Hizmet ve Destek Alanı, Ticaret Alanı ve İkinci Sınıf Gayrisıhhi Müessese yapabilme imkânı getirildiğini kaydeden Menemen Plastik İhtisas OSB Yönetim Kurulu Başkanı Salih Esen, “Yeni şartnameye uygun şekilde hazırladığımız yeni imar planımızda toplamda yaklaşık 220 bin m² bir alanı kısa, orta ve uzun vadede Bölgemize kazandıracağız. Haziran ayında tamamladığmız yeni planımızda 60 bin m² yeni sanayi parseli, 100 bin m²nin üzerinde hizmet ve destek alanı ile 60.000 m²nin üzerinde ticaret alanı kazanmış olacağız. Bakanlık onayı sonrasında tek bir metrekare arsa satın almadan, Bölge sınırlarını genişetmeden mevcut sahamız içerisinde altyapısı hazır, planlı, kümelenme anlayışı ile mevcut sanayicilerimize değer yaratacak alanlar kazandırmış olacağız” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/menemen-plastik-osb-kendi-icinde-220-donum-buyuyor-86230</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/9/1280x720/salih-esen-sanayicinin-parasina-ve-osbnin-varliklarina-dokunulmamali-1784106822.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Menemen Plastik İhtisas OSB, mevcut sınırları içinde gerçekleştirdiği imar planı revizyonuyla 220 dönümlük yeni yatırım alanı kazanmayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fkbye-bagli-sektorlerin-aktif-buyuklugu-yuzde-68-artti-86236</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> FKB’ye bağlı sektörlerin aktif büyüklüğü yüzde 68 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Finansal Kurumlar Birliği (FKB) finansal kiralama, faktoring, finansman, varlık yönetimi ve tasarruf finansman sektörlerinin nisan-haziran dönemine ait konsolide verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, birlik bünyesindeki sektörlerin toplam aktif büyüklüğü yıllık bazda yüzde 68 artışla 2 trilyon 183 milyar liraya ulaştı. Aynı dönemde toplam alacak büyüklüğü yüzde 71 artarak 1 trilyon 582 milyar liraya, özkaynak büyüklüğü ise yüzde 76 artışla 449 milyar liraya çıktı.</p>
<p>Sektörlerin yılın ilk altı ayındaki toplam işlem hacmi, geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 62 artarak 2 trilyon 433 milyar lira oldu.</p>
<p>FKB'ye bağlı sektörlerin toplam müşteri sayısı da yüzde 16'ya yakın artışla 7 milyon 329 bine yükseldi. Haziran sonu itibarıyla sektörlerde 23 bin kişi istihdam edilirken toplam şube sayısı 1458 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Tasarruf finansman sektörünün, yılın ikinci çeyreğinde de büyümesini güçlü şekilde sürdürdüğü vurgulandı. Sektörün ilk altı aylık işlem hacmi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 107 artarak 832 milyar liraya yükseldi. Aktif büyüklük ise yüzde 188 artışla 501 milyar liraya ulaştı.</p>
<p>Sektörün alacak büyüklüğü 257 milyar lira, öz kaynak büyüklüğü ise 149 milyar lira seviyesinde gerçekleşti. Tasarruf finansman sektörünün müşteri sayısı geçen yılın aynı dönemine göre iki katın üzerinde artarak 1 milyon 549 bine ulaştı. Sektörde şube sayısı 891'e, çalışan sayısı 12 bin 801'e yükseldi.</p>
<p>Verilere göre, faktoring sektörü de 2026'nın ilk altı ayında büyümesini sürdürdü. Sektörün işlem hacmi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 43 artarak 1 trilyon 131 milyar liraya çıktı. Aktif büyüklük yüzde 51 artışla 596 milyar liraya, alacak büyüklüğü ise yaklaşık yüzde 51 artışla 542 milyar liraya ulaştı.</p>
<p>Faktoring sektörünün müşteri sayısı da yıllık bazda yüzde 17'ye yakın artarak 108 bini aştı. Sektör, 49 şirket, 449 şube ve 4 bin 941 çalışanla faaliyetlerini sürdürdü.</p>
<p><strong>Finansal kiralamada işlem hacmi yüzde 78 arttı</strong></p>
<p>Finansal kiralama sektörünün 2026'nın ilk altı ayındaki işlem hacmi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 78 artarak 216 milyar liraya yükseldi. Sektörün aktif büyüklüğü yüzde 51 artışla 648 milyar liraya, alacak büyüklüğü ise yüzde 56 artışla 461 milyar liraya ulaştı.</p>
<p>Öz kaynak büyüklüğü yaklaşık 114 milyar lira seviyesinde gerçekleşti.Haziran sonu itibarıyla sektörde 55 bin 571 müşteri ve 1473 çalışan bulunuyor.</p>
<p>Finansman sektörünün ilk altı aydaki işlem hacmi ise yıllık bazda yüzde 33 artarak 254 milyar liraya çıktı. Sektörün aktif büyüklüğü yüzde 46 artışla 371 milyar liraya, alacak büyüklüğü yüzde 48 artışla 323 milyar liraya ulaştı.</p>
<p>Finansman sektörü, haziran sonu itibarıyla 26 şirket ve 1.225 çalışanla yaklaşık 1 milyon 287 bin müşteriye hizmet sundu.</p>
<p>Varlık yönetimi sektörünün aktif büyüklüğü de haziran sonu itibarıyla geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 58 artarak 66 milyar liraya yükseldi. Sektörün özkaynak büyüklüğü 22 milyar lirayı aşarken müşteri sayısı yüzde 5,5 artışla 4 milyon 329 bine ulaştı. Sektörde 28 şirket ve 2 bin 564 çalışan faaliyet gösterdi.</p>
<p><strong>"Banka dışı finansın gelişimini rakamsal büyüme üzerinden değerlendirmek eksik kalır"</strong></p>
<p>FKB Başkanı Ali Emre Ballı, banka dışı finansın gelişimini yalnızca rakamsal büyüme üzerinden değerlendirmenin eksik kalacağını belirterek, asıl önemli konunun bu büyümenin ekonominin hangi ihtiyaçlarına karşılık verdiği olduğunu ifade etti.</p>
<p>Ballı, FKB'ye bağlı sektörlerin ticaretin devamlılığından yatırımın finansmanına, finansal kapsayıcılıktan risk yönetimine kadar ekonominin farklı alanlarında doğrudan rol üstlendiğini belirterek, "İlk yarı verileri sektörlerimizin yalnızca ölçek olarak değil, işlev olarak da güçlendiğini gösteriyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Büyümeyi daha güçlü bir finansal altyapıyla desteklemenin öncelikleri arasında yer aldığını aktaran Ballı, "Kaynak çeşitliliğinin artması, dijitalleşmenin hızlanması, risk yönetiminin güçlenmesi ve sektörlerimizin reel ekonomiyle kurduğu bağın derinleşmesi bu sürecin temel başlıklarını oluşturacak. Banka dışı finansın finansal sistem içindeki payının artmasını, Türkiye ekonomisinin finansman kapasitesinin ve dayanıklılığının artması olarak görüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fkbye-bagli-sektorlerin-aktif-buyuklugu-yuzde-68-artti-86236</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/5/1280x720/ali-emre-balli-turkiyenin-uretim-gucune-katki-saglamak-icin-calismaya-devam-edecegiz-1746701721.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Finansal Kurumlar Birliği çatısı altında faaliyet gösteren beş sektörün toplam aktif büyüklüğünün 2. çeyrekte yıllık bazda yüzde 68 artışla 2,2 trilyon liraya yükseldiği bildirildi. Başkan Ali Emre Ballı &quot;İlk yarı verileri sektörlerimizin yalnızca ölçek olarak değil, işlev olarak da güçlendiğini gösteriyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-sirketin-faaliyet-izni-iptal-edildi-86226</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 şirketin faaliyet izni iptal edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) iki elektronik para ve ödeme hizmetleri şirketinin faaliyet izinlerinin iptal edilmesine ilişkin tebliği Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre banka, ilgili kanun uyarınca Payco Elektronik Para ve Ödeme Hizmetleri AŞ ile Junomoney Elektronik Para ve Ödeme Hizmetleri AŞ'nin faaliyet izinlerinin iptal edilmesine karar verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-sirketin-faaliyet-izni-iptal-edildi-86226</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası, Payco ile Junomoney AŞ&#039;nin faaliyet izinlerini iptal etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osb-yonetim-kurulu-baskani-tolga-eskioglu-atiksu-aritma-kapasitesini-15-bin-metrekupe-cikariyoruz-86252</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tolga Eskioğlu: Atıksu arıtma kapasitesini 15 bin metreküpe çıkarıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/KÜTAHYA</strong></p>
<p><span class="">Kütahya Organize Sanayi Bölgesi, sürdürülebilir sanayi ve güçlü çevre altyapısı hedefleri doğrultusunda hayata geçireceği Atıksu Arıtma Tesisi Kapasite Artırım Projesi'nde önemli bir aşamayı daha geride bıraktı. </span></p>
<p><span class="">Projenin uygulama süreci imzalanan sözleşmeyle resmen başladı. </span></p>
<p><span class="">Kütahya OSB 2. ve 3. Etap Atıksu Arıtma Tesisi Yapım İşi'ne ilişkin sözleşme, Kütahya Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanlığı ile Çevre Yapı Arıtma Sistemleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi arasında düzenlenen törenle imzalandı. Sözleşmeyi; Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu, Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Karabulut ve yüklenici firma yetkilisi birlikte imza altına aldı.</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">Projenin tamamlanmasıyla birlikte Kütahya OSB Atıksu Arıtma Tesisi'nin günlük arıtma kapasitesinin 15 bin metreküpe çıkarılacağını belirten Tolga Eskioğlu, mevcut tesisin işletmesini aksatmadan yürütülecek çalışmalarla altyapının modern ekipmanlarla güçlendirileceğini, proses kontrolü, otomasyon sistemleri ve işletme verimliliğinin geliştirileceğini söyledi. Sürekli izleme ve kontrol sistemleri sayesinde çevresel risklerin en aza indirileceğini, enerji verimliliğinin artırılacağını ve arıtma süreçlerinin daha etkin şekilde yönetileceğini dile getiren Eskioğlu, bu yatırımın yalnızca bugünün değil, geleceğin Kütahya OSB'sini inşa etme hedefinin bir parçası olduğunu vurguladı.</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">Sözleşmenin imzalanmasının ardından değerlendirmelerde bulunan Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu, şunları kaydetti:</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">"Üretim kapasitesi ve yatırım alanları her geçen gün büyüyen Kütahya Organize Sanayi Bölgemizin çevre altyapısını da aynı kararlılıkla güçlendiriyoruz. Atıksu Arıtma Tesisimizin kapasitesini 15 bin metreküp/güne çıkaracak bu proje, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap veren bir yatırım değildir. Aynı zamanda yeni genişleme alanlarımızı, artacak üretim hacmimizi ve gelecekte bölgemize kazandıracağımız yatırımları güvence altına alan stratejik bir altyapı hamlesidir. Çevreyi koruyan, kaynakları verimli kullanan ve sürdürülebilir üretimi esas alan bir sanayi bölgesi oluşturma hedefimiz doğrultusunda çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Projenin Kütahya'mıza, sanayicilerimize ve bölgemize hayırlı olmasını diliyorum."</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">Büyüyen Kütahya OSB için stratejik bir adım olarak nitelendirilen projenin, bölgede faaliyet gösteren firmaların artan üretim hacimleri, yeni yatırım talepleri ve planlanan genişleme alanları dikkate alınarak hazırlandığını ifade eden Eskioğlu, bu yatırımın Dünya Bankası desteğiyle hayata geçirilmesinin hedeflendiğini aktardı. Özellikle 3. genişleme alanıyla birlikte Kütahya OSB'nin yeni yatırımlara güvenli, çevreci ve mevzuata tam uyumlu bir altyapıyla hazırlanmasına önemli katkı sağlayacağını belirten Eskioğlu, projenin çevre kirliliğinin önlenmesi, alıcı ortamların korunması ve doğal kaynakların verimli kullanılması açısından da kritik bir rol oynayacağını söyledi.</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">Atıksu Arıtma Tesisi kapasite artırım yatırımının, Kütahya OSB'nin Yeşil OSB vizyonunun en önemli altyapı adımlarından biri olacağını vurgulayan Tolga Eskioğlu, çevreyi koruyan, geleceği planlayan ve sürdürülebilir üretimi esas alan yatırımlarını kararlılıkla sürdürmeye devam edeceklerini sözlerine ekledi.</span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osb-yonetim-kurulu-baskani-tolga-eskioglu-atiksu-aritma-kapasitesini-15-bin-metrekupe-cikariyoruz-86252</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/2/1280x720/kutahya-osb-yonetim-kurulu-baskani-tolga-eskioglu-atiksu-aritma-kapasitesini-15-bin-metrekupe-cikariyoruz-1787752474.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Atıksu Arıtma Tesisi Kapasite Artırım Projesi hakkında açıklama yapan Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu, projenin tamamlanmasıyla birlikte tesisin günlük arıtma kapasitesinin 15 bin metreküpe çıkarılacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/pinar-kuris-onleyici-sigortacilik-gelecegin-sigortasi-olacak-86210</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pınar Kuriş: Önleyici sigortacılık geleceğin sigortası olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞENAY ZEREN</strong></p>
<p>QNB Sigorta Genel Müdürü Pınar Kuriş, sigorta sektörünün geleceği ve QNB Sigorta’nın büyüme dinamiklerine ilişkin EKONOMİ gazetesinin sorularını yanıtladı. Kuriş, 2026 yılının ilk yarısında müşteri sayılarının 8,5 milyona, hayat ve ferdi kaza branşlarında prim üretimi bazındaki pazar paylarının ise yüzde 8,67’ye yükseldiğini belirtti. Kuriş, pazar payını en fazla artıran üç şirketten biri olduklarını ifade etti.</p>
<p>Güçlü bankasürans modelinin, dijital kanallardaki erişim gücü ile yapay zekâ ve veri analitiği kullanılarak geliştirilen müşteri yolculuklarının gösterdikleri performansın dinamikleri arasında yer aldığını kaydeden, Pınar Kuriş, “Türkiye’de Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’na yönelik artan talep büyümeyi destekliyor. Sağlık sigortasında üretimimizi üç yılda yaklaşık 6 kat artırdık. Önümüzdeki dönemde sağlık sigortaları, birikim sigortaları ve dijitalleşmeye öncelik vereceğiz. Müşterilerin farklı ihtiyaçlarına yönelik çözümler geliştirmeyi sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p>Sağlık alanındaki beklenmedik hastalıklardan küresel krizlere kadar uzanan belirsizliklerin, sektörün yalnızca risk gerçekleştikten sonra devreye giren bir yapı olmasının ötesine geçmesini zorunlu kıldığını belirten Kuriş, "Bu kapsamda önleyici sigortacılığı geleceğin sigortacılığının temel unsurlarından biri olarak görüyoruz" dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“PAZAR PAYINI EN FAZLA ARTIRAN ÜÇ ŞİRKETTEN BİRİ OLDUK” </span></h2>
<p><strong>■ QNB Sigorta, 2026'nın ilk yarısında sektör ortalamasının üzerinde bir performans sergiledi. Bu sonuçların arkasındaki temel dinamikler neler oldu?</strong></p>
<p>2026 yılının ilk yarısında elde ettiğimiz sonuçlar, müşteri odaklı büyüme stratejimizin ve güçlü iş modelimizin başarılı şekilde ilerlediğini gösteriyor. Sağlık, hayat ve ferdi kaza branşlarında toplam 10,66 milyar TL prim üretimine ulaşarak, yıllık bazda yüzde 53,6 büyüdük. Müşteri sayımız 8,5 milyona, hayat ve ferdi kaza branşlarında prim üretimi bazındaki pazar payımız yüzde 8,67'ye yükseldi, pazar payını en fazla artıran üç şirketten biri olduk.</p>
<p>Güçlü bankasürans modelimiz, dijital kanallardaki erişim gücümüz ve yapay zekâ ile veri analitiği geliştirdiğimiz müşteri yolculukları bu performansın dinamikleri arasında yer aldı. Türkiye’de Tamamlayıcı Sağlık Sigortası'na yönelik artan talep de büyümemizi destekledi. Sürdürülebilir büyümeyi, yalnızca finansal sonuçlarla değil, teknoloji ve güçlü hizmet deneyimiyle müşterilerimizin hayatını kolaylaştırmak ve onlarla uzun vadeli güven ilişkisi kurmak olarak görüyoruz.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“SAĞLIK SİGORTASINDA ÜRETİMİMİZİ 3 YILDA YAKLAŞIK 6 KAT ARTIRDIK” </span></h2>
<p><strong>■ QNB Sigorta ağırlıklı olarak hayat ve sağlık branşlarında faaliyet gösteriyor. Son üç yılda bu alanlardaki büyümeyi ve müşteri talebini nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki dönemde hangi ürün ve iş alanlarını stratejik öncelik olarak görüyorsunuz? </strong></p>
<p>Sağlık güvencesine ve uzun vadeli finansal planlamaya verilen önem son yıllarda artış gösteriyor. Sağlık farkındalığı, Tamamlayıcı Sağlık Sigortası'na güçlü talep ve erişilebilir çözümlere duyulan ihtiyaç, bu alanı büyütüyor. QNB Sigorta’nın sağlık branşındaki üretimi, 2023 yılının ilk 6 ayına kıyasla 2026 yılının ilk 6 ayında yaklaşık 6 katına çıkarak 117,6 milyon TL’den 707,1 milyon TL’ye yükseldi. Önümüzdeki dönemde de sağlık sigortaları, birikim sigortaları ve dijitalleşmeye öncelik verecek; müşterilerimizin farklı ihtiyaçlarına uygun, erişilebilir ve kişiselleştirilmiş çözümler geliştireceğiz.</p>
<p><strong>■ QNB Türkiye ve Enpara ekosistemiyle oluşturduğunuz banka sigorta modeli size nasıl bir rekabet avantajı sağlıyor? Bu yapının müşteri kazanımı ve erişim gücüne katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>QNB Türkiye ve Enpara ile oluşturduğumuz güçlü bankasürans yapısı, önemli bir rekabet avantajı sağlıyor. QNB Türkiye'nin güçlü müşteri tabanı ile Enpara'nın dijital deneyimini bir araya getiren bu yapıyla; fiziksel ve dijital temas noktalarında kesintisiz deneyim sunuyoruz. Veri analitiği sayesinde ihtiyaçları daha doğru analiz ediyor, uygun ürünleri doğru zamanda müşterilerimizle buluşturuyoruz. Bu yapıyı dijitalleşme yatırımlarımızla geliştirerek erişilebilir, kolay ve kişiselleştirilmiş bir sigortacılık deneyimi sunmayı hedefliyoruz.</p>
<p>Son dönemde sıkça gündeme gelen "önleyici sigortacılık" yaklaşımı sektörde nasıl bir dönüşüm yaratıyor? Bu modelin hem sigorta şirketleri hem de ülke ekonomisi açısından sağlayacağı katkıları nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>
<p>Sağlık alanındaki beklenmedik hastalıklardan küresel krizlere kadar uzanan belirsizlikler, sektörün yalnızca risk gerçekleştikten sonra devreye giren bir yapı olmasının ötesine geçmesini zorunlu kılıyor. Bu kapsamda önleyici sigortacılığı geleceğin sigortacılığının temel unsurlarından biri olarak görüyoruz.</p>
<p>Yapay zekâ, veri analitiği, giyilebilir teknolojiler ve dijital sağlık çözümleriyle sağlık riskleri daha erken tespit edilebiliyor, bireylere proaktif çözümler sunulabiliyor. Sigorta şirketleri de finansal güvence sağlayan kurumların ötesinde, daha sağlıklı bir yaşama katkı sunan çözüm ortakları haline geliyor. Dolayısıyla önleyici sigortacılık kavramının sağlık sisteminin yükünü azaltarak ve kaynakların verimli kullanımını destekleyerek ekonomiye katkı sağlayacağına inanıyoruz.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">GELECEĞİN SİGORTACILIĞINDA REKABET ÜÇ ALANDA YOĞUNLAŞACAK” </span></h2>
<p><strong>■ Sigorta sektörünün önümüzdeki beş yılda en büyük dönüşümü hangi alanlarda yaşamasını bekliyorsunuz? Yapay zekâ, dijitalleşme, müşteri beklentileri ve yeni ürünler açısından nasıl bir tablo öngörüyorsunuz?</strong></p>
<p>Önümüzdeki beş yılda rekabetin müşteri deneyimi, yapay zekâ ve önleyici sigortacılık alanlarında yoğunlaşmasını bekliyoruz. Müşteriler artık yalnızca poliçe değil, ihtiyaçlarını anlayan ve hayatlarının farklı anlarında yanlarında olan bir deneyim istiyor.</p>
<p>Bu dönüşümde yapay zekâ ve veri analitiği, ihtiyaç analizinden risk değerlendirmesine kadar süreçleri daha etkin hale getirecek. Kişiselleştirilmiş ürünler, dijital satış kanalları ve bankacılık uygulamalarıyla entegre çözümler de müşteriye doğru zamanda ulaşmayı ve sigortaya erişimi kolaylaştıracak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/pinar-kuris-onleyici-sigortacilik-gelecegin-sigortasi-olacak-86210</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/0/1280x720/pinar-kuris-1787723007.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ QNB Sigorta Genel Müdürü Pınar Kuriş, pazar payını en fazla artıran üç şirketten biri olduklarını belirterek, sağlık sigortasında üretimlerini üç yılda yaklaşık 6 kat artırdıklarını söyledi. Kuriş, “Önleyici sigortacılığı geleceğin sigortacılığının temel unsurlarından biri olarak görüyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gemi-insada-yeni-siparislerin-onu-tikandi-86208</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gemi inşada yeni siparişlerin önü tıkandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Türkiye gemi inşa alanında globalde 12’nci sırada yer alıyor. Kilogram başı ihracatta ise Ticaret Bakanlığı verilerine göre tablo biraz daha farklılaşıyor. Bu kapsamda; sektörün ortalama kilogram başı ihracatı 25 dolar civarında. Sektör genel ihracat tutarı ve hacmi baz alındığında dünyada 10. sırada yer alırken, mega yat üretiminde İtalya'nın ardından dünya ikinciliğine, balıkçı gemisi üretim ve ihracatında ise dünya birinciliğine sahip. Veriler ışığında sektörün bu konuma gelmesindeki en önemli olay ise 2008 krizi… Türk tersanecilik sektörü bu dönemde önemli bir kırılma yaşadı ve daha nitelikli projelere yönelerek başta Kuzey Avrupa olmak üzere hatırı sayılır pazarlarda önemli bir noktaya geldi. Çok değil, 4 yıl öncesine kadar buradaki siparişlerin %35’i ülkemizdeki tersanelere geliyordu. Bugüne geldiğimizde ise 20 yıllık emeğin kaybedilme riski olduğunu ifade ediyor Gemi, Yat ve Hizmetleri İhracatçıları Birliği (GYHİB) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Talha Pepe. Sektörde bazı tersanelerin 1 yıldır yeni kontrat imzalayamadığına dikkat çeken Pepe, “Biz kurun sadece enflasyondaki oran kadar artmasını bekliyoruz” diyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8e79f781c30-1787722231.png" alt="" width="477" height="431" /></p>
<h2>Bu yıl rekor bekleniyor, 2027 ve 2028 iç açıcı değil </h2>
<p>Gemi inşada yapılan işlerin yıllara sari olduğuna vurgu yapan Pepe, “Şu anda tersanelerde devam eden işlerin birçoğu 1 veya 2 yıl önce alınmış işler. Bu işlerin kontrat kapatma süreleri bu yıl bitiyor ve ihracat tarafında bu yıl sektör olarak rekor bekliyoruz. Ancak 2027 ve 2028 yılları şu anda pek iç açıcı değil. Bu hususta özellikle kurun sabit kalması, yeni siparişler ve rekabet konusunda sektörümüzü olumsuz yönde etkiliyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>Eski fiyatlarla müşteri karşısına çıkmak bir intihar </h2>
<p>Türkiye’deki tersanelerin rekabet gücünün zayıfladığını kaydeden Pepe, “Eski fiyatlarla müşterimizin karşısına çıkmak bir intihar. Dolayısıyla rekabetçiliğimizi yeni alacağımız işlerde kaybettik. Geçmişten aldığımız kontratlarda ise bugün itibarı ile zarar ediyoruz. Sektör olarak tam bir cenderedeyiz. Bu durum da tersanelerimizi boğuyor” ifadelerini kullandı. Kuzey Avrupa’daki en büyük rakiplerinin İspanya olduğuna vurgu yapan Pepe, “Şu anda İspanya bizden %20 daha ucuz. 3-4 yıl öncesine kadar kafa kafaya iken bugünün maliyetleriyle %20 daha pahalı kaldık. 6 yıl öncesinde ise İspanya’ya nazaran %15 daha ucuzduk” açıklamalarında bulundu.</p>
<h2>Özel üretim ve kalitede Avrupalılar bizden memnun</h2>
<p>Gemi inşada Güney Kore, Çin ve Japonya gibi ülkelerin ölçeklerinin büyük olduğunu ve bu üç ülkenin büyük hacimli projeleri domino ettiğini kaydeden Pepe, “ABD pazarına ise bu ülkedeki regülasyonlardan dolayı giremiyorsunuz. Geriye niş üretimlerle öne çıkabileceğiniz Kanada ve Kuzey Avrupa pazarları sizler için daha cazip hale geliyor” dedi. Avrupalı armatörlerin Türk tersanelerini sevdiğine dikkat çeken Pepe, “Buradaki pazarı müşterilerimize rekabetçi fiyat vererek kaybetmeyebiliriz. Özel üretim ve kalite konusunda Avrupalılar bizlerden memnun” şeklinde konuştu.</p>
<p>Devam eden siparişlerde Türkiye’deki tersanelerin artan maliyetleri Avrupalı firmalara yansıtmadığına işaret eden Pepe, “Zarar ettiğimiz projelerde devamlılığı öncelikleyerek şirketlerimiz çalışmalarına devam ediyor. Önemli olan tersanelerimize yeni projelerin gelmesi” dedi. Öte yandan yılsonu ihracat yönelik öngörülerde de bulunan Mustafa Talha Pepe, “Sene sonunda 2,5 milyar dolarlık bir ihracat bekliyoruz. Bu rakamın %90’dan fazlası geçmişten gelen işlerin bu yıla yansımasıyla ilgili” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Kapanan tersane yok ama birleşmeler gündemde</span></h2>
<p>Gemi inşa sanayisinde yaşanan sipariş tıkanıklığına rağmen şu anda kapanan herhangi bir tersanenin olmadığına vurgu yapan GYHİB Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Talha Pepe, “Ancak sektörde birleşme ve satın almalar gündemde. Bazı tersanelerde sorunlar var ancak bu durum kapanma boyutunda değil. Sektör bir şekilde kendi dinamikleriyle yoluna devam ediyor. Bu süreci kayıp vermeden atlatmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın yenilenebilir enerji alanında deniz üstü RES platformlarının kurulmasına yönelik yaklaşımın değerli olduğunu kaydeden Pepe, “Bu projelerin hayata geçmesi zaman alabilir. Türk tersaneleri bu tip projelere katkı sunmaya hazır köprülerden büyük yapılara kadar birçok alanda tersanelerimizin imzası var” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gemi-insada-yeni-siparislerin-onu-tikandi-86208</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/gemi-insasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurun sabit kalması ve ham madde maliyetlerindeki artış gemi inşa sanayisinde özellikle Kuzey Avrupa bölgesindeki yeni siparişleri olumsuz yönde etkilemeye başladı. Gemi, Yat ve Hizmetleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Talha Pepe, bu bölgede 20 yıllık emeğin kaybedilme riski olduğunun altını çizdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogru-strateji-olmayan-yerde-etki-tesaduftur-86213</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Doğru strateji olmayan yerde etki, tesadüftür&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Katalist'in kurucularından Jülide Erdoğan, "Strateji, mümkün olan her şeyi yapmaya çalışmak değil, nerede duracağınızı ve neyi büyüteceğinizi seçmektir. Finansmanı, iletişimi, saha bilgisini ve yönetişimi aynı kararın parçaları olarak görüp etki stratejisini de ona göre tasarlamak gerekir. Doğru strateji olmayan yerde etki, tesadüftür" diyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de şirketlerin toplumsal faydaya ayırdığı kaynak büyüyor, projeler çeşitleniyor. Ancak iyi fikir, güçlü ekip ve büyük bütçe her zaman gerçek etki yaratmaya yetmiyor. Sorun çoğu zaman kaynak eksikliğinden çok, kaynakları aynı hedefe yöneltecek strateji eksikliği oluyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8e7e9aebc2e-1787723418.png" alt="" width="335" height="428" /></p>
<p>Katalist’in kurucularından Jülide Erdoğan, yirmi yılı aşan sivil toplum deneyiminde bu tabloyla farklı kurumlarda tekrar tekrar karşılaşmış. Bugün ise önemli bir değişim gözlemliyor: Sosyal etki, iletişim departmanlarının yönettiği projeler dünyasından çıkıp CEO ve yönetim kurulunun gündemine giriyor. Erdoğan bu dönüşümün merkezine “karar mimarisi”ni koyuyor; finansmanı, saha bilgisini, iletişimi, yönetişimi ve ölçümü aynı stratejinin parçaları olarak görüyor. Yaklaşımını ise tek bir cümleyle özetliyor: “Doğru strateji olmayan yerde etki, tesadüftür.”</p>
<p>“Tarafları aynı masaya oturtmak yetmez; aynı cümleden aynı şeyi anlamalarını da sağlamak gerekir. Biz finansın, şirketlerin ve sosyal girişimlerin birbirinden farklı dillerini tercüme ediyor; ortak hedefi, sorumlulukları ve ölçüm çerçevesini birlikte tasarlıyoruz. Çünkü güven kurulmadan sermaye sabırlı olmuyor, ortak dil kurulmadan da iyi fikir yatırım ölçeğine taşınamıyor. Hedefimiz etki yatırımını bir niş olmaktan çıkarıp Türkiye'nin ana akım sermaye hikâyesinin parçası hâline getirmek” diyen Jülide Erdoğan ile sosyal etkinin iyi niyetten stratejiye, şirketlerin vitrininden karar masasına ve bağıştan gerçek bir yatırım alanına uzanan dönüşümünü konuştuk.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Katalist’in rolü, ekosistem kuruculuğu</span></strong></p>
<p>“Katalist, tek bir andan ya da ihtiyaçtan yola çıkarak doğmadı. Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’ndan Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na, Toplum Gönüllüleri Vakfı’ndan Yenibirlider’e uzanan saha, proje geliştirme ve yöneticilik deneyimim bana şunu gösterdi: Tüm tarafların iyi niyeti çoktu, fakat bunu ortak ve sürdürülebilir bir etkiye dönüştürecek yapıda eksiklikler vardı. Şirketler fayda yaratmak istiyor ama nereden başlayacağını bilmiyor; nitelikli projeler finansmana ve doğru ortağa ulaşamıyor; kamu, özel sektör ve sivil toplum çoğu zaman birbirinden kopuk ilerliyordu. En kritik boşluk ise sürdürülebilirlik ve etki yatırımlarının hâlâ stratejinin dışında tutulmasıydı. Emre Gür’le Katalist’i kurarken farklı dünyalar arasında sadece bağlantı kuran değil, onların birlikte iş üretmesini sağlayan bir yapı olmayı hedefledik. Bugün Katalist’i ismiyle müsemma bir katalizör olarak tanımlıyoruz.</p>
<p>Bir katalizör reaksiyonun kahramanı değildir; ama doğru bileşenleri buluşturur ve dönüşümü hızlandırır. Biz de özel sektör, kamu ve sivil toplumu aynı masaya getirerek somut strateji, uygulanabilir iş birliği ve ölçülebilir etki yaratılmasını sağlıyoruz. Katalist’in bugünkü rolü bir danışmanlıktan çok, bir ekosistem kuruculuğu.”</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Gelenekle gelecek arasında kurulan bağ dönüşümün en kıymetli taraflarından biri</span></strong></p>
<p>“Bir kurumla ilk masaya oturduğumuzda genelde şunu görüyoruz: Birbirinden değerli ama dağınık olduğu için gerçek potansiyeline erişememiş destekler ve yatırımlar var. Biz bunları kurumun DNA'sı, marka stratejisi ve yaratmak istediği etkiyle aynı çerçevede buluşturarak, sosyal etki alanında bir ana çatı strateji oluşturuyoruz. İşimizin biraz daha zor olan tarafı, yıllardır aynı biçimde sürdürülen ve adeta gelenekselleşmiş bir destek alanını bugünün ve geleceğin ihtiyaçlarıyla yeniden düşünmek. Bunu da en çok köklü aile/holding vakıflarında ve holdinglerde görüyoruz. Eğitim bursları ise en sık karşılaştığımız örneklerinden. Burs çok kıymetli fakat tek başına, değişen ihtiyaçlara her zaman cevap vermeyebilir. Dolayısıyla, sosyal yatırımı burs ve bağışın ötesine taşıyıp köklü vakıfların stratejilerini de bugünün ve geleceğin ihtiyaçlarına uygun yapılara dönüştürüyoruz. Gelenekle gelecek arasında kurulan bu bağ, bizim için dönüşümün en kıymetli taraflarından biri oldu.”</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">İyi niyeti etkiye dönüştüren karar mimarisi</span></strong></p>
<p>“Yıllar boyunca sahada defalarca şahit olduğum sahne şuydu; büyük bir bütçe, harika bir fikir ve çok çalışkan bir ekip var fakat tüm bunları aynı yöne çevirecek bir karar mimarisi olmadığı için projeler gerçek potansiyeline ulaşamıyor. Asıl zorluk, parayı doğru yere yönlendirmek ya da sonradan etkiyi ölçmek değil; ikisine de yön veren stratejiyi en başta kurmaktır. Bir yatırımın gerçekten toplumsal değer yarattığını anlamak için hangi soruna müdahale ettiğimizi, kimin hayatında neyin değişmesini istediğimizi ve bu değişimde bizim özgün rolümüzün ne olduğunu bilmemiz gerekiyor. Yalnızca ‘kaç kişiye ulaştık’ diye değil, neyin hangi ölçüde değiştiğine ve bu değişimin kalıcı olup olmadığına bakıyoruz. İyi niyet harika bir başlangıç noktasıdır ama yön vermez. Strateji, mümkün olan her şeyi yapmaya çalışmak değil, nerede duracağınızı ve neyi büyüteceğinizi seçmektir. Finansmanı, iletişimi, saha bilgisini ve yönetişimi aynı kararın parçaları olarak görüp etki stratejisini de ona göre tasarlamak gerekir. Kısacası, doğru strateji olmayan yerde etki, tesadüftür.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 18pt;">Mesele, iyi niyeti, iyi tasarlanmış ve ölçülebilir yatırım araçlarıyla sermayeye dönüştürmek</span></strong></span></p>
<p>"GIIN'in (Global Impact Investing Network) 2024 raporuna göre 3.907 kuruluş, dünya genelinde bin 571 trilyon dolarlık etki yatırımı varlığını yönetiyor; pazar 2019'dan bu yana yüzde 21 bileşik yıllık büyüme kaydetti. Türkiye bu ölçeğin henüz sınırlı bir parçası. Fakat mesele yalnızca daha fazla para çekmek değil; iyi niyeti, iyi tasarlanmış ve ölçülebilir yatırım araçlarıyla sermayeye dönüştürmek. Etki yatırımının büyük bir sermaye alanına dönüşmesi için üç tarafın aynı anda ve birbirini besleyerek hareket etmesi gerekiyor. Finans dünyası, etkiyi getiriyle çelişen bir alan ya da yalnızca iyi niyet göstergesi olarak değil, uzun vadeli değer ve risk yönetiminin parçası olarak görmeli; sabırlı sermaye, harmanlanmış finansman ve etki odaklı fon yapıları geliştirmeli. Şirketler, sosyal girişimlerle ilişkisini bağıştan çıkarıp satın alma, inovasyon ve uzun vadeli iş ortaklığı düzeyine taşımalı. Sosyal girişimler de yalnızca etkisini anlatmakla kalmayıp yönetişimini, gelir modelini ve ölçüm sistemini yatırım yapılabilir bir yapıya dönüştürmeli. Bu üçlünün etrafında ise ortak ölçüm standartlarına, güvenilir veriye, bağımsız doğrulamaya, uygun teşviklere ve güçlü aracı kurumlara ihtiyaç var."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogru-strateji-olmayan-yerde-etki-tesaduftur-86213</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Doğru strateji olmayan yerde etki, tesadüftür&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-donusum-destegi-ek-gelir-degil-firmalar-kur-riskini-de-yonetmeli-86205</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Döviz dönüşüm desteği ek gelir değil, firmalar kur riskini de yönetmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>İhracatçıya sağlanan döviz dönüşüm desteği ve destekteki değişim hazırlıklarını değerlendiren Vergi Uzmanı, ekonomist Deniz Eresen, bu desteğin sadece teknik bir uygulama değil, ihracatçının finansman ve nakit akışı açısından önemli bir araç olduğunu söyledi. Hâlen yüzde 3 olarak uygulanan döviz dönüşüm desteğinin kapsamının genişletileceği yönündeki açıklamaları hatırlatan Eresen, bunun ihracatçı için bir ek gelir olmadığının altını çizerken, söz konusu firmaların kur riskini de yönetmek zorunda olduklarını aktardı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8e75cde8d80-1787721165.jpg" alt="" width="700" height="485" /></p>
<h2>Nakit akışında önemli bir araç </h2>
