<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dokmeci-ve-yavas-sivrihisar-icin-is-birligini-gorustu-88883</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 12:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dökmeci ve Yavaş, Sivrihisar için iş birliğini görüştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p data-pm-slice="1 1 []">Sivrihisar’ın gelişimine yönelik yeni projeler ve kurumlar arası iş birliği çalışmaları kapsamında temaslarını sürdüren Sivrihisar Belediye Başkanı Habil Dökmeci, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı ziyaret etti.</p>
<p data-pm-slice="1 1 []">Gerçekleştirilen görüşmede ilçenin mevcut ihtiyaçlarından önümüzdeki dönemde hayata geçirilmesi planlanan çalışmalara kadar çeşitli başlıklar değerlendirildi.</p>
<p>Görüşmenin önemli gündem başlıklarından birini Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Sivrihisar Belediyesi arasında geliştirilebilecek iş birlikleri oluşturdu. İki belediyenin farklı alanlarda birlikte yürütebileceği çalışmaların yanı sıra Sivrihisar’a kazandırılması hedeflenen projelere sağlanabilecek destekler konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.</p>
<p>Sivrihisar’ın gelişimine katkı sağlayacak çalışmaların değerlendirildiği buluşmada, vatandaşların yaşam kalitesinin artırılmasına yönelik projeler de gündeme geldi. Önümüzdeki dönemde hayata geçirilmesi planlanan çalışmalar hakkında fikir alışverişi yapılırken, projelerde kurumlar arası koordinasyonun sürdürülmesi üzerinde duruldu.</p>
<h3><strong>“İş birliği içerisinde çalışmaya devam edeceğiz”</strong></h3>
<p>Görüşmenin ardından değerlendirmede bulunan Sivrihisar Belediye Başkanı Habil Dökmeci, ilçenin ihtiyaçlarını karşılamak ve yeni projeleri hayata geçirmek amacıyla ilgili kurumlarla temaslarını sürdüreceklerini belirtti. Dökmeci, “Sivrihisar’ın ihtiyaçları doğrultusunda ilgili kurumlarla iş birliği ve koordinasyon içerisinde çalışmaya devam edeceğiz. İlçemizin gelişimine katkı sağlayacak, vatandaşlarımızın yaşam kalitesini artıracak ve Sivrihisar’a değer katacak projelerin hayata geçirilmesi için çalışmalarımızı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dokmeci-ve-yavas-sivrihisar-icin-is-birligini-gorustu-88883</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/3/1280x720/dokmeci-ve-yavas-sivrihisar-icin-is-birligini-gorustu-1790932667.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sivrihisar Belediye Başkanı Habil Dökmeci, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile bir araya geldi. Görüşmede ilçenin ihtiyaçları, hayata geçirilmesi planlanan projeler ve iki belediye arasında geliştirilebilecek iş birliği olanakları ele alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomobil-satislari-9-ayda-yuzde-155-geriledi-88876</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 11:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomobil satışları 9 ayda yüzde 15,5 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) sektörün ocak-eylül dönemine ait satış verilerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, otomobil satışları bu dönemde yıllık bazda yüzde 15,45 azalarak 627 bin 977'ye, hafif ticari araç satışları da yüzde 5,12 düşüşle 175 bin 488'e geriledi.</p>
<p>Pazarın yüzde 84,7'sini vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. C segmenti otomobiller 352 bin 589 satışla yüzde 56,1, B segmenti otomobiller ise 177 bin 786 satışla yüzde 28,3 pay aldı.</p>
<p>Gövde tiplerine göre değerlendirildiğinde, en çok tercih edilen otomobiller yüzde 66,2 pay ve 415 bin 909 satışla SUV modeller oldu. Onu yüzde 19,9 pay ve 125 bin 20 satışla sedan, yüzde 13,2 pay ve 83 bin 83 satışla hatchback (H/B) otomobiller takip etti.</p>
<p>Otomobil ve hafif ticari araç pazarı eylülde yüzde 24,33 daralırken satış adetleri otomobilde yüzde 27,80 düştü. Hafif ticari araçlarda ise yüzde 10,42 azaldı. Geçen ay otomobil ve hafif ticari araç pazarında satışlar 83 bin 469'a, otomobil pazarında 63 bin 736'ya ve hafif ticari araç satışları 19 bin 733'e geriledi.</p>
<p><strong>Elektrikli otomobillerin payı yüzde 19,3 oldu</strong></p>
<p>Ocak-eylül döneminde benzinli otomobiller 258 bin 453 adet satışla pazarın yüzde 41,2'sini oluşturdu. Benzinli otomobilleri 204 bin 956 adet ve yüzde 32,6 payla hibritler, 121 bin 79 adet ve yüzde 19,3 payla elektrikli otomobiller, 34 bin 520 adet ve yüzde 5,5 payla dizeller, 8 bin 969 adet ve yüzde 1,4 payla ise otogazlı otomobiller izledi.</p>
<p>Elektrikli otomobillerde 160 kilovat altındakilerin satışları yüzde 7,9 artarak pazarın yüzde 17'sini, 160 kilovat üstündekilerin satışları ise yüzde 59 azalarak pazarın yüzde 2,3'ünü oluşturdu.</p>
<p>1400 cc altındaki otomobil satışları yüzde 31 azalarak pazarın yüzde 26,7'sini oluştururken 1400-1600 cc aralığındakiler ise yüzde 16,6 azalarak yüzde 20,5 paya geriledi. 1600-2000 cc aralığındaki otomobil satışları yüzde 5,5 artarak yüzde 0,7 pay aldı, 2000 cc üstü otomobil satışları yüzde 11,6 yükselişle pazarın yüzde 0,2'sini oluşturdu.</p>
<p>Otomatik şanzımanlı otomobiller 610 bin 177 adetle satışların yüzde 97,2'sini, manuel şanzımanlılar ise 17 bin 800 adetle yüzde 2,8'ini oluşturdu.</p>
<p>Hafif ticari pazarında van gövde tipindeki araçlar yüzde 76 pay ve 133 bin 449 satışla ilk sırada yer alırken kamyonetler yüzde 9,4 pay ve 16 bin 508 satışla ikinci sırada konumlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomobil-satislari-9-ayda-yuzde-155-geriledi-88876</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/6/1280x720/otomobil-otomotiv-1790931749.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ODMD&#039;nin 9 aylık verilerine göre, otomobil satışları yıllık bazda yüzde 15,45 azalışla 627 bin 977&#039;ye, hafif ticari araç satışları da yüzde 5,12 düşüşle 175 bin 488&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-kobilerimizin-finansmana-erisimi-kolaylasacak-88874</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 11:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: KOBİ&#039;lerimizin finansmana erişimi kolaylaşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) KOBİ kredileri ve Türk lirası zorunlu karşılıklara yönelik adımları hakkında değerlendirmede bulundu. </p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, makro ihtiyati adımlarla finansal sisteme ve reel ekonomiye destek verdiklerini belirten Şimşek, "KOBİ kredilerinde büyüme sınırı yüzde 4,5'ten yüzde 5'e yükseltildi. Türk lirası zorunlu karşılıklarda bloke tesis oranları düşürüldü. Böylece bankaların likidite yönetimi güçlenirken KOBİ'lerimizin finansmana erişimi kolaylaşacak. Dezenflasyon sürecini gözeten, hedefli ve seçici yaklaşımımızı kararlılıkla sürdürüyoruz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-kobilerimizin-finansmana-erisimi-kolaylasacak-88874</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/simsek-1761932462.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın zorunlu karşılık uygulamasında yaptığı değişikliği değerlendiren Bakan Şimşek, &quot;KOBİ kredilerinde büyüme sınırı yüzde 4,5&#039;ten yüzde 5&#039;e yükseltildi. Türk lirası zorunlu karşılıklarda bloke tesis oranları düşürüldü. Böylece bankaların likidite yönetimi güçlenirken KOBİ&#039;lerimizin finansmana erişimi kolaylaşacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsandan-4885-milyon-euroluk-ihracat-sozlesmesi-88884</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASELSAN&#039;dan 488,5 milyon euroluk ihracat sözleşmesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ASELSAN, hava savunma sistemleri ihracı için satış sözleşmesi imzalandığını bildirdi.</p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformundan (KAP) yapılan açıklamada, "ASELSAN, yurt dışındaki bir son kullanıcı ile Hava Savunma Sistemlerinin ihracatına ilişkin toplam tutarı 488,5 milyon avro olan bir satış sözleşmesi imzalamıştır." denildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsandan-4885-milyon-euroluk-ihracat-sozlesmesi-88884</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/aselsan-1777720943.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN, hava savunma sistemlerinin ihracı için 488,5 milyon euroluk satış sözleşmesi imzalandığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/maktek-avrasyada-sanayicinin-gundemi-yatirim-var-finansman-yok-88866</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 10:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> MAKTEK Avrasya’da sanayicinin gündemi: Yatırım var, finansman yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/İSTANBUL</strong></p>
<p>Üretim teknolojileri ve takım tezgâhları sektörünün Avrasya’daki lider buluşmalarından MAKTEK Avrasya 2026, Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde kapılarını açtı. Türkiye dahil 32 ülkeden marka ve temsilciliklerin yer aldığı fuar; yeni nesil üretim teknolojilerinden yapay zekâya, robotik ve otomasyondan dijital üretim çözümlerine uzanan geniş teknoloji yelpazesiyle sektör profesyonellerini İstanbul’da bir araya getiriyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf642b826df-1790927915.JPG" alt="" width="851" height="774" /></p>
<h2><strong>“Genç ve dinamik bir ülkeyiz”</strong></h2>
<p>MAKTEK Avrasya’nın Türkiye’nin makine teknolojilerindeki dönüşümünü ortaya koyan önemli bir organizasyon olduğunu söyleyen Makine İmalatçıları Birliği (MİB) Yönetim Kurulu Başkanı ve İğrek Makina Ar-Ge Müdürü Osman Fatih İğrek, Fuarın; makine üreticilerinin yanı sıra yazılım, otomasyon, Endüstri 4.0 ve dijitalleşme çözümlerini aynı platformda buluşturduğuna dikkat çeken İğrek, “MAKTEK, sektörün beklediği bir fuar. Sadece makinelerin sergilendiği bir organizasyon değil. Yazılım, akıllı üretim, Endüstri 4.0 ve dijitalleşme gibi makine teknolojilerinin artık ayrılmaz parçaları olan alanları da bir araya getiriyor. Genç ve dinamik bir ülkeyiz. Türkiye’nin bu konulardaki gücünü göstermesi açısından önemli” dedi. Makine sektörünün küresel ölçekte zorlu bir dönemden geçtiğini belirten İğrek, Avrupa’daki daralma, jeopolitik gelişmeler ve küresel ticaretteki belirsizliklerin Türk sanayicisini de etkilediğini ifade etti. Buna karşın sektörün ihracatta değer bazında büyümesini sürdürdüğünü kaydeden İğrek, yılın ilk 8 ayındaki rakamlara dikkat çekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf6469f2d4e-1790927977.JPG" alt="" width="580" height="1865" /></p>
<h2><strong>“Sanayicilerimiz zor günler geçiriyor”</strong></h2>
<p>MAKTEK Fuarı’nın makine sektörü açısından önemli bir organizasyon olduğunu belirten Erler Group Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Er, mevcut piyasa koşullarının fuara katılım kararlarını dahi tartışmalı hale getirdiğini kaydetti. Er, “Sanayicilerimiz zor günler geçiriyor. Güzide firmalarımızın çoğunda işçi çıkarmalar ve istihdam azalması yaşanıyor” dedi. Er, fuardan önce bazı sektör temsilcilerinin organizasyonun bir yıl ertelenmesi yönünde girişimlerde bulunduğunu belirterek, genel eğilimin fuarın yine de düzenlenmesi yönünde oluştuğunu söyledi. Buna karşın birçok firmanın fuara ekonomik koşullar nedeniyle isteksiz katıldığını dile getiren Er, yabancı ziyaretçi sayısındaki gerilemenin de yatırım talebindeki zayıflamayla bağlantılı olduğunu savundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf649ad4b3f-1790928026.JPG" alt="" width="785" height="897" /></p>
<h2><strong>“Savunma sanayide üretim temposu tezgâh yatırımlarını hızlandırıyor”</strong></h2>
<p>Class CNC Mühendislik Makine Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Akıncı, MAKTEK Avrasya Fuarı’nda özellikle savunma ve havacılık sanayinden yoğun talep aldıklarını belirterek, yüksek adetli ve hassas üretimin yeni nesil tezgâhlara olan ihtiyacı artırdığını söyledi. Akıncı, sanayicinin yatırım kararlarında finansman sorununun belirleyici hale geldiğini belirterek, “Bankalar gibi çalışmaya başladık” dedi. Müşterilerden yoğun biçimde finansman desteği talebi aldıklarını ifade eden Akıncı, şirket olarak belirli ölçüde vade desteği sağlamaya çalıştıklarını ancak bunun sürdürülebilirliğinin firmanın finansal gücüyle sınırlı olduğunu belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf64d641e23-1790928086.JPG" alt="" width="821" height="2173" /></p>
<h2><strong>“Fiber lazerde Türkiye’nin üretim gücünü büyüyor”</strong></h2>
<p>Bursa merkezli Lothbroh Makine, fiber lazer kesim ve sac metal işleme makinelerinde büyümesini sürdürürken, 11 bin 200 metrekarelik servis ve showroom altyapısı, 65 kişilik teknik ekibi ve 45 mobil servis aracıyla Türkiye sanayisine kesintisiz hizmet sunuyor. Lothbroh Makine Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Akıncıoğlu, Türkiye sanayisine değer katma hedefiyle hareket ettiklerini belirterek, “Sanayide makine teknolojilerinin üretim kapasitesi ve verimlilik açısından belirleyici bir rol üstleniyor. Lothbroh olarak, fiber lazer teknolojisinin özellikle demir-çelik ve sac metal işleme süreçlerinde önemli bir dönüşüm sağlayarak ülke sanayisine değer katmaya çalışıyoruz” dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/maktek-avrasyada-sanayicinin-gundemi-yatirim-var-finansman-yok-88866</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/6/1280x720/maktek-avrasyada-sanayicinin-gundemi-yatirim-var-finansman-yok-1790927878.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye dahil 32 ülkeden marka ve temsilciliklerin yer aldığı MAKTEK Avrasya Fuarı 2026, Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde kapılarını açtı. Savunma ve havacılık sektörlerinden gelen yüksek hassasiyetli üretim talebi makine yatırımlarını canlı tutarken, yüksek finansman maliyetleri sanayicinin önündeki en büyük engel oldu. Class CNC Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Akıncı, “Bankalar gibi çalışmaya başladık” diyerek sektördeki finansman baskısına dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-9-ayda-yuzde-5-turist-kaybetti-88841</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 08:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya 9 ayda yüzde 5 turist kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşlar, Orta Doğu’da ve Hürmüz Boğazı’nda ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşlar ile Türkiye’de artan maliyetler, döviz kurlarının mevcut durumu ile Avrupa’da "Türkiye Pahalı" algısı gibi nedenlerden dolayı 2026 yılında turizm sektöründe kan kaybı yaşanıyor.</p>
<p>Dünya’da en fazla turist ağırlayan şehir arasında ilk sıralarda gelen ve Türk turizminin lokomotifi Antalya’ya Eylül ayında gelen turist sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3 azalma gösterdi. Eylül ayında bölgeye, 2 milyon 254 bin 489 turist ziyaret etti.</p>
<p>Yılın 9 aylık dönemindeki turist sayısı ise yüzde 5 düşüş gösterdi ve 13 milyon 18 bin 574 turist Antalya’yı tercih etti. Turizmde ‘Türk Rivieraı’ olarak tanınan Antalya, 9 ayda 744 bin 951 turist kaybetti.</p>
<p>Antalya’ya milliyetlerine göre en fazla gelen turistler arasında yüzde 25 pay ile Ruslar birinci sırada yer aldı. 9 aylık dönemde Antalya’ya gelen Rus turist sayısı geçen yılın rakamlarını korudu.</p>
<p>Milliyetlerine göre yüzde 19,3 pay ile Alman turistler ikinci sırada yer alırken, Alman turist sayısı 9 ayda yüzde 7 azaldı.</p>
<p>Türkiye’nin turizmde en büyük üçüncü pazar olan İngiltere’den gelen turist sayısı yüzde 12 azaldı. İngilizler ise yüzde 8,6 pay ile üçüncü sırada yer aldı.</p>
<p>Polonyalı turist sayısı da yüzde 5 azaldı. Buna rağmen yüzde 8,06 pay ile Polonya dördüncü sırada kaldı.</p>
<p><strong>Gurbetçi sayısı da azaldı</strong></p>
<p>Avrupa ve dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan ‘Gurbetçi’ vatandaşların sayısı da yüzde 2 düşüş gösterdi. Antalya’ya 9 aylık dönemde gelen Gurbetçi sayısı 14 bin 397 azalarak 813 bin 685 olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Ukraynalı turist 9 ayda yüzde 6 arttı</strong></p>
<p>Rusya ile savaşta bulunan Ukrayna’dan gelen turist sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 artış gösterdi. Ukraynalıların payı ise yüzde 2,94 ile beşinci sırada yer aldı.</p>
<p>Geçen yıl Türkiye ile siyasi ilişkileri bozulan İsrailli turistler tatil için Antalya’yı tercih etti. İsrailli turist sayısı geçen yılın 9 aylık dönemine göre yüzde 64 artış gösterdi. Antalya’ya 10 bin 280 İsrailli turist geldi.</p>
<p>Macar turist sayısı da yüzde 15 arttı. Macaristan’dan 9 ayda Antalya’ya 137 bin 332 turist geldi. KKTC’den gelen turist sayısında da yüzde 10 artış oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-9-ayda-yuzde-5-turist-kaybetti-88841</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/1/1280x720/antalya-9-ayda-yuzde-5-turist-kaybetti-1790920595.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya turizmde kan kaybetmeye devam ediyor. Yılın 9 aylık döneminde Antalya’ya gelen turist sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5 düşüş gösterdi. Antalya’ya bu dönemde toplam 13 milyon 18 bin 574 turist geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iso-yapay-zeka-ve-teknolojik-donusumde-oncu-rol-ustlenmeli-88839</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 08:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İSO; yapay zeka ve teknolojik dönüşümde öncü rol üstlenmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclis Başkanlığı için adı geçen Mustafa Tecdelioğlu, düzenlediği basın toplantısıyla adaylığını resmen açıkladı. Yaklaşık 17 yıllık İSO deneyimini yeni dönemde Meclis çalışmalarına aktarmak istediğini söyleyen Tecdelioğlu, yönetimi denetleyen, sanayinin gündemini belirleyen ve meslek komitelerini daha etkin hale getiren bir Meclis yapısı hedeflediğini dile getirdi. Göreve yalnızca bir dönem için talip olduğunun altını çizen Tecdelioğlu, “65 yaşındayım. Dört yıl boyunca tecrübelerimle katkı sağlamaya çalışacağım. İkinci dönemim olmayacak. Sistemi kurduktan sonra gençlerin önünü açacağım” dedi.</p>
<p>Sahayla bağ güçlendirilmeli Yeni dönemde İSO Meclisi’ni sanayicinin sorunlarının daha fazla tartışıldığı ve çözüm süreçlerinin hızlandırıldığı bir yapıya taşımayı hedeflediğini ifade eden Tecdelioğlu, meslek komitelerinin de sahayla bağının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Gençlerin ve kadınların meclis çalışmalarına daha fazla katılmasını istediklerini belirten Tecdelioğlu, İSO’nun yapay zekâ, robotlaşma ve teknolojik dönüşüm başta olmak üzere sanayinin geleceğini şekillendiren alanlarda daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini kaydetti. </p>
<p>Tecdelioğlu, yaklaşık 17 yıldır İSO Meclisi’nde görev yaptığını, Çelik İhracatçıları Birliği’nde de başkan vekilliği görevini yürüttüğünü söyledi. Adaylığını herhangi bir grubun desteğiyle değil bireysel olarak açıkladığını vurgulayan Tecdelioğlu, “Ben küslük nedir bilmem, herkesi kucaklarım. Seçilirsek başkanlığa ismi geçen herkesle  uyum içinde çalışırız” diye konuştu. </p>
<h2>"İki aylık bürokrasiyi hızlandırmalıyız" </h2>
<p>Sanayicinin sorunlarına daha hızlı çözüm üretilmesi gerektiğini belirten Tecdelioğlu, İSO’nun sanayicinin ilk başvuru adresi olması gerektiğini söyledi. Mevcut sistemde meslek komitelerine iletilen bazı sorunların kurumlar arasındaki yazışmalar nedeniyle çözüme ulaşmasının iki ayı bulabildiğine dikkat çeken Tecdelioğlu, “Benim bir sorunum olduğunda ilk ilgili ihracatçı birliğimi arıyorum. Oysa ben sanayiciyim, önce meslek komiteme gitmem lazım. Sanayi mevzuatıyla ilgili bir konu için neden başka kurumlarda çözüm aramak zorunda kalalım? İlk gidilecek yer sanayi odası olmalı” dedi. İSO Meclisi’nin temel görevlerinden birinin meslek komitelerini daha etkin çalıştırmak olduğunu kaydeden Tecdelioğlu, komitelerin sorunları aktarmanın ötesinde proje üretmesini hedeflediklerini ifade etti. Farklı komitelerin ortak projelerde buluşabileceğini belirten Tecdelioğlu, “Her komitenin başkanı olacağım. Yönetim kurulunun değil, meclisin başkanı olacağım. Sanayinin sorunlarını biliyorum” dedi.</p>
<h2>“Erken değil, geç kalınmış sanayisizleşme”</h2>
<p>Türkiye’deki “erken sanayisizleşme” tartışmalarına değinen Tecdelioğlu, sanayide dönüşüm konusunda geç kalındığını savundu. “Erken sanayisizleşme ifadesi beni rahatsız ediyor. Çünkü çok geç kalındı” diyen Tecdelioğlu, “Yapay zekâ, teknoloji ve karanlık fabrikalar artık hayatımızın içinde. Sanayisizleşmekten korkmalıyız ama yapay zekâyı, robotu ve inovasyonu kullanmak zorundayız. Türkiye’nin en büyük sanayi odası olarak İSO’nun bu dönüşüme öncülük etmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. Yeni dönemde gençlerin ve kadınların İSO çalışmalarındaki ağırlığını artırmayı hedeflediğini belirten Tecdelioğlu, bir Gençlik Komitesi oluşturmayı planladıklarını açıkladı. Tecdelioğlu, “Genç iş insanlarını ve kadınları işin içine daha fazla katmak istiyoruz. Gençleri çağırıp dinlemeliyiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iso-yapay-zeka-ve-teknolojik-donusumde-oncu-rol-ustlenmeli-88839</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/1/1280x720/mustafa-tecdelioglu-1789705616.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO Meclis Başkan Adayı Mustafa Tecdelioğlu, Türkiye’de “erken sanayisizleşme” değil, “geç kalınmış sanayisizleşme” sorunu bulunduğunu belirterek, İSO’nun yapay zekâ, robotlaşma ve teknolojik dönüşümde öncü rol üstlenmesi gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/x-88836</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 08:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Booking&#039; davasında Türk otelleri için başvuru tarihi 15 Ekim’e uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DİDEM ERYAR ÜNLÜ</strong></p>
<p>Booking.com’a ilişkin toplu hukuki süreç Avrupa genelinde giderek büyüyor. Bugüne kadar 15 binden fazla otel sürece kaydolurken, tazminat taleplerinin tahmini toplam değeri 5 milyar Euro’ya ulaştı. Türkiye’deki oteller ise paralel olarak yürütülecek bir Türkiye dosyasıyla bu geniş kapsamlı sürecin parçası olma konusunda önemli bir fırsata hala sahip.</p>
<p>Türkiye’de Booking.com’da listelenen yaklaşık 22 bin konaklama tesisi bulunuyor. Uygun koşulları sağlayan tüm tesislerin sürece katılması halinde, Türkiye için tahmini toplam tazminat talebi tutarının yaklaşık 4 milyar Euro’ya ulaşabileceği öngörülüyor. Bu da otel başına ortalama yaklaşık 180 bin Euro’luk bir tazminat talebine karşılık geliyor. Ancak gerçek tutarlar, her bir otelin büyüklüğüne ve işlem hacmine göre değişiklik gösterecek.</p>
<h2>Türkiye turizmi için kaçırılmayacak bir fırsat: BookingDavam </h2>
<p>Bu süreç, Türkiye turizm sektörü açısından otellerin geçmişte ödediği komisyonların bir bölümünün geri alınabilmesi için önemli ve ekonomik değeri yüksek bir fırsat sunarken, Türk konaklama işletmelerinin Avrupalı meslektaşlarıyla birlikte bu hukuki süreçte temsil edilmesine de imkân sağlıyor. Türkiye’deki otellerin sürece dahil olabilmesi için Avrupa Birliği üyesi ülkelerden farklı olarak paralel bir hukuki dosya gerekiyor. Bu nedenle yeterli katılım seviyesine ulaşılması, Türkiye’deki tazminat sürecinin Avrupa’daki hukuki süreçle birlikte ilerlemesini sağlayacak. Sektör genelinde farkındalık ve katılım artmaya devam ederse, bu hedefe ulaşmak oldukça mümkün. Türkiye turizm sektörü bu fırsatı kaçırmamak için BookingDavam’a 15 Ekim’e kadar kayıt yaptırabilir. Sürece katılma koşulları hakkında detaylı bilgi almak ve toplu tazminat girişimine dahil olmak isteyen oteller, www.bookingdavam.com/tr adresini ziyaret edebilir.</p>
<h2>Kolektif ve bilinçli katılım belirleyici olacak </h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf45c2bac67-1790920130.png" alt="" width="447" height="447" />Stichting Hotel Claims Alliance (SHCA)’ın Türkiye’deki danışmanlığını ve sözcülüğünü yürüten AZ Consultancy-Danışmanlık firması sahibi Armin Zerunyan şu bilgileri veriyor: “Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olmadığı için Amsterdam’daki ana davaya otomatik eklenemiyor. Süreç, Avrupa dosyasına paralel, ayrı ve ek bir Türkiye dosyası olarak kurgulanıyor. Bu dosyanın mahkemede sürdürülebilir biçimde açılabilmesi için belli bir katılım derinliği gerekiyor; aksi halde ayrı bir hukuki ve mali yapı kurulamaz. Esas olan şudur: Eşik, birkaç büyük yerli grubun imzasıyla da yüzlerce bağımsız işletmenin ortak iradesiyle de aşılabilir. Türk konaklama sektörü için bu çok önemli fırsat için kolektif ve bilinçli katılım belirleyici olacak. Avrupa’da 15 binin üzerinde otel bilinçli ve kolektif bir yaklaşımla davaya halihazırda kaydoldu. Türkiye’de platforma kayıtlı 20 binin üzerinde tesis aynı dönemde komisyon ödemiş durumda ancak şu ana kadar sektöre tereddüt hakim. Katılım için son tarih 15 Ekim 2026. Uzatma, kararın ertelenebileceği anlamına gelmiyor. Sektörü oluşturan münferit oteller, yerli gruplar da, 50-60 odalı bağımsız işletmeler de, çıkarlarını gözeten, cesur ve bilinçli bir tercih yapmak durumunda. Bu kollektif irade oluşursa, yıllardır sektörden çıkmış bir değerin bir kısmı hem işletmelere hem ülkeye döner. Oluşmazsa hak masada kalır maalesef.”</p>
<h2>“Milli servetin sektöre dönüşü” </h2>
<p>Zerunyan, “Bir otelin tazminat alabilmesi için neyi kanıtlaması gerekecek” sorusuna ise şu cevabı veriyor: “Kapsam geniş. 2004-2025 arasında Booking.com’da bir dönem listelenmiş olmak yeter; tüm dönemi kapsamak da şart değil. Faaliyetini sonradan durdurmuş tesisler de, belgelerini sunmaları halinde aynı şartlarda katılabiliyor. Katılım için ilk adım sade: otel başına tek bir komisyon ekstresi / faturası. Bu belge, platforma komisyon ödendiğini gösterir. Davanın sonraki aşamasında tazminat hesabı için ek belgeler ve tüm komisyon faturaları istenir.</p>
<p>Listelenmiş olmak kapıyı açar, komisyon ödemiş olmak hakkı doğurur. Geçmişte düşük ya da yüksek oran ödemiş olmanız, toplu davanın niteliği gereği sizi kesinlikle dışarıda bırakmaz; bir kez girildiğinde talep, davanın ortak savı ve talebi üzerinden yürür. Peşin masraf yok. Süreç başarıya ulaşırsa kazanılan tutardan masraf kesintisi yapılır ve kalan net rakam anlaşma gereği otel 2/3, finansör taraf 1/3 oranında paylaşılır; ulaşmazsa otelin üstleneceği bir maliyet yoktur, risk davacı tarafta. Otellerin mevcut ticari ilişki dava süresince ve sonrasında değişmez. Bu bir boykot değil; ödenmiş komisyonun bir kısmını geri çağırma hakkıdır. Karar sektörü oluşturan otellerin. Sektörün kolektif bilinci 15 Ekim’den önce ortaya çıkarsa bu potansiyel, milli servetin sektöre dönüşü olur. Çıkmazsa ülkemiz ve sektör adına bu çok önemli fırsat maalesef kaçar.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">HUKUKİ SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK?</span></h2>
<p>TOPLU tazminat girişimi, Hollanda merkezli ve kâr amacı gütmeyen Stichting Hotel Claims Alliance (SHCA) tarafından yürütülüyor. Girişim, Avrupa otel sektörünün çatı kuruluşu HOTREC ile Avrupa genelinde 30’dan fazla ulusal otel birliğinin desteğini alıyor. Amaç, Booking.com’un uzun yıllar uyguladığı fiyat paritesi hükümleri nedeniyle otellerin uğradığı ekonomik zararların toplu şekilde değerlendirilmesi ve tazminat taleplerinin birlikte yürütülmesi… Sürecin hukuki temelinde, Booking.com’un fiyat paritesi uygulamalarına ilişkin rekabet hukuku kararları bulunuyor. Türkiye’de söz konusu uygulamalar 2017 yılında Türk Rekabet Kurulu tarafından rekabet hukuku açısından değerlendirilirken, Avrupa Adalet Divanı da 19 Eylül 2024 tarihli kararında bu uygulamalara ilişkin önemli bir hukuki çerçeve ortaya koydu. Avrupa’daki kararın ardından 15 bin otelin katıldığı toplu tazminat süreci başlatıldı. Türkiye’de 2004-2025 yılları arasında Booking.com üzerinden faaliyet göstermiş oteller, büyüklükleri veya bulundukları şehir fark etmeksizin sürece katılabiliyor. Katılımcı oteller dava sürecinde herhangi bir mali risk veya masraf üstlenmeyecek. Bununla birlikte toplu tazminat girişimine katılım, otellerin Booking.com ile mevcut ticari ilişkilerini değiştirmelerini de gerektirmeyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/x-88836</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/hukuk-adalet-dava-mahkeme.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Booking.com’a karşı Avrupa’daki toplu tazminat taleplerinin tahmini toplam değeri yaklaşık 5 milyar euroya ulaşırken, Türkiye konaklama sektörü de kendi güçlü toplu tazminat talebini oluşturma fırsatına hala sahip. Bu kapsamda, Türkiye’deki otellerin son katılım tarihi 15 Ekim 2026’ya kadar uzatıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/gelisen-piyasalar-borclanmada-gaza-basti-88834</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gelişen piyasalar borçlanmada gaza bastı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6abf435d745e3-1790919517.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel piyasalarda savaşın, yükselen petrol fiyatlarının ve faiz artışı beklentilerinin yarattığı dalgalanma sürerken, gelişmekte olan ülkeler uluslararası tahvil piyasasında vites yükseltti. Risk iştahını sınayan jeopolitik gerilimlere ve güçlenen dolara rağmen, hükümetler rekor hızda döviz cinsi borçlanmaya yöneldi. Bu yılın ilk sekiz ayında gerçekleştirilen ihraçlar, gelişmekte olan ülke devletlerinin küresel finansman koşullarındaki sıkılaşmaya rağmen piyasaya erişimini koruduğunu gösteriyor.</p>
<p>Uluslararası Finans Enstitüsü’nün (IIF) verilerine göre, gelişmekte olan ülke hükümetleri ağustos sonuna kadar 190 milyar dolarlık tahvil sattı. Geçen yılın aynı dönemindeki 160 milyar dolarlık tutarı aşan bu rakam, şimdiye kadarki en yüksek sekiz aylık toplam oldu. Yılın geri kalanındaki işlemlerle birlikte 2026’da toplam devlet tahvili ihracının yaklaşık 200 milyar dolara ulaşması bekleniyor.</p>
<h2>Türkiye de dolar piyasasında </h2>
<p>Döviz cinsi borçlanan ülkeler kervanını geçen hafta Türkiye de katıldı. Türkiye, dış borçlanma programı kapsamında 10 yıl vadeli 1,5 milyar dolarlık ESG sürdürülebilir tahvil ihracı gerçekleştirdi. Piyasaya çıkan ülkeler arasında Dominik Cumhuriyeti de yer aldı. Ülke, 2039 vadeli ve yüzde 6,85 faizli tahvillerle toplam 1,6 milyar dolarlık ihraç yaptı.</p>
<p>Savaşın başlamasından bu yana uluslararası dolar tahvil piyasasına ilk kez dönen Suudi Arabistan ve Katar da borçlanma dalgasına katıldı. Suudi Arabistan 3 milyar doların üzerinde sukuk satarken, Katar 5 ve 10 yıl vadeli tahvillerle 3 milyar dolar topladı.</p>
<p>Pakistan geçen ay dolar cinsinden beş ve 10 yıl vadeli tahvillerle 3 milyar dolar topladı. İşlem, ülkenin uluslararası rezervlerini 20 milyar doların üzerine taşımasına katkı sağladı.</p>
<p>Bununla birlikte, yüksek ihraç hacmi ülkelerin kasasına aynı ölçüde yeni kaynak girdiği anlamına gelmiyor. IIF kıdemli ekonomisti Jonathan Fortun, bu yılki toplam ihracın yalnızca 72 milyar dolarının vadesi gelen borçların çevrilmesi dışında yeni kaynak yaratacağını öngörüyor. Yani ihraçların önemli bölümü eski borçların yenilenmesine gidecek. Artan faiz maliyetleri de borç stokunun çevrilmesini daha pahalı hale getiriyor.</p>
<h2>Euro ve Çin Yuanı cinsinden borçlanma artıyor</h2>
<p>Ülkeler finansman maliyetlerini düşürmek ve döviz riskini çeşitlendirmek için ihraç para birimlerini de değiştiriyor. Toplam borçlanmanın yaklaşık üçte birinin euro cinsinden yapılması beklenirken, 2024’te bu oran dörtte bir düzeyindeydi. Çin yuanı cinsinden ihraçların da rekor seviyeye çıkması, dolar dışı kaynak arayışının güçlendiğini gösteriyor.</p>
<h2>Rezervleri güçlendirmek için borçlanıyorlar </h2>
<p>Borçlanma dalgasının arkasında yalnızca yatırımcı talebi yok. Özellikle enerji ithalatçısı ülkeler, savaşın yükselttiği petrol ve gaz faturalarını karşılamak ve döviz rezervlerini yeniden oluşturmak için dış piyasalara yöneliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Küresel tahvil piyasasında getiri şoku</span></h2>
<p>ABD’den Japonya’ya tahvil getirileri çok yıllı zirvelere tırmanırken, küresel borçlanma maliyetleri üzerindeki baskı büyüyor. ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvili getirisi yüzde 5,34’e yükselerek 2002’den bu yana en yüksek seviyesine çıktı. ABD’deki satış dalgası diğer piyasalara da yayıldı: 10 yıllık İngiltere tahvil faizi yüzde 5,51’e ulaşarak 2007’den bu yana zirveyi gördü. İngiltere’de 30 yıllık getirinin yüzde 6’yı aşması ise 1998’den beri ilk kez yaşandı. Japonya’nın 10 yıllık tahvil faizi de 30 yılın zirvesine yaklaştı. Enerji fi yatlarının beslediği enflasyon kaygıları, güçlü ekonomik veriler ve merkez bankalarının faizleri yüksek tutacağı beklentisi tahvilleri baskılıyor. Getiriler yükselirken tahvil fi yatlarının düşmesi, borçlanacak hükümetler için maliyetin daha da artması anlamına geliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dolar yeniden sahnede</span></h2>
<p>Fed’in faizleri yeniden artırabileceği beklentisi doları destekliyor. Dolar endeksi 101,80 ile yılın zirvesine çıktı., ABD ekonomisinin dirençli görünümü ve Fed’in faizleri yeniden artırabileceği beklentisi dolar talebini destekliyor. Güçlü tüketim ve istihdam sinyalleri, faiz indirimlerinin ötelenebileceği, hatta yeni sıkılaşmanın gündeme gelebileceği fiyatlamasını güçlendirdi. ABD-İran müzakerelerinde ilerleme sağlanmaması halinde doların ekim boyunca talep görmeyi sürdürmesi bekleniyor. Euro ise Fransız tahvillerindeki satış baskısı ve ABD faiz beklentileri arasında sıkışıyor. ING analistlerine göre şu an 1.13 seviyesinde bulunan euro/dolar paritesinde 1,11-1,12 bölgesi gündeme gelebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/gelisen-piyasalar-borclanmada-gaza-basti-88834</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/4/1280x720/dollar-dolar-1790919851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşı, küresel tahvil getirilerindeki sert yükseliş ve doların güçlenmesi gelişmekte olan ülkelerin dış borçlanma iştahını kesmedi. Yılın ilk sekiz ayında rekor 190 milyar dolarlık tahvil ihracı gerçekleştirilirken, 2026 toplamının 200 milyar dolara yaklaşması bekleniyor. Türkiye de 10 yıl vadeli 1,5 milyar dolarlık sürdürülebilir tahvil ihracıyla piyasaya çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-milyar-ile-sektorun-en-buyugu-uc-yildir-zarardan-kurtulamadi-88833</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 milyar ile sektörün en büyüğü üç yıldır zarardan kurtulamadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada KOBİ Sanayi Endeksi'ndeki 22 firmanın piyasa değeri 1 milyar TL'nin üzerinde. Biri 10 milyar TL'yi aşan piyasa değeriyle öne çıkarken; üç şirket çift haneli PD/DD çarpanı ile işlem görüyor. Peki veriler bir potansiyeli mi barındırıyor yoksa fiyatlama balonuna mı işaret ediyor?</strong></p>
<p>KOBİ Sanayi Endeksi’nde en yüksek piyasa değerine sahip 26 şirketten ikisi sıralamanın tepesinde yer alıyor. Piyasa değeri 7 milyar TL’nin üzerinde olan Politeknik Metal 10,35 milyar TL ve Bahadır Kimya 8,56 milyar TL büyüklüğüne sahip. Burçelik Vana ise 27,45 gibi hayli yüksek PD/DD çarpanıyla fiyatlanıyor. Formet Metal 0,92 TL ile nominal değerinin altında ve satıcılar hâlâ etkin. Zarar yazan kimi şirketlerin çarpanlarının yüksek seyretmesi fiyatın aşırı yukarı bölgede olduğu sinyalini veriyor. Borsada işlem yaparken fiyata olduğu kadar, nakit üretme kapasitesinin bilançodaki sinyallerine de bakmalı.</p>
<h2>Zirvedeki pahalı fiyatlama</h2>
<p>Politeknik Metal, 10,35 milyar TL piyasa değeriyle listenin ilk sırasında yer alıyor. Şubat 2024’te 27.382 TL’nin üstüne çıkan hisse, geçen sürede sürekli geriledi. Şimdilerde 2.760 TL bölgesinde ve 31,64 PD/DD gibi hayli yüksek çarpanla işlem görüyor. Son üç yılda zarar eden firma, altı aylık dönemde de 43,4 milyon TL ile zarar yazmaya devam ediyor.</p>
<p>Bahadır Kimya, 8,56 milyar TL piyasa büyüklüğüyle listenin ikinci sırasında bulunuyor. Borsada iki yılı geride bırakan şirket, defter değerinin 6 katını aşan çarpan seviyesinden işlem görüyor. Geçen yıl zarar ederken, altı aylık dönemde gelirlerini %28 azalttı ve dönem sonunda 27,6 milyon TL zarar açıkladı. Zararı önceki yılın altı aylığına göre düştü.</p>
<h2>Nominal değerinin altında</h2>
<p>Formet Metal, 0,92 TL kapanış fiyatıyla KOBİ Sanayi Endeksi'nde yer alan şirketler içinde nominal değerinin altına inen tek hisse konumunda. Son bir yılda %76 değer kaybeden Formet, 0,39 PD/DD çarpanıyla iskontolu bölgede duruyor. Ancak dört yıldır zarar üretiyor olması sebebi hakkında önemli bir işaret veriyor. Altı aylıkta da 50,2 milyon TL zarar söz konusu.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf42ed7c1f4-1790919405.png" alt="" width="999" height="550" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>ALTIN AL SAT MI, ALTIN AL TUT MU?</strong></p>
<p><strong>Altın al sat</strong>; hızlı getiri, düşüşten kaçış, sermaye devri, dinamik pozisyon, makro takip. Makas aralığı, ralli ıskalaması, komisyon, psikolojik baskı.</p>
<p><strong>Altın al tut</strong>; enflasyon kalkanı, zihin konforu, sistem bağımsızlığı, güvenli liman. Pasif gelir eksikliği, fırsat maliyeti, saklama riski, yavaş büyüme.</p>
<p><strong>Büyük ortak satarken yabancı yatırımcı azalttı. Asıl önemli olansa kâra dönebilmesi</strong></p>
<p>Hun Yenilenebilir Enerji'de patron satışının sebebi nedir? ● Mete Atik</p>
<p>Mete, Hun Yenilenebilir Enerji'de büyük ortak toplam 30 milyon adet hisse satarak payını %29,89'a düşürdü. Satışa rağmen oy hakkının %58,50 payına sahip olması, hakim ortak konumunda herhangi bir değişikliğe yol açmamasını sağlıyor. Gerekçe açıklanmasa da likidite sıkışıklığının bu satışa yol açtığı düşünülebilir. Aynı süreçte Merrill Lynch alımlarıyla hissedeki payını %4,11'e çıkardı. Aradan geçen bir haftayı aşan süre sonunda ise bu defa satarak %2,44'e indirdi. Yüzde 100 bedelli sermaye artırım kararı olan firmanın zarardan kurtulabilmesi önemli.</p>
<p><strong>Yeniden yapılandırma için bankalara başvururken zayıf piyasa borç yükünü zorluyor</strong></p>
<p>Vestel Beyaz Eşya borç yapılandırmasını yapabildi mi? ● Aydın Yar</p>
<p>Aydın, Vestel Beyaz Eşya, kredi vadelerini nakit akışına uydurmak amacıyla geçtiğimiz haziranda borçlarını yeniden yapılandırmak için alacaklı bankalara başvurdu. Geçen sürede konuyla ek açıklama gelmemesi sürecin devam ettiği şeklinde yorumlanabilir. Yılın ilk yarısında satışları %50 daralarak 23,8 milyar TL'ye inen firma, dönem sonunda 2,27 milyar TL zarar yazdı. Toplam finansal borcun 27 milyar TL seviyesinde olması yükünü ağırlaştırıyor. Ağustosta sektör genelinde hem satışlar hem de ihracat %8 geriledi. Sektördeki daralmanın sürmesi sorun.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>PRU fonu sabit getirili araçlara yatırım yaparak bir yılda %59 kazandırdı</strong></p>
<p>Allbatross Portföy'ün yönetimindeki Kısa Vadeli Serbest (TL) Fon (PRU), Nisan 2023'ten bu yana işlem görürken sabit getirili enstrümanlara yönelerek istikrarlı bir getiri sağlıyor. Büyüklüğü ise dalgalı bir seyir izliyor. Eylülde bir önceki aya göre azalarak 2,06 milyar TL'ye geriledi. Son iki aydır nakit çıkışının yaşandığı fondan eylülde çıkan para miktarı 1 milyar TL oldu. Yatırımcı sayısı hazirandan bu yana düşüyor. Eylülde 793 kişiye inen fonun doluluk oranı %6,72 seviyesinde. Stratejisi, varlıklarını kısa vadeli para ve sermaye piyasası araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %51,96'sını Borsa İstanbul Para Piyasası ve %20,13'ünü mevduat oluşturuyor. Volatiliteden kaçınıp güvenli kazanç arayan yatırımcıya hitap ediyor. Yıllık bazda %58,61 getiri sağlarken, endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Oyak Yatırım, piyasadan %44,49 bileşik faizle 500 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Oyak Yatırım, 30.09.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 500.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %38,25, bileşik faizi ise %44,49 olarak belirlendi. 76 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %7,96 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 15.12.2026 olarak açıklandı. 30 Eylül tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,92 seviyesinde bulunuyor. Oyak Yatırım'ın verdiği %38,25 basit faiz oranı, TLREF'in 1,33 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFOYMDA2624 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf42c66c6ec-1790919366.png" alt="" width="960" height="239" /></strong><strong>YEO TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Azerbaycan'da anahtar teslimi enerji depolama sisteminin kurulumu için anlaştı</strong></p>
<p>Yeo Teknoloji, Azerbaycan devlet enerji şebekesi işletmecisi ile 58,6 milyon dolarlık anahtar teslim sözleşme imzaladı. Proje, 250 MWh kapasiteli batarya enerji depolama sisteminin EPC-F (Mühendislik, Tedarik, İnşaat ve Finansman) modeliyle kurulmasını kapsıyor. Dört yıl geri ödemeli yerel finansman modeliyle desteklenen projede, kullanılacak bataryalar şirketin iştiraki Reap Battery tarafından üretilecek. Projenin bir yıl içinde devreye alınması planlanıyor. Yeo Teknoloji, yılın ilk yarısında gelirini %48 büyütürken dönem sonunda 669,7 milyon TL kâr elde etti.</p>
<p><strong>TÜRK ALTIN</strong></p>
<p><strong>Maden sahaları için gerekli altyapı ve nakliye işlerinin ihaleleri sonuçlandı</strong></p>
<p>Türk Altın İşletmeleri, altın madenciliğindeki üretim sürecini hızlandırmak amacıyla Kayseri Kaşköy ve Çanakkale Karapınar sahaları için düzenlediği büyük çaplı ihaleleri sonuçlandırdı. Kaşköy projesi kapsamındaki tüm altyapı, tesis ve yol yapım işleri 6,94 milyar TL bedelle ihale edilirken; Karapınar projesinin altyapı işleri 1,03 milyar TL, maden dışı cevher nakliye işleri ise 8,53 milyar TL bedelle ihaleye verildi. Oluşacak yüksek harcamalar, kısa vadeli maliyeti artırsa da, üretime geçilmesiyle birlikte elde edilecek altın rezervinin nakde çevrilmesini sağlayacak.</p>
<p><strong>BATIÇİM BATI ANADOLU</strong></p>
<p><strong>Bağlı ortaklığı Batıliman'ın Lydia Yeşil Enerji ile birleşmesinden vazgeçti</strong></p>
<p>Batıçim'in %90 oranında pay sahibi olduğu Batıliman Liman İşletmeleri, şubat ayında açıkladığı birleşme kararını iptal ettiğini duyurdu. Daha önce alınan karar doğrultusunda Batıliman'ın, borsada işlem gören Lydia Yeşil Enerji bünyesinde birleşmesi planlanıyordu. Ancak şirket yönetimi tarafından yapılan yeniden değerlendirme sonucunda, işlemin beklenen stratejik, operasyonel ve finansal faydayı sağlamayacağına karar verildiği ifade edilerek, SPK'ya yapılan başvurudan vazgeçildi. Lydia Yeşil Enerji'nin sermayesinin %6,5'i Bulls Portföy'ün BIK fonunda bulunuyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Ahes GMYO'nun düşen fiyatı özellikle son iki haftada artan ivmeyle devam etti</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf42b1c9017-1790919345.png" alt="" width="306" height="233" /></strong>Ahes GMYO'da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %25,38 ile toplamda 439,2 bin lot azalarak 1,29 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 5'ten 7'ye çıktı. HRZ fonu 450 bin lot ile en fazla satışı yaparken, RHI fonu 30 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Ahes GMYO için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede Aktif Portföy'ün güçlü satışı öne çıkıyor. Pusula Portföy'ün PUK fonu ise 22,5 bin lot satsa da daha bekleyen 1 milyon lot görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-milyar-ile-sektorun-en-buyugu-uc-yildir-zarardan-kurtulamadi-88833</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 10 milyar ile sektörün en büyüğü üç yıldır zarardan kurtulamadı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-dijital-konaklama-faaliyetleri-komisyona-geliyor-88831</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı dijital konaklama faaliyetleri, komisyona geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu 6 Ekim Salı günü Yabancı Dijital Konaklama Platformu kanun teklifini görüşmek için toplanacak. Türkiye’deki faaliyetleri 2017’de mahkeme kararıyla durdurulan Booking.com’un dönüşünün önünü açacak 10 maddelik teklif ile yabancı platformların Türkiye’deki faaliyet koşulları, yükümlülükleri ve yaptırımlarını düzenliyor. Platformlar, Kültür ve Turizm Bakanlığından izin belgesi alacak; başka işletme veya izin belgesi aranmayacak. İki yıl geçerli olacak ve devredilemeyecek belge için 5 milyon lira ödenecek. Her yıl yeniden değerleme oranında artırılacak tutarı Cumhurbaşkanı iki katına çıkarabilecek veya yarısına indirebilecek. İzin belgesinin geçerlilik süresi 2 yıl olacak ve devredilemeyecek. İzin belgesi alabilmek için dijital hizmet vergisi mükellefi olunması, vergi dairelerine borcunun bulunmaması, yurt içinde tebligata esas bir irtibat adresi ve sorumlu bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı veya bir tüzel kişinin gösterilmesi, sorumlu gerçek veya tüzel kişiler için Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) adresinin bildirilmesi, belge ücretinin yatırılmış olması gerekecek.</p>
<h2>KDV hariç tutar üzerinden hesap </h2>
<p>Yabancı dijital konaklama platformları tarafından hizmete konu satış bedeli üzerinden alınacak tutar her ne ad altında olursa olsun yüzde 17'yi geçemeyecek. Yabancı dijital konaklama platformlarının hizmete konu satış bedeli üzerinden aldıkları tutar, katma değer vergisi hariç tutar üzerinden hesaplanacak. Ülke yararına aykırı, kamu güvenini sarsıcı ve ülke turizmini baltalayıcı faaliyetlerde bulunulması halinde izin belgesi iptal edilecek. İzin belgesi iptal edilen yabancı dijital konaklama platformları 6 ay süreyle yeni belge talebinde bulunamayacak. Teklifle, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’na ilişkin Kanun'daki turizm payına yönelik de düzenleme yapılıyor. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı yabancı dijital konaklama platformlarından on binde 7.5 oranında turizm payı alacak. Bu payın hesabında dijital hizmet vergisinin matrahı esas alınacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-dijital-konaklama-faaliyetleri-komisyona-geliyor-88831</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/turizm-tatil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Booking.com, airbnb gibi yabancı dijital konaklama platformlarının Türkiye’de faaliyet gösterme şartlarını düzenleyen Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanun teklifi komisyon gündemine geliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/el-konan-villa-ve-luks-araclar-fonlardaki-hak-sahiplerine-yapilan-odemelerde-kullanilacak-88830</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;El konan villa ve lüks araçlar fonlardaki hak sahiplerine yapılan ödemelerde kullanılacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Adalet Bakanı Akın Gürlek sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, soruşturmalar kapsamında el konulan villalar, lüks araçlar, arsalar ve banka hesaplarındaki değerlerin, TMSF bünyesinde oluşturulan fon aracılığıyla hak sahiplerinin alacaklarının karşılanmasında kullanılacağını söyledi. Bakan Gürlek, “Vatandaşlarımızın birikimleri üzerinden haksız kazanç sağlamaya çalışanlar bilmelidir ki haksız kazancın izi sonuna kadar sürülecek, sorumluluğu bulunanlar hukuk önünde hesap verecektir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bu arada Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) tasfiyesine karar verdiği fon ve bunların yöneticilerine yönelik tedbir kararları devam ediyor. Adli kaynaklardan edinilen bilgilere göre, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen fon soruşturması kapsamında, SPK tarafından tasfiyesine karar verilen Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1 Capital, Pardus ve Bulls Portföy yöneticileri hakkındaki mal varlığı tedbirleri devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/el-konan-villa-ve-luks-araclar-fonlardaki-hak-sahiplerine-yapilan-odemelerde-kullanilacak-88830</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/9/1280x720/akin-gurlek-1789535527.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;El konan villa ve lüks araçlar fonlardaki hak sahiplerine yapılan ödemelerde kullanılacak&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mamdaninin-new-yorkta-ilk-senesinden-alinacak-dersler-88828</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 08:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mamdani’nin New York’ta ilk senesinden alınacak dersler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>15 senenin ardından geçen hafta yeniden New York’taydım. Şehrin çok değişmiş olacağını bekliyordum. Hiç değişmemiş! Hâlâ eskisi kadar pis, kaotik, canlı ve güzel! Oysa sene başında göreve başlayan yeni belediye başkanı Zohran Mamdani’nin şehri değiştirmesi bekleniyordu. Gelin bakalım, Mamdani hangi vaatlerini yerine getirebilmiş, hangilerini getirememiş ve New York bağlamında dünyada büyük şehirler nereye gidiyor?</p>
<p>New York’un hiç değişmemiş olduğunu söylesem de sokağa ilk çıktığınızda 15 yıl önceyle karşılaştırdığınızda hissedebileceğiniz bir farklılık var: Her köşe başında Tiktok videosu çeken gençler. Bunların bir kısmı öyle telefonlarla falan değil, profesyonel ekipmanlarla çekim yapıyordu. Hatta bazılarının ayrı çekim ekipleri bile vardı. Gençler ne kadar eğitimli olurlarsa olsunlar, artık çalışarak para kazanıp ev ve araba gibi şeyler alamayacaklarını bildikleri için tatmini ve belki de parayı sosyal medyada arıyor. Mamdani’nin seçilmesinde de ana faktörlerden biri buydu. 7 Kasım 2025 günü şöyle yazmıştım:</p>
<p><em>…aşırı artan varlık -özellikle gayrimenkul- fiyatları, yeni mezun gençlerin yapay zekâ karşısında iş gücü piyasasında rekabet güçlerini kaybetmesi gibi küresel trendlerin sonucu olarak derinleşen eşitsizliklerin büyüttüğü tepkinin Mamdani’den daha iyi bir örneği olamaz. New York, ABD’de yeni üniversite mezunu oranının en yüksek olduğu yerlerden. Bu gençler artık hayata ümitle bakamıyor, adeta hamster gibi sürekli mücadele edip hiçbir yere varamıyorlar.</em></p>
<p><em> </em>New York’taki toplantılarımın büyük kısmı, Hudson Yards denen, tamamı son 15 sene içinde inşa edilmiş yeni bir bölgedeydi. Ben son gittiğimde burası tren rayları ve depoların olduğu mezbelelik bir yerdi. Şimdi bütün havalı şirketlerin ofisleri buraya taşınmış. Toplantılarım için burada Boston Consulting Group ve Meta ofislerine gittim. Ayrıca bölgede yeni oteller ve rezidanslar da vardı. Aslında başlangıç noktası olarak Hudson Yards, New York’ta ve tüm küresel şehirlerdeki dönüşümün kısmen nasıl daha çok kamu yararına yönlendirilebileceğini gösteren bir gayrimenkul projesi. Nasıl mı? Gelin, anlatayım.</p>
<p>New York’ta imar sisteminde “hava hakkı” diye bir kavram var. Bizdeki emsal gibi bir şey. Diyelim ki sizin arsanızın emsalden gelen sınırı 10 kat ama binanız 5 kat. Kalan 5 katın haklarını başka birine satabiliyorsunuz. Kiliseler gibi zaten yükselmesi mümkün olmayan binalar genellikle haklarını satarak para kazanıyor. Bazen de bir müteahhit yan yana olan, biri yüksek, biri alçak birkaç binayı satın alıp parselleri birleştirerek “hava hakları”nı birlikte kullanıyor.  Eğer parseller birleştirilirse hava hakları kişiler arasında el değiştiriyor. Ancak diğer hava hakkı alışverişlerinde belediye onayı gerekiyor ve belediye de komisyonunu alıyor. Bu arada New York’un tamamı şantiye gibi ve şehirde inşaat yapan birçok Türk müteahhit de var! Yani bu hava hakkı işlerini bizim Türk müteahhitler de kovalıyor. Peki, bu hava hakkı ile Hudson Yards arasındaki ilişki ne?</p>
<p>15 sene önce Hudson Yards’da demiryollarına ait boş rayların hava hakları tabii ki çok değerliydi. Ancak bu değerin ortaya çıkması için önce bölgeyi metro sistemine bağlamak gerekiyor. Zira New York’ta her sokak başında bir metro girişi var ve her yere 1950’den önce kurulmuş metro sistemini kullanarak gidiyorsunuz. Özellikle bazı istasyonlarda durmayan ekspres trenler sizi şehrin bir ucundan diğerine yarım saatte götürebiliyor (Bu kadar basit bir sistem neden metroların yeni yapıldığı Türkiye’de de kurulmamıştır, akıl alır gibi değil!). Hudson Yards’ı da metroya bağlamak için meşhur Times Meydanı’ndan özel bir hat inşa edilmiş. Hudson Yards’ı yapan, belediyenin de ortak olduğu şirket, demiryollarından bölgedeki hava haklarını 1 milyar dolara satın almış. Böylece yüksek emlak vergisi ödeyecek birçok yeni dairenin yapılmasının önü açılmış. Sonra bu emlak vergileri karşılığında 2 milyar dolarlık bono ihraç edilmiş ve bu parayla da metro hattının inşaatı finanse edilmiş. Karışık gibi gelse de arsa rantını vergilendirip kamu faydasını gözeten bir sistem tesis edilmiş.</p>
<p>Mamdani’yi iktidara taşıyan faktörlerden biri de kiraları dondurma vaadiydi. New York’taki evlerin yaklaşık yarısı kira kontrolüne tabi. Buralarda yıllık kira artışı belediyenin belirlediği %2-3 gibi bir oranı geçemiyor. Bu oran, ABD’deki enflasyonla paralel. Mamdani, 1 Ekim --yani dün-- itibarıyla, yeni kira kontratı yapılan evler için önümüzdeki sene kiraların artırılmasını yasakladı. Sonrasıysa meçhul! Oysa Mamdani’nin barınma sorununa kökten çözüm getirmesi bekleniyordu. Mamdani, bir de ucuza sebze-meyve satılacak tanzim satış mağazaları açmayı vaat etmişti. New York’a gitmişken birini ziyaret edeyim dedim. Ne var ki açılışları 2027’ye ertelenmiş!</p>
<p>Bir şehir, konut ve pahalılık sorunlarını fiyatlara narh koyarak mı çözebilir, yoksa kentsel rantın bir bölümünü kamuya aktararak mı? Görünen o ki Mamdani de sisteme uyum sağlamaya başlamış ve kısa vadeli çözümleri tercih ediyor. Radikal siyasetçilerin romantik vaatlerinin, iktidara gelince sisteme adapte olmalarıyla sulanması, dünyanın her yerinde görülen bir durum. Öte yandan, piyasa gerçeklerinden uzak çözümlerin büyük şehirlerde yaşamayı aslında daha da zorlaştırdığına dair dünyada birçok örnek var. Kentsel rantın bir kısmını kamuya aktararak denge sağlayan çözümler her zaman tam başarıya ulaşmasa da daha makul. Umarım bizim şehirlerimize de ders olur.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mamdaninin-new-yorkta-ilk-senesinden-alinacak-dersler-88828</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mamdani’nin New York’ta ilk senesinden alınacak dersler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-otomotivde-surpriz-yapar-mi-88827</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB otomotivde sürpriz yapar mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin Çin menşeli elektrikli ve hibrit araçlara yönelik önlemleri nedeniyle DTÖ’de yaşadığı hukuki süreç, Ankara-Brüksel hattında otomotiv ve Gümrük Birliği açısından yeni tartışmaları beraberinde getirebilir. Çinli araçların Türkiye üzerinden AB pazarına erişimi ihtimali, Birliğin menşe kurallarından ithalat denetimlerine kadar yeni mekanizmalar geliştirmesine yol açabilir.</strong></p>
<p>Sanayi ürünlerinde AB’nin doğu sınırını oluşturan Türkiye’nin Çin menşeli elektrikli ve hibrit araçlara uyguladığı önlemlere karşı Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) nezdinde açılan davayı kaybetmesi, AB ile ilişkileri nasıl etkiler? Öyle ya; Çin menşeli araçlara yönelik ithalat koşulları gevşetilir ya da kaldırılırsa doğal olarak Çinli araçların Türkiye pazarına girişi kolaylaşır. Bu durumda bir şekilde Türkiye üzerinden AB’ye ‘sızma’ imkânı kazandırılabilecek araçlar, AB’nin Çin’e karşı koruma önlemlerini aşmak için de ‘yol’ bulmuş olur. Muhtemelen bu da AB’nin Türkiye üzerinde yeni kontrol mekanizmaları tesisine yol açar. Üstelik DTÖ’nün kararı kesinleştiğinde bir ‘emsal’ de oluşturabilir. DTÖ nezdinde AB’nin Çin’e karşı aldığı önlemler açısından yeni bir hukuki bir direnç doğabilir. Öte yandan Çin firmaları yatırım için Türkiye yerine AB içindeki çeşitli ülkeleri de tercih edebilir. Dahası Türkiye’nin otomotivde AB içindeki rolü de gerileyebilir. Hatta gümrük birliği kapsamındaki ürünlere ilişkin ‘AB’de üretilmiştir’ uzlaşısı daha da flu hâle gelebilir.</p>
<p>Öyle olur, böyle olur! Konu elektrikli araçlar ise son sözü teknoloji ve fiyatın ana belirleyicisi olan batarya söyler. Çünkü batarya sadece teknik bir bileşen değil; aracın maliyetini, performansını, menzilini ve üretici markanın pazardaki rekabet gücünü doğrudan belirleyen ana unsur</p>
<p>Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği ‘ACEA’nın hazırlattığı bir rapor da bu tespiti doğruluyor. AB’de batarya talebi önemli ölçüde artıyor. AB’nin yerlileşme odaklarından otomotiv sanayi şimdiden yüzde 70’lik Made in EU hedefinin rahatlıkla tutturulacağı görüşünde. Hatta fazladan 13-19 puanlık bir yerlilik marjına sahip olduklarını iddia ediyorlar. Ancak yerlilik kriterinin kolaylıkla tutturulmasına karşın araştırma raporları AB sınırları içinde üretilen araçların maliyetlerinin yoğun sübvansiyon nedeniyle yüzde 15-35 pahalı olduğunu gösteriyor. Bu nedenle de yerlilik konusunda yeterliliklerine rağmen sektör destek istemeye devam ediyor.</p>
<p>İşin odağındaki batarya, AB açısından bir dizi açmazın kaynağını oluşturuyor. Artan talep karşılanamadığı gibi her aşamada ithalat bağımlılığı sürüyor. Bunlar bataryaların bileşenlerinden, ham maddelerin çıkarılması ve işlenmesine kadar her aşamayı içeriyor.</p>
<p>Biraz daha somutlaştıracak olursak; AB küresel batarya üretiminin ancak yüzde 7’sini yapabiliyor. ABD’nin payı yüzde 6, Çinli üreticilerin payı yüzde 83. AB batarya üretim kapasitesinin sadece yüzde 15’i Avrupa merkezli şirketler tarafından yönetiliyor. Üretimin yüzde 75’i Kore şirketlerine ait.</p>
<p>AB 2023 yılında yaklaşık 27 milyar avro değerinde ithalat yaptı. Bu ithalatın yüzde 90’ı üç Asya ülkesinden geldi. Çin tek başına toplam ithalatın yüzde 87’sini karşıladı.  </p>
<p>Batarya hücreleri, ortalama bir elektrikli otomobilin değerinin yüzde 40'ına karşılık geliyor. Anot ve katot aktif malzemeleri, pil hücrelerinin üretim maliyetlerinin yaklaşık yüzde 10 ve yüzde 50'sini oluşturuyor.  Çin küresel kurulu katot aktif malzeme üretim kapasitesinin neredeyse yüzde 90'ına ve anot aktif malzeme üretim kapasitesinin yüzde 97'sinden fazlasına sahip.</p>
<p>Çin, dünya batarya hücrelerinin yüzde 76-85'ini üretiyor. AB ve ABD’nin payı her biri için yaklaşık yüzde 5 civarında. 2028 yarı iletken çip ve mikro işlemci kapasite gelişim projeksiyonlarına göre Çin’in payı yüzde 52 iken ABD yüzde 10, AB yüzde 8 paya sahip.</p>
<p>Hammaddeler açısından baktığımızda; AB'nin temel batarya malzemeleri için ithalat bağımlılığı, doğal grafitte yüzde 99, manganezde yüzde 96, kobaltta yüzde 81, lityumda yüzde 81, nikelde yüzde 31. İşleme ve rafinasyon sürecinde, kobalt işlemede AB, küresel olarak yüzde 12'lik bir paya sahip. Llityum, grafit, nikel işleme tümüyle Çin'in hakimiyetinde. Çin, küresel lityum ve kobalt işleme kapasitesinin yüzde 50'sinden fazlasını kontrol ediyor.</p>
<p>AB'nin rafine edilmiş malzemeler için ithalata bağımlılığı; Lityumda yüzde 100, nikelde yüzde 75, manganezde yüzde 66, kobaltta yüzde 1. AB'nin geri dönüşümden elde edilen ikincil üretimi nadir toprak elementleri dâhil birçok malzeme için sıfıra yakın. Kobaltta yüzde 22, nikelde yüzde 16, manganezde yüzde 9, nadir toprak malzemesinde yüzde 1, lityumda yüzde 0.</p>
<p>ACEA'nın görevlendirdiği Mobility Global tarafından yapılan yeni bir çalışmaya göre düşük, orta ve yüksek talebi içeren tüm senaryolarda, Avrupa'da pil hücresi üretiminin 2032 yılına kadar 306 GWh'ye ulaşması beklenmesine rağmen, arzın talebi karşılaması beklenmiyor.</p>
<p>Sınırlı arz, "AB'de üretilmiştir" teşviklerinden yararlanmaya hak kazanacak araç sayısının artırılmasının önündeki en önemli kısıtlama olarak görülüyor.  IAA’nın 2028'de yürürlüğe girmesi halinde, yaklaşık 3 milyon aracın arz yetersizliği nedeniyle ilgili teşviklerden yararlanamayacağı vurgulanıyor. Orta ve ağır ticari araçlar için bu zorluk daha da belirgin. Arz-talep açığı 2032 yılına kadar genişlemeye devam ederek 23 GWh'ye ulaşacak ve Avrupa'daki mevcut arzın yaklaşık dört katı talep görecek.</p>
<p>Bu durumda otomotiv sanayindeki bu boşluğu AB’nin yerli üreticileri dolduramayacak. Göründüğü kadarıyla 30 yıllık gümrük birliği paydaşı olarak AB menşeli ortaklara sahip bizim otomotiv sanayine de bir rol düşmeyecek. Hatta Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç’ın da ‘Fransa Ülke Günü’ etkinliğindeki konuşmasında altını çizdiği gibi; gümrük birliği ülkelerinden gelen içeriklerin Birlik menşeli sayılmasına karşın, bu uygulama “açık”, “öngörülebilir” ve “uygulamada garanti altına alınmış” olmayacak.</p>
<p>Yani otomotivde sürpriz şaşırtmayacak...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-otomotivde-surpriz-yapar-mi-88827</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB otomotivde sürpriz yapar mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sira-bize-gelmeyecek-88826</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıra bize gelmeyecek…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KORGÜN ŞENGÜN - </strong><strong>MKS Devo Kimya YK Başkanı ve </strong><strong>ORKİMDER Başkanı</strong></p>
<p>Türk sanayicisi neden bu kadar sıkıştı? Cevap sadece güncel meseleler olan döviz kurunda, banka kredilerine ulaşımdaki zorluklarda, faizde ya da enerjide artan maliyetlerde değil.</p>
<p>Yetmiş yıldır dayandığımız kalkınma varsayımı çöktü: Yukarıdaki basamak artık boşalmıyor.</p>
<p>Türkiye'nin sanayi anlatısı yetmiş yıldır tek bir varsayıma dayandı. Gelişmiş ülkeler teknoloji merdiveninde yukarı çıkar, terk ettikleri basamaklar bize kalır. Onlar tekstili bırakır biz alırız, sonra onlar beyaz eşyayı bırakır biz alırız, biz de zamanla yukarı çıkarız. Sıranın bize geleceğini varsaydık.</p>
<p>Gelmedi. Ve gelmeyecek.</p>
<p>Çin bugün hem yeni sektörlerin komuta yüksekliklerine hâkim, hem de eski emek yoğun sektörleri bırakmıyor. Rakamla söyleyelim: yüzyılın başında Çin'in, düşük ve orta gelirli ülkelerin hazır giyim, tekstil, ayakkabı ve deri ihracatındaki katma değer payı toplamın yaklaşık üçte biriydi ve bu, nüfus payına denk düşüyordu. Bugün üçte iki, nüfus payı ise düşmüş durumda.</p>
<p>Aynı ülke elektrikli araçta, bataryada, güneş panelinde ve dronda dünya lideri. Yani merdiveni tırmanırken arkasından yukarı çekiyor. İktisat teorisinin hiçbir ülkenin yapamayacağını söylediği şeyi yapıyor: neredeyse her alanda karşılaştırmalı üstünlüğü aynı anda elinde tutmak.</p>
<p>Düşük teknolojiyle ayakta kalan Türk sanayicisinin neden artık ayakta kalamadığının cevabı burada... Yukarıdan sıkışıyor, çünkü teknolojiyle yarışamıyor. Aşağıdan sıkışıyor, çünkü maliyetle yarışamıyor. Ve ortada kalan alan her yıl daralıyor. <strong>Fiyatla duramayız, çünkü karşımızda rasyonel bir maliyet üstünden oluşturulmuş fiyat mekanizması yok</strong></p>
<p><strong>"Çin fiyatı ile yarışmak zorunda kalmak" </strong></p>
<p>Yarışamayız. Çünkü karşımızdaki rakip kâr etmiyor.</p>
<p>Çin'de sanayi şirketlerinin yaklaşık yüzde 30'u zarar ediyor. Bunlar batmıyor; devasa bir sübvansiyon yapısı sayesinde ayakta duruyor. Yeni banka kredilerinin yüzde 58'i, yüzde 3'lük referans faizin altında veya ona eşit oranla veriliyor. Sanayi sübvansiyonları firma cirosuna oranla Çin'de yaklaşık yüzde 2,4; OECD Avrupa'sında yüzde 0,35.</p>
<p>Yani karşımızdaki fiyat bir verimlilik ölçüsü değil. Bir politika tercihinin faturası... O faturayı</p>
<p>Çinli şirket değil, Çin hanehalkı ve bankacılık sistemi ödüyor.</p>
<p>Rakibin fiyatına bakarak yatırım kararı veren herkes bozuk bir pusulaya bakıyor.</p>
<p><strong>Koruma bir nefes, çözüm değil</strong></p>
<p>Batı bunu gördü ve duvar örmeye başladı. Avrupa kritik kimyasalları belirleyip gümrük</p>
<p>gözetimine alıyor; Amerika yıllardır anti-damping vergileriyle çalışıyor. Bu duvarların altında gerçek bir fiyat şemsiyesi oluşuyor ve Türk üreticisi için ticari fırsat da burada.</p>
<p>Ama yanılmayalım. Koruma kalıcı bir üstünlük vermez, süre kazandırır.</p>
<p>Kanıtı da ortada: Avrupa Çin'den gelen elektrikli araçlara yüzde 17-35 arasında vergi koydu ve ihracat akını durmadı, sadece biçim değiştirdi. Vergi akışı yavaşlatır, kesmez.</p>
<p>O yüzden doğru soru şu olmalı: bu nefes alma süresini nasıl kullanacağız?</p>
<p>Cevabım şu. Kazandığımız zamanı işletmelerimizin yaşam süresini ve yaşam kalitesini fazla düşürmeden, yeni kurulan oyunun içinde kalmak için kullanmalıyız. Çünkü yeni bir dönemin oyunu şu anda kuruluyor ve kuralları yazılırken masada olmayan, sonradan itiraz edemiyor.</p>
<p>Yazının geri kalanı bu tabloyu rakamlarıyla ortaya koyuyor: Çin'deki döngü nasıl işliyor,</p>
<p>Avrupa ne kuruyor, biz neredeyiz ve elimizin altında duran çözüm ne.</p>
<p><strong>Bölüm 1: Çin'deki döngü nasıl işliyor</strong></p>
<p>Zincirin ilk halkası fiyat değil, tasarruf.</p>
<p>Çin'in brüt yurt içi tasarruf oranı GSYH'nin yüzde 45'ine yakın ve en büyük on ekonomi içinde açık ara birinci. Sebebi sosyal güvenlik ağının zayıflığı: hanehalkı ihtiyaten biriktiriyor.</p>
<p>Bu tasarrufun gidebileceği iki klasik kanal tıkalı. Perakende satışlar yıllık bazda sıfırın altına inmiş. Konut geliştirme yatırımı, 2017=100 endeksinde 148 zirvesinden 55 seviyesine çökmüş.</p>
<p>Geriye tek kanal kalıyor: sanayi kapasitesi. Nitekim özel sektör sabit sermaye yatırımı negatife düşerken devlet yatırımı pozitif kalıyor. Yatırımı ayakta tutan devlet…</p>
<p>Sonuç; kapasite fazlası… 2024 rakamları şöyle: güneş paneli kapasitesi 1.045 GW, üretim 587</p>
<ol start="2">
<li>Rüzgâr türbini gondolunda 204 GW'a karşı 96 GW. Batarya hücresinde 2.830 GWh'e karşı</li>
</ol>
<p>890 GWh. Elektrikli otomobilde 22 milyon adede karşı 12 milyon. Kapasite çoğu yerde üretimin iki katı veya üstü.</p>
<p>Normal bir piyasada uzun süren negatif fiyatlar kapasiteyi tasfiye ederdi. Çin'de olmuyor.</p>
<p>Çünkü yerel yönetim istihdamı kaybetmek istemiyor, banka krediyi batık yazmak istemiyor, şirket de sabit maliyeti zaten batmışken kapanmaktansa zararına satmayı tercih ediyor.</p>
<p>Zarar eden sanayi şirketi oranı 2017'de yüzde 15 iken bugün yüzde 30. Kimse çıkmıyor.</p>
<p>Fazla mal ihracata dönüyor. 2016 = 100 endeksinde ihracat 215'e çıkmış, konut satışları 50'ye inmiş. İki eğri birbirinden tam ters yöne gidiyor ve bu tek grafik tablonun özeti.</p>
<p><strong>Bölüm 2: Faturayı kim ödüyor</strong></p>
<p>Alıcı ülkeler ödüyor.</p>
<p>2021-2024 arasında Brunei, Kamboçya ve Laos dışında her ASEAN ülkesinde imalatın GSYH</p>
<p>içindeki payı geriledi. Endonezya'da onlarca tekstil ve hazır giyim firması kapandı, 250 bin iş</p>
<p>kayboldu, 280 bin iş daha risk altında. Tayland'da aynı dönemde 4.000 küçük fabrika kapandı.</p>
<p>Avrupa'da otomotivde 2030'a kadar 350 bin işin tehdit altında olduğu hesaplanıyor; Avrupa'nın</p>
<p>maliyet dezavantajı yüzde 35 olarak ölçülmüş. 2024-2025'te zaten 104 bin otomotiv işi</p>
<p>kaybedilmiş. Planlanan 16 batarya fabrikasının 11'i iptal edilmiş veya ertelenmiş.</p>
<p>Avrupa kimya sanayisinde tablo daha da sert. 2022'den bu yana açıklanan kapasite kapanışları</p>
<p>37 milyon tona, yani Avrupa kapasitesinin yaklaşık yüzde 9'una ulaştı. Dünya kimya</p>
<p>ihracatındaki payları 2018'de yüzde 23 iken bugün yüzde 14.</p>
<p><strong>Ve bir uyarı: bu kapanan kapasitenin yerini biz almıyoruz. Boşluk oluşuyor, ama boşluğu Çin</strong></p>
<p><strong>dolduruyor</strong>.</p>
<p><strong>Bölüm 3: Kimya için asıl haber enerjide</strong></p>
<p>Bu kısım az konuşuluyor ama bizim sektörümüz için en belirleyici olanı.</p>
<p>Çin'in enerjide kendine yeterliliği 2019'da yüzde 66 iken 2025'te yüzde 81'e çıktı. Bu yıl petrol</p>
<p>ithalatını yüzde 30-35 azalttı. Sebeplerden biri doğrudan bizi ilgilendiriyor: petrokimyasal</p>
<p>üretmek için yurt içi kömür rezervlerinin gazlaştırılması arttı.</p>
<p>Nitekim Çin'in kömür tüketiminin yalnızca yaklaşık yüzde 55'i elektrik üretimi için. Kalanı</p>
<p>termal ısı ve petrokimya ile plastik hammaddesi. Ölçek olarak Çin'in tek başına kömür tüketimi,</p>
<p>ABD'nin toplam enerji tüketiminden fazla.</p>
<p>Bunun anlamı şu: Çinli kimya üreticisinin hammadde maliyeti giderek petrol fiyatından</p>
<p>kopuyor ve yurt içi kömüre bağlanıyor. Biz ise petrol-gaz türevi, ithal ve dolar bazlı bir</p>
<p>hammadde yapısıyla çalışıyoruz.</p>
<p>Bu konjonktürel bir fiyat farkı değil, kalıcı bir maliyet mimarisi farkı. Petrol ucuzlasa bile</p>
<p>kapanmaz, çünkü fark artık aynı girdi üzerinden oluşmuyor.</p>
<p><strong>Bölüm 4: Avrupa ne kuruyor ?</strong></p>
<p><strong>Avrupa fiyat yarışını kazanmayı bıraktı ve yarışın kuralını değiştirdi. Yeni soru "kaça alıyorum"</strong></p>
<p><strong>değil, "kesilirse ne olur".</strong></p>
<p>Kronoloji hızlı. Temmuz 2025'te Avrupa Kimya Sanayi Eylem Planı kabul edildi. Ekim 2025'te</p>
<p>Kritik Kimyasallar İttifakı kuruldu. Ocak 2026'da Hollanda'da ilk genel kurul yapıldı, 200'den</p>
<p>fazla kurum katıldı, dört çalışma grubu kuruldu. Haziran 2026'da metodoloji tamamlandı. Eylül</p>
<p>2026'da on üye devlet Konsey'e not sunup listenin derhal tanınmasını istedi. 8 Ekim'de ikinci</p>
<p>genel kurul, hangi kimyasalların Avrupa için hayati olduğunu gösteren ilk listeyi onaylayacak.</p>
<p>On sekiz ayda sıfırdan kurulmuş ve işler hale gelmiş bir sanayi politikası.</p>
<p>Yöntem her kimyasala iki soru soruyor. Bunu kaybetme riskim var mı: ithalat hangi ülkelerde</p>
<p>toplanmış, kaç tesis üretiyor, gelecekte kapasite ne olacak? Ve kaybedersem ne olur: hangi</p>
<p>stratejik sektörler durur, yerine ekonomik olarak başka bir şey konabilir mi?</p>
<p>Listeye girenler gümrükte özel takibe alınacak, haklarındaki şikâyetler öncelikli işleme girecek,</p>
<p>devlet destekleri o listeye göre yönlendirilecek.</p>
<p>İşin en çarpıcı bulgusu da burada. Aynı veriyle, aynı yöntemle, eşiği biraz oynattığınızda üç</p>
<p>farklı liste çıkıyor. Test edilen on kimyasaldan sadece biri her ayarda listeye giriyor; altısı eşik</p>
<p>sıkıldığında düşüyor.</p>
<p>Yani "kritik kimyasal" nesnel bir kategori değil. Ölçüm nesnel, eşik siyasi. Avrupa kimya</p>
<p>sanayisinin kendi iç değerlendirmesi de bunu yazıyor: eşikler <strong>kimin kritik olduğunu</strong></p>
<p><strong>belirleyecek ve kazananlarla kaybedenler yaratacak.</strong></p>
<p><strong>Bölüm 5: Duvarın altındaki fırsat ve sınırı</strong></p>
<p>Korumanın nasıl işlediğini kendi sektörümüzden bir örnekle görelim.</p>
<p>Amerika 2017'de Çin menşeli bir su şartlandırma kimyasalına anti-damping ve telafi edici vergi</p>
<p>koydu. 2022'de beş yıllık gözden geçirmede kararlar sürdürüldü. 2024'te bir yerli üreticinin</p>
<p>talebiyle atlatma soruşturması açıldı, Şubat 2026'da ürünün katı formu da kapsama alındı.</p>
<p>Dokuz yıl. Ve koruma statik değil, kendini genişleten bir makine.</p>
<p>Sahadaki karşılığı şu: bugün Çin'de tonu 1.600 dolar olan bu üründe, Amerikalı bir dağıtım</p>
<p>şirketi 2.200 dolar hedef fiyatla tedarikçi arıyor. Aradaki 600 dolar bir verimlilik farkı değil,</p>
<p>korumanın yarattığı fiyat şemsiyesi.</p>
<p>Bu, sık sorulan bir soruya da cevap veriyor: "yerli üretim pahalıysa farkı kim öder?" Fark zaten</p>
<p>ödeniyor. Tedarik güvenliğinin primini Avrupalı ve Amerikalı alıcı bugün de ödüyor; stok</p>
<p>tutarak, ikinci kaynak besleyerek, devlet yardımı üzerinden. Biz o primi talep etmiyoruz, hâlâ</p>
<p>fiyat kırıyoruz.</p>
<p>Ama iki uyarı şart.</p>
<p>Birincisi ölçek. Anti-damping ülkeye özgüdür, bugün bizi kapsamaz. Korunma önlemi ise</p>
<p>menşe ayırmaz, herkese uygulanır. Ve on üye devlet bu araçların değer zinciri yaklaşımıyla</p>
<p>genişletilmesini istiyor. Hacim eşiğini geçtiğiniz gün dosya sizin adınıza açılır. Yani buradaki</p>
<p>fırsat bir yatırım tezi değil, bir zaman tezidir.</p>
<p>İkincisi siyaset. Bir başkan bir sabah "anlaştık, vergiyi indirdim" diyebilir. Burada teknik bir</p>
<p>ayrım var: bir imzayla değişen şey idari gümrük vergileridir. Anti-damping kararları yarı</p>
<p>yargısal bir süreçle konur, kaldırılması beş yıllık gözden geçirme gerektirir ve yerli üretici itiraz</p>
<p>eder. İş planını manşet vergisine değil, anti-damping kararına dayandırmak gerekir.</p>
<p><strong>Bölüm 6: Biz neredeyiz</strong></p>
<p>Gümrük Birliği sayesinde Avrupa pazarının içindeyiz. Kimya ihracatımız bu yılın ilk sekiz</p>
<p>ayında yüzde 4,6 artarak 22,8 milyar dolara çıktı ve Avrupa ana pazarımız.</p>
<p>Ama bu içeride oluş tek yönlü.</p>
<p>İhracatımız Avrupa'nın aylık ithalat izleme sisteminin kapsamında. Ticaret savunma</p>
<p>önlemlerinin muhatabı olabiliriz. Sınırda karbon düzenlemesi 1 Ocak 2026'da kesin aşamaya</p>
<p>geçti; kimyasalların kapsama alınması 2027-2028'den itibaren tartışılıyor.</p>
<p>Buna karşılık İttifak üyeliği AB veya AEA-EFTA ülkelerinde yerleşik olma şartına bağlı.</p>
<p>Kriterlerin yazıldığı, listenin yapıldığı, paranın yönünün belirlendiği masada bulunamıyoruz.</p>
<p>Tek cümleyle: maliyet tarafı bize uygulanıyor, koruma tarafından yararlanamıyoruz.</p>
<p>Üstelik Türkiye'de kimya sanayisi adına Brüksel'de dosyayı izleyen, çalışma grubunda oturan</p>
<p>bir yapımız da yok. Oysa Avrupa kimya sanayisi bu sürece uzmanlarını dört çalışma grubuna</p>
<p>yerleştirerek girdi.</p>
<p><strong>Bölüm 7: Kendi tarafımızdaki eksik</strong></p>
<p>Türkiye korumasız değil. İlave gümrük vergisi, gözetim ve damping soruşturması yıllardır</p>
<p>işletiliyor. Sorun araçların yokluğu değil, onları birbirine bağlayan bir üst planın olmaması.</p>
<p>Uygulama münferit başvurularla yürüyor. Bir üretici sıkışır, dosya açtırır, o ürüne vergi konur.</p>
<p>Ertesi dönem başka bir üretici başka bir dosya açtırır. Aynı mantık teşvikte de geçerli: destekler</p>
<p>tek tek başvurularla dağıtılıyor, hangi değer zincirinin ülke için kritik olduğu sorulmadan.</p>
<p>Ortaya çıkan şey bir strateji değil, birbirinden habersiz kararların toplamı. Her noktayı tek tek</p>
<p>savunurken, asıl belirleyici hattın nerede olduğu gözden kaçıyor.</p>
<p>Bedeli de hesaplanmıyor. Bir ara maddeye ilave vergi konduğunda o maddeyi kullanan alt</p>
<p>sektörün maliyeti artar, ihracat rekabeti zayıflar ve zincirin sonunda nihai tüketiciye</p>
<p>pahalılaşmış bir ürün çıkar. Yani koruma kararı, farkında olmadan enflasyona da yazılır. Bir</p>
<p>molekülü korurken üç sektörü sıkıştırmak mümkündür.</p>
<p>Avrupa bu hesabı yapıyor. Metodoloji raporu, ticaret savunmasının riskleri arasına aşağı akım</p>
<p>sanayiler ve son tüketiciler için maliyet artışını açıkça yazmış. Aynı rapor bir uyarı daha</p>
<p>içeriyor: üretim destekleri yalnızca geçici çözümlerdir.</p>
<p><strong>Bizde eksik olan vergi değil. Verginin hangi zinciri koruyup hangisini vurduğunu gösteren</strong></p>
<p><strong>harita.</strong></p>
<p><strong>Bölüm 8: Elimizin altında duran çözüm</strong></p>
<p>İyi haber şu: Avrupa'nın kullandığı yöntem gizli değil. Kriterler, formüller, eşikler ve veri</p>
<p>kaynakları belgelenmiş durumda. Mesele, Türkiye'nin verisini o formüllere koymak.</p>
<p>Ama olduğu gibi kopyalanamaz, üç ekleme gerekiyor.</p>
<p><strong>İhracat yoğunlaşması</strong>. Avrupa ithalatın hangi ülkelerde toplandığını ölçüyor, çünkü onun</p>
<p>derdi dışarıdan aldığını kaybetmek. Bizim ayrıca sattığımız yeri kaybetme riskimiz var. Bir</p>
<p>üründe üretimimizin büyük kısmı tek pazara gidiyorsa, o pazar kapıyı daralttığında üretim</p>
<p>durur.</p>
<p><strong>Stratejik sektör tanımı</strong>. Avrupa'nın listesi savunma, sağlık, tarım-gıda ve enerjiden ibaret.</p>
<p>Bizde tekstil, otomotiv yan sanayi, inşaat ve beyaz eşya da stratejiktir. Tanım değişince sonuç</p>
<p>tamamen değişir.</p>
<p><strong>Üretilebilirlik filtresi.</strong> Her molekül dört soruya tabi tutulmalı: hammaddesi burada var mı,</p>
<p>ölçeği taşıyabilir miyiz, enerji yoğunluğu maliyet yapımıza uyuyor mu, hedef pazarda koruma</p>
<p>şemsiyesi var mı ve ne kadar süreyle. Bu filtre olmadan çıkan liste bir ithal ikamesi dilek</p>
<p>listesine döner.</p>
<p><strong>Ve bir kural:</strong> önce metodoloji ve eşikler ilan edilir, liste sonra çalıştırılır. Sırayı tersine</p>
<p>çevirirseniz bugünkü sistemin aynısını daha bilimsel bir ambalajla kurmuş olursunuz.</p>
<p>Veri tarafında da dürüst olalım. Ticaret verisi yeterli, üretim verisi de var. Eksik olan kapasite</p>
<p>verisi: kurulu kapasite, kullanım oranı, hammadde bağımlılığı ve ihracatın ülke dağılımı.</p>
<p>Avrupa bu boşluğu veriyi satın alarak kapatıyor, yani sorun bizim geri kalmışlığımızdan</p>
<p>doğmuyor. Boşluğu dolduracak olan sektörün kendisidir; devlet toplayamaz, ticari sağlayıcı</p>
<p>bilmez. Tek şart, verinin rekabet hukukuna uygun bir mimariyle ve firma bazında</p>
<p>ayrıştırılamayacak biçimde toplanmasıdır.</p>
<p>Nereden başlanacağı da belli. Avrupa 1.300 molekülü taramadı; yöntemi on temsili molekülde</p>
<p>test etti. Aynı yol bizim için de en akıllısı. Birkaç aylık bir analiz mesaisi sonunda elde,</p>
<p>Brüksel'in konuştuğu dili konuşan bir yöntem kalır.</p>
<p>Bu arada Fransa'ya bakmakta fayda var. Fransız kimya sanayisi kendi ulusal listesini çoktan</p>
<p>çıkardı; Avrupa çalışmasında karşılaştırma seti olarak o liste kullanıldı ve ikinci genel kurulun</p>
<p>hazırlığını Komisyon ile birlikte Fransa yürütüyor. Ulusal liste yapan ülke, masayı da yönetiyor.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>Başa dönelim. Sıra bize gelmeyecek, çünkü sıranın önündeki kalkmıyor.</p>
<p>Bunu kabul etmek karamsarlık değil, gerçekçilik. Üstelik karşı tarafın da bir sınırı var:</p>
<p>büyümek için küresel talebe bu kadar bağımlı bir ekonomi, müşterileriyle sürekli çatışma</p>
<p>halinde kalamaz. Bir kırılma noktası gelecek. Mesele o güne hangi konumda ulaştığımız.</p>
<p>Bugünkü koruma duvarları bize bir nefes alma süresi veriyor. Bu süreyi fiyat kırarak geçirirsek,</p>
<p>süre dolduğunda aynı yerde ve daha yorgun oluruz. Verimliliğe ve konuma yatırarak geçirirsek,</p>
<p>yeni kurulan oyunun içinde kalırız.</p>
<p><strong>Kuralların yazıldığı odada oturup oturmadığınız meselesi artık kurdan, faizden ve enerji</strong></p>
<p><strong>fiyatından daha belirleyici. Avrupa kendi listesini yapıyor. Bizim listemiz yok. Ama yapılamaz</strong></p>
<p><strong>değil.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sira-bize-gelmeyecek-88826</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıra bize gelmeyecek… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-tabagin-arkasindaki-toprak-88825</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir tabağın arkasındaki toprak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir incir ağacına baktığımızda ne görürüz? Dalların arasındaki meyveleri, olgunlaşmayı bekleyenleri, belki gölgesinde oturulacak bir yeri… Mutfağı düşündüğümüzde aklımıza taze incir, kurusu, reçeli gelir. Yaprağına ise aynı dikkatle bakmayabiliriz. Oysa bazen bir mutfağı anlamanın yolu, alıştığımız için üzerinde durmadığımız böyle küçük bir ayrıntıdan geçer. Bir yaprak, bizi ağaca; ağaç, yetiştiği toprağa ve onunla ilgilenen insanlara götürür.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Vakko L’Atelier Nişantaşı’na konuk olan <strong>Kanji Kobayashi</strong>’nin İstanbul için hazırladığı tadım menüsünü denedim. Japonya’nın Wakayama bölgesindeki villa aida’nın kurucu şefi, üç gün boyunca burada yemeklerini sundu. Menüye şimdi yeniden bakarken, son bölümdeki incire ve incir yaprağına dönüyorum. Çünkü bu küçük ayrıntı, şefin mutfağı kadar hayata bakışını da anlatmak için bir başlangıç sunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf3de46fcc6-1790918116.jpg" alt="" width="555" height="833" />Önce bu buluşmanın İstanbul’daki adresinden söz edelim. Abdi İpekçi Caddesi’nde, Vakko Hotel &amp; Residence’ın giriş katındaki L’Atelier, Fransız bistro geleneğini dünya mutfaklarına açılan bir anlayışla birleştiriyor. Aynalı duvarları, cam tavanı ve mekâna yayılan yeşillikleriyle kent hayatının içinde ferahlığa yer açan bir ortamı var. İç ve dış oturma alanları, restoranın Nişantaşı’nın gündelik akışıyla bağını koruyor. Moda, tasarım ve gastronominin aynı adreste buluşması da mekânın kimliğini tamamlıyor.</p>
<p>Böyle bir ortamda Wakayama’daki bir bahçeden beslenen mutfak anlayışıyla karşılaşmanın ayrıca bir anlamı var. Bir yanda Nişantaşı’nın kentli estetiği, diğer yanda ürünün yetişmesine, olgunlaşmasına, hasadına göre şekillenen bir hayat… Bu buluşma, sofranın birbirinden uzak coğrafyalar arasında kurabildiği ilişkiyi hatırlatıyor. Masadaki menünün kabartma bitki desenli kapağı da dikkati daha ilk sayfadan o hayatın kaynağına yöneltiyor.</p>
<p><em>Matcha Ice</em> başlıklı tatlıda siyah ve yeşil incir, incir yaprağı, shiratama ve kırmızı fasulye bir aradaydı. Meyveyle yaprağın aynı tabakta buluşması, bir bitkiyi ne kadar tanıdığımızı düşündürüyor. Ondan yararlanmanın bildiğimiz yollarıyla mı yetiniyoruz? Yoksa büyümesini, değişmesini, farklı zamanlarda sunduklarını da izliyor muyuz? Böyle bir dikkat, mutfaktan önce bahçede başlıyor.</p>
<p>Kobayashi’nin yaklaşımını anlatan <em>“Agrigastronomy”</em> kavramı, tarımla gastronomiyi birlikte düşünmeye dayanıyor. Restoranının çevresindeki bahçeler ve tarlalar, mutfağın gündelik kararlarında söz sahibi. Yetişen ürünün durumu, hasat zamanı, o gün elde olanlar menünün oluşumuna katılıyor. Şefin işi de bu koşulları gözlemlemeyi, anlamayı ve onlarla birlikte üretmeyi içeriyor.</p>
<p>Menüdeki yazılarda Japon kültüründeki <em>“shun”</em> anlayışına yer verilmişti: Ürünü, kendisini en iyi ifade ettiği zamanda değerlendirmek… Mevsimsellik sözcüğünün içine sığdırdığımız şeyin ne kadar ayrıntılı bir bilgi olduğunu hatırlatıyor bu. Bir sebzenin hangi ayda yetiştiğini bilmek başlangıç; o sebzenin hangi gün, hangi gelişim evresinde, nasıl kullanılacağını gözetmek ise daha yakın bir ilişki gerektiriyor. Menüde, bir gün sonra hasat edilen sebzenin bile farklı bir hazırlama biçimine ihtiyaç duyabileceği vurgulanıyordu.</p>
<p>Böyle bakınca mutfağın takvimi de değişiyor. Takvim yaprakları aynı mevsimi gösterse bile toprak her yıl aynı koşulları yaşamıyor. Yağmurun, sıcaklığın, bekleyişin etkisi ürüne yansıyor. Mevsime bağlılık, bu değişkenliği kabul etmeyi; bazen tasarladığımız yemekten vazgeçip elimizdekinin sunduğu imkânlara yönelmeyi gerektiriyor.</p>
<p>Kobayashi’nin İtalya’da geçirdiği yıllar bu anlayışın gelişmesinde önemli. Don Alfonso 1890’ın da aralarında bulunduğu mutfaklarda çalıştıktan sonra ülkesine dönüyor, 1998’de restoranını açıyor. İtalya deneyiminden süzülen düşüncelerden biri, yerel aidiyeti anlatan <em>“campanilismo”</em>. Mutfağa taşındığında, çevresinde yetişenleri tanımak ve onlarla üretmek anlamı kazanıyor. Burada yerellik, ürün seçiminin yanında yaşanılan yeri öğrenme çabası olarak da karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Bu hayatın içinde eşi <strong>Yumi Kobayashi</strong>’nin emeğine ayrıca bakmak gerekiyor. 50 Best’in 2022’de yayımladığı portrede Yumi; sabah erkenden hasada çıkan, salonu ve içecek servisini üstlenen bir çalışma ortağı olarak anlatılıyor. Osaka’daki bistrosunu bırakıp Iwade’ye taşınmış, tarımı araştırarak ve çiftçilere danışarak öğrenmiş. Çiftin restoranın üst katında yaşadığını da aynı kaynaktan öğreniyoruz. Bahçe, mutfak, sofra ve ev, gündelik hayatlarının birbirine bağlı parçaları.</p>
<p>Gastronomi üzerine yazarken çoğu zaman bir şefin adına odaklanıyoruz. O ismin çevresinde oluşan başarı hikâyesinin içindeki diğer insanları daha az görüyoruz. Oysa ürünün yetişmesini izlemekten misafiri karşılamaya kadar uzanan işlerin her biri, sofranın niteliğine katılıyor. Yumi’nin hikâyesi, bu ortaklığın görünür olması bakımından da değerli. Bir restoranı anlamak için mutfakta kimin yemek yaptığının yanında, o hayatın nasıl sürdürüldüğüne de bakmak gerekiyor.</p>
<p>Villa aida, 2022 Michelin Rehberi’nde iki yıldız ve Michelin Yeşil Yıldızı ile yer aldı. Rehberin Ekim 2021’de yapılan duyurusunda, restoranın çevresel yaklaşımı somut uygulamalarla anlatılıyor: Sebze, meyve ve pirinç yetiştirilmesi, bitkisel artıkların komposta dönüştürülmesi, balık ve kümes hayvanlarının yerel üreticilerden sağlanması… Yeşil Yıldızın arkasındaki çalışma, toprağa ve üretim döngüsüne ilişkin bu gündelik kararlarda karşılık buluyor.</p>
<p>Sürdürülebilirlik sözcüğünü çok sık kullanıyoruz. Sözcüğün ağırlığını koruyabilmesi için böyle ayrıntılara ihtiyacımız var. Neyi nereden aldığımız, ne kadarını kullandığımız, geriye kalanı nasıl değerlendirdiğimiz, üreticiyle nasıl bir ilişki kurduğumuz… Bir mutfağın doğayla ilişkisi, bu sorulara verdiği cevaplarla belirginleşiyor.</p>
