<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-ekonomik-yolculugu-90852</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 13:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyetin ekonomik yolculuğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye ekonomisinin Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne uzanan hikâyesi, yalnızca büyüme rakamlarından ibaret değildir. Bu hikâye; yokluklarla mücadele eden bir ülkeden sanayileşmeye çalışan bir topluma, tarım ağırlıklı üretimden hizmetler ekonomisine, kapalı ekonomik yapıdan küresel piyasalarla bütünleşme arayışına uzanan büyük bir dönüşümün öyküsüdür. Ancak bu uzun yolculukta kazanımlar kadar, çözülemeyen yapısal sorunlar da Türkiye'nin ekonomik gündeminde yerini korumuştur.</p>
<p><strong>Cumhuriyetin ilk yılları: Ekonomik bağımsızlık hedefi</strong></p>
<p>1923 yılında Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye, savaşlardan yorgun düşmüş, sermaye birikimi yetersiz, sanayi altyapısı sınırlı ve büyük ölçüde tarıma dayalı bir ekonomiye sahipti. Nitelikli iş gücü, ulaşım ağı ve üretim kapasitesi bakımından önemli eksiklikler bulunuyordu. Bu nedenle Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomik bağımsızlık, siyasi bağımsızlığın tamamlayıcısı olarak görüldü.</p>
<p>İzmir İktisat Kongresi'nde ortaya konulan ekonomik hedefler doğrultusunda özel girişimciliğin geliştirilmesi, yerli üretimin artırılması ve millî sermayenin güçlendirilmesi amaçlandı. Ancak özel sektörün yetersiz kaldığı alanlarda devlet öncü rol üstlendi. 1930'lu yıllarda uygulanan devletçilik politikalarıyla fabrikalar kuruldu, demir yolları geliştirildi ve temel sanayi yatırımları gerçekleştirildi. Böylece Türkiye'nin sanayileşme temelleri atıldı.</p>
<p><strong>1950-1980 dönemi: Tarımdan sanayiye geçiş</strong></p>
<p>1950'li yıllarda tarımda makineleşme hızlandı, kara yolları gelişti ve dış ekonomik ilişkiler genişledi. Bununla birlikte üretim artışının finansmanı, dış ticaret dengesi ve döviz ihtiyacı önemli sorunlar olarak ortaya çıktı.</p>
<p>1960 sonrasında planlı kalkınma dönemine geçilmesiyle sanayileşme, ithal ikamesi ve yerli üretimin desteklenmesi ön plana çıktı. Kamu yatırımları, sanayi tesisleri ve altyapı projeleri ekonomik büyümeye katkı sağladı. Ancak ithal edilen ara mallarına ve enerjiye bağımlılık, döviz darboğazları ve yüksek enflasyon, bu modelin sınırlarını belirledi. 1970'li yıllarda petrol krizleri ve siyasi istikrarsızlık ekonomik sorunları daha da ağırlaştırdı.</p>
<p><strong>1980 sonrası: Dışa açılma ve küresel ekonomi</strong></p>
<p>24 Ocak 1980 kararları, Türkiye ekonomisinin yönünü değiştiren önemli bir dönüm noktası oldu. İhracata dayalı büyüme, piyasa mekanizmasının güçlendirilmesi ve dış ticaretin serbestleştirilmesi hedeflendi. 1980'li yıllarda başlayan dönüşüm, 1990'larda finansal serbestleşmeyle daha da belirginleşti.</p>
<p>Ancak dışa açılma süreci, ekonomik istikrarın kendiliğinden sağlanmasını mümkün kılmadı. Yüksek enflasyon, kamu açıkları, siyasi belirsizlikler ve kısa vadeli sermaye hareketlerine duyarlılık, 1994 ve 2001 krizlerine zemin hazırladı. Özellikle 2001 krizi, bankacılık sistemi ve kamu maliyesinde köklü düzenlemelerin yapılmasını zorunlu hâle getirdi.</p>
<p>2000'li yıllarda gerçekleştirilen reformlar, bankacılık sektörünün güçlendirilmesi, yabancı sermaye girişleri ve ekonomik büyüme sayesinde Türkiye önemli bir ivme yakaladı. Bununla birlikte büyümenin kalitesi, gelir dağılımı ve dış kaynak ihtiyacı konuları tartışılmaya devam etti.</p>
<p><strong>Günümüz ekonomisi: Büyümenin yanında istikrar arayışı</strong></p>
<p>Türkiye bugün güçlü bir girişimcilik kültürüne, gelişmiş üretim merkezlerine, geniş bir iç pazara ve ihracat deneyimine sahip. Otomotiv, beyaz eşya, tekstil, savunma sanayisi, makine ve çeşitli hizmet sektörleri ekonominin önemli unsurları arasında yer alıyor. Turizm gelirleri ve lojistik kapasitesi de ülkenin ekonomik potansiyelini destekliyor.</p>
<p>Buna karşılık enflasyon, hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki bozulma, konut ve kira maliyetleri, verimlilik sorunu ve dış ticaret açığı önemli sınamalar olmaya devam ediyor. Özellikle ücretli çalışanlar, emekliler ve sabit gelirli kesimler açısından ekonomik büyümenin günlük yaşama ne ölçüde yansıdığı büyük önem taşıyor.</p>
<p>Türkiye'nin geleceği yalnızca daha fazla üretmekle değil, daha yüksek katma değer yaratmakla şekillenecek. Teknoloji yatırımları, eğitim kalitesi, hukuki öngörülebilirlik, enerji verimliliği, tarımsal üretkenlik ve kurumsal güven bu dönüşümün temel unsurlarıdır.</p>
<p><strong>Sonuç olarak</strong>, Cumhuriyetin ekonomik mirası, her dönemin koşullarına göre değişen politikalar ve birikmiş deneyimlerden oluşuyor. Geçmişin en önemli dersi, kalıcı refahın yalnızca büyüme rakamlarıyla sağlanamayacağıdır. Üretimi artıran, enflasyonu kalıcı biçimde düşüren, emeğin karşılığını koruyan ve kaynakları verimli kullanan bir ekonomik yapı kurulmadıkça kalkınmanın toplumsal karşılığı sınırlı kalacaktır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında asıl hedef, ekonomik büyümeyi vatandaşın refahına dönüştürmek ve gelecek kuşaklara daha güçlü bir üretim ekonomisi bırakmaktır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-ekonomik-yolculugu-90852</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyetin ekonomik yolculuğu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tir-suruculerinin-schengen-vizesi-sorunlari-hakkinda-aciklama-90848</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 12:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tır sürücülerinin Schengen vizesi sorunları hakkında açıklama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, tır sürücülerinin Schengen vizesi süreçlerinde yaşadıkları sorunların çözümü için çalışmaların devam ettiğini bildirdi.</p>
<p>Yazılı açıklamada, tır sürücülerinin Schengen vizesi süreçlerinde çeşitli sorunlar yaşadığı belirtildi.</p>
<p>Üç bakanlığın konuya ilişkin çalışmalarına işaret edilen açıklamada, "Uluslararası taşımacılık sektörümüzün karşılaştığı sorunların çözümü için çalışmalarını sürdüren Ticaret Bakanımız Ömer Bolat, Dışişleri ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız ile koordinasyon içerisinde sürücülerimizin Schengen vizesi süreçlerinde yaşadığı sorunların giderilmesine yönelik diplomatik girişimlerini yoğun şekilde sürdürüyor." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, Bakan Bolat'ın, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile sorunların çözümü için Bulgaristanlı mevkidaşları ve Avrupa Komisyonu yetkilileriyle görüştüğü, bu görüşmelerde şoförlere vize kolaylığı ve öncelikli işlem esnekliği talep edildiği bildirildi.</p>
<p>Uluslararası taşımacılık yapan tır sürücülerinin, özellikle Edirne'deki Kapıkule ve Hamzabeyli gümrük kapılarında karşılaştıkları vize kısıtlamaları ve başvuru süreçlerinde yaşanan aksaklıkların, bakanlıklarca takip edildiğine işaret edilen açıklamada, "Ülkemizin dış ticaretinin kesintisiz sürdürülmesi, ihracatımızın önemli bir parçası olan uluslararası taşımacılık sektörünün faaliyetlerinin aksamaması ve nakliyecilerimiz ile sürücülerimizin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla ilgili kurumlarımızla koordinasyon içerisinde çalışmalar yürütülmektedir. Bu çerçevede, diplomatik kanallar üzerinden sorunların çözümüne yönelik girişimler sürdürülmekte, sürücülerimizin uluslararası taşımacılık faaliyetlerini kolaylaştıracak adımlar üzerinde çalışılmaktadır." ifadesi kullanıldı.</p>
<p><strong>Sürücülere uyarı</strong></p>
<p>Açıklamada, sürücülere yönelik uyarılara da yer verilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Gümrük kapılarımızda yaşanabilecek yoğunlukların ve olası mağduriyetlerin önüne geçilebilmesi için nakliye firmalarımızın ve sürücülerimizin yürürlükteki Schengen vizesi kurallarına ve kalış sürelerine azami özen göstermeleri, sefer ve sürücü planlamalarını bu kuralları dikkate alarak yapmaları önem taşıyor. Bakanlığımız, ülkemizin ihracat hedeflerine ulaşmasında önemli rol üstlenen uluslararası taşımacılık sektörünün karşılaştığı sorunların çözümü, nakliyecilerimizin mağduriyetlerinin giderilmesi ve sınır kapılarımızdaki geçiş süreçlerinin etkinliğinin artırılması amacıyla ilgili kurumlarla iş birliği içerisinde çalışmalarını kararlılıkla sürdürecektir."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tir-suruculerinin-schengen-vizesi-sorunlari-hakkinda-aciklama-90848</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/ticaret-bakanligi-1752063094.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, &quot;Uluslararası taşımacılık sektörümüzün karşılaştığı sorunların çözümü için çalışmalarını sürdüren Ticaret Bakanımız Ömer Bolat, Dışişleri ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız ile koordinasyon içerisinde sürücülerimizin Schengen vizesi süreçlerinde yaşadığı sorunların giderilmesine yönelik diplomatik girişimlerini yoğun şekilde sürdürüyor.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatimizin-cumhuriyet-tarihimizin-en-yuksek-seviyesine-ulastigini-hesapliyoruz-90847</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 12:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: İhracatımızın Cumhuriyet tarihimizin en yüksek seviyesine ulaştığını hesaplıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Cumhuriyet'in 103. yılında Türkiye'nin dış ticaretindeki gelişimi hakkında yazılı açıklama yaptı.</p>
<p>Türkiye ekonomisi ve dış ticaretinin son 20 yılda köklü bir dönüşüm yaşadığını belirten Bolat, "Eylül itibarıyla yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatımızın, hizmet ihracatına ilişkin tahminimizle birlikte 409,1 milyar dolarla Cumhuriyet tarihimizin en yüksek seviyesine ulaştığını hesaplıyoruz. Bu başarı, üreticilerimizin azminin, ihracatçılarımızın gayretinin, girişimcilerimizin cesaretinin ve milletimizin birliğinin eseridir. Türk mal ve hizmetlerinin kalite, rekabetçilik ve beğeni gücünü temsil etmektedir. Cumhuriyetimizin 103. yılında, 'Üreten, ihraç eden, büyüyen Türkiye' vizyonuyla daha güçlü, daha müreffeh bir geleceğe yürümeye devam ediyoruz. Bu kutlu günde, ülkemizin üretim ve ihracat gücünde yakaladığımız bu tarihi başarının sevincini tüm milletimizle paylaşıyorum." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bolat, 1923'te tarım ürünleri ağırlıklı bir ihracat yapısına sahip olan Türkiye ekonomisinin, bugün otomotivden beyaz eşyaya, savunma sanayisinden yazılıma uzanan geniş ve katma değerli bir ihracat yelpazesine ulaştığına işaret ederek, "1923'te yalnızca 50 milyon dolar olan mal ihracatımız, 1980'de 2,9 milyar dolara, 2002'de 36,1 milyar dolara yükselmiştir. Eylül itibarıyla mal ihracatımız yıllıklandırılmış olarak 283,7 milyar dolara ulaşarak Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırmıştır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin dünya mal ihracatından aldığı payın, 1980-2000 yıllarında ortalama yüzde 0,38 seviyesinde seyrettiğini aktaran Bolat, 2002'de yüzde 0,55'e, 2025'te yüzde 1,04'e yükseldiğini bildirdi.</p>
<p>Bu büyük başarının, Türkiye'nin üretim gücü, ihracat kapasitesi ve rekabetçi ekonomisiyle dünya sahnesindeki yerini daha da sağlamlaştırdığının en somut göstergesi olduğuna dikkati çeken Bolat, açıklamasına şöyle devam etti:</p>
<p>"Cumhuriyetimizin ilk yıllarında yalnızca 24 ülkeye ve 30 fasılda yapılan ihracat, bu yıl ocak-eylül itibarıyla 223 ülke ve gümrük bölgesine tüm fasıllara ve yaklaşık 13 bin farklı ürüne yayılmış durumdadır. Türkiye artık, dünyanın dört bir yanına üretimini ulaştıran, rekabet gücü yüksek, dinamik bir ihracat ekonomisine sahiptir. 2025 yılı itibarıyla 51 ülkeye 1 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirilmiştir. Yine aynı yıl 33 ilimizin yıllık ihracatı 1 milyar doları aşarken, ihracatçı firma sayısı 167 bin 779'a yükselmiştir. 1 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirilen fasıl sayısı da 53'e ulaşmıştır. 1973'te bir yılda 1 milyar dolar ihracat yapılabilirken, 1987'de bu başarı bir ayda, 2013'ten itibaren ise bir günde gerçekleştirilebilir hale gelmiştir. Bugün ise günlük ihracatımız zaman zaman 2 milyar doları geçmektedir. Bu olağanüstü gelişme, Türkiye'nin üretim kapasitesindeki devasa artışın, ihracatçılarımızın dünya pazarlarında kazandığı güvenin ve rekabet gücünün, aynı zamanda Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken ulaştığımız ekonomik olgunluğun en somut göstergesidir."</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin artık sadece üreten değil, ürettiğini dünyaya ulaştıran bir ticaret ve ihracat gücü haline geldiğinin altını çizerek, dünya ticaret ortamındaki zorluklara rağmen Türkiye'nin, ekonomik dayanıklılığını koruyarak birçok pazarda rekor ihracat seviyelerine ulaştığını kaydetti.</p>
<p>Avrupa Birliği (AB) ülkelerine 1996'da 11,3 milyar dolar olan ihracatın, Gümrük Birliği'nin kazandırdığı ivmeyle eylül ayı itibarıyla yıllıklandırılmış olarak 118,7 milyar dolara yükseldiğini bildiren Bolat, "AB-27'nin toplam ithalatı içindeki payımız 2002'de yüzde 2,2 seviyesindeyken, 2025 yılı itibarıyla tüm zamanların en yüksek seviyesi olan yüzde 4,1'e ulaşmıştır." ifadesini kullandı.</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin, gelişmiş ülkelerin tercih ettiği güvenilir, istikrarlı ve güçlü bir ticaret ortağı konumunda olduğunu belirterek, 1969'da sanayi ürünleri ihracatının toplam ihracat içindeki payı yüzde 21,2 iken, bu oranın 2025 yılı itibarıyla yüzde 94,3'e yükseldiğini aktardı.</p>
<p><strong>"Türkiye küresel ticaretin güvenilir aktörlerinden biri"</strong></p>
<p>Bu gelişmenin, Türkiye'nin tarım ağırlıklı bir ekonomiden, yüksek teknolojili üretim ve sanayi ihracatına yönelen güçlü dönüşümünün açık göstergesi olduğuna işaret eden Bolat, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bugün Türkiye, üretimden ihracata, teknolojiden lojistiğe kadar tüm zinciriyle küresel ticaretin güvenilir aktörlerinden biri haline gelmiştir. 2002'de yüzde 30,4 olan orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatının toplam imalat sanayi ihracatımız içindeki payı, 2025'te yüzde 43,5'e, 2026 yılı eylül ayı itibarıyla yıllıklandırılmış olarak ise yüzde 44,1'e yükselmiştir. Son 24 yılda sağlanan bu büyük başarıyla orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatımızda artış aralıksız devam etmektedir. 1980-2002 döneminde dünya ekonomisi yüzde 3,1 büyürken Türkiye ekonomisi 0,8 puan fazlayla yüzde 3,9 büyüdü. 2003-2025 döneminde ise dünya ekonomisindeki büyüme hızı yüzde 3,6 olurken, Türkiye ekonomisi 1980-2002 dönemine göre 1,5 puan, dünya ortalamasına göre ise 1,9 puan daha hızlı büyümüştür. Bu güçlü büyüme performansıyla Türkiye, nominal milli gelir bakımından 2002'de dünyanın 21'inci büyük ekonomisi iken, 2025 yılında 16'ncı büyük ekonomisi, satın alma gücü paritesine göre hesaplanan milli gelir bakımından ise 2002'de dünyanın 16'ncı büyük ekonomisi iken, 2025'te 11'inci büyük ekonomisi haline gelmiştir."</p>
<p>Bolat, 2002-2025 döneminde Türkiye'nin gayri safi yurt içi hasılası ve kişi başına düşen gelirindeki artışa dikkati çekerek, "Bu tarihi yükseliş, güçlü ekonomik dönüşümümüzün ve üretim temelli kalkınma vizyonumuzun en somut göstergesidir. Bu güçlü büyümenin temelinde, Türkiye'nin üretim gücü, girişimci ruhu ve ihracatçı vizyonu yatmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Dünya ekonomisindeki konumumuzu pekiştirmeye devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Esnaf ve sanatkarların da Cumhuriyet'in asırlık birikimini küresel pazarlara taşıyan uluslararası birer ihracatçıya dönüştüğünü belirten Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Mikro ihracat imkanları ve sağlanan kolaylıklar sayesinde geleneksel zanaat ve üretim kültürü sınırları aşmaktadır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda, üretimden ihracata, teknolojiden markalaşmaya uzanan bu güçlü yapıyı daha da geliştirmeye, dünya ekonomisindeki etkin ve belirleyici konumumuzu pekiştirmeye kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatimizin-cumhuriyet-tarihimizin-en-yuksek-seviyesine-ulastigini-hesapliyoruz-90847</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/3/1280x720/bakan-bolat-1766914820.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanı Bolat, &quot;Eylül itibarıyla yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatımızın, hizmet ihracatına ilişkin tahminimizle birlikte 409,1 milyar dolarla Cumhuriyet tarihimizin en yüksek seviyesine ulaştığını hesaplıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-9-ayda-22601-kisi-ise-yerlestirildi-90845</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 12:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’da 9 ayda 22.601 kişi işe yerleştirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulu Ekim 2026 ayı olağan toplantısı Sakarya Vali Yardımcısı Turgut Subaşı’nın başkanlığında yapıldı.</p>
<p>Toplantıda, Sakarya Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü’nün (İŞKUR) 2026 yılı ilk dokuz aylık faaliyetleri ile istihdamın korunması ve artırılmasına yönelik faaliyetleri değerlendirildi.</p>
<p>Sakarya’da 2026 yılının dokuz aylık döneminde İŞKUR’a işverenlerden 37.798 kişilik işgücü talebinin alındığı, yine bu dönemde Kurum aracılığıyla 22.601 kişinin işe yerleştirildiği bildirildi. Ayrıca, istihdamın ve mesleki eğitimin desteklenmesine yönelik düzenlenen toplam 370 kurs ve programdan 1.893 kişinin yararlanarak iş ve meslek sahibi olmalarının sağlandığı ifade edildi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae30c044bb0c-1793264644.jfif" alt="" width="800" height="449" /></p>
<p><strong>Nitelikli İşgücü</strong></p>
<p>Sakarya Vali Yardımcısı Turgut Subaşı toplantıda yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Nitelikli işgücü, istihdamın artırılması, korunması ve kalıcı hale getirilmesi bakımından önem taşımaktadır. Dolayısıyla, istihdamın sürükleyicisi ve güvencesi nitelikli işgücüdür. Bu yüzden nitelikli işgücü sayısını arttırarak devam ettirmeliyiz. Son yıllarda, Meslek liselerine ve Mesleki Eğitim Merkezlerine yönelimin arttığı memnuniyetle görüyoruz. Ayrıca, meslek öğrenmek için hiçbir yaş geç sayılmaz. Beceri düzeyinin geliştirilmesi şeklinde kısa süreli yetişkinlerin birçok meslek sahibi olabilmeleri için de birçok kurs ve eğitim programları bulunmaktadır. İŞKUR’un kurs ve programları da bu çerçevede önemli bir açığı doldurmaktadır.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-9-ayda-22601-kisi-ise-yerlestirildi-90845</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/5/1280x720/sakaryada-9-ayda-22601-kisi-ise-yerlestirildi-1793264686.jfif" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya’da yılın dokuz aylık döneminde İŞKUR aracılığıyla 22.601 kişinin işe yerleştirildiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogandan-cumhuriyet-bayrami-mesaji-90838</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 10:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan&#039;dan Cumhuriyet Bayramı mesajı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla video mesaj yayımladı.</p>
<p>Cumhuriyetin kuruluşunun 103'üncü yıl dönümünün büyük bir gurur ve coşkuyla kutlandığını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Aziz milletimizin, Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin ve dünyanın farklı yerlerinde yaşayan tüm vatandaşlarımızın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı tebrik ediyorum. Yurt dışı misyonlarımızda bayram sevincimize ve heyecanımıza ortak olan kıymetli misafirlerimize en samimi şükranlarımı iletiyorum. Gönül ve kültür coğrafyamızın farklı köşelerinde kalbi milletimizle çarpan, bizimle sevinip bizimle üzülen kader ve gönül birliği yaptığımız bütün dost ve kardeşlerimizi de muhabbetle kucaklıyorum."</p>
<p><video style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" controls="controls" width="600" height="300">
<source src="/storage/uploads/0/0/0/6ae2f52a35a46-1793258794.mp4" type="video/mp4" /></video></p>
<p><strong>"Birlik ve beraberlik içinde kenetlenen bir millet"</strong></p>
<p>Cumhuriyetin, tarihi şanlı zaferler ve mücadelelerle dolu Türk milletinin bağımsızlık iradesinin, hür yaşama kararlılığının ve kendi geleceğini tayin etme azminin en güçlü nişanesi olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Gazi Mustafa Kemal önderliğinde büyük fedakarlıklarla yürüttüğümüz Milli Mücadele, birlik ve beraberlik içinde kenetlenen bir milletin en zor şartlarda dahi neleri başarabileceğini bütün dünyaya göstermiştir. İmkansızlıklar içerisinde elde edilen bu büyük başarı, yalnızca bir milletin kaderini değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda milli iradenin gücünü ve bağımsız yaşama hakkının vazgeçilmezliğini tarihe nakşetmiştir. Bundan tam 103 yıl önce milletçe sergilediğimiz azim, cesaret ve kararlılık bugün de en güçlü motivasyon kaynağımız olmaya devam ediyor. Son 24 yılda savunma sanayisinden enerjiye, ulaştırmadan diplomasiye uzanan geniş bir yelpazede katettiğimiz mesafeyi müessir ve müreffeh Türkiye'ye giden yolun kilometre taşları olarak görüyoruz. Kendi teknolojisini geliştiren, savunma alanındaki imkan ve kabiliyetlerini artıran, enerji arz güvenliğini güçlendiren, ulaştırma altyapısını çağın gereklerine göre yenileyen ve üretim kapasitesini sürekli büyüten ülkemiz daha güçlü bir geleceğe doğru emin adımlarla ilerlemektedir."</p>
<p><strong>"Türkiye Cumhuriyeti'ni çok daha aydınlık yarınlara hep birlikte taşıyacağız"</strong></p>
<p>Erdoğan, "Türkiye olarak yakın çevremizde ve dünyanın farklı yerlerinde savaşların, çatışmaların, krizlerin yaşandığı zor bir dönemde istikrarımızı korumakla kalmayıp anlaşmazlıkların çözümü için de sorumluluk alıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>"Dünyada barış, bölgede barış ve yurtta barış" şiarıyla barış için, adalet için gayret göstermeye bundan sonra da kararlılıkla devam edeceklerine dikkati çeken Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"86 milyon olarak ortak değerlerimiz etrafında kenetlenerek, Türkiye Yüzyılı hedefimizi kuvveden fiile geçirecek, gök kubbemiz olarak gördüğümüz Türkiye Cumhuriyeti'ni çok daha aydınlık yarınlara hep birlikte taşıyacağız. Şunu büyük bir memnuniyetle ifade etmek isterim ki Türkiye hamdolsun bugün dünden daha güçlüdür. İnşallah yarın çok daha güçlü, çok daha itibarlı, her alanda çok daha etkin olacaktır. Allah'ın izniyle içinde bulunduğumuz asra Türk milleti mührünü vuracaktır. Rabb'im milletçe yolumuzu, bahtımızı açık etsin. Bu vesileyle Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını, Milli Mücadele kahramanlarımızı ve vatanımız uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle yad ediyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Cumhuriyetimizin 103'üncü yılı kutlu olsun."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogandan-cumhuriyet-bayrami-mesaji-90838</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/7/1280x720/erdogan-1779112392.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Erdoğan, &quot;Gazi Mustafa Kemal önderliğinde büyük fedakarlıklarla yürüttüğümüz Milli Mücadele, birlik ve beraberlik içinde kenetlenen bir milletin en zor şartlarda dahi neleri başarabileceğini bütün dünyaya göstermiştir. İmkansızlıklar içerisinde elde edilen bu büyük başarı, yalnızca bir milletin kaderini değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda milli iradenin gücünü ve bağımsız yaşama hakkının vazgeçilmezliğini tarihe nakşetmiştir. Bundan tam 103 yıl önce milletçe sergilediğimiz azim, cesaret ve kararlılık bugün de en güçlü motivasyon kaynağımız olmaya devam ediyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uraloglu-marmaray-13-yilda-16-milyar-yolcuya-hizmet-verdi-90837</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 10:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Marmaray 13 yılda 1,6 milyar yolcuya hizmet verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Cumhuriyet'in 103. yıl dönümünde Marmaray'ın da 13. yaşının kutlandığını belirtti.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, Marmaray'ın temellerinin Ağustos 2004'te atıldığını ve 29 Ekim 2013'te hizmete açıldığını anımsatan Uraloğlu, "Deniz seviyesinden 60 metre derinliğe ulaşan batırma tüp tünelimizle iki kıtayı demir yoluyla birbirine bağladık. Asya ile Avrupa'yı 4 dakikada birbirine bağlayan Marmaray ile 13 yılda 1,6 milyar yolcuya hizmet verdik." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Günde toplam 287 sefer düzenleniyor</strong></p>
<p>Uraloğlu, İstanbul'un toplu ulaşım sisteminde önem taşıyan Marmaray'ın, metro, metrobüs, tramvay ve deniz ulaşımıyla entegre şekilde hizmet verdiğine işaret ederek, Halkalı-Gebze güzergahında 76,6 kilometrelik hat ve 43 istasyonla İstanbullulara kesintisiz ulaşım imkanı sunduklarını kaydetti.</p>
<p>Marmaray'ın, kent içi ulaşımda sağladığı konfor ve zaman tasarrufuyla vatandaşların günlük yaşamını kolaylaştırmaya devam ettiğini belirten Uraloğlu, "Bu yılın 10 ayında da yaklaşık 181 milyon yolcumuz Marmaray'ı tercih etti. Marmaray, 6 Ekim'de 762 bin 870 yolcu taşıyarak günlük yolcu sayısında yeni bir rekora imza attı ve kendi rekorunu tazeledi." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, Halkalı-Gebze ve Pendik-Ataköy güzergahlarında günde 287 sefer düzenlendiğini aktardı.</p>
<p>Hafta sonları gece ilave 10 seferle bu sayının 297'ye yükseldiğini kaydeden Uraloğlu, "Filomuzda 34'ü 10 vagonlu, 20'si 5 vagonlu olmak üzere toplam 54 tren seti ve 440 vagon bulunuyor." bilgisini verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uraloglu-marmaray-13-yilda-16-milyar-yolcuya-hizmet-verdi-90837</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/marmaray.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Asya ile Avrupa&#039;yı 4 dakikada birbirine bağlayan Marmaray ile 13 yılda 1,6 milyar yolcuya hizmet verdik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/para-piyasalarinda-rota-degisiyor-90831</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Para piyasalarında rota değişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="262" height="124" /></p>
<p>Döviz piyasalarında son dönemin dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Eurodaki zayıflama diğer Avrupa para birimlerine ve Japon Yeni’ne alan açıyor. Yatırımcıların para tercihleri artık yalnızca doların yönüyle şekillenmiyor; merkez bankalarının faiz politikaları, Avrupa’daki siyasi riskler ve küresel piyasalarda artan temkinlilik de rotasyonu hızlandırıyor. Euro karşısında sterlin ve İsviçre frangı öne çıkarken Japon yeni, dalgalı seyrine rağmen güvenli liman arayışında yeniden gündeme geliyor.</p>
<h2>Sterline faiz desteği, euroya siyasi baskı </h2>
<p>Sterlinin euro karşısındaki yükselişi, İngiltere’deki siyasi gelişmelerin ötesinde para politikası beklentileriyle de açıklanıyor. Eur/sterlin paritesi son bir ayda yüzde 2,38, yıllık bazda yüzde 4,83 geriledi. Paritenin düşmesi, sterlinin euro karşısında değer kazandığı anlamına geliyor.</p>
<p>Piyasalarda İngiltere Merkez Bankası’nın şahinleşebileceği beklentisi güçleniyor. Kasım ve şubat aylarında 25’er baz puanlık faiz artışları öngören beklentiler, sterlini Avrupa’nın daha yüksek getiri sunabilecek para birimleri arasına taşıyor. Bu görünüm, yaz aylarında sterlinin kazançlarının kalıcı olmayacağı yönündeki değerlendirmeleri de sorgulatıyor.</p>
<p>İngiltere'nin yaklaşan bütçesinin sterlini destekleyen eğilimi tersine çevirmesi beklenmezken EUR/GBP paritesinde 0,8400 seviyesinin altı izleniyor. Fransız siyasetindeki belirsizliklerin euro üzerindeki baskıyı artırması halinde paritenin 0,8360- 0,8430 bandında hareket etmesi bekleniyor. Böylece sterlinin güçlenmesine ek olarak euronun kendi iç dinamikleri nedeniyle zayıflaması da öne çıkıyor.</p>
<h2>Güvenli liman arayışında İsviçre Frangı öne çıktı</h2>
<p>İsviçre frangı, eurodaki kayıplardan en belirgin biçim de yararlanan para birimlerinden biri. Eylül sonu ve ekim başında 0,9460 civarında bulunan euro/frank paritesi, ekim ayının son haftasında 0,9195-0,9200 bandına kadar geriledi. Paritenin düşmesi frankın euro karşısında güçlendiğini gösterirken, son günlerde 0,9230- 0,9240 civarında denge arayışı dikkat çekiyor. Aylık kazanç yüzde 2,3’ü aştı.</p>
<p>Frangın talebinde iki temel unsur etkili: Fransa’daki siyasi ve mali belirsizlikler ile yapay zekâ ve teknoloji hisselerinde görülen düzeltmeler. Risklerin arttığı dönemlerde yatırımcıların güvenli liman arayışına yönelmesi, İsviçre para birimini destekliyor.</p>
<p>Dolar karşısında ise frank daha dalgalı bir seyir izledi. Dolar/frank paritesi ekim başındaki 0,8340 seviyesinden ay ortasında 0,8190’a kadar gerilerken, dolar endeksindeki güçlenme ve Fed kararı öncesindeki temkinli pozisyonlanmayla yeniden 0,8290-0,8300 bandına çıktı. Bu tablo, frankın euro karşısındaki güçlü performansının dolar karşısında aynı ölçüde görülmediğini ortaya koyuyor.</p>
<h2>Japon Yeni’nin yönünü risk iştahı belirliyor</h2>
<p>Japon yeni, ekim boyunca küresel beklentiler ve faiz farklarının etkisiyle iki yönlü hareket etti. Dolar/yen paritesi ay başındaki 157,92 seviyesinden ay ortasında 158,95’e yükselerek yenin değer kaybettiğine işaret etti. Ayın son haftasında ise riskten kaçış ve teknik düzeltmelerle 156,49’a geriledi; böylece yen bir miktar güç kazandı.</p>
<p>Yendeki hareket henüz kesintisiz bir yükseliş eğilimine işaret etmese de yatırımcıların risk iştahındaki değişimlere duyarlı bir para birimi olarak önemini koruyor. Faiz farkları ve merkez bankalarının tutumu, önümüzdeki dönemde yönün belirlenmesinde etkili olacak. Döviz piyasalarındaki yeni rotasyonun kalıcılığı da eurodaki zayıflığın sürüp sürmeyeceğine ve küresel risk algısının nasıl şekilleneceğine bağlı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Arjantin pesosunda seçim sınavı</span></h2>
<p>Arjantin’de 2027’de yapılması beklenen başkanlık seçimi yaklaşırken peso üzerindeki baskı riski yeniden gündemde. Javier Milei hükümeti, göreve geldiği 2023'te yüzde 211 olan enflasyonu yüzde 33,5'e düşürürken mali kesintiler ve dikkatle yönetilen kur politikasını istikrar programının temel taşları yaptı. Ancak ekonomideki durgunluk ve pesonun aşırı değerli olduğu yönündeki eleştiriler, bu modelin sürdürülebilirliğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor. Peso şu sıralar dolar karşısında 1.54 seviyesinden işlem görüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/para-piyasalarinda-rota-degisiyor-90831</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/doviz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Euro, Avrupa’daki siyasi ve mali belirsizliklerin gölgesinde kan kaybederken döviz piyasalarında tercihlerin yönü değişiyor. İngiliz Sterlini faiz artışı beklentilerinden, İsviçre frangı güvenli liman talebinden destek alıyor. Yen ise küresel risk iştahındaki dalgalanmalarla yeniden yatırımcıların radarına giriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tepav-raporu-egitim-harcamalari-ile-birlikte-esitsizlik-de-artiyor-90829</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEPAV raporu: Eğitim harcamaları ile birlikte eşitsizlik de artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>TEPAV tarafından yapılan eğitim harcamalarının etkinliğine yönelik çalışmada, istatistiki bulgular yanında, 31 uzman kişinin katılımıyla tespit ve görüş oluşturma çalışması da yapıldı. Çalışmaya katılan uzmanlar, eğitim bütçesine yönelik olarak görüşlerde, ailelerin eğitim için harcadığı tutarın artması, bölgesel ve sosyoekonomik eşitsizliklerin arttığı görüşü öne çıktı. Katılımcılar, bütçe hakkında yeterli bilgi verilmemesi, görüşlerin program ve projelere yansımasının düşük düzeyde kaldığı, kamu-sivil toplum diyalogunun güçlendirilmesi, ailelerin cepten eğitim harcamasındaki artışa uzmanlarca verilen önemin güçlenmesi, yoksul kesimlerdeki eğitim kalitesinin artırılması, kız çocuklara özel önem verilmesi, okul öncesi eğitimin güçlendirilmesi görüşleri politika oluşturma çerçevesinde öne çıkan unsurlar olarak belirlendi.</p>
<h2>Yoksul çocuklara fırsat eşitliği </h2>
<p>Çalışmaya yönelik bulgular TEPAV tarafından yayımlandı. Coşkun Cangöz, Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz, Gülbin Şahinbeyoğlu ve Günbey Korkmaz tarafından yürütülen çalışmada, anketin dikkat çekici sonuçlarından biri uzman katılımcıların “önceliklendirme görüşü” oldu. Buna göre uzman katılımcılar yoksul mahalleler ve kız çocuklarını öne aldı. Yoksul kesimlerde ve kırsal bölgelerde devlet okulların iyileştirilmesini en öncelikli konu olarak tanımladı (5 üzerinden 4,66). Bu alandaki politika oluşturma, öğrenci sayısına ek olarak yoksulluk, erişim maliyeti ve bölgesel ihtiyaçları gözeten kaynak tahsisi yapılması önerildi. Taşımalı eğitim, okul öncesi çağdaki çocuklar, kız çocukları ve Doğu-Güneydoğu Anadolu bölgesi kaynak tahsisinde öncelik verilmesi gerekli olan başlıklar olarak sıralandı ve her biri 5 üzerinden 4’ün üzerinde puanla önceliklendirildi.</p>
<h2>Katılımcı bir hazırlık olmadı </h2>
<p>Uzmanlar, katılma ölçeği kullanılarak yapılan ankette bütçe hazırlık sürecinin şeffaf olmadığı ve katılımcı bir hazırlık yapılmadığı görüşü öne çıktı. Buna bağlı olarak bütçenin hazırlanmasında sivil toplum ile diyalog için kurumsal bir yapının oluşturulması-izleme ve değerlendirmenin iyi yapılması talepleri öne çıktı. Bu unsurun kaynak tahsisinde de iyileşmenin aracı olarak kullanılması görüşü benimsendi.</p>
<p>Yoksul kesimlere öncelik ve kaynak tahsisi-bütçe hazırlık sürecinin sivil toplumun kurumsallaşmış katılımı taleplerine ilave olarak uzmanlar bu süreçlerin doğuracağı sonuçların da başarı kriteri olmasını önerdiler. Araştırma sunumunda, “Eğitim bütçesinin başarısı, öğrenme sonuçları ve dezavantajlı gruplar arasındaki farkların azalmasıyla değerlendirilmeli” önerisi yer aldı.</p>
<h2>4 alanda düzenleme önerildi </h2>
<p>Çalışmada, çocukların ihtiyaçlarını karşılayan- ölçülebilir sonuçlar üreten bir bütçe yapılması gerekliliği içinde, ihtiyaç temelli kaynak tahsisi, performans yönetimi ve kurumsallaşmış paydaş katılımı; Milli Eğitim Bakanlığı’nın düzenli ve karşılaştırılabilir veri yayınlaması gerekliliği sonucuna varıldı.</p>
<p>Katılımın güçlendirilmesi için 4 alanda düzenleme önerildi. Temel yaklaşımı eğitime ayrılan kaynağın önceliklendirmesinin sağlanması olarak, paydaş katılımının kurumsal-açık bir yapıya dönüştürülmesi, okul odaklı bütçe hazırlanmasının temel kriter olması, plan-program-bütçe ilişkisinin güçlendirilmesi, çocuk ve eşitlik odaklı kaynak tahsisi, katılımcı izleme, denetim ve hesap verilebilirliğin sağlanması önerildi. Bunların ölçümü için kriterler de araştırmada belirlendi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fırsat eşitliği odaklı kaynak tahsisi nasıl olabilir?</span></h2>
<p>Çalışma sunumunda fırsat eşitliği odaklı kaynak tahsisi için bir politika çerçevesi de önerildi. Buna göre, il düzeyinde eğitimde dezavantajlı öğrencileri belirlemek amacıyla bir endeks oluşturulması, buna dayalı olarak öğrenci başına kaynak ayrımının belirlenmesi, mali sıkılaştırma dönemlerinde dokunulamayacak ödeneklerin kural haline getirilmesi, bu bütçe tahsis modelinin Milli Eğitim Bakanlığı’nın program bütçesiyle uyumlu hale getirilmesi, program ve alt programların da fırsat eşitliğine dayalı tahsisle ilişkilendirilmesi önerildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tepav-raporu-egitim-harcamalari-ile-birlikte-esitsizlik-de-artiyor-90829</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/9/1280x720/okul-ogrenci-sinif-1793252992.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV’ın araştırmasında, eğitim harcamaları ve eşitsizliklerin arttığına dikkat çekildi. 31 uzman, yoksul bölgelerdeki okullar ile kız çocuklarına öncelik verilmesini, eğitim bütçesinin şeffaf ve fırsat eşitliği odaklı hazırlanmasını önerdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tbmmnin-2027-yili-butce-ongorusu-338-milyar-liraya-yaklasiyor-90827</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> TBMM’nin 2027 yılı bütçe öngörüsü 33,8 milyar liraya yaklaşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM’nin 2027 yılı bütçesi için teklif edilen toplam tutarın 33 milyar 787 milyon 913 bin lira öngörüldüğünü aktardı. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında, Meclis 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2025 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifini görüşmek üzere toplandı.</p>
<p>TBMM’nin bütçe sunumunu yapan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Terörsüz Türkiye sürecinde Meclis çalışmalarından bahsetti. Süreçte Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarını istikrarlı bir şekilde tamamladığını vurgulayan Kurtulmuş, yeni kurulacak komisyona ilişkin de, “5’inci Yasama Yılının başlangıcıyla beraber İzleme Komisyonunu en hızlı şekilde kurup çalışmalara başlamayı planlıyoruz. İzleme Komisyonu 3 önemli sorumluluğu üstlenecektir. Kanunun tatbikinin takibi, Terör örgütünün silahsızlanma ve feshi ile kurulun dosya bazlı kararlarını hukuk ölçüsü içinde izlemek, ihtiyaç hâlinde yeni yasal düzenlemeleri ele almak” dedi.</p>
<p><strong>4 bin 3 kanun teklifi sunuldu, 142’si yasalaştı </strong></p>
<p>Kurtulmuş, 28’inci Dönem Meclis’te yasama faaliyetlerine ilişkin, “Başkanlığımıza 4 bin 3 kanun teklifi sunulmuştur. Genel Kurul gündemine giren 264 tekliften 142’si kanunlaşmıştır” bilgisini paylaştı. Zaman zaman muhalefet partilerin eleştirilerine neden olan soru önergelerine ilişkin Kurtulmuş, kabine üyeleri tarafından işleme alınan 51 bin 125 önergenin 35 bin 628’inin cevaplandırıldığını aktardı. 16 Kasım’da başlayacak COP31 marjında gerçekleştirilecek parlamenter toplantılarına ilişkin Kurtulmuş, “ COP31 kapsamında 16 Kasım’da Antalya’da düzenleyeceğimiz parlamenter toplantı yer almaktadır. Parlamentolar Arası Birlik ile birlikte hazırlıklarını sürdürdüğümüz toplantıda iklim taahhütlerinin uygulamaya aktarılmasını ele alacağız” dedi.</p>
<p><strong>104 Sayıştay raporu aralık ayında </strong></p>
<p>Meclis’e sunulacak Komisyonda Sayıştay Başkanı Metin Yener, Sayıştayın yaptığı denetimleri anlattı. 460 kamu idaresinin denetlendiğini ifade eden Yener, kamu işletmelerinin denetimlerine ilişkin olarak 104 Sayıştay raporunun aralık ayı içerisinde TBMM'ye sunulacağını söyledi. Kamu Başdenetçisi Mehmet Akarca da yaptığı sunumda, Kamu Denetçiliği Kurumuna başvurularda artış yaşandığına dikkat çekti. 15 Ekim 2026 tarihine kadar 22 bin 197 başvurunun karara bağlandığının bilgisini veren Akarca, "Kurumumuzca 2026 yılında sonuçlandırılan 22 bin 197 başvurunun 5 bin 685'i 'kabul edilebilir' nitelikte değerlendirilmiştir. Yine 'dostane çözüm' yoluyla çözümlenen başvurularla genel tavsiye kararı, kısmen tavsiye, kısmen ret kararları dikkate alındığında kurumumuz, kendisine yapılan başvuruların yüzde 80.07'sinin sorununu çözmüş ve çözüme yönelik idaresini ortaya koymuştur” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tbmmnin-2027-yili-butce-ongorusu-338-milyar-liraya-yaklasiyor-90827</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/0/1280x720/meclis-tbmm-1791432270.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM’nin 2027 yılı bütçe öngörüsü 33,8 milyar liraya yaklaşıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-5-trilyon-dolari-nasil-bulur-90826</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ 5 trilyon doları nasıl bulur?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Biz Türkiye’de 20 milyar dolar ile 200 milyar dolar arasında bir yerdeki finansal hasarı gidermeye uğraşırken yapay zekâ dünyası 2030’a kadar yapay zekâ yatırımları ile yatırım geri dönüşü arasındaki yaklaşık 5 trilyon dolarlık açığı konuşuyor. Balon mu oluştu, patlar mı tartışmaları temel bir kavrayıştan ne kadar uzak olduğumuzu gösteriyor. Uçabilen otomobili ile şov yapan Elon Musk’ı bize doğru yolu göstermesi için kullanmak istiyorum. Madem şovlarla anlatacağım önce finansal oyunlar konusunda Babylon Berlin dizisinden bir altlık yapayım.</p>
<p>Dizide Alman sanayici Alfred Nyssen’in uzaya göndereceği roket projesini ABD borsasındaki çöküş sırasında açığa satışla nasıl finanse ettiği ve daha sonra Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere’ye karşı kullandığı V2 roketlerine giden teknoloji geliştirme sürecini nasıl yönettiği anlatılıyor. Sevgili dostum yapay zekâ Gemini bizim için hikâyeyi toparladı ve insan zekâsı kadar anlayabilen şahsım, bunun konunun doğru bir özeti olduğunu düşünüyor.</p>
<p>Babylon Berlin dizisinde Alman sanayici Alfred Nyssen’in roket projesini ve askeri vizyonunu finanse etme süreci, 1929 yılındaki küresel ekonomik kriz (Büyük Buhran) öncesinde Amerikan borsasında uyguladığı riskli finansal hamleye dayanır.</p>
<p>Nyssen bu planı şu adımlar ve finansal mekanizmalar üzerinden yürütür:</p>
<ol>
<li><strong> Beklenti: Piyasanın çökeceğine olan inanç</strong></li>
</ol>
<p>1929 yazında ABD ve dünya borsaları tarihin en yüksek seviyelerine ulaşmış durumdayken, herkes piyasaların sonsuza kadar yükseleceğine inanıyordu. Ancak Nyssen, bu pembe tablonun sürdürülemez bir şişkinlik (balon) olduğunu ve piyasanın büyük bir depremle çökeceğini öngördü.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Mekanizma: Açığa satış (Short Selling / opiyon sözleşmeleri) </strong></li>
</ol>
<p>Nyssen, "Amerikalıların açığa satış dediği" finansal yöntemi kullanır. Temel mantığı şudur:</p>
<p>- Sözleşme/satış: Nyssen ellerinde henüz olmayan hisseleri, o günün yüksek piyasa fiyatından gelecekte (örneğin 3 ay sonra) teslim etmek üzere satma taahhüdünde bulunur.</p>
<p>- Krizin gerçekleşmesi (Kara Salı - Ekim 1929): Beklediği gibi New York Borsası (Wall Street) çöktüğünde, hisse senetlerinin fiyatları neredeyse sıfıra iner.</p>
<p>- Ucuza Alıp Borcu Kapatma: Hisse fiyatları dibe vurduğunda, Nyssen piyasadan çok kelepir fiyatlara bu hisseleri toplayarak önceden yüksek fiyattan anlaştığı alıcılara teslim eder.</p>
<p>- Devasa kâr: Aradaki devasa fark (yüksek satış fiyatı - dibe vurmuş alış fiyatı) doğrudan Nyssen’in kârı haline gelir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Yaşanan dev risk ve süreç</strong></li>
</ol>
<p>- İflasın Eşiği: Borsa çökmeden önceki haftalarda hisse fiyatları yükselmeye devam ettiği için Nyssen inanılmaz bir baskı altında kalır. Çünkü açığa satışta piyasa sizin tahmininizin aksine yükselirse zarar teorik olarak sonsuzdur.</p>
<p>- Ailesinin Tepkisi: Annesi Annemarie Nyssen ve aile şirketi, onun tüm serveti ve krediyi bu "delice" işe yatırdığını görünce onu akıl hastanesine vesayet altına aldırmaya çalışır.</p>
<p>- Büyük Başarı: 29 Ekim 1929'da piyasa çökünce Nyssen haklı çıkar ve bir gecede dönemin en büyük servetlerinden birini elde eder.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Roket projesinin finansmanı</strong></li>
</ol>
<p>Elde ettiği bu muazzam likidite ve servet sayesinde Nyssen:</p>
<ol>
<li>Weimar Cumhuriyeti'nin yaşadığı ekonomik yıkımdan etkilenmek bir yana, tam tersine krizden nakit zengini olarak çıkar.</li>
<li>Alman ordusu ve gizli milliyetçi örgütlerin (Schwarze Reichswehr) desteğiyle yürüttüğü uzay/roket teknolojisi ve askeri havacılık projelerinin tüm AR-GE, üretim ve hammadde maliyetlerini bağımsız bir şekilde fonlama gücüne kavuşur.</li>
</ol>
<p><strong>Finans piyasalarını fizik kanunlarına bağlayamıyoruz</strong></p>
<p>İnsan zekâsı basit düşünebilmeyi unutalı maalesef çok uzun zaman oluyor. Bu nedenle ortaya çıkan her yeni şey karşısında aptallaşıp kalıyoruz. Halbuki maddenin yok olmaması ve yoktan var olmaması ile ilgili fizik yasası toplu yaşanan yerlerdeki yer değiştirmeyi ve finans piyasalarındaki değer kazanma/kaybetme döngülerini çok kolay açıklamamızı sağlayabilir. Gemini’a hazırlattığım not üzerinden hatırlatayım.</p>
<p>Doğada var olan bir şeyin yok olamaması, bilim dünyasında evrenin en temel ve değişmez yasalarından biri olarak kabul edilir. Bu temel gerçek, fizik ve kimya bilimlerinde farklı ama birbiriyle doğrudan ilişkili iki temel yasa ile açıklanır:</p>
<ol>
<li><strong> Kütlenin Korunumu Kanunu (Lavoisier Kanunu)</strong></li>
</ol>
<p>1789 yılında Fransız kimyager Antoine Lavoisier tarafından ortaya konulan bu yasa, kimyasal reaksiyonların temelini oluşturur. Yasaya göre:</p>
<p>- Hiçbir madde yoktan var olmaz, var olan hiçbir madde de yok olmaz.</p>
<p>- Bir kimyasal tepkime sırasında maddeler sadece biçim, kimlik veya bağ değiştirerek başka maddelere dönüşürler. Tepkimenin başlangıcındaki toplam kütle, sonundaki toplam kütleye her zaman eşittir. (Örneğin bir odun yandığında kül, gaz ve dumana dönüşür; ortadan kaybolan bir şey yoktur, sadece form değiştirmiştir).</p>
<p> </p>
<ol start="2">
<li><strong> Enerjinin Korunumu Kanunu (Termodinamiğin Birinci Yasası)</strong></li>
</ol>
<p>Fiziğin en temel yasalarından biri olan termodinamiğin birinci yasası, enerjinin yok edilemezliğini ifade eder:</p>
<p>- Evrendeki toplam enerji miktarı sabittir; enerji ne yoktan var olabilir ne de var olan enerji yok olabilir.</p>
<p>- Enerji sadece bir biçimden başka bir biçime dönüşür. (Örneğin hareket enerjisi ısıya, elektrik enerjisi ışığa dönüşebilir; ancak sistemden hiçbir enerji eksilmez).</p>
<p><strong>Einstein ve Kütle-Enerji Eşdeğerliği</strong></p>
<ol start="20">
<li>yüzyılda Albert Einstein'ın geliştirdiği ünlü E = mc<sup>2</sup> formülü, bu iki ayrı yasayı tek bir çatı altında birleştirmiştir. Bu teoriye göre kütle ve enerji aslında aynı şeyin iki farklı yüzüdür.</li>
</ol>
<p>- Kütle enerjiye, enerji de kütleye dönüşebilir.</p>
<p>- Dolayısıyla evrende ne madde ne de enerji gerçekten yok olur; sadece toplam "kütle-enerji" havuzu sürekli kendi içinde form değiştirir.</p>
<p><strong>Felsefi ve evrensel boyutu</strong></p>
<p>Bu teori özetle şunu söyler: Evrende hiçbir şey kaybolmaz, her şey sadece kabuk değiştirir. Bugün soluduğunuz havadaki moleküller, milyonlarca yıl önce yaşamış dinozorların soluduğu moleküllerle aynı atomları barındırıyor olabilir. Vücudunuzu oluşturan elementler milyarlarca yıl önce yıldızların merkezinde üretilmiş ve evrene saçılmıştır. Siz öldüğünüzde veya bir nesne yok olduğunda bile, maddesel ve enerjisel varlığınız evrenin atom havuzunda sonsuza kadar şekil değiştirerek kalmaya devam eder.</p>
<p><strong>Yapay zekâ dünyasının yatırım dönüşü (ROI) problemi</strong></p>
<p>Bu konuyu son bir hafta içinde birçok kaynaktan okudum ama bu çalışmada size derli toplu anlatması için Google’ın AI Modu’nu kullandım. Sonunda verdiği seçenekler ile benim yazının komutanı olarak gittiğim yer arasında fark olduğunu baştan belirteyim.</p>
<p>Yapay zeka (AI) sektöründeki "trilyon dolarlık kayıp" ifadesi, piyasalarda ve araştırma raporlarında son dönemde öne çıkan üç büyük finansal krizi ve riski temsil etmektedir:</p>
<p><strong>1- Yatırım ve gelir arasındaki 4.9 trilyon dolarlık uçurum:</strong> Global araştırma şirketi Gartner raporuna göre, veri merkezi sahiplerinin yaptıkları devasa yapay zeka yatırımlarını karşılayabilmesi için 2030 yılına kadar 8.5 trilyon dolar kümülatif gelir elde etmesi gerekiyor. Ancak Gartner, bu dönemde veri merkezlerine bağlanabilecek kurumsal ve tüketici AI gelirinin en fazla 3,6 trilyon dolar olacağını öngörüyor. Bu durum, 4.9 trilyon dolarlık devasa bir gelir açığı (makas) yaratmaktadır.</p>
<p><strong>2- Altyapı harcamalarında 3.5 trilyon dolarlık erime riski</strong>: Gartner ayrıca, mevcut sermaye harcamalarının bu şekilde devam etmesi durumunda, 2030 sonuna kadar 3.5 trilyon dolardan fazla yapay zeka altyapı harcamasının değer düşüklüğü (impairment) riskiyle karşı karşıya kalabileceğini ve 2032'ye kadar bu zararın 4 trilyon doları aşabileceğini belirtmektedir.</p>
<p><strong>3- Hisselerdeki trilyon dolarlık satış dalgaları (rout):</strong> Teknoloji ve yarı iletken sektöründe yatırımcıların yapay zekanın ticarileşme hızını sorgulamaya başlamasıyla borsada büyük kayıplar yaşandı. Aralarında Nvidia, Apple, Microsoft, Alphabet ve Amazon'un da bulunduğu dev teknoloji şirketleri ile çip üreticilerinin piyasa değerinden, yapay zekaya yönelik endişeler ve yüksek borçlanma maliyetleri nedeniyle 1 trilyon dolardan fazla değer silindi.</p>
<p><strong>Yapay zeka sektöründeki güncel risk tablosu</strong></p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Risk Alanı</p>
</td>
<td>
<p>Finansal Boyut / Projeksiyon</p>
</td>
<td>
<p>Temel Tetikleyici Nedenler</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Yatırım/Gelir Makası</p>
</td>
<td>
<p>4.9 Trilyon Dolar Açık</p>
</td>
<td>
<p>Harcamaların artmasına rağmen kurumsal şirketlerin yapay zekadan henüz yeterli finansal değer üretememesi.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Altyapı Değer Kaybı</p>
</td>
<td>
<p>3.5 - 4 trilyon dolar risk</p>
</td>
<td>
<p>Veri merkezleri ve yapay zeka çiplerinin (GPU) hızlı teknolojik amortismana uğraması ve verimsiz kullanılması.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Borsa Kayıpları</p>
</td>
<td>
<p>1+ trilyon dolar erime</p>
</td>
<td>
<p>Şişen değerlemelerin ardından yatırımcıların paniğe kapılarak Nvidia ve diğer çip devlerinin hisselerini elden çıkarması.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Yapısal Borç Krizi</p>
</td>
<td>
<p>500 milyon+ dolar aI borcu</p>
</td>
<td>
<p>Özellikle CoreWeave gibi neocloud girişimlerinin yüksek faiz ortamında değişken faizli özel kredilerle borçlanması.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Sektörden dikkat çeken güncel gelişmeler</strong></p>
<p><strong>- Anthropic'in 80 milyar dolarlık net kaybı:</strong> Halka arz (IPO) başvurusunda bulunan yapay zeka girişimi Anthropic, son 6 ayda 80.7 milyar dolar net zarar açıkladı. Bu zararın büyük kısmı dönüştürülebilir tahviller ve değerleme muhasebesinden kaynaklansa da şirketin yapay zeka modellerini eğitmek için milyarlarca dolar nakit yaktığı tescillendi.</p>
<p><strong>- Çin'deki yapay zeka balonu:</strong> Analistler, Çin'deki yapay zeka borsa balonunun sert bir şekilde patladığını, çip üreticileri ve AI tedarikçileri arasında yıkıcı bir fiyat savaşının başladığını aktarıyor.</p>
<p><strong>- Maliyet azaltma operasyonları:</strong> Altyapı harcamalarını finanse etmekte zorlanan Microsoft gibi devler, yapay zeka yatırımlarına bütçe açabilmek adına dünya genelinde yaklaşık 60.000 çalışanına gönüllü işten ayrılma/tazminat paketleri sunmaya başladı.</p>
<p>Yapay zeka teknolojisinin gelecekte iş dünyasını dönüştüreceği kesin görülse de, Wall Street ve finansal kurumlar şu an harcanan paranın geri dönüş hızından (ROI) ciddi şekilde şüphe duymaktadır.</p>
<p>Yapay zeka yatırımlarının finansal etkileriyle ilgili daha spesifik bir detayı incelemek ister misiniz? Eğer isterseniz şunları yapabilirim:</p>
<p>- Hisseleri en çok değer kaybeden teknoloji şirketlerini ve çip üreticilerini listeleyebilirim.</p>
<p>- Şirketlerin kurumsal yapay zekâ harcamalarının geri dönüş oranlarını hesaplamak için bir yatırım getirisi simülasyonu sunabilirim.</p>
<p>- OpenAI ve Anthropic gibi devlerin geleceğe dönük zarar tahminlerini karşılaştırabilirim.</p>
<p><strong>Dot-com balonu ile karşılaştırmalı analiz yaptık</strong></p>
<p>Yapay zekâ alanında son dönemde sıklıkla dile getirilen "beş trilyon dolarlık" rakamı, doğrudan kaybedilmiş kesin bir paradan ziyade, teknoloji devlerinin ve finans kurumlarının (JPMorgan Chase ve Oaktree Capital gibi analiz gruplarının raporlarına dayanarak) yapay zekâ altyapısına (veri merkezleri, çipler, enerji hatları ve sunuculara) 2030 yılına kadar akıtması beklenen devasa sermaye harcaması yarışını ifade eder.</p>
<p>Piyasalardaki "beş trilyon dolarlık kayıp" veya "balon" tartışmalarının arka planındaki temel endişeler ve dinamikler şunlardır:</p>
<p><strong>- 5 trilyon dolarlık altyapı bahsi ("The $5 Trillion Infrastructure Bet"):</strong> Büyük teknoloji şirketleri (Big Tech) ve bulut sağlayıcıları (hiper ölçekleyiciler), dünyayı dönüştüreceği iddia edilen üretken yapay zekâ (GenAI) modellerini beslemek için benzeri görülmemiş bir veri merkezi inşa yarışına girdi. Bu harcamaların toplamının on yılın sonuna kadar 5 trilyon doları aşacağı öngörülüyor. Sektördeki asıl korku, bu kadar devasa bir paranın harcanmasına rağmen getirinin (return on investment - ROI) bu maliyeti karşılayıp karşılamayacağıdır.</p>
<p>-<strong> Gelir ve kârlılık baskısı (beklenti ile gerçeklik uyuşmazlığı):</strong> Yapay zekâ modellerini eğitmek ve çalıştırmak, maliyet olarak hâlâ çok yüksek ve enerji yoğun bir süreç. Birçok analist, yapay zekânın maliyetlerinin düşüş hızının, sunucu ve model geliştirme maliyetlerinin gerisinde kaldığını belirtiyor. Şirketlerin milyarlarca dolarlık harcamalarına karşın, bu yatırımların kısa vadede aynı oranda net kâr üretememesi "balon" tartışmalarını alevlendiriyor.<br /><strong>- Borçlanma ve finansal riskler:</strong> Bu devasa altyapı hamlesi tamamen öz kaynaklarla değil; veri merkezi inşa edenlerin ve donanım üretenlerin bir kısmının borçlanmasıyla da finanse ediliyor. Morgan Stanley ve benzeri kurumların analizlerinde, veri merkezleri için alınan riskli borçların ve tahvillerin milyarlarca doları bulduğu, piyasada olası bir düzeltme durumunda bu borçların zincirleme bir kriz tetikleyebileceği vurgulanıyor.</p>
<p>2000'lerdeki "Dot-com" Balonu ile Benzerlikler: Finans dünyasında Howard Marks gibi deneyimli isimler ve büyük yatırım fonları, bugünkü yapay zekâ harcamalarını 1990'ların sonundaki internet (dot-com) patlamasına benzetiyor. O dönemde de fiber optik altyapılara milyarlarca dolar yatırılmış, altyapı kurulmuş ancak piyasa bu kapasiteyi hemen kaldıramadığı için büyük bir çöküş yaşanmıştı. Günümüzde de "Ya bu kadar yatırım yapılan yapay zekâ altyapısı ve veri merkezleri atıl kalırsa veya beklenen ticari geliri getirmezse ne olacak?" sorusu, potansiyel bir trilyonlarca dolarlık piyasa değeri silinmesi (kayıp) senaryosunu gündemde tutuyor.</p>
<p>Özetle; buradaki 5 trilyon dolar, yapay zekâ uğruna masaya konulan toplam ekonomik riski ve sermaye taahhüdünü simgeliyor. Eğer yapay zekâ teknolojileri vaad edilen ticari devrimi beklenenden yavaş gerçekleştirirse veya maliyetler kârlılığa dönüşmezse, piyasalarda bu ölçekte bir değer kaybının (veya balon patlamasının) yaşanmasından korkuluyor.</p>
<p><strong>Yatırımcı korkusu ve Nvidia stratejisi arasındaki makas</strong></p>
<p>Genel bakışın aksine bir rota izleyip Gemini ile konuyu bu işin liderliğini yapan Nvidia üzerinden değerlendirdim.</p>
<p>Yapay zekâ altyapısına yönelik trilyonlarca dolarlık devasa harcama patlaması ve bunun yarattığı "balon / geri dönüşsüz yatırım (ROI)" endişeleri karşısında, sektörün merkezinde yer alan Nvidia ve diğer altyapı/bulut devleri pasif kalmıyor. Bu şirketler, harcamaların tıkanması veya piyasanın çökeceği senaryolarına karşı hem risk yönetim mimarilerini güncelliyor hem de yol haritalarını köklü biçimde dönüştürüyor.</p>
<p>Liderlerin bu riski yönetme yolları ve yeni yol haritaları şu stratejik başlıklar etrafında şekillenmektedir:</p>
<h3>1. Risk yönetimi: Finansal borç ve müşteri riskini dağıtma</h3>
<p>- Müşteri çeşitlendirmesi (dev hibrit yapıya geçiş): Nvidia, gelir bağımlılığını sadece Microsoft, Google ve Meta gibi geleneksel bulut devlerine (hyperscalers) bırakmamak için "Neocloud" (CoreWeave vb.), özel girişimler, kurumsal şirketler ve kamu/devlet düzeyindeki yapay zekâ projelerine (Sovereign AI) odaklanarak alıcı tabanını hızla genişletiyor.</p>
<p><strong>- Finansman riskini özel sermayeye yayma:</strong> Altyapı yatırımlarının yükünü tek başına şirket bilançolarında tutmak yerine; BlackRock, Apollo, KKR ve Blackstone gibi dev özel sermaye (Private Credit/Equity) fonlarıyla ortak finansman platformları ve altyapı konsorsiyumları kuruluyor. Böylece risk finans dünyasına yayılıyor.</p>
<p><strong>- Tedarik zinciri ve bellek bütçelemesi:</strong> En büyük maliyet ve arz darboğazı olan HBM (Yüksek Bant Genişlikli Bellek) bileşenlerini güvenceye almak için milyarlarca dolarlık uzun vadeli tedarik taahhütleri yapılıyor.</p>
<h3>2. Yol haritasındaki dönüşüm: Donanımdan Full-Stack (Tam Yığın) Ekosisteme</h3>
<p>Şirketler sadece çip satarak yatırımların sürdürülemeyeceğini biliyor. Bu yüzden yol haritaları şu stratejik yönlere evriliyor:</p>
<h4>A. Donanım Satışından "AI Fabrikası" Mantığına Geçiş</h4>
<p>Nvidia ve rakip donanım sağlayıcıları, artık tekil GPU yerine veri merkezlerini birer "Yapay Zekâ Fabrikası" (AI Factory) olarak tasarlayıp teslim ediyor.</p>
<p>- Blackwell mimarisinden sonra gelen Vera Rubin gibi yeni platformlar, gigavat başına elde edilen gelir ve verimlilik oranını artırmaya odaklanıyor.</p>
<p>- Temel hedef: Token başına düşen maliyeti ve tüketilen enerjiyi hızla düşürerek yapay zekâyı ticari olarak daha kârlı hâle getirmek.</p>
<h4>B. "Agentic AI" (Otonom Ajanlar) ve Fiziksel Yapay Zekâ</h4>
<p>Teknoloji yol haritası yalnızca sohbet botlarından (LLM), karar alabilen ve uzun iş akışlarını Otonom yürütebilen Agentic AI sistemlerine kaydırılıyor. Ayrıca:</p>
<p>- Fiziksel Yapay Zekâ (Physical AI &amp; Otonom Robotik): Çiplerin ve modellerin otomotiv, lojistik, fabrika otomasyonu ve sağlık gibi reel sektörlerde doğrudan kullanılması amaçlanıyor.</p>
<h4>C. Açık Kaynak ve Yazılım Kilidi (Software Lock-in)</h4>
<p>Nvidia, CUDA ve yazılım katmanlarıyla ekosistemi elinde tutarak açık kaynak modellerin (Llama vb.) geliştirilmesini teşvik ediyor. Modeller ücretsiz veya ucuz hale geldikçe tüketilen token miktarı ve dolayısıyla donanım altyapısına olan talep artıyor.</p>
<h3>Özet: Sektör Riskleri Nasıl Aşmayı Hedefliyor?</h3>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p><strong>Risk Faktörü</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Sektörün ve Nvidia'nın Yanıtı</strong></p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Düşük Yatırım Getirisi (ROI)</p>
</td>
<td>
<p>Maliyeti düşürmek için işlemci jenerasyon hızını yıllık periyoda çekmek ve enerji verimliliğini katlamak.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Bulut Devlerinin Tekeli</p>
</td>
<td>
<p>Sovereign AI (Ülke odaklı altyapılar) ve Neocloud'lara öncelik vererek müşteri tabanını yaymak.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Atıl Altyapı Korkusu</p>
</td>
<td>
<p>Yapay zekâyı sadece metin/görsel üretiminden reel sektör otomasyonuna (robotik, finans, Agentic sistemler) entegre etmek.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Bilanço ve Borç Baskısı</p>
</td>
<td>
<p>Özel altyapı fonları ve ortak yatırım modelleriyle finansal yükü üçüncü taraf sermayeye bölüştürmek.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Liderler, 5 trilyon dolarlık riski bertaraf etmenin tek yolunun yapay zekâyı “maliyetli bir araştırma projesi” olmaktan çıkarıp, elektrik veya internet gibi üretkenliği doğrudan artıran temel bir sanayi altyapısına dönüştürmek olduğunun farkındalar.</p>
<p><strong>Son örnek: Harrier ve Musk’ın uçan otomobili</strong></p>
<p>Konuyu bağlarken Elon Musk’ın insanları büyüleyen uçabilen Tesla otomobili ile ilgili bir bölüm oluşturmak istedim. Bunu paylaşan sayısız arkadaşımın İngilizlerin 1960’lardan itibaren geliştirdiği dikine kalkabilen Harrier savaş uçaklarından bir cümle ile bile bahsetmemesi içimi burktu. Gemini, sağolsun, istediğim türden bir analizi saniyeler içinde karşıma çıkardı. Sorum Harrier uçaklarının yarattığı değişim ve yatırım dönüşü ile ilgiliydi. Yanıt benim için tatmin edici oldu.</p>
<p>İngilizlerin dikey/kısa kalkış ve iniş (VTOL/STOVL) yeteneğine sahip efsanevi savaş uçağı Harrier (Jump Jet) projesi, havacılık tarihinde hem teknolojik hem de finansal açıdan oldukça ilginç bir süreç izlemiştir. Ancak 1950'lerin sonu ve 1960'larda askeri projeler bugünkü gibi saf bir "şirket yatırımı ve ticari ROI (Yatırımın Geri Dönüşü)" mantığıyla değil, devlet destekli stratejik savunma AR-GE'si olarak yürütüldüğü için doğrudan net bir "ROI yüzdesi" çıkarmak zordur.</p>
<p>Yine de dönemin harcamaları, ABD ile yapılan devasa ortaklıklar ve projenin ekonomik sonuçları şu şekilde özetlenebilir:</p>
<ol>
<li><strong> Geliştirme maliyeti ve yatırım boyutu</strong></li>
</ol>
<p>Harrier'ın kökeni, Hawker Siddeley firmasının (daha sonra British Aerospace / BAE Systems oldu) 1957 yılında tamamen öz kaynaklarla ve deneysel olarak başlattığı P.1127 prototipine dayanır.</p>
<p>- İlk Aşama (P.1127 ve Kestrel): Projenin ilk yıllarında İngiliz hükümeti, ABD ve Batı Almanya ortaklaşa bir üçlü konsorsiyum kurarak test uçaklarına (Kestrel) finansman sağladı.</p>
<p>- Seri Üretim ve Sea Harrier Yatırımları: 1960'ların ortalarından itibaren RAF (İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri) için ilk nesil Harrier GR.1/GR.3 ve donanma için Sea Harrier projeleri hayata geçirildi. Örneğin dönemin resmi arşivlerine ve parlamento raporlarına göre, ilerleyen yıllardaki Sea Harrier geliştirme ve modernizasyon programlarının her biri tek başına yüz milyonlarca sterlinlik (bugünün değerine göre milyarlarca) bütçeler gerektirdi.</p>
<p>- Harrier II (AV-8B) Ortaklığı: Projenin ikinci neslinde İngiltere, ABD (McDonnell Douglas) ile güçlerini birleştirdi. Bu ortaklık sayesinde devasa AR-GE maliyetleri iki ülkeye bölündü, böylece Londra tek başına altından kalkamayacağı bir yükü paylaştırmış oldu.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Yatırımın geri dönüşü (ROI) nasıl sağlandı?</strong></li>
</ol>
<p>Harrier projesinin İngiltere için finansal ve jeopolitik getirisi saf bir ticari kârdan ziyade şu kanallarla gerçekleşti:</p>
<p>- İhracat Başarısı (ABD Pazarı): Projenin en büyük finansal başarısı, ABD Deniz Piyadelerinin (USMC) uçakla çok yakından ilgilenmesi ve Amerikan ordusu için AV-8 Harrier adıyla devasa bir sipariş verilmesi oldu. Uçağın lisanslı olarak ABD'de (McDonnell Douglas tarafından) üretilmesi, İngiliz havacılık endüstrisine telif ve ihracat gelirleri olarak ciddi bir döviz girdisi sağladı.</p>
<p>- Askeri ve Caydırıcılık Getirisi (Falkland Savaşı): 1982 Falkland Savaşı'nda Sea Harrier uçakları, İngiliz Donanması'nın varlığını kurtaran kilit unsur oldu. Arjantin'e karşı hava üstünlüğü sağlayan uçaklar, milyarlarca sterlinlik ada varlıklarının ve İngiliz jeopolitik prestijinin korunmasını sağlayarak dolaylı yoldan devasa bir stratejik ROI üretti.</p>
<p>- Teknolojik Altyapı Birikimi: Hawker Siddeley / BAE Systems, dikey iniş-kalkış ve itki sistemleri (Pegasus motoru) konusunda onlarca yıllık bir mühendislik tekelini eline geçirdi. Bu birikim, sonraki nesil İngiliz savunma projelerinin ve havacılık ihracatının temelini oluşturdu.</p>
<p>Özetle; İngiltere devleti ve Hawker/BAE cephesi için Harrier, maliyetli ve riskli bir mühendislik kumarı olarak başlamış; ancak ABD ile yapılan ortaklıklar, Amerikan Deniz Piyadelerinin siparişleri ve küresel ihracat sayesinde sadece parasal maliyetini çıkarmakla kalmamış, İngiliz savunma sanayisine onlarca yıl kazanç sağlayan küresel bir markaya dönüşmüştür.</p>
<p>İşin aslı böyle. Bütün bunları yazmamın nedenlerinden biri de, Cumhuriyet Bayramı nedeniyle hazırlanan duygu seli reklamlardan etkilenmem oldu. Aktarılan duygunun gücü yanında içiniz burkularak odağın reklam yapmaya kaydığını görüyorsunuz. Hâlbuki bizi bu yolculukta başarıyla hedefe ulaştıran Gazi Mustafa Kemal’in yaptığı iş, telgraf altyapısı ile elde ettiği –neredeyse- gerçek zamanlı veri üzerinde gerçekleştirdiği veri analitiğidir. O da yaşadıkları ile şekillenen kendi zekâsı ve okudukları ile dinlediklerine dayanan yapay zekâ benzeri destek sistemidir. Kendisine borcumuzu ödemenin yolunun kendisini ve eserini övmek yerine aynı yolu izlemek olduğunu düşünüyorum. Bu yazıyı yazmamın neden de bundan ibarettir. Ben Cumhuriyet’i böyle kutluyorum.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-5-trilyon-dolari-nasil-bulur-90826</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ 5 trilyon doları nasıl bulur? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firmalarin-yurt-disi-kaynakli-dovizlerinin-turk-lirasina-donusumunun-desteklenmesinde-revize-90824</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmaların yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Türk Lirası’na dönüşümünün desteklenmesinde revize</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yurt dışı kaynaklı dövizlerini Merkez Bankası’na satan firmalara yönelik döviz dönüşüm desteğinde yapılan düzenlemeler, yararlanma koşullarını ve başvuru süreçlerini yeniden şekillendirdi. Döviz Pozisyonu Bildirim Formu’nun geçerlilik süresi 15 günden 3 aya çıkarılırken, döviz pozisyon oranı yüzde 10’u aşan firmalar destek kapsamı dışında tutuluyor.</strong></p>
<p>Yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Merkez Bankası’na satışını gerçekleştiren firmalara Merkez Bankasınca sağlanacak desteği ifade eden ve 2023/5 sayılı <strong>“Firmaların Yurt Dışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirası’na Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ</strong>”le düzenlenen  <strong>“döviz dönüşüm desteği” </strong>başlangıçta %2 oranında uygulanmış ve 5 / 5 / 2025 tarihinden ise 30 / 4 / 2026 tarihine kadar <strong>%3</strong> olarak uygulanmıştı. Anılan <strong>uygulama süresi</strong> <strong>30/4/2026 tarihinde sona erecekti.</strong> Ancak, 1 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğle bu süre 31 / 7 / 2026 tarihine kadar uzatılmıştı<strong>. </strong>Daha sonra 1 Ağustos 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğ değişikliği ile <strong>bu süre 31 Ocak 2027 tarihine kadar uzatıldı</strong>. Dolayısıyla, anılan <strong>destek uygulaması</strong> <strong>%3</strong> oran olarak, <strong>31 / 1 / 2027 tarihine kadar devam edecekti.</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nca hazırlanan<strong> <em>“Firmaların Yurt Dışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirası’na Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğe İlişkin Uygulama Talimatı”</em></strong> 1 Ekim 2026 tarihinde yenilenmiş olup, bu talimattaki düzenlemeler 1 Ekim 2026 tarihinden itibaren uygulamaya girmiştir. Önceki talimatta bu destek için aranan döviz alımı yapmama taahhüdü alınmaması uygulaması kaldırılmıştır. Ancak, 1 Ekim 2026 tarihinden önce firmalarca verilen döviz almama taahhütlerinin yerine getirilmemesi halinde, önceki Uygulama Talimatı hükümleri uygulanacaktır.</p>
<p>Anılan Uygulama Talimatı <strong>26 Ekim 2026 tarihinde</strong> revize edilmiş olup, anılan revizeler de dikkate alınarak, 8 Ekim 2026 tarihli EKONOMİ Gazetesi’nde yayınlanan yazımız aşağıdaki gibi güncellenmiştir.</p>
<p><strong>Döviz Dönüşüm Desteği Uygulaması</strong></p>
<p>Anılan düzenlemede yer alan <strong>firmalar</strong> ifadesi; Türkiye'de kanuni yerleşim yeri bulunan tüzel kişiliği haiz firmaları ifade etmektedir.</p>
<p>Anılan düzenlemede yer alan <strong>“yurt dışı kaynaklı döviz” </strong>tanımı; 11 /8 / 1989 tarihli ve 20249 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’ın 2’nci maddesinin (j) bendinde tanımlanan <strong>tüm kıymetli madenlerin ihracından kaynaklananlar hariç olmak üzere; </strong></p>
<p>- Firmaların döviz cinsi <strong>ihracat gelirlerini</strong>,</p>
<p>- Yabancılara yurt içinde sunulan hizmetler karşılığında kazanılan döviz tutarları da dahil olmak üzere yurt dışında yerleşiklerden elde ettikleri <strong>döviz kazandırıcı hizmet gelirlerinden yurda getirdikleri dövizlerini,</strong></p>
<p>- Serbest bölgede faaliyet gösteren firmaların yalnızca <strong>yurt dışına yaptıkları satışlara ilişkin döviz gelirlerini</strong></p>
<p>ifade etmektedir.</p>
<p><strong>“Döviz dönüşüm desteği”</strong> tanımı ise; yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Merkez Bankasına satışını gerçekleştiren firmalara anılan Uygulama Talimatı kapsamında Merkez Bankasınca sağlanacak <strong>desteği</strong> ifade etmektedir.</p>
<p>Anılan desteklemeden yararlanmak amacıyla, <strong>firmaların </strong>yukarıda belirtilen yurt dışı kaynaklı dövizlerini banka aracılığıyla Merkez Bankası’na satışı sırasında, “<strong>talep formu” </strong><em>(örneği anılan Uygulama Talimatı’nın B ekinde yer almaktadır)</em> ve<strong> “Döviz Pozisyonu Bildirim Formu”nu aracı bankaya ibraz ederek</strong>;</p>
<p>- İhracatçı firmaların 16 Ocak 2020 tarihli İhracat Genelgesi kapsamında Merkez Bankasına satmakla yükümlü oldukları <strong>ihracat bedeli dövizlerin</strong>,</p>
<p>- Firmaların 18 Mayıs 2026 tarihli Görünmeyen İşlemler Genelgesi’nin 5’inci maddesi kapsamında <strong>döviz kazandırıcı hizmet bedeli dövizler</strong> ile</p>
<p>- Serbest bölgede faaliyet gösteren firmaların yalnızca <strong>yurt dışına yaptıkları satışlara ilişkin dövizlerin</strong>,</p>
<p>banka aracılığıyla Merkez Bankası’na satışının gerçekleştiği gün, <strong>dönüşüm kuru</strong> üzerinden Türk Lirası’na çevrilen tutarın <strong>%3’ü</strong> kadar <strong>döviz dönüşüm desteği</strong> firmalara ödenmek üzere Merkez Bankası’nca aracı bankaya aktarılacaktır. <em>(<strong>Dönüşüm kuru;</strong> firmaların yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Türk Lirası’na çevrildiği gün Merkez Bankası tarafından saat 11.00’de ilan edilen döviz alış kurunu ifade etmektedir.)</em></p>
<p><strong>“Döviz Pozisyonu Bildirim Formu” </strong>anılan Uygulama Talimatı’nın<strong> C </strong>adlı<strong> eki</strong>nde yer almakta olup, bu formda yer alan formüllere göre <strong>“döviz pozisyon oranı” </strong>hesaplanmaktadır.</p>
<p><strong>Döviz pozisyonu oranı yüzde 10’u aşan</strong> firmalar döviz dönüşüm desteğinden yararlanamamaktadır. <strong>Döviz pozisyonu bildirim formu</strong>, belge tarihinden itibaren <strong>3 ay</strong> <strong>süreyle geçerli</strong> <em>(önceki düzenlemede 15 gün idi)</em> olup bu süre içinde aynı form kapsamında birden fazla işlem yapılabilir. Aracı bankalar, her bir döviz dönüşüm desteği başvurusu sırasında bu koşulların sağlandığını kontrol etmek durumundadırlar.</p>
<p>Firmaların limit kullanım dönemi içinde yararlanabileceği <strong>azami döviz dönüşüm desteği tutarı 100.000.000 (yüz milyon) Türk Lirası’dır.</strong></p>
<p>İhracat ve Döviz Kazandırıcı Hizmetler Reeskont Kredisi Uygulama Talimatı ile İhracat ve Döviz Kazandırıcı Hizmetler Reeskont Finansmanı Uygulama Talimatı’nın Ek-4’üncü maddesine göre <strong>kredi kullanan firmalara</strong>, kredi vadesi boyunca, bu madde kapsamında <strong>döviz dönüşüm desteği sağlanmamaktadır.</strong></p>
<p>Firmaların <strong>peşin ihracat bedeli</strong> olarak getirdikleri yurt dışı kaynaklı dövizler için destek ödemesi talepleri, ilgili gümrük beyannamelerinin aracı bankaya ibraz edilmesini müteakip işleme alınmaktadır. Gümrük beyannamesi ibraz edilmeden döviz dönüşüm desteği kapsamında Merkez Bankasına döviz satışı yapılması halinde, döviz dönüşüm desteği kapsamında Merkez Bankası’na satılan dövizin tamamına eşit tutarda ve ödeme şekli “Peşin Ödeme” yazılı olan gümrük beyannamesi bilgisinin aracı banka tarafından en geç 6 ay içerisinde Merkez Bankası’na bildirilmesi ve döviz pozisyonu bildirim formunun aracı bankaya ibrazı sonrasında, <strong>dövizin Merkez Bankası’na satış tarihindeki dönüşüm kuru üzerinden</strong> <strong>Türk Lirası’na çevrilen tutara cari oran uygulanarak hesaplanan</strong> <strong>destek ödemesi</strong> yapılacaktır.</p>
<p>Yurt dışından <strong>efektif olarak getirilen </strong>ve<strong> peşin ihracat kapsamında olmayan ihracat bedelleri</strong>nin satışında döviz dönüşüm desteği talep edilebilmesi için <strong>Nakit Beyan Formu</strong> düzenlenmiş olması <strong>zorunludur</strong>. Nakit Beyan Formu’yla döviz dönüşüm desteğinden faydalanmak isteyen firmalar dövizlerini yalnızca gümrük beyannamesinin “Finansal ve Bankacılık Verileri” başlıklı 28 numaralı hanesinde yer alan banka aracılığıyla Merkez Bankasına satabilir.</p>
<p><strong>Aracılı ihracatlar da</strong>, aracı tarafından yurda getirilen peşin ihracat bedeli olmayan dövizlerin aracı ihracatçılara <strong>ürün tedarik/imal eden firmalar adına</strong> satışı yapılırsa;</p>
<p><strong>- Aracı ihracatçı</strong> ve <strong>tedarikçi/imalatçı</strong> firmaların anılan Uygulama Talimatı’nın <strong>E</strong> adlı <strong>eki</strong>nde yer alan Aracılı İhracat Kapsamında Döviz Dönüşüm Desteğinin Tedarikçiye/İmalatçıya Ödenmesine İlişkin Beyanname’nin,</p>
<p>- Aracı ihracatçı ile tedarikçi/imalatçı firma arasında yapılmış aracılı ihracat sözleşmesinin,</p>
<p>- Tedarikçi/İmalatçı firma unvanınım kayıtlı olduğu ilgili Gümrük Beyannameleri ve bu beyannameler kapsamındaki tedariğe/imalata ilişkin ihraç kayıtlı mal faturalarının,</p>
<p>aracı bankaya ibraz edilmesi gerekir. Bu durumda bu Uygulama Talimatı bakımından <strong>döviz satışının tedarikçi firmaca yapıldığı kabul edilir </strong>ve<strong> döviz dönüşüm desteği aracı bankaca doğrudan tedarikçi/ imalatçı firmanın hesabına aktarılır.</strong></p>
<p>Yurt dışından <strong>efektif </strong>olarak getirilen;</p>
<p>a) Döviz kazandırıcı <strong>hizmet ihracatı,</strong></p>
<p>b) <strong>Peşin ihracat kapsamında olan mal ihracatı,</strong></p>
<p>bedelleri için <strong>döviz dönüşüm desteği talepleri kabul edilmez</strong>.</p>
<p><strong>a)</strong> <strong>Mal ihracatı</strong> <strong>bedelleri için</strong>, 16 Ocak 2020 tarihli İhracat Genelgesi uyarınca yalnızca “Bedel getirme ve/veya ihbar süresi içerisinde düzenlenmiştir.”, “İhtarname süresi içerisinde düzenlenmiştir.” veya “Ek süre içerisinde düzenlenmiştir.” açıklamaları belirtilen <strong>İhracat Bedeli Kabul Belgesi’</strong>ne bağlanan dövizlerin,</p>
<p><strong>b)</strong> <strong>Döviz kazandırıcı hizmet gelirleri için</strong>, kesin fatura tarihinden itibaren 180 gün içerisinde ilgili dövizlerin,</p>