<p>Türkiye’nin dövize ihtiyaç duyduğu bir dönemde, ekonomiye döviz kazandıran ihracatçının öneminin her zamankinden daha fazla olduğuna vurgu yapan Deniz Eresen, “Bu nedenle ihracat gelirlerinin yurda getirilmesini ve Türk lirasına dönüşünü teşvik eden döviz dönüşüm desteği, yalnızca teknik bir uygulama değil; ihracatçının finansman ve nakit akışı açısından da önemli bir araç” diye konuştu. Uygulamanın süresinin uzatılmasının önemine işaret eden Eresen, yanı sıra Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın kapsamın genişletileceğine yönelik planın hayata geçirilmesinin de sektör açısından önemli olduğunu belirtti. Bolat’ın açıklamaları doğrultusunda ihracatçıda da bir beklenti oluştuğuna vurgu yapan Deniz Eresen, “Desteğin çok daha güçlü bir seviyeye taşınacağı beklentisi oluşmuş durumda. Bunun özellikle kur ile maliyetler arasındaki makasın ihracatçı üzerindeki baskısının arttığı bir dönemde devreye alınacak olması önemli” diye konuştu.</p>
<h2>Rekabet gücünü korumaya yeter mi? </h2>
<p>İçerde maliyetle, dışarda rekabetle mücadele eden ihracatçının mevcut destekle nefes alabileceğini ancak bunun rekabet gücünü korumaya yeterli olup olmayacağının net olmadığını ifade eden Eresen, “Bugün ihracatçı yalnızca dış pazarda müşteri bulmak için mücadele etmiyor. Bir tarafta artan işçilik, enerji ve üretim maliyetleri, diğer tarafta yüksek finansman giderleri ile kur-maliyet dengesi var. İhracatçı küresel pazarda rakipleriyle fiyat rekabeti yaparken içeride yükselen maliyetleri yönetmek zorunda kalıyor” diye konuştu.</p>
<h2>Kur maliyetiyle birlikte hesaplanmalı </h2>
<p>Desteğin özellikle yüksek ihracat hacmine sahip şirketlerde ciddi finansal katkıya dönüşebileceğini ancak bunu ek gelir olarak görmenin doğru olmayacağını ifade eden Eresen, “Çünkü ihracatçı dövizini TL’ye çevirdiği anda bilançosundaki kur riskini de yönetmek zorunda. Hammadde ve ara malı ithal eden, döviz kredisi bulunan veya ilerleyen aylarda döviz cinsinden ödeme yapacak şirketler açısından bugün alınan yüzde 3 destek, yarın oluşabilecek kur maliyetiyle birlikte hesaplanmalıdır. Her ihracatçı kendi döviz pozisyonuna, nakit akışına ve gelecek dönem yükümlülüklerine bakarak karar vermeli” değerlendirmesinde bulundu. Eresen meselenin sadece teşvik oranları üzerinden tartışılamayacağını, asıl ihtiyacın öngörülebilir kur, erişilebilir finansman ve kontrol edilebilir üretim maliyeti olduğunu dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-donusum-destegi-ek-gelir-degil-firmalar-kur-riskini-de-yonetmeli-86205</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/konteyner-ithalat-ihracat.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatçıya sağlanan döviz dönüşüm desteği ve destekteki değişim hazırlıklarını değerlendiren Vergi Uzmanı Deniz Eresen, bu desteğin sadece teknik bir uygulama değil, ihracatçının finansman ve nakit akışı açısından önemli bir araç olduğunu söyledi. Hâlen yüzde 3 olarak uygulanan döviz dönüşüm desteğinin kapsamının genişletileceği yönündeki açıklamaları hatırlatan Eresen, bunun ihracatçı için bir ek gelir olmadığının altını çizdi, söz konusu firmaların kur riskini de yönetmek zorunda olduklarını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/enerjiden-savunmaya-calisma-hayatindan-nafakaya-bir-dizi-yasa-eylulde-masaya-yatirilacak-86204</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjiden savunmaya, çalışma hayatından nafakaya bir dizi yasa eylülde masaya yatırılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti, Meclis’e gelecek yasal düzenlemeleri eylül ayında masaya yatıracak. 2027 yılının ilk altı ayında ise Meclis’ten geçirmeyi hedefliyor. Güçlü ve üretken ekonomi, sağlam demokrasi, kuşatıcı sivil bir anayasa, güven veren hukuk sistemi, etkin kamu yönetimi, nitelikli insan kaynağı, güçlü aile, yüksek teknoloji, yeşil dönüşüm, yerli savunma sanayi, enerji güvenliği başlıkları AK Parti’nin 2027 yılında hayata geçireceği hedefleri arasında yer alıyor. Bunlar arasında hayata geçecek yasal düzenleme başlıkları eylül ayında masaya yatırılacak. AK Parti kurmayları Ekim-Kasım 2026 ve 2027’nin ilk altı ayında Meclis’e gelecek yasal düzenlemelerin başlıklarını oluşturmak için eylül ayının ortasında yoğun bir mesai yapacak. 13. Yargı Paketi’nden, ceza sisteminin değiştirilmesine, yerel yönetimler yasasından, çalışma hayatına kadar pek çok başlık masaya yatırılacak.</p>
<h2>Bekleyen yasalar, ele alınacak </h2>
<p>1 Ekim’de Meclis’in açılması ile birlikte, 28. Dönem 5 Yasama yılı başlamış olacak. AK Parti, Meclis’te bekleyen Kızılay Kanunu ile Meclis tatile girmeden sunulan ancak görüşmeleri yapılmayan Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu Teklifi’ni, süre uzatımı gerektiren asker tezkereleri ile uluslararası sözleşmeleri Ekim ve Kasım ayında Genel Kurul’da görüşmeyi planlıyor.</p>
<p>Kasım ayında Plan Bütçe Komisyonu’nda görüşmeleri başlayacak olan 2028 bütçe teklifinin Aralık ayında ise Genel Kurul’da görüşmeleri tamamlanacak. 13. Yargı Paketi’nin de Aralık ayında Genel Kurul’dan geçirilmesi hedefleniyor. 13 Yargı Paketi’nin 2026 yılının son kanun teklifi olması bekleniyor. Anayasa Mahkemesi'nin "süresiz nafaka" ibaresini iptal etmesinin ardından, 13. Yargı Paketi ile Meclis gündemine gelmesi bekleniyor. Yapılacak düzenleme ile süresiz nafaka tarih olacak ve nafaka ödemelerinde yeni bir dönem başlayacak. AK Parti 2027 yılı ile birlikte yeni yasal düzenlemeleri Meclis’e getirmeye başlayacak. 2027’nin ilk yasal düzenlemesi yargı sistemiyle ilgili olması bekleniyor. Ceza ve İnfaz sisteminde köklü değişiklikler planlayan iktidar, çalışmalara bu yıl başlayacak. Kapsamlı bir yasal düzenleme planlayan AK Parti hukukçu kurmayları başka ülkelerin ceza sistemlerini de araştıracak.</p>
<h2>Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi</h2>
<p>AK Parti’nin, Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi (GETAD) adıyla üzerinde çalıştığı yeni bir model de Meclis’e gelecek yasal düzenlemeler arasında. AK Parti’nin yine önemli projeleri arasında yer alan, 18-25 yaş arası işsiz gençlerin istihdamına yönelik olarak hazırlanan proje. “Genç İstihdam Hamlesi” kapsamında hazırlanan, “Ne eğitimde, ne istihdamda” (NEET) diye tanımlanan “ev gençlerinin” istihdama kazandırılması ve eğitimlerine devam etmelerini amaçlayan projede yasal düzenlemeler arasında yer alıyor. Öte yandan, AK Parti Eylül ayının ortalarında Meclis gündemine gelecek yeni yasal düzenlemeler ile ilgili kapsamlı bir çalışma yürütecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/enerjiden-savunmaya-calisma-hayatindan-nafakaya-bir-dizi-yasa-eylulde-masaya-yatirilacak-86204</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/tbmm-meclis-1786343285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti Ekim-Kasım 2026 ve 2027’nin ilk yarısında Meclis’e gelecek yasal düzenlemelerin başlıklarını oluşturmak için eylül ayının ortasında yoğun bir mesai yapacak. 13. Yargı Paketi’nden, ceza sisteminin değiştirilmesine, yerel yönetimler yasasından, çalışma hayatına kadar pek çok başlık masada olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-universitesi-5g-destekli-robotik-cerrahi-calismasini-tcg-anadoluya-tasindi-86257</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli Üniversitesi 5G destekli robotik cerrahi çalışmasını TCG ANADOLU’ya taşındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Üniversitesi ile Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı iş birliğinde, TCG ANADOLU’da 5G destekli mobil robotik cerrahi Ar-Ge çalışması gerçekleştirildi. Çalışmayla, deniz harekâtlarında sağlık hizmetlerinin teknolojiyle güçlendirilmesine yönelik yeni uygulamaların önünü açtı.</p>
<p>TEKNOFEST Mavi Vatan 2026 kapsamında gerçekleştirilen kavram doğrulama çalışmasında, TCG ANADOLU’daki cerrahi ekip yapay organ modeli üzerinde robotik cerrahi uygulaması gerçekleştirdi. Kocaeli Üniversitesi’ndeki uzman hekimler ise 5G altyapısı üzerinden süreci gerçek zamanlı takip ederek telementörlük ve konsültasyon desteği sundu.</p>
<p>Da Vinci robotik cerrahi sisteminden elde edilen yüksek kaliteli görüntü ve ses, 5G ve ağ dilimleme teknolojisiyle Kocaeli Üniversitesi’ne aktarıldı. Böylece TCG ANADOLU ile üniversite arasında güvenli ve yüksek hızlı bir iletişim altyapısı oluşturuldu. Çalışmanın, açık deniz harekâtlarının yanı sıra afet ve insani yardım operasyonlarında ileri sağlık hizmetlerine erişimin geliştirilmesine yönelik Ar-Ge çalışmalarına katkı sağlaması hedefleniyor.</p>
<p>Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımıyla gerçekleştirilen Kocaeli Üniversitesi BİLİMPARK açılışında yaptığı konuşmada, bir cerrah olarak Kocaeli Üniversitesi Hastanesi’nin robotik cerrahi altyapısı ve deneyimli cerrahi ekibiyle TCG ANADOLU’da robotik cerrahi uygulaması gerçekleştirme hedefini dile getirmişti. Bu hedef, gerçekleştirilen Ar-Ge çalışmasıyla uygulamaya dönüştürüldü.</p>
<h2>“Cerrahi robotumuz sağlık teknolojilerine yönelik stratejik bir vizyonun başlangıcına dönüştü”</h2>
<p>TCG ANADOLU’da gerçekleştirilen çalışma kapsamında konuşan Rektör Prof. Dr. Cantürk, “Dokuz ay önce BİLİMPARK’ın açılışında bir cerrah olarak Kocaeli Üniversitesi Hastanemizdeki cerrahi robotumuz ve başarılı ekibimizle TCG ANADOLU üzerinde robotik cerrahi gerçekleştirme hayalimi ifade etmiştim. Deniz Kuvvetlerimiz ve Donanmamız tarafından takdir gören bu öneri, bugün artık bir hayal olmaktan çıkarak geleceğin sağlık teknolojilerine yönelik stratejik bir vizyonun başlangıcına dönüştü” diye konuştu.</p>
<p>Deniz harekâtlarında karadan uzaklaştıkça sağlık hizmetlerine erişimin zorlaştığına dikkat çeken Cantürk, “En yakın limanın yüzlerce mil uzakta olduğu, hava koşullarının tahliyeye izin vermediği ve her uzmanlık alanından hekimin gemide bulunmasının mümkün olmadığı şartlarda sağlık problemi yalnızca tıbbi bir sorun olmaktan çıkar; harekâtın sürdürülebilirliğini etkileyen stratejik bir meseleye dönüşür. Tele-tıp ve uzaktan cerrahi tam da bu noktada bir kuvvet çarpanı niteliği kazanmaktadır.” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Hedefimiz yalnızca gemiye bir robot yerleştirmek değildir”</h2>
<p>Çalışmanın nihai amacının yalnızca bir robotik cerrahi sisteminin gemiye taşınması olmadığını belirten Cantürk, “Hedefimiz yalnızca gemiye bir robot yerleştirmek değildir. Telekonsültasyondan telementoringe, teleproctoringden uzaktan robotik cerrahiye uzanan bütünleşik bir sağlık ekosistemi kurmayı hedefliyoruz. Böyle bir sistem, uzmanlığı mekândan bağımsız hâle getirerek gerektiğinde karadaki en deneyimli hekimin bilgi ve becerisini açık denizde görev yapan personelimizin hizmetine sunabilecek” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-universitesi-5g-destekli-robotik-cerrahi-calismasini-tcg-anadoluya-tasindi-86257</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/7/1280x720/kocaeli-universitesi-5g-destekli-robotik-cerrahi-calismasini-tcg-anadoluya-tasindi-1787758438.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Üniversitesi ile Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı iş birliğinde TCG ANADOLU’da gerçekleştirilen 5G destekli mobil robotik cerrahi çalışmasıyla, açık deniz harekâtlarında uzman sağlık hizmetlerine uzaktan erişimin önünü açacak yeni bir model test edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surecte-alt-komisyonlar-6-bakanlik-bunyesinde-olusturulacak-86202</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süreçte alt komisyonlar 6 bakanlık bünyesinde oluşturulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Terörsüz Türkiye sürecinde, Resmi Gazete’de yayımlanan çerçeve kanun kapsamında Milli Dayanışma ve Bütünleşme Koordinasyon Kurulu dün ilk toplantısını gerçekleştirdi.</p>
<p>Kurul’da süreci tüm yönleriyle takip edilmesi, alınan kararların uygulanması amacıyla dört ayrı alt kurul oluşturuldu. Kurulların nasıl çalışacağı ve kimlerden oluşacağı ise önümüzdeki günlerde netleşecek. Edinilen bilgilere göre; komisyonlar konularına göre 6 ayrı bakanlık bünyesinde oluşturulacak.</p>
<p>■ Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu, örgüt üyelerinin yasadan yararlanmak amacıyla yapacakları başvuruların incelenmesini Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın yapması bekleniyor. </p>
<p>■ İzleme ve Tespit Alt Komisyonu’nun çalışmalarını, Milli Savunma Bakanlığı( MSB) , Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) gözetiminde yürütüleceği ifade ediliyor. Bu alt komisyon silahların bırakılması, kampların boşaltılması ile ilgili süreci yönetecek. </p>
<p>■ Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu ise yasa kapsamına giren örgüt üyelerinin dönüşlerini, entegrasyon ve topluma uyumlarını sağlamak amacıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Milli Eğitim bakanlıkları yürütecek. </p>
<p>■ Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nu oluşturacak üyelerin karma olması bekleniyor. Adalet, Dışişleri, İçişleri, Millî Savunma bakanlıkları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ya da temsilcileri ile terör örgütü üyesinden bir yöneticinin olması bekleniyor. DEM Partili yetkililere göre Abdullah Öcalan olacak ancak bu konuda resmi bir açıklama ise henüz yapılmadı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ABD’nin Suriye kararını Türkiye memnuniyetle karşıladı</strong></span></p>
<p>Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Suriye’yi ‘terörizme sponsor olan ülkeler' listesinden çıkarma kararını memnuniyetle karşıladı. Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin kararına ilişkin olarak yaptığı açıklamada, “Bu doğrultuda irade ortaya koyan ABD Yönetimi’nin ve sürece destek veren ABD Kongresi'nin yapıcı yaklaşımını takdir ediyor; Suriye Hükümeti ve halkını sergiledikleri kararlı tutumdan ötürü tebrik ediyoruz “dedi. Türkiye’nin bu adımı uzun süredir desteklediği belirtilen açıklamada, Suriye’nin ekonomik açıdan toparlanmasının ve yeniden inşasının önündeki en büyük engellerden birinin aşıldığı kaydedildi. Yapılan açıklamada, “ Bu kararın, Suriye’nin uluslararası toplumla bağlarının güçlendirilmesi ile ülkede güvenlik ve istikrarın kalıcı biçimde tesisine yönelik çabalara ivme kazandıracağına inanıyoruz. Bu dönemde uluslararası toplumunun da çabalarını ve müreffeh bir Suriye hedefi doğrultusunda birleştirmesi ve bu vizyonu tehlikeye atan saldırgan eylemlerin sonlandırılması için üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi çağrısında bulunuyoruz” değerlendirmesi yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surecte-alt-komisyonlar-6-bakanlik-bunyesinde-olusturulacak-86202</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/2/1280x720/takip-ve-degerlendirme-kurulu-1787720393.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Süreçte alt komisyonlar 6 bakanlık bünyesinde oluşturulacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiyenin-ab-hazir-giyim-pazarinda-payi-yuzde-88e-indi-86201</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye&#039;nin AB hazır giyim pazarında payı yüzde 8,8’e indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Avrupa’nın en büyük hazır giyim tedarikçilerinden Türkiye, ana ihracat pazarındaki daralmadan, yüksek maliyetlerin yol açtığı rekabetçilik kaybı nedeni ile pazarın genelinden daha fazla etkilendi. İHKİB Ar-Ge ve Projeler Şubesi tarafından Eurostat verileri kullanılarak hazırlanan “Avrupa Birliği Hazır Giyim ve Tekstil Pazarında Türkiye’nin Yeri” raporuna göre, AB-27’nin hazır giyim ve konfeksiyon ithalatı 2026’nın Ocak-Mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11,9 azalarak 38,7 milyar Euro’ya geriledi. Türkiye’den yapılan ithalat ise aynı dönemde yüzde 15,8 düşüşle 4,05 milyar Euro’dan 3,41 milyar Euro’ya indi. Türkiye bu rakamla Çin ve Bangladeş’in ardından AB’nin üçüncü büyük hazır giyim ve konfeksiyon tedarikçisi olmayı sürdürdü. İlk beş ayda Çin’den yapılan ithalat yüzde 10,1 azalarak 11,7 milyar Euro’ya, Bangladeş’ten yapılan ithalat ise yüzde 19 düşerek 7,4 milyar Euro’ya geriledi. Rapora göre AB’nin en büyük 10 hazır giyim tedarikçisinin tamamında geçen yılın aynı dönemine göre düşüş yaşandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8e71488d8e2-1787720008.png" alt="" width="481" height="295" /></p>
<h2>İki yılda 2,2 puan kayıp </h2>
<p>Türkiye açısından dikkat çeken gelişmelerden biri pazar payındaki gerileme oldu. Türkiye’nin AB hazır giyim ve konfeksiyon ithalatındaki payı 2024 Ocak-Mayıs döneminde yüzde 11 seviyesindeyken, 2025’in aynı döneminde yüzde 9,2’ye, 2026 Ocak-Mayıs döneminde ise yüzde 8,8’e düştü. Böylece Türkiye iki yılda 2,2 puanlık pazar payı kaybetti. Raporda, ilk 10 tedarikçi arasında Türkiye ile birlikte Bangladeş, Hindistan, Pakistan ve Kamboçya’nın payının geriledi. Çin, Vietnam, Fas, Tunus ve Myanmar’ın ise payları arttı.</p>
<h2>Kilogram başına değer arttı </h2>
<p>Türkiye’nin AB pazarı için birim fiyatı 2025 yılı geneli için 20,4 Euro olarak gerçekleşmişti. 2026 yılı Ocak-Mayıs döneminde ise bu değer 20,8 Euro’ya yükseldi ve Türkiye söz konusu değer ile AB'nin ilk on hazır giyim tedarikçisi arasında en yüksek birim fiyata sahip üçüncü ülke konumunda yer aldı. Listenin zirvesinde Tunus, Fas ve Vietnam yer alırken, Türkiye'nin bu sıralaması, pazarda düşük maliyetli tedarikçilerden ayrıştığını ve daha yüksek katma değerli ürün segmentinde yer aldığını gösterdi. Bu dönemde AB’nin hazır giyimde kg başına ithalat değeri 14,1 Euro idi.</p>
<h2>Tekstilde yüzde 17,6 payla ikinci </h2>
<p>Hazır giyimde yaşanan pazar payı kaybına karşılık tekstil ve hammaddelerinde Türkiye’nin konumu daha güçlü seyretti. AB’nin Birlik dışından tekstil ve hammadde ithalatı Ocak-Mayıs 2026 döneminde yüzde 10,6 azalırken, Türkiye’den yapılan ithalat yüzde 9,8 düşüşle yaklaşık 1,3 milyar Euro oldu. Türkiye, Çin’in ardından AB’nin ikinci büyük tekstil tedarikçisi konumunu korudu. Türkiye’nin AB tekstil pazarındaki payı da yüzde 17,5’ten yüzde 17,6’ya yükseldi. Böylece toplam pazar küçülürken Türkiye tekstilde payını sınırlı da olsa artırmayı başardı. Rapora göre Türkiye yüzde 17,6’lık payla ikinci sıradaki konumunu korurken, tekstilde birim fiyatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,6 düşerek kilogram başına 3,7 Euro’ya geriledi.</p>
<h2>En büyük pazar kadın giyim </h2>
<p>AB’nin hazır giyim ithalatında en büyük ürün grubunu kadın giyim oluşturdu. Birliğin kadın giyim ithalatı ilk beş ayda yüzde 11,8 düşerek 9,5 milyar Euro’ya geriledi. Erkek giyimde yüzde 14 düşüşle 6,2 milyar Euro’luk, hazır eşyada ise yüzde 10,7 düşüşle 4,8 milyar Euro’luk ithalat gerçekleştirildi. Daralma hemen hemen bütün ana ürün gruplarına yayıldı. AB’nin tişört ithalatı yüzde 13,4, örme giyim ithalatı yüzde 13, dış giyim ithalatı yüzde 13,4 ve iç giyim ithalatı yüzde 16,1 geriledi. En sert değer kaybı ise yüzde 21,1 ile bebek giyimde görüldü.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gümrük avantajına rağmen rekabet baskısı</span></h2>
<p>Raporda Türkiye’nin AB pazarındaki rekabeti açısından gümrük rejimlerine de dikkat çekildi. Türkiye Gümrük Birliği kapsamında sanayi ürünlerini A.TR belgesiyle AB’ye gümrüksüz ihraç edebilirken; Bangladeş ve Myanmar EBA, Pakistan GSP+, Vietnam, Fas ve Tunus ise çeşitli serbest ticaret ve tercihli ticaret düzenlemeleri kapsamında sıfır gümrük avantajından yararlanıyor. Buna karşılık Çin yüzde 12, Hindistan ise mevcut durumda yüzde 9,6-12 arasında değişen gümrük vergileriyle karşı karşıya bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiyenin-ab-hazir-giyim-pazarinda-payi-yuzde-88e-indi-86201</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/hazir-giyim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Birliği’nin hazır giyim ve konfeksiyon ithalatı yılın ilk 5 ayında yüzde 11,9 daralırken, Türkiye’den alımlarda düşüş yüzde 15,8’i buldu. Türkiye, 3,4 milyar euroluk satışla AB’nin üçüncü büyük tedarikçisi olmayı sürdürmesine karşın pazar payı yüzde 9,2’den yüzde 8,8’e indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-iklim-sigortalari-ve-reasurans-sigorta-sektorunu-bekleyen-yeni-donem-86198</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31, iklim sigortaları ve reasürans: Sigorta sektörünü bekleyen yeni dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EBRU YÜKSEKBİLGİLİ - Sigorta ve Reasürans Brokerliği Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı</strong></p>
<p>İklim değişikliği artık yalnızca çevre politikalarının değil; finans, sigortacılık ve risk yönetiminin de en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Artan doğal afetler, yükselen ekonomik kayıplar ve değişen risk profilleri sigorta sektörünü yeni çözümler geliştirmeye zorlarken, bu dönüşümün küresel ölçekte ele alındığı en önemli platformlardan biri Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansları (COP) oluyor. Bu yıl 9-20 Kasım tarihleri arasında Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da düzenlenecek COP31, sigorta ve reasürans sektörü açısından da özel bir önem taşıyor.</p>
<p>COP31 öncesinde dikkatler yalnızca emisyon azaltımı ve enerji dönüşümüne değil; iklim değişikliğine uyum (adaptasyon), afetlere karşı finansal dayanıklılık ve risk paylaşımı mekanizmalarına da çevrilmiş durumda. Bu noktada sigorta ve reasürans sektörü, iklim krizinin ekonomik etkilerini yönetmede stratejik bir rol üstleniyor. Sigorta ve Reasürans Brokerliği Derneği (SBD) olarak, Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleşecek bu zirvenin sektörümüz için hem önemli bir sorumluluk hem de büyük bir fırsat taşıdığına inanıyoruz.</p>
<p><strong>İklim riskleri sigortacılığı yeniden şekillendiriyor</strong></p>
<p>Son yıllarda sel, orman yangınları, aşırı yağışlar, sıcak hava dalgaları ve kuraklık gibi iklim kaynaklı olaylar hem sıklık hem de şiddet açısından belirgin biçimde artıyor. Bu tablo, sigorta şirketleri için daha yüksek hasar maliyetleri, daha karmaşık risk analizleri ve daha hassas fiyatlama modelleri anlamına geliyor.</p>
<p>Artık geçmiş veriler tek başına geleceği öngörmek için yeterli değil. İklim senaryoları, gelişmiş veri analitiği ve yapay zekâ destekli modelleme araçları, underwriting süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline geliyor.</p>
<p><strong>Reasürans: Görünmeyen güvence mekanizması</strong></p>
<p>İklim krizinin maliyetleri büyüdükçe, karmaşık ve büyük risklerin yalnızca yerel piyasalarda değil, reasürans desteğiyle de sigortalanması giderek önem kazanıyor.</p>
<p>Reasürans, büyük afetlerin finansal yükünü uluslararası ölçekte paylaştırarak sigorta sektörünün sürdürülebilirliğine katkı sağlıyor; aynı zamanda afet sonrası ekonomik toparlanmayı hızlandıran kritik bir güvence mekanizması işlevi görüyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde iklim kaynaklı afetlerin artmasıyla birlikte reasürans kapasitesi, fiyatlaması ve risk iştahı, sektörün gündeminde ağırlığını koruyacak.</p>
<p><strong>Parametrik sigortalar yeni bir yaklaşım sunuyor</strong></p>
<p>İklim değişikliğinin etkileri, geleneksel sigorta modellerinin yanında alternatif çözümleri de öne çıkarıyor. Bunların başında parametrik sigortalar geliyor.</p>
<p>Bu modelde tazminat ödemesi, tek tek hasar tespiti yerine önceden belirlenen objektif kriterlerin gerçekleşmesine bağlı olarak yapılıyor. Örneğin belirli büyüklükte bir deprem, belli seviyenin üzerinde bir yağış miktarı veya belirlenen rüzgâr hızı eşiği aşıldığında tazminat süreci otomatik olarak başlıyor.</p>
<p>Bu yaklaşım, özellikle tarım, enerji, turizm ve altyapı yatırımlarında hızlı finansman sağlaması nedeniyle giderek daha fazla ilgi görüyor.</p>
<p><strong>İklim finansmanı ve sigorta sektörü</strong></p>
<p>COP31'in öne çıkarması beklenen başlıklardan biri de iklim finansmanı olacak. Ancak iklim finansmanı yalnızca kamu kaynaklarından ibaret değil.</p>
<p>Sigorta ve reasürans sektörü, aşağıdaki araçlarla ekonomik dayanıklılığın güçlendirilmesinde kritik bir rol oynuyor:</p>
<p>- Afet risklerinin paylaşılması</p>
<p>- Kamu-özel sektör iş birlikleri</p>
<p>- Afet tahvilleri (cat bonds)</p>
<p>- Bölgesel risk havuzları</p>
<p>- İklim risk modellemeleri</p>
<p>Bu araçlar, afet sonrasında oluşan mali yükü azaltırken yatırımların sürdürülebilirliğini de destekliyor.</p>
<p><strong>Türkiye açısından stratejik bir fırsat</strong></p>
<p>Türkiye, deprem riskiyle iklim kaynaklı afetlerin eş zamanlı yönetilmesi gereken ülkeler arasında yer alıyor. Son yıllarda yaşanan sel, orman yangını ve kuraklık olayları, iklim risklerinin artık yalnızca çevresel değil; ekonomik ve finansal bir konu olduğunu da ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye açısından önümüzdeki dönemin öncelikli başlıkları arasında şunlar yer alıyor:</p>
<p>- İklim risk modellemelerinin geliştirilmesi</p>
<p>- Tarım ve konut sigortalarının güçlendirilmesi</p>
<p>- Parametrik sigorta çözümlerinin yaygınlaştırılması</p>
<p>- Reasürans kapasitesinin artırılması</p>
<p>- Dijital hasar yönetimi ve veri analitiğine yatırım yapılması</p>
<p>Sonuç olarak, iklim değişikliği sigorta sektörünü yalnızca yeni risklerle değil, aynı zamanda yeni fırsatlarla da karşı karşıya bırakıyor. Antalya'da düzenlenecek COP31, bu dönüşümün hız kazanacağı önemli kilometre taşlarından biri olmaya aday.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde başarı, yalnızca hasarları karşılayabilen şirketlerin değil; riski doğru analiz eden, teknolojiyi etkin kullanan, reasürans kapasitesini stratejik biçimde yöneten ve iklim dayanıklılığına katkı sağlayan kurumların olacak.</p>
<p>Sigorta ve Reasürans Brokerliği Derneği olarak, sigorta sektörünün artık yalnızca finansal güvence sunan bir yapı olmadığını; iklim risklerinin yönetiminde, ekonomik istikrarın korunmasında ve sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesinde stratejik bir paydaş olarak öne çıktığını düşünüyoruz. COP31 sürecini, sektörümüzün bu rolünü güçlendirmek adına yakından takip etmeye devam edeceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-iklim-sigortalari-ve-reasurans-sigorta-sektorunu-bekleyen-yeni-donem-86198</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31, iklim sigortaları ve reasürans: Sigorta sektörünü bekleyen yeni dönem ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyume-ile-enflasyon-arasinda-hassas-denge-86197</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyüme ile enflasyon arasında hassas denge</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomilerin en temel hedeflerinden ikisi ekonomik büyümeyi sürdürmek ve fiyat istikrarını sağlamaktır. Ancak bu iki hedef her zaman aynı yönde ilerlemeyebilir. Ekonomiyi hızlı büyütmek amacıyla talebi aşırı canlandıran politikalar enflasyonu yükseltebilirken, enflasyonu düşürmek için uygulanan aşırı sıkı politikalar da üretimi, yatırımı ve istihdamı zayıflatabilir. Bu nedenle ekonomi yönetiminin önündeki en önemli görevlerden biri, büyüme ile enflasyon arasında hassas ve sürdürülebilir bir denge kurmaktır.</p>
<p>Büyüme, yalnızca milli gelirin artması anlamına gelmez. Üretimin artması, yeni yatırımların yapılması, istihdamın genişlemesi, ihracat kapasitesinin yükselmesi ve toplumun refah seviyesinin kalıcı biçimde iyileşmesi de sağlıklı büyümenin parçalarıdır. Ancak büyümenin kaynağı büyük önem taşır. Tüketim ağırlıklı, kredi genişlemesine dayanan ve üretim kapasitesini yeterince artırmayan bir büyüme modeli, kısa vadede ekonomik hareketlilik yaratırken orta vadede fiyat baskılarını artırabilir.</p>
<p>Özellikle ekonomide talep hızlı biçimde yükselirken üretim aynı hızda artmıyorsa, piyasada daha fazla mal ve hizmet talep edilir ancak arz bunu karşılamakta zorlanır. Bunun sonucunda fiyatlar yükselmeye başlar. Enflasyonun kalıcı hale gelmesi ise vatandaşın satın alma gücünü azaltırken işletmelerin maliyet hesaplarını ve yatırım kararlarını zorlaştırır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da fiyat istikrarının sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah için ön koşul olduğunu vurgulamaktadır.</p>
<p>Diğer taraftan, enflasyonu düşürmek amacıyla uygulanan yüksek faiz ve sıkı finansal koşullar da ekonominin hızını kesebilir. Kredi maliyetlerinin yükselmesi, şirketlerin yatırım kararlarını ertelemesine, tüketicilerin harcamalarını azaltmasına ve özellikle iç talebe dayalı sektörlerde satışların yavaşlamasına yol açabilir. Bu durum enflasyonu aşağı çekebilir ancak büyüme ve istihdam üzerinde baskı oluşturabilir. Dolayısıyla mesele yalnızca “enflasyonu düşürelim” veya “büyümeyi hızlandıralım” demekten ibaret değildir. Asıl mesele, iki hedefin birbirini destekleyeceği bir ekonomik yapı kurmaktır.</p>
<p>Burada devreye büyümenin niteliği giriyor. Üretim kapasitesini artıran yatırımlar, teknoloji kullanımı, verimlilik artışı, enerji tasarrufu, nitelikli iş gücü, ihracata dönük üretim ve yüksek katma değerli sektörlerin geliştirilmesi, enflasyon yaratmadan büyümenin temel araçlarıdır. Çünkü üretim kapasitesi arttıkça ekonominin arz gücü yükselir. Arzın güçlenmesi ise talep artışının fiyatlar üzerindeki baskısını azaltır.</p>
<p>Bu nedenle ekonomi politikalarının yalnızca kısa vadeli sonuçlara değil, orta ve uzun vadeli kapasite artışına odaklanması gerekir. Bir fabrikanın yeni makine alması, dijital üretim sistemine geçmesi veya enerji verimliliğini artırması ilk aşamada maliyet yaratabilir. Ancak zaman içinde üretim miktarını artırır, birim maliyetleri düşürür ve işletmenin rekabet gücünü yükseltir. Aynı şekilde eğitim yatırımları da hemen sonuç vermeyebilir fakat uzun vadede daha verimli ve yüksek ücretli işlerin oluşmasına katkı sağlar.</p>
<p>Türkiye açısından bakıldığında bu denge daha da önem kazanıyor. TCMB'nin Ağustos 2026'da yayımlanan Enflasyon Raporu 2026-III sunumunda, temmuz ayında yıllık tüketici enflasyonunun yüzde 31,8 seviyesinde gerçekleştiği, dezenflasyon sürecinin ise son dönemde yavaşladığı belirtildi. Banka, 2026 yılsonu enflasyon tahminini yüzde 28 olarak güncellerken, 2027 için yüzde 15 ve 2028 için yüzde 9 tahmininde bulundu.</p>
<p>Bu tablo, büyüme politikalarının enflasyonla mücadele programıyla uyumlu yürütülmesi gerektiğini gösteriyor. Kamu harcamalarının verimli alanlara yöneltilmesi, üretken yatırımların desteklenmesi, ihracat kapasitesinin artırılması ve finansmana erişimde seçici politikaların uygulanması bu açıdan önem taşıyor. Ekonomide her kredi artışı aynı sonucu doğurmaz. Üretim yatırımlarına giden kredi ile yalnızca tüketimi artıran kredi arasında büyük fark vardır.</p>
<p>Maliye politikası ile para politikasının uyumu da kritik öneme sahiptir. Merkez Bankası para politikasını sıkılaştırırken kamu politikalarının aynı anda aşırı talep oluşturması, uygulanan politikanın etkisini zayıflatabilir. Buna karşılık para politikası, maliye politikası ve yapısal reformların aynı hedef doğrultusunda ilerlemesi, enflasyonla mücadeleyi daha etkili hale getirir. Ekonomi literatüründeki değerlendirmeler de büyüme ve enflasyon arasında sağlıklı bir denge için para ve maliye politikalarının eşgüdüm içinde yürütülmesi gerektiğine işaret ediyor.</p>
<p>Burada toplumun beklentileri de belirleyici. Enflasyonun gelecekte düşeceğine ilişkin güven güçlenirse işletmeler fiyatlama kararlarını daha istikrarlı verebilir, çalışanlar ücret beklentilerini daha sağlıklı oluşturabilir ve yatırımcılar uzun vadeli plan yapabilir. Fiyat istikrarı aynı zamanda kaynakların daha etkin kullanılmasına yardımcı olur. TCMB'nin değerlendirmesine göre düşük ve istikrarlı enflasyon, ekonomik kararların daha sağlam bilgiye dayanmasını ve yatırımların desteklenmesini sağlar.</p>
<p>Sonuç olarak büyüme ile enflasyon arasında kurulması gereken denge, ekonomiyi bir süreliğine hızlandırıp sonra frenlemekten ibaret değildir. Asıl hedef, üretim kapasitesini ve verimliliği artırarak enflasyon yaratmadan büyüyebilen bir ekonomi oluşturmaktır. Bunun yolu da kısa vadeli tüketim artışından çok üretken yatırımlardan, teknoloji kullanımından, eğitimden, ihracattan ve verimlilik artışından geçmektedir.</p>
<p>Ekonominin sağlıklı büyümesi için fiyat istikrarı; fiyat istikrarının kalıcı hale gelmesi için de güçlü ve üretken bir ekonomi gereklidir. Bu nedenle büyüme ile enflasyon birbirinin rakibi olarak değil, doğru politikalarla birbirini tamamlayan iki hedef olarak ele alınmalıdır. Başarılı ekonomi yönetiminin ölçüsü de tam burada ortaya çıkmaktadır: Ekonomiyi ne pahasına olursa olsun büyütmek değil, <strong>istikrarlı fiyatlarla, yüksek verimlilikle ve sürdürülebilir bir biçimde büyütmek.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyume-ile-enflasyon-arasinda-hassas-denge-86197</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyüme ile enflasyon arasında hassas denge ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yonetiyor-muyuz-idare-mi-ediyor-muyuz-86196</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yönetiyor muyuz, idare mi ediyor muyuz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her isteyen doktorluk veya pilotluk yapabilir mi? Yanıt basit: Hayır. Gerekli eğitim ve yetkinliğe sahip olmamız gerekir.</p>
<p>Peki, herkes yöneticilik yapabilir mi?</p>
<p>Bu soruya farklı yanıtlar alabilirsiniz. Maalesef yöneticiliğin de bir eğitim ve beceri seti (skills set) gerektirdiğini henüz tam olarak anlamadık. Hâlbuki insan sağlığı kadar kritik bir konu. Kötü yönetici şirket batırır. Departmanları kapattırır. En yetenekli çalışanları kaçırır.</p>