<p>İstanbul’da tattığım menüde de kendi sofralarımızdan tanıdığımız ürünler, Japon mutfağının farklı yorumları içinde yer alıyordu. <em>Kanpachi</em> başlığı altında wasabi, bamya, deniz börülcesi, lime ve taze otlar sıralanmıştı. <em>Soba</em> bölümünde dülger balığına kantarell ve siyah borazan mantarlarıyla semizotu eşlik ediyordu. Bamya ve semizotu gibi gündelik mutfağımızda yeri olan ürünleri bu birliktelikler içinde görmek, tanıdık malzemelerin başka mutfaklarda açılabildiği alanları hatırlatıyor.</p>
<p><em>Tempura</em>da nohut ve Akdeniz karidesi, limon verbenası ve Japon baharat karışımı shichimi togarashi ile buluşuyordu. <em>Yakitori</em> yorumunda ızgara tavuk; atalık domates, balkabağı, kök kereviz ve hardallı, sirkeli miso sosu karashi sumiso ile birlikte yer alıyordu. Menüdeki sebzeler, şefin ürün çeşitliliğine gösterdiği dikkati İstanbul sofrasına da taşıyordu. <em>Sukiyaki</em> ise kuru dinlendirilmiş sığır eti, ızgara patlıcan, uzun yeşilbiber ve kaymağı bir araya getiriyordu. Kaymağı bu bileşimin içinde okumak bile iki mutfak arasında kurulabilecek ilişkilerin genişliğini gösteriyor. Başka bir coğrafyaya gelen şefin, kendi birikimiyle buranın mutfak hafızası arasında kurduğu bağ, böylesi buluşmaları anlamlı kılıyor.</p>
<p>Menünün son sayfasında üreticilere ve tedarikçilere teşekkür ediliyordu. Ortak emekten söz ederken bu ayrıntıyı da kaydetmek isterim. Sofraya ulaşan ürünlerin arkasında, çoğu zaman adını bilmediğimiz insanların çalışması var. O emeği hatırlamak, gastronomi kültürünün bir parçası olmalı.</p>
<p>Bizim mutfak hafızamızda da ürünün zamanını beklemek, yaprağını, sapını değerlendirmek, mevsimin bolluğunu kışa saklamak var. Pazarda sebzenin gelişini kollayanların, hangi otun nerede yetiştiğini bilenlerin bilgisi hâlâ hayatımızın içinde. Bu bilgiye ne kadar alan açtığımız, onu genç kuşaklara nasıl aktardığımız ve taşıyıcılarının emeğine nasıl karşılık verdiğimiz üzerinde durmalıyız. Yerel mutfağı yaşatmak, tariflerle birlikte bu ilişkileri de korumayı gerektiriyor.</p>
<p>Vakko L’Atelier Nişantaşı’ndaki üç günlük buluşma sona erdi. Benim için bu sofrayı yazıya taşımanın anlamı, tattığım menünün arkasındaki düşünceye de yer açmak. İncirin yanına yaprağını, şefin yanına çalışma ortağını, tabağın yanına üreticiyi koyduğumuzda gördüğümüz manzara genişliyor. Bir yemeği daha yakından tanımak, onu mümkün kılan hayata da dikkatle bakmakla başlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-tabagin-arkasindaki-toprak-88825</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/5/1280x720/yemek-1790918141.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir tabağın arkasındaki toprak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isveren-vekilliginde-gozden-kacan-sosyal-guvenlik-riski-88824</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşveren vekilliğinde gözden kaçan sosyal güvenlik riski</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İşveren vekilliği, şirket içinde yalnızca yönetsel bir görev anlamına gelmiyor. Sosyal güvenlik mevzuatına göre işveren adına ve hesabına işin bütününü yöneten kişiler, prim borçlarından iş kazası bildirimlerine kadar birçok yükümlülükten işverenle birlikte sorumlu tutulabiliyor; bazı durumlarda bu sorumluluk kişisel malvarlığına kadar uzanabiliyor.</strong></p>
<p>Sosyal güvenlik mevzuatına göre, 5510 sayılı Kanun’un 4/a (SSK) ve 4/c (Emekli Sandığı) kapsamında sigortalı sayılan kişileri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar <strong>“işveren”</strong> olarak kabul edilmektedir.</p>
<p>Sosyal güvenlik açısından işveren sayılmanın temel unsuru, 4/a veya 4/c kapsamında sigortalı sayılan kişileri çalıştırmaktır. Bu nitelikte bir kişiyi çalıştırmayanlar, sosyal güvenlik yönünden işveren olarak kabul edilmemektedir.</p>
<p>İşveren kadar, işveren vekilinin kim olduğu da iş hukuku, sosyal güvenlik hukuku ve iş sağlığı ve güvenliği açısından önem taşımaktadır.</p>
<p>Çünkü işveren için öngörülen yükümlülüklerden işveren vekilleri de sorumlu tutulmaktadır.</p>
<p>Genel olarak işveren vekili; işveren adına hareket eden, işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kişiyi ifade etmektedir.</p>
<p>5510 sayılı Kanun’un 12. maddesinde, <strong>işveren adına ve hesabına, işin veya görülen hizmetin bütününün yönetim görevini yapan</strong> kimse işveren vekili olarak tanımlanmış, Kanunda geçen <strong>işveren deyiminin işveren vekilini de kapsadığı</strong> belirtilmiştir.</p>
<p>4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinde ise, <em>“İşveren adına hareket eden ve işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir. İşveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı işlem ve yükümlülüklerinden doğrudan işveren sorumludur. Bu Kanunda işveren için öngörülen her çeşit sorumluluk ve zorunluluklar işveren vekilleri hakkında da uygulanır. İşveren vekilliği sıfatı, işçilere tanınan hak ve yükümlülükleri ortadan kaldırmaz</em><em>.”</em> hükmüne yer verilmiştir.</p>
<p><strong>Sosyal güvenlik yönünden işveren vekili</strong></p>
<p>Bir kişinin sosyal güvenlik mevzuatı kapsamında işveren vekili olarak sorumlu tutulabilmesi için belirli unsurların birlikte bulunması gerekmektedir.</p>
<p>Buna göre, sosyal güvenlik yönünden işveren vekili sayılabilmek için <strong>işin veya görülen hizmetin bütününü yönetmek</strong> ve <strong>işveren </strong><strong>adına</strong><strong> ve hesabına hareket etmek</strong> unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>
<p>İşin bütününü yönetme koşulu arandığından, gerekli görevlendirmenin yapılması hâlinde bir fabrikanın genel müdürü işveren vekili sayılabilir. Buna karşılık, aynı fabrikanın pazarlama, insan kaynakları ve üretim gibi ayrı birimleri ile bu birimlerin ayrı müdürleri bulunuyorsa, söz konusu birim müdürleri işveren vekili sayılmayacaktır.</p>
<p><strong>İşveren vekilinin yükümlülük ve sorumlulukları</strong></p>
<p>İşveren vekili, sosyal güvenlik mevzuatında öngörülen yükümlülükler bakımından işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmaktadır.</p>
<p>Bu yükümlülüklerden bazıları aşağıda özet olarak belirtilmiştir.</p>
<p>- İşyeri bildirgesinin süresinde verilmesi</p>
<p>- Sigortalı işe giriş bildirgesinin verilmesi</p>
<p>- Aylık prim ve hizmet belgelerinin zamanında ve doğru biçimde bildirilmesi</p>
<p>- Sigorta primlerinin süresinde ödenmesi</p>
<p>- İş kazaları ve meslek hastalıklarının SGK’ye bildirilmesi</p>
<p>- İşyeri kayıtlarının denetime hazır tutulması</p>
<p>Bu yükümlülüklerin ihlali hâlinde, yalnızca işveren değil, söz konusu işlemleri ihmal eden veya yerine getirmeyen işveren vekilleri de müteselsilen sorumlu tutulabilecektir.</p>
<p><strong>Örneğin</strong><strong>,</strong> işveren vekili, ödenmeyen sigorta primi borçlarından işveren gibi sorumlu olacaktır. Benzer şekilde, iş kazası ve meslek hastalığı olaylarında yerine getirilmemiş iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinden işverenle birlikte işveren vekili de sorumlu tutulacaktır.</p>
<p>Diğer taraftan, işverenin aynı anda birden fazla kişiye çeşitli konularda vekâlet vermesi mümkündür.</p>
<p>Vekâlet verilen bu kişilerden biri işveren vekili olarak atanabileceği gibi, bunların dışında başka bir kişinin de işveren vekili olarak görevlendirilmesi mümkündür.</p>
<p>Bu nedenle, işverenin herhangi bir işi kendi adına yerine getirmesi için vekâletle yetkilendirdiği her kişi işveren vekili olarak kabul edilmez. Sorumluluk bakımından, işveren vekiline verilen <strong>temsil yetkisinin işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev almayı da kapsaması</strong> gerekmektedir.</p>
<p>Yönetimde görev verilmemişse, yalnızca temsil yetkisi bulunan kişiler sosyal güvenlik mevzuatı bakımından işveren vekili olarak kabul edilemez.</p>
<p><strong>Örneğin</strong><strong>, </strong>işverenin bir işçisine, muhasebecisine veya başka bir kişiye yalnızca bankadan para çekme, e-Sigorta kullanıcı kodu ve şifresi alma ve kullanma ya da noter işlemlerini yürütme gibi konularda vekâlet vermesi, tek başına o kişiyi “işveren vekili” yapmayacaktır.</p>
<p>Sosyal güvenlik yönünden işveren vekili; <strong>işveren adına ve hesabına, işin veya görülen hizmetin </strong><strong>bütününü yöneten kişi</strong> olduğundan, gerçek veya tüzel kişi bir işverenin aynı vergi veya T.C. kimlik numarası altında 5510 sayılı Kanun kapsamında birden fazla işyerinin bulunması hâlinde, her bir işyerinin sorumlusu işveren vekili olarak kabul edilmez. Bu durumda, <strong>işveren adına tescilli bütün işyerlerinden sorumlu olan kişi</strong> işveren vekili sayılır.</p>
<p><strong>Örneğin, </strong>X Bankasının Türkiye genelinde ayrı ayrı tescil edilmiş şubelerinin müdürleri işveren vekili sayılmaz. X Bankasının yönetim kurulunca işveren vekili olarak yetkilendirilmiş kişi; böyle bir yetkilendirme yoksa genel müdür veya yönetim kurulu başkanı işveren vekili olarak kabul edilecektir.</p>
<p><strong>İşveren vekili sayılan kişiler nelere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>Sosyal güvenlik mevzuatında işverenler için çok sayıda yükümlülük, bu yükümlülüklere uyulmaması hâlinde ise idari ve mali yaptırımlar öngörülmüştür. Ayrıca, diğer bazı kamu düzenlemelerinden farklı olarak sosyal güvenlik alanında zamanaşımı süresi daha uzun ( 10 yıl) olarak belirlenmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla işveren vekilleri, sosyal güvenlik yükümlülükleri bakımından işverenle birlikte sorumlu olduklarından, yerine getirilmeyen yükümlülükler nedeniyle hukuki, mali ve cezai yaptırımlarla karşılaşabilecektir.</p>
<p><strong>Örneğin,</strong> işveren vekili yetkisine sahip yönetim kurulu başkanı, genel müdür veya genel müdür yardımcısı gibi üst düzey yöneticiler, görev yaptıkları döneme ait sosyal güvenlik borç ve cezalarından işverenle birlikte <strong>şahsi mal varlıklarıyla</strong> sorumlu tutulmaktadır. Bu sorumluluk, işten ayrıldıktan sonra da zamanaşımı süresi boyunca devam etmektedir.</p>
<p>Bu nedenle, işveren vekili konumundaki kişilerin <strong>görev yaptıkları süre boyunca</strong> <strong>şirketin ve işyerlerinin sosyal güvenlik yönünden herhangi bir risk taşıyıp taşımadığını gözetmeleri </strong>önemlidir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak,</strong> işveren vekilliği yalnızca yönetsel bir konum değil, aynı zamanda ciddi hukuki, mali ve cezai sorumluluklar içeren bir statüdür. Sosyal güvenlik hukuku bakımından işveren vekilleri, işverenle birlikte müteselsilen sorumlu olduklarından, bu görevi üstlenen kişilerin yetki alanlarını ve sorumluluklarını iyi bilmeleri, mevzuat değişikliklerini yakından takip etmeleri ve yükümlülüklerin yerine getirilmesini titizlikle gözetmeleri önem taşımaktadır.</p>
<p><br /><br /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isveren-vekilliginde-gozden-kacan-sosyal-guvenlik-riski-88824</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşveren vekilliğinde gözden kaçan sosyal güvenlik riski ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatciya-doviz-desteginde-yeni-donem-artik-katma-deger-one-cikiyor-88823</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçıya döviz desteğinde yeni dönem: Artık katma değer öne çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BÜLENT GÖRER - </strong><strong>Yeminli Mali Müşavir - </strong><strong>Bağımsız Denetçi </strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın firmaların yurt dışı kaynaklı döviz gelirlerini Türk Lirası’na dönüştürmelerini teşvik etmek ve TCMB rezervlerini güçlendirmek amacıyla uyguladığı döviz dönüşüm desteğinde yeni bir dönem başladı. Buna ilişkin blog yazısıyla son güncel durumu sizler için değerlendirmeye çalıştım. <strong><sup>(1)</sup></strong></p>
<p>Uygulama Ocak 2023'te, dönüştürülen dövizin Türk Lirası karşılığının %2'si oranında destek verilmesiyle başladı. <strong><sup>(2)</sup></strong>  Mayıs 2025'te destek oranı geçici olarak %3'e yükseltildi. Bu oran 31 Ocak 2027 tarihine kadar halen geçerli.</p>
<p>Ağustos 2026'da yapılan düzenlemeyle ise sistemin kapsamı ve yöntemi yeniden ele alınarak desteğin daha kapsayıcı ve katma değeri esas alan bir yapıya dönüştürülmesi kararlaştırıldı.</p>
<p><strong>Mevcut uygulamanın etkilerine bakacak olursak </strong></p>
<p>Üç yılda ihracatçıların üçte birinden fazlasına ulaşılmış olduğunu anlıyoruz. Uygulamanın ulaştığı kapsama yıllar itibarıyla baktığımızda, döviz dönüşüm desteğinin ihracatçılar arasında giderek yaygınlaştığını açık biçimde görülüyor.</p>
<p> </p>
<table>
<thead>
<tr>
<td width="63">
<p><strong>Yıl</strong></p>
</td>
<td width="182">
<p><strong>Faydalanan Firma Sayısı</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>İhracatçı Firmalara Oranı</strong></p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td width="63">
<p>2023</p>
</td>
<td width="182">
<p>16.451</p>
</td>
<td>
<p>%15,7</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="63">
<p>2024</p>
</td>
<td width="182">
<p>23.882</p>
</td>
<td>
<p>%23,4</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="63">
<p>2025</p>
</td>
<td width="182">
<p>28.479</p>
</td>
<td>
<p>%29,3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="63">
<p>2026*</p>
</td>
<td width="182">
<p>28.246</p>
</td>
<td>
<p>%34,4</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><em>Eylül 2026 rakamları</em></strong><br /><strong>Kaynak: TCMB, Ticaret Bakanlığı</strong></p>
<p>2023 yılında ihracatçıların %15,7'si destekten yararlanırken, 2026 Eylül itibarıyla bu oran %34,4'e ulaşmış durumda. Başka bir ifadeyle, uygulamanın ilk yılında yaklaşık her altı ihracatçıdan biri sistemden yararlanırken bugün her üç ihracatçıdan birinden fazlası döviz dönüşüm desteğini kullanıyor.</p>
<p>Dolayısıyla artık sınırlı sayıdaki şirketi ilgilendiren bir teşvikten değil, ihracatçıların önemli bir bölümünün finans ve döviz yönetimine dokunan bir uygulama olarak, faydalı olduğu aşikâr.</p>
<p><strong>Yeni uygulama 01 Ekim 2026 itibarıyla devreye alındı</strong></p>
<p>Yeni uygulama ilk bakışta teknik bir düzenleme gibi görünebilir. Ancak yapılan değişikliklerin arkasında önemli bir yaklaşım değişikliği görüyorum. Döviz kazandırmak kadar, o dövizin Türkiye'de ne kadar katma değer yarattığı da önem kazanıyor.</p>
<p><strong>Bir ay döviz almama şartı kalkıyor</strong></p>
<p>Mevcut sistemin ihracatçı açısından önemli sınırlamalarından biri, destekten yararlanan firmanın bir ay boyunca döviz almamayı taahhüt etmesiydi. Özellikle ithal girdisi bulunan, dövizle hammadde alan veya döviz yükümlülükleri taşıyan şirketler açısından bu şart uygulamada önemli bir sorun yaratabiliyordu. 1 Ekim 2026'dan itibaren bu yaklaşım değişti. Artık "bir ay döviz almama" taahhüdü yerine şirketin döviz pozisyonuna bakılacak. Firmaların likit döviz varlıklarının, net satış hasılatı ile toplam aktif büyüklüğünden yüksek olanına oranının %10'u aşmaması gerekecek.</p>
<p>Buradaki likit döviz varlıkları kapsamına kasa, alınan çekler, banka mevduatları, verilen çekler ve ödeme emirleri, diğer hazır değerler, menkul kıymetler ile ortak, iştirak ve bağlı ortaklıklardan alacaklar da dahil edilecek.</p>
<p>Bu değişikliği önemli buluyorum. Çünkü ihracat yapan bir şirketin aynı zamanda döviz satın alması son derece doğal olabilir. İthal girdisi vardır, makine yatırımı yapacaktır, döviz kredisi ödeyecektir veya başka bir döviz yükümlülüğünü yerine getirecektir.</p>
<p>Dolayısıyla, yeni sistem şirketin tek bir işlemine değil, daha çok mali yapısına ve döviz pozisyonuna bakıyor.</p>
<p><strong>Asıl değişiklik katma değer kavramında</strong></p>
<p>Yeni düzenlemenin bana göre en önemli bölümü burada başlıyor. Artık destek kapsamında dönüştürülebilecek ihracat dövizi, firmanın Türkiye'de yarattığı katma değerle sınırlandırılacak. Katma değer hesabının iki temel unsuru bulunuyor:</p>
<p>Katma Değer = Faaliyet kârı + işgücü maliyeti</p>
<p>Bu yaklaşım üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü aynı tutarda ihracat yapan iki şirket artık destek sistemi açısından aynı konumda olmayabilir.</p>
<p>Bir şirket Türkiye'de üretim yapıyor, çalışan istihdam ediyor, faaliyet kârı yaratıyor ve yüksek yerli katma değer üretiyorsa; diğer şirket ağırlıklı olarak ithal ettiği ürünü düşük bir marjla ihraç ediyorsa, bu iki ihracatın Türkiye ekonomisine bıraktığı değer doğal olarak aynı değil. Yeni sistem tam da bu ayrımı görmeye çalışıyor.</p>
<p><strong>Faaliyet kârında hangi mali tablo esas alınacak?</strong></p>
<p>Katma değer hesabında kullanılacak faaliyet kârında vergi beyannamesi kapsamında Gelir İdaresi Başkanlığına bildirilen gelir tablosu belirleyici olacak. Bu konu özellikle bağımsız denetime tabi şirketler açısından önemli. Örneğin, Sermaye artışı, kar dağıtımı gibi konularda bağımsız denetim raporuna bakılıyordu. Ancak, döviz dönüşüm desteği yeni uygulamasında şirketin TFRS veya BOBİ FRS'ye göre hazırlanan ve bağımsız denetimden geçen finansal tablolarındaki faaliyet kârı değil, vergi beyannamesindeki gelir tablosunda yer alan faaliyet kârı dikkate alınacak.</p>
<p>Dönem açısından da dikkat edilmesi gereken bir ayrım var. Yıllık Kurumlar Vergisi beyannamesi veya dördüncü dönem geçici vergi beyannamesi esas alınacak.</p>
<p>Faaliyet kârı negatif olan firmalarda ise hesaplamada faaliyet kârı sıfır kabul edilecek.</p>
<p>Dolayısıyla bağımsız denetime tabi şirketler açısından altını çizmekte fayda var: Döviz dönüşüm desteğinin katma değer hesabında bağımsız denetim finansalları değil, vergi beyannamesindeki mali veriler belirleyici olacak.</p>
<p><strong>İşgücü maliyeti ve muhasebe kayıtları önem kazanıyor</strong></p>
<p>Katma değer hesabının diğer ayağı işgücü maliyeti olarak yukarıda belirtmiştim. TCMB'nin tanımına göre işgücü maliyeti, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında yer alan, işverenlerin çalışanları için yaptıkları maaş/ücret ve prim ödemelerinin 12 aylık toplamı üzerinden hesaplanacak.</p>
<p>Bu nokta muhasebe açısından dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle 720 Direkt İşçilik Giderleri, 730 Genel Üretim Giderleri, 740 Hizmet Üretim Maliyeti ve 750 Araştırma ve Geliştirme Giderleri hesaplarının işleyişi ve bu hesaplarda izlenen personel maliyetleri yeni sistem açısından önem kazanıyor.</p>
<p>Burada önemli olan yalnızca hangi hesabın kullanılmasından ziyade, işgücü maliyetlerinin doğru muhasebeleştirilmesi, doğru sınıflandırılması ve SGK kayıtlarıyla uyumlu olması.</p>
<p>Dolayısıyla döviz dönüşüm desteğini bundan sonra yalnızca hazine veya finans departmanlarının takip ettiği bir teşvik olarak görmek yeterli olmayacak. Muhasebe, bordro, maliyet muhasebesi ve finans ekiplerinin birlikte çalışması gerekecek.</p>
<p><strong>Aktifleştirilen Ar-Ge ve işçilik giderleri ne olacak?</strong></p>
<p>Burada uygulamada açıklığa kavuşturulması gerektiğini düşündüğüm önemli bir teknik konu var. Özellikle aktifleştirilen Ar-Ge harcamaları ile aktifleştirilen işçilik giderlerinin katma değer hesabında nasıl dikkate alınacağı önem taşıyor.</p>
<p>Ar-Ge faaliyetlerinde çalışan personelin maliyetinin bir kısmı dönem gideri olarak kaydedilirken bir kısmı aktifleştirilebilir. Benzer şekilde üretim veya yatırım süreçlerinde bazı işçilik maliyetleri ilgili varlığın maliyetine dahil edilerek bilançoya taşınabilir.</p>
<p>TCMB'nin işgücü maliyetini SGK kayıtlarındaki maaş/ücret ve prim ödemelerinin 12 aylık toplamı üzerinden tanımlaması nedeniyle, aktifleştirilen işçilik giderlerinin katma değer hesabındaki durumunun netleştirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Aynı şekilde bu tutarların faaliyet kârı ile birlikte değerlendirilmesinin herhangi bir mükerrer etki yaratıp yaratmayacağı da uygulamada dikkat edilmesi gereken konulardan biri.</p>
<p>Dolayısıyla 720, 730, 740 ve 750 hesaplarının yanı sıra, bu hesaplardan aktifleştirilen tutarların ve bunların bilanço hesaplarına aktarılma biçiminin de dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Yeni sistem ilk bakışta bir döviz dönüşüm düzenlemesi gibi görünse de konu muhasebe tekniğinin içine kadar giriyor. Belki bir öneride GİB’e yapmakta fayda var, tıpkı amortisman giderlerinin Kurumlar Vergisi beyannamesinde ayrı bir dipnot olarak yazılması gibi, işçilik giderlerinin toplamı içinde bir bölüm açılması bu hesabın TCMB tarafından kontrolünde faydalı olacağı görüşündeyim.</p>
<p><strong>Faaliyet kârı yaratamayan ihracatçı için tedarikçi imkânı</strong></p>
<p>Düzenlemenin bana göre en dikkat çekici yeniliklerinden biri de tedarikçiler açısından getirilen imkân.</p>
<p>Türkiye'de ihracatın tamamı doğrudan üretici tarafından yapılmıyor. Binlerce şirket büyük ihracatçıların üretim zincirinin içinde yer alıyor; üretim yapıyor, istihdam sağlıyor ve katma değer yaratıyor ancak ihracat işlemini başka bir şirket gerçekleştiriyor.</p>
<p>Yeni sistem bunu dikkate alıyor.</p>
<p>Aracı ihracatçı kendi katma değer limitini kullandıktan sonra, kalan ihracat dövizinin dönüşümünü tedarikçisi adına gerçekleştirebilecek ve destek tutarı doğrudan tedarikçinin hesabına aktarılabilecek.</p>
<p>Bu imkân özellikle faaliyet kârı yaratamayan veya faaliyet kârı düşük olduğu için kendi katma değer limiti sınırlı kalan ihracatçılar açısından önemli.</p>
<p>Faaliyet zararı bulunan ihracatçıda faaliyet kârı hesaplamada sıfır kabul ediliyor. Ancak ihracata konu ürünün arkasında üretim yapan, çalışan istihdam eden ve katma değer yaratan bir tedarikçi bulunabilir.</p>
<p>Dolayısıyla ihracatçının kendi bünyesinde kullanamadığı dönüşüm imkânının, ihracata konu mal veya hizmette katma değeri yaratan tedarikçiye yönlendirilmesi mümkün hale geliyor.</p>
<p>Bence yeni sistemin yaklaşımını anlatan iki soru burada ortaya çıkıyor:</p>
<p>İhracatı kim yaptı?</p>
<p>Ve belki daha önemlisi,</p>
<p>Katma değeri kim yarattı?</p>
<p>Yeni düzenleme ikinci soruya daha fazla bakıyor.</p>
<p><strong>Peki, gelelim önemli bir soruya Sadece imalatçı mı? Hayır.</strong></p>
<p>Yeni sistemi yalnızca mal üreten ve ihraç eden şirketler açısından değerlendirmemek gerekiyor.</p>
<p>Döviz kazandırıcı hizmetler de sistemin kapsamında olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum. Üstelik burada da aracı firma ile hizmeti fiilen sunan firma arasındaki ilişki dikkate alınıyor.</p>
<p>Döviz kazandırıcı hizmet sunumuna aracılık eden firmalar ile hizmeti sunan firmalar arasında da aynı süreç işletilebilecek. Örneğin bir acente döviz kazandırıcı hizmete aracılık ederken hizmeti fiilen bir turizm tesisi sunuyorsa, tedarikçi mekanizmasına benzer şekilde destek imkânı hizmeti ve dolayısıyla katma değeri yaratan firmaya kadar ulaşabilecek.</p>
<p>Dolayısıyla yeni düzenlemeyi yalnızca sanayi ve imalat şirketlerini ilgilendiren bir destek olarak okumamak gerekiyor. Turizm başta olmak üzere döviz kazandırıcı hizmet sunan şirketlerin ve bunların aracılık yapılarının da yeni sistemi yakından incelemelerinde fayda var.</p>
<p><strong>100 milyon TL'lik üst sınır</strong></p>
<p>Yeni sistemde bir firmanın bir yıl içerisinde alabileceği toplam döviz dönüşüm desteği 100 milyon TL ile sınırlandırılıyor. 2026'nın son çeyreği uygulamanın ilk limit kullanım dönemi olacağı için, bu dönemde hesaplanan katma değer tutarının ve yıllık destek üst sınırının dörtte biri esas alınacak.</p>
<p>Dolayısıyla ihracatçıların artık yalnızca,</p>
<p>“Ne kadar döviz bozdurabilirim?”</p>
<p>sorusunu değil,</p>
<p>“Bu düzenlemeye göre benim yarattığım katma değer ne kadar?”</p>
<p>sorusunu da sorması gerekiyor.</p>
<p><strong>TCMB neden katma değere yöneliyor?</strong></p>
<p>Yeni düzenlemenin arkasında yalnızca teorik bir yaklaşım yok.</p>
<p>TCMB'nin 2024 ve 2025 yıllarına ait firma düzeyindeki veriler üzerinde yaptığı analizde, katma değerin brüt satışlara oranı yükseldikçe firmaların net döviz satışı/ihracat oranının da yükseldiği görülüyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle, yurt içinde daha yüksek katma değer yaratan ihracatçıların ihracattan elde ettikleri dövizin daha büyük bölümünü net olarak sattıkları gözleniyor.</p>
<p>Daha da dikkat çekici olan, bu ilişkinin bugüne kadar döviz dönüşüm desteğinden hiç yararlanmamış firmalarda daha belirgin olması.</p>
<p>Bunun nedenlerinden biri mevcut sistemdeki “döviz almama taahhüdü” olabilir. Yüksek katma değer yaratan ancak faaliyetleri gereği zaman zaman döviz almak zorunda olan bazı şirketler bu şart nedeniyle destek mekanizmasının dışında kalabiliyordu.</p>
<p>Yeni sistemde bu şartın kaldırılmasıyla söz konusu şirketlerin de kapsama girmesi mümkün olacak.</p>
<p>TCMB'nin yaklaşımı bu noktada oldukça açık: desteğin, ihracat gelirlerinin daha büyük bölümünü Türk lirasına dönüştüren ve aynı zamanda yurt içinde daha yüksek katma değer yaratan şirketlere yönlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Böylece destek kapsamında yapılan döviz satışlarının şirketlerin net döviz satışlarına daha fazla yansıması ve sonuçta TCMB rezervlerine sağlanan katkının daha kalıcı hale gelmesi amaçlanıyor.</p>
<p><strong>İhracatçı şimdi ne yapmalı?</strong></p>
<p>1 Ekim'den itibaren ihracatçıların konuya yalnızca % 3'lük döviz dönüşüm desteği açısından bakmaması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Şirketlerin artık birkaç hesabı birlikte yapması gerekiyor:</p>
<p>1-Döviz pozisyon oranım ne?</p>
<p>2-Vergi beyannamemdeki faaliyet kârım ne kadar?</p>
<p>3- işgücü maliyet hesaplamasında12 aylık işgücü maliyetim ne kadar?</p>
<p>4-İşgücü maliyetlerim muhasebede hangi hesaplarda izleniyor?</p>
<p>5-Aktifleştirdiğim Ar-Ge veya işçilik giderleri var mı?</p>
<p>6-Bu veriler üzerinden hesaplanan katma değerim ne kadar?</p>
<p>7-Kendi limitimi kullanamadığım durumda tedarikçilerim açısından bir imkân bulunuyor mu?</p>
<p>Özellikle grup şirketleri, aracı ihracatçılar, geniş yerli tedarik zinciriyle çalışan şirketler ve döviz kazandırıcı hizmet sunan firmalar açısından sistemin birlikte modellenmesinde fayda var.</p>
<p>Çünkü yeni düzenlemede konu artık yalnızca bir döviz bozdurma işlemi değil. Bilanço, faaliyet kârlılığı, istihdam, muhasebe kayıtları, maliyet yapısı, tedarik zinciri ve nakit yönetimi aynı hesabın içine giriyor.</p>
<p><strong>Yeni sistemin yönü oldukça açık</strong></p>
<p>Döviz dönüşüm desteği, yurt içinde üretim ve istihdam yoluyla daha fazla katma değer yaratan ve aynı zamanda net döviz satma eğilimi yüksek şirketlere doğru yöneliyor.</p>
<p>Böylece yalnızca ihracat dövizinin TL'ye çevrilmesi değil, yapılan dönüşümün TCMB rezervlerine katkısının daha kalıcı olması hedefleniyor. Bence yeni dönemin en önemli mesajı: Türkiye artık ihracatın yalnızca ne kadar olduğuna değil, ihracat yapılırken Türkiye'de ne kadar değer bırakıldığına da daha fazla bakıyor.</p>
<p>İhracat elbette önemli. Ama yüksek katma değerli ihracat çok daha önemli.</p>
<ul>
<li>Blog yazısı linki: https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/blog/tr/main+menu/analizler/doviz_donusum_desteginde_yeni_donem</li>
<li>Resmi gazete linki: https://resmigazete.gov.tr/eskiler/2023/01/20230126-23.htm</li>
<li>Grafikler</li>
</ul>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf3be41e475-1790917604.png" alt="" width="845" height="582" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatciya-doviz-desteginde-yeni-donem-artik-katma-deger-one-cikiyor-88823</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatçıya döviz desteğinde yeni Dönem: Artık katma değer öne çıkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aclik-ve-yoksulluk-siniri-88822</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Açlık ve yoksulluk sınırı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de ekonominin vatandaş açısından nasıl hissedildiğini anlamanın en önemli yollarından biri, aylık gelir ile temel ihtiyaçlar arasındaki ilişkiye bakmaktır. TÜRK-İŞ tarafından açıklanan Eylül 2026 açlık ve yoksulluk sınırı rakamları da bu açıdan oldukça dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Rakamlar yalnızca bir istatistik değil, aynı zamanda milyonlarca insanın günlük yaşamındaki ekonomik gerçekliğin bir göstergesi.</p>
<p>TÜRK-İŞ’in Eylül 2026 araştırmasına göre Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 37 bin 800,92 liraya yükseldi. Bu tutar “açlık sınırı” olarak ifade ediliyor. Gıda harcamasının yanı sıra kira, elektrik, su, yakıt, ulaşım, eğitim, sağlık, giyim ve benzeri zorunlu giderler hesaba katıldığında ise dört kişilik bir ailenin aylık toplam harcama ihtiyacı 123 bin 130 liraya ulaşıyor. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 48 bin 884,82 lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Burada üzerinde özellikle durmamız gereken konu, rakamların ne söylediğidir. Çünkü 37 bin 801 liralık açlık sınırı yalnızca gıda harcamasını ifade ediyor. Bunun içerisinde kira yok, elektrik faturası yok, ulaşım yok, eğitim yok, sağlık giderleri yok. Dolayısıyla bir ailenin yalnızca mutfak ihtiyacını karşılayabilmesi için gereken tutar bile oldukça yüksek bir seviyeye gelmiş durumda.</p>
<p>Daha çarpıcı olan ise yoksulluk sınırının 123 bin lirayı aşmasıdır. Bu rakam, dört kişilik bir ailenin insanca yaşamını sürdürebilmesi için gerekli toplam harcamaların boyutunu gösteriyor. Elbette TÜRK-İŞ araştırması belirli bir yöntem ve Ankara fiyatları üzerinden hazırlanıyor. Dolayısıyla her ailenin gerçek harcaması aynı olmayacaktır. Ancak eğilimi görmek açısından önemli bir gösterge olduğu kanaatindeyim.</p>
<p>Bir başka dikkat çekici nokta ise mutfak enflasyonu. TÜRK-İŞ hesaplamasına göre Eylül ayında aylık gıda enflasyonu yüzde 1,10 olurken, son on iki aylık artış yüzde 35,14 seviyesinde gerçekleşti. Yıllık ortalama artış ise yüzde 39,78 olarak hesaplandı.</p>
<p>Bu rakamlar bize enflasyonla mücadelede yalnızca genel fiyat endekslerine bakmanın yeterli olmadığını da gösteriyor. Vatandaşın cebindeki en önemli harcama kalemlerinden biri gıda. Dolayısıyla mutfaktaki fiyat hareketleri, insanların ekonomiye ilişkin algısını doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Benim açımdan meselenin en önemli tarafı gelirlerin ve giderlerin aynı hızda hareket edip etmediğidir. Bir çalışanın maaşı nominal olarak artabilir. Ancak kira, gıda, ulaşım, enerji ve eğitim giderleri daha hızlı yükseliyorsa, maaş artışının satın alma gücü üzerindeki etkisi sınırlı kalabilir. Bu nedenle ekonomik politikaların başarısını değerlendirirken yalnızca ücret artışlarına değil, reel satın alma gücüne de bakmak gerekiyor.</p>
<p>Özellikle dar ve sabit gelirli kesimler açısından tablo daha da önem kazanıyor. Çünkü yüksek gelirli bir kişinin bütçesinde gıdanın payı ile düşük gelirli bir ailenin bütçesinde gıdanın payı aynı değildir. Gelirin büyük bölümü temel ihtiyaçlara gidiyorsa, fiyatlardaki küçük artışlar bile aile bütçesinde ciddi sonuçlar yaratabilir.</p>
<p>Üstelik 123 bin 130 liralık yoksulluk sınırı bize başka bir gerçeği daha hatırlatıyor: Geçim meselesi yalnızca ücret meselesi değildir. Konut maliyetleri, enerji fiyatları, ulaşım giderleri, eğitim ve sağlık harcamaları da aile bütçesinin önemli parçalarıdır. Dolayısıyla sürdürülebilir refah için sadece ücretleri artırmak değil, temel giderlerin oluşturduğu maliyet baskısını da azaltmak gerekir.</p>
<p>Ağustos ayında açlık sınırı 37 bin 388 lira, yoksulluk sınırı ise 121 bin 786 lira seviyesindeydi. Eylül ayında her iki göstergede de yükseliş yaşandı. Bu durum, fiyat istikrarının neden ekonomik gündemin merkezinde bulunması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.</p>
<p>Bence burada önemli olan, rakamları siyasi veya sosyal tartışmaların ötesinde ekonomik bir veri olarak değerlendirebilmek. Açlık ve yoksulluk sınırı, toplumun belirli kesimlerinin geçim koşullarını anlamak açısından önemli göstergelerdir. Bu verilerin düzenli biçimde izlenmesi, ücret politikalarından sosyal politikalara, konut politikasından gıda arzına kadar birçok alanda karar alıcılara fikir verebilir.</p>
<p>Sonuç olarak TÜRK-İŞ’in Eylül 2026 verileri, Türkiye’de geçim maliyetinin hâlâ önemli bir ekonomik sorun olduğunu gösteriyor. 37 bin 801 liralık açlık sınırı, 123 bin 130 liralık yoksulluk sınırı ve 48 bin 885 liraya yaklaşan bekâr çalışanın yaşam maliyeti, vatandaşın bütçesindeki baskının boyutunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Ekonomide asıl hedef yalnızca enflasyon oranını düşürmek değil, bunun vatandaşın mutfağına, konutuna ve günlük yaşamına yansımasını sağlamaktır. Çünkü ekonominin gerçek başarısı, tablolar ve istatistiklerden önce insanların ay sonunda gelirleriyle temel ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılayabildiğinde görülür. Bana göre bugün üzerinde en fazla durmamız gereken konu da tam olarak budur: <strong>Gelirlerin satın alma gücünü korumak ve geçim maliyetini sürdürülebilir bir seviyeye çekmek.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aclik-ve-yoksulluk-siniri-88822</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Açlık ve yoksulluk sınırı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbuldan-new-yorka-ayni-mesaj-iklim-taahhutlerini-yatirima-donusturmek-zorundayiz-88847</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul’dan New York’a aynı mesaj; İklim taahhütlerini yatırıma dönüştürmek zorundayız!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İklim değişikliğiyle mücadelede artık yeni hedefler açıklamanın ötesine geçmek zorunda olduğumuz tüm tarafların kabulü. Zira bugün dünyanın karşı karşıya olduğu temel soru, ne yapılması gerektiğinden çok, nasıl yapılacağı ve nasıl finanse edileceği. Özellikle gelişmekte olan piyasalar açısından önemli konu sermayeyi doğru alanlara, doğru projelere ve gerçek etki yaratacak yatırımlara yönlendirebilmek.</p>
<p>Bu nedenle sürdürülebilir finansa da artık yalnızca yeni finansal araçlar veya yeni düzenlemeler açısından değil, “sermaye ile dönüşüm arasında kurulacak güçlü bağ” üzerinden bakılması gerekiyor.</p>
<p><strong>Sermaye nasıl harekete geçecek? </strong></p>
<p>Geçtiğimiz haftalarda ERTA ve Principles for Responsible Investment (PRI) iş birliğinde, İstanbul Finans Merkezi’nde Vakıfbank ev sahipliğinde “COP31 Öncesi Sürdürülebilir Finans ve Yatırım Forumu” gerçekleştirdik. Özellikle gelişmekte olan piyasalarda iklim geçişi için sermayeye erişime odaklı toplantının temel mesajı, “finansman açığı”ndan önce “yatırım yapılabilirlik açığı”na odaklanmalıyız.</p>
<p><strong>Yatırım yapılabilir proje yoksa sermaye beklemez </strong></p>
<p>Uzun vadeli sermaye, yalnızca fırsat aramıyor, aynı zamanda öngörülebilirlik, güvenilir bilgi, ölçülebilir sonuç ve uygun risk-getiri dengesi arıyor. Bu yüzden iklim yatırımlarının ölçeklenmesi için “öngörülebilir politikalar”, “yatırım yapılabilir projeler” ve “güvenilir bilgi” birlikte olması gerekiyor.</p>
<p>Özellikle gelişmekte olan ekonomilerde “proje geliştirme kapasitesinin güçlendirilmesi” çok önemli. Son dönemlerde katıldığım tüm toplantıların ortak çıktısı bu. Teknik ve finansal açıdan iyi hazırlanmış, riskleri tanımlanmış, gelir modeli ve dönüşüm etkisi ortaya konulmuş projeler olmadan mevcut sermayeyi harekete geçirmek kolay değil. Aynı zamanda kamu politikaları, kalkınma finansmanı ve özel sermaye de bu noktada birbirini tamamlamalı ve sermayenin dönüşüm yatırımlarına daha etkin biçimde yönelmesi sağlanmalı.</p>
<p><strong>Güvenilir bilgi, sermayenin rotasını belirliyor </strong></p>
<p>Burada “güvenilir bilgi” çok daha büyük ihtiyaç olarak ortaya çıkıyor. Raporlamanın başarısı şirketlerin ne kadar çok bilgi açıkladığı ile değil, bu bilginin yatırım kararlarına ne ölçüde katkı sağladığında ortaya çıkıyor. Yatırımcı artık iklim risklerinin şirketin stratejisini, yatırımlarını, maliyetlerini, finansman ihtiyacını ve uzun vadeli değer yaratma kapasitesini nasıl etkilediğini görmek istiyor. Bu nedenle sürdürülebilirlik bilgisi ile finansal bilgi arasındaki bağ güçlenmek durumunda. Zira “bilgi”, “risk algısı”nı, risk algısı “sermaye maliyeti”ni, sermaye maliyeti ise “yatırım kararı”nı etkiliyor.</p>
<p><strong>Yeşil finansmanın ötesinde: Geçiş finansmanı </strong></p>
<p>İklim dönüşümünün önemli bir diğer boyutu ise “geçiş finansmanı”. Çünkü dönüşüm yalnızca bugün “yeşil” olarak tanımlanan yatırımların finansmanından ibaret değil. Enerji yoğun sektörlerin, sanayinin, ulaştırmanın ve altyapının da dönüşmesi gerekiyor. Bu nedenle güvenilir geçiş planları, ölçülebilir hedefler ve şeffaf ilerleme göstergeleri büyük önem taşıyor.</p>
<p>Kalkınma finansmanı kuruluşları burada yalnızca finansman sağlayan aktörler olarak değil, risk paylaşımını kolaylaştıran ve özel sermayeyi harekete geçiren katalizörler olarak değerlendirilmeli. Kamu kaynakları, kalkınma finansmanı ve özel sermayenin birbirini tamamladığı modelleri daha fazla geliştirmemiz gerekiyor.</p>
<p>Türkiye özellikle sürdürülebilir borçlanma araçları açısından önemli gelişme göstermekle birlikte aynı zamanda piyasanın derinliğine ve likiditesine de odaklanmamız gerekiyor. Daha geniş bir yatırımcı tabanı, ürün çeşitliliği, güçlü bir ikincil piyasa ve uzun vadeli yatırımcıların daha aktif katılımı sürdürülebilir finans piyasalarının gelişimi için önemli.</p>
<p><strong>İstanbul›dan New York’a aynı mesaj</strong></p>
<p>İstanbul’daki Forumun ardından New York Climate Week’teki gelişmeleri de takip etme fırsatı buldum. Farklı platformlarda yapılan tartışmalara baktığımızda ortak bir gündemin giderek güçlendiğini görüyoruz. İklim hedeflerini nasıl gerçek ekonomiye ve gerçek yatırımlara dönüştüreceğiz? COP31’e giderken tartışmayı yalnızca ne kadar finansmana ihtiyacımız olduğu sorusuyla sınırlamamak gerekiyor. Mevcut sermayenin yatırıma dönüşmesini sağlayacak koşulları nasıl oluşturacağımızı artık biliyor olmamız lazım.</p>
<p>Bu süreçte Türkiye’nin önünde önemli bir fırsat var. İklim, enerji, sanayi, finans, teknoloji, ve rekabet gücü. birbirinden bağımsız değil, aynı dönüşüm hikâyesinin parçaları olarak ele almak gerekli.</p>
<p><strong>İklim Uygulama Köprüsü </strong></p>
<p>Özellikle “İklim Uygulama Köprüsü” yaklaşımı da bu nedenle önemli. İklim politikaları ile yatırım süreçlerini birbirinden ayrı düşünmek yerine, politika önceliklerini proje geliştirme, risk paylaşımı ve finansman mekanizmalarıyla buluşturmayı hedefleyen bir yaklaşım, uygulama açığını kapatmak açısından değerli bir zemin oluşturabilir.</p>
<p><strong>Artık ölçü “uygulama” olmalı </strong></p>
<p>İstanbul›daki Forumun ve New York’taki tartışmaların en güçlü mesajı, iklim dönüşümünün yeni sınavı hedef koymak değil, “uygulama kapasitesi”. Taahhütler yol haritasını gösterir, finansman yolu açar, ama dönüşümü gerçekleştiren şey yatırım ve uygulamadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbuldan-new-yorka-ayni-mesaj-iklim-taahhutlerini-yatirima-donusturmek-zorundayiz-88847</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’dan New York’a aynı mesaj; İklim taahhütlerini yatırıma dönüştürmek zorundayız ! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-kez-hedef-finis-cizgisi-degil-cocuklarin-gelecegi-88845</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu kez hedef finiş çizgisi değil, çocukların geleceği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İstanbul Maratonu'nda finiş çizgisi birkaç saat içinde geçilecek, ancak Darüşşa-faka için koşan iş dünyası liderlerinin ortak mesajı net: Bir günlük desteği çocukların geleceğine uzanan kalıcı bir yol arkadaşlığına dönüştürmek.</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf4916cb3f8-1790920982.png" alt="" width="230" height="349" /></strong>İş dünyasının gündeminde büyüme, rekabet, verimlilik, teknoloji ve dönüşüm var. Ancak İstanbul Maratonu’nda iş dünyası liderlerinin önünde farklı bir hedef olacak: Darüşşafaka öğrencilerinin eğitim yolculuğuna destek vermek. Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Güleç’in sözleri, bu koşunun birkaç saatlik bir maratondan çok daha fazlası olduğunu anlatıyor: “İş dünyasının birbirinden kıymetli yöneticilerinin öğrencilerimiz için aynı amaç etrafında buluşması, bizim için çok güçlü bir dayanışma mesajı taşıyor. ‘Söz Konusu Eğitimse Yardıma Koşarız!’ derken aslında tam da bu ortak sorumluluk duygusunu ifade ediyoruz. Çünkü ‘Eğitimde Fırsat Eşitliği’nin yalnızca Darüşşafaka’nın değil, toplumun tüm kesimlerinin sahiplenmesi gereken ortak bir mesele olduğuna inanıyoruz.” Bu dayanışmanın rakamlarla ifade edilebilen bir karşılığı da var. Darüşşafaka, Türkiye’nin farklı illerinden gelen bini aşkın öğrenciye tam burslu, yatılı ve nitelikli eğitim olanağı sağlıyor. Maratonda yaratılan kaynak, öğrencilerin kitap ve kırtasiye başta olmak üzere eğitim ihtiyaçlarına katkıda bulunuyor. Güleç’e göre asıl mesele bunun ötesinde. İş dünyasının liderlerinin öğrenciler için koşması, çocuklara “Hayallerinize inanıyoruz, yolculuğunuzda yanınızdayız” mesajı veriyor. Üstelik bir yöneticinin attığı adım, çalışma arkadaşlarını ve kurumunu da bu hareketin içine çekiyor. Güleç bu nedenle iş dünyasına yalnızca maratonda değil, yılın 365 günü Darüşşafaka’nın yanında olma çağrısı yapıyor. Çünkü eğitime yapılan yatırımın etkisi bir günle sınırlı kalmıyor; öğrenciden ailesine, çalışma hayatından topluma yayılan uzun vadeli bir dönüşüme dönüşüyor. Güleç’in dediği gibi, “Birlikte attığımız her adım, çocuklarımızın hayallerine ve Türkiye’nin aydınlık geleceğine uzanıyor.</p>
<p><strong>Bir maratondan geriye ne kalır?</strong></p>
<p>İstanbul Maratonu birkaç saat içinde bitecek. Kilometreler tamamlanacak, finiş çizgisi geçilecek. Ama Darüşşafaka için koşan iş dünyası liderlerinin hedefi tam da finiş çizgisinden sonra başlıyor. Çünkü eğitimde fırsat eşitliği bir günlük bir sosyal sorumluluk projesi değil. Bir çocuğun önündeki imkân engelini kaldırmak, yıllar sonra bir şirkette, bir laboratuvarda, bir girişimde, belki de başka çocuklara uzanan yeni bir elde karşılığını bulabiliyor. Oğuz Güleç'in iş dünyasına yaptığı çağrı da bu nedenle maratonun ötesine geçiyor: Koşmak önemli. Ama asıl mesele, birlikte atılan adımları uzun soluklu bir yol arkadaşlığına dönüştürebilmek.</p>
<p>ZURİCH YAŞAM VE EMEKLİLİK GENEL MÜDÜRÜ ATİLLA BENLİ</p>
<p><strong><em>"Zamanında uzatılan bir elin etkisinin bir ömür sürebileceğini biliyorum"</em></strong></p>
<p>"Ben Darüşşafaka mezunuyum. Bu nedenle Darüşşafaka için koşmak benim açımdan yalnızca bir sosyal sorumluluk faaliyeti değil, kendi hayatımda gördüğüm iyiliği başka çocuklara taşıma fırsatı. Bazı kurumlar insana sadece eğitim vermez, hayata tutunmayı da öğretir. Darüşşafaka benim için böyle bir yer oldu. Bana sunulan imkan, geleceğe daha güvenle bakmamı ve kendi yolumu çizebilmemi sağladı. Sigortacılıkta insanların yarınlarını güvence altına almak için çalışıyoruz. Burada ise bir çocuğun geleceğine eğitim yoluyla katkı sunuyoruz. Bugün attığımız adımın onun hayatında nasıl bir karşılık bulacağını belki hemen göremeyeceğiz. Ama ben, zamanında uzatılan bir elin etkisinin bir ömür sürebileceğini biliyorum. Darüşşafaka için koşmak benim için tam olarak bunun karşılığı. İş dünyasının sosyal yatırımlarda giderek daha kalıcı bir etki yaratmaya odaklandığını düşünüyorum. Artık yalnızca ne kadar kaynak ayrıldığı değil, yapılan yatırımın nasıl bir değişim yarattığı ve bu etkinin ne kadar sürdürülebilir olduğu önem kazanıyor. Eğitim de bunun en anlamlı alanlarından biri. Bir çocuğa bugün sunulan fırsatın sonucunu hemen göremeyebilirsiniz ancak yıllar sonra onun özgüveninde, başarılarında ve başkalarının hayatına kattıklarında görebilirsiniz. Darüşşafaka, eğitimde fırsat eşitliğinin bir insanın yaşamında neleri değiştirebileceğinin somut bir örneği. Bir çocuğun eğitimine doğru zamanda sunulan imkan, onun geleceğini şekillendiren çok önemli bir başlangıç noktası olabiliyor. Ancak fırsat eşitliği, insanlar ve kurumlar elini taşın altına koyduğunda gerçek anlamda mümkün oluyor."</p>
<p>DHL EXPRESS TÜRKİYE CEO'SU VOLKAN DEMİROĞLU</p>
<p><em><strong>"Bu kez hedef sadece bir mesafeyi tamamlamak değil"</strong></em></p>
<p>"İş dünyasında elbette hedefler, rakamlar ve performans önemli. Ancak başarıyı yalnızca rakamlarla ölçmenin yeterli olmadığına inanıyoruz. Bazen başarı, bir çocuğun hayatına dokunabilmek, onun geleceğine katkı sunabilmek ve ona yalnız olmadığını hissettirebilmek. DHL Express Türkiye olarak yaptığımız her işin özünde 'İnsanları birleştirmek, yaşamları iyileştirmek amacı var. Bugün Darüşşafaka ile aynı amaç doğrultusunda İstanbul Maratonu'nda birlikte koşmak da bu anlayışın bir devamı. Ben de çalışanlarımızla birlikte maratonda koşacak olmanın heyecanını yaşıyorum. Çünkü bu kez hedefimiz sadece bir mesafeyi tamamlamak değil; çocukların geleceğine katkı sağlayacak bir amaca birlikte adım atmak. Düzenli bağışlar elbette çok değerli. Ancak iş dünyasının bu alandaki rolünün bağış yapmakla sınırlı kalmaması gerektiğine inanıyorum.</p>
<p>Özel sektörün kendi bilgi birikimini, uzmanlığını, teknolojisini ve en önemlisi insan kaynağını bu sürecin bir parçası haline getirmesi, yaratılan etkinin daha kalıcı olmasını sağlayabilir. Bence kalıcı katkı tam da burada başlıyor: Yalnızca bir kez destek vermek değil, uzun vadeli iş birlikleri kurmak ve çalışanları da bu sürecin bir parçası haline getirmek."</p>
<p>İŞ GYO GENEL MÜDÜRÜ ÖMER BARLAS ÜLKÜ: </p>
<p><em><strong>Bir şirketin gerçek değeri geride bıraktığı izde</strong></em></p>
<p>"Eğitimi kuruluşundan bu yana öncelikli alanlarından biri olarak gören İş Bankası Grubu'nun bir parçası olarak biz de eğitimin bireylerin ve toplumun geleceğini şekillendiren en önemli unsurlardan biri olduğuna inanıyoruz. Bir çocuğun geleceğine yapılabilecek en değerli yatırımlardan biri ona nitelikli bir eğitim imkanı sunmaktır. Darüşşafaka, 1863'ten bu yana eğitimde fırsat eşitliği misyonuyla binlerce çocuğun hayatına dokunuyor. Çocukların potansiyellerini keşfetmelerine ve hayallerine ulaşmalarına imkân sağlıyor. Bu köklü misyon, bizim de bu organizasyona katılmamızda önemli bir etken oldu. İş GYO olarak uzun vadeli değer yaratmayı önemsiyoruz. Çalışma arkadaşlarımızla birlikte maratonda atacağımız her adımın çocukların eğitim yolculuğuna katkı sağlayacak olması bu koşuyu bizim için çok daha anlamlı kılıyor. Attığımız her adımın, daha fazla çocuğun geleceğe umutla bakmasına katkı sağlamasını diliyoruz. Şirketlerin topluma bıraktığı değer sadece ekonomik büyüklükle değil, faaliyet gösterdiği çevreye, insanların yaşamına ve gelecek nesillere sağladığı kalıcı faydayla ölçülmelidir. Bir şirket için karlılık, büyüme, istihdam gibi terimler tabii ki çok önemli ancak asıl mesele, şirketin bu değerleri üretirken topluma nasıl bir katkı sunduğu ve geride nasıl bir iz bıraktığıdır."</p>
<p>BCG YÖNETİCİ ORTAĞI VE TÜRKİYE OFİSİ LİDERİ EMİR PANDIR:</p>
<p><strong>Bugünün çocuklarına yatırım yapmayan bir ülke inovasyon ve dönüşüm gücünü kaybeder</strong></p>
<p>"Darüşşafaka, 160 yılı aşkın köklü geçmişiyle annesi veya babası hayatta olmayan, imkânı kısıtlı ama potansiyeli yüksek çocuklarımıza dünya standartlarında bir gelecek sunuyor.</p>
<p>Bunu yaparken düzenli olarak yayımladığı Entegre Raporu ve kurumsal yönetim derecelendirmelerindeki yüksek başarısı somut etki yaratma konusundaki örnek duruşunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu şekilde sadece bir öğrencinin değil, onun dokunduğu çevrenin ve geleceğin toplumunun yaşamını değiştiren katlanarak artan bir sosyal değere dönüşüyor.</p>
<p>Bu nedenle koşuda attığımız her adımın ve toplayacağımız her desteğin, böyle köklü bir çatı altında doğrudan çocuklarımızın nitelikli eğitimine ve potansiyeline ulaşmasına hizmet edeceğini bilmek en büyük motivasyonum. Koşarken sadece kilometreleri geride bırakmıyoruz; çocuklarımızın aydınlık geleceğine doğru hep birlikte adım atmış oluyoruz.</p>
<p>Bugünün çocuklarına, yani yarının yeteneklerine yatırım yapmayan bir ülke, inovasyon ve dönüşüm gücünü kaybeder. Eleştirel düşünen, problem çözen ve teknoloji üreten nesiller yetiştiremeyen toplumlar, küresel değer zincirinde oyun kurucu olmak yerine takipçi konumuna düşer. Buna ek olarak geleceğin iş dünyasının gerektirdiği yeni nesil yetkinliklerle donatılmamış bir iş gücü, verimlilik ve küresel rekabetçilik kaybına yol açar. Üstelik eğitimde fırsat eşitliği sağlanmadığında, ülkenin en değerli kaynağı olan insan potansiyeli gerçek değerine ulaşamaz ve toplumsal kalkınma kapsayıcı bir nitelik kazanamaz. Bugün çocukların nitelikli eğitime erişimine yapılan her yatırım, sosyal bir sorumluluk olmanın ötesinde bir ülkenin geleceğini garanti altına alan en stratejik karardır."</p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ba372a;">__________________________________________________________________________</span></p>
<p><span style="color: #2dc26b;">İstanbul'u iki kıta arasında buluşturan Türkiye İş Bankası 48. İstanbul Maratonu, 1 Kasım'da binlerce koşucuyu spor ve iyilik etrafında bir araya getirecek. Darüşşafaka Cemiyeti de "Söz Konusu Eğitimse, Yardıma Koşarız!" çağrısıyla maratonda, annesi veya babası hayatta olmayan, maddi olanakları yetersiz, başarılı öğrencilerin eğitimine destek olmak için koşacak. Bu anlamlı dayanışmaya iş dünyasının önde gelen isimleri de katılarak Darüşşafaka öğrencilerinin geleceği için adımlarını eğitime dönüştürecek. Darüşşafaka için koşmak isteyen katılımcılar, İyilik Peşinde Koş platformu üzerinden "Darüşşafaka - Söz Konusu Eğitimse, Yardıma Koşarız!" kampanyasına katılabilecek.</span></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-kez-hedef-finis-cizgisi-degil-cocuklarin-gelecegi-88845</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu kez hedef finiş çizgisi değil, çocukların geleceği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uyari-canak-comlek-patlamadan-gelmeli-88821</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uyarı çanak çömlek patlamadan gelmeli!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye piyasasında yaşananların ardından, “erken uyarı sistemi”nin kurulması gündemin ön sıralarına çıktı. Böyle bir sistem kurulacaksa, bence asıl bakılması gereken yer New York yani Wall Street.</p>
<p>Çünkü New York Borsası’nda mantık, olay gerçekleştikten sonra soruşturma başlatmak değil. Piyasa sürekli taranıyor. Sistemler fiyatı, işlem hacmini, emirleri, iptalleri ve emir defterindeki değişimleri izliyor.</p>
<p>Bir şirketin saat 14.00’te piyasayı ciddi biçimde etkileyebilecek bir açıklama yapacağını düşünelim. Saat 13.42’de bir hesap, hissenin normal işlem hacminin çok üzerinde alıma başlıyor. Fiyat hareketleniyor. Sistem burada “suç işlendi” demiyor. “Bu hareket normal değil, bakılması gerekiyor” diye alarm üretiyor.</p>
<p>Hangi hesap ne zaman emir verdi? Hangi emir gerçekleşti, hangisi iptal edildi? Aynı kişilerle bağlantılı başka hesaplar var mı? Pozisyon açıklamadan hemen önce mi alındı? Açıklamanın ardından satılıp kazanç sağlandı mı?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf39ef5e2c2-1790917103.png" alt="" width="444" height="225" />Bizde ise süreç çoğu zaman burada tıkanıyor. Bir hissede olağandışı fiyat veya işlem hareketi görülüyor. Şirkete soruluyor. Şirket KAP’a, “Kamuya açıklanmamış özel bir durum bulunmamaktadır” açıklaması gönderiyor.</p>
<p>Ama sonra gariplikler yine devam ediyor.</p>
<p>Fiyat hareketi sürüyor, işlem hacmi yüksek kalıyor, başka hesaplardan işlemler geliyor. Buna rağmen alarmın ardından takip sürmüyor.</p>
<p>Oysa şirketin böyle bir açıklama yapması, hissedeki olağandışı hareketin nedenini açıklamıyor. Sadece kamuya açıklanmamış bir özel durum olmadığını söylüyor. Acaba doğru mu söylüyor? Hissesinde gerçekten ne olduğu bilmiyor mu?</p>
<p>Peki hisse neden hareket etti? Kim aldı, kim sattı? Emirler neden verildi ve neden iptal edildi? Bağlantılı hesaplarda ne oldu?</p>
<p>Daha önemlisi, şirketin açıklamasından sonra olağandışı hareket devam ediyorsa sistem neden ikinci kez alarm üretmiyor?</p>
<p>Erken uyarı, şirkete bir kez soru sorup cevabı KAP’a koymak olmamalı. Şirket “Bende kamuya açıklanacak bir şey yok” diyebilir. Peki piyasa başka bir şey söylüyorsa?</p>
<p>Fiyat, hacim ve hesap hareketleri izlenmeli.</p>
<p>İyi bir erken uyarı sistemi, “Suç var mı?” sorusundan önce “Burada neden olağandışı bir hareket var?” diye sorar.</p>
<p>Çünkü bazen çanak çömlek kırılmadan önce çıkan ses, asıl uyarıdır.</p>
<p>Sermaye piyasasının ihtiyacı olay olduktan sonra suçluyu arayan sistem değil, olay büyümeden alarm veren sistem.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uyari-canak-comlek-patlamadan-gelmeli-88821</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uyarı çanak çömlek patlamadan gelmeli! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/parlayan-her-sey-altin-degildir-88820</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Parlayan her şey altın değildir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Finans piyasalarında yüksek getiri vaadi ne kadar cazip görünürse, arkasındaki risk de o ölçüde büyüyor. Ekonomide mucize olmadığını, riskin getiriden daha hızlı arttığını ve tehlikenin çoğu zaman parlak görünen getirinin arkasına saklandığını hatırlatan dört temel ilke, yatırım kararlarında gözden kaçırılmaması gereken bir çerçeve sunuyor.</strong></p>
<p>Shakespeare “Venedik Taciri” adlı eserinde başlıktaki sözü yazdıktan bu yana 430 sene geçti. Demek o zamanlar reklamı yapılan her şey göründüğü kadar değerli değilmiş. Peki bugün durum ne? O günden bugüne ne değişti? Parlayan şeyler daha da arttı ve altınlar (yani değerli şeyler) daha da azaldı. Yapay zekâ ve sosyal medya sağ olsun artık her şey daha parlak ama pek çok şey değerli değil.</p>
<p>Yaşadığımız çağa gerçek ötesi (post truth) çağ diyenler var. Öyle diyorlar çünkü hem teknoloji sayesinde her şeyi olduğundan daha “parlak” gösterebiliyoruz hem de gelişen nörobilim sayesinde insan zihninin nasıl ve hangi yöntemlerle yönlendirilebileceğini çok daha iyi biliyoruz. Bu iki faktör yetmiyormuş gibi, bir de yanlış/yetersiz, kalitesiz bilgi sorunu var. MİT’nin araştırmasına göre internette gördüğümüz bilgi cümlelerinin yüzde 70’i yanlış. Ayrıca yanlış bilgi doğru bilgiden 6 kat daha hızlı yayılıyor.</p>
<p>Yani çağımızın temel bir özelliği bilgi kirliliğinin çok fazla olması. O halde sosyal medyadan veya arkadaşlarımızdan kulağımıza gelen bilgi parçacıklarına pek o kadar güvenmemek lazım. Özellikle de finansal piyasalarda yatırım yaparken, yani paramızı riske atarken. Unutmayalım ki tarihteki ve yakın geçmişteki istisnasız bütün finansal balonların temelinde bilgi kirliliği vardır. Genellikle finansal balonlar bir yatırım aracının gerçek değerinin üzerinde piyasaya çıkmasıyla başlar ve gerçek değer ortaya çıktığında da balon patlar. Yani bu iş tamamen bir bilgi/eksik bilgi sorunudur.</p>
<p>Madem çağımızın karakteri bu kadar aldatıcı, bilgi kirliliği bu kadar fazla, o halde finans sektöründe nasıl karar vereceğiz? Karar için gerekli bilgiyi nasıl üreteceğiz? Hisse senedini aldığımız şirketin gerçek değerini, tahvilini aldığımız holdingin mali gücünü uzman değilsek nasıl bilebiliriz? Bilmiyorsak, nasıl yatırım yapabiliriz? Eğer yatırım yaptığım finansal aracın gerçek değerini bilmiyorsam, ben aşağıdaki dört kuralı hatırımdan çıkarmıyorum. Tabii ki bunlar yatırım tavsiyesi değildir. Benim kendime hatırlattığım ilkelerdir.</p>
<p><strong>- Birinci kural:</strong> <strong>Ne kadar getiri varsa, o kadar risk vardır</strong></p>
<p>Eğer yatırım yapılan finansal araç benzerlerinden daha çok kazandırıyorsa, benzerlerinden daha risklidir. Kesin midir bu kural, istisnası yok mudur? Kesindir. Getiri demek risk demektir. Ekonomide asla kaybetme ihtimali olmayan ve kazanacağı kesin olan bir yatırım yapamazsınız. Eğer bir başkası kaybetme riskini üstleniyor ve size gelir garantisi veriyorsa, -örneğin bankaların riski üstlenip, mevduat getirisini garanti etmeleri gibi- size sınırlı bir getiri verecektir. Getiriyi artırmak istiyorsanız, risk de artacaktır.</p>
<p><strong>- İkinci kural:</strong> <strong>Risk her zaman getiriden daha hızlı büyür</strong></p>
<p>Eğer bir finansal araç benzerlerinden daha fazla getiriye sahipse, riski benzerlerinden çok daha fazladır. Eğer getiri biraz daha yükselirse, risk katlanarak yükseliyor demektir. Teknik olarak şöyle diyebiliriz: Getiri aritmetik bir hızla artıyorsa, risk geometrik bir hızla artmaktadır.</p>
<p><strong>- Üçüncü kural:</strong> <strong>Ekonomide ve finansta mucize yoktur</strong></p>
<p>Normalde beş yılda iki katına çıkan milli gelirler, hem hızla büyüyen hem cari açığını küçülten ekonomiler, yüzde 30 enflasyon varken, yüzde 300 kazandıran finans araçları olmaz. Ekonomi mucizelerin yeri değildir.</p>
<p>Gerçekten hiç mucize olmaz mı ekonomide? Belki teknoloji çok hızlı gelişmiştir, belki yapay zeka gibi bir devrim gerçekleşmiştir, belki ekonomik konjonktür çok büyük fırsatlar yaratmıştır? Belki risksiz getiri imkânı oluşmuştur?</p>
<p>Hayır, öncelikle bu tür fırsatların getirisi bir iki aya, yıla değil nesillerle ölçülen uzunluktaki sürelere yayılır. Ayrıca eğer gerçekten bir mucize olmuş, kısa sürede çok büyük getiri sağlayacak bir fırsat doğmuşsa, onu bilenler başkasına kesinlikle söylemeyecektir.</p>
<p><strong>- Dördüncü kural: Getiri her zaman en pırıltılı elbiseyi giyer; risk ise görünmezdir.</strong></p>
<p>Herkes getiriden bahseder ama kimse risklerden bahsetmez. Riski fark etmek, görünmese de orada olduğunu hatırlamak yatırım yapanın sorumluluğundadır, çünkü normalde kazanç da kayıp da ona aittir.</p>
<p>Biyologların, zoologların çok iyi bildiği bir gerçek vardır: Bir bitki ya da hayvan ne kadar canlı renklere sahipse, tehlikeli olma ihtimali o kadar artar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/parlayan-her-sey-altin-degildir-88820</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Parlayan her şey altın değildir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-soklarindan-yapay-zeka-kirilganligina-tahvil-piyasalari-88819</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji şoklarından yapay zekâ kırılganlığına tahvil piyasaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel ekonomide enerji şoku, jeopolitik gerilim, yüksek kamu borçları ve yapay zekâ kaynaklı belirsizlikler tahvil piyasalarındaki kırılganlığı artırırken, uzun vadeli faizlerdeki yükseliş politika yapıcıların önündeki riskleri büyütüyor. Avrupa ve İngiltere merkez bankalarının uyarıları, tahvil piyasalarının ekonomik ve finansal riskleri yeniden fiyatladığına işaret ediyor.</strong></p>
<p>Avrupa Merkez Bankası (AMB) Başkanı Christine Lagarde, 28 Eylül 2026 tarihinde, Brüksel’de Avrupa Parlamentosu Ekonomik ve Parasal İşler Komitesi oturumundaki konuşmasında; 10 Eylül 2026 tarihinde gerçekleşen AMB toplantısında alınan 25 baz puanlık faiz artışının gerekçesini açıklarken;</p>
<p>Enerji şoklarıyla karşılaşıldığında AMB’nin izlediği stratejinin son derece net olduğunu, enerji fiyatlarının kendisine tepki vermediklerini, ancak yüksek enerji fiyatlarının enflasyona yerleşme riski taşıdığını gördüklerinde harekete geçtiklerini söyledi. Bu riskleri, "üç temel kritere" dayanan kapsamlı bir değerlendirme süreciyle ele aldıklarını belirtti.</p>
<p>Lagarde’ın net bir şekilde belirttiği üzere, AMB ilk olarak enflasyon görünümüne bakıyor. Burada incelenen hususlar: bankanın enflasyon tahminleri ve buna ilişkin riskler. İkincisi, temel enflasyon dinamikleri. Lagarde’nin temel enflasyon dinamiklerinin, içinden geçtiğimiz süreçte yüksek enerji fiyatları ve söz konusu yüksek enerji fiyatlarının fiyatlara ve ücretlere nasıl yansıdığıyla ilgili olduğunu anlıyoruz. Üçüncüsü ise AMB’nin para politikasının borçlanma maliyetlerine ve ekonomik büyümeye olan aktarımı. </p>
<p><strong>Lagarde konuşmasında, bu üç kritere baktıklarında; ileride daha yüksek enflasyon gördüklerini, ancak bu enflasyonun henüz kalıcı ya da kendi tabiriyle ‘gömülü’ hale geldiğine dair bir işaret almadıklarını söyledi.</strong>  Enflasyon görünümünün, yüksek enerji fiyatları nedeniyle 2027 ve 2028'de birkaç ay önce beklenenden daha yüksek olacağını, ancak bu aşamada enerji fiyatlarının daha yüksek ücretleri beslediğine dair kanıt görmediklerini de belirtti.</p>
<p><strong>Uzun vadeli faiz oranlarına da değinerek, Eylül toplantısından bu yana uzun vadeli faiz oranlarında artışın önemli olduğunu, bunun da büyümeyi yavaşlatacağını söyledi. </strong></p>
<p>Kendi adıma, ekonomilerin temel sorunu olan yüksek bono ve tahvil faizlerine değinmesini daha fazla beklerdim, ancak uzun dönemli tahvillerdeki yüksek faizin temel nedenlerinden birinin zaten yüksek enflasyon kaygısı olduğunu ve tahvil ve bono piyasasının ABD-İran savaşının en başından bu yana ekonomik endişeleri en doğru fiyatlayan piyasa olduğunu hep söyledik. <strong>Bu cephede fazla yeni bir şey yok. </strong></p>
<p>İngiltere Merkez Bankası’nın 25 Eylül 2026 tarihli Finansal Politika Komitesi Toplantı tutanağında belirtilen; <strong>Orta Doğu'daki çatışmaların yeniden tırmanmasının, bir dizi gelişmiş ekonomide büyüme ve faiz oranlarının seyri konusundaki belirsizliği yeniden artırdığına, böylece devlet borç piyasaları, riskli varlık değerlemeleri ve riskli kredi piyasalarındaki kırılganlıkların eşzamanlı olarak somutlaşması riskini yeniden yoğunlaştırdığına</strong> yönelik söylenenler önemli görünüyor.</p>
<p>Aynı tutanakta, yapay zekâ (YZ) bağlantılı tahvil ihraçlarındaki hızlı artışın sermaye piyasalarının YZ alanındaki gelişmelere maruziyetini genişlettiğine, sınır teknolojisi niteliğindeki YZ alanında yakın zamanda yaşanan gelişmelerin ise <strong>YZ geliştirme hızına ve siber ve operasyonel riskler dahil olmak üzere bununla ilişkili kırılganlıklara olan ilgiyi artırdığına ilişkin hususlar bence dikkat çekici. </strong></p>
<p><strong>Komite, ayrıca giderek yoğunlaşan ve birbirine bağlı bu risklerin zamanında ve dikkatli bir şekilde yönetilmesinin önemini de vurguluyor. </strong></p>
<p><strong>Kendi gündem yoğunluğumuzdan dolayı, küresel ölçekteki bu yeni riskleri hem pek konuşamıyoruz hem de bu tür risklere karşı ne kadar duyarlı olduğumuzu tam olarak bilemiyoruz. </strong></p>
<p>Türkiye’de konu Merkez Bankası’nın yılsonuna kadar politika faizini nereye kadar indireceği ya da indirip indiremeyeceği üzerinden dönerken, örneğin <strong>Merkez Bankamız tarafından, küresel tahvil faizlerindeki yükselişin içeriye yansımalarının neler olabileceğine ya da finansal sistemimizin, tahvil getirilerindeki bu artışlara ve yaşanan Fonzi Skandalı’na karşı ne kadar dirençli durduğuna; bütün bunların yanında özellikle yabancı para cinsinden yüksek borçluluğa sahip finansal kesim dışındaki kesimlerin risklerinin irdelendiği çalışmalara ve konulara rastlamıyoruz. </strong></p>
<p><strong>Merkezin Güncesi’ni daha işlevsel kılmak gerekiyor bence. </strong></p>
<p><strong>Yeniden rekor üstüne rekor kıran tahvil faizlerine geri döndüğümüzde, İngiltere Merkez Bankası’nın Finansal Politika Komitesi Toplantı tutanağında;</strong></p>
<p><strong>Özellikle, çatışmaların yeniden tırmanması ve buna bağlı olarak petrol, doğal gaz ve rafine ürün fiyatlarında yaşanan artışların, küresel ekonomiye daha uzun süreli bir negatif arz şoku yaratığına,</strong> bu durumun, bir dizi gelişmiş ekonomide devlet tahvil getirilerinin 2008'den bu yana görülmemiş seviyelere yükselmesine ve bu seviyelerde kalmasına katkıda bulunduğuna vurgu yapılmış.</p>
<p>İngiltere Merkez Bankası, tahvil faizlerindeki yükselişin bir diğer nedeninin de yapay zekâ bağlantılı kazançların ve sermaye harcamalarındaki artışın sürdürülebilirliğine ilişkin endişelerin piyasa algısını etkilemiş olabileceğini belirtirken, <strong>özellikle yapay zekâ geliştirme veya benimsenme hızına ilişkin endişeleri yansıtan, kazanç beklentilerine yönelik daha önemli bir şok yaşanması durumunda, daha sert bir düzeltme riskinin varlığını koruduğuna da dikkat çekiyor. </strong><br />Lagarde da, yukarıda bahsi geçen konuşmasında, yapay zekânın dönüştürücü bir güç olduğunu, tüm ekonomide üretim süreçlerini, iş modellerini ve yapıları yeniden şekillendirebileceğine dikkat çekmiş, ancak genel makroekonomik etkisinin belirsiz olduğunu, yapay zekânın etkisinin, ekonominin hem talep hem de arz yönlerini kapsayan, birbiriyle bağlantılı çeşitli kanallar aracılığıyla işleyeceğini ve zaman içinde ortaya çıkacağını belirtmişti.</p>
<p><strong>Enflasyon görünümü açısından ele alındığında ise, yapay zekânın firmaların daha fazla üretim yapmasına yardımcı olma potansiyeli olduğunu ve zamanla daha yüksek verimlilikle maliyetleri düşürebileceğini; diğer tüm koşullar sabit kaldığında, bu durumun uzun vadede enflasyonist baskıları azaltmasının beklenebileceğini; ancak bu etkinin boyutunun ve hızının ekonomideki benimsenme düzeyine bağlı olacağına dikkat çekmişti. </strong></p>
<p>Konu Avrupa olduğunda, teknolojilerinin hâlâ Çin ve Amerika’nın çok gerisinde olduğunu, küresel ölçekte yapay zekâ üreten olmaktan ziyade üretileni kullanan bir yapıda olduklarını, yaşlı nüfusun teknolojik gelişmeleri takip etmekteki zorluğunu da dikkate almakta fayda var.</p>
<p><strong>Elbette yukarıda saydıklarım tahvil faizlerindeki yükselişin iki temel nedeni değil.</strong> Başka birçok farklı neden sayabiliriz. Örneğin, ülkelerin yüksek borçlu yapıları, geleceğe ilişkin belirsizlik nedeniyle oluşan vade primi talebi gibi etmenleri de faiz yükselişinin nedenleri arasında sayabiliriz.</p>
<p><strong>Ülkelerin kendi iç işleyişlerinden kaynaklanan sorunlar da tahvil faizlerindeki artışı tetikliyor. Ancak esas tetikleyenin Amerikan uzun vadeli tahvillerindeki faizlerin yükselişi olduğunu da görmek lazım bence. </strong></p>
<p>Bütün bunlar bir gerçeklik olarak ortada dururken, en çok konuşulan konulardan birisi de acaba uzun dönemli tahvil faizlerinin yükselmesine sebep olan <strong>‘Tahvil Bekçileri’</strong> mi sorusu sanırım.</p>
<p><strong>"Tahvil Bekçileri (Bond Vigilantes)"</strong> terimi 1980'lerin başında (1983) Yardeni Research'in Baş Yatırım Stratejisti Dr. Edward Yardeni tarafından literatüre kazandırıldı. <strong>"Tahvil Bekçileri"</strong>, hükümetlerin sürdürülemez veya enflasyonist buldukları para veya maliye politikalarını protesto etmek amacıyla büyük miktarlarda devlet tahvili satan kurumsal yatırımcıları tanımlayan bir finansal terim.</p>
<p>Toplu satışlar nedeniyle tahvil fiyatları düştüğünde, tahvil <strong>faizleri/getirileri (yields)</strong> (yani devletin borçlanmak için ödemek zorunda olduğu faiz oranı) hızla yükselir. Bu yatırımcılar, borçlanma maliyetlerini yukarı çekerek siyasetçileri harcamaları kısmaya veya enflasyonist politikalardan vazgeçmeye zorlayarak adeta hükümetleri <strong>"cezalandırır"</strong>. <strong>Yardeni şöyle demişti: "Mali ve parasal otoriteler ekonomiyi disipline etmezse, tahvil yatırımcıları eder."</strong></p>
<p>1993 sonlarında ABD'de kamu harcamalarına ilişkin endişeler arttığında, 10 yıllık ABD Hazine tahvili getirileri tahvil sahiplerinin satışı sonucu yüzde 5,2'den yüzde 8'in üzerine çıkmıştı. Bu durum Başkan Bill Clinton'ı bütçe açığını azaltmaya odaklanmaya zorladı. Benzer şekilde, 2022 yılında İngiltere’de mini bütçe krizi yaşanmıştı. Dönemin İngiltere Başbakanı Liz Truss, kaynağı açıklanmamış vergi indirimleri teklif ettiğinde, yatırımcılar İngiliz devlet tahvillerini (gilt) hızla satmıştı. Tahvil faizleri fırlamış, emeklilik fonları iflasın eşiğine gelmiş ve hükümet bu politikayı geri çekip istifa etmek zorunda kalmıştı.</p>
<p>Tahvil faizlerinin soluksuz yükselişinin ardında acaba piyasanın politika yapıcıları terbiye etmesi mi var sorusunun cevabını zaman içinde göreceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-soklarindan-yapay-zeka-kirilganligina-tahvil-piyasalari-88819</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/9/1280x720/78-1790916771.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji şoklarından yapay zekâ kırılganlığına tahvil piyasaları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-hali-88818</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara hâli…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ankara’da siyaset kulisleri, Mansur Yavaş ve Cemil Tugay’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la peş peşe yaptığı görüşmelerle yeniden hareketlendi. Muhalefet cephesinde belediye başkanlarının siyasi pozisyonları tartışılırken, CHP ve Yeni Parti’nin önündeki tabloya ilişkin soru işaretleri de büyüyor.</strong></p>
<p>Hatırlayacaksınız bir süre önce Yeni Parti Genel Başkanı Özel, T24’e verdiği röportajda, “İnsan anlıyor ki Ekrem Başkan aday olmasın diye her şeyi yapacaklar. Şu an kendisi (Mansur Yavaş) aday olmayı düşünürse hem bizim için hem de millet için çok önemli bir seçenek” demişti.</p>
<p>Özel, “Ancak kimseyi kimsenin yedeği ilan etmiyoruz” vurgusunu da yapmıştı.</p>
<p>Mansur Yavaş’ın “mutlak butlan” kararından bu yana izlediği tutumun da “son derece tutarlı” olduğunu ifade eden Özel, “Bizim kendisiyle aramızda bu anlamda bir çelişki yok” açıklaması yapmıştı.</p>
<p>Bir süre sonra hem CHP’liler hem Yeni Partililer şaşkınlık içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Mansur Yavaş’ın birlikte çektirdikleri fotoğrafa bakıyorlardı.</p>
<p>Kulislere göre Mansur Yavaş Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesinde, “devletimin emrindeyim” demişti. O günden bugüne Mansur Yavaş‘ın yapılacak bir seçimde CHP ya da Yeni Parti’den cumhurbaşkanı adayı olmayacağı kesinlik kazanmış gibi…</p>
<p>Öte yandan aynı röportajda Özel, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın CHP’den istifa etmesi ama Yeni Parti’de de yer almamasına ilişkin, “Cemil Bey butlana tepki olarak istifa etti. Bir an önce partileşmek lazım dedi. Kendisi AK Parti'ye geçeceği iddialarını kesin bir dille reddetti. Böyle bir şey hayata geçecek olursa İzmir'dekilerin yüzüne nasıl bakacak, bizim yüzümüze, ailesine nasıl bakacak” cümlelerini kurmuştu.</p>
<p>Bu kez gündemde Tugay ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birlikte çektirdikleri fotoğraf var.</p>
<p>O da yaptığı açıklamada tıpkı Yavaş’ın kurduğu cümleler gibi, “Sayın Cumhurbaşkanımıza, İzmir’imizin gündemindeki önemli konular ile kentimizin geleceğine yönelik projelerimiz hakkında bilgi arz ettik.” dedi.</p>
<p>Niyeyse CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanlarının Cumhurbaşkanı’na kentleri hakkında bilgi verecekleri tutmuştu.</p>
<p>Sanırım “bilgi verme randevusu” alamayan Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ise gözaltına alındı.</p>
<p>Artık anlaşılıyor ki muhalefetin elinde dişe dokunur bir büyükşehir kalmayacak. Yarın, öbür gün Üsküdar’da yaşananlar İBB’de de yaşanırsa kimseye sürpriz olmayacak.</p>
<p>Peki, bu durumda CHP ve Yeni Parti ne yapıyor derseniz, durum şöyle özetlenebilir: CHP, ilçe il kongrelerini ne zaman nasıl yapacağını tartışıyor. Yeni Parti daha çok fon skandalına eğilmiş vaziyette… Fakat ilginç olan Ankara’daki dedikodulara göre Yeni Parti fon skandalını bir pazarlık unsuru olarak kullanmak istiyormuş. Ben hiç ihtimal vermiyorum ama aynı dedikodulara göre pazarlık bazı belediye başkanlarının serbest bırakılması ya da Yargıtay’da butlan kararının bozulması karşılığında, skandala karışan isimleri açıklamamak üzerinden dönüyormuş.</p>
<p>Ankara burası dedikodusu da bitmez pazarlığı da…</p>
<p>Misal, fon skandalına ismi karıştığı ayan beyan ortada olan isimlerle, ismi ortaya çıkmasın diye uğraşanların birbirleri hakkında söyledikleri/söylettirdiklerine bakın.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-hali-88818</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara hâli… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kismi-sureli-calisma-modeli-88817</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kısmi süreli çalışma modeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kısmi süreli çalışma, işçinin haftalık çalışma süresinin emsal tam süreli işçiye göre daha kısa belirlendiği çalışma biçimidir. </p>
<p>4857 sayılı İş Kanunu’nun “Kısmi süreli ve tam süreli iş sözleşmesi” başlıklı 13’üncü maddesi uyarınca kısmi süreli iş sözleşmesi, işçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda kurulan sözleşmeyi ifade etmektedir.</p>
<p>Önemli ölçüde az kriteri, iş yerinde belirlenen haftalık normal çalışma süresinin en fazla 2/3’sini ifade etmektedir. </p>
<p>Kısmi süreli çalışanlar, yalnızca çalışma biçimleri nedeniyle tam süreli çalışanlara göre farklı işleme tabi tutulmamalıdır. İşverenin, eşit davranma ilkesine uygun davranması ve kısmi süreli çalışanların sosyal ve çalışmaya bağlı haklardan yararlanmasını sağlaması esastır.</p>
<p>Bununla birlikte çalışma süresine bağlı ve bölünebilir nitelikteki menfaatler orantılı olarak sağlanabilir. Örneğin, yemek yardımı gibi menfaatlerde çalışma gününe göre hesaplama yapılması mümkündür. Ancak servis veya kreş sağlama gibi bölünemeyen menfaatlerden kısmi süreli çalışanların da tam süreli çalışanlar gibi yararlanması gerekir.</p>
<p>İş Kanunu uyarınca haftalık çalışma süresi en fazla 45 saattir. Kısmi süreli çalışma ise iş yerindeki emsal tam süreli çalışmanın haftalık normal çalışma süresinin üçte ikisine kadar olan çalışma olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p>Buna göre haftalık 45 saat çalışılan bir iş yerinde kısmi süreli çalışanın haftalık çalışma süresi en fazla 30 saat, haftalık 40 saat çalışılan bir iş yerinde ise en fazla 26 saat 40 dakika olabilecektir.</p>
<p>Kısmi süreli çalışanlara fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma yaptırılmaması esastır. Bu nedenle iş sözleşmesinde belirlenen çalışma süresinin üzerinde çalışma yaptırılmaması gerekir.</p>
<p>Kısmi süreli çalışanlar yıllık ücretli izin hakkı bakımından tam süreli çalışanlarla aynı esaslara tabidir. Kısmi süreli çalışanın kıdem süresinin 1 yıl olması halinde, kısmi süreli çalışan da yıllık ücretli izne hak kazanır. Kısmi süreli çalışma yapılması yıllık izin hakkını ortadan kaldırmamaktadır. Bununla birlikte izin süresi içerisindeki ücret hesabında işçinin fiilen çalışması gereken günler dikkate alınmaktadır. </p>
<p>Kısmi süreli çalışanların SGK prim gün sayısı, ay içerisinde ücrete hak kazanılan toplam çalışma süresinin iş yerindeki günlük çalışma süresine bölünmesi suretiyle belirlenmektedir. Hesaplama sonucunda prim gün sayısının küsuratlı çıkması halinde küsurat yukarı yuvarlanmaktadır. </p>
<p>Kısmi süreli çalışan kadın işçiler de süt izni hakkından yararlanabilmektedir. Süt izni, çalışanın kısmi çalışma süresiyle orantılı şekilde uygulanmaktadır.</p>
<p>Örneğin tam süreli çalışan için günlük 90 dakika süt izni uygulanan bir iş yerinde, günlük çalışma süresi bunun yarısı olan kısmi süreli bir çalışan bakımından 45 dakika süt izni uygulanabilecektir.</p>
<p>Sonuç olarak, kısmi süreli çalışma modeli çalışma süresinin tam süreli emsal çalışana göre daha düşük belirlendiği bir çalışma biçimi olmakla birlikte, işçinin temel işçilik haklarını ortadan kaldırmamaktadır. </p>
<p>Uygulamada haftalık çalışma süresinin üçte iki sınırını aşmaması, eşit davranma ilkesine uyulması, bölünebilir menfaatlerin orantılı uygulanması, fazla çalışma yaptırılmaması, yıllık izin ve süt izni haklarının korunması ile SGK prim günlerinin çalışma süresine uygun şekilde hesaplanması önem taşımaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kismi-sureli-calisma-modeli-88817</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kısmi süreli çalışma modeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizinin-anatomisi-88816</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizinin anatomisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yatırım fonlarında yaşanan kriz, yalnızca 131 fonun tasfiyesi ve yüz binlerce yatırımcının etkilenmesiyle sınırlı değil. Fon piyasasının borsa, şirketlerin finansmanı, döviz talebi ve Merkez Bankası rezervleriyle kurduğu bağ, gözetim ve müdahale mekanizmalarının önemini bir kez daha ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Finansal piyasaların gündemi yatırım fonlarında başlayan ve kısa sürede piyasaların geneline yayılan gelişmeler oldu. İlk bakışta sorun bazı portföy yönetim şirketleriyle sınırlı görülebilir. Ancak fon piyasası yalnızca tasarruf sahibinin getiri aradığı bir alan değil. Hisse senetlerinden şirketlerin borçlanmasına, döviz talebinden Merkez Bankası rezervlerine kadar uzanan önemli bir finansman kanalı…</p>
<p><strong>Kurallar var; peki ya uygulama?</strong></p>
<p>Sermaye piyasalarının üstatlarının yaptığı ortak değerlendirme Türkiye’de sorun kurallardan çok uygulamada yatıyor: kuralların uygulanması ile gözetim ve zamanında müdahale mekanizmalarındaki eksikliklerde fon krizinin temelinde yer alıyor.</p>
<p>Nitekim SPK’nın 18 Eylül açıklaması da aynı soruna işaret ediyor. Kurul, bazı yatırım fonlarının özellikle 2025’in son çeyreğinden itibaren fiili dolaşımı düşük hisselerde, şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini belirtiyor. Konunun 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi (FİK) gündemine geldiğini, ardından yeni düzenlemeler üzerinde çalışılmaya başlandığını da açıklıyor.</p>
<p>SPK, 28 Ağustos’ta yayımlanan yeni Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’in gerekçesini de para piyasası ve hisse senedi serbest fonlarında ilişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanma ile Borsa’daki olağandışı fiyat hareketlerinin oluşturduğu sistemik riski sınırlamak olarak tanımlıyor.</p>
<p>Bu kronoloji risklerin yeni fark edilmediğini gösteriyor. Dolayısıyla tartışılması gereken konu, tespit edilen riskler büyürken gözetim ve müdahale mekanizmasının neden daha hızlı sonuç üretmediğidir.</p>
<p><strong>Yüksek enflasyon da krize zemin hazırladı</strong></p>
<p>Meselenin bir de makroekonomik zemini var. Yüksek enflasyon ortamında tasarruf sahibinin sorunu yalnızca getiri elde etmek değil, birikimin satın alma gücünü korumak.</p>
<p>MKK verilerinden yapılan derlemelere göre yatırım fonlarının toplam portföy değeri 2025 sonunda yaklaşık 8,5 trilyon TL iken Ağustos 2026 sonunda 11 trilyon TL civarına ulaştı. Para piyasası fonları da aynı dönemde yaklaşık 1,46 trilyon TL’den 2 trilyon TL seviyesine çıktı.</p>
<p>Yüksek enflasyon elbette krizin doğrudan nedeni değil. Ancak reel getiri arayışı, yüksek nominal getiri sunan ürünlere talebi artırarak fon sektörünün çok hızlı büyümesine zemin hazırladı. Denetim kapasitesi aynı hızda güçlenmediğinde ise başlangıçta sınırlı görünen riskler sistemik hâle gelebiliyor.</p>
<p><strong>Krizden direkt etkilenen 131 fon ve 455 bin yatırımcı</strong></p>
<p>Krizin büyüklüğünü en net gösteren veri SPK’dan geliyor. Kurulun 17 Eylül tarihli kararıyla yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fon tasfiye kapsamına alındı. MKK kayıtlarına göre bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. SPK, tasfiye kapsamındaki 131 fon için tek bir resmî toplam portföy büyüklüğü açıklamadı. Buna karşılık yapılan çalışmalar yaklaşık 800 milyar TL’yi aşan bir tutara işaret ediyor.</p>
<p><strong>Borsada 2008’den bu yana en sert kayıp</strong></p>
<p>En görünür etki Borsa İstanbul’da yaşandı. Bloomberg HT’nin 30 Eylül tarihli hesaplamasına göre BIST Tüm şirketlerinin toplam piyasa değeri eylülde yüzde 20 geriledi. Yaklaşık 4,5 trilyon TL piyasa değeri kaybı oluştu. Bu, 2008 küresel finansal krizinden bu yana görülen en sert aylık değer kaybı. BIST 100 şirketlerinin piyasa değeri de TL bazında yüzde 16 düştü.</p>
<p>Bütün düşüşü fon tasfiyesine bağlamak doğru olmaz. Ancak tasfiye beklentisinin yarattığı satış riski ve güven kaybı eylül fiyatlamalarında önemli bir kanal oldu.</p>
<p><strong>Para piyasası fonlarında hızlı küçülme</strong></p>
<p>İkinci kanal para piyasası fonları üzerinde yaşandı. TCMB’nin M3 tanımında izlenen para piyasası fonları stoku ve TEFAS verilerine dayanan piyasa derlemelere göre, 11 Eylül haftasında yaklaşık 2,14 trilyon TL olan büyüklüğün 18 Eylül haftasında yaklaşık 1,68 trilyon TL’ye geriledi gösteriyor. Bununla birlikte GlobalSource Partners’ın 27 Eylül tarihli Türkiye raporuna göre, para piyasası fonlarından haftalık çıkışlar eylülün son haftasında istikrar kazanmaya başladı.</p>
<p>Para piyasası fonlarındaki düşüşün reel sektöre uzanan bir etkisi de var. Para piyasası fonları portföylerinde finansman bonosu ve özel sektör tahvilleri de taşıyor. Nitekim mevcut fon portföyleri, bu araçların para piyasası fonlarının yatırım evreninde önemli yer tutabildiğini gösteriyor. Dolayısıyla fonlarda kalıcı küçülme, şirketlerin kısa vadeli TL borçlanma araçlarına yönelik talebi azaltabilir. Sorun böylece yatırımcının fon tercihinden şirketlerin finansmana erişim maliyetine taşınabilir.</p>
<p><strong>Rezervlerdeki hareket ne söylüyor?</strong></p>
<p>Bir diğer kanal döviz piyasası ve Merkez Bankası rezervleri. TCMB verilerine göre toplam rezervler 4 Eylül’de 184,2 milyar dolar iken 18 Eylül’de 174,4 milyar dolara geriledi. Yalnızca 18 Eylül haftasındaki düşüş 4,3 milyar dolar oldu. Aynı hafta brüt döviz rezervleri 5,6 milyar dolar azalırken altın rezervleri 1,3 milyar dolar arttı.</p>
<p>Fon krizinin yaşandığı dönem, Merkez Bankası rezervlerinin zaten baskı altında olduğu bir döneme denk geldi. Ancak rezervlerdeki düşüşün tamamını fon krizine bağlamak mümkün değil. GlobalSource Partners’ın 27 Eylül raporunda Murat Üçer, rezervlerdeki zayıflamanın daha geniş bir ödemeler dengesi perspektifiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Bundan sonra ne olacak?</strong></p>
<p>Bundan sonraki sürecin ilk anahtar kelimesi “nakit akışı” olacaktır. Tasfiye kapsamındaki fonlarda varlıkların sağlıklı biçimde nakde çevrilmesi ve yatırımcı alacaklarının ödenmesi gerekiyor.</p>
<p>İkinci konu “güven”. Yatırımcı fonuna ulaşabileceğine, şirket piyasadan finansman sağlayabileceğine ve fiyatların ekonomik gerçekliği yansıttığına inanmak zorunda…</p>
<p>Üçüncü konu “enflasyon”. Yüksek enflasyon sürdükçe hane halkının satın alma gücünü koruma ve yüksek nominal getiriye yönelme eğilimi devam edecektir. Bu nedenle finansal istikrar ile fiyat istikrarını birbirinden ayrı düşünmek mümkün değil.</p>
<p>Son olarak da olmazsa olmaz “yapısal zemin” geliyor. Bundan sonraki aşamada yalnızca yeni kural yazmak değil; ilişkili taraf işlemlerinin, fon değerlemelerinin, likidite riskinin ve olağandışı fiyat hareketlerinin gerçek zamanlı ve kurumlar arası veri paylaşımıyla izlenmesi gerekiyor.</p>
<p>Fon krizi bize bir kez daha şunu gösterdi: Finansal piyasalarda sorun ortaya çıktıktan sonra tasfiye etmek maliyetlidir. Esas olan, riski büyümeden tespit etmek ve sınırlamaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizinin-anatomisi-88816</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/6/1280x720/879-1790916806.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizinin anatomisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bes-dokunulmaz-ada-degil-denetlensin-88815</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> BES dokunulmaz ada değil, denetlensin!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BES portföyü “çürük kâğıt deposu” değil; “piyasa riski deposu”dur. Devlet tahvili kalitelidir, altın likittir, hisse seçime bağlıdır. BES’e güvenmek iyidir ama denetlemek çok daha sağlıklı ve iyidir.</strong></p>
<p><strong>TERA</strong> rezaletinden sonra, <strong>SPK</strong> ve <strong>BDDK</strong> yasası değiştirilecek, <strong>ek tedbirler</strong> getirilecekmiş. Bu, tam bir <strong>oyalamaca</strong> zira <strong>yasalarda sorun yok</strong>. Sorun; uygulamada… Tıpkı sürücüler kırmızıda durmuyor diye <strong>kavşağa fazladan trafik ışığı koymak</strong> gibi saçma. Sen, <strong>mevcut yasayı uygulamazsan yenisi çare mi</strong>?</p>
<p>Değil elbette<strong>… SPK işini yapmamış</strong>, BDDK izlemiş, Merkez Bankası aldırmamış, <strong>FİK yan gelip yatmış</strong>. FİK mi nedir? <strong>Finansal İstikrar Komitesi</strong>… Temel amacı sistematik riskleri ve kırılganlıkla önceden belirlemek olan <strong>2011</strong>’de kurduğumuz en üst denetim kademesi. Peki, FİK ne yapmış? <strong>Hiçbir şey</strong>…</p>
<p><strong>BES SİSTEMİNE FONDAŞ YANDAŞ KUMPASI KURULMASINA İZİN VERİLMEMELİ</strong></p>
<p>Siz, şehirde <strong>yangına erken müdahale</strong> için <strong>Beyazıt Kulesi</strong> dikiyorsunuz. Tepesine koyduğun gözlemci, <strong>alevleri görüyor</strong> ama tulumbacılara bildirmiyor. Yangın <strong>binaları kül ettikten sonra</strong> itfaiye geliyor; “<strong>tedbir aldık</strong>” diyor. Bu, bizim <strong>aklımızla alay</strong> etmektir. Üstelik yangını <strong>fondaş yandaş çıkarmışken</strong>…</p>
