<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-kapsamli-tufe-yuzde-161-artti-89148</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 18:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel kapsamlı TÜFE yüzde 1,61 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), eylül ayına ait mevsim etkilerinden arındırılmış özel kapsamlı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) göstergelerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, göstergelerin alt başlıklarından genel TÜFE, eylülde aylık yüzde 1,61 yükseldi.</p>
<p>Geçen ay işlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE yüzde 1,63, enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç TÜFE yüzde 1,68 artış kaydetti.</p>
<p>Endeks, enerjide yüzde 6,25, hizmette yüzde 1,85, enerji ve gıda dışı mallarda yüzde 1,34, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 0,08 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-kapsamli-tufe-yuzde-161-artti-89148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/market-alisveris-enflasyon.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre mevsim etkilerinden arındırılmış özel kapsamlı TÜFE aylık yüzde 1,61 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-efektif-doviz-kuru-10545e-yukseldi-89145</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel efektif döviz kuru 105,45&#039;e yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) eylül ayına ait "Reel Efektif Döviz Kuru Gelişmeleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, 2025=100 bazlı reel efektif döviz kuru endeksi, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) bazında eylülde bir önceki aya kıyasla 0,45 puan artarak 105,45 oldu. Endeks, ağustosta 105 düzeyindeydi.</p>
<p>Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) bazlı reel efektif döviz kuru endeksi ise bu dönemde 0,51 puan artarak 101,62'ye çıktı. Böylece Türk lirasının değeri, geçen yılın aynı dönemine göre TÜFE bazında 6,91 puan, Yİ-ÜFE bazında 2,08 puan arttı.</p>
<p>TCMB'nin reel efektif döviz kuru (REK) endeksi gelişmeleri değerlendirmesinde şu ifadeye yer verildi:</p>
<p>"TÜFE bazlı REK endeksine etki eden bileşenler incelendiğinde, Türk lirası karşısında, bir önceki aya göre dolar ortalama yüzde 1,63 değer kazanırken avro ortalama yüzde 1,08 değer kazanmıştır. TÜFE ise bir önceki aya göre yüzde 1,84 artarken, Yİ-ÜFE yüzde 2,07 artmıştır."</p>
<p>Değerlendirmede, Türkiye TÜFE'sindeki değişimin endeksin artışına katkıda bulunduğu, Dünya TÜFE Sepeti ile Nominal Kur Sepetindeki değişimin ise endekse azaltıcı yönde etki ettiği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-efektif-doviz-kuru-10545e-yukseldi-89145</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/kkmde-dusus-hizlandi-doviz-mevduati-sert-geriledi-8uz7_headline.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reel efektif döviz kuru endeksi, eylülde TÜFE bazında 0,45 puan artarak 105,45&#039;e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplan-balkanlarda-ticaret-koprulerimizi-daha-da-guclendirdik-89135</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İskender Kaplan: Balkanlar’da ticaret köprülerimizi daha da güçlendirdik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türk ihracatçısının küresel pazarlardaki ayağını güçlendirme vizyonu doğrultusunda 28 Eylül - 2 Ekim tarihleri arasında Kosova ve Kuzey Makedonya’ya yönelik Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından kapsamlı bir Ticaret Heyeti programı gerçekleştirdi.</p>
<p>TİM Sektörler Konseyi Üyesi ve TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan başkanlığında yürütülen programda, Türk firmaları Priştine ve Üsküp’te gerçekleşen B2B görüşmelerinde Balkan iş dünyasıyla bir araya geldi. Toplamda 925’i aşan ikili iş görüşmesiyle tamamlanan programın ardından bir değerlendirme yapan İskender Kaplan, temasların son derece verimli geçtiğini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4ff521b11d-1791295314.JPG" alt="" width="800" height="428" /></p>
<p><strong>"Priştine ve Üsküp’te yoğun bir ilgiyle karşılaştık"</strong></p>
<p>Balkanlar pazarının Türk ürünleri için taşıdığı potansiyele dikkat çeken İskender Kaplan, organizasyonun iki ayağında da beklentilerin üzerinde bir ilgiyle karşılaştıklarını ifade etti. Kaplan, şunları söyledi: "Türkiye İhracatçılar Meclisi olarak ihracatçımızın bayrağını dünyanın her noktasında dalgalandırmak için sahadayız. Kosova ve Kuzey Makedonya heyetimiz, bölgeyle var olan güçlü ilişkilerimizi ticari ortaklıklara dönüştürme adına çok kritik bir adımdı. Priştine’de 26 firmamızla gerçekleştirdiğimiz 400’ün üzerindeki görüşme ve hemen ardından Üsküp’te 210 Makedon firmasıyla yaptığımız 525 B2B teması, bölgedeki Türk malı algısının ve iş birliği arzusunun ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha kanıtladı. İki ülkede toplam 925’in üzerinde iş görüşmesine imza atarak ihracatçılarımız adına çok önemli kapılar araladık. TİM olarak Balkanlar’daki ticari varlığımızı artırmaya ve ihracatçımıza yeni pazarlar açmaya kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p><strong>Priştine’den Üsküp’e B2B maratonu</strong></p>
<p>İskender Kaplan başkanlığındaki heyetin ilk durağı Priştine oldu. T.C. Priştine Maslahatgüzarı Şeyda Çimeli Aydın ve Ticaret Müşavirliği yetkililerinin de katıldığı programda, 26 Türk ihracatçı firma temsilcisi Kosovalı ortaklarıyla buluşarak 400'den fazla görüşme gerçekleştirdi. Heyetin 1 Ekim'deki Üsküp ayağında ise büyük bir buluşma yaşandı. 26 Türk firmasından 31 temsilcinin katıldığı programa Kuzey Makedonya’dan 210 firma iştirak etti. Açılışta Heyet Başkanı İskender Kaplan’ın yanı sıra Kuzey Makedonya Ekonomi Odası CEO’su Antoni Peshev, Kuzeybatı Makedonya Ekonomi Odası Başkanı Nuhi Aliu, MATTO Başkanı Aydoğan Ademoski ve T.C. Üsküp Büyükelçisi Alper Aktaş birer konuşma yaparak iki ülke arasındaki stratejik bağların altını çizdi. Üsküp’te gerçekleşen 525 görüşmeyle birlikte ticaret heyeti, hedeflenen ticari hacmin ve yeni ortaklıkların temelleri atılarak başarıyla tamamlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplan-balkanlarda-ticaret-koprulerimizi-daha-da-guclendirdik-89135</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/5/1280x720/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplan-balkanlarda-ticaret-koprulerimizi-daha-da-guclendirdik-1791295345.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye İhracatçılar Meclisi organizasyonuyla düzenlenen Kosova ve Kuzey Makedonya Ticaret Heyeti Programı tamamlandı. Heyete başkanlık eden TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, &quot;Balkanlar tarihi bağlarımızın ötesinde, ihracatçımız için stratejik bir pazar kapısıdır. Bu programla ticaret köprülerimizi daha da güçlendirdik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kaan-ozhelvaci-fahri-konsoloslar-ekonomik-diplomasinin-yereldeki-aktorleri-89127</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 15:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaan Özhelvacı: Fahri konsoloslar ekonomik diplomasinin yereldeki aktörleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD), ekonomik diplomasinin iş dünyasındaki rolünü ve fahri konsolosların uluslararası ilişkilerde üstlendiği sorumlulukları düzenlediği panelde ele aldı.</p>
<p>EGİAD Uluslararası İlişkiler ve Dış Ticaret Komisyonu koordinasyonunda gerçekleştirilen buluşmada konuşan EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı M. Kaan Özhelvacı, fahri konsolosların temsil ettikleri ülkeler ile görev yaptıkları kent arasında ticaret, yatırım ve iş birliği fırsatlarının geliştirilmesinde önemli bir köprü olduğunu belirterek, “Fahri konsolosluk bir unvandan çok bir sorumluluktur” dedi.</p>
<p>Düzenlenen panelde İrlanda Ege Bölgesi Fahri Konsolosu ve EGİAD Geçmiş Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Akgerman, Guatemala Cumhuriyeti İzmir Fahri Konsolosu ve EGİAD Geçmiş Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Buğra İlter ile Çek Cumhuriyeti İzmir Fahri Konsolosu ve EGİAD Üyesi Zülküf Emre Çüngüşlügil konuşmacı olarak yer aldı. Panelin moderasyonunu EGİAD Genel Sekreteri Dr. H. İ. Murat Çelik üstlendi.</p>
<p>Panelde üç fahri konsolos, temsil ettikleri ülkeler ile Türkiye arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine yönelik çalışmalarını ve fahri konsolosluk görevlerinin iş dünyasına sunduğu fırsatları anlattı. Katılımcılar, karşılıklı güvenin artırılması, ticaret ve yatırım olanaklarının geliştirilmesi ve şehirler arasındaki ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin görüşlerini paylaştı.</p>
<p>İş dünyasının uluslararası ilişkilerde giderek daha güçlü bir aktör haline geldiğini belirten EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı M. Kaan Özhelvacı, iş insanlarının yalnızca ürün ve hizmetlerin değil, bilgi, teknoloji, kültür ve güvenin de ülkeler arasında taşınmasına katkı sunduğunu söyledi. Ekonomik diplomasinin merkezinde güven bulunduğunu vurgulayan Özhelvacı, “Bugün iş insanları uluslararası temaslarında yalnızca şirketlerini değil; şehirlerini, sektörlerini ve ülkelerini temsil ediyor. Bir anlamda, dünyanın farklı noktalarında ülkelerinin gayriresmî elçileri haline geliyorlar” dedi.</p>
<p>Fahri konsolosların temsil ettikleri ülkeler ile görev yaptıkları şehir arasında ticari, ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesinde önemli bir köprü olduğunu belirten Özhelvacı, “Fahri konsolosluk bir unvandan çok bir sorumluluktur. Temsil kabiliyeti, güvenilirlik, uluslararası bakış açısı, güçlü iletişim ve toplumsal itibar gerektirir” diye konuştu. EGİAD’ın üyelerine</p>
<p>sivil toplumdan uluslararası temsile uzanan bir liderlik deneyimi sunduğunu ifade eden Özhelvacı, iş dünyasının kurduğu uluslararası ilişkilerin kent ve ülkenin dünyayla bağlarını da güçlendirdiğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kaan-ozhelvaci-fahri-konsoloslar-ekonomik-diplomasinin-yereldeki-aktorleri-89127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/7/1280x720/kaan-ozhelvaci-fahri-konsoloslar-ekonomik-diplomasinin-yereldeki-aktorleri-1791289353.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik diplomasinin iş dünyası açısından öneminin ele alındığı panelde konuşan EGİAD Başkanı M. Kaan Özhelvacı, fahri konsolosların temsil ettikleri ülkeler ile İzmir arasında ticari, ekonomik ve kültürel bağların geliştirilmesinde önemli rol üstlendiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sibel-zorlu-sanayimizi-korurken-gelecege-hazirlamaliyiz-89125</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 15:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sibel Zorlu: Sanayimizi korurken geleceğe hazırlamalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD), farklı sektörlerden sanayicilerin katılımıyla gerçekleştirdiği Sanayi Çalıştayı’nın sonuçlarını raporlaştırdı. 2026 ESİAD Sanayi Çalıştayı Raporu’nda sanayinin finansmana erişim, enerji ve ham madde maliyetleri, kur ve talep koşulları gibi mevcut sorunlarının yanı sıra Avrupa Birliği’nin yeni ticaret düzenlemeleri, dijitalleşme, yapay zeka, verimlilik ve nitelikli insan kaynağı gibi rekabet gücünü belirleyecek başlıklar ele alındı.</p>
<p>Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller moderatörlüğünde gerçekleştirilen çalıştayda, yatırım ortamı ve finansmana erişim, enerji ve ham madde maliyetleri, AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), sürdürülebilirlik, dijitalleşme, yapay zeka, insan kaynağı ve üniversite-sanayi iş birliği değerlendirildi.</p>
<h2>“Üretimin kuralları değişiyor”</h2>
<p>Türkiye sanayisinin mevcut ekonomik koşullarda üretim ve rekabet gücünü korumaya çalışırken küresel ekonomideki değişime de uyum sağlaması gerektiğini belirten Zorlu, finansmana erişim, enerji ve ham madde maliyetleri ile kur ve talep koşullarının sanayici üzerindeki baskıyı artırdığını söyledi. Küresel ticarette korumacılığın yükselmesi, jeopolitik riskler ve tedarik zincirlerindeki değişimin de ihracatçıların rekabet koşullarını ağırlaştırdığını ifade eden Zorlu, “Yüzde 73-74 bandındaki Kapasite Kullanım Oranı ve son 30 aydır 50 eşik değerinin altında seyreden İmalat Sanayi PMI, sanayi üretimindeki belirgin yavaşlamayı teyit ediyor. Yüzde 27’lerdeki Üretici Fiyat Endeksi de işletmeler üzerindeki maliyet baskısının sürdüğünü gösteriyor” dedi.</p>
<p>Sanayinin gündeminin yalnızca mevcut ekonomik sorunlarla sınırlı olmadığını vurgulayan Zorlu, “Aynı anda üretimin kuralları da değişiyor. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve sürdürülebilirlik düzenlemeleri, dijitalleşme ve yapay zekadaki gelişmeler, verimlilik ihtiyacı ve nitelikli insan kaynağına erişim, rekabet gücünün yeni belirleyicileri haline geliyor” diye konuştu.</p>
<p>ESİAD Sanayi Çalıştayı Raporu’nda yatırım ortamı ve finansmana erişim, enerji ve ham madde maliyetleri, kur ve pazar koşulları, AB’nin yeni ticaret politikaları, kümelenme ve iş birliği, verimlilik, dijitalleşme ve yapay zeka, insan kaynağı ve üniversite-sanayi iş birliği ile Ar-Ge ve adaptasyon kapasitesi öne çıkan başlıklar oldu.</p>
<p>Raporda, sanayicilerin finansmana erişimindeki güçlüklerin azaltılması, enerji ve girdi maliyetlerinde rekabetçi koşulların sağlanması, AB düzenlemelerine uyum kapasitesinin artırılması ve işletmelerin dijital dönüşümünün hızlandırılması önerildi. Nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi ve üniversite-sanayi iş birliğinin proje bazlı çalışmaların ötesine taşınması da sanayinin gelecekteki rekabet gücü açısından kritik başlıklar arasında değerlendirildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sibel-zorlu-sanayimizi-korurken-gelecege-hazirlamaliyiz-89125</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/sibel-zorlu-1749475329.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ESİAD’ın Sanayi Çalıştayı Raporu’nda finansmana erişim, enerji ve ham madde maliyetleri, AB’nin yeni ticaret düzenlemeleri, dijitalleşme, yapay zeka ve nitelikli insan kaynağı sanayinin öncelikli gündemleri arasında gösterildi. ESİAD Başkanı Sibel Zorlu, mevcut sorunlar çözülürken sanayinin gelecekteki rekabet gücünün de inşa edilmesi gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-hizli-tren-agina-dogrudan-baglanan-il-sayisi-14e-ulasacak-89140</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Hızlı tren ağına doğrudan bağlanan il sayısı 14&#039;e ulaşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 9 Ekim'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açılacak Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Hattı'nın Çerkezköy-Kapıkule kesimine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Yazılı açıklamasında hattın hizmete alınmasıyla Yüksek Hızlı Tren (YHT) ağına doğrudan bağlı il sayısının 11'den 14'e çıkacağını belirten Uraloğlu, "Hızlı tren ağımızı Çerkezköy'den Kapıkule'ye, Avrupa sınırına kadar ulaştırıyoruz. Hattımızın hizmete girmesiyle Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne'yi de hızlı tren ağımıza dahil ederek Trakya'yı hızlı tren konforuyla buluşturacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, hattın saatte 200 kilometre işletme hızına uygun olduğunu belirterek, çift hatlı, elektrikli ve Seviye-1 sinyalli proje kapsamında 31 köprü, 8 aç-kapa tünel, 2 viyadük, 114 alt ve üst geçit ile 175 menfez inşa ettiklerini, 353 kilometre ray serimini tamamladıklarını bildirdi.</p>
<p>Hattın tamamlanmasıyla Halkalı-Kapıkule arasında yolcu seyahat süresinin 4 saatten 1,5 saate, yük taşıma süresinin ise 8,5 saatten 3,5 saate düşeceğini vurgulayan Uraloğlu, mevcut hat kapasitesini 4 kat artıracaklarını, yıllık yolcu sayısını 600 binden yaklaşık 3 milyona, yıllık yük taşıma hacmini ise 1,5 milyon tondan 9,5 milyon tona çıkacaklarını ifade etti.</p>
<p>Uraloğlu, hattın diğer etaplarında çalışmaların sürdüğünü kaydederek, "Ispartakule-Çerkezköy etabımız ile Ispartakule'yi Halkalı'ya bağlayacak kesimde de yapım çalışmalarına devam ediyoruz." bilgisini paylaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-hizli-tren-agina-dogrudan-baglanan-il-sayisi-14e-ulasacak-89140</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/yht.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Uraloğlu, Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Hattı&#039;nın Çerkezköy-Kapıkule kesiminin hizmete açılmasıyla hızlı tren ağına doğrudan bağlanan il sayısının 11&#039;den 14&#039;e yükseleceğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/agustostaki-gida-denetimlerinde-2182-milyon-lira-ceza-89139</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 14:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eylülde yapılan gıda denetimlerinde 218,2 milyon lira ceza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 1-30 Eylül tarihlerinde yurt genelinde yapılan gıda denetimleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Tarladan sofraya her aşamada milletin sağlığı ve güvenilir gıdaya ulaşmasının en temel öncelikleri olduğunu belirten Yumaklı, "1-30 Eylül tarihlerinde yurt genelinde 117 bin 360 gıda denetimi gerçekleştirdik. Denetimler sonucunda uygunsuzluk tespit edilen işletmelere 218,2 milyon lira idari para cezası uygularken, 29 işletmeyle ilgili suç duyurusunda bulunduk. Kurallara harfiyen uyan esnafımızı, işletmelerimizi baş tacı ederken, soframızın bereketine ve insanımızın sağlığına kastedenlere göz açtırmamaya kararlıyız." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/agustostaki-gida-denetimlerinde-2182-milyon-lira-ceza-89139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/yumakli-1770294211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayında 117 bin 360 gıda denetimi yapıldığını belirten Bakan İbrahim Yumaklı, &quot;Denetimler sonucunda uygunsuzluk tespit edilen işletmelere 218,2 milyon lira idari para cezası uygularken, 29 işletmeyle ilgili suç duyurusunda bulunduk.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-2026da-yapilan-suc-duyurularinin-96si-fonlarla-ilgili-89142</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK: 2026&#039;da yapılan suç duyurularının 96’sı fonlarla ilgili</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Borsa İstanbul tarafından soruşturmayı yürüten birimlere gönderilen raporda şüpheli fonlarla ilgili olarak 2025 yılından bu yana tam 130 kez uyarıda bulunulduğu, SPK'nin bunu dikkate almadığı yönündeki iddialar hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Kurulun, Borsa İstanbul tarafından gelen tüm bildirimleri titizlikle değerlendirdiği ve gerekli denetim ve gözetim işlemlerini yerine getirdiği belirtilen açıklamada, "Kurulumuz gözetim ve denetim çalışmalarında Borsa İstanbul tarafından elektronik posta yoluyla iletilen bilgi notlarını dahi dikkate almakta ve ilgililer hakkında gerekli yaptırımları uygulamaktadır." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, habere konu fonlara ilişkin bilgi notları sayısının gerçeği yansıtmadığı kaydedilerek, geçen yıl ve bu yılın 9 ayında uygulanan idari para cezası tutarı ve yapılan suç duyurularına ilişkin, şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>"Kurulumuz, denetimleri neticesinde gerçek ve tüzel kişilere 2025 yılında toplam 2 milyar 741 milyon lira ve 2026 yılının 9 ayında 948 milyon lira idari para cezası uygulamıştır. 2025 yılında 152 kişiye, 2026 yılı başından bu yana 174 kişiye suç duyurusunda bulunulmuştur. 2026 yılında yapılan suç duyurularının 96'sı fonlarla ilgili işlemler nedeniyledir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-2026da-yapilan-suc-duyurularinin-96si-fonlarla-ilgili-89142</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK açıklamasında, &quot;Kurulumuz, denetimleri neticesinde gerçek ve tüzel kişilere 2025 yılında toplam 2 milyar 741 milyon lira ve 2026 yılının 9 ayında 948 milyon lira idari para cezası uygulamıştır. 2025 yılında 152 kişiye, 2026 yılı başından bu yana 174 kişiye suç duyurusunda bulunulmuştur. 2026 yılında yapılan suç duyurularının 96&#039;sı fonlarla ilgili işlemler nedeniyledir.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gunes-ve-ruzgardan-toplam-elektrik-uretimi-99-milyar-kilovatsaate-yukseldi-89138</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 13:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneş ve rüzgardan toplam elektrik üretimi 9,9 milyar kilovatsaate yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının verilerine göre, ağustosta güneş kaynaklı elektrik üretimi 5,16 milyar kilovatsaat, rüzgar kaynaklı elektrik üretimi ise 4,74 milyar kilovatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Ağustosta güneşten elektrik üretiminin toplam üretim içindeki payı yüzde 14,1, rüzgarın payı ise 12,9 oldu. Böylece, güneş ve rüzgar kaynaklı toplam elektrik üretim değeri, ağustos ayında 9,9 milyar kilovatsaat ile tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı.</p>
<p>Ağustosta aylık üretim 36,71 milyar kilovatsaat olarak kayıtlara geçti. Aynı dönemde hidrolik, üretimde en büyük payı almayı sürdürdü.</p>
<p>Bu dönemde gerçekleştirilen elektrik üretiminin yüzde 24,7'sine denk gelen 9,08 milyar kilovatsaatlik kısmı hidrolik kaynaklardan elde edildi.</p>
<p>Aynı dönemde yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimi, yüzde 56,4’lük oranla 20,7 milyar kilovatsaat, yerli kaynaklı elektrik üretimi de yüzde 69,7’lik oranla 25,58 milyar kilovatsaat olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ağustosta bu yılın şu ana kadarki en yüksek günlük üretim değerine ulaşıldı. Günlük maksimum elektrik üretim değeri, 13 Ağustos'ta 1 milyon 241 bin 291 megavatsaate çıktı.</p>
<p>Elektrik üretim verilerinde 1 Ocak-31 Ağustos dönemi incelendiğinde, hidrolik kaynaklı elektrik üretimi 75,2 milyar kilovatsaat, rüzgar kaynaklı elektrik üretimi 30,4 milyar kilovatsaat, güneş kaynaklı elektrik üretimi 29,8 milyar kilovatsaat ile 2000'den beri benzer dönemdeki en yüksek üretim değerlerini oluşturdu.</p>
<p>Ayrıca, yerli kaynaklı elektrik üretimi yüzde 73,2'lik oran ve 181,8 milyar kilovatsaat üretim değeri, yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimi ise yüzde 60,3'lük oran ve 149,8 milyar kilovatsaat üretim değeri 2000'den beri benzer dönemlerde miktar ve oran bazında en yüksek değerler oldu.</p>
<p><strong>Bayraktar: 'Enerjide Tam Bağımsız Türkiye' hedefimize emin adımlarla ilerlemeyi sürdürüyoruz.</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, enerjide güçlü bir altyapının inşa edilmesinin amaçlandığını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yenilenebilir enerji altyapımıza yaptığımız uzun vadeli yatırımlar üretim rakamlarımıza rekorlarla yansımaya devam ediyor. Amacımız yalnızca bugünün enerji talebini karşılamak değil, sürdürülebilir, yenilikçi ve dışa bağımlılıktan tamamen arınmış güçlü bir altyapı inşa etmek. Güneş ve rüzgarda sahip olduğumuz bu yüksek potansiyeli en ileri teknolojilerle şebekemize entegre ederek 'Enerjide Tam Bağımsız Türkiye' hedefimize emin adımlarla ilerlemeyi sürdürüyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gunes-ve-ruzgardan-toplam-elektrik-uretimi-99-milyar-kilovatsaate-yukseldi-89138</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/2/1280x720/enerji-res-ges-gunes-1776923639.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, güneş ve rüzgar kaynaklı toplam elektrik üretiminde ağustosta 9,9 milyar kilovatsaat ile tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkıldığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/9-ayda-360-binden-fazla-firma-denetlendi-89137</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 13:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> 9 ayda 360 binden fazla firma denetlendi, 2,6 milyar lira ceza kesildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, yılın ocak-eylül dönemindeki piyasa denetim bilançosuyla ilgili bilgi verildi.</p>
<p>Yazılı açıklamay göre vatandaşların ekonomik refahını bozacak, iç piyasadaki istikrarlı seyri olumsuz etkileyecek, tüketicilerin arz ve talep dengesini olumsuz etkileyebilecek her türlü fiile karşı iç ticaret denetim birimleri tarafından gereken çalışmalar yapılıyor.</p>
<p>Bakanlık birimlerince yapılan denetimler sonucunda yılın 9 ayında 360 bin 578 firma ve yaklaşık 44 milyon 12 bin ürün denetlendi. Denetimlerde tespit edilen uygunsuzluklara 2,6 milyar lira idari para cezası uygulandı.</p>
<p>Buna göre, İç Ticaret Genel Müdürlüğü tarafından, otomotiv, stokçuluk, emlak, kuyum, fahiş fiyat, haksız ticari uygulamalar ve ödeme süreleri gibi alanlarda 59 bin 947 gerçek ve tüzel kişi denetlendi. Aykırı fiillerde bulunan 6 bin 72 gerçek ve tüzel kişiye 724,7 milyon lira idari para cezası verildi.</p>
<p>Genel Müdürlüğün denetimlerinde, fahiş fiyat nedeniyle 399,5 milyon lira, otomotiv sektörüne 145,1 milyon lira, emlak sektörüne 45,6 milyon lira, kuyum sektörüne de 13,7 milyon lira idari para cezası uygulandı.</p>
<p>Ticari elektronik ileti, çalışma saatleri ve lisanslı depolara ilişkin denetimlerde uygulanan idari para cezası miktarı da yaklaşık 115 milyon lira oldu.</p>
<p><strong>Tüketicinin korunması ve piyasa gözetimi denetimleri</strong></p>
<p>Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğünce de tüketicilerin günlük hayatta hemen hemen her gün taraf oldukları sözleşmeler, reklam ve haksız ticari uygulamalar ile ürün güvenliği alanlarında denetim yapıldı.</p>
<p>Bu kapsamda 9 ayda 40 bin 857 gerçek ve tüzel kişi denetlenerek, aykırı eylemlerde bulunan 1498 gerçek ve tüzel kişiye yaklaşık 984 milyon lira idari para cezası kesildi.</p>
<p>Ön ödemeli konut satışları, abonelik, mesafeli satış, taksitli satış, paket tur ve devre tatil gibi tüketicilerin taraf olduğu sözleşmelerdeki aykırılıklardan dolayı da 735,3 milyon lira ceza uygulandı.</p>
<p>Reklam ve haksız ticari uygulama denetimleri kapsamında 232,1 milyon lira, piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetleri kapsamında yapılan ürün güvenliği denetimlerinde aykırı bulunan fiillere de 16,7 milyon lira idari para cezası verildi.</p>
<p>Ticaret il müdürlükleri aracılığıyla da söz konusu dönemde 81 ilde 259 bin 774 firma denetlenirken, 52 bin 786'sına 917,6 milyon lira idari para cezası kesildi.</p>
<p><strong>Rekabet Kurumu çalışmaları</strong></p>
<p>Öte yandan, Rekabet Kurumu tarafından yapılan çalışmalar kapsamında geçen yıl 227 firmaya 13,2 milyar lira idari para cezası uygulanırken, bu yılın 9 ayında da iş gücü piyasaları, bilişim teknolojileri ve platform hizmetleri, otomotiv sektörü ve gıda endüstrisi alanlarında faaliyet gösteren 255 firmaya 20,5 milyar lira idari para cezası verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/9-ayda-360-binden-fazla-firma-denetlendi-89137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/market-denetim-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, 9 ayda 360 binin üzerinde firma ve 44 milyon ürünün denetlendiğini, denetimlerde 2,6 milyar lira idari para cezası uygulandığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/almanyaya-731-milyon-dolarlik-findik-ihrac-edildi-89141</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 13:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Almanya&#039;ya 731 milyon dolarlık fındık ihraç edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinden aldığı bilgiye göre, Türkiye'den 1 Eylül 2025-31 Ağustos 2026 ihracat sezonunda 120 ülke ve serbest bölgeye dış satım yapıldı.</p>
<p>Türkiye, bu dönemde 197 bin 85 ton iç fındık ihracatından 2 milyar 509 milyon 526 bin 39 dolar kazanç sağladı.</p>
<p>En fazla ürün satılan ilk üç ülke Almanya, İtalya ve Fransa oldu.</p>
<p>Almanya'ya gönderilen 56 bin 335 ton fındık karşılığında 730 milyon 955 bin 988 dolar gelir elde edildi.</p>
<p>İtalya'ya 395 milyon 264 bin 674 dolar karşılığı 31 bin 201 ton ve Fransa'ya 147 milyon 324 bin 404 dolar karşılığı 10 bin 500 ton ürün gönderildi.</p>
<p>Türkiye'den söz konusu dönemde en az fındık ihracatı ise 5'er kilogramla Şili ve Gambiya'ya yapıldı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/almanyaya-731-milyon-dolarlik-findik-ihrac-edildi-89141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2025-2026 ihracat sezonunda Almanya&#039;ya 731 milyon dolarlık 56 bin 335 ton fındık ihraç edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/gto-cayirovaya-e-sinav-merkezi-kazandird-89131</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO&#039;dan Çayırova’ya E-Sınav Merkezi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Ticaret Odasının (GTO) bölgenin eğitim altyapısına yönelik çalışmalarına Çayırova’da yaptığı E-Sınav Merkezi ile devam ettiği bildirildi. Elektronik ortamda gerçekleştirilen sınavlara ev sahipliği yapacak merkezin, GTO üyeleri ve vatandaşların sınav süreçlerine daha kolay ve yakın bir noktadan erişmesini sağlayacağı belirtildi.</p>
<p>Merkezin hizmete girmesiyle birlikte sınavlara katılacak adayların uzak merkezlere gitme ihtiyacı azalırken, ulaşım için harcanan zaman ve maliyetin de düşürülmesi amaçlanıyor. Çayırova ve çevre ilçelerde yaşayan vatandaşlara daha erişilebilir bir sınav imkânı sunacak merkezin, bölgenin sınav altyapısının güçlenmesine katkı sağlayacağı ifade edildi.</p>
<p>GTO Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, E-Sınav Merkezi’nin özellikle Çayırova ve çevre ilçelerde yaşayan vatandaşlar açısından önemli bir kolaylık sağlayacağını belirterek, “Üyelerimizin ve vatandaşlarımızın sınavlara daha kolay ulaşabilmesi için böyle bir merkezin bölgemizde hizmet vermesini önemsiyoruz. Adayların sınav için uzak merkezlere gitmek zorunda kalmaması, hem zaman hem de ulaşım maliyetleri açısından önemli bir avantaj sağlayacak. GTO olarak yalnızca üyelerimizin ihtiyaçlarına yönelik değil, bölgemizin ortak ihtiyaçlarına cevap verecek çalışmalar gerçekleştirmeye ve Gebze bölgesinin gelişimine katkı sunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/gto-cayirovaya-e-sinav-merkezi-kazandird-89131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/1/1280x720/gto-cayirovaya-e-sinav-merkezi-kazandirdi-1791291083.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çayırova’da hizmete girecek olan E-Sınav Merkezi hakkında açıklama yapan Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş,  &quot;Üyelerimizin ve vatandaşlarımızın sınavlara daha kolay ulaşabilmesi için böyle bir merkezin bölgemizde hizmet vermesini önemsiyoruz. Adayların sınav için uzak merkezlere gitmek zorunda kalmaması, hem zaman hem de ulaşım maliyetleri açısından önemli bir avantaj sağlayacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/igsas-yilda-1-milyon-metrekup-su-tasarrufu-saglayacak-tesisi-devreye-alacak-89146</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İGSAŞ, &#039;Deniz Suyundan Saf Su Üretim Projesi&#039;ni hayata geçirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Yıldızlar Yatırım Holding bünyesinde faaliyet gösteren İstanbul Gübre Sanayi AŞ'nin (İGSAŞ), üretim faaliyetlerini sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarla güçlendirdiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Türkiye’nin gübre ihtiyacının yüzde 20’sini tek başına karşılayan şirket, suyun verimli kullanımı ve geri kazanımı için hayata geçirdiği projelerle doğal kaynak tüketimini ve atık su miktarını azaltmayı hedefliyor. İGSAŞ, Kütahya ve Antalya tesislerinde devreye aldığı su geri kazanım projelerine Kocaeli’de başlatılan deniz suyu arıtma yatırımını da ekledi.</p>
<p>Su yönetimine yönelik çalışmalarını üretim tesislerinin geneline taşıyan İGSAŞ'ın, bu alandaki uygulamalarını Mavi Seviye Su Verimliliği Belgesi ile de ortaya koyduğu vurgulandı. İklim krizi ve artan su baskısına karşı su kaynaklarının korunması ve verimli yönetilmesi amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı öncülüğünde yürütülen çalışmalar kapsamında verilen belgeye, İGSAŞ’ın Kocaeli, Kütahya, Antalya, Samsun ve Hatay’daki beş üretim tesisi sahip bulunuyor.</p>
<p>Kuraklık dönemlerinde Kocaeli ve çevresinin önemli tatlı su kaynaklarından Sapanca Gölü’nde su seviyelerinin kritik seviyelere gerilemesinin şirketi alternatif su kaynaklarına yönelttiği berlitilen açıklamada, bu kapsamda, üretimde ihtiyaç duyulan suyun denizden karşılanmasına yönelik Deniz Suyundan Saf Su Üretim (RO) Projesi’nin hayata geçirildiği ifade edildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/10/06/whatsapp-image-2026-10-06-at-17-hom1.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“Tesisimiz yıllık 2 milyon metreküp teknik kapasiteye sahip olacak”</h2>
<p>2026 yılının başında yapılan ölçümlerde Sapanca Gölü’ndeki su seviyesinin yaklaşık 28,5-28,9 metre aralığında kaldığını belirten İGSAŞ Genel Müdürü İlkay Ünal, “Sapanca Gölü’ndeki su seviyelerinin kritik seviyelere gerilemesi, sanayide alternatif kaynak arayışının ne kadar acil olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu kapsamda hayata geçirdiğimiz Deniz Suyundan Saf Su Üretim (RO) Projesi ile deniz suyunu ileri arıtma sistemleri ve ters ozmoz (ReverseOsmosis) teknolojisi kullanarak sanayide kullanılabilir kalitede saf suya dönüştüreceğiz. Günlük 5 bin 400 metreküp, yıllık yaklaşık 2 milyon metreküp teknik kapasiteye sahip olacak tesisimizi 2027 yılının ilk çeyreğinde tam kapasiteyle devreye almayı planlıyoruz” dedi.</p>
<h2>“Aylık 83 bin metreküp tatlı su kullanımını azaltacağız”</h2>
<p>Tesisin devreye alınmasıyla birlikte İGSAŞ’ın yıllık yaklaşık 1 milyon metreküplük su tüketiminin büyük bölümünün deniz suyundan karşılanacağını söyleyen Ünal, “Tesisimiz faaliyete geçtiğinde günlük yaklaşık 2 bin 700, aylık yaklaşık 83 bin metreküp tatlı su kullanımını azaltacağız. Yıllık yaklaşık 1 milyon metreküplük su tasarrufuna karşılık gelen bu miktar, dört kişilik yaklaşık 13 bin hanenin bir yıllık su tüketimine eşdeğer. Projemizde çevresel etkileri de gözetiyoruz. Saf su üretimi için denizden ilave su çekmeyecek, ihtiyacımız olan suyu mevcut soğutma suyu sisteminin geri dönüş hattından sağlayacağız. Böylece deniz ekosistemi üzerindeki olası etkileri de minimumda tutmayı hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Suyun verimli kullanımını çevresel bir sorumluluğun ötesinde sürdürülebilir üretimin stratejik unsurlarından biri olarak gördüklerini ifade eden Ünal, “Su, yaşamın devamlılığı ve iklim dengesi açısından en kritik kaynaklardan biri. Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) verilerine göre Türkiye, su stresi sıralamasında 39. sırada yer alıyor ve su stresi skoru 3,39 seviyesinde bulunuyor. Bu tablo, sanayide suyun geri kazanımına yönelik yatırımların önemini açıkça ortaya koyuyor. Biz de hayata geçirdiğimiz projelerle suyun taşıdığı değeri üretim süreçlerimizin merkezine alıyoruz. Önümüzdeki dönemde de kaynakların verimli kullanımını esas alan, atık oluşumunu en aza indiren ve geri kazanıma odaklanan projeleri hayata geçirmeye kararlılıkla devam edeceğiz” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/igsas-yilda-1-milyon-metrekup-su-tasarrufu-saglayacak-tesisi-devreye-alacak-89146</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/6/1280x720/igsas-yilda-1-milyon-metrekup-su-tasarrufu-saglayacak-1791299253.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İGSAŞ, Sapanca Gölü üzerindeki su baskısını azaltmak amacıyla Deniz Suyundan Saf Su Üretim Projesi’ni hayata geçirdi. Genel Müdür İlkay Ünal, &quot;Deniz Suyundan Saf Su Üretim Projesi ile deniz suyunu ileri arıtma sistemleri ve ters ozmoz teknolojisi kullanarak sanayide kullanılabilir kalitede saf suya dönüştüreceğiz. Günlük 5 bin 400 metreküp, yıllık yaklaşık 2 milyon metreküp teknik kapasiteye sahip olacak tesisimizi 2027 yılının ilk çeyreğinde tam kapasiteyle devreye almayı planlıyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-89144</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknofest &#039;İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması’nda ödüller sahiplerini buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST Güneydoğu’nun ödül töreni, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın katılımıyla Şanlıurfa GAP Havalimanı’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>Birincilik elde eden takımlar ödüllerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar’dan alırken, ikincilik ve üçüncülük elde eden takımların ödüllerini Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün birlikte takdim etti.</p>
<p><strong>Astronomi ve uzay teknolojileri</strong></p>
<p>Balıkesir Edremit Remzi Molvalıoğlu Ortaokulu öğrencilerinden oluşan NEBULA BİLSEM takımı üyeleri Duru Yavaşoğlu, Ahmet Emir Sarı, Uygar Erbudak, Yağmur Kurt, Tarık Asalıoğlu ve Nil Deniz Gür’ün, Ahmet Alkaya danışmanlığında geliştirdiği proje, “Astronomi ve Uzay Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Birincilik” ödülüne layık görüldü. Özel Bahçeşehir Vizyon Ortaokulu öğrencisi ve Spektra-Muhafız takımı üyesi Derin Karadaş’ın, Burak Güneş danışmanlığında geliştirdiği proje, “Astronomi ve Uzay Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi İkincilik” ödülüne değer görüldü. ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Ortaokulu öğrencilerinden oluşan Cartesian takımı üyeleri Çınar Kağan Cinbiş, Kerem Sungun, Albeg Tan Öğün, Kaya Kolukısa ve Arda Savaş’ın, Sezer Çetintaş danışmanlığında geliştirdiği proje, “Astronomi ve Uzay Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Üçüncülük” derecesi elde etti. ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Ortaokulu öğrencilerinden oluşan ODTÜLÜ TEKNO ÇEKİRGELER takımı üyeleri Arda Güven, Ela Yalçın ve Elif Avtepe’nin, Zeynep Dilhan Aydoğan danışmanlığında geliştirdiği proje, “Astronomi ve Uzay Teknolojileri” kategorisinde “En İyi Sunum” ödülünün sahibi oldu. Gökkuşağı Ortaokulu öğrencisi ve Tekno Bilim takımı üyesi Muhammed Said Sezikli’nin geliştirdiği proje, “Astronomi ve Uzay Teknolojileri” kategorisinde “En İyi Sunum” ödülüne layık görüldü.</p>
<p><strong>Doğa bilimleri ve çevresel farkındalık</strong></p>
<p>Siverek Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan Kodboy takımı üyeleri Mustafa Emir Çakırkalın, Muhammed Kemal Çakırkalın, Zerya Günçiçeği ve Suden Döndü’nün, Barış Mustafa Özsüllü danışmanlığında geliştirdiği proje, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Birincilik” ödülüne layık görüldü. Samiye Teymur Emine Ulusoy Ortaokulu öğrencilerinden oluşan Diriliş Cinderesi takımı üyeleri Hiranur Kaya, Yağmur Kara, Kasım Arabelhalil ve Ecrin Leyla Akcan’ın, Ömer Güneş danışmanlığında geliştirdiği proje, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi İkincilik” ödülüne değer görüldü. Mardin Artuklu’dan NouS takımı üyeleri Musa Mirza Demir, Eymen Mirza Nas, Asmin Asya Demir ve Eylül Çete’nin, Abdurrahman Abay danışmanlığında geliştirdiği proje, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Üçüncülük” ödülüne layık görüldü. Şanlıurfa’dan Karbon Avcıları takımı üyeleri Taha Yasin Altun, Abdullah Tuna Yaşar, Mehmet Eski, Feyza İncik ve Servan Aksoy’un, Binnur Yılmazyıldırım danışmanlığında geliştirdiği proje, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık” kategorisinde “En İyi Sunum” ödülünün sahibi oldu. Şanlıurfa BİLSEM öğrencilerinden oluşan takım üyeleri Fatma Zehra Öztürk, Melahat Sena Sabuncu, Muaz Ali Dalkürek ve Sarya Polat’ın, Özcan Kolyiğit danışmanlığında geliştirdikleri proje, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık” kategorisinde “Toplumsal Fayda” ödülüne değer görüldü.</p>
<p><strong>Eğitim teknolojileri</strong></p>
<p>Adana’dan Duman Çıktı takımı üyeleri Ozan Öztep, Uğur Necmettin Aslan, Mehmet Arda Küçük, Süleyman Enes Doğan ve Onur Malcı’nın, Zehra Betül Bute danışmanlığında geliştirdiği proje, “Eğitim Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Birincilik” ödülüne layık görüldü. Siverek Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan Kodboy takımı üyeleri Mustafa Emir Çakırkalın, Muhammed Kemal Çakırkalın, Zerya Günçiçeği ve Suden Döndü’nün, Barış Mustafa Özsüllü danışmanlığında geliştirdiği proje, “Eğitim Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi İkincilik” ödülünün sahibi oldu. Mehmet Necati Akel Yatılı Bölge Ortaokulu öğrencilerinden oluşan Kuzey Işıkları takımı üyeleri Elif Çelik, Ramazan Yiğit Atalay, Ceylin Naz Kul, Kezban Zümra Özdemir ve İdris Kağan Abacı’nın, İsmail Abacı danışmanlığında geliştirdiği proje, “Eğitim Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Üçüncülük” ödülüne değer görüldü. İstanbul’dan Seagulls of Codes takımı üyeleri Fatih Göcen, Arhan Berge, Atlas Kırcı, Ümit Eymen Ozan, Miran Günel ve Belinay Kütükoğlu’nun, Samet Değirmenci danışmanlığında geliştirdiği proje, “Eğitim Teknolojileri” kategorisinde “En İyi Sunum” ödülüne layık görüldü. Yeşilköy 19 Aralık Ortaokulu öğrencileri Ranel Meyra Karaalioğlu ve Zeynep Ergin’in, Emine Şarlı Çaparuşağı danışmanlığında geliştirdiği proje, “Eğitim Teknolojileri” kategorisinde “Toplumsal Fayda” ödülünün sahibi oldu.</p>
<p><strong>Sağlık ve iyi yaşam teknolojileri</strong></p>
<p>Çorum Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan LONGA TEAM takımı üyeleri Ahmet Said Satıcı, Eymen Şimşek, Orhan Efe Longa ve Ömer Kaan Fidan’ın, Mehmet Fidan danışmanlığında geliştirdiği proje, “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Birincilik” ödülüne layık görüldü. Bayburt Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan 2-H2O TİMLERİ takımı üyeleri Azra Beren Araz, Nilay Narin, Ömer Said Keskinoğlu, Mehmet Teyfik Araz, Hayrunnisa Eren, Kadir Mert Akkoyun ve Irmak Buğlem Erkeç’in, Zöhre Araz danışmanlığında geliştirdiği proje, “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi İkincilik” ödülüne değer görüldü. Samsun Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan Engelsiz Takım üyeleri Poyraz Onat Coşgun ve Pars Onan Coşgun’un, İrfan Gümüş danışmanlığında geliştirdiği proje, “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Üçüncülük” ödülünün sahibi oldu. İbn-i Sina Ortaokulu öğrencisi ve Engelsiz Bağ takımı üyesi Zehra Tut’un, Meltem Küçükarslan danışmanlığında geliştirdiği proje, “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” kategorisinde “Toplumsal Fayda” ödülüne layık görüldü. Yüreğir Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan Yüreğir BİLSEM-TULPAR takımı üyeleri Helen Akdoğan, Defne Sena Aladağ ve Çağan Can’ın, Dr. Ahmet Turan Aladağ danışmanlığında geliştirdiği proje, “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” kategorisinde “En İyi Sunum” ödülüne değer görüldü.</p>
<p><strong>Sanko, Türkiye’nin milli teknoloji hamlesine katkı sunuyor</strong></p>
<p>SANKO Holding’in yürütücülüğünde düzenlenen İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması – Ortaokul Seviyesi kapsamında; “Astronomi ve Uzay Teknolojileri”, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık”, “Eğitim Teknolojileri” ile “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” olmak üzere dört alt kategoride toplam 189 bin 701 başvuru gerçekleştirilirken, 101 takım ise finalde yarışma hakkı elde etti. İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması ile öğrencilerin yaratıcı ve yenilikçi fikirler geliştirmeleri, bu fikirleri teknolojiyle buluşturarak insanlık yararına çözümlere dönüştürmeleri hedefleniyor.</p>
<p>SANKO Holding'in, toplumun tamamında teknoloji ve bilim konusunda farkındalık oluşturmayı, Türkiye’nin bilim ve mühendislik alanlarında yetişmiş insan kaynağını artırmayı hedefleyen TEKNOFEST’in bu yıl yedinci kez ana paydaşları arasında yer alarak Türkiye’nin Milli Teknoloji Hamlesi yolculuğunda geleceğin teknolojilerini üretecek gençleri desteklemeyi sürdürdüğü belirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-89144</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/4/1280x720/teknofest-insanlik-yararina-teknolojiler-yarismasinda-oduller-sahiplerini-buldu-1791298239.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEKNOFEST’in ana paydaşlarından SANKO Holding’in yürütücülüğünü üstlendiği “İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması”nın Ortaokul Seviyesi’nde dereceye giren takımlar ödüllendirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tedarikte-yeni-model-her-turk-ureticiye-bir-yabanci-89095</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tedarikte yeni model: Her Türk üreticiye bir yabancı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türkiye’de tekstil ve hazır giyim üreticilerinin artan maliyetlerle mücadele ettiği dönemde Mavi, tedarik zincirindeki riskleri azaltmak için “1+1” stratejisini devreye aldı. Mavi CEO’su Cüneyt Yavuz, her yerli üreticinin yanında şirketin standartlarını karşılayabilecek alternatif bir uluslararası üretici bulundurduklarını açıkladı. Mavi 2026 İkinci Çeyrek Finansal Sonuçlar Toplantısı’nda konuşan Yavuz, Mısır’da 30 yılı aşkın süredir üretim yaptırdıklarını belirterek, tedarik noktaları arasında ürün kaydırarak maliyet, kalite ve teslimat dengesini korumayı hedeflediklerini açıkladı.</p>
<p>Yatırımcı sunumunda tedarikçilerinden biri olan Orta Anadolu’nun kapanması ve Mısır’da üretimle ilgili soruları yanıtlayan Yavuz, “Mavi bu yıl 35’inci yılını kutluyor ve söz konusu şirket kuruluşumuzdan itibaren uzun yıllar boyunca önemli iş ortaklarımızdan biri oldu. Aldıkları ticari kararı önceden bizimle paylaşmaları sayesinde hazırlık yapma imkânı bulduk. Böylece operasyonlarımızdaki aksaklığı minimumda tutmak amacıyla bazı ürün ihtiyaçlarımızı başka üretim noktalarına kaydırabildik. Bunun Mavi’nin tedarikçileriyle kurduğu çalışma ilişkisinin de bir göstergesi olduğunu düşünüyorum. Kredi, finans ve tedarik departmanlarımız tedarik ortamını ve bütün altyapıyı yakından takip ediyor” dedi.</p>
<h2>Mısır'da 30 yıllık üretim</h2>
<p>Mısır’da yeni değil 30 yılı aşkın süredir üretim yaptırdıklarını anlatan Yavuz, şöyle devam etti: “Şu anda Türkiye’de özellikle son birkaç yılda birçok marka Mısır’daki faaliyetlerini büyütmenin ve burada yeni iş modelleri oluşturmanın yollarını arıyor. Bizim açımızdan en büyük öncelik kalite, ardından elbette fiyat geliyor. Bir başka örnek vermek gerekirse, Mısır’da üç yılı aşkın süredir tedarik ortaklarımızı yöneten bir ülke tedarik yöneticimiz ve ekibimiz bulunuyor. Dolayısıyla Mısır denim sektörüyle 30 yılı aşan ilişkimizin yanı sıra tedarik ve bağlantılar açısından da Mısır pazarında halihazırda güçlü şekilde yerleşmiş bir şirketiz.”</p>
<h2>İşçilik maliyeti ucuz ama… </h2>
<p>Yönetmeye çalıştıkları temel konunun brüt kar marjında istikrar sağlamak olduğunu dile getiren Yavuz, ürünleri Vietnam’dan Türkiye’ye, Türkiye’den Mısır’a, Mısır’dan Sırbistan’a kaydırabildikleri bir sistem oturttuklarına dikkat çeken Yavuz, birinci önceliklerinin her şeyden önce doğru ürünü, doğru zamanda ve doğru kalitede elde etmek olduğunun altını çizdi. Yavuz, “Mısır özelindeki soruya dönersek, üretimi buraya kaydırdığınızda işçilik maliyeti düşüyor. Ancak diğer taraftan zaman maliyeti ve bazı operasyonel giderler ortaya çıkıyor. Dolayısıyla burada bir ödünleşme söz konusu. Yalnızca tek bir maliyet unsuruna bakmak yanıltıcı olur. Maalesef şunu da görüyoruz: Birçok Türk üretici, işçilik ucuz olduğu için Mısır’a gidiyor ancak yalnızca işçiliğin ucuz olmasının doğru sonuçları elde etmek için yeterli olmadığını görüyor. Çünkü belirli bir ürünü üretmek, oradaki insanların gerekli bilgi birikimine sahip olmasını ve operasyon sistemlerinin düzgün şekilde kurulmasını da gerektiriyor. Sistemde başka verimsizlikler de ortaya çıkabiliyor. Ancak Mavi açısından bunlar bir engel oluşturmuyor. Çünkü halihazırda doğru üreticilerle çalışıyoruz ve gerekli adımları atmış durumdayız” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">GÖLGE GİBİ ALTERNATİF ÜRETİCİ</span></h2>