<p><strong>c)</strong> <strong>Serbest bölgede faaliyet gösteren firmaların yurt dışına yaptıkları satışları için</strong>, Serbest Bölge İşlem Formuna göre yurt dışına gönderilmek üzere serbest bölgeden çıkış yapıldığına ilişkin ilgili idarenin onayladığı tarihten itibaren 180 gün içerisinde ilgili dövizlerin,</p>
<p><strong>Merkez Bankası’na satılması halinde döviz dönüşüm desteğinden faydalanılabilir.</strong></p>
<p>İhracat bedeli dövizler için <strong>gümrük beyannamesi,</strong> döviz kazandırıcı hizmet bedeli dövizler için <strong>fatura</strong> ve serbest bölgede faaliyet gösteren firmaların yurtdışına yaptıkları satışlara ilişkin dövizler için <strong>Serbest Bölge Müdürlüğü’nce onaylı Serbest Bölge İşlem Formu</strong> aracı bankaya ibraz edilmedikçe döviz dönüşüm desteğinden faydalanılamaz. <em>(Döviz kazandırıcı hizmet bedellerine ilişkin faturaların işlem bazında <strong>15 adetten fazla olması durumunda</strong>, ilgili faturalar yerine <strong>firma tarafından hazırlanan</strong>, <strong>YMM veya SMMM tarafından onaylanan</strong>, döviz dönüşüm desteğinden yararlanacak firmanın unvanı ve vergi kimlik numarası ile fatura tarihi, fatura numarası, fatura konusu, fatura döviz tutarı, fatura döviz cinsi, hizmeti alan gerçek/tüzel kişi bilgisi, hizmeti alan gerçek/tüzel kişinin yerleşik olduğu ülke bilgilerini içeren <strong>fatura dökümleri </strong>aracı bankalarca kabul edilebilir.)</em> İbraz edilen ve aracı bankaca kontrol edilen gümrük beyannamesi, fatura ve Serbest Bölge İşlem Formu bilgileri işleme aracılık eden banka nezdinde elektronik ortamda saklanır.</p>
<p><strong>Döviz kazandırıcı hizmetlere aracılık eden firmalar</strong>, sadece verdikleri aracılık hizmetlerinden hak ettikleri dövizleri satarak döviz dönüşüm desteğinden yararlanabilir. Verilen <strong>aracılık hizmetinin tutarı</strong>, yurt dışı yerleşiğe hizmeti sunan firmadan alınacak muvafakat name ve aracı tarafından hizmetin sunulduğu yurt dışı yerleşiğe kesilen faturadaki tutar ile yurt içinde hizmeti sunan firmanın aracıya kestiği fatura arasındaki fark dikkate alınarak tespit edilir.</p>
<p><strong>Dahilde İşleme Rejimi kapsamında gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin döviz dönüşüm desteği ödemelerinde;</strong> döviz dönüşüm desteğine esas döviz satış tutarının hesaplanmasında, <strong>ihracat bedelinden bedelsiz ithalat tutarı düşülerek</strong> bulunan tutar esas alınır.</p>
<p>Bu Uygulama Talimatı kapsamında firmalarca ibraz edilmesi gereken formlar ve belgeler <strong>ıslak imzalı</strong>, <strong>e-imzalı</strong> veya 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 76’ncı maddesi çerçevesinde belirlenen usul ve esaslara uygun <strong>dijital onay yöntemleriyle onaylanmış olması</strong> kaydıyla kabul edilebilir.</p>
<p>Firmaların bu Uygulama Talimatı kapsamında <strong>limit kullanım dönemi</strong> <em>(takvim yılı)</em> içerisinde Merkez Bankası’na satabilecekleri toplam döviz tutarının Türk Lirası karşılığı, söz konusu döneme ait <strong>firma satış limiti</strong>ni aşamaz. <em>(<strong>Firma satış limiti;</strong></em> <em>firma kârlılığı ve işgücü maliyetinden oluşan katma değer tutarını ifade etmektedir.) </em>Bir limit kullanım döneminde kullanılmayan firma satış limiti, izleyen limit kullanım dönemine devredilmez.</p>
<p><strong>Destek uygulamasında istenen Döviz Pozisyonu Bildirim Formu</strong></p>
<p>Anılan Uygulama Talimatı’nın C ekinde yer verilen <strong>Döviz Pozisyonu Bildirim Formu</strong>nda <strong>formun düzenleme tarihindeki</strong> döviz ve altın varlıklarına ilişkin bilgiler istenilmektedir. Bildirim düzenleme tarihindeki altın/döviz varlık ve yükümlülüklerinin TL karşılığının, döviz varlıkları için TCMB tarafından <strong>içinde bulunulan yılın ilk iş günü ilan edilen döviz alış kurları</strong>nın; altın varlıkları için Borsa İstanbul tarafından <strong>içinde bulunulan yılın ilk iş günü ilan edilen altın fiyatları</strong> üzerinden hesaplanarak yazılacağı belirtilmiştir.</p>
<p>Anılan formdaki <strong>aktif toplam tutarının</strong> Gelir İdaresi Başkanlığı’na verilen yıllık beyannamelerde raporlanan <strong>en güncel yılsonu bilanço aktif tutarı</strong> olacağı, net satış hasılatının ise <strong>aynı beyannamede yer alan yıllık net satış hasılatı toplamı</strong> olacağı belirtilmiştir. Keza, <strong>verilen çekler ve ödeme emirleri</strong>nin pozitif değer olarak raporlanacağı, ancak hazır döviz varlıkları toplamı ile döviz pozisyonu oranı hesaplamasında bu değerin çıkarılması gerektiğine dikkat edileceği ifade edilmiştir.</p>
<p>Anılan <strong>formun YMM/SMMM tarafından hazırlanacağı</strong> ve imzalandıktan sonra <strong>firma yetkilileri tarafından</strong> formda yer alan bilgilerin <strong>doğruluğunun teyit edilerek imzalanacağı</strong> belirtilmiştir.</p>
<p>Bu konu önceki yazımızda eleştirilmiş ve formun firmalar tarafından hazırlanmasının ve YMM’lerce onaylanmasının meslek ilkelerine daha uygun olacağı, formun geçerlilik süresinin <strong>15 gün</strong> olarak belirlenmesinin doğru olmadığı ve daha uzun bir dönem geçerli sayılmasının uygun olacağı belirtilmişti. Yeni revize edilen talimatta bu süre <strong>3 ay</strong> olarak düzeltilmiş, ancak formun metninde bir değişiklik yapılmamıştır.</p>
<p>Tüm okurlarımızın Cumhuriyetimizin 103’üncü yılı kutlu olsun!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firmalarin-yurt-disi-kaynakli-dovizlerinin-turk-lirasina-donusumunun-desteklenmesinde-revize-90824</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Firmaların yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Türk Lirası’na dönüşümünün desteklenmesinde revize ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vur-deyince-oldurmek-90823</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vur deyince öldürmek!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Değerli meslektaşım Prof. Dr. Celali Yılmaz’ın sosyal medya hesabından öğrendiğim analizine göre Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bugünlerde son 23 yıldır hazırladığı 1,306 bülten rutininin dışına çıkarak haftanın her günü kararlar açıkladığı bülten yayınlar olmuş. Genellikle Perşembe günleri yayınlanan rutin bültenlerini bu dönemde hafta sonları hatta aynı günde 2 ayrı bülten yayınlar hale gelmiş.</p>
<p>Piyasalardaki tüm riskler gerçekleştikten muhtemel olaylar olduktan sonra 1,5 aydır yoğun bir otopsi yapmakta olan düzenleyici kurulların piyasaları bir orkestra şefinin gösterdiği ahenk ve zarafet eşliğinde piyasalardaki harmoniyi darmadağın etmeden yönetmesi gerekiyordu.</p>
<p>16 Eylül’den bugüne kadar yaşanan fon dolandırıcılığı hadisesi sermaye piyasası için çok büyük ancak Türk finans sistemi için daha küçük bir olaydır. 1980 sonrasında serbestleşen ekonomik sistemimiz ve piyasalarımızın geçirdiği 50 yıla yakın zaman dilimini göz önüne aldığımızda finansal yapının bankacılık tabanlı mevduat/kredi ilişkisi üzerinden büyük ölçüde idare edildiğini gözlemledik. Sermaye piyasasının büyütülmesi, hane halkı ve şirketlerin tasarruflarının banka dışı farklı sermaye piyasası enstrümanları üzerinden yapılması için 30 yılı aşkın profesyonel kariyerimde bizzat çok emek verdiğimi ifade etmek isterim.</p>
<p>Ancak bugün itibarıyla geldiğimiz noktayı gördükten sonra üzülerek söylemek isterim ki bir çuval inciri mahvettik. 2027 yılı başından itibaren kurunun yanında yaşların da yanacağı portföy yönetimi sektörünü büyük bir konsolidasyona doğru zorladık. Ağustos 2026 sonu itibarıyla <strong>80’e yakın portföy yönetimi şirketinin</strong> <strong>16 trilyon TL’ye</strong> yakın bir tutarı yönetmekte olduğu büyümekte olan sektöre büyük zararlar verdik.</p>
<p><strong>İlk 5</strong> portföy yönetim şirketinin toplam pazar payı <strong>%55</strong> seviyelerinde iken önümüzdeki sene bu oranın <strong>%65’lere</strong> doğru yükseleceğini düşünüyorum. 2027 yılı Ocak sonundan itibaren <strong>faaliyetleri sınırlı</strong> portföy yönetim şirketlerinin asgari ödenmiş sermayelerinin <strong>minimum 250 milyon TL</strong> <strong>geniş yetkili</strong> portföy yönetim şirketlerinin asgari ödenmiş sermayelerinin <strong>en az 500 milyon TL</strong> tutarlarına yükselecek olması sebebi ile sektörde butik işler yapmakta olan bağımsız küçük şirketlerin kapanacağını veya portföylerinin banka kökenli portföy şirketlerine devir olacaklarını tahmin ediyorum.</p>
<p>SPK tarafından 26.10.2026 tarihli ve 75/1899 sayılı ilke kararı ile “<strong>yatırım hizmet ve faaliyetleri ile yatırım kuruluşlarına ilişkin rehber</strong>” başlığı altında bir revizyon ilan edilmiştir. <strong>(1)</strong>  İlgili rehbere göre yatırım fonlarının yatırım danışmanlığı faaliyetinden istisna tutulması, müşteri uygunluk ve yerindelik testlerinin yapılmasına ilişkin esaslar belirlenmiştir. Yatırım danışmanlığı faaliyetine yönelik olarak genel ilkeler, genel yatırım tavsiyeleri, portföy aracılığı faaliyeti gibi hususlara açıklamalar getirilmiştir.</p>
<p>İşlem ve portföy aracılığı faaliyetleri sırasında işlemlere ilişkin risklerin müşteri bazında izlenmesi, bireysel portföy yöneticiliği ve yatırım danışmanlığı sırasında araştırma faaliyetleri gibi alanlarında çerçevesi netleştirilmektedir.</p>
<p>Yatırım kuruluşlarının iç denetim sistemleri, bilgi işlem altyapıları ve iç sistemlerine yönelik düzenlemelerin de rehber içerisinde incelendiğini görmekteyiz. Saklama hizmetleri, dışarıdan hizmet alımı, yatırım kuruluşlarında çalışan personel nitelikleri gibi kısımlara da açıklamalar getirilmektedir.</p>
<p>SPK bu hafta başında 2026/74 sayılı bülteninde almış olduğu yeni bir karar ile yatırım fon piyasasında serbest yatırım fonlarına yönelik kapıyı sert bir şekilde yatırımcılara kapattı. <strong>2025 yılı sonunda</strong> yatırımcıların sahip olacağı finansal varlık toplamının <strong>10 milyon TL’ye</strong> yükseltilerek nitelikli yatırımcı olma kriterini sağladığı esas, bu haftadan itibaren <strong>50 milyon TL’ye</strong>, işlem sınırının da <strong>5 milyon TL’den 25 milyon TL’ye</strong> yükseltildiğini öğrendik.</p>
<p>Ayrıca geçmişte elde edilen nitelikli yatırımcı olma hakkının da geriye dönük olarak kazanılmış hukuki bir hak olarak görülmeyerek sıfırdan nitelikli yatırımcı olma şartları getirildiğini görüyoruz. Türk hukuk sisteminde kazanılmış bir hak kavramının olmadığını ve kanunların geriye dönük olarak değiştirilebildiğini yaşanan fon dolandırıcılığı hadisesinde oldukça tecrübe etmekteyiz.</p>
<p><strong>2013</strong> yılından itibaren uzun bir süre boyunca <strong>1 milyon TL</strong> şeklinde uygulanan nitelikli yatırımcı olma minimum finansal varlık kriterinin o tarihten bugüne kadar gerçekleşen TÜFE karşısındaki değeri <strong>20 milyon TL</strong> tutarına denk gelmekteydi. Ayrıca 2023 yılı sonunda 1 Milyon TL olan nitelikli yatırımcı olma minimum varlık toplamının <strong>ABD Doları karşılığı 490 bin</strong> şeklindeydi. Aynı miktarın bugünkü $/TL karşılığını <strong>24,5 milyon TL</strong> şeklinde düşünebiliriz.</p>
<p>SPK’nın geçmişte belirlenen değerlerin bugünkü karşılığının oldukça üzerine yükselttiği nitelikli yatırımcı olma zorunluğuna karşılık serbest yatırım fonlarında yaklaşık <strong>560 bin</strong> yatırımcı yer almaktadır. Ancak bu fonlarda <strong>50 milyon TL’nin</strong> üzerinde yatırımı bulunan yatırımcı sayısı <strong>ortalama 15 Bin</strong> civarındadır. BİST tarafında ise, merkezi kayıt kuruluşu kayıtlarına göre <strong>10 milyon TL’nin</strong> üzerinde portföyü bulunan yatırımcı sayısı <strong>25 bin</strong> şeklinde iken <strong>50 milyon TL’nin</strong> üzerinde portföyü bulunan yatırımcı sayısının <strong>3 bin</strong> civarında olduğunu düşünebiliriz.</p>
<p>Bu rakamlara dayanarak ifade edebilirim ki SPK’nın almış olduğu bu kararlar neticesinde <strong>Türkiye’de serbest yatırım fon piyasası uzunca bir süreliğine yatırımcılara kapalı kalacaktır. </strong>Ancak nitelikli kurumsallar ile çok az sayıda yüksek portföy büyüklüğüne sahip olan yatırımcıların TEFAS’a kapalı bir şekilde devam edeceği küçük bir alan olarak kaldığı yerden devam edecektir</p>
<p>Bu arada ABD’de nitelikli yatırımcı olma kriterleri 2 başlık altında değerlendirilmektedir;</p>
<ol>
<li><strong> Akredite yatırımcı türü:</strong> SEC (securities exchange commission) regülasyon D kuralına göre aşağıdaki kriterden en az 1 tanesini sağlaması yeterlidir.</li>
</ol>
<p>- Net finansal varlık büyüklüğünün bireysel veya ailecek <strong>1 milyon doların</strong> üzerinde olması,</p>
<p>- Yıllık bireysel gelirinin son 2 yıl içerisinde her bir yıl <strong>200 bi doların</strong> üzerinde olması,</p>
<p>- Yıllık toplam gelirlerin <strong>300 bin doların</strong> üzerinde olması,</p>
<p>- Seri 7,65 veya 82 gibi aktif finansal lisanslar şeklinde profesyonel yetki belgelerine sahip olması,</p>
<p>- Özel yatırım fonlarında personel olmak gibi diğer yeterliliklere sahip olmak</p>
<ol start="2">
<li><strong> Nitelikli müşteri:</strong> Bu ayrım belirli özel yatırım fonları ile ilişkili olabilen daha sınırlayıcı bir ayrımı ifade etmektedir.</li>
</ol>
<p>- Bireysel olarak minimum <strong>5 milyon dolar</strong> yatırımlara sahip olmak</p>
<p>- Belirli kurumsal yatırımcılar için minimum <strong>25 milyon dolar</strong> kadarlık bir ihtiyari yatırıma sahip olmak</p>
<p>Avrupa Birliği’nde ise, MİFİD II kuralları uyarınca yatırımcıların aşağıdaki kriterlerden en az 2 tanesini karşılamaları durumunda nitelikli yatırımcı hakkına sahip olduklarını görmekteyiz;</p>
<p>- Yatırım portföyündeki finansal varlıkların veya nakit mevduatın <strong>500 bin Euro’nun</strong> üzerinde olması,</p>
<p>- Alım satım tecrübesi yönünden <strong>önceki 4 çeyrek dönemde</strong> ilgili piyasada çeyrek dönem bazında <strong>ortalama 10 adet</strong> belirgin işlem geçmişine sahip olmak,</p>
<p>- İlgili yatırım hizmetleri alanında <strong>minimum 1 yıllık</strong> finansal sektörde geçirilen profesyonel tecrübeye sahip olmak,</p>
<p>Yatırım kuruluşlarının yukarıdaki <strong>3 kriterin en az 2’sini</strong> karşılayan müşterilerinin finansal riskleri anladığına ve tecrübe ettiğine yeterli finansal bilgi setine sahip olduğunu beyan etmesi yeterli görülmektedir.</p>
<p>Örnek olarak Avrupa Birliği bünyesinde yatırımcıların finansal piyasalarda yeterli alım/satım tecrübesine ve finansal sektör iş tecrübesine sahip olması durumunda yatırım portföy toplamının <strong>€500.000’nun</strong> altında olması nitelikli yatırımcı olmasına bir engel durum teşkil etmemektedir.</p>
<p>Neticede piyasalarda denetim yetkisi ve sorumluğuna sahip olan kurum yöneticilerinin finansal ve finansal olmayan riskleri zamanında engellemek üzere yetkilerini kullanmamalarının bedelini bugün tüm sermaye piyasası ve yatırımcıları birlikte ödemektedir.</p>
<p>Görüldüğü üzere <strong>finansal piyasalarda nitelikli yatırımcı olma kriterleri sadece parayla değil finansal bilgi ve iş tecrübeleri ile birlikte ölçülmektedir</strong>. Riskler gerçekleştikten sonra yapılan işlemlerin tamamı otopsi şeklinde teftiş faaliyetlerini içermektedir. Oysaki <strong>ihtiyacımız olan olaylar gerçekleşmeden önce yapılan proaktif risk yönetimi faaliyetleridir.</strong> Bu alanda da 25 yıl öncesindeki bankacılık krizinden sonra elde edilen tecrübelerimizi sermaye piyasalarına taşıyarak liyakatli ve tecrübeli profesyoneller eşliğinde temiz bir sayfa açarak yola devam etmekten başka bir şansımız bulunmamaktadır.</p>
<p>Atatürk’ün açtığı eşsiz yolda 103 yıldır yılmadan azimle ilerleyen milletimizin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kalpten kutlarım.</p>
<p>Nice yeni bayramlara…</p>
<p>-----</p>
<p>(1) <a href="https://spk.gov.tr/data/6adef9948f95db2330f21fea/Yat%C4%B1r%C4%B1m%20Fonlar%C4%B1na%20%C4%B0li%C5%9Fkin%20Rehber_26102026.pdf">https://spk.gov.tr/data/6adef9948f95db2330f21fea/Yat%C4%B1r%C4%B1m%20Fonlar%C4%B1na%20%C4%B0li%C5%9Fkin%20Rehber_26102026.pdf</a></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vur-deyince-oldurmek-90823</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vur deyince öldürmek! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizi-programi-nasil-etkiler-90822</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizi, programı nasıl etkiler?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Jeo-politik gelişmeler zaten başımızın belası. Enerji fiyatlarına olan yansımaları da işin tuzu-biberi. Ancak, bu gelişmelerden bağımsız olarak da, vaziyet iyi değil. Sanayi şirketlerinin durumu ortada. Her gün, yeni bir şirketle ilgili menfi haberlere uyanıyoruz. Ki, bu gelişmeler fon krizi patladığı 16 Eylül öncesinde de çoktan pişmeye başlamıştı. Ağustos ayında sanayi üretim endeksi %1.9 azalmıştı. İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) Eylül’de 47.9 değerine gerilemişti. Yılın son aylarında bu trendin artarak devam etmesi sürpriz olmayacak.</p>
<p>Bazıları dezenflasyon programının ekonomide soğuma gerektirdiğini ve aslında yaşanmakta olan fon krizinin bu soğumayı sağladığını, bu nedenle de hem MB’nın faiz indirimleri konusunda elini güçlendirdiğini, hem de oluşan soğuma nedeniyle enflasyondaki düşüşün hız kazanacağını iddia ediyorlar. Gelişmeleri bundan daha yanlış bir okuma olamaz.</p>
<p>Dezenflasyon programının ana (ve bence de baştan tartışmalı) dayanağı şöyle özetlenebilir: “Ekonomi soğutulduğunda şirketlerin satışları yavaşladığı için müşteriyi kaybetmeden fiyat artırmaları zorlaşır. Şirketler fiyat artışlarını erteler, indirim yapar veya kâr marjlarından feragat eder. İşgücü piyasası zayıfladığında ücret pazarlığı da çalışanların aleyhine döner.” Ancak, Türkiye’de enflasyon basit bir talep yüksekliğinden kaynaklanmadı.</p>
<p>Evet, seçim harcamalarının mutlaka bir etkisi vardı. Ancak, asıl patlama sermaye hareketleri serbestisi olan bir ekonomide asla izlenmemesi gereken ve müthiş bir finansal baskılamaya (TL tasarrufçusunun parasal varlıklarının erimesine) yol açan irrasyonel bir ekonomi politikasının sonucunda ortaya çıktı. 2023’te “rasyonel” politikalara geri dönüldüğünde zaten servet dağılımı son derece bozulmuş, ve orta sınıfların alım gücü erimişti. Böyle bir tablo karşısında, sadece talebi kısmaya yönelik bir dezenflasyon politikası tabii ki istenen sonuçları veremeyecektir.</p>
<p>Yukarıdaki cümlede “sadece” diyorum çünkü programın başarılı olabilmesi için izlenen sıkılaştırıcı para politikasıyla eşanlı olarak üretim kapasitesini güçlendiren bir stratejinin varlığı da elzem.  Bu strateji enflasyonun yalnızca talep yetersizliği sayesinde değil, ekonominin daha verimli çalışması sayesinde de düşmesini hedefler. Bu strateji içerisinde reel sektörün desteklenmesi, KOBİ'lerin finansmana erişiminin güçlendirilmesi ve hedefli sosyal koruma programlarının uygulanması da yer alıyor. (Daha geniş bir perspektiften düşünürsek de hedefli sanayi politikalarının hayata geçirilmesi.) Program TL’nin değerlenmesini de içerdiği için, özellikle ihracatçı firmalara yönelik desteklerin artırılması gerekiyor. Ancak geçtiğimiz 3 sene içerisinde, programın bu yanının aksak kaldığını, ve hatta maliye politikası bağlamında bütçe açığının gereksiz yere yabancı finans kuruluşlarının (yanlış) ezberleri doğrultusunda düşük tutulmaya çalışıldığını düşünüyorum.</p>
<p>Hal böyle iken, ve zaten yatırımcı ve tasarruf sahibi açısından güven eksikliğinin tarihsel nedenlerle de çok yüksek olduğu bizim gibi bir ekonomide yaşanan bu fon krizinin program üzerinde menfi etkilerinin olması kaçınılmaz. Her ne kadar ilk rakamlar çok büyük bir kaçış göstermese de, borsadan çıkan yatırımcıların dövize ve altına geçmesi şaşırtıcı olmayacak. Bu durumda zaten enflasyon gelişmeleri karşısında sorgulanan faiz indirim patikası ertelenmek durumunda kalacaktır. Bundan öte, yukarıda belirttiğim gibi, bence programın önemli ve bugüne kadar yeterince eğilinmeyen ayağı olan reel sektör yatırımlarının artırılması, verimlilik ve kapasitelerin güçlendirilmesi de zora girmiş durumda. Reel sektörün önemli finansman kaynaklarından biri de menkul değerler piyasalarıdır. Ancak Fonzi krizi sadece fonlarda parası kalanları değil, tüm borsayı da vurdu. 14 Eylül’den beri BİST30’daki değer kaybı %20’ye yaklaşmış durumda. Özel sektör tahvilleri (ÖST) piyasasında yaşanan gelişmeler de, sanayi şirketlerinin zaten zayıflayan bilançoları üzerine ek bir baskı getiriyor. Son hafta yabancı yatırımcıların özel sektör borçlanma araçlarında yaklaşık 1.3 milyar dolarlık net satış yaptığı; bazı şirketlerin vadesi gelen ödemelerini gerçekleştiremediği bildirildi. TL cinsi finansman bonolarında da yıllık basit faizlerin %45–48 aralığına ulaştığı görülüyor. Bu durum şirketlerin, yatırım finansmanını bıraktık, işletme sermayesi ihtiyaçlarını bile zora sokabilir.</p>
<p>Zaten kurgulanmasında ve uygulanmasında aksaklıkları olan “dezenflasyon programı”nın fon krizi nedeniyle daha fazla zorluklar içerisine girmesi kaçınılmaz gibi gözüküyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizi-programi-nasil-etkiler-90822</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizi, programı nasıl etkiler? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-olup-da-oldugu-onemli-90821</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nasıl olup da olduğu önemli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eylül işgücü verileri açıklandı. Atıl işgücü oranı 2023’ün ikinci çeyreğinden bu yana yükselme eğiliminde. Eylül’de yüzde 31,2’ye çıktı. Aylık oynamalardan kurtulmak için grafikte yer alan çeyreklik verilere bakınca durum şu: Uygulanmakta olan eksik ekonomi programının başlangıcında (2023’ün ikinci çeyreğinde) yüzde 22,9 düzeyindeyken bu yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 30,9’a ulaştı. Üç yılda sekiz puan arttı. Dar tanımlı işsizlik oranı ise tersine bir eğilim sergiliyor. Ekonomideki gidişat açısından geniş tanımlı işsizlik oranı olan atıl işgücü oranına bakmakta yarar var. Geniş tanımlı işsizlik oranı özellikle 2025’in ortasından bu yana yüksek düzeyde. Bu yılın ilk yarısında GSYH büyüme oranı potansiyelinin oldukça altında kaldı: Bir yıl öncesinin aynı dönemine kıyasla yüzde 2,5 oranında büyüdük. Üçüncü çeyrek büyüme oranı da benzer düzeyde kalacak. Doğal olarak geniş tanımlı işsizlik oranı da yüksek seyrediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae2d525e23e9-1793250597.png" alt="" width="486" height="341" />Bu görünümü hangi unsurlar değiştirebilir? Seçenek çok. Ama gelin en önemlisine bakalım. Evet, bildiniz; finansal istikrara ilişkin kaygılar. Küresel piyasalarda risk alma iştahı ‘pat’ diye kesilirse –ki bunun iktisat yazınındaki havalı ismi ‘ani duruş’, hiç şüpheniz olmasın, hem bu yüksek işsizlik düzeyini hem de potansiyelimizin oldukça altındaki büyüme oranını mumla ararız. Bu olasılık var mı? ABD’de ve bazı Avrupa ülkelerinde uzun vadeli tahvil faizlerinde kaşların havaya kalkmasına neden olan yükselme eğilimi son haftalarda duraklamış görünüyor. ABD-İran-İsrail sorunu ise olduğu yerde duruyor. Bu iki unsurun nasıl evrileceğini bilmiyoruz.</p>
<p>Dışarıdaki gelişmeler hangi yönde olursa olsun, sonuçta bizim içeride ne yaptığımız çok daha önemli. Dışarıdan gelecek şoklara içerisi kırılganken yakalanmak başka, sağlamken başka. Zaten, sağlamken ile ‘yakalanmak’ sözcüklerinin birlikte kullanılması çok da yerinde değil; ‘sağlamken o şoklarla karşı karşıya kalmak’ falan demeli. Dönüp dolaşıp yine fon rezaletine geliyoruz. Finans sektörüne duyulan güven çok önemli. Onu tahrip etmemek lazım. “Ne ‘lazım’ı, zaten tahrip oldu” diyenler de çıkabilir. Yok, o ağır bir yorum olur. “Önemli ölçüde zedelendi” demek daha doğru. Ama işte mesele de burada: Önemli ölçüde zedelenmeyi tahribata dönüştürmeden fon krizini çözmek gerekiyor. İşin mağdurlar ve yargı boyutu elbette çok önemli ama ben bunca düzenleme ve denetleme kurumuna, onlardaki yetkilere ve oralardaki uzmanlara rağmen bu işin nasıl olup da yaşandığının çözümlenmesine daha çok önem veriyorum. Bunu saptamak gerekiyor ki o mekanizmayı ortadan kaldıracak kurumsal değişiklikler yapılabilsin.</p>
<p>29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.   </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-olup-da-oldugu-onemli-90821</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/Imalat.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nasıl olup da olduğu önemli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trumpin-siyasi-mirasi-cokuyor-mu-90820</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump’ın siyasi mirası çöküyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD Başkanı Donald Trump’ın İran savaşı nedeniyle ülkesinde yaşadığı siyasi ve ekonomik baskı, uluslararası alandaki etkisini de tartışmaya açıyor. Trump’ın desteklediği liderlerin seçimlerde ve iç siyasette karşılaştığı kayıplar, dış desteğin iktidarı korumaya yetmediğini gösterirken, Türkiye açısından da ekonomik istikrar, kurumsal güven ve yabancı sermayeyi çekme kapasitesi öne çıkıyor. </strong></p>
<p>Uluslararası ilişkilerde güç her şeydir. Güçsüz düşmeye gör; siyasi yatırımların kâğıttan kale gibi yıkılır gider.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın yaşadığı da tam olarak bu; 3 Kasım’daki Amerikan ara seçimlerinde Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’ni Demokratlara kaptırmasına kesin gözüyle bakılıyor. Son anketler Cumhuriyetçilerin Senato çoğunluğunu koruyabileceğine işaret etse de Temsilciler Meclisi’ndeki kayıp, Trump’ın siyasi hareket alanını daraltacak gibi duruyor.</p>
<p>Kendi ülkesinde İran savaşının yarattığı ekonomik zorluklar nedeniyle güç kaybeden Trump’ın uluslararası siyasi mirası da sarsılıyor. Macaristan’da Başbakanlık koltuğunu kaybeden Viktor Orban, Trump’ın dünyada kurmaya çalıştığı “kâğıttan kaleden” ilk düşen kâğıt oldu. ABD Başkanı’nın desteklediği siyasi hareketler ve yakın ilişkiler kurduğu liderler Brezilya’da, Avrupa’da ve İsrail’de teker teker “kaybedenler kulübüne” katılıyorlar.</p>
<h2>Brezilya: Trump’ın Latin Amerika hesabı işlemedi</h2>
<p>Trump’ın “Önce Amerika” yaklaşımı, ABD’nin yalnızca kendi sınırları içindeki gücünü artırmayı değil, Kuzey ve Güney Amerika’da kendisine yakın yönetimlerle bölgesel nüfuzunu genişletmeyi de hedefliyor. Brezilya’daki başkanlık seçimleri bu stratejinin en önemli sınavlarından biriydi.</p>
<p>Jair Bolsonaro’nun ardından ülkenin yeniden Trump çizgisine yaklaşmasını isteyen Washington, Bolsonaro ailesiyle yakın ilişkilerini korudu. Ancak Brezilya siyasetinin yönü bu beklentiyle örtüşmedi. Luiz Inácio Lula da Silva’nın seçim zaferi, Bolsonaro’nun oğluna karşı kazandığı seçim dönüşü, Trump’ın istediği yönetimin Brezilya’da iktidara dönüşünü engelledi.</p>
<p>Brezilya’nın önemi, yalnızca Latin Amerika’nın en büyük ekonomisi olmasından kaynaklanmıyor. Ülke, Washington’ın bölgesel politikalarına karşı bağımsız hareket edebilen ve küresel siyasette kendi ağırlığı olan bir aktör, BRICKS üyesi. Brezilya’daki sonuç, Trump’ın Latin Amerika’da kurmak istediği siyasi düzen açısından önemli bir gerileme.</p>
<h2>Sırbistan: Sokaktan sandığa güç değişimi</h2>
<p>Sırbistan’da Aleksandar Vučić’in uzun yıllara yayılan iktidarının sona ermesi de bu dönemin en önemli ve belirleyici olaylarından biri olmaya aday; Sırbistan örneği, sokakta büyüyen toplumsal tepkinin örgütlü bir siyasi seçeneğe dönüştüğünde iktidarı değiştirebildiğini gösterdi.</p>
<p>Hareketin başlangıcında, Novi Sad’daki tren istasyonunun çatısının çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesi vardı. Olayın ardından büyüyen protestolar, kısa sürede yolsuzluk iddialarına, kamu yönetiminde hesap verebilirlik taleplerine ve siyasi sistemin işleyişine yönelik itirazlara dönüştü. Öğrencilerin öncülük ettiği hareket, farklı muhalif kesimleri ortak bir seçim zemini etrafında buluşturdu.</p>
<p>Sandıkta ortaya çıkan sonuç, yıllardır iktidarda bulunan Vučić’in siyasi hâkimiyetini sona erdirdi. Bu, yalnızca bir liderin yenilgisi değil, geleneksel siyasi yapıların dışında gelişen bir toplumsal hareketin iktidar değişikliğini sağlayabilmesiydi.</p>
<p>Sırbistan’daki gelişme, iktidarların iç siyasi meşruiyetlerini koruyamadıklarında ne kadar kırılgan hâle gelebileceğini de göstermesi açısından kritik önemde.</p>
<h2>İsrail: Netanyahu’nun hesabı bozuldu</h2>
<p>Trump’ın en yakın siyasi ortaklarından Benjamin Netenyahu da İsrail seçimlerinin “kaybedeni” oldu. Netanyahu’nun başında olduğu koalisyon bloğu önceki dönemde sahip olduğu 68 sandalyelik çoğunluğun gerisine düştü. Netenyahu koalisyonu artık 120 üyeli İsrail Parlamentosu Knesset’te hükümet kurma çoğunluğuna sahip değil.</p>
<p>Seçim sonunda muhalefet bloğunun da parlamentoda çoğunluğu elde edememiş olması, ancak İsrail’deki Arap partilerinin 17-18 sandalyeye ulaşması ise hükümet kurma sürecinde yeni bir siyasi denklem yaratıyor.</p>
<p>Ancak Netanyahu’nun çoğunluğu kaybetmesi, iktidarın hemen el değiştireceği anlamına gelmiyor. Muhalefetin ortak bir hükümet kurabilmesi, Arap partileriyle iş birliği konusunda uzlaşmasına bağlı…</p>
<p>İsrail’de uzun süreceği belli olan koalisyon görüşmeleri sonuçlanana kadar Netanyahu’nun başbakanlık görevini sürdüreceği de unutulmamalı.</p>
<p>Bu durum, İran cephesini özellikle önemli kılıyor. Netanyahu’nun siyasi hareket alanı daralmış olsa da askerî yetkileri devam ediyor.</p>
<p>Muhalefetin Arap partilerin desteğini alamaması ve hükümeti kuramaması ihtimali, İsrail’de yakın zamanda yeni bir seçimi zorunlu kılabilir. Netenyahu da İran’a yönelik yeni bir saldırıya girişerek, bunu “yeni bir seçim kampanyası” haline getirme yolunu seçebilir.</p>
<h2>ABD’de 3 Ocak’a kadar tehlikeli dönem</h2>
<p>Üstelik İsrail’de Netenyahu’nun olası “geçiş dönemi” çılgınlığına, ABD’nin de katılma ihtimali de göz ardı edilmeyecek kadar yüksek;</p>
<p>ABD’de 3 Kasım seçimlerinde Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’ni kaybetmesi hâlinde Trump’ın hareket alanı daralacak. Ancak yeni Kongre 3 Ocak’ta göreve başlayana kadar mevcut siyasi yapı yürürlükte kalacak. Bu geçiş dönemini, Washington’ın İran’a yönelik bir saldırı kararı alabileceği olası bir zaman aralığı olarak değerlendirmek yanlış olmaz.</p>
<p>3 Ocak’tan sonra Demokratların kontrolündeki bir Temsilciler Meclisi’nin uzun süreli bir savaşın finansmanını zorlaştırabileceğini hesaplayan Trump, İran’da Netenyahu ile birlikte yeni bir “maceraya” girebilir. Mekke ittifakını oluşturan Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan üst düzey yetkililerinin bizzat Tahran’a giderek temas aramaları, bölge ülkelerinin de benzer endişeler taşıdığının göstergesi aslında.</p>
<h2>Türkiye ne yapacak?</h2>
<p>İran meselesi, Ortadoğu’nun giderek daha karmaşık hale gelmesi, birbirine karşı kurulan cepheler Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyayı da her geçen gün daha fazla zorlamaya başladı.</p>
<p>O kadar ki, Türkiye’de ekonomik sıkıntılar, yargı kararlarıyla şekillenen siyasi mühendislik hamleleri, birbiri ardına gelen gözaltı ve tutuklamalara karşı iktidara yakın isimlerden bile - hala oldukça utangaç şekilde de olsa- uyarılar gelmeye başladı.</p>
<p>Ülkelerin siyasi koşulları birbirinden farklı olsa da, ekonomik sıkıntılar, gelecek kaygısı ve temsil sorunlarının iktidarların karşısına yalnızca seçim dönemlerinde çıkmadığı da bir gerçek. Üstelik sokaktaki tepkiyi güvenlik meselesine indirgemek, bu tepkinin nedenlerini de ortadan kaldırmıyor.</p>
<p>İktidarların iç ve dış siyasette karşı karşıya kaldıkları sorun ve meydan okumaların ekonomiler üzerinde de karşılığı var. Türkiye de benzer sıkıntıları yaşıyor bugünlerde;</p>
<p>ABD Başkanı Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında kurulan güven ilişkisi, Ankara’ya özellikle Suriye ve Irak dosyalarında kazanım getirdi. Ancak İran’a karşı Amerikan saldırganlığının devam etmesi, ABD Başkanı Trump’ın Tahran’da rejim değişikliği üzerine yaptığı yanlış hesaplar, Türkiye açısından da, özellikle ekonomik alanda, ciddi sonuçlar doğurmaya aday. ABD merkezli BlackRock şirketinin Türkiye’yle yakın dönemde kurduğu ilişki, olası yönü göstermesi açısından bir örnek olarak incelemeye değer;</p>
<p>Ankara-Washington arasında yakınlaşan ilişkiler, Trump’a yakın duran dünyanın en büyük varlık yönetimi şirketlerinden BlackRock CEO’sunun Türkiye’ye kadar gelip, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ikili bir görüşme yapmasının önünü açmıştı.</p>
<p>Ancak siyaseten kurulan yakın ilişkiler, “paranın yönünü” belirlemeye tek başına yetmiyor. BlackRock’ın yönettiği Frontiers Investment Trust’ın Türkiye’ye ayırdığı pay, şubatta yüzde 11 düzeyindeyken mayısta yüzde 0,5’e geriledi. Trump’ın Türkiye’ye sürekli övgüler diziyor olmasına rağmen, kendisine en yakın duran yatırım şirketinin Türkiye’de portföy azaltmasında İran savaşı, yükselen petrol fiyatları, dezenflasyon programına ilişkin kaygılar ve cari denge üzerindeki baskının etkili olduğunu tahmin etmek zor değil. Üstelik Fonun Türkiye pozisyonunu azaltmasının eylül ayındaki yatırım fonu skandalından önce gerçekleşmiş olması da, bundan sonra Türkiye’ye yönelik olası yabancı yatırım ihtimalinin ne kadar azalmakta olduğunu gösterir nitelikte.</p>
<p>Sadece BlackRock örneği bile, yabancı sermayenin güven konusundaki hassasiyetini ortaya koyuyor. Türkiye’nin yeniden yatırım çekebilmesi, yalnızca ucuzlayan hisse senetlerine değil, enflasyonla mücadelede tutarlılığa, öngörülebilir politikalara ve kurumsal güvene bağlı.</p>
<p>Uluslararası ilişkilerde güç hâlâ belirleyici. Ancak gücün kalıcı olmasının, yalnızca başka ülkelerdeki liderlerle kurulan ilişkilere veya askerî kapasiteye bağlı olmadığı da açık.</p>
<p>İçeride toplumsal desteği korumak, ekonomik istikrarı sağlamak, dışarıda güven vermek ve öngörülebilir olmak da gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sırada Hindistan mı var?</span></h2>
<p>Küresel düzendeki bozulmanın en çok etkilediği ülkelerden Hindistan’da da sokak hareketleri başlamış durumda. Trump’ın “sağcı popülist” çizgisiyle hemen hemen aynı yönde duran Hint Başbakanı Modi’nin de başı sokak hareketleriyle dertte.</p>
<p>Ekonomik olarak sıkıntıdaki, özgürlükleri de kısıtlanan gençlerin başlattığı “hamamböceği hareketi” henüz Hindistan’da iktidarı değiştirecek kadar güçlü bir görüntü vermiyor olsa da, bunu “ilk kıvılcımlar” olarak okumak mümkün. Başbakan Modi’nin vereceği tepkiler, Hindistan’da başlayan sokak hareketlerinin yönünü ve gücünü de belirleyecek.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın bizzat kendi halkının sorunlarını çözemiyor olması, siyaseten içine düşmekte olduğu sıkışmışlık, dışarıda destek verdiği, övgüyle bahsettiği, siyaset etme biçimi kendisine benzeyen tüm liderler açısından dikkate alınmalı; Macaristan, Sırbistan, Brezilya ve son olarak İsrail’de yaşananlar, dış desteğe güvenerek İktidarı pekiştirmenin mümkün olmadığının somut örnekleri.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trumpin-siyasi-mirasi-cokuyor-mu-90820</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/5/1280x720/trump-1770099011.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trump’ın siyasi mirası çöküyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anthropic-1000-sayfalik-dosyayla-halka-aciliyor-90828</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anthropic 1000 sayfalık dosyayla halka açılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Anthropic’in halka arz dosyası, Türkiye’de yatırımcının önüne konulanlarla kıyaslandığında başka bir dünyanın belgesi gibi duruyor. 240 bin kelimelik dosya, yaklaşık bin sayfaya karşılık geliyor. ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’na (SEC) sunulan S-1 izahnamesi ise 335 sayfa. Bunun 93 sayfası risk faktörlerine ayrılmış. Yatırımcıya büyümenin nerelerde tersine dönebileceği de anlatılıyor.</p>
<p>Yapay zekâ asistanı Claude’u geliştiren Anthropic’in kasımın ikinci yarısında, ara seçimlerin ardından ve Şükran Günü’nden önce Nasdaq’ta ANT koduyla işleme başlaması bekleniyor. Piyasa beklentisi 1,5-1,75 trilyon dolar arasında bir değerlemeye işaret ederken, konuşulan halka arz büyüklüğü yaklaşık 100 milyar dolar civarında seyrediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae2dca2e8eb9-1793252514.png" alt="" width="661" height="546" />Rakamlar hayli etkileyici. Anthropic’in 2026 ilk yarı cirosu 1,163 milyar dolardan 16,286 milyar dolara fırladı. Fakat bu devasa ciro artışı madalyonun sadece bir yüzü; şirket aynı dönemde 80,748 milyar dolar net zarar açıkladı. Bu zararın 72,388 milyar dolarlık payı, dönüştürülebilir borçlanma araçları ve diğer finansal enstrümanların değerlemesindeki değişimlerden kaynaklanıyor. Yani doğrudan bir nakit çıkışı yok. Faaliyet zararı kısmı ise karşımıza 693 milyon dolar olarak çıkıyor.</p>
<p>Madalyonun diğer yüzünde ise altyapı maliyetleri var. Anthropic, önümüzdeki 10 yılda bilgi işlem kapasitesi için yaklaşık 800 milyar doları gözden çıkarmış durumda. Yalnızca 2026’nın ilk yarısında bile bu harcamalar 8,945 milyar dolara ulaştı. Talep beklentilerin altında kalırsa kapasite taahhütleri, büyüme hızlanırsa yeni yatırım ihtiyacı şirketi ciddi anlamda sıkıştırabilir.</p>
<p>Üstelik dertler sadece finansal değil; izahname yapay zekânın doğurabileceği siber saldırılardan biyolojik tehditlere kadar pek çok tehlikeyi masaya yatırıyor. Modellerin insan denetimini aşması, kapatılmaya direnmesi veya insanları manipüle etmesi senaryolarının yanında, teknoloji geliştikçe mevcut güvenlik önlemlerinin yetersiz kalabileceği uyarısı da açıkça yapılıyor.</p>
<p>Gerçek bir izahname böyle olur; yatırımcıya sadece pembe bir büyüme hikâyesi anlatmaz, işler sarpa sardığında nelerle karşılaşabileceğini gösterir. Bizdeki örneklerle aradaki fark burada saklı duruyor. Halka arzda asıl mesele şirketin ne kadar büyüyeceği değil; bu büyümenin risklerinin şeffaf paylaşıldığıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anthropic-1000-sayfalik-dosyayla-halka-aciliyor-90828</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anthropic 1000 sayfalık dosyayla halka açılıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cumhuriyetimiz-medeniyet-yarisinda-bizleri-en-ileriye-tasiyacak-ortak-degerimizdir-90819</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Cumhuriyetimiz, medeniyet yarışında bizleri en ileriye taşıyacak ortak değerimizdir&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş dünyasının temsilcileri Cumhuriyet'in ilanının 103. yıl dönümü dolayısıyla kutlama mesajları yayımladı. </p>
<p><strong>TOBB/Hisarcıklıoğlu: Cumhuriyet bizi medeniyet yarışında en ileri taşıyacak ortak değerimizdir</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda, Cumhuriyet'in Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk milletine en büyük armağanı ve emaneti olduğunu belirterek, 103. yıl dönümünü Türk iş dünyası olarak büyük gurur, coşku ve yarınlara olan sarsılmaz inançla kutladıklarını ifade etti. Cumhuriyet'in, her türlü yokluk ve imkânsızlığa karşı bağımsızlık mücadelesi vermiş bir milletin egemenliğini kendi eline aldığı dönüm noktası olduğunu vurgulayan Hisarcıklıoğlu, "Cumhuriyetimizin ikinci asrında, ecdadımızdan aldığımız ilham ve cesaretle, ülkemizi küresel arenada hak ettiği en ileri noktalara ulaştırmak için var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Cumhuriyetimiz bizi medeniyet yarışında en ileri taşıyacak ortak değerimizdir." dedi.</p>
<p>Türk özel sektörü olarak üretim, yatırım ve istihdamla daha müreffeh, daha güçlü ve kendi ayakları üzerinde duran bir Türkiye hedefinden vazgeçmeyeceklerini belirten Hisarcıklıoğlu, "Bu anlamlı günde, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere, bu toprakları bizlere vatan kılan aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Ruhları şad olsun. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Sonsuza kadar yaşasın Cumhuriyet." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>ASO/Ardıç: Ekonomik bağımsızlık tam bağımsızlığın vazgeçilmez şartıdır</strong></p>
<p>Ankara Sanayi Odası (ASO) Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, Cumhuriyet'in millet egemenliğini ve eşitliği esas alan anlayışıyla, aklın ve bilimin rehberliğinde Türkiye'nin her alanda ilerlemesinin önünü açtığını belirtti. Cumhuriyet'in ilk yıllarında başlatılan kalkınma hamlesinin Türkiye'nin üretim gücünün temelini oluşturduğunu vurgulayan Ardıç, "Atatürk, ekonomik bağımsızlığı tam bağımsızlığın vazgeçilmez şartı olarak gördü ve sanayileşmeyi milli bir hedef olarak belirledi. Cumhuriyet'in ilk yıllarında kurulan fabrikalarla başlayan kalkınma hamlesi, kuşaklar boyunca verilen emekle ülkemizi dünya pazarlarına ulaşan, kendi teknolojisini geliştiren güçlü bir sanayi ülkesi haline getirdi. Bugün sahip olduğumuz üretim birikiminin ve yetişmiş insan gücünün temelinde Cumhuriyet'imizin açtığı bu yol vardır." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>TMB/Eren: Cumhuriyetimizin değerlerini geleceğe taşımanın yolu üretmekten geçiyor</strong></p>
<p>Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı M. Erdal Eren, Cumhuriyet'in kazandırdığı üretim, kalkınma ve ilerleme anlayışının Türkiye'nin geleceği açısından büyük önem taşıdığını belirtti. İnşaat sektörünün kalkınma hedeflerine ulaşılmasında önemli sorumluluklar üstlendiğini ifade eden Eren, "Cumhuriyetimizin 103 yıllık köklü mirasını geleceğe taşırken, ülkemizin kalkınma hedeflerine ulaşmasında inşaat sektörümüze önemli sorumluluklar düşüyor. Türk müteahhitleri olarak geçmişten aldığımız güçle, güvenli ve dirençli şehirlerin oluşturulması, sürdürülebilir altyapı yatırımlarının hayata geçirilmesi ve ülkemizin uluslararası alandaki rekabet gücünün artırılması için çalışmaya devam ediyoruz." dedi.</p>
<p>Eren, aklın ve bilimin rehberliğinde daha güçlü bir gelecek oluşturmanın Cumhuriyet'in temel kazanımlarından biri olduğunu vurgulayarak, "Cumhuriyetimizin bizlere kazandırdığı en büyük değerlerden biri, aklın ve bilimin rehberliğinde daha güçlü bir gelecek kurma iradesidir. Bu anlayışla, gençlerimizin bilgi ve yetkinliklerini geliştirebilecekleri imkânların artırılmasını, mesleki eğitimin desteklenmesini ve sektörümüzde nitelikli insan kaynağının güçlendirilmesini son derece önemsiyoruz. Türkiye Müteahhitler Birliği olarak, Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana ülkemizin kalkınma yolculuğuna katkı sunan sektörümüzün birikimini geleceğe taşımak için çalışmayı sürdüreceğiz. Daha güvenli şehirler, daha güçlü bir ekonomi ve daha gelişmiş bir Türkiye hedefiyle üretmeye, geliştirmeye ve ülkemize değer katmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>DENİB/Uğurlu: Üretim ve ihracat kapasitemizi artırmalıyız</strong></p>
<p>Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB) Başkanı Osman Uğurlu, Cumhuriyet'in 103. yıl dönümünü büyük bir gurur ve coşkuyla kutladıklarını belirterek, Cumhuriyet'in milletin bağımsızlık iradesinin, birlik ve beraberliğinin en önemli simgesi olduğunu ifade etti. Ekonomik kalkınmanın temelinde üretim, emek ve çalışmanın bulunduğuna işaret eden Uğurlu, "Atatürk'ün, 'Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar, önce onurlarını, sonra özgürlüklerini, daha sonra bağımsızlık ve geleceklerini kaybederler' sözü, ekonomik kalkınmanın ve bağımsızlığın temelinde üretimin, emeğin ve çalışmanın bulunduğunu ortaya koyuyor. Bizler de bu anlayışla hareket ederek üretmeyi, ihracat yapmayı ve ülkemizin kalkınmasına katkı sunmayı temel sorumluluklarımız arasında görüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Fabrikaların istihdam, katma değer, teknoloji ve ihracat yoluyla Türkiye'nin ekonomik gücüne katkı sağladığını belirten Uğurlu, "Atatürk'ün 'Her fabrika bir kaledir' sözü ise üretimin yalnızca ekonomik bir faaliyet olmadığını, aynı zamanda ülkemizin bağımsızlığını ve geleceğini güçlendiren stratejik bir değer taşıdığını gösteriyor. Her fabrika, oluşturduğu istihdam, sağladığı katma değer, geliştirdiği teknoloji ve gerçekleştirdiği ihracatla Türkiye'nin ekonomik gücüne katkı sunuyor. Bu nedenle üretim altyapımızı güçlendirmek, sanayimizi geliştirmek ve ihracat kapasitemizi artırmak, Cumhuriyetimizin kazanımlarını geleceğe taşımanın önemli unsurları arasında yer alıyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Uğurlu, mesajının sonunda Cumhuriyet'in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere bağımsızlık mücadelesinde yer alan tüm kahramanları saygı, minnet ve rahmetle andı.</p>
<p><strong>ESİAD/Zorlu: Cumhuriyet'in kalkınma idealini geleceğe taşımalıyız</strong></p>
<p>Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, Cumhuriyet'in siyasi bağımsızlığı ekonomik ve toplumsal gelişmeyle güçlendiren, akıl ve bilimi esas alan bir çağdaşlaşma ideali üzerine kurulduğunu belirtti. Cumhuriyet'in gelecek kuşaklara daha özgür ve müreffeh bir ülke bırakma sorumluluğu yüklediğini vurgulayan Zorlu, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde kurulan Cumhuriyetimiz, siyasi bağımsızlığı ekonomik ve toplumsal gelişmeyle pekiştiren, aklı ve bilimi esas alan köklü bir çağdaşlaşma idealinin üzerine yükselmiştir. Cumhuriyet'in bizlere yüklediği temel sorumluluklardan biri, gelecek kuşaklara daha özgür, müreffeh ve gelişmiş bir ülke bırakmaktır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Gençlerin yeteneklerini geliştirebildiği, kadınların ekonomik ve toplumsal yaşamda eşit fırsatlara sahip olduğu bir Türkiye hedefinin önemine işaret eden Zorlu, "Gençlerimizin yeteneklerini geliştirebildikleri, kadınların ekonomik ve toplumsal yaşamda eşit fırsatlara sahip oldukları, bilimin, hukukun ve demokrasinin yol gösterdiği bir Türkiye, Cumhuriyetimizin kuruluş ideallerinin hayata geçirilmesi anlamına gelecektir." değerlendirmesinde bulundu. Zorlu, mesajında Atatürk'ü, silah arkadaşlarını ve bağımsızlık mücadelesinin tüm kahramanlarını saygı, rahmet ve minnetle andı.</p>
<p><strong>EİB/Öztürk: İkinci yüzyılda gücümüz üretim, işimiz ihracat olacak</strong></p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, Cumhuriyet'in 103. kuruluş yıl dönümünü gurur ve coşkuyla kutladıklarını belirterek, ekonomik bağımsızlığın güçlendirilmesinde üretim ve ihracatın belirleyici rol oynadığını ifade etti. Öztürk, "Cumhuriyetimizin ilk yüzyılında olduğu gibi ikinci yüzyılında da ekonomik bağımsızlığımızı güçlendirmenin yolu; üretmekten, istihdam yaratmaktan, katma değerli ürünler geliştirmekten ve bu ürünleri dünyanın dört bir yanına ihraç etmekten geçiyor. Atatürk'ün 'Arkadaşlar, ithalattan ziyade ihracattır ki, memleketi zengin yapacak' sözü, bugün de Türkiye'nin kalkınma yolculuğuna ışık tutan temel bir ekonomik vizyon." dedi.</p>
<p>Türkiye'nin dünyanın en fazla ihracat yapan 10 ülkesi arasına girmesi hedefini vurgulayan Öztürk, "Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında hedefimiz; dünyanın en çok ihracat yapan 10 ülkesinden biri hedefine ulaşmak için daha fazla üreten, daha fazla ihraç eden, dünya ticaretinde daha güçlü bir konuma sahip olan ve ekonomik bağımsızlığını kalıcı biçimde pekiştiren bir Türkiye'dir. Ege İhracatçı Birlikleri olarak bu hedef doğrultusunda ihracatçılarımızla omuz omuza çalışmayı sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı. Öztürk, Cumhuriyet'in kurucularını ve bağımsızlık mücadelesinin kahramanlarını anarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı kutladı.</p>
<p><strong>GTO/Aslantaş: Cumhuriyet'in kazanımlarıyla daha güçlü bir Türkiye için çalışıyoruz</strong></p>
<p>Gebze Ticaret Odası (GTO) Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, Cumhuriyet'in 103. kuruluş yıl dönümünü bağımsızlık mücadelesinin gururuyla kutladıklarını belirterek, üretim, ticaret, bilim ve teknoloji alanlarında ilerlemenin önemine dikkati çekti. Aslantaş, "Bugün bizlere düşen en önemli sorumluluk, Cumhuriyetimizin kazanımlarını koruyarak üretim, ticaret, bilim ve teknoloji alanlarında daha ileriye gitmek, gelecek nesillere daha güçlü bir Türkiye bırakmak için el birliğiyle çalışmaktır. Gebze Ticaret Odası olarak ülkemizin ekonomik gelişimine katkı sunmak ve bölgemizin üretim gücünü artırmak amacıyla çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aslantaş, mesajının sonunda Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve bağımsızlık mücadelesinin kahramanlarını saygı, minnet ve rahmetle anarak Cumhuriyet Bayramı'nı kutladı.</p>
<p><strong>BASİFED/Güneş: Cumhuriyet'in değerlerini güçlü kurumlarla geleceğe taşımalıyız</strong></p>
<p>Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (BASİFED) Yönetim Kurulu Başkanı Semiha Güneş, Cumhuriyet'in milletin kendi geleceğini belirleme iradesinin ve bağımsızlık mücadelesinin en büyük kazanımı olduğunu belirtti. Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında demokrasi, hukuk ve güçlü kurumların önemine dikkati çeken Güneş, "29 Ekim, yalnızca tarihimizdeki bir dönüm noktasını değil, özgür ve eşit yurttaşlık temelinde ortak bir gelecek kurma kararlılığımızı da simgeliyor. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında bize düşen görev; demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, güçlü kurumları ve toplumsal dayanışmayı kararlılıkla geliştirmektir. İzmir iş dünyası olarak üretim ve istihdamla ülkemizin kalkınmasına katkı sunmayı sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Güneş, mesajında Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Cumhuriyet'in kurucularını saygı ve minnetle andı.</p>
<p><strong>EGİKAD/Aşkıner: Cumhuriyet'in eşitlik kazanımlarını kadınların gücüyle büyüteceğiz</strong></p>
<p>Ege İş Kadınları Derneği (EGİKAD) Yönetim Kurulu Başkanı Şahika Aşkıner, Cumhuriyet'in kadınların toplumsal yaşamda eşit bireyler olarak yer almasının önünü açtığını belirterek, kadın istihdamı, girişimcilik ve karar mekanizmalarında temsilin artırılması gerektiğini vurguladı. Aşkıner, "29 Ekim, kadınların toplumsal yaşamda eşit bireyler olarak yer almasının önünü açan Cumhuriyet devriminin en anlamlı günüdür. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde kurulan Cumhuriyet, kadınların eğitim, çalışma hayatı ve kamusal alandaki hakları açısından tarihsel bir dönüşümün temelini oluşturmuştur. Bugün bu kazanımları daha ileri taşımak; kadın istihdamını artırmak, girişimcilikte fırsat eşitliğini sağlamak ve karar mekanizmalarındaki kadın temsilini güçlendirmek hepimizin sorumluluğudur. EGİKAD olarak kadınların potansiyelini ortaya koyabildiği bir gelecek için çalışmayı sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aşkıner, Cumhuriyet'in kurucularını minnetle anarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı kutladı.</p>
<p><strong>İZİKAD/Erten: Cumhuriyet, eşitliğin ve aydınlık geleceğin teminatıdır</strong></p>
<p>İzmir İş Kadınları Derneği (İZİKAD) Yönetim Kurulu Başkanı Özden Erten, Cumhuriyet'in 103. yılını büyük bir gurur ve sorumluluk bilinciyle kutladıklarını belirterek, Cumhuriyet'in çağdaşlaşma, özgürlük, eşitlik ve toplumsal ilerlemenin temelini oluşturduğunu ifade etti. Erten, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde kurulan Cumhuriyetimiz, yalnızca bir yönetim biçimi değil; çağdaşlaşmanın, özgürlüğün, eşitliğin ve toplumsal ilerlemenin en güçlü temelidir. Özellikle Türk kadınına eğitimde, çalışma hayatında ve toplumsal yaşamda eşit bireyler olarak var olma yolunu açan Cumhuriyet, bugün sahip olduğumuz kazanımların ve geleceğe duyduğumuz güvenin en önemli kaynağıdır." dedi.</p>
<p>Cumhuriyet'in kazanımlarının bilim, teknoloji, üretim ve fırsat eşitliğiyle ileriye taşınması gerektiğini belirten Erten, "Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında bizlere düşen en büyük sorumluluk, bu değerleri korumanın ötesine geçerek onları bilimle, teknolojiyle, üretimle ve fırsat eşitliğiyle daha ileriye taşımaktır." ifadelerini kullandı. Erten, mesajının sonunda Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere bağımsızlık mücadelesinin tüm kahramanlarını saygı ve minnetle andı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cumhuriyetimiz-medeniyet-yarisinda-bizleri-en-ileriye-tasiyacak-ortak-degerimizdir-90819</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/bayrak-turkiye-ekonomi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gelecek nesillere daha güçlü, daha gelişmiş ve müreffeh bir Türkiye bırakma hedeflerine vurgu yapan iş dünyası temsilcileri &quot;Atatürk ekonomik bağımsızlığı, tam bağımsızlığın vazgeçilmez şartı olarak gördü, biz de Cumhuriyet&#039;imizin değerlerine ve kazanımlarına sahip çıkarak, bizlere emanet ettiği bu büyük mirası daha da güçlendireceğiz. Bugün bizlere düşen görev, sanayiden tarıma kadar her alanda üretim ve yatırımla ülkemizi daha ileriye taşımak, gelecek nesillere daha güçlü, daha gelişmiş ve daha müreffeh bir Türkiye bırakmaktır&quot; dediler. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyet-gelecege-inanma-cesaretidir-90818</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyet, geleceğe inanma cesaretidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>"Gençlerin umutlarını kaybettiği bir yerde, ekonomik büyüme rakamları ne kadar yüksek olursa olsun, geleceğe ilişkin önemli bir eksiklik var demektir. Çünkü bence gelecek, gençlerin olmak istediği yerde başlar." </strong></p>
<p>Bir ülkenin geleceğini belirleyen en önemli şey nedir? Sahip olduğu doğal kaynaklar, ekonomik büyüklüğü, sanayi kapasitesi, teknolojik gücü? Bunların her biri tabi ki çok önemli. Ama en önemlisi, o ülkede yaşayan toplumun kendi geleceğini yaratabileceğine inanması.</p>
<p>Cumhuriyet, bundan 103 yıl önce, bu inanç üzerine kuruldu. Savaşların, kayıpların, yoksulluğun ardından ayağa kalkmayı başaran bir ülke, geleceğini kendi yazmakta kararlıydı.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet, insanların doğdukları koşulların ötesinde bir hayat hayal edebilmelerini mümkün kıldı.</p>
<p>Bir köy çocuğunun öğretmen, bir kız çocuğunun bilim insanı olabileceği bir ülke düşüncesi, Cumhuriyet sayesinde gerçek oldu. Bugün, Cumhuriyet’in 103. yılında, bu hayalleri nereye taşıyabildik diye bakmak gerekiyor belki de… Çocuklarımızın hayalleri ne kadar büyük, biz onlara ne kadar alan açabiliyoruz?</p>
<p>Bir ülkenin geleceğini anlamak için ekonomik göstergelerine bakmak kadar, çocuklarının hayallerine de bakmak gerekiyor.</p>
<p><strong>CUMHURİYET, EN BÜYÜK YATIRIMI İNSANA YAPTI</strong></p>
<p>Cumhuriyet’in ilk yıllarında, bütün imkânsızlıklara rağmen eğitime, bilime, kültüre ve kadınların toplumsal hayata katılımına öncelik verildi.</p>
<p>Henüz sanayileşmesini tamamlamamış, kaynakları son derece sınırlı bir ülkede, geleceğin insan yetiştirerek kurulabileceğine inandı Cumhuriyet.</p>
<p>Bugün sürdürülebilir kalkınma dediğimiz kavramın özünde de aynı anlayış var. Bir toplumun refahı, insanların potansiyellerini gerçekleştirebildikleri ölçüde kalıcı hale geliyor.</p>
<p>Kadınların üretime katılması, gençlerin nitelikli eğitime erişmesi, bilimsel düşüncenin güçlenmesi, fırsat eşitliğinin sağlanması... Bunlar bir ülkenin ekonomik geleceğini de belirleyen tercihler.</p>
<p>Cumhuriyet’in kadınlara açtığı alan ise en önemli kazanımlardan biri. Kendi hayatımda sahip olduğum özgürlüklerin, aldığım eğitimin, mesleğimi seçebilmemin, düşüncelerimi yazabilmemin arkasında kuşaklar boyunca verilen bir emek var.</p>
<p>Bugün bu ülkede bir gazeteci olarak yazabiliyor, sorular sorabiliyor, dünyanın farklı coğrafyalarında yaşananları izleyebiliyorsam, Cumhuriyet’in açtığı yolun benim hayatımdaki karşılığı tüm bunlar.</p>
<p>Bu kazanımların ne kadar değerli olduğunu bilmek ise, onları koruma ve geliştirme sorumluluğunu beraberinde getiriyor.</p>
<p><strong>GELECEK, GENÇLERİN GİTMEK İSTEDİĞİ YERDE BAŞLAR</strong></p>
<p>Bugün gençlerle konuştuğumda ilk sorduğum soru, geleceklerini nerede kurmak istedikleri. Dünyayı tanımaları, farklı ülkelerde eğitim almaları, başka kültürlerle karşılaşmaları çok değerli; ama bir gencin kendi ülkesinde hayal kurabilmesi, emeğinin karşılığını alacağına, yeteneğinin değerlendirileceğine, düşüncelerinin önemsendiğine inanması da en az bunlar kadar önemli.</p>
<p>Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında en önemli sorumluluğumuzun bu güveni güçlendirmek olduğunu düşünüyorum. Çünkü gençlerin umutlarını kaybettiği bir yerde, ekonomik büyüme rakamları ne kadar yüksek olursa olsun, geleceğe ilişkin önemli bir eksiklik var demektir.</p>
<p>Dünyanın çok büyük bir dönüşümden geçtiği bir dönemde, bu dönüşümü gerçekleştirecek insana, beceriye ve hayal gücüne her zamankinden dada fazla ihtiyacımız var. Türkiye’nin bu dönüşümde güçlü bir yere sahip olması, yetişmiş insanlarının bilgi ve yaratıcılığını değerlendirebilmesine bağlı. Bunun yolu eğitimden, bilimden, liyakatten, özgür düşünceden geçiyor…</p>
<p>Bir kız çocuğunun eğitimine devam edebilmesinden, bir gencin bilimsel araştırma yapabilmesinden, bir kadının kendi ekonomik bağımsızlığını kazanmasından, bir girişimcinin fikrini hayata geçirebilmesinden, bir gazetecinin özgürce soru sorabilmesinden geçiyor...</p>
<p><strong>CUMHURİYET, TAMAMLANMIŞ BİR HİKÂYE DEĞİL…</strong></p>
<p>Cumhuriyet, tamamlanmış bir hikâye değil… Bu güzel ve cesur hikâyeyi korumanın en güçlü yolu, onu geliştirerek sonraki kuşaklara aktarabilmek.</p>
<p>Bugün, “Cumhuriyet bize ne kazandırdı?” sorusunun yanına, “biz Cumhuriyet’in geleceğine ne katıyoruz?” sorusunu eklemek gerekiyor.</p>
<p>Geçmişe duyduğumuz minneti, geleceğe karşı sorumluluğumuzla buluşturmamız gerekiyor. Cumhuriyet, bundan 103 yıl önce bir ülkenin imkânsız görüneni mümkün kılma cesaretiydi.</p>
<p>Bugün de aynı cesarete ihtiyacımız var. Çocukların hayallerine, kadınların gücüne, gençlerin yaratıcılığına, bilimin yol göstericiliğine ve bu ülkenin insanlarına güvenme cesaretine.</p>
<p>Bize, geleceğin henüz yazılmadığını ve onu birlikte yazabileceğimizi hatırlatan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyet-gelecege-inanma-cesaretidir-90818</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/8/1280x720/cumhuriyet-1793249487.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyet, geleceğe inanma cesaretidir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hatiralarimda-bir-cumhuriyet-emaneti-90817</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hatıralarımda bir Cumhuriyet emaneti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ankara’ya çocukluk yıllarımızdaki yolculukların değişmez duraklarından biriydi Atatürk Orman Çiftliği. Ayranı, balı, döneri ve hayvanat bahçesiyle hayatıma giren bu yerin anlamı, yıllar içinde büyüdü, katmanlaştı. Cumhuriyet Bayramı yaklaşırken; kendi çocukluk hatıralarımla bir ülkenin geleceğine duyulan sarsılmaz inancın kesiştiği o günlere dönüyorum. </strong></p>
<p>Bazı yerlerin adı, doğrudan çocukluğunuzu getirir aklınıza. Oraya kim bilir kaç kez gitmişsinizdir; yıllar birbirine karışır, hangi ziyaretin ne zamana denk geldiğini çıkaramazsınız. Fakat orada bulunmanın sevinci kalır. Benim için Atatürk Orman Çiftliği böyle bir yer. Ankara’ya her gidişimizde mutlaka uğrardık. O soğuk, köpüklü ayranını içer, dönerini yer, dönüş için bal alırdık. Hayvanat bahçesinde ise zaman başka türlü geçerdi.</p>
<p>Bugün geriye baktığımda, hafızamda kalanların ne kadar gündelik mutluluklar olduğunu görüyorum. Bir yemek, bir gezinti, eve götürülen bir kavanoz bal… İnsanla bir yer arasındaki bağ böyle kuruluyor. Tekrarlandıkça hayatımızın içine yerleşen alışkanlıklarla, yıllar sonra bile hatırlamanın iyi geldiği anlarla.</p>
<p>Yaşım ilerlediğinde de çiftliği ziyaret etmeyi sürdürdüm. Zamanla oraya mesleğimin getirdiği dikkatle, geçmişini öğrenme merakıyla da bakmaya başladım. İçtiğim ayranın, gölgesinde dinlendiğim ağaçların, çocukluğumdan beri adını bildiğim bu yerin arkasındaki düşünceyi kavradıkça ziyaretlerimin anlamı derinleşti. Bu Cumhuriyet Bayramı’nda biraz da o bağı düşünmek istiyorum. Yıllar önce verilen bir kararın, bir çocuğun hayatında güzel bir hatıraya dönüşmesini…</p>
<p><strong>BİR ÜLKENİN KENDİNE GÜVENMESİ </strong></p>
<p>Çiftliğin kuruluş tarihi 5 Mayıs 1925. Cumhuriyet henüz ikinci yaşını doldurmamış. Mustafa Kemal Atatürk, kendi imkânlarıyla edindiği araziler üzerinde, Ankara’da örnek bir tarım işletmesinin çalışmalarını başlatıyor. Seçilen yerin koşulları güç. Çorak ve bataklık kesimleri bulunan arazinin tarıma elverişli hâle getirilmesi gerekiyor. Çiftliğin resmî tarihçesinde, uzmanların olumsuz değerlendirmeleri karşısında Atatürk’ün şu sözü aktarılıyor: </p>
<p><em>“Bunu biz ıslah etmezsek, kim gelip, ıslah edecektir?”</em></p>
<p>Bu cümlede beni etkileyen, güçlüğü bilerek sorumluluk üstlenmek. Toprağı tanımak, suyu doğru kullanmak, uygun üretim yöntemlerini bulmak, denemek ve sonuç almak için çalışmak gerekiyor. Geleceğe duyulan güven, yapılacak işlerin sorumluluğuyla birlikte düşünülüyor. Bir ülkenin kendine inanmasının, gündelik emekle nasıl karşılık bulduğunu görüyoruz.</p>
<p>Atatürk Orman Çiftliği’nin kuruluşunu, Cumhuriyet’in insanına ve bilgiye duyduğu güvenin somut örneklerinden biri olarak okuyorum. Burada yapılacak çalışmaların başka yerlerde toprağını işleyen insanlara da yol göstermesi amaçlanıyor. Ankara’da edinilen deneyimin, ülkenin tarımına katkıda bulunması bekleniyor.</p>
<p>Bugün yılları birkaç cümlede geçebiliyoruz. Oysa toprağın hazırlanması, bir fidanın büyümesi, üretimin düzene girmesi zaman istiyor. Başarısız denemeleri, yeniden başlayan çalışmaları, her gün yapılması gereken işleri de düşünmek lazım. Çiftliğin tarihini okurken, tarihler ve rakamlar arasında o insanların emeğini görmeye çalışıyorum.</p>
<p><strong>SOFRAYA ULAŞAN BİLGİ </strong></p>
<p>Çiftlikte bitkisel üretim ve hayvancılıkla birlikte ürünleri işleyen tesisler, imalathaneler ve atölyeler gelişiyor. Süt ürünleri, bira ve şarap üretiliyor; tarım aletleri yapılıyor, tohum ve hayvan ıslahı üzerine çalışılıyor. Çevredeki çiftçilere uygun fiyatlarla ıslah edilmiş tohum ve hayvan sağlanması, birikimin çiftlik sınırlarının dışına taşınmasına katkıda bulunuyor.</p>
<p>Bir gastronomi kültürü yazarı olarak bu bütünlüğü önemsiyorum. Soframıza gelen ürünün niteliği, onu tatmamızdan çok önce belirlenmeye başlıyor. Toprakta, hayvanın bakımında, üreticinin bilgisinde, işleme ve saklama koşullarında… Bir bardak ayranın arkasında da birbirini tamamlaması gereken pek çok iş var. Yemeği anlatırken bu emeği görünür kılmaya çalışmamın nedenlerinden biri bu.</p>
<p>Çocukken elbette bunları düşünmüyordum. Ayranı seviyordum, döner yemekten hoşlanıyordum, bal almak ziyaretimizin bir parçasıydı. Yıllar sonra o tatları hatırlarken, çiftliğin üretimle gündelik hayat arasında kurduğu bağı da düşünmeye başladım. Çocukluğumda severek gittiğim bir yer, mesleğim ilerledikçe üzerine daha çok okuduğum, anlamını daha iyi kavradığım bir yer oldu.</p>
<p>Lezzet hafızamızın böyle bir yanı var. Bir tadı hatırlarken onu yediğimiz yeri, birlikte olduğumuz insanları, hayatımızın o dönemini de hatırlıyoruz. Bazen yıllardır düşünmediğimiz bir gün, tanıdık bir tatla geri geliyor. Sonradan öğrendiklerimiz de eski hatıraların yanına yerleşiyor. Çocukluğumuzdaki sevince, o sevinci mümkün kılanları anlamanın duygusu ekleniyor.</p>
<p><strong>HALKIN HAYATINDA BİR YER </strong></p>
<p>Çiftliğin kuruluş düşüncesinde halkın gezebileceği, dinlenebileceği alanlar oluşturmak da bulunuyor. Üretim faaliyetleri gelişirken çiftlik, bir mesire yeri olarak ziyaretçilerini kabul ediyor. Atatürk’ün bağış mektubunda bu toplumsal işlev, halka “gezecek, eğlenecek ve dinlenecek sıhhi yerler” ve “hiylesiz ve nefis gıda maddeleri” sağlamak sözleriyle anlatılıyor.</p>
<p>Bu ifadeleri okuyunca kendi çocukluğumu düşünüyorum. Bizim çiftliğe gidip yemek yememiz, dolaşmamız, orada hoşça vakit geçirmemiz, yıllar önce kurulmuş bir düşüncenin gündelik hayattaki karşılığıymış. Sağlıklı gıdaya ulaşmakla güzel bir çevrede dinlenebilmek aynı anlayışın içinde yer alıyormuş.</p>
<p><strong>HEPİMİZE BIRAKILAN EMANET </strong></p>
<p>Atatürk, 11 Haziran 1937 tarihli mektubuyla Orman Çiftliği’ni diğer çiftlikleriyle birlikte bütün tesisleri, hayvanları ve demirbaşlarıyla Hazine’ye bağışlıyor. Bu kararı düşündüğümde, yıllarca üzerinde çalışılmış bir eserin geleceğinin topluma emanet edilmesinin anlamı üzerinde duruyorum. O arazilerde, yapılarda ve üretim araçlarında birikmiş bilgi de var. Başka insanların öğrenebileceği, geliştirebileceği, yeni kuşaklara aktarabileceği bir deneyim.</p>
<p>Böyle bir mirasla kurduğumuz ilişkinin sorumluluk taşıdığına inanıyorum. Onu sevmek, geçmişini öğrenmeye; hatırlamak, kuruluş amacını yaşatmaya yöneltmeli bizi. Çiftliğin toprağını, üretim birikimini ve halkın hayatındaki yerini korumak, bu sevginin gerektirdiği özenin bir parçası.</p>
<p>Benim çiftlikle bağım çocukluk hatıralarımdan geçiyor. Başkasının hayatında orada çalışmış bir yakınının emeği vardır; bir başkasında ailece geçirilmiş bir günün sevinci. Bu ayrı ayrı hikâyeler bir araya geldiğinde, bir kurumun toplumun hayatında nasıl yer tuttuğunu daha iyi anlıyoruz. Hepimizin başka bir yerinden tutunduğu ortak bir geçmiş oluşuyor.</p>
<p><strong>ÇOCUKLUĞUMA DA YER AÇILMIŞTI </strong></p>
<p>Cumhuriyet Bayramı’nda kuruluş yıllarını düşünürken, o dönemde atılan adımların kendi hayatımıza nerelerden dokunduğuna da bakabiliriz. Çocukluğumda sevdiğim bu yerin hikâyesini öğrendikçe Atatürk’e ve Cumhuriyet’e duyduğum minnetin daha kişisel bir anlam kazandığını hissediyorum.</p>
<p>Yıllar önce tasarlanan aydınlık bir geleceğin içinde benim çocukluğuma da özenle yer açılmıştı. Gezip seveceğim, yeniden gitmek isteyeceğim, büyüdüğümde hatırlayacağım bir yer bırakılmıştı. İnsan, kendisinden önce gösterilmiş bir özenin hayatına dokunduğunu bazen çok sonra fark ediyor. Bu düşünce beni duygulandırıyor.</p>
<p>Bugünün çocuklarının da kendi hatıralarını kurabilecekleri yerlere ihtiyacı var. Üretimi tanıyabilecekleri, toprağa dokunabilecekleri, aileleriyle vakit geçirebilecekleri yerlere… Bir ürünün nasıl yetiştiğini görmek, onu yetiştiren insanla konuşmak, bir ağacın büyümesini izlemek, çocuklukta başlayan ve hayat boyunca süren bir ilginin ilk adımı olabilir.</p>
<p>Atatürk Orman Çiftliği denildiğinde, içimde hâlâ Ankara’ya giden o çocuk var. Yanında, artık o günlerin kendisine nasıl bir miras sayesinde armağan edildiğini bilen bugünkü ben duruyorum.</p>
<p>Cumhuriyet’in 103. yılında, çocukluğumun o ziyaretlerini minnetle hatırlıyorum. Atatürk’e, çiftliği kuranlara, toprağında ve tesislerinde çalışanlara teşekkür ederek… Bize bırakılan bu yerde, bizden sonraki çocukların da güzel hatıraları olsun istiyorum. O hatıralara imkân verecek toprağı, üretimi ve ortak hayatı korumak ise bize düşüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hatiralarimda-bir-cumhuriyet-emaneti-90817</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/7/1280x720/ataturk-1793249156.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hatıralarımda bir Cumhuriyet emaneti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/zamanimiz-bir-iktisat-cagidir-90816</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Zamanımız bir iktisat çağıdır&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/korku-uzerine-egemenlik-kurulamaz-90806" target="_blank" rel="noopener">▶ VAHAP MUNYAR / Korku üzerine egemenlik kurulamaz</a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugun-1923u-anlamak-mi-zor-1923ten-bakip-bugunu-anlamak-mi-90808" target="_blank" rel="noopener">▶ ALAATTİN AKTAŞ / Bugün 1923’ü anlamak mı zor, 1923’ten bakıp bugünü anlamak mı?</a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyeti-kuramamis-olsaydik-90809" target="_blank" rel="noopener">▶ ŞEREF OĞUZ / Cumhuriyeti kuramamış olsaydık…</a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetimizin-ikinci-yuzyilinda-teknolojik-uyum-gundemimiz-90807" target="_blank" rel="noopener">▶ RÜŞTÜ BOZKURT / 2. yüzyılda gündemimiz “teknolojik uyum” olmalı</a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayinin-ve-kobilerin-ronesansa-ihtiyaci-var-90810" target="_blank" rel="noopener">▶ BADER ARSLAN / Sanayinin ve KOBİ’lerin rönesansa ihtiyacı var</a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-teknoloji-caginda-gelecegi-insa-etmek-90811" target="_blank" rel="noopener">▶ ARMAĞAN VURDU/ Yeni teknoloji çağında geleceği inşa etmek</a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/103uncu-yilimizda-ihracata-ve-turizme-41-kere-masallah-90813" target="_blank" rel="noopener">▶ SADİ ÖZDEMİR/ 103’üncü yılımızda ihracat ve turizme 41 kere maşallah!</a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hatiralarimda-bir-cumhuriyet-emaneti-90817" target="_blank" rel="noopener">▶ FARUK ŞÜYÜN / Hatıralarımda bir Cumhuriyet emaneti </a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyet-gelecege-inanma-cesaretidir-90818" target="_blank" rel="noopener">▶ DİDEM ERYAR ÜNLÜ / Cumhuriyet, geleceğe inanma cesaretidir</a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-ilanindan-gelecege-turkiyede-kobiler-90814" target="_blank" rel="noopener">▶ HİLMİ DEVELİ / Cumhuriyet'in ilanından geleceğe Türkiye'de KOBİ'ler </a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-103-yillik-bilancosu-ve-bir-donusum-hikayesi-90815" target="_blank" rel="noopener">▶ SERVET YILDIRIM/ Cumhuriyetin 103 yıllık bilançosu ve bir dönüşüm hikâyesi</a></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/zamanimiz-bir-iktisat-cagidir-90816</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/6/1280x720/mustafa-kemal-ataturk-1793248680.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ gazetesi yazarları, 103’üncü yılında Cumhuriyetin çağdaşlaşma vizyonu, değerleri, kazanımları ile gelecek inşası ve ikinci yüzyılın ödevlerini kaleme aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-103-yillik-bilancosu-ve-bir-donusum-hikayesi-90815</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyetin 103 yıllık bilançosu ve bir dönüşüm hikâyesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Cumhuriyet’in 103 yıllık yolculuğu, bağımsızlık mücadelesinden sanayileşmeye, eğitim reformlarından küresel ekonomiyle bütünleşmeye uzanan büyük bir dönüşümün hikâyesini anlatıyor. Ancak yüksek enflasyon, düşük katma değerli üretim, eğitimde fırsat eşitsizliği ve kurumlara duyulan güven gibi sorunlar, Türkiye’nin önündeki temel sınamalar olmaya devam ediyor. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında kalıcı refahın yolu ise hukuk devletinden, bilimsel eğitimden ve teknoloji odaklı üretimden geçiyor.</strong></p>
<p>Bir ülke düşünün. Savaşlardan çıkmış, ekonomisi yıkılmış, sanayisi sınırlı, insan kaynağı yetersiz. Bir yanda bağımsızlığını koruma mücadelesi, diğer yanda çağdaş bir devlet kurma zorunluluğu var.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti, 29 Ekim 1923’te böyle bir tarihsel ortamda doğdu. Bugün 103 yaşında. Aradan geçen bir asrı aşan süre, yalnızca bir devletin ömrünü değil, büyük dönüşümlerin, önemli başarıların, ama aynı zamanda kaçırılmış fırsatların ve hala çözülemeyen sorunların da hikâyesini anlatıyor.</p>
<p>Cumhuriyet’in kuruluşunu anlamak için Sevr Antlaşması’nın temsil ettiği tabloyu hatırlamak gerekir. Toprakları parçalanmak, askeri gücü sınırlandırılmak ve maliyesi yabancı denetime açılmak istenen bir ülkeden, kendi kurumlarını kuran bağımsız bir devlete geçiş, tarihin olağan akışı içinde gerçekleşmedi. Kurtuluş Savaşı’nın zaferi, Türkiye’nin kendi geleceğini belirleyebilmesinin önünü açtı. Cumhuriyet ise bu bağımsızlığı yeni bir siyasi ve toplumsal düzenle buluşturdu.</p>
<p><strong>Gerçek bir reform hikâyesi</strong></p>
<p>Cumhuriyet her şeyden önce bir reform projesiydi.</p>
<p>Eğitim birliği sağlandı, yeni Türk harfleri kabul edildi, okuryazarlığı yaygınlaştırmak için Millet Mektepleri açıldı. Medeni Kanun’la hukuk alanında köklü değişiklikler yapıldı. Kadınların siyasi hakları aşamalı biçimde genişletildi. Laik hukuk düzeninin, çağdaş eğitim sisteminin ve modern kamu kurumlarının temelleri atıldı.</p>
<p>Ekonomide ise temel hedef, siyasi bağımsızlığı üretim kapasitesiyle desteklemekti. 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde ortaya konan milli iktisat anlayışı, dışa bağımlılığı azaltmayı, yerli girişimciliği geliştirmeyi ve ekonomik kalkınmayı hızlandırmayı amaçlıyordu. Sermaye birikiminin ve özel girişimciliğin yetersiz kaldığı alanlarda devlet öncü rol üstlendi.</p>
<p>Demiryolları genişletildi, bazı yabancı işletmeler millileştirildi, bankalar ve sanayi kuruluşları oluşturuldu. Sümerbank ve Etibank gibi kurumlar, fabrikalar ve altyapı yatırımları, üretim ekonomisinin temelini güçlendirmeyi hedefledi. Osmanlı’dan devralınan borçların ödenmesi ve 1929 Büyük Buhranı’nın yarattığı koşullar da dikkate alındığında bu çabaların ne kadar sınırlı kaynaklarla yürütüldüğü daha iyi anlaşılır.</p>
<p>Ancak Cumhuriyet’in ekonomik hikâyesi yalnızca ilk yılların sanayileşme atılımından ibaret değildir. Sonraki dönemlerde çok partili hayata geçiş, tarımda makineleşme, sanayileşmenin hızlanması, ihracatın gelişmesi ve dünya ekonomisiyle bütünleşme gibi önemli değişimler yaşandı. Bununla birlikte ekonomik büyüme, her zaman istikrarlı ve kalıcı refaha dönüşemedi.</p>
<p><strong>Çözemediğimiz sorunlar</strong></p>
<p>Peki, 103 yılın sonunda hangi sorunları hala çözemiyoruz?</p>
<p><strong>- İlk sırada enflasyon var.</strong> Türkiye, farklı dönemlerde yüksek enflasyon, döviz darboğazları, finansal istikrarsızlık ve ekonomik krizlerle karşı karşıya kaldı. Enflasyon yalnızca fiyatların yükselmesi değildir; ücretlilerin ve emeklilerin alım gücünü aşındırır, tasarruf yapmayı zorlaştırır, gelir dağılımını bozar ve geleceğe ilişkin güveni zayıflatır. İnsanların ekonomik kararlarını uzun vadeli üretim ve yatırım yerine kur, faiz ve fiyat hareketlerine göre vermek zorunda kalması, kalkınmanın önündeki temel engellerden biridir.</p>