<p><strong>BES</strong>’e gelince… “<strong>dikkat edin</strong>” dedim, işe yaradı ve insanlar “<strong>denetlensin</strong>” çağrıma katıldı. Ancak sorun şudur ki <strong>BES’in itibarından sorumlu olanlardan ses seda çıkmıyor</strong> henüz. Oysa toplamda <strong>18,2 milyon</strong> kişi Bireysel Emeklilik Sistemi’nde ve <strong>fon yağmasından etkilendiğini</strong> görüyoruz. Peki, tedbir nerede?</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / BES denetimine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kim denetlesin?</em></strong></p>
<p><strong>Asla SPK değil</strong>. BDDK hiç değil. Zira bunlar <strong>fon yağmasına göz yuman</strong> kurumlar. BES’i, <strong>bağımsız</strong>, tercihan <strong>uluslararası itibar sahibi</strong>, güvenilir denetim kurumları denetlemeli ve <strong>bize raporlamalı</strong>.</p>
<p><strong><em>Nasıl denetlesin?</em></strong></p>
<p><strong>Denetim zayıfsa sistem çöker</strong>; denetim sadece kâğıtta varsa kriz kapıya dayanır. BES’in avantajı kâğıt değil, <strong>saklama ayrılığı</strong> ve <strong>dijital izdir</strong>. Bu izi köreltmek, <strong>18 milyon hesabı kumarhaneye çevirmektir</strong>.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>FON KRİZİ BES’İN KİLİTİNİ KIRMADI AMA CAMINI ÇATLATTI</strong></p>
<p>Çarpıcı gerçek şu: BES’in hukuki kalkanı “<strong>fiyat garantisi</strong>” değildir. Paranız çalınmaz; ama borsa düşerse, altın geri çekilirse, faiz oynarsa <strong>birikiminiz</strong> de oynar. <strong>BES’ten çıkmak, yangında evdeki kasayı sokağa atmaktır</strong>: kasa yanmaz ama içindeki <strong>ıslanır</strong>, vergi kesilir, <strong>devlet katkısı uçup gider</strong>.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>BES LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>BES</strong>: Bireysel Emeklilik Sistemi, çalışma hayatı boyunca düzenli tasarrufla emeklilikte ek gelir sağlama</p>
<p><strong>BES mekanizması</strong>: Yatırıma yönlendirilen katkı payları, portföy yöneticilerince fonlarda değerlendirilir</p>
<p><strong>Devlet Katkısı</strong>: Ödediğin tutarın belirli bir oranı devlet tarafından ilave edilir. Ediliyor mu acaba?</p>
<p><strong>Emeklilik şartları</strong>: Sistemde en az 10 yıl kalmak, 56 yaşı geçmek. Birikim; toplu ya da maaşla alınır</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bes-dokunulmaz-ada-degil-denetlensin-88815</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/9/1280x720/bes-emeklilik-birikim-hesap-sigorta-1767160789.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BES dokunulmaz ada değil, denetlensin! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-issizliginde-soylenene-mi-inanmali-yasanana-mi-88814</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genç işsizliğinde söylenene mi inanmalı, yaşanana mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir yandan büyük büyük laflar ediliyor, açıklamalar yapılıyor; bu laflara, bu açıklamalara bakarsanız işsizlik sorunu halloldu, hallolacak! Tabii ki görünür işsizlikten söz ediliyor; ama olsun, en azından o göstergede durum iyi. Bu köşede dün yer verdiğim atıl işgücündeki durum ise tabii ki hiç iç açıcı değil.</p>
<p>Görünür işsizlikte genele yayılan bu olumlu tablo kuşkusuz genç nüfusta da aynı doğrultuda. Genç işsizliği de şimdiye kadar görülmedik ölçüde iyi, yani düşük. <strong>“Şimdiye kadar”</strong> diye lafın gelişi söylemiyorum, resmi veriler böyle çünkü.</p>
<p>Önceki gün açıklanan 2026’nın verisi ağustos ayını gösterdiği için TÜİK’in 2005 yılından bu yana olan verilerinde tüm yılların ağustos aylarını alarak bir karşılaştırma yaptım. Her ne kadar bu veriler mevsim etkisinden arındırılmışsa da yine de aynı ayı almanın daha anlamlı ve karşılaştırmaya daha uygun olacağını düşündüm.</p>
<p>İşte ortaya çıkan tablo… 15-24 yaş arasındaki nüfusun işsizlik oranı 2005’ten bu yana olan dönemin en düşük düzeyine yüzde 13 ile bu ağustosta indi. Genç nüfustaki işsizlik 2019’un ağustosunda yüzde 27 ile rekor kırmış ve aradan geçen yedi yılda yarı yarıya azalmış. 2019’daki düzeyin böylesine yüksek olmasında tabii ki pandeminin etkisi var, onu da göz ardı etmemek gerek.</p>
<p>Cinsiyetlere göre veriler ise 2014’ten beri var. Toplamda olduğu gibi kadın-erkek ayrımında da 2014’ten bu yana olan dönemin en düşük işsizlik oranları bu yıl oluşmuş.</p>
<p>Ne denir ki, bundan iyisi can sağlığı!</p>
<h2>Ama ya gerçek durum?</h2>
<p>Veriler böyle de acaba yaşamın gerçeği aynı şeyi söylüyor mu, gerçekte yaşanan da aynı mı?</p>
<p>Keşke olsaydı! Olmadığını mikrofon uzatılan gençlerin dile getirdiklerinde görmek o kadar mümkün ki…</p>
<p>Ayrıca iş aramaktan bile bıkan gençlerin umutsuzlukları, hatta üniversiteye adım atılan gün başlayan mezun olunduğunda ne yapılacağının kaygısına düşülmesi… Bunların hepsi somut gerçekler olarak ortada.</p>
<h2>Seçilen habere bile yansıyor</h2>
<p>Üyesi olduğum Ekonomi Muhabirleri Derneği’nin (EMD) bir ayı aşkın süredir devam eden <strong>“Kuşaklar Arası Ekonomi Muhabirliği Eğitimi”</strong> adlı bir programı var. Bu çerçevede dernek üyesi deneyimli gazeteciler olarak bizler, genç gazetecilere ya da gazeteci adaylarına uzaktan erişimle eğitim vermeye, bildiklerimizi, deneyimlerimizi aktarmaya çalışıyoruz. Dernek üyesi her arkadaş üç gençle birlikte çalışıyor. Genç arkadaşlara belli konularda haber yazma görevi veriyoruz, sonra o haberleri birlikte değerlendiriyor, varsa hataları göstermeye gayret ediyoruz. Çalışmanın özeti böyle.</p>
<p>Ben de üç gençle bir ay boyunca uzaktan erişim yoluyla çalıştım, deneyimlerimi aktarmaya gayret ettim.</p>
<p>Bu arkadaşlara belli konularda haber yazmalarını önermekle birlikte zaman zaman da haber konusunu diledikleri gibi belirlemelerini, ülkenin en büyük sorunu olarak gördükleri konuları haber yapmalarını istedim.</p>
<p>Bu üç arkadaştan ikisi gençlerdeki işsizliği konu etti. Hani şu giderek gerileyen gençlerdeki işsizlik var ya, meğer bu gençler bu konuyu hâlâ en büyük sorunlardan biri olarak görüyormuş. Haksız olduklarını söyleyebilir miyiz?</p>
<p>Ben bu bir ayı aşkın sürede Ankara’dan Melisa Altuntaş, Burdur’dan Beyza Nur Akçay ve Kayseri’den Azra Acar ile çalıştım. Serbest haber dalında Azra ve Beyza gençlerdeki işsizlik konusunu işledi. Bu tercih bile tek başına gençlerin en büyük sorununun ne olduğunu ortaya koyan tipik bir gösterge sayılır.</p>
<h2>İş aramak bile külfet </h2>
<p>Ama diğer tarafta resmi verilere yansıyan genç işsizliğinde tarihi dip oranlar görülüyor. Bunun en büyük nedenlerinden biri hiç kuşku yok ki iş aramaktan vazgeçenlerin sayısındaki artış. Gençler, artık iş aramaktan adeta yorulmuş. Genç arkadaşlarımın bana gönderdikleri haber örneklerindeki konu aslında biraz da kendi yaşadıklarını yansıtıyor. Gençler nereye gitse iş deneyimi isteniyor ve onlar da <strong>“Her gittiğimiz yer deneyim istiyor, biz işe giremezsek, bir yerden başlayamazsak bu deneyimi nerede kazanacağız ki”</strong> diye haklı olarak yakınıyor.</p>
<h2>Staj bile sorun </h2>
<p>Üniversiteli gencin yaz aylarındaki en büyük arayışlarından biri de staj yapabilmek. Hele hele prestijli kurumlarda staj yapabilmek büyük bir ayrıcalık ve avantaj olarak görülüyor.</p>
<p>Düşünsenize, gençler staj yapabilecek kapı bile bulamıyor, sonra da resmi verilere yansıyan tablo işsizlik oranının azaldığını söylüyor. Gel de inan!</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6abf361d5d7d2-1790916125.png" alt="" width="323" height="278" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6abf36248d35b-1790916132.png" alt="" width="213" height="635" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-issizliginde-soylenene-mi-inanmali-yasanana-mi-88814</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/7/1280x720/kadin-calisan-sirket-1761662902.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genç işsizliğinde söylenene mi inanmalı, yaşanana mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88812</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Borsada Tablo Pozitife Döndü! Piyasa Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 02 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/u9WkeeBa6Qs" width="800" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88812</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/5/1280x720/munyar-1787203670.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/50-donumle-jeotermal-seraya-giriyor-500-milyon-dolarla-1000-donumu-planliyor-88813</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> 50 dönümle jeotermal seraya giriyor, 500 milyon dolarla 1000 dönümü planlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İSTANBUL</strong> Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Gökhan Murat Kalsın</strong>, Uşak Ulubey’de Aralık 2023’te 2 bin dönümde 85 bin ağaçlık badem yatırımının ardından şimdilerde Konya Tuzlukçu’da jeotermal kaynak kullanılacak sera yatırımına hazırlanırlarken COVID-19 pandemisi günlerine döndü:</p>
<ul>
<li><strong>Pandemiyle birlikte iş dünyasının alışılmış dengeleri sarsılmış, finansmana erişim zorlaşmış ve şirketlerin tek başına hareket etmek yerine güçlerini birleştirme ihtiyacı daha fazla hissedilmişti.</strong></li>
<li><strong>O günlerde İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) meclis ve meslek komitelerinde görev yapan iş insanları arasında başlayan fikir alışverişleri zamanla farklı bir noktaya taşındı.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf34090364c-1790915593.png" alt="" width="800" height="464" /></strong>Öncülük yaptığı oluşumu anımsadı:</p>
<ul>
<li><strong>Bir araya gelen iş insanları ile başlangıçta deneyimlerimizi paylaşabileceğimiz, birbirimizin iş bağlantılarından ve sektör tecrübelerimizden yararlanabileceğimiz bir iş geliştirme grubu oluşturduk.</strong></li>
</ul>
<p>O günlerde ortaya koydukları temel fikir üzerinde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>Farklı sektörlerden gelen iş insanlarının bilgi, sermaye ve ilişkilerini bir araya getirerek yeni iş fırsatları yaratmak.</strong></li>
</ul>
<p>Zamanla <strong>“birlikte yatırım yapma”</strong> fikrine dönüştüğünü irdeledi:</p>
<ul>
<li><strong>11 Haziran 2021’de İTO çevresinden 100 iş insanının bir araya gelmesiyle somutlaşan yapı, zaman içinde İstanbul Holding’e dönüşecek ortaklığın temelini oluşturdu. Model, sermayenin yanı sıra</strong> “tecrübe, iş ilişkileri ve iş yapma kültürü”<strong>nü bir araya getirmekti.</strong></li>
</ul>
<p>100 milyon lira sermaye ile kurulan<strong> “İstanbul Holding A.Ş.”</strong>nin ilk adımlarından birinin 200 milyon liralık<strong> “İstanbul Holding Girişim Sermayesi Fonu”</strong> kurmak olduğu aklına geldi:</p>
<ul>
<li><strong>İstanbul Holding’in yatırım yolculuğundaki ilk önemli adım tarım sektöründe oldu. Aralık 2023’te</strong> “İH Tarım”<strong> üzerinden Uşak Ulubey’de 2 milyon metrekarelik alanda faaliyet gösteren</strong> “BIG Tarım”<strong>a yatırım yapıldı.</strong></li>
<li><strong>85 bin badem ağacının bulunduğu proje, holdingin tarımı yalnızca geleneksel bir üretim alanı olarak değil, teknoloji, enerji verimliliği ve ölçek ekonomisiyle birlikte ele aldığı yaklaşımın somut örneklerinden biriydi.</strong></li>
</ul>
<p>2024 yılında kamuoyuyla paylaştıkları hedefleri gözden geçirdi:</p>
<ul>
<li><strong>İlk yıllarda 100 milyon dolarlık şirket değerine ulaşma ve 2028 yılına kadar 1 milyar dolarlık değere ulaşabilecek bir yapı oluşturmayı hedeflemiştik. Şirket, kuruluşunun ilk yılında 50 milyon dolarlık varlık değerine ulaşmıştı.</strong></li>
</ul>
<p>Geçenlerde Murat Kalsın’ın kendi şirketi GMK Group’un merkezine uğradım, sohbet ettik. İstanbul Holding’de ulaşılan aşamayı merak ettim, özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>İstanbul Holding’in yapısı, kuruluşundaki 100 ortağın sınırlarını aşan bir niteliğe büründü. Ortakların kendi şirketlerinin boyutları dikkate alındığında ortaya farklı sektörleri ve şirketleri birbirine bağlayan daha geniş bir ticari ağ çıktı.</strong></li>
</ul>
<p>Bu ağ ile ilgili verilere işaret etti:</p>
<ul>
<li><strong>Bu ağ, 250’den fazla şirket ve 15 binden fazla çalışanı kapsıyor.</strong></li>
</ul>
<p>2025-2026 döneminde bu yapının yeni ortaklıklarla genişletilmesine odaklandıklarını kaydetti:</p>
<ul>
<li><strong>Re-Pie Yatırım Holding’le geliştirilen iş ortaklığı ve yeni yatırım projeleri, İstanbul Holding’in yatırım modelini farklı yatırımcıları ve girişimcileri de içine alacak şekilde geliştirme arayışının bir parçası oldu.</strong></li>
</ul>
<p>Tarımın İstanbul Holding’in büyüme hikayesinde giderek daha stratejik bir konuma taşındığını bildirdi:</p>
<ul>
<li><strong>Konya Tuzlukçu’da jeotermal kaynakların kullanıldığı teknolojik sera projesi gündeme geldi. İlk etapta 50 bin metrekarelik alanla başlaması planlanan yatırımın zamanla 1 milyon metrekareye çıkarılması, toplam yatırımın 500 milyon dolara ulaşması hedefleniyor.</strong></li>
</ul>
<p>İstanbul Holding’in 4-5 yılda aldığı yol,<strong> “birlikteliğin yatırım gücü”</strong>nü ortaya koyuyor… İstanbul Holding, bu gidişle tarımda güçlü oyuncular arasına girecek gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İTO'da meslek komitelerine de aday olmayacak</span></h2>
<p><strong>GMK</strong> Group ve İstanbul Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Murat Kalsı</strong>n'a geçen dönem İstanbul Ticaret Odası (İTO) seçimlerinde yönetim kurulu başkanlığı adaylığı ile dikkatleri çektiğini anımsatıp sordum:</p>
<ul>
<li><strong>Bu dönem adaylık gibi bir gündeminiz yok değil mi?</strong></li>
</ul>
<p>Yanıta şöyle girdi:</p>
<ul>
<li><strong>İTO'da uzun yıllar boyunca edindiğim tecrübeler, iş dünyasının sivil toplum kuruluşları çatısı altında üstlendiğim görevler, bana önemli bir birikim ve sorumluluk anlayışı kazandırdı.</strong></li>
</ul>
<p>Bu süreçte İstanbul iş dünyasının farklı sektörlerini, beklentilerini ve sorunlarını yakından tanıma, ortak akıl ve iş kültürü içerisinde çalışma fırsatı bulduğunu kaydetti:</p>
<ul>
<li><strong>İş dünyasına hizmet etmenin yalnızca bir makamla veya belirli bir seçim dönemiyle sınırlı olduğuna inanmıyorum. Bu dönem İTO'da başkanlık ve meslek komitesi seçimlerinde aday olmama kararı aldım.</strong></li>
</ul>
<p>Bu kararını <strong>"kenara çekilme"</strong> olarak değil, deneyim ve birikimini farklı alanlarda değerlendirme tercihi olarak tanımladı:</p>
<ul>
<li><strong>Önümüzdeki dönemde üretim, yatırım, girişimcilik ve istihdam başta olmak üzere ülkemizin ekonomik gücüne katkı sağlayacak çalışmalara odaklanmayı sürdüreceğim.</strong></li>
</ul>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye'nin daha güçlü ve rekabetçi bir ekonomiye ulaşabilmesi için reel sektörün desteklenmesi, yatırım ve üretim kapasitesinin artırılması, girişimciliğin teşvik edilmesi ve istihdamın güçlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gıda güvenliği iklim gündeminin temel alanlarından biridir</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf341786839-1790915607.png" alt="" width="800" height="217" /></span><strong>DIŞ</strong> Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) çatısı altındaki Türkiye-ABD İş Konseyi’nin (TAİK) davetiyle <strong>“19. Türkiye Yatırım Konferansı”</strong> için gittiğim New York’ta Bloomberg’in merkezinde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) gündemli toplantıda özel sektörün rolünün öne çıktığını gördüm.</p>
<p>9-20 Kasım 2026’da Antalya’da gerçekleşecek COP31’in başkanlığını yürütecek olan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı <strong>Murat Kurum</strong>, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Rifat Hisarcıklıoğlu</strong>’nu <strong>“COP31 İş Dünyası Elçisi”</strong> olarak yanına almıştı. <strong>Hisarcıklıoğlu</strong>’nun programı göndermesi üzerine Bloomberg’in merkezindeki toplantıya gidince Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su <strong>Mehmet Tütüncü</strong>’ye verilen görevi de öğrendim: </p>
<p><strong>▶ COP31 Business Forum (COP31 İş Forumu) Gıda Güvenliği ve Tarım Çalışma Grubu Eş Başkanı… </strong></p>
<p><strong>“Gıda Güvenliği ve Tarım Çalışma Grubu”</strong>nun hedefi şöyle belirlendi:</p>
<p><strong>▶ Küresel gıda sisteminin önde gelen temsilcilerini bir araya getirerek bu alanda özel sektörün sahadaki deneyimlerinden beslenen uygulanabilir ve ölçeklenebilir politika önerileri geliştirmek. Grubun öncelikli odak alanları da şöyle ortaya konuldu: </strong></p>
<p>▶ Gıda-su-iklim bağlantısı, çiftçi ekosisteminin dayanıklılığı ve iklime dirençli tarım.</p>
<p><strong>Mehmet Tütüncü</strong> ve Diane Holdorf’un da aralarında bulunduğu Çalışma Grubu Eş Başkanları ile küresel iş dünyasının üst düzey temsilcileri, <strong>“New York İklim Haftası”</strong> kapsamında <strong>“COP31 Business Forum”</strong> toplantılarında bir araya geldi. <strong>Tütüncü</strong>, toplantılarda şu mesajları verdi: </p>
<p>▶ <strong>Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek</strong> “COP31”<strong>in, iklim hedeflerini somut uygulamalara dönüştürmek ve iş dünyasının çözüm üretme kapasitesini harekete geçirmek açısından önemli bir fırsat sunduğuna inanıyorum. </strong></p>
<p>▶ <strong>Yıldız Holding’de “</strong>Bu Dünya Bizim<strong>” anlayışı ve “</strong>İsrafsız Şirket<strong>” modeli doğrultusunda sürdürülebilirliği uzun vadeli değer yaratma yaklaşımımızın merkezinde konumlandırıyoruz.</strong></p>
<p><strong>▶ Gıda alanındaki küresel deneyimimizle; iklim dayanıklılığı, doğal kaynakların verimli kullanımı ve çiftçi ekosistemlerinin geleceğini, gıda güvenliği ve tarımın temel çalışma alanları olarak görüyoruz. </strong></p>
<p>▶ “COP31 İş Forumu” <strong>bünyesindeki</strong> “Gıda Güvenliği ve Tarım Çalışma Grubu” <strong>olarak özel sektörün sahadaki bilgi birikimini, uygulanabilir ve ölçeklenebilir aksiyonlar ile politika önerilerine dönüştürerek </strong>“COP31”<strong> gündemine somut katkı sunmayı hedefliyoruz. </strong></p>
<p><strong>▶ Grubumuzun nihai çıktıları arasında yer alacak politika önerileri, özel sektör eylemleri ve seçilecek iyi uygulama örnekleri, 12-13 Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek </strong>“COP31 İş ve Yatırım Zirvesi”<strong>nde </strong>“COP31 Başkanlığı”<strong> ve uluslararası paydaşlara sunulacak.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/50-donumle-jeotermal-seraya-giriyor-500-milyon-dolarla-1000-donumu-planliyor-88813</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/3/1280x720/478-1790915682.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 50 dönümle jeotermal seraya giriyor, 500 milyon dolarla 1000 dönümü planlıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-destegine-ince-ayar-talebi-88811</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döviz desteğine ‘ince ayar’ talebi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ - VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) ihracatçıların yurt dışı kaynaklı dövizlerini Türk lirasına dönüştürmelerini teşvik etmek amacıyla uyguladığı döviz dönüşüm desteğinde yeni dönem 1 Ekim’de başladı. Yeni sistemle bir ay boyunca döviz almama taahhüdü kaldırılırken, firmaların döviz pozisyonu ve yarattıkları katma değer destekten yararlanmada daha belirleyici hale geldi. Firma başına yıllık destek 100 milyon TL ile sınırlandırılırken, likit döviz varlıklarına yönelik yüzde 10’luk kriter de yeni sistemin önemli unsurları arasında yer aldı.</p>
<p>Yeni uygulamayı EKONOMİ’ye değerlendiren ihracatçı birlikleri ve sektör temsilcileri, döviz almama taahhüdünün kaldırılmasını ve desteğin katma değerle ilişkilendirilmesini genel olarak olumlu karşılarken, sistemin bazı noktalarında ‘ince ayar’ yapılması gerektiğine dikkat çekti. Sektörlerden destek oranının yüzde 3’ün üzerine çıkarılması, 100 milyon TL’lik tavanın yükseltilmesi veya kaldırılması, yüzde 10’luk döviz pozisyonu sınırının esnetilmesi ve bürokrasinin azaltılması yönünde talepler geldi. Özellikle yüksek ihracat yapan, ithalat bağımlılığı düşük ve işçilik payı sınırlı firmalar açısından katma değer hesabının desteğin etkisini azaltabileceği belirtilirken, sabit destek tavanının da farklı büyüklükteki ihracatçıları aynı limite tabi tuttuğuna dikkat çekildi. İhracatçılar, yeni sistemin sahadaki sonuçlarının izlenerek gerekli revizyonların yapılmasını isterken, kur ve maliyet baskısının sürdüğü mevcut koşullarda desteğin finansman yükünü daha fazla hafifletecek bir yapıya kavuşturulması beklentisini dile getirdi.</p>
<p>İhracatçıların yeni sisteme ilişkin değerlendirme ve beklentileri şöyle:</p>
<h2>“DESTEK ORANININ ARTTIRILMASINI TALEP EDİYORUZ” </h2>
<p>■ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı: “Otomotiv endüstrisi olarak küresel rekabetin son derece çetin geçtiği, yeşil ve dijital dönüşüm yatırımlarının hız kazandığı bir dönemden geçiyoruz. Bu süreçte ihracatçımızın finansman yükünü hafifl etecek, öngörülebilirliği artıracak her adımı son derece kıymetli buluyoruz. Son yapılan değişimle birlikte ihtiyaca göre döviz alımının önünün açılmasını pozitif bir adım olarak görüyoruz fakat doviz pozisyon sınırının yüzde 10 oran ile sınırlandırılması yerine bu değerin yüzde 15 seviyesine çıkartılmasının şirketlere rahatlık getireceğini düşünüyoruz. Eski durumda işlemlerin 3 aylık mali verilere göre kontrol edilirken yeni durumda bürokrasinin arttırıldığını görüyoruz ve işlemlerin basitleştirilmesini talep ediyoruz. Biz ihracatçılar olarak üretmeye, istihdam yaratmaya, ülkemize döviz getirmeye devam ediyoruz ve edeceğiz. İhracatı desteklemek için en büyük sıkıntımız olan, enflasyon ile €/TL arasındaki dengesiz değişimin getirdiği maliyet baskısını azaltmak için, döviz dönüşüm destek oranının arttırılmasını çok önemli görüyor ve talep ediyoruz.”</p>
<h2>“100 MİLYON LİRA SINIRLAMA BÜYÜK İHRACATÇILARIMIZI MOTİVE ETMİYOR” </h2>
<p>■ Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliği (TET) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kavaklıoğlu: “Yeni sistemde yaratılan katma değer, faaliyet kârı, üretim ve istihdam gibi unsurların dikkate alınmasını olumlu buluyoruz. Ancak asıl sorun firma başına 100 milyon TL ile sınırlandırılan destek limiti. 60 milyon dolarlık ihracat yapan bir firma ile 600 milyon dolarlık ihracat yapan firmanın aynı limitten yararlanması adaletsizlik yaratıyor ve büyük ihracatçılarımızı motive etmiyor. Bu nedenle limitin en az 300 milyon TL’ye çıkarılması ya da statik bir model yerine ihracat tutarı yükseldikçe destek oranının kademeli olarak azaltıldığı bir sistem uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Küçük firmalar açısından mevcut yapı büyük ölçüde korunurken, yüksek ihracat yapan firmaların desteği azalıyor ve büyük ihracatçılar dezavantajlı duruma düşüyor. Bunun yanında düzenlemenin hesaplama ve kontrol mekanizmalarının da ayrıntılı şekilde incelenmesi gerekiyor.” </p>
<h2>“İHRACATÇI İÇİN ASIL BEKLENTİ İSTİKRAR VE ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK” </h2>
<p>■ Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Yönetim Kurulu Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz: “Yürürlüğe giren yeni döviz dönüşüm desteği uygulamasını, ekonomi yönetimimizin ihracatçıyı gözetme ve sistemi rasyonelleştirme iradesini gösteren kıymetli bir adım olarak görüyoruz. Bu dönemde desteğin yüzde kaç olacağından ziyade sistemin nasıl işleyeceği, uygulamaların sürekli değişmemesi ve kalıcı bir istikrarın sağlanması çok daha önemli. Sanayiciyi zorlayan katı taahhüt yükümlülüklerinden arındırılarak uygulamanın döviz pozisyonu esasına göre sadeleştirilmesini ve firmaların finansal hareket alanının genişletilmesini son derece olumlu buluyoruz. Desteğin firmaların yarattığı katma değerle ilişkilendirilmesi de başından beri savunduğumuz bir ilke. İthalat bağımlılığı düşük, yerli sanayi entegrasyonu yüksek ve ülkeye net döviz kazandıran üretim modellerinin teşvik sisteminde ayrıştırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bununla birlikte aracılı ihracatta desteğin katma değeri üreten asıl imalatçıya aktarılması ve makine ile gemi- yat sektörlerinde bir yılı aşabilen proje bazlı işlerde müşteriden alınan avansların da döviz dönüşüm desteği kapsamına alınması önem taşıyor. Beklentimiz, ihracatçıya dış pazardaki fiyatlama ve uzun vadeli sözleşmelerini güvenle kurgulayabilmesi için en az bir yıllık net bir ufuk sunan, öngörülebilir ve istikrarlı bir teşvik ikliminin oluşturulmasıdır.”</p>
<h2>“YENİ SİSTEMİN ETKİSİNİ BİR AY SAHADA GÖZLEMLEYECEĞİZ” </h2>
<p>■ İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı: “Eski modelde destekler ihracat bedeli üzerinden şirketlere eşit şartlarda sağlanırken, yeni düzenlemede firmaların yarattığı katma değer ve bilanço yapısı belirleyici olacak. Döviz almama taahhüdünün kaldırılması ve özellikle ithal girdi kullanan firmalara döviz alabilme serbestliği getirilmesini nakit akışı açısından olumlu buluyoruz. Aracılı ihracatta tedarikçilerin döviz dönüşüm sürecini kendi adlarına işleterek desteği doğrudan alabilmeleri de önemli bir değişiklik. Buna karşılık 15 günde bir bankalara döviz pozisyonu bildirim formu verilmesi ve YMM onay süreci ciddi sıkıntı yaratabilir. Bankalarda da hangi döneme ilişkin bildirim yapılacağı konusunda henüz netlik bulunmuyor. Ticaret Bakanlığı heyetiyle düzenlemenin olumlu ve olumsuz yönlerini değerlendirdik. Uygulamanın sektörlere etkisini bir ay boyunca gözlemleyip ekim sonunda Merkez Bankası ile yeniden bir araya gelme kararı aldık. Yeni sistemin ne ölçüde fayda sağlayacağını ve olası olumsuz etkilerini bu süreç sonunda daha net görebileceğiz. Ardından Ticaret Bakanlığı ile yeniden bir araya gelerek değerlendirmelerimizi paylaşacağız. Bu sürecin sonunda düzenlemeye ilişkin daha net bir açıklama yapabileceğiz.”</p>
<h2>YAPISAL ADIMLARLA GÜÇLENDİRİLMELİ” </h2>
<p>■ Akdeniz Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (ADMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi İncetan: Desteğin tabana yayılmasını olumlu bulmakla birlikte, finansmana erişimin zorlaştığı ve kur baskısının sürdüğü bu dönemde ihracatçımızın daha güçlü desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Desteğe erişim kolay ve düşük maliyetli olmalıdır. Bu noktada YMM raporu zorunluluğu küçük firmalarımıza ek yük getirirken, bankaların yüzde 1’lik komisyonu da net katkıyı azaltmaktadır. Demir ve demir dışı metaller sektöründe ihracat yüksek, kâr marjı düşüktür. Mevcut limitler finansman ihtiyacını karşılamakta sınırlı kaldığından destek üst limitinin kaldırılmasını ve ekonomi yönetimimizin düzenlemeyi yapısal adımlarla güçlendirmesini bekliyoruz. </p>
<h2>“YENİ SİSTEM NET İHRACATÇIYI DEZAVANTAJLI DURUMA GETİRİYOR” </h2>
<p>■ Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (KFMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Osman Sabır: “İhracatçıların beklentisi döviz dönüşüm desteğinin yüzde 3’ten yüzde 5-10 seviyelerine çıkarılmasıydı. Yeni düzenlemede destek yüzde 3’te kaldı ve 100 milyon TL’lik üst limit getirildi. Ancak asıl sorun limitten çok katma değer hesabının nasıl yapıldığı. Yeni sistemde işçilik maliyeti ve faaliyet kârı üzerinden hesaplanan tutar destek değil, firmanın bozabileceği döviz miktarı olarak belirleniyor. Örneğin 40 milyon dolar ihracat yapan bir fındık ihracatçısı, işçilik payının düşük olması nedeniyle bunun yalnızca yaklaşık 3 milyon dolarını destek kapsamında bozabilecek. Bu formül net ihracatçıyı, ithalatı olmayan ve satışlarının büyük bölümünü yurt dışına yapan firmaları dezavantajlı hale getirirken, iç piyasaya daha fazla çalışan firmalara avantaj sağlayabiliyor. Katma değer hesabının bozulabilecek döviz miktarı yerine primin belirlenmesinde kullanılmasını öneriyoruz ve bu konuda revizyon beklentimiz yüksek. Ayrıca düzenlemenin önceden açıklanarak ihracatçıya uyum süresi verilmesi gerekirdi; çünkü firmalar satışlarını ve fiyatlamalarını aylar öncesinden yapıyor. Buna karşılık destekten yararlanan firmaların döviz almasının önündeki bir aylık kısıtlamanın kaldırılmasını olumlu buluyoruz.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KATMA DEĞER KRİTERİ ÖNE ÇIKIYOR</span></h2>
<p>Döviz dönüşüm desteğinde yapılan değişiklikleri değerlendiren Dış Ticaret Uzmanı Şefik Ergönül, Türkiye’de üretim ve ihracatın önemli bölümünün ithal girdilere bağlı olduğuna dikkat çekerek, “Bir ay süresince döviz almama mecburiyetinin kaldırılması, özellikle ithalata bağlı firmalarda yaşanan sıkıntıları azaltacaktır” diye konuştu. Aracı ihracatçıların aldıkları desteği üreticilere yansıtabilmesinin de önemli olduğunu belirten Ergönül, böylece desteğin ihracat zincirindeki üreticilere ulaşacağını ifade etti. Düzenlemede ayrıca firmaların likit döviz varlıklarına, net satış hasılatı veya aktif büyüklüğünden yüksek olan tutarın yüzde 10’u sınırı getirildiğini belirten Ergönül, bunun desteğin daha hakkaniyetli dağıtılmasına katkı sağlayacağını söyledi. Destekte 100 milyon liralık tavan bulunduğunu da hatırlatan Ergönül, “Değişikliğin en önemli tarafı katma değer kriterinin getirilmesi. Bu ölçüt, desteğin daha hakkaniyetli kullanılmasını sağlayacak” dedi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">“İHRACAT KADAR TÜRKİYE’DE BIRAKILAN DEĞER DE ÖNEMLİ”</span></h2>
<p>Döviz dönüşüm desteğinde bugün yürürlüğe giren yeni uygulamayı EKONOMİ’ye değerlendiren TRASTA CEO’su, Yeminli Mali Müşavir ve Bağımsız Denetçi Bülent Görer, şunları söyledi: “Yeni sistem yalnızca bir döviz dönüşüm düzenlemesi olarak görülmemeli; şirketlerin mali yapısını, istihdamını, muhasebe kayıtlarını ve tedarik zincirini de doğrudan ilgilendiriyor. Bir ay boyunca döviz almama taahhüdünün kaldırılması önemli bir değişiklik ancak artık şirketlerin döviz pozisyonu ve yarattığı katma değer belirleyici olacak. Katma değer, yıllık faaliyet kârı ile 12 aylık işgücü maliyetinin toplamı üzerinden hesaplanırken, bir firmanın yıllık toplam döviz dönüşüm desteği 100 milyon TL ile sınırlandırılacak. Dolayısıyla aynı tutarda ihracat yapan iki şirket destekten aynı ölçüde yararlanamayacak; üretim, istihdam ve faaliyet kârı öne çıkacak. Ayrıca aracı ihracatçının kendi katma değer limitini doldurduktan sonra kalan ihracat dövizinin dönüşümünü tedarikçisi adına gerçekleştirebilmesiyle desteğin katma değeri üreten firmalara ulaşmasının da önü açılıyor. Yeni yaklaşımda artık yalnızca ne kadar ihracat yapıldığı değil, bu ihracatın Türkiye’de ne kadar ekonomik değer bıraktığı da belirleyici hale geliyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-destegine-ince-ayar-talebi-88811</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/konteyner-ithalat-ihracat.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Döviz dönüşüm desteğinde 1 Ekim’de başlayan yeni dönem, ihracatçıların finansal hareket alanını genişleten düzenlemeler getirirken sektörlerden bazı başlıklarda revizyon talebi geldi. Döviz almama taahhüdünün kaldırılmasını olumlu karşılayan ihracatçılar; yüzde 3’lük destek oranının artırılması, 100 milyon TL’lik tavan ile katma değer ve döviz pozisyonu kriterlerinin gözden geçirilmesini istiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-magduruna-ara-odeme-karari-cikti-88810</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon mağduruna ara ödeme kararı çıktı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fonları krizine yönelik atılan ilk somut adım borsada satış sarmalına ara verilmesini sağladı. Geçen hafta ortasından itibaren büyük bir türbülansa giren borsada belirsizlik ortamının aralanmasıyla birlikte pozitif bir seyir yaşanırken uzmanlar hemen bir rekor seviyelerin beklenmemesi gerektiğine işaret etti. Tasfiye sürecine ilişkin net yol haritasının ise borsada likidite baskısını hafifleteceğine dikkat çeken uzmanlar komitenin hızlı çalışmaya başladığını, önümüzdeki haftalarda bu hamlelerin olumlu yansımalarının görüleceğine vurgu yaptı. Borsa İstanbul BİST100 endeksi dün gün içinde yüzde 3,3’ün, bankacılık endeksi yüzde 3’ün üzerinde yükselişe imza attı. Aselsan tek başına BİST100’deki yükselişin yüzde 10’unu gerçekleştirdi.</p>
<h2>3 portföy yönetim şirketi kendi tasfiye edecek </h2>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu önceki gece 3’te yayımladığı bülten ile 131 fonun tasfiye sürecine açıklama yaptı. Buna göre A1 Capital, Bulls ve Pardus Portföy tasfiye kararı alınan fonlarına ilişkin işlemleri kendileri yürütecek. Ve bu fonların tasfiyesi para piyasası fonları önceliklendirilerek yatırımcı sayısına göre en fazla olandan en az olana doğru ivedilikle tamamlanacak. Tasfiye süreci tamamlandıktan sonra bu portföy yönetim şirketlerinin tasfiye kapsamına alınmamış ancak TEFAS’ta alım satıma kapatılmış olan fonları tüm dağıtım kanallarına alım ve/veya satım yönlü eşzamanlı işleme açılabilecek. Fonların işleme açılacağı tarih ve katılma paylarının alım-satım esaslarını fon portföy yapıları, likidite ve piyasa koşulları ile yatırıma menfaati gözetilerek portföy yönetim şirketi belirleyecek. Eğer işleme kapatılmış fonların tasfiye edilen fonlarla sermaye piyasası ilişkisi varsa tasfiye işleminin tamamlanması beklemeden işleme açılabilecek.</p>
<h2>Ödemeler para piyasası fonlarındaki yatırımcılardan başlayacak </h2>
<p>İkinci büyük hamle ise Tera, Pusula, Hedef ve Atlas Portföy’ün tasfiye kapsamına alınan fonları için geldi. SPK bu dört portföy yönetim şirketinin tasfiye sürecindeki fonlarının mutabakatı tamamlanan yatırımcılarına ara ödeme yapılmasına karar verdi. Tasfiye süreci tamamlanmadan bu ara ödeme yapılacak ve yine para piyasası fonları önceliklendirilerek ödemeler gerçekleştirilecek. Ödemeler için ise Merkezi Kayıt Kuruluşu yatırımcıların hesap başına net yatırım tutarını hesaplayacak ve bu tutar esas alınacak. Eğer yatırım hesabının net yatırım tutarı 1 milyon liranın altındaysa tamamı, 1 milyon lira ve üzerindeyse en fazla 1 milyon lira ara ödeme yapılacak. Ara ödeme tasfiye sürecinden ayrı olacak, tasfiye süreci tamamlandığında ara ödeme tutarları düşülerek yatırımcıyla mahsuplaşılacak.</p>
<h2>Yatırımcı her bir fon hesabı için ayrı ödeme alacak </h2>
<p>SPK’dan dün gün içinde yapılan ikinci açıklamada ara ödemenin ayrıntıları paylaşıldı. Açıklamada mutabakat işlemleri tamamlanmış olan tüm katılma payı sahibi her bir yatırımcıya her bir fon için ayrı ayrı olmak üzere ödenecek ara ödeme tutarının 1 milyon TL’yi aşmayacağı duyuruldu.</p>
<p>Bu kapsamda, net yatırım tutarı 1 milyon TL’nin altında olan yatırımcılar için bu tutar, 1 milyon TL ve üzerinde olan yatırımcılara ise en fazla 1 milyon TL ara ödeme yapılacak. </p>
<h2>Hemen rekor beklemeyin yansımalar sürecek </h2>
<p>Uzmanların verdiği bilgiye göre 3 fonun kendisinin tasfiye etmesi 4 fon için de ara ödeme yapılması hem piyasadaki belirsizliğin azalmasına hem de özellikle küçük yatırımcının likidite sıkışıklığını aşmasına yardımcı olacak. Tasfiye sürecinin devam ettiğine de işaret eden yatırımcılar tasfiye sürecinin diğer kısımlarına ilişkin de en geç bu hafta sonuna kadar bir yol haritasının sunulması beklentisinde. Para piyasası fonlarına öncelik verilmesinin çok olumlu olduğunu vurgulayan uzmanlar serbest fonlarda ise tasfiye sonunda mağduriyet oluşması olasılığının yüksek olduğunu dile getirdi. Bir diğer uzman ise SPK’nın bu hamlesini çok olumlu ancak gecikmiş olarak değerlendirdi ve piyasadaki sıkıntılara ciddi bir pansuman görevi göreceğini kaydetti. Bu adımın başlangıç olduğunu söyleyen uzman borsada önümüzdeki günlerde daha pozitif bir seyir izlenebileceğini artık dipten dönüşün başladığını ifade etti.</p>
<p>Ancak bir başka uzman borsada hemen rekor seviyeler beklememek gerektiğine dikkat çekerek ama dip seviyesinin geride kaldığını da söyledi. Piyasa uzmanı bu yaşananların yatırımcıları borsadan soğutmuş olabileceğine işaret ederek yaşanan krizin yansımalarının bir süre daha devam edeceğini belirtti.</p>
<h2>Toplam varlıkların yüzde 92’si ara ödemede </h2>
<p>Gedik Yatırım Kıdemli Araştırma Analisti Burak Pırlanta, ara ödeme karşılığında herhangi bir fon payı itfası yapılmayacağına dikkat çekerek itfa işlemlerinin nihai tasfiye ödemesi sırasında gerçekleştirileceğini söyledi. Kararın Tera Portföy fonlarının da dahil olduğu, tasfiye sürecindeki 131 fonun 65’ini kapsadığını belirten Pırlanta şöyle konuştu: “Hesaplamalarımıza göre, bu fonların 28 Eylül itibarıyla toplam varlıkları yaklaşık 616 milyar TL seviyesinde bulunuyor ve tasfiye kapsamındaki toplam varlıkların yüzde 92’sini oluşturuyor. Bu dört şirket tarafından yönetilen para piyasası fonları 301 milyar TL büyüklüğe ve fon bazında yaklaşık 266 bin yatırımcıya sahip. Tera Portföy Para Piyasası (TL) Fonu, 224 milyar TL varlık büyüklüğü ve yaklaşık 167 bin yatırımcı ile grup içerisindeki en büyük fon konumunda. 1 milyon TL’lik üst limit, küçük yatırımcıların önemli bir bölümünün alacaklarının tasfiye sürecinin tamamlanmasını beklemeden ödenebilmesini sağlıyor.”</p>
<h2>Net yol haritası baskıyı hafifletir </h2>
<p>Ara ödeme kararını olumlu bir adım olarak değerlendirdiklerini vurgulayan Pırlanta, “Karar, tasfiye sürecine ilişkin belirsizliği azaltıyor ve küçük yatırımcıların nakde erişimini hızlandırıyor. Para piyasası fonlarına öncelik verilmesi de daha likit portföy yapılarıyla uyumlu. Askıya alınan fonların yeniden açılmasına ilişkin daha net bir takvim, piyasa üzerindeki baskının hafiflemesine yardımcı olmalı” diye konuştu.</p>
<p>Öte yandan Fon Koordinasyon Kurulu ikinci toplantısını bugün yapacak. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada yol haritasının belirlendiğini ilgili tüm kurumların görev alanlarına giren konularda eşgüdüm içinde somut adımlar attığını söyledi. Yılmaz "BDDK ve SPK tarafından önemli kararlar alınarak açıklanmıştır. TMSF bünyesinde haksız kazançların iadesi için sorunlu her fona özel hesaplar açılmaktadır" dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Haksız kazançların iadesi için hesap açıldı</span></h2>
<p>SPK, yatırım fonlarında tasfiye kararı öncesindeki satışlardan elde edilen fahiş kazançları gönüllü olarak ilgili fona iade etmek isteyenler için Birleşik Fon Bankası nezdinde TMSF adına "İsteğe Bağlı İade Hesapları" açıldığını duyurdu. SPK duyurusunda isteğe bağlı olarak yatırılan tutarların sadece ilgili fonun tasfiye malvarlığına dahil edileceği, başka bir fona veya hesaba aktarılamayacağı belirtildi. Tasfiye kapsamında ilgili fonun katılma payı sahiplerine yapılacak ödemelerde kullanılmak üzere yatırılan paraların tasfiye ile görevlendirilen Ziraat Bankası ve İş Bankası'na aktarılacağı kaydedildi. Bunun yanı sıra hisse alım satım ve benzeri işlemler nedeniyle elde ettikleri fahiş karları geri ödemek isteyenler için de Birleşik Fon Bankası nezdinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu adına 'Genel Hisse İade Hesabı' açıldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tera Yatırım’ın faaliyeti geçici olarak durduruldu</span></h2>
<p>SPK, Tera Yatırım’ın sermaye piyasası faaliyetlerinin 30 Eylül saat 18.10 itibarıyla geçici olarak durdurulmasına karar verdi. Ayrıca Tera Yatırım tarafından hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen iş ve işlemlerde sorumluluğu bulunan Emir Münir Sarpyener, Hayriye Car ve Hakan Gövdere'nin lisanslarının sürekli olarak iptal edilmesine karar verildi. Öte yandan Kurul, Borlease Otomotiv AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda halka arz fiyatının belirlenmesinde esas alınan varsayımların gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşmediyse nedeni hakkında değerlendirmeleri içeren raporların gecikmeli olarak yayımlanması, hiç hazırlanmaması ve yayımlanmaması gerekçesiyle 8 gerçek kişiye toplam 2 milyar 996 milyon 438 lira idari para cezası uygulanmasını kararlaştırdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-magduruna-ara-odeme-karari-cikti-88810</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/borsa-istanbul-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK’nın önceki sabaha karşı gelen bülteniyle tasfiye sürecine giren fon yatırımcıları için ara ödeme imkanı ortaya çıktı, ayrıca 3 porftöy yönetim şirketi de tasfiyelerini kendileri gerçekleştirecek. Krize yönelik atılan ilk somut adım piyasada olumlu karşılandı, borsada dipten dönüş başladı ama rekorlar için zamana ihtiyaç var… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nilufer-belediyesinin-cevre-ve-dayanisma-projelerine-cifte-odul-88881</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nilüfer Belediyesi’nin çevre ve dayanışma projelerine 2 ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik Akademisi tarafından bu yıl 13’üncüsü düzenlenen Sürdürülebilir İş Ödülleri sonuçlandı. Nilüfer Belediyesi, İstanbul Swissotel The Bosphorus’ta düzenlenen törenden iki ödülle döndü. Belediye; “Gelir Getiren Ormanlar: Doğa Temelli Kırsal Kalkınma Modeli” projesiyle Biyoçeşitlilik, “Döngüsel Dayanışma Modeli: Giymiyorsanız Giydirin!” projesiyle de Döngüsel Ekonomi Dönüşümü kategorisinde ödül kazandı. Törende ödülleri Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Zerrin Güleş ile birim müdürleri teslim alırken, kazanılan ödüller Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’e sunuldu.</p>
<h2>“Atıl araziler çok katmanlı üretimle canlanıyor”</h2>
<p>Biyoçeşitlilik kategorisinde ödül alan “Gelir Getiren Ormanlar: Doğa Temelli Kırsal Kalkınma Modeli”, tarıma elverişsiz kamu arazilerini kırsal ekonomiye kazandırmayı hedefliyor. Projede kestane, ıhlamur ve kızılcık gibi değeri yüksek ve yangına dirençli ağaçların altına salep ile tıbbi ve aromatik bitkiler ekilerek çok katmanlı bir tarım modeli uygulanıyor. Proje kapsamında ilk olarak Güngören ve Unçukuru Mahalleleri’nde şu ana kadar yaklaşık 700 fidan dikildi. İkinci etapta 6 kırsal mahallede bu sayının 2 bine çıkarılması hedefleniyor. 42 dekarlık alanı kapsayan çalışma tamamlandığında yılda yaklaşık 15 ton karbon salımının önüne geçilmesi ve ürünlerin kadın kooperatifleri aracılığıyla işlenerek kırsalda kalıcı gelir sağlanması planlanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf75363e153-1790932278.JPG" alt="" width="841" height="818" /></p>
<h2>“Tekstil atıkların kreş ve tıbbi cihaz desteği”</h2>
<p>Döngüsel Ekonomi Dönüşümü kategorisinde ödüllendirilen “Döngüsel Dayanışma Modeli: Giymiyorsanız Giydirin!” projesi ise tekstil atıklarını bakım, yeniden kullanım ve endüstriyel geri dönüşüm süreçleriyle sürekli dolaşımda tutarak yüksek katma değerli sosyal ve çevresel faydaya dönüştürüyor. Bu yaklaşımla, kullanılabilir giysiler ihtiyaç sahibi vatandaşlara ve üniversite öğrencilerine ücretsiz ulaştırılırken, kullanılamayacak durumda olan tekstil atıkları ise geri dönüştürülerek yeniden ekonomiye kazandırılıyor. Geri dönüşümden elde edilen gelir ise doğrudan tıbbi cihaz ve kreş yatırımlarında kullanılıyor. İlçe genelinde bulunan 500 tekstil kumbarasından bugüne kadar yaklaşık 1 milyon parça giysi döngüsel ekonomiye dahil edilerek 34 bin 695 vatandaş ve 7 bin 585 üniversite öğrencisine ulaştırıldı. Modelin yarattığı öz kaynaklı döngüsel finansman ile 2024-2025 yıllarında 247 adet tıbbi cihaz temin edilirken, tam donanımlı bir kreş binası daha hayata geçirildi.</p>
<h2>“Hem toprağı koruyor hem dayanışmayı büyütüyoruz”</h2>
<p>Ödüllerin sahada somut karşılığı olan çalışmaların bir sonucu olduğunu belirten Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, “Bizim için kıymetli olan, yürüttüğümüz her işin doğrudan hemşerilerimizin hayatına dokunması. Bir yanda atıl duran arazileri kadınlarımızın emeğiyle üretime kazandırıyoruz, diğer yanda kullanılmayan giysileri ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Kullanılamayacak durumdaki tekstil atıklarını ise geri dönüştürüp elde ettiğimiz gelirle ilçemize kreş ve hastalarımız için tıbbi cihaz kazandırıyoruz. Aldığımız bu iki ödül, kaynaklarımızı doğru kullandığımızın ve sahada karşılık bulan bir model kurduğumuzun göstergesidir” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nilufer-belediyesinin-cevre-ve-dayanisma-projelerine-cifte-odul-88881</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/1/1280x720/nilufer-belediyesinin-cevre-ve-dayanisma-projelerine-cifte-odul-1790932250.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nilüfer Belediyesi, Sürdürülebilir İş Ödülleri kapsamında, Biyoçeşitlilik ve Döngüsel Ekonomi Dönüşümü kategorilerinde iki ödüle layık görüldü. Belediye Başkanı Şadi Özdemir, “Bizim için kıymetli olan, yürüttüğümüz her işin doğrudan hemşehrilerimizin hayatına dokunmasıdır. Bir yanda atıl duran arazileri kadınlarımızın emeğiyle üretime kazandırıyor, diğer yanda da kullanılmayan giysileri ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fada-enerji-sektorunun-agir-yuk-tasima-sureclerine-operasyonel-cozumler-sunuyor-88875</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Enerji ve ağır sanayi sektörlerindeki global varlığımızı daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Yüksek kapasiteli ve elektrikli sistemleriyle fabrika içi ve fabrika dışı ağır yük taşıma araçları üreten FADA'nın Türkiye’de geliştirdiği mühendislik çözümlerini global pazarlara taşıdığı bildirildi. </p>
<p>FADA Genel Müdürü İsmail Hakkı Akyüz, ağır yüklerin hareket ettiği her noktada mühendislik, güvenlik ve teknolojiyi bir araya getirerek enerji sektörünün fabrika içi ve fabrika dışı taşıma süreçlerine değer katmayı sürdürdüklerini söyledi.</p>
<p>Enerji sektöründe kullanılan ekipmanların kapasiteleri ve boyutlarının sürekli büyüdüğünü ve bunun doğal sonucu olarak fabrika içi ve fabrika dışı taşıma süreçlerinin de daha fazla mühendislik gerektirdiğini ifade eden Akyüz, FADA olarak müşterilere standart bir ürün sunmak yerine yükü, üretim prosesini, tesis koşullarını ve taşıma rotasını birlikte değerlendirerek, bu analiz sonucunda operasyona özel mühendislik çözümleri geliştirdiklerini belirtti.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf727d6628b-1790931581.jpg" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p>Türkiye’de oluşturdukları mühendislik gücünü global pazarlara taşımaya devam ettiklerini ifade eden İsmail Akyüz, şu bilgileri verdi: “Enerji sektörünü de önümüzdeki dönemde uluslararası büyümemizin en önemli alanlarından biri olarak görüyoruz. 15 yılı aşkın mühendislik tecrübesiyle faaliyetlerini sürdüren FADA, bugün farklı sektörlerde gerçekleştirdiği yüzlerce projeyle Türkiye’de geliştirdiği ağır yük taşıma teknolojilerini global pazarlara ulaştırıyor. Enerji sektörü FADA’nın büyüme stratejisinde önemli bir konuma sahip. BESS sistemlerinden yüksek kapasiteli transformatörlere, enerji kablolarının üretiminde kullanılan büyük tamburlardan beton köşklere kadar farklı uygulamalarda geliştirilen projeler; FADA’nın yüksek taşıma kapasitesi, elektrikli mobilite ve projeye özel mühendislik yaklaşımını bir araya getiriyor. Önümüzdeki dönemde daha yüksek taşıma kapasiteleri, gelişmiş otomasyon sistemleri ve yeni nesil elektrikli mobilite teknolojileri üzerine çalışmalarımızı sürdürerek enerji ve ağır sanayi sektörlerindeki global varlığımızı daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf73c51203f-1790931909.jpeg" alt="" width="700" height="390" /></p>
<p><strong>350 ton taşıma kapasitesi</strong></p>
<p>İsmail Akyüz, ağır sanayinin taşıma ihtiyaçlarına sundukları operasyonel çözümlerle FADA’nın geçmişten bugüne çok sayıda projeyi hayata geçirdiğini söyledi.</p>
<p>Karayolları dışı taşıma araçları üretiminde ağır sanayinin güvenilir ve aranan bir markası haline gelen FADA’nın enerji sektörünü de stratejik büyüme alanlarından biri olarak belirlediğini ifade etti. </p>
<p>İsmail Akyüz, üretimlerinin %60’tan fazlasını ihracat odaklı gerçekleştirdiklerini belirterek şunları söyledi: “Bu oranı her geçen yıl istikrarlı bir şekilde büyütüyoruz. Yurt içi pazarında karayolları dışı ağır yük taşıma sistemleri ve özel proses lojistiği denildiğinde akla ilk gelen, pazarın güvenini kazanmış üreticilerden biriyiz. Enerji sektörü, trafo üreticileri, demir-çelik, kalıp, otomotiv, savunma, lojistik, raylı sistemler ve makine imalatçıları gibi endüstrinin tüm lokomotif alanlarında güçlü bir markayız. FADA’nın enerji sektöründeki mühendislik yetkinliğini ortaya koyan en önemli projelerden biri, Türkiye’de ilk defa üretilen 350 ton taşıma kapasitesine sahip Transformatör Transfer Arabası oldu. Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen 350 ton kapasiteli Transformatör Transfer Arabası projesi, FADA’nın yüksek tonajlı taşıma sistemlerinde ulaştığı mühendislik seviyesinin önemli göstergelerinden biri olurken, şirketin gelecekte daha yüksek kapasitelere yönelik geliştireceği sistemler için de önemli bir referans oluşturdu. FADA markasını küresel ağır endüstrinin mutlak ve güvenilir standardı haline getirmek için stratejik adımlarımızı atmaya devam ediyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fada-enerji-sektorunun-agir-yuk-tasima-sureclerine-operasyonel-cozumler-sunuyor-88875</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/5/1280x720/fada-enerji-sektorunun-agir-yuk-tasima-sureclerine-operasyonel-cozumler-sunuyor-1790931970.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji sektörünün şirketin büyüme stratejisinde önemli bir konuma sahip olduğunu belirten FADA Genel Müdürü İsmail Hakkı Akyüz, &quot;Önümüzdeki dönemde daha yüksek taşıma kapasiteleri, gelişmiş otomasyon sistemleri ve yeni nesil elektrikli mobilite teknolojileri üzerine çalışmalarımızı sürdürerek enerji ve ağır sanayi sektörlerindeki global varlığımızı daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-afet-anayasasi-ortak-akilla-sekillenecek-88872</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bursa’nın Afet Anayasası ortak akılla şekillenecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Büyükşehir Belediyesi, Afet İşleri ve Risk Yönetimi Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan ‘Bursa Afet ve Kentsel Dirençlilik Beyannamesi’ hakkında değerlendirme toplantısı gerçekleştirdi.</p>
<p>Büyükşehir Belediyesi Meclis Salonu’nda Şahin Biba başkanlığında düzenlenen toplantıya, Büyükşehir Belediyesi’nin daire başkanlıkları ve iştiraklerinin yanı sıra akademik odaların temsilcileri katıldı. Bursa’yı deprem başta olmak üzere sel, heyelan, yangın, fırtına ve diğer afetlere karşı daha dirençli hale getirme hedefiyle hazırlanan beyanname, risklerin azaltılması, can ve mal kayıplarının en aza indirilmesi ve planlama, yatırım, altyapı, çevre ve sosyal hizmetlerde bilimsel yaklaşımı esas alan bir anlayışı üzerine oluşturuldu. Toplantıda beyannamenin kapsamı, hedefleri ve taahhütleri ele alınırken, katılımcıların görüş ve önerileri alındı.</p>
<h2>“Klasik belediyecilik kalıplarının ötesine geçeceğiz”</h2>
<p>“Dirençli Kent, Güvenli Gelecek” anlayışıyla hazırlanan beyannamenin temel yaklaşımının risk yönetimi olduğunu belirten Başkan Vekili Şahin Biba, “Amacımız, kentimizde olası bir afet anında meydana gelmesi beklenen riskleri henüz doğmadan bertaraf edebilmek. Hazırladığımız beyannameyle klasik belediyecilik kalıplarının ötesine geçeceğiz. Kurumumuzun tüm birimleri ve iştiraklerimiz için kentsel dirençliliği yasal, idari ve vicdani bir taahhüt haline getirmeyi hedefliyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf6fdbcae35-1790930907.jpeg" alt="" width="722" height="640" /></p>
<h2>“Bilimsel tespitleri somut eylemlere dönüştüreceğiz”</h2>
<p>Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ile ortaklaşa yürütülen proje çerçevesinde Bursa’nın teknik, fiziksel ve sosyal açıdan zayıf noktalarının bilimsel olarak ortaya konulduğunu ifade eden Başkan Vekili Biba, deprem ve afet gerçekliği karşısında şehrin detaylı şekilde analiz edildiğini belirtti. Biba, “Yapılan bilimsel tespitleri somut eylemlere dönüştürmek, sözlü temennilerden çıkarıp kurumsal bir anayasaya bağlamak için bu beyannameyle kararlılığımızı net bir şekilde ifade ediyoruz” dedi. Beyannamenin hazırlanmasında mali gerçekçiliğin özellikle gözetildiğini dile getiren Biba, taahhütlerin Büyükşehir Belediyesi’nin görev, yetki ve sorumlulukları kapsamında uygulanabilir olmasına özen gösterildiğini söyledi. Kamu kaynaklarının sorumluluğunu taşıdıklarını belirten Şahin Biba, uygulanabilir, ölçülebilir ve sürdürülebilir taahhütler ortaya koyduklarını vurguladı.</p>
<h2>“Risk azaltmaya ayırdığımız her kaynak geleceğimizin teminatıdır”</h2>
<p>Afet öncesinde risk azaltmaya yapılan yatırımların afet sonrasında ortaya çıkabilecek çok daha büyük kayıpların önlenmesinde kritik bir rol oynadığını dile getiren Başkan Vekili Biba, “Bugün risk azaltmaya ayırdığımız her kaynak, geleceğimizin teminatı olacaktır. Attığımız bu adımın bundan sonraki süreçte düzenli olarak izlenmesini, değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlayacağız. Çünkü kentsel dirençlilik, tek bir kurumun veya anlayışın tek başına üstesinden gelebileceği bir mesele değildir. Bu hedef, kamu kurumlarımızın, ilçe belediyelerimizin, üniversitelerimizin, meslek odalarımızın, özel sektörümüzün, sivil toplum kuruluşlarımızın ve vatandaşlarımızın ortak sorumluluğudur” dedi.</p>
<h2>“Afet Anayasası bilimin rehberliğinde şekillenecek”</h2>
<p>Başkan Vekili Biba, 13 Ekim’de kamuoyuna açıklanacak beyannamenin son şeklini ortak akılla vermek amacıyla bir araya geldiklerini belirterek, “Odalarımızın mesleki ve akademik birikimiyle daire başkanlıklarımız ve iştiraklerimizin sahada edindiği kurumsal tecrübeler, beyannamemize değer katacaktır. İstiyoruz ki, bu beyannameyi Bursa’nın ‘Afet Anayasası’ haline getirelim. Bilimin ve ortak aklın rehberliğinde bu iradeyi birlikte büyütelim. Bursa’yı afet risklerini önceden gören, azaltan ve yöneten dirençli bir kent haline getirelim” ifadelerini kullandı. Konuşmanın ardından beyannamenin sunumu gerçekleştirilerek detaylar katılımcılarla paylaşıldı. Programın devamında söz alan oda temsilcileri ve Büyükşehir Belediyesi yöneticileri, konuya ilişkin değerlendirme ve görüşlerini aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-afet-anayasasi-ortak-akilla-sekillenecek-88872</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/2/1280x720/bursanin-afet-anayasasi-ortak-akilla-sekillenecek-1790930872.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan ve Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı ile ortaklaşa yürütülen proje çerçevesinde “Bursa Afet ve Kentsel Dirençlilik Beyannamesi” değerlendirme toplantısı gerçekleştirdi. Başkan Vekili Şahin Biba, ‘Bursa Afet ve Kentsel Dirençlilik Beyannamesini şehrin ‘Afet Anayasası’ haline getirmek istediklerini belirterek, “Bilimin ve ortak aklın rehberliğinde bu iradeyi birlikte büyütelim” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cardak-osb-yonetim-kurulu-baskani-okan-konyalioglu-cardak-osbde-gelecegin-sanayi-ekosistemini-kuruyoruz-88869</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Okan Konyalıoğlu: Çardak OSB’de geleceğin sanayi ekosistemini kuruyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/DENİZLİ</strong></p>
<p>Çalışanların, gençlerin ve yatırımcıların ihtiyaçlarını gözeten, çevresiyle bütünleşen bir sanayi bölgesi hedefiyle çalıştıklarını dile getiren Denizli Çardak OSB Yönetim Kurulu Başkanı Okan Konyalıoğlu, ana amaçlarını sürdürülebilir bir yapıda uygun koşulları yatırımcılarla buluşturabildikleri ve işletmelerin büyüyebileceği bir ortam yaratarak üretim, eğitim, istihdam, çevre ve sosyal yaşamın birlikte planlandığı örnek bir sanayi bölgesi olmak şeklinde özetledi. Tek hedeflerinin yeni fabrika kurulması olmadığını, Çardak OSB’nin yaratacağı yüksek katma değerli yapının gelecek 30-40 yılını şimdiden şekillendirmeye, kentin girişimcilik iradesini, imalat kültürünü ve ihracat tecrübesini daha güçlü ve sürdürülebilir bir başarıya dönüştürmeye çalıştıklarını anlatan Konyalıoğlu, EKONOMİ EGE’nin sorularını yanıtladı.</p>
<h2>"14 fabrikamızın inşaatı devam ediyor"</h2>
<p>Çardak OSB’yi tanıtan Konyalıoğlu, “Bölgemiz 1996’de kuruldu. Özellikle büyük ölçekli sanayi yatırımlarına uygun parsel yapısı ve stratejik ulaşım imkânlarıyla öne çıkıyor. Toplam 3 milyon 255 bin m² alan üzerinde, 2 milyon 743 bin m² alana sahip 90 sanayi parselimiz bulunuyor. Denizli-Afyon Karayolu üzerindeki bölgemiz; Çardak Tren İstasyonu'na 400 metre, Çardak Havalimanı'na 5 km, Denizli Serbest Bölgesi'ne 4,4 km mesafede. 1997'de tamamlanan altyapımızı geleceğin ihtiyaçlarına göre yeniliyoruz. İçme ve kullanma suyu, yangın suyu, kanalizasyon, yağmur suyu, yollar, elektrik, telekomünikasyon ve doğalgaz altyapısını kapsayan çalışmalar sürüyor. Ayrıca arıtılmış suyun yeniden kullanılmasıyla kaynak verimliliği ve döngüsel ekonomiye katkı sağlayacağımız 6 bin m³/gün kapasiteli atık su arıtma tesisimizi hayata geçiriyoruz. Bugün 90 sanayi parselinde 60 yatırımcımız bulunuyor. 20 fabrikamız aktif üretimde, 14 fabrikamızın inşaatı devam ediyor. Yeni tahsisler de sürüyor. Araç ve endüstriyel filtre, oluklu mukavva, okul gereçleri, asansör ve ray sistemleri, prefabrik yapı, kauçuk, demir-çelik, tekstil, ahşap, kuvars işleme, makine imalatı, PVC doğrama ve evcil hayvan yemi gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren işletmelerimiz var. Bu çeşitlilik, ekonomik dalgalanmalara karşı daha dengeli bir istihdam yapısı da oluşturuyor” dedi.</p>
<p>Hem bölgede hem de Denizli sanayisini ileri taşıma konusunda yaptıkları çalışmalardan bahseden Konylıoğlu, “Temel amacımız, sanayicilerimizin güvenli ve verimli üretim yapabilecekleri güçlü bir ekosistem oluşturmak. Yatırımcılarımızın ihtiyaçlarını doğrudan dinleyen, hızlı karar alan ve çözüm üreten bir anlayışla bölgenin ekonomik hareketlilikten faydalanmasını önemsiyoruz. OSB’yi yalnızca üretim alanı değil, eğitim, istihdam ve sosyal gelişimin birlikte yürüdüğü bir sanayi ekosistemi olarak geliştirmeye gayret ediyoruz. Bölgemizde bugüne kadar yaklaşık 400 milyon dolarlık yatırım gerçekleşti; tam kapasitede bunun yaklaşık 1,5 milyar dolara ulaşmasını öngörüyoruz. Bugün yaklaşık 2 bin kişilik doğrudan istihdam sağlıyoruz; tam kapasitede 4-5 bin kişiye ulaşmayı hedefliyoruz. İstihdamı mümkün olduğunca Çardak, Bozkurt ve çevre ilçelerden karşılamayı önemsiyoruz. Bu nedenle Mesleki Eğitim Merkezi de öncelikli projelerimiz arasında. 2026-2027 eğitim öğretim döneminde sanayicilerimizi öğrencilerimizle buluşturmayı umuyoruz. Hedefimiz, çocuklarımızın “Ben burada da geleceğimi kurabilirim” diyebilecekleri bir sanayi ekosistemi oluşturmak” diye konuştu.</p>
<h2>"30-40 yılı planlamak ve ihtiyaçlarımızı bu perspektifte tamamlamak istiyoruz"</h2>
<p>Bölgenin öne çıkan sorunlarına ve çözüm önerilerine değinen Konyalıoğlu, “Biz sadece bugünün ihtiyacını değil önümüzdeki 30-40 yılı planlamak ve ihtiyaçlarımızı bu perspektifte tamamlamak istiyoruz. Altyapımızı tamamen yenileme kararı aldık. Projenin güncel yatırım tutarı yaklaşık 1 trilyon 568 milyar TL. Yağmur suyu, atıksu ve doğalgaz bağlantıları tamamlandı; diğer çalışmalar sürüyor. 6 bin m³/gün kapasiteli atık su arıtma tesisi ile arıtılmış suyu kullanma suyu ve çevre sulamasında yeniden değerlendireceğiz. Devam eden İzmir, Antalya ve İç Anadolu bağlantılarının tamamlanmasıyla birlikte bölgemizdeki firmaların lojistik maliyetlerinin ve ulaşım süre kayıplarının da önemli ölçüde düşmesini bekliyoruz” dedi.</p>
<p>2027 yılı hedeflerine değinen Konaylıoğlu, “2026, projelerin sahada karşılık bulmaya başladığı bir dönüşüm yılı oldu. İnşaatı devam eden fabrikaların 2027’de üretime geçmesiyle istihdam ve üretim kapasitesinin artmasını, yeni yatırımcılarla parsel doluluk oranının artmasını hedefliyoruz. Katma değeri, ihracatı ve istihdamı yüksek yatırımlara odaklanıyoruz. Önümüzdeki 15 yılı kapsayan master planımızla yaklaşık 200 bin m² alanda eğitim ve yeşil alanları koruyarak sosyal yapıları da sanayi bölgesinin doğal parçası olmasına özel önem veriyoruz. Son üç yılda 10 bin ağaç diktik; su verimliliği esaslı peyzaj ve damla sulama sistemleri kurduk. Eğitim kampüsü, otel, ortak çalışma alanları ve farklı sosyal donatılar planlıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>Denizli’nin tekstil ve hazır giyim başta olmak üzere farklı sektörlerde güçlü bir üretim kapasitesine sahip olduğunu belirten Konyalıoğlu, “Denizli, Türkiye’nin güçlü üretim kültürüne sahip kentlerinden biri. Tekstil ve hazır giyim geleneksel lokomotif sektörlerimiz. Bunun yanında elektrik-elektronik, kablo, makine, metal, mermer ve doğal taş, tarım ve gıda gibi alanlarda da güçlü bir üretim kapasitemiz var. En güçlü yönümüz, tarihsel birikime dayanan sanayiciliğimiz ve girişimci kültürümüz. Şehrimizde devam eden stratejik yatırımlar ve projeler de var. Ancak şehir merkezinde genişleme imkânlarının sınırlı olması, büyük ölçekli yatırımlar için yeni alan ihtiyacını artırıyor. Çardak OSB, geniş parselleri ve lojistik bağlantılarıyla bu ihtiyaca cevap verebilecek alanlardan biri” dedi.</p>
<p>Denizli’nin mevcut üretim kültürünü stratejik bir güce dönüştürmek için daha teknolojik, verimli, yeşil ve yüksek katma değerli bir üretim yapısına geçmesi gerektiğini belirten Konyalıoğlu, “Bunun için nitelikli insan kaynağı, bilinçli ve motive olmuş sermaye, kamu desteği, araştırma altyapısı ve üretim gücü birlikte ele alınmalı. Kamu, sivil toplum kuruluşları, sanayi ve akademiyi kapsayan kolektif bir anlayışla şehrin birikimini besleyebilirsek yeni nesil makine, ileri imalat teknolojileri, teknik tekstil, yenilenebilir enerji, metal ve yüksek katma değerli üretim alanlarında fark yaratabileceğimize inanıyorum. Tehdit tarafında ise finansman maliyetleri, enerji ve üretim giderleri, küresel talep dalgalanmaları, uluslararası rekabet ve nitelikli işgücü ihtiyacı öne çıkıyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve karbon düzenlemeleri de özellikle ihracatçı işletmeler için hem risk hem fırsat oluşturuyor. Önümüzdeki dönemin temel kavramının ‘daha fazla üretim’ değil, ‘daha nitelikli üretim’ olacağını düşünüyorum” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cardak-osb-yonetim-kurulu-baskani-okan-konyalioglu-cardak-osbde-gelecegin-sanayi-ekosistemini-kuruyoruz-88869</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/okan-konyalioglu-cardak-osbde-gelecegin-sanayi-ekosistemini-kuruyoruz-1790933240.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halihazırda yaklaşık 2 bin kişiye doğrudan istihdam sağladıklarını, tam kapasiteye ulaştıklarında bu rakamın 4-5 bine çıkacağını dile getiren Denizli Çardak OSB Başkanı Okan Konyalıoğlu, temel amaçlarının sanayicilere güvenli ve verimli üretim yapabilecekleri güçlü bir ekosistem sunmak olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kobi-kredileri-icin-buyume-siniri-artirildi-88861</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOBİ kredileri için büyüme sınırı artırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) makro ihtiyati çerçeve hakkındaki basın duyurusu internet sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Bankanın makrofinansal istikrarı ve bankaların likidite yönetimini desteklemek amacıyla zorunlu karşılık uygulamasında değişiklikler yaptığı belirtilen duyuruda, KOBİ kredileri için yüzde 4,5 olan büyüme sınırının yüzde 5’e yükseltildiği, Türk lirası zorunlu karşılıklarda bloke tesis oranlarının da düşürüldüğü bildirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kobi-kredileri-icin-buyume-siniri-artirildi-88861</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/2/1280x720/lira-butce-1771230710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası, KOBİ kredileri için yüzde 4,5 olan büyüme sınırını yüzde 5’e yükseltildiğini, Türk lirası zorunlu karşılıklarda bloke tesis oranlarının ise düşürüldüğünü duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/pegasus-cekya-hava-yollari-ve-smartwingsi-satin-aldi-88860</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pegasus, Çekya Hava Yolları ve Smartwings&#039;i satın aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Pegasus Hava Yolları'nın, gerekli tüm düzenleyici kurum onaylarının alınması ve kapanış koşullarının sağlanmasının ardından Çekya Hava Yolları (Czech Airlines-CSA) ve Smartwings Grubu'nun satın alma işlemini tamamladığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, satın alma işlemiyle iki hava yolunun filosundaki toplam uçak sayısı 175'in üzerine çıkarken, her iki hava yolunun daha önce verdiği kesin uçak siparişleri de toplam 140 oldu.</p>
<p>İşlemin tamamlanmasının, Pegasus Hava Yolları'nın uluslararası ayak izi ve Smartwings Grubu'nun gelecekteki büyümesi açısından önemli bir kilometre taşı oluştururken, Avrupa'da yeni bir büyüme döneminin de kapısını açtığı belirtildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, stratejik ortaklık, birbirini tamamlayan güçlü yönlere ve uzun vadeli büyümeye yönelik ortak hedefe sahip iki köklü havacılık şirketini bir araya getirirken, 1990'da kurulan Pegasus Hava Yolları, 2005'te düşük maliyetli iş modelini benimsemesinden bu yana "herkesin uçma hakkı" olduğu inancıyla hava ulaşımını milyonlarca kişi için erişilebilir hale getiriyor.</p>
<p>Açıklamada, "Pegasus, 57 ülkede 161 noktaya uçuş gerçekleştirirken, dünyanın en genç ve yakıt verimliliği en yüksek filolarından birini işletiyor. Tatil odaklı hava yolu taşımacılığında faaliyet gösteren Smartwings Grubu da CSA markasıyla birlikte Orta ve Doğu Avrupa'nın köklü hava yolu grupları arasında yer alıyor. Grup, 20 ülkede 80 destinasyona uzanan uçuş ağı ve önde gelen tur operatörleriyle yaptığı iş birlikleriyle bölgenin havacılık pazarında önemli bir konuma sahip." denildi.</p>
<p>Her iki hava yolunun güçlü yönleri ve deneyimlerinin bir araya gelmesiyle uzun vadeli büyümeye yönelik daha güçlü bir yapı oluşturulması, misafirler, çalışanlar ve iş ortakları için yeni fırsatlar yaratılması hedefleniyor.</p>
<p>Smartwings'in, günlük operasyonlarını, müşteri ilişkilerini ve hizmet sunumunu sürdürerek mevcut markasıyla faaliyetlerine devam edeceği ifade edildi.</p>
<p>Şirketin inovasyon, gelişim ve yeteneklerin geliştirilmesi alanlarında da yeni fırsatlara sahip olması öngörülüyor.</p>
<p><strong>"Herkes için kalıcı değer yaratmak adına doğru ortak olduğuna inanıyoruz"</strong></p>
<p>Pegasus Hava Yolları Üst Yöneticisi (CEO) Güliz Öztürk, hikayelerinin herkesin uçabildiği bir dünya hayaliyle başladığını belirtti.</p>
<p>Öztürk, Pegasus Hava Yolları ve Smartwings olarak bu hayali daha da ileriye taşımak üzere bir araya geldiklerini vurgulayarak, "Birlikte daha da büyüyebilir ve her birimizin tek başına sunabileceğinden daha fazla seçeneği misafirlerimize sunabiliriz. Her bir hava yolunun arkasındaki insanlar ve ilişkiler, bundan sonraki döneme duyduğum güvenin temelini oluşturuyor. Tüm çalışma arkadaşlarımızla birlikte bu hikayenin yeni bölümünü yazmayı heyecanla bekliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Smartwings Kurucu Ortağı Jiri Simane de Smartwings'in yıllar içinde çalışanlarının özverisi, yolcularının ve iş ortaklarının sadakatiyle inşa edildiğini aktardı.</p>
<p>Simane, "Bu yolculukta emeği olan herkese gönülden teşekkür ediyorum. Pegasus'un, bu güçlü yönleri ileriye taşımak, gelecekteki büyümeyi desteklemek ve her iki hava yoluyla bağlantılı herkes için kalıcı değer yaratmak adına doğru ortak olduğuna inanıyoruz." değerlendirmesini yaptı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/pegasus-cekya-hava-yollari-ve-smartwingsi-satin-aldi-88860</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/pegasus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çekya Hava Yolları ve Smartwings Grubu&#039;nun satın alma işleminin tamamlanması hakkında açıklama yapan Pegasus Hava Yolları CEO&#039;su Güliz Öztürk, &quot;Birlikte daha da büyüyebilir ve her birimizin tek başına sunabileceğinden daha fazla seçeneği misafirlerimize sunabiliriz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarimsal-kuraklik-il-kriz-merkezi-su-kullanimini-degerlendirdi-88852</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya&#039;da &#039;su kullanımı&#039; toplantısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Tarımsal Kuraklık İl Kriz Merkezi, Antalya Valisi Hulusi Şahin başkanlığında toplandı. Tarım İl Müdürlüğünde düzenlenen toplantıya, Antalya, Isparta ve Burdur vali yardımcıları, Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Çiğdem Hacıoğlu, Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şükrü Özen, Antalya Bilim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hülya Şimga, Su Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Satuk Buğra Fındık ile Antalya, Isparta ve Burdur illeri kurum ve kuruluş müdürleri katıldı.</p>
<p>Toplantıda, tarımsal sulama ile ilgili alınan kararlara ilişkin çalışmalar, çevre denetimleri ve iklim değişikliğine uyum süreçleri, atık su arıtma tesisi çalışmaları, bölgenin su kaynaklarının korunması ve gelecek nesillere aktarılması hedefiyle yapılan ve yapılması planlanan çalışmalar ele alındı. Toplantıda, kurakçıl peyzaj uygulamalarının yaygınlaştırılması, kapalı sistem sulama sistemleri ile Su Verimliliği Belgelendirme Çalışmaları ve yerel yönetimlerin sürece sağlayacağı katkılara ilişkin atılacak adımlar tartışıldı.</p>
<p>Vali Hulusi Şahin, yaptığı konuşmada, yaptıkları çalışmaların merkezinde Su Hassasiyeti olduğunu söyledi. Vali Şahin, Antalya’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Zirvesi’ne sayılı günler kaldığını belirten Vali Hulusi Şahin, zirveye ve su kaynaklarının kritik önemine dikkat çekti.</p>
<p>İklim krizi ve çevre hassasiyeti kapsamında yürütülen çalışmaların odağında su kaynaklarının bulunduğunu belirten Vali Şahin, tatlı su kaynakları ve denizlerin karşı karşıya olduğu risklere dikkat çekti.</p>
<p>Toplantıda ayrıca Antalya, Burdur ve Isparta illerindeki kurum ve kuruluşlarca yapılan ve yapılması planlanan çalışmalara ilişkin sunum ve değerlendirmeler yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarimsal-kuraklik-il-kriz-merkezi-su-kullanimini-degerlendirdi-88852</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/2/1280x720/tarimsal-kuraklik-il-kriz-merkezi-su-kullanimini-degerlendirdi-1790922290.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya&#039;da düzenlenen toplantıda, Batı Akdeniz bölgesinde sanayi ve tarımsal sulamada su verimliliği ve su kaynaklarının korunması konusunda yapılması gereken çalışmalar değerlendirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sri-lankadan-turk-yatirimcilara-cagri-88842</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sri Lanka’dan Türk yatırımcılara çağrı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Çeşitli açılış ve ziyaretler için Antalya’ya gelen Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti’nin Ankara Büyükelçisi Niluka Kadurugamuwa, ülkesi ile Türkiye arasında ticari ve ekonomik ilişkilerin giderek arttığını söyledi.  Sri Lanka ile Türkiye ilişkilerin çok iyi durumda olduğunu ifade eden Kadurugamuwa, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 250 milyon dolardan 500 milyon dolara çıkarmayı hedeflediklerini bildirdi.</p>
<p>Türkiye’ye yüzde 60’ı çay olmak üzere kauçuk, plastik ve tarımda kullanılan Hindistan Cevizi lifi ihraç ettiklerini ifade eden Kadurugamuwa,’’İki ülke arasındaki ticaret hacmini 500 milyon dolara çıkarmak hayali bir hedef değil. İki ülke arasında Ortak Ekonomik ve Teknik İşbirliği Komisyonu oluşturuldu. Üçüncü toplantıyı 2025 Temmuz ayında gerçekleştirildi’’ dedi.</p>
<p>Türkiye’nin turizm, inşaat, bilgi teknolojileri ile ilaç, tekstil ve sağlık sektörlerinde çok iyi durumda olduğunu vurgulayan Büyükelçi Kadurugamuwa, Türk yatırımcıları ülkesinde yatırıma davet ettiklerini bildirdi.</p>
<p>Ülkesinin Colombo kentinde Sri Lanka’nın en büyük ticaret adası (Colombo Port City) kuracaklarını anlatan Büyükelçi Niluka Kadurugamuwa, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Ticaret adası Colombo Port City’de şirket ofisleri, inşaat projeleri, okul ve hastane gibi birçok yatırım olacak. Şu ana kadar 2 milyar dolarlık bir yatırım gerçekleştirildi. Bu 15 milyar doları bulacak.  Türk iş insanlarını yatırım için ülkemize davet ediyoruz. Yabancı yatırımcılara çeşitli kolaylıklar sağlanıyor. Sri Lanka’da başta çay, tarım, kauçuk, Hindistan cevizi ve kauçuk-plastik, gemi ve lüks yat üretimi olmak üzere 28 sektörde önemli yatırım fırsatları yer alıyor.’’</p>
<p><strong>Sri Lanka EXPO 2027 14-17 Ocak'ta</strong></p>
<p>Büyükelçi Kadurugamuwa, 14-17 Ocak 2027’de Uluslararası Ticaret Fuarı Sri Lanka EXPO (BMICH Colombo) fuarı düzenleneceğini, fuara katılacak yatırımcılar için ücretsiz ulaşım ve konaklama olanağı sağladıklarını sözlerine ekledi.</p>
<p>Sri Lanka, 18 milyar dolar ihracat, 21 milyar dolarlık ithalat gerçekleştiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sri-lankadan-turk-yatirimcilara-cagri-88842</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/2/1280x720/5654-1790922928.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti, Türkiye ile olan ticaret hacmini 500 milyon dolara çıkarmayı hedeflerken, Ankara Büyükelçisi Niluka Kadurugamuwa Türk iş insanlarını ülkelerine yatırım yapmaya davet etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-hallerinde-domates-ve-sebze-artti-meyve-azaldi-88837</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya hallerinde domates ve sebze arttı, meyve azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası tarafından hazırlanan Eylül Ayı Toptancı Haller Endeksi açıklandı. Buna göre, Eylül ayında miktar endeksleri domateste 13, meyvede 46 ve sebzede 20; fiyat endeksleri ise domateste 2741, meyvede 3018 ve sebzede 2496 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Eylül ayı miktar endeksi, aylık domateste yüzde 10,02 ve sebzede yüzde 13,82 artarken, meyvede yüzde eksi -5,79 azaldı. Miktar endeksi yıllık domateste yüzde 8,46, meyvede yüzde 6,70 ve sebzede yüzde 13,47 artış gösterdi.</p>
<p>Eylül ayında yıllık miktar endekslerinde domates, meyve ve sebze miktar endeksi ortalama üstü artarken, yıllık fiyat endekslerinde domates ve sebze fiyat endeksi ortalama civarında, meyve fiyat endeksi ise ortalamanın altında gerçekleşti.</p>
<p><strong>Yıllık fiyat artışları</strong></p>
<p>Eylül ayında domates fiyat endeksi yıllık yüzde 53,66 artarken, bu artış miktardaki yüzde 8,46 artışa rağmen gerçekleşti.</p>
<p>Eylül ayında meyve fiyat endeksi yıllık bazda yüzde eksi -6,62 azaldı. Aynı dönemde meyvenin yıllık işlem miktarı ise yüzde 6,70 arttı. Bu durum fiyat endeksindeki düşüşte etkili oldu.</p>
<p>Eylül ayında sebze fiyat endeksi yıllık yüzde 38,38 artarken, bu artış miktardaki yüzde 13,47 yükselişe rağmen gerçekleşti.</p>
<p>Eylül ayında, son yedi yılın verilerine göre, domates, meyve ve sebze satış miktarı ortalama civarında, domates ve sebze fiyat seviyesi ortalamanın altında, meyve fiyat seviyesi ise ortalama civarında gerçekleşti.</p>
<p>Eylül ayında domates işlem miktar endeksi yüzde 10,02 artarken, işlem fiyat endeksinde yüzde 1,79 düşüş oldu.  Son yedi yılın eylül ayları dikkate alındığında, işlem miktar endeksi üçüncü en büyük artış, son yedi yılın eylül ayları dikkate alındığında, işlem fiyat endeksi ikinci en büyük azalış olarak kaydedildi.</p>
<p>Eylül ayında meyve işlem miktar endeksi yüzde 5,79 azalırken, işlem fiyat endeksi yüzde 1,54 düşüş gösterdi. Son yedi yılın eylül aylarına göre işlem miktar endeksi beşinci en büyük azalış, işlem fiyat endeksi de dördüncü en büyük düşüş olarak kaydedildi.</p>
<p>Eylül ayında sebze işlem miktar endeksi yüzde 13,82 artarken, işlem fiyat endeksi yüzde 5,36 ile rekor azalış gösterdi. Son yedi yılın Eylül ayları dikkate alındığında, işlem miktar endeksi üçüncü en büyük artış olarak tabloya yansıdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-hallerinde-domates-ve-sebze-artti-meyve-azaldi-88837</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/7/1280x720/antalya-hallerinde-domates-ve-sebze-artti-meyve-azaldi-1790920233.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Toptancı Halleri&#039;nde eylül ayında domates ve sebze miktarı artarken, meyve miktarı düştü. Domates ve sebze fiyatları arttı, meyve fiyatları azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/geleceksiz-direncsiz-guvensiz-turkiyenin-neet-gercegi-88829</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geleceksiz, dirençsiz, güvensiz Türkiye’nin NEET gerçeği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Prekarya, günlük dilimize girmeye aday bir kelime daha. Sürekli iş güvencesi olmayan, güvencesiz ve geçici şartlarda çalışan yeni bir sosyal sınıf demek… İngilizce “precarious” yani güvencesiz ve tehlikeli ile “proletariat” proleterya, işçi sınıfı kelimelerinin birleşmesinden oluşuyor.</p>
<p>Türk gencini tanımlıyor; Türk genci okumuyor, çalışmıyor, meslek öğrenmiyor… kimilerine göre “iş beğenmiyor”!... bu nedenle geleceksiz, güvencesiz, dirençsiz ve prekarya!</p>
<p><strong>NEET nedir?</strong></p>
<p>NEET, İngilizce <em>Not in Education, Employment or Training</em> ifadesinin kısaltması. Ne eğitimde, ne istihdamda ne de mesleki eğitimde bulunan gençleri tanımlıyor. Türkiye’de 15–24 yaş grubunda NEET oranı 2025’te yüzde 23,3 (TÜİK). Kabaca her dört gençten biri…</p>
<p><strong>NEET gençler nasıl geçiniyor?</strong></p>
<p>NEET’in arkasında milyonlarca farklı hayat var. Türkiye'nin en NET sorunu bu NEET. Tek tip değiller; iş arayan da var; iş bulamayınca aramaktan vazgeçen de. Üniversite mezunu da var içinde… eğitimini yarıda bırakan da. Evde aile bireylerinin bakım sorumluluğunu üstlenen de gruba dahil. Düşük ücret ve kötü çalışma koşullarını kabul etmeyerek ailesinin yanında yaşamayı sürdüren genç de bu grupta…</p>
<p>Kimileri onlara “ev gençleri” diyor… Türlü türlü isim veriyoruz. Bundan sonra isim takmaya değil, çözüm bulmaya çalışmalıyız. Çünkü d<strong>ışarıda kaldıkları süre uzadıkça içeri dönmeleri zorlaşıyor.</strong> Hayata normal birey olarak katılım gösteremiyorlar. Gelir kaybı yoksulluk riskine, ekonomik bağımlılık direnç kaybına, güvencesizlik geleceksizliğe dönüşüyor.</p>
<p>Kaldı ki, önemli olan kritik soru da şu: Bu gençler nasıl geçiniyorlar? Kiralarını kim ödüyor? Masraflarını kim karşılıyor? Harçlıklarını nereden buluyorlar?</p>
<p>NEET ekonomisini bilmiyoruz.</p>
<p><strong>Sosyal asansör durmuş yukarı çıkmıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nilüfer Narlı, Bahçeşehir Üniversitesi'nin kurucu Sosyoloji Bölüm Başkanı. Gençlik, kadın, toplumsal yapı, kırılgan gruplar, sosyal değişim ve risk alanlarında uzun yıllardır çalışıyor. Bahçeşehir Üniversitesi bünyesindeki Toplum, Sağlık, Davranış ve Önlem Alma Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin de kuruluşuna öncülük etti. “<strong>NEET bir genç işsizliği hikâyesi değil; Türkiye'de sosyal hareketliliğin tıkanmasının hikâyesi” diyor. </strong>Narlı'nın NEET'e bakışı yalnızca iş gücü istatistiği üzerinden değil. Söyleşimiz beni üzdü, aydınlattı, şaşırttı.</p>
<p><strong>Türkiye’de sosyal asansör durmuş.</strong> Gençlerin yukarı doğru hareket edemediği, sınıflar arasındaki geçişin zorlaştığı <strong>“ katı bir sosyal tabakalaşma” yaşıyoruz. Aynen böyle ifade ediyor </strong>sosyolog Prof. Dr. Nilüfer Narlı. Söyleşiden bende kalan en rahatsız edici boşluk bu oldu. Sosyal asansörde sıkışan <strong>GELECEKSİZ, GÜVENSİZ, DİRENÇSİZ GENÇLER, YARININ KALICI YOKSULU VE KATI SOSYAL TABAKALAŞMA… Büyük harflerle yazarsam daha çok dikkat çeker mi? Asansörde sıkışan bu grubun </strong>alt damarları da var: kadın, bakım ekonomisi, “ev genci”, mobbing, üniversite–meslek uyumsuzluğu, aile sığınağı ve yapay zekâyla gelen teknoloji devrimi!</p>
<p><strong>İş yok, umut da yok</strong></p>
<p>İş bulamayan genç, zaman içinde özgüvenini kaybediyor, iş aramaktan vazgeçebiliyor. Bu bir tip. Bunun karşısında başka bir genç profili daha var; önüne çıkan işi ücretini ya da çalışma koşullarını yeterli bulmadığı için kabul etmiyor o da… İki genç de NEET.</p>
<p>Kadrolu ve öngörülebilir çalışma düzeninden esnek, parçalı ve güvencesiz çalışmaya geçiş; gencin önündeki hayatı planlayabilme kapasitesini değiştiriyor. Bir işiniz olabilir ama o işin altı ay sonra devam edip etmeyeceğini bilmiyorsunuz. Geliriniz olabilir ama onunla bağımsız bir hayat kurup kuramayacağınızı bilmiyorsunuz. Diplomanız olabilir ama mesleğinizin sizi nereye taşıyacağını öngöremiyorsunuz. Geleceksizlik tam da burada başlıyor.</p>
<p>Narlı'nın anlattığı yeni çalışma rejiminde uzun kontratlar geriliyor; yerine esnek çalışma ve belirsizlik geliyor. Onun kelimeleriyle: <strong>prekarya, geleceksizlik, güvensizlik.</strong></p>
<p><strong>Diploma var, karşılığı yok</strong></p>
<p>NEET'in bir başka yüzü; gençlerin sahip oldukları yetkinliklerle iş gücü piyasasının ihtiyaç duyduğu yetkinlikler birbirine uymuyor. Diploma ile iş arasında otomatik bir geçiş yok.</p>
<p>Üniversite mezunu olmak yeterli değil. İşveren deneyim istiyor. Genç deneyim kazanmak için işe ihtiyaç duyuyor. İşe girmek için ise deneyime...</p>
<p>Narlı, stajın, uygulamalı eğitimin ve eğitim sırasında iş dünyasıyla temasın önemini söyleşide özellikle ifade etti. Staj ve uygulama neden önemli?  Genç teorik bilgisini kullanıyor, iş dünyasını tanıyor ve istihdama geçiş ihtimali güçleniyor. Narlı bu nedenle üniversite–iş dünyası köprüsünü özellikle vurguluyor. Sorun yalnızca kaç yıl eğitim aldığımız değil. Ne öğrendiğimiz, öğrendiğimiz şeyin hangi meslekle eşleştiği ve eğitimden işe geçişi sağlayacak köprünün bulunup bulunmadığı.</p>
<p>Üniversite sayımız çok, her yerde bir, birden fazla üniversite. Beton binalarla ne kadar övünsek azdır…  gelin görün ki, sundukları eğitim, piyasanın ihtiyaç duyduğu beceriyle eşleşmiyor.</p>
<p>Narlı, NEET oranının yüksekliğinin ve özellikle NEET statüsünde uzun süre kalmanın sosyal mobiliteyi zorlaştırdığını “Daha katı bir sosyal tabakalaşma” yarattığını söyledi.</p>
<p>Bir zamanlar yoksulluğu açıklamak için “nöbetleşe yoksulluk” kavramını konuşurduk. Yoksulluk şehir içinde, aileler, kuşaklar ve yeni gelenlerle eskiler arasında el değiştiriyor; bazıları aşağıda kalırken bazıları yukarı çıkabiliyordu.</p>
<p><strong>Nöbetleşe yoksulluktan kalıcı yoksulluğa</strong></p>
<p>Narlı'nın NEET üzerinden çizdiği bugünkü tablo hareket alanının daraldığını gösteriyor. Uzun süre NEET kalmak, gencin iş deneyimi kazanmasını engelliyor. İş bağlantıları oluşmuyor. Mesleki becerileri gelişmiyor. Eğitimden uzaklaşıyor. Ekonomik bağımsızlık gecikiyor.</p>
<p>Sonunda geçici olması beklenen durum kalıcılaşıyor. Narlı “nöbetleşe yoksulluk” tanımının “kalıcı yoksulluk” riskine dönüştüğünü söyledi; nöbet değişmiyor. Yoksulluk kemikleşiyor. Sosyal tabakalar arasındaki geçiş zorlaşıyor.</p>
<p><strong>Her NEET yoksul değil</strong></p>
<p>NEET olmak otomatik olarak yoksul olmak anlamına gelmiyor. Ailesi ekonomik olarak güçlü bir genç de bir süre eğitim ve istihdam dışında kalabilir. Üç ay NEET kalmakla yıllarca NEET kalmak aynı şey değil.</p>
<p>Süre uzadıkça eğitimden ve iş gücü piyasasından kopuş derinleşiyor. Özgüven kaybı, geleceğe ilişkin belirsizlik ve aileye ekonomik bağımlılık birbirini beslemeye başlıyor. Bu noktada NEET çalışma hayatının değil, sosyal hareketliliğin konusu oluyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de kadınların NEET oranı neden daha yüksek?</strong></p>
<p>Türkiye'deki NEET tablosunun en çarpıcı öğesi kadınlar. 15–24 yaş grubunda 2025 NEET oranı erkeklerde yüzde 16,3 iken kadınlarda yüzde 30,9. Neredeyse iki katı!</p>
<p> “Çalışmıyor” dediğimiz genç kadının gerçekten çalışmadığından emin miyiz? Çocuk ya da yaşlı bakıyor olabilir. Evi çekip çeviriyor, aile işletmesinde ücretsiz çalışıyor olabilir. İstatistik onu istihdam dışında görüyor. Oysa gününün önemli bölümü emekle geçiyor.</p>
<p>Prof. Dr. İpek İlkkaracan'la söyleşimde kısa bir süre önce ele aldığım “bakım ekonomisi” işte yeniden karşımızda. Bakım ekonomisinin tuhaf bir kaderi var: Ekonominin devam edebilmesi için vazgeçilmez; ekonomik tartışmanın içinde ise görünmez. Narlı da Türkiye'de kurumsallaşmış bakım hizmetlerinin yetersizliğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Bakım ekonomisinin görünmeyen yükü</strong></p>
<p>Kadının iş gücüne katılmasını istiyoruz ama çocuğa, yaşlıya, hastaya kimin bakacağı sorusunu aynı kuvvetle sormuyoruz. Bakım aileye kalıyor. Aile içinde de çoğunlukla kadına. Sonra o kadını istatistikte “iş gücüne katılmıyor” diye görüyoruz. Bu görünmez ekonomiyi görünür hale getirmenin yolunu da bulmaya niyetimiz yok. İstatistikler inşaat sektörünün yarattığı istihdamdan daha fazlasını, daha hızlı yaratabileceğini gösteriyor. Olsun biz, bakıma muhtaç nüfusumuza meziyetmiş gibi çalışma çağında ve gücünde olan bir aile üyesini mahkum ediyoruz.</p>