<p>Mavi'nin şu anda bir “1+1 stratejisi” olduğuna dikkat çeken Cüneyt Yavuz, sistemi şöyle açıkladı: “Çalıştığımız her yerli üretici için, brüt kâr marjı, kalite ve zamanında teslimat açısından standartlarımızı karşılayabilecek bir ‘gölge’ veya alternatif uluslararası üreticimiz bulunuyor. Bu yeni bir eğilim ve aynı zamanda yeni bir baskı noktası haline geldi. Ancak küresel bir şirket olarak tedarik ekibimizin de küresel bir tedarik ekibi olduğunu ve bu süreçten geçerken işlerimizi sürdürebildiğimizi söylemekten gurur duyuyorum. Bu tekstil ve hazır giyim işinin bir parçası. Zaman zaman bazı ülkeler daha pahalı, bazıları daha ucuz hale gelecektir. Maalesef savaşlar olacak, vergiler ve gümrük tarifeleri gündeme gelecek. Mavi ise bunların etkisini azaltabilecek ve en uygun senaryoyu bulabilecek durumda. Bunlar bizim kontrolümüz dışındaki gelişmeler. Ancak bunları en iyi şekilde yönetebilecek şirketlerden biri olduğumuzu düşünüyorum. Genel olarak baktığımızda ise tedarikin uluslararası veya yerli olması bizim açımızdan biraz daha ikincil bir konu. Önemli olan brüt kâr marjı beklentimizi ve operasyonel hedeflerimizi koruyabilmek.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tedarikte-yeni-model-her-turk-ureticiye-bir-yabanci-89095</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/5/1280x720/cuneyt-yavuz-1791266482.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil ve hazır giyim üreticilerinin artan maliyetlerle mücadele ettiği dönemde Mavi, tedarik zincirindeki riskleri azaltmak için “1+1” stratejisini devreye aldı. Uyguladıkları sistemi anlatan Mavi CEO’su Cüneyt Yavuz, her yerli üreticinin yanında şirketin standartlarını karşılayabilecek alternatif bir uluslararası üretici bulundurduklarını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-istihdam-artti-hazir-giyimde-sirket-sayisi-azaldi-89091</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstilde istihdam arttı hazır giyimde şirket sayısı azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Tekstil ve hazır giyim sektörlerinde istihdam cephesinde haziran ayında yaşanan toparlanma temmuzda hız kesti. Verilere göre iki sektörde toplam çalışan sayısı hazirandaki 858 bin 774 kişiden temmuzda 859 bin 196 kişiye yükseldi. Böylece bir aylık istihdam artışı 422 kişiyle sınırlı kaldı. Çalışan sayısındaki sınırlı artışa karşılık şirket sayısında yeniden düşüş yaşandı. Haziranda tekstil ve hazır giyimde toplam 53 bin 553 şirket faaliyet gösterirken, temmuzda bu sayı 127 azalarak 53 bin 426’ya indi.</p>
<h2>Tekstil 838 kişilik istihdam sağladı </h2>
<p>Temmuz ayında iki sektörün performansı birbirinden ayrıştı. Tekstil sektöründe çalışan sayısı hazirandaki 351 bin 105 kişiden 351 bin 943’e yükseldi. Böylece sektör bir ayda 838 kişilik net istihdam artışı sağladı. Buna karşılık tekstilde şirket sayısı 18 bin 492’den 18 bin 484’e geriledi. Temmuz ayında çalışan sayısı artarken şirket sayısının 8 adet azalması dikkat çekti. Hazır giyimde ise temmuz ayında hem istihdam hem şirket sayısı geriledi. Çalışan sayısı hazirandaki 507 bin 669 kişiden 507 bin 253’e düşerken, bir ayda 416 kişilik kayıp yaşandı. Şirket sayısı da 35 bin 61’den 34 bin 942’ye geriledi. Böylece hazır giyimde yalnızca bir ayda 119 şirket eksildi.</p>
<h2>Hazirandaki güçlü artış devam etmedi </h2>
<p>Aylık veriler istihdamdaki dalgalı seyrin sürdüğünü ortaya koydu. Tekstil ve hazır giyimde toplam çalışan sayısı martta 833 bin 725 kişiye kadar geriledikten sonra nisanda 851 bin 624’e yükseldi. Mayısta yeniden 837 bin 623’e inen istihdam, haziranda 21 bin 151 kişilik güçlü artışla 858 bin 774’e çıktı. Temmuzda ise artış yalnızca 422 kişi oldu. Böylece mart ayındaki dip seviyeden bu yana iki sektörde toplam istihdam 25 bin 471 kişi artmasına rağmen, toparlanmanın büyük bölümünün nisan ve haziran aylarında gerçekleştiği görüldü.</p>
<h2>Yılbaşından bu yana 688 şirket eksildi </h2>
<p>2025 sonuyla karşılaştırıldığında çalışan ve şirket sayılarındaki ayrışma daha belirgin hale geldi. Aralık 2025’te tekstil ve hazır giyimde toplam 54 bin 114 şirket ve 845 bin 904 çalışan bulunuyordu. Temmuz sonunda çalışan sayısı 859 bin 196’ya yükselirken şirket sayısı 53 bin 426’ya geriledi. Böylece yedi ayda iki sektörde istihdam 13 bin 292 kişi artarken 688 şirket eksildi. Tekstilde Aralık 2025’e göre çalışan sayısı 5 bin 243 kişi artarak 351 bin 943’e çıktı. Şirket sayısı ise 116 azalarak 18 bin 484’e geriledi. Hazır giyimde aynı dönemde çalışan sayısı 499 bin 204’ten 507 bin 253’e çıkarak 8 bin 49 kişi arttı. Buna karşılık şirket sayısı 35 bin 514’ten 34 bin 942’ye gerileyerek 572 adet azaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac48c30b12f3-1791265840.png" alt="" width="908" height="363" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">20 AYLIK KAYIP 100 BİN KİŞİYİ AŞTI</span></h2>
<p>Temmuzdaki sınırlı toparlanmaya rağmen uzun dönemli veriler sektörlerin hâlâ 2024 seviyelerinin oldukça altında olduğunu gösteriyor. Aralık 2024’te tekstil ve hazır giyimde toplam 959 bin 395 kişi çalışırken, Temmuz 2026’da bu sayı 859 bin 196’ya indi. Böylece yaklaşık 20 ayda toplam istihdam kaybı 100 bin 199 kişi oldu. Aynı dönemde şirket sayısı da 59 bin 101’den 53 bin 426’ya geriledi. İki sektörde toplam 5 bin 675 şirket eksildi. İstihdam kaybının 32 bin 768’i tekstilden, 67 bin 431’i hazır giyimden kaynaklandı. Temmuz verileri, son aylarda istihdamda görülen toparlanmanın devam ettiğini ancak hızının önemli ölçüde düştüğünü gösterirken, şirket sayısındaki gerilemenin ise sürdüğüne işaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-istihdam-artti-hazir-giyimde-sirket-sayisi-azaldi-89091</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/tekstil-giyim-konfeksiyon-1767592630.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haziran ayında tekstil ve hazır giyimde görülen güçlü istihdam artışı temmuzda hız kesti. İki sektörde toplam çalışan sayısı bir ayda yalnızca 422 kişi artarak 859 bin 196’ya çıkarken, şirket sayısı 127 azalarak 53 bin 426’ya geriledi. Tekstilde istihdam 838 kişi artarken, hazır giyimde 416 kişilik düşüş yaşandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/euroda-yeni-kirilma-89090</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Euroda yeni kırılma!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac48a4b0dfd0-1791265355.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Fransız tahvillerindeki sert değer kaybı, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) faiz patikasına ilişkin beklentilerin değişmesi ve Avrupa'da siyasi belirsizliğin artması, euro üzerinde yeni bir risk primi oluşturuyor. </p>
<p>Londra işlemlerinde dün euro dolar karşısında yüzde 0,6 değer kaybederek 1,12 doların altına indi. Euro yıl başından bu yana dolar karşısında yaklaşık yüzde 5 gerileyip son 17 ayın en düşük seviyene indi. Parite için 1,11-1,12 hedefini korunurken, uzmanlar 1,10 bölgesine doğru daha fazla düşüş riskine dikkat çekiyor.</p>
<h2>Fransa'nın borcu euroyu aşağı çekiyor</h2>
<p>Satışların merkezinde Fransa var. Fransız 10 yıllık tahvil getirisi pazartesi günü 4 baz puan artarak yüzde 4,9'a yükseldi. Haziran sonundan bu yana yükseliş 1,2 puanı aşarken, yatırımcıların güvenli liman olarak Alman tahvillerine yönelmesi Fransa-Almanya 10 yıllık tahvil faiz farkını yaklaşık 1,5 puana taşıdı. Bu seviye, Euro Bölgesi borç krizinin en sert dönemlerinden bu yana görülmeyen bir ayrışmaya işaret ediyor.</p>
<p>Piyasanın temel kaygısı, Fransa'nın bütçe açığını GSYİH'nin yüzde 5'i seviyesine indirme konusunda yeterli ilerleme sağlayamaması. Fransa'da gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde siyasi parçalanma ihtimali de mali görünümü daha kırılgan hale getiriyor. İtalya gibi diğer Euro Bölgesi tahvil piyasalarına yayılan satış baskısı ise yatırımcıların artık yalnızca Fransa'yı değil, borçlanma maliyetleri yüksek tüm Avrupa ekonomilerini daha yakından izlediğini gösteriyor.</p>
<h2>Tahvil satışları kaygı yaratıyor </h2>
<p>MUFG kıdemli döviz analisti Lee Hardman'a göre tahvil satışları, Euro Bölgesi'nde finansal koşulların istikrarsızlaşmasına yönelik korkuları artırıyor. ING analisti Chris Turner da bu hafta yatırımcıların Fransız borçlarından uzak durmaya devam etmesinin muhtemel olduğunu belirterek, bütçe teklifinin bölünmüş parlamentoda ilerleyip ilerleyemeyeceğinin yakından izleneceğini söylüyor.</p>
<h2>ECB'nin eli zorlaşıyor </h2>
<p>Euro açısından diğer kritik başlık para politikası. Fransız tahvil getirilerindeki yükseliş zaten finansal koşulları sıkılaştırırken, ECB'nin ilave faiz artırımlarını gerçekleştirmesi daha zor hale geliyor. Yatırımcılar mevcut yüzde 2,5'lik ECB faiz oranından yalnızca iki çeyrek puanlık ek artış fiyatlıyor. Birkaç hafta önce beklenti üç faiz artırımı yönündeydi.</p>
<p>Deutsche Bank'tan Jim Reid, Fransız tahvil getirilerinin finansal koşulları zaten sıkılaştırdığını ve bunun ECB'nin piyasanın fiyatladığı faiz artışlarını gerçekleştirmesini zorlaştırdığını belirtiyor. ING ise euro/dolardaki döngüsel görünümün önümüzdeki aylarda olumsuz kalmasını bekliyor.</p>
<p>Daha zayıf euro ihracatçıların fiyat rekabetini destekleyebilirken, enerji ve ithal girdi maliyetlerinin yüksek kaldığı bir ortamda ithalatçı şirketlerin maliyet baskısını artırabilir. Fransa kaynaklı tahvil stresi kalıcı hale gelirse, kur hareketinin ötesinde Avrupa'daki kredi ve yatırım koşullarının da daha pahalı hale gelmesi gündeme gelebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">DOLARIN ARKASINDA FED VAR</span></h2>
<p>Eurodaki kaybı hızlandıran unsurlardan biri de ABD ile Avrupa arasındaki faiz beklentilerinin yeniden ayrışması. Eylül sonundan bu yana piyasa, ECB'nin beklenen sıkılaştırma döngüsünden 30 baz puan geri çekilirken Fed için yalnızca 13 baz puanlık bir indirim yaptı. Bu durum doları lehine çalışıyor ve doların faiz avantajını korumasına yardımcı oluyor. ING'ye göre DXY sepetinin yüzde 58'ini euro oluşturduğu için EUR/USD'deki satış aynı zamanda dolar endeksini mekanik olarak da yukarı taşıyor. Endekste bir sonraki hedef 102,85.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İSPANYA DA RADARA GİRİYOR</span></h2>
<p>Fransa'nın yanı sıra İspanya'daki siyasi gelişmeler de yatırımcıların Avrupa risk algısını etkiliyor. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez'in önemli bir konut yasa tasarısının reddedilmesinin ardından erken seçim kararı alması, Euro Bölgesi'nde siyasi belirsizliği artıran gelişmelerden biri oldu. Yatırımcılar ayrıca Fransa'da gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde popülist partilerin güç kazanmasının maliye politikasını daha da gevşetebileceğinden endişe ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/euroda-yeni-kirilma-89090</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/euro.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek enerji fiyatları ve Avrupa&#039;nın en büyük ekonomilerinden Fransa&#039;nın bozulan kamu maliyesi arasında sıkışan euro, dolar karşısında 17 ayın en düşük seviyesine geriledi. ABD ekonomisinde görünümün güçlü olmasının yarattığı faiz artışı beklentisi de euro üzerindeki baskıyı artırıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/70-milyon-dolarlik-harcama-basliyor-yabanci-312-puanlik-satisla-on-aldi-89089</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> 70 milyon dolarlık harcama başlıyor, yabancı 3,12 puanlık satışla ön aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi geçtiğimiz hafta %4,65 gerilerken, 29 şirket değer kaybı yaşadı. Yabancı fonlar endeks kapsamındaki 20 hissede pozisyonlarını küçültürken, sadece 10 hissede alım yönlü işlem yaptı. Fiyatların gerilediği bu süreçte en yüksek alımlar Migros ve Türk Telekom’da gözlendi.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta BIST 30’daki büyük hisselerin tamamı düşerken Türk Hava Yolları pozitif tarafta kalan tek şirket oldu. Yabancılar Petkim, TR Anadolu Metal ve Sasa başta olmak üzere 20 hissede satış tarafında yer aldı. Bunun yanı sıra Migros’ta 1,19 puan ve Türk Telekom’da 1,05 puanlık alımları dikkat çekti. Satış dalgalarının olduğu dönemlerde kısa vadeli fiyat hareketleri aldatıcı olabiliyor. Düşen piyasada aceleyle satışa geçmek eldeki hissenin yitirilmesi anlamına gelebilir. Satmadan önce şirketlerin büyüme potansiyelini ve nakit gücünü göz önünde bulundurarak hareket etmek fırsat kaybını ortadan kaldıracaktır.</p>
<h2>Çıkışlar baskıyı artırdı</h2>
<p>Geçtiğimiz hafta yabancı fonlar Petkim’de 3,12 puanlık satışla paylarını %17,42 seviyesine düşürdü. Eylülde 26,80 TL’yi test eden hisse, yeterli gücü bulamayınca aşağı dönerek 18,44 TL’ye kadar geriledi. Master Planı çerçevesinde çalışmalarını yürüten Petkim, 70 milyon dolar harcama yapacağı FEED çalışmasını 2027 sonuna kadar tamamlayacak. Yabancının 3,09 puanlık satışla payını azalttığı TR Anadolu Metal, piyasadaki düşüş dalgasından etkilenen şirketlerden biri oldu. Fiyatı son üç aydır yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Şirketin ortaklarından Türk Altın’ın zaman zaman gerçekleştirdiği alımlar dikkat çekiyor. Son olarak 124,20-130 TL aralığından 470 bin lot alarak payını %3,85’e çıkardı.</p>
<h2>Düşüşte aldılar</h2>
<p>Migros hissesinde yabancılar geçtiğimiz hafta 1,19 puan alım yaparak paylarını %40,53 seviyesine çıkardı. Alımlar hissenin düşüşünün %1,62 ile sınırlı kalmasında etkili oldu. Ancak mayıstan bu yana düşen bir ivmeyle hareket ettiğini göz ardı etmemek gerekiyor. Mayısta en yüksek 727 TL’yi gören hisse, eylülde en düşük 483,50 TL’ye kadar geriledi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac489f590aa6-1791265269.png" alt="" width="900" height="493" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>OPTİMİZASYON MU, MİNİMİZASYON MU?</strong></p>
<p><strong>Optimizasyon;</strong> yüksek verim, kalite koruması, sürdürülebilir büyüme, esneklik. Uygulama zorluğu, sürekli denetim, uzmanlık gereksinimi, gecikme riski.</p>
<p><strong>Minimizasyon;</strong> nakit akışı, yalın yönetim, kriz savuşturma, maliyet kontrolü. Kalite düşüşü, inovasyon ve müşteri kaybı, motivasyon sorunu, dar vizyon.</p>
<p><strong>Savunma ve teknoloji yatırımlarıyla gelirde 2 milyar TL hedefini dile getiriyor</strong></p>
<p>Link Bilgisayar’ın gelirini büyütecek bir hikayesi var mı? ● Turgay Ayman</p>
<p>Turgay; geçtiğimiz yıl kârını düşüren Link Bilgisayar, bu yılın altı ayında gelirini %9 düşürerek 690,98 milyon TL’ye indirdi. Bununla birlikte dönem kârını %15 artırarak 246 milyon TL’ye çıkardı. Şirket; Aselsan ve Havelsan ile yürüttüğü projeler sayesinde savunma sanayisinin gelirdeki payını %50’ye çıkarmayı amaçlıyor. Ar-Ge kadrosunu 80 kişinin üzerine çıkarırken, yapay zeka ve bulut teknolojileriyle gelir üreten faaliyet alanını çeşitlendiriyor. Katma değerli yeni alanlarla birlikte yıl sonunda cirosunu iki milyar TL’ye taşımayı amaçlıyor.</p>
<p><strong>SGK’ya olan borcunu ödese de zayıf kârlılık şirketin toparlanmasını zorlaştırıyor</strong></p>
<p>SGK borcunu kapatan Ekiz Kimya mali sıkıntısını aştı denebilir mi? ● Hasan Karadağ</p>
<p>Hasan; Ekiz Kimya, temmuzda Vakıfbank’ın elindeki taşınmazda olan geri alma hakkını 103 milyon liraya sattı. Bankaya yapılan ödemeden kalan 5,4 milyon TL ile SGK borcunu kapatıldı. Kamu borcunun sıfırlanması nakit akışı üzerinde rahatlatıcı bir etki yaratmasını sağlayabilir. Ancak bu gelişme şirketin mali yapısının düzeldiği anlamına gelmez. İlk yarıda satışları %46 daralarak 182,3 milyon TL’ye düşen şirket, 5,7 milyon TL dönem sonu zararı yazdı. Geçtiğimiz yıl da zarar üreten Ekiz’in kalıcı toparlanma için operasyonel kârlılığını artırması şart.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>AKE fonu eurobond borçlanma araçlarına yatırarak bir yılda %18 getiri sağladı</strong></p>
<p>Ak Portföy’ün yönetimindeki Eurobond (Amerikan Doları) Borçlanma Araçları Fonu (AKE), geçtiğimiz marttan itibaren gerçekleştirdiği yukarı yönlü eğilimini eylülün ilk haftasına kadar sürdürdü. Son bir ayda ise zayıf bir seyir izliyor. Fonun büyüklüğü marttan bu yana yatayda bezer seviyelerde duruyor. Ekimin ilk haftası toplam büyüklüğü 1 milyar TL düzeyinde bulunuyor. Son bir yılda AKE’den ağırlıklı olarak para çıkışı gözleniyor. Ekimde çıkan tutar 5,6 milyon TL olup yatırımcı sayısı 13.058 düzeyinde bulunuyor, doluluk oranı ise %9,59 seviyesinde. Temel stratejisi, varlıklarını dolar cinsi dış borçlanma araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %65,85’i kamu dış borçlanma araçları ile %24,41’i özel sektör dış borçlanma araçlarından oluşuyor. Yıllık bazda %18,34 getiri ile endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tacirler Yatırım, piyasadan %45,37 bileşik faizle 500 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım, nitelikli yatırımcılara yönelik 02.10.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 500.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %39,50, bileşik faizi ise %45,37 olarak belirlendi. 105 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %11,36 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 15.01.2027 olarak açıklandı. 2 Ekim tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,84 seviyesinde bulunuyor. Tacirler’in verdiği %39,50 basit faiz oranı, TLREF’in 2,66 puan üzerinde yer alıyor. Verilen oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFTCMD12717 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac489b221e5c-1791265202.png" alt="" width="959" height="241" /><strong>BİOTREND ÇEVRE VE ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Üreteceği biyometanın Avrupa’da satışı için Almanya merkezli şirketle anlaştı</strong></p>
<p>Biotrend Enerji, Türkiye’de kuracağı tesislerden elde edeceği biyometan gazının Avrupa’daki potansiyel satışı için Almanya merkezli enerji şirketi Uniper ile niyet mektubu imzaladı. Anlaşma çerçevesinde Biotrend, gazın üretim, denetim ve sertifikasyon süreçlerini yönetecek; Uniper ise alıcı olarak konumlandırılıyor. Bağlayıcı olmamakla birlikte imzalanan ön protokol, şirketin uluslararası pazarlara giriş stratejisinde atılmış kritik bir adım olarak nitelendirilmekte. İş birliğinin kesin sözleşmeye dönüşmesi halinde döviz bazlı hasılat garantisi sağlanacak.</p>
<p><strong>LOKMAN HEKİM</strong></p>
<p><strong>İştirak payını kaynaklarını daha verimli alanlarda değerlendirmek için sattı</strong></p>
<p>Lokman Hekim, bağlı ortaklığı Lokman Hekim Tıp Merkezleri firmasının sermayesindeki %49’luk payı ile ön alım hakkına sahip olduğu %51’lik kısmını toplam 35 milyon TL peşin bedelle sattı. Firma satış gerekçesi olarak, kaynakların daha kârlı alanlara yönlendirilmesi ve operasyonel verimliliğin artırılması olarak açıkladı. Düşük getirili iştiraklerin satılarak nakit girişi sağlanması, mali yapı esnekliği sağlarken stratejik odaklanmaya olanak verebilmekte. Lokman Hekim, yılın ilk yarısında gelirini %11 büyütürken dönem sonu kârını %47 gerileterek 59 milyon TL’ye düşürdü.</p>
<p><strong>KARDEMİR DEMİR ÇELİK</strong></p>
<p><strong>Elektrik ihtiyacını karşılamak için 3,95 milyar liralık GES yatırımına gidiyor</strong></p>
<p>Kardemir ve bağlı ortaklıkları, enerji maliyetlerini düşürmek ve 2053 sıfır emisyon hedeflerine ulaşmak amacıyla toplam 120,5 MWp kurulu güce sahip bir güneş enerjisi santrali projesi başlatıyor. Mülkiyet ve çağrı mektubu süreçleri tamamlanan projeye yaklaşık 3,95 milyar TL yatırım yapılması öngörülüyor. Kardökmak ve Karçel iştiraklerinin de dahil olacağı yatırımların 2028 yılı içerisinde faaliyete geçmesi planlanıyor. Demir çelik gibi yoğun enerji tüketen bir sektörde geçekleştirilecek yatırım, birim maliyetleri ciddi ölçüde aşağı çekerek kârlılığı destekleyecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Akfen GMYO eylüldeki sert düşüşün sonrasında gelen alıcılarla toparlandı</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac489cc0898a-1791265228.png" alt="" width="301" height="244" />Akfen GMYO’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %5,57 ile toplamda 4 milyon lot azalarak 67,9 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 21 ile sabit kaldı. HJB fonu 3,28 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, GPG fonu 1,55 milyon ile en çok alımı gerçekleştirdi. Akfen hakkında yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede Hedef Portföy’ün HJB ve HGM fonları satış yaparken paylarını sıfırladı. Fonda konumlanan 21 fonun sadece beşi alıcı tarafta durdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/70-milyon-dolarlik-harcama-basliyor-yabanci-312-puanlik-satisla-on-aldi-89089</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 70 milyon dolarlık harcama başlıyor, yabancı 3,12 puanlık satışla ön aldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/online-dis-ticarette-ithalat-ihracatin-21-katina-cikti-89088</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Online dış ticarette ithalat ihracatın 2,1 katına çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’de yerli ve yabancı kartlarla gerçekleştirilen online dış ticaret işlemlerinde ithalatın ağırlığı alınan önlemlere rağmen artıyor. Bankalararası Kart Merkezi (BKM) Ağustos ayı verilerine göre 2025’in Ocak-Ağustos döneminde 255 milyar 335 milyon TL olan online ithalat işlem tutarı, 2026’nın aynı döneminde 76,9 milyar TL artarak 332 milyar 212 milyon TL’ye çıktı. Aynı dönemde online ihracat ise 126 milyar 301 milyon TL’den 157 milyar 246 milyon TL’ye yükseldi. Böylece geçen yılın ilk 8 ayında yaklaşık 129 milyar TL olan online ithalat ile ihracat arasındaki fark, bu yıl 174 milyar 966 milyon TL’ye ulaştı. Makas bir yılda yaklaşık 46 milyar TL daha açılırken, ithalat ile ihracat arasındaki fark yüzde 35,6 büyüdü.</p>
<h2>Her 100 TL’lik ihracata karşılık 211 TL ithalat </h2>
<p>Online dış ticaretin yapısındaki fark işlem adetlerinde daha belirgin hale geldi. 2025’in ilk 8 ayında 203,4 milyon olan online ithalat işlem sayısı, bu yıl yüzde 31,2 artarak 266,9 milyona ulaştı. Online ihracatta işlem sayısı ise yüzde 28,9 artışla 13,9 milyondan 17,9 milyona çıktı. Böylece online ithalatta işlem adedi ihracatın yaklaşık 15 katına ulaştı. İlk 8 ayda online ithalat ve ihracatın toplam hacmi de 381,6 milyar TL’den yüzde 28,3 artışla 489,5 milyar TL’ye çıktı. Toplam online dış ticaret hacminin yaklaşık yüzde 68’ini ithalat, yüzde 32’sini ihracat oluşturdu. Başka bir ifadeyle online kanallarda her 100 TL’lik ihracata karşılık yaklaşık 211 TL’lik ithalat gerçekleştirildi.</p>
<h2>İthalatta zirve temmuzda </h2>
<p>Aylık verilere göre online ithalat 2026’ya 41,5 milyar TL ile başladı. Şubatta 35,4 milyar TL’ye gerileyen ithalat, martta 39,9 milyar TL, nisanda 40 milyar TL olarak gerçekleşti. Mayısta 43,6 milyar TL’ye yükselen tutar, haziranda 42,5 milyar TL oldu. Temmuz ayında ise online ithalat 45,4 milyar TL ile yılın ilk 8 ayındaki en yüksek seviyesine çıktı. Ağustosta bir miktar gerilemesine rağmen 43,9 milyar TL ile yüksek seyrini korudu. İşlem adedi tarafında yılın en yüksek rakamı mayıs ayında 36,1 milyon işlemle görüldü.</p>
<h2>Online ihracat yaz aylarında hızlandı </h2>
<p>Online ihracatta yılın ilk dört ayında daha yatay bir seyir izlendi. Ocakta 15,4 milyar TL olan online ihracat, şubatta 15,6 milyar TL, martta 15,6 milyar TL ve nisanda 16,6 milyar TL seviyesinde gerçekleşti. Mayıstan itibaren ise ihracatta hızlanma başladı. Online ihracat mayısta 19,5 milyar TL’ye, haziranda 21,7 milyar TL’ye çıktı. Temmuzda 27,8 milyar TL ile ilk 8 ayın en yüksek seviyesine ulaşırken, ağustosta 25,1 milyar TL olarak gerçekleşti. Veriler, online ihracatın özellikle yaz aylarında hız kazanmasına rağmen yılın ilk 8 ayı toplamında ithalat ile arasındaki farkı kapatamadığını gösterdi. İthalatın yüzde 30,1 ile ihracattan daha hızlı büyümesi sonucunda online dış ticarette ithalatın ağırlığı geçen yılın aynı dönemine göre daha da arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/online-dis-ticarette-ithalat-ihracatin-21-katina-cikti-89088</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/e-ticaret-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026’nın ilk 8 ayında online ithalat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30,1 artarak 332,2 milyar TL’ye ulaşırken, online ihracat yüzde 24,5 artışla 157,2 milyar TL’de kaldı. Böylece online ithalat, ihracatın 2,1 katına çıkarken, iki kalem arasındaki fark 175 milyar TL’ye yaklaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partide-sandikta-alamadigimizi-masada-aliyoruz-sesleri-89087</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti&#039;de &#039;Sandıkta alamadığımızı, masada alıyoruz&#039; sesleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP’den istifa ettikten sonra pek çok kez AK Parti’ye geçeceği yönündeki iddiaları yalanlayan İzmir Büyük Şehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın Çarşamba günü partiye katılacağı öne sürüldü. AK Parti bu konuda resmi bir açıklama yapmasa da parti kaynakları, İBB başta olmak üzere İzmir’de bir ilçe belediyesinin de yine partilerine katılacağını söyledi. AK Parti’ye geçeceği iddialarıyla gündeme gelen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, bir süre önce herhangi bir partiye katılma planının olmadığını söyleyerek, “Bir partiye geçme gibi bir durumum yok. Kendime bir yol çizeceğim. Bağımsız kalacağım” demişti.</p>
<p>Fon krizinin çözümü noktasında hem Külliye hem de parti kanadında yoğun bir mesai harcanırken, CHP’li belediyelerin AK Parti’ye transferleri de parti içinde ciddi tartışmalara neden oluyor. Özellikle CHP’li belediyelerin AK Parti’ye katılmasına tepki gösteren AK Parti’de bu kez eleştiriler açıktan gelmeye başladı. AK Parti İstanbul Milletvekili Serkan Bayram, “Üsküdar’ı kazanamıyorsun, Meclis üyelerini tutukluyorsun. Sahada, sandıkta kazanamadığını masada kazanmak. Bu mu? Utanıyorum. Bileğimizin gücüyle kazanacağız” diyerek seçmen iradesinin sandık dışında değiştirilmesine karşı çıktı. Serkan Bayram gibi pek çok vekil bu transferlerden rahatsız, sayıları bizi geçti) eleştirilerini dile getiriyorlar. Bu arada Bayram bu açıklamasının ardından bir gün sonra "maksadımı aştım" türünden bir duyuru yayınlayarak özür diledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partide-sandikta-alamadigimizi-masada-aliyoruz-sesleri-89087</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/2/1280x720/cemil-tugay-kooperatif-meselesinde-gercekler-carpitiliyor-1758802368.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti&#039;de &#039;Sandıkta alamadığımızı, masada alıyoruz&#039; sesleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-portfoy-hacminin-3te-1i-15-gunde-eridi-89086</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon portföy hacminin 3’te 1’i 15 günde eridi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fon krizinin etkileri ve çözüm adımları sürerken fon yatırımcıları ise paralarını ne zaman ve ne kadarını alabileceği derdinde. Gedik Yatırım analistleri de kapsamlı bir analiz hazırlayarak fon varlıklarının ne sürede ve hangi değerden nakde dönebileceğini araştırdı. Tasfiye kapsamındaki fonları menkul kıymet bazına inceleyen Gedik Yatırım analistleri şimdiden fon porftöylerinin yüzde 34,3’ünün buharlaştığına dikkat çekti.</p>
<h2>129 fonun dağılımı nasıl? </h2>
<p>Gedik Yatırım analistlerinin raporunda tasfiye kapsamında olup TEFAS verisine ulaşılabilen 129 fonun 15’inin para piyasası fonu (11 PPF, 4 serbest PPF), 114’ünün PPF dışı fon (112 serbest, 2 hisse senedi yoğun fon) olduğu ve MKK verilerine göre bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunduğu yer aldı. Analize göre 30.09.2026 itibarıyla tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğü 652.3 milyar TL. Bunun 305.1 milyar TL’si para piyasası fonlarında, 347.2 milyar TL’si PPF dışı fonlarda. Alım satıma kapatılan 103.7 milyar TL ile birlikte işleme kapalı toplam büyüklük 756 milyar TL’ye ulaşıyor; bu tutar 31 Ağustos’ta 1.470,4 milyar TL idi. Fonlar işleme kapalı olmasına karşın tasfiye kapsamındaki büyüklük 15–30 Eylül arasında yüzde 34,3 geriledi. Bu düşüş büyük ölçüde portföylerdeki payların fiyat kaybını yansıtıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac486a9b029c-1791264425.png" alt="" width="653" height="642" /></p>
<h2>İki fonun tasfiyesi kritik önemde </h2>
<p>“Büyüklük belirgin biçimde yoğunlaşmış” diyen analistler tasfiye kapsamındaki varlıkların yüzde 76,5’inin tek bir PYŞ’nin 6 fonunda toplandığını ve bu fonlardan ikisinin tek başına toplamın yüzde 72’sini oluşturduğunu vurguluyor. Yani sürecin genel seyri büyük ölçüde bu iki fonun tasfiyesine bağlı.</p>
<p>Portföy dağılım raporlarını kamuya açıklayan fonların varlık dağılımlarını ve pozisyon detaylarını derleyen rapora göre tasfiye kapsamındaki 129 fondan 48’inin portföy içeriğine ulaşıldı: 15 para piyasası fonunun tamamı ile 33 PPF dışı fon (31 serbest, 2 hisse senedi yoğun). Fon sayısı sınırlı görünse de bu 48 fon, tasfiye kapsamındaki büyüklüğün yaklaşık yüzde 87’sini temsil ediyor. Alım satıma kapatılan ve TEFAS’ta işlem gören 69 fonun tamamının içeriğine de ulaşan analistler likiditesi sınırlı varlıkları iki grupta tanımladı: Hisseler ve borçlanma araçları.</p>
<h2>Teminat yoluyla maruziyet </h2>
<p>Rapora göre tasfiye kapsamındaki fonlarda likiditesi sınırlı olabilecek varlıkların payı doğrudan tutulan ve ters repo/pay senedi repo işlemlerinde teminat olarak alınan kıymetler birlikte değerlendirildiğinde yüzde 58,6 (yaklaşık 334 milyar TL). Ancak tablo homojen değil. Para piyasası fonlarında doğrudan tutulan oran yalnızca yüzde 6,9; repo teminatları dahil edildiğinde yüzde 40,0’a çıkıyor (22.4 puanı pay senedi repo teminatı). PPF dışı fonlarda oran yüzde 80,1. Sonucu belirleyen asıl unsur, Tera Portföy’ün iki para piyasası/serbest fonu ile hisse senedi fonu. Bu üç fon hariç tutulduğunda oran yüzde 23,2’ye iniyor; kalan fonlarda portföylerin dörtte üçünden fazlası görece likit varlıklardan oluşuyor.</p>
<p>Teminat yoluyla maruziyet iki farklı işlem türünden kaynaklanıyor. Ters repo işlemlerinde karşı tarafın vadede ödeme yapmaması halinde teminat fona kalır; bu kalem doğrudan bir risk olarak değerlendirilmelidir. Pay Senedi Repo Pazarı işlemlerinde ise takas Takasbank tarafından yürütüldüğünden karşı taraf riskinin daha sınırlı olması beklenir. Para piyasası fonlarındaki yüzde 33,0’lık teminat maruziyetinin 22.4 puanı pay senedi repo, 10.6 puanı ters repo işlemlerinden kaynaklanmakta; pay senedi repo hariç tutulduğunda bu fonlardaki oran yüzde 17,6’ya iniyor.</p>
<h2>İki büyük PPF’de maruziyet ne </h2>
<p>Teminat yoluyla maruziyet, Tera Portföy Para Piyasası (TL) Fonu’nda yüzde 39,6, Pusula Portföy Para Piyasası (TL) Fonu’nda ise yüzde 43,1 seviyesinde. Bu işlemlerin vadesinde karşı tarafça ödenmemesi halinde fonlara likiditesi düşük paylar ve grup şirketi ÖST’leri gibi teminatlar kalacak. Bu nedenle para piyasası fonlarında repo karşı taraflarının ödeme performansı yakından izlenmeli. Bununla birlikte teminat yoluyla maruziyetin yaklaşık üçte ikisi Borsa İstanbul Pay Senedi Repo Pazarı işlemlerinden kaynaklanıyor. Bu pazarda takas Takasbank tarafından yürütüldüğünden, karşı taraf riskinin ters repolara göre daha sınırlı olması bekleniyor.</p>
<p>Raporda TEFAS verilerine dayalı hesaplamalara göre tasfiye kapsamındaki fonların toplam büyüklüğü 30.09.2026 itibarıyla 652.3 milyar TL. Bu tutar 31.08.2026’da 1.233,2 milyar TL, fonların işleme kapatılmasından hemen önce 15.09.2026’da ise 992.5 milyar TL idi. Fon bazındaki yatırımcı sayılarının toplamı 722 bin 915’tir; aynı yatırımcının birden fazla fonda bulunabilmesi nedeniyle bu rakam MKK’nın tekil yatırımcı sayısından yüksek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">100 TL’lik yatırım kaça düşebilir?</span></h2>
<p>Yatırımcı açısından asıl soru, tasfiye sonunda fon değerinin ne kadarının nakde dönüşebileceği olduğunu vurgulayan Gedik Yatırım analistleri bunu bugünden kesin olarak bilmenin mümkün olmadığını kaydetti. Analistler ancak likiditesi sınırlı varlıkların hangi değerden satılabileceğine ilişkin farklı varsayımlarla bir çerçeve çizilebileceğini kaydetti. Analizde likit varlıkların değerinden nakde döndüğü, likiditesi sınırlı hisse ve borçlanma araçlarının ise senaryoya göre değer kaybıyla satıldığı varsayıldı. Repo işlemlerinde fonun alacağı, karşı tarafın vadede ödeyeceği nakit olurken; teminat ancak karşı taraf ödeme yapmazsa fona kalmakta ve bu durumda değer kaybına uğratıyor. Ödeme yapmayacağını açıklamış ihraççıların borçlanma araçları tüm senaryolarda sıfır değerle hesaplandı. Buna göre yapılan duyarlılık analizinde her 100 liralık fon değerinin yaklaşık nakit karşılığı 4 senaryo üzerinden incelendi. Gedik Yatırım analistlerinin hesaplamasına göre para piyasası fonlarında hafi f senaryoda her 100 TL'lik fon değerinin 97 TL'sinin geri alınması olasılık dahilinde. Rakam orta senaryoda 91 TL'ye, ağır senaryoda 81 TL'ye çok ağır senaryoda ise 68 TL'ye düşüyor. Hisse ve serbest fonlar içinse hafi f senaryoda 100 TL'nin 84 TL'sinin, orta senaryoda 68 TL'sini, ağır senaryoda 52 TL'sinin, çok ağır senaryoda ise 36 TL'sinin geri alınma ihtimali bulunuyor. Bu tablo Tera Portföy'ün üç fonu dışarda bırakıldığında ise daha olumluya dönüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Paranın yarısı bu yıl içinde girdi</span></h2>
<p>Gedik Yatırım’ın analizine göre TEFAS verisi bulunan ve tasfiye kararı verilen 129 fona ihraçlarından bu yana nette yaklaşık 322 milyar TL giriş oldu. Bu girişleri gün bazında fonlama maliyetiyle bugüne taşındığında, tutarın bugünkü değeri yaklaşık 497 milyar TL’ye ulaşıyor. Girişlerin önemli bir bölümü yakın döneme ait. Yalnızca 2026 yılında nette yaklaşık 163 milyar TL giriş gerçekleşirken bu tutarın bugünkü değeri 220 milyar TL. Yani, ihraçtan bu yana gerçekleşen net girişlerin yaklaşık yarısı bu yıl içinde fonlara girdi. Fonların 30.09.2026 itibarıyla 652.3 milyar TL olan büyüklüğü, net girişlerin fonlama maliyetiyle hesaplanan bugünkü değerinin yaklaşık 156 milyar TL üzerinde. Bu fark, fon değerlerinin önemli bir bölümünün nakit girişinden değil portföy değerlemelerinden kaynaklandığına işaret ediyor ve likiditesi sınırlı varlıkların tasfiyede hangi fi yattan nakde dönüşeceği sorusunu daha da kritik hale getiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-portfoy-hacminin-3te-1i-15-gunde-eridi-89086</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/6/1280x720/portfoy-sirket-1791264453.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gedik Yatırım analistleri tasfiye kararı alınan ve alım satıma kapatılan fonların portföy büyüklüğünün 15 Eylül’den 30 Eylül&#039;e kadar yüzde 34,3 azaldığını vurgularken, fonlarda likiditesi sınırlı varlıkların payının toplam portföy büyüklüğünün yüzde 59’a yaklaştığına işaret etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insansi-robotlar-ve-robotsu-insanlar-89085</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnsansı robotlar ve robotsu insanlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Atlas</strong></p>
<p>Tam on yıl sürmüş tanrıların savaşı Titanomachy. Savaş, eski kuşak tanrılar “Titanlar” ile yeni kuşak tanrılar “Olympianlar” arasında geçmiş. Zeus, Olympianlar cephesinde ve Atlas, Titan cephesinde savaşmış. Savaşı Olympianlar kazanmış. Zeus, Atlas’ın kardeşlerini sürgüne yollamış, Atlas’a da gök kubbeyi taşıma görevi vermiş.</p>
<p>İşte Yunan mitolojisine göre o günden beri Atlas, gök kubbeyi omuzlarının üstünde taşıyor. Bu yüzyılın Atlasları ise gök kubbe kadar olmasa da yine yük taşıyacaklar. Atlas, mitolojide olduğu gibi bir tanrı değil, bir robot. İlk kez görücüye bu yılın başında Las Vegas’ta yapılan ünlü elektronik fuarında, CES’te çıktı. (https://youtu.be/5eMSMiL7F2o?si=FQAtyT3muyXDcaeb)</p>
<p>Ve yılın en iyi robotu seçildi.</p>
<p>Bu becerikli robot Atlas’ın özellikleri şöyle: Boyu 1,90 metre, ağırlığı 90 kilogram. Hareketli hâlde 50 kilograma kadar yük taşıyabiliyor. Dikey uzanabilme yüksekliği 2,3 metre. Eklemleri 53 derece dönme kapasitesine sahip. Vücudu 360 derece dönebiliyor. Aküleri ile 4 saat çalışabiliyor. Sonra dolum istasyonuna kendi başına gidip dolu akülerle boşları değiştirebiliyor. Sağ ve sol elini aynı derece ustalıkla kullanabiliyor (dexterous). Alet kullanımında eller 13 derecelik dönme kapasitesine sahip. Bir objeyi de basınç kontrollü olarak tutabiliyor. Çevreye uyabilmek için kendi başına gerekli bilgileri öğreniyor. Atlas’ta bir de takım ruhu var; öğrendiklerini kendine saklamıyor. Öğrendiği her şeyi anında takımdaki her Atlas ile paylaşıyor.</p>
<p><strong>Boston Dynamics ve Hyundai</strong></p>
<p>Atlas, Boston Dynamics firmasının bir ürünü. Firma, MIT kökenli bir elektronik mühendisliği ve bilgisayar profesörü, Marc Raibert tarafından 1992 yılında kurulmuş ve 2021 yılında da hisselerin %80’i Kore firması “Hyundai Motor Group” tarafından satın alınmış. Atlas tanıtımından sonra da Hyundai kalan %20 hisseyi alarak Boston Dynamics’in tamamına sahip olmuş.</p>
<p>Hyundai, Atlas’ın tanıtıldığı bu yılın ocak ayındaki CES gösterisinde Atlas robotlarının 2028 yılından başlayarak önce Amerika’daki, Georgia’daki fabrikasında sonra diğer fabrikalarında kullanılacağını açıkladı. Şirketin hisseleri 10’dan fazla değer kazandı. Ama işçi sendikası kıyameti kopardı. “İşçi ve işveren arasında resmî bir mutabakat olmadan yapay zekâ kullanan tek bir robot fabrikaya giremez” dediler. Ve temmuz ayında Hyundai’nin sendikalı işçileri kısmi grev ve vardiya durdurma eylemine geçtiler. Daha sonra kısmi grevden tam greve geçtiler.</p>
<p>Grevin başlamasından dört gün sonra sendikal görüşmeler sonuçlandı.</p>
<p><strong>Robotlar ve istihdam</strong></p>
<p>Aslında otomasyon otomotiv endüstrisine yabancı değil. Örneğin, mekanik kollar ile kaynak yapımı veya boya karıştırma işlemleri artık kanıksanan görünümler. Ancak iki ayaklı, kolları ve başı olan, hareketleri insana benzeyen “insansı robotlar” (humanoid robots) sahnede yeni. Hyundai’nin robotu Atlas da otomotiv endüstrisinde bir ilk değil. Hemen hemen bütün tanınmış otomobil fabrikalarının üretilmiş ya da üretim planına alınmış, Allah bağışlasın, bir robotu varmış. Ancak Hyundai’deki insansı robot endişesi yüzünden işçi hareketi otomotiv endüstrisi için bir ilk. Dünyada, özellikle bu sektördeki işçi ve işveren tarafları bu çatışmanın sonuçlarını merakla bekliyordu. Peki ne oldu?</p>
<p>Toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde ağırlık ücret ve diğer haklardır. Ancak Hyundai’nin son toplu sözleşme görüşmelerinde robot ve istihdam konusu önemli yer tutmuş. İşçiler ücret ve yan haklar konusunda istediklerinde işverenle ortada bir yerde anlaşmışlar. Hyundai önümüzdeki iki yıl içinde 500 işçiyi işe almayı kabul etmiş. Emeklilik yaşının 60’dan 65’e çıkması isteği ülke genelinde böyle bir karar alınmasına bağlanmış. Sendikanın “İşçilerin rızası olmadan Atlas üretim hattına asla giremez” söylemi onlara veto hakkı getirmemiş. Onun yerine “Ne zaman otomasyon sistemleri devreye girerse iki tarafın istihdam konularını karşılıklı görüşeceği” kararlara girmiş.</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Mavi yakalı işçiler için otomasyon, beyaz yakalılar için ise yapay zekâ iş gücü pazarında önemli değişimler getirecek. Yukarıda aktardığım Hyundai örneğinde sular şimdilik durulmuş. Ama bu teknolojik değişimlerin önünde durmak mümkün değil. Örneğin, Kore hükümetinin bir resmî araştırma kuruluşunun yaptığı hesaba göre bir robotun maliyeti 130.000 dolar imiş ve sağladığı fayda ile iki yıl içinde kendini ödüyormuş. Böyle bir ekonomik avantaj ile Atlaslar tüm fabrika alanlarını dolduracaktır.</p>
<p>Peki, çalışanlara ne olacaktır? Mevcut işlerini kaybedeceklerdir. Mevcut becerilerini başka işlerde kullanacaklardır; yetmezse yeni beceriler öğreneceklerdir. Değişimi durdurmak mümkün değildir. Önemli olan, değişime ayak uydurmaktır. Bunu sağlayacak olan da eğitimdir. Anaokulundan başlayarak, her şeyi sorgulayan, fikri hür, vicdanı hür, bağımsız ruhlu bireyler yetiştirmeyi hedefleyen ve öğrenmeyi öğreten bir eğitim sistemi gerekir. Orta Çağ kafası ile robotsu insan yetiştirmeyi hedefleyen eğitim politikaları ile olmaz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insansi-robotlar-ve-robotsu-insanlar-89085</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnsansı robotlar ve robotsu insanlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kasim-gunleri-ve-sonrasi-bir-alman-kaderi-89084</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kasım Günleri&#039; ve sonrası: Bir Alman Kaderi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Muhafazakâr devrim” 1918 sonrası bir Alman icadıdır. 1918 sonrasının icadıdır çünkü “Kasım günleri” yani 1919 Ocak ayında Rosa Luxemburg'un ve Karl Liebknecht'in öldürülmesiyle sonuçlanacak olaylar zinciri –4 Kasım 1918 Kiel denizci isyanıyla ateşlenen ve aslında başlangıçta Spartakusbund ile ilgisi olmayan bir zincir- o zaman başlamıştı. Sonraki yıllarda “Kasım günleri” ve “Kasım canileri” Alman sağının ve Hitler’in elbette olumsuzlayarak çok kullandığı ifadeler haline geldi. 1918 Kasım devrimcileri böylece ‘Kasım canileri, Kasım lümpenleri, Kasım isyanı provokatörleri’ adlarıyla anılarak olayın işçi isyanı boyutu zamanla gözlerden kaçırılıyor, “işçi konseyleri düşüncesi” adi suça eşitleniyordu. „Der Spartakusbund“ artık Karl Liebknecht’in zorlamasıyla Rosa Luxemburg’un itirazına rağmen erken harekete geçmiş talihsiz devrimcilerin kahramanca başlattıkları isyan olmaktan çıkarılarak bizzat işçi sınıfının geniş katmanlarının gözünde Almanya’ya karşı yapılmış bir suikasta indirgenmeye çalışılıyordu. “İşçi cumhuriyeti” istemek işçilerin zihninde bile ihanet demek olmalıydı. İşçi konseyi –yani Sovyet- istemek, doğrudan işçi demokrasisi talep etmek suç sayılmakla kalmamalıydı. Zamanla bizzat işçi sınıfının böyle düşünmesi de sağlanmalıydı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4844edf7b5-1791263822.png" alt="" width="800" height="501" />
<figcaption><strong><em>Cinayete kurban giden sosyalist gazeteci Kurt Eisner’in cenazesi, 26 Şubat 1919. </em></strong></figcaption>
</figure>
<p> </p>
<p>Almanya'nın savaşı askeri değil ekonomik nedenlerden –Osmanlıyı bile şaşırtan, Alman halkının ve askerlerin çoğuna da sürpriz görünen biçimde- aniden kaybetmesi, havlu atması “Kasım günlerinden”, işçi isyanlarından hemen önce gerçekleşmişti. Ekim 1918’de Almanya’ya askeri eğitime gönderilen Osmanlı subaylarının son kafilesi Berlin’e vardığında savaş bitmişti. Esasen Almanya-Osmanlı ilişkileri Haziran 1918’de kopma noktasına gelmişti; ancak bu ayrı bir konu.</p>
<p>Alman gerici küçük burjuvasının ve yenildikleri birdenbire yüzlerine söylenerek terhis edilmeye başlayan –fakat cephedeki duruma bakınca yenilmişe pek de benzemeyen- askerlerin bu ani çöküşe bir suçlu aramaları doğaldı. Savaş nasıl olur da askeri olarak kaybedilmeden kaybedilirdi? Ekim 1918’de Genelkurmaya gidilerek “Alman ekonomisi artık savaşı sürdüremiyor, sanayimiz iflas etti” denmemiş miydi?</p>
<p>Almanya’nın yenilgisinin nedenleri hakkında çeşitli tezler var. Bazıları stratejik –çok fazla cephede savaşmak, bazıları taktik –çabuk bir zafer uman Schlieffen Plan’ının erken başarısızlığı, bazılarıysa savaşın son aylarında sayıları on binlerle ölçülecek kadar çok sayıda Alman askerlerinin teslim olduğu –Alman askeri tarihinde bir ilk- bir dizi yenilgiyi öne sürüyor. “Zaferin Seine nehrinde kazanılacağını” 1913’te bile iddia etmekte olan von Moltke’nin düzelttiği yeni haliyle bile Schlieffen Planı tek atımlık baruta benzeyen bir plan olarak biliniyor. McMeekin 1914’te Almanya’nın Fransa ve Belçika karşısına 7 ordu (1,5 milyondan fazla asker) yığdığını ancak Rusya cephesinde 2 milyon Rus askerine karşı sadece bir süvari ve bir piyade tümeni yerleştirdiğini yazıyor. Yani zaferin batıda kazanılacağından ve çabuk kazanılması gerektiğinden emin olan Almanya gücünü burada yoğunlaştırmış, Rusya cephesine kuvvetlerinin sadece 1/10’unu ayırmıştı. Üç günlük gecikmeye bile tahammülü olmayan bir yıldırım harbi planı <em>ex post</em> çok hatalı görünüyor olmakla birlikte savaşın uzayacağı anlaşıldıktan sonra olanları başlangıçtaki –işe yaramayan- Schlieffen Planı’na bağlamak gerçekçi görünmüyor. Yine de Almanya sonlara doğru zorlukla da olsa dört yıl boyunca savaşabildi.</p>
<p>Ancak Schlieffen Planı daha geniş anlamda o kadar da boş bir plan sayılmamalı çünkü üstü örtük olarak Almanya’nın uzun sürecek bir savaşı kazanacak ekonomik gücünün olmadığının kabulünü içeriyor –ki olan da budur. Almanya’nın ekonomik gücünün birden fazla cephede süren bir harpte hem savaş makinesini çalıştırıp hem de halkının tarımsal ürüne ve sanayi malı ihtiyacını sağlamaya yetecek kadar yüksek olmadığının altını kesinlikle çizmek gerekiyor. Örneğin 1918'de İngiltere ve Fransa 8000, Almanya ise sadece 20 tank üretebilmişti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac484156bc77-1791263765.png" alt="" width="538" height="736" />
<figcaption><strong><em>İşçi konseyi hükümetini tüm Münih garnizonunun desteklediğini açıklayan askeri duyuru: 5 Nisan 1919</em></strong></figcaption>
</figure>
<p> </p>
<p>Ama yenilgi tam olarak askeri değilse neden böyle olmuştu? Ekonominin kısa ve acısız bir zafer hariç savaşı destekleyemeyeceğini Alman halkının 2/3’üne anlatmak mümkün değildi –ki işçilerin önemli bir bölümünün anladığını da hiç sanmıyorum. O zaman görünürde yenilgi yokken neden aniden savaştan çıkıldı? Altı hafta sonra basın ihanet diye bağırmaya başladı. Ve zaten çoğunluğun gözünde yenilginin nedeni barikatlar kuran, grevlere kalkışan bu “işçiler” değilse kimdi? Küçük burjuvanın ve gerici Junkerlerin zihninde işçi direnişinin Alman Genelkurmayı savaştan çekilme kararını dünyaya açıkladıktan haftalar sonra başlamış olmasının ne gibi bir önemi olabilirdi? Savaşı bu Bolşevik çırakları, bu işçi sınıfı denen Pleb sürüsü kaybettirmişti işte. Apaçıktı bu. Gerçeklere tamamen aykırıydı ama orta sınıflar bu zokayı yuttu.</p>
<p><em> </em>“Kasım günleri” 11 Kasım 1918’de başladı. Almanya’nın yenilgisi 28-29 Eylül 1918’de belli olmuştu ancak Genelkurmay başkanı Mareşal Ludendorff ABD başkanı Wilson’un aracılığını talep ettiği, İngiltere ve Fransa bu aracılığa şüpheyle baktığı için müzakereler bir ay kadar sürmüştü. 28-29 Eylül 1918’de İngiliz-Fransız güçleri ilerlerken Bulgaristan teslim olmuştu. Arkasından çok güvenilen savunma hattı Siegfried Stellung’un –diğer adı Hindenburg Hattı- müttefikler tarafından hızla geçilmesi sonu getirdi.</p>
<p>Her şey böyle başladı. Eylül sonu-Ekim başında havlu atılmışken yenilgiyi “Kasım günlerinin” getirdiğine inananların daha sonra nereye gideceklerini, kime inanacaklarını bilememelerinde bir sürpriz olmayabilir. “kasım günlerine” inananlar 15 sene sonra Hitler’de inandılar. Yani akıl dışı görünen Nazi vakasında kitleler açısından o kadar da akıl dışı bir şey yoktu. Hiperenflasyon yaşayan Almanya’da (Ağustos 1922-Aralık 1923), duruma cevap vermeye çalışan Hitler’in komik birahane darbesi Kasım 1923’te başarısız olmuştu. Lakin Hitler sadece 9 ay hapis yattı, devletin ve küçük burjuvazinin desteğini aldı. Hatta büyük burjuvazinin radarına bu sayede daha fazla girdiği söylenebilir. 1922-1923 krizinde ol(a)mayan, 1929 krizi sonrasında hızla gerçekleşti. Ne Alman sosyal-demokratları –o sırada hala Marksist olduklarını söylüyorlardı; 1959’a kadar programlarında proletarya diktatörlüğü yer aldı- ne de Alman komünistleri, çok yaygın örgütlenmelerine ve yüksek oy oranlarına rağmen, duruma uygun ekonomik program-siyasal iletişim-stratejik akıl oluşturabildiler.</p>
<p>İttifaklar da başarılı olamadı çünkü Junker sınıfı çok güçlüydü. Almanya’da işçi-köylü ittifakı denemek, toprağın bölünmediği bir tarım sektörü varken ve Alman küçük köylüsü Junkerlere isyan etme noktasında değilken, riskli bir oyundu. Junkerler büyük sanayi burjuvazisiyle birleşti. Mevcut partiler ne yapacaklarını bilemedikçe toplumsal destekleri hızla eridi. Olaylar iki yılda oldu, bitti.</p>
<p>Fakat arka planda tüm Weimar dönemini bir anlamda boşa harcayan –Marksist olduğunu söyleyen ve iç eğitimini buna göre düzenleyen- sosyal demokrasinin ve sosyal demokratlarla rekabete gireyim derken sürekli saçmalayan komünist partinin gözle görünür hale gelmesi zaman alan erimesi yatıyordu. Hitler iktidara geldikten sadece bir yıl sonra Almanya’da bir zamanlar güçlü bir sol geleneğin var olmuş olduğunu toplumun çoğunluğu hatırlamıyordu bile –söz konusu geleneği savunanlar hariç elbette. Bunu geçelim; Hitler’in çok önünde giden “muhafazakâr devrimciler”, zeki ve bilgili Alman sağcı mandarinleri bile hatırlanmıyordu.</p>