<p><strong>- İkinci sorun, üretimin niteliğidir. </strong>Türkiye önemli bir sanayi ve ihracat kapasitesi oluşturdu. Ancak yüksek teknolojiye dayalı ürünlerin, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin ve küresel ölçekte marka yaratabilen şirketlerin payını daha ileri taşımak gerekiyor. Ucuz iş gücüne, düşük katma değerli üretime ve ithal ara mallarına dayanan bir model, kalıcı refah için yeterli değil. Üretmek kadar, ne ürettiğimiz ve ürettiğimiz değerin ne kadarının ülkede kaldığı da önemli.</p>
<p><strong>- Üçüncü sorun, eğitim ve fırsat eşitliğidir.</strong> Cumhuriyet’in en büyük hedeflerinden biri, doğduğu yer ve ailesinin ekonomik koşulları ne olursa olsun her çocuğa kendini geliştirme imkânı sunmaktı. Bu hedefe yönelik büyük ilerlemeler sağlandı; ancak eğitim kalitesi, bölgeler arasındaki farklılıklar, beceri uyumsuzluğu ve fırsat eşitsizliği hala önemli meseleler. Bilgi ekonomisinde rekabet edebilmek için yalnızca okullaşmayı değil, eleştirel düşünmeyi, bilimsel merakı, yabancı dil becerisini ve nitelikli mesleki eğitimi de geliştirmek gerekiyor.</p>
<p><strong>- Dördüncü mesele, hukuk ve kurumlara duyulan güvendir.</strong> Kalıcı kalkınma için yalnızca doğru ekonomi politikaları yeterli olmaz. Öngörülebilir kurallara, bağımsız ve tarafsız yargıya, hesap verebilir kamu yönetimine ve liyakat esasına dayalı kurumlara ihtiyaç vardır. Hukuk güvenliğinin güçlü olduğu bir ülkede yatırımcı geleceğini planlayabilir, girişimci risk alabilir, vatandaş ise hakkını arayabileceğine inanır. Kurumların kişilere değil, kurallara dayanması Cumhuriyet’in geleceği açısından belirleyicidir.</p>
<p>- Bunlara gelir dağılımındaki bozulma, gençlerin gelecek kaygısı, nitelikli insan kaynağının yurt dışına yönelmesi, kadınların ekonomik yaşama katılımının önündeki engeller ve çevresel sorunlar da ekleniyor. Türkiye’nin coğrafi konumu ve üretim kapasitesi önemli fırsatlar sunuyor; ancak bu fırsatların refaha dönüşmesi, uzun vadeli ve tutarlı politikalara bağlı.</p>
<p><strong>İkinci yüzyılın ödevi</strong></p>
<p>Peki; Cumhuriyet’i gelecek yüz yıllara taşımak için ne yapmalıyız?</p>
<p><strong>- Öncelikle enflasyonu kalıcı biçimde düşürmeli,</strong> fiyat istikrarını ve ekonomik öngörülebilirliği sağlamalıyız. Bunun yolu yalnızca faiz veya döviz kuru üzerinden sonuç almaya çalışmaktan geçmiyor. Mali disiplin, güvenilir para politikası, verimlilik artışı, rekabetçi piyasalar ve yapısal reformlar birlikte yürütülmeli. Enflasyonla mücadele, toplumun bütün kesimlerinin güven duyduğu, tutarlı ve uzun vadeli bir programla desteklenmeli.</p>
<p><strong>- İkinci olarak, üretim modelimizi teknoloji ve verimlilik ekseninde dönüştürmeliyiz</strong>. Üniversite-sanayi iş birliğini güçlendirmeli, araştırma ve geliştirme yatırımlarını artırmalı, girişimcilerin büyümesini kolaylaştırmalı ve yerli firmaların küresel değer zincirlerinde daha yüksek basamaklara çıkmasını sağlamalıyız. Devlet ile özel sektör arasında sonuç odaklı bir iş birliği kurulmalı; kamu desteği, verimlilik, yenilikçilik ve uluslararası rekabet gibi ölçülebilir hedeflere bağlanmalı.</p>
<p><strong>- Üçüncü olarak, eğitim sistemini geleceğin ihtiyaçlarına göre yeniden güçlendirmeliyiz.</strong> Öğretmen niteliğini, okul öncesi eğitimi, bilimsel düşünceyi, mesleki becerileri ve üniversitelerin araştırma kapasitesini geliştirmek zorundayız. Eğitim, siyasi tartışmaların kısa vadeli konusu değil, ülkenin gelecek kuşaklarına yönelik en stratejik yatırım olarak görülmeli.</p>
<p><strong>- Dördüncü olarak, hukuk devletini ve demokratik kurumları güçlendirmeliyiz.</strong> Cumhuriyet yalnızca bir devlet biçimi değil, vatandaşların eşit haklara sahip olduğu ve yönetimin meşruiyetini milletten aldığı bir düzendir. Farklı düşüncelerin özgürce ifade edilebildiği, basının görevini yapabildiği, denetim mekanizmalarının işlediği ve kamu kaynaklarının şeffaf biçimde kullanıldığı bir sistem hem toplumsal barışı hem de ekonomik güveni destekler.</p>
<p><strong>- Beşinci olarak, yeşil ve dijital dönüşümü bir zorunluluk değil, kalkınma fırsatı olarak değerlendirmeliyiz.</strong> İklim değişikliğiyle mücadele, enerji verimliliği, temiz enerji, su kaynaklarının korunması ve döngüsel üretim, sanayimizin gelecekteki rekabet gücünü belirleyecek. Dijitalleşme ve yapay zekâdan verimli biçimde yararlanmak da kamu hizmetlerinden sanayiye kadar birçok alanda yeni imkânlar yaratabilir.</p>
<p>- Bütün bunların üzerinde ise toplumsal dayanışma ve ortak gelecek fikri bulunuyor. Cumhuriyet’i yaşatmak, geçmişte kazanılanları yalnızca anmak değil, onların temelindeki bağımsızlık, eşit yurttaşlık, akıl, bilim ve ilerleme düşüncesini bugünün koşullarında yeniden hayata geçirmektir.</p>
<p>Cumhuriyet’in ilk kuşağı, büyük yokluklar içinde yeni bir ülke kurdu. Bugünün kuşaklarının sorumluluğu ise bu ülkeyi daha üretken, daha adil, daha özgür ve daha müreffeh hale getirmek…</p>
<p>Cumhuriyet’in 103 yıllık bilançosu, ne yalnızca bir başarı öyküsüdür ne de tamamlanmamış işlerin listesinden ibarettir. Büyük bir kuruluş iradesinin üzerine inşa edilmiş, önemli kazanımlar kadar çözülmesi gereken sorunlar da barındıran uzun bir yolculuktur.</p>
<p>Önümüzdeki yüz yıllarda da yaşamasını istediğimiz Cumhuriyet için sorulması gereken soru yalnızca nereden geldiğimiz değil, nereye gitmek istediğimizdir. Çocuklarımıza nasıl bir eğitim, gençlerimize nasıl bir gelecek, çalışanlarımıza nasıl bir refah, vatandaşlarımıza nasıl bir hukuk düzeni bırakacağız?</p>
<p>Bu sorulara vereceğimiz yanıtlar, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılındaki gerçek başarısını belirleyecek. Çünkü Cumhuriyet, geçmişten devralınan bir miras olduğu kadar geleceğe karşı üstlenilmiş bir sorumluluktur.</p>
<p>Cumhuriyetimizin 103’üncü yılı kutlu olsun!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-103-yillik-bilancosu-ve-bir-donusum-hikayesi-90815</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyetin 103 yıllık bilançosu ve bir dönüşüm hikâyesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-ilanindan-gelecege-turkiyede-kobiler-90814</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyet’in ilanından geleceğe Türkiye’de KOBİ’ler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Cumhuriyet’in ilk yüzyılında üretimin, istihdamın ve girişimciliğin yaygınlaşmasında önemli rol oynayan KOBİ’ler, ikinci yüzyılda yeni bir dönüşümle karşı karşıya. Yapay zekâ, dijitalleşme, yeşil ekonomi ve küresel rekabetin belirleyici olacağı 2026-2035 döneminde, Türkiye’nin ekonomik gücünü artırması için KOBİ’lerin daha üretken, yenilikçi ve yüksek katma değerli bir yapıya kavuşması gerekiyor.</strong><strong> </strong></p>
<p>1923’ten 2026’ya ekonomik gelişim, girişimcilik kültürü, sanayileşme, dijitalleşme ve sürdürülebilir rekabet perspektifi sorgulandığında Cumhuriyet’in ekonomik kalkınma yolculuğunda KOBİ’ler, Cumhuriyet’in ilanından bugüne uzanan ekonomik kalkınma sürecinin temel aktörlerinden biri olmuştur. Üretimin tabana yayılması, istihdam yaratılması, yerel ekonomilerin canlanması, girişimcilik kültürünün gelişmesi ve toplumsal refahın artırılması bakımından KOBİ’ler, Türkiye ekonomisinin geniş bir kesimini temsil etmektedir.</p>
<p>Cumhuriyet’in kuruluş döneminde Türkiye’nin öncelikli hedeflerinden biri, ekonomik bağımsızlığın güçlendirilmesi ve yerli üretim kapasitesinin geliştirilmesiydi.</p>
<p>Bu yaklaşımın önemli kilometre taşlarından biri, Cumhuriyet ilan edilmeden önce 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında gerçekleştirilen İzmir İktisat Kongresi oldu.</p>
<p>Kongrede üretim, ticaret, girişimcilik ve ekonomik bağımsızlık konuları ele alındı.</p>
<p>Cumhuriyet’in 1923 yılında ilan edilmesiyle başlayan ekonomik kalkınma arayışı, yalnızca sanayi tesisleri kurmak veya üretim kapasitesini artırmakla sınırlı kalmamıştır.</p>
<p>Aynı zamanda yerli girişimcilerin yetiştirilmesi, ticaret hayatının geliştirilmesi, teknolojik yetkinliklerin kazanılması ve ulusal ekonominin dış rekabet karşısında güçlendirilmesi hedeflenmiştir.</p>
<p>Aradan geçen bir asırda Türkiye; tarım ağırlıklı bir ekonomik yapıdan sanayi, ticaret ve hizmet sektörlerinin öne çıktığı daha çeşitli bir ekonomik yapıya dönüşmüştür.</p>
<p>Bu dönüşümün her aşamasında küçük işletmeler, atölyeler, aile şirketleri, tedarikçiler ve zamanla büyüyerek orta ölçekli işletmelere dönüşen girişimler önemli roller üstlenmiştir.</p>
<p>Bugün ise KOBİ’ler yeni bir dönemin eşiğindedir.</p>
<p>Yapay zekâ, dijital dönüşüm, yeşil ekonomi, küresel tedarik zincirleri ve değişen tüketici beklentileri, işletmelerin yalnızca üretim yapmasını değil, aynı zamanda bilgi üreten, yenilik geliştiren ve değişime hızla uyum sağlayan kuruluşlara dönüşmesini gerektirmektedir.</p>
<p><strong>Bu nedenle temel soru şudur: </strong></p>
<p>Cumhuriyet’in ilk yıllarından bugüne Türkiye ekonomisinin gelişimine katkıda bulunan KOBİ’ler, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin rekabet gücünü ve refahını hangi ölçüde şekillendirebilecektir? Dolayısıyla Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında KOBİ politikasının temel hedefi, yalnızca daha fazla işletme kurulmasını sağlamak değil, mevcut işletmelerin daha üretken, yenilikçi ve dayanıklı hâle gelmesini desteklemek olmalıdır.</p>
<p><strong>2026–2035 döneminde KOBİ’leri bekleyen temel dönüşümler</strong></p>
<p>Geleceğe yönelik öngörüler kesin sonuçlar olarak değil, bugünkü ekonomik ve teknolojik eğilimlerden hareketle değerlendirilmelidir. Önümüzdeki on yılda KOBİ’lerin rekabet gücünü belirlemesi beklenen başlıca dönüşümler şunlardır;</p>
<ol>
<li><strong> Yapay zekâ ve akıllı işletme yönetimi</strong></li>
</ol>
<p>Yapay zekâ; satış tahminleri, stok yönetimi, müşteri ilişkileri, kalite kontrol, finansal analiz ve üretim planlamasında KOBİ’lere yeni imkânlar sunacaktır. Küçük bir işletme, uygun maliyetli dijital araçlarla daha önce yalnızca büyük şirketlerin erişebildiği bazı analiz ve otomasyon yeteneklerinden yararlanabilecektir. Ancak veri güvenliği, yanlış sonuçlar ve çalışanların yeni beceriler kazanması gibi konular dikkatle yönetilmelidir.</p>
<p><strong>Öngörü:</strong> Yapay zekâyı gerçek iş süreçlerine entegre eden işletmelerin, yalnızca geleneksel yöntemlerle çalışan rakiplerine karşı verimlilik avantajı elde etmesi mümkün olacaktır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Sanayi 4.0 ve üretimde otomasyon</strong></li>
</ol>
<p>Sensörler, robotik sistemler, üretim yazılımları ve makinelerden toplanan veriler, üretim hatalarının azaltılmasına ve kaynakların daha verimli kullanılmasına yardımcı olacaktır.</p>
<p>KOBİ’lerin bütün üretim tesislerini bir anda yenilemesi gerekmemektedir.</p>
<p>Öncelikle en fazla maliyet yaratan veya zaman kaybettiren süreçlerin dijitalleştirilmesi daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır.</p>
<p><strong>Öngörü:</strong> Akıllı üretim teknolojilerinin yaygınlaşması, küçük işletmelerin büyük üreticilerin tedarik zincirlerinde yer alabilmesi için giderek daha önemli hâle gelecektir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Yeşil dönüşüm ve karbon yönetimi</strong></li>
</ol>
<p>Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, atıkların azaltılması ve karbon emisyonlarının ölçülmesi, KOBİ’lerin maliyetlerini ve ihracat olanaklarını etkileyen unsurlar olacaktır.</p>
<p>Özellikle Avrupa pazarına çalışan işletmelerin, müşterilerinin sürdürülebilirlik ve tedarik zinciri şartlarını takip etmesi gerekecektir.</p>
<p>Hangi düzenlemenin hangi işletmeye uygulanacağı, sektör ve ticari ilişkilere göre ayrıca değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Öngörü:</strong> Çevresel performansını ölçebilen ve doğrulanabilir veriler sunabilen işletmeler, belirli pazarlarda rekabet avantajı kazanabilecektir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> E-ihracat ve uluslararası pazarlara erişim</strong></li>
</ol>
<p>Dijital pazaryerleri, çevrim içi satış kanalları ve uluslararası lojistik hizmetleri, küçük işletmelerin yurt dışındaki müşterilere ulaşmasını kolaylaştırabilir.</p>
<p>Ancak sürdürülebilir ihracat için yalnızca çevrim içi satış yeterli değildir.</p>
<p>Marka oluşturma, ürün standartları, ödeme güvenliği, gümrük işlemleri ve satış sonrası hizmetler birlikte ele alınmalıdır.</p>
<p><strong>Öngörü:</strong> Belirli bir ürün veya pazarda uzmanlaşan, dijital satış becerilerini geliştiren KOBİ’lerin ihracatlarını çeşitlendirme imkânı artacaktır.</p>
<p>Türkiye açısından asıl hedef, işletmelerin sayısını artırmakla sınırlı kalmayan; işletme başına üretkenliği, çalışan başına katma değeri, ihracatın niteliğini ve teknolojik yetkinliği birlikte yükselten bir KOBİ ekosistemi oluşturmak olmalıdır.</p>
<p><strong>Sonuç: Cumhuriyet’in ekonomik mirasından geleceğin rekabet gücüne</strong></p>
<p>Cumhuriyet’in ilanından bugüne Türkiye’nin ekonomik gelişim süreci, üretim kapasitesinin oluşturulması, sanayileşmenin yaygınlaştırılması, özel girişimciliğin gelişmesi ve küresel pazarlara açılma aşamalarından geçmiştir.</p>
<p>KOBİ’ler bu tarihsel yolculukta kimi zaman yerel üretimin ve ticaretin taşıyıcısı, kimi zaman sanayi kuruluşlarının tedarikçisi, kimi zaman da ihracatçı ve yenilikçi girişimci olarak öne çıkmıştır. Bugün gelinen noktada KOBİ’ler, işletme sayısı ve istihdam bakımından Türkiye ekonomisinin temel unsurlarından biridir.</p>
<p>Bununla birlikte geleceğin rekabet ortamı, yalnızca üretim miktarını artırmayı değil; daha yüksek katma değer üretmeyi, teknolojiyi etkin kullanmayı, çevresel etkileri azaltmayı ve nitelikli insan kaynağı yetiştirmeyi gerektirmektedir.</p>
<p>Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında ekonomik kalkınmanın önemli hedeflerinden biri, geleneksel işletmelerin bilgi ve teknoloji temelli işletmelere dönüşmesini sağlamak olmalıdır.</p>
<p>Bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için KOBİ’lerin finansmana erişimi kolaylaştırılmalı, mesleki eğitim güçlendirilmeli, dijital ve yeşil dönüşüm yatırımları desteklenmeli ve uluslararası pazarlara erişim imkânları geliştirilmelidir.</p>
<p><strong>Hiçbir teknoloji, tek başına başarılı bir işletme yaratmaz</strong></p>
<p><em>Başarı; doğru strateji, sağlam finansal yapı, nitelikli çalışanlar, müşteri odaklılık ve sürekli öğrenme kültürünün birlikte geliştirilmesiyle mümkündür.</em></p>
<p>Cumhuriyet’in ilk yüzyılında temel mesele, Türkiye’nin üretim ve girişimcilik kapasitesini oluşturmak ve geliştirmekti.</p>
<p>İkinci yüzyılın temel meselesi ise bu kapasiteyi bilgiye, teknolojiye, yüksek katma değere ve küresel rekabet gücüne dönüştürmektir.</p>
<p>Bu nedenle KOBİ’lerin geleceği, yalnızca küçük işletmelerin geleceği değildir.</p>
<p>Aynı zamanda Türkiye’nin istihdamının, sanayisinin, ihracatının, bölgesel kalkınmasının ve ekonomik refahının geleceğidir.</p>
<p><strong>Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun…</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-ilanindan-gelecege-turkiyede-kobiler-90814</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyet’in ilanından geleceğe Türkiye’de KOBİ’ler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/103uncu-yilimizda-ihracata-ve-turizme-41-kere-masallah-90813</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> 103’üncü yılımızda ihracata ve turizme 41 kere maşallah!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda, sanayi üretimimiz ve döviz gelirlerimiz çok düşüktür. Cumhuriyetimizin kurucu lideri, ilk cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkeyi yönettiği 1923-1938 yılları arasında ekonomik kalkınma adına yürütülen çalışmalarla sağlam temeller atıldı. O dönemde Türkiye kendi şartlarından ve küresel koşullardaki zorluklardan dolayı ayrıca sıkıntı yaşadı. Lozan Anlaşması, Osmanlı’dan devir alınan <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘liberal gümrük rejimini’</strong> 1929 yılına kadar koruyordu. Bu nedenle genç cumhuriyetin idarecileri, <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘gümrük vergilerini yükselterek’</strong> yerli üretimi desteklemek gibi çok temel bir adımı atamadı. Atatürk, sanıldığının aksine devletçi ekonomi politikalarına hiç istekli değildi. Özel sektörü teşvik ederek sanayi yatırımlarının yapılmasını istiyordu. Bu nedenle bir süre (1932’ye kadar) bekledi. Bu nedenle bu üç yıllık dönem <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘devletin sanayici kimliği ile henüz devreye girmediği dönem’</strong> olarak da adlandırılır. Onlarca yıl süren savaşlarla her açıdan harabeye dönmüş ülkede beklentileri karşılayacak bir özel sektör olmadığı görüldükten sonra yine de <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘özel sektörün önünü kapatmadan’</strong> ülkenin ihtiyacı olan büyük sanayi yatırımlarının devlet eliyle yapılmasına başlandı.</p>
<p>Bu nedenle de 1932’den itibaren <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘sanayide devletçilik’</strong> dönemi olarak adlandırılır. Aslında 1929’daki küresel ekonomik krizin etkisiyle o dönemde ABD başta olmak üzere en liberal ekonomilere sahip ülkelerde bile <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘devletçi ekonomi’</strong> politikaları uygulanıyordu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae2ca3f602c7-1793247807.png" alt="" width="948" height="1659" /></p>
<p><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">SANAYİDE VE TARIMDA DURUM VAHİMDİ</strong></p>
<p>Şubat 1925’te Aşar vergisinin kaldırılması tarımda önemli bir ivme getirdi. 1927 ve 1929’da çıkarılan kanunlarla topraksız köylülere toprak dağıtıldı. 1927’de tarım sayımı yapıldı. Ekili araziler tüm ülkenin yüzde 5’i kadardı. Tahmini ekilebilir arazi oranı ise yüzde 32’ydi. Dolayısıyla atıl tarım arazisi çok fazlaydı. 1927’de tarımda çalışan nüfus 4 milyon kişiden fazlaydı. Tarımsal üretim çok ilkel aletlerle ve koşullarda <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘geçimlik’</strong> yapılıyordu. Sanayideki tablo daha da korkunçtu. Sanayi ve Maadin Bankası kuruldu ardından sanayi teşvik kanunu çıkarıldı. 1927 Sanayi sayımına göre Türkiye’de sadece 65 bin 245 işyeri vardı. Bu işyerlerinde 256 bin 855 kişi çalışıyordu. Bunların yüzde 43’ü tarımda, 24’ü dokumacılıkta, yüzde 22’si maden ve makine yapım onarım işlerindeydi.</p>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICxAA" data-complete="true" data-processed="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">İKİ TANE BEŞ YILLIK SANAYİ PLANIMIZ OLDU</strong></div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICxAA" data-complete="true" data-processed="true"><br data-sfc-root="c" data-sfc-pl="|||[]" data-complete="true" data-processed="true" />1933’te hazırlanan ve 1934-1938 yıllarını kapsayan ilk sanayi planımızda, <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“Ana hammaddeleri memleketimizde bulunan veya tedarik edilebilecek olan sanayi, bu beş senelik planın başlıca vasfıdır”</strong> deniliyordu. İlk etapta dokuma, maden, kâğıt, seramik ve kimya sanayilerine yatırım yapılması benimsenmişti. Plana göre, üretilmesi düşünülen sanayi ürünleri, 1938-1932 yılları arası toplam ithalatın yüzde 43’ünü oluşturuyordu. <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“Birinci Sanayileşme Planı bizi umumi ithalatımızın asgari yüzde 25-30’unda müstağni bırakmak vazifesini üzerine almış bulunmaktadır”</strong> deniliyordu. Yani ithal ikameci bir sanayi planıydı. İlk plan hedeflerine büyük ölçüde ulaştı, sanayinin milli gelir içindeki payı yükseldi. İkinci Beş Yıllık Plan ise <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘ağır sanayiye geçişi’</strong> hedefledi. Ancak uygulama dönemi İkinci Dünya Savaşı yıllarına denk geldi ve başarısız oldu. Oysa hazırlanmasına İktisat Vekili Celal Bayar başkanlık etmişti. Sonraki yıllarda 1963 yılından itibaren Beş Yıllık Kalkınma Planları hazırlandı ve günümüze kadar bu gelenek devam etti. Şu anda 2024-2028 dönemini kapsayan 12’nci Beş Yıllık Kalkınma Planı dönemindeyiz.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICxAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDBAA" data-complete="true" data-processed="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">24 OCAK 1980 KARARLARI VE TURGUT ÖZAL</strong></div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDBAA" data-complete="true" data-processed="true"><br data-sfc-root="c" data-sfc-pl="|||[]" data-complete="true" data-processed="true" />Cumhuriyetimizin ekonomik kalkınma mücadelesi genel olarak <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">24 Ocak 1980 Kararlarına</strong> kadar <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘kapalı ekonomi, ithal ikameci ekonomi, karma ekonomi’</strong> gibi farklı adlandırmalarla anılır. 24 Ocak Kararları, ekonomimizde <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘liberal ticaret, küresel rekabete açık bankacılık ve sermaye piyasa anlayışına, ihracata dayalı sanayileşmeye, piyasa ekonomisine geçiş için’</strong> zemin hazırlayan devrim niteliğinde kararlardı. Açıklandığı gün Süleyman Demirel Başbakan, <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">Turgut Özal</strong> ise müsteşardı. Yaklaşık 10 ay sonra ülkede 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi oldu. Özal, mimarı olduğu ekonomi modelini, darbeci yönetimle de uygulama fırsatı buldu. Darbeciler de Türkiye’nin kapalı ekonomi modeliyle yola devam edemeyeceğini anlamıştı. Turgut Özal, 13 Aralık 1983’te Başbakan olarak icraatlarına devam etti. Getirdiği teşviklerle sanayi ve turizm yatırımları adeta patlama yaptı. Dış ticaret ve turizm gelirleri katlanarak büyüdü. Doğrudan yabancı sermaye girişinin önü açıldı. Borsa ve sermaye piyasası kuruldu, derinleşti. 1990’lı yıllar ise ülkemizde siyasi istikrarın adeta yok olduğu, ülkenin her açıdan yönetilemez hale geldiği zor yıllar oldu. 2001 yılı sonuna kadar ekonomide çok derin krizler yaşandı. Bu krizler ülkede bazı ekonomik reformların yapılmasına zemin hazırladı. 3 Kasım 2002’de genel seçimleri kazanarak tek başına iktidar olan Ak Parti ve kısa süre sonra Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde sağlanan siyasi istikrar ekonomiye de istikrar ve güven getirdi. 24 yıllık Ak Parti-Erdoğan iktidarı döneminde her biri dünya çapında iddialı altyapı yatırımları yapıldı. Türkiye’nin makro ekonomik rakamları uzun yıllar çift haneli büyüdü. Cumhuriyetimizin 103’üncü yılını kutluyoruz. Piyasa ekonomisine geçişin ilk adımını 24 Ocak 1980, ilk iktidarını 1984 ve rakamlarda ilk dikkate değer değişimin başlamasını da 1985 kabul edersek, ortaya <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘liberal devrimin etkisiyle yükselişe geçen Türkiye tablosu’</strong> çıkıyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDBAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDRAA" data-complete="true" data-processed="true" aria-owns="action-menu-parent-container">2002 yılından itibaren sağlanan 24 yıllık siyasi istikrarın da etkisiyle 41 yıllık hikayemize bakınca parlak bir tablo çıkıyor karşımıza. 1985’te yıllık turizm gelirimiz 1 milyar 480 milyon dolardı ve bunun için aynı yıl 2,6 milyon turist ağırlamıştık. 2025’te 65,2 milyar dolarlık turizm geliri elde ettik ve 63,9 milyon turist ağırladık. Bu rakamlarla dünyanın en büyük 4’üncü turizm ülkesi olduk. 1985’te <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">7,9 milyar dolarlık ihracat, 11,3 milyar dolarlık da ithalat</strong> yapmıştık. 2025’de <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">273,4 milyar dolarlık ihracat ve 365,5 milyar dolarlık ithalat</strong> gerçekleştirdik. 1980’de 44,7 milyon nüfusumuzla toplam milli gelirimiz 96 milyar dolardı, 2025’te ise 86 milyon nüfusumuzla toplam milli gelirimiz 1,6 trilyon doları aştı. 1985’te toplam dış borcumuz 25,6 milyar dolardı, 2025’te bu rakam yaklaşık 520 milyar dolar oldu. Türkiye hızla kalkınırken dış borcumuz da hızla yükseldi ancak toplam milli gelirimiz çok daha hızlı arttığı için dış borcumuzun GSYİH’e oranı yaklaşık olarak aynı kaldı.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDRAA" data-complete="true" data-processed="true" aria-owns="action-menu-parent-container"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDRAA" data-complete="true" data-processed="true" aria-owns="action-menu-parent-container"> </div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/103uncu-yilimizda-ihracata-ve-turizme-41-kere-masallah-90813</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 103’üncü yılımızda ihracata ve turizme 41 kere maşallah! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetimizi-ve-ihracatimizi-yuceltelim-90812</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyetimizi ve ihracatımızı yüceltelim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu yıl <strong>Cumhuriyetimizin</strong> 103. yılını “<strong>İlelebet payidar”</strong> olması dileği ile kutlayacağız.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’ne inanan ve gönül veren herkesin bu büyük bayramı kutlu olsun.</p>
<p><strong>İhracat ortak bir ekosistemin ürünüdür. İşletmelerin çabası yeterli değildir.</strong></p>
<p><strong>İhracatın sürdürülebilir büyümesi, tüm ekosistem unsurlarının karşılıklı olarak birbirini desteklemesine bağlıdır.</strong></p>
<p>- Kamu kurumlarının uygulama kapasitesi, kadroların liyakati ve yetkinliği,</p>
<p>- Bürokratik süreçlerin etkinliği ve kolaylığı,</p>
<p>- Eğitim kurumlarının yeterlilikleri ile katkıları,</p>
<p>- Finansmana kolay ve yeterli oranda erişim ve</p>
<p>- Bölgesel üretim altyapısı,</p>
<p>gibi unsurların her biri oldukça önemlidir.</p>
<p><strong>- KOBİ’lerin ihracat yeterlilikleri Türkiye’nin ihracat geleceği açısından belirleyicidir.</strong></p>
<p>İhracatın sınırlı sayıda büyük firmada yoğunlaşması, bu şekilde edinilecek refahın ve gelişmenin, ülke çapına yayılması açısından kısıtlayıcıdır.</p>
<p><strong>- KOBİ’lerin ihracata başlaması kadar ihracatta kalıcı olması da önemlidir.</strong></p>
<p>Yıllardır sürekli artış gösteren ilk 1.000 ihracatçının toplam ihracata oranı, ihracat çabalarının daha geniş bir işletme tabanına yayılması gerektiğini göstermektedir.</p>
<p><strong>- İnsan kaynağı ve uygulamalı eğitim eksikliği temel sorun alanlarından biridir.</strong></p>
<p>Eğitim ve danışmanlık programları, ne yazık ki yalnızca etkinlik veya katılımcı sayısıyla ölçülmektedir.</p>
<p>Asıl ölçüt, işletmelerin ihracat yapabilme kapasitesindeki ve ihracat sonuçlarındaki gelişmedir.</p>
<p>Gençlerin yetiştirilmesi için, meslek odaklı eğitim veren <strong>okullardaki müfredatın</strong>, okullardaki hocaların yetkinliklerinden daha çok, <strong>sektörün ihtiyaçları gözetilerek</strong> düzenlenmesi gerekir. Öğrenimleri süresince <strong>öğrencilere</strong>, sektör içinde <strong>aktif staj</strong> olanaklarının artırılması ve <strong>sektör deneyiminin eğitime aktarılması</strong> çok önemlidir.</p>
<p><strong>Türkiye ihracatında uzun vadeli ve büyük bir büyüme gerçekleşmiştir.</strong></p>
<p><strong>1923’te</strong> yaklaşık <strong>50 milyon</strong> ABD Doları düzeyindeki ihracatın, <strong>son yıllarda 300 milyar</strong> dolara yürümesi, üretim kapasitesindeki ve uluslararası pazarlara erişimdeki gelişimin göstergesidir.</p>
<p><strong>ANCAK…</strong></p>
<p>Aşağıdaki çizelgeyi incelediğiniz takdirde ilginç sonuçlara varacaksınız.</p>
<p>Bu sonuçlar da umarım ilgili ve yetkili herkesi bu konuda daha farklı düşünmeye yönlendirir.</p>
<p><strong>2005</strong> yılında <strong>43 bin 456</strong> olan <strong>ihracatçı</strong> sayımız 20 yılda 4 kata yakın artarak <strong>2025’te 167 bin 779</strong> olmuş.</p>
<p>Ne mutlu bize amma yeter mi?</p>
<p>Hayır…</p>
<p><strong>Durmak yok yola devam FAKAT…</strong></p>
<p>2005 ile 2025 yıllarını kapsayan <strong>20 yıl içerisinde</strong> <strong>ilk kez ihracat</strong> <strong>yapan firma sayısı 313 bin 712</strong> olmuştur <strong>amma aktif</strong> olarak <strong>ihracat yapan firma</strong> sayısı ise ancak <strong>167 bin 779 düzeyinde kalmıştır.</strong></p>
<p>İşte burada durup bir düşünmek gereklidir diyorum…</p>
<p>Çünkü neredeyse toplam ihracat yapan firmasına yaklaşan sayıda, <strong>145 bin 933</strong> adet <strong>firma</strong> artık <strong>ihracat piyasasında görünmüyor</strong>.</p>
<p><strong>Bu kadar çok sayıda, ihracat yapmış olan firma neden ihracat piyasasında değiller?</strong></p>
<p>Bence, ihracatımızı arttırmanın çareleri bu sorunun cevaplarında yatıyor…</p>
<table width="399">
<tbody>
<tr>
<td colspan="4" width="399">
<p><strong>Türkiye İhracatçı Firma Artış Sayıları (2005 - 2025)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>Yıllar</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p><strong>İhracat yapan firma sayısı</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p><strong>Önceki Yıla Göre Gerçekleşen Artış/Azalış</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p><strong>İlk kez ihracat yaptığı açıklanan  firma sayısı </strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2005</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>43.456</p>
</td>
<td width="111">
<p>-</p>
</td>
<td width="111">
<p>7.915</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2006</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>45.467</p>
</td>
<td width="111">
<p>2.011</p>
</td>
<td width="111">
<p>8.420</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2007</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>50.065</p>
</td>
<td width="111">
<p>4.598</p>
</td>
<td width="111">
<p>10.510</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2008</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>50.666</p>
</td>
<td width="111">
<p>601</p>
</td>
<td width="111">
<p>9.850</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2009</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>51.927</p>
</td>
<td width="111">
<p>1.261</p>
</td>
<td width="111">
<p>12.140</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2010</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>54.472</p>
</td>
<td width="111">
<p>2.545</p>
</td>
<td width="111">
<p>11.230</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2011</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>57.400</p>
</td>
<td width="111">
<p>2.928</p>
</td>
<td width="111">
<p>11.890</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2012</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>61.400</p>
</td>
<td width="111">
<p>4.000</p>
</td>
<td width="111">
<p>12.450</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2013</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>64.542</p>
</td>
<td width="111">
<p>3.142</p>
</td>
<td width="111">
<p>13.120</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2014</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>68.855</p>
</td>
<td width="111">
<p>4.313</p>
</td>
<td width="111">
<p>13.680</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2015</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>82.873</p>
</td>
<td width="111">
<p>14.018</p>
</td>
<td width="111">
<p>14.240</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2016</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>81.300</p>
</td>
<td width="111">
<p>-1.573</p>
</td>
<td width="111">
<p>13.150</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2017</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>84.250</p>
</td>
<td width="111">
<p>2.950</p>
</td>
<td width="111">
<p>14.800</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2018</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>87.600</p>
</td>
<td width="111">
<p>3.350</p>
</td>
<td width="111">
<p>16.200</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2019</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>90.635</p>
</td>
<td width="111">
<p>3.035</p>
</td>
<td width="111">
<p>17.560</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2020</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>91.130</p>
</td>
<td width="111">
<p>495</p>
</td>
<td width="111">
<p>16.400</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2021</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>96.158</p>
</td>
<td width="111">
<p>5.028</p>
</td>
<td width="111">
<p>22.400</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2022</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>103.810</p>
</td>
<td width="111">
<p>7.652</p>
</td>
<td width="111">
<p>21.501</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2023</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>139.830</p>
</td>
<td width="111">
<p>36.020</p>
</td>
<td width="111">
<p>38.574</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2024</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>180.396</p>
</td>
<td width="111">
<p>40.566</p>
</td>
<td width="111">
<p>15.000</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2025</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p><strong>167.779</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p><strong>-12.617</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p><strong>12.682</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="177">
<p><strong>Kaynak: TİM/Ticaret Bakanlığı</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p><strong>124.323</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p><strong>313.712</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Yapılması gereken en önemli işlerden birisi, ihracattan vazgeçen azımsanmayacak sayıda olan bu firmaların neden ihracattan vazgeçtiklerinin belirlenmesi ve devamlılığın sağlanmasıdır.</strong></p>
<p>Çok sorulan bu sorunun cevabını, ihracatçılarımızın yaşadığı bazı güçlükleri sayarak verelim.</p>
<ol>
<li><strong>Finansmana erişim ve işletme sermayesi yetersizliği.</strong></li>
</ol>
<p>İhracat siparişi için yeterli işletme sermayesi bulamamak.</p>
<p>Üretim, stok, sevkiyat giderlerini önden karşılama zorunluluğu.</p>
<p>İthalatçının vadeli ödeme talebini finanse edememek.</p>
<ol start="2">
<li><strong>Nitelikli personel ve yönetim becerisi eksikliği </strong></li>
</ol>
<p>İhracat, yalnızca yabancı dil bilen bir çalışanla yapılabilecek bir iş değildir.</p>
<p>Pazar araştırması, teklif hazırlama, maliyet hesaplama, sözleşme yapma, ödeme ve teslim şekilleri ile müşteri ilişkileri bir bütün olarak yönetilmelidir.</p>
<ol start="3">
<li><strong>Hedef pazar ve müşteri hakkında yeterli bilgiye ulaşamamak</strong></li>
</ol>
<p>Yalnızca pazarın büyüklüğünü bilmekle yetmez.</p>
<p>Hangi ülkede, hangi ürün için ithalat talebi var?</p>
<p>Doğru müşteri kim, beklentileri neler, hangi ülkelerden ithal ediyorlar?</p>
<p>Pazardaki fiyat seviyeleri ve dağıtım kanalları nedir?</p>
<ol start="4">
<li><strong>Yabancı ülkelerde güvenilir ticari ortak bulmak zorluğu</strong></li>
</ol>
<p>Gerçek alıcı ile doğru aracıyı ayırt etmek zordur. Olası alıcının ödeme gücü ve itibarı incelenmeli, karar vericilere ulaşmak. Doğru dağıtıcı, temsilci seçmek ve ilk temasları ticari ilişkiye dönüştürmek.</p>
<ol start="5">
<li><strong>Finansal ve ticari riskleri yönetememek</strong></li>
</ol>
<p>Her ihracat kâr edilecek anlamına gelmez. Kur, tahsilat, müşteri güvenilirliği bilinmelidir.</p>
<p>Sözleşme hükümleri, teslim ve ödeme şekilleri ve sorumluluklar açık olmalıdır.</p>
<p>Her siparişin toplam maliyet ve kârlılık hesabı ayrı yapılmalıdır.</p>
<ol start="6">
<li><strong>Kamu desteklerini bilmemek veya doğru kullanamamak</strong></li>
</ol>
<p>İşletmeler, ihtiyacına uygun destek programlarını bulabilmeli ve kullanabilmelidir.</p>
<ol start="7">
<li><strong>Farklı standartlar ve mevzuata uyum</strong></li>
</ol>
<p>Dış pazarlara açılan işletmeler, ürünlerinin hedef ülkedeki teknik düzenlemelere, kalite standartlarına ve uygunluk şartlarına uyup uymadığını araştırmalıdır. Gerekli testler, belgeler ve sertifikalar, ürün etiketleme ve ambalajlama koşulları önemlidir.</p>
<ol start="8">
<li><strong>Lojistik, teslimat maliyetleri ve dağıtım güçlükleri</strong></li>
</ol>
<p>Bir pazarda talep olması, orada rekabet edebileceğimiz anlamına gelmez.</p>
<p>Taşıma ve dağıtım maliyetleri, teslimat süreleri önemlidir.</p>
<ol start="9">
<li><strong>Bürokrasi ve karmaşık idari işlemler</strong></li>
</ol>
<p>İzin, belge ve gümrük işlemleri zaman ve kaynak gerektirir. Farklı ülkelerdeki mevzuat ve uygulamaları ihracatçıya zorluk çıkarabilir. İşletme sınırlı insan kaynağı ile bu işlemlerde başa çıkamayabilir.</p>
<p><strong>Hedefimiz ise el birliği ile bu başarıyı ülke çapına yayılmış, daha nitelikli, daha yüksek katma değerli ve daha sürdürülebilir bir ihracat yapısına dönüştürmek olmalıdır.</strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetimizi-ve-ihracatimizi-yuceltelim-90812</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyetimizi ve ihracatımızı yüceltelim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-teknoloji-caginda-gelecegi-insa-etmek-90811</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni teknoloji çağında geleceği inşa etmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Cumhuriyet'in ilk yüzyılında Türkiye'nin temel başarılarından biri, modern bir sanayi ve üretim kapasitesi inşa etmekti. İkinci yüzyılın belirleyici meselesi ise bu kapasiteyi geleceğin teknolojilerini geliştiren ve küresel ölçekte rekabet eden bir ekonomik güce dönüştürmek olacak.</strong></p>
<p>Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103. yılını kutlarken, geride bıraktığımız bir asrın kazanımlarını değerlendirmenin yanında, Türkiye'nin önümüzdeki dönemde nasıl bir ekonomik ve teknolojik güç olmayı hedeflemesi gerektiği sorusuna da odaklanmamız gerekiyor. Çünkü dünya, ekonomik gücün kaynaklarının, üretim sistemlerinin ve küresel rekabet dengelerinin yeniden tanımlandığı tarihsel bir dönüşümden geçiyor. Cumhuriyet'in ilk yüzyılı, Türkiye açısından modern bir devletin, sanayi altyapısının, mühendislik kapasitesinin ve ulusal üretim ekosisteminin inşa edildiği dönem oldu. İkinci yüzyılda ise temel mesele, bu birikimi geleceğin teknolojilerinde rekabet üstünlüğüne dönüştürebilmek…</p>
<p>Yapay zekâ, genel amaçlı robotik, otonom sistemler, yarı iletkenler, kuantum teknolojileri, biyoteknoloji, ileri malzemeler ve yeni nesil enerji sistemleri, önümüzdeki çeyrek yüzyılda yalnızca ekonomik büyümeyi değil, ülkelerin uluslararası güç dengelerindeki konumlarını da etkileyecek. Bu nedenle Türkiye Yüzyılı perspektifinin en önemli boyutlarından biri, Türkiye'nin yeni teknoloji çağında kritik teknolojileri tasarlayan, geliştiren ve küresel pazarlara sunan bir merkeze dönüşmesi olmalı.</p>
<p><strong>Teknolojik dönüşüm küresel güç dengelerini yeniden şekillendiriyor</strong></p>
<p>Sanayi Devrimi'nden bu yana ekonomik güç, büyük ölçüde teknolojik dönüşümlere öncülük eden ülkeler etrafında şekillendi. Buhar makinesi sanayileşmenin, elektrik kitlesel üretimin, yarı iletkenler ve bilgisayarlar dijital ekonominin temelini oluşturdu. Bugün ise birbirini besleyen çok sayıda teknolojinin aynı dönemde gelişmesi, önceki dönüşümlerden daha kapsamlı bir ekonomik değişim potansiyeli yaratıyor.</p>
<p>Yapay zekâ bilgi üretimini ve karar süreçlerini dönüştürürken, genel amaçlı robotik bu kapasiteyi fiziksel dünyaya taşıyor. Otonom sistemler üretimden lojistiğe, savunmadan ulaşıma kadar geniş bir alanda insan-makine ilişkisini yeniden tanımlıyor. İleri malzemeler, biyoteknoloji ve enerji depolama teknolojileri ise sanayi üretiminin teknik ve ekonomik sınırlarını değiştiriyor. Bu gelişmelerin ortak özelliği, ekonomik değer yaratma süreçlerinde bilgi, yazılım, veri ve ileri mühendisliğin ağırlığını artırmaları.</p>
<p>Yeni teknoloji çağında küresel rekabetin ağırlık merkezi ABD ve Çin etrafında yoğunlaşırken, Avrupa Birliği, Japonya, Güney Kore ve Tayvan gibi ekonomiler de farklı teknolojilerdeki yetkinlikleriyle önemli roller üstleniyor. ABD yapay zekâ modelleri, ileri yazılım ve çip tasarımında; Çin büyük ölçekli üretim, robotik, batarya ve enerji teknolojilerinde; Avrupa ileri mühendislik ve endüstriyel otomasyonda güçlü birikimlere sahip. Japonya, Güney Kore ve Tayvan ise robotik, elektronik ve yarı iletkenler gibi alanlarda küresel teknoloji ekosisteminin kritik aktörleri arasında bulunuyor.</p>
<p>Bu rekabetin Türkiye açısından temel sonucu açık: Her teknolojide küresel lider olmak mümkün veya gerekli değil. Asıl mesele, mevcut yetkinliklerle uyumlu stratejik alanları belirlemek ve bu alanlarda uluslararası ölçekte rekabet edebilecek teknoloji ekosistemleri oluşturmak. Geleceğin ekonomik güçleri, yalnızca büyük üretim kapasitesine sahip ülkeler değil, üretimi mümkün kılan kritik teknolojileri geliştirebilen ülkeler olacak.</p>
<p><strong>Yapay zekâdan fiziksel yapay zekâya: Türkiye için yeni sanayi fırsatı</strong></p>
<p>Yapay zekâ devriminin ilk aşaması büyük ölçüde dijital dünyada gerçekleşti. Ancak şimdi bu dönüşüm, robotik sistemler ve otonom makineler aracılığıyla fiziksel ekonomiye taşınıyor. Genel amaçlı robotlar, yapay zekâ destekli üretim sistemleri ve öğrenebilen makineler, sanayi ekonomisinin temel varsayımlarını değiştirme potansiyeline sahip. Bugüne kadar küresel üretim ağları büyük ölçüde işgücü maliyetleri, ölçek ekonomileri ve coğrafi avantajlar üzerine kuruluydu. Robotik sistemlerin yaygınlaşmasıyla birlikte üretim kararlarında teknoloji altyapısı, enerji maliyetleri, veri kapasitesi ve otomasyon yetkinliği daha belirleyici hale gelebilir.</p>
<p>Türkiye açısından bu dönüşüm hem önemli fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Otomotiv, beyaz eşya, makine, tekstil, gıda ve savunma sanayiindeki üretim deneyimimiz, yapay zekâ ve robotik uygulamalarının doğrudan ekonomik değere dönüştürülebileceği geniş bir sanayi tabanı oluşturuyor. Akıllı üretim hatları, otonom lojistik sistemleri, robotik montaj çözümleri, yapay zekâ destekli kalite kontrol ve kestirimci bakım uygulamaları, mevcut sanayimizin verimliliğini ve uluslararası rekabet gücünü artırabilir.</p>
<p>Ancak asıl fırsat, mevcut fabrikaların otomasyonuyla sınırlı değil. Türkiye'nin robotik yazılımlar, sensörler, kontrol sistemleri, aktüatörler, makine görüşü, endüstriyel veri platformları ve otonom sistem entegrasyonu gibi alanlarda teknoloji geliştirmesi, yeni ürünlerin ve ihracat pazarlarının ortaya çıkmasını sağlayabilir. Özellikle fiziksel yapay zekâ, Türkiye'nin mevcut mühendislik ve üretim birikimiyle örtüşen önemli bir fırsat alanı sunuyor. Burada kritik soru, geleceğin robotlarını ne kadar yaygın kullanacağımızdan çok, bu robotların çalışmasını sağlayan teknolojilerin ne kadarını geliştirebileceğimiz. Zira robotik ekonomisinde yüksek katma değer, yalnızca donanım üretiminde değil; yazılım, veri, kontrol sistemleri ve teknoloji platformlarında da oluşacak.</p>
<p><strong>Yapay zekâda stratejiden ekonomik değere geçiş</strong></p>
<p>Türkiye'nin teknoloji dönüşümünde dikkat çeken gelişmelerden biri, yapay zekâ alanındaki hedeflerin uzun vadeli bir politika çerçevesinde ele alınması. 2021-2025 dönemindeki Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi'nin ardından, 2026-2030 dönemine yönelik eylem planı çerçevesinde insan kaynağı, hesaplama altyapısı, yerli teknoloji geliştirme ve özel sektör yatırımlarını kapsayan hedefler ortaya konuluyor. Bu çerçevede ilk iki yılda 5 milyon kişiye yapay zekâ okuryazarlığı eğitimi verilmesi, 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin uygulama profesyoneli yetiştirilmesi öngörülüyor. Ayrıca 2030 yılına kadar veri merkezlerinin kurulu gücünün en az 1 gigawatt düzeyine çıkarılması, veri merkezi, bulut ve yapay zekâ altyapılarında en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi ve 1 trilyon TL'yi aşan katma değer oluşturulması hedefleniyor. Bu hedeflerin önemi, yalnızca sayısal büyüklüklerinde değil, yapay zekâ ekonomisinin birbirini tamamlayan unsurlarına odaklanmalarında yatıyor. Zira yapay zekâ alanında kalıcı bir kapasite oluşturmak, yalnızca yazılım geliştirmekle mümkün değil. Nitelikli insan kaynağı, yüksek performanslı hesaplama sistemleri, güvenilir veri altyapıları, enerji kapasitesi, araştırma kurumları ve girişim finansmanının birlikte gelişmesi gerekiyor.</p>
<p>Bununla birlikte teknoloji politikalarının başarısı, açıklanan yatırım tutarlarından veya yetiştirilen uzman sayılarından çok, bu kaynakların ne ölçüde ekonomik değere dönüştürülebildiğiyle ölçülmeli. Türkiye açısından asıl hedef, yapay zekâyı kullanan işletmelerin sayısını artırmanın yanında, kendi yapay zekâ ürünlerini geliştiren, bunları uluslararası pazarlara sunan ve küresel ölçekte büyüyebilen teknoloji şirketleri ortaya çıkarmak olmalı.</p>
<p><strong>Savunma sanayiinden sivil teknoloji ekosistemine</strong></p>
<p>Türkiye'nin yeni teknoloji çağındaki önemli avantajlarından biri, savunma sanayiinde gelişen mühendislik, yazılım, elektronik, sistem entegrasyonu ve otonom platform yetkinlikleri. Bu birikim, karmaşık teknolojilerin geliştirilebilmesi açısından önemli bir deneyim oluşturuyor. Ancak Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında bu kapasitenin ekonomik etkisini artırmanın yolu, savunma teknolojileriyle sivil sanayi arasındaki etkileşimi güçlendirmekten geçiyor.</p>
<p>Otonom sistemler, görüntü işleme, gelişmiş sensörler, haberleşme teknolojileri, yapay zekâ, ileri malzemeler ve hassas üretim yöntemleri hem savunma hem de sivil sektörlerde kullanılabilecek geniş bir teknoloji alanı oluşturuyor. Savunma sanayiinde geliştirilen bazı yetkinliklerin, uygun güvenlik ve fikrî mülkiyet çerçeveleri içinde endüstriyel robotik, akıllı tarım, sağlık teknolojileri, lojistik otomasyonu ve sivil havacılık gibi alanlara aktarılması yeni ekonomik fırsatlar yaratabilir.</p>
<p>Burada önemli olan, belirli projelerde elde edilen başarıların ötesine geçerek sürekli yeni ürün, teknoloji ve şirket geliştirebilen bir ekosistem oluşturmak. Kalıcı teknolojik güç, yalnızca başarılı ürünlerden değil, yeni teknolojileri tekrar tekrar geliştirebilen araştırma ve üretim sistemlerinden doğuyor.</p>
<p><strong>Geleceğin stratejik kaynakları: Veri, enerji ve hesaplama gücü</strong></p>
<p>Sanayi çağında enerji kaynakları ve üretim tesisleri nasıl stratejik önem taşıdıysa, yapay zekâ çağında da veri, hesaplama kapasitesi ve dijital altyapılar benzer bir konuma yükseliyor. Büyük yapay zekâ modellerinin geliştirilmesi, otonom sistemlerin eğitilmesi ve yeni nesil robotların çalıştırılması giderek daha fazla işlem gücü ve enerji gerektiriyor. Bu nedenle veri merkezleri, ileri işlemciler, yüksek performanslı hesaplama sistemleri, elektrik altyapısı ve siber güvenlik, teknoloji rekabetinin ayrılmaz bileşenleri haline geliyor.</p>
<p>Türkiye açısından bu gelişme, enerji ve teknoloji politikalarının giderek daha fazla birlikte ele alınmasını gerektiriyor. Özellikle veri merkezlerinin büyümesi ve yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşması, güvenilir ve rekabetçi maliyetli elektrik arzının önemini artıracak. Diğer taraftan sanayi üretiminden, lojistikten ve robotik sistemlerden elde edilen veriler, geleceğin yapay zekâ uygulamaları için önemli bir kaynak oluşturabilir. Türkiye'nin geniş üretim altyapısı bu açıdan dikkate değer bir potansiyel taşıyor. Sanayi verisinin güvenli, standartlaştırılmış ve ticari hakları koruyan mekanizmalarla yapay zekâ geliştirme süreçlerine aktarılması, yerli teknoloji şirketleri için önemli bir avantaj yaratabilir. Yeni dönemde teknolojik kapasite, yalnızca yazılım geliştirme becerisiyle değil, bu yazılımların üzerinde çalıştığı fiziksel ve dijital altyapılara erişimle de belirlenecek.</p>
<p><strong>Hangi teknolojilerde derinleşmeliyiz?</strong></p>
<p>Türkiye'nin teknoloji stratejisinde en önemli konulardan biri, sınırlı kaynakların hangi alanlarda yoğunlaştırılacağı. Yapay zekâ, robotik, kuantum teknolojileri, yarı iletkenler, biyoteknoloji, uzay sistemleri ve ileri malzemeler son derece geniş ve farklı sermaye gereksinimlerine sahip alanlar.</p>
<p>Türkiye'nin bütün bu teknolojilerde aynı anda küresel liderlik hedeflemesi gerçekçi bir yaklaşım olmayabilir. Bunun yerine mevcut sanayi kapasitesi, mühendislik birikimi ve uluslararası pazar bağlantıları dikkate alınarak seçici bir teknoloji stratejisi geliştirilmeli. Endüstriyel robotik, fiziksel yapay zekâ, otonom sistemler, makine görüşü, güç elektroniği, enerji depolama ve ileri üretim teknolojileri, mevcut yetkinliklerle güçlü bağlantılar kurulabilecek alanlar arasında bulunuyor. Sağlık teknolojileri, yeni nesil malzemeler, belirli yarı iletken tasarım alanları ve sektörel yapay zekâ uygulamaları da uzun vadeli uzmanlaşma fırsatları sunuyor. Kuantum ve uzay teknolojileri gibi alanlarda ise araştırma kapasitesinin geliştirilmesi, uluslararası ortaklıkların güçlendirilmesi ve belirli alt teknolojilerde uzmanlaşılması önem taşıyor.</p>
<p>Ancak teknoloji yarışında başarılı olmak için doğru alanları seçmek kadar, bu alanlarda küresel değer zincirlerinin hangi aşamalarında yer alınacağını belirlemek de kritik. Çünkü geleceğin teknoloji ekonomisinde en yüksek katma değer, yalnızca nihai ürünlerde değil; özgün tasarımlarda, kritik bileşenlerde, yazılım platformlarında, fikrî mülkiyette ve uluslararası standartları şekillendiren teknolojilerde oluşacak.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'nin hedefi, bütün teknolojileri ulusal sınırlar içinde geliştirmeye çalışmak yerine, belirli alanlarda küresel ölçekte vazgeçilmez yetkinlikler oluşturmak olmalı. Teknolojik bağımsızlık, dünyadan kopmak değil; stratejik bağımlılıkları yönetebilecek bilgi, üretim ve iş birliği kapasitesine sahip olmaktır.</p>
<p><strong>Teknoloji üretmenin ön koşulu: İnsan kaynağı ve girişimcilik</strong></p>
<p>Geleceğin teknolojilerinde rekabet gücü kazanmanın en önemli koşullarından biri, nitelikli insan kaynağını geliştirmek… Yapay zekâ, robotik, veri bilimi, ileri elektronik, siber güvenlik ve yeni nesil mühendislik alanlarında yetişmiş uzmanlara olan ihtiyaç giderek artıyor. Ancak yalnızca uzman sayısını artırmak yeterli değil. Üniversitelerin araştırma kapasitesinin güçlendirilmesi, araştırmacıların ileri teknoloji altyapılarına erişiminin kolaylaştırılması ve bilimsel bilginin ticari ürünlere dönüştürülebilmesi gerekiyor. Özellikle üniversite-sanayi iş birliğinin proje bazlı ilişkilerin ötesine geçerek uzun vadeli teknoloji geliştirme ortaklıklarına dönüşmesi önem taşıyor. Diğer taraftan teknoloji girişimlerinin kurulması kadar büyüyebilmesi de kritik.</p>
<p>Türkiye'nin önümüzdeki dönemde yalnızca çok sayıda teknoloji girişimi ortaya çıkarmayı değil, küresel pazarlarda rekabet eden, kendi fikrî mülkiyetine sahip ve uluslararası ölçekte büyüyebilen teknoloji şirketleri geliştirmeyi hedeflemesi gerekiyor. Bunun için araştırma finansmanı, girişim sermayesi, büyüme aşaması yatırımları, kamu alımları ve uluslararası pazarlara erişim mekanizmalarının birbirini tamamlayan bir yapıya kavuşması önemli. Geleceğin teknoloji rekabetinde belirleyici olan yalnızca yeni fikirler geliştirmek değil, bu fikirleri ölçeklenebilir ürünlere ve sürdürülebilir ekonomik değere dönüştürebilmek.</p>
<p><strong>Türkiye Yüzyılı: Yeni bir teknolojik sıçrama</strong></p>
<p>Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında temel hedeflerden biri, sanayileşme yoluyla ekonomik bağımsızlığın ve modern üretim kapasitesinin oluşturulmasıydı. Bugün ise ekonomik bağımsızlığın ve uluslararası rekabet gücünün anlamı değişiyor. Yapay zekâ modellerini, robotik sistemleri, ileri elektronik bileşenleri, enerji teknolojilerini ve kritik dijital altyapıları geliştirebilme kapasitesi, ülkelerin gelecekteki ekonomik ve stratejik konumları açısından giderek daha fazla önem kazanıyor.</p>
<p>Türkiye'nin sahip olduğu sanayi altyapısı, mühendislik deneyimi, girişimcilik potansiyeli ve uluslararası üretim bağlantıları, bu dönüşüm için önemli bir başlangıç noktası oluşturuyor. Ancak geleceğin teknoloji rekabetinde güçlü bir yer edinmek, mevcut başarıların doğal bir devamı olarak gerçekleşmeyecek. Bunun için uzun vadeli teknoloji önceliklerinin belirlenmesi, sınırlı kaynakların stratejik alanlarda yoğunlaştırılması, bilimsel araştırma kapasitesinin geliştirilmesi ve teknoloji üretiminin ekonomik değere dönüştürülmesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin başarısı, teknolojiye ne kadar yatırım yaptığı kadar, bu yatırımlardan ne ölçüde küresel ölçekte rekabet edebilen ürünler, şirketler ve teknolojik platformlar çıkarabildiğiyle belirlenecek.</p>
<p>Cumhuriyet'in ilk yüzyılında Türkiye'nin temel başarılarından biri, modern bir sanayi ve üretim kapasitesi inşa etmekti. İkinci yüzyılın belirleyici meselesi ise bu kapasiteyi geleceğin teknolojilerini geliştiren ve küresel ölçekte rekabet eden bir ekonomik güce dönüştürmek olacak. 29 Ekim 1923, Türkiye'nin kendi geleceğini belirleme iradesinin tarihsel ifadesiydi. Cumhuriyet'in 103. yılında aynı iradenin yeni karşılığı, dünyadaki teknolojik dönüşümü dışarıdan izlemek yerine bu dönüşümün aktif bir parçası olabilmek. Çünkü önümüzdeki çeyrek yüzyılda ülkelerin küresel konumunu belirleyecek temel unsurlardan biri, teknolojik değişime ne kadar hızlı uyum sağladıkları kadar, bu değişimin yönünü ne ölçüde etkileyebildikleri olacak.</p>
<p><strong>Türkiye Yüzyılı'nın teknoloji perspektifindeki hedefi, geleceğin teknolojilerini yalnızca kullanan bir Türkiye değil, geleceğin teknolojilerini geliştiren, üreten ve dünyaya sunan bir Türkiye inşa etmek olmalı.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-teknoloji-caginda-gelecegi-insa-etmek-90811</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni teknoloji çağında geleceği inşa etmek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayinin-ve-kobilerin-ronesansa-ihtiyaci-var-90810</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayinin ve KOBİ’lerin rönesansa ihtiyacı var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIBxAA" data-complete="true" data-processed="true"><em><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">Türkiye’nin onbinlerce mikro ihracatçıya değil, küresel ölçekte rekabet edebilecek binlerce orta ve büyük ölçekli işletmeye ihtiyacı var. Organik büyüme hızı, küresel rekabetin gerisinde iken, "inorganik büyüme" merkezli yeni nesil sanayi politikaları hayata geçirilmeli.</strong></em></div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIBxAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="AHmQrc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIRAA" data-complete="true" data-processed="true" data-sfc-inited="2">
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIRAB" data-complete="true" data-processed="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">103</strong> yaşını kutladığımız Cumhuriyet, Türkiye için sadece bir rejim değişikliğini, devletin yeni düzenini temsil etmiyor. Bunun yanında bilimden sanata, eğitimden sanayileşmeye kadar pek çok alanda köklü bir dönüşümün de simgesi.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIRAB" data-complete="true" data-processed="true">
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIChAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICxAA" data-processed="true" data-complete="true">Türkiye, sanayileşme serüvenine Batılı ülkelerden bir hayli geç başladı. İlk tohumların atılması da, fidanlara dönüşmesi de devletin inisiyatifi ve yönlendirmesi ile gerçekleşti. Geçen 103 yıllık hikayemizde muhteşem başarı örnekleri de var, ders alınacak hatalar da. Görünen o ki; hikayemizin bundan sonraki bölümlerinde yine devletin yönlendirme ve kılavuzluğuna ihtiyaç olacak.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICxAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDBAA" data-processed="true" data-complete="true">Bir ekonomideki işletmelerin çok büyük kısmını KOBİ’ler oluşturur. ABD’den Norveç'e, Kenya'dan Tayland'da kadar durum bu. Bizde de öyle ama bir farkla. Türkiye'de mikro ve küçük ölçekli işletmelerin toplam işletmelerdeki payı diğer ülkelere göre daha yüksek. Yani sıra mikrodan küçük boya, küçükten orta boya, ortadan büyük ölçekle geçebilen firmalarımızın son derece sınırlı. Tüm bunlar, ölçek sorununu gündemde tutuyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDRAA" data-processed="true" data-complete="true">Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir kalkınma hedefleri, imalat sanayinin katma değer üretme kapasitesiyle doğrudan ilintili. Ancak mevcut makroekonomik veriler, sanayimizin stratejik bir yapısal erozyonla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDRAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDhAA" data-processed="true" data-complete="true">İmalat sanayinin GSYH içindeki payı 2025’te yüzde 15,4 ile şimdiye kadarki en düşük düzeyine gerilemişti. Bu yılın ilk çeyreğinde oran yüzde 14,9'a düştü. Bu veri, sadece bir konjonktür dalgalanması değil, <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"erken sanayisizleşme"</strong> riskinin somut bir tezahürü.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDhAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDxAA" data-processed="true" data-complete="true">Güney Kore (yüzde 26,6), Çin (yüzde 24,9) ve Vietnam (yüzde 24,4) gibi rakiplerimiz sanayi paylarını koruyup geliştirirken, Türkiye sanayisinin 2022'den bu yana reel bazda yerinde sayması küresel rekabet gücümüzün zayıfladığına işaret ediyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDxAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIEBAA" data-processed="true" data-complete="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"Bağışıklık sistemimizin"</strong> en güçlü kaleleri olan beklenen İSO 500 şirketlerinden 152'sinin zarar beyan etmesi (2001 krizinden bu yana en yüksek seviye) ve toplam karların yüzde 85'inin faiz giderlerine gitmesi, yapısal kırılganlığın en büyük şirketlerde bile yaygın olduğunu gösterirken, KOBİ'lerin bu gruptan daha iyi bir durumda olmasını bekleyemeyiz.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIEBAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIERAA" data-processed="true" data-complete="true">Teorideki tüm bilgi, pratikteki tüm veriler, finansman maliyetlerinden borç vadesine, verimlilikten ar-ge ve yenilikçilik kapasitesine kadar pek çok alanda büyük işletmelerin KOBİ’lerden daha iyi durumda olduğuna işaret ediyor. Aslına bakarsanız bu KOBİ’ler ve büyük işletmeler arasında bir ayrım değil. Küçük boy işletmeler mikro işletmelerden, orta boy işletmeler mikro ve küçük boy işletmelerden, büyük işletmeler ise kendinden küçük ölçekli tüm segmentlerden daha iyi göstergelere sahip. Üstelik bu durumumuz vadede bir iyileşme göstermiyor. Bu anatomik farklılık birden çok sebepten kaynaklanıyor diye düşünüyorum.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIERAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIEhAA" data-processed="true" data-complete="true">Kalan yüksek enflasyon bunlardan biri. Yaklaşık 50 yıldır kesintilerle de olsa ülkemizde enflasyon sorunu var ve bunun büyüme üzerinde oldukça baskılayan bir faktör olduğunu biliyoruz. İkincisi ortaklık kültürünün eksikliği. Güç birliği yapıp verimlilik artırmak yerine <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"küçük olsun benim olsun", "azıcık aşım kaygısız başım"</strong> gibi geleneksel kabuller iş hayatında dabanetmeyen çok büyük bir kitle var. Üçüncüsü, kamu düzenlemelerinin ortaklıklar yoluyla büyümeyi özendirme konusunda çok da yeterli olduğunu söylemek zor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIEhAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIExAA" data-processed="true" data-complete="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">ŞU BİRKAÇ VERİ DERDİMİ DAHA İYİ ANLATMAYA YARDIM EDEBİLİR</strong></div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIExAA" data-processed="true" data-complete="true"><br data-sfc-root="c" data-sfc-pl="|||[]" data-complete="true" data-processed="true" />Sanayimizdeki 480 bin girişimin 418 binini mikro ölçekli işletmeler oluşturuyor. Bunların yıllık cirosu ortalama 140 bin dolar. Küçük işletmelerin sayısı 45 bin civarında ve ortalama yıllık cirolu 2,1 milyon dolar. Orta ölçekli girişim sayısı 13 bin civarında ve ciro ortalamaları 12,4 milyon dolar. Büyüklerin sayısı ise 2500 düzeyinde ve ciroları ortalama 162 milyon dolar.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIExAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFBAA" data-processed="true" data-complete="true">Soru şu: yıllık cirosu 140 bin dolar olan mikro ölçekli bir Türk girişiminden marka yaratmasını, ar-ge yapmasını, inovasyona kafa yormasını bekleyebilir miyiz? Dikkat edin karlılıktan değil, cirodan bahsediyoruz. Cevap? Peki aynı soruyu küçük ölçekli işletmelerimiz için sorsak farklı sonuç alacağımızı düşünüyor musunuz? Elbette hayır. Yıllık 2 milyon dolar ciro yaratabilen bir işletme, bugün iki nitelikli Ar-Ge mühendisinin yıllık maliyetini zor karşılayabilir. Mikro ve küçük ölçekli firmalar ile endüstri 4.0 veya yüksek katma değerli üretimin herhangi bir boyutundan bahsetmek maalesek mümkün değil.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFBAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFRAA" data-processed="true" data-complete="true">Ölçek yetersizliğinin bir başka tezahürü de, bu nitelikteki firmaların ihracatta büyük pazarlara mal arz etme konusundaki yetersizlikleri. Dolayısıyla ölçeğin satışlar üzerindeki etkileri iç pazar kadar, ihracata çalışanlar için de geçerli.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFRAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFhAA" data-processed="true" data-complete="true">Ölçekteki bu yetersizlik, işletmeleri sadece fason üretime ve TL'nin değer kaybına dayalı <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"yıkıcı fiyat rekabetine"</strong> mahkûm ederek bağışıklık sistemimizi daha da zayıflatıyor. O nedenle, sanayi yapılanmamızın ve KOBİ'lerin her rönesansına ihtiyacı olduğuna inanıyorum.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFhAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFxAA" data-processed="true" data-complete="true">Bu ihtiyacı pekiştiren başka bir sorun ise sanayideki girişimlerin sektörel dağılımından kaynaklanıyor. Firmalar, yüksek katma değerli alanlar yerine geleneksel sektörlerde kontrolsüz bir şekilde yığılmış durumda. Bugün Türkiye’deki sanayi işletmelerinin yüzde 20’si (yaklaşık 90 bin firma) sadece tekstil ve hazır giyim sektöründe. Küresel mal ticaretinde tekstil ve giyimin payı sadece yüzde 3 iken, Türkiye sanayisindeki bu yüzde 20’lik yoğunluk, kaynak dağılımındaki devasa asimetriyi gözler önüne seriliyor. Bu yığılmanın yarattığı <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"atıl kapasite"</strong> ve <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"kan kaybı"</strong> verilere de yansıyor:</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFxAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGBAA" data-processed="true" data-complete="true">İSO 500 listesindeki tekstil ve giyim firması sayısı 2021'den 59 iken, 2025'te 29'a geriledi.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGBAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGRAA" data-processed="true" data-complete="true">Veri; tüketim artarken hazır giyim ithalatı 2020'den bu yana 3 katına çıktı.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGRAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGhAA" data-processed="true" data-complete="true">Son birkaç yılda konkordato ilan eden firmalarda geleneksel sektörlerin ağırlığı fazla.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGhAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGxAA" data-complete="true" data-processed="true">Sanayide işletmelerin yüzde 14'ü fabrikasyon metal ürünleri imalatında. 70 bine yakın imalatçının bulunduğu bu sektörde, firma başına ortalama yıllık ciro sadece 730 bin dolar; Türkiye ortalamasının yarısı kadar. Son derece parçalı bir yapıya sahip bu sektör toplam sanayi istihdamının yüzde 10'unu barındırıyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGxAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHBAA" data-complete="true" data-processed="true">Türkiye'nin <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"Hangi sektörde ne kadar üretime ve bu üretim hacmi için kaç firmaya ihtiyacımız var?"</strong> sorusuna bir cevabı olmalı. Yatırım izinleri ve teşvikleri bu kapsamda verilmeli.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHBAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHRAA" data-complete="true" data-processed="true">Asya ekonomilerinin küresel üretimin yarısını domine ettiği, Avrupa Birliği'nin <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"Made in Europe"</strong> ve <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"Sınırda Carbon Düzenleme Mekanizması"</strong> gibi adımlarla oyunun kurallarını yeniden yazdığı, yine AB'nin ticaret anlaşmaları ağını sürekli genişlettiği ve ABD'nin gümrük vergilerini artırdığı bir konjonktürde, geleneksel sektörlerde ve mikro-küçük ölçekte yoğunlaşmış bir sanayi yapısı ile uzun vadede mücadele etmek mümkün değil.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHRAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHhAA" data-complete="true" data-processed="true">Türkiye'nin onbinlerce mikro ihracatçıya değil, küresel ölçekte rekabet edebilecek binlerce orta ve büyük ölçekli işletmeye ihtiyacı var. Organik büyüme hızı, küresel rekabetin gerisinde iken, <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"inorganik büyüme"</strong> merkezli yeni nesil sanayi politikaları hayata geçirilmeli. Ben bunun 3 adımı olması gerektiğini düşünüyorum.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHhAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHxAA" data-complete="true" data-processed="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">1-</strong> Kentsel dönüşümde uygulanan modelin bir benzeri, sanayi şirketleri için uygulanabilir. Kamusal bir <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"birleştirici yapı"</strong> olarak kurgulanacak bu kurum, parçalı yapıdaki küçük işletmeleri inorganik yollarla bir araya getirerek ölçek ekonomisine geçişi katalize edebilir. Yatırım, istihdam ve ihracat destekleri <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"mevcut ölçeği muhafaza etmeye"</strong> değil, <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"bir üst ölçeğe geçmeye"</strong> verileceklerle endekslenmeli.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHxAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIBAA" data-processed="true" data-complete="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">2-</strong> Serbest piyasa, kaynak tarafına izin verecek bir başıboşluk olarak görülmemeli. Devlet, stratejik planlama dahilinde aşırı yığılmış sektörlere girişleri sınırlandırmalı ve sermayeyi ihtiyaç duyulan yüksek teknolojili alanlara (makine, kimya, elektronik vb.) yönlendirmeli.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIBAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIRAA" data-complete="true" data-processed="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">3-</strong> Ülkede sanayi arazi fiyatları çok yüksek olduğu için, konutlardaki kentsel dönüşüm politikaları gibi, TOKİ ya da benzeri bir kurum, sanayicilere uygun fiyatlı arsa temin etmeli, fabrika inşaatını yapmalı ve bunu girişimcilere uzun vadeli kiralamalı. Ancak bu küçük sanayi sitelerinde değil, birleşerek ölçeğini büyüten işletmelere sunulan bir avantaj olmalı.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIRAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIhAA" data-complete="true" data-processed="true" aria-owns="action-menu-parent-container">Türkiye sanayisi, <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"mikro ölçekte kalarak marjinalleşmek"</strong> ile <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"ölçek büyüterek küresel oyuncu olmak"</strong> arasında tarihsel bir tercihin eşiğinde. Bağışıklık sistemini güçlendirmenin tek yolu, parçalı ve verimsiz yapıdan bütünleşik ve büyük ölçekli bir sanayi mimarisine geçmek. Bu dönüştürücü bir tercih değil, bir hayatta kalma meselesi olarak görmek gerekiyor. Türkiye, devletin yönlendirici gücüyle bir <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"Sanayi Rönesansı"</strong> başlatmak zorunda.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIhAA" data-complete="true" data-processed="true" aria-owns="action-menu-parent-container"> </div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayinin-ve-kobilerin-ronesansa-ihtiyaci-var-90810</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayinin ve KOBİ’lerin rönesansa ihtiyacı var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyeti-kuramamis-olsaydik-90809</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyeti kuramamış olsaydık…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Her toplumun tereddüt dönemi vardır. Cumhuriyeti inşa edenler, bu tereddütleri bertaraf ettiler. Ancak cumhuriyetin nimetlerinden yararlanıp kıymet bilmeyen güruhun gürültüleri söz konusu</strong></p>
<p><strong>Biz olmazdık.</strong> Bağımsız Türkiye olmazdı. Orta Doğu ülkeleri ayarında, kıt kanaat geçinen, 3 tarafı denizle ve 4 tarafı sorunla çevrili bu coğrafyada, özgürlüğümüzü koruyamazdık. Tipik bir Orta Doğu ülkesi formatında kalırdık. Uygarlık talebimiz küresel standart iddiası taşımaz, medenileşemezdik.</p>
<p><strong>Sanayimiz olmazdı</strong>. Daha cumhuriyeti ilan etmeden İktisat Kongresi düzenleyen atalarımız, İstiklal Savaşı ardından daha büyük mücadelenin ekonomi alanında verileceğini biliyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki “<em>iktisadi kurtuluş savaşı</em>” başarıları geliştiremez, sanayi derinliğinde mahrum ülke kalırdık.</p>
<p><strong>KADINA CUMHURİYET YARAŞIR</strong></p>
<p><strong>Kadın hakları olmazdı;</strong> İngiltere’de Fransa’da ve birçok Batı ülkesinde kadına seçme seçilme hakkı verilmemişken Atatürk, kadına bu hakları sağladı. Kadını hayatın her şubesinde var kılmak için yığınca reforma imza attı. Toplumun ön kesiminde yer almaları için örnek oldu, destek verdi, onları yüceltti.</p>
<p><strong>Demokrasi olmazdı</strong>; sandık laf olsun diye kurulurdu. Bugün adında “cumhuriyet” olan ama laik, demokrat karakteri bulunmayan ülkeler arasında kalırdık. İktidarı sandık üzerinden değiştirme nimetinden mahrum kalır, tek adamlığın otokrasisi altında fakir ve mutsuz bir ülke olurduk.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Cumhuriyete dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Cumhuriyete rengini veren nedir?</em></strong></p>
<p>Elbette <strong>modern laik Türkiye</strong> kimliğimizdir. Atalarımız o zor zamanda ülkeyi düşmandan temizlemekle kalmamış, <strong>gençlere</strong>, <strong>kadınlara</strong>, <strong>işçi</strong>, <strong>memur</strong>, <strong>çiftçiye</strong>, <strong>emekliye</strong> “nimetler bahşeden” bir ülke sundular.</p>
<p><strong><em>Şimdi bizlere düşen sorumluluk?</em></strong></p>
<p><strong>Yaşasın Cumhuriyet</strong>. Onlar kurdu; bize<strong> yaşatmak</strong> ve <strong>yüceltmek</strong> düşer. Cumhuriyetten kurtulmak isteyenlerin er veya geç fark edecekleri; Atatürk’ün ve cumhuriyetin <strong>kanımıza</strong>, <strong>ruhumuza</strong> işlediğidir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>BAŞKA TÜRKİYE YOK, CUMHURİYETİNE SAHİP ÇIK!</strong></p>
<p>Bizi bugünümüze taşıyan ve bize hem <strong>bağımsız</strong> bir vatan hem de <strong>laik</strong>, <strong>demokrat</strong> bir ülke sunan cumhuriyetimiz, <strong>103 yaşını</strong> doldurdu. İkinci yüzyılından kıdem alırken <strong>cumhuriyetin bize bahşettiği kazanımlarla </strong>yarınlara koşuyoruz. <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong> ve <strong>silah arkadaşlarını</strong> minnetle anıyoruz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>CUMHURİYET LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Cumhuriyet</strong>: Ulusun egemenliğini kendi elinde tuttuğu devlet biçimi, hâkimiyet milletindir</p>
<p><strong>Demokrasi</strong>: Cumhuriyetin olmazsa olmazı… Eğer yoksa tiranlık, diktatörlük yeşerir</p>
<p><strong>Diktatörlük</strong>: Bir kişinin tüm halkın kaderine hükmetmesi, astığı astık, kestiği kestik olması</p>
<p><strong>Oligarşi</strong>: Halkın yönetiminin bir kadronun eline geçmesi, cumhuriyet rejiminin zayıflatılması</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyeti-kuramamis-olsaydik-90809</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyeti kuramamış olsaydık… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugun-1923u-anlamak-mi-zor-1923ten-bakip-bugunu-anlamak-mi-90808</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bugün 1923’ü anlamak mı zor, 1923’ten bakıp bugünü anlamak mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae2c7a901a8d-1793247145.png" alt="" width="302" height="262" />Başlıktaki sorunun tek bir yanıtı yok. Hangisinin zor olduğu bakan göze göre de değişir. Aslında soru daha farklı da sorulabilir. Bugün kavramını, kapsamı epeyce genişletip istisnai dönemler tabii ki olmakla birlikte 1950'lerden sonrası diye almak da mümkün.</p>
<p>Bir kere Cumhuriyetin kuruluş yıllarından bakarak Cumhuriyet ilkelerinden sapılan dönemleri ve son yılları anlamak hiç kolay değil. Cumhuriyeti kuran Büyük Önder Atatürk ve arkadaşları, sonraki yıllara tanıklık edebilmiş olsalardı acaba ne düşünürlerdi?</p>
<p>Herhalde yapılanlara bakıp hem çok mutlu olurlardı, <strong>"Cumhuriyetin temellerini çok sağlam atmışız ki bunca olumsuzluğa rağmen ayakta"</strong> diye, hem de çok hayıflanırlardı <strong>"Gümüş tepside bir Cumhuriyet sunduk, çocuklarımız, torunlarımız bunun değerini bilememiş"</strong> diye...</p>
