<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimci-ihtiyatli-olmaliydi-91048</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırımcı ihtiyatlı olmalıydı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><strong>YATIRIM FONU KRİZİ (5)</strong></p>
<p><strong>Yatırımcının başarısızlıkta kendine düşen payı da değerlendirmesi, başkalarının sorumluluğunu araştırması kadar değerlidir. Hesap sorma hakkına sahip yatırımcının üstlendiği riskleri anlama ve mali durumuna uygun karar verme sorumluluğu da olmalıdır.</strong></p>
<p>Yatırımcıların sermaye piyasalarına olan güvenini sarsarak olağanüstü boyutlarda kayıplara neden olan bir krizin elbette suça karışan kişi ve kurumlara bir faturası olacak. Ancak Yatırım Fonu Krizi’nde yatırımcı davranışlarına da bir parantez açmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Yatırımcı kurnaz </strong><strong>değil ihtiyatlı olmalı</strong></p>
<p>Yüksek getiri elde ederken başarıyı kendi yatırım becerisine bağlayan ve çevresine de aynı yatırımları öneren kişilerin, zarar ortaya çıktığında sorumluluğu bütünüyle başkalarına yüklemesi tutarlı bir yaklaşım değildir. Kazanç döneminde yatırım yapılan kurumun güvenilirliği, yatırım aracının riskleri ve getirinin kaynağı sorgulanmamışsa, kayıp sonrasında dile getirilen “Devlete güvenmiştim, denetim nerede, meğer dolandırıcılıkmış” tepkilerinin, yatırımcının kendi kararlarına yönelik bir değerlendirmeyi de içermesi gerekir. Elbette yatırımcının bu sorgulamayı yapmamış olması, usulsüzlüklerin araştırılması ve sorumluların hesap vermesi gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Kamusal kurumların sorumluluklarını da azaltmaz. Bununla birlikte, hesap sorma hakkına sahip olan yatırımcının, üstlendiği riskleri anlama ve mali durumuna uygun karar verme sorumluluğu da olmalıdır.</p>
<p><strong>Yüksek getirinin yüksek </strong><strong>risk içerdiği bilinmeliydi</strong></p>
<p>Yatırım fonu krizinde üzerinde durulması gereken hususlardan biri de bazı yatırımcıların yüksek getiri beklentisiyle risk alırken, olası kayıpların yaşam koşulları üzerindeki etkilerini yeterince değerlendirmemiş olmasıdır. Ameliyat için ayrılan paranın, satılan konuttan elde edilen gelirin, çocuğun okul taksidinin veya emeklilik birikimlerinin yüksek riskli yatırımlarda kaybedilmesi, meselenin yalnızca standart bir getiri arayışıyla sınırlı olmadığını göstermektedir. Buradaki temel sorun, yaşamsal ihtiyaçları karşılayacak kaynaklarla kaybı göze alınabilecek tasarruflar arasındaki ayrımın yapılmamasıdır.</p>
<p>Bunların uç örnekler olduğu kabul edilse bile, piyasada aynı dönemde karşılaştırılabilir yatırımların ortalama getirisi örneğin <strong>%5</strong> düzeyindeyken, ihtiyatlı bir risk anlayışıyla hareket etmediği bilinen bir kurumun sunduğu %10 getiri beklentisinin hangi ilave risklere dayandığını sorgulamak uygun olmaz mıydı? <strong>Bu kurumun piyasanın çok üzerinde getiri sağlayabilmesini mümkün kılan ekonomik gerekçenin ne olduğu düşünmek gerekmez miydi?.</strong> Yüksek getiriye talip olan yatırımcının, bu getirinin kaynağını ve <strong>yanıltılma veya dolandırılma ihtimali dâhil karşılaşabileceği kayıpları</strong> da kararının merkezine yerleştirmesi iyi olmaz mıydı?</p>
<p><strong>Finansal okuryazarlık </strong><strong>hafife alınmamalı</strong></p>
<p><strong>Başta SPK olmak üzere, ülkemizde birçok kurum finansal okuryazarlığı geliştirmek için uzunca bir süredir kelimenin tam anlamıyla çırpınıyor. Bir yatırım aracının adını bilmek veya geçmiş getirisini izlemek, onun mevcut ve gelecekteki risklerinin anlaşıldığı anlamına gelmiyor. Fonun risk derecesi, hangi varlıklara yatırım yaptığı, açıklanan getirinin nasıl oluştuğu ve likide edilebilme kolaylığı gibi konuları her yatırımcının mutlaka değerlendirmesi gereklidir. Yatırımcının bu gibi konuları bilmediğini fark etmesi de bu yeterliliğin bir parçası olabilir. Dolayısıyla finansal eğitim, yatırımcılara kavram öğretmenin ötesinde, doğru soruları sorma ve gerektiğinde yatırım yapmaktan vazgeçme becerisini de kazandırmış olmalıdır.  </strong></p>
<p><strong>Kendim ettim </strong><strong>kendim buldum</strong></p>
<p>Elbette devletin görevi piyasayı denetlemek, yanıltıcı işlemleri, çıkar çatışmalarını ve değerleme sorunlarını soruşturmaktır. Ancak yatırım kararını alan yatırımcının da bilgili, ihtiyatlı ve uyanık olması elzemdir. Ne diyordu büyük usta Neşet Ertaş; “Kendim ettim kendim buldum, gül gibi sararıp soldum, eyvah eyvah.” Elbette seçimlerimize etki eden onlarca faktör var. Ancak <strong>yatırımcının yaşanan finansal başarısızlıkta kendine düşen payı da değerlendirmesi, başkalarının sorumluluğunu araştırması kadar değerlidir.</strong> Yatırım Fonu Krizi’nde de olağanüstü kazanç vaadi karşısında sorulacak ilk soru “Ne kadar kazanırım?” değil, <strong>“Bu getiri nereden geliyor ve hangi riskleri üstlenmemi gerektiriyor?”</strong> olmalıydı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimci-ihtiyatli-olmaliydi-91048</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırımcı ihtiyatlı olmalıydı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/duzenin-icindeki-degisim-ve-degisimin-icindeki-insan-91047</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Düzenin içindeki değişim ve değişimin içindeki insan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bilindiği üzere hayatın, zamanın hatta mekânın olağan diğer ifadeyle doğal bir akışı vardır. İnsan bu akış içerisinde sürekli hareket halindedir. O, aslında hem zamanda hem de mekânda akıp gitmektedir. Mekânda sabit kalsa bile zamanda sürüklenmektedir. Ya da hem zamanda hem de mekânda yani her ikisinde birden yolculuk etmektedir. Modern fizik yasalarına göre yolculuğun toplam hızı sabittir. İnsan her ikisinde hareket etse yani zamanla birlikte mekânda da hareket halinde olsa bile, toplam hızı (zamandaki hızı + mekândaki hızı), ışık hızını (saniyede yaklaşık 300 bin km) aşamayacaktır. Dolayısıyla mekânda ne kadar hızlanılırsa zamanda o kadar yavaşlayacaktır. Fakat toplamda hiçbir zaman sınırı (ışık hızını) aşamayacak belki de sınıra bile yaklaşamayacaktır.</p>
<p><strong>Yaşamın doğal dengesi ve sınırları</strong></p>
<p>Yaşam bir denge üzerinde, tıpkı dünyanın hem güneş hem de kendi ekseni etrafındaki hareketine benzer şekilde, çizgisel (ilerlemeci) ve döngüsel (tekrarcı) olarak oluşmaktadır. Burada aynı zamanda limit durumlar söz konusudur. Zira farklı alanlarda farklı limitler (hatta sabitler) vardır. Bunlar evrenin daha doğrusu Allah’ın koyduğu, bir anlamda sınırlardır. Bu sınırlar aşılamaz ve geçilemez. Aşılsaydı veya geçilseydi ne olurdu, diye sorulabilir. Bu durumda başka bir evren, başka bir hayat olurdu. Örneğin Ordu’nun dereleri yukarıdan aşağıya akamazdı. Işık hızı aşılsaydı, olaylardaki sebepler ile sonuçların sırası değişirdi. Şimdi alıştığımız gibi önce bardağın düşüp, sonrasında kırılması tersine dönerdi. Diğer bir ifadeyle önce bardak kırılır, sonra da düşerdi. Ordu’nun dereleri bile aşağıdan yukarıya doğru akardı. Dolayısıyla yaşam adeta ters yüz olurdu. Böyle gelmiş, böyle gitmezdi. Adeta anlam karmaşası yaşanırdı. Her şey altüst olur, birbirine girer, neyin sebep neyin sonuç, kimin de ne olduğu pek anlaşılamazdı. Dün dün, bugün de bugün olmazdı. Bugün dün, dün de bugün olabilirdi. Garip bir evren yapısı ortaya çıkardı. <strong><em>Entropi</em></strong> bile azalırdı. Yaşam şimdiye dek alıştıklarımıza benzemezdi. Böyle bir evrende büyük şair Hafız’ın deyişiyle, karşımızdakine şöyle seslenebilirdik: <strong><em>Ben kimim, siz kimsiniz, burası neresi?</em></strong></p>
<p>Yukarıda da belirtildiği gibi yaşamın doğal bir akışı ve yapısı söz konusu... Sebepler önce, sonuçlar ise sonrasında ortaya çıkmaktadır. Ordu’nun dereleri hep yukarıdan aşağıya akmaktadır. Dün dün bugün de bugün olmaktadır. Ne dün bugün, ne de bugün dün olmaktadır. Yarının ise bambaşka bir gün olması olağandır. Bu noktada yaşam böyle gelmiş böyle gitmektedir. O, söz konusu olağan akışında, sessiz ve derinden aksa da zaman zaman akışı, olaylar ve insanlar bağlamında değişmektedir. Değişim, fizik yasalarının değişmesi şeklindeki köklü dönüşümler değil, bu yasaların belirlediği sınırlar içinde gerçekleşen yön değiştirmelerdir. Adeta olayların akışının bir yönden, diğer yöne evirilmesi şeklindedir. Paralel evrenler misali, bir evrenden diğer bir evrene geçiş gibidir. Buna rağmen tüm paralel yaşamlarda yine aynı yasalar geçerli ve etkilidir.</p>
<p><strong>Değişim ve tarihin yönü</strong></p>
<p>Yaşamda farklı şeyler de gelişebilmektedir. Hatta olağan olsa da bazen beklenmedik olaylar bile olabilmektedir. Bu hususta Prof. Dr. Mehmet Bayraktar, “<strong><em>Allah zaman zaman tarihin yönünü değiştirir</em></strong>” derdi. Bu nasıl olur diye sorduğumuzda ise ani ve küresel ölçekte gelişen, deprem gibi doğa olayları, savaşlar, salgınlar, ölümler ve diğer bireysel ve toplumsal olaylar, tarihin yönünü değiştirir, şeklinde bir açıklama getirirdi. Bunlar küresel ölçekte değişimlerdir. Bireysel ölçekte ise pek çok olgu ve olay kişisel (mikro) tarihin yönünü değiştirmesi açısından zaten <strong><em>her an, her gün</em></strong> olmakta ve gelişmektedir.</p>
<p>Değişim elbette doğanın en etkin ve en büyük hatta en acımasız yasasıdır. Hiçbir şey değişimden bağımsız olamaz, ondan kaçamaz, kaçsa da kurtulamaz. Bu noktada her şey değişir ancak her şeyi değiştiren ilke değişmez. Değişmesi de beklenmez. Bu ilke halk arasında, <strong><em>değişmeyen şey değişimdir</em></strong> şeklinde bilinmektedir. Bu yüzden akan sular bir gün akmaz olabilir, yaşayanlar gün gelir yaşayamaz olabilir, şahlar da mat olabilir…</p>
<p>Şairin dediği gibi:</p>
<p><em>Bahar biter, kış olur.</em></p>
<p><em>Gün biter, gece olur.</em></p>
<p><em>Söz biter, sükût olur.</em></p>
<p><em>Zenginlerde metelik, </em></p>
<p><em>Güzellerde cemâl,</em></p>
<p><em>Güçlülerde kuvvet kalmaz olur...</em></p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Hayat böyle akıp gider. Gelenler gider, gidenler ise gelemez. Bu sistem hep böyle çalışır ve kendi kendini tüketen bir çark gibi döner. Gün gelir her şey değişir, âlem çöker, âdem gider, elem biter, değişmez denilen şeyler bile değişebilir, her şey ters yüz olabilir. İnsanın da evrenin de kıyameti kopabilir.</p>
<p>Dolayısıyla hayatı ve dinamiklerini bilmek ve buna göre yaşamak, oldukça önemli olsa gerek. <strong><em>Hiç ölmeyecek gibi yaşamak </em></strong>ile <strong><em>yarın ölecek gibi yaşamak </em></strong>arasında kurulan bir denge etrafındaki yaşam anlayışını, peygamberimiz Hz. Muhammed tavsiye etmiştir. Bu, evrensel bir tavsiyedir ve insanlık henüz topyekûn bu noktaya gelememiştir. Ancak henüz gelmemesi, gelmeyecek anlamına da gelmemektedir.</p>
<p>Belki de insanlık, hâlâ zamanın içinde koşarken, hakikati anlamaya çalışmaktadır. Belki de insanlığın aradığı denge tam da bu noktadadır: Zamanın içinde akarken zamana teslim olmamak, değişimin ortasında savrulurken yönünü kaybetmemektir. Kaldı ki hayat ve insan birlikte akıp gitmektedir. Mesele sadece akmak değil; akarken <strong><em>dengeyi, dönüşümü, entropiyi </em></strong>ve<strong><em> anlamı</em></strong> fark edebilmektir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/duzenin-icindeki-degisim-ve-degisimin-icindeki-insan-91047</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Düzenin içindeki değişim ve değişimin içindeki insan ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansman-gider-kisitlamasi-artik-kaldirilmali-91046</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Finansman gider kısıtlaması artık kaldırılmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugün işletmelerin en büyük sorunlarından biri hiç şüphesiz finansmana erişim ve finansmanın maliyetidir. Faizlerin geldiği seviye ortada... Firmalar bir taraftan işletme sermayesini çevirmeye, üretimini ve yatırımını sürdürmeye çalışıyor, diğer taraftan da yükselen finansman maliyetleri nedeniyle her geçen gün biraz daha zorlanıyor.</p>
<p>Satışlar nominal olarak artıyor olabilir ama kârlılık aynı hızla artmıyor. Hatta birçok işletmede tam tersi; finansman gideri arttıkça ticari kâr eriyor. Hal böyle iken bir de gerçekten katlanılan bu finansman giderinin bir kısmının KKEG kabul edilerek vergi matrahına eklenmesi bana göre artık yeniden düşünülmesi gereken bir konu haline geldi.</p>
<p>Yani firma faizi ödüyor, nakdi çıkıyor, kârı azalıyor ama vergi hesabında bu giderin tamamını dikkate alamıyor. Finansmanın kendisi zaten pahalı, üstüne bir de vergi yükü geliyor.</p>
<p>Bu nedenle bugün şu soruyu sormanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum; Finansman gider kısıtlaması gerçekten halen amacına hizmet eden bir düzenleme mi, yoksa mevcut ekonomik şartlarda reel sektörün sırtında ilave bir yük haline mi geldi? Bana göre cevap çok açık.</p>
<p><strong>Finansman gider kısıtlamasının mevzuattaki yeri</strong></p>
<p>5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11’inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendine göre; kredi kuruluşları, finansal kuruluşlar, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri dışında kalan işletmelerde, kullanılan yabancı kaynakların öz kaynakları aşması halinde, aşan kısma isabet eden finansman giderlerinin Cumhurbaşkanı’nca belirlenen kısmı kurum kazancının tespitinde gider olarak kabul edilmiyor.</p>
<p>3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile bu oran %10 olarak belirlendi ve uygulama 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemleri için uygulanmaya başlandı.</p>
<p>Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nde de finansman giderleri; yabancı kaynağın kullanım süresine bağlı olarak doğan faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı, faktoring iskonto bedelleri ve benzeri giderler olarak tanımlanıyor. Yabancı kaynak ise bilançodaki kısa ve uzun vadeli yabancı kaynakların toplamı olarak dikkate alınıyor.</p>
<p>Dolayısıyla konu sadece banka kredisi kullanan firmalarla sınırlı değil. Bilançoda yabancı kaynak toplamı öz kaynak toplamını aşıyorsa ve finansman gideri oluşmuşsa kısıtlama gündeme geliyor.</p>
<p><strong>Kâğıt üzerinde bakıldığında amaç, aşırı borçlanmayı sınırlamak veya öz kaynak kullanımını teşvik etmek olabilir. Ancak uygulamanın bugünkü ekonomik koşullardaki sonucuna baktığımızda işin rengi biraz değişiyor.</strong></p>
<p><strong>Şirketler keyfinden borçlanmıyor</strong></p>
<p>Bence meselenin en önemli tarafı tam da burasıdır. Bugün birçok firma yabancı kaynağı tercih ettiği için değil, faaliyetini sürdürebilmek için kullanıyor.</p>
<p>Hammadde fiyatı yükselmiş, stok tutarı büyümüş, tahsilat vadeleri uzamış, müşteri vadeleri ile tedarikçi vadeleri arasındaki makas açılmış, işletme sermayesi ihtiyacı katlanmış durumda. Bir üretici üretimini devam ettirmek için, bir ihracatçı siparişini finanse etmek için, bir ticaret firması stok döndürmek için kredi kullanıyor.</p>
<p>Yani çoğu zaman ortada “fazla borçlanayım, daha çok büyüyeyim” şeklinde bir tercih yok. İşin devamı için finansmana ihtiyaç var.</p>
<p>Üstelik işletme bu finansmanın bedelini zaten ödüyor. Banka faizini, komisyonunu, kur farkını veya vade farkını tahsil ediyor. Sonra vergi mevzuatı dönüp bu giderin bir kısmını “ben bunu gider saymıyorum” diyor.</p>
<p>Ee, firma bu parayı gerçekten ödemedi mi? Ödedi. Bu gider işletmenin faaliyetiyle ilgili değil mi? İlgili. O zaman özellikle bugünkü yüksek finansman ortamında neden bu giderin bir kısmı tekrar vergi matrahına eklensin?</p>
<p>Finansman gideri ticari kârı aşağı çekerken, finansman gider kısıtlaması aynı giderin bir bölümünü KKEG yaparak mali kârı yukarı çekiyor.</p>
<p>Yani şirketin cebinden daha fazla para çıkıyor ama vergi hesabında sanki o giderin bir kısmı hiç yapılmamış gibi davranılıyor.</p>
<p>Basit bir örnekle anlatalım;</p>
<p>Yabancı kaynak toplamı                                      20.000.000 TL</p>
<p>Öz kaynak toplamı                                               8.000.000 TL</p>
<p>Öz kaynağı aşan kısım                                         12.000.000 TL</p>
<p>Toplam finansman gideri                                     4.000.000 TL</p>
<p>Aşan kısma isabet eden finansman gideri            2.400.000 TL</p>
<p><strong>%10 Finansman gider kısıtlaması / KKEG</strong>     <strong>240.000 TL</strong></p>
<p>Bu örnekte 240 bin TL işletmenin gerçekten katlandığı bir finansman giderinin parçası olmasına rağmen KKEG olarak matraha ekleniyor. 2026 yılı genel kurumlar vergisi oranı %25 dikkate alındığında, sadece bu kısıtlama nedeniyle 60 bin TL ilave kurumlar vergisi etkisi doğuyor.</p>
<p>Rakam büyüdükçe sonuç da büyüyor. Milyarlarca lira yabancı kaynakla çalışan sanayi ve ticaret şirketlerinde finansman gider kısıtlamasının vergi etkisi artık küçümsenecek seviyelerde değil.</p>
<p><strong>Finansman gider kısıtlaması sadece ilave vergi yükü de oluşturmuyor. Uygulama aynı zamanda ciddi bir hesaplama ve takip yükü getiriyor.</strong></p>
<p>Her geçici vergi döneminde yabancı kaynak - öz kaynak karşılaştırması, kapsam dışı finansman unsurlarının ayrıştırılması, yatırım maliyetine eklenen finansman giderlerinin ayıklanması, kur farklarının takibi, finansman giderlerinin aşan kısma isabet eden bölümünün hesaplanması gerekiyor.</p>
<p>Özellikle grup şirketleri, ithalat yapan işletmeler, dövizli borç kullanan firmalar ve yatırım döneminde olan şirketlerde konu daha da karmaşık hale geliyor.</p>
<p>Bir tarafta işletmenin zaten gerçek bir finansman gideri var, diğer tarafta bu giderin ne kadarının vergi açısından kabul edilmeyeceğini hesaplamak için ayrıca zaman, iş gücü ve danışmanlık maliyeti oluşuyor.</p>
<p>Ve günün sonunda bütün bu çalışma, gerçekten yapılmış bir giderin bir kısmını vergi matrahına geri eklemek için yapılıyor.</p>
<p><strong>Finansman gider kısıtlamasının kanuni altyapısı 2013 yılında oluşturuldu, fiili uygulama ise 2021 yılında başladı. Ancak 2021 yılındaki finansman şartları ile bugün gelinen nokta aynı değil.</strong></p>
<p>Bugün finansmana erişim çok daha pahalı. İşletme sermayesi ihtiyacı çok daha yüksek. Kâr marjları daha baskılı. Firmalar krediye ulaşsa bile maliyetini taşımakta zorlanıyor.</p>
<p>Böyle bir ortamda reel sektöre “borcun öz kaynağını aştı, o nedenle ödediğin faizin bir kısmını gider kabul etmiyorum” demek bana göre ekonomik gerçeklikle çok örtüşmüyor.</p>
<p>Hele ki şirket üretim yapıyor, ihracat yapıyor, istihdam sağlıyor ve bu faaliyetleri sürdürebilmek için finansman kullanıyorsa; finansman maliyetinin üzerine bir de KKEG kaynaklı vergi maliyeti bindirilmesinin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Öz kaynağı güçlendirmek istiyorsak önce kârı korumak gerekiyor</strong></p>
<p>Finansman gider kısıtlamasının savunulan taraflarından biri, şirketleri daha güçlü öz kaynakla çalışmaya teşvik etmesidir. Ama burada da bir çelişki var. Öz kaynağın en önemli kaynağı nedir? Kârdır. Şirket kâr edecek, bu kârı bünyede bırakacak ve zaman içerisinde öz kaynağını güçlendirecek.</p>
<p>Peki, finansman maliyetleri nedeniyle zaten eriyen kârın üzerine bir de KKEG kaynaklı vergi yükü getirirsek öz kaynak nasıl güçlenecek?</p>
<p>Bence öz kaynağı güçlendirmenin yolu, borç kullanan işletmeye ilave vergi yükü getirmek değil; şirketin kazancını ve nakdini bünyede bırakmasını teşvik etmektir.</p>
<p><strong>PEKİ NE YAPILABİLİR? </strong></p>
<p><strong>Finansman gider kısıtlaması kaldırılmalıdır.</strong></p>
<p>Bugünkü ekonomik şartlarda yapılması gereken bana göre oranla oynamak, yeni istisnalar üretmek veya hesabı biraz daha karmaşık hale getirmek değildir.</p>
<p>Uygulama tamamen kaldırılabilir. Kanuni düzenleme yapılana kadar ise Cumhurbaşkanına verilen yetki kapsamında oran %0 olarak belirlenerek fiilen kısıtlama sonlandırılabilir.</p>
<p>Böylece işletmeler gerçekten katlandıkları finansman giderlerini, genel gider yazma ve maliyet ilkeleri çerçevesinde kurum kazancının tespitinde dikkate alabilir.</p>
<p>Bu düzenleme özellikle üretim, ihracat ve yatırım yapan şirketler açısından doğrudan bir nakit ve vergi yükü rahatlaması sağlayacaktır.</p>
<p>Reel sektörün öncelikli meselesi vergi matrahını küçültmek değil, finansman maliyetini taşıyabilmektir.</p>
<p>Firma bankaya faizini ödüyor. Komisyonunu ödüyor. Kur farkına katlanıyor. Tahsilat riskini üstleniyor. Kâr marjı daralıyor. Bütün bunların üzerine bir de finansman giderinin bir kısmı KKEG kabul edilip ekstra vergi doğuyorsa burada sistemi yeniden düşünmemiz gerekir.</p>
<p>Ve bana göre bugün tam da bu noktadayız.</p>
<p>Ve dahi işin özü çok basit;</p>
<p><strong>Gerçekten yapılmış, işletmenin faaliyetiyle ilgili ve finansman ihtiyacından doğmuş bir giderin bir kısmını vergi hesabında yok saymak, bugünkü ekonomik koşullarda reel sektör açısından ilave bir yükten başka bir şey değildir.</strong></p>
<p><strong>BU DÜZENLEMENİN KALDIRILMASI NE SAĞLAR?</strong></p>
<p>- İşletmelerin efektif finansman maliyeti azalır.</p>
<p>- KKEG nedeniyle oluşan ilave kurumlar vergisi yükü ortadan kalkar.</p>
<p>- Geçici vergi dönemlerindeki hesaplama ve takip yükü azalır.</p>
<p>- İşletmelerin nakit akışı bir miktar rahatlar.</p>
<p>- Öz kaynakların güçlendirilmesi için kârın işletme bünyesinde kalması kolaylaşır.</p>
<p>- Yatırım, üretim ve ihracat yapan işletmeler üzerindeki finansman baskısı azaltılır.</p>
<p>Finansman gider kısıtlaması ilk getirildiğinde farklı ekonomik gerekçelerle savunulmuş olabilir. Ancak vergi düzenlemelerini içinde bulunduğumuz ekonomik şartlardan bağımsız değerlendiremeyiz.</p>
<p>Bugün firmalar yüksek maliyetli finansmana erişmeye çalışıyor, işletme sermayesi ihtiyacı büyüyor, kârlar finansman giderleri altında eriyor. Böyle bir ortamda aynı finansman giderinin bir kısmını KKEG kabul ederek ilave vergi yükü yaratmanın artık izahı zorlaşıyor.</p>
<p>Bana göre burada yapılması gereken çok açık;</p>
<p><strong>Finansman gider kısıtlaması artık kaldırılmalıdır.</strong></p>
<p>Kaldırma yönünde kanuni düzenleme yapılana kadar da mevcut %10 oranının %0 olarak belirlenmesi değerlendirilebilir. Reel sektörün bugün ihtiyacı daha fazla vergi yükü değil, daha ulaşılabilir finansman ve daha güçlü işletme sermayesidir. Firma zaten faizi ödüyor. Kârı zaten eriyor. Bir de ödediği bu finansman giderinin bir kısmı üzerinden vergi ödemesin.</p>
<p>Özetle;</p>
<p><strong>Finansman maliyetinin üzerine bir de vergi maliyeti eklemeyelim.</strong></p>
<p>Naçizane önerim bu şekildedir.. Faydalı olması dileğiyle…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansman-gider-kisitlamasi-artik-kaldirilmali-91046</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[  “Finansman gider kısıtlaması artık kaldırılmalı” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknolojide-yeni-rekabet-donemi-turkiye-2030a-nasil-hazirlanmali-91043</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknolojide yeni rekabet dönemi: Türkiye 2030’a nasıl hazırlanmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâdan enerjiye, robotikten veri merkezlerine uzanan dönüşüm küresel ekonominin dengelerini değiştiriyor. Önümüzdeki beş yılda rekabet, teknolojiyi geliştirmek kadar onu üretime, verimliliğe ve ekonomik değere dönüştürebilmekte yaşanacak. Türkiye için de fırsat, güçlü olduğu alanlarla yeni teknolojik ihtiyaçları buluşturmakta.</strong></p>
<p>Dünya ekonomisi yeni bir teknolojik dönüşüm döneminde. Değişim artık yalnızca yazılım ve dijital uygulamalarla sınırlı değil; üretim süreçlerini, enerji sistemlerini, iş modellerini ve ülkelerin rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Eylül 2026’da yayımlanan Technology Trends Outlook 2026 raporu, bu dönüşümü belirleyen 14 teknoloji trendini inceliyor. Ana mesajı, yapay zekâ merkezli gelişmenin dijital dünyadan fiziksel dünyaya taşınması. Yapay zekâ içerik üretmenin ötesinde yazılım geliştiriyor, araştırmaları hızlandırıyor, üretimi yönetiyor ve robotların karar alma kapasitesini artırıyor.</p>
<p>Raporun 2026’nın ilk yarısındaki verilere dayalı yılsonu projeksiyonlarına göre yapay zekâ altyapısı ve model mimarilerine yatırımlar, 2025’teki yaklaşık 145 milyar dolardan 2026 sonunda 770 milyar dolara ulaşabilir. Otonom yazılım geliştirmede 12,8 kat, uzay teknolojilerinde 12,1 kat, bilimsel keşif ve mühendislikte yapay zekâda 3,2 kat, robotikte 2,1 kat yatırım artışı öngörülüyor. Bunlar gerçekleşmiş sonuçlar değil, eğilimlerin sürmesi varsayımına dayanan tahminler. Yine de sermayenin yönünü gösteriyor: Yazılımla birlikte enerji, yarı iletkenler, veri merkezleri ve elektrik altyapısı da yeni ekonominin merkezinde.</p>
<p><strong>Yapay zekâda yeni aşama: Otonom sistemler</strong></p>
<p>Agentic AI olarak tanımlanan yeni nesil yapay zekâ sistemleri, belirli hedefler için birden fazla işlemi tanımlanmış yetki sınırları içinde bağımsız gerçekleştirebiliyor. Örneğin satın almada yalnızca fiyat karşılaştırmıyor; tedarikçi performansını değerlendiriyor, stok ihtiyacını belirliyor ve öneri hazırlıyor. Böylece teknoloji, çalışanların hızını artıran araç olmaktan çıkıp süreçlerin yürütülmesinde rol alıyor.</p>
<p>Sanayide Physical AI, yani fiziksel yapay zekâ, robotların çevrelerini algılayıp değişen koşullara uyum sağlamasını mümkün kılıyor. 2030’a kadar esnek robotik sistemler, akıllı depolar, otonom taşıma ve yapay zekâ destekli kalite kontrol yaygınlaşabilir. Şirketler arasındaki verimlilik farkını teknolojiyi kullanma düzeyi değil, süreçleri onunla ne ölçüde yeniden tasarladıkları belirleyecek.</p>
<p><strong>Yapay zekâ devriminin görünmeyen sınırı: Enerji</strong></p>
<p>Dijital ekonominin büyümesi giderek daha fazla fiziksel altyapıya dayanıyor. Büyük işlem kapasitesi; veri merkezleri, yarı iletkenler, soğutma ve kesintisiz elektrik gerektiriyor. Uluslararası Enerji Ajansına göre veri merkezlerinin küresel elektrik tüketimi 2025’te yaklaşık 485 TWh idi; 2030’da 950 TWh’ye çıkabilir. Yaklaşık %96’lık bu artış, Türkiye’nin 2025’teki 360,9 TWh toplam elektrik tüketiminin 2,6 katına ulaşan bir küresel veri merkezi talebi demek.</p>
<p>Sorun yalnızca elektrik üretmek değil, elektriği ihtiyaç duyulan yere güvenilir biçimde ulaştırmak. Rapora göre dünyada 2.500 GW’ın üzerinde enerji projesi şebekeye bağlanmayı bekliyor; bazı pazarlarda transformatör teslim süreleri iki yılı aşıyor. Enerji teknolojileri 2025’te yaklaşık 200 milyar dolar yatırım çekti. Dolayısıyla yapay zekâ devriminin kazananları yalnızca model geliştirenler olmayacak. Transformatör, enerji depolama, güç elektroniği, soğutma ve veri merkezi altyapısı üreten şirketler de büyümeden pay alabilecek.</p>
<p><strong>Şirketler için yeni rekabet denklemi</strong></p>
<p>Yapay zekâ ve otomasyon, üretimden finans yönetimine, müşteri hizmetlerinden lojistiğe kadar maliyetleri düşürebilir. Ancak teknolojiyi satın almak, ondan ekonomik değer yaratmakla aynı şey değil. Mevcut süreçlere uygulama eklemek yeterli olmayabilir; kazanç süreçlerin yeniden tasarlanması, verilerin doğru kullanılması ve organizasyonların uyumuyla gelecek. Yatırımlar da yazılım lisanslarının ötesinde işlem kapasitesi, enerji, veri altyapısı, siber güvenlik ve entegrasyonu kapsayacak.</p>
<p>İşgücünde de farklılaşma var. Raporda yapay zekâyla ilişkili dört teknoloji alanında ve özel amaçlı yarı iletkenlerde açık pozisyonların %75’inden fazlasının Ar-Ge odaklı olduğu belirtiliyor. Enerji, siber güvenlik, bağlantı teknolojileri, yaşam bilimleri ve mobilitede ise operasyonel ve ticari roller ağırlık kazanıyor. Bu ayrım, teknolojilerin bir kısmının geliştirme, diğerlerinin ticarileşme aşamasında olduğunu gösteriyor. Başarıyı harcamanın büyüklüğü değil, yatırımın sürdürülebilir ekonomik değere dönüşmesi belirleyecek.</p>
<p><strong>Türkiye için en somut fırsat: Enerji ve sanayi altyapısı</strong></p>
<p>Türkiye’nin her ileri teknoloji alanında küresel lider olması gerçekçi değil. Ancak mevcut üretim ve mühendislik gücünü yeni taleple buluşturarak değer zincirinde yükselebilir. Enerji altyapısı bu bakımdan öne çıkıyor. Bakanlık verilerine göre 2025’te elektrik tüketimi 360,9 TWh, üretimi 362,9 TWh oldu. Ulusal Enerji Planı, tüketimin 2030’da 455,3 TWh’ye çıkmasını öngörüyor: Beş yılda yaklaşık %26 artış. Ağustos 2026’da kurulu güç 126.944 MW’a ulaştı; güneşin payı %22, rüzgârın %12,2.</p>
<p>Bu tablo üretim kadar iletim, dağıtım, depolama ve şebeke modernizasyonunun önemini artırıyor. Fırsat iç pazarla sınırlı değil. Veri merkezleri ve elektrifikasyon, transformatör, kablo, şalt sistemi, güç elektroniği ve enerji yönetimine küresel talebi büyütebilir. Türkiye’nin bu alanlardaki sanayi kapasitesi, ekipman ve mühendislik ihracatını gelecek beş yılın önemli büyüme alanlarından birine dönüştürebilir.</p>
<p><strong>Veri merkezleri, otomasyon ve yazılım</strong></p>
<p>İkinci fırsat veri merkezleri ve dijital altyapı; Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya arasındaki konumumuz bölgesel hizmet merkezi potansiyeli sunuyor. Fakat güvenilir elektrik, uluslararası fiber bağlantılar, rekabetçi enerji maliyetleri ve veri güvenliği sağlanmadan bu avantaj değerlendirilemez.</p>
<p>Üçüncü fırsat endüstriyel otomasyon; Otomotiv, beyaz eşya, makine, metal ve tekstildeki üretim gücü; yapay zekâ destekli kalite kontrol, kestirimci bakım, enerji optimizasyonu ve akıllı planlama için uygun zemin oluşturuyor. Asıl hedef bu sistemleri yalnızca kullanmak değil, geliştiren ve ihraç eden şirketleri çoğaltmak olmalı.</p>
<p>Dördüncü alan sektöre özel yapay zekâ yazılımları; Büyük küresel modeller geliştirmek yüksek sermaye isterken mevcut modeller üzerine finans, üretim, lojistik, sağlık ve perakendeye yönelik çözümler üretmek daha erişilebilir. Savunma ve uzay teknolojileri de önemli: Savunmada gelişen elektronik, sensör, haberleşme ve otonom sistem yetkinliklerinin sivil uygulamalara aktarılması yeni fırsatlar yaratabilir.</p>
<p><strong>Türkiye 2030’a nasıl hazırlanmalı?</strong></p>
<p>- 2026–2027 döneminde öncelik, mevcut faaliyetlerde hızlı ve ölçülebilir verimlilik kazanımları olmalı. Yapay zekâ destekli iş süreçleri, enerji verimliliği, siber güvenlik ve üretim otomasyonu öne çıkıyor.</p>
<p>- 2028–2029’da teknoloji kullanıcılığından yerli ürün ve çözüm geliştirmeye geçilmeli. Endüstriyel yazılımlar, otomasyon, enerji yönetimi ve yapay zekâ uygulamaları uluslararası pazarlara taşınmalı.</p>
<p>- 2030’a doğru hedef, belirli alanlarda bölgesel üretim, mühendislik ve hizmet merkezi olmak. Finansmana erişim, nitelikli insan kaynağı, Ar-Ge, ticarileştirme ve dış pazarlara erişim bu hedefin koşulları.</p>
<p><strong>Geleceğin kazananları kimler olacak?</strong></p>
<p>Yeni rekabet döneminin merkezinde yapay zekâ var; fakat ekonomik etkisi yazılımın çok ötesinde. Enerji altyapısı, elektrik ekipmanları, yarı iletkenler, robotik, veri merkezleri, siber güvenlik ve mühendislik çözümleri de belirleyici olacak. Kazananlar yalnızca en güçlü modelleri geliştirenler değil; altyapıyı sağlayan, teknolojiyi üretime ve hizmetlere uygulayan, kalıcı değer yaratanlar olacak.</p>
<p>Türkiye için risk, mevcut üretim ve hizmet modellerinin hızlanan yarışta rekabet gücünü kaybetmesi. Fırsat ise sanayi ve mühendislik birikimini yeni ihtiyaçlarla birleştirip daha yüksek katma değerli üretime yönelmek. 2026-2030’un temel meselesi değişimin hızı değil, ona uyum kapasitesi. Türkiye yalnızca teknoloji kullanan değil, ihtiyaç duyulan ürünleri, altyapıyı ve mühendislik çözümlerini geliştirip ihraç eden bir ekonomi olmalı. Çünkü rekabet gücünü teknolojiye erişimden çok, onu üretkenliğe, ihracata ve sürdürülebilir büyümeye dönüştürmek belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknolojide-yeni-rekabet-donemi-turkiye-2030a-nasil-hazirlanmali-91043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknolojide yeni rekabet dönemi: Türkiye 2030’a nasıl hazırlanmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vehbi-koc-neden-medya-banka-ve-arazi-islerine-girmeyin-dedi-91042</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vehbi Koç, neden ‘medya, banka ve arazi işlerine girmeyin’ dedi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Koç ile Keçeli ailelerinin ‘gayrimenkul geliştirme ortaklığı’ Eviniz Riva’da ruhsat alındı, inşaat başladı. Yaklaşık 500 dönüm arsa üzerinde 360 villa ve 36 ticari bölümden oluşacak projeye Rahmi Koç, Eviniz Riva adını verdi. Proje detayları, Ali Y. Koç, Orhan, Engin ve Nedim Keçeli’nin de katıldığı ilk tanıtım toplantısında müşteri adaylarıyla paylaşıldı. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, ortaklık fikrinin Fenerbahçe sayesinde geliştiğini belirterek Keçeli Ailesi’nin şirketi Seba İnşaat’ın sektörün en iyisi olduğuna kanaat getirdiklerini ve Koç Holding’in uygun arsalarında ortak projeler geliştireceklerini vurguladı. Ali Koç şöyle konuştu: “Aslında İstanbul’un ilk önemli gayrimenkul projelerinden birini Zekeriyaköy’de biz yaptık ama o kadar kötü yaptık ki bir daha da bu işlere teşebbüs etmedik. Vehbi Bey bize bir sürü öğütlerde bulunmuştu. ‘Yapmayın’ dediği şeylerden birisi ‘Medyaya girmeyin’ dedi. ‘Niye?’ dedik, ‘biz en çok reklam vereniz hem reklam veren hem medya sahibi olmaz’ dedi. ‘Bankaya girmeyin’ dedi. ‘Niye?’ dedik, ‘en çok krediyi biz kullanıyoruz. Banka işinde de olmayalım’ dedi. Banka işine yıllar sonra girdik. Bir de ‘arazi işine girmeyin’ dedi. ‘Niye?’ dedik, ‘istihdam yok, üretim yok, vergisi var, öyle durur’ dedi. Sonra yıllar geçti biz Riva’daki bu araziye sahip olduk ama onu da satın almadık. Bir şirketi alırken arazi bize geçti ve yıllarca durdu orada.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae81a7766217-1793596023.jpg" alt="" width="800" height="407" /></p>
<h2>Önce Fenerbahçe’ye alkış! </h2>
<p>Seba ile Koç’u bir araya getiren Fenerbahçe oldu. Bu nedenle önce Fenerbahçe’ye bir alkış lütfen… Erol Bilecek sağ olsun beni Engin (Keçeli) ile tanıştırdı. Bir merhaba, fazlası da yok. Yeni yönetim kurulu yapıyorduk; Engin de kabul etti, geldi, sağ olsun. Babadan (Orhan Keçeli) kalma bir gelenek olsa gerek Fenerbahçelilik. Bir gün arkadaşlarla kulüpteyiz, ‘gelin arazilerin portföyünü çıkaralım, millet uçtu gidiyor’ dedim. Bu araziyi gösterdiler; ‘burayı geliştirelim’ dediler. Nasıl geliştireceğiz? ‘Ev yapacağız, satacağız’ dediler. Kafamda ampuller çaktı, Türkiye’de bu işi en iyi kim yapıyor? Seba. Seba kim? Keçeli Ailesi. Sonar Nedim’e gittik, Nedim hayatımızı o kadar kolaylaştırdı ki şöyle yapacağız, böyle yapacağız…</p>
<h2>Ruhsat gelmeden yüzde 80’ini sattı </h2>
<p>Aklımıza gelmeyen birçok şey söyledi. ‘Bizim müşteri portföyümüz var, ben daha Bismillah demeden 70-80 villa satıyorum’ dedi. Bazı adamlar Seba’nın her projesinden ev alır vs. Biz bu projeyi (Eviniz Riva) kendimiz yapsaydık ruhsat almadan satışa başlamazdık. Ruhsatı yeni alındı ama Seba, bu güne kadar yüzde 80’ini satmış villaların. Bir de biz kendimiz yapıyor olsaydık ruhsat da birkaç yıl daha geç olurdu. Bakın bu içinde olduğumuz yeri (Divan Kuruçeşme) 11 yılda tamamladık. Biz izin almada iyi değiliz yani… Sonra portföye baktık, bir sürü fabrika var, fabrikalar kapanmış, kentsel dönüşüm oluyor etrafında… Bunları Nedim’e anlattık, o da ailesine anlattı herhalde. Bu ilk projemiz ama kesinlikle son projemiz değil.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Helal kazanç ülkede nadir işlerden biri olmaya başladı”</span></h2>
<p>Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç, Eviniz Riva Projesi’yle ilgili konuşmasını, ülke gündemini sarsan ‘siyaset bağlantılı yolsuzluklar’ için de anlamlı bir gönderme yaparak şöyle bitirdi: “Seba Grubu ile çok uyumlu çalışıyoruz, ilkeler aynı değerler aynı tencere kapak olduk. Bu işlerle (gayrimenkul) Seba ilgileniyor. İnşallah, güzel projelerimiz olacak, hayırlı uğurlu olsun. Bu projemizde de inşallah helal bir kazanç, yüzümüze gözümüze bulaştırmadan helal bir kazanç… Helal kazanç da şurada şey olmaya başladı ülkede, nadir işlerden biri olmaya başladı. Helal bir şekilde güzel işler yapacağız. İnşallah sizler de burada yatırım yapanlar da gani gani faydalanırsınız, mutlu olursunuz.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vehbi-koc-neden-medya-banka-ve-arazi-islerine-girmeyin-dedi-91042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vehbi Koç, neden ‘medya, banka ve arazi işlerine girmeyin’ dedi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-baku-hattinda-kriz-israil-iran-ve-dogal-gaz-denklemi-91041</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara-Bakü hattında kriz: İsrail, İran ve doğal gaz denklemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Azerbaycan’ın güçlenmesiyle ortaklığın niteliği de değişmeye başladı. Enerji yatırımları, ticaret ve savunma iş birliği iki ülkeyi birbirine bağlamaya devam ediyor. Mesele, iki ülkenin birbirinden vazgeçmesi değil, değişen güç dengeleri içinde ortaklığın sınırlarını yeniden belirlemesi gibi duruyor.</strong></p>