<p>Fakat yönetici koltuklarında oturanlar genelde yönetemiyor, durumu “idare” etmeye çalışıyor. Somut bir örnek verelim: En kurumsal olduğunu iddia eden Galatasaray dâhil, spor kulüplerimiz. Çok ilgisiz sektörlerden gelen, sporun içinden yetişmeyen ve yöneticilik eğitimi almamış kişiler başkanlık veya yönetim kurulu üyeliği yaptığında, çoğu zaman vaziyeti “idare” etmeye çalışıyor.</p>
<p>Herhangi bir isimden bağımsız, genelde iletişim becerileri zayıf. İkna kabiliyetleri düşük. Analitik ve stratejik düşüncenin esamesi okunmuyor. Yönetimin temeli olan 4P’den (plan, program, psikoloji, profesyonellik) bihaber olunduğu için son gün transfer yapmaya çalışıyorlar mesela. Yetersiz olduklarını da kabul etmezler.</p>
<p>Ne yazık ki böyle insanlar büyük markaların, hatta milyonların kaderini belirliyor.</p>
<p>Spordan örnek verdik ama pek çok sektörde ve kurumda durum benzer. Servetimiz ya da bir konuda uzman olmamız, yöneticilik için yeterli değil. Uzmanlık ve yöneticilik farklı profiller gerektirir.</p>
<p>Bir alanda uzmanlık başkadır, yöneticilik başka. Yönetim de bir uzmanlıktır. Hatta bir bilimdir. Üniversitelerde yüzyıldır kürsüsü, bölümü, kitapları olan bir bilim. Ezcümle: Herkesi yönetici yapmayın!</p>
<p>Madalyonun bir de diğer yüzü var elbette. Türkiye’de herkes yönetici olmak ister. Amerika’da yöneticiliği reddedip 60 yaşında uzman olarak devam eden pek çok kişi görürsünüz. Bizde 40 yaşında yönetici olamadıysanız, bir sorun var diye düşünülür.</p>
<p>Bu sosyolojinin de değişmesi gerekiyor mu?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yonetiyor-muyuz-idare-mi-ediyor-muyuz-86196</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yönetiyor muyuz, idare mi ediyor muyuz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tcmb-faiz-karari-reel-sektor-icin-ne-anlama-geliyor-86195</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB faiz kararı reel sektör için ne anlama geliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankamız sürpriz bir şekilde geçtiğimiz pazar akşamı haftalık repo ihalelerini başlatacağını açıklayarak fiili olarak politika faizini %37’ye getirmiş oldu. Birkaç hafta önce Enflasyon Raporu’nun açıklanması sırasında, “Haftalık repo ihalelerine dönülmesi gündemimizde” şeklinde bir açıklama yapan Merkez Bankası Başkanımızın verdiği mesaj, çok muhtemelen bu uygulamanın eylül ayında, Para Politikası Kurulu toplantısının ardından başlayacağı yönündeydi. Beklenmedik bir şekilde hafta sonunda gelen bu kararın nedeninden ziyade zamanlaması, piyasada tartışılan bir konu. Piyasa etkisi açısından çok büyük bir fark yaratmasa da orta vadeli para politikasının seyri bakımından iyi anlaşılması ve yakından izlenmesi gereken bir karar olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Bu kararın devreye girmesi, Merkez Bankamızın enflasyonun düşüşü konusunda daha güçlü bir inanca sahip olduğunu da yansıtıyor. Özellikle iç talepteki gerilemenin hızlandığı bir dönemin ardından gelen bu kararın alınma sürecini, aynı zamanda Orta Doğu Savaşı’nda en kötünün geride kaldığına dair Merkez Bankamızın inancı da hızlandırmış görünüyor.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz aşamada bu kararın pratikte mevduat ve kredi faizlerinde 3-4 puanlık bir düşüşe yol açtığını ve açacağını tahmin etmek çok zor değil. Aynı zamanda bu karar muhtemelen devam edecek bir indirim sürecine de işaret ettiği için, önümüzdeki birkaç ay içerisinde mevduat ve kredi faizlerinde ilave 2-3 puanı bulabilecek indirimler görmek şaşırtıcı olmayacaktır.</p>
<p>Bu çerçevede, faiz indirimlerinin talebi artırıcı bir etkisinin olacağını biliyoruz. Reel sektörü bu açıdan destekleyecek kararın bir başka katkısı da muhtemelen TL’nin cazibesinin azalmasıyla birlikte Türk Lirası’ndaki değer kaybının görece hızlanması olacaktır. Uzun süredir aşırı değerlenen TL’nin ve bunun yarattığı rekabet güçlüğünün konuşulduğu ve reel sektör tarafından sık sık dile getirildiği bir ortamda, geçtiğimiz 8-9 aya göre önümüzdeki aylarda kurdaki hareketin daha hızlı olma ihtimali de reel sektörü, en azından daha kötüye gidişi durdurmak açısından, destekleyici bir niteliğe sahip olacaktır.</p>
<p>Kısa bir süre önce ihracatçının elde ettiği dövize verilen ilave primin %6’ya yükseltilerek kurdan gelen baskının bir miktar daha azaltılmasına yönelik ekonomi yönetiminin aldığı kararı da buna eklersek, reel taraftaki sorunların bu kararların alınmasında etkili olduğunu söylemek mümkün görünüyor. Gerçekten de reel sektörün gerek finansman, gerek talep, gerekse yüksek maliyetler ve rekabetçi olmayan fiyatlama koşulları nedeniyle çok zorlandığını biliyoruz.</p>
<p>Enflasyonu birkaç puan daha düşürmek pahasına reel sektörde geri dönüşü daha zor olacak hasarlar yaratmanın çok da mantıklı olmadığını ve bu nedenle alınan kararın doğru olduğunu düşünebiliriz. Bu, bir anlamda, mevcut ekonomi politikası çerçevesinde enflasyonun daha fazla düşürülmesinin oldukça zorlaştığının kabulü gibi de duruyor. Tercih, büyümeye destek vermeye ve reel sektörü ayakta tutmaya yönelmiş bir politika çerçevesine işaret ediyor.</p>
<p>Fakat Arjantin dışında küresel enflasyonun %3 civarında olduğu bir ortamda, bizde enflasyonun %30’larda seyretmesi çok ciddi bir soruna ve yüksek bir pahalılığa işaret ediyor. Talebi canlandırmaya yönelik bu sürecin enflasyonun düşüşüne değil, muhtemelen yukarı yönlü seyrine destek verme ihtimalini unutmamak gerekiyor. Kısa vadede büyümeyi canlandırıcı bu hamlenin orta ve uzun vadede enflasyonla mücadelenin faturasını artıracağını ve eninde sonunda büyümeden bir miktar vazgeçmeden enflasyonu düşüremeyeceğimizi anlayacağımız bir noktaya geleceğimizi düşünüyoruz.</p>
<p>Çok muhtemelen seçime gittiğimiz bu dönemde büyümeden vazgeçmeye yönelik bir politika tercihi söz konusu olmayacaktır. Dolayısıyla seçim sonrasında, oldukça yüksek seviyelerde bulunan enflasyonu düşürmek için tercihin bu kez büyümeden bir süre vazgeçmek yönünde kullanılması olasılığı yüksek görünüyor.</p>
<p>Merkez Bankası açısından baktığımızda, bu yıl sonu için %28, gelecek yıl sonu için %9 enflasyon bekleyen bir bankanın gelecek yıl bu zamanlar için öngördüğü enflasyonun yaklaşık %20’ler civarında olduğunu düşünebiliriz. Bu çerçevede %40 olan politika faizi yaklaşık 20 puanlık bir reel faize işaret ediyor ve bu oldukça yüksek bir oran anlamına geliyor.</p>
<p>Bununla birlikte, hanelerin 12 ay sonrası için enflasyon beklentisinin %45 olduğunu düşünecek olursak, %35’lere doğru gerileyen mevduat faizlerinin stopaj sonrası %30’lara yaklaşan bir net getiri sağlayacağını, bunun bileşik getirisinin de yine %35-37 bandında olduğunu hesaba katmamız gerekiyor. Bu durumda tüketici tarafında ortaya çıkan 8-9 puanlık negatif reel faiz algısının iç talebi canlandırıcı ve dolayısıyla enflasyonu aşağı değil, yukarı yönde destekleyici bir sonuca yol açacağını beklemek çok yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Bankacılık sektörü açısından da faizlerdeki düşüşün olumlu etkisi şimdiden hisse senedi piyasasında izlendi. Sonuç olarak, reel sektörün içinde bulunduğu zorlu koşulların daha ciddi olumsuzluklara yol açmaması için, enflasyondaki düşüşün de sınırlarına yaklaştığımız bu noktada, bir süre büyümeye destek verilmesi ve firmalara enflasyonla mücadeleye yeniden ağırlık verilecek döneme kadar kendilerine bir miktar alan yaratma imkânı tanınması olumlu değerlendirilebilir.</p>
<p>Kritik noktanın, bu sürecin enflasyonu kontrol dışına çıkarmayacak boyutta tutulması olduğunu düşünüyoruz. Aynı zamanda kur politikasının da çok titizlikle yürütülmesi ve içeride yerleşiklerin TL’de kalmanın döviz bazında da kazanç sağlayabileceğine dair inancının ciddi biçimde zedelenmemesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde para politikasının en önemli sınavlarından birinin, büyümeye verilen bu desteğin enflasyon beklentilerini ve TL’ye olan güveni bozmadan ne ölçüde sürdürülebileceği olacağını düşünüyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tcmb-faiz-karari-reel-sektor-icin-ne-anlama-geliyor-86195</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB faiz kararı reel sektör için ne anlama geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avantajli-tecil-ve-taksitlendirmede-son-gunler-86194</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avantajlı tecil ve taksitlendirmede son günler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Vergi borcu bulunan mükellefler için düşük faizli tecil ve taksitlendirme uygulamasında son günler. 31 Ağustos 2026’ya kadar başvuranlar, kapsam dahilindeki borçlarını yıllık yüzde 29 tecil faiziyle yapılandırabilecek. Aynı borçlar 1 Eylül’den sonra tecil edilirse oran yüzde 39’a çıkacak.</strong></p>
<p><em>16 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Tahsilat Genel Tebliği ile 5 Haziran 2026 tarihi itibarıyla vadesi geldiği halde, 16 Haziran 2026 tarihine kadar ödenmemiş olan bazı amme alacakları için, daha düşük faizli bir tecil uygulaması öngörüldü. Borçluların bu tebliğ kapsamında tecil ve taksitlendirmeden yararlanabilmeleri için, 31 Ağustos 2026 tarihine kadar başvuruda bulunmaları gerekiyor.</em></p>
<p><em>Avantajlı bu tecil ve taksitlendirme uygulamasından yararlanabilmek için son günler olduğunu dikkate alarak, uygulamayı hatırlatmak ve özetlemek isterim.</em></p>
<p><strong><em>Kapsama giren alacakların türü ve vadesi</em></strong></p>
<p><em>Tebliğde öngörülen tecil ve taksitlendirmenin kapsamına, 5 Haziran 2026 tarihi itibarıyla vadesi geldiği halde 16 Haziran 2026 tarihine kadar ödenmemiş olan, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı vergi dairelerince takip ve tahsil edilen tüm amme alacakları giriyor.</em></p>
<p><strong><em>Kapsam dışı alacaklar</em></strong></p>
<p><em>Özel tüketim vergisi ve 2026 yılı gelir veya kurumlar vergisine mahsup edilecek geçici vergi ile bunlara bağlı vergi ziyaı cezaları, gecikme faizleri, gecikme zamları ve bu vergilerin beyannamelerine dair damga vergileri ile gecikme zamları tebliğin kapsamı dışında.</em></p>
<p><strong><em>Başvuru süresi ve şekli</em></strong></p>
<p><em>Borçluların tebliğ kapsamında tecil ve taksitlendirmeden yararlanabilmeleri için, durumlarına uygun, Tebliğ ekindeki dilekçeler (EK: 1, 2) ile <u>31 Ağustos 2026 tarihine kadar başvuruda</u> bulunmaları gerekiyor.</em></p>
<p><em>Tebliğ hükümlerinden yararlanmak isteyen borçlular, aşağıdaki yöntemlerden biriyle başvurularını yapabilirler:</em></p>
<p><em>- Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet adresi (www.gib.gov.tr), dijital vergi dairesi (dijital.gib.gov.tr) ya da e-Devlet (www.turkiye.gov.tr) üzerinden elektronik ortamda.</em></p>
<p><em>- Borçlu olunan vergi dairesine doğrudan veya posta yoluyla ya da diğer vergi daireleri aracılığıyla yazılı olarak.</em></p>
<p><em>Birden fazla vergi dairesine borç varsa, her bir vergi dairesine ayrı ayrı başvuru yapılması gerekiyor.</em></p>
<p><em>Tebliğe göre, borçluların vergi dairesine olan <u>tüm borçları için tecil talebinde bulunmaları şart</u>.</em></p>
<p><strong><em>Taksit sayısı</em></strong></p>
<p><em>Tebliğ kapsamında tecil edilen borçlar, <u>ilk taksit Eylül/2026</u> ayından başlamak üzere, aylık eşit taksitler halinde ödenecek. </em></p>
<p><em>Taksit sayısı; çok zor durum hali, alacağın türü ve borçlunun hukuki statüsü dikkate alınarak belirlenecek.</em></p>
<ol>
<li><strong><em> Çok zor durum haline göre taksit sayısı</em></strong></li>
</ol>
<p><em>Borçluların çok zor durum hallerinin tespitine yönelik Seri: A Sıra No:1 Tahsilat Genel Tebliği ile 2014/1 Seri No.lu Tahsilat İç Genelgesi’nde yapılan düzenlemeler çerçevesinde taksit sayıları aşağıdaki şekilde belirlenmiş durumda:</em></p>
<ol>
<li><em>a) Tebliğin yayımı tarihi itibarıyla faal mükellefiyet kaydı bulunan ve bilanço esasına veya işletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin borçları, mali durumlarına ilişkin likidite oranlarının;</em></li>
</ol>
<ul>
<li><em>0,50 veya 0,50’den büyük olması durumunda 36 eşit taksitte,</em></li>
<li><em>0,50’den küçük ve 0,30’dan büyük olması durumunda 48 eşit taksitte,</em></li>
<li><em>0,30 veya 0,30’dan küçük olması durumunda 72 eşit taksitte,</em></li>
</ul>
<p><em>ödenecek.</em></p>
<ol>
<li><em>b) (i) bendi kapsamında olmayan borçluların borçları 48 eşit taksitte ödenecek.</em></li>
</ol>
<ol start="2">
<li><strong><em> Alacak türüne göre taksit sayısı</em></strong></li>
</ol>
<p><em>Borçluların banka ve sigorta muameleleri vergisi ve katma değer vergisinden olan borçları ile bunlara ilişkin vergi ziyaı cezaları, gecikme faizi ve gecikme zamları; bunların beyannamelerine dair damga vergileri ile gecikme zamları 12 eşit taksitte ödenecek.</em></p>
<ol start="3">
<li><strong><em> Borçluların hukuki statüsüne göre taksit sayısı</em></strong></li>
</ol>
<p><em>Tebliğe göre, aşağıdaki kurum ve kuruluşların borçları 72 eşit taksitte ödenebilecektir.</em></p>
<p><em>- İl özel idareleri</em></p>
<p><em>- Belediyeler </em></p>
<p><em>- Yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları ile </em></p>
<p><em>- Yukarıda sayılan kuruluşlara bağlı kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlar ve bunların doğrudan veya dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulundukları tüzel kişiler.</em></p>
<p><strong><em>Faizi oranı</em></strong></p>
<p><em>Tebliğ kapsamında tecil edilen borçlar için uygulanacak <u>tecil faiz oranı yıllık %29</u>.</em></p>
<p><em>1 Eylül 2026 sonrası yapılacak tecillerde tecil faiz oranı, herhangi bir değişiklik olmaması durumunda, %39 olarak uygulanacak. Dolayısıyla geçici dönemde yapılacak başvurular için faiz oranı 10 puan daha avantajlı.</em></p>
<p><strong><em>Teminat uygulaması</em></strong></p>
<p><em>Tebliğ kapsamında yapılacak tecillerde 6183 sayılı Kanun’un 48. maddesine göre belirlenmiş olan teminat uygulaması geçerli. </em></p>
<p><em>Bu çerçevede, yapılacak tecil ve taksitlendirmede;</em></p>
<p><em>- 10 milyon TL’nin altında (bu tutar dahil) olan amme alacakları için teminat alınmayacak,</em></p>
<p><em>- 10 milyon TL’nin üstünde olan amme alacakları için bu tutarı aşan kısmın yarısı değerinde teminat alınacaktır.</em></p>
<p><strong><em>Tecil yetkisi </em></strong></p>
<p><em>Tebliğ kapsamında yapılacak <u>tecil başvuruları, borç tutarına bakılmaksızın vergi dairesi müdürleri tarafından değerlendirilerek sonuçlandırılacak</u>. Ancak, tutarı 10 milyon TL’yi geçmeyen amme alacakları için yapılacak tecil taleplerine yönelik işlemler Gelir İdaresi Başkanlığı bilgi işlem sistemleri üzerinden doğrudan yapılabilecek.</em></p>
<p><strong><em>Ödeme planı</em></strong></p>
<p><em>Tecil edilen borçlar için borçlulara, ödenecek taksit tutarlarını, tecil faizi tutarlarını ve taksitlerin vade tarihlerini gösteren ödeme planı verilecektir.</em></p>
<p><em> </em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avantajli-tecil-ve-taksitlendirmede-son-gunler-86194</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avantajlı tecil ve taksitlendirmede son günler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-iki-ulke-iki-rol-tek-masa-86193</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31: İki ülke, iki rol, tek masa</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Antalya’da düzenlenecek COP31, yalnızca iklim taahhütlerinin hayata geçirilmesinin konuşulacağı bir zirve olmayacak. Türkiye’nin ev sahipliği ve resmi başkanlığı üstleneceği, Avustralya’nın ise müzakereleri yöneteceği yeni model, küresel iklim diplomasisinde COP sisteminin geleceğini de test edecek.</strong></p>
<p>Bakü’de, 2024 yılının gece yarısını çoktan geçmiş bir kasım sabahında, BM İklim Konferansı Başkanı, zirvenin en kritik kararlarından biri için tokmağı indirdi. “<em>Yeni küresel iklim finansmanı hedefi, 2035’e kadar gelişmekte olan ülkelere yılda en az 300 milyar dolar.”</em></p>
<p>Tam o sırada Hindistan delegasyonu itirazını dile getirmek için söz istedi. Tokmak yine de indi. Birkaç dakika sonra Hindistan’ın müzakerecisi ayağa kalktı ve kabul edilen rakamı <em>“optik yanılsamadan başka bir şey değil!”</em> diyerek eleştirdi.</p>
<p>Karar yürürlüğe girdi. Ama başka bir şey açıkta kaldı. Yaklaşık 200 ülkenin ortak kararı olması gereken bir sürecin, o kararı kapatan başkanlığın usul gücüne ne kadar bağlı olduğu sorusu.</p>
<p>Bu, her iklim zirvesi başkanlığının miras aldığı bir gerilimin çarpıcı örneklerinden biri. Ben buna <strong><em>ev sahibinin ikilemi</em></strong> diyorum.</p>
<p><strong>İkilem aslında ne?</strong></p>
<p>Bunu anlamak için önce bir COP Başkanlığı’nın ne yaptığını bilmek gerekiyor. Aslında tek bir unvanın altında iki ayrı iş var.</p>
<p>İlki <strong>ev sahipliği; </strong>Ev sahibi ülke konferansın mekânını, lojistiğini ve güvenliğini sağlar. Siyasi görünürlüğü taşır. Ama aynı zamanda kendi gündemiyle gelir. COP'a ev sahipliği yapan her ülke liderlik göstermek, kendi önceliklerini öne çıkarmak ve geride bir miras bırakmak ister.</p>
<p>İkincisi ise <strong>arabuluculuk;</strong> Arabulucu, müzakerenin kendisini yönetir. Çıkarları birbirinden farklı yaklaşık 200 ülkeyi dinler. Uzlaşmanın nerede mümkün olduğunu anlamaya çalışır. Hangi konunun ne zaman masaya geleceğine karar verir. Ve sonunda, tarafların anlaşmaya vardığını ilan eder.</p>
<p>Sorun tam burada başlar. Ev sahibi, etkili olabilmek için politik olmak zorundadır. Arabulucu olarak da güvenilir… Yaklaşık 200 ülkenin her kararının uzlaşı gerektirdiği bir masada güven, süreci yöneten ülkenin onu kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmediğine dair inanca dayanır.</p>
<p><strong>Tek unvan. İki rol. Birbirini ters yönüne çekebilen iki sorumluluk…</strong> Ev sahibinin ikilemi tam olarak budur. Otuz yıldır COP sistemi, bu iki işi tek bir ülkenin, aynı anda yapmasını istiyor.</p>
<p>Antalya bu açıdan önemli. Çünkü sistem değişecek. COP31, ilk defa farklı bir yönetişim altında yapılacak.</p>
<p><strong>Antalya modeli: Ne değişiyor?</strong></p>
<p>COP31, ilk kez bu kadar açık biçimde iki ülkenin iki farklı rol üstlendiği bir modelle yapılacak.</p>
<p>Türkiye, zirvenin ev sahipliğini yapacak, Dünya Liderler Zirvesi'ni düzenleyecek ve resmi COP Başkanlığı'nı yürütecek. Aynı zamanda hükümetlerin yanı sıra kentler, şirketler ve diğer aktörlerin iklim eylemini görünür kılan <em>Eylem Gündemi'ni</em> yönetecek.</p>
<p>Avustralya ise müzakerelerin başında olacak. Temsilcisi, yeni oluşturulan <em>Müzakereler Başkanı</em> görevini üstlenecek. Bu görev yalnızca salondaki müzakereleri yönetmekten ibaret değil. Müzakere gündeminin ilerletilmesinden, istişarelerin yürütülmesinden, taslak metinlerin hazırlanmasından ve tarafların üzerinde buluşabileceği ortak zeminin aranmasından sorumlu olacak.</p>
<p>Avustralyalı temsilci aynı zamanda <em>COP Başkan Yardımcısı</em> olarak görev yapacak ve Türkiye Başkanlığı ile istişare halinde çalışacak. Bu model, teknik olarak bir eş başkanlık değil. Ortada hiyerarşik olarak tek bir Başkanlık var; sadece müzakere yetkisi Başkanlık tarafından Avustralya'ya <em>devrediliyor.</em></p>
<p>Kısacası, <em>Türkiye siyasi sahneyi yönetecek. Avustralya ise müzakere masasını.</em></p>
<p>Peki, bu model nasıl ortaya çıktı? Birileri oturup ideal bir COP yönetişim modeli tasarladığı için değil. Türkiye ve Avustralya COP31'e ayrı ayrı ev sahipliği yapmak istedi. İki ülke de adaylığından vazgeçmeyince, üç yıla yayılan diplomatik anlaşmazlığın ardından bir uzlaşma formülü ortaya çıktı. Yani model, önce tasarlanıp sonra uygulanmadı. <em>Pazarlıkla doğdu.</em></p>
<p>Ama bir modelin nasıl doğduğu, neye dönüşeceğini belirlemek zorunda değil. Diplomatik bir çıkış yolu olarak doğan bu düzenleme, şimdi bir <em>yönetişim deneyine</em> dönüşmüş durumda. Çünkü ilk kez başkanlığın içindeki iki temel işlev, iki farklı ülkede bu kadar açık biçimde ayrılıyor.</p>
<p><strong>Her şeyi değiştiren ayrıntı</strong></p>
<p>Burada çok önemli bir nüans daha var. Avustralya müzakereleri yönetecek ama başkanlığın <strong>resmi yetkileri Türkiye’de kalacak.</strong> Oturumları yöneten, usule ilişkin meseleleri ele alan ve nihai senaryoyu yöneten taraf Türkiye Başkanlığı olacak.</p>
<p>Ve bir COP'un en kritik anındaki o yetki de yine Başkanlığın elinde: <em>“Tokmağı indirmek ve kararın kabul edildiğini ilan etmek.”</em></p>
<p>Şimdi Bakü'yü hatırlayalım. Oradaki kriz haftalar süren müzakereler sırasında yaşanmadı. Kriz, tokmağın indiği o üç saniyede yaşandı. Başkan, büyük bir ülke hâlâ itiraz ederken anlaşmanın sağlandığına karar verdi. COP Başkanlığı’nın en tartışmalı gücünü kullandı. <em>"Tamamdır, artık bitirdik"</em> deme gücünü.</p>
<p>Antalya'daki iş bölümü bu gücü devretmiyor. Pazarlık Avustralya'nın, son karar ise Türkiye'nin elinde.</p>
<p>Peki ya bu iki ülke anlaşamazsa? Türkiye ve Avustralya arasındaki anlaşmada buna ilişkin yalnızca tek bir cümle var. Farklılıklar <em>"karşılıklı memnuniyet sağlanana kadar"</em> istişare edilecek. Hakem yok. Eşitlik bozucu bir mekanizma yok. Son tarih yok.</p>
<p><strong>Belem'in dersi</strong></p>
<p>Brezilya, geçen yıl COP'u Amazon'a taşıdı ve coğrafyayı bir argümana dönüştürdü. Orman, iklim eyleminin kendisi için başlı başına bir kanıt haline geldi. Bu güçlü sembolik zeminin üzerinde konferans, merkezinde <em>Mutirao</em> kararının durduğu 56 ayrı kararı kabul etti ve bütün sürecin taahhütleri müzakere etmekten onları hayata geçirmeye doğru kayması gerektiğini ilan etti.</p>
<p>Ancak, son saatlerde fosil yakıtlardan uzaklaşmaya yönelik, 88 ülkenin desteklediği bir yol haritası metinden çıkartıldı. Uyum finansmanını üç katına çıkarma hedefi ise 2030'dan 2035'e ertelendi. Üstelik nihai metin, üç katına çıkarmanın baz yılını bile tanımsız bıraktı. Açılış konuşmalarıyla kapanış belgesi sanki iki farklı zirveye aitti.</p>
<p>Buradan çıkan ders şu; <em>"Güçlü bir hikâye kapıyı aralayabilir. Ama açmak için sadece hikâye yetmez."</em></p>
<p>Bu, Antalya için özellikle önemli. COP31, <strong>"Uygulama COP'u"</strong> olarak tanımlandı. Yani enerji, finans, kentler, tarım gibi alanlarda verilen taahhütlerin artık uygulamaya dönüşeceği zirve. Bu güçlü bir anlatı. Ama aynı zamanda yüklü bir çek.</p>
<p><strong>COP31 neden çok önemli?</strong></p>
<p>İklim müzakereleri karakter değiştiriyor. Sıcaklık hedefleri üzerine tartıştığımız dönem yavaş yavaş geride kalıyor. Şimdi daha zor bir alandayız. <strong>Uygulama üzerine tartışıyoruz.</strong></p>
<p>Ve <em>“uygulama iddiası”,</em> müzakereleri çok daha maddi bir alana çekiyor. Para, teknoloji, ticaret, sanayi... Bunların her biri ulusal çıkarlara, soyut bir sıcaklık hedefinden çok daha doğrudan dokunuyor.</p>
<p>Çıkarlar bu kadar somutlaştıkça, ev sahibinin tarafsız bir arabulucu olarak görülmesine dayanan eski varsayım da giderek daha fazla sınanıyor. Antalya'nın başarısı belki de bunu artık açık olarak ortaya koymasında yatacak. Başkanlığı daha az politik hale getirmekte değil, onun farklı siyasi rollerini <strong>açık, ayrıştırılmış ve hesap verebilir</strong> hale getirmekte.</p>
<p>Antalya’da dikkatler, iki farklı siyasi çıkarın, tek bir küresel müzakere masasının üzerinde ne kadar şeffaf, koordineli ve hesap verebilir biçimde birlikte çalışabildiğinde olacak.</p>
<p>COP31'i önemli kılan tam olarak bu. Çünkü Antalya yalnızca bir zirveye ev sahipliği yapmayacak. Başkanlığın kendisinin nasıl yapılabileceğini de test edecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-iki-ulke-iki-rol-tek-masa-86193</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/3/1280x720/54-1787722414.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31: İki ülke, iki rol, tek masa ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-saglik-temasi-one-cikiyor-86192</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlarda sağlık teması öne çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yılın büyük bölümünde yurt dışı fonlarda konuştuğumuz ana hikâye değişmedi: Yapay zekâ, çipler ve teknoloji. Bu temalara yatırım yapan fonlar güçlü getiriler sağladı ve doğal olarak yatırımcı ilgisinin önemli bölümü de buraya yöneldi. Ancak son haftalarda teknoloji hisselerinde gördüğümüz dalgalanma bize portföy yönetiminin temel kurallarından birini yeniden hatırlatıyor. Tek bir tema ne kadar güçlü olursa olsun, bütün portföyü aynı hikâyeye bağlamak doğru değil.</p>
<p>Peki, teknoloji tarafında soluklanma olduğunda portföyde ne olabilir?</p>
<p>Ben bu noktada bir süredir sağlık fonlarını yakından takip ediyorum. Geçen hafta Moderna ve Merck'in kanser aşısı çalışmalarına ilişkin gelişmeler de sağlık temasının yeniden gündeme gelmesini sağladı. Üstelik bugün sağlık dediğimizde artık sadece klasik ilaç şirketlerinden bahsetmiyoruz. Biyoteknoloji, genetik, medikal teknolojiler ve yapay zekâ destekli ilaç geliştirme süreçleri de bu temanın önemli parçaları haline geliyor.</p>
<p>Sağlığı benim için ilginç hale getiren bir diğer nokta ise teknolojiyle olan ilişkisi. Wall Street Journal'da son dönemde yer alan değerlendirmelerde büyük sağlık şirketlerinin teknoloji hisseleriyle zaman zaman ters yönde hareket etmeye başladığına dikkat çekiliyor. Teknoloji tarafında satış geldiğinde sağlık hisselerinin daha güçlü kalması, bu temayı portföy açısından değerli hale getiriyor. Yani sağlık fonlarını sadece "defansif fon" olarak değil, teknoloji ağırlıklı bir portföyün dengeleyicisi olarak da düşünmek mümkün.</p>
<p>Türkiye'de işlem gören fonlarda da benzer bir tablo görüyoruz. Örneğin Ak Portföy Yeni Teknolojiler Yabancı Hisse Senedi Fonu ile Ak Portföy Sağlık Sektörü Yabancı Hisse Senedi Fonu arasındaki korelasyon son bir ayda belirgin şekilde negatife dönmüş durumda. Bir aylık veriden kalıcı bir sonuç çıkarmak elbette doğru olmaz. Ancak teknoloji fonlarıyla birlikte sağlık fonu taşımanın çeşitlendirme açısından neden anlamlı olabileceğini gösteren güzel bir örnek.</p>
<p><strong>Sağlık fonlarında getiriler ne diyor?</strong></p>
<p>Son bir aylık performanslara baktığımızda sağlık fonlarındaki hareket daha net görülüyor. Hedef Portföy Sağlık Sektörü Değişken Fon %13,87 ile öne çıkarken, Yapı Kredi Portföy Sağlık Sektörü Serbest Fon %10,95, Rota Portföy İlaç ve Medikal Teknolojileri Değişken Fon %10,70 ve Ak Portföy Sağlık Sektörü Yabancı Hisse Senedi Fonu %10,15 getiri sağlamış durumda. Garanti Portföy Sağlık ve Genetik Teknolojileri Değişken Fon, Deniz Portföy Sağlık Sektörü Değişken Fon ve İş Portföy Sağlık Şirketleri Karma Fon'da da pozitif performans görüyoruz.</p>
<p>Ancak burada yine benim sık sık vurguladığım noktaya geliyoruz: Fonun adına değil, içine bakmak gerekiyor. Çünkü "sağlık fonu" dediğimiz fonların tamamı aynı sağlık temasına yatırım yapmıyor.</p>
<p>Fon içeriklerinde Eli Lilly, Johnson &amp; Johnson, AbbVie, UnitedHealth, Merck, AstraZeneca, Pfizer, Gilead ve Regeneron gibi büyük sağlık şirketlerini birçok fonda görüyoruz. Bunlar sağlık temasının daha defansif tarafını oluşturuyor. Ekonomik büyüme yavaşlasa da insanların ilaç, tedavi ve sağlık hizmeti ihtiyacı ortadan kalkmadığı için sağlık sektörü ekonomik döngülere teknoloji gibi sektörlere göre daha az duyarlı olabiliyor.</p>
<p>Fonlar arasındaki asıl fark ise bu ana omurganın yanına ne koyduklarında ortaya çıkıyor.</p>
<p>Ak Portföy Sağlık Sektörü Yabancı Hisse Senedi Fonu daha çok küresel sağlık şirketleri ve sağlık ETF'leri üzerinden ilerliyor. Bu nedenle yabancı teknoloji fonlarının yanına konulabilecek daha doğrudan bir çeşitlendirme aracı olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Rota Portföy İlaç ve Medikal Teknolojileri Değişken Fon'da ise yerli ve yabancı ilaç şirketlerinin yanında medikal teknoloji ve biyoteknoloji tarafı da bulunuyor. Dolayısıyla klasik sağlık temasının biraz daha büyüme odaklı tarafına yatırım yapıyor.</p>
<p>Garanti Portföy Sağlık ve Genetik Teknolojileri Değişken Fon'da genetik teknolojileri ve biyoteknoloji etkisi daha belirgin. Fonun son bir yılda %57'nin üzerinde getiri sağlaması da sağlık temasının yalnızca "piyasa düşerken koruma" hikâyesinden ibaret olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Yapı Kredi Portföy Sağlık Sektörü Serbest Fon ise daha konsantre ve yerli sağlık şirketlerinin de ağırlık taşıdığı bir yapı sunuyor. Deniz Portföy Sağlık Sektörü Değişken Fon'da sağlık ETF'leri, diğer sağlık fonları ve yerli-yabancı şirketlerin birlikte kullanıldığı daha geniş bir sepet görüyoruz. İş Portföy Sağlık Şirketleri Karma Fon'da ise sağlık şirketlerine sigorta ve emeklilik şirketlerinin eşlik etmesi fonu diğerlerinden biraz daha ayrıştırıyor.</p>
<p>Dolayısıyla yatırımcı "sağlık fonu aldım" dediğinde aslında ne aldığını bilmek zorunda. Bir fon büyük ilaç şirketlerine yatırım yaparken diğeri biyoteknolojiye, bir başkası genetik teknolojilerine veya yerli sağlık şirketlerine daha fazla ağırlık verebiliyor. Doğal olarak riskleri ve piyasa koşullarına verdikleri tepkiler de aynı olmuyor.</p>
<p><strong>Sağlıkta hikâye güçlü ama risk yok değil</strong></p>
<p>Tabii sağlık sektörünün önünde sadece olumlu gelişmeler bulunmuyor. Trump yönetiminin ilaç fiyatlarını aşağı çekmeye yönelik baskısı, Medicare harcamalarına yaklaşımı ve tarifelere ilişkin söylemleri yıl içinde sağlık ve ilaç şirketleri üzerinde baskı yaratan başlıklardan oldu. Dolayısıyla sağlık fonlarını "teknoloji düşerse kesin yükselir" şeklinde okumak da doğru olmaz.</p>
<p>Ben sağlık fonlarını daha çok portföydeki rolleri nedeniyle değerli buluyorum. Bir tarafta ilaç, hastane ve sağlık hizmetleri sayesinde daha defansif bir yapı var. Diğer tarafta biyoteknoloji, genetik, kanser tedavileri ve yapay zekânın ilaç geliştirme süreçlerinde kullanılması gibi oldukça güçlü bir uzun vadeli büyüme hikâyesi bulunuyor.</p>
<p>Üçüncü ve bence bugün için en önemli özellik ise çeşitlendirme. Son yıllarda yabancı hisse fonu portföyleri ister istemez teknoloji ağırlıklı hale geldi. Yapay zekâ ve yarı iletken temasının güçlü kalmaya devam edeceğini ben de düşünüyorum. Ancak bu, portföyün tamamının teknoloji olması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>Sağlık fonlarını teknolojiye alternatif olarak değil, teknolojinin yanına koyulabilecek bir tamamlayıcı olarak görmek bana daha doğru geliyor.</strong> Teknoloji yükselirken büyüme hikâyesinden faydalanmak, teknoloji yorulduğunda ise sağlık gibi daha defansif alanlarla portföyü dengelemek mümkün.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-saglik-temasi-one-cikiyor-86192</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fonlarda sağlık teması öne çıkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-orta-vadeli-program-yine-bastan-savma-mi-olacak-86191</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni Orta Vadeli Program yine baştan savma mı olacak?...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de 20 yıldır hazırlanan Orta Vadeli Programlar, hedeflerin gerçekleşmemesi nedeniyle giderek bir güvenilirlik sorununa dönüşüyor. 2026-2028 OVP’deki büyüme, enflasyon, cari açık ve dış ticaret hedeflerinin daha yıl tamamlanmadan piyasa beklentilerinden belirgin biçimde sapması, gözleri şimdi 2027-2029 dönemi için hazırlanacak yeni programa çeviriyor.</strong></p>
<p>Bilindiği üzere; Kalkınma planları ve programlarda yer alan politika ve hedefler doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği ve malî saydamlığı sağlamak üzere, kamu malî yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm malî işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve malî kontrolü düzenlemek üzere 2003 yılı sonunda 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu çıkarıldı.</p>
<p>Anılan kanunun 16. maddesine göre; stratejik planlar ve genel ekonomik koşulların gerekleri doğrultusunda makro politikaları, ilkeleri, hedef ve gösterge niteliğindeki temel ekonomik büyüklükleri, gelecek üç yıla ilişkin toplam gelir ve gider tahminlerini, bütçe dengesi ve borçlanma durumu ile kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını içeren orta vadeli programın (OVP) en geç Eylül ayının ilk haftası sonuna kadar Resmî Gazete’de yayımlanması gerekiyor.</p>
<p>Orta vadeli programın ilki bundan 20 yıl önce yayımlanmış. Şimdi Eylül ayının ilk haftası sonuna kadar yayımlanması beklenen 21. OVP gündemde.</p>
<p>İlginçtir, bugüne kadar yayımlanmış OVP’lerin tümü AK Parti hükümetleri dönemine ait. Bir başka ilginç tarafı da her yıl OVP dokümanlarında yer alan tahminlerin veya hedeflerin tutmaması. 20 yıl gibi uzun bir süre önemli hedefler tutmamışsa ya da tutturulamamışsa o zaman güvenilirlik sorunu ortaya çıkıyor.</p>
<p>Şimdi dilerseniz 2026-2028 dönemi OVP metninde yer alan 2025 yılı gerçekleşmesi ile 2026 planlanan tahmin rakamları ne olmuş ona bakalım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8e6cc8b91b1-1787718856.png" alt="" width="835" height="291" />Yukarıdaki tablo 2026 yılı tahminlerinin tutmadığını, hatta bazılarının önemli ölçüde saptığını ortaya koyuyor. Özellikle büyüme, enflasyon, cari açık, kamu maliyesi göstergeleri önemli ölçüde sapma gösteriyor.</p>
<p>Bu arada son iki yıldır OVP’nin sonuna eklenen <em>“Öncelikli Reform Alanları Politika ve Tedbirler” </em>ise yeni bir boşluk alanını sergiliyor. Şöyle ki;</p>
<p>- Büyüme ve ticaret,</p>
<p>- İstihdam,</p>
<p>- Fiyat istikrarı ve finansal istikrar,</p>
<p>- Kamu maliyesi,</p>
<p>- Yatırım ortamı,</p>
<p>gibi başlıklar altında yapılacak işler ve öngörülen takvim yer alıyor.</p>
<p>Ne yazık ki onlarca eylem planından veya işlem adımından birinden bile sonuç alınmış değil. O zaman sormak gerekmez mi; Niçin bi tablolara yer verildi? Niçin adımlar atılmadı? Güçlü ve deneyim sahibi bir Hükümet için önünde hangi engel vardı?...</p>