<p>Oysaki Alman halkı kendince gayet “rasyoneldi”: Nazilerin Almanya’yı 1929 krizinden nasıl hızla çıkardığını gördükçe bağlılığı da arttı. Gerçi Hitler “yeni bilimle”, “konjonktür bilimi” yani ekonomi, pek de ilgili değildi ve başlangıçta söz verdiği pek çok şeyi yapmaya teşebbüs dahi etmemişti ama otobanlar –ki henüz fazla binek arabası yoktu ama ABD’de de önce yol yapılmamış mıydı? –  ayrıca çok sayıda parti binası ve özellikle askeri harcamalar Almanya’yı krizden çekip çıkarmaya yetmişti. Elbette yollar yapıldıkça araç da yapılmaya başlanmıştı. Raymond J. Overy 1935 yılına kadar Alman askeri harcamalarının ve ordunun gizlice yeniden silahlandırılmasının depresyondan çıkışa fazla yardımcı olmadığını, Almanya’nın “motorizasyonunun” çok daha ön planda olduğunu vurgulamaktadır. Gerçekten de Almanya’nın depresyondan çıkmasında ve Hitler’in ilk yıllarının ekonomik başarısında <em>Motorisierung Politik</em> (Motorizasyon Politikası) atılımının önemli rol oynadığı düşünülüyor. Otomotiv üretimine ağırlık verilmesi ve yol yapımı 1935 yılında 1 milyon, 1938 yılındaysa 1,5 milyon iş yaratmıştı. Söz konusu istihdam Almanya’daki toplam istihdamın 1/12’sine denk düşmekteydi. Toplam motorlu araç üretimi 1932’deki 52.088 sayısından 1938 yılında 342.169 rakamına yükselmekte, ticari araç ve traktör üretimleriyse üç misli veya daha fazla artmaktaydı. Otoban inşaatları ve diğer her türlü yol yapımı hızlandığı için çimento, demir-çelik, makine-donanım, elektrikli araçlar ve parçalar, lastik, tekstil ve petrol ürünlerine olan talep de artmakta ve dolaylı etkilerle birleştiğinde Hitler’in otomobil sektörünün önemini vurgulaması iyice anlam kazanmaktaydı. Almanya, Opel ve Ford’un Almanya fabrikaları dâhil edildiğinde bile müttefiklerin üretim kapasitesinin çok altında kalmış olmakla beraber –örneğin İkinci Dünya Savaşı boyunca 660.000 askeri <em>jeep</em> üreten müttefiklere karşı Almanya’nın üretimi sadece 50.000 olmuştu- otoban programının <em>(Reichsautobahnen) </em>başarısı dünyaya örnek olmuştur.</p>
<p>Daha önemli olan sembollerdi: ‘Onların “doğal” değerlerine’ uygun bir siyasi dil kurulmuştu: Bu dile artan ivmeyle cevap verdiler ve bir süreliğine bu tercih fazlasıyla akılcı bir tercih gibi (de) göründü. Yıllarca süren ve giderek bütün aşırılıklarını hayata geçirmeye başlayan Nazi rejimi III. Reich giderek yerleşti. Birbiri ardına gelen ve temelsiz iyimserlikleri silip atan olaylar zinciri “Almanya bu akıl dışılığa sürüklenmez” diyenler için acı bir deney oldu. Kristallnacht’ın az öncesinde bile, 1938 gibi geç bir tarihte, onca işarete rağmen olabileceklere inanmak istemeyen çok insan vardı.</p>
<p>Devrim konusuna geri dönersek: 1919’da Alman işçi sınıfının nüfusa oranı yüzde 35 idi. Az değil ancak çoğunluk da değil. İttifak şart idi. Kiminle? Belki de kader burada çizildi. İttifak yapacak parti, hareket, sınıf, zümre bulunamadığı gibi her ikisi de işçi partisi olan sosyal demokratlar ve komünistler birbirleriyle rekabet ediyorlardı. Weimar Cumhuriyeti boyunca ittifakların neden adım adım “muhafazakâr devrimden” –hangisi- yana –Hitler değil; o sonra yükseldi ve başlangıçta uç bir olaydı- işlediğini anlatan mükemmel çalışmalar var.</p>
<p>Alman sosyalist devrimi anlaşılan ilk gün bile hayalden ibaretti. Ancak 19 senede nereden nereye gelindiğini poster gösteriyor. Hangisi mi? İşçi konseyi hükümetini tüm Münih garnizonunun desteklediğini açıklayan askeri duyuru: 5 Nisan 1919. Buradan Kristallnacht’a 19 sene var. Ne değişim ama! Fakat unutmayalım ki burası Münih. Hem solun hem sağın tarlasıdır. Katolik etkisi var. <em>İşte burasıdır ki yakın gelecekte AfD’nin kaderini belirleyecek yer olabilir. </em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kasim-gunleri-ve-sonrasi-bir-alman-kaderi-89084</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Kasım Günleri&#039; ve sonrası: Bir Alman Kaderi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diplomayi-kime-verecegiz-89083</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diplomayı kime vereceğiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ yardımıyla bir görevi daha iyi tamamlamak, daha iyi öğrenmek anlamına gelmeyebiliyor. Düzgün yazılmış cevabı okumak, cevabı değerlendirecek bilgiye sahip olmakla aynı şey değil. Alan bilgisi yapay zekânın cevabını tartacak ölçüyü sağlıyor.</strong></p>
<p>Ödevi öğrenci adına yapay zekâ yapacak, işi yapay zekâ bulacak ve mezunun işini de yapay zekâ yapacaksa diplomayı kime vereceğiz?</p>
<p>Biraz keskin bir soru, kabul. Ama üniversitelerle iş dünyasının yapay zekâ heyecanını yan yana koyunca insanın aklına doğal olarak bu tür sorular geliyor. Bir tarafta öğrenciyi yeni teknolojiyle donatmak istiyoruz. Öte tarafta aynı teknolojinin yapabildiği işlerden tasarruf etmeyi düşünüyoruz. Genç insana da bu iki hedef arasında kendine bir gelecek kurmasını söylüyoruz. Bu yazıda önce üniversitede duralım. Mezunu kapıdan çıkarmadan, içeride ne öğrendiğine bir bakalım.</p>
<p>Kendisinden beklentimiz hayli yüksek: Eleştirel düşünsün, karmaşık sorunları çözsün, değişime uyum sağlasın. Güzel. Peki bunları öğrenirken biraz yavaşlamasına, yanlış yapmasına, bir sorunun başında debelenmesine tahammülümüz var mı? Yoksa öğrencisiyle hocasıyla hepimiz, sonuç bir an önce önümüze gelsin mi istiyoruz?</p>
<p>Öğrenci açısından hesabı anlamak zor değil. Önünde bir ödev, yetişmesi gereken başka işler ve birkaç saniyede cevap veren bir araç var. Notunu da sadece sonuca göre alıyorsa hız kazanmanın cazibesi ortada. Biz kürsüdekiler, çıktıyı ödüllendirip sonra öğrencinin öğrenme sürecini neden atladığına şaşırıyoruz. Anlamsız bir şaşırma hâli. Teşvikleri böyle kurmuşuz; öğrenciden teşviklere rağmen ilkeli davranmasını bekliyoruz.</p>
<p><strong>Tasarruf ettiğimiz şeyin bir bölümü </strong><strong>öğrenmenin kendisi olabilir</strong></p>
<p>Gelgelelim öğrenmenin hesabı biraz farklı. Üretimde ortadan kaldırmak istediğimiz bazı zahmetler, öğrenirken işin kendisini oluşturuyor. Bir problemi kurmak, yanlış varsayım yaptığını görmek, başa dönmek, bir paragrafı yazamayınca aslında ne söylemek istediğini bilmediğini fark etmek… Bunların hepsi vakit alıyor. Fakat o vakit yalnızca harcanmıyor. İnsan o zihinsel mücadele sırasında bağlantılar kuruyor, yanlışını düzeltiyor, bir sonraki soruya taşıyabileceği bir kavrayış geliştiriyor. Ödevi bitirme süresini kısaltırken bunları da aradan çıkarırsak, tasarruf ettiğimiz şeyin bir bölümü öğrenmenin kendisi olabilir.</p>
<p>Bir iktisat öğrencisini düşünelim. Yapay zekâya işsizliğin nedenlerini sorup gayet düzgün bir metin elde edebilir. Ama metin korelasyondan nedenselliğe usulca atlamışsa bunu fark eder mi? Hangi varsayımın hangi sonucu taşıdığını görebilir mi? Bütün cümleler yerli yerinde dururken akıl yürütmenin bir halkasında açık olduğunu anlar mı? Düzgün yazılmış cevabı okumak, o cevabı değerlendirecek bilgiye sahip olmakla aynı şey değil. Üstelik metnin akıcılığı, anlamadığımız yeri fark etmemizi de zorlaştırabilir. Her şey pek anlaşılır görünür; ta ki biri “Neden?” diye sorana kadar.</p>
<p>OECD’nin 2026 Dijital Eğitim Görünümü Raporu tam da bu ayrıma dikkat çekiyor: Yapay zekâ yardımıyla bir görevi daha iyi tamamlamak, daha iyi öğrenmiş olmak anlamına gelmeyebiliyor. Aracın doğrudan çözüm sunmasıyla öğrencinin düşünme sürecini desteklemesi arasında fark var. Bu nedenle eğitimde başarıyı yalnızca ortaya çıkan ürünün kalitesine bakarak değerlendiremeyiz.</p>
<p><a href="https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4895486&amp;utm_source=chatgpt.com">Bastani ve çalışma arkadaşlarının</a> Türkiye’de bir lisede, yaklaşık bin öğrenciyle yaptığı matematik deneyi meseleyi somutlaştırıyor. Genel amaçlı sohbet aracına benzer biçimde tasarlanan yapay zekâ desteği, alıştırmalar sırasında başarıyı artırıyor. Ancak destek kaldırıldığında bu öğrenciler, yapay zekâ kullanmayan gruptan daha düşük sınav performansı gösteriyor. Öğretmenlerin katkısıyla hazırlanmış, cevabı vermek yerine ipuçları sunan sürümde ise bu olumsuz etki büyük ölçüde gideriliyor. Bu, tek bir okulda (hatta bir lisede) ve kısa vadeli sonuçlara bakılarak yapılmış bir çalışma. Bütün üniversite eğitimine hüküm çıkarmayalım. Ama ödevin notuyla öğrencinin bilgisi arasındaki mesafenin açılabileceğini de görelim.</p>
<p>Buradan “Yasaklayalım, kurtulalım” sonucu çıkmıyor. Öğrencinin takıldığı noktayı yeniden açıklayan, aynı kavramı farklı örneklerle anlatan, yanlış yaptığı adımı gösteren bir yardımcı çok kıymetli olabilir. Özellikle de sınıfta sormaya çekindiği soruyu sorabileceği, kendi hızında çalışabileceği bir imkân sunuyorsa. Her güçlük öğretici olmadığı gibi her kolaylık da zararlı değil. Öğrenciyi saatlerce aynı çıkmazda bırakmanın pedagojik bir fazileti yok. Hangi çabayı neden aradan çıkardığımıza bakmamız gerekiyor.</p>
<p><strong>“Artık bilgiye gerek yok, doğru soruyu sormak yeterli” diyenlere de küçük bir sorum var: O doğru soru hangi bilgiyle sorulacak? </strong>İşsizliğin ölçümünü bilmeyen biri, önüne konan işsizlik yorumunda neyin eksik olduğunu nasıl görecek? Alan bilgisi, yapay zekânın cevabını tartabileceğimiz ölçüyü sağlıyor. Araç güçlendikçe bu ölçüye duyulan ihtiyaç kendiliğinden ortadan kalkmıyor. Öğrenciye yalnızca komut yazmayı öğretip gerisini zat-ı şahanelerine bırakamayız.</p>
<p><strong>Her ders için aynı </strong><strong>reçeteyi yazamayız</strong></p>
<p>Öyleyse dersin tasarımını değiştirmek zorundayız. Öğrenci önce kendi açıklamasını kursun; sonra yapay zekânın açıklamasıyla karşılaştırsın. Nerede fikrini değiştirdiğini, hangi öneriyi neden reddettiğini anlatsın. Bir çözümü teslim ettikten sonra koşullardan birini değiştirelim ve yeniden düşünmesini isteyelim. Hesabı doğru çıkmış olabilir. Peki sonucun neden değiştiğini açıklayabiliyor mu? Kimi çalışmayı araçla, kimini araçsız yaptırmak da bu yüzden anlamlı. Öğrencinin hem teknolojiyle neler yapabildiğini hem kendi başına neyi anlayabildiğini görmemiz gerekiyor.</p>
<p>Bu yaklaşım, her ödeve bir kullanım beyanı eklemekten fazlasını gerektiriyor. Beyan şeffaflık sağlar; öğrenmenin gerçekleştiğini tek başına göstermez. Kısa sözlü açıklamalar, sınıf içi uygulamalar, aşamalı çalışmalar ve geri bildirimle düzeltilen taslaklar birlikte düşünülebilir. Her ders için aynı reçeteyi yazamayız. Birinci sınıf öğrencisinin temel kavramı öğrenmesiyle son sınıf öğrencisinin araştırma yaparken araç kullanması aynı ihtiyaç değil. Kuralın da bu farkı gözetmesi gerekir.</p>
<p>Elbette bütün bunları söylemek, yapmaktan kolay. Onlarca öğrencinin olduğu bir derste her öğrencinin düşünme sürecini izlemek emek ister. Öğretim üyesinin yeni ödevler tasarlamaya, denemeye, sonuçlarını değerlendirmeye zamanı olmalı. Asistan desteği, ortak materyaller ve meslektaşlarıyla öğrenme imkânı da gerekir. <strong>Hocanın iş yükünü olduğu gibi bırakıp üzerine “Bir de yapay zekâya uyum sağlayın” ekleyince kurumsal dönüşüm gerçekleşmiş olmuyor.</strong> <strong>Müfredata bir yapay zekâ dersi eklemek ya da yeni bir bölüm açmak da diğer derslerde ne olduğunu kendiliğinden değiştirmiyor.</strong></p>
<p>Türkiye açısından mesele tam burada ağırlaşıyor. Hazır bulunuşluğu kaç kişinin bir uygulamaya eriştiğiyle ölçemeyiz. O uygulamanın ürettiğini anlayacak, sınayacak ve kendi bilgisine katacak temel de gerekiyor. PISA 2022’de Türkiye’de 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 61’i matematikte en az temel yeterlik düzeyine ulaşırken OECD ortalaması yüzde 69. Bu veri üniversite öğrencilerinin yapay zekâ becerisini ölçmüyor. Yükseköğretimin devraldığı temel beceri meselesini hatırlatıyor. Üzerine yeni kat çıkacağımız binanın bütün odaları aynı sağlamlıkta değil.</p>
<p>Bu nedenle yapay zekânın eşitsizliği azaltacağına da artıracağına da peşinen karar veremeyiz. İyi tasarlanmış öğrenme desteği, özel derse ulaşamayan bir öğrenciye yeni bir imkân sunabilir. Fakat aynı araç, güçlü bir temeli olan öğrencinin bilgisini derinleştirirken temel eksikleri olan öğrencinin o eksiklerle yüzleşmeden ödev teslim etmesini de kolaylaştırabilir. İkisi de aynı uygulamayı kullanır, ikisi de düzgün bir metin getirir. Dışarıdan bakınca eşitlenmiş görünürler. Öğrenmede aralarındaki mesafe ise açılmış olabilir.</p>
<p><strong>Dönüşümün insan emeği </strong><strong>kısmını bedelsiz varsayamayız</strong></p>
<p>Dolayısıyla üniversitelerin erişim imkânını öğrenme desteğiyle birlikte düşünmesi gerekiyor. Öğrencinin temel eksiklerini fark edebileceği çalışmalar, yazma ve nicel düşünme desteği, ders içinde anlaşılır kullanım kuralları bu işin parçası. Hazır bulunuşluk, satın alınan lisansın yanında öğrencinin ve hocanın ne yapacağını bilmesini de içeriyor. <strong>Bütçeye yazılım bedelini yazıp dönüşümün insan emeği kısmını bedelsiz varsayamayız. Bir iktisatçı olarak söyleyeyim: O maliyet kaybolmaz. Birinin zamanından, öğrencinin öğrenmesinden ya da eğitimin niteliğinden çıkar.</strong></p>
<p>Üniversitenin başarısını da buna göre sorgulamalıyız. Kaç dersimizde yapay zekâ kullanıldığını sayabiliriz. Fakat öğrencinin yeni bir sorunu çözebildiğini, gerekçesini açıklayabildiğini ve öğrendiğini başka bir bağlama taşıyabildiğini görmeden bu sayının ne anlattığını bilemeyiz. Teknolojiyi ne kadar kullandığımız kadar, kullanırken ne öğrendiğimizle ilgilenmek zorundayız. <strong>Üniversite, hızlı ve düzgün cevap üretmenin ötesinde, o cevaptan hangi koşullarda şüphe edileceğini de öğretmeli.</strong></p>
<p>Başlangıçta diplomayı kime vereceğimizi sormuştum. Diplomayı yine öğrenciye vereceğiz tabii. Ama o diploma, öğrencinin kendi başına neyi anlayabildiği ve henüz bilmediği bir şeyi nasıl öğrenebileceği hakkında bir sözümüz olacak. Altına imzamızı atacağız.</p>
<p>Diyelim ki bu sözün hakkını verdik. Öğrenci öğrendi, mezun oldu. Şimdi karşısına bir iş ilanı çıktı: “Deneyimli eleman aranıyor.” O deneyimin nerede kazanılacağı da bir sonraki yazının meselesi olsun.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diplomayi-kime-verecegiz-89083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/3/1280x720/677-1791263668.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diplomayı kime vereceğiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fdi-istanbul-90-markanin-son-tasarimlarini-ve-42-tasarimcinin-fikirlerini-gorunur-kildi-89082</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> FDI İstanbul 90 markanın son tasarımlarını ve 42 tasarımcının fikirlerini görünür kıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk mobilya ve iç mekan endüstrisini dünyayla buluşturan Furnishings &amp; Design Istanbul (FDI), 24–26 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde üçüncü kez kapılarını açtı. </p>
<p>Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) tarafından düzenlenen FDI İstanbul, 12 bin metrekarelik alanda 90 markanın en yeni tasarımlarını, dört sergide 85 özel seçkiyi, 21 farklı ürün grubunu ve tasarım dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirdi. 12 panelde 30’u aşkın konuşmacı yer aldı. </p>
<p>Ayrıca, dört farklı sergi alanında tasarımın üretim ve ifade biçimlerine odaklanan fuar, <strong><em>“New Horizon Exhibition</em></strong>" ile 42 bağımsız tasarımcının yaratıcı fikirlerini görünür kıldı.  <strong><em>“Design Circle”</em></strong> adı verilen özel bölümde  ‘Malzemenin Hafızası’ temasıyla malzemenin taşıdığı hikayeler üzerinden 30’un üzerinde ürün sergilendi. “<strong><em>Masterful"</em></strong> sergisinde dört tasarım merkezinin geliştirdiği ve dört mobilya markasının ürettiği özel ürünler yer aldı.  <strong><em>“Big Soft”</em></strong> sergisi ise konfor kavramını mekân atmosferi olarak yeniden yorumladı.</p>
<p>FDI İstanbul’un ticari boyutunu güçlendiren Designer-to-Business (D2B) Programı bu yıl daha da genişletilmişti. Ticaret Bakanlığı desteğiyle düzenlenen yabancı alım heyeti programı; ABD’den İtalya’ya, Burkina Faso’dan Katar’a, Hindistan’dan Nijerya’ya uzanan toplam 23 ülkeden nitelikli uluslararası alıcıları Türk markalarıyla bir araya getirdi.</p>
<p><strong>“Mobilyanın bütün kategorilerinde üretim yapabilen dört ülkeden biriyiz”</strong></p>
<p>Where Design Leads” (Tasarıma Yön Verenlerin Olduğu Yer) mottosuyla gerçekleştirilen fuarın açılışına İstanbul Valisi Davut Gül, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Ö. Volkan Ağar, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe ve ev sahibi olarak MOSFED Başkanı Ahmet Güleç katıldılar.   </p>
<p>Fuarın açılış konuşmasını yapan ev sahibi Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı Ahmet Güleç, Türkiye’nin mobilyanın bütün kategorilerinde üretim yapabilen dört ülkeden birisi olduğunu ve 14 milyar dolarlık üretim gücüyle dünyanın 200 ülkesine ürün ulaştırdığını ifade ederek şu yorumu yaptı: </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4853018b45-1791264048.jpeg" alt="" width="799" height="449" /><em>“Bu bizim için yalnızca ekonomik bir büyüklük değil. Yıllar içinde oluşmuş güçlü bir üretim kültürü, zanaat birikimi, girişimcilik deneyimi ve önemli bir tasarım potansiyeli anlamına geliyor. Bugün bu birikimi yeni dönemin ihtiyaçları doğrultusunda daha güçlü biçimde bir araya getirme fırsatımız var. Çünkü artık değer yalnızca ürünün kendisinde oluşmuyor. Ürünün tasarımında, malzemesinde, hikâyesinde, sunduğu deneyimde, marka kimliğinde ve ulaştığı pazarda da oluşuyor. Dolayısıyla bugün uçtan uca bir değer zincirinden söz ediyoruz. FDI Istanbul’u da bu anlayışın en önemli parçası olarak görüyoruz.”</em></p>
<p><strong>FDI Istanbul’un Türkiye’yi dünyayla, dünyayı da İstanbul’la buluşturması hedefleniyor</strong></p>
<p>FDI Istanbul’un misyonunun Türkiye’nin tasarım ve üretim gücünü dünyaya göstermek olduğuna dikkat çeken Ahmet Güleç, gelecekte uluslararası markaların da İstanbul’u tercih etmelerini ve Türkiye’deki üreticiler ve tasarımcılarla işbirliği kurmalarının hedeflendiğini ifadeetti. Güleç, FDI İstanbul’un hedefini şu cümlelerle özetledi:  <em>“Fuarın başarısı sadece rakamlarla değil; kurulacak iş birlikleri, geliştirilecek yeni ürünler, uluslararası pazarlara açılacak markalar ve İstanbul’un küresel tasarım dünyasında kuracağı bağlantılarla ölçülüyor. Türkiye güçlü üretim kapasitesi, büyüyen tasarım gücü, uluslararası deneyimli markaları, genç yaratıcı insan kaynağı ve dünyayla doğal bağları olan İstanbul sayesinde yarının değer zincirini kurmaya hazır. FDI Istanbul bunun için var</em>.”  </p>
<p><strong>FDI İstanbul’a, ülkemize ve sektöre kazanç sağlıyor</strong></p>
<p>İstanbul Valisi Davut Gül, konuşmasında, şartlar, talepler, rekabet ve beklentiler değişirken rekabet edebilmek için yüksek teknoloji, marka değerli ürünler, tasarım ve benzeri yeniliklere ihtiyaç olduğunu vurgulayarak;  FDI gibi fuarların İstanbul’a, ülkemize ve mobilya sektörüne çok önemli kazançlar sağladığını ifade etti. </p>
<p>T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Ö. Volkan Ağar,  Mobilya sektörünün güçlü üretim altyapısı, köklü zanaatkarlık geleneği ve gelişen tasarım kabiliyetiyle Türkiye’nin en önemli katma değer ve istihdam sağlayan alanlarından biri olduğuna dikkat çekerek, Ticaret Bakanlığının, sektörün küresel pazarlarda daha da güçlenmesi için kapsamlı destekler sunduğunu söyledi. FDI Istanbul Fuarı’nın da Bakanlığın Tasarım Desteği kapsamına alınarak, tasarım odaklı üretim ve markalaşma vizyonunun önemli bir parçası haline geldiğini belirterek Heartmade Furniture Turquality® Tanıtım Projesinin de Türk mobilyasının dünya çapında tanınırlık kazanmasına destek olduğunun altını çizdi. </p>
<p><strong>Mobilya sektörü, istihdamını en hızlı artıran ve imalatın en hızlı büyüyen kolu </strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, mobilya sektöründe yarının anahtarının “tasarım” olduğuna dikkat çekerek, fuarın bu yıl belirlenen “Where Design Leads” mottosunun bu açıdan doğru bir temsil yarattığını belirtti. Gültepe’nin verdiği bilgiye göre, Türkiye mobilya sektörü geçen yıl 4.6 milyar dolar ihracat gerçekleştirdi. Ocak-temmuz döneminde yüzde 4.3 oranında üretim artışı gerçekleşti. Sektörün bu başarılı grafiği, istihdam konusunda da kendini gösterdi. Haziran 2025’te 174 bin kişi olan sektörün istihdamı, bir yılda yüzde 7.6 artarak, haziran 2026’da 187 bin kişiye ulaştı. Mobilya sektörü, böylelikle son bir yılda istihdamını en hızlı artıran imalat kolu oldu. </p>
<p>Bu yıl 192 ülkeye ihracat yapan sektör, Temmuz ayında üretimini yüzde 9.5 oranında artırarak  imalatın en hızlı büyüyen kolu oldu. Bu büyüme, sonucunda  Fransa’ya yapılan ihracat  yüzde 25, Belçika’ya  ise yüzde 23 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fdi-istanbul-90-markanin-son-tasarimlarini-ve-42-tasarimcinin-fikirlerini-gorunur-kildi-89082</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/2/1280x720/568-1791264038.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ FDI İstanbul 90 markanın son tasarımlarını ve 42 tasarımcının fikirlerini görünür kıldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-yapmak-isteyene-yardim-89081</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat yapmak isteyene yardım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İstanbul Ticaret Odası ( İTO )</strong> ihracata başlamak, az veya düzensiz ihracatını arttırmak ve düzene sokmak isteyen <strong>KOBİ</strong> ölçeğindeki <strong>üyelerine uzman danışmanlık desteği sağlıyor</strong>.</p>
<p><strong>2005</strong> yılında <strong>başlatılan</strong> ancak 2020 öncesi kısa <strong>bir ara kesintiye uğrayan</strong> İhracata İlk Adım Programı ( İİAP ), İTO Başkanı Sayın <strong>Şekib Avdagiç’in göreve gelmesi ile yeniden başlatılmıştı</strong> ve şimdi 19. Tekrarını yapmaya hazırlanıyor.</p>
<p>İTO üyesi, KOBİ ölçeğinde, hiç ihracat yapmayan ya da ihracatı olsa bile az veya düzensiz olan, mal veya hizmet üreticisi firmalar programa başvurabiliyor.</p>
<p>Programın en önemli özelliği, programın <strong>uzman danışmanlarının</strong> katılımcı <strong>firmalara</strong> toplamda <strong>16 ziyaret</strong> yapması ve onlarla <strong>birlikte</strong> 48 saat <strong>çalışmaları</strong>.</p>
<p>Hep söylerim “<strong>Dünya Grekoromen güreşirken, karakucak güreşmeye devam edemeyiz</strong>.“</p>
<p>Uluslararası ticaret şekilleri ve kuralları da değişime uğruyor.</p>
<p>Bizler de bu <strong>değişime ne kadar</strong> hızlı <strong>ayak uydurur</strong>, doğru <strong>veriye erişir</strong> ve bu veriyi kullanılabilir <strong>bilgiye çevirebilirsek</strong>, ihracat piyasalarında o kadar <strong>başarılı olma şansına</strong> sahip olabiliriz.</p>
<p>İşletmelerimizin ihracata hazır olup olmadığından ve mevcut yeterliliklerinin saptanmasından başlayarak, müşterinin bulunması ve sözleşmelerin yapılmasına kadar geçen aşamalarda yapılması gereken doğru davranışlar nelerdir?</p>
<p>İhracatçılarımızın bunları bilmeleri ve uygulamaları, uluslararası ticaret temellerini sağlam atmaları demektir.</p>
<p>Temeli sağlam binanın kolay yıkılmaması gibi, doğru bilgi ve davranışla yola çıkan ihracatçının pazarı da mutlaka diğerlerinden daha sağlam, güvenilir ve sürdürülebilir bir kalıcılıkta olacaktır.</p>
<p><strong>İşte İİAP çalışmaları İTO üyelerine bu şansı sunmaktadır.</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi ( TİM ) tarafından yayınlanan rakamları incelediğimizde, yıllık ihracatımızın % 66,64 gibi bir kısmını ilk 1.000 ihracatçı olan büyük firmaların yaptığını görüyoruz. (<a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2025-ilk-1000-ihracatci-analizi-82134" target="_blank" rel="noopener">https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2025-ilk-1000-ihracatci-analizi-82134</a>)</p>
<p><strong>2025 yılında ihracat yapan</strong> firma sayısının 166 bin kadar olduğunu düşünürsek, ilk 1.000 ihracatçı dışında kalan <strong>165 bin ihracatçının payının</strong> ne yazık ki <strong>sadece % 33,36</strong> olduğunu göreceğiz.</p>
<p>İşte sadece bu rakam bile KOBİ üyelerine, ihracat yapabilmeleri için İTO tarafından İİAP projesi ile verilen danışmanlık desteğinin önemini belirtmeye yeterlidir.</p>
<p>Uluslararası Ticaret Merkezi ( ITC ) internet sayfasında şöyle bir ifadeye rastlamıştım;</p>
<p><strong>Trade doesn't happen by accident, but by design</strong></p>
<p><strong>Ticaret kazara değil tasarlanarak olur</strong></p>
<p>İşte İTO üyelerine bunu sağlıyor…</p>
<p>Bu program şapkadan tavşan çıkartan bir program değil…</p>
<p>Ancak <strong>katılımcı firmalara uygulamalı olarak somut ve kalıcı bilgiler ile kurallar aktararak</strong> onların ilerleyen zamanlarda kendi ayaklarının üzerinde durmasını ve <strong>kendi başlarına ihracat yapabilmelerini sağlayan bir temel atan bir program</strong>.</p>
<p>Özdeyişi hatırlayalım, “<strong>Bu program balık vermiyor amma balık tutmasını öğretiyor.”</strong></p>
<p>Programa başvuru yapmak isteyen firmalar aşağıdaki adreste bilgi bulabilirler.</p>
<p>https://itoconnect.org.tr/pages/public-register/a6af65d5-ea3f-4588-ae6f-6809131e6dd1</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-yapmak-isteyene-yardim-89081</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/4/1280x720/ihracat-ithalat-dis-satim-1778213201.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat yapmak isteyene yardım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulun-yeni-rekabet-alani-regulasyonu-inovasyonun-parcasi-yapmak-89080</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul’un yeni rekabet alanı: Regülasyonu inovasyonun parçası yapmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İstanbul, mobilite, otonom araçlar, drone, robotik ve akıllı şehir teknolojilerinde bir test alanına dönüşebilir. Belirli bölgeler, kampüsler veya güzergâhlar kontrollü denemelere açılabilir. İlk adım, İstanbul Düzenleyici İnovasyon Merkezi olabilir.</strong></p>
<p>Bir şehrin küresel girişimcilik merkezi olması için artık yalnızca iyi girişimcilere, yatırım fonlarına, teknoparklara ve hızlandırma programlarına sahip olması yetmiyor. Teknoloji geliştikçe girişimcilerin karşısına önemli bir konu daha çıkıyor: Regülasyon.</p>
<p>Yapay zekâyla kredi skorlama yapan bir fintek, hastalık teşhis eden bir sağlık girişimi ya da otonom araç geliştiren bir şirket için bazen temel soru “Bu ürünü geliştirebilir miyiz?” değil, “Bunu hangi kurallar altında gerçek kullanıcılarla deneyebiliriz?” oluyor.</p>
<p>İstanbul Kalkınma Ajansı’nın yayımladığı “Regülatif Sandbox Mekanizmaları: Uluslararası Örnekler ve Türk Hukuku Kapsamında Uygulanabilirlik Önerileri” raporu bu meseleye odaklanıyor. Çalışma, literatür taramasının yanında 20 paydaşla yapılan görüşmeler ve fintek ile sağlık teknolojilerinde 27 paydaşın katıldığı odak toplantılarıyla desteklenmiş.</p>
<p>Sandbox’ın arkasındaki fikir basit: Yeni bir teknoloji ortaya çıktığında hemen yasaklamak ya da bütün piyasa için yeni mevzuat hazırlamak yerine, önce kontrollü biçimde test etmek ve sonuçlarından öğrenmek.</p>
<p>İlk önemli örneklerden biri İngiltere’de FCA (Finansal Denetim Otoritesi) tarafından geliştirildi. Ardından Singapur, Avustralya, Abu Dabi ve Dubai gibi merkezler kendi modellerini oluşturdu. Başlangıçta daha çok fintek için kullanılan yaklaşım zamanla enerji, sağlık, veri ve yapay zekâya yayıldı.</p>
<p>Sandbox, kuralların olmadığı bir serbest bölge değil. Süre, kullanıcı sayısı ve işlem hacmi sınırlandırılıyor; tüketici ve veri güvenliği korunuyor. Bazı yükümlülükler gerektiğinde geçici ve kontrollü şekilde farklı uygulanabiliyor.</p>
<p><strong>Türkiye için fırsatlar</strong></p>
<p>Raporun güçlü taraflarından biri Türkiye için tek ve büyük bir sandbox önermemesi. Fintek, sağlık teknolojileri, enerji teknolojileri ile yapay zekâ ve veri koruma alanlarında tematik pilotlarla başlanmasını; merkezi koordinasyon ile sektörel düzenleyici kurumların birlikte çalışmasını öneriyor.</p>
<p>Bu doğru bir yaklaşım. Ancak İstanbul’un küresel girişimcilik rekabeti açısından bir adım daha ileri gidebiliriz. İstanbul’u yeni teknolojilerin güvenli ve hızlı biçimde test edilebildiği şehirlerden biri hâline getirebiliriz.</p>
<p>Dünyada bunun örnekleri var. Güney Kore’de Smart City Regulatory Sandbox kapsamında otonom ulaşım, robot, drone ve akıllı şehir çözümleri gerçek şehir ortamında deneniyor. İngiltere’de FCA’nın bazı programları regülasyon desteğini mentorluk ve yatırımcı erişimiyle birleştiriyor. Endonezya’da ise girişimler hızlandırma programından sandbox’a, oradan uygulama aşamasına ilerleyebiliyor.</p>
<p>İstanbul bu yaklaşımları kendi ihtiyaçlarına göre bir araya getirebilir mi?</p>
<p>İlk adım, <strong>İstanbul Düzenleyici İnovasyon Merkezi</strong> benzeri bir yapı olabilir. Yeni bir düzenleyici kurumdan değil, girişimciyle mevcut kamu kurumları arasında çalışan bir “tek kapı”dan bahsediyorum. Girişim buraya geldiğinde hangi mevzuata tabi olduğunu, hangi kurumlarla çalışması gerektiğini ve gerçekten sandbox’a ihtiyacı olup olmadığını hızlıca öğrenebilmeli. Rapor da her inovasyonun sandbox gerektirmediğini, bazı durumlarda rehberlik ve ön başvurunun yeterli olabileceğini vurguluyor.</p>
<p>Sandbox’ları girişim hızlandırma programlarıyla ilişkilendirmek de mümkün. Fintek ve dijital kimlik, yapay zekâ ve fiziksel yapay zekâ, kentsel mobilite, iklim ve enerji başlangıç için uygun alanlar olabilir. Programa giren girişim sadece regülasyon desteği almamalı; yatırımcı ve kurumsal müşteriyle buluşmalı, gerekiyorsa İstanbul’da gerçek bir pilot uygulama yapabilmeli.</p>
<p>Özellikle mobilite, otonom araçlar, drone, robotik ve akıllı şehir teknolojilerinde İstanbul’un kendisi büyük bir test alanına dönüşebilir. Belirli bölgeler, kampüsler veya güzergâhlar kontrollü denemelere açılabilir.</p>
<p>En önemli eksik halka ise satın alma tarafı. Bir girişim sandbox sürecini başarıyla tamamladığında elinde yalnızca bir test raporu kalmamalı. Başarılı çözümlerin kamu kurumlarında veya büyük şirketlerde pilot uygulamaya, ardından satın almaya ulaşması kolaylaştırılmalı. Böylece hızlandırma programında başlayan süreç ilk müşteriye, yatırıma ve uluslararası pazarlara kadar devam edebilir.</p>
<p>İstanbul’un büyük bir pazarı, güçlü finans sektörü, üniversiteleri, teknoparkları, sanayisi ve teknoloji insan kaynağı var. Bunların yanına hızlı, öngörülebilir ve teknolojiyle birlikte öğrenen bir regülasyon anlayışı eklenirse şehrin uluslararası girişimcilere sunduğu değer de güçlenir.</p>
<p>İstanbul’un girişimcilere verdiği mesaj belki de şu kadar basit olabilir: <strong>Teknolojini burada geliştir, burada test et, ilk müşterini burada bul ve dünyaya İstanbul’dan açıl.</strong></p>
<p>Sandbox meselesine yalnızca bir hukuk düzenlemesi olarak değil, İstanbul’un küresel girişimcilik rekabetinin araçlarından biri olarak baktığımızda önemli fırsatları fark ediyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulun-yeni-rekabet-alani-regulasyonu-inovasyonun-parcasi-yapmak-89080</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’un yeni rekabet alanı: Regülasyonu inovasyonun parçası yapmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dengelenme-ariyoruz-89079</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dengelenme arıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Piyasa fiyatlamaları, kendi hikayeleri etrafında, ayrışarak yoluna devam etme pozisyonunu koruyor. Globalin ana hikayesi, artan tahvil faizlerinin kamu maliye politikalarına ne ölçekte baskı kuracağı. Para politikası kısmı şu aşamada tahvil faizleri ile pek fazla ilişkilendirilmiyor. Bunun sebebi, zaten bir süredir farklı noktalarda devam eden savaşlar nedeniyle emtia grubu üzerinden baskı ve endişesini artıran enflasyon. Merkez bankalarının bir kısmı önden, geri kalan kısmı ise bekle-gör çerçevesinden tepkilerini göstermişlerdi.</p>
<p>Hızlı bir dış özet ile Ekim ayı ve yeni haftaya başlamakta fayda var. İspanya, erken seçime gideceğini açıkladı. Başbakan Sanchez’den bu yönde beklenen bir çağrı vardı. Son birkaç yıldır hükümetin yasa geçirmekte zorlandığı bilinen bir gerçek. Brezilya’da seçimlerin ilk ayağı tamamlandı. Lula, geriye düşerken, Bolsonaro’nun oğlu önde. Pazartesi günü bu yazı kaleme alındığı sıralarda Japonya’da işlem gören Brezilya ETF’i ve real vadelileri pozitif tarafta fiyatlanıyordu.</p>
<p>Devam edelim. Fransa’da bütçe problemleri yine gündem. Artan tahvil faizleri Bölge içerisinde en çok-bir kez daha Fransa’yı vuruyor. Almanya ile açılan spread ve %5’e açık yaklaştırma çabaları, politik ve sosyal huzursuzluk yaratıyor. Atlantik’in diğer kısmında ise yaklaşan ara seçimler önce benzin ve dizel fiyatları iç tüketimi zorluyor. Dahası, tahvil faizlerindeki yükseliş, Fed’in faiz artırımına gitmesinin ardından kısmen sakinler gibi görünse de tam anlamıyla masadan kalkabilmiş değil. %4.50’nin üzerinde zorlanmaya başlar dediğimiz hisse fiyatlamaları, %5 eşiğindeki 10 yıllık tahvil faizi ile sendelese de nispeten korunaklı kalmayı başardı. Son durumda ise %5.2-5.3 aralığının konuşulduğu fiyatlama ortamına bakarken Cuma kapanışında Nasdaq 100’ün tüm zamanların en yükseğinde işlem gördüğü gerçeği ile karşılaşmak, açıklaması güç gelişmeler listesinde bir kez daha kendisine yer buluyor.</p>
<p>Dış fiyatlama koşullarının hangi kısmına baktığınıza göre değerlendirmeniz değişebilir. Faiz hadlerinin yükselmesi ve değerli Amerikan doları, gelişmekte olan ülkeler kadar artık gelişenler için de bir sorun. Sadece hisse senetleri odaklı gitmek, detayı kaçırmaktan farksız. USD’nin bu yıl için ilk değerlenme kısmı, global koşullar kaynaklıydı. İkinci kısmı, ABD’ye has kaygılar ve faiz artırım beklentileri. Son dönem ise karşısındakilerin zayıflığı dikkat çekiyor. Mesela, EUR. Bölgenin artan riskleri, para birimi açısından zayıf görünmesine zemin hazırlıyor.</p>
<p>Yurt içi tarafın başlıkları dışarıdan farklı. Ancak, etkilenmiyor değiliz. TL tahvil faizlerinin ardından eurobond tarafı da globaldekine paralel bir miktar yükseldi. CDS için de aynı durum geçerli. Fonlara ait haber akışı, genel risk iştahının belirleyicisi olmaya devam ediyor. Para piyasası fonlarında belirli bir rakama dek ödemelerin başlayacağının açıklanması, artan olumsuzluğu büyük oranda sınırladı ve dengelenme için şans tanıdı. Hızlı bir toparlanma beklentisinde değiliz. Ancak, satış baskısının önemli oranda geride kaldığını değerlendiriyoruz. Pazartesi günü açıklanan ve beklentilerin gerisinde kalan enflasyon verisi, Ekim için TCMB’ye fon gelişmeleri kaynaklı oluşan ek sıkılaşmayı da gözettiğimizde faiz indirimi için alan açıyor. Kısa zaman içerisinde 3Ç finansallarına yönelik beklentiler şekillenmeye başlayacak ve gündem biraz değişecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dengelenme-ariyoruz-89079</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dengelenme arıyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyedeki-sanayici-sayisi-almanya-ve-fransa-toplamindan-fazla-desem-inanir-misiniz-89078</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’deki sanayici sayısı Almanya ve Fransa toplamından fazla&#039; desem, inanır mısınız?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Diğer ülkelerle kıyaslandığında Türkiye’de mikro ölçekli sanayi girişimleri daha yüksek paya sahip; küçük, orta ve büyük ölçekli işletmelerin payları daha düşük. Küçük olmanın birim maliyetlerden ihracat kapasitesine kadar çok sayıda dezavantajı var.</strong></p>
<p>En küçüğünden en büyüğüne, 2015 yılında Türkiye’de imalat sanayisinde faaliyet gösteren toplam girişim sayısı 335 bindi. 2025’e gelirken bu sayı 144 bin artarak 479 bine ulaştı.</p>
<p>Soru şu: 479 bin, imalat sanayimizde faaliyet gösteren girişimlerimiz için yüksek bir sayı mı?</p>
<p>Bu soruya tek kelime ile “evet” ya da “hayır” demek yerine, konuya farklı açılardan bakmak gerekiyor.</p>
<p>Eğer bu kitle sektörlere rasyonel bir şekilde dağılmışsa ve sektörler arası ilişkiler etkin bir şekilde işliyorsa 479 bin rahatsız edici bir düzey değil. Ama bazı sektörlerde aşırı yığılma, bazılarında ihtiyaçtan az girişim varsa sektörlere göre dağılım Türkiye’nin o üründeki iç talep düzeyi ve küresel ticaret hacmi ile örtüşmüyorsa bir sıkıntıdan söz edilebilir. Bizdeki durum ikincisine daha yakın.</p>
<p>Konuya yaklaşmamız gereken ikinci bir boyut, 479 bin girişimin mikro-küçük-orta-büyük ölçek dağılımı. Detaylara girmeyeyim ancak diğer ülkelerle kıyaslandığında, Türkiye’de mikro ölçekli sanayi girişimlerinin daha yüksek paya sahip olduklarına, küçük, orta ve büyük ölçekli işletmelerin paylarının daha düşük olduğuna şahit oluyoruz. Bu kadar küçük olmanın da birim maliyetlerden ihracat kapasitesine kadar çok sayıda dezavantajı olduğuna daha önceki yazılarda değinmiştim.</p>
<p><strong>Bir verimlilik </strong><strong>sorunu var</strong></p>
<p>Üçüncü olarak, ülkemizdeki ve diğer ülkelerdeki imalatçı sayısını karşılaştırabiliriz. Buradaki durum biraz daha ilgi çekici. Mesela AB’de sanayinin en güçlü olduğu ülkelerden Almanya’da en büyüğünden en küçüğüne kadar imalat sanayisinde faaliyet gösteren girişim sayısı 200 bin civarında. Fransa’da aynı sayı 265 bin. Yani, Türkiye’deki sanayici sayısı Almanya ve Fransa toplamından fazla. AB’de en çok sanayi girişimine sahip ülke ise 350 bin ile İtalya. Bu ülkeler, Türkiye ile kıyaslandığında daha az sayıda girişim ile imalat sanayilerinde bizden daha fazla üretim yapıyorlar. Güney Kore’deki imalatçı sayısı 600 binin üzerinde. Sayıca bizden daha kalabalıklar ancak oradaki üretim düzeyi de bizim hayli üzerimizde. Dolayısıyla elimizde, en basit ifadeyle, bir verimlilik sorunu var.</p>
<p>Ne yapmak gerekiyor? Çok şey var elbette ama başlangıç olması için birkaç öneri paylaşayım…</p>
<p>1- Sanayide sektörler arası dağılımı yeniden planlamak.</p>
<p>2- Girişim sayısının yüksek olduğu ve bunun taleple örtüşmediği sektörlerden çıkış yapan girişimcilere yeni yol haritası sunmak.</p>
<p>3- Seçilmiş sektörlerde büyümeyi teşvik etmek. Mikrodan küçük ölçeğe, küçükten orta ölçeğe geçişi sağlamak.</p>
<p>4- Bazı sektörlerde şirket birleşmelerini kamu eliyle zorlamak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyedeki-sanayici-sayisi-almanya-ve-fransa-toplamindan-fazla-desem-inanir-misiniz-89078</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Türkiye’deki sanayici sayısı Almanya ve Fransa toplamından fazla&#039; desem, inanır mısınız? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/son-iki-yilda-reel-sektorde-buyukler-de-kucukler-de-kan-kaybetti-89077</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Son iki yılda reel sektörde büyükler de küçükler de kan kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Reel sektörde toplam aktifler iki yılda TÜFE’ye göre reel olarak yüzde 3,07 azaldı. Aktif küçülmesinde başı küçük ve mikro işletmeler çekti. Borçların toplam kaynaklar içindeki payı ise büyük ölçekli girişimlerde yüzde 48,80’den yüzde 54,56’ya çıktı.</strong></p>
<p>Bir önceki yazımızda Merkez Bankası’nın Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile birlikte hazırladığı sektör bilançoları verilerinden hareketle reel sektör girişimlerinin bilanço ve gelir performansındaki gidişatı değerlendirmiştik. Bu kez aynı konuya ölçekler bazında bakacağız. Geneldeki gelişmelerin büyük, orta, küçük ve mikro ölçekteki girişimlere nasıl yansıdığını ele alacağız.</p>
<p>- Bilanço esasına göre defter tutan reel sektör firmalarının sayısı 2023-2025 arasındaki iki yılda toplam olarak yüzde 2,91 gibi yavaş bir artış kaydetti. Girişim sayısındaki değişim ölçeklere göre oldukça değişken bir görünüm taşıyor. Orta ölçekli girişimlerin sayısı iki yılda yüzde 27,96 gibi oldukça hızlı artarken, büyük işletmelerin sayısı tam tersine yüzde 25,68 gibi yüksek bir hızla azaldı. Küçük işletme sayısı yüzde 12,49 artarken, mikro ölçekli girişim sayısı yüzde 1,54 azaldı.</p>
<p>- Benzer durum çalışan sayılarında da ortaya çıkıyor. Araştırma kapsamındaki reel sektör firmalarındaki çalışan sayısı iki yılda sadece yüzde 1,16 arttı. Bu artış orta ölçekli girişimlerde iki yılda yüzde 16,52’yi bulan istihdam artışı sayesinde gerçekleşti. Küçük işletmelerde çalışan sayısı iki yılda sadece yüzde 1,13’lük artışla yerinde sayarken büyük işletmelerde istihdam yüzde 5,28, mikro işletmelerde de yüzde 5,11 azaldı.</p>
<p>- Firma başına ortalama çalışan sayısı ise büyük işletmeler dışındaki tüm ölçeklerde düştü. Firma başına ortalama çalışan sayısı, iki yılda toplam yüzde 2,53 azaldı. Firma başına çalışan sayısında iki yıllık düşüş küçük işletmelerde yüzde 21,33’ü, orta işletmelerde ise yüzde 22,33’ü buldu. Mikro işletmelerde işletme başına çalışan sayısı yüzde 9,96 oranında düştü.</p>
<p>- Aktif büyüklüğündeki gelişmeler de istihdamdakine paralel bir şekilde iç açıcı değil. 2023-25 arasındaki iki yılda reel sektör girişimlerinin toplam aktiflerindeki cari fiyatlarla artış, TÜİK’in yıl sonu TÜFE artış hızının da gayrisafi yurt içi hasıla deflatörünün de altında kalarak reel olarak erimiş oldu.</p>
<p>- Reel sektörde toplam aktifler iki yılda TÜFE’ye göre reel olarak yüzde 3,07 azaldı. Aktif küçülmesinde başı küçük ve mikro işletmeler çekti. Büyük işletmelerin toplam aktifleri iki yılda reel olarak yüzde 3,25 erirken, aktiflerdeki küçülme küçük işletmelerde yüzde 14,34’ü, mikro işletmelerde ise yüzde 23,42’yi buldu. Orta ölçekli işletmelerin toplam aktifi ise reel olarak iki yılda yüzde 19,65 büyüdü.</p>
<p>- Orta ölçekli girişimlerin toplam aktifleri reel olarak büyümesine karşın bu büyüme temelde firma sayısındaki artışa bağlı olarak ortaya çıktı. Firma başına ortalama aktif büyüklüğü, diğer tüm ölçeklerde olduğu gibi orta ölçekli girişimlerde de reel olarak küçüldü. Firma başına ortalama aktif büyüklüğü iki yılda reel olarak büyük işletmelerde yüzde 4,96, orta ölçekli işletmelerde yüzde 24,87, küçük işletmelerde yüzde 35,82 ve mikro işletmelerde yüzde 25,56 küçüldü.</p>
<p>- Reel sektörde aktiflerde reel olarak küçülme olmasına rağmen borçluluk oranları arttı. Borçların toplam kaynaklar içindeki payı iki yılda büyük ölçekli girişimlerde yüzde 48,80’den yüzde 54,56’ya, orta ölçekli girişimlerde yüzde 50,67’den yüzde 56,70’e, küçük işletmelerde yüzde 51,50’den yüzde 56,78’e ve mikro işletmelerde yüzde 36,34’ten yüzde 42,60’a çıktı.</p>
<p>- Borçluluk oranındaki artışa paralel olarak faiz giderlerinin faaliyet kârına oranı da tüm ölçeklerde hızla arttı. Finansman maliyetinin faaliyet kârına oranı, iki yılda büyük işletmelerde yüzde 57,99’dan yüzde 84,04’e, orta ölçekli işletmelerde yüzde 51,63’ten yüzde 68,30’a, küçük işletmelerde yüzde 43,87’den yüzde 47,55’e tırmandı. Mikro işletmeler 2023’te faaliyet kârlarından yüzde 83,38 daha fazlasını finansman giderlerine harcamak zorunda kalmıştı. 2025 yılında mikro işletmeler, esas faaliyetlerini zararla kapattı. Finansman giderleri ise faaliyet zararının 14 katını buldu.</p>
<p>- Aktifler gibi kârlar da enflasyon karşısında tüm ölçeklerde eridi. Net kârlar iki yıl öncesine göre 12 aylık TÜFE ortalamalarına göre reel olarak reel sektörün tamamında yüzde 44,79 gibi yüksek bir düşüş gösterdi. Net kârdaki reel düşüş büyük ölçekli firmalarda yüzde 57,02, orta ölçekli firmalarda yüzde 11,19, küçük işletmelerde yüzde 23,12 ve mikro işletmelerde yüzde 51,18 oldu.</p>
<p>- Net kârlardaki reel düşüş firma başına ortalamalarla hesaplandığında daha da yükseliyor. Firma başına ortalama net kârlardaki iki yıllık toplam reel kayıp, büyük ölçekli firmalarda yüzde 57,78, orta ölçekli girişimlerde yüzde 44,23, küçük işletmelerde yüzde 42,40 ve mikro işletmelerde yüzde 52,54’ü buluyor.</p>
<p>Bu veriler, ekonominin TÜİK hesaplarına göre toplam yüzde 10,24 oranında büyüdüğü iki yıllık sürede reel sektör firmalarının büyüklük farkı gözetmeksizin tüm ölçeklerde hatırı sayılır bir küçülme, zayıflama ve bilanço bozulması yaşadığını ortaya koyuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/son-iki-yilda-reel-sektorde-buyukler-de-kucukler-de-kan-kaybetti-89077</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/5/1280x720/lira-para-1758464419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son iki yılda reel sektörde büyükler de küçükler de kan kaybetti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-daha-fazla-yabanci-yatirim-almasi-gerekiyor-89076</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin daha fazla yabancı yatırım alması gerekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yatırım kararlarını belirleyen en önemli faktör yatırımın yapıldığı ortamın güvenilir olmasıdır. Yatırım yapan yabancı şirket ulusal şirketlerle aynı muameleyi görmek isteyecektir, bazı şirketlerin hükümete veya şu veya bu partiye yakınlık dolayısıyla ayrıcalıklı bir konumda bulunmasını kabul etmez.</strong></p>
<p>Şu sıralarda sanayi yatırımı çekmek isteyen ülkeler açısından bir fırsat penceresi açılmışa benziyor. Daha önceki yıllarda sanayi üretimi yaparak ilerleyen ülkelerde sınai üretim çok pahalı olmaya başladı. Aynı malı üretmek için yapılması gereken masraf çoğu Avrupa ülkesinde ve Amerika’da, bu bölgenin dışındaki ülkelere nazaran o kadar yüksek ki üretimden vazgeçmek gerekecek. Ayrıca bu ülkelerin gümrük vergileri ihdas ederek ucuz yabancı malların girişini engellemelerinin sınırı var. Bir kere gelişmiş ülke halkları aynı kaliteyi tutturan fakat daha ucuz olan yabancı mallar karşısında sadece yerli sanayiyi desteklemek maksadı ile daha pahalı mal almak konusunda çok istekli davranmıyor. İkincisi, diğer ülkeler sanayi ürünü ihraç ederek para kazanamazlarsa, daha gelişmiş ve müreffeh ülkelerin ürünlerini alamıyorlar, daha doğrusu alacak imkânı bulamıyorlar. Gelişmiş ülkelerden ithal edilecek ürünlerin her zaman çok gelişmiş ürünler olması da şart değil. Unutmayalım, Çin yüksek miktarda gıda maddesi ithal ediyor. Bunların bir bölümü Amerika’dan gelmekteydi. Ancak nereden gelirse gelsin, Çin’in bu gıda maddeleri için bir ödeme yapması, onun için de döviz kazanacak faaliyetlerde bulunması, yani ihracat yapması lazım. Üçüncü bir husus daha var. İktisadi ilişkiler ülkeler arasındaki daha kapsamlı ilişkilerin sadece bir yönü. Bir hükümet, bir diğeri ile ilişkileri iyi iken iktisadi olanları ayırıp onlarda farklı bir uygulama yapmakta, örneğin gümrük vergilerini yükseltmekte güçlük çekebilir. İktisadi ilişkileri ayrı tutma gayretleri, Kanada-ABD ilişkilerinde de gözlendiği gibi, daha kapsamlı bir bozulmaya yol açabilir.</p>
<p><strong>Yabancı şirketler yerlilerle </strong><strong>eş tutulmayı isterler</strong></p>
<p>Her ne kadar sanayi sermayesinin yatırım fırsatları araması ve bunu üretimin yüksek maliyeti olan ülkeler yerine nispeten ucuz olduğu ülkeler nezdinde yapması anlaşılabilir olsa da, sermayenin hangi ülkelere yöneleceğini başka faktörler belirlemektedir. Yatırım kararlarını belirleyen en önemli faktör yatırımın yapıldığı ortamın güvenilir olmasıdır. Bu ne anlama geliyor? Üzerinde biraz durmamız gerekiyor. İlkin, yatırımcı yatırımının ev sahibi ülke tarafından sadece ticari bir ilişki olarak değerlendirilmesini bekler. Bunun tabii bir sonucu olarak da üretimine el konmasına, özellikle üretiminin iç piyasada daha ucuza satılması için zorlanmaya karşıdır. Benzer şekilde, yatırımcı ürününün gereksiz miktar, fiyat ve benzeri kısıtlamalarla ihraç edilmesinin zorlaştırılmasını istemez. İkinci olarak, yatırımcı kâr amacı güttüğünden, kârlarının merkeze aktarılmasında güçlükle karşılaşmak da istemeyecektir. Üçüncü olarak, yatırımcı gittiği ülkede istikrarlı bir hukuk düzeninin olmasına bakacaktır. Bunun muhtelif nedenleri vardır. Yatırım yapan yabancı şirket ulusal şirketlerle aynı muameleyi görmek isteyecektir, bazı şirketlerin hükümete veya şu veya bu partiye yakınlık dolayısıyla ayrıcalıklı bir konumda bulunmasını kabul etmez. Ayrıca yatırımını satması hâlinde makul bir fiyat verilmesini ve bedelin ülkeden çıkarılmasında güçlük çıkarılmamasını ister. Bir konuyu da tekrar etmeme müsaade edin: Yabancı şirketler yerli şirketlerle eş tutulmayı isterler, daha alt bir konuma konulmayı kabule yanaşmazlar.</p>