<p><strong>Ankara, Bakü’yü yumuşatmak için taviz verdi; Aliyev yine de Ankara zirvesine katılmadı.</strong> Başörtüsü tartışmasıyla görünür hâle gelen krizin arkasında ise çok daha büyük bir hesaplaşma var: İsrail ve İran üzerinden ayrışan güvenlik öncelikleri, doğal gaz rekabeti ve Azerbaycan’ın Türkiye’ye mali destek verme konusundaki sınırları. “Tek millet, iki devlet” söylemi sürüyor; ancak iki başkent arasındaki çıkar çatışması giderek derinleşiyor.</p>
<h2>Ankara taviz verdi, Aliyev zirveye gelmedi</h2>
<p>Ankara-Bakü hattındaki görünür gerilim sebebi Azerbaycan’daki başörtüsü uygulaması. Bu uygulamayı eleştiren Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral görevinden ayrıldı. Tartışmaya katılan bazı isimler hakkında da Türkiye’de soruşturmalar başlatıldı.</p>
<p>Buna rağmen Aliyev, Azerbaycan’ın dönem başkanlığını Türkiye’ye devredeceği Türk Devletleri Zirvesi’ne katılmadı.</p>
<p>Bakü ayrıca, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği için aday gösterdiği Feridun Sinirlioğlu yerine, Birleşik Arap Emirlikleri’nin adayı Lana Nusseibeh’i destekleyeceğini duyurdu. Bununla birlikte Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, 31 Ekim’de yaptığı açıklamada Sinirlioğlu’nun adaylığını memnuniyetle karşıladıklarını bildirdi.</p>
<p>Bu gelişmeler, Ankara’nın uzlaşma girişimlerinin henüz sonuç vermediğini gösteriyor. Başörtüsü tartışması krizi görünür hâle getirmiş olsa da anlaşmazlığın altında daha kapsamlı siyasi ve ekonomik hesaplar bulunuyor.</p>
<h2>Bakü’nün mesajı: Kardeşlik ayrı, bütçe ayrı</h2>
<p>Azerbaycan’da hükümete yakın Day.az sitesinde 18 Ekim’de yayımlanan bir makale, ekonomik anlaşmazlığı açık biçimde ortaya koydu. “Azerbaycan’ın bütçesi, Türk yetkililer için bir yedek fon değildir!” başlıklı yazıda, iki ülkenin kardeşliğinin Türkiye’nin mali sorunlarını üstlenmek anlamına gelmediği savunuldu. Makalenin mesajı açıktı: “Kardeşler, evet. Cüzdan, hayır.”</p>
<p>Bu tutumun geçmişte de örnekleri var; Türkiye liranın değer kaybıyla mücadele ederken 2021-2022 döneminde Azerbaycan’la 1 milyar avroluk bir merkez bankası takası yapılabileceği haberleri sızdırılmıştı. Ancak Bakü böyle bir müzakere yürütüldüğünü reddetti. Bunun yerine, Azerbaycan Devlet Petrol Fonu (SOFAZ), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na altı ay vadeli 1 milyar avroluk mevduat yatırdı ve işlemi yatırım olarak tanımladı.</p>
<p>Aradaki fark önemliydi: O dönemde Türkiye çok ihtiyaç duyduğu dış kaynağı elde etti, ancak Bakü tarafı bunu “mali kurtarma paketi” veya “siyasi garanti” olarak sunmadı.</p>
<p>Nitekim Day.az’ın yazısındaki mesajı da aynı çizgide okumak mümkün.</p>
<h2>SOCAR ve doğal gaz: Karşılıklı bağımlılık</h2>
<p>Azerbaycan’ın Türkiye’deki ekonomik ağırlığı önemli. Devlet enerji şirketi SOCAR’ın Türkiye’deki enerji, petrokimya ve lojistik yatırımları 18 milyar doları aşıyor. Şirketin başlıca varlıkları arasında yaklaşık 7 milyar dolara mal olan STAR Rafinerisi ve Petkim bulunuyor. SOCAR, Türkiye’de yaklaşık 5 bin kişiyi istihdam ediyor.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın açıkladığı verilere göre Türkiye’nin Azerbaycan’daki doğrudan yatırımları yaklaşık 18 milyar dolar, Azerbaycan’ın Türkiye’deki yatırımları ise 21 milyar dolara yakın. SOCAR’ın Türkiye’de yaklaşık 7 milyar dolarlık yeni bir petrokimya yatırımını değerlendirmesi de ekonomik ilişkilerin genişleme potansiyelini koruduğunu gösteriyor.</p>
<p>Enerji, bu karşılıklı bağımlılığın en stratejik boyutu. Türkiye, Azerbaycan gazının Avrupa’ya taşınmasında kilit transit ülke; Azerbaycan ayrıca Türkiye’nin önemli gaz tedarikçilerinden biri. Haziran 2026’da imzalanan 15 yıllık anlaşmaya göre, 2029’dan itibaren Abşeron sahasından Türkiye’ye toplam 33 milyar metreküp gaz taşınması öngörülüyor.</p>
<h2>İsrail ve İran: Güvenlik ayrışması</h2>
<p>Ankara-Bakü geriliminin diğer boyutu, Azerbaycan’ın İsrail ile stratejik ortaklığı. Enerji, savunma sanayisi, istihbarat ve teknoloji alanlarında gelişen ilişkiler, özellikle İran’la yaşanan gerilim nedeniyle daha hassas hâle geldi.</p>
<p>Tahran, İsrail’in Azerbaycan üzerinden kendisine yönelik istihbarat faaliyetleri yürüttüğünden endişe ediyor. Bakü ise İsrail ile iş birliğini kendi savunma ve güvenlik ihtiyaçları çerçevesinde değerlendiriyor.</p>
<p>Ankara açısından mesele, Azerbaycan’ın İsrail ile ilişki kurması değil; İsrail’in İran’a yönelik askerî operasyonlarının Türkiye’nin güvenliğini de etkileyebilecek bölgesel bir krize dönüşmesi.</p>
<p>Türkiye, İran’da dış müdahaleyle rejim değişikliğinin veya devlet yapısının parçalanmasının yeni güvenlik sorunları yaratabileceğini düşünüyor. İran’ın zayıflamasıyla Güney Kafkasya’da oluşabilecek güç boşluğu ve İsrail’in bölgesel nüfuzunun artması da Ankara’nın hesaplarını etkiliyor.</p>
<p>ABD ve İsrail’deki seçimlerin ardından İran’a yönelik yeni bir saldırı ihtimali de bu ayrışmayı daha kritik hâle getiriyor. Washington’da askerî seçeneği savunanlarla diplomatik çözümü önceleyenlerin yaklaşımı aynı değil. Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın Katar aracılığıyla İran’la yeniden görüşme zemini aradığına ilişkin haberler, ABD yönetimindeki farklı eğilimlere işaret ediyor. Trump yönetiminin askerî seçeneği değerlendirmesi ihtimali sürerken diplomatik kanalların açık tutulması, Ankara’nın öncelikleriyle örtüşüyor.</p>
<p>Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la oluşturduğu Mekke İttifakı kapsamında üst düzey temsilcilerin 26 Ekim’de Tahran’a gitmesi de bu yaklaşımın parçası. Türkiye’yi MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın temsil ettiği görüşmelere Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir katıldı.</p>
<p>Ankara, İran’ı dışlamak yerine bölgesel güvenlik mekanizmasına dâhil etmeye çalışıyor. Çünkü İran’a yönelik yeni bir saldırının sonuçları Körfez’den Güney Kafkasya’ya, enerji güzergâhlarından Türkiye’nin sınır güvenliğine kadar uzanabilir.</p>
<h2>Putin de enerji denkleminde</h2>
<p>Ankara-Bakü gerilimi sürerken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye’ye yönelik doğal gaz sevkiyatını gündeme getirmesi de dikkat çekiciydi.</p>
<p>Moskova’daki toplantıda Azerbaycan Enerji Bakanı Perviz Şahbazov’un Türkiye’ye gaz tedarikinden söz etmesi üzerine Putin, Rusya’nın Türkiye’ye yılda 30 milyar metreküpe kadar gaz sağladığını hatırlattı. Azerbaycan’ın tedarik miktarının daha düşük olduğunu belirterek iki ülkenin rakip olmadığını ve iş birliğine hazır olduklarını söyledi.</p>
<p>Putin’in çıkışı ilginç; Rus liderin sözlerini, Ankara-Bakü arasındaki gerginlikten “vazife çıkarmak” olarak da yorumlamak mümkün.</p>
<h2>Kardeşlikten eşit ortaklığa</h2>
<p>Bakü’nün bugünkü tutumunu anlamak için 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı’nı da hatırlamak gerekiyor. Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği siyasi, diplomatik ve askerî destek, savaşın ardından iki ülke ilişkilerinin temel dayanaklarından biri oldu. Ancak Azerbaycan’ın güçlenmesiyle ortaklığın niteliği de değişmeye başladı.</p>
<p>Bakü, Ankara ile yakınlığını korurken belli ki kendisini eşit bir ortak olarak konumlandırmak istiyor. Enerji yatırımları, ticaret ve savunma iş birliği iki ülkeyi birbirine bağlamaya devam ediyor. Dolayısıyla her iki taraf da ilişkilerin kopmasının siyasi maliyetinin farkında.</p>
<p>Erdoğan’ın Ankara zirvesinde, isim vermeden Türk dünyasının aile fotoğrafında bölünmeye, uyuşmazlığa ve çatışmaya yer olmadığını söylemesi de bu hassasiyeti yansıtıyor.</p>
<p><strong>Asıl mesele, iki ülkenin birbirinden vazgeçmesi değil, değişen güç dengeleri içinde ortaklığın sınırlarını yeniden belirlemesi gibi duruyor. </strong>Başörtüsü tartışması zamanla geride kalabilir. Ancak para, enerji ve bölgesel güvenlik konularındaki çıkar farklılıkları daha kalıcı. “Tek millet, iki devlet” anlayışının geleceği de bu farklılıkların nasıl yönetileceğine bağlı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-baku-hattinda-kriz-israil-iran-ve-dogal-gaz-denklemi-91041</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/1/1280x720/67-1793595534.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara-Bakü hattında kriz: İsrail, İran ve doğal gaz denklemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/disarda-deli-dalgalar-91040</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dışarda deli dalgalar…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel risk iştahında bozulma, ABD ara seçimleri sonrası İran’ın yeniden vurulması endişesi, yatırım fonlarının tasfiyesi, kurumsal yatırımcı tabanının zayıflığı Borsa İstanbul’un gelişmekte olan ülkelere göre daha çok değer kaybetmesine yol açıyor.</strong></p>
<p>Dünya borsalarındaki satış dalgası sertleşiyor. Yarı iletkenler ile başlayan, muhteşem yediyi etkisi altına alan satış dalgası genele yayılmaya başladı. Altın madenleri, banka, demir-çelik, havacılık, isteğe bağlı tüketim, otomotiv, savunma hisseleri haftayı ağır kayıplarla kapattı.</p>
<p>Jeopolitik riskle beslenen enerji, kimya; döngülere karşı dirençli kamu hizmetleri, sağlık, temel tüketim pozitif ayrışmaya devam ediyor. Bu sayede S&amp;P ve Nasdaq endekslerinde zirveye göre geri çekilme korkutucu boyutta değil. Buna karşın çip, hafıza, bulut altyapısı hisselerinde %30-%50 arasındaki kayıp, yapay zekâ temasının ayı piyasasına girdiğini gösteriyor.</p>
<p>Ara dönem seçimleri sonrası ABD’nin İran’ı vuracağı beklentisiyle Brent petrol haftayı 118 doların biraz altında bitirdi. Vadeli piyasalar, petrol fiyatlarının haziran ayında 100 dolar civarına kademeli olarak indiği, ağır ağır sönümlenen bir savaşı fiyatlıyor.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki yükselişe rağmen ECB, Fed, BoJ ekim toplantılarında bekle ve gör politikasını sürdürdü. Piyasalar önümüzdeki dönemde %80’e yakın ihtimalle üç bankanın da 25 baz puan faiz artırmasını bekliyor.</p>
<p>Yapay zekâ teması ile doğrudan veya dolaylı hiçbir ilişkimiz olmamasına rağmen Borsa İstanbul küresel satış dalgasından sert etkileniyor. MSCI Türkiye günlük %4, aylık %10 kayıpla EMEA bölgesinde en çok değer kaybedenler arasında yer alıyor. Sene başındaki kazancını fazlasıyla geri veren endeks dolar bazında 2025 Aralık ayında gördüğü dip seviyelerde.</p>
<h2>Satışlar dalga boyunu büyütüyor</h2>
<p>Küresel risk iştahında bozulma, ABD ara seçimleri sonrası İran’ın yeniden vurulması endişesi, yatırım fonlarının tasfiyesi, kurumsal yatırımcı tabanının zayıflığı Borsa İstanbul’un gelişmekte olan ülkelere göre daha sert değer kaybetmesine yol açıyor. Küresel satışa kredili yakalanan oyuncuların teminat tamamlamak için yaptığı satışlar dalga boyunu büyütüyor.</p>
<p>Yaşanan gelişmeler, döviz kuru, enflasyon, faiz patikası ile ilgili tahminleri değiştirir mi? Bu soruların cevabı enerji fiyatlarının nerede dengeleneceğine ve ne kadar rezerv kaybedeceğimize bağlı olarak belirlenecek.</p>
<p>Petrol fiyatlarının 2027 ortalamasında 95 dolar civarında dengelendiği, rezerv kaybının 10-20 milyar dolar ile sınırlı kaldığı kötünün iyisi senaryoda, mevcut dezenflasyon politikası asgari hasarla yoluna devam eder. Ekonomideki yavaşlama enerji şokunun ikincil etkilerini sınırlar.</p>
<p>Merkez Bankası muhtemelen aralık ayından başlayarak 100 baz puanlık adımlarla faiz indirim döngüsünü başlatır. Otomatik pilota bağlı bir indirim döngüsü beklemiyoruz. Merkez Bankası dışsal şokun şiddetine bağlı olarak adım boyunu ve zamanlamasını ayarlayacak.</p>
<h2>Alış için fırsat penceresi</h2>
<p>Türk Lirası’nda kalan yatırımcıların vadeyi ne kadar uzattıklarına, ne kadar kredi riski aldıklarına bağlı olarak %10-%15 dolar bazlı getiri kazanacağını tahmin ediyoruz. Hisse senedi piyasasındaki geri çekilmenin alış için fırsat penceresi yarattığına inanıyoruz. Ama oynaklık çok yüksek olacak.</p>
<p>Orta Doğu veya Ukrayna’da barış, beklentinin (%2,4) altında gelen ekim ayı enflasyonu, Merkez Bankası’nın güvercin sinyali piyasayı hareketlendirecek potansiyel katalizör adayları. Söz konusu gelişmeler yaşanmazsa hayatta kalmak için kaldıraçlı pozisyonların sınırlanması ve likit varlık taşınmasında fayda var.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/disarda-deli-dalgalar-91040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dışarda deli dalgalar… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-sanayisini-kaciriyor-91039</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB, sanayisini kaçırıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Aşırı kapasitenin körüklediği fiyat rekabeti, Çinli üreticileri iç pazarda bulamadıkları gelirleri dışarıda aramaya zorluyor. Erişilebilir tek büyük ve yüksek satın alma gücüne sahip pazar Avrupa. Avrupa’daki yeni yatırımları da bu yönelimin parçası.</strong></p>
<p>Çin otomotiv sanayisindeki kârlılık krizi ile Avrupa’ya ihracat atağı, aynı madalyonun iki yüzü. Eylül ayındaki kâr marjları son 4 yılın en düşük seviyesi olan %1,4’e gerilerken ilk 9 ayda ihracatları %65,8 arttı. Aşırı kapasitenin körüklediği fiyat rekabeti, Çinli üreticileri iç pazarda bulamadıkları gelirleri dışarıda aramaya zorluyor. Erişilebilir tek büyük ve yüksek satın alma gücüne sahip pazar Avrupa. Avrupa’daki yeni yatırımları da bu yönelimin parçası.</p>
<p>Bu baskı, Avrupalı üreticileri kırılganlaştırıyor. Volkswagen’in 2026’nın üçüncü çeyreğinde açıkladığı 5,82 milyar Euro’luk net zararda Porsche’deki 6,4 milyar Euro’luk değer düşüklüğü ve Çin satışlarındaki %38,5’lik gerileme belirleyiciydi. VW’nin kâr marjı beklentisini %1’e indirmesi ve grup genelinde 50 bin, Audi’de 7.500 pozisyonu kapsayan yeniden yapılanma planı krizin boyutunu gösteriyor. Avrupa, kaybettiği kârlılığı yeniden inşa etmeye çalışırken Çinli rakiplerin de aradığı pazar hâline geliyor.</p>
<h2>Koruma yerine karşılıklılık, Avrupa sanayisini destekleyebilir</h2>
<p>Brüksel’in yanıtı ise çelişkili… Çin menşeli elektrikli araçlara uygulanan %7,8-35,3 arası ilave gümrük vergileri AB içi üretimi korumayı amaçlarken Almanya ve Fransa’nın 16 Ekim 2026 tarihli bildirisiyle şekillenen Made in EU yaklaşımı, sübvansiyonları Avrupa’da üretilen elektrikli araçlara bağlıyor. 2035 CO2 hedeflerinin esnetilmesiyle kısıtlayıcı yerli üretim koşullarının bir araya gelmesi, Alman üreticilerin içten yanmalı motorlara bağımlılığını uzatıp Avrupa’nın 2040 emisyon hedeflerini de zayıflatabilir.</p>
<p>Yerli katma değeri sübvansiyon koşuluna dönüştürmek, taslak metni kesinleşmemiş olsa da, Türkiye gibi Avrupa sanayisiyle entegre ortakları dışarıda bırakabilir. Çinli üreticilerin Türkiye veya Fas’ta sınırlı montajla Avrupa’ya ayrıcalıklı erişimi endişesi, yeni ticaret duvarları yerine menşe kurallarıyla yönetilebilir. Alternatif, AB Komisyonu’nun ticaret ortaklarıyla karşılıklı kamu alımı erişimi ve elektrikli araç teşviklerini müzakere etmesi… Koruma yerine karşılıklılık, Avrupa sanayisini destekleyebilir!</p>
<p>Volkswagen’in ABD ve Türkiye hamleleri ise iki farklı riskten korunma stratejisi. Audi’nin ABD’nin Georgia eyaletinde planladığı yaklaşık 4 milyar dolarlık yeni fabrika, ABD’nin ithalat vergilerine yanıt… Bu vergiler, Audi’ye 2025’te yaklaşık 1,2 milyar Euro’ya mal olmuştu. Yıllık 200 bin araç üretecek tesis, ABD pazarında kalıcı üretim varlığı oluşturmayı hedefliyor. Georgia tercihine de Almanya’nın yüksek üretim maliyetlerine karşı da bir sanayi refleksi olarak bakabiliriz.</p>
<p>Türkiye seçeneği ise çok farklı. Doğuş Otomotiv ile imzalanan bağlayıcı olmayan niyet mektubu, Polo gibi Güney Afrika’da veya Passat gibi Çin’de üretilen Volkswagen modellerinin CKD yöntemiyle Türkiye’de monte edilmesini öngörüyor olabilir. Proje erken inceleme aşamasında; model, yatırım tutarı, kapasite ve takvim açıklanmadı. VW, Avrupa dışındaki tesislerinden Türkiye’ye kısmen monte edilmiş araç getirerek Türk pazarı için tamamlamayı değerlendirdiğini doğruladı.</p>
<p>Türkiye’nin Gümrük Birliği ve Avrupa platformlarına entegre tedarikçi sanayisi esneklik sağlıyor. Türkiye menşeli parçalar belirli koşullarda AB menşeli içerik sayılsa da Türkiye’de monte edilen araç, olası Made in EU kapsamında AB içinde montaj şartını karşılamıyor. Türkiye düzenlemeye dâhil edilmezse bu araçlar kamu alımları ve sübvansiyon avantajlarından yararlanamayabilir; bu da VW planlarını sınırlayabilir.</p>
<h2>Artan maliyetler üreticileri daha esnek bölgelere yöneltir</h2>
<p>Georgia ticaret bariyerlerine karşı üretim sigortası; Türkiye ise düzenleyici belirsizliğe karşı esneklik alanı… Her iki tercih de VW’nin üretim coğrafyasını yeniden değerlendirdiğini gösteriyor. Oysa Avrupa’da üretim ekonomik açıdan sürdürülemez hâle gelmişse hiçbir gümrük duvarı sanayiyi kurtaramaz. Artan maliyetler otomobili tüketici için erişilemez kılarken üreticileri daha esnek bölgelere yöneltir.</p>
<p>Asıl soru, Volkswagen’in nerede üreteceği değil; Avrupa’nın sanayisini korumak için tasarladığı kuralların üretimin kıta dışına çıkışını hızlandırıp hızlandırmayacağı…</p>
<p>Brüksel’in ihtiyacı, Made in EU yerine ortaklık ve karşılıklılığa dayanan “Made with the EU” vizyonudur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-sanayisini-kaciriyor-91039</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB, sanayisini kaçırıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-medyasi-icin-bir-oneri-91038</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi medyası için bir öneri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Farklı TV kanallarının akşam haberlerini izlediğinizde, bazılarının Türkiye/Dünya gündemini özetlediğini, bazılarının ise çok büyük oranda “2. sayfa haberi” diyebileceğimiz türde konuları hedeflediğini görürsünüz. Bazı kanallar objektif, bazıları subjektif yayınlar yapar. Bazı sunucular sadece haberi aktarırken, bazıları haberden çok yorumlarına yer verir. Eğrisiyle doğrusuyla, eksiği ve fazlasıyla, insanlar bu alternatifler arasından seçimini yapar ve izler. Ancak ekonomi medyamız için böyle bir ayrım yapmak zor.</p>
<h2>Bizdeki durum</h2>
<p>Gerek TV kanallarında gerek ekonomi web portallarında finansal piyasalardaki gelişmelerin ezici bir ağırlığı var. Üretime yönelik konuların, tarım, sanayi ve hizmet sektörlerindeki gelişmelerin, teknoloji ve yapay-zekâ temalı haber ve yorumların payı finansal temalı olanlara kıyasla son derece düşük. Gazete ve dergilerin temsil ettiği basılı yayınlarda durum bir parça daha dengeli... Hatta şu an okuduğunuz gazete "finansal okuryazarlık ve piyasa haberciliği"nden daha çok "kalkınma ve üretim haberciliği" yapmayı ilke edinmiş istisnai bir örnek ama ekonomi medyasını bir bütün olarak değerlendirmek gerekirse, işin esasından çok piyasaların konuşulduğunu söylememiz gerekiyor.</p>
<p>Bir süredir, “Ekonomi medyasının ezici çoğunlukla borsa, döviz, faiz ve altın gibi finansal piyasalara kilitlenmiş durumda olmasının arkasında yatan temel nedenler ne olabilir?” diye düşünüyorum.</p>
<p>Neden yapısal işsizlik, düşen altın fiyatı kadar konuşulmuyor?</p>
<p>Elektronik sektörümüzdeki hızlı dönüşüm, neden Fed faiz kararı kadar konuşulmuyor?</p>
<p>Neden ihracattaki yapısal sorunlar, ekranda, vasat bir şirketin halka arz performansı kadar yer tutamıyor?</p>
<p>Limondaki fiyat artışına kafa yorulduğu kadar, enflasyondaki sektörel katılıkların sebeplerine neden değinilmiyor?</p>
<p>Bunlara onlarcasını ekleyebilirsiniz. Aklıma gelen bazı cevaplar şöyle:</p>
<p><strong>1- İzleyen kitlenin ilgi alanı:</strong> İlgi alanı “üretime ve sektörlere yönelik haber-analizler” olanlar ve “piyasa gelişmeleri” olanların sayısında büyük farklar var. İkinci kitle çok daha büyük.</p>
<p><strong>2-Yüksek enflasyon ve anlık fiyat değişimleri:</strong> Türkiye'deki yüksek enflasyonist ortam nedeniyle toplumun geniş kesimleri (birikim sahipleri, küçük yatırımcılar ve tüketiciler) alım güçlerini koruma derdinde. "Dolar kaç oldu?", "Borsa ne durumda?", "Gram altın ne kadar?" soruları izleyici nezdinde anlık ve doğrudan bir karşılık buluyor. Bunda da haksız sayılmazlar. Ağızları çok kez yandı.</p>
<p><strong>3- Maliyet:</strong> Piyasa haberlerini üretmek son derece ucuz ve hızlı. Bir veri ekranındaki sayıları habere dönüştürmek, sahaya inip üretime yönelik gelişmeleri araştırmaktan çok daha düşük maliyetli.</p>
<p><strong>4- Tık ve reyting:</strong> Piyasa hareketleri insanlarda anlık dürtü yarattığı için izlenme ya da tıklanma oranları daha yüksek.</p>
<p><strong>Diğer ülkeler</strong></p>
<p>Peki diğer ülkelerdeki durum ne? Onlarda da bizdekine benzer bir eğilim mi var?</p>
<p>İzlediğim kadarıyla Arjantin, Brezilya, Mısır veya Pakistan gibi yüksek enflasyon, kur dalgalanması ve kırılgan makroekonomik dengelerle mücadele eden ülkelerde haber medyasının içerikleri bizdekine benzer.</p>
<p>ABD, İngiltere, Japonya ve Almanya ekonomi medyasında denge biraz daha farklı. Bu ülkelerde, piyasa gelişmeleri bizdeki kadar yer tutmuyor. Örneğin son birkaç yılda yapay zekâ yatırımları; şirket değerlemelerini, veri merkezlerinin enerji ihtiyacını, iş gücü piyasasındaki dönüşümü ve hatta ABD-Çin-AB jeopolitik rekabetini şekillendirdiği için gündemin ilk sırasında. Almanya veya Japonya’da sanayi üretimi, tedarik zincirleri, robotik otomasyon haberleri borsadaki günlük dalgalanmalardan çok daha derinlemesine işleniyor.</p>
<h2>Olması gereken</h2>
<p>Toplumsal olarak yaygın eğilimlerimizden biri, düşünmeyi ve tartışmayı genellikle sebepler üzerinden değil, sonuçlar üzerinden yapmamız ve bu nedenle ortak bir çözüm önerisi geliştirmedeki ataletimiz. Konu sebeplere gelince ise kendi düşüncemizi tartışılamaz görüp, karşı tarafı zorla ikna etmeye çalışmamız. Ben ekonomi medyasının bu konuda büyük bir boşluğu doldurabileceğine inanıyorum.</p>
<p>Tarım haberciliği "pazarda domates/soğan fiyatı arttı" boyutuyla sınırlı kalmak yerine tarımsal sulama, girdi maliyetleri, arazi verimliliği, iklim değişikliği gibi stratejik konular derinlemesine işlenmez ise, sebep değil sonuç üzerinde boş tartışmalar yapmaktan öteye geçemeyiz. Geriye dönüp bakın; tarımdaki sorunlarımızın kaç yıldır fiyat artışları üzerinden yapıldığını göreceksiniz.</p>
<p>Sanayi ile ilgili yayınlara bakınca, ekseriyetin sanayi üretim endeksi, kapasite kullanımı, büyüme verileri ve PMI gibi başlıklar altında yoğunlaştığını görüyoruz. Oysa olumlu tarafta örneğin, savunma sektöründeki başarının arka planında neler yattığını, bunun diğer sektörlere nasıl aşılanabileceğini pek de konuşmuyoruz. Olumsuz tarafta, ihracatta rekabet kaybı, teknoloji yatırımlarındaki atalet, istihdam kaybı ve bunların nedenleri gibi ülkenin geleceğini belirleyecek konular, piyasaların günlük dalgalanmaları arasında kayboluyor.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin hem girişim sayısı, hem çalışan sayısı, hem de ekonomik değer olarak büyük bölümünü oluşturan hizmetler sektörü ve bunun bir parçası olan katma değeri yüksek elektronik/yazılım sektörleri, çok boyutlu analizler yerine genellikle şirketlerin PR bültenleri seviyesinde yer bulabiliyor.</p>
<h2>Kime ne görev düşüyor?</h2>
<p>Elbette bir belgesel yayıncılığı önermiyorum. Piyasalar, ekonominin rengi, en ilgi çekici yönü. Ancak medyanın bilgilendirme gücü dışında, bilinçlendirme ve yönlendirme eksenleri olduğunu da ihmal etmemek gerekiyor ve bu konuda, hem yayıncıların hem de iş dünyasının yapabilecekleri var.</p>
<p>Uzun yıllardır gözlediğim kadarıyla, şirketler ve STK’ların medyaya biçtiği rol ilkine (bilgilendirmeye) daha yakın. Medya, bu kesimin zihninde, bir görünürlük ve PR aracı olarak konumlandırılmış ve iletişim bütçeleri buna odaklanmış durumda. Oysa, bilinçlendirme ve yönlendirme tarafında medyanın rolü göz ardı ediliyor. Şirketlerin ve ilgili sektör STK’larının iletişim stratejileri ve bütçeleri buna uygun şekilde revize edilebilir. Sanayi ve ticaret odaları, dernekler ve birlikler, kendi alanları ya da sektörleri ile ilgili yayınları pek ala mali olarak destekleyebilir. İhracatçı sektörler kendileri ile ilgili sorunlar ve başarı hikayeleri ile ilgili yayınlara sponsor olabilir. Şirketler sektörlerindeki diğer oyuncular ile bir araya gelip marka değil ürün/sektör bazında iletişim yapabilir.</p>
<p>İlk öneri benden olsun.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-medyasi-icin-bir-oneri-91038</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi medyası için bir öneri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nereden-nereye-geldik-91037</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nereden nereye geldik?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Otuz yıl önce Bursa’da, Kayseri’de üretilen ürünler Avrupa malı sayılırken AB, yeni ürün standartları ve menşe kurallarıyla Avrupalı ürünü yeniden tanımlıyor. Bu tartışmada öncelikle Türkiye’nin nasıl etkileneceğine değil, Türk firmalarını tedarik zincirlerine ekleyen Avrupalı firmaların ve Avrupa ekonomisinin nasıl etkileneceğine bakmak gerekiyor.</strong></p>
<p>Bundan otuz yıl kadar önce, Avrupa Birliği’nin (AB) başkenti Brüksel’den gelenlerin Gümrük Birliği düzenlemesini nasıl anlattıklarını hatırlıyorum bugünlerde. Otuz yıl sonra bugün Made in Europe düzenlemesinin operasyonel araçları biçimlendikçe değişim ayan beyan ortada. Dün hayat daha kolaydı.</p>
<p>Ürettiğimiz sanayi malları hep Avrupalıydı. Bugün artık kim Avrupalı kim değil, ortalık karıştı.</p>
<h2>Gümrük Birliği ile ilgili düzenlemeler 1996’daydı, bundan otuz yıl önce</h2>
<p>Otuz yıl öncenin gündeminde, Bursa’da ya da Kayseri’de üretilen mal, mesela, Frankfurt’ta üretilen mal gibi, hiçbir farklı muameleye tabi tutulmadan Duisburg’a gidebilecekti. Brüksel’den gelenler bize neden AB mevzuatını benimsememiz gerektiğini bu örneklerle anlatırlardı.  </p>
<p>Bursa’da üretilen mal da Gümrük Birliği nedeniyle AB malı olacağına göre, üretim standartlarının, üretim sürecindeki sağlık düzenlemelerinin ve ürün standartlarının hep AB ile aynı düzeyde olması gerekiyordu.</p>
<p>Neden? Bursa’da üretilen mal üretim standartları açısından gümrüklerde ayrı bir incelemeye tabi tutulmayacaktı. Bursa ya da Kayseri’deki üretim tesisi de AB esaslarına göre çalıştığı için AB ürünü üretiyor olacaktı.</p>
<p>Türkiye, 1996’da sanayi mallarını kapsayan Gümrük Birliği düzenlemeleri yapılırken bize anlatılan buydu. Ortak AB düzenlemeleri ile hepimiz Avrupalıydık, bir nevi. Dünya daha bir kolaydı o devirde.</p>
<p>Buraya değdi, buraya değmedi, orası sayılmaz tartışmaları 2026’da çıktı. Tam otuz yıl sonra. Neden?</p>
<p>İlk grafik, 1995 yılında ülkelerin küresel rekabet gücünü gösteriyor esasen. Nedir rekabet gücünün tanımı burada? Ülkelerin ürün ve pazar çeşitliliğidir. Kaç ürünü rekabetçi bir biçimde üretebiliyorsunuz ve bu ürünleri kaç ülkeye rekabetçi bir biçimde satabiliyorsunuz?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae816349d42d-1793594932.jpg" alt="" width="900" height="445" />Sağ üstte görünen ülkeler aslında dünyanın ana tedarikçileri diye tanımlanabilir. Nedir? 1995 yılında dünyanın ana tedarikçileri, dünyanın ürün ve pazar çeşitliliği açısından öne çıkan ülkeleri, ağırlıkla Batı Avrupa’daydı.</p>
<h2>Avrupa artık 1996’daki Avrupa değil, pek tedirgin</h2>
<p>Gümrük Birliği işini konuştuğumuz AB ülkeleri kendilerine güveniyorlardı. Şimdi artık öyle değil. Dünya değişti 2025, 2026 yıllarında. Otuz yılda ne oldu derseniz Çin, Hindistan ve Türkiye ürün ve pazar çeşitliliği açısından öne çıktılar. Dünyanın ana tedarikçisi artık özellikle Çin oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae8165d20800-1793594973.jpg" alt="" width="900" height="443" />Bugünlerde AB’nin özellikle Çin elektrikli vasıtalarını (EV) konuşmaya başlaması neden? Çin yalnızca dünyanın ana tedarikçisi olmadı. Aynı zamanda yeni teknolojilerde ve yeni teknolojilere dayalı yeni ürünlerde de lider ülke konumuna yerleşti.</p>
<p>Dünden kalma içten yanmalı motorlara (internal combustion engine-ICE) dayalı otomotiv sektörünü koruyarak EV’ye dönüştürmek isteyen AB ülkelerinin artan tedirginliğini bu çerçevede görmek gerekiyor.</p>
<p>Eylül 2024’teki Draghi raporu teknoloji yarışında AB ülkelerinin geride kaldıklarının altını çiziyor ve Avrupa için bir sanayi politikasını tarif ediyordu. Made in Europe tartışması ise bu sanayi politikasının operasyonel araçlarını ortaya koymaya başladı.</p>
<p>Mart 2026’da gündeme gelen Sanayi Hızlandırıcı Yasası taslağı bugün bu operasyonel araçların gündemde tartışılanı. Ancak ortada bir dizi birbirini tamamlayan politika aracı var sırayla tanımlanmakta olan.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae816a03c86a-1793595040.png" alt="" width="605" height="341" />Sanayi politikası düşünmeye başlamanın tam zamanı</h2>
<p>İşin başında Türkiye de Made in Europe sürecinin ayrılmaz bir parçasıydı. Gümrük Birliği düzenlemesi nedeniyle Türkiye’de de Avrupa malı üretiliyordu. Üstelik Türkiye bu sürece dahil edilirken bugüne kadar alıştığımız siyasi koşullardan hiçbiri de gündeme gelmemişti. Türkiye, Gümrük Birliği düzenlemesi nedeniyle sürecin bir parçası kabul edilirken, kimse “tabii ama önce Kıbrıs” filan da dememişti. Ortada bir ekonomik pazarlık alanı vardı.  </p>
<p>Türkiye’nin bu süreçte sektör ve hatta ürün bazında müzakere pozisyonlarını belirlemesi gerekiyordu. Ancak Ekim 2026’da Almanya-Fransa mutabakatı ile özellikle otomotivde tartışmanın gündemi değişmeye başladı. Türkiye’de üretilen otomobiller Avrupa’daki kamu ihalelerinde Avrupa malı kabul edilmemeye başlandı efektif olarak.</p>
<p>Parlamentonun konuyla ilgili yaptırdığı analizler Kore’ye, Japonya’ya, İngiltere’ye odaklanırken, Türkiye gündemde yoktu.</p>
<p>Bundan otuz yıl önce Bursa’da, Kayseri’de üretilen mal otomatik olarak Avrupa malı kabul edilirken şimdi yeni ürün standartları, yeni menşei kuralları ortaya çıkmaya başladı. AB, malları kim Avrupalı, kim değil diye yeniden tanımlamaya başladı.</p>
<p>Bu tartışmaya doğrusu Türkiye bundan nasıl etkilenir diye bakmamak gerekiyor. Öncelikle Türk firmalarını tedarik zincirlerine eklemiş Avrupalı firmalar ve Avrupa ekonomisi bundan nasıl etkilenir diye bakmakta fayda var.</p>
<p>Öyle görünüyor ki, Made in Europe sürecinin operasyonel araçları biçimlenirken, sektör ve ürün bazında müzakerelere hazırlıklı olmak lazım bugünden tezi yok. Bu müzakereleri Türk firmalarının doğrudan değil, Avrupalı partnerleri aracılığıyla gündeme taşımak gerektiği de ortada sanırım.</p>
<p>Türk sanayisi, Avrupa sanayisinin ayrılmaz bir parçası olarak ortaya çıktı. Hatırlayalım, dışa açılma sürecimiz 1980’lerde başladığında Türkiye’nin toplam ihracatı 3 milyar dolar civarındaydı. Bunun neredeyse yüzde 80’ini tarım ürünleri ihracatı oluşturuyordu.</p>
<p>1995’te yıllık ihracatımız 20 milyar doları aştı ve bunun yüzde 80’den fazlasını sanayi ürünleri oluşturmaya başladı. Sonra Gümrük Birliği düzenlemesi geldi 1996’da. Bugün Türkiye’nin ana ihracat pazarı AB, ihracat toplamımız 270 milyar doları aştı ve bu toplamın yaklaşık yüzde 80’i hala imalat sanayi ürünlerinden oluşuyor. Hizmet ihracatımızla birlikte toplam tutar 400 milyar doların üzerinde.</p>
<p>Nedir? Gümrük Birliği düzenlemesi Türkiye’ye iyi geldi. Şimdi ana pazarımız ürün standartları belirlemeye başlıyorsa, Türkiye’nin buna nasıl intibak edeceğini düşünmeye başlaması gerekiyor.</p>
<p>İşe iyi tarafından bakın, Avrupa kendisine bir sanayi politikası çerçevesi belirliyorsa, bu müzakere sürecine Türkiye’nin kendi sanayi politikası önceliklerini analiz ederek hazırlanması gerekiyor.</p>
<p>Bu nedir? İyidir.</p>
<p>Şimdiye kadar zaten çoktan kendi başımıza yapmamız gerekiyordu.</p>
<p>Hem belki bu sayede bizi Avrupa’dan ayıran önemli parametrelerden biri olan yüksek sayıda ve mutsuz “ev genci” problemimize de bir çare düşünmeye başlamış oluruz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae816c7a6bf0-1793595079.jpg" alt="" width="900" height="442" />Unuttuysanız hatırlatmış olayım. Hem işsiz hem mutsuz. Kötü işte.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nereden-nereye-geldik-91037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/7/1280x720/78-1793595177.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nereden nereye geldik? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/simdi-ve-burada-91036</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimdi ve burada…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Kötülük yapanın öbür dünyada cezalandırılacağı” düşüncesiyle mağdurlara psikolojik destek sağlamak, asla bir çözüm değil. Fon yağmacılarının şimdi ve burada cezalandırılmaları gerekir.</strong></p>
<p>Kötülük yapan birinin <strong>öbür dünyada ceza çekecek olması</strong>, bu dünyada onun açtığı yaraları iyileştirmediği gibi <strong>adaleti burada görmek isteyen insanı</strong> da tatmin etmez. İnsan psikolojisi ve <strong>adalet</strong> <strong>duygusu</strong>, telafiyi ve hesap sorulabilirliği "<strong>şimdi ve burada</strong>" arar. Fon çetelerine duyulan öfke gibi…</p>
<p><strong>Öte dünyaya bırakılan bir hesaplaşma</strong>, şu an yaşanan <strong>acıyı hafifletmediği</strong> gibi kronikleşen bir <strong>adaletsizlik hissi</strong> yaratır. Bu durum temel çelişkiler doğurur: <strong>Pratik Fayda Eksikliği</strong>; birinin gelecekte acı çekecek olması, <strong>bugünkü mağdur insanın uğradığı zararları geri getirmeyeceği</strong>, gün gibi aşikârdır.</p>
<p><strong>“NASILSA İLAHİ ADALET VAR”</strong></p>
<p>Sorumluluktan Kaçma: "<strong>Nasılsa ilahi adalet var</strong>" düşüncesi, bazen bu dünyada suçluların hesap vermesini sağlamak yerine <strong>insanları kabullenişe</strong> sürükler. <strong>Geciken Adalet</strong>: Adaletin zamanlaması en az kendisi kadar önemlidir; <strong>yaşarken görülmeyen adalet</strong>, mağdurun gözünde yok hükmündedir.</p>
<p>Bu dünyadaki <strong>adaleti</strong> ve <strong>kendi huzurunu</strong> korumak adına, eğer paylaşmak istersen; <strong>seni bu noktaya getiren çok özel bir haksızlık</strong> veya olay mı yaşandı? Bu süreçte <strong>hukuki</strong> ya da <strong>sosyal bir çözüm arama</strong> imkânın oldu mu? Şu an bu yükle başa çıkarken <strong>en çok zorlandığın duygu</strong> hangisi? <strong>Aslında hepsi</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Fon adaletine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kamuoyu neyi bekliyor?</em></strong></p>
<p>Fon çetesinin ifşası yetmiyor, onların <strong>gerekli cezaya çarptırılmasını</strong> istiyor. Çin'de rüşvetle suçlanan Çin SPK’sı eski yöneticisine <strong>idam cezası</strong> verildi. Çinli biliyor ki <strong>borsayı denetlemeyen affedilmeyecek</strong>.</p>
<p><strong><em>Biz ne yapıyoruz?</em></strong></p>
<p><strong>Fon çetesinin kimler olduğunu</strong> tam olarak bilmediğimiz gibi, <strong>şeffaf</strong>, <strong>hesap verebilir</strong> yönetim eksikliği yüzünden fon yağmacılarının <strong>çöktükleri yanlarında kalacak</strong>. İçeriden birkaç kurban verip <strong>yırtacaklar</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>FON YAĞMACILARINA GÖZ YUMMAMAK İÇİN NELER YAPILMALI?</strong></p>
<p>Gerçekçi ve sürdürülebilir çözüm, partizan değil kurumsal temele dayanır: <strong>1</strong>-Tam ve bağımsız hesap verebilirlik... <strong>2</strong>-Düzenleyici kapasitenin güçlendirilmesi... <strong>3</strong>-Makroekonomik ortamın kumarhane ekonomisinden uzaklaştırılması... <strong>4</strong>-Yatırımcı koruması ve şeffaflık için yönetimin denetlenmesi…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>FON YAĞMASI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Denetimsiz fon</strong>: Resmi otorite, SPK’nın izni, gözetimi dışında yasadışı işletilen riskli yatırım havuzları</p>
<p><strong>Açgözlü bürokrat</strong>: kamu yönetiminde kendi kişisel çıkarlarını, güçlerini kullanıp kamuyu soyan soysuz</p>
<p><strong>Siyasi müdahale</strong>: Manipülasyonlara ve vurgunlara siyasi iradenin göz yumması, yandaşını kayırması</p>