<p>Türkiye'nin kadın NEET oranının erkeklerin neredeyse iki katı olması yalnız istihdam politikasıyla açıklanabilecek bir veri değil. Aile, toplumsal cinsiyet rolleri, bakım sorumluluğu ve çalışma hayatı birbirine bağlanıyor. Türkiye'yi kadın olmadan ayağa kaldırmaktan söz ediyoruz.</p>
<p><strong>“NEET neden kalıcı yoksulluk riski yaratıyor?”</strong></p>
<p>Aile, NEET meselesinin en bilinmeyen konusu. Genç çalışmıyor, geliri yok ama yaşamaya devam ediyor. Nasıl? Araştırılması gereken nokta burası. Aile, genci koruyan son güvenlik ağı mı? Yoksa bazı koşullarda NEET statüsünün uzamasını mümkün kılan yapı mı?</p>
<p>Genç ailesinin yanında barınabiliyor, temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor, düşük ücretli bir işi kabul etmek zorunda kalmayabiliyor. Bu koruma bir yandan gencin mutlak yoksulluğa düşmesini engelliyor, diğer yandan ekonomik bağımsızlığa geçişi erteleyebiliyor…</p>
<p>Bugün bile sahip olduğu yetkinlikleri iş gücü piyasasının ihtiyaçlarıyla eşleştiremeyen gençler, mesleklerin daha hızlı değiştiği bir döneme giriyor. Eğitim–meslek uyumsuzluğu geleceğin problemi. NEET'in uzun süre eğitimden ve işten uzak kalması, bu değişime uyum kapasitesini zayıflatıyor. Gencin zaten okuduğu bölüm ihtiyacı karşılamıyor, teknoloji bu arada toplumun ve iş dünyasının beklentisini çoktan değiştirmiş görünüyor.</p>
<p><strong>NEET Türkiye – Kısa Bakış</strong></p>
<ul>
<li><strong>NEET:</strong> Ne eğitimde, ne istihdamda ne de mesleki eğitimde.</li>
<li><strong>Türkiye (15–24 yaş, 2025, TÜİK):</strong> %23,3.</li>
<li><strong>Erkek:</strong> %16,3.</li>
<li><strong>Kadın:</strong> %30,9.</li>
<li><strong>Temel sorunlar:</strong> Eğitim–meslek uyumsuzluğu, deneyim açığı, düşük ücret ve güvencesizlik, bakım sorumlulukları, aileye ekonomik bağımlılık.</li>
<li><strong>Uzun dönem risk:</strong> Kalıcı yoksulluk ve sosyal hareketliliğin zayıflaması.</li>
</ul>
<p><strong>Prof. Dr. Nilüfer Narlı kimdir?</strong><br /><em>Sosyolog Prof. Dr. Nilüfer Narlı, Bahçeşehir Üniversitesi’nin kurucu Sosyoloji Bölüm Başkanıdır. Gençlik, kadın, toplumsal yapı, kırılgan gruplar, sosyal değişim ve risk alanlarında çalışmaktadır.</em></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/geleceksiz-direncsiz-guvensiz-turkiyenin-neet-gercegi-88829</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geleceksiz, dirençsiz, güvensiz Türkiye’nin NEET gerçeği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/uludag-elektrikten-abonelerine-pembe-mesaj-88867</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uludağ Elektrik’ten abonelerine “pembe” mesaj</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Dünya genelinde her 8 kadından biri meme kanserine yakalanma riski yaşıyor. Hastalığın tedavisinde ise erken teşhis büyük önem arz ediyor.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanserinde erken teşhis, tedavi süreci açısından büyük önem taşıyor. Görülme sıklığı yaşla birlikte artan hastalıkta, meme sağlığı konusunda bilinçli olmak ve yaşa uygun tarama programlarını aksatmamak erken teşhiste önemli rol oynuyor. Düzenli kontroller ve taramalar, hastalığın erken evrede tespit edilmesine ve tedavi sürecine daha erken başlanmasına imkân sağlıyor.</p>
<p>Uludağ Elektrik'in de, Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla faturalarını pembeye dönüştürerek fatura altı mesajlarla erken teşhisin önemine dikkat çektiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre şirket, ekim ayında meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekmek amacıyla faturalarını pembe renkte tasarlayarak farkındalık mesajlarını milyonlarca müşterisine ulaştırıyor. Türkiye’de ilk kez uygulanan proje kapsamında farklı özel gün ve haftalarda sivil toplum kuruluşlarıyla iş birlikleri gerçekleştiren Uludağ Elektrik'in, faturalarını sağlık bilinci ve önlenebilir hastalıklara yönelik mesajların geniş kitlelere ulaştırılmasında değerlendirdiği belirtildi.</p>
<p>Faturalarda yer verilen farkındalık mesajlarını sosyal medya ve dijital iletişim çalışmalarıyla destekleyen şirket, meme kanserine karşı toplumsal bilincin artırılmasına katkı sağlamayı amaçlıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf674cc87bb-1790928716.png" alt="" width="751" height="1104" /></p>
<h2>“Faturalarımızı farkındalık çalışmalarının bir parçası olarak görüyoruz”</h2>
<p>Uludağ Elektrik Genel Müdürü Remezan Arslan, Sosyal Faturalar projesinin şirketin toplumsal fayda yaklaşımının önemli bir parçası olduğunu belirterek şöyle konuştu: “2019 yılında başlattığımız Sosyal Faturalar projemizle faturalarımızı, toplumsal fayda yaratabileceğimiz güçlü bir iletişim kanalı olarak değerlendiriyoruz. Milyonlarca müşterimize ulaşan faturalarımızın, doğru zamanda doğru mesajla önemli bir farkındalık alanı oluşturabileceğine inanıyoruz. Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında faturalarımızı pembeye dönüştürerek erken teşhisin önemine dikkat çekiyor, müşterilerimizi bu konuda daha bilinçli olmaya davet ediyoruz. Yıllardır sürdürdüğümüz bu çalışmayla, günlük hayatın bir parçası olan faturalarımızı toplumsal farkındalığa katkı sağlayan bir farkındalık aracına dönüştürmekten mutluluk duyuyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/uludag-elektrikten-abonelerine-pembe-mesaj-88867</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/7/1280x720/uludag-elektrikten-abonelerine-pembe-mesaj-1790928687.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Elektrik Genel Müdürü Remezan Arslan, “Meme Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında faturaları pembeye dönüştürerek erken teşhisin önemine dikkat çektiklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-ticaret-borsasinda-secimin-ilk-turu-tamamlandi-88865</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya Ticaret Borsası’nda seçimin ilk turu tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>TOBB’a bağlı oda ve borsalarda seçimler yapılmaya başlandı. Antalya Ticaret Borsası’nda seçimlerin ilk turu tamamlandı.</p>
<p>Antalya Ticaret Borsası’nda (ATB) 2026-2030 çalışma döneminde görev yapacak meslek komitesi ve meclis üyelerinin belirlendiği seçimler Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. Seçimlerde, 7 meslek komitesinde görev alacak 45 üye ile bu üyeler arasından meclis asil ve yedek üyelerin seçimi yapıldı.</p>
<p>Seçim sonuçları, 3 günlük itiraz süresinin tamamlanmasının ardından kesinleşecek. Organ seçimlerinin ikinci aşamasında ise yönetim kurulu başkanı ve üyeleri, disiplin kurulu üyeleri ile TOBB delegeleri belirlenecek. Meclis, ilk toplantısında kendi içerisinden meclis başkanını seçecek.</p>
<p>Antalya Ticaret Borsası’nın bir asırlık geçmişi ve köklü geleneğiyle kentin önemli kurumlarından biri olduğunu belirten Başkan Ali Çandır, borsa seçimlerinin ilk turunu demokratik geleneğe yakışır şekilde tamamladıklarını bildirdi.</p>
<p>Çandır, ‘’Göreve seçilen meslek komitesi ve meclis üyelerimizin sorumluluk bilinciyle Borsamız için çalışacağına inanıyorum. Seçime katılarak demokratik haklarını kullanan tüm üyelerimize teşekkür ediyorum. Seçimlerin Borsamız, üyelerimiz, sektörümüz, Antalya’mız ve ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-ticaret-borsasinda-secimin-ilk-turu-tamamlandi-88865</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/5/1280x720/antalya-ticaret-borsasinda-secimin-ilk-turu-tamamlandi-1790926508.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Seçimlerin ilk turu hakkında açıklama yapan Antalya Ticaret Borsası Ali Çandır, &quot;Göreve seçilen meslek komitesi ve meclis üyelerimizin sorumluluk bilinciyle Borsamız için çalışacağına inanıyorum.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsoda-40-komite-burkayin-30-komite-matlinin-88803</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 18:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTSO’da 40 komite Burkay’ın, 30 komite Matlı’nın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT - ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda (BTSO) yaklaşık 60 bin üyeyi temsil eden 70 meslek komitesindeki seçim süreci tamamlandı.</p>
<p>Seçimlerde İbrahim Burkay’ın desteklediği listeler 40 komitede, Özer Matlı’nın desteklediği listeler ise 30 komitede çoğunluğu elde etti. Seçimlerle birlikte BTSO’nun yeni döneminde görev yapacak komite üyeleri, komite başkanları ve meclis üyeleri de belirlenmiş oldu. Yönetim Kurulu Başkanı ise 8 Ekim’de toplanacak BTSO Meclisi’nde yapılacak seçimle kesinleşecek. Seçim sonuçlarının ardından değerlendirmelerde bulunan İbrahim Burkay, seçimlerin birlik ve beraberlik içerisinde tamamlanmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.</p>
<p>Burkay, BTSO olarak göreve geldikleri günden bu yana Bursa ve Türkiye iş dünyasına hizmet etmek amacıyla çalıştıklarını belirterek, 70 komitenin 40’ında iş dünyasının kendilerine destek verdiğini söyledi. Burkay, Seçim sürecinde farklı sektör ve meslek gruplarından aday olan tüm isimlere teşekkür eden Burkay, 70 komitenin tamamında yarış yaşandığını belirtti. Bazı komitelerde iki, bazı komitelerde ise üç listenin yarıştığını ifade eden Burkay, “Her meslek grubunda, her sektörde aday olan; ülkesine, şehrine ve sektörüne hizmet etmek ve çalışmak için kendini ortaya koyan tüm adaylara şehrim, sektörlerimiz ve ülkem adına teşekkür ediyorum” diye konuştu. Burkay, yeni döneme ilişkin mesajını ise “Bundan böyle bir olmak var, beraber olmak var. Ülkemizin ikinci yüzyılında Türkiye Yüzyılı’na Bursa’nın imzasını atmaya devam ediyoruz” sözleriyle verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsoda-40-komite-burkayin-30-komite-matlinin-88803</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/3/1280x720/btsoda-40-komite-burkayin-30-komite-matlinin-1790870453.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda 70 meslek komitesinin tamamında seçimler tamamlandı. İbrahim Burkay’ın listeleri 40 komitede, Özer Matlı’nın listeleri ise 30 komitede üstünlük sağladı. BTSO’nun yeni dönem yönetim kurulu başkanı 8 Ekim’de gerçekleştirilecek Meclis toplantısında yapılacak seçimle belirlenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-rezervlerinde-dusus-suruyor-88797</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 18:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası rezervlerinde düşüş sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, 25 Eylül itibarıyla Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri 1 milyar 245 milyon dolar azalarak 61 milyar 563 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 18 Eylül'de 62 milyar 808 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri ise 1 milyar 957 milyon dolar azalışla 111 milyar 597 milyon dolardan 109 milyar 640 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri, 25 Eylül haftasında bir önceki haftaya göre 3 milyar 201 milyon dolar düşüşle 174 milyar 405 milyon dolardan 171 milyar 204 milyon dolara indi.</p>
<p>TCMB rezervleri Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Tarih</td>
<td>Altın Rezervleri</td>
<td>Brüt Döviz Rezervleri</td>
<td>Toplam Rezervler</td>
</tr>
<tr>
<td>26.01.2024</td>
<td>48.007</td>
<td>89.154</td>
<td>137.161</td>
</tr>
<tr>
<td>23.02.2024</td>
<td>49.271</td>
<td>82.479</td>
<td>131.750</td>
</tr>
<tr>
<td>29.03.2024</td>
<td>54.378</td>
<td>68.748</td>
<td>123.126</td>
</tr>
<tr>
<td>26.04.2024</td>
<td>59.113</td>
<td>64.967</td>
<td>124.080</td>
</tr>
<tr>
<td>31.05.2024</td>
<td>59.740</td>
<td>83.909</td>
<td>143.648</td>
</tr>
<tr>
<td>28.06.2024</td>
<td>58.077</td>
<td>84.833</td>
<td>142.910</td>
</tr>
<tr>
<td>19.07.2024</td>
<td>59.214</td>
<td>94.695</td>
<td>153.910</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2024</td>
<td>60.043</td>
<td>89.329</td>
<td>149.373</td>
</tr>
<tr>
<td>27.09.2024</td>
<td>63.566</td>
<td>93.824</td>
<td>157.390</td>
</tr>
<tr>
<td>25.10.2024</td>
<td>65.894</td>
<td>93.504</td>
<td>159.398</td>
</tr>
<tr>
<td>1.11.2024</td>
<td>66.614</td>
<td>93.005</td>
<td>159.619</td>
</tr>
<tr>
<td>13.12.2024</td>
<td>65.307</td>
<td>98.175</td>
<td>163.482</td>
</tr>
<tr>
<td>24.01.2025</td>
<td>68.232</td>
<td>99.328</td>
<td>167.560</td>
</tr>
<tr>
<td>14.02.2025</td>
<td>72.475</td>
<td>100.677</td>
<td>173.152</td>
</tr>
<tr>
<td>21.03.2025</td>
<td>74.785</td>
<td>88.328</td>
<td>163.114</td>
</tr>
<tr>
<td>04.04.2025</td>
<td>76.422</td>
<td>77.838</td>
<td>154.261</td>
</tr>
<tr>
<td>30.05.2025</td>
<td>83.164</td>
<td>70.026</td>
<td>153.190</td>
</tr>
<tr>
<td>13.06.2025</td>
<td>86.543</td>
<td>72.744</td>
<td>159.289</td>
</tr>
<tr>
<td>25.07.2025</td>
<td>85.223</td>
<td>86.625</td>
<td>171.848</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2025</td>
<td>87.326</td>
<td>91.031</td>
<td>178.357</td>
</tr>
<tr>
<td>05.09.2025</td>
<td>90.931</td>
<td>89.176</td>
<td>180.107</td>
</tr>
<tr>
<td>17.10.2025</td>
<td>111.169</td>
<td>87.273</td>
<td>198.442</td>
</tr>
<tr>
<td>14.11.2025</td>
<td>107.389</td>
<td>80.043</td>
<td>187.432</td>
</tr>
<tr>
<td>26.12.2025</td>
<td>116.894</td>
<td>76.978</td>
<td>193.872</td>
</tr>
<tr>
<td>30.01.2026</td>
<td>133.753</td>
<td>84.405</td>
<td>218.158</td>
</tr>
<tr>
<td>13.02.2026</td>
<td>132.199</td>
<td>79.586</td>
<td>211.784</td>
</tr>
<tr>
<td>27.03.2026</td>
<td>100.049</td>
<td>55.290</td>
<td>155.339</td>
</tr>
<tr>
<td>17.04.2026</td>
<td>112.647</td>
<td>61.821</td>
<td>174.467</td>
</tr>
<tr>
<td>26.05.2026</td>
<td>105.992</td>
<td>53.234</td>
<td>159.226</td>
</tr>
<tr>
<td>26.06.2026</td>
<td>94.954</td>
<td>54.251</td>
<td>149.205</td>
</tr>
<tr>
<td>24.07.2026</td>
<td>100.210</td>
<td>62.396</td>
<td>162.606</td>
</tr>
<tr>
<td>31.07.2026</td>
<td>100.637</td>
<td>63.811</td>
<td>164.448</td>
</tr>
<tr>
<td>21.08.2026</td>
<td>114.221</td>
<td>74.228</td>
<td>188.450</td>
</tr>
<tr>
<td>04.09.2026</td>
<td>113.841</td>
<td>70.406</td>
<td>184.247</td>
</tr>
<tr>
<td>11.09.2026</td>
<td>110.280</td>
<td>68.444</td>
<td>178.724</td>
</tr>
<tr>
<td>18.09.2026</td>
<td>111.597</td>
<td>62.808</td>
<td>174.405</td>
</tr>
<tr>
<td>25.09.2026</td>
<td>109.640</td>
<td>61.563</td>
<td>171.204</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-rezervlerinde-dusus-suruyor-88797</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/3/1280x720/dolar-dollar-1768292317.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta 3,2 milyar 201 milyon dolar azalarak 171,2 milyar dolara geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-1104-milyar-lira-artti-88796</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 18:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 110,4 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı 25 Eylül ile biten haftada yüzde 0,33 ve 110 milyar 384 milyon 754 bin lira artışla 33 trilyon 891 milyar 793 milyon 422 bin liradan 34 trilyon 2 milyar 178 milyon 176 bin liraya çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 0,80 artarak 18 trilyon 658 milyar 94 milyon 264 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 0,07 yükselişle 11 trilyon 204 milyar 527 milyon 913 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 269 milyar 555 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 230 milyar 116 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 25 Eylül itibarıyla 1 milyar 342 milyon dolarlık artış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 0,82 artışla 6 trilyon 941 milyar 595 milyon 414 bin liraya çıktı.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 838 milyar 83 milyon 105 bin lirası konut, 42 milyar 235 milyon 537 bin lirası taşıt, 2 trilyon 597 milyar 728 milyon 207 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 463 milyar 548 milyon 565 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 25 Eylül ile biten haftada 110 milyar 884 milyon 218 bin lira artarak 27 trilyon 531 milyar 396 milyon 689 bin liradan 27 trilyon 642 milyar 280 milyon 907 bin liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-1104-milyar-lira-artti-88796</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/9/1280x720/para-lira-tl-1765458549.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 110,4 milyar lira artarak 34 trilyon lirayı aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-tahvil-satti-hisse-aldi-88795</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 18:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı tahvil sattı, hisse aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 358,6 milyon dolarlık hisse senedi alırken, 409,9 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 434,4 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 25 Eylül haftasında 39 milyar 355 milyon dolardan 38 milyar 871,4 milyon dolara indi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 17 milyar 432,5 milyon dolardan 17 milyar 117,9 milyon dolara geriledi.</p>
<p>ÖST stoku ise 4 milyar 87,1 milyon dolardan 3 milyar 638,4 milyon dolara indi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-tahvil-satti-hisse-aldi-88795</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre yurt dışında yerleşik kişiler, 409,9 milyon dolarlık DİBS satarken 358,6 milyon dolarlık hisse senedi aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spkden-fon-aciklamasi-ara-odeme-yapilacak-88794</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 17:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK&#039;den &#039;fon&#039; duyurusu: Ara ödeme yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), internet sitesinden tasfiyedeki fonlar hakkında açıklama yapıldı.</p>
<p>Açıklamaya göre, Tera, Pusula, Atlas ve Hedef Portföy Yönetimi AŞ'nin kurucusu olduğu fonların tasfiye sürecine ilişkin genel esaslara ek bir tasfiye usulü belirlendi.</p>
<p>Bu çerçevede, tasfiye süreci devam eden fonlar için mutabakat işlemleri tamamlanmış olan tüm katılma payı sahiplerine, tasfiye neticesinde hak kazanacakları nihai tutardan mahsup edilmek üzere ivedilikle bir ara ödeme gerçekleştirilecek.</p>
<p>Söz konusu ara ödemelerin hesaplanmasında, ilgili mutabakat sonuçları kapsamında Merkezi Kayıt Kuruluşu AŞ (MKK) tarafından her bir hak sahibi için belirlenecek net yatırım tutarları esas alınacak.</p>
<p>Her bir yatırımcıya her bir fon için ayrı ayrı olmak üzere ödenecek ara ödeme tutarı 1 milyon lirayı aşmayacak. Bu kapsamda, net yatırım tutarı 1 milyon liranın altında olan yatırımcılar için bu tutar, 1 milyon lira ve üzerinde olan yatırımcılara ise en fazla 1 milyon lira ara ödeme yapılacak.</p>
<p>Ara ödeme karşılığı herhangi bir katılma payı iade işlemi yapılmayacak, söz konusu katılma payları nihai tasfiye ödemeleri sırasında iade edilecek. Getirilen bu ek tasfiye usulünün, öncelikli olarak para piyasası fonlarından başlamak üzere tatbik edilmesine karar verildi.</p>
<p><strong>"Tasfiye sürecine para piyasası fonlarından başlanacak, yatırımcı sayısına dikkat edilecek"</strong></p>
<p>Öte yandan SPK, tasfiye listesinde yer alan, A1 Capital, Bulls ve Pardus Portföy Yönetimi AŞ'nin kurucusu olduğu fonlara ilişkin olarak birtakım kararlar aldı.</p>
<p>Buna göre, tasfiye süreci, ünvanında 'para piyasası' ibaresi bulunan yatırım fonlarından başlanmak suretiyle, yatırımcı sayısı en fazla olandan en aza doğru sıralanan fonlar nezdinde yürütülecek.</p>
<p>Tasfiye kapsamında yer almamakla birlikte 17 Eylül'deki Kurul kararları uyarınca TEFAS ve TEFAS dışı dağıtım kanallarında alım satım işlemleri durdurulan fonlar, tasfiye sürecinin tamamlanmasını müteakip tüm dağıtım kanallarında eş zamanlı olarak yeniden alım ve/veya satım işlemlerine açılabilecek.</p>
<p>Bu aşamada işleme açılma tarihi ile fon katılma payı alım satım esasları, fon portföy yapıları, likidite, piyasa koşulları ve yatırımcı menfaati gözetilerek ilgili kurucu portföy yönetim şirketi tarafından belirlenecek.</p>
<p>Tasfiye işlemlerinin sağlıklı ve ivedilikle yürütülebilmesini teminen, tasfiye kapsamında olmayan ancak alım satıma kapatılmış fonlardan tasfiye kapsamına alınan fonlarla sermaye piyasası işlemi gerçekleştirmiş olanlar, ikinci maddede belirtilen tasfiye sürecinin tamamlanması beklenmeksizin, tasfiye işlemleriyle görevlendirilen banka tarafından tüm dağıtım kanallarında alım ve satıma yeniden açabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spkden-fon-aciklamasi-ara-odeme-yapilacak-88794</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, &quot;Tasfiye süreci devam eden fonlar için mutabakat işlemleri tamamlanmış olan tüm katılma payı sahiplerine, tasfiye neticesinde hak kazanacakları nihai tutardan mahsup edilmek üzere ivedilikle bir ara ödeme gerçekleştirilecek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kitler-ve-ozellestirilecek-kuruluslarin-borcu-11-trilyon-lira-88791</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 17:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> KİT&#039;ler ve özelleştirilecek kuruluşların borcu 1,1 trilyon lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2026 yılının ikinci çeyreği itibarıyla Kamu İktisadi Teşebbüsleri'nin (KİT) ve özelleştirme programındaki kuruluşların cari fiyatlarla stok borçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, kuruluşların iç borç toplamı 728 milyar 749 milyon 496 bin lira, dış borçları ise 361 milyar 610 milyon 814 bin lira olarak hesaplandı. Böylece toplam borç stoku, 1 trilyon 90 milyar 360 milyon 310 bin lira oldu.</p>
<p>İç borçlar içinde en yüksek kalemi 241 milyar 64 milyon 223 bin lirayla ticari banka borçları oluştururken, bunu 216 milyar 377 milyon 272 bin lirayla kamu işletmeleri, 133 milyar 683 milyon 163 bin lirayla gerçek ya da tüzel kişilere olan borçlar izledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kitler-ve-ozellestirilecek-kuruluslarin-borcu-11-trilyon-lira-88791</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hazine-ve-maliye-bakanligi-oib.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakanlığın 2. çeyrek verilerine göre, KİT&#039;ler ile özelleştirme programındaki kuruluşların cari fiyatlarla borç stoku, 1,1 trilyon lira oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-1646-milyar-lira-artti-88790</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 17:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektörünün kredi hacmi 164,6 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 25 Eylül itibarıyla 164 milyar 595 milyon lira artarak 28 trilyon 237 milyar 686 milyon liradan 28 trilyon 402 milyar 282 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 122 milyar 81 milyon lira artarak 32 trilyon 553 milyar 270 milyon liradan 32 trilyon 675 milyar 352 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 34 milyar 253 milyon lira artarak 3 trilyon 485 milyar 459 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bu tutarın 838 milyar 850 milyon lirası konut, 42 milyar 375 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 604 milyar 234 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 18 milyar 249 milyon lira artarak 4 trilyon 283 milyar 287 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise 23 milyar 576 milyon lira artışla 3 trilyon 463 milyar 851 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 341 milyar 67 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 122 milyar 784 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 25 Eylül itibarıyla önceki haftaya göre 11 milyar 305 milyon lira artışla 887 milyar 804 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 668 milyar 414 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sektörünün yasal öz kaynakları 86 milyar 126 milyon lira artarak 6 trilyon 142 milyar 471 milyon liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-1646-milyar-lira-artti-88790</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/1/1280x720/lira-tl-money-1785304871.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 164,6 milyar lira artışla 28,4 trilyon liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-fon-piyasasinin-belli-bolumunde-ortaya-cikan-sorunun-da-ustesinden-basariyla-geliyoruz-88801</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan: Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla Genel Kurul'a hitap etti.</p>
<p>Yeni yasama yılının ülke, millet, Meclis, demokrasi, gönül coğrafyası ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, "Sizlerin şahsında, mensubu ve hizmetkarı olmakla şeref duyduğum aziz milletimin her bir ferdine, en doğusundan en batısına, cennet vatanımızın 7 bölgesinde, 81 ilinde, 922 ilçesinde yaşayan tüm vatandaşlarıma, buradan selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Dünyanın farklı ülkelerinde milletimizi en güzel şekilde temsil eden, başarılarıyla iftihar ettiğimiz yurt dışındaki vatandaşlarımıza da en kalbi muhabbetlerimi iletiyorum." ifadesini kullandı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, bundan 106 sene önce Hacı Bayram Veli Camii'nde kılınan cuma namazını müteakip, dualarla, tekbirlerle, istiklal azmi ve aşkıyla, bağımsızlığın kalbi olan Ankara'dan milletin iradesini dünyaya haykıran 115 üye başta olmak üzere, bugüne kadar bu yüce çatı altında millete layıkıyla hizmet edip dar-ı bekaya irtihal eden milletvekillerini rahmetle yad etti.</p>
<p>Uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Ali Şükrü Bey'e, milletin emanetine kastedenlerin, milletin iradesini gasbedenlerin dar ağacına gönderdiği Adnan Menderes'e, Hasan Polatkan'a ve Fatin Rüştü Zorlu'ya da Cenabıallah'tan rahmet niyaz eden Erdoğan, "Yine burada bin yıldır bu coğrafyada milletimizin bekası uğruna gözlerini kırpmadan hayatlarını feda eden tüm şehitlerimize, gazilerimizden dar-ı bekaya irtihal etmiş olanlara yüce Mevla'dan rahmet diliyorum." diye konuştu.</p>
<p>Sözlerinin başında, bir hakikati tüm kalbiyle ifade etmek istediğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Dünyada gazilikle iki kez müşerref olan tek meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Bu Meclis, milletimizin ayağına pranga, boynuna urgan geçirmeye kalkan müstevlilere karşı Milli Mücadele'yi başarıyla sevk ve idare etmiştir. 80 kilometre öteden top sesleri gelirken bile Yüce Meclis çalışmasını sürdürmüş, milletimizin tevdi ettiği meşaleyi şanla, şerefle taşımaya devam etmiştir. Meclisimizin bu mücadelesi müstevlilerin, işgalcilerin ve emperyalistlerin kıskacından çıkış yolu arayan mazlum milletlere de örnek olmuştur. Bakınız, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin 1920-1923 arası tutanakları, Türkiye'nin ikinci defa nasıl vatan yapıldığının en canlı şahitleridir."</p>
<p><strong>"15 Temmuz gecesi Gazi Meclisimiz, o ağır sınavı alnının akıyla vermiştir"</strong></p>
<p>Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, 1921'de Büyük Millet Meclisi'nin 2. Yasama Yılı açılışında, Türk Milletinin istiklal ile izmihlal arasına sıkıştırıldığı o sancılı günlerde, Meclis Başkanı sıfatıyla kurduğu, "Muhterem arkadaşlarım. Bütün bir millet, ölümle göz göze baktığımız mütareke günlerinden başlayarak, bugüne kadar katettiğimiz mesafeleri, atladığımız sayısız müşkülatı bir kez daha hatırlayalım. Ne zaman başladığı bilinmeyen zamanlardan beri, şeref-i istiklal ile yaşayan milletimiz, en kötü bir sona, ölüme gidiyor gibi görünmüş iken, tutsaklığa karşı evladını kıyama çağıran ecdadın sesi kalplerimizde yükseldi ve bızi son kurtuluş savaşına davet etti. Artık yeis ve fütur günleri çok arkada kaldı. Memlekete kurtuluşu, gerçek yolu göstermiş ve bütün milleti kendi istiklal bayrağı altında toplamış olan Meclis-i Aliniz, ikinci yasama yılına girerken ben, ufkumuzda inkişafa başlayan ışıkların, bu kadar felaket görmüş olan bedbaht vatanımızda, iyi bir sabah-ı hayır olmasına dua ediyorum" cümlelerini hatırlatan Erdoğan, "Şu cümleler, milletimizin hücrelerinde olan hürriyet aşkının ve Meclisimizin tarihi misyonunun bariz bir ifadesidir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Sık sık alkışlarla kesilen bu konuşmadan 95 sene sonra Yüce Meclisin, millete öncülük görevini bir kez daha yerine getirdiğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"15 Temmuz gecesi bombaların altında milletin emanetini savunan Gazi Meclisimiz, meydanlarda, caddelerde, havalimanlarında darbeye direnen milletimizle birlikte, o ağır sınavı alnının akıyla vermiştir. Bu vesileyle o gece milletin emanetine sahip çıkan tüm milletvekillerimize teşekkür ediyor, Rabb'im, bu Meclisi bir daha aynı mücadeleyi vermek mecburiyetinde bırakmasın, diyorum. Geçmişi bu denli görkemli, vazifesi bu kadar ulvi olan Gazi Meclis'in Genel Kurul Salonu'nda sizlere hitap etmekten duyduğum memnuniyeti hassaten ifade ediyorum."</p>
<p>Erdoğan, TBMM'nin, dünyanın çalışma temposu en yüksek parlamentolarından biri olduğunu söyledi.</p>
<p>Meclis'in, 1 Ekim 2025'te başlayıp 10 Ağustos 2026'ya kadar devam eden 4. Yasama Yılı'nda da önemli kararların alındığı, yoğun ve meşakkatli bir mesai dönemi geçirdiğini belirten Erdoğan, hem Genel Kurul'da hem de komisyonlarda ülkenin, milletin ve bölgenin geleceğine yön verecek hayati kanunların, kritik meselelerin müzakere edildiğini vurguladı.</p>
<p>Yasama faaliyetleri demokratik bir olgunlukla icra edilirken, parlamenter diplomasinin ise gerek Türkiye'nin ev sahibi olduğu uluslararası toplantılarda, gerekse yurt dışı ziyaretlerde profesyonel ve saygın bir yaklaşımla yürütüldüğünün altını çizen Erdoğan, "Bu anlamda, siyasi parti ayırt etmeksizin, Gazi Meclisimizdeki tüm milletvekillerine çabaları, gayretleri, fedakarlıkları için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'u ve Başkanlık Divanımızın muhterem üyelerini aynı şekilde gönülden tebrik ediyorum. Meclisimizin farklı birimlerinde görev yapan idareci ve çalışanlarımıza, 10 ay 10 gün boyunca ortaya koydukları hummalı ve özverili çalışmalar için şükranlarımı iletiyorum." diye konuştu.</p>
<p>Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Bugün itibarıyla başlayan yeni Yasama Yılı'nın da fikir, tenkit ve tekliflerin özgürce, fakat karşılıklı saygı ve nezaket kuralları dahilinde dile getirileceği, tartışmaların çözüm odaklı bir anlayışla, sağduyu ve suhuletle cereyan edeceği verimli, bereketli bir yıl olmasını yürekten temenni ediyorum. Biz, iktidar partisi ve Cumhur İttifakı olarak her zaman olduğu gibi yapıcı hareket etmeye, farklı fikir ve önerilere kulak vermeye devam edeceğiz. Milli iradenin tecelligahı olan TBMM'nin itibarını her şeyin üzerinde tutmamız gerektiği açıktır. Yeni Yasama Yılı'nda bunun yüksek hassasiyeti içinde olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum."</p>
<p><strong>"Ülkemizi ilgilendiren her alanda çok önemli adımlar attık"</strong></p>
<p>"Burada bir hususu öncelikle dikkatlerinize getirmek isterim" diyen Erdoğan, "Siyasetçiler olarak birinci vazifemiz, emanetini taşıdığımız aziz milletimize layık-ı veçhile hizmet etmektir. Şahsım dahil hepimiz milletin sorunlarına çözüm bulmak, dertlerine çare olmak, ülkenin önünü ve ufkunu açmakla mükellefiz." ifadesini kullandı.</p>
<p>AK Parti iktidarının bir ay sonra 24. yıl dönümüne kavuşacağını hatırlatan Erdoğan, "İktidarlarımız boyunca kesintisiz biçimde, istikrarlı, kararlı ve samimi bir şekilde, biz hep bunu yapmanın mücadelesi içinde olduk. Ekonomiden demokrasiye, iç siyasetten dış politikaya, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaştırmadan şehirleşmeye, enerjiden tarıma kadar, ülkemizi ilgilendiren her alanda çok önemli adımlar attık." dedi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, kalplerde onulmaz yaralar açan 6 Şubat 2023'teki Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden 3,5 yıldan fazla süre geçtiğini anımsatarak, hayatını kaybedenlerin acısı hala içlerini yakıyor olsa da bugün 11 ili yeniden ayağa kaldırmanın huzurunu yaşadıklarını dile getirdi.</p>
<p>Millete verdikleri sözü bir kez daha tuttuklarını ve asrın inşasını tamamladıklarını, toplam 455 bin 357 konut ve iş yerini hak sahiplerine teslim ettiklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Deprem bölgemizin ihyası için cari fiyatlarla 5,4 trilyon lira harcadık. Ekonomide, bölgemizde ardı ardına patlak veren savaş ve krizlere rağmen Türkiye'yi kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı başardık. Füzelerin havada uçuştuğu sıkıntılı bir dönemde tek bir vatandaşımızın dahi kılına zarar getirtmedik. 2026'nın ilk yarısında Türkiye yıllık yüzde 2,5 büyüdü. Yıllıklandırılmış milli gelirimiz 1,7 trilyon doları aştı. İhracatımız ağustos ayında yıllık 280,3 milyar dolarla rekor kırdı. Geçen sene yaşanan zirai don ve kuraklığın ardından tarımımız hızlı bir toparlanma kaydetti. Turizmde, çevremizdeki çatışmalara rağmen güçlü seyrimizi koruduk. Yılın ilk altı ayında turizm geliri 25,7 milyar dolara ulaştı. Savunma sanayisinde ise iki işi birden başardık. Hem yeni ürünlerle milli savunma sanayimizi güçlendirdik hem de bu alanda dünyaya satış yapan bir ülke olduk. Yılın ilk 8 ayında savunma ve havacılık ihracatımız yüzde 16,2 artışla 6,3 milyar dolara çıktı. Dış dengede sürdürülebilir bir noktadayız. Cari açığın milli gelire oranının bu yıl yüzde 2,6'da kalmasını bekliyoruz. Enerji faturasının ağırlaştığı bir yılda bu oran, ekonomimizin ne kadar dayanıklı hale geldiğinin göstergesidir."</p>
<p><strong>Fon soruşturması</strong></p>
<p>Kamu maliyesinde disiplinden sapmadıklarını, bu yıl bütçe açığının milli gelire oranını yüzde 3,1 ile sınırlamayı ve faiz dışı fazla vermeyi hedeflediklerini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz. Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde, hakkaniyet ve adaleti gözeterek, kimsenin hakkını kimseye yedirmeden, bu meseleyi süratle çözüyoruz. Bu konunun, iktisadi güvenliğimize ve toplumsal barışımıza yönelik bir tehdit unsuruna dönüşmesine inşallah fırsat vermeyeceğiz. Bu ülke ve bu millet, hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar, çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz."</p>
<p>Erdoğan, tarihe kayıt ve not düşmek adına Türkiye için vazgeçilmez olduğunu düşündüğü bazı başlıklara kapsamlı değinmek istediğini belirtti.</p>
<p>Günlük siyasetin gelip geçici gündemlerinden azade iki konunun Türkiye ve Türk milleti için son derece önemli olduğuna inandığını ifade eden Erdoğan, günümüzde siyasetin çözüm üretmesi gereken meselelerin en başında toplumda iç kanamaya sebep olan yapay kutuplaşmanın yer aldığını vurguladı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir milletin tüm fertlerinin her konuda aynı düşünmesinin, değerler, inançlar, hassasiyetler, beklentiler konusunda tamamen birbirine benzemesinin mümkün olmadığını, bunun da doğru ve sağlıklı olmayacağını kaydetti.</p>
<p>"Bizim ülke ve toplum olarak en büyük zenginliğimiz esasen çeşitliliğimiz, farklılıklarımız ve renkliliğimizdir" diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Asırlar içinde bu farklılıklar bir uzlaşma zemininde buluşmuş, ortak sınırlar içinde ortak değerler oluşmuştur. Tarih içinde farklılıklar birbirine köklü bir saygı geliştirmiştir. Devletimiz, bayrağımız, mukaddes değerlerimiz ve üzerinde bir arada yaşadığımız vatanımız, tarih içinde bizi tek bir millete dönüştürmüştür. Farklılıklarımızı bir ayrışma vasıtası olarak kullanmak isteyenlere de karşı durduğumuzu milletimiz tek yürek olup her seferinde gereken cevabı vermiştir. Hiç kuşkusuz, siyaset kurumu, farklı beklentilere cevap üretmek için vardır. Ancak siyasetin farklılıklarımızı, renklerimizi, çeşitliliğimizi bir ayrıştırma, yani kutuplaştırma vasıtası olarak kullanması, en başta siyasetin fıtratına aykırıdır. Siyasi partiler arasında tabii ki rekabet olacaktır, yarış olacaktır, belli sınırlar dahilinde çekişme de olacaktır. Fakat bunun kutuplaştırma yoluyla, kamplaşmayı körükleyerek çatışmaya götürülmesi siyasetin varlık sebebiyle uyuşmayacaktır."</p>
<p>Erdoğan, yakın çevredeki hadiselere bakıldığında yerel bazdaki ayrışmaların, siyaset ve toplum mühendislikleriyle birçok ülkenin "yumuşak karnına" dönüştüğünü ve dönüştürüldügünü gördüklerini dile getirdi.</p>
<p>Toplumsal fay hatları kaşınmak suretiyle ülkelerin içeriden çözülmek ve çökertilmek istendiğinin altını çizen Erdoğan, bu yıkım projesinin komuta ve kontrol merkezinde "emperyalist-siyonist ittifakı"nın bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Dünyayı takip eden, bölgemizdeki gelişmeleri yakından takip eden herkes inanıyorum ki şu gerçeği görebiliyor, binlerce yıldır bir arada yaşayan, huzur, barış ve karşılıklı saygı çerçevesinde bir arada varlığını sürdüren milletimizin, son dönemde artan bir şekilde siyaset ya da siyaset dışı aktörler vasıtasıyla kutuplaştırılması sadece iç dinamiklerle açıklanamaz. İç dinamikler bellidir, tarih içinde asırlar boyunca teşekkül etmiştir. Sünni ile Alevi, Türk ile Kürt, Müslüman ile gayrimüslim, asırlar içinde huzur ve dayanışmayı esas alan müşterek bir yaşam zemini inşa etmiştir. Bu ve benzeri farklılıkları bir çatışmaya, bir kutuplaştırmaya dönüştürmek, Türkiye'nin deyim yerindeyse 'fabrika ayarlarını bozmak' demektir. Türkiye'nin ayarlarının bozulması, siyasetin işine yaramaz, sadece ve sadece Türkiye'nin hasımlarının işine yarar. Yakın tarihimizde bunu hep beraber tecrübe ettik."</p>
<p><strong>"Çatışma ve kutuplaştırmanın yerini uzlaşma ve hoşgörü almalıdır"</strong></p>
<p>Çok partili demokrasiye geçişten itibaren bir atılım ve kalkınma hamlesi içinde olunduğunda operasyonların hedefi haline gelindiğine işaret eden Erdoğan, sokakların karıştırıldığını, gençlerin düşmanlaştırıldığını, aynı mahalleyi, aynı caddeyi, aynı binayı paylaşan komşular arasına nefret tohumları ekildiğini, siyasi ve toplumsal huzurun suikasta uğradığını aktardı.</p>
<p>Türkiye ile aynı ligdeki ülkeler koşarken, Türkiye'nin yıllarca başta ekonomi olmak üzere birçok alanda patinaj yaptığını, oyalandığını, irtifa ve ivme kaybettiğini anlatan Erdoğan, bütün bu gerilimlere, çatışmalara, bunların doğurduğu istikarsızlığa bakıldığında her seferinde Türkiye'nin kaybettiğinin, her seferinde milletin kayıplar verdiğinin, ağır bedeller ödediğinin net görüleceğini belirtti.</p>
<p>Millet kaybederken milletin hasımlarının kazandığını, Türkiye kaybederken de kazananın Türkiye'nin rakipleri ve yeminli düşmanları olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Şunun bilinmesini isterim, ne Türkiye'nin ne de Türk milletinin artık kaybetmeye tahammülü yoktur. Hiç kimsenin de Türkiye'ye ve Türk milletine kaybettirmeye hakkı yoktur." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Verilen mücadelede en büyük görevin milletin temsilcileri olarak kendilerine, siyaset kurumuna düştüğünü dile getiren Erdoğan, şu görüşleri paylaştı:</p>
<p>"Türkiye'de salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu 'cephe siyasetinin' raf ömrü dolmuştur. Siyaseti, hizmette, eserde, icraatta yarış olmaktan çıkarıp, muhatabın düşmanlaştırıldığı bir yıpratma savaşına dönüştürmek vahim bir hatadır. Küresel ve bölgesel gelişmeler, yeni bir siyaset tarzını mecbur kılmaktadır. Gelinen aşamada önümüzde iki seçenek bulunuyor, ya kutuplaşmayı ve kutuplaştırmayı merkeze alan eski siyaset tarzıyla yola devam edeceğiz, ya da asgari müştereklerde buluşmayı, mutabakat içinde rekabeti esas alan yeni siyaseti Türkiye'ye hakim kılacağız. Eğer Türkiye yeniden büyük ve güçlü Türkiye olacaksa, eğer Türkiye önüne açılan tarihi fırsatları değerlendirecekse, bu paradigma değişimini, hep beraber vakit kaybetmeksizin gerçekleştirmek durumundayız. Bunu söylerken, elbette her siyasi partinin, her meselede aynı düşünmesini, aynı yerde hizalanmasını asla kastetmiyorum.</p>
<p>Farklı siyasi partiler, ne kadar aykırı olursa olsun farklı fikirler, Türkiye'nin ve Türk demokrasisinin zenginliğidir. Ancak her siyasi partinin önceliği Türkiye olmalıdır, olmak zorundadır. Her siyasi parti, Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinden, kendi tabanından güç ve ilham alarak Türkiye merkezli siyaset icra etmelidir. Çatışma ve kutuplaştırmanın yerini uzlaşma ve hoşgörü almalıdır. Türkiye'nin milli menfaatlerinde, milletimizin her bir ferdini ilgilendiren konularda, siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir. Biz, buna 'iç cephenin tahkim edilmesi' diyoruz. Biz, buna 'Büyük Türkiye Mutabakatı' diyoruz. 'Terörsüz Türkiye' sürecimizin aynı zamanda bu toplumsal mutabakatı, işte bu milli mutabakatı inşa etmeye dönük olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Bölgemizin ateş çemberine dönüştüğü bir ortamda 'Terörsüz Türkiye' çabaları, Türkiye'nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etkiyi şimdiden uyandırmış, Türkiye'nin gücüne güç katmış, bölgemizde yeni bir rüzgar estirmiştir."</p>
<p>Erdoğan, son 42 yıldır terörle mücadeleye odaklanan Türkiye'nin, hem gencecik evlatlarını toprağa verdiğini hem de trilyonlarca dolarlık maddi kaynaklarından olduğunu belirtti.</p>
<p>Terör üzerinden içeride yaşanan tartışmaların, Türkiye'nin ekonomisini, huzurunu, güvenliğini tehdit ettiğini, dış politikada elini zayıflattığını vurgulayan Erdoğan, bugün terörün bitme noktasına geldiğini, terör saldırılarının sona erdiğini, terör örgütünün de kendisini feshetme, silahlarını bırakma kararını açıkladığını hatırlattı.</p>
<p>Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Çerçeve yasanın çıkarılması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 467 kabul oyuyla sergilenen tarihi mutabakat aziz milletimizi, Türkiye'nin dostlarını sevindirirken, hiç şüpheniz olmasın ki, Türkiye'nin hasımlarını üzmüş, onları hayal kırıklığına uğratmıştır. Bu vesileyle ilk günden itibaren ortaya koyduğu dirayetli, kararlı ve cesur duruşuyla Terörsüz Türkiye sürecine büyük destek veren Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye bir kez daha partim, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Sürecin kazasız, belasız bugünlere gelmesinde çok kıymetli katkıları olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu'na aynı şekilde teşekkürlerimi iletiyorum.</p>
<p>Gerek Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda gerekse çerçeve yasanın kabulünde yapıcı tutum sergileyen siyasi parti gruplarına da teşekkür ediyor, desteklerinin bundan sonra da devam etmesini bekliyorum. Çerçeve yasada da vazedildiği gibi bir izleme süreci vardır. Gerekli adımlar atıldığında, ilgili kurumlarımız da gerekeni yapacaktır. İşte burada, tam da biraz önce ifade ettiğim milli mutabakat daha bir anlam kazanacaktır. Terörsüz, çatışmasız, kavgasız bir ortamda, sorunlarımızı karşılıklı saygıyla tartışıp çözüm üretmek, çok daha kolay ve mümkün hale gelecektir. Siyasetin demokratik kapasitesi inşallah daha da güçlenecektir. Türkiye'nin yeni, demokratik, katılımcı, özgürlükçü ve sivil bir Anayasa yapma şartları, inanıyorum ki daha da olgunlaşacaktır."</p>
<p><strong>"Yeni anayasa bahsi, Türk siyasetinin önünde bir 'imtihan kağıdı' olarak halen duruyor"</strong></p>
<p>Yeni yasama yılının Kanun-i Esasi'nin ilanının 150'nci yıl dönümüne tesadüf ettiğini anımsatan Erdoğan, anayasal devlet girişimlerinin biraz daha geriye gittiğini, devlet kudretini hukukla sınırlama tecrübesinin ise bu girişimlere nispetle çok daha eski olduğunu belirtti.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Adalet, eşitlik, iyilik ve insanlık değerleri üstünde yükselen devlet töremiz, aslında modern anlamıyla bir toplumsal sözleşmeden, bireyleri hukukun gücüyle birbirine bağlayan bir anayasadan başka bir şey değildir. Son iki asırda bu hakikati, modern anayasal devlet fikriyle buluşturma teşebbüsleri, başarılı başarısız pek çok sonuç doğurmuş, tartışma ve arayışlarsa hiçbir zaman hız kesmemiştir." diye konuştu.</p>
<p>"Kanun-i Esasi'nin üstünden geçen 150 yıla rağmen yeni anayasa bahsi, Türk siyasetinin önünde bir 'imtihan kağıdı' olarak halen duruyor." diyen Erdoğan, milletin sözü ve mührünü taşıma bahsinde, Türkiye'nin tarihindeki bütün anayasa tecrübelerinde, teknik veya siyasi kusurların, eksiklerin bulunabileceğini söyledi.</p>
<p>Darbe ürünü olan son 70 yılın iki anayasasının, varoluşsal bir krizle mefluç doğduğunu vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Devlet ile toplum, birey ile devlet arasındaki sözleşme, silah ve süngünün gölgesi altında imzalanmıştır. Her darbenin kendi siyasal meşruiyetini oluşturma çabası ise anayasaları sürdürülebilir bir vesayet düzeninin yol haritası haline getirmiştir. Burada şu gerçeği özellikle dikkatinize sunmak istiyorum. Darbe dönemi anayasaları, kuvvetler ayrılığının uygulanmasından ziyade sandıktan çıkan iktidar gücünün zapt-u rapt altına alınmasına odaklanmıştır. Milli egemenliğin ve milli iradenin bürokratik oligarşiyle nasıl sınırlandırılacağını tasarlamıştır. Yönetim istikrarını temin etmek yerine, millet egemenliği üzerindeki vesayet araçlarının istikrarını sağlamıştır. Hak ve özgürlükleri kuvvetlendirmek yerine, Anayasa'yı 'ama yasak' lafzına dönüştüren istisnaları genişletmiştir. Devlet ve millet arasındaki birliğin, bütünleşmenin ahdi temeli olamamış, ne yazık ki, gerilimleri ve tarihi çelişkileri derinleştirmiştir. Hasılı siyaset mühendislerine, kaos tüccarlarına, toplumu ve devleti kriz üzerinden terbiye etmeye yeltenenlere kariyer kapıları açmıştır. Darbe anayasalarının kurduğu vesayet mimarisi, sivil siyasetin önünde yeri gelmiş gerçek bir engel olmuş, yeri gelmiş kullanışlı bir mazerete dönüşmüştür."</p>
<p><strong>"Türkiye, bu ayıptan mutlaka kurtulmalıdır"</strong></p>
<p>"Bu vesayetçi sistemden kurumsallaşmış bir demokrasiye geçişte önemli mesafeler aldığımız inkar edilemez." diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplum hayatının ihtiyaçlarının zaman içinde pek çok değişikliği, revizyonu, reformu kaçınılmaz kıldığını söyledi.</p>
<p>En kapsamlı değişiklikleri yapmanın kendilerine nasip olduğunu belirten Erdoğan, "Bununla birlikte demokrasi tecrübemizi fasılalara bölen müdahalelerin mirasını reddeden sivil bir anayasa ihtiyacı ise henüz karşılanamadı. Üstelik bugüne kadar yapılan revizyonlarla ortaya çıkan tablo, bütünlüklü bir anayasal mimariye ihtiyacı daha da arttırmıştır. Hepsinden önemlisi, köklü değişikliklerle yapısal kusurlardan geniş ölçüde arındırılan mevcut Anayasamızın hala darbe döneminin tortularını, izini, etiketini taşımasıdır." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>12 Eylül'ün lider kadrosunun, darbeden yıllar sonra adalet önünde hesap verdiğini, yargılandığını, mahkum olduğunu ancak yürürlükteki Anayasa'nın müellif olarak onların imzasını taşıdığını söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Açık söylüyorum, milletimiz buna ne layıktır ne de razıdır. Türkiye, bu ayıptan mutlaka kurtulmalıdır. Başka hiçbir gerekçesi olmasa dahi, üstüne bastığımız zemine düşen bu gölgeyi kaldırmak, sistemi bu lekeden arındırmak, harekete geçmek için yeterli bir nedendir. Bu yönüyle yeni ve sivil bir anayasa hedefi, Türk demokrasisinin rüştünü ispat mücadelesidir. Millet egemenliğinin kalpgahı olan bu Gazi Meclisimiz, her dönem ve her koşulda anayasa yapmaya ehildir, yetkilidir. Fakat sahip olduğu siyasi çeşitlilik hasebiyle içinde bulunduğumuz dönem, bir anayasa teşebbüsü için belki de en ideal dönemdir.</p>
<p>Bu Meclis, Türkiye'nin milli ve hayati meseleleri söz konusu olduğunda müzakere ve uzlaşma kapasitesinin sağlamlığını zaten göstermiştir. Bilhassa 'huzura, demokrasiye, kardeşliğe kalkan 467 el' ile sivil siyaset, vesayetin ördüğü psikolojik duvarları yıkmış, ön yargıları tuz buz etmiştir. Bunu Türk demokrasisi adına, milletimizin gelecek umutları adına tarihi bir kazanım, büyük bir başarı olarak görüyoruz. Temennimiz, bu başarının, gündelik çekişmelere kurban edilmeden, Türk siyasetinde yeni bir dönemin müjdecisi olmasıdır. Burada şunun da altını çizmek istiyorum: Türkiye'nin ufkunu genişletecek yeni bir anayasa, kutuplaşma siyasetinin değil 'mutabakat içinde rekabeti' esas alan yeni siyasetin eseri olacaktır."</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun başarılması halinde devlet ve millet arasındaki köprülerin daha sağlam şekilde kurulmuş olacağını, güçlü devlet-özgür toplum idealini, birini diğerine tercih etmeden birlikte yaşatmanın yolunun açılacağını vurgulayarak, şöyle konuştu:</p>
<p>"Bunu başardığımızda, hem hukuku anlamlı kılacak bir demokratik zemine hem de demokrasiyi koruyacak bir 'üstün hukuk mantığı'na kavuşmuş oluruz. Bunu başardığımızda, kazanımlarımızı kalıcı hale getirir, çoğulcu demorasiyi kurumsallaştırır ve gerçek anlamıyla halkın yönetimine dönüştürürüz. Toplumu, kontrol altında tutulması gereken bir tehdit alanı olarak gören vesayetçi anlayışın reddi bunu gerektirir. Siyaseti ve toplumu refahın, ilerlemenin, gelişmenin dinamik gücü olarak kabul eden demokratik bir anayasa anlayışı da bu sayede yeşerir. Sesi, milletin sesiyle hemavaz olanların bu süreçte korkacağı, çekineceği bir tartışma olamaz, olmamalıdır. "</p>
<p>Demokraside, hiç kimsenin hakikat tekeline sahip olmadığını belirten Erdoğan, her düşüncenin kıymetli, her önerinin değerli olduğunu vurguladı.</p>
<p>Her fikirden, her özgün tekliften istifade edilmesi gerektiğini dile getiren Erdoğan, "Diğer taraftan milletimizin yeni bir anayasa özlemi de üretilmiş korkuların, vehimlerin esiri haline getirilmemelidir. Anayasa'nın yürürlükteki ilk 4 maddesiyle ilgili tavrımız zaten bellidir. Türkiye Yüzyılı'na yakışır yeni ve sivil bir anayasa için kolları sıvamak herkes için gerçek bir samimiyet sınavıdır. Milletimizin bu büyük özlemini gidermek üzere siyasi partilerimizin, taahhütlerine uygun olarak, harekete geçmelerinde fayda görüyorum. İçinde bulunduğumuz yasama yılının Türkiye'nin imkan ve fırsatlarını geliştiren bir anayasa yılı olmasını diliyorum." dedi.</p>
<p>Erdoğan, TBMM'nin 28. Dönem 5. Yasama Yılı'nın hayırlara vesile olması temennisinde bulundu, milletvekillerine yeni yasama yılında yapacakları çalışmalarda Cenabıallah'tan muvaffakiyetler niyaz etti.</p>
<p><strong>Notlar</strong></p>
<p>Erdoğan'ın, 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla geldiği Meclis'te tören düzenlende, Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Onur Kıtası'nı selamlamasının ardından Şeref Kapısı önünde TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından karşılandı.</p>
<p>TBMM Genel Kurulu'nda milletvekili sıralarına, TBMM Başkanı Kurtulmuş imzalı, "Yeni Yasama Yılı'nın ülkemize, milletimize ve siz Sayın Milletvekillerine hayırlı olmasını dilerim." notu bulunan çiçek buketleri bırakıldı.</p>
<p>TBMM'nin 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla düzenlenen oturumu, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, Genel Kurul Salonu'nda; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal ise locadan takip etti.</p>
<p>Oturuma, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bazı kabine üyeleri, MİT Başkanı İbrahim Kalın ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, eski TBMM Başkanları Binali Yıldırım, Cemil Çiçek, İsmail Kahraman, İsmet Yılmaz, Mehmet Ali Şahin, Mustafa Şentop ve Bülent Arınç ile yabancı misyon şefleri katıldı.</p>
<p>Erdoğan'ın Genel Kurul Salonu'na girişi sırasında AK Parti, DEM Parti, MHP, İYİ Parti ve Yeni Yol Partisi milletvekilleri ayağa kalktı. Yeni Parti milletvekilleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını yapmak için kürsüye geldiği sırada salondan ayrıldı.</p>
<p>Erdoğan, konuşmasının ardından, DEM Parti Eş Genel Başkanları Bakırhan ve Hatimoğulları ile DEM Partili milletvekilleriyle, CHP Grup Başkanvekilleri Rahmi Aşkın Türeli ve Sevda Erdan Kılıç ile CHP'li milletvekilleriyle, İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu ve İYİ Partili milletvekilleriyle, Saadet Partisi Genel Başkanı Arıkan ve Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya ve Yeni Yol Partili milletvekilleriyle tokalaştı.</p>
<p>Erdoğan'ın MHP sıralarına geldiği sırada, MHP Genel Başkanı Bahçeli, Erdoğan'a kırmızı ve beyaz gül verdi. Bahçeli'nin hediyesini, AK Parti milletvekilleri ayağa kalkarak alkışladı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-fon-piyasasinin-belli-bolumunde-ortaya-cikan-sorunun-da-ustesinden-basariyla-geliyoruz-88801</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/1/1280x720/56536-1790868728.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon soruşturması hakkında, &quot;Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz. Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde, hakkaniyet ve adaleti gözeterek, kimsenin hakkını kimseye yedirmeden, bu meseleyi süratle çözüyoruz. Bu konunun, iktisadi güvenliğimize ve toplumsal barışımıza yönelik bir tehdit unsuruna dönüşmesine inşallah fırsat vermeyeceğiz. Bu ülke ve bu millet, hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar, çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulun-eylul-enflasyonu-yuzde-211-88789</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 16:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul&#039;un eylül enflasyonu yüzde 2,11</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO),  2023=100 bazlı İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi ile 1963=100 bazlı Toptan Eşya Fiyatları İndeksi'nin eylül ayı sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, kentte eylülde bir önceki aya kıyasla perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İTO İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi yüzde 2,11, toptan fiyat hareketlerini yansıtan Toptan Eşya Fiyatları İndeksi ise yüzde 1,96 arttı.</p>
<p>Geçen yılın aynı ayına göre değişim oranı perakende fiyatlarda yüzde 33,55, toptan fiyatlarda yüzde 25,90 olarak gerçekleşti. Yıllık ortalama artış ise perakende fiyatlarda yüzde 36,66, toptan fiyatlarda yüzde 23,11 oldu.</p>
<p><strong>En yüksek artış eğitim harcamaları grubunda</strong></p>
<p>İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi'nde eylülde bir önceki aya göre en yüksek artış yüzde 22,59 ile eğitim harcamaları grubunda görüldü. Bunda yeni eğitim yılının başlaması etkili oldu.</p>
<p>Bu grubu yüzde 4,60 ile ulaştırma, yüzde 2,96 ile çeşitli mal ve hizmetler, yüzde 2,42 ile lokanta ve oteller, yüzde 2,24 ile haberleşme, yüzde 1,93 ile ev eşyası, yüzde 1,73 ile eğlence ve kültür, yüzde 1,69 ile konut, yüzde 0,91 ile giyim ve ayakkabı ve yüzde 0,14 ile gıda ve alkolsüz içecekler izledi.</p>
<p>Alkollü içecekler ve tütün ile sağlık harcama gruplarında ise fiyat değişimi gözlenmedi.</p>
<p>Ulaştırma, haberleşme, çeşitli mal ve hizmetler ile lokanta ve oteller harcama gruplarında dönemsel ve piyasa koşullarına bağlı fiyat değişimleri, gıda ve alkolsüz içecekler grubunda ise mevsimsel fiyat değişimleri etkili oldu.</p>
<p><strong>Toptan eşyada en yüksek fiyat artışı yakacak ve enerji maddelerinde</strong></p>
<p>Eylülde bir önceki aya göre toptan eşya fiyatlarının en çok arttığı grup yüzde 6,56 ile yakacak ve enerji maddeleri oldu. Bu grubu yüzde 4,99 ile madenler, yüzde 4,89 ile inşaat malzemeleri, yüzde 4,15 ile işlenmemiş maddeler ve yüzde 1,31 ile kimyevi maddeler izledi.</p>
<p>Gıda maddeleri grubunda fiyatlar yüzde 0,68 azalırken, mensucat grubunda değişim gözlenmedi.</p>
<p>Yıllık ortalama artış ise madenlerde yüzde 40,11, gıda maddelerinde yüzde 27,60, yakacak ve enerji maddelerinde yüzde 24,79, inşaat malzemelerinde yüzde 23,97, işlenmemiş maddelerde yüzde 15,20, mensucatta yüzde 13,47 ve kimyevi maddelerde yüzde 9,97 olarak hesaplandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulun-eylul-enflasyonu-yuzde-211-88789</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/1/1280x720/boykotlarin-enflasyonla-mucadeleye-katkisi-1743693549.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;nun eylül verilerine göre İstanbul&#039;da perakende fiyatlar aylık bazda yüzde 2,11, toptan fiyatlar da yüzde 1,96 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kardemir-celikin-van-ve-mustaki-ges-yatirimlarina-cinden-183-milyon-dolarlik-kredi-88785</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 16:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kardemir’in Van ve Muş’taki GES yatırımlarına Çin’den 18,3 milyon dolarlık kredi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>110 ülkeye ihracat yapan, Türkiye’nin 111’inci, Ege Bölgesi’nin ise 9’uncu büyük sanayi kuruluşu olan Kardemir Çelik'in sürdürülebilir üretim ve enerji verimliliği odağındaki yatırımlarına yenilerini eklediği belirtildi. Şirketin, halka arz izahnamesinde de yer alan, Muş Bulanık’ta 9,5 MW GES ve Van Özalp Dibekli’de 23,50 MW GES yatırımları için toplam 18 milyon 275 bin dolar tutarındaki Güneş Enerjisi Santrali (GES) projelerinin finansmanına ilişkin önemli bir aşamayı tamamladığı bildirildi.</p>
<p>Projelerin finansmanı kapsamında 29 Eylül 2026 tarihinde Çin Halk Cumhuriyeti’nin devlet kredi sigorta şirketi SİNOSURE’dan kredi kullanımına yönelik onay alındı. Yaklaşık yedi ay içinde tamamlanarak devreye alınması planlanan GES yatırımlarla Kardemir Çelik’in toplam elektrik tüketiminin yüzde 10’unun söz konusu yenilenebilir enerji santrallerinden karşılanması hedefleniyor.</p>
<h2>“Enerji dönüşümünü rekabet gücümüzün önemli bir parçası olarak görüyoruz”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abe59e9dc69a-1790859753.jpeg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p>Enerji yatırımlarının sürdürülebilir üretim ve uluslararası rekabet gücü açısından stratejik öneme sahip olduğunu belirten Kardemir Çelik Yönetim Kurulu Üyesi Özlem Bakırel, “Enerji yoğun bir sektörde faaliyet gösterirken, üretimimizin çevresel etkisini ve enerji maliyetlerimizi birlikte azaltmayı önceliklerimiz arasında görüyoruz. Bugün 19,7 MW’lık RES ve 4 MW’lık GES santralimizin yanı sıra atık ısıyı geri kazanarak 1 MW elektrik üreten ORC sistemimizle yenilenebilir ve geri kazanıma dayalı enerji üretim gücümüzü 24,7 MW seviyesine ulaştırdık. Şimdi bu kapasiteyi yeni yatırımlarla çok daha ileri taşımayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>Bakırel, planlanan yatırımlara ilişkin olarak, “Demir çelik sektörünün geleceğinde enerji verimliliğinin, düşük karbonlu üretimin ve yenilenebilir enerji kullanımının giderek daha belirleyici olacağına inanıyoruz. Bu nedenle enerji dönüşümün, uzun vadeli rekabet gücümüzün de önemli bir parçası olarak görüyoruz. Çevreye duyarlı üretim teknolojilerine, yenilenebilir enerjiye ve enerji geri kazanım sistemlerine yaptığımız yatırımlarla bir taraftan maliyet yapımızı güçlendirirken diğer taraftan uluslararası pazarlardaki rekabetçiliğimizi destekliyoruz. Önümüzdeki dönemde GES, RES ve atık ısı geri kazanım projelerimizle toplam kurulu gücümüzü 71,9 MW seviyesine çıkarmayı planlıyoruz. Bu kapsamda Muş Bulanık ve Van Özalp Dibekli GES yatırımlarımızın yanı sıra İzmir Hacı Ömerli’de 1,60 MW GES ve 3,60 MW RES, Bozyaka RES projemiz kapsamında ise 9 MW büyüklüğünde hibrit GES yatırımını hayata geçirmeyi planlıyoruz. Van ve Muş’taki projelerimizin tamamının devreye alınmasıyla toplam elektrik tüketimimizin yüzde 10’unu bu yenilenebilir enerji santrallerinden karşılamayı hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kardemir-celikin-van-ve-mustaki-ges-yatirimlarina-cinden-183-milyon-dolarlik-kredi-88785</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/5/1280x720/kardemir-celikin-van-ve-mustaki-ges-yatirimlarina-cinden-183-milyon-dolarlik-kredi-1790859814.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kardemir Çelik, Van ve Muş’ta hayata geçireceği 18,3 milyon dolarlık GES yatırımlarının finansmanı için Çin Halk Cumhuriyeti’nin devlet kredi sigorta şirketi SİNOSURE’dan kredi kullanım onayı aldı. Yedi ay içinde devreye alınması planlanan yatırımlarla şirket, toplam elektrik tüketiminin yüzde 10’unu bu yeni tesislerden karşılayarak yenilenebilir enerji kapasitesini 71,9 MW seviyesine çıkarmayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/5-anadolu-mobilya-fuari-anamob-basliyor-88781</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 15:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5. Anadolu Mobilya Fuarı ANAMOB başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kayseri, güçlü üretim kültürü, girişimcilik ruhu ve sanayi altyapısıyla Türkiye ekonomisine değer katan önemli şehirler arasında. Mobilya sektörü ise bu üretim gücünün lokomotifi. Kayseri’de mobilya sektörünün yükselişi kanepe, koltuk ve yatak üretimiyle başladı. Bugün ise teknolojik gelişmeler ve yeni yatırımlarla mobilyanın hemen her alanında üretim yapan firmaları ile Kayseri, Türkiye’nin önemli mobilya üretim ve ihracat merkezlerinden biri haline geldi. Sektörde faaliyet gösteren firma sayısı 3 bin 500’ü aşıyor ve bu firmalarda ise 50 binden fazla kişi istihdam ediliyor. Bunların yaklaşık 600’ü fabrikasyon seri üretim yapan ve ihracata dönük çalışan firmalardan oluşuyor. Türkiye’nin ilk 20 mobilya markasının 11’i Kayseri’de üretim yapıyor. Kayseri, Türkiye mobilya ihracatının yaklaşık dörtte birini gerçekleştirerek sektörün en önemli üretim ve ihracat merkezlerinden biri konumunda bulunuyor.</p>
<p>Bu büyük üretim gücünün daha yüksek katma değer, daha güçlü markalar ve daha fazla ihracatla ileriye taşınması için, bir yandan tasarım, teknoloji, dijitalleşme ve inovasyon yatırımları yapılırken diğer yandan da düzenlenen fuarlarla sektör ve şehir cazibe merkezi haline geliyor. Kayseri OSB Uluslararası Fuar Merkezi’nde 7-11 Ekim 2026 tarihleri arasında, Anadolu’nun en büyük mobilya buluşmalarından biri olan Anadolu Mobilya Fuarı (ANAMOB) beşinci yılında kapılarını açmaya hazırlanıyor. Kayseri’nin üretim gücünü profesyonel alıcılarla buluşturacak olan fuar 40 bin metrekarelik alanda yüzlerce markaya ev sahipliği yapacak. Fuarın başta sektör temsilcileri olmak üzere tüm katılımcılara, ziyaretçilere ve Kayseri’ye hayırlı olmasını diliyorum. Fuarın paydaşlarının açıklamalarını da aşağıda sizlerle paylaşıyorum:</p>
<p><strong>Nobel Expo YKB Erhan Çelik:</strong></p>
<p><strong>“Mobilya ticaretinin kalbi ANAMOB’da atacak”</strong></p>
<p>ANAMOB 2026, 20 bin metrekarelik stand alanında yüzde 100 doluluk, 125 katılımcı ve 140’tan fazla markayla 7 Ekim’de kapılarını açmaya hazırlanıyor. 25 binin üzerinde ziyaretçi beklediğimiz fuarda, 52’den fazla ülkeden 3 binin üzerinde yabancı ziyaretçi ve profesyonel alıcının sektörle buluşmasını hedefliyoruz. Nobel Expo Uluslararası Fuarcılık A.Ş. ve KAYMOS işbirliğiyle düzenlediğimiz ANAMOB 2026 – 5. Anadolu Mobilya Fuarı, 7–11 Ekim tarihleri arasında Kayseri OSB Uluslararası Fuar Merkezi’nde gerçekleşecek. ANAMOB, beş yılda yalnızca metrekare ve katılımcı sayısıyla değil, oluşturduğu ticaret ağıyla da büyüdü. ANAMOB, beşinci yılında artık yalnızca bir fuar değil, her yıl büyüyen bir ticaret platformu haline geldi. Odağımızda bu yıl da aynı hedef bulunuyor: Daha fazla ticaret; doğru alıcı. Türkiye genelinde yürüttüğümüz profesyonel ziyaretçi çalışmalarının yanı sıra uluslararası alıcı çalışmaları da devam ediyor. Avrupa, Balkanlar, Orta Doğu, Afrika ve farklı pazarlardan mobilya ithalatçıları, distribütörler, toptancılar, mağaza zincirleri ve satın alma profesyonellerini fuarda üreticilerle buluşturacağız.</p>
<p><strong>Kayseri Mobilya Sanayicileri Derneği (KAYMOS) YKB Mehmet Yalçın: </strong></p>
<p><strong>“Mobilyayı Kayseri’den dünyaya açıyoruz”</strong></p>
<p>Kayseri’de mobilya sektörü yüzlerce üretici firması, güçlü yan sanayisi ve yaklaşık 50 binden fazla kişiye ulaşan istihdam kapasitesiyle şehrimizin ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biridir. Sektör kaynaklarında Türkiye’de üretilen her iki sandalyeden birinin, her on kanepeden yaklaşık yedisinin Kayseri’de üretildiği; yaylı yatak, sünger yatak, baza ve oda takımı gibi birçok ürün grubunda da Kayseri’nin çok yüksek üretim paylarına sahip olduğu görülüyor. Kayseri mobilyasının yıllar içerisinde oluşmuş ciddi bir üretim kültürü, güçlü bir tedarik zinciri, deneyimli iş gücü ve endüstriyel üretim altyapısı vardır. Tasarımdan hammaddeye, yan sanayiden üretime, lojistikten ihracata kadar birbirini tamamlayan büyük bir ekosistem bulunuyor. KAYMOS olarak bu gücün yalnızca Kayseri’de kalmasını değil, Türkiye’nin dört bir yanında ve dünyanın farklı coğrafyalarında daha güçlü şekilde tanınmasını istiyoruz.</p>
<p>Bu anlayışın en önemli adımlarından biri de ANAMOB Anadolu Mobilya Fuarı. ANAMOB, beşinci yılında Anadolu’nun en büyük mobilya buluşmalarından biri olarak Kayseri’nin üretim gücünü profesyonel alıcılarla buluşturacak. Dünyada Uluslararası fuarlarda güç kaybederken yerel fuarların hareket kazanmasının değerini iyi biliyor ve bu ölçüde sektörümüz için çalışmaya devam ediyoruz.</p>
<p><strong>Kayseri Sanayi Odası (KAYSO) YKB Mehmet Büyüksimitci:</strong></p>
<p><strong>“Mobilya üretiminde Türkiye’nin lider şehriyiz”</strong></p>
<p>Kayseri, Türkiye mobilya ihracatının yaklaşık dörtte birini gerçekleştirerek sektörün en önemli üretim ve ihracat merkezlerinden biri konumunda bulunuyor. Bu büyük üretim gücünü artık daha yüksek katma değer, daha güçlü markalar ve daha fazla ihracatla ileriye taşımamız gerekiyor. Tasarım, teknoloji, dijitalleşme ve inovasyona daha fazla yatırım yapmalıyız. Bu noktada fuarlar önemli bir fırsat sunuyor. Fuarlar yalnızca ürünlerin sergilendiği alanlar değil; yeni müşterilerle, yeni pazarlarla ve yeni iş ortaklarıyla buluştuğumuz önemli ticaret platformlarıdır. ANAMOB Anadolu Mobilya Fuarı da Kayseri mobilya sektörünün ulusal ve uluslararası pazarlara açılması açısından önemli bir organizasyon. ANAMOB 2026; 20 bin metrekare stand alanında, yüzde 100 dolulukla gerçekleştirilecek.</p>
<p>Kayseri Sanayi Odası olarak sektörlerimizin önünü açan, üretim ve ihracat kapasitemizi geliştiren her çalışmayı desteklemeye devam edeceğiz. Bu vesileyle ANAMOB Anadolu Mobilya Fuarı’nın şehrimize, sektörümüze ve ülke ekonomimize katkı sağlamasını diliyor; fuarın hazırlanmasında emeği geçenlere ve katılım sağlayan tüm firmalarımıza başarılar diliyorum.</p>
<p><strong>Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy: </strong></p>
<p><strong>“Ormanımız yok ama mobilya üretiminde birinciyiz”</strong></p>
<p>Kayseri’nin girişimcilik ruhunun en somut ve gurur verici örneğini şüphesiz mobilya sektörümüz ortaya koymaktadır. Şehrimizde orman varlığı olmadığı halde, azim ve üretim gücüyle Türkiye’nin lider mobilya üretim merkezi konumundayız. Kayserili mobilya üreticilerimiz markalaşmaya büyük önem vererek ülke çapında ve yurt dışında açtıkları sayısız bayi ile adından övgüyle söz ettirmektedir. Aynı zamanda firmalarımız, dünyanın dört bir yanına gerçekleştirdikleri ihracatla hem şehrimizi hem de ülkemizi küresel pazarda en iyi şekilde temsil etmektedir.</p>
<p>Kayseri Ticaret Odası olarak bizim de temel hedeflerimizden biri, Kayseri iş dünyasının üretim kabiliyetini yapay zekâ ve teknolojik girişimcilik ile birleştirerek çağın ötesine taşıması ve rakiplerinin takip ettiği bir konuma yerleşmesidir. Ayrıca başta mobilya olmak üzere sektörlerimizin küresel pazarlarda daha güçlü bir şekilde yer almasını sağlamak için de çalışmalar yürütüyoruz. Bu kapsamda hayata geçirmeye hazırlandığımız “Kayseri TEKMER” çok yakında açılacak. Şehrimizde gerçekleştirilen uluslararası fuarları da son derece kıymetli buluyoruz. ANAMOB Anadolu Mobilya Fuarı’nın şehrimize, sektörümüze ve ülke ekonomimize katkı sağlamasını diliyor; fuarın hazırlanmasında emeği geçenlere ve katılım sağlayan tüm firmalarımıza başarılar diliyorum.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/5-anadolu-mobilya-fuari-anamob-basliyor-88781</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/1/1280x720/5-anadolu-mobilya-fuari-anamob-basliyor-1790856703.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5. Anadolu Mobilya Fuarı ANAMOB başlıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsekten-fon-aciklamasi-gerekli-adimlar-atiliyor-88782</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 15:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Şimşek&#039;ten &#039;fon&#039; açıklaması: Gerekli adımlar atılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, fon soruşturması ile ilgili sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.</p>
<p>Şimşek süreçle ilgili şu açıklamayı yaptı: "Kurumlarımız, sorunlu fonlarla ilgili çalışmalarını koordinasyon içinde titizlikle sürdürüyor. Yatırımcılara mümkün olan en kısa sürede ve en yüksek düzeyde ödeme yapılabilmesi için gerekli adımlar atılıyor. Adalet Bakanlığımız, yatırımcıların haklarını korumak ve sorumluluğu bulunanların hesap vermesini sağlamak amacıyla hukuki süreci kararlılıkla yürütüyor. Zorlu küresel koşullara ve savaşa rağmen ekonomimizin dayanıklılığı devam ediyor." </p>
<p>Paylaşımında yüksek emtia fiyatlarına karşın enflasyondaki düşüşüşün sürdüğüne değinen Şimşek, "Büyümemiz, ticaret ortaklarımızın yaklaşık 2 katı olup cari açığın milli gelire oranı yüzde 2,6 ile sürdürülebilir seviyededir. Uzun dönem ortalaması yüzde 20 olan brüt dış finansman ihtiyacının GSYH’ye oranı yüzde 16 seviyesinde, brüt dış borcun milli gelire oranı ise yüzde 32 ile uzun dönem ortalaması olan yüzde 44,5’in oldukça altındadır." ifadelerini kullandı. </p>
<p>Bütçe açığı ile ilgili ise Şimşek şunları kaydetti: "Bütçe açığının milli gelire oranı yaklaşık yüzde 3 ile gelişmekte olan ülkeler ortalamasının yarısı, kamu borcunun GSYH’ye oranı ise yüzde 22 ile gelişmekte olan ülkelerin üçte biri düzeyindedir.</p>
<p>Güçlendirdiğimiz makroekonomik temeller ve atılan adımlar, yaşanan gelişmelerin finansal sistem ve reel ekonomiye etkilerinin sınırlı kalmasını sağlayacaktır. Aldığımız tedbirlerle sermaye piyasalarımız daha güçlü, sağlıklı ve dayanıklı bir yapıya kavuşacaktır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsekten-fon-aciklamasi-gerekli-adimlar-atiliyor-88782</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/1/1280x720/mehmet-simsek-1770707941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon soruşturması hakkında açıklama yapan Bakanı Şimşek, &quot;Kurumlarımız, sorunlu fonlarla ilgili çalışmalarını koordinasyon içinde titizlikle sürdürüyor. Yatırımcılara mümkün olan en kısa sürede ve en yüksek düzeyde ödeme yapılabilmesi için gerekli adımlar atılıyor.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nukleer-enerji-hamlemizi-sinop-ve-trakyadaki-yeni-santrallerimizle-buyutecegiz-88788</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Nükleer enerji hamlemizi Sinop ve Trakya&#039;daki yeni santrallerimizle büyüteceğiz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Rosatom Genel Müdürü Alexey Likhachev ile Bakanlıkta kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdiklerini açıkladı.</p>
<p>Sosyal medya hesabından paylaşım apan Bayraktar görüşmede, Türkiye'nin 70 yıllık nükleer enerji hayalinin gerçeğe dönüştüğü Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nde (NGS) gelinen son noktayı, ilk ünitenin devreye alınması için yürüttükleri çalışmaları ve diğer üç reaktördeki süreçlerini değerlendirdiklerini belirtti.</p>
<p>Bayraktar, "Akkuyu ile başlayan nükleer enerji hamlemizi Sinop ve Trakya'daki yeni santrallerimiz ve küçük modüler reaktörlerimizle büyüteceğiz. Hedefimiz 2050'ye kadar nükleer enerji kapasitemizi 20 bin megavata ulaştırmak." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nukleer-enerji-hamlemizi-sinop-ve-trakyadaki-yeni-santrallerimizle-buyutecegiz-88788</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/1/1280x720/bayraktar-1764075025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rosatom Genel Müdürüyle görüşen Bakan Bayraktar, &quot;Akkuyu ile başlayan nükleer enerji hamlemizi Sinop ve Trakya&#039;daki yeni santrallerimiz ve küçük modüler reaktörlerimizle büyüteceğiz.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yht-gar-ve-esenboga-havalimani-rayli-sistemle-baglanacak-88778</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 13:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> YHT Gar ve Esenboğa Havalimanı raylı sistemle bağlanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, YHT Gar-Esenboğa Havalimanı Raylı Sistem Hattı'nın yapım çalışmalarına yönelik hazırlıkların hızla sürdüğünü bildirdi. </p>
<p>Yazılı açıklama yapan Uraloğlu, 36 kilometrelik hattın 12 istasyonla hizmet sunacağını belirterek, hattın üç kesiminde de yer teslimini tamamladıklarını ifade etti.</p>
<p>Projenin mobilizasyon ve şantiye kurulumu çalışmalarının sürdüğü bilgisini veren Uraloğlu şunları kaydetti: "Hat, saatte 120 kilometre tasarım hızına sahip olacak. 8,5 kilometrelik YHT Gar-Siteler kesiminde 4, 12 kilometrelik Siteler-Pursaklar kesiminde 4, 15,5 kilometrelik Pursaklar-Esenboğa kesiminde 4 istasyon yer alacak. Projenin Pursaklar-Esenboğa kesimi kapsamında ayrıca depo, atölye ve park alanı da inşa edilecek." </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yht-gar-ve-esenboga-havalimani-rayli-sistemle-baglanacak-88778</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/esenboga-havalimani-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, hazırlıkları devam eden 36 kilometrelik YHT Gar-Esenboğa Havalimanı Raylı Sistem Hattı&#039;nda 12 istasyonla hizmet sunacaklarını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rumelisiadin-yeni-baskani-ali-mutlu-oldu-88759</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 12:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> RUMELİSİAD’ın yeni başkanı Ali Mutlu oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Rumelili Yönetici, İş Adamı ve Sanayiciler Derneği'nin (Rumelisiad) Olağan Genel Kurulu’nda yapılan seçim sonucunda derneğin yeni başkanı Ali Mutlu oldu. Mutlu, yeni dönemde farklı sektörlerde faaliyet gösteren üyeler arasındaki işbirliğini güçlendirmeye ve derneğin ticari ağını daha etkin kullanmaya odaklanacaklarını belirtti. Genel kurula Balgöç Genel Başkanı Emin Balkan, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, AK Parti Bursa Milletvekili Ahmet Kılıç ve akademik oda başkanlarının yanı sıra iş dünyasından çok sayıda davetli katıldı. Genel kurulda yapılan seçim sonucunda Rumelisiad’ın yeni başkanı Ali Mutlu oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abe2dfd862f4-1790848509.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Rumelisiad’ın farklı sektörlerde faaliyet gösteren üyeleri bir araya getiren güçlü bir aile olduğunu belirten Mutlu yaptığı konuşmada yeni dönemde üyeler arasındaki iletişimi ve ticari ilişkileri geliştirmeyi hedeflediklerini söyledi. Mutlu, “Bizi bir araya getiren ortak değerlerimiz var. Birlikte çalışmak, üretmek, istihdam oluşturmak, ülkemize değer katmak ve gelecek nesillere daha güçlü bir miras bırakmak istiyoruz” dedi. Yeni dönemde gençlere ve genç girişimcilere özel önem vereceklerini ifade eden Mutlu, gençlerin fikirlerinden ve enerjisinden daha fazla yararlanacaklarını belirtti. Mutlu, kadınların da dernek çalışmalarındaki etkinliğini artırmanın öncelikleri arasında olduğunu söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abe2e1eca6b0-1790848542.jpeg" alt="" width="642" height="428" /></p>
<p>Rumelisiad’ın yeni dönemde farklı sektörleri bir araya getiren, üyelerin ticari ilişkilerini geliştiren ve uluslararası pazarlara açılmalarını destekleyen çalışmalar gerçekleştireceğini belirten Mutlu, “Önümüzde önemli fırsatlar var. Bu gücün daha etkin kullanılması gerektiğine inanıyorum” diye konuştu. Mutlu, “Kapımız herkese açık olacak. Fikri, projesi ve önerisi olan üyelerimizin sesini dinleyeceğiz. Dönemin sonunda hep birlikte geriye dönüp baktığımızda ‘İyi ki birlikte çalışmışız, iyi ki birlikte başarmışız’ diyebilmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yeni başkan Ali Mutlu’nun yönetiminde; Serhat Aytı, Fahrettin Arabacı, Sinan Alp, Seyhan Merter Yaran, Gürol Ferik, Pınar Özkeserli, İlhan Altay, Dinçer Suyabakan, Ceren Oğul ile Yusuf Levent Uğurlu yer aldı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rumelisiadin-yeni-baskani-ali-mutlu-oldu-88759</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/9/1280x720/rumelisiadin-yeni-baskani-ali-mutlu-oldu-1790848573.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rumelisiad’ın Olağan Genel Kurulu’nda başkanlığa Ali Mutlu seçildi. Mutlu, yeni dönemde üyeler arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi, genç ve kadın üyelerin daha aktif rol alması ve uluslararası pazarlara açılımın desteklenmesini hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-imalat-pmi-479a-indi-88758</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 12:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO Türkiye İmalat PMI 47,9&#039;a indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) anketinin Eylül 2026 dönemi sonuçları açıklandı.</p>
<p>Eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, ağustosta 48,1 olan manşet PMI eylülde 47,9'a geriledi.</p>
<p>Endeks, imalat sektörünün faaliyet koşullarında ılımlı yavaşlamanın sürdüğüne işaret etti.</p>
<p>Orta Doğu'daki savaşın yol açtığı belirsizlikler, eylül ayında da talep koşullarını olumsuz etkilemeye devam etti. Buna bağlı olarak toplam yeni siparişlerdeki azalış sürerken, düşüş ağustos ayına kıyasla hafifçe belirginleşti. Uluslararası talebin zayıf seyrini korumasıyla yeni ihracat siparişleri de geriledi.</p>
<p>Zorlu piyasa koşulları ve yeni siparişlerdeki zayıflık nedeniyle imalatçılar üretimlerini üst üste dördüncü ay azalttı.</p>
<p>Öte yandan, Orta Doğu'daki savaş nedeniyle yükselen yakıt, petrol ve taşımacılık maliyetleri ile ham madde fiyatlarındaki artış, imalatçıların maliyetleri üzerindeki baskıyı artırdı. Girdi maliyetleri enflasyonu eylülde son dört ayın en yüksek düzeyine çıktı.</p>
<p>Firmaların artan maliyetlerini müşterilerine yansıtmasıyla nihai ürün fiyatları enflasyonu da dört aylık zirveye ulaştı.</p>
<p>Anket katılımcıları, fiyat artışlarının tedarikçi performansını olumsuz etkilediğini bildirdi. Deniz taşımacılığındaki gecikmeler ve malzeme eksiklikleri de tedarikçilerin teslimat sürelerinin uzamaya devam etmesinde etkili oldu.</p>
<p><strong>Eylül ayında yeni siparişlerini artıran tek sektör gıda ürünleri oldu</strong></p>
<p>Rapora göre, Türk imalat sektörünün genelinde üretim ve talep koşullarındaki zayıflık sürdü.</p>
<p>Anket kapsamında izlenen 10 sektörden 9'unda üretim azalırken, bunun tek istisnası son 7 ayda ilk kez üretimini artıran gıda ürünleri sektörü oldu. Üretimdeki en belirgin yavaşlama ise ağustos ayında olduğu gibi kimyasal, plastik ve kauçuk ürünler sektöründe kaydedildi.</p>
<p>Eylül ayında yeni siparişlerini artıran tek sektör de gıda ürünleri olurken, yeni siparişlerdeki en sert daralma ağaç ve kağıt ürünleri sektöründe gerçekleşti.</p>
<p>Yeni ihracat siparişlerinde ise daha olumlu bir tablo ortaya çıktı. Gıda ürünleri sektörünün yanı sıra kara ve deniz taşıtları sektörü de yeni ihracat siparişlerinde artış kaydetti.</p>
<p>Yeni siparişler ve üretimdeki zayıf seyir, imalatçıların istihdam kararlarına da yansıdı. Ağustos ayında olduğu gibi eylülde de takip edilen 10 sektörden yalnızca ikisinde istihdam artışı görüldü.</p>
<p>Kara ve deniz taşıtları üreticileri üst üste beşinci ay çalışan sayısını artırırken, elektrikli ve elektronik ürünler sektöründe istihdam son üç ayda ikinci kez yükseldi. İstihdamdaki en belirgin daralma ise ağaç ve kağıt ürünleri sektöründe yaşandı.</p>
<p>Ağustosta tüm sektörlerde gerileyen satın alma faaliyetleri, eylülde üç sektörde artış gösterdi. En belirgin yükseliş, üretim gereksinimlerindeki artışa bağlı olarak girdi alımlarında güçlü genişleme kaydedilen gıda ürünleri sektöründe gerçekleşti.</p>
<p>Gıda ürünleri sektörünün girdi talebindeki artış, tedarikçilerin teslimat sürelerinin uzamasında etkili oldu. Bununla birlikte, sektörlerin büyük bölümü eylülde girdilerini daha hızlı temin edebildi. Elektrikli ve elektronik ürünler sektöründe ise teslimat süreleri bir yılı aşkın sürenin ardından ilk kez kısaldı.</p>
<p>Eylül ayında girdi maliyetlerindeki keskin artışlar sektörlerin genelinde etkisini sürdürdü. En yüksek girdi maliyetleri enflasyonu kara ve deniz taşıtları sektöründe kaydedilirken, en ılımlı artış ağaç ve kağıt ürünleri sektöründe gerçekleşti.</p>
<p>Artan girdi maliyetleri nihai ürün fiyatlarına da yansıdı. Sektörlerin çoğunluğunda satış fiyatları enflasyonu ivme kazanırken, en çok fiyat artışı ana metal sanayi sektöründe görüldü. Giyim ve deri ürünlerinde ise satış fiyatlarındaki artış diğer sektörlere kıyasla sınırlı kaldı.</p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, Orta Doğu'daki savaş devam ederken, Türk imalatçıları eylül ayında da bu durumun etkilerini hissetmeye devam ettiğini belirtti.</p>
<p>Harker, şunları kaydetti:</p>
<p>"Üçüncü çeyrek boyunca görünüm önemli bir değişim göstermedi ve jeopolitik koşullara ilişkin belirsizlik sektörde büyümeyi sınırlamayı sürdürdü. Bununla birlikte, PMI'ın üçüncü çeyrek ortalamasının ikinci çeyreğin hafif üzerinde olması toparlanmaya yönelik bazı temkinli sinyaller verdi."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-imalat-pmi-479a-indi-88758</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/sanayi-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustosta 48,1 olan İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi eylülde 47,9&#039;a geriledi. S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, &quot;Orta Doğu&#039;daki savaş devam ederken, Türk imalatçıları eylül ayında da bu durumun etkilerini hissetmeye devam etti.&quot; değerlendirmesini yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/devlet-aciginin-gsyhye-orani-gecen-yil-yuzde-09a-geriledi-88757</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 12:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Devlet açığının GSYH&#039;ye oranı geçen yıl yüzde 0,9&#039;a geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ilişkin "devlet hesapları" verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, genel devlet açığı geçen yıl 600 milyar 427 milyon lira olarak tahmin edildi ve bir önceki yıl yüzde 3,4 olan genel devlet açığının Gayrisafi Yurt İçi Hasıla'ya (GSYH) oranı yüzde 0,9'a geriledi.</p>
<p>Merkezi devlet alt sektörü 2025 yılında açık, mahalli idareler ve sosyal güvenlik kurumları alt sektörleri fazla verdi. Genel devlet konsolide brüt borç stokunun GSYH'ye oranı ise 2025 yılında yüzde 23,7'ye yükseldi.</p>
<p><strong>Harcamaların GSYH içindeki payı azaldı</strong></p>
<p>Genel devlet toplam gelirleri 21 trilyon 429 milyar 677 milyon liraya yükselirken, gelirlerin GSYH içindeki payı yüzde 33,9'a çıktı.</p>
<p>Genel devlet toplam harcamaları geçen yıl 22 trilyon 30 milyar 104 milyon lira olurken, harcamaların GSYH içindeki payı yüzde 34,8'e düştü.</p>
<p>Toplam vergi ve sosyal katkı gelirleri 2025'te 17 trilyon 4 milyar 170 milyon liraya ulaştı.</p>
<p>Üretim ve ithalat üzerindeki vergilerin toplam vergi ve sosyal katkı gelirleri içindeki payı 2024'te yüzde 46,6 iken 2025'te yüzde 44,5'e geriledi.</p>
<p>Gelir ve servetler üzerindeki cari vergilerin payı yüzde 28,3'e yükselirken, net sosyal katkıların payı ise yüzde 27,1'e düştü. Sermaye vergilerinin payı yüzde 0,1 ile aynı seviyede kaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/devlet-aciginin-gsyhye-orani-gecen-yil-yuzde-09a-geriledi-88757</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/lira-para-1768305579.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre genel devlet açığının GSYH&#039;ye oranı yüzde 0,9 olarak gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlardan-fahis-kazancin-iadesi-icin-istege-bagli-iade-hesaplari-acildi-88756</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 12:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlardan fahiş kazancın iadesi için &#039;İsteğe Bağlı İade Hesapları&#039; açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Birleşik Fon Bankası nezdinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) adına "İsteğe Bağlı İade Hesapları" açıldığını bildirdi.</p>
<p>"İsteğe Bağlı İade Hesaplarına İlişkin Duyuru" internet sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Duyuruda, "6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca tasfiye kapsamına alınan yatırım fonlarında, tasfiye kararından önceki dönemde gerçekleştirdiği katılma payı satışları sonucunda fahiş kazanç elde edenlerden, kendi isteği ile bu kazancı ilgili fona iade etmek isteyenlerin söz konusu taleplerinin karşılanabilmesini teminen, her bir fon için ayrı ayrı olmak üzere, Birleşik Fon Bankası nezdinde TMSF adına 'İsteğe Bağlı İade Hesapları' açılmıştır." ifadelerine yer verildi.</p>