<p>Ülkemiz kendi kalkınması ve sanayileşmesinde dış yatırımların ağırlık taşıması gerektiğini uzun süredir ve en yetkili ağızlardan ifade eden bir ülkedir. Dolayısıyla şu anda geçerli olan koşullar muvacehesinde kendisini yatırımcıların ilgi alanına giren bir ülke olarak görmek istemektedir. Cumhurbaşkanımız ülkemize yatırım yapanın pişman olmayacağını, her bakımdan kazançlı çıkacağını her vesile ile dile getirmektedir. Buna karşılık, hâlihazırda Türkiye’ye dönük yaygın bir yatırım merakı olduğunu söyleme imkânından mahrum olduğumuzu itiraf etmek gerekecektir. Böyle bir durumla karşı karşıya değiliz. Herhangi bir uzman Türkiye’ye yapılan yabancı yatırımları inceleyecek olursa, daha önceki yıllarda ülkeye daha fazla dış yatırım geldiğini görecektir. Mukayese açısından bakıldığında, şu anda Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne ihracatta rakip olarak gördüğü Fas’a giden yatırım ülkemize gelenden daha fazladır. Belki daha da vahim olarak, Türkiye’deki yatırım sermayesi bile Mısır gibi ülkelere kaçmakta, buna karşılık bazı Türk firmaları da faaliyetlerini ya kâr edemedikleri ya da borçlarını ödeyemedikleri için sonlandırmaktadır. Gazete okumak veya haberleri dinlemek imkânına sahip her Türk vatandaşı bazı yatırımların ülke dışına gittiğini öğrenerek üzülmektedir. O zaman sorumuzu yenilemek, daha doğrusu yinelemek gerekiyor: Acaba Türkiye gelişmekte veya yeni sanayileşmekte olan ülkelere yönelen dünyadaki yatırım hareketlerinden neden yararlanamamaktadır? Hangi sorunları aşması gerekmektedir?</p>
<p><strong>Türk Lirası'nın değerinin </strong><strong>yüksek tutulmasının etkileri</strong></p>
<p>İki faktörün özel önem arz ettiğini ve bu iki faktörden her ikisinin de hükümetin tercihi ya da siyaseti olduğunu söylememiz mümkündür. Bunlardan ilki, Türk Lirası’nın değerinin bilinçli bir siyaset sonucu yüksek tutulmasıdır. Doların değerinde bir yükselme beklendiği zaman, Merkez Bankası ve diğer kamu bankaları devreye girmekte, Türk Lirası’nın fazla değer kaybetmesini önlemek maksadıyla piyasadaki dolar miktarını artırmaktadır. Belirli dönemlerde Merkez Bankası’nın piyasaya milyarlarca dolar zerk ettiğini yine bankanın yayımladığı istatistiklerden izlemenin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Bu gibi durumlarda Merkez Bankası’nın rezerv durumunun zayıf düştüğü ve swap işlemleri aracılığıyla dengeyi korumaya çalıştığı görülmektedir. Aslında tüm vatandaşlar liranın değerinin yüksek tutulduğunu bilmekle birlikte, hükümet paranın değerinin yüksek olması konusunda ısrar etmekte, herhangi bir değişiklik yapmamaktadır. Bunun fert başına düşen millî geliri yüksek göstermesi yanında başka yararlananları olduğunu tahmin etmek güç değildir. Ancak Türk Lirası’nın değerinin yüksek tutulması hem ülke içi üretimi zayıflatmakta hem de ülkeyi yabancı yatırımcılar açısından beğenilmeyen bir ülke konumuna sokmaktadır.</p>
<p>İkinci faktör ise uzun vadeli etkileri açısından belki de daha belirleyicidir. Birçok gözlemciye göre, şu anda adalet Cumhurbaşkanı’na veya iktidar partisine yakın kişiler lehine tezahür etmektedir. Türkiye daha önce girdiği uluslararası taahhütlere de uymamakta, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ülkemiz aleyhine verdiği kararları uygulamamakta ısrar etmektedir. Hükümete göre, yabancı yargısı devletin yargısının üstünde değildir, dolayısıyla bir ihtilaf durumunda yerli yargı esastır. Tabii, o zaman anlaşmayı neden imzaladınız türünden bir soru akla gelebilir ama elimizde bu tür soruların iktidarı ilgilendirdiğine ilişkin herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Yabancı yatırımcılar zaten çoğu zaman ülke yargısı yerine uluslararası hakeme başvurulmasını tercih ediyorlar ama bir devlet, “Hakemin sözü burada geçmez, koskoca yargı var” dese ne yapacaksınız? Evet, şimdi soralım: Siz yabancı yatırımcı olsanız, böyle bir ülkeye yatırım yapılmasını tavsiye eder miydiniz? Ben soruyu yanıtlamayacağım, sadece doğru bilgilerin zaten durumu açıkladıklarını belirtmekle yetineceğim. Mevcut eğilimlerin lehinde olmasına rağmen Türkiye bu gidişten yararlanmamaktadır. Şaşırdınız mı?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-daha-fazla-yabanci-yatirim-almasi-gerekiyor-89076</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/6/1280x720/754-1791265646.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin daha fazla yabancı yatırım alması gerekiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/roubini-de-mi-iyimserlesiyor-89075</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Roubini de mi iyimserleşiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Roubini küresel ekonominin dayanıklılığını piyasa disiplini, ekonomilerin esnekliği, makro politika tepkisi ve teknoloji yatırımlarıyla açıklıyor. Veri merkezlerinden çiplere, enerjiden inşaata uzanan yapay zekâ harcamaları ekonomileri canlı tutuyor.</strong></p>
<p>Nouriel Roubini’yi yıllardır izleyenlerin zihninde belli bir Roubini portresi vardır. Riskleri büyüteçle arayan, ekonominin kırılganlıklarını öne çıkaran, iyimser senaryolara mesafeli duran bir ekonomist. Zaten 2008 krizini önceden gören isimlerden biri olarak ününü de büyük ölçüde buradan kazandı. Hatta “kriz kâhini” diye anılmaya başlandı.</p>
<p>Bu yüzden Sapanca’da bu yıl beşincisi düzenlenen Dönüşen Liderlik Zirvesi’nin kapanışında Roubini’yi dinlerken bende önceki konuşmalarından farklı bir izlenim oluştu. Roubini bu kez daha iyimserdi.</p>
<p>Hatta geçen hafta bu köşede Martin Wolf için kullandığım “ihtiyatlı iyimser” tanımını Roubini için de kullanabilirim. Belki Roubini’de ihtiyat biraz daha az, iyimserlik biraz daha fazla.</p>
<p>Bu, Roubini’nin riskleri görmediği anlamına gelmiyor. Tam tersine. Dünya ticaret savaşı, petrol şoku, jeopolitik gerilimler, yüksek enflasyon ve faizler gibi arka arkaya gelen ciddi şoklarla karşı karşıya kaldı. Ancak onun dikkat çektiği asıl nokta, bütün bunlara rağmen küresel ekonominin beklenenden çok daha dayanıklı çıkmasıydı. “Bunca riske rağmen küresel ekonomi ve piyasalar görece dayanıklı olduklarını gösterdi” diyordu.</p>
<p>“Küresel büyüme sert biçimde çökmedi. Küresel enflasyon kontrolden çıkmadı. Ekonomiler şoklara uyum sağladı” dedi. Roubini’nin deyimiyle “Alışılmadık, beklenmedik ve benzeri görülmemiş bir dönemde yaşıyoruz.”</p>
<p><strong>Roubini’nin dayanıklılık </strong><strong>için saydığı dört neden </strong></p>
<p>Roubini, enflasyonun hâlâ biraz yüksek olduğunu düşünüyor ama gelecek yıl düşmesini bekliyor. Peki, bu dayanıklılık devam eder mi? Roubini bu dayanıklılık için dört neden sayıyor.</p>
<p>Birincisi, piyasa disiplini. Piyasalar bazen siyasetçilerin üzerinde hükümetlerden daha güçlü bir disiplin mekanizması oluşturabiliyor. Trump’ın 2 Nisan’da tarifeleri artırmasının ardından piyasalarda yaşanan sert satışları hatırlatıyor. Roubini’ye göre danışmanlarının uyarıları sonrasında Trump geri adım atmak zorunda kaldı ve tarifeleri yeniden aşağı çekti. İngiltere’de Liz Truss örneği daha da çarpıcı. Piyasaların tepkisi, hükümetin ekonomi politikasını sürdürememesine yol açtı ve Truss 44 gün sonra görevini bırakmak zorunda kaldı.</p>
<p>İkincisi, ekonomilerin şaşırtıcı esnekliği. Tarifeler yükselince şirketler üretimi başka ülkelere kaydırıyor. Çin ve Vietnam örneğinde olduğu gibi tedarik zincirleri yeniden kuruluyor. Enerji kaynakları çeşitleniyor, üretici sayısı artıyor. ABD ve Çin stratejik rezervlerini kullanarak şokları yumuşatabiliyor.</p>
<p>Üçüncüsü, makro politika tepkisi. Ekonomiler yalnız bırakılmıyor. Mali teşvikler devreye sokuluyor. Enflasyon yükseldiğinde merkez bankaları faiz artırıyor. Yani ekonomi politikalarının elinde hâlâ şokları absorbe edebilecek araçlar bulunuyor.</p>
<p>Ve dördüncüsü, belki en ilginç olanı, yapay zekâ ve teknoloji faktörüydü. Roubini’ye göre yapay zekâ yatırımları küresel ekonomi için ciddi bir kuyruk rüzgârı yaratıyor. Veri merkezlerinden çiplere, enerjiden inşaata kadar uzanan devasa sermaye harcamaları ekonomileri canlı tutuyor. Ortada âdeta küresel bir “capex boom” var.</p>
<p>Bu nedenlerle 2025’teki ticaret savaşına ve 2026’daki petrol şokuna rağmen dünya ekonomisi stagflasyona sürüklenmedi.</p>
<p>İşte Roubini’yi bu defa farklı bulduğum noktalardan biri de buydu. Daha önce yapay zekânın yaratabileceği finansal ve ekonomik risklere dikkat çeken bir Roubini’den, bugün yapay zekâ yatırımlarını küresel ekonominin dayanıklılığını artıran bir faktör olarak dinliyoruz.</p>
<p>Elbette bu, risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>Roubini’nin iyimserliği “artık </strong><strong>sorun yok” iyimserliği değil</strong></p>
<p>Martin Wolf’un geçen ay CNBC-e’ye yaptığı değerlendirmede söylediği gibi dünya ekonomisi “dirençli ama kırılgan”. Yapay zekâ yatırımları bugün büyümenin motoru olabilir ama yarın beklenen getiriyi üretmezse aynı yatırım dalgası tersine dönebilir. Üstelik bu yatırımların arkasındaki finansmanın bir bölümünün geleneksel bankacılık sisteminin dışında bulunması yeni bir kırılganlık yaratıyor.</p>
<p>Dolayısıyla Roubini’nin iyimserliği “artık sorun yok” iyimserliği değil. Daha çok, “şimdiye kadar korktuğumuz kadar kötü olmadı ve bunun bazı yapısal nedenleri var” iyimserliği.</p>
<p>Türkiye açısından da önemli bir mesajı var.</p>
<p>Roubini, Türkiye’de de piyasanın disiplin edici etkisinin görüldüğünü söylüyor. Bu aslında Türkiye’nin son yıllardaki deneyimi açısından oldukça anlamlı. Piyasalar, yanlış politikaların maliyetini bazen hükümetlerden daha hızlı ve daha sert biçimde gösterebiliyor.</p>
<p>Türkiye’nin sorunu ise küresel ekonominin dayanıklılığından ne kadar yararlanabileceği.</p>
<p>Çünkü bizim hâlâ yüksek enflasyon, yüksek finansman maliyeti, düşük verimlilik, sınırlı AR-GE harcaması ve kurumsal güven gibi sorunlarımız var. Türkiye’nin çeşitlendirilmiş üretim yapısı ve yatırım potansiyeli önemli avantajlar. Jeopolitik konum da öyle.</p>
<p>Ama fırsat başka, onu kullanabilmek başka.</p>
<p>Geçen hafta Martin Wolf’un değerlendirmesini “ihtiyatlı iyimserlik” diye nitelendirmiştim. Roubini’nin Sapanca’daki konuşmasından sonra aynı ifadeyi onun için de kullanıyorum. Hatta biraz daha ileri giderek “Roubini’deki iyimserlik Wolf’unkinden bir parça daha fazla” diyebilirim.</p>
<p>Belki de bunun nedeni basit.</p>
<p>Dünya son birkaç yılda çok sayıda şok yaşadı ve her defasında yeni bir felaket beklendi. Ticaret savaşı küresel ticareti çökertecek denildi, petrol şoku stagflasyon getirecek denildi, yüksek faizler ekonomileri resesyona sokacak denildi. Bunların hiçbiri bugüne kadar beklenen ölçekte gerçekleşmedi.</p>
<p>Ekonomiler uyum sağladı.</p>
<p>Şimdi asıl soru: “Bu dayanıklılık ne kadar sürecek?” Benim Roubini’den çıkardığım en önemli mesaj bu sorunun cevabının artık eskisi kadar karamsar olmadığı. Katılıyor muyum? Emin değilim...</p>
<p>Dünya hâlâ kırılgan. Jeopolitik riskler hâlâ yüksek. Yapay zekâ yatırımlarının yarattığı iyimserliğin bir balona dönüşme ihtimali de var. Yeni bir petrol şoku, yeni bir ticaret savaşı ya da hiç kimsenin bugün öngöremediği başka bir şok her şeyi değiştirebilir. Siyah kuğuların ve gri gergedanların pusuda beklediği bir dönemdeyiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/roubini-de-mi-iyimserlesiyor-89075</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Roubini de mi iyimserleşiyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekimde-faiz-indirimi-cepte-ya-aralikta-89074</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekimde faiz indirimi cepte, ya aralıkta?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Döviz kuru enflasyondaki düşüşe katkı sağlıyor; enerji fiyatlarından ise aynı yönde belirgin bir destek gelmiyor. Talep koşulları enflasyonu artırıcı yönde gelişmiyor. Kasım ve aralık aylarında bazın enflasyondaki düşüşe destek vermemesi öngörülüyor.</strong></p>
<p>Eylül tüketici enflasyonu beklenenden düşük geldi: Yüzde 1,8. 2024 ve 2025 yıllarının aynı aylarında gerçekleşen tüketici enflasyonu yüzde 3 ve 3,2 düzeylerindeydi. Dolayısıyla sadece beklenenden düşük değil, aynı zamanda son iki yılda gözlenen eylül enflasyonlarına kıyasla da düşük. Daha güzel haber yıllık enflasyonun bir psikolojik eşiğin altına inmesi oldu: Yüzde 29,7. Uygulanmakta olan eksik ekonomi programının yürürlüğe konulmasından bu yana gerçekleşen en düşük yıllık enflasyonu temsil ediyor. Bundan önceki en düşük yıllık enflasyon yüzde 30,7 ile ocak ayında gözlenmişti. Temel enflasyon göstergeleri (B ve C) de yüzde 30’un altında gerçekleşti.</p>
<p>Ancak bir noktayı not etmekte yarar var. Aylık enflasyonun düşük düzeyde gerçekleşmesinde gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki enflasyon düşüşü önemli bir rol oynadı. Oysa bu gruptaki fiyat artışları 2024 ve 2025’te yüzde 2,5 ve 4,6 oranında gerçekleşmişti. Bu nedenle bu grubu kısmen (B) ya da tümüyle dışarıda tutan (C) temel enflasyon göstergelerindeki aylık fiyat artışları yüzde 1,8’in üzerinde: 2 ve 2,1. Sürecek mi? Daha önemlisi şu: Enflasyon önümüzdeki aylarda da düşecek mi?</p>
<p><strong>Şimdilik kurda sıçrama </strong><strong>olasılığı yok gibi</strong></p>
<p>Önce maliyet tarafından bakalım. En önemlisi döviz kuru elbette: Kontrol altında ve enflasyonu düşürücü yönde işlev görmeye devam ediyor. Bir sıçrama olur mu? Olağanüstü bir gelişme olmazsa bu ihtimal yok. Ne gibi olağanüstü gelişmeler? ABD uzun vadeli tahvil fiyatlarındaki yükselmenin sürmesinin küresel risk alma iştahını olumsuz etkilemesinden korkuluyor. Ama bu olumsuzluğun derecesi önemli. Küresel krizdeki gibi keskin bir iştah azalması olmadıkça salt bu nedenle Türkiye’ye döviz arzının bıçak gibi kesilmesi ve dolayısıyla da kurda sıçrama gerçekleşmesi beklenmez. Trump hazretleri yeni bir saçmalık yapar mı? Trump bu, ne yapsa yeridir. Bu nedenle bu olasılık üzerinde ahkâm kesmek mümkün değil; öngörülmez bir şahsiyetten söz ediyoruz. Geriye yurt içine dönmek kalıyor. Daha ne göreceğiz? Artık olağanüstü mü kaldı? Bilemiyoruz elbette ama meramım açık: Şimdilik kurda sıçrama olasılığı yok gibi. Öte yandan, Brent petrolünün varil fiyatı hâlâ 100 doların üzerinde seyrediyor. Uluslararası piyasalarda motorin fiyatları yüksek ama son günlerde bir düşüş eğilimi var.</p>
<p>Dolayısıyla kur enflasyonu düşürücü yönde çalışırken enerji fiyatlarındaki gelişmelerden aynı yönde belirgin bir katkı yok. Talep tarafı ise enflasyonu artırıcı yönde gelişmiyor. ‘Baz etkisi’ için 2025’in son üç ayındaki gerçekleşmeleri vereyim: Yüzde 2,6, 0,9 ve 0,9. Özellikle Kasım ve Aralık 2025 değerleri düşük. Bir fikir versin diye yıllık enflasyonun bugünkünün üçte biri düzeyinde gezindiği 2016 ve 2017 yıllarının aynı aylarının ortalama değerlerini de vereyim: Kasım yüzde 1 ve aralık yüzde 1,2. Meali şu: Kasım ve aralık aylarında ‘baz etkisi’ bizle birlikte olmayacak gibi görünüyor.</p>
<p><strong>Merkez Bankası, eylül enflasyonu </strong><strong>gelişmesinde “umut ışığı” görecektir</strong></p>
<p>Peki, Merkez Bankası bu yılın son iki toplantısında politika faizini düşürür mü? 10 Eylül’deki Para Politikası Kurulu toplantısından önce ‘kaleme aldığım’ ve toplantı günü yayımlanan yazımda şöyle demişim: “Yedi ay önce (İsrail ve ABD İran’a saldırmadan önce) hedef yüzde 9 iken, enflasyon da bugünkü düzeydeydi. O zaman daha düşük hedefe ulaşmak için uygun görülen politika faizi ise yüzde 37 idi. Politika faizi şimdi de yüzde 37. Ama hedef çok daha yüksek. Bu durumda, faizi düşürmek için önemli bir neden olduğu söylenebilir… Merkez Bankası’nın hiç olmazsa eylül enflasyon gerçekleşmesini de bekleyip o gelişmede bir ‘umut ışığı’ görmesi hâlinde faizi düşürmesi daha uygun olacak. Bu zaman zarfında, kredi arzı üzerindeki kısıtları gözden geçirmesi ve takibe düşme oranları artma eğilimi gösteren bireysel krediler ve KOBİ kredileri için neler yapılabileceğini düşünmesi yararlı olur.”</p>
<p>Merkez Bankası geçen hafta KOBİ kredi artış sınırını yukarıya çekti. Eylül enflasyonu gelişmesinde de “umut ışığı” görecektir. 2027 hedefinin belirgin biçimde yükseltilmesi zaten faiz indirimine yol vermişti. Bu durumda, olağanüstü bir gelişme olmadıkça politika faizini ekim toplantısında düşürmesi beklenir. Aralıkta da düşürüp düşürmeyeceği ise ekim ve kasım enflasyon gerçekleşmelerine bağlı görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekimde-faiz-indirimi-cepte-ya-aralikta-89074</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekimde faiz indirimi cepte, ya aralıkta? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-oncesi-dunyaya-mesaj-bos-koltuktan-daha-tehlikelisi-bos-vaat-89100</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 öncesi dünyaya mesaj: Boş koltuktan daha tehlikelisi boş vaat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>COP31 öncesi kritik durak Pasifik. Fiji ve Tuvalu’nun ev sahipliğinde 5-8 Ekim’de düzenlenecek Pre- COP31 toplantıları öncesinde Uluslararası Af Örgütü, dünya liderlerine “konuşma değil eylem” çağrısı yaptı. Fosil yakıtlardan çıkışın hızlandırılmasını, iklim finansmanının hibe ağırlıklı artırılmasını ve iklim krizinin ön cephesindeki toplumların karar süreçlerine dahil edilmesini isteyen örgütün Genel Sekreteri Agnès Callamard, “En büyük başarısızlık boş bir koltuk değil, boş bir vaattir” diyor. </strong></p>
<p>Pasifik ülkeleri küresel iklim krizinin en çarpıcı adaletsizliğini yaşıyor. Küresel emisyonlara katkıları son derece sınırlı olmasına rağmen yükselen deniz seviyeleri, aşırı sıcaklar, kuraklık ve tuzlu su girişimi nedeniyle krizin en ağır sonuçlarıyla karşı karşıyalar.</p>
<p>Pasifik, Antalya’da 9-20 Kasım tarihlerinde düzenlenecek COP31 öncesinde dünyaya bir kez daha sesleniyor.</p>
<p>Fiji ve Tuvalu’da dün başlayan ve 8 Ekim’e kadar devam edecek olan Pre- COP31 toplantıları öncesinde Uluslararası Af Örgütü dünya liderlerine iklim krizine ilişkin yıllardır tekrarlanan söylemleri somut kararlara dönüştürme çağrısı yaptı.</p>
<p>Toplantılara çok sayıda dünya liderinin katılmamasının beklendiğine dikkat çeken Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, liderlerin fiziksel olarak Pasifik’te bulunmamasının sorumluluklarını ortadan kaldırmayacağını vurguluyor.</p>
<p>Callamard’ın sözleri, Pre-COP31’in temel tartışmasını da özetliyor: “Boş bir koltuk en büyük başarısızlık değil. Daha büyük başarısızlık boş bir vaat. Pre-COP31, yıllardır süren söylemleri COP31’de dünyanın ihtiyaç duyduğu iklim hedeflerini sağlayacak somut taahhütlere ve eyleme dönüştürmeli.”</p>
<p><strong>Pasifik neden bu kadar önemli?</strong></p>
<p>Pasifik’in iklim müzakerelerindeki ağırlığı ekonomik büyüklüğünden ya da emisyon miktarından kaynaklanmıyor. Tam tersine, iklim krizine en az katkıda bulunan ülkelerden bazıları burada yer alıyor.</p>
<p>Örneğin Tuvalu, küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 0,003’ünden daha azından sorumlu. Buna karşılık deniz seviyesindeki yükseliş ülkenin toprağını, tatlı su kaynaklarını, gıda güvenliğini, konutları ve nihayetinde insanların kendi ülkelerinde yaşamaya devam edebilme hakkını tehdit ediyor.</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü, Tuvalu ve Kiribati başta olmak üzere Pasifik ada ülkelerinde iklim değişikliğinin suya erişim, gıda, sağlık, barınma ve güvenli bir gelecek hakkı üzerindeki etkilerini uzun süredir izliyor.</p>
<p>Callamard, 2025 yılında gerçekleştirdiği Tuvalu ziyaretinde denizin ilerlemesine karşı yürütülen arazi kazanım çalışmalarını yerinde gördüğünü hatırlatıyor.</p>
<p>Mesajı oldukça sert: “İnsanların yükselen denizler ve aşırı sıcaklarla nasıl yaşadığını görün. Neden olmadıkları bir iklim krizinin etkilerine karşı her gün nasıl mücadele ettiklerine tanık olun. Tuvalu’da denizden geri kazanılan topraklar turistik bir manzara değil. Hayatta kalmak için mücadele eden bir ülkeyi temsil ediyor.”</p>
<p><strong>İklim eylemi artık sadece siyasi tercih değil</strong></p>
<p>Pasifik’in iklim mücadelesindeki etkisi yalnızca müzakere masasıyla da sınırlı değil. Pasifikli öğrencilerin başlattığı süreç, iklim krizini dünyanın en yüksek yargı organına taşıdı.</p>
<p>Uluslararası Adalet Divanı’nın Temmuz 2025’te açıkladığı tarihi danışma görüşü, devletlerin insan haklarını iklim değişikliğinin etkilerinden koruma konusunda hukuki yükümlülükleri bulunduğunu ortaya koydu. Uluslararası Af Örgütü’ne göre bu gelişme iklim tartışmasında önemli bir eşik anlamına geliyor: İklim eylemi artık yalnızca siyasi iradeye bırakılabilecek bir tercih değil; aynı zamanda hukuki ve ahlaki bir sorumluluk.</p>
<p>Bu nedenle örgütün Pre-COP31 öncesindeki talepleri üç başlıkta yoğunlaşıyor: Fosil yakıt kullanımının ve yeni fosil yakıt genişlemesinin adil geçiş çerçevesinde sona erdirilmesi, büyük kirleticilerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi ve yüksek gelirli, yüksek emisyonlu ülkelerin gelişmekte olan ülkelere sağladıkları iklim finansmanını ciddi biçimde artırması.</p>
<p>Burada özellikle finansmanın niteliğine dikkat çekiliyor. Talep, düşük gelirli ülkelerin borç yükünü daha da artıracak krediler yerine; azaltım, uyum ile kayıp ve zarar için kamu kaynaklarına dayalı, hibe ağırlıklı finansmanın büyütülmesi.</p>
<p>Pasifik dünyaya özetle şöyle diyor: İklim krizinin sonuçlarını en ağır yaşayanların artık yeni vaatlere değil, mevcut vaatlerin yerine getirilmesine ihtiyacı var. Callamard’ın ifadesiyle, “Pasifik alarm veriyor. Dünya burada harekete geçemezse, hiçbir yerde başarılı olamaz.”</p>
<p><span style="color: #169179;"><strong>İklim adaletinin yeni cephesi: Çevre savunucuları</strong></span></p>
<p>Pre-COP31’in gündemindeki bir diğer konu iklim mücadelesi veren çevre ve insan hakları savunucularının durumu. Uluslararası Af Örgütü’ne göre dünyanın farklı bölgelerinde yerli halklar, çevre savunucuları ve iklim krizinin ön cephesindeki toplumlar fosil yakıt projelerine karşı çıkarken taciz, gözetim, kriminalizasyon, şiddet ve barışçıl protestolara yönelik kısıtlamalarla karşı karşıya kalıyor. Örgüt bu nedenle COP31 öncesinde “Geleceğimizi Korumak: Adil Geçişe Güç Veren Çevresel İnsan Hakları Savunucuları” başlıklı küresel bir kampanya başlatıyor. Kampanyanın odağında yalnızca fosil yakıt projelerine karşı direniş değil, bu toplulukların önerdiği alternatifler de yer alacak. Avustralya’da topraklarını ve denizlerini etkileyen açık deniz petrol ve gaz aramalarına karşı çıkan First Nations toplulukları bunlardan biri. Uluslararası Af Örgütü, hem Avustralya hem de Fiji yönetimlerine sivil toplumun, yerli halkların, iklim krizinden doğrudan etkilenen toplulukların ve çevre savunucularının karar süreçlerine anlamlı biçimde katılabilmesi çağrısında bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-oncesi-dunyaya-mesaj-bos-koltuktan-daha-tehlikelisi-bos-vaat-89100</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/0/1280x720/0-1791267022.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31 öncesi dünyaya mesaj: Boş koltuktan daha tehlikelisi boş vaat ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizinden-cikarilmasi-gereken-10-ders-89073</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizinden çıkarılması gereken 10 ders</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Getiri vaadi ne kadar parlaksa, çıkış kapısı o kadar dar olabilir. Bu seferki kapının önünde yarım milyona yakın kişi bekliyor. Üstelik fondaşlar ve yandaşlar, senden önce ödeme kuyruğunda ise…</strong></p>
<p><strong>Tera</strong>, Pusula, <strong>Hedef</strong>, Atlas, <strong>A1</strong>, Pardus, <strong>Bulls</strong> portföylerine ait 131 fon <strong>SPK</strong>’ca tasfiyeye alındı; yaklaşık <strong>455 bin yatırımcı</strong> ve yüz milyarlarca liralık varlık kilitlendi. Düşük dolaşımlı hisselerde yoğunlaşma, likidite sıkışıklığı ve “<strong>yüksek getiri</strong>” döngüsü var. Tutuklamalar sürüyor, ödeme takvimi ise hâlâ sisli.</p>
<p><strong>1</strong>- Bedava peynir hâlâ fare kapanında. Piyasa yüzde %40 verirken fon %80 “garanti” diyorsa, o fazlalık ya sihir ya da birinin cebinden çıkıyor. Sihirbazlar genelde iz bırakmadan kaybolur.</p>
<p><strong>2</strong>- “Tavan tavan” giden hisse, asansör değil merdiven olabilir. Her gün tavan yapan kâğıdın altında bazen alıcı yoktur, aynı fonların birbirine top çevirmesi vardır. Top yere düşünce tribün de iner.</p>
<p><strong>3</strong>- Likidite, arkadaşınızın “yarın öderim” sözü gibidir. Kâğıt üzerinde zenginsinizdir; çıkış kapısına herkes aynı anda koşunca kapı dar gelir. 455 bin kişi aynı kapıya yönelince kapı “kapalı” tabelası asar.</p>
<p><strong>4</strong>- Portföy dağılımı “bir hisseye abanmak” değildir. Yumurtaları tek sepete koydun, sepet de düşük dolaşımlı bir şirketin deposunda. Depo kilitlenince kahvaltı da iptal…</p>
<p><strong>5</strong>- Referansla gelen “kazanç” çoğu zaman zincirin bir halkasıdır. Kuzenin, komşunun, WhatsApp grubunun “ben girdim, uçuyor” demesi due diligence sayılmaz. Çiftlik Bank’ı komşular önerirdi.</p>
<p><strong>6</strong>- Denetim raporu “her şey yolunda” diyebilir, yol bazen haritada yoktur. Dış - iç denetim, SPK… Hepsi vardı ama 17 Eylül’de TEFAS’ta ışıklar söndü. Raporu okumak yetmez; neyi ölçmediğine bak.</p>
<p><strong>7</strong>- “Sınırlı bir sorun” cümlesi, sınırın nerede çizildiğine bağlıdır. Resmî açıklamalarda sorun sınırlı; yatırımcının ekranında fon kilitli. İkisi aynı anda doğru olabilir, ikisi de teselli etmez.</p>
<p><strong>8</strong>- Tasfiye, hızlı para iadesi demek değildir. İş Bankası ve Ziraat görevli, süre aylara yayılabilir. “Param nerede?” sorusunun cevabı bazen “sırada, altı aya kadar.” Sıra numarası almak, stratejisi sayılmaz.</p>
<p><strong>9</strong>- Yüksek getiri vaadi, enflasyon kadar eski bir Türk klasiğidir. Banker Kastelli, Tosuncuk, Thodex, şimdi fonlar. Senaryo değişir, replik aynı kalır: “Bu sefer farklı.” Farklı olan genelde sadece logo olur.</p>
<p><strong>10</strong>- Paranı anlamadığın yere yatırma; anladığınız yerde de “neden bu kadar çok kazanıyor?” diye sor. Cevap “çünkü biz akıllıyız” ise ikinci soruyu sor. Cevap gelmezse yeni soru sorma; kaçarak uzaklaş.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">NOT</span></h2>
<p><strong>YENİ FON SKANDALLARI OLUŞMAMASI İÇİN HANGİ TEDBİRLER ALINMALI?</strong></p>
<p><strong>SPK yasasını</strong> değiştirmekten söz ediliyor. Aslında <strong>yasalarda sorun yok</strong>. Son derece <strong>güncel</strong>, <strong>evrensel</strong> ve <strong>kapsamlı</strong> yasalarımız var. <strong>Sorun, uygulamada</strong>… En güçlü yasa dahi, uygulayıcının elinde <strong>felaket</strong> <strong>getirebilir</strong> veya <strong>piyasayı düzenleyebilir</strong>. <em>Tilkiyi kümese müdür yaparsan, tavukları yasa kurtaramaz</em>.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">FON FACİASI LÛGATI</span></h2>
<p><strong>Yüksek getiri</strong>: Kolay para kazananların, tamahkârların bilmesi gereken şu; yüksek getiri, yüksek risk</p>
<p><strong>Fon denetimi</strong>: Halkı teveccühü diyemezsin, böylesi astronomik getiri vaadinin sorgulanması şart</p>
<p><strong>SPK</strong>: Sermaye Piyasası Kurulu, büyük-küçük yatırımcıyı kollaması gereken ama bunu yapmayan kurum</p>
<p><strong>İnsider trading</strong>: İçeriden ticaret. Tekne su aldığında gemiyi ilk terk eden, bilgilendirilmiş fareler</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizinden-cikarilmasi-gereken-10-ders-89073</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/portfoy-yonetimi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizinden çıkarılması gereken 10 ders ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oldu-olacak-5-ekim-enflasyon-bayrami-ilan-edilsin-89072</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Oldu olacak 5 Ekim “Enflasyon Bayramı” ilan edilsin!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıl 2021, kasım ayı… Yıllık TÜFE artışı yüzde 21,31 düzeyinde… Ama eylül ayındaki faiz indirimi ve devamında ortaya çıkan kur patlaması aralık ayında çok yüksek bir enflasyon geleceğini gösteriyor ve nitekim aralıkta rekor kırılıyor. Aylık enflasyon yüzde 13,58 ve yıllık bazda da yüzde 36,08’e ulaşılıyor.</p>
<p>Sonrasında yüzde 30’un altında bir oranı ara ki bulasın! 2021’in aralık ayından bu yılın ağustosuna kadar geçen dönemde bir daha hiçbir ay yıllık bazda yüzde 30’un altı görülemiyor.</p>
<p>Geliniyor bu yılın eylülüne… Geçen yıl eylüldeki yüzde 3,23 artış yıllık hesaptan çıkıyor, yerine bu yılın eylülündeki yüzde 1,84 giriyor ve yıllık enflasyon da 57 ay aradan sonra yüzde 30’un altına iniyor.</p>
<p>Yıllık enflasyon artık yüzde 29,73’tür. Yüzde 30’un altına inilmiştir.</p>
<p>Artık bu oranın açıklandığı 5 Ekim bir şekilde bayram ilan edilmelidir. Artık adına <strong>“Enflasyonun Belini Kırma Bayramı”</strong> mı denir, <strong>“Enflasyonun Başını Ezme Bayramı”</strong> mı, bilemem; ama bir ad bulunmalı ve yüzde 30’un altına inilmesi bir şekilde kutlanmalıdır.</p>
<p>Öyle ya, Türkiye neredeyse beş yıldır bu oranı bekliyor. Hele hele geçen yılın şubatında yüzde 40’ın altına inildikten sonra 30’lara takılıp kalınmış. Bir türlü yüzde 30’lar aşağı yönde kırılamıyordu. İşte şimdi o da oldu.</p>
<h2>Eylül artışı tahminden düşük </h2>
<p>Biraz önce belirttiğim gibi yıllık hesaplamadan geçen yılın eylülündeki görece yüksek yüzde 3,23’ün çıkmasından sonra yerine girecek oranın çok daha düşük olacağı zaten bekleniyordu. Gerçi beklenen TÜİK’in açıkladığı yüzde 1,84 gibi bir oran değildi, ağırlıklı tahminler yüzde 2,2-2,4 dolayındaydı ama yine de tahminlere paralel bir gerçekleşme olduğunda bile yıllık oran gerileyecekti.</p>
<p>Dolayısıyla TÜİK eylül artışını yüzde 1,84 değil de biraz yüksek açıklamış olsa bile çok şey değişmeyecekti. Somutlaştıralım; eylül artışı yüzde 2,05 bile olsa yıllık oran yine yüzde 30’un altına inecekti.</p>
<h2>Yüzde 29,73’ün önemi ne? </h2>
<p>Hiç! Yüzde 29,73’ün, psikolojik bir eşik olarak gösterilmeye çalışılan yüzde 30’un aşağı yönlü kırılması dışında hiçbir önemi yok.</p>
<p>Kaldı ki hadi ekimde de bir miktar gerileme olabilir. Çünkü geçen yılın ekimindeki artış da yüzde 2,55’ti.</p>
<p>Peki ya kasım ve aralık aylarına gelindiğinde ne olacak?</p>
<p>Geçen yıl söz konusu aylardaki TÜFE artışı sırasıyla yüzde 0,87 ve yüzde 0,89’du. Bu oranlar yaklaşık son altı yılın en düşük aylık oranları. Bir istisnai ay var; doğalgazda sıfır fiyat uygulanan, bu yüzden de TÜFE artışının yapay bir şekilde yüzde 0,04 düzeyinde tutulduğu 2023’ün mayıs ayı.</p>
<p>Dolayısıyla ekimde de yıllık oran biraz daha gerilese bile kasım ve aralıkta yönün yeniden yukarı dönme olasılığı çok fazla.</p>
<h2>Yüzde 622 artış</h2>
<p>Türkiye, yüzde 30’un altında enflasyonu girişte de belirttiğim gibi 57 ay sonra yaşadı.</p>
<p>Aralık 2021’den Ağustos 2026’ya, tam 57 ay; 58’inci ay olan eylülde ise yıllık oran yüzde 30’un altına indi.</p>
<p>Peki Aralık 2021 dahil olmak üzere bu yılın eylülünü de kapsayacak şekilde geçen 58 ay… Bu sürede fiyatlar ne kadar arttı dersiniz?</p>
<p><strong>“Tam yüzde 622,23 oranında artış oldu.”</strong></p>
<p>Bir başka ifadeyle Kasım 2021’de 100 olan fiyat düzeyi, TÜİK’in hesaplamasına göre Eylül 2026’da 722,23’e çıktı.</p>
<p>Tabii ki bu ortalama artışı gösteriyor. Kimi mal ve hizmetlerde fiyat artışı çok daha yüksek.</p>
<p>Örneğin, kiradaki artış tam yüzde 1249,08.</p>
<p>Örneğin, yükseköğretim giderlerindeki artış tam yüzde 1786,39.</p>
<p>Örneğin, okul servislerindeki artış tam yüzde 959,46.</p>
<h2>Ya önceki dönem? </h2>
<p>Son 58 ayda fiyatlar yüzde 622 arttı. Bu oranda fiyat artışının daha önce kaç ayda gerçekleştiğine bakmak istesek, sağlıklı bir şekilde bakamıyoruz.</p>
<p>Niye mi, çünkü endeks yetmiyor! Evet mevcut endeks yetmiyor.</p>
<p>TÜİK’in yeni endeks serisi 2005 yılından başlıyor, eski TÜFE’ye dönerek 2003 yılı başına kadar gidince bile olmuyor, daha önceki çok farklı bazlı endekslerle biraz daha geri gitmek gerekiyor ve çok sağlıklı olmamakla birlikte 2002’nin eylülüne uzanılıyor. Yani 2002 eylülünden 2021’in kasımına kadar geçen yaklaşık 19 yıl artı 2 ayda, yani 230 ayda yüzde 622 oranında artış kaydedilmiş.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac48006a3d39-1791262726.png" alt="" width="327" height="331" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4800d60bf6-1791262733.png" alt="" width="323" height="240" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oldu-olacak-5-ekim-enflasyon-bayrami-ilan-edilsin-89072</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/enflasyon-market-alisveris-gida-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Oldu olacak 5 Ekim “Enflasyon Bayramı” ilan edilsin! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuz-koksa-neylemeli-89071</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tuz koksa neylemeli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TCMB eski Başekonomisti Prof. Hakan Kara’nın sosyal medyada paylaştığı, Azerbaycan’ın önemli şair, yazar ve fikir adamlarından Bahtiyar Vahapzade’nin şu dizeleri, sermaye piyasasında yaşananları eksiksiz şekilde anlatıyor:</p>
<p>“Yalanlardan cana doyduk <br />Ona uyduk, buna uyduk <br />Et kokuştu, tuza koyduk <br />Tuz kokarsa neylemeli?”</p>
<p>Önce bazı fonların ve hisselerin fiyat hareketleri tartışıldı. Ardından portföy yönetim şirketleriyle ilgili SPK kararları geldi. Sonra bazı fonların temerrütleri, tasfiye kararları ve borsanın paraşütsüz inişi, savcılık soruşturmasına, gözaltılara, tutuklamalara, malvarlığı ve hisse trafiğinin incelenmesine kadar uzandı.</p>
<p>Şimdi herkes aynı soruyu soruyor: İşler bu hale nasıl geldi?</p>
<p>Meseleyi yalnızca birkaç kişinin usulsüz işlemlerine ve manipülasyonlarına indirgemek kolay. Ancak ortaya çıkan tablo, denetim ve güven meselesinin de yeniden sorgulanmasını gerektiriyor. Çünkü güven bir kez yara aldığında mesele birkaç kişinin yaptığı işlemlerle sınırlı kalmıyor. Fonun yönetenin kim olduğu kadar, hangi kuralla hareket ettiği, neyi ne zaman aldığı, kimlerle nasıl bir ilişkisi bulunduğu da önem kazanıyor.</p>
<p>Yatırımcı parasını emanet ediyor. Karşılığında da sadece getiri beklemiyor. Sistemin kurallara göre çalıştığına inanmak istiyor. Parasını emanet ettiği kurumun ve piyasanın denetlendiğini düşünüyor. Düzenleyicilere güvenmek istiyor.</p>
<p>İşte şimdi asıl ihtiyaç duyulan, bu güvenin yeniden tesisi.</p>
<p>Bunun yolu da yalnızca soruşturma dosyalarından geçmiyor. Denetimin nasıl yapıldığı, kurumların ne kadar bağımsız ve güçlü olduğu, çıkar çatışmalarının nasıl önlendiği, yatırımcının hangi bilgiye ne kadar hızlı ulaşabildiği yeniden ele alınmalı.</p>
<p>Çünkü piyasada mıntıka temizliği başka, temiz kalmasını sağlamak başka şey.</p>
<p>Yaşananların elbette maliyeti var. Güven kaybının yatırımcı davranışından şirketlerin sermaye bulma imkanlarına kadar uzanan sonuçları olacak. Fakat bu zorlu sürecin sonunda ortaya daha şeffaf, daha öngörülebilir ve kuralları herkes için aynı bir sermaye piyasası ortaya çıkarsa, yaşananların Türkiye açısından kazanca dönüşmesi mümkün.</p>
<p>Kara’nın paylaşımındaki asıl mesajı ise ben burada okuyorum.</p>
<p>Et koktuğunda tuza başvurulur. Peki tuz kokarsa?</p>
<p>O zaman sadece kokuyu bastırmak yetmez. Tuzun neden koktuğuna bakmak gerekir.</p>
<p>Sermaye piyasasında bugün tam da bunu yapmanın zamanı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuz-koksa-neylemeli-89071</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tuz koksa neylemeli? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/5-genc-14-yil-once-tavukla-yola-cikti-girisim-fonlari-ile-500-subeyi-asip-255-milyar-liraya-ulasti-89070</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5 genç 14 yıl önce ‘tavuk’la yola çıktı, girişim fonları ile 500 şubeyi aşıp 25.5 milyar liraya ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>5 GENÇ </strong>girişimci 2012 yılında fast food (hızlı yemek) zinciri olarak planladıkları bir restoranın ilk şubesini İstanbul Maltepe’de açtı:</p>
<ul>
<li><strong>Tavuk Dünyası…</strong></li>
</ul>
<p>Zincirin hızlı büyümesi kurucu ortaklarının başında <strong>Ahmet Faralyalı </strong>ve <strong>Murat Erkurt</strong>’un bulunduğu <strong>“Mediterra Capital”</strong>in dikkatini çekti ve 2015 yılında <strong>“Tavuk Dünyası”</strong>nın çoğunluk hissesini satın aldı. <strong>“Mediterra Capital”, </strong>markanın büyüme temposunun hızlandığını görünce çok geçmeden kalan hisselerini satmak isteyen kurucu 5 gençten kalan bölümü de devraldı. Böylece <strong>“Tavuk Dünyası”</strong>nın yüzde 100’ünün sahibi oldu.</p>
<p>2017 yılında <strong>Volkan Mumcu, “Tavuk Dünyası” </strong>CEO’su oldu. <strong>“Mediterra Capital”, </strong>2020 yılında da 2 yıl önce, yani 2018’de iki girişimci tarafından kurulmuş olan <strong>“Dürümle”</strong>ye yatırım yaptı. Bu adımla birlikte <strong>Mumcu</strong>’nun görevi <strong>“Tavuk Dünyası &amp; Dürümle Grup” </strong>CEO’luğuna dönüştü.</p>
<p><strong>Volkan Mumcu, </strong>7 bin metrekarelik ilk işleme tesisini 2020’de Ankara’da kuran <strong>“Tavuk Dünyası”</strong>nın Gebze’de bir ay önce 20.5 milyon dolarlık yatırımla devreye giren 8 bin metrekarelik kapalı alana sahip yeni fabrikasına davet etti, gittim. Ekibiyle birlikte gezdik. <strong>Mumcu</strong>’ya Tavuk Dünyası Tedarik Zincirinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı <strong>Meriç Atalay, </strong>Gebze Fabrika Tesis Müdürü <strong>Nurettin Düzgel, </strong>CMO <strong>Ceylan Özmen </strong>eşlik etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac47da32ee48-1791262115.jpg" alt="" width="800" height="450" /><strong>Mumcu, “Tavuk Dünyası”</strong> ve <strong>“Dürümle”</strong>yi yalnızca bir restoran zinciri değil, ölçeklenebilir bir iş modeli olarak kurguladıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bugün 59 şehirde 343 adet Tavuk Dünyası restoranı var. 209 adet Dürümle restoranı ile birlikte 500'ü aşan restoran ağına sahibiz. İki markamızla ülkemiz nüfusunun yüzde 92’sine ulaşıyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Tavuk Dünyası”</strong>nın 62 restoranının ana şirkete ait olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Geri kalanı, yani yüzde 85 franchise. </strong>“Dürümle”<strong>de 190 restoran ana şirkete ait, 19’u franchise. 2026’da Tavuk Dünyası’nın 17, Dürümle’nin de 26 yeni restoranı açıldı.</strong></p>
<p><strong>“Tavuk Dünyası”</strong>nın bu yıl açılacak restoran sayısının 25’i bulacağını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Böylece Tavuk Dünyası’nın toplam şube sayısı 350’yi aşacak. Dürümle’nin bu yıl açılacak restoran sayısı da 50’</strong><strong>yi</strong><strong> bulacak. Yani, grup olarak bu yıl 65 yeni restoran açmış olacağız. 2027 yılında da 30’dan fazla yeni restoran açmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Tümüyle yurt içi büyüme fırsatlarına odaklandıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Hedefimiz Tavuk Dünyası’nın uzun vadede 450 restorana ulaşması. Henüz gitmediğimiz illerimizde de yer almak istiyoruz.</strong></p>
<p>Tavuk Dünyası ve Dürümle Grup olarak pazardaki yerlerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Global oyuncuların da olduğu pazarda kategorinin en büyük yerli şirketiyiz. Ayrıca grup olarak global oyuncular arasında Türkiye pazarında ilk 3’teyiz.</strong></p>
<p>Markaların finansal performansları üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Sadece Tavuk Dünyası olarak 2026 sonu konsolide ciromuzu 17.5 milyar lira ile kapatacağımızı öngörüyoruz. Bu durumda ciromuz geçen yıla göre yüzde 30’a yakın büyümüş olacak.</strong></p>
<p>Tavuk Dünyası &amp; Dürümle Grup’un bu yılı 25.5 milyar liralık konsolide ciro ile tamamlamasını öngördüklerini aktardı:</p>
<p>-          <strong>Her iki markamızda bu yıl toplam 58 milyon misafir ağırlamış olmayı bekliyoruz. Tabi, büyüme için tek başına ciro artışı yeterli değil. Kârlılığı koruyarak büyümek önemli.</strong></p>
<p>Tavuk Dünyası &amp; Dürümle Grup’un mevcut ortaklık yapısını merak ettim, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Ana hissedarımız Mediterra Capital, bu yılın Şubat ayında Tavuk Dünyası &amp; Dürümle Grup’un yüzde 44 hissesini Esas Private Equity, Tacirler Portföy, Lycian Private Equity, Azimut Group, Fiba Grup ve Qinvest’ten oluşan konsorsiyuma devretti.</strong></p>
<p>Çoğunluk hissenin Mediterra’da olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Biz bu dönemi güç birliği olarak görüyoruz. Büyümemizi destekleyen sermaye, deneyim ve ağın güçlenmesi.</strong></p>
<p>Mediterra Capital, <strong>“Tavuk Dünyası” </strong>ve <strong>“Dürümle”</strong>de büyüme temposunu görünce, her iki markada da <strong>“stratejik yatırımcı”</strong>lığı tercih etmiş görünüyor.</p>
<p>Mediterra Capital’in gücü ve benimsediği strateji, <strong>“Tavuk Dünyası &amp; Dürümle Grup”</strong>u 500 şubeyi aşan restoran zinciri ve 25.5 milyar liralık ciroya ulaştırmış bulunuyor…</p>
<p>Esas Private Equity, Tacirler Portföy, Lycian Private Equity, Azimut Group, Fiba Grup ve Qinvest’in yüzde 44 hisseyi almasıyla, iki markanın büyüme çıtasını daha yukarı taşıyacağı anlaşılıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Soğuk zincir üretimden başlıyor, fabrikada yaz-kış montla çalışmak gerekiyor</span></h2>
<p><strong>TAVUK </strong>Dünyası &amp; Dürümle Grup CEO’su <strong>Volkan Mumcu </strong>ve ekibiyle Gebze’deki fabrikayı gezmek üzere hazırlanırken önlüğü giymeden önce ceketimi çıkardım. Fabrika Müdürü <strong>Nurettin Düzgel </strong>uyardı:</p>
<p>-          <strong>Önlüğü ceketin üstüne giymenizde fayda var.</strong></p>
<p>Fabrika ortamının sıcak olabileceğini düşündüğümü söyledim, açıkladı:</p>
<p>-          <strong>Bizim fabrikada çalışma ortamı ısısı 4-5 derecedir. Ceketi çıkarırsanız üşürsünüz. Üretim ortamının her noktasında soğuk zinciri korumak gerekiyor.</strong></p>
<p>Üretim alanlarını gezerken personelin montla çalıştığını gördüm. Gerçekten de üretim ortamında ısı 4-5 derece düzeyindeydi.</p>
<p><strong>Volkan Mumcu, </strong>Gebze’deki fabrikayı şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Tavuk Dünyası’nın ulaştığı ölçeği ve gelecekte ulaşmasını öngördüğümüz büyüklüğü çok iyi ifade eden bir yatırım.</strong></p>
<p>Ankara’daki tesisin ihtiyacı karşılayabildiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ancak, işimizin yaklaşık yüzde 55’i Marmara Bölgesi’nde. Ankara’dan Marmara Bölgesi’ne her gün 4-5 TIR ürün göndermek lojistik açıdan ciddi bir verimsizlik riski taşıyor. Gebze yatırımı ile üretimi talebin olduğu yere taşıdık.</strong></p>
<p>Tesislerinde tavuk üretimi veya tavuk kesimi yapmadıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin en büyük tavuk eti üreticilerinden alınan göğüs ve butları (kesilmiş şekilde) özel reçetelerimizle, özel vakumlu tamburlarda 12-14 saat arasında marine ediyor, paketliyor ve şubelerimize sevk ediyoruz.</strong></p>
<p>Ankara ve Gebze’deki tesiste yılda 4 kez habersiz üçüncü taraf denetimi öngördüklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Soğuk zincir, gıda güvenliği mal kabulden restoran teslimine kadar online izleniyor. Gıda güvenliği bizim açımızdan çok önemli. Hata yapma lüksümüz yok. Tedarikçilerimizi de risk analizlerine göre düzenli olarak ve çok sıkı bir şekilde denetliyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Haftada 2 gün izin uygulaması turnover oranını yüzde 30 azalttı</span></h2>
<p><strong>TAVUK </strong>Dünyası &amp; Dürümle Grup CEO’su <strong>Volkan Mumcu, </strong>sektörün istihdamının 1 milyon kişiye yaklaştığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Tavuk Dünyası ve Dürümle ekosistemi 6 binin üzerinde kişiye istihdam sağlıyor. Ekibimizin yarısını kadın personel oluşturuyor.</strong></p>
<p>Şirkete doğrudan bağlı restoranlarda haftada iki gün izin uygulamasına geçtiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu, yeme-içme sektöründe ilk oldu. Uygulamayı 1 Haziran 2024’te kalıcı hale getirdik. Bu uygulamanın da katkısıyla 2024 Ocak-Mayıs döneminde yaklaşık yüzde 16 olan turnover (iş gücü devir hızı) oranı 2026’nın ilk aylarında yüzde 11.5’e geriledi. Yani, yüzde 30 düştü.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Alım gücü azaldı, dışarıda yeme-içme frekansları düştü</span></h2>
<p><strong>TAVUK </strong>Dünyası &amp; Dürümle Grup CEO’su <strong>Volkan Mumcu, </strong>2025 yazı ve sonrasında büyüme hızlarında biraz yavaşlama gördüklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Alım gücü azalmalarıyla birlikte dışarıda yeme-içme frekansları düşmeye başladı. Haftada örneğin 4 kez dışarıda yiyen, bu tempoyu 3’e indirdi. Öğlen trafiklerinde bazı restoranlarımızda azalma hissettik.</strong></p>
<p>Bazı ailelerde bireysel dışarıda yeme-içmenin azaldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Onun yerini bazı ailelerde ailece haftada bir dışarıda yeme-içmeye geçildiğini görüyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gebze yatırımımız ile karbon salımı da azaldı</span></h2>
<p><strong>TAVUK </strong>Dünyası &amp; Dürümle Grup CEO’su <strong>Volkan Mumcu, </strong>Gebze yatırımının şu yönüne dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Gebze’de verimlilik yalnızca maliyet avantajı anlamına gelmiyor. Daha kısa lojistik, daha düşük kaynak tüketimi, daha dayanıklı operasyonel süreçler demek. Gebze’den Marmara Bölgesi’ne sevkiyat lojistik kaynaklı karbon salımını da düşürüyor.</strong></p>
<p>Gebze tesisini LEED Gold sertifikası hedefiyle tasarladıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Güneş enerjisi santralı için başvurularımızı yaptık. Yenilenebilir enerji kullanımını artırmayı planlıyoruz. Ayrıca, </strong>"Tedarikçi Sürdürülebilirlik Projesi” <strong>kapsamında tedarikçilerimizi 38 farklı kriter üzerinden değerlendiriyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/5-genc-14-yil-once-tavukla-yola-cikti-girisim-fonlari-ile-500-subeyi-asip-255-milyar-liraya-ulasti-89070</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/0/1280x720/volkan-mumcu-1791262137.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5 genç 14 yıl önce ‘tavuk’la yola çıktı, girişim fonları ile 500 şubeyi aşıp 25.5 milyar liraya ulaştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/30un-altini-gormek-tam-57-ay-surdu-89069</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonda 30&#039;un altını görmek tam 57 ay sürdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye’de tüketici enflasyonu eylül ayında en yüksek ağırlığa sahip gıda fiyatlarındaki gerileme ile devlet desteğiyle petrol fiyatlarının etkisinin sınırlanmasıyla aylık yüzde 2,2 seviyesindeki beklentilerin altında yüzde 1,84 gerçekleşti. Böylece Kasım 2021’den sonra ilk kez tüketici enflasyonu yıllıkta yüzde 30’un altına geriledi yüzde 29,73 olarak açıklandı. Uzmanlar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 22 Ekim’deki Para Politikası Kurulu toplantısında uluslararası petrol fiyatları ne olursa olsun 100 baz puanlık indirimine kesin gözüyle bakarken yılsonu için enflasyon beklentileri de yüzde 30’un altına geldi. Bankacılık endeksi sürpriz yapan enflasyon verisi sonrası gün içinde yüzde 3,6’nin üzerine yükselmeyi başardı.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre eylülde enflasyonun beklentilerin altında gelmesi faiz indirimleri açısından pozitif bir tabloyu ortaya koydu. Gıdada özellikle taze sebze ve meyvede aylık yüzde 8,93 gerileme dikkat çekerken bu grupta aylık düşüş yüzde 0,2 oldu. Manşet enflasyonu 0.05 puan geriletse de manşet enflasyonda ağırlığı en yüksek grup olan gıdanın artmaması eylül aylık enflasyonundaki sürprizin ana nedeni olarak öne çıktı. Taze meyve ve sebzenin yanı sıra balık fiyatları da yüzde 9’a varan düşüş yaşadı.</p>
<p>Giyim ve eğitimin ağırlığı düşük İçki ve sigara grubunda aylık yüzde 0,88 enflasyon manşet enflasyonu 0.02 puan arttırdı bira fiyatlarında aylık yüzde 1,31 düşüş dikkat çekti. Giyim ve ayakkabı grubu yeni sezon ürünlerin etkisiyle eylülde yüzde 3,98 enfl asyon yaşadı, manşet enfl asyonu 0.26 puan arttırdı. Konut, su, elektrik, gaz grubu yüzde 2,71'lik artışla manşet enfl asyonu 0.33 puan yukarıya çekti.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac47c1ae4832-1791261722.png" alt="" width="319" height="519" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac47c2304896-1791261731.png" alt="" width="283" height="345" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac47c402fd77-1791261760.png" alt="" width="320" height="366" /></p>