<p><strong>Keriz silkeleme</strong>: Yazar Abdurrahman Yıldırım’ın dilimize kazandırdığı, saf yatırımcıyı soyma yöntemi</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/simdi-ve-burada-91036</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şimdi ve burada… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortalik-hic-bu-kadar-toz-duman-olmamisti-91035</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ortalık hiç bu kadar toz duman olmamıştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye son yarım yüzyılda ne ekonomik krizler gördü, neler yaşadı neler… Bunların bir kısmına ekonomi muhabiri olarak Ankara’da tanıklık ettim.</p>
<p>Örneğin 1980’de 24 Ocak kararlarına giden süreç, Türkiye ekonomisindeki o radikal dönüşüm.</p>
<p>1994’te 4 Nisan kararlarıyla noktalanan çöküş… Dönemin başbakanının <strong>“beynimin yarısı”</strong> diye tanımlayarak yere göğe koyamadığı bir bürokratla adeta baş başa verip ekonomiyi felakete sürüklediği dönem.</p>
<p>2001 krizi… Birike birike taşınamaz duruma gelen sorunların Anayasa kitapçığına indirgenen tartışmasıyla patladığı süreç.</p>
<p>Yurt dışı gelişmelerin etkisiyle ortaya çıkan 2008 krizi.</p>
<p>2018’de <strong>“Verirsin, vermem, verdim gitti”</strong>yle sonuçlanan Rahip krizi ve onun yol açtığı ekonomik çalkantı.</p>
<p>2021’de nas gerekçe gösterilerek indirilen faizlerle başlayan o çok uzun dönemli kriz… <strong>“Asrın buluşu”</strong> denilerek lanse edilen KKM ile kamuya trilyonlarca liralık yük bindirilmesi, daha da ötesi aradan beş yıl geçmesine rağmen 2021’deki o faiz indirimi kararının yarattığı krizin tortusunun hâlâ atılamaması…</p>
<p>Arada banker krizi, İmar Bankası soygunu ve bunların yanında küçük kalan lokal bir dizi <strong>“jet”</strong> çarpmalar, <strong>“çiftlikbank”</strong> düzenleri…</p>
<p>Şimdi <strong>“nur topu”</strong> gibi, sıraladığım bu krizlerin tümünü bastıracak yeni bir krizimiz var.</p>
<p>Evet, bu sorunların hiçbiri bugün yaşanmakta olanla boy ölçüşecek boyutta değildi. Abarttığım düşünülebilir, biliyorum; ama Türkiye fon vurgunu olarak kendini gösteren bu sorunu henüz tam yaşamadı, bu sorunun tüm boyutları henüz ortaya çıkmadı. Kim bilir belki de buz dağının ancak su üstündeki kısmını görüyoruz.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fon vurgunu anafilaksi şoku gibi</span></h2>
<p>Bazı alerjik reaksiyonlar vardır, lokal etki yaratır. Bir de anafilaksi denilen bir bela vardır. Anafilakside bağışıklık sistemi aşırı tepki verince kana aynı anda inanılmaz miktarda kimyasal salgılanır ve bu kimyasallar organları tek tek hasta etmez, doğrudan solunum ve dolaşım organlarını çökertir. Kan damarları çok kısa sürede hızla genişler, tansiyon sıfıra doğru düşer ve nefes almak neredeyse olanaksız hale gelir.</p>
<p>Yıllar önce hem de birden fazla anafilaksi şoku yaşamış biri olarak bunun nasıl bir bela olduğunu gayet iyi biliyorum.</p>
<p>İşte şimdi yaşanmakta olan da sıradan bir alerjik reaksiyon, sıradan bir ekonomik kriz değil.</p>
<p>Normal krizler ekonominin bir ya da bağlantılı birkaç bölgesiyle sınırlı olur, o bölgeleri tutar. Bu kez tüm ekonomiyi saran bir krizle karşı karşıya bulunuluyor. Bazı kesimler henüz farkına varmasa ve hatta “Beni niye etkilesin” diye yaklaşsa bile gerçek bu, sorun herkesi ilgilendiriyor, şimdi değilse de ilgilendirecek.</p>
<p>Anafilakside zamanla yarış vardır ve önlem almakta gecikildiği takdirde malum son kaçınılmazdır.</p>
<p>Ancak bu demek değil ki şimdi hızlı önlem alınırsa Türkiye ekonomisini sarmış olan bu anafilaksi benzeri krizin daha da büyümesi önlenebilecek. Bu pek kolay değil. </p>
<p>Ama devletler ekonomik yönden tabii ki batmaz, ölmez. Devlet hayatiyetini sürdürür de, tahribat çok büyük olur, nitekim olacak da, hatta oluyor da.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Merkez’in önlemi çare olmadı</span></h2>
<p>Merkez Bankası önceki hafta banka kredilerindeki artış sınırlamasını değiştirmeden piyasayı rahatlatacak bir adım atmıştı.</p>
<p>Neydi bu adım; şirketlerin yurt içinde TL cinsinden ihraç ettikleri borçlanma araçlarından yıl sonuna kadar itfası gelecek olanların ödenmesi amacıyla kullandırılacak TL krediler, kredi büyüme sınırlaması dışında tutuldu.</p>
<p>Böylece kronik bir soruna dönüşme eğilimi gösteren şirketlerin tahvil borcu ödemesinde karşılaştıkları sıkıntılar bir ölçüde hafifletilmek isteniyordu.</p>
<p>Düşünce yerindeydi, önlem kağıt üstünde gayet iyiydi; iyiydi ama bunun pratikte sonuç verebilmesi bankaların kredi açmasına bağlıydı.</p>
<p>Bu kararın yarattığı olumlu hava saman alevi gibi çok kısa ömürlü olduğuna ve özellikle geçen cuma piyasalar inanılmaz bir sıkışıklık yaşadığına göre sorun büyüyordu. Cuma günkü sıkışıklık hem öncesindeki bir buçuk günün tatil olmasından kaynaklanmıştı, hem de ayın son iş günü olmasından. Sorunun ne boyutta olduğunu anlamak için bugün ve yarını gözlemek gerekiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tsunami riski ortadan kalkmadı</span></h2>
<p>Geçenlerde tsunaminin nasıl oluştuğuna değinmiş ve açık denizde yaşanan büyük bir depremin yol açtığı tsunaminin kıyıya yaklaştıkça büyüdüğünü hatırlatmıştım. Merkez Bankası’nın bankacılık sistemi dışındaki şirketlere nefes aldıracak biraz önce aktardığım önleminin de tsunami önünde küçük bir bariyer oluşturabileceği varsayılıyordu ama bu bariyer pek işe yaramayacak.</p>
<p>Çünkü öyle yanlış adımlar atılıyor ki, bu doğru adım gölgede kaldı bile. Güven sorununu yok edecek yönde adım atmak bir yana güvensizliğin daha da büyümesi için adeta özel bir çaba gösteriliyor. Ankara’da tarifi zor bir koordinasyonsuzluk hakim.</p>
<p>Örnek mi, fonlarda parası kalanlar için günlerce bir milyon liralık avans ödemesi yapılacağı söylendi ama ödeme bu tutarın çok altında kaldı. Niye bir milyon ödeneceği söylendi de bu yapılamadı, belli değil. Herhangi bir açıklama da yok.</p>
<p>Bunlar güvensizliği had safhaya çıkarıyor. Dalga dalga yayılan güvensizlik sonucu kimse kimseye para koklatmıyor bile!</p>
<p>Merkez Bankası istediği kadar önlem almaya çalışsın, istediği kadar şirketler lehine olabilecek adım atsın, para vermek isteyen olmadıktan sonra… Kaldı ki şimdiye kadar atılan adımlar da yaraya merhem!</p>
<p>Herkes <strong>“Ya yarın paramı geri alamazsam”</strong> kaygısı içinde…</p>
<p>Herkes <strong>“Yarın ödeyeceğim parayı bir şekilde elimde tutayım da, aman temerrüt riskim oluşmasın”</strong> düşüncesinde…</p>
<p>İçinde bulunulan dönemdeki en büyük çaresizlik de şu:</p>
<p><strong>“Alınacak hiçbir karar, değiştirilecek hiçbir mevzuat ya da çıkarılacak hiçbir yasa bu olumsuz gidişi değiştiremeyecek ve bu olumsuz algıyı yok edemeyecek.”</strong></p>
<p>Tek çare zaman ve o zaman diliminde de olumsuzluğu pekiştirecek hatalar yapılmaması.</p>
<p>Bir kere bugüne kadar yapılanlar ve özellikle yapılmayanlar bundan sonrasına olan inancı, sorunun kolaylıkla geride bırakılabileceği düşüncesini yok etti; böyle bir düşünce zaten pek yoktu da, şimdi tümüyle yok oldu. </p>
<p>Toplumun bir kesimi hâlâ <strong>“Benim fonlarla hiç işim yok, üç kuruşum var o da mevduatta”</strong> ya da <strong>“Benim biriktirecek param mı var ki, olanlar düşünsün”</strong> havasında görünüyorsa da içten içe herkes kaygı yaşıyor.</p>
<p><strong>O tsunami kıyıya vurduğunda boğulmayan da ıslanacak.</strong></p>
<p>Hele özel sektörde sıkıntılar arttığında, üretim ve ticaret aksadığında akla ilk istihdamı daraltmak gelecek. İşsizliğin artması… Bundan büyük dert olur mu?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortalik-hic-bu-kadar-toz-duman-olmamisti-91035</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ortalık hiç bu kadar toz duman olmamıştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirmizi-pazarteside-cozum-arayisi-mi-hesaplasma-mi-91034</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırmızı Pazartesi’de çözüm arayışı mı, hesaplaşma mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gabriel García Márquez’in Kırmızı Pazartesi romanı, herkesin yaklaşan bir cinayeti bildiği halde kimsenin önlemek için harekete geçmediği bir kasabayı anlatır. Türkiye’de fon krizinin perde arkasında yaşananlar da bu hikâyeyi hatırlatıyor. Krizin ayak sesleri duyulurken kurumlar birbirlerini uyarmış, ancak ortak çözüm üretmek yerine karşı karşıya gelmiş. Ankara’da tartışılan da, çözüm üretmesi gereken kurumların neden birlikte hareket edemediği. SPK ile Borsa İstanbul arasında “kim, kimi kaç kez uyardı” tartışması bunun da göstergesi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae812b689a43-1793594038.jpg" alt="" width="600" height="754" />Krizin patlamasının ardından bir köşe yazarı Borsa İstanbul’un SPK’yı 130 kez uyardığını yazmış, ancak ilgili kurumdan sayıyla ilgili jet yalanlama gelmişti. Bugün Ankara’da konuşulan sayı 130 değil, 164.</p>
<p>Borsa İstanbul yetkililerinin, “Çanak çömlek patladıktan” sonraki toplantılarda, “Sorumluluğumuzu yetkimiz çerçevesinde yerine getirdik” dediği belirtiliyor.</p>
<p>Borsacılar ve kurum yetkilileri de krizin “geliyorum” dediği konusunda hemfikir. Onlara göre kriz çok daha düşük hasarla atlatılabilirdi ama olmadı.</p>
<p>İddiaya göre Borsa İstanbul, SPK kararından önce fonların tasfiyesi için bir yıl süre verilmesini, yakın takip ve düzenlemelerle yol haritası oluşturulmasını önermiş. Fonlar ve borsacılar ise üç artı üç ay formülünü gündeme getirmiş. İlk üç ayın sonunda durum değerlendirilecek, gerekirse ikinci dönem başlayacaktı.</p>
<p>Kriz öncesinde bakanlar ve yardımcılarıyla SPK, BDDK, Borsa İstanbul ve MASAK yetkilileri aynı masaya oturup ortak çözüm aradı mı? Bilmiyoruz.</p>
<p>Ancak SPK düğmeye bastı. Üç ay içinde tasfiye kararı piyasalarda panik yarattı. İlk büyük sarsıntı Pusula Portföy’de yaşandı ve kriz büyüdü.</p>
<p>Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen’in savcılık sorgusunda Pusula Portföy ve Katılımevim’ini bir devlet büyüğünün tavsiyesi üzerine aldığını söylediği iddiası da tartışmanın siyasi boyutunu büyüttü.</p>
<p>Fonlara para yatıran, parasını çekebilen ya da çekemeyen siyasetçilerden bürokratlara, iş insanlarından kamu yöneticilerine kadar pek çok isimden söz ediliyor. İsimlerin kimler tarafından, hangi amaçla gündeme getirildiği ayrı mesele.</p>
<p>Ankara’da asıl soru şu: Amaç yatırımcıyı kurtarıp zararı sınırlamak mı, yoksa kriz üzerinden hesaplaşmak mı? Yanıtı, bundan sonra hangi bilgilerin kimlerle paylaşılacağında aramak gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirmizi-pazarteside-cozum-arayisi-mi-hesaplasma-mi-91034</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kırmızı Pazartesi’de çözüm arayışı mı, hesaplaşma mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-91033</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 02 Kasım" src="https://www.youtube.com/embed/oT-AX2xxu54" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-91033</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/berfin-cipa-1753078160.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-makinesiyle-12-yilda-200-milyon-euroya-ulasti-montaj-hatti-hayali-asamasina-gecti-91032</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş makinesiyle 12 yılda 200 milyon Euro’ya ulaştı, ‘montaj hattı hayali’ aşamasına geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1998 </strong>yılında Volvo Türkiye Distribütörlüğünde çalışan <strong>Taner Sönmezer, </strong>2000 yılında geçtiği Çukurova Grubu iş makineleri şirketinde çalışırken Japon Sumitomo Case distribütörlüğü gündeme geldi. 2013’te Sumitomo yönetimi <strong>Taner Sönmezer</strong>’in kapısını çaldı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye pazarında daha güçlü adımlar atmayı planlıyoruz. Biz doğrudan gelelim, siz de bizim ortağımız olun.</strong></p>
<p><strong>Taner Sönmezer, </strong>14 yıl çalıştığı Çukurova Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Emin Karamehmet</strong>’ten müsaade istedi:</p>
<p>-          <strong>Ortağı olacağım bir şirketle sektörde yola devam etmeyi planlıyorum…</strong></p>
<p>Böylece 2014 yılında <strong>“TSM Global Türkiye Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş.”</strong> kuruldu:</p>
<p>-          <strong>İş ve istif makineleri alanında faaliyet gösteren TSM Global’i yüzde 80 yabancı, yüzde 20 yerli ortaklık yapısıyla faaliyete başlattık. TSM Global’in yüzde 80’i Sumitomo’nun İngiltere’deki Sumex UK adlı şirketine ait. Yüzde 20 hisse de benim.</strong></p>
<p>TSM Global Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Taner Sönmezer</strong>’den sektöre giriş öyküsünü dinledim, gelecek planlarını, hayallerini konuştuk:</p>
<p>-          <strong>TSM Global, özellikle Japon Sumitomo ekskavatörlerinin Türkiye ve bölgedeki ana üssü olarak tüm satış, satış sonrası hizmet, makine ana dağıtım merkezi ve eğitim faaliyetlerini yürütmek amacıyla kuruldu.</strong></p>
<p>Zamanla yelpazeye eklemeler olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Amerikan Hyster-Yale forklift ve liman ekipmanları, İsviçreli Ammann’ın yol ve asfalt ekipmanları, Terex, Fuchs ve Finlay markalarının elleçleme, kurma ve eleme ekipmanları da TSM Global’in ürün-marka yelpazesine eklendi.</strong></p>
<p>TSM Global’in Japon Sumitomo’nun bölge üssüne dönüştüğünü vurguladı:</p>
<p>-          <strong>TSM Global olarak Türkiye’nin yanı sıra Doğu Avrupa ve Türk Cumhuriyetlerini de kapsayan toplam 21 ülkenin operasyonlarını yönetiyoruz.</strong></p>
<p>Ülkeleri sıraladı:</p>
<p>-          <strong>Bulgaristan, Çekya, Estonya, Letonya, Macaristan, Polonya, Romanya, Sırbistan, Hırvatistan, Litvanya, Slovakya, Azerbaycan, Gürcistan, Türkmenistan, Ukrayna, Özbekistan ve Kırgızistan’da, Orta Doğu’da ise Kuzey Irak’ta varız. Suriye’de yapılanmaya başladık.</strong></p>
<p>Türkiye’deki Sumitomo iş makinesi parkına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Sumitomo ile 12 yıllık ortaklığımız var. Bugün Türkiye’de 7 bin 200 Sumitomo iş makinesi sahada çalışıyor.</strong></p>
<p>Sumitomo iş makinelerinin kullanıldığı projelere değindi:</p>
<p>-          <strong>Sumitomo ekskavatörleri, İstanbul Havalimanı’ndan hızlı tren projelerine, otoyollardan barajlara kadar büyük projelerde görev aldı. Çalışmaya da devam ediyor.</strong></p>
<p>TSM Global’in bayi ağı dahil 1000 kişilik bir ekiple faaliyetlerini sürdürdüğünü kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de 44, yurt dışında da 21 bayimiz var. TSM Global’de doğrudan 200 personelle hizmet veriyoruz.</strong></p>
<p>TSM Global’in iş makinesi ithalatçısı yönünün ağır bastığı dikkatimi çekince, yatırımlarını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Ankara’da yeni bölge tesisi kuruyoruz. 17 milyon Euro’luk yatırımla tamamlanacak. İstanbul’da da yeni merkez üssü yapıyoruz. Onun yatırım büyüklüğü de 30 milyon Euro dolayında olacak. Toplam yatırım aslında 50 milyon Euro’yu bulacak.</strong></p>
<p>İstanbul’daki yeni merkez için planlanan özellikler üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>İstanbul’daki yeni merkezimiz genel müdürlüğün yanı sıra satış, servis, bakımı da içinde barındıracak. Aslında </strong>“İş makinesi hastanesi” <strong>gibi hizmet verecek. Bu yönüyle bölge ülkeleri de kapsayacak. Bir çok alanda olduğu gibi iş makinesinde de koruyucu bakım öne çıkıyor.</strong></p>
<p>TMS Global’in cirosunu merak ettim, hedefiyle birlikte aktardı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye ve bölgedeki ciromuz 200 milyon Euro’yu buluyor. 10 yılda ciromuzu 400 milyon Euro’ya ulaştırmayı planlıyoruz.</strong></p>
<p>Bu noktada hayalini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Hayalimde Sumitomo iş makinesinde ülkemizde bir montaj hattı kurmak var. Japonlar da bu konuda hevesliler ama şimdilik Türkiye ve bölge pazarını izliyorlar.</strong></p>
<p>Türkiye’de sahada çalışan Sumitomo iş makinesi sayısının 7 bin 200 olması, TSM Global’in bölge dahil cirosunun 200 milyon Euro’ya ulaşması, <strong>Taner Sönmezer</strong>’in montaj hattı kurma hayalinin gerçeğe dönüşmesinin çok da uzak ihtimal olmadığını gösteriyor…utu</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İhracat hedefi 50 milyon Euro</span></h2>
<p><strong>SOHBET </strong>sırasında TSM Global Türkiye Makina Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin ithalata dayalı faaliyet gösterdiği üzerinde durunca Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Taner Sönmezer, </strong>ihracata dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>10 milyon Euro’yu aşan ihracatımız var. Hedefimiz önümüzdeki 5 yıl içinde ihracatımızı 50 milyon Euro’ya çıkarmak.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Sumitomo, İstanbul’u aynı zamanda bölge ülkelerine satış için hazırlık merkezi gibi konumlandırıyor. Bu da bizim ihracatımızı artırıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sumitomo 100 aşkın ülkede var, ‘en başarılı iş ortakları’ arasındayız</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae81147b181f-1793593671.png" alt="" width="500" height="400" /></span><strong>TSM </strong>Global Türkiye Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Taner Sönmezer, </strong>Sumitomo’nun 100’ü aşkın ülkede olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>TSM Global, Sumitomo’nun Doğu Avrupa pazarına ilk kez doğrudan girişinde de rol üstlendi. Doğu Avrupa’da bayi yapılanması ve satış sonrası hizmet altyapısını geliştirmeye odaklandık.</strong></p>
<p>TSM Global’in Sumitomo dünyası içindeki yerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Sumitomo bizi </strong>“En iyi ve en başarılı iş ortağı” <strong>kategorisinde öne çıkarıyor. Biz de uzun soluklu işbirliğimizi Türkiye’nin yanı sıra bölgede de büyütmeye devam ediyoruz.</strong></p>
<p>TSM Global’in 150 yıllık İsviçreli Ammann’ın Türkiye distribütörü olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ammann’ın yol ve asfalt makineleri ülkemizin farklı bölgelerindeki yol projelerinde sahada çalışıyor.</strong></p>
<p>İş makineleriyle ilgili <strong>“önleyici bakım” </strong>konusu üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Periyodik bakım anlaşmalarıyla makinelerin düzenli bakım ve kontrollerini planlı şekilde gerçekleştiriyoruz. Olası sorunların önceden tespit edilmesi, makinelerin daha uzun süre verimli şekilde çalışabilmesinin önünü açıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İş makinesi pazarı yıllık 15 bin, forklift satışı 20 bin adet</span></h2>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae8113a7c9d2-1793593658.png" alt="" width="700" height="369" /></span></p>
<p><strong>TSM </strong>Global Türkiye Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Taner Sönmezer, </strong>Türkiye’de iş ve istif makineleri pazarında önemli büyüme potansiyeli gördüklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Mini ve şehir içi iş makineleri tarafında yıllık 2 bin 500-3 bin adetlik bir pazar söz konusu. Bu pazarın 10 yılda 5-6 bin adet seviyelerine çıkabileceğine inanıyoruz.</strong></p>
<p>İş makinesi pazarının da yıllık 15 bin adet düzeyinde olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ancak, ülkemizin potansiyelini dikkate alınca iş makinesi pazarı da yıllık 20-25 bin adetlere çıkabileceğini öngörüyoruz.</strong></p>
<p>Forklift pazarına geçti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin forklift pazarı ise 20 bin adet düzeyinde seyrediyor. Bu rakamın da orta ve uzun vadede 40 bin adete ulaşması mümkün.</strong></p>
<p>Pazarda bu yılki durumu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Hem iş makineleri hem de forklift tarafında bu yıl bir daralma yaşandı. Pazarın kısa sürede yükselişe geçebileceğini düşünüyoruz.</strong></p>
<p>Büyüyen makine parkının ortaya çıkardığı ihtiyaca değindi:</p>
<p>-          <strong>Satış sonrası hizmet, servis ve bakım işleri de makine parkıyla birlikte büyüyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Forklift kiralama işi de büyüme alanımız olacak</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae8116e674f8-1793593710.png" alt="" width="702" height="482" /></span><strong>TSM </strong>Global Türkiye Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Taner Sönmezer, </strong>Amerikan Hyster-Yale’in istif ve liman ekipmanları alanındaki önemli iş ortaklarından biri olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Hyster ile forkliftlerin yanı sıra farklı kapasitelere yönelik istif ve liman ekipmanları alanında da çalışıyoruz. Lojistik, liman ve ağır sanayi operasyonlarında bu ürün grubunun önemli karşılığı olduğunu görüyoruz.</strong></p>
<p>Forklift kiralama tarafını da önümüzdeki dönemin önemli büyüme alanları arasında gördüklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Projelerin süreleri ve operasyonel ihtiyaçlara göre esnek çözümler içeren talebin arttığını gözlemliyoruz. Makine parkımızı bu doğrultuda değerlendirerek farklı tonaj ve kullanım ihtiyaçlarına yönelik kiralama çözümleri geliştiriyoruz.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-makinesiyle-12-yilda-200-milyon-euroya-ulasti-montaj-hatti-hayali-asamasina-gecti-91032</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/2/1280x720/taner-sonmezer-1793593637.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş makinesiyle 12 yılda 200 milyon Euro’ya ulaştı, ‘montaj hattı hayali’ aşamasına geçti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-yonetimine-maliyeci-kadro-91031</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK yönetimine maliyeci kadro</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yatırım fonları kriziyle birlikte yoğun eleştirilere maruz kalan Sermaye Piyasası Kurulu’nda yeni yönetim iş başına geldi. Yeni SPK Başkanı Muhsin Atcı, Başkan Vekili Ersin Başar Ekmekci ve Kurul Üyesi Yasemin Girici oldu. Bu üç isim denetçi geçmişleriyle dikkat çekiyor. Resmi Gazete'nin önceki günkü sayısında yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile SPK Başkanlığına Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı, Başkan Vekilliğine Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) Başkan Yardımcısı Ersin Başar Ekmekci, Kurul Üyeliğine ise Yasemin Girici atandı.</p>
<p>SPK’ya yakın kaynaklardan elde edinilen bilgiye göre SPK’nın yeni yönetimi vergi denetimi, mali suçlarla mücadele ve uluslararası kalkınma finansmanı deneyimini bir araya getiriyor. Kaynaklara göre yeni yönetim, mali denetim ve inceleme, mali suçlarla mücadele, makroekonomi ve finansal piyasa bilgisi olmak üzere sermaye piyasasında gözetim ve denetimin üç temel alanını aynı masada topluyor. Bu yapının, piyasa bütünlüğünün korunması ve yatırımcı güveninin pekiştirilmesi açısından SPK'nin denetim kapasitesini güçlendirmesi bekleniyor.</p>
<h2>Yeni isimler vergi alanında uzman </h2>
<p>SPK'nin yeni Başkanı Muhsin Atcı, 23 yıllık kariyerine 2003'te vergi denetmen yardımcısı olarak başladı. Gelirler kontrolörlüğü ve vergi müfettişliğinin ardından Ankara Büyük Ölçekli Mükellefler Grup Başkanlığı ve Vergi Denetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevlerini üstlenen Atcı, Ekim 2023'ten bu yana Vergi Denetim Kurulu'na başkanlık ediyordu.</p>
<p>Başkan Vekilliğine getirilen Ersin Başar Ekmekci de vergi denetimi ve mali suçlarla mücadele alanlarında uzun yıllar görev yaptı. Ekmekci, MASAK'ta daire başkanlığı ve başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu. Kaynakların verdiği bilgiye göre Ekmekci'nin şüpheli işlem analizi ve mali suçlarla mücadeledeki kurumsal birikiminin, piyasa bozucu eylemlere karşı SPK'nin elini güçlendirmesi bekleniyor. Kurul Üyesi Yasemin Girici'nin ise makroekonomi, finansal piyasalar ve kalkınma finansmanı alanlarında 20 yılı aşkın deneyimi bulunuyor. Girici, Hazine ve Maliye Bakanlığı'nda Ekonomik Araştırmalar Genel Müdürü olarak görev yaptı. 2023-2026 döneminde Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Yönetim Kurulu'nda Türkiye, Romanya, Azerbaycan, Moldova, Kırgızistan ve Cezayir'i temsil eden Direktör olarak görev aldı.</p>
<p>Kaynaklara göre yeni kadrodan beklenen öncelikler denetimde caydırıcılığın artırılması, piyasaya güvenin yeniden tesis edilmesi ve yatırımcının korunması olarak sıralanıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Borsa İstanbul Genel Müdürü Ergun gözaltına alındı</span></h2>
<p>Borsa İstanbul Müdürü Korkmaz Enes Ergun, sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürütülen fon soruşturması kapsamında "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" ve "rüşvet" iddiasıyla gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürütülen fon soruşturması devam ediyor. Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Ergun, soruşturma kapsamında "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" ve "rüşvet" suçlarını işlediği iddiasıyla gözaltına alındı. Ergun 2021'de Borsa İstanbul'da genel müdürlük görevine getirilmişti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-yonetimine-maliyeci-kadro-91031</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 20 Ekim&#039;de görevden alınan Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Mahmut Sütcü’nün yerine Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı getirildi. Cumhurbaşkanlığı kararıyla SPK Başkan Vekilliğine MASAK Başkan Yardımcısı Ersin Başar Ekmekci, Kurul üyeliğine ise Yasemin Girici atandı. Her üç ismin de Maliye Bakanlığı geçmişi dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/fon-krizinin-artcilari-devleri-sarsiyor-91030</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizinin artçıları devleri sarsıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul endeksleri tarihlerinde görülmemiş hareketler yaşıyor. Yatırım fonlarında başlayan kriz sonrası BİST100 endeksi tarihte ilk kez 7 hafta üst üste düşüşle kapattı. BİST100 endeksi ekim ayında yüzde 9,94 düştü, endeksin piyasa değeri 1 ayda 1.1 trilyon lira, fon krizi öncesine göre de 3 trilyon liraya yakın eridi. Borsanın tüm şirketlerini içeren endekste ise bir ayda 2.78 trilyon liralık, 15 Eylül'den bu yana ise 6.4 trilyon liralık kayıp yaşandı. Tasfiye sürecindeki fonlar ve şirketlerle hiçbir ilgisi olmayan Türkiye’nin dev şirketleri de likidite krizinden olumsuz etkilendi. BİST30 şirketlerinden sadece Aselsan ile Garanti BBVA'a ekim ayını pozitif kapatabildi, Gübre Fabrikaları yüzde 38,74, TRMET yüzde 30, Migros yüzde 18, THY bir ayda yüzde 14,5 düşüş yaşadı.</p>
<h2>Sadece 12 hisse pozitif kalabildi </h2>
<p>16 Eylül’de likidite krizinin derinleşmesiyle borsayı da vuran yatırım fonu krizinin artçı sarsıntıları piyasaları negatif etkilemeye devam ediyor. Tasfiye sürecine alınan yatırım fonlarının portföylerinde yoğun şekilde yer alan şirket hisselerinde 15 Eylül'den bu yana değer kaybı yüzde 97'ye dayandı. En yüksek kayıplar 1.5 ayda yüzde 96,53 ile Özata Denizcilik, Destek Finans Faktoring ve Işıklar Enerji Yatırım Holding'de gerçekleşti. Onu yüzde 96,47 ile Tera Yatırım Teknoloji Holding, yüzde 96,32 ile Bigen Enerji izledi. Yüzde 90 üzerinde kayıp yaşayan 16 şirket var 15 Eylül'den buyana. 32 şirket ise yüzde 80 ve üzeri fiyat düşüşüyle karşı karşıya kaldı. Hisse fiyatı yüzde 50 ve üzeri düşen ise 135 şirket bulunuyor. Sadece 12 hisse 15 Eylül'den bu yana yükseliş sağlayabildi.</p>
<h2>En az kayıp bankacılık sektöründe </h2>
<p>Endekslerde ise kayıp daha belirgin. 15 Eylül'den bu yana en yüksek kayıp Destek Finans Faktoring'in ağırlığının yüksek olduğu finansal kiralama faktöring endeksinde yüzde 89,03 ile yaşandı. Onu yine tasfiye edilen fonların daha fazla tercih ettiği halka arz şirketlerinin yer aldığı halka arz endeksi izledi. Halka arz endeksinde 15 Eylül'den bu yana düşüş yüzde 70'e dayandı. Aracı kurumlar endeksi de tasfiye fonların portföy yönetim şirketleri ve aracı kurumlarındaki negatif haber akışlarıyla yüzde 63,12 kayıp yaşadı. BİST100 dışı hisselerin yer aldığı BİSTTUMY endeksi ise yüzde 50,98 kaybıyla dikkat çekti. Yine KOBİ endeksi yüzde 49'a, bilişim endeksi yüzde 47'ye, metal eşya sanayi endeksi de yüzde 46'ya varan düşüş yaşadı 15 Eylül'den bu yana. Holdingler endeksinde de yüzde 39'luk kayıp dikkat çekti. Tüm endeksler 15 Eylül'den bu yana negatifte. Ancak daha sağlam durmayı başarabilen endeks bankacılık ve likit bankacılık endeksi oldu. Likit bankacılık endeksi yüzde 8,5, bankacılık endeksi ise yüzde 9,73 kayıp yaşadı. BİST100 endeksi ise 15 Eylül'den bu yana yüzde 22,55 düştü. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae80c7524eaf-1793592437.png" alt="" width="334" height="903" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae80c844076b-1793592452.png" alt="" width="333" height="139" /></p>
<h2>Borsanın 6.4 trilyon lirası uçtu </h2>
<p>Bu düşüşler endekslerin piyasa değerini de sert vurdu. Borsa İstanbul'daki tüm şirketlerin piyasa değeri yatırım fonu krizi öncesi 15 Eylül'de 20.03 trilyon liraydı. 30 Ekim kapanış itibariyle 13.63 trilyon liraya geriledi. Yani 1.5 ayda borsanın tüm şirketlerinin piyasa değeri yaklaşık 6.4 trilyon lira eridi. BİST100 endeksi de 2.90 trilyon liralık erimeyle 10.63 trilyon liraya geriledi piyasa değerinde, BİST30 şirketlerinin piyasa değeri de 2.20 trilyon lira erimeyle 7.73 trilyon liraya indi. 16 Eylül ile başlayan fırtına henüz dinmedi ve son 7 haftada aralıksız düşen BİST100 ve diğer endeksler ekim ayını da oldukça kötü geride bıraktı. Ekimde de en büyük kayıp yüzde 69,3 düşüşle finansal kiralama ve faktoring endeksinde yaşandı. Onu halka arz endeksi yüzde 38,93 düşüşle izledi. BİST100 dışı hisseleri içeren XTUMY ise yüzde 27,95 kaybetti. Ekimde teknoloji endeksi yüzde 1,06, likit bankacılık endeksi yüzde 4,16 ve bankacılık endeksi ise yüzde 5,15 kayıpla daha iyi durmayı başardı. Teknoloji endeksi ekim ayını yükselişle kapatmayı başaran Aselsan'ın etkisiyle daha düşük bir gerileme yaşadı. Ekim ayında 628 hisseden sadece 68'i pozitif bir seyirle ayı geride bıraktı. Tüm hisselerde ekimde yüzde 50,76 yükselişle Us Yatırım Holding öne çıktı onu yüzde 39,96 yükselen Metropol Card ile yüzde 37,86 yükselen Creditwest Faktoring izledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ekim ayında devlerin ikisi ayakta kaldı</span></h2>
<p>Borsanın en büyük şirketlerinin yer aldığı BİST30 endeksinde sadece iki şirket Aselsan ve Garanti BBVA ayı pozitif kapattı. Aselsan hissesi yüzde 3,12, Garanti BBVA ise yüzde 1,87 yükseldi ekim ayında. Türkiye'nin dev şirketleri ve fon kriziyle ilgisi olmayan şirketlerde ekim ayı sert kayıpla geçti. Gübre Fabrikaları yüzde 38,57, TR Anadolu Metal Madencilik yüzde 29,97, Türk Altın İşletmeleri yüzde 26,64, SASA yüzde 19,44, TOASO yüzde 19,39 kaybetti. Mİgros yüzde 18,04, Kardemir yüzde 17,78, Ereğli yüzde 17,47, BİM yüzde 16,97 kaybetti. Türk Hava Yolları yüzde 14,49, Pegasus yüzde 15,50 kayıp yaşadı. Borsanın piyasa değeri ekim ayında da belirgin şekilde azaldı. BİST100 endeksi 1.11 trilyon liralık, Türkiye'nin en büyük şirketlerinin yer aldığı BİST30 endeksinin piyasa değeri de 1.18 trilyon lira eridi. Tüm borsanın piyasa değeri de 2.78 trilyon lira azaldı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/fon-krizinin-artcilari-devleri-sarsiyor-91030</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/bist-borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım fonu krizinin yaşandığı 16 Eylül’den bu yana borsada yaralar sarılamıyor. Likidite krizi ve belirsizlik borsanın en büyük şirketlerini de vuruyor. Ekim ayında Türkiye’nin en büyük şirketlerinin yer aldığı BİST30 endeksinin piyasa değeri 1.18 trilyon lira eridi, BİST30’da sadece iki şirket ayı pozitif tamamlayabildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-ekonominin-gorunmeyen-iscileri-esnaf-kuryeler-91045</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital ekonominin görünmeyen işçileri: Esnaf kuryeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NURCAN ÖNDER </strong><strong> </strong></p>
<p>Dijitalleşme çalışma hayatını yeniden şekillendiriyor. Akıllı telefonlar ve dijital platformlar üzerinden örgütlenen hizmet ekonomisi, geleneksel istihdam ilişkilerinin yerini yeni çalışma modellerine bırakıyor. Bu dönüşümün Türkiye'deki en görünür örneklerinden biri ise esnaf-kurye sistemi.</p>
<p>Gig ekonomisinin bir parçası olan bu model, ilk bakışta çalışanlara esnek çalışma saatleri ve kendi işini yönetme özgürlüğü sunuyor. Platform şirketlerinin "Kendi işinin patronu ol", "Mesai yok, müsait olduğunda çalış" gibi söylemleri de bu algıyı güçlendiriyor. Ancak bu parlak tablonun arkasında giderek büyüyen bir sorun var: Esneklik adı altında güvencesizliğin kurumsallaşması.</p>
<p><strong>Kendi işinin patronu mu, </strong><strong>sistemin görünmeyen işçisi mi?</strong></p>
<p>Esnaf/kurye modelinde çalışanlar çoğunlukla kendi adlarına vergi kaydı açtırıyor, araçlarını kendileri temin ediyor ve platformlarla hizmet sözleşmesi imzalıyor. Böylece hukuken bağımsız çalışan konumunda değerlendiriliyorlar.</p>
<p>Ancak hukuki ilişkinin niteliğini yalnızca sözleşmenin adı belirlemiyor. Çalışma saatleri, sipariş dağılımı, ücretlendirme, performans ölçümü ve müşteri değerlendirmeleri büyük ölçüde platformların kontrolündeyse, burada gerçek anlamda bir bağımsızlıktan söz etmek ne kadar mümkün?</p>
<p>Üstelik bu statü, çalışanları İş Kanunu'nun sağladığı birçok korumanın dışında bırakabiliyor. İş güvencesi, ücretli izin, çalışma süreleri, sosyal güvenlik ve sendikal haklar bakımından ortaya çıkan boşluklar, esnaf-kurye modelini basit bir ticari sözleşme olmaktan çıkarıyor.</p>
<p>Platform şirketleri maliyetlerini azaltırken ticari ve operasyonel risklerin önemli bir bölümünü kuryelere devrediyor. Aracın bakımından yakıt giderine, sigortadan kazalara kadar pek çok yük çalışanın omuzlarında kalıyor.</p>
<p><strong>Dünya çözüm arıyor, Türkiye bekliyor</strong></p>
<p>Platform çalışanlarının hukuki statüsü artık küresel ölçekte tartışılan bir mesele. ABD, Avustralya ve Avrupa ülkelerinde mahkemeler ve yasa koyucular, dijital platformlarla çalışanlar arasındaki ilişkinin gerçek niteliğini belirlemeye çalışıyor.</p>
<p>Fransa, Almanya ve Avusturya gibi ülkelerde işçi ile bağımsız çalışan arasında konumlanan "işçi benzeri çalışan" kategorisi, ekonomik bağımlılığı dikkate alan alternatif bir koruma modeli sunuyor.</p>
<p>İtalya'da ise kuryelerin çalışma koşulları ve yaşanan ölümler, 2019 yılında yasal düzenlemelerin gündeme gelmesine yol açtı. Bu gelişmelerin ortak noktası açık: Bir çalışanın hukuki statüsü belirlenirken yalnızca imzaladığı sözleşmeye değil, fiilen nasıl çalıştığına ve platformun onun üzerindeki kontrolüne de bakılması gerekiyor.</p>
<p>Türkiye'nin de bu tartışmayı daha fazla erteleme lüksü yok.</p>
<p><strong>Esnekliğin bedeli </strong><strong>güvencesizlik olmamalı</strong></p>
<p>Öncelikle platform çalışanlarının işçi mi yoksa bağımsız çalışan mı sayılacağını belirleyecek açık ve öngörülebilir hukuki kriterler oluşturulmalı. İşçi statüsünde değerlendirilmeyen çalışanlar için de asgari sosyal koruma mekanizmaları hayata geçirilmeli.</p>
<p>Özellikle kuryeler açısından trafik güvenliği, çalışma ve dinlenme süreleri, koruyucu ekipman, sigorta ve iş kazalarına karşı güvence öncelikli başlıklar olmalı. Sosyal güvenlik ve örgütlenme hakları da bu çerçevenin ayrılmaz parçası haline getirilmeli.</p>
<p>Üstelik hukuki belirsizlik yalnızca çalışanları değil, platform şirketlerini de riske atıyor. Bugün maliyet avantajı sağlayan bir model, yarın yargı kararları ve geriye dönük yükümlülüklerle ciddi bir hukuki ve ekonomik sorun yaratabilir.</p>
<p><strong>Teknoloji değişir, </strong><strong>çalışma hakkı değişmez</strong></p>
<p>Dijital ekonominin gelişmesini engellemek mümkün değil. Ancak teknolojik dönüşümün, çalışma hayatında kazanılmış temel hakların aşındırılması için gerekçe oluşturmasına da izin verilemez.</p>
<p>Esnaf/kurye modeli, dijital ekonominin sunduğu fırsatlarla yeni nesil güvencesizlik arasındaki ince çizgide duruyor. Mesele, bu çalışma biçimini ortadan kaldırmak değil; onu adil, sürdürülebilir ve insana yakışır koşullara kavuşturmak.</p>