<p>Şimdi de iş dünyası yeni OVP için umutlar beslemek istiyor. 2027-2029 dönemi OVP’nin ayağının yere basmasını bekliyor.</p>
<p>Ama özellikle uluslararası konjonktür, iç gündem, siyaset, operasyonlar, transferler nedeniyle yeni OVP düzenlemelerinde umut görünmüyor.</p>
<p>Yine bir yasal yükümlülüğün yerine getirilmesi durumunun yaşanacağı anlaşılıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-orta-vadeli-program-yine-bastan-savma-mi-olacak-86191</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/0/1280x720/yuzde-46lik-faizin-adi-var-kendi-pek-yok-1745562643.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni Orta Vadeli Program yine baştan savma mı olacak?... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hangi-ongoru-tuttu-da-normallesiyoruz-86190</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hangi öngörü tuttu da normalleşiyoruz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TCMB’nin haftalık repo ihalelerine yeniden başlaması, politika faizi yüzde 37’de sabit kalsa da piyasadaki fiili fonlama maliyetini aşağı çekebilecek bir adım olarak öne çıkıyor. Enflasyon tahmininin kısa süre önce yüzde 28’e yükseltildiği bir dönemde gelen karar, “teknik normalleşme mi, örtülü faiz indirimi mi?” tartışmasını beraberinde getiriyor.</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) uzun bir aradan sonra bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlayacağını açıklaması, ilk bakışta teknik bir karar gibi görülebilir. Ancak son aylarda oluşan para politikası düzeni nedeniyle bu adım bundan daha fazla anlam taşıyor diyebilirim. Politika faizi yüzde 37 olmasına rağmen TCMB bir süredir bankaların likidite ihtiyacının önemli bölümünü yüzde 40 civarındaki gecelik kanaldan karşılıyordu. Haftalık repo ihalelerinin yeniden açılması, kullanılacak miktara bağlı olarak fiili fonlama maliyetini yüzde 40’tan yüzde 37’ye doğru çekebilir. Dolayısıyla politika faizi resmen değişmese bile piyasada “örtülü faiz indirimi” beklentisinin oluşması şaşırtıcı değil.</p>
<p>Asıl soru zamanlama. TCMB daha kısa süre önce Ağustos Enflasyon Raporu’nu açıkladı ve 2026 yılsonu enflasyon tahminini yüzde 26’dan yüzde 28’e yükseltti. Yüzde 24’lük ara hedef değiştirilmediği için Bankanın ulaşmak istediği seviye ile gerçekleşmesini daha olası gördüğü oran arasındaki fark da büyüdü. Üstelik Banka enerji, gıda, yönetilen fiyatlar ve fiyatlama davranışlarını enflasyon açısından risk olarak göstermeye devam ediyor. Petrol fiyatları da varsayımların üzerinde seyrediyor. Brent’in 90 doların üzerine yerleşmesi, özellikle enerji ithalatçısı Türkiye açısından enflasyon ve cari denge bakımından rahatlatıcı bir gelişme değil.</p>
<p>Bu şartlarda “enflasyon riski azaldı, dolayısıyla parasal koşulları normalleştiriyoruz” şeklinde güçlü bir ekonomik gerekçe ortaya koymak zor. Buna karşılık TCMB’nin hiçbir teknik gerekçesi bulunmadığını söylemek de doğru olmaz. Politika faizinin yüzde 37 olarak ilan edilip piyasanın uzun süre yüzde 40 civarında fonlanması, bir süre sonra “gerçek politika faizi hangisi?” sorusunu doğuruyor. Repo ihalelerine dönüş, politika faizini yeniden parasal aktarım mekanizmasının merkezine yerleştirme çabası olarak okunabilir. Nitekim bazı uluslararası finans kuruluşları bu ihtimali Ağustos Enflasyon Raporu’nun hemen ardından dile getirmişti. Bu nedenle karar tamamen sürpriz değil.</p>
<p>Ancak TCMB’nin son üç yıllık performansı zamanlama konusunda daha ihtiyatlı davranılmasını gerektiriyor. 2023’te yeni ekonomi yönetimi göreve geldiğinde politika faizi yüzde 8,5 seviyesindeydi. İlk aylarda kademeli bir artış tercih edildi; haziranda yüzde 15, Temmuz’da yüzde 17,5 seviyesine çıkıldı. Kısa süre sonra enflasyonun ve beklentilerin öngörülenden daha kötü olduğu anlaşıldı ve faiz yüzde 40’a kadar taşındı. Yani başlangıçtaki ihtiyatlı sıkılaştırma daha sonra çok daha sert adımlarla telafi edilmek zorunda kaldı.</p>
<p>Benzer bir örnek 2024 başında yaşandı. Ocak ayında faiz yüzde 45’e çıkarılırken gerekli parasal sıkılık düzeyine ulaşıldığı mesajı verildi. Şubat ayında faiz değiştirilmedi, fakat enflasyon ve iç talep beklendiği kadar yavaşlamayınca mart ayında politika faizi yeniden artırılarak yüzde 50’ye çıkarıldı. Bir başka deyişle TCMB, yeterli gördüğü sıkılık seviyesini kısa süre içinde yetersiz buldu. 2024 sonundan itibaren başlayan indirim sürecinin ardından da finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler üzerine 2025’te yeniden sıkılaştırıcı adımlar atıldı. Haftalık repo ihalelerine ara verildi, gecelik faiz yükseltildi ve politika faizi tekrar artırıldı. Bu gelişmelerin hepsi TCMB’nin kontrolünde olmayan şoklarla açıklanamaz, ancak para politikasında birkaç kez “önce iyimserlik, sonra düzeltme” görüntüsünün oluştuğu da inkâr edilemez.</p>
<p>Enflasyon tahminleri de aynı sorunu gösteriyor. TCMB’nin daha önce açıkladığı bazı yılsonu tahminleri gerçekleşmelerin belirgin biçimde altında kaldı. Bankanın kendi değerlendirmelerinde bile sapmanın yalnızca dış şoklardan değil, enflasyonun ana eğiliminin ve iç talebin beklenenden daha dirençli kalmasından kaynaklandığı kabul edildi. Bu geçmiş nedeniyle bugünkü repo kararının “teknik normalleşme” olarak açıklanması tek başına yeterli olmayabilir. Piyasa doğal olarak Bankanın yine enflasyon konusunda erken iyimser davranıp davranmadığını sorguluyor.</p>
<p>Burada siyasi boyut da gündeme geliyor. Son dönemde ekonomi yönetimi dahil çeşitli kademelerde değişiklik yapılabileceğine yönelik Ankara kulislerinin artması, repo kararının ardından “TCMB yönetimi görevde kalabilmek için siyasete daha sempatik görünmeye mi çalışıyor?” sorusunu doğurdu. Türkiye’de Merkez Bankası Başkanlarının sık değiştiği ve faiz kararlarının uzun yıllardır siyasi tartışmaların merkezinde bulunduğu düşünüldüğünde bu ihtimalin konuşulması şaşırtıcı değil. Ekonomik aktivite yavaşlarken, sanayi üretimi baskı altındayken ve iş dünyasından yüksek faizlere yönelik eleştiriler artarken TCMB’nin üzerindeki gevşeme baskısının tamamen yok olduğunu varsaymak da gerçekçi olmaz.</p>
<p>Bununla birlikte repo kararını doğrudan “görevde kalma hamlesi” olarak tanımlamak için elimizde elbette somut kanıt yok. Üstelik haftalık repoya dönüş ihtimalinin Enflasyon Raporu sonrasında piyasa tarafından zaten tartışılmış olması, kararın sadece siyasi telaşla alındığı tezini zayıflatıyor. Daha gerçekçi ihtimal, birkaç unsurun aynı anda etkili olması. TCMB ekonomik yavaşlamayı görüyor, resmi politika faizi ile fiili fonlama faizi arasındaki üç puanlık farkı azaltmak istiyor ve yılın ilerleyen dönemlerinde olası faiz indirimleri öncesinde operasyonel çerçeveyi normalleştirmeye çalışıyor olabilir. Böyle bir adımın yüksek faizden rahatsız olan siyasi irade tarafından olumlu karşılanması ise kararın ayrıca işine gelen bir sonucu olabilir.</p>
<p>Esas belirleyici, ihalelerin büyüklüğü olacak. Repo ihaleleri sınırlı tutulur ve ortalama fonlama maliyeti yüzde 40’a yakın kalırsa yapılan işlem büyük ölçüde teknik bir normalleşme olarak değerlendirilebilir. Buna karşılık fonlama hızla yüzde 37’ye doğru çekilirse, politika faizine dokunulmasa bile fiilen yaklaşık üç puanlık parasal gevşeme yapılmış olur. O zaman TCMB’nin cevaplaması gereken soru çok basit hale gelir: Son Enflasyon Raporu’ndan bu yana hangi veri böyle bir gevşemeyi haklı çıkardı? Şimdilik bu soruya güçlü bir cevap görmek zor.</p>
<p>Bu nedenle mesele yalnızca TCMB yönetiminin siyasi geleceği değil. Daha önemli konu, son üç yılda birkaç kez karşılaşılan erken iyimserlik ve ardından düzeltme döngüsünün yeniden başlayıp başlamadığı. Enflasyon hâlâ yüksek, petrol fiyatları risk oluşturuyor ve Merkez Bankası kendi tahminini kısa süre önce yukarı çekmiş durumda. Böyle bir ortamda repo kararının yanlış olduğunu söylemek için henüz erken, ancak zamanlamasını sorgulamak oldukça doğal.</p>
<p>TCMB’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey faizleri birkaç puan daha düşük göstermekten çok, aldığı kararların birbirleriyle tutarlı görünmesi. Çünkü merkez bankacılığında güven sadece doğru faiz seviyesini belirlemekle oluşmuyor. Dün neden sıkılaştığınızı, bugün neden gevşediğinizi ve yarın hangi koşulda yeniden yön değiştireceğinizi açık biçimde anlatabilmek de gerekiyor. Repo kararının en zayıf tarafı, şimdilik bu açıklamanın yeterince güçlü yapılmamış olması.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hangi-ongoru-tuttu-da-normallesiyoruz-86190</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/0/1280x720/57-1787722496.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hangi öngörü tuttu da normalleşiyoruz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sihirli-sozcuk-sakin-vazgecme-86189</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sihirli sözcük; sakın vazgeçme…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bilinçli mahrumiyet, konforu azaltır, gayreti çoğaltır. Tüm büyük başarıların altında ödenmiş bir bedel, terk edilmiş bir konfor ve bilinçli bilgisizlik ve ilgisizlik alanlarının örgüsü vardır.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Mahrumiyet; <strong>imkânlardan yoksun</strong> olma hali. Olması gerekenin kısıtlılığı… Hayatın içindeki konfor alanlarıyla sağlanan yaşam kalitesinin bir kısmı veya tamamının elden gitmesi… <strong>Mahrumiyet; konforu azaltır, gayreti çoğaltır. </strong>Mahrumiyetini çekmediğin <strong>varlığın tadına</strong> asla varamazsın.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Mahrum olunan şeyin daha önce <strong>sahibiyizdir</strong> veya o şey bir başkasındadır fakat bizde yoktur. <strong>Önce imkân vardı</strong>, mahrumiyet sonradan var oldu. İmkânın ortadan kalkması, insanda <strong>yoksunluk hissi</strong> uyandırdı. <strong>Konfor tuzağından kurtulmanın yolu;</strong> mahrumiyetten geçecektir.</p>
<p><strong>KONFORDAN MAHRUMİYET GÜÇTÜR</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM: Her mahrumiyet eziyet midir</strong>? Başlangıçta evet. Çünkü o şu anda yoktur ve senin de bunun için yapabileceğin bir şey yoktur. Yoksunluk, “<strong>sende olmaması</strong>” halidir. Yoksulluk ise “<strong>sendekinin yetmezliği</strong>” ifadesidir. <strong>Yoksun</strong> isen o şeyden mahrumsun. <strong>Yoksul</strong> isen sonuç yıkıcı olur.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Mahrumiyet, <strong>2 farklı duygu</strong> ile gelişir. Birincisi; <strong>tamamlama arzusu</strong> ki bu <strong>gayreti</strong> tetikler. İkincisi de mahrum olunandan <strong>vazgeçme</strong> halidir. Ruhun gelişiminde <strong>mahrumiyetin büyük rolü</strong> olduğu bilinir. Tamamlanma arzusu tetiklenince <strong>mahrumiyet sebepleri</strong> sorgulanacaktır. Yeter ki vazgeçme…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Mahrumiyete dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Yaratıcılığı nasıl geliştiririm?</em></strong></p>
<p><strong>Enflasyon</strong>; konfor alanlarının bir çıktısı ise tedavisi için durgunluk (mahrumiyet) çare olarak düşünülebilir. <strong>Obezite </strong>ile mücadele zaten <strong>diyet</strong> dediğimiz kendini <strong>mahrum bırakmak</strong> değil midir?</p>
<p><strong><em>Minimalizm mahrumiyet mi?</em></strong></p>
<p>Neticede mahrumiyet, <strong>hayata katamadıklarımız</strong> kadar <strong>hayatımızda olması gerekmeyenlerdir</strong>. Bunun kararı da ancak <strong>o şeyden mahrum olma</strong> haliyle yaşadığımızda verilecektir. Sen az şeye ihtiyaç duy…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HAZZI ERTELEYEBİLMEK BAŞARININ KİLİT TAŞIDIR</strong></p>
<p>Mahrumiyetin <strong>bedeli, konforu azaltmasıdır. </strong>Ancak ödülü de vardır. Varlığından mahrum bırakarak seni olgunlaştırır. İnsan, <strong>zıddıyla</strong> sınanır <strong>dengiyle</strong> eşleştirilir. “<strong>Erenler zehir getirin</strong> / Bal ilen öldürmen beni / <strong>Yokluk benim eski dostum</strong> / mal ilen öldürmen beni.” <strong>Âşık Hüdai</strong>’nin bize nasihati bu olmuş.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>MAHRUMİYET LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Yoksunluk</strong>: Bir şeyin eksikliğini çekme, o şeyden mahrum kalma ve ya ayrı düşme durumu</p>
<p><strong>Yoksulluk</strong>: Yemek, içecek, barınma ve giyim gibi temel ihtiyaçları karşılayamama hali</p>
<p><strong>Bu bana lâzım değil</strong>: Aşırı hırslardan, lüzumsuz eşyadan ve boş hevesten vazgeçebilme</p>
<p><strong>Onsuz da yaşarsın</strong>: “Ondan mahrum olursam yaşayamam” deme, onsuz da yaşatılacaksın</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sihirli-sozcuk-sakin-vazgecme-86189</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/erkek-is-insani-calisan-kibir.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sihirli sözcük; sakın vazgeçme… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86187</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa ABD verilerine odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Altın, Bitcoin, Petrol… Piyasa ABD Verilerine Odaklandı! Veriler Yön Değiştirici Olur Mu?" src="https://www.youtube.com/embed/7J179hnKLfQ" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86187</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/guldag-berfin-1787719214.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arz-kriterleri-yeterince-uygun-mu-86188</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arz kriterleri yeterince uygun mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İLETİŞİM </strong>danışmanı <strong>Çetin Kımız </strong>bağlantıyı gönderince Espressolab’ın kurucusu <strong>Esat Kocadağ</strong>’ın şirketlerin hisselerini halka arzlarıyla ilgili <strong>“izin kriterleri”</strong>ni tartışmaya açan sosyal medya paylaşımını okudum.</p>
<p><strong>Esat Kocadağ, </strong>paylaşımına Borsa İstanbul’da hisseleri işlem gören şirketlerin finansal sonuçlarıyla girdi:</p>
<p>-          <strong>Borsa İstanbul’daki şirketler 2026’nın ilk 6 aylık finansal sonuçlarını açıklamaya başladı. Birçok şirketin zarar ettiğini görüyoruz.</strong></p>
<p>Espressolab’ın finansal sonuçlarına işaret etti:</p>
<ul>
<li><strong>Espressolab’ın 2024 EBITDA’sı (faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr) 29 milyon dolardı.</strong></li>
<li><strong>2025 yılında 19.9 milyon dolar EBITDA ürettik.</strong></li>
<li><strong>Bu yılı da 25-26 milyon dolar EBITDA seviyesinde kapatmayı hedefliyoruz.</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a8e6b61eca9e-1787718497.jpg" alt="" width="600" height="600" />
<figcaption><strong>Esat Kocadağ (solda) ve Emre Kocadağ (sağda)</strong></figcaption>
</figure>
<p>24 ülkede faaliyet gösterdiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Büyüyen, kâr eden ve borçluluğu oldukça düşük bir Türk şirketiyiz.</strong></p>
<p>Halka arz kriterleri üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Ama halka arz kriterlerine baktığımızda ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Ciro kriterlerini karşılıyoruz, ancak aktif büyüklüğü kriterini karşılamakta zorlanıyoruz.</strong></p>
<p>Bunun nedenlerini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bunun nedenlerinden biri de şirketimizin borçluluğunun düşük olması sebebiyle bilanço aktifimizin görece daha düşük kalması.</strong></p>
<p>Amacının birilerini eleştirmek olmadığını vurgulayıp şu soruyu sordu:</p>
<p>-          <strong>Mevcut halka arz kriterleri, kârlı, borçluluğu düşük, hızlı büyüyen ve gelirlerinin giderek daha büyük kısmını yurt dışından elde eden yeni nesil Türk şirketlerini değerlendirmek için yeterince uygun mu?</strong></p>
<p>Bunu tartışmanın zamanının gelmiş olabileceğine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Çünkü dünyaya daha fazla Türk markası çıkarmak istiyorsak, sermaye piyasalarımızın da bu yeni nesil şirketlerimizin yapısına ayak uydurması gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Esat Kocadağ, </strong>paylaşımının sonuna şu notu koydu:</p>
<ul>
<li><strong>2025 yılı sonu aktif büyüklüğümüz 3 milyar 319 milyon 003 bin 642 Türk Lirası.</strong></li>
<li><strong>Halka arz için aranan 3.6 milyar Türk Lirası aktif büyüklük kriterinin yaklaşık 281 milyon lira altında kalıyoruz.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Esat Kocadağ, </strong>Espressolab’ı 2010 yılı başlarında Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğrencisiyken planladı. Babası <strong>Mevlüt Kocadağ</strong>’ın 1953 yılında ilk şubesini Nişantaşı’nda açtığı <strong>“Emirgan Sütiş”</strong>ten deneyimli olan <strong>Esat Kocadağ, </strong>okuldaki bir kafeden esinlendi:</p>
<p>-          <strong>Buraya Emirgan Sütiş açmaya kalksak, 180-200 kişinin çalışması gerekecek. Bu kafede işler 3-4 kişiyle dönebiliyor.</strong></p>
<p>2014 yılında Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul’da 20 metrekarelik bir yer kiralayıp ilk Espressolab’ı açtı. <strong>Esat Kocadağ </strong>ve abisi <strong>Emre Kocadağ</strong>’la geçen yıl Ağustos ayında Merter’deki kahve işleme merkezi ve şubelerinde buluştuktan sonra yazdığım yazıya şu başlığı atmıştım:</p>
<ul>
<li><strong>30 bin dolarla yola çıktı, 11 yılda 17 ülkede 405 şube ile 113 milyon doları yakaladı…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Esat Kocadağ, </strong>şube açma temposuyla ilgili şu bilgiyi vermişti:</p>
<p>-          <strong>Ayda 450 franchise başvurusu alıyoruz. Ortalama 12 dolayında franchise veriyoruz. Yeme-içme sektöründe yurt dışında en fazla ülkeye ulaşan markayız.</strong></p>
<p><strong>Esat Kocadağ, </strong>belli ki bir süredir Espressolab’ın hisselerini halka açma planları yapıyor.</p>
<p>Ancak, <strong>“aktif büyüklük” </strong>kriterine takılmasına içerliyor… O nedenle <strong>“halka arz kriterleri”</strong>ni tartışmaya açma yoluna gitmiş bulunuyor…</p>
<p>SPK, halka arzlar konusunda <strong>“aktif büyüklük” </strong>kriterini devre dışı bırakmayı düşünür mü?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD’nin ek vergisi bomba gibi düştü</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8e6b7c6b324-1787718524.jpg" alt="" width="295" height="420" /></span><strong>AKHİSAR </strong>Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Alper Alhat, </strong>hazırladıkları bir bülteni bizzat gönderip seslerini duyurmak için destek istedi:</p>
<p>-          <strong>ABD’nin Türk zeytin ve zeytinyağına yüzde 12.5 ek gümrük vergisi uygulaması, rakiplerimiz karşısında bizi dezavantajlı duruma düşürdü.</strong></p>
<p><strong>Alhat, </strong>ticaretin ülkeler arasında savaşa dönüştüğüne işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Ne yazık ki sadece zeytin değil genel olarak tarım cephesi döviz kurlarından ve yüksek faizden büyük yara alıyor. Bir de üstüne ABD’nin ek vergisi sektörümüze bomba gibi düştü.</strong></p>
<p>Tarım ve gıdanın stratejik olduğunu savundu:</p>
<p>-          <strong>Özellikle ambalajlı pazarlarımızı korumak ve geliştirmek için devletin desteğine her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.</strong></p>
<p>Birkaç yıldır İspanya’nın fiyatlarının Türkiye’nin altında gerçekleştiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Şu ana kadar kazançlarımızdan fedakarlık ederek ve ihracatçıya sağlanan yüzde 3’lük döviz dönüşüm desteği ile pazarlarımızı korumaya çalıştık. Fakat bu ek tarife bizim süb</strong><strong>vanse</strong><strong> edebileceğimiz boyutu aştı.</strong></p>
<p><strong>Alper Alhat, </strong>Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) baskılarıyla 3 yıl önce kaldırılan <strong>“Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu”</strong>nu<strong> (DFİF) </strong>anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Geçmişte tarım ürünleri ihracatına Türkiye’nin uyguladığı DFİF destekleri, DTÖ’nün </strong>“Haksız rekabete yol açıyor” <strong>uyarısıyla kaldırılmıştı.</strong></p>
<p>Bu noktada şu soruyu sordu:</p>
<p>-          <strong>DTÖ, ABD’nin zeytinyağı üreticisi ülkelere uyguladığı bu farklı tarifelere acaba ne diyor?</strong></p>
<p>Sonra beklentilerini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>ABD ek gümrük vergisinin ve döviz kurlarının oluşturduğu sıkıntıların giderilmesi için eskiden istifade ettiğimiz ihracat desteklerinin tekrar verilmeye başlanmasını talep ediyoruz.</strong></p>
<p>Geçici maliyet baskısının kalıcı pazar kaybına dönüşmemesi için zamanında müdahale edilmesi gerektiğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin kaliteli üretim gücünü katma değerli ihracata dönüştürebilmesi için ABD nezdindeki diplomatik girişimlerin sürdürülmesinin yanı sıra acilen DFİF desteklerinin tekrar başlatılması gerekiyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin önemli rakiplerinin durumunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Tunus’un ek tarifeden muaf tutulması, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ürünlerine ise daha düşük oranda vergi uygulanması, Türk ihracatçısının ABD pazarındaki varlığını iyice zorlaştırdı.</strong></p>
<p>Sözlerini geçmişteki DFİF desteğinden örnekle noktaladı:</p>
<p>-          <strong>DFİF desteği ambalaj boyutu küçüldükçe ve Türk markası kullanıldığında kademeli artıyordu. Markalı 1 litre ve daha küçük ambalajlı zeytinyağına ton başına 650 dolar, sofralık zeytine ise ton başına 260 dolar veriliyordu.</strong></p>
<p>ABD’nin ek gümrük vergisi uygulamasına karşı zeytin ve zeytinyağı sektöründe yükselen seslere kulak vermek gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tereyağında kuru madde yüzde 80 yerine yüzde 79 çıktı, firma ‘tahşişci’ oldu</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8e6b91c9c4d-1787718545.jpg" alt="" width="700" height="394" /></span><strong>KAYSERİ </strong>Ticaret Odası’nın ev sahipliğinde gerçekleşen <strong>“Globalden Yerele Kayseri” </strong>paneli için kente gittiğimizde Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Ahmet Emre Sönmez </strong>ve Kayseri Temsilcimiz <strong>Hilal Sönmez </strong>rehberliğinde <strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte uğradığımız tesislerden biri de Başyazar Süt Ürünleri A.Ş. oldu.</p>
<p>Sütma markasıyla üretim yapan Başyazar Süt Ürünler A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>İhsan Narin, </strong>bakanlığın <strong>“tahşişli ürünler” </strong>listelerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Tereyağında kuru madde oranı yüzde 80’dir. Üreticiler olarak buna uyuyoruz. Ancak, işi yapan usta yüzde 0.5 eksik tutar da bu bakanlık denetimlerinde yakalanırsa, firma hemen </strong>“tahşişli ürün üretenler” <strong>listesine alınıp damgayı yiyor.</strong></p>
<p>Kayseri’den örnek verdi:</p>
<p>-          <strong>Nitekim Kayseri’den bir firmanın tereyağında kuru madde oranı yüzde 79 çıktı. Firma anında </strong>“tahşişli ürün” <strong>listesine alındı.</strong></p>
<p>Bakanlığın inceleme yapmasını, hassa davranmasını doğru bulduklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ancak, tereyağındaki kuru madde oranında yüzde 0.5 veya 1 oranında eksiklik gibi kasten yapılmayan hatalar yüzünden de firmaların hemen damgayı yemesi bize pek doğru gelmiyor.</strong></p>
<p>Başyazar A.Ş. ile Sütma markasını 2013 yılında satın aldıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Mevcut fabrikayı 30 milyon Euro’yu bulan yatırımla kurduk. 4 bin müstahsilden süt alıyoruz. Şu anda günde ortalama 70-80 ton süt işliyoruz. Normalde günlük süt işlememiz 100 tonu buluyor.</strong></p>
<p>Geçmişte ayran ve yoğurt da ürettiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Daha sonra odaklanma kararı aldık. Şu anda tulum peyniri, tel peynir ve yöresel çeşitler üretiyoruz. Ürünlerimiz 25-30 ilde satışa sunuluyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arz-kriterleri-yeterince-uygun-mu-86188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/8/1280x720/espressolab-1787718479.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halka arz kriterleri yeterince uygun mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yurt-disindan-gayrimenkul-alimi-son-bes-yillik-ortalamanin-10-katina-ulasti-86186</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışından gayrimenkul alımı, son beş yıllık ortalamanın 10 katına ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>TEPAV Doğrudan Yatırımlar Bülteni’nin 2026 yılı ikinci çeyrek sayısında yer alan verilere göre Türklerin yurt dışından satın aldıkları konut tutarı, son 5 yıllık ortalamanın 10 katına ulaştı. Bu dönemde yurt dışından alınan konut tutarı 2.5 milyar dolara ulaştı. Raporda yer alan bilgilere göre yılın ikinci çeyreğinde doğrudan yatırım girişleri 1.6 milyar dolar, yurt dışına yönelik doğrudan yatırımlar ise 2.5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu kapsamda net sermaye hareketi ise 1.5 milyar dolarlık çıkış olarak hesaplandı.</p>
<p>Yatırımların yarıdan çoğu imalat, toptan ve perakende sektörüne geldi Yabancılara yönelik konut satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3.8 azalırken, satışın yüzde 43’ü İstanbul, yüzde 32’si ise Antalya’da gerçekleştirildi. Türkiye’den en çok Rus vatandaşları ev alırken, bunu İran ve Ukrayna vatandaşları takip etti.</p>
<p>Türkiye’ye gelen yabancı yatırımların yüzde 64.3’ü imalat, toptan ve perakende sektöründe yoğunlaştı. Ülke bazında ilk sırada yüzde 29.6 pay ile Hollanda yer aldı. Aynı dönemde; ABD, BAE, İngiltere, Almanya, Avusturya, Danimarka, Fransa, Kanada ve İsviçre’nin yatırımlarındaki artış dikkat çekti. Yabancı sermaye konutta olduğu gibi şirket kurulumunda da İstanbul’u tercih etti.</p>
<p>Yurt dışına yapılan doğrudan yatırımlarda gayrimenkul sektörü ağırlığını korudu. Hollanda, ABD, İsviçre ve Bahamalar’a yönelik yatırımlarda artış oldu.</p>
<p>Türk yatırımcıların yurt dışı gayrimenkul yatırımları, ikinci çeyrekte 2.6 milyar dolara ulaştı. Bu artışta, yerel piyasadaki uzun amortisman süreleri ve döviz bazlı getiri arayışı etkili oldu. Bu yatırım tutarı aynı zamanda son 5 yılın ortalamasının 10 katı olarak hesaplandı. Raporda, Avrupa’daki Altın Vize, Dubai’deki vergi avantajlarının Türk yatırımcıların yurt dışında gayrimenkul alımına yönelmelerinde etkili olduğu kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yurt-disindan-gayrimenkul-alimi-son-bes-yillik-ortalamanin-10-katina-ulasti-86186</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/konut-gayrimenkul-yurt-disi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV verilerine göre, Türklerin yurt dışı gayrimenkul yatırımları, yılın ikinci çeyreğinde 2,6 milyar dolara ulaşarak son beş yıl ortalamasının 10 katını aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvil-piyasasinda-kisa-vade-istahi-artti-86185</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahvil piyasasında kısa vade iştahı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 1 Mart’tan bu yana ara verdiği 1 hafta vadeli repo ihalelerini yeniden açması ilk anda Türkiye’nin kısa vadeli gösterge tahvil faizlerine pozitif yansıdı. Karar sonrası 2 ve 5 yıl vadeli gösterge tahvil faizleri 1 puana yakın düştü, dünkü işlemlerde 2 yıl vadeli gösterge tahvil faizi 3 Temmuz’dan bu yana ilk kez yüzde 40’ın altına geriledi. 10 yıl vadeli gösterge tahvil faizinde ise anlamlı bir değişim yaşanmadı. Uzmanlar yılsonu enflasyonunda yapılan 2 puanlık yukarı yönlü revizyonun yanı sıra yüksek enflasyon beklentileri nedeniyle kısa vadeli tahvillere talebin süreceğini ancak uzun vadelide yatırımcının çekimser kalacağını belirtti.</p>
<p>TCMB’nin haftalık repo ihalelerine başlamasıyla her ne kadar piyasada likidite fazlası olsa da piyasa faizi TLREF 2 Mart’tan bu yana ilk kez yüzde 36,93 seviyesine geriledi. TCMB’nin üst banttan fonlama yaptığı dönem TLREF faizleri de yüzde 39,93 seviyelerinde seyretmişti. Adımın para piyasası faizlerine direkt etkisinin yanı sıra uzmanlar TL mevduat faizlerine de hızlı yansımasını beklerken kredi faizlerine etkisinin ise 1 haftayı bulacağını belirtti.</p>
<h2>2 ve 5 yıl vadelilerde hareket </h2>
<p>Türkiye’nin gösterge tahvil faizleri de TCMB’nin normalleşme adımı sonrası hareketlendi. 2 yıl vadeli gösterge tahvil faizi savaş öncesi yüzde 36,53 seviyesindeyken yüzde 43,83'e kadar yükselmişti. 21 Mayıs'ta gördüğü bu seviyeden gevşeyen 2 yıl vadeli gösterge tahvil faizi 13 Ağustos'taki enflasyon raporu toplantısının ardından yüzde 41'in altına geriledi. TCMB'nin adımıyla birlikte yüzde 40,85 seviyesinden yüzde 40,11'e indi. Dün ilk işlemler aynı seviyeden geçerken 2 yıl vadeli tahvil faizi gün içinde 3 Temmuz’dan bu yana ilk kez yüzde 40’ın altına indi. 5 yıl vadeli gösterge tahvil faizi de savaş öncesi yüzde 33,37 seviyesindeyken savaşlar birlikte yükseldi ve 22 Mayıs itibariyle yüzde 40,58'e kadar çıktı. Enflasyon raporu sunumu öncesinde yüzde 38,74 seviyelerinde olan 5 yıl vadeli gösterge tahvil faizi haftalık repo ihalelerine başlanacağı haberiyle birlikte yüzde 37,46'ya kadar geriledi, önceki gün son işlemler yüzde 37,52'den geçti. Dün ilk işlemler yüzde 37,58'den gerçekleşti.</p>
<h2>Uzun vadeliye tepki düşük kaldı </h2>
<p>10 yıl vadeli gösterge tahvil faizi savaş öncesi yüzde 30,58 seviyesindeydi savaş döneminde en yüksek 22 Mayıs'ta yüzde 36,41'i gördü. Enfl asyon raporu öncesi yüzde 34,8 seviyesinde olan 10 yıl vadeli gösterge tahvil faizi rapor sonrası yüzde 35'in üzerine çıktı. Haftalık repo ihalelerine dönüleceği haberine anlamlı tepki vermeyen 10 yıl vadeli gösterge tahvil faizi yüzde 34,57 seviyesinde. Uzmanlar TCMB’nin enflasyon raporunda yılsonu enflasyon tahminini 2 puan artırdığını hatırlatarak daha uzun süre yüksek kalacağına yönelik beklentilerin arttığını vurguladı. TCMB’nin enflasyon raporu toplantısında gevşeme sinyali verdiğini ileri süren uzmanlar Merkez Bankası’nın da önümüzdeki dönemde enflasyonun pek fazla düşmesini beklemediğini ifade ettiğini kaydetti. Piyasanın bu nedenle TCMB’nin hamlesine karşılık uzun vadeli tahvile tepki göstermediğini vurgulayan uzmanlar kısa vadeli tahvillerde alımın yaşandığını politika faizinde indirim beklentisi güçlendikçe de bu alımların süreceğine işaret etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hazine bu ay 584,5 milyar ile hedefin üzerinde borçlandı</span></h2>
<p>Ağustosta iç borçlanma hedefini 536.7 milyar lira olarak açıklayan Hazine, bu borçlanmanın piyasadan ihale yoluyla 334.7 milyar lira, doğrudan satış yoluyla 165 milyar lira olmasını ve 37 milyar lira ise kamuya satış yapılmasını öngördü. Ancak gerçekleşmelerde piyasadan ihale yoluyla 348.5 milyar lira borçlanıldı, doğrudan satışlar ise 236.1 milyar lira oldu. Kamuya satışlar hariç Hazine ağustosta 584.5 milyar lira borçlanarak ağustos hedefinin üzerine çıktı. Hedefin üzerine çıkılmasında ise en büyük etki altın ve döviz cinsi doğrudan satışlardan kaynaklandı. Eylül ayında sadece 313.5 milyar lira borç ödemesi yapacak olan Hazine ekimdeki 585.1 milyar liralık borç ödeme öncesinde kasasını güçlendirmiş oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvil-piyasasinda-kisa-vade-istahi-artti-86185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi-faiz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB’nin haftalık repo ihalelerine geçmesi 2 ve 5 yıl vadeli gösterge tahvil faizlerinde aşağı yönlü harekete yol açarken uzun vadeli tahvilde anlamlı bir tepki yaşanmadı. Uzmanlar yüksek enflasyon ve gevşeme beklentileriyle kısa vadeli tahvillere ilginin arttığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/halkbanka-uluslararasi-piyasalardan-11-milyar-dolarlik-ek-kaynak-86225</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halkbank&#039;a uluslararası piyasalardan 1,1 milyar dolarlık ek kaynak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Halkbank, uluslararası piyasalardan 1,1 milyar dolar tutarında ek kaynak temin ettiğini duyurdu. </p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) yapılan açıklamada, bankanın ABD'deki ceza davasının banka lehine sonuçlandığı anımsatıldı.</p>
<p>Dava sürecinin tamamlanmasının ardından uluslararası piyasalardan 1,1 milyar dolar tutarında ilave kaynak sağlandığı belirtilen açıklamada, dava süreci tamamlanmadan önce de Sermaye Benzeri Tahvil (AT1) ve Bilateral Kredi Anlaşmaları dahil olmak üzere proaktif şekilde 3,9 milyar dolar tutarında yurt dışı kaynak temin edildiği kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, dava sürecinin tamamlanmasının ardından işlem gerçekleştirilen muhabir banka sayısında gözlenen hızlı artışın banka açısından memnuniyet verici olduğu ifade edildi.</p>
<p>Halkbank Yönetim Kurulunun onayı çerçevesinde 17 Temmuz 2026 itibarıyla 5 milyar dolar karşılığı büyüklüğünde Global Medium Term Notes (GMTN) programının kurulduğu aktarılan açıklamada, sabit getirili kıymet (tahvil/eurobond) yatırımcılarıyla gerçekleştirilen yurt dışı yatırımcı turunun (Non-Deal Road Show), yakın dönemde planlanan ihraçlara yönelik ilginin güçlü olduğuna işaret ettiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, "Bankamız, uluslararası piyasalardaki etkinliğini artırmaya ve sürdürülebilir kaynak teminini destekleyen alternatif fonlama kanallarını değerlendirmeye devam edecektir." ifadesine yer verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/halkbanka-uluslararasi-piyasalardan-11-milyar-dolarlik-ek-kaynak-86225</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/halkbank.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halkbank, ABD&#039;deki ceza davasının sonuçlanmasından sonra uluslararası piyasalardan 1,1 milyar dolar tutarında ek kaynak sağladığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-degisikligine-inanmasan-da-karliliga-inanmalisin-86212</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim değişikliğine inanmasan da kârlılığa inanmalısın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son dönemde iklim değişikliğiyle ilgili farklı itirazları daha sık duyuyorum. Kimi bunun abartıldığını düşünüyor, kimi yeni ürünler satmak, yeni regülasyonlar getirmek veya şirketlere yeni raporlama yükleri oluşturmak için büyütüldüğünü söylüyor. Bu tartışmanın bilimsel, politik ve ekonomik birçok boyutu var. Ancak işletmeler açısından bakıldığında meseleyi daha sade bir yerden okumak mümkün.</p>