<p>Elektrik fiyatlarından negatif bir katkı gelmese de su, doğalgaz, kömür ve tüpgaz fiyatlarındaki artış grubun enflasyonunu artırdı. Ulaştırma grubunda küresel petrol fiyatlarındaki yükselişe yönelik uygulanan ÖTV desteğiyle negatif etkisi sınırlandı. Aylık yüzde 2,79 artışın 0.49 puan artırıcı etkisi oldu manşet enflasyona ve eylülde en yüksek etki bu gruptan geldi. ÖTV desteğine rağmen eylülde motorin yüzde 12,93, benzin yüzde 11,55 arttı. Eşel mobil sistemi artık sona erdi ekimden itibaren bu artışlar daha belirgin bir etki yapacak. Eğitimde aylık yüzde 14,19 artışa rağmen katkı 0.3 puan oldu. Okulların açılmasıyla yüksek bir artışa imza atsa da eğitim grubu manşet enflasyon üzerindeki ağırlığı düşük olduğu için çok büyük bir etki yaratmadı.</p>
<h2>Çekirdekte aylık artış yüksek</h2>
<p>Çekirdek enflasyon göstergelerinde yıllık düşüşlere rağmen aylık artışlar hızlandı. B çekirdek enfl asyonda aylık artış ağustostaki yüzde 1,84’ten eylülde yüzde 2,01’e, C çekirdek enfl asyonunda ise yüzde 1,81’den yüzde 2,14’e çıktı. İki çekirdek enfl asyon göstergesinde de aylık TÜFE’nin üzerinde yükselişler yaşandı. Yıllık B çekirdek enfl asyonu yüzde 29'a, C çekirdek enfl asyonu ise yüzde 28,70'e geriledi.</p>
<p>Uzmanlara göre eylül enfl asyon verisi hem politika faiz indirimi hem de bankacılık endeksi için destekleyici bir görünüm sunuyor. Ama çekirdek enflasyondaki aylık hızlandırmalar piyasanın da takibinde ve bu durumun TCMB’nin değerlendirmesi gereken bir veri olabileceğini söyledi uzmanlar. Ayrıca motorindeki ÖTV ayarlamasının petrol tarafındaki etkiyi bir miktar sınırladığını belirten uzmanlar yılsonu için yıllık TÜFE tahminlerini yüzde 30’un altına çekti. Savaşın etkisiyle artan petrol fiyatlarına rağmen 22 Ekim’de PPK’dan 100 baz puanlık indirime kesin gözüyle bakan piyasa aralık PPK toplantısı için de 100 baz puan indirimi fiyatlamaya başladı.</p>
<h2>Faiz enflasyon makası 7.27 </h2>
<p>Kuveyt Türk Yatırım’ın analizinde enerji fiyatlarındaki oynaklığın enflasyon görünümü açısından temel risk unsurları olmaya devam ettiği belirtilerek “Bununla birlikte, tek seferlik ve mevsimsel fiyat artışlarının geride kalması ve enerji fiyatlarındaki daha ılımlı seyrin maliyet baskılarını azaltmasıyla birlikte, yılın son aylarında enflasyonun daha ılımlı bir patikaya yönelmesini bekliyoruz. Beklentilerin altında gerçekleşen eylül enflasyonunun, TCMB'nin faiz indirim döngüsüne yeniden başlaması açısından destekleyici olduğunu düşünüyoruz” denildi. Analizde, 22 Ekim toplantısında yüzde 37 olan politika faizinin yüzde 36’ya çekilmesini ve yılsonuna kadar da 200 baz puanlık bir faiz indirimi alanı olduğu kaydedildi. Öte yandan TCMB politika faizi ile manşet enflasyon arasındaki makas eylül sonunda 7.27'ye geldi. Bu makas martta 9.13, temmuzda 8.22 ve ağustosta 5.49 seviyesindeydi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şimşek: Savaş olmasaydı 7 puan düşecekti</span></h2>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada yıllık enflasyonun 57 ay sonra yüzde 30’un altına gerilediğini belirterek şunları söyledi: “Eylül ayında gıda enflasyonu geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre 8,4 puan azalarak yıllık yüzde 27,6 oldu. Kural bazlı düzenlemelerimizin de katkısıyla eğitim enflasyonu yıllık 17,5 puan düşerek yüzde 48,6 gerçekleşti. Geçen yılın aynı ayına göre 27,8 puan gerileyen yıllık kira enflasyonu yüzde 41,3'e indi. Öncü göstergeler, kira enflasyonundaki düşüşün süreceğine işaret ediyor. Son dönemde yeniden yükselen petrol fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkisini sınırlamak için mazottan sonra benzinde de eşel mobil uygulamasından kademeli olarak çıkıyoruz. Merkez Bankamız savaş olmasaydı enflasyonun bu yıl 7 puan daha düşük olacağını hesaplıyor. Konut ve gıda arzını artırmaya yönelik politikalarımıza devam ediyoruz. 2027 yılında başta kira ve eğitim olmak üzere hizmet enflasyonunda ataletin azalması ve emtia fiyat artış etkilerinin zayıflaması enflasyondaki düşüşe katkı sağlayacaktır.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/30un-altini-gormek-tam-57-ay-surdu-89069</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/8/1280x720/market-enflasyon-alisveris-1762496680.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 2&#039;nin üstünde beklenen eylül enflasyonu taze meyve ve sebzede sert düşüşün etkisiyle beklentilerin çok altında, yüzde 1,84 oldu. Böylece Kasım 2021’den sonra ilk kez tüketici enflasyonu yıllıkta yüzde 30’un altına geriledi, yüzde 29,73 olarak açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89067</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz indiriminin önü açıldı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Enflasyon 57 ay sonra yüzde 30’un altında! Faiz indiriminin önü açıldı mı?| Ekonomi Masası | 06 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/B9DUlXXaRw0" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89067</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/senay-hakan-guldag-1788929953.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/is-dunyasi-liderleri-yeni-rekabetciligin-kodlarini-tartisti-89068</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş dünyası belirsizliğe dönüşümle meydan okuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her yıl Türkiye’nin önde gelen iş liderleri ve akademisyenlerini buluşturan ve bu yıl 5’incisi düzenlenen “Dönüşen Liderlik Zirvesi”, “Belirsizliğe Meydan Okumak” temasıyla gerçekleşti.</p>
<p>Zirve, EKONOMİ Gazetesi’nin ev sahipliği ve PwC iş birliğinde, Hepsiburada ana sponsorluğunda 2-3 Ekim tarihlerinde Elite World Grand Sapanca’da düzenlendi. Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde dünya ve Türkiye ekonomisindeki gelişmelerin yanı sıra şirketlerin belirsizlik karşısındaki stratejileri, teknolojinin iş süreçlerine ve yatırımlara etkisi ele alındı. Türkiye’nin küresel rekabet gücü, sürdürülebilirlik ve enerji dönüşümü de zirve oturumlarının ana gündemleri arasında yer aldı. Farklı sektörlerden iş insanları ve ekonomistler, Türkiye’nin önündeki fırsatları ve değişen koşullarda büyümenin yollarını tartıştı. Sunuculuğunu Ekonomist Dr. Barış Esen’in yaptığı zirvenin açılışında hoş geldiniz konuşması yapan EKONOMİ Gazetesi Koordinatörü Didem Eryar Ünlü, belirsizliklerin yalnızca ekonomi ve iş dünyasıyla sınırlı olmadığını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4745083fba-1791259728.png" alt="" width="730" height="464" />Öngörülemeyen olayların hayatın akışını değiştirebildiğine dikkat çeken Ünlü, “Belirsizliğe Meydan Okumak” temasını sahnedeki siyah kuğu üzerinden anlattı. Nassim Nicholas Taleb’in “Siyah Kuğu” kitabına atıfta bulunan Ünlü, öngörülemeyen ancak ortaya çıktığında büyük etkiler yaratan olayların ekonomiden günlük yaşama kadar pek çok alanı değiştirebildiğini ifade etti. Ünlü, COVID-19 salgını, Rusya-Ukrayna savaşı ve ardından yaşanan enerji krizini bu kapsamda değerlendirdi. Zirvede belirsizliklerin yarattığı sorunların yanı sıra bu ortamda doğabilecek fırsatları da konuşmayı amaçladıklarını dile getiren Ünlü, John Elkington’ın “yeşil kuğu” yaklaşımına işaret etti. Ünlü, “Yeşil kuğu da aslında tüm bu belirsizliklerin içinde fırsatları görebilmek, o fırsatları değerlendirmek” dedi. Ünlü, “Bugün burada aslında yeşil kuğular üzerine konuşmak için beraberiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Munyar: Küresel koşullar destekleyici değil EKONOMİ Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Vahap Munyar da, PwC ile 5 yıl önce başlattıkları zirvede her yıl farklı bir konuyu ele aldıklarını belirtti.</p>
<p>Bu yılın teması olan “Belirsizliğe Meydan Okumak” ifadesini iddialı bir başlık olarak nitelendiren Munyar, belirsizliğin hem Türkiye’nin hem de dünyanın gündeminde olduğunu söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac474649c496-1791259748.png" alt="" width="775" height="408" /></p>
<p>Türkiye’de ekonomik ve siyasi belirsizliklerin geçmişine değinen Munyar, 15 Temmuz 2016 ve ardından 2018’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişin yaşandığı döneme işaret etti. Yönetim sistemindeki değişimin sancılarının sürdüğünü savunan Munyar, aynı dönemde ekonomi yönetimi anlayışının da değiştiğini ifade etti. 2023 seçimlerinin ardından ekonomi politikalarında yeniden rasyonel zemine dönüşün umut yarattığını belirten Munyar, süreç içinde yaşanan siyasi gelişmelerin ise ekonomik programın ve yaşanan sıkıntıların süresini uzattığını dile getirdi.</p>
<p>Munyar, “Daha önceki krizlerimizde, 24 Ocak kararlarından başlayarak, hepsi genelde en fazla bir yıl, bir buçuk yıl sürdü. Ama şimdiki üç yılı aştı” dedi. Küresel koşulların da Türkiye açısından destekleyici olmadığını vurgulayan Munyar, özellikle ihracatın yoğunlaştığı Avrupa’daki belirsizliklerin ve ekonomik sorunların süreci zorlaştırdığını söyledi.</p>
<h2>Ulu: Bu kadar hızlı bir dönüşüm beklemiyorduk </h2>
<p>PwC Türkiye Ülke kıdemli Ortağı Cenk Ulu, beş yıl önce yola çıkarken etkinliğin ismini uzun süre tartıştıklarını anlattı. Pandemi sonrasında dünyanın değişmeye başladığını gördükleri için “Dönüşen Liderlik” başlığını seçtiklerini ifade eden Ulu, “Dünyanın dönüşmeye başladığını görüyorduk ama bu kadar hızlı dönüşeceğini görmedik” dedi. Siyasi ve toplumsal sorunlarla teknolojik gelişmelerin üst üste gelmesinin dönüşümü hızlandırdığını belirten Ulu, bu sürecin bütün dünyada yaşandığına dikkat çekti. Türkiye’nin başlıca pazarı Avrupa’daki ekonomik sıkıntılar, göçmen sorunları, siyasi değişimler ve jeopolitik tartışmaların Türkiye’yi de etkilediğini söyleyen Ulu, “Türkiye’yi tek başına anlamak artık bir çözüm değil. Orada olan bizi de etkiliyor” ifadelerini kullandı. Zirvenin programını iş insanlarının karar alma ve strateji oluşturma süreçlerine destek olmak amacıyla hazırladıklarını belirten Ulu, özellikle iş gücü planlamasının önemini vurguladı. Ulu, “Sizin yatırımlarınıza, planlamalarınıza, özellikle iş gücü planlamalarınıza ve bu belirsizliklerle mücadelenize biraz katkımız olursa çok sevineceğim” diye konuştu.</p>
<h2>Dr. Burcu Ünüvar: Bir ülkenin tek amacı fiyat istikrarı olamaz</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4750b0704c-1791259915.png" alt="" width="528" height="511" />Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Başekonomisti Dr. Burcu Ünüvar, küresel büyümedeki zayıfl ık ve artan ticari korumacılığın rekabet koşullarını kalıcı olarak değiştirdiğini söyledi. Bu yıl 5’incisi düzenlenen Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde keynote konuşması yapan Ünüvar, dünya ve Türkiye ekonomisinin içinden geçtiği sürece yönelik değerlendirmelerini paylaştı. Dünyada riskler ve tehditler bitmese de belirsizliğin azaldığına dikkat çekerek, ekonomileri etkileyecek tehditlerin ve bunların hangi kanallardan geleceğinin daha görünür hale geldiğini söyledi. İş dünyasına “Akışta kalmayın” çağrısı yapan Ünüvar, mevcut koşullarda krizlerin geçmesini bekleyerek yol almanın mümkün olmadığını ifade etti. Ünüvar, risklerin yalnızca büyüklüğüne değil, süresine de bakılması gerektiğini belirterek uzayan krizlerin ticaret rotalarından enerji yatırımlarına kadar iş yapma biçimlerini değiştirdiğini anlattı. Önümüzdeki dönem “şu risk geçse de ben bir yoluma baksam, petrol fiyatı bir düşse benim başka hiçbir derdim yok” diyebileceğimiz bir dönem olmadığını vurgulayan Ünüvar, “Hürmüz kapısı açılsa başkası kapanacak, petrol düşse başkası çıkacak. Önümüzdeki dönemin böyle olduğunu anlayarak planlarımızı yapmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>BORÇ YÜKÜ ENFLASYONU YENİDEN TETİKLEYEBİLİR </strong></p>
<p>Dünya ekonomisinin uzun süredir tarihsel büyüme ortalaması olan yüzde 3,5’in altında kaldığını söyleyen Ünüvar, geçmişte zayıf büyüme dönemlerini telafi eden güçlü büyüme yıllarının artık görülmediğine dikkat çekti. Ünüvar, “Pasta küçülüyor ve pastanın küçüldüğü yerde maalesef dostluk olmuyor. Dünya ekonomisi şirinler köyü değil ve olmayacak” dedi. Bu ortamda ülkelerin kendi şirketlerini ve sektörlerini önceleyen politikalara yöneldiğini belirten Ünüvar, meselenin yalnızca gümrük tarifeleri olmadığını vurguladı. Kısıtlayıcı ticaret önlemlerindeki artışın daha kapsamlı bir korumacılığın göstergesi olduğunu ifade ederek şirketlerin planlarını bu koşulların devam edeceğini dikkate alarak yapması gerektiğini söyledi. Küresel finansman koşullarını ise bir “havuz problemi” üzerinden anlatan Ünüvar, merkez bankalarının bilançolarını küçültürken yapay zeka yatırımları ve savunma harcamalarının finansman ihtiyacını artırdığını belirtti. Yüksek borçluluğun da eklendiği bu tabloda piyasa faizlerinin yalnızca merkez bankalarının kararlarıyla açıklanamayacağını söyledi. Küresel faizlerdeki yükselişin ciddiye alınması gerektiğini vurgulayan Ünüvar, borç yükünün enflasyonu yeniden tetikleyebilecek bir sorun olduğuna işaret etti. Ekosistem krizinin de enflasyon tahminlerinde dikkate alınması gerektiğini belirterek kuraklığın üretim ve dış ticaret yolları üzerindeki etkilerinin izleneceğini kaydetti.</p>
<p><strong>96 ÜRÜNDE ÇİN’E KARŞI PAZAR KAYBETTİK </strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinde bu yıl yüzde 3 veya biraz altında büyüme, yüzde 30 civarında enfl asyon beklediklerini açıklayan Ünüvar, gelecek yıl için enfl asyon tahminlerinin şimdilik yüzde 26-27 bandında olduğunu söyledi. Türkiye’nin enflasyonu düşürme önceliğinden vazgeçmemesi gerektiğini vurgulayarak “Bir Merkez Bankası’nın tek amacı fiyat istikrarı olabilir. Ama bir ülkenin tek amacı fiyat istikrarı olamaz” dedi. Ünüvar, sanayi politikalarının ve kaliteli insan sermayesinin acilen gündeme alınması gerektiğini belirtti. Dış talepteki yavaşlamaya ve Çin rekabetine dikkat çeken Ünüvar, TSKB araştırma ekibinin Türkiye ile Çin’in Avrupa Birliği’ne sattığı 96 ürünü incelediğini aktardı. Bu ürünlerin yarıdan fazlasında Türkiye’nin Çin karşısında pazar payı kaybettiğini söyledi. Sektörlerin kapasite gelişimine ilişkin çalışmalarının da sorunların yalnızca faizle açıklanamayacağını gösterdiğini belirten Ünüvar, bazı sektörlerin hem düşük hem yüksek faiz dönemlerinde kapasitelerini azalttığını anlattı. Bu sektörlerin yaşadığı sorunların çözümünü yalnızca faiz indiriminde aramanın yeterli olmayacağını ifade etti.</p>
<p>Doğrudan yabancı yatırımlarda ucuz iş gücünden teknolojiye ve nitelikli insan kaynağına doğru bir değişim yaşandığını belirten Ünüvar, Türkiye’nin zenginleşmeden yaşlandığı uyarısında bulundu. Yaklaşık 21 milyon kadının iş gücüne katılamadığını söyleyerek bu potansiyelin değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. İş dünyasına yalnızca mevcut koşullara dayanmayı değil, dönüşümün parçası olmayı hedeflemesi çağrısı yapan Ünüvar, “Kapasite, makine, müşteri, ürün, bildiğimiz, alıştığımız her şeyi sorgulamaya ve gerekirse değiştirmeye hazır mısınız?” diye sordu. Mevcut makinelerin yanına yenilerini ekleyerek veya aynı iş modelini sürdürerek geleceğe hazırlanmanın yeterli olmayacağını belirtti.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #843fa1;">KİM KORKAR BELİRSİZLİKTEN</span></h2>
<p><strong>Belirsizliklerle yaşamanın yolu: Esneklik, hız, stratejik düşünme</strong></p>
<p>NesilX Kurucu Ortağı Cenk Alper’in moderatörlüğünde gerçekleşen ‘Kim Korkar Belirsizlikten’ panelinde; küresel dalgalanmalar, polikrizler, teknolojik dönüşüm ve yeni nesil yeteneklerin yönetimi masaya yatırıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac475bb3f490-1791260091.png" alt="" width="800" height="246" />Alper, "Belirsizlikle mücadele ederken dört temel aşamayı doğru yönetmek gerekiyor. Birincisi; her şey yolunda giderken, henüz fırtına kopmamışken en iyi bildiğimiz işi olabildiğince yalınlaştırarak ve fark yaratarak yapmak. İkincisi; belirsizliğin geleceği anı öngörebilmek için kurumun ‘sensör’ ve duyarga sayısını artırmak. Üçüncüsü; kriz anında ve krizin ortasında doğru yönetim gösterebilmek. Kriz patlak vermeden önce senaryo analizleriyle antrenman yapmak, fırtınanın göbeğinde ise liderler olarak organizasyona netlik kazandırmalıyız. Dördüncüsü ise ise krizin en derin noktasındayken oradan nasıl çıkacağımızı ve tekrar nasıl liderliği alacağımızı hayal edebilmektir. Liderin asıl görevi, organizasyonu belirsizliklerle yaşayabilir ve esnek hale getirmek" dedi.</p>
<p>Risk yönetimi artık yönetim kurullarının ana strateji elemanı Marsh Türkiye CEO’su Tarık Serpil: "Dünya Ekonomik Forumu’nüresel Riskler Raporu; riskleri ekonomik, sosyal, çevresel, teknolojik ve jeopolitik olmak üzere beş ana kategoride değerlendiriyor. Geçmiş yıllarda daha çok ekonomik ve çevresel tehditler ön plandayken, son iki-üç yıldır en kritik başlık jeopolitik riskler ve jeoekonomik çatışmalar haline geldi.</p>
<p>Günümüzde riskler artık münferit olarak gerçekleşmiyor. Yaşadığımız süreç, risklerin birbirini tetiklediği ‘polikriz’ dönemidir. Böyle bir tabloda risk yönetimi, şirketlerde sadece sigorta işlemleriyle ya da operasyonel detaylarla ilgilenen ikincil bir birim olmaktan çıkmış; doğrudan yönetim kurullarının masasında yer alan temel bir stratejik yönetim elemanına dönüşmüştür. Artık krizlerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini tartışmaktan ziyade, olası bir riskin kuruma yapacağı doğrudan ve dolaylı etkilere odaklanmak zorundayız. Günümüz dünyasında mükemmel ve kusursuz planlar yapmaktan ziyade, rakiplerden daha esnek ve hızlı hareket ederek suyun üstünde kalabilmek esastır."</p>
<p>Güven ortamı sunmak önemli Kariyer.net CEO’su Fatih Uysal: "Bugün ‘iş’ tanımının kendisini esaslı bir şekilde sorguladığımız bir süreçten geçiyoruz. Yapay zeka teknolojileri iş kollarını tek kalemde ortadan kaldırmıyor; ancak işin içerisindeki görevleri, süreçleri ve beklenen yetkinlikleri baştan aşağı dönüştürüyor.</p>
<p>Kariyer.net üzerindeki 1,7 milyon iş ilanını yapay zeka analizleriyle incelediğimizde, üretken yapay zeka ile ilgili yetkinlik taleplerinin son dört yılda tam 23 kat arttığını gördük. Eskiden tecrübeli yöneticilerden beklenen ‘stratejik düşünme’ gibi üst düzey beceriler, artık yeni mezun düzeyindeki giriş pozisyonu ilanlarında bile 7 kat daha fazla aranıyor.</p>
<p>Bu hızlı dönüşüm iki büyük zorluğu beraberinde getiriyor: Birincisi, kazanılan teknik yetkinliklerin raf ömrünün son derece kısalması; ikincisi ise yapay zekaya aşırı bağımlılık nedeniyle çalışanlarda ortaya çıkan ‘yetkinlik körelmesi’ riski. Belirsizliğin yüksek olduğu bu ortamda yeni nesil çalışanlarda ciddi bir endişe ve özgüven kaybı gözlemliyoruz. Liderlerin ve kurumların yapması gereken, çalışanlara sadece uzun vadeli unvanlar vaat etmek değil, yarın da nitelikli ve değerli kalacaklarını hissettirecek güvenli ve destekleyici bir çalışma ortamı sunmak."</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #ba372a;">FON KRİZİ PANELİ</span></h2>
<p><strong>Fon krizi sonrasında güvenin yeniden sağlanması gerek</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac476ec30306-1791260396.png" alt="" width="604" height="339" /></strong>Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde son dönemin en önemli konularından biri olan fon krizine, özel bir oturum ayrıldı. EKONOMİ Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Talip Aktaş’ın sorularını yanıtlayan Anadolu Yatırım Genel Müdürü Nuri Sevgen, sürecin yaklaşık 800 milyar TL büyüklüğündeki 131 fonu kapsadığını, bu tutarın yaklaşık 300 milyar TL’sinin iki büyük para piyasası fonunda bulunduğunu söyledi. Sevgen, güven kaybının portföy yönetimi sektörünü geriye götürdüğünü, aracı kurumları da etkilediğini kaydetti. Borsada günlük işlem hacminin yaklaşık yüzde 30 düştüğünü aktaran Sevgen, inceledikleri 53 aracı kurumda yaklaşık 7 bin 700 kişinin çalıştığını, maliyetlerin ortalama yüzde 44’ünü personel giderlerinin oluşturduğunu belirtti. İşlem hacmi ve komisyon gelirlerindeki gerilemenin istihdam üzerinde baskı yaratacağını söyleyen Sevgen, çalışanların yüzde 30-40’ının işsiz kalabileceği tahmininde bulundu.</p>
<p>Sektördeki küçülmenin finansman kanallarını da etkileyebileceğini belirten Sevgen, dalganın faktoring ve bankacılığa yayılma riski taşıdığını söyledi. </p>
<p>Para piyasası fonlarında oluşabilecek kayıpları değerlendirirken pay repo işlemlerine dikkat çeken Sevgen, hisse senetlerinin teminat gösterilerek finansman sağlandığı yapıyı bir örnekle anlattı. Değeri 100 birim olan hisse karşılığında 80 birim kaynak alınabildiğini, bu parayla aynı hisseye yönelindiğinde fiyatın ve teminat değerinin yükseldiğini belirtti. Artan teminatla yeniden kaynak sağlanabildiğini belirten Sevgen, yüksek getirinin fonlara yatırımcı çektiğini söyledi. Fiyatlar düştüğünde teminatları nakde çevirmenin zorlaştığını belirten Sevgen, söz konusu fonlarda yaklaşık yüzde 30 zarar olasılığı gördüğünü aktardı.</p>
<p>Kriz yönetiminin tek elden koordine edilmesi gerektiğini vurgulayan Sevgen, güven sağlanamazsa likidite sorununun sistemik riske dönüşebileceği uyarısında bulundu.</p>
<p>Mevzuat ve düzenlemelerin yeterli olduğunu, sorunun zamanında müdahale edilmemesinden kaynaklandığını savunan Sevgen, hisse fiyatlarındaki düşüşün hızlı toparlanma anlamına gelmediğini söyledi. Sevgen, ucuz görülen bir hissenin altı ay aynı fiyatta kalabileceğini ifade etti.</p>
<p>Likidite ihtiyacı nedeniyle olayla ilgisi olmayan şirketlerin hisselerinde de satış yaşandığını kaydeden Sevgen, uzun vadeli fırsatların değerlendirilebilmesi için belirsizliğin azalması ve güvenin yeniden sağlanması gerektiğini vurguladı.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #236fa1;">BELİRSİZLİK ORTAMINDA BAŞARI HİKÂYELERİ</span></h2>
<p><strong>Yapılmayanı yapmaya cesaret etmek</strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Koordinatörü Didem Eryar Ünlü moderatörlüğünde düzenlenen ‘Belirsizlik Ortamında Başarı Hikayeleri’ başlıklı panelde; konuşmacılar DESA CEO’su Burak Celet ile GÖZEN CEO’su ve LUNAFORM Teknoloji ve İnovasyon Lideri Ece Gözen, küresel ve yerel belirsizliklerle mücadelede üretimin, insana yapılan yatırımın ve yapılmayanı yapma cesaretinin önemi vurguladı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac476f8d79ab-1791260408.png" alt="" width="765" height="284" /><strong>Sürekli olarak yeninin parçası olmamız gerekiyor </strong></p>
<p>DESA CEO’su Burak Celet: "Oyunun merkezinde olmak gerekiyor ve biz de bu nedenle İtalya Toscana'da fabrikamızı kurduk . Hızlı değişime uyum sağlamak için de sürekli olarak yeninin parçası olmanız lazım. . DESA 1972’de kuruldu. Hala kurucu kuşak şirketin içinde, bu deneyim çok kıymetli bir deneyim. Yani 95’i görmek, 2000’i görmek, 2008’i görmek, bunları doğru stratejilerle atlatabilmiş olmak, zaman zaman acı dersler alıp bunlardan ders çıkarıp yoluna devam edebiliyor olmak çok kıymetli. Dolayısıyla bizim de yapmaya çalıştığımız şey sürekli olarak daha fazla katma değer üretmek. Türkiye’nin en zor sektörlerinden birinin içerisindeyiz, emek yoğun bir sektördeyiz. Sektörün genel olarak mevzi kaybettiği ve sürekli gerilediği, hatta makroekonomik açıdan baktığınızda, politik açıdan baktığınızda bir nebze gözden çıkarılmış gibi kendini hisseden bir sektörün içinde halka açık tek oyuncu olarak yolumuza devam ediyoruz. Dolayısıyla işimize daha evrensel şekilde, ülkenin bizim değiştiremeyeceğimiz şartlarının dışına çıkan, bunlardan bir parça kendisini soyutlayabilen, dağın arkasındaki riskleri öngörüp bu riskler gerçekleşmeden bunları nasıl fırsata çevirebiliriz diye bakan bir yapı içerisindeyiz. İşimizi yaparken hep ‘Yarın başımıza ne gelebilir? Bundan sonra önümüzdeki 5 sene, 10 sene içerisinde bizim dışımızda gelişecek, sektörümüzü etkileyecek ne gelişmeler olabilir?’ diye bakıyoruz. "</p>
<p><strong>Doğayla birlikte biyomalzeme ekosistemi yaratıyoruz </strong></p>
<p>GÖZEN CEO’su ve LUNAFORM Teknoloji ve İnovasyon Lideri Ece Gözen: "Tekstil ve moda sektöründen gelen bir insan olarak aslında tasarımdan biyoteknolojiye geçtiğimiz noktada bir ürüne baktığınız zaman aslında bütün malzemenin performansı, tüketiciyle kurulan bağ gibi konulara bakıyoruz. Malzeme her zaman ön planda. Fakat gerçekten sürdürülebilir bir versiyon yaratabilir miyiz diye bir soruyla yola çıktım. Daha sonrasında mesleği tamamen bırakıp bütün atölyeleri bir laboratuvar ortamına dönüştürüp bir yolculuğa çıktım. Burada da aslında doğayla beraber tasarlamak ve doğanın sistemlerini kendimize entegre etmek gerçekten şu an endüstrimizin en fazla ihtiyacı olduğu şey. Fakat bir biyo-malzeme üretmek gerçekten yeterli olmuyor. Birçok şekilde biyo-malzeme üretebilirsiniz, herhangi bir atık kullanabilirsiniz, onu dönüştürebilirsiniz. Benim amacım biraz daha o organik yapıyı ve deri üzerine bunca senedir geliştirilen o tabaklama tekniklerini nasıl entegre edebilirizin cevabını bulmaktı. Ben cevabı fermentasyonda buldum. Biz LUNAFORM isimli biyo-malzememizi kontrollü bir fermentasyon süreciyle sadece 7 günde büyütüyoruz. Yani canlı sistemlerle yeni bir üretim sistemi yaratıyoruz. DESA gibi çok vizyoner bir platformla kendi teknolojimizi birleştirdik ve sektörün ihtiyacı olduğu şeyi tek bir şirket üzerinden sağlıyoruz. Hammaddeyi yetiştiriyoruz. Bu model dünyada ilk. Ürünümüz otomotivden tutun derinin ve tekstilin kullanıldığı her endüstri alanında kullanılabilme avantajına sahip."</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;">TEKNOLOJİNİN İZİNDE İŞİMİZİ VE YATIRIMLARIMIZI NASIL DÖNÜŞTÜRÜYORUZ?</span></h2>
<p><strong>Yatırım ve üretim anlayışı teknoloji ile yeniden şekilleniyor</strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Dr. Şeref Oğuz moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Teknolojinin İzinde İşimizi ve Yatırımlarımızı Nasıl Dönüştürüyoruz?” başlıklı oturumda DOF Robotics Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Mertcan, Uyumsoft Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Önder ve Letven Capital CEO’su Kamil Kılıç, teknolojik dönüşümün şirketlerin iş yapma biçimlerine ve yatırım kararlarına etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac477c426919-1791260612.png" alt="" width="900" height="265" />Panelde robotikte yerli üretim ve fikri mülkiyet, yapay zekânın yönetim süreçlerine entegrasyonu ve teknoloji şirketlerinin ölçeklenmesini sağlayacak finansman mekanizmaları öne çıktı. </p>
<p><strong>“Çin’den almak yerine kendi robotumuzu üreteceğiz” </strong></p>
<p>DOF Robotics Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Mertcan: "Robotik teknolojilerde bence asıl tartışmamız gereken konu robotların bilinç kazanıp kazanmayacağından ziyade bu teknolojinin kimin kontrolünde olacağı. Kötü insanların kontrolündeyse kötü, iyi insanların kontrolündeyse iyi olacaktır. Bütün teknolojilerden her dönemde insanlar korktu. Bilgisayarlar geldiğinde de aynı korkuyu yaşadık. Eğer teknoloji bizdeyse korkmamıza gerek yok. Robotu biz üretiyor ve geliştiriyorsak sıkıntı yok. Çin’den de çok fazla korkmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Çin inanılmaz güçlü ancak bugün gördüğümüz robotların önemli bir bölümü hâlâ uzaktan kumandalı ve kontrollü. Belirli görevleri otonom gerçekleştirebiliyorlar ama henüz yüzde 100 otonom değiller. Biz Türkiye’de daha iyisini üretebileceğimize inanıyoruz. Burada önemli olan yalnızca teknolojiyi satın alıp kullanmak değil, o teknolojiyi üreten tarafta olabilmek. Bizim geliştirmelerimiz bitmek üzere. Kendi robotumuzu üreteceğiz ve bunun için yeni fabrikamızı kuruyoruz. Çin’den almak yerine biz üretelim, teknoloji bize ait olsun istiyoruz. Çin’le ölçek ekonomisinde mücadele etmek kolay değil. Bu nedenle farklı bir model geliştirebiliriz. Kendi robotumuzu üretip satmak yerine kiralayabilir, hizmet modeliyle müşteriye sunabiliriz. Böylece şirketlerin yüksek yatırım maliyetine katlanmadan robotik teknolojilerden yararlanmasını da sağlayabiliriz. Türkiye’nin bu alanda sadece teknolojiyi ithal eden ve kullanan değil, geliştiren, üreten ve dünyaya sunan ülkelerden biri olması gerektiğine inanıyorum. Kendi teknolojimiz ve farklı iş modellerimizle küresel ölçekte rekabet edebiliriz."</p>
<p><strong>“Yapay zekâyı yönetim aracı olarak görmeliyiz” </strong></p>
<p>Uyumsoft Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Önder: "Türkiye’de dijitalleşmeye baktığımızda devlete karşı yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve kayıt altına girme konusunda çok iyi bir noktadayız. E-fatura, e-defter ve e-arşiv uygulamalarında önemli mesafe aldık. Ancak bu dijitalleşmenin işletmelerimizin yönetimine ve verimliliğine ne kadar yansıdığına baktığımızda aynı başarıyı henüz göremiyoruz. Yaklaşık 5 bin büyük işletmemiz dijitalleşmede önemli mesafe aldı. 50 bine kadar uzanan işletme grubunda da neyi, ne zaman ve ne ölçüde dijitalleştirmek gerektiğine ilişkin farkındalık yükseliyor. Geriye kalan yaklaşık 2 milyon 950 bin küçük işletmede ise süreçler ağırlıklı olarak mali müşavirler üzerinden ilerliyor. Şimdi yapay zekâyla birlikte yeni bir döneme giriyoruz. Yapay zekâyı bir teknoloji olarak algılama felsefesinden çıkmamız gerekiyor. Bunu bir yönetim aracı olarak kullanmayı tartışmalıyız. KOBİ’lerde yapay zekâ okuryazarlığı yüzde 10-15 civarındayken, yaklaşık 50 bin daha büyük işletmede bu oran yüzde 40’lara ulaşıyor. Önümüzdeki iki yılda öğrenme katsayımızı çok hızlı artırmalı ve insan kaynağımızı buna hazırlamalıyız. Yapay zekânın insanın alternatifi olacağını düşünmüyorum. Ancak yapay zekâyı iyi kullanamayan insanları sistemin dışına atacak. Bugün bir operasyon yürüten arkadaşımız yarın 10 operasyon yürütebilecek. Şirketlerimizin verimliliği artacak, bugün yapamadığımız işleri de yapabilir hale geleceğiz. Ben kendi şirketimde daha önce 10 günde yaptığımız bir işi bugün yapay zekâyla 3 günde yapabiliyorum. Üstelik yalnızca hız kazanmıyoruz, kalite de ciddi şekilde artıyor."</p>
<p><strong>“43 robotlu karanlık fabrikaya 8 milyon dolar yatırım yaptık” </strong></p>
<p>Letven Capital CEO’su Kamil Kılıç: "Türkiye’de bugün 640’a yakın girişim sermayesi fonu var. Bu fonların yatırımlarının yarattığı değer yaklaşık 650 milyar TL’ye ulaşmış durumda. Ekosistemde yaklaşık 3 bin şirket ve 25 bine yakın yatırımcı bulunuyor. Ancak girişim sermayesi fonlarının toplam fon büyüklüğü içindeki payı hâlâ yüzde 1’in altında. Biz de son beş yılda 100 milyon dolar kaynak topladık ve yaklaşık 400 milyon dolar değer yarattık. Girişimcilikte önce sektörlerin çözülmemiş problemlerini bulmamız gerekiyor. Biz kurumsal şirketin problemini çözecek alan uzmanını buluyor, bunu akademik bilgi ve teknolojiyle birleştiriyoruz. Ortaya çıkan çözüm müşteriden karşılık gördüğünde şirketleştirip girişim sermayesi yatırımımızı yapıyoruz. Physical AI tarafında 8 milyon dolarlık yatırım yaptık. Yıllardır tersanede çalışan alan uzmanlarını teknolojiyle buluşturuyoruz. RoboSHIFT yatırımımızla bir geminin kaynaklama işlemlerini 43 robotla karanlık fabrikada gerçekleştirebilecek bir yapı üzerinde çalışıyoruz. Türkiye’de girişim sermayesinden sonraki aşamada önemli bir finansman boşluğu var. Girişim sermayesinden sonra şirketin ölçeklenebilmesi için büyüme sermayesinin gelmesi gerekiyor. Ardından bankacılık finansmanı, emeklilik fonları ve sermaye piyasaları devreye girebilir. Ancak bu zincirdeki eksik halka nedeniyle önemli kayıplar yaşıyoruz. Daha verimli, dayanıklı ve sektörü yaşatan fonlar geliştirerek kaynakları teknoloji üreten ve büyüme potansiyeli bulunan şirketlere yönlendirmemiz gerekiyor."</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;">DÖNÜŞÜM ENERJİSİ</span></h2>
<p><strong>Güneşte yerli üretimle ihracat fırsatı</strong></p>
<p>“Dönüşüm Enerjisi” konulu oturumda TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Onur Ünlü ve Pekintaş Yönetim Kurulu Başkanı Özhan Olcay yer aldı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4784a66a5a-1791260746.png" alt="" width="700" height="343" /><strong>Artan elektrik talebi köklü dönüşüm gerektiriyor </strong></p>
<p>TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Onur Ünlü: "Türkiye’nin yıllık elektrik tüketimi yaklaşık 360 terawatt/saat. Kurulu gücümüzün yüzde 63’ü yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor. Ancak toplam tüketimimizin yüzde 44-45’ini yenilenebilirden karşılayabiliyoruz. Önümüzdeki dönemde elektrik ihtiyacımız çok daha fazla artacak. Bu nedenle yalnızca yeni santraller kurmayı değil, enerji sisteminin tamamını dönüştürmeyi konuşmamız gerekiyor. Elektriğin toplam enerji tüketimi içindeki payı bugün yaklaşık yüzde 19. Elektrifikasyonla bu payın yüzde 35’e çıkarılması hedefleniyor. Fosil yakıt kullanan ekipmanların yerini elektrikle çalışan sistemler alacak. Buna elektrikli araçlar da ekleniyor. Ağustos sonu itibarıyla satılan araçların yüzde 18,1’i elektrikli. 2035’e kadar yollarda 10 milyon elektrikli araç olması bekleniyor. Bu da yaklaşık 25 terawatt/saat ilave elektrik tüketimi demek. Kentsel dönüşüm de talebi etkileyecek. Yeni standartlarla binaların enerji ihtiyacını azaltmayı ve enerjinin bir bölümünü yenilenebilir kaynaklardan sağlamayı amaçlıyoruz. Bütün bunları hesaba kattığımızda, bugün 360 teravatsaat olan elektrik tüketimimizin 2035’te 670 terawatt/saate ulaşması kuvvetle muhtemel. Yani neredeyse iki katına çıkmasından söz ediyoruz. Bu ihtiyacı karşılamak için yenilenebilir enerji yatırımları tek başına yeterli değil. Dağıtım hatlarını, trafoları ve dağıtım merkezlerini dönüştürmemiz; talep tarafı katılımını ve atık ısıyı değerlendirmemiz gerekiyor. Güneş ve rüzgârda 2035 hedefimiz 120 gigawatt. Mevcut hedefe ulaşabilmek için her yıl yaklaşık 8,5 gigawatt’lık güneş ve rüzgâr yatırımı yapmalıyız. Dolayısıyla üretim kapasitesini artırırken altyapıyı da aynı hızla hazırlamalıyız." </p>
<p><strong>Tedarik emniyeti maliyetten daha önemli hale gelecek </strong></p>
<p>Pekintaş Yönetim Kurulu Başkanı Özhan Olcay: "Güneş enerjisinde maliyet d üşüyor, verimlilik artıyor. 2005-2010 döneminde 1 megavatlık santralin kurulumu yaklaşık 6 milyon Euro'ydu. Bugün bu maliyet onda birine kadar geriledi. Türkiye’nin neredeyse tamamı güneşten elektrik üretmeye uygun. Bu kaynağı en verimli şekilde kullanmalıyız. Ancak bunu yaparken üretimi de Türkiye’de gerçekleştirmemiz gerekiyor. 2013’te güneş paneli üretimine başladığımızda fabrikamızın kapasitesi 10 megavattı. 320 vatlık paneller üretiyorduk. Bir gün 100 panel ürettik ve bunu kutladık. Bugün fabrikamızda günde 10 bin adet 630 vatlık panel üretiyoruz. Fakat Çin’den hücre getirip panel üretirsek bu bir montaj faaliyeti oluyor. Hücreyi de üretmeliyiz ki ithalatı azaltan, ihracata yönelen bir üretimden söz edebilelim. Çin’le fiyat ve ölçek üzerinden mücadele etmek kolay değil. Karşımızda yalnızca bir şirket değil, Çin devleti var. Ancak ABD ile Çin arasındaki rekabetten avantaj elde edebiliriz. Türkiye’nin konumunu, Amerika ve Avrupa’ya açılan bir ihracat kapısı olarak değerlendirebiliriz. Biz de büyük bir hücre üreticisine giderek Türkiye’de ortak üretim teklif ettik. Azınlık ortaklığıyla ileri teknolojiyi Türkiye’ye getirmek üzere çalıştık. Hücre yatırımını 5 Nisan itibarıyla devreye aldık. Hem iç pazara hem dış pazara üretim yaparak ithalatı azaltmayı ve ihracatı artırmayı amaçlıyoruz. Güneşte üretim ile depolamayı birlikte düşünmeliyiz. İhtiyacımızın olmadığı saatlerde üretilen enerjiyi depolayıp gerektiğinde kullanabilirsek güneşin payını artırabiliriz. Üretim ve depolamayı bütünleşik bir sistem halinde yönetmek avantajımızı büyütecek. Herkes yatırımının kaç yılda döneceğini hesaplıyor. Bunlar önemli ama kritik bir nokta daha var: Tedarik emniyeti, tedarik maliyetinden daha önemli hale gelecek. Kendi kaynaklarımızla enerji tedarikimizi güvenceye almak en rekabetçi adımlardan biri."</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;">KONJONKTÜREL SOHBETLER</span></h2>
<p><strong>Ekonomiden siyasete yeni dönemin risk haritası</strong></p>
<p>“Belirsizliğe Meydan Okumak” ana teması ile gerçekleştirilen “Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde Konjonktürel Sohbetler paneli düzenlendi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac479d659007-1791261142.png" alt="" width="800" height="344" />Panelin moderasyonunu EKONOMİ Gazetesi Yazarı Mete Belovacıklı yaptı: </p>
<p><strong>Bugünkü kriz asla yaşanmaması gereken bir krizdi </strong></p>
<p>Ekonomist Ali Ağaoğlu: "Finans piyasalarındaki profesyonellerin birçoğu, yaklaşık bir buçuk yıl önce, ortada henüz bu kadar büyük bir sıkıntı yokken fon sorununu dile getirmeye başlamıştı. İşlerin buraya doğru gittiği bize göre çok açıktı. Düzenleyici otoriteler için İngilizcede “watchdog”, yani bekçi köpeği ifadesi kullanılır. Buradaki anlamı, insanların canının yanmasını önleyecek bir gözetim ve koruma görevidir. SPK da bunun için kurulmuş bir kurum. Ancak eylemsizlik nedeniyle bu görev tam olarak yerine getirilmeyince böyle bir noktaya gelindi.</p>
<p>Bununla bağlantılı çok önemli bir başka konu da enflasyon. Enflasyonun herkesin derdi olması gerekirken bunu yeterince dert etmedik. Bütün yükü Merkez Bankası’na ve para politikasına bıraktık, maliye politikası tarafını ihmal ettik. Üstelik siyasi deprem yaşadık. Bunlar enflasyonun düşmesini imkansız hale getirmese bile çok yavaşlattı. Yatırımcılar da enflasyon karşısında kendilerini korumak için mümkün olan en yüksek getirinin peşinden koştu. Bu arayış içinde işler daha da zorlaştı. Finans piyasalarındaki kurumların bir kısmı da bu yola girmekte tereddüt etmedi. İçlerinden uyarıda bulunanlar oldu ancak sektörün birliği olan Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği’nin de bu süreçte sesini yeterince yükselttiğini söyleyemem. İlgili kurumlar arasında derli toplu önlem alan bir kurum göremedim. Bu nedenle bugün bu noktadayız. Bugünkü kriz asla yaşanmaması gereken bir krizdi. Bundan sonra ne yapılacağına gelirsek, şu ana kadar açıklanan yöntemlerin hiçbirinin çalışacağını düşünmüyorum. Benim önerim, fonlara yapılan bütün girişlerin ve çıkışların incelenmesi, çıkan paraların geri getirilerek hesabın baştan yapılmasıdır. Bunu hisse senetleri için değil, fonlar için söylüyorum. Yatırılan anapara ve bunun makul bir getirisi esas alınarak, eldeki imkanlar ölçüsünde ödeme yapılmalı. "</p>
<p><strong>Enflasyonu düşürmemenin bir yaptırımı yok </strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Şeref Oğuz: "Enflasyonun düşmeyeceğini söylüyorum ve bunun nedenleri var. Birincisi, enflasyonu besleyenler var. Bir şeyi besliyorsanız düşmez. İkincisi, bundan beslenenler var. Kimseyi özel olarak hedef almıyorum ama enflasyondan kazanç sağlayan kesimler bulunuyor. Enflasyon, bazı kesimlerin gelirini artırıyor. Bizdeki enflasyona endemik enflasyon diyorum. Kendimize özgü bir yapısı var. Bir başka neden, enflasyonu benimsemiş olmamız. Herkes şikayet ediyor ama kimsenin enflasyonla yeterince derdi yokmuş gibi davranılıyor. Enflasyon niyetle, gayretle ve diyetle düşer. Bizde bunlar dilimizde var ama uygulamada yok. Sonra da “Enflasyon niye düşmüyor, neden bu kadar direnç gösteriyor?” diye soruyoruz. Sabit gelirliler dahil, herkes kendini korumaya çalışırken bu düzenin devamına katkıda bulunuyor. Türkiye’de yaşadığımızı yalnızca kriz diye tanımlamıyorum. Krizde dibe vurur, sonra çıkarsınız. Burada ise dibi bulamıyoruz. Üstelik sorun yalnızca Türkiye’de değil; dünyada da yangın var. 2018’de enflasyonla mücadele seferberliği ilan edildiğinde sektörlere zam yapmama, mümkünse indirim yapma çağrıları yapılmıştı. Bugün aynı şeyi yapmak çok daha zor.</p>
<p>Pandemiyle ekonomilerin kapanması ve dünyada enflasyonun yeniden yükselmesi koşulları değiştirdi. En önemli mesele ise enflasyonu düşürmemenin, düşürememenin bir yaptırımının olmaması. Hesap vermiyorsunuz ama enflasyonun düşmesini bekliyorsunuz. Böyle bir ortamda enflasyon olsanız düşer misiniz? Kalıcı düşüş için önce gerçek bir mücadele niyeti göstermemiz gerek."</p>
<p><strong>Belirsizlik o kadar büyük değil, karşı karşıya olduğumuz koşullar belirgin </strong></p>
<p>İş İnsanı ve Yazar Hilmi Güvenal: "İş dünyasını çok farklı kesimlere ayırmak mümkün. Bir kurucu kuşak var, bir de onlarla birlikte çalışan veya onların işlerini devam ettiren çocukları var. Ayrıca ailelerinin işi olmasına rağmen o işi sürdürmeyip kendi girişimini kuranlar bulunuyor. Bunların her birinin belirsizliğe verdiği tepki farklı. Kurucu kuşağı derken kıtlık dönemlerinde ihtiyacı görmüş, kapasite kurmuş, teşviklerden, ucuz krediden ve ucuz TL ortamından yararlanarak büyümüş iş insanlarından söz ediyoruz. İkinci kuşak da özellikle işler çok büyükse bunları devam ettirmeye çalışıyor.</p>
<p>Bu işletmelerin bugün yaptıklarına baktığımızda otomasyonu görüyoruz. Çünkü işçilik maliyetleri artık rekabet gücünü azaltacak düzeye yükseldi. Enerji tasarrufuna yönelik projeler yürütülüyor. Bunlara son dönemde yapay zeka projeleri de ekleniyor. Büyük kapasiteler kurmuş şirketlerin bugünkü gündeminde bunlar bulunuyor. Bir de yeni kurulmuş işler var. Bunlar, önceki kuşağın ‘Bir kıtlık görüyorum, bu kıtlığa kapasite kurarak çözüm buluyorum’ yaklaşımından farklı hareket ediyor. Yeni girişimciler, 'Benim dünyayı değiştirecek bir fikrim var”'diyerek yola çıkıyor. Yirmi yıl önce olmayan işleri kuruyorlar. Bu şirketlerde büyüme hâlâ devam edebiliyor. Peki, önceki kuşakların kurduğu şirketlerin tamamı sağlıklı büyüdü mü? Hayır.</p>
<p>Dolayısıyla yalnızca yatırım yapılıyor olması, şirketin büyüdüğü anlamına gelmiyor. Ancak hepsini ilgilendiren, artık belirginleşmiş koşullar var. Yüksek faizin ve yüksek enflasyonun kalıcı olduğunu düşünüyorum. Çin rekabeti ve yapay zeka da herkesi ilgilendiriyor. Şirketlerin geçmişleri, ölçekleri ve iş yapma biçimleri farklı olsa da bu başlıklar ortak gündemlerini oluşturuyor. Bu nedenle belirsizliğin söylendiği kadar büyük olmadığını düşünüyorum. Karşı karşıya olduğumuz koşulların önemli bir bölümü artık belirgin.</p>
<p><strong>Türkiye, ABD ile Çin arasındaki mücadelenin tam ortasında </strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Yazarı Zeynep Gürcanlı: "Dışarıda yaşanan gelişmeler, OVP’den hane halkının geçim derdine kadar içerideki bütün kararlarımızı etkiliyor. Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna savaşı, güneyimizde İran, İsrail ve Amerika arasındaki çatışmalar var. Boğazlar, su yolları ve Ege gibi başlıklar da gündemimizde. Siyasi riskler bitmeyecek; dünyaya ve Türkiye’ye buna göre bakmamız gerekiyor. Çin rekabetini yalnızca üretim ve ticaret üzerinden değerlendirmemek lazım. Bir de ABD öncülüğünde yürüyen su yolları mücadelesi var. Panama Kanalı’ndan Hürmüz Boğazı’na, Babülmendep’ten kuzeyde açılan rotalara kadar uzanan bir rekabetten söz ediyoruz. Mesele, ticaret yollarını kontrol ederek Çin’in hareket alanını sınırlamak.</p>
<p>Türkiye de bu mücadelenin tam ortasında bulunuyor. Rusya ve İran’ı da Çin’in potansiyel müttefikleri olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu ülkelerin zayıflatılması, Amerika’nın Çin karşısındaki konumuyla doğrudan bağlantılı.</p>
<p>Türkiye açısından temel sorulardan biri Amerika Ortadoğu’dan çekilirken onun yerini kim dolduracak? Türkiye’den bölgede böyle bir rol üstlenmesi beklenecek mi? Önümüzdeki dönemi belirleyecek başlıklardan biri bu olacak.</p>
<p>Gündemdeki bölgesel mutabakatların niteliğini de netleştirmemiz gerekiyor. Bir uluslararası anlaşmadan mı, yoksa niyet beyanından mı söz ediyoruz? Metinleri ve Meclis’e gelecek düzenlemeleri görmeden kesin hüküm vermemeliyiz. Avrupa’da da Türkiye’yi yakından ilgilendiren tartışmalar var. Avrupa pazarına erişimi dış politikaya uyum şartıyla ilişkilendirmeye yönelik hazırlıklardan söz ediliyor. Bu yalnızca Türkiye’ye yönelik değil; ancak Gümrük Birliği nedeniyle bizi yakından ilgilendiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/is-dunyasi-liderleri-yeni-rekabetciligin-kodlarini-tartisti-89068</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/8/1280x720/567-1791261312.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ gazetesinin PwC işbirliği ve Hepsiburada ana sponsorluğunda gerçekleştirdiği “Dönüşen Liderlik” zirvesinin 5’inci buluşması, iş dünyası temsilcilerini “Belirsizliğe Meydan Okumak” temasıyla bir araya getirdi. Yoğun katılımla gerçekleşen zirve; dünya ve Türkiye ekonomisinde değişen koşullar ile belirsizliklerin şekillendirdiği yeni rekabetçilik dinamiklerine dair dikkat çeken değerlendirme, analiz ve deneyim paylaşımlara zemin oluşturdu. Teknoloji/yapay zeka, sürdürülebilirlik ve tedarik süreçlerinde şirketlerin uyum kapasiteleri ile liderlik dönüşümü tartışıldı. Türkiye’nin önündeki tehdit ve fırsatlar da öne çıkan konu başlıkları arasında yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/krone-logistech-2026da-sektor-profesyonelleriyle-bulusuyor-89129</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KRONE, LOGISTECH 2026’ya katılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>KRONE, lojistik ve taşımacılık sektörünün temsilcilerini bir araya getiren LOGISTECH 2026’da yer almaya hazırlanıyor. Şirket, fuar boyunca treyler çözümlerini ve sektöre yönelik yaklaşımını ziyaretçileriyle paylaşırken mevcut iş birliklerini güçlendirmeyi ve yeni iş fırsatlarını değerlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Taşımacılık sektöründe değişen operasyonel ihtiyaçlar, verimlilik beklentileri ve sürdürülebilir büyüme hedefleri, fuar süresince gerçekleştirilecek görüşmelerin odağında yer alacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre KRONE ekibi, ziyaretçileriyle doğrudan bir araya gelerek farklı taşımacılık uygulamalarına yönelik ihtiyaçları değerlendirecek ve çözüm önerilerini paylaşacak.</p>
<p>Fuarın, İzmir Tire’de üretim gerçekleştiren şirket için bölgedeki sektör paydaşlarıyla ilişkilerini geliştirmek açısından da önemli bir buluşma noktası olacağı ifade edildi. Şirketin, üretim deneyimini ve müşteri odaklı hizmet anlayışını fuara taşıyarak sektörle karşılıklı bilgi ve deneyim paylaşımında bulunacağını bildirdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/krone-logistech-2026da-sektor-profesyonelleriyle-bulusuyor-89129</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/0/1280x720/krone-grubu-1770212362.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KRONE, 7–9 Ekim 2026 tarihlerinde Fuar İzmir’de düzenlenecek LOGISTECH 2026’ya katılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anadolunun-en-buyuk-kitap-fuari-16-ekimde-kapilarini-ziyaretcilerine-acacak-89122</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uluslararası Kahramanmaraş Kitap Fuarı 16 Ekim’de açılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin, Türkiye’nin ilk ve tek UNESCO Edebiyat Şehrinde kültür ve sanat faaliyetlerini artırarak sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Şehrin köklü edebiyat birikimini geleceğe taşımak, kitap ve okuma kültürünü daha geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla her yıl düzenlenen Uluslararası Kahramanmaraş Kitap Fuarı’nın bu yıl 11’incisi kitapseverlerle buluşacak. Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 11. Uluslararası Kahramanmaraş Kitap Fuarı, 16 Ekim Cuma günü KAFUM Fuar Merkezi’nde kapılarını açacak. Anadolu’nun en büyük kitap fuarlarından biri olma özelliğini taşıyan organizasyon, 25 Ekim Pazar gününe kadar kitapseverleri ağırlayacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, 10 gün boyunca devam edecek fuarda yerel, ulusal ve uluslararası ölçekte 400 yazar ve şair okurlarla buluşacak. İmza günleri ve çeşitli etkinliklerle yazar ve şairler, eserlerini okurlarıyla buluştururken edebiyatseverler de sevdikleri isimlerle birebir iletişim kurma imkânı yakalayacak. Fuar kapsamında ayrıca 150 yayınevi KAFUM’da stant açacak. Yüz binlerce kitabın okurlarla buluşacağı fuar, geniş kitap seçkisiyle her yaştan ziyaretçiye hitap edecek. Çocuk ve gençlerden yetişkinlere kadar farklı yaş gruplarına yönelik eserlerin yer alacağı organizasyon, Kahramanmaraş’ta kitap ve okuma kültürünün gelişmesine de katkı sağlayacak.</p>
<p><strong>50 söyleşi programı</strong></p>