<p>Çünkü bir ekonominin başarısı yalnızca ne kadar büyüdüğüyle değil, yarattığı refahı nasıl paylaştırdığıyla da ölçülür. Dijital çağın gerçek sınavı, teknolojinin insanın yerini alması değil, insanın haklarını koruyarak ona daha iyi bir çalışma hayatı sunabilmesidir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-ekonominin-gorunmeyen-iscileri-esnaf-kuryeler-91045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital ekonominin görünmeyen işçileri: Esnaf kuryeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hp-is-iliskileri-endeksi-i-sirbistan-ve-pink-floyd-91044</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> HP iş ilişkileri endeksi (I): Sırbistan ve Pink Floyd</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>HP İş İlişkileri Endeksi 2026 araştırmasının sonuçlarının açıkladığı toplantıda HP Türkiye Genel Müdürü Serdar Urçar ve ManpowerGroup Türkiye Genel Müdürü Feyza Narlı’nın iş ilişkileri ile ilgili olarak anlattıklarının yanında iki unsur öne çıktı: Beyaz ışık ve Sırbistan. Her ikisini de anlamak için yapay zekâ ajanlarına odaklanmak gerekiyor.</p>
<p>Beyaz ışık, Urçar’ın TÜSİAD Dijital Stratejiler ve Yeni Teknolojiler Çalışma Grubu Başkanı Burak Aydın’a atıfta bulunarak sunumunda bahsettiği bir kavram oldu. Urçar’ın bahsettiğine göre Aydın, yapay zekânın her şeyi beyaz ışığa çevirdiğini yani renkleri ortadan kaldırdığını söylemiş ya da ben öyle anladım. Bu, hâliyle iş ilişkilerinin üzerine kurulduğu rekabet unsuru olan farklılığı ortadan kaldıran bir durum oluşturuyor, diye düşündüm. Aklıma ilgi çekici bir biçimde Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünün kapağı geldi. Burada beyaz ışık bir prizmanın içinden geçerek rengarenk bir ışık yelpazesine dönüşür. Arama motoruna albümün adını yazarsanız kapak şak diye karşınıza çıktığı için daha uzun bir tasvir yapmayacağım. Işığın bu şekilde kırılması, Aydın’ın tespitini tamamlayacak şekilde üzerinde durulması gereken konuyu oluşturuyor çünkü yapay zekâ ajanları çağında beyaz ışıktan bu renkleri çıkarabilen şirketler rekabet üstünlüğüne sahip olacak; tıpkı Pink Floyd’un yaptığı gibi. Bu konuyu sevgili dostum ve bu konunun uzmanı Google AI’a özetlettirdim. Saniyeler içinde aldığım yanıt şu oldu:</p>
<p>Pink Floyd’un efsanevi albümü The Dark Side of the Moon, ABD’nin en prestijli albüm listesi olan Billboard 200 listesinde toplamda 996 hafta (ardışık olmayan) boy göstererek müzik tarihinin kırılması en güç rekorlarından birine imza atmıştır.</p>
<p>Albümün liste serüvenine dair öne çıkan detaylar şunlardır:</p>
<p><strong>- İlk kesintisiz dönem (1973 - 1988):</strong> Albüm, 17 Mart 1973'te listeye giriş yaptıktan sonra tam 741 hafta (yaklaşık 14,5 yıl) boyunca kesintisiz bir şekilde listede kalarak tarihe geçmiştir. 8 Ekim 1988'de, o dönemki liste kuralları gereği (eskiyen albümlerin katalog listesine kaydırılması nedeniyle) Billboard 200'den çıkmıştır.</p>
<p><strong>- Listelere dönüşü ve güncel durum:</strong> 2009 yılında Billboard'un eski albümlerin de ana listeye dönmesine izin veren kural değişikliğinin ardından albüm listeye tekrar giriş yapmıştır. Yapılan son güncel sayımlara göre albüm 996 haftaya ulaşarak 1.000 hafta sınırına iyice yaklaşmıştır.</p>
<p>Bu başarıyla The Dark Side of the Moon, dünya genelinde Billboard 200 listesinde en uzun süre kalan albüm unvanını açık ara farkla elinde tutmaya devam etmektedir.</p>
<p>İkinci konu Sırbistan oldu. Sırbistan seçimlerinin sonuçlarının ardından herkes burada yaşanan değişimi yakından izlemeye çalışıyor. Ben konuyu kısaca yapay zekâ ile çalıştığımda kendi adıma yeterli sonuca ulaştım. “Sırbistan seçimlerinin dinamiklerini ve sonuçlarını analiz eder misin?” diye sorduğum yapay zekâ bana şu sonucu verdi:  </p>
<p>Sırbistan'da 25 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirilen erken parlamento seçimleri, ülke tarihinde son onlarca yılın en büyük siyasi depremine yol açmıştır. 2012 yılından beri ülkeyi yöneten popülist lider Aleksandar Vučić ve partisi Sırp İlerleme Partisi (SNS), öğrencilerin öncülüğünde kurulan "Öğrenci Listesi" (Studentska Lista) karşısında tarihi bir yenilgi almış ve Vučić mağlubiyeti resmen kabul etmiştir.</p>
<p>Seçimlerin dinamikleri, oy oranları ve bu sarsıcı sonucun arkasındaki temel faktörlerin analizi şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Seçim sonuçları ve meclis aritmetiği</strong></li>
</ol>
<p>Cumhuriyet Seçim Komisyonu (RIK) ve bağımsız izleme örgütlerinin (CeSID/Ipsos) verilerine göre sandıktan çıkan tablo şu şekildedir:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Siyasi Oluşum / Liste</p>
</td>
<td>
<p>Oy oranı (%)</p>
</td>
<td>
<p>Kazanılan sandalye (Toplam: 250)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Öğrenci listesi (Studentska lista)</p>
</td>
<td>
<p>%53,7</p>
</td>
<td>
<p>141 <em>(Mutlak Çoğunluk)</em></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>"Aleksandar Vučić – Birleşik Sırbistan" (SNS)</p>
</td>
<td>
<p>%39,4</p>
</td>
<td>
<p>103</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Diğer / Etnik Azınlık Partileri</p>
</td>
<td>
<p>%6,9</p>
</td>
<td>
<p>6</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p><strong>- Rekor katılım:</strong> Seçime katılım oranı %69,3 civarına ulaşarak Sırbistan'ın son otuz yılı aşkın süredir gördüğü en yüksek katılım seviyesi olarak kayıtlara geçmiştir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Seçimin arkasındaki temel dinamikler</strong></li>
</ol>
<p><strong>- Toplumsal öfke ve "Sundurma Kazası" kırılması:</strong> Siyasi kırılmanın en büyük tetikleyicisi, 1 Kasım 2024'te Novi Sad tren istasyonundaki beton pergolanın çökerek 16 kişinin ölümüne yol açması oldu. Bu olay ülkede yıllardır biriken yolsuzluk, kayırmacılık ve ihmalkârlığın bir sembolü olarak görüldü ve toplumsal öfkeyi sokağa taşıdı.</p>
<p><strong>- Öğrenci hareketinin yükselişi:</strong> Geleneksel muhalefet partilerinin kendi içindeki bölünmelerinden yorulan seçmen, üniversite kampüslerinde adalet talebiyle başlayıp tüm Sırp toplumuna (çiftçiler, aktörler, yargıçlar) yayılan hiyerarşisiz, tabandan gelen bir gençlik hareketine yöneldi. Siyasi enerji geleneksel muhalefetten "Öğrenci Listesi"ne kaydı.</p>
<p><strong>- Vučić'in başbakanlık kumarı:</strong> Cumhurbaşkanı olarak iki dönemlik sınırına ulaşan Vučić, yürütmenin başına (Başbakanlığa) geçebilmek amacıyla cumhurbaşkanlığından istifa ederek ülkeyi erken seçime götürdü. Ancak rekor seçmen seferberliği bu stratejiyi boşa çıkardı.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Siyasi analiz ve gelecek projeksiyonu</strong></li>
</ol>
<p><strong>- Otoriterliğin sınırı:</strong> Siyaset bilimciler açısından bu sonuç, medya ambargosu ve devlet imkânlarının tekelleşmesine dayalı "rekabetçi otoriter" rejimlerin, güçlü bir taban seferberliği karşısında kalıcı olamayacağını kanıtladı.</p>
<p><strong>- Dış politika ve belirsizlikler:</strong> Öğrenci hareketinin kolektif yapısı nedeniyle, yeni yönetimin Avrupa Birliği (AB) üyeliği müzakereleri, Kosova sorunu ya da Rusya ve Çin ile geleneksel yakın ilişkiler konusundaki net dış politika programı henüz tam olarak kristalize olmamıştır.</p>
<p><strong>- Sırbistan'ı bekleyen yeni dönem:</strong> Meclis başkanlığını geçici olarak yürüten Ana Brnabić'in ardından, gözler Aralık 2026'da yapılması planlanan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine çevrilmiş durumdadır. Öğrenci hareketinin meclisteki mutlak çoğunluğuyla Sırbistan'da 14 yıllık kesintisiz SNS dönemi resmen kapanmıştır.</p>
<p>Bu analizi buraya aktarmamın nedeni, siyasi bir analiz yapmak değil. Yapay zekâ ajanlarının dünyasının nasıl olacağı konusunda bir projeksiyon yapmak. Komplo teorisi kurgulamaktan hoşlanan arkadaşlar, yapay zekâ ajanlarının Sırbistan’daki gençlerin akıllarına etki ettiğini ve seçimleri manipüle ettiğini söyleyebilir ve bunu neden yapmadıklarını bilmiyorum. Bunun etkili bir savunmasını yapay zekâ ile kolayca oluşturabilirler çünkü buradaki model, yapay zekâ ajanlarından bir işi yapmaları istendiği zaman diğer ajanlar ile ilişki kurarak işi yapacak kadroyu oluşturmasının “tıpkısının aynısı” bir modele karşılık düşüyor. Microsoft Word uzun cümlemi hatalı bulup altını çizdiği için cümleyi böldüm. Çocuk yanım ise on yıllardır kullanmadığım “tıpkısının aynısı” ifadesini araya soktu. Bu, gençlikte dil konusunda hassasken eleştirdiğimiz bir ifadeydi. Bugün bir gençlik hatırası olarak o günleri anımsatan eski bir dost gibi. Bu, dönüşümün masum olanı ama hepsi bu kadar masum olmuyor.</p>
<p>Algoritmalar değişirken trafiklerini korumak isteyen medya yüzleri, fenomenler ve influencer’ların nasıl bir metamorfoz geçirdiğini gördüğümde yapay zekâyı eleştirenlerin kendilerini sorgulaması gerektiğini düşünüyorum. İnsanların kendilerine öğretilen başarı kriterleri doğrultusunda “biliyorum ama böylesi tutuyor” noktasına savrulması, bu zekâ formunu yapay zekâ karşısında korunacak taraf olarak görmememiz için yeterli değil mi? Sırbistan örneğine dönersek, muhtemelen bu seçimde “onlar kazanamayacak; oyunuzu onlara verip ziyan etmeyin” savının bir kısım seçmenin zekâsını ele geçirmediğini söyleyebilir miyiz?</p>
<p>Bütün bunları tartışmayı uzmanlarına bırakıp yapay zekâ ajanları ile ilgili analizime devam etmek istiyorum. Bunun için seçim sonuçlarına bakmamız gerekiyor.</p>
<p><strong>Biz böyle bir kadro seçer miydik?</strong></p>
<p>Özellikle muhalifler, daha önce Macaristan’daki seçim sonuçlarında olduğu gibi buradaki sonuçlardan da yola çıkarak bazı “umutlu” yorumlar yapacaktır. Sırbistan sonuçları ile ilgili kısa bir analizle konuyu ele almaya başlayalım:</p>
<p>Sırbistan'da tarihi bir zafer elde eden "Öğrenci Listesi" (Studentska Lista) içinde profesyonel siyasetçi bulunmamaktadır. Hareket, geleneksel siyaset sınıfına ve yozlaşmaya tepki olarak doğduğu için, aday listesini bilinçli olarak aktif/profesyonel politikacılardan uzak tutmuştur.</p>
<p>Listenin en dikkat çekici özelliği, milletvekili kadrosunun doğrudan öğrenciler tarafından seçilen ama öğrencilerden oluşmayan, alanında uzman kişilerden (teknokratlar, akademisyenler ve sivil figürler) kurulmuş olmasıdır. Öğrenciler, ülkeyi yönetmesi için meclise kendilerini değil; toplumun güvendiği aydınları, bilim insanlarını ve kanaat önderlerini taşımıştır.</p>
<p>Öğrenci Listesi'nin meclise giren kadrosunun mesleki dağılımı ve öne çıkan profilleri şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Mesleki ve sektörel dağılım</strong></li>
</ol>
<p>Liste, toplumun her kesimini kucaklayan "büyük çadır" (big tent) ittifakı modeliyle oluşturulduğu için oldukça renkli ve uzmanlık odaklı bir meslek dağılımına sahiptir:</p>
<p><strong>- Tıp ve sağlık dünyası:</strong> Listenin en güçlü ağırlık noktalarından biridir. Sağlık sistemindeki yozlaşmaya karşı çıkan saygın doktorlar ve cerrahlar ön plandadır.</p>
<p><strong>- Akademi ve bilim insanları:</strong> Belgrad ve Novi Sad üniversitelerinden kimya, sosyoloji ve mühendislik gibi farklı dallardan profesörler kadronun entelektüel omurgasını oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>- Sanat ve kültür camiası:</strong> Vučić yönetimine karşı sesini yükselten popüler oyuncular, oyun yazarları ve yönetmenler listede üst sıralarda yer bulmuştur.</p>
<p><strong>- Çiftçiler ve çevre aktivistleri:</strong> Özellikle kırsal bölgelerdeki madencilik projelerine karşı direnen yerel halk kahramanları ve tarım üreticileri listededir.</p>
<p><strong>- Genç uzmanlar ve siyaset bilimciler:</strong> Yeni mezun olmuş veya uluslararası deneyime sahip genç araştırmacılar ve diplomatik proje koordinatörleri de uzmanlıklarıyla kadroya dahil edilmiştir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Öne çıkan isimler ve meslekleri</strong></li>
</ol>
<p>Listenin profesyonel siyasetçi olmayan ama toplumca çok iyi tanınan bazı lokomotif figürleri şunlardır:</p>
<p>- Prof. Dr. Ilija Srdanović (Kardiyolog): Listenin 1. sıra adayı ve hareketin lideri. Novi Sad Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde profesör ve kardiyoloji uzmanı olan Srdanović, protestoların en başından beri tıp dünyasını arkasına alan saygın bir isimdir.</p>
<p>- Dejan Bodiroga (Eski Basketbol Yıldızı): Listenin 24. sırasında yer alan, Avrupa basketbolunun efsane ismi ve Euroleague Başkanı. Siyasete hiç bulaşmamış olmasına rağmen, öğrencilere yönelik polis baskısını sertçe eleştirerek harekete katılmıştır.</p>
<p>- Prof. Dr. Radomir Saičić (Organik Kimya Profesörü): Belgrad Üniversitesi'nde öğretim üyesi ve Sırbistan Bilim ve Sanat Akademisi üyesi.</p>
<p>- Prof. Dr. Jovo Bakić (Sosyolog): Sırp milliyetçiliği ve aşırı sağ üzerine çalışmalarıyla bilinen, Vučić rejimine yönelik entelektüel eleştirileriyle tanınan bir sosyolog.</p>
<p>- Tihomir Stanić (Oyuncu) &amp; Željko Hubač (Oyun Yazarı): Ülkenin kültürel dönüşümünü meclise taşımak üzere listede (3. ve 8. sıralarda) yer alan sanat dünyasının öncü isimleri.</p>
<p>- Zlatko Kokanović (Çiftçi / Aktivist): Ülkedeki çevre protestolarına (Rio Tinto lityum madeni karşıtlığı) liderlik eden bir tarım üreticisi.</p>
<p>- Adem Mavrić (Siyaset Bilimci): Listenin 6. sırasında yer alan, Sırbistan'ın Yeni Pazar (Novi Pazar) kentinden Boşnak bir genç uzman. Türkiye'de Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunudur.</p>
<p><strong>Tek istisna: Teknisyen bürokrat geçmişi</strong></p>
<p>Listede geçmişte devlet kademesinde bulunmuş neredeyse tek istisnai isim, eski Sırbistan Merkez Bankası Başkanı Dejan Šoškić'tir. Ancak Šoškić de bir parti siyasetçisi değil; görevinden istifa ettikten sonra yolsuzluk karşıtı çıkışlarıyla bilinen saygın bir ekonomist ve teknokrattır.</p>
<p>Özetle; Sırbistan meclisini yöneten yeni çoğunluk, siyaseti meslek edinmiş kişilerden değil; doktorlardan, profesörlerden, sanatçılardan ve çiftçilerden oluşan sivil bir uzmanlar koalisyonudur.</p>
<p>Şimdi muhaliflerin hayallerini kırmak için bizim Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne seçtiğimiz temsilcilerimizin profilini çıkaralım. Yapay zekâ bunu saniyeler içinde yapıyor.    </p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 28. Yasama Dönemi'ndeki 600 milletvekilinin beyan ettiği mesleki dağılıma bakıldığında, meclis aritmetiğinde en ağırlıklı grubu iş insanları ve avukatlar oluşturmaktadır.</p>
<p>Milletvekillerinin birden fazla uzmanlık alanı ya da meslek belirtmesi (örneğin hem avukat hem akademisyen olunması) sebebiyle toplam meslek kaydı 728 olarak sisteme girmiştir.</p>
<p>TBMM Başkanlığı verilerine göre mecliste 96 farklı meslek grubu temsil edilmekle birlikte, öne çıkan ana mesleki dağılım şu şekildedir:</p>
<p><strong>TBMM Milletvekili meslek dağılımı</strong></p>
<p>Meslek grubu                                         Milletvekili sayısı</p>
<p>İş İnsanı                                                  158</p>
<p>Avukat                                                     122</p>
<p>Akademisyen                                            42</p>
<p>Eğitimci / Öğretmen                                  37</p>
<p>Ekonomist / İktisatçı                                  33</p>
<p>Tıp Doktoru                                               32</p>
<p>Bürokrat                                                    24</p>
<p>İnşaat Mühendisi                                      22</p>
<p>Gazeteci                                                   18</p>
<p>Eczacı                                                      11</p>
<p>Serbest Muhasebeci / Mali Müşavir         11</p>
<p>Çiftçi                                                         10</p>
<p>Hukukçu <em>(Hâkim, Savcı vb. kökenliler) </em>   10</p>
<p><strong>Dikkat çeken detaylar</strong></p>
<p>- İş dünyası ve hukuk dominasyonu: Meclisin neredeyse yarısını sadece iş insanları ve avukatlar oluşturmaktadır.</p>
<p>- Akademik profil: Milletvekilleri arasında toplam 42 akademisyen bulunurken, meclis genelinde yüksek lisans ve doktora yapmış veya profesör/doçent unvanına sahip kişi sayısı 197'yi bulmaktadır.</p>
<p>- Sağlık ve mühendislik: Toplum sağlığını ve teknik projeleri temsil eden 32 tıp doktoru, 11 eczacı ve 22 inşaat mühendisi mecliste yasama faaliyetlerine katılmaktadır.</p>
<p>Bunların beyan edilen meslekler olduğuna ve gerçekte yapılan işler açısından bakıldığında iş bitirici pozisyonların “iş dünyası ve hukuk dominasyonu” yorumundan çok daha ileride olduğunu görürüz.</p>
<p><strong>Biz Malta milli takımını da anlamamıştık</strong></p>
<p>Bizim tercihlerimiz kadar anlayışımız da yapay zekâ ajanları çağına sıçramamızın önünde önemli bir engel oluşturuyor. Bunun çarpıcı bir örneği, futbol ile ilgili olarak hafızamda  yer alıyor. Bugün çok daha profesyonel olan Malta milli futbol takımı ile ilgili durumu hatırlıyorum. 2007’deki maçın öncesinde “esnaf takımı”, “kasabı takıma almışlar” diye dalga geçilen bu takım, bizim profesyonel oyuncularımızla 1-1 berabere kalmıştı. Daha fazlasını doğru hatırlamayacağımdan endişe ettiğim için yapay zekâya sordum. Yanıtı aktarıyorum:</p>
<p>Malta millî takımındaki futbolcuların meslekleri sorulduğunda genellikle akla Türkiye ile <u>Malta</u> arasında 2007 yılında oynanan tarihi 1-1'lik maç ve o dönem basına yansıyan popüler "esnaf takımı" haberleri gelmektedir.</p>
<p>Malta futbolunun geçmişi ve günümüzdeki yapısı incelendiğinde meslek durumu iki farklı döneme ayrılmaktadır:</p>
<ol>
<li><strong> Geçmiş dönem (Örn: 2007 Türkiye - Malta maçı dönemi)</strong></li>
</ol>
<p>O yıllarda Malta kadrosundaki oyuncuların çok büyük bir kısmı yarı profesyonel veya amatördü. Futboldan geçimlerini sağlayamadıkları için günlük hayatta farklı meslek dallarında çalışıyorlardı. O dönem medyanın ve federasyon kayıtlarının aktardığı bazı oyuncu meslekleri şunlardı:</p>
<p>- Brian Said (Defans - Türkiye'ye gol atan isim): Kimya sektöründe laboratuar teknisyeni / işçi.</p>
<p><u>- Ivan Woods</u> (Forvet): Turizmci / Otel personeli.</p>
<p><u>- George Mallia</u> (Orta Saha): Su tesisatçısı.</p>
<p><u>- Ian Azzopardi</u> (Defans): Serbest meslek / Esnaf.</p>
<p><u>- Peter Pullicino</u> (Orta Saha): Fırıncı.</p>
<p><u>- Mario Muscat</u> (Yedek Kaleci): Aşçı.</p>
<p>O dönem takımda <u>Michael Mifsud</u> ve <u>Gilbert Agius</u> gibi sadece birkaç isim tamamen profesyonel olarak hayatını sürdürüyordu.</p>
<p> </p>
<ol start="2">
<li><strong> Günümüzdeki durum (2026 UEFA Uluslar Ligi kadrosu)</strong></li>
</ol>
<p>Günümüzde Malta millî futbol takımı büyük oranda profesyonel futbolculardan oluşmaktadır. Malta Premier Ligi'ndeki (Ħamrun Spartans, Floriana, Birkirkara) oyuncuların maaşları ve profesyonellik seviyeleri eskiye oranla ciddi şekilde artmıştır.</p>
<p>Ayrıca güncel kadroda Avrupa'nın önemli liglerinde tamamen profesyonel olarak oynayan "lejyoner" oyuncular bulunmaktadır:</p>
<p><u>Teddy Teuma</u>: Belçika'nın köklü kulüplerinden Standard Liège forması giyen elit bir profesyonel futbolcudur.</p>
<p><u>Irvin Cardona</u>: Fransa'da AS Saint-Étienne takımında oynayan profesyonel forvettir.</p>
<p><u>Ilyas Chouaref</u>: İsviçre'de FC Sion forması giymektedir.</p>
<p>Özetle; Malta futbolu artık 2000'lerin başındaki gibi tamamen fırıncı, aşçı veya tesisatçılardan kurulu bir "esnaf takımı" değildir. Alt liglerde hâlâ yarı profesyonel oyuncular olsa da, millî takımı temsil eden ana kadro artık profesyonel sporculardan kuruludur.</p>
<p>Bu değişimin futbolun sanayileştiği dönemde yaşandığını not düşmem gerekiyor. Yapay zekâ çağının en önemli özelliği, sanayi toplumunun bize dayattığı çakma gerçeklerin çok da hakikat olmadığını anlamamızı sağlaması. Bu insanlar arasındaki farkı görmek istersiniz diye yapay zekâ sonucundaki linkleri öldürmedim. Yapay zekânın gelişimi ve Sırbistan seçimleri iki farklı açıdan esnaf takımını hatırlamamızı gerektiriyor.</p>
<p>Raporun iş ilişkileri ile ilgili bulgularına geçmeden önce bu şekilde işin aslını ele almamız gerekiyor. İkinci bölümde low-code/no-code dünyası ile yapay zekânın yaratacağı dinamikleri birlikte ele alacağım. Urçar’ın dile getirdiği, teknoloji ve iş dünyasındaki büyük kırılmayı bu sayede daha iyi anlayabileceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hp-is-iliskileri-endeksi-i-sirbistan-ve-pink-floyd-91044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ HP iş ilişkileri endeksi (I): Sırbistan ve Pink Floyd ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gso-baskani-unverdi-is-dunyamizin-finansmana-erisimini-kolaylastiracak-adimlar-onemli-91024</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 17:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> GSO Başkanı Ünverdi: İş dünyamızın finansmana erişimini kolaylaştıracak adımlar önemli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) öncülüğünde yeniden hayata geçirilen TOBB Nefes Kredisi’nin sanayiciler ve KOBİ’ler için önemli bir finansman desteği olduğunu ifade etti.</p>
<p>Sanayicilerin ve KOBİ’lerin karşı karşıya olduğu en önemli sorunların başında finansmana erişimin geldiğini belirten GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, mevcut ekonomik koşullar karşısında uygun koşullu finansman imkânlarının büyük önem taşıdığını kaydetti. Üretimin devamlılığının sağlanması, yatırımların sürdürülmesi ve istihdamın korunması açısından finansman desteklerinin kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Ünverdi, TOBB öncülüğünde yeniden başlatılan TOBB Nefes Kredisi’nin iş dünyası açısından değerli bir destek olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Yeni dönem TOBB Nefes Kredisi kapsamında toplam 50 milyar TL kredi hacmi oluşturulmasının hedeflendiğini belirten Ünverdi, firma başına azami 5 milyon TL kredi kullandırılacağını ifade etti. Daha önceki dönemlerde Nefes Kredisi’nden yararlanan işletmelerin de toplam kredi tutarı 5 milyon TL’yi aşmayacak şekilde ilave kredi kullanabileceğini kaydeden Ünverdi, kredi koşullarına ilişkin şu bilgileri paylaştı: “Krediler, 6 ay anapara ödemesiz dönem dâhil olmak üzere azami 48 ay vadeli olarak kullandırılacak. 24 aya kadar vadelerde yıllık yüzde 36, 24 ayı aşan vadelerde ise yıllık yüzde 34 faiz uygulanacak. Başvurular 3 Kasım 2026 Salı günü başlayacak.”</p>
<p>Sanayicilerin finansmana erişiminin kolaylaştırılmasının yalnızca işletmelerin değil, ülke ekonomisinin üretim kapasitesi ve rekabet gücü açısından da büyük önem taşıdığını belirten Ünverdi, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Sanayicimizin, üreticimizin ve KOBİ’lerimizin güçlü olması; üretimimizin, istihdamımızın, ihracatımızın ve dolayısıyla ülke ekonomimizin güçlü olması demektir. İşletmelerimizin finansman ihtiyaçlarını uygun koşullarda karşılayabilmeleri, mevcut kapasitelerini korumaları ve yeni yatırımlara yönelmeleri açısından büyük önem taşıyor. Temennimiz, TOBB Nefes Kredisi’nin finansman ihtiyacı duyan daha fazla işletmemize ulaşması ve üretimden yatırıma, istihdamdan ihracata kadar ekonomimizin temel dinamiklerine katkı sağlamasıdır. KOBİ'lerimizi bu önemli destekten faydalanmaya davet ediyor, yeni TOBB Nefes Kredi paketinin iş dünyamıza hayırlı olmasını diliyorum.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gso-baskani-unverdi-is-dunyamizin-finansmana-erisimini-kolaylastiracak-adimlar-onemli-91024</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/4/1280x720/gso-baskani-unverdi-is-dunyamizin-finansmana-erisimini-kolaylastiracak-adimlar-onemli-1793542715.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB öncülüğünde yeniden hayata geçirilen &quot;Nefes Kredisi&quot; hakkında açıklama yapan GSO Başkanı Ünverdi, sanayicilerin finansmana erişiminin kolaylaştırılmasının yalnızca işletmelerin değil, ülke ekonomisinin üretim kapasitesi ve rekabet gücü açısından da büyük önem taşıdığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/en-yakit-ve-mercedes-benzden-elektrikli-mobiliteye-oncu-yatirim-91023</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 16:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> En Yakıt ve Mercedes-Benz’den şarj istasyonu yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Elektrikli araç pazarındaki büyüme, beraberinde güçlü, hızlı ve kullanıcı beklentilerine cevap veren şarj altyapısı yatırımlarını da hızlandırıyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, enerji sektöründe yenilikçi yaklaşımıyla öne çıkan En Yakıt, Mercedes-Benz AG iş birliğiyle Adana’da gerçekleştirdiği yatırımla bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri olmayı hedefliyor. Türkiye ve Avrupa’da bir ilk olma özelliği taşıyan amiral gemisi konseptli şarj istasyonunun, yalnızca teknik kapasitesiyle değil, elektrikli araç kullanıcılarına sunduğu bütüncül hizmet anlayışıyla da sektörde fark yaratmaya hazırlandığı belirtildi.</p>
<p><strong>Teknoloji, hız ve konfor aynı çatı altında</strong></p>
<p>Adana’da sıfırdan inşa edilen tesiste, yeni nesil Star Charge Nova serisi uydu tipi şarj çözümleri tercih edildi. Tek sokette 720 kW’a kadar şarj hızına ulaşabilen sistem, toplam 18 soket ve 2.000 kW kurulu güç kapasitesiyle yüksek performanslı şarj altyapısını devreye alıyor. Yatırımın öne çıkan özelliklerinden biri ise şarj hizmetini geleneksel bir enerji dolum deneyiminin ötesine taşıması. Nitelikli kahve ve yiyecek seçenekleri, konforlu dinlenme alanları ve özel lounge konseptiyle desteklenen tesis, elektrikli araç kullanıcılarının şarj molalarını daha verimli ve keyifli geçirmelerini amaçlıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae73f3bc1334-1793539899.jpeg" alt="" width="921" height="575" /></p>
<p><strong>“Şarj molalarını yolculuğun keyifli bir parçasına dönüştürüyoruz”</strong></p>
<p>En Yakıt İcra Kurulu Başkanı Ali Özcan Akcan, Mercedes-Benz’in premium otomobil anlayışıyla En Yakıt’ın yenilikçi mobilite yaklaşımını bir araya getirdiklerini belirterek yatırımın önemini şu sözlerle değerlendirdi: “Türkiye ve Avrupa’da bir ilk olma özelliği taşıyan Mercedes-Benz iş birliğiyle Adana’da hayata geçirdiğimiz amiral gemisi konseptli lokasyonumuzla, bu dönüşüme öncülük eden önemli bir yatırıma imza attık. Yüksek hızlı şarj teknolojisini, nitelikli kahve ve yiyecek seçeneklerini, konforlu dinlenme alanlarını ve özel lounge deneyimini bir araya getirerek şarj molalarını yolculuğun keyifli bir parçasına dönüştürüyoruz. Amacımız, elektrikli araç kullanıcılarına yalnızca hızlı şarj hizmeti sunmak değil, her aşamasında kendilerini ayrıcalıklı hissedecekleri bir deneyim yaşatmak.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae73f4a12654-1793539914.jpeg" alt="" width="921" height="555" /></p>
<p><strong>“Sektörde yeni bir deneyim standardı oluşturacağız”</strong></p>
<p>Elektrikli mobilite alanında rekabetin yalnızca altyapı kapasitesiyle sınırlı kalmadığını, hizmet kalitesi ve müşteri deneyiminin de giderek belirleyici hale geldiğini vurgulayan Akcan, “Mercedes-Benz’in premium otomobil anlayışı ile En Yakıt’ın yenilikçi mobilite yaklaşımını buluşturan bu yatırımın, sektörde yeni bir deneyim standardı oluşturacağına inanıyorum. Elektrikli mobilite, geleceğin ulaşım anlayışını şekillendiren stratejik alanlardan biri. Bu alanda sürdürülebilir, yenilikçi ve kullanıcı beklentilerini karşılayan projeler geliştirmek büyük önem taşıyor. Bu vizyonu birlikte hayata geçirdiğimiz tüm ekip arkadaşlarımıza ve iş ortaklarımıza teşekkür ediyorum. Elektrikli mobilitenin geleceğine değer katacak projeler geliştirmeye ve kullanıcı deneyimini sürekli ileriye taşımaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/en-yakit-ve-mercedes-benzden-elektrikli-mobiliteye-oncu-yatirim-91023</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/3/1280x720/en-yakit-ve-mercedes-benzden-elektrikli-mobiliteye-oncu-yatirim-1793539944.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Adana’da açılan şarj istasyonu hakkında açıklama yapan En Yakıt İcra Kurulu Başkanı Ali Özcan Akcan, &quot;Türkiye ve Avrupa’da bir ilk olma özelliği taşıyan Mercedes-Benz iş birliğiyle Adana’da hayata geçirdiğimiz amiral gemisi konseptli lokasyonumuzla, bu dönüşüme öncülük eden önemli bir yatırıma imza attık. Yüksek hızlı şarj teknolojisini, nitelikli kahve ve yiyecek seçeneklerini, konforlu dinlenme alanlarını ve özel lounge deneyimini bir araya getirerek şarj molalarını yolculuğun keyifli bir parçasına dönüştürüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-dogal-tas-ihracatcilari-fastan-sonra-ispanya-yolcusu-91020</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 13:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğal taş ihracatçıları Fas’tan sonra İspanya yolcusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>2030 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak ülkelerden Fas’a 13-16 Ekim 2026 tarihlerinde “Doğal Taş Sektörel Ticaret Heyeti” düzenleyen Ege Maden İhracatçıları Birliği, bu sefer 2-6 Kasım 2026 tarihlerinde kupanın diğer ev sahibi ülke İspanya’ya doğal taş ihracatımızı artırmak için İspanya’nın Madrid ve Alicante şehirlerini kapsayan “Doğal Taş Sektörel Ticaret Heyeti” gerçekleştirecek.</p>
<p>İspanya'nın, Fas ve Portekiz ile 2030 FIFA Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak olmasının başta stadyumların modernizasyonu olmak üzere otel, konaklama tesisleri, ulaşım altyapısı, turizm tesisleri ve kentsel alanlarda önemli yatırım ve renovasyon ihtiyacı doğurduğu bilgisini paylaşan Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, altyapının geliştirilmesine yönelik yapılacak yatırımların, özellikle mimari ve iç mekân uygulamalarında doğal taş kullanımını desteklemesini öngördüklerini vurguladı.</p>
<h2>İspanya’ya doğal taş ihracatımızı 50 milyon dolara çıkarabiliriz</h2>
<p>İspanya’nın Avrupa'nın önde gelen doğal taş üretici ve tüketici ülkelerinden biri olduğunun altını çizen Alimoğlu; “Türk doğal taş sektörünün geniş ürün çeşitliliği, renk ve desen alternatifleri ile rekabetçi fiyat avantajı, özellikle yüksek katma değerli işlenmiş ürünler ve özel mimari uygulamalar açısından ticari fırsatlar sunuyor. 2025 yılında İspanya'nın doğal taş sektöründeki toplam ithalatı 190 milyon dolardı. Türkiye bu ithalattan 17 milyon dolar pay aldı. Türk doğal taş sektörünün İspanya’ya ihracatını artırabileceği bir döneme girdik. 12 ihracatçı firmamız ithalatçı firmalarla ikili iş görüşmeleri yaparken, doğal taş ithalatçısı firmaları da ziyaret edeceğiz. İspanya’ya doğal taş ihracatımızın 50 milyon dolara çıkması için büyük bir adım atmış olacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-dogal-tas-ihracatcilari-fastan-sonra-ispanya-yolcusu-91020</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/Ege-Maden-Ihracatcilari-Birligi-Baskani-Ibrahim-Alimoglu.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Maden İhracatçıları Birliği, 2030 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak İspanya’ya heyet yollayacağını bildirdi. Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, &quot;İspanya’ya doğal taş ihracatımızın 50 milyon dolara çıkması için büyük bir adım atmış olacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tobbdan-reel-sektore-50-milyar-tllik-yeni-nefes-kredisi-91014</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 10:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOBB’dan reel sektöre 50 milyar TL’lik yeni Nefes Kredisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) reel sektöre Kredi Garanti Fonu ve bankaların iş birliğiyle kullandırılan Nefes Kredisi programında, 50 milyar TL’lik yeni bir dilim açıldığını duyurdu.</p>
<p>TOBB’dan yapılan yazılı açıklamaya göre başvurular, 3 Kasım gününden itibaren alınmaya başlanacak. </p>
<p>Krediden TOBB’a bağlı tüm oda ve borsada kayıtlı işletmeler başvuru yapabilecek. Krediler işletme başına 5 milyon TL olarak belirlendi. Daha önce bu programdan kredi alanlar, 5 milyon TL’ye tamamlayacak kadar yeni kredi çekebilecekler. </p>
<p>Krediler, 6 ay anapara ödemesiz dönem dâhil azami 48 ay vadeli olacak. 24 aya kadar yıllık yüzde 36, 24 ay üzerindeki vadelerde ise yıllık yüzde 34 faiz uygulanacak. Kredi hacmi 50 milyar Türk Lirası olacak.</p>
<p>Yazılı açıklamasında değerlendirmesine yer verilen TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “Haziran’da başlattığımız Nefes Kredisi ile beş ayda KOBİ’lerimize 45 milyar lira ulaştırdık. Gördüğümüz talep, reel sektörün nefes kredisine ne kadar ihtiyacı olduğunu açıkça gösterdi. Şimdi 50 milyar liralık yeni dilimi açıyor, firma başına limiti 5 milyon liraya çıkarıyoruz. KOBİ’lerimiz üretmeye, istihdam sağlamaya ve ihracat yapmaya devam ettikçe biz de yanlarında olmaya devam edeceğiz. Bu programın hayata geçmesinde emeği geçen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e, Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’a, KGF Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Özegen’e ve katılan tüm bankalarımıza teşekkür ediyorum.” yorumunu yaptı. </p>
<p>50 Milyar TL’lik yeni dilim TOBB NEFES kredi programında kredi verecek bankalar şöyle:</p>
<p>• Türkiye Vakıflar Bankası<br />• Türkiye Halk Bankası<br />• DenizBank<br />• Türkiye Garanti Bankası<br />• Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası<br />• Yapı ve Kredi Bankası<br />• QNB<br />• Ziraat Katılım Bankası</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tobbdan-reel-sektore-50-milyar-tllik-yeni-nefes-kredisi-91014</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/4/1280x720/para-lira-tl-1793518268.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB, reel sektöre &quot;Nefes Kredisi&quot; programı kapsamında 50 milyar liralık yeni bir dilim açıldığını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-alani-turkiyenin-en-buyuk-fuar-ve-kongre-merkezi-olacak-91013</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 00:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;COP31 alanı Türkiye’nin en büyük fuar ve kongre merkezi olacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kültür Yolu Festivali açılışı nedeniyle Antalya’ya geldi. Bakan Ersoy, Antalya’da Kültür Yolu Festivali’nde toptan 440’tan fazla etkinliğin açılışını gerçekleştirdi.</p>
<p>Bakan Ersoy, konuşmasında, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği yapacak Antalya’da, zirvenin ardından COP31 (EXPO) alanının kongre ve fuar turizmi açısından değerlendirileceğini, böylece yeni projeyle Antalya’nın turizmdeki konumunu güçlendirmeyi hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>COP31 Alanının Antalya turizminin geleceği açısından önemli bir proje olduğunu açıklayan Bakan Ersoy, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya’nın toplantı, teşvik seyahati, kongre ve etkinlik turizmini ifade eden M.I.C.E alanında dünyanın en gözde destinasyonlarından biri hâline getirilmesini hedefledik. Antalya’yı kültür ve turizm yatırımlarının yanı sıra havalimanı kapasite artırımı ve diğer bakanlıklarla yürütülen karayolu ulaşımı çalışmalarıyla geleceğe hazırladık. Yeni proje COP31 alanı, kentin fuar ve kongre turizm potansiyeline önemli katkı sağlayacak. Bu, Antalya için yeni bir turizm hamlesi olacak. Büyük uluslararası organizasyona ev sahipliği yaptıktan sonra COP31 (Antalya EXPO) alanında, Türkiye’nin en büyük ve en önemli fuar, kongre ve etkinlik merkezlerinden birini hayata geçirmek üzere TGA çatısı altında kuracağımız ve profesyonellerden oluşan yeni bir yapılanmaya gidiyoruz. Antalya turizminin önemli bir ihtiyacı olan kongre ve fuar turizmi için dünya ölçeğinde ve çok üst düzey nitelikte bir merkez oluşturarak kış ve bahar dönemlerine de hareketlilik kazandıracağız.”</p>
<p>COP 31 alanı projesinin yalnızca kongre ve fuar turizmine değil, Antalya’nın sosyal, kültürel ve sanatsal hayatına da önemli katkılar sağlayacağına inandığını vurgulayan Bakan Ersoy, turizm sektörüne yönelik oluşturulacak yeni destek mekanizmasının ciddi bir fark yaratacağını kaydetti.</p>
<p><strong>‘’Antalya turizmini 12 aya yayacak yeni bir adım atıyoruz’’</strong></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Antalya Kültür Yolu Festivali’nde 9 gün boyunca 40’tan fazla alanda 440’tan fazla etkinliğin düzenleneceğini bildirdi. Antalya’nın kültür ve sanatı, bilgi ve eğlenceyi, geleneksel ile evrenseli bir arada sunan Türkiye Kültür Yolu Festivali çatısı altında yeniden buluştuğunu anımsatan Ersoy, organizasyonun dünyanın en kapsamlı, en geniş katılımlı ve en çok ilgi gören festivallerinden biri hâline geldiğini söyledi.</p>
<p>Türkiye’ye kazandırdıkları festival markasını bu yıl 26 şehre taşıdıklarını, yaklaşık 8 ay süren kültür ve sanat programının gelecek yıl 32 ile ulaşacağını açıklayan Bakan Ersoy, festivalin her yaş ve kesimden insanı bir araya getirirken iç turizm hareketine ve yerel ekonomilere katkı sağlamaya devam edeceğini söyledi.</p>