<p><strong><em>"Son yıllarda yabancı ülke devlet ve hükümet başkanlarına otomobil hediye eden Türkiye, Cumhuriyetin ilk yıllarında uçak üretebiliyordu ve Kayseri'de üretilen eğitim uçağı 1934 yılında İran Şahı Rıza Pehlevi'ye hediye edilmişti."</em></strong></p>
<h2>Emeklemeden koşan bebek!</h2>
<p>1920'li yılların başı, Meclis açılmış, Cumhuriyet ilan edilmiş; Türkiye Cumhuriyeti bebek bir devlet... Ama emeklemeye hiç mi hiç niyeti yok, koşacak. Üstelik onu koruyup kollayacak hamisi yok, ihtiyaç da duymuyor zaten, kaldı ki böyle bir şeyi istemiyor da. Onu koruyup kollama arzusunda olanların niyetleri kötü. Yalnızca dışarıda mı bu kötüler, yalnızca onlar mı bu bebeği yok etmek istiyor; içeride de fırsat kollayan çok. Ulu Önder Atatürk Cumhuriyeti kurduktan dört yıl sonra 1927'de gençliğe hitabeye niye şöyle başladı:</p>
<p><strong>"Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbâlinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır..."</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Ama Atatürk Osmanlı İmparatorluğu'nu yıktı!"</span></h2>
<p>Bir kesim var ki onlara göre Osmanlı İmparatorluğu tarihteki ilk ve tek Türk devleti. Böyle düşünenlere öncelikle Cumhurbaşkanlığı forsunun niye o şekilde olduğunu irdelemelerini önermek gerek.</p>
<p>İşte bu kesimden zaman zaman çatlak sesler yükselir:</p>
<p><strong>"Ama Atatürk Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmak için Osmanlı İmparatorluğu'nu yıktı."</strong></p>
<p>Bunu dile getirenler farkında olmadan Atatürk'ün büyüklüğünü dile getirmiş oluyor, bir yandan da ortada Osmanlı devletinin kalmadığını itiraf ediyor:</p>
<p><strong>"Bir Osmanlı paşası, koskoca(!) imparatorluğu yıkıyorsa, demek ki o imparatorluk artık koskoca değildi. Sakın o imparatorluk zaten yıkılmaya yüz tutmuş, hatta yıkılmıştı da elde kalan bir avuç Anadolu toprağı da tümüyle kaybedilmek üzereyken bunları geri alıp bir ülke yaratan Atatürk olmasın!"</strong></p>
<p>En iyisi böyle düşünenlere Sevr ile çizilen haritaya bakmalarını önermek gerek. Görmek ve bilmek isterlerse tabii ki...</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">1923'te nasıl bir Türkiye vardı?</span></h2>
<p>Yıl 1923; Cumhuriyet ilan edildiğinde Türkiye nasıl bir ülkeydi, nelere sahipti; ne kadar yolu, okulu, doktoru, okuma yazma bileni vardı?</p>
<p>Birkaç örnek ne durumda olunduğunu somut olarak ortaya koyacaktır.</p>
<p>1923'lerde İstanbul'dan Ankara'ya otomobille (tabii ki bulunabilirse) ancak 75-80 saatte gidilebiliyordu. Yani üç tam günde!</p>
<p>Bazı kaynaklara göre iki mebus Ankara'dan Erzurum'a 19-20 günde gidebilmişlerdi, evet neredeyse üç haftada.</p>
<p>Bildiğimiz anlamda karayolu tabii ki yoktu, demiryolu azdı ve zaten bizim değildi. Yani ulaşım anlamında müthiş bir zafiyet söz konusuydu.</p>
<p>Sorun yalnızca nitelikli insan gücü ya da ulaşım değildi tabii ki. Türkiye nüfus kaybediyordu.</p>
<p>1914-1915'lerde 16 milyonun üstünde olan nüfus, aradan on yıla yakın zaman geçtiğinde artmak bir yana 13 milyon dolayına inmişti. Üstelik bu azalma, genç ve erkek nüfustaydı. Bunun sebebi tabii ki savaşlardı.</p>
<p>İnsan gücü yönüyle büyük bir zafiyet yaşayan Türkiye, ekonomik varlıklar yönüyle de büyük sıkıntı çekiyordu. Genç ve erkek nüfustaki azalma <a title="tarım" href="https://www.ekonomim.com/sektorler/tarim" target="_blank" rel="noopener">tarım</a> alanlarının işlenmesinde de sorun yaratmaya başlamıştı. Tarımda kadınlar çalışıyordu. 1914-1915'lerden sonraki yaklaşık on yıl içinde nüfusla birlikte ekili tarım alanları ve hayvan sayısı da yarıdan fazla azalmıştı.</p>
<p>O dönemden çok küçük bir kesit bile ülkenin ne kadar zor durumda olduğunu ortaya koyuyor. Kaldı ki Cumhuriyetin ilanı öyle hiçbir tartışmaya yol açmadan gerçekleştirilebilmiş de değil ki. Hilafet tartışmaları, Atatürk'ün en yakınındaki bazı isimlerin bile Cumhuriyet ilanının oldubittiye getirildiği yolundaki itirazları o sürecin hiç de kolay atlatılmadığını gösteriyor.</p>
<p>Ama Büyük Önder ve onu destekleyen arkadaşları Türkiye'yi dönüştürmeye kararlıydı ve Cumhuriyetin ilanından sonraki dönemde atılan bir dizi adımla da bu kararlılık ortaya konuldu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Neler yapılmadı ki...</span></h2>
<p>Bugünlerden Cumhuriyetin ilk yıllarına bakanların bir dizi eleştirisi söz konusu oluyor. O dönem adeta ıvır zıvır işlerle uğraşıldığı ileri sürülüyor. Ne yapılmış; un fabrikası, bez fabrikası, şeker fabrikası açılmış. Acaba çip fabrikası kurulması mı bekleniyordu!</p>
<p>O günlerde öncelikli ihtiyaç onlardı. Kaldı ki Türkiye'nin aradan bir asır geçtiği halde hâlâ gerçekleştiremediği bir yatırım için ilk adım Cumhuriyetin ilk yıllarında atıldı ve çok önemli bir başarı da elde edildi.</p>
<p>Kayseri'de eskiden Tayyare Fabrikası olarak bilinen, şimdi daha çok Hava İkmal denilen bir bölge var. Çünkü orada Tayyare Fabrikası ve küçük pist bulunuyordu.</p>
<p>Türkiye'nin bu uçak fabrikasını kurma girişimi 1925 yılında bir Alman firmasıyla imzalanan anlaşmayla sonuçlandı. Anlaşmaya göre firma fabrikayı 1926 yılında onarım yapabilecek hale getirecek, bir yıl sonra 1927'de de uçak fabrikasına başlanacaktı. Tesis 1926 yılının ekim ayında, Cumhuriyetin ilanından üç yıl sonra açıldı. Ancak Alman firmasının iflası yüzünden uçak imalatı çabaları sonuçsuz kaldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İran'a uçak hediye edildi</span></h2>
<p>Tesis 1931'de yeniden canlandırıldı ve 1940 yılına kadar 200 uçak üretildi. Hatta İran Şahı Rıza Pehlevi'ye bir eğitim uçağı hediye edildi.</p>
<p>Dikkatinizi çekerim; Türkiye ürettiği uçağı hediye edebilen bir ülkeydi. Şimdi otomobil hediye ettik diye övünüyoruz.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı ile üretim aksamaya başladı, daha sonra devreye Marshall planının girmesi ve bu çerçevede daha düşük maliyetle uçak temin edilip üretimin baltalanmasıyla bu tesisin kapısına 1950'lerin başında kilit vuruldu.</p>
<p>Tayyare Fabrikası'nın o geniş arazisinin büyük bir bölümü şimdi millet bahçesi.</p>
<p>Türkiye'nin uçak imal etme girişimi Kayseri'deki bu fabrikayla sınırlı değil. Eskişehir'de de uçak imal edilmiş ve bu uçağın motor ve pervane dışındaki tüm parçaları Kayseri ve Eskişehir fabrikalarında üretilmiştir.</p>
<p>Uçak fabrikası örneği çok önemli. Atatürk ve arkadaşları Türkiye'nin kalkınması için öylesine yoğun bir çaba içine girmişti ki, çıtanın o dönem için en yükseğe konulması tercih edilmişti. Yalnızca uçak fabrikası değil, otomobil üretimi için de bir dizi görüşme gerçekleştirilmiş, bir dizi girişimde bulunulmuştu.</p>
<p>Ayrıca Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası ile Karabük Demir Çelik Fabrikasının temeli de 1930'larda atılmıştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bir ülke kurucu değerleriyle kavga eder mi?</span></h2>
<p>Ülke yönetmek için siyasetçi gerekiyor, siyaset yapmak gerekiyor ama bunu yaparken ülkenin kurucularıyla, kurucu değerleriyle kavga edilir mi, hatta marş sözleriyle kavga edilir mi?</p>
<p>Ediliyor.</p>
<p>Siyasetçi geçmişle kavgalı olur da o siyasetçinin destekçisi farklı mı davranır?</p>
<p>Türkiye'nin uzun yıllar boyunca adeta hiçbir şey yapmadığı anlatıldı, ileri sürüldü, bu görüş topluma empoze edildi. Toplum bunları<strong> "satın aldıkça"</strong>, hurafeye dönüşen bu söylemler daha fazla söylenir oldu.</p>
<p>Cumhuriyetin kuruluşundan yıllar yıllar sonra, Onuncu Yıl Marşı'ndaki <strong>"Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan"</strong> dizesiyle bile <strong>"kavga"</strong> edilmedi mi? <strong>"Ne örmesi"</strong> diye! Yapılanlar, o günün şartları göz önüne alınmadan küçümsendi.</p>
<p>Atatürk döneminde yapılanlar, reformlar hâlâ önemsiz gösterilmeye, <strong>"Yapa yapa o fabrikalar mı yapıldı yani"</strong> diye burun kıvrılmaya çalışılıyor.</p>
<p>Hatta cehalet öyle bir boyuta vardı, vardırıldı ki, Atatürk şapka devrimiyle, sarıkla uğraşırken Almanya otomobil yapıyormuş, biz o yüzden geri kalmışız. Bunu söyleyen cahilin sanayi devrimi ne zaman başladı, Almanya buna ne zaman girişti, o tarihlerde bu topraklarda hüküm süren Osmanlı ne yapıyordu, hiçbir fikri yok tabii ki.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Atatürk'e bir ömür yetmedi</span></h2>
<p>Cumhuriyet kurulmuştur ama yapılacak o kadar çok iş vardır ki, Atatürk ve arkadaşları nereye el atacaklarını adeta bilemez haldedir.</p>
<p>Ama her alana, her soruna da el atmışlardır...</p>
<p>Hem de öyle ki Avrupa'ya örnek olacak boyutta el atmışlardır...</p>
<p>Atılan adımlar yalnızca ekonomide değil üstelik, sosyal alanda öylesine büyük adımlar atılmıştır ki, gelişmiş Batı ülkeleri Türkiye'yi çok geriden izlemiştir.</p>
<p>Avrupa, kadınlara seçme ve seçilme hakkını bizden çok sonra verebilmiş örneğin.</p>
<p>Bundan büyük bir adım olabilir mi...</p>
<p>Ama yıllar önce seçme ve seçilme hakkını elde eden kadınların (tabii ki bazılarının), bu hak sayesinde belli mevkilere geldikten sonra tutup kendilerine bu hakkı tanıyan Atatürk hakkında ileri geri konuşabilmeleri ancak nankörlük olarak nitelenebilir.</p>
<p>Bu Cumhuriyet Atatürk ve arkadaşlarına tabii ki gümüş tepside sunulmadı, hatta tam tersine engel çıkarmak için içeriden ve dışarıdan elden gelen çabayı gösterenler vardı.</p>
<p>Ama bu Cumhuriyet bize, bizim kuşaklara gümüş tepsi içinde sunuldu.</p>
<p>103 yıl önceyi düşünün! O günün koşullarını... Geride bırakılan savaşları; yanmış, yıkılmış ülkeyi.</p>
<p>Sonra yapılanlara, Atatürk'ün kısacık ömrüne ve Cumhuriyetin ilk yıllarına sığdırdıklarına bakın!</p>
<p>Minnet duymamak mümkün mü?</p>
<p>Cumhuriyetimizin 103'üncü yıldönümünde Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını saygı ve minnetle anıyorum...</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae2c7898ac2a-1793247113.png" alt="" width="359" height="744" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugun-1923u-anlamak-mi-zor-1923ten-bakip-bugunu-anlamak-mi-90808</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bugün 1923’ü anlamak mı zor 1923’ten bakıp bugünü anlamak mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetimizin-ikinci-yuzyilinda-teknolojik-uyum-gundemimiz-90807</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında &#039;teknolojik uyum&#039; gündemimiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICBAA" data-processed="true" data-complete="true"><strong><em>Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında uluslararası düzende hak ettiğimiz yeri almak için “teknolojinin donanım ve yazılım” boyutlarını iyi analiz ederek, gideceğimiz yönü birlikte belirlememiz de hayati önem taşıyor. Durum çok açık, bize düşen görev çok net: Cumhuriyetin ikinci yüzyılında çağdaş toplumlar arasında yerimizi almak için ne yapmamız gerektiğini açık ve net olarak tanımlamak ve belirlemek zorundayız.</em></strong></div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICBAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICBAA" data-processed="true" data-complete="true">
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIChAA" data-complete="true" data-processed="true">Çoğunluğumuz farkındayız ki insan zihninin <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“düş kurma sınırları”</strong> yoktur. İranlı şair Furuğ, <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“Bütün hayaller kendi saflıklarının doruklarından düşerek ölür”</strong> derken; hayal etmenin sakıncalı olduğunu söylemiyordu. Yaşamda temel değişmezlerden biri olan “Aşırı ve noksan değerlendirme yapmama” konusunu anımsatıyordu. Hayal, yaratıcı aklın önünü açar, ama aşırı abartılırsa fırsat ve tehlikelerle, olanak ve kısıtlar arasında dengeyi kaçırır; kendi doruklarından düşerek ölür. Bireyler, topluluklar ve toplumların <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“hayallerindeki ölüm”</strong> bilinen en tehlikeli silahtır; nükleer bombalar bile hayalin ölümünün etkilerinin yanında domatesin kurutulmuşu gibi kalır.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICxAA" data-complete="true" data-processed="true">Özgüvenin yaratıcı özünü çürüten “noksan değerlendirme” de bizi aynı çıkmaz yollara saptırır: Bir şey yapamayacağımıza kendimizi inandırmaktan daha büyük tehlike olabilir mi? Tutarlı bir gelecek inşa edebilmemiz için aşırı ve noksan değerlendirmenin tuzaklarından uzak durmalaysak da; ayakları yere sağlam basan “tahminler” önceliğimiz; o tahminlerin yüksek hedeflere yönelmede itici gücümüz olmalı. <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“Tahminlerimizle “temennilerimiz”</strong> arasındaki makasın kapanması için <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“nesnel akla”</strong> olan ihtiyacımız alabildiğine artıyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDBAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDBAA" data-complete="true" data-processed="true">Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında bizi çağdaş toplumlar arasında katacak olan yol ve yöntemleri sorgulamak, malumat sahibi olmak, malumatı net bilgiye dönüştürmek, bilgiyi anlamlı hale getirerek insan yaşamını kolaylaştıran maddi ve kültürel üretim yapmak hayati sorunumuz.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDBAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDRAA" data-complete="true" data-processed="true">Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı çok önemli bir “teknolojik sıçrama aşamasına” denk düştü. İnsanlığın yaşadığı birçok olgu gibi, teknolojik sıçramalar da ikili yapıdadır: Topluluk ve toplumların yaşamını <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“kolaylaştırdıkları”</strong> kadar eşitsizlik, adaletsizlik, vicdansızlık gibi <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“zorluklara”</strong> da yol açabilirler.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDRAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDhAA" data-complete="true" data-processed="true">Bugün erişmiş olduğumuz “yaratıcılık teknolojinin sayısal işlem kapasitesi” bağlantıları, iletişim biçimlerini, rekabet yapılarını ve işbirliklerini yeniden şekillendiriyor. Üç noktada <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“genel yapay zekanın”</strong> yer aldığı teknoloji iş süreçlerini değiştiriyor; işgücü profillerini farklılaştırıyor; nüfus hareketlerini biçimlendiriyor; kültürel alışkanlıklarımızı sorgulatıyor; yeni bir dünya düzenine geçildiğini, bizim de ona uymak zorunda olduğumuzu bize haykırıyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDhAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDxAA" data-complete="true" data-processed="true">İktisat biliminin temeli olan <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">ne üreteceğimizi, nasıl üreteceğimizi ve nasıl paylaşacağımızı</strong> yeniden düzenleyen bir aşamaya hızla geçiyoruz. Hepimiz bilinçli bir etkilenme, yoğunlaşmış ilgi, netleşmiş amaç, uygun ortam ve elverişli iklim oluşturması sorumluluğuyla yüzleşiyoruz. O nedenle Cumhuriyetin ikinci yüzyılında <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“teknoloji odaklı bağımsızlık ve beka sorunumuza”</strong> net çözümler üretme sorumluluğundayız.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDxAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIEBAA" data-processed="true" data-complete="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">TEKNOLOJİNİN DONANIM YÖNÜ</strong></div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIEBAA" data-processed="true" data-complete="true"><br data-sfc-root="c" data-sfc-pl="|||[]" data-complete="true" data-processed="true" />Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında çağdaş toplumlar arasında saygın bir yer edinmek istiyorsak belirleyici teknolojilerin <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“donanım ve yazılımlarında”</strong> ne yapmak istediğimizi ve neler yapabileceğimizi netleştirerek kitlelerle paylaşmalıyız.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIEBAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIERAA" data-complete="true" data-processed="true">Çip üretiminin temelini oluşturan “tek kristal silikon dökümünde” ve “wafer” (yonga) üretiminde nerede durduğumuz zihinlerimizde netleştirmeden, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında değer zincirinin neresinde konumlanacağımızı belirleyemeyiz. Gerekli saflıkta (%99,9999) tek kristal silikon dökümü de yetmez, ürettiğimiz yongaların işlenerek <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“veri merkezlerinin”</strong> temel donanımını oluşturan iki nanometre altına inen çip üretimine uyumlu hale getirmek merdivenin ilk basamağını oluşturuyor. Çip üretiminde transistör baskılarını yapan makinelerde Hollanda’daki bir firmaya ya da bu konuda teknolojiyi geliştirdiğini ileri süren Çin, Japon ya da gelecekte başka bir ülkeye firmasına bağımlılık sürdükçe, Cumhuriyet idealinin temeli olan <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“tam bağımsızlık”</strong> ne ölçüde mümkün olabilir?</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIERAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIEhAA" data-processed="true" data-complete="true">Gerekli saflıkta tek kristal silikon döküm, yongaların işlenmesi, transistör baskılarının yapılması, iki nanometreye inen çiplerin tasarımını ve üretimini gerçekleştirmek bile, çok önemli aşamalardan biri olan <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“çip kaplama teknolojilerine”</strong> hakim olmadan tam bağımsız, çağdaş bir toplum iddamızın ayakları yere basabilir mi?</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIExAA" data-processed="true" data-complete="true">Veri merkezlerinin işlem yapabilmek için gerekli olan <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“enerji arzını”</strong> sistemli bir biçimde yaratamazsak, teknoloji yarısında itibarlı bir yerde konumlanma söylemleri anlamlı olabilir mi?</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIExAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFBAA" data-complete="true" data-processed="true">Çip tasarımı konusunda yurtiçinde ve yurtdışında yetişmiş insan gücüne sahip olduğumuzu biliyoruz. Bu gücü geliştirmek için gerekli yapıları oluşturmadan, o gücü büyütmeden Cumhuriyet ideallerine yaklaşabilmemiz ne kadar mümkündür? Yaşamı derinden etkileyen, sürekli ve hızlı dönüşümlerin itici gücü olacağını şimdiden kanıtlayan <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“veri merkezlerinin soğutulması”</strong> konusunda “küresel stratejimiz” yoksa, örneğin <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“soğutma suyuna”</strong> gerektiği kadar kafa yormamışsak çağı yakaladığımız söylemi hamaset batağında boğulmaz mı?</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFBAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFRAA" data-complete="true" data-processed="true">Veri merkezlerinden kullanıcılara iletilmesi gereken verilerin iletim ağlarını oluşturmamışsak, bu ağların oluşturulmasıyla ilgili net bir planımız yoksa, giderek kızışan rekabette direncimizi nasıl koruruz? Topluluk ve toplumun bekasını nasıl sağlayabiliriz?</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFRAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFhAA" data-processed="true" data-complete="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">TEKNOLOJİNİN YAZILIM DİNAMİĞİ</strong></div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFhAA" data-processed="true" data-complete="true"><br data-sfc-root="c" data-sfc-pl="|||[]" data-complete="true" data-processed="true" />Teknolojilerin <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“donanım altyapıları”</strong> işin bir yarısı ise, diğer yarısı da <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-processed="true" data-complete="true">“yazılım”</strong> alanındaki becerilerin geliştirmesi oluşturur. Teknolojilerin yarattığı kapasite ve teknik olanaklar işin bir yarısıdır; diğer yarısı işe hayat katacak olan yazılım geliştirme ve uygulama becerileridir.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFhAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFxAA" data-processed="true" data-complete="true">Yazılımların itici gücü ihtiyaçların tanımlanmasıdır. İhtiyaçlar net olarak tanımlanmazsa, yazılımların yaratacağı katkılar sınırlı kalabilir; bizi yaratmak istediğimiz sonuçlara götürmeyebilir.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFxAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGBAA" data-processed="true" data-complete="true">Dünya genelindeki oluşumları izlemek, eğilimleri baskın hale gelmeden kavrayarak fırsat ve tehlikelerin neler olduğunu bilmek, makro ve mikro ölçekte ne yapmamız gerektiğini tanımlamak küresel değer yaratma zincirinde doğru konumlanmamızı kolaylaştırabilir.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGBAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGRAA" data-processed="true" data-complete="true">Teknolojinin yazılım boyutu, sahada müşteriyi iyi gözleme, izleme, anlama ve anlamlandırma işidir.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGRAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGhAA" data-complete="true" data-processed="true">Çok genel çizgileriyle baktığımızda teknolojinin yazılım boyutunu çoklu bir disiplinle değerlendirmek gerekiyor: Kentleşme ve göç olgularının yarattığı yeni ihtiyaçların sürekli sorgulanması önemli. Eskiyen ve işlevsizleşen kurumların işler hale getirilmesinin belirleyici rolü unutulmamalı. Çağdaş bir toplum yaratılmasının özünü oluşturan “güven” konusunu hukukun üstünlüğüne dayalı yapılandırma ve işler halde tutma da hayati sorunlardan bir diğeri. Orta sınıfın yükseltilmesi, eşitsizliklerin azaltılması da üretilen mal ve hizmetlerin değer kazanmasının gerek şartı. Piyasa mekanizmasının boşluklarını dolduracak olan plan disiplini de gözünde tutulması gerekenlerden bir başkası. Kaynakları değerlendirilerken ölçülerin konması, ölçeklendirmelerin yapılması, özendirme sistemlerinin işlerliği, ödül ve ceza sisteminin işletilmesi ve ödeşmelerin ödünsüz izlenmesi de yazılımlarda dikkate alınması gereken hususlar.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGhAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGxAA" data-complete="true" data-processed="true">Çağımızın rekabeti teknik beceriler kadar sosyal becerilerin geliştirilmesini gerektiriyor. Teknolojinin donanım boyutu teknik kapasite oluştururken, yazılım boyutu da bağlantı, iletişim, rekabet ve işbirliklerinin etkinliğinde belirleyici oluyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGxAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHBAA" data-complete="true" data-processed="true">Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında uluslararası düzende hak ettiğimiz yeri olmak için “teknolojinin donanım ve yazılım” boyutlarını iyi analiz ederek, gideceğimiz yönü birlikte belirlememiz ivedi ihtiyaçlarımızdan biri. Durum çok açık, bize düşen görev çok net: Cumhuriyetin ikinci yüzyılında çağdaş toplumlar arasında yerimizi almak için ne yapmamız gerektiğini açık ve net olarak tanımlamak ve belirlememiz gerekiyor. O zaman hep birlikte ne yapmamız gerektiğini sorgulayarak çoğunluğun gönüllü katılımını sağlayacak ortak bir karar üretmeliyiz.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHBAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHRAA" data-processed="true" data-complete="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">GELECEK İNŞA ETMEK İÇİN</strong></div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHRAA" data-processed="true" data-complete="true"><br data-sfc-root="c" data-sfc-pl="|||[]" data-complete="true" data-processed="true" />Cumhuriyetin ikinci yüzyılında değer yaratma zincirinde doğru konumlanarak çağdaş bir toplum yaratmanın ve direncinin artırmanın özellikle teknolojik boyut dijital uyum boyutuna kısa değinmeler yaptık. Daha geniş anlamda bir gelişme yaratma için sorumu, birlikte alabildiğine sorgulamamız gerekiyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHRAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHhAA" data-complete="true" data-processed="true">Öncelikle toplumsal ve ekonomik reform ihtiyacını belirlemek, ülkenin çıkarlarını siyasi çıkarlar önüne koyarak bir “reform gündemi” üzerinde anlaşmalıyız.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHxAA" data-complete="true" data-processed="true">Ülkenin sanayileşme kapasitesini arttıracak mevcut teknolojilerin modernleştirilmesi, dijital teknolojilere uyum ve yeşil dönüşüm konularında <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“ulusal strateji”</strong> paylaşmalıyız. Ayrıca sürekli yenilik ve üretim üstüne kurulun çağdaş rekabet koşullarında Ar-Ge yatırımları stratejik bir akılla yönlendirmemiz kaçınılmaz sorumluluklarımız arasındadır. Ülke içinde kırdan kente, kentler arasında ve uluslararası düzeyde göç olgusunu dikkate alarak kasabalarda ve kentlerde “paralel topluluklar” oluşmasını engelleyecek önlemler de ilgi menzilimizin dışında olmamalı.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHxAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIBAA" data-complete="true" data-processed="true">Kamu harcamalarında doğrudan ve dolaylı vergilerle oluşan bütçe imkanları ile sosyal ödemeler – doğrudan yardımlar, eğitim ve sağlık yatırımları, emeklilik ve göçmenlerin durumu ve benzeri – harcamalarda popülist ve pragmatist uygulamalara izin vermemeliyiz.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIBAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIRAA" data-complete="true" data-processed="true">Jeopolitik gelişmeleri, hükümet kararlarını, emek hareketlerini, nüfus oluşumlarını, kültürel olanak ve kısıtları, teknolojinin etkilerini bir bütün olarak değerlendirerek bir gelecek temennisi oluşturmalı; o temennileri ayakları yere basan tahminlere dönüştürmeliyiz.</div>
<div class="yhAwj" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true" data-sfc-inited="2"> </div>
<div class="yhAwj" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true" data-sfc-inited="2">Şimdi <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">diğer iki fotoğrafın</strong> metinlerindeki basım/heceleme hatalarını da bu şekilde düzelterek sırayla vermemi ister misiniz?</div>
<div class="AHmQrc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIhAA" data-complete="true" data-processed="true" data-sfc-inited="2">
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIhAB" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIhAB" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetimizin-ikinci-yuzyilinda-teknolojik-uyum-gundemimiz-90807</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında &#039;teknolojik uyum&#039; gündemimiz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/korku-uzerine-egemenlik-kurulamaz-90806</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Korku üzerine egemenlik kurulamaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRKİYE </strong>Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası’na uzun süre Başkanlık yapan <strong>Halit Narin, </strong>2008 yılında Genel Kurmay Başkanlığı’na hazırlatıp, 15 bin adet bastırdıkları <strong>“Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri” </strong>kitabının giriş bölümünde şu noktanın altını çizmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Umutsuzluğa kapıldığımız, yaşanan koşullar ve dayatmalar karşısında çaresiz hissettiğimiz, birlik ve beraberliğe ihtiyacımızın olduğu zamanlarda, anlarda başucunda bulunduracağımız bu eser geçmişimize bakarak nelerin üstesinden geldiğimizi görmemiz açısından önemlidir.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Halit Narin</strong>’in 2008 yılında <strong>“Türkiye Tekstil İşverenleri Sendikası’nın hediyesi” </strong>olarak gönderdiği, Cumhuriyetimizin Kurucusu Büyük Önder <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün konuşmalarından derlenen <strong>“Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri” </strong>kitabı, o günlerden itibaren <strong>“başucu kitabım” </strong>oldu.</p>
<p>Cumhuriyetimizin 103. yılını kutladığımız bugünkü yazı için <strong>“başucu kitabımı” </strong>açtım, hemen ilk sayfalardaki <strong>“Devlette Egemenlik ve Egemenliğin Kullanılması” </strong>bölümünü bir kez daha okudum:</p>
<ul>
<li><strong>Kuvvet birdir ve o milletindir. </strong>(1937)</li>
<li><strong>Korku üzerine egemenlik kurulamaz. </strong>(1930)</li>
<li><strong>Milletler egemenliklerini geçici olarak da olsa verecekleri meclislere dahi lüzumundan fazla güvenmemelidir. </strong>(1923)</li>
<li><strong>Çünkü meclisler bile istibdad (keyfi hareket) edebilirler. Ve bu istibdad, şahsi istibdattan daha öldürücü olabilir. </strong>(1923)</li>
<li><strong>Bunun için meclisler belirli zamanlarda yenilenir. Bu sayede milli egemenlik daha emniyetli esas ve şartlara bağlanmış olur. </strong>(1923)</li>
<li><strong>Meclisler uygun görülenden fazla uzun süre devam ederse, bu takdirde vekillerle temsil edilenler arasındaki görüşler birbirinden ayrılmaya ve bağlar çözülmeye başlar. </strong>(1923)</li>
<li><strong>Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdur. </strong>(1924)</li>
<li><strong>Artık bu devletin ve milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da milli egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve varlığıdır. </strong>(1923)</li>
<li><strong>Milletin irade ve isteğine uymayanların sonu yok olmaktır. </strong>(1923)</li>
</ul>
<p>Büyük Önder <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün 103 yıl önce <strong>“egemenlik” </strong>konusunda verdiği mesajlar, çizdiği çerçeve, halkın iradesine inancını, güvenini ortaya koyuyor…</p>
<p>29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Memleketimizde birçok milyoner ve milyarder olsun</span></h2>
<p><strong>GENEL KURMAY </strong>Başkanlığının Türkiye Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası için hazırladığı <strong>“Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri” </strong>kitabında, 29 Ekim 1933 tarihli <strong>“Onuncu Yıl Nutku”</strong>nu açtım, sanayicilerle ilgili bölüme baktım:</p>
<ul>
<li><strong>Sanayiciler halk için lazımdır. Sanayicileri desteklemek ve yükselmeye yöneltmek gerekir.</strong></li>
<li><strong>Bu memleket ve memleketin insanları daha çok zengin olmaya muhtaçtır ve bu hakkıdır.</strong></li>
<li><strong>Bundan dolayı onların servetine göz dikmeyeceğiz.</strong></li>
<li><strong>İsteriz ki memleketimizde birçok milyoner ve milyarder olsun.</strong></li>
<li><strong>O zengin insanlar bankalar, demiryolları, fabrikalar, şirketler, sanayi müesseseleri kursunlar.</strong></li>
<li><strong>Bizi yabancıların sermayesine muhtaç bırakmasınlar.</strong></li>
<li><strong>Bundan dolayı onlara düşman değil, onları daha çok zengin etmek bu memleketin gerçek çıkarları gereklerindendir.</strong></li>
<li><strong>Devlet ve özel teşebbüs birbirine karşı değil, birbirinin tamamlayıcısıdır.</strong></li>
</ul>
<p>Kitabın <strong>“Bilim ve Teknoloji” </strong>başlıklı bölümünde de <strong>Atatürk</strong>’ün sanayileşme üzerine şu mesajları dikkatimi çekti:</p>
<ul>
<li><strong>Sanayileşmek, en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır. </strong>(1937)</li>
<li><strong>Çalışması ve yaşaması için ekonomik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük, küçük her türlü sanayiyi kuracağız ve işleteceğiz. </strong>(1937)</li>
<li><strong>En başta vatan savunması olmak üzere, ürünlerimizi değerlendirmek ve en kısa yoldan, en ileri ve mutlu Türkiye idealine ulaşabilmek için bu bir zorunluluktur. </strong>(1937)</li>
<li><strong>Memleket için kaçınılmaz olan sanayinin kurulması bitmedikçe her yönden kalp huzuru duymamıza imkan yoktur. </strong>(1933)</li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fikirler zorla, top ve tüfekle asla öldürülemez</span></h2>
<p><strong>“ATATÜRK’ün Görüş ve Direktifleri” </strong>kitabının <strong>“Fikir Hayatı” </strong>başlıklı bölümünde şu mesajların altını çizdim:</p>
<ul>
<li><strong>Fikirler zorla ve şiddetle, top ve tüfekle asla öldürülemez. </strong>(1922)</li>
<li><strong>Bütün ilerlemeler, insan fikrinin eseridir.</strong><strong>Millet benliğine hakim olsun ve düşünebilsin yeter. </strong>(1922)</li>
<li><strong>Fikrin serbest hareketi ise ancak kişinin düşündüğünü serbest olarak söylemek, yazmak ve verdiği karara göre her türlü teşebbüse girebilmek serbestisine sahip olmasıyla mümkündür.</strong>(1922)</li>
</ul>
<p>Kitabın <strong>“Bilim ve Teknoloji” </strong>bölümünde ise Ulu Önder <strong>Atatürk</strong>’ün şu sözü üzerinde durdum:</p>
<ul>
<li><strong>Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan bir takım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur, belki de hiç olmaz.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Mutlu edeceğim’ diyerek insanları birbirine boğazlatmak esef edilecek bir sistemdir</span></h2>
<p><strong>TEKFEN </strong>Vakfı’nın yeni yıl hediyesi olarak gönderdiği <strong>365 Gün Atatürk” </strong>takviminin 26 Ekim 2026 tarihli yaprağında 29 Ekim 1937’deki Cumhuriyet Bayramı’nda Büyük Önder <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün Balkan ülkelerinin genelkurmay başkanlarıyla bir fotoğrafına yer verilmiş.</p>
<p>Takvim yaprağının arka sayfasındaki notların başlığı şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>İnsanları birbirine boğazlatmak…</strong></li>
</ul>
<p>Lozan Konferansı’ndan sonra Balkan ülkeleriyle ilişkilerini canlandırmak isteyen Türkiye, sırasıyla Arnavutluk, Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan ile ikili dostluk anlaşmaları imzaladı.</p>
<p>Bu sırada hemen tüm Balkan devletleri arasındaki ilişkiler de düzelmiş ve işbirliği yapmaya uygun bir ortam oluşmuştu.</p>
<p>Bunun sonucu olarak, 1930 yılında Atina’da <strong>“Birinci Balkan Konferansı” </strong>düzenlendi. Konferansın ikincisinin ise 20-26 Ekim 1931 tarihleri arasında Türkiye’de toplanmasına karar verildi.</p>
<p>İkinci Balkan Konferansı esas olarak İstanbul’da yapılmakla birlikte, konferansın son günü olan 26 Ekim’deki oturum Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde gerçekleştirildi. Oturumdan önce <strong>Atatürk, </strong>delegelere hitaben Fransızca bir konuşma yaptı.</p>
<p><strong>Atatürk, </strong>Balkan milletlerinin aynı kandan, yakın soylardan müşterek ataları olduğunu ve asırlarca bir arada yaşadıklarını hatırlatarak, Balkan Birliği’ni sağlamanın ancak karşılıklı siyasi bağımsızlıklara saygı ile ekonomik sahada, kültür ve medeniyette ortak çalışmaya bağlı olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Atatürk, </strong>insanlığı ortak barışa götürecek yolu ise şöyle tarif etti:</p>
<ul>
<li><strong>İnsanları mutlu edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak, insanlıktan uzak ve son derece esef edilecek bir sistemdir.</strong></li>
<li><strong>İnsanları mutlu edecek tek yol, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi gereksinimlerini temine yarayan hareket ve enerjidir.</strong></li>
<li><strong>Dünya barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu, ancak bu yüksek ülkü yolcularının çoğalması ve başarılı olmasıyla mümkün olacaktır.</strong></li>
</ul>
<p>ABD, Irak’ta <strong>Saddam</strong>’ın, Libya’da <strong>Kaddafi</strong>’nin sonunu getiren müdahalelere girişirken, <strong>“Onlara demokrasi götüreceğiz” </strong>iddiasıyla yola çıktı…</p>
<p>İran’a saldırırken de, <strong>“Lider kadroyu yok eder, rejimi değiştiririz. İran halkı rejimin değişmesini istiyor” </strong>gibi üstüne vazife olmayan bir gerekçeye sarıldı…</p>
<p><strong>Atatürk</strong>’ün 26 Ekim 1931’de Ankara’da gerçekleşen Balkan Konferansı’nda verdiği mesaj, o günlerde, sonrasında, bugünlerde ve daima önemini korudu, koruyacak:</p>
<ul>
<li><strong>İnsanları mutlu edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak, insanlıktan uzak ve son derece esef edilecek bir sistemdir.</strong></li>
</ul>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/korku-uzerine-egemenlik-kurulamaz-90806</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/6/1280x720/ataturk-1793246726.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Korku üzerine egemenlik kurulamaz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bakude-ataturk-caddesinde-pazar-lideri-bir-turkiye-markasi-zivella-90825</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakü’de Atatürk Caddesi’nde pazar lideri bir Türkiye markası: Zivella</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ofis mobilyaları alanında hızlı bir büyüme yakalayan Zivella, genç tasarımları, özgün renkleri ve başarılı pazarlama stratejileriyle uluslararası pazarlarda kendisine yer açmaya devam ediyor. 250 kişilik ekibi ve dışarıdan çalıştığı iş ortaklarıyla tasarım ve üretimde fark yaratmaya çalışan kuruluş, 4 kıtada 50’den fazla ülkeye ihracat yapıyor. Geçtiğimiz hafta sonu, Azerbaycan'ın başkenti Bakü’de Zivella’nın yarattığı başarıya bizzat tanık oldum. Zivella Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Uzun, düzenlenen toplantıda Ankara ve İstanbul’dan gelen mimar ve tasarımcılar birlikte değişen çalışma alışkanlıklarını, ofislerin geleceğini ve mekânların insan yaşamındaki rolünü değerlendirdi.</p>
<p>Zivella bugün Azerbaycan’daki Türk şirketler arasında önde gelen bir konuma sahip. Bakü’deki 3 katlı mağazanın Abdurrahman Uzun’un hayatında önemli bir yeri var. Uzun, şirketin ilk yıllarında Rize’de Cumhuriyet ve Atatürk caddelerinde mağaza açmayı istemiş, ancak o dönem bütçeleri yeterli olmadığı için ilk mağaza daha arkalarda yer almış. Aradan yıllar geçtikten sonra, Uzun’un hayali Bakü’de gerçekleşmiş ve Azerbaycan’daki ilk mağaza 2003 yılında Atatürk Caddesi’nde kapılarını açmış. </p>
<p>Zivella Azerbaycan’daki 23 yıllık yolculuğu sırasında, Haydar Aliyev Merkezi, Azal, Azersun, Azercell, Günay Bank Pasha Holding gibi çok önemli kurumlara ve kuruluşlara sunduğu çözümlerle fark yaratarak büyümüş. Her geçen yıl, Pazardaki konumunu güçlendiren marka, bugün ülkenin ofis mobilyaları sektöründeki lider markalarından biri olarak faaliyetlerini sürdürüyor.</p>
<figure class="image align-center"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae2d7521886c-1793251154.JPG" alt="" width="800" height="533" />
<figcaption>
<p style="text-align: center;"><strong>Zivella Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Uzun - Zivella İcra Kurulu Başkanı Ali Al</strong></p>
</figcaption>
</figure>
<p>Zivella, İcra Kurulu Başkanı Ali Al başarının gerisindeki formülü<em> “Ofiste ev rahatlığı sunma vizyonuyla üretim yapmak ve hiç durmadan yenilik arayışında olmak</em>” yaklaşımıyla açıklıyor.</p>
<p><strong>Geleceğin Ofis deneyimi araştırması</strong></p>
<p>Zivella’nın Bakü’deki programında Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Uzun kuruluşun gelişim yolculuğunu ve tasarıma bakışını paylaştı. Tasarım Direktörü Selami Gündüzeri ürünlerin ortaya çıkışındaki ilham kaynaklarını ve tasarım süreçlerini, İcra Kurulu Üyesi Mine Türkün de yaptıkları araştırmanın detaylarını aktardı.</p>
<p>Buluşmanın gündeminde, Zivella’nın gerçekleştirdiği “Geleceğin Ofis Deneyimi” araştırmasının ortaya koyduğu farklı kuşakların çalışma ortamlarından beklentileri de yer aldı. Araştırma, çalışma alanlarının dönüşümüne ilişkin değerlendirmelere veri temelli bir bakış açısı kazandırdı.</p>
<p>Zivella, İcra Kurulu Başkanı Ali Al, Zivella, İcra Kurulu Üyesi Gürcan Aydıner, Zivella, İcra Kurulu Üyesi Emre Şenler, İcra Kurulu Üyesi Fatih Uzun ve Zivella, Kurumsal Satış Müdürü Ahmet Levent Yıldırım da soruları yanıtladılar</p>
<p><strong>Çalışma deneyimi tasarlayan marka</strong></p>
<p>Zivella, çeşitli yerli ve uluslararası tasarımcılarla çalışarak ilerliyor. Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya pazarlarında özellikle kurumsal projelerdeki performansıyla dikkat çekiyor. Bankalar, teknoloji şirketleri, eğitim kurumları ve büyük ofis projelerinde sıkça tercih edilen Zivella ergonomi ve modülerlik üzerine yoğunlaşıyor. Özellikle hibrit çalışma düzenine uygun çözümler geliştiriyor. Abdurrahman Uzun, bakış açılarını “Biz kendimizi çalışma deneyimi tasarlayan bir marka olarak konumluyoruz.” cümlesiyle ifade ediyor.  Zivella tasarımda renk kullanımına özellikle önem veriyor. Moda tasarımcısı Özlem Süer ile 2022 yılında işbirliği yapmaya başlayan kuruluş, her yıl renk trendleri doğrultusunda çalışma yapıyor. Abdurrahman Uzun Özlem Süer’le çalışmalarını şu cümlelerle özetliyor: <em>“Özlem Hanım bu dönemde hem Zivella’ya özel bir renk (Ongoing-Bakır Enstantane) ortaya çıkardı, bize özel bir hikâye yazdı ve renkleri destekleyen desenler tasarladı. Bu işbirliği sayesinde pandemi sonrası beden-ruh-kalp üçgeninde kurulan bir dünya halini destekleme şansı bulduk.”</em></p>
<p><strong>Türkiye-Azerbeycan arasında köprü </strong></p>
<p>Zivella, ticari faaliyetlerinin yanı sıra Azerbaycan’daki mimarlık ve tasarım ekosistemiyle ilişkilerini geliştirmek için de çalışıyor. 2025 yılında Bakü’de Seranit ile düzenledikleri InVision etkinliğinde mimarlık dünyasıyla buluşan marka, aynı yıl ADA Üniversitesi’nde gerçekleştirilen uluslararası Baku Archifest festivalinin sponsorları arasında yer aldı. Yine 2025 yılından itibaren Türkiye ve Azerbaycan’dan mimarları kendi ev sahipliğinde Bakü’de buluşturarak iki ülke arasında tasarım odaklı bir paylaşım ortamı oluşturdu.</p>
<p><strong>3D printer teknolojisiyle kişiye özel üretim</strong></p>
<p>Zivella 2027 yılında Bakü’nün yanı sıra Taşkent ve Londra’daki mağazalarına yatırım yapmaya devam edecek. Kuruluşun gündeminde geri dönüşüm ve sürdürülebilir üretim projeleri ve kişiye özel 3D printer ile mobilya üretimi konuları var. 3D printer teknolojisi üreten kuruluşlarla görüşmeler yapılıyor. Abdurrahman Uzun Türkiye'de bu alanda mobilya üreten bir şirketin olmadığını, Zivella olarak yeni teknolojilere yatırım yaparak, yeni çözüm yolları aramak istediklerini ifade ediyor. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bakude-ataturk-caddesinde-pazar-lideri-bir-turkiye-markasi-zivella-90825</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakü’de Atatürk Caddesi’nde pazar lideri bir Türkiye markası: Zivella ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbvadan-9-ayda-982-milyar-lira-net-kar-90836</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garanti BBVA&#039;dan 9 ayda 98,2 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Garanti Bankası AŞ'nin (Garanti BBVA) 30 Eylül 2026 tarihli konsolide finansal tabloları paylaşıldı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, aktif büyüklüğü 5,6 trilyon liraya ulaşan bankanın yılın 9 ayında ekonomiye nakdi ve gayrinakdi krediler aracılığıyla sağladığı destek 4,2 trilyon lira oldu. Bankanın toplam canlı, Türk lirası ve yabancı para kredilerindeki pazar payları sırasıyla yüzde 11,3, yüzde 12,9 ve yüzde 8,2 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Fonlama bazını dinamik şekilde yöneten bankanın fonlama kaynakları içindeki en büyük ağırlığı yüzde 65,1 ile müşteri mevduatları oluşturmaya devam etti. Garanti BBVA'nın müşteri mevduat tabanı, yılın 9 ayında yüzde 15,5 büyümeyle 3,6 trilyon lira seviyesine, pazar payı ise yüzde 10,6'ya çıktı. Vadesiz müşteri mevduatlarının toplam müşteri mevduatları içindeki payı ise yüzde 39 olarak kaydedildi.</p>
<p>Yılın 9 ayında 98,2 milyar lira net kâr gerçekleştiren bankanın sermaye yeterlilik oranı, yüzde 12,16 olan yasal limitlerin üzerine çıkarak yüzde 16,1 seviyesine ulaştı.</p>
<p>Bu dönemde bankanın ortalama öz kaynak kârlılığı yüzde 27,5, ortalama aktif kârlılığı yüzde 2,6 ve donuk alacak oranı yüzde 3,9 oldu.</p>
<p><strong>"Dezenflasyon hedefi belirleyici olmaya devam ediyor"</strong></p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, yılın üçüncü çeyreğinde dezenflasyon hedefi doğrultusunda sürdürülen para politikası ve makro ihtiyati düzenlemelerin, bankacılık sektörünün faaliyet ortamında belirleyici olmaya devam ettiğini belirtti.</p>
<p>Çeyreğin ikinci yarısından itibaren fonlama maliyetlerinde gözlenen gerilemenin, sektörün karlılık görünümünü olumlu yönde etkilediğini aktaran Akten, "Küresel gelişmelerin ekonomik görünüm üzerindeki etkilerinin sürdüğü bu dönemde faiz ve fonlama koşullarındaki değişim, etkin fiyatlama ve bilanço yönetiminin önemini bir kez daha ortaya koydu." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Bankanın üçüncü çeyrek performansını değerlendiren Akten, şunları kaydetti:</p>
<p>"Fonlama maliyetlerindeki gerileme ve etkin bilanço yönetimimizin katkısıyla net faiz marjımızda belirgin bir iyileşme kaydederken, karlılığımızı artırmaya devam ettik. Müşteri odaklı ve kredi öncelikli büyüme stratejimiz doğrultusunda, Türk lirası kredilerdeki liderliğimizi farklı segmentlerde elde ettiğimiz pazar payı kazanımlarıyla daha da güçlendirdik. Fonlama tarafında ise müşterilerimizle kurduğumuz uzun vadeli ilişkiler sayesinde geniş ve tabana yaygın mevduat yapımızı korurken, sermaye benzeri kredi ihracı ile finansman kanallarımızı çeşitlendirdik. 125 milyon dolar tutarındaki sürdürülebilir sermaye benzeri tahvil ihracıyla sağladığımız kaynak, mikro işletmeler ve KOBİ'lerin yeşil yatırımlarına ve kadın girişimcilerin finansmana erişimine yönlendirilecek."</p>
<p>Akten, 2018-2029 dönemi için belirledikleri 3,5 trilyon lira sürdürülebilir finansman hedefleri kapsamında 2026'nın 9 ayında 1,9 trilyon lira finansman sağladıklarını aktardı.</p>
<p>Enerji ve sanayiden kaynak verimliliğine kadar farklı alanlarda müşterilerinin dönüşüm yatırımlarını destekleyerek, Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyümesine ve uluslararası rekabet gücüne katkı sağlamaya devam ettiklerini belirten Akten, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da düzenlenecek COP31'i ülkemizin sürdürülebilir dönüşümünü hızlandırmak açısından önemli bir fırsat olarak görüyoruz. BBVA ile üstlendiğimiz Küresel Bankacılık Partnerliği sayesinde Türkiye'nin dönüşüm potansiyelini uluslararası sermaye, deneyim ve yeni finansman imkanlarıyla buluşturmaya katkı sağlamayı hedefliyoruz. Güçlü finansal yapımızı, müşteri odaklı iş modelimiz ve teknolojik yetkinliklerimizle birleştirerek, sürdürülebilir büyüme stratejimiz doğrultusunda ilerliyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbvadan-9-ayda-982-milyar-lira-net-kar-90836</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/garanti-bbva-genel-mudur-yardimcisi-iv0v_cover.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA&#039;nın yılın 9 ayında 98,2 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Mahmut Akten, &quot;Fonlama maliyetlerindeki gerileme ve etkin bilanço yönetimimizin katkısıyla net faiz marjımızda belirgin bir iyileşme kaydederken karlılığımızı artırmaya devam ettik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/fed-faizi-sabit-tuttu-90834</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fed faizi sabit tuttu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ABD Merkez Bankası (Fed), politika faizini beklentiler doğrultusunda yüzde 3,75-4 aralığında sabit tuttu.</p>
<p>Fed'den yapılan açıklamada, faiz oranının sabit tutulmasına ilişkin kararın 2'ye karşı 10 oyla alındığı bildirildi.</p>
<p>Fed Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook ile Cleveland Fed Başkanı Beth Hammack'ın para politikası kararına karşı oy kullandığı belirtilen açıklamada, söz konusu yetkililerin bu toplantıda politika faizinin 25 baz puan artırılmasından yana olduğu aktarıldı.</p>
<p>Açıklamada, Federal Açık Piyasa Komitesi'nin (FOMC) Fed'in ikili görevini desteklemek amacıyla federal fon oranı için hedef aralığı yüzde 3,75-4 seviyesinde sabit tutma kararı aldığı, bankacılık sisteminde yeterli rezerv bulundurulmasına yönelik politikanın sürdürüldüğü belirtildi.</p>
<p>Ekonomik faaliyetin güçlü bir hızla genişlediği aktarılan açıklamada, kısmen jeopolitik gelişmelerden kaynaklanan belirsizliğin yüksek seviyelerde kalmaya devam etmesine rağmen yurt içi harcamaların dirençli seyrettiği yinelendi.</p>
<p>Açıklamada, enflasyonun yüksek seyretmeye devam ettiği belirtilerek, "Daha fazla bilginin elde edilmesi, enflasyonun yüzde 2 hedefine zamanında dönmesini sağlamak için uygun politika duruşunu belirlemede Komiteye yardımcı olacaktır." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p><strong>Fed eylül ayında faiz artırmıştı</strong></p>
<p>Fed, politika faizinde geçen yıl eylül, ekim ve aralık aylarında toplam 75 baz puan indirime gitmesinin ardından bu yılın ilk beş toplantısında da politika faizini sabit tutmuştu.</p>
<p>Son dönemde enflasyonun hedefin üzerinde kalmaya devam ettiğine işaret eden veriler, faiz artışı beklentilerini güçlendirmişti.</p>
<p>Banka, eylül ayında 2023'ten bu yana ilk kez faiz artırımına giderek, politika faizini beklentiler doğrultusunda 25 baz puan artırmıştı.</p>
<p><strong>Toplantı takviminde değişiklik</strong></p>
<p>Fed Başkanı Kevin Warsh, faiz kararının ardından basın toplantısı düzenledi.</p>
<p>Gelecek sonbahardan itibaren FOMC'nin toplantı takviminde değişikliğe gitmeyi kararlaştırdıklarını belirten Warsh, "FOMC için yılda 8 toplantının doğru sayı olduğuna inanıyoruz ancak 2027'de yapılacak toplantılardan biri genel para politikası stratejisine odaklanacak. Bu toplantıda federal fon oranına ilişkin oylama yapılması veya bir politika açıklaması yayımlanması öngörülmüyor." dedi.</p>
<p>Warsh, gelecek yıl yapılacak diğer toplantıların para politikası kararlarının alındığı olağan toplantılar olacağını kaydederek, "2028'de ise strateji görüşmelerine ayrılmış iki toplantı, para politikası kararlarının alınacağı 6 toplantı yapılmasını öngörüyorum." diye konuştu.</p>
<p>Bu değişikliğin gerekçesini de anlatan Warsh, doğru para politikası kararlarını alabilmek için kısa vadeli gelişmeleri düzenli aralıklarla, zamanında ve yeterli bilgi ışığında değerlendirmek gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Warsh, entelektüel açıdan farklı görüşlere sahip bir grup olarak stratejik değerlendirmelere, büyük meseleleri yeniden ele almaya ve daha uzun vadeli perspektiflerden düşünmeye zaman ve alan ayırmanın da aynı derecede önemli olduğunu aktardı.</p>
<p>Toplantı takviminin ve gündeminin belirlenmesinin basit bir idari detaydan çok daha fazlası olduğuna inandığını vurgulayan Warsh, bunun müzakerelerin niteliğini ve kalitesini, nihayetinde de aldıkları kararların yerinde olmasını etkileyen kurumsal bir tercih olduğunu kaydetti.</p>
<p>Warsh, bunu para politikasının yürütülmesini doğru bir zemine oturtmaya yönelik bir başka adım olarak nitelendirdi.</p>
<p><strong>"Enflasyonu düşürmek sorumluluğumuz"</strong></p>
<p>Ekonomik görünüme dair değerlendirmelerde de bulunan Warsh, belirsizliklerin bir kısmının jeopolitik gelişmelerden kaynaklandığını ifade etti.</p>
<p>Warsh, istihdam artışının iş gücündeki büyümeye paralel ilerlediğini ve işsizlik oranında önemli bir değişiklik olmadığını, buna karşın enflasyonun yüksek seviyesini koruduğunu belirtti.</p>
<p>ABD'lilerin yaklaşık 6 yıldır Fed'in hedefinin üzerinde seyreden enflasyonla karşı karşıya olduğuna dikkati çeken Warsh, "Enflasyonu düşürmek bizim sorumluluğumuz." dedi.</p>
<p>Warsh, bu nedenle FOMC'nin son birkaç gündeki görüşmelerinin fiyat istikrarına odaklandığını anlattı.</p>
<p><strong>"Finansal koşullar sıkı değil"</strong></p>
<p>Eylül ayındaki politika kararından bu yana finansal koşullar ve kredi koşullarının sıkılaştığını belirten Warsh, piyasa katılımcılarının sermaye tahsisinde daha seçici davranmaya başladığını ifade etti.</p>
<p>Warsh, genel finansal koşullar daha sıkı bir hale gelmiş olsa da, bunları "sıkı" olarak nitelendiremeyeceğini anlattı.</p>
<p>Son haftalarda enerji ve ilişkili ürünlerin fiyatlarının yeniden yükseldiğine işaret eden Warsh, belirli sektörlerdeki fiyat değişimlerinin ekonominin geneline yayılarak enflasyonu artırmasını önlemenin ve enflasyon beklentilerinin çıpalı kalmasını sağlamanın önemini vurguladı.</p>
<p>Warsh, ekonomik ve finansal gelişmelerdeki belirsizliklere rağmen Fed'in fiyat istikrarını sağlama konusundaki kararlılığının net olduğunu belirterek, gelecek dönemde elde edilecek verilerin para politikasının yönünü belirlemeye yardımcı olacağını ifade etti.</p>
<p>Reel ekonominin güçlü olduğu dönemlerde ileriye dönük yönlendirme yapmanın gerekli olduğuna inanmadığını dile getiren Warsh, gelecek toplantılar hakkında önceden hüküm vermeyi de doğru bulmadığını yineledi.</p>
<p><strong>"Siyaset kararda hiçbir rol oynamadı"</strong></p>
<p>ABD'de 3 Kasım'da yapılacak Kongre ara seçimlerinin Fed'in faiz oranını sabit tutma kararında etkili olup olmadığına ilişkin bir soruya Warsh, "Siyaset, kararda hiçbir rol oynamadı." yanıtını verdi.</p>
<p>Warsh, para politikası toplantısı kapsamında iki gününü meslektaşlarıyla geçirdiğini, bu süre zarfında siyaset, seçimler veya gelecek hafta yaşanacak gelişmelere ilişkin herhangi bir söz duymadığını aktardı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/fed-faizi-sabit-tuttu-90834</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/4/1280x720/fed-1793257857.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fed, politika faizini yüzde 3,75-4 aralığında sabit tuttu. Başkan Warsh, &quot;FOMC için yılda 8 toplantının doğru sayı olduğuna inanıyoruz ancak 2027&#039;de yapılacak toplantılardan biri genel para politikası stratejisine odaklanacak. Bu toplantıda federal fon oranına ilişkin oylama yapılması veya bir politika açıklaması yayımlanması öngörülmüyor.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vestel-3-ceyrek-negatif-olan-favok-16-milyar-liraya-ulasarak-yeniden-pozitife-dondu-90800</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 17:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vestel: 3 çeyrek negatif olan FAVÖK yeniden pozitife döndü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vestel Beyaz Eşya Sanayi ve Ticaret AŞ, 2026 yılının üçüncü çeyrek finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) da bildirilen sonuçlara göre, şirketin ikinci çeyrekte eksi 140 milyon lira olan ve son üç çeyrekte negatif seyreden faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı (FAVÖK), temmuz-eylül döneminde 1,6 milyar liraya ulaşarak, yeniden pozitife döndü. Söz konusu dönemde FAVÖK marjı ise yüzde 10 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Vestel Beyaz Eşya'nın satış gelirleri, bu yılın üçüncü çeyreğinde, bir önceki çeyreğe göre yüzde 13,2 artarak 15,7 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Üçüncü çeyrekte 2,1 milyar lira brüt kâr elde eden şirketin ikinci çeyrekte yüzde 0,4 olan brüt kâr marjı ise yüzde 13,6'ya çıktı.</p>
<p>Vestel CEO'su Gökhan Sığın, stratejik dönüşüm programı kapsamında yürütülen operasyonel iyileştirmelerde ilk olumlu etkilerin, sonuçlara yansıdığını belirtti.</p>
<p>Sığın, ürün gamı yönetimi, ham madde marjlarındaki iyileşme, yapısal verimlilik kazanımları ve disiplinli maliyet yönetiminin performanslarını desteklediğini aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Vestel Beyaz Eşya'nın uzun vadeli borçlarının toplam finansal borçlar içindeki payı, ikinci çeyrekteki yüzde 26 seviyesinden üçüncü çeyrekte yüzde 41'e yükseldi. Bu gelişme, borçların vade profilindeki iyileşmeyi yansıttı. Yılın 9 ayında ödenen faiz tutarı, geçen yılın aynı dönemine göre azaldı. Yabancı para cinsinden borçlanmaların payındaki artış, faiz giderlerinin azalmasında etkili oldu."</p>
<p>Bu yılın 9 aylık kümülatif sonuçlarının, operasyonel yeniden yapılandırmanın olumlu etkilerini henüz içermediğini aktaran Sığın, üçüncü çeyrek performansının ise ana faaliyetlerde ivmenin güçlenmeye başladığını gösterdiğini ifade etti.</p>
<p>Sığın, 9 aylık sonuçlarda nominal kurdaki değer kaybının yurt içi enflasyonun altında kalmaya devam etmesinin, ihracat maliyetleri açısından rekabet gücü üzerindeki baskıyı sürdürdüğünü ve fiyatlama esnekliğini sınırladığını da aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vestel-3-ceyrek-negatif-olan-favok-16-milyar-liraya-ulasarak-yeniden-pozitife-dondu-90800</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/0/1280x720/vestel-1772627682.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vestel&#039;den yapılan açıklamaya göre, şirketin ikinci çeyrekte eksi 140 milyon lira olan ve son üç çeyrekte negatif seyreden faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı, 3. çeyrekte 1,6 milyar liraya ulaşarak yeniden pozitife döndü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-yilin-9-ayinda-ihracat-yuzde-52-artarak-rekor-kirdi-90799</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 17:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Yılın 9 ayında ihracat yüzde 5,2 artarak rekor kırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, eylül ayı dış ticaret istatistikleriyle ilgili açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamasında ihracatın eylülde geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 15,3 artışla 25 milyar 967 milyon dolar olduğunu belirten Bolat, "Böylece çift haneli artış hızıyla 103 yıllık Cumhuriyet tarihimizin en yüksek ikinci aylık ihracatına ve en yüksek eylül ayı ihracatına ulaşılmıştır. Bölgesel savaşlara ve küresel olumsuzluklara rağmen yılın 9 ayında ihracat yüzde 5,2 artarak 210 milyar 952 milyon dolarla rekor kırmıştır." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bolat, eylülde yıllıklandırılmış ihracatın geçen yıla göre yüzde 5,2 yükselişle 283,7 milyar dolar olarak gerçekleştiğini kaydetti.</p>
<p>Böylelikle Orta Vadeli Program'da bu yılın ihracat hedefinin eylülde yıllıklandırılmış olarak aşıldığını vurgulayan Bolat, eylül itibarıyla yıllıklandırılmış mal ihracatının 14,1 milyar dolar arttığını ifade etti.</p>
<p>Bolat, enerji ve emtia fiyatlarındaki yüksek seviyelere rağmen eylülde mal ithalatının, geçen yılın aynı ayına göre sadece yüzde 5,6 artışla 31 milyar 130 milyon dolar olarak gerçekleştiğini aktardı.</p>
<p>Yıllıklandırılmış ithalatın bu yılın eylül ayı itibarıyla geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,8 artışla 379,7 milyar dolar olduğuna işaret eden Bolat, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"İhracattaki çift haneli artış ve ithalattaki sınırlı artış nedeniyle eylül ayında dış ticaret açığı yüzde 25,8 gerilemeyle 5 milyar 163 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Yılın 9 ayında ise dış ticaret dengesi yüzde 5,7 artışla 70 milyar 967 milyon dolar olmuştur. Yıllıklandırılmış olarak ise dış ticaret açığı yüzde 7,3 yükselişle 95 milyar 976 milyon dolar olarak kayıtlara geçmiştir. Dış ticaret istatistikleri ile hizmetler dengesine yönelik beklentilerimiz kapsamında eylül ayında cari işlemler hesabında 2 milyar doların üzerinde fazla verilmesi beklenmektedir."</p>
<p><strong>"İhracatta dirençli bir görünümün öne çıkıyor"</strong></p>
<p>Bolat, küresel ekonomide devam eden jeopolitik gerginlikler, ağırlaşan uluslararası şartlar, korumacılık ve zayıf dış talebe rağmen ihracatta dirençli bir görünümün öne çıktığını vurguladı.</p>
<p>Yıl sonunda mal ve hizmetler ihracatının 410 milyar doları aşması hedefiyle çalışmalarını sürdürdüklerinin altını çizen Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Orta Vadeli Program kapsamında, ihracatın küresel ticaretten aldığı payın artırılması amacıyla yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun ürün ve hizmetlerin ihracat içindeki payı yükseltilecek, düşük ve orta teknoloji yoğun sektörlerde dönüşüm desteklenerek, firmaların daha yüksek katma değerli üretim ve ihracata yönelmeleri sağlanacaktır. Küresel ticaretteki yeni dinamikler doğrultusunda yurt içi üreticilerin haksız rekabete karşı ihtiyaçları gözetilerek uluslararası yükümlülükler çerçevesinde yerli üretimin korunmasına yönelik önlemler alınmaya devam edilecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-yilin-9-ayinda-ihracat-yuzde-52-artarak-rekor-kirdi-90799</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/7/1280x720/omer-bolat-1769688939.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayı dış ticaret verilerini değerlendiren Bakan Bolat, &quot;Bölgesel savaşlara ve küresel olumsuzluklara rağmen yılın 9 ayında ihracat yüzde 5,2 artarak 210 milyar 952 milyon dolarla rekor kırmıştır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/pancar-ureticilerine-5-avans-odendi-90801</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pancar üreticilerine 5. avans ödendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, pancar üreticisi çiftçilere ödeme yapıldığını açıkladı.</p>
<p>Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Bakan Yumaklı, toplam 952 milyon lira büyüklüğündeki 5. avans ödemelerini pancar üreticisi çiftçilerin hesaplarına aktardıklarını belirterek, "Üreten Türkiye’nin emektarlarına hayırlı ve bereketli olsun." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/pancar-ureticilerine-5-avans-odendi-90801</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/7/1280x720/vanda-seker-pancari-alim-kampanyasi-torenle-basladi-1759155488.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Yumaklı, pancar üreticisi çiftçilerin hesaplarına toplam 952 milyon lira tutarında 5. avans ödemelerinin aktarıldığını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-baskani-tuncay-yildirim-faiz-indirimi-finansman-maliyetlerine-yansisin-90794</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 16:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO Başkanı Yıldırım: Faiz indirimi finansman maliyetlerine yansısın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Başkanı Tuncay Yıldırım, yeni dönemin ilk meclis toplantısında iş dünyasının ekonomik beklentilerine ve Gaziantep’in kalkınma hedeflerine ilişkin önemli mesajlar verdi.</p>
<p>Küresel belirsizliklerin, yüksek enerji maliyetlerinin ve finansmana erişim sorunlarının işletmeler üzerindeki baskısını sürdürdüğüne dikkat çeken Yıldırım, para politikasındaki değişimlerin reel sektörde karşılık bulması gerektiğini belirtti.  3 Ekim’de gerçekleştirilen organ seçimlerinin ardından oluşan GTO 41. Dönem Meclisi, ekim ayı olağan toplantısında Meclis Başkanı Ali Bayram Sarıca başkanlığında bir araya geldi. Yönetim Kurulu, Meclis ve Disiplin Kurulu üyelerinin katıldığı toplantıda konuşan Yıldırım, yeni dönemin çalışma önceliklerini finansman, ihracat, sektörel iş birliği ve ekonomik kalkınma başlıkları üzerinden değerlendirdi.</p>
<p><strong>“Faiz indirimi finansman maliyetlerine yansısın”</strong></p>
<p>İş dünyasının en önemli gündem maddelerinden birinin finansmana erişim olduğunu vurgulayan Yıldırım, enflasyondaki gerilemenin olumlu bir gelişme olduğunu ancak işletmeler üzerindeki maliyet baskısının henüz sona ermediğini ifade etti. Eylül ayında yıllık enflasyonun yüzde 29,73’e gerilemesini değerlendiren Yıldırım, Merkez Bankasının politika faizini yüzde 37’den yüzde 36’ya indirmesine de değindi. Yıldırım, “İş dünyası açısından bundan sonraki süreçte en önemli beklentimiz, faiz indirimlerinin finansman maliyetlerine ve krediye erişim koşullarına yansımasıdır” dedi. Faiz kararlarının reel sektöre etkisinin önemine işaret eden Yıldırım’ın açıklamaları, üretim yapan, yatırım planlayan ve işletme sermayesine ihtiyaç duyan firmaların finansman koşullarına ilişkin beklentilerini öne çıkardı. Özellikle maliyet baskısının sürdüğü mevcut ekonomik ortamda, krediye erişim imkânlarının iyileştirilmesi işletmelerin üretim ve rekabet kapasitesinin korunması açısından önem taşıyor.</p>
<p><strong>“Komitelerimiz ne kadar aktif çalışırsa Odamız da o kadar güçlü olur”</strong></p>
<p>Yeni dönemde GTO’nun çalışma anlayışında meslek komitelerinin etkinliğinin belirleyici olacağını vurgulayan Yıldırım, 111 Meclis üyesinden 44’ünün ilk kez seçildiğini hatırlattı. Demokratik bir seçim sürecinin geride bırakıldığını belirten Yıldırım, şimdi ortak hedefler doğrultusunda çalışma zamanı olduğunu ifade etti. Yıldırım, meslek komitelerinin yalnızca temsil organları olmadığını, aynı zamanda sektörlerin sahadaki sorunlarını tespit eden ve çözüm önerileri geliştiren yapılar olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Komitelerimiz ne kadar aktif çalışırsa Odamız da o kadar güçlü olur. Çünkü komitelerimiz sektörlerimizin sahadaki gözüdür, kulağıdır. Sektörel sorunların tespitinde, çözüm önerilerinin geliştirilmesinde ve yeni projelerin ortaya çıkarılmasında komitelerimizin rolü çok önemli. Bizim için önemli olan yalnızca toplantı yapmak değil; toplantılardan sonuç çıkarmak ve üyelerimize somut fayda sağlamaktır.”</p>
<p><strong>“İhracatçının rekabet gücü korunmalı”</strong></p>
<p>Yıldırım’ın gündemindeki bir diğer önemli başlık ise ihracatçıların rekabet koşulları oldu. Uluslararası pazarlarda rekabetin giderek önem kazandığına dikkat çeken Yıldırım, 1 Ekim itibarıyla döviz dönüşüm desteğinde yürürlüğe giren yeni uygulamanın sektörlerin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Sektörlerin farklı üretim yapıları, kâr marjları ve döviz ihtiyaçları bulunduğunu ifade eden Yıldırım, destek mekanizmalarının bu farklılıklar gözetilerek ele alınmasının önemine işaret etti. Gaziantep’in üretim ve ihracat kapasitesinin korunması açısından işletmelerin finansmana erişimi kadar dış pazarlardaki rekabet gücünün de önemli olduğunu ortaya koyan bu değerlendirme, yeni dönemde ihracatçı sektörlere yönelik çalışmaların sürdürüleceğine işaret etti.</p>
<p><strong>“Başarı, üyelerimize ve şehrimize somut fayda sağlamaktır”</strong></p>
<p>Yeni dönem projelerinin ortak hedefinin işletmeleri geliştirmek, istihdamı artırmak ve Gaziantep’in rekabet gücünü yükseltmek olduğunu belirten Yıldırım, oda çalışmalarında somut ekonomik faydanın esas alınacağını vurguladı. Yıldırım, “Bu projelerin ortak hedefi işletmelerimizi geliştirmek, istihdamı artırmak ve Gaziantep'in rekabet gücünü yükseltmek. Çünkü bizim için başarı, yalnızca proje üretmek değil; üyelerimize ve şehrimize somut fayda sağlamaktır” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-baskani-tuncay-yildirim-faiz-indirimi-finansman-maliyetlerine-yansisin-90794</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/4/1280x720/gto-baskani-yildirim-faiz-indirimi-finansman-maliyetlerine-yansisin-1793192945.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, 41. Dönem Meclisinin ilk toplantısında reel sektörün önceliklerini ortaya koydu. Faiz indirimlerinin kredi maliyetlerine yansıması gerektiğini vurgulayan Yıldırım, ihracatçıların rekabet gücünün korunması, meslek komitelerinin etkin çalışması ve Gaziantep ekonomisine katkı sağlayacak projelerin hayata geçirilmesi çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-sanayisi-icin-endustriyel-gelisim-ussunde-yeni-bir-donem-basliyor-90793</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 16:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep sanayisi için ‘Endüstriyel Gelişim Üssü’nde yeni dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası (GSO) bünyesinde faaliyet gösteren Endüstriyel Gelişim Üssü (EGÜ) Yönetim Kurulu, ilk toplantısını gerçekleştirdi. Süreçlerin daha entegre, koordineli ve ortak bir yönetim anlayışıyla yürütülmesi amacıyla Endüstriyel Gelişim Üssü’nde (EGÜ) yeni bir yapılanmaya gidildi. Bu kapsamda, EGÜ bünyesindeki tüm yapıların yönetimi tek çatı altında bir araya getirilerek daha etkin, verimli ve bütüncül bir yönetim modelinin uygulanması hedefleniyor.</p>
<p>GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bora Tezel, EGÜ Yönetim Kurulu Başkanı olurken, Yiğitcan Konukoğlu’nun Başkan Yardımcısı olarak görev üstlendiği yönetim kurulunda Yunus Kara, Barış Cem Özpolat, Turgay Eren, Sezen Akınal Bulut, Ömer Çakmak, Abdullah Dabanıyastı, Didem Büyükbeşe, Hakan Yusufoğlu, Nejmettin Memiş, İsa Üzümcü, Barış Özbiçki, Ahmet Fatih Sarı ve Seçkin Yıldırımdemir yer aldı. Yönetim kurulu ilk toplantısında, Gaziantep sanayisinin rekabet gücünü artırmaya yönelik çalışmaların yanı sıra dijital ve yeşil dönüşüm, yalın üretim, verimlilik, enerji yönetimi, karbon ayak izi, mesleki eğitim ve mesleki yeterlilik belgelendirme konuları ile gelecek planlamalarını değerlendirdi. Gaziantep sanayisinin gelişimine, nitelikli iş gücünün yetiştirilmesine ve işletmelerin dönüşüm süreçlerine katkı sağlamak amacıyla faaliyet gösteren EGÜ, GSO Mesleki Eğitim Merkezi (GSOMEM), Gaziantep Mesleki Yeterlilik Sınav ve Belgelendirme ve Danışmanlık A.Ş. (GASBEM) ile Gaziantep Yetkinlik ve Dijital Dönüşüm Merkezi’ni (Gaziantep Model Fabrika) kapsıyor.</p>
<p><strong>“Sanayimizin geleceğine yatırım yapıyoruz” </strong></p>
<p>EGÜ Yönetim Kurulu Toplantısı’na katılan GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Gaziantep sanayisinin geleceğe hazırlanmasında dijitalleşme, yeşil dönüşüm, verimlilik ve nitelikli insan kaynağının önemine dikkat çekti. Gaziantep’in üretim kapasitesi, girişimcilik kültürü ve ihracat potansiyeliyle Türkiye’nin önde gelen üretim merkezlerinden biri olduğunu belirten Ünverdi, mevcut sanayi birikiminin geleceğe taşınması için üretim kapasitesini artırmanın tek başına yeterli olmayacağını vurguladı. Ünverdi, “Teknolojiyi daha etkin kullanan, kaynaklarını verimli değerlendiren, çevresel etkilerini azaltan ve nitelikli insan kaynağıyla öne çıkan bir sanayi yapısını geliştirmemiz gerekiyor” dedi. EGÜ’nün mesleki eğitimden yeterliliklerin belgelendirilmesine, dijital ve yeşil dönüşümden yalın üretim uygulamalarına kadar sanayinin farklı ihtiyaçlarına yönelik çalışmaları bir araya getirdiğini ifade eden Ünverdi, Gaziantep Model Fabrika aracılığıyla işletmelerin verimliliklerini artırmalarının ve yalın üretim anlayışını benimsemelerinin desteklendiğini kaydetti. Ünverdi, GSOMEM ve GASBEM aracılığıyla da nitelikli iş gücünün yetiştirilmesine ve çalışanların mesleki yetkinliklerinin belgelendirilmesine katkı sunulduğunu belirtti. Önümüzdeki dönemde dijitalleşme, yeşil dönüşüm, enerji verimliliği ve karbon ayak izinin azaltılmasının sanayinin rekabet gücü üzerinde belirleyici olacağına işaret eden Ünverdi, “Gaziantep Sanayi Odası olarak Endüstriyel Gelişim Üssü ile sanayimizin geleceğine yatırım yapıyoruz. İşletmelerimizin ihtiyaçlarına cevap veren, ölçülebilir sonuçlar ortaya koyan ve sahada karşılık bulan çalışmalar, sanayimizin sürdürülebilir gelişimi açısından büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı. Ünverdi, EGÜ Yönetim Kurulu Başkanı Bora Tezel ve yönetim kurulu üyelerine görevlerinde başarılar dileyerek, hayata geçirilecek çalışmaların Gaziantep sanayisinin gelişimine katkı sağlamasını temenni etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae1f31c772cd-1793192732.jpeg" alt="" width="800" height="365" /></p>
<p><strong>“EGÜ’yü sanayimizin dönüşümüne daha fazla katkı sunan bir yapıya kavuşturmayı hedefliyoruz” </strong></p>
<p>EGÜ Yönetim Kurulu Başkanı Bora Tezel, Endüstriyel Gelişim Üssü’nün mesleki eğitim, mesleki yeterlilik, dijital ve yeşil dönüşüm ile yalın üretim alanlarını aynı çatı altında buluşturan yapısına dikkati çekti. Tezel, EGÜ’nün yeni dönemde mevcut sanayi ihtiyaçlarına cevap vermenin yanı sıra Gaziantep sanayisinin dönüşümüne yön veren ve geleceğin üretim anlayışına ilişkin yeni yaklaşımlar geliştiren bir düşünce kuruluşu gibi işlev görmesini hedeflediklerini belirtti. İşletmelerin ihtiyaçlarına yönelik çalışmalara öncelik vereceklerini belirten Tezel, üretim süreçlerinin iyileştirilmesi, kaynakların etkin kullanılması ve enerji verimliliğinin artırılmasının sanayinin rekabet gücü açısından önem taşıdığını vurguladı. Nitelikli iş gücünün ve mesleki becerilerin geliştirilmesinin üretim kalitesi ile verimlilik açısından önemine işaret eden Tezel, “Gaziantep Sanayi Odamızın desteğiyle, EGÜ’nün kurumsal kapasitesini daha etkin kullanarak sanayicilerimizin ihtiyaçlarına cevap veren ve üretim gücümüzü ileriye taşıyan projeler geliştirmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu. Tezel, EGÜ Yönetim Kurulunun hayırlı olmasını dileyerek yönetim kurulu üyeleriyle birlikte Gaziantep sanayisinin gelişimine yönelik çalışmaları kararlılıkla sürdüreceklerini ifade etti.</p>
<p><strong>Sanayinin ihtiyaçlarına bütüncül yaklaşım</strong></p>