<p>Fuar süresince 50 söyleşi programı gerçekleştirilecek. Edebiyat, kültür, sanat ve düşünce dünyasından önemli isimlerin katılımıyla düzenlenecek söyleşilerde farklı konu başlıkları ele alınacak. Kitapseverler, fuar boyunca hem yeni kitaplarla tanışma hem de yazar ve şairlerin fikir dünyalarına yakından tanıklık etme fırsatı bulacak. Söyleşiler, imza günleri ve yayınevi stantlarıyla fuar alanı, on gün boyunca edebiyat ve kültür sanatın buluşma noktası olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anadolunun-en-buyuk-kitap-fuari-16-ekimde-kapilarini-ziyaretcilerine-acacak-89122</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/2/1280x720/anadolunun-en-buyuk-kitap-fuari-16-ekimde-kapilarini-ziyaretcilerine-acacak-1791283586.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 11’incisi düzenlenecek Uluslararası Kahramanmaraş Kitap Fuarı, 16 – 25 Ekim tarihleri arasında kitapseverleri ağırlayacak. Fuarda 400 yazar ve şair okurlarla buluşurken, 50 söyleşi programı gerçekleştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kilavuzlu-icmesuyu-aritma-tesisi-hizmete-acildi-89118</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi hizmete açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi tarafından 175 Milyon TL yatırımla şehre kazandırılan Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Başkan Görgel, “Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi ile Hasancıklı, Kılavuzlu, Gedemenli, Kavlaklı ve Kâzım Karabekir mahalleleri ile Organize Sanayi Bölgesi’ne önemli bir içmesuyu kaynağı kazandırdık. Tesisimizin mahallelerimize ve şehrimize hayırlı olmasını diliyorum” dedi.</p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin, şehrin altyapı geleceğini güvence altına almak ve vatandaşların içmesuyuna kesintisiz erişimini sağlamak amacıyla hayata geçirdiği yatırımların hız kesmeden devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, şehrin altyapısının modernizasyonu, su kaynaklarının daha etkin kullanılması ve içmesuyu arz güvenliğinin güçlendirilmesi noktasında önemli çalışmalar gerçekleştiren Büyükşehir Belediyesi, bu kapsamda önemli bir yatırımı daha Kahramanmaraş’a kazandırdı. KASKİ koordinesinde, 175 milyon TL’lik yatırımla hayata geçirilen Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi tamamlanarak düzenlenen törenle hizmete açıldı.</p>
<p>Kılavuzlu Mahallesi’nde gerçekleştirilen açılış törenine; 66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Vali Mükerrem Ünlüer, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekilleri Ömer Oruç Bilal Debgici, Tuba Köksal, Mevlüt Kurt, Mehmet Şahin ve İrfan Karatutlu, AK Parti Kahramanmaraş İl Başkanı Muhammed Burak Gül, Dulkadiroğlu Kaymakamı Hicabi Aytemür, Onikişubat Kaymakamı Salih Çiğdem, KASKİ Genel Müdürü Necati Çalık, ilçe belediye başkanları ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p><strong>“Deprem yaşayan şehirler arasında en hızlı toparlanan şehir durumundayız”</strong></p>
<p>Programın açılış konuşmasını yapan Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, “Asrın felaketini yaşadık. Aradan geçen süre zarfında Allah'a şükürler olsun ki artık çalışmalarımızın son safhasına doğru gelmiş bulunuyoruz. Çok saygıdeğer Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu güçlü irade, bakanlarımız, Bakanımız Sayın Vahit Kirişci, milletvekillerimiz, valimiz, teşkilatlarımız ve vatandaşlarımızın destekleriyle hamdolsun deprem yaşayan şehirler arasında da en hızlı toparlanan şehir durumundayız. Şehrimizde bu denli büyük bir yeniden ihya ve inşa çalışması sürerken bizler de hem altyapıda hem üstyapıda şehrimizi daha konforlu bir hâle getirmeye gayret ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong> </strong><strong>“Şehrimizin Tüm Altyapı Ağlarını Yeniliyoruz”</strong></p>
<p>Başkan Görgel konuşmasının devamında, “Özellikle altyapıda yaptığımız iyileştirmeler geleceğin şehrini inşa etmek ve daha konforlu, daha sağlam bir şehri bizden sonraki gelecek nesillere bırakmak için. Allah'a şükürler olsun bugün altyapıda yaptığımız o iyileştirmelerin artık sonuna doğru gelmeye başlıyoruz. Deprem öncesi altyapımız çok yetersizdi. Kayıp kaçak oranı yüzde 80'leri neredeyse bulmuştu. Depremden sonrasında ise artık altyapımız neredeyse tamamen işlevsiz bir hâle gelmişti. Asbestli borular, şehirde neredeyse hiç olmayan yağmursuyu altyapısı, yetersiz arıtma tesisleri, yeni nesil teknolojilerle entegre edilemeyen sistemler. Gerçekten bu anlamda Kahramanmaraş altyapı yönüyle de iyi bir durumda değildi. Bu sürecin hep beraber zor geçeceğini biliyorduk ve gerçekten hem Sayın Bakanımız, Valimiz, milletvekillerimiz, tüm çalışma arkadaşlarımız, dava arkadaşlarımızla beraber bu şehirde altyapı noktasında herkes bu işe hassasiyet gösterdi ve Allah'a şükürler olsun bugün şehrimizde Sayın Cumhurbaşkanımızın bizlere sağlamış olduğu finansman desteğiyle önemli bir noktaya geldik. 2 bin 350 kilometre içmesuyu, kanalizasyon ve yağmursuyu hattı, arıtma tesisleri ve günümüz teknolojilerine uygun izleme sistemleri ile ilgili çalışmalara çok şükür başladık. Bugün yüzde 80'lere getirdiğimiz bu süreç, inşallah önümüzdeki yıl başından itibaren de büyük ölçüde nihayete ermiş olacak. Bunları yaparken aynı zamanda şehrin diğer altyapı kuruluşlarını da bu noktada harekete geçirdik. Aynı anda bu işlerin hepsini beraber çözmek için de büyük bir gayret sarf ediyoruz. Şu anda AKEDAŞ, örnek verecek olursak şehir merkezindeki en büyük altyapı ihalelerini tamamladı ve onlar da sadece şehir içerisindeki 40 kilometreye yakın bir çalışma yaparak bu noktaya destek verdiler. Bununla birlikte ARMADAŞ, Telekom, velhasıl tüm altyapı kuruluşları eş zamanlı bir çalışma sürdürmekteler. Ben emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“KASKİ’nin Kurumsal Kapasitesini Katbekat Artırdık”</strong></p>
<p>Başkan Görgel, altyapı yatırımlarının sürdürülebilir şekilde yürütülebilmesi amacıyla KASKİ’nin kurumsal kapasitesinin de güçlendirildiğini belirterek, kurumun araç ve ekipman altyapısındaki gelişime dikkat çekti. Görgel, “Tüm bu çalışmaları yaparken Su ve Kanalizasyon İdaremizde de önemli bir yapılanmaya gittik. Kurumumuzun kurumsal kapasitesini katbekat arttırdık. Biz göreve geldiğimiz zaman kurum envanterimizde 60 araç varken şu anda biz bu araç sayısını 105'e çıkardık. Bulduğumuz finansman kaynaklarıyla inşallah çok yakın zamanda 20 araçlık daha bir filoyla bu araç kapasitemizi daha da iyileştirmiş olacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“En Uygun Fiyatlı İçmesuyu Sağlayan Büyükşehir’den Biriyiz”</strong></p>
<p>Su kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasının önemine de değinen Başkan Görgel, altyapı yatırımlarının yanı sıra su tarifelerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Başkan Görgel, “Şu anda biz suyu iyi değerlendirmek anlamında altyapıya büyük yatırım yapıyoruz. Yani hem öz kaynaklarımızla hem dediğimiz gibi ulusal ve uluslararası bulduğumuz finansman kaynaklarıyla. Kahramanmaraş'ımız, Büyükşehirler arasında da su bedeli noktasında 20. sırada. Gaziantep, İstanbul, Ankara, İzmir, Balıkesir, Manisa, Malatya, Antalya, Ordu, Adana gibi bizden daha yüksek su tarifesine sahip 19 şehrin ardından 20. sıradayız. Bu çalışmalarımız bittiğinde inşallah Kahramanmaraş'ımız altyapısı tamamen yenilenmiş, asbestli borulardan kurtulmuş, en ileri teknolojili, işletilebilir ve modern bir altyapıya kavuşmuş örnek bir şehir olacak” dedi.</p>
<p><strong>“Sadece Bu Yıl 540 Kilometrelik Yol İhalesi Yaptık”</strong></p>
<p>Başkan Fırat Görgel, altyapı yatırımlarının yanı sıra ulaşım ve üstyapı çalışmalarının da yoğun şekilde sürdürüldüğünü belirterek, özellikle asfalt çalışmalarında önemli bir seferberlik yürütüldüğünü söyledi. Başkan Görgel, “Yol noktasında yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Sadece bu yıl 540 kilometrelik yol ihalesi yaptık. Son 6-7 yılda Kahramanmaraş 90 ila 100 kilometre her yıl yol yapıyordu. Sadece bu yıl içerisinde yaptığımız yol miktarı 540 kilometre. Gerçekten bunu öz kaynaklarımızla, bulmuş olduğumuz finansmanla tamamlamaya çalışıyoruz. Ama gerçekten arkadaşlarımızla beraber gece gündüz çalışarak vatandaşlarımızın bir an önce ulaşım konforunu artırmayı hedefliyoruz. 20 yıldır, 25 yıldır asfaltı yapılmayan sokaklarımızı, altyapı geçsin geçmesin, asfaltlamaya çalışıyoruz. Bu noktada önemli bir çalışma içerisindeyiz. İnşallah havalar müsaade ettikçe bu çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Aynı zamanda bu noktada caddelerimizi yaparken sadece asfaltla yetinmiyoruz. Peyzaj, yürüyüş yolları, aydınlatmalar. Gerçekten şehrimizi daha böyle güzelleştirecek çalışmaları da asfalt çalışmalarımızla beraber yapıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>5 Mahalle ve OSB’ye Yeni Su Kaynağı</strong></p>
<p>Başkan Görgel, hizmete açılan Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi’nin bölgedeki mahalleler ve Organize Sanayi Bölgesi açısından önemli bir kazanım olduğunu belirterek, projenin Ayvalı Barajı üzerindeki baskının azaltılmasına da katkı sağlayacağını ifade etti. Görgel, “Bugün açılışını yaptığımız Kılavuzlu İçme Suyu Arıtma Tesisi'mizle beraber de isale hattı ve içmesuyu deposu; Hasancıklı, Kılavuzlu, Gedemenli, Kavlaklı ve Kâzım Karabekir mahallelerimizle Organize Sanayi Bölgemize önemli bir kaynak kazandırmış olacağız. Karasu kaynağımızın şehrimizin doğusunu besleme oranını daha da artırmış oluyoruz. Bu da Ayvalı Barajı'mızın daha kontrollü kullanımı demek. Emeği geçen tüm arkadaşlarıma bir kez daha teşekkür ediyorum, gayretlerine sağlık diyorum” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4ca0f47adb-1791281679.jpeg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Konuşmaların ardından kurdele kesilerek Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi’nin resmi açılışı gerçekleştirildi. Kurdele kesiminin ardından heyet tesisi ziyaret ederek incelemelerde bulundu ve yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı.</p>
<p><strong>Saniyede 200 litre içmesuyu arıtma kapasitesi</strong></p>
<p>Verilen bilgilere göre, proje kapsamında Kılavuzlu Barajı’ndan alınan su, yaklaşık 2 kilometrelik isale hattı vasıtasıyla modern arıtma tesisine ulaştırılıyor. Tesiste gerçekleştirilen arıtma işlemlerinin ardından kullanıma hazır hale getirilen içmesuyu, bölgedeki yerleşim yerlerinin ve Organize Sanayi Bölgesi’nin ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılacak. Saniyede 200 litre içmesuyu arıtma kapasitesine sahip olan tesisin, bölgenin içmesuyu arz güvenliğinin artırılmasında önemli bir rol üstleneceği belirtildi. Proje ile Kılavuzlu, Hasancıklı, Gedemen, Kavlaklı ve Kazım Karabekir mahalleleri ile Organize Sanayi Bölgesi’nin içmesuyu ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlanacak.</p>
<p><strong>İçmesuyu arzı çeşitlendirilerek sistem güçlendirilecek</strong></p>
<p>Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi ile bölgede içmesuyu arzının çeşitlendirilmesi de hedefleniyor. Mevcut durumda Karasu kaynağından beslenen 5 mahalle için Kılavuzlu Barajı önemli bir ek içmesuyu kaynağı oluşturacak. Böylece olası kaynak değişiklikleri ve ihtiyaç artışları karşısında sistemin daha güçlü ve esnek bir yapıya kavuşması sağlanırken, bölgedeki vatandaşların içmesuyuna kesintisiz erişimine yönelik önemli bir adım atılmış olacak. Özellikle nüfus yoğunluğunun ve sanayi faaliyetlerinin arttığı bölgede hizmete alınan tesisin, uzun vadeli içmesuyu ihtiyacının karşılanmasına katkı sunması hedefleniyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kilavuzlu-icmesuyu-aritma-tesisi-hizmete-acildi-89118</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/8/1280x720/kilavuzlu-icmesuyu-aritma-tesisi-hizmete-acildi-1791281804.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi tarafından 175 Milyon TL yatırımla yapılan Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Başkan Görgel, “Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi ile Hasancıklı, Kılavuzlu, Gedemenli, Kavlaklı ve Kâzım Karabekir mahalleleri ile Organize Sanayi Bölgesi’ne önemli bir içmesuyu kaynağı kazandırdık. Tesisimizin mahallelerimize ve şehrimize hayırlı olmasını diliyorum” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uludagda-turizm-plani-yeniden-sekilleniyor-yeni-planla-donusum-basliyor-89102</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uludağ’da turizm planı yeniden şekilleniyor, yeni planla dönüşüm başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ’ın gelecekteki yapılaşma, turizm, ulaşım ve rekreasyon kullanım kararlarını belirleyecek 1/5000 Ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ile 1/1000 Ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı askıya çıktı. Uludağ Alan Komisyonu’nun uygun görüşüyle onaylanan planlar, 1 Ekim 2026 tarihine kadar askıda kalacak. Yeni planlama kapsamında Uludağ’daki mevcut turizm alanlarının yanı sıra konaklama, günübirlik kullanım, spor, rekreasyon, ulaşım ve ziyaretçi yönetimine ilişkin yeni kararlar getiriliyor. Uludağ Alan Başkanı Candemir Zoroğlu, planın temel hedeflerinden birinin bölgenin doğal karakterini koruyarak Uludağ’ın dört mevsim kullanılabilecek bir destinasyon haline getirilmesi olduğunu belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4922b97069-1791267371.jpg" alt="" width="449" height="299" /></p>
<h2><strong>İki otel sosyal ve kültürel alana dönüşecek</strong></h2>
<p>Zoroğlu’nun açıklamasına göre, tahliye işlemleri tamamlanan iki otelin yıkılması planlanıyor. Bu yapıların bulunduğu alanlarda yeni konaklama tesisleri yerine sosyal ve kültürel kullanım alanları oluşturulması hedefleniyor. Söz konusu alanların kongre, sergi, gastronomi ve küçük ölçekli spor aktivitelerine hizmet verecek şekilde değerlendirilmesi planlanıyor. Zoroğlu, Uludağ’da konaklama yapısının yanı sıra ziyaretçilerin gün içerisinde vakit geçirebileceği sosyal alanların geliştirilmesine yönelik bir yaklaşım benimsendiğini açıkladı. Uludağ’daki dönüşümün bir başka otelle daha devam etmesi planlanıyor. </p>
<h2><strong>190 bin metrekare spor alanı</strong></h2>
<p>Yeni planın öne çıkan başlıklarından biri de spor altyapısının geliştirilmesi. Uludağ’da yaklaşık 190 bin metrekarelik alanın spor amaçlı kullanıma ayrılması planlanıyor. Alan Başkanı Zoroğlu, bu alanların yalnızca futbol odaklı olmayacağını; tenis, padel, bisiklet ve atletizm gibi farklı spor branşlarına yönelik kullanımların da değerlendirilebileceğini belirtti. Uludağ’ın yüksek irtifa koşullarının spor kampları açısından değerlendirilmesiyle bölgenin yaz aylarında da sporcular ve organizasyonlar tarafından kullanılmasının hedeflendiğini kaydetti. Plan kapsamında ayrıca 52,77 hektar rekreasyon alanı, 19,25 hektar açık spor alanı ve 15,63 hektar kayak eğitim alanı ayrılıyor. Mevcut kızak alanının da 1,50 hektara çıkarılması öngörülüyor. Planla mevcut turizm tesislerinin yapılaşma koşulları da yeniden düzenleniyor. Turizm tesislerinde yapılaşmaya esas emsal 0,30 olarak belirlenirken, kayak ve eğitim alanlarının yeniden düzenlenmesi kapsamında 7 yeni mekanik hat planlanıyor. Kayak sezonunu uzatmak amacıyla yapay karlama sistemi ve 6,20 hektarlık gölet/DSİ set alanı da plan kararları arasında yer alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4924ae0019-1791267402.jpg" alt="" width="452" height="298" /></p>
<h2><strong>Oteller bölgesine 4 kilometrelik yaya bağlantısı</strong></h2>
<p>Uludağ’ın ulaşım ve ziyaretçi kullanımının yeniden düzenlenmesi de planın önemli başlıkları arasında yer alıyor. Birinci ve ikinci oteller bölgesi ile teleferik hattını birbirine bağlayacak yaklaşık 4 kilometrelik yaya yolu oluşturulması planlanıyor. Yaya bağlantısıyla ziyaretçilerin oteller bölgesi içerisindeki hareketliliğinin artırılması ve sosyal alanlara erişimin kolaylaştırılması hedefleniyor. Plan kapsamında kayak ve eğitim alanlarının yeniden düzenlenmesiyle birlikte 7 yeni mekanik hat kurulması da öngörülüyor. Bunların bir bölümü yeni kayak pistlerine hizmet verirken, üç hattın birinci ve ikinci gelişim bölgeleri arasında bağlantı sağlaması planlanıyor. Mekanik tesislerin toplam taşıma kapasitesinin saatte 6 bin 450 kişiye ulaşması hedefleniyor. Kayak sezonunun uzatılması amacıyla yapay karlama sistemi ile 6,20 hektarlık gölet/DSİ set alanı da plan kararları arasında bulunuyor.</p>
<p>Uludağ Alan Başkanlığı tarafından hazırlanan 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlar askıya çıktı. Planlar, Uludağ Alan Başkanlığı hizmet binasındaki ilan panosu ile Başkanlığın internet sitesindeki duyurular bölümünde incelenebiliyor. 2024 kış sezonunda Uludağ’da ortalama konaklama süresi 2,16 gece, 2025 kış sezonunda ise 2,23 gece olarak gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac49263e1f48-1791267427.jpg" alt="" width="371" height="558" /></p>
<h2><strong>“Son dönemde spor kulüplerinin Bursa’ya ilgisi var”</strong></h2>
<p>Güney Marmara Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (GÜMTOB) Başkanı Buğra Artıç, “Önemli olan Uludağ’ın dört mevsim değerlendirilebilmesi. Özellikle yaz dönemlerinde spor aktivitelerinde kullanılması bizim önceliğimiz. Son dönemde özellikle Ortadoğu’dan spor kulüplerinin Bursa’ya ilgisi vardı. Bu çerçevede planlanan yatırımlar hem Uludağ hem de Bursa’daki konaklamaları olumlu yönde etkileyecek ve geceleme sayılarını artıracaktır. Daha katma değerli ve uzun konaklamalı misafirlerin Bursa’ya gelmesini sağlayacaktır. Ayrıca turizmi dört mevsime yaydığınızda Uludağ herkesin faydalanabileceği daha ekonomik, erişilebilir bir yapı kazanacaktır. Bu çalışma Uludağ’ı hak ettiği yere getirecektir” değerlendirmesini yaptı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uludagda-turizm-plani-yeniden-sekilleniyor-yeni-planla-donusum-basliyor-89102</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/2/1280x720/uludagda-turizm-plani-yeniden-sekilleniyor-yeni-planla-donusum-basliyor-1791267460.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Alan Başkanlığı tarafından hazırlanan 1/5000 ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı imar planları 1 Ekim’e kadar askıda. Alan Başkanı Candemir Zoroğlu, tahliyesi tamamlanan iki otelin yıkılarak sosyal ve kültürel alanlara dönüştürüleceğini, bir otelin daha plandan çıkarılacağını açıkladı. Plan kapsamında ayrıca yaklaşık 190 bin metrekare spor alanı ve oteller bölgesini teleferiğe bağlayacak 4 kilometrelik yaya yolu oluşturulması öngörülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kisisel-gorunurluk-artik-bir-kariyer-sermayesi-89098</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kişisel görünürlük artık bir kariyer sermayesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YZ çağında içerik üretmek kolaylaştıkça, kendi sesine sahip olmak daha değerli hale geliyor.</strong></p>
<p>Bildiğim, çok beğendiğim bir hukuk firması var. CEO’sunu da tanıyor ve takdir ediyorum. Renkli bir insan. Fikirleri, hikâyeleri, kendine özgü bir mizahı ve hayata farklı bir bakışı var.</p>
<p>Dolayısıyla zaman zaman sosyal medyada bir paylaşımına rastladığımda merak edip bakıyorum:</p>
<p><strong>“Bakalım ne yazmış?”</strong></p>
<p>Sonra birkaç cümle okuyorum ve çoğu zaman içimden aynı şeyi geçiriyorum:</p>
<p><strong>“Hımm… Bunu ekip yazmış.”</strong></p>
<p>Ve benim için yazı o anda değerini kaybediyor.</p>
<p>Çünkü ben hukuk firmasının iletişim ekibinin ne düşündüğünü merak etmiyorum. Tanıdığım ve takdir ettiğim o insanın ne düşündüğünü merak ediyorum.</p>
<p>Üstelik tuhaf olan şu: Karşımdaki insan son derece renkli, ama onun adına yapılan paylaşımlar soluk.</p>
<p><strong>Gazete kâğıdı gibi.</strong></p>
<p>Her şey doğru. Cümleler düzgün. Mesaj yerinde. Muhtemelen kurumsal iletişim açısından hiçbir kusuru yok.</p>
<p>Ama insan yok.</p>
<p>Geçenlerde Financial Times’ın <em>“Why Everyone’s a Creator — Even the CEO”</em> başlıklı videosunu izlerken aklıma tam da bu geldi.</p>
<p>FT buna “creator” diyor. Ben başka türlü tarif etmeyi tercih ediyorum:</p>
<p><strong>Kendi sesiyle görünür olmak.</strong></p>
<h3>“Bu Yaştan Sonra Bir de…”</h3>
<p>Ben de video içeriği üretmeye başladığımda benzer bir tereddüt yaşadım.</p>
<p>“Herkes ne der, İK cılar ne der, bu yaştan sonra bir de video mu çekiyor derler mi?”</p>
<p>Sonra gördüm ki hiç de öyle değil.</p>
<p>Yılların biriktirdiği tecrübeyi, kendine ve iş dünyasına ait bir bakış açısıyla anlatmanın bir karşılığı var. Hele bunu kendine de gülebilen, kendini fazla ciddiye almayan bir yerden yapabiliyorsanız.</p>
<p>Belki de kişisel görünürlük tam olarak bu:</p>
<p><strong>“Bakın ben buradayım” demek değil; “Ben buradan baktığımda dünyayı böyle görüyorum” diyebilmek.</strong></p>
<h3>Kendi Sesimizle Görünür Olmak</h3>
<p>Mesele influencer olmak değil.</p>
<p>Her sabah kahvenizin fotoğrafını paylaşmanız, sürekli video çekmeniz, takipçi saymanız ya da algoritmayla savaşmanız gerekmiyor.</p>
<p>Ama iş hayatında kişisel olarak görünür olmanın değeri giderek artıyor.</p>
<p>Artık yalnızca iyi iş yapmak, iyi bir şirkette çalışmak ya da kartvizitinizde güçlü bir unvan taşımak her zaman yeterli olmayabiliyor. İnsanların sizi, ne bildiğinizi ve nasıl düşündüğünüzü de tanıması önemli bir avantaj sağlıyor.</p>
<p>Bu, herkesin sosyal medyada sürekli konuşması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>Görünürlük ile gürültü çıkarmak aynı şey değil.</strong></p>
<p>Mesele çok paylaşmak da değil.</p>
<p>Ne bildiğinizin, nasıl düşündüğünüzün ve hangi konuda söyleyecek sözünüz olduğunun sizin adınızla ilişkilendirilmesi.</p>
<p>Profesyonel kimliğimiz artık yalnızca çalıştığımız şirketten ve unvanımızdan oluşmuyor.</p>
<p>Eskiden kartvizitimiz kim olduğumuzu büyük ölçüde anlatırdı.</p>
<ul>
<li>Genel Müdür.</li>
<li>CFO</li>
</ul>
<p>Hele büyük ve itibarlı bir şirkette çalışıyorsanız şirketin markası sizin kişisel markanızın önüne geçerdi. Hatta onun gölgesinde rahatlıkla yaşayabilirdiniz.</p>
<p>Bugün bu denklem değişiyor.</p>
<p>Şirketiniz çok görünürken sizin tamamen görünmez kalmanız, özellikle kariyerinizin bir sonraki aşamasında bir dezavantaja dönüşebiliyor.</p>
<p>Oysa insanlar sizi zaten tanıyorsa, fikirlerinizi biliyorsa ve bir konuda nasıl düşündüğünüzü merak ediyorsa, kurumdan bağımsız bir profesyonel kimliğiniz oluşuyor.</p>
<p>Bu yalnızca genç çalışanlar için geçerli değil.</p>
<p>Yönetici için de.</p>
<p>Uzman için de.</p>
<p>CEO için de.</p>
<p>Eskiden CEO’nun görevi şirketi görünür kılmaktı.</p>
<p>Bugün ise <strong>CEO’nun kendisinin görünür olmasının da bir değeri var.</strong></p>
<h3>CEO’nun Hesabında CEO Nerede?</h3>
<p>Burada şirketlerin yaptığı tuhaf bir şey var.</p>
<p>CEO görünür olsun istiyoruz.</p>
<p>Sonra onun adına yazması için bir ekip kuruyoruz.</p>
<p>Ne söyleyeceğine iletişim departmanı karar veriyor. Metni biri yazıyor, bir başkası düzeltiyor. Kurumsal dile uygun mu diye bakılıyor. Riskli cümleler çıkarılıyor. Sivri köşeler törpüleniyor.</p>
<p>Sonunda ortaya son derece düzgün bir CEO çıkıyor.</p>
<p>Tek problem var:</p>
<p><strong>CEO ortadan kaybolmuş oluyor.</strong></p>
<p>Bütün pürüzleri temizlerken kişiliği de temizliyoruz.</p>
<p>Oysa insanları takip etmemizin nedeni gramerlerinin kusursuz olması değil. Nasıl düşündüklerini merak ediyoruz.</p>
<p>Bir CEO’nun her fikrine katılmak zorunda değilim. Hatta bazen söylediğine kızabilirim. “Bu konuda hiç katılmıyorum” da diyebilirim.</p>
<p>Ama en azından <strong>onun söylediğini</strong> bilmek isterim.</p>
<p>Kurumsal iletişim departmanının onun söylemesinin uygun olacağına karar verdiği şeyi değil.</p>
<p>Çünkü insanları ilginç yapan şey biraz da pürüzleri.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac497dd02c9c-1791268829.png" alt="" width="800" height="487" /><span style="font-size: 18pt; color: #236fa1;"><strong>Sonra bir de YZ geldi</strong></span></p>
<p>Şimdi bu denkleme YZ’yi ekleyelim.</p>
<p>Artık ortalama bir LinkedIn yazısı üretmenin maliyeti neredeyse sıfır.</p>
<p>“Liderlik üzerine samimi ama profesyonel bir LinkedIn yazısı yaz.”</p>
<p>Birkaç saniye sonra karşınızda gayet düzgün bir metin var.</p>
<p>Biraz daha esprili olsun.</p>
<p>Biraz daha vizyoner.</p>
<p>Biraz daha samimi ama fazla da samimi olmasın.</p>
<p>Hepsi mümkün.</p>
<p>Yakında hepimizin yazıları çok güzel olabilir.</p>
<p>İşte tam da bu nedenle başka bir şeyin değeri artacak:</p>
<p><strong>Gerçek bir sesin.</strong></p>
<p>YZ cümlelerimizi düzeltebilir. Düşüncelerimizi toparlamamıza yardım edebilir. Söylemek istediğimiz şeyi daha iyi ifade etmemizi sağlayabilir.</p>
<p>Bunda da hiçbir sorun görmüyorum.</p>
<p>Ama ortada bize ait bir düşünce yoksa parlatacak bir şey de yok.</p>
<p>Belki önümüzdeki dönemin asıl kıt kaynağı içerik olmayacak.</p>
<p>Zaten içerikten fazlasıyla olacak.</p>
<p><strong>Kıt olan kişilik olacak.</strong></p>
<h3>Şirketten Ayrıldığınız Gün</h3>
<p>Bir zamanlar kariyerimizin itibarı büyük ölçüde çalıştığımız kurumdan ödünç aldığımız bir itibardı.</p>
<p>“Ben X şirketindeyim.”</p>
<p>“Ben Y bankasının genel müdürüyüm.”</p>
<p>“<strong>Yarın orada değilseniz kimsiniz?</strong></p>
<p>Unvan gider. Kartvizit gider. Kurumsal e-posta adresiniz kapanır. LinkedIn’de şirket adınızın yanına bir bitiş tarihi gelir.</p>
<p>Ama insanlar sizi tanıyorsa, fikirlerinizi biliyorsa, belli konularda ne düşündüğünüzü merak ediyorsa, o değer sizinle birlikte gelir.</p>
<p>Hatta işten ayrıldığınızda kişisel olarak tanınıyor olmanız, bir sonraki işe geçiş şansınızı da artırır. Çünkü yeni işveren yalnızca özgeçmişinizdeki şirket isimlerini görmez; <strong>sizi de tanır.</strong></p>
<p>Belki kişisel görünürlüğün giderek bir kariyer sermayesine dönüşmesinin nedeni de bu.</p>
<p>Şirketin itibarı şirkette kalır.</p>
<p><strong>Kendi itibarınızı ise yanınızda götürürsünüz.</strong></p>
<h3><span style="color: #236fa1; font-size: 18pt;"><strong>Kendi sesimizle görünür olmak</strong></span></h3>
<p>Mesele influencer olmak değil.</p>
<p>Her sabah kahvenizin fotoğrafını paylaşmanız, sürekli video çekmeniz, takipçi saymanız ya da algoritmayla savaşmanız gerekmiyor.</p>
<p>Ama iş hayatında kişisel olarak görünür olmanın değeri giderek artıyor.</p>
<p>Çünkü artık kimse şirketleri dinlemek için sıraya girmiyor. Bir şirketin kurumsal hesabından yaptığı kusursuz açıklama çoğu zaman gözümüzün önünden akıp gidiyor. Aynı şekilde bir insanın kartvizitinde CEO, Genel Müdür, Başkan ya da Direktör yazması da tek başına fazla bir şey ifade etmiyor.</p>
<p><strong>Unvan tek başına bir anlam ifade etmiyor.</strong></p>
<p>İnsanlar giderek daha fazla kişinin ne dediğine, nasıl düşündüğüne, neye inandığına, neyi farklı gördüğüne bakıyor.</p>
<p>Bir CEO’yu CEO olduğu için değil, <strong>söyleyecek bir şeyi olduğu için</strong> takip ediyoruz.</p>
<p>Bir uzmanı çalıştığı şirketin logosu için değil, o konuda bize yeni bir şey düşündürdüğü için dinliyoruz.</p>
<p>Kısacası şirket adı ve unvan kapıyı açabilir.</p>
<p><strong>Ama içeri insanı sokan, onun kendi sesidir.</strong></p>
<p>Bu, herkesin sosyal medyada sürekli konuşması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>Görünürlük ile gürültü çıkarmak aynı şey değil.</strong></p>
<p>Mesele çok paylaşmak da değil. Ne bildiğinizin, nasıl düşündüğünüzün ve hangi konuda söyleyecek sözünüz olduğunun sizin adınızla ilişkilendirilmesi.</p>
<p>Profesyonel kimliğimiz artık yalnızca çalıştığımız şirketten ve unvanımızdan oluşmuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kisisel-gorunurluk-artik-bir-kariyer-sermayesi-89098</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/8/1280x720/56-1791266802.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kişisel görünürlük artık bir kariyer sermayesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/avrupaya-butik-uretim-modeli-ilesbus-89097</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa’ya butik üretim modeli ILESBUS</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>2011 yılında Norveç ortaklığıyla kurulan, 2014’ten itibaren yüzde 100 Türk sermayeli yapıya dönüşerek “ILESBUS” markasıyla faaliyetlerini sürdüren ILES Otomotiv, Avrupa pazarında geliştirdiği butik üretim modeliyle faaliyetlerine devam ediyor. İtalya, İspanya, Fransa, Norveç, Almanya, İngiltere ve İrlanda başta olmak üzere Avrupa’nın farklı ülkelerine ihracat gerçekleştiren şirket, yeni yatırımıyla üretim kapasitesini ve ürün gamını genişletmeyi hedefliyor. Şirket açıklamasına göre, üretiminin tamamını ihraç eden ve Avrupa’da Mercedes ile Iveco bazlı araçları butik üretim modeliyle dönüştüren ILES Otomotiv, yüksek maliyetli Avrupa üretimine karşı Türkiye’nin esnek üretim avantajını büyüme stratejisinin merkezine koydu. ILESBUS, yeni yatırımılarıyla hem kapasitesini hem de ürün gamını genişletecek.</p>
<h2>“Butik ve hızlı üretim modeli”</h2>
<p>ILES Otomotiv Genel Müdürü Esra Yıldırım, şirketin kuruluş döneminde Tojo Karoser adıyla faaliyet gösterdiğini, 2014 itibarıyla ise ILESBUS markasıyla bağımsız bir Türk üreticisi olarak Avrupa pazarına açıldığını belirtti. Çeşitli iştirakler kurduklarını aktaran Yıldırım, iştirak olarak bulundukları ülke ve çevre ülkelerde satış ve satış sonrası hizmetleri de kendi organizasyonlarıyla yürüttüklerini söyledi. Avrupa’da Mercedes ve Iveco’dan stoklu araç tedarik ederek bunları müşteri taleplerine göre butik ve hızlı üretim modeliyle üstyapıya dönüştürdüklerini belirten Yıldırım, bu yapının şirketin rekabet avantajlarından biri olduğunu vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ac4915368415-1791267155.jpg" alt="" width="700" height="403" /></p>
<h2><strong>“Avrupa’daki maliyet baskısı Türkiye’ye iş getiriyor”</strong></h2>
<p>ILES Otomotiv’in rekabet gücünü yalnızca üretim kapasitesinden değil, hızlı proje geliştirme ve özel tasarım kabiliyetinden aldığını ifade eden Yıldırım,  metal-kaynak atölyesinden, boyahanesine,trim atölyesinden, elektrik-elektronik işlerinin ve aracın üretim aşamalarındaki bilimum işlerin yürütüldüğü tüm atölyelerde, tam bir ekip ruhu ile çalışan, nitelikli , becerikli eller aracılığıyla üretim sürdürürülürken,  30’un üzerinde beyaz yakalı mühendisle de profesyonel olarak olarak çalıştıklarını söyledi. Ar-Ge geçmişine sahip Taner Yıldırım’ın liderliğindeki ekibin özel projeler geliştirdiğini belirten Yıldırım, Avrupa’da artan üretim maliyetlerinin Türkiye’deki mühendislik ve üretim kabiliyetine yönelik ilgiyi artırdığını dile getirdi. Avrupa’nın önde gelen üreticileriyle de yaklaşık 2,5 -3 yıldır yapılan  iş birliklerinin olduğunu aktaran Yıldırım, “ Kalite hassasiyeti ve titizliğiyle yürüttüğümüz iş birliğinde üçüncü projemize başladık. Bu, Türkiye’deki mühendislik ve üretim kabiliyetimizin Avrupa’daki üreticiler açısından da önemli bir alternatif haline geldiğini gösteriyor” dedi.</p>
<h2><strong>“Sektör temsilinde TÜSTED vurgusu”</strong></h2>
<p>Şirketin bugüne kadar ağırlıklı olarak ihracat odaklı ilerlediğini belirten Yıldırım, ihracatta ve üretim süreçlerinde, kendi geliştirdikleri faaliyetlerinin yanı sıra, sektöre katkı sağlayan bağlı bulundukları odalar ve kurulumunda ve yönetiminde, ILES Otomotiv olarak, olarak bulundukları, sektör üretici ve tedarikçi firma kümelenme yapısı TÜSTED derneği aracılığı ile de ayrıca operasyonlarında gelişme kat ederek, bu yapıların kendilerine ve sektörde faaliyet gösteren, tüm firmalara katkılarının çok büyük olduğunu ifade etti. </p>
<h2><strong>“Aylık üretim 25 araca çıkıyor”</strong></h2>
<p>ILES Otomotiv’in standart ve yüksek adetli üretim yerine katma değerli, müşteri ihtiyacına göre şekillenen araçlara odaklandığını belirten Yıldırım, ILESBUS markası altında ayda 20-25 araç ürettiklerini söyledi. Üretimin tamamının ihraç edildiğini aktaran Yıldırım, ‘’ Bizim işimiz butik üretim. Karoserden koltuğa, kapıdan cama kadar aracın farklı bölümlerinde müşterinin talebine göre çözümler geliştiriyoruz” dedi. Özellikle Kuzey Avrupa pazarında ILESBUS araçlarının yaygınlaştığını belirten Yıldırım, Hong Kong’un toplu taşıma araçlarına yönelik üretim de gerçekleştirdiklerini söyledi. Şirketin Ar-Ge merkezinde yeni model ve prototip çalışmalarının da sürdüğü bildirildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4901c5cf47-1791266844.jpg" alt="" width="774" height="561" /></p>
<h2><strong>“Yeni hedef TEKNOSAB’da üretimi büyütmek”</strong></h2>
<p>ILES Otomotiv’in mevcut üretim altyapısında 8 bin metrekare kapalı, 5 bin metrekare açık alan bulunuyor. Şirket, kapasite artışının yeni adresi olarak ise TEKNOSAB’ı belirledi. TEKNOSAB projesine ilk başvuran firmalar arasında yer aldıklarını belirten Yıldırım, 15 bin metrekarelik arsa tahsisinin gerçekleştirildiğini ve yeni üretim tesisinin tamamlanma aşamasına geldiğini açıkladı. Pandemi sonrasında pazar dinamiklerinin değiştiğini ve özellikle alçak tabanlı şehir içi araçlara yönelik talebin öne çıktığını belirten Yıldırım, yeni tesisin bu dönüşüme cevap verecek şekilde planlandığını söyledi. Yıldırım, “TEKNOSAB’daki yeni üretim tesisimiz tamamlanmak üzere, burada farklı modeller ve niş projelerle üretime başlamayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<h2><strong>“Üretim hattına meslek lisesi desteği”</strong></h2>
<p>ILES Otomotiv, kapasite yatırımı kadar nitelikli iş gücü ihtiyacına yönelik adımlarıyla da üretim ekosistemini desteklemeyi hedefliyor. Şirketin tesisinin arkasındaki teknik lise ile yaptığı iş birliği kapsamında “Karoser Kaporta” bölümü açılırken, okulun atölyesinin modern ekipmanlarla desteklendiği belirtildi. Öğrenciler haftanın belirli günlerinde ILES Otomotiv tesislerinde uygulamalı eğitim alırken, ilk mezunlar da şirket bünyesinde istihdam edilmeye başlandı. Yıldırım, otomotiv sektöründe teknolojinin hızla değişmesine karşın karoser ve üstyapı alanındaki teknik uzmanlığın önemini koruyacağını belirterek, mesleki eğitim ile sanayi arasındaki bağın güçlendirilmesinin sektörün nitelikli iş gücü sorununa doğrudan katkı sağlayacağını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/avrupaya-butik-uretim-modeli-ilesbus-89097</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/7/1280x720/avrupaya-butik-uretim-modeli-ilesbus-1791266750.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa’da Mercedes ve Iveco bazlı araçları butik üretim modeliyle üstyapıya dönüştüren ILES Otomotiv, ILESBUS markasıyla butik üretimlerini 2011 yılından bu yana sürdürüyor. Ayda 20-25 araç üreten ve üretiminin tamamını ihraç eden şirket, yeni üretim modellemeleriyle, 2027’nin ilk aylarında farklı model ve niş projelerle devam etmeyi hedefliyor. Şirketin gelişim süreci, Ar-Ge vizyonu ve gelecek hedefleri hakkında değerlendirmelerde bulunan ILES Otomotiv Genel Müdürü Esra Yıldırım, butik ve hızlı üretim gücüyle üretilen araç sayılarının gün be gün artarak devam ettiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tofas-hierapolis-kazilarini-21-yildir-destekliyor-89093</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tofaş, Hierapolis kazılarını 21 yıldır destekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu, Denizli’deki Hierapolis Antik Kenti’nde yaklaşık 70 yıldır devam eden kazılara Tofaş olarak 21 yıldır destek verdiklerini belirterek, “Kültürel mirasın korunması yalnızca geçmişe sahip çıkmak değildir, aynı zamanda gelecek nesillere yapılan uzun vadeli bir yatırımdır” dedi. </strong></p>
<p>Türkiye’nin en köklü ve güçlü ‘otomotiv sanayi’ şirketlerinden Tofaş, Denizli’de yaklaşık 70 yıldır devam eden Hierapolis kazılarına 2005 yılından beri kesintisiz mali destek sağlıyor. Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu, şirket olarak toplumsal yatırımlarda kısa vadeli ve tek seferlik katkılar yerine sürdürülebilir ve kalıcı değer yaratmayı hedeflediğini belirterek, “Güçlü bir toplumun, iş dünyasında kalıcı başarının da temel unsurlarından biri olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle toplumsal gelişmeyi destekleyen, ülke ekonomisine katkı sağlayan ve toplum için kalıcı değer yaratan projelere uzun yıllardır yatırım yapıyoruz. Kültürel mirasa verdiğimiz desteğe de aynı anlayışla yaklaşıyoruz” dedi. Eroldu, Kültürel mirasa desteği bir sponsorluk ilişkisi olarak görmediklerini, eserlerin korunmasına katkı vermeyi, geleceğe yapılan bir yatırım olarak değerlendirdiklerini belirtti. Cengiz Eroldu, şöyle konuştu: “1978’de asistan olarak geldiği Hierapolis’te 2000 yılında kazı başkanlığını üstlenen ve yaklaşık 40 yıldır bu alanda görev yapan Prof. Dr. Francesco D’Andria, mevcut Kazı Başkanımız Prof. Dr. Grazia Semeraro ve kazı ekibine de ayrıca teşekkür ediyoruz. Hierapolis Antik Kenti’nde sistematik arkeolojik kazılar, ilk kez 69 yıl önce başladı. Tofaş’ın Hierapolis Antik Kenti’ndeki kazı ve restorasyon çalışmalarına desteği ise 2005 yılına dayanıyor. İlk yıllarda Frontinus Kapısı kapsamındaki çalışmalara destek sağlandı. İlerleyen dönemde Antik Tiyatro, Nekropol ve San Filippo Matriumu gibi önemli kalıntıların gün yüzüne çıkarıldı. Tofaş’ın desteği daha sonra Ploutonion’un, diğer adıyla ‘Cehennem Kapısının’ kazı ve restorasyonu ile Hades Heykeli’nin korunmasına yönelik restorasyon çalışmalarını kapsayacak şekilde genişledi. Böylece Hierapolis ile Tofaş arasındaki iş birliği uzun soluklu bir kültürel miras projesine dönüştü. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Denizli Valiliği’nin himayesinde yürütülen kazılarda, arkeolog, mimar, restoratör ve uzmanlardan oluşan yaklaşık 40 kişilik uluslararası ekip görev yapıyor.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac48d1e259fb-1791266078.png" alt="" width="595" height="428" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>"CEHENNEM KAPISI TARİHİ 300 YIL GERİYE GÖTÜRDÜ"</strong></span></p>
<p>Hierapolis kazılarının en dikkat çekici bölümlerinden biri olan ve antik kaynaklarda Cehennem Kapısı olarak anılan Ploutonion Kutsal Alanı 2013 yılında gerçekleştirilen kazılarla ortaya çıkmaya başladı, Arkaik Dönem parçaları ve Friglere ait Kibele kabartması, Hierapolis’in bilinen tarihini yaklaşık 300 yıl geriye taşıdı. Kentin orta bölümünde, yaklaşık 35 derece sıcaklığındaki termal suyun çıktığı doğal bir boşlukta yer alan Ploutonion, antik dönemde yeraltı dünyasının tanrısı Hades ile ilişkilendiriliyordu. Kazılarda ortaya çıkarılan tahtında oturan Hades’i tasvir eden yerel mermerden yapılmış Hades Heykeli Denizli Arkeoloji Müzesi’nde korunuyor. Hierapolis’te çalışmalar yeni kazı, koruma ve ziyaretçi deneyimini geliştirmeye yönelik projelerle devam ediyor. İtalyan Arkeoloji Heyeti, Denizli Müzesi ile iş birliği içinde Salento Üniversitesi, Messina Üniversitesi, Pisa Üniversitesi, Torino Politeknik Üniversitesi, Pamukkale Üniversitesi ile Ankara ve İzmir’deki üniversitelerden araştırmacıların yer aldığı geniş bir bilimsel ekiple çalışmalarını yürütüyor. 2022 yılından bu yana yürütülen çalışmaların önemli odaklarından birini Apollon Kutsal Alanı ve anıtsal Severuslar Nymphaeumu oluşturuyor.</p>
<p>Son dönem kazılarında Nymphaeum’un, kutsal alan boyunca uzanan büyük bir deprem fayının doğrudan üzerine inşa edildiği belirlendi. Termal suların fay hattı boyunca ilerleyerek ana kayadan yüzeye çıktığı, buna Hierapolis’te Antik Çağ’dan bu yana bilinen gazların eşlik ettiği tespit edildi. Bulgular, antik dönem mimarlarının bölgenin uzun süredir devam eden sismik hareketliliğine rağmen yapının sağlamlığını koruyabilmek için özel mühendislik çözümleri geliştirdiğini de ortaya koydu. 2026 yılı kazılarında kalın bir traverten tabakasının altında yeni mermer yapılar ortaya çıkarıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tofas-hierapolis-kazilarini-21-yildir-destekliyor-89093</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tofaş, Hierapolis kazılarını 21 yıldır destekliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmciler-2027-yili-fiyatlari-icin-zorlanacak-89065</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 00:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizmciler 2027 yılı fiyatları için zorlanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu, eylül ayı enflasyon rakamlarını değerlendirerek, turizmde kur-maliyet makasının sürdüğünü, döviz gelirindeki artışın, maliyet artışının gerisinde kaldığını bildirdi.</p>
<p>Eylül‘de yıllık enflasyonun yüzde 29,73’e gerilediğini, ancak turizm sektörü açısından farklı bir tablo öne çıktığına dikkat çeken Kavaloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Döviz bazında gelir elde eden konaklama işletmelerinde döviz kurlarındaki artışın enflasyonun gerisinde kalması, gelirlerle TL bazlı maliyetler arasındaki makasın devam etmesine neden oluyor. 2026’nın dokuz ayında tüketici fiyatları yüzde 24,32 artarken Dolar/TL yüzde 13,9, Euro/TL ise yüzde 10,4 yükseldi. Bu tablo, enflasyondaki düşüşe rağmen sektörün reel gelir ve kârlılık baskısının henüz ortadan kalkmadığını gösteriyor. Yılın dokuz aylık döneminde enflasyon ile Dolar/TL artışı arasında 10,4 puan, Euro/TL artışı arasında da 14 puanlık fark oluştu. Bu ayrışma özellikle gelirlerinin önemli bölümünü Euro ve diğer yabancı para birimleri üzerinden elde eden konaklama sektörü açısından kritik önem taşıyor.’’</p>
<p><strong>"Turizmde asıl sorun gelir, döviz, maliyet ve TL"</strong></p>
<p>Kavaloğlu, konaklama sektörünün gelir yapısının önemli ölçüde döviz bazlı olmasına karşılık iş gücü, enerji, gıda, bakım, ulaşım, kira ve çok sayıda hizmet kaleminin Türkiye’deki fiyat hareketlerinden etkilenmesinin, kur–enflasyon dengesini sektör açısından kritik hale getirdiğini söyledi. Kavaloğlu, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Eylül ayında yıllık fiyat artışı konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 39,99, ulaştırmada ise yüzde 35,10 seviyesinde gerçekleşti. Maliyet baskısı hizmet tarafında da devam ediyor. Manşet enflasyondaki gerileme, turizm işletmelerinin maliyet yapısına aynı hızda yansımış değil. Sektör açısından tabloyu yalnızca (enflasyon yüzde 30’un altına düştü) şeklinde değerlendirmek yeterli değil. 2026’nın dokuz ayında fiyatlar yüzde 24,32 yükselirken Euro’nun TL karşısındaki artışının yaklaşık yüzde 10,4’te kalması, özellikle Avrupa pazarlarında Euro üzerinden satış yapan işletmeler açısından önemli bir kur–maliyet makası oluşturuyor. Otelin Euro bazındaki fiyatını değiştirmediği varsayımında TL geliri artıyor, ancak Türkiye’deki maliyetler bundan daha hızlı yükseliyor. İşletmenin bu farkı oda fiyatlarına yansıtması ise uluslararası rekabet nedeniyle sınırsız değil.’’</p>
<p><strong>"Enflasyonun düşmesi önemli ama…"</strong></p>
<p>Antalya’daki bir otelin fiyatını yalnızca Türkiye’deki enflasyona göre belirleyemediğini ifade eden Kaan Kavaloğlu, ‘’İspanya, Yunanistan, Mısır ve diğer Akdeniz destinasyonlarının fiyatları, kaynak pazarlardaki tüketicilerin satın alma gücü, tur operatörü kontratları ve hava yolu maliyetleri de fiyatlama üzerinde etkili oluyor. Enflasyonun gerilemesi olumlu olmakla birlikte, kur artışı ile maliyet artışı arasındaki fark kapanmadığı sürece konaklama sektörünün reel gelir ve marj baskısının devam etmesi bekleniyor’’ dedi.</p>
<p><strong>"2027 fiyatlandırmasında kur–maliyet dengesi daha kritik"</strong></p>
<p>Bu görünümün 2027 turizm sezonu açısından önem taşıdığını anlatan Kavaloğlu, turizm sektöründe fiyatların ve tur operatörü kontratlarının önemli bölümünün sezon başlamadan aylar önce belirlendiğine dikkat çekti. Kavaoğlu, sözleri şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Buna karşılık enerji, işçilik, gıda, bakım ve diğer operasyonel giderler yıl boyunca değişmeye devam ediyor. Sektör açısından yalnızca enflasyonun düşmesi değil; enflasyon, kur ve işletme maliyetlerinin birbirine daha yakın ve öngörülebilir bir patikada hareket etmesi önem taşıyor. Kurun maliyet artışlarının belirgin biçimde gerisinde kaldığı dönemlerin uzaması, döviz kazandırıcı bir sektör olan turizmde yüksek ziyaretçi ve gelir rakamlarına rağmen işletme düzeyinde reel kazanç ve marjların baskı altında kalmasına yol açabiliyor. Turizm sektörünün performansının değerlendirilmesinde kur–maliyet dengesinin de dikkate alınması gerekir.’’</p>
<p>Turizm sektörünün döviz kazandırdığını, ancak maliyetlerin çok önemli bir bölümünün Türkiye’de oluştuğuna dikkat çeken Kavaloğlu, turizm işletmelerinin maliyet artışlarını doğrudan fiyatlarına yansıtamadığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı.</p>
<p>‘’2027 sezonuna ilişkin fiyatlama sürecinde öngörülebilirlik kritik hale geldi. Bizim açımızdan önemli olan yalnızca enflasyonun aşağı gelmesi değil, bu düşüşün işletme maliyetlerine de yansımasıdır. Kur, enflasyon ve maliyetler arasında daha dengeli ve öngörülebilir bir yapı oluşması gerekiyor. Turizmde kontratlarımızı aylar öncesinden yapıyoruz. Buna karşılık maliyetlerimiz sezon içerisinde değişmeye devam ediyor. Bu nedenle 2027’ye giderken sektörün uluslararası rekabet gücünü ve reel kazancını birlikte koruyabileceğimiz bir dengeye ihtiyacımız var.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmciler-2027-yili-fiyatlari-icin-zorlanacak-89065</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/5/1280x720/turizmciler-2027-yili-fiyatlari-icin-zorlanacak-1791237436.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürekli maliyet artışlarından ve döviz kurlarından yakınan ve sezondan mutlu olmadıklarını her ortamda dile getiren turizmcilerin 2027 yılı fiyatları için zorlanacağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ege-adalarini-gezen-turk-vatandasi-1-milyonu-asacak-89066</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege adalarını gezen Türk sayısı 1 milyonu aşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Selectum Blu Cruises Satış Müdürü Ceylan Tuncer yaptığı açıklamada, son yıllarda ‘Schengen’ vizesinde randevu ve vize alma süreçlerinin uzun zaman aldığını, bu nedenle Türk vatandaşlarının ‘Kapı vizesi’ ile gidilebilen Ege Adalarını tercih ettiğini söyledi.</p>
<p>Geçen yıl Türkiye ‘den Ege Adaları’nı ziyaret eden Türk vatandaşlarının 1 milyon 119 bin 472’ye ulaştığını belirten Tuncer, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu rakam ağırlıklı olarak günübirlik feribotlarla ziyaret edenler oluşturuyor. Geçen yıl 70 bin Türk vatandaşı kruvaziyerler ile Ege Adaları’nı gezdi. 2026 ilk 6 aylık dönemde de feribotlarla da ‘kapı vizesi’ alan 403 bin 333 Türk, Ege adalara seyahat etti. Yılsonuna kadar, geçen yılın rakamlarına ulaşılacak. Kruvaziyer yolcu gemileriyle Ege Adaları’nı ziyaret eden Türk vatandaşların sayısı ise 90 bini aşması bekleniyor.’’</p>
<p>İlk ve tek Türk kruvaziyer gemisi Selectum Blu Cruises gemisinde Ege Adaları turları için erken rezervasyon kampanyası başlattıklarını açıklayan Ceylan Tuncer, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Ege Adaları kruvaziyer turlarını, sadece ‘Kapı Vizesi’ kolaylığı ile yapıyoruz. AB vizesi için randevu almanın son derece zorlaştığı bu dönemde, basit bir-iki evrak ile ‘kapı vizesi’ alabiliyoruz. Özel anlaşmalarla ‘kapı vizesi’ ile 4 adaya kadar gezebilme olanağı sunuyoruz. Selectum Blu Cruises ile 3 gecelik ve 4 gecelik ‘Kapı Vizeli’ Ege Adaları turları, Rodos, Kos, Patmos ve Samos adalarını kapsıyor. Kasım ayı sonuna kadar devam edecek erken rezervasyonda 349 Euro’dan başlayan fiyatlarla gemi turlarımız var.’’</p>
<p>Selectum Blu Cruises gemisinde seyahat acentelerinin çeşitli etkinlikler yaptığını anlatan Tuncer, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Son yıllarda gemimizde, bazı tarihleri tamamen kapatan seyahat acenteleri Selectum Blu Cruises’i komple charter ederek sıra dışı MICE organizasyonlarına da imza attılar. Artık gemi turları kapalı grup ve komple charter bazında MICE grupları için de ideal bir seyahat ürünü olarak değerlendiriliyor. Türkiye genelinde MICE ve Leisure satışları yapacak acentelerimizle ticari ilişkilerimizi geliştirmek ve onlara her türlü desteği vermek üzere hazırız.”</p>
<p><strong>"Kruvaziyer turizmi büyüyor"</strong></p>