<p>Antalya’da bakanlık olarak yaptıkları yatırımları da açıklayan Bakan Ersoy, Antalya’nın tarihine 1 milyar lirayı aşan arkeoloji desteği sağladıklarını bildirdi. Ersoy, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü aracılığıyla 2018-2026 yılları arasında 24 proje ve 101 uygulama işi tamamlandı,  9 proje ve 9 uygulama işi ise devam ediyor. Arkeoloji tarihimizin en büyük projesi olan Geleceğe Miras kapsamında 2024 yılı itibarıyla Antalya’da 26 arkeolojik alanda çalışma yürütüyoruz. Bu doğrultuda, 2024-2026 döneminde kazı ve basit onarım çalışmaları için 1 milyar 60 milyon liranın üzerinde ödenek aktardık.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-alani-turkiyenin-en-buyuk-fuar-ve-kongre-merkezi-olacak-91013</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/3/1280x720/cop31-alani-turkiyenin-en-buyuk-fuar-ve-kongre-merkezi-olacak-1793480709.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek BM İklim Zirvesinin tamamlanmasından sonra COP 31 alanının Türkiye’nin en büyük fuar ve kongre merkezi olacağını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/muz-ithalati-artiyor-yerli-uretici-rekabetle-karsi-karsiya-kaliyor-91012</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Muz ithalatı artıyor, yerli üretici rekabette zorlanıyor&#039;&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Son yıllarda aşırı su kullanımına yol açtığı gerekçesiyle serada muz üretimi tartışılırken, Türkiye’de muz ithalatının arttığı bu nedenle yerli muz üreticisinin rekabetle karşı karşıya kaldığı belirtildi.</p>
<p>Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası (MATSO) ve Manavgat Muz Üreticileri Birliği (MUZBİR) Başkanı Önem Gök, MUZBİR Yönetim Kurulu üyeleriyle MATSO hizmet binasında istişare toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıda, artan üretim maliyetleri, ithalatın yerli üretici üzerindeki etkileri, su kaynaklarının verimli kullanılması ve sektörün geleceğine yönelik çalışmalar ele alındı.</p>
<p>Önem Gök, 2026 yılında muz üretimini 170 bin tonu üzerine çıkarmayı hedeflediklerini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Türkiye’de üretilen muzun yaklaşık yüzde 20’si Manavgat’ta yetiştiriliyor. Bu da ülkemizde üretilen her 5 muzdan 1’inin Manavgat’ta yetiştiği anlamına geliyor. Manavgat, örtü altı tarım yatırımlarıyla Türkiye’nin önemli muz üretim merkezlerinden biri haline geldi. 2025 yılında 168 bin tonluk üretimle ülkemizin toplam muz üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini karşıladık. Bu, ilçemizin tarımsal üretimde ulaştığı gücü açıkça ortaya koyuyor. 2026 yılında ise üretimimizi 170 bin tonun üzerine çıkararak yeni bir rekora ulaşmayı hedefliyoruz. Muz üretimi, ilçemizde istihdamdan paketlemeye, lojistikten ticarete kadar birçok alana önemli katkı sağlıyor.”</p>
<p>Muz ithalatındaki artışın yerli üretici üzerinde baskı oluşturduğunu vurgulayan Gök, Türkiye’nin muzda kendi kendine yeterlilik oranının yüzde 80,7 seviyesinde olmasına rağmen 2025 yılında muz ithalatının yüzde 5,1 arttığını söyledi.</p>
<p>Önem Gök, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’2025 yılında muz ithalatı 213 bin tonu aştı. Üreticilerimiz yatırımlarıyla üretim kapasitesini artırırken ithal ürünlerin iç piyasada oluşturduğu rekabet baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Yerli üreticimizin emeğini korumak için piyasa ve gümrük denetimlerinin etkin şekilde sürdürülmesi, yerli üretimi destekleyecek tedbirlerin alınması gerekiyor. Enerji, gübre ve sulama maliyetlerindeki artış üreticilerin üzerindeki yükü ağırlaştırdı. Üretimin sürdürülebilirliği için girdi maliyetlerini azaltacak desteklerin geliştirilmesi ve üreticilerimizin rekabet gücünün artırılması büyük önem taşıyor.”</p>
<p>Tarımsal üretimde suyun önemine dikkat çeken Başkan Gök, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Kontrollü sulama sistemlerini ve modern seracılık uygulamalarını yaygınlaştırarak hem üretim maliyetlerini azaltmalı hem de su kaynaklarımızı korumalıyız. Üretimimizi artırırken doğal kaynaklarımızın sürdürülebilirliğini de gözetmeliyiz. Sektör temsilcileriyle istişareye önem veriyoruz. Üreticilerimizin taleplerini ve sorunlarına çözüm üretmek, Manavgat’ımızın muz üretimindeki güçlü konumunu daha ileriye taşımak için çalışacağız.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/muz-ithalati-artiyor-yerli-uretici-rekabetle-karsi-karsiya-kaliyor-91012</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/2/1280x720/muz-ithalati-artiyor-yerli-uretici-rekabetle-karsi-karsiya-kaliyor-1793480584.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Manavgat Muz Üreticileri Birliği Başkanı Önem Gök, &quot;2025 yılında muz ithalatı 213 bin tonu aştı. Üreticilerimiz yatırımlarıyla üretim kapasitesini artırırken ithal ürünlerin iç piyasada oluşturduğu rekabet baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Yerli üreticimizin emeğini korumak için piyasa ve gümrük denetimlerinin etkin şekilde sürdürülmesi, yerli üretimi destekleyecek tedbirlerin alınması gerekiyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atf-antalya-ekonomisine-3-gunde-50-milyon-dolar-katki-sagladi-91009</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 23:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meral: 2 bin 500 seyahat acentesini Antalya&#039;da ağırladık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Turizm Fuarı (ATF) Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Meral, geçen hafta ANFAŞ fuar merkezinde düzenlenen ve üç gün devam eden Uluslararası Antalya Turizm Fuarı’nı değerlendirdi.</p>
<p>Bu yıl 8'incisi düzenlenen ATF’nin artık "dünya turizm fuarları şampiyonlar ligi"nde olduğunu belirten Selçuk Maral, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’ATF, 2019 yılında 4 bin metrekarelik bir alanda başladı ve bugün 40 bin metrekarelik bir alana yayıldı. Sona eren ATF 2026’da bini aşkın markayı buluşturduk. 2 bin 500 seyahat acentesini Antalya'da ağırladık. Üç günlük fuar Antalya ekonomisine yaklaşık 30–50 milyon dolarlık katkı sağladığını tahmin ediyoruz. Yaklaşık 40 bin ikili iş görüşmesi randevusu oluşturuldu.’’</p>
<p>ATF'nin yalnızca bir fuar değil, Türkiye'nin turizm, ticaret ve vizyon merkezi olmasını hedeflediklerini vurgulayan Meral, 26–28 Ekim 2027 tarihlerinde düzenlenecek ATF27 için daha büyük bir organizasyon ve yeni fuar alanı seçenekleri üzerinde çalıştıklarını bildirdi. Meral, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’ATF yalnızca Türkiye'de düzenlenen bir turizm organizasyonu olmaktan çıkarak uluslararası ölçekte bir ticaret platformuna dönüştü. Türkiye turizmde ulaştığı küresel konuma uygun güçlü markalar üretmesi gerekiyor. Türkiye, otelcilik ve tur operatörlüğü alanında dünya çapında markalara sahip. Fuarcılık alanında da aynı ölçekte bir marka oluşturmak ülkemiz ve sektör açısından çok önemli. Türkiye kendi küresel turizm markalarını oluşturmalı.’’</p>
<p><strong>Ticari anlaşmalar imzalandı</strong></p>
<p>Uluslararası ATF’nda yaklaşık 40 bin B2B görüşme randevusu oluşturulduğuna dikkat çeken Selçuk Meral, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’ATF26'da çok sayıda birebir iş görüşmesi gerçekleştirildi ve ticari anlaşmalar imzalandı. Turizm sektöründe fuarlar sırasında doğrudan kontrat imzalama alışkanlığı geçmiş yıllara göre azalmıştı. Ancak ATF26’da ise ticari görüşmeler somut anlaşmalara dönüştü. Fuar yalnızca tanışma ve bağlantı kurma platformu olmadı, sonuç odaklı bir ticaret ortamı da sundu. İmzalanan sözleşmelerin toplam parasal büyüklüğü şirketler tarafından ticari gizlilik nedeniyle paylaşılmadı.’’</p>
<p><strong>"ATF dünyada ilk 10 içinde"</strong></p>
<p>ATF’nin, büyüklük açısından turizm fuarları arasında Avrupa'da beşinci veya altıncı, dünyada ise ilk 10 içerisinde bulunduğunu ifade eden Meral, ‘’ATF Türkiye'nin turizm ticaret merkezi olmasının yanı sıra yeni fikirlerin, projelerin ve sektörün geleceğine ilişkin tartışmaların yürütüldüğü bir vizyon merkezi olarak konumlandırıyor. ATF, Türkiye’nin turizm ticaret ve vizyon merkezi olacak’’ dedi.</p>
<p><strong>2027 hazırlıkları başladı</strong></p>
<p>ATF'nin gelecek yıl 26–28 Ekim tarihlerinde düzenlenmesinin planlandığını ifade eden Meral, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Yeni fuar takviminin uluslararası katılımcılar açısından daha uygun olmasını hedefledik. ATF27'nin uluslararası katılımcı çeşitliliğini artırmayı, daha fazla üst düzey turizm yöneticisini Antalya'da ağırlamak ve fuara katılan ülke sayısını geliştirmek istiyoruz. 2027’de daha büyük bir fuar alanı için hazırlık yapıyoruz. COP31 BM İklim Zirvesi sona erdikten sonra, COP31 alanında daha büyük fuar yapmak istiyoruz. COP31 yeni fuar merkezinin yaklaşık 70–80 bin metrekarelik bir kapasiteye ulaşmasına yönelik hazırlıklar bulunuyor. Gerekli koşulların oluşması hâlinde ATF'nı bu alanda düzenleyebiliriz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atf-antalya-ekonomisine-3-gunde-50-milyon-dolar-katki-sagladi-91009</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/9/1280x720/atf-antalya-ekonomisine-3-gunde-50-milyon-dolar-katki-sagladi-1793480195.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yıl 8&#039;incisi düzenlenen Uluslararası Antalya Turizm Fuarı hakkında açıklamalarda bulunan ATF Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Meral, &quot;2 bin 500 seyahat acentesini Antalya&#039;da ağırladık. Üç günlük fuar Antalya ekonomisine yaklaşık 30–50 milyon dolarlık katkı sağladığını tahmin ediyoruz. Yaklaşık 40 bin ikili iş görüşmesi randevusu oluşturuldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-kobilere-patent-basvurularinda-yuzde-75-indirim-sagliyoruz-91005</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 16:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Kacır: KOBİ&#039;lere ilk patent başvurularında yüzde 75 indirim sağlıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türk Patent ve Marka Kurumunun (TÜRKPATENT), KOBİ'lerin buluşlarının ve ülkedeki yapay zeka alanında geliştirilen yeniliklerin patentlenmesini teşvik etmek amacıyla önemli bir indirim uygulamasını hayata geçirdiğini bildirdi. </p>
<p>Sosyal medya hesabından, TÜRKPATENT'in Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren düzenlemesini değerlendiren Kacır, "İlk kez patent başvurusunda bulunacak KOBİ'lerimizin, ilk patent başvurularında başvuru, araştırma ve inceleme raporu ücretlerinde yüzde 75 indirim sağlıyoruz. Yapay zeka alanındaki patent başvurularında (G06N IPC sınıfı), acil araştırma raporu düzenleme ücretinde yüzde 50 indirim uyguluyoruz. Yenilikçi fikirlerin buluşa, buluşların katma değere dönüşmesi için girişimcilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-kobilere-patent-basvurularinda-yuzde-75-indirim-sagliyoruz-91005</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/mehmet-fatih-kacir-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKPATENT&#039;in ücret tarifesi hakkında açıklama yapan Bakan Kacır, &quot;İlk kez patent başvurusunda bulunacak KOBİ&#039;lerimizin, ilk patent başvurularında başvuru, araştırma ve inceleme raporu ücretlerinde yüzde 75 indirim sağlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dallikavak-tuneli-acildi-91004</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 15:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dallıkavak Tüneli açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Erzurum-Rize yolu üzerinde inşa edilen Dallıkavak Tüneli ve Dadaşkent-Yıldızkent Yeni Nesil Kavşağı'nın açılış töreninde yaptığı konuşmada, kara yollarının gelişmiş ülkelerde sanayi, tarım ve turizm faaliyetleriyle ekonomik büyümeyi artıran temel unsur olduğunu söyledi.</p>
<p>Uraloğlu, zorlu coğrafyalarda çalıştıklarını belirterek, şu bilgileri verdi:</p>
<p>"Bölünmüş yol uzunluğunu 6 bin 101 kilometreden 30 bin kilometrenin üzerine çıkardık. Sadece 7 ilimiz birbirine bağlanırken bugün 77 ilimizi çok şükür bölünmüş yollarla birbirine bağlamış olduk. Zorlu coğrafyalarda yüksek dağları, Dallıkavak, Kırık gibi derin vadileri aşarak doğaya meydan okuyan köprü ve tünellerle güvenli ve konforlu ulaşımı sağladık, sağlamaya da devam edeceğiz. 311 kilometre olan köprü viyadük uzunluğunu 837 kilometreye çıkardık. Tünel uzunluğu, sadece ve sadece 50 kilometre 2002 yılında. Bugün 898 kilometreye çıkardık. 80 yılda sadece 50 kilometre tünel inşa etmişken 2002'den bu tarafa 17 kat bunu artırdık çok şükür."</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae5e74d65225-1793451853.jpg" alt="" width="800" height="533" />Bakan Uraloğlu, bu tünellerin sadece dağları delen yollar değil üretim, ticaret, turizm ve istihdamın da çok önemli kanalları olduğunu vurguladı.</p>
<p>"Bugün de bu anlayışla Erzurum'u Rize'ye bağlayan kuzey-güney aksı üzerinde -burası 15 nolu aksımızdır bizim- inşa ettiğimiz Dallıkavak Tüneli ve bağlantı yollarını hizmete sunmanın gururunu yaşıyoruz. Biz, burada bir tünel açıyoruz ama arkamızda yapımı devam eden 9 tünel daha var, 8 tüneli de bitirmiş durumdayız." diyen Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Toplam 196 kilometre olacak olan yolun 43 kilometresini tünel yapıyoruz yani bütün Cumhuriyet tarihindeki kadar burada tünel yapmış olacağız. Son 24 yılda Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde ve Cumhur İttifakı olarak Erzurum'un ulaşım ve iletişim altyapısına 168 milyar liranın üzerinde yatırım yaptık. Daha da yapmaya devam edeceğiz Allah'ın izniyle. Bölünmüş yol uzunluğumuz sadece 49 kilometreydi, bugün 629 kilometre. 40 kilometre sıcak karışım kaplamalı asfaltımız vardı, bugün 633 kilometreye çıkardık. Ovit Tüneli'ni de 2018 yılında Cumhurbaşkanı'mızın teşrifleriyle hizmete açtık.</p>
<p>2021'de Pirinkayalar Tüneli'ni açarak dar ve keskin 22 virajın yer aldığı bu zorlu geçişi konfor ve güvenli bir seyir güzergahı haline getirdik çok şükür. Horasan-Karakurt Yolu, Aksukapı Köprülü Kavşağı, Çobandede-Hınıs-Varto, Erzurum-Tekman yolları gibi önemli projeleri de tamamladık. Kop Dağı Tüneli geçişini de kapsayan Trabzon-Aşkale Yolu, Kırık Tüneli, Çirişli Tüneli ve bağlantı yolları, Pasinler şehir geçişi gibi 17 önemli kara yolu projemizin de yapımına devam ediyoruz."</p>
<p>Uraloğlu, Erzurum-Rize yolu ile Dallıkavak Tüneli ve Bağlantı Yolları Projesi'nin ülkenin kuzey-güney koridorlarında bulunan Doğu Karadeniz'i Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya bağlayan en önemli akslarından biri olduğunu anlattı.</p>
<p>2018'de hizmete açtıkları Ovit Tüneli'yle yapım çalışmaları süren Kırık Tüneli'nin devamı ve tamamlayıcısı niteliğindeki bu projenin ülke ekonomisi açısından da büyük önem arz ettiğine dikkati çeken Uraloğlu, bu nedenle Dallıkavak Tüneli'nin bu kadim şehirde bölgesel ve uluslararası ticaretin nabzının daha güçlü atmasını sağlayan hayati bir bağlantı olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>"Daha konforlu, daha korunaklı hattı inşallah bugünden itibaren kullanmış olacağız"</strong></p>
<p>"Dallıkavak'a çıktığınızda Erzurum'un kışı sizi daha başka şekilde karşılamaktadır. 2349 metre rakımdaki bu geçitte esen sert ve keskin rüzgar karı savurur, tipi olur. Şehir merkezinde termometreler eksi 30 dereceleri gösterdiğinde bu zirve daha acımasız, daha zorlu hale gelmektedir." diyen Uraloğlu, 8 keskin virajı ve dik eğimiyle her dönüşün sürücüler için ayrı sınav niteliğinde olduğunu söyledi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, "Erzurum'un meşhur kışı elbet güzeldir ama ulaşım için kusursuz bir altyapı ve organizasyonun da beraberinde olmasını ister. İşte biz, ilk etapta Dallıkavak Tüneli ve bağlantı yollarının toplam 9 kilometrelik kesimini tamamlayıp hizmete sunarak bu beyaz kuşatmanın karşısına beraber dikilmiş olduk. 3105 metre uzunluğunda, çift tüplü 6210 metre uzunluğundaki, tek tüpü ile beraber inşa ettiğimiz Dallıkavak Tüneli ve bağlantı yolları, o yüksek geçidi, 8 virajları tamamen ortadan kaldırmış oldu." diye konuştu.</p>
<p>Güzergahın önemine işaret eden Uraloğlu, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"Güzergahı 190 metre daha alçak kodlara indirerek artık karın ve buzun en yoğun olduğu tepeyi değil daha konforlu, daha korunaklı hattı inşallah bugünden itibaren kullanmış olacağız. Tipinin, buzlanmanın, çetin rüzgarın yerini tünelin sunduğu aydınlık, kuru, güvenli geçişle inşallah sağlamış oluyoruz. Artık Dadaş ve Karadenizli hemşehrilerimiz, uzun yol şoförlerimiz, Dallıkavak Geçidi'ni korku ve tedirginlik duymadan konforlu bir şekilde inşallah kullanmış geçmiş olacaklar. Projemizin açılmasıyla beraber yolumuzu yaklaşık 4,5 kilometre kısaltarak 20 dakikadan sadece 5 dakikaya indirdik. Bu sayede toplam 103 milyon lira da yıllık buradan tasarruf elde etmiş olacağız. Yine karbon emisyonunu 1350 ton aşağı yukarı azaltmış olacağız. Elbette buradan Diyarbakır'a kadar uzanan güzergahtan bahsediyoruz."</p>
<p>Uraloğlu, Erzurum şehir merkezinde yaptıkları Dadaşkent kavşağında da yıllık 137 milyon liralık tasarruf sağlayacaklarını, harcanan parayı aşağı yukarı bir yılda çıkarmış olacaklarını söyledi.</p>
<p><strong>"Hızlı demir yoluyla bölgemizi, Erzurum'umuzu, Erzincan'ımızı ve Kars'ımızı inşallah tanıştırmış olacağız"</strong></p>
<p>Erzincan-Erzurum-Kars hattındaki hızlı tren projesine de değinen Bakan Uraloğlu, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Hızlı tren ne olacak? Şu anda 4850 kilometre demir yolunda yapım çalışmalarımız devam ediyor, bu kıymetli. Halihazırda 14 bin 300 kilometre demir yolumuzun olduğunu kabul ettiğimizde çok büyük bir rakam. Sivas'a kadar getirdiğimiz demir yolunu Erzincan-Erzurum-Kars hattında da yüksek hızlı demir yoluna çevireceğiz. Bu, sadece Erzurum'un projesi değildir. Bu, Orta Asya'dan, Türkistan'dan başlayıp Türkiye üzerinden Londra'ya kadar giden bir hattan bahsediyoruz. Dolayısıyla siz istemeseniz de biz bunu yapacağız ama sizin istemeniz elbette kıymetlidir. Onun için proje çalışmalarını bir aşamaya getirdik. İlk etapta mevcut hattı elektrikli ve sinyalli hale getireceğiz. Sonrasında da bir gidiş bir geliş, çift hatlı inşallah hızlı demir yoluyla biz bölgemizi, Erzurum'umuzu, Erzincan'ımızı ve Kars'ımızı inşallah tanıştırmış olacağız."</p>
<p>Bakan Uraloğlu, şehir içinde Büyükşehir Belediyesinin raylı sistem çalışmasıyla ilgili istişare ettiklerini, doğru zamanda, doğru şartlarda bunu da Erzurumluların hizmetine beraberce sunmuş olacaklarını söyledi.</p>
<p>Uraloğlu, şunları dile getirdi:</p>
<p>"Bugün gerçekten bakın burada hizmete açtığımız 3 kilometrelik tünel, Cumhuriyet tarihinde yapılan iktidarımıza kadar, Cumhur İttifakı'na kadar yapılan tünellerin yüzde 10 kadar uzunluğunda bir tüneli bugün beraberce açmış oluyoruz. Bu hizmetlerin yapılmasında bize hedef gösteren, irade koyan Cumhurbaşkanı'mızdan Allah razı olsun. Bu çalışmalarda Cumhurbaşkanı'mız bize her türlü desteği verdi. Sadece desteği vermekle kalmadı. Çok çok yakından takip etti çünkü bizim Erzurum'umuzun AK Parti'mize, Cumhur İttifakı'na ve en başta da Sayın Cumhurbaşkanı'mıza verdiği destek herkes için malumdur. Allah sizlerden razı olsun değerli kardeşlerim. Rize'mizin, Karadeniz'imizin de Cumhurbaşkanı'mıza, AK Partimize, Cumhur İttifakı'mıza verdiği destek ortadadır. Allah razı olsun. Değerli Bakanım uyarıyor. Havalimanındaki çalışmaların sonuna geldik. Onu da inşallah en kısa zamanda tamamlayacağız. O da hayırlı uğurlu olsun değerli kardeşlerim."</p>
<p>Bakan Uraloğlu, Erzurum'da görev yaptığını, bölgeyi iyi bildiğini, bu açılışı gerçekleştirmekten büyük mutluluk duyduğunu söyledi.</p>
<p>Erzurum Valisi Aydın Baruş, Rize Valisi İhsan Selim Baydaş, AK Parti Erzurum milletvekilleri Abdurrahim Fırat ve Selami Altınok, MHP Erzurum Milletvekili Kamil Aydın, Karayolları Genel Müdürü Ahmet Gülşen, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Rize Belediye Başkanı Rahmi Metin'in de konuşmalar yaptığı törende tünel, dua ve kurdele kesiminin ardından ulaşıma açıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dallikavak-tuneli-acildi-91004</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/4/1280x720/dallikavak-tuneli-1793451840.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dallıkavak Tüneli&#039;nin açılışında konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu,  &quot;Yolumuzu yaklaşık 4,5 kilometre kısaltarak 20 dakikadan sadece 5 dakikaya indirdik. Bu sayede toplam 103 milyon lira da yıllık buradan tasarruf elde etmiş olacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimda-biyolojik-ve-biyoteknik-mucadele-destekleri-belli-oldu-91003</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 15:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarımda biyolojik ve biyoteknik mücadele destekleri belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bitkisel üretimde 2027 yılında sağlanacak biyolojik ve biyoteknik mücadele destek tutarları belli oldu.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan "2025-2027 Yıllarında Yapılacak Bitkisel Üretime Yönelik Desteklemeler ile Diğer Bazı Tarımsal Desteklemelere Ödeme Yapılmasına Dair Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tebliğ" Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, temel ve planlı üretim desteklemelerinde il/ilçe müdürlüğü tarafından her üretim yılında planlama kapsamındaki ürünlerin üretildiği alanların tamamı, planlama kapsamında olmayan ürünlerin üretim alanları ise örnekleme yöntemiyle kontrol edilecek.</p>
<p>Coğrafi bilgi sistemleri, uzaktan algılama veya insansız hava aracı ile gerçekleştirilen kontroller neticesinde yapılan tespitler için üretim yılı planlı üretim kontrol tutanağı, yerinde yapılan tespitler için üretim yılı planlı üretim arazi tespit tutanağı düzenlenecek.</p>
<p>Üreticilerin zeytin sineğine karşı biyoteknik mücadelede ruhsatlı olan feromon+tuzak desteğinden yararlanabilmeleri için bireysel olarak en az 20 dekar, 2027 yılında en az 10 dekar zeytinlik alanda biyoteknik mücadele yaptığını beyan etmesi gerekecek.</p>
<p>Bitkisel üretime bulaşan zararlı organizmalara karşı biyolojik ve biyoteknik mücadelenin yaygınlaştırılması ile kimyasal ilaç kullanımının azaltılması amacıyla kapalı ortamda ve açık alanda bitkisel üretimde, destekleme kapsamına alınan ürünler, zararlı organizmalar ve destekleme ödemesi üretim yılına ait belirlenen destek birim tutarları üzerinden yapılacak.</p>
<p>Açık alanda, aynı üründe iki farklı zararlı organizma için ruhsatlı biyolojik ve biyoteknik mücadele ürünlerinin kullanılması durumunda, her iki zararlı organizma mücadelesi ayrı ayrı destek kapsamında değerlendirilecek.</p>
<p>Münavebe uygulamaları kapsamında kuru tarım parsellerinde arpa, buğday, çavdar, tritikale ve yulaf ürünleri art arda ekilebilecek.</p>
<p>Hatay'ın Kumlu ve Reyhanlı havzalarında üretilen patates ve havuç ürünleri için sulu münavebe kuralları uygulanacak.</p>
<p><strong>Bitkisel üretimde biyolojik ve biyoteknik mücadele destekleri</strong></p>
<p>Tebliğ ile 2027 üretim yılı bitkisel üretimde biyolojik ve biyoteknik mücadele desteği ürün etmen ve destek birim tutarları da belirlendi. Buna göre, destek tutarı örtü altı için (paket) 6 bin 630 lira, açık alan için (paket) 2 bin 210 lira oldu.</p>
<p>Örtü altı (domates, biber, patlıcan, hıyar, kabak) üretiminde biyolojik mücadele için 5 bin 570 lira, biyoteknik mücadelede, feromon ve tuzak kullanan üreticilere 1060 lira, yalnızca feromon kullanan üreticilere ise 550 lira destek verilecek.</p>
<p>Açık alanda domateste biyoteknik mücadelede, feromon ve tuzak kullananlar 750 lira, domates güvesine karşı yalnızca feromon kullananlar ise 550 lira destekten faydalanacak.</p>
<p>Biyoteknik mücadele destek miktarı elma, bağ, nar, ayva ve armut için 1060 lira, zeytin için 550 lira olarak uygulanacak.</p>
<p>Şeftali ve nektarinde feromon ve tuzak kullananlar için 1060 lira, yalnızca feromon kullanan için ise biyoteknik mücadele destek miktarı 550 lira olarak belirlendi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimda-biyolojik-ve-biyoteknik-mucadele-destekleri-belli-oldu-91003</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/8/1280x720/tarim-1775795375.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027 üretim yılı biyolojik ve biyoteknik mücadele kapsamında destek tutarı örtü altına 6 bin 630 lira, açık alanda 2 bin 210 lira olarak belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-tuketim-limiti-degisiklige-resmi-gazetede-90995</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 12:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik tüketim limiti değişikliği Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), Son Kaynak Tedarik Tarifesinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ'de değişikliğe gitti.</p>
<p>Resmi Gazete'de yayımlanan kurul kararına göre, 1 Ocak 2027'den itibaren mesken tüketici kapsamında yer alan tüketim miktarı, kamu kurum ve kuruluşları, mahalli idareler ile birlikte mesken olarak kullanılan müstakil binalar, apartmanlar ve apartmanlar içindeki bağımsız bölümler, konut kooperatifleri ve konut siteleri ile bu yerlerin ayrı sayaç ile ölçümleri yapılan kalorifer, asansör, hidrofor, merdiven otomatiği, kapıcı dairesi ve benzeri ortak kullanım yerlerine yönelik yıllık 3 bin kilovatsaat olacak.</p>
<p>Öte yandan, bu miktar, mesken tüketici grubu kapsamında yer alan İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından kurulan geçici barınma merkezleri, köylerde içme suyu temini ve dağıtımı amaçlı kullanılan tesisler ile diğer tüketicilere ve tarımsal faaliyetler tüketici grubuna yıllık 150 milyon kilovatsaat, kalan tüketici gruplarına yıllık 15 bin kilovatsaat olarak uygulanacak.</p>
<p><strong>Elektrik dağıtım şirketlerinin AR-GE bütçesinde esas alınan oran artırıldı</strong></p>
<p>EPDK'nin Dağıtım Tarifesinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliği, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, dağıtım şirketlerinin kontrol edilemeyen işletme giderleri ve planlı bakım bütçesi hariç, verimlilik uygulanmış yıllık düzenlemeye esas işletme giderlerinin yüzde 2'sine karşılık gelen tutar, gelir gereksinimi hesaplamalarında AR-GE bütçesi olarak dikkate alınacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-tuketim-limiti-degisiklige-resmi-gazetede-90995</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/elektrik-faturasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan değişikliğe göre, 1 Ocak&#039;tan itibaren mesken tüketici kapsamında yer alan tüketim miktarı limiti yıllık 3 bin kilovatsaat olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/vadeli-dogal-gaz-piyasasinda-duzenleme-90994</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 12:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vadeli Doğal Gaz Piyasası&#039;nda düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK), Vadeli Doğal Gaz Piyasası İşletim Usul ve Esaslarında Değişiklik Yapılmasına Dair Usul ve Esaslar'a ilişkin Kurul kararı, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Vadeli Doğal Gaz Piyasası'nda bekleyen tekliflerin veya gerçekleşen işlemlerin piyasa işletmecisi tarafından iptal edilebileceği durumlar yeniden belirlendi.</p>
<p>Düzenleme kapsamında piyasa işletmecisinden kaynaklanan bilgisayar, yazılım veya diğer teknolojik altyapı hatalarının ortaya çıkması durumunda teklifler ve işlemler iptal edilebilecek.</p>
<p>Piyasa katılımcılarının veya kontratların işlemlerini durduracak maddi unsurların bulunması halinde de teklifler ve işlemler iptal edilebilecek.</p>
<p>Piyasa işletmecisine karşı mali yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda mevcut teklifler ile kontratlara ilişkin belirlenen günlük fiyat değişim limitlerinin dışında kalan teklifler de iptal kapsamında olacak.</p>
<p>Belirtilen durumlardan en az birinin varlığı halinde, işleme taraf olan en az bir piyasa katılımcısının başvurusu üzerine veya resen, bekleyen tekliflerin veya gerçekleşen işlemlerin tamamı ya da bir kısmı piyasa işletmecisi tarafından iptal edilebilecek.</p>
<p>Düzenleme, 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/vadeli-dogal-gaz-piyasasinda-duzenleme-90994</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK, Vadeli Doğal Gaz Piyasası&#039;nda teklif ve işlemlerin iptal edilebileceği durumlarla ilgili düzenleme yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsa-haftayi-yuzde-322lik-deger-kaybiyla-kapatti-90993</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 12:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa haftayı yüzde 3,22&#039;lik değer kaybıyla kapattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 3,22 azalışla 10.759,56 puandan tamamladı. Endeks, hafta içinde en düşük 10.759,56 puanı, en yüksek 11.294,83 puanı gördü.</p>
<p>Borsa İstanbul'da aynı dönemde teknoloji endeksi yüzde 1,55 artışla 36.015,98 puana çıkarken, hizmetler endeksi yüzde 4,05 gerileyerek 9.208,17 puana, mali endeks ise yüzde 4,20 azalışla 12.390,56 puana, sanayi endeksi yüzde 4,27 azalışla 12.982,61 puana indi.</p>
<p>Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksine dahil hisse senetleri arasında bu hafta en çok yükselen yüzde 14,24 ile Doğuş Otomotiv oldu. Onu yüzde 11,43 ile Astor Enerji ve yüzde 11,35 ile Kıraç Galvaniz izledi.</p>
<p>Söz konusu hisseler arasında bu hafta en çok değer kaybeden ise yüzde 21,35 ile Pasifik Holding olurken onu yüzde 21,10’luk gerilemeyle Türkiye Sigorta ve yüzde 16,91’lik düşüşle Zorlu Enerji takip etti.</p>
<p>Borsa İstanbul’da hisseleri işlem gören şirketler arasında piyasa değeri en yüksek şirket, yaklaşık 1 trilyon 582 milyar 320 milyon lirayla ASELSAN oldu. ASELSAN’ı yaklaşık 661 milyar 856 milyon lirayla Tüpraş ve 525 milyar 840 milyon lirayla Garanti BBVA izledi.</p>
<p><strong>Altın geriledi</strong></p>
<p>24 ayar külçe altının gram fiyatı, geçen hafta sonuna göre yüzde 1,18 azalışla 6 bin 295 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 1,67 azalışla 41 bin 180 liraya geriledi.</p>
<p>Çeyrek altının satış fiyatı da önceki haftaki kapanışına oranla yüzde 1,71 gerileyerek 10 bin 340 liraya düştü.</p>
<p>Doların satış fiyatı, yüzde 0,48 artarak 49,9460 liraya çıkarken, euronun satış fiyatı yüzde 0,10 azalışla 55,7220 liraya geriledi.</p>
<p>Geçen hafta 66,5890 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 0,44 artışla 66,8820 liraya çıktı.</p>
<p>İsviçre frangı ise yüzde 0,39 değer kazanarak 60,6120 liradan alıcı buldu.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsa-haftayi-yuzde-322lik-deger-kaybiyla-kapatti-90993</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa haftayı yüzde 3,22 azalışla 10.759,56 puandan tamamladı. 24 ayar külçe altının gramı yüzde 1,18, cumhuriyet altını yüzde 1,67, çeyrek altın yüzde 1,71 değer kaybetti. Doların satış fiyatı, yüzde 0,48 artarken, euronun satış fiyatı yüzde 0,10 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/patent-ve-marka-ucret-tarifesinde-degisiklik-90992</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 12:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Patent ve marka ücret tarifesinde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) tarafından uygulanan ücret tarifesine ilişkin tebliğ değişikliği, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Düzenlemeyle, yapay zeka alanındaki bazı başvurular ve KOBİ'ler için, diğer başvurulara göre daha düşük ücret tarifeleri belirlendi.</p>
<p>Buna göre, yapay zeka alanındaki bazı başvurular için uygulanacak acil araştırma raporu düzenleme ücreti 4 bin 333,34 lira oldu.</p>
<p>KOBİ işletme sınıfı ve KOBİ vasfı belgesine sahip tüzel kişilerin ilk başvuruları için patent başvuru ücreti ise 20,36 lira olarak uygulanacak.</p>
<p>Aynı tüzel kişilerin, araştırma raporu ve inceleme raporu düzenlenmesi ücreti de 1079,17 lira olarak belirlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/patent-ve-marka-ucret-tarifesinde-degisiklik-90992</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKPATENT&#039;in bu yıl için uyguladığı ücret tarifesinde düzenlemeye gidildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/markette-36-urunun-25inde-fiyat-artti-90990</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 12:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Markette 36 ürünün 25&#039;inde fiyat arttı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ekim ayı üretici ve market fiyatları ile girdi maliyetlerindeki değişime ilişkin yazılı açıklama yaptı.</p>
<p>Üretici ve market arasındaki fiyat farkının geçen ay en fazla yüzde 999,2 ile limonda görüldüğünü aktaran Bayraktar, limondaki fiyat farkını yüzde 333,6 ile kuru incir, yüzde 282,7 ile havuç, yüzde 233,2 ile elma, yüzde 232,8 ile iç fındığın takip ettiğini belirtti.</p>
<p>Bayraktar, limonun 11 kat, kuru incirin 4,3 kat, havucun 3,8 kat, elmanın ve fındığın ise 3,3 kat fazlaya satıldığını ifade ederek şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"Üreticide 3 lira 90 kuruş olan limon markette 42 lira 87 kuruşa, 135 lira olan kuru incir 585 lira 41 kuruşa,12 lira 50 kuruş olan havuç 47 lira 84 kuruşa, 21 lira 66 kuruş olan elma 72 lira 17 kuruşa, 350 lira olan fındık 1164 lira 77 kuruşa satıldı. Ekimde fiyatı en fazla artan ürün üreticide ve markette domates olurken fiyatı en fazla düşen ürün ise üreticide ve markette limon oldu."</p>
<p>Ekimde market fiyatlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bayraktar, "Ekimde markette 36 ürünün 25'inde fiyat artışı, 11'inde ise fiyat azalışı görüldü. Ekimde markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 62,9 ile domates oldu. Domatesteki fiyat artışını yüzde 35,2 ile sivri biber, yüzde 34,1 ile mısırözü yağı, yüzde 32 ile salatalık ve yüzde 27,9 ile yeşil soğan takip etti. Markette fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 16,5 ile limon oldu. Limondaki fiyat düşüşünü yüzde 8,9 ile maydanoz, yüzde 8,1 ile pirinç, yüzde 5,6 ile nohut ve yüzde 5,5 ile zeytinyağı izledi." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bayraktar, ekimde üreticide 28 ürünün 15'inde fiyat artışı olurken 9'unda fiyat düşüşü görüldüğünü 4 üründe ise fiyat değişimi olmadığını bildirdi.</p>
<p>Üreticide en çok fiyat düşüşünün yüzde 44,3 ile limonda görüldüğüne dikkati çeken Bayraktar, limondaki fiyat düşüşünü yüzde 7,2 ile zeytinyağının, yüzde 5,5 ile Antep fıstığının yüzde 5,4 ile fındığın ve yüzde 5 ile patatesin izlediğini kaydetti.</p>
<p>Üreticide en çok fiyat artışının yüzde 76,1 ile domateste görüldüğünü bildiren Bayraktar, domatesteki fiyat artışını yüzde 60,5 ile salatalığın, yüzde 33,8 ile yeşil soğanın, yüzde 33,7 ile yeşil fasulyenin ve yüzde 32,7 ile sivri biberin izlediğini vurguladı.</p>
<p><strong>Üretici fiyat değişiminin nedenleri</strong></p>
<p>Bayraktar, zeytinde yeni hasat döneminin başlamasıyla zeytinyağının fiyatlarında düşüş yaşandığına işaret ederek, bu sezon zeytin rekoltesinin yüksek olmasının ve mevcut stoklarla arzın arttığını ve üretici fiyatlarının geçen senenin altına düştüğünü aktardı.</p>
<p>Limonda erkenci çeşitlerin hasat döneminin halen devam etmesinin arzın artmasına ve fiyatların düşmesine neden olduğunun altını çizen Bayraktar, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Patateste hasat döneminin sonuna gelinmiştir. Ürünlerin önemli bir bölümü depolara alınmıştır. Depo fazlası ürünlerin düşük fiyattan piyasaya sunulması üretici fiyatlarını düşürmüştür. Fındıkta fiyatların baskılanması sebebiyle üretici fiyatları düşmüştür. Antep fıstığında hasat döneminin tamamen sona ermesiyle piyasaya arz edilen üründeki artış üretici fiyatlarını düşürmüştür. Domates, salatalık, yeşil soğan, sivri biber ve kabaktaki fiyat artışlarının sebebi tarla üretiminin bitip seraya geçiş sürecinde olunmasıdır. Yeşil fasulyede hasat döneminin sonuna yaklaşılmasıyla arzdaki daralma üretici fiyatlarında artışa neden olmuştur."</p>
<p><strong>Girdi fiyatlarında yaşanan değişimler</strong></p>
<p>Bayraktar, ziraat odaları aracılığıyla girdi piyasalarından aldıkları fiyat verilerine ilişkin ise şunları kaydetti:</p>