<p>EGÜ bünyesinde faaliyet gösteren üç yapı, sanayinin farklı ihtiyaçlarına yönelik birbirini tamamlayan hizmetler sunuyor. Gaziantep Sanayi Odası Mesleki Eğitim Merkezi (GSOMEM), sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi ve çalışanların mesleki becerilerinin geliştirilmesine odaklanıyor. GSOMEM ayrıca yeşil dönüşüm ve karbon ayak izi gibi üretim ve ihracat süreçlerinde firmaları yakından ilgilendiren kritik konularda da öncü bir rol üstlenen bir yapı haline geldi. GASBEM, mesleki yeterlilik sınav ve belgelendirme hizmetleriyle çalışanların bilgi ve becerilerinin ulusal yeterlilikler çerçevesinde değerlendirilmesine katkı sağlıyor. Gaziantep Yetkinlik ve Dijital Dönüşüm Merkezi (Gaziantep Model Fabrika), işletmelerin yalın üretim ve dijital dönüşüm süreçlerini destekleyerek üretim verimliliğinin artırılmasına, kaynakların etkin kullanılmasına ve işletmelerde sürekli iyileştirme kültürünün yaygınlaşmasına yönelik çalışmalar yürütüyor. Bu bütünleşik yapıyla EGÜ’nün, işletmelerin verimliliklerini artıran, dijital ve yeşil dönüşüm süreçlerini destekleyen, enerji ve kaynak kullanımını iyileştiren ve mesleki yetkinlikleri geliştiren çalışmalar aracılığıyla Gaziantep sanayisinin sürdürülebilir gelişimine katkı sunması hedefleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-sanayisi-icin-endustriyel-gelisim-ussunde-yeni-bir-donem-basliyor-90793</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/3/1280x720/gaziantep-sanayisi-icin-endustriyel-gelisim-ussunde-yeni-bir-donem-basliyor-1793192754.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Sanayi Odası bünyesinde faaliyet gösteren Endüstriyel Gelişim Üssü bünyesindeki tüm yapılar tek çatı altında toplandı. GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, “Gaziantep Sanayi Odası olarak Endüstriyel Gelişim Üssü ile sanayimizin geleceğine yatırım yapıyoruz. İşletmelerimizin ihtiyaçlarına cevap veren, ölçülebilir sonuçlar ortaya koyan ve sahada karşılık bulan çalışmalar, sanayimizin sürdürülebilir gelişimi açısından büyük önem taşıyor.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sahin-surdurulebilirligi-cop31e-tasidigimiz-teknoloji-gucumuzle-somutlastiriyoruz-90798</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şahin: Sürdürülebilirliği COP31&#039;e taşıdığımız teknoloji gücümüzle somutlaştırıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Teknolojiyi sürdürülebilir bir geleceğin en güçlü araçlarından biri olarak konumlandıran Türk Telekom'un, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) kapsamında teknoloji gücünü ve sürdürülebilirlik vizyonunu Antalya'ya taşıyacağı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, buluşmanın güçlü bir teknoloji altyapısıyla gerçekleştirilmesi için çalışmalarını sürdüren şirket, enerji verimliliğini destekleyen yeni nesil teknolojileri, uçtan uca çözümleri, güçlü fiber ve mobil ağıyla COP31'in dijital omurgasını oluşturuyor.</p>
<p>Zirvede en üst düzey sponsorluk kategorisi "Master Partner" olarak yer alacak olan şirketin, aynı zamanda "Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji" destekçisi olarak da zirvenin dijital ihtiyaçlarını uçtan uca çözümlerle karşılayacağı belirtildi.</p>
<p>Açıklamaya göre, zirve alanında veri merkezi, network operasyon merkezi ve siber güvenlik operasyon merkezlerini kapsayan bütüncül bir sistem hazırlayan şirket, COP31 zirvesini fiber hızıyla dünyaya bağlamaya hazırlanırken, 5G teknolojisi dahil yüksek kapasite ve tam kapsama sağlayacak çözümlerle etkinliğin dijital dünyasını şekillendiriyor.</p>
<p>Şirketin, Birleşmiş Milletler yetkilileri, ülke delegasyonları, diğer katılımcılar ve ziyaretçilere güçlü bir bağlantı deneyimi sunulması amacıyla çalışmalarını aralıksız sürdürdüğü bildirilen açıklamada, canlı yayınlar için hazırlanan fiber altyapı ve yüksek kapasiteyle performans sunan yedekli santral altyapısı sayesinde zirvenin iletişim ihtiyaçlarının güvenli biçimde karşılanmasının hedeflendiği vurgulandı.</p>
<p><strong>"Türk Telekom, COP31'in teknoloji altyapısını sürdürülebilirlik odağıyla sağlayacak"</strong></p>
<p>Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, teknolojiyi yalnızca bağlantı sağlayan bir güç olarak değil, ekonomik ve toplumsal değer yaratan, daha sürdürülebilir ve kapsayıcı bir geleceğin temel unsurlarından biri olarak gördüklerini belirtti.</p>
<p>Şahin, Türkiye'nin dijital dönüşüm yolculuğu için 2005'ten bu yana 24,5 milyar dolar yatırım gerçekleştirerek fiber altyapı güçlendirdiklerini, yeni nesil ağ teknolojileri geliştirdiklerini, çevre dostu teknolojileri şebekelerine entegre ettiklerini ve yenilenebilir enerji yatırımlarını sürdürdüklerini bildirdi.</p>
<p>"Yarına Sözümüz Var" yaklaşımı doğrultusunda, gerçekleştirdikleri yatırımların yarının dünyasına katkı sunması için çalıştıklarını vurgulayan Şahin, şunları ifade etti:</p>
<p>"Bu vizyonumuz doğrultusunda Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleşecek COP31'de en üst düzey sponsorluk kategorisi olan 'Master Partner' olarak yer alıyoruz. Aynı zamanda COP31'in 'Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji' destekçisi olarak geleceğimize yön verecek iklim kararlarını teknoloji gücümüzle Antalya'dan tüm dünyaya taşıyacak olmaktan mutluluk duyuyoruz. Sürdürülebilirliği iş stratejimizin merkezine yerleştirirken, bu yaklaşımımızı COP31'e taşıdığımız teknoloji gücümüzle somutlaştırıyoruz."</p>
<p>Enerji verimliliğini odağına alan yeni nesil teknolojileri, kaynakların etkin kullanımını destekleyen dijital çözümleri ile güçlü fiber ve mobil ağlarıyla zirvenin teknoloji altyapısını sürdürülebilirlik anlayışları doğrultusunda hayata geçirdiklerini belirten Şahin, "COP31'de de bu teknoloji ve yatırım gücümüzü sahaya taşıyarak zirvenin ihtiyaç duyduğu iletişim altyapısını uçtan uca sağlayacağız. Teknolojinin dönüştürücü gücünü sürdürülebilirlik anlayışımızla birleştirerek gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak için çalışmaya devam edeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sahin-surdurulebilirligi-cop31e-tasidigimiz-teknoloji-gucumuzle-somutlastiriyoruz-90798</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/8/1280x720/ebubekir-sahin-1793197308.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Telekom CEO&#039;su Ebubekir Şahin, &quot;Türkiye&#039;nin ev sahipliğinde gerçekleşecek COP31&#039;de en üst düzey sponsorluk kategorisi olan &#039;Master Partner&#039; olarak yer alıyoruz. Aynı zamanda COP31&#039;in &#039;Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji&#039; destekçisi olarak geleceğimize yön verecek iklim kararlarını teknoloji gücümüzle Antalya&#039;dan tüm dünyaya taşıyacak olmaktan mutluluk duyuyoruz. Sürdürülebilirliği iş stratejimizin merkezine yerleştirirken, bu yaklaşımımızı COP31&#039;e taşıdığımız teknoloji gücümüzle somutlaştırıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-tso-baskanlik-secimleri-iptal-edildi-90780</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 13:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya TSO başkanlık seçimleri iptal edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN / SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası (SATSO) Meclis Üyesi Murat Ekşi'nin, seçimlere 6 başlıkta yaptığı itiraz ilgili İl Seçim Kurulu kararını verdi.</p>
<p>24 Ekim’de yapılan yönetim kurulu başkanlığı seçimiyle ilgili itirazı değerlendiren İl Seçim Kurulu iptal kararı verdi. Mevcut başkan Akgün Altuğ’un 45, Yılmaz Dünya’nın 43 oy aldığı seçime ilişkin kararın, mevzuata aykırılık gerekçesiyle alındığı belirtildi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae1cfe852772-1793183720.jpg" alt="" width="800" height="452" /></p>
<p>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası’nda seçimlerin ardından Murat Ekşi avukatı aracılığıyla seçimlerin iptal edilmesi isteğiyle Arifiye İlçe Seçim Kurulu’na itirazda bulundu. 6 başlıkta yapılan itirazda zarfların ağızlarının açık olması, pusulalarda matbaa baskısı dışındaki işaretler, seçmen üzerinde psikolojik baskı, iki kişinin 5 yıldan fazla hapis yatması gibi nedenler gerekçe gösterildi.</p>
<p>2026-2030 dönemi yönetiminin belirlendiği seçimlerde mevcut SATSO Başkanı Akgün Altuğ ile Yılmaz Dünya yarışmıştı. SATSO Hizmet Binası'nda gerçekleştirilen seçimde 88 meclis üyesi oy kullanırken Akgün Altuğ 45, Yılmaz Dünya ise 43 oy almıştı.</p>
<p>Arifiye İlçe Seçim Kurulu oy pusulalarında işaretlemeyi gösterecek delil olmadığını, seçim kurulunun adayların yeterlilik incelemesi gibi bir görevinin olmadığına atıfta bulunarak SATSO veya üst birlik olan TOBB'un bu konuda yetkili olduğunu belirterek itirazları reddetti. Murat Ekşi’nin avukatı itirazı İl Seçim Kuruluna taşıdı.</p>
<p>İl Seçim Kurulu, Murat Ekşi’nin avukatı aracılığıyla yaptığı itirazı inceleyerek seçimlerin iptaline karar verdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-tso-baskanlik-secimleri-iptal-edildi-90780</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/0/1280x720/sakarya-tso-baskanlik-secimleri-iptal-edildi-1793183750.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SATSO&#039;da 24 Ekim’de yapılan yönetim kurulu başkanlığı seçimiyle ilgili itirazı değerlendiren İl Seçim Kurulu iptal kararı verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ozkaynak-buyuklugumuzu-87-milyar-lira-seviyesine-ulastirdik-90790</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 13:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Özkaynak büyüklüğümüzü 8,7 milyar lira seviyesine ulaştırdık&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vakıf Faktoring, 2026'nın 9 ayına ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Buna göre yılın 9 ayında dengeli ve sürdürülebilir büyüme grafiğini koruyan şirket, sağlam bilanço yapısıyla piyasaya kesintisiz nakit akışı sunmayı sürdürdü.</p>
<p>Eylül sonu itibarıyla aktif büyüklüğünü geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 78 oranında artıran Vakıf Faktoring, toplam aktiflerini 53,6 milyar lira seviyesine taşıdı.</p>
<p>Operasyonel performansını finansal göstergelerine de yansıtan şirket, net dönem kârını ise yıllık bazda yüzde 25 artışla 1,76 milyar liraya ulaştırdı.</p>
<p>Vakıf Faktoring Genel Müdürü Akgün Koç, piyasa dinamiklerine doğru zamanda, doğru çözümlerle yanıt verdiklerini belirtti.</p>
<p>Koç, 53,6 milyar liralık aktif büyüklüklerinin, reel sektörün ihtiyaçlarına dinamik bir şekilde cevap verme kararlılıklarının en somut göstergesi olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Özellikle bankacılık sektöründe kredi koşullarının sıkılaşması ve ticari kredi büyümesine yönelik sınırlamaların öne çıktığı dönemlerde, işletmeler için finansmana hızlı ve güvenli erişim hayati bir önem taşıdığına dikkati çeken Koç, "Biz de Vakıf Faktoring olarak, tüm ticari paydaşlarımızın yanında yer alıyor; sağladığımız likiditeyle üretimin, ihracatın ve istihdam zincirinin aksamadan devam etmesine katkı sunuyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Koç, gelecek dönemde de sağlıklı bilanço yapısını koruyarak büyümeye odaklanacaklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"2026'nın 9 ayında toplam işlem hacmimizi 142 milyar liraya, faktoring alacaklarımızı 52,8 milyar liraya ve özkaynak büyüklüğümüzü 8,7 milyar lira seviyesine ulaştırdık. Net dönem karımızın 1,76 milyar lira olarak kayıtlara geçtiği bu başarılı sürecin ardından, yılın son çeyreğinde de disiplinli yönetim stratejimiz ve müşteri odaklı vizyonumuzla Türkiye ekonomisine değer katmaya kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ozkaynak-buyuklugumuzu-87-milyar-lira-seviyesine-ulastirdik-90790</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/0/1280x720/akgun-koc-1793187126.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vakıf Faktoring Genel Müdürü Akgün Koç, &quot;2026&#039;nın 9 ayında toplam işlem hacmimizi 142 milyar liraya, faktoring alacaklarımızı 52,8 milyar liraya ve özkaynak büyüklüğümüzü 8,7 milyar lira seviyesine ulaştırdık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enparanin-aktif-buyuklugu-yuzde-25-artti-90785</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 13:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enpara&#039;nın aktif büyüklüğü yüzde 25 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enpara Bank, 2026'nın ocak-eylül dönemine ait finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, bankanın toplam aktif büyüklüğü bu dönemde 2025 yıl sonuna göre yüzde 25 artarak 311,5 milyar liraya ulaştı. Aynı dönemde Bankanın müşteri mevduatları yüzde 17 artarak 240,6 milyar liraya, öz kaynakları ise yüzde 33 artışla 25,1 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Banka, 2026'nın ocak-eylül döneminde 18,6 milyar lira net faiz geliri ve 25,5 milyar lira faaliyet brüt kârı elde ederken, vergi öncesi kârı 8,8 milyar lira, net dönem kârı ise 6,3 milyar lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Öz sermaye karlılık oranı söz konusu dönemde yüzde 38,6, üçüncü çeyrekte ise yüzde 40,4 olan bankanın toplam müşteri sayısı da 9,5 milyon olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Enpara Bank Genel Müdürü Cumhur Türkmen, 2012'den bu yana yenilikçi bankacılık anlayışıyla müşterilerine fayda sağlayarak hayatlarını kolaylaştırmaya çalıştıklarını belirtti.</p>
<p>Yılın 9 ayında sundukları yeni ürün ve hizmetlerin de desteğiyle hem müşteri memnuniyetini artırmayı hem de verimli bir şekilde büyümeyi başardıklarını vurgulayan Türkmen, yıl içinde sundukları yatırım ve sigorta ürünlerinin, KOBİ müşterilerine sundukları taksitli kredi ürününün ve 10-17 yaş aralığına yönelik Encard Genç harçlık kartı ürününün büyük ilgi görmesinin, planladıkları yeni ürün ve hizmetler için motivasyonlarını artırdığını ifade etti.</p>
<p>Enpara Bank'ın sürdürülebilir bir şekilde büyümeye devam edebilmesi için Bankanın yenilikçi ruhu ve müşteri odağıyla beraber verimli çalışma kültürüne de sıkı sıkıya bağlı kalmaları gerektiğine inandıklarını belirten Türkmen, "Bütün çalışmalarımızı da bu prensip çerçevesinde gerçekleştiriyoruz. Yılın 9 ayına ait öz sermaye karlılık oranımızın yüzde 38,6, toplam maliyetlerimizin toplam gelirlerimize oranının da yüzde 37 olarak gerçekleşmesini de prensiplerimize bağlılığımızın bir sonucu olarak değerlendiriyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Türkmen, ilerleyen dönemde de önceliklerinin mutlu müşterilerin sayısını artırmak ve yenilikçi ürünler sunarak büyümek olacağını vurgulayarak, "'Dijitaliz ama insansız değiliz' mottomuzdan yola çıkarak özverili çalışmalarıyla bu başarıyı elde etmemizi sağlayan tüm çalışma arkadaşlarıma çok teşekkür ediyor, Enpara Bank'a güvenen tüm müşterilerimize şükranlarımı sunuyorum." dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enparanin-aktif-buyuklugu-yuzde-25-artti-90785</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/5/1280x720/cumhur-turkmen-1793185843.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enpara Bank&#039;ın toplam aktif büyüklüğünün 9 aylık dönemde 2025 yıl sonuna göre yüzde 25 artarak 311,5 milyar liraya ulaştığı, net dönem kârının ise 6,3 milyar lira olarak gerçekleştiği bildirildi. Genel Müdür Cumhur Türkmen, &quot;Yılın 9 ayına ait öz sermaye kârlılık oranımızın yüzde 38,6, toplam maliyetlerimizin toplam gelirlerimize oranının da yüzde 37 olarak gerçekleşmesini prensiplerimize bağlılığımızın bir sonucu olarak değerlendiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsoda-yeni-donem-eski-hesaplar-ve-seffaflik-tartismasiyla-basladi-90779</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 13:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTSO’da yeni dönem, eski hesaplar ve şeffaflık tartışmasıyla başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR / BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda (BTSO), Özer Matlı’nın Yönetim Kurulu Başkanı, Erol Dağlıoğlu’nun ise Meclis Başkanı seçilmesinin ardından yeni dönemin ilk meclis toplantısı gerçekleştirildi.</p>
<p>Yeni dönemdeki ilk meclis toplantısında, TEKNOSAB Müteşebbis Heyeti’nin belirlenmesi tartışmalara neden oldu. Meclis Başkanı Erol Dağlıoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada seçim sürecinin geride kaldığını belirterek, Bursa iş dünyasının ortak hedefler doğrultusunda birlik ve beraberlik içinde çalışması gerektiğini söyledi. BTSO’nun 137 yıllık kurumsal geçmişine dikkat çeken Dağlıoğlu, meclis başkanlığını sorumluluk olarak gördüğünü ifade etti.</p>
<h2>“TEKNOSAB’da yatırımcı temsili tartışması”</h2>
<p>TEKNOSAB Müteşebbis Heyeti’nin belirlenmesine itiraz eden Burkay, 12 kişilik asil listede yalnızca bir bölge yatırımcısının bulunduğunu, yedi yatırımcının ise yedek listede yer aldığını söyledi. Yatırımcıların karar mekanizmalarında doğrudan temsil edilmesini isteyen Burkay, yedek üyelerin asil listeye alınmasını talep etti. TEKNOSAB’da 30’dan fazla firmanın faaliyet gösterdiğini, 7 bin 500 kişinin istihdam edildiğini ve toplam yatırım tutarının 60 milyar liraya ulaştığını belirten Burkay, bölgenin 3 milyar 31 milyon liralık banka borcunun arazi varlığıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu. BTSO’ya ait 1,7 milyon metrekarelik arazinin 1,4 milyon metrekarelik bölümünün sanayi, hizmet destek ve ticari alan olarak değerlendirilebileceğini kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ae1d21f67173-1793184287.jpg" alt="" width="800" height="587" /></p>
<h2>“2 milyar liralık kaynak vurgusu”</h2>
<p>Geçmiş dönemde BTSO öz kaynaklarından 803 milyon lira, bakanlıklar ve dış kaynaklardan 1 milyar 250 milyon lira olmak üzere toplam 2 milyar 53 milyon liralık kaynağın projeler için kullanıldığını açıklayan Burkay; BUTEKOM, Model Fabrika, GUHEM, Bursa Business School ve UR-GE çalışmalarını örnek gösterdi. GUHEM ve Bursa Business School yatırımları için TEKNOSAB kaynaklarından toplam 484 milyon lira aktarıldığını da belirtti.</p>
<h2>“KOBİ OSB’de 3 bin 500’ü aşkın başvuru”</h2>
<p>Burkay, TEKNOSAB bünyesinde planlanan KOBİ Organize Sanayi Bölgesi’ne üç ayda 3 bin 500’ü aşkın başvuru yapıldığını açıkladı. Projede 450 bin metrekare sanayi, 550 bin metrekare hizmet destek ve 400 bin metrekare ticari alanın hazır olduğunu belirten Burkay, uygulama sürecinin başlatılması gerektiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ae1d23859752-1793184312.jpg" alt="" width="800" height="553" /></p>
<h2>“Meclisin iradesine saygı gösterilmeli”</h2>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı da, eski başkan İbrahim Burkay’ın TEKNOSAB Müteşebbis Heyeti listesine yönelik eleştirilerine ve geçmiş dönem yatırımlarına ilişkin açıklamalarına yanıt verdi. Oda yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirliği temel ilke olarak belirlediklerini söyleyen Matlı, geçmiş dönemde hayata geçirilen projelere karşı olmadıklarını ancak bu yatırımların finansmanı, maliyeti ve yönetim süreçleri hakkında meclisin yeterince bilgilendirilmediğini savundu. Göreve geldikleri günden itibaren oda iştiraklerinin mali tablolarını ve yönetim yapılarını incelemeye çalıştıklarını belirten Matlı, 34 başlıkta soru yönelttiklerini ancak bazı konularda gerekli bilgi ve belgelere henüz ulaşamadıklarını ifade etti. Matlı, “Biz adaylık sürecinden itibaren ne söyledik? Şeffaf olacağız, hesap verebilir bir oda olacağız ve sizlere sormadan hiçbir şey yapmayacağız. Geçmiş dönemde yapılan projelere teşekkür ediyoruz. Ancak yapılan işlerin uygulama biçimi, meclisle paylaşılması ve hesap verme süreci de önemli” diye konuştu. Meclis üyelerinin yaklaşık yüzde 75’inin değiştiğine dikkat çeken Matlı, yeni oluşan meclisin iradesine saygı duyulmasının önemini dikkat çekti. </p>
<h2>“500 milyon TL altyapıya harcanabilirdi”</h2>
<p>TEKNOSAB ve Bursa Business School yatırımlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Matlı, Uludağ’da otel yatırımının niteliğine yönelik bir itirazlarının olmadığını, ancak yatırımın finansman ve kaynak kullanım modelini sorguladıklarını söyledi. TEKNOSAB’da yatırım yapan sanayicilerin ekonomik koşullar nedeniyle ciddi maliyet baskısı altında olduğunu vurgulayan Matlı, Bursa Business School’a aktarılan yaklaşık 500 milyon TL’lik kaynağın öncelikle bölgenin altyapı ihtiyaçlarının tamamlanmasında kullanılmasının daha doğru olacağını savundu. Matlı, “Zor ekonomik şartlarda yatırımını tamamlamaya, fabrikasını kurmaya ve üretime geçmeye çalışan sanayicimize ilk etapta ilave maliyet çıkarmak bizim ana işlevimiz olmamalıydı. O kaynakla TEKNOSAB’ın eksik yolları ve altyapısı tamamlanabilir, daha fazla fabrikanın bacası tütebilirdi” ifadelerini kullandı. Oda iştiraklerinin yönetim ve mali yapılarının da meclis tarafından bilinmesi gerektiğini belirten Matlı, bazı şirketlerin yönetim kurullarının oda yönetiminden farklı biçimde oluşturulduğunu, bu yapıların nasıl işlediğine ilişkin yeterli bilgi alamadıklarını dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ae1d24cc35bc-1793184332.jpg" alt="" width="800" height="482" /></p>
<h2>“Otelin 199 milyon TL zararını öğrenemedim”</h2>
<p>Bursa Business School bünyesindeki otel yatırımı ve oda kaynaklarının kullanımına ilişkin soru işaretlerini de gündeme getiren Matlı, yaklaşık 199 milyon TL'lik zarar kaleminin gerekçesini henüz öğrenemediklerini söyledi. Oda bütçesine yansıtılan bazı faturaların vergi ve amortisman açısından da sorgulanması gerektiğini belirten Matlı, “Uludağ'daki otel güzel, işlevi konusunda kimsenin söyleyecek sözü yok. Ancak sağlıklı yaşam merkezi dediğimiz alanda 10 milyon TL'yi aşan bir faturanın neden oda bütçesine geldiğini kimse izah edemedi. Matlı, oda kaynaklarının kullanımında yalnızca projelerin vizyonuna değil, finansman yöntemlerine ve üyeye sağladığı ekonomik faydaya da bakılması gerektiğini vurguladı.</p>
<h2>“Yüzde 75'i değişen meclisin iradesine saygı gösterilmeli”</h2>
<p>TEKNOSAB Müteşebbis Heyeti tartışmasına da değinen Matlı, tartışmanın yalnızca isimler üzerinden yürütülmemesi gerektiğini, yeni meclisin yetki ve sorumluluklarının da dikkate alınmasını istedi. TEKNOSAB ve diğer iştiraklerle ilgili kararların meclisin bilgisi ve denetimi dahilinde alınması gerektiğini belirten Matlı, “Biz hiçbir zaman bu meclisin üzerinde bir iş yapmayacağız. TEKNOSAB'da yatırım yapmaya çalışan, fabrikasını kurup üretim yapmak isteyen sanayicimize ilave maliyet yüklemeyeceğiz. Bu meclisin verdiği yetkinin hesabını yine bu meclise vereceğiz” dedi. Yeni dönemde meclis üyelerinin bilgi ve belgelere erişiminin öncelikli olduğunu vurgulayan Matlı, geçmiş dönemden devralınan projelerin ve iştiraklerin mali yapılarının bütün yönleriyle incelenmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ae1d2633e21b-1793184355.jpg" alt="" width="800" height="548" /></p>
<h2>“Amacımız Bursa iş dünyasının hakkını korumak”</h2>
<p>Yeni meclisin yaklaşık yüzde 75'inin değiştiğine dikkat çeken Matlı, seçilmiş meclisin iradesine saygı gösterilmesi gerektiğini söyledi. TEKNOSAB Müteşebbis Heyeti konusunda hukuki süreçler kadar etik ve kurumsal sorumlulukların da gözetilmesini isteyen Matlı, “Meclisin iradesinin üzerinde hiçbir şey yok. 60 bin üyenin seçtiği insanların kararlarına saygı gösterilmesi gerekiyor. Biz kimsenin hakkını yemek istemiyoruz. Amacımız Bursa iş dünyasının hakkını, üyelerimizin maliyetlerini ve ihracat gücünü korumak” ifadelerini kullandı. Matlı, yeni yönetim döneminde meclisin bilgisi dışında kaynak aktarımı ve karar alma süreçlerinin olmayacağını belirterek, “159 arkadaşımızla birlikte bu şehirde 60 bin üyeye hesap vermekten başka kimseden çekinecek bir şeyimiz yok” dedi. </p>
<h2>“Madde 83 kabul ve 40 ret oyuyla kabul edildi”</h2>
<p>TEKNOSAB Müteşebbis Heyeti’nin belirlenmesine ilişkin madde 83 kabul ve 40 ret oyuyla kabul edilirken, Barakfakih ve Kayapa Organize Sanayi Bölgelerinin Müteşebbis Heyetlerinin belirlenmesine ilişkin maddeler oy birliğiyle geçti. </p>
<h2>“BTSO meclisi devre dışı bırakılmış”</h2>
<p>Meclis gündeminin sonunda söz alan BTSO Meclis üyesi Önder Matlı da oda iştiraklerinin mali yapısı ve sermaye aktarım yöntemlerine ilişkin eleştirilerde bulundu. Matlı, Uludağ’da Swissotel işlettiği Yaşam Boyu Eğitim Merkezi’nin 30 Haziran 2023 itibarıyla 164 milyon TL zarar gösterdiğini, buna karşılık 199 milyon TL sermaye avansı aktarıldığını belirterek, bu tutarın neden sermaye artırımı yerine avans olarak verildiğini sorguladı. Sermaye avansının yönetim kurulu kararıyla, sermaye artırımının ise meclis kararıyla yapılabildiğini ifade eden Matlı, “Burada sermaye avansı aktararak BTSO meclisini devre dışı bırakmışız. Sermaye artırımı yapılsaydı meclis kararı gerekecekti. 2023 yılından bu yana süregelen süreçte meclisin karar mekanizması devre dışı bırakılmıştır” değerlendirmesinde bulundu. Matlı, şirketlerin zarar etmesi veya kâr elde etmesinin ticari hayatın doğal bir parçası olduğunu, asıl meselenin mali işlemlerin hangi yöntemle ve hangi yetki çerçevesinde gerçekleştirilmiş olduğu vurgusunu yaptı. Matlı ayrıca, 9 yıldır düzenli olarak geldiği BTSO Meclis toplantılarında ilk defa gelir gider tablosu ve mali yapılara ilişkin rakamlar gördüğünü belirterek, yeni yönetimin şeffaflık anlayışına teşekkür etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsoda-yeni-donem-eski-hesaplar-ve-seffaflik-tartismasiyla-basladi-90779</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/9/1280x720/btsoda-yeni-donem-eski-hesaplar-ve-seffaflik-tartismasiyla-basladi-1793182328.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın yeni dönem ilk meclis toplantısı, geçmiş dönem yatırımlarının mali yapısı ve TEKNOSAB’ın yönetimi üzerinden sert tartışmalara sahne oldu. Eski Başkan İbrahim Burkay, 13 yıllık dönemde hayata geçirilen projeleri ve TEKNOSAB’ın varlıklarını savunurken, yeni Başkan Özer Matlı şeffaflık, hesap verebilirlik ve oda kaynaklarının kullanımında meclis denetimini öne çıkardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/marti-surucusuz-arac-projesini-tanitti-90784</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 12:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Martı sürücüsüz araç projesini tanıttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Martı Kurucusu Oğuz Alper Öktem, şehir içi ulaşımda sürücü olmadan hareket edebilen yapay zeka destekli araçların kullanılmasını hedefleyen "RoboMartı" projesini tanıttı.</p>
<p>RoboMartı, yapay zeka destekli sürücüsüz araçları paylaşımlı yolculuk modeliyle bir araya getirerek şehir içi ulaşımda yeni bir dönem başlatmayı hedefliyor.</p>
<p>Açıklamaya göre, daha çok ABD ve Çin gibi ülkelerle anılan otonom sürüş teknolojisi, Türkiye'de de gündeme gelirken, RoboMartı yüksek çözünürlüklü kameraları, lidar ve radar sensörleriyle çevresini 360 derece algılayabiliyor.</p>
<p>Yapay zeka destekli sistemin, trafik ışıklarını, yayaları, diğer araçları ve yol koşullarını analiz ederek sürüş kararları verebilecek şekilde tasarlandığı belirtildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae1d6441328a-1793185348.jpg" alt="" width="600" height="556" />Martı Kurucusu Oğuz Alper Öktem, RoboMartı ile Türkiye'de sürücüsüz ulaşımın geleceğine ilk adımı attıklarını söyledi.</p>
<p>Türkiye'de ulaşımın geleceğini şekillendirmek için çalışmalarına devam edeceklerini vurgulayan Öktem şunları kaydetti: "Hedefimiz, yapay zeka ile çalışan sürücüsüz araçları paylaşımlı yolculukla buluşturarak ulaşımda yeni bir dönem başlatmak. Test sürüşlerinin başarıyla tamamlanması, teknolojimizin geldiği noktayı ve Martı'nın bu alandaki öncülüğünü ortaya koyuyor." </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/marti-surucusuz-arac-projesini-tanitti-90784</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/4/1280x720/robomarti-1793185332.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ RoboMartı&#039;yı tanıtan Martı Kurucusu Oğuz Alper Öktem, &quot;Hedefimiz, yapay zeka ile çalışan sürücüsüz araçları paylaşımlı yolculukla buluşturarak ulaşımda yeni bir dönem başlatmak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerji-ithalati-faturasi-yuzde-493-artti-90774</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 12:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji ithalatı faturası yüzde 49,3 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Ticaret Bakanlığı tarafından oluşturulan geçici dış ticaret istatistikleri açıklandı. </p>
<p>Buna göre, eylülde Türkiye'nin toplam ithalatı 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 5,6 artarak 31 milyar 129 milyon 990 bin dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu tutarın 6 milyar 775 milyon 23 bin dolarlık kısmı enerji ithalatı olarak özetlenen "mineral yakıtlar, mineral yağlar ve bunların damıtılmasından elde edilen ürünler, bitümenli maddeler, mineral mumlar"dan oluştu.</p>
<p>Geçen yıl eylülde bu tutar 4 milyar 539 milyon 5 bin dolar olarak kayıtlara geçmişti. Böylece enerji ithalatı tutarı yıllık bazda yüzde 49,3 arttı.</p>
<p>Bu dönemde ham petrol ithalatı ise yüzde 14,4 artarak 3 milyon 133 bin 306 tona yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerji-ithalati-faturasi-yuzde-493-artti-90774</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/petrol-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayı geçici dış ticaret istatistiklerine göre, enerji ithalatı için ödenen tutar, yıllık bazda yüzde 49,3 artışla 6,77 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kardemir-akademi-kuruldu-90783</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;KARDEMİR Akademi&#039; kuruldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Karabük Demir ve Çelik Fabrikaları'nın (KARDEMİR), kuruluşundan bu yana yalnızca Türkiye'nin sanayileşmesine değil, nitelikli insan kaynağının yetişmesine de katkı sağladığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamada, şirketin eğitim ve gelişim yaklaşımının kapsamını genişleterek KARDEMİR Akademi'yi hayata geçirdiği belirtilerek, "KARDEMİR'in eğitim ve öğrenme kültürünün temelleri, Türkiye'nin sanayileşme tarihinin ilk dönemlerine uzanıyor. Kuruluşunun ilk yıllarında yürüttüğü çıraklık ve mesleki eğitim çalışmaları, üretimin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesinde önemli rol oynadı. Teorik bilgi ile saha deneyimini buluşturan bu çalışmalar, KARDEMİR'in köklü eğitim ve öğrenme kültürünün temellerini oluşturdu." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Fabrikanın birikimini, çalışanlarının gelişimine, kurumsal bilgi ve tecrübenin yeni kuşaklara aktarılmasına, genç yeteneklerin yetiştirilmesine, üniversite-sanayi işbirliklerinin güçlendirilmesine ve yenilikçi fikirlerle girişimcilik kültürünün desteklenmesine yönelik çalışmalarla sürdürdüğü aktarılan açıklamada, teknik ve mesleki gelişimin yanı sıra mentörlük, iç eğitmenlik ve bilgi paylaşımını destekleyen uygulamalarla çalışanlarının yetkinliklerini güçlendirmeye, deneyimli çalışanlarının sahip olduğu bilgi ve tecrübeyi yeni kuşaklara aktarmasına odaklanıldığı vurgulandı.</p>
<p>Açıklamada, KARDEMİR'in ve Türkiye Yüzyılı'nın gelecek vizyonuna katkı sağlayacak insan kaynağını yetiştirmek üzere ilk modülün hayata geçirildiği ifade edilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"ENTEGRE Aday Mühendis Programı, üniversitelerin mühendislik fakültelerinin son sınıf öğrencilerine teorik bilgilerini gerçek üretim ortamında uygulama fırsatı sunmak üzere tasarlandı. Üniversitelerle yürütülen işbirliği çalışmaları çerçevesinde geliştirilen program kapsamında öğrencilerin, eğitim aldıkları mühendislik bölümleri ve yetkinlikleri doğrultusunda uygun üretim ve destek birimleriyle eşleştirilmesi planlanıyor. Deneyimli teknik yöneticilerin mentörlüğünde gerçek iş süreçlerine katılacak adaylar, teknik eğitimler, saha uygulamaları ve proje çalışmalarıyla mesleki bilgi ve becerilerini geliştirme fırsatı bulacak."</p>
<p>Kok ve sinter tesislerinden yüksek fırınlara, çelikhaneden haddehanelere uzanan entegre üretim süreçlerinin genç mühendis adaylarına farklı alanlarda deneyim kazanma imkanı sunduğu bildirilen açıklamada, üretim, bakım, enerji, kalite, otomasyon, dijitalleşme ve yalın dönüşüm gibi alanlarda gerçekleştirilecek çalışmaların, öğrencilerin teknik yetkinliklerinin yanı sıra problem çözme, ekip çalışması ve iş disiplini becerilerini de destekleyeceği vurgulandı.</p>
<p>Programı başarıyla tamamlayan adayların, KARDEMİR'in gelecekteki insan kaynağı ihtiyaçları doğrultusunda yetenek havuzunda değerlendirilebileceğine değinilen açıklamada, "KARDEMİR, çelik üretimindeki gücünü insan kaynağının bilgi ve deneyimiyle bütünleştiriyor. KARDEMİR Akademi ile kurumsal hafızasını güçlendiren, bilgi paylaşımını teşvik eden ve genç yetenekleri geleceğe hazırlayan sürdürülebilir bir öğrenme kültürü oluşturmayı hedefliyor." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kardemir-akademi-kuruldu-90783</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/1/1280x720/kardemir-1754315160.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karabük Demir ve Çelik Fabrikaları, eğitim ve mesleki gelişim çalışmalarını &quot;KARDEMİR Akademi&quot; çatısı altında birleştirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/naksan-plastik-ile-ege-dunya-ticaret-merkezi-satisa-cikarildi-90773</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 11:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Naksan Plastik ile Ege Dünya Ticaret Merkezi satışa çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Gaziantep'teki beş ticari ve iktisadi bütünlük ile İzmir'deki bir ticari ve iktisadi bütünlüğü satışa çıkardı.</p>
<p>Satış ilanları Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Gaziantep Şahinbey'de bulunan arsa nitelikli gayrimenkullerden oluşan Naksan Plastik Gayrimenkulleri Ticari ve İktisadi Bütünlüğü ile Şehitkamil OSB'de bulunan Naksan Plastik Gayrimenkulü Ticari ve İktisadi Bütünlüğü, dükkan nitelikli bağımsız bölümlerden oluşan Naksan Plastik Şehitkamil Gayrimenkulleri Ticari ve İktisadi Bütünlüğü, Burak'ta bulunan tarla vasfındaki gayrimenkullerden oluşan Naksan Plastik Şehitkamil Gayrimenkulleri Ticari ve İktisadi Bütünlüğü ile Sam'da bulunan Naksan Plastik Şehitkamil Gayrimenkulü Ticari ve İktisadi Bütünlüğü ve İzmir'de bulunan Ege Dünya Ticaret Merkezi Ticari ve İktisadi Bütünlüğünü satışa çıkardı. Söz konusu ihalelerde kapalı zarf ve açık artırma usulleri birlikte uygulanacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/naksan-plastik-ile-ege-dunya-ticaret-merkezi-satisa-cikarildi-90773</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/6/1280x720/tmsf-1752842353.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMSF, arsa nitelikli gayrimenkullerden, Gaziantep&#039;te Naksan Plastik&#039;e ait beş ticari ve iktisadi bütünlük ile İzmir&#039;de bulunan Ege Dünya Ticaret Merkezi Ticari ve İktisadi Bütünlüğünü satışa çıkardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretici-fiyatlari-yillik-yuzde-3323-artti-90772</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 11:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet üretici fiyatları yıllık yüzde 33,23 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), eylül ayına ait Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre H-ÜFE, geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 0,17, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 32,88, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 33,23 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 34,31 yükseldi.</p>
<p>Endeks, Eylül 2025'e göre ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 39,99, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 28,09, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 28,03, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 21,93, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 32,44, idari ve destek hizmetlerinde yüzde 30,17 arttı.</p>
<p>H-ÜFE'de eylülde bir önceki aya kıyasla ise ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 1,78, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 0,37, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 0,84 artış olurken konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 1,16, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 2,51, idari ve destek hizmetlerde yüzde 2,53 azalış gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretici-fiyatlari-yillik-yuzde-3323-artti-90772</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/esnaf-lokantasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre Hizmet Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 0,17, yıllık bazda yüzde 33,23 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-eylulde-yuzde-258-geriledi-90771</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 11:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış ticaret açığı eylülde yüzde 25,8 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle oluşturulan eylül ayı geçici dış ticaret verileri açıklandı.</p>
<p>Buna göre, Genel Ticaret Sistemi (GTS) kapsamında ihracat eylülde geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 15,3 artışla 25 milyar 967 milyon dolara, ithalat yüzde 5,6 yükselişle 31 milyar 130 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Dış ticaret açığı, eylülde yıllık bazda yüzde 25,8 azalarak 6 milyar 957 milyon dolardan 5 milyar 163 milyon dolara geriledi.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı Eylül 2025'te yüzde 76,4 iken geçen ay yüzde 83,4 oldu.</p>
<p><strong>Ocak-eylül döneminde dış ticaret açığı yüzde 5,7 arttı</strong></p>
<p>Ocak-eylül döneminde ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,2 artarak 210 milyar 952 milyon dolar, ithalat yüzde 5,3 yükselişle 281 milyar 919 milyon dolar olarak hesaplandı.</p>
<p>Söz konusu dönemde, dış ticaret açığı yüzde 5,7 artışla 67 milyar 163 milyon dolardan 70 milyar 967 milyon dolara çıktı.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı Ocak-Eylül 2025 döneminde yüzde 74,9 iken bu yılın aynı döneminde yüzde 74,8 oldu.</p>
<p><strong>Enerji ve altın hariç dış ticaret</strong></p>
<p>Geçen ay enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, yüzde 10,5 artarak 21 milyar 167 milyon dolardan 23 milyar 385 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ithalat, yüzde 6,7 artışla 22 milyar 430 milyon dolardan 23 milyar 926 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç dış ticaret açığı, eylülde 541 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi, yüzde 8,5 artışla 47 milyar 310 milyon dolar oldu.</p>
<p>Söz konusu ayda enerji ve altın hariç ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 97,7 olarak belirlendi.</p>
<p><strong>İmalat sanayisinin payı yüzde 93,4</strong></p>
<p>Ekonomik faaliyetler incelendiğinde, ihracatta eylülde imalat sanayisinin payı yüzde 93,4, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,5, madencilik ve taş ocakçılığının payı yüzde 2,2 oldu.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde ise ihracatta imalat sanayisinin payı yüzde 93,8, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,6, madencilik ve taş ocakçılığının payı yüzde 1,9 olarak belirlendi.</p>
<p>Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre, ithalatta eylülde ara malların payı yüzde 69,9, sermaye mallarının payı yüzde 15,4 ve tüketim mallarının payı yüzde 14,6 olarak hesaplandı.</p>
<p>İthalatta, yılın 9 ayında ara malların payı yüzde 71, sermaye mallarının payı yüzde 14,1 ve tüketim mallarının payı yüzde 14,5 oldu.</p>
<p><strong>Almanya ihracatta, Çin ithalatta ilk sırada</strong></p>
<p>Eylülde ülkeler özelinde ihracatta ilk sırayı 2 milyar 46 milyon dolarla Almanya aldı. Bu ülkeyi 1 milyar 913 milyon dolarla ABD, 1 milyar 442 milyon dolarla Birleşik Krallık, 1 milyar 186 milyon dolarla Irak, 1 milyar 128 milyon dolarla İtalya takip etti. Söz konusu ayda ilk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,7'sini oluşturdu.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde de ihracatta ilk sıra 17 milyar 89 milyon dolarla Almanya'nın oldu. Bu ülkeyi 13 milyar 798 milyon dolarla ABD, 12 milyar 131 milyon dolarla Birleşik Krallık, 10 milyar 309 milyon dolarla İtalya ve 8 milyar 446 milyon dolarla İspanya takip etti. Bu dönemde ilk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,3'üne karşılık geldi.</p>
<p>Eylülde ithalatta ilk sırada Çin yer aldı. Bu ülkeden yapılan ithalatın tutarı 5 milyar 264 milyon dolar olarak hesaplandı. Çin'in ardından 2 milyar 246 milyon dolarla Almanya, 1 milyar 848 milyon dolarla Rusya, 1 milyar 776 milyon dolarla ABD, 1 milyar 136 milyon dolarla İtalya geldi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 39,4'ünü oluşturdu.</p>
<p>Ocak-eylül dönemi ithalatta da ilk sıra 41 milyar 319 milyon dolarla Çin'in oldu. Çin'i 27 milyar 956 milyon dolarla Rusya, 20 milyar 317 milyon dolarla Almanya, 15 milyar 147 milyon dolarla ABD, 11 milyar 313 milyon dolarla İtalya izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 41,2'sine tekabül etti.</p>
<p><strong>Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayisi ihracatı içindeki payı yüzde 4,1 oldu</strong></p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre, eylülde bir önceki aya göre ihracat yüzde 2,1, ithalat yüzde 2,8 arttı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise eylülde geçen yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 15,6, ithalat yüzde 5,6 artış gösterdi.</p>
<p>Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.4 sınıflaması içinde yer alan imalat sanayisi ürünlerini kapsıyor. Eylülde bu sınıflamaya göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 93,4 oldu. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 4,1 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde ISIC Rev.4'e göre imalat sanayisi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 93,8, yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayisi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3,7 oldu.</p>
<p>Eylülde imalat sanayisi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 82 olarak hesaplandı. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayisi ürünleri ithalatı içindeki payı, yüzde 12,7 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde imalat sanayisi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 80,3, yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayisi ürünleri ithalatı içindeki payı ise yüzde 12,1 olarak belirlendi.</p>
<p><strong>Özel Ticaret Sistemi verileri</strong></p>
<p>Özel Ticaret Sistemi'ne göre ise eylülde ihracat geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 14,8 artarak 23 milyar 506 milyon dolara, ithalat yüzde 3 yükselerek 28 milyar 852 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Eylül ayında dış ticaret açığı yüzde 29,2 azalarak 7 milyar 552 milyon dolardan 5 milyar 347 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı Eylül 2025'te yüzde 73 iken, bu yılın aynı ayında yüzde 81,5'e yükseldi.</p>
<p>Özel Ticaret Sistemi'ne göre ihracat, ocak-eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 5,6 artarak 192 milyar 105 milyon dolar, ithalat yüzde 5,5 yükselişle 264 milyar 676 milyon dolar olarak belirlendi.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde dış ticaret açığı yüzde 5,3 artarak, 68 milyar 893 milyon dolardan 72 milyar 571 milyon dolara çıktı. İhracatın ithalatı karşılama oranı geçen yılın 9 ayında yüzde 72,5 iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 72,6'ya çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-eylulde-yuzde-258-geriledi-90771</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/1/1280x720/dis-ticaret-ihracat-1772094861.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK ile Ticaret Bakanlığının eylül verilerine göre ihracat, yıllık bazda yüzde 15,3 artışla 25 milyar 967 milyon dolara, ithalat ise yüzde 5,6 yükselerek 31 milyar 130 milyon dolara çıktı. Bu dönemde dış ticaret açığı, yüzde 25,8 azalarak 5 milyar 163 milyon dolara geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmir-ticaret-odasi-baskani-mahmut-ozgener-tek-basina-faiz-indirimi-yetmez-destek-ve-guven-sart-90767</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 11:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mahmut Özgener: Tek başına faiz indirimi yetmez, destek ve güven şart</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>Enflasyonda yıllık oran yaklaşık beş yıl sonra ilk kez %30’un altına gerileyerek %29,73’e düşerken, reel sektör yüksek finansman maliyetleri, likidite sıkışıklığı ve küresel risklerle mücadele etmeye devam ediyor.</p>
<p>İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, faiz kararının tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak, güven ortamının güçlendirilmesi, fon soruşturmaları ve MSCI uyarıları gibi sermaye piyasası başlıklarında şeffaflığın artırılması ve ihracat desteklerinin genişletilmesi çağrısında bulundu.</p>
<p>Merkez Bankası’nın politika faizini %37’den %36’ya düşürmesini değerlendirirken, faiz kararlarındaki metin değişikliğine dikkat çekti. Karar metninde atılacak adımların büyüklüğü ve zamanlamasına vurgu yapılmasının önemli bir yönelim değişikliği olduğunu belirten Özgener, para politikasındaki gevşemenin üretim ve yatırım koşullarına yansıması için farklı politika araçlarıyla desteklenmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Uluslararası endeks sağlayıcısı Morgan Stanley Capital International’ın (MSCI) Türkiye piyasalarına ilişkin uyarılarına dikkat çeken Özgener, “MSCI’nın gerekli iyileşmelerin sağlanmaması halinde Türkiye’nin gelişmekte olan piyasalar statüsünü yeniden değerlendirebileceğini ve Haziran 2027’ye kadar somut ilerleme arayacağını belirtmesi, yatırım ortamında güvenin ve öngörülebilirliğin güçlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Kısa vadede fon soruşturmasına ilişkin çalışmaların ve sermaye piyasalarına yönelik düzenleyici süreçlerin hukuki çerçeve içerisinde, belirsizliği azaltacak şekilde sonuçlandırılması ekonomik istikrar açısından kritik önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Karbon maliyetleri rekabetin parçası”</strong></p>
<p>AB Gümrük Reformu ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi küresel düzenlemelerin ihracatçının rekabet gücünü doğrudan etkileyeceğini söyleyen Özgener, reel sektöre yönelik finansman taleplerini dile getirdi.</p>
<p>Karbon maliyetinin artık ihracatçının rekabette bir parçası olduğunu belirten Özgener, 2026 yılı ithalatına ilişkin ilk yıllık SKDM beyannamesi ve sertifika teslimi için son tarihin 30 Eylül 2027 olduğunu hatırlatarak firmaları yeşil dönüşüm kapasitelerini artırmaya çağırdı.</p>
<p>İmalat sanayisinde faaliyet gösteren işletmelerin finansmana erişiminin kolaylaştırılması, üretim kapasitelerinin ve mevcut istihdamın korunması amacıyla yürütülen İstihdamı Koruma Destek Programı’na ilişkin bilgi veren Özgener, “Gerekli şartları sağlayan işletmelerimize 6 aya kadar anapara ödemesiz, 36 aya kadar vadeli kredi imkânı sunuluyor. Krediler için 12 puan faiz veya kâr payı desteği sağlanıyor. Programdan yararlanabilmek için 2026 yılı Ocak-Haziran dönemindeki ortalama aylık prim gün sayısının, Temmuz-Aralık 2026 döneminde korunması önem taşıyor. Son başvuru tarihinin 31 Ekim” bilgilerini verdi.</p>
<p>Özgener, 1 Ekim’de yenilenen düzenlemeyle döviz almama taahhüdünün kaldırılmasını olumlu bulduklarını ancak %3’lük destek oranının artırılması, 100 milyon TL'lik üst sınırın esnetilmesi ve KOBİ'ler için karmaşık katma değer hesaplamalarının sadeleştirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>"K şeklinde büyüme riske işaret ediyor"</strong></p>
<p>IMF’nin Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’na göre, küresel ekonomideki gelişmelerin "K şeklinde büyüme" görünümünü belirginleştirdiğini söyleyen Özgener, “Orta Doğu’da tırmanan gerilim nedeniyle Brent petrolün varil fiyatı 110 doların üzerine çıkarak Mayıs 2026’dan bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Yükselen enerji maliyetleri işletmelerin planlamalarında mutlaka dikkate alınmalı” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmir-ticaret-odasi-baskani-mahmut-ozgener-tek-basina-faiz-indirimi-yetmez-destek-ve-guven-sart-90767</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/7/1280x720/izmir-ticaret-odasi-baskani-mahmut-ozgener-tek-basina-faiz-indirimi-yetmez-destek-ve-guven-sart-1793176184.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İZTO Başkanı Mahmut Özgener, faiz indirimlerinin tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak; ekonomide güven ortamının pekiştirilmesi, sermaye piyasalarında şeffaflığın artırılması ve ihracat desteklerinin esnetilmesi gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cumhuriyetimizin-2-yuzyilinda-da-ulkemize-katki-sunmaya-kararlilikla-devam-edecegiz-90796</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Cumhuriyetimizin 2. yüzyılında da ülkemize katkı sunmaya kararlılıkla devam edeceğiz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Reis Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis Yorgun, Cumhuriyet'in 103. kuruluş yıl dönümünü yayımladığı mesajla kutladı. </p>
<p>Işılay Reis Yorgun mesajında, "29 Ekim 1923, milletimizin bağımsızlık mücadelesini Cumhuriyet ile taçlandırdığı, geleceğini kendi iradesiyle şekillendirme kararlılığını ortaya koyduğu tarihtir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, büyük fedakarlıklarla kurulan Cumhuriyet, eğitimden tarıma, sanayiden toplumsal yaşama uzanan köklü bir dönüşümün ve ilerlemenin önünü açmıştır. Bugün bize düşen, bu kazanımları koruyarak çağın ihtiyaçlarına bilgi, dayanışma ve kararlılıkla yanıt vermektir. <strong>1981</strong> yılından bu yana, Cumhuriyetimizin açtığı yolda ülkemize değer katma sorumluluğuyla hareket ediyoruz. Toprağın bereketini emeğin gücüyle buluşturan üretim anlayışımızı, gelecek nesillere karşı taşıdığımız sorumluluğun önemli bir parçası olarak görüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Bu topraklarda üretilen her değer, geleceğimize katkıdır"</strong></p>
<p>"Ülkemizin kalkınmasında her emeğin ayrı bir değeri olduğuna inanıyoruz." diyen Yorgun şunları kaydetti: "Tarlasında çalışan çiftçimizin, fabrikada emek veren işçimizin, çocuklarımızı yetiştiren öğretmenimizin ve ülkesine katkı sunmak için çalışan herkesin çabasını, birlikte ilerlemenin temel gücü olarak görüyoruz. Cumhuriyet, milletimizin cesaretinin, dayanışmasının ve geleceğe duyduğu sarsılmaz inancın eseridir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanılan bağımsızlık ve kurulan Cumhuriyet, bizlere kendi geleceğimizi inşa etme imkanı ve sorumluluğu vermiştir. Bu kıymetli mirası yaşatmak; çalışmayı, üretmeyi, öğrenmeyi ve ülkemize değer katmayı gerektiriyor. Bizim için toprağa atılan her tohum, yarınlara duyulan inancın bir ifadesidir. Çiftçimizin emeğine sahip çıkmak, yerli üretimi desteklemek, toprağımızı ve suyumuzu korumak; gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzdur. Çünkü güçlü bir geleceğin, üretmeye devam eden bir Türkiye ile mümkün olduğuna inanıyoruz."</p>
<p><strong>"Çocuklarımızın umuduna, ülkemizin yarınlarına sahip çıkıyoruz"</strong></p>
<p>Açıklamanın devamında, "Cumhuriyetimizin bizlere açtığı ufku, çocuklarımızın hayallerinde ve öğrenme heyecanında görüyoruz. Çocuklarımızın eğitimle güçlendiği, gençlerimizin yeteneklerini geliştirebildiği ve kadınların hayatın her alanında eşit fırsatlarla yer alabildiği bir toplumu ortak hedefimiz olarak benimsiyoruz. Bilginin yol gösterdiği, emeğin karşılık bulduğu ve her bireyin katkısının değer gördüğü bir yaşamın, ülkemizi daha ileriye taşıyacağına inanıyoruz." diyen Işılay Reis Yorgun<strong>, "</strong>Gelecek nesillere bırakacağımız mirasın yalnızca ürettiklerimizden ibaret olmadığını biliyoruz. Dayanışma kültürümüzü, toprağımıza duyduğumuz saygıyı ve Cumhuriyetimize olan bağlılığımızı da bu mirasın önemli bir parçası olarak görüyoruz." vurgusunu yaptı.</p>
<p>Işılay Reis Yorgun açıklamasını şöyle sonlandırdı:</p>
<p>"Reis Gıda olarak 45 yıllık yolculuğumuzda taşıdığımız çalışma azmini, bu ülkenin topraklarına ve insanına duyduğumuz bağlılıkla geleceğe taşıyoruz. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında da üretmeye, emeğe değer vermeye ve ülkemize katkı sunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. </p>
<p>Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, silah arkadaşlarını ve bağımsızlık mücadelemizin tüm kahramanlarını saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.</p>
<p>29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cumhuriyetimizin-2-yuzyilinda-da-ulkemize-katki-sunmaya-kararlilikla-devam-edecegiz-90796</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/6/1280x720/isilay-reis-yorgun-1793194202.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reis Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis Yorgun, Cumhuriyet’in 103. yılını, bağımsızlığın temelini güçlendiren emek, üretim ve toplumsal kalkınma anlayışıyla kutladıklarını belirtti. Yorgun, Cumhuriyet’in kazanımlarını gelecek nesillere taşımanın ortak bir sorumluluk olduğu bilinciyle, toprağa sahip çıkmanın ve tarımsal üretimin sürekliliğini sağlamanın Türkiye’nin geleceği açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tigem-bugday-arpa-ve-narenciye-satacak-90769</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TİGEM, buğday, arpa ve narenciye satacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün (TİGEM), Resmi Gazete'de yayımlanan ilanlarına göre, TİGEM Altınova Tarım İşletmesi Müdürlüğü 2026 yılı istihsali 6 bin 500 ton Bayraktar-2000, 6 bin 500 ton Kızıltan-91 olmak üzere toplam 13 bin ton buğday ile 1500 ton Tarım-92 çeşidi arpa partiler halinde açık artırma usulü ile satılacak.</p>
<p>İhale, 11 Kasım saat 13.30'da Konya Ticaret Borsası'nda yapılacak.</p>
<p>Bayraktar-2000 çeşidi buğday için muhammen bedel 117 milyon lira, Kızıltan-91 için 113 milyon 750 bin lira, Tarım-92 çeşidi arpa için tahmini bedel 21 milyon 300 bin lira olarak belirlendi. Böylelikle ihalede toplam muhammen bedel 252 milyon 50 bin lira olacak.</p>
<p>Şartname, "https://www.tigem.gov.tr" internet adresinde veya TİGEM Altınova Tarım İşletmesi Müdürlüğü'nde görülebilecek.</p>
<p>TİGEM Boztepe Tarım İşletmesi Müdürlüğü de 2026 yılı ürünü 790,1 ton Washington portakal, 256,5 ton Fremont mandarin, 674 ton kara limon olmak üzere toplam 1720,6 ton narenciyeyi 8 parti halinde açık artırma usulü ile satacak.</p>
<p>İhale, 10 Kasım saat 14.00'te İşletme'de yapılacak.</p>
<p>Narenciye için muhammen bedel 16 milyon 436 bin 500 lira olarak belirlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tigem-bugday-arpa-ve-narenciye-satacak-90769</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hububat-tarim-bugday.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİGEM, 14,5 bin ton buğday ve arpa ile 1720,6 ton narenciyeyi açık artırma ile satacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlarda-1-milyon-liraya-kadar-odemeler-cuma-gunu-basliyor-90755</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Fonlarda 1 milyon liraya kadar ödemeler cuma günü başlıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, fon tasfiye sürecinde olağanüstü tasfiye ile ilgili 1 milyon TL'ye kadar ödemelerin cuma günü itibariyle İş Bankası ve Ziraat Bankası kanalıyla başlayacağını açıkladı. Yılmaz, “En düşükten başlayıp en yükseğe doğru gidilecek. Tabii bir dağıtma durumunda oldukları nakitleri var. Onun dışında hızla nakde çevrilebilir kaynakları var. Cuma günü önemli oranda bir ödemenin yapılacağını söyleyebilirim” dedi.</p>
<p>Yılmaz, Olağanüstü tasfiye kapsamındaki ödemelerle ilgili bilgi verirken, “Geriye kalan 125 milyar TL net yatırım tutarı gözüküyor 1 milyona kadar. Dolayısıyla onun da bu geri ödemelerle birlikte rahatlıkla sağlanabileceği öngörülüyor” dedi. </p>
<p>Bunun üç kaynaktan finanse edileceğini vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti: </p>
<p>“Birincisi bu fonlarda kalan tutarlar var. Kendi varlıkları var, nakdi varlıklar var veya nitekim hisseler var. Başka değerleri var. İkincisi bu geri ödemelerden, faiz kâr elde etmiş olanlardan veya haksız kazanç elde etmiş olanlardan geri kazanılan. Onun da  içini gün itibariyle söyleyebilirim size. Gün itibariyle 11 milyar lira bir geri ödeme söz konusu. Ama bu hızla yine artacaktır diye bekliyoruz. Oradan gelen kaynaklar da yine eğer bir fonla ilgiliyse o fona, değilse genel bir hesabımız var, oraya gelecek. SPK'nın belirlediği kriterlere göre onlara dağılımı yapılmış olacak. İkinci kaynağımız bu. Yani geri alınan kaynaklarla ödenecek. Üçüncüsü de varlıkları var bu yargı sürecinde olan kişilerin, tedbir kararı konmuş, varlıkları var, gayrimenkulleri var. Bunlar da TMSF'ye devrediliyor. TMSF de bunları sizin de onayladığınız, Meclisimizin onayladığı kanunla çok daha hızlı bir şekilde likit bir varlığa dönüştürme yetkisi verdi bu kanunla. O çerçevede TMSF de üzerine düşeni yapıp oradan da yine bu fonlara, yatırımcılara ödemeleri yapacağız.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlarda-1-milyon-liraya-kadar-odemeler-cuma-gunu-basliyor-90755</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/3/1280x720/para-tl-1780558831.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, fonlardaki olağanüstü tasfiye ile ilgili 1 milyon liraya kadar olan ödemelerin cuma günü başlayacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeni-sanayi-bolgeleri-ve-teknoloji-yatirimlari-elektrik-altyapisiyla-es-zamanli-planlanmali-90749</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeni sanayi bölgeleri ve teknoloji yatırımları elektrik altyapısıyla eş zamanlı planlanmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (Elder) Başkanı Barış Erdeniz Türkiye’nin elektrik ihtiyacının artmaya devam edeceğini, çeşitleneceğini belirterek, bu alanda şebekenin uyumu için yatırımların sürmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p>Yazılı bir değerlendirme yapan Barış Erdeniz, bunlar içinde başta veri merkezleri olmak üzere, büyük sanayi kuruluşları, endüstri bölgeleri ve veri merkezleri gibi yüksek elektrik çeken alanlar oluşacağını vurgulayan Erdeniz, “Yeni sanayi ve teknoloji yatırımlarının elektrik altyapısıyla eş zamanlı planlanması, OSB'lerin kendi dağıtım sorumlulukları da gözetilerek ilgili kurumlarla koordinasyon kurulması önemli. Böylece sanayinin büyümesine uygun bağlantı ve dağıtım kapasitesiyle katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Bugün ulaşımdan sanayiye, ısınma ve soğutmadan veri merkezlerine kadar hayatın her alanı hızla elektrikleşiyor ve elektrik tüketim alışkanlıklarımız kökten değişiyor. Artık petrol çağından elektrik çağına geçiyoruz” görüşünü öne çıkardı.</p>
<h2>50 milyar dolarlık yatırım ihtiyacı var </h2>
<p>Barış Erdeniz sektörün yatırım ihtiyacını öne çıkardı. Dağıtım şebekelerine 2035 yılı sonuna kadar en az 50 milyar dolar yatırım ihtiyacı tahminine işaret eden Erdeniz, 2030 sonunda bitecek tarife döneminde 18,5 milyar dolarlık yatırım tavanı bulunduğunu hatırlattı. Bu planların gelecek 5 yılda 22 milyar dolarlık bir büyüklüğe karşılık geldiğini belirten Erdeniz finansman unsuruna dikkati çekerek, “2035 sonuna kadar uzanan yatırım vizyonumuzun hayata geçirilmesi için mevcut finansman kaynaklarının yanı sıra uzun vadeli, uygun maliyetli uluslararası finansman imkânlarına erişimi önemsiyoruz. Bu büyüklükler bize, yatırımın yalnızca miktarını değil niteliğini de düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Asıl mesele, her bir yatırımın oluşturduğu faydayı artırabilmek, tüketicilere kesintisiz, kaliteli hizmet sunma standardını yükseltebilmek” yorumunu yaptı.</p>
<h2>COP31 gündeminde ne olmalı? </h2>
<p>Yatırımların uzun vadeli finansman kullanmasının önemli unsur olarak ortaya çıktığını belirten Barış Erdeniz, bu amaçla COP31’de sektör olarak uluslararası finans kuruluşları, kalkınma bankaları ve yeşil finansman araçlarının dağıtım şebekelerinin enerji dönüşümünü destekleyecek şekilde gündeme etki etmek istediklerini kaydetti.</p>
<p>Türkiye açısından yatırım ihtiyacının çok yönlü olarak ilerlediğini- genişlediğini belirten Barış Erdeniz, 2035’te 510 teravatsaat elektrik talebi varsayımı altında, yakın zamanda açıklanacak 2040 vizyonunda yatırım ihtiyacı tutarlarının güncellenmesinin gerekebileceğini belirtti.</p>
<p>Elektrik bedellerinin seviyesine yönelik endişelere de değinen Barış Erdeniz, gelecek dönemin elektrikleşme temelli şekilleneceğine işaret ederek soruna sadece elektrik tüketiminde oluşan maliyet açısından bakılmaması gerektiğini, güçlü şebekelerin yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme dahil edilmesine imkan verme unsuru dikkate alınarak, ithal fosil kaynaklara olan bağımlılığı azaltma yönünden de bir alternatif fayda sağlamasını dikkate almak gerektiğini vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Teknolojik zorluklara teknik çözümler</span></h2>
<p>Yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme dahil edilmesindeki teknolojik zorluklara değinen Elder Başkanı Barış Erdeniz, “Bütün bu kaynakları sağlıklı yönetebilmek için SCADA kapsama oranını yükseltmemiz, ring şebeke yapısını güçlendirmemiz ve büyük miktarda veriyi etkin biçimde işlememiz gerekiyor. İnvertörlerden reaktif güç desteği alınması gibi teknik çözümler de gerilim yönetimi açısından giderek önem kazanıyor. Dolayısıyla yalnızca yeni üretim tesislerine bağlantı sağlamak değil, sistemi güvenli ve esnek biçimde işletmek de temel önceliğimiz. Vatandaş artık sadece kullanan tarafta değil; hem tüketici, hem üretici, hem de depolayan konumunda olacak” yorumunu yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeni-sanayi-bolgeleri-ve-teknoloji-yatirimlari-elektrik-altyapisiyla-es-zamanli-planlanmali-90749</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/Baris-Erdeniz.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elder Başkanı Barış Erdeniz, “Yeni sanayi ve teknoloji yatırımlarının elektrik altyapısıyla eş zamanlı planlanması, OSB&#039;lerin kendi dağıtım sorumlulukları da gözetilerek ilgili kurumlarla koordinasyon kurulması önemli. Böylece sanayinin büyümesine uygun bağlantı ve dağıtım kapasitesiyle katkı sağlamayı amaçlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/havacilikta-maliyet-artiyor-bilet-ucuzlamiyor-90744</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Havacılıkta maliyet artıyor, bilet ucuzlamıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="262" height="124" /></p>
<p>Havacılık sektörü, güçlü seyahat talebine rağmen artan maliyetler ve jeopolitik çalkantıların gölgesinde yeni bir büyüme dönemine hazırlanıyor. Orta Doğu’daki savaş, hava sahası kapanmaları ve Hürmüz Boğazı çevresindeki tedarik aksaklıkları, 2026’da sektörün büyümesini frenlerken etkilerin 2027’ye taşınması bekleniyor. Küresel yolcu trafiğinin gelecek yıl yüzde 5 büyümesi öngörülse de havayollarının bu büyümeyi karlılığa dönüştürmekte zorlanacağı belirtiliyor.</p>
<h2>Uçak yakıtının maliyet içinde payı büyüyor</h2>
<p>Havayollarının en büyük maliyet kalemlerinden jet yakıtının toplam işletme giderlerindeki payının 2025’teki yüzde 27 seviyesinden 2026’da yüzde 35’e yaklaşabileceği hesaplanıyor. Orta Doğu kaynaklı arz kaybı, rafineri kapasitesindeki darlık ve düşük stoklar, petrol fiyatları gerilese bile jet yakıtını 2027’ye kadar pahalı tutabilir. Buna bakım, personel, kiralama ve finansman giderlerindeki artış da ekleniyor.</p>
<p>Yakıt maliyetlerindeki yükselişin bilet fiyatlarına yansıması ise bölgeler arasında farklılaşıyor. ABD’de yakıt fiyatlarındaki değişim ücretlere daha hızlı yansırken Avrupa’da şirketlerin daha önce yaptığı fiyat riskinden korunma işlemleri ilk aşamada artışları sınırladı. Ancak bu korumanın 2027 boyunca kademeli olarak sona ermesi, Avrupa’da yeni zamları gündeme getirebilir. ING tarafından yapılan analize göre, güçlü talep, sınırlı uçak arzı ve genel enflasyon, yakıt ucuzlasa dahi ücretlerin yüksek kalmasına yol açabilir. Sektör genelinde doluluk oranları yüzde 84 düzeyinde seyrediyor.</p>
<p>Karlılık baskısı, şirketleri kârsız rotaları kapatmaya ve kapasite artışlarını sınırlamaya yöneltiyor. Küresel havacılıkta ortalama faaliyet kâr marjının yüzde 5’in altına gerilemesi beklenirken, birleşme ve satın almaların hızlanması da olasılıklar arasında.</p>
<h2>Yeni uçaklar filoya girmiyor </h2>
<p>Öte yandan Airbus ve Boeing’in 2026 ortası itibarıyla yaklaşık 15 bin uçaklık sipariş birikimi bulunması, yeni kapasitenin devreye girmesini zorlaştırıyor. Havayolları daha eski ve yakıt tüketimi yüksek uçakları daha uzun süre kullanmak zorunda kalırken, uçak değerleri ve kiralama ücretleri de yüksek kalıyor.</p>
<h2>Jeopolitik harita yeniden çiziliyor </h2>
<p>Ortaooğu’daki aksaklıklar, küresel yolcu trafiğini durdurmasa da güzergâhları ve aktarma merkezlerinin rekabetini değiştirdi. Bölgeye yönelik trafik Mart ve Nisan 2026’da yarı yarıya gerilerken, ağustosta yıllık bazda yüzde 15 düşük kaldı. Savaş öncesinde küresel yolcu kilometre gelirlerinin yüzde 9,5’ini oluşturan bölgedeki daralmanın, küresel büyümeden yaklaşık 2-3 puan götürdüğü tahmin ediliyor.</p>
<h2><span style="color: #34495e;">Kargo uçakları yüksek teknoloji talebiyle destekleniyor</span></h2>
<p>Hava kargo taşımacılığı, dijitalleşme, yapay zeka yatırımları ve e-ticaretin desteğiyle sektörün görece güçlü alanlarından biri olmayı sürdürüyor. Kargo hacmindeki artış yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 5 düzeyinde kalırken, navlun fiyatları taşıyıcılar açısından cazibesini koruyor. Yüksek değerli teknoloji ürünlerinin hızlı sevkiyat ihtiyacı da hava kargoya talebi destekliyor. Pandemi döneminde yolcu uçaklarının kargo taşımacılığına dönüştürülmesiyle oluşan kapasite artışı ise büyük ölçüde sona erdi. Yeni nesil Airbus A350 ve Boeing 777 kargo uçaklarının önümüzdeki yıllarda filolara katılması bekleniyor. </p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Hindistan, havacılığın yeni büyüme merkezi</span></h2>
<p>Küresel havacılığın ağırlık merkezi Asya’ya kayarken Hindistan, nüfusu, ekonomik büyümesi ve genişleyen orta sınıfıyla öne çıkıyor. Gelir artışıyla birlikte daha fazla insanın uçakla seyahat etmeye başlaması, bölgedeki talebi önümüzdeki yirmi yıl boyunca destekleyecek. Asya’nın küresel uçak filosundaki payının yaklaşık yüzde 33’ten yüzde 45’e yükselmesi bekleniyor. Hindistan’da uçak filosunun önümüzdeki yirmi yılda yıllık ortalama yüzde 8 büyüyebileceği öngörülüyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/havacilikta-maliyet-artiyor-bilet-ucuzlamiyor-90744</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/ucak.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel hava yolculuğunda büyümenin 2027’de yüzde 5’e ulaşması beklenirken yüksek yakıt maliyetleri, uçak kıtlığı ve jeopolitik riskler havayollarının kârlılığını zorluyor. Bilet fiyatlarında düşüş beklenmezken, sektörün kazananlarını maliyet yönetimi ve fiyatlama gücü belirleyecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siskin-halka-arz-hisseleri-sondu-alti-haftada-12-trilyonlari-eridi-90742</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şişkin halka arz hisseleri söndü, altı haftada 1,2 trilyonları eridi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsaya yeni gelen firmaları kapsayan Halka Arz Endeksi’nde, büyüklüğü 11 milyar TL’yi aşan 18 firma bulunuyor. Son altı haftada piyasa değeri 1,18 trilyon TL azalan bu şirketlerden sadece ikisinin büyüklüğü artış kaydetti. Kalan 16 firmanın piyasa değeri %95’i aşan erimeler yaşadı.</strong></p>
<p>Sorunlu fonların tasfiye kararıyla tetiklenen satış dalgası, aşırı primli halka arz hisselerinde ciddi düşüşlere yol açtı. Halka Arz Endeksi’ndeki 18 büyük şirketin ortalama piyasa değeri son altı haftada %74 eridi. Metgün Enerji ve Akfen İnşaat dışında kalan 16 firmada sert kayıplar yaşandı. Destek Finans ve Kardemir Çelik’te gözlenen ağır kayıplar balonun boyutunu gösteriyor. Borsada işlem yaparken güncel fiyat coşkusuna kapılarak hareket etmek yerine, şirketlerin özkaynak yapısını ve gerçek gelir akışını bilançolardan okumayı temel bir alışkanlık haline getirmek önemli.</p>
<h2>Abartılı büyümeler söndü</h2>
<p>Şubat 2025’te borsaya gelen ve halka arz rüzgarıyla abartılı şişen Destek Finans, 15 Eylül’den bu yana taban açılışlarla düşüşünü sürdürüyor. Geride kalan altı haftada piyasa değerinin %95,25’lik kısmını yitirerek 43,1 milyar TL’ye geriledi. Kayyım atamasıyla yönetimi TMSF bünyesine geçen şirketin kaynakları içinde özkaynakların oranı %24 düzeyinde. Geçtiğimiz temmuzda borsaya gelen Kardemir Çelik, tavan serisi ile 15 Eylül gününe kadar yükseldi. Sonrasındaysa tavan serilerinin yerini taban açılışları aldı. Gelinen aşamada %87,73 oranında erime söz konusu. Şirket, yaşadığı düşüşe karşılık ekimin ilk haftası destek amaçlı 100 milyon TL tutarlı geri alım programı açıklasa da, bugüne kadar işlem yapmadı.</p>
<h2>Geri alımlar korudu</h2>
<p>Halka arz endeksinde sıralamaya girenler arasında fark yaratan Metgün Enerji, geçen altı haftada %12,07 değerlenerek 12,74 milyar TL büyüklüğe ulaştı. Hem şirket hem de ortak alımıyla desteklenen şirket, rüzgar enerjisi yarışmalarında yedi ihaleye katılıyor. Yarışmalar 2 Kasım günü Enerji Bakanlığı tarafından yapılacak. Metgün altı aylıkta gelirini düşürürken kârını artırdı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae18acdc1162-1793166029.png" alt="" width="999" height="552" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>ALTIN MI, KATILIM FONU MU?</strong></p>
<p><strong>Altın</strong>; enflasyona dayanıklılık, kriz sigortası, evrensel geçerlilik, sistem bağımsızlığı. Pasif gelir yoksunluğu, yavaş büyüme, saklama riski.</p>
<p><strong>Katılım Fonu</strong>; profesyonel yönetim, çeşitlendirme, temettü ve kira geliri, etik uyum. Sektörel kısıtlama, piyasa riski, kontrol eksikliği.</p>
<p><strong>Ankara’daki hastaneyi satarak borçlarını azaltıp mali yapısını güçlendirmek istiyor</strong></p>
<p>Lokman Hekim’in hastanesini satmasının sebebini öğrenebilir miyim? ● Cüneyt Göçük</p>
<p>Cüneyt; Lokman Hekim, geçtiğimiz eylülde Ankara’daki hastane binasını 1,4 milyar TL bedelle Lokman Hekim Üniversitesi’ne sattı. Hastanedeki operasyonel süreç kesintisiz sürerken, satış sonrası sabit kıymetlerin kiralanması, bakım ve danışmanlık ile ilgili olarak üniversiteyle 5 yıl süreli bir sözleşme imzaladı. Satışın temel sebebi, şirketin kısa vadeli ve yüksek maliyetli finansal borçlarını azaltarak likidite yapısını güçlendirebilmek. Azalan finansman yükü ve operasyonel verimlilik odaklı adımlar, firmanın kârlılığını destekleyecek.</p>
<p><strong>Teslimatlarla kâr beklentisi dile getirilse de zayıf mali görüntü fiyatı baskılıyor</strong></p>
<p>Luxera GMYO’nun fiyatı neden halka arzın altına geriledi? ● Nihat Erdem</p>
<p>Nihat; Mart 2026’da borsaya gelen Luxera GMYO İlk günlerde yükselse de sonrasında sürekli geriledi. Yılın ilk yarısında satışlarını %51 azaltan firma, dönem sonunda 57,45 milyon TL zarar yazdı. Finansallardaki zayıf görünüm, hissenin fiyatında halka arzdan bugüne yüzde 50’yi aşan sert değer kaybı yaşamasında belirleyici olduğu anlaşılıyor. Yönetim asıl kârlılığın projeler teslim edildikten sonra bilançoya yansıyacağını söylüyor. Teslim edilecek projelerle gelirde artışın sağlayacağı beklentisi paylaşılsa da fiyatın yöneliminde değişim olmadı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GNH fonu uyguladığı algoritmik modele rağmen bir yılda yüzde 19 kaybettirdi</strong></p>
<p>Global MD Portföy’ün idaresindeki Algoritmik Model Hisse Senedi Fonu (GNH), Mayıs 2025’ten bu yana işlem görüyor. Geçtiğimiz mayısta en yüksek 1,59 TL’yi gördükten sonra yatayda hareket etse de son iki aydır aşağı yönlü belirgin şekilde düşüş yaşıyor. Toplam piyasa değerinde azalma yaşayan fonun ekimde büyüklüğü 5,02 milyon TL’ye geriledi. Eylülden bu yana para çıkışı yaşanırken ekimde çıkan tutar 22 bin TL düzeyinde. Fondaki daralmaya ve fiyattaki düşüşe paralel, yatırımcı sayısında da son bir yıldır sürekli azalma yaşanıyor. Şimdilerde yatırımcı sayısı 133’e inmiş durumda. Fonun stratejisi, makroekonomik verilerle piyasa göstergelerini istatistiksel algoritmalarla sentezleyip ideal portföyü sağlamak üzerine kurulu. Portföyünün %89,65’i hisse senedinden oluşuyor. Bir yılda %19,18 değer kaybetti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Anadolu Efes, piyasadan TLREF + %1 faizle 1 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Anadolu Efes, nitelikli yatırımcılara yönelik 26.10.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.000.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+1 olarak belirlendi. 364 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 25.10.2027 olarak açıklandı. 26 Ekim itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %35,84 seviyesinde bulunuyor. Şirketin verdiği %1 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFEFESE2719 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae18a98f051f-1793165976.png" alt="" width="964" height="243" /><strong>ÇAĞDAŞ CAM</strong></p>
<p><strong>Amerika pazarında yerinde üretim yapmak için fizibilite çalışmalarına başladı</strong></p>
<p>Çağdaş Cam, cam işleme alanında dışarda büyüme hedefi kapsamında Amerika Birleşik Devletleri pazarında üretim ve pazarlama faaliyetlerinde bulunmak üzere gerçekleştireceği yatırımın düğmesine bastı. Alınan kararla, ABD’de doğrudan yatırım yapılmasına ilişkin fizibilite ve operasyonel planlama çalışmaları başlatıldı. Yatırımın büyüklüğü, lokasyonu ve ortaklık modeli henüz netleşmiş olmasa da, şirketin ihracat yapmak yerine hedef pazarda yerinde üretim stratejisini benimsediği anlaşılıyor. Bu yolla lojistik ve gümrük maliyetlerinde önemli avantajlar sağlayacak.</p>
<p><strong>VESTEL ELEKTRONİK</strong></p>
<p><strong>Eurobond borcunu yeniden yapılandırmak için yatırımcılara iki ayrı teklif sundu</strong></p>
<p>Vestel, bankalarla yürüttüğü yeniden yapılandırma görüşmelerine paralel olarak yurt dışı borçları için de girişimde bulundu. 2029 vadeli ve %9,75 faizli 500 milyon dolarlık eurobondlar için; vade ve faiz şartlarını değiştiren iki farklı takas önerdi. İlk seçenek; anapara kesintisi olmadan vadenin 2035’e uzatılması ve faizin %4’e düşürülmesi. İkinci seçenek; anaparadan %45 kesinti yapılarak tutarın %55 seviyesine çekilmesi, vadenin 2032’ye alınarak faizin %6’ya güncellenmesi yönünde. Eurobondların yeniden yapılanması eurobond sahipleri toplantısındaki kabule bağlı.</p>
<p><strong>HAREKET PROJE</strong></p>
<p><strong>Orta Doğu’da üç farklı projede toplam 8,3 milyon dolarlık iş için anlaşmaya vardı</strong></p>