<p>İsteğe bağlı olarak yatırılan tutarların sadece ilgili fonun tasfiye malvarlığına dahil edileceği, başka bir fona veya hesaba aktarılamayacağı belirtilen duyuruda, tasfiye kapsamında ilgili fonun katılma payı sahiplerine yapılacak ödemelerde kullanılmak üzere tasfiye ile görevlendirilen Ziraat Bankası ve Türkiye İş Bankası'na aktarılacağı kaydedildi.</p>
<p>Duyuruda, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Ayrıca, borsada işlem gören ortaklıkların paylarının alım satımı ve benzeri işlemler nedeniyle elde ettikleri fahiş karları geri ödemek isteyenlerin taleplerinin karşılanmasını teminen Birleşik Fon Bankası nezdinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu adına 'Genel Hisse İade Hesabı' açılmıştır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlardan-fahis-kazancin-iadesi-icin-istege-bagli-iade-hesaplari-acildi-88756</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, yatırım fonlarında tasfiye kararından önceki dönemde gerçekleştirilen satışlar sonucunda elde edilen fahiş kazançları, kendi isteğiyle ilgili fona iade etmek isteyenler için TMSF adına &quot;İsteğe Bağlı İade Hesapları&quot; açıldığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ham-celik-uretimi-yillik-yuzde-04-azaldi-88755</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 12:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ham çelik üretimi yıllık yüzde 0,4 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD), ağustos ayı çelik üretimi, tüketimi ve dış ticaret verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, söz konusu ayda Türkiye'nin ham çelik üretimi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,4 azalışla 3,4 milyon ton seviyesinde gerçekleşti. Ocak-Ağustos dönemindeyse, üretim yüzde 6,8 artışla, 26,6 milyon tona yükseldi.</p>
<p>Nihai mamul tüketimi, ağustosta 2025 yılının aynı ayına kıyasla yüzde 6,4 azalışla, 3,3 milyon ton oldu. Bu yılın 8 aylık döneminde, nihai mamul tüketimi yüzde 3,3 artışla, 26,6 milyon tona çıktı.</p>
<p>Bu yılın ağustos ayında, çelik ürünleri ihracatı geçen yılın aynı ayına göre, miktar bakımından yüzde 8,1 yükselerek 1,3 milyon ton, değer bakımından yüzde 12,7 artışla, 930,3 milyon dolar oldu. Ocak-Ağustos döneminde, çelik ürünleri ihracatı 2025 yılının aynı dönemine kıyasla, miktar bakımından yüzde 3,1 artışla 10,3 milyon ton, değer yönünden ise yüzde 2,9 artarak 7 milyar dolara ulaştı.</p>
<p>Çelik ürünleri ithalatı, bir yıllık dönemde miktar yönünden yüzde 8,4 azalışla 1,4 milyon ton, değer yönünden ise yüzde 1,4 azalışla 1,1 milyar dolar oldu. Ocak-Ağustos döneminde, çelik ürünleri ithalatı geçen yılın aynı dönemine kıyasla, miktar bakımından yüzde 3,7 azalışla 12,2 milyon ton, değer bakımından ise yüzde 4,5 azalışla 8,5 milyar dolara düştü.</p>
<p>Geçen yılın ocak-ağustos döneminde yüzde 77 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, 2026 yılının aynı döneminde yüzde 83 seviyesine yükseldi.</p>
<p><strong>"Güney Amerika'ya ihracatın yükselmesi olumlu gelişme"</strong></p>
<p>TÇÜD Genel Sekreteri Veysel Yayan, bu yılın ocak-ağustos döneminde Türkiye'nin ham çelik üretiminin 26,6 milyon ton seviyesinde gerçekleştiğini, böylece kapasite kullanım oranının yüzde 60,6'tan yüzde 64,7 seviyesine çıktığını bildirdi. Söz konusu dönemde, nihai mamul tüketimin yüzde 3,3 artışla 26,6 milyon ton seviyesine yükseldiğini aktaran Yayan, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Temmuzdan sonra ağustos ayında da tüketimde gözlenen düşüş, yıl sonu beklentilerini olumsuz yönde etkiledi. Yılın ilk 8 ayında toplam çelik ürünleri ihracatında artış kaydedilmesine rağmen, ülkemizin en büyük ihracat pazarı olan AB'ye yönelik ihracatımız yüzde 22 geriledi ve ihracatın azalış gösterdiği tek pazar oldu. Güney Amerika'ya yönelik ihracatımızın yüzde 67 artışla 849 bin tona yükselmesi, önümüzdeki dönemde ihracat pazarlarındaki dönüşüm açısından, olumlu bir gelişme olarak ön plana çıktı."</p>
<p>Yayan, ithalattaki azalışa rağmen, Uzak Doğu Bölgesi'nden toplam çelik ürünleri ithalatının 6,6 milyon ton gibi "sürdürülemez boyutlarda" kalmasının, küresel kapasite fazlalığının tesiri olarak ön plana çıktığına belirterek, "Yerli üreticiler açısından daha öngörülebilir bir piyasa ortamının oluşturulması ve rekabet koşullarının iyileştirilmesi açısından AB, ABD, Meksika ve Kanada gibi önemli çelik üreticisi ve tüketicisi ülkelerde uygulanan ticaret politikası ve koruma önlemlerine benzer mekanizmaların Türkiye'de de etkin şekilde uygulanmasının önem taşıdığı değerlendirilmektedir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ham-celik-uretimi-yillik-yuzde-04-azaldi-88755</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/6/1280x720/celik-1769661948.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÇÜD&#039;ün ağustos verilerine göre ham çelik üretimi, geçen yıla kıyasla yüzde 0,4 azalarak 3,4 milyon tona geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-markette-36-urunun-25inde-fiyat-artti-88754</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 12:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayraktar: Markette 36 ürünün 25&#039;inde fiyat arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, eylül ayı üretici ve market fiyatları ile girdi maliyetlerindeki değişime ilişkin yazılı açıklama yaptı.</p>
<p>Geçen ay üretici ve market arasındaki en fazla fiyat farkının yüzde 633,4'le limonda görüldüğünü aktaran Bayraktar, limondaki fiyat farkını yüzde 339,1'le kuru incir, yüzde 337,8'le havuç, yüzde 237,9'la elma ve yüzde 228,3'le maydanozun takip ettiğini belirtti.</p>
<p>Bayraktar, limonun 7,3 kat, kuru incir ve havucun 4,4 kat, elmanın 3,4 kat, maydanozun 3,3 kat fazlaya satıldığını ifade ederek, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"Üreticide 7 lira olan limon markette 51 lira 34 kuruşa, 130 lira olan kuru incir 570 lira 77 kuruşa, 11 lira olan havuç 48 lira 16 kuruşa, 21 lira 66 kuruş olan elma 73 lira 20 kuruşa, 7 lira 66 kuruş olan maydanoz 25 lira 14 kuruşa satıldı. Eylülde fiyatı en fazla artan ürün markette patlıcan, üreticide kuru fasulye olurken, fiyatı en fazla düşen ürün markette limon, üreticide ise kuru incir oldu."</p>
<p>Eylülde market fiyatlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bayraktar, şunları kaydetti:</p>
<p>"Eylülde markette 36 ürünün 25'inde fiyat artışı, 11'inde ise fiyat azalışı görüldü. Eylülde markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 26 ile patlıcan oldu. Patlıcandaki fiyat artışını yüzde 21,1 ile kırmızı mercimek, yüzde 18,5 ile sivri biber, yüzde 16,4 ile yeşil mercimek ve Antep fıstığı takip etti. Markette fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 39,5 ile limon oldu. Limondaki fiyat düşüşünü yüzde 33,4 ile yeşil soğan, yüzde 21 ile kuru soğan, yüzde 18,3 ile elma ve yüzde 14,3 ile mısırözü yağı izledi."</p>
<p><strong>Üretici fiyatlarındaki değişim</strong></p>
<p>Bayraktar, eylülde üreticide 28 ürünün 16'sında fiyat artışı olurken 11'inde fiyat düşüşü görüldüğünü, 1 üründe ise fiyat değişimi olmadığını bildirdi.</p>
<p>Üreticide en çok fiyat düşüşünün yüzde 48'le kuru incirde görüldüğüne işaret eden Bayraktar, kuru incirdeki fiyat düşüşünü yüzde 30'la limonun, yüzde 20,7'yle patatesin, yüzde 14,1'le kuru soğanın ve yüzde 13,6'yla kuru üzümün izlediğini belirtti.</p>
<p>Bayraktar, üreticide en çok fiyat artışının yüzde 62,5'le kuru fasulyede görüldüğüne dikkati çekerek, "Kuru fasulyedeki fiyat artışını yüzde 23,3'le patlıcan, yüzde 15,5'le elma, yüzde 13,1'le kabak ve yüzde 12,1'le yeşil mercimek izledi." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Üretici fiyat değişiminin nedenleri</strong></p>
<p>Kuru incirde Tarım Satış Kooperatifleri Birliğinin (TARİŞ) alım fiyatını henüz açıklamamış olmasının, piyasada fiyatların geçen sezonun altında oluşmasına neden olduğunu vurgulayan Bayraktar, üretici fiyatlarının 130 lira seviyelerine kadar gerilediğini bildirdi.</p>
<p>Bayraktar, üreticilerin, piyasadaki fiyat düşüşünün önlenmesi ve istikrarın sağlanması amacıyla Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) alım fiyatını açıklayarak piyasaya müdahil olmasını beklediklerini aktardı.</p>
<p>Limonda hasat döneminin devam etmesi ve depolarda geçen yıldan kalan ürünlerin piyasaya sunulmasının arzın artmasına ve fiyatların gerilemesine neden olduğunu ifade eden Bayraktar, "Patates ve kuru soğanda hasadın devam etmesiyle piyasaya ürün arzının artması, fiyatların düşmesine neden oldu. Patlıcan ve kabakta olumsuz hava koşulları ve tarladan seraya geçiş döneminde olunması nedeniyle arz azaldı ve fiyatlar yükseldi. Kuru fasulye ve elmada hasadın yeni başlamasıyla birlikte üretici fiyatlarında artış yaşandı." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Girdi fiyatlarındaki değişimler</strong></p>
<p>Bayraktar, ziraat odaları aracılığıyla girdi piyasalarından aldıkları fiyat verilerine ilişkin ise şunları kaydetti:</p>
<p>"Eylülde, ağustosa göre DAP gübresi yüzde 9,9, ÜRE gübresi yüzde 6,7, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 6,6, amonyum nitrat gübresi yüzde 6,3, amonyum sülfat gübresi yüzde 1,4 artış gösterdi. Geçen yılın eylül ayına göre son 1 yılda amonyum nitrat gübresi yüzde 69,2, amonyum sülfat gübresi yüzde 55,6, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 38,6, DAP gübresi yüzde 35,9, ÜRE gübresi yüzde 13,7 arttı. Eylülde ağustosa göre süt yemi yüzde 4,4, besi yemi yüzde 4,2, son 1 yılda besi yemi ve süt yemi yüzde 31,8 arttı. Elektrik fiyatları yıllık olarak yüzde 25,1 artarken tarım ilacı fiyatları yüzde 27,7 yükseldi. Eylülde mazot fiyatı aylık olarak yüzde 12,8, yıllık yüzde 70,7 arttı."​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-markette-36-urunun-25inde-fiyat-artti-88754</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/6/1280x720/semsi-bayraktar-1762413533.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, eylülde markette 36 ürünün 25&#039;inde fiyat artışı, 11&#039;inde ise fiyat azalışı görüldüğünü açıkladı. Bayraktar, bu dönemde fiyatı en fazla artan ürünürün yüzde 26 ile patlıcan, fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 39,5 ile limon olduğunu bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tasinmaz-ticareti-yonetmeliginde-degisiklik-88752</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 12:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Taşınmaz ticareti yönetmeliğinde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan, "Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, taşınmaz satışlarına dair zorunlu Güvenli Ödeme Sistemi'nin kurulması, etkin şekilde işletilmesi ve geliştirilmesiyle,istatistiki veri ve raporlar üretilmesi amacıyla Bakanlıkça bir entegratör yetkilendirilecek.</p>
<p>Ödeme sistemi, Bakanlık ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ilgili birimleriyle, entegratör arasında imzalanan protokole göre kurulacak ve işletilecek. Ödeme sistemine dahil edilmeyecek taşınmaz satışları, pilot uygulama gereksinimi, bu uygulamanın kapsam ve esasları, ödeme sistemi kullanım bedeli, bu bedelin paylaşım usulü, komisyonun kuruluş ve faaliyetleri ile hak ve yükümlülükleri ise bu protokolle belirlenecek.</p>
<p>Taşınmaz satışlarına yönelik zorunlu Güvenli Ödeme Sistemi uygulamasının başlangıç tarihi, 1 Aralık olarak belirlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tasinmaz-ticareti-yonetmeliginde-degisiklik-88752</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni düzenlemeyle, taşınmaz satışlarına ilişkin zorunlu Güvenli Ödeme Sistemi uygulamasının kurulmasına yönelik entegratör yetkilendirilmesi kararlaştırıldı. Uygulama 1 Aralık&#039;ta başlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/otokardan-15-milyar-dolarlik-sozlesme-88763</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otokar&#039;dan 1,5 milyar dolarlık sözleşme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otokar Otomotiv ve Savunma Sanayi AŞ, askeri araç tedarikine yönelik yeni ihracat sözleşmesi imzalanması hakkında Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) açıklama yaptı.</p>
<p>Açıklamada, şirketin, çeşitli tiplerde tekerlekli zırhlı araçların tedariki ile bu araçların entegre lojistik destek hizmetlerini kapsayan 1 milyar 472 milyon 80 bin 360 dolar bedelli ihracat sözleşmesi imzaladığı belirtildi.</p>
<p>Sözleşmenin gerekli resmi makam onaylarının alınması sonrası teminat mektubu işlemlerinin tamamlanması ve avans ödemesinin yapılmasını takiben yürürlüğe gireceği ifade edilen açıklamada, şirketin sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerinin ve tahsil edeceği avansın teminatı olarak toplam tutarı 441 milyon 624 bin 108 dolar olan teminat mektuplarının müşteriye temin edileceği bilgisi verildi.</p>
<p>Açıklamada, ilgili araç teslimatlarının 2027 yılından itibaren başlayarak partiler halinde 3 yıl içinde tamamlanmasının planlandığı, sözleşmenin ise 7 yıl boyunca yürürlükte kalacağı kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/otokardan-15-milyar-dolarlik-sozlesme-88763</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/4/1280x720/otokar-1768720631.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otokar, tekerlekli zırhlı araçların tedariki ile bu araçların entegre lojistik destek hizmetlerini kapsayan yaklaşık 1,5 milyar dolarlık ihracat sözleşmesi imzaladığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calismak-isteyeni-az-olanin-gorunenin-issizligi-de-az-olur-88748</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 11:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çalışmak isteyeni az olanın (görünenin) işsizliği de az olur!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ortada iki temel oran var. Biri klasik işsizlik oranı. Bu oran gayet iyi ve zaten genel eğilim olarak sürekli aşağı gidiyor. Pandemi döneminde yüzde 14’leri aşan klasik işsizlik oranı şimdi yarı yarıya gerilemiş durumda. TÜİK’in dün yaptığı açıklamaya göre ağustos ayındaki işsizlik oranı mevsim etkisinden arındırılmış hesaplamaya göre yalnızca yüzde 7,8.</p>
<p>Ama çalışmak isteyenlerin sayısı az olursa ya da daha doğru bir ifadeyle az görünürse tabii ki işsizlik oranı da az olur.</p>
<p>Örneğin çalışma çağındaki nüfus 100 kişi, bunların 50’si çalışmak istiyor, bu 50 kişinin de 45’ine iş bulunmuş ve 5 kişi işsiz kalmış, şu durumda işsizlik oranı (50 kişinin 5’i) yüzde 10’dur.</p>
<p>Örneği şöyle değiştirelim. Çalışma çağındaki nüfus yine 100 kişi, ancak bu sefer bunların 48’i çalışmak istiyor, bu 48 kişinin yine 45’ine iş bulunmuş ve 3 kişi işsiz kalmış. Şu durumda işsizlik oranı (48 kişinin 3’ü) yüzde 6,25’tir.</p>
<p>İki örnekte de ortak sayılar var…</p>
<p>Çalışma çağındaki nüfus aynı, 100.</p>
<p>İstihdam edilebilenlerin sayısı aynı, 45.</p>
<p>Ama çalışmak isteyenlerin sayısı ilk örnekte 50, ikincide 48 ve buna göre işsiz kalanların sayısı 5 ve 3.</p>
<p>İşsizlik oranı da yüzde 10 ve yüzde 6,25.</p>
<p>İşte bu yüzden <strong>“Çalışmak isteyeni ya da çalışmak istiyor görüneni veya gösterileni az olanın işsizlik oranı da az olur”</strong> diyorum ya…</p>
<h2>“İş aramıyorsan işsiz değilsin!”</h2>
<p>Görünür işsizlik oranı yüzde 7,8 ve biraz önce de vurguladığım gibi bu gayet iyi bir oran, ayrıca pandemiden bu yana eğilim hep aşağı yönde.</p>
<p>İşsizliğin görünürde böylesine olumlu seyretmesinin altında yatan en büyük etken hiç kuşku yok ki işsizlik tanımı ve o tanımdaki dört hafta ölçüsü:</p>
<p><strong>“Referans haftasında istihdamda olmayan, son dört hafta içinde aktif olarak iş arayan, iş bulduğu takdirde iki hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olan kişiler.”</strong></p>
<p>Yalnızca bu tanıma uyanlar işsiz sayılıyor.</p>
<p>İş aramış aramış bir türlü bulamamış ve iş aramanın maliyetini bile karşılayamayıp kaderine razı olmuş milyonlar var. Son dört haftada iş aramadıkları için artık onlar işsiz sayılmıyor.</p>
<p>Sonuç mu? Çalışmak isteyen bir şekilde az görününce işsizlik oranı da düşük kalıyor.</p>
<h2>Gerçek işsizlikte durum ne?</h2>
<p>Görünen işsizlik gayet iyi gidiyor; ama gerçek düzey çok başka.</p>
<p>Gerçek işsizliği atıl işgücü gösteriyor. Yani özet olarak söylemek gerekirse; iş arıyor görünmeyen ama işsiz olanlar ve işinden memnun olmayanlar katıldığında gerçek düzey ortaya çıkıyor ve bu oran ağustosta yüzde 31.</p>
<p>Atıl işgücü oranı erkeklerde yüzde 25,4, kadınlarda ise tam yüzde 40,1 düzeyinde.</p>
<h2>Makas çok açık</h2>
<p>Üstelik görünür işsizlik ile atıl işgücü arasındaki makas giderek açılma eğiliminde.</p>
<p>Toplam işsizlikte ağustos ayında görünür oranla atıl işgücü oranı arasında 23,2 puanlık bir fark var.</p>
<p>Bu fark erkeklerde 18,8, kadınlarda ise 30 puan.</p>
<p>2014 yılından bu yana olan veri setinde daha önce iki oran arasındaki makas toplamda 2018’in eylülünde 4,7 puandı.</p>
<p>Makas, erkeklerde yine 2018’in eylülünde yalnızca 2,9 puandı. Kadınlarda ise 2019’un aralık ayında iki oran arasında 7,7 puanlık bir fark vardı.</p>
<p>Nereden nereye gelinmiş değil mi?</p>
<h2>Nedir bu atıl işgücü?</h2>
<p>Öncelikle şunu söyleyeyim, atıl işgücü hesaplamasını TÜİK yapıyor.</p>
<p>Bu hesaplamanın nasıl yapıldığına gelince…</p>
<p>Önce işsizlik oranı alınıyor, sonra bu orana zamana bağlı eksik istihdam oranı ekleniyor. Zamana bağlı eksik istihdamın tanımı da şöyle:</p>
<p><strong>“İstihdamda olan ve 40 saatten daha az süre çalışıp daha fazla gelir elde etmek amacıyla daha fazla süre çalışmak istediğini belirten ve mümkün olduğu durumda daha fazla çalışmaya başlayabilecek olan kişiler.”</strong></p>
<p>Yani bu kişiler çalışıyor ama işinden memnun değil, daha uzun süre çalışabilecek durumda ve o yüzden aslında iş arıyor. Dolayısıyla bu kişileri bir başka bakış açısıyla işsiz saymak gerekiyor.</p>
<p>Bir de potansiyel işgücü var. Bu tanıma girenler de görünen işsizlik oranı ve zamana bağlı eksik istihdamın bütünleşik oranına ekleniyor. Potansiyel işgücü de şu gruplardan oluşuyor:</p>
<p>-İşbaşı yapabilecek durumda olduğu halde iş bulacağına inanmadığı için iş aramayanlar.</p>
<p>-Çeşitli nedenlerle iş aramayan, ancak iki hafta içinde işbaşı yapmaya hazır olduğunu belirtenler.</p>
<p>-Son dört hafta içinde en az bir iş arama kanalını kullanan fakat iki hafta içinde işbaşı yapamayacak durumda olanlar.</p>
<p>Bütün bunlar toplandığında ortaya atıl işgücü çıkıyor, yani gerçek işsizlik. Zaten gerçek işsizlikle görünür işsizlik arasında oluşan fark da makul olmanın çok ötesine geçmiş bulunuyor.</p>
<p>Görünen işsizlik yüzde 7,8, gerçek işsizlik ise yüzde 30,1. İşte aradaki fark, <strong>“Ben aslında işsizim”</strong> ya da <strong>“İşimden memnun değilim”</strong> diye haykıranları gösteriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abe4a41a5905-1790855745.png" alt="" width="999" height="301" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calismak-isteyeni-az-olanin-gorunenin-issizligi-de-az-olur-88748</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışmak isteyeni az olanın (görünenin) işsizliği de az olur! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/angola-turk-madencilerini-yatirim-icin-bekliyor-88744</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 11:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Angola Türk madencilerini yatırım için bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Güney Batı Afrika ülkesi Angola, Türkiye’den madencilik, tarım ve turizm sektörlerinde yatırım bekliyor. İhracat gelirlerinin yüzde 92’sini petrol ve doğalgazın oluşturduğu Angola, zengin maden rezervlerini ekonomiye kazandırarak gelirlerini çeşitlendirmek istiyor. Angola'nın Ankara Büyükelçisi Sayın Joao Salvador Dos Santos Neto, Ege İhracatçı Birlikleri’ni ziyaret etti. Büyükelçi Dos Santos Neto, Angola’da yatırım yapacak sanayiciler için kolaylıklar sağlayan bir mevzuatları olduğunu, Türk yatırımcıları Angola’ya beklediklerini dile getirdi.</p>
<p>Angola’nın altın, nikel, demir cevheri, mermer, nadir bulunan elementler yönüyle zengin rezervlere sahip olduğunu dile getiren Büyükelçi Dos Santos Neto, “36 maden açısından zengin kaynaklara sahibiz. Türk yatırımcıların yeterli kaynak bulabilecekleri maden yataklarına sahibiz. Enerji ve lojistik altyapısı için destek oluyoruz. Çinli 300’ün üzerinde firmanın Angola’da yatırımları var. Tarım, petrol, gaz, madencilik ve diğer sanayi kollarında yatırımlar yaptılar. Türkiye’den bir firmanın demir cevheri üretimi konusunda bir yatırımı söz konusu. Angola’da Türk yatırımcıları daha fazla sayıda görmek istiyoruz. Madencilik dışında tarım ve turizm sektörleri de yatırım yapılabilecek sektörler olarak öne çıkıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Ege Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Faik Tokatlıoğlu, Türkiye’nin yıllık 6,5 milyar dolar madencilik ürünleri ihraç ettiğini, Ege Bölgesi’nden yapılan madencilik ihracatının 1,5 milyar doları aştığını, Türkiye ile Angola arasında karşılıklı ticaretin artması için uygun bir zemin olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Türkiye’nin Angola’ya yıllık ihracatının 102 milyon dolar, ithalatının ise 9 milyon dolar düzeyinde olduğunu vurgulayan Tokatlıoğlu, “Angola yıllık 15 milyar doların üzerinde ithalat yapan bir ülke. Angola’ya hem ihracatımızı artırabiliriz hem de Türk sanayicileri Angola’da yatırım yapabilirler. Karşılıklı temaslarla iki ülke arasındaki ticari bağların daha da güçleneceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/angola-turk-madencilerini-yatirim-icin-bekliyor-88744</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/angola-turk-madencilerini-yatirim-icin-bekliyor-1790844460.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Angola’nın Ankara Büyükelçisi Joao Salvador Dos Santos Neto, ülkenin zengin maden kaynaklarının Türk yatırımcılar için fırsatlar sunduğunu belirterek, madenciliğin yanı sıra tarım ve turizm sektörlerinde de yatırım çağrısı yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kadinlarin-is-dunyasindaki-temsili-yapay-zeka-caginda-yeniden-ele-alindi-88868</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 11:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kadınların iş dünyasındaki temsili yapay zekâ çağında yeniden ele alındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>İş dünyasında toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlenmesi gündemi, 9. Gücümüz Eşitliğimiz Zirvesi’nde ele alındı. UN Global Compact Türkiye Kadının Güçlenmesi Bursa Platformu tarafından bu yıl “DENGE: Dünün Deneyimi, Yarının Vizyonu” temasıyla düzenlenen zirvede, dijitalleşme ve yapay zekânın çalışma hayatına etkilerinden kadınların üst yönetimdeki temsiline kadar birçok başlık değerlendirildi.</p>
<p>Bu yıl 10. kuruluş yılını kutlayan Kadının Güçlenmesi Bursa Platformu’nun zirvesi, Villa Verde’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Etkinliğin açılışında Yeşim Grup Kurumsal İletişim Direktörü Dilek Cesur, BUİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Zuhal Aslı Saka, BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu, KalDer Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serkan Ürkmez ve UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Özgür Tokgöz Altun konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf6c773cd17-1790930039.JPG" alt="" width="633" height="422" /></p>
<h2><strong>CEO pozisyonlarında kadın temsilinde yüzde 14</strong></h2>
<p>UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Özgür Tokgöz Altun, şirketlerin toplumsal cinsiyet eşitliğini daha fazla gündemlerine almalarına rağmen kadınların üst düzey karar alma mekanizmalarındaki temsilinin halen düşük seviyede bulunduğunu belirtti. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi'ne göre Türkiye’de şirketlerin yüzde 89’unun cinsiyet eşitliği ve kadın haklarını önceliklendirdiğini aktaran Altun, kadınların sürdürülebilirlikten sorumlu üst düzey yönetici pozisyonlarındaki oranının yüzde 37, CEO pozisyonlarındaki oranının ise yüzde 14 olduğunu söyledi.</p>
<p>Teknolojik dönüşümün mevcut eşitsizlikleri derinleştirmemesi gerektiğini vurgulayan Altun, kadınların yapay zekâ şirketlerindeki C-seviye yönetici pozisyonlarında yalnızca yüzde 13 oranında temsil edildiğine dikkat çekti. Altun, üretken yapay zekâdan en fazla etkilenmesi beklenen mesleklerde çalışanların ise yüzde 57’sinin kadınlardan oluştuğunu belirterek, yapay zekâ dönüşümünün aynı zamanda bir yönetişim meselesi olarak ele alınması gerektiğini ifade etti.</p>
<h2><strong>“Kadınların kazanımlarını korumalıyız”</strong></h2>
<p>Zirvenin açılış konuşmasını yapan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Perihan İnci ise kadınların ekonomik hayata katılımında mevcut kazanımların korunması ve yeni teknolojilerin sunduğu fırsatlara eşit erişimin sağlanması gerektiğini söyledi. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu’na atıfta bulunan İnci, Türkiye’nin 145 ülke arasında 126. sırada yer aldığını belirterek, mevcut ilerleme hızının korunması halinde küresel cinsiyet eşitliğine ulaşılmasının yaklaşık 120 yıl süreceğinin öngörüldüğünü aktardı.</p>
<p>Yeni teknolojiler ve çalışma biçimleriyle birlikte kadınların elde ettiği kazanımların korunmasının önemine işaret eden İnci, kadınların geleceğe uyum sağlayan değil, geleceği şekillendiren aktörler arasında eşit biçimde yer alması gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>İnci, TÜSİAD’ın bakım eşitliğini istihdam ve sürdürülebilir kalkınma gündeminin bir parçası olarak ele aldığını belirterek, bu kapsamda hayata geçirilen “Bakım Eşitliği Şirketler Ağı”na şirketleri katılmaya davet etti.</p>
<p>Kadınların ekonomik hayatta güçlenmesi için eğitim, istihdam ve beceri gelişiminde fırsat eşitliğinin artırılması, bakım ekonomisine yönelik kurumsal mekanizmaların yaygınlaştırılması, karar alma mekanizmalarında ve üst yönetimde eşit temsil ile şiddete karşı sıfır tolerans yaklaşımının birlikte ilerletilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abf6ca26de1e-1790930082.jpg" alt="" width="710" height="533" /></p>
<h2><strong>Geçmiş deneyimlerden geleceğin vizyonuna</strong></h2>
<p>Açılış konuşmalarının ardından gerçekleştirilen “DENGE: Dünün Deneyimi, Yarının Vizyonu” oturumunda ise şirketlerin toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki uygulamaları ve geleceğe yönelik yaklaşımları ele alındı.</p>
<p>BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu’nun moderatörlüğündeki oturumda FİBA Holding Sürdürülebilirlik Müdürü Dilek Özmen, Enerjisa Enerji İletişim Direktörü Göktürk Demirel, Oyak Renault Tedarik Zinciri Direktörü Sibel Bayat ve Mapsis Metal Kurucusu Filiz Akkaş Demir konuşmacı olarak yer aldı.</p>
<h2><strong>Platform 42 şirketi buluşturuyor</strong></h2>
<p>2016 yılında BUİKAD, BUSİAD ve Yeşim Grup koordinatörlüğünde, KalDer’in desteğiyle kurulan UN Global Compact Türkiye Kadının Güçlenmesi Bursa Platformu, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlenmesine yönelik çalışmaları Bursa iş dünyasında yaygınlaştırmayı amaçlıyor.</p>
<p>Platformda farklı sektörlerden 42 WEPs (Kadının Güçlenmesi Prensipleri) imzacısı şirket bulunuyor. Platform; şirketler arasında deneyim ve bilgi paylaşımını desteklemenin yanı sıra WEPs prensiplerinin yaygınlaştırılması, iş dünyasında aile içi şiddete karşı ortak politikalar geliştirilmesi ve toplumsal etki oluşturulmasına yönelik çalışmalar yürütüyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kadinlarin-is-dunyasindaki-temsili-yapay-zeka-caginda-yeniden-ele-alindi-88868</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/8/1280x720/kadinlarin-is-dunyasindaki-temsili-yapay-zeka-caginda-yeniden-ele-alindi-1790930131.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UN Global Compact Türkiye Kadının Güçlenmesi Bursa Platformu tarafından düzenlenen 9. Gücümüz Eşitliğimiz Zirvesi’nde, teknolojik dönüşümün kadınların çalışma hayatındaki konumuna etkisi, üst yönetimde kadın temsili ve iş-yaşam dengesi ele alındı. UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Özgür Tokgöz Altun, Türkiye’de şirketlerin yüzde 89’unun cinsiyet eşitliği ve kadın haklarını önceliklendirdiğini, ancak CEO pozisyonlarında kadın temsilinin yüzde 14’te kaldığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ticaret-ve-sanayi-odasinda-secim-maratonu-basladi-88739</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 11:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Ticaret ve Sanayi Odası&#039;nda seçim maratonu başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT - ERHAN BEDİR/</strong><strong>BURSA</strong></p>
<p>Bursa iş dünyasının yakından takip ettiği BTSO seçimlerinde üyeler, saat 09:00 itibariyle oy kullanmaya başladı. Yaklaşık 60 bin üyeye sahip BTSO’da 70 meslek komitesinde gerçekleştirilen seçimlerde yeni dönemde görev yapacak 388 meslek komitesi üyesi ile 159 meclis üyesi belirlenecek. Oy verme işlemi 17.00’ye kadar Bursa Fuar Merkezi’nde sürecek. Seçimin ikinci aşaması ise 8 Ekim’de yapılacak. Bu aşamada BTSO Yönetim Kurulu Başkanı ve üyeleri, Disiplin Kurulu ile TOBB Genel Kurulu delegeleri belirlenecek. Böylece bugün oluşacak meslek komitesi ve meclis yapısı, BTSO’nun yeni dönem yönetiminin şekillenmesinde belirleyici olacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abe177e44dcc-1790842750.jpeg" alt="" width="671" height="503" /></p>
<p>BTSO seçimlerinde 70 meslek grubunun tamamında sandık kuruldu. Komitelerin büyük bölümünde 5 komite ve 2 meclis üyesi seçilirken, bazı gruplarda 7 komite ve 3 meclis üyesi belirleniyor. Seçimde mevcut Başkan İbrahim Burkay’ın listeleri mavi, başkan adayı Özer Matlı’nın listeleri ise yeşil pusulayla yarışıyor.</p>
<p>Seçim alanında açıklama yapan Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı ve başkan adayı İbrahim Burkay, seçimlerin “demokrasi şöleni” içinde geçmesini temenni etti. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın 137 yıllık tarihinde önemli günlerden birini yaşadığını belirten BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, 70 meslek komitesinde 107 sandıkta komite ve meclis üyelerinin belirleneceğini söyledi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abe1798561e5-1790842776.JPG" alt="" width="407" height="435" /></p>
<p>Bursa’nın Türkiye ekonomisinin önemli itici güçlerinden biri olduğunu ifade eden Burkay, BTSO’nun da kentin ekonomik potansiyelini temsil eden en büyük kurumlardan biri olduğunu dile getirdi. Göreve geldikleri günden bu yana 16 makro proje hedefiyle yola çıktıklarını belirten Burkay, bugüne kadar 60’ın üzerinde büyük projeyi Bursa ve Türkiye ekonomisine kazandırdıklarını söyledi.</p>
<p>Burkay, projelerin komite ve meclis üyeleri ile Bursa iş dünyasının ortak çalışmasıyla hayata geçirildiğini belirterek, “Türkiye’nin rol model aldığı ve Türkiye ekonomisine yön veren birçok büyük projeyi hayata geçirmeyi Cenab-ı Allah bizlere nasip etti” dedi. TEKNOSAB, GUHEM, BUTGEM, MESYEB, BUTEKOM ve Bursa Business School’u hayata geçirilen projeler arasında sıralayan Burkay, 2026-2030 dönemi için yeni bir vizyon ortaya koyduklarını kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abe17b4b5acf-1790842804.JPG" alt="" width="539" height="359" /></p>
<p>Bu vizyonda KOBİ’lerin rekabet gücünün artırılmasına yönelik projelerin öne çıktığını ifade eden Burkay, uzun süredir üzerinde çalıştıkları KOBİ OSB projesinin yanı sıra TEKNOSAB KOBİ Ekosistemi’nin de yeni dönemin önemli başlıkları arasında yer aldığını söyledi. TEKNOSAB KOBİ OSB içerisinde farklı sektörlere yönelik alanların oluşturulacağını belirten Burkay, projede serbest bölgeler, veri merkezi, savunma sanayisi, inşaat ve gıda sektörlerine yönelik bölümlerin yer alacağını aktardı. Burkay, “TEKNOSAB KOBİ OSB’de küçük ve orta ölçekli tüm işletmelerimiz önümüzdeki süreçte hem üretimlerini hem de ticaretlerini geliştirecekler” diye konuştu.</p>
<p>Seçimlerin Bursa ve Türkiye iş dünyası açısından hayırlı olmasını dileyen Burkay, konuşmasının sonunda iş dünyasına mevcut yönetimin projelerini sürdürmesine yönelik destek çağrısında bulundu. </p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) 70 meslek komitesinde gerçekleştirilen seçimlerde başkan adayı olan Özer Matlı, oy verme işlemi öncesinde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Matlı, seçimlerin Bursa ve BTSO üyeleri açısından önemli bir süreç olduğunu belirterek, üyelerin “şehir için doğru kararı” vereceğine inandığını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abe17cf37194-1790842831.JPG" alt="" width="579" height="374" /></p>
<p>Seçim belgelerine erişimde sorun yaşandığını öne süren Matlı, Bursa’nın sanayinin yanı sıra gençleri, kültürü, turizmi ve tarımıyla birlikte gelişmesi gerektiğini söyledi. Seçim sürecinde yaşandığını öne sürdüğü bazı sorunlara da değinen Matlı, özellikle seçim belgelerinin demokratik haklarını kullanmak isteyen üyelere ulaştırılmasında güçlük çıkarıldığını iddia etti. Matlı, “Bursa Ticaret ve Sanayi Odası 60 bin kişinin odası. Farklı renkler ve farklı fikirler olabilir, bunların hepsine saygı duymak lazım” dedi.</p>
<p>Seçim sürecinde kurumun renkleri ve adı kullanılarak seçmenlere mesaj verilmesinin ve oy belgelerine erişimin zorlaştırılmasının Bursa’ya yakışmadığını savunan Matlı, bunun kentteki sivil toplum kuruluşları açısından da doğru olmadığını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abe17e9a856b-1790842857.JPG" alt="" width="575" height="384" /></p>
<p>Bursa’nın ekonomik gücünün yalnızca sanayi ve sanayi bölgeleriyle sınırlı olmadığını ifade eden Matlı, kentin gençleri, kültürel faaliyetleri, turizmi ve tarımıyla birlikte ele alınması gerektiğini belirtti. Matlı, “Bu şehir sonunda doğruyu bulacak. Bu şehir hesap verilebilir bir yönetimle çalışmayı öğrenecek. Bu şehir hesap vermeyi öğrenecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bursa’nın Avrupa’nın önemli ihracat merkezlerinden biri olma potansiyeline işaret eden Matlı, kentin yaklaşık 3,2 milyonluk nüfusuyla birlikte sosyal ve kültürel yönleriyle de gelişmesi gerektiğini dile getirdi. Matlı, “Bu şehir hepimizin şehri” diyerek seçimlerin BTSO üyeleri ve Bursa için hayırlı olmasını temenni etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ticaret-ve-sanayi-odasinda-secim-maratonu-basladi-88739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/9/1280x720/bursa-ticaret-ve-sanayi-odasinda-secim-maratonu-basladi-1790842893.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda (BTSO) yeni dönemi belirleyecek seçimler bugün yapılıyor. 70 meslek komitesinde 388 komite ve 159 meclis üyesinin belirleneceği seçimlerde mevcut Başkan İbrahim Burkay ile başkan adayı Özer Matlı yarışıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasfiye-surecindeki-fonlar-icin-yeni-kararlar-88738</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 10:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasfiye sürecindeki fonlar için yeni kararlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) bülteninde, başvuru sonuçları, idari para cezaları, diğer yaptırım ve tedbirler ile alınan yeni ilke kararları duyuruldu.</p>
<p>Buna göre, Kurul, Hektaş Ticaret Türk AŞ'nin 2 milyar 380 milyon liralık sermaye avansına karşılık gerçekleştireceği tahsisli sermaye artırımına ilişkin ihraç belgesinin şartlı olarak onaylanmasına karar verdi. Hektaş'ın 25 milyar lira kayıtlı sermaye tavanı içerisinde bulunan 8 milyar 430 milyon liralık çıkarılmış sermayesinin, mevcut ortakların yeni pay alma hakları kısıtlanarak artırılması planlandı.</p>
<p>Bu kapsamda, Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) Genel Müdürlüğü tarafından şirkete ödenen 2 milyar 380 milyon liralık sermaye avansına karşılık gelecek tutarda, Borsa İstanbul AŞ Toptan Alış Satış İşlemlerine İlişkin Prosedür uyarınca belirlenecek pay satış fiyatı üzerinden hesaplanacak nominal tutar kadar tahsisli sermaye artırımı yapılması öngörüldü.</p>
<p>Tahsisli sermaye artırımında esas alınacak pay fiyatı, 25 Haziran 2026 tarihli toptan satış işleminde OYAK Genel Müdürlüğü açısından geçerli olan 3,39 lira ile Borsa İstanbul'un ilgili prosedürü kapsamında belirlenecek baz fiyattan yüksek olanından düşük olamayacak.</p>
<p>İhraç belgesi, şirket tarafından Borsa İstanbul AŞ'ye yapılacak başvuru sonrasında belirlenecek pay satış fiyatı bilgisini içerecek​​​​​​​ şekilde düzeltilmesi suretiyle olumlu karşılanmasına karar verildi.</p>
<p><strong>Tera Yatırım'ın faaliyetleri geçici olarak durduruldu</strong></p>
<p>Kurul, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin sermaye piyasası faaliyetlerinin 30 Eylül saat 18.10 itibarıyla geçici olarak durdurulmasına karar verdi.</p>
<p>Ayrıca Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ tarafından hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen iş ve işlemlerde sorumluluğu bulunan Emir Münir Sarpyener, Hayriye Car ve Hakan Gövdere'nin lisanslarının sürekli olarak iptal edilmesine karar verildi.</p>
<p>Öte yandan Kurul, Borlease Otomotiv AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda halka arz fiyatının belirlenmesinde esas alınan varsayımların gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşmediyse nedeni hakkında değerlendirmeleri içeren raporların gecikmeli olarak yayımlanması, hiç hazırlanmaması ve yayımlanmaması gerekçesiyle 8 gerçek kişiye toplam 2 milyar 996 milyon 438 lira idari para cezası uygulanmasını kararlaştırdı.</p>
<p>Kurul, sermaye piyasalarında izinsiz olarak faaliyette bulunulmasının engellenmesi amacıyla 3 internet sitesine erişim engeli getirilmesi için gerekli hukuki işlemlerin yapılmasına karar verdi.</p>
<p><strong>Tasfiye edilen fonlar için ara ödeme kararı</strong></p>
<p>SPK tasfiye listesinde yer alan, A1 Capital, Bulls ve Pardus Portföy Yönetimi AŞ'nin kurucusu olduğu fonlara ilişkin yeni kararlar aldı.</p>
<p>Kurul bu doğrultuda, öncelikli olarak ünvanında 'para piyasası' ibareleri yer alan yatırım fonlarından başlanarak, yatırımcı sayısına göre en fazla olandan en aza doğru olan fonlar tasfiye olacak şekilde tasfiye sürecinin yürütülmesine karar verdi.</p>
<p>Ayrıca tasfiye süreci tamamlandıktan sonra, tasfiye kapsamında olmayıp 17 Eylül'deki Kurul kararları uyarınca TEFAS'ta ve TEFAS dışı dağıtım kanallarında alım/satıma kapanmış olan fonların tüm dağıtım kanallarında alım ve/veya satım yönlü olarak eşzamanlı işleme açılabileceği, işleme açılma tarihinin ve fon katılma payı alım/satım esaslarının ise fon portföy yapıları, likidite ve piyasa koşulları ile yatırımcı menfaati gözetilerek kurucu portföy yönetim şirketi tarafından belirlenmesi kararlaştırıldı.</p>
<p>Tera, Pusula, Atlas ve Hedef Portföy Yönetimi AŞ tarafından kurulan ve tasfiye sürecindeki fonlarda, mutabakatı tamamlanmış tüm katılma payı sahiplerine tasfiye sonucunda hak kazanacakları ödemeye mahsuben ara ödeme yapılmasına karar verildi.</p>
<p>Ara ödemeye esas olmak üzere, her bir hak sahibi bakımından Merkezi Kayıt Kuruluşu AŞ (MKK) tarafından hesaplanacak olan net yatırım tutarlarının dikkate alınması kararlaştırıldı. Her bir yatırımcının ara ödemesine esas tutar, ödeme tarihindeki net yatırım tutarı 1 milyon liranın altında olan yatırımcılar için bu tutar, net yatırım tutarı 1 milyon lira ve üzerinde olan yatırımcılar için ise en fazla 1 milyon lira olacak şekilde uygulanmasına karar verildi.</p>
<p>Alınan kararlar kapsamında bu ek tasfiye usulü, para piyasası fonlarından başlamak üzere uygulanacak ve ara ödeme karşılığı herhangi bir katılma payı iade işlemi yapılmayacak. Katılma payı iade işlemleri nihai tasfiye ödemeleri sırasında yapılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasfiye-surecindeki-fonlar-icin-yeni-kararlar-88738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tera, Pusula, Atlas ve Hedef Portföy Yönetimi AŞ tarafından kurulan ve tasfiye sürecindeki fonlarda, mutabakatı tamamlanmış tüm katılma payı sahiplerine tasfiye sonucunda hak kazanacakları ödemeye mahsuben ara ödeme yapılmasına karar verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsan-ile-ssb-arasinda-1-milyar-euroluk-sozlesme-88745</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASELSAN ile SSB arasında 1 milyar euroluk sözleşme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ASELSAN ile Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı arasında imzalanan sözleşmelerle ilgili Kamuyu Aydınlatma Platformundan (KAP) açıklama yapıldı.</p>
<p>ASELSAN'ın açıklamasında, "ASELSAN ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı arasında Uzun Menzilli Hava Savunma Sistemlerinin devam eden seri üretim projeleri kapsamında toplam tutarı 1 milyar 8 milyon 500 bin avro olan ilave sözleşmeler imzalanmıştır." denildi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsan-ile-ssb-arasinda-1-milyar-euroluk-sozlesme-88745</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/aselsan-1777720943.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN ile Savunma Sanayii Başkanlığı arasında uzun menzilli hava savunma sistemlerinin devam eden seri üretim projeleri kapsamında toplam 1 milyar euroluk sözleşmeler imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/esel-mobil-uygulanmasi-sona-erdi-88737</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eşel mobil uygulanması sona erdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akaryakıt fiyatlarındaki küresel dalgalanmaları ve kur hareketlerini tüketiciye yansıtmamak amacıyla uygulanan eşel mobil sistemi 1 Ekim itibarıyla sona erdi.</p>
<p>Konu hakkındaki Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Bu ÖTV düzenlemesiyle, benzin ve LPG'de yeni dönem başladı.</p>
<p>Buna göre, akaryakıt fiyatlarındaki küresel dalgalanmaları ve kur hareketlerini tüketiciye yansıtmamak amacıyla devreye alınan eşel mobil sistemi uygulaması, bugün itibarıyla bitti.</p>
<p>Enflasyonla mücadele ve piyasadaki ani fiyat şoklarını engellemek için benzinde vergi artışı, ağustosta motorin için yapılan düzenlemeye benzer şekilde aylara bölündü.</p>
<p><strong>LPG'de eşel mobil öncesi sisteme dönüş yapıldı</strong></p>
<p>LPG'de ise eşel mobil öncesi sisteme dönüldü.</p>
<p>Buna göre, LPG türü mallar için eşel mobil sistemi kapsamında son olarak kilogram başına 9,2190 lira olarak uygulanan ÖTV tutarı, bu sistem öncesindeki 11,3830 lira seviyesine yükseltildi.</p>
<p>Bu ÖTV düzenlemesi nedeniyle bugünden itibaren LPG otogaz pompa fiyatında yaklaşık 1,48 lira artış bekleniyor.</p>
<p><strong>Akaryakıtta kademeli ÖTV tutarı</strong></p>
<p>Benzinde eşel mobil öncesi sisteme dönüş nedeniyle beklenen 12,47 liralık fiyat artışı, ÖTV'nin tek seferde değil, kademeli olarak geri getirilmesiyle engellendi.</p>
<p>Eşel mobil sisteminin sona ermesiyle normal şartlarda benzinde litre başına 10,39 lira ÖTV artışı yapılması, ÖTV tutarının eşel mobil öncesi tutar olan 14,8277 lira olması ve bunun da pompa fiyatına yaklaşık 12,47 lira zam olarak yansıtılması bekleniyordu.</p>
<p>Ancak piyasadaki fiyat baskısını azaltmak amacıyla ağustosta motorin için yapılan düzenlemeye benzer şekilde benzin için de "kademeli geçiş" modeli getirildi.</p>
<p>Buna göre, benzindeki ÖTV tutarı ekim ayında litre başına 7,9000 lira, kasımda 11,3600 lira ve aralıkta 14,8277 lira (eşel mobil öncesi ÖTV tutarı) olarak belirlendi.</p>
<p>Bu ÖTV düzenlemesi nedeniyle bugünden itibaren benzin pompa fiyatında yaklaşık 4,15 lira artış bekleniyor. Dolayısıyla 1 Ekim'de piyasa fiyatının 12,47 lira yerine 4,15 lira artması ve 8,32 lira daha az artış yapılması sağlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/esel-mobil-uygulanmasi-sona-erdi-88737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/akaryakit.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akaryakıtta uygulanan eşel mobil sistemi sona erdi. Benzindeki vergi artışı, enflasyonla mücadele ve piyasadaki ani fiyat şoklarını engellemek için ağustosta motorin için yapılan düzenlemeye benzer şekilde aylara bölünürken, LPG&#039;de ise eşel mobil öncesi sisteme dönüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gunes-yuzde-30-nukleer-yuzde-1-buyudu-88724</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 08:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneş yüzde 30, nükleer yüzde 1 büyüdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya Nükleer Endüstrisi Durum Raporu 2026, küresel enerji dönüşümünde dikkat çekici bir eşiğe işaret ediyor: Güneş enerjisi 2025’te ilk kez nükleerden daha fazla elektrik üretti. Nükleer enerji yeniden stratejik gündemin üst sıralarına çıkarken, sahadaki veriler başka bir gerçeği gösteriyor. Yeni kapasitenin hangi teknolojiyle, ne kadar sürede ve hangi maliyetle devreye alınabildiği enerji rekabetinin yeni belirleyicisi haline geliyor.</strong></p>
<p>Enerji dünyasında bir süredir iki farklı hikâye aynı anda yazılıyor. Bir tarafta enerji güvenliği, iklim hedefleri ve hızla büyüyen elektrik talebi nükleer enerjiyi yeniden gündemin üst sıralarına taşıyor. Yapay zekâdan veri merkezlerine, elektrikli araçlardan sanayinin elektrifikasyonuna kadar uzanan yeni talep dalgası, kesintisiz ve düşük karbonlu elektrik üretimini daha stratejik hale getiriyor. Diğer tarafta ise güneş ve rüzgâr çok hızlı büyüyor.</p>
<p>İstanbul’da küresel tanıtımı yapılan 596 sayfalık Dünya Nükleer Endüstrisi Durum Raporu 2026 - WNISR2026, bu iki hikâye arasındaki mesafeyi değerlendiriyor.</p>
<p>Rapor, dünyadaki reaktörlerin durumuna ek olarak, yapım sürelerini, kapanan santralleri, küçük modüler reaktörleri, Rusya’ya bağımlılığı, Fukushima sonrası tabloyu ve nükleer ile yenilenebilir enerjinin gelişim hızını karşılaştırıyor.</p>
<p>Türkiye de ilk nükleer santralini inşa eden ülkelerden biri olarak raporda özel olarak ele alınıyor. Raporun en çarpıcı verilerinden biri 2025 yılında ortaya çıkan tarihi eşik: Güneş enerjisi dünyada ilk kez nükleer enerjiden daha fazla elektrik üretti.</p>
<p><strong>Güneş yüzde 30, nükleer yüzde 1 büyüdü</strong></p>
<p>2025’te güneş enerjisinden elektrik üretimi yüzde 30, rüzgârdan üretim yüzde 8 arttı. Nükleer enerjideki artış ise yüzde 1 ile sınırlı kaldı. Güneş ve rüzgâr birlikte değerlendirildiğinde, bu iki kaynağın elektrik üretimi nükleerin iki katını aşmış durumda. Rapor, nükleer enerjinin dünya elektrik üretimindeki payının yüzde 8,8’e gerilediğini de ortaya koyuyor. Bu oran son 45 yılın en düşük düzeyi. Nükleerin küresel elektrik üretimindeki payı 1996 yılında yüzde 17,5 ile zirve yapmıştı. Bugün ise o seviyenin yaklaşık yarısında.</p>
<p>Bu tablo, “nükleer mi, yenilenebilir enerji mi?” şeklindeki eski tartışmadan daha farklı bir soruyu gündeme getiriyor: Dünyanın hızla artan elektrik ihtiyacını hangi teknoloji ne kadar hızlı karşılayabiliyor? Çünkü iklim açısından zaman, enerji açısından ise yatırım hızı giderek daha kritik hale geliyor.</p>
<p><strong>Çin’in iki ayrı enerji hikâyesi</strong></p>
<p>Bu dönüşümü görmek için en ilginç ülke Çin. Çin bugün dünyada nükleer enerji yatırımlarını büyük ölçekte artıran başlıca ülke. 2026 başı itibarıyla dünya genelinde yapımı devam eden 66 reaktörün 36’sı Çin’de bulunuyor. 2025’te başlayan 11 yeni reaktör inşaatının dokuzu da Çin’de. Fakat aynı Çin, yenilenebilir enerjide çok daha büyük bir hızla ilerliyor.</p>
<p>WNISR Koordinatörü Mycle Schneider’in İstanbul’daki toplantıda verdiği rakam oldukça çarpıcı: Çin geçen yıl nükleer kapasitesindeki artışın 120 katı kadar yeni güneş enerjisi kapasitesini devreye aldı. Çin ve Hindistan’ın her biri bugün nükleer santrallerinden elde ettikleri elektriğin beş katından fazlasını güneş ve rüzgârdan üretiyor. Çin örneği tartışmayı “nükleer veya yenilenebilir” denkleminden çıkarıyor. Çin ikisini de yapıyor; fakat ölçek ve hız söz konusu olduğunda ağırlık çok belirgin biçimde güneş ve rüzgâr tarafında.</p>
<p><strong>Yeni nükleer yatırımlar birkaç ülkede yoğunlaşıyor</strong></p>
<p>Rapordaki bir diğer önemli başlık, nükleer yatırımların giderek daha dar bir coğrafyada yoğunlaşması. 2025 sonunda dünyada 404 reaktör işletmedeydi; bu sayı bir yıl öncesine göre beş daha az. Yıl boyunca dört yeni reaktör şebekeye bağlanırken yedi reaktör kapatıldı. Yeni nükleer santral inşa eden ülke sayısı ise yalnızca iki yılda 16’dan 11’e geriledi.</p>
<p>2020’den 2025 sonuna kadar dünyada başlayan 51 reaktör projesinin 35’i Çin’de gerçekleşti. Bir proje Çinli şirketler tarafından Pakistan’da yürütülürken, 14 proje Rus nükleer endüstrisi tarafından Rusya, Mısır, Hindistan ve Türkiye’de hayata geçirildi. Bu altı yıllık dönemde Çin ve Rusya dışında resmi olarak yeni reaktör inşaatına başlayan tek örnek Güney Kore oldu.</p>
<p><strong>SMR’lerde beklenti yüksek gerçeklik daha yavaş</strong></p>
<p>Raporda yer verilen bir başka kritik alan küçük modüler reaktörler, yani SMR’ler.</p>
<p>Son yıllarda SMR’ler nükleer enerjinin maliyet, ölçek ve yapım süresi sorunlarına verilebilecek en önemli teknolojik yanıtlardan biri olarak görülüyor. Veri merkezlerinin ve yapay zekânın elektrik ihtiyacındaki artış da bu teknolojiye ilgiyi artırıyor. Ancak WNISR2026’nın SMR bölümünün çıkış noktası daha temkinli. Rapor, lisanslama ve uygulama süreçlerinin kamuoyundaki beklentiden daha az ilerlemiş olduğunu değerlendiriyor.</p>
<p><strong>Asıl mesele zaman</strong></p>
<p>WNISR2026’yı ilginç kılan, nükleer enerjinin gerekli olup olmadığına tek kelimelik bir yanıt vermesinden çok, enerji dönüşümüne farklı bir ölçüm getirmesi. Bu da zaman.</p>
<p>Dünya aynı anda üç baskıyla karşı karşıya: Elektrik talebi büyüyor, enerji güvenliği daha kritik hale geliyor ve emisyonların hızla düşürülmesi gerekiyor. Bu üçlü denklemde düşük karbonlu bütün teknolojilere ihtiyaç duyulabilir. Ancak yatırımların yalnızca kurulu güç üzerinden değil, sermayenin ne kadar hızlı elektrik üretimine dönüştüğü üzerinden değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Türkiye açısından kritik başlık: Rusya</strong></span></p>
<p>Türkiye, raporun önemli ülkelerinden biri. WNISR2026, ilk nükleer santralini inşa eden Türkiye’yi özel olarak inceliyor. Akkuyu’nun dört ünitesi de Rus nükleer endüstrisi tarafından yürütülen uluslararası projeler arasında.</p>
<p>Raporun bu yıl genişlettiği başlıklardan biri de “Rusya’nın Nükleer Karşılıklı Bağımlılıkları.” Burada konu yalnızca Batılı ülkelerin Rus nükleer yakıtına veya hizmetlerine bağımlılığı değil. Rapor, ilişkinin diğer tarafına da bakıyor: Rus nükleer sektörünün Batılı ürünlere, hizmetlere ve müşterilere bağımlılığı.</p>
<p>Raporda yer alan değerlendirmeye göre Rusya 2025’te AB, ABD ve Çin’e zenginleştirilmiş uranyum ihracatını artırdı. Buna karşılık yaptırımların Rosatom’un Türkiye ve Macaristan dahil bazı yurtdışı projelerinde sorun ve gecikmelere yol açtığı belirtiliyor. Rapora göre bu gelişmeler Rosatom’un yurtdışı gelirlerinin on yıl sonra ilk kez gerilemesinde etkili oldu.</p>
<p>Türkiye açısından enerji güvenliği tartışmasının yalnızca “ne kadar elektrik üreteceğiz?” sorusuyla sınırlı kalmaması gerektiği de bu noktada ortaya çıkıyor. Teknoloji sağlayıcısı, finansman modeli, yakıt tedariki ve jeopolitik bağımlılık da denklemin parçaları.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gunes-yuzde-30-nukleer-yuzde-1-buyudu-88724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/ges-nukleer-1790834410.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneş yüzde 30, nükleer yüzde 1 büyüdü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/degim-avrupali-hizmet-platformlari-armuta-bizi-satin-alin-diyor-88723</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 08:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Değim: Avrupalı hizmet platformları Armut&#039;a ‘Bizi satın alın’ diyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Avrupa’da ekonomik durgunluğun hizmet platformlarının büyümesini yavaşlatması, Armut.com’un önüne yeni satın alma fırsatları getiriyor.</p>
<p>Armut.com Kurucusu Başak Taşpınar Değim, aynı alanda faaliyet gösteren Avrupalı şirketlerin kendilerine satın alma talebiyle gelmeye başladığını belirterek, geçen yıl beş şirketi incelediklerini söyledi. Şirketin geride kalan dönem değerlendirmesi ve gelecek planları hakkında düzenlenen toplantıda konuşan Değim, bu şirketlerin performanslarını yeterli bulmadıkları için satın alma kararı almadıklarını ancak yeni teklifleri değerlendirmeyi sürdürdüklerini ifade etti. Armut.com’un uluslararası büyüme sürecinin 2017’de başladığını anlatan Değim, “2017 yılında farklı ülkelere girme planımızı devreye aldık ve sekiz ülkeye ulaştık. 2022’de İtalyan rakibimiz birlikte bir proje yapma önerisiyle geldi. Ardından bu süreç birleşmeye dönüştü ve yönetimi biz üstlendik. O dönemde 15 milyon euro yatırım aldık. 2022’den sonra altı ülkeye daha girdik. Halihazırda 14 ülkedeyiz” dedi.</p>
<p>Mevcut ekonomik koşullarda yeni pazarlara giriş konusunda seçici davrandıklarını vurgulayan Değim, şöyle konuştu: “Şu an için organik olarak yeni bir ülkeye girme planımız yok. Dünya ekonomisinde bir durgunluk var. Avrupa’da bizimle aynı işi yapan, büyümesi durmuş veya gerilemiş şirketler bulunuyor. Bunlar bize gelmeye başladı. Geçen sene beş şirketi değerlendirdik ama performansları nedeniyle almamaya karar verdik. Teklif geldikçe değerlendiriyoruz. Şu ana kadar ilgimizi çeken başka bir pazar da olmadı. Ancak satın alma fırsatı olursa değerlendiririz.”</p>
<h2>Hizmet talebi 50 milyonu aştı </h2>
<p>2011’de kurulan Armut’un, 2022’de İtalyan ProntoPro ile birleşmesinin ardından İstanbul ve Milano merkezli olarak yönetildiğini belirten Değim, Türkiye’nin yanı sıra İtalya, İngiltere, Almanya, İspanya ve Fransa’nın da aralarında bulunduğu 14 ülkede Armut, ProntoPro ve HomeRun markalarıyla faaliyet gösterdiklerini aktardı. Platformlarında bugüne kadar oluşturulan toplam hizmet talebinin 50 milyonu aştığını açıklayan Değim, yaklaşık 2 milyon hizmet vereni müşterilerle buluşturduklarını ve 26 bini aşkın da hizmet verildiğini söyledi. Değim’in verdiği bilgiye göre, platformun 50 milyonuncu talebi İtalya’dan minibüs kiralama hizmeti için geldi. Toplam 26 bin 838 farklı hizmetin yer aldığı platformlarda yaklaşık her dört saniyede bir yeni talep oluşuyor. Son 12 ayda 14 ülkedeki 1.246 farklı şehirden hizmet talebi gelirken, taleplerin yaklaşık yüzde 40’ı mobil uygulamalar üzerinden oluşturuldu.</p>
<h2>Euro bazında yüzde 19 büyüme</h2>
<p>Armut’un en büyük pazarının Türkiye olduğunu belirten Değim, bu pazarda son 12 ayda euro bazında yüzde 19 gelir büyümesi kaydettiklerini açıkladı. Son dönemde hizmet talebi artışında yavaşlama görülen Armut.com’da Türkiye’deki taleplerin şehir dağılımında İstanbul’un yüzde 40 ile ilk sırada bulunduğunu, Ankara’nın yüzde 13, İzmir’in ise yüzde 11 pay aldığını aktaran Değim, son bir yılda İstanbul’un payının 1 puan gerilediğini, Ankara ve İzmir’in paylarının ise arttığını ifade etti. Türkiye’de aynı dönemde en fazla talep gören hizmetler sırasıyla evden eve nakliyat, boya badana, ev temizliği, direksiyon dersi ve fayans döşeme oldu. Değişen tüketici ihtiyaçlarının platformdaki hizmet taleplerine de yansıdığını söyleyen Değim, son dönem verilerinde KPSS matematik özel ders taleplerinin yüzde 224,5, KPSS koçu taleplerinin yüzde 178 arttığını belirtti. Yapay zeka tasarımcısı hizmetine yönelik taleplerde ise yüzde 143 büyüme kaydedildiğini aktardı.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Semazen isteyen de var mehter takımı da…</span></h2>
<p>Değim, ocak-ağustos döneminde Türksat değişikliği sonrasında televizyon kanal ayarlama hizmetine yönelik taleplerin yüzde 115 arttığını, tenis kursunda yüzde 100, Instagram hesabı kurtarma hizmetinde ise yüzde 90 büyüme görüldüğünü söyledi. Platformdaki hizmet çeşitliliğinin Türkiye’nin kültürel ve gündelik yaşamına özgü ihtiyaçları da kapsadığını anlatan Değim, semazen ekibi, gelin arabası süsleme, davul zurnacı kiralama, zeybek ve horon ekibi, mehter takımı, online mezar ziyareti, ev yapımı yaprak sarma, çeyiz taşıma ve sünnet organizasyonu gibi hizmetlerin bulunduğunu aktardı. Kumsalda evlilik teklifi, kiralık futbolcu ve kaleci, League of Legends koçu, hakem kiralama ve drone ile gübreleme de platformda yer alan hizmetler arasında bulunuyor. Hizmet ihtiyaçlarının ülkeler arasında farklılaştığını belirten Değim, İtalya’da klima montajı, temizlik ve psikolog hizmetlerinin; İspanya’da ev tadilatı, psikolog ve tamiratın öne çıktığını söyledi. Romanya’da temizlik, boya badana ve psikolog hizmetlerine talep olduğunu aktaran Değim, İngiltere’de ise halı kaplama, kiracıların evden çıkarken tercih ettiği kapsamlı temizlik ve lamine yer kaplama hizmetlerinin dikkat çektiğini ifade etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/degim-avrupali-hizmet-platformlari-armuta-bizi-satin-alin-diyor-88723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/3/1280x720/basak-taspinar-degim-1790834160.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 14 ülkede faaliyet gösteren Armut.com’un Kurucusu Başak Taşpınar Değim, Avrupa’da büyümesi duran veya işleri gerileyen rakiplerinden satın alma talepleri aldıklarını söyledi. Değim, yeni ülkelere organik olarak girme planlarının bulunmadığını, satın alma fırsatlarını ise değerlendirmeye devam ettiklerini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-makineleri-ikinci-el-piyasasinda-bile-satilamiyor-88721</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 08:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> ÖRSAD Başkanı Kurt: Tekstil makineleri ikinci el piyasasında bile satılamıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Örme Sanayicileri Derneği (ÖRSAD) Başkanı Fikri Kurt, tekstilde sipariş ve kapasite kaybının bazı işletmeleri kapanma noktasına getirdiğini söyledi. Kimi sanayicilerin makinelerini ikinci el piyasasında dahi satamadığını belirten Kurt, Türkiye’nin iplikten hazır giyime uzanan üretim zincirini koruması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abdf4498e820-1790833737.jpg" alt="" width="700" height="394" />Düşük maliyet için üretimi yurt dışına taşıma önerilerine karşı çıkan Kurt, teknik tekstil ve yüksek katma değerli moda ürünlerine yönelme çağrısı yaptı. Konkordato süreçlerinde alacaklı üreticilerin de korunmasını isteyen Kurt; sanayi planlaması, mesleki eğitim, ödeme disiplini ve kayıt dışılıkla mücadelenin güçlendirilmesini önerdi. Tekstil ve hazır giyim sektöründe yaşanan daralmaya ilişkin değerlendirmelerini paylaşan Fikri Kurt, üretim kapasitesindeki düşüşün işletmelerin geleceğini tehdit ettiğini söyledi. Kurt, kendi gözlemlerine göre bazı tekstil işletmelerinde kapasite kullanımının yüzde 50–60 düzeyine kadar gerilediğini, faaliyetini durduran firmaların bulunduğunu belirtti. </p>
<h2>Makineleri hurda fiyatına bile almıyorlar </h2>
<p>Kira yükünü karşılamakta zorlanan sanayicilerin makinelerini hurda bedeline veya 5 bin–10 bin dolar gibi fiyatlarla ikinci el piyasasında satmaya çalıştığını, buna rağmen alıcı bulamadığını öne sürdü. Kurt, üretim yapan şirketler üzerindeki baskı artarken ithalat amacıyla kurulan şirketlerin çoğaldığını savundu. Türkiye’nin üretimden uzaklaşıp ithalata bağımlı hale gelmesinin büyümeye, istihdama ve ihracata zarar vereceğini belirterek sanayinin korunmasını istedi. Savunma sanayisindeki gelişmenin önemli olduğunu ancak ülkedeki bütün üreticilerin bu alanda faaliyet göstermesinin mümkün olmadığını söyleyen Kurt, tekstilin de ekonomik yapının temel parçalarından biri olarak görülmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’nin tekstilde uzun yıllar içinde oluşturduğu altyapıya dikkat çeken Kurt, iplik, kumaş, aksesuar, yan sanayi ve hazır giyimin birbirini tamamlayan bir üretim zinciri oluşturduğunu söyledi. Bu zincirin bir halkasındaki kaybın diğer alanları da etkileyeceğini belirten Kurt, “Üretim kabiliyetimizi ülke olarak kaybetmememiz lazım” dedi.</p>
<h2>"Ucuz üretim yerine katma değeri artmalı" </h2>
<p>Kurt’a göre sektörün çıkış yolu, Avrupa pazarına daha düşük fiyat verebilmek için sürekli maliyet kısmaya çalışmaktan geçmiyor. Sanayicilerin mevcut bilgi birikimi ve becerilerini teknik tekstile, yenilikçi kumaşlara ve daha yüksek katma değerli moda ürünlerine yöneltmesi gerektiğini söyleyen Kurt, basit ürünlerde yüksek hacimle düşük kazanç elde etme anlayışının değişmesini istedi. Daha az miktarda, daha nitelikli ve daha yüksek gelir sağlayan üretimin hedefl enmesi gerektiğini belirtti. Türk tekstilinin yalnızca dış koşullar nedeniyle rekabet gücü kaybetmediğini de ifade eden Kurt, sektörün kendi tercihlerini gözden geçirmesi çağrısında bulundu. Geçmişte kısa vadeli kazanç sağlayan kararların uzun vadeli sorunlar yaratabileceğini söyleyen Kurt, “Kendimiz ettik, kendimiz bulduk. Şimdi pahalı ülke konumuna geldik, fiyat tutturamıyoruz” değerlendirmesini yaptı. Küresel tekstil üretiminde Türkiye dışında da güçlü rakipler bulunduğunu belirten Kurt, maliyet artışlarının yanı sıra sektörün eksiklerini ve yanlışlarını da açıkça tartışması gerektiğini dile getirdi.</p>
<h2>Yurt dışına taşınmaya itiraz </h2>
<p>Üretimin daha ucuz ülkelere taşınmasını kalıcı bir çözüm olarak görmediğini belirten Kurt, şirketlerin bilgi birikimlerini ve üretim yeteneklerini Türkiye’de değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Düşük maliyet arayışıyla gidilen ülkelerde de zamanla yeni sorunlarla karşılaşılabileceğini ifade eden Kurt, sektör kuruluşlarının Türk üreticilere başka ülkelerde tesis kurmayı önermek yerine Türkiye’deki işletmelerin dönüşümüne odaklanmasını istedi. Özellikle yurt dışındaki ortaklıklar ve yatırım koşulları konusunda sanayicilerin dikkatli davranması gerektiğini savunan Kurt, Özbekistan’da Türk şirketlerinin yatırımlarıyla ilgili hak kaybı yaşadığı yönünde duyumları olduğunu söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Konkordato sistemi alacaklıyı da gözetmeli"</span></h2>
<p>Fikri Kurt’un bir diğer uyarısı, tekstil sektöründeki ödeme zincirine ilişkin oldu. Üretici şirketlerin sattıkları ürünlerin bedelini tahsil edememe endişesi yaşadığını belirten Kurt, bunun yeni sipariş alma ve mal verme kararlarını etkilediğini söyledi. Konkordatonun bazı durumlarda kötüye kullanıldığını ileri sürerek borçlu işletmenin faaliyetini sürdürmesine yönelik tedbirler alınırken alacaklı üreticinin de korunması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>“Alacağını alamayan sanayici, kendi borcunu da ödeyemez duruma geliyor” diyen Kurt, ödeme güçlüğünün tedarik zinciri boyunca başka işletmelere yayıldığını savundu. Borçlu şirket sahiplerinin, geçmişte edindikleri varlıklar dahil olmak üzere şirketlerini ayakta tutacak kaynak yaratma sorumluluğunu da üstlenmesi gerektiğini söyleyen Kurt, kamu ve özel bankaların, alacaklıların ve üreticilerin durumunu birlikte gözeten bir yaklaşım geliştirmesini istedi. Kurt açıklamasında, konkordato ve iflas erteleme süreçlerinden yararlanan şirketlerin sayısına ve bazı işlemlerin usulsüz olduğuna ilişkin rakamlar da paylaştı. Ayrıca yetki iptalleri ve para cezaları uygulandığını ileri sürdü. Bu sayı ve iddiaları destekleyen karar veya resmi veri açıklamayla birlikte paylaşılmadığından, bunlar doğrulanmış toplamlar olarak habere alınmadı. Kurt, kötüye kullanım şüphesi bulunan dosyaların incelenmesini ve haksız uygulamalara izin verilmemesini talep etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çözüm önerilerinde neler var?</span></h2>
<p>Sektöre yönelik çözüm önerilerini de sıralayan Kurt, ithalat ile yurt içi üretim kapasitesinin birlikte değerlendirilmesini ve sanayi planlamasının güçlendirilmesini istedi. Türkiye’de üretilebilecek ürünlerin ithalatı karşısında yerli üreticinin durumunun incelenmesi gerektiğini belirten Kurt, denetimlerin artırılması ve haksız uygulamalarla mücadele edilmesi çağrısında bulundu. Mesleki eğitimi sanayinin geleceği açısından önemli gördüğünü söyleyen Kurt, meslek okullarının geliştirilmesini ve üretimde ihtiyaç duyulan zanaatkârların yetiştirilmesini önerdi. Ticari uyuşmazlıkların ve alacak davalarının daha kısa sürede sonuçlandırılmasını isteyen Kurt, kayıt dışı ekonomiyle mücadelenin de daha etkin yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Kurt, sanayiciler arasında güvenin yeniden kurulması için ticari ahlakın ve ödeme disiplininin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. İhracat performansının değerlendirilmesinde yalnızca satış tutarlarına bakılmamasını isteyen Kurt, vergisini düzenli ödeyen ve kayıtlı çalışan işletmelerin de öne çıkarılmasını önerdi. Hayali ihracat iddialarının titizlikle incelenmesi gerektiğini belirterek ödüllendirme mekanizmalarının gerçek üretimi ve vergilendirilmiş kazancı esas almasını istedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-makineleri-ikinci-el-piyasasinda-bile-satilamiyor-88721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/iplik-tekstil-1771913599.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstilde sipariş ve kapasite kaybının bazı işletmeleri kapanma noktasına getirdiğini söyleyen ÖRSAD Başkanı Fikri Kurt, kimi sanayicilerin makinelerini ikinci el piyasasında dahi satamadığını belirtti. Kurt, Türkiye’nin iplikten hazır giyime uzanan üretim zincirini koruması gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/avrupanin-yeni-fay-hatti-fransa-88720</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa’nın yeni fay hattı: Fransa</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6abdf12ab0763-1790832938.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Avrupa’da alarm zilleri bu kez Fransa için çalıyor. Ülke, yükselen enflasyon, ağırlaşan borç yükü ve siyasi tartışmalarla boğuşuyor.. Orta Doğu’daki savaşın enerji fiyatlarını yukarı taşıması, Fransa’nın ekonomik ve mali kırılganlıklarını daha görünür hale getirirken, tahvil piyasasındaki satışlar yatırımcıların ülkeye biçtiği risk primini büyütüyor. Artan faizler, zaten zor durumdaki kamu maliyesini daha da bozuyor.*** Fransa’nın kamu borcu, 2026’nın ikinci çeyreğinde 59,6 milyar euro artarak 3 trilyon 595,5 milyar euroya ulaştı. Borcun milli gelire oranı yüzde 119’a çıktı. Bu oran, ilk çeyrekte yüzde 117,5 düzeyindeydi. Hükümetin yıl sonu tahmini yüzde 119,3; 2027 için öngörüsü ise yüzde 121,7. Başka bir deyişle, borç yükünün kısa vadede hafiflemesi beklenmiyor.</p>
<h2>Enflasyon yeniden alev aldı </h2>
<p>Enerji fiyatlarındaki sıçrama, Fransa’nın enflasyonla mücadelesini de zorlaştırıyor. Eylül ayında yıllık tüketici enflasyonu yüzde 2,4’ten yüzde 3’e yükselirken, Avrupa Birliği ile uyumlu HICP enflasyonu yüzde 2,6’dan yüzde 3,4’e çıktı. Enerji fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 21,2’ye ulaştı. Hizmet ve gıda enflasyonunda da hızlanma görüldü.</p>
<h2>İtalya ve Polonya’nın da enflasyonu tırmanıyor </h2>
<p>İtalya’da uyumlaştırılmış enflasyonun yüzde 4,1’e, Polonya’da ise yüzde 4’e yükselmesi, enerji kaynaklı baskının Avrupa geneline yayıldığını gösteriyor. Ancak Fransa açısından fark, bu şokun zaten zayıf olan tüketim ve ağır kamu maliyesiyle aynı anda yaşanması. Ağustosta hane halkının mal harcamaları aylık yüzde 0,5 geriledi. Enflasyonun satın alma gücünü yeniden aşındırması, tüketimde toparlanmayı geciktirerek büyüme görünümünü daha da zayıflatabilir.</p>
<h2>Tahvil piyasasında güven sınavı </h2>
<p>Fransa’nın 10 yıllık devlet tahvili faizi yüzde 4,8’in üzerine çıkarak 2008’den bu yana en yüksek seviyelerini gördü. Alman tahvilleriyle arasındaki getiri farkı da 120 baz puanı aştı. Böylece Fransa, borçlanırken İtalya’dan bile daha yüksek faiz ödemeye başladı. Varlık yönetim şirketi Vanguard, ülkenin kredi görünümündeki bozulmanın borçlanma maliyetlerini daha da artırabileceği uyarısında bulunuyor.</p>
<p>Yüksek faiz, Fransa’nın bütçesindeki en ağır kalemlerden birine dönüşüyor. Hükümetin faiz giderlerinin 2026’daki 79 milyar eurodan 2027’de 91 milyar euroya çıkması bekleniyor. Ülkenin gelecek yıl 340 milyar euroluk borçlanma planı da piyasaların önündeki arz yükünü büyütüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">54 milyar euroluk plan tartışılıyor</span></h2>
<p>Başbakan Sébastien Lecornu’nun 2027 bütçesi için açıkladığı 54 milyar avroluk tasarruf paketi, kamu maliyesini toparlama çabasının merkezinde. Ancak planın parlamentodan geçip geçmeyeceği belirsiz. Azınlık hükümeti, bütçe görüşmelerinde muhalefetin desteğini almakta zorlanıyor. Hükümet bu yıl bütçe açığının milli gelirin yüzde 5,5’ine ulaşmasını bekliyor; gelecek yıl için hedef ise açığı yüzde 5’e indirmek. 2027’deki cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Vanguard, siyasi vaatlerin mali gevşemeye yol açması halinde Fransa’nın kredi notu üzerinde yeni baskılar oluşabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<h2><span style="color: #843fa1;">Enflasyon ECB’nin faiz rotasını zorluyor</span></h2>
<p>Fransa ve İtalya’da enflasyonun eylülde yeniden hızlanması, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) faiz politikasını daha da hassas bir dengeye taşıyor. Fransa’da yıllık uyumlaştırılmış enflasyon yüzde 2,6’dan yüzde 3,4’e, İtalya’da ise yüzde 3,2’den yüzde 4,1’e yükseldi. Enerji fiyatlarındaki sıçramanın etkisiyle Euro Bölgesi bölgesi enflasyonunun da yüzde 3,6’ya ulaşması bekleniyor. Bu tablo, fiyat baskılarının kalıcı hale gelmesi halinde yeni faiz artışlarının gündeme gelebileceği beklentisini güçlendiriyor. Piyasalar 29 Ekim toplantısında faizlerin sabit tutulabileceğini, yeni bir artışın ise aralık ayına kalabileceğini değerlendiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/avrupanin-yeni-fay-hatti-fransa-88720</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/0/1280x720/euro-1771307753.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji şokuyla yeniden yükselen enflasyon, rekor borç ve siyasi belirsizlik Fransa&#039;yı Avrupa tahvil piyasalarının en kırılgan halkalarından biri haline getiriyor. Paris&#039;in 54 milyar euroluk tasarruf planı yatırımcıları ikna etmeye yetmezken, ülkenin borçlanma maliyeti İtalya&#039;yı da geride bıraktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/binaya-veya-tasa-degil-insana-ve-teknolojiye-yatirim-yapmaliyiz-88715</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Binaya veya taşa değil; insana ve teknolojiye yatırım yapmalıyız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) tarafından Elazığ’da düzenlenen 27. İş Dünyası Zirvesi, Türkiye ekonomisinin mevcut durumu ve küresel pazarlardaki dönüşümün ele alındığı kritik oturumlara ev sahipliği yaptı. EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın moderatörlüğünü üstlendiği “Kalıcı Belirsizlik Çağında Ekonomik Dayanıklılık” başlıklı panelde, ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Başkanı ve TÜSİAD Eski Başkanı Orhan Turan, Vestel CEO’su Gökhan Sığın ile SÜTAŞ Yönetim Kurulu Başkan Vekili Serpil Veral değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abdf0c69e03d-1790832838.jpg" alt="" width="800" height="533" />Panelde konuşan Orhan Turan, imalat sanayinin milli gelir içindeki payının azalmasına dikkat çekerek sanayisizleşme tartışmalarının akademik bir söylem olmadığını vurguladı. İmalat sanayinin payının yüzde 22 seviyelerinden yüzde 15,4’e kadar gerilediğini belirten Turan, "Bu durum sadece sanayicinin meselesi değildir. İstihdamın, ihracatın, teknolojinin ve Anadolu şehirlerinin meselesidir. Türkiye sadece hizmet veya turizm gelirleriyle ayakta duramaz, bizi ayakta tutan ana unsur üretim kabiliyetimizdir" dedi.</p>
<h2>TURAN: 80 ÜLKEYE İHRACAT YAPMAK MARİFET DEĞİL </h2>
<p>Türkiye’nin önünde stratejik olarak odaklanması gereken üç temel alan bulunduğunu belirten Turan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Birincisi, sektörleri seçmemiz lazım. Rekabet gücü üstün olan sektörleri seçip finanse etmemiz gerekiyor. Türkiye her şeyi üretemez, üretmemeli de. '75-80 ülkeye ihracat yapıyoruz' deniyor. Oysa 20 ülkeye ihracat yapayım da şu andaki ihracatın iki katını yapayım, derinleşeyim. 80 ülkeye ihracat yapmak marifet değil. Net ihracatçı olduğumuz, yerli katma değerin yüksek olduğu ve tedarik güvenliği açısından da stratejik olan sektörleri belirlememiz lazım. İkincisi, seçtiğimiz alanlarda seçici, hedefli ve uzun vadeli finansman vermemiz gerekiyor. Biz teşvik veriyoruz, seyyanen teşvik veriyoruz ama teşvikin performansını ölçmüyoruz, etki analizi yapmıyoruz. O zaman ne oluyor? KGF kredisi veriyoruz; o gidiyor ev alıyor, araba alıyor. Hedefe, doğru yere yapmıyoruz. Üçüncüsü de bunu sürdürmek. Bir fabrika bir bütçe yılında değil, bazen bir nesilde ancak amorti edilebiliyor. Biz bina yapıyoruz, makine yatırımı yapıyoruz ama atladığımız bir şey var: Yatırım yapınca arsa alınıyor OSB'den. Gebze’de 750-800 dolar duyuyorum, Elazığ’da bile 30 Euro duydum. Macaristan’a gittiğimde sordum, orada çok pahalı dedikleri arsa fiyatı 25 Euro. Ama asıl konuşmamız gereken bina veya taş değil; insan kaynağına ve teknolojiye yatırım yapmak. İnsan kaynağına ve teknolojiye yatırım yapmazsak katma değer ve marka yaratıp uluslararası arenada rekabet etme şansımız yok."</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abdf0d2afbaf-1790832850.jpg" alt="" width="800" height="534" />SIĞIN: ARTIK SADECE ADEDE VE HACME GÜVENEMEYİZ </h2>
<p>Vestel CEO’su Gökhan Sığın ise ‘kalıcı belirsizlik’ kavramının sürekli ve niteliği öngörülemeyen bir risk ortamına işaret ettiğini söyledi. Şirketlerin günü kurtaran çözümler yerine geleceğin getireceği riskleri dengeleyecek stratejiler oluşturması gerektiğini belirten Sığın, Türkiye'nin dayanıklı tüketim sektöründeki gücüne değindi. Dünyada Çin'in 30 birim ürettiği bir yapıda Türkiye’nin 7 birimlik üretimle ikinci sırada yer aldığını hatırlatan Sığın, "Bu büyüklük aynı zamanda küresel hamlelere karşı kırılganlık yaratıyor. Dolayısıyla artık sadece adede ve hacme güvenemeyiz. Fiyat rekabetinden kaçınıp oyunu teknolojik içerik ve katma değer boyutuna taşımak zorundayız" değerlendirmesinde bulundu. Avrupa pazarının mevcut durumda ciddi bir verimsizlik ve belirsizlik yaşadığına işaret eden Sığın, "Avrupa, gelecekte ne yapacağını bilen dayanıklı ve stratejik ortaklara ihtiyaç duyuyor. Bizim bu davranışsal boşluğu doldurmamız gerekiyor. Ancak tek başına Avrupa pazarına bağımlı kalmayıp coğrafi çeşitlendirmeye de gitmeliyiz. Kuzey Amerika ve pazar potansiyeli yeni gelişen Hindistan gibi dev alanlarda aktif olmalıyız" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>VERAL: ŞİRKETLER EKOSİSTEMLERİYLE BİRLİKTE AYAKTA KALABİLİR </h2>
<p>Kriz dönemlerinde verimlilik kadar ‘dayanıklılık’ kavramının öne çıktığını belirten SÜTAŞ Yönetim Kurulu Başkan Vekili Serpil Veral, küresel tedarik zincirlerindeki kırılmaların geleneksel yönetim anlayışlarını değiştirdiğini söyledi. "Artık mesele bir girdiyi en düşük maliyetle almak değil, kriz anında o girdiye kesintisiz erişebilmektir" diyen Veral, şirket dayanıklılığının sadece bilanço, sermaye ve fabrika binalarıyla ölçülemeyeceğini vurguladı. Temel gıda gibi stratejik sektörlerde değer zincirinin bütünlüğünün korunması gerektiğini ifade eden Veral, şöyle devam etti:</p>
<p>"Siz ancak üreticiniz, tedarikçiniz güçlüyse ve enerjiniz kesintisizse üretime devam edebilirsiniz. Artık hiçbir şirket sadece kendi fabrika duvarlarının içini yöneterek tek başına ayakta kalamaz. Varlığımız, ekosistemimizdeki üreticilerin ve tedarikçilerin gelişimiyle doğrudan orantılıdır. Risklerden kaçmak yerine riskleri doğru analiz edip çözümleri tüm ekosisteme öğretmemiz gerekiyor." Dijital dayanıklılık boyutuna da dikkat çeken Veral; üretim, enerji tüketimi ve tedarik zincirinin anlık verilerle izlenemediği ve verinin korunamadığı bir yapıda sürdürülebilir bir geleceğin mümkün olamayacağını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/binaya-veya-tasa-degil-insana-ve-teknolojiye-yatirim-yapmaliyiz-88715</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/orhan-turan1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜSİAD&#039;ın bir önceki dönem başkanı Orhan Turan, imalat sanayinin milli gelir içindeki payının gerilemesine dikkat çekerek sanayisizleşme tartışmalarının akademik bir söylem olmadığını söyledi. Turan, &quot;Bu durum sadece sanayicinin meselesi değildir. İstihdamın, ihracatın, teknolojinin ve Anadolu şehirlerinin meselesidir. Türkiye sadece hizmet veya turizm gelirleriyle ayakta duramaz&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hissede-yuzde-98-kayip-varken-fiyati-daha-da-geriye-duser-mi-88713</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hissede yüzde 98 kayıp varken fiyatı daha da geriye düşer mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Endeks son üç aydaki zirvesine göre %16,56 gerilerken, 68 şirket zirvesine göre %50 ve üzeri düştü. 34 hissenin %70’in üzerinde değer kaybettiği bu süreçte bir hisse %97,66 eridi. Düşüşe rağmen yüksek çarpanlar kimi hisselerde hâlâ gerileme potansiyelinin olduğunu işaret ediyor.</strong></p>
<p>Borsada işlem gören derinliği zayıf hisselerdeki kırılgan yapı, 131 fonun zorunlu tasfiye süreciyle birleşince sert satış dalgasına dönüştü. SPK’nın fonlara ilişkin düzenlemesi sonrası çekilen likiditeyle Hedef Holding, Özata Denizcilik ve LDR Turizm gibi tahtalarda taban serileri hızlandı. Endeksin son üç aydaki zirvesine göre %16,56 kayıp yaşadığı sürede yan tahtalarda %97’yi aşan erimeler kaydedildi. Çarpanı yüksek şirketler tehlikenin sürdüğünü işaret ediyor. Coşkuyla yükselen hisselerdeki havaya kapılmadan önce şirketlerin finansal temelinin incelenmesi unutulmamalı.</p>
<h2>Beklentiler hüsrana dönüştü</h2>
<p>Hedef Holding, yılın ilk günü en düşük 25,80 TL’yi görürken 5 Ağustos günü en yüksek 396 TL’ye kadar çıktı. Zirveden gelen satışlarla birlikte fiyat taban serileriyle günümüze kadar indi. Hissede yatırımcının kaçış çabası sürerken, değer kaybı %97,66 oranını buldu. Mevcut durumda 10 TL’nin altına gerileyen hisse 3,90 PD/DD oranı ile işlem görüyor. Gerçekleştirdiği çıkışla birlikte nisanda 153,75 TL’ye kadar tırmanan LDR Turizm, sonrasında dalgalı bir düşüş yaşadı. Temmuzdaki kısa toparlanma çabasına rağmen satışlar devam ederken artan ivmeyle birlikte düşüşü hız kazandı. Alıcıların uzak durduğu hisse, zirvesine göre %93,91 erime yaşadı. Sert geri çekilmenin ardından 0,56 çarpanla defter değerinin altında duruyor.</p>
<h2>Tehlike geçmiş görünmüyor</h2>
<p>Özata Denizcilik, nisan ayında 212 TL’den işlem görürken abartılı bir yükselişle birlikte 16 Eylül günü 5.115 TL’ye kadar çıktı. Satışlarının başlamasıyla birlikte taban serileriyle gerilerken %66,94 oranında düşüş kaydetti. Yılın ilk yarısında zarar açıklayan firmanın 27,52 seviyesindeki yüksek PD/DD çarpanı sorunun halen devam ettiğini söylüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>REZERV FON MU, İŞLETME FONU MU?</strong></p>
<p><strong>Rezerv fon</strong>; kriz kalkanı, borçlanma engeli, uzun vade güvencesi, kredi prestiji. Atıl sermaye, enflasyon erimesi, düşük kârlılık, yönetim rehaveti.</p>
<p><strong>İşletme fonu</strong>; operasyonel akıcılık, büyüme, yüksek kâr, tedarik avantajı, esneklik. Kriz hassasiyeti, ağır stres, borç sarmalı riski, kontrolsüz büyüme.</p>
<p><strong>Maliyetini düşürecek olan santrallerin kârlılık sürecinde destek olması beklenmeli</strong></p>
<p>Dofer Yapı’nın GES yatırımları şirketi zarardan kurtarabilir mi? ● Şükrü Çığ</p>
<p>Şükrü, Dofer Yapı, Eskişehir’de inşası biten 1312,5 kWe kapasiteli arazi GES projesini eylül ayı içinde devreye aldı. Karabük fabrikasında da 400 kWe gücündeki çatı GES tesisi için süreç devam ediyor. Şirket yılın ilk yarısında satışlarını %26 artırıp esas faaliyetlerden kâra geçse de, dönem sonunda 42,2 milyon TL zarar yazdı. Firma mevcut santrallerle kendi elektriğini üretirken, enerji giderini azaltarak eksi bakiyeden çıkma hedefini destekleyecek. Düşen maliyetlerin mali tablolara pozitif yansıması beklense de boyutu hakkında ek bilgi verilmedi.</p>
<p><strong>Gelir ve kârını düşüren firma, kapasite ve enerji yatırımlarıyla büyümeye odaklanıyor</strong></p>
<p>Ofis Yem’in düşük kârlılığı yeni yatırımların sonunda toparlar mı?</p>
<p>● İlkay Doruk</p>
<p>İlkay, Ofis Yem yılın ilk yarısında satışlarını %4 düşürürken dönem sonu kârı %31 azalarak 239,9 milyon TL’ye geriledi. Kârlılıktaki daralmayı aşmak ve geliri büyütmek gayesiyle şirket kapasite yatırımlarına yönelmiş görünüyor. Adana tesisini devreye alırken, 2027 başında Samsun fabrikasını da açacağını yatırımcısı ile paylaştı. Mevcut 15,5 MW olan güneş enerjisi, kurulu gücünü yıl sonunda 28 MW seviyesine ulaştıracağı belirtildi. Yeni tesisler gelirini artırıp kâr marjını yukarı çekerken, santraller de enerji giderini aşağı çekmesi mümkün olacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>OHK fonu katılım ilkelerine uyumlu hisselere yatırımla bir yılda %36 getirdi</strong></p>
<p>Oyak Portföy’ün yönettiği Katılım Hisse Senedi Fonu (OHK), yılın ilk beş ayında iyi bir performansa sergilese de mayıstan bu yana yatayda dalgalı bir seyri söz konusu. Fonun değeri ise son iki ayda yükseldi. Eylülde büyüklük 37,27 milyon TL’ye yükseldi. Artışta son bir ayda fona gelen 9,74 milyon TL nakit girişinin etkisi bulunuyor. Kademeli yükselen yatırımcı sayısı şimdilerde 1.289 oldu. Fonun doluluk oranı %2,69 seviyesinde. Temel stratejisi, varlıklarını borsadaki katılım ilkelerine uyumlu şirketlerin hisselerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %75,94’ü hisse senedi ve %11,74’ü BYF katılma paylarından oluşuyor. Volatiliteyi göze alabilen ve faizsiz kazanç arayan yatırımcıya hitap ediyor. Yıllık bazda %33,62 getiri sağlayan portföy, aynı sürede %10,22 yükselen BIST 100 Endeksini geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Kuveyt Türk Katılım, piyasadan TLREFK oranıyla 10 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>KT Kira Sertifikaları Varlık Kiralama, nitelikli yatırımcılara yönelik 29.09.2026 vade başlangıç tarihli kira sertifikası ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 10.000.000.000 TL olan kira sertifikasının yıllık getirisi değişen TLREFK oranı olarak belirlendi. 1.274 gün vadeli kira sertifikası, 6 ayda bir kupon ödemeli olurken toplamda 7 kupon ödemesi yapılacak. Kira sertifikasının vade tarihi 26.03.2030 olarak açıklandı. 29 Eylül tarihli TLREFK %36,87 seviyesinde bulunuyor. Ek getirisi olmayan yatırım enstrümanı, yatırımcısına değişken getirili kazanç imkanı veriyor. Kira sertifikası, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, fon kullanıcısı Kuveyt Türk Katılım Bankası’nın kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, TRDKTVK33014 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abdeecb11f84-1790832331.png" alt="" width="958" height="249" /><strong>AKSA ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Van ve Kayseri’deki iki depolamalı güneş santralinin kurulumu için süreç işliyor</strong></p>
<p>Aksa Enerji, sürdürülebilir büyüme stratejisi doğrultusunda yenilenebilir enerji alanındaki projelerini hızlandırıyor. Şirket, Van’da kurulacak 25 MWe kapasiteli Zümrüt Depolamalı GES projesinin ÇED sürecinin ardından EPDK’dan elektrik üretim lisansını da aldı. Eş zamanlı olarak, Kayseri’de planlanan 10 MW kapasiteli Fatih Depolamalı GES projesi için TSKB ile 1 yılı geri ödemesiz olmak üzere toplam 11 yıl vadeli 10 milyon euro tutarında kredi sözleşmesi imzaladı. Söz konusu yatırımlar, firmanın kaynak çeşitliliğini artırırken uzun vadeli üretim kapasitesini büyütüyor.</p>
<p><strong>KATILIMEVİM</strong></p>
<p><strong>Üç finans kurumunun pay devirlerinin gerçekleşmesi için resmi başvurular yapıldı</strong></p>
<p>Türkiye Emlak Katılım Bankası; Katılımevim, Birevim ve İktisat Katılım Bankası’nın paylarını devralmayla ilgili işlemlerde önemli bir aşamayı geride bıraktı. Yürütülen işlemlerin olumlu sonuçlanmasının ardından Hazine ve Maliye Bakanlığı, SPK ve BDDK nezdinde gerekli izin başvurularının yapıldığı belirtildi. Kurum onaylarının alınmasının akabinde Katılımevim ile diğer iki firmanın paylarının devri gerçekleşecek. Yapılan açıklamada pay devirlerinin şartlarına dair detay bilgi paylaşımı olmadı. Katılımevim’e ait hissenin fiyatı 28 Ağustos’tan bu yana düşüyor.</p>
<p><strong>PASİFİK TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Bağlı iştirakinin insansız helikopteri, NATO liderliğindeki tatbikatta uçtu</strong></p>