<p>"Ekimde eylül ayına göre, ÜRE gübresi yüzde 3, DAP gübresi yüzde 2,5, kompoze gübresi yüzde 2, amonyum sülfat gübresi yüzde 0,3 oranında artış gösterdi. Amonyum nitrat gübresinde ise değişim olmadı. Geçen yılın ekim ayına göre son bir yılda amonyum nitrat gübresi yüzde 67,7, amonyum sülfat gübresi yüzde 56,7, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 42,3, DAP gübresi yüzde 39,7, ÜRE gübresi yüzde 18,3 arttı. Ekimde eylül ayına göre, süt yemi yüzde 6,6, besi yemi yüzde 6,5, son 1 yılda süt yemi yüzde 38,9, besi yemi yüzde 38,6 arttı. Elektrik fiyatları yıllık olarak yüzde 25,1 artarken tarım ilacı fiyatları yüzde 27,7 arttı. Ekimde mazot fiyatı aylık olarak yüzde 3,5, yıllık yüzde 73,4 arttı."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/markette-36-urunun-25inde-fiyat-artti-90990</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/domates.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TZOB Genel Başkanı Bayraktar, ekim ayında markette 36 ürünün 25&#039;inde fiyat artışı, 11&#039;inde ise fiyat azalışı görüldüğünü, markette fiyatı en fazla artan ürünün yüzde 62,9 ile domates olduğunu açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-toptan-satis-piyasasinda-degisiklik-90989</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 11:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğal gaz toptan satış piyasasında değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) Organize Toptan Doğal Gaz Satış Piyasası İşletim Usul ve Esaslarında Değişiklik Yapılmasına Dair Usul ve Esaslar'a ilişkin Kurul kararı, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, doğal gaz günlük referans fiyatı (GRF) hesaplama metodolojisinden teklif limitlerine, iletim şirketinin ilave dengeleyici işlemlerinden piyasaya erişim kısıtlamalarına kadar bir dizi yeni düzenleme hayata geçirildi.</p>
<p>Düzenlemeyle, GRF hesaplamasında yüzde 50'lik marj sınırı getirildi.</p>
<p>Bu kapsamda, her ayın ilk gaz günü hariç tutulmak üzere, ilgili gaz günü için gerçekleşen eşleşmelerden, yayınlanmış son gaz gününe ait GRF'nin yüzde 50 altında ve yüzde 50 üstünde kalan işlemler referans fiyat hesaplamasına dahil edilmeyecek.</p>
<p>İlgili gaz gününden bir gün önce saat 08.00 ile gaz gününü takip eden gün saat 08.00 arasında gerçekleşen işlemler, ilave dengeleyici işlemler dahil olmak üzere ağırlıklı ortalama fiyat hesabına katılacak. Hesaplanan fiyat, gaz gününü takip eden gün saat 08.30'da ilan edilecek.</p>
<p>Sürekli Ticaret Platformunda (STP) verilecek tekliflerin işlem hacimlerine ilişkin standartlar yeniden belirlendi.</p>
<p>Buna göre, STP'de verilecek her bir teklif asgari 1000 standart metreküp, azami miktar ise her gaz günü için 12.00-14.05 saatleri arasındaki dönem hariç olmak üzere 500 bin standart metreküp ile sınırlandırılacak.</p>
<p>İletim şirketinin STP'de gerçekleştireceği ilave dengeleyici işlemler sırasında ise aynı yöndeki diğer teklifler, belirlenen işlem saatinden 5 dakika önce başlayarak toplam 10 dakika süreyle pasife alınacak.</p>
<p>Düzenlemeyle piyasa işletmecisinin, ödeme ve teminat yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi veya mevzuata aykırı işlemlerin düzeltilmemesi gibi durumlarda piyasa katılımcılarının piyasaya erişimini askıya alabilmesine ilişkin hükümler de değiştirildi.</p>
<p>Ayrıca piyasa işletmecisinin veri yayımlama, raporlama ve bilgi paylaşımına ilişkin görevleri yeniden düzenlendi.</p>
<p>Kararın piyasa katılımcılarının piyasaya erişiminin askıya alınması ile veri yayımlama, raporlama ve bilgi paylaşımına ilişkin hükümleri 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek, diğer hükümler ise yayımlandığı tarih itibarıyla yürürlüğe girdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-toptan-satis-piyasasinda-degisiklik-90989</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/epdk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK, organize toptan doğal gaz satış piyasasında sistem dengesini sağlamak amacıyla teknik ve idari esaslarda düzenleme yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanliktan-marka-ve-turquality-destegi-genelgesi-90988</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 11:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Marka ve Turquality Desteği&#039;ne ilişkin yeni düzenlemeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, ihracatçıların değişen ihtiyaçları ve küresel ticaretin dinamikleri doğrultusunda Marka ve Turquality Desteğine İlişkin Genelge'de kapsamlı değişiklikler yaparak yeni destek unsurlarını uygulamaya aldığını duyurdu.</p>
<p>Açıklamada, Türk markalarının küresel pazarlardaki konumunu güçlendirmek, şirketlerin uluslararası rekabet gücünü artırmak ve Türkiye'nin yüksek katma değerli, markalı ihracatını geliştirmek amacıyla yürütülen çalışmaların devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Yeni düzenlemelerle mevcut destek mekanizmalarının kapsamı genişletilirken şirketlerin uluslararası rekabet gücünün artırılması, markalaşma faaliyetlerinin güçlendirilmesi ve sürdürülebilir ihracat performanslarının desteklenmesi hedefleniyor.</p>
<p>Yeni düzenlemeler şu şekilde sıralandı:</p>
<p>Şirketlerin dijital dönüşüm süreçlerinde yerli teknoloji çözümlerinin kullanımını teşvik etmek amacıyla danışmanlık desteği kapsamında satın alınacak veya kiralanacak yazılım ürün ve hizmetleri için Teknolojik Ürün Belgesi (TÜR Belgesi) şartı getirildi.</p>
<p>Bu düzenlemeyle markalaşma desteklerinin şirketlerin dijital dönüşümüne katkısının yanı sıra yerli yazılım sektörünün gelişimine, yerli ve milli teknoloji ürünlerinin ticarileşmesine ve Türkiye'nin teknoloji ekosisteminin güçlendirilmesine de katkı sağlaması amaçlanıyor.</p>
<p>Marka ve Turquality Programları kapsamında hedef pazar başına sağlanan 5 yıllık destek süresinin daha etkin kullanılmasını temin etmek amacıyla yeni bir imkan sunuluyor.</p>
<p>Düzenlemeyle şirketlerin herhangi bir destek ödemesine konu etmedikleri yılları, bir defaya mahsus olmak üzere, hedef pazar destek süresinin sonuna ekleyebilmelerine olanak tanınıyor. Böylece şirketlerin uluslararası pazarlardaki markalaşma faaliyetlerini daha verimli planlamaları ve mevcut desteklerden daha etkin yararlanmaları amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Türkiye'nin çatı markası ve Türk malı imajına katkı</strong></p>
<p>Türkiye'nin uluslararası fuarlarda güçlü ve nitelikli markalarla temsil edilmesini sağlamak amacıyla Marka ve Turquality Programları kapsamındaki şirketlerin Türk ihraç ürünleri fuarlarına katılımı teşvik ediliyor.</p>
<p>Bu kapsamda söz konusu fuarlara katılım yüzde 75 oranında desteklenirken ödemeler destek üst limitinden muaf tutuluyor. Bu uygulamayla Türkiye'nin en başarılı markalarının anılan fuarlarda daha görünür hale getirilmesi, fuar organizasyonlarının etkinliğinin artırılması ve Türk ürünlerinin uluslararası pazarlardaki tanıtımının güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Böylece Türkiye'nin çatı markasına ve "Türk Malı" imajına katkı sağlanması, ülkenin güçlü ve nitelikli markalarla uluslararası pazarlarda temsil edilmesi ve Türk markalarının küresel ölçekteki bilinirliğinin artırılması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Yurt dışındaki alıcılar Türkiye'ye getiriliyor, yeni ticari işbirliklerinin önü açılıyor</strong></p>
<p>Marka ve Turquality Programları kapsamındaki şirketlerin yurt dışındaki alıcılarıyla kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerini Türkiye'de ağırlamalarına yönelik tanıtım faaliyetleri de destek kapsamına alındı.</p>
<p>Bu sayede yabancı alıcıların Türkiye'nin üretim altyapısını, teknolojik kabiliyetlerini ve ürün kalitesini yerinde tanımaları sağlanarak yeni ticari işbirliklerinin kurulması ve ihracat fırsatlarının geliştirilmesi teşvik ediliyor.</p>
<p>Türkiye'nin üretim gücünün ve şirketlerin uluslararası standartlardaki yetkinliklerinin doğrudan tanıtılmasına imkan sağlayan bu destekle, ihracatçıların potansiyel alıcılarla buluşmaları ve yeni pazarlara erişimleri kolaylaştırılıyor.</p>
<p><strong>Türk markalarının yurt dışındaki görünürlüğü artırılıyor</strong></p>
<p>Düzenlemeyle şirketlerin yurt dışındaki bayi, temsilci ve distribütörlerinin satış noktalarında kendi markalarına özgü teşhir alanları oluşturmaları da desteklenecek.</p>
<p>Bu uygulamayla Türk markalarının uluslararası pazarlardaki görünürlüğünün ve bilinirliğinin artırılması, tüketicilerle doğrudan temaslarının güçlendirilmesi ve satış noktalarında markalara özgü tanıtım alanlarının yaygınlaştırılması amaçlanıyor.</p>
<p>Öte yandan, Türk markalarının hedef pazarlarda daha güçlü şekilde konumlanmasına katkı sağlayacak bu düzenlemeyle, şirketlerin uluslararası dağıtım ağları üzerinden pazardaki etkinliklerini artırmaları da desteklenecek.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı, Türk şirketlerinin yalnızca küresel pazarlara ürün ihraç eden değil uluslararası marka değeri oluşturan, güçlü dağıtım ağlarına sahip, teknoloji ve yenilik odaklı küresel oyuncular olarak dünya ticaretinde daha etkin bir konuma ulaşmalarını sağlamayı hedefliyor.</p>
<p>Bakanlık, bu anlayışla Marka ve Turquality Destek Programlarını ihracatçıların değişen ihtiyaçları doğrultusunda geliştirmeye, Türk markalarının uluslararası bilinirliğini artırmaya, Türkiye'nin çatı markasını güçlendirmeye ve ülkenin yüksek katma değerli, markalı ve teknoloji yoğun ihracatını artırmaya devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanliktan-marka-ve-turquality-destegi-genelgesi-90988</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/ticaret-bakanligi-1752063094.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı tarafından yayımlanan Marka ve Turquality Desteğine İlişkin Genelge ile, şirketlerin uluslararası rekabet gücünün artırılması, markalaşma faaliyetlerinin güçlendirilmesi ve sürdürülebilir ihracat performanslarının desteklenmesi amaçlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsoda-devir-teslim-ve-tanitim-91010</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATSO’da devir teslim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nda (ATSO) 2026-2030 dönemi için yapılan seçimlerde yönetim kurulu başkanı seçilen Berkay Bahar ile önceki dönem başkanı Yusuf Hacısüleyman arasında devir teslim töreni yapıldı.  Daha sonra da ATSO Meclis Başkanı seçilen Boğaçhan Göksu ile önceki dönem meclis başkanı Ahmet Öztürk arasında devir teslim gerçekleştirildi.</p>
<p>Devir teslimlerin ardından 2026-2030 yılları arasında ATSO’da yönetim kurulunda görev yapacak Murat Totoş, Ayhan Yıldırım, Hüseyin Sarı, Mustafa Çilingiroğlu, Recep Mavi, Aziz Çiçek, Ali Demir, Cenan Demir, Şaban Tat ve İsa Ersöz katılımcılara tanıtıldı.</p>
<p>Görevi devralan ATSO Başkanı Berkay Bahar, önceki başkan Yusuf Hacısüleyman’a teşekkür ederek, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman, benim için önceki dönem başkanı değil, o benim için bir ağabeydi. Çok düştüğüm zamanlar oldu. Elimden tutup kaldırdı. Seçim sürecinde bana inanan ve destek veren herkese teşekkür ediyorum. Bu başarıda saha çalışmalarından iletişime, organizasyondan koordinasyona kadar farklı alanlarda görev üstlenenlerin emeği bulunuyor. Biz buraya geçmişi silmeye değil, üzerine yeni bir hikâye yazmaya geldik.”</p>
<p>Yeni dönemde tüm üyelere eşit hizmet vereceklerini vurgulayan Bahar, “Bize oy veren de vermeyen de bizi destekleyen de desteklemeyen de eleştiren de öven de bizim için aynı yerdedir. Onlara hizmet etmek boynumuzun borcudur. ATSO’nun 49 meslek komitesini yönetimin etkin bir parçası hâline getirilecek. Verdiğimiz her sözün takipçisi olacağız. Açıkladığımız projelerin hesabını vereceğiz” dedi.</p>
<p>ATSO Meclis Başkanı Boğaçhan Göksu, görevi devraldığı Ahmet Öztürk’e, i emek ve hizmetler dolayısıyla plaket takdim etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsoda-devir-teslim-ve-tanitim-91010</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/0/1280x720/atsoda-devir-teslim-ve-tanitim-1793480302.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nda yeni ve önceki dönem başkanlar arasında devir teslim töreni gerçekleştirilirken ATSO yeni yönetim kurulu üyeleri tanıtımı da yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/16-ildeki-37-tasinmaz-ozellestirme-kapsamina-alindi-90991</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 16 ildeki 37 taşınmaz özelleştirme kapsamına alındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB) bazı taşınmaz satışları ve imar planı kararları ile Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) adına kayıtlı taşınmazların özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Ankara'nın Çankaya ilçesi Dodurga Mahallesi'ndeki taşınmazın 694 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren Çatkaya Gayrimenkul Danışmanlık Mühendislik Tarım Jeotermal Turizm Sanayi Ticaret Limited Şirketine satışı uygun bulundu.</p>
<p>Mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Ankara'nın Gölbaşı ilçesi İncek-İmar Mahallesi'ndeki taşınmazın 50 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren Emre Gökdemir İnşaat Mimarlık Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limited Şirketine satışı onaylandı.</p>
<p>Mülkiyeti Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ adına kayıtlı Ankara'nın Polatlı ilçesi Gazi Mahallesi'ndeki taşınmazın da 94 milyon 750 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Kocabay İnşaat Malzemeleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketine satışı kararlaştırıldı.</p>
<p>Mülkiyeti Maliye Hazinesi ve ÖİB adına kayıtlı Ankara'nın Çankaya ilçesi Lodumu ve Çayyolu 1 mahallelerindeki özelleştirme kapsam ve programında yer alan bazı taşınmazların uygulama imar planı ve imar planı değişikliklerine de onay verildi.</p>
<p>Öte yandan, mülkiyeti Karayolları Genel Müdürlüğü adına kayıtlı 16 ildeki 37 taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınması, satış yöntemiyle özelleştirilmesi ve özelleştirme işlemlerinin 31 Aralık 2028'e kadar tamamlanması kararlaştırıldı.</p>
<p><strong>Trabzon'daki bazı taşınmazlar acele kamulaştırılacak</strong></p>
<p>Trabzon'daki Beşikdüzü-İskenderli-Tonya İl Yolu Projesi kapsamında güzergahtaki bazı taşınmazlar acele kamulaştırılacak.</p>
<p>Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı'na göre, Trabzon'un Tonya ilçesinde, Beşikdüzü-İskenderli-Tonya İl Yolu Projesi kapsamında bazı taşınmazların Karayolları Genel Müdürlüğünce acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/16-ildeki-37-tasinmaz-ozellestirme-kapsamina-alindi-90991</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÖİB&#039;nin bazı taşınmaz satışları ile imar planı kararlarına onay verilirken KGM adına kayıtlı 16 ildeki 37 taşınmaz özelleştirme kapsamına alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ustat-doviz-bulmamiz-sart-90978</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 10:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üstat, döviz bulmamız şart!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Devlette Hazine Genel Müdürü ve Müsteşarı olarak çalışan, özel sektörde de yıllarca mesai yürüten Tevfik Altınok ile yeni kitabı 'Hazinedarbaşı' vesilesiyle evinde bir araya geldik. </strong></p>
<p>Tevfik Altınok, 1982-84 yılları arası Hazine Genel Müdürlüğü, 1991-93 yılları arası da Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı görevlerinde bulundu. Anılarına yer verdiği yeni kitabı ‘Hazinedarbaşı’ Remzi Kitabevi tarafından yayımlandı. Kitap, 1970’li yıllardan 2000’lerin başına kadar, ekonomi tarihimizin en zorlu dönemlerine adeta ışık tutuyor. En çok dikkatimi çeken konuları, “24 Ocak Kararlarının belirlenme ve yazılma süreci, 1984’te bir dış borç ödemesi için döviz bulunamayınca default’a düşme tehlikesiyle karşılaşan Hazine’nin, Suudi Arabistan’dan alınan bir krediyle itibarını kurtarışı, 100 yıldır devam ettiği ancak 1983’te fark edilen bir kapitülasyonun kaldırılışı” diye sıralayabilirim.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae595fc2905e-1793431036.png" alt="" width="849" height="851" />Gazeteci dostlarım Recep Erçin ve Fikri Türkel ile Tevfik Altınok’u evinde ziyaret ettik ve hem kitabındaki eski Türkiye’nin ekonomisini hem de bugünün ekonomisini konuştuk. Altınok’a “Sizce ekonominin daha iyi yönetilmesi için ne gibi düzenlemeler yapılmalı” diye sordum. Çok detay vermekten kaçınsa da yanıtı özetle şöyle oldu: “Tabii ki öncelikle Anayasa değişmeli. Karar mekanizmaları yeniden ele alınmalı. Benim geçmişte çalıştığım Süleyman Demirel, Turgut Özal gibi siyasiler, ‘önemli kararlar için çok geniş ekiplerle’ çalışırdı… Planlama da çok önemli bir konudur. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) vardı, şimdi yok. Beş Yıllık Kalkınma Planı hâlâ var 12’ncisi yürürlükte ama ne kadar önem veriliyor? Müsteşarlıklar da önemliydi, Hazine de Selçuklu’da Osmanlı’da en önemli kurumlardı, şimdi var mı yok mu?”</p>
<p><strong>“550 milyon mark lazım, yoksa ‘default’ oluruz”</strong></p>
<p>Tevfik Altınok, 1984 yılında geçen ve kitabın 191’inci sayfasında yer alan bir anısını şöyle anlatılıyor:</p>
<p>“Merkez Bankası Kambiyo Genel Müdürü Zekeriya Yıldırım telefonda, “Üstat döviz bulmamız şart. Haziran sonunda 550 milyon mark bulamazsak ‘default’ durumuna düşüyoruz, haberin olsun” demişti. “Bana ne sevgili Zekeriya? Döviz bulmak benim değil senin sorunun.”</p>
<p>“Üstat, borçlu Hazine.”</p>
<p>“Zekeriya, tamam da nereden çıktı bu şimdi? Borçlu Hazine olsa ne olur olmasa ne olur? Ben sana Türk lirasını veririm, dövizi bulmak senin işin! Beni ilgilendirmez. Bugüne kadar dövizi ben mi buluyordum ki şimdi benden istiyorsun? Yavuz Canevi üstadın ve Osman Şıklar’ın bundan haberi var mı?”</p>
<p>“Olmaz olur mu üstat? Bana sorarsanız, gelin gidip Kaya Bey’e (Erdem) anlatalım. Hükümet tarafının da haberi olsun.”</p>
<p>Durum gerçekten kritikti. Yine döviz darboğazına mı girmişiz de yeni hükümetin kuruluş hengâmesinde farkına bile varmamışız. Zekeriya Yıldırım ile önce Ekrem Pakdemirli’ye sonra Kaya Erdem’e dövizdeki sıkıntılı durumu anlattık… İkisi de konuyu ciddiye dahi almadı. Sorun sanki Zekeriya ve benim sorunummuş gibi algılandı… Döviz yok diye Hazinenin dış borcunu ödeyememesi düşünülemezdi. Ödememek bizi tekrar 1980 yılına geri götürürdü… Başladık kara kara düşünmeye.</p>
<p>550 milyon markı ödeyemezsek Merkez Bankası yönetimi de Hazine yönetimi de bana göre bitmiş demekti. Kimseye derdimizi anlatamazdık. Hele Turgut Özal’a hiç!</p>
<p>Birkaç gün geçmişti ki Zekeriya Yıldırım tekrar aradı.</p>
<p>“Üstat, Suudi Maliye Müsteşarını tanıyordunuz diye hatırlıyorum, doğru mu?”</p>
<p>“Hem de çok iyi tanıyorum, hayırdır!”</p>
<p>“Üstat yanınıza geliyorum” dedi ve telefonu kapattı.</p>
<p>15 dakika geçmedi, Zekeriya odamdaydı ve çok heyecanlıydı.</p>
<p>Bir iki yıl önce Devlet Başkanı Kenan Evren’in, Suudi Arabistan Kralı Fehd bin Abdülaziz Al-i Suud’u ziyareti sırasında Zekeriya da hazır bulunmuştu. O toplantıda Kral, Türkiye’ye 500 milyon dolar kredi verilmesine onay vermişti. Merkez Bankaları aralarında konuşmuşlar ancak Suudi Merkez Bankası Başkanı, Suudi Maliye Bakanlığı evet demeden bu krediyi veremeyeceğini Zekeriya’ya söylemişti. Zekeriya, Maliye Bakanlığı Müsteşarını tanıyorsam konuyu araştırabilir miyim diye ricada bulunmaya gelmişti. Telefona sarıldım. Müsteşarı İslam Kalkınma Bankası Guvernörü olarak Cidde’ye gidişlerimde tanımıştım, zamanla aramızda bir dostluk oluşmuştu… Odada sabırsızlıkla bekliyorduk… Derken telefon bağlandı. Bir solukta derdimizi anlattım; bizim için önemini vurguladım… Sanıyorum bir hafta sonra müsteşar kredinin hazır olduğunu bildirdi... Zekeriya’yı aradım. Kendisine haberi verdiğimde nasıl bir ‘oh’ çektiğini unutamam.</p>
<p>“Oh be üstat! Bizi nasıl bir sıkıntıdan kurtardın bilemezsin.”</p>
<p><strong>Krediyi aldık, umre yaptık! </strong></p>
<p>20 Haziran 1984 günü Riyad’a uçtuk… Anlaşmayı imzaladık. Krediyi almıştık, artık dönecektik. Suudi Merkez Bankası Başkanı Hamad Saud Al Sayari’ye teşekkür ve veda etmek için uğradık. Ramazanda olduğumuzu hatırlatarak, umre yapmamız için hazırlık yaptırdığını söyledi. Biz önce şaşırdık… Bir taraftan da memnun olduk… Suudi Merkez Bankasının özel uçağıyla Cidde’ye uçurulduk. Le Meridien Jeddah Hatel’de ihrama girdik, Mekke’ye bir araçla götürüldük. 26 Haziran 1984 sahur vaktinde umremizi tamamladık ve THY uçağı ile Ankara’ya döndük. Bu Zekeriya için de benim için de ilk umre ziyareti değildi. İlk umre ziyaretimi 1982 yılının Şubat ayında İslam Kalkınma Bankasını ziyarete gittiğimde gerçekleştirmiştim. O ziyaretimizde de Zekeriya Yıldırım ile beraberdik…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Fransızlar, bizim Hazine’den ‘vagonlar dolusu’ para almış!</strong></span></p>
<p>Tevfik Altınok, Hazinedarbaşı adlı kitabının 155’inci sayfasında Fransızların 100 yıl boyunca devam ettirdikleri bir kapitülasyona nasıl son verildiğini şöyle özetliyor:</p>
<p>“Bir gün sekreterim Paris’ten Wagon- Lits firması yetkililerinin benden randevu istediğini söylediğinde şaşırdım. Ne tür bir ilgimiz olabilir ki diye düşündüm. Sonra aklıma TC Devlet Demir Yolları (DDY) ile ilgili olabileceği geldi. Eskiler hatırlar, 1980’li yıllara kadar trenlerdeki yataklı vagonlar Fransızlar tarafından işletilirdi. Nedenini ben de bilmezdim. Gelsinler bakalım, öğreniriz diyerek randevuyu verdim… Gelen yetkililer, DDY ile aralarındaki sözleşmenin 1983 yılı içinde biteceğini, bu sözleşmeyi yenilemek istediklerini söylediler… ‘Konunun Hazine ile ne ilgisi var’ diye sorduğumda, Hazinenin, sözleşmenin uygulanabilmesi için garanti vermiş olduğunu ifade ettiler. Ben de konuyu inceleteceğimi, DDY ile görüştükten sonra cevap verebileceğimi söyleyerek sözleşmenin bitmesine ne kadar zaman kaldığını sordum. Üç ay kaldığını söylediklerinde ‘Bu süre içinde size cevap verebiliriz’ diyerek toplantıyı sonlandırdım…</p>
<p>Bir aylık araştırmanın sonunda Anadolu’da ilk inşa edilen İzmir Aydın demiryoluna ek olarak Aydın Ödemiş hattının da sonraki yıllarda Fransız İngiliz ortaklığı tarafından yapıldığını öğrendik. Bu inşaatın bedelinin Osmanlı Hazinesi tarafından karşılanamayacağı anlaşılınca 1883 yılında Fransız Wagon-Lits şirketiyle bir sözleşme imzalanmış. Bu sözleşme çerçevesinde Osmanlı Hazinesi, Wagon-lits firmasına ülke sınırlarımız içindeki her tren seferine en az bir, gerektiğinde daha fazla yataklı vagon ekleneceğini ve bunu 100 yıl boyunca devam ettireceğini taahhüt etmiş. Firmaya yatak ve bilet ücretlerini tespit yetkisi de bırakılırken, yataklar boş olsa bile demiryollarımızın bu boş yatakların bedelini ödeme taahhüdünün yanı sıra demiryollarımız ödeyemezse Hazine tarafından karşılanacağı garantisi de verilmiş. DDY, 1935 yılında genç Türkiye Cumhuriyeti’nin islediği ekonomik bağımsızlık politikası doğrultusunda yabancı şirketlerin işlettiği demiryolu hatlarını satın alarak devletleştirmişti. Ancak söz konusu sözleşmeden doğan yükümlülükler Osmanlı Devleti’nden devralınan borç ve taahhütler kapsamında kabul edilmiş; bu nedenle sözleşme hükümleri ve buna bağlı mali yükümlülükler 1983 yılına kadar yürürlükte kalmıştı. DDY yetkililerine sırf merakımdan bu hattın maliyet hesabını yaptırdım. İnceleme, demiryolunun inşası için harcanan tutarın yapılan ödemelerle en fazla 15 yıl içinde tamamen amorti edildiğini ortaya koyuyordu. Buna karşılık izleyen yaklaşık 85 yıl boyunca yapılan ödemeler ise fiilen işletmeci şirketin karı niteliğindeydi…</p>
<p>Fransız firmasına resmi bir yazı ile Hazinenin böyle bir garanti vermeyeceğini bildirdik. Yataklı vagon işletmesinin bundan böyle DDY tarafından bizzat yürütüleceğini de aynı yazıyla kendilerine tebliğ ettik.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ustat-doviz-bulmamiz-sart-90978</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üstat, döviz bulmamız şart! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/manavgat-belediyesi-noter-huzurunda-isci-alimi-yapti-91011</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Manavgat Belediyesi noter huzurunda işçi alımı yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Manavgat Belediyesi iştiraki Toros Et Süt Tanzim Satış Mağazası ihtiyacı için 21 işçi alımına 68 kişi başvurdu. Mülakat aşamasında 10 aday kendi istekleri üzerine iş başvurusundan vazgeçerken 11 aday ise mülakata katılmadı. Mülakatta 12 aday ise elenirken 35 aday kura çekimine katıldı.</p>
<p>Belediye Sosyal Tesislerinde Manavgat 9. Noter gözetiminde yapılan kura çekiminde 21 asli ve 14 yedek aday belirlendi. Belediye tarafından ilk kez noter huzurunda yapılan işçi alımı kura çekimi ile şeffaf ve adil bir yöntemle tamamlandı.</p>
<p>Manavgat Belediye Başkan Vekili Av. Mehmet Çiçek, işe alım sürecinde adalet ve şeffaflığın öncelikleri olduğunu belirterek, ‘’Hepimiz Manavgat’ın çocuklarıyız. Bu sürecin adaletli ve şeffaf bir şekilde yürütülmesi, hiç kimsenin hakkına girilmemesi için kura çekiminin noter huzurunda yapılmasını istedik. Herkesin gözü önünde, noterimizin gözetiminde adil ve şeffaf bir kura gerçekleştirdik’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/manavgat-belediyesi-noter-huzurunda-isci-alimi-yapti-91011</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/1/1280x720/manavgat-belediyesi-noter-huzurunda-isci-alimi-yapti-1793480395.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Manavgat Belediyesi iştiraki Toros Et Süt Tanzim Satış Mağazası’na 21 işçi alımı noter huzurunda gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/harrodsta-japon-uzumunun-salkimi-4970-tl-90975</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 09:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Harrods’ta Japon üzümünün salkımı 75 sterlin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET DOĞAN ERDOĞAN/İNGİLTERE</strong></p>
<p>Japonya’da hediye kültürünün önemli bir parçası olan premium meyveler, son yıllarda Londra gibi küresel lüks perakende merkezlerinde de giderek daha fazla yer buluyor. Bu pazarın en büyük oyuncularından biri olan İngiltere, aynı zamanda Türk kuru üzümünün de en büyük alıcısı.</p>
<p>Londra’nın Knightsbridge semtindeki Harrods’ta Japonya’dan getirilen üzümlerin tek bir salkımı 75 sterlinden satılıyor. Mağazanın yiyecek bölümündeki vitrinde sergilenen Japon meyvelerinden birer adet almak isteyen müşterinin ödeyeceği toplam tutar ise 535 sterline (yaklaşık 35 bin TL) ulaşıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae592c5f0372-1793430213.png" alt="" width="800" height="411" /><strong>3 tür Japon üzümünün salkımı 75 sterlin</strong></p>
<p>“Egzotik meyveler” başlıklı cam vitrinde sergilenen ürünlerin tamamı Japonya menşeli ve “Class I” yani birinci sınıf kalite etiketini taşıyor. Vitrindeki üç farklı Japon üzümü de aynı fiyattan, salkımı 75 sterlinden (4.970 TL) satılıyor.</p>
<p><strong>Shine Muscat üzümü: </strong>İlk ısırıkta çıtır, ardından yumuşak ve sulu dokusuyla tanıtılıyor. Ortalama 18 Brix şeker oranına sahip üzümün tatlı ve çiçeksi lezzetinde tropikal meyve, bal ve misk notaları bulunuyor.</p>
<p><strong>Yamanashi eyaletinde yetiştirilen Sunshine Red: </strong>Canlı yakut kırmızısı kabuğu, iri taneleri ve olağanüstü tatlılığıyla öne çıkıyor. Shine Muscat ile Sunny Dolce türlerinin çaprazlanmasıyla geliştirilen ve gül yaprağını andıran aromasıyla bilinen üzüm, Japonya’da “Kırmızı Mücevher” olarak anılıyor.</p>
<p><strong>“Kara İnciler” olarak da bilinen Pione:</strong> İri taneleri, koyu mor kabuğu ve tatlı, sulu yapısıyla tanınıyor. Kyoho ile Cannon Hall Muscat türlerinin çaprazlanmasından elde edilen Pione, Yamanashi, Okayama, Nagano ve Hiroşima başta olmak üzere birçok eyalette yetiştiriliyor. </p>
<p><strong>Fark markalaşmada </strong></p>
<p>Harrods’taki fiyatlar, lüks perakendede markalaşma, sertifikasyon ve sunumun ürüne kattığı değeri gösteriyor. Japon üreticiler, Shine Muscat ve Sunshine Red gibi çeşitleri şeker oranı, görünüm ve ambalaj standartlarıyla birer premium markaya dönüştürdü. Meyveler tek tek ambalajlanıp hediyelik ürün olarak konumlandırılıyor. Türkiye ise üzümde dünyanın en köklü üreticileri arasında yer alıyor. Yedi bin yılı aşan bağcılık geçmişine sahip Türkiye’de yüzlerce yerli üzüm çeşidi bulunuyor. Ege’de yetişen ve Avrupa’da “Muscat” olarak bilinen Misket, Anadolu’nun ilk ihraç edilen üzüm çeşitleri arasında gösteriliyor.</p>
<p>Harrods’ta bir salkım Japon üzümüne ödenen tutar, üretici fiyatıyla yaklaşık 61 kilo kuru üzüme karşılık geliyor. Aradaki fark, perakende zincirinin en üst ucunda markanın yarattığı değeri ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Türk kuru üzümünün en büyük alıcısı İngiltere </strong></p>
<p>Türkiye, Ocak-Temmuz 2026 döneminde 81 bin 865 ton çekirdeksiz kuru üzüm ihraç ederek 256 milyon 688 bin dolar gelir elde etti. Bu ihracatta en büyük alıcı İngiltere oldu. Sofralık üzümde de İngiltere, Türk ihracatçıların hedef pazarları arasında.</p>
<p>Harrods vitrininin ortasında, özel bir kaide üzerinde sergilenen Crown kavunu 150 sterlinden (yaklaşık 10 bin lira) satılıyor. Kavunların “taç” mührünü alabilmesi için şeker oranı, lezzet, olgunluk ve görünüm açısından katı standartları geçmesi gerekiyor.</p>
<p>Vitrindeki en pahalı ürün ise Okinawa mangosu. Beyaz karton kutular içinde, koruyucu file ambalajla sunulan mangonun kutusu 160 sterlinden (10 bin 600 lira) satılıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/harrodsta-japon-uzumunun-salkimi-4970-tl-90975</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/5/1280x720/japon-uzumu-1793430239.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Londra’nın lüks mağazası Harrods’ta Japon üzümlerinin salkımı 75 sterline (4.970 TL) satılıyor. Çekirdeksiz kuru üzümde üretim ve ihracatta dünya lideri olan Türkiye’nin en büyük pazarı da İngiltere. Harrods’ta bir salkım Japon üzümüne ödenen tutar, üretici fiyatıyla yaklaşık 61 kilo kuru üzüme karşılık geliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapitalizmin-turleri-90974</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 09:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapitalizmin türleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kültürden, tarih ve coğrafyadan bağımsız soyut kavramlar faydalı oldu mu? Mesela İskandinavya da kapitalist Afrika da kapitalist veya hatta Çin de kapitalist Amerika da demekle oluyor mu? Daha özel, hatta bazen detaylarda gizli faktörlerin yarattığı büyük farklara dikkat etmemeli miyiz? Sadece ekonomi için değil siyaset bilimi için de bu geçerli olabilir. Değerler, tercihler, davranışlar daha az genel nedenlerden kaynaklanmıyor mu?</p>
<p>Mesela ünlü Rus düşünür Berdyaev Dekabr isyanı (1825) sonrası çarlığın muhaliflere nasıl davranacağını pek bilemediğini yazmıştı. Çarlık her zaman çarlıktı ama muhatabın kim olduğuna, zamana, hatta çarın kişiliğine göre çok şey değişebiliyordu. Soylu, eğitimli, yazar, şair muhalifler çarlığın alıştığı bir tür değildi. Çoğunluğu Rusya’nın ve Rusluğun o günkü halinden nefret ediyor olabilirdi. Örneğin Pecherin Katolik olup Roma’ya gitmiş, hatta rahip olmuştu. Yurtdışında, uzun süre İrlanda’da, yaşarken yine de Rusların gelecekte büyük işler yapacaklarını anlatıyordu. Bunu neye dayanarak söyleyebiliyordu? Nedeni bilinmiyor; “Rus ruhu” uzmanları cevap verebilir. Ancak bir tema var: Bugün (gerçeklik)/Gelecek (potansiyel) ayrımı. 1840 Rusya’sı –ve Ruslar- felaketti ama potansiyel büyüktü. Çok az coğrafya böyle düşünen insanlar yaratır.</p>
<p>Benzer bir tema farklı biçimde Moskova üniversitesinin bir araştırmacısının 2012 tarihli makalesinde var. Buna göre Rusya ayrı, Doğu Avrupa ayrı: Batı Avrupa zaten bambaşkaydı. Tarihe ve topluma sistem teorisiyle bakmayı deneyen bu çalışmada bir boyut Rusların tek tek zayıf olmalarının kolektif olarak potansiyelin büyük olmasına engel olmamasıdır. İkinci tema şu: Zayıf (hatta kötü özellikleri olan) bireyler/Güçlü (iyi, adil) kolektif ruh. Makroekonominin –ve makro sosyolojinin- mikro temelleri meselesine gönderiyor. Bunlar varken Putin –ve Dugin, öncesinde Gumilev- Rusya’nın Batı dünyasına yabancı bir etno-siyasi varlık olduğunu, Anglo-Sakson deniz imparatorluğunun karşısında bir kara imparatorluğu olduğunu düşünüyorsa şaşırtıcı olur mu? Bir ekol Rusya’yı bambaşka bir dünya olarak resmediyor ve bu 19. Yüzyıldan bu yana böyle düşünülüyor. Tabii bu tezin aksini savunanlar da oldu.</p>
<p>Belki kapitalizme de böyle, daha incelikli bakılabilir. Kapitalizmi becerikli bireyler mi yarattı? Çok örnek verebilirim ama bir tane olsun. Walter Chrysler ve Billy Durant. Ford’un Amerika’nın bozuk yollarında giden ve adeta tekel oluşturan meşhur arabası Tin Lizzie’yi tahtından indiren şık arabaları tasarladılar. Amerikan Rüyası 101. Yani “iki anahtar”, ev ve araba –ve bunları satmak için krediler. 1921-23 arası başladı ve 1929 depresyonunda ilk kredi dalgası berhava oldu. Güzel ama 1917 tarihli yol yasası olmasaydı, yani devlet asfalt yollar yapıp eyaletleri birbirine bağlamasaydı bu arabalar nerede kullanılacaktı? Yol olmasaydı Tin Lizzie 15 yıl daha tahtından indirilemeyebilirdi. Büyük Depresyonda insanlar evlerini, işlerini kaybetti ve yollara koyulup mevsimlik işler aradılar. Neredeyse on yıl sürdü. Ama sonra yenilenmiş bir kredi sistemiyle geri dönüldü ve bu sefer başarılı oldu. 1950-1975 ABD için altın çağ idi. Nasıl oldu? Devlet mi? Ya da sadece devlet mi?</p>
<p>Çok soyut olarak Aumann (1964)’e bakabiliriz. Klasik bir makaledir. Rekabetçi (küçük) firmalar integrandı değiştirmeyen infinitezimaller olarak modellenirler. Bunlara göre türev alamazsınız yani. Zayıf ve önemsizdirler. Ama diyelim ki Cournot-Walras modellerinde bunların binlercesi bir araya gelince piyasanın yapısını rekabetçi yaparlar ve iddiaya göre optimaliteye ulaştırırlar. Büyük şirketler bir yandayken aynı sektörde binlerce küçük üretici varsa bu model dengenin tam rekabete yakınsayacağını bildirir. Matematiksel olarak çok küçük varlıklar toplu halde mühim bir sonuç veriyorlar gibi. Bu doğru mudur? Bu modele benzeyen bir gerçek piyasa var olmuş mudur? Yoksa teknolojik ilerlemenin büyük, yarı-tekel konumundaki eksik rekabet firmalarından geldiği gibi asıl çözümler –ve belki sorunlar- piyasa kapitalizminin şahikası denen durumlarda bile devletten mi gelir, ondan mı kaynaklanır? Deirdre McCloskey sanayi devriminin küçük sermayeler, küçük borçlar ve küçük girişimcilerin marifeti olduğunu yazmıştı. “Burjuva onuru”. Belki ama ya öncesi ve sonrası? Adam Ferguson, Bernard Mandeville, Adam Smith ve asri zamanlara da teğet geçmek gerekiyorsa, son olarak Aydınlanma değerlerinin “burjuva” değerler” olduğunu savunan Deirdre McCloskey’i yapıtaşları arasına alabiliriz.</p>
<p>Başka temalar da var. Coğrafya ve devrim teması mühimdi –ki aynı zamanda coğrafya ve imparatorluk diyebiliriz- çünkü hem fiziki coğrafya hem de yeni doğan coğrafya bilimi olarak ikili anlamda coğrafya ulus-imparatorlukların kurgulanmasında önemli rol oynamıştı. Mesela Rusya: Temeldeki problem, arazinin genişliğine ve tarımsal ürün/maden çeşitliliğine rağmen ki SSCB dev bir coğrafyaydı, talebin arzı aşmasıydı. Rusya’nın dış sömürgeleri olmadığı için arzulanan sanayileşme hızını yakalayacak yatırımların yapılmasını sağlayacak ve nüfusu aynı anda tümüyle besleyecek kaynaklar yoktu. Ayrıca bu yatırımlar yapılırken teknik seçiminin işgücüne etkisi, işgücünün dönüştürülmesi/eğitilmesi gibi önemli sorunlar da gündemdeydi. İlk karar köylülüğün tasfiyesi oldu. Bu kadar hız ve şiddetle yapılan kalkınma hamlesi, bilinçli tasarımla/planlamayla hedeflenen ‘geç sanayi devrimi’ çoğunluğu köylü olan toplumu darmadağın edecekti ve etti de.</p>
<p>Yani Rusya farklıydı. 1920’lerin sanayileşme tartışması esas olarak fazla köylü nüfusa ne yapılacağı tartışmasıdır çünkü Rusya kırlarının geçimlik mal ve hafif sanayi malı tüketici talebine tam olarak cevap verip aynı anda şehirleri beslemek imkânsızdı. Bu tez ana hatlarıyla doğru görünüyor. Açıkçası kanımızca Rusya’nın köylü sorunu sistemden bağımsız olarak bir toprak/işgücü oranı sorunuydu. İkinci Serfliğe bu oranın yüksekliği yol açmıştı. Araziler genişti ve toprak bol faktördü. İşgücü kıt idi. Bu durumda tarımda reel ücretlerin yükselmesi ve toprak sahibi soyluların arazilerinde çalışacak köylü bulabilmek için birbirleriyle yarışmaları kaçınılmazdı. Çözüm olarak Çarlık toprak sahibi aristokrasiyle el ele 200 yıla yayılan bir sürede –1500-1700 arası- çeşitli kararnamelerle Rus köylüsünü serfleştirdi. Üç asırdan fazla bir süre geçtikten sonra tam tersine işgücünün toprağa göre fazla bol olması sorun olmuştu. Serfliğin 1861’de sona erdirilmesi toprak/işgücü oranındaki eğilimi tersine çevirmeye yetmedi. Stolypin’in başarısız reformu tarımı piyasaya açarak büyük kapitalist çiftlikler yaratıp hem ölçek sorununu hem de fazla nüfus sorununu çözmeye yöneliktir.</p>