<p>Hareket Proje Taşımacılığı, uluslararası taahhüt ve ağır kaldırma alanındaki faaliyetlerini genişleterek Katar ve BAE’de yüksek bütçeli üç anlaşmaya imza attı. Şirket, NFPS Comp-5 Offshore projesi kapsamında ekipmanların bir ayda Umman’dan Mina Limanı’na taşınması işi için 2,8 milyon dolara anlaştı. Aynı şekilde Ras Laffan bölgesinde LNG tesislerinin yenilenmesi projesinde üç aylık sürede ağır kaldırma işi için 2,1 milyon dolara anlaştı. BAE’de ise Dragados Projesinde 2 yıl sürecek mobil vinç ve paletli vinç hizmetlerinin sağlanması konusunda 3,4 milyon dolara anlaştı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>CVK Maden’in mayısta aşağı dönen fiyatı, ağustostan itibaren hızı artarak sürdü</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae18a7a50260-1793165946.png" alt="" width="303" height="238" />CVK Maden’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %1,36 ile toplamda 381,9 bin lot azalarak 27,68 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 17’den 16’ya geriledi. PUK fonu 1,09 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, Z30KP.F fonu 2,02 milyon lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Pusula Portföy’ün PUH fonu satışla payını sıfırlarken Ziraat Portföy’e ait 2 fondan gelen alımlar yapılan satışı karşıladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siskin-halka-arz-hisseleri-sondu-alti-haftada-12-trilyonlari-eridi-90742</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/borsa-istanbul-bist-halka-arz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şişkin halka arz hisseleri söndü, altı haftada 1,2 trilyonları eridi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/muhalefetin-liste-aciklansin-israri-suruyor-90740</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Muhalefetin &#039;liste açıklansın&#039; ısrarı sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2027 Yılı bütçesinin geneli üzerindeki görüşmeler fon krizi gölgesinde yapıldı. YENİ Parti Grubu, komisyon toplantısına "Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Fon Vurgununun Siyasi Sorumlusu" yazılı, isimlerin bulunduğu bir döviz getirdi. Dövizde, fon soruşturması kapsamında ilişkisi bulunduğu iddia edilen Türkiye Varlık Fonu, Devlet Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanlığı ile bazı bakanlıklarda yer alan isimlerin ilişkisine yer verildi. İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta fon krizine ilişkin sert eleştirilerde bulunduğu konuşmasında, “Siz bu işin açıklığa kavuşmasını istiyor musunuz, istemiyor musunuz? İstemiyorsunuz bana göre, 1-16 Eylül tarihleri arasında her şey ayyuka çıkmış, tasfiye gelmiş, 440 kişi Pusula ve Tera’dan 401 milyar lirayı çıkarmış. Bunların suçlu olduğu net ortada. Hep şafak operasyonları yapıyorsunuz, bir tanesinin ismini söylediniz mi bize? İstemiyorsunuz çünkü bu işin içerisinde herkes var” dedi. Usta, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ı istifaya davet ettiği konuşmasında, “Pusulacılarla açılış yapıyorsunuz, 14 Mart’ta. Emre Tezmen, o gün sizin söylediğiniz sözleri elleri yırtılırcasına alkışlıyor. Alkışlar tabi çünkü işine geliyor. O gün müdahale edilmiş olsaydı mağduriyet 297 milyar liraydı. Sizler bu işi teşvik ettiniz. Derhal istifa etmeniz lazım” dedi. </p>
<p><strong>Yılmaz'dan "iftiranın vebali boynunuza…" </strong></p>
<p>Usta'nın sözlerine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "İftira etmenizin vebali boynunuza olacak. Siz iftira etmenizin vebalini boynunuzda taşıyacaksınız” diye yanıt verdi. YENİ Parti Antalya Milletvekili Cavit Arı, “1-16 Eylül arasında 17 Eylül’de işlem yasağı konuluncaya kadar 441 kişinin 441 milyar bir parayı çektiği fon işlemlerinde bu 441 kişi hâlâ neden açıklanmadı? Vatandaşımız bunu soruyor” diye konuştu. CHP Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli, fon soruşturmasının sermaye piyasası açısından çok büyük bir kriz olduğunu vurgulayarak, Mecliste bir araştırma komisyonu kurulmasını çağrısını yeniledi. YENİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale ise Türkiye Sigorta Genel Müdürünü hatırlatarak, “Buranın Genel Müdürü hisse manipülasyonları yaparken Yönetim Kurulu üyelerini ne yapmış?” sözleriyle yönetim kuruluna da eleştiriler getirdi.</p>
<p>Öte yandan AK Parti Konya Milletvekili Orhan Erdem ise emlak konusunda son dönemde ortaya çıkan sorunu “Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, bu araziden satışların dikkate alınması gerekiyor, bir kanun teklifi de hazırlandı diye biliyorum; Çok cüzi fiyatlarla satışa çıkıp sonra inşaatı yapmayıp yüzde 10 kırarak parayı geri verme veya hiç vermeme gibi olayların tek tük oluştuğunu görüyoruz; buna da hızlıca önlem alınması gerektiğini düşünüyorum” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Erdoğan, Bahçeli ile görüştü</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae189570e2eb-1793165655.png" alt="" width="777" height="596" /></strong></span>En son ağustos ayında bir araya gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli, dün Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde bir görüşme yaptılar. Her iki liderin de günlük programında sürpriz görüşme 1 saat sürdü. Görüşmenin ana gündem maddesini bir süre öne yasal düzenlemesi hayata geçirilen Terörsüz Türkiye süreci oldu. Görüşmede bu kapsamda önümüzdeki süreçte atılacak adımlara ilişkin değerlendirmeler yapıldığı kaydediliyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/muhalefetin-liste-aciklansin-israri-suruyor-90740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/0/1280x720/plan-ve-butce-1793165277.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Muhalefetin &#039;liste açıklansın&#039; ısrarı sürüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-ilk-15-yilindaki-gelisme-hizi-surseydi-abd-bile-kiskanirdi-90739</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyet’in ilk 15 yılındaki gelişme hızı sürseydi ABD bile kıskanırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. ALİ TOPÇUBAŞI</strong></p>
<p>Son 10 yıldır hormonlu kalkınma hızımızın bile beklentilerimizin altında kalması, Cumhuriyet’in ilk 15 yılında yüzde 5-6 okuma oranıyla ve Osmanlı borçlarını bile ödeyerek yüzde 8,5 kalkınma oranını tutturmuş olmamız, uygulanan sistemi tekrar gözden geçirmemiz gerektiğini anlatmaktadır. Program aşağıdaki gibi uygulanmıştır.</p>
<p><strong>Bileşik büyüme mucizesi: Dünyanın en büyük ekonomisi olmak</strong></p>
<p>Ekonomi biliminde bileşik büyüme etkisi, uzun vadede geometrik bir etki yaratarak küçük farkları devasa sonuçlara dönüştürür. Türkiye, 1938 sonrasındaki dönemde İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği zorunluluklar ve seferberlik harcamaları nedeniyle bu yüksek büyüme hızını sürdüremedi. Ancak bir senaryo analizi olarak, Türkiye’nin bugün küresel ekonomik sistemde nerede olabileceğini inceleyelim: 1923-1938 arasındaki yıllık ortalama %8,5’lik reel büyüme hızının kesintisiz sürdürülmesi hâlinde, günümüzde Türkiye’nin nominal millî gelirinin yaklaşık 38 trilyon dolar seviyesine ulaşması gerekirdi. Bu teorik büyüklük, ülkeyi günümüz küresel ekonomisinde şu konuma yükseltirdi:</p>
<p>Küresel liderlik: Bu senaryoda Türkiye, dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’nin millî gelirini geride bırakır; Çin ve 18 trilyon dolar civarında olan Avrupa Birliği ekonomisini de geride bırakarak açık ara dünyanın en büyük ekonomik gücü hâline gelirdi. Türkiye, 1938 sonrasındaki dönemde İkinci Dünya Savaşı’na girmemiş olsa da (1929-1936 döneminde ABD sanayi üretimi yüzde 46 oranında azalırken Almanya’da yüzde 41, Fransa’da yüzde 36, Birleşik Krallık’ta yüzde 11 azalmıştır), bugün küresel teknoloji ve finans merkezlerinin Türkiye’de konumlandığı bir 21. yüzyıl süper gücü olabilirdi.</p>
<p>Küresel liderlik (ABD ve Çin): Günümüzde dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’nin millî geliri 28 trilyon dolar, Çin’in ise 18 trilyon dolar civarındadır. Bu projeksiyon, Türkiye’nin hem ABD hem de Çin’i toplamda geride bırakan devasa bir ekonomik güç seviyesine ulaşabileceğini ortaya koymaktadır. Yine G. Kore, Hong Kong, Tayvan ve Singapur’un da geriden gelerek bizi fersah fersah geçtiğini dikkate almamız gerekmektedir.</p>
<p>Finansal egemenlik: Bu ekonomik güç, küresel ticaret ve uluslararası finans piyasalarında Türk Lirası’nı temel rezerv para birimi yapardı. Türk şirketleri küresel teknoloji ve finans piyasalarına hâkim konumda olarak küresel GSYİH’nin en büyük payını ellerinde bulundururdu. Küresel refahın en temel belirleyicisi konumunda olurdu.</p>
<p><strong>2020’li yılların dünyasında erken Cumhuriyet modelini günümüze uydurmak</strong></p>
<p>Bugün, 2020’li yılların dünya ekonomisi, küresel tedarik zincirlerinin kırılması, bloklaşma eğilimleri ve teknolojik dönüşüm (yapay zekâ, yeşil enerji) ile yeniden şekillenmektedir. Erken Cumhuriyet dönemi modeli, günümüz dünyasının bu yeni gerçekliklerine uyarlanarak modern bir devlet stratejisine dönüştürülebilir. Bu doğrultuda, küresel rekabet ortamında yeni bir “Neo-Devletçilik” yaklaşımıyla ABD ve Avrupa Birliği, stratejik çip fabrikaları, batarya tesisleri ve yenilenebilir enerji altyapılarını devlet eliyle veya yoğun devlet yönlendirmesiyle kurmaktadır.</p>
<p>Bu durum, dünya genelinde potansiyel süper güçlerin büyük adımlar attığı kararlı bir zemine oturmaktadır. Türkiye’nin günümüz dünyasındaki konumunu büyük bir sıçramayla yeniden yükseltebilmesi için erken Cumhuriyet’in “Devletçi Sanayileşme” modeli modern ekonomik dinamiklerle birleştirilerek uygulanmalıdır:</p>
<p>Stratejik alanlarda kamu girişimciliği (dijital ve teknolojik devletçilik): 1930’larda tekstil, demir-çelik ve şeker fabrikaları neyse, bugün de yapay zekâ, kuantum bilgisayarlar, yarı iletken teknolojileri, biyoteknoloji ve uzay sanayii odur. Devlet, kritik teknolojilerde doğrudan yatırımcı ve sermaye sağlayıcı rolü üstlenerek yüksek teknoloji odaklı kalkınmayı hızlandırmalıdır.</p>
<p>Kurumsal itibar ve mali disiplin: Cumhuriyet’in ilk dönemindeki sıkı bütçe ve güçlü planlama vizyonu, günümüz maliye politikalarına rehberlik etmelidir. Merkez Bankası ve kamu mali kurumlarının kurumsal bağımsızlığı pekiştirilerek enflasyonist baskılar kontrol altına alınmalı ve Merkez Bankası’nın küresel güvenilirliği en üst düzeye çıkarılmalıdır. Türk Lirası’nın uluslararası alanda istikrarı yeniden tesis edilmelidir.</p>
<p>Üretim odaklı eğitim ve iş gücü mühendisliği: Erken Cumhuriyet’in en büyük başarılarından biri olan ve sanayinin ihtiyaç duyduğu teknik iş gücünü yetiştiren eğitim seferberliği modeli (Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezleri vb.), bugün yazılım mühendisliği, veri analitiği, robotik ve yapay zekâ gibi alanlarda “Nitelikli İş Gücü Seferberliği” olarak yeniden tasarlanmalıdır.</p>
<p><strong>Sonuç: Geleceği inşa etmek</strong></p>
<p>1923-1938 dönemi, Türkiye’nin genetik kodlarında büyük bir ekonomik güce dönüşme potansiyelinin ve zekâsının var olduğunu kanıtlayan tarihsel bir laboratuvardır. Kesintisiz %8,5’lik büyümenin sürdürülemediği tarihsel bir gerçekliktir. Ancak bu modelin modern dünya dinamiklerine tam uyumla aktarılması, geçmişte kaçırılan bu büyük fırsatı gelecekte yakalamamızı sağlayacaktır.</p>
<p>Türkiye, sahip olduğu jeopolitik avantaj, genç nüfus ve üretim deneyimiyle, 21. yüzyılın yeniden şekillenen küresel tedarik zincirinde ve teknoloji yarışında rol alan bir ülke olmanın ötesine geçerek tarihsel köklerinden aldığı güçle liderlik konumuna ulaşabilir. Unutulmamalıdır ki planlı, mali disipline ve stratejik devlet yatırımlarına dayalı büyüme modeli, Türkiye’yi sadece bölgesel bir güç değil, küresel ölçekte en büyük ve en güçlü ekonomik aktörlerden biri yapmanın tek ve en büyük anahtarıdır.</p>
<p>Cumhuriyetimizin ilk 15 yılındaki yüzde 8,5’lik büyümemizin günümüze kadar sürdürülebilmesi zor da olsa, 45 yıl önce çok fakir bir ülke olan Çin’in 1980-2025 yılları arasında yüzde 7,8 büyüme ile gelirini 102 kat artırma başarısı göstermesi, bize yine aynı başarıyı gösterebileceğimizi göstermektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-ilk-15-yilindaki-gelisme-hizi-surseydi-abd-bile-kiskanirdi-90739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyet’in ilk 15 yılındaki gelişme hızı sürseydi ABD bile kıskanırdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yazilim-amortismani-90738</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yazılım amortismanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vergi Usul Kanunu’nun 313. maddesi çerçevesinde, işletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan sabit kıymetler, değeri belirlenen tutarı geçmeyenler hariç, amortisman yoluyla giderleştiriliyor.</p>
<p>Değeri Kanun’da belirlenen tutarı geçen yazılımlar da özetlenen düzenleme kapsamında, amortisman yoluyla giderleştiriliyor.</p>
<p>Bilgisayar yazılımlarının amortismanını, üç farklı başlık altında sınıflamak mümkün. İşletme bünyesinde yapılan Ar-Ge faaliyetleri sonucu oluşan yazılım nedeniyle iktisap edilen gayri maddi haklar, Ar-Ge faaliyeti olmaksızın işletme bünyesinde oluşan veya dışarıdan edinilen yazılıma bağlı gayri maddi haklar ve dışarıdan satın alma yoluyla iktisap edilen yazılımlar.</p>
<p>Bu ayrımlara göre, amortismana tabi yazılım veya gayri maddi hakkın ekonomik ömrü ve dolayısıyla amortisman oranı değişiyor.</p>
<p><strong>Genel olarak amortisman oranları</strong></p>
<p>Amortismana tabi varlıklar için dikkate alınacak faydalı ömür süreleri ve dolayısıyla amortisman oranları, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca belirleniyor. Belirleme halen 333 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde yapılmış durumda.</p>
<p>Tebliğde yer alan belirlemelere göre, faydalı ömür süresi ve amortisman oranı;</p>
<p>-  Bilgisayar yazılımları için 3 yıl, yüzde 33,33</p>
<p>- Gayri maddi iktisadi kıymetler 15 yıl, yüzde 6,66</p>
<p>- Araştırma - geliştirme harcamaları 5 yıl, yüzde 20.</p>
<p>Araştırma-geliştirme harcamaları kavramını, Ar-Ge faaliyeti sonucu ortaya çıkan gayrimaddi hak olarak okumak gerekiyor. Amortismana tabi olan harcama değil harcama sonucu ortaya çıkan gayri maddi hak. Genel olarak, yazılım ve yazılıma bağlı gayrimaddi haklar için uygulanan amortisman oranları bu şekilde. Konunun biraz ayrıntısı var. Özetle bu ayrıntılara bakalım.</p>
<p><strong>Ar-Ge faaliyeti sonucu oluşan gayri maddi haklar</strong></p>
<p>Faydalı ömrü 5 yıl olarak belirlenen ve bu çerçevede yüzde 20 amortismana tabi olan gayri maddi haklar, işletme bünyesinde gerçekleştirilen Ar-Ge faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan gayri maddi hak niteliğindeki varlıklardan oluşuyor.</p>
<p>Gerek 333 sıra no.lu tebliğ eki amortisman listesinin dipnotunda, gerek de özelgelerde yer alan açıklamalara göre, şirket bünyesinde gerçekleştirilen; yeni teknoloji ve bilgi arayışına yönelik araştırma ve geliştirme faaliyetleri neticesinde gayri maddi hak niteliğinde yazılımların üretilerek aktifleştirilmesi gereken bir kıymete ulaşılması halinde, gayri maddi hakka yönelik olarak yapılan bu harcamaların 5 yılda itfa edilmesi gerekiyor. (12.02.2013 tarih ve 108 sayılı özelge.)</p>
<p><strong>Yazılımlar</strong></p>
<p>Amortisman oran ve sürelerinin belirlendiği tebliğ eki listede bilgisayar yazılımları için amortisman süresi 3 yıl, amortisman oranı da yüzde 33,33 olarak ilan edilmiş durumda.</p>
<p>Tebliğde bilgisayar yazılımı tanımı yok. Hangi kıymetlerin bu kapsamda amortismana tabi olacağı açıklanmış da değil.</p>
<p>Gelir İdaresi’nce verilen özelgelerde bilgisayar yazılımı, hem bilgisayar sistemini oluşturan donanım birimlerinin yönetimini hem de kullanıcıların işlerini yapmak için gerekli olan programlar şeklinde tanımlanıyor. Ancak bu tanım kapsamındaki bütün kıymetlerin amortisman süresi 3 yıl olarak açıklanmıyor. Özelgelerde, lisans olarak satın alınan bilgisayar programlarının gayri maddi hak kapsamında 15 yılda, yazılım olarak satın alınan bilgisayar programlarının ise 3 yılda itfa edileceği belirtiliyor. (18.08.2011 tarih ve 94 sayılı; 24.02.2016 tarih ve 3508 sayılı özelgeler.)</p>
<p>Bilgisayar yazılımının hangi durumda 3 yılda itfa edileceği konusunda özelgelerde, gayri maddi hak iktisabı mahiyeti taşımadan, sadece kullanma amaçlı olarak iktisap edilen bilgisayar yazılımlarının maliyet bedelinin amortisman listesinin, “ Bilgisayar Yazılımları” sınıflandırması uyarınca aktifleştirilerek 3 yılda ve yüzde 33,33 amortisman oranı ile itfa edilmesi gerektiği belirlenmiş. (24.02.2016 tarih ve 3508 sayılı; 09.01.2017 tarih ve 7305 sayılı özelgeler.)</p>
<p>İdarenin, sadece kullanma olanağı veren, çoğaltma, uyarlama, geliştirme, güncelleme vb. haklar vermeyen sözleşmeler çerçevesinde edinilen yazılımların, bilgisayar yazılımı olarak 3 yılda itfa edileceği görüşünde olduğu anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Gayri maddi hakların amortismanı</strong></p>
<p>Lisans olarak edinme ve yazılım olarak edinme ayırımına ilişkin ayrıntıya girmeden, gayrimaddi hak olarak aktifleştirilen yazılımlar konusuna da kısaca değineyim.</p>
<p>Gayrimaddi hak, açık olmamakla birlikte, işletme bünyesinde oluşan ve haklarına sahip olunan yazılımlar ile dışarıdan sağlanan ve sadece kullanma hakkına değil, değiştirme, geliştirme, çoğaltma, vb haklarına da sahip olunan yazılımlar için söz konusu olduğu anlaşılıyor.</p>
<p>İşletme bünyesinde yeni teknoloji ve bilgi arayışına yönelik araştırma ve geliştirme harcamaları kapsamında olmayan harcamalar neticesinde üretilerek gayri maddi hak niteliğinde aktifleştirilmesi gereken bir kıymete ulaşılması durumunda bu kıymetin 15 yılda itfa edilmesi gerektiği açık. (333 sıra no.lu tebliğ eki amortisman listesi tablosunun dipnotunda yer alan açıklama ve 12.02.2013 tarih ve 108 sayılı özelge.)</p>
<p>Dışarıdan edinilen yazılımlar için de benzer bir değerlendirme yapılabilir diye düşünüyorum.</p>
<p>Edinilen sadece bir yazılımın kullanma hakkıysa, yani çoğaltma, geliştirme, yenileme vb haklara sahip olunmuyorsa, bu durumda bir gayri maddi haktan değil, yazılımdan bahsetmek gerekir diye düşünüyorum. Yazılımın amortisman süresinin 3 yıl olması da bu düşünceyi destekliyor zannediyorum. Geliştirme, değiştirme gibi hakları sahip olunması durumunda yazılımın daha uzun süre kullanılabileceği, bu hakların olmadığı bir durumda ise hızlı değişen uygulamalar nedeniyle yazılımın uzun ömürlü olmayacağını söylemek zor değil.</p>
<p><strong>Gayrimaddi hak / Lisans ve yazılım ayrımına ilişkin bir yargı kararı </strong></p>
<p>Yazılımlara ilişkin amortisman uygulamasıyla ilgili en önemli belirsizlik lisans-yazılım ayrımı. Bu iki kıymetten birisinin amortisman süresinin 3 yıl, diğerininki 15 yıl olunca, konu da önem kazanıyor.</p>
<p>Bu önemi nedeniyle, konuyla ilgili bir Danıştay karar özetini yorumsuz paylaşmak isterim. Kararın tam metnini Danıştay’ın resmi internet sitesinde bulabilirsiniz.</p>
<p>- Şirket kayıtlarında "SAP ERP Lisans, CRM çalışması, lisans güncelleme, lisans destek, ... mobil projesi, Itelligence-lisans, SAP lisanslar" gibi açıklamalara yer verilen kıymetin bir kısmının lisans bedeli olarak, kalan kısmının lisansa bağlı destek, güncelleme ve müşteri ilişkilerine yönelik (CRM) çalışmalara ilişkin olduğu, imzalanan "Sap Yazılımı Kullanma Lisans Sözleşmesi"nde yazılımı "süresiz kullanma lisansı" verildiği, danışmanlık ve destek sözleşmelerinin ana sözleşmeye bağlı olarak yapıldığı, daha sonra imzalanan "SAP Yazılım Kullanma Ek Lisans Sözleşmesi"nde ilave yeni modüller alındığı ve ana sözleşme ile aynı mahiyette olmasına rağmen, bedeli üzerinden 15 yıllık sürede yüzde 6,66 oranında amortisman ayrıldığı, şirket yetkilisinin de kendilerine özel yazılım olduğunu ifade ettiği dikkate alındığında, yazılımın, piyasada yaygın olarak kullanılan paket bilgisayar yazılımlarından olmadığı, süresiz kullanma lisansının davacıya devredildiği, şirketin kurumsal kaynak planlaması için özel olarak tasarlanarak lisanslandırılan ve ticari faaliyetin işletiminde kullanılan bilgisayar yazılım programlarına ilişkin lisans niteliğinde olduğu, uzun ömürlü bir yatırım olarak satın alındığı, ana lisansa bağlı danışmanlık ve destek paketlerinin de ana lisansla beraber değerlendirilmesi ve işlem görmesi gerektiği sonucuna varılarak, lisans ve kullanma hakkı gibi iktisadi kıymetlerin gayri maddi haklar olarak kabul edilmesi nedeniyle 15 yıl faydalı ömür üzerinden yüzde 6,66 oranında amortismana tabi tutularak itfa edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. (Danıştay Dördüncü Dairesi’nin 13.03.2023 tarih ve E:2020/2231 K:2023/1344 sayılı kararı.)</p>
<p><strong>Yıllık kullanım ve bakım onarım bedelleri</strong></p>
<p>Bilgisayar yazılımı veya yazılıma bağlı gayri maddi hak edinimleri sonrasında, yazılımın kullanım süresi boyunca kullanım bedeli veya normal bakım ve onarım giderleri söz konusu olabiliyor.</p>
<p>Gelir İdaresi, bu giderleri dönem gideri olarak kabul ediyor ve yapıldığı yılda gider olarak dikkate alınabileceği yönünde görüşler veriyor. İlgilenenler ve özelgelerin tam metnini incelemek isteyenler için birkaç özelge özeti aşağıda.</p>
<p>- Yurt dışında mukim firma tarafından yazılımın kullanım süresi boyunca faturalandırılacak kullanım bedellerinin, dönem gideri olarak dikkate alınması mümkündür. (13.03.2012 tarih ve 82 sayılı özelge.)</p>
<p>- Bilgisayar programlarının aktifleştirilmesinden sonra ortaya çıkabilecek normal bakım ve onarım harcamalarının, bilgisayar programının maliyeti ile ilişkilendirilmeksizin, harcamanın yapıldığı dönemde doğrudan giderleştirilmesi gerekmektedir. (24.02.2016 tarih ve 3508 sayılı; 09.01.2017 tarih ve 7305 sayılı özelgeler.)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yazilim-amortismani-90738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/yazilimci.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yazılım amortismanı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sifir-icin-teknoloji-surdurulebilirlik-yonetisiminde-teknolojinin-yeri-ve-onemi-90737</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıfır için teknoloji: Sürdürülebilirlik yönetişiminde teknolojinin yeri ve önemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET ZEKİ ÖNAL - </strong><strong>PwC Şirket Ortağı</strong></p>
<p>Environmental, Social, Governance (ESG) yaklaşımı ve sürdürülebilirlik raporlaması; çevresel etkiyi, sosyal sorumluluğu ve kurumsal yönetim kalitesini finansal performans kadar görünür kılmayı hedefliyor. ESG’nin asıl gücü, rapor üretmekten çok, kurumun nasıl karar aldığını ve bu kararların hangi veriyle ve teknolojiyle desteklendiğini ortaya koymasında yatıyor. Daha geniş perspektifte sürdürülebilirlik gündemi ESG pratiğini hayata geçirirken teknolojiyi hem bir araç olarak kullanıyor hem de teknoloji kaynaklı ESG risklerini de yönetmeye çalışıyor.</p>
<p>COP31’in içinde bulunduğumuz Kasım ayında Antalya’da yapılacak olması, bu tartışmayı Türkiye açısından daha da güncel hale getiriyor. İklim gündeminin yeni odağı artık yalnızca hedef koymak değil; verilen taahhütlerin somut, izlenebilir ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürüldüğünü göstermek olacak. Bu da ESG’nin raporlanan bir performans alanı olmanın ötesine geçip; veriyle ve teknolojiyle yönetilen, denetlenebilen ve kurum kararlarına bağlanan stratejik bir yönetişim pratiğine dönüşmesini gerektiriyor.</p>
<p>Benzer şekilde hem yerel hem uluslararası çerçevelerle birlikte sürdürülebilirlik bilgisinin finansal bilgiye yakın bir disiplinle ele alınması artık ortak bir beklentiye dönüşmüş durumda. Bu beklenti ESG raporlamasını gönüllü iletişim faaliyeti olmaktan çıkarıp iç kontrol, veri kalitesi, denetim izi, sorumluluk matrisi ve yönetim gözetimi gerektiren kurumsal seviyede bir bilgi sistemleri yetkinliğine dönüştürüyor. Bu nedenle ESG verisinin farklı ortamlarda dağınık tutulması değil, kurumsal mimarinin parçası haline gelmesi ve teknolojiyle desteklenmesi gerekiyor. İşte teknoloji tam da bu noktada sürdürülebilirlik yönetişiminin merkezine yerleşiyor. Sürdürülebilirlik dahilinde ESG yaklaşımı kurumların stratejilerine dahil olurken, sürdürülebilirliğin teknoloji ile ilişkisi de yeniden tanımlanıyor.</p>
<p><strong>Teknoloji: Hem kolaylaştırıcı araç hem risk alanı</strong></p>
<p>Yeni teknolojiler ESG gündeminde sağladıkları katkı ve oluşturdukları risk açısından iki yönlü etki yaratıyor. Bulut bilişim, veri analitiği, yapay zekâ, blokzincir, nesnelerin interneti ve süreç madenciliği gibi güncel teknolojiler, ESG verisinin toplanmasını, doğrulanmasını, analiz edilmesini ve raporlanmasını kolaylaştırıyor.</p>
<p>ESG raporlamasında teknolojinin ilk katkısı hız ve veriye erişilebilirlik. Bulut tabanlı araçlar farklı lokasyonlardan, iş birimlerinden ve tedarikçilerden gelen verileri ortak platformda toplayabilir. İkinci katkı güvenilirlik. Blokzincir tabanlı izleme çözümleri tedarik zinciri, karbon kredisi, atık yönetimi ve kaynak kullanımı gibi alanlarda izlenebilirliği artırabilir. Üçüncü katkı ise pratiklik. Yapay zekâ destekli analizler sürdürülebilirlik göstergelerindeki sapmaları erken aşamada görünür kılabilir.</p>
<p>Öte yandan aynı teknolojiler enerji tüketimi, veri merkezi karbon ayak izi, elektronik atık, algoritmik önyargı, merkezi olmayan yapıların güvenilirliği, dijital erişilebilirlik, siber güvenlik ve proje yönetişimi gibi yeni risk alanlarını da beraberinde getiriyor. Bu nedenle teknoloji, ESG için sadece kolaylaştırıcı bir etken olmaktan çıkıp yönetilmesi gereken bir risk alanı haline geliyor ve ESG pratiğini desteklerken aynı zamanda yeni riskler de ortaya çıkarıyor.</p>
<p><strong>Yeşil bilgi teknolojilerinin yeni anlamı</strong></p>
<p>Yeşil bilgi teknolojileri (Green IT), teknolojinin kendi çevresel etkisini yönetmek için kritik bir çerçeve sunuyor. Bu bağlamda, donanım, yazılım, veri merkezi ve dijital servislerin tüm yaşam döngüsünde çevresel etkinin azaltılması hedefleniyor. Enerji verimli mimariler, karbon farkındalığı olan yazılım geliştirme, gereksiz veri depolamanın azaltılması, yenilenebilir enerji kullanan veri merkezleri ve elektronik atık yönetimi bu yaklaşımın temel unsurları olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Ancak Green IT’yi yalnızca enerji tasarrufu başlığına indirgemek eksik olacaktır. Hedefi belirsiz, faydası ölçülmeyen, veri mimarisi zayıf veya değişim yönetimi eksik teknoloji yatırımları; yalnızca bütçe israfı değil, aynı zamanda kaynak, zaman ve karbon israfıdır. Bu nedenle teknoloji projelerinde fayda gerçekleşmesi, tüm etki ve risk alanlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Ölçüm, analitik ve güvence</strong></p>
<p>ESG yönetişimi için teknolojinin en görünür fayda alanı ölçüm, analitik ve güvence başlıklarında veri yönetimidir diyebiliriz.</p>
<p>Ölçüm sürecinde ihtiyaç duyulan karbon emisyonu, enerji tüketimi, su kullanımı, çalışan verileri, iş sağlığı ve güvenliği göstergeleri, tedarikçi performansı ve uyum aksiyonları çoğu kurumda farklı sistemlerde dağınık halde bulunuyor. Bu verilerin aynı tanım, sahiplik ve kalite kurallarıyla yönetilmemesi ise genelde raporlamanın en zayıf halkasını oluşturuyor.</p>
<p>Bu bağlamda, nesnelerin interneti sensörleri enerji, ısı, su ve atık verisini gerçek zamanlı izleyebilir. Süreç madenciliği iş süreçlerindeki verimsizlikleri gösterebilir. Yapay zekâ anormal tüketim paternlerini tespit ederek erken uyarı mekanizması oluşturabilir. Böylece ESG performansı yılda bir hazırlanan raporun konusu olmaktan çıkacak, operasyonel yönetimin günlük göstergelerinden biri haline gelecektir.</p>
<p>Teknolojinin bir diğer katkısı karar destek ve senaryo analizi gibi analitik süreçlerdedir. Kurumlar iklim risklerini, tedarik zinciri kırılganlıklarını, enerji fiyatı dalgalanmalarını ve düzenleyici değişiklikleri yalnızca geçmiş veriye bakarak yönetemez. İleri analitik araçları farklı senaryolarda finansal ve operasyonel etkileri görünür kılacak; ESG’yi strateji, finans, risk ve teknoloji ekiplerinin ortak gündemine taşıyacaktır.</p>
<p>Güvence boyutu da en az ölçüm ve analitik kadar önemlidir. Sürdürülebilirlik raporlarının güvenilir olması için yalnızca nihai rakamların doğru olması yetmez; bu rakamların hangi kaynaktan geldiği, kim tarafından onaylandığı ve nasıl değiştirildiği de izlenebilir olmalıdır. Denetim izi, yetki matrisi, versiyon kontrolü ve otomatik kontroller ESG raporlamasını finansal raporlamaya yaklaştıran temel teknoloji bileşenleridir.</p>
<p><strong>İzlenebilir icraat dönemi</strong></p>
<p>Bu ihtiyaçları birlikte değerlendirdiğimizde, kurumlar için yol haritası da netleşiyor. ESG metrikleri teknoloji yatırım kararlarına entegre edilmeli ve ESG yönetişiminde teknoloji, planlamadan raporlamaya güçlü bir araç olarak konumlandırılmalıdır.</p>
<p>Teknolojiyi, net sıfır hedefine giderken bir kaldıraç olarak kullanmak, hem teknoloji kaynaklı ESG risklerini yerinde ve kaynağında yönetmek hem de teknolojinin kolaylaştıcılığını sürdürülebilirlik yönetişimine yansıtmak için önemli bir kurumsal hedef ve araç olmalıdır. Böylece, ölçülebilir, izlenebilir ve güven veren bir ESG altyapısı kurmak ve pratik, tutarlı ve katma değerli bir sürdürülebilirlik yönetişimi oluşturmak mümkün olacaktır.</p>
<p><strong>Sıfır için teknoloji</strong></p>
<p>Önümüzdeki dönemde COP31’in uygulama vurgusu da aynı mesajı veriyor: ESG için gelecek, artık sadece niyet beyanı veya daha fazla rapor değil, ölçülebilir ve izlenebilir bir icraat alanı ve daha iyi kararlar üretme dönemidir. Teknoloji bu icraatın hem (kolaylaştırıcılığı itibarıyla) altyapısı hem de (oluşturduğu risk itibarıyla) sınavıdır.</p>
<p>Başarı, en gelişmiş aracı kullanmaktan değil; doğru veriyi, açık sorumlulukları ve ortak sahiplenmeyi aynı yönetişim modeli içinde buluşturmaktan geçecektir. Böylece “Sıfır için Teknoloji” net sıfır hedefine giderken her iki koldan ESG ve sürdürülebilirlik hedeflerini desteklemek üzere bu icraatın en önemli bileşenlerinden biri haline gelecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sifir-icin-teknoloji-surdurulebilirlik-yonetisiminde-teknolojinin-yeri-ve-onemi-90737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıfır için teknoloji: Sürdürülebilirlik yönetişiminde teknolojinin yeri ve önemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-emekli-ayliklarinin-iyilestirilmesi-icin-teknik-calisma-suruyor-90754</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: Emekli aylıklarının iyileştirilmesi için teknik çalışma sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027 yılı bütçesinde emeklileri önceliklendirdiklerini belirterek, emekli aylıklarının iyileştirilmesi için teknik çalışmanın devam ettiğini bütçe görüşmeleri sonrasında Meclise geleceğini açıkladı. </p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabine toplantısı sonrası emeklilerin durumlarının iyileştirileceğine ilişkin yaptığı açıklamanın ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, bütçe görüşmelerinde yapılan çalışmaya ilişkin detayları anlattı.</p>
<p>Yılmaz, bütçe açığının bu yıl milli gelirin yüzde 3.1’ine denk gelirken, 2027 yılında yüzde 3.5 olarak planlandığını belirterek, “Bütçemiz içindeki bütün imkânları bu çerçevede değerlendireceğimizi ve yapabileceğimizin maksimumunu bu alanda yapmaya gayret edeceğimizi ifade etmek isterim. Bu sadece asgari emeklilerle ilgili bir çalışma değil, daha genel anlamda emeklilerimize dönük bir çalışma. Burada alternatifler üzerinde ilgili tüm kurumlarımızla teknik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Henüz tamamlamış değiliz” dedi. </p>
<p>Emekli aylıklarında otomatik artışlar dışındaki artışların kanunla düzenlendiğini hatırlatan Yılmaz, şöyle devam etti: </p>
<p>“O çerçevede alternatiflerimizi dikkatle çalışıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın da dünkü beyanında vurguladığı üzere hakkaniyeti, adaleti gözeten bir yaklaşım içinde emeklilerimizin daha iyi koşullara kavuşması yönünde tüm gayretimizi sarf edeceğiz. İmkânlarımızı bu yönde kullanacağız. Ama bunun alternatifleri var. Teknik bir takım çalışmalar devam ediyor. Onlar tamamlandığında muhtemelen bütçe sürecinden sonra zaten Plan Bütçe’de bu işin öncelikle ele alınması gerekecek. Buradaki bütçe çalışmaları bittikten sonra teknik çalışmalarımızı olgunlaştırıp grubumuz, ittifakımız çerçevesinde Meclisimizin takdirine bu çalışmaları getireceğiz. Dolayısıyla bu konuda şu anda çok detaya girmeyi uygun görmüyorum. Çünkü alternatifler var. Bu alternatifleri sistemin geneli açısından, uzun vadeli gidişatı açısından çok dikkatli değerlendirmemiz gerekiyor. Çünkü sosyal güvenlik sistemi sıradan bir sistem değil. Tüm toplumu ilgilendiren, bütün milletimizi ilgilendiren bir sistem. Çok titiz bir çalışma sonrasında detaylı bir şekilde zaten Meclisimizin gündemine bu çalışmalar getirilecek.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-emekli-ayliklarinin-iyilestirilmesi-icin-teknik-calisma-suruyor-90754</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/cevdet-yilmaz-5.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emeklilerle ilgili açıklama yapan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, aylıkların iyileştirilmesi için teknik çalışmaların henüz tamamlanmadığını belirterek, ”2027 bütçesinde planladık, bütçeden sonra gündeme gelecek.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oz-elestirisiz-gelisebilir-miyiz-90736</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Öz eleştirisiz gelişebilir miyiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Avrupa neden bu kadar gelişti ve biz neden bu kadar geri kaldık? Bunun tek bir cevabı yok, elbette. Ama en önemli nedenlerden biri, <u>eleştiri /özeleştiri kültürünün eksikliği</u>… Yüzyıllar içinde oluşan, sorgulamayı ve yanılmayı öğrenmenin bir parçası olarak gören bir gelenek.</p>
<p>Descartes, 1637’de “Düşünüyorum, öyleyse varım” diyerek şüpheyi düşüncenin merkezine koydu. Kant, 1781’de <em>Saf Aklın Eleştirisi</em> ile insan aklının sınırlarını sorguladı. Bu düşünsel geleneğin kökleri daha da eskiye, Aristoteles’e kadar uzanır. İslam dünyasında da eleştiri kültürü bir ara mevcuttu. 9. ve 12. yüzyıllar arasında bilimsel sorgulamanın ve felsefi tartışmaların merkezleri Batı'da değil, Doğu'da.</p>
<p>Ama artık nostalji oldu. En son ne zaman çevrenizde birinin “Yanılmışım”, “Bu benim hatam” ya da “Bilmiyorum” dediğini duydunuz? Bahaneler hazır, sorumluluk başkasında, başarısızlığın nedeni ise her zaman dışarıda. Özür dilemenin otoriteyi sarsacağı zannediliyor. Bahanelere sığınmadan hatasını kabul eden, sorumluluk alan, özür dileyen insan nesli maalesef buralarda tükenmek üzere.</p>
<p>Kolektif bilinç olayları nasıl değerlendireceğimizi belirler. Farklı kültürler ve gelenekler sosyal meselelere farklı yaklaşır. Öz eleştiri Türkiye’de eksiklik gibi algılanırken Avrupa’da bir erdemdir. Sıcak bir örnek verelim. Geçtiğimiz günlerde Trabzonspor-Beşiktaş maçı sonrasında iki yabancı teknik direktörün açıklamaları dikkat çekici.</p>
<p><em>“Daha karakterli olmalıyız, son paslar daha iyi olmalı, son vuruşlar daha iyi olmalı. Konsantrasyon daha yüksek olmalı. Deplasmanda kaybetmek beni sinirlendirmeye başladı, yormaya başladı. Buna çözüm bulacağız”</em> -Vincenzo Italiano</p>
<p><em>“Futbol da oynamalısınız, her zaman böyle kazanamazsınız. Hayatta çok başarılı olduğunuzu düşündüğünüzde hata yaparsınız”-</em>Galip takımın antrenörü Thomas Reis</p>
<p>Peki, son zamanlarda Türk teknik direktörlerden, üst düzey yöneticilerden veya karar vericilerden benzer bir özeleştiri duydunuz mu? Elbette istisnalar vardır, ama gelişmek istiyorsak önce kendimize dürüst olmalıyız.</p>
<p>Geri kalmışlık bir kader değil, tercihtir.</p>
<p><strong>Başarısızlığı Japonlar harakiri ile sonlandırırken biz ödüllendiriyorsak farklı bir sonuç bekleyebilir miyiz?</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oz-elestirisiz-gelisebilir-miyiz-90736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Öz eleştirisiz gelişebilir miyiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-yas-meyve-sebze-hallerinde-yeni-bir-donemin-zamani-geldi-geciyor-90735</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’de yaş meyve-sebze hallerinde yeni bir dönemin zamanı geldi, geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TARIMSAL BİLGİ PLATFORMU</strong></p>
<p>Türkiye’de on yıllardır “yaş meyve-sebze halleri” konuşulur, tartışılır. Bazen enflasyonun baş sorumlusu, bazen piyasadaki tekelleşmenin ve aşırı kazancın adresi, bazen üreticinin (yani müstahsilin) emeğinin kayba uğradığı yerler ve bazen de insana yakışır iş ve çalışma ortamlarının olmadığı mekânlar ve kurumlar olarak bilinir, anılır. Haller mesainin gece yarısı başladığı ve gün ortasına kadar devam ettiği çalışma yerleridir. Nüfus uykuda iken toplumun meyve-sebze ihtiyacını gidermek için koşturmaca içinde çalışılır. Gıda enflasyonunun, haksız kazancın, spekülasyonların çok konuşulduğu ortamlarda hallerdeki iş ve çalışma koşulları gözden kaçmaktadır. Gece yarısı ile başlayan mesaide üretici, hal esnafı, çalışanlar ne yapar, ne eder, kâtipler nasıl bir kaygı taşır bunların da gündemde olması gerekir. Çalışanların “insana yakışır iş” ortamlarında çalışıp çalışmadığı, sosyal güvenlik kapsamında olup olmadığı, 6331 Sayılı “İş Sağlığı ve Güvenliği” ile ilgili düzenlemelerin uygulanıp uygulanmadığı gözden kaçar ve kaçırılır. Kayıtlı ve işini düzgün yapan esnaf ile yapmayanlar da birbirine karışır genelde.</p>
<p>Haller bugünlerde de aşırı fiyat oluşumlarının olduğu yerler olarak gündeme gelmiştir.  Türkiye’de yaş meyve-sebze ticaretinin ve hallerinin geleceği yeniden tartışılırken, temel sorun yalnızca ürün fiyatları veya aracıların sayısı değil. Üreticinin pazarlık gücünün zayıflığı, tüketicinin yüksek fiyatlarla karşılaşması, hal esnafının olumsuz algılanması ve binlerce çalışanın sosyal güvenceden çalışma koşullarına kadar uzanan sorunları, bütüncül bir dönüşümü zorunlu kılıyor.</p>
<p><strong>Yeni bir hal yasası nasıl olmalı?</strong></p>
<p>Türkiye'de yaş meyve-sebze ticaretinin temel yasal çerçevesini 5957 sayılı Kanun oluşturuyor. Bu kanun, üretici ve tüketici haklarının korunmasını, ticaretin rekabet koşullarında yürütülmesini ve toptancı hallerinin çağdaş bir yapıya kavuşturulmasını amaçlıyor. Ancak mevcut sistemin uygulamada karşılaştığı sorunlar, yasal çerçevenin yalnızca ticaretin düzenlenmesi bakımından değil, ekonomik ve sosyal haklar açısından da geliştirilmesi gerektiğini gösteriyor. Yeni bir hal yasası veya kapsamlı yasal reform, şu temel ilkeler üzerine kurulmalı:</p>
<p><strong>1-</strong> Müstahsil yani üretici hakları açıkça güvence altına alınmalı. Ürün bedelinin zamanında ödenmesi, kesintilerin şeffaflığı, ürünün doğru tartılması ve sınıflandırılması, üreticinin satış bilgilerine erişimi ve hızlı uyuşmazlık çözümü temel haklar olarak güçlendirilmeli.</p>
<p><strong>2-</strong> “İnsana yakışır iş” yasal düzenlemenin ayrılmaz parçası olmalı. Hal işletmelerinin ruhsatlandırılması ve denetlenmesinde sosyal güvenlik, iş sağlığı ve güvenliği, hamal-istifçi-katip gibi çalışanların ücret hakları, izin hakları, tazminatları, çalışma koşulları ve çalışan haklarına ilişkin ölçütler dikkate alınmalıdır.</p>
<p><strong>3-</strong> Üretici örgütleri pazarlama sisteminde güçlendirilmeli. Kooperatiflerin ticaret alanlarına, depolama ve lojistik hizmetlerine, dijital pazarlama sistemlerine ve finansmana erişimi kolaylaştırılmalı.</p>
<p><strong>4-</strong> Dördüncüsü, fiyat oluşumu zincirin tamamında izlenebilir hale getirilmeli. Yalnızca haller değil, büyük alıcılar, dağıtıcılar ve perakende işletmeleri de piyasa şeffaflığının parçası olmalıdır.</p>
<p><strong>5-</strong> Ulusal Yaş Meyve-Sebze Fiyat ve Piyasa Bilgi Platformu oluşturulmalı. Üretici cep telefonundan; farklı şehirlerdeki fiyatları, işlem hacmini, ürün kalitesine göre fiyatları, günlük arz miktarını, talep eğilimlerini, hallerde kendi ürününden satılan ürünlerinin satış miktarını, ihracat hareketlerini görebilmelidir. Böylece bilgi, yalnızca tüccarın, hal esnafının sahip olduğu ticari avantaj olmaktan çıkarılarak üreticinin de pazarlık aracına dönüştürülmelidir.</p>
<p><strong>6-</strong> Altıncısı, aracılık faaliyetleri sundukları hizmet temelinde değerlendirilmeli. Ürüne değer katan, risk üstlenen ve lojistik hizmet sağlayan aracılarla yalnızca gereksiz maliyet yaratan işlemler birbirinden ayrılmalıdır.</p>
<p><strong>7-</strong> Yedincisi, hal yönetiminde katılımcılık ve şeffaflık güçlendirilmeli. Belediyeler, üretici örgütleri, ticaret erbabı ve çalışan temsilcilerinin görüşlerinin alındığı, hesap verebilir yönetim modelleri oluşturulmalıdır. Hal Dernek yönetimleri düzenleyici ve hak temelli çalışa ortamına azami özen göstermelidir.</p>
<p><strong>8-</strong> Sekizincisi, hallerin fiziksel ve teknolojik standartları yükseltilmeli. Soğuk zincir, depolama, kalite kontrol, atık yönetimi, hijyen ve dijital altyapı yatırımları desteklenmelidir.</p>
<p><strong>9-</strong> Gda kayıplarıyla mücadele edilmeli. Satılamayan ancak tüketilebilir durumdaki ürünlerin başta gıda bankacılığına olmak üzere farklı değerlendirme yollarına yönlendirilmesi, diğer uygun ürünlerin ise yem, kompost ve biyogaz gibi alanlarda değerlendirilmesi teşvik edilmelidir.</p>
<p><strong>10-</strong> Hal verileri tarımsal üretim planlamasında da kullanılmalı. Üretim miktarları, bölgesel arz, fiyat hareketleri ve tüketim eğilimleri birlikte analiz edilerek üreticiye yol gösteren bilgi sistemleri geliştirilmelidir.</p>
<p><strong>11-</strong> Yasal düzenleme ölçülebilir sonuçlara dayanmalı. Reformun başarısı yalnızca kayıtlı ticaret hacmiyle değil; üretici gelirleri, ödeme süreleri, ürün kayıpları, çalışanların sosyal güvenliği ve tüketiciye yansıyan fiyatlarla değerlendirilmelidir.</p>
<p>Bu önerilerin bir bölümü mevcut mevzuattaki ilkelerin güçlendirilmesini, bir bölümü ise yeni yasal ve kurumsal mekanizmalar geliştirilmesini gerektiriyor.</p>
<p><strong>Üretici ucuza satıyor, tüketici pahalı alıyor, hal esnafı suçlanıyor</strong></p>
<p>Türkiye'nin yaş meyve-sebze piyasasında uzun yıllardır devam eden önemli bir çelişki bulunuyor. Üretici ürününü değerinde satamadığından yakınırken tüketici aynı ürüne yüksek fiyat ödemek zorunda kalıyor. Hal esnafı ise fiyat artışlarının başlıca sorumlusu olarak gösterilmekten şikâyet ediyor. Birbirinden farklı görünen bu üç yakınma aslında aynı yapısal sorunun farklı sonuçlarını oluşturuyor. Üretimden tüketime uzanan zincirde maliyetlerin, ticari marjların, risklerin ve yaratılan katma değerin nasıl paylaşıldığı yeterince görünür değil. Üretici, ürününün hangi aşamada ne kadar kazanç sağladığını bilemezken tüketici de tarlada düşük olan fiyatın neden satış tezgâhında katlandığını açıklıkla göremiyor. Tarımsal Bilgi Platformu’na öne çıkan temel yaklaşım, yaş meyve-sebze ticaretinin yalnızca fiyat üzerinden tartışılmasının eksik olduğuna işaret ediyor. Çünkü sorun yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda kurumsal, sosyal ve yapısal nitelik taşıyor. <strong>Bu nedenle Türkiye'nin önündeki temel soru, "halleri kaldıralım mı?" değil, "halleri üreticiye, tüketiciye, çalışanlara ve kayıtlı ticarete hizmet eden kurumlara nasıl dönüştürebiliriz?" olmalı.</strong> Hallerde çalışanların hakkının yenmediği, herkesin alın terinin karşılığının alındığı ve hal esnafının kayıtlılık ve ölçütlülük temelinde gelirini elde ettiği ve üretici-tüketici çıkarının oluştuğu ortamın gerçekleşmesine ihtiyaç vardır.</p>
<p><strong>Hallerde müstahsil emeği ve hakları merkezde olmalı</strong></p>
<p>Yaş meyve-sebze ticaretinde en zayıf halkalardan biri çoğu zaman üretici, yani müstahsil oluyor. Üretici; artan üretim maliyetleri, finansman ihtiyacı, ürünün çabuk bozulması, yetersiz depolama imkânları ve piyasa bilgisine sınırlı erişim nedeniyle ürününü istediği koşullarda pazarlayamıyor. Hasat edilmiş domatesin, çileğin, kirazın veya yeşilliğin uzun süre bekletilememesi, üreticiyi hızlı satış yapmaya zorluyor. Bu durum alıcı ile satıcı arasındaki pazarlık gücü dengesini üretici aleyhine değiştirebiliyor. Eğer yeni bir hal yasası üzerinde durulacaksa; yeni yasal düzenlemede müstahsil haklarının ayrı ve güçlü bir başlık altında ele alınması gerekir. Öncelikle üreticinin ürün bedelini zamanında ve eksiksiz alması, ürünün hangi fiyattan satıldığın şeffaf olduğu, getirdiği ürünün kayba uğramadığı bir sistem güvence altına alınmalıdır. Üretici; ürününün gerçek satış fiyatını ve kendisine ödenen tutarla bu fiyat arasındaki farkı görebilmeli. Ödemelerin gecikmesini önleyen, elektronik olarak izlenebilen ve gerektiğinde teminat mekanizmalarıyla desteklenen bir sistem kurulmalıdır. Üreticiden yapılabilecek kesintiler açıkça tanımlanmalı; komisyon, taşıma, depolama ve diğer hizmet bedelleri belgeli ve denetlenebilir olmalıdır. Haller üreticiye her an bilgi akışı sağlamalıdır. Üreticinin şüpheye düştüğü durumlarda “mesleki etik kurulları ve yaptırımları” devreye girmelidir. Ürünün; kalite sınıfı, ağırlığı, fiyatı, fireleri ve satış koşulları konusunda ortaya çıkabilecek anlaşmazlıklarda bağımsız değerlendirme ve hızlı itiraz mekanizmaları işletilmelidir. Yani; <strong>Yeni bir hal yasası, üreticiyi yalnızca malını hale gönderen kişi olarak değil, ticari hakları güvence altında bulunan ekonomik aktör olarak tanımlamalıdır. </strong>Burada önemli bir ayrım da yapılmalı: Üreticinin korunması, piyasadaki bütün risklerin diğer aktörlere yüklenmesi anlamına gelmemeli. Ama üretici, zincirin en az bilgiye ve en düşük pazarlık gücüne sahip tarafı olmaktan çıkarılmalıdır.</p>
<p><strong>Üretici örgütleri de ticaretin gerçek aktörü haline gelmeli</strong></p>
<p>Türkiye'de küçük üreticilerin pazarlama sorunlarının temel nedenlerinden biri örgütsüzlüktür.</p>
<p>Bireysel üretici, büyük alıcılar karşısında çoğu zaman sınırlı pazarlık gücüne sahiptir. Buna karşılık örgütlü üreticiler ürün toplama, sınıflandırma, paketleme, depolama, lojistik ve pazarlama faaliyetlerini birlikte gerçekleştirebilir. Bu nedenle yeni bir hal düzenlemesi kooperatifleri yalnızca desteklenen kuruluşlar olarak değil, piyasanın güçlü ekonomik aktörleri olarak değerlendirmelidir. Üretici kooperatiflerine hallerde uygun ticaret alanları, ortak soğuk depolama imkânları, dijital satış altyapısı ve lojistik hizmetlere erişim kolaylığı sağlanmalıdır. Tabi önce hallerin bu altyapıyı da oluşturmaları gerekmektedir. Ancak burada önemli olan yalnızca kooperatiflere yer tahsis etmek değil, onların kurumsal ve ekonomik kapasitelerini geliştirmek de dikkate alınmalıdır. Kooperatifler, üreticinin ürününü toplayan ve satan kuruluşların ötesine geçerek fiyat müzakeresi yapan, kalite standardı oluşturan, pazar geliştiren ve katma değerin üreticide kalmasına katkıda bulunan yapılar haline gelmelidir. Yani; <strong>küçük ölçekli üreticinin büyük alıcı karşısında güçlenmesinin en etkili yollarından biri, örgütlü ve profesyonel pazarlama kapasitesine sahip olmasıdır. </strong>Hallerde de kooperatiflerin güçlü olması aynı zamanda piyasa mekanizması ve denetlenebilirliği açsından önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Hallerde İnsana Yakışır İş: Görünmeyen alın teri emeği görünür kılmak mutlak gerekliliktir</strong></p>
<p>Yaş meyve-sebze hallerine ilişkin tartışmalarda genellikle fiyatlar, komisyon oranları, ticaret hacmi ve kayıt dışılık öne çıkıyor. Oysa haller aynı zamanda binlerce insanın çalıştığı ekonomik ve sosyal yaşam alanlarıdır. <strong><em>Yükleme-boşaltma işçileri, kâtipler, kasa elemanları, hamallar, şoförler, tasnif ve paketleme çalışanları, temizlik personeli, depo çalışanları ve diğer emekçiler, ürünlerin tüketiciye ulaşmasında kritik roller üstleniyor. Ancak bu çalışanların istihdam biçimleri, sosyal güvenlik durumları, çalışma süreleri ve iş sağlığı koşulları her zaman yeterince görünür olmuyor. Haller şu anda “insana yakışır iş” koşullarının çok uzağındadır.</em></strong> Sosyal güvenceli çalışanların sayısı yüzdeye vurulamayacak kadar azdır. Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) insana yakışır iş yaklaşımı, üretken istihdamın yanı sıra çalışma yaşamında hakları, sosyal korumayı ve sosyal diyaloğu esas alıyor. Bu yaklaşımın Türkiye'deki hal sistemine uyarlanması önemli bir dönüşüm sağlayabilir. Yeni düzenlemede hallerin yalnızca ticari ve fiziksel standartları değil, çalışma yaşamına ilişkin sosyal standartları da tanımlanmalıdır. Öncelikle kayıt dışı istihdamla mücadele edilmelidir. Düzenli çalışanların sosyal güvenlik hakları korunmalı, ücret ödemeleri kayıtlı hale getirilmeli, yasal izinleri ve özlük hakları korunmalı ve çalışma statülerindeki belirsizlikler giderilmelidir. Ağır yük kaldırma, kaygan zeminler, forklift ve kamyon trafiği, aşırı sıcak ve soğuk, gece çalışması ve uzun çalışma süreleri nedeniyle ortaya çıkan iş sağlığı ve güvenliği riskleri azaltılmalıdır. Mekanik taşıma sistemleri, ergonomik ekipmanlar, güvenli yükleme alanları ve mesleki eğitim uygulamaları yaygınlaştırılmalıdır. Temiz tuvaletler, duşlar, soyunma odaları, içme suyu, yemek ve dinlenme alanları birer ayrıcalık değil, çalışma yaşamının temel gereklilikleri olarak görülmelidir. Kadın çalışanların ihtiyaçları, mevsimlik çalışanların koşulları ve göçmen işçilerin hakları da düzenlemenin kapsamına alınmalıdır. Çalışanların temsil edilmesi, örgütlenme haklarını kullanabilmesi ve şikâyetlerini güvenli biçimde iletebilmesi sağlanmalıdır. Hak arama hiçbir baskı altında kalmamalıdır. Tabi bu konularda öncelikle işverenlerin yani komisyoncuların, işyeri sahiplerinin, Hal Derneklerinin duyarlı ve farkındalığa sahip olmaları gerekiyor. Burada önemli bir görevde Belediyelere düşüyor. Hallerin bakımı, fiziki koşulların iyileştirilmesi, kayıtlılığın sağlanması, soğuk hava depolarının yapımı, “insanca yaşam koşullarının” oluşturulması, vd. konularda eksiksiz ve tavizsiz çalışmaları gerekmektedir. Yeni bir hal yasasında <strong>"İnsana Yakışır Hal Standardı"nın </strong>oluşturulması öncelik olmalıdır. Bu standart kapsamında her hal için bir <strong>"Sosyal Uygunluk Karnesi"</strong> hazırlanabilir. <strong><em>Bunun ile; kayıtlı istihdam, iş kazaları, çalışma süreleri, ücretlerin zamanında ödenmesi, sosyal güvenlik, hijyen, mesleki eğitim, çalışanların yönetime katılımı, mali sorumlulukta ağır sorumluluğu olan katiplerin haklarının korunması gibi göstergeler düzenli olarak izlenebilir.</em></strong> Bu sistem, belediyelerin ve hal işletmelerinin performansının yalnızca ticaret hacmiyle değil, sosyal sorumluluklarıyla da değerlendirilmesini sağlayabilir. <strong>Yani; modern bir hal, yalnızca modern binası bulunan hal değildir.</strong> <strong>Modern hal, teknolojinin geliştiği kadar insanın da korunduğu ve değer gördüğü haldir.</strong></p>
<p><strong>Katiplik-hamallık-taşıyıcılık-istifleme işleri sosyal güvence ve mesleki yeterlilik temelinde yeniden ele alınmalıdır.</strong></p>
<p>Hallerde insana yakışır iş tartışmasının en önemli alanlarından biri; yük taşıma, hamallık, taşıyıcılık, istifleme faaliyetleridir. Geleneksel sistemde ağır beden emeğine dayalı çalışma biçimleri, iş kazaları ve meslek hastalıkları açısından önemli riskler oluşturabiliyor. Bu nedenle ağır sorumluluk gerektiren katiplik, yük taşıma, hamallık, taşıyıcılık, istifleme hizmetlerinin organizasyonu, ücretlendirilmesi, sosyal güvenliği ve iş güvenliği koşulları bütüncül biçimde değerlendirilmek zorundadır. Mekanizasyon ve teknoloji, çalışanları sistemin dışına iten değil, ağır ve tehlikeli işleri azaltan bir dönüşüm aracı olarak kullanılmalıdır. Yük taşıma-istifleme çalışanlarının mesleki yeterlilikleri geliştirilmeli, güvenli ekipman kullanımı yaygınlaştırılmalı ve hizmet bedellerinin nasıl belirlendiği şeffaflaştırılmalıdır. Bu alanda mevcut düzenlemelerin de dikkate alınması gerekiyor. <strong>Ticaret Bakanlığının 2024 yılında yaptığı düzenlemelerle üreticiye ödenecek mal bedelinden hamaliye ücreti ve benzeri kesintilerin yapılamayacağı, halden ürün satın alanların ise hamaliye hizmeti almaya veya almadıkları hizmetin ücretini ödemeye zorlanamayacağı belirtilmişti.</strong> Dolayısıyla yeni düzenlemenin amacı yalnızca yeni kurallar koymak değil, mevcut hakların uygulanmasını ve çalışanların güvenceli istihdamını birlikte sağlamak olmalıdır. Bunu suiistimal edenler varsa da anında müdahale edilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Fiyat şeffaflığı olmadan adil ticaret de çalışanların, üreticilerin hakları da olmaz</strong></p>
<p>Türkiye'de yaş meyve-sebze fiyatları tartışılırken çoğu zaman üretici fiyatı ile tüketici fiyatı karşılaştırılıyor. Ancak ürünün bu iki nokta arasında hangi işlemlerden geçtiği, ne kadar fire verdiği, hangi maliyetlere katlandığı ve her aşamada ne kadar ticari marj oluştuğu yeterince açıklıkla görülemiyor. Bu nedenle yeni bir hal düzenlemesinin temel araçlarından biri <strong>"Tarladan Rafa Fiyat İzleme Sistemi"</strong> olmalı. Sistem sayesinde ürünün üretici fiyatı, hal giriş ve çıkış fiyatları, lojistik giderleri ve perakende fiyatları karşılaştırılabilir hale getirilmeli. Ancak fiyat şeffaflığı yalnızca hal fiyatlarının ilan edilmesiyle sınırlı kalmamalıdır. Ürün kalitesi, sınıfı, işlem miktarı, satış koşulları ve bölgesel fiyat farklılıkları da izlenebilmelidir. Böylece fiyat artışlarının nedenleri söylentilerle değil, doğrulanabilir verilerle tartışılabilir. Bu yaklaşımın önemli bir boyutu da perakende sektörünün de sistemin dışında bırakılmamasıdır. Çünkü yaş meyve-sebze fiyatları yalnızca hallerde oluşmuyor hatta çoğunluğu hal dışında oluşuyor. Büyük alıcıların satın alma koşulları, perakende işletmelerinin maliyetleri, fire oranları ve ticari marjları da nihai fiyat üzerinde etkili oluyor. Yani; adil bir sistem, üreticiden perakendeciye kadar bütün aktörlerin sorumluluklarını birlikte değerlendirmelidir. Çalışanların hakları da özel olarak izlenmelidir.</p>
<p><strong>Kayıt dışılıkla mücadele kayıtlı çalışanı cezalandırmamalı</strong></p>
<p>Yaş meyve-sebze ticaretindeki kayıt dışılık, yalnızca vergi kaybına neden olan bir sorun değil.</p>
<p>Aynı zamanda piyasa verilerinin güvenilirliğini azaltıyor, kayıtlı işletmeler açısından haksız rekabet yaratıyor ve ürün izlenebilirliğini zayıflatıyor. Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı bazı denetim bulgularında, Hal Kayıt Sistemi'ne gerçeğe aykırı fiyat girilmesi ve çifte fatura düzenlenmesi gibi uygulamaların tespit edildiği belirtilmişti. Bu durum, kayıt sistemlerinin varlığının tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Yeni bir düzenleme, kayıtlı çalışan işletmelerin, işyerlerinin yükünü artıran bir bürokrasi yerine, doğru bildirim yapmayı kolaylaştıran ve kayıt dışılığı ekonomik açıdan dezavantajlı hale getiren bir model geliştirmelidir. Çünkü bu durumlarda hem üretici hem de tüketici kaybetmekte ve bazen çalışanlar da yasal olmayan uygulamalara zorlanmaktadır. Ürünlerin üretim yerinden son satış noktasına kadar izlenmesini sağlayan dijital ürün kimliği uygulamaları güçlendirilmelidir. Ancak dijitalleşme, küçük üreticileri ve teknolojiye erişimi sınırlı işletmeleri sistemin dışına itmemelidir. Üreticilere, kooperatiflere ve küçük ölçekli hal işletmelerine teknik destek sağlanmalıdır. <strong>Yani; kayıtlı ticaretin maliyeti değil, kayıt dışı ticaretin avantajı azaltılmalıdır.</strong></p>
<p><strong>Belediyeler halleri kira geliri değil, kentin gıda güvencesi olarak görmeli</strong></p>
<p>Yeni hal sisteminde belediyelerin rolü de yeniden düşünülmelidir. Toptancı halleri yalnızca dükkânların kiralandığı, esnafın yüksek hava paralarıyla dükkânları alıp-sattığı, ürünlerin giriş çıkış yaptığı ticari tesisler olarak görülmemelidir. Haller aynı zamanda kentlerin gıda tedarikinin sürekliliği, gıda güvenilirliği, fiyat istikrarı ve krizlere dayanıklılığı açısından stratejik altyapılar olarak görülmelidir. Bu nedenle belediyelerin hal yatırımlarında yalnızca ekonomik getiri değil, kamusal yarar da belirleyici olmalıdır. Soğuk zincir altyapısı, enerji verimliliği, atıkların değerlendirilmesi, çalışanların sosyal koşulları ve üretici örgütlerine sağlanan hizmetler belediyelerin performans göstergeleri arasına alınmalıdır. Özellikle büyükşehir belediyeleri, hallerden elde edilen verileri kent gıda politikaları ve kırsal kalkınma programlarıyla bütünleştirmelidir. <strong>Yani; hal sistemi, kırsaldaki üretici ile kentteki tüketici arasında yalnızca ticari değil, ekonomik ve sosyal bir bağ kurabilmelidir.</strong></p>
<p><strong>Hal Esnafının da Hakları  Korunmalı</strong></p>
<p>Yeni düzenleme tartışmalarında gözden kaçırılmaması gereken bir başka konu, kayıtlı ve kurallara uygun çalışan hal esnafının karşılaştığı sorunlardır. Bu yüzde kaça denk gelir bilinmez. Komisyoncular ve tüccarlar; ürün toplama, finansman, depolama, taşıma, sınıflandırma ve pazar bulma gibi önemli ekonomik işlevler üstlenebiliyorlar. Bu hizmetlerin yok sayılması veya bütün aracıların fiyat artışlarından sorumlu tutulması, sağlıklı bir politika yaklaşımı değil. Esas mesele, aracılığın varlığı değil; sunulan hizmetin niteliği, maliyeti ve karşılığında elde edilen kazancın şeffaflığıdır. Yeni yasal düzenleme, kayıtlı ve dürüst çalışan, çalışanların kayıtlılığına ve haklarına önem veren, üreticiyi müşteri değil çözüm ortağı olarak gören ticaret erbabını (bu yüzde kaça denk gelir bilinmez) korurken haksız rekabet yaratan uygulamalara karşı etkili denetim sağlamalıdır. Yani; hedef <strong>"aracısız piyasa" değil, "etkin, rekabetçi ve hesap verebilir aracılık"</strong> olmalıdır.</p>
<p><strong>“Yeni nesil hal sistemi” kaçınılmaz: Ticaretin ötesinde bir dönüşüm gereklidir</strong></p>
<p>Türkiye'nin yaş meyve-sebze ticaretinde ihtiyaç duyduğu dönüşüm, yalnızca mevcut hallerin yenilenmesiyle sınırlı kalmamalıdır. Uzun vadeli bir <strong>"Yeni Nesil Hal"</strong> programı geliştirilebilir. Bu modelde haller; dijital ticaretin, ürün izlenebilirliğinin, soğuk zincirin, kalite kontrolünün, lojistiğin, veri analizinin, çalışan haklarının, 6331 Sayılı Yasanın geçerlilik kazandığı ve üretici örgütlenmesinin buluştuğu merkezlere dönüştürülmeli. Yapay zekâ destekli arz-talep tahminleri, akıllı lojistik uygulamaları, elektronik ödeme sistemleri ve gerçek zamanlı piyasa bilgileri hem ticaretin etkinliğini artırabilir hem de üreticilerin karar alma kapasitesini geliştirebilir. Ancak teknolojik dönüşümün sosyal boyutu ihmal edilmemeli.</p>
<p>Çalışanların yeni teknolojilere uyumunu sağlayan mesleki eğitim programları geliştirilmeli, dijitalleşmenin kazanımları yalnızca büyük işletmelerde yoğunlaşmamalıdır. Küçük üreticilerin, kooperatiflerin ve küçük ölçekli ticaret erbabının da bu dönüşümden yararlanması sağlanmalıdır. Mevcut sistemde var olan hal hakem heyetlerinin erişilebilirliğinin ve etkinliğinin geliştirilmesi sağlanmalıdır ve bu konudaki hassasiyetlere kulak verilmelidir. <strong>"Hal yasası değişecekse ki değişmelidir. Yeni Nesil Hal Sistemi kimin hakkı korunacak: üreticinin mi, çalışanın mı, hal esnafının mı, tüketicinin mi?"</strong>, sorunlarına bütüncül çözüm olacak bir içerik ve kapsamda olmalıdır.</p>
<p><strong>Gelinen noktada</strong></p>
<p>Türkiye'de yaş meyve-sebze ticaretinin geleceği tartışılırken temel mesele yalnızca fiyatları düşürmek veya aracı sayısını azaltmak olarak görülmemelidir. Evet, bu en önemli boyut olabilir ama konuya emek ve çalışan hakları, üretici gelir temelinde de bakmak gerekir. Asıl mesele, üretimden tüketime kadar uzanan ekonomik ilişkilerin daha adil, şeffaf, verimli ve sosyal açıdan sürdürülebilir hale getirilmesidir. Üreticinin emeğinin karşılığını alabildiği, tüketicinin makul fiyatlarla güvenilir gıdaya ulaşabildiği, hal esnafının sunduğu hizmetin karşılığını aldığı ve çalışanların da insana yakışır koşullarda çalıştığı ve emeğinin karşılığını aldığı, hakkının yenmediği-sömürülmediği, tarım-gıda sistemlerinin sürdürülebilir bir biçimde oluşmasına katkıda bulunulduğu bir sistem oluşturulmalıdır. Bu yaklaşımda üretici yalnızca mal sağlayan, çalışan yalnızca yük taşıyan, tüketici yalnızca satın alan, kâtip sadece ürün satışını fişleyen-işvereni için bedelini alan ve hal esnafı yalnızca aracılık yapan kişi olarak görülmemelidir. Hepsi aynı gıda sisteminin hakları, sorumlulukları ve beklentileri bulunan aktörleri olarak değerlendirilmeli. Dolayısıyla yeni bir hal yasasının başarısı, kaç maddeden oluştuğuyla veya ne kadar ağır cezalar getirdiğiyle ölçülmemelidir. Başarı; üreticinin gelirinin ne kadar iyileştiği, ürün kayıplarının ne ölçüde azaldığı, çalışanların ne kadar güvenceye kavuştuğu-haklarının ne kadar korunduğu, kayıt dışılığın ne kadar gerilediği ve tüketicinin gıdaya erişiminin nasıl geliştiği, hal dışı piyasanın ne kadar kayıt altına alındığı üzerinden değerlendirilmelidir. <strong>Çünkü Ticaret Bakanlığı’nın da önerilerinde vurguladığı gibi, gerçek reform, yalnızca ürünün pazara ulaşmasını değil, ürünle birlikte emeğin, hakkın, gelirin ve güvenin de adil biçimde paylaşılmasını sağlamaktır. </strong>Türkiye'nin ihtiyacı, hallerin yalnızca ticaret yapılan yerler olmaktan çıkarılarak üreticinin hakkını koruyan, çalışanına değer veren, tüketiciye güven sağlayan ve ülkenin gıda ekonomisini güçlendiren kurumlara dönüştürülmesidir. Belki de <strong>yeni bir dönemin-sürecin temel ilkesi şu olabilir; "tarladan sofraya adil ve şeffaf ticaret, müstahsile hak, çalışana güvence, tüketiciye güven."</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-yas-meyve-sebze-hallerinde-yeni-bir-donemin-zamani-geldi-geciyor-90735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de yaş meyve-sebze hallerinde yeni bir dönemin zamanı geldi, geçiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecek-nesiller-beklemekten-vazgecti-90734</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Gelecek nesiller&#039; beklemekten vazgeçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Avrupa’nın farklı ülkelerinde eğitim, gelir adaleti, demokrasi ve gelecek kaygısıyla yükselen seslere Sırbistan’dan yeni bir hikâye eklendi. Yıllardır sokaklarda mücadele eden öğrencilerin siyasette yarattığı değişim, önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Gençler artık kendileri adına verilen sözlerle yetinmiyor. Geleceklerine ilişkin kararlarda söz sahibi olmak istiyorlar.</p>
<p>“Gelecek nesiller için” ifadesi iklim müzakerelerinde yasaklanmalı! Çünkü o gelecek nesiller büyüdü. Kendilerine daha yaşanabilir bir dünya bırakılacağı söylenirken büyüdüler. İklim krizinin giderek ağırlaştığını, eşitsizliklerin derinleştiğini, eğitimli olmanın iyi bir işe ve insanca bir yaşama ulaşmak için giderek daha az güvence sunduğunu görerek büyüdüler. Şimdi sokaktalar. Fransa’da ve Avrupa’nın farklı kentlerinde...</p>
<p>Üstelik artık kendileri adına verilen sözleri dinlemekle yetinmiyor, hesap soruyorlar. Ekonomik ve toplumsal dönüşümün bedelinin, bu dönüşüm üzerinde en az söz sahibi olanların omuzlarına yüklenemeyeceğini hatırlatıyorlar. Sırbistan’da yaşananlar ise bu tartışmaya yeni bir boyut kazandırdı.</p>
<h2>Bir tren istasyonundan başlayan itiraz</h2>
<p>Her şey 1 Kasım 2024’te Novi Sad’daki tren istasyonunda yaşanan faciayla başladı. İstasyonun beton sundurmasının çökmesi, 16 kişinin ölümüne yol açtı. Olay, ülkede uzun süredir biriken yolsuzluk ve hesap verebilirlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Öğrenciler önce sorumluların ortaya çıkarılmasını istedi.</p>
<p>Ardından protestolar büyüdü. Üniversitelerde başlayan hareket, kentlere yayıldı. Öğrenciler yürüdü, meydanları doldurdu, yolları kapattı. Siyasi baskılara rağmen geri adım atmadı. Burada dikkat çekici olan, öğrencilerin ilk günden itibaren kendilerini geleneksel siyasi partilerin bir uzantısı olarak konumlandırmamalarıydı. Talepleri açıktı: Şeffaflık, hesap verebilirlik, hukukun üstünlüğü. Bir tren istasyonunda yaşanan facia, giderek ülkenin nasıl yönetildiğine ilişkin daha büyük bir sorgulamaya dönüştü. Ve iki yıl boyunca devam eden bu mücadele, sonunda sandığa taşındı.</p>
<h2>Dün dövüldükleri sokaklarda bugün kutlama yapıyorlar</h2>
<p>25 Ekim seçimlerinin ardından Belgrad sokaklarında yaşananlar, iki yıllık mücadelenin nasıl bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Aleksandar Vucic’in seçim yenilgisini kabul etmesinin ardından on binlerce kişi Belgrad’ın ana caddelerini doldurdu. Novi Sad’da da binlerce insan sokaklara çıktı. İlk sonuçlara göre öğrencilerin desteklediği liste, 250 sandalyeli parlamentoda 135 ila 140 sandalye kazanırken Vucic’in partisi 105 sandalyede kaldı.</p>
<p>Guardian’a açıklamada bulunan 24 yaşındaki Sara’nın anlattıkları ise gerçekten etkileyici…</p>
<p>Sara, daha önce polis tarafından dövüldükleri, güvenlik güçlerinin müdahaleleri karşısında defalarca geri çekildikleri sokaklarda şimdi kazanan taraf olarak bulunmanın tuhaflığını anlatıyor. Bir zamanlar korkuyla uzaklaştıkları sokaklarda şimdi arkadaşlarıyla kutlama yapıyor.</p>
<p>35 yaşındaki Tamara ise önlerinde zor bir dönem bulunduğunun farkında. Yine de bu sonucun kendilerine devam etmek için güç verdiğini söylüyor.</p>
<p>Belgrad’daki kutlamalar arasında Guardian’a konuşan 52 yaşındaki Dusko Suvajac da seçim sonucunu Avrupa ve dünya açısından sembolik buluyor.</p>
<p>Bence burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta var. Sırbistan’daki öğrenciler iki yıl boyunca mücadele ederken, siyasetin bildik kalıplarının dışına çıktılar. Hareketin yarattığı toplumsal destek, sonunda seçim sonuçlarına yansıdı. Ama şimdi başka bir sınav başlıyor.</p>
<p>Yolsuzlukla mücadele, demokratik kurumların güçlendirilmesi, basın özgürlüğü, Avrupa Birliği ile ilişkiler ve Kosova meselesi yeni dönemin zorlu başlıkları arasında. Sokakta değişim talep etmekle, o değişimi yönetmek farklı sorumluluklar gerektiriyor. Üstelik seçimi kazanmak, toplumun bütün sorunlarının çözüldüğü anlamına gelmiyor.</p>
<p>Yine de Sırbistan’da yaşananlar, uzun yıllar değişmeyeceği düşünülen siyasi dengelerin değişebileceğini gösteriyor.</p>
<h2>İklim krizinden demokrasiye aynı kuşağın itirazı</h2>
<p>Fransa’daki gençlerin talepleriyle Sırbistan’daki öğrencilerin mücadelesini aynı siyasi hareketin parçaları olarak değerlendirmek doğru olmaz. Ama Avrupa’nın farklı ülkelerinde yükselen bu itirazlar arasında göz ardı edilmemesi gereken bir ilişki var. Eğitimli gençler, giderek daha belirsiz bir ekonomik gelecekle karşı karşıya. Konut fiyatları, yaşam maliyetleri, iş güvencesi, gelir dağılımı, iklim değişikliği... Bugün alınan kararların sonuçları, onların hayatını önümüzdeki onlarca yıl boyunca etkileyecek. Oysa bu kararların alındığı masalarda gençlerin temsili hâlâ sınırlı.</p>
<p>İklim politikaları açısından da benzer bir sorunla karşı karşıyayız. Bir yanda 2050, 2053, 2060 net sıfır hedefleri açıklanıyor. Diğer yanda bugünün yatırımları, enerji tercihleri, üretim ve tüketim modelleri bu hedeflere ulaşmayı giderek zorlaştırabiliyor.</p>
<p>Üstelik dönüşümün ekonomik ve toplumsal maliyetinin nasıl paylaşılacağı konusu yeterince tartışılmıyor. İklim politikalarının başarısı, toplumsal adaletten bağımsız düşünülemez. Bugün bu tartışmaya gençlerin gelecek hakkını da eklememiz gerekiyor.</p>
<h2><span style="color: #169179;">Antalya’da gençlere hangi söz verilecek?</span></h2>
<p>● Önümüzde COP31 var. Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da gerçekleştirilecek iklim zirvesinin, taahhütlerin uygulamaya dönüştüğü bir COP olması hedefleniyor.</p>
<p>Finansman, enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme, uyum politikaları... Bunların hepsi önemli. Ancak bence Antalya’da konuşmamız gereken bir başka konu daha var: Bugünün gençleri bu dönüşümün neresinde?</p>
<p>İklim politikalarının sonuçları uzun vadede ortaya çıkarken, kararları bugün alıyoruz. Bugün üniversitede okuyan bir genç, 2050 yılında çalışma hayatının en önemli dönemlerinden birini yaşayacak. Bugün doğan bir çocuk, 2060 yılında 34 yaşında olacak.</p>
<p>Biz ise hâlâ onlar adına konuşuyoruz. Gençlere daha yaşanabilir bir dünya bırakacağımızı söylüyoruz. Fakat o dünyanın nasıl şekilleneceğine ilişkin kararları alırken onları yeterince dinlemiyoruz.</p>
<p>Sırbistan’daki öğrencilerin hikâyesi, bu nedenle iklim müzakereleri açısından da düşündürücü.</p>
<p>İki yıl önce bir tren istasyonunda yaşanan facianın ardından hesap soran gençler, bugün ülkelerinin yönetiminde söz sahibi olmaya hazırlanıyor.</p>
<p>Fransa’da gençler, ekonomik ve toplumsal tercihlerin hayatlarına etkisini sorguluyor. Bütün bunlar, gençlerin artık geleceği beklemek istemediğini gösteriyor.</p>
<p>Belki de Antalya’da “gelecek nesiller” ifadesini her kullandığımızda kendimize şunu hatırlatmalıyız: Gelecek dediğimiz zaman, aslında bugün yaşayan insanların hayatından söz ediyoruz. Ve onların, kendileri adına verilen sözlerden daha fazlasına ihtiyacı var.</p>
<p>Kararların alındığı masalarda yer almaya, taleplerinin duyulmasına, bugünden başlayan değişime ihtiyaçları var.</p>
<p>Sırbistan’da öğrenciler bunu kendi mücadeleleriyle gösterdi. Şimdi mesele, onların sesini duymak için her defasında sokaklara çıkmalarını beklememek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecek-nesiller-beklemekten-vazgecti-90734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/4/1280x720/sirbistan-1793163458.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Gelecek nesiller” beklemekten vazgeçti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/25-yilin-birikimi-gelecek-25-yilin-sinavi-90733</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> 25 yılın birikimi, gelecek 25 yılın sınavı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İklim değişikliğiyle mücadelede geride bıraktığımız son 25 yıl önemli bir birikim yarattı. Emisyonları ölçmeyi öğrendik, uluslararası standartlar geliştirdik, şirketler hedefler açıkladı, yenilenebilir enerji teknolojileri olgunlaştı. Şimdi birçok ülkenin 2050, Türkiye’nin ise 2053 net sıfır hedefi önümüzde duruyor. Geçmiş çeyrek yüzyılın deneyiminden yararlanarak önümüzdeki çeyrek yüzyılda çok daha hızlı ilerlemek zorundayız. Bunun için başarının nasıl tanımlandığını da sorgulamamız gerekiyor.</p>
<p>İngiltere merkezli Carbon Trust, 25 yıllık deneyiminden çıkardığı dersleri yakın zamanda yayımladı. Çalışma, insanların dönüşüme katılması, hedeflerin yatırıma çevrilmesi, mevcut çözümlerin yaygınlaştırılması, gelişmekte olan ekonomilerin desteklenmesi ve iş birliği üzerinde duruyor. Ortak mesaj açık: Elimizdeki birikimi sahada uygulanabilir sonuçlara dönüştürmeliyiz.</p>
<p><strong>Teknoloji ilerledi ama mesafe kapanmadı </strong></p>
<p>Son 15 yıldaki gelişme küçümsenemez. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı verilerine göre 2010-2024 arasında büyük ölçekli güneş santrallerinin kurulum maliyeti %87, batarya depolama sistemlerinin kurulu maliyeti %93 geriledi. 2024’te devreye alınan büyük ölçekli yenilenebilir elektrik kapasitesinin %91’i, en ucuz yeni fosil yakıtlı santral seçeneğinden daha düşük üretim maliyeti sağladı. Teknolojinin ekonomik gerekçesi güçlendi. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre dünya ekonomisinin enerji yoğunluğu da son 25 yılda yaklaşık %30 iyileşti. Ancak bu iyileşmenin yıllık hızı son dönemde yavaşladı.</p>
<p>Buna karşın Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) 2026 raporu, ülkelerin mevcut iklim taahhütlerinin eksiksiz uygulanması halinde bile bu yüzyıldaki sıcaklık artışının yaklaşık 2,6 dereceyle sınırlanabileceğini öngörüyor. Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefiyle aramızdaki mesafe, taahhütlerin ve teknolojik ilerlemenin tek başına yeterli sonuç üretmediğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Gövde gösterisinden uygulama bilançosuna </strong></p>
<p>COP toplantıları ülkeleri bir araya getirmek, ortak kurallar oluşturmak ve finansmanı harekete geçirmek için önemli. Ancak bu toplantıları başarılı kılan, katılımcı sayısı, duyurulan hedefl erin iddiası veya iletişim kampanyalarının görünürlüğüyle sınırlı kalmamalı. Her bildirinin ardından uygulanacak projeler, finansman sorumluları ve izleme takvimi açıklanırsa bu toplantıların değeri de artar. Asıl sorular toplantılar bittikten sonra sorulmalı: Hangi karar uygulandı, ne kadar yatırım gerçekleşti, kaç ton emisyon önlendi, hangi sektörün rekabet gücü arttı?</p>
<p>Şirketler açısından da benzer bir değerlendirme gerekli. Net sıfır taahhüdü açıklamak başlangıçtır. Hangi tesiste, hangi tarihte, hangi bütçeyle ve hangi teknolojiyle azaltım sağlanacağının ortaya konması ise yatırım yönetimidir. Hedeflerin yıllık yatırım programlarına, sorumlulara, finansman modellerine ve ölçülebilir performans göstergelerine bağlanması gerekiyor. Aksi halde kapsamlı raporlar hazırlanırken sahadaki uygulamalar sınırlı kalabiliyor.</p>
<p><strong>Sanayide doğru proje, doğru finansman </strong></p>
<p>Örneğin sıcak su ve buhar kullanan bir gıda tesisinde yalnızca yakıt tüketimini başka bir enerji kaynağına taşımak yeterli olmayabilir. Önce tüketimin ölçülmesi, kayıpların belirlenmesi, prosesin ihtiyaç duyduğu sıcaklığın analiz edilmesi, atık ısının geri kazanılması ve uygun yerde ısı pompasının değerlendirilmesi gerekiyor. Ardından yatırım maliyeti, nakit akışı, işletme riski ve doğrulanabilir tasarruf aynı dosyada buluşmalı. Bu sıra, yanlış teknolojiye bağlanan kaynakları ve beklenen faydanın gerçekleşmeme riskini azaltır.</p>
<p>Büyük işletmelerin teknik ve finansal ekipleri bu hazırlığı daha kolay yapabiliyor. KOBİ’lerin ise proje geliştirme desteğine, uygun vadeli finansmana ve uygulama güvencesine daha fazla ihtiyacı var. Enerji hizmet şirketleri ve enerji performans sözleşmeleri, ölçme ve doğrulama ile risk paylaşımını birleştirerek burada önemli rol üstlenebilir. Nitelikli mühendis ve teknisyenlerin yetiştirilmesi de aynı derecede kritik. Teknoloji yaygınlaşırken uygulama kalitesini korumamız şart.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Açıkçası önümüzdeki 25 yıla geçmişteki kadar iyimser bakmakta zorlanıyorum. Son çeyrek yüzyılda bilgi birikimi, teknoloji ve finansman araçları gelişmesine rağmen, emisyon azaltımında ihtiyaç duyulan hızın hâlâ gerisindeyiz. Jeopolitik gerilimler, kısa vadeli ekonomik öncelikler ve ertelenen yatırımlar bu açığı daha da büyütebilir.</p>