<p>Bir işletmenin enerji tüketimini azaltması, suyu daha verimli kullanması, ham madde firelerini düşürmesi, atık miktarını azaltması ve proseslerini daha kararlı hale getirmesi için iklim değişikliğine inanması gerekmez. Bu adımlar zaten işletme aklının gereğidir. Çünkü tamamı maliyeti azaltır, verimliliği artırır, operasyonel riski düşürür, nakit akışını ve kârlılığı olumlu yönde etkiler. Bu nedenle iklim tartışmasına nereden bakılırsa bakılsın, enerji ve kaynak verimliliği aksiyonlarını ertelemek rasyonel bir tercih değildir.</p>
<p><strong>Enerji verimliliği ilk adımdır</strong></p>
<p>En somut alan enerji verimliliğidir. Basınçlı hava kaçaklarının giderilmesi, verimsiz motorların değiştirilmesi, pompaların doğru seçilmesi, kazan veriminin artırılması, soğutma gruplarının yenilenmesi, otomasyon sistemlerinin doğru kullanılması ve tüketimin izlenmesi çoğu işletmede doğrudan sonuç üretir.</p>
<p>Daha az elektrik ve yakıt tüketen işletme daha düşük fatura öder. Daha kararlı çalışan sistem daha az arıza yapar. Doğru izlenen tesis daha hızlı müdahale imkânı verir. Enerji verimliliği bu yüzden emisyon azaltımının yanında iyi işletmecilik göstergesidir.</p>
<p><strong>Atık ısı kayıp değil kaynaktır </strong></p>
<p>Sanayi tesislerinde en önemli fırsatlardan biri atık ısıdır. Baca gazından, kompresörlerden, soğutma sistemlerinden, fırınlardan veya proses çıkışlarından geri kazanılabilecek ısı çoğu zaman işletmenin gözünün önünden geçer gider. Oysa bu ısı sıcak su, ön ısıtma, proses desteği veya uygun koşullarda soğutma talebini bile karşılayabilecek kaynaktır.</p>
<p>Bu yaklaşım yakıt tüketimini azaltır, enerji maliyetini düşürür ve tesisin dış enerji ihtiyacını sınırlar. İklim açısından bakarsanız emisyon azalır. İşletme açısından bakarsanız maliyet düşer.</p>
<p><strong>Su ve ham madde verimliliği doğrudan kârlılıktır </strong></p>
<p>Benzer tablo su kullanımında da geçerli. Kaçakların izlenmesi, kapalı devre sistemlerin kurulması, proses suyu tüketiminin optimize edilmesi, geri kazanım uygulamaları ve doğru ölçüm altyapısı yalnızca çevresel fayda üretmez. Su maliyetini azaltır, kesinti riskini düşürür ve üretim sürekliliğini destekler.</p>
<p>Ham madde tarafında ise fire ve hurda oranlarının azaltılması çoğu zaman enerji tasarrufundan bile daha büyük finansal etki yaratabilir. Daha iyi proses kontrolü, doğru bakım, otomasyon, kalite izleme ve çalışan eğitimiyle üretimdeki kayıplar düşürülebilir. Daha az fire; daha az ham madde alımı, daha az yeniden işleme, daha az atık ve daha yüksek kârlılık anlamına gelir.</p>
<p>Atık yönetimi de aynı çerçevede ele alınmalı. Atığın oluşmadan azaltılması, yan ürünlerin değerlendirilmesi, ambalajın optimize edilmesi ve geri kazanım imkânlarının araştırılması işletmenin bertaraf maliyetini ve kaynak ihtiyacını düşürür.</p>
<p><strong>Doğru teknoloji doğru sırayla seçilmeli </strong></p>
<p>Burada önemli bir uyarı yapmakta fayda var. Her yeşil teknoloji her işletme için doğru çözüm anlamına gelmez. Yanlış sırayla yapılan yatırımlar kaynak israfına dönüşebilir. Tüketimi azaltmadan, atık ısıyı değerlendirmeden ve proses ihtiyacını doğru analiz etmeden yapılan teknoloji yatırımları beklenen faydayı üretmeyebilir.</p>
<p>Örneğin fosil yakıttan çıkmak amacıyla elektrikli kazan yatırımı yapmak doğru sonuç vermez. Proses sıcaklığı, çalışma saatleri, elektrik altyapısı, atık ısı imkânı, enerji fiyatları ve işletme maliyeti birlikte analiz edilmeden alınan karar, dönüşüm yerine yeni bir maliyet yükü oluşturur.</p>
<p>Doğru sıra genellikle ölçmek, verimsizliği azaltmak, geri kazanımı değerlendirmek, ardından uygun teknolojiyi seçmektir. Bu sıra takip edilmediğinde iyi niyetli yatırımlar bir süre sonra atıl kalan ekipmanlara ve teknoloji çöplüğüne dönüşebilir.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>İklim değişikliği konusunda herkes aynı noktada durmayabilir. Ancak işletmeler için enerji, su, ham madde, atık, fire ve duruş maliyetleri tartışma konusu değildir. Bunlar ölçülür, yönetilir ve azaltıldığında kârlılığı doğrudan etkiler.</p>
<p>Bu nedenle meseleye yalnızca iklim penceresinden bakmak zorunda değiliz. Verimlilik penceresinden bakmak bile yeterli. Daha az tüketen, daha az kaybeden, kaynaklarını daha iyi yöneten işletme her koşulda daha güçlü olur. Başladığım gibi bitireyim: İklim değişikliğine inanmasan da kârlılığa inanmalısın</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-degisikligine-inanmasan-da-karliliga-inanmalisin-86212</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim değişikliğine inanmasan da kârlılığa inanmalısın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/maslakin-bir-turlu-doldurulamayan-cukuru-86207</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Maslak’ın bir türlü doldurulamayan çukuru</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şubat başında bu köşede Maslak’ta binlerce çalışanın her gün yaşadığı trafik çilesini yazmıştım. Aradan aylar geçti. Değişen pek bir şey yok.</p>
<p>Eski Büyükdere Caddesi’nin iki şeritlik bölümü, geçen yıl yolun yanındaki inşaat alanında bulunan istinat duvarının çökmesiyle kullanılamaz hale geldi. Daha sonra inşaat şirketinin istinat duvarını güçlendirme çalışmaları başladı. Ancak şirket çalışanlarına ödeme yapamayınca çalışmalar durdu.</p>
<p>Sarıyer Belediyesi bunun üzerine devreye girdi. İTÜ’den teknik rapor istedi ve duvar güçlendirilmezse işi kendisinin yapıp masrafı yüzde 20 fazlasıyla şirketten tahsil edeceğini açıkça belirtti.</p>
<p>Peki bugün ne durumdayız?</p>
<p>Trafik 6 ay önceki gibi tek şeritten ilerliyor. Sabah işe gidiş, akşam işten çıkış saatlerinde birkaç yüz metrelik bölüm ciddi sıkıntı yaratıyor. Maslak gibi İstanbul’un en önemli iş merkezlerinden birinde binlerce insan her gün çile çekiyor.</p>
<p>Belki çalışanların bir kısmı yaz tatilinde olduğu için şu sıralar geçici bir rahatlama yaşanıyor. Ama ay sonunda tatilden dönecekler. O zaman Maslak’taki trafik çilesi de yeniden tüm ağırlığıyla kendini gösterecek.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a8e7864d75cb-1787721828.jpg" alt="" width="700" height="517" />
<figcaption><strong>Eski Büyükdere Caddesi üzerinde birçok bankanın genel müdürlükleri, holdinglerin ve büyük şirketlerin merkezleri var.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Cadde üzerinde birçok bankanın genel müdürlükleri, holdinglerin ve büyük şirketlerin merkezleri var. Belki onlar da bu duruma seslerini çıkardılar ama bu ses hayli cılız olmalı ki ne bizim ne de belediyenin kulakları duydu.</p>
<p>Dün yeniden belediyeyi aradım. Bir müdürlükten diğerine aktarıldıktan sonra şubatta görüştüğüm Yapı Kontrol Müdürü Hanefi Bey’e ulaştım. “Görüşmenin üzerinden 6, çökmenin üzerinden ise yaklaşık 16 ay geçmiş olmasına rağmen hâlâ aynı yerdeyiz. Çukur neden hâlâ doldurulamadı? Binlerce kişi her gün neden çile çekiyor?” diye sorduğumda aldığım cevap kısa ve şaşırtıcıydı:</p>
<p>“Sana hesap mı vereceğim?”</p>
<p>Aslında evet. Belediyede görev yapanların, yaptıkları ya da yapmadıkları işlerin hesabını halka ve basına vermeleri gerekir. Hele konu binlerce insanın her gün kullandığı bir yolsa.</p>
<p>Dünya için küçük ama Maslak için büyük bir mesele bu. Çünkü burada sadece birkaç yüz metrelik yoldan değil, binlerce insanın her gün kaybettiği zamandan ve çektiği sıkıntıdan söz ediyoruz.</p>
<p>Şimdi aynı soruyu bir kez daha soralım: Bu yol ne zaman normale dönecek?</p>
<p>Ve daha önemlisi, birkaç yüz metrelik yolu yapmak gerçekten bu kadar zor mu? Yoksa artık asıl mesele yapmak değil, hesap vermek mi?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/maslakin-bir-turlu-doldurulamayan-cukuru-86207</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eski Büyükdere Caddesi üzerinde birçok bankanın genel müdürlükleri, holdinglerin ve büyük şirketlerin merkezleri var. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/360-milyon-dolarlik-is-buldu-kar-yuzde-200-oraninda-buyudu-86206</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 360 milyon dolarlık iş buldu, kâr yüzde 200 oranında büyüdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Altı aylık dönemde metal ana sanayisinde bulunan üç şirket kârını %200'ün üzerinde artırdı. Erdemir, İsdemir ve Borusan Boru'nun toplam kârı 19,95 milyar TL ile sektörün ana gövdesini oluşturuyor. Ancak sadece kâr artışına bakarak tercihte bulunmak yanıltıcı sonuçlar verebilir.</strong></p>
<p>Borsada ikinci çeyrek bilançolar incelenirken, metal ana sanayisinde kâr büyüme hızları yatırımcıların dikkatini çekiyor. Verilere göre Ereğli Demir Çelik %415, İskenderun Demir Çelik %203 ve Borusan Boru %200 oranında kâr artışıyla diğer firmalardan açık ara ayrışıyor. Milyarlarca liraya ulaşan kârlar sektörün taşıyıcısı konumunda bulunuyor. Bununla birlikte sektörde kâr büyümesi kadar kârdan zarara dönen şirketlerin olduğu da göz ardı edilmemeli. Yatırımcılar yüksek kâr artışlarına bakarak pazarın bir bütün olarak büyüdüğünü düşünebilir. Ancak şirketlerin manşetteki kârları kadar alt kalemlerdeki marj değişimlerini de incelemek gerektiğini unutmamalı.</p>
<h2>Kârları büyüten kalemler</h2>
<p>Ereğli Demir Çelik, altı aylık dönemde metal ana sanayisinde kârını en güçlü büyüten firma konumunda bulunuyor. Şirket, gelirini %31 artırırken, dönem sonu kârını %415 büyüterek 8,93 milyar TL’ye çıkardı. Erdemir’in dönem kârının bu denli yükselmesinde 9,29 milyar TL seviyesindeki ertelenen verginin etkisi göz ardı edilmemeli.</p>
<p>Borusan Boru, kârını %200 artırarak sektörde en hızlı büyüten ilk üç firmadan biri oldu. Kârı dönem sonunda 1,7 milyar TL’ye çıkarken, bu artışta %49 ile 43,6 milyar TL’ye çıkan satışları etkili oldu. Son olarak ABD’de farklı müşterilerden aldığı 360 milyon dolarlık yeni siparişlerle büyüme beklentisini korumayı sürdürüyor.</p>
<h2>Sektördeki en hacimli kâr</h2>
<p>İskenderun Demir Çelik, metal ana sanayisinde 9,2 milyar TL ile en yüksek kârı açıklayan firma konumunda bulunuyor. Altı aylık dönemde satışlarını %22 artırarak 67,86 milyar TL’ye ulaştırdı. Elde edilen %203 oranındaki kâr büyümesinde gelirlerin etkisi olsa da asıl belirleyici olan faktör, 5,08 milyar TL tutarındaki ertelenen vergi kalemi oldu.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8e7708cc545-1787721480.png" alt="" width="999" height="526" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KISA VADELİ BORÇ MU, UZUN VADELİ BORÇ MU?</strong></p>
<p><strong>Kısa vadeli borç</strong>; düşük finansman, hızlı kapanış, kolay erişim, esneklik. Nakit akış baskısı, yenileme riski, büyüme engeli, iflas riski, sürekli stres.</p>
<p><strong>Uzun vadeli borç</strong>; rahatlık, büyüme, enflasyon avantajı, güvence, faiz sabitleme. Ağır faiz yükü, esneklik kaybı, bilanço yükü, makro riskler.</p>
<p><strong>Yasal sermayesini tamamladığı kripto platformu, kârına dolaylı katkı sağlayacak</strong></p>
<p>Matriks'in kripto platformu 250 milyon sermayeyle pazarda ne kadar büyüyebilir? ● Yılmaz Şanal</p>
<p>Yılmaz, Matriks'in bağlı ortaklığı Rootech'in sermayesini 150 milyon TL'den 250 milyon TL'ye çıkarması, doğrudan bir büyüme yatırımından ziyade yasal bir zorunluluğun yerine getirilmesi olarak okumalı. Firmanın 100 milyon TL tutarındaki sermaye artırımı, SPK'nın kripto varlık hizmet sağlayıcıları için belirlediği asgari sermaye yükümlülüğüne uyum sağlama amacıyla yapıldı. İştirakin faaliyetine devam edilebilmesi için zorunlu bir adım olarak değerlendirmeli. Güçlenen finansal yapının firmanın büyümesine dolaylı katkıda bulunması beklenmeli.</p>
<p><strong>Kuracağı teknoloji şirketi ile yüksek katma değerli gelir elde etmeyi hedefliyor</strong></p>
<p>Kocaer Çelik'in kuracağı teknoloji şirketinin başarılı olma şansı nedir? ● İlyas Kara</p>
<p>İlyas, Kocaer Çelik geçtiğimiz haziran ayında aldığı kararla robotik ve yapay zeka alanında payların %99'u kendisine ait olacak bir şirket kurma kararı aldığını duyurdu. Sanayi alanında faaliyet yürüten firmanın, yüksek katma değerli sektörlere yönelmesini olumlu değerlendirmek gerekir. Neticede sanayi gücünün dijital inovasyonla entegrasyonu ciddi bir rekabet avantajı yaratma imkanı tanıyabilecek. Teknokent yatırımı ve üniversite iş birliği vurguları, teknoloji alanındaki tecrübe açığını kapatmaya yönelik adımlar olarak değerlendirilmeli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>FPZ fonu dövize dayalı yatırım araçlarıyla bir yılda %21 yükseliş kaydetti</strong></p>
<p>QNB Portföy'ün yönettiği Birinci Serbest (Döviz) Fon (FPZ), dövizdeki yükselişe bağlı bir performans gerçekleştiriyor. Bu çerçevede istikrarlı ancak sınırlı bir yükselişi söz konusu. Büyüklüğü yatay seyrederken ağustosun ikinci yarısında bir önceki aya göre azalarak 130,78 milyar TL hacme geriledi. Nisandan bu yana nakit çıkışı yaşanan fondan ağustosta çıkan miktar 6,51 milyar TL oldu. Yatırımcı sayısı fazla değişkenlik göstermiyor, önceki aya göre bir miktar artarak 19.386'ya geriledi. Doluluk oranı %18,91 seviyesinde duruyor. Temel stratejisi, varlıklarını döviz cinsinden ihraç edilen borçlanma araçları ve kira sertifikalarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %77,00'si özel sektör dış borçlanma araçları ile %9,73'ü döviz cinsi mevduattan oluşuyor. Son bir yılda %20,88 yükseldi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Akademi Çevre, piyasadan %55,48 bileşik faizle 241,2 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Akademi Çevre, 21.08.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 241.230.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %47,5, bileşik faizi %55,48 olarak belirlendi. 120 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 22.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz %15,62 düzeyinde. 24 Ağustos itibarıyla TLREF %36,94 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Akademi Çevre'nin verdiği %47,5 basit faiz, TLREF'in yaklaşık 10,56 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından cazip bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFAKADA2612 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8e76d45761b-1787721428.png" alt="" width="974" height="232" /><strong>NETAŞ</strong></p>
<p><strong>Havacılık sektörü için sunucu sözleşmesi imzalarken, fiyatta hareketlenme var</strong></p>
<p>Netaş, %100 bağlı ortaklığı Netaş Bilişim'in, hava ulaşımı sektöründe faaliyet gösteren bir müşterisinin sunucu alım ve destek ihalesini kazandığını bildirdi. İhale kapsamında toplam bedeli KDV hariç 15,07 milyon dolar olan sözleşme imzalandı. Tutar, yıllık gelirinin %6,02 seviyesinde bulunuyor. Yılbaşından bu yana açıklanan yeni işlerin toplam tutarı ise yıllık gelirinin %38'i düzeyinde bulunuyor. Altı aylık mali dönemde gelirini %55 büyüten şirket, dönem sonunda 107 milyon TL ile zarardan kâra dönmeyi başardı. Hissenin fiyatı son bir haftada hızlı yükseliş kaydetti.</p>
<p><strong>AKFEN İNŞAAT</strong></p>
<p><strong>New York'taki lüks konut projesi için 10,6 milyon dolarlık ilk yatırımını yaptı</strong></p>
<p>Akfen İnşaat, New York'taki yaklaşık 1.166 metrekarelik arsaya sahip lüks konut projesine %12,5 oranında ortak olmak istiyor. Bu amaçla, ABD'deki %100 bağlı iştiraki King Akfen firmasına 10,67 milyon dolar tutarında sermaye avansı aktardı. Finansmanın tamamının halka arzdan elde edilen kullanılmamış fonlarla özkaynak üzerinden karşılandığı belirtildi. Projede komşu parselle birleştirme sürecinin başlatıldığı ve bu işlemle birlikte inşaat alanında %33'lük artış hedeflendiği dile getirildi. Birleştirme sonrası parselin değeri 109 milyon dolara çıkacağı ifade edildi.</p>
<p><strong>BLUME METAL</strong></p>
<p><strong>İştirakini 2,5 milyon dolara satarken bilanço yapısını güçlendirmeyi amaçlıyor</strong></p>
<p>Blume Metal, elektrik enerjisi üretimi alanında faaliyet gösteren %100 bağlı iştiraki Kare 1 Güneş Enerjisi firmasını 2,5 milyon dolar bedelle sattı. Değerleme raporunda 121 milyon TL fiyat biçilen iştirakin satışından 11,3 milyon TL kâr elde edildi. Şirket, satıştan sağladığı fonu sanayi, kimya ve inşaat alanlarındaki yeni yatırımlarda kullanılacağını ve bilanço yapısının güçlendirileceğini bildirdi. Eylül 2025'te Metemtur Yatırım olan ünvanını Blume Metal olarak değiştiren şirket, geçen yıl 2,7 milyon TL kâr açıklarken, bu yılın altı ayında 86,8 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Ruzy Madencilik'in mayıstan bu yana düşen fiyatında üç haftadır yukarı eğilim var</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8e76ba105f5-1787721402.png" alt="" width="296" height="241" />Ruzy Madencilik'te fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %25,84 ile toplamda 2,01 milyon lot azalarak 5,76 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 5'ten 3'e geriledi. BIH fonu 2 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, FSU fonu 316 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Ruzy için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede güçlü satış yapan Pardus Portföy'ün yönettiği BIH fonu ile 74,2 bin lot satan Tera Portföy'ün yönettiği DOH fonu payını sıfırladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/360-milyon-dolarlik-is-buldu-kar-yuzde-200-oraninda-buyudu-86206</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 360 milyon dolarlık iş buldu, kâr yüzde 200 oranında büyüdü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anadolu-kentleri-icin-yeni-ulasim-modeli-sakarya-metrobusle-ezber-bozuyor-86200</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anadolu kentleri için yeni ulaşım modeli: Sakarya metrobüsle ezber bozuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de toplu taşıma vizyonu uzun yıllar boyunca "metrobüs" kavramını yalnızca İstanbul gibi megakentlerin devasa yolcu yüklerine ve boğaz geçişi darboğazlarına özgü kıldı. Birçok Anadolu kenti ise yüksek maliyetli raylı sistem projeleri ile tıkanan karayolu ağları arasında sıkışıp kaldı. Tam bu noktada Sakarya, hayata geçirdiği metrobüs hattı ile Türkiye genelindeki orta ve büyük ölçekli kentler için ezber bozan, cesur ve stratejik bir yerel yönetim modeli ortaya koydu.</p>
<p>Derinlemesine incelendiğinde, Sakarya’daki metrobüs girişimi; yalnızca iki nokta arasında yolcu taşıma projesi değil, Anadolu kentlerinin ulaşım geleceğine yön verecek bütüncül bir şehircilik hamlesidir.</p>
<p><strong>Şüphecilikten öncülüğe: "İkinci Metrobüs Şehri" kimliği </strong></p>
<p>Bir projenin başlangıcında kamuoyunda oluşan tedirginlikler son derece doğaldır. Sakarya’da metrobüs hattı ilk gündeme geldiğinde, <em>"İstanbul’dan sonra ikinci metrobüs şehri olmak bizim ölçeğimize uyar mı?"</em> sorusu akıllara gelmişti. Ancak zaman gösterdi ki; Sakarya, metrobüs kavramını İstanbul’un kriz çözücü, sıkışık yapısından ayırarak <strong>planlı, konforlu ve sürdürülebilir bir transit ulaşım omurgasına</strong> dönüştürmüştür.</p>
<p>Ankara, İzmir, Bursa veya Antalya gibi metropollerin dahi cesaret edip uygulamaya koyamadığı esnek transit şerit (BRT) mantığını Sakarya'nın başarıyla devreye sokması; kent yönetiminin vizyonerliğini ve yenilikçi çözümlere olan açık fikirliliğini kanıtlamaktadır.</p>
<p><strong>Teknik doğruluk ve topografik avantajın mükemmel uyumu</strong></p>
<p>Sakarya örneği, Türkiye’deki tüm şehircilik uzmanlarına şu temel kuralı hatırlatmaktadır: <em>Doğru proje, doğru topografyada hayata geçirildiğinde çarpan etkisi oluşturur.</em></p>
<p>Sakarya’nın Gar Meydanı ile Yenikent / Şehir Hastanesi aksı arasındaki düz topografyası, metrobüs araçlarının minimum enerji tüketimi ve maksimum sürüş konforuyla çalışmasını sağlamıştır. Raylı sistemlerin milyarlarca liralık altyapı maliyetleri ve yıllar süren şantiye süreçleri göz önüne alındığında; Sakarya Büyükşehir Belediyesi çok daha düşük maliyetle, rekor sürede yüksek kapasiteli transit koridoru şehre kazandırmıştır. Bu durum, kaynağını verimli kullanmak isteyen tüm Türkiye belediyelerine örnek teşkil edecek bir kamu tasarrufu başarısıdır.</p>
<p><strong>Sancıları yönetmek: Dönüşümün doğal aşamaları</strong></p>
<p>Her büyük ulaşım hamlesi, şehir içi alışkanlıkları ve mevcut ulaşım ekosistemini sarsar. Sakarya’da hattın ilk günlerinde yaşanan lane (şerit) daralmaları, sürücü adaptasyon süreçleri ve minibüs/dolmuş/özel halk otobüsü esnafının haklı kaygıları, bir projenin başarısızlığı değil; tam aksine kentleşme sancısının doğal bir aşamasıdır. Sakarya deneyimi gösteriyor ki; minibüs-otobüs esnafını mağdur etmeyen besleme hat (feeder) modelleri ve "Park et - Devam et" (P+R) otopark alanları entegre edildiğinde, toplu taşıma esnafı sistemin rakibi değil, tamamlayıcı birer ortağı haline gelmektedir. Sakarya’nın bu geçiş dönemindeki esnek ve bütünleştirici yaklaşımı, toplu taşıma reformu yapmak isteyen diğer illere de rehberlik etmektedir.</p>
<p><strong>4. Sistem tamamlayıcı 5 altın dokunuş</strong></p>
<p>Sakarya’daki uygulamanın verimliliğini zirveye çıkaran ve Türkiye’deki diğer şehirlere ders niteliği taşıyan stratejik adımlar şunlardır:</p>
<p><strong>1- Akıllı entegrasyon:</strong> Metrobüsün tek başına değil, mahallelerden gelen dolmuş ve otobüs hatlarıyla dikey entegrasyonu.</p>
<p><strong>2- P+R (Park et - Devam et) otoparkları:</strong> Özel araç sürücülerinin araçlarını istasyonlara bırakıp metrobüsü kullanması.</p>
<p><strong>3- Sinyalizasyon ve öncelik:</strong> Metrobüs araçlarına kavşaklarda akıllı sinyalizasyon geçiş önceliği tanınması.</p>
<p><strong>4- Kesintisiz şerit disiplini:</strong> Katılım noktalarında özel araç trafiğini engellemeyecek fiziki düzenlemeler.</p>
<p><strong>5- Konforlu mobilite:</strong> Modern, yüksek kapasiteli ve çevreci filo tercihi.</p>
<p><strong>Stratejik vizyon: Raylı sisteme giden yoldaki "Pioner" (çncü) aşama</strong></p>
<p>Sakarya metrobüs projesinin en pozitif tarafı, onun <strong>son durak değil, bir köprü</strong> oluşudur. Bugün metrobüs için ayrılan tahsisli kulvar, yarın Sakarya’nın ihtiyaç duyacağı <strong>Hafif Raylı Sistem (HRS) veya Tramvay hattının hazır alt yapısıdır.</strong></p>
<p>Sıfırdan milyarlık raylı sistem yatırımlarına girip kenti borçlandırmak yerine; önce metrobüs ile o koridorda <strong>toplu taşıma kültürünü, yolcu alışkanlığını ve hat disiplinini</strong> oluşturan Sakarya, geleceğin raylı sistem hattının yolcu potansiyelini şimdiden garanti altına almıştır. Bu yaklaşım, vizyoner kent planlamasının en olgun örneğidir.</p>
<p><strong>Sonuç: Sakarya Modeli Türkiye’ye ne söylüyor?</strong></p>
<p>Sakarya; ezberlenmiş şablonlara sığınmayarak, kendi ölçeğine uygun, cesur, ekonomik ve geleceğe dönük bir ulaşım devrimine imza atmıştır. Eleştirileri göğüsleyen, eksikleri saha analizleriyle hızla revize eden ve vizyonunu raylı sisteme kadar uzatan Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’de "Ulaşımda İnovasyon" denildiğinde parmakla gösterilecek bir referans noktası haline gelmiştir.</p>
<p>Anadolu kentleri için reçete açıktır: Kopyala-yapıştır projeler yerine; Sakarya gibi cesur adımlar atmak, topografyaya uygun akılcı altyapılar kurmak ve metrobüsü geleceğin raylı sistemlerine giden stratejik bir kaldıraç olarak kullanmak. Sakarya, bu kulvarda Türkiye’ye öncülük etmeye devam etmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anadolu-kentleri-icin-yeni-ulasim-modeli-sakarya-metrobusle-ezber-bozuyor-86200</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anadolu kentleri için yeni ulaşım modeli: Sakarya metrobüsle ezber bozuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basari-gorunen-sonuc-degil-gorunmeyen-hazirligin-neticesidir-ii-86199</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başarı, görünen sonuç değil; &#039;görünmeyen hazırlığın&#039; neticesidir! (II)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><em>Rekabet avantajı, rakiplerinizin göremediği yerde başlar</em></strong></p>
<p>İş dünyasında bugüne kadar rekabet üzerine sayısız kitap yazıldı. Kimisi doğru stratejiyi anlattı, kimisi inovasyonu, kimisi dijital dönüşümü, kimisi ise liderliği… Oysa yıllar içinde tespit ettiğim en büyük yanılgılardan biri şu oldu: birçok yönetici rekabet avantajını, müşterinin gördüğü tarafta arıyor. Daha iyi ürün, daha düşük fiyat, daha güçlü reklam, daha etkileyici mağaza… Bunların hiçbiri elbette önemsiz değildir; ancak bunların tamamı aslında müşterinin "gördüğü sonuçlardır". Asıl rekabet avantajı, "müşterinin hiçbir zaman göremeyeceği" tarafta oluşur. Çünkü rakipleriniz ürününüzü tabi ki inceleyebilir, fiyatınızı analiz edebilir, pazarlama kampanyalarınızı birebir kopyalayabilir. Ancak sizi o ürüne ulaştıran düşünme sistemini, karar alma disiplinini ve hazırlık kültürünü aynı hızla inşa edemezler! İşte <strong>sürdürülebilir üstünlük</strong> tam da burada doğar. Bu gerçeği en iyi anlatan şirketlerden biri hiç kuşkusuz Apple'dır.</p>
<p><strong>Apple: Sahneye çıkmadan önce başlayan lansman</strong></p>
<p>Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan, Apple'ın yeni ürün tanıtımlarını bilindiği üzere canlı izliyor. Sahnedeki sunum kusursuzdur, geçişler akıcıdır, demolar sorunsuz çalışır, mesajlar nettir. Ürün, sanki yıllardır hayatımızın bir parçasıymış gibi doğal görünür. İzleyiciye göre her şey o gün gerçekleşmektedir. Oysa Apple açısından o gün, aslında sürecin son günüdür! Perde açıldığında, hazırlık süreci çoktan tamamlanmıştır. Aylar, hatta yıllar boyunca farklı ekipler aynı hedef için çalışmıştır. Tasarım ekipleri yalnızca ürünün nasıl görüneceğini değil, kullanıcının ilk dokunuşta ne hissedeceğini de tartışmıştır. Yazılım ekipleri yüzlerce kullanım senaryosunu binlerce kez test etmiştir. Tedarik zinciri ekipleri, lansman gününden önce milyonlarca ürünün aynı kalite standardıyla dünyanın farklı ülkelerine ulaşması planlamasını zaten yapmıştır. Pazarlama ekipleri, tek bir kelimenin bile hangi duyguyu uyandıracağını defalarca değerlendirmiştir. Hatta ilginç bir bilgi paylaşayım, Steve Jobs döneminde yapılan sunum provalarının sayısı, kimi zaman gerçek sunumun katbekat üzerindeydi. Çünkü Apple hiçbir zaman yalnızca ürün geliştirmedi; Apple, <strong>kusursuz deneyim üretebilecek bir hazırlık sistemi geliştirdi. </strong>Bugün Apple'ı rakiplerinden ayıran en büyük fark aslında teknoloji değildir. Teknolojiye dönüşebilen "hazırlık disiplinidir".</p>
<p><strong>SpaceX: Başarısızlığı gizlemeyen, tasarlayan şirket</strong></p>
<p>İş dünyasında çoğu kurum başarısızlığı saklamaya çalışır. Başarısız olan proje unutulur, başarısız deneme raporlardan çıkarılır, başarısız yöneticiler sessizce sistemin dışına itilir. Oysa SpaceX bambaşka bir yol seçti; ilk roketlerin kimisi daha rampalarında, kimisi fırlatıldıktan henüz saniyeler sonra patladı, yani testler başarısız oldu. Milyonlarca dolarlık yatırımlar, saniyeler içinde yok oldu. Dışarıdan bakanlar bunu başarısızlık olarak gördü; şirket yetkilileri ise buna "veri" dedi. Elon Musk'ın sıkça vurguladığı yaklaşımın özünde şu düşünce vardır: <em>"<strong>Eğer zaman zaman başarısız olmuyorsanız, yeterince yenilik yapmıyorsunuz.</strong>" </em>Ancak burada çoğu kişinin gözden kaçırdığı kritik nokta şudur: SpaceX başarısızlığı elbette övmez; " başarısızlıktan öğrenmeyi sistemleştirir". Her test ayrıntılı biçimde analiz edilir, her hata bir sonraki tasarımın girdisine dönüşür. Hiçbir patlama yalnızca kayıp değildir; aynı zamanda bilgi üretimidir. Böylece <u>hazırlık, laboratuvarlardan çıkıp şirket kültürünün temel yapı taşına dönüşür</u>. SpaceX'in en büyük başarısı, roket üretmesi değildir. <strong>Her başarısızlığı, bir sonraki başarının altyapısına dönüştürebilen organizasyon kurmasıdır. </strong>Bu bakış açısı yalnızca uzay sektörüne değil, bütün şirketlere önemli bir mesaj veriyor: hata yapmamak rekabet avantajı değildir; <strong>hatalardan daha hızlı öğrenebilmek rekabet avantajıdır!</strong></p>
<p><strong>Amazon: Hızın Arkasındaki yavaş düşünce</strong></p>
<p>Bir müşteri internet üzerinden sipariş verir, ertesi gün ürünü kapısına ulaşır. Çoğumuz Amazon'un hızını konuşuruz. Fakat "hız" hiçbir zaman depoda başlamaz. Hız, karar alma mimarisinde başlar. Jeff Bezos'un yönetim anlayışında sıkça vurguladığı iki kavram dikkat çekicidir: basit süreçler ve tekrarlanabilir süreçler… Amazon'da birçok karar kişilere bağımlı değildir, sistemlere bağımlıdır. Süreçler standartlaştırılmıştır; yetkiler net tanımlanmıştır, veri sürekli akar. Geri bildirim anında sisteme işlenir. Bu nedenle Amazon "büyüdükçe karmaşıklaşmaz". Tam tersine, süreçlerini sadeleştirerek ölçeklenebilir hâle getirir. Aslında müşterinin deneyimlediği hız, şirketin içeride <u>yıllarca sabırla inşa ettiği süreç disiplininin görünür sonucudur</u>. Bir başka ifadeyle Amazon paket taşımıyor; öngörülebilirlik taşıyor. İş dünyasında güvenin temelinde çoğu zaman işte bu "öngörülebilirlik" yatıyor.</p>
<p><strong>P&amp;G: Ürünü değil, tüketiciyi hazırlayan şirket</strong></p>
<p>Pek çok şirket yeni ürün geliştirirken şu soruyla yola çıkar: "Biz ne üretelim?" Procter &amp; Gamble ise çoğu zaman farklı bir soruyla başlar: "İnsanlar gerçekte hangi problemi çözmeye çalışıyor?" İki soru arasındaki fark küçük görümnebilir, ancak sonuçları devasa büyüklüktedir. P&amp;G yıllardır dünyanın en başarılı tüketici ürünleri şirketlerinden biri olarak gösteriliyor. Bunun nedeni yalnızca güçlü markalara sahip olması değildir. Şirket, <u>tüketiciyi anlamayı bireysel bir yetenek olmaktan çıkarıp kurumsal bir sisteme dönüştürdü</u>. Araştırmalar, ev ziyaretleri, kullanım gözlemleri, odak grup çalışmaları, davranış analizleri, raf testleri, ambalaj simülasyonları… Bunların hiçbiri ürün piyasaya çıktıktan sonra yapılmaz! Tamamı ürün doğmadan önce başlar. Bu nedenle P&amp;G ürün satmaz, aslında "yıllarca biriktirdiği içgörüleri satar". Rakipler aynı deterjanı üretebilir, benzer ambalajlar tasarlayabilir, hatta benzer fiyat uygulayabilirler. Ancak <strong>tüketiciyi yıllarca sistematik biçimde dinlemenin oluşturduğu bilgi sermayesini</strong> kısa sürede taklit edemezler!</p>
<p><strong>Görünmeyen sermaye</strong></p>
<p>Bu dört şirket farklı sektörlerde faaliyet gösteriyor. Biri teknoloji üretiyor, biri uzaya roket gönderiyor, biri dünyanın en büyük e-ticaret ağını yönetiyor, diğeri günlük tüketim ürünleri geliştiriyor. Yüzeyde birbirlerine benzemezler; fakat derine indiğinizde hepsinin ortak bir özelliği vardır; hiçbiri başarıyı sonuca bırakmıyor! Başarıyı, süreçlerin içine yerleştiriyor! Onlar için hazırlık bir proje değildir, bir reflekstir. Bir departman değildir, bir kurum kültürüdür. En önemlisi, "hazırlık onlar için maliyet değil; stratejik bir yatırımdır". Bugün birçok şirket teknolojiye yatırım yapıyor, dijital dönüşüme yatırım yapıyor, yeni fabrikalar kuruyor, yeni pazarlara giriyor. Bunların tamamı elbette değerlidir. Ancak asıl soru şudur: <strong>Bu yatırımları sürekli başarıya dönüştürecek hazırlık sistemini de aynı ciddiyetle inşa ediyor muyuz? </strong>Çünkü <u>sürdürülebilir rekabet avantajı, çoğu zaman bilançoda görünmeyen varlıklarda oluşur.</u> Bir organizasyonun düşünme biçiminde, karar alma disiplininde, öğrenme hızında ve her yeni güne, dünden daha hazırlıklı başlama kültüründe…</p>
<p>İşte bu nedenle mecburen başarıya farklı açıdan bakıyorum. Bir şirket yeni bir ürün çıkardığında, yeni bir pazara girdiğinde ya da olağanüstü finansal sonuçlar açıkladığında ister istemez ilk aklıma gelen soru şu oluyor: <em>"Bu sonucun arkasındaki görünmeyen hazırlık sistemi nasıl inşa edildi?" </em>Çünkü bugün emin olduğum bir gerçek var: pazar liderleri müşterileriyle rekabet etmez, rakipleriyle de rekabet etmez! Önce kendi hazırlık seviyeleriyle rekabet ederler ve bu rekabet, dışarıdan bakıldığında çoğu zaman hiç mi hiç görünmez…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basari-gorunen-sonuc-degil-gorunmeyen-hazirligin-neticesidir-ii-86199</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Başarı, görünen sonuç değil; &#039;görünmeyen hazırlığın&#039; neticesidir! (II) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teka-yeni-nesil-isi-pompalarini-cesmede-tanitti-86250</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teka yeni nesil ısı pompalarını Çeşme’de tanıttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Midea Grup bünyesinde faaliyetlerini sürdüren ankastre mutfak ürünleri markası TEKA, yeni nesil ısı pompalarını Türkiye'deki iş ortaklarına tanıttı. İzmir Çeşme'de gerçekleştirilen tanıtım etkinliğine, Türkiye'nin farklı bölgelerinden gelen çok sayıda mühendislik firması ve sektör profesyoneli katıldı.</p>