<p>Veya mühendislere bakılabilir. Almanya’da mühendis mesleğinin oluşumu Ingenieur teriminin yapılan işin mahiyetine referans verdiği, mezun olunan okula ise gönderme yapmadığı bir bağlamda gerçekleşmiştir. 1850 civarında mühendis doğrudan doğruya sanayide çalışan teknik eleman anlamına geliyordu ve Fransa’nın aksine devlet mühendisliğiyle ilgisi yoktu. Üstelik mühendisin yol, köprü, kanal ve suyolu yapımı ve askerlik ile de ilgisi yoktu. Alman mühendisi özel mülkiyet ve özel ellerde biriken sanayi sermayesinin içine doğmuştu. İngiltere uzun süre dünyada lider ülke, “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” olduğu halde Britanya’da mühendislerin konumu ve eğitimi sürekli tartışma konusu olmuştur. Bu durumun bir nedeni İngiliz kapitalizminin uzun süre gelişmelere ancak kıyıda köşede kalan zoraki bir uyum sağlaması, küçük işletmelere ve aile işletmeleri biçiminin tekelci kapitalizm ve managerial (yönetsel) kapitalizm çağında bile yaygın olmalarıdır. Bunun sonucunda mühendislerin firma yönetimleri için kenarda kalan bir unsur olarak görülmeleri süregelmiş, mühendisler asla bir teknokratik elit kimliğine kavuşamamıştır. Britanya’da sanayinin erken gelişimine rağmen küçük ölçekli endüstriyel işletmelerin yaygınlığı nedeniyle İngiliz mühendislerinin adeta bir “yan sanayi mühendisi” kimliğinden çıkamamaları olgusu başlı başına ilginç sayılabilir. İngiliz mühendisleri bu nedenlerden dolayı beyaz yakalı olsalar bile daima daha geniş tanımlı teknik elemanlar/teknik işçiler kategorisinin içinde veya ona yakın olarak algılanmışlardır. Bu durum İngiltere’de mühendislerin kendilerini işçilere yakın, neredeyse mavi yakalı olarak görmelerine yol açmış olabilir.</p>
<p>Coğrafya farklı, kültür farklı, iş yapma becerisi farklı, siyaset farklı, ekonomik kaynaklar farklı, mühendislik bile farklı iken genel geçer tanımların yararına inanmak güç görünüyor. Bu farklar kapitalizm (veya sosyalizm) etiketi ne derse desin çok önemli sonuçlar doğurmuştur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapitalizmin-turleri-90974</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/4/1280x720/kapitalizm-1793430383.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kapitalizmin türleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/disiplin-toplumundan-kontrol-toplumuna-90973</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 09:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Disiplin toplumundan kontrol toplumuna…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fransız filozof Gilles Deleuze’ün “kontrol toplumu” kavramı, dijital çağın gözetim düzenini anlatıyor. Algoritmalarla bireyler, özgür olduklarını sandıkları dünyada sürekli denetlenir.</strong></p>
<p>Fransız yazar ve filozof Gilles Deleuze katıldığı bir söyleşide, kendisi gibi Fransız çağdaşı Michel Foucault’ya atıfta bulunarak şöyle der:</p>
<p>“… İki toplum biçimini analiz etmiştir. Bir tarafta hükümranlık toplumu diye adlandırdığı topluluklar, diğer yanda disiplin toplumu diye adlandırdıkları. Disiplin toplumu diye adlandırdığı toplumu da geride bırakmaya başladığımızı söylüyordu. Disiplin toplumları Foucault’ya göre kapatma merkezlerinin varlığı ile tanımlanır; hapishane, okul, atölye, hastane… Disiplin toplumunun bunlara ihtiyacı vardır. Sanılanın aksine disiplin toplumlarının sonsuza kadar sürmeyeceğini de belirtir.”</p>
<p><strong>Yararımızı gözetenlerin “kapatma merkezleri”ne ihtiyacı yok </strong></p>
<p>Bu noktada bir ekleme yapar Deleuze ve der ki, “Tabii çok uzun yıllardır varlığını sürdüren disiplin toplumunun her tür tortusuyla hâla karşılaşıyoruz. Ama biliyoruz ki içinde olduğumuz toplum başka bir toplum. Bununda şu şekilde adlandırmak gerekir: Kontrol Toplumu.”</p>
<p>Peki, nedir ona göre kontrol toplumu?</p>
<p>Bizim yararımızı gözetenlerin artık “kapatma merkezleri”ne ihtiyacı yok. Şimdiden hapishaneler, okullar, hastaneler sorgulanır oldu. Misal; “tedavi hizmetleri eve taşınsa nasıl olur” ya da “okul bu çağda gereklilik mi? Uzaktan eğitim çok daha efektif değil mi?” soruları ortalıkta dolanıyor. Bu tartışma konularını ciddiyetle takip etmek gerek. Bir süre sonra, mesela okulla mesleği bir arada yürütmek daha istenir bir şey olacak.</p>
<p><strong>Kontrol toplumunda mesai asla bitmez </strong></p>
<p>Disiplin toplumlarında bir kurumdan çıktığınızda o kurumun gözetiminden (görece) kurtulurdunuz. Misal, fabrikadan çıkınca evde işçi kimliğiniz askıya alınırdı.</p>
<p>Kontrol toplumunda ise mesai asla bitmez. Bilgisayarlar, algoritmalar, şifreler, kredi kartları ve dijital kimliklerle donatılmış bu yeni düzende insan, bölünmez bir “birey” olmaktan çıkıp veri parçacıklarından oluşan bir “bölüntü” ye dönüşür. Fabrikanın yerini şirket, okul eğitiminin yerini ise ömür boyu süren, bitmek bilmez performans testleri ve sürekli eğitim alır. İnsanlar artık parmaklıklar arkasına kapatılmaz akıllı cihazlar, dijital ayak izleri ve görünmez algoritmalar sayesinde özgürce dolaştıklarını zannettikleri açık bir denetim alanında, kendi rızaları ile kesintisizce takip edilirler…</p>
<p>Alın bakalım bu hafta sonu için size, Felsefe ve Bilim Topluluğu’nun da katkısıyla bir tartışma konusu. Önümüzdeki hafta da sosyal medya ve yapay zekâ üzerinden “sanrı toplumu”nu konuşuruz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/disiplin-toplumundan-kontrol-toplumuna-90973</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Disiplin toplumundan kontrol toplumuna… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027nin-basindan-itibaren-kurunun-yaninda-yaslar-da-yanacak-90972</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 09:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2027’nin başından itibaren kurunun yanında yaşlar da yanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Değerli meslektaşım Prof. Dr. Celali Yılmaz’ın sosyal medya hesabından öğrendiğim analizine göre Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bugünlerde son 23 yıldır hazırladığı 1.306 bülten rutininin dışına çıkarak haftanın her günü kararlar açıkladığı bülten yayımlar olmuş. Genellikle perşembe günleri yayımlanan rutin bültenlerini bu dönemde hafta sonları, hatta aynı günde 2 ayrı bülten yayımlar hâle gelmiş.</p>
<p>Piyasalardaki tüm riskler gerçekleştikten ve muhtemel olaylar olduktan sonra 1,5 aydır yoğun bir otopsi yapmakta olan düzenleyici kurulların piyasaları bir orkestra şefinin gösterdiği ahenk ve zarafet eşliğinde piyasalardaki harmoniyi darmadağın etmeden yönetmesi gerekiyordu.</p>
<p>16 Eylül’den bugüne kadar yaşanan fon dolandırıcılığı hadisesi sermaye piyasası için çok büyük, ancak Türk finans sistemi için daha küçük bir olaydır. 1980 sonrasında serbestleşen ekonomik sistemimiz ve piyasalarımızın geçirdiği 50 yıla yakın zaman dilimini göz önüne aldığımızda finansal yapının bankacılık tabanlı mevduat/kredi ilişkisi üzerinden büyük ölçüde idare edildiğini gözlemledik. Sermaye piyasasının büyütülmesi, hane halkı ve şirketlerin tasarruflarının banka dışı farklı sermaye piyasası enstrümanları üzerinden yapılması için 30 yılı aşkın profesyonel kariyerimde bizzat çok emek verdiğimi ifade etmek isterim.</p>
<p>Ancak bugün itibarıyla geldiğimiz noktayı gördükten sonra üzülerek söylemek isterim ki bir çuval inciri mahvettik. 2027 yılı başından itibaren kurunun yanında yaşların da yanacağı portföy yönetimi sektörünü büyük bir konsolidasyona doğru zorladık. Ağustos 2026 sonu itibarıyla <strong>80’e yakın portföy yönetimi şirketinin</strong> <strong>16 trilyon TL’ye</strong> yakın bir tutarı yönetmekte olduğu büyümekte olan sektöre büyük zararlar verdik.</p>
<p><strong>İlk 5</strong> portföy yönetim şirketinin toplam pazar payı <strong>%55</strong> seviyelerinde iken önümüzdeki sene bu oranın <strong>%65’lere</strong> doğru yükseleceğini düşünüyorum. 2027 yılı Ocak sonundan itibaren <strong>faaliyetleri sınırlı</strong> portföy yönetim şirketlerinin asgari ödenmiş sermayelerinin <strong>minimum 250 milyon TL</strong>, <strong>geniş yetkili</strong> portföy yönetim şirketlerinin asgari ödenmiş sermayelerinin <strong>en az 500 milyon TL</strong> tutarlarına yükselecek olması sebebi ile sektörde butik işler yapmakta olan bağımsız küçük şirketlerin kapanacağını veya portföylerinin banka kökenli portföy şirketlerine devrolacağını tahmin ediyorum.</p>
<p>SPK tarafından 26.10.2026 tarihli ve 75/1899 sayılı ilke kararı ile “<strong>Yatırım Hizmet ve Faaliyetleri ile Yatırım Kuruluşlarına İlişkin Rehber</strong>” başlığı altında bir revizyon ilan edilmiştir.1 İlgili rehbere göre yatırım fonlarının yatırım danışmanlığı faaliyetinden istisna tutulması, müşteri uygunluk ve yerindelik testlerinin yapılmasına ilişkin esaslar belirlenmiştir. Yatırım danışmanlığı faaliyetine yönelik olarak genel ilkeler, genel yatırım tavsiyeleri, portföy aracılığı faaliyeti gibi hususlara açıklamalar getirilmiştir.</p>
<p>İşlem ve portföy aracılığı faaliyetleri sırasında işlemlere ilişkin risklerin müşteri bazında izlenmesi, bireysel portföy yöneticiliği ve yatırım danışmanlığı sırasında araştırma faaliyetleri gibi alanların da çerçevesi netleştirilmektedir.</p>
<p>Yatırım kuruluşlarının iç denetim sistemleri, bilgi işlem altyapıları ve iç sistemlerine yönelik düzenlemelerin de rehber içerisinde incelendiğini görmekteyiz. Saklama hizmetleri, dışarıdan hizmet alımı, yatırım kuruluşlarında çalışan personel nitelikleri gibi kısımlara da açıklamalar getirilmektedir.</p>
<p>SPK bu hafta başında 2026/74 sayılı bülteninde almış olduğu yeni bir karar ile yatırım fon piyasasında serbest yatırım fonlarına yönelik kapıyı sert bir şekilde yatırımcılara kapattı. <strong>2025 yılı sonunda</strong> <strong>10 milyon TL’ye</strong> yükseltilerek nitelikli yatırımcı olma kriteri olarak belirlenen finansal varlık toplamının bu haftadan itibaren <strong>50 milyon TL’ye</strong>, işlem sınırının da <strong>5 milyon TL’den 25 milyon TL’ye</strong> yükseltildiğini öğrendik.</p>
<p>Ayrıca geçmişte elde edilen nitelikli yatırımcı olma hakkının da geriye dönük olarak kazanılmış hukuki bir hak olarak görülmeyerek sıfırdan nitelikli yatırımcı olma şartları getirildiğini görüyoruz. Türk hukuk sisteminde kazanılmış bir hak kavramının olmadığını ve kanunların geriye dönük olarak değiştirilebildiğini yaşanan fon dolandırıcılığı hadisesinde oldukça tecrübe etmekteyiz.</p>
<p><strong>2013</strong> yılından itibaren uzun bir süre boyunca <strong>1 milyon TL</strong> şeklinde uygulanan nitelikli yatırımcı olma minimum finansal varlık kriterinin o tarihten bugüne kadar gerçekleşen TÜFE karşısındaki değeri <strong>20 milyon TL</strong> tutarına denk gelmekteydi. Ayrıca 2023 yılı sonunda 1 milyon TL olan nitelikli yatırımcı olma minimum varlık toplamının <strong>ABD doları karşılığı 490.000</strong> dolar şeklindeydi. Aynı miktarın bugünkü $/TL karşılığını <strong>24,5 milyon TL</strong> şeklinde düşünebiliriz.</p>
<p>SPK’nın geçmişte belirlenen değerlerin bugünkü karşılığının oldukça üzerine yükselttiği nitelikli yatırımcı olma zorunluluğuna karşılık serbest yatırım fonlarında yaklaşık <strong>560 bin</strong> yatırımcı yer almaktadır. Ancak bu fonlarda <strong>50 milyon TL’nin</strong> üzerinde yatırımı bulunan yatırımcı sayısı <strong>ortalama 15 bin</strong> civarındadır. BIST tarafında ise Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarına göre <strong>10 milyon TL’nin</strong> üzerinde portföyü bulunan yatırımcı sayısı <strong>25 bin</strong> şeklinde iken <strong>50 milyon TL’nin</strong> üzerinde portföyü bulunan yatırımcı sayısının <strong>3 bin</strong> civarında olduğunu düşünebiliriz.</p>
<p>Bu rakamlara dayanarak ifade edebilirim ki SPK’nın almış olduğu bu kararlar neticesinde <strong>Türkiye’de serbest yatırım fon piyasası uzunca bir süreliğine yatırımcılara kapalı kalacaktır. </strong>Ancak nitelikli kurumsallar ile çok az sayıda yüksek portföy büyüklüğüne sahip olan yatırımcıların TEFAS’a kapalı bir şekilde devam edeceği küçük bir alan olarak kaldığı yerden devam edecektir.</p>
<p>Bu arada ABD’de nitelikli yatırımcı olma kriterleri 2 başlık altında değerlendirilmektedir:</p>
<ol>
<li><strong> Akredite yatırımcı türü:</strong> SEC’nin (Securities and Exchange Commission) Regülasyon D kuralına göre aşağıdaki kriterlerden en az 1 tanesini sağlaması yeterlidir.</li>
</ol>
<p>- Net finansal varlık büyüklüğünün bireysel veya ailecek <strong>1 milyon doların</strong> üzerinde olması,</p>
<p>- Yıllık bireysel gelirinin son 2 yıl içerisinde her bir yıl <strong>200.000 doların</strong> üzerinde olması,</p>
<p>- Yıllık toplam gelirlerin <strong>300.000 doların</strong> üzerinde olması,</p>
<p>- Seri 7, 65 veya 82 gibi aktif finansal lisanslar şeklinde profesyonel yetki belgelerine sahip olması,</p>
<p>- Özel yatırım fonlarında personel olmak gibi diğer yeterliliklere sahip olmak.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Nitelikli müşteri:</strong> Bu ayrım belirli özel yatırım fonları ile ilişkili olabilen daha sınırlayıcı bir ayrımı ifade etmektedir.</li>
</ol>
<p>- Bireysel olarak minimum <strong>5 milyon</strong> dolarlık yatırımlara sahip olmak.</p>
<p>- Belirli kurumsal yatırımcılar için minimum <strong>25 milyon</strong> dolarlık bir ihtiyari yatırıma sahip olmak.</p>
<p>Avrupa Birliği’nde ise MiFID II kuralları uyarınca yatırımcıların aşağıdaki kriterlerden en az 2 tanesini karşılamaları durumunda nitelikli yatırımcı hakkına sahip olduklarını görmekteyiz:</p>
<p>- Yatırım portföyündeki finansal varlıkların veya nakit mevduatın <strong>500.000 Euro’nun</strong> üzerinde olması,</p>
<p>- Alım satım tecrübesi yönünden <strong>önceki 4 çeyrek dönemde</strong> ilgili piyasada çeyrek dönem bazında <strong>ortalama 10 adet</strong> belirgin işlem geçmişine sahip olmak,</p>
<p>- İlgili yatırım hizmetleri alanında, finansal sektörde geçirilen minimum 1 yıllık profesyonel tecrübeye sahip olmak.</p>
<p>Yatırım kuruluşlarının yukarıdaki <strong>3 kriterin en az 2’sini</strong> karşılayan müşterilerinin finansal riskleri anladığını, tecrübe ettiğini ve yeterli finansal bilgi setine sahip olduğunu beyan etmesi yeterli görülmektedir.</p>
<p>Örnek olarak Avrupa Birliği bünyesinde yatırımcıların finansal piyasalarda yeterli alım/satım tecrübesine ve finansal sektör iş tecrübesine sahip olması durumunda yatırım portföy toplamının <strong>500.000 Euro’nun</strong> altında olması nitelikli yatırımcı olmasına bir engel teşkil etmemektedir.</p>
<p>Neticede piyasalarda denetim yetkisi ve sorumluluğuna sahip olan kurum yöneticilerinin finansal ve finansal olmayan riskleri zamanında engellemek üzere yetkilerini kullanmamalarının bedelini bugün tüm sermaye piyasası ve yatırımcıları birlikte ödemektedir.</p>
<p>Görüldüğü üzere <strong>finansal piyasalarda nitelikli yatırımcı olma kriterleri sadece parayla değil, finansal bilgi ve iş tecrübeleri ile birlikte ölçülmektedir</strong>. Riskler gerçekleştikten sonra yapılan işlemlerin tamamı otopsi şeklinde teftiş faaliyetlerini içermektedir. Oysaki <strong>ihtiyacımız olan olaylar gerçekleşmeden önce yapılan proaktif risk yönetimi faaliyetleridir.</strong> Bu alanda da 25 yıl öncesindeki bankacılık krizinden sonra elde edilen tecrübelerimizi sermaye piyasalarına taşıyarak liyakatli ve tecrübeli profesyoneller eşliğinde temiz bir sayfa açarak yola devam etmekten başka bir şansımız bulunmamaktadır.</p>
<p> </p>
<p>[1] https://spk.gov.tr/data/6adef9948f95db2330f21fea/Yat%C4%B1r%C4%B1m%20Fonlar%C4%B1na%20%C4%B0li%C5%9Fkin%20Rehber_26102026.pdf</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027nin-basindan-itibaren-kurunun-yaninda-yaslar-da-yanacak-90972</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027’nin başından itibaren kurunun yanında yaşlar da yanacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fransadaki-gelismeler-turkiyeden-uzak-bir-siyasi-tartisma-degil-90971</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 09:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fransa’nın meselesi neden aslında Türkiye’nin de meselesidir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomik güvensizlik yalnızca bugün ne kadar kazandığımızla değil, yarın ne kaybedebileceğimizle de ilgilidir. Bu nedenle ekonomideki ortalama iyileşme ile insanların geleceğe duyduğu güven her zaman birlikte hareket etmez.</strong></p>
<p>Hayat pahalılığına kızan herkes aynı partiye oy vermez. Bir çalışan ücretini düşünürken güvenliği, bir esnaf vergi yükünü düşünürken istikrarı, bir sanayici enerji maliyetini düşünürken öngörülebilirliği de hesaba katar. Üstelik siyasete güvenini kaybedenlerin hepsi yeni bir parti aramaz; bazıları sandığa gitmez. Ekonomik sıkıntı öfkenin nedenini açıklayabilir. Ama o öfkenin hangi siyasi adrese gideceğini, insanların kime ve neye inandığı da belirler.</p>
<p>Bir maratondayım. Geçen hafta Paris’teydim. 13-16 Ekim arasında toplantılar, konferanslar derken şehrin bildik telaşına karıştım. Ardından Hollanda’ya geçtim. Bu satırları ise saha çalışması için bulunduğum Marakeş’ten yazıyorum. Paris’ten ayrılmamın üzerinden daha birkaç gün geçmeden Fransa’dan gelen haberler bambaşka bir tablo çizmeye başladı.</p>
<p>Haftalardır süren büyük ölçüde barışçıl protestolara yağma, kundaklama ve şiddet eylemleri eklendi. Binlerce kişi gözaltına alındı. Şiddetin yarattığı dehşet bir yana, yaşananlar sonrası aklıma başka bir soru takıldı: Sokaklarda biriken öfke, sandıkta nasıl bir siyasi karşılık bulacak?</p>
<p>Fransa’daki olayları New Yorker’da değerlendiren bir yazarın, Adam Gopnik’in, dikkat çektiği paradoks şu: Sokakta sol eğilimli protestolar yükselirken, sandıkta aşırı sağ güçlenebilir. Daha iyi ücret ve kamu hizmetleri isteyenlerin öfkesi nasıl olur da farklı siyasi hareketlere yarayabilir?</p>
<p>Çünkü sokaktaki taleple sandıktaki tercih her zaman aynı soruya cevap vermiyor. Bir çalışan ücretinden şikâyet ederken güvenliği de düşünüyor. Bir esnaf vergilerden yakınırken olayların müşterilerini kaçırmasından endişeleniyor. Sanayici ise siyasi istikrarsızlığın yatırım kararlarını nasıl etkileyeceğini hesaplıyor.</p>
<p>Ekonomik kaygılar ortadan kalkmıyor. Yanlarına başka kaygılar ekleniyor. Şiddet görüntüleri bunların öncelik sırasını değiştirebilir. Ancak buradan aşırı sağın mutlaka oy kazanacağı sonucu çıkmaz. Üstelik Fransa’da Ulusal Birliğin yükselişi son olaylardan çok önce başlamıştı. Protestoların seçim davranışını değiştirip değiştirmediğini anlamak için olayların öncesiyle sonrasını karşılaştıran verilere ihtiyacımız var.</p>
<p>Asıl mesele daha büyük: Ekonomik sıkıntı neden her zaman aynı siyasi sonuca yol açmıyor?</p>
<p><strong>Ekonomi düzeliyor, peki kim hissediyor?</strong></p>
<p>Önce rakamlara bakalım. Fransa İstatistik Kurumu INSEE’ye göre hanehalkının toplam satın alma gücü 2024’te yüzde 2,7 artarken 2025’te yüzde 0,4 geriledi. Fakat bu düşüşün önemli bir kısmı, önceki yıl yüksek gelirli hanelere yapılan olağanüstü temettü ödemelerinin tekrarlanmamasından kaynaklanıyordu. Mülkiyet gelirleri dışarıda bırakıldığında satın alma gücü yüzde 0,5 artmıştı. Yani toplam göstergedeki düşüşü herkesin aynı ölçüde yoksullaşması diye okumak yanlış.</p>
<p>Buna karşılık 2026 için ücretlerin fiyat artışlarına gecikmeli uyumu ve ücretli istihdamdaki zayıflama, satın alma gücünü daha geniş kesimler açısından baskılayabilecek unsurlar olarak öne çıkıyor. Rakamların ne söylediği kadar neyi söylemediğine de bakmak gerekiyor.</p>
<p>Bir ailenin kirası, market ve eğitim masrafları ülke ortalamasıyla aynı hızda değişmiyor. Üstelik mesele yalnızca bugünkü gelir değil. Gelecek yıl işini koruyabilecek mi? Çocuğu daha iyi koşullarda yaşayabilecek mi?</p>
<p>Küçük işletme sahibi için de tablo tanıdık. İşçilik, kira ve finansman maliyetleri artarken müşterinin harcama gücü sınırlı. Fiyat artırsa müşteri kaybedebilir, artırmasa kârından vazgeçebilir. Bugünkü bilançosu fena görünmese bile gelecek yılın siparişlerinden emin değilse kendini güvende hissetmez.</p>
<p>Ekonomik güvensizlik yalnızca bugün ne kadar kazandığımızla değil, yarın ne kaybedebileceğimizle de ilgilidir. Bu nedenle ekonomideki ortalama iyileşme ile insanların geleceğe duyduğu güven her zaman birlikte hareket etmez.</p>
<p>Fransa’nın dikkat çekici bir başka göstergesi de siyasi güven. OECD’nin 2026’da yayımladığı araştırmaya göre ulusal hükümete yüksek veya orta-yüksek düzeyde güven duyanların oranı 2023’te yüzde 34 iken 2025’te yüzde 22’ye geriledi. Siyasi partilere güven ise yüzde 15. Buna karşılık yerel yönetimlere güven yüzde 52, polise güven yüzde 65. Demek ki bütün kurumlara eşit ölçüde güvensizlikten değil, özellikle ulusal siyasetle açılan bir mesafeden söz ediyoruz.</p>
<p>Araştırmada bir başka ayrım daha dikkat çekiyor. Siyasi kararlarda söz sahibi olduğunu düşünenlerle düşünmeyenlerin hükümete güven düzeyleri arasındaki fark 42 yüzde puanı. Maddi sıkıntı yaşayanlarla yaşamayanlar arasındaki fark ise 8 puan. Bunlar ekonomik koşulların önemsiz olduğu anlamına gelmez; üstelik bir anketten doğrudan nedensellik de çıkaramayız. Ama siyasi güvenin yalnızca cüzdanın kalınlığıyla açıklanamayacağını gösterir.</p>
<p>Çalışan sesinin duyulmasını, esnaf kuralların neden değiştiğini bilmeyi, üretici yatırım politikalarının öngörülebilir olmasını bekler. İnsanlar kararların nasıl alındığına da bakar.</p>
<p><strong>Macron’un hesabında ne eksikti?</strong></p>
<p>Emmanuel Macron 2017’de geleneksel sağ-sol ayrımını aşma iddiasıyla iktidara geldi. Reform, verimlilik, rekabet gücü, yatırım ve dönüşüm kavramlarını siyasetin merkezine taşıdı. İş dünyasının yakından tanıdığı bir dil bu.</p>
<p>Fransa’nın yaşlanan nüfusu, kamu maliyesi üzerindeki baskılar, enerji dönüşümünün maliyeti ve uluslararası rekabet sorunları düşünüldüğünde reform ihtiyacını reddetmek kolay değil. Ama ekonomik açıdan gerekçelendirilebilen bir reformun toplum tarafından kabul göreceğinin garantisi yok.</p>
<p>Örneğin emeklilik yaşını yükseltmenin kamu maliyesine katkısını hesaplayabilirsiniz. Ancak beş yıl daha çalışmak zorunda kalacak kişinin hayatındaki karşılığını yalnızca bütçe dengesiyle açıklayamazsınız. Maliyet bugün ve belirli insanların üzerinde yoğunlaşırken beklenen fayda geleceğe ve toplumun geneline yayılabilir. Üstelik aynı beş yıl, masa başında çalışanla bedensel olarak ağır iş yapan biri için aynı yük değildir.</p>
<p>Bir fabrikadaki verimlilik yatırımını düşünelim. İşveren, yeni makinenin birkaç yılda kendini amorti edeceğini hesaplar. Çalışan ise o makinenin kendi işini ortadan kaldırmasından korkabilir. Verimlilik hesabı doğru olsa bile dönüşümün nasıl yönetileceği, çalışanların nasıl destekleneceği ve kazancın nasıl paylaşılacağı konuşulmadan güven sağlanmaz.</p>
<p>Ekonomi politikasında da benzer bir sorun var. Reformun toplam faydasını anlatmak başka, bedelini ödeyecek insanları ikna etmek başka. Macron’un siyasi mirasını tartışırken yalnızca reformların ekonomik sonuçlarına değil, bu reformlar etrafında ne ölçüde toplumsal uzlaşma kurulabildiğine de bakmalıyız. İyi hesaplanmış bir reform, kendiliğinden iyi yönetilmiş bir reform olmuyor.</p>
<p>Peki ekonomik hoşnutsuzluk sandıkta nereye gidiyor? Fransa’nın 2024 parlamento seçimlerinin ilk turunda Ulusal Birlik yüzde 29,26, sol ittifak yüzde 28,06, Macron’un merkez ittifakı yüzde 20,04 oy aldı. Ulusal Birlik ile hareket eden diğer adayların oyları ayrıca yüzde 3,96’ydı. Bunlar sandalye değil, ilk tur oy oranları. Tablo, merkez siyasetin karşısında hem sağda hem solda güçlü alternatifler bulunduğunu gösteriyor.</p>
<p>Ekonomik güvensizlik üzerine yapılan araştırmalar da tek yönlü bir hikâye anlatmıyor. Luigi Guiso ve çalışma arkadaşlarının 2024’te yayımlanan Avrupa araştırması, ekonomik güvensizliğin popülist partilere desteği artırabildiğini; bunu hem korunma talebini güçlendirerek hem de geleneksel partilere güveni azaltarak yaptığını gösteriyor. Ama bir bulgusu daha var: Güvensizlik seçime katılımı da etkiliyor. Araştırmacıların hesabına göre popülist oylar üzerindeki etkinin yaklaşık yüzde 40’ı, sandığa kimin gidip kimin gitmediğiyle ilişkili.</p>
<p>Yani öfkeli seçmen mutlaka başka bir partiye yönelmiyor. Bazen hiçbirine oy vermiyor. Ekonomik güvensizlik radikal sola da destek yaratabiliyor. Hangi yöne gidileceğini yalnızca gelir kaybı değil; partilerin sunduğu seçenekler, güvenlik ve göç tartışmaları, kimlikler ve siyasi temsil duygusu da etkiliyor.</p>
<p><strong>Fransa’nın meselesi neden </strong><strong>bizim de meselemiz?</strong></p>
<p>Almanya’da AfD’nin yükselişi, İtalya’da Giorgia Meloni’nin iktidara gelişi Avrupa’da geleneksel partilerin karşılaştığı güçlükleri farklı biçimlerde gösteriyor. Göç, eşitsizlikler ve siyasi gelenekler her ülkede farklı. Ama ortak soru şu: Ekonomik ve toplumsal değişim hızlanırken merkez siyaset seçmeni neden ikna etmekte zorlanıyor?</p>
<p>Bu yalnızca siyasetçilerin sorunu değil. Bir işletme yeni makine alırken, ihracat pazarına girerken veya çalışan sayısını artırırken yalnızca bugünkü faiz oranına bakmaz. Vergilerin, enerji politikalarının, ticaret kurallarının ve genel ekonomik yönün ne kadar öngörülebilir olduğunu da hesaplar.</p>
<p>Siyasi güvenin aşınması, ekonomik kararların ufkunu kısaltabilir. Yatırımlar ertelenebilir, firmalar uzun vadeli taahhütlerde daha temkinli davranabilir. Elbette her siyasi değişim belirsizlik demek değildir. Ama kuralların nasıl değişeceğinin öngörülemediği bir ortamın maliyeti vardır; bu maliyet çoğu zaman bilançoda ayrı bir satır olarak görünmez.</p>
<p>Üstelik Fransa’daki gelişmeler Türkiye’den uzak bir siyasi tartışma da değil. Avrupa Birliği’nin sanayi, enerji, ticaret ve iklim politikaları Türkiye’deki üreticinin maliyetini, ihracatçının pazara erişimini, KOBİ’nin yatırım hesabını etkiliyor. Avrupa siyasetindeki yön değişiklikleri bu politikaların önceliklerini ve uygulanma biçimini değiştirebilir. Dolayısıyla Paris’teki siyasi gerilimi izlemek yalnızca Fransız seçmeninin ne yapacağını merak etmek değildir.</p>
<p>Sonuçta ilişki iki yönlü. Ekonomik sıkıntılar siyasi hoşnutsuzluğu besleyebilir. Siyasi güven kaybı da ekonomik kararları zorlaştırabilir. Bir ülkenin büyüme oranını yükseltmek önemli; ama o büyümenin adil paylaşıldığına ve kararların makul biçimde alındığına dair inancı güçlendirmek de öyle.</p>
<p>Paris’ten ayrıldıktan birkaç gün sonra gördüğüm görüntülerin bana bunu düşündürdüğü şu oldu aslında: İnsanlar yalnızca daha yüksek gelir, daha iyi kamu hizmetleri veya daha güvenli sokaklar istemiyor. Bunları sağlayacağını söyleyenlere inanmak da istiyor.</p>
<p>Belki de Avrupa merkez siyasetinin önündeki asıl soru şu: Seçmene daha iyi bir gelecek vaat etmek yeterli mi, yoksa önce o vaadi veren siyasete duyulan güveni yeniden kurmak mı gerekiyor?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fransadaki-gelismeler-turkiyeden-uzak-bir-siyasi-tartisma-degil-90971</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/1/1280x720/fransa-1793428099.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fransa’daki gelişmeler Türkiye’den uzak bir siyasi tartışma değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/adalet-hakikatin-eylemi-90970</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 09:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Adalet; hakikatin eylemi...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zayıflar, adalete daha fazla saygı duyar. Zira adaletin dinamosu olan güç, ancak adil olursa zayıfı korur. Değilse, haksızlık çarkı içinde öğütülecektir. Çok kimse haksızlığa uğramaktan korktuğu için adalete inanır zaten… O zayıfın eline güç verdiğinde hala adil davranıyor mu diye bakmak gerekecektir. </strong></p>
<p>Orta yol, istikamet, eş, benzer, misil, karşılık anlamına gelen ADL kökünden dilimize geçmiş, Arapça kelime… Bizde yüklendiği anlam; yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanımını sağlamak… Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, herkese uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme ve doğruluk ifadesi…</p>
<p><strong>Bir yerde adaletten söz ediliyorsa, hak, hukuk, koruma ve kuraldan bahsediliyor demektir. Doğrulukla ilişkisi, sağlandığı takdirde herkes için en doğru ve en iyi olanı sunmasıdır. Davranışta ve hükümde doğru olmak, hakka göre karar vermek, eşitlik kavramlarını çağrıştırır.</strong></p>
<p>Eğer bir yönetim toplumda birey haklarını sağlama, sorumluluklar ile uyumlu paylaştırmayı başarmışsa, orada adalet hakim olmuş demektir. Adalet; herkese hak ettiğinin verilmesi dileği ve öngörüsü üzerine inşa edilir. Bu da onu hukukun amacı haline getirir. Hayatın pratiğine uygun tasarlanmışsa, insanların karşılıklı olarak ortak faydasına hizmet eder.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>HİÇ BİR İNSAN TEK BAŞINA ADİL OLAMAZ </strong></span></p>
<p>Adalet, karşılıklı yarar sözleşmesidir. Birlikte yaşamanın kimyası, ben ve öteki arasında yaşanacakların kaideler bütünüdür. Adalet, hiçbir zaman kendiliğinden var olmaz. İnsanlar onu, karşılıklı ilişki ve alışverişlerinde, her yerde ve her zaman birbirlerine zarar vermemek adına oluştururlar.</p>
<p><strong>Toplum hayatını düzenleme iddiasındaki her din; adaleti baş ilke olarak koyar. Tabii ki ilahi adalet diyerek kendisini tüm olan bitenden sorumlu ve yetkin kılarak… Eski toplumlar adaleti, tanrısal buyruklara taşımışlardır. Gözü bağlanıp eline bir kılıç tutuşturulmuş kadın olmadan önce; Zeus olmuştur, Zerdüşt olmuştur.</strong></p>
<p>Her taht, adaletin en yüce makamı olmuştur. Taht’ın kelime anlamı “alt” olması, hayatı taşıyacak güçte ve sürdürecek kabiliyette adil olmasına bağlamıştır. Adaletten söz edeceksek en az iki kişi var olmalıdır. Hiçbir insan tek başına adil olamaz; kendini adil sandığı an adaletli olmaktan çıkacaktır. Çünkü adalet, toplumsal olgudur ve bireyin bir diğeriyle ilişkisinde hissedilir.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">GADDAR PEK ÇOK KRAL TAHT SÜRDÜ ADALETİ SAĞLAYAMAYAN ÇÖKTÜ</span></strong></p>
<p>Peki, neden adaletli olmak zorundayız? Gücüm varsa zulmetmekten beni alıkoyan nedir ki? Adalet, bireysel sorumluluklar penceresinden dürüstlük ilkesine dayanır. Ancak teme içgüdü; bireyin kendini korumasıdır. Adalet, tanımını karanlıktan alan aydınlık gibidir. Adaletsizliğin eninde sonunda can yakacağı bilinir ve bu yüzden “en yüce erdem” diye nakşedilir zihinlere…</p>
<p>Adalet güçlü olmak zorundadır. Adaleti sağlayan iki dinamik vardır; 1-erdem, 2-güç. Bu yüzden güçsüz adalet acizlik, adaletsiz güç ise zulümdür. Güç; adalet ile dengelenir. Eğer adalet yoksa en güçlü sistem, en büyük yıkımla sonlanacaktır. Öyle ki gaddar pek çok kral taht sürmüştür de adaleti sağlayamayan çoğu iyi kralın sonu çabuk gelmiştir. Kısaca adil zalimler hüküm sürmüşse de adaleti tesis edemeyen iyiler, sürdürülebilir olamamışlardır.</p>
<p><strong>Adaleti kim tesis eder? Güç elbette… Devleti şayet güç ifadesi olarak kabul edersek, kişilerin çatışan çıkarları arasında hakka uygun dengeyi, devletin kurumları sağlayacaktır. Bu da adaletin sosyal anlaşmaya ihtiyaç duyduğu anlamına gelir.</strong></p>
<p>Yasa, adaletin yazılı kodlarıdır. Töre, adaletin sözlü kodlarıdır. Bu yüzden köyde töre, kentte yasadan söz edilmiştir önceleri… Günümüzde adaletin kapsama alanı, aile, klan, kabile, köy, kasaba, kent hatta ülkelerin de dışına taşarak küresel boyuta taşmıştır. Ortada denge arayışı varsa, sadece insanlar arasında değil, insan-hayvan, hatta bitkiler için adalet gündeme gelir. Geliyor da… Devlet Başkanı Yeltsin, kendi ülkesinde insan hakları ihlallerine başka ülkelerin karışamayacağını, bunun iç sorunu olduğunu savunduğunda Clinton; “hayır, küresel adalet; seni de kapsar” diye itiraz etmişti.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR </strong></span></p>
<p>Adalet, aynı zamanda hukuk ve yasaları uygulayan devlet örgütünün temel ifadesidir. Öyle ki her mahkeme salonunda; “Adalet Mülkün Temelidir” diye yazar. Mülk, yani sahip olunanların temeli, adalete dayanmalıdır ki o mülk kalıcı olabilişin. Mahkeme, bu ilkeden yola çıkarak adalet dağıtır.</p>
<p>Adalet, düzen sağlar. Ülke, adaletle yaşar ve adaletsizlikle yıkılır. Eğer en yüksek mahkeme dahi en yoksul kişinin talebiyle harekete geçemiyorsa, o ülkede adalet komediye dönüşmüştür. Derler ki “davalın kadı ise başın beladadır.” Adalet dağıtma konumundakilerin hak ihlali; çürümüşlüğün en yoğun halini tanımlar.</p>
<p><strong>Sevgi de adalete ihtiyaç duyar. Ancak bu sayede korunabilir. Saygı; adaletin çekim gücüdür. Eğer yoksa en güçlü sevgi dahi, gün gelecek, eriyip gidecektir.</strong></p>
<p>Derler ki bir beldede hem adaletsizlik hem de yangın olsa; önce adaletsizliği gidermelisin. Zira, geciken adalet, adalet değil, büyük yıkım bırakır. Bir millete baş olmak, ancak adaleti sağlayacak olanın hakkıdır. Eğer adil olmayan biri başa geçmişse, buna tiran denir ve hiçbir tiran, kalıcı olamamıştır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ADALET KENDİLİĞİNDEN OLMAZ ÇATIŞMA HALİNDE İHTİYAÇ DOĞAR</strong></span></p>
<p>İyi olmak kolaydır. Zor olan adil olmaktır. Zira adalet, korunması, dağıtılması hayli güç ve külfet gerektirir. Adalet; ucuz değildir zaten. Adaleti sağlarken hata yapma riski de cabası… Suçsuz birini asmak; adli hatadır. Suçlu birini salıvermek de öyle… Ancak bu iki hata arasında kademe farkı vardır ve masum insanı mahkûm etmektense, suçlu birinin kurtulması riskini üstlenmek daha iyidir.</p>
<p><strong>Adaletin bileşenlerinden olan güç ve erdem; eğer ortak kabul görmüş değer ve ilkelere dayanmıyorsa, tam adalet sayılmaz. Her darbe sonrası diktatörler, kendilerince adil davrandıkları iddiasıyla yasalar üretirler. Ancak toplumun genel kabul görmüş değerleri ve bireysel erdemin kimyasına uymuyorlarsa, bir sonraki diktatörün onları devirmesine dek hüküm sürerler.</strong></p>
<p>Adalet, hayatın tamamını kapsar. İnsanın kendine adil olmasından başlar, kul hakkıyla gelişir ve gezegene adil davranmaya dek yol alır. Adaletin dışındaki her şey; kaos hanesine yazılır. Onun dahi içinde adalet mevcuttur. Bu yüzden her düzen, entropi ile dağılmaya ve her dağılan da adalet tarafından derlenip toparlanmaya ihtiyaç duyacaktır.</p>
<p><strong>Adalet kendiliğinden olmaz. Çatışma halinde güçlü olan kazanıyorsa, kaosa doğru sürüklenen ortamdan bahsedebiliriz. Yasa tanımaz, kurala uymaz bireylerin eline geçen güç; toplumların köküne dinamit döşer. Adaleti reddedene zalim denmesi bundandır. Zulmeder ama bir yere kadar. Eğer zalim, zulmünü arttırıyorsa, sonu yaklaşıyor demektir. Aynı zamanda mazlum, direnmeye başlamışsa, adaletin tecellisi yakınlaşıyordur.</strong></p>
<p><strong>Eşitlik, adalet için gereklidir ama yeterli değildir. Testiyi kıranla suyu getireni bir tutar ve onları eşitlersen, adaletten değil, zulümden söz etmiş olursun. Adalet; eşitliği kapsar ama eşitlik; adaleti kapsamayabilir.</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KENDİN İÇİN İSTEDİĞİNİ KOMŞUN İÇİN DE İSTEYEBİLDİĞİNDE... </strong></span></p>
<p>Bir ülkenin gücü, nüfusu, serveti, ordusuyla ölçüldüğünde, bu durum; anlık ve geçicidir. Ancak o ülkede adalet hüküm sürüyorsa, bireyler arasında çatışmalar azalmış, yöneten-yönetilen arasında güven tesis edilmiş ve gelecek kuşaklara kalıcı bir devlet vadedilmiş demektir. Eğer o ülkenin muktedirleri adaleti savsaklar, kendi yandaşına hak geçirir ve muhalifinin hakkını korumayı seçmez ise iktidarları sarsılacak ve mutlaka son bulacaktır. Tarih, aksini yazmamıştır.</p>
<p>İyilik, adaletin iddia kapsamındadır. İyilik zaten hak kavramıyla birlikte anılır. Kendin için istemediğin şeyi, komşun için de istemiyorsundur. İyilik erdemiyle dolu bir yürekten adaletsizlik sadır olmaz. Zarar görecek kendisi olsa bile adaleti isteyebilecektir. Kendi katiline masum diyen biri; adaletten söz ediyorsa, o ülkede birlik-dirlik gitmiş, zulüm iktidarı başlamıştır. Güçten adaleti çıkar, geriye; zulüm kalır zaten.</p>
<p><strong>Evrensel adalet; dünyanın her kültüründe, her coğrafyası ve ikliminde, aynı temel ilkelere saygı duyma halidir. Çöldeki bedevi ile kutuptaki Eskimo, aynı ilkeler ile gezegende var olabiliyorsa evrensel adalet hükmünü icra ediyordur.</strong></p>
<p>Adaletin küçüldüğü yerde, kavgalar büyür. Çatışmalar artar, Düzen bozulur, dirlik ve birlik yiter. Ülke iç savaşa sürüklenir, güçlülerin zulmü çoğalır, zayıflar ezilir. Böylesi bir ortamda adaleti küçültenler, nefret ve kin üretir olurlar. Neticede zulmettikleri bir gün adaleti küçültenleri yok eder.</p>