<p>COP31’e ev sahipliği yapacak Türkiye açısından da asıl başarı, açıklanan taahhütlerin sahadaki karşılığını oluşturmak olacak. Gerçekleşen yatırımları, azaltılan enerji tüketimini, önlenen emisyonları ve doğrulanan tasarrufları somut olarak ortaya koymalıyız. Aksi halde 25 yıl sonra yine aynı sorunları, gerçekleşmeyen hedefleri ve kaçırılmış fırsatları konuşuyor olabiliriz. En büyük endişemiz de bu olmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/25-yilin-birikimi-gelecek-25-yilin-sinavi-90733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 25 yılın birikimi, gelecek 25 yılın sınavı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-butcesiyle-vazgecilen-vergi-49-trilyon-lira-90732</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2027 bütçesiyle vazgeçilen vergi 4,9 trilyon lira…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de vergi istisna ve muafiyetleriyle vazgeçilen vergi gelirleri hızla artarken, vergi harcamalarının kapsamı 700’ü aşkın düzenlemeye ulaştı. Son üç yılda vergi gelirlerinin yaklaşık dörtte birinden vazgeçildi.</strong></p>
<p>Vergi teorisinde ve buna bağlı olarak vergi uygulamasında <em>“Vergi harcamaları”</em> diye bilinen bir kavram var. Bu kavram; özel vergi muafiyetleri, istisnalar, kesintiler, tercihli vergi oranları, vergi farklılaştırmaları, vergi ertelemeleri, tahsil edilen vergilerin iadesi gibi ifadeleri karşılamaya yöneliktir. Bir başka ifade ile vazgeçilen vergileri açıklar.</p>
<p>Vergi harcamalarına ilişkin olarak çeşitli ülke ve uluslararası kuruluşların da tanımlamaları var. Örneğin;</p>
<p>- OECD, standart vergi gelirlerinden sapmaya neden olan uygulamalar,</p>
<p>- IMF, mevzuatlardaki seçici hükümlerden kaynaklı vazgeçilen gelirler,</p>
<p>- Dünya Bankası, karşılaştırma ve normlar dışında kalan uygulamalar,</p>
<p>- ABD Vergi Komitesi, normal yapıdan sapmalar,</p>
<p>- Kanada, karşılaştırma sisteminden sapmalar,</p>
<p>- Avustralya, var olan karşılaştırmalı sistemin dışına çıkma,</p>
<p>şeklinde tanımlanıyor. Türk bütçe sisteminde de “<em>devletlerin gelir toplamını azaltan, standart vergi sisteminden ayrılan ayrıcalıklar veya istisna ve muafiyetler”</em> olarak ifade ediliyor.</p>
<p>Ancak vergi harcamalarının dünyadaki uygulaması çok daha eskilere dayanıyor. Örneğin; Almanya 1959 yılında, ABD 1968 yılında, İngiltere ve İspanya 1979 yılında, Fransa 1980 yılında, Hollanda ve Kanada 1997 yılında vergi harcamalarının tahminine başlıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae17eed189ae-1793162989.png" alt="" width="653" height="186" />Türkiye, vergi harcamaları kavramıyla 2000’li yılların başında 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu ile 2006 yılında tanışıyor. Yani vergi harcamaları ile ortaya çıkan vergi kayıpları 2006 yılından beri tahmin ve ilan ediliyor.</p>
<p>Türkiye uygulamasında vergi harcamaları; gelir vergisi kanunu, kurumlar vergisi kanunu, katma değer vergisi kanunu, özel tüketim vergisi kanunu, diğer kanunlar şeklinde 5 alt başlık halinde açıklanıyor. Her yıl için de ilgili bütçe yılı ve izleyen 2 yıl tablolara yansıtılıyor.</p>
<p>2006 yılında vergi harcamaları kapsamında vergi kanunları içerisinde toplam 72 madde yer almış. Yani çeşitli vergi kanunlarında vergi harcaması kapsamında 72 düzenlemeye yer verilmiş. Bu düzenleme sayısı 2013 yılına kadar en fazla 106 olmuş. Ancak 2014 yılında toplam 121 madde vergi harcaması kapsamına alınmış ve 2016 yılında da 132’ye çıkmış. Fakat 2017 sonrası ve özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemiyle beraber vergi harcaması şeklindeki vergi istisna ve muafiyetleri 4-5 kat artarak 673’e kadar yükselmiş. Artık son yıllarda da bu sayı 700’ü aşkın hale gelmiş.</p>
<p>Ana vergi kanunlarında 700’ü aşkın düzenleme sayısı çok fazla. Vergi istisna ve muafiyetleri artık istisna olmak dışında genel kabul görür hale gelmiş durumda. Dolayısıyla öncelikle vergi kanunlarında yapılan vergi harcamaları ile ilgili düzenleme sayısı çok dikkat çekici.</p>
<p>Dikkat çeken bir diğer konu da bütçe kanunu ekinde yer alan vergi harcamaları listesinin yıllar itibariyle çok farklılıklar göstermesi. Örneğin; 2023 yılı bütçe kanunu ekinde 2025 yılına ait vergi harcamaları tahmini 1 trilyon 426 milyar lira olarak öngörülmüş iken; 2024 yılı bütçe kanunu ekinde 2025 yılına ait vergi harcamaları tahmini 2 trilyon 778 milyar liraya çıkarılmış. 2025 yılının vergi harcamaları da kendi yılı bütçe kanunu ekinde 3 trilyon 5 milyar lira olarak öngörülmüş. Yani 2025 yılı tahmini arka arkaya 3 yılda çok farklı tahmin edilmiş. Bu, ya frensiz ve hesapsız bir vergi harcaması hovardalığı ya da sağlıksız tahmin anlamına geliyor.  </p>
<p>Gelelim işin fiskal boyutuna…</p>
<p>2027-2029 Orta Vadeli Programındaki merkezi yönetim bütçesi vergi gelirleriyle 2025, 2026 ve 2027 yılları bütçe kanunları ekinde yer alan vergi harcamaları karşılaştırıldığında çok ciddi vergi erozyonunun olduğu, adeta bir kanamanın yaşandığı görülüyor. Şöyle ki; son üç yılda vergi gelirlerinin dörtte birinden vergi harcaması olarak vazgeçildiği anlaşılıyor. Bu tablonun sürdürülmesi mümkün değil?...</p>
<p>Aşağıdaki tablo, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek dönemine ait bütçe kanunları B cetveli ekinde yer alan vergi harcamaları şeklindeki istisna, muafiyet ve indirimlerin rakamsal boyutunu gösteriyor. Ne garip bir durumdur ki bir yandan vergi denetimlerine sığınılarak ya da vergide gönüllü uyum gibi yumuşatıcılar kullanılarak vergi gelirleri artırılmak isteniyor. Bu arada özellikle 2027 yılında seçim ile ilgili harcamalar için kaynak aranacağına kesin gözüyle bakılıyor. Yine fon faciasının nasıl atlatılacağı konusu da yeni bir kaynak ihtiyacını ortaya koyuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-butcesiyle-vazgecilen-vergi-49-trilyon-lira-90732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027 bütçesiyle vazgeçilen vergi 4,9 trilyon lira… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-kalkinma-idealinden-yeni-rekabet-gucune-90731</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyet&#039;in kalkınma idealinden yeni rekabet gücüne</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Büyük ekonomiler sanayi politikasına döndü ve bu politikanın merkezinde enerji var. Temiz ve ucuz elektrik, yeni sanayi yatırımlarının nereye gideceğini belirleyen en önemli etken hâline geldi. Avrupa, sınırından giren ürünlerin artık karbon içeriğini fiyatlıyor. Ürünün değeri yalnızca maliyetiyle değil, üretildiği enerjinin kaynağıyla da belirleniyor.</strong></p>
<p>Cumhuriyetimizin 103. yılını büyük bir coşku ve gururla kutlayacağız. Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil, bir ideal olarak doğdu. Bu ülke kendi geleceğine kendisi karar verecek ve o kararı uygulayacak gücü kendi elleriyle kuracaktı.</p>
<p>Ve o idealin bugün bize yüklediği sorumluluk, 103 yıl önce olduğundan daha az değil.</p>
<h2>Siyasi ve ekonomik bağımsızlık</h2>
<p>Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün siyasi ve askeri zaferlerin ekonomik başarılarla tamamlanması gerektiği yönündeki düşüncesi, bu ideali ifade ediyordu. Siyasi bağımsızlığın kalıcılığı; üretim yapabilmeye, bilgi biriktirmeye, insan yetiştirmeye ve bunları taşıyacak kurumlar oluşturmaya bağlıydı.</p>
<p>Lozan'da barış görüşmeleri henüz sürerken, Şubat 1923'te İzmir'de toplanan İktisat Kongresi, siyasi bağımsızlığın iktisadi bağımsızlıkla tamamlanmadıkça eksik kalacağını ilan etti. Cumhuriyet henüz ilan bile edilmemişken, ekonomik egemenlik tartışmaları başlamıştı.</p>
<p>Bu nedenle, genç Cumhuriyet'in kalkınma hamlesini kurulan fabrikaların ötesinde değerlendirmek gerekiyor. Üretim tesisleri, finansman kurumları, ulaşım altyapısı ve teknik eğitim birbirini tamamlayan tek bir kapasite oluşturma çabasının parçalarıydı.</p>
<p>1929 Büyük Buhranı bu çabanın değerini belirginleştirdi. Dünya ticaretindeki daralma, ihracat geliriyle sanayi ürünü satın almaya dayalı modelin sınırını gösterdi. Dışarıdan satın alınarak sürdürülen kapasite, dışarının koşulları değişince buharlaşıyordu.</p>
<p>1933'te Sümerbank'ın kurulması ve 1934'te Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı, bu derse verilen cevaptı. Kayseri'deki bez fabrikası yalnızca kumaş üretmedi; etrafında pamuk tarımını, teknik okulu, lojmanı ve bir işçi kuşağını örgütledi. Plan, fabrikaların nerede kurulacağını hammaddenin, suyun ve demiryolunun bulunduğu yere göre belirliyordu. Yatırımın değerini tek başına tesis değil, tesisin oturduğu kaynak sistemi tayin ediyordu.</p>
<h2>Üretim kapasitesi, kaynak kapasitesi</h2>
<p>Türkiye bugün yılda 270 milyar doları aşan mal ihracatıyla küresel ekonomiye eklemlenmiş, dünyanın en büyük 16. ekonomisi. Buna karşılık küresel jeopolitik değişimler, mevcut üretim gücünü korumak için yeni yatırımları zorunlu kılıyor.</p>
<p>Rakamlar kırılganlığı gösteriyor. Türkiye enerji ihtiyacının üçte ikisini ithal ediyor; yalnızca 2025'te net enerji ithalatına 47 milyar dolar ödedi. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su 1.300 metreküp civarında ve resmi uyarılara göre 2030'da “su fakiri” eşiğinin altına inebiliriz. Tarımda hâlâ net ihracatçıyız; ama bu güç, hammaddesinin yüzde doksanı ithal olan gübreye ve azalan suya yaslanıyor. Akdeniz havzası dünya ortalamasından yüzde yirmi daha hızlı ısınıyor, yağışlar azalıyor. İklim krizinin baskısı artıyor.</p>
<p><em>Bir başka deyişle, ilk yüzyılın üretim kapasitesi, ikinci yüzyılda kaynak kapasitesi tarafından sınanıyor.</em></p>
<h2>Rekabetin yeni dili: Enerji</h2>
<p>Bunlar içinde enerji, bugün farklı bir yere oturuyor. Çünkü enerji artık yalnızca bir maliyet kalemi değil, uluslararası rekabetin ta kendisi.</p>
<p>Dünya, 40 yıllık serbest ticaret döneminden geri çekiliyor. Büyük ekonomiler sanayi politikasına döndü ve bu politikanın merkezinde enerji var. Temiz ve ucuz elektrik, yeni sanayi yatırımlarının nereye gideceğini belirleyen en önemli etken hâline geldi. Avrupa, sınırından giren ürünlerin artık karbon içeriğini fiyatlıyor. Ürünün değeri yalnızca maliyetiyle değil, üretildiği enerjinin kaynağıyla da belirleniyor.</p>
<p>Enerji güvenliğinin anlamı da bu nedenle değişiyor. Eskiden güvenlik, tedarikin kesilmemesi demekti. Bugün üç yeni darboğaz var.</p>
<p><strong>Birincisi jeopolitik kırılganlık.</strong> Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gerilim, fiyatın tek bir geçitten ne kadar hızlı etkilendiğini gösterdi. Boru hatları, boğazlar ve denizaltı kabloları, enerji sisteminin en savunmasız noktaları ve bu noktalar artık pazarlık aracı olarak kullanılıyor. Enerjinin üçte ikisini dışarıdan alan bir ülke için her kriz, kırılganlık demek.</p>
<p><strong>İkincisi kritik mineraller.</strong> Fosil yakıttan çıkış bağımlılığı ortadan kaldırmıyor, sadece yerini değiştiriyor. Bataryanın lityumu, türbinin nadir toprak elementi, panelin silisyumu, şebekenin bakırı. Bu minerallerin çıkarılması dünyaya dağılmış olsa da işlenmesi büyük ölçüde tek bir ülkede yoğunlaşıyor. Son yıllarda bu işleme kapasitesi ihracat kısıtlamalarıyla stratejik koz hâline de getirildi.</p>
<p>Petrolde yüz yıl süren bağımlılık, minerallerde birkaç yılda kuruldu. 1929'un dersi burada da geçerli: <em>Mineral ihraç edip işlenmiş ürün ithal etmek, tarım ürünü ihraç edip sanayi ürünü almanın bugünkü karşılığıdır. Değer, madende değil, madenin işlendiği ve ürüne dönüştüğü yerde kalır.</em></p>
<p><strong>Üçüncüsü yapay zekâ.</strong> Yapay zekâ, çok yüksek enerji talebiyle bu yüzyılın yeni sanayisi. Veri merkezlerinin elektrik tüketiminin 2030'a kadar ikiye katlanması bekleniyor. Bir veri merkezi kuran ülke, aynı zamanda elektrik üretim kapasitesi de kurmak zorunda.</p>
<p>Yapay zekâ hem yük hem de kaldıraç. Şebekeyi daha verimli yönetiyor, sulamanın ne zaman ve ne kadar yapılacağını hesaplıyor, bir fabrikanın enerji tüketimini saat saat düşürüyor. Ancak kaldıracın yönü, onu kimin elinde tuttuğuna bağlı. Yapay zekâyı dışarıdan hizmet olarak satın alan bir ekonomi, verimliliğini de dışarıdan kiralamış hale geliyor. Hesaplama gücünü, veriyi ve bu ikisini işleyen bilgiyi içeride tutmak, enerji güvenliğinin yeni bileşeni.</p>
<p>Üç darboğazın ortak noktası şu. Hiçbiri daha çok satın alarak aşılamıyor. Üçü için de içeride kapasite kurmak gerekiyor.</p>
<h2>Fırsat: Çözümün üreticisi olmak</h2>
<p>Türkiye açısından fırsat, bu dönüşümün ihtiyaç duyduğu teknolojilerde üretici ve geliştirici kapasite kazanmak. Verimli sulama, su arıtma ve yeniden kullanım, şebeke yönetimi, depolama, güç elektroniği, mineral işleme, endüstriyel verimlilik ve gıda muhafaza; bunların her biri hem içerideki sorunu çözen hem dışarıya satılabilen alanlar.</p>
<p>Türkiye'nin güneyinde ve doğusunda, aynı iklim baskısını daha az sanayi birikimiyle yaşayan geniş bir coğrafya var. Kurak iklimde az suyla yüksek verim almayı bilmek, önümüzdeki yüzyılın en değerli ihracat kalemlerinden biri olacak.</p>
<p>Burada akış bağımlılığı ile stok bağımlılığı ayrımı önem kazanıyor. İthal gazın yerine ithal panel koymak, her ay yenilenen bir faturayı bir kez yapılan yatırıma çevirir. Ciddi bir ilerlemedir, ama son adım değildir. Panelin hücresi, bataryası, dönüştürücüsü ve yazılımı dışarıdan geliyorsa bağımlılık sadece yavaşlar ama bitmez. Üstelik katma değerin büyük payı tam da o parçalardadır.</p>
<p>Her alanda aynı anda kapasite kurmaya çalışmak da mümkün değil. Öncelikler, mevcut sanayi birikimi, mühendislik yeteneği, iç talep ve dış pazar imkânı birlikte değerlendirilerek seçilmeli. Desteklerin başarısı da kurulan tesis kadar, geliştirilen teknoloji, kazanılan uzmanlık ve oluşan ekonomik değer üzerinden ölçülmeli.</p>
<p>Cumhuriyet’in ilk sanayileşme hamlesiyle bugünün bağı burada güçleniyor: <em>Yapılan yatırımı, ülkede kalıcı bilgi ve üretim yeteneği oluşturan bir sürece çevirmek.</em></p>
<h2>COP31: Okumayı masaya taşımak</h2>
<p>Bu okumanın güncel bir sınavı var. İki hafta sonra dünya iklim için Antalya'da toplanacak.</p>
<p>İklim zirveleri, salt emisyon hedeflerinin konuşulduğu toplantılar değil. Bahsettiğimiz bu  erişim koşullarının yeni kurallarının yazıldığı yerler. Karbonun nasıl ölçüleceği, hangi yatırımın uygun finansman alacağı, karbon piyasalarının nasıl işleyeceği, temiz teknoloji ve mineral işleme kapasitesinin birkaç ülkede yoğunlaşmasına karşı orta gelirli ülkelerde üretimin nasıl finanse edileceği…</p>
<p>COP31 Başkanı olarak Türkiye'nin bu masada özgün bir konumu daha var: <em>Akdeniz havzasının en büyük ve en kalabalık ülkesi olarak enerji, su ve gıda baskısını aynı anda yaşayan bir ev sahibi. </em>Finansmanın üç bağa birden yönelmesini savunmak, bu muhasebeyi değiştirmeyi önermek, Türkiye'nin yapabileceği bir iş.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kurucu düşüncenin bugünkü karşılığı</span></h2>
<p>Genç Cumhuriyet, kendi döneminin koşullarını değerlendirerek üretim altyapısını kurmaya yöneldi. <strong>Bugün görev, bu birikimi enerji, iklim ve teknolojinin değiştirdiği rekabete hazırlamak.</strong></p>
<p>Atatürk’ün kalkınma ve çağdaşlaşma hedefinden ilhamla, bugün yapmamız gereken bilimsel bilgiyi üretime dönüştürmek ve ülkenin ihtiyaç duyduğu becerileri zamanında geliştirmek olmalı. Bu; güvenilir enerji, kritik girdilere erişim ve yeni teknolojileri yalnızca kullanmak değil, geliştirebilmek anlamına geliyor.</p>
<p>Türkiye, bu alanda yaptığı her yatırımı daha güçlü bir sanayinin temeline dönüştürebilir. COP31 bunu hızlandıracak önemli bir fırsat. <strong>Cumhuriyet’in kalkınma idealinin ikinci yüzyıldaki karşılığı, ülkede biriken bilgi, artan üretim gücü ve toplumun yaşamına yansıyan refah olacaktır.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-kalkinma-idealinden-yeni-rekabet-gucune-90731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/1/1280x720/566-1793162854.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyet&#039;in kalkınma idealinden yeni rekabet gücüne ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-tasfiyesinde-yeni-asama-simdi-sira-odemelerde-90730</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon tasfiyesinde yeni aşama: Şimdi sıra ödemelerde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yatırım fonlarında 17 Eylül’de başlayan tasfiye sürecinde ödeme aşamasına geçilirken, SPK’nın açıkladığı esaslarla para piyasası fonlarına öncelik verilecek. Yaklaşık 40 gündür birikimlerine ulaşmayı bekleyen yatırımcılar için şimdi gözler ödeme takviminin açıklanmasına ve alacakları tutarların netleşmesine çevrildi. Özel sektör borçlanma araçları, serbest fonlar ve hisse piyasasına yönelik yeni adımlar da piyasalardaki güven kaybını sınırlamayı hedefliyor.</strong></p>
<p>Yatırım fonlarında 17 Eylül'de başlayan tasfiye sürecinde önemli bir aşamaya geldik. 7596 sayılı Kanun'un Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi ve ardından SPK'nın tasfiye ve ödemelere ilişkin usul ve esasları açıklaması olumlu gelişmeler. Yaklaşık 40 gündür birikimlerine ulaşmayı bekleyen yatırımcılar açısından artık beklenti, belirlenen kuralların hızlı ve şeffaf biçimde uygulanması.</p>
<p>Yeni düzenlemeyle Tera, Pusula ve Atlas Portföy'ün 17 Eylül kararları kapsamında tasfiyesine hükmedilen fonları için süreç başlıyor. Atlas Portföy fonlarının olağan tasfiye kapsamına alınması bekleniyordu ama kanun kapsamında değerlendirilmesi bize sürecin olağanüstü tasfiye ile ilerleyeceğini gösteriyor. Bir diğer önemli konu da, Tera ve Pusula Portföy'ün faaliyetlerinin durdurulması sonrasında tasfiyesine karar verilen diğer fonlar ise 17 Eylül kararlarına dahil olmadıkları için bu kanunun ödeme mekanizmasının dışında kalıyor. Onlar için süreçte gelecek açıklamaları yatırımcı takip edecek.</p>
<h2>Ödemelerde öncelik para piyasası fonlarında</h2>
<p>SPK'nın açıkladığı esaslarda ilk dikkat çeken nokta, ödemelere para piyasası fonlarından başlanacak olması. Bir diğer önemli düzenleme ise yeterli nakdi bulunan fonlarda ara ödeme yerine doğrudan nihai ödeme yapılabilmesi. Fonun dağıtılabilir nakdi, 16 Eylül'deki fon fiyatıyla hesaplanan toplam tutarı karşılıyorsa tasfiye tamamlanabilecek. Bu duruma girebilecek fonlar sınırlı diye düşünüyorum, ancak bazı para piyasası fonları olabilir.</p>
<p>Ara ödemelerde ise fon bazında yatırımcı başına 1 milyon TL üst sınır bulunuyor. Ödeme, yatırımcının endeksleme uygulanmadan hesaplanan net yatırım tutarını da aşamayacak. Dağıtılabilir nakdin yetersiz olduğu fonlarda ise bu sınırlara ek olarak para piyasası fonlarında 16 Eylül'deki, diğer fonlarda ara ödemeden önceki gün hesaplanan fon değeri dikkate alınacak. Bu tutarlardan en düşük olanı ödeme sınırını belirleyecek.</p>
<p>Özellikle hisse ağırlıklı fonlarda son dönemde yaşanan sert değer kayıpları düşünüldüğünde, güncel fon değerinin dikkate alınması bazı yatırımcıların beklediğinden çok daha düşük ara ödeme almasına neden olabilir. Daha önce de dikkat çektiğim bu konu önemini koruyor. Ara ödeme nihai ödeme anlamına gelmiyor. Ancak yatırımcıların ne kadar ödeme alabileceklerini önceden öngörebilmeleri ve hesaplamanın nasıl yapıldığını anlayabilmeleri önemli.</p>
<p>Genel hisse iade hesabına aktarılacak kaynaklarda da para piyasası fonları öncelikli. Özellikle ara ödeme karşılama oranı düşük ve 1 milyon TL'nin altında net yatırımı bulunan yatırımcı sayısı fazla olan fonlara öncelik tanınacak. Kalan kaynak olması halinde diğer fonlara geçilecek.</p>
<p>Bütün bu düzenlemelerde temel yaklaşım açık: Öncelikle para piyasası fonlarında mümkün olan en fazla sayıda yatırımcıya ödeme yapabilmek. Bence doğru bir öncelik. Ancak artık yatırımcıların hangi tarihte, ne kadar ödeme alabileceklerini de öğrenmeleri gerekiyor.</p>
<h2>Özel sektör borçlanma araçlarında önemli adım</h2>
<p>Tasfiye süreciyle eş zamanlı olarak açıklanan üç düzenlemeyi de önemli buluyorum. Bunlardan ilki TCMB'nin özel sektör borçlanma araçlarına yönelik kararı.</p>
<p>Merkez Bankası, yılsonuna kadar vadesi dolacak, bankalar dışındaki şirketlerin yurt içinde TL cinsinden ihraç ettiği borçlanma araçlarının itfası için kullandırılacak kredileri, kredi büyüme sınırından istisna tuttu.</p>
<p>Bu kararın önemini anlamak için son haftalarda yaşanan döngüye bakmak gerekiyor. Para piyasası fonlarından çıkışlar arttıkça özel sektör borçlanma araçlarına talep azalıyor. İhraççı şirketlerin vadesi gelen borçlarını yeni ihraçlarla çevirmesi zorlaşıyor. Şirketlerin ödeme güçlüğü yaşama ihtimali ise bu araçları taşıyan fonlarda endişeyi artırarak yeni çıkışlara neden olabiliyor.</p>
<p>TCMB'nin adımı, kredi değerliliği güçlü şirketlerin vadesi gelen borçlarını banka finansmanıyla karşılamasını kolaylaştırarak bu döngünün kırılmasına yardımcı olabilir. Elbette düzenleme bankalara kredi verme zorunluluğu getirmiyor. Şirketlerin kredi değerliliği ve bankaların değerlendirmesi belirleyici olmaya devam edecek.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in geçen hafta televizyon yayınında yaptığı açıklama da bu açıdan önemliydi. Şimşek, yılsonuna kadar vadesi gelecek özel sektör borçlanma araçlarının toplamını 26,5 milyar TL olarak belirtmiş, Kredi Garanti Fonu'nun piyasa manipülasyonuna bulaşmamış şirketler için kendi öz kaynaklarıyla bir kredi mekanizması oluşturabileceğini söylemişti. Henüz kesinleşmiş bir KGF paketi bulunmuyor. Ancak böyle bir mekanizma hayata geçirilirse TCMB'nin kararıyla birlikte özel sektör borçlanma araçlarındaki likidite sorununu hafifletebilir. Bu da hem ihraççı şirketler hem de bu kıymetleri taşıyan fonlar açısından olumlu olacaktır.</p>
<h2>Serbest fonlarda yeni dönem</h2>
<p>İkinci önemli karar nitelikli yatırımcı tanımına ilişkin. Finansal varlık kriteri 10 milyon TL'den 50 milyon TL'ye yükseltildi. Asıl önemli değişiklik ise daha önce nitelikli yatırımcı statüsü kazanmış olanlar açısından yeni alımlarda güncel koşulların aranması. Önceden nitelikli yatırımcı olarak tanımlanmış olmak, yeni serbest fon alımlarında tek başına yeterli olmayacak. Güncel koşulları karşılamayan yatırımcılar mevcut serbest fonlarını tutabilecek veya satabilecek ancak yeniden alım yapabilmek için yeni şartları sağlamaları gerekecek.</p>
<p>Bu değişiklik özellikle kısa vadeli birikimlerini serbest para piyasası fonlarında değerlendiren, döviz ve arbitraj fonlarını kullanan yatırımcıları etkileyecek.</p>
<p>Düzenlemenin iki yönlü etkisi olabilir. Bir taraftan yeni yatırımcı girişleri sınırlanırken diğer taraftan mevcut yatırımcıların satış kararlarında daha temkinli davranmasına neden olabilir. Çünkü sattığı fonu yeniden alamama ihtimali, yatırımcıyı mevcut pozisyonunu korumaya yöneltebilir. Bu durum çıkışları bir ölçüde yavaşlatabilir. Ancak yeni para girişlerinin azalmasının fonların likiditesi üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini de unutmamak gerekiyor.</p>
<p>Üçüncü karar ise yatırım fonlarının 28 Ağustos’ta açıklanan rehberdeki portföy sınırlamalarına uyum süresinin 31 Ocak 2027'ye uzatılması. Daha önce öngörülen kademeli uyum takvimi kaldırılarak nihai tarih ertelendi.</p>
<p>Bu karar özellikle serbest fonlarda yoğunlaşma sınırları nedeniyle satılması gerekebilecek hisseler açısından önemli. Likiditenin ve işlem hacminin zayıfladığı bir dönemde fonların aynı anda belirli hisselerde satışa yönelmesinin yaratabileceği baskı bir süre ertelenmiş oldu. Borsa İstanbul açısından kısa vadede rahatlatıcı bir gelişme olarak değerlendirilebilir.</p>
<h2>Ödemelerin başlaması ve takvim önemli</h2>
<p>Son iki gündeki kararları birlikte değerlendirdiğimizde ekonomi yönetiminin hem tasfiye kapsamındaki yatırımcıların mağduriyetini gidermeye hem de yaşananların diğer fonlara, özel sektör borçlanma araçlarına ve hisse senedi piyasasına etkisini sınırlamaya çalıştığını görüyoruz. Bu adımları olumlu buluyorum.</p>
<p>Bununla birlikte para piyasası fonlarında çıkışların tamamen durduğunu söylemek için erken. Serbest ve katılım para piyasası fonları dahil edildiğinde son bir haftada yaklaşık 50-60 milyar TL çıkış yaşandı. Yatırımcı güvenini yalnızca yeni düzenlemelerle geri kazanmak kolay değil. Somut sonuçların görülmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu nedenle bundan sonraki öncelik, ara ve nihai ödemelerin başlaması, fon bazında ödeme takviminin açıklanması ve yatırımcıların alacakları tutarların öngörülebilir hale gelmesi olmalı. Tasfiye kapsamına girmeyen ancak halen alım-satıma kapalı bulunan fonların da gerekli kontrollerin ardından bir an önce işleme açılması gerekiyor.</p>
<p>Ayrıca para piyasası fonlarından çıkışları yavaşlatmak amacıyla geçici ve hedefli bir stopaj indiriminin değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu adım tek başına güveni geri getirmez ancak kısa vadeli TL birikimlerin mevduata ve diğer alternatiflere yöneldiği bir dönemde çıkış baskısını azaltabilecek tamamlayıcı bir araç olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-tasfiyesinde-yeni-asama-simdi-sira-odemelerde-90730</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon tasfiyesinde yeni aşama: Şimdi sıra ödemelerde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-yatirimlarda-yeni-donem-teknoloji-korumacilik-ve-artan-esitsizlikler-90729</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel yatırımlarda yeni dönem: Teknoloji, korumacılık ve artan eşitsizlikler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel doğrudan yatırımlar 2025’te yüzde 6 artışla 1,6 trilyon dolara ulaşırken, sermayenin yönü teknoloji ve veri merkezlerine çevrildi. Ancak stratejik sektör yatırımlarının büyük ölçüde gelişmiş ülkelerde yoğunlaşması, ülkeler arasındaki farkı derinleştirirken fosil yakıtlara yönelen enerji talebi sürdürülebilirlik tartışmalarını da büyütüyor.</strong></p>
<p>Küresel risk iştahının 2025 yılında Trump’ın göreve başlamasıyla birlikte çok sert gerilediğini ve bunun arkasındaki en önemli nedenlerden birisinin ticaret savaşları, ardından da artan jeopolitik riskler olduğunu biliyoruz. Artan belirsizliğe ve öngörü yapmanın giderek zorlaşmasına rağmen, bir taraftan da değişen dünyanın gelişmelerine ayak uydurma zorunluluğunu hisseden dev firmaların yatırım kararlarını vermeye devam ettiğini görüyoruz. Cesaretle korku arasındaki dar koridorda yatırımcıların onca belirsizliğe rağmen ilerlemeye devam etmesi ve hangi alanlara yöneldiklerini izlemek, günümüz dünyasına ve geleceğe de ışık tutuyor.</p>
<p>Bu çerçevede, 2025 yılında küresel doğrudan yatırımların %6 artışla 1,6 trilyon dolara ulaştığını izliyoruz. Önceki iki yılda yaşanan düşüşün ardından önemli denilebilecek bir artış olduğu görülüyor. Gelir düzeyine baktığımızda, yüksek gelirli ülkelerin 1,6 trilyon dolarlık yatırımın yaklaşık 1,1 trilyon dolardan fazlasını çektiğini, yüksek orta gelirli ülkelerin 345 milyar dolarlık, düşük orta gelir grubundaki ülkelerin ise 140 milyar dolarlık yatırım aldığını izliyoruz. En düşük gelir grubundaki ülkelerin aldığı yatırımlar 20 milyar dolarla zaten oldukça sınırlı bir düzeyde kalmaya devam ediyor.</p>
<h2>ABD ilk sırada, Çin ve Avrupa'nın ağırlığı devam ediyor</h2>
<p>Yatırımların en çok gittiği ülke 277 milyar dolarla ABD. Bu anlamda Trump'ın yatırım çekme istekliliğinin bir karşılığı olduğunu söyleyebiliriz. Fakat 2024 yılı, yani Trump öncesi dönemle karşılaştırdığımızda, Trump'ın onca çabasına rağmen fiilen bir azalış görüyoruz. Bir önceki yıl 284 milyar dolarlık yatırım çeken ABD, 2025 yılında 277 milyar dolarda kalmış görünüyor.</p>
<p>En güçlü artışın yaşandığı ülkelerden birisi Singapur. 151 milyar dolarlık yatırım çeken ülke, bir önceki yıl 136 milyar dolarlık yatırım çekmişti. Çin 105 milyar dolarla, Hong Kong ise 116 milyar dolarla üçüncü ve dördüncü sıralarda yer alıyor. İkisini birlikte Çin olarak değerlendirecek olursak, aslında Çin'in ABD'den sonra en çok yatırım çeken ikinci ülke olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Sıralamada bizim açımızdan da önemli olan bir başka gelişmenin Brezilya'nın 77 milyar dolarla altıncı sırada yer alması olduğunu söyleyebiliriz. Meksika da 41 milyar dolarla 11. sırada bulunuyor. Bu arada bize bul yılın ilk 9 ayında 6,5 milyar dolar, son 12 ayda ise 10 milyar dolar yatırım geldiğini, son yıllarda gerilediğini bu yıl az da olsa 12 aylık gelen – giden farkından hesaplanan net yatırımların negatife döndüğünü hatırlatalım.</p>
<p>Yatırımların kaynağına baktığımızda, en büyük kaynağın 263 milyar dolarla ABD olduğunu görüyoruz. Yani Trump'ın tüm korumacı çabalarına rağmen ABD'nin dış yatırımlarını artırdığı, buna karşılık ülkeye çektiği yatırımların azaldığı bir yıl olduğunu izliyoruz.</p>
<h2>Yatırımlar teknolojiye yönelirken enerjide çelişkiler artıyor</h2>
<p>Yatırımların sektörel dağılımına baktığımızda, yeşil alan yatırımlarında teknoloji ve veri merkezlerinin 235 milyar dolarla açık ara önde olduğunu görüyoruz. Petrol ve doğal gaz 38 milyar dolarla ikinci sırada yer alırken, yarı iletkenler 13 milyar dolarla üçüncü sırada bulunuyor. Yenilenebilir enerji yatırımlarında ise bir önceki yıla göre 37 milyar dolarlık gerileme olduğunu izliyoruz. Gayrimenkul yatırımlarında da 31 milyar dolarlık bir gerileme göze çarpıyor.</p>
<p>Yarı iletkenlerin de teknolojiyle bağlantılı olduğunu düşünecek olursak, yatırımların büyük oranda teknolojiye ve veri merkezlerine kaydığı görülüyor. Bu yatırımların yarattığı enerji talebinin ise maalesef daha çok fosil yakıtlara yönelmesi, buna karşılık yenilenebilir enerjinin payının düşmesi işin başka bir çelişkisini ortaya koyuyor.</p>
<p>Bir taraftan yatırımların büyük oranda gelişmiş ülkelere gitmesi ve bunların teknoloji ağırlıklı olması, diğer taraftan fosil yakıt üreten ülkelerin avantajlarını koruması; enerji sorunu yaşayan ve teknoloji yatırımları çekemeyen ülkelerin sıkıntılarının çok daha arttığını ve artma eğiliminde olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Aslında günümüzde yatırımların hangi alanlara ve ülkelere yöneldiğine ilişkin önemli bir başka göstergeyi ülkelerin yatırım politikalarında da izlemek mümkün. Yatırıma yönelik politika kararlarının ve önlemlerin son yıllarda hızla arttığını, geçen yıl ise güçlü bir yükselişle 192'den 229'a çıktığını görüyoruz. Çarpıcı olan bir başka nokta da yatırımcıları teşvik eden önlemlerdeki artışın, yatırımları kısıtlayan araçlardaki artışın gerisinde kalması... Genel korumacı eğilimlerle tutarlı olarak kısıtlayıcı önlemlerin çok daha fazla arttığı görülüyor. Kısıtlayıcı önlemlere rağmen yatırımların artması ve kararlı biçimde teknolojiye yönelmesi, yatırımcıların bu alandaki beklentilerinin ne kadar yüksek olduğunu bize bir kere daha gösteriyor.</p>
<h2>Stratejik Sektörlerde Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkeler Arasındaki Fark Açılıyor</h2>
<p>Teknoloji ağırlıklı yeşil alan yatırımlarının stratejik sektörlerde yoğunlaştığını görüyoruz. Stratejik sektörler temelde yapay zekâ ve veri merkezleri gibi ilintili alanlar, bioteknoloji, robotlarr, quantunm ve uzay teknolojileri gibi yüksek teknolojiler, kritik mineralleri, yarı iletkenler ve yenilenebilir enerji sektörlerinden oluşuyor. Stratejik sektör yatırımlarının %72'sinin yüksek gelir grubundaki ülkelerde, %18,5'inin ise yüksek orta gelir grubundaki ülkelerde olduğunu izliyoruz. Diğer ülkelerin toplam payı ise %10'u bile bulmuyor. Özetle, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki stratejik sektör yatırımları farkının ciddi biçimde açılmaya devam ettiğini görüyoruz.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerin sanayi teşviklerini çok yoğun kullandığını, gelişmekte olan ülkelerin ise bu anlamda geride kaldığını izliyoruz. Finansman imkânları, gelişmiş ülkelere sanayilerini desteklemekte çok daha büyük avantaj sağlarken, gelişmekte olan ülkelerin bu anlamda giderek daha fazla zorlandığını söylemek mümkün oluyor.</p>
<h2>Yıkıcı değişim ve sürdürülebilirlik</h2>
<p>Sonuç olarak, belirsizliklerin çok yüksek olduğu dünyamızda stratejik sektörlere yatırımlar gelişmiş ülke ağırlıklı olarak artıyor ve gelişmiş, gelişmekte olan ülke farkını gittikçe daha çok açan, iklim krizini derinleştirebilecek dinamiklerle, özellikle yapay zekânın insanlığın geleceği konusundaki potansiyel tehditleri ile sürdürülebilirliği birçok soruyu barındıracak şekilde de ilerliyor.  Yaşadığımız yıkıcı değişimin nasıl ama aynı zamanda sürdürülebilir bir yapıya dönüştürülebileceği yakın geleceğin en temel sorularından birisi olacak görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-yatirimlarda-yeni-donem-teknoloji-korumacilik-ve-artan-esitsizlikler-90729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/9/1280x720/547-1793162584.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel yatırımlarda yeni dönem: Teknoloji, korumacılık ve artan eşitsizlikler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarima-2027de-235-milyar-lira-destek-90728</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarıma 2027’de 235 milyar lira destek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tarıma 2027 bütçesinden 235 milyar lira doğrudan destek ödemesi yapılması öngörülürken, Tarım Kanunu’ndaki milli gelirin en az yüzde 1’i oranında destek hedefi yine karşılanmıyor. Kanun uygulansaydı çiftçiye 235 milyar lira yerine 1 trilyon 112 milyar lira destek verilmesi gerekecekti.</strong>                      </p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın hazırladığı  “2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı”,  27 Ekim 2026 tarihli Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi. Tarım, gıda, su ürünleri,  ormancılık konusunda mevcut durumun değerlendirildiği yıllık programda, 2027 yılı hedeflerine de yer veriliyor.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda 2027 yılında yapılacak tarımsal desteklerle ilgili ayrıntılı bilgiler var. Programa göre, 2027 yılı bütçesinden tarıma toplamda 235 milyar lira doğrudan destek ödemesi yapılacak. Bütçenin ayrıntılarına geçmeden önce genel artış ve ödemelerle ilgili bazı bilgileri paylaşmakta yarar var.</p>
<p>Programda yer alan verilere bakıldığında, tarımsal destekleme bütçesi, 2025 yılında 158 milyar 550 milyon lira iken, 2026 yılında yüzde 5,7 oranındaki artışla 167 milyar 634 milyon liraya çıkarıldı. 2027 yılı bütçesi ise 2026 yılına göre yüzde 40,2 oranında artışla 235 milyar liraya çıkarıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae17cafb80ab-1793162415.png" alt="" width="800" height="439" /><strong>2027 bütçesinden 2026 destekleri ödenecek</strong></p>
<p>Türkiye’de tarımsal destek ödemeleri büyük oranda bir yıl sonraki bütçeden yapılıyor. Yani 2027 yılındaki 235 milyar liralık bütçe ile 2026 yılında üretilen ürünlerin desteği ödenecek. 2026 yılı bütçesine göre 2027 bütçesinin yüzde 40,2 artmasının önemli nedenlerinden birisi desteklerin güncellenmesidir.</p>
<p>Daha önce hem bu köşede yazdım hem de YouTube kanalımdaki videolarda ve katıldığım televizyon programlarında ayrıntılı olarak anlatmıştım. Kısaca hatırlatmakta yarar var. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz Haziran ayında partisinin grup toplantısında, İran Savaşı nedeniyle artan mazot, gübre fiyatları nedeniyle çiftçinin maliyetlerinin arttığını ve çiftçileri artan maliyete karşı korumak amacıyla tarımsal desteklerin güncelleneceğini söyledi.</p>
<p><strong>2026 destekleri güncellenmiş olarak ödenecek</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu açıklamasından bir gün sonra Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı hasat bittikten sonra ortaya çıkacak maliyete göre güncelleme yapılacağını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “destekleri güncelleyeceğiz” müjdesini verdikten yaklaşık 4 ay sonra, 8 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile 2026 üretim yılı için daha önce dekar başına 310 lira olarak açıklanan temel destek, 57 liralık artışla dekar başına 367 liraya güncellendi. Güncellenen bu destek 2027 yılı bütçesinden ödenecek. Çiftçinin cebine 2027 yılı bahar aylarında girecek. İşte desteklerin 2026 yılına göre yüzde 40,2 oranında artmasının nedenlerinden birisi budur. Aynı kararda 2027 üretim yılı için temel destek dekar başına 442 lira olarak belirlendi. 2027 üretim yılının destekleri 2028 yılı bütçesinden yapılacak. 2028 yılı bütçesi henüz belli değil.</p>
<p><strong>Ürün bazlı olsa çiftçi daha çok destek alacaktı</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 22 Ekim 2026’da açıkladığı 2026 Yılı Bitkisel Üretim 2.Tahmini’ne göre, bu yıl 143 milyon tonluk üretimle bitkisel üretimde rekor seviyeye ulaşıldı. Destekleme sistemi değiştirilmese, çiftçiye dekar başına destek yerine ürün bazında destek verilse, kilo başına fark ödemesi yapılsa, tarım destek bütçesi çok daha yüksek olacaktı. Çiftçi daha fazla destek alacaktı. Bu yeni sistemde çiftçi dekar başına 200 kilo buğday alsa da, 500 kilo alsa da aynı destek veriliyor.</p>
<p><strong>Tarım Kanunu yine dikkate alınmadı</strong></p>
<p>2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na geri dönersek, 2026 yılı üretimi için 2027 yılı bütçesinden tarıma 235 milyar lira destek ödemesi yapılacak. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2006 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirerek çıkarttığı Tarım Kanunu’nun 21. maddesine göre, “tarımsal destekler gayri safi milli hasılanın en az yüzde 1’i olacak” hükmü, yani yasa uygulansaydı 2027 yılı bütçesinden tarıma 235 milyar lira yerine 1 trilyon 112 milyar lira ödeme yapılması gerekirdi.</p>
<p><strong>Desteklerde aslan payı bitkisel üretime</strong></p>
<p>Yıllık programa göre, 2027 yılında tarımsal destekleme bütçesinin yüzde 56,5’i bitkisel üretim destekleri olarak ödenecek. Bu oran, 2026’da yüzde 54,2 seviyesindeydi. 2026 yılında bitkisel üretim destekleri 90 milyar 889 milyon lira iken, 2027 yılı bütçesinde yüzde 46 artışla 132 milyar 730 milyon liraya çıkıyor.</p>
<p>Bitkisel üretim için kullanılan bir başka destek kalemi telafi edici ödemeler. Çay budama tazminat ve masrafları adı altında 2025 yılında 2 milyar 307 milyon lira olan ödemesinin 28 milyon lirası patates siliği desteği olarak ödenirken, 2 milyar 279 milyon lirası çay budama tazminat ve masrafları için ödendi. 2026 yılında 2 milyar 584 milyon liralık bütçesinin 44 milyon lirası patates siliği desteği olarak ödenirken kalan 2 milyar 540 milyon lirası yine çay budama tazminat ve masrafı için ödendi. 2027 yılı bütçesinden patates siliği destek ödemesi yok. Telafi edici ödeme kalemindeki 3 milyar 242 milyon liranın tamamı çay budama tazminat ve masrafına ödenecek.</p>
<p><strong>Hayvancılık desteklerinin bütçe payı sadece yüzde 0,5 arttı</strong></p>
<p>2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre, hayvancılık desteklerinin payı 2026 destek bütçesine göre sadece yüzde 0,5 artışla yüzde 21,8’den yüzde 22,3’e çıktı. Programa göre, hayvancılık destekleri ödemesi 2025 yılında 27 milyar 950 milyon lira iken 2026 yılında yüzde 31 artışla 36 milyar 615 milyon liraya çıkarıldı. 2027 yılı bütçesinden ise 2026 yılına göre yüzde 43,4 artışla 52 milyar 504 milyon lira oldu.</p>
<p>Hayvancılık desteklerinin toplam destekler içerisindeki payı 2024 yılında yüzde 23,3 iken 2025 yılında yeni destekleme modeline geçilince toplamdaki payı yüzde 17,6’ya geriledi. 2026 yılında yüzde 21,8’e çıkarken 2027 yılında yüzde 22,3 oldu.</p>
<p><strong>Kırsal kalkınma destekleri düşüyor </strong></p>
<p>Programa göre,  kırsal kalkınma amaçlı tarım desteklerinin payı düşüyor. Bitkisel üretim ve hayvancılık destekleri 2026 bütçesine göre yüzde 40’ın üzerinde artarken kırsal kalkınma amaçlı tarım desteklerindeki artış yüzde 12,7 oranında artırıldı. 2025 yılında 10 milyar 200 milyon lira olan kırsal kalkınma amaçlı tarım desteği bütçesi, 2026 yılında yüzde 39,2 artışla 14 milyar 200 milyon liraya çıkarılırken, 2027 yılında yüzde 12,7 artışla 16 milyar lira olarak belirlendi. Destekleme bütçesindeki payı 2025 yılında yüzde 6,4 iken 2026’da yüzde 8,5’a çıkarıldı. 2027 bütçesinde ise yüzde 6,8’e indirildi.</p>
<p><strong>Tarım sigortası desteği olarak 30 milyar lira ödenecek</strong></p>
<p>Yıllık Program’a göre, tarım sigortası destekleme hizmetleri kapsamında 2027 yılı bütçesinden 30 milyar lira ödeme yapılması öngörülüyor. 2025 yılında 19 milyar 200 milyon lira olan tarım sigortaları desteği yüzde 19,8 ile 2026’da 23 milyar liraya çıkarıldı. 2027 yılı bütçesinde ise yüzde 30,4 artışla 30 milyar lira oldu. Toplam destekler içerisindeki payı 2025 yılında yüzde 12,1 olan tarım sigortaları desteği 2026’da yüzde 13,7’ye yükselirken 2027’de yüzde 12,8’e düştü.</p>
<p><strong>Diğer tarımsal amaçlı destekler </strong></p>
<p>Sertifikalı tohum üretim, sertifikalı fidan üretim, tarımsal yayın danışmanlık, Çiftlik Muhasebe Veri Ağı (ÇMVA), Ar-Ge, lisanslı depoculuk, tarımsal sulama elektrik desteği, tarımsal sulama amaçlı su kullanımı hizmet bedeli ve zirai don gibi diğer tarımsal amaçlı destekler 2026 yılında yüzde 98,6 düşüşle 25 milyar 414 milyon liradan 345 milyon liraya gerilemişti. 2027 yılında yüzde 51,7 artışla 523,5 milyon lira olarak öngörülüyor. 2025 yılında 25 milyar 414 milyon lira olmasının nedeni yaşanan zirai don nedeniyle çiftçilere yapılan ilave ödeme oldu.</p>
<p><strong>Fark ödemesi hiçbir ürüne ödenmiyor</strong></p>
<p>2026 yılında olduğu gibi 2027 yılı bütçesinden de hiçbir ürüne fark ödemesi yapılmayacak. Tarım ve Orman Bakanlığı bitkisel üretimde 1 Ocak 2025 itibariyle planlı üretim modeline geçince destekleme sistemi de değiştirildi. Ürün bazlı, kilo başına verilen destekler kaldırıldı. Bunun yerine dekar başına ödemeye geçildi. Bu değişiklikle birlikte 17 üründe verilen fark ödemesi(prim desteği) fiilen kaldırılmadı, destekleme kararnamesinde yer veriliyor. Kararnamede var ama 2026 yılında olduğu gibi 2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda da fark ödemesi için bir ödenek ayrılmadı.</p>
<p>Resmi Gazete’de 29 Ağustos 2024’te yayımlanan ve 2025-2027 dönemini kapsayan desteklerle ilgili kararnamede fark ödemesi ile ilgili şu bilgilere yer verildi: “Öncelikle arz açığı veya planlama kapsamındaki ürünler olmak üzere ilgili üretim yılındaki üretim maliyetleri ile iç ve dış fiyatlar dikkate alınarak çiftçilerin, tarım politikaları amaç ve ilkelerine uyumunu kolaylaştırmak, üretimde sürdürülebilirliği sağlamak ve gelir kayıplarını telafi edebilmek amacıyla fark ödemesi desteği verilir. Her yıl, fark ödemesi kapsamına alınacak ürünler ve ödeme miktarı Tarım ve Orman Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından ayrıca teklif edilir.”</p>
<p>Daha önce fark ödemesi yapılan pamukta, zeytin ve zeytinyağında, yağlık ayçiçeğinde ve diğer ürünlerde maliyetler artarken fiyatların düşmesine rağmen fark ödemesi yapılmadı. Üstelik pamukta, ayçiçeğinde ciddi olarak arz açığı da var.  Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı şimdiye kadar hiçbir üründe fark ödemesi ödenmesi için teklifte bulunmadı. 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’ndaki verilere göre, 2024 yılı bütçesinden 2023 ürünü için 26 milyar 703 milyon liralık fark ödemesi desteği çiftçilere ödendi. 2024 ürünü için 2025 yılında bütçeden 41 milyar 301 milyon lira fark ödemesi yapıldı. 2026 yılı bütçesinde fark ödemesi ile ilgili herhangi bir ödenek ayrılmadı. 2027 bütçesinde de bu ödenek sıfır olarak görünüyor.</p>
<p>Özetle, 2026 üretim yılı desteklemeleri için 2027 yılı bütçesinden çiftçilere 235 milyar lira doğrudan destek ödenecek. Daha önce de defalarca söylediğim, yazdım; Türkiye’de tarım desteği bütçeye konulan paranın dağıtılması olarak görülüyor. Tarımsal destekler üretim planlamasının aracı olarak değerlendirilmiyor. Çiftçiye para dağıtmak olarak algılanıyor. Böyle olunca desteği veren de alan da memnun olmuyor. Tapuya değil, üretime destek verilmeli ve verilen desteğin de etki analizi yapılmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarima-2027de-235-milyar-lira-destek-90728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/bugday.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarıma 2027’de 235 milyar lira destek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kadinin-oyun-sahasini-duzlestirmek-gerek-90727</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kadının oyun sahasını düzleştirmek gerek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Kadın çalışsın” demek işin kolayı… Zor olan, bu sloganı, hayatla ilişkilendirmek ve kadın gücünü samimiyetle yürekten benimsemek… Sahi, bu konuda samimi miyiz? Bunu kadınlar da düşünsün.</strong></p>
<p>Rahmetli <strong>Duygu Asena</strong>’yı hatırlıyorum. <strong>Milliyet</strong>’te birlikte çalıştık. Uzun yıllar en çok satan kitaplar arasında yer alan “<strong>Kadının Adı Yok</strong>” adlı eserinde, toplumdaki <strong>cinsiyet eşitsizliğine</strong> net bir şekilde işaret etmiş ve bu sayede konuyu <strong>kitlelerin gündemine</strong> getirmişti. <strong>Nur içinde yatsın Duygu Asena</strong>…</p>
<p>Kadın girişimciliğinde <strong>hayli yol</strong> aldık fakat gidilecek daha fersahlar var. <strong>Her kadının girişimci olması gerekmiyor</strong>, <strong>girişimci takımına girmek daha önemli</strong>… Kadının ekonomideki ağırlığını, yalnızca <strong>ücretsiz ev çalışanı</strong> veya <strong>kadın patron</strong> <strong>algısının ötesine</strong> taşımalıyız. Bunu da yolu yordamı var.</p>
<p>Tıpkı erkeklerin düz sahada top koşturması gibi, <strong>kadının oyun sahasını daha da düzleştirmek</strong>, hiç değilse yokuş yukarı top sürüşünü kolaylaştırmak… Erkekler <strong>düz halı sahada</strong> oynarken, kadınlar yokuş yukarı top sürüyor. İyi haber şu; kadının <strong>üretime daha çok katılımıyla </strong>oyun sahası giderek düzleşiyor.</p>
<p><strong>TÜRKONFED</strong> ile <strong>Daha İyi Yargı Derneği</strong>’nin düzenlediği yapısal reform çalıştaylarının İstanbul <strong>Raffles</strong> Oteli’ndeki bölümünde; <strong>Türkiye’nin gücüne kadının katkısını </strong>masaya yatırdık. Gördük ki 12 silindirli performans arabası gücündeki Türkiye’nin neredeyse 6 silindiri, <strong>avara kasnak</strong> gibi ihmal edilmiş.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Kadın gücüne dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Çalıştay neleri tartıştı?</em></strong></p>
<p><strong>Kadın istihdamı</strong>, insan kaynakları süreçleri ve liderlik, <strong>finansal okuryazarlık</strong> ve finansmana erişim, <strong>dış pazarlara açılım</strong>, yatırımcı ilişkileri, <strong>kurumsallaşma</strong>, markalaşma, <strong>yeni teknoloji</strong> kullanımı.</p>
<p><strong><em>Peki ya cinsiyet eşitliği?</em></strong></p>
<p>Çalıştayda bu konu da irdelendi ve <strong>ev içi ekonomisi</strong> tartışıldı. Ortaya çıkan somut neticeleri, gazetemizde yayınlayacağız. Son zamanlarda yönettiğim <strong>en verimli çalıştaylardan biri</strong> oldu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>KADINI DIŞARIDA BIRAKAN HİÇ BİR SİSTEM, SÜRDÜRÜLEBİLİR OLAMAZ</strong></p>
<p>YÖNETİMDE KADIN FARKI <strong>1</strong>-Kadını dışlayan ekonomi başarılı olamıyor <strong>2</strong>-Yönetiminde %30 kadın olan batmıyor <strong>3</strong>-İflasla karşılaşma 5 kat düşüyor <strong>4</strong>-Riskli kararlar alırken 4 kat başarılı, <strong>5</strong>-Yönetimde kadın eşitliği dünya gelirine <strong>12 trilyon $</strong> katkı getirir. Kadının girdiği <strong>üretim denkleminin</strong> çarpıcı sonuçları…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KADIN LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Mobbing</strong>: İş hayatında genelde kadın çalışanların ve kadın yöneticilerin maruz kaldığı bezdirim.</p>
<p><strong>Cinsel Ayrımcılık</strong>: Çalışma hayatında, terfilerde erkeğin öncelenmesi; kadın temsil adaletsizliği</p>
<p><strong>Kadın Eğitimi</strong>: "Bir erkeği eğitirsen bir insanı eğitirsin. Bir kadını eğitirsen bir kuşağı eğitirsin.</p>
<p><strong>"Kadının Adı Yok"</strong>: Duygu Asena'nın ünlü "Kadının Adı Yok" kitabında literatüre kazandırdığı tanım</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kadinin-oyun-sahasini-duzlestirmek-gerek-90727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/8/1280x720/kadin-calisan-yorgun-1749535331.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kadının oyun sahasını düzleştirmek gerek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/patronlar-borsayi-bizim-paramizla-ogrendi-faturayi-bize-kesti-90726</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Patronlar borsayı bizim paramızla öğrendi, faturayı bize kesti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son üç yılda, halka arz başvurusu yapan neredeyse her şirketin borsaya açılmasına izin verildi. Halka arzlar peş peşe geldi, yatırımcılardan milyarlarca lira toplandı. Şirketler kaynak buldu, patronlar borsayla tanıştı. Ancak bu süreçte küçük yatırımcının ne kazandığı, ne kadar kaybettiği yeterince sorgulandı mı?</p>
<p>Aslında bu tehlikeye fon krizi patlamadan hayli önce dikkat çekilmişti. Sosyal medyadaki bir paylaşım, halka arzların yoğun olduğu dönemde önemli bir uyarıda bulunuyordu:</p>
<p>“Şirket patronları borsayı öğreniyor. Borsa sadece finansman aracı değil kısa vadeli kâr makinesi de olabiliyor. Şirketi yönetmek yerine hisseyi yönetmeyi tercih edenler artıyor. Bu da küçük yatırımcı için uzun vade de en tehlikeli gelişme.”</p>
<p>Bu sözler, sermaye piyasalarının temel sorunlarından birine işaret ediyordu. Bir şirketin borsaya açılması, patronunun şirketine yeni kaynak sağlaması demek. Yatırımcı ise para koyarak şirketin geleceğine ortak oluyor. Beklentisi de şirket büyüdükçe kendisinin de kazanması.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae17b3775f67-1793162039.jpg" alt="" width="600" height="338" />Ancak bazı halka arzlarda yatırım yapmak için toplanan paralar bu amaçla kullanılmadı. Bu durum ortaya çıkınca da patronlar ve yöneticiler komik para cezalarıyla paçayı kurtardılar. Hırsları akıllarının önünde giden bazı patronlar ise hisse fiyatlarını şişirmek için manipülatörlerle iş tuttular, yasal boşluklardan yararlandılar. Bunu herkes biliyordu. Ancak kimse harekete geçmedi ve söyleyenlere de kulak asılmadı. Fon skandalından sonra haklarında soruşturma başlatılan şirketlere baktığınızda bu patronların kimler olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz. Yani “Kırmızı Pazartesi” tıpkı Gabriel Garcia Marquez’in aynı adlı romanındaki gibi göz göre göre geldi ve fatura ekonomiye, küçük yatırımcıya çıktı.. </p>
<p> Borsaya güvenini kaybeden yatırımcı, artık uzunca bir süre gerçekleşmeyecek olsa da bir sonraki halka arzlara da çok temkinli yaklaşır. Bunun bedelini, sermaye piyasasından gerçekten yararlanmak isteyen ve şirketini kaynak sağlayarak büyütmek isteyen patronlar da öder.</p>
<p>Fon kriziyle birlikte denetim ve şeffaflık tartışmaları daha da önem kazandı. Soruşturmaların sonuçlarını beklemek, iddialarla kanıtlanmış gerçekleri ayırmak gerekiyor. Ama yıllar önce yapılan uyarıyı da unutmamak lazım.</p>
<p>Bazı patronlar borsayı bizim paramızla öğrenirken, küçük yatırımcı onların ders ücretini birikiminden ödedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/patronlar-borsayi-bizim-paramizla-ogrendi-faturayi-bize-kesti-90726</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Patronlar borsayı bizim paramızla öğrendi, faturayı bize kesti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90724</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fed’in faiz kararı ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler Fed’e Çevrildi! Faiz Kararı Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 28 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/QcaEnFHHB_k" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-yapsak-da-kredi-acmasak-90725</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> “Nasıl yapsak da kredi açmasak!”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası’nın önceki gün bankalara kredi artış sınırlamasından istisna tutulacak kredilerle ilgili olarak gönderdiği talimat, piyasalarda kısa süreli bir iyimserlik dalgası oluşmasını sağladı. Ne öngörüyordu bu talimat; banka dışı özel sektör kuruluşlarının yurt içinde Türk Lirası cinsinden ihraç ettiği borçlanma araçlarından yıl sonuna kadar itfası geleceklerin ödenmesi amacıyla kullandırılacak krediler, kredi sınırlaması kapsamından dikkate alınmayacaktı. Yani bankalar özel sektöre borçlanma araçlarının ödenmesi amacıyla diledikleri kadar kredi açabileceklerdi.</p>
<p>Ama bankalar ya bu krediyi açmaya yanaşmazsa…</p>
<p>Öyle ya bu konuda bir zorlamada bulunmak söz konusu olamazdı ki…</p>
<p>Bankalar aylık sınırlamaya bağlı kalmaksızın kredi açma olanağına kavuşuyorlardı, o kadar.</p>
<p>Bu konudaki yaklaşımın ne olabileceğini dünkü yazımda şöyle ifade etmiştim:</p>
<p><strong>“Ama bu demek değil ki bankalar şirketlerin borçlanma araçları için talep edecekleri tüm krediyi karşılayacak. Burada yük büyük olasılıkla kamu bankalarına binecek.”</strong></p>
<p>Bankacılık çevrelerinin yaklaşımı neydi; dün bu konuda ne düşünüldüğünü öğrenmeye çalıştım. Tabii ki açık açık dile getirilmiyor, bu tür kredi taleplerinin karşılanmayacağı söylenmiyordu ama edindiğim izlenim başlıkta da yazdığım gibi şu oldu:</p>
<p><strong>“Nasıl yapsak da kredi açmasak, hangi gerekçeleri bulsak da kredi kullandırmasak!”</strong></p>
<p>Aslında pek gerekçe bulmaya ya da yaratmaya da gerek yok. Banka istemezse, geri dönüşünü riskli görürse tabii ki kredi kullandırmaz.</p>
<p>Kaldı ki tahvil borcunu ödemekte zorlandığı için kredi talebinde bulunan bir özel sektör kuruluşunun daha sonra bu amaçla kullandığı krediyi zamanında ödeyeceğinden kuşku duymak da gayet normaldi.</p>
<h2>Hiç alamamaktan iyi </h2>
<p>Ancak şöyle de bir gerçek var. Bazı bankalar bu istisna kapsamında özel sektöre kredi kullandırmayı özellikle tercih edebilir.</p>
<p>Bir şirketin vadesi dolacak olan tahvilinde alacaklı o banka ise alacağın ödenememesi tabii ki bankanın işine gelmez. Banka, alacağının donuk alacağa dönüşmesini elbette istemez. Bu yüzden de bazı bankalar alacaklarını döndürebilmek için geri dönüşü riskli de olsa bazı şirketlere kredi verme taraftarı olur. Yıl sonuna kadar vadesi dolacak bir alacak bankaya hiç dönmeyecekse, banka yeni kredi açmak suretiyle en azından süre kazanabilir.</p>
<h2>Bankalardaki tutar</h2>
<p>Bu aşamada bankaların elinde ne miktarda özel sektör borçlanma senedi bulunduğu sorusu önem kazanıyor.</p>
<p>Merkez Bankası verilerine göre 16 Ekim itibarıyla finansal olmayan kuruluşlarca ihraç edilen borçlanma senedi tutarı 188 milyar lira. Bu tutarın 50 milyar liralık kısmı bankaların elinde.</p>
<p>Bir de bankalar dışındaki finansal aracılar tarafından ihraç edilen borçlanma senetleri var. Bu senetlerin tutarı 518 milyar lira ve bu tutarın 40 milyarı bankalarda.</p>
<p>Dolayısıyla bankalar dışındaki özel sektör kuruluşlarının ihraç ettiği toplam borçlanma senedi 706 milyar lira düzeyinde ve bunun 90 milyarı bankaların elinde bulunuyor.</p>
<p>Bu 90 milyarlık tutarın ne kadarının vadesi yıl sonuna kadar gelecek, o ayrıntı yok, en azından kamuya açık verilerde yok. Ancak bu tutarın tümünün vadesi yıl sonuna kadar gelmeyecek, o belli. Nereden mi belli; Merkez Bankası verilerine biraz daha detaylı bakalım…</p>
<h2>En fazla 63 milyar</h2>
<p>Finansal kesim dışındaki kuruluşların ihraç ettiği 188 milyarlık borçlanma senedinin kısa vadeli olanları içinde bankaların elinde bulunan tutar 23,7 milyar liralık.</p>
<p>Diğer finansal aracıların ihraç ettiği 518 milyarlık borçlanma senedinin kısa vadede ödenmesi gerekenlerinin de 39,5 milyarı bankaların elinde bulunuyor.</p>
<p>Dolayısıyla özel sektörün bankaların elinde bulunan kısa vadede, yani bir yıldan kısa sürede ödemesinin yapılması gereken borçlanma araçlarının toplamı 63,2 milyar.</p>
<p>Bunu da azaltmak gerekiyor ama o tutarı bilmiyoruz. Bu 63,2 milyar liralık banka alacağı, kısa vadeli sınıfına girmiş, yani orijinal vadesi daha farklı olmakla birlikte artık vadesine bir yıldan kısa bir zaman kalmış tüm alacağı gösteriyor. Dolayısıyla bu tutardan yıl sonuna kadar ödenmesi gereken kuşkusuz 63 milyarın çok altındadır.</p>
<p>Sonuçta bankaların, ellerinde bulunan, bir başka ifadeyle kendi alacaklarının kapatılmasında kullanılacak olan özel sektör borçlanma araçları için kredi kullandırmaları makuldür ve bu beklenir.</p>
<h2>Kısa vadeli toplamı </h2>
<p>Özel sektörün kısa vadede ödemesi gereken toplam borçlanma senedi tutarı 132 milyarı finansal olmayan kuruluşlara, 493 milyarı da bankalar dışındaki finansal aracı kuruluşlara ait olmak üzere toplam 625 milyar düzeyinde. Ancak bu tutar bir yıldan kısa vadede ödenmesi gereken tutar. 625 milyarın ne kadarının yıl sonuna kadar ödenmesi gerektiği belli değil.</p>
<p>Yıl sonunun önemi malum; bu ödemeler için kullandırılacak kredilerin istisnasının yıl sonuna kadar geçerli olması.</p>
<h2>İstikamet kamu bankaları</h2>
<p>Özel bankalar tabii ki kredi talebinin bir kısmını karşılayacaktır; özellikle kendi alacaklarının döndürülmesini sağlayacak talepleri.</p>
<p>Diğer talepler karşısında nasıl bir tutum takınılacağı da iyi kötü tahmin edilebilir. Bankalar kredi açmaya pek yanaşmayacaktır ve bunun için de bahane bulunmasına tabii ki gerek yok ama birtakım baskıların gündeme gelmesi de şaşırtıcı olmaz.</p>
<p>Sonuçta özel bankalardan umduğunu bulamayacakların gidecekleri adres belli; kamu bankaları.</p>
<p>Özel ve yabancı bankalardan eli boş dönecek özel sektör kuruluşlarının mecburi istikameti kamu bankaları olacak. Olacak da, kamu bankaları gözü kapalı bir şekilde her önüne gelene kredi açacak mı, tabii ki hayır.</p>
<p>İşte o aşamada devreye başka etkenler girecek. O etkenlerin neler olduğunu tahmin etmek de zor olmasa gerek.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-yapsak-da-kredi-acmasak-90725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/bankacilik-mevduati-193-milyar-lira-azaldi-1747313419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Nasıl yapsak da kredi açmasak!” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kristale-aile-bagi-ile-girip-425-milyon-euro-yatirdi-ispanyada-uretime-yoneldi-90723</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kristal’e ‘aile bağı’ ile girip 42.5 milyon Euro yatırdı, İspanya’da üretime yöneldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1860</strong>’larda Malta’dan İzmir’e gelip yerleşen <strong>Micaleff </strong>Ailesinin 1938’de Alsancak’ta üretime başladığı, 1945’te de etiketindeki vapurla bütünleşen Kristal markasına dönüştürdüğü zeytinyağı işinin ikinci kuşağı <strong>Noel Micaleff, </strong>2006 yılında Arkas Holding Kurucusu <strong>Lucien Arkas</strong>’ı aradı:</p>
<p>-          <strong>Geniş aileden hissedarlar aramıza katılıyor. Küçük hisse sahibi gençlerin bu işle pek ilgisi yok gibi. Sen ailemizi yakından tanıyorsun. Küçük hisseleri satmayı düşünenlerden toplasan, seninle ortak olsak. Bu markaya senin sahip çıkacağına inanıyorum.</strong></p>
<p><strong>Lucien Arkas, </strong>oğlu <strong>Bernard Arkas</strong>’ın <strong>Noel Micaleff</strong>’in oğlu <strong>Christopher Dologh</strong>’la yakın arkadaşlığını bildiği için şöyle düşündü:</p>
<p>-          <strong>Kristal’i biz bir dönem Noel Bey’le birlikte yönetiriz. Daha sonra oğullarımız işi devralır.</strong></p>
<p><strong>Lucien Arkas, </strong>başlangıçta çok yakın arkadaşının ricasıyla Kristal’e ortak olma adımı atarken şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Noel Bey, bu şirketi birlikte yönetiriz ama çoğunluk hisse bize geçse iyi olur. Piyasa bu markayı seninle biliyor. Zaten zeytinyağı sektöründe </strong>“patron” <strong>diye anılıyorsun. Biz senden işi öğreniriz, pazarlama tarafında da bizim katkımız olur.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae178284cfde-1793161256.png" alt="" width="828" height="415" /></strong>Arkas Holding, 2007 yılında Kristal’in yüzde 51’ini 22.5 milyon dolara satın aldı. Kristal, o günlere kadar çoğunlukla Anadolu’da <strong>“Vapurlu Yağ” </strong>adıyla tanınıyordu. Arkas Grubu’nun ilk işi Kristal’i başta Marmara Bölgesi olmak üzere Türkiye’nin Batı’sında da market raflarına koydurmak oldu:</p>
<p>-          <strong>Zeytinyağı başta İstanbul olmak üzere Batı’daki büyük kentlerimizde daha fazla tüketiliyor. Oralarda olmamız lazım.</strong></p>
<p>İzmir’deki mevcut yerindeki fabrikasının ilk yatırımını 1959 yılında yapan Kristal’in tesisleri, Arkas’ın ortaklığı sonrası 20 milyon dolarlık yatırımla adım adım modernize edildi. Eski dönemde teneke ambalaj ağırlıklı üretim yapan Kristal, zamanla yanına cam ambalajı, Arkas’la birlikte de pet ambalajı ekledi. Bu kararı <strong>Bernard Arkas </strong>şöyle yorumladı:</p>
<p>-          <strong>İç pazarda fiyata dayalı rekabette pet ambalajı da yelpazeye eklemek gerekiyordu.</strong></p>
<p>Geçen hafta Arkas Holding Kurumsal İletişim Direktörü <strong>Berna Kumaş Sipahi</strong>’nin davetiyle Kristal Yağları’nın İzmir’deki fabrikasını gezdik, Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı <strong>Bernard Arkas, </strong>Arkas Holding CEO’su <strong>Önder Türkkanı </strong>ve Kristal Yağları Genel Müdürü <strong>Vural Gözgeç</strong>’le sohbet ettik.</p>
<p><strong>Bernard Arkas, </strong>Kristal Yağları’nı başlangıçta asli iş kolu gibi görmediklerini, aile bağlarıyla girdiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Ancak, çok para harcadık, artık ana iş kollarımızdan biri haline geldi. 2015 yılında babam bana, </strong>“Christopher ailesini temsilen devreye girdi, sen de artık Kristal ile ilgilen. Siz daha iyi anlaşırsınız” <strong>dedi. Ben de böylece zeytinyağcı oldum.</strong></p>
<p><strong>Noel Micaleff</strong>’in 91 yaşında vefat ettiğini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Christopher’u da bu yıl kaybettik. Şimdi ablası Kristal ile ilgileniyor. İyi ki ilgileniyor. Biz ortaklığımızın sürmesini istiyoruz.</strong></p>
<p><strong>Vural Gözgeç </strong>araya girip Kristal’in zeytinyağı pazarındaki durumuna değindi:</p>
<p>-          <strong>Türk zeytinyağı pazarı 2025’te yüzde 100 büyürken Kristal, pazar ortalamasının üzerinde büyüdü. NielsenIQ’nun 2025 yılı perakende ölçümünde Kristal, indirim marketleri hariç zeytinyağı kategorisinde miktar bazında lider oldu.</strong></p>
<p><strong>Gözgeç, </strong>2026’da da dönemsel olarak ilk iki marka arasında yer aldıklarını ifade ederken, ihracata dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Geçmişte Kristal’in sadece Almanya ve Norveç’e ihracatı vardı. O da iki ülkedeki Türklere yönelikti. Arkas’ın devreye girmesinin ardından ihracatta da atağa geçildi. Şu anda 36-37 ülkeye ihracat yapıyoruz.</strong></p>
<p>İhracat pazarlarının Güney Amerika’dan Japonya’ya uzandığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>İhracatımız 15 milyon dolar dolayında seyrediyor.</strong></p>
<p><strong>Bernard Arkas, </strong>Avrupa’da ambalajlı zeytinyağı ihracatına sınır konulduğuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Avrupa ülkelerine 2 litrelik zeytinyağı gönderemez olduk. Biz de 2018 yılında İspanya’da şirket kurduk. Kristal markamızla İspanya’da fason üretim yaptırıyoruz.</strong></p>
<p><strong>Gözgeç, </strong>şu ayrıntıyı irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bizim İspanya’da şirketimizi kurma kararı verdiğimizde Christopher Bey orada yaşıyordu. Şirketimiz İspanya’nın Valencia kentinde. Orada bir firma ile işbirliğimiz var. İspanya’da üretime dönük yatırımı da belki gündeme alabiliriz.</strong></p>
<p><strong>Lucien Arkas</strong>’ın <strong>Micaleff </strong>Ailesiyle bağları vesilesiyle girdiği Kristal Yağları, yaptıkları yatırımların ardından ulaşılan üretim, pazar ve ihracat büyüklüğü ile birlikte Arkas Holding’in ana işleri arasında girmiş görünüyor…</p>
<p>İspanya’da giriştikleri fason üretimin, Avrupa Birliği’nin (AB) koyduğu engelleri aşmak açısından önemli adım olduğu anlaşılıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Brezilya pazarı için Tunus’ta fason üretim yolunu seçti</span></h2>
<p><strong>KRİSTAL </strong>Yağları Genel Müdürü <strong>Vural Gözgeç, </strong>Brezilya’nın Güney Amerika’da tutundukları pazarlar arasında yer aldığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Ancak, gün geldi, fiyat tutturamaz olduk. Çözüm aramaya başladık.</strong></p>
<p>Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili <strong>Bernard Arkas, </strong>şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Müşteriye bir yıl satıp, ertesi yıl </strong>“yok” <strong>demek istemiyoruz. Böyle bir tutum, pazarı kaybetme riski yaratıyor.</strong></p>
<p><strong>Vural Gözgeç </strong>sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Müşteriye, </strong>“Ülkemizde kur artışı enflasyonun çok altında seyrediyor. Bu nedenle fiyat tutturamıyoruz” <strong>demeye kalkınca randevu bile alamaz oluyoruz.</strong></p>
<p>Brezilya pazarına ihracatı sürdürmek için İspanya’daki fason ürettirme modelinin benzerini Tunus’ta oluşturduklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Tunus’ta fason ürettirdiğimiz Kristal Zeytinyağını oradan gümrük vergisine takılmadan Brezilya’ya gönderebiliyoruz. Böylece fiyat da tutturuyoruz.</strong></p>
<p><strong>Bernard Arkas, </strong>şu ayrıntıya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Faturayı Türkiye’deki şirketimiz kesiyor. Yani, kazanan Türkiye’deki şirketimiz oluyor.</strong></p>
<p>Bu noktada markalaşma vizyonunu paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin en önemli değerlerinden biri de Anadolu’nun zengin zeytin çeşitleri ve köklü üretim kültürü. Biz bu zenginliğin kendi markalarımızla dünya pazarlarında karşılık bulmasını istiyoruz.</strong></p>
<p>Kristal’in 88 yıldır tüketicinin hayatında yer aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, İspanya ve Tunus’taki üretim kabiliyetimiz, farklı koşullara uyum sağlarken Kristal markasının uluslararası pazarlardaki varlığını sürdürmemize imkan tanıyor. O pazarlarda uzun yıllar varlığını sürdüren bir Türk markası yaratmak istiyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD’nin vergisi bizi nakavt etti, 150 bin ton ihracat olmazsa iki yılın hasadı olumsuz etkilenir</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae1784120b3a-1793161281.jpg" alt="" width="355" height="444" /></span><strong>EGE </strong>Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi olan Kristal Yağları Genel Müdürü <strong>Vural Gözgeç, </strong>ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı gümrük vergisine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>ABD’nin zeytinyağına yüzde 12.5 oranında yansıyan gümrük vergisi uygulaması bizi ihracatta nakavt etti.</strong></p>
<p>Başta Türkiye olmak üzere Akdeniz havzasında zeytinyağı üretiminin bu yıl yüksek beklendiğini vurgulayıp sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>İspanya: </strong>1.6 milyon ton zeytinyağı üretimi bekleniyor.</li>
<li><strong>Türkiye: </strong>Bu yıl 400 bin ton zeytinyağı üretimi bekleniyor. Geçen yıldan da 100 bin ton stok var.</li>
<li><strong>Tunus: </strong>Geçen yıl 400 bin ton zeytinyağı üretildi. Bu yıl 200 bin tona düşmesi bekleniyordu. 300 bin ton olacak gibi görünüyor.</li>
<li><strong>İtalya: </strong>300 bin ton zeytinyağı üretimi öngörülüyor.</li>
<li><strong>Yunanistan: </strong>300 bin ton zeytinyağı üretimi bekleniyor.</li>
<li><strong>Portekiz: </strong>200 bin ton zeytinyağı üretimi bekleniyor.</li>
</ul>
<p>Türkiye ile ilgili şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl 150 bin </strong><strong>ton </strong><strong>ihracat yapamazsak, önümüzdeki iki yılın hasadı çok olumsuz etkilenir.</strong></p>
<p>Zeytinyağı ihracatının geçmişte Destekleme Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) uygulamasıyla desteklendiğini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Önce TL’ye çevrildi, bir süre sonra da kaldırıldı. Sektörümüzde DFİF’i yeniden isteyenler var. Biz başka bir formül öneriyoruz.</strong></p>
<p>Formülü anlatmadan önce 150 bin ton zeytinyağı ile elde edilecek döviz gelirini hesapladı:</p>
<p>-          <strong>Kilosu 5 dolardan ihraç edilse 750 milyon dolar ihracat geliri elde edilir.</strong></p>
<p>Sonra, bekledikleri destek rakamlarını ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>Dökme zeytinyağı ihracatına: </strong>Kilo başına 15 cent</li>
<li><strong>Private label (market markası) zeytinyağı ihracatına: </strong>Kilo başına 0.50 dolar</li>
<li><strong>Markalı zeytinyağı ihracatına: </strong>Kilo başına 1 dolar</li>
</ul>
<p>Sözünü ettiği desteğin toplam maliyetinin hesabını da yaptı:</p>
<p>-          <strong>750 milyon dolarlık ihracatın 52 milyon dolarının desteğe ayrılması anlamına geliyor. Bunun da yarısı nakit ödenebilir, yarısı da Maliye’ye vergi ve SGK’ya prim borçlarına mahsup edilebilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tahşişle mücadele için zeytinyağında da bandrole geçilsin</span></h2>
<p><strong>EGE </strong>Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi, Kristal Yağları Genel Müdürü <strong>Vural Gözgeç, </strong>taklit ve tahşişin sektörün önemli sıkıntıları arasında yer aldığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bakanlık zincir marketlerle ilgili çok sıkı denetimler yapıyor. Oralarda taklit-tahşiş çok azaldı. E-ticarette sıkıntı yaşandı. Orada da önlemler alınıyor. Platformlara sorumluluk yükleniyor.</strong></p>
<p>Ev dışı tüketimde tahşişli ürüne çok rastlandığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Rusya, zeytinyağına bandrol uyguluyor. Böylece ürünler izlenebilir hale geliyor. Bakanlığa bu modeli anlattık.</strong><strong> </strong><strong>Tahşiş ve taklitle mücadele için bandrol formülü benimsenebilir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kristale-aile-bagi-ile-girip-425-milyon-euro-yatirdi-ispanyada-uretime-yoneldi-90723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/4/1280x720/kristal-turkiyede-buyurken-uretim-gucuyle-dunya-raflarindaki-yerini-koruyor-1792669524.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kristal’e ‘aile bağı’ ile girip 42.5 milyon Euro yatırdı, İspanya’da üretime yöneldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapalicarsi-vitrini-renk-degistiriyor-90722</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapalıçarşı vitrini renk değiştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’nin altın ve mücevherat ticaretinde yüzyıllardır önemli bir yere sahip olan Kapalıçarşı, sektörün içinden geçtiği ekonomik darboğazın etkilerini giderek daha fazla hissediyor. Başta kota olmak üzere iç piyasada alım gücünün zayıflaması ve altın fiyatlarında son dönemde yaşanan düşüş, kuyumculuk faaliyetlerini sürdürülebilir olmaktan uzaklaştırdı. Her ne kadar son dönemde kapansa da 2023 yılından bu yana uluslararası piyasa ile oluşan fiyat farkı, Türkiye’de üretilen altın takı ve mücevherlerin yurt dışındaki rakiplerine göre daha pahalı hale gelmesine yol açarken, hem ihracat hem de turistlere yönelik satışlar üzerinde baskı oluşturdu. Gelinen noktada özellikle işçilik yoğun takı satışları hem iç hem de dış pazarda düşerken gelişme sektörün kalbi olarak nitelendirilen Kapalıçarşı’ya da sirayet etti. Tarih boyunca altın, mücevher ve değerli taş ticaretinin merkezi olan çarşıda, satışların azalması ve artan işletme giderleri nedeniyle bazı kuyumcular faaliyetlerine son vermeye başladı. Uzun yıllardır aynı noktada hizmet veren işletmelerin yerini ise baharat, hediyelik eşya ve esnaf arasında “çakma” olarak tabir edilen taklit ürünleri satan işletmeler almaya başladı.</p>
<h2>İhracat zirveden dönüyor </h2>
<p>Önceki gün İstanbul Sanayi Odası seçimlerinde sorularımızı cevaplayan Mücevher İhracatçıları Birliği Başkanı Mustafa Özcan, her ne kadar son aylarda düşen talep nedeni ile uluslararası piyasa ile altının kg fiyatında oluşan farkın Türkiye’nin lehine dönse de bu farkın kapanmaya başladığını aktardı. Geride bıraktığımız aylarda bin 500 dolar eksilere kadar düşen farkın bu ara 300 dolar ile başa baş noktasına geldiğini dile getiren Özcan, “Bin 500 dolara kadar oluşan fiyat avantajı ihracata yansıdı. Yüksek ihracat rakamlarına ulaşıldı ancak şimdi zirveden düşüş başladı. Zira şu ara fiyat farkı kapandı. Zaten ihracatta da artan taraf külçe altın tarafı. İşçiliğin olduğu ve üreticileri ayakta tutan işlenmiş takı ihracatında düşüş var” diye konuştu. Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre mücevherat sektörü ihracatı bu yıl ocak-eylül arasında yüzde 10,8 artışla 6,86 milyar dolara yükseldi.</p>
<h2>Altındaki düşüş ve yüksek faiz etkisi</h2>
<p>Gelişmenin bir diğer negatif etkisini ise yine İstanbul Sanayi odası seçimlerinde bir araya geldiğimiz İstanbul Ticaret Odası Kuyumculuk Meslek Komitesi Başkanı Ercan Özboyacı anlattı. Altın fiyatlarında yaşanan düşüş ve faiz gelirindeki yüksek getirinin yatırımcıları altından uzaklaştırdığını anlatan Özboyacı, Kapalıçarşı’da da işlerin durma noktasına geldiğini anlattı. Kapalıçarşı, son dönemde maliyenin de üzerinde büyük baskı oluşturduğu ticaret merkezlerinin başında geliyor. Özboyacı, “Tüm bu gelişmeler, bölgede ticaret yapmayı zorlaştırdı. Satışlar durma noktasında. Kapanan kuyumcu sayısı oldukça fazla. Kuyumcular kapanıyor yerine ise baharatçılar, hediyelik eşya ve esnaf arasında çakma olarak tabir edilen taklit ürünleri satan işletmeler almaya başladı” diye konuştu. Altın fiyatlarında zirveden gerileme ons bazında yüzde 28’i, gram bazında ise yüzde 18’i aştı. Uluslararası piyasalarda 29 Ocak’ta yaklaşık 5 bin 595 dolarla tarihi zirvesini gören ons altın, 27 Ekim sabahı 4 bin 1 dolar seviyesine geriledi. Böylece ons başına kayıp yaklaşık 1.594 dolara, oransal olarak yüzde 28,5’e ulaştı. Aynı dönemde spot piyasada 7 bin 816 liraya kadar yükselen gram altın, 6 bin 403 liraya inerek zirvesinin yaklaşık 1.413 lira, yani yüzde 18,1 altında kaldı. Tüm bu düşüş de yatırımcıların altından uzaklaşmasına yol açtı. Özellikle yabancı turistlere yönelik satış yapan işletmelerin artması, çarşıdaki ürün çeşitliliğini değiştirirken, geleneksel kuyumculuğun kapladığı alanın daralması endişe yaratıyor. Altın ve mücevherat sektörünün yüksek sermaye gerektiren yapısı, fiyat farkı ve satışlardaki gerilemeyle birleştiğinde kuyumcular açısından faaliyetlerini sürdürmeyi zorlaştırıyor. Buna karşılık daha düşük sermayeyle faaliyet gösterebilen ve turistlere yönelik farklı ürün gruplarında satış yapan işletmeler, boşalan ticari alanlarda kendilerine yer buluyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kapalıçarşı’nın geleneksel yapısı değişiyor</span></h2>