<p>Pasifik Teknoloji, savunma sektöründe faaliyet gösteren bağlı ortaklığı Titra Teknoloji tarafından geliştirilen Dumrul Mini İnsansız Helikopter Sistemi’nin Portekiz’deki Repmus 2026 tatbikatına katıldığını duyurdu. NATO Deniz Araştırma Merkezi liderliğinde düzenlenen tatbikatta, Dumrul’un çok uluslu müşterek harekat senaryolarında uçuş ve veri paylaşımı görevlerini icra ettiği belirtildi. Şirketin insansız sistemler alanındaki mühendislik kabiliyetinin küresel ölçekte sergilenmesi, savunma sektöründeki marka değerine ve ihracat gelirine katkı sağlayacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Deva ağustosta yöneldiği yukarı hareketi sonrası düşüşü iki haftayı geçti</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abdeead84571-1790832301.png" alt="" width="297" height="233" />Deva Holding’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %12,45 ile toplamda 244,3 bin lot artarak 2,21 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 15 ile sabit kaldı. GSP fonu 649,95 bin lot ile en fazla alımı yaparken, OHB 164 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Deva hakkında 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hisseye Azimut Portföy’ün ilgisi dikkat çekiyor. Kurumun ilk defa alım yapan GSP fonundan ayrı olarak HIZ fonu da 40 bin lot ile ilk defa giriş yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hissede-yuzde-98-kayip-varken-fiyati-daha-da-geriye-duser-mi-88713</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hissede yüzde 98 kayıp varken fiyatı daha da geriye düşer mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-100-milyar-dolara-yaklasiyor-88712</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış ticaret açığı 100 milyar dolara yaklaşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’nin yıllık dış ticaret açığı 100 milyar dolar sınırına doğru gidiyor. Ocak-ağustos döneminde 65 milyar 793 milyon dolar olan dış açık, yılın geri kalan kısmında aylık bazda geçen yıla göre değişmese bile yılın sonunda 100 milyar dolar sınırına ulaşacak.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ağustos ayına ilişkin dış ticaret verilerini açıkladı. Ocak-Ağustos döneminde ihracat yüzde 4 artarak 177.9 milyar dolardan, 184.9 milyar dolara yükseldi. Buna karşılık ithalatın artış hızı yüzde 5.3 oldu ve 238.1 milyar dolardan 250.7 milyar dolara yükseldi. Böylece 8 aylık dış ticaret açığı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9.3 artarak 60 milyar 205 milyon dolardan, 65 milyar 793 milyon dolara yükseldi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abded709c2dd-1790831984.png" alt="" width="320" height="309" />Geçen yıl Eylül-Aralık döneminde dış ticaret açığı 31.9 milyar dolar olmuştu. Eğer bu yılın geri kalan kısmında açık miktarı geçen yıl ile aynı performansı gösterirse, yıl sonunda açık 97.6 milyar dolara yükselecek. Ancak veriler açık miktarının 100 milyar doların üzerine çıkacağını gösteriyor.</p>
<h2>Aylık açıkta %20’nin üzerinde artış </h2>
<p>Ağustos’ta ihracat yüzde 8.1 artarak 23.4 milyar dolara, ithalat ise yüzde 10.5 artarak 28.5 milyar dolara yükseldi. Aylık dış ticaret açığı ise geçen yıla göre yüzde 22.3 artarak 4.2 milyar dolardan, 5.2 milyar dolara çıktı. Aylık bazda ihracatta ilk sırayı 1 milyar 760 milyon dolarla Almanya alırken, bunu 1 milyar 731 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 230 milyon dolarla da Birleşik Krallık takip etti. 8 aylık dönemde Almanya’ya 15.4 milyar dolar, ABD’ye 11.8 milyar dolar ve Birleşik Krallığa da 10.6 milyar dolarlık ihracat yapıldı.</p>
<p>İthalatta ilk sırayı uzun süredir olduğu gibi Çin aldı. Çin’den 4.7 milyar dolarlık ithalat yapılırken, Almanya’dan 2.6 milyar dolar, Rusya’dan ise 1.9 milyar dolar ithalat gerçekleştirildi. 8 aylık dönemde Çin’den 36.5 milyar dolar, Rusya’dan 26.1 milyar dolar, Almanya’dan 18.7 milyar dolarlık ithalat yapıldı.</p>
<h2>Tüketim malı ithalatı geriledi </h2>
<p>Ocak-Ağustos döneminde tüketim malı ithalatı yüzde 6.6 azalarak 36.4 milyar dolara gerilerken, toplam ithalat içindeki payı da yüzde 16.4’ten yüzde 14.5’e geriledi. Aynı dönemde hammadde ithalatı yüzde 8.7 artarak 178.4 milyar dolara çıkarken, ithalat içindeki payı yüzde 68.9’dan yüzde 71.1’e yükseldi. Bu dönemde yatırım malları ithalatı yüzde 1.9 artarak 35 milyar dolara yükselirken, toplam ithalat içindeki payı 0.4 puan azalarak yüzde 14’e düştü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-100-milyar-dolara-yaklasiyor-88712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/4/1280x720/ihracat-dis-ticaret-ithalat-1765526286.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustosta ihracat yüzde 8.1 artarak 23.4 milyar, ithalat ise yüzde 10.5 artarak 28.5 milyar dolara yükseldi. Aylık dış ticaret açığı 4.2 milyardan 5.2 milyar dolara çıktı. İhracatta ilk sırayı 1.7 milyar dolarla Almanya alırken, en fazla ithalat yapılan ülke 4.7 milyar dolar ile Çin oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozgur-ozel-bu-kez-kilicdarogluna-yuklendi-88711</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgür Özel bu kez Kılıçdaroğlu&#039;na yüklendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeni yasama yılı öncesi milletvekilleriyle bir araya gelen YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirdi. "Bu millet Atatürk’ün partisine oy vermek ister ama bu millet Atatürk’ün partisini baraj altında da bıraktı” diyen Özel, “Atatürk’ün partisiyle girdiğiniz 14 seçimde bu millet sizi birinci parti yapmadı. Atatürk’ün partisinde muhalefetin başında durayım, yıllarca muhalefet olayım derseniz, millet alır böyle yüzde 3’te bırakır” diye konuştu. Fon skandalıyla ilgili tartışmalara da değinen Özel, mal varlıkları dondurulan Fatma Betül Sayan Kaya başta olmak üzere soruşturma kapsamında tutuklanan kişilerin ismini tek tek sayarak bunların iktidarla ilişkili olduğunu söyledi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"Şirketlerin değeri düşerken kim alım yapacak?”</strong></span></p>
<p>Yeni Parti İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, 131 yatırım fonunun tasfiye sürecine girmesi ve borsada yaşanan sert değer kayıplarının ardından ekonomi yönetimini tarafından fonlardaki risklerin aylar öncesinden bilinmesine rağmen neden zamanında müdahale edilmediğinin açıklanması gerektiğini belirterek, “Bu krizin ekonomik ve siyasi sonuçlarından kim yararlanacak?” diye sordu. Karabat, fon krizinin etkilerinin yalnızca söz konusu yatırımcılarla sınırlı olmadığını, borsadaki sert değer kayıpları nedeniyle milyonlarca yatırımcının da etkilendiğini kaydetti. Karabat, yaşananların yalnızca bir sermaye piyasası sorunu olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Fon krizi gerçekten kontrolden çıkan bir finansal skandal mı, yoksa ortaya çıkan ekonomik sonuçlardan ekonomi politikası açısından yararlanılması mı amaçlanıyor? Piyasadaki likiditenin azalması, tüketim ve yatırım iştahının düşmesi kimlerin işine yarayacak?” dedi.</p>
<p>Karabat, yaşananların siyasi sonuçlarının da yakından takip edilmesi gerektiğini belirterek, süreç sonunda sorumluluğun birkaç yönetici veya siyasi isme yüklenerek dosyanın kapatılmasına izin verilmemesi gerektiğini ifade etti. Karabat, borsadaki sert değer kayıplarının Türkiye’nin önemli şirketlerinin piyasa değerlerini aşağı çektiğine işaret ederek, bundan sonraki dönemde gerçekleşebilecek yabancı sermaye girişlerinin de yakından izlenmesi gerektiğini söyledi. Karabat, “Vatandaşın serveti erirken şirketlerimizin piyasa değerleri de düşüyor. İç piyasadaki likidite daralırken Türk şirketlerinin daha düşük değerlerden yabancı yatırımcılara açılması ihtimali ortaya çıkıyor. Bundan sonra kimlerin hangi şirketlerde pozisyon alacağını, hangi varlıkların satışa çıkarılacağını ve hangi halka arzların gündeme geleceğini dikkatle izleyeceğiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozgur-ozel-bu-kez-kilicdarogluna-yuklendi-88711</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/1/1280x720/ozgur-ozel-1790831654.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özgür Özel bu kez Kılıçdaroğlu&#039;na yüklendi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/monopoly-oyunu-ile-fonlari-anlamak-88710</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Monopoly oyunu ile fonları anlamak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de şu anda fon işi yoğun bir biçimde konuşulan gündem maddesi. Konu derinlemesine araştırılıyor ve tahminimce ölüm nedeni çoklu organ yetmezliği olarak açıklanacak. Bunun daha önce Silicon Valley Bank’ın batışı ve diğer birçok batış hikâyesinde yaşananla benzerliği dikkatimi çekiyor ve asıl hakikati anlamak için Monopoly tahtasına bakmak gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Monopoly benim çocukken oynamaktan hazzetmediğim bir oyundu. Oynamayanlar için, bir karton zemin üzerinde semt adları olduğunu, oyuna başlarken size verilen para (gerçek hayatta geçersiz bir para) ile buraları satın aldığınızı ve sonrasında yine para kazandıkça buralara ev ve otel kondurarak değeri yükselttiğinizi yazayım. Zar atınca sizin sahibi olduğunuz yere gelen bir oyuncunun size kira ödemesi gerekir. Nispetiye Caddesi ve adını hatırlamadığım birkaç yer daha en yüksek kiralı yerlerdir; buralara düşerseniz ve üzerinde bu ev ile otel kurulumu da varsa canınızdan can gidecek kadar yüksek kira ödemeniz gerekir.</p>
<p>Zar atınca dedim ama tam da hatırlamıyorum; zar atmak yerine kart da çekiyor olabiliriz ya da belki ikisi de vardır. Kuralları belli olan bu tahtanın üzerinde mallar dengeli dağılırsa oyun ebediyete kadar gider ancak eşitsiz dağılım, zengin olanın diğerlerinin varlıklarını ele geçirmesi ile oyunun bitmesine neden olur. Bu durumda tahta kapanır; paralar, zarlar, kartlar ve plastikten ev/oteller yani gayrimenkuller ile birlikte kutusuna konur. Bunların tamamı hayal ürünüdür ve tahta yeniden kurulduğunda başkalarının eline geçer. Monopoly’deki para ya da gayrimenkulleri gerçek hayata taşıma şansınız yoktur ama tahta açık olduğu sürece Nispetiye Caddesi’nde oteliniz olmasıyla övünebilirsiniz. Ancak bununla bakkaldan bir kutu bisküvi alamazsınız.</p>
<p>Oyunun önemli bir olgusu da hayattaki tek sermayeniz olan zamanı burada tüketmenizdir. Bu gerçek bir sarfiyattır. Ancak oyun sırasında kurulan arkadaşlık ilişkileri, bunu hayatınızın ilerleyen bölümünde yüksek getiri sağlayacak bir yatırım haline getirebilir. Birlikte bir şeyler yaparak hayatı daha eğlenceli ve birlikte iş yaparak daha iyi ekonomik koşullarla yaşayabilirsiniz. Tıpkı aynı mahallede doğmak ya da aynı okula gitmek imtiyazına sahip olduğunuz kişilerle olduğu gibi. Bunun dışında Monopoly sıfır toplamlı bir oyundur. Yani sadece birbirinizin parasını ele geçirerek kazanç elde edebilirsiniz. Fon işi buradaki sisteme çok benzer ve güncel konularla ilgili tartışmaları dinlerken “herhalde bunların hiçbiri çocukluğunda Monopoly oynamamış” diyorum.</p>
<p>Oyunun aklımda kalan en ilgi çekici kartlarından ya da hanelerinden biri de “Hapse Git” komutunu içeriyordu. Oyunun belirlenmiş kurallara göre oynanmasına karşın zar sizi o haneye götürünce hapse giriyordunuz ve belirlenen sayıda tur kadar orada kalıyordunuz. Bu arada mallarınızı kaybedebilirdiniz ancak daha sonrasında oyuna dönebiliyordunuz. Garip bir oyundu Monoply; tıpkı fon iş gibi.</p>
<p><strong>Fon işinde temel motif ne?</strong></p>
<p>Kentsel dönüşümün yoğun olduğu bir dönemde mahalleden bir teyze yolumu kesti ve “Evladım sen okumuş adamsın, sizin apartmandakileri de ikna et, apartmanları müteahhide verelim” dedi. Teyze, anlatmaya devam etti: “Bizim evler şimdi 200 bin lira ediyor. Binayı yenilersek, 700 bin lira edecekmiş. O evleri satar Erenköy’den ev alırız. Benim tanıdığım bir müteahhit var; onunla konuştum.” Ben ilgilenmedim; o yapamadı ama çok insan evini müteahhide verip başka yere taşındı.</p>
<p>Fikirtepe’de olduğu gibi insanlar –çok sayıda daire alıp da kira geliri elde edemiyorlarsa- geri dönseler yaşayacak kadar gelirleri olmayan, komşuları olmayan ve mahalle özelliği olmayan bir sistemin içine düşme koşuluna sürüklendiler. Bu değerlerin artması insanların gelirlerinin ya da şöyle söyleyeyim yaptıkları işe bağlı kazançlarının yükselmesi anlamına gelmiyordu ama gayrimenkullerin değeri acayip uçuyordu. Buna eşitsiz gelişim diyebiliriz.</p>
<p>Bunu yapmayan yerlerde eski konforu sürdürmek mümkün olmadığından evler giderek yıpranıyor ve kimse bunun bakımını yaptıramıyordu çünkü oluşan yeni piyasa emek maliyetlerini yükseltmiş ve tadilatı “şirket işi” haline getirmişti. Bu dönemde iki önemli gelişme yaşandı.</p>
<p>Birincisi Hatay’dan gelen biri, mahalledeki bodrum dairelerinden birini bu bahsettiğim 200 bin liralık fiyatla satın aldı. Konuştuğumuzda kendisinin oturmayacağını ve “yatırımlık” satın aldığını söyledi. Bu satış yukarıdaki konuşmadan daha sonra gerçekleştiği için diğer daire ile fiyat benzerliği zaman farkından kaynaklanıyor. Sonra o dairede yurtdışından gelen geçici işçiler yapamaya başladı. O apartmandan çıkan tanımadığımız kişileri mahalledeki fırından markete ve diğer işyerlerine kadar her yerde çalışırken görmeye başladık. Dairede o kadar çok kişi yaşıyordu ki sonunda bunların arasındaki anahtar kavgası ve diğer gerilimler yatırımlık alıcıyı daireyi satmaya kadar götürdü. Herhalde apartman sakinlerinin sükûnetini bozan tartışmalar böyle bir sonucu doğurmuştu. Adamı bir gördüğümde sordum, “400 bine sattım; uğraşacak halim kalmamıştı” dedi. Adamı bir daha da görmedim ama birkaç yıl içinde kira geliri hariç yüzde 100 kazanç elde etmişti. Belki de bu sadece enflasyon farkıydı.</p>
<p>Daireyi alan kişi iç mimar olduğunu söyledi ve aylar süren bir restorasyona girişti. Aslında mal sahibi annesiydi ve bunun yaptıklarını beğenmedikçe evin içi yeniden değiştiriliyordu. Sonunda bitirdiğinde yanılmıyorsam kısa süreli kiralama işine yöneldi. Bunu apartmanın girişi katındaki bir tanıdığın kapısını çalan yabancıların 2 numaralı dairenin neresi olduğunu sormasından duyduğu rahatsızlığı anlatmasından biliyorum. Daireleri kiralayan kişiler sadece bir WhatsApp numarası veriyormuş ve gelenler de onun kapısını çalarak sorunlarını çözmeye çalışıyormuş. “Kapıya bir concierge kur; para da kazanırsın” dedim. Buna gülecek hali bile kalmamıştı. Sonrasında kısa süreli kiralama yapanlara çöküldü de adamcağız kurtuldu.</p>
<p>Bütün bunlar olurken son olarak bir komşularının evini 7 milyon liraya sattığını söyledi. Eskiden bir daire satılacağı zaman komşular ile konuşulur ve herkesin onayı alındıktan sonra bu yeni kişi apartmana kabul edilirdi. Adam, dairenin satılık olduğunu internetten öğrendiklerini söyledi. Başlarına bir şey gelirse nereye giderler diye araştıran bir komşuları ilanı internette görmüş. Gördüğü bir diğer ilan da bodrum katını kiralığa çıkaran yeni sahibinin apartman boşluğunu da daireye ait gibi gösterip metrekareyi 50 yerine 57 olarak ifade ettiğini anlamasını sağlamış. Kıyamet kopmuş tabii ama apartmanın mesajlaşma hesabında tartışırken hiç ses çıkmamış. Bunlar beş sene kadar önce yaşanmıştı.</p>
<p>İkincisi ve daha eski hikâye ise bizim artık adını unuttuğum tesisatçı ile ilgili. Herhalde 10-15 yıl olmuştur. İki kardeş tesisatçının mahallemizde bir dükkânı vardı. O zamanlar her yer cafe olmadığı için mahalledeki tesisatçı sayısı altı ya da yediydi. Büyük ağabey evliydi ve kardeşi ile aynı evde yaşıyorlardı. Yanılmıyorsam iki katlı eski bir evleri vardı; sığışıyorlardı. Küçük kardeş evlendikten iki ay sonra yeni gelin “Benim bir evim olmayacak mı?” diye sormaya başlamış. Bunun üzerine o evi satıp kiraya çıkan ağabey, evin parasıyla da kardeşine ev alıyor. Daha doğrusu takside giriyor. Ağabey öderiz sanıyor ama olmuyor ve dükkânı da satıyorlar. Sonrasında artık mahalleli olmayan ustayı bir tesisat işi için telefonla aradığımda “Maltepe’de bir işte olduğunu” söyledi. Ben onu hâlâ mahallede çalışıyor sanıyordum. Ertesi gün tamirata geldiğinde konuştuk: yevmiye ile çalışmaya başlamış. Dükkândaki malzemelerini mahallede artık işleri bozulduğu için sadece ambalajlı gıda satan bakkalın deposuna koymuş. Bakkal artık depolayacak bir şey alıp bozulunca zarar etme riskini alamadığı için deposunu kullanmıyormuş. Konuşmadan hatır için tamirata geldiğini ve bu nedenle aslında zarar ettiğini anlayınca tesisatçıyı bir daha aramadım. Bakkal da bir süre sonra bakkal tabelasının yanına emlakçı tabelası astı. Ona bir kere “Oooo Ağabey, holdingleşiyoruz ha” diye espri yaptım ama durumun espri kaldırmayacağını kolayca anladım. Daire fiyatlarının ve kiraların sürekli artmasını sağlayan gelişmeler, tarihi diye pazarlanan Yeldeğirmeni için tarihi bir şey bırakmayan bir erozyondu aslında. En üzüldüğüm de tesisatçının dükkânın 250 bin liraya satmasından sadece üç ay sonra bu cafe çılgınlığı nedeniyle rayicin 750 bin liraya çıkmasıydı. Belki de adamcağız gelinin evini kendisi bu duruma düşmeden alabilirdi.</p>
<p><strong>DOA makinesinin önünde</strong></p>
<p>Değer yaratmayan mülkiyet arzusunun mahalle gibi işleyen sağlıklı yapıları ortadan kaldırması, ortaya çıkan yeni yapıları hayatta tutabilmek için bir zorunluluk. Üretim tesisi sayabileceğim simitçi fırını günde sadece iki üç saat çalışıyor. Akşam simidi diye bir şey kalmadı; adını bile hatırlayan kalmadı. Fırının sahibi sandığım arkadaşla sohbet ederken, “Eskiden biz 10 kişi tepsilerimizle çıkar, sadece Bahariye’de yarım saatte bütün o simidi bitirirdik” dedi. Sonra vapurla gelenler-gidenler için akşam simidi. O zaman simit kaç kuruştu hatırlamıyorum ama şu anda 30 lira olduğunu okudum. Bizim mahallede fırın 20 liraya veriyordu, herhalde 25 yapar. Ama o da dükkâna bir geçici işçi oturttu; kendisi muhtemelen para kazanmak için başka bir iş yapıyor. Bütün bunlar olurken taş fırınları da yıkıp yerden kazandıran elektrikli fırınlara geçtikleri için eskiye dönme şansı zaten yok.</p>
<p>Bunları DOA makinesinin önünde beklerken düşündüm. Çevreye bir katkımız olsun ve madem depozitolu modele geçtik, o zaman ödediğim paranın bir kısmını geri almalıyım düşüncesiyle ambalajları biriktirmeye başlamıştım. Ancak iade etmek ne mümkün. Ya bu işi ek gelir kapısına çevirenlere ya da arızalı makinelere takılıyorsun. Ev çöplüğe dönüp ayrı bir çevre felaketine konu olurken bana müthiş zaman kaybettiren denemelerimin sonuncusunda dört liralık şişeyi iade edebildim. Tepe Nautilus’un alt katındaki makine lütfedip şişelerimi kabul etti. Üst kattaki makinede yer kalmamıştı. İnat ettim. Marmaray’a atladım Bağdat Caddesi’nde BİM’in önünde her şeyi kabul eder görünen bir makineye gittim. Makine teneke kutuya “bu ambalaj tanınamadı” mesajı verdi. Sonra şişeye de aynısını yaptı. PET için de tablo değişmedi. Onun için bu makinenin başında kimse yoktu ve her şey yemyeşil/işleme hazır görünüyordu. Dışarı çıkıp 16D’ye bindim. Kalamış’taki makine de saatlerdir yemyeşildi. “Anadolu çocuğu yemez” dedim ve eve doğru devam ettim. Migros’taki makineyi galiba yapmışlar çünkü yolculuk sırasında PET kırmızıya döndü ve benim için kullanışsız bir hal aldı.</p>
<p>Bu deneyimi yaşayıp sisteme güvenmemek gerektiği konusunda kendimi ikna edince, depozitodan vazgeçtim. Bütün ambalajları çöpe attım; ev ferahladı. Ben de saatlerimi ve diğer maliyetlerimi geri kazandım. Marmaray ve 16D İstanbul Mavi Kart’ta üç kontür ediyor. Bu sanırım 150 liraya yakın bir maliyet. Zaten ambalajlı ürünleri alırken bize yüklenen maliyeti kurtarayım diye iki aydan uzun sürede sanırım 48 lira kazanmışken –daha doğrusu ödediğimden iade alabilmişken- bu maliyet kaldırılabilir değil. Adil de değil çünkü ödediğim paradan bana iade verdiğiniz iddiasındasınız ama onu da veremiyorsunuz. Bu sistemde kendinizi amorti edebilmenin tek yolu, sokaktan ambalaj toplayıp bunları atabilecek bir yer ayarlamak. Bunları daha sonra DOA önünde tanıştığım insanlarla sohbetlerim üzerinden anlatacağım.</p>
<p>Şimdilik söyleyebileceğim: Özellikle alt gelir grubunun kendilerine ek gelir ya da fon getirisi yaratmak için umut olarak gördüğü bu sistemin işletme maliyeti herkes için çok yüksek. Bu makinelerdeki mühendisliğin işten anlamayan teknoloji uzmanlarının birikimini yansıtan feci bir düzeyde olduğunu da daha sonra anlatacağım. Bunları sonraya bırakmamın nedeni, bu işin çok basit bir yolunun olması ve işi yapanların bu basit yönteme tevessül ve tenezzül etmemesi.</p>
<p>Biz eski Türkiye’de bu tür ürünleri cam şişede tüketirdik ve bakkaldan satın alırdık. Bu cam şişeler kasaların içinde gelirdi. O zaman depozito sözcüğünü kullanıyor muyduk, hatırlamıyorum ama bakkal amca “kaç boş getirdin” diye sorardı ve bu meblağı aldığımız şeyin ödemesinden düşer veya idare ederdi. Yeni malı getiren kamyon eskileri de yükler ve ek bir lojistik maliyetine yol açmadan markanın tesisine götürürdü. Belirli sayıda kasayı taşıyan kamyonun boş ya da aşırı dolmadan dolaşımda olması böyle sağlanıyordu. Bu kadar sağlıklı işleyen bir sistemin deneyimine sahip olmayınca sensörler ve ışıklar ile gereksiz teknolojiye dokunmuş makineler, atıkları toplama işinin verildiği şirketin ve teknik servis şirketinin ayrı olmasının yarattığı dağınıklık ve bunları organize etmek için kurulan çarpı merkezinin sisteme entegre olmaması gibi arazları bir arada yaratan bir sistem kurulabiliyor. Bu sistemde atığın toplanmaması, toplanmasına oranla daha uygun maliyetlidir ama makinelerin sürekli kullanılamaz olması ile bu matematik arasında bir ilişki var mı, bunu kanıtlayamam. Ancak miktarlar farklı olsa da burada da bizden alınan paranın geri alınamaması mantığının patlayan fonlardaki durumla benzerlik gösterdiğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Gemini fon geçmişimizi özetledi</strong></p>
<p>Son olarak Türkiye’nin fon tarihçesini yazmak istiyorum. Bu alanda arşivim olmadığından Gemini’dan destek aldım. Arşivim yok, derken Özal zamanında Fakir Fukara Fonu ile başlayan maceradan bihaber de değilim. O zamanlar Fak Fuk Fon diye dalga geçiyorduk. Gemini’ı da bu şekilde yönlendirdim. İşte yanıtı:</p>
<p>Türkiye'de 1980'li yıllardan itibaren ekonomi politikalarında piyasa ekonomisine geçişle birlikte, yapısal dönüşümlerin ve özelleştirme/kaynak transfer süreçlerinin enstrümanı olarak fon mekanizmaları sıklıkla kullanılmıştır. Bu dönemde kurulan fonlar; sosyal yardımlardan konut edindirmeye, tasarruf teşviklerinden işsizlik sigortasına kadar farklı amaçlar taşımıştır.</p>
<p>Turgut Özal dönemi ve sonrasında kurulan, kamuoyunda en çok iz bırakan başlıca fonlar, ilan edilen amaçları ve ekonomik sonuçlarıyla birlikte kronolojik olarak aşağıdadır:</p>
<ol>
<li><strong> Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu (SYDTF - "Fakir Fukara Fonu")</strong></li>
</ol>
<p><strong>- Kuruluş yılı:</strong> 1986 (3294 sayılı Kanun)</p>
<p><strong>- İlan edilen amaç:</strong> Sosyal güvenlik sistemine tabi olmayan, yoksulluk ve muhtaçlık içinde bulunan vatandaşlara geçici yardım ulaştırmak; eğitim ve sağlık imkânlarını destekleyerek gelir dağılımını dengelemek.</p>
<p><strong>- Ekonomik sonuçları:</strong> Trafik cezalarının bir kısmı ve bazı vergi paylarıyla finanse edilen fon, yerelde kurulan vakıflar aracılığıyla yoksullukla mücadelede ilk kurumsal adımlardan biri olmuştur. Ancak zamanla yardımların merkeziyetçi ve siyasi saiklerle dağıtıldığına yönelik eleştiriler almış, yoksulluğu kalıcı olarak ortadan kaldırmak yerine geçici bir "sadaka kültürü" yarattığı yönünde eleştirilere maruz kalmıştır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Toplu Konut Fonu</strong></li>
</ol>
<p><strong>- Kuruluş yılı:</strong> 1984 / 1980'lerin ortaları</p>
<p><strong>- İlan edilen amaç:</strong> Hızlı kentleşme sürecinde dar ve orta gelirli kesimlerin konut ihtiyacını karşılamak, akaryakıt ve lüks tüketim mallarından alınan kesintilerle ucuz ve sürekli bir konut kredisi finansmanı yaratmak.</p>
<p><strong>- Ekonomik sonuçları:</strong> Türkiye'de inşaat sektörünün ekonomik bir canlandırıcı olarak öne çıkmasında kritik rol oynadı. Ancak fon gelirlerinin zaman zaman bütçe açığını finanse etmek için kullanılması ve enflasyonist baskılar, fonun asıl amacından sapmasına yol açtı. İlerleyen yıllarda Toplu Konut İdaresi'nin (TOKİ) yapısı değişerek fon yapısı büyük ölçüde tasfiye edildi veya bütçeyle bütünleştirildi.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Tasarruf Teşvik Fonu (Zorunlu Tasarruf)</strong></li>
</ol>
<p><strong>- Kuruluş yılı:</strong> 1988</p>
<p><strong>- İlan edilen amaç:</strong> Ülke içindeki tasarruf oranlarını artırarak yatırımlara kaynak sağlamak ve yüksek enflasyon ortamında çalışanların birikim yapmasını teşvik etmek. Çalışanların maaşlarından zorunlu kesintiler yapıldı.</p>
<p><strong>- Ekonomik sonuçları:</strong> Çalışanlar üzerinde ek bir vergi yükü yarattı. Yüksek enflasyon karşısında fon havuzunda biriken paralar eridi ve reel getiriler yetersiz kaldı. Halk nezdinde "zorunlu kesinti" olarak büyük tepki çeken fon, 2000'li yılların başında tasfiye edildi ve biriken milyarlarca liralık ana para ile faiz borçları devlete mali bir yük olarak yansıyarak uzun yıllar tartışıldı.</p>
<ol start="4">
<li><strong> İşsizlik Sigortası Fonu </strong></li>
</ol>
<p><strong>- Kuruluş yılı:</strong> 1999 (4447 sayılı Kanun, faaliyete geçişi 2000)</p>
<p><strong>- İlan edilen amaç:</strong> İşini kaybeden sigortalı çalışanlara geçici bir gelir güvencesi (işsizlik maaşı) sağlamak, işgücü piyasasında istihdamı artırıcı ve meslek edindirici faaliyetleri finanse etmek.</p>
<p><strong>- Ekonomik sonuçları:</strong> İşçi, işveren ve devlet katkılarıyla muazzam bir hacme ulaşan fon, Türkiye ekonomisinin en büyük kamu fonlarından biri haline geldi. Ancak fon kaynaklarının çok büyük bir kısmının düşük faizle devlet iç borçlanma senetlerine (tahvillere) yatırılması ve kriz dönemlerinde veya istihdam teşvik adı altında işverenlere, kamu bankalarının sermaye takviyelerine aktarılması, fonun asıl sahipleri olan işçilerin haklarından uzaklaştığı yönünde yoğun eleştirilere neden olmaktadır.</p>
<p>Türkiye'deki fon tarihi genel olarak incelendiğinde; makro ekonomik dengesizlikleri, bütçe açıkları veya kaynak yetersizliklerini geçici olarak "cep tasdikleriyle" çözme refleksi barındırdığı görülmektedir. Bu fonların bir kısmı bürokratik mekanizmalarda erirken, bir kısmı da gelir dağılımını düzeltmekten ziyade sermaye piyasalarına ucuz kaynak aktarım aracına dönüşmüştür.</p>
<p>Gemini’ı çok cesur buluyorum. Ben olsam böyle bir analiz yapmaktan çekinirdim. Balık ile başı arasındaki ilişkiyi bu şekilde ortaya koymuşken durup bir sindirelim. Bir sonraki yazıda günümüzde yaşanan fon krizini yine Gemini ile birlikte ele alacağız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/monopoly-oyunu-ile-fonlari-anlamak-88710</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Monopoly oyunu ile fonları anlamak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ve-nitelikli-eleman-donusum-firsatlar-ve-gereksinimler-88708</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ ve nitelikli eleman: Dönüşüm, fırsatlar ve gereksinimler…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zeka, nitelikli eleman ihtiyacını azaltmıyor; tam tersine, daha yüksek standartlarda ve farklı bir profilde nitelikli insan gücü talep ediyor. Bu süreçte başarı, teknolojinin insanı tamamlamasını sağlamakta yatıyor.  YZ’yi doğru yöneten, etik ilkeleri gözeten ve sürekli öğrenen toplumlar, bu dönüşümden en fazla faydayı sağlayacak.</strong></p>
<p>Yapay zekâ (YZ), günümüzün en hızlı gelişen teknolojilerinden biri olarak iş dünyasını, eğitimi ve toplumsal yapıları kökten değiştiriyor. Bu dönüşümün merkezinde ise “nitelikli eleman” kavramı yer alıyor. YZ, rutin ve tekrarlayan işleri otomatikleştirirken, insan gücüne olan ihtiyacı ortadan kaldırmıyor; aksine, daha yüksek düzeyde beceri, yaratıcılık, eleştirel düşünme ve adaptasyon yeteneği gerektiren yeni roller yaratıyor.</p>
<p> Açık kaynaklardan yararlandığım yazımda, yapay zekâ ile nitelikli işgücü arasındaki ilişki, ortaya çıkan fırsatlar, zorluklar ve geleceğe yönelik gereksinimler ele alınacaktır.</p>
<p><strong>Yapay zekanın işgücü üzerindeki etkisi</strong></p>
<p>YZ, üretim, sağlık, finans, lojistik ve müşteri hizmetleri gibi birçok sektörde verimliliği artırıyor. Makine öğrenmesi, doğal dil işleme ve bilgisayarlı görü gibi teknolojiler sayesinde, daha önce insanlar tarafından yapılan birçok görev artık algoritmalar tarafından yürütülebiliyor. Bu durum, düşük vasıflı veya tekrarlayan işlerde istihdamın azalmasına yol açabiliyor. Ancak aynı zamanda veri bilimi, YZ mühendisliği, etik denetim, sistem entegrasyonu ve insan-YZ işbirliği gibi alanlarda yeni istihdam alanları doğuyor.</p>
<p>Araştırmalar, YZ’nin bazı meslekleri dönüştürürken bazılarını tamamen ortadan kaldırmadığını, daha çok “görev bazlı” bir değişim yarattığını gösteriyor.</p>
<p>Yani bir meslek tamamen yok olmuyor; içindeki belirli görevler otomatikleşirken, insanlara daha stratejik, yaratıcı ve karar verme odaklı roller kalıyor.</p>
<p> Bu nedenle “nitelikli eleman” tanımı da değişiyor: Artık sadece teknik bilgi yetmiyor; sürekli öğrenme, problem çözme, disiplinler arası düşünme ve etik farkındalık gibi yetkinlikler ön plana çıkıyor.</p>
<p><strong>Nitelikli elemanın yeni tanımı</strong></p>
<p>Geleneksel anlamda nitelikli eleman, belirli bir alanda uzmanlık ve tecrübe sahibi kişiyi ifade ederdi. YZ çağında bu tanım genişliyor:</p>
<p>- <strong>Teknik yetkinlikler</strong>: Veri okuryazarlığı, temel programlama, YZ araçlarını kullanabilme ve sistemleri anlama.</p>
<p>- <strong>Yumuşak beceriler (soft skills)</strong>: İletişim, işbirliği, empati, yaratıcılık ve liderlik.</p>
<p>- <strong>Adaptasyon ve öğrenme agiliği </strong>(Çevikliği<strong>)</strong>: Teknolojinin hızla değişmesi nedeniyle, bireylerin sürekli kendini yenileme kapasitesi kritik hale geliyor.</p>
<p>- <strong>Etik ve eleştirel bakış</strong>: YZ sistemlerinin önyargı, şeffaflık ve hesap verebilirlik konularında doğru yönetilmesi için insan denetimi şart.</p>
<p>Bu yetkinliklere sahip kişiler, YZ’yi bir tehdit değil, bir güç çarpanı olarak kullanabiliyor.</p>
<p> Örneğin, bir doktor YZ destekli teşhis sistemlerini kullanarak daha doğru ve hızlı kararlar alabiliyor; bir mühendis ise YZ ile tasarım süreçlerini hızlandırıp inovasyona odaklanabiliyor.</p>
<p><strong>Fırsatlar ve zorluklar</strong></p>
<p><em>Fırsatlar:</em></p>
<p><em>- </em>Yeni mesleklerin ortaya çıkması (YZ etik uzmanı, prompt mühendisi, insan-YZ etkileşim tasarımcısı vb.).</p>
<p><em>- </em>Verimlilik artışı sayesinde daha yüksek katma değerli işlere yönelme imkânı.</p>
<p><em>- </em>Uzaktan çalışma ve esnek modellerle yetenek havuzunun küreselleşmesi.</p>
<p><em>- </em>Eğitim ve öğrenme araçlarının kişiselleştirilmesi (YZ destekli öğrenme platformları).</p>
<p><em>Zorluklar:</em></p>
<p><em>- </em>Beceri uçurumu (skills gap): Mevcut işgücünün bir kısmı yeni teknolojilere uyum sağlamakta zorlanıyor.</p>
<p><em>- </em>Eğitim sistemlerinin yetersizliği: Birçok ülke hâlâ geleneksel müfredatlarla ilerliyor; YZ ve dijital beceriler yeterince entegre edilmiyor.</p>
<p><em>- </em>İşgücü piyasasında kutuplaşma riski: Yüksek nitelikli çalışanlar avantajlı hale gelirken, düşük vasıflı gruplar daha fazla baskı altında kalabiliyor.</p>
<p><em>- </em>Etik ve sosyal sorunlar: İş kaybı korkusu, algoritmik önyargı ve veri mahremiyeti gibi konular toplumsal gerilim yaratabiliyor.</p>
<p><strong>Çözüm yolları ve öneriler</strong></p>
<p>Bu dönüşümün adil ve sürdürülebilir olması için çok paydaşlı bir yaklaşım gerekiyor:</p>
<ol>
<li><strong>Eğitim reformu</strong>: Okullardan üniversitelere, müfredatlara veri bilimi, eleştirel düşünme ve YZ okuryazarlığı eklenmeli. Hayat boyu öğrenme programları yaygınlaştırılmalı.</li>
<li><strong>İşverenlerin rolü</strong>: Şirketler, mevcut çalışanlarını yeniden beceri kazandırma (reskilling) ve beceri yükseltme (upskilling) programlarıyla desteklemeli.</li>
<li><strong>Kamu politikaları</strong>: Devletler, dijital dönüşüm stratejileriyle eğitim, istihdam ve sosyal güvenlik sistemlerini uyumlu hale getirmeli.</li>
<li>YZ’nin istihdam etkilerini düzenli olarak izleyen mekanizmalar kurmalı.</li>
<li><strong>Bireysel sorumluluk</strong>: Her birey, kendi kariyer yolunu aktif olarak yönetmeli; online kurslar, sertifikalar ve pratik projelerle kendini güncel tutmalı.</li>
</ol>
<p><strong>Sonuç:</strong></p>
<p>Yapay zeka, nitelikli eleman ihtiyacını azaltmıyor; tam tersine, daha yüksek standartlarda ve farklı bir profilde nitelikli insan gücü talep ediyor. Bu süreçte başarı, teknolojinin insanı tamamlamasını sağlamakta yatıyor.  YZ’yi doğru yöneten, etik ilkeleri gözeten ve sürekli öğrenen toplumlar, bu dönüşümden en fazla faydayı sağlayacak.</p>
<p>Nitelikli eleman yetiştirmek artık sadece bir ekonomik zorunluluk değil, aynı zamanda toplumsal refahın ve rekabet gücünün temelidir. Gelecek, YZ’yi kullanan değil, YZ ile birlikte düşünen ve üreten insanlara ait olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ve-nitelikli-eleman-donusum-firsatlar-ve-gereksinimler-88708</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/0/1280x720/algoritma-yapay-zeka-1755238995.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ ve nitelikli eleman: Dönüşüm, fırsatlar ve gereksinimler… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirim-fonlari-ve-yatirim-ortaklarinin-kazanclarinda-vergileme-durumu-88707</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım fonları ve yatırım ortaklarının kazançlarında vergileme durumu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Günümüzde üzerinde çok konuşulan yatırım fonları ve yatırım ortaklıkları sermaye piyasalarının önemli unsurlarından ikisidir. Yatırım fonu profesyonel yöneticilerce yönetilen bir portföy olup yatırımcıların tasarruflarını toplar ve çoğunlukla küçük yatırımcılara kolay erişilebilir seçenekler sunar.</p>
<p>Yatırım ortaklıkları ise şirket olarak faaliyet gösterir ve yatırım ortaklıklarının payları borsada işlem görür ve yatırımcılar bu payları alıp ortak olabilirler.</p>
<p>Türkiye’de kurulup faaliyette bulunan yerli ve yabancı çok sayıda yatırım fonu ve ortaklığı sermaye piyasasında, küçük - büyük yatırımcılar için yatırımlarının yönlendirilmesinde önemli rol oynarlar.</p>
<p>Yatırım fonları ve ortaklıklarının kurulması için ve sermaye piyasasının derinleşmesi amacıyla Kurumlar Vergisi Kanunu’nda vergi istisnası sağlanmıştır.</p>
<p>Yatırımcıların fonlarının ve sağladıkları menfaatlerin korunması sermaye birikiminin sağlanması için Devletin yaptığı fedakârlıkları da dikkate alarak, düzgün ve hukuka uygun işleyişleri için denetimlerinin düzenli yapılması önemlidir. Bu suretle Devlet yardımlarının sonucu da görülebilecektir.</p>
<p><strong>Kurumlar vergisi istisnası</strong></p>
<p><strong>Kanun Hükmü</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5’inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde ;Türkiye’de kurulu,</p>
<p>- Menkul kıymetler yatırım fonları veya ortaklıklarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançları,</p>
<p>-Portföyü Türkiye’de kurulu borsalarda işlem gören altın ve kıymetli madenlere dayalı yatırım fonları veya ortaklıklarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançları,</p>
<p>- Girişim sermayesi yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları,</p>
<p>- Gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları,(Esas faaliyet konusu itibarıyla gayrimenkul, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklardan oluşan portföyü işletmek amacıyla kurulanlar dışında kalanların kazançları hariç)</p>
<p>- Emeklilik yatırım fonlarının kazançları,</p>
<p>- Konut finansmanı fonları ile varlık finansmanı fonlarının kazançları,</p>
<p>anılan fon veya ortaklıkların Türkiye’de kurulmuş olmaları şartıyla kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.</p>
<p>Bu istisnadan faydalanılabilmesi için fon ve ortaklıkların (emeklilik yatırım fonları hariç) sahip oldukları taşınmazlardan elde ettikleri kazançların en az % 50 sinin elde ettikleri hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken ayı izleyen ikinci ayın sonuna kadar kar payı olarak dağıtılması şarttır. Bu süre içerisinde belirtilen orana kadar karın ortaklara dağıtılmaması durumunda, istisnadan faydalanılması nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğratılmış sayılır.</p>
<p><strong>İstisnanın uygulamasına ilişkin açıklamalar</strong></p>
<p> Yatırım fon ve ortaklıklarının, ticari mal niteliğinde olanlar dahil sahip oldukları taşınmazlardan elde ettikleri kazançlardan; taşınmaz alım satım kazançları, kira gelirleri, taşınmaza dayalı hakların devir ve temlikinden elde edilen kazançlar, taşınmaz inşaat projelerinden elde edilen gelirler, taşınmaz işletme gelirleri gibi doğrudan taşınmazlardan elde ettikleri kazançlarının anlaşılması gerekmektedir.</p>
<p> Kar dağıtımına konu kazanç, bahse konu taşınmazlardan elde edilen kazançlara yönelik olup bu gelirler dışındaki kazançların dağıtım zorunluluğu bulunmamaktadır. Kar dağıtım şartının sağlanmaması durumunda, taşınmaz gelirleri dahil tüm gelirler için istisnadan yararlanılamayacaktır.</p>
<p> Kar dağıtımına esas taşınmaz kazancı hesaplanırken, taşınmazlardan elde edilen hasılattan, bu faaliyet nedeniyle yüklenilen gider ve maliyet unsurlarının düşülmesi sonucu bulunacak kazanç dikkate alınacaktır. Taşınmazlara ilişkin faaliyetin veya toplamda tüm faaliyetlerin zararla sonuçlanması halinde, istisna uygulamasında kar dağıtımı şartının söz konusu olmayacağı tabiidir.</p>
<p> Öte yandan, taşınmazlara ilişkin faaliyetlerin karla, diğer faaliyetlerin ise zararla sonuçlanması ve toplam kazancın taşınmazlardan elde edilen kazançtan düşük olması halinde, kazancın yarısının dağıtılması istisna açısından yeterli sayılacaktır.</p>
<p> Taşınmazlara ilişkin faaliyetler ile bu kapsama girmeyen işlerin birlikte yürütülmesi halinde müşterek genel giderlerin, bu faaliyetler ile ilgili olarak cari yılda oluşan maliyetlerin birbirine oranı esas alınarak dağıtılması gerekmektedir.</p>
<p>Taşınmaz faaliyetleri ile bu kapsama girmeyen faaliyetlerde müştereken kullanılan tesisat, makine ve ulaştırma vasıtalarının amortismanlarının ise bunların her bir işte kullanıldıkları gün sayısına göre; dağıtımının yapılması gerekmektedir. Hangi işlerde ne kadar süreyle kullanıldığı tespit edilemeyen sabit kıymetlere ilişkin amortismanlar, müşterek genel giderlerle birlikte dağıtıma tabi tutulacaktır.</p>
<p>Kazancın öngörülen süreden sonra dağıtıldığı durumlarda anılan istisnadan yararlanılamayacaktır.</p>
<p> Faaliyet alanı gereği portföyüne veya aktifine taşınmaz dahil edemeyen ve inşaat projeleri yapamayan fon ve ortaklıkların bahse konu gelirleri bulunmayacağından, bu fon ve ortaklıklar için kar dağıtımı şartının aranmayacağı tabiidir.</p>
<p> Öte yandan, herhangi bir şekilde taşınmaz kazancı elde eden fon ve ortaklıkların istisnadan yararlanabilmesi için, söz konusu kazançlar bakımından kar dağıtımı şartı aranacaktır.</p>
<p> Dağıtılması gereken kazancın tespitinde, kurumların Türk Ticaret Kanunu uyarınca ayırması zorunlu olan kanuni yedek akçeler dikkate alınabilecek ve taşınmaz gelirlerine isabet eden kanuni yedek akçe tutarı düşüldükten sonraki kazancın %50'si dağıtıma konu edilecektir.</p>
<p> Karın sermayeye eklenmesi kar dağıtımı sayılmadığından, kar paylarının sermayeye eklenmesi suretiyle kar dağıtım şartının sağlanması söz konusu değildir. Sermaye piyasası mevzuatına göre belirlenen net dağıtılabilir kar esas alınarak kar dağıtımı yapılması gerekmektedir. Ancak net dağıtılabilir karın, Vergi Usul Kanunu’na göre tutulan kayıtlar kapsamında tespit edilen kar tutarını aşmaması gerekir. Sermaye piyasası mevzuatına göre belirlenen net dağıtılabilir karın, Vergi Usul Kanunu’na göre tutulan kayıtlar kapsamında tespit edilen kardan daha düşük olması halinde, sermaye piyasası mevzuatına göre belirlenen net dağıtılabilir karın dikkate alınacağı tabiidir.</p>
<p> Fon ve ortaklıklar 213 sayılı Kanunu’nun mükerrer 298’inci maddesi uyarınca mali tablolarını enflasyon düzeltmesine tabi tutmakta, ancak anılan Kanun’un geçici 33’üncü maddesi hükmü uyarınca, 2024 ve 2025 hesap dönemlerinde, enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan kar veya zararları kurumlar vergisi matrahının tespitinde dikkate alamamaktadır. Ancak dönem karı, enflasyon düzeltmesi sonucuna göre belirlenmektedir.   Bu bağlamda, söz konusu dönemlerde dağıtılması gereken kazancın tespitinde, enflasyon düzeltmesi sonucu bulunan kazancın dikkate alınması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Menkul kıymetler yatırım fonları veya ortaklıklarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançları</strong></p>
<p>Türkiye’de kurulu menkul kıymetler yatırım fonları ile menkul kıymetler yatırım ortaklıklarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançları kurumlar vergisinden istisna edilmiştir. Fon veya ortaklık portföyünde, döviz veya dövize endeksli kıymetlerin bulunması, istisnanın uygulanmasına engel teşkil etmeyecektir.</p>
<p><strong>Portföyü Türkiye’de kurulu borsalarda işlem gören altın ve kıymetli madenlere dayalı yatırım fonları veya ortaklıklarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançları</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5’inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile Türkiye’de kurulan ve portföyü de Türkiye’de kurulu borsalarda işlem gören altın ve kıymetli madenlere dayalı yatırım fonları veya ortaklıklarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançları kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla, bu alt bent kapsamına giren kazançların belirlenmesinde, kazancı elde eden fon ve ortaklıkların portföy yapısına bakılacaktır. Fon portföyünün en az %51’ini devamlı olarak;</p>
<p>- Türkiye’de kurulu borsalarda işlem gören altın ile altına dayalı sermaye piyasası araçlarına yatırmış fon ve ortaklıklar</p>
<p>"Altın fonu veya ortaklığı",</p>
<p>- Türkiye’de kurulu borsalarda işlem gören altın ve diğer kıymetli madenler ile bu madenlere dayalı sermaye piyasası araçlarına yatırmış fon ve ortaklıklar ise "Kıymetli madenler fonu veya ortaklığı"</p>
<p>olarak kabul edilecektir.</p>
<p>Görüleceği üzere, söz konusu fonların veya ortaklıkların anılan alt bent kapsamında değerlendirilebilmesi için portföyü oluşturan altın, kıymetli madenler ile bu madenlere dayalı sermaye piyasası araçlarının Türkiye’de kurulu borsalarda işlem görmesi şarttır.</p>
<p> <strong>Girişim sermayesi yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları</strong></p>
<p>Türkiye’de kurulu girişim sermayesi yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları, kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.</p>
<p> <strong>Gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları</strong></p>
<p>Türkiye’de kurulu gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.</p>
<p><strong>Emeklilik yatırım fonlarının kazançları</strong></p>
<p>Türkiye’de kurulu emeklilik yatırım fonlarının kazançları kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.</p>
<p><strong>Konut finansmanı fonları ile varlık finansmanı fonlarının kazançları ve Danıştay kararı</strong></p>
<p> Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nde açıklamalar; 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5’inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (4) numaralı alt bendinde yer alan gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarına ilişkin istisna düzenlemesinin esas itibarıyla gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklardan oluşan bir portföyü işleten gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarını kapsadığı; portföyü, yukarıda belirtilen gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarından farklı olarak, altyapı yatırım ve hizmetleri gibi diğer varlık ve haklardan oluşan yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarının kanunun 5’inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (4) numaralı alt bendi kapsamında istisnaya konu edilmesinin mümkün olmadığı, bu fon veya ortaklıkların, sermaye piyasası mevzuatına göre kurulmuş olmalarının ya da unvanlarında "Gayrimenkul Yatırım Fonu" veya "Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı" ibarelerinin bulunmasının, bunların anılan istisnadan faydalanmasını sağlamayacağına ilişkin düzenlemesi yönünden, Danıştay 4. Daire Başkanlığı’nın 28.06.2022 tarih ve Esas No: 2022/2311, Karar No: 2022/4491 sayılı Kararı’yla iptal edilmiştir.</p>
<p>Türkiye’de kurulu konut finansmanı fonları ile varlık finansmanı fonlarının kazançları kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirim-fonlari-ve-yatirim-ortaklarinin-kazanclarinda-vergileme-durumu-88707</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım fonları ve yatırım ortaklarının kazançlarında vergileme durumu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ponziden-fonziye-dogru-yasananlar-88706</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ponzi’den Fonzi’ye doğru yaşananlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin geçmişte bankerlerden bankacılık krizlerine, Çiftlik Bank’tan Thodex’e uzanan finansal skandallarına bir yenisi daha eklendi. 131 yatırım fonunun tasfiyesine uzanan son gelişmelerin yalnızca mağdur yatırımcılar açısından değil, sermaye piyasasına duyulan güven ve tasarrufların geleceği açısından da önemli sonuçlar doğurdu.</strong></p>
<p>Türkiye 24 Ocak 1980 yılında serbest piyasa ekonomisine geçtikten sonra yüksek enflasyon düşük mevduat faizleri eşliğinde mudilerin tasarrufları enflasyon karşısında hızla erimekteydi. Bu soruna çare olarak Banker Kastelli başta olmak üzere dolandırıcılar banka mevduat faizlerinden çok daha yüksek faiz oranları ile mevduat sertifikası ihraç etmekteydi. Resmi kayıtlarda <strong>300 bin</strong> civarında vatandaşın olaydan mağdur olduğu geçmekteydi.</p>
<p>Türkiye, 90'lı yıllardaki en derin finansal krizini 1994 yılında yaşamıştır. 1994 öncesinde kamu kesimi faiz dışı harcamaları, kamu gelirlerinden daha fazla açık vermiş, kamu kesimi kazandığından daha fazlasını harcamıştır. Kamu borçlarının Merkez Bankası ile finanse edilmesi sonucunda Türkiye ilk defa çok yüksek (%100 üzeri) enflasyonu yaşamıştır.</p>
<p>Geçmişteki eski adı ile İMKB borsa şirketlerinde o dönemde iflaslar, usulsüz işlemler, manipülasyonlar yüzünden pek çok skandal yaşamıştır. Sermaye Piyasası`nda meydana gelen her olay yatırımcının güveninin biraz daha azalmasına yol açarken onbinlerce kişinin parası bir anda batmıştır. Bu skandalların mağduru olan yatırımcılar haklarını geri alabilmek için kendilerini uzun soluklu hukuk savaşlarının içinde bulmuştur. İMKB`de iflas eden <strong>10 aracı kurumda 14 bin yatırımcının</strong> parası batmıştır. SPK 169 spekülatör hakkında dava açmış, ancak küçük yatırımcılar parasını kurtaramamıştır. Ve son olarak kamu otoritesinin yönetimine el koyduğu üç bankanın işlem sırasının kapanması yüzünden <strong>36 bin yatırımcının</strong> <strong>500 milyon dolar</strong> değerindeki hissesi sıfırlanmıştır.</p>
<p>2001 yılında yaşanan bankacılık krizinin ekonomik maliyeti yaklaşık <strong>50 milyar dolara</strong> yakın düzeyde gerçekleşmişti. Bankalar arasında gecelik faizler <strong>%7.000</strong> seviyesini aşarken <strong>24 bankanın</strong> faaliyetine son verilmiştir.</p>
<p>2017'de Thodex ismiyle kurulan şirket, kuruluş zamanına göre Türkiye’nin dördüncü kripto para borsası aracısıydı. Türkiye’nin ilk Bitcoin ATM’sini kuran şirket, 2020'de ise, Türkiye’den global pazara açılan ilk kripto para borsası olmuştu. Yaklaşık <strong>1.500 kişinin 1 milyar TL’si</strong> kripto para vurgu şeklinde hızla sanal dünyaya geçmişti.</p>
<p>2018 yılında kamuoyundaki lakabıyla bilinen Tosuncuk, Kuzey Kıbrıs'ta bulunan <strong>Çiftlik Bank</strong> adlı şirketi kurdu. İnternet üzerinden oynanan bir çiftlik oyununda satın alınan ve beslenen hayvanların Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde kurulan çiftliklerde üretim için kullanılacağı vaad edilmişti. Bu çiftliklerde üretildiği ileri sürülen ürünler de şirketin bayilerinde satılıyordu. Sistem üzerinden kısa süre içerisinde <strong>132.222 Kişiden 1 Milyar 139 milyon TL</strong> toplanarak ponzi oyunu yaratılmıştı.</p>
<p>Şimdi de 17 Eylül 2026 itibarıyla SPK’nın almış olduğu karar uyarınca <strong>7 portföy yönetim şirketine</strong> ait <strong>131 yatırım fonuna</strong> tasfiye kararı verilmesi ile birlikte <strong>455 bin 758 yatırımcının 18 milyar dolar </strong>civarındaki tasarrufu fon manipülasyonu olayına dahil oldu.</p>
<p>SPK’nın almış olduğu karar neticesinde geçen 2 haftalık sürece ilişkin olarak kısa bir değerlendirme yaparak sürecin bundan sonraki olası adımlarına yönelik hususları soru cevap şeklinde kısaca açıklamaya çalışacağım.</p>
<p><strong>Fon tasfiye süreci nasıl işletilmektedir?</strong></p>
<p>SPK tarafından 17 Eylül 2026 itibarıyla alınan karar uyarınca kamuoyuna açıklanan 131 fon ilgili tebliğdeki temerrüt nedeni uyarınca tasfiye sürecine girmiştir. Burada kurulun 17/09/2026 tarih 2026/61 sayılı bülten kararı uyarınca “<strong>ihbarlı fonlar için 17.09.2026 tarihinde saat 13:30’dan sonra iletilen katılma payı iade talimatları ile para piyasası fonları için izahnamede yer verilen gün sonu valör atlama saatinden sonra iletilen iade talimatları işbu tasfiye esasları kapsamındadır</strong>” açıklaması 28 Eylül 2026 tarihli basın duyurusu ile değiştirilmiştir.</p>
<p>Kurul yaptığı açıklamada <strong>“17.09.2026 tarih ve 2026/61 sayılı kurul bülteninde ilan edilen tasfiye usul ve esaslarının A/6 hükmünün uygulanması bakımından, 16.09.2026 tarih ve öncesinde TEFAS’a iletilmekle birlikte ilgili fonun temerrüdü veya fiyat açıklamaması nedeniyle gerçekleştirelemeyen talimatlar da tasfiye kapsamındadır</strong>” şeklinde ilk aldığı karardan farklı bir uygulamaya imza atmıştır.</p>
<p>Büyük bir ihtimal ile aradan geçen 2 hafta neticesinde kurul tasfiye kararı alınan fonlarda <strong>16 Eylül 13:30-17 Eylül 13:30</strong> arasında görülen fon iade emirleriyle oluşan fon alacaklısı bakiyesinin yüksekliği sebebi ile böyle bir değişikliğe gitmek durumunda kalmıştır.</p>
<p>İlan edilen 6 aylık tasfiye süresi yatırımcılar açısından kritik bir dönemdir. Yatırımcıların haklarının azami ölçüde korunması, hakkaniyetli bir şekilde tasfiye süreci oluşturulan “<strong>fon koordinasyon kurulu</strong>” tarafından periyodik kamuoyu aydınlatmaları şeklinde şeffaf biçimde yürütülmelidir.</p>
<p>Fon portföyleri tasfiye süresi içerisinde nakde çevirilir. Yatırımcılara ödenecek olan miktarlar, ilk yatırdığı tutar değil, tasfiye sonucunda oluşan <strong>toplam net fon değeri</strong> üzerinden <strong>payları</strong> nispetinde olmaktadır.</p>
<p>Fon bazında <strong>net tasfiye bakiyeleri</strong> hesaplanmaktadır. Burada öncelikle fonların yükümlülükleri yani borçları ödenmektedir. Bu aşamada SPK’nın almış olduğu 17 Eylül 13:30 tarihli tasfiye kararı öncesindeki gün 16 Eylül 13:30 tarihli fon satım emri göndermiş ve merkezi kayıt kuruluşu e-yatırımcı sistemi içerisinde hesaplarında “<strong>PBLK</strong>” (pay blokajı) ibaresi gözükmekte olan yatırımcılar fonun <strong>ilk alacaklıları</strong> durumundadır.</p>
<p>SPK’nın tasfiye kapsamında yapmış olduğu değişiklik ilgili tarihler itibarıyla bu kapsamdaki yatırımcılar açısından 6362 sayılı SPK’nın 79. maddesindeki “<strong>Takas Kesinliği ve Rehin Hakkı</strong>” emredici düzenlemesi ile çelişkili bir durum ortaya çıkarmaktadır. Zira ilgili düzenleme “<strong>sermaye piyasası araçlarının takas talimat ve işlemleri ile ödeme işlemleri, merkezî takas kuruluşlarının üyelerinin faaliyetlerinin geçici ya da sürekli olarak durdurulması, idari ve adli merciler nezdinde tasfiye işlemlerine başlanması durumu da dâhil olmak üzere, geri alınamaz ve iptal edilemez</strong>.” şeklindedir.</p>
<p>Dolayısı ile kurul tarafından 2 hafta sonunda yapılan bu değişiklik önümüzdeki dönemde hukuki tartışmaların da zeminini oluşturması beklenebilir.</p>
<p>Neticede fonların net tasfiye bakiyeleri hesaplandıktan sonra yatırımcılara kalan fon bakiyeleri sahip oldukları payları oranında dağıtılacaktır.</p>
<p>Ayrıca fon varlıkları, portföy yönetim şirketlerinin mal varlığından ayrı tutulmaktadır.</p>
<p><strong>Yatırımcılara ödemeler ne şekilde yapılabilir?</strong></p>
<p>Burada en önemli konu <strong>hakkaniyet esasının</strong> korunmasıdır. Her bir fonun ilk kuruluş tarihinden fon tasfiyesi kararının verildiği 17 Eylül 2026 tarihine kadar zaman zarfında geriye gidilerek yatırımcıların yatırdıkları toplam paralardan çektikleri toplam paralar ve/veya hesaplarındaki en son portföy bakiye tutarı çıkartılmak suretiyle elde edilen “<strong>Haksız Kazanç</strong>” miktarı tespit edilmelidir.</p>
<p>Elde edilen haksız kazanç miktarları fon bazında “<strong>fon tazmin havuzu</strong>” şeklinde ayrı bir hesaba aktarılarak tasfiye süresince yatırımcılara geri ödenecek kaynağı oluşturmalıdır. Yurtdışında uygulanan “<strong>geri ödeme/clawback</strong>” yönteminin Türk hukuk sisteminde tanımlı olmaması nedeniyle özel bir yasa düzenlemesi ivedilikle yapılabilir.</p>
<p>Yatırımcılara yapılacak olan geri ödemelerde fon satım emri verenler için ilgili tarih veremeyen yatırımcılar için 17 Eylül 2026 tarihinden itibaren geri ödeme tarihine kadar geçecek olan zaman zarfında ilgili hesap bakiyelerine “<strong>Takasbank Gecelik Temerrüt Faizi</strong>” de işletilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Geri ödemelerde 1-2 risk seviyesinde en düşük risk almış Para Piyasası Fon yatırımcıları öncelikli, 6-7 risk seviyesinde en yüksek risk almış Hisse Senedi Serbest Fon yatırımcıları daha sonra olmak üzere bir sıralama yapılmalıdır.</p>
<p><strong>1 milyon TL</strong> gibi çeşitli miktarsal sınırlar üzerinden yatırımcılara geri ödeme önceliği tanımlamak <strong>adil bir seçenek olmayacaktır</strong>. Tasfiye bakiyesi 999 bin 999 TL olan bir yatırımcı 1 milyon 1 TL olan bir yatırımcıdan neden daha öncelikli olarak geri ödeme imkanına sahip olsun ki? Burada bakılması gereken tek kriter, yatırımcıların yapmış oldukları yatırım fonunun <strong>risklilik seviyesi ve tasfiye öncesi emir iletimi yapmış olması veya tasfiye aşamasına kalmış olup olmadığıdır</strong>.</p>
<p><strong>Fon tazmin havuzu</strong></p>
<p>Fon manipülasyonu ve piyasa dolandırıcılığı eylemlerine karışan ve mal varlıkları dondurulan tüzel ve gerçek kişilerden hesaplanacak haksız kazanç tutarlarının tahsil edilebilmesi için yurtiçi ve yurtdışına kaçırılan malvarlıklarının geri getirilmesi üzerine azami gayret gösterilmelidir.</p>
<p>Olağanüstü fon getirileri üzerinden yatırımcılardan kesilen fon yönetim ücretlerinin geriye dönük olarak hesaplanarak fon tazmin havuzuna aktarılması gerekmektedir. Aynı şekilde fon getirileri üzerinden kesilen yüksek stopaj oranlarının da hazine tarafından ilgili havuz hesabına iadesinin yapılması adil bir yöntem olacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak 2 haftadır yaşanan olaylardan etkilenen yüzbinlerce yatırımcı bulunmaktadır. Olayın mali boyutu BİST’daki 626 hisse senedinin birçoğunu olumsuz yönde etkilemiştir. <strong>BİST.100 endeksi son 1 ay içerisinde %15</strong> oranında değer kaybetmiş, <strong>BİST 100 dışı hisseler endeksi (XTUMY) %35’e</strong> yakın değer yitirmiş borsadaki şirketlerin piyasa değerleri <strong>4 trilyon TL</strong> kadar gerilemiştir. BİST bünyesinde <strong>6.7 milyon yatırımcının</strong> hisse senedi yatırımı bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Bireysel emeklilik sistemi (BES)’de</strong> otomatik katılım şeklinde 7.9 milyon katılımcının 160 milyar TL tutarında tasarrufu bulunmaktadır. Sistemde gönüllü olarak 10.4 milyon yatırımcının 2.4 trilyon TL olmak üzere toplam <strong>18.3 milyon vatandaşın 2.6 trilyon TL</strong> tutarında tasarrufu yer almaktadır. Bu tasarrufların içerisinde %15-%25 oranlarında hisse senedi yatırımları bulunmaktadır. Borsadaki hisselerdeki değer kayıpları buradaki portföy değerlerini olumsuz yönde etkilemektedir.</p>
<p>Bu sebeple yaşanan talihsiz olayın ivedilikle kuyumcu hassasiyetinde incelenerek şeffaf ve adil bir şekilde sürecin yürütülerek gelecekte sermaye piyasasında bu tür olaylarla bir daha karşılaşılmaması için tüm sorumlulardan hesap sorularak sistemin sağlıklı işletilebilmesi üzere gerekli önlemlerin zamanında alınması gerekmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ponziden-fonziye-dogru-yasananlar-88706</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ponzi’den Fonzi’ye doğru yaşananlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/afrika-boynuzunda-ates-kizildenizde-hesaplasma-88705</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Afrika Boynuzu’nda ateş; Kızıldeniz’de hesaplaşma…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ortadoğu’daki güç mücadelesi Afrika Boynuzu’na taşınırken Etiyopya, Sudan, Eritre ve Somali hattında çatışmalar ve gerilimler aynı jeopolitik denklemde buluşuyor. Nil’in suları, Kızıldeniz limanları, Bab-ül Mendep Boğazı ve deniz ticaret yolları üzerinden şekillenen rekabet, bölgeyi küresel güçlerin de dahil olduğu yeni bir hesaplaşma alanına dönüştürüyor.</strong></p>
<p>Küresel dünyanın güç savaşı Ortadoğu'dan Afrika'ya sıçradı. Kızıldeniz’in Afrika yakasında her yer yangın halinde; Etiyopya’da Tigray güçleriyle federal ordu çatışıyor, Sudan’daki iç savaş hız kesmeden devam ediyor, Somali ile Somaliland arasındaki gerilim derinleşiyor, ABD’nin sürpriz bir kararla yaptırımları kaldırdığı Eritre yeniden bölgesel denklemin merkezine yerleşiyor. Afrika Boynuzu'nun birden bire neden bu kadar karıştığını anlamak için haritaya bakmak yeterli; Bölge artık yalnızca Afrika ülkelerinin kendi aralarındaki sorunlarının yaşandığı bir alan olmaktan çıkıp, büyük güçlerin ve bölgesel aktörlerin çıkarlarının kesiştiği bir hesaplaşma alanına dönüşmüş durumda.</p>
<p>Bu “etki alanı çatışma" silsilesinde her şey var; Nil’in suları, Kızıldeniz limanları, Bab-ül Mendep Boğazı, deniz ticaret yolları ve enerji güvenliği aynı harita üzerinde birleşiyor.</p>
<p>Ve bu haritanın merkezinde Etiyopya var.</p>
<p><strong>Etiyopya’da yeniden alevlenen iç savaş</strong></p>
<p>Etiyopya’nın kuzeyindeki Tigray bölgesinde çatışmaların yeniden başlaması, dört yıl önce sona eren iç savaşın yarattığı dengelerin aslında ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.</p>
<p>Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin (TPLF) Mekelle, Aksum ve Shire’daki havalimanlarını ele geçirmesiyle başlayan çatışmalar Afar ve Amhara bölgelerine de yayıldı. TPLF, yedi silahlı grubun oluşturduğu ittifak içinde Başbakan Abiy Ahmed hükümetini devirmeyi ve geçiş yönetimi kurulmasını hedeflediğini açıkladı.</p>
<p>Federal hükümet ise karşı saldırıya geçti; Etiyopya Genelkurmay Başkanı Mareşal Birhanu Jula, TPLF ve diğer silahlı grupların Mısır, Sudan ve Eritre tarafından desteklendiğini öne sürdü.</p>
<p><strong>Nil Nehri’nin suyu savaşın başka cephesi</strong></p>
<p>Etiyopya-Mısır geriliminin merkezinde Büyük Etiyopya Rönesans Barajı, yani GERD bulunuyor. Addis Ababa açısından baraj, elektrik üretimi ve ekonomik kalkınma projesi, Kahire açısından ise ulusal güvenlik meselesi.</p>
<p>Mısır’ın tatlı suyunun yüzde 90’dan fazlası Nil’den geliyor. Bu nedenle Kahire, Etiyopya’nın Mavi Nil üzerindeki barajının özellikle kuraklık dönemlerinde su akışını nasıl etkileyeceğine ilişkin bağlayıcı kurallar istiyor. Etiyopya ise bunun kendi egemenlik alanındaki bir kalkınma projesi olduğunu savunuyor.</p>
<p>GERD’nin 2025’te resmen açılmasıyla gerilim yeni bir aşamaya geçti. Şimdi Tigray’de savaşın yeniden başlaması, Kahire ile Addis Ababa arasındaki zaten kırılgan olan ilişkiye bir de güvenlik boyutu ekledi. </p>
<p><strong>Eritre ve “Denize çıkış” meselesi</strong></p>
<p>Etiyopya’nın en büyük stratejik sorunlarından biri ise denize erişim; Denize kıyısı bulunmayan yaklaşık 100 milyonluk ülkenin dış ticaretinin büyük bölümü Cibuti üzerinden gerçekleştiriliyor. Bu bağımlılık Addis Ababa açısından ciddi bir stratejik kırılganlık oluşturuyor.</p>
<p>Bu nedenle Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim arayışı, Somali ve Eritre ile ilişkilerini doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Eritre ise Etiyopya’nın denize çıkış arayışını kendi güvenliği açısından yakından izliyor. İki ülke 2020-2022 Tigray Savaşı’nda aynı tarafta savaşmıştı. Ancak daha sonra Addis Ababa ile Asmara arasındaki ilişkiler bozuldu.</p>
<p>Nitekim Etiyopya-Eritre gerginliği sıcak çatışmanın eşiğine gelmiş durumda. Etiyopya hükümeti aldığı bir kararla orduya Eritre’ye karşı olası bir savaşa hazır olması talimatını verdi. Bu talimatın hayata geçmesi için Etiyopya Parlamentosu’nun da onayının alınması gerekiyor. Parlamentodan da onay çıkması bekleniyor.</p>
<p>Tam bu aşamada ABD’nin Eritre’ye yönelik yaptırımları kaldırması da çok dikkat çekici. Washington açısından Kızıldeniz’in güvenliği ve Eritre’nin stratejik konumu yeni bir önem kazanmış görünüyor.</p>
<p><strong>Somali-Somaliland düğümü</strong></p>
<p>Afrika Boynuzu’ndaki büyük hesaplaşmanın bir başka önemli noktası da Somali-Somaliland anlaşmazlığı; Somaliland 1991’de Somali’den bağımsızlığını ilan etti ancak uluslararası alanda genel kabul görmedi. Buna karşılık Etiyopya, 2024 başında Somaliland ile denize erişim konusunda bir mutabakat imzaladı.</p>
<p>Somali yönetimi Somaliland’ı ülkesinin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğü için o dönemde Etiyopya'ya çok sert tepki gösterdi. Devreye Türkiye girdi ve Ankara’nın kolaylaştırıcılığında yapılan görüşmeler sonucunda Aralık 2024’te imzalanan Ankara Bildirisi ile Etiyopya ve Somali, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterme konusunda mutabık kaldı. Etiyopya’nın denize güvenli ve sürdürülebilir erişiminin, Somali’nin egemenliği altında yapılacak ticari düzenlemeler yoluyla sağlanması konusunda da anlaşmaya varıldı.</p>
<p><strong>Somaliland’daki İsrail faktörü</strong></p>
<p>Ancak Ortadoğu'daki Ankara-Tel Aviv rekabeti Afrika'ya da yansıdı;  Türkiye'nin "tamir ettiğini", İsrail bozdu.  İsrail'in ani bir kararla 2025 sonunda Somaliland'ı tanıdığını açıklaması, Somali-Somaliland gerilimini daha da karmaşık hale getirdi. 2026’da Somaliland Cumhurbaşkanı Abdirahman Mohamed Abdullahi’nin İsrail’e yaptığı resmi ziyaret sırasında güvenlik, ticaret, yatırım, teknoloji, tarım ve deniz güvenliği başlıklarının görüşüldüğü açıklandı. İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog da görüşmede Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’ndaki deniz güvenliğinin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Bu gelişme Somali tarafından egemenliğe yönelik bir müdahale olarak değerlendirildi. Türkiye de İsrail’in Somaliland’ı tanımasına karşı çıkarak Somali’nin toprak bütünlüğünü desteklediğini açıkladı.</p>
<p>Böylece Somali-Somaliland meselesi, yalnızca iki Somali yönetimi arasındaki bir anlaşmazlık olmaktan çıkıp, Ankara-Tel Aviv hattına taşınmış oldu.</p>
<p><strong>Çin Cibuti’de, ABD Kızıldeniz’de…</strong></p>
<p>Yine Kızıldeniz’e kıyısı olan kilit ülkelerden Cibuti üzerinde ise tam bir “büyük güçler mücadelesi” yaşanıyor.  Çin’in denizaşırı tek askeri üssünün Cibuti’de olması bile, bölgede büyük güçler rekabetinin ne kadar ciddi olduğunun göstergesi. Çin açısından Cibuti, Hint Okyanusu ile Kızıldeniz arasındaki stratejik hat üzerinde önemli bir lojistik ve askeri merkez. ABD ise, tüm Kızıldeniz’in kontrolünün kendi müttefiklerine geçmesi çabasında.</p>
<p><strong>Sudan yangını da aynı haritada</strong></p>
<p>Etiyopya'da alevlenen çatışmaların Sudan'daki iç savaşla aynı döneme rast gelmesi de elbette tesadüf değil; Sudan’daki çatışmalar da hem Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail, hem de Mısır ve Türkiye'nin Afrika üzerindeki hesapları ile doğrudan bağlantılı.</p>
<p>Farklı bölge ülkeleri tarafından desteklenen İki askeri güç arasındaki savaş nedeniyle parçalanma riskiyle karşı karşıya olan Sudan'da, altın madenleri, Kızıldeniz kıyısı, tarım arazileri ve yeniden inşa edilecek altyapı, savaş sonrasında ortaya çıkacak ekonomik paylaşımın da temel unsurları olacak gibi.</p>
<p>Sudan’daki savaş, ülkenin Etiyopya ile ilişkileri ni de giderek daha fazla etkilmeye başlamış durumda. Hartum ile Addis Ababa birbirlerini çeşitli silahlı grupları desteklemekle suçlarken, Sudan’daki savaş ile Etiyopya’daki çatışma arasında yeni bir sınır aşan güvenlik hattı oluşuyor.</p>
<p>Ortadoğu ve Afrika Boynuzu yavaş yavaş aynı denklemin parçası haline gelmeye başlamış görünüyor.</p>
<p>Mısır Nil’i kontrol etmeye çalışıyor. Etiyopya denize çıkış arıyor. Eritre Kızıldeniz kıyısındaki güvenliğini korumaya çalışıyor. Somali toprak bütünlüğünü savunuyor. Somaliland uluslararası tanınma arıyor. İsrail Kızıldeniz’in güneyindeki stratejik konumunu güçlendirmeye çalışıyor. Çin Cibuti’deki varlığını sürdürüyor. ABD ise Kızıldeniz güvenliği ve bölgesel ortaklıklar üzerinden etkisini korumaya çalışıyor.</p>
<p>Türkiye de Somali ile yakın ilişkileri, Ankara Bildirisi'ndeki arabuluculuk rolü ve Kızıldeniz-Aden Körfezi hattındaki güvenlik politikaları nedeniyle bu denklemden bağımsız değil.</p>
<p>Afrika Boynuzu bugün Nil ile Kızıldeniz’in, Afrika ile Ortadoğu’nun ve bölgesel güçlerle küresel aktörlerin kesiştiği bir satranç tahtasına dönüşmüş durumda. Ortadoğu’daki savaşın ateşi henüz sönmemişken Afrika’nın da yeni bir çatışma kuşağına dönüşmesi, önümüzdeki dönemin en ciddi jeopolitik risklerinden biri olacak gibi…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/afrika-boynuzunda-ates-kizildenizde-hesaplasma-88705</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/5/1280x720/78-1790830236.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Afrika Boynuzu’nda ateş; Kızıldeniz’de hesaplaşma… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizinin-gosterdigi-88704</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizinin gösterdiği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yatırım fonlarında yaşanan gelişmeler, yalnızca tasfiye edilen fonları ve yatırımcıların uğradığı zararları değil, sermaye piyasalarında denetim mekanizmasının ne kadar etkin çalıştığını da gündeme taşıdı. Tartışmanın odağında ise “Mevzuatta boşluk mu vardı, yoksa kurallar zamanında uygulanmadı mı?” sorusu bulunuyor.</strong></p>
<p>Günlerdir yatırım fonlarında yaşananları konuşuyoruz.. SPK 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi. Bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyordu. Fonların TEFAS üzerinden alım satıma kapatılması ve tasfiye sürecinin başlatılması, önce “Ne oldu da buraya geldik?” sorusunu gündeme getirdi. Ardından soru değişti. Şimdi ise "Neden daha önce müdahale edilmedi?" sorusuna yanıt aramaya başladık.</p>
<p>Pazartesi gecesi CNBC-e’de Emre Doğru’nun Strateji Masası programını izledim. Ekonomistler Emrah Lafçı ve Burcu Ünüvar’ın konuşmasında öne çıkan bir nokta vardı; aslında benim de üzerinde durduğum mesele tam olarak buydu.</p>
<p>Lafçı, ortada bir “şişkinlik” olduğunu, bazı fonlara yatırım yapmanın bu kadar kolay olmaması ve nitelikli yatırımcı olma koşullarının daha ciddi bir filtre oluşturması gerektiğini söyledi. Ama aynı zamanda Türkiye’nin fon piyasasının uzun süre “pırıl pırıl” işleyen bir piyasa olduğunu da hatırlattı. TEFAS sayesinde yatırımcıların farklı fonlara kolayca ulaşabildiğini, valör ve ödeme sistemlerinde genel bir sorun yaşanmadığını belirterek meselenin altyapısal ve sistemsel bir arızadan çok, denetim ve gözetim eksikliği ile bazı yönetim şirketlerinin riskli davranışlarına dayandığını savundu.</p>
<p>TSKB baş ekonomisti Dr. Burcu Ünüvar ise aynı programda meselenin belki de en önemli tarafına işaret etti. Dedi ki; "Yatırımcıdan her şeyi kendisinin görmesini ve anlamasını bekleyemeyiz."</p>
<p>Gerçekten de bireysel yatırımcıya yıllarca “Yatırım fonuna yatırım yapın. Bireysel yatırımcı tek tek hisseleri ve finansal araçları takip edemez. Onun yerine bu işi SPK lisanslı uzmanların takip ettiği fonlara yatırım yapsın," demiştik. Onlar da bu tavsiyeye uydular.</p>
<p>Yatırımcı karar verirken mevcut durumun devam edip etmeyeceğine bakar. Bir şey olması gerekenden güzel görünüyorsa ve yatırımcı bunun devam edeceğine inanıyorsa yatırım yapar. Peki, yatırımcıya bunun sürdürülebilir olmadığını kim gösterecek?</p>
<p>Ünüvar’ın cevabı netti. "Düzenleme ve denetleme". Ve diyordu ki; yatırımcıdan sürekli olağanüstü bir feraset bekleyemeyiz. Finansal piyasanın güveni, yalnızca yatırımcının bilgisine, fon yöneticisinin iyi niyetine veya şirket sahibinin ahlakına bırakılamaz. Yani sistemin bir de hakemleri vardır.</p>
<p><strong>Mesele mevzuat mı, uygulama mı?</strong></p>
<p>Aynı gece Ekonomist Fatih Keresteci de yine CNBC-e'de Barış Esen’in Piyasanın Yönü programının konuğuydu. Onun değerlendirmesi de bu açıdan önemliydi. Keresteci, sermaye ve para piyasalarının uzun vadede olmazsa olmazının likidite ve derinlik olduğuna dikkat çekti. Daha fazla yatırımcının piyasaya girmesinin piyasanın etkinliği açısından önemli olduğunu, bunun için de güvenin korunması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Emrah Lafçı gibi Fatih Keresteci’ye göre de Türkiye’de kanun ve düzenleme açısından büyük bir boşluk yok. Hatta mevzuatın dünyanın en kapsamlı düzenlemeleri arasında olduğunu düşünüyor. Sorun daha çok “execution”, yani kuralların uygulanması tarafında.</p>
<p>Bence tartışmanın düğüm noktası tam burada…</p>
<p>Çünkü piyasaların taşıyıcı kolonlarından biri dürüst oyun ise, diğer kolon da düzenleyici ve denetleyici sistemdir. İlk kolon zayıfladığında yatırımcı güveni sarsılır. İkincisi hasar gördüğünde ise piyasa aktörleri kurallara uyma konusunda yanlış teşviklerle karşılaşabilir.</p>
<p>SPK’nın bugün attığı adımların büyüklüğü, olayın boyutunu gösteriyor. Ancak tasfiyenin ardından yapılması gereken yalnızca zararların nasıl dağıtılacağı veya yatırımcıların paralarının ne zaman ödeneceği tartışması değil. Daha temel soru "Bu mekanizma daha erken neden devreye girmedi?" olmalıdır.</p>
<p>SPK’nın yatırım fonlarının kuruluşu, tasfiyesi, nitelikli yatırımcılara satışı ve portföy yönetim şirketlerinin faaliyetleri üzerinde geniş yetkileri bulunuyor. Dolayısıyla mesele yalnızca “mevzuatta boşluk var mıydı?” değil.</p>
<p><strong>Kurumların gücü</strong></p>
<p>Hafta başında sermaye piyasalarına uzun yıllardır emek veren ve onca şeye rağmen bugüne kadar sermaye piyasalarında “sistemik” bir riskin gerçekleşmemiş olmasında katkısı bulunan, piyasayı yakından bilen bir isim ile konuştum. Yaşananların ardından meselenin yeni bir organizasyonla ele alınması gerektiğini düşünüyor. Ona göre piyasalarda oluşan “bürokratik müsamaha” algısının ortadan kaldırılması için siyasi kararlılığın açık biçimde ortaya konması gerekiyor.</p>
<p>Önerisi daha da ileri gidiyor. BDDK, SPK, Borsa İstanbul, SDDK, MASAK, KGK ve Rekabet Kurulu gibi kurumların koordinasyonunu sağlayacak, güçlü siyasi destekle çalışan yeni bir yapılanma oluşturulması ve gerekirse yeni mevzuat düzenlemelerine gidilmesini öneriyor. Dikkate alınması gereken bir öneri bu…</p>
<p>Bu önerinin nasıl değerlendirileceği ayrı bir tartışma ama önerinin altında yatan soru önemlidir. Kurumların elindeki yetkiyi kullanabilme kapasitesi yeterince güçlü mü? Çünkü kağıt üzerinde yetki bulunması ile o yetkinin zamanında ve etkili biçimde kullanılması aynı şey değil.</p>
<p>Aynı ismin dikkat çektiği başka bir risk daha var. Böyle dönemlerde siyasi kararlılık geciktikçe bilgi kirliliği, abartılı rakamlar, popülist söylemler ve mağduriyet hikâyeleri devreye girebilir. O zaman da başlangıçta çözülmesi gereken sorun, kamu zararını büyüten ve gelecekte yeni riskler üreten bir yapıya dönüşebilir.</p>
<p><strong>Asıl mesele fon değil</strong></p>
<p>Günün sonunda ben yaşananları yalnızca bir “fon krizi” olarak görmüyorum. Hatta “kriz” yerine “fon skandalı” demek daha doğru olabilir. Çünkü fonlar burada daha büyük bir problemin görünen yüzü, yani semptomu olabilir. Krizleri çoğu zaman görenler vardır. Sorun, o bilgilerin zamanında eyleme dönüşmemesidir.</p>
<p>Kurumlar yalnızca binalar, yöneticiler ve çalışanlardan oluşmaz. Kurum; kuralın uygulanması, yaptırımın işlemesi, yanlış yapanın zamanında durdurulması ve doğru yapanın korunmasıdır.</p>
<p>Dolayısıyla bugün yapılması gereken sadece fon piyasasını yeniden düzenlemek değil. Yatırımcıya yeniden güveni vermek "Kurallar var. Kurallar uygulanıyor. Ve kim olursa olsun, kuralların dışına çıkıldığında sistem zamanında müdahale ediyor, demektir. Fon piyasasının yeniden büyümesi ve sermaye piyasalarının derinleşmesi bundan sonra ne kadar para toplandığıyla değil, yatırımcının bu cümleye ne kadar inandığıyla ölçülecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizinin-gosterdigi-88704</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizinin gösterdiği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kriz-nasil-geldi-88703</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kriz nasıl geldi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Asıl mesele, sık sık vurguladığım üzere, Türkiye’de tarihsel nedenlerle tasarruf sahipleri ve yatırımcılar arasında zaten kırılgan olan güvenin bir kez daha ciddi biçimde aşınmış olmasıdır.</strong></p>
<p>Karşı karşıya kaldığımız ve her geçen gün boyutlarının genişlediğine ve derinleştiğine şahit olduğumuz fon piyasalarından başlayan, ancak temellerinin hisse senedi piyasasında atıldığı bu organize dolandırıcılığın pek çok kurumsal, siyasi ve ekonomik sebepleri var. Tarihin her döneminde finansal dolandırıcılıklar olmuştur ve olacaktır. Ancak, bunların bugün Türkiye’de yaşadığımız ölçekteki büyüklüklere erişmesi ancak bazı koşulların bir araya gelmesiyle mümkün olabilir.</p>
<p>Bunlardan birincisi ekonomik ortamdaki gelişmelerdir. Eğer yanlış politikalar sonucunda enflasyon kalıcı bir şekilde yüksek seviyelere ulaşmış, ve aynı zamanda da toplumun önemli bir kısmının alım gücü önce enflasyon karşısında eksi mevduat faizleri vererek, sonrasında ise kemer sıkma politikalarıyla ciddi şekilde düşürülmüş ise, yüksek getiri arayışları artar, ve bu ortamda alternatif enstruman arayışları hızlanır. Türkiye’de de bunun sonucunda önce DTH’lara (ve onun bir türevi olan KKM’lere) ve altına doğru bir kayış yaşadık. Sonrasında ise, politikaların rasyonelleşmesi ile birlikte TL mevduatlarda bir toparlanma gördük. Ancak bu durum düşmüş olan alım gücünü geri getiremedi. Keza, bu dönem boyunca enflasyon da istenilen seviyelere gerilemedi.</p>
<p>Yüksek enflasyon ortamında sadece mal fiyatları değil, varlık fiyatları da yüksek bir oynaklık gösterir. Neyin ne kadar değer ettiği belirsizleşmeye başlar. Yerel para biriminden meblağlar anlamını yitirmeye başlar. (Öyle ki, son 2.2 milyar TL olayında, ben bile bir an durup, “ya bu para reel olarak neye tekabül ediyor?” demek ihtiyacını duydum. Dolara çevirip miktarın 45 milyon dolar olduğunu görünce de dudağım uçukladı. Tabi, bu miktar yapılan toplam vurgunun yanında leblebi-çekirdek o da ayrı!) Keza, hisse senedi fiyatlamaları da anlamını yitirmeye başlar. Böyle bir ortam dolandırıcılar için iyi bir zemin hazırlar.</p>
<p>Bu tip dolandırıcılıklara zemin hazırlayan ikinci oluşum ise siyasi ve hukuksal zaafiyetlerdir. Yapılan akademik çalışmalar demokratik, hukuki ve kurumsal altyapısı daha güçlü olan ülkelerde finansal dolandırıcılık faaliyetlerinin daha az yaygın olduğunu göstermekte. Bu krizde de, kurumsal altyapının sınıfta kaldığını söylemek mümkün. Bazı dolandırıcılıklar vardır ki, yavaş ve derinden oluşurlar. Kolay kolay tespit edilemezler. (Örneğin, Madoff’un dolandırıcılığı onlarca yıla dayanıyordu, fonunun içinde ağırlıklı olarak 1 milyon doların üzerinde yatırım yapan bireyler vardı, getirisi ise karşılaştırma ölçütlerinden çok az yüksekti.) Türkiye’de ise her şey gözler önünde cereyan etti.</p>
<p>Ortaya çıkan kurumsal (düzenleme ve denetleme) zaafiyetlerinin bir kısmı şöyle özetlenebilir: halka açılma kriterlerinin gevşetilmesi, halka açıklık oranlarının takip edilmemesi, hisse fiyatı ve piyasa değeri anormal derecede artan şirketlerle ilgili işlemlerin soruşturulmaması, yasa ilk çıktığında 470 bin dolara tekabul eden nitelikli yatırımcı kriterinin 12 yıl boyunca artırılmaması (2025 sonunda bu miktar 23 bin dolar düşmüştü), serbest fonların denetimsiz bir şekilde TEFAŞ’a (halka) açılması (bence bu fonlar esasen hiçbir şekilde TEFAŞ’a açılmamalı), risk profili düşük olması gereken PPF’lerin pay repo gibi enstrumanlarla çok riskli hale gelmelerine göz yumulması.</p>
<p>Ayrıca, Sn. Şimşek’in geçen kasım ayı başında borsalarda bazı manipülasyonlar olduğunu ve bununla ilgili önlemler alınacağını ifade etmesine rağmen bu önlemlerin ancak 10 ay sonra devreye sokulabilmiş olması da bir kurumsal zaafiyet. Benim kanaatim tedbir alma noktasında Sn. Şimşek’in bazı dirençlerle karşılaşmış olması. Sadece bu dolandırıcılıkları organize eden şahısların ve bu işten nemalanan hırsızların değil, eğer varsa tedbirlerin alınmasında gecikmeler yaşanmasına sebep olan mercilerin de kanun önünde hesap vermeleri adaleti sağlamak ve kamu vicdanını tatmin etmek açısından önemli. Düzenleyici ve denetleyici görevleri ifa eden kadroların da bir an önce liyakatlı ve dürüst ellere teslim edilmesi şart.</p>
<p>Fonlar ve finansal kurumlar arasındaki hâlâ tam çözülememiş bazı çapraz ilişkiler nedeniyle, kriz daha yaygın bir kapsama alanına yayılsa da, bunun sonucunda finansal sistemi tümden etkileyecek bir sistemik kriz ortaya çıkacağını düşünmüyorum. (Öte yandan, başta büyüme olmak üzere bazı makroekonomik etkiler olacaktır.) Ancak asıl mesele, sık sık vurguladığım üzere, Türkiye’de tarihsel nedenlerle tasarruf sahipleri ve yatırımcılar arasında zaten kırılgan olan güvenin bir kez daha ciddi biçimde aşınmış olmasıdır. Güven zor kazanılan ancak kolay kaybedilen ve tekrar yerine konması uzun zaman alan bir değerdir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kriz-nasil-geldi-88703</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kriz nasıl geldi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ciftcinin-geliri-azaldikca-kucuk-traktore-talep-artiyor-88702</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çiftçinin geliri azaldıkça küçük traktöre talep artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çiftçinin alım gücündeki düşüş traktör tercihlerine de yansırken, Türkiye’de 25-35 beygir aralığındaki küçük traktörlerin pazar payı yüzde 7-8’e ulaştı. AGCO Grubu ise 170-245 beygir gücündeki altı modelden oluşan yeni Massey Ferguson MF 7S MARK 2 serisiyle yüksek güç segmentindeki ürün gamını genişletmeye hazırlanıyor.</strong></p>
<p>Son yıllarda iklim olaylarına bağlı olarak artan kuraklık, su sorunu ve benzeri olumsuzlukların yanı sıra Amerika ve İsrail’in İran’a saldırısı ile yaşanan savaş mazot, gübre başta olmak üzere tarımda üretim maliyetlerini ciddi olarak artırdı. Maliyetler artarken tarımsal ürün fiyatlarının aynı oranda artmaması nedeniyle çiftçilerin geliri azalıyor. Çiftçinin gelirinin azalması ve alım gücünün düşmesi beygir gücü daha düşük traktör talebini artırıyor. Traktör üreticisi firmalar çiftçilerin bu talebi doğrultusunda beygir gücü daha düşük traktör üretimine yöneliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abde54327d2f-1790829891.png" alt="" width="559" height="581" />Fendt, Massey Ferguson ve Valtra markalarıyla dünyanın en büyük traktör üreticilerinden AGCO Grubu, Massey Ferguson traktörlerinde ara bir model olarak MF 7S MARK 2 serisini üretmeye başladı. Yeni model traktörler 30 Eylül’de bayilere ve iş ortaklarına tanıtıldı.</p>
<p>Yeni MF 7S MARK 2 serisi, önümüzdeki Kasım ayında İtalya'nın Bologna kentinde düzenlenecek Uluslararası EIMA Fuarı’nda alıcılara tanıtılacak, seri üretim ve ilk teslimatlar 2027 baharında başlaması planlanıyor.</p>
<p><strong>İlk tanıtım tarım gazetecilerine yapıldı</strong></p>
<p>Yeni model traktör serisinin tanıtımı ilk olarak tarım gazetecilerine yapıldı. AGCO Grubu’nun üretim tesislerinin olduğu Fransa’nın Beauvais şehrindeki fabrikaya yakın Boutencourt’ta düzenlenen basın etkinliğine Türkiye’den de bir grup gazeteci katıldı. Avrupa’nın farklı ülkelerinden 50’yi aşkın gazetecinin katıldığı basın etkinliğinde Massey Ferguson MF 7S MARK 2 serisi ayrıntılı olarak tanıtıldı.</p>
<p>Massey Ferguson Avrupa ve Orta Doğu Pazarlama Direktörü Jérôme Aubrion, AGCO'nun dünya çapındaki markası Massey Ferguson’un, dünya genelindeki çiftçilerden orta/yüksek güç ve boyut segmentinde traktörlere yönelik artan talebi karşılamak üzere özel olarak tasarlanmış yeni MF 7S MARK 2 serisini traktör ürün gamına eklediğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abde5536658d-1790829907.png" alt="" width="649" height="639" />Jérôme Aubrion, “MF 7S MARK 2 serisi, mevcut MF 7S ve MF 8S Xtra serileri arasına yerleşen 170 ila 245 beygir gücünde altı model içermektedir. MF 7S MARK 2 ile, MF 7S ve MF 8S Xtra serileri arasındaki boyut ve güç farkını kapatan ek modellerle traktör yelpazemizi genişletiyoruz. Ürün gamına eklediğimiz yeni traktörümüzü kısaca tanıtmak gerekirse; 7S MARK 2 olan bu traktör serisi 170 ila 245 beygir gücüne sahip. Bu beygir gücü arasındaki segment Avrupa'daki en büyük segment değil, ancak en stratejik olanı. Stratejik segmentlerden biri. Özetle, 7S MARK 2, ürün yelpazemize eklenen bir seridir. Bu kategorideki mevcut ürün yelpazesini tamamlıyor. Her seferinde mevcut bir seriyi yeni bir seriyle değiştiriyorduk. Ancak bu seri, mevcut seriyi tamamlıyor. Yani MF 7S'nin bir evrimi değil ve mevcut herhangi bir modelin yerini almıyor. Ardından, bir diğer önemli farklılaştırıcı unsur da kullanım ortamı. 7S MARK 2’nin stil, konfor ve teknoloji açısından daha ileri bir adım.” dedi.</p>
<p>7 S MARK 2 serisinin ek bir ürün yelpazesi; ancak konfor, yenilik ve stil açısından bugün bilinenlere kıyasla birçok yeni özellik taşıdığını belirten Aubrion sözlerini şöyle sürdürdü: “Tasarım, amiral gemisi traktörlerimizden ilham alıyor, bu nedenle MF 9S'e dayanıyor ve S serisinin ergonomisini koruyarak segmentteki en büyük kabine sahip. Operatör için neredeyse üç buçuk metreküp alan sunan bir kabin. Daha büyük kardeşleri 8S ve 9S'ten ilham alıyor. Ve bu güç segmentinde, bu kabin şu anda piyasadaki en büyük kabin. En azından 8S ve 9S'teki kabinden bahsediyoruz. Traktör ayrıca iki yeni nesil arayüze de sahip. Datatronic 6 ve FieldStar 6 var. Bu, daha büyük bir ekran, daha fazla işlevsellik ve daha sezgisel bir kullanıcı deneyimi anlamına geliyor. Yeni simgeler ve yeni navigasyonumuz var. Ayrıca yeni lastik boyutlarını da göreceksiniz. BKT ile özel bir ortaklığımız var. Artık segmentteki en yüksek lastikleri, iki metreye kadar çaplarda sunabiliyoruz.”</p>
<p><strong>Türkiye, traktörde önemli bir pazar</strong></p>
<p>Basın etkinliğinde Türkiye’nin traktörde çok önemli bir pazar olduğuna dikkat çekilerek şu değerlendirme yapıldı: “Türkiye, traktörde çok eski ve önemli bir pazar. Yıllara göre değişmekle birlikte, bazı yıllar 80 bin adet traktörün satıldığı, bazı yıllarda ise 25 bin adet satış yapıldığı bir pazar. Massey Ferguson, Türkiye’de en yüksek güç segmentinde yüzde 50 pazar payı ile 10 yıldan beri pazar lideri. Massey Ferguson'un sunduğu her ürün Türkiye için çok önemli ve hayati ürünlerdir. Çünkü Türk çiftçileri de yeni teknolojileri, tam zamanlı çalışanları, dijitalleşmeyi ve her şeyi entegre ederek ilerliyorlar. Türkiye, belki 12 yıl öncesine kadar Asya ve Avrupa arasında bir yerdeydi. Ama şimdi Türkiye, Avrupa'ya, Avrupalı ​​çiftçilere daha da yaklaşıyor. Avrupa’ya göre çiftçiler daha az sübvansiyon alıyor, ancak çiftçiler de yeni teknolojiye ve daha yüksek güce çok iyi odaklanıyorlar ve Massey Ferguson da bu konuda öncülük ediyor. 7S modellerinin olduğu segmentte pazar payımız yüzde 60'tır. Belki Avrupa veya İngiltere'ye göre daha az sayıda ürünümüz var, ama pazar payımız çok yüksek.”</p>
<p><strong>Alım gücü düştü, çiftçi traktör almada zorlanıyor</strong></p>