<p><strong>“Sayılmayız parmak ile </strong><br /><strong>Tükenmeyiz kırmak ile </strong><br /><strong>Taşramızdan bakmak ile </strong><br /><strong>Kimse bilmez ahvalimiz.”</strong> </p>
<p>Ozan Muhyi, sürgit zulmedenin mazlumları sürgit kıramayacağı iddiasındadır. Nitekim tarih de bu tezini doğrular. </p>
<p><strong>ADAM ALDIRMA DA GEÇ GİT DİYEMEM ALDIRIRIM </strong></p>
<p>Adaletin olmadığı yerde öfkem büyür. Kaç ve savaş güdülerinden daima savaşmayı seçerim. Çünkü çiğnenmiş adaletin yeniden tesisi için kendime durumdan vazife çıkarırım. Mehmet Akif’in dediği şudur; <strong>“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem / Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem / Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? / Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!/ Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim / Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! / Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım / Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!”</strong> </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YARGIÇ ADALET DAĞITANDIR SATIN ALINAMAYANDIR </strong></span></p>
<p>Menfaat, yakınlık, düşmanlık, önyargı; adaletin kirleticileridir. Kimi yasa üzerinden, kimi töre, kimi de bireysel yargılarıyla çözme gayretine girse de adaleti sağlamakla görevli hukuk devleti, tek merciidir. Eğer hukuk devleti çalışmıyorsa, herkes kendi adaletini arama derdine düşer ki buna anarşi denir.</p>
<p>Adalet, suçlama ve cezalandırma yetkileriyle donanımlıdır. Af, cezayı ortadan kaldırsa da suça dokunamaz. Çünkü suçun tanımı; adaletin kat’i hükmünden gelmektedir. Adaletten kaçış olur da ondan saklanmak mümkün değildir. Topal olsa da mutlaka gelir bulur ve hükmünü icra eder.</p>
<p>Neticede adalet; evrenin dengesi, yıldızların yörüngesi, dünyanın düzeni, bireyin var kalma garantisidir. Adaleti ıskalayan, zulümle randevulaşacaktır.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Kadı eğer adil ve matematik biliyorsa...</strong></span></p>
<p>Adalet, matematikle ilişkilidir en fazla… Cebirdeki eşitlikler, adalet formülleridir. Eşitliği aşan boyutuyla adalet, matematik üzerinden hayata yansır. Nadir bilinen öyküdür; İki adam çölde seyahat ederken acıkır ve sofra kurarlar. Birinin 5, diğerinin 3 çöreği vardır. Derken başka bir yolcu gelir ve acıktığını söyler, ücreti mukabilinde sofraya kurulmayı önerir. Yemek biter ve misafir olan sofraya 8 akçe bırakır gider… Adamlardan biri çörek başına 1 akçe üzerinden parayı dağıtmak ister fakat öteki itiraz eder, 4’er halinde eşit dağıtılmasını ister. Anlaşamazlar ve kadıya giderler. Kim haklıdır?</p>
<p>Kadı; matematik bilmektedir. Şöyle hüküm verir. “sofrada kimin ne kadar yediğini bilmemekle birlikte eşit yendiğini farz ediyorum. Hesap kolay olsun diye her çöreği 3 lokmaya bölersek, 5 çörek sahibinin 15 lokması, 3 çöreği olanın ise 9 lokması vardır. Masada toplam 24 lokma, 3 kişi tarafından eşit yenmiştir. Bu da adam başı 8 lokma eder. 15 lokma sahibi, 8’ini kendi yemiş, 7’sini misafire ikram etmiştir. 9 lokma sahibi, 8’ini kendi yemiş ve ancak 1’ini ikram etmiştir. O halde 8 akçeden 7’si birine, 1’i de ötekine verilmesine hükmedilmiştir.</p>
<p>Matematik bilen kadının adalet ile hükmettiğinden eşitlik kavramının nasıl yetersiz kaldığına dair şık bir öyküdür bu. Adalet ayrıca fizik ile kimya ile biyoloji ile bire bir ilişkilidir. Tüm bu müspet bilimlerin altında, eşitlik ile adalet dengesi arayışı yatar. Hukuk, sosyoloji, antropoloji ve diğer bilim dallarıyla adaletin ilişkisi vardır elbette… Ama en temel ilişki, matematik ile olandır.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Karınca kararınca adalet</strong></span></p>
<p>Kanuni şair bir padişahtır ve saraydaki meyve bahçelerini karıncalar sarmıştır. Onları kırmak işten dahi değildir ama adı gibi kanun koyucu ve adaletin bekçisi sıfatıyla Şeyhülislam Ebussud’a şiirle sorar; “Ağaçlarımı sarınca karınca Günah mıdır karıncayı kırınca?” Cevap da şiirle gelir; “Yarın hakkın divanına varınca Süleyman’dan hakkın alır karınca…”</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Adaletin gözü kapalı ama gönül gözü açık</strong></span></p>
<p>Ancak bu; adalet terazisinde hak geçirmesin anlatımıdır. Aksine, adaletin sadece gözleri değil, gönül gözü de açık olmalıdır. Adaleti maliyetli yapan da budur. Güç kullanacaksın, araştıracaksın, tarafları dinleyecek, delil ve şahit talep edeceksin. Tüm bu maliyetlere rağmen, adaleti bireylerin veya muktedirin eline bırakan devletler, yıkılacaktır. </p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Güç beraberinde erdemi de taşımalı</strong></span></p>
<p>Nice ezilenler gördüm, eline güç geçtiğinde, ilk işleri adaletten uzaklaşmak olmuştur. Zira güç, beraberinde erdemi taşımamıştır o ezilene… Ben ve öteki ayırtında bildiği tek şey; ezmek ve ezilmek üzerinedir. Bu yüzden ezilmişlikten gelenin ezme davranışı; adaletin hâkim olmadığı ortamın en belirgin özelliğidir. </p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Adaletin gücü mü, gücün adaleti mi ?</strong></span></p>
<p>Adalet kuvvetli değilse kuvvetlilerin adaleti gündeme gelir. Savaşı kazananın adil olması, zaferin erdemidir. Mağlubun haklarını dahi gözeten galip, zaferini kalıcı kılabilir ancak. Konfüçyüs’ün 2 bin 500 yıl önceki tanımında adalet; kutup yıldızına benzetilir. O hep oradadır ve her şey onun etrafında döneri durur. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/adalet-hakikatin-eylemi-90970</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/0/1280x720/adalet-1793427949.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Adalet; hakikatin eylemi... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/400-donum-bagin-icindeki-21-ciftlik-evi-sahiplerini-buldu-90969</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 09:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> 400 dönüm bağın içindeki 21 çiftlik evi sahiplerini buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2000</strong>’li yılların başlarında Sarıgerme’de bir oteli olan, 40 dolayında otele danışmanlık yapan <strong>Özcan Arca</strong>’nın reklam sektöründe çalışan, şarap konusunda da eğitim alan kızı <strong>Zeynep Arca Şallıel, </strong>aklından geçen işi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Şarap üretimine girsek…</strong></p>
<p><strong>Özcan Arca, </strong>kızının önerisini benimsedi ama turizmle birleşirdi:</p>
<p>-          <strong>Tuizm ile bağcılığı, şarap üretimini bir araya getirecek iş yapmakta yarar var.</strong></p>
<p>Trakya Bölgesi’nde 15 bin kilometre yapıp köy köy toprak analizleri yaptırdılar. Lüleburgaz ile Istranca Dağları arasındaki bölgede karar kıldılar. Hamitabat Köyü’nde 2 bin dönüm arazi satın alındı, <strong>“A Bağcılık” </strong>adlı şirket kuruldu. <strong>Özcan Arca, “Sorumlu Ortak”, Zeynep Arca Şallıel, </strong>Yönetim Kurulu Başkanı oldu.</p>
<p>Bağ bozumu günleri başladığında Hamitabad’daki <strong>“A Bağcılık”</strong>a giderken 6 Şubat 2011 tarihli yazımı okudum. O günlere kadar 2 bin dönüm arazinin 380 dönümünü bağa dönüştürmüşlerdi. Asmaları 4-6 yaşlarındaydı.</p>
<p><strong>Özcan Arca, </strong>o günlerdeki planlarını anlatmıştı:</p>
<p>-          <strong>2 bin dönümün tamamını bağ yapmayacağız. Bir otel inşaatına başladık. Ayrıca meyve bahçesi de planlıyoruz. Şarap üretiminde hep butik düzeyde kalmayı düşünüyoruz.</strong></p>
<p>A Bağcılık Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Zeynep Arca Şallıel, </strong>sektörle ilgili deneyimi konusunda şu bilgiyi vermişti:</p>
<p>-          <strong>4 yıl boyunca Yeni Zelanda, Fransa, İspanya ve ABD’de şaraphanelerde işçilik, bağ bozumunda çalışmak dahil epey çaba harcadım.</strong></p>
<p>Makine mühendisi olan <strong>Özcan Arca </strong>da inceleme turları yapmıştı:</p>
<p>-          <strong>En doğru şaraphane nasıl kurulur, onu anlamak için California (ABD), İtalya ve Fransa’da 70-80 şaraphane gezdim.</strong></p>
<p>Arcadia bağlarının içindeki Bakucha Hotel’de <strong>Zeynep Arca Şallıel </strong>ile buluştuğumuzda <strong>“çiftlik evleri” </strong>projesinde hangi aşamada olduklarını sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Başlangıçta 60 çiftlik evi planlamıştık. Sonra 36’ya düşürdük. Bir kısmı bağ içinde, bir kısmı da meyve bahçelerimizde olacaktı. Bağda 21 çiftlik evi sahiplerini buldu. Bu çiftlik evlerinin bağ büyüklükleri 6-30 dönüm arasında değişiyor.</strong></p>
<p>Bu çiftlik evleriyle ilgili şu bilgiyi aktardı:</p>
<p>-          <strong>Çiftlik evleri bünyesindeki bağların bakımını da biz üstleniyoruz. Üzümlerini de işleyip bedelini çiftlik evi sahiplerine ödüyoruz.</strong></p>
<p>3 çiftlik evi de armut bahçesinde yaptıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Onlar henüz sahiplerini bulmuş değil.</strong></p>
<p>Çiftlik evleri konusunda şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Son yıllarda köye dönme isteği olanlarda artış var. Çiftlik evleri o konuda iyi bir seçenek olabiliyor. Ayrıca, çiftlik evlerimizin sahipleri satmak istediklerinde önce komşularına önermek durumundalar. Yani komşuların ön alım hakkı var.</strong></p>
<p>Çiftlik evleriyle birlikte Arcadia Bağlarının bulunduğu bölgenin Hamitabat Köyü Eskibağlar Mahallesine dönüştüğünü kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bizim çiftlik evleriyle birlikte burası Türkiye’nin ilk </strong>“imarsızlık planı”<strong>nın uygulandığı adres oldu.</strong></p>
<p>Bağ ve araziyi gezerken meşe korusuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Burada 600 dönümlük meşe korumuz var.</strong><strong> </strong><strong>Ekosistemi korumak için meşe korusu yaptık. Endemik çiçekler de yetiştiriyoruz. Örneğin yaban orkidesinden çay yapıyoruz. Lavanta ekili alanlarımız da var. Onlardan da yağ üretiyoruz.</strong></p>
<p>Bağlarını ve şarap üretimindeki son durumu sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Bağımız çiftlik evleriyle birlikte sattıklarımız dahil 400 dönüm. Şarap üretimimiz de 130-140 bin şişeyi geçmiyoruz. Butik üretimin üst sınırındayız.</strong></p>
<p><strong>Özcan Arca </strong>ve kızı <strong>Zeynep Arca Şallıel</strong>’in bağ, butik şarap üretimi, bağ oteli, meyve bahçeleri, çiftlik evleri satışı modeli, iklim krizi ve alkollü içkilerle ilgili günden güne hareket alanı bırakmayacak düzeyde sıkılaşan mevzuata rağmen hedeflendiği düzeyde oturmuş görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TARSİM kapsamında olmayanların zararı daha fazla karşılandı</span></h2>
<p><strong>A BAĞCILIK </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Zeynep Arca Şallıel</strong>’e geçen yılki ağır zirai dondan ne kadar etkilendiklerini sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Geçen yılki zirai donda ürünün yüzde 70’i yandı.</strong></p>
<p>20 yıldır TARSİM (Tarım Sigortası) kapsamında olduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>20 yıldır düzenli olarak Tarım Sigortası primlerimizi ödüyoruz. Geçen yılki zirai don zararımızla ilgili ödediğimiz primin yüzde 15-20 civarı üstünde bir ödeme ile karşılaştık. Yani yetersiz kaldı.</strong></p>
<p>Biraz duraksayıp şu gözlemini aktardı:</p>
<p>-          <strong>Devlet, TARSİM’i olmayan çiftçilerin zararını daha fazla karşıladı.</strong></p>
<p>Bu yılki durumu merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl bereketli bir hasat oldu çok şükür. 2020’den beri ilk defa </strong>“normal yıl”<strong>dayız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gürcistan 12 yılda 295 milyon doları yakaladı, Türkiye 10 milyon doları aşamıyor</span></h2>
<p><strong>A BAĞCILIK </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Zeynep Arca Şallıel</strong>’e şarap sektörünün ihracatını sordum, Arcadia ile ilk ihracata başladıkları yıla döndü:</p>
<p>-          <strong>Biz ilk ihracatımızı 2014 yılında İngiltere’ye yaptık. Gürcistan da aynı yıl İngiltere’ye şarap ihracatı gerçekleştirdi. Gürcistan’ın yıllık şarap ihracatı 295 milyon doları buldu. Türk şarap sektörünün toplam yıllık ihracatı 8-10 milyon doları bir türlü geçemiyor.</strong></p>
<p>İhracatta yerel üzümlerden elde edilen şarapların alan açabileceğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bizim kendimizi dünyaya daha iyi anlatmamız lazım.</strong></p>
<p>Turistlerde oluşan algı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Ülkemize gelen turistler her şey dahil tesislerde </strong>“girişi segmenti”<strong>nden şaraplar tüketiyor. Sonra kendi ülkesinde bizim premium şarapların fiyatını yüksek buluyor. Yani, </strong>“Türk şarabı pahalı” <strong>algısı oluşuyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Karaoğlan Üzümü İle UNESCO’ya başvurun</span></h2>
<p><strong>ZEYNEP Arca Şallıel, </strong>babası <strong>Özcan </strong>Arca’nın danışmanları Fransız önolog Prof. <strong>Alain Carbonneau</strong>’yu 2007 yılında Malatya’nın Arapgir ilçesine götürdüğünü anımsadı:</p>
<p>-          <strong>Alain Hoca, Arapgir’in Karaoğlan üzümünü beğendi. Biz de </strong>“Hamitabad’daki bağımızda denesek mi” <strong>diye yokladık. Alain Hoca, </strong>“Bu üzüm Neolitik döneme kadar uzanıyor. Burada koruyun, başka yere asla taşımayın” <strong>yanıtı</strong><strong>nı</strong><strong> verdi.</strong></p>
<p><strong>Alain Carbonneau’</strong>nun önerisine değindi:</p>
<p>-          <strong>Alain Hoca, </strong>“Karaoğlan Üzümü’nü UNESCO listesine aldırmak için mutlaka başvuruda bulunun” <strong>dedi.</strong></p>
<p><strong>Zeynep Arca Şallıel, </strong>Malatya’nın Arapgir ilçesinin bir başka üzümü üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Arapgir’n Budak Köyü’nde yetişen, kaybolmaya yüz tutmuş Karamemiş Üzümü de Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü’nde 1984 yılında koruma altına alındı. Sonra da tescillendi.</strong></p>
<p>Bunları anlattıktan sonra hayıflandı:</p>
<p>-          <strong>8 bin yıllık mirasın üzerinde oturuyoruz ama dünyaya anlatamıyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/400-donum-bagin-icindeki-21-ciftlik-evi-sahiplerini-buldu-90969</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/9/1280x720/56-1793426757.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 400 dönüm bağın içindeki 21 çiftlik evi sahiplerini buldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bulgaristan-15-gun-sureyle-turk-soforlere-denetim-yapmayacak-90968</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 08:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bulgaristan, 15 gün süreyle Türk şoförlere denetim yapmayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında bir süredir devam eden ve özellikle lojistik sektörünü çıkmaza sokan vize krizinde, diplomatik kulvarlarda atılan stratejik adımlar ilk somut meyvesini Bulgaristan sınırında verdi. Ticaret Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı’nın koordineli ve yoğun girişimleri neticesinde, Bulgaristan makamları Türk tır şoförlerine yönelik fiziki ve evrak denetimlerini 15 gün süreyle askıya aldığını duyurdu. Gümrük kapılarında nefes aldıracak bu karar, ihracat koridorunun en kritik düğüm noktalarından birini geçici de olsa çözüme kavuşturmayı hedefliyor.</p>
<p>Sektör temsilcileri ve lojistik uzmanları, bu kritik hamlenin özellikle Avrupa’ya açılan en büyük kara sınır kapısı olan Kapıkule’deki kilometrelerce uzayan tır kuyruklarını ve günleri bulan bekleme sürelerini birkaç gün içinde eriteceğini öngörüyor. Ancak elde edilen bu diplomatik başarı, madalyonun sadece bir yüzünü oluşturuyor. Alınan muafiyet kararı şu an için yalnızca Bulgaristan topraklarını ve Bulgar gümrük mevkilerini kapsıyor. Türk lojistik ağının nihai hedefleri olan Almanya, Fransa, Hollanda gibi diğer Avrupa ülkelerine geçişlerde ya da bu ülkelerin kendi iç sınırlarında uygulanan sıkı denetimler, vizeler ve bürokratik engeller devam ediyor.</p>
<h2>“Uygulama tüm Avrupa’ya yayılmalı” </h2>
<p>Yaşanan bu gelişme üzerine seslerini yükselten sektör temsilcileri, Bulgaristan’ın attığı bu geri adımın bir "istisna" olarak kalmaması gerektiğinin altını çiziyor. Lojistik dünyası, ticaretin sürdürülebilirliği için bu gevşetme ve muafiyet uygulamasının diğer Avrupa Birliği ülkelerinde de acilen hayata geçirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Sınır kapılarındaki krizin kalıcı olarak çözülmesi, Türk şoförlerinin Schengen vizesi başta olmak üzere karşılaştığı tüm bürokratik blokajların kaldırılması ve taşımacılık kotalarının esnetilmesi amacıyla Ankara'nın Brüksel nezdindeki diplomatik baskıyı artırarak devam ettirmesi talep ediliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bulgaristan-15-gun-sureyle-turk-soforlere-denetim-yapmayacak-90968</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tirlar-iran-siniri-nakliye.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bulgaristan, Türk tır şoförlerine yönelik fiziki ve evrak denetimlerini 15 gün süreyle askıya aldığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ankaradan-taviz-bakuden-mesafe-90967</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 08:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara’dan taviz, Bakü’den mesafe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) 13. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde Ankara'da gerçekleştirildi. “Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik” temasıyla düzenlenen zirvede, üye ülkeler arasındaki siyasi, ekonomik ve stratejik işbirliğinin derinleştirilmesi öne çıktı. Türkiye, dönem başkanlığını Azerbaycan'dan devralırken liderler ortak bildiriye imza attı. Zirveye, damgasını vuran bir önemli gelişme, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde son dönemde yaşanan soğukluğun yansıması oldu. </p>
<p>Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetine rağmen Ankara’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine katılmaması, iki ülke ilişkilerinde son dönemde yaşanan gerilimin henüz giderilemediğini ortaya koydu. Ankara’nın tansiyonu düşürmek amacıyla attığı adımlara rağmen Aliyev’in zirveye gelmemesi, Bakü’nün mevcut rahatsızlığını sürdürdüğünün işareti olarak değerlendirilebilir.</p>
<h2>Ankara’nın tavizi gerilimi gidermedi </h2>
<p>İki ülke arasındaki gerilimin arka planında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda okullarda başörtüsü yasağına ilişkin yaptığı açıklamalar bulunuyor. Erdoğan’ın sözleri Türk yetkililer tarafından Azerbaycan’a yönelik olarak tanımlanmasa da Bakü’de, Azerbaycan yönetiminin eğitim kurumlarında kıyafet kurallarını sıkılaştırma kararına dolaylı bir eleştiri olarak algılandı. Aliyev’in 2 Ekim’deki açıklaması ise Türkiye’ye, Azerbaycan’ın içişlerine müdahale edilmemesi yönünde açık bir mesajdı.</p>
<p>Bu tartışmanın ardından, başörtüsü düzenlemesini eleştiren Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın görevden alınması, Ankara’nın Bakü ile ilişkilerde gerilimi azaltmak için attığı önemli bir adım oldu. Ancak Aliyev’in zirveye katılmaması, bu adımın ilişkileri normalleştirmeye yetmediğini gösterdi.</p>
<h2>Bakü, artık eşit ortaklık istiyor </h2>
<p>Karabağ’da 2020’de elde ettiği askerî zafer ve sonrasında güçlenen bölgesel konumu, Azerbaycan’ın dış politika yaklaşımını da değiştirdi. Bakü artık Türkiye ile ilişkilerinde tarihsel yakınlığın yanı sıra kendi bölgesel ağırlığının ve bağımsız karar alma iradesinin tanınmasını istiyor. İsrail’le stratejik ilişkileri, enerji ortaklıkları ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerle geliştirdiği temaslar, Azerbaycan’ın dış politika seçeneklerini çeşitlendirdiğini gösteriyor.</p>
<p>Ankara’nın ise ekonomik ilişkiler, enerji işbirliği ve bölgesel dengeler nedeniyle Bakü ile karşı karşıya gelmekten kaçındığı anlaşılıyor. Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye’ye yılda 30 milyar metreküpe kadar doğal gaz sevk edildiğini hatırlatması, enerji ilişkilerinin yalnızca Azerbaycan’a bağımlı olmadığını da ortaya koyuyor.</p>
<p>İki ülke arasındaki yakınlık, “iki devlet, tek millet” sloganıyla ifade ediliyor. Ancak bu ilişkinin sürdürülebilirliği, tarafların birbirlerinin içişlerine müdahale etmemesi kadar karşılıklı eleştiriye de tahammül edebilmesine bağlı. Aliyev’in Ankara’daki zirveye katılmaması, bu açıdan diplomatik bir protokol meselesinin ötesinde, iki ülke arasındaki güç ve beklenti dengesinin yeniden sorgulanmasını gerektiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ankaradan-taviz-bakuden-mesafe-90967</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/erdogan-aliyev.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetine rağmen Ankara zirvesine katılmaması, iki ülke arasındaki gerilimin giderilemediğini gösterdi. Ankara’nın tansiyonu düşürmek için attığı adımlara rağmen Bakü’nün mesafeli tutumunu koruması, ilişkilerde yeni bir denge arayışına işaret ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/10-soruda-fon-krizi-ne-oldu-ne-olacak-90966</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 soruda fon krizi; ne oldu, ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye sermaye piyasalarını sarsan fon krizinin dolaylı etkileri sürerken, tasfiye sürecinin de oluşturulan yasal zeminle birlikte hızlanması bekleniyor. Krizin kökleri, belirli fonların Borsa İstanbul’da işlem hacmi düşük, “sığ” hisselerde aşırı yoğunlaşmasına dayanıyordu. Sığ pay dolaşımı ile şişirilen bazı hisseler üzerinden fon değerleri olağanüstü yükselirken, hem hisse hem de kimi fonlarda yüzlerce kat artışlar görüldü. Yüksek getiriler yeni yatırımcıları çekti ve sistem “Ponzi” benzeri işleyişle uzun süre kendi kendini besledi. Uluslararası endeks sağlayıcılarının, Türkiye piyasasına yatırım yapacak yabancı yatırımcıların güvenebileceği şeffaf ortaklık yapısı, gerçek fiili dolaşım ve etkin denetim için takvim belirlemesi, fon krizinde ilk işaret fişeğini ateşleyen gelişmeydi. SPK’nın uyarılar paralelinde getirdiği uyum kurallarının ardından, şişirilmiş fon ve hisselerde başlayan çöküşle fon krizi de patlak verdi. 17 Eylül’de 7 portföy yönetim şirketine ait toplam 131 fon için tasfiye kararı alındı. 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunan bu fonların toplam varlık büyüklüğü yaklaşık 800 milyar-1 trilyon TL (17-20 milyar dolar) seviyesindeydi. Ardından hisse ve özel sektör tahvil piyasasına sıçrayan kriz on milyarlarca dolar varlık kayıplarına yol açtı. Resmi açıklamaya göre, 30 Ekim itibariyle tasfiye sürecinde bulunan fon sayısı 38'e düşerken, bugüne kadar 72 bine yakın hesaba toplam 68 milyar lira tutarında ödeme yapıldı. TBMM'de kabul edilen 7596 sayılı Kanun ve ilgili SPK usul ve esas Kararı ile süreçleri netleşen olağanüstü tasfiye kapsamında bulunan fonlarla ilgili ilk ara ödemelere de dün itibariyle başlandı. EKONOMİ gazetesi 10 soruda, fon krizi sürecini analiz etti.<strong><br /></strong></p>
<p><strong>1- Fon nedir, kriz neden bu kadar yatırımcıyı etkiledi?</strong></p>
<p>Fon, portföy yönetim şirketlerinin çıkardığı içinde hisse, tahvil, altın gibi belli araçları içeren bir yatırım enstrümanı. Ve tek başına bu araçlara yatırım yapmaktansa profesyonel yöneticilerin oluşturduğu fonlar alınabilir. Fon yatırımcısı çıkarılan yatırım fonunda fon fiyatına göre anaparasının yettiği kadar bir bölümünün sahibi olur. Fonun içindeki yatırım araçlarının aşağı ya da yukarı yönüne göre fon değer kazanır veya kaybeder siz de bu harekete göre para kazanır veya kaybedersiniz. Yatırım fonları ve özellikle para piyasası fonları Haziran 2023 sonrası uygulanmaya başlayan sıkı para ve TL’yi özendirici politikalar nedeniyle daha fazla getiri isteyen yatırımcıların da büyük ilgisini çekti. Fon yatırımcı sayısı Haziran 2023’ten fon krizinin patlak vermesinden öncesinde yüzde 51,54 artışla 6 milyona dayanmıştı. Portföy büyüklüğü yani fonlardaki para miktarı da yüzde 864,9 ile 11 trilyon liraya yaklaşmıştı. Eylül sonunda yatırımcı sayısı 5.8 milyona, portföy büyüklüğü de 9.5 trilyon liraya geriledi. Ancak sıkı para politikası döneminde fonlardaki portföy büyüklüğü 10 katına varan bir artış yaşadı. Bu durum yatırım fonlarındaki krizin çok daha hissedilir ve tabana yayılır olmasına da neden oldu.</p>
<p><strong>2- Neden yatırım fonu krizi çıktı?</strong></p>
<p>Sorun ilk nerede başladı? Başta serbest fonlar olmak üzere Borsa İstanbul’da işlem gören işlem hacmi, fiili dolaşım oranı küçük çok da alıcı satıcısı olmayan hisselerde büyük pozisyonlar oluşturdu. Bu tür hisselerde işlem hacmi düşük olduğu için de tek bir işlemle çok hızlı hareketler yaşanabildi. Portföy yönetim şirketlerinin fonlarındaki hisselerdeki işlemleri sonucu hissenin fiyatı arttıkça fonun getirisi yükseldi. Ki bazı hisselerde 6 ayda yüzde 4 binin üzerinde yükselişler gözlendi. Diğer yatırım fonlarına nazaran akıl almaz şekilde yüksek getiri sağlayan bu fonlara yatırımcı da ilgi gösterdi ve yeni para girişi sistemi devam ettirdi. Fona para girdikçe benzer hisselerin alımı devam etti ve yeni hisseler de fonlara eklendi. Ancak bu döngü regülatörlerin geç de olsa devreye girmesiyle kesintiye uğradı. </p>
<p><strong>3- Foncuların bu sistemi neden çöktü?</strong></p>
<p>Aslında yatırım fonlarında ponzi benzeri bir sistemin varlığı ilk adımlar atıldığında finans profesyonelleri ve EKONOMİ başta olmak üzere bazı basın yayın organları tarafından fark edildi ve bu konuya dikkat çekildi. Özellikle EKONOMİ Gazetesi Tera Portföy’ün TLY fonu ile Pusula Portföy’ün Tera’nın hareketlerini birebir kopyalayan fonlarına ve bu fonlar içindeki hisselerin olağanüstü hareketine ilk günden yani Şubat 2025’ten beri işaret ediyor. Ancak Sermaye Piyasası Kurulu ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in fonlarda manipülasyon olduğuna ilişkin ilk net ifadeleri Kasım 2025’te geldi. Bu konuda adım Ağustos 2026’ya kadar atılmadı. 2025 Temmuz’a sadece nitelikli yatırımcıların yatırım yapabildiği bu fonlar TEFAS’a açıldı, daha fazla yatırımcı tabanı oluşturuldu ve kriz çok daha fazla yatırımcıya ulaştı. Mayıs 2026’da küresel endeks sağlayıcı MSCI’nın ilk Türkiye borsasına yönelik uyarılasına rağmen regülatör harekete geçmedi, haziran ve temmuzda gelen iki uyarı sonrası Sermaye Piyasası Kurulu önce fiili dolaşım oranına ilişkin adım attı. Ardından da 28 Ağustos’ta yatırım fonları rehberini çok daha sıkı kurallarla güncelleyerek yayınladı. İşte regülatörün devreye girip fonları düzenlemesi yatırımcıyı tedirgin etti ve domino taşı gibi bizi 16 Eylül’de patlayan likidite krizine doğru sürükledi.</p>
<p><strong>4- SPK’nın düzenlemesi neden fitili ateşledi?</strong></p>
<p>SPK’nın yatırım fonları yeni rehberi tek hisseye yatırım yapılmasının önüne geçiyor, başta patronlar olmak üzere hisse sahiplik oranlarında ve fiili dolaşım oranında sıkı bir şeffaflık oluşturmayı hedefliyor. SPK düzenlemesi sonrası tasfiyeye alınan bu fonların yatırım yaptığı hisselerde taban serileri başladı yani her işlem gününde yüzde 10 düşmeye alıcı bulamama sürecine girdi hisseler. Bu düşüş fon getirilerini de sert etkiledi. İlk önce Pusula Portföy’ün fonlarından çok hızlı bir yatırımcı çıkışı başladı. Şöyle düşünün sayısı sınırlı fon yatırımcısı fonunu satmak istese portföy yönetim şirketleri bunu karşılayabilir ancak çok fazla sayıda satış olduğunda fonun yeterli nakdi yoksa bunu karşılamak imkansız olur. Bu talepleri karşılayabilmek için yatırım fonlarındaki hisseler satılmaya başladı ancak bu hisseler alıcısı çok olmayan hisseler olduğu için tek tabandan sonra kapandı işlemler. Elinde ne varsa satsa da talebi karşılayamadı ve Pusula Portföy fonları ilk olarak temerrüde düşen fonlar oldu. Fonların kazanç döngüsü tersine döndü para girdikçe yükselme yerine çıkışla düşüşler gerçekleşti fon değeri düştükçe daha fazla yatırımcı çıkmak istedi.</p>
<p><strong>5- 16 Eylül’deki likidite krizinde ne yaşandı? </strong></p>
<p>Portföy yönetim şirketleri fonlarından çıkış yapmak isteyen yatırımcısının talebini karşılamak için elinde ne hisse varsa satmaya başladı ancak satış yapıldıkça hisselerin fiyatları düştü. Ve taban olan hisselerde işlemler durdu. Varlıklar hem para etmediği hem de hızla nakde dönüştürülemediği için likidite krizi başladı. Pusula Portföy’ün ardından Tera Portföy’de de yatırımcı hızlı bir çıkış sürecine girdi. Tera da Pusula gibi satışlara başladı aynı döngü onun başına da geldi. Bu kriz Borsa İstanbul’a çok sert yansıdı çünkü bazı fon hisseleri BİST100 endeksinde yüksek ağırlığa sahiplerdi. Hatta bir hisse BİST30’da yer alıyordu. Sert satışlar taban serileri tüm endeksleri negatif etkiledi, sadece fon yatırımcısı veya fonlar değil borsanın geneline bulaşan bir satış süreci yaşandı. Pusula Portföy fonlarının temerrüde düştüğünü yani ödemelerini zamanında yapamayacağını ilan etmesinden sonra Tera Portföy ile Atlas Portföy de fonlarında temerrüde düştüğünü açıkladı. Bu açıklamalar yatırımcıyı daha da korkuttu. BİST100 endeksi 16 Eylül’de yüzde 7,5 düştü. Kriz borsayı sardıktan sonra regülatörler ve kamu devreye girdi. Likidite ihtiyacı için TCMB hamle yaparken SPK 7 portföy yönetim şirketinin tüm işleme fonlarını kapattı, 131 fonun tasfiye edileceğini açıkladı. Türkiye Varlık Fonu ise en iyi alıcı olarak borsanın desteğine koştu.</p>
<p><strong>6- Fon tasfiyesi ne demek? </strong></p>
<p>yatırımcı parasını alabilecek mi? Ödemeler ne durumda? SPK'nın tasfiye sürecine aldığı fonlarda portföy büyüklüğünün 20 milyar dolara yaklaştığı ve 500 bine yakın yatırımcıyı ilgilendirdiği açıklandı. Tasfiye sürecini yönetmesi için Ziraat Bankası ve İş Bankası görevlendirildi. SPK 16 Eylül’den bu güne fonlarda yer alan hisselerdeki işlemler nedeniyle art arda lisans iptalleri, suç duyuruları ve cezalar yayınlamaya başladı. Tasfiye süreci yatırımcıların tüm anaparasını alabileceği anlamına gelmediği gibi para alamayacaklar anlamına da gelmiyor. Çünkü fonların değeri hisselerin satışları ve yaşananlar nedeniyle geriledi.</p>
<p>SPK tasfiye yöntemlerini düzenleyen işlemleri, 1 milyon liraya kadar yatırımcılara ara ödeme yapılacağını duyurdu. Bazı portföy yönetim şirketleri de kendilerinin ödeme yapabileceğini belirterek yatırımcılarına geri ödemelere başladı. Bugüne kadar 71 bin 899 hesaba toplam 68 milyar lira ödendi. Olağanüstü tasfiye kapsamındaki fonlar için ilk ara ödemeler ise cuma günü başladı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ödemelerin en düşük tutarlardan başlayarak yüksek tutarlara doğru ilerleyeceğini ifade etti 125 milyar liralık net yatırım tutarının geri ödeme kapsamına girdiğini kaydetti. Geri ödemelerin fonlarda kalan nakit, hisseler ve diğer varlıklarla karşılanacağını ayrıca haksız kazançlara yönelik açılan hesaba yapılan iadelerin de geri ödeme kapsamında kullanılacağını belirten Yılmaz, yargı sürecindeki kişilerin tedbir konulan varlıkları ve gayrimenkullerinin de TMSF'ye devredileceğini bunların da nakde çevrilerek ödemelerde kullanılacağını belirtti.</p>
<p><strong>7- Tasfiye başlamasına rağmen sis neden dağılmadı? </strong></p>
<p>Kamu devreye girip fonların tasfiye ve geri ödemelerini düzenlese de yatırımcılarda oluşan güven kaybı ve tedirginlik devam ediyor. Likidite krizi ise aşılabilmiş durumda değil. Kamu bu krizin bulaşmasını engellemek ve diğer yatırım araçlarında kayıpların önüne geçmek için hemen adımlar attı ancak bu adımlar yatırımcıların varlık satışlarını engelleyebilmiş değil. Özellikle Borsa İstanbul’da yaşanan yoğun satışlar hiçbir sıkıntısı olmayan büyük şirketlere de sıçramış durumda. Yatırım fonu krizine bulaşmamış aracı kurumlar bile yoğun satışlar nedeniyle nakit ihtiyacını karşılayabilmek kredili işlemlerdeki sıkıntıları çözebilmek için ellerinde ne varsa satıyor. Yabancı yatırımcının olmaması sorunu daha da büyütüyor. 16 Eylül’den bugüne borsada satış devam ediyor ve henüz önüne geçilebilmiş değil. Yatırım fonlarında ise yatırımcı ve nakit çıkışları sürüyor.</p>
<p><strong>8- Yatırım fonlarından korkulmalı mı? </strong></p>
<p>Yatırım fonu piyasasında düzenlemeler sürüyor. Tasfiye sürecindeki fonlarla ilgili yasada düzenlemeler yapıldı, ayrıca TEFAS'taki pay sahipliği eşikleri duyuruları sıklaştı, fonlara yoğunlaşma limiti getirildi. Yatırım fonlarında riski belirleyen parametrelere göre tercihlerin yapılması çok önemli. Her yatırım enstrümanı belli bir risk barındırır. Yatırım fonlarında bu riskler 1’den 7’ye kadar düzenlenmiş durumda. Nitelikli yatırımcı sınırının 50 milyon liraya çıkarılması da oldukça önemli. Riski daha yüksek olan serbest fonlara katılabilecek yatırımcı sınırı Aralık 2025’e kadar 1 milyon lira seviyesindeydi. Bu yatırım fonu krizinin tabana yayılmasının en önemli nedenlerinden biriydi. Aralık 2025’te 10 milyon liraya hafta başında ise 50 milyon liraya yükseltildi. Yatırımcı bir şeye daha dikkat etmeli. Yatırım fonlarını TEFAS’tan herkese açık olarak takip edebilirsiniz. Eğer bir kategoride bir fonu benzerlerinden akıl almaz şekilde yani biri 4 verirken 15-20 veriyorsa yatırımcı bunun nedenini sorgulamalı riskini göz önüne alarak tercihini ona göre yapmalı. Unutmayın her yatırım risk barındırır alabileceğiniz riske göre yatırım tercihlerinizi şekillendirmelisiniz.</p>
<p><strong>9- Yatırım fonlarında bundan sonra ne olacak? </strong></p>
<p>Yatırım fonlarına ve borsaya ilişkin düzenlemeler devam edecek. Bunun en önemli nedeni ise yine küresel endeks sağlayıcı MSCI’nın uyarılarının devam etmesi. MSCI Haziran 2027’ye kadar Türkiye’ye süre tanıdı ve Türk hisse senetlerine yönelik endeks değişikliklerini durdurdu. MSCI tarafından yapılan açıklamada, 2026 Piyasa Sınıflandırma İncelemesi kapsamında kurumsal yatırımcıların Türkiye'deki bazı küçük ölçekli halka açık şirketlerle yakın ilişkili fonların sahip olduğu paylar üzerinden gerçekleştirilebilecek olası koordineli işlemlere ilişkin ciddi endişeler olduğu belirtildi. Kurum, düzenleme ve denetimde Haziran 2027'ye kadar yeterli ilerleme sağlanamaması halinde Türkiye'nin "Gelişmekte Olan Piyasa" statüsünden "Sınır Piyasa" veya "Bağımsız Piyasa" statüsüne geçişinin değerlendirebileceğini bildirdi. Piyasada koordineli işlemlere yönelik bir düzenleme beklentisi büyük. Fiili dolaşım oranlarında ise gerekli ilerlemenin yapıldığı görüşünde piyasa uzmanları. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de fonların koordineli işlemleri dahil sermaye piyasası suçlarıyla mücadeleyi güçlendirecek yasal düzenlemeleri 2027 yılı başına kadar tamamlamayı planladıklarını açıkladı. Şimşek ayrıca atılan adımların etkilerinin takip edileceğini ve gerekirse yeni düzenlemeler yapılacağını da duyurdu</p>
<p><strong>10- Kriz, ekonomiyi ne kadar etkiledi? </strong></p>
<p>Bakan Şimşek yatırım fonlarındaki sorunun sistemik bir risk yaratmayacağını söyledi. Ancak bu ekonomiye hiçbir etkisi olmadığı anlamına gelmiyor. Fon krizinin likidite krizine evrilmesi borsadaki kayıpların yanı sıra özellikle özel sektör tahvillerinde bir endişe yarattı. Sıkı para politikası nedeniyle tahvil ihraçları şirketlerin son yıllarda oldukça artmıştı ve fonlar da bu tahvillerin en büyük müşterilerindendi. Şimdi alıcı tarafında yaşanan sıkıntı tahvillerde satışları tetiklediği gibi tahvil ihraç eden şirketlerin ödemelerini yapamayıp temerrüt kararları açıklamasına neden oldu. Bunun yanı sıra reel sektörden de sorunlara ilişkin talep artıyor çünkü çoğu şirketin tasfiye halindeki fonlarda olmasa da fon yatırımları var. Satışlar çıkışlar ve fon portföylerindeki varlıkların değerlerinde yaşanan düşüşler bu şirketlerin finansal durumunu negatif etkiliyor. Her ne kadar özel sektör tahvillerinde ödeme için kullanılan kredileri TCMB'nin bankalara getirdiği büyüme sınırlarından istisna olduğunu açıklasa da bankacılık sektörünün bu konuda iştahlı davranması beklenmiyor. İç talepte dezenflasyon sürecinde yaşanan yavaşlama fon krizi sonrası daha belirginleşebilir ve bu ekonomik büyümede negatif bir kalem olarak öne çıkabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/10-soruda-fon-krizi-ne-oldu-ne-olacak-90966</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/5/1280x720/lira-para-tl-1768566185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de yaklaşık 500 bin yatırımcıyı etkileyen fon krizi, 16 Eylül’de likidite krizine dönüşerek Borsa İstanbul’un geneline yayıldı. 131 fon tasfiyeye alınırken 71 bin 899 hesaba toplam 68 milyar lira ödeme yapıldı. Ancak piyasalarda satış baskısı ve güven kaybı sürüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