<p>Etkinlikte katılımcılarla bir araya gelen ve iş birliğinin gücüne dikkat çeken Midea Türkiye Bölgesi CEO’su Aydın Kuzaltı, “TEKA markalı yeni nesil ısı pompalarımızla Türkiye pazarında güçlü bir atılım yapıyoruz. Midea’nın yenilikçi AR-GE uzmanlığıyla tasarlanan TEKA’nın yeni nesil ısı pompaları enerji verimliliğini, çevreci teknolojiyi ve akıllı kontrolü tek bir sistemde buluşturuyor. Kullanıcılarımıza dört mevsim kesintisiz konfor sunarken, bugün burada bizimle olan iş ortaklarımızla aramızdaki güçlü bağı daha da ileriye taşıyacağız. Hedefimiz, Türkiye pazarındaki istikrarlı büyümemizi iş ortaklarımızla birlikte sürdürmek.“ diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teka-yeni-nesil-isi-pompalarini-cesmede-tanitti-86250</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/0/1280x720/teka-yeni-nesil-isi-pompalarini-cesmede-tanitti-1787749780.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEKA, yeni nesil ısı pompalarını İzmir Çeşme&#039;de iş ortaklarının buluştuğu bir etkinlikle tanıttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gursu-belediyesinde-yeni-donem-dijitallesmeyle-sekilleniyor-86242</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gürsu Belediyesi&#039;nde yeni dönem dijitalleşmeyle şekilleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın sanayi ve tarım kimliğini birlikte taşıyan ilçelerinden Gürsu’da belediyenin yeni dönem yatırım gündemi, kent merkezinin yeniden düzenlenmesinden dijital belediyeciliğe, tarımsal üretimin teknolojiyle desteklenmesinden sosyal hizmetlere ve istihdama kadar geniş bir alana yayılıyor. Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık, ilçenin geleceğini yalnızca fiziksel yatırımlarla değil, yeni nesil belediyecilik uygulamalarıyla da şekillendirmeyi hedeflediklerini söyledi. Yeni dönemin dijital belediyecilik vizyonuna işaret eden Işık, “Yeni nesil belediye yönetiminin dijital tohumlarını, toprağın ve bereketin kenti Gürsu’da atıyoruz” dedi. İlçenin gelecek yıllardaki kent kimliğini belirleyecek en önemli yatırımlardan biri Gürsu Kent Meydanı Projesi olacak. Yaklaşık 15 dönümlük alanda hayata geçirilmesi planlanan proje; kapalı otopark, yeşil alanlar, yürüyüş yolları, kent sahnesi ve bellek evi gibi farklı işlevleri bir araya getirecek. Projede yer alacak kapalı otoparkın olası afetlerde sığınak olarak da kullanılabilmesi planlanıyor. Projenin önündeki en önemli engellerden biri olan eski PTT binasının yıkılmasıyla birlikte uygulama sürecinde yeni bir aşamaya geçildi. Başkan Işık, meydan için 550 hissedarla tek tek görüşüldüğünü ve 3 bin 200 metrekarelik alanda güncel rakamlarla yaklaşık 300 milyon TL tutarında kamulaştırma yapıldığını açıkladı. Mustafa Işık, Kent Meydanı’nın yalnızca bir meydan düzenlemesi olarak değil, Gürsu’nun sosyal ve kültürel yaşamını yeniden şekillendirecek merkezi bir kamusal alan olarak kurgulandığına işaret etti. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8ed925f3973-1787746597.jpg" alt="" width="783" height="477" /></p>
<h2><strong>"Tarımda yapay zekâ dönemi"</strong></h2>
<p>Gürsu’nun tarımsal üretim gücünü teknolojiyle birleştirmek de belediyenin gelecek vizyonunda önemli bir yer tutuyor. Bu kapsamda geliştirilen GÜRTAM projesiyle tarımda yapay zekâ ve teknoloji tabanlı uygulamaların kullanılması hedefleniyor. Belediye, üreticilerin daha doğru kararlar alabilmesi, üretimde verimliliğin artırılması ve tarımsal faaliyetlerin daha bilimsel verilere dayandırılması için teknoloji kullanımını yaygınlaştırmayı amaçlıyor. Gürsu’nun tarım kimliğini korumakla birlikte bu kimliği teknolojiyle güçlendirmeyi hedeflediklerini vurgulayan Mustafa Işık, yeni nesil belediyecilik anlayışının tarım alanında da karşılık bulmasını istediklerini anlattı. Dijital dönüşüm yalnızca tarımla sınırlı değil. Gürsu Belediyesi, vatandaş odaklı hizmetleri geliştirmek amacıyla yapay zekâ destekli uygulamalar üzerinde de çalışıyor. Akıllı şehircilik yaklaşımı kapsamında geliştirilen mobil uygulamalarla vatandaşların belediye hizmetlerine daha kolay ulaşması, taleplerin daha hızlı değerlendirilmesi ve hizmet süreçlerinin veri temelli yönetilmesi hedefleniyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8ed94087aa9-1787746624.jpg" alt="" width="753" height="532" /></p>
<h2><strong>"Gençler ve kadınlar için girişimcilik rotası"</strong></h2>
<p>Gürsu Belediyesi’nin yeni dönem hizmet anlayışının bir diğer ayağını sosyal belediyecilik oluşturuyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın YADES programı kapsamında yürütülen “Yuvamda Sağlık ve Umut Var” projesiyle ilçede yaşayan 65 yaş üstü 7 binden fazla vatandaşa yönelik kapsamlı destek mekanizması oluşturuldu. Gürsu Belediyesi’nin gelecek planlarında gençlerin ve kadınların ekonomik hayata katılımının artırılması da öne çıkıyor. Bu kapsamda Bursa Ticaret Borsası ile birlikte “Genç Kadınlar Teknoloji ve Liderlik Projesi” hayata geçirildi. Avrupa Birliği Erasmus+ programı kapsamında 29 bin 359 avro hibe desteği alan proje ile genç kadınların teknoloji temelli iş fikirlerini geliştirmeleri ve uluslararası girişimcilik ekosistemine dahil olmaları hedefleniyor. Öte yandan belediyenin Kollektif Kariyer Merkezi uygulamasıyla iş arayanlarla işverenlerin daha hızlı buluşturulması ve ilçedeki sanayi kuruluşlarının istihdam ihtiyaçlarına cevap verilmesi amaçlanıyor. Başkan Işık’ın ilçe vizyonunda tarım ve sanayinin yanında turizm de giderek daha fazla yer tutuyor. Mustafa Işık, Gürsu’nun yalnızca Bursa’nın büyüyen yerleşim alanlarından biri olarak değil, tarım, sanayi ve turizmi birlikte geliştiren bir ilçe olarak konumlanmasını istediklerini ifade etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gursu-belediyesinde-yeni-donem-dijitallesmeyle-sekilleniyor-86242</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/2/1280x720/gursu-belediyesinde-yeni-donem-dijitallesmeyle-sekilleniyor-1787746547.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık, ilçenin 30 yıllık Kent Meydanı hayalini hayata geçirirken, Gürsu’yu tarım, teknoloji, istihdam ve sosyal belediyecilik alanlarında da geleceğe hazırlıyor. Işık, “Yeni nesil belediye yönetiminin dijital tohumlarını, toprağın ve bereketin kenti Gürsu’da atıyoruz” diyerek, ilçenin geleneksel kimliğini koruyarak teknolojiyle buluşturulacağını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/3-uluslararasi-ikiztepe-saglik-zirvesi-samsunda-duzenlenecek-86231</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 3. Uluslararası İkiztepe Sağlık Zirvesi ekimde düzenlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Samsun'un Bafra ilçesinde arkeolojik kazı faaliyetleri süren İkiztepe Höyüğü, Anadolu’daki ilk kafatası ameliyatlarının gerçekleştiği medeniyetler arasında yer alıyor. Anadolu coğrafyasında kazılardan çıkarılan ameliyat edilmiş 50 kafatasından 5’i, İkiztepe’den insanlık mirasına kazandırıldı. Geçmişi 7 bin yıla dayanan İkiztepe Höyüğü, günümüze kurallarına en yakın bina ve mezar yapısını barındırmasının yanı sıra, tekstil üretimi ile ticaretinin de merkezlerinden olması dolayısıyla da arkeoloji dünyasının önemli bölgeleri arasında sayılıyor.</p>
<p>Samsun, tıp, sağlık, kültürel yaşam, mimari ve el işçiliği üzerinden yarattığı medeniyetin ve şöhretin izinden yola çıkılarak adının İkiztepe Sağlık Zirvesi olarak konduğu uluslararası bir organizasyona üçüncü kez ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Yurt içinden olduğu kadar dünyanın farklı ülkelerinden çok sayıda uzmanı ve ziyaretçiyi bir araya getiren 3. Uluslararası İkiztepe Sağlık Zirvesi, 15-18 Ekim 2026 tarihlerinde Samsun Fuar ve Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilecek. Sağlık turizmi, medikal teknoloji, tıbbi cihaz sanayisi ve uluslararası ticaret alanlarında sektörün önemli paydaşlarını aynı çatı altında toplayacak olan zirve, Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Samsun şubesi tarafından düzenleniyor. Etkinliğe, Samsun Sağlık Turizmi Derneği (SASTUD), Samsun Büyükşehir Belediyesi, Samsun Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü ve sektörün önde gelen kurum ve kuruluşları da katkı sunuyor.</p>
<p>Sağlık teknolojilerindeki hızlı gelişim, yaşlanan dünya nüfusu ve büyüyen küresel sağlık pazarı, uluslararası iş birliklerini her zamankinden daha önemli hale getiriyor.  3. Uluslararası İkiztepe Sağlık Zirvesi de sağlık sektörünü bilim, teknoloji, üretim ve ticaret ekseninde buluşturarak bu dönüşümün önemli platformlarından biri olmayı hedefliyor.</p>
<p>Zirve kapsamında konferansların yanı sıra B2B görüşmeleri, uluslararası alım heyeti programları ve iş geliştirme etkinlikleri sayesinde katılımcılar yeni ticari bağlantılar kurma, ihracat fırsatları geliştirme ve küresel pazarlara açılma imkânı bulacak.</p>
<p><strong>ASKON Samsun Şube Başkanı: Samsun’dan 150 ülkeye ihracat</strong></p>
<p>Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Samsun Şube Başkanı Ahmet Alp Doğru, 3. Uluslararası İkiztepe Sağlık Zirvesi'nin Samsun'un sağlık vizyonunu uluslararası platforma taşıyacak önemli bir buluşma noktası olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>"İkiztepe, yalnızca Samsun'un değil, Anadolu'nun sağlık tarihine ışık tutan en önemli miraslarından biridir. 3. Uluslararası İkiztepe Sağlık Zirvesi ile bu köklü mirası günümüzün sağlık teknolojileri, medikal üretimi ve sağlık turizmi vizyonuyla buluşturuyoruz. Samsun, cerrahi el aleti ve tıbbi cihaz üretiminde Almanya (Tuttlingen) ve Pakistan'ın (Sialkot) ardından dünyanın en büyük 3. merkezi. 50'den fazla firma, 15 binin üzerinde ürün çeşidiyle üretim yapıyor. Sektör yıllık ortalama %10-15 büyüyor ve Samsun üretimi 120'den fazla ülkeye ihraç ediliyor. Hedefimiz; Samsun'un bu özelliklerinin altını çizecek etkinlikler düzenleyerek şehrimizi uluslararası sağlık iş birliklerinin, yatırımın ve ticaretin güçlü merkezlerinden biri haline getirmektir."<br /><br /><span style="color: #e03e2d;"><strong>SAMED Kuzey Anadolu Sağlık ve Medikal Fuarı</strong></span></p>
<p>EKO Fuarcılık tarafından düzenlenecek Kuzey Anadolu Sağlık ve Medikal Fuarı SAMED North Anatolia Health and Medical Exhibition, 3. Uluslararası İkiztepe Sağlık Zirvesi ile eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek. Sağlık teknolojileri, medikal ekipmanlar, hastane sistemleri ve sağlık turizmi alanlarında faaliyet gösteren firmaları ulusal ve uluslararası sektör profesyonelleriyle buluşturacak fuar, yeni ticari iş birlikleri ve ihracat fırsatları oluşturmayı hedefliyor</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/3-uluslararasi-ikiztepe-saglik-zirvesi-samsunda-duzenlenecek-86231</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/1/1280x720/ahmet-alp-dogru-1787739128.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 3. Uluslararası İkiztepe Sağlık Zirvesi, ekim ayında Samsun Fuar ve Kongre Merkezi&#039;nde gerçekleştirilecek. ASKON Samsun Şube Başkanı Ahmet Alp Doğru, zirvenin Samsun&#039;un sağlık vizyonunu uluslararası platforma taşıyacak önemli bir buluşma noktası olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleyman-enflasyonla-savasta-istedigimiz-sonucu-alamadik-86184</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hacısüleyman: İhracatçılar maliyetleri karşılamakta güçlük çekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Ağustos Ayı Meclis Toplantısı Ahmet Öztürk yönetiminde gerçekleşti.</p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, konuşmasında, Türk tarihinde üç büyük zaferin Ağustos ayına gerçekleştiğini söyledi.</p>
<p>Malazgirt Savaşı, Sakarya meydan muharebesi, 26 Ağustos Büyük Taarruz ve ardından 30 Ağustos Zaferinin de bağımsızlık mücadelesinin mihenk taşı olduğunu belirten Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Amacımız ülkemizin her karış toprağına sahip çıkmak. Müdafaa artık sadece karasal savaşlarla değil, teknoloji alanında da oluyor. Artık bilimsel alanlarda da savaş mücadelesi sadece şekil değiştirmiş ve araçlarını değiştirerek sürüyor. Savaşların içerisinde ekonomi savaşları başta geliyor. Biz de iş dünyası olarak son 3-4 yıldır ülkemiz içinde, kendi çapımızda bir mücadele veriyoruz. Şu ana kadar mücadele ediyoruz ama tam istediğimiz sonucu elde edemediğimiz enflasyonla mücadele var.’’</p>
<p>Enflasyonla mücadelede istenilen sonucun alınamadığını ifade eden Hacısüleyman, ‘’Enflasyon rakamları arzu ettiğimiz düzeyde değil. Bu yıl yola çok daha iyi rakamlarla ve hedeflerle çıkmıştık. İran ve Amerika arasındaki savaşın sonucu arzu ettiğimiz ekonomik adımları bir türlü atamadık. Ve enflasyonla mücadelede tekrar değerlerine göre vize yapmak zorunda kaldık. Bugün geldiğimiz noktada da bu seviyeleri ancak indirebildik’’ dedi.</p>
<p>Merkez Bankası'nın 10 Eylül’de politika faizini açıklayacağını ifade eden Hacısüleyman, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Gerçek politika faizinde indirim olur mu onu da göreceğiz. Belki bir puan indirme konusu olabilir diye bir beklenti var. Tabii bu para politikalarını bazen tek başımıza belirleyemiyoruz. Dünyanın gözü kulağı FED’in faiz indirimine gidip gitmeyeceğin de…’’</p>
<p>Euro-dolar kur makasının da açıldığına dikkat çeken Yusuf Hacısüleyman, ‘’İhracatçılar açısından bir kur makası söz konusu. İhracat yapıyoruz, aldığımız parayı dönüştürdüğümüzde içeride maliyetlerimiz TL olduğu için onu karşılamakta güçlük çekiyoruz’’ diye konuştu.</p>
<p>Kur makasından dolayı yılsonunda çok iyi rakamların çıkmayabileceğine dikkat çeken Hacısüleyman, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Maliyetler çok yüksek. Hürmüz Boğazı’nda roket veya füze saldırılarından ziyade ekonomik bir mücadele var. Dünyadaki petrolün 3’te biri buradan akıyor. Dolayısıyla bu iniş çıkışlara bakıldığında inanılmaz bir belirsizlik var. İş dünyası için bu hiç arzu etmediğimiz bir şey. Belirsizlik nedeniyle bazı kuruluşlarımız üç aylık bütçeler yapmaya başladılar. Tabi politikalar bazen ülkelerin, hükümetlerin veya yönetimlerinin değişmesiyle de değişebiliyor. Şimdi önümüzde yaklaşan Amerika'da ara seçim var.’’</p>
<p><strong>"Sanayide düzenlemeler yapılmalı"</strong></p>
<p>Sanayinin en sıkıntılı ana sektörlerden biri olduğunu belirten Yusuf Hacısüleyman, ‘’Eğer sanayide kendimize bir hedef ve kendimizi rahatlatacak düzenlemeler yapmaz isek, gayri safi yurt içi hasıladaki pay düşerse eğer, o zaman bunu tekrar kalkındırmak gerçekten çok çok zor. Bu hizmet sektörü gibi değil. Sanayide fabrikalara, makinelere ihtiyacımız var, ustalaşmış iş gücüne ihtiyacımız var. Bundan dolayı da bu son 3-4 yıldır yatay seyreden sanayileşmemizle ilgili muhakkak önlemler almak zorundayız’’ dedi.</p>
<p><strong>"İyi işler de yapılıyor"</strong></p>
<p>Ekonomideki sıkıntıların yanında iyi işlerin de yapıldığını savunan Yusuf Hacısüleyman, KOBİ’ler için kredi olanağı çıktığını ve başvuruların 15 Eylüle kadar devam edeceğini, Kapasite Destekleme Programına 64 milyar liralık başvuru olduğunu, bunun 33 milyar lirasının kullanıldığını, Döviz Dönüşüm Desteğinin de 31 Ocak 2027 tarihine kadar uzatıldığını anımsattı.</p>
<p><strong>"Turizmde çok fazla erozyon yarattık"</strong></p>
<p>Turizmde Antalya’nın geçen yılın 7 aylık dönemine göre yüzde 6,5 düşüş yaşadığına dikkat çeken Hacısüleyman, ‘’Yılsonu sonuçta sayısal olarak rakamları tuttursak bile cirosal bazda, Antalya olarak elde ettiğimiz gelirden çok fazla bir erozyon yarattık. Kötü mü yaptık? Hayır. Bakış açısına göre değişir. Yapmasaydık kaç kişi gelirdi bilemiyorum. Yaptık, bu kadar kişi geldi. Bazen de buna bile şükür dememiz gerekiyor’’ dedi.</p>
<p>Bu dönemde turizm sektörüyle araç kiralama ve konaklama işletmelerine SGK desteği verilmesiyle ilgili iki yönetmelik çıkarıldığını, ancak yönetmeliklerde eksikliklerin olduğuna dikkat çeken Hacısüleyman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Konaklama işletmelerine SGK prim desteği, fiyatlardaki erozyon yani gelirlerdeki azalmanın karşısında almış olunan bir destek bu…3500 Lira personel başına SGK prim desteği sağlandı. Ne yazık ki şunu anlamak mümkün değil. Kültür ve Turizm Bakanlığı, desteği Basit Konaklama Turizm İşletme Belgesi'nin sahibi olan tesislere vermiyor. Neden ayrı tutulduğunu anlamak mümkün değil.  İkisi de bakanlıktan belgeli. Birinin adı basit konaklama tesisi, Antalya'da 1400'ün üzerinde. Diğerinin adı yıldızlı tesisler. Ne fark var? İkisi de vergi ödüyor, ikisi de istihdam sağlıyor, ikisi de aynı maliyetlerle karşı karşıya. Bunun süratle düzeltilmesi için bakanlığa yazı yazdık. Herkes aynı şartlarda yarışmalı. Herkesin maliyeti aynıysa, aynı teşvikler ve aynı uygulamalara sahip olması lazım. Bu konuda çok acil bir düzenleme beklememiz lazım.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleyman-enflasyonla-savasta-istedigimiz-sonucu-alamadik-86184</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/4/1280x720/atso-baskani-hacisuleyman-enflasyonla-savasta-istedigimiz-sonucu-alamadik-1787691926.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman, &quot;İhracatçılar açısından bir kur makası söz konusu. İhracat yapıyoruz, aldığımız parayı dönüştürdüğümüzde içeride maliyetlerimiz TL olduğu için onu karşılamakta güçlük çekiyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kirtasiyeci-esnafi-12-ay-boyunca-halkin-yaninda-86183</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 22:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kırtasiyeci sektöründe haksız rekabet ortamı var&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/ESKİŞEHİR</strong><br /><br />Kırtasiye sektörünün, son yıllarda olduğu gibi bu yıl da yoğun rekabet baskısı ve denetim eşitsizliğiyle karşı karşıya olduğu belirtildi. Sosyal medya başta olmak üzere farklı mecralarda yoğun şekilde kırtasiye reklamları görüldüğünü ancak esnafın giderek zorlandığını anlatan Eskişehir Ticaret Odası Meclis Üyesi Murat Nişan, "Özellikle şu kısa okul sezonunda tüketicinin sağlığını ve güvenliğini tehdit eden sahte ve kalitesiz ürünler, rekabet adı altında uygulanan haksız fiyat politikaları ve kırtasiye sektörü dışında faaliyet gösteren işletmelerin yoğun şekilde kırtasiye ürünü satması, sektörümüzde ciddi bir haksız rekabet oluşturmaktadır" dedi.</p>
<p>Bugün kırtasiye ürünlerini yalnızca kırtasiyelerde değil; zincir marketlerde, giyim mağazalarında, Japon pazarlarında ve milyoncularda görmenin mümkün olduğunu belirten Nişan, rekabete karşı olmadıklarını ancak bunun adil ve eşit şartlarda gerçekleşmesi gerektiğini vurguladı. Nişan, bu noktada denetim konusunun kritik bir boyut kazandığını ifade ederek, kırtasiyeci esnafının okul sezonuyla birlikte Ticaret İl Müdürlüğü, belediyeler ve diğer ilgili kurumlar tarafından sıkı denetimlere tabi tutulduğunu, devlet denetimine karşı olmadıklarını ve denetimden kaçmadıklarını söyledi.</p>
<p>Ancak burada sorgulanması gereken asıl hususun, kırtasiye ürünü satan herkesin aynı kurallara ve aynı denetimlere tabi tutulup tutulmadığı olduğunu anlatan Murat Nişan, kendi işyerinden örnek verdi:</p>
<p>"Geçtiğimiz yıl 2-3 haftalık okul sezonunda 2 kez belediye, 2 kez vergi dairesi ve yanlış hatırlamıyorsam 3 kez de Ticaret İl Müdürlüğü ekipleri denetime geldi. Biz bundan rahatsız değiliz; çünkü işimizi kurallara uygun yapıyoruz ve denetlenmekten çekinmiyoruz. Ancak aynı denetim hassasiyetinin, kırtasiye ürünlerini sadece sezonluk olarak satan ve NACE kodunda kırtasiye ibaresi bulunmayan işletmelere uygulanıp uygulanmadığını sorgulamak gerekiyor. Sadece 2-3 haftalık dönemde kırtasiye satanlar bu denetimlere aynı derece tabi olmuyor."</p>
<p>Sektörün 12 ay boyunca kesintisiz hizmet verdiğine dikkat çeken Nişan, "Bizler 12 ay boyunca kırtasiye satıyoruz ve 12 ay bu sektörün içindeyiz. Bir aylık sezon kazancını alıp kenara çekilmiyoruz. 12 ay iş yerimiz açık, 12 ay vergi ödüyoruz, 12 ay istihdam sağlıyor ve hizmet veriyoruz. Kırtasiyeci esnafı; bilgisi, tecrübesi, ürün çeşitliliği ve güvenirliğiyle 12 ay boyunca Eskişehir halkının yanındadır" diye konuştu.</p>
<p>Sadece ürün satmakla kalmayıp, çocukların eğitim hayatında ihtiyaç duyduğu doğru ürünün seçilmesi konusunda ailelere rehberlik eden kişilerin de yine kırtasiyeci esnafı olduğunu dile getiren Murat Nişan, bu nedenle Eskişehirli hemşehrilerine çağrıda bulundu:</p>
<p>"Okul alışverişlerinizde kırtasiyeci esnafınızı tercih ediniz. Çünkü yerel kırtasiyeci esnafını yaşatmak; sadece bir işletmeyi değil, bir mesleği, istihdamı ve Eskişehir'in yerel ticaret kültürünü yaşatmak demektir. Eskişehir halkı bilinçlidir; neyi, nereden ve neden alacağını çok iyi bilir. Bizim çağrımız; güvenilir ve kaliteli ürünlerin tercih edilmesi, haksız rekabetin önüne geçilmesi ve emeğiyle, alın teriyle çalışan kırtasiyeci esnafımızın desteklenmesidir."</p>
<p>Nişan, sözlerini yeni eğitim-öğretim yılının başta öğrenciler ve öğretmenler olmak üzere tüm eğitim camiasına ve esnafa hayırlı olması temennisiyle tamamlarken, yerel esnafa sahip çıkmanın yalnızca ticari bir tercih değil, aynı zamanda yerel kültürün ve istihdamın korunması açısından da stratejik bir önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kirtasiyeci-esnafi-12-ay-boyunca-halkin-yaninda-86183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/3/1280x720/murat-nisan-1787723645.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Ticaret Odası Meclis Üyesi Murat Nişan, kırtasiye sektöründe sahte ürünler, haksız fiyat politikaları ve sektör dışı işletmelerin yoğun satışlarının ciddi bir haksız rekabet ortamı oluşturduğunu söyledi. Sektörün yalnızca okul sezonunda değil, 12 ay boyunca istihdam ve vergi yükümlülüğüyle ayakta kalmaya çalıştığını ifade eden Nişan, denetimlerdeki eşitsizliğe dikkat çekerek, yerel esnafa sahip çıkılması gerektiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/onemli-bir-hafta-86182</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 21:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Önemli bir hafta</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>“İçimizde, kafamızdan daha bilge bir şey var.”</em></p>
<p>-Arthur Schopenhauer, Parerga and Paralipomena, Volume 1</p>
<p><em>“Sezgi, motor, bilişsel ve sosyal becerilerin temelinde yer alır ve uzmanın mükemmelliğinin dayanağıdır.”</em></p>
<p>-Iain McGilchrist, The Matter with Things</p>
<p>Çoğu insan, akıl tarafından yönlendirilen bilinçli düşüncenin; dünyayı tanımak ve hayatın sorunlarını çözmek için elimizdeki en iyi araç olduğuna inanır. Oysa Schopenhauer'un da bize hatırlattığı gibi, içimizde aklın gücünü aşan ve öz yansıtmalı düşüncenin sınırlarının ötesinde işleyen bir şey vardır: “Sezgi”.</p>
<p>Psikolog Carl Jung’un hayatı boyunca sezginin gücüne büyük bir ilgi duyduğu bilinir. Jung; duyum, düşünce ve duyguyla sezgiyi de dünya hakkında bilgi edinmenin temel yollarından biri olarak tanımlamış ve bu işlevlerden ilk üçünü şu şekilde betimlemiştir:</p>
<p><em>“Duyum ​​bize bir şeyin var olduğunu söyler. Düşünce bize o şeyin ne olduğunu, duygu ise bizim için ne değer taşıdığını bildirir.”</em></p>
<p>-Carl Jung, Collected Works Volume 18</p>
<p>Jung'a göre sezgi, tanımlanması güç, daha gizemli bir şeydir. Pek çok kültür sezgiyi "altıncı his" olarak adlandırır ancak sezginin bizi hakikate ve bilgiye nasıl yönlendirdiği tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Kesin olarak bildiğimiz bir şey varsa, o da sezginin bilinçli farkındalık eşiğinin altında işlediğidir; nitekim Jung da ona zaman zaman "bilinç dışı yoluyla algılama" demiştir. Başka bir deyişle sezgi; bir ömür boyu edinilen deneyimleri, fiziksel benliğimizin bedenleşmiş bilgisini ve ruhsal yapımızın doğuştan gelen bilgeliğini bir araya getirerek, bilinçli zihnimizin tek başına asla ulaşamayacağı içgörüler ortaya çıkarır.</p>
<p>Sezgi, karmaşık durumları hızla değerlendirmemize ve çabuk kararlar almamıza da olanak tanır. Bu, sorun çözme, zorlu durumların üstesinden gelme ve hatta hayatta kalma açısından önem taşıyan bir beceri olarak görülür. Örneğin, bazen zamanın kritik olduğu ve bilinçli zihnin işleyişinin durumu değerlendirip en iyi hareket tarzını belirlemek için fazla yavaş kaldığı zorlu durumlarda buluruz kendimizi; işte böyle anlarda sezgi, yaşam ile ölüm arasındaki farkı yaratabilir.</p>
<p><em>“Sezgi; kaçınılmaz olarak yanılma payı barındırsa da bilinçli olarak farkında bile olmadığımız unsurlar da dahil olmak üzere çok daha fazla faktörü hesaba katabilmesi, çok daha hızlı olması ve çoğu zaman açık muhakemeden daha güvenilir sonuçlar sunması bakımından öne çıkan bir yetidir.”</em></p>
<p>-Iain McGilchrist, The Matter with Things</p>
<p>Hem küresel hem de yerel riskli varlıklara yönelik olumlu taktiksel duruşumuzu koruyoruz. Bununla birlikte, Eylül ayında sert bir düzeltme yaşanmasını beklemeye devam ediyoruz.</p>
<p>Türkiye özelinde ise iki hafta önce Enflasyon Raporu'nun olumlu bir risk gelişmesi olmasını ve fonlama maliyetinin düşürülmesine işaret etmesini beklediğimizi belirtmiştik ve şunu da eklemiştik: <em>"Bankanın fonlama koşullarını daha önümüzdeki iki hafta içinde normalleştirebileceğini ve Eylül ayından itibaren çok temkinli bir gevşeme döngüsü başlatarak politika faizini 2026 sonuna kadar yüzde 35 seviyesine çekebileceğini düşünüyoruz. Bu senaryo gerçekleşirse, fonlama oranının normalleşmesi Türk hisse senetleri için olumlu bir katalizör olabilir."</em></p>
<p>Bir hafta sonra TCMB, fonlama maliyetinin yüzde 40 civarından yüzde 37 civarına gerilemesini sağlayacak olan haftalık repo işlemlerine yeniden başlayacağını duyurdu.</p>
<p>Küresel olarak, risk ve getiri açısından hala oldukça elverişli bir ortam görüyoruz. Bu temelde, makro oynaklığın kontrol altında kalması bekleniyor.</p>
<p>Bununla birlikte, bu hafta oldukça önemli çünkü Wall Street, S&amp;P 500'ün rekor seviyesinin sadece birkaç puan altında olarak yeni haftaya giriyor. Bu hafta Çarşamba ve Cuma, piyasaların Nvidia, PCE ve Jackson Hole ile en önemli makro takvim günleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Hazine Bakanı Bessent, yen'i desteklemek için gerçekleştirdiği müdahalesinden (1998'den bu yana ilk ortak müdahale) on dokuz gün sonra, geçen hafta Hazine piyasasına müdahale etti. Başlangıçta olumlu olsa da uzun vadeli getiriler müdahale öncesi seviyelere yaklaştı.</p>
<p>Jackson Hole şimdi daha da önemli hale geldi. Bu da Kevin Warsh'ın Cuma günü Jackson Hole'a girerek görev süresinin en zor konuşmalarından birini yapacağı anlamına geliyor.</p>
<p>Warsh’ın, Hazine'ye tabi görünmeden FED'in enflasyon konusunda ciddi olduğuna dair yatırımcıları ikna etmesi gerekebilir.</p>
<p>Warsh bir ikilemle karşı karşıya gibi duruyor. Eğer piyasanın talep ettiği netliği sunarsa, kısa vadeli getirilerin yükselmesi ve hisse senetlerinin düşmesi riskini göze almış olur. Eğer son dönemdeki yaklaşımına sadık kalır ve politika yolu hakkında fazla bir şey söylemezse, uzun vadeli tahviller isyan edebilir.</p>
<p>Daha büyük risk ise Warsh'tan aynı şeylerin tekrarı ve 30 yıllık Hazine tahvil getirisinin geçen haftaki yüzde 5,34'lük zirvenin üzerine çıkması olarak görülebilir.</p>
<p>Altın konusunda iyimserliğimizi koruyoruz. Bir "debasement trade"in başlangıcında olup olmadığımız bilinmiyor ancak bundan bağımsız olarak, yatırımcıların altını artık basit bir ters faiz trade’ı olarak görmediği görüşündeyiz. Altın, giderek parasal rejimin kendisine karşı bir sigorta olarak tutuluyor: kalıcı açıklar, artan Hazine ve şirket tahvil arzı ve politika yapıcıların sonunda bir tür finansal baskı seçme olasılığına karşı.</p>
<p>İran'a yönelik yeni ABD baskısı normal şartlarda ABD dolarını desteklerdi ancak yükselen uzun vadeli Hazine tahvil getirileri giderek artan bir şekilde mali sıkışıklığın bir işareti olarak görülüyor ve bu durum "para biriminin değer kaybına karşı korunma" (debasement trade) tartışmalarını körüklüyor. Dolayısıyla altın değer kazanmaya devam ediyor. Bununla birlikte, İran'a yönelik yaptırımlar petrol fiyatlarını keskin bir şekilde yükseltirse, dolar yine de ilk aşamada bir "güvenli liman" talebi görebilir. Ancak bu durum aynı zamanda enflasyon beklentilerini artıracak ve tahvil getirileri üzerinde baskı oluşturacaktır.</p>
<p>Çeşitli haberlere göre, İran'a yönelik yeni yaptırım girişimi; ülkeyi küresel ekonomiye bağlı tutmaya devam eden yabancı bankaları, denizcilik ağlarını, ticaret şirketlerini ve hükümetleri doğrudan hedef almaya başlayacak. Haberlere göre Bessent, bu hamlenin bir parçası olarak İran'ın geriye kalan ticaret ortaklarını da hedef almayı amaçlıyor.</p>
<p>İşte işlerin çok daha karmaşık hale geldiği nokta burası olabilir. İran, petrolü, parası ve malları her zaman alıcı bulduğu için neredeyse elli yıldır Amerikan yaptırımlarına direnebildi. Zaman içinde Çin, İran ham petrolünün baskın alıcısı haline geldi.</p>
<p>Bessent, ülkeleri İran ile ticaret yapmak ya da Amerikan finans sistemine erişimi korumak arasında bir seçim yapmaya zorlayarak bu akışları durdurmak istiyor. Buradaki bariz hedefin Çin olduğunu ifade edebiliriz ancak Çin'in de kritik mineral tedarik zincirleri dahil olmak üzere kendi elinde ekonomik baskı kozları bulunuyor. Bu nedenle ABD, İran ile olan fiili savaşı sona erdirmeye çalışırken ekonomik savaşta yeni bir cephe açma riskiyle karşı karşıya kalabilir.</p>
<p>Önemli gördüğümüz için geçen hafta yazdığımız “Bessent’in Müdahalesi” raporunun içeriğini tekrar paylaşmak istiyoruz:</p>
<p>ABD hazinesinin, uzun vadeli tahvillerde geri alım işlemlerini iki katına çıkarma kararı, mutlak büyüklük açısından küçük olsa da piyasaya politika yapıcılarının faizlere artık belirgin bir şekilde hassasiyet gösterdiğini işaret etmesi bakımından önem taşıyor.</p>
<p>Bu bir parasal genişleme (QE) değil ve tam mali hakimiyet (fiscal dominance) ilan etmek için henüz çok erken ancak piyasa, yatırımcılar için aynı derecede önemli olan bir şeyi fiyatlandırmaya başlıyor: uzun vadeli faiz eğrisinde bir mali tepki fonksiyonu.</p>
<p>Eğer Hazine, temel açık hesaplamalarını değiştirmeden yükselen uzun vadeli getirilere karşı giderek daha fazla baskı yaparsa, baskı ortadan kalkmaz. Bu baskının daha çok dolara, altına, vade primine ve nihayetinde enflasyon beklentilerine kayması muhtemel olabilir.</p>
<p>Henüz mali hakimiyet noktasında değiliz ancak piyasaya, para politikası, borç yönetimi ve finansal koşullar arasındaki sınırları birbirinden net bir şekilde ayırmanın giderek zorlaştığına dair bugüne kadarki en açık işaret verildi.</p>
<p>Çarşamba gününü bu denli önemli kılan şey, sadece atılan adımların yönü değil, piyasanın hangi gelişmelere kulak vermeyi seçtiğiydi. Federal Rezerv, Temmuz ayı toplantı tutanaklarını yayınladı. Bu tutanaklar, enflasyon konusunda derin bir rahatsızlık duyan ve uygun politika duruşu hakkında kamuoyuna yansıyan genel kanının aksine kendi içinde daha bölünmüş bir merkez bankası tablosu çiziyordu. Nitekim birçok yetkili daha yüksek faiz oranlarını değerlendirmeye hazırdı ve yapılan kapsamlı tartışmalar, enflasyonun direnç göstermesi halinde ilave sıkılaştırmanın politika seçenekleri arasında yer almaya devam ettiğini açıkça ortaya koyuyordu. Başka bir konjonktürde bu durum tahvil getirilerini yükseltmeye, doları güçlendirmeye ve riskli varlıkları konumlarını yeniden gözden geçirmeye zorlamaya yeterdi; oysa piyasa buna neredeyse hiç tepki vermedi.</p>
<p>Ardından Scott Bessent gündemi değiştirdi. Hazine; 10-20 yıl ve 20-30 yıl vadeli nominal kuponlu menkul kıymetlerde likidite desteği amaçlı geri alımların hacmini en az iki katına çıkaracağını duyurdu ve tepki anında geldi: Uzun vadeli tahvil getirileri düştü, getiri eğrisi yataylaştı, dolar keskin bir şekilde değer kaybetti ve altın fiyatları hızla yükseldi. Söz konusu tutarlar, Hazine piyasasının büyüklüğüyle kıyaslandığında mütevazı düzeyde kalıyor. Bu nedenle, bu hamlenin "parasal genişleme" (QE) ile refleksif bir şekilde kıyaslanması konusunda dikkatli olunmalı. Hazine, FED tarzı bir varlık alım programı başlatmıyor ya da piyasadan yüz milyarlarca dolarlık bir vade riskini (duration) çekmiyor; operasyon başına 2 milyar dolardan en az 4 milyar dolara çıkış hem mevcut borç stoku hem de önümüzdeki dönem finansman ihtiyacı karşısında oldukça küçük bir miktar olarak görülebilir.</p>
<p>Asıl önemli olan, kararın içinde barındırdığı mesajdı. Bessent yatırımcılara fiilen şu mesajı verdi: Hazine uzun vadeli tahvil getirilerindeki hareketten rahatsız oldu, bunun finansman koşulları açısından ne anlama geldiğini anladı ve söz konusu baskı rahatsız edici bir boyuta ulaştığında müdahale etmeye istekli olacağı mesajını verdi. Yalnız yatırımcılar bir kez "acı eşiğini" tespit ettiklerini düşündüklerinde, genellikle geri dönüp bunun gerçek olup olmadığını test etme eğiliminde olurlar.</p>
<p>Bessent’in geri alım duyurusu uzun vadeli tahvil getirilerini sert bir şekilde aşağı çekmeden önce, 30 yıllık Hazine tahvili getirisi 2007'den bu yana görülen en yüksek seviyelerden biri olan yüzde 5,34'e doğru yükselmişti. Ancak bu hareket, söz konusu satış dalgasının arkasındaki argümanı ortadan kaldırmadı. Vade primi hala yüksek, borç ihracı devasa boyutlarda ve enflasyon belirsizliği sona ermiş değil; üstelik mali tablonun göz ardı edilmesinin giderek zorlaştığı bir dönemde piyasadan hala muazzam miktarda bir "vade riski"ni (duration) üstlenmesi isteniyor. Hazine izlenen rotayı etkileyebilir ancak aritmetiği değiştiremez.</p>
<p>İşin ironik yanı, tüm bunların tam da sözde Kevin Warsh'ın FED’i zıt yöne çekmeye çalıştığı bir sırada gerçekleşiyor olmasıdır. Warsh; daha küçük bir bilanço ve varlık alımları yoluyla vade riskini kalıcı olarak yönetmek yerine, geleneksel faiz politikasına daha fazla ağırlık veren bir merkez bankası istediğini açıkça ifade etmiştir. Ne var ki FED tahvil piyasasındaki ağırlığını azaltmaya çalışırken, Hazine de getiri eğrisinin şekli, likiditesi ve nihayetinde maliyeti üzerine yürütülen tartışmaların daha da derinlerine çekilmektedir.</p>