<p>Kapalıçarşı’daki dönüşümün bir başka boyutu da yüzyıllardır devam eden kuyumculuk geleneğinin geleceği. Çarşı yalnızca altın ve mücevher satılan bir alışveriş merkezi değil, aynı zamanda değerli taş, tasarım, el işçiliği ve geleneksel zanaatların bir arada bulunduğu önemli bir ticaret ekosistemi niteliği taşıyor. Kuyumcu işletmelerinin kapanması, bu nedenle yalnızca dükkan sayısındaki azalmayla sınırlı bir sonuç doğurmuyor. Mücevherat ticaretinin çevresinde faaliyet gösteren tamirciler, ustalar, taş işleme ve tasarım atölyeleri ile diğer tedarikçiler de sektördeki daralmadan etkilenme riskiyle karşı karşıya kalıyor. Zira geçmiş yıllarda yalnızca kuyumcu vitrinlerinin parladığı çarşının ana caddesinde, artık belirgin şekilde hediyelik eşya dükkanları ve baharatçılar boy gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapalicarsi-vitrini-renk-degistiriyor-90722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/kapalicarsi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek maliyetler ve altın fiyatlarında yurtdışı piyasalarla oluşan makasın ihracatı; zayıf iç talebin de iç satışları baskılaması, kuyumculuk sektörünü kepenk kapatmaya zorluyor. Kapanan kuyumcu iş yerlerinin yerini baharat, hediyelik eşya ve taklit ürün satan dükkanlar alıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faiz-oranlarinda-kademeli-inis-var-90721</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz oranlarında kademeli iniş var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın ekim ayı Para Politikası Kurulu’nda politika faizinde yaptığı 100 baz puan indirim bankalarda kredi faiz oranlarına sınırlı ve mevduat faizlerine ise daha güçlü yansıdı. TCMB’nın indiriminin daha öncesinden fiyatlandığını belirten bankacılık sektörü kaynaklarının verdiği bilgiye göre faiz oranları bu yıl kademeli bir iniş seyri izliyor. TCMB’nın kredi büyüme kısıtlarını düzenleyen makroihtiyati tedbirlerinde bir değişiklik yaşanmadığı için ihtiyaç kredi faiz oranları yüksek seyrini koruyor, ticari kredilerde ise en yüksek puanlı şirketlere kısa vadede kredi faiz oranı yüzde 38- 39’a kadar indi. Yılbaşında ticari kredi faiz oranları yüzde 50’ye yakındı.</p>
<h2>Yılbaşına göre 10 puana yakın düşüş </h2>
<p>Bankacılık sektörü ticari, ihtiyaç ve taşıt kredileri büyümesinde belli sınırlamalara tabi. Bu sınırlamaları aşması bankalara yük getiriyor ve büyüme sınırları enfl asyonla mücadelede TCMB’nin en önemli araçlarından biri. TCMB bu kısıtlarda belli istisnalar sağlasa da yaptığı politika faiz indirimi kredi faiz oranlarında birebir görmek mümkün olmuyor. EKONOMİ’nin bilgi aldığı bankacılık sektörü kaynaklarına göre PPK öncesinde sektör indirimi ticari kredi faizleri dahil fiyatladı. PPK öncesi yüzde 41-42 seviyesinde olan en kısa vadeli ticari kredi faizleri şimdi yüzde 40-41 seviyelerine indi. Ve çok yüksek kredi notu olan prestijli şirketlere bu oran yüzde 38-39 bandına çekildi. Yılbaşında en kısa vadede ortalama ticari kredi faiz oranları yüzde 49-50 seviyelerinde bulunuyordu. Bankacılık sektörü kaynağı kurumsal kredilerin kademeli olarak aşağıya geldiğine dikkat çekerek yavaş olsa da şimdi yüzde 30 sonu yüzde 40 başı faizler verildiğini ve neredeyse 10 puana yakın bir indirim yaşandığını vurguladı. Aynı kaynak 1 yıldan uzun vadelerde ise ticari kredide yüzde 30’lu rakamların konuşulduğuna dikkat çekti.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae17573d1baa-1793160563.png" alt="" width="162" height="498" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae1757bdbf23-1793160571.png" alt="" width="328" height="264" /></p>
<h2>İhtiyaç kredi faizinde hareket kısıtlı</h2>
<p>Ticari kredi faizlerinde kademeli indirim ihtiyaç kredi faizlerinde çok gözlenmedi. Büyüme sınırlamalarının yanı sıra bankacılık sektöründe tahsili gecikmiş alacak sorununda en büyük paylardan sahip olan ihtiyaç kredileri faizlerini sektör yüksek bırakmayı tercih etti. EKONOMİ’nin takip ettiği bir yerli özel bankanın 250 bin lira üzeri 12 ay vadeli ihtiyaç kredisi faiz oranı yıla yüzde 5,89 ile başladı. Bu hafta bu oran yüzde 5,49 seviyesinde. Yılbaşına göre sadece 0.4 puanlık bir düşüş var. İhtiyaç kredi faiz oranı bu yıl en düşük seviyesini martın üçüncü haftası yüzde 5,09 ile görürken en yüksek olduğu hafta ise yüzde 6,59 ile 7 Eylül haftası oldu. Bunu takip eden hafta 1 puanın üzerinde bir düşüş yaşandı ihtiyaç kredi faiz oranlarında ve PPK sonrası yüzde 5,49 seviyesine geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Mevduat faizinde 3 puanlık düşüş</span></h2>
<p>TL mevduat ise TCMB hamlelerine en hızlı tepkiyi veren taraf olarak öne çıkıyor. PPK öncesinden başlayan indirim fiyatlamalarıyla sadece 4 ayda en kısa vadede TL mevduat faiz oranı 2.25 puan geriledi. En sert düşüş ise 46-60 gün arasındaki vadede 3 puan olarak yaşandı. EKONOMİ'nin takip ettiği yerli bir özel bankanın TL mevduat faiz oranları en kısa vadede yüzde 34,5 seviyesine geldi. BU oran temmuz başında yüzde 36,75, bu yıl başında ise yüzde 37 seviyelerinde bulunuyordu. 32-45 gün ile 46-60 gün vadeler ise en çok tercih edilen vadeler olarak önce çıkarken bankalarda da daha yüksek faiz oranlarının uygulandığı vadeler oldu. 250 bin liraya kadar TL mevduat faiz oranı temmuz başında yüzde 40 seviyesine gelmişti, nisan başında ise yüzde 41 seviyesi aşılmıştı. Öyle ki daha yüklü mevduat tutarlarına bankacılık sektöründe nisan ortasında yüzde 42 faiz oranı verildi. Ağustos ortasında da daha yüksek mevduatlara 3 ay ve üzerinde yüzde 42’yi aşan TL mevduat faiz oranı teklif etti bankacılık sektörü. Bireysel tarafta TL mevduata yönelimin sürdüğünü ifade eden bankacılık sektörü kaynakları ancak son dönemde yaşanan fon krizi sonrasında hızlı bir yükseliş gözlemlemediklerini kaydetti. Kurumsal tarafta ise son dönemde döviz mevduatının öne çıktığını dile getiren kaynaklar TL işlemleri yüksek olan şirketlerin ise TL mevduatı kullandıklarını kaydetti. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faiz-oranlarinda-kademeli-inis-var-90721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/lira-para-1776054271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankacılık sektörü TCMB politika faiz indirimini erken fiyatladı ama indirim sonrası da kredi ve mevduat faiz oranlarında hareketlilik yaşandı. TL mevduat faiz oranı 1 aydan uzun vadede yüzde 37,25 seviyesine çekildi, ticari kredi faiz oranları ise yüzde 40’ın altına yöneldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nazar-tekstilden-dongusel-ekonomi-ve-surdurulebilir-uretim-vurgusu-90763</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nazar Tekstil’den döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir üretim vurgusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Nazar Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Nazlı Ceylan Balduk Kurtul, Türkiye’de tüm yönleriyle atık yönetimi (TÜRKTAY) tarafından düzenlenen 16. Döngüsel Ekonomi Zirvesi’nde yaptığı değerlendirmelerde, tekstil sektöründe sürdürülebilir üretim ve sıfır atık hedeflerine yönelik çalışmaları paylaştı.</p>
<p>Döngüsel ekonominin ürünün tasarım aşamasından başlayarak ham maddenin seçimi, enerji ve su tüketimi, üretim kayıpları ve ürünün kullanım ömrü sonrasındaki süreçleri kapsadığını belirten Kurtul, kaynakların yeniden ekonomiye kazandırılmasının önemini vurguladı.</p>
<p>Şirketin sürdürülebilirlik yaklaşımının yalnızca üretim tesisleriyle sınırlı olmadığını ifade eden Kurtul, iştirakleriyle birlikte 225 MW yeşil enerji üretimi gerçekleştirdiklerini belirtti. Ana hammaddeleri olan pamuğun fiyatını öngörmek amacıyla yapay zekâ destekli bir modül kullandıklarını aktaran Kurtul, kendi geliştirdikleri yerli ekstra uzun elyaf pamuk tohumunu da akıllı tarım uygulamalarıyla yetiştirdiklerini kaydetti.</p>
<p>Bu yöntemle üretilen pamuğun kendi iplik fabrikalarında katma değerli ürüne dönüştürüldüğünü belirten Kurtul, tarımdan sanayiye uzanan entegre üretim anlayışına dikkat çekti.</p>
<p><strong>"Tekstil atıkları yeniden ekonomiye kazandırılıyor"</strong></p>
<p>Nazar Tekstil’in üretimdeki temel hedeflerinden birinin sıfır atığa yaklaşmak olduğunu vurgulayan Kurtul, üretim sırasında ortaya çıkan küçük yan ürünlerin dahi değerlendirilmesi için çalıştıklarını ifade etti.</p>
<p>Tekstil teleflerinin yeniden ekonomiye kazandırıldığını, pamuk tozuna kadar farklı malzemeler için kullanım alanları geliştirildiğini belirten Kurtul, bazı yan ürünlerin yemlik olarak değerlendirildiğini, farklı malzemelerin ise tarımda gübre yerine kullanılabildiğini söyledi.</p>
<p>Kurtul, döngüsel ekonomi anlayışının temelinde atık olarak görülen malzemelere farklı bir gözle bakmanın bulunduğunu belirterek, üretim süreçlerinde ortaya çıkan her yan ürünün yeni bir ekonomik değere dönüşme potansiyeli taşıdığına işaret etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae1ab30a5688-1793174320.JPG" alt="" width="800" height="533" /></p>
<p>Şirketin döngüsel ekonomi alanındaki çalışmalarının bir diğer örneğini ise Oleatex yatırımı oluşturuyor. Kalkınma bankasının yönlendirmesiyle Oleatex şirketine ortak olduklarını belirten Kurtul, bu yatırımın Nazar Tekstil’in sıfır atık vizyonuyla örtüştüğünü ifade etti.</p>
<p>Zeytinyağı üretiminden geriye kalan prinanın, doğru yönetilmediğinde çevresel yük oluşturabildiğini kaydeden Kurtul, zeytin yan ürünlerinden biyobazlı yeni nesil malzemeler üretilebildiğini anlattı. Tarımsal bir yan ürünün moda, tekstil ve otomotiv sektörlerinde kullanılabilecek katma değerli vegan deri malzemelerine dönüştürülmesini, sektörler arası iş birliğinin önemli bir örneği olarak değerlendirdi.</p>
<p><strong>"Yeşil dönüşüm için finansman ve öngörülebilirlik şart"</strong></p>
<p>Döngüsel ekonominin net sıfır hedeflerine ulaşmada önemli bir araç olduğunu belirten Kurtul, yalnızca enerji kaynaklarını değiştirmenin yeterli olmayacağını, üretim biçimlerinin de dönüşmesi gerektiğini vurguladı. Daha az hammadde kullanılması, üretim kayıplarının azaltılması ve malzemelerin mümkün olduğunca yeniden değerlendirilmesinin emisyonların düşürülmesine katkı sağlayacağını ifade etti.</p>
<p>Türkiye’de dönüşümün hızlanması için sanayicinin öngörülebilir bir mevzuat ortamına ve uygun maliyetli, uzun vadeli finansmana ihtiyaç duyduğunu belirten Kurtul, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin teknik destekle güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Kurtul’a göre kamu, sanayi ve finans sektörü ortak bir yol haritası etrafında buluşmalı, kamu uzun vadeli hedefleri ve teşvik mekanizmalarını oluştururken sanayi kaynak verimliliğini artırmalı, finans sektörü ise çevresel ve ekonomik faydası ölçülebilen yatırımlara erişilebilir kaynak sağlamalı.</p>
<p>Döngüsel ekonominin yalnızca büyük şirketlerle sınırlı kalmaması, tedarik zincirindeki KOBİ’leri de kapsaması gerektiğini vurgulayan Kurtul, ölçülebilir hedefler ile finansmanı bir araya getiren sektör bazlı bir dönüşüm programının önemine dikkat çekti.</p>
<p>Kurtul, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısının teknoloji, verimlilik, doğru finansman ve teşviklerle desteklenmesi halinde döngüsel ekonominin sanayi için önemli bir rekabet avantajına dönüşebileceğini belirtti.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, temelleri 1950’li yıllarda pamuk tarımı ve ticaretiyle atılan Nazar Tekstil, 1960’lı yıllarda çırçır fabrikasıyla sanayi üretimine geçti. Bugün yaklaşık 500 kişiye istihdam sağlayan şirket, yüzde 100 pamuk ipliği üretimi gerçekleştiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nazar-tekstilden-dongusel-ekonomi-ve-surdurulebilir-uretim-vurgusu-90763</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/nazar-tekstil-yonetim-kurulu-baskani-nazli-ceylan-balduk-kurtul-1793174398.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nazar Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Nazlı Ceylan Balduk Kurtul, 16. Döngüsel Ekonomi Zirvesi’nde tekstil sektöründe kaynak verimliliği, atıkların yeniden değerlendirilmesi ve yeşil dönüşüm çalışmalarını anlattı. Kurtul, döngüsel ekonominin yalnızca geri dönüşümden ibaret olmadığını belirterek üretimin her aşamasında kaynakların verimli kullanılmasının önemine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ticaret-borsasinda-ibrahim-ozhan-donemi-basladi-90758</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Ticaret Borsası’nda İbrahim Özhan dönemi başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret Borsası’nda (Bursa TB) seçim heyecanı sona erdi. Geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen meslek komiteleri ile meclis üyeleri seçimlerinin ardından bu kez yönetim kurulu başkanı ve üyeleri, disiplin kurulu üyeleri ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği delegelerini belirlemek için sandık başına gidildi. Osmangazi 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı gözetiminde yapılan seçimde 4 yıl boyunca görev yapacak yönetim kurulu belirlenirken; seçimlerin ardından ilk toplantısını yapan Bursa TB Meclisi’nde de meclis başkanı ve meclis başkanlık divanı üyeleri ile birlikte hesapları inceleme komisyonu üyeleri belli oldu. Tek liste ile yapılan seçimde meclis üyelerinin tamamının oyunu alan İbrahim Özhan Bursa Ticaret Borsası’nın Yönetim Kurulu Başkanı oldu. İbrahim Özhan başkanlığındaki yeni yönetim kurulunda Erdinç Bayrakçı, İsmail Aslım, İlker Birgül, Emrah Silmez, Mustafa Aksu, Cüneyt Soylu yer aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae19fb683dae-1793171382.jpg" alt="" width="631" height="397" /></p>
<h2><strong>“Bu güven bizim için büyük sorumluluk”</strong></h2>
<p>Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Özhan, seçim sonuçlarının ardından yaptığı değerlendirmede, kendisine güvenen tüm üyelere teşekkür etti. Yeni dönemin önemli bir sorumluluğu beraberinde getirdiğini belirten Özhan, “Borsamızın işlem hacminin büyümesinden tarım ve gıda sektörüne yönelik projelere kadar pek çok önemli çalışmayı kendisiyle birlikte hayata geçirdik. Yeni dönemde yönetim kurulumuz, meclisimiz ve meslek komitelerimizle beraber devraldığımız hizmet bayrağını çok daha ileriye taşımak için çalışacağız. Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ve Karapınar Kentsel Dönüşüm Projesi, öncelikli hedeflerimiz arasında bulunuyor. Ayrıca proje okulumuz Hamidiye Tarım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ndeki çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Amacımız, üyelerimizin beklentilerine karşılık veren ve Bursa’ya kalıcı değer kazandıran projelerle Borsamıza hizmet etmek” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae19fd815c35-1793171416.jpg" alt="" width="671" height="447" /></p>
<h2><strong>“Meclisimiz borsamızın aklı ve vicdanıdır”</strong></h2>
<p>Bursa Ticaret Borsası Meclis Başkanlığına seçilen Gökhan Onur ise bu görevin onurunu ve sorumluluğunu birlikte taşıdığını belirterek, kendisine destek veren meclis üyelerine teşekkür etti. Meclisin üreticinin, tüccarın ve sanayicinin sesinin duyulduğu, farklı fikirlerin özgürce konuşulduğu ve ortak aklın ortaya çıktığı yer olduğunu vurgulayan Onur, şunları söyledi: “Meclisimiz Borsamızın aklı ve vicdanıdır. Meclis Başkanı olarak önceliğim bu ortak aklı güçlendirmek, her üyemizin sözünü söyleyebildiği katılımcı ve istişareye dayalı bir çalışma ortamını korumak olacaktır. Bursa’nın tarımsal üretimini ve ticaretini güçlendirmek, üreticimizin emeğinin karşılığını almasına ve şehrimizin ekonomik gelişimine katkı sağlamak için yönetim kurulumuz ve tüm paydaşlarımızla iş birliği içinde çalışacağız.”</p>
<p>2026-2030 döneminde meclis başkanlığına seçilen Gökhan yardımcıları Hasan Çetin ve Mehmet Korkmaz olurken, Meclis Kâtip Üyeliğine ise Mehmet Edemen seçildi. Bursa Ticaret Borsası’nın Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği delegeleri ise İbrahim Özhan, Cengiz Camcı, Hakan Kırmızıay, Hikmet Bosut ve Tamer Sertepe oldu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ticaret-borsasinda-ibrahim-ozhan-donemi-basladi-90758</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/8/1280x720/bursa-ticaret-borsasinda-ibrahim-ozhan-donemi-basladi-1793171462.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa TB’de 2026-2030 dönemi yönetim kurulu belli oldu. Tek liste ile yapılan seçimde meclis üyelerinin tamamının oyunu alan İbrahim Özhan Yönetim Kurulu Başkanı seçilirken, Meclis Başkanı ise Gökhan Onur oldu. Özhan, “Devraldığımız hizmet bayrağını yeni dönemde daha yukarı taşıyacak, üyelerimize ve Bursa’ya değer katacak projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasi-grubunda-ust-duzey-atamalar-90741</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş Bankası Grubu&#039;nda üst düzey atamalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş Bankası Grubu üst yönetiminde yapılan değişikliklerle İcra Kuruluna dört yeni genel müdür yardımcısı atandı.</p>
<p>Bankadan yapılan açıklamaya göre, bankanın Yönetim Kurulu toplantısında, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Genel Müdürü Ozan Uyar, İş Yatırım Genel Müdürü Kenan Ayvacı, Anadolu Sigorta Genel Müdürü Zekai Mehmet Tuğtan ve İş Bankası İştirakler Bölümü Müdürü Murat Doğan'ın genel müdür yardımcılığına getirilmesine karar verildi.</p>
<p>Atamalar, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumuna (BDDK) gerekli bildirimlerin yapılması ve izinlerin alınmasının ardından geçerlilik kazanacak.</p>
<p>Ayrıca İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz'ın Anadolu Hayat Emeklilik Genel Müdürü, İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle'nin ise TSKB Genel Müdürü olarak görevlendirilmesi kararlaştırıldı. Söz konusu görevlendirmeler de gerekli başvuru ve izin süreçlerinin tamamlanmasının ardından yürürlüğe girecek.</p>
<p>İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Gürler Özkök de görevine bankanın İç Sistemler Koordinatörü olarak devam edecek.</p>
<p><strong>Yeni atamalar</strong></p>
<p>İş Bankasının yeni genel müdür yardımcılarından Ozan Uyar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) İşletme Bölümü'nden mezun oldu.</p>
<p>Kariyerine 1997'de İş Bankası Teftiş Kurulu Başkanlığında müfettiş yardımcısı olarak başlayan Uyar, 2006-2015'te bankanın Ticari Krediler Tahsis Bölümü'nde Müdür Yardımcısı ve Birim Müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p>Ardından Uyar, 2015'te Krediler Portföy Yönetimi Müdürü, 2017'de Kurumsal Bankacılık Pazarlama ve Satış Müdürü, 2020'de Kurumsal Krediler Tahsis Müdürü, 2021'de ise Proje Finansmanı Müdürü görevlerini üstlendi.</p>
<p>Ozan Uyar, 2022-2025'te Maslak Kurumsal ve İstanbul Kurumsal şubelerinde müdür olarak görev yaptıktan sonra Ocak 2025'te TSKB Genel Müdür Yardımcılığına atandı. Son olarak Uyar, 1 Ağustos 2025'ten bu yana TSKB Genel Müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p>Kenan Ayvacı da ODTÜ İşletme Bölümü'nden mezun olduktan sonra Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde iktisat alanında yüksek lisansını tamamladı.</p>
<p>İş Bankasındaki kariyerine 1998'de müfettiş yardımcısı olarak başlayan Ayvacı, 2006-2019 döneminde Sermaye Piyasaları Bölümü'nde çeşitli yöneticilik görevlerinde bulundu.</p>
<p>Mayıs 2019'da İş Yatırım Genel Müdür Yardımcılığına getirilen Ayvacı, Şubat 2024'ten bu yana İş Yatırım Genel Müdürü olarak görev yapıyordu.</p>
<p>Zekai Mehmet Tuğtan da eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamladı. Tuğtan, 2001'de İş Bankası Teftiş Kurulu Başkanlığı'nda müfettiş yardımcısı olarak çalışma hayatına başladı.</p>
<p>Bankanın bireysel bankacılık satış, ürün ve pazarlama birimlerinde yöneticilik yapan Tuğtan, 2022'de Harvard Business School Advanced Management Programı'nı tamamladı. Tuğtan, Ocak 2023'ten bu yana Anadolu Sigorta Genel Müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p>İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü mezunu olan Murat Doğan da 2000'de İş Bankası İştirakler Bölümü'nde yatırım uzman yardımcısı olarak göreve başladı.</p>
<p>Aynı bölümde 2009'da müdür yardımcısı, 2014'te birim müdürü olarak görev alan Doğan, Kasım 2021'den bu yana İş Bankası İştirakler Bölümü Müdürü olarak görevini sürdürdü.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasi-grubunda-ust-duzey-atamalar-90741</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/is-bankasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş Bankası Yönetim Kurulu toplantısında, TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar, İş Yatırım Genel Müdürü Kenan Ayvacı, Anadolu Sigorta Genel Müdürü Zekai Mehmet Tuğtan ve İş Bankası İştirakler Bölümü Müdürü Murat Doğan&#039;ın genel müdür yardımcılığına getirilmesine karar verildi. Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz, Anadolu Hayat Emeklilik Genel Müdürü, Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle ise TSKB Genel Müdürü oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/organik-sut-gida-guvenligi-acisindan-da-onemli-90766</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Organik süt gıda güvenliği açısından da önemli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Yaşar Holding tarafından “Organik Sütün Dünü, Bugünü ve Geleceği” başlıklı panel düzenlendi.</p>
<p>Manisa’da gerçekleştirilen panelin açılışında konuşan Yaşar Holding ve Çamlı Yem Besicilik Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Yaşar, organik sütü sadece beslenme ve sağlık açısından ele almanın eksik kalacağını belirterek, bu ürünün sürdürülebilir tarım, iklim değişikliği ve geleceğin gıda güvenliği açısından da öneme sahip olduğunu vurguladı.</p>
<p>Organik tarımı ve sütün ham maddeden tüketiciye ulaşana kadarki sürecini üretimden sertifikasyona, tüketimden iklim değişikliğine uzanan geniş bir perspektifle ele almalarının önemine değinen Feyhan Yaşar, Türkiye’de tarıma dayalı sanayinin öncüsü olan Yaşar Topluluğu’nun kurucusu Selçuk Yaşar’ın organik süt konusunda da ilklere imza attığını ifade etti. Tarımda gıda güvenliğinin temel öncelik olması gerektiğine dikkat çeken Yaşar, “Gıdanın üretiminden işlenmesine, taşınmasından saklanmasına kadar her aşamada güvenilirlik ve kalite esas alınmalı. Organik üretim standartlarının yanı sıra hijyen, doğru işleme ve güvenli saklama koşulları da büyük önem taşıyor. Sürdürülebilir bir gıda sistemi hem çevreyi korumalı hem de toplumun yeterli ve dengeli beslenme ihtiyaçlarını karşılamalı” dedi.</p>
<p>Yaşar Topluluğu olarak yalnızca kaliteli ve güvenilir gıdalar sunmayı değil; sürdürülebilir tarımı desteklemeyi, hayvan refahını artırmayı, çevresel etkilerini azaltmayı ve gelecek nesillerin beslenme ihtiyaçlarına katkıda bulunmayı önceliklendirdiklerini hatırlatan Yaşar, “Gelecek, doğayı rehber alanların ve doğayla uyum içinde yaşayanların olacak. Bu dönüşüm; üreticilerin, sanayinin ve bilinçli tüketicilerin ortak sorumluluğudur. Tüm paydaşların bilgi ve yetkinliklerini geliştirerek birlikte değer daha fazla yaratacağına inanıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>Manisa Vali Yardımcısı Cemil Kılınç da konuşmasında tarımsal ve hayvansal üretimin ekonomik kazanç sağlamanın yanı sıra toplumun beslenmesi ve yaşamın sürmesi için yaşamsal önem taşıdığını belirtti. Kılınç, “Üretimi yalnızca ticari kaygılarla ele alamayız; toprağı, suyu ve havayı koruyarak üretim yapmak, gelecek kuşakların haklarını gözetmek ve sürdürülebilirliği sağlamak zorundayız. Organik üretim bu anlayışın önemli bir parçası. Hayvanların yaşam koşullarından yem ve ilaç kullanımına, paketlemeden tedarik zincirine kadar her aşamada organik standartların gözetilmesi gerekir. Büyük şirketlerin tarıma yatırım yapmasını ve organik üretimi teşvik etmesini değerli buluyorum. Çiftçi eğitimleri, finansmana erişim ve tüketicilerin bilinçlendirilmesi de sektörün gelişimi açısından büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<h2>Organik sütün dünü, bugünü, geleceği tartışıldı</h2>
<p>“Organik Sütün Dünü ve Bugünü” başlığıyla yapılan panelin ilk bölümünü lusal Süt Konseyi Araştırma ve Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Artık yönetti. Oturumda Tarım ve Orman Bakanlığı Ziraat Mühendisi Hülya Erdemir Yağlı, ECOCERT Kalite Müdürü Yasemin Özhan, Çamlı Yem Besicilik Beydere Organik Süt İşletmesi ve Yem Satış Direktörü Cihan Daştanbek ve Pınar Süt Kalite Müdürü Birol Delibaşı konuşmacı olarak yer aldı.</p>
<p>İkinci oturumda ise “Organik Sütün Geleceği” konusu ele alındı. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümünden Prof. Dr. Harun Reşit Uysal’ın başkanlığındaki oturumda Ulusal Süt Konseyi Araştırma ve Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gürsel Dellal, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Aslı Akpınar ile Tarımsal Ürün, Kontrol ve Sertifikasyon Kuruluşları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Çevik yer aldı.</p>
<p>Panele Manisa Vali Yardımcısı Cemil Kılınç, Manisa Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Karayılan, Yaşar Holding ve Çamlı Yem Besicilik Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Yaşar, Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Pınar Süt Yönetim Kurulu Başkanı İdil Yiğitbaşı, Yaşar Holding Yönetim Kurulu Üyesi Yılmaz Gökoğlu, Yaşar Holding İcra Başkanı Mehmet Aktaş, Yaşar Holding Başkan Yardımcısı Turgut Sarıoğlu, Pınar Et Yönetim Kurulu Üyesi Tunç Tuncer, Pınar Et ve Çamlı Yem Besicilik Başkan Yardımcısı Hüseyin Demir ve Pınar Süt Genel Müdürü Serdar Türkmen’in yanı sıra, Yaşar Holding yöneticileri, çok sayıda sektör temsilcisi ve akademisyen katıldı.</p>
<p>Katılımcılar, programın ardından Çamlı Yem ve Besicilik’in organik süt çiftliğini ziyaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/organik-sut-gida-guvenligi-acisindan-da-onemli-90766</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/6/1280x720/organik-sut-gida-guvenligi-acisindan-da-onemli-1793176074.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Manisa’da gerçekleştirilen “Organik Sütün Dünü, Bugünü ve Geleceği” panelinde konuşan Yaşar Holding ve Çamlı Yem Besicilik Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Yaşar, organik sütün yalnızca temel bir gıda ürünü olarak değil, sürdürülebilir tarım, iklim değişikliği ve geleceğin gıda güvenliği açısından da önemli olduğunu dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-gorgel-cumhuriyet-bayramimiz-kutlu-olsun-90765</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fırat Görgel&#039;den Cumhuriyet Bayramı mesajı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla kutlama mesajı yayımladı.</p>
<p>Cumhuriyet’in milletimizin bağımsızlık iradesinin, birlik ve beraberliğinin, özgür yaşama kararlılığının en güçlü simgesi olduğunu belirten Başkan Görgel, Cumhuriyet’in kazanımlarını korumanın ve gelecek nesillere aktarmanın herkesin ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı. Cumhuriyet’in, Türk milletinin tarih boyunca ortaya koyduğu bağımsızlık mücadelesinin en önemli kazanımlarından biri olduğunu ifade eden Başkan Fırat Görgel, 29 Ekim’in milletimizin kendi geleceğini belirleme iradesini tüm dünyaya ilan ettiği tarihi bir dönüm noktası olduğunu kaydetti. Başkan Fırat Görgel mesajında, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, aziz milletimizin büyük fedakârlıklar, eşsiz kahramanlıklar ve sarsılmaz bir inançla verdiği Kurtuluş Mücadelesi, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetimizin ilanıyla taçlanmıştır. Cumhuriyetimiz; bağımsızlığımızın, millî egemenliğimizin, özgürlük anlayışımızın ve ortak geleceğe duyduğumuz güvenin en güçlü nişanesidir. Milletimizin hiçbir şart altında bağımsızlığından vazgeçmeyeceğini ortaya koyan bu büyük kazanım, bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir. Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; aynı zamanda milletimizin ortak değerler etrafında kenetlenmesinin, geleceğe umutla bakmasının ve kendi kaderini tayin etmesinin ifadesidir. 103 yıl önce yakılan bu meşale, bugün aynı inanç ve kararlılıkla yolumuzu aydınlatmaktadır. Bizlere düşen görev ise bu büyük emanete sahip çıkmak, Cumhuriyetimizin temel değerlerini yaşatmak ve ülkemizi her alanda daha ileriye taşımak için çalışmaktır” ifadelerine yer verdi.</p>
<p><strong>“Kahramanmaraş’ın İstiklal Ruhu Cumhuriyet Değerleriyle Yaşamaya Devam Ediyor”</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın tarih boyunca bağımsızlık ve özgürlük mücadelesindeki öncü rolüne dikkat çeken Başkan Görgel, şehrin köklü tarihinden ve kahramanlık mirasından aldığı güçle Türkiye’nin geleceğine katkı sunmayı sürdüreceğini belirtti. Kahramanmaraş’ın Millî Mücadele döneminde ortaya koyduğu direnişin, milletin bağımsızlık konusundaki kararlılığının önemli örneklerinden biri olduğunu ifade eden Görgel, mesajını, “Kahramanmaraş, istiklal ruhunu tarihinin her döneminde yaşatmış, bağımsızlık ve özgürlük söz konusu olduğunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmamış bir şehirdir. Sütçü İmam’dan Rıdvan Hoca’ya, Arslan Bey’den nice kahramanımıza uzanan bu kutlu miras, bugün de bizlere yol göstermektedir. Ecdadımızın bağımsızlık uğruna ortaya koyduğu mücadele, Cumhuriyetimizin hangi büyük fedakârlıklarla kurulduğunu anlamamız açısından son derece kıymetlidir. Büyükşehir Belediyesi olarak bu tarihî mirasa sahip çıkıyor; şehrimizin gelişmesi, hemşehrilerimizin refahının artırılması ve çocuklarımızın daha güçlü bir geleceğe hazırlanması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Şehrimizin istiklal ruhunu, dayanışma kültürünü ve köklü medeniyet birikimini gelecek nesillere aktarmayı önemsiyoruz. Cumhuriyetimizin temel değerlerinden aldığımız güçle Kahramanmaraş’ımızı her alanda daha ileriye taşımak için gayret göstermeye devam edeceğiz” cümleleriyle sürdürdü.</p>
<p><strong>“Ecdadımızı Minnet ve Şükranla Anıyoruz”</strong></p>
<p>Başkan Fırat Görgel, mesajının sonunda Cumhuriyet’in kuruluşunda emeği bulunan tüm kahramanları rahmet ve minnetle andı. Görgel, “Bu anlamlı günde, başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele kahramanlarımızı, vatanımızın bağımsızlığı ve milletimizin huzuru uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mızı yürekten kutluyor; ülkemizin ve milletimizin birlik, beraberlik, huzur ve kardeşlik içerisinde nice bayramlara ulaşmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-gorgel-cumhuriyet-bayramimiz-kutlu-olsun-90765</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/baskan-gorgel-kurban-bayramimiz-kutlu-olsun-1779794328.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyet’in kuruluşunun 103’üncü yıl dönümü dolayısıyla kutlama mesajı yayımlayan Başkan Görgel, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Millî Mücadele kahramanlarımızı, vatanımızın bağımsızlığı ve milletimizin huzuru uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mız kutlu olsun” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tera-yatirimin-faaliyet-izinleri-ile-yetki-belgesi-iptal-edldi-90764</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tera Yatırım&#039;ın faaliyet izinleri ile yetki belgesi iptal edldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bültenine göre, kurul sermaye piyasalarında izinsiz olarak faaliyette bulunulmasının engellenmesi amacıyla 5 internet sitesine erişim engeli getirilmesi için gerekli hukuki işlemlerin yapılmasını kararlaştırdı.</p>
<p>50 gerçek kişi hakkında suç duyurusında bulunulmasına, 51 gerçek kişi ve Aura Portföy Yönetimi Anonim Şirketi, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Tera Portföy Yönetimi AŞ ve MAG Tarımsal Ürünler Pazarlama ve Ticaret AŞ hakkında borsa ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda 2 yıl işlem yapma yasağı getirilmesine hükmeden SPK, 31 gerçek kişi hakkında lisans iptali cezası uygulanmasına karar verdi.</p>
<p>Kurul, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ’nin tüm faaliyet izinlerinin ve yetki belgesinin iptal edilmesine, yatırımcılarının tazminine ve şirketin tedrici tasfiyesine hükmetti.</p>
<p>SPK ayrıca Piramit Menkul Kıymetler AŞ’nin sermayesinin 300 milyon liradan 500 milyon liraya artırılmasına yönelik esas sözleşme değişikliğine izin verilmesi talebiyle yapmış olduğu başvurunun olumlu karşılanması yönünde karara vardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tera-yatirimin-faaliyet-izinleri-ile-yetki-belgesi-iptal-edldi-90764</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/2/1280x720/tera-pusula-1789483293.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu, Tera Yatırım&#039;ın tüm faaliyet izinlerinin ve yetki belgesinin iptal edilmesine, yatırımcılarının tazminine ve şirketin tedrici tasfiyesine hükmetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsanin-9-aylik-cirosu-1515-milyar-lira-90761</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASELSAN&#039;ın 9 aylık cirosu 151,5 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ASELSAN, Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) yaptığı duyuruda, yılın 9 ayına ait finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre şirketin cirosu, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28 artışla 151,5 milyar liraya ulaştı.</p>
<p>Bu dönemde alınan yeni işler 14 milyar dolar oldu. İhracat odaklı büyüme stratejisini kararlılıkla sürdüren ASELSAN’ın imzaladığı yeni ihracat sözleşmeleri yüzde 34 artarak 1,9 milyar dolara çıktı. Şirket tarihinde bakiye siparişlerde ilk defa 30 milyar dolar seviyesi aşıldı.</p>
<p>Bu yılın 9 ayındaki yatırımlar yüzde 228 artarak 684 milyon dolara yükseldi. Açıklamaya göre, güçlü sipariş portföyü, üretim kapasitesini artıran yatırımlar ve AR-GE harcamalarındaki artış, ASELSAN’ın sürdürülebilir büyümesini destekleyen başlıca unsurlar olarak öne çıktı.</p>
<p>Açıklamada, "Yılın 9 ayında elde edilen hasılatta hava savunma, radar, elektronik harp sistemleri, su altı sistemleri, yapay zeka destekli kent güvenliği sistemleri, güdümlü mühimmat sistemleri, elektro-optik ve haberleşme teknolojileri belirleyici rol oynadı. Söz konusu büyümeyi ASELSAN’ın yüksek teknolojiye sahip ürünlerine yönelik artan talep destekledi. Alınan işlerin, satışlara oranı bu yılın 3. çeyreğinde 4,4’e yükseldi. ASELSAN’ı geleceğe hazırlayan tasarım ve üretim için gerekli kritik altyapı ve tesislere yönelik yatırımlar bu dönemde önemli ölçüde hız kazandı. Güçlü büyümesini operasyonel mükemmellik, yüksek teknoloji ve kurumsal dönüşüm odağıyla destekleyen ASELSAN, verimlilik göstergelerinde de güçlü bir performans sergiledi. Şirketin FAVÖK marjı, geçen yılın aynı dönemine göre 190 baz puan artarak yüzde 26,8 seviyesine yükseldi. 2025 yıl sonuna göre şirketin ticari alacakları yüzde 11 azaldı. Söz konusu alanlardaki iyileşmeler ASELSAN’ın güçlü bilanço yapısını destekledi. Aynı dönemde ASELSAN’ın FAVÖK tutarı da yüzde 38 artarak 40,6 milyar liraya ulaştı. Verimlilik artışı sağlayan uygulamaların kararlılıkla yürütülmesi, ürün portföyü içindeki kritik ve giriş bariyeri yüksek teknolojilere yönelik dönüşüm, ASELSAN’ın büyümesine ve operasyonel marjlarının korunmasına önemli katkı sağladı. Aynı dönemde ASELSAN’ın kişi başı hasılatında dolar bazında yüzde 4 artış görüldü." denildi. </p>
<p><strong>AR-GE harcamaları 1,3 milyar dolar seviyesine yükseldi</strong></p>
<p>Artan bakiye siparişlerle beraber yılın 9 ayında ASELSAN’a ilave üretim kabiliyeti ve ölçek kazandıracak yatırımların kesintisiz bir şekilde devam ettiği belirtildi. Oğulbey Teknoloji Üssü ve mevcut yerleşkelerde gerçekleştirilen yatırımlar arttığı ifade edilen açıklamaya göre, bu yatırımlar ASELSAN’ın büyüyen sipariş hacmini karşılamasına ve sürdürülebilir büyümesine destek oluyor.</p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: "2025'te temeli atılan ve Cumhuriyet tarihinin tek seferdeki en büyük savunma sanayii yatırımı olan Oğulbey Teknoloji Üssü’nün ilk fazı bu dönemde faaliyetlerine başladı. Benzer şekilde Güdümlü Mühimmat Sistemleri Üretim Merkezi gibi birçok yeni yatırım bu dönemde devreye alındı. Hava, deniz ve kara savunma sistemlerinin üretiminde robotik ve otomasyon altyapısı önemli ölçüde güçlendirildi. Devreye alınan ve devam eden yatırımlar ile birlikte ASELSAN'ın teslimat kapasitesi, hız ve kalite kabiliyeti artırıldı. ASELSAN’ın gerçekleştirdiği AR-GE harcamaları ilgili dönemde, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 36 artarak 1,3 milyar dolar seviyesine yükseldi. Özellikle uydu teknolojileri, kuantum hesaplama teknolojileri, su altı teknolojileri, yüksek güçlü mikrodalga teknolojileri, mikroelektronik sistem teknolojileri, akıllı mühimmat ve itki sistem teknolojileri gibi giriş bariyeri yüksek alanlara yönelik yatırımlar hız kazandı."</p>
<p><strong>ASELSAN’ın finansman giderleri yüzde 10,3 azaldı</strong></p>
<p>Şirketin operasyonel nakit akışı 2026 yılının 9 ayında 23 milyar lira olarak gerçekleşti. Söz konusu dönemde ASELSAN’ın finansal borçlarının aktifleri içerisindeki payı yüzde 14 oldu. Etkin finans yönetimi ve geliştirilen yeni stratejiler ile ASELSAN’ın finansman giderlerinin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10,3 azaldığı bildirildi.</p>
<p>Özkaynak oranı yüzde 55 seviyesinde olan ASELSAN, bu alanda sektör ortalamalarının üzerindeki konumunu sürdürdü. ASELSAN’ın bilanço büyüklüğü 2025 yıl sonuna göre yüzde 15 arttı. Güçlü bilanço yönetimi, verimlilik artışı sağlayan uygulamalar ve sürdürülen finansal disiplin ile yılın 9 ayında ASELSAN’ın özkaynak kârlılığının 400 baz puan artarak yüzde 16,6’ya yükseldiği, aktif kârlılığının ise yüzde 9’a yükselerek, sermaye ve varlık verimliliğinde önemli bir iyileşme kaydedildiği vurgulandı.</p>
<p><strong>"Küresel rekabette daha güçlü bir ASELSAN hedefiyle ilerliyoruz"</strong></p>
<p>ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, 2026'nın, ASELSAN için yalnızca büyüdüğü değil, büyümenin ölçeğini değiştirdikleri bir yıl olduğunu söyledi.</p>
<p>aselsaneXt ile ortaya koydukları dönüşümün siparişlerden yatırımlara, üretim kapasitesinden teknolojik derinliğe kadar şirketin tamamında karşılık bulduğunu ifade eden Akyol, "Bugünün ihtiyaçlarını karşılamanın ötesine geçtik. Yarının taleplerine cevap verecek kapasiteyi, bugünden oluşturuyoruz. Daha hızlı, daha verimli ve küresel rekabette daha güçlü bir ASELSAN hedefiyle ilerliyoruz." açıklamalarında bulundu.</p>
<p>Akyol, istikrarlı büyümenin yanı sıra büyüme hızının da arttığını belirterek, dolar bazında 3. çeyrek büyüme rakamlarına bakıldığında, 2024’te yüzde 18, 2025’te yüzde 29 ve bu yıl yüzde 42 büyüdüklerini açıkladı.</p>
<p>Büyümede ve birçok iş hacmi göstergesinde sektörün global ortalamalarının çok çok üstünde performans gösterdiklerini kaydeden Akyol, "Nitekim Ağustos ayında açıklanan Defense News Top 100 listesinde üç basamak yükselerek 40’ıncı sıraya yerleştik. Forbes Global 2000 listesine giren ilk Türk savunma sanayi şirketi olduk. Benzer şekilde, global yatırım kuruluşlarının raporlarında da şirketimizin başarılarına dikkat çekiliyor." açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>"Büyümenin yalnızca hacmine değil, niteliğine de bakıyoruz"</strong></p>
<p>ASELSAN Genel Müdürü Akyol, hasılat ve FAVÖK marjındaki iyileşmelerde yapay zekanın süreçlerde etkin kullanımı, dijital dönüşümün katkıları ve ürün portföyünde daha yüksek katma değerli ürünlerin payının artmasının etkili olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Ölçeğin büyürken operasyonel marjların gelişmesinin özellikle kıymetli olduğunu vurgulayan Akyol, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu sonuçlar, daha fazla işi başarmanın yanında, yüksek katma değerli işleri daha verimli şekilde gerçekleştirdiğimizi de ortaya koyuyor. Biz büyümenin yalnızca hacmine değil, niteliğine de bakıyoruz. Daha büyük bir şirket olurken daha verimli bir yapıya ulaşmak, aselsaneXt ile hedeflediğimiz dönüşümün en önemli göstergelerinden biri. Sipariş tarafında ASELSAN tarihinde yeni rekorlara imza attık. Alınan işin satışlara oranımızın 4,4’e yükselmesi, önümüzdeki yıllara uzanan iş hacmimizin önemli göstergelerinden biri. Bu oran bize yalnızca bugünkü talebin gücünü değil, önümüzdeki dönemin büyüme potansiyelini de gösteriyor. Satışlarımızın çok üzerinde yeni iş alıyor olmamız, önümüzde uzun ve güçlü bir iş yükü bulunduğuna işaret ediyor. Bundan sonraki temel sorumluluğumuz, bu portföyü zamanında teslimata, yeni kapasiteye ve teknolojik üstünlüğe dönüştürmek.</p>
<p>Cumhuriyet tarihinin tek seferdeki en büyük savunma sanayii yatırımı olan Oğulbey Teknoloji Üssü’nün ilk fazını faaliyete aldık. Güdümlü Mühimmat Sistemleri Üretim Merkezi gibi yeni tesislerimizi devreye sokarken robotik ve otomasyon altyapımızı da geliştiriyoruz. Buradaki yaklaşımımız çok net: Siparişlerin, kapasitemizin önüne geçmesini beklemiyoruz. Talebin geleceği noktayı öngörerek altyapımızı bugünden hazırlıyoruz. Siparişi kapasiteye, kapasiteyi geleceğe dönüştürüyoruz."</p>
<p>Akyol, uydu teknolojilerinden kuantum hesaplama teknolojilerine, su altı sistemlerinden yüksek güçlü mikrodalga ve mikroelektronik teknolojilerine kadar giriş bariyeri yüksek alanlara yatırım yaptıklarını, Antalya’da düzenlenen Uluslararası Uzay Kongresinde alçak yörünge uydu konseptini ilk defa tanıttıklarını belirtti.</p>
<p>Kuruluşundan bu yana TSK’nın karada, denizde ve havada haberleşmesini sağlayan ASELSAN'ın, bundan sonra uydu haberleşme hizmetini de sağlayacağını ifade ederek, "ASTRALINK adını verdiğimiz projemiz uluslararası camianın da yoğun ilgisini çekti. Teknolojik bağımsızlığımızı güçlendirecek, ihracatta bizi daha yukarı taşıyacak ve yeni kabiliyet alanları açacak bu tür yeni teknoloji alanlarına odaklanmayı sürdüreceğiz." açıklamalarında bulundu.</p>
<p>Akyol, yatırımları gerçekleştirirken finansal disiplinden taviz vermemeyi temel önceliklerden biri olarak gördüklerini ifade ederek, "Geçen yıl gerçekleştirdiğimiz yatırımın neredeyse iki katını bu yılın ilk üç çeyreğinde gerçekleştirmiş olduk. Yatırım temposunun bu ölçüde yükseldiği bir ortamda finansal istikrarımızı başarıyla sürdürüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bugün ASELSAN’a ve geliştirdikleri sistemlere hem Türkiye’de hem de uluslararası pazarlarda giderek artan bir ilgi olduğunu belirten Akyol, bu ilgiyi stratejik bir gelişme olarak gördüklerini ve savunma bütçelerinin arttığı, ülkelerin tedarik güvenliğini ve teknolojik egemenliği daha fazla önemsediği bir dönemde ASELSAN’ın geniş ürün portföyünün önemli bir avantaj sağladığını kaydetti.</p>
<p>Akyol, kurumsal yönetim anlayışı ve özveriyle çalışan nitelikli personellerle ASELSAN’ı bugünlere getirdiklerini ifade ederek, "Hedefimiz açık: ASELSAN’ı dünyanın önde gelen savunma teknolojisi şirketlerinden ve güçlü küresel teknoloji markalarından biri haline getirmek." açıklamasını yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsanin-9-aylik-cirosu-1515-milyar-lira-90761</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/3/1280x720/ahmet-akyol-1772512731.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN&#039;ın cirosunun 9 ayda geçen yıla göre yüzde 28 artarak 151,5 milyar liraya ulaştığı bildirildi. Genel Müdür Ahmet Akyol, &quot;Geçen yıl gerçekleştirdiğimiz yatırımın neredeyse iki katını bu yılın ilk üç çeyreğinde gerçekleştirmiş olduk. Yatırım temposunun bu ölçüde yükseldiği bir ortamda finansal istikrarımızı başarıyla sürdürüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbank-gm-kaan-gur-9-ayda-kredi-destegini-3-trilyon-35-milyar-liraya-cikardik-90760</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akbank GM Kaan Gür: 9 ayda kredi desteğini 3 trilyon 35 milyar liraya çıkardık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akbank, 2026 yılının üçüncü çeyreğine ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Genel Müdür Kaan Gür, üçüncü çeyrekte artan jeopolitik belirsizliklere bağlı olarak enerji fiyatlarının yeniden yükselişe geçmesinin, küresel ekonomi ve finansal piyasalar üzerinde etkili olmaya devam ettiğini belirtti.</p>
<p>Güçlenen enflasyon riskleri karşısında gelişmiş ülke merkez bankalarının daha sıkı bir parasal duruşa yöneldiğini aktaran Gür, "Küresel finansal koşulların sıkılaştığı bu ortamda, yurt içinde dezenflasyon sürecinde kaydedilen ilerleme ve makroekonomik dengelenmenin güçlenmesiyle ekonomi yönetimimiz tarafından kademeli normalleşme adımları atıldı." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Gür, küresel belirsizliklerin yüksek seyrettiği söz konusu dönemde Türk ekonomisine ve müşterilerine desteklerini kararlılıkla sürdürmeye devam ettiklerini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"2026 yılının 9 ayında ekonomimize sağladığımız kredi desteğini 2 trilyon 334 milyar lirası nakdi olmak üzere toplam 3 trilyon 35 milyar lira seviyesine çıkardık. Toplam mevduatımız 2 trilyon 641 milyar liraya, aktiflerimiz ise 4 trilyon 198 milyar liraya ulaştı. Yüzde 16,7 düzeyinde gerçekleşen güçlü konsolide sermaye yeterlilik oranımızla reel sektörün büyümesine ve gelişmesine destek olmayı sürdürdük. Bankamız, 2026 yılının 9 ayında 16 milyar 897 milyon lira vergi gideri sonrası 45 milyar 933 milyon lira konsolide net kâr elde etti."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbank-gm-kaan-gur-9-ayda-kredi-destegini-3-trilyon-35-milyar-liraya-cikardik-90760</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/4/1280x720/kaan-gur-1763720927.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankanın finansal sonuçları hakkında değerlendirmelerde bulunan Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, &quot;2026 yılının 9 ayında ekonomimize sağladığımız kredi desteğini 2 trilyon 334 milyar lirası nakdi olmak üzere toplam 3 trilyon 35 milyar lira seviyesine çıkardık.&quot; dedi. Gür, bu dönemde 16,9 milyar lira vergi gideri sonrası 45,9 milyar lira konsolide net kâr elde ettiklerini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itoda-avdagicin-rakibi-sandiga-takildi-90751</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTO&#039;da Avdagiç&#039;in rakibi sandığa takıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN - YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türkiye’nin, 800 bini aşkın üyesiyle en büyük odası konumundaki İstanbul Ticaret Odası’nda (İTO), gelecek dört yıl görev yapacak Yönetim Kurulu ve Meclis üyelerini belirleyecek meslek komiteleri için dün seçim yapıldı.</p>
<p>Yeşilköy’deki İstanbul Fuar Merkezi’nde yapılan seçimler, yağmurlu havaya rağmen yoğun katılıma sahne oldu. Toplam 303 sandıkta gerçekleştirilen oylama sonucunda 80 meslek komitesinin 270’i meclis üyesi olmak üzere toplam 620 üyesi belirlendi. Komitelerin 21’inde tek listeyle seçime gidilirken, kalan 59 komitede iki veya daha fazla liste yarıştı. Yaklaşık 50 bin oyun kullanıldığı seçimlerde mevcut İTO Başkanı Şekib Avdagiç, yarıştığı komitede açık farkla kazanırken başkanlık için adaylığını açıklayan Kaptan Mustafa Can, yaklaşık 100 oy farkla kaybetti. Seçimlerde en yoğun rekabetin yaşandığı komiteler arasında 16 No’lu Oteller, 17 No’lu Restoran ve Yiyecek-İçecek Hizmetleri, 24 No’lu Lojistik Hizmetleri, 37 No’lu Kumaş, 4 No’lu Altyapı ve İnşaat ile 45 No’lu Konut İnşaatı komiteleri yer aldı. </p>
<p>Günün ilerleyen saatlerinde Kumaş Meslek Komitesi’nde kısa süreli bir arbede yaşandı. Bunun dışında sakin geçen seçimler, saat 17.00 itibarıyla sona erdi. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, çift listenin yarıştığı 68 No’lu Plastik ve Kauçuk Meslek Komitesi’nde yer aldı. Başkanlık için aday olan Kaptan Mustafa Can ise yine çift listenin yarıştığı 24 No’lu Lojistik Hizmetleri Komitesi’nde mavi listeyle seçime girdi.</p>
<p>80 komite ve 303 sandıktaki oyların sayımı yaklaşık bir saat sürdü. Sonuçlara göre, önemli komitelerden 61 No’lu Teknik Hırdavat Komitesi’nde Dursun Topçu’nun listesi, 51 No’lu Ayakkabı ve Ayakkabı Yan Sanayi Komitesi’nde Sait Salıcı’nın yer aldığı liste kazandı. En büyük komiteler arasında bulunan 1 No’lu Perakende Ticaret Komitesi’nde Yavuz Altun’un listesi seçimi önde tamamlarken, 38 No’lu Hazır Giyim Komitesi’nde beyaz listeyle yarışan Gıyasettin Eyyüpkoca’nın listesi galip geldi. 69 No’lu Kimyevi Maddeler Komitesi’nde ise Tayfun Koçak’ın listesi kazandı.</p>
<h2>İTO başkanlığı 4 Kasım’da belirlenecek </h2>
<p>Meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimlerinin tamamlanmasının ardından gözler, İTO’nun yeni yönetimini belirleyecek ikinci aşamaya çevrildi. Seçim takvimine göre sandıklar, 4 Kasım 2026 Çarşamba günü 09.00- 12.00 saatleri arasında yeniden kurulacak. Mazbatalarını alan meclis üyeleri, İTO’nun gelecek dört yıllık döneminde görev yapacak Yönetim Kurulu Başkanı ve üyelerinin yanı sıra Disiplin Kurulu üyeleri ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) delegelerini seçecek. Ardından yapılacak ayrı bir seçimle Oda’nın Meclis Başkanı ve Meclis Başkanlık Divanı da belirlenecek.</p>
<h2>Avdagiç’ten ilk mesaj</h2>
<p>İTO Başkanı Şekib Avdagiç, sabah saatlerinde oyunu kullandı. Avdagiç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, 144 yıllık geçmişe sahip İTO’nun seçimlerinin demokratik temsilin güçlü biçimde ortaya çıktığı bir süreç olmasını temenni etti. Seçimlere katılarak iradelerini sandığa yansıtan üyelere teşekkür eden Avdagiç, seçimlerin İstanbul iş dünyası ve İTO camiası için hayırlı olmasını diledi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itoda-avdagicin-rakibi-sandiga-takildi-90751</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/1/1280x720/ito-1793168988.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;da Yaklaşık 50 bin oyun kullanıldığı Yönetim Kurulu ve Meclis üyelerini belirleyecek meslek komiteleri seçimlerinde mevcut Başkanı Şekib Avdagiç, açık farkla kazanırken başkanlık için adaylığını açıklayan Kaptan Mustafa Can, yaklaşık 100 oy farkla kaybetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/disk-baskani-cerkezoglu-emeklilerin-sorunlari-bir-takim-pansuman-tedbirlerle-cozulemez-90746</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> DİSK Başkanı Çerkezoğlu: Emeklilerin sorunları pansuman tedbirlerle çözülemez</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve DİSK Genel Başkan Yardımcısı, Genel İş Sendikası Genel Başkanı Remzi Çalışkan, Attalos Anıtı'nda vatandaşlara seslendi.</p>
<p>Antalya’da yaşanan hortum nedeniyle konteynerde hayatını kaybeden 4 işçinin ailesine başsağlığı dileyen Çerkezoğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya'da, COP 31 zirvesi toplanacak. BM İklim Krizi Zirvesi öncesinde Antalya'da, Türkiye'nin dört bir yanında yaşadıklarımız kuşkusuz bir tesadüf değil. İklim krizi artık sadece geleceğe ilişkin bir tehdit değildir. İklim krizi bugün işçilerin yaşam hakkını doğrudan etkilemektedir. Bu aşırı hava olayları, aşırı sıcaklar, seller, fırtınalar, yangınlar özellikle açık havada şantiyelerde çalışan işçilerin sağlığını ve güvenliğini açıkça tehdit etmektedir. İklim krizi o nedenle sadece bir çevre sorunu değildir. Aynı zamanda bir emek sorunudur, işçi sorunudur ve bir bölüşüm meselesidir, bir adalet meselesidir.’’</p>
<p><strong> "Vergide, gelirde adalet istiyoruz"</strong></p>
<p>Çalışanlar olarak gelirde, vergide, ülkede adalet istediklerini ifade eden Çerkezoğlu, ‘’Çünkü bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini, üretenler olarak işçiler, emekçiler, emekliler, kadınlar, gençler olarak geçinemiyoruz. Bu ülkede temel mesele bölüşüm meselesidir. Ülkemiz yoksul olduğu için değil, ülkemiz fakir olduğu için değil, adaletin terazisi bozulduğu için geçinemiyoruz’’ dedi.</p>
<p>Çalışanların, hayat pahalılığı karşısında eriyen ücretlerle hayatta kalmaya çalıştığını dile getiren Arzu Çerkezoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Bu da yetmiyormuş gibi ağır vergi yükü nedeniyle Ocak ayında aldığımızı Mayıs'ta, Haziran'da, Haziran'da aldığımızı Kasım'da Aralık'ta alamıyorsak gelirde, vergide, ülkede adalet mücadelesi, ülkenin geleceğinin mücadelesidir. Vergide adalet istiyoruz. Türkiye'de öyle bir düzen kurdular ki bu düzenin bütün çarkları zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak için dönüyor. O kadar büyük bir adaletsizliğin yaşandığı bu ülkede evet biz diyoruz ki bu düzen böyle gitmez.’’</p>
<p> Çerkezoğlu, Türkiye'de 13 milyona yakın işsiz olduğunu, 4,5 milyon kişinin haftada 40 saatten daha az, yarı zamanlı, esnek, güvencesiz işlerde, çalıştığını, 5,5 milyon insanın da çalışmak istediği halde iş bulamadığı için çalışamadığını dile getirdi.</p>
<p>İşsizlik Sigortası Fonu’nun ‘İşveren Fonu’na dönüştüğünü anlatan Arzu Çerkezoğlu, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’13 milyona yakın işsizin olduğu bir ülkede, işsizler için yaratılmış en önemli sigortalardan birisi olan İşsizlik Sigortası Fonu, işveren fonuna dönüştürülmüş durumdadır. İşsizlik Sigortası Fonu işçilerindir, işsiz işçiler içindir.  İşsizlik Sigortası Fonundan işverenlere yapılan ödemeler son bulmalı, fonun amacı dışında kullanılmasına son verilmelidir.’’</p>
<p><strong>"2027 bütçesinde faize kaynak var"</strong></p>
<p>Türkiye’nin yoksul, fakir olduğu için değil, adaletle bölüşmediği için, gelirde, vergide adalet olmadığı için yoksullaştığını anlatan Çerkezoğlu, şöyle devam etti.</p>
<p> ‘’2027 bütçesi meclise sunuldu. Komisyonlarda görüşülmeye başlandı. Görüyoruz ki 2027 bütçesinde faize kaynak var, sermayeye kaynak var. 2027 bütçesinde sermayenin talepleri var. Ama işçiler yok, emekçiler yok, emekliler yok, kadınlar yok, gençler yok. Bu ülkede üretim var, bu ülkede kaynak var, bu ülkede birikim var. Gelirde, vergide, ülkede adalet diyoruz.’’</p>
<p><strong>"Emeklilerin sorunu üç beş bin liralık seyyanen artışlarla çözülemez"</strong></p>
<p>Asgari ücret başta olmak üzere bütün ücretlerin arttırılmasını, sendikalaşmanın, örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasını istediklerini anlatan Çerkezoğlu, taleplerini şöyle dile getirdi:</p>
<p>‘’Biz vergide adalet istiyoruz. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınan adil bir vergi sistemi istiyoruz. Vergide adalet olmadan gelirde adalet olmaz. Bu politikaların, bu ağır tablonun bu kara tablonun en ağır bedellerinden birisini ödeyenler emekliler. Bu ülkede emekliler bir yük olarak görülüyor. Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası emeklilerle ilgili bazı açıklamalar yapıldı. Emeklilere çeşitli müjdeler veriliyor. Emeklilerin sorunları birtakım pansuman tedbirlerle ya da emeklilere yapılacak üç beş bin liralık seyyanen artışlarla çözülemez.’’</p>
<p>Emeklilik sistemin tepeden tırnağa yeniden kurulması gerektiğini ifade eden Çerkezoğlu, ‘’Bu pansuman tedbirlerle ya da üç beş bin liralık artışlarla değil emekli aylıklarındaki bu erimeyi yaratan sistem tümüyle ortadan kaldırılmalıdır. Emekli aylıklarında aylık bağlama oranı yükseltilmelidir. Emekli aylıklarının milli gelirden aldığı pay arttırılmalıdır. İntibak yasası çıkartılmalı ve mevcut emekliler açısından da daha fazla prim ödeyenin daha az ücret aldığı, emekli aylıkları arasındaki dengesizlikler ortadan kaldırılmalıdır. Memur emeklilerine seyyanen zam yansıtılmalı ve bu konudaki mağduriyetlere son verilmelidir’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/disk-baskani-cerkezoglu-emeklilerin-sorunlari-bir-takim-pansuman-tedbirlerle-cozulemez-90746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/6/1280x720/disk-baskani-cerkezoglu-emeklilerin-sorunlari-bir-takim-pansuman-tedbirlerle-cozulemez-1793167085.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, &quot;Bu ülkede emekliler bir yük olarak görülüyor. Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası emeklilerle ilgili bazı açıklamalar yapıldı. Emeklilere çeşitli müjdeler veriliyor. Emeklilerin sorunları birtakım pansuman tedbirlerle ya da emeklilere yapılacak üç beş bin liralık seyyanen artışlarla çözülemez.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmaris-eurasia-turizm-zirvesine-ev-sahipligi-yapacak-90710</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 17:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Marmaris, Eurasia Turizm Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/MUĞLA </strong></p>
<p>Marmaris’in turizm sezonunu yaz aylarının dışına taşıyarak dört mevsime yaymaya yönelik çalışmaları sürerken, kent ulusal ve uluslararası turizm profesyonellerini buluşturacak yeni bir organizasyona hazırlanıyor.</p>
<p>Dünya turizminin köklü meslek kuruluşlarından SKAL tarafından düzenlenen 1. Eurasia Turizm Zirvesi, SKAL Marmaris Kulübü ev sahipliğinde 20-22 Kasım 2026 tarihlerinde Marmaris’te gerçekleştirilecek. Elegance Otel’de “Yerel Değerlerde Markalaşma” temasıyla düzenlenecek zirve, Türkiye’nin farklı turizm destinasyonlarından kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, özel sektör temsilcilerini, sivil toplum kuruluşlarını ve turizm profesyonellerini bir araya getirecek.</p>
<h2>“Marmaris’i 12 ay yaşayan bir kent haline getireceğiz”</h2>
<p>Marmaris’in turizm potansiyelini yılın tamamına yaymayı hedeflediklerini belirten Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, sonbahar ve kış aylarında düzenlenen organizasyonların kent ekonomisi ve turizmi açısından önem taşıdığını söyledi. Turizm paydaşlarıyla yürütülen ortak çalışmaların karşılığını almaya başladıklarını ifade eden Ünlü, “Marmaris’i yalnızca yaz aylarında değil, yılın 12 ayı yaşayan ve önemli organizasyonlara ev sahipliği yapan bir kent haline getirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Belediyemizin ve turizm paydaşlarımızın ortak çabalarıyla Marmaris’in sonbahar ve kış aylarında da öne çıkması için attığımız adımların karşılığını görmekten mutluluk duyuyoruz. Turizmin geleceğinin, yerel değerlerin ve sürdürülebilir turizmin ele alınacağı bu önemli buluşmanın kentimize değer katacağına inanıyorum” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0b619137d9-1793111577.jpeg" alt="" width="800" height="533" /></p>
<h2>“Yerel değerler markalaşmada güçlü bir potansiyele sahip”</h2>
<p>Zirvenin Türkiye’nin farklı turizm destinasyonları arasında bilgi ve deneyim paylaşımını artırmayı amaçladığını belirten Uluslararası SKAL Dernekleri Federasyonu Başkanı Emre Gezgin, “Yerel değerlerin turizm markalaşmasında son derece güçlü bir potansiyele sahip olduğu Marmaris’te bu önemli organizasyonu düzenliyoruz” dedi. SKAL Marmaris Kulübü Başkanı Süleyman Yıldız ise organizasyonun turizm sektörünün farklı paydaşlarını ortak bir vizyonda buluşturacağını belirterek, “Tüm turizm paydaşlarımızı bu ortak vizyonun bir parçası olmaya davet ediyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmaris-eurasia-turizm-zirvesine-ev-sahipligi-yapacak-90710</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/0/1280x720/marmaris-eurasia-turizm-zirvesine-ev-sahipligi-yapacak-1793111520.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Marmaris, turizm sezonunu 12 aya yayma hedefi doğrultusunda önemli bir organizasyona ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. SKAL tarafından 20-22 Kasım 2026 tarihlerinde düzenlenecek 1. Eurasia Turizm Zirvesi’nde yerel değerlerin markalaşması, sürdürülebilir turizm ve destinasyonların gelişimi ele alınacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ab-korunma-onlemleri-celik-ihracatini-dusurdu-90707</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 16:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;AB, korunma önlemleri çelik ihracatını düşürdü&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri bünyesinde 9 yıldır ihracat liderliğini sürdüren Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği (EDDMİB), 2026 yılının ocak-eylül döneminde 1 milyar 918 milyon dolarlık ihracata ulaştı. Demir ve demir dışı metaller sektörünün ihracatı yüzde 23 artarken, Avrupa Birliği’nin ithalat kotalarını sıkılaştırması, ABD’nin korumacı politikaları ve Çin kaynaklı arz fazlasının yarattığı fiyat baskısıyla çelik ihracatı yüzde 14 geriledi. Demirdışı metallerdeki büyümenin çelikteki kaybı büyük ölçüde telafi ettiğini belirten EDDMİB Başkanı M. Fatih Uysal, Avrupa pazarındaki kısıtlamaların alternatif pazarlara yönelmeyi zorunlu hale getirdiğini vurgulayarak, yıl sonunda 2,5 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşmayı öngördüklerini söyledi.</p>
<p>Avrupa Birliği’nin ithalat kotalarını sıkılaştırması, ABD’nin korumacı politikaları ve Çin kaynaklı arz fazlasının çelik ihracatçıları üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Uysal, “Küresel pazarlardaki fiyat baskısına yurt içindeki yüksek üretim, enerji ve finansman maliyetleri de ekleniyor. Özellikle Avrupa pazarındaki kısıtlamalar, alternatif pazarlara yönelmeyi zorunlu hale getiriyor. 1 Temmuz 2026’da yürürlüğe giren yeni AB kota rejiminin etkilerini yılın kalan döneminde daha belirgin hissedeceğiz. Önceliğimiz, mevcut pazarlarımızı korurken yeni pazarlarda kalıcı iş bağlantıları kurmak ve katma değerli üretimle rekabet gücümüzü artırmak” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin kaliteli, rekabetçi ve esnek üretim gücüyle Fas’ın artan yatırım ve tedarik ihtiyaçlarına güçlü bir çözüm ortağı olabileceğine değinen Uysal, “Fas’ı, Afrika kıtasının istikrarlı büyüme gösteren ve bölgesel ticaret açısından stratejik konumunu güçlendiren ülkelerinden biri olarak hedef pazarlarımız arasında değerlendiriyoruz. Fas, aynı zamanda Batı Afrika’ya da giriş kapısı konumunda. Fas’a 10 firmamızla gittik. 13 Ekim 2026 Salı günü Türk ihracatçılarıyla Faslı ithalatçıların ikili iş görüşmeler gerçekleştirdik.”</p>
<p>Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin 2026 yılı ocak – eylül döneminde ihracatında ürün kategorilerinde; demir-çelik inşaat aksamı 286 milyon dolarla ilk sırada yer alırken, demir-çelik profil ihracatı 202 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdı. İhracatını istikrarlı bir şekilde artıran bağlantı elemanları sektörü yüzde 6’lık artışla 194,3 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaştı.</p>
<p>Demirdışı metaller kategorisinde bakır ihracatı yüzde 28’lik artışla 284 milyon dolardan 365 milyon dolara sıçrarken, alüminyum ihracatı yüzde 15’lik yükselişle 111 milyon dolardan 127 milyon dolara ilerledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ab-korunma-onlemleri-celik-ihracatini-dusurdu-90707</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/fatih-uysal.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin 9 aylık ihracatı 1 milyar 918 milyon dolara ulaşırken, çelik ihracatı yüzde 14 geriledi. EDDMİB Başkanı Fatih Uysal, AB’nin ithalat kotaları ve küresel rekabet baskısının sektörü zorladığını belirterek, yeni pazarlara yönelmenin önemine dikkat çekti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/teknopark-izmirde-1-milyar-dolarlik-ihracat-hedefi-90705</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 16:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknopark İzmir&#039;de 1 milyar dolarlık ihracat hedefi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD), İzmir'in teknoloji geliştirme kapasitesini güçlendirmek ve üniversite-sanayi iş birliğini artırmak amacıyla İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) ve Teknopark İzmir'i ziyaret etti.</p>
<p>ESİAD Girişimcilik ve Dijital Dönüşüm Yuvarlak Masası'nın katkılarıyla düzenlenen programda, teknoloji girişimlerinin büyüme potansiyeli, yüksek katma değerli üretim ve ihracat olanakları değerlendirildi.</p>
<h2>“Teknolojik birikim ekonomik değere dönüşmeli”</h2>
<p>Üniversitelerde üretilen bilginin ticarileştirilmesinin yüksek katma değerli üretim açısından önemine dikkat çeken ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, “İzmir, güçlü sanayi altyapısı, köklü üniversiteleri ve gelişen teknoloji ekosistemiyle önemli bir potansiyele sahip. Bu birikimi teknoloji geliştiren, geliştirdiği teknolojiyi ticarileştirebilen ve uluslararası pazarlarda büyüyebilen bir yapıya dönüştürmeliyiz. Özellikle yapay zekâ ve dijital teknolojilerde girişimlerin yenilikçi yaklaşımıyla sanayimizin üretim deneyimini bir araya getirebilirsek önemli bir rekabet üstünlüğü sağlayabiliriz. Üniversiteler, teknoloji geliştirme merkezleri ve iş dünyası arasında daha güçlü iş birlikleri kurarak bilimsel birikimi yüksek katma değerli üretime, nitelikli istihdama ve ihracata dönüştürmeliyiz” dedi.</p>
<h2>“Hedefimiz 1 milyar dolarlık ihracat”</h2>
<p>Teknopark İzmir'in son yıllarda yüksek teknoloji ihracatında önemli bir büyüme kaydettiğini belirten İYTE Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran, “Teknoparkımızda faaliyet gösteren firma sayısı 140'tan 355'e, çalışan sayısı ise 800'den 3 bin 200'e yükseldi. 2018 yılında 1,5 milyon dolar olan yıllık ihracatımız, bu yıl 1 Ekim itibarıyla 621,4 milyon dolara ulaştı. Hedefimiz, 1 milyar dolar ihracat gerçekleştiren bir teknoloji kampüsü haline gelmek. Teknoparkımızdan Ege Bölgesi'nin ilk unicorn girişiminin çıkması da oluşturduğumuz ekosistemin başarısını ortaya koyuyor. Yapay zekâyı stratejik bir alan olarak görüyor, bu nedenle bütün bölümlerimizde birinci sınıftan itibaren yapay zekâ ve girişimcilik derslerini zorunlu hale getiriyoruz. Öğrencilerimizin yüzde 37'si henüz eğitimleri sırasında teknopark firmalarında çalışarak veya staj yaparak iş hayatıyla buluşuyor. Bilimsel birikimimizi ekonomik değere dönüştürmek ve ülkemizin teknolojik bağımsızlığını güçlendirmek önceliklerimiz arasında yer alıyor” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/teknopark-izmirde-1-milyar-dolarlik-ihracat-hedefi-90705</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/5/1280x720/teknopark-izmirde-1-milyar-dolarlik-ihracat-hedefi-1793109286.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknopark İzmir&#039;in yıllık ihracatı, 2018 yılındaki 1,5 milyon dolar seviyesinden 2026 yılının 1 Ekim tarihi itibarıyla 621,4 milyon dolara ulaştı. Teknopark bünyesindeki firma sayısının 355&#039;e, istihdamın ise 3 bin 200&#039;e yükseldiğini belirten İYTE Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran, hedeflerinin 1 milyar dolar ihracat gerçekleştiren bir teknoloji kampüsü oluşturmak olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dso-baskani-selim-kasapoglu-denizli-sanayisinde-yeni-yatirimlarin-onunu-acmaliyiz-90704</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 16:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Selim Kasapoğlu: Denizli sanayisinde yeni yatırımların önünü açmalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli Sanayi Odası (DSO) öncülüğünde yaklaşık bir yıldır hazırlıkları sürdürülen 280 milyon dolarlık titanyum yatırımı, DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu’nun ev sahipliğinde, TEI Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut Faruk Akşit’in teşrifleriyle Anemon Otel’de düzenlenen Titanyum Yatırımı İstişare Toplantısı’nda ele alındı.</p>
<p>DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, Denizli sanayisinin son yılların en zorlu dönemlerinden birini yaşadığını belirterek, mevcut sorunlarla mücadele ederken kentin geleceğini şekillendirecek yeni yatırımlar için de adım atılması gerektiğini vurguladı. Kasapoğlu, “Sanayimiz çok sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Üretmekte, maliyetlerimizi kontrol etmekte ve rekabet etmekte zorlanıyoruz. Hepimiz bu sorunları kendi işletmelerimizde yaşıyoruz. Ancak içinde bulunduğumuz koşullar ne kadar zor olursa olsun, Denizli sanayisine yeni bir rota çizmek, yeni bir ufuk açmak zorundayız” dedi.</p>
<p>Titanyum yatırımının hazırlık sürecine ilişkin bilgi veren Kasapoğlu, “Bir yıldır bu yatırımın Denizli için ne kadar uygulanabilir olduğunu, şehrimize nasıl bir katkı sağlayabileceğini araştırıyoruz. Çalışma grupları oluşturduk, teknik incelemeler yaptık, uzmanlarla bir araya geldik. Bu süreçte ciddi bir emek, zaman ve kaynak harcadık. Bugün artık elimizde teknik ve finansal yönleriyle değerlendirebileceğimiz somut bir çalışma var. Bu çalışmanın Denizli sanayisi için bir umut olduğuna inanıyorum” diye konuştu.</p>
<p>Denizli Sanayi Odası olarak bu yatırımın önünü açmak, gerekli araştırmaları yapmak ve sanayicilerin önüne değerlendirilebilir bir proje koymak için çalıştıklarını söyleyen Kasapoğlu, “Ancak bir şehrin sanayi geleceğini tek başına bir kurumun belirlemesi mümkün değil. Bundan sonraki kararı Denizli’nin reel sektörü, sanayicileri ve sermaye sahipleri verecek. Bu şehrin geleceğini ilgilendiren böyle bir adımın ortak bir iradeyle atılması gerektiğine inanıyorum. Biz üzerimize düşen hazırlığı yaptık. Şimdi bu yatırımın Denizli’de hayata geçirilip geçirilmeyeceğine hep birlikte karar vereceğiz” dedi.</p>
<p>Yatırımın büyüklüğü ve sermaye planına da değinen Kasapoğlu, “Toplam 280 milyon dolarlık bir yatırımdan söz ediyoruz. İlk aşamada 100 milyon dolarlık sermaye oluşturmayı ve asgari katılım tutarını 1 milyon dolar olarak belirlemeyi planlıyoruz. Katılımcılarımızla paylaşacağımız ön talep formlarının 6 Kasım akşamına kadar Odamıza ulaştırılmasını bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dso-baskani-selim-kasapoglu-denizli-sanayisinde-yeni-yatirimlarin-onunu-acmaliyiz-90704</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/4/1280x720/dso-baskani-selim-kasapoglu-denizli-sanayisinde-yeni-yatirimlarin-onunu-acmaliyiz-1793109104.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Titanyum yatırımının hazırlık sürecine ilişkin bilgi veren Denizli Sanayi Odası Başkanı Kasapoğlu, “Bir yıldır bu yatırımın Denizli için ne kadar uygulanabilir olduğunu, şehrimize nasıl bir katkı sağlayabileceğini araştırıyoruz. Bu süreçte ciddi bir emek, zaman ve kaynak harcadık. Artık elimizde teknik ve finansal yönleriyle değerlendirebileceğimiz somut bir çalışma var. Bu çalışmanın Denizli sanayisi için bir umut olduğuna inanıyorum” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fed-fomc-kararlari-aciklanacak-90701</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 16:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> FED FOMC kararları açıklanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel piyasalarda ana risk konuları; yüksek petrol fiyatları, tahvil faizleri ve kredi spread’lerindeki eğilim olmaya devam ediyor. Son haftalarda piyasada yapay zekâ sektöründe finansman endişeleri, büyüme riskleri ve Avrupa ile ABD’deki siyasi belirsizlikler nedeniyle güvenli varlıklara olan ilginin arttığını takip ettik.</p>
<p>Teknoloji hisselerindeki düzeltme öncülüğünde ABD endeksleri baskı altında kalırken yatırımcıların yapay zekâ yatırımlarının ne kadar sürede getiri sağlayacağına ve yüksek faiz ortamında harcamaların sürdürülebilirliğine ilişkin kaygılar ön plandaydı. Meta’nın son açıkladığı bilanço ile gündeme gelen, yapay zekâ harcama planlarını finanse etmek için şirketlerin yeterli sermayeye sahip olup olmadığı ise önemli bir tartışma konusu olarak gündemdeki yerini aldı.</p>
<p>Bu hafta başta FED olmak üzere merkez bankalarından gelecek mesajlarla birlikte teknoloji bilançoları takip edilecek. FED’in faizleri sabit bırakması beklenirken, ECB ve BOJ’un da faizleri değiştirmeyeceği öngörülüyor. Ayrıca ABD’de FED’in yakından izlediği enflasyon göstergesi çekirdek PCE verisi de önemli olabilir. Alphabet, Microsoft ve Amazon gibi teknoloji devleri bilançoları takip edilecek. Yapay zekâ sektöründe yüksek finansman ihtiyacı yakından izleniyor. Bu hafta Anthropic’in halka arz başvurusu öne çıkarken, son haftalarda zayıflayan yapay zekâ temasına yeniden ivme kazandırıp kazandırmayacağını izliyoruz.</p>
<p>FED’in bu hafta faizlerde herhangi bir değişikliğe gitmesi beklenmiyor. Açıklama notlarında, faiz kararındaki oylama dağılımında ve FED Başkanı Warsh’un basın toplantısında ne derece şahin eğilimin öne çıkıp çıkmayacağı önemli olacak. Hatırlanacağı üzere güçlü Eylül TÜFE verisi Ekim ayı faiz artırımı beklentilerini güçlendirmişti ancak veri öncesinde New York FED Başkanı Williams’ın açıklamalarına benzer yönde diğer bazı FED Başkanlarından da faiz artırımı konusunda kısa vadede aceleci olunmaya gerek olmadığına dair mesajlar piyasaları sakinleştirmişti.</p>
<p>Bu haftaki toplantıda özellikle enflasyon konusunda şahin söylemler öne çıkabilir ve Aralık ayı beklentilerine destek olabilir. Ancak son haftalarda teknoloji hisselerinde yaşanan düzeltme, yavaşlama riskleri ve siyasi belirsizlikler eşliğinde FED’in yeniden faiz artıracağına yönelik beklentilerin zayıfladığını görüyoruz. Enflasyon hala hedefin üzerinde seyrediyor ve bu yıl Aralık ayı için faiz artırımı beklentileri korunsa da 2027 yılı için beklentilerin oldukça zayıfladığını, FED’in 2027 yılında faizleri sabit bırakacağına dair beklentilerin güçlendiğini görüyoruz. Dolayısıyla bu haftaki açıklamalarda ileriye dönük yönlendirmeden uzak kalınarak gelecek verilerin izleneceğine işaret edileceğini düşünüyoruz.   </p>
<p>Tahvil piyasasına baktığımızda son haftalarda yapay zekâ kaynaklı büyüme endişelerine yönelik sinyaller görüyoruz ve tahvillere olan ilginin de arttığını görüyoruz. 3. çeyrek bilanço döneminin tam ortasında, diğer piyasalardan gelen baskı ile şirketlerin temel kazanç gücü arasındaki gerilim kritik bir rol oynayabilir. Piyasada sene başından bu yana Eylül ve Ekim aylarındaki satış baskısının yerini, Kasım ve Aralık aylarında güçlenme eğilimine bırakacağını düşünmeye devam ediyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fed-fomc-kararlari-aciklanacak-90701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ FED FOMC kararları açıklanacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