<p>-Selectum Blu Cruises Genel Müdürü Nilda Türe de, kruvaziyer turizmin her geçen yıl büyüdüğünü bildirdi. Kruvaziyer turizmin Türkiye’ye daha nitelikli turist gelmesini sağladığını, kısa süreli konaklamalara rağmen kişi başı harcama ortalamalarını yükselttiğine dikkat çeken Türe, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Kruvaziyer turizmi, ülkemizde yükselişine devam ediyor. Türkiye limanlarını ziyaret eden kruvaziyer gemi ve yolcu sayısı her geçen yıl daha da artıyor. 2026 ilk yarısında tarihi rekorlar yaşanıyor. 2022 yılı ilk 6 ayında 317 gemi ile 255 bin 817 yolcu ülkemiz limanlarını ziyaret etti. 2023’ün ilk 6 ayında 420 gemi ve 482 bin 925 yolcu ile kruvaziyer turizminde ciddi artış yaşandı. 2024’ün ilk 6 ayında ise 415 gemi ile 574 bin 509 turist ülkemize geldi. 2025 aynı döneminde ise 490 gemi ile rekor kırılarak, 732 bin 302 turist Türkiye’yi ziyaret etti.’’</p>
<p><strong>"2026 kruvaziyer gemi ve yolcu sayısında rekor artış"</strong></p>
<p>2026 yılı ilk 6 ayında 488 gemi ve 756 bin 455 yolcu ile kruvaziyer turizmde tarihi rekor yaşandığına dikkat çeken Türe, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Bu rakamlar, pandemiden sonra sektörün hızla ivme kazandığı ve kruvaziyer firmalarının memnuniyet duyduğu 2022 yılı rakamlarını 3’e katlamış oldu. 2024 yılı kruvaziyer pazarında son 10 yılın en üst seviyelerine ulaşıldı. 2024’de bin 195 gemi, Türkiye limanlarına uğrayarak 1 milyon 889 bin 426 turist getirdi. 2025’de hem gemi hem de yolcu sayılarında ciddi artış oldu. 2025 yılı, bin 375 gemi, 2 milyon 138 bin 136 yolcu ile kruvaziyer turizminin en verimli yılı oldu. Böylece 2013 yılının ardından ilk defa 2 milyon yolcu eşiği aşılmış oldu. 2026 yıl sonunda ise 2025’in üzerine çıkarak 2,5 milyondan fazla yolcunun ülkemizi ziyaret edeceği öngörülüyor.’’</p>
<p><strong>"Kruvaziyer turizme destek verilmeli"</strong></p>
<p>Kruvaziyer turistin kişi başı harcamasının diğer turistlere göre daha fazla olduğuna dikkat çeken Türe, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Kruvaziyer yolcusu sadece birkaç saatliğine limanlara uğradığında ortalama 150-200 Euro harcıyor. Geminin tura başladığı veya turunu sonlandırdığı ‘Homeport’ operasyonlarında bu rakamlar 1200-1500 Euro seviyelerine ulaşıyor. Kruvaziyer turizmi daha fazla teşvik edilerek devlet politikası olmalı.  ‘Homeport’ olarak adlandırılan gemi turu başlangıcı veya bitişinin Türkiye limanlarında olması halinde, gemide hizmet veren binlerce personelin de Türkiye’de harcama yapmasını sağlayacak. Böylece bir personelin ortalama 80 Euro harcaması ülkemize bırakılmış olacak.’’</p>
<p>Lüks otellerin hizmet ve kalite anlayışını Selectum Blu Cruises gemisine de taşıdıklarını vurgulayan Türe, geçen yıl 25 bin misafiri Ege adalarını keşfetme ve keyifli bir gemi seyahati deneyimi yaşattıklarını ifade ederek, ‘’2026 rakamları 2025’in rakamlarına ulaştı. Bu yıl ekonomi olarak, misafirlerimizin zorlandığı bir yıl oldu. Gelecek yıl, 33 bin kişiyi seyahat ettirme hedefi koyduk’’ diye sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ege-adalarini-gezen-turk-vatandasi-1-milyonu-asacak-89066</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/6/1280x720/ege-adalarini-gezen-turk-vatandasi-1-milyonu-asacak-1791237549.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa’da vize sorunu yaşayan Türk vatandaşları &quot;Kapıda Vize&quot; sağlayan Yunan adalarını tercih ederken, kruvaziyer gemilerle Türkiye limanlarını ise 2,5 milyondan fazla yolcunun ziyaret etmesi bekleniyor. Yıl sonu Ege adalarını gezen Türk vatandaşlarının 1 milyonu aşacağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryanin-9-aylik-ihracatti-4-milyar-dolari-gecti-89064</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 23:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’nın 9 aylık ihracattı 4 milyar doları geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya’dan Eylül ayında 452 milyon dolarlık ihracat yapıldı. 2026 yılının ilk 9 ayında yapılan ihracat miktarı ise 4 milyar doları geçti.</p>
<p>Eylül ayında Sakarya’dan yapılan ihracatta ilk 5 sırada Otomotiv Endüstrisi, Kimyevi Maddeler ve Mamulleri, Demir ve Demir Dışı Metaller, Çelik ile İklimlendirme Sanayii sektörleri yer aldı.</p>
<p>Sakarya’dan 2026 Eylül ayında serbest bölgeler dahil dünyanın 113 noktasına ihracat gerçekleştirildi. İspanya, Polonya, Fransa, İtalya ve Birleşik Krallık en çok ihracat yapılan ilk 5 ülke oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryanin-9-aylik-ihracatti-4-milyar-dolari-gecti-89064</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/4/1280x720/sakaryanin-9-aylik-ihracatti-4-milyar-dolari-gecti-1791233905.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya’dan eylül ayında serbest bölgeler dahil dünyanın 113 noktasına ihracat gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dijital-konaklama-duzenlemesi-turkiyenin-turizm-kapasitesini-zayiflatir-89057</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 17:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Dijital konaklama düzenlemesi Türkiye&#039;nin turizm kapasitesini zayıflatır&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya, basın mensuplarıyla bir araya geldiği etkinlikte, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu'nda görüşülecek "Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu"na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>TÜRSAB açıklamasına göre etkinlikte konuşan Bağlıkaya, kanunun kabul edilmesi durumunda, yabancı dijital platformların Türkiye'de şirket kurmadan ticaret yapabileceğini aktardı.</p>
<p>Bağlıkaya, bu durumun yerli seyahat acenteleri için çeşitli dezavantajlar oluşturabileceğini, bunun da ülke ekonomisi açısından orta ve uzun vadede ekonomik ve yapısal sonuçlar doğurabileceğini kaydetti.</p>
<p>Türkiye için turizmin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir sektör olduğuna işaret eden Bağlıkaya, bu nedenle sektörün ana oyun kurucularının yerli ve milli olması gerektiğini aktardı.</p>
<p>Düzenlemenin hayata geçmesi halinde Türkiye'de yıllardır faaliyet gösteren ve mevzuatın getirdiği tüm yükümlülükleri yerine getiren seyahat acenteleriyle yabancı dijital platformlar arasında "eşitsiz bir rekabet ortamı" oluşacağını ifade eden Bağlıkaya, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yerli ve milli seyahat acentelerimizin, turist ile hizmet sağlayıcı arasında aracılık yapmanın çok ötesinde anlam ve önem taşıyan yönleri var. Türkiye'nin turizm ekosisteminin içerisinde, istihdam oluşturan, vergi ödeyen, ülkemizin tanıtımına katkı sağlayan ve turizm gelirinin Anadolu'nun dört bir yanına yayılmasına önemli katkılar sunan seyahat acentelerimiz hayati bir rol üstleniyor. Bu işletmelerin geleceğini zayıflatacak her düzenleme, aslında Türkiye'nin turizm kapasitesini ve kendi turizm politikalarını belirleme gücünü de zayıflatır."</p>
<p>Bağlıkaya, söz konusu düzenlemenin, yurt dışında kurulu dijital platformlara Türkiye'de şirket kurma zorunluluğu olmaksızın konaklama hizmetlerinin ticareti ve rezervasyon işlemlerinin yanı sıra uçak bileti satışlarını da doğrudan gerçekleştirme imkanı tanıyacağını belirtti.</p>
<p>Bağlıkaya, düzenlemeyle otellerin ve diğer turizm işletmelerinin yabancı platformlara bağımlılığının artacağını, komisyon ve hizmet bedelleri yoluyla yurt dışına aktarılan kaynakların büyümesini de beraberinde getireceğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dijital-konaklama-duzenlemesi-turkiyenin-turizm-kapasitesini-zayiflatir-89057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/3/1280x720/baglikaya-1780394834.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu&quot; düzenlemesinin hayata geçmesi halinde Türkiye&#039;de yıllardır faaliyet gösteren ve mevzuatın getirdiği tüm yükümlülükleri yerine getiren seyahat acenteleriyle yabancı dijital platformlar arasında &quot;eşitsiz bir rekabet ortamı&quot; oluşacağını ifade eden TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya, &quot;Bu işletmelerin geleceğini zayıflatacak her düzenleme, aslında Türkiye&#039;nin turizm kapasitesini ve kendi turizm politikalarını belirleme gücünü de zayıflatır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-1008-milyar-lira-borclandi-89056</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 17:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine 100,8 milyar lira borçlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, bugün iki ihale düzenledi.</p>
<p>İlk ihalede, 2 yıl (707 gün) vadeli, 6 ayda bir yüzde 18 kupon ödemeli, sabit kuponlu devlet tahvilinin yeniden ihracı yapıldı.</p>
<p>İhalede, basit faiz yüzde 36,53, bileşik faiz yüzde 39,87 oldu.</p>
<p>Nominal teklifin 38 milyar 987 milyon lirayı bulduğu ihalede, nominal satış 23 milyar 949 milyon lira, net satış 24 milyar 242,5 milyon lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kamudan gelen 3 milyar 750 milyon liralık teklifin tamamının karşılandığı ihalede, piyasa yapıcılarından 27 milyar 269 milyon liralık teklif alındı ve bu kesime 14 milyar liralık satış yapıldı.</p>
<p>İkinci ihalede 5 yıl (1652 gün) vadeli, 6 ayda bir yüzde 16,63 kupon ödemeli, sabit kuponlu devlet tahvilinin yeniden ihracı gerçekleştirildi. İhalede, basit faiz yüzde 35,55, bileşik faiz yüzde 38,71 oldu.</p>
<p>Nominal teklifin 46 milyar 990 milyon lirayı bulduğu ihalede, nominal satış 27 milyar 705 milyon lira, net satış 30 milyar 547,9 milyon lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kamudan gelen 8 milyar 300 milyon liralık teklifin tamamının karşılandığı ihalede, piyasa yapıcılarından 33 milyar 185 milyon liralık teklif alındı ve bu kesime 20 milyar liralık satış yapıldı.</p>
<p>Böylece, Hazine, iki ihaleyle toplam 100 milyar 840,4 milyon lira borçlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-1008-milyar-lira-borclandi-89056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/hazine-ve-maliye-bakanligi3332d.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, düzenlediği iki ihaleyle 100,8 milyar lira borçlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/akhisar-ticaret-borsasinda-alper-alhat-yeniden-baskan-89052</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 16:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akhisar Ticaret Borsası’nda Alper Alhat yeniden Başkan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/AKHİSAR</strong></p>
<p>Akhisar Ticaret Borsası’nda mevcut Başkan Alper Alhat ve yeşil listesi, dört listenin yarıştığı seçimde 168 oyla yeniden yönetime seçildi. 391 kayıtlı üyeden 356’sının sandık başına gittiği seçimlerin ardından Alhat, yeni dönemde yarışan tüm adaylarla birlikte çalışacaklarını belirterek, “Seçimler artık bitti, küslük dargınlık yok. Tüm aday arkadaşlarımızla birlikte yol alacağız” dedi.</p>
<p>Yeni dönemin öncelikli projelerinden ilkinin lisanslı depo olduğunu belirten Alhat, “Lisanslı depo, ürünün değerini korurken sanayicimizin üretimini, ihracatçımızın teslimatını daha güvenle planlamasını sağlayacak” dedi. Lisanslı depo için Ballıca Kavşağı’nda yer alındığını ifade eden Alhat, “İzinler için başvurularımızı yaptık. En kısa zamanda ilk etabı sektörümüzün hizmetine kazandıracağız” diye konuştu.</p>
<p>Sıfır atık entegre üretim modelinin de geçen dönemden sarkan önemli projeleri arasında yer aldığını söyleyen Alhat, zeytinyağı üretiminden kalan ürünlerin farklı sektörlerde değerlendirilmesini hedeflediklerini belirtti. Alhat, “Zeytinyağı üretiminde kullanılan mevcut prosesler, dünyada geçerliliğini yitirdi. Akhisar olarak entegre modele geçişin öncüsü oluyoruz. Bu çok önemli bir proje. Çünkü sorun olarak gösterilen zeytin suyunun atık su değil altın su olduğunu ortaya koyduk. Bu modelde zeytinyağı üretiminden kalan ürünler, farklı alanlarda değerlendirilecek. Çekirdeği alınmış katı bölüm yem sanayisinde, çekirdek yakıt sektöründe, sıvı bölüm yani altın su ise tarım arazilerinde değerlendirilecek” dedi.</p>
<p>Zeytinyağı sektörünün analiz ihtiyacına cevap verecek laboratuvarın hazırlıklarına da değinen Alhat, tesisi 31 Aralık’a kadar hazır hale getirmeyi ve ocak ayından itibaren hizmet vermeye başlamayı hedeflediklerini söyledi. Laboratuvar hizmetlerinin Lisanslı Depo A.Ş. tarafından yürütüleceğini Lisanslı depo binası yapılıncaya kadar borsa binasının zemin katında faaliyet göstereceğini söyledi. Alhat, yeni zeytin hasadının başladığını seçimlerde bittiğine göre tüm odağın artık gelen ürünün doğru işlenmesi doğru depolanması ve iyi pazarlanmasına yönlenmesi gerektiğine dikkat çekti. Yeni sezonun sektörün tüm paydaşları için bol kazanç ve bereket getirmesini diledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/akhisar-ticaret-borsasinda-alper-alhat-yeniden-baskan-89052</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/2/1280x720/akhisar-ticaret-borsasinda-alper-alhat-yeniden-baskan-1791206930.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akhisar Ticaret Borsası’nda dört listenin yarıştığı seçimde 168 oyla yeniden başkan seçilen Alper Alhat, yeni dönemde tüm adaylarla birlikte çalışacaklarını söyledi. Alhat’ın yeni dönemdeki öncelikleri ise lisanslı depo, sıfır atık entegre üretim modeli ve zeytinyağı laboratuvarı olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ilk-ayda-192-milyon-dolarlik-findik-ihracati-89047</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 15:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk ayda fındık ihracatı 192 milyon doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, 2026-2027 ihracat sezonunun ilk ayına ilişkin verileri açıkladı. </p>
<p>Yazılı açıklamaya göre, 1-30 Eylül 2026 döneminde yurt dışına 18 bin 929 ton fındık ihraç edilirken, karşılığında 192 milyon 83 bin 755 dolar gelir sağlandı.</p>
<p>Açıklamada, geçen yılın aynı döneminde 13 bin 926 ton fındık ihracatından 143 milyon 978 bin 657 dolar kazanç sağlandığı belirtildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ilk-ayda-192-milyon-dolarlik-findik-ihracati-89047</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/sakaryanin-2026-yili-tahmini-findik-uretimi-89-bin-ton-olarak-belirlendi-1784711134.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni sezonunun ilk ayında 18,9 bin ton fındık ihracatından 192 milyon doların üzerinde gelir elde edildiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itsoda-nedim-incebay-donemi-basladi-89044</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 14:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTSO’da Nedim İncebay dönemi başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası’nda (İTSO) yeni dönemin yönetimini belirleyecek komite seçimleri, yoğun rekabetin yaşandığı sandık sonuçlarıyla tamamlandı.</p>
<p>Üç adayın yarıştığı seçimlerde mevcut Başkan Yavuz Uğurdağ ve adaylardan biri kendi gruplarından çıkamazken, gruptan çıkmayı başaran tek isim Nedim İncebay oldu. Böylece İTSO’da yeni dönemin başkanlığı için İncebay’ın önü açıldı. Seçimde mevcut Başkan Yavuz Uğurdağ, Mobilya İmalatı Komitesi’nde sandık başına gitti. Uğurdağ kendi sandığında 152 oy alırken, rakibi 256 oyda kaldı. Bu sonuçla Uğurdağ kendi grubundan çıkamayarak başkanlık yarışının dışında kaldı. Nedim İncebay ise İhracat, E-Ticaret ve Gıda komitelerinde yarıştı. İncebay, E-Ticaret Komitesi’nde 95 oy alarak grubundan çıkmayı başarırken, Gıda Komitesi’nde ise yeterli oyu alamadı. Seçim sonuçlarıyla birlikte İncebay ve ekibi İTSO’nun yeni yönetimini oluşturma hakkını elde etti.</p>
<h2><strong>“Meselemiz kişiler değil, İnegöl’ün geleceği”</strong></h2>
<p>Seçimlerin ardından değerlendirmelerde bulunan Nedim İncebay, İnegöl’ün üretim, ticaret ve ihracat kapasitesine dikkat çekti. Yıllardır iş dünyasının içinde olduğunu belirten İncebay, sanayici ve tüccarın karşı karşıya kaldığı sorunları yakından bildiğini söyledi. İnegöl ekonomisinin mobilyadan tekstile, gıdadan makine ve metal sektörüne, tarımdan hizmetlere kadar geniş bir üretim ve ticaret altyapısına sahip olduğunu vurgulayan İncebay, küresel rekabet koşullarındaki değişime dikkat çekti. İncebay, yeni dönemin yalnızca üretim kapasitesini artırma hedefiyle sınırlı olmayacağını belirterek, “Yeni dönemde yalnızca üretmek yeterli değil. Verimlilik, teknoloji, markalaşma, yeni pazarlara ulaşma ve lojistik alanlarında önemli adımlar atılması gerekli. Biz de hep birlikte bunu başaracak güce ve tecrübeye sahibiz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac38d5d1b55d-1791200605.jpg" alt="" width="686" height="594" /></p>
<h2><strong>“Hedef 2034”</strong></h2>
<p>İTSO’nun yeni döneminde sorunların doğru tespit edilmesi ve sonuç odaklı bir çalışma anlayışının benimsenmesi gerektiğini belirten İncebay, “Bir sorun doğru tespit edilir, doğru ekip oluşturulur ve kararlılıkla takip edilirse sonuç alınır” ifadelerini kullandı. Seçim sürecinin ardından verdiği mesajlarda birlik ve gelecek vurgusu yapan İncebay, “Bizim meselemiz kişiler değil; İnegöl’ün geleceğidir” dedi. İncebay, yeni dönemi yalnızca dört yıllık bir görev süresi olarak değerlendirmediklerini belirterek, Hedef 2034 vizyonuna dikkat çekti. Bu hedefin yalnızca bir slogan olmadığını vurgulayan İncebay, İnegöl’ün ekonomik yapısının üretim, ticaret, ihracat, teknoloji, lojistik, markalaşma ve dijitalleşme alanlarında daha ileri bir seviyeye taşınmasını hedeflediklerini kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itsoda-nedim-incebay-donemi-basladi-89044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/itsoda-nedim-incebay-donemi-basladi-1791200572.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası’nda gerçekleştirilen komite seçimlerinde üç aday yarıştı. Mevcut Başkan Yavuz Uğurdağ kendi grubundan çıkamazken, Nedim İncebay iki komitede yarışıp E-Ticaret Komitesi’nden 95 oy alarak gruptan çıkmayı başardı. İncebay ve ekibi, seçim sonuçlarının ardından İTSO’nun yeni yönetimini oluşturdu. Nedim İncebay, “Yeni dönemde yalnızca üretmek yeterli değil, verimlilik, teknoloji, markalaşma, yeni pazarlara ulaşma ve lojistik alanlarında önemli adımlar atacağız. Hep birlikte bunu başaracak güce ve tecrübeye sahibiz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-enflasyonu-yeniden-tek-haneli-seviyelere-indirmeyi-hedefliyoruz-89043</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 14:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: Enflasyonu yeniden tek haneli seviyelere indirmeyi hedefliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TÜİK'in açıkladığı eylül ayı enflasyon verileri hakkında değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p>Yılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, enflasyonla mücadeleyi kararlı, bütüncül ve koordineli politikalarla yürütürken, dezenflasyon sürecinde elde edilen kazanımları daha da güçlendirdiklerini belirtti.</p>
<p>Tüketici enflasyonunun eylül ayında yüzde 1,84 oranında gerçekleşirken, yıllık enflasyonun yüzde 29,73 seviyesine gerilediğini aktaran Yılmaz, "Böylece, yılın üçüncü çeyreğinde dışsal gelişmelerin oluşturduğu baskılara rağmen enflasyondaki düşüş eğilimi hızlanmış ve yaklaşık 5 yıllık bir dönemin ardından Orta Vadeli Program'da ortaya konan çerçeveyle uyumlu şekilde yıllık enflasyon yüzde 30'un altına gerilemiştir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Cevdet Yılmaz, bu iyileşmeye gıda enflasyonundaki olumlu seyrin önemli katkı sağladığını, özellikle taze meyve ve sebze fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle gıda yıllık enflasyonunun bir önceki aya göre 6,2 puan azalarak yüzde 27,6 seviyesine indiğini, temel mal grubunda ise yıllık enflasyonun yüzde 15,9 oranıyla yatay seyrettiğini bildirdi.</p>
<p><strong>"Enflasyondaki düşüş eğiliminin belirginleşmesini bekliyoruz"</strong></p>
<p>Hizmet grubunda ise ulaştırma ve haberleşme hizmetlerindeki aylık enflasyonda ılımlı artışın etkisiyle, hizmet enflasyonunun yıllık bazda yüzde 37,7 seviyesine gerilerken, yıllık kira enflasyonu görünümündeki iyileşmenin sürmesinin de hizmet kaleminde dezenflasyon sürecini desteklediğini belirten Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bölgemizde ve küresel ölçekte yaşanan gelişmelerin enerji ve emtia maliyetleri üzerinden yurt içi fiyatlara yansıyabilecek etkilerini yakından izliyoruz. Bu gelişmelerin yurt içi fiyatlara geçişini sınırlamak ve ekonomimizin dışsal şoklara karşı dayanıklılığını artırmak amacıyla para, maliye ve gelirler politikalarımızı güçlü bir eşgüdüm içerisinde uygulamaya devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde temel hedefimiz, enflasyonun ana eğilimindeki düşüşü güçlendirerek dezenflasyon sürecini kesintisiz biçimde sürdürmek ve fiyat istikrarını kalıcı olarak tesis etmektir. Enflasyon beklentilerinin hedeflerimizle uyumlu biçimde çıpalanması ve arz yönlü politikalarımızdan elde edeceğimiz kazanımlarla enflasyonu yeniden tek haneli seviyelere indirmeyi hedefliyoruz.</p>
<p>Bu doğrultuda tarımsal üretimde verimlilik ve üretim planlamasını geliştirirken, enerji arz güvenliğimizi artıracak, konut arzını güçlendirecek ve lojistik maliyetlerini azaltacak adımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Arz yönlü şoklarının etkisinin zayıflaması ve uyguladığımız koordineli politikaların desteğiyle enflasyondaki düşüş eğiliminin belirginleşmesini bekliyoruz. Fiyat istikrarının güçlenmesiyle ekonomimizde öngörülebilirliği artırmayı, sürdürülebilir büyümeyi desteklemeyi ve büyümeyle oluşan refahın vatandaşlarımızın yaşam standartlarına kalıcı biçimde yansımasını sağlamayı amaçlıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-enflasyonu-yeniden-tek-haneli-seviyelere-indirmeyi-hedefliyoruz-89043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/cevdet-yilmaz-5.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayı enflasyon verilerini değerlendiren Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, &quot;Enflasyon beklentilerinin hedeflerimizle uyumlu biçimde çıpalanması ve arz yönlü politikalarımızdan elde edeceğimiz kazanımlarla enflasyonu yeniden tek haneli seviyelere indirmeyi hedefliyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigorta-hasari-hizmetlerine-e-devletten-erisilebilecek-89042</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 14:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigorta hasarı hizmetlerine e-Devlet&#039;ten erişilebilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), vatandaşların sigorta uygulamalarına güncel, hızlı ve etkin erişimine imkan sağlamak için kurum tarafından yürütülen ve Siber Güvenlik Başkanlığı ile Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezinin katkılarıyla sürdürülen "e-Devlet/Özel Sigortalarım" sayfasının kapsamının tamamlanan faz 2 çalışmalarıyla birlikte genişletildiğini duyurdu. </p>
<p>Açıklamada, "Vatandaşlarımız, e-Devlet üzerinden hasar dosyalarına ilişkin eksper raporlarına, kaza tespit tutanaklarına ve kusur oranlarına, tüm branşlarda güncel ve geçmiş poliçelere ilişkin ayrıntılı bilgilere, poliçe yenileme uyarılarına erişebilecektir." ifadelerine yer verildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigorta-hasari-hizmetlerine-e-devletten-erisilebilecek-89042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/e-devlet.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SEDDK açıklamasında, &quot;Vatandaşlarımız, e-Devlet üzerinden hasar dosyalarına ilişkin eksper raporlarına, kaza tespit tutanaklarına ve kusur oranlarına, tüm branşlarda güncel ve geçmiş poliçelere ilişkin ayrıntılı bilgilere, poliçe yenileme uyarılarına erişebilecektir.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-uraloglu-iki-yilda-14-milli-hizli-tren-seti-uretmeyi-hedefliyoruz-89040</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 14:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Uraloğlu: İki yılda 14 Milli Hızlı Tren seti üretmeyi hedefliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayii AŞ (TÜRASAŞ) tarafından geliştirilen Milli Hızlı Tren'in üretim çalışmaları hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Yazılı açıklamasında ilk setin testleri sürerken ikinci setin üretim çalışmalarının da devam ettiğini belirten Uraloğlu, "İkinci Milli Hızlı Tren setimizin imalat çalışmalarını sürdürüyoruz. Bir taraftan ilk setimizin testlerini gerçekleştirirken diğer taraftan ikinci setimizi adım adım raylara hazırlıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, Milli Hızlı Tren üretiminin belirlenen takvim doğrultusunda devam edeceğini vurgulayarak, "2027'de 7, 2028'de de 7 olmak üzere iki yılda toplam 14 Milli Hızlı Tren seti üretmeyi hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu. </p>
<p>Milli Hızlı Tren setlerinin 8 araçtan oluştuğunu ve 577 yolcu kapasitesine sahip olduğunu anlatan Uraloğlu, trenlerin kritik bileşenlerinden Tren Kontrol ve Yönetim Sistemi ile Cer Sistemi'nin de ASELSAN işbirliğiyle yerli ve milli olarak tasarlanıp üretildiğini belirtti.</p>
<p>Uraloğlu, ilk Milli Hızlı Tren setinin test sürecinin başarıyla devam ettiği bilgisini vererek, saatte 225 kilometre işletme hızına sahip trenin dinamik seyir emniyeti testleri kapsamında saatte 250 kilometre hıza ulaştığını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-uraloglu-iki-yilda-14-milli-hizli-tren-seti-uretmeyi-hedefliyoruz-89040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/milli-hizli-tren-turasas-1788247486.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İkinci Milli Hızlı Tren setinin imalat çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Bakan Uraloğlu, &quot;2027&#039;de 7, 2028&#039;de de 7 olmak üzere iki yılda toplam 14 Milli Hızlı Tren seti üretmeyi hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mustafakemalpasa-tsoda-ibrahim-ozmen-donemi-89038</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 13:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mustafakemalpaşa TSO’da İbrahim Özmen dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nda meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimlerinde İbrahim Özmen ve ekibi seçimi kazandı.</p>
<p>İlçe Seçim Kurulu gözetiminde oda binasında gerçekleştirilen seçimlerin ardından Mustafakemalpaşa TSO’da yeni dönem başladı. İbrahim Özmen’in öncülüğündeki tek listenin oylandığı seçimlerde, 5 meslek komitesi için kurulan 5 sandıkta toplam 375 üye oy kullandı. Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nın yalnızca bir meslek kuruluşu olmadığını vurgulayan İbrahim Özmen, odanın Mustafakemalpaşa iş dünyasının ortak çatısı olduğunu ifade etti. Odanın kuruluşunun 46. yılında olduklarını belirten Özmen, önlerindeki dört yıllık dönemi yalnızca bir seçim dönemi olarak görmediklerini söyledi. Özmen, hedeflerinin Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nı 50. yılına güçlü bir vizyonla taşımak olduğunu ifade etti. Bu hedef doğrultusunda tecrübenin gücünü gençlerin enerjisiyle buluşturacaklarını dile getiren Özmen, tüm oda üyeleriyle birlikte hareket edeceklerini söyledi. Özmen, Mustafakemalpaşa’yı ticaret, sanayi, tarım ve turizm alanlarında daha ileriye taşımayı hedeflediklerinin de altını çizdi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac382ca5c2d0-1791197898.jpeg" alt="" width="666" height="1175" /></p>
<h2>“Mustafakemalpaşa’nın üretim potansiyelini duyuracağız”</h2>
<p>KOBİ’lerin büyümesi, OSB’lerin gelişmesi ve Tarım OSB’nin ilçeye kazandırılması için çalışmalar yürüteceklerini ifade eden Özmen, oda üyelerine yönelik yeni projelerini de açıkladı. Odaya yeni bir ek hizmet binası kazandırmayı hedeflediklerini belirten İbrahim Özmen, burada genç ve kadın girişimcilere yönelik “Girişim Atölyesi” ile Mustafakemalpaşa TSO Eğitim Akademisi oluşturacaklarını söyledi. Üyelerin yatırım ve teşviklerden daha fazla yararlanması amacıyla Proje Ofisi oluşturacaklarını belirten Özmen, yurt dışı iş bağlantılarının kolaylaştırılması için de “Kolay Vize” desteği sağlamayı hedeflediklerini açıkladı. KOSGEB desteklerinden üyelerin ve yeni girişimci adaylarının daha fazla yararlanması için çalışmalar yapacaklarına da değinen Özmen, ilçenin üretim potansiyelini Türkiye’ye tanıtacak Mustafakemalpaşa Ticaret Fuarı’nı geleneksel hale getirmeyi hedeflediklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mustafakemalpasa-tsoda-ibrahim-ozmen-donemi-89038</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/8/1280x720/mustafakemalpasa-tsoda-ibrahim-ozmen-donemi-1791197871.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nda meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimlerini İbrahim Özmen ve ekibi kazandı. Kendisine destek olan üyelere teşekkür eden İbrahim Özmen, “Yeni dönemde üyelerimizin desteğiyle, işlerini kolaylaştıran ve ihtiyaçlarına somut çözümler üreten bir oda için hep birlikte çalışacağız. Hedefimiz Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nın 50. yılına güçlü bir vizyonla taşımak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uibten-eylul-ayinda-41-milyar-dolarlik-ihracat-89035</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 13:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> UİB&#039;den eylülde 4.1 milyar dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ İhracatçı Birlikleri’nin (UİB) 2026 Eylül ayı ihracat rakamları açıklandı. Eylül ayındaki ihracatı 4 milyar 123 milyon dolar olan UİB’in, yılın 9 aylık ihracat tutarı 32 milyar 777 milyon 155 bin dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rakamları değerlendiren UİB Koordinatör Başkanı Kemal Yazıcı, “Rekabetçilikte zorlansak da üyelerimizi yeni pazarlarda yeni alıcılarla buluşturmak için sürekli sahadayız. 2026’nın son çeyreğinde de yıllık hedefimizin üzerine çıkmak için çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz” dedi.</p>
<h2><strong>Otomotiv ihracatı 3 milyar 584 milyon dolar</strong></h2>
<p>Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği’nin (OİB) Eylül ayı ihracatı 3 milyar 584 milyon 207 bin dolar olarak gerçekleşirken, yılın 9 aylık dönemindeki ihracat toplamı da 27 milyar 893 milyon 559 bin dolara ulaştı.</p>
<h2><strong>Tekstil 95,4 milyon dolar oldu</strong></h2>
<p>Eylül ayında 95 milyon 432 bin dolar ihracat yapan Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği’nin (UTİB) bu yılın 9 aylık dönemindeki ihracatı ise 897 milyon 823 bin dolar düzeyinde gerçekleşti. Eylül ayında 57 milyon 361 bin dolar ihracat yapan Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği'nin (UHKİB), Ocak-Eylül dönemi ihracatı toplamı ise 636 milyon 44 bin dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<h2><strong>Mamul ihracatı 23,9 milyon dolar</strong></h2>
<p>Eylül ayında 23 milyon 923 bin dolar ihracat yapan Uludağ Meyve Sebze Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin (UMSMİB), bu yılın 9 aylık dönemindeki ihracatı ise 177 milyon 79 bin dolar düzeyinde gerçekleşti. Eylül ayında 38 milyon 472 bin dolar ihracat gerçekleştiren Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB), 9 aylık dönemde toplam 179 milyon 436 bin dolarlık dış satışa imza attı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uibten-eylul-ayinda-41-milyar-dolarlik-ihracat-89035</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/5/1280x720/uibten-eylul-ayinda-41-milyar-dolarlik-ihracat-1791195443.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ İhracatçı Birlikleri’nin eylül ayı ihracatı, 4 milyar 123 milyon 766 bin dolar olarak gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-ihracatci-birlikleri-koordinator-baskani-muhammet-ozturk-tanitim-desteklerinde-kaynak-sikintisi-yok-ihracatci-daha-gayretli-olmali-89031</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 12:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Muhammet Öztürk: Tanıtım desteklerinde kaynak sıkıntısı yok, ihracatçı daha gayretli olmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR </strong></p>
<p>Özellikle son 3 yıldır yüksek enflasyon-düşük kur sarmalıyla rekabetçiliğini önemli ölçüde yitiren Türk ihracatçısı, çözümü yüksek katma değerli üretim, markalaşma, yeni pazarlar, dijital ve yeşil dönüşüm gibi alanlarda arıyor. Zaten ana faaliyetleri konusunda finansman bulamayan ihracatçılar, bu alanlara kaynak ayırmakta zorlanıyorlar. Bu da devlet teşviklerinin önemini artırıyor.</p>
<p>Bu tür desteklerin ihracatçıların son dönemdeki en büyük sorunu olan üretim maliyetini düşüremese de tanıtım, pazarlama gibi maliyetlerinde çok büyük avantaj sağladığını ifade eden Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, ihracatçıların bu desteklerden yararlanmak için daha gayretli olması gerektiğine dikkat çekti. EİB bünyesinde yürüttükleri Turquality, URGE (Uluslararası Rekabetçiliği Geliştirme Programı), ticaret heyeti, fuar katılımı gibi organizasyonlarda bugüne kadar hiçbir destek taleplerinin Ticaret Bakanlığı tarafından geri çevrilmediğini söyleyen Öztürk, bakanlığın bu yıl için 45 milyar TL olarak belirlenen destek bütçesinin önceki yıllarda da bittiğini hiç duymadığını ifade etti.</p>
<p>Üyeleriyle sınırlı kalmadan, tüm ihracatçıların devlet desteklerinden daha etkin yararlanmalarını sağlamak amacıyla Ege illerinde eğitim programları düzenlediklerini vurgulayan Öztürk, yurtdışı marka, tanıtım destekleri, fuar katılımı, ticaret heyetleri, şirket marka alım desteği ve yeşil mutabakata uyum gibi konularda kapsamlı bilgiler verdikleri bu programlarla ihracatçı firmaların devlet desteklerinden daha etkin yararlanmalarını sağlamayı amaçladıklarını vurguladı. Ticaret Bakanlığı tarafından 2025 yılında ihracatçılara ve iş birliği kuruluşlarına yönelik toplam 25,5 milyar TL tutarında devlet yardımı sağlandığını hatırlatan Öztürk, 2026 yılı için bu kapsamda ayrılan kaynağın 45 milyar TL olduğunu söyledi.</p>
<p>EİB olarak 2024’te 1 milyar 260 milyon TL devlet desteğine aracılık ettiklerini, bu tutarın 2025 yılında yüzde 90 artışla 2 milyar 400 milyon TL’ye ulaştığını anlatan Öztürk, “Söz konusu desteklerden 2025 yılında toplam 2 bin 612 firma ve iş birliği kuruluşu yararlandı. Bu yılın ilk 6 ayında bu tutar 2 milyar TL’yi aştı. Önümüzdeki dönemde daha fazla ihracatçının destek mekanizmalarından yararlanmasını sağlamak amacıyla eğitim ve danışmanlık faaliyetlerini artırarak sürdürmeyi hedefliyoruz. Aynı zamanda EİB’e bağlı 12 birlik de geliştirdikleri projelerle üyelerine destek oluyorlar” diye konuştu.</p>
<p>Son olarak geçtiğimiz haftalarda ABD’nin Miami kentinde düzenlenen Americas Food &amp; Beverage Show’da yoğun bir program gerçekleştirdiklerini hatırlatan Öztürk, “EİB bünyesindeki gıda birliklerinin ortaklığıyla yürütülen ve ABD’ye gıda ürünleri ihracatımızı kalıcı şekilde artırmayı hedefleyen Turkish Tastes Projesi kapsamında bir tadım etkinliği gerçekleştirdik. Ayrıca başkanlığını yaptığım Ege Hububat Bakliyat ve Yağlı Tohumlar İhracatçıları Birliği tarafından yürütülen Gıda URGE Projesi kapsamında 10 firmayla bu fuarda stant açtık. Firmalarımız ürünlerini tanıttı. Fuarda İstanbul İhracatçılar Birliği’nin şekerli mamuller üzerine yürüttüğü Turquality projesi için de çalışmalar yürütüldü” diye konuştu.</p>
<p>Ege Hububat Bakliyat ve Yağlı Tohumlar İhracatçıları Birliği’nin gıda dışında kedi-köpek maması için Turkish Petfood URGE Projesi’ne başladığını dile getiren Muhammet Öztürk, “Proje kapsamında şimdiye dek eğitim projesi yapıldı. Son olarak projede yer alan 10 firma yurt dışında müşteri aramak için bir danışmanlık şirketiyle anlaşma yaptı. Danışmanlık firması 6 ay boyunca dünyadaki petfood alıcılarına dair istihbarat çalışması yapacak. Ardından fuar katılımı, ticaret heyetleri gibi etkinlikler gelecek. Bu tür çalışmalar biraz zaman alıyor ama hep olumlu sonuçlar alıyoruz” dedi.</p>
<h2>“Katılanların tamamı memnun”</h2>
<p> Gıda URGE Projesi’nde 3 yılı geride bıraktıklarını belirten Öztürk, “Proje kapsamında, Malezya, Güney Kore ve Suudi Arabistan’a ticaret heyetleri organize ettik. Üçü de son derece verimli geçti ve bu pazarlara ihracatımızı artırdık. Geçen hafta Miami’de fuara katıldık. Bu organizasyonların ardından katılımcılara bu tür programlara devam etmek isteyip istemediklerini bizzat soruyorum. İstisnasız herkes olumlu yanıt veriyor. Önümüzdeki ocak ayında İngiltere'ye bir ticaret heyeti planlıyoruz. Projede 23 firmayız. Ziyaretlere katılım her seferinde artıyor, çünkü gidenler memnun” diye konuştu.</p>
<h2>“20 bin dolarlık maliyet 4 bin dolara düşüyor”</h2>
<p>Gıda URGE Projesi için yola çıktıklarında 23 katılımcıyı zor ikna ettiklerini söyleyen Muhammet Öztürk, “Bu projeyi bitirdikten sonra katılımcı sayısı daha yüksek bir URGE projesi daha planlıyoruz. Katılımcıların memnuniyeti başka firmaları da projelere çekiyor. Projenin ihracat kültürünü geliştirmeden pazar bulmaya kadar pek çok faydası var. En büyük faydası da pazarlama-tanıtım maliyetlerini düşürmesi. En son katıldığımız Miami fuarına bir firma kendi olanakları ile katılsa bu ona 20 bin dolara mal olacaktı. Oysa bakanlık desteği ile bu rakam 4 bin dolara düştü. Bakanlığın geri ödemeleri 6 ay gibi uzun bir süre alabiliyor ama farkı biz ihracatçılar birliği olarak finanse ettiğimizden firmalara yansımıyor” bilgilerini verdi.</p>
<h2> “Ticaret heyetleri fuarlardan daha verimli geçiyor”</h2>
<p>İhracat desteklerinin en etkililerinden biri olan URGE projelerinin faydalarının çok büyük olduğunu anlatan Öztürk, “Önümüzdeki dönemde bunu üyelerimize daha çok anlatıp daha geniş katılımlı URGE projeleri düzenlemek istiyoruz. Katılım artınca maliyetler de düşüyor. URGE projelerinde de ticaret heyeti organizasyonlarına ağırlık vereceğiz. Fuar katılımı elbet fayda sağlıyor ama ticaret heyetlerinde sayısı, muhatabı belli görüşmeler gerçekleştiriliyor. Yani daha hedefe odaklı ilerliyor. Üstelik maliyetleri fuarlardan daha düşük. Bu, şu an hemen hemen her birliğimizin ortak düşüncesi. Ama imkanlarımız bütçelerle sınırlı. Çünkü bunları önce ihracatçılar birliği finanse ediyor, ardından bakanlıktan destek geliyor. Bakanlık bize ön ödemeyle destek olursa, daha çok proje yaparız” dedi.</p>
<p> Şu ana kadar URGE kapsamında ya da ayrı organizasyonla ticaret heyetleri için bakanlığa yaptıkları başvuruların hiçbirinin olumsuz karşılanmadığını vurgulayan Öztürk, “Bunun bir sebebi ekiplerimizin çok deneyimli olması ve başvuru yöntemlerini çok iyi bilmeleri. Diğer nedeni de Ticaret Bakanlığı’nın bunun için ayırdığı bütçenin oldukça yüksek olması. 2026 için bakanlık bu ve benzeri çalışmalar için 45 milyar TL’lik bütçe belirledi. Ben şimdiye kadar kaynak yok diye herhangi bir projenin geri çevrildiğini duymadım. Tam tersi bakanlık bizleri daha çok proje yapmamız için gayretlendiriyor. EİB olarak geçen sene 1.5 milyar dolarlık desteğin kullanılmasına aracılık ettik. Bu yıl ilk 6 ayda bu rakam 2 milyar TL’yi buldu” diye konuştu.</p>
<p> Bu aralar ihracatçının en büyük probleminin üretim maliyetleri olduğunu dile getiren Muhammet Öztürk, “Bu tür organizasyonlarla firmalarımızın tanıtım, pazarlama gibi faaliyetlerinin maliyetini azaltıyoruz ama maalesef malın maliyetini düşüremiyoruz. Bu, mücadeleden vazgeçeceğimiz anlamına gelmiyor. Hedeflerimize ulaşmanın başlıca yolu tanıtım. Tanıtmazsanız bir yere varamazsınız. Firma tek başına da fuardan fuara koşar ama destek olmazsa 10 tane fuara gidecekse 2-3 tanesine gidebilir. Biz il il gezerek devlet yardımlarını hem kendi üyelerimize, hem diğer ihracatçılara anlatıyoruz. Destek yelpazesi o kadar kapsamlı ki, bu işleri takip eden biri olarak ben bile bazı destekleri kaçırabiliyorum. Geçtiğimiz günlerde birliğimizin ilgili departmanlarının yaptığı sunumlarda bazı destekleri ilk kez duyunca şaşırdım” diye konuştu.</p>
<h2>“Üyeyi ikna etmek bakanlıktan kaynak almaktan daha zor”</h2>
<p> Üyelerini projelere katılmaya ikna etmenin bakanlıktan kaynak almaktan daha zor olduğuna dikkat çeken Muhammet Öztürk, “Hububat birliğimizin aktif ihracat yapan üye sayısı 250 civarında. Fakat bizim neredeyse tüm üyelerimizi kapsama alan Gıda URGE projemizi 23 katılımcıyla hayata geçirdik. Proje kapsamındaki çalışmalara ise 10-15 firma katılıyor. Gönül isterdi ki bu sayı 50’leri bulsun. Bunun nedeni hem bizim yeterince anlatamayışımız, hem de insanların ilgisini çekmenin zorluğu. İnsanların ikna olması için başarıyı gözleriyle görmeleri gerekiyor. O yüzden her yeni projede katılımcı sayısı artıyor” dedi.</p>
<h2>Sıfırdan ihracatın zirvesine</h2>
<p>Erzurum’da 1968 yılında dünyaya gelen Muhammet Öztürk’ün hayatı adeta bir başarı hikayesi. Öztürk, çalıştığı dış ticaret firmasındaki görevi gereği ilk defa “getir-götür” işleri için girdiği Ege İhracatçı Birlikleri’nde (EİB) en üst makam olan koordinatör başkanlık görevine kadar yükseldi. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olan Öztürk, iş hayatına 1986’da atıldı, kendi işletmesi olan Alternatif Tarım ve Orman Ürünleri’ni 1996’da kurdu. 2008’de yönetim kurulu üyesi olarak girdiği Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nde 2022’den beri yönetim kurulu başkanı olarak görev yapıyor. Bu süreçte birliğini EİB’in ihracat artış rekortmeni yapan Öztürk, bu yıl mayıs ayında EİB’in koordinatör başkanı olarak seçildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-ihracatci-birlikleri-koordinator-baskani-muhammet-ozturk-tanitim-desteklerinde-kaynak-sikintisi-yok-ihracatci-daha-gayretli-olmali-89031</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/1/1280x720/ege-ihracatci-birlikleri-koordinator-baskani-muhammet-ozturk-tanitim-desteklerinde-kaynak-sikintisi-yok-ihracatci-daha-gayretli-olmali-1791193312.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Mahmut Öztürk, üretim maliyetleri konusunda ellerinden bir şey gelmese de, ihracatçının tanıtım ve pazarlama maliyetlerini düşürme yolunda devlet desteklerinin çok etkili olduğunu belirterek, ihracatçıların da bunları kullanma konusunda daha gayretli olması gerektiğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-enflasyon-57-ay-sonra-yuzde-30un-altina-geriledi-89030</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 12:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Enflasyon 57 ay sonra yüzde 30’un altına geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan eylül ayı enflasyon verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Şimşek, sosyal medya paylaşımında yıllık enflasyonun Kasım 2021'den sonra yüzde 30’un altına gerilediğine işaret ederek şunları kaydetti:</p>
<p>"Dezenflasyon ulaştırma hariç genele yayılıyor. Eylül ayında gıda enflasyonu geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre 8,4 puan azalarak yıllık yüzde 27,6 oldu. Kural bazlı düzenlemelerimizin de katkısıyla eğitim enflasyonu yıllık 17,5 puan düşerek yüzde 48,6 gerçekleşti. Geçen yılın aynı ayına göre 27,8 puan gerileyen yıllık kira enflasyonu yüzde 41,3’e indi. Öncü göstergeler, kira enflasyonundaki düşüşün süreceğine işaret ediyor. Son dönemde yeniden yükselen petrol fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkisini sınırlamak için mazottan sonra benzinde de eşel mobil uygulamasından kademeli olarak çıkıyoruz. Merkez Bankamız savaş olmasaydı enflasyonun bu yıl 7 puan daha düşük olacağını hesaplıyor."</p>
<p>Konut ve gıda arzını artırmaya yönelik politikalara devam ettiklerini ifade eden Şimşek, "2027 yılında başta kira ve eğitim olmak üzere hizmet enflasyonunda ataletin azalması ve emtia fiyat artış etkilerinin zayıflaması enflasyondaki düşüşe katkı sağlayacaktır." açıklamasında bulundu. </p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Yıllık enflasyon 57 ay sonra (Kasım 2021) yüzde 30’un altına geriledi. Dezenflasyon ulaştırma hariç genele yayılıyor. Eylül ayında gıda enflasyonu geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre 8,4 puan azalarak yıllık yüzde 27,6 oldu. Kural bazlı düzenlemelerimizin de katkısıyla eğitim enflasyonu yıllık 17,5 puan düşerek yüzde 48,6 gerçekleşti. Geçen yılın aynı ayına göre 27,8 puan gerileyen yıllık kira enflasyonu yüzde 41,3’e indi. Öncü göstergeler, kira enflasyonundaki düşüşün süreceğine işaret ediyor. Son dönemde yeniden yükselen petrol fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkisini sınırlamak için mazottan sonra benzinde de eşel mobil uygulamasından kademeli olarak çıkıyoruz. Merkez Bankamız savaş olmasaydı enflasyonun bu yıl 7 puan daha düşük olacağını hesaplıyor. Konut ve gıda arzını artırmaya yönelik politikalarımıza devam ediyoruz. 2027 yılında başta kira ve eğitim olmak üzere hizmet enflasyonunda ataletin azalması ve emtia fiyat artış etkilerinin zayıflaması enflasyondaki düşüşe katkı sağlayacaktır.</p>
— Mehmet Simsek (@memetsimsek) <a href="https://x.com/memetsimsek/status/2107022466929295666?ref_src=twsrc%5Etfw">October 5, 2026</a></blockquote>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-enflasyon-57-ay-sonra-yuzde-30un-altina-geriledi-89030</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/1/1280x720/mehmet-simsek-1770707941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in verilerini değerlendiren Bakan Şimşek, yıllık enflasyonun 57 ay sonra yüzde 30’un altına gerilediğini belirterek, &quot;Son dönemde yeniden yükselen petrol fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkisini sınırlamak için mazottan sonra benzinde de eşel mobil uygulamasından kademeli olarak çıkıyoruz. Merkez Bankamız savaş olmasaydı enflasyonun bu yıl 7 puan daha düşük olacağını hesaplıyor.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/eylulde-en-yuksek-fiyat-artisi-yuksekogretimde-89025</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 11:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eylülde en yüksek fiyat artışı yükseköğretimde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) eylül ayına ilişkin fiyat hareketlerini açıkladı. </p>
<p>Buna göre tüketici fiyatları bazında eylülde en yüksek fiyat artışı yüzde 25,79 ile yükseköğretim eğitiminde görülürken, en çok ucuzlayan ürün yüzde 24,41 ile turunçgiller oldu.</p>
<p>Eylülde yükseköğretimi yüzde 23,31 ile "hurma, incir ve tropikal meyveler, taze" ve yüzde 19,99 ile "yatılı okullar, üniversiteler ve diğer eğitim kurumlarındaki konaklama hizmetleri" kategorileri izledi.</p>
<p>Eylülde fiyatı en çok artış gösteren diğer ürünler arasında yüzde 16,04 ile okul servisleri, yüzde 12,93 ile motorin (mazot), yüzde 12,23 ile margarin, yüzde 11,55 ile benzin yer aldı.</p>
<p><strong>En çok turunçgiller ucuzladı</strong></p>
<p>Geçen ay en fazla fiyat düşüşü, yüzde 24,41 ile "turunçgiller, taze" kategorisinde gerçekleşti. Bunu yüzde 17,62 ile "diğer sebzeler, taze veya soğutulmuş", yüzde 13,12 ile "diğer meyveler, taze", yüzde 12,96 ile "hava yolu ile yurt dışı yolcu taşımacılığı", yüzde 11,78 ile "yumrulu sebzeler", yüzde 9,22 ile "kişisel ulaşım araçlarının sürücüsüz olarak kiralanması", yüzde 8,89 ile "balıklar, canlı, taze, soğutulmuş veya dondurulmuş", yüzde 8,41 ile "sert çekirdekli ve yumuşak çekirdekli meyveler, taze", yüzde 6,8 ile "hava yolu ile yurt içi yolcu taşımacılığı" kategorileri takip etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/eylulde-en-yuksek-fiyat-artisi-yuksekogretimde-89025</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/5/1280x720/universite-1791189795.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre tüketici fiyatları bazında en yüksek fiyat artışı yüzde 25,79 ile yükseköğretim eğitiminde görülürken, en çok ucuzlayan ürün yüzde 24,41 ile turunçgiller oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/daricada-6nci-istihdam-bulusmasi-gerceklesti-89053</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Darıca’da 6’ncı istihdam buluşması düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Darıca’da istihdamın güçlendirilmesi ve vatandaşların iş fırsatlarına daha kolay ulaşabilmesi amacıyla düzenlenen İstihdam Fuarı, bu yıl 6’ncı kez kapılarını açtı.</p>
<p>Darıca Belediyesi ev sahipliğinde, İŞKUR, İMES ve İKDAY iş birliğiyle gerçekleştirilen fuarda, farklı sektörlerde faaliyet gösteren 54 firma personel ihtiyaçlarını karşılamak üzere stant açtı. Yapılan açıklamaya göre iş arayan vatandaşlar, firmaların insan kaynakları temsilcileriyle doğrudan görüşerek açık pozisyonlar hakkında bilgi aldı ve iş başvurularında bulundu. Fuarın, iş arayanlarla işverenleri doğrudan buluşturarak istihdama yönelik önemli bir buluşma noktası olduğu bildirildi.</p>