<p>Bu durum Hazine'nin FED'in yerini aldığı anlamına gelmez ancak piyasanın bu iki kurum arasındaki etkileşimi çok daha fazla önemsemesi gerektiği anlamına gelir. FED gecelik faiz oranını kontrol ederken, Hazine getiri eğrisinin daha uzun vadeli kısmındaki tahvil arzını kontrol eder; mali pozisyon yeterince büyüdüğünde ise bu ikisi artık birbirinden bağımsızmış gibi hareket etmeyi bırakır ve birbirleriyle etkileşim içinde fiyatlanmaya başlar.</p>
<p>Varlık sınıfları genelindeki tepki ise beklenebileceği gibiydi. Hisse senetleri neredeyse hiç hareket etmedi ve S&amp;P 500 günü sadece sınırlı bir yükselişle tamamladı. Bu durum gayet mantıklıydı, zira kısa vadede hisse senetleri için yapay zekâ, şirket kârları ve sermaye harcaması döngüsü, uzun vadeli tahvil getirilerindeki birkaç baz puanlık değişimden çok daha büyük bir öneme sahip. Öte yandan dolar ve altın, çok daha net bir tablo ortaya koydu.</p>
<p>Dolar aylardır yaşadığı en kötü günü geçirerek 200 günlük hareketli ortalamasının altına gerilerken, altın yaklaşık altı ayın en güçlü seansını kaydetti ve sadece birkaç seans öncesine kadar giderek uzak görünen seviyelere doğru yeniden yükselişe geçti. Bu tablo önem taşıyor çünkü piyasa yalnızca nominal getirilerdeki mekanik bir düşüşü fiyatlamıyordu. Aynı zamanda bu düşüşün arkasındaki politika bileşimini fiyatlıyor ve Hazine'nin, uzun vadeli tahvil piyasasının dayatmaya çalıştığı finansal koşullardaki sıkılaşmaya karşı durmaya başlaması halinde neler olacağını giderek daha fazla sorguluyordu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/onemli-bir-hafta-86182</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Önemli bir hafta ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/antalya-alanya-arasi-36-dakikaya-dusecek-86203</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Antalya-Alanya arası 36 dakikaya düşecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Antalya-Alanya Otoyolu Projesi kapsamında süren çalışmalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Yazılı açıklamada, otoyolun Antalya ve Alanya arasında artan ulaşım talebine cevap vereceğini belirten Uraloğlu, yolun hizmete alınmasıyla yerli ve yabancı turistlerin bölgeye ulaşımının daha hızlı hale geleceğini ifade etti.</p>
<p>Uraloğlu, 84 kilometresi ana gövde, 38 kilometresi bağlantı yolu olmak üzere toplam 122 kilometre uzunluğunda projelendirilen otoyolun her iki yönde üçer şeritli ana gövde ile gidiş ve geliş yönlerinde toplam 4 şeritli bağlantı yollarından oluşacağını aktararak, güzergahın Serik Kavşağı'ndan başlayarak Konaklı'nın kuzeyindeki Alanya Batı Kavşağı'nda son bulacağını kaydetti.</p>
<p>Proje kapsamında Serik, Taşağıl, Manavgat, Manavgat Doğu, Alarahan, Konaklı ve Alanya Batı olmak üzere toplam 7 kavşak bulunduğuna dikkati çeken Uraloğlu, otoyolda ayrıca toplam 4 bin 365 metre uzunluğunda 5 tünel ve toplam 5 bin 966 metrelik 16 viyadüğün yer aldığını bildirdi.</p>
<p>Uraloğlu, çalışmalara ilişkin şunları kaydetti:</p>
<p>"2 tünelde kazı destekleme işleri tamamlanmış olup nihai beton imalatlarına ve 3 tünelde de kazı destekleme işlerine devam ediyoruz. 16 viyadüğün 15'inde de fore kazık, temel kazı, donatı ve beton çalışmalarını sürdürüyoruz. Toplam 14 altgeçit, 5 üstgeçit ve 6 köprü ile 47 menfezde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Proje genelinde ise yüzde 30 fiziki ilerleme sağladık. Antalya-Alanya Otoyolu'nun tamamlanmasıyla mevcut güzergahta 2,5 saat süren seyahat 36 dakikaya düşecek. Proje sayesinde yıllık 23 milyar lirası zamandan, 900 milyon lirası akaryakıttan olmak üzere toplam 23,9 milyar lira tasarruf sağlayacağız. Karbon salımını da yıllık 47 bin ton azaltacağız."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/antalya-alanya-arasi-36-dakikaya-dusecek-86203</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/uraloglu-1781355763.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Antalya- Alanya Otoyolu&#039;ndaki fiziki gerçekleşme yüzde 30&#039;a ulaştı. 84 kilometresi ana gövde, 38 kilometresi bağlantı yolu olmak üzere toplam 122 kilometre uzunluğunda projelendirilen otoyol her iki yönde üçer şeritli ana gövde ile gidiş ve geliş yönlerinde toplam 4 şeritli bağlantı yollarından oluşacak. Mevcut güzergahta 2,5 saat süren seyahat 36 dakikaya düşecek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ibrahim-burkay-ticari-kredi-faizlerinde-dusus-bekliyoruz-86167</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 14:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> İbrahim Burkay: Ticari kredi faizlerinde düşüş bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Merkez Bankası’nın likidite adımından KOSGEB’in 30 milyon liralık yeni destek paketine ve hazırlıkları süren yeni Nefes Kredisi’ne kadar piyasaları yakından ilgilendiren konularda önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Burkay, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) likidite yönetiminde operasyonel değişikliğe giderek 1 haftalık repo ihalelerine yeniden başlamasını, enflasyonla mücadele sürecinde üretimin sürdürülebilirliğini koruyacak son derece kritik bir normalleşme hamlesi olarak niteledi. Politika faizinin sabit tutulmasına karşın bankacılık sisteminin fonlama maliyetinin gecelik yüzde 40 seviyesinden haftalık yüzde 37’lik repo seviyesine çekilmesinin piyasada örtülü olarak 3 puanlık bir indirime denk geldiğini belirten İbrahim Burkay, "TCMB Başkanı Sayın Fatih Karahan’ın sinyalini verdiği bu likidite adımının resmiyet kazanması, sanayici ve tüccarımız üzerindeki yüksek faiz yükünü hafifletmek adına memnuniyet verici bir başlangıçtır. Aslında bu gelişme, oda olarak aylardır her platformda dile getirdiğimiz, politika faizi ile reel piyasa faizleri ve enflasyon beklentileri arasındaki makasın kapanması yönündeki girişimlerimizin ne kadar haklı ve yerinde olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır” dedi.</p>
<h2>“Piyasalardaki ilk yansıma verilere yansıdı”</h2>
<p>Merkez Bankası’nın 6 aylık bir aranın ardından 1 haftalık repo ihalesini düzenleyerek piyasaya 1 milyar TL fonlama sağladığına işaret eden İbrahim Burkay “Basit faizin yüzde 37, bileşik faizin ise yüzde 44,58 olarak gerçekleştiği ihale ile birlikte piyasa göstergelerinde de belirgin bir rahatlama yaşandı. Şubat ayından bu yana yüzde 40 seviyelerinde seyreden Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF), atılan bu adımla ilk kez yüzde 36,94 seviyesine çekildi” ifadelerini kullandı. </p>
<h2>“Ticari kredi kanalları açılmalı”</h2>
<p>Ekonomi yönetimiyle gerçekleştirdikleri görüşmelerde iş dünyasının finansmana, uygun koşullarda erişimi konusundaki taleplerinin kısmen de olsa karşılık bulmasının önemli olduğunu belirten Başkan Burkay, “Bankaların fonlama maliyetinde sağlanan bu gerilemenin, vakit kaybetmeksizin yüzde 45 ile yüzde 55 bandında sıkışan KOBİ ve ticari kredi faizlerine yansıtılması üretimin ve istihdamın devamlılığı için şarttır. Piyasada yaşanan nakit sıkışıklığı göz önüne alındığında, BDDK tarafında da KOBİ'ler için kredi esnekliği sağlayacak adımların atılması, ihracatçımızın rekabet gücünü koruyacak dengelerin gözetilmesi reel sektörün en temel beklentisidir. TCMB’nin attığı bu örtülü indirim adımını piyasalara nefes aldıracak olumlu bir gelişme olarak görüyor, bankacılık sektörünü bu finansman rahatlamasını ticari kredi kanallarına hızla yansıtmaya davet ediyoruz” diye konuştu. </p>
<h2>“KOSGEB Destekleri KOBİ’lerimizin yatırım iştahını artıracaktır”</h2>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde KOSGEB eliyle yürütülen Kapasite Geliştirme Destek Programı'nın 2026 yılı 3. dönem başvurularının başlamasını da memnuniyetle karşıladıklarını dile getiren BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, programın KOBİ'lerin teknolojik dönüşümü ve kapasite artışları açısından kıymetli bir adım olduğunu vurguladı. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Fatih Kacır’ın açıkladığı destek paketinin detaylarına değinen BTSO Başkanı Burkay, şöyle devam etti: “36 ay vadeli kredilerde 30 milyon liraya kadar finansman, 20 puanlık finansman desteği ve sağlanan kefalet imkanları, yüksek finansman maliyetleri altında mücadele eden üreticilerimiz için can suyu niteliğindedir. Özellikle tedarikçi geliştirmeye yönelik savunma, uzay ve havacılık alanındaki projelere 30 milyon liraya kadar, hızlı büyüyen ve teknogirişim rozetine sahip işletmelere ise 20 milyon liraya kadar sunulan bu stratejik kaynak, Bursa’mızın yüksek katma değerli üretim hedeflerine doğrudan katkı sağlayacaktır. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 4 bin KOBİ’mizin 64 milyar liralık finansmana erişim sağlamış olması, bu mekanizmanın sahadaki başarısını göstermektedir. Sayın Bakanımıza destekleri için şükranlarımızı sunuyorum. BTSO olarak KOBİ'lerimizin rekabet gücünü artıracak her adımı desteklemeye devam edeceğiz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ibrahim-burkay-ticari-kredi-faizlerinde-dusus-bekliyoruz-86167</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/7/1280x720/ibrahim-burkay-1787658294.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık repo ihaleleriyle sağladığı 3 puanlık örtülü faiz indirimini değerlendiren Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, bu gerilemenin vakit kaybetmeksizin ticari kredi faizlerine yansıtılması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/54-ilin-ihracat-artti-86169</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 14:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> 54 ilin ihracatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, ocak-temmuz dönemine ait faaliyet illerine göre ihracat verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, İstanbul geçen ay 5 milyar 846 milyon dolarla en fazla ihracat yapan il oldu. Kentin ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,6 azaldı.</p>
<p>İstanbul'u, 3 milyar 389 milyon dolarla ve yüzde 1 azalışla Kocaeli izlerken 2 milyar 74 milyon dolar ve yüzde 6,9 yükselişle İzmir takip etti.</p>
<p>Kıymetli veya yarı kıymetli taşlar faslı, 968 milyon 320 bin dolarla İstanbul'un ihracatında ilk sırada yer aldı. Bu faslı, 517 milyon 229 bin dolarla örme giyim eşyası ve aksesuarları, 497 milyon 991 bin dolarla kazanlar makineler izledi.</p>
<p>Kocaeli'de motorlu kara taşıtları 1 milyar 168 milyon 100 bin dolarla en fazla dış satım yapılan sektör oldu. Bu faslı, 335 milyon 858 bin dolarla mineral yakıtlar ve yağlar, 334 milyon 815 bin dolarla elektrikli makine ve cihazlar takip etti.</p>
<p>İzmir'in ihracatında, mineral yakıtlar ve yağlar 351 milyon 305 bin dolarla ilk sırada yer aldı. Söz konusu faslın ardından, 233 milyon 799 bin dolarla motorlu kara taşıtları, 212 milyon 539 bin dolarla kazanlar, makineler geldi.</p>
<p><strong>İlk 3 ilin en fazla ihracat yaptığı ülkeler</strong></p>
<p>İstanbul'un ihracatında, 406 milyon 654 bin dolarla ABD ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi, 352 milyon 578 bin dolarla Almanya ve 343 milyon 963 bin dolarla Birleşik Arap Emirlikleri izledi.</p>
<p>Kocaeli, en fazla ihracatı 339 milyon 62 bin dolarla Almanya'ya yaptı. Bu ülkenin ardından, 334 milyon 84 bin dolarla İngiltere ve 169 milyon 647 bin dolarla ABD geldi.</p>
<p>İzmir'in en fazla ihracat yaptığı ülke, 191 milyon 881 bin dolarla Almanya oldu. Bu ülkeyi, 128 milyon 526 bin dolarla ABD, 119 milyon 682 bin dolarla Nijer takip etti.</p>
<p><strong>İhracatını tutar bazında en çok artıran iller</strong></p>
<p>Temmuzda yıllık bazda ihracatını en fazla artıran iller sıralamasında, Mersin 194 milyon dolarlık artışla ilk sırada yer aldı. Bu ili, 135 milyon dolarla İzmir, 129 milyon dolarla Antalya izledi.</p>
<p>Böylece, ocak-temmuz döneminde 22 il 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptı, 54 il de ihracatını artırdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/54-ilin-ihracat-artti-86169</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/ihracat-ticaret-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, yılın 7 aylık döneminde 22 ilin ihracatının 1 milyar doları aştığını, 54 ilde de ihracat artışı kaydedildiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/vergi-tabani-genisletilmeli-harcama-denetimi-gelmeli-86163</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 12:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Vergi tabanı genişletilmeli, harcama denetimi gelmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Yeminli Mali Müşavirler Odası (İzmir YMMO) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Zengin, Türkiye’de vergi sisteminin temel sorunlarından birinin vergi oranlarından çok vergi tabanının darlığı olduğunu belirterek, gelir beyanının yanında harcamaların da izlenebildiği daha bütüncül bir vergi sistemine ihtiyaç olduğunu ifade etti.</p>
<p>Türkiye’de vergi sisteminin en önemli sorunlarından birinin kayıt dışılığın hâlâ istenilen ölçüde önlenememesi olduğuna dikkat çeken Zengin, “Vergi bilincinin geliştirilmesi de kayıt dışılıkla mücadele kadar önemli. Vergi sistemimizin temel sorunu yalnızca vergi oranlarının yüksekliği değil. Asıl mesele vergi tabanının dar olması. Belli kişi ve gruplardan vergi alınırken ekonomik faaliyetin bir bölümünün sistemin dışında kalması vergi adaletini de bozuyor. Vergi tabanını genişletirsek yükü sürekli aynı mükelleflerin üzerine bindirmek zorunda kalmayız” dedi.</p>
<h2>“Gelir kadar harcama da izlenmeli”</h2>
<p>Türkiye’de mevcut sistemin ağırlıklı olarak gelirin beyanına dayandığını belirten Zengin, kayıt dışı ekonomiyle mücadelede harcamaların da dikkate alınacağı bir yapıya geçilmesi gerektiğini söyledi. Kamuoyunda zaman zaman “nereden buldun” şeklinde ifade edilen harcama denetiminin, gelirin yanı sıra servet ve harcamayı da birlikte değerlendiren modern bir vergi sistemi açısından önemli olduğunu kaydetti.</p>
<p>Bir kişinin veya şirket ortağının beyan ettiği gelirle yaptığı harcamalar arasında belirgin bir uyumsuzluk bulunması durumunda bunun vergi idaresi tarafından analiz edilebilmesi gerektiğini vurgulayan Zengin, “Bir işletme yıllarca zarar ya da çok düşük kâr beyan ederken işletme ortağının çok yüksek tutarlı harcamalar yaptığı bir tabloyla karşılaşabiliyoruz. Böyle bir durumda bu harcamaların kaynağının sorgulanabileceği yasal ve sistematik bir yapıya ihtiyaç var. Geliri, harcamayı ve serveti birbiriyle ilişkilendiren bir vergi sistemi kurabilirsek kayıt dışılıkla mücadelede çok daha etkili sonuç alabiliriz” dedi.</p>
<p>Gelir İdaresi Başkanlığı ve Vergi Denetim Kurulu’nun dijitalleşmeyle birlikte önemli bir veri altyapısına ulaştığını belirten Zengin, e-fatura, e-defter, elektronik beyanname, tapu ve noter işlemlerinden gelen verilerin karşılaştırılmasının önleyici denetim açısından önemli imkânlar yarattığını söyledi.</p>
<h2>“Sadece denetim yetmez, sistem de doğru kurulmalı”</h2>
<p>Kayıt dışılığın yoğun olduğu sektörlerde yalnızca daha fazla denetim yapılmasının yeterli olmayacağını belirten Zengin, sektörlerin gerçek çalışma koşullarını dikkate alan vergilendirme modellerinin geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Gayrimenkul ve inşaat sektörünü örnek gösteren Zengin, özellikle taşeronların vergilendirilmesine ilişkin yapının yeniden değerlendirilmesinin faydalı olacağını ifade etti. Yeminli mali müşavirlerin önleyici denetim mekanizmasında daha etkin kullanılmasının kayıt dışılıkla mücadeleye katkı sağlayacağını da kaydeden Zengin, Türkiye’de yaklaşık 45-50 bin şirketin yeminli mali müşavirlerle tam tasdik kapsamında çalıştığını, bu sayının iki-üç katına çıkmasının vergi uyumunu güçlendireceğini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/vergi-tabani-genisletilmeli-harcama-denetimi-gelmeli-86163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/2/1280x720/yasar-zengin-1779202643.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi sisteminin daha adaletli hale gelmesi için aynı geliri elde eden kişilerin aynı ölçüde vergi ödemesinin temel ilke olması gerektiğini söyleyen İzmir Yeminli Mali Müşavirler Odası Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Zengin, vergi tabanı genişletilmeden, sürekli kayıtlı mükelleflerin üzerine yeni yükler getirilmesinin doğru bir yöntem olmadığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tire-osbden-gelecegin-enerjisine-egitim-yatirimi-86162</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 12:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tire OSB’den geleceğin enerjisine eğitim yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Tire Organize Sanayi Bölgesi (TOSBİ) ile İzmir Konak Meslek Yüksekokulu arasındaki üniversite-sanayi iş birliği, enerji alanında eğitim verecek iki yeni programla güçlendi. İzmir Konak Meslek Yüksekokulu bünyesinde açılan Yenilenebilir Enerji Teknikerliği ve Elektrik programları, bu yıl öğrenci kabul etmeye başlayacak.</p>
<p>TOSBİ Müteşebbis Heyet Başkanı Metin Akdaş ve TOSBİ Bölge Müdürü Oğuz Düztaş, İzmir Konak Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Derman Küçükaltan’ı ziyaret etti. Görüşmede, sanayinin nitelikli teknik personel ihtiyacı ve iki kurum arasında yürütülebilecek ortak çalışmalar değerlendirildi. İzmir Konak Meslek Yüksekokulu tarafından, sektörün ihtiyaçları da dikkate alınarak açılan programların; yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, elektrik sistemleri, üretim altyapısı ve bakım süreçlerinde görev alacak teknik personelin yetiştirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor. TOSBİ ile kurulacak iş birliğinin staj, işbaşı eğitimi ve istihdam olanaklarıyla geliştirilmesi planlanıyor.</p>
<h2>Akdaş: Sanayinin geleceği nitelikli insan kaynağıyla kurulacak</h2>
<p>Eğitim ile sanayi arasındaki güçlü bağın yeşil ve teknolojik dönüşüm açısından önem taşıdığını belirten TOSBİ Müteşebbis Heyet Başkanı Metin Akdaş, “Sanayimizin gelişmesi için yeni yatırımlar kadar, bu yatırımları geleceğe taşıyacak iyi yetişmiş gençlere de ihtiyacımız var. Elektrik ve yenilenebilir enerji alanında uygulamalı eğitim alan teknikerler, işletmelerimizin yeşil dönüşüm sürecinde önemli görevler üstlenecek. Gençlerin geleceğin mesleklerine hazırlanmasını ve bölgedeki işletmelerin ihtiyaç duyduğu nitelikli çalışanlara ulaşmasını önemsiyoruz” dedi.</p>
<h2>Küçükaltan: Öğrencilerimizi sektörle birlikte yetiştireceğiz</h2>
<p>İzmir Konak Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Derman Küçükaltan ise “Programlarımızı sanayinin ihtiyaçlarını dikkate alarak şekillendirmek, öğrencilerimize mezuniyet sonrasında güçlü bir kariyer zemini sunuyor. TOSBİ ile yapacağımız çalışmalar sayesinde öğrencilerimizin sektörün beklentilerine uygun uygulama becerileri kazanmasını amaçlıyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tire-osbden-gelecegin-enerjisine-egitim-yatirimi-86162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/2/1280x720/tire-osbden-gelecegin-enerjisine-egitim-yatirimi-1787651608.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Konak Meslek Yüksekokulu bünyesinde açılan Yenilenebilir Enerji Teknikerliği ve Elektrik programları, bu yıl öğrenci kabul etmeye başlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarim-ve-gida-sektorunun-temsilcileri-tigem-karacabeyde-bulustu-86158</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım ve gıda sektörünün temsilcileri TİGEM Karacabey’de buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) ile Güvenilir Ürün Platformu tarafından yürütülen “Tarım Varsa Hayat Var” projesi kapsamında tarım ve gıda sektörünün önemli temsilcileri TİGEM Karacabey İşletmesi’nde bir araya geldi.</p>
<p>TİGEM Genel Müdürü Dr. Hasan Gezginç başkanlığında gerçekleştirilen iki günlük programda, kurumun Türkiye’nin tarımsal üretimindeki stratejik rolü, yürütülen çalışmalar ve yeni projeler ele alındı. Sektör temsilcileri, tohum üretiminden damızlık hayvancılığa, modern tarım uygulamalarından sürdürülebilir üretim modellerine kadar TİGEM’in faaliyetlerini yerinde inceleme fırsatı buldu. Program kapsamında tarla üretim alanları, hayvancılık tesisleri, mekanizasyon altyapısı ve üretim süreçleri uzmanlar eşliğinde tanıtıldı. Saha ziyaretlerinde TİGEM’in gıda arz güvenliğine katkısı, yerli ve milli üretim kapasitesi, yüksek verimli üretim modelleri ve gen kaynaklarının korunmasına yönelik çalışmaları hakkında bilgi verildi.</p>
<h2>“Sertifikalı tohumda yüzde 25 pazar payı”</h2>
<p>Programın ikinci gününde Güvenilir Ürün Platformu Başkanı Celal Toprak’ın moderatörlüğünde düzenlenen toplantıda konuşan TİGEM Genel Müdürü Dr. Hasan Gezginç, tarım ve hayvancılığın yüksek emek isteyen sektörler olduğunu belirterek üretime katkı sağlayan tüm kesimlerin emeğinin önemine dikkat çekti. TİGEM’in Türkiye’nin bitkisel ve hayvansal üretiminde ihtiyaç duyulan tohumluk ve damızlık materyalin karşılanması, gen kaynaklarının korunması ve modern tarım tekniklerinin sektöre kazandırılması amacıyla faaliyet gösterdiğini belirten Gezginç, kurumun 17 işletme, 3,6 milyon dekar arazi ve 8 bin 145 personelle önemli bir üretim kapasitesine sahip olduğunu ifade etti.</p>
<h2>“İklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkileri”</h2>
<p>Sertifikalı tohum üretiminde yüzde 25 pazar payıyla sektör liderliğini sürdürdüklerini kaydeden Gezginç, 2026 yılı bitkisel üretim döneminde hububatta 380 bin ton rekolte, sertifikalı tohumda ise 233 bin ton üretim hedeflediklerini açıkladı. İklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Gezginç, tohumluk üretim alanlarının yaklaşık yüzde 40’ının kurağa dayanıklı veya toleranslı çeşitlerden oluşturulduğunu söyledi. Yerel Tohum Projesi kapsamında tespit edilerek tescillenen tohumların da üreticilerle buluşturulduğunu belirten Gezginç, KKTC, Azerbaycan ve Irak başta olmak üzere farklı ülkelere sertifikalı tohum ihracatının sürdüğünü dile getirdi.</p>
<h2>“Hayvancılıkta damızlık üretim kapasitesi güçleniyor”</h2>
<p>TİGEM’in hayvancılık alanındaki çalışmalarına da değinen Gezginç, kurum bünyesinde 70 bin büyükbaş ve 300 bini aşkın küçükbaş hayvan bulunduğunu belirtti. “Kırsalda Bereket” projeleriyle üreticilere büyükbaş ve küçükbaş hayvan desteği sağlandığını aktaran Gezginç, üreticilerin finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla 2 yılı ödemesiz, 5 yıl vadeli Ziraat Bankası kredilerinin de devreye alındığını söyledi. Malatya Sultansuyu İşletmesi’nde tamamlanan 100 başlık Boğa Anası Tesisi ile dondurulmuş boğa sperması üretiminde 1 milyon dozluk hedefe ulaşılması amaçlanıyor. Toplantıda, Sultansuyu’ndaki Boğa Sperma Merkezi’nin yılda 1 milyon doz üretim kapasitesiyle iç piyasa ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ını tek başına karşılayabildiği bilgisi de paylaşıldı. TİGEM’in yalnızca üretim kapasitesini artırmaya değil, Türkiye’nin genetik mirasının korunmasına da odaklandığını belirten Gezginç, Asya Ceylanı, Akbaş ve Kangal köpekleri ile 1.548 başlık Safkan Arap Atı sürüsünün koruma ve yetiştirme çalışmalarının sürdüğünü ifade etti.</p>
<h2>“Sürdürülebilir tarıma yeni yatırımlar”</h2>
<p>TİGEM’in yatırımlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Gezginç, sulanabilir tarım alanlarının 1 milyon 41 bin dekara ulaştırıldığını belirtti. Kurumun enerji ve depolama altyapısının da güçlendirildiğini kaydeden Gezginç, 48 MW’ın üzerinde Güneş Enerjisi Santrali (GES) projesi, 275 bin ton silo kapasitesi ve modern yem tesisleriyle sürdürülebilir tarımsal üretimin destekleneceğini söyledi. TİGEM’in piyasaya doğrudan unluk veya ekmeklik buğday sunan bir yapıdan ziyade, Türk çiftçisinin ihtiyaç duyduğu yüksek kaliteli tohumluk ve damızlık materyali üretmeye odaklandığını vurgulayan Gezginç, “Kendi kaynaklarıyla büyüyen, kâr eden bir kamu kuruluşu” anlayışıyla hareket ettiklerini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarim-ve-gida-sektorunun-temsilcileri-tigem-karacabeyde-bulustu-86158</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/8/1280x720/tarim-ve-gida-sektorunun-temsilcileri-tigem-karacabeyde-bulustu-1787647799.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Tarım Varsa Hayat Var” projesi kapsamında TİGEM Karacabey İşletmesi’nde bir araya gelen sektör temsilcileri, Türkiye’nin tarımsal üretim kapasitesini ve gıda arz güvenliğini sahada değerlendirdi. TİGEM Genel Müdürü Dr. Hasan Gezginç, kurumun 17 işletmesi, 3,6 milyon dekar arazisi ve 8 bin 145 personeliyle Türkiye’nin en büyük tarımsal üretim gücü olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guven-agustosta-hizmet-insaat-ve-perakendede-geriledi-86154</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güven, ağustosta hizmet, inşaat ve perakendede geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait hizmet, perakende ticaret ve inşaat güven endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mevsim etkilerinden arındırılmış güven endeksi ağustosta aylık bazda hizmet sektöründe yüzde 0,1 azalarak 111,9, perakende ticaret sektöründe yüzde 0,8 azalışla 110,1 ve inşaat sektöründe yüzde 0,4 gerilemeyle 83,1 değerini aldı.</p>
<p>Hizmet sektöründe ağustosta geçen aya kıyasla, son üç aylık dönemde iş durumu yüzde 1,2, son üç aylık dönemde hizmetlere olan talep yüzde 0,1 azalış, gelecek üç aylık dönemde hizmetlere olan talep beklentisi yüzde 0,9 artış gösterdi.</p>
<p>Perakende ticaret sektöründe son üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar yüzde 5,8, mevcut mal stok seviyesi yüzde 0,1 gerilerken, gelecek üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar beklentisi yüzde 3,8 arttı.</p>
<p>İnşaat sektöründe alınan kayıtlı siparişlerin mevcut düzeyi yüzde 3,8 azalırken, gelecek üç aylık dönemde toplam çalışan sayısı beklentisi yüzde 2,8 artış kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guven-agustosta-hizmet-insaat-ve-perakendede-geriledi-86154</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/7/1280x720/perakendecilerin-omnichanel-notu-100-uzerinden-46-oldu-1741935521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre güven endeksi, aylık bazda hizmet sektöründe yüzde 0,1, perakende ticaret sektöründe yüzde 0,8 ve inşaat sektöründe yüzde 0,4 azalış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanofide-ust-duzey-atama-86150</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 09:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanofi&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanofi'nin yönetim ekibinde üst düzey atama gerçekleştirildiği bildirldi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Sanofi Avrasya Finans Direktörü ve İlaçlar Finans İş Ortağı pozisyonuna getirilen Muhammad Ali Rahim Najjad, şirkette Avrasya Bölgesi'nin finansal stratejisinin belirlenmesi, performansının yönetimi ve iş hedeflerinin sürdürülebilir büyüme odağında desteklenmesinden sorumlu olacak. Görevini İstanbul merkezli yürütecek Najjad, aynı zamanda Uluslararası Pazarlar Finans Liderlik Ekibinin ve Avrasya Bölge Yönetim Ekibinin üyesi olarak görev yapacak.</p>
<p>Şirkete katılmadan önce telekomünikasyon, kabloyla elektrik iletim ve dağıtımı gibi farklı sektörlerde deneyim kazanan Najjad'ın, uluslararası finans alanındaki birikimiyle yeni görevinde Sanofi Avrasya'nın büyüme hedeflerine ve stratejik önceliklerine katkı sağlayacağı vurgulandı.</p>
<p>Finans alanında MBA derecesi bulunan ve sektörde uzun yıllara dayanan uluslararası deneyime sahip Najjad, İngiltere ve ABD'deki muhasebe kuruluşlarının üyesi konumunda bulunuyor.</p>
<p>Şirkete Ocak 2016'da katılan Najjad, kariyeri boyunca farklı coğrafyalarda üst düzey finans ve yönetim sorumlulukları üstlendi. Son olarak Budapeşte'deki Kontrol Operasyonları yapılanmasının kurulmasına liderlik eden Najjad, daha önce Mısır, Sudan ve İran Finans Direktörü, ardından da İran Geçici Ülke Başkanı ve Genel Müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanofide-ust-duzey-atama-86150</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/0/1280x720/najjad-1787643659.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Muhammad Ali Rahim Najjad, Sanofi&#039;nin Avrasya Bölgesi&#039;nde Finans Direktörü ve İlaçlar Finans İş Ortağı görevine getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/3d-boyutlu-yazicilar-istanbul-fuarinda-gorucuye-cikacak-86133</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> 3D boyutlu yazıcılar İstanbul Fuarı&#039;nda görücüye çıkacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Artan maliyetler ve finansmana erişimin pahalı olması verimlilik alanındaki çalışmaları son dönemde daha fazla öne çıkardı. Bu alanda yapay zeka ve üretim teknolojileri öne çıkarken 3 boyutlu yazıcıların da önem kazandığı görülüyor. 2030’kadar 5 katlık büyümeyle globalde 165 milyar dolarlık pazar büyüklüğüne sahip olması beklenen 3D pazarının Türkiye’deki ilk fuarı ise 17-19 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Expo 3D İstanbul adıyla düzenlenecek fuar, üretim ekosisteminde yer alan yerli ve yabancı birçok sektör temsilcisini bir araya getirecek.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d29e4b4c4c-1787636196.png" alt="" width="252" height="273" /> Expo 3D İstanbul Fuarı Koordinatörü Yıldırım Ünverdi, fuarda 50’nin üzerinde firma ve 100’ün markanın yer alacağını ifade etti. Ziyaretçi profiline de değinen Ünverdi, “Yurt içi ve yurt dışından toplam 5 binin üzerinde ziyaretçi bekliyoruz. Almanya, Portekiz başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinden katılımcılar fuarımızda yer alacak. Orta Asya ve Orta Doğu ülkelerinden de bu fuarımıza ilgi fazla” şeklinde konuştu.</p>
<h2>10 bin metrekarede düzenlenecek </h2>
<p>Son dönemde Türk fuarcılık sektörü bazı sektörler özelinde büyümesi ve bu alandaki fuarların Almanya’dan Türkiye’ye kaymasına neden oldu. Halı ve mobilya bu iki alan arasında başı çekiyor. Bu yıl ilk düzenlenecek Expo 3D İstanbul Fuarı’nın 10 bin metrekarelik bir alanda yapılacağına işaret eden Ünverdi, “Bu fuar yıllardır Almanya’da yapılıyor. Hedefimiz fuarımızın ilerleyen dönemde daha fazla büyümesini sağlamak ve ülkemizin bu alandaki etkisini bir üst basamağa taşımak” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>“Üretimin olduğu her sektörde eklemeli imalat var”</h2>
<p>Reel sektörün gelişim ve yeni üretim tekniklerine yönelik ilgisi eklemeli imalat ve 3D pazarının büyümesinde etkili. Tam da bu nedenlerden dolayı eklemeli imalatın savunma sanayiinden havacılığa, makineden tekstil sektörüne kadar birçok alanda yer aldığına dikkat çeken Ünverdi, “Üretimin olduğu her yerde eklemeli imalat var. Tersine mühendislik sistemlerinden taramaya kadar ciddi bir ekosistem var” açıklamalarında bulundu.</p>
<h2>“Özel üretimlerde yapay zeka ikincil role sahip” </h2>
<p>Yapay zekanın etkisi de 3D yazıcı ekosisteminde kendisini gösteriyor. Özel standart üretimlerde birçok meslek için hem tehdit hem de avantaj olarak görülen yapay zeka, niş üretimlerin yapıldığı sahalarda ise ikincil bir rol üstleniyor. Yapay zekanın eklemeli üretim sistemlerinde yardımcı konumunda yer aldığının altını çizen Ünverdi, “Eklemeli imalat tarafında standart üretimlere ilave olarak yapılan özel üretimlerde yapay zeka kullanıcılar için destekleyici bir rol üstleniyor” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yerli ve yabancı alım heyetleri yer alacak</span></h2>
<p>Yerli ve yabancı alım heyetlerinin yer alacağı etkinlik ayını zamanda üniversite sanayi iş birliğini de pekiştirmeyi hedefliyor. Bu hususta Türkiye’nin önde gelen güzide üniversiteleri, teknopark ve strat-up’larda fuarda yerini almaya hazır. Ünverdi, Türkiye’de önemli başarılara imza atan strat-up’ların giderek artığına vurgu yaparak, “Bizler de bu fuarda üniversite ve sanayi arasında karşılıklı bir sinerji oluşmasına zemin hazırlayacağız. Bu kapsamda sanayinin ihtiyaçlarına uygun ürünlerin ticarileşmesinin önünü açan bir köprü olma hedefindeyiz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/3d-boyutlu-yazicilar-istanbul-fuarinda-gorucuye-cikacak-86133</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/1/1280x720/ifm-1769586702.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Expo 3D İstanbul Fuarı, 17-19 Eylül’de İstanbul Fuar Merkezi’nde 50’nin üzerinde firma ve 100’ü aşkın markayı buluşturacak. Fuar Koordinatörü Yıldırım Ünverdi, 2030’a kadar 165 milyar dolara ulaşması beklenen 3D pazarında Türkiye’nin etkisini artırmayı hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/goldman-16-milyon-pay-topladi-yabancinin-payi-25-ustu-oldu-86130</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Goldman 1,6 milyon pay topladı, yabancının payı %25 üstü oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geçtiğimiz hafta BIST 30 Endeksi %4,34 değer kazanırken, yabancılar borsa genelinde paylarını 0,14 puan artışla %32,77’ye çıkardı. BIST 30 hisselerinden ise satışa ağırlık verip 17 hissede paylarını azalttılar. Alımlarda demir çelik şirketleri Kardemir ve Ereğli öne çıktı.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta yabancılar borsa genelinde alım ağırlıklı işlemlerde bulunurken BIST 30 hisselerinde satıcı tarafta yer aldılar. 17 hissede satış yaparken 13’ünde paylarını artırdılar. Alımları Kardemir, Ereğli, Petkim gibi sanayi şirketlerinde yoğunlaştı. Petkim ve Tüpraş’ta ise 4 gün alım yönlü çalıştılar. Buna karşılık Şişecam, Migros ve Enka hisselerinde 2 puanın üzerinde satışlar geldi. Piyasa genelinde BIST 30 Endeksi %4,34 yükselirken, fonlar sınırlı hisselere yöneldi. Veriler yabancıların ağırlıklı olarak sanayi şirketleri üzerinden rotasyona giderek kârlarını yukarı çekmeye çalıştıklarını işaret ediyor.</p>