<p>AGCO Türkiye Genel Müdürü ve Orta Doğu Ticari Direktörü Mete Has, Türkiye’nin traktör satışlarında yüzde 50’ye yakın daralma olduğunu belirterek Türkiye pazarındaki durumu özetle şöyle anlattı: “Çiftçinin alım gücünün düşmesinin yanı sıra, çiftçi, uygun ve uzun vadeli krediye erişmekte sorun yaşıyor. Faiz oranları yüksek. Yaklaşık yüzde 50 faizle kredi kullanılması çok zor, çiftçi bu faizi ödeyemiyor. Ziraat Bankası’nın hazine destekli traktör kredilerinde yüzde 50 sübvansiyon var. Ama orada da limit düşük. Ziraat Bankası 2 milyon liraya kadar sübvansiyonlu kredi veriyor. Özel bankalarda bu sübvansiyon yok. Traktör üreticileri bankalarla işbirliği yaparak çiftçiye destek olmaya çalışıyor. Böyle olunca markalar sektörü ayakta tutmak adına faiz oranlarına, aynı sübvansiyonlu kredi gibi destekler vermeye çalışıyor. Ama bu sürdürülebilir değil. Çünkü son iki yıldır bunu yapmaya çalışıyoruz. Türkiye’de, 80 bin adet traktör satılırken son iki senede 40 bine, şimdi de 24-25 bin seviyesine doğru gidiyor. Bu en dip seviyelerden biri. En son 2019 yılında bu seviyeyi görmüştük, bir öncesinde de 2009 yılında görmüştük.”</p>
<p>Çiftçinin uzun vadeli, uygun faiz oranlarıyla krediye ulaşması halinde hem ekipmanını yenileme hem işletmesine yatırım yapma olanağı sağlayacağını belirten Mete Has: “ Çiftçi, tohum, ilaç, gübre gibi girdileri Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) ile Ziraat Bankası’nda kredi kullanıyor, gücünü buna harcıyor. Ama traktör hem parasal anlamda çok büyük bir yatırım onlar için hem de uzun vadeli bir yatırım olduğu için burada gerçekten düşük faizli uzun vadeli seçenek, kredi imkânı bizim sektörün büyümesini veya küçülmesini belirliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Çiftçinin gelirleri azaldı, giderleri arttı</strong></p>
<p>Ortadoğu’da yaşanan sorunlar nedeniyle, gübre, akaryakıt fiyatlarındaki aşırı yükselişin çiftçinin gelirlerinde büyük bir baskı oluşturduğunu belirten Mete Has sözlerini şöyle sürdürdü: “Giderlerinde çok ciddi artış olduğu için çiftçinin kendi elde ettiği kâr marjında bayağı bir sıkılaşmaya sebep oldu. Bunun üzerine tabii traktörde Euro 5’e geçişin zorunlu olmasıyla oluşan fiyat artışlarını kompanse etme, karşılama gücü zayıfladı. Burada da aslında bir handikap içerisindeyiz. Artan fiyatlar ve enflasyon karşısında çiftçinin giderleri çok arttı. Tarımda girdi maliyetleri yüksek. Burada tabii herkes elinden geleni yapıp ciddi destekleri sağlayarak, çiftçinin alım gücünü destekleyecek imkânlar sunmaya çalışıyor. Ama bu yeterli olmadığı için de pazarın yarı yarıya daraldığını görüyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Küçük traktör talebi artıyor</strong></span></p>
<p>AGCO Türkiye Genel Müdürü ve Orta Doğu Ticari Direktörü Mete Has, son yıllarda hem ekonomik baskı, gelirlerin azalıp giderlerin artması ile küçük traktöre talebi artırdığını belirterek: “Massey Ferguson olarak izim 50 beygir altında sunduğumuz bir traktörümüz yok. Ama Türkiye’de 50 beygir altı traktör pazarı büyüyen bir pazar. Özellikle ekonomik anlamda sıkılaşmanın olduğu, daralmanın olduğu, çiftçi gelirlerinin düştüğü bir ortamda daha ucuz, daha küçük traktörlere yönelim var. Ayrıca, 50 beygir altında traktör talebi, hobi bahçeciliğinden, seralara ve benzeri örtü altı yetiştiriciliğinde, meyvecilikte küçük traktöre ihtiyaç var. Ayrıca tarım dışındaki işletmeler, devlet veya kamu işletmeleri, belediyeler de bu getir götür temizlik ve benzeri işler için küçük traktör istiyorlar. Bundan dolayı da 25 beygir ile 45 beygir arasında segmentte bir ilgi var. Bu ilgi de öyle bir büyüdü ki pazar payı anlamında neredeyse bu 25 - 35 beygir aralığı yüzde 7- 8 paya ulaştı. Yani 40 bin adetlik Pazar olduğu varsayılırsa 3-4 bin adedi bu küçük traktörler almaya başladı. Küçük traktöre doğru tüm dünyada bir eğilim var” dedi.</p>
<p>Yüksek segmentteki fiyat sıkıntısı veya çiftçinin gelirlerinin azalması, karlarının düşmesinden kaynaklı olarak daha ekonomik, daha uygun traktörle ihtiyacını karşılamaya başladığını anlatan Mete Has sözlerini şöyle sürdürdü: “Ama üzerindeki donanımları biraz daha azaltılmış, orta segment ya da lüks olmayan traktörlere eğilim var. Böyle olunca da tabii Uzakdoğu başta olmak üzere Türkiye'de ki üretilen traktörlere ilginin veya potansiyelin artması lazım. Türkiye'deki en büyük sıkıntı, döviz kurunun enflasyon bazında artmamasından kaynaklı olarak ihracat şansımızın azalmış olması. Türkiye'deki iç pazarda traktör satışı geçen sene 40 bin 500 adetle kapatırken bu sene 30 bin adede iner diyorduk ama şu an böyle giderse 26 bin bandına kadar inecek. Biz 26 bin adet satışı 2019'da görmüştük.” </p>
<p>Markaların da ellerindeki stokları değerlendirmek için üreticiye bazı kolaylıklar sağladığını hatırlatan Mete Has, traktör fiyatlarında yılbaşından bu yana fiyat artışı olmadığını ancak yüksek faiz ve ekonomik sebeplerle çiftçinin traktöre yatırım yapamadığını söyledi. Has: “ Çiftçi traktörü hala Ocak-Şubat’taki fiyatlardan alabilir durumda. Ama işte faiz olayı var.Çiftçi peşinat veremiyor. Kredi kullanacak ama faiz çok yüksek. Bizlerin tarafında fiyat artışı var ama biz bunu çiftçiye yansıtamadığımız için, bahsettiğimiz zorlukları çiftçi yensin diye desteklediğimiz için marka olarak bile bütün kar marjlarımızı bayiler bile neredeyse sıfırladık. Bu, uzun süre sürdürülebilecek bir şey değil ama şu zor süreci noktayı en azından beraber atlatalım diyoruz. Düşük karlarla zararına satışlar gibi bir durumumuz var. Bunun geçeceğini biliyoruz. Tüm dünyada, Avrupa'da, Amerika'da 2027'de toparlanma bekleniyor.” bilgisini verdi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Büyük traktörlerde pazar lideri</strong></span></p>
<p>Massey Ferguson’un yüksek beygirli traktörlerde uzun süreden beri Türkiye’de pazar lideri olduğunu hatırlatan Mete Has bunu nasıl sağladıklarını şu sözlerle anlattı: “MF 7S olsun diğer yüksek beygirli traktörler veya teknolojisi yüksek traktörler konusunda liderliğimizi ürünlerimizin kalitesi, verimliliği, çiftçiye kattığı değerin yanı sıra satış sonrası gücümüzden kaynaklanıyor. Bütün bayilerimiz satış, servis ve yedek parçayı tek çatı altında sunan 7/24 saha servisi hizmetleri veren, yerinde hizmet verebilen mobil ekipleriyle de hem parçayı hem servisi ulaştıran ekipler. Böyle bir teşkilat ilk kurulduğumuzdan beri devam ediyor. Otomotiv kalitesinde hizmet sunuyoruz. Öyle olunca çiftçi de korkmuyor. Massey alırsam yarı yolda kalmam 7/24 hizmet alırım diyor. Ülke genelinde mobil, gezici servisler hariç 250 civarında servisimiz var. Türkiye'de tarımın yapıldığı her yerde bayiliğimiz ve her bayiliğimizin de geniş bir servis ve parça ağı var.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ciftcinin-geliri-azaldikca-kucuk-traktore-talep-artiyor-88702</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çiftçinin geliri azaldıkça küçük traktöre talep artıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/son-gelismeler-88701</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Son gelişmeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em><strong>Fon piyasasındaki son gelişmelerin gölgesinde ekonomide dikkat çeken başka gelişmeler de yaşanıyor. İşgücü piyasasında geniş tanımlı işsizlik yükselişini sürdürürken, dış ticarette ithalatın daha hızlı artması ve 100 dolara yaklaşan petrol fiyatları maliyet baskısını artırıyor. ABD’nin uzun vadeli tahvil faizlerindeki yükseliş de Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için finansmana erişim koşullarını zorlaştırabilecek bir tabloya işaret ediyor.</strong></em></p>
<p>Sağ olsun, Şeref Oğuz çok güldürdü beni: Salı günkü yazısının başlığına bakın: “Fonuma kadar beni kim soyuyor?” Üzerinde yaşadığımız mümtaz topraklar böyle işte. Ekonomide kriz çıkar, hep birlikte fakirleşiriz, avunacak bir şey illa ki olur. Mesela akademisyen olarak: “Yeni bir makale konusu çıktı” ya da krizler üzerine kitabı olan bir yazar olarak “2009’daki ilk baskı 182 sayfaydı, nihayet biraz daha ‘ele gelecek’ (mesela 2020’deki altıncı baskıda 312 sayfaya çıktı)”. Yüzümüz hep gülsün diyen bir vatandaş olarak: Akıl almaz bir hırsızlık-dolandırıcılık-yolsuzluk patlar, “bak şu başlığa ne kadar da güldürdü beni.” Tabii bir de aynanın öteki yüzünde ekonomik krizde işini kaptıranlar, batan şirketler, ya da son olaydaki gibi parasını kaptıranlar var.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abde44d88496-1790829645.png" alt="" width="312" height="246" />Tam 2 milyar nasıl bir kişisel hisse/portföy kazancı olabilir derken bir de 10 milyar çıktı ortaya. “Aaa iki de azmış” duygusu oluştu bende. Bu yazının gazeteye gönderilmesinden sonra 10 milyarı da küçümsetecek yeni bir haber çıkar mı?  Neyse… Gelin bunlar yaşanırken, son birkaç günde ‘başka’ neler oldu kısaca onlara bakalım.</p>
<p>Çarşamba günü Ağustos ayı işgücü verileri açıklandı. Ponzi sistemi sayesinde birkaç ayda 2 milyar lira yok o az, 10 milyar lira kazananların olduğu ve bunlardan (ortadaki 18-20 milyar dolar değeri doğruysa) yüzlercesinin daha olmasının gerektiği bir ülkede, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 31 oldu. Son bir yılda durum şu (yüzde olarak): 2025’in son çeyreği 29,7, 2026’nın ilk çeyreği 30, ikinci çeyreği 29,9 ve Temmuz ile Ağustos ortalaması 30,8: Yükseliyor. Yılın ilk sekiz ayında ihracatımız yüzde 4 artarken, ithalat artışı yüzde 5,3 oldu.</p>
<p>Brent ham petrolünün fiyatı 100 doların biraz altında seyrediyor. Motorin fiyatları Haziran ortasından beri keskin biçimde arttı. Bir başka önemli sorun ABD uzun vadeli Hazine tahvil faizlerinin yükseliyor olması. Grafikte küreselden bir yıl öncesinden başlayarak 28 Eylül 2026’ya kadar gerçekleşen 10 ve 30 yıl vadeli tahvil faizlerinin seyri yer alıyor. Türkiye’yi en az iki açıdan ilgilendiriyor. Birincisi, hem Hazine’nin hem de bankalar ile finans dışı şirketlerin döviz cinsinden borçlanmalarının maliyeti artıyor. İkincisi, faiz artışı ve ona yol açan nedenler devam ederse bizim gibi ülkelere yönelik risk alma iştahı olumsuz etkilenebilir. Bunun da hem miktar hem de maliyet olarak bize yansıması olur.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/son-gelismeler-88701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son gelişmeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayisizlesmeyi-engellemenin-sirri-planlama-88700</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayisizleşmeyi engellemenin sırrı: Planlama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sanayileşmenin refah, sanayisizleşmenin ise eşitsizlik ve yoksulluk ürettiğine dikkat çekilen yazıda, Çin’in kalkınma deneyimi üzerinden planlamanın stratejik önemi ele alınıyor. Plan disiplininin kaynak tahsisi, teknoloji, üretim ve geri bildirim mekanizmalarıyla sanayisizleşmenin önlenmesinde kritik bir araç olduğu vurgulanıyor.</strong></p>
<p>Yola çıkarken, “<strong><em>sanayileşme refah, sanayisizleşme eşitsizlik ve yoksulluk yaratıyor</em></strong>” ilkesinin izini süreceğimizi söyledik. <strong>Daron Acemoğlu</strong>’nun saptamalarından yararlanarak sa<strong>nayileşmenin</strong> refah yaratıcı özellikleriyle, <strong>sanayisizleşmenin</strong> yarattığı eşitsizlik, yoksulluk ve yoksulluklara değindik. <strong>Sanayisizleşmenin</strong> yarattığı olumsuzlukları önlemenin ve tersine çevirmenin yol ve yöntemlerini aramalıyız.</p>
<p><strong>Sanayisizleşmenin </strong>olumsuz sonuçlar yaratmamasının istiyorsak; halkımızın akıl birikiminin bize öğrettiklerini anımsayalım: <em>“Alet yapar, el övünür</em>” uyarısına alıcı bir ruhla yaklaşalım. Çin örneğinden yola çıkarak “<strong><em>plan disiplinin</em></strong>” sermaye kadar faydalı bilgi kullanmada yarattığı etkili sonuçlardan dersler çıkarmaya çabalayalım.</p>
<p>Önce temel varsayımımızı netleştirelim: Bugün iki süper güçten biri olan <em>Çin’in yüzyılımızdaki başarısının sırrı, plan anlayışı, hazırlama disiplini, uygulama sorumluluğu ve geri bildirimle sorgulama özgüvenidir</em>.</p>
<p>“<em>Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin Ulusal Ekonomik ve Sosyal Kalkınmanın 15. Beş Yıllık Planı’nın Hazırlanmasına İlişkin Öneriler</em>” 2025 yılında kabul etti.</p>
<p>Ülke geneli için hazırlanan 15’inci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın merkez düşüncesini kavrayalım: “<em>Yüksek kaliteli kalkınma, yüksek düzeyde dışa açılım</em>” için yüksek düzeyli bir tasarım sunulması yanında, diğer ülkelerle ekonomik ve ticari açılım için yeni büyüme alanları ve stratejik fırsatlardan da yararlanılacak.</p>
<p>Kabul edilen önerileri Çin’in Büyükelçilikleri ve Konsolosluk görevlileri çok sayıda ülkenin medyaları aracılığıyla paylaştı.</p>
<p><strong>Çin’deki plan disiplini</strong></p>
<p>Çin resmi yetkilileri amaç ve hedeflerini paylaşırken ülke ölçeğinde kendi önceliklerini de sıralıyor: <strong>Öncelikle,</strong> bilimsel bir şekilde beş yıllık planlar hazırlamak ve bunları ardışık biçimde hayata geçirmenin ülke yönetimine önemli deneyimler kazandırdığı içselleştiriliyor. Çin’e özgü sosyalizmin başlıca üstünlüklerinden biri olduğu ileri sürülüyor. <strong>İkincisi</strong>, beş yıllık planların Çin icadı olmadığı gibi, Çine özgü bir uygulama da olmadığına işaret ediliyor; “<em>Sistemi uzun vadede kararlılıkla uygulayarak büyük başarılar elde eden tek ülkenin Çin olduğu”</em> belirtiliyor. <strong>Üçüncüsü</strong>, İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyanın yaklaşık üçte birinde beş yıllık plan uygulamaları gerçekleştirildiği; değişik nedenlere çoğu ülkenin plan disiplinini terk ettiği anımsatılıyor. <strong>Dördüncüsü</strong>, Çin Komünist Partisi’nin güçlü liderliğiyle kuşaktan kuşağa aktarılan bir kararlılıkla 1953’ten 2025’i kadar 14 adet beş yıllık planı hayata taşıyan dünyanın ender görülen kalkınma mucizesi yarattığının altı çiziliyor. <strong>Beşincisi</strong>, uluslararası ortamın son derece karmaşık olduğu, belirsizliklerin ve istikrarsızlıkların iç içe geçtiği günümüzde “<em>tek bir planı sonuna kadar uygulama</em>” konusundaki stratejik kararlığın öngörülebilir politika çerçevesi; elverişli bir “ <em>belirlilik alanı” </em>sağladığı; geleceğe yatırım yapmanın önünü açtığı da iddia ediliyor.</p>
<p>Kalkınmanın yüksek kaliteli, dengeli ve sürdürülebilir hedeflerine erişebilmesi için 15. Beşinci Kalkınma Planı’nın;</p>
<p><strong>- İmalat sanayisini omurga edinen modern bir endüstriyel sistem</strong> kurulacağı,</p>
<p>- Sanayi ve geleceğin sektörlerini sürekli geliştirerek yeni enerji, yeni malzemeler, stratejik ve yenilikçi sanayi kümelerinin oluşumunun hızlandırılacağı,</p>
<p>- Bilim ve teknolojide kendi kendine yeterlilik ve kendini güçlendirme kapasitesinin önemli ölçüde artırılacağı,</p>
<p>- Bilimsel ve teknolojik bağımsızlığa yönelik çabaların “<em>yüksek duvarlı küçük avlu</em>” inşa etmek için değil; “<em>açık, adil, hakkaniyetli ve ayırımcılık içermeyen bir bilimsel ve teknoloji ortamı</em>” oluşturulacağı,</p>
<p>- Yenilikçi başarıların tüm insanlığın ortak refahına daha iyi hizmet etmesini sağlamak için değerlendirileceğini taahhüt ettiği açıklanıyor.</p>
<p><strong>Yön belirlemenin önemi</strong></p>
<p>Planlar, eğilimlerin yarattığı fırsat ve tehlikelerle elimizin menzilindeki olanak ve kasıtlar arasında dengeler kurmanın, dengeleri korumanın ve geliştirmenin araçlarıdır. Planlama aracı, ön-araştırmalarla başlar, ülkenin gideceği yönle ilgili amaçları belirler; stratejileri kurgular ve hedefleri gösterir.</p>
<p>Plan için ön-araştırmaların yapılması, araştırma sonuçlarının analiz edilerek sorgulanmış varsayımlara dönüştürülmesi “<em>zamanın ruhunu okuma ve yaşamın öz gerçeğine yaklaştıran karar almayı ve etkili uygulama yapmayı</em>” besler.</p>
<p>Yılın sonuna gelinmesi nedeniyle, kurumsallaşmış büyük ölçekli iş örgütleri ile bazı orta ölçek iş örgütlerinin kamu ile paylaştığı “<em>sürdürülebilirlik raporları”, “stratejik yöneliş önerileri”, “çevre analizleri</em>” gibi değişik başlıklarla sunulan çalışmalar planlamanın ilk adımını oluşturur. Ön-araştırma verilerini analiz ederek, kurum için anlamlı olabilecek varsayımları sorgulamak etkili iş yapmanın gerek şartıdır. Sorgulanmış varsayımlarla oluşturulan zihni modeller deney yapma ve deneyim kazanmanın etkili araçlarıdır.</p>
<p>Ülkemizde 1960’lı yıllarda önemsenen, popülist ve pragmatist siyasetçilerin sulandırdıkları plan çalışmaları sürdürülseydi, özel ihtisas komisyon raporları veri eksiklerini tamamlayabilirdi. Ayrıca ihtiyaçlar ve ihtiyaç önceliklerinin belirlemesindeki boşlukları doldurabilirdi. Uygulamalarda model ve metot eksiklerini giderebilirdi. Öngörülen hedefler ile uygulama sonuçları arasındaki makası tanımlayan “<em>deneysel mesafe ayarlarında</em>” gelişme yaratabilirdi. Bugün çoğunluğumuzun kaygılandığı “<strong><em>sanayisizleşme tuzaklarına</em></strong><em>” </em>düşülmeyebilirdi.</p>
<p>Plan disiplini, faydalı bilgi üretmenin de aracıdır. Plan çalışmaları kararlılıkla sürdürülseydi, bir önceki dönemin yanlışlarını sözel ve yazılı iletişimle paylaşarak deneyim haline getirebilme potansiyeli değerlendirilebilirdi. Plan disiplininin “<em>geribildirim</em>” yoluyla sapmaları düzelterek tekrarlanan hataları azaltmasına katkı yaparak değer katabilirdi.</p>
<p>Plan disipliniyle üretilen faydalı bilginin iki yönü vardır: Biri, değişmeler baskın hale gelmeden öngörerek gerekli alternatifleri oluşturma. Diğeri de, toplumsal refahı artırarak yaşamı kolaylaştırmaya katkı yapacak üretimleri gerçekleştirme.</p>
<p>İçinden geçtiğimiz sürecin temel karakteri hızdır; hızlı değişim jeopolitik alanında, hükümetlerin kararlarında, işgücü hareketlerinin dönüşümünde, nüfus hareketlerin yarattığı oluşumlarda, kültürel etkileşimlerde ve teknolojin etkilerinde gözleniyor. Plan disiplini çerçevesinde değişmeler izlenseydi, varsayımlar sorgulanır, kaliteli bir yönetimin gerek şartlarından biri yerine getirilmiş olurdu. Hızlı değişme sürecinde çevre analizleri kolektif gücün iş istihbaratı desteğini alsaydı, kaynak tahsisinde sapmalar azaltılabilirdi.</p>
<p>Plan disipliniyle iş örgütlerinin gücü ile kamu yönetiminin gücü birleşince, sanayileşmenin yönünü doğru belirlenebiliyor. Yatırım yapılması gereken alanlar kadar, koşullarına uymayan alanlarla ilgili <strong><em>vahşi ayıklamayı önleyecek geri çekilme planları</em></strong> etkin kaynak kullanımı sağlayabiliyor. Ölçek ekonomisi ve proje-odaklı ölçeklendirme daha etkin kaynak tahsisinin önünü açıyor. Geribildirimlerle yapılan hataları tekrarlamayı en az düzeye indirebiliyor. Makroiktisadi önlemlerde iç tutarlılık sağlayarak güveni artırabiliyor.</p>
<p><strong>Tabandan tavana ilerleme</strong></p>
<p>Plan disiplinini “<em>Çin faktörünü yaratan güç</em>” olarak tanımlarsak abartılı bir değerlendirme yapmış olmayız. Çin 75 yıldır sahadan başlayan faydalı bilgi derleme, biriktirme ve işleme deneyiminden yararlanıyor.</p>
<p>Oda ve borsa seçimlerinin neleri tartışması gerektiğini sorgulayan bir dizi yazıda düşüncelerimizi paylaştık. Ekonomik büyümenin ve toplumsal refahı artırmanın iki temel bileşeni üzerinde önemle durmamız gerekiyor: Biri, sermaye yeterliliği ve erişilebilirliği. Diğeri ise faydalı bilginin çoğaltılması…</p>
<p>- Planlar tabandan tavana kolektif bilgiyi geliştirir ve çoğaltır.</p>
<p>- Planlar, bilimsel bilgi, mühendislik bilgisi ve toplumsal bilgi ihtiyacımızı netleştirir.</p>
<p>- Planlar, uyum sürecini hızlandırır; yaşamı kolaylaştırıcı maddi ve kültürel zenginlik üretimini destekler.</p>
<p>- Planlar, ihtiyaçlar ve ihtiyaç önceliklerine göre kaynak tahsisinin yolunu aydınlatır.</p>
<p>- Planlar, eğilimlerin fırsat ve tehlikeleri, olanak ve kısıtlarımız hakkında “erken uyarı” aracı olarak farkındalığımızı artırır; birikimlerimizi güçlendirir; bilincimizi yükseltir, bakış açımızı zenginleştirir, beklentilerimizi dengeler ve bereketli sonuçlara ulaşmamızı sağlar.</p>
<p>“<strong>Sanayisizleşme sürecinin</strong>” büyük bedeller ödetmesini istemiyorsak planlama kurumunu talep edelim, sahiplenelim, koruyalım ve geliştirelim ki refahımız artsın.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayisizlesmeyi-engellemenin-sirri-planlama-88700</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/768-1790829538.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayisizleşmeyi engellemenin sırrı: Planlama ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kotuyu-kotulugu-savunan-gizli-kotuler-88699</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kötüyü, kötülüğü savunan gizli kötüler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tera fon faciasında gördüğümüz gibi, kamu gücünü, siyasi yakınlığı kullanarak halkı fonuna dek soymak, başlı başına kötülüktür. Önce gizli kötü oluyorsunuz fakat hayat sizi açığa çıkarıyor.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Basit cehalet (<strong>bilgisizlik</strong>) öğrenilebilir ve düzeltilebilirken, bilinçli olarak <strong>cehalet yaymak</strong>, örgütlemek, <strong>ödüllendirmek</strong>, menfaat elde etmek, artık cehalet değil, <strong>sistematik kötülüktür</strong>. Trafik kuralını bilmiyor olmak cehalet sayılsa da <strong>kasten aracıyla üstünüze süren</strong>, özünde kötü biridir.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ: Evrensel ahlak </strong>kurallarını bilmemek, cehalet ile izah edilemez. <strong>Yasaların bilinirliği</strong>, bundan <strong>3,800</strong> yıl önce <strong>Hammurabi</strong>’nin Babil’de astığı tabletlerle duyurulmuş, “<strong>cahildim, bilmiyordum</strong>” ifadesi mazeret olmaktan çıkmıştı. Ancak <strong>kötülerin sorunu cehalet değil, ruhlarındaki çürümedir</strong>.</p>
<p><strong>CEHALET KÖTÜLÜĞE MAZERET OLAMAZ, CAHİL KALMAK KÖTÜLÜK ZATEN</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM: Cehalet bu topraklarda hep vardı ancak hiç bu kadar cesaretlendirilmemiş, örgütlenmemişti</strong>. Bunu, hak ihlal eden, yasa çiğneyen birini <strong>uyardığınızda</strong> anlıyorsunuz. Kırmızı ışıkta yayaların üzerine süren birini uyarmaya kalktığımda saldırganlaşıp, “<strong>sana ne</strong>” diye tehdit edebilmişti.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM: Engellinin yerine aracını park edenler</strong>, orayı aracıyla işgalin <strong>yasak olduğunu</strong> bilmiyor değildir. Kötü kalbi, <strong>hak yemeyi kendine hak görüp </strong>bunu yapabiliyor. Tuhaf olan, “<strong>yanlış</strong> <strong>yapıyorsun, orada park etme</strong>” uyarısına, çoğu gizli kötü; “<strong>belki engellidir</strong>” diye utanmadan mesaj yazabiliyor.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Kötülere dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>En büyük kötülük hangisi?</em></strong></p>
<p>Eylemini, “<strong>kamu yararı</strong>” adıyla sunanlara bakın. Misal ekonomide <strong>yanlış veri üretmek</strong>, cehaletten değil, <strong>kötülükten</strong> gelir. Muktedirin gözüne girmek için <strong>çarpıtılan veri</strong>, ekonomiye büyük kötülüktür.</p>
<p><strong>Kötülüğü cesaretlendirmek?</strong></p>
<p><strong>Ceza görmemiş ilk suçtan daha cesaret verici bir şey yoktur</strong>. Üstelik cehaleti kutsayıp, <strong>suçlulara</strong> <strong>müsamaha</strong> göstermek, <strong>iyilere karşı işlenmiş </strong>en büyük <strong>sosyal cinayettir</strong>. Toplumu çürüten budur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>KAMU KAYNAKLARININ KÖTÜYE KULANIMINI NORMALLEŞTİRMEYİN</strong></p>
<p><strong>Toplumsal kutuplaşmanın körüklenmesi</strong>, bilimsel gerçeklerin ideolojiye kurban edilmesi<strong>, medya ve trol ordularının organize yalan yayması</strong>, kamu malının yandaşa, candaşa, zombi şirkete peşkeş çekilmesi; “<strong>masum bilgisizlik</strong>” olmaktan çıkmış, <strong>toplumda kötülerin iklimini muktedir</strong> kılmıştır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KÖTÜLÜK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Cehalet</strong>: Bütün kötülüklerin anasıdır. Ancak eğitim ile geçmeyenine “taammüden kötülük” deriz</p>
<p><strong>İhanet</strong>: Size emanet edilene hainlik yapmak, güveni kötüye kullanmak, dostu, değerleri satmak</p>
<p><strong>Hıyanet</strong>: Bilerek isteyerek zarar verme hali. Cahillikle ilgisi kalmamış, bilinçli kötülerin tutumu</p>
<p><strong>Gaflet</strong>: Doğrudan, güzelden, iyiden haberdar olmama hali… Cehaletin eğitilerek giderileni</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kotuyu-kotulugu-savunan-gizli-kotuler-88699</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/Hisse-borsa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kötüyü, kötülüğü savunan gizli kötüler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektriksiz-koyden-temiz-enerjinin-merkezine-88698</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektriksiz köyden temiz enerjinin merkezine</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Temiz enerjiyi konuşurken gözümüz hemen megavatlara, milyar dolarlık yatırımlara, yeni teknolojilere gidiyor. Oysa bazen bütün bu büyük dönüşümü tek bir insanın hayat hikâyesi anlatabiliyor.</p>
<p>Elektriğin olmadığı bir köyden çıkıp bugün İstanbul’da dünyanın enerji yöneticilerini aynı masada buluşturmak...</p>
<p>YEO Teknoloji’nin Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Tolunay Yıldız’ın hikâyesi tam da böyle. Köyüne elektrik geldiğinde altı yaşındaymış. Bugün ise enerji üreten, depolayan ve altyapı kuran bir şirketin başında. Şirketinin ev sahipliğinde dün İstanbul’da başlayan 16’ncı Dii Desert Energy Zirvesi üç gün sürecek. Enerji güvenliği, yenilenebilir enerji, depolama, hidrojen ve bölgesel bağlantılar masada.</p>
<p>Dii Desert Energy CEO’su Cornelius Matthes, Türkiye’nin Avrupa enerji güvenliğinde önemli rol oynadığını vurguluyor. Orta Asya, Hazar ve Azerbaycan üzerinden kurulabilecek bağlantılara, Doğu Akdeniz’deki hidrojen altyapısına dikkat çekiyor. Elektrik, hidrojen ve depolama çözümlerinin birlikte ele alınması gerektiğini söylüyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6abde2f12ca36-1790829297.jpg" alt="" width="600" height="387" />
<figcaption><strong>Dii Desert Energy CEO’su Cornelius Matthes, Türkiye’nin Avrupa enerji güvenliğinde önemli rol oynadığını vurguluyor. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Matthes’in dikkat çektiği bir başka alan da sanayi ve teknoloji. Türkiye’deki üretim tesislerinin Avrupa’nın rüzgâr enerjisi sektörüne katkısına işaret ederken, batarya sistemleri ve dönüşümün diğer kritik bileşenlerinin üretimiyle bu ilişkinin daha da gelişebileceğini belirtiyor.</p>
<p>Türkiye açısından asıl mesele ise burada.</p>
<p>Güneşi ve rüzgârı bol bir ülke olmak artık yetmiyor. Ürettiğiniz elektriği taşıyacak şebekeniz yoksa santral kurmanın anlamı sınırlı kalıyor. Güneşin olmadığı, rüzgârın kesildiği saatlerde devreye girecek depolama kapasitesi de gerekiyor.</p>
<p>2035 için konuşulan 120 gigavatlık güneş ve rüzgâr hedefi de yalnızca kaç santral kurulacağı sorusu değil. Şebeke, depolama ve yeni enerji bağlantıları da aynı hesabın içinde.</p>
<p>Türkiye’nin önündeki fırsat burada. Avrupa’nın temiz enerji ihtiyacına yalnızca elektrik satarak değil; ekipman üreterek, teknoloji geliştirerek, enerjiyi depolayarak ve bölgesel bağlantılar kurarak cevap verebilmek.</p>
<p>Elektriksiz bir köyden İstanbul’da dünyanın enerji yöneticilerini buluşturan zirveye uzanan bu hikâye, dönüşümün çarpıcı bir özeti.</p>
<p>Çünkü enerji dönüşümü artık sadece daha fazla elektrik üretmek değil. O elektriği üretmek, taşımak, depolamak ve gerektiğinde başka ülkelere ulaştırabilmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektriksiz-koyden-temiz-enerjinin-merkezine-88698</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektriksiz köyden temiz enerjinin merkezine ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88696</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa yatırımcısını şimdi ne bekliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100’de Sert Düşüş Devam Ediyor! Borsa Yatırımcısını Şimdi Ne Bekliyor? | Ekonomi Masası | 01 Ekm" src="https://www.youtube.com/embed/khDfL6p7tmc" width="800" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88696</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/6/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1773899165.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/30-yillik-perakendeci-bozok-sefe-danisti-hizli-makarna-ile-300-subeyi-hedefledi-88697</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> 30 yıllık perakendeci ‘Bozok Şef’e danıştı, ‘hızlı makarna’ ile 300 şubeyi hedefledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KİĞILI </strong>Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Hilal Suerdem</strong>’in danışmanlarından 10 gün önce bir davet ulaştı:</p>
<ul>
<li><strong>İş dünyasının girişimci ruhuyla gastronominin yaratıcılığını buluşturan yeni bir hikaye, çok yakında İstanbul’la buluşuyor.</strong></li>
<li><strong>Hilal Suerdem’in yatırımcı kimliğiyle hayat verdiği, Murat Bozok’un gastronomi deneyimiyle şekillendirdiği bu hikayenin ilk durağına bekliyoruz.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abde20445b61-1790829060.png" alt="" width="657" height="404" /></strong>Türkiye Voleybol Federasyonu (TVF) Başkanı <strong>Mehmet Akif Üstündağ </strong>ile ünlü oyuncu <strong>Oktay Kaynarca</strong>’nın da katıldığı buluşmaya gittim. Kiğılı’nın kurucusu <strong>Abdullah Kiğılı</strong>’nın damadı olan <strong>Hilal Suerdem</strong>’e gastronomi sektörüne girişe nasıl karar verdiğini sordum, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Kiğılı’da aktif görevlerimi kızım Sena Suerdem Camcı’ya bırakmıştım. 30 yılı aşan perakende tecrübemle kendi işim olarak bir şeyler yapmayı düşünürken fast food (hızlı yemek) tarafında açık bir tarafı gördüm. O da makarna idi.</strong></p>
<p>Ünlü Şef <strong>Murat Bozok</strong>’la 1.5 yıl kafa yorduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Yani, sadece makarna üzerine kurulu bir fast food modeli yoktu. Bu alanda kendi markamızı oluşturmak için 1.5 yıl çalıştık. Marka olarak </strong>“Pastafino”<strong>da karar kıldık.</strong></p>
<p><strong>Hilal Suerdem, </strong>yol haritasını belirlerken öncelikle şu soruyu gündeme getirdiklerini bidirdi:</p>
<ul>
<li><strong>Dünyada yüksek tüketime sahip taze makarnanın Türkiye’de neden fast food kültüründe yeri yok?</strong></li>
</ul>
<p>Pastafino’nun öyküsünün bu şekilde başladığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>30 yıllık perakende birikimimizi İtalyan mutfağının zarafeti ve Anadolu’nun samimi lezzet dokunuşlarıyla harmanladık. Bu yüzden ne tamamen İtalyan, ne de tamamen Türk. Soslarımızı da tescilledik.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abde216be6ce-1790829078.jpg" alt="" width="700" height="394" /></strong>1.5 yıllık süreçte makarna ile ilgili Ar-Ge de yaptıklarını kaydedip, büyüme planlarını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Past</strong><strong>a</strong><strong>fino’yu Türkiye’den doğup farklı şehir ve ülkelerde büyüyebilecek bir marka olarak kurguladık. 2026’yı kendimizi kanıtlama ve altyapıyı tamamlama yılı olarak görüyoruz. 2027 ise Türkiye genelinde franchise ve sahibi olduğumuz şubelerimizin yayılım yılı olacak.</strong></p>
<p>İstanbul başta olmak üzere Ankara, İzmir, Antalya, Trabzon ve Diyarbakır’da 2027 sonuna kadar 50 franchise şubeye ulaşmayı hedeflediklerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>2028 sonunda ise toplamda 300 franchise şubeye ulaşmayı ve Almanya ile Yunanistan başta olmak üzere Avrupa pazarına açılmayı planlıyoruz. İlk şubemiz İstanbul’da KoruFlorya AVM’de bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>Suerdem, </strong>üretim modelini de şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Makinelerimizi İtalya’dan getirdik ve makarnamızı her gün restoranımızda kendimiz üretiyoruz. Soslarımızı kendi reçetelerimizle üretiyoruz. Diğer malzemelerimizi günlük olarak temin ediyoruz.</strong></p>
<p>Şef <strong>Murat Bozok</strong>’a döndü:</p>
<p>-          <strong>Lezzet standardının arkasında danışman Şefimiz Murat Bozok var. Onun hazırladığı menüde Fettuccine Alfredo gibi klasiklerin yanında köz patlıcanlı rigatoni gibi Anadolu esintili tatlar yer alıyor.</strong></p>
<p>Pastafino Danışman Şefi <strong>Murat Bozok</strong>’un bu projeye nasıl dahil olduğunu merak ettim:</p>
<p>-          <strong>Sizi daha çok lüks restoranlarda şef ya da danışman şef olarak gördük. İlk defa fast food tarafına danışman olarak imza atıyorsunuz.</strong></p>
<p><strong>Bozok, </strong>projedeki etkisini aktardı:</p>
<p>-          <strong>Bugüne kadar lüks restoranlarda veya zahmetli şekilde erişilebilen taze makarnayı çok daha farklı bir konuma taşıyoruz. Bunun için menü kurgusunu, reçeteleri ve ürün geliştirme süreçlerini disiplinle belirledik.</strong></p>
<p>Kurdukları modeli şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Fast </strong>(hızlı servis), <strong>fresh </strong>(taze üretim) <strong>ve fine </strong>(zarif sunum) <strong>birleşiminden oluşan motto ile yola çıktık.</strong></p>
<p>Bir tabak makarnayı iyi yapmak için saatler gerekmediğini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>İyi hamur, iyi malzeme ve doğru sos yetiyor…</strong></p>
<p>Birçok sektörde yenileme yatırımları bile bekletilirken <strong>Hilal Suerdem</strong>’in gastronomi yatırımına soyunması, bir süre önce Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Murat Ülker</strong>’e sorduğum soruya aldığım yanıtı anımsattı. <strong>Ülker</strong>’e sordum:</p>
<p>-          <strong>Birçok sektör sıkıntıda. Siz gıda sektöründesiniz. Sizin işler nasıl?</strong></p>
<p><strong>Ülker</strong>, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Kötü değil…</strong></p>
<p>Duraksadı, yanıtı şöyle sürdürdü:</p>
<p>-          “Kötü değil”<strong> ise </strong>“iyi” <strong>demek lazım sanıyorum.</strong></p>
<p>Yani, <strong>Hilal Suerdem</strong>’in gastronomi tarafıyla girdiği gıda sektöründe de durum <strong>Ülker</strong>’in deyimiyle <strong>“Kötü değil”…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD’deki inşa ettiği bina sayısı 8’i buldu, ayda bir hafta orada çalışıyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abde1f5d5234-1790829045.png" alt="" width="700" height="303" /></span><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesindeki Türkiye-ABD İş Konseyi’nin (TAŞK) davetiyle gittiğim New York’ta, Halk Kütüphanesi’nde gerçekleşen buluşmada Aksoy Holding CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkanvekili <strong>Batu Aksoy</strong>’la karşılaşınca sordum:</p>
<p>-          <strong>ABD’de gayrimenkul projelerine girmiştiniz? ABD’deki işleriniz nasıl gidiyor?</strong></p>
<p><strong>Batu Aksoy, </strong>şu kısa yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>ABD’de gayrimenkul projelerine başladığımızı ilk siz yazmıştınız. İyi gidiyor. Miami ve New York’ta inşa ettiğimiz bina sayısı 8’i buldu.</strong></p>
<p>Bunun üzerine yatırım değerini merak ettim, şöyle paylaştı:</p>
<p>-          <strong>ABD’deki yatırımlarımızda ortağımız var. Ortağımızla birlikte yaptığımız yatırım 1 milyar dolara yaklaştı.</strong></p>
<p>Ardından ABD’ye dönük trafiğini sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Ayda bir haftam New York ve Miami’de geçiyor. Yolculuğu sevdiğim için bu tempoda devam ediyorum. Yani, ayda bir hafta ABD’de çalışıyorum.</strong></p>
<p><strong>Batu Aksoy</strong>’la sohbet ederken 16 Kasım 2023 tarihli yazıma baktım. O yazıyı Akbank Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Suzan Sabancı</strong>’nın Eş Başkanı olduğu American Turkish Society’nin (ATS) New York’taki galasında <strong>Batu Aksoy</strong>’la sohbetten aldığın notlarla yazmıştım:</p>
<ul>
<li><strong>Aksoy Holding, ABD gayrimenkul piyasasına Florida’dan hızlı giriş yaptı…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Batu Aksoy,</strong> 2021 yılında Holdingin Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı olan babası <strong>Erdal Aksoy</strong>’dan vize istemişti:</p>
<p>-          <strong>Grubumuzun döviz-TL gelirlerini yüzde 50-50 oranına taşımamız lazım. Bu amaçla ABD’de gayrimenkul yatırımına girmemizde yarar var. Bazı grupların ABD’deki gayrimenkul yatırımlarında başarı sağladıklarını izliyorum.</strong></p>
<p><strong>Erdal Aksoy’</strong>un<strong> </strong>Holdingde Başkan Yardımcısı olan kızı <strong>Banu Aksoy</strong>’a da, oğlu <strong>Batu Aksoy</strong>’a da güveni tamdı:</p>
<p>-          <strong>Yolun açık olsun…</strong></p>
<p>ABD’deki gayrimenkul projeleri için 2022 yılında <strong>“Aksoy International Holding”</strong> kuruldu:</p>
<ul>
<li><strong>Aksoy Holding, </strong>“küresel çeşitlendirme” <strong>stratejisi doğrultusunda ilk olarak ABD pazarına odaklanmak üzere, doğrudan denizaşırı yatırımlar için uluslararası bir konaklama ve gayrimenkul geliştirme birimi kurmaya karar vermiştir.</strong></li>
</ul>
<p>2022’de dış yatırımlar için kurulan şirket, ABD’deki gayrimenkul yatırımları için ilk aşamada iki adres belirlemişti:</p>
<ul>
<li><strong>Florida’nın iki büyük şehri, Jackksonville ve Miami.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Batu Aksoy, </strong>projeleri şöyle sıralamıştı:</p>
<ul>
<li><strong>Aksoy USA Holdings One, LLC: </strong>Home 2 Suites By Hilton Hotel (160 odalı), proje ortağı Cross Regions Group. (Jacksonvile)</li>
<li><strong>Aksoy USA Holdings Two, LLC: </strong>Fountains East Multifamily Apartments, proje ortağı Cross Regions Group. (Jacksonville)</li>
<li><strong>Aksoy USA Holdings Three, LLC: </strong>The Continuum Club &amp; Residences, perakende alanları ve konut. (Miami)</li>
<li><strong>Aksoy USA Holding Four, LLC: </strong>Fountains East Retail Square (perakende &amp; okul), proje ortağı Cross Regions Group (Jacksonville)</li>
<li><strong>Aksoy USA Holdings Four, LLC: </strong>Yaşlı Bakım Tesisi (Jacksonville)</li>
</ul>
<p>Bu noktada bir projenin de New York’ta olduğunu vurgulamıştı:</p>
<ul>
<li><strong>Aksoy USA Holdings Five, LLC:</strong>110 Boerum Place Condos, lüks daireler, proje ortağı Avdoo &amp; Partners Development. (Brooklyn, New York)</li>
<li>Jacksonville, Miami ve Brooklyn’deki projelerin parasal değerini sormuştum, şu yanıtı vermişti:</li>
</ul>
<p>-          <strong>800 milyon </strong><strong>dolar</strong><strong> dolayında… ABD’nin başka eyaletlerinde de gayrimenkul fırsatlarını değerlendirmeyi düşünüyoruz.</strong></p>
<p>Aksoy Holding’in web sayfasına girdim, ABD’deki yeni projeleri inceledim:</p>
<ul>
<li><strong>242 East 71st St.: </strong>Manhattan, New York</li>
<li><strong>Independent Living: </strong>Jacksonville, Florida</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/30-yillik-perakendeci-bozok-sefe-danisti-hizli-makarna-ile-300-subeyi-hedefledi-88697</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/7/1280x720/hilal-suerdem-1790829034.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 30 yıllık perakendeci ‘Bozok Şef’e danıştı, ‘hızlı makarna’ ile 300 şubeyi hedefledi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/terada-likit-yuzde-5-satisa-cikiyor-88695</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tera’da likit yüzde 5 satışa çıkıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun tasfiye kararı verdiği 131 fon içinde en büyük portföye sahip Tera Portföy fonlarındaki Hazine tahvilleri için düğmeye basıldı. Önceki gün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katıldığı toplantılarda alınan kararlar sonrasında SPK’nın yol haritası kapsamında SPK’ya yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre Tera Porftöy fonlarındaki Hazine tahvilleri en kısa sürede satılacak bu satışların gösterge tahvil faizlerini etkilememesi için de alıcı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile kamu bankaları olacak.</p>
<h2>Tera’nın 5 fonunda devlet tahvili var </h2>
<p>EKONOMİ’nin SPK’ya yakın kaynaklardan edindiği bilgiye göre ilk adımda öncelikle Tera Portföy fonlarının portföylerindekiler olmak üzere Hazine tahvilleri satışa çıkarılacak. Tera Portföy fonlarında yer alan Hazine kağıtlarının satışı için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve kamu bankaları alması ve yoğun satışla kağıtların faizlerinin artmasının önüne geçilmesi hedefleniyor. EKONOMİ’nin 12 Tera Portföy fonundan yaptığı hesaplamalara göre 5 fonda Hazine kağıdı bulunuyor. Bu fonların portföy büyüklüğüne göre yapılan hesapla 21.9 milyar lirası Tera Portföy Para Piyasası Fonu’nda olmak üzere 5 fondaki devlet kağıtlarının büyüklüğü 23.5 milyar lira ediyor. Bu büyüklük Tera Portföy’ün 12 fonunun büyüklüğünün yüzde 5’ine denk geliyor. 16 Eylül’de işleme kapatılmış olan Tera Portföy’ün 12 fonunun portföy büyüklüğü 508 milyar 884 milyon 955 bin 663 lira seviyesinde bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abdec61eecae-1790831713.png" alt="" width="653" height="357" />SPK kaynakları önceki gece yapılan toplantı sonrası Tera Portföy fonlarını tasfiye etmekle görevlendirilen İş Bankası’na Tera Portföy’ün fonlarının portföydeki Hazine tahvil ve bonolarını piyasada eritmek için yeterli işlem limitlerinin ve satış kanallarının bulunup bulunmadığı sorulduğunu belirtti. Kaynaklar İş Bankası’nın limit ve kanallarının zaten böyle bir işlemi sürdürmek için yeterli olduğuna dikkat çekerek Hazine kağıtlarına ilişkin satış sürecinin en kısa sürede başlayabileceğine dikkat çekti.</p>
<h2>En yüklü tahvil taşıyan TP2 fonu </h2>
<p>EKONOMİ'nin hesaplamalarına göre Hazine tahvillerinin en yoğun olduğu fon portföyün yüzde 30,4'i ile TLV Tera Portföy Para Piyasası Katılım Fonu. Ancak bu fonun portföy büyüklüğü 16 Eylül işleme kapatıldığı gün itibariyle 3.63 milyar lira. Böylece TLV fonundaki devlet tahvillerinin büyüklüğü 1.1 milyar lira seviyelerinde bulunuyor. Yüzde 25,07 ağırlıkla TRJ Tera Portföy Birinci Borçlanma Araçları Fonu ikinci sırada bu fonun büyüklüğü de 1.86 milyar lira. Yani TRJ fonundaki devlet tahvillerinin büyüklüğü 467.2 milyon lira kadar bir yer kaplıyor.</p>
<p>Yüzde 9,76'lık devlet tahvili taşıyan ve Tera Portföy'ün en büyük ikinci fonu olan TP2 Tera Portföy Para Piyasası Fonu'nun büyüklüğü ise 224.4 milyar lira. Bu fondaki devlet tahvilleri ise 21.9 milyar liralık bir yer kaplıyor. TMM Tera Portföy İkinci Serbest (döviz) Fonu'nda ise yüzde 1,22 oranında Hazine Eurobond'ları yer alıyor. Bu fonnu büyüklüğü 1.21 milyar lira ve Eurobondlar 14.7 milyon liralık bir yer kaplıyor. TMV Tera Portföy Algoritmik Stratejiler Serbest Fon'da yüzde 0,2 oranında devlet tahvili var. Bu fonun da portföy büyüklüğü 5.15 milyar lira ve devlet tahvillerinin büyüklüğü 10.3 milyon lira seviyesinde.</p>
<p>Diğer 6 portföy şirketinde 6.4 milyar liralık var Tasfiye için ilk adımın en rahat satılabilecek ve alıcı bulabilecek kıymetler üzerinden başlatılmasını piyasa uzmanları oldukça mantıklı buldu. SPK’nın tasfiye kararı aldığı Tera Portföy dışındaki portföy yönetim şirketlerinin fonlarında da devlet tahvilleri bulunuyor. Zaten para piyasası fonlarının yüzde 10 seviyesinde devlet tahvili tutma zorunluluğu bulunuyor.</p>
<p>Uzmanlar Tera Portföy’ün hemen ardından diğer tasfiye kararı alınan fonlardaki Hazine kâğıtlarının da hemen satılabileceğini dile getirdi. EKONOMİ’nin hesaplamalarına göre bazı fonlarında tasfiye kararı alınan 6 portföy yönetim şirketinin para piyasası fonlarındaki devlet tahvillerinin büyüklüğü ise 6.4 milyar lira.</p>
<p>Tera Portföy’deki büyüklüğün oldukça altında kalıyor bu rakam ancak yatırım fonlarında likidite krizi öncesinde temerrüde düşen Pusula Portföy’ün iki para piyasası fonu portföyünde devlet tahvilleri oranı yasal oranın çok altında. Uzmanlar çıkış taleplerini karşılayabilmek için temerrüt öncesinde bu tahvillerin satılmış olabileceğini dile getirdi. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Borsa 'fon' etkisiyle düşüş sarmalına girdi, 60'ın üzerinde hisse tabanı gördü</span></h2>
<p>Yatırım fonu krizinin borsadaki etkileri artarak devam ediyor. Dün Borsa İstanbul’da spor endeksi dışında negatif bir seyir yaşanırken 60’ın üzerinde hisse yine taban gördü. Sermaye Piyasası Kurulu’nun tasfiye kararı verdiği yatırım fonlarının portföylerinde yoğun olarak bulunan bazı hisseler ise dün 10’uncu tabanını yaptı. BİST100 endeksi gün içi yüzde 3’e, bankacılık endeksi ise yüzde 5’e yakın düşüş yaşadı. </p>
<p><strong>TVF kapanışa doğru devrede </strong></p>
<p>Kapanışa doğru piyasa uzmanlarının verdiği bilgiye göre Türkiye Varlık Fonu’nun kamu aracı kuruluşları üzerinden yaptığı alımlarla düşüşlerin seviyesi azaltılmaya çalışılsa da gün içinde BİST100 endeksi 11 bin 926,04 ile 6 Ocak’tan bu yana en düşük seviyesini gördü. BİST100 endeksi aylık yüzde 16’nın, tüm hisseleri kapsayan BİSTTÜM ise aylık yüzde 21’in üzerinde kayıp yaşadı. 2008 krizinde ekim ayında BİST100 endeksi yüzde 22,8, BiSTTÜM ise yüzde 22,5 düşmüştü, bu yıl ekimde 2008 sonrası en sert aylık kayıp gerçekleşti.</p>
<p><strong>Özkaynak sıkıntısı başgösterdi </strong></p>
<p>Piyasa uzmanlarının verdiği bilgiye göre kredili işlem yapan müşterilerinin teminat tamamlayamaması nedeniyle aracı kurumlarda özkaynak sıkıntısı baş gösterdi. Aracı kurumların Takasbank’a yüklenmesi nedeniyle yine uzmanların verdiği bilgiye göre yüzde 40 politika faizinin üst sınırından bile talepler karşılanamadı, 25 milyar liraya varan açık oluştu. Uzmanlar 6-10 taban görüleceğinin tahmin edilmediğini ve özkaynak sıkıntılarının da satışları sertleştirdiğini vurgularken BİST’de şirket bazlı devre kesici yoğun çalıştı. Öte yandan bugünden itibaren Borsa İstanbul’da endeks değişiklikleri devreye girecek. Yatırım fonlarında yoğun bulunan şirketler hem BİST100’den hem de BİST30’dan çıkarak BİSTTÜMY endeksine geçecek. Uzmanlar bundan sonra BİSTTÜMY endeksinin sert düşüşler yaşayabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Gönül, ifadeye çağrıldı </strong></p>
<p>Bu arada, fon soruşturması kapsamında her gün çok hızlı gelişmeler yaşanıyor. 2022 yılından 2026 Mayıs ayına kadar Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanlığı görevini yürüten, bugün Kamu Gözetimi Kurumu Başkanlığı görevinde bulunan İbrahim Ömer Gönül ifadeye çağırıldı. Adli kaynaklardan edinilen bilgilere göre Eski Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı İbrahim Ömer Gönül, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırıldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">3 banka ve 2 faktoring şirketi TMSF'ye devredildi</span></h2>
<p>BDDK, akşama doğru yaptığı açıklama ile Tera Yatırım Bankası A.Ş., Destek Yatırım Bankası A.Ş., Hedef Yatırım Bankası A.Ş., Destek Finans Faktoring A.Ş. ve Tera Finans Faktoring A.Ş.’nin yönetimlerinin TMSF’ye devredilmesine karar verildiğini duyurdu. Üç bankanın bankacılık sektörünün toplam aktifleri içindeki payı yalnızca %0,22 (binde 2,2) seviyesinde. İki faktoring şirketinin faktoring sektörü toplam aktifleri içindeki payı ise %1,45.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/terada-likit-yuzde-5-satisa-cikiyor-88695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/hisse-senedi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasfiye kararı alınan 131 yatırım fonu portföyünü likide çevirmek için ilk adım Tera Portföy ve devlet tahvillerinde atılıyor. SPK’ya yakın kaynaklardan alınan bilgiye göre Tera Portföy’ün 5 fonunda yer alan ve toplam Tera Portföy fonları büyüklüğünün yüzde 5’ini oluşturan devlet tahvillerinin satışı için düğmeye basıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hisse-alim-satima-kademeli-sinirlama-gelecek-88694</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hisse alım-satıma kademeli sınırlama gelecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile Sermaye Piyasası Kurulu'nda (SPK) idari, hukuki ve yasal düzenlemeler için çalışmalar önümüzdeki pazartesiden itibaren başlıyor. AK Parti’nin ise fon yolsuzluğunun araştırılması ve sorunların tespiti için Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulmasını değerlendiriyor, ancak komisyonun kurulmasına sıcak bakmıyor.</p>
<p>AK Parti'de, komisyonun kurulması halinde muhalefet partilerinin bu konuyu suiistimal edeceği ve siyasi malzeme yapacağı kaygısını taşırken, MHP ise konunun her türlü araştırılmasından yana tavır koyuyor. MHP’nin, Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulmasına sıcak baktığı ve bunu da TBMM AK Parti Grup yönetimine ilettiği belirtiliyor. AK Parti kurmayları yaptıkları son değerlendirmede Meclis’te komisyon kurulmasına gerek olmadığını bunun yerine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın Genel Kurulu bilgilendireceğini söylüyor.  </p>
<p>Muhalefet partileri ise Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulması için önerge hazırlıklarına başladı. Haftaya Salı günü Yeni Parti, DEM ve İYİ Parti’nin bu yöndeki önergeleri Genel Kurul gündemine gelecek.</p>
<h2>Cevdet Yılmaz Meclis’i bilgilendirecek</h2>
<p>AK Parti kaynakları, yatırım fonlarında yaşanan kriz ve tasfiye sürecini incelemek amacıyla Anayasal kurum olan Devlet Denetleme Kurulu’nun  (DDK) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevlendirildiğini hatırlatarak, bu süreçte tasfiye işlemlerini yönetmek ve genel koordinasyonu sağlamak amacıyla yeni kurulan "Fon Koordinasyon Kurulu"nun başkanlığını üstlenen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın belli aralıklarla gelişmelerle ilgili TBMM Genel Kurulu’nda bilgilendirme yapacağını söylediler.</p>
<h2>Alım satıma kademeli sınır</h2>
<p>Fon piyasasında yaşananların ardından hükümet benzer sorunların tekrarını önlemeye yönelik bir dizi önlem almaya hazırlanırken, idari hukuki ve yasal adımlar için harekete geçiyor. Alınacak önlemler şöyle sıralanıyor:</p>
<p>● Hisse sınırlaması ve kısıtlaması. Alım ve satımlarda kademeli sınır koyulacak.</p>
<p>● Yeni denetim mekanizmaları getirilecek.</p>
<p>● BDDK ve SPK yetkileri yeniden ele alınacak.</p>
<p>● Risk merkezi kurulacak.</p>
<p>● Yatırım fonlarında hisse senedi yoğun fonların alım ve satım süreçlerinde mevzuat, operasyonel kurallar ve piyasa yapısı gereği belirli kısıtlamalar ve kurallar yeniden değerlendirilecek.</p>
<p>● Fon alım ve satım emirlerinde kısıtlama saatlerinin de güncellenmesi ayrı bir başlık olarak tartışılacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Beştepe'deki toplantıda neler konuşuldu?</span></h2>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında önceki gün ekonominin ilgili yönetim kadroları ve ilgili kurumların üst düzey yöneticilerinin katılımıyla Beştepe'de bir koordinasyon toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda, sermaye piyasalarındaki son gelişmeleri ilgili bürokratların teknik sunumuyla anlatıldığı, sürecin ne zaman başladığı, neden müdahale edilmediği, denetim yetersizliğinin neden kaynaklandığı, fon mağdurlarının alacakları gibi başlıkların ele alındığı ve bir takvimin oluşturulduğu kaydedildi. Bundan sonraki süreci izlemek üzere risk ve çözüm masasının kurulacağı gelişmelerin buradan takip edileceği ifade edildi. İdari, hukuki ve yasal adımlar konusunda atılacak adımların da konu başlıkları arasında yer aldığı kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hisse-alim-satima-kademeli-sinirlama-gelecek-88694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/piyasa-hisse.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon piyasasında yaşananlar Türkiye’nin gündemine otururken, iktidar yeni tedbirler almaya yönelik çalışma başlatıyor. Buna göre, hisse alım-satıma kademeli sınırlama gelecek, denetimde yeni mekanizmalar kurulacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/teskte-mehmet-yiginer-donemi-88787</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TESK&#039;te Mehmet Yiğiner dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) 22. Olağan Genel Kurulu Ankara'da bir otelde gerçekleştirildi. </p>
<p>Genel Kurul, Isparta Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (IESOB) Başkanı ve TŞOF Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Tural'ın başkanlığında Başkanlık Divanı'nın oluşturulmasıyla başladı.</p>
<p>Mevcut başkan Bendevi Palandöken, sunuş konuşmasında, bunun bir hizmet yarışı olduğunu belirterek adil, demokratik, esnaf ve zanaatkara yakışır bir seçim sürecinin yaşanması temennisinde bulundu.</p>
<p>Yaklaşık 57 yıldır her kademede görev yaptığını ifade eden Palandöken, zorlukları, sıkıntıları, felaketleri hep birlikte yaşadıklarını ama TESK'in Türkiye'nin en güçlü, en büyük markası olduğunu söyledi.</p>
<p>Palandöken'in sunuş konuşmasının ardından yönetim kurulu faaliyet raporları ve denetim kurulu raporları okunarak oylamaya sunuldu. Yönetim ve denetim kurulu faaliyet raporları oy çokluğuyla ibra edilmedi.</p>
<p>Palandöken, söz isteyerek yaptığı konuşmada, TESK'e yaptığı hizmetleri anlatarak "Seçime girip liste çıkarmama gerek kalmadığına karar verdim. Liste çıkarmıyorum. Liste hazırladım ama bu şartlarda, eşit olmayan, seviye olmayan, beni üzen ortamda bundan sonra hizmet etmenin de bir manası yok. Siz kararınızı vermişsiniz. Vereceğiniz en doğru kararı vermenizi size tavsiye ediyorum." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Teşkilatımıza ve ülkemize hayırlı hizmetler yapacağız"</strong></p>
<p>TESK Genel Başkan adayı Mehmet Yiğiner ise hizmet için aday olduğunu dile getirerek "Birliklerin, federasyonların güçlerini tek çatıda birleştireceğiz. Hedefimiz o. Başta Türkiye esnaf ve sanatkarlarımıza, teşkilatımıza ve ülkemize hayırlı hizmetler yapacağız. Bunda iddialıyız. Odalarımızın, birliklerimizin, federasyonlarımızın, fiziki ve ekonomik yapılarını düze çıkartacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yiğiner, TESK'in 2,5 milyona yakın esnaf ve sanaatkarla devletin direği olduğuna dikkati çekerek çalışanlar ve ailelerle bu sayının yaklaşık 10 milyonluk bir aile olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Yeni Başkan Yiğiner</p>
<p>TESK'ten yapılan açıklamaya göre, seçimde 695 delegenin 645'i oy kullandı.</p>
<p>Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu (TŞOF) Genel Başkanı Mehmet Yiğiner, tek liste halinde girdiği seçimde 560 oy alırken, 85 oy geçersiz sayıldı.</p>
<p>Böylece TESK Başkanlığına Yiğiner getirildi.</p>
<p><strong>Palandöken genel başkanlık görevini 19 yıldır yürütüyordu</strong></p>
<p>Bendevi Palandöken, 1996-1999 yıllarında TESK Yönetim Kurulu üyeliği ve Başkanvekilliği görevlerinde bulunmasının ardından, 2007 yılında Konfederasyon Genel Başkanlığına seçildi.</p>
<p>Palandöken'in 19 yıllık genel başkanlık dönemi de sona ermiş oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/teskte-mehmet-yiginer-donemi-88787</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/7/1280x720/mehmet-yiginer-1790862585.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mehmet Yiğiner, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu 22. Olağan Genel Kurulu&#039;nda Başkanlığa seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bodenin-odaginda-elektrikli-otobusler-ve-siber-guvenlik-var-88762</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BODE&#039;nin odağında elektrikli otobüsler ve siber güvenlik var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Otobüs ve ticari araç üreticilerine yönelik kapı sistemleri geliştiren BODE Araç Kapı Sistemleri'nin mevcut iş hacmini koruyarak yeni projelerle büyümeye hazırlandığı belirtildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, uzun yıllar Almanlarla sürdürdüğü ortaklığı 2025 yılında sona erdiren ve bugün yüzde 100 bir Türk şirketi olan BODE; MAN, Otokar, BMC, Isuzu ve Karsan başta olmak üzere ana sanayi firmalarına OEM tedarikçisi olarak hizmet verirken, Almanya, Polonya, G. Kore ve Mısır gibi pazarlara da ürün gönderiyor. Üretimin büyük bölümünü Türkiye'deki araç üreticilerine gerçekleştiren BODE, bu araçların önemli bölümünün ihraç edilmesi nedeniyle dolaylı ihracat da gerçekleştiriyor.</p>
<p>BODE Araç Kapı Sistemleri Yönetim Kurulu Üyesi Evren Doğru, 2026'yı mevcut yapıyı koruyarak geçirdiklerini, şirketin ciro hedeflerine ulaşmasını beklediklerini ancak kârlılık açısından zorlu bir yıl yaşandığını söyledi. Doğru, “Mevcudu koruyarak devam ediyoruz. Zararda olmayız ancak çok fazla kârlı bir yıl olacağını da düşünmüyorum. 2027'nin ise 2026'ya göre biraz daha iyi geçmesini umut ediyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abe3887a50bb-1790851207.jpeg" alt="" width="670" height="503" /></p>
<h2>Üretimin yüzde 30'u elektrikli araçlara</h2>
<p>BODE'nin üretim portföyünde elektrikli otobüsler için geliştirilen kapı sistemlerinin payının da giderek arttığı bildirildi. Şirketin üretiminin yaklaşık yüzde 30'unu elektrikli araçlara yönelik sistemler oluşturuyor. Geleneksel otobüslerde ağırlıklı olarak pnömatik, yani basınçlı hava ile çalışan kapı sistemleri kullanılırken, elektrikli araçlarda elektrik motoruyla çalışan sistemler tercih edilebiliyor. Elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla birlikte bu alandaki talebin de yükseldiğini belirten Doğru, sistem tercihlerinin müşterilerin araç konfigürasyonlarına ve maliyet hesaplarına göre değişebildiğini ifade etti. </p>
<h2>Siber güvenlik için kendi ürününü geliştiriyor</h2>
<p>BODE'nin yeni dönemde üzerinde çalıştığı alanlardan biri de araçlardaki bağlantılı sistemlerin güvenliği. Araçların giderek daha fazla elektronik ve internete bağlı hale gelmesiyle birlikte kapı sistemlerinin de siber saldırılara karşı korunması önem kazanıyor. Evren Doğru, bu kapsamda kapı sistemlerine yönelik bir siber güvenlik altyapısı geliştirdiklerini belirterek, iki yazılım firmasıyla birlikte yürüttükleri çalışmada donanım ve yazılım tarafını birlikte ele aldıklarını söyledi. Kapı sistemlerinin kontrolünü sağlayan elektronik üniteyi (DCU) kendi bünyelerinde geliştirdiklerini aktaran Doğru, ürünün son aşamaya geldiğini kaydetti. BODE'nin bu alana şimdiden yatırım yapmasının temel nedenlerinden birinin ana sanayilerin gelecekteki teknik gereksinimleri olduğunu ifade eden Doğru, bugün zorunlu olmayan siber güvenlik uygulamalarının ilerleyen dönemde araç üreticileri açısından tedarikçi seçiminde şart haline gelebileceğine dikkat çekti.</p>
<p>Bursa'da 23 dönümlük alanda faaliyet gösteren BODE Araç Kapı Sistemleri, yaklaşık 260 kişiye istihdam sağlıyor. Şirket açıklamasına göre üretim alanının yanı sıra Ar-Ge tesisine ve mühendislik departmanına sahip olan şirket, yeni ürünlerin tasarım ve geliştirme çalışmalarını büyük ölçüde kendi bünyesinde gerçekleştiriyor. </p>
<h2>Karbon ayak izine hazırlık</h2>
<p>Otomotiv ana sanayisindeki sürdürülebilirlik ve karbon ayak izi taleplerinin tedarik zincirine de yansımaya başladığını belirten Doğru, BODE'nin de bu doğrultuda çalışmalar yürüttüğünü söyledi. Şirket bünyesindeki kalite sistemleri ekibinin karbon ayak izi ve çevre konularını takip ettiğini aktaran Doğru, ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi kapsamında su ve atık yönetimi gibi uygulamaların da sürdüğünü kaydetti. Ana sanayiden karbon ayak izi konusunda veri taleplerinin gelmeye başladığını belirten Doğru, Avrupa'da bu konudaki kriterlerin önümüzdeki dönemde tedarik zincirinde daha belirleyici hale gelmesini beklediklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bodenin-odaginda-elektrikli-otobusler-ve-siber-guvenlik-var-88762</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/2/1280x720/bodenin-odaginda-elektrikli-otobusler-ve-siber-guvenlik-var-1790851240.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticari araç üreticilerine yönelik otobüs kapı sistemleri geliştiren BODE Araç Kapı Sistemleri&#039;nin mevcut müşteri portföyünü korurken yeni projeler için çalışmalarını sürdürdüğü bildirildi. Yıllık 15-20 bin kapı sistemi üretim kapasitesine sahip şirketin, elektrikli araçlara yönelik çözümlerini geliştirirken kapı sistemlerinde siber güvenlik uygulamalarına da hazırlandığı ifade edildi. Yönetim Kurulu Üyesi Evren Doğru, 2026&#039;yı mevcut yapıyı koruyarak geçirdiklerini, şirketin ciro hedeflerine ulaşmasını beklediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/krone-tasimacilikta-built-as-one-yaklasimini-one-cikardi-88746</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KRONE, taşımacılıkta &#039;Built as One&#039; yaklaşımını öne çıkardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>15–20 Eylül 2026 tarihlerinde Almanya’nın Hannover kentinde gerçekleştirilen IAA Transportation’da KRONE, müşterileri, iş ortakları ve sektör temsilcileriyle bir araya geldi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre farklı sektörlerin taşıma ihtiyaçlarına yönelik ürün ve hizmetlerini tanıtan marka, uluslararası ziyaretçilerle gerçekleştirdiği görüşmelerde mevcut iş birliklerini güçlendirirken yeni iş birliği fırsatlarını değerlendirdi.</p>
<p>KRONE’nin bu yılki fuar katılımının merkezinde, grubun şirketleri ve iştiraklerinin birbirini tamamlayan uzmanlıklarını ortak bir vizyonda buluşturan “Built as One” yaklaşımı yer aldı. Şirketin, KRONE Ticari Araç Grubu; KRONE, Knapen, Schwarzmüller, Hüffermann, Trailer Dynamics ve GIGANT markalarını ilk kez ortak bir fuar konseptinde bir araya getirerek genişleyen ürün portföyünü ve bütünleşik çözüm gücünü sergilediği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, "Üretimden taşımaya ve geri dönüşüme uzanan süreçleri birbiriyle bağlantılı bir döngü olarak ele alan bu konsept, KRONE’nin farklı uzmanlık alanlarını grup bünyesinde bir araya getiren yapısını görünür kıldı. Ortak kalite anlayışı ve tamamlayıcı yetkinlikler, müşterilere taşımacılık ve lojistik zinciri boyunca daha kapsamlı çözümler sunma hedefiyle buluştu. KRONE, fuarda araç portföyünün yanı sıra yedek parça, servis ve dijital hizmetlerini de ziyaretçilerle paylaştı. Araçların kullanım ömrü boyunca müşterilerin yanında olmayı esas alan bu yaklaşım; operasyonel verimlilik, güvenilirlik ve iş sürekliliği odağında sunuldu." denildi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/krone-tasimacilikta-built-as-one-yaklasimini-one-cikardi-88746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/6/1280x720/krone-tasimacilikta-built-as-one-yaklasimini-one-cikardi-1790844641.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KRONE, Hannover’de düzenlenen IAA Transportation 2026’ya “Built as One” temasıyla katıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kucuk-yaslar-buyuk-hesaplar-1-88725</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küçük yaşlar, büyük hesaplar (1)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçenlerde okuduğum bir makale İngiltere’deki çocuk yıldızların transfer piyasasını anlatıyordu. Başta futbol olmak üzere dünya sporuna ilişkin özel haberler ve araştırmalar yayımlayan, uluslararası dijital spor gazeteciliği platformu The Athletic’ te Jordan Campbell imzasıyla yayımlanan bu haber, Premier League kulüplerinin altyapılarındaki genç yetenekleri kapmak için girdikleri rekabetin detaylı bir analizini yapıyor.</p>
<p>Campell’in tespitine göre; İngiliz futbolunun devleri arasında yıllardır süregelen, birbirlerinin akademilerinden oyuncu transfer etmeme yönündeki yazılı olmayan anlaşma artık geçerliliğini yitirmiş durumda. Chelsea, Liverpool, Manchester City, Arsenal, Manchester United gibi itibarlı kulüpler bile çocuk denilebilecek yıldızları rakiplerinden önce kadrosuna katabilmenin peşinde. 15–16 yaşındaki genç futbolculardan değil, henüz 5 yaşında izlenmeye başlanan, 9 yaşında profesyonel kulüplerin akademilerine alınan çocuklardan bahsediliyor.</p>
<p>Rakamlar da en az çocukların yaşları kadar dikkat çekici. Liverpool’un Chelsea’den transfer ettiği 16 yaşındaki Rio Ngumoha için belirlenen bonservis bedeli, bonuslarla birlikte 6,8 milyon sterline ulaşmış. Makalede görüşüne başvurulan bir yetenek avcısı, altyapıdaki bir oyuncuya 1–2 milyon sterlin ödemenin, gelecekte elde edilebilecek kazanç düşünüldüğünde oldukça kârlı bir yatırım olabileceğini anlatmış.</p>
<p>Aslında bu yaklaşım, günümüz profesyonel futbolunun ekonomik gerçekleri açısından şaşırtıcı değil. Kulüplerin gelir elde etmeye, yatırımlarını korumaya ve geleceklerini planlamaya ihtiyaçları var ve altyapıların bu planlamanın bir parçası olması da son derece doğal. Ancak burada üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir ayrıntı var: Yatırım henüz çocukluğunu yaşayan bir insan olduğunda, hesabı nasıl yapacağız?</p>
<p><strong>Çocuk mu yatırım aracı mı?</strong></p>
<p>Fiziksel gelişimi, ilgi alanları, motivasyonu, karşılaşacağı güçlükler, kuracağı arkadaşlıklar, hatta belki de bir gün spordan vazgeçme isteği gibi konuları ele aldığımız zaman, henüz dokuz yaşındaki bir çocuğun on yıl sonra nasıl bir sporcu olacağını bilebilmek neredeyse imkânsız. Yine de çocuklara giderek daha erken yaşlarda geleceğin yıldızı muamelesi yapıyor, üzerlerine taşıyabileceklerinden çok daha büyük beklentiler yüklüyoruz.</p>
<p>Kulüpler, antrenörler, menajerler ve maalesef anne babalar, giderek daha erken yaşlarda çocukların üzerine ekonomik bir gelecek inşa ediyorlar. Aslında bir çocuğun yeteneğinin keşfedilmesi, gelişiminin desteklenmesi, geleceğine yatırım yapılması iyi bir altyapı sisteminden beklediğimiz konular. Sorun, yapılan yatırımın karşılığının yalnızca çocuğun ileride getireceği transfer geliriyle ölçülmeye başlandığında, çocuğun gelişim yolculuğu sadece bir kâr-zarar hesabına dönüştüğünde ortaya çıkıyor.</p>
<p>Tüm tarafların iyi niyetli gerekçeleri olduğundan eminim. Ancak bütün bu beklentilerin ortasında çocuğun kendisine ne kadar söz hakkı tanınıyor? Futbol oynamaktan hâlâ keyif alıyor mu? Başka şeylere de ilgi duyuyor mu? Başarısız olduğunda kendisini nasıl hissediyor? Daha da önemlisi, kendisine yapılan yatırımın karşılığını vermek zorunda olduğunu düşünüyor mu?</p>
<p>Elbette profesyonel kulüplerin A takıma sporcu yetiştirmek gibi bir hedefi olması gerekiyor. Ancak çocuklarla çalışan bir kurumun sorumluluğu, sadece geleceğin yıldızlarına değil, profesyonel sporcu olamayacak çoğunluğun geleceğine de katkı sağlamak olmalı. Alt yapının başarısı, sadece yetiştirdiği profesyonel sporcularla değil, spor sayesinde disiplin kazanmış, birlikte çalışmayı öğrenmiş, kazanmayı ve kaybetmeyi deneyimlemiş, sorumluluk almayı, güçlüklerle baş etmeyi öğrenmiş, kendisine ve çevresine saygılı, özgüvenli gençlerle de ölçülebilir.</p>
<p>Belki de asıl tehlike, bir çocuğun ekonomik değerinin olması değil; zamanla kendisini de bu değer üzerinden tanımlamaya başlaması. Bir çocuğun gelecekte kaç milyon TL edeceğini hesaplamaya başladığımızda, bugün spordan ne kadar keyif aldığını sormayı unutuyor olabilir miyiz?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kucuk-yaslar-buyuk-hesaplar-1-88725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küçük yaşlar, büyük hesaplar (1) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ege-bolgesinin-yaklasimi-turizm-sezonunu-12-aya-cikariyor-88709</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege Bölgesi’nin yaklaşımı turizm sezonunu 12 aya çıkarıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye turizmi uzun bir dönem ağırlıklı olarak yaz dönemine odaklanarak gelişti. Başta Akdeniz Bölgesinde olmak üzere, yatırımlar güneş ve deniz talebine yönelik olarak, her şey dahil yaklaşımıyla yapıldı. Bu yüzden, otellerimizin büyük bir bölümü yaz sezonu bitince kapılarını kapatıyorlar. Dolayısıyla, kamu ve özel sektör kuruluşlarının toplantıları ve kongreler sayesinde kış aylarında da açık kalmayı başaran büyük tesisler dışındaki yatırımlar yılın yarısında atıl durumda kalıyor. </p>
<p>Son yıllarda, Ege Bölgesi’ndeki turizmciler yıl boyunca canlılığı koruyacak yeni yaratıcı çözümler bularak farklılaşmanın yollarını arıyorlar. Kuzey Ege ve Kaz Dağları’ndaki doğa ve dağ otellerindeki küçük yatırımlarla başlayan girişimlere, Bağ Yolu ve bisiklet rotaları programları benzeri özel deneyimler ekleniyor. </p>
<p>İzmir’deki Urla Bağ Yolu, Manisa’daki Lidya Antik Bağ Rotası, Denizli’deki Çal Bağ Yolu üreticilerle sohbetin yanı sıra, restoranlarda özel gastronomi ve bağ otellerinde konaklama deneyimleri sunarak, bölgeye önemli bir hareketlilik getiriyor. Urla’daki restoranlar başta olmak üzere Ege’deki ödüllü tesislerin sayısı hızla artıyor. </p>
<p>Geçtiğimiz hafta Çeşme’de 8. Kez düzenlenen Big Fish turnuvası gibi, spor etkinlikleri de sonbahar ve kış aylarında bölgeye yeni bir soluk ve dinamizm getiriyor. </p>
<p><strong>Big Fish Türkiye spor ve gastronomiyi bir araya getiriyor</strong></p>
<p>Big Fish Türkiye açık hava sporları, denizcilik ve sportif balıkaçılıkla ilgilenenler için önemli bir etkinlik.18 yıldır devam ediyor ve uluslararası nitelikte bir etkinlik olduğu için bölgenin tanıtımına katkıda bulunuyor.</p>
<p>Turnuvaya paralel olarak düzenlenen gastronomi programı ise, Ege Bölgesinin zengin yeme içme mirasını ön plana çıkarıyor. Duyulara ve duygulara odaklanarak çok değerli bir deneyim ortamı yaratıyor. </p>
<p><strong>Temel ilke: Deniz yaşamının korunması</strong></p>
<p>Big Fish Türkiye’nin temel yaklaşımını oluşturan “Yakala-Bırak-Yaşat” ilkesi, sportif balıkçılığı deniz yaşamının korunması yaklaşımıyla birleştiriyor. Turnuvada yalnızca ihtiyaç kadar balığın tutulması, diğer balıkların ise uygun koşullarda denize geri bırakılması teşvik ediliyor.</p>
<p>Bu yıl 26-27 Eylül’de Çeşme Setur Marina’da düzenlenen turnuvaya, Türkiye ve Avrupa’nın farklı bölgelerinden 45 tekne ve yaklaşık 200 sporcu katıldı. Turnuva öncesi iki gün hazırlık ve kayıt süreciyle geçti. Eski milli sporcu Ertuğrul İçingir’in başhakemliğinde gerçekleştirilen yarışların ardından yakalanan balıklar tartıldı ve hakem değerlendirmeleri sonucunda dereceye girenler belirlendi.</p>
<p>Turnuvanın ilk gününde, Berk Akın ve ekibinin yakaladığı 37,5 kilogramlık kılıç balığı, günün tek derecesini belirledi. İki gün boyunca yakalanan 14 balığın 6’sı yeniden denize bırakıldı. Pazar günü, yoğun yağmur ve sert rüzgâr deniz koşullarını zorlaştırdı. Hava şartlarına rağmen ekipler mücadelelerini sürdürdü. İlk günde Berk Akın ve ekibi Shadowfin, “Overall Catch &amp; Release” birincilik ödülünün sahibi oldu. İkinci günde Team Deep Nokta, 100 kilogram ağırlığındaki orkinosla “En Büyük Balık” birinciliğini elde etti ve 18. Big Fish Türkiye’nin şampiyonu oldu. Şampiyon ekibin kadrosunda İbrahim Bürçün, Önder Kalkavan, Barış Ofluoğlu, Özgür D. Canat, Mesut Yıldırım, Erdem Tanelli, Erhan Doğan ve Berkant Ermiş yer aldı.</p>
<p>Organizasyon kapsamında 27 Eylül Pazar günü çocuklara yönelik özel bir program düzenlendi. Çocukların deniz ve doğayla bağ kurmasını amaçlayan etkinlikte, küçük katılımcılar yaş gruplarına uygun eğlenceli aktivitelerle buluştu.</p>
<p><strong>“Kalbim Ege’de Kaldı” ve Gastrodiplomasi</strong></p>
<p>Big Fish Türkiye 2026 aynı zamanda yeni bir ortaklık olan “Taste Events”in de doğuşuna tanık oldu. Celal Uysal ve Yeşim Kaya, önümüzdeki dönemde Gastro-diplomasi insiyatifi ile gastronomiyi kültürler ve ülkeler arasında ortak bir dil olarak konumlandıran projeler için çalışacaklar.</p>
<p>Uysal ve Kaya derinlikli gastronomi anlayışını merkeze alan ortak yolculuklarının ilk etkinliğini Çeşme Altınyunus tesislerindeki iki özel yemek davetiyle gerçekleştirdiler. </p>
<p>“Kalbim Ege’de Kaldı” konsepti çerçevesinde, Gıda Mühendisi Kardelen Cançelik, Şefler Gökhan Altay, Melih Berkay Gündüz, Serkan Anavatan, Aydın Demir, Oğulcan Beyhan, Berkay Cen, Kaan Değer, Mithat Serçin, Erkin Gökbulut Ege’nin yerel malzemelerinden ve deniz kültüründen ilham alan tabaklar hazırladılar. Hakan İme kahve, Fatih Akerdem kokteylleriyle etkinliğe renk kattılar. </p>
<p>Itsumi, Yelve Urla, Sekizdeyiz Bebek, Barba Urla, Çok Çok Thai, The Chef’s Company, Rafine, Genji Restaurant, Coffeerem ve Agora Bafa da kendi mutfaklarından seçkileri Big Fish Gastronomi alanına taşıdılar. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abde864aab85-1790830692.jpeg" alt="" width="700" height="467" />Bu yıl festival alanında çok dikkat çekici bir şov gerçekleştiridi. Itsumi’nin kurucusu Japon şef Shunichi Horikoshi sahnede geleneksel Japon tekniğiyle bir ton balığını mükemmel bir biçimde parçaladı. “Maguro Kaitai Cutting Show” adı verilen bu gösteri sonrasında, alanda bulunanlara sushi ve sashimi servisi yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ege-bolgesinin-yaklasimi-turizm-sezonunu-12-aya-cikariyor-88709</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/9/1280x720/776-1790830737.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi’nin yaklaşımı turizm sezonunu 12 aya çıkarıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mobilyada-tehlike-canlari-kayseri-icin-vakit-daraliyor-88771</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mobilyada tehlike çanları: Kayseri için vakit daralıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mobilya Kayseri için yalnızca bir üretim kolu değil; kumaşçısından süngercisine, metalcisinden nakliyecisine, ambalajcısından mağazacısına kadar geniş bir ekonomik ekosistemi besleyen lokomotif sektörlerden biridir.</p>
<p>Bugün sahaya baktığımızda ciddi bir soru sormamız gerekiyor: Kayseri, yıllarca emek vererek oluşturduğu mobilya üretim gücünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya mı? Sektörün ilk büyük problemi iç talepteki daralma. 2026 yılında net asgari ücret 28.075 TL. Buna karşılık orta kalitede bir oturma grubunun fiyatı, artan hammadde ve üretim maliyetleriyle birlikte yaklaşık 60 bin TL'den başlayıp 100 bin TL'ye kadar çıkabiliyor.</p>
<p>Bu tablo tüketicinin mobilya ihtiyacını ortadan kaldırmıyor; fakat satın alma kararını erteliyor. Koltuk bir yıl daha kullanılıyor, yeni ev kuranlar daha düşük fiyatlı ürünlere yöneliyor, orta gelir grubu ise uygun finansman imkânı bulamadığında alışverişten vazgeçiyor.</p>
<p>Üreticinin çıkmazı tam burada başlıyor: Maliyetler yükseliyor; ancak üretici maliyet artışını fiyatına yansıttığında müşterisini kaybediyor. İç pazar daralırken ihracatta da rekabet giderek ağırlaşıyor. Türkiye mobilyada önemli bir üretici ve ihracatçı olmasına rağmen Polonya başta olmak üzere Avrupa'daki rakiplerimiz; finansmana erişim, otomasyon, lojistik, tasarım ve Avrupa pazarına yakınlık gibi avantajlarla önümüze çıkıyor. Asıl soru artık: “Bu maliyetle dünya pazarında rekabet edebilir miyim?” Çünkü ihracatta kaybedilen bir müşterinin veya pazarın geri kazanılması kolay değil.</p>
<p><strong>Sanayicinin gündemi yatırım değil, ay sonunu getirmek</strong></p>
<p>Sektörün belki de en ağır problemi finansmana erişim. Mobilya üreticisine sürekli olarak “otomasyona geç, dijitalleş, tasarım yap, markalaş, yeni ürün geliştir ve yeni pazarlara açıl” diyoruz. Bunların tamamı doğru. Ancak hepsinin ortak bir ihtiyacı var: sermaye. Bugün bazı işletmeler yeni makine yatırımını değil; personel ücretini, SGK'yı, vergiyi, enerjiyi ve tedarikçi ödemesini nasıl karşılayacağını düşünüyor. Hatta hacizli banka hesaplarıyla ticari faaliyetini sürdürmeye çalışan şirketlerle karşılaşıyoruz. Bu durum birkaç işletmede görülüyorsa şirket sorunudur. Fakat aynı sektörde onlarca işletme benzer problemi yaşamaya başlamışsa artık bunun adı sektörel sorundur.</p>
<p><strong>KDV alacağı da sanayicinin sermayesidir</strong></p>
<p>Mobilya sektöründe önemli sorunlardan biri de KDV yapısıdır. Üretici birçok girdisini %20 KDV ile temin ederken, mobilya teslimlerinde %10 KDV uygulanması nedeniyle işletmelerde sürekli devreden veya iade edilecek KDV oluşabilmektedir. Muhasebe açısından bu bir vergi alacağıdır. Ancak sanayici açısından bunun daha basit bir karşılığı vardır: Kasasında olmayan para. Finansmanın bu kadar pahalı olduğu bir dönemde işletmenin KDV alacağının uzun süre sistemde beklemesi, üreticinin işletme sermayesini daha da daraltmaktadır. Bu nedenle KDV iadesini yalnızca vergisel bir işlem olarak görmemek gerekir. KDV iadesi aynı zamanda sanayicinin finansman meselesidir.</p>
<p><strong>Asıl mesele yeni ürünü üretebilmek</strong></p>
<p>Sektörün uzun vadeli problemlerinden biri de inovasyon. Dün ürettiğimiz ürünü bugün farklı bir kumaşla üretip yarın aynı pazara satmaya devam edemeyiz. Dünya mobilyada değişiyor. Modüler ürünler, küçük yaşam alanlarına uygun tasarımlar, sürdürülebilir malzemeler, fonksiyonel mobilyalar ve e-ticarete uygun ürünler hızla yaygınlaşıyor. Kayseri'nin üretim kabiliyeti güçlü. Ancak bundan sonraki hedefimiz yalnızca daha fazla mobilya üretmek değil, daha yüksek katma değerli mobilya üretmek olmalıdır. Bunun yolu tasarımdan, markalaşmadan, Ar-Ge'den ve dünya pazarını doğru okumaktan geçiyor.</p>
<p>Bugün gerekli tedbirleri almazsak birkaç yıl sonra “Kayseri neden mobilyadaki gücünü kaybetti?” diye uzun uzun raporlar yazabiliriz. Kayseri mobilyayı bir günde kazanmadı. Ama gerekli tedbirleri zamanında almazsak, yılların emeğini düşündüğümüzden çok daha kısa sürede kaybedebiliriz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mobilyada-tehlike-canlari-kayseri-icin-vakit-daraliyor-88771</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Mobilyada tehlike çanları: Kayseri için vakit daralıyor” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arsavev-konut-teslimatlarina-2027de-basliyor-88750</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> arsaVev konut teslimatlarına 2027’de başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İSTANBUL</strong></p>
<p>Arsa yatırımıyla başlayan ve planlama, ruhsat, inşaat aşaması ile devam eden projelerini Türkiye’nin farklı bölgelerinde sürdüren arsaVev, konutta ilk teslimatlarını gelecek yıl içinde gerçekleştirecek.</p>
<p>3.5 yıllık bir marka olduklarını dile getiren arsaVev Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Öztürk, Foça, Kuşadası, Avşa ve Çiftlikköy’deki projelerinde önümüzdeki yıl teslimata başlayacaklarını anlattı.</p>
<p>Foça, Dikili, Uzundere, Kuşadası, Ören ve Kuzey İzmir’den oluşan Ege portföylerinin arsadan ev sahibi olmak isteyenler tarafından yoğun ilgiyle karşılandığını dile getiren arsaVev Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Öztürk, “İlk projelerimizden olan Kuşadası’nda teslim hazırlıklarımız sürüyor. Buradaki diğer projemizde plan ve imar süreçleri tamamlandı, ruhsatı yıl sonuna kadar almayı umuyoruz. Foça’daki projede inşaat çalışmaları sürüyor. Elektrik, su ve kanalizasyon altyapısı çalışmaların sürdüğü projede 382 villa planlıyoruz. Yalova’daki projede ilk blok için temel çalışmalarına başladık. Hafif çelik yapı sistemiyle inşa edilecek proje 52 bloktan oluşacak” dedi.</p>
<p>Avşa’daki küçük ölçekli projede inşaat çalışmalarının yaz aylarında başladığını söyleyen Öztürk, Balıkesir Karesi’deki projede imar sürecinin tamamlandığını ve ruhsat başvurusunun yapıldığını, projede 120 odalı bir otel ile kafe ve ticari birimlerin planlandığını anlattı. Dikili’deki projelerinin planlama aşamasında olduğunu belirten Öztürk, “Burada arsa payı satışlarımız sürüyor. İzmir Uzundere’deki projede imar planları onaylandı. Burada 160 odalı bir otel için anlaşma sağladık. Burhaniye Ören’deki denize sıfır projeyi kat karşılığı bir yükleniciye verdik, inşaat yakında başlayacak. Yeni Şakran’da da 40 konutlu bir proje planlıyoruz. İstanbul Riva’da arazi geliştirme çalışmalarımız sürüyor” diye konuştu.</p>
<p><strong> “Erişilebilir gayrimenkul yaklaşımını Çeşme’ye getiriyoruz”</strong></p>
<p>Çeşme’deki projede satışlara başladıklarını ifade eden Öztürk, “Projenin ayrıntılarını kapsamlı bir lansmanda açıklayacağız. Yaklaşık 6 milyon TL seviyesinden başlayan bir modelle Çeşme’nin Ovacık bölgesinde, denize sıfır bir yaşam alternatifi ortaya koymak için çalışıyoruz. Plan çalışmaların yaklaşık 6 ay içinde tamamlanmasını öngörüyoruz. Şimdiye kadar 50 satış gerçekleştirdik. Projenin toplamda yaklaşık 250 satışa ulaşmasını hedefliyoruz. Çeşme projemizle erişilebilir gayrimenkul yaklaşımını arsa ve konut maliyetlerinin yüksek olduğu Çeşme’ye taşıyacağız” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Hayalimizde uydu kentler kurmak ve yurt dışına açılmak var”</strong></p>
<p>Hayalleri arasında İzmir, İstanbul ve Ankara’da büyük ölçekli toplu konut projeleri kurmak olduğunu söyleyen Bülent Öztürk, şöyle konuştu: “Bu kentlerimizde uygun lokasyonlarda, zemin yapısı güçlü kamu arazileri var. İzmir’de Yamanlar sırtları, İstanbul’da Kuzey hattında olabilir. Bu projeler kamu ile işbirliğiyle de hayata geçirilebilir. Bir hedefimizde geliştirdiğimiz modeli yurt dışına taşımak. Bu kapsamda Hindistan’dan bir yatırımcıyla görüşmelerimiz oldu. Bu ülkede çok ciddi konut açığı var.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arsavev-konut-teslimatlarina-2027de-basliyor-88750</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/0/1280x720/arsavev-konut-teslimatlarina-2027de-basliyor-1790846072.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayata geçirdikleri model çerçevesinde arsa alımıyla başlayan sürecin planlama ve ruhsat çalışmalarından geçerek konut üretimine dönüştüğünü aktaran arsaVev Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Öztürk, uzun vadede büyük şehirlerde uydu kentler kurmayı ve kurdukları modeli yurt dışına taşımayı hedeflediklerini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/soyserin-grup-180-magazaya-ulasmayi-hedefliyor-88779</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Soyserin Grup 180 mağazaya ulaşmayı hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Soyserin Grup Mobilya'nın üretimden mağazalaşmaya, ihracattan teknoloji yatırımlarına uzanan büyüme stratejisiyle yeni döneme hazırlandığı bildirildi. 1986 yılında üretime başlayan şirket, 52 bin metrekarelik üretim alanında 300 kişiye istihdam sağlıyor, aylık 2 bin 500 takım genç odası ve 5 bin adet yatak üretim kapasitesiyle çalışıyor.</p>
<p>Lajivert Genç Odası, Ritmik Genç Odası, LJV Home ve Golden Bed markalarıyla tüketiciye ulaşan Soyserin Grup; karyola, dolap, baza, şifonyer, komodin, Montessori mobilyaları, beşik ve çalışma masası gibi ürünlerin yanı sıra yatak, halı, sandalye, aydınlatma ve ev tekstili gibi tamamlayıcı ürünleri de ürün gamında bulunduruyor.</p>
<p>Soyserin Grup Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Soyserin, şirketin büyüme stratejisinin temelinde üretim gücü, deneyimli insan kaynağı ve yaygın satış ağının bulunduğunu söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abe4b4f5c283-1790856015.jpeg" alt="" width="443" height="630" /></p>
<p><strong>“Genç odasını yalnızca mobilya olarak görmüyoruz”</strong></p>
<p>Genç odası tasarımlarında değişen tüketici ihtiyaçlarını merkeze aldıklarını belirten Soyserin, “Yeni neslin ihtiyaçlarını ele alırken genç odasını yaşam alanı olarak ele alıyoruz. Tasarımlarımızda estetik, fonksiyonellik, ergonomi ve kaliteyi bir arada sunuyoruz. Biz sadece ürün satmıyoruz; çocuklarımızın kaliteli vakit geçirmelerini sağlayacak alanlar tasarlıyoruz” dedi. Şirketin büyüme planında kapasite artışının da önemli bir yer tuttuğunu aktaran Soyserin, önümüzdeki üç ve beş yıllık stratejik planlar doğrultusunda kapasiteyi yüzde 65 oranında artırmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p><strong>“İhracatın payını artıracağız”</strong></p>
<p>Soyserin Grup, üretim kapasitesini artırmanın yanı sıra ihracat pazarlarındaki varlığını da genişletmeyi planlıyor. Şirketin 2025 yılında beklenenden yüksek ciro ve kârlılık elde ettiğini belirten Soyserin, hem ciro hem de reel bazda büyüme kaydettiklerini ifade etti. Şirket cirosunun yaklaşık yüzde 20’sini ihracat gelirleri oluşturuyor. Önümüzdeki üç ve beş yıllık stratejik planlarında yurt dışındaki satış noktalarını artırmanın bulunduğunu dile getiren Soyserin, “Hedefimiz 35 ülkede 90 satış noktasına ulaşmak. Sadece Türkiye’de değil, dünyada bir Türk markası olarak adımızı duyurmak ve sektörümüze yön veren firmalardan biri olmak istiyoruz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abe4bb2a6bbf-1790856114.jpeg" alt="" width="414" height="233" /></p>
<p><strong>Mağaza sayısı 140’a çıkarılacak</strong></p>
<p>Soyserin Grup, yurt içindeki büyümesini de yeni mağazalarla sürdürecek. Şirketin Türkiye genelinde 130 mağazalık bir satış ağı bulunurken, yıl sonu hedefi 140 mağazaya ulaşmak. Soyserin, Türkiye’nin tüm illerinde doğru lokasyonlarda mağazalaşmayı sürdüreceklerini söyledi. Soyserin, “Yılsonu itibarıyla 140 mağaza hedefliyoruz” ifadelerini kullandı. Şirketin mağazalaşma stratejisinin satış sonrasında hizmet ve lojistik altyapısıyla desteklendiğini kaydeden Soyserin, yaygın satış ağını satış sonrası hizmet ve lojistik operasyonlarıyla daha güçlü ve güvenilir hale getirdiklerini aktardı.</p>
<p><strong>“En büyük değerimiz deneyimli insan kaynağımız”</strong></p>
<p>Soyserin, şirkette 15-20 yıllık sektör deneyimine sahip çalışanların bulunduğunu belirterek, “Bizi sektörümüzde ayıran en belirgin özelliğimiz insan kaynağımız. Sektörde 15-20 yıldır hizmet vermiş deneyimli bir kadroya sahibiz. Bu bizim için parayla alamayacağımız en büyük değerlerden biri” dedi. Soyserin Grup, yapay zekâ destekli uygulamalarla tüketici ihtiyaçlarını da daha doğru analiz etmeyi ve elde edilen verileri şirketin farklı süreçlerinde kullanmayı hedefliyor. Soyserin, özellikle genç tüketicilerin ihtiyaçlarını daha iyi anlamak için yapay zekâdan daha fazla yararlanacaklarını belirterek, “Yapay zekâyı şirketimizin her alanında daha fazla kullanmayı hedefliyoruz. Oldukça genç bir pazarlama ekibimiz var. Onların bu konudaki yatkınlıklarını da kullanarak yeni kuşakların ihtiyaçlarını daha iyi analiz edeceğiz” dedi. Soyserin Grup’un gelecek dönem hedefleri arasında kadınların iş hayatındaki ve ticaretteki varlığını artırmaya yönelik çalışmalar da bulunuyor. Şirket, ilgili kurumlarla iş birliği içerisinde kadın istihdamını ve kadın bayi sayısını artırmaya yönelik projeler yürütmeyi planlıyor. Orta ve uzun vadede şirketi daha sürdürülebilir, rekabetçi ve kurumsal bir yapıya dönüştürmek istediklerini ifade eden Soyserin, “Üç ve beş yıllık stratejilerimizi belirledik. Sürdürülebilir, rekabetçi ve kurumsal bir yapıya dönüşeceğiz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/soyserin-grup-180-magazaya-ulasmayi-hedefliyor-88779</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/9/1280x720/soyserin-grup-180-magazaya-ulasmayi-hedefliyor-1790856242.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Soyserin Grup Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Soyserin, Lajivert, yıl sonuna kadar 140 mağazaya, orta vadede ise 81 ilde 180 mağaza ve 35 ülkede 90 satış noktasına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sarmobi-uretim-gucunu-tasarim-ve-teknolojiyle-dunyaya-tasiyor-88776</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tasarımı yalnızca estetik olarak görmüyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ </strong></p>
<p>Lale Orman AŞ bünyesinde 2022 yılında kurulan Sarmobi Mobilya'nın demonte ve flat-pack modüler mobilyada 350 farklı ürün ve ürün varyantından oluşan hazır stoka ulaştığı belirtildi. Marka, Türkiye genelinde B2B ve shop-in-shop yapılanmasını büyütürken, orta ve uzun vadede Türkiye’den dünyaya ölçeklenen güçlü bir mobilya markası olmayı hedefliyor.</p>
<p>Lale Orman AŞ Genel Müdür Yardımcısı Faruk Sarıalp, 1969 yılından bu yana mobilya sektöründe faaliyet gösteren bir aile şirketinin ikinci kuşak temsilcisi olduklarını belirterek, Sarmobi Mobilya’nın bu birikimin yeni nesil mobilya üretimindeki karşılığı olduğunu söyledi. Kayseri OSB’de 5 farklı lokasyonda, 70 bin metrekare arazi üzerinde 52 bin metrekare kapalı alanda faaliyet gösterdiklerini ifade eden Sarıalp, “Ham madde ve mobilya malzemeleri tedarikinden MDF profil üretimine kadar sektörün farklı alanlarında uzun yıllara dayanan bir tecrübeye sahibiz. Sarmobi Mobilya’yı 2022 yılında hayata geçirirken amacımız yalnızca yeni bir mobilya markası oluşturmak değil; tasarım, endüstriyel üretim, dijitalleşme, stok yönetimi ve lojistiği aynı yapı altında buluşturan, Türkiye’den dünyaya ölçeklenebilecek yeni nesil bir marka yaratmaktı” dedi.</p>
<p><strong>350 SKU hazır stokla hızlı teslimata odaklandı</strong></p>
<p>Sarmobi Mobilya’nın temel uzmanlığının demonte ve flat-pack modüler mobilya üretimi olduğunu belirten Sarıalp; gardıroptan karyolaya, çalışma masasından TV ünitesine, kahve köşelerinden makyaj masalarına kadar geniş bir ürün gamına sahip olduklarını söyledi. Ürünlerin tekil olarak kullanılabildiği gibi farklı modüllerin bir araya gelmesiyle yatak odası, yaşam odası, bebek ve genç odası takımları oluşturabildiğini kaydeden Sarıalp, “Mix &amp; match yaklaşımımız sayesinde farklı koleksiyonlardaki ürünler de birbiriyle kombinlenebiliyor” dedi. Bugün 350 farklı ürün ve ürün varyantından oluşan hazır stoka ulaştıklarını belirten Sarıalp, robotlu otomasyon sistemleriyle desteklenen üretim tesislerinin vardiya başına yaklaşık 60 bin metrekare panel işleme kapasitesine sahip olduğunu söyledi. Birinci vardiya kapasitesinin dolmasına yaklaştıklarını ifade eden Sarıalp, ikinci vardiya yapılanması için hazırlıkların sürdüğünü kaydetti.</p>
<p><strong>"Bu tecrübe standartlarımızı sürekli yukarı taşıdı"</strong></p>
<p>Sarmobi’nin büyüme stratejisinin merkezinde tasarım ve ürün geliştirme bulunduğunu vurgulayan Sarıalp, altı kişilik tasarım ekibinin çalıştığını söyledi. “Tasarımı yalnızca estetik olarak görmüyoruz. Ürünün üretilebilirliği, optimum paketlenmesi, lojistik verimliliği ve son kullanıcı tarafından kolay kurulabilmesi de bizim için tasarımın bir parçası” diyen Sarıalp, Sarmobi’nin bugün yüzlerce tescilli tasarıma sahip olduğunu belirtti. Türkiye’nin ve dünyanın önemli mobilya markalarıyla gerçekleştirdikleri private label, OEM ve ODM çalışmalarının Sarmobi için önemli bir katalizör olduğunu ifade eden Sarıalp, “Bu tecrübe kalite, paketleme, sürdürülebilirlik ve tedarik zinciri standartlarımızı sürekli yukarı taşıdı” diye konuştu.</p>
<p><strong>İlk deneyim mağazası 2027’de İstanbul’da açılacak</strong></p>
<p>Marmara, Ege, Akdeniz, Doğu-Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu ve Karadeniz bölgelerindeki ekiplerin her gün satış noktalarıyla temas halinde olduğunu ifade eden Sarıalp, özellikle shop-in-shop modelinde hızlı bir yayılım yaşadıklarını belirtti. Bir sonraki adımın Sarmobi Deneyim Mağazaları olduğunu kaydeden Sarıalp, “İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Antalya gibi büyük merkezlerde tüketicinin Sarmobi koleksiyonlarını bütünsel olarak deneyimleyebileceği mağazalar oluşturmak istiyoruz. İlk deneyim mağazamızı 2027 yılında İstanbul’da açmayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>"Üretimden müşteriye tek dijital ekosistem"</strong></p>
<p>Sarmobi’nin mevcut Faz 1 yatırımını tamamlandığını belirten Sarıalp, üretimde verimliliği artıracak makine ve otomasyon yatırımlarının devam ettiğini söyledi. Dijital dönüşümün de yatırım programlarının önemli bir parçası olduğunu ifade eden Sarıalp, ERP, MES, WMS ve CRM sistemleriyle üretimden depoya, satıştan müşteri ilişkilerine kadar tüm süreçleri birbiriyle konuşan, ölçülebilir ve veriye dayalı tek bir dijital ekosistemde yönetmeyi hedeflediklerini belirtti. Lojistik tarafında 4 bin metrekare taban alanına ve 10 metre yüksekliğe sahip yeni deponun tamamlanmak üzere olduğunu kaydeden Sarıalp, “Hedefimiz koleksiyonumuzdaki tüm ürünleri stoklu hale getirerek aynı gün sevk kabiliyetine ulaşmak. Satış sonrası parça tedarik süremizi de üç iş gününden bir iş gününe indirmek istiyoruz” dedi. Sarıalp, mobilya sektörünün geleceğinde kişiselleştirilmiş üretimin giderek daha önemli hale geleceğini kaydederek, “Bugün yüksek adetli seri üretimde güçlü bir altyapıya sahibiz. Ancak gelecekte tüketicinin ölçü, renk, fonksiyon ve ürün kombinasyonlarında daha fazla kişiselleştirme talep edeceğini öngörüyoruz. Bu nedenle tekil siparişleri dahi endüstriyel verimlilikle üretebilecek tam otomasyonlu ve esnek bir üretim yapısı için şimdiden fizibilite çalışmalarımıza başladık” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sarmobi-uretim-gucunu-tasarim-ve-teknolojiyle-dunyaya-tasiyor-88776</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/6/1280x720/sarmobi-uretim-gucunu-tasarim-ve-teknolojiyle-dunyaya-tasiyor-1790855892.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lale Orman AŞ Genel Müdür Yardımcısı Faruk Sarıalp, Sarmobi’nin büyüme stratejisinin merkezinde tasarım ve ürün geliştirme bulunduğunu söyledi. Şirkette altı kişilik tasarım ekibinin çalıştığını söyleyen Sarıalp, “Tasarımı yalnızca estetik olarak görmüyoruz. Ürünün üretilebilirliği, optimum paketlenmesi, lojistik verimliliği ve son kullanıcı tarafından kolay kurulabilmesi de bizim için tasarımın bir parçası.” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/redof-buro-mobilyalari-otomasyon-ve-dijitallesmeye-odaklandi-88775</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Redof Büro Mobilyaları otomasyon ve dijitalleşmeye odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>1998 yılında Şaban Basri Özderya tarafından kurulan Redof Büro Mobilyaları'nın üretim altyapısını teknoloji yatırımlarıyla güçlendirdiği belirtildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre üretim tesisinde aylık ortalama 2 bin parça üretim gerçekleştiriyor. Yurt içi ve dışındaki bayi ağı üzerinden nihai tüketiciye ulaşan şirketin, ürün gamını sektörün ihtiyaçları ve müşteri talepleri doğrultusunda geliştirdiği ifade edildi.</p>
<p>Redof Büro Mobilyaları Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özderya, üretim altyapısının geliştirilmesinde teknoloji ve dijitalleşmenin önemli bir rol oynadığını belirtti.</p>
<p><strong>Beş yeni makine yatırımı</strong></p>
<p>Şirket, 2026 yılında üretim parkuruna 5 yeni CNC ve lazer teknolojili makine ekledi. Üretim süreçlerinde verimliliğin artırılması ve maliyetlerin düşürülmesi hedeflenirken, makine ve ekipman yatırımlarının önümüzdeki dönemde de sürdürülmesi planlanıyor. Üretimde daha sistematik bir altyapı oluşturmayı hedeflediklerini belirten Özderya, “Verimliliği artıracak, üretim maliyetlerini düşürecek ve rekabet gücümüzü artıracak makine ve ekipmanlara sürekli yatırım yapıyoruz. İnsana değil sisteme bağlı bir altyapı ile sürdürülebilir bir üretim yapmayı planlıyoruz” dedi.</p>
<p>Redof Büro Mobilyaları, üretiminin yüzde 40'ını ihraç ediyor. Şirket, 2027 yılında iç ve dış pazardaki payını artırmaya yönelik yeni projeleri hayata geçirmeyi hedefliyor. Özderya, 2027 yılında ürünlerin tanıtımı için yeni pazarlama yöntemleri kullanacaklarını ve marka bilinirliğini artırmaya yönelik çalışmalar yürüteceklerini ifade etti.</p>
<p><strong>Ar-Ge'de müşteri talepleri belirleyici</strong></p>
<p>Ar-Ge çalışmalarında tüketicilerden gelen taleplerin belirleyici olduğu belirtilirken, bu doğrultuda yeni ürün geliştirme çalışmalarını sürdüren şirketin, orta ve uzun vadede üretimin farklı aşamalarında otomasyon sistemlerinin kullanımını artırmayı planladığı dile getirildi. Sektörde çok sayıda üreticinin bulunduğunu belirten Özderya, Redof Büro Mobilyaları'nın farklılaşma noktalarını kalite, zamanında hizmet ve tasarım olarak sıraladı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/redof-buro-mobilyalari-otomasyon-ve-dijitallesmeye-odaklandi-88775</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/5/1280x720/67-1790861410.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Redof Büro Mobilyaları Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özderya, “Verimliliği artıracak, üretim maliyetlerini düşürecek ve rekabet gücümüzü artıracak makine ve ekipmanlara sürekli yatırım yapıyoruz. İnsana değil sisteme bağlı bir altyapı ile sürdürülebilir bir üretim yapmayı planlıyoruz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nespon-makine-sunger-firelerine-geri-donusum-cozumu-sunuyor-88773</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nespon Makine&#039;nin hedefi ihracat payını yüzde 50&#039;ye çıkarmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Nespon Makina Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Yasin Büyükkeçeci, makine sektörüne 10 yıl önce girişimci olarak adım attı.</p>
<p>2024 yılında ise yeni markası Nespon Makina’yı kuran Büyükkeçeci, yatak yan sanayi, mobilya ve sünger sektörüne yönelik; süngerlerin kesilmesi, ebatlanması ve üretim sırasında ortaya çıkan firelerin yeniden değerlendirilmesini sağlayan makineler üretiyor. Sünger kesim ve şekillendirme makinelerinde üretim sırasında ortaya çıkan firelerin geri dönüştürülerek yeniden kullanılabildiğini belirten Büyükkeçeci, yaklaşık 10 yıldır süngerin tüm süreçlerinde geçireceği işlemlere yönelik her türlü makine üretimini gerçekleştirdiklerini söyledi. Ebatlama ve kesim makinelerinin yanı sıra geri dönüşüm makinelerinin de hem çevresel sürdürülebilirlik hem de üretim maliyeti açısından önemli olduğunu vurgulayarak, “Çevresel sürdürülebilirliği önemsiyoruz. Mesela sadece üretmek değil, üretirken doğayı da korumak” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abe541e7267a-1790858270.jpeg" alt="" width="700" height="538" /><strong>“Müşteriye özel makine ve sistemler geliştiriyoruz”</strong></p>
<p>Makinelerin belirli bir standartta üretildiğini, ancak müşterilerin özel taleplerine göre farklı uygulamaların da yapılabildiğini ifade eden Büyükkeçeci, bazı makinelerin stoklu üretildiğini, bazı projelerde ise tesis bazlı özel üretim gerçekleştirdiklerini söyledi. Nespon Makina’nın geliştirdiği sistemlerde otomasyon ve kullanım kolaylığının ön planda olduğunu vurgulayan Büyükkeçeci, kalifiye eleman sorununun sanayiciler için önemli bir problem haline geldiğini dile getirdi. Büyükkeçeci, “Tam otomatik sistemlerle insan gücünü minimuma indirirken verimliliği artırmayı hedefliyoruz. Aynı zamanda makinelerin kullanımını mümkün olduğunca kolaylaştırıyoruz. Çünkü bugün sanayide kalifiye eleman bulmak ve yetiştirmek ciddi bir sorun. Bu nedenle makinelerin herkes tarafından öğrenilip kullanılabilecek şekilde tasarlanmasına büyük önem veriyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Yeni ihracat görüşmelerimiz devam ediyor”</strong></p>
<p>Şirketin ihracat faaliyetlerinin de sürdüğünü belirten Büyükkeçeci, Avrupa, Kafkasya ve Kuzey Afrika’da çeşitli ülkelere makine gönderdiklerini söyledi. Büyükkeçeci, “İngiltere ve Romanya başta olmak üzere Avrupa’da, Azerbaycan ve Gürcistan gibi Kafkas ülkelerinde ve Fas gibi Kuzey Afrika pazarlarında ihracat gerçekleştirdik. Şu anda da yeni ihracat görüşmelerimiz devam ediyor” ifadelerini kullandı. İhracatın toplam satışlar içindeki payının yaklaşık yüzde 20-25 seviyesinde olduğunu belirten Büyükkeçeci, hedeflerinin bu oranı yüzde 50’ye çıkarmak olduğunu ifade etti. Büyükkeçeci, makine sektöründe satış sonrası desteğin de kritik olduğunu belirterek, müşterilerinin her zaman yanında olduklarını kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nespon-makine-sunger-firelerine-geri-donusum-cozumu-sunuyor-88773</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/3/1280x720/nespon-1790858261.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri OSB’de faaliyet gösteren Nespon Makina, yatak ve mobilya endüstrisine yönelik sünger kesim, ebatlama ve sünger fireleri için geri dönüşüm makineleri üretiyor. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Yasin Büyükkeçeci, mobilya ve yatak sektöründe sıfır atık yaklaşımını önemseyen şirketin ihracatın toplam satışlar içindeki payını da yüzde 50 seviyesine çıkarmayı hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/milkay-tekstil-atiklarini-ekonomiye-kazandiriyor-88770</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tekstil atıklarını ayrıştırıp yüksek performanslı teknik keçeye dönüştürüyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Tekstil sektöründe faaliyet gösteren Milkay, Kayseri OSB’de faaliyet gösteriyor. 2025 Eylül ayında fabrikada büyük bir yangın felaketi atlatan marka, 2027 yılında ihracat pazarlarını çeşitlendirmeye ve ihracatın cirodaki payını yükseltmeye odaklandı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre şirket, tekstil atıklarını geri kazanarak keçe ve vatka üretimi yapıyor. Ürünleri başta yaylı yatak ve yaylı kanepe olmak üzere mobilya, otomotiv, beyaz eşya, inşaat ve izolasyon sektörlerine sunuyor. Ürün gamında sert keçe, ortopedik vatka, flaretli keçe ve kompozit keçe bulunuyor. Yatak endüstrisine yönelik yüzde 100 polyesterden üretilen Milform ve koltuk döşemesi için geliştirilen Milsoft ürünlerinin şirketin önemli parçaları olduğu belirtildi. Günlük 100 ton keçe ve vatka üretim kapasitesine sahip olan şirketin yılda yaklaşık 45 bin ton tekstil atığını ekonomiye kazandırdığı vurgulandı.</p>
<p>Milkay Teknik Tekstil Sanayi Anonim Şirketi Genel Müdürü Abdullah Nursaçan, “Kayseri OSB’de 16 bini kapalı 21 bin metrekare alanda üretim yapıyoruz. Ar-Ge’de temel yaklaşımımız döngüsel üretim. Tekstil atıklarını ayrıştırıp yüksek performanslı teknik keçeye dönüştürüyoruz. Bu alanda Niğde Bor’daki Akmina şirketimizle atıkların profesyonel şekilde toplanması ve ayrıştırılmasını sağlıyoruz. En önemli ürün geliştirme çalışmamız Milform. TSE yaylı yatak standartlarındaki asgari kaliteyi mukavemetle karşılayan, bir santimetreden 10 santimetreye kadar yükselti katmanı sunabilen, konfor, sessizlik ve ortopedik fayda sağlayan yüzde 100 polyester bir ürün” dedi.</p>
<p><strong>Yangının yaraları sarılarak büyüyecek</strong></p>
<p>2025 yılında 520 milyon TL ciro yaptıklarını, ihracat rakamlarının ise yaklaşık 6 milyon dolar olduğunu dile getiren Nursaçan, 2026 yılını benzer bir ciro ve ihracat seviyesiyle kapatmayı hedeflediklerini aktardı. 2025 Eylül ayında Kayseri OSB’deki fabrikalarında yaşanan büyük yangının, 2026 yılı hedeflerini gerçekleştirmeye engel olduğunu kaydeden Nursaçan, “2026 yılında 2025 yılına yakın bir performans gerçekleştirme gayreti içerisindeyiz. 2027 yılında ihracat pazarlarımızı çeşitlendirmeye ve ihracatın cirodaki payını yükseltmeye odaklanacağız. Bu doğrultuda, 2027 yılı ciro ve ihracat hedeflerimizi gerçekleştireceğimiz yeni yatırımlarımızla birlikte öncelikle 2025 yılı seviyelerine ulaştırmayı ve sonrasında daha da ileriye taşımayı amaçlıyoruz” diye konuştu. Milkay, günlük 100 tonluk kapasiteyle bölgesinde bu ölçekte keçe üreten tek büyük firma konumunda bulunuyor. Müşterilerin ölçülü keçe siparişlerini zamanında ve aksatmadan teslim ettiklerini paylaşan Nursaçan, “Müşterilerimizin stok ve alış maliyetlerini düşürüyor, büyümelerine katkı sağlıyoruz. Ayrıca tekstil atıklarını ayrıştırmadan ürüne kadar kendi bünyemizde yönetiyor olmamızla da sektörümüzde fark oluşturuyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/milkay-tekstil-atiklarini-ekonomiye-kazandiriyor-88770</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/0/1280x720/56-1790858778.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milkay Teknik Tekstil Sanayi Anonim Şirketi Genel Müdürü Abdullah Nursaçan, &quot;Kayseri OSB’de 16 bini kapalı 21 bin metrekare alanda üretim yapıyoruz. Ar-Ge’de temel yaklaşımımız döngüsel üretim. Tekstil atıklarını ayrıştırıp yüksek performanslı teknik keçeye dönüştürüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ladin-mobilya-dengeli-buyume-stratejisine-odaklandi-88768</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ladin Mobilya, dengeli büyüme stratejisine odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren Ladin Mobilya, 1986 yılında 20 metrekarelik bir atölyede üç ortak tarafından kuruldu. Bugün 40 bin metrekarelik alanda, 25 bin metrekaresi kapalı üretim tesisiyle faaliyetlerini sürdüren şirketin hem iç pazarda hem de uluslararası arenada konumunu güçlendirmeye devam ettiği belirtildi.</p>
<p>Ladin Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Sedat Böyük, hem Ladin Mobilya hakkında hem de sektörel gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Sedat Böyük, Ladin Mobilya’nın ev mobilyası alanında; koltuk, kanepe, yatak, baza, yatak odası, yemek odası ve TV üniteleri gibi geniş bir ürün yelpazesi sunduğunu belirterek, “Hem ulusal hem de uluslararası fuarlarda yer alıyor, müşteri taleplerine uygun modern ve kullanışlı ürünler geliştiriyoruz. Kaliteden ödün vermeden pazar payımızı ve müşteri portföyümüzü artırıyoruz” dedi.</p>
<p>Şirketin 2024 sonrasında, özellikle yüksek enflasyon ortamında, 2025 ve 2026 yıllarını daha yatay bir çalışma temposuyla geçirdiğini belirten Böyük, “Bu yılı, işletmemizi yeniden disipline etme ve dengeli hareket etme yılı olarak görüyoruz. Ciromuzda bir düşüş yok; ancak verimliliği artıracak yapısal değişiklikler uyguluyoruz. Çalışan performansını daha disiplinli takip ediyor, stoklarımızı ve modellerimizi gözden geçiriyoruz. Hiçbir şey eskisi gibi değil; her taşın altını kaldırıyoruz. Diğer yandan makine yatırımları yaptık ve yapmaya devam ediyoruz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abe45b817de3-1790854584.jpg" alt="" width="458" height="611" /></p>
<p><strong>“Ekonomideki iyileşme perakendeye yansıyacak”</strong></p>
<p>Böyük, “2026 sonunda enflasyonun ve faizlerin düşmesi halinde perakende sektörünün canlanacağını düşünüyoruz. Bu, tüketicinin ve yatırımcının parasını mevduat yerine iş dünyasına aktarmasını sağlayacaktır. Bu dönemde perakende mağazalarımızda hareketlilik bekliyoruz” ifadelerini kullandı. Şirket cirosunun yüzde 20’sini 28 ülkeye yaptığı ihracattan elde ettiğini ancak döviz kurları ve fiyatlama baskıları nedeniyle son dönemde ihracatta düşüş yaşandığını dile getiren Böyük, “İç piyasa toparlandığında ihracatta da yeni bir çalışma biçimi oluşturacağız. Yüzdesel olarak cirolarımız önceki yıllara yakın seyrediyor” dedi.</p>
<p><strong>“Sektör emek yoğun; ara eleman bulmak zor”</strong></p>
<p>Aynı zamanda Kayseri Sanayi Odası Mobilyacılar Meslek Komitesi Başkanı olan Böyük, mobilya sektörünün karşı karşıya olduğu zorluklara dikkat çekti. “Sektörümüz emek yoğun bir sektör. İşçilik maliyetleri, enerji ve kira giderleri son dönemde ciddi oranda arttı. Ara eleman bulmakta zorlanıyoruz, meslek liselerinden yetişen nitelikli personel sayısı yetersiz. Stok yönetimi de sektörün en büyük handikaplarından biri. Stok döngü hızını artıracak yeni yöntemler geliştirmemiz gerekiyor” dedi. Böyük, ayrıca işletmelerde verimliliğin artırılması gerektiğini vurgulayarak, “Artık sanayiciler, çalışanların sağladığı katkıyı net olarak görmek zorunda. Hem işveren hem çalışan daha verimli olmalı” diye ekledi.</p>
<p><strong>Ortaklık yapılarında dayanışma çağrısı</strong></p>
<p>Ekonomik daralmaların ortaklık yapılarında sorunlar yaratabildiğini söyleyen Böyük, “Ortaklar, kriz dönemlerinde kişisel ayrışmalara gitmek yerine birleşerek güçlenmeli. Şirketlerin bölünmesi, sorunları büyütür. Bizde bir söz vardır: ‘İş için kavga, kavga sayılmaz.’ Müzakereler yapılmalı, ayrılık yerine birleşme operasyonları tercih edilmeli” dedi. Böyük, şirketlerde “işletme körlüğü” oluşabileceğine de dikkat çekerek, tüm sanayicilerin dışardan profesyonel destek alması gerektiğini söyledi.  </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ladin-mobilya-dengeli-buyume-stratejisine-odaklandi-88768</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/8/1280x720/ladin-mobilya-dengeli-buyume-stratejisine-odaklandi-1790854623.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirket cirosunun yüzde 20’sini 28 ülkeye yaptığı ihracattan elde ettiğini ancak döviz kurları ve fiyatlama baskıları nedeniyle son dönemde ihracatta düşüş yaşandığını belirten Ladin Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Sedat Böyük, “İç piyasa toparlandığında ihracatta da yeni bir çalışma biçimi oluşturacağız. Yüzdesel olarak cirolarımız önceki yıllara yakın seyrediyor.” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/kayserinin-mobilya-ussu-kumsmall-uretim-gucunu-tuketiciyle-bulusturuyor-88767</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kayseri’nin mobilya üssü Kumsmall, üretim gücünü tüketiciyle buluşturuyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Türkiye’nin mobilya üretiminde öne çıkan merkezlerinden Kayseri'nin sektörün üretim gücünü Kumsmall Mobilya AVM ile tüketiciyle buluşturduğu belirtildi. Yaklaşık 300 bin metrekare kapalı alanı ve 350 mağazasıyla faaliyet gösteren AVM'nin, mobilyanın yanı sıra moda, yeme-içme ve eğlence markalarını da aynı çatı altında buluştururken, 365 gün fuar konseptiyle yıl boyunca geniş ürün ve marka çeşitliliği sunduğu bildirildi.</p>
<p>Kumsmall AVM Yönetim Kurulu Başkanı ve Kayseri Mobilyacılar Odası Başkanı Ercan Sarıkaya, Kayseri’nin mobilya üretimindeki konumuna dikkat çekerek, kentin üretim gücünün tüketiciyle buluşmasında Kumsmall’ın önemli bir rol üstlendiğini söyledi. Sarıkaya, “Kayseri, Türkiye’nin mobilya üretiminde kalbi olan bir şehir. Kentte faaliyet gösteren çok sayıda üretici, Türkiye’nin dört bir yanına ve dünyanın farklı pazarlarına ürün gönderiyor. Bu güçlü üretim altyapısının tüketiciyle buluştuğu en önemli adreslerden biri de Kumsmall. Fabrikalarda üretilen ürünler, geniş showroomlarımızda sergilenirken Kayseri’nin üretim gücü doğrudan tüketicinin karşısına çıkıyor. Bu yönüyle ‘üretimin kalbi Kayseri, büyük vitrini Kumsmall’ diyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abe44fe59a65-1790854398.jpeg" alt="" width="449" height="451" /></p>
<p><strong>Kumsmall’da 365 gün fuar konsepti</strong></p>
<p>Kumsmall’ın kuruluşunda 365 gün fuar konseptinin esas alındığını belirten Sarıkaya, merkezin yılın belirli dönemlerinde gerçekleştirilen fuarlardan farklı olarak tüketicilerin yıl boyunca çok sayıda marka ve ürünü aynı ortamda karşılaştırmasına imkan sağladığını kaydetti. Yaklaşık 300 bin metrekare kapalı alana sahip Kumsmall’da beş ayrı giriş kapısı bulunuyor. Merkezin doğu ve batı yönlerinde yer alan Karum ve Anber kapıları arasındaki mesafe yaklaşık 850 metreye ulaşırken, mobilya koridorlarında başlayan bir yürüyüşün yeniden aynı noktaya ulaşması yaklaşık bin 850 metrelik bir mesafeyi kapsıyor. Sarıkaya, merkezin sahip olduğu fiziksel büyüklüğün yanı sıra marka ve ürün çeşitliliğinin de tüketici açısından önemli bir avantaj oluşturduğunu belirterek, farklı üretici ve markaların aynı çatı altında bulunmasının karşılaştırmalı alışveriş imkânı sunduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Mobilyada yalnızca fotoğrafa bakarak karar verilmemeli</strong></p>
<p>Mobilya alışverişinde tüketici davranışlarının da değiştiğine dikkat çeken Sarıkaya, özellikle internet üzerinden gerçekleştirilen alışverişlerde ürünün fiziksel olarak incelenmesinin önem taşıdığını söyledi. Mobilyanın uzun yıllar kullanılan ve doğrudan günlük yaşamın içinde yer alan bir ürün olduğunu belirten Sarıkaya, tüketicilerin satın alma kararı verirken yalnızca ürünün fotoğrafına veya ölçülerine bakmaması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Sarıkaya, “Mobilya sadece fotoğrafa bakılarak alınabilecek bir ürün değil. Görerek, dokunarak ve ergonomisini deneyerek karar vermek gerekiyor. Bir koltuğun oturum rahatlığını, bir sandalyenin ergonomisini ya da kullanılan malzemenin kalitesini yalnızca fotoğraf üzerinden değerlendirmek her zaman mümkün olmayabilir” dedi. Tüketicilerin ürünün malzeme kalitesi, işçiliği, ölçüleri, kullanım özellikleri ile servis ve garanti koşullarını birlikte değerlendirmesi gerektiğini belirten Sarıkaya, özellikle internet alışverişlerinde güvenilir markaların tercih edilmesinin önemine işaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/kayserinin-mobilya-ussu-kumsmall-uretim-gucunu-tuketiciyle-bulusturuyor-88767</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/7/1280x720/kayserinin-mobilya-ussu-kumsmall-uretim-gucunu-tuketiciyle-bulusturuyor-1790854455.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri&#039;nin üretim gücünün tüketiciyle buluşmasında Kumsmall’ın önemli bir rol üstlendiğini söyleyen Kumsmall AVM Yönetim Kurulu Başkanı Ercan Sarıkaya, &quot;Kentte faaliyet gösteren çok sayıda üretici, Türkiye’nin dört bir yanına ve dünyanın farklı pazarlarına ürün gönderiyor. Bu güçlü üretim altyapısının tüketiciyle buluştuğu en önemli adreslerden biri de Kumsmall.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kar-as-uretimde-teknoloji-ve-kapasite-atagina-hazirlaniyor-88765</guid>
            <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kar-as, üretimde teknoloji ve kapasite atağına hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>1995 yılında Kayseri OSB’de kurulan Kar-as, mobilya ve yatak sektörüne yönelik hammadde, ara malzeme ve bitmiş ürün üretimi yapıyor. Faaliyetlerine karkas yay imalatı ile başlayan markanın ürün gamında şu anda karkas yay, bonel yay, paket yay, plastik ayak, yatak ve baza ile elektrikli hareketli baza ve hareketli baza mekanizmaları bulunuyor. Aylık 300 bin adet yay ve 40 bin adet yatak üretim kapasitesi bulunan firma, Kayseri OSB'de 20 bin metrekarelik kapalı alanda, 100'ün üzerinde çalışan ile faaliyet gösteriyor. Üretimini iç piyasanın yanı sıra Avrupa, Amerika ve Orta Doğu pazarlarına da ihraç eden şirketin, Besttel, Kargibi ve Deep Sleep markaları ile markalaşma yönünde de büyümesini sürdürdüğü belirtildi.</p>
<p>Kar-as Yatak Yay San. ve Tic. Ltd. Şti. Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO Mehmet Önder Aslan, şirketin orta vadeli hedefleriyle ilgili açıklamalarda bulundu. Mevcut müşteri portföyünü genişletmek, yeni müşteriler ve yeni pazarlar kazanmak, ürün çeşitliliğini artırmak ve üretim süreçlerinde verimlilik sağlayacak yatırımlara ağırlık verdiklerini paylaşan Aslan, “Özellikle ham madde, enerji ve işçilik maliyetlerinin daha etkin yönetilmesi ve fire oranlarının azaltılması konusunda sürekli iyileştirme çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Uzun vadede ise modern üretim teknolojilerini daha fazla kullanarak kapasitemizi geliştirmeyi, ürün kalitemizi ve hizmet standardımızı yükseltmeyi, ulusal ve uluslararası pazarlardaki müşteri ağımızı genişletmeyi hedefliyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abe440add99e-1790854154.JPG" alt="" width="491" height="327" /></p>
<p><strong>“Yatırımlarımızı kademeli olarak gerçekleştirmeyi planlıyoruz”</strong></p>
<p>Orta ve uzun vadede mevcut hedeflere yönelik yeni yatırımları da hayata geçireceklerini paylaşan Aslan, “Özellikle üretim süreçlerinin hızlandırılması, iş gücü verimliliğinin artırılması, fire oranlarının azaltılması ve ürün kalitesinde sürekliliğin sağlanmasına yönelik yatırımlar öncelikli konularımız arasında yer alıyor. Planlanan yatırımlar kapsamında üretim hattımızın modernizasyonu, mevcut makine parkının yenilenmesi ve ihtiyaç duyulan noktalarda yeni makine ve ekipmanların devreye alınmasını değerlendiriyoruz. Yatırım bütçemizi ekipman ve makine ihtiyaçlarının netleşmesi ve piyasa koşullarına bağlı olarak şekillendireceğiz. Bu yatırımlarla temel olarak üretim kapasitemizi artırmayı, birim üretim maliyetlerini düşürmeyi, enerji ve hammadde kullanımında verimlilik sağlamayı, teslimat sürelerini iyileştirmeyi ve artan müşteri taleplerine daha hızlı cevap verebilmeyi hedefliyoruz” açıklamalarında bulundu.</p>
<p><strong>Üretimde kullanılan malzeme ve teknolojileri geliştirmeye odaklanacak</strong></p>
<p>Ar-Ge çalışmalarını özellikle yay ve yatak sektöründeki müşteri ihtiyaçlarına yönelik ürün geliştirme ve mevcut ürünlerin iyileştirilmesi üzerine yoğunlaştırdıklarını belirten Aslan, “Ürünlerimizin dayanıklılığını, esnekliğini, kullanım ömrünü ve performansını artırmaya yönelik çalışmalar yürütüyoruz.  Ar-Ge kapsamında farklı yay ölçüleri, tel çapları, sarım özellikleri ve ürün tasarımları üzerinde çalışmalar yaparak, farklı müşteri ve yatak üreticilerinin ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştirmeyi hedefliyoruz. Yeni ürün çalışmalarında yalnızca ürünün teknik özelliklerini değil, aynı zamanda hammadde kullanımının optimize edilmesini de dikkate alıyoruz. Özellikle önem verdiğimiz konu, müşteriye özel yay çözümleri geliştirilmesi. Müşterilerimizden gelen teknik talepler doğrultusunda ürün tasarımında gerekli değişiklikleri yaparak numune üretimleri gerçekleştiriyor, test ve müşteri geri bildirimleri sonucunda ürünü geliştiriyoruz. Böylece hem ürün kalitesini artırmayı hem de farklı kullanım ihtiyaçlarına cevap verebilen daha geniş bir ürün yelpazesi oluşturmayı amaçlıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“2027’de daha güçlü bir yapıya ulaşmayı planlıyoruz” </strong></p>
<p>Özellikle yatak ve yay üretiminde kalite standartlarını koruyarak üretim süreçlerini daha verimli hale getirmeyi, maliyetleri kontrol altında tutmayı ve müşteri taleplerine daha hızlı cevap verebilmeyi hedeflediklerini aktaran Aslan, “Yanı sıra mevcut ürün gruplarımızı geliştirmek, yeni ürün ve pazar fırsatlarını değerlendirmek ve satış hacmimizi artırmak 2026 yılını tamamlamadan hayata geçirmek istediğimiz önceliklerimiz arasında yer alıyor. Yılın kalan döneminde üretim ve satış performansımızı artırarak 2026 yılını büyüme hedeflerimize de mümkün olduğunca yaklaşarak tamamlamayı; 2027 yılında ise kapasite, ürün çeşitliliği, müşteri portföyü ve pazar payı açısından daha güçlü bir yapıya ulaşmayı planlıyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kar-as-uretimde-teknoloji-ve-kapasite-atagina-hazirlaniyor-88765</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/5/1280x720/kar-as-uretimde-teknoloji-ve-kapasite-atagina-hazirlaniyor-1790854247.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kar-as CEO&#039;su Mehmet Önder Aslan, “Özellikle ham madde, enerji ve işçilik maliyetlerinin daha etkin yönetilmesi ve fire oranlarının azaltılması konusunda sürekli iyileştirme çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Uzun vadede ise modern üretim teknolojilerini daha fazla kullanarak kapasitemizi geliştirmeyi, ürün kalitemizi ve hizmet standardımızı yükseltmeyi, ulusal ve uluslararası pazarlardaki müşteri ağımızı genişletmeyi hedefliyoruz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-sorusturmasi-5-sirket-tmsfye-devredildi-88688</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 18:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon soruşturması: 5 şirket TMSF&#039;ye devredildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankcılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) fon soruşturması kapsamında 5 şirketin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredildiğini duyurdu. </p>
<p>Açıklamada, son dönemde yaşanan gelişmelerin ardından yapılan değerlendirmeler kapsamında, Tera Yatırım Bankası AŞ, Destek Yatırım Bankası AŞ, Hedef Yatırım Bankası AŞ, Destek Finans Faktoring AŞ ve Tera Finans Faktoring AŞ’nin yönetimlerinin TMSF’ye devredilmesine karar verildiği bildirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-sorusturmasi-5-sirket-tmsfye-devredildi-88688</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/6/1280x720/tmsf-1752842353.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon soruşturması kapsamında Tera Yatırım, Destek Yatırım, Hedef Yatırım Bankası ile Destek Finans ve Tera Finans&#039;ın TMSF&#039;ye devredilmesine karar verildiği açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-3-ayda-6307-milyar-tllik-ic-borclanmaya-gidecek-88684</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 17:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık son çeyrekte 630,7 milyar TL&#039;lik iç borçlanmaya gidecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, ekim-aralık dönemine ait iç borçlanma stratejisini açıkladı.</p>
<p>Buna göre Hazine, söz konusu dönemde, 676,6 milyar liralık iç borç servisine karşılık 630,7 milyar liralık iç borçlanma yapacak.</p>
<p>Bakanlığın iç borçlanma stratejisinde, ekimde 436,6 milyar liralık iç borç servisine karşılık 414,8 milyar liralık, kasımda 122,7 milyar liralık iç borç servisine karşılık 110,4 milyar liralık, aralıkta 117,3 milyar liralık iç borç servisine karşılık 105,5 milyar liralık iç borçlanma yapılması öngörülüyor.</p>
<p>Ekimdeki iç borçlanmanın 180,8 milyar lirasının piyasadan, 220 milyar lirasının doğrudan satışlardan, 14 milyar lirasının kamuya satışlardan, kasımdaki iç borçlanmanın 50,4 milyar lirasının piyasadan, 20 milyar lirasının doğrudan satışlardan, 40 milyar lirasının kamuya satışlardan, aralıktaki iç borçlanmanın da 90,5 milyar lirasının piyasadan ve 15 milyar lirasının kamuya satışlardan oluşması bekleniyor.</p>
<p>Bu dönemde, 11 tahvil ihalesi düzenlenecek ve 5 doğrudan satış yapılacak.</p>
<p>Ekimde 615,3 milyar lira, kasımda 164,6 milyar lira ve aralıkta 137,9 milyar lira ödeme yapılacak. Bu ödemelerin 241,2 milyar lirası, dış borç servisinden oluşacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-3-ayda-6307-milyar-tllik-ic-borclanmaya-gidecek-88684</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/hazine-ve-maliye-1763361678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, yılın son çeyreğinde 676,6 milyar liralık iç borç servisine karşılık 630,7 milyar liralık iç borçlanmaya gideceğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-ihracatimizda-direncli-bir-gorunum-one-cikiyor-88682</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 17:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: İhracatımızda dirençli bir görünüm öne çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, ağustos ayı dış ticaret istatistikleriyle ilgili yazılı açıklama yaptı.</p>
<p>Bölgesel savaşlara ve küresel olumsuzluklara rağmen, yılın 8 ayında ihracatta yüzde 4 artış ve 184 milyar 996 milyon dolarla rekor kırıldığını kaydeden Bolat, ağustosta cari işlemler hesabında 3 milyar dolar üzerinde fazla verilmesinin beklendiğini belirtti.</p>
<p>Bolat, ihracatta 282 milyar dolarlık hedefin, eylül ayı itibarıyla yıllıklandırılmış olarak yakalanmasının beklendiğini ifade etti. Mal ve hizmetler ihracatında, 410 milyar dolarlık hedefin aşılması için de Bakanlık olarak çalışmaları sürdürdüklerine işaret eden Bolat, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Küresel ekonomide devam eden jeopolitik gerginlikler, ağırlaşan uluslararası şartlar, korumacılık ve zayıf dış talebe rağmen, ihracatımızda dirençli bir görünüm öne çıkmaktadır. ​​​​​​​Orta Vadeli Program kapsamında, ihracatın küresel ticaretten aldığı payın artırılması amacıyla yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun ürün ve hizmetlerin ihracat içindeki payı yükseltilecek, düşük ve orta teknoloji yoğun sektörlerde dönüşüm desteklenerek, firmaların daha yüksek katma değerli üretim ve ihracata yönelmeleri sağlanacaktır. Küresel ticaretteki yeni dinamikler doğrultusunda, yurt içi üreticilerin haksız rekabete karşı ihtiyaçları gözetilerek, uluslararası yükümlülükler çerçevesinde yerli üretimin korunmasına yönelik önlemler alınmaya devam edilecek."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-ihracatimizda-direncli-bir-gorunum-one-cikiyor-88682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/0/1280x720/bolat-1764941400.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos ayı dış ticaret istatistiklerini değerlendiren Bakan Bolat, &quot;Küresel ekonomide devam eden jeopolitik gerginlikler, ağırlaşan uluslararası şartlar, korumacılık ve zayıf dış talebe rağmen, ihracatımızda dirençli bir görünüm öne çıkmaktadır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/genisbant-internet-abone-sayisi-100-milyonu-asti-88681</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 17:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genişbant internet abone sayısı 100 milyonu aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından hazırlanan Türkiye Elektronik Haberleşme Sektörü 2026 Yılı İkinci Çeyrek Pazar Verileri Raporu'nu değerlendirdi.</p>
<p>Yılın ikinci çeyreğinin sonunda elektronik haberleşme sektöründe faaliyet gösteren işletmeci sayısının 418'e ulaştığını belirten Uraloğlu, bu işletmecilere verilen yetkilendirme sayısının 766 olduğunu ifade etti.</p>
<p>Uraloğlu, yapılan yatırımlara ilişkin, "İkinci çeyrekte elektronik haberleşme sektöründeki yatırımlar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 86,9 artarak 55,6 milyar lirayı gördü." bilgisini verdi.</p>
<p>Makineler arası iletişim (M2M) aboneleri dahil toplam mobil abone sayısının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 arttığını bildiren Uraloğlu, "2025'in ikinci çeyreğinde 96,5 milyon olan toplam mobil abone sayımız 2026'nın aynı döneminde 102,2 milyona ulaştı." ifadesini kullandı.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, ikinci çeyrekte M2M aboneleri hariç mobil gerçek kullanıcı sayısının yaklaşık 87 milyon olduğunu belirterek, mobil yaygınlık oranının yüzde 101 seviyesinde gerçekleştiğini, bu oranın M2M aboneleri ve 0-9 yaş nüfus hariç tutulduğunda yüzde 115,9 olduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>"Türkiye mobil görüşme süresinde Avrupa'da ilk sırada"</strong></p>
<p>Mobil haberleşmede aylık ortalama kullanım süresine de değinen Uraloğlu, yılın ikinci çeyreğinde aylık ortalama 468 dakikalık mobil kullanım süresiyle Türkiye'nin, incelenebilen Avrupa ülkeleri arasında önceki dönemde olduğu gibi ilk sırada yer aldığı bilgisini verdi.</p>
<p>Uraloğlu, bu dönemde toplam mobil ses trafiğinin 77,4 milyar dakika, sabit ses trafiğinin 1,3 milyar dakika olarak gerçekleştiğini belirterek şunları ifade etti:</p>
<p>"Yılın ikinci çeyreğinde yaklaşık 2,8 milyon mobil numara taşıma işlemi yapıldı. 30 Haziran itibarıyla taşınan mobil numara sayısı yaklaşık 214,1 milyona ulaştı. 2008'de yaklaşık 6 milyon olan genişbant internet abone sayımız 2026'nın ikinci çeyreği itibarıyla 100 milyon 846 bin 626'ya ulaştı. Geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,6 artan genişbant internet abonelerimizin 21,2 milyonunu sabit, 79,7 milyonunu ise mobil genişbant aboneleri oluşturdu. Fiber internet abone sayımız geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22 artarak 10,7 milyona ulaştı."</p>
<p>Eve kadar fiber abone sayısının da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 26,4 arttığını belirten Uraloğlu, eve kadar fiber abone sayısının 7,6 milyondan 9,6 milyona ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, yılın ikinci çeyreğinde xDSL abone sayısının yaklaşık 8 milyon, kablo internet abone sayısının yaklaşık 1,5 milyon olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>"Fiber altyapı uzunluğu 720 bin kilometreye ulaştı"</strong></p>
<p>Fiber altyapının genişlemeye devam ettiğini belirten Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Geçen yılın aynı döneminde 637 bin kilometre olan fiber altyapı uzunluğumuz 2026'nın ikinci çeyreğinde yüzde 13 artışla 720 bin kilometreye ulaştı. Bu dönemde 5G gerçek kullanıcı sayısı 44 milyon 268 bin 946 oldu. İkinci çeyrekte 5G uyumlu cihaz sayısı da 29 milyon 777 bin 164'e ulaştı."</p>
<p>Uraloğlu, internet kullanımındaki artışın veri trafiğine de yansıdığına işaret ederek, 2025'in ikinci çeyreğinde 22 milyon 507 bin 754 terabayt olan toplam genişbant internet veri trafiğinin, yılın ikinci çeyreğinde yüzde 16,5 artışla 26 milyon 217 bin 290 terabayta ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Sabit genişbant internet veri trafiğinin yüzde 11,4 artışla 20,6 milyon terabayta, mobil genişbant internet veri trafiğinin yüzde 39,9 artışla yaklaşık 5,6 milyon terabayta çıktığını belirten Uraloğlu, "Yılın ikinci çeyreği sonu itibarıyla sabit telefon abone sayısı 8,13 milyon, sabit telefon yaygınlık oranı yaklaşık yüzde 9,4 oldu. Ayrıca sabit şebekeden en fazla trafik gönderilen ülke İngiltere, en fazla trafik alınan ülke KKTC olarak kayıtlara geçti." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/genisbant-internet-abone-sayisi-100-milyonu-asti-88681</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/uraloglu-1781355763.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Abdulkadir Uraloğlu, genişbant internet abone sayısının yılın 2. çeyreği itibarıyla 100 milyon 846 bini aştığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-ab-tanimli-genel-yonetim-borcu-163-trilyon-lira-88680</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 17:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye&#039;nin AB tanımlı genel yönetim borcu 16,3 trilyon lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, 30 Haziran itibarıyla Hazine garantili dış borç, kamu net borç ve Avrupa Birliği (AB) tanımlı genel yönetim borç stoku verilerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin AB tanımlı genel yönetim borç stoku, 16 trilyon 273 milyar lira olarak gerçekleşirken, stokun milli gelire oranı yüzde 22,3 oldu.</p>
<p>Kamu net borç stoku da 10 trilyon 46 milyar lira olarak hesaplanırken, stokun milli gelire oranı yüzde 13,8 olarak kaydedildi.</p>
<p>Hazine garantili dış borç stoku ise 21,6 milyar dolar olarak tespit edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-ab-tanimli-genel-yonetim-borcu-163-trilyon-lira-88680</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/para-lira-tl-1778253433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakanlığın haziran verilerine göre, Hazine garantili dış borç stoku 21,6 milyar dolar olurken, AB tanımlı genel yönetim borç stoku 16,3 trilyon lira, kamu net borç stoku ise 10 trilyon 46 milyar lira olarak gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaib-koordinator-baskani-akcan-ihracatcilarimizi-dijital-donusumle-gelecege-hazirliyoruz-88693</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mete Akcan: İhracatçılarımızı dijital dönüşümle geleceğe hazırlıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye’nin teknoloji ve dijital dönüşüm alanındaki önemli organizasyonlarından Türkiye Teknoloji Buluşmaları, Gaziantep’te gerçekleştirildi. Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri’nin (GAİB) desteğiyle, CARF, WSI ve FORBES partnerliğinde, WhiteBITTR ana sponsorluğunda düzenlenen etkinlik, iş dünyası ile teknoloji sektörünü bir araya getirdi.</p>
<p>“Bölgenin Gücü Teknolojinin Geleceği ile Buluşuyor” sloganıyla düzenlenen etkinlikte yapay zekâ, blockchain teknolojileri, dijital finans ve Web3 başta olmak üzere geleceğin iş dünyasını şekillendiren teknolojiler ele alındı.</p>
<p>Gaziantep Üniversitesi Mavera Kongre ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinliğin açılış konuşmasını yapan GAİB Koordinatör Başkanı Mete Akcan, küresel ticarette rekabet koşullarının hızla değiştiğine dikkat çekerek, ihracatın artık yalnızca kaliteli üretim yapmakla sınırlı olmadığını ifade etti. Yapay zekâ ve dijital dönüşümün ihracatçıların küresel rekabet gücü açısından giderek daha önemli hale geldiğini belirten Akcan, “GAİB olarak önceliğimiz, ihracatçımızın bu dönüşümün gerisinde kalmamasını ve yeni teknolojilerden en güçlü şekilde faydalanmasını sağlamak. Bu doğrultuda, yapay zekâ konusunda farkındalığı artırmak ve ihracatçılarımızın bu alandaki gelişmeleri yakından takip etmesini sağlamak amacıyla çeşitli çalışmalar yürütüyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Eylül ayını ‘yapay zekâ ayı’ ilan ettik”</strong></p>
<p>GAİB olarak Eylül ayını “Yapay Zekâ Ayı” ilan ettiklerini belirten Akcan, ihracatçıların dijital dönüşüme uyum sağlamasına yönelik çalışmalara devam ettiklerini ifade etti. Akcan, Eylül ayı boyunca 8 oturumda gerçekleştirilen ve toplam 2 bin 191 katılımcıya ulaşan Yapay Zeka webinarları sayesinde, ihracatçıları yeni teknolojilerle buluşturduklarını ve iş dünyasındaki bilgi/deneyim paylaşımına katkı sağladıklarını ifade etti. Akcan, yaklaşık dört yıldır dahil oldukları Avrupa Birliği projesi kapsamında yapay zekâ alanındaki çalışmalarını uluslararası boyuta taşıdıklarını belirterek, sanayicilerin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağına yönelik eğitim programları tasarladıklarını da ifade etti. “Yapay zekâ yalnızca bugünün teknolojisi değil, aynı zamanda geleceğin iş gücünü, üretim anlayışını ve ihracat modelini şekillendirecek önemli bir dönüşüm alanıdır” diyen Akcan, gençlerin ve girişimcilerin teknoloji alanındaki fikirlerini hayata geçirmelerinin de ihracat ekosisteminin gelişimi açısından önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abd7e73a8de8-1790803571.jpeg" alt="" width="700" height="412" /></p>
<p>Akcan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Geleceğin ihracatının; teknolojiye yatırım yapan, yenilikçi düşünen ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden bir anlayışla şekilleneceğine inanıyoruz. Bölgemizin güçlü üretim ve ihracat potansiyelini teknolojiyle buluşturarak daha fazla ihracat, daha yüksek katma değer ve dünyaya açılan daha güçlü markalar oluşturmayı hedefliyoruz. Bu anlayışla, bugün burada teknoloji dünyasının değerli isimleriyle bir araya gelmeyi ve yeni fikirleri paylaşmayı önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Türkiye Teknoloji Buluşmaları’nın gerçekleştirilmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyor, teknoloji ve ihracat alanında atacağımız her adımın ülkemizin geleceğine katkı sunmasını diliyorum.”</p>
<p><strong>Teknoloji ve iş dünyasının önemli isimleri buluştu</strong></p>
<p>Türkiye Teknoloji Buluşmaları kapsamında gerçekleştirilen oturumlarda, teknoloji ve iş dünyasının farklı alanlarından uzman isimler bilgi ve deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. Programda WhiteBIT TR Yönetim Kurulu Başkanı Onur Turan, CARF Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Vedat Akgiray, WSI Yönetici Ortağı Hande Ocak Başev, Konvotech Kurucu Ortağı ve yapay zekâ girişimcisi Furkan Demir, IQVizyon Kurucu Ortağı Emre Hekim, LEVELUP CEO’su Onur Yılmaz ile akademisyen ve yazar Prof. Dr. Uğur Batı konuşmacı olarak yer aldı.</p>
<p>Etkinlikte ayrıca WhiteBIT TR Genel Müdür Yardımcısı Ebru Karayel Çınar, Borusan Next Kurucu Genel Müdürü İlker Baydar, Teknoloji Lideri Seval Üçler, Haberler.com Kurucusu ve yapay zekâ girişimcisi Ekrem Teymur ile The Blue Red Dijital Dönüşüm ve Yapay Zekâ A.Ş. CEO’su Ekrem Tekin de yapay zekâ, dijital dönüşüm ve iş dünyasının geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Türkiye Teknoloji Buluşmaları, Gaziantep iş dünyası ile teknoloji ekosistemini bir araya getirerek, bölgenin üretim ve ihracat potansiyelinin yeni nesil teknolojilerle buluşturulmasına yönelik önemli bir platform oluşturdu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaib-koordinator-baskani-akcan-ihracatcilarimizi-dijital-donusumle-gelecege-hazirliyoruz-88693</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/3/1280x720/gaib-koordinator-baskani-akcan-ihracatcilarimizi-dijital-donusumle-gelecege-hazirliyoruz-1790803588.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Teknoloji Buluşmaları etkinliğinde konuşan GAİB Koordinatör Başkanı Mete Akcan, yapay zekâ ve dijital dönüşümün ihracatçıların küresel rekabet gücü açısından giderek daha önemli hale geldiğini belirterek, “GAİB olarak önceliğimiz, ihracatçımızın bu dönüşümün gerisinde kalmamasını ve yeni teknolojilerden en güçlü şekilde faydalanmasını sağlamak. Bu doğrultuda, yapay zekâ konusunda farkındalığı artırmak ve ihracatçılarımızın bu alandaki gelişmeleri yakından takip etmesini sağlamak amacıyla çeşitli çalışmalar yürütüyoruz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/emlak-katilim-pay-devri-icin-basvurdu-88677</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 15:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emlak Katılım 3 şirketin pay devri için başvurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Emlak Katılım Bankası AŞ tarafından, Katılımevim Tasarruf Finansman AŞ, Birevim Tasarruf Finansman AŞ ve İktisat Katılım Bankası AŞ'nin pay devir işlemleri hakkında Kamuyu Aydınlatma Platformu üzerinden açıklama yapıldı.</p>
<p>Açıklamada, "Bankamız tarafından daha önce 17 Eylül 2026 ve 25 Eylül 2026 tarihlerinde yapılan özel durum açıklamalarını takiben Katılımevim Tasarruf Finansman AŞ, Birevim Tasarruf Finansman AŞ ve İktisat Katılım Bankası AŞ paylarının bankamıza devrine ilişkin işlemler kapsamında, 30 Eylül 2026 tarihinde Rekabet Kurumu nezdinde gerekli izin başvurusu yapılmıştır. Diğer izin ve onay süreçleri devam etmektedir." denildi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/emlak-katilim-pay-devri-icin-basvurdu-88677</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/emlak-katilim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emlak Katılım, Katılımevim, Birevim ve İktisat Katılım Bankası&#039;nın paylarının devri için Rekabet Kurumuna başvurduğunu duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vergi-denetimi-icin-olusturulan-yeni-ihtisas-daire-baskanliklari-faaliyete-geciyor-88671</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 15:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi denetimi için oluşturulan yeni ihtisas daire başkanlıkları faaliyete geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vergi Denetim Kurulu (VDK), denetim kapasitesinin ihtisaslaşma, veri analitiği, dijital denetim ve risk odaklı çalışma anlayışı doğrultusunda geliştirilmesine devam edildiğini bildirdi.</p>
<p>Bu kapsamda 1 Ekim itibarıyla Ankara Organize Vergi Kaçakçılığı Denetim Daire Başkanlığı, İstanbul Organize Vergi Kaçakçılığı Denetim Daire Başkanlığı ile İstanbul Uluslararası Vergilendirme ve Transfer Fiyatlandırması Sektörel Denetim Daire Başkanlığı fiilen faaliyete geçecek.</p>
<p>VDK'nin açıklamasına göre, Organize Vergi Kaçakçılığı Denetim Daire başkanlıkları, başta sahte belge düzenleme ve kullanma organizasyonları olmak üzere çok sayıda kişi ve şirketin birlikte hareket ettiği, paravan şirketlerin, finansal akışların ve profesyonel aracılık mekanizmalarının bulunduğu karmaşık yapıların bütüncül biçimde incelenmesi amacıyla oluşturuldu.</p>
<p>Açıklamaya göre organize yapıların yalnızca görünen şirketlerine değil, bu yapıların kurulmasını, yönetilmesini ve sürdürülmesini sağlayan organizasyonel kapasiteye de odaklanan daha bütüncül denetim yaklaşımı hayata geçirilecek.</p>
<p><strong>Veri analitiği ve dijital denetim</strong></p>
<p>Açıklamanın devamında şu ifadeler kullanıldı: "Uluslararası Vergilendirme ve Transfer Fiyatlandırması Sektörel Denetim Daire Başkanlığı da çok uluslu şirketler ve sınır ötesi işlemlerin vergilendirilmesine yönelik denetim kapasitesinin güçlendirilmesi amacıyla kuruldu.</p>
<p>Yeni yapılanmayla, çok uluslu şirketlerin işlemleri yerel kayıt ve beyannamelere ek olarak grubun küresel faaliyet yapısı, ülkeler itibarıyla gelir ve karlılığı, grup içi işlemleri, işlev-varlık-risk dağılımı, finansman yapısı ve uluslararası veri kaynaklarıyla birlikte değerlendirilebilecek.</p>
<p>Her iki daire başkanlığının çalışma modelinde de veri analitiği ve dijital denetim önemli bir yer tutacak. Yeni daire başkanlıklarıyla organize vergi kaçakçılığıyla daha etkin mücadele edilmesi, çok uluslu şirketlere ve uluslararası işlemlere yönelik denetim kapasitesinin artırılması, karmaşık işlemlerin uzman ekipler tarafından değerlendirilmesi ve vergi denetiminde ihtisaslaşmanın kurumsal hale getirilmesi amaçlandı."</p>
<p>Açıklamada VDK'nin, mükellef haklarını, hukuki güvenliği ve eşitlik ilkesini gözeten, risk temelli, veri destekli ve uzmanlaşmış denetim anlayışını geliştirmeye devam edeceği belirtildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vergi-denetimi-icin-olusturulan-yeni-ihtisas-daire-baskanliklari-faaliyete-geciyor-88671</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/1/1280x720/vdk-1790770086.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi Denetim Kurulu, Organize Vergi Kaçakçılığı Denetim Daire başkanlıkları ile Uluslararası Vergilendirme ve Transfer Fiyatlandırması Sektörel Denetim Daire Başkanlığının 1 Ekim&#039;de faaliyete başlayacağını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-duyurdu-100-milyon-tl-uzeri-tesvik-belgesine-sahip-sanayi-yatirimlari-kapsama-aliniyor-88670</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 14:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kacır duyurdu: 100 milyon TL üzeri teşvik belgesine sahip sanayi yatırımları kapsama alınıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) Programı kapsamında imalat sanayisine yönelik teşvik belgesi olan yatırımlar için yatırım kredisine hızlı erişim imkanı sunduklarını bildirdi.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, yatırımları hızlandıracak bir adım daha attıklarını belirten Kacır, bugüne kadar 530 milyar lira yatırım tutarına sahip 84 projeyi uygun koşullu finansmana yönlendirdikleri 750 milyar lira bütçeli YTAK Programı'nda yeni ve kapsayıcı bir uygulama başlatacaklarını ifade ederek, "Türkiye'nin sanayileşme yolculuğuna güç katmak ve stratejik yatırımları hızlandırmak amacıyla imalat sanayisine yönelik teşvik belgesi olan yatırımlar için Öncelikli Finansman Belgesi (ÖFB) düzenleyerek, sanayicilerimize uzun vadeli ve uygun koşullarda yatırım kredisine hızlı erişim imkanı sunuyoruz. 100 milyon lira ve üzeri tutarda, teşvik belgesine sahip tüm imalat sanayisi yatırımları kapsama alınıyor." bilgisini verdi.</p>
<p>Bakan Kacır, Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi Programı kapsamında teşvik belgesi olan yatırımcılar ile Stratejik Yatırım Belgesi almış yatırımcılar için doğrudan ÖFB düzenleneceğini belirterek şunları kaydetti:</p>
<p>"Diğer teşvik belgeleri için 'katma değer potansiyeli', 'verimlilik ve sektörel etki', 'ekonomiye hızlı katkı' ve 'AR-GE yetkinliğine sahip olma' boyutlarına göre 50 ve üzerinde puan alanlar için ÖFB düzenlenecek. ÖFB sahibi yatırımlar, 1 milyar liraya ve yatırımın yüzde 50'sine kadar uygun vade ve koşullarda YTAK kredisinden yararlanmak üzere bankalara başvuru hakkı elde edecek."</p>
<p>Kacır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, Türkiye'ye değer katan yatırımları desteklemeye devam edeceklerini vurgulayarak, başvuruların "yatirimkredisi.sanayi.gov.tr" internet adresi üzerinden yapılabileceğini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-duyurdu-100-milyon-tl-uzeri-tesvik-belgesine-sahip-sanayi-yatirimlari-kapsama-aliniyor-88670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/mehmet-fatih-kacir-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, &quot;İmalat sanayisine yönelik teşvik belgesi olan yatırımlar için Öncelikli Finansman Belgesi düzenleyerek, sanayicilerimize uzun vadeli ve uygun koşullarda yatırım kredisine hızlı erişim imkanı sunuyoruz. 100 milyon lira ve üzeri tutarda, teşvik belgesine sahip tüm imalat sanayisi yatırımları kapsama alınıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-abdde-2-turk-ticaret-merkezi-kurulmasi-icin-hazirliklarimizi-surduruyoruz-88667</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 14:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: ABD&#039;de 2. Türk Ticaret Merkezi kurulması için hazırlıklarımızı sürdürüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, G20 Ticaret Bakanları ile Çelik Sektöründe Fazla Kapasite Sorununa İlişkin Küresel Forum (GFSEC) Bakanlar toplantıları kapsamında ABD'de bulunuyor.</p>
<p>Ticaret Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre Bolat, bu kapsamda beraberindeki resmi heyetle birlikte Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından Bakanlık destekleriyle Chicago'da kurulan TOBB Türk Ticaret Merkezi'ni (TOBB TTM) ziyaret etti.</p>
<p>Açıklamada değerlendirmesine yer verilen Bolat, ABD'nin, yaklaşık 375 milyon nüfusu ve 3,3 trilyon dolar ithalat hacmiyle dünyanın en büyük ithalatçı ülkesi olduğuna işaret etti.</p>
<p>Türk iş insanlarının pazara ulaşmasını kolaylaştıran TOBB TTM'nin çalışmalarını yerinde incelediklerini bildiren Bolat, buranın bir ticaret merkezi olmasının ötesinde, Yurt Dışı Lojistik Dağıtım Ağları (YLDA) Projesi kapsamında Türk firmalarına önemli imkanlar sunduğunu aktardı.</p>
<p><strong>"Uçtan uca lojistik altyapı oluşturmayı hedefliyoruz"</strong></p>
<p>YLDA desteklerini 2022 yılında yürürlüğe koyduklarını anımsatan Bolat, "İhracatçılarımızın uluslararası tedarik ve dağıtım zincirlerine daha hızlı ve rekabetçi koşullarda erişmelerini sağlayacak uçtan uca bir lojistik altyapı oluşturmayı hedefliyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Bolat, Bakanlıkça onaylanan projeler doğrultusunda Avrupa'da Düsseldorf, Frankfurt-Alzenau ve Berlin-Marsilya merkezli olmak üzere 3, ABD'de ise Chicago ve New Jersey merkezli olmak üzere 2 YLDA projesinin aktif faaliyet gösterdiğini belirtti.</p>
<p>Bu ağların, Türkiye'nin mal ve hizmet ihracat kapasitesinin geliştirilmesine ve ihracatçıların önemli pazarlardaki faaliyetlerinin sürdürülebilir olmasına katkı sağladığına dikkati çeken Bolat, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>"TOBB'un ABD'de TTM hüviyetinde yürüttüğü faaliyetler, Bakanlığımızın YLDA destekleri çerçevesinde, Chicago merkezli YLDA yapılanmasına dönüştürüldü. Chicago merkezli YLDA projesi, Bakanlığımızca 21 Ekim 2022'de onaylandı. Bu kapsamda Las Vegas, Tacoma, Kent, Los Angeles, Houston, Miami, Savannah, Dallas, New Jersey ve Philadelphia gibi önemli ticaret merkezlerinde cep depolar planlandı. Bu doğrultuda Chicago merkezli YLDA, Türk firmalarımıza pazar araştırması, iş bağlantıları oluşturma, şirket kuruluşu, hukuki ve mali danışmanlık ile lojistik ve operasyonel süreçlerde destek sağlıyor. Bunun yanında Türk ihraç ürünleri için depolama, yükleme ve boşaltma, elleçleme, sevkiyat, kargo birleştirme ve bölme ile ABD'nin farklı bölgelerine dağıtım hizmetleri tek noktadan sunuluyor. Bu altyapı sayesinde Türk ihraç ürünlerinin son alıcılarına 24 saatin altında ulaştırılması, yüklerin konsolide edilmesiyle taşıma maliyetlerinin azaltılması ve Türk firmalarının depolama maliyetlerinde yüzde 50'ye varan avantaj sağlanması mümkün oluyor."</p>
<p>Bolat, bugüne kadar 165 firmanın YLDA'dan yararlandığını belirterek, ayrıca son 5 yılda 500'ün üzerinde, son bir yılda da 150 Türk firmasına, ABD pazarında ihracatlarını artırmaları için destek verildiğini ve verilmeye devam edildiğini bildirdi.</p>
<p><strong>2. Türk Ticaret Merkezi için hazırlık</strong></p>
<p>Türkiye ve ABD arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerinin güçlü bir ivmeyle geliştiğini fade eden Bolat, geçen yıl 38,5 milyar dolar olan iki ülke dış ticaret hacminin, bu yılın sonunda yüzde 10 civarında artışla 42-43 milyar dolar seviyesine, 2028 sonunda ise 50 milyar dolara ulaşmasını öngördüklerini aktardı.</p>
<p>Bolat, ihracat ve ithalatın karşılıklı artmasının, iki ülke ekonomik ilişkilerinin derinleşmesi açısından memnun edici olduğunu belirterek şunları kaydetti:</p>
<p>"Chicago'daki TOBB Türk Ticaret Merkezi ve YLDA yapılanmasının, Türk firmalarımızın ABD ve Kuzey Amerika pazarındaki rekabet gücünü artıran önemli bir altyapı olduğunu değerlendiriyoruz. ABD'de ikinci bir Türk Ticaret Merkezi kurulmasına yönelik hazırlıklarımızı da sürdürüyoruz. Böylece Türk iş dünyamızın ABD pazarındaki etkinliğini daha da artırmayı, mal ve hizmet ihracatımızı güçlendirmeyi hedefliyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-abdde-2-turk-ticaret-merkezi-kurulmasi-icin-hazirliklarimizi-surduruyoruz-88667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/9/1280x720/bakan-bolat-1756380306.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Chicago&#039;daki TOBB Türk Ticaret Merkezi&#039;ni ziyaret eden Bakan Bolat, &quot;ABD&#039;de ikinci bir Türk Ticaret Merkezi kurulmasına yönelik hazırlıklarımızı da sürdürüyoruz. Böylece Türk iş dünyamızın ABD pazarındaki etkinliğini daha da artırmayı, mal ve hizmet ihracatımızı güçlendirmeyi hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabanci-holding-dunyanin-en-iyi-isverenleri-listesinde-23-sirada-88664</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 14:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sabancı Holding &#039;Dünyanın En İyi İşverenleri&#039; listesinde 23. sırada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Forbes tarafından Statista iş birliğiyle hazırlanan "Dünyanın En İyi İşverenleri 2026" listesi yayımlandı. </p>
<p>Sabancı Holding'den yapılan açıklamaya göre, şirket 2024'te 195'inci, 2025'te 51'inci sırada yer aldığı listede bu yıl 23'üncü sıraya yükselerek "Dünyanın En İyi 25 İşvereni" arasına girdi.</p>
<p>Dünyanın 52 farklı ülkesinden toplam 900 şirketin yer aldığı listede Türkiye'den 5 şirket bulunuyor. Son 9 yıldır aralıksız Dünyanın En İyi İşverenleri arasında gösterilen holdingin, bu yıl da Türkiye'den listeye giren şirketler arasındaki liderliğini sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Öte yandan listede şirketlerin, faaliyet alanları ve merkezinin bulunduğu ülke ve bölgeler de belirtildi. "Holdingler" kategorisinde listeye toplam 29 şirket dahil edilirken, Sabancı Holding söz konusu kategoride dünyada 2'nci sırada yer aldı. Ayrıca Sabancı Holding, Avrupa'dan listeye giren şirketler arasında da 7'nci oldu.</p>
<p>Araştırma, 50'den fazla ülkeden 300 binin üzerinde çalışanın katılımıyla gerçekleştirildi. Liste kapsamında şirketler, çalışanların kendi işverenlerini tavsiye etme eğilimleri, çalışanlara sunulan faydalar, yetenek gelişimi, çalışma ortamı ve eğitim fırsatları gibi temel kriterlere göre değerlendirildi.</p>
<p><strong>"İkinci yüzyılımızda da en büyük gücümüz insan kaynağımız"</strong></p>
<p>Sabancı Holding CEO'su Kıvanç Zaimler, yapay zekanın ve teknolojinin iş yapış biçimlerini hızla değiştirdiği bir dönemden geçildiğini belirtti.</p>
<p>Böyle bir dünyada şirketlerin geleceğini belirleyecek asıl gücün, teknolojiyi nasıl kullanacağını bilen, değişime yön verebilen, hızlanan dünyada sorumlu davranmaktan vazgeçmeyen liderler olacağını vurgulayan Zaimler, şunları kaydetti:</p>
<p>"Sabancı olarak birinci yüzyılımızdaki başarılarımızı insan kaynağımıza borçluyuz. İnsana ve yetenek gelişimine verdiğimiz önem, bizi her zaman pozitif ayrıştırmıştır. Bugün de enerjiden finansa, mobiliteden dijital teknolojiler ve ileri malzemelere uzanan farklı işlerimizde bizi bir arada tutan en güçlü bağ, insanımıza duyduğumuz güvendir. İkinci yüzyılımızda da en büyük gücümüz yine insan kaynağımız ve yeteneklerimiz olacak. Bu nedenle yetenekleri Sabancı'ya kazandırmayı, onların burada kalmak ve gelişmek isteyecekleri bir ortam yaratmayı bir bütün olarak ele alıyoruz. Çalışma arkadaşlarımızın yeni yetkinlikler edinmesini, farklı alanlarda deneyim kazanmasını ve geleceğin Sabancısına yön vermesini destekliyoruz. Forbes'un Dünyanın En İyi İşverenleri listesinde 23'üncü sıraya yükselmek ve üst üste ikinci kez Türkiye'nin en iyi işvereni olmak, bu yaklaşımımızın çok değerli bir karşılığı."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabanci-holding-dunyanin-en-iyi-isverenleri-listesinde-23-sirada-88664</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/8/1280x720/kivanc-zaimler-1772720862.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sabancı Holding&#039;in &quot;Dünyanın En İyi İşverenleri&quot; listesinde 23. sıraya yükseldiği bildirildi. Sabancı Holding CEO&#039;su Kıvanç Zaimler, &quot;Sabancı olarak birinci yüzyılımızdaki başarılarımızı insan kaynağımıza borçluyuz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerji-ithalati-faturasi-yillik-yuzde-338-artti-88662</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 14:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji ithalatı faturası yıllık yüzde 33,8 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Ticaret Bakanlığı tarafından oluşturulan geçici dış ticaret istatistiklerine göre, ağustosta Türkiye'nin toplam ithalatı, 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 10,5 artarak 28 milyar 705 milyon 923 bin dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu tutarın 6 milyar 464 milyon 353 bin dolarlık kısmı, enerji ithalatı olarak özetlenen "mineral yakıtlar, mineral yağlar ve bunların damıtılmasından elde edilen ürünler, bitümenli maddeler, mineral mumlar"dan oluştu.</p>
<p>Geçen yıl ağustosta bu tutar 4 milyar 831 milyon 522 bin dolar olarak kayıtlara geçmişti. Böylece enerji ithalatı tutarı yıllık bazda yüzde 33,8 arttı.</p>
<p>Bu dönemde ham petrol ithalatı ise yüzde 1,1 azalarak 2 milyon 844 bin 434 tona geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerji-ithalati-faturasi-yillik-yuzde-338-artti-88662</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/7/1280x720/diyarbakir-dogal-gaz-1769590601.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ithalatı için ödenen tutar, ağustosta yıllık yüzde 33,8 artışla 6,5 milyar dolara çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-is-dunyasi-yarin-btso-icin-sandik-basina-gidiyor-88655</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 13:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa iş dünyası yarın BTSO için sandık başına gidiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa iş dünyasının yakından takip ettiği Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) seçimlerinde sandıklar yarın kuruluyor.</p>
<p>Yaklaşık 60 bin üyeye sahip BTSO’da 70 meslek komitesinde gerçekleştirilecek seçimlerde yeni dönemde görev yapacak 388 meslek komitesi üyesi ile 159 meclis üyesi belirlenecek. Oy verme işlemi 09.00-17.00 saatleri arasında Bursa Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Seçimin ilk aşamasının ardından BTSO’nun yönetim organlarının belirleneceği ikinci aşama ise 8 Ekim’de yapılacak. Bu seçimde Yönetim Kurulu Başkanı ve üyeleri, Disiplin Kurulu ile TOBB Genel Kurulu delegeleri belirlenecek. </p>
<h2>60 bin üyeli odada kritik gün</h2>
<p>BTSO seçimlerinde 70 meslek grubunun tamamında sandık kurulacak. Komitelerin büyük bölümünde 5 komite ve 2 meclis üyesi seçilirken, bazı gruplarda bu sayı 7 komite ve 3 meclis üyesine çıkıyor. En fazla temsil 23. Meslek Komitesi’nde olacak; bu grupta 9 komite ve 4 meclis üyesi seçilecek.</p>
<p>BTSO seçimlerinde yarınki sandıklar doğrudan Yönetim Kurulu Başkanı'nı belirlemeyecek. İlk aşamada meslek komiteleri ve meclis yapısı şekillenecek. 8 Ekim’deki ikinci aşamada ise yeni yönetim organları oluşturulacak. Dolayısıyla yarınki seçim, BTSO'nun yeni dönem yönetiminin oluşumundaki ilk ve kritik aşama olacak.</p>
<p>Seçimlerde mevcut Başkan İbrahim Burkay’ın listeleri mavi, başkan adayı Özer Matlı’nın listeleri ise yeşil pusulayla yarışacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-is-dunyasi-yarin-btso-icin-sandik-basina-gidiyor-88655</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/5/1280x720/bursa-is-dunyasi-yarin-btso-icin-sandik-basina-gidiyor-1790763946.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda yeni dönemi belirleyecek seçimlerin ilk etabı yarın yapılacak. 70 meslek komitesinde 388 komite ve 159 meclis üyesinin belirleneceği seçimlerde mevcut Başkan İbrahim Burkay ile Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı başkanlık için yarışıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinyaginda-500-bin-tonluk-rekolte-ihracat-destegi-bekliyor-88654</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 13:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinyağında 500 bin tonluk rekolte ihracat desteği bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Bu yıl 500 bin tona ulaşması beklenen zeytinyağı üretimi, Türkiye’nin küresel pazardaki konumunu güçlendirmesi için önemli bir fırsat yaratırken, sektör temsilcileri İspanya ve Tunus başta olmak üzere üretici ülkelerdeki düşük fiyatların ihracat rekabetini zorlaştırdığına dikkat çekti. İhracatta sürekliliğin sağlanması gerektiğini belirten sektör temsilcileri, ihracatçıya kur desteği ve üreticiye verimliliği esas alan kilogram başına prim desteği verilmesini talep ederek, “Bu fırsatı kaçırmayalım” çağrısı yaptı.</p>
<p>Üretimde bu yıl 500-600 bin ton seviyelerinin konuşulduğunu belirten Ege Bölgesi Sanayi Odası Meclis Üyesi Nedim Kalpaklıoğlu, “Türkiye’de gıda ihracatında şimdiye kadar yaşamadığımız bir dönemden geçiyoruz. Zeytinyağında bu yıl çok yüksek bir rekolte bekleniyor. Ancak mevcut koşullarda 500 bin tonluk üretimin tamamını ihraç etmemiz çok zor. Biraz destekle bu işi halledebiliriz. Dünyada İspanya’dan sonra ikinci büyük üreticiyiz. İspanya yaklaşık 1,5 milyon ton üretimle dünya fiyatlarında belirleyici oluyor ve onların fiyatlarına şu anda yaklaşamıyoruz. Geçen yıl da İspanya ve Tunus’un fiyatlarını düşük tutması nedeniyle ihracatta istediğimiz seviyeye gelemedik. Bu yıl Tunus hala düşük fiyatla piyasada ve bizim yerimize müşteri alıyor. İhracatta devamlılık çok önemli. İki sene önce çok iyi bir mahsul yılında ihracat rekoru kırdık ancak geçen yıl yaşanan kayıplar gösterdi ki pazarda sürekliliği sağlamamız gerekiyor” dedi.</p>
<p>Türkiye’deki yüksek maliyetlerin de rekabet gücünü sınırladığını ifade eden Kalpaklıoğlu, “İşçilik ve diğer üretim girdilerimiz yüksek. İspanya ve diğer üretici ülkelerde işleme maliyetleri bize göre daha düşük. Üreticilerimiz bu maliyetlerle çok zor durumda. Bu nedenle devletin üreticiye destek vermesi gerekiyor. Geçmişte zeytinyağına özel prim desteği vardı, ancak daha sonra genel destekleme sistemine dahil edildi. Üreticiye kilogram başına, verimliliği de dikkate alan bir prim desteği verilmesi önemli. İhracatçı tarafında da kur desteğine ihtiyaç var. İhracat yapabilecek kapasitemiz mevcut ancak bu fiyatlarla yabancı üreticilerle mücadele edemiyoruz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abce44bbd54f-1790764107.jpg" alt="" width="528" height="528" /></p>
<h2>“1 milyar dolarlık ihracat fırsatı kaçırılmamalı”</h2>
<p>Sektörün önündeki fırsatın doğru desteklerle değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Kalpaklıoğlu, “Bu fırsatı kaçırmamamız gerekiyor. Desteklenirsek zeytinyağı ihracatında 1 milyar dolar seviyesine çıkabiliriz. Bunun için hem üreticinin maliyetlerini rahatlatacak hem de ihracatçının uluslararası pazarda rekabet etmesini sağlayacak mekanizmalara ihtiyaç var. İhracat pazarlarını geliştirmek için çalışmalarımızı da sürdürüyoruz. Bugüne kadar 10-15 yurtdışı alım heyeti gerçekleştirdik. Şimdi elimizde yüksek rekolteyle önemli bir fırsat var. Bu ürünü değerlendirmemiz ve ihracatta sürekliliği sağlamamız gerekiyor” dedi.</p>
<h2>Uygun: Maliyet ve finansman ihracatçıyı zorluyor</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abce47c9179c-1790764156.jpg" alt="" width="700" /></p>
<p>Rekoltenin iyi gittiğini ve henüz resmi sonuçlar açıklanmasa da çalışmaların tamamlandığını belirten Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Emre Uygun, “İhracatçılarımızın kapasitesi yeterli. Ancak maliyet ve finansman koşulları, bu kapasiteyi kullanmamıza müsaade edecek gibi gözükmüyor. İhracat yapabilmek için en önemli iki konu maliyet rekabetçiliği ve finansman. Biz şu an yabancı üreticilerle bu iki alanda rekabet edebilecek durumda değiliz. İspanya ve diğer üretici ülkelerde bu yıl rekoltelerin iyi olması rekabeti daha da zorlaştıracak. Üretici ve ihracatçı için zor bir sene olmasının sebebi bu” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinyaginda-500-bin-tonluk-rekolte-ihracat-destegi-bekliyor-88654</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/zeytinyagi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İspanya ve Tunus’un düşük fiyatları nedeniyle küresel pazarda rekabet etmekte zorlanan Türkiye, yüksek rekolteyle yeni sezona hazırlanıyor. Sektör temsilcileri, 500 bin tonluk üretimin ihracata kazandırılması için kur ve prim desteği çağrısı yaparken, doğru desteklerle zeytinyağı ihracatının 1 milyar dolara taşınabileceğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izto-ozgener-hukuka-aykiri-kazanc-hic-kimsenin-yanina-kar-kalmamali-88653</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 13:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> İZTO Başkanı Özgener: Hukuka aykırı kazanç hiç kimsenin yanına kâr kalmamalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, son dönemde bazı yatırım fonlarına ilişkin yürütülen tasfiye ve diğer düzenleyici süreçlerin sermaye piyasalarına duyulan güven açısından yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi. Yatırımcı haklarının korunması, düzenleyici çerçevenin açık biçimde uygulanması ve piyasalarda belirsizlik yaratılmamasının önemine dikkat çeken Özgener, hukuka aykırı işlemlerden sorumluluğu tespit edilen kişilerin mevzuatın imkân verdiği ölçüde şahsi malvarlıklarıyla da sorumlu tutulması ve haksız kazançların geri alınarak yatırımcı zararlarının karşılanması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Finansal piyasalarda güven ve öngörülebilirliğin korunmasının önemine dikkat çeken Özgener, son dönemde bazı yatırım fonlarına ilişkin yürütülen tasfiye ve diğer düzenleyici süreçlerin sermaye piyasalarının işleyişi açısından yakından takip edilmesi gerektiğini belirterek, “Bu süreçlerde yatırımcı haklarının korunması, düzenleyici çerçevenin açık biçimde uygulanması ve piyasalarda belirsizlik yaratılmaması gerekiyor. Hukuka aykırı işlemlerde sorumluluğu tespit edilen kişilerin, mevzuatın imkân verdiği ölçüde şahsi malvarlıklarıyla da sorumlu tutulmaları, elde edilen haksız kazançların geri alınarak yatırımcı zararlarının mümkün olan en yüksek ölçüde karşılanması önemli. Piyasalarda güvenin korunması açısından hukuka aykırı işlemlerden elde edilen kazancın ve yatırımcıya verilen zararın hiç kimsenin yanına kâr kalmayacağının açık biçimde ortaya konulması gerekiyor. Sermaye piyasalarının tasarrufların yatırımlara aktarılması, şirketlerin finansmana erişiminin çeşitlendirilmesi ve ekonomik büyümenin desteklenmesi açısından katkılarını sürdürebilmesi için yatırımcı güvenini destekleyen şeffaf, adil, öngörülebilir ve sağlıklı bir piyasa yapısının korunması büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p>Dezenflasyon sürecinde sanayinin üretim kapasitesinin korunması ve rekabet gücünün geliştirilmesine yönelik önerilerinin OVP’de karşılık bulmasını memnuniyetle karşıladıklarını belirten Özgener, “Finansman politikalarında da benzer bir değişim görüyoruz. Genel bir kredi genişlemesinden ziyade finansmanın üretim, ihracat ve somut işletme ihtiyaçlarına göre daha seçici biçimde yönlendirilmesini olumlu buluyoruz. İhracatçı ve döviz kazandırıcı faaliyet yürüten firmalara yönelik reeskont kredilerinin yanı sıra katma değerli üretim ile stratejik ve kritik teknoloji yatırımlarını destekleyen YTAK’ın hacminin artırılmasını ve KOBİ’lerin de sisteme dahil edilmesini yerinde buluyoruz” dedi.</p>
<p>Uzun vadeli ve düşük maliyetli finansman kaynaklarına erişimin genişletilmesi gerektiğini vurgulayan Özgener, “Nakit akışı bozulan ancak üretim ve ihracat kapasitesini koruyan firmalara yönelik vergi, SGK primi ve diğer kamu yükümlülüklerinde belirli kriterlerle yeniden yapılandırma ve taksitlendirme imkânlarının geliştirilmesi destekleyici olacaktır. Ancak üretim kapasitesini korumak tek başına yeterli değil. Desteklerin verimlilik artışı, teknolojik dönüşüm ve daha yüksek katma değerli üretime geçişi hızlandırması gerekiyor. Yapay zekâ ve teknolojik dönüşüm konusunda kendi rekabet avantajlarımızı esas alan seçici ve bize özgü bir teknoloji politikası geliştirmeli, kamu kaynaklarını stratejik alanlarda yoğunlaştırmalıyız. Programın başarısını da açıklanan hedeflerden çok uygulama performansı ve üretim yapımızda yaratacağı dönüşüm üzerinden değerlendireceğiz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izto-ozgener-hukuka-aykiri-kazanc-hic-kimsenin-yanina-kar-kalmamali-88653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/7/1280x720/izto-baskani-mahmut-ozgener-faizler-sabit-kaldi-ama-enflasyonla-mucadelede-kirilganlik-suruyor-1750930801.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, bazı yatırım fonlarına ilişkin tasfiye ve düzenleyici süreçlerde yatırımcı haklarının korunması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/ica-istanbul-2026-dunya-pamuk-sektorunu-istanbulda-bulusturacak-88652</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 12:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> ICA İstanbul 2026, dünya pamuk sektörünü İstanbul’da buluşturacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Uluslararası pamuk ticaretinin önemli temsilcilerini bir araya getiren Uluslararası Pamuk Birliği’nin (ICA) yıllık etkinliği, tarihinde ilk kez Türkiye’de düzenlenecek. ICA İstanbul 2026, 14-15 Ekim 2026 tarihlerinde Hilton Istanbul Bomonti’de gerçekleştirilecek.</p>
<p>ICA Yönetim Kurulu Üyesi ve Nipaş Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Nohutlu, organizasyonun İstanbul’da gerçekleştirilmesinin Türkiye tekstil ve pamuk sektörü açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.</p>
<p>Nohutlu, böylesine önemli bir uluslararası organizasyonun İstanbul’a kazandırılması için yoğun ve zorlu bir hazırlık sürecinin geride bırakıldığını ifade ederek, etkinliğin Türk pamuk ve tekstil sektörünün küresel ölçekte daha güçlü şekilde temsil edilmesine katkı sağlayacağını söyledi.</p>
<p><strong>Küresel pamuk camiası İstanbul’da buluşacak</strong></p>
<p>ICA İstanbul 2026’nın 20’den fazla ülkeden pamuk üreticileri, tüccarlar, sanayiciler ve finans kuruluşlarını bir araya getirmesi planlanıyor. İki gün sürecek organizasyona küresel pamuk camiasından 800’den fazla delegenin katılması bekleniyor.</p>
<p>Etkinlik kapsamında sektörün önde gelen isimlerinin ana tema sunumları gerçekleştirmesi, eğitim oturumlarının düzenlenmesi ve katılımcılar arasında iş geliştirme ve networking imkanlarının oluşturulması planlanıyor. Programın önemli bölümlerinden biri de gala yemeği olacak.</p>
<p>Nohutlu, Türk iş dünyasının, sanayicilerin ve pamuk sektörünün farklı paydaşlarının etkinlikte güçlü şekilde yer almasının önemine dikkat çekti. Türk pamuk camiasının organizasyona gösterdiği ilginin, Türkiye’nin küresel ticaret ağlarındaki konumunun güçlendirilmesi açısından değer taşıdığını ifade etti.</p>
<p><strong>Yeni iş birlikleri için uluslararası platform</strong></p>
<p>ICA İstanbul 2026’nın, sektör temsilcilerine yalnızca bilgi ve deneyim paylaşımı değil, aynı zamanda yeni ticari bağlantılar kurma fırsatı da sunması bekleniyor.</p>
<p>Organizasyon kapsamında küresel pamuk sektörünün farklı ülkelerden temsilcilerinin İstanbul’da bir araya gelmesi, yeni iş birliklerinin geliştirilmesi ve sektörün geleceğine ilişkin değerlendirmelerin yapılması hedefleniyor.</p>
<p>Nohutlu, Türkiye’nin pamuk ve tekstil alanındaki vizyonunu dünya sahnesinde daha güçlü şekilde ortaya koymak amacıyla hazırlıkların tamamlandığını belirterek, etkinliğin sektör açısından önemli bir buluşma noktası olacağını vurguladı.</p>
<p><strong>180 yıllık uluslararası yapı</strong></p>
<p>Temelleri 1841 yılında İngiltere’nin Liverpool kentinde atılan Uluslararası Pamuk Birliği, yaklaşık 180 yıllık geçmişe sahip. Bir grup pamuk tüccarının ham pamuk ticaretini düzenlemek amacıyla oluşturduğu tüzük ve kurallar ile başlayan yapı, bugün küresel pamuk ticaretinin önemli kuruluşlarından biri olarak faaliyet gösteriyor.</p>
<p>ICA’nın dünyanın farklı bölgelerine yayılan ve pamuk tedarik zincirinin çeşitli halkalarını temsil eden 600’den fazla üyesi bulunuyor. Kâr amacı gütmeyen kuruluş; tüzük ve kurallarının yanı sıra tahkim, eğitim, ticari ve networking etkinlikleri ile pamuk test ve araştırma hizmetleri sunuyor.</p>
<p>ICA’nın temel hedeflerinden biri ise küresel pamuk ticaretinde güvenli bir ticaret ortamının oluşturulması ve sözleşmelere duyulan güvenin korunması olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Türkiye için önemli bir buluşma</strong></p>
<p>ICA’nın her yıl ekim ayında dünyanın farklı noktalarında gerçekleştirdiği etkinliğin ilk kez Türkiye’de düzenlenmesi, Türk pamuk ve tekstil sektörünün uluslararası paydaşlarla doğrudan temas kurması açısından önemli bir platform oluşturacak.</p>
<p>İstanbul’da gerçekleştirilecek organizasyonla birlikte Türkiye’nin pamuk ticaretindeki konumu, sektörün karşı karşıya olduğu gelişmeler ve küresel ticaretin geleceği farklı ülkelerden gelen sektör temsilcileri tarafından ele alınacak.</p>
<p>İki günlük program boyunca gerçekleştirilecek toplantı, eğitim, sunum ve iş geliştirme görüşmeleriyle ICA İstanbul 2026’nın, dünya pamuk sektörünün önemli buluşma noktalarından biri olması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/ica-istanbul-2026-dunya-pamuk-sektorunu-istanbulda-bulusturacak-88652</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/2/1280x720/ica-istanbul-2026-dunya-pamuk-sektorunu-istanbulda-bulusturacak-1790762331.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası Pamuk Birliği tarafından düzenlenen ICA İstanbul 2026, 14-15 Ekim tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecek. 20’den fazla ülkeden pamuk üreticileri, tüccarlar, sanayiciler ve finans kuruluşlarını buluşturacak etkinliğe 800’den fazla delegenin katılması bekleniyor. ICA Yönetim Kurulu Üyesi, etkinliğin Türk pamuk ve tekstil sektörünün küresel ölçekte daha güçlü bir şekilde temsil edilmesine katkı sağlayacağını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