<h2>Düşen tahtada sattılar</h2>
<p>Yabancılar Şişecam hissesinde paylarını 3,37 puan azaltarak %9,99’a indirdi. Satış ağırlıklı işlem yaptıkları Şişecam, mayıs ayındaki en yüksek seviyesi olan 53,41 TL’nin ardından düşen bir eğilim sergiledi. Diğer taraftan şirket, ABD pazarındaki gücünü artırmak amacıyla,100 bin dolar sermayeli Sisecam USA Trading ünvanlı yeni bir şirket kurdu. Geçtiğimiz hafta yabancıların en fazla sattığı ikinci hisse 2,74 puanla Migros oldu. Satış sonrası payları %42,53 seviyesine geriledi. Hisse, mayısta ulaştığı 727 TL’nin altında bulunuyor. Yıl sonu beklentisini paylaşan firma, %5-7 arası satış büyümesi öngörüyor. Yılın ilk yarısında ise büyüme %4,5 seviyesinde gerçekleşti. Hedeflediği yeni mağaza sayısını ise 180-200 arası.</p>
<h2>Alımlar demir çelikte</h2>
<p>Yabancı fonlar, Kardemir (D) hissesinde paylarını 1,90 puan artırarak %25,77’ye çıkardı. Goldman Sachs’ın ağustosta 42,64 TL fiyattan yaptığı yaklaşık 1,6 milyon adetlik alım kurumun payını %5,14’e çıkardı. Yabancılar aynı zamanda Ereğli Demir Çelik hissesinde de 1,52 puan alım yaparak paylarını %24,26’ya çıkardı.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d255f697fe-1787635039.png" alt="" width="999" height="543" /></strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>AR-GE Mİ, YAPAY ZEKA MI?</strong></p>
<p><strong>Ar-Ge</strong>; buluş gücü, sürdürülebilir büyüme, teşvik, kurumsal hafıza, öncülük. Uzun geri dönüş, yüksek maliyet, başarısızlık ve taklit riski, kâr baskısı. <br /><strong>Yapay zeka</strong>; maliyet düşüşü, hız, verimlilik, entegrasyon, kişiselleştirme. Dışa bağımlılık, güvenlik riski, algoritma hatası, özgünlük sorunu.</p>
<p><strong>Kaynağın önemli kısmı mahsuplaşmaya gitti. Kalan ise yükümlülüklerde kullanılacak</strong></p>
<p>CVK Maden’in bedelliden gelen parayı ne yaptığını öğrenebilir miyim? ● Yasin Şengör</p>
<p>Yasin, CVK Maden %170 bedelli sermaye artırımına giderken brüt 2,38 milyar TL fon temin etti. Bu kaynağın yaklaşık 1,66 milyar TL’lik kısmı, hakim ortak Hüseyin Çevik’in daha önce şirkete sermaye avansı ya da borç olarak verdiği nakdin mahsuplaşılmasında kullanıldı. Mahsuplaşma sonrasında kasaya 718 milyon TL girerken bunun 368 milyon TL’si işletme sermayesinin güçlendirilmesine, 200 milyon TL’si bağlı ortaklık yatırımlarına, 150 milyon TL’si ise finansal borçların ödenmesine ayrıldı. Bu itibarla nakdin yükümlülüklerde kullanıldığı söylenebilir.</p>
<p><strong>Niksar’daki GES yatırımı devreye girdi. Elektrik ihtiyacının %45’ini karşılayacak</strong></p>
<p>Mopaş’ın devreye aldığı elektrik santralin giderlere katkısı ne boyutta olacak? ● Ayhan Çimen</p>
<p>Ayhan, Mopaş Marketçilik enerji maliyetlerini azaltmak amacıyla yürüttüğü 5 MWp kurulu güce sahip Niksar GES projesini geçtiğimiz haziranda tamamlayarak devreye aldı. Santral 2,5 milyon dolar maliyetle kurulurken, yatırımın şirketin elektrik tüketiminin yaklaşık %45’ini karşılayacağı belirtildi. Firmanın ihtiyacının neredeyse yarısının yenilenebilir kaynaktan karşılanması, Mopaş Marketçilik’in enerji maliyetlerini ciddi ölçüde düşüreceği söylenebilir. İlerleyen süreçte fiyat artışlarına karşı da operasyonel kârlılığı destekleyecek.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>ONE fonu bir yılda %26 kazandırırken şubattan bu yana yatayda dalgalanıyor</strong></p>
<p>Aktif Portföy’ün idaresindeki Birinci Hisse Senedi Serbest (TL) Fon (ONE), Aralık 2023’ten bu yana işlem görüyor. Dalgalı seyir izleyen fon, Ekim 2023’ten itibaren yönünü yukarı çevirmiş olsa da şubattan beri yatayda bir hareket gerçekleştiriyor. Portföyün hacmi mayıstan itibaren küçülürken ağustosta önceki aya göre artarak 34,19 milyon TL’ye çıktı. Marttan bu yana nakit çıkışının yaşandığı fona ağustosta 3,38 milyon TL para girişi oldu. Yatırımcı sayısı bir önceki aya göre artarak 691 kişiye yükseldi. Doluluk oranı %2,27 seviyesinde bulunuyor. Fonun stratejisi, varlıklarını hisse senetlerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %93,08’i hisse senedi ve %4,23’ü yatırım fonlarında değerlendiriyor. Son bir yılda %26,22 getiri sağlarken, %28,29 yükselen BIST 100 Endeksi’nin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>ZKB Varlık, %46,99 bileşik getiriyle 355 milyon TL kira sertifikası ihraç etti</strong></p>
<p>ZKB Varlık Kiralama, 20.08.2026 günü kira sertifikası ihraç etti. Toplam tutarı 355.000.000 TL olan kira sertifikasının, yıllık basit getirisi %41, bileşik getirisi ise %46,99 düzeyinde bulunuyor. Tek kupon ödemeli kira sertifikası 117 gün vadeli ve ödeme tarihi 16.12.2026 olarak belirlendi. Kupona isabet eden getiri oranı %13,14 olacak. 21 Ağustos tarihli TLREFK %39,84 seviyesinde bulunuyor. Fon kullanıcısı İstanbul Memorial Sağlık olan kira sertifikasının yıllık %41 basit getirisi, TLREFK’nın 1,16 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin önerdiği getiri, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcıları için uygun bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra kira sertifikası piyasada TRDZKBVA2661 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2>ŞİRKET PANOSU</h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d251b267ef-1787634971.png" alt="" width="964" height="242" /><strong>SUR TATİL EVLERİ GYO</strong></p>
<p><strong>Antalya projesinin ilk etabını tamamlarken eylülde işletme testlerine başlıyor</strong></p>
<p>Sur Tatil Evleri GYO, Antalya’da 45.170 metrekare arsa üzerinde inşa ettiği Sur Yapı Tatil Evleri Antalya Projesi’nde 15.696 adet devremülk ve sosyal alanlardan oluşan ilk etabın inşaat sürecinin tamamlandığını duyurdu. Eylül ayı içerisinde işletme testlerinin yapılacağı, ekim ayında ise devremülklerde yaşamın başlayacağı belirtildi. Yapılan ön satışların ise bir sonraki bilanço döneminde hasılat olarak yansıyacağı ifade edildi. Şirketin açıkladığı altı aylık mali tablolarında geliri 62,5 milyon TL olarak gözlenirken, dönem sonu kârı 9,2 milyon TL seviyesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>EUROPEN ENDÜSTRİ</strong></p>
<p><strong>Satışını artırmak için Romanya’da özel ölçü kapı pencere üretim tesisi kuruyor</strong></p>
<p>Europen Endüstri, kapı ve pencere üretimindeki kapasitesini ve Avrupa’daki satış hacmini artırmak istiyor. Bu amaçla Romanya’da özel ölçü kapı pencere üretim tesisi yatırımı yapmayı düşünüyor. Şirket karar doğrultusunda Romanya’da %100 hissedarı olacağı bir şirket kuracak. Girişimiyle birlikte ihracat pazarını Türkiye’den yönetmek yerine doğrudan Avrupa Birliği sınırları içine kuracağı firma üzerinden gerçekleştirmeyi hedeflediği anlaşılıyor. Yurt dışı ağırlıklı çalışan Europen Endüstri, yılın ilk yarısında gelirini %24 büyütürken kârını %87 oranında düşürdü.</p>
<p><strong>PRİZMA PRES MATBAACILIK</strong></p>
<p><strong>Silivri’deki tesisi ilişkili tarafa sattı. Bedel değerleme raporunun üzerinde</strong></p>
<p>Prizma Pres Matbaacılık, Silivri’de yer alan 7.801 metrekare alana sahip otel, restoran, apart otel ve fabrika alanlarından oluşan tesisini 370 milyon TL bedelle ilişkili taraf konumundaki Tandem Yayıncılık’a sattı. Değerleme raporunda KDV hariç 333 milyon TL olarak tespit edilen tesisin, değerleme rakamının üzerinde devredildiği açıklandı. İşlemden elde edilecek gelirin şirketin gelecek yatırımlarının finansmanında kullanılacağı ve likiditesini güçlendireceği belirtildi. Ayrılma hakkı doğuran satıştan ötürü ortakların pay satım hakkı işlem fiyatının altında.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Dardanel’in düşen fiyatı ağustosta taban bulmaya çalışsa da satış eğilimi önde</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d25082e14b-1787634952.png" alt="" width="299" height="237" /></strong>Dardanel’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %46,21 ile toplamda 8,8 milyon lot azalarak 10,25 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 8’den 5’e geriledi. KLH 9,35 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, SNY 1,4 milyon lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Dardanel hakkında 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede güçlü satış Atlas Portföy’ün yönettiği KLH fonundan gelirken, KHJ, BIY ve GNH satışlarıyla hissedeki paylarını sıfırladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/goldman-16-milyon-pay-topladi-yabancinin-payi-25-ustu-oldu-86130</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Goldman 1,6 milyon pay topladı, yabancının payı %25 üstü oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suyun-yeni-jeopolitigi-420-catisma-86136</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suyun yeni jeopolitiği: 420 çatışma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Birleşmiş Milletler Dünya Su Kalkınma Raporu 2026, 2,1 milyar insanın güvenli içme suyuna erişemediğini ortaya koyuyor. Su, aynı zamanda daha fazla çatışmanın da merkezine yerleşiyor. Pacific Institute verilerine göre su bağlantılı çatışmalar 2024’te rekor kırarak 420’ye ulaştı. Su, kıt bir doğal kaynak olmanın ötesinde, ekonomik kalkınmanın, toplumsal eşitliğin ve jeopolitik güvenliğin belirleyicisine dönüşüyor.</strong></p>
<p>Dünyada 2,1 milyar insan güvenli şekilde yönetilen içme suyuna erişemiyor. Kadınlar ve kız çocukları ise her gün yaklaşık 250 milyon saatlerini su toplamak için harcıyor. Birleşmiş Milletler’in 2026 Dünya Su Kalkınma Raporu, “Herkes İçin Su: Eşit Haklar ve Fırsatlar” başlığı altında bu iki rakamı yan yana koyuyor ve su krizinin bugün geldiği noktayı şöyle özetliyor: Sorun, dünyada yeterince su olup olmaması değil. Suyun kim için, nerede, hangi koşullarda erişilebilir olduğu. Aynı, finansmanın olduğu gibi… UN-Water ve UNESCO tarafından yayımlanan rapor, suya ve sanitasyona eşitsiz erişimin sağlık, eğitim, geçim kaynakları ve güvenlik üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. İklim değişikliği, su kıtlığı ve afetler ise mevcut eşitsizlikleri daha da ağırlaştırıyor.</p>
<p>Özellikle kadınlar açısından su krizi görünmeyen büyük bir zaman ve fırsat maliyeti yaratıyor. Dünyanın pek çok bölgesinde evin suyunu sağlama sorumluluğunu taşıyan kadınlar ve kız çocukları, suyun nasıl yönetileceğine ilişkin karar mekanizmalarında aynı ölçüde yer almıyor. BM bu nedenle, daha fazla altyapı yatırımından çok, daha kapsayıcı su yönetişimine ihtiyaç olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Bu arada; 2026’da su meselesine yalnızca eşitlik ve kalkınma penceresinden bakmak da artık değil. Çünkü su, dünyanın giderek daha fazla bölgesinde bir başka kelimeyle yan yana geliyor: Çatışma.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Su için 420 çatışma</span></strong></p>
<p>Pacific Institute’un otuz yılı aşkın süredir tuttuğu Water Confl ict Chronology verileri, bu dönüşümün boyutunu gösteriyor. 2024 yılında dünyada 420 su bağlantılı çatışma olayı kaydedildi. Bu bugüne kadar yaşanan en yüksek seviye. 2022’de sayı 235’ti. Son iki yıldaki artış yüzde 78’e ulaştı. 2000 yılında ise dünyada sadece 24 vaka kaydedilmişti. Daha da çarpıcı olan, su bağlantılı çatışmaların 2020’den bu yana neredeyse dört katına çıkmış olması.</p>
<p>Bu rakamlar su kıtlığının otomatik olarak savaşa yol açtığını söylemiyor, ama çok daha önemli bir şey söylüyor: İklim değişikliği, savaşlar, zayıf yönetişim, eşitsizlik, hızlı kentleşme ve artan talep üst üste geldiğinde su, mevcut kırılganlıkların çarpanı haline geliyor. Al Jazeera’nın Stockholm Dünya Su Haftası başlarken yayımladığı analiz, 2026’da bu riskin en görünür olduğu coğrafyaları Gazze ve Batı Şeria’dan Sudan’a, İran ve Körfez ülkelerinden Ukrayna’ya kadar uzanan geniş bir hat üzerinde ortaya koyuyor. Pacific Institute ise, suyun çatışmalardaki rolünü üç kategoriye ayırıyor: Kurban, tetikleyici ve silah.</p>
<p>2024’te kaydedilen olayların yüzde 55’inde barajlar, boru hatları, kuyular, arıtma tesisleri ya da suyun taşınması için gerekli enerji sistemleri çatışmanın kurbanı oldu. Yüzde 28’inde ise su kıtlığı, eşitsiz erişim veya kaynakların paylaşımı şiddetin tetikleyicileri arasında yer aldı. Vakaların yüzde 2’sinde su; suyun kesilmesi, kirletilmesi, bir bölgenin su altında bırakılması veya su kaynaklarına erişimin kontrol edilmesi gibi yöntemlerle doğrudan bir silaha dönüştü.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Su sistemini vurmak, hayatı vurmak</span></strong></p>
<p>Gazze bunun en ağır örneklerinden biri. Al Jazeera’nın UNICEF verilerine dayandırdığı bilgiye göre Gazze’de su ve sanitasyon altyapısının yaklaşık yüzde 90’ı zarar görmüş veya yok edilmiş durumda. Nüfusun yüzde 70’e varan bölümü içme ve yemek pişirme için kişi başına günlük minimum altı litre suyu dahi temin edemiyor. Hanelerin yüzde 90’ı orta veya yüksek düzeyde su güvensizliği yaşıyor. Sudan’da ise Nisan 2023’ten bu yana devam eden çatışmalar sırasında rezervuarlar, arıtma tesisleri ve dağıtım şebekeleri saldırıların hedefi oldu. Su ve sanitasyon sistemlerinin çökmesi kolera salgınlarını ve gıda güvensizliğini ağırlaştırıyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Körfez’in kırılganlığı</span></strong></p>
<p>2026’nın en dikkat çekici örneklerinden biri İran ve Körfez bölgesi. İran zaten yıllardır kuraklık, ortalamanın altında yağış, azalan yeraltı suları ve tarımsal talep nedeniyle ciddi su baskısı altında. Al Jazeera’nın aktardığı verilere göre bazı rezervuarlar yüzde 92’ye kadar boşalmış durumda. Yaklaşık dört milyon kişinin yaşadığı Meşhed’de rezervuar seviyeleri yüzde 3’ün altına kadar geriledi. Körfez ülkelerinde ise bambaşka bir bağımlılık var: Deniz suyunu arıtma tesisleri</p>
<p>İçme suyunun Katar’da yüzde 99’u, Kuveyt ve Bahreyn’de yüzde 90’dan fazlası, Umman’da yüzde 86’sı ve Suudi Arabistan’da yüzde 70’i desalinasyon tesislerinden geliyor. Bu rakamları yalnızca su teknolojisinin başarısı olarak okumak mümkün. Ama aynı zamanda devasa bir sistemik riskten söz ediyoruz. Çünkü deniz suyunu arıtmak için enerji gerekiyor. Enerji altyapısı zarar gördüğünde su sistemi de etkileniyor. Arıtma tesisi vurulduğunda milyonlarca insanın su güvenliği tehlikeye giriyor. Limanlar ve ulaşım sistemleri aksadığında bakım ve kimyasal tedarik zincirleri kırılabiliyor. Ukrayna da aynı bağımlılığı farklı biçimde gösteriyor. Savaşın enerji altyapısında yarattığı hasar su ve ısıtma sistemlerini su erişiminden doğrudan etkiliyor. Al Jazeera’nın aktardığı verilere göre ülkede yaklaşık 10 milyon insan güvenilir temiz yoksun durumda.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong><span style="color: #e03e2d;">Suyun değişen değer zinciri</span></strong></span></p>
<p>● Su, yıllardır bir çevre meselesi olarak ele alındı. Oysa aynı anda ekonomik rekabet, gıda güvenliği, enerji güvenliği, toplumsal dayanıklılık ve jeopolitik güvenlik meselesi. Bir fabrikanın suyunun kesilmesi üretimi durduruyor. Tarımsal suyun azalması gıda fi yatlarını yükseltiyor. Kentlerin su rezervlerinin düşmesi yeni altyapı yatırımları gerektiriyor. Su kıtlığı geçim kaynaklarını ortadan kaldırdığında göçü hızlandırabiliyor. Enerji sistemlerindeki kırılganlık su sistemlerine taşınıyor. Bu nedenle şirketlerin suyu yalnızca sürdürülebilirlik raporlarında “tüketilen metreküp” üzerinden takip etmeleri giderek yetersiz kalıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suyun-yeni-jeopolitigi-420-catisma-86136</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/6/1280x720/74-1787636827.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suyun yeni jeopolitiği: 420 çatışma ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarih-tersine-dondu-mazot-benzini-nasil-gecti-86131</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarih tersine döndü: Mazot benzini nasıl geçti?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıllarca kafamızdaki denklem basitti: Dizel araba az yakar, mazot ucuzdur. Ama bugün pompada bambaşka bir tablo var. Motorin artık benzinden pahalı ve bu durum geçici değil. Türkiye’de motorin fiyatı Ocak 2019’da zaman zaman benzini geçmeye başlamıştı, 14 Mart 2020’den sonra ise bu tersine gidiş kalıcı oldu.</p>
<p>Peki ne oldu da eski ezber bozuldu? Cevap sadece içerideki vergilerde ya da kurda değil; petrolün doğasında ve dünyanın motorin iştahında gizli.</p>
<p>Eskiden motorin neden benzinden ucuzdu? Aslında motorin doğası gereği ucuz bir yakıt değildi. Ancak Türkiye’de uygulanan vergi politikaları sayesinde mazot, benzine göre avantajlı tutuldu. Dizel motorların az yakması, nakliyecilerin ve çiftçinin bu yakıta bağlı olması da bu tercihi destekledi. O dönemlerde petrol fiyatları ve döviz kuru bugünkü seviyelerde değildi. Dünyada motorine ihtiyaç tavan yapıp içeride kur baskısı artınca eski fiyat dengesi bozuldu.</p>
<p> </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d283870bc9-1787635768.jpg" alt="" width="700" height="394" />
<figcaption><strong>Türkiye’de motorin fiyatı Ocak 2019’da zaman zaman benzini geçmeye başlamıştı, 14 Mart 2020’den sonra ise bu tersine gidiş kalıcı oldu. </strong></figcaption>
</figure>
<p>İşin mutfağına, yani rafinerilere bakalım. 159 litrelik bir varil ham petrolden çıkan ürün miktarı, petrolün kalitesine ve tesisin teknolojisine göre değişir. Fakat genel kural şudur: Bir varil petrolden, motorine göre her zaman daha fazla benzin elde edilir. Yani rafineriler istediği kadar motorin üretemez. Mazot talebi ne kadar artarsa artsın, arzı aynı hızda artırmak teknik olarak mümkün değil.</p>
<p>Ayrıca dünya ekonomisinin yükünü motorin sırtlıyor. Kamyonlar, TIR’lar, traktörler ve gemiler hemen hemen herşey motorinle çalışıyor. Üstelik Avrupa’da kışın ısınma amacıyla kullanılan yakıt da yine motorin türevi. Haliyle dünyadaki motorin talebi benzine kıyasla çok daha fazla.</p>
<p>Bizim açımızdan asıl sorun ise ithalat. Türkiye’deki rafineriler benzin ihtiyacımızın büyük kısmını karşılıyor. Ama iş motorine gelince ciddi şekilde dışa bağımlıyız. Küresel motorin arzı birazcık sıkışsa bile, biz bunun acısını pompa fiyatlarında çok daha sert hissediyoruz. Dünya piyasalarındaki bu yapısal üretim sıkışıklığı, içeride döviz kurunun yükselmesiyle birleşince fiyat makasını kaçınılmaz olarak açıyor.</p>
<p>Kısacası eski ezber bitti. Motorin artık ucuz yakıt değil. Tarladaki traktörden yoldaki TIR’a kadar her şeyin doğrudan maliyeti haline geldi. O maliyetler de dönüp dolaşıp enflasyon olarak market rafındaki etikete yansıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarih-tersine-dondu-mazot-benzini-nasil-gecti-86131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarih tersine döndü: Mazot benzini nasıl geçti? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yapay-zeka-1-trilyon-liralik-degeri-harekete-gecirecek-86128</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yapay zeka 1 trilyon liralık değeri harekete geçirecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Dijital Dönüşüm ve Siber Güvenlik Derneği (DDSGD), Eylem planına yönelik olarak bir değerlendirme notu yayınladı. Başkan Taner Çıtak tarafından “Dijital Egemenlik Yolunda Bir Dönem Noktası ve Beraberindeki Sorumluluklar” başlığıyla hazırlanan notta, 2026-2030 dönemi Eylem Planının bir dönüm noktası niteliğine vurgu yapılarak, “bu ölçekte bir dönüşümün yalnızca fırsatlar değil, dikkatle yönetilmesi gereken riskler de barındırdığının farkındayız” denildi.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d21cd5aa2d-1787634125.png" alt="" width="344" height="342" />Eylem Planının Türkiye açısından güvenlik boyutuna da vurgu yapılan çalışmada, “Derneğimiz açısından en değerli boyut, planın dijital egemenlik vurgusudur. Yerli ve güvenli altyapı kapasitesinin geliştirilmesi, yabancı sistemlere olan bağımlılığın azaltılması ve verinin ülke içinde işlenmesi; yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ulusal güvenlik açısından da stratejik bir kazanımdır. Nitelikli istihdam hedefi ise, ülkemizin yetişmiş beyin gücünü yurt içinde tutması için güçlü bir zemin sunuyor” ifadesine yer verildi.</p>
<h2>Kamu yatırımlarının yüzde 2’si yapay zekaya ayrılacak </h2>
<p>Değerlendirme notunda, yapılacak eylemlerin ekonomik değer, istihdam ve dijital egemenlik kanallarından fırsatlar doğurduğu vurgulanarak, veri merkezleri, bulut ve yapay zeka altyapılarının özel sektörce yapılması, 1 GW seviyesinde veri merkezi, kamu yatırımlarının yüzde 2’sinin yapay zekaya ayrılması ve insan kaynağı-KOBİ özendirmesi ve yatırımların kolaylaştırılmasıyla 1 trilyon TL’lik bir ekonomik değere ulaşma hedefine vurgu yapıldı. Bu eylemlerin gerçekleşmesiyle önemli bir eşiğin aşılacağı belirtilen değerlendirme notunda, “Planın ortaya koyduğu hedefler, Türkiye için önemli bir sıçrama potansiyeli taşıyor” denildi.</p>
<h2>YZ kullanımı genişleyince saldırı artacak, daha kritik hale gelecek </h2>
<p>Değerlendirme notunda, plan doğrultusunda ele alınması gereken riskler de değerlendirildi. Bu kapsamda sorumlu birimlerin eylem planı uygulamasına katılmaması-kurumlar ve birimler arası eşgüdüm, yapay zeka uygulama ve modellerinin etik ve güvenilirliği, kişisel verilerin korunması gibi unsurlara dikkat çekildi. Yapay zeka uygulamalarının kamu ve özel sektörde yaygınlaşmasının, siber saldırıları da artıracağına vurgu yapılan ve bu unsur “genişleyen saldırı yüzeyi” başlığıyla yapılan değerlendirmede,” Yapay zekânın kamu hizmetlerinden sağlığa kadar yaygınlaşması, siber saldırılar için yeni ve daha kritik hedefler doğuruyor. Altyapı büyüdükçe güvenlik ihtiyacı da katlanarak artıyor” denildi. DDSGD değerlendirme notunda, risklere karşılık, risk temelli bir düzenleyici çerçeve oluşturulması hedefinin isabetli bir çözüm olarak değerlendirildiği vurgulandı.</p>
<h2>Üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları katkı verebilir </h2>
<p>Eylem planının, hazırlık yanında, uygulama sürecinde de kamu yanında, özel sektör üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının katkısını alma yaklaşımının en olumlu yönlerden biri olduğu belirtilen değerlendirme notunda, DDSGD ve sivil toplumun yapay zekâ okuryazarlığının yaygınlaştırılması, güvenlik farkındalığının artırılması, nitelikli insan kaynağının gelişimine katkı sunulması ve etik ilkelerin savunulmasında önemli katkı verebileceği vurgulandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yapay-zeka-1-trilyon-liralik-degeri-harekete-gecirecek-86128</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/5/1280x720/lira-para-1778213523.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından ilan edilen Türkiye Yapay Zeka Eylem Planının sağlayacağı diğer faydalar yanında 1 trilyon TL’lik ekonomik değeri harekete geçirecek olmasının önemli bir fırsat olduğu, öte yandan aynı zamanda sivil toplum dahil tüm taraflar için fırsatlar kadar sorumlulukları da ortaya koyduğu belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mikrodramalar-ve-dusundurdukleri-86126</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mikrodramalar ve düşündürdükleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir haber</strong></p>
<p>“Seyirciler oltaya bu sahnelerle takılıyor ve filmi seyretmeye devam ediyorlar” demiş Koreli yönetmen. Belki bu yüzdendir ki, çekilen filmin 10 sahnesinde de bir tokatlama sahnesi varmış. Örneğin, bu tür filmlerde kaynana gelinine, gelin kocasına, koca zengin iş adamına tokat atıyormuş. Bu tür sahneler seyircilerin ilgisini çekiyor, filmin devamını merak ediyorlarmış.</p>
<p>BBC, Güney Kore’deki bir film setini ziyaret etmiş ve bunun haberini yapmış. Ama bu film, bildiğiniz filmlerden değil. Bu filmler, akıllı telefonlar için TikTok, Instagram veya YouTube’da akışa konuyormuş. Filmlerin ilk sekiz veya on bölümü bedava imiş. Ama seyreden beğenirse bu yapımcının uygulamasına (application) geçip filmin tamamı için ödeme yapıyor ve filmi akıllı telefonunda bu uygulama üzerinden seyrediyormuş.</p>
<p><strong>Mikrodrama</strong></p>
<p>Bu tür filmlerin çıkış yeri Çin. Çincede bu filmlere “kısa oyun” anlamında “Duanju” deniyormuş. İngilizcede bu tür filmler için kullanılan terminoloji şöyle: Microdrama, short drama, vertical drama, vertical minidrama, vertical series veya mobile drama deniyor. Biz bu yazımızda “mikrodrama” terimini kullanacağız.</p>
<p>Mikrodramaların senaryolarının çıkış noktası 2002 yılına uzanıyormuş. Bu öyküleri yazanlar bunları taksit taksit web sitelerine koyuyorlarmış. Okuyucular da buradan ya öykü başına ya da abonelikler biçiminde ödeme yaparak bu öyküleri okuyormuş. Bunların video versiyonları 2013 yılında ortaya çıkmış.       </p>
<p>Akıllı telefonlar için TV programları işine Amerikalı girişimciler de el atmış. Örneğin, Quibi isimli yeni girişim şirketi (startup) 1,75 milyar dolar toplamış. Ancak bu işi sürdüremeyerek 2020 yılında şirketi kapatmak zorunda kalmış.</p>
<p>Amerikalılar vazgeçmiş ama Çinliler mikrodrama işine devam etmiş. Mobil oyunları örnek alarak ucuza mal ettikleri TV şovlarını pazara sürmüşler. Bu arada iş modelini değiştirmişler. Paralı abonelik yerine tek tek program satmışlar.</p>
<p>Çin, küresel pazarın %70’ini elinde tutuyormuş. Bu yılki tahmin edilen pazar değeri 12-15 milyar dolar arasında. Bu endüstri dalının küresel pazar değerinin 2030 yılına kadar 40-50 milyar dolara erişeceği öngörülüyor.</p>
<p>Hız ve üretim hacmi bu işin aslı. Hız denince: Bir fikrin ortaya çıkması ile uygulamada müşterilerin telefonlarında yer alması arasında geçen zaman ortalama 2 aymış. Üretim hacmi de kayda değer. Örneğin, yukarıdaki haberde sözü edilen Kore firmasının 20 film yapım ekibi varmış. Her birinden yılda 10 film bekliyorlarmış. Bir de maliyet konusu var. Bu tür filmler, klasik film yapım maliyetinin onda birinden daha aza mal oluyormuş.</p>
<p>BBC ekibi film setini ziyaret ettiğinde dört saatte dört bölüm çekilmiş. Onlar setten ayrıldıktan sonra dört bölüm daha çekmişler. Bütün eser 63 bölümden oluşuyormuş. Koreli yönetmen şöyle demiş: “Biz, film yapımındaki hızlı modayız.” Film yapımında etkili bir biçimde yapay zekâ da kullanılıyormuş.</p>
<p><strong>Yorum</strong></p>
<p>Yukarıda sözünü ettiğim BBC haberi bana bakın neleri düşündürdü…</p>
<p>Şu an medeni dünyadaki belki en kıt şey, zaman. İnsanların önünde görülecek, işitilecek bu kadar çok alternatif var ki. Bu insanların dikkatini cezbetmek kolay olmuyor. Bu yüzden eğlence sektöründe de, eğitim sektöründe de olanların işi zor. Çok yaratıcı olmak gerekiyor.</p>
<p>İnsanların dikkati bu kadar kıt olunca mesajları fazla uzatmamak, kısa ve öz iletmek gerekiyor. Her tür iletişimde verimlilik şart.</p>
<p>Akıllı telefon artık insanların ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş. Her şey o küçük şeyin içine sığıyor. Ve akıllı telefon, insanların zamanını çalmak için kullanılan bir araç. Başka bir deyişle insan, zamanını çalacak nesneyi cebinde taşıyor.</p>
<p>Bu endüstri dalında Çin, iş modelini (business model) de değiştirmiş. Amerikalıların denediği paralı abonelik yerine, ucuza ürettikleri şovları/filmleri parça başı satmaya başlamışlar. Çin, artık taklitçi değil, yaratıcı.</p>
<p>Zaman zaman “Paper Phone” gibi internette 40 milyondan fazla kişinin seyrettiği filmler çıksa da, bu mikrodramaların sanat değerleri pek yok. Ancak bir ihtiyaca cevap veriyor. Düşünün, büyük bir şehirde yaşıyorsunuz ve toplu taşıma araçlarıyla işe gidip geliyorsunuz. Bütün gün çalışmışsınız, çok yorgunsunuz ve eve dönüyorsunuz; taşıt bekliyorsunuz veya taşıttasınız. Akıllı telefonunuzdan mikrodramanızı seyrediyorsunuz. Bölümler de kısa kısa olduğu için bir taşıttan öbürüne geçerken filmin akışını kaybetmiyorsunuz. Bu, âdeta bir terapi; çok yüklü geçen günün sorunlarını kafanızdan çıkarıyorsunuz. İşte, ineceğiniz durağa da geldiniz. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadınız, sıkılmadınız.</p>
<p>Hızlı bir dünyada yaşıyoruz. Her şey daha hızlı olacak. Daha mı güzel olacak, onu bilemiyorum. Ne dersiniz?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mikrodramalar-ve-dusundurdukleri-86126</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mikrodramalar ve düşündürdükleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekabet-icin-istihbarat-86125</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rekabet için istihbarat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dış ticaret dünyasında “<strong>İstihbarat”</strong> denilince sanırım akla en çok gelen, “<strong>Müşteri adresi bulmak”</strong> veya en popüler olanı “<strong>Konşimento bilgilerini tırtıklamak”</strong> diyebiliriz.</p>
<p>Oysa <strong>asıl önem</strong> verilmesi gereken ve bizim ihracat pazarlarındaki yerimizi belirlememize ışık tutacak olan “<strong>Rekabet istihbaratı</strong>” büyük ölçüde <strong>savsaklanan</strong> bir şey.</p>
<p>“Rekabet istihbaratı”, rakiplerimizi ne kadar tanıdığımızı belirleyerek, ihracat pazarlarında kısa dönemde eylem planı yapmaya, uzun dönemde ise işletme stratejisi belirlemeye yarar.</p>
<p>İhracat için çalışma yaptığımız sürelerde en çok <strong>güçlük</strong> çektiğimiz konulardan birisi “<strong>Pazar hakkında bilgi toplama</strong>” konusudur. Sonra atılacak adım ise “<strong>Doğru hedef pazara</strong> yönelmektir.”</p>
<p>İyi de aynı uluslararası pazarlarda boy gösteren diğer <strong>yerli ve yabancı</strong> oyuncuları, yani rakiplerinizi <strong>ne kadar tanıyorsunuz</strong>?</p>
<p>Bu soruyu sorduğumuzda genellikle aldığımız cevap “Zaten hepimiz <strong>birbirimizi biliyoruz</strong>, yıllardır aynı fuarlarda karşılaşıyoruz” oluyor.</p>
<p>Ancak böyle diyerek <strong>geçiştirdiğimiz</strong> pek çok <strong>detay</strong>, <strong>ihracatımızda durgunluk</strong> veya <strong>pazar kaybı</strong> olarak karşımıza çıkabiliyor.</p>
<p>Rekabeti göğüsleyerek <strong>rakiplerinizin</strong> önüne geçmek gibi bir düşünceniz varsa, onların güçlü ve zayıf yönlerini, müşterileriyle olan ilişkilerini, hizmet kalitelerini, finansal durumlarını, verdikleri teklifleri araştırmak ve onların <strong>detaylı bir profilini çıkarmak gereklidir</strong>.</p>
<p>Yaptığınız araştırmalar sonucunda rakipleriniz hakkında topladığınız<strong> verilerle</strong>, kendi işletmenizin performansını belirlemek için yaptığınız çalışmanın çıktılarını <strong>kıyaslayabilir</strong>, nerede eksik olduğunuzu görüp <strong>kendinizi iyileştirebilirsiniz</strong>.</p>
<p>Unutmayınız, elinizdeki müşteriyi korumak yeni müşteri bulmaktan daha ekonomiktir.</p>
<p>Peki bu bilgileri <strong>nereden bulacağız</strong>?</p>
<p>Rekabet istihbaratı dediğimiz şey bir sanayi casusluğu değildir.</p>
<p>Tamamen <strong>açık kaynaklardan</strong> derleyeceğiniz verilere stratejik gözlükle bakıp yorumlamaktır. İnternet sayfaları, yayınlanan faaliyet raporları, sektörel dergilerdeki haberler, anketler, katıldıkları uluslararası fuarlar bizlere eşsiz bilgiler sağlar.</p>
<p>Araştırma yaparken özellikle Türkçe kaynaklara bağlı kalmamak, yabancı rakiplerimizin kendi dillerindeki yayınları da izlemek çok önemlidir.</p>
<p>Eksik veya güncel olmayan bilgileri eleyelim.</p>
<p>Pazarlarda aktif olan <strong>ihracat elemanlarımız</strong>, rakiplerimizi <strong>en iyi</strong> bilecek <strong>kişilerdir</strong>.</p>
<p>Burada asıl sorulması gereken soru “Toplanan <strong>verileri</strong> ve elemanlardan gelen <strong>bildirimleri</strong> şirket merkezinde <strong>ne kadar sağlıklı analiz ediyoruz</strong>?”</p>
<p>En çok düşülen <strong>yanılgı</strong>, “Rakiplerimi <strong>zaten tanıyorum”</strong> önyargısıdır.</p>
<p>Ayrıca kendimize soralım: “<strong>Olası alıcılarımız</strong>, bizim onları tanıdığımız kadar <strong>bizi tanıyor mu</strong>?”</p>
<p>Muhtemelen hayır…</p>
<p>Ancak rakiplerimiz tarafından onlara neler sunulduğunu çok iyi biliyorlar.</p>
<p>Bizim onlara en az rakiplerimiz kadar ya da daha iyisini sunabilmek için rakiplerimizin attığı adımları öngörmemiz şart.</p>
<p><strong>Fiyat politikası, satış sonrası hizmetleri, ürünleri uyarlama hızımız, itibarımız…</strong></p>
<p>Bu ve benzeri rekabet faktörleri üzerinden <strong>şirketinize</strong> puan verseniz, dürüst olun, <strong>10 üzerinden kaç verirdiniz?</strong></p>
<p><strong>Rakipleriniz kaç puan alırdı?</strong></p>
<p>Yapılan en büyük hatalardan biri de bilgiyi toplayıp hiçbir eylem yapmamaktır.</p>
<p>Bu durumda toplanan rekabet verilerinin firmanıza hiçbir faydası yoktur.</p>
<p>Kendi stratejilerimizi düzenlemek, pazar payımızı korumak için savunma mekanizmaları geliştirmek üzere bu bilgileri kullanmalıyız.</p>
<p><strong>Yanlış varsayımlar, bizi dönüşü olmayan stratejik hatalara sürükleyebilir.</strong></p>
<p>İhracat pazarlarındaki payımızı büyütmek ve kalıcı olmak istiyorsak, başımızı kendi üretim tezgâhımızdan kaldırıp pazarlara ve rakiplere bakmalıyız.</p>
<p>Rakiplerin fiyatlarını, taşıma seçeneklerini, müşteri ilişkilerini kendi süreçlerimizle kıyaslayarak, <strong>veriye dayalı bir “İyi örnekleri kıyaslama/benchmarking”</strong> yapalım.</p>
<p>İhracat elemanlarınız sadece mal satmaya değil, pazarın nabzını tutmaya da çalışsın.</p>
<p>Toplanan bilgiyi iyi koruyun çünkü verileriniz altın madeninizdir.</p>
<p><strong>Pazarını ve rakibini iyi tanımayan, gün gelir kendi işine yabancılaşır.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekabet-icin-istihbarat-86125</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/3/1280x720/ihracat-dis-satim-dis-ticaret-1777380589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekabet için istihbarat ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