<p>İstihdamın yalnızca bireysel değil, şehir ekonomisi açısından da önemli bir konu olduğunu belirten Darıca Belediye Başkanı Muzaffer Bıyık, “Biz Darıca’mızın sadece fiziki olarak değil, ekonomik ve sosyal anlamda da gelişmesini istiyoruz. Bunun en önemli unsurlarından biri de vatandaşlarımızın iş sahibi olmasıdır. İstihdam Fuarımızla iş arayan hemşehrilerimizle iş dünyasını doğrudan buluşturuyoruz. 6’ncı kez düzenlediğimiz bu organizasyonun her geçen yıl daha da büyümesi bizleri mutlu ediyor” dedi.</p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: "Fuar kapsamında 54 firma, farklı pozisyonlardaki personel ihtiyaçları doğrultusunda vatandaşlarla birebir görüşmeler gerçekleştirdi. Gün boyunca yoğun katılımla devam eden organizasyonda iş arayan vatandaşlar, farklı sektörlerdeki iş fırsatlarını yakından değerlendirme imkânı buldu. Darıca Belediyesi’nin istihdam odaklı çalışmalarının önemli bir ayağını oluşturan fuar, iş dünyasının personel ihtiyacı ile vatandaşların iş arayışını aynı noktada buluşturdu. Yaklaşık 2 bin 500 kişinin firmalarla birebir görüşme gerçekleştirdiği fuar, katılımcılara iş fırsatlarını değerlendirme ve aradıkları işe ulaşma imkânı sundu."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/daricada-6nci-istihdam-bulusmasi-gerceklesti-89053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/daricada-6nci-istihdam-bulusmasi-gerceklesti-1791207612.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Darıca Belediyesi ev sahipliğinde İŞKUR, İMES ve İKDAY iş birliğiyle düzenlenen 6’ncı İstihdam Fuarı’nda 54 firma iş arayanlarla buluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-buyuksehirden-kandirada-findik-ureticisine-destek-89050</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kandıra’daki tesisin toplam fındık alımı 3 bin tona yaklaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Kandıra’da kurulan “Çok Amaçlı Tarımsal Ürün Alım ve Depolama Tesisi”nde fındık alım sürecinin devam ettiği belirtildi.  </p>
<p>Kandıra Ziraat Odası Başkanı Erdal Çetin, tesisin özellikle fındık üreticileri açısından önemli bir kazanım olduğunu belirterek, çiftçilerin ürünlerini daha uygun koşullarda değerlendirme imkânı bulduğunu söyledi.</p>
<p>TMO tarafından 24 Ağustos’ta başlatılan kabuklu fındık alımları kapsamında yaklaşık bir ayda 2 bin üreticiden 3 bin tona yakın ürün alındığını belirten Çetin, “Yaklaşık 3 bin 500 ton ürün için de üreticilerimiz randevu sırasını bekliyor. Tesis, fındık üreticilerimizin ürünlerini değerlendirmesi açısından önemli bir kolaylık sağlıyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/10/05/kandira-ziraat-odasindan-buyuksehi-wyih.jpg" alt="" width="800" height="533" /></p>
<p>Çetin, açıklanan fındık fiyatının üreticilerin beklentilerinin bir miktar altında kaldığını belirterek, “Fiyat beklentimizin biraz altında kaldı. Ancak TMO’nun alım kriterlerini karşılayan ürünlerin hızlı şekilde alınması ve ödemelerin planlanan süreçte gerçekleştirilmesi üreticilerimizi memnun ediyor. Kandıra’daki fındık üretiminde de verim ve kalite açısından yüzümüz gülüyor. İlçemizde çürük oranı oldukça düşük, ortalama randımanımız ise 48 seviyesinde” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tesisin Kandıra’ya kazandırılmasından dolayı Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’a teşekkür eden Çetin, merkezin üreticiler açısından önemli bir hizmet sunduğunu belirtti. TMO Kandıra Alım Merkezi’nde görev yapan personelin sabah 08.00’den gece 22.00’ye kadar yoğun bir tempoyla çalıştığını ifade eden Çetin, tüm çalışanlara teşekkür etti. Çetin, önümüzdeki alım sezonlarında üreticilere daha kaliteli hizmet sunulabilmesi amacıyla Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, TMO ve diğer ilgili kurumlarla koordinasyon içinde çalışmayı sürdüreceklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-buyuksehirden-kandirada-findik-ureticisine-destek-89050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/0/1280x720/kocaeli-buyuksehirden-kandirada-findik-ureticisine-destek-1791206491.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kandıra&#039;da bulunan Çok Amaçlı Tarımsal Ürün Alım ve Depolama Tesisi tarafından yaklaşık 2 bin üreticiden 3 bin tona yakın fındık alındığı, 3 bin 500 ton ürün için de randevu sürecinin devam ettiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-acikladi-eylul-enflasyonu-yuzde-184-89022</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 10:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜİK açıkladı: Enflasyon yüzde 30&#039;un altına geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) eylül ayına ait enflasyon verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), eylülde aylık bazda yüzde 1,84, yıllık bazda yüzde 29,73 oldu. TÜFE yıllık bazda Kasım 2021'den beri ilk defa yüzde 30'un altına indi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac35ea3e20b5-1791188643.png" alt="" width="999" height="195" />Eylülde 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında tüketici fiyatları yüzde 31,49 yükseldi.</p>
<p>TÜFE, eylülde geçen yılın aralık ayına göre yüzde 24,32 yükseliş kaydetti. </p>
<p>Aylık bazda Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 2,07 artış gösterdi.</p>
<p>Yİ-ÜFE'de Aralık 2025'e göre yüzde 23,38, geçen yılın eylül ayına kıyasla yüzde 27,38, 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında ise yüzde 27,81 artış gerçekleşti.</p>
<p><strong>Kira artış oranı</strong></p>
<p>Eylül ayı enflasyon verilerinin açıklanmasıyla kira artış oranı da belli oldu. Ekimde ev ve iş yerleri için uygulanacak kira artış oranı yüzde 31,49 olarak belirlendi.</p>
<p><strong>Beklentiler</strong></p>
<p>AA Finans Enflasyon Beklenti Anketi'ne katılan ekonomistler, eylülde TÜFE'nin yüzde 2,18 artacağını öngörmüştü. Bu ortalamaya göre yıllık enflasyonun yüzde 29,66 olacağı hesaplanmıştı.</p>
<p><strong>Sanayinin 4 sektörü</strong></p>
<p>Sanayinin 4 sektörünün yıllık değişimleri incelendiğinde, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 34,15, imalatta yüzde 29,09, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 8,67 ve su temininde yüzde 29,7 artış gerçekleşti.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 28,11, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 26,97, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 25,97, enerjide yüzde 30,82 ve sermaye mallarında yüzde 21,55 yükseliş kaydedildi.</p>
<p>Sanayinin 4 sektörünün aylık değişimlerinde ise madencilik ve taş ocakçılığı yüzde 0,78 gerilerken imalatta yüzde 2,32, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 0,97 ve su temininde yüzde 1,83 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 2,04, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 1,54, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,59, enerjide yüzde 3,55 ve sermaye mallarında yüzde 1,47 yükseliş oldu.</p>
<p><strong>Ana harcama grupları</strong></p>
<p>Ana harcama grupları itibarıyla eylülde bir önceki aya göre en büyük düşüş yüzde 0,2 ile gıda ve alkolsüz içeceklerde gerçekleşti. Söz konusu dönemde, en yüksek artış ise yüzde 14,19 ile eğitimde hesaplandı.</p>
<p>En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun aylık değişimlerine bakıldığında, gıda ve alkolsüz içeceklerdeki yüzde 0,2 azalış kaydedilirken ulaştırmada yüzde 2,79, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 2,71 artış kayıtlara geçti.</p>
<p>İlgili ana grupların aylık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 0,05 yüzde puan azalış, ulaştırmada 0,49 ve konutta 0,33 yüzde puan artış şeklinde oldu.</p>
<p><strong>Yıllık değişimler</strong></p>
<p>Eylülde, geçen yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup, yüzde 13,22 ile giyim ve ayakkabı olarak kayıtlara geçti. Geçen yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 48,62 ile eğitim olarak tespit edildi.</p>
<p>En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimlerine bakıldığında, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 27,62, ulaştırmada yüzde 35,1, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 39,99 artış görüldü.</p>
<p>İlgili ana harcama gruplarının yıllık değişime katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 6,73, ulaştırmada 5,96, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda 4,84 yüzde puan artış yönünde oldu.</p>
<p>Endekste kapsanan 174 alt sınıftan 35'inde düşüş gerçekleşirken 6 alt sınıfın endeksinde değişim olmadı, 133 alt sınıfın endeksinde ise artış kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-acikladi-eylul-enflasyonu-yuzde-184-89022</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/6/1280x720/market-alisveris-perakende-1748466910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre enflasyon aylık bazda yüzde 1,84, yıllık bazda ise yüzde 29,73 oldu. Yıllık enflasyon Kasım 2021&#039;den beri ilk defa yüzde 30&#039;un altına inmiş oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsandan-ssb-ile-246-milyar-euroluk-sozlesme-89021</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 10:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> SSB&#039;den ASELSAN ile 2,46 milyar euroluk sözleşme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ASELSAN ile Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) arasında Hibrit Hava Savunma Sistemlerinin tedarikine yönelik 2,46 milyar avroluk sözleşmeler imzalandı.</p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformundan (KAP) yapılan açıklamada, "ASELSAN ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı arasında Hibrit Hava Savunma Sistemlerinin tedarikine yönelik toplam tutarı 2 milyar 460 milyon avro olan sözleşmeler imzalanmıştır." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsandan-ssb-ile-246-milyar-euroluk-sozlesme-89021</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/aselsan-1777720943.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN ile Savunma Sanayii Başkanlığı arasında 2,46 milyar euroluk sözleşme imzalandığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mahmut-ozgener-yeniden-baskanliga-hazirlaniyor-89051</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mahmut Özgener yeniden başkanlığa hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Ticaret Odası’nın (İZTO) Gaziemir Fuar İzmir’de gerçekleştirilen Meslek Komiteleri ve Meclis Üyeleri Seçimleri tamamlandı. 84 meslek grubunda 110 sandıkta gerçekleştirilen seçimlerde üyeler yeni dönemde görev yapacak temsilcilerini belirledi.</p>
<p>Tek aday olarak gireceği Yönetim Kurulu Başkanlığı seçiminde yeniden göreve gelmesi beklenen Özgener’in yanı sıra Meclis Başkanlığı ve Meclis Başkanlık Divanı da 8 Ekim Perşembe günü yapılacak seçimlerle belli olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mahmut-ozgener-yeniden-baskanliga-hazirlaniyor-89051</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/1/1280x720/mahmut-ozgener-yeniden-baskanliga-hazirlaniyor-1791206812.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Ticaret Odası’nda 20 meslek grubunda yapılan seçimlerin ardından 202 Meclis Üyesi ve 488 Meslek Komitesi Üyesi belli oldu. Tek aday olarak seçime girecek Mahmut Özgener yeni dönemde de başkanlık görevini yürütecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyaktan-celik-sektorunde-yuksek-katma-deger-hamlesi-89005</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> OYAK Genel Müdürü Yalçıntaş: Standart ürüne değil, vasıflı çeliğe yatırım yapacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye’de çelik üretiminin belkemiğini oluşturan kurumlardan İskenderun Demir ve Çelik (İsdemir) bu yıl 56’ncı yaşını kutluyor. İskenderun’da düzenlenen yıldönümü etkinliklerine katılan OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, holdingin maden metalürjideki faaliyetlerine, odak alanlarına ve sektörün önündeki Çin tehdidine yönelik kritik açıklamalarda bulunurken, Türkiye’nin karbon siyahı ithalatını sıfırlayacak yeni tesis yatırımdaki son durumu paylaştı. Bünyesindeki maden metalürji şirketlerinin OYAK’ın yüzde 45’ini temsil ettiğine dikkat çeken Yalçıntaş, Erdemir, İsdemir, Erdemaden, Kümaş, Erdemir Romanya ve Ersem şirketlerinin sadece OYAK’ın belkemiği olmadığını, Türkiye’de üretimin de baş aktörlerinden olduğunu vurguladı. “Bir ürün ne kadar stratejik ya da teknolojik olursa olsun temelinde malzeme var” diyen Yalçıntaş, “Dünyada kullanılan malzemelerin en stratejik olanlarından biri de çelik” dedi. Ereğli ve İsdemir’in, Türkiye’de çelik üretiminin belkemiğini oluşturduğunu dile getiren Yalçıntaş, “İki fabrikamız yıllık 10 milyon ton sıvı çelik üretme kapasitesine sahipler ve yüzde 98 kapasite kullanım oranıyla çalışıyor. Divriği’den, Malatya’dan, Bingöl’den demir cevheri geliyor; İsdemir ve Erdemir’de çeliğe dönüştürülüyor, Miilux, Ersem, Erdemir Romanya gibi tesislerimizde de daha vasıflı çelik ürünlerine dönüşüyor” diye konuştu.</p>
<h2>"Çeliğin değeri 3 katına çıkacak" </h2>
<p>OYAK’ın maden metalürjide büyüme alanları ve yatırım projeksiyonuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Yalçıntaş, “Kemiyet değil keyfiyet” diyerek, bundan sonra standart ürünlerden ziyade yüksek katma değerli ürünleri hedeflediklerini söyledi. Denizaltılarda kullanılan HY-100’ü, zırh çeliğini, elektrik çeliğini örnek olarak gösteren Yalçıntaş, “İsdemir’de Nisan 2024’te bir vakumlama tesisi yaptık. İsdemir burada ‘ultra low karbonlu’ çelik üretiyor. Sonra bu çeliği Romanya’daki tesisimizde elektrik çeliğine dönüştürüyor. Yine Romanya’daki tesislerde bir soğuk haddeleme yatırımı yapmak üzereyiz. O yatırımla da bu şekilde 3 mm giden çeliği 0,1 mm’ye kadar indireceğiz. Bu da dünyada bizi 5-6 tane üreticiden biri haline getirecek. Şu anda normal sıcak rulonun tonu 600 dolar. Ultra low karbon çelik yaptığınız zaman tonu 750-800 doları, hatta 1000 doları buluyor. Bunu İsdemir’de inceltip 0,1 mm’ye indirdiğimiz zaman ise 1700- 1800 dolara satacağız. Yani 600 dolarlık malzemeyi 1800 dolara kadar çıkartabiliyoruz.”</p>
<p>Bu tablodan hareketle OYAK’ın sektördeki yatırım vizyonunu da paylaşan Yalçıntaş, “Eğer şu anda Türkiye’de veya yurt dışında bizim ürün gamımızda olmayan, ancak bizi daha verimli hale getirecek, daha üstün kaliteli, daha vasıfl ı çelik üretmemize imkan sağlayacak herhangi bir yatırım fırsatı görürsek, bu yatırım fırsatını elbette değerlendiririz. İşte Romanya’da değerlendirdiğimiz gibi. Bu kendi şirketimize yapacağımız bir yatırım da olabilir, başka bir şirketle konsolide olarak da” ifadelerini kullandı. OYAK’ın stratejik yatırımlarına Finlandiyalı Miilux’un satın alınmasını örnek gösteren Yalçıntaş, “Finlandiya yüksek vasıflı çelik teknolojilerinde çok ileride. Bu teknolojiyi zırhta da kullanıyorlar. OYAK da oradaki Miilux firmasını satın aldı. O teknolojiden yararlanarak Manisa’da bir fabrika kurdu. Geçen sene bizler yönetime geldikten sonra Finlandiya’da bir tesis daha satın aldık. Onların da teknolojisini Türkiye’ye evirdik. Böylece Türkiye’de daha evvel üretilmeyen kalitede çelikleri üretmeye başladık” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Toplantıda holdingin atıktan katma değer üreten stratejik kimya yatırımına ilişkin son detaylar da paylaşıldı. OYAK ve Tayvanlı China Synthetic Rubber Corporation (CSRC) ortaklığıyla Hatay Payas’ta kurulan OYAK Sentetik Karbon Ürünleri tesisinin, Türkiye’nin ilk ve tek karbon siyahı üretim tesisi olacağı belirtildi. Edinilen bilgilere göre, yaklaşık 415 milyon dolarlık toplam yatırımla hayata geçirilen tesis, Türkiye’nin yıllık 200 bin ila 220 bin ton arasındaki karbon siyahı ihtiyacının neredeyse tamamını tek başına karşılayacak kapasiteye sahip. İki etap halinde planlanan projenin 170 bin ton/ yıl kapasiteli ilk etabında montaj çalışmalarının Mayıs 2027’de tamamlanması, ilk hattın ise Ekim 2027’de devreye alınması hedefleniyor. Erdemir ve İsdemir tesislerinden atık madde olarak çıkan katran bu yatırımla hammaddeye dönüştürülecek. Prosesten çıkan atık gazla kendi elektriğini üretecek ve fazlasını satacak olan çevreci tesis, yıllık 419 milyon doları bulan ithalatı sıfırlayarak cari açığa doğrudan katkı sağlayacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin agresif fiyat kırıyor, tüketimimizin yüzde 49’u ithalat</span></h2>
<p>Sektörün en büyük küresel risklerinden biri olan Çin tehdidini de değerlendiren Yalçıntaş, dünya çelik üretim kapasitesinin yarısını tek başına Çin’in elinde tuttuğuna işaret etti. Son yıllarda Çin’in iç büyüme hızının yavaşlamasıyla birlikte iç tüketimin de düştüğünü belirten Yalçıntaş, bu durumun Çinli üreticileri dış pazarlara yönelttiğini ve agresif bir şekilde fiyat kırmalarına yol açtığını vurguladı. Batı’nın Çin çeliğine karşı korumacı kotalar uygulandığını hatırlatan Yalçıntaş, “Türkiye, Avrupa’nın en büyük 7’nci çelik üreticisi konumunda. Ancak ne yazık ki ülkemizde tüketilen çeliğin yüzde 49’u ithal ürünlerden oluşuyor. Türkiye yılda 20 milyon ton ihracat yaparken, 20 milyon ton da ithalat gerçekleştiriyor” dedi. Sektörün korunmasına yönelik atılan adımlara da değinen Yalçıntaş, Ticaret Bakanlığı’nın Dahilde İşleme Rejimi’nde yaptığı son düzenlemenin sektörü ve üreticileri rahatlattığını dile getirerek, sanayiyi koruyacak adımların devam edeceğine inandıklarını sözlerine ekledi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Milli denizaltının çeliği Erdemir’den</span></h2>
<p>Türk savunma sanayisini ileriye götürecek her çalışmanın içinde olmaktan büyük bir onur ve gurur duyduklarını belirten Yalçıntaş, Milli Denizaltı Projesi (MİLDEN) için özel üretilen HY-100 çeliğinin stratejik önemine dikkat çekti. Konuya ilişkin bilgi veren Erdemir Genel Müdürü Şaban Yazıcı da denizaltı çeliklerinde kalite yükseldikçe akma dayanımının 1000 megapaskalın üzerine çıktığını vurgulayarak, yerli imkanlarla üretilen HY-100 çeliği sayesinde donanmanın 250-300 metre civarından çok daha derinlere güvenle inebilme kabiliyeti kazandığını belirtti. Yaklaşık 10 dakika içerisinde hedeflenen derinliklere inebilmeyi sağlayan ve daha önce Türkiye’de üretilmeyen bu özel çeliğin ilk denemelerinin yapıldığını aktaran Yılmaz, üretilen ilk modülün Mavi Vatan’da sergilendiğini ve çeliğin öncelikli olarak MİLDEN projesinde kullanılacağını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyaktan-celik-sektorunde-yuksek-katma-deger-hamlesi-89005</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/1/1280x720/murat-yalcintas-1786362180.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, çelikte ‘kemiyet değil keyfiyet’ diyerek yüksek katma değere odaklandıklarını söylerken, standart ürüne değil vasıflı çeliğe yatırım yapacaklarını dile getirdi. Romanya’daki soğuk haddeleme yatırımına işaret eden Yalçıntaş, burada çeliği 0,1 mm’ye kadar incelteceklerini, böylece tonu 600 dolar olan sıcak ruloyu 1800 dolarlık ürüne dönüştüreceklerini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/erdal-eren-kalkinma-yolu-projesini-petrol-karsiligi-yapacagiz-89003</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdal Eren: Kalkınma Yolu Projesi&#039;ni petrol karşılığı yapacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZCUGİL - HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Erdal Eren, Basra’dan Avrupa’ya tren yoluyla ulaşımı öngören Kalkınma Yolu projesinden, BAE ve Katar gibi ülkelerin çekildiğini, projenin petrol karşılığı altyapı hizmetiyle Türk müteahhitler tarafından yapılmasını öngören anlaşmada sona yaklaşıldığını söyledi. Sektörün Avrupa’dan daha fazla proje almak istediğinin altını çizen Eren, Avrupalı firmaların Türkiye’de ihaleye girmesinden çekinmediklerini, fiyat avantajı istemediklerini bildirdi. Eren Portekiz’in 60 milyar dolarlık altyapı yatırım hazırlığından pay almak istediklerini kaydetti. Erdal Eren, EKONOMİ’nin sorularını şöyle cevaplandırdı:</p>
<p><strong>Türk müteahhitlerinin uluslararası alandaki başarılarını temel olarak neye bağlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Sektörümüz 2000’li yıllardan bu yana çok büyük atılım yaptı, bunun da en büyük sebeplerinden birisi özellikle Türk Cumhuriyetleri yanı sıra daha önce büyükelçiliğimizin olmadığı 35’e yakın ülkede büyükelçiliğin açılması diyebilirim. Arkamızda devletimizi, önümüzdeki büyükelçilerimizi gördükçe bu alanda ilerleme kaydettik. Eskiden büyükelçiler ticari konulara hiç girmezdi, bize randevu bile vermezlerdi, ticari ataşelerle görüşmemizi isterlerdi. Şimdi ise büyükelçiler bizimle birlikte hareket ediyorlar, hatta bir büyükelçimiz bir ihaleyle ilgili beni aradı ve “kazandık başkanım” ifadelerini kullandı. Bu gelişmeler bizi senede 2 milyar liralık cirodan, 30 milyar dolarlık ciro seviyesine çıkardı. Sektörümüzün üstlendiği toplam iş miktarı 570 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Evet toplam iş hacmimizin yüzde 20’sini Rusya’da yapmışız. Bunu; Orta Asya, Türkmenistan, Kazakistan takip ediyor. Kuzey Afrika’da ise Tunus, Cezayir, Libya, Fas gibi ülkelerde süre çalıştık.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac33a411ffae-1791179329.jpg" alt="" width="800" height="533" /><strong>Avrupa pazarında niye çok fazla ilerleyemiyoruz?</strong></p>
<p>Avrupa'ya daha sonraları girebildik. Ağırlıklı olarak Avrupa'da yapılan projeler Avrupa Birliği kredisiyle yapıldığı için bizim önümüze setler konuluyordu. AB üyesi ülkelerin büyük inşaat firmaları bizim oralara girmemizi istemiyorlardı, çünkü bizimle fiyat anlamında rekabet edemiyorlardı. Fakat biz öncelikle Doğu Avrupa ülkelerine girmeye başladık, aday ülkelerde iş yaptık, üye olduklarında da devam ettik. Bizim Avrupa'nın büyük dev firmalarından ne kadar daha ekonomik ve ne kadar kaliteli iş yaptığımızı gördüler. İhalede o firmalar bizimle rekabet edememeye başladı.</p>
<p><strong>Rusya pazarında artık çok iş yok ama değil mi?</strong></p>
<p>Rusya pazarında yatırımlar durdu, doğul olarak bizim işler de durdu. Amerika'nın koyduğu yasaklar, para dolaşımına getirilen engeller nedeniyle orada iş yapılamaz hale geldi. Yani yüzde 20’lik pazar payımız kapandı. Keza Ukrayna pazarında da 8 milyar dolarlık iş yapıyorduk bir anda hepsi durdu. Ancak savaşa rağmen Ukrayna’da 1.6 milyar dolar tutarında 109 tane irili ufaklı iş yapıldı. Hâlen çalışan meslektaşlarımız var, sirenler çalarken, bombalar düşerken bizim müteahhitler çalıştı. Bir tünel yıkılmış, oranın yakınında iş yapan bir müteahhidimiz hemen gidip tüneli yapmış, aynı yer tekrar yıkılmış, tekrar yapılmış. Ciromuz geçen seneye göre yüzde 50 civarında düşecek gibi.</p>
<p>Dolayısıyla geçen seneki yaptığımız iş hacmine göre 49 firma mızı sıralamada büyük ihtimalle eskiden aldığımız işleri bu sene devam ettiğimiz için gelecek sene de sıralamada yerimiz iyi olur. Ama bir sonraki senede bu sene az iş aldığımız için maalesef ciromuz düşük olacağı için korkarım ki sıralamamızda aşağılara inme tehlikesi olabilir.</p>
<p><strong>Başka ülkelerde üçüncü ülkelerde işbirliği yapılması noktasında çalışmalarınız var mı?</strong></p>
<p>Bu konuda Almanya ile işbirliğinin geliştirilmesi en önemli başlıklardan bir tanesi. Özellikle Ukrayna, Suriye ve Afrika başta olmak üzere Türk müteahhitlik oradaki deneyiminden yararlanarak Almanlarla birlikte çalışabiliriz. Bu konu Dışişleri Bakanlığı ile yaptığımız toplantıda da gündeme geldi. Aslında biz şu anda birçok Avrupa ülkesiyle yani mesela İngilizlerle çok yakın çalışıyoruz. Uluslararası İngiliz finansmanıyla iş yapıyoruz, ortaklaşa projelere giriyoruz. Yani Afrika, Irak, Suriye’ye mallarını göndermek isteyen ve müteahhitleri aktif olmayan ülkeler var. İhtiyaç duyulan krediyi verip kendi mallarının kullanılmasını istiyorlar. Yurt içinden finansman sağlayamayan firmalarımız da buna sıcak bakıyorlar.</p>
<p>Avrupa’nın küçük ülkelerinde ve Afrika’da en büyük rakibimiz Çin. Çünkü uluslar pazarlara gelen Çin firmalarının hepsinin asıl sahipleri devlet. Yani bizimki gibi özel şirketler değiller, Çin devleti ilgili ülkelerin önemli altyapı proje ihtiyaçlarını tespit ediyor ve o ülkeye diyor ki senin paran yok bunu yaptıramıyorsun o demiryolu projeni. Ben sana parayı vereceğim. Sen bu projeni yap ama inşaatı Çinli firmalar yapacak i diyor. Hiçbir Avrupalının hiçbir Amerikalı firmanın rekabet edebilme şansını bırakmıyor. Çünkü Çin krediyi veriyorsa Çinli firmalar arasında ihale edilmesi şartıyla veriyor.</p>
<h2>"İhaleyi siz alın biz mal satalım diyorlar"</h2>
<p><strong>Siz benzer destekleri alamıyor musunuz?</strong></p>
<p>Eximbank sermayesi kısıtlı olduğu için sermayesini mecburen küçük kredilerle kullanıyor. Öyle olunca biz maalesef uluslararası pazarlara elimizde biz size kredi de getiririz diye gidemiyoruz. Bazı ülkeleri yanımıza mecburen Avrupalı firmaları alarak kendi bulduğumuz işe işte projenin içine bir miktar Avrupa'dan ihracat vesaire koydurarak onları Joint Venture Ortak yapıyoruz. İşbirliği diye konuştuğumuz bu aslında. Yani bir Avusturya firması bizimle beraber Afrika'da gelip iş yapmak istemiyor. Bunun yerine mesela bir Türk firması Afrika'da bir baraj ihalesi alır ise barajın pompalarını, işte çelik kapaklarını vesairelerini Avusturyalı olarak biz verelim. Bize cazip gelen kısmı da o.</p>
<h2>"Portekiz’in 60 milyar dolarlık projelerinde iş yapmak istiyoruz"</h2>
<p><strong>Peki Avrupa’da iş üstlenebilmek için ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Bizim tabii sonraki hedefimizde yaşlanmakta olan Avrupa'nın altyapısının yenilenmesi için de Türk firmaları olarak görev alabilmek. Asıl büyük hedefimiz de budur. Şu anda işte Doğu Avrupa'dan başladık. Gidiyoruz ileriye doğru. İşte Kuzey Avrupa'ya da Polonya'da vesaire de yine varız. İşte Slovakya, Slovenya, Sırbistan, Arnavutluk, Makedonya gibi bölgelerde varız. İspanya’da bir firmamız iş yapıyor, yanı sıra Portekiz ile de çok yakın temastayız. Yani Portekiz büyük bir yeniden altyapı hamlesine girişmek istiyor. Toplam büyüklüğü 60 milyar doları bulması bekleniyor. Onlardan yetkililer de geldi Türkiye’de görüşmeler yapıldı. Bu pazarda önemli projeler üstlenmek istiyoruz.</p>
<h2>Konjonktür itibarıyla en büyük hedef ülkeniz hangisi?</h2>
<p>Bütün altyapısı tahrip olmuş, yıllarca iş yapılmamış durumda Irak. Şimdi Irak'ta çok büyük bir altyapı boşluğu var. Bunların en başında da işte Türkiye ile beraber yürütülmekte olan meşhur kalkınma yolu projesi var. Basra Limanı'ndan Türkiye sınırına kadar yapılacak bir demir yolu ve ona paralel özel bir otoyol projesi bulunuyor. Sonra da o otoyolun etrafında yeni şehirler, yeni yerleşim bölgeleri kurulacak ve Türkiye açısından ticari strateji açısından da çok önemi var. in ve Hindistan malları Afrika’nın güneyinden gitmek yerine Basra Limanı’na gelip buradan Türkiye üzerinden demiryolu ile Avrupa’ya gidebilecek. Hemen hemen nihai kararlara varılmış durumda. Ulaştırma Bakanlığımız da Irak makamları çok yoğun temaslar yaptı ve epey bir ilerleme kaydedildi. Bir İtalyan müşavirlik firması demiryolu projesinin projelendirmesini hemen hemen bitirmiş durumda. Irak’ta para olmadığı için Türkiye ile Irak arasında petrol karşılığı altyapı anlaşması gündemde. Anlaşmanın yakın zamanda son halini almasını öngörüyoruz.</p>
<h2>“Kalkınma yolunda BAE, Katar çekildi, Türkiye ve Irak yapacak”</h2>
<p>Şimdiye kadar bu projenin Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Suudi Arabistan'ın finansmanıyla yapılması konuşuluyordu. Savaş sebebiyle bir sürü yeni stratejiler değişti ve onlar geri çekilmeye başladılar. Şu anda Türkiye ile Irak beraber hayata geçirme konusunda prensip anlaşması yapmış durumdalar. Bu anlaşma, Irak petrolünün her yıl belli bir kısmını Türkiye'ye kalkınma yolu projesi için, bir kısmını da Irak'ın su projeleri için Türkiye'ye vermek şeklinde bir anlaşmanın detayları da hemen hemen belirlenmiş durumda. Bunlar imzalandığında Irak Türkiye'ye petrol verecek. Türkiye o petrolün bedeli karşılığında bu inşaat projelerini kendisi yaptıracak. Bizim sektörümüz açısından çok önemli bir imkan. Yani başka bir ülke gelip finansmanı ben veriyorum, benim mallarımı alın diyemeyecek. Bu konu 4-5 yıl önce ilk gündeme geldiğinde, Irak tarafı işlerin farklı ülkelere bölünmesini öngörüyordu, ben projenin tamamını bize verin biz 3 yılda teslim ederiz diye iddialı bir söz kullanmıştım. Yani finansman işi olursa bu rahatlıkla yapılabilir.</p>
<p><strong>Petrol karşılığı iş nasıl olacak?</strong></p>
<p>Anlaşma karşılığı gelen petrolün bedeli bir fonda toplanacak. Bu projelerin ödemeleri oradan yapılacak. Benzer şey Irak'ın su projeleri için de geçerli olacak. var. Irak'ta çok uzun yıllardır su altyapısı yapılmamış. İşte Irak'ı boydan boya bizim nehirlerimiz geçiyor ama sadece akıyor. Üzerinde bir baraj, sulama projesi yok. Bunların Türk firmaları tarafından yapılması gündemde ve çok hızlı ilerliyor. Dışişleri Bakanlığımız ilgilenen firmaların başvuruda bulunmasını istedi ve biz de duyuruyu yaptık. Gerekli listeyi bildirdik. Irak tarafı daha mühendislik kısmını oluşturamadı ama onunla ilgili çalışmalar da var.</p>
<p><strong>Proje büyüklüğü ne kadara ulaşır?</strong></p>
<p>Anlaşmalar henüz nihai hale gelmediği için bir rakam telaffuz etmek doğru olmayabilir ama kalkınma yolunun sadece demiryolu kısmı için 15-17 milyar dolar arası bir rakam konuşuluyordu. Demiryolu projesinin finansmanını karşılayacak miktarda petrolü Irak 3-4 yıl içinde verecek. Ayrıca şu anda birçok firmamız orada harıl harıl hastane yapıyor.</p>
<p><strong>Suriye konusunda neler yapılıyor?</strong></p>
<p>En fazla sınırımızın olduğu ülke olarak Suriye'nin işte savaş iç savaş sonrasındaki yeniden imarı hep gündeme geliyor. Ticaret Bakanlığı ve Suriye yetkilileri JETCO toplantısında bir araya geldiler Nisan ayında. Ben de katıldım, toplantının ardından Suriyeli bakan ile baş başa bir görüşme yaptım. Bana, “Sizin dünyada ne kadar önemli işler yaptığınızı, Türk müteahhitliğinin ne kadar geliştiğini hep takip ediyoruz” dedi. Ben de Güney Amerika, Afrika, Asya’ya gittiğimizi, yanı başımızdaki Suriye’de akrabalığın olduğunu ve buraya çok kolay gidebileceğimizi söyledim. Ancak Suriye’de öncelikle bir planlama yapılması gerekiyor. Yani otoyol nereye yapılacak, ihale nasıl yapılacak, şartnameler nasıl hazırlanacak, işlerin kontrolü nasıl yapılacak bütün bunların belli olması gerekiyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">"Artık kimse Türk işçi götürmek istemiyor"</span></h2>
<p>Erdal Eren "Yurt dışında Türk işçi istihdamında ne durumdasınız?" sorusuna şu yanıtı verdi: Bu konuda yapabileceğiniz bir şey yok, çünkü ihalelere yabancı firmalar da giriyor. Zaten sadece Türk firmaları girse bile anlaşma yapmak diye bir şey mümkün olamaz. Ama maalesef biz şunu da gördük ki bir Türk firmasının kazandığı ihalenin iptali için başka bir Türk firması başvuruda bulunabiliyor. Adalet Bakanımızla DEİK toplantısında bir araya geldik. Sayın Bakan toplantı sonrası açıklamasında iş dünyasının şikayetlerini aldıklarını, yeni reformlarda bunların da dikkate alınacağını söyledi. Şimdi iş davalarında ağırlıklı olarak işçiler lehine kararlar çıkar. Ayrıca davalar da çok uzun sürüyor.</p>
<p>Örneğin Suudi Arabistan'da iş yapan bir firma bunu bitirip tüm yükümlülüklerini yerine getiriyor, şantiyeyi kapatıp dönüyor. Bazı avukatlar var bu İşçileri buluyorlar, ücretsiz vekaletname alarak bir taşra ilçesinde dava açıyorlar, Cumartesi, Pazar çalıştılar diye... Genç hakimler Arabistan'ın çalışma koşullarını bilmiyor, Türk hukuk sistemini uyguluyor, oysa orada tatil Cuma günü. Çok yüksek tazminatla karşı karşıya kalan firmalarımız oldu.</p>
<p>Hatta bu yüzden firmalarımızın bir kısmı Türk işçi götürmemeye başladılar. Bir dönem 86 bine kadar çıkan işçi sayısı bugün 15 bine kadar geriledi. Şimdi mavi yakalıları Bengladeş, Vietnam, Filipinler'den almak zorunda kalıyoruz.</p>
<p>Bu gelişmelerden sonra sendikamız İNTES ile birlikte, ağırlıklı olarak iş yaptığımız ülkelerin ticaret hukuklarıyla ilgili kanunlarını tercüme ettirdik ve Adalet Bakanlığına verdik.</p>
<p>Aslında bu konuda ihtisaslaşmış hakimlerin görev yapması gerekiyor. Biz eskiden yurt dışına Türk insanı götürüp istihdam ediyoruz diye gurur duyuyorduk. Bizim yaptığımız iş tamamen ihracat. Oysa şimdi şantiyelerimizde Filipinli işçilere istihdam sağlamak zorunda kalıyoruz. Savaşlar nedeniyle bazı pazarlarımızın kapanması üzerine Avrupa pazarında iş yapmaya yöneldik. AB ülkelerinde büyük işler yapmaya başladık. Artık Avrupa'nın daha içlerine girmek istiyoruz.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Başka ülkeler Suriye pazarına giremez"</span></h2>
<p>"Batılıların böyle riskli yerlere, yani bizim gitmeye can attığımız yerlere gelme alışkanlıkları yok açıkçası. Bunun en yakın örneği Ukrayna'dır, hiçbir batılı ülkenin orada şantiyesi yokken bizim şirketlerimiz savaş boyunca çalıştılar.</p>
<p>Suriye'nin bu projelerini yapmak için kendi finansman imkanları yok, kaynağı yok. Türkiye'nin de onu sağlama şansı yok. Bence Suriye'nin öncelikle kredibilitesini sağlaması lazım.</p>
<p>Avrupa Yatırım Bankası, Dünya Bankası, Asya Kalkınma Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarının Suriye'ye kredi verilmesi lazım ki o zaman şirket kredileri de özel banka kredileri de devreye girebilir. Bana göre eğer Körfez ülkeleri finansman sağlarsa biz de oraya gidip projeleri üstlenebiliriz. Havaalanını Katarlı bir yatırımcının parasıyla Türk şirketi yapıyor."</p>
<p><strong>Konut projeleri olmaz mı?</strong></p>
<p>Konut alanında özellikle bizim Güneydoğu'daki küçük ve orta boy konut müteahhitlerimiz Suriye'ye gidebilirler. Yani bireysel konut projelerine de gidilebilir. Çünkü ilginç bir şekilde orada konut ürettiğinde, bunu satın alabilecek insanların sayısı az değil. Gerekirse Suriye'ye bizim kurumlarımız bürokrasi konusunda da eğitim verebilirler. Örneğin Karayolları Genel Müdürlüğümüz onların ilgili kurumu kurulurken destek sağlayabilir. Bunu Suriyeli bakana da söyledim. Ayrıca uluslararası müşavirlik, mühendislik firmalarımızın da görevlendirilmeleri halinde destek verebileceklerini anlattım. Bu arada Türkiye, ülkenin turizmine yönelik bir master plan hazırlayarak ücretsiz olarak Suriye'ye verebilir. Bazı ülkelerde bizden başka müteahhit yok. Örnek Romanya gibi. Çok büyük işler yapmaya başladık. Artık Avrupa'nın içlerine doğru da gidelim diye hedefliyoruz. Yani Almanlarla işbirliği yapalım ama Almanya'nın da altyapısına gidelim istiyoruz.</p>
<p>Fakat şimdilerde AB'nin kamu alımları anlaşması bizi çok etkileyecek, genel ihracatı da çok etkileyecek. GB'nin yenilenmesi müzakerelerinde bunun da gündeme gelmesi gerekiyor. Önce AB firmalarının tercih edilmesi bizim açımızdan çok büyük tehlike. Avrupalı meslektaşlarımız bizimle rekabet edemedikleri için bize yasaklama getirtmeye çalışıyorlar. Avrupa ihalelerinde bizim firmalarımız birinci gelse bile ihaleyi Avrupalı firmaya verme dönemi başladı. Bu sorunun çözümü için gerek Dışişleri Bakanlığımız gerekse Ticaret Bakanlığımız çok çalışıyor.</p>
<p>Burada mütekabiliyet durumu da var. Biz ilgili bakanlıklarımıza diyoruz ki buradaki ihalelerde bize yüzde 15 fiyat avantajı sağlamayın, Avrupalı firmalar da gelsin yarışalım, bizim hiçbir çekincemiz yok. Bu konuda ihale kanununda bir değişiklik yapılarak sayın Cumhurbaşkanına bir yetki verilmişti. Bu yetkinin kullanılması sorunu çözer gibi duruyor.</p>
<p><strong>“TASFİYE KARARNAMESİ ÇIKMALI”</strong></p>
<p><strong>Yurt içi projelerdeki durum nedir?</strong></p>
<p>Tasarruf tedbirleri kapsamında en önemli kısıtlama kamu yatırımlarında oldu. Yani devam etmekte olan projelerin ödenekleri kısıtlandı. Bazen bir işi alıp 3 yılda bitirmek üzere teşkilatınızı kuruyorsunuz, fakat proje 6 yıla çıkıyor, maliyet katlanıyor am alınacak para aynı kalıyor. Mevcut yasadaki fiyat farkı formülü de kayıpları karşılamaya yetmiyor. Bu süreçte Anadolu'daki küçük ve orta boy firmalar dahil bana ulaşarak bir tasfiye kararnamesi çıkmasını istiyorlar. Biz de Türkiye Müteahhitler Birliği olarak bitmesine az kalmış stratejik projelerin belirlenerek kaynakların o projelere aktarılıp bir an önce tamamlanmaları sağlanmasını istiyoruz. Diğerleri de tasfiye edilsin gerekiyorsa. Açık şantiyenin maliyeti çok fazla ve meslektaşlarımız bu yükü taşıyamıyorlar.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“ENR yanlış hesap yapmış, bir firmamız daha listeye eklendi”</span></h2>
<p>Türk müteahhitleri yıllardır dünya sıralamasında ilk sıralarda yer alıyor, bunu neye bağlıyorsunuz?</p>
<p>Öncelikle yeni bir bilgi vermek istiyorum, liste açıklandıktan sonra farklı bir gelişme daha oldu. Sizin aracılığınızla kamuoyuyla paylaşmak istiyorum. ENR bu çalışmayı yaparken Doğuş İnşaat’ın evraklarını inceleyememiş, bu inceleme tamamlandı ve firmamız 165’inci sıradan listeye girdi. Böylece listedeki firma sayısı 48’den 49’a çıktı. O listenin içinde Türk firma sayısı 49 aşağı çıktı. Aslında listedeki yerimiz doğrudan siyasete bağımlı, yani savaşlar dahil uluslararası gelişmeler bizi çok etkiliyor. Hinterlantımızdaki ülkelerde siyasi gelişmeler, yatırımların seviyesi ekonomilerindeki gelişmeler bizim işimizi doğrudan etkiliyor. Aynı şey bizim ülkemizde de geçerli, yani ekonominin rahat olduğu dönemlerde çok büyük yatırımlar yapıldı, ancak şimdi ekonomide bir daralma söz konusu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/erdal-eren-kalkinma-yolu-projesini-petrol-karsiligi-yapacagiz-89003</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/erdal-eren.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ’nin sorularını yanıtlayan TMB Erdal Eren, Basra’dan Avrupa’ya tren yoluyla ulaşımı öngören Kalkınma Yolu projesinin yapımından BAE ve Katar gibi ülkelerin çekildiğini belirterek Irak hükümeti ile yakında imzalanacak anlaşma ile inşaatın petrol karşılığı Türk müteahhitler tarafından yapılacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/cin-bankalarinda-buyuk-temizlik-89001</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin bankalarında büyük temizlik!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çin finans sisteminde son yılların en kapsamlı konsolidasyonlarından biri yaşanıyor. Pekin, ekonomide ivme kaybı ve kredi talebindeki yavaşlamanın yanı sıra düşük faiz, deflasyon ve emlak sektöründeki sorunların bankaların bilançoları üzerindeki baskısını artırdığı bir dönemde, özellikle küçük ve bölgesel bankaları sistemden çıkarmaya başladı. Sürecin merkezinde ise kırsal bankalar bulunuyor.</p>
<p>Ulusal Finansal Düzenleme İdaresi (NFRA) verilerini inceleyen Fitch'e göre, 2025'te 670'ten fazla bankacılık kuruluşu kapandı. Bu, şimdiye kadarki en yüksek yıllık kapanış sayısı olurken, kuruluşların neredeyse tamamı kırsal bölgelerde faaliyet gösteriyordu. Bankacılık sektöründeki konsolidasyon, 2021'den bu yana emlak piyasasında yaşanan sert dönüşümün ve ekonomide kredi büyümesinin yavaşlamasının ardından hız kazandı.</p>
<p>Fitch'in verilerine göre Çin'deki banka sayısı 2025'e kadar geçen dört yılda yüzde 23 azalarak 3 bin 139'a geriledi. Böylece Çin, devasa bankacılık sisteminin daha küçük oyuncularını azaltarak daha büyük ve sermayesi daha güçlü kurumlar etrafında yeni bir yapı oluşturmaya yöneldi.</p>
<h2>Küçük bankalarda risk büyüyor </h2>
<p>Sorunun ağırlık merkezi kırsal ve bölgesel bankalar. Fitch, özellikle kırsal ve şehir düzeyindeki küçük bankaların düşük varlık kalitesi, zayıf sermaye yapısı ve bazı bölgelerdeki yönetim eksiklikleri nedeniyle sistemin en kırılgan bölümünü oluşturduğuna dikkat çekiyor. Bu kuruluşların toplamı, Çin bankacılık varlıklarının dörtte birinden fazlasını temsil ediyor.</p>
<h2>Bölgesel bankalar satın almalarla sistem içinde eritilecek </h2>
<p>Konsolidasyonun yalnızca küçük bankaların sayısını azaltmakla sınırlı kalması beklenmiyor. Fitch ve Moody's, daha zayıf bölgesel kuruluşların birleşme ve devralmalar yoluyla sistem içinde eritilmesinin önümüzdeki dönemde de devam edeceğini öngörüyor. Temmuz ayında Wuhan'da 124 milyar yuan varlığa sahip Z-Bank'ın Hankou Bank tarafından devralınması, 2019'daki Baoshang Bankası müdahalesinden bu yana dikkat çeken ilk örneklerden biri oldu.</p>
<p>Süreç, Çin'in en büyük bankalarını da tamamen dışında bırakmıyor. Büyük bankaların net faiz marjları düşük faiz ortamında baskı altında kalırken, Pekin eylül ayında aralarında ICBC ve Çin Tarım Bankası'nın da bulunduğu iki büyük banka ile sigorta şirketleri için toplam 54 milyar dolarlık sermaye artırımı açıkladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tüketici borcunda 327 milyar dolarlık yük</span></h2>
<p>Artan sorunlu tüketici kredileri, bankaların kredi büyümesini ve bilançolarını yönetmesini zorlaştırırken, Çin'de finansal sistemin yeniden yapılandırılmasının neden yalnızca banka sayısındaki azalmayla sınırlı olmadığını da gösteriyor. Gavekal Dragonomics'in hesaplamalarına göre, 2025 sonu itibarıyla Çin'de yaklaşık 100 milyon kişi, yani yetişkin nüfusun yaklaşık onda biri, toplam 2,2 trilyon yuan (327 milyar dolar) tutarındaki borcunu ödemekte gecikmiş durumda. Bankaların ilk yarıyıl sonuçları da hanehalkı mali durumundaki baskıyı ortaya koyuyor. Ülkenin en büyük devlet bankası ICBC'de kredi kartı kredili mevduat hesaplarının takipteki kredi oranı haziran ayında yüzde 5,37'ye yükseldi. Oran 2025 sonunda yüzde 4,61 seviyesindeydi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/cin-bankalarinda-buyuk-temizlik-89001</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/776-1791178908.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin, yavaşlayan kredi talebi, düşük faiz, emlak sektöründeki uzun süreli daralma ve artan sorunlu kredilerin baskısı altında bankacılık sistemini yeniden yapılandırıyor. 2025’te 670’ten fazla kredi kuruluşu kapanırken, dört yılda banka sayısı yüzde 23 azaldı. Hanehalkında ise yaklaşık 100 milyon kişinin 2,2 trilyon yuanlık borcunda ödeme gecikmesi yaşanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/27-hisse-bir-haftada-yuzde-40-gerilerken-bir-aylik-satis-dalgasi-son-bulur-mu-89000</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> 27 hisse bir haftada yüzde 40 gerilerken bir aylık satış dalgası son bulur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SPK’nın fon mağdurları için 1 milyon TL’ye kadar ara ödeme kararı piyasayı rahatlatsa da, borsa geçtiğimiz hafta %4,88 geriledi. Asıl düşüşler yan tahtalarda yaşanırken, 27 hisse %40 geriledi. Hedef Holding’in son gün tabandan tavana dönmesi ise sınıra yaklaşıldığını gösterdi.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta borsada genele yayılan satışlar ekonomi yönetiminin mağdur fon yatırımcısına 1 milyon TL’ye kadar ara ödeme kararıyla krizin dar alanda kalmasını sağladı. Fiyat köpüğü bol hisselerdeki satışlar devam ederken, yan tahtaların ağırlıklı olduğu BIST TÜM- 100 Endeksi %9,87 geriledi. Fırtınanın merkezindeki Hedef Holding’in bir aylık taban serisinin ardından son işlem gününde tavana dönmesi sınıra yaklaşıldığını işaret etti. Ancak İzmir Fırça, Gündoğdu Gıda ve Ufuk Yatırım gibi haftalık yüzde 40,90 düşüşler daha yol alacak hisselerin varlığını hatırlatıyor.</p>
<h2>Yüksek primin ağır yükü</h2>
<p>Özata Denizcilik, beş gün art arda taban görerek %40,88 değer kaybetse de yıllık bazda %461 primli kalmayı sürdürüyor. Fon soruşturmasıyla alakalı şirketin üst yönetiminde yaşanan tutuklamalar sonrası açıklama yapan şirket, üretimde herhangi bir aksama olmadığını söyledi. Altı aylık bilançosunda 603 milyon TL zarar hissenin durumunu zorlaştırıyor. Tera Finansal Yatırımlar Holding, 16 Eylül’den bu yana taban serisiyle geriliyor. Geçen hafta beş tabanla %40,88 değer kaybına karşın yıllıkta hâlâ %459 yukarıda. Şirketin ilk yarıda açıkladığı yüksek kâr, portföyündeki hisse senetlerinin aşırı primlenmesinden kaynaklanıyor. Bu hisselerde gözlenen düşüş dalgası, yıl sonu kârında ciddi erimenin habercisi olmakta.</p>
<h2>Pahalı çarpanların zorlu sınavı</h2>
<p>Big Medya Teknoloji, 31 Ağustos’tan bu yana geriliyor. Son üç haftada ise taban serisiyle düşüş devam etti. Son hafta %40,89 kaybı beş taban ile yaşadı. Gözlenen düşüş yıllık bazda %79 seviyesine ulaştı. Listeye giren şirketler arasında yıllıkta en fazla değeri eriyen olarak öne çıkıyor. Hissenin 352 F/K çarpanı, fiyatın daha da gerileme potansiyelini gösteriyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac337711cf1f-1791178609.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TÜYO MU, ARAŞTIRMA MI?</strong></p>
<p>Tüyo; hızlı hareket, zahmetsizlik, bilgi asimetrisi, psikolojik tatmin, anlık fırsat. Manipülasyon kurbanı, risk, strateji eksikliği, güven yanılgısı. Araştırma; bilinçli yatırım, risk yönetimi, güvence, öngörülebilirlik. Zaman maliyeti, bilgi kirliliği, fırsat gecikmesi, piyasa irrasyonalitesi.</p>
<p><strong>İHA teknolojisinde yeteneklerini artıran grubun iş stoku 334 milyon dolar seviyesinde</strong></p>
<p>Altınay’ın İHA’larda sürü yeteneğini geliştirmesi ne ifade eder? ● Bahadır Sevgi</p>
<p>Bahadır, Altınay Savunma İHA teknolojisinde belli bir seviyeye geldiği gözleniyor. Firmanın %100 bağlı ortaklığı Dasal Havacılık sürü yetenekli insansız hava aracı teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik temmuzda 580 bin dolarlık sözleşme imzaladı. Anlaşma, şirketin ileri otonom uçuş kabiliyetlerini ve savunma sanayisindeki mühendislik gücünü artıracak. İştiraki Taac Havacılık da yine temmuzda kritik havacılık ekipmanlarının tedarikine yönelik 134,1 milyon dolarlık sözleşme imzaladı. Grubun, toplam iş stoğu 334 milyon dolar seviyesinde.</p>
<p><strong>Güney Koreli firmayla yapılan anlaşma düşük motor gücünde rekabeti destekleyecek</strong></p>
<p>Güney Koreli şirketle anlaşması Tümosan’a nasıl bir avantaj sağlayacak? ● Sezgin Gümüş</p>
<p>Sezgin; Tümosan, Güney Koreli Daedong Corporation ile traktör güç aktarma sistemlerinin tedariki için 5 yıl süreli bağlayıcı olmayan bir çerçeve sözleşmesi imzaladı. Bu anlaşma kapsamında 57 beygir gücü altındaki yeni nesil traktörlerde kullanılacak sistemlerin tedariği planlanıyor. İş birliğinin kesin sipariş yükümlülüğü bulunmasa da, şirketin düşük beygir gücü segmentinde rekabet gücünü artırması beklenmeli. Ayrıca teknoloji transferi ile pazar payını büyütecek bir zeminin oluşması mümkün olabilecek. Altı aylıkta 2,27 milyar TL zarar açıkladı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>HBU fonu BIST 30 hisselerine yatırım yaparak bir yılda %24 getiri elde etti</strong></p>
<p>HSBC Portföy’ün idaresindeki BIST 30 Endeksi Hisse Senedi Fonu (HBU), geçtiğimiz yılın ikinci yarısında yükselen bir ivmeyle hareket etti; Şubat 2026’dan bu yana ise yatayda dalgalı bir seyir söz konusu. Toplam büyüklüğü mayıstan bu yana benzer seviyelerde olup ekim ayının ilk haftası bir miktar azalarak 452,71 milyon TL’ye geriledi. Eylülde 24,8 milyon TL para girişi olan fondan ekimde 1,27 milyon TL nakit çıkışı gözlendi. Yatırımcı sayısı eylülde artan fonun ekimde ise azalarak 2.804 kişiye geriledi; doluluk oranı %14,98 düzeyinde bulunuyor. Temel stratejisi, fon varlıklarının BIST 30 hisselerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %95,75’i hisse senedi ve %2,68’i Takasbank Para Piyasasında yer alıyor. Yıllık bazda %23,73 getiri sağlayan HBU, aynı sürede %9,36 yükselen BIST 100 Endeksini geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Yapı Kredi Faktoring, TLREF + %0,80 faizle 1,54 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Yapı Kredi Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 02.10.2026 vade başlangıç tarihli finansman bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.540.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+0,80 düzeyinde bulunuyor. 182 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 02.04.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 2 Ekim itibarıyla TLREF %36,84 seviyesinde bulunuyor. Yapı Kredi Faktoring’in verdiği %0,80 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFYAKF42717 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac337477cb52-1791178567.png" alt="" width="962" height="242" /><strong>ASELSAN ELEKTRONİK</strong></p>
<p><strong>Bir haftada hava savunma sistemleri için 1,5 milyar euroluk iki sözleşme imzaladı</strong></p>
<p>Aselsan, bir hafta içinde hava savunma sistemleri alanında peş peşe iki sözleşmeye imza attı. Savunma Sanayii Başkanlığı ile uzun menzilli sistemlerin seri üretimi için 1 milyar 8 milyon euroluk ilave bir anlaşmayı gerçekleştirdi. Diğer taraftan uluslararası bir müşteriye 488,5 milyon euroluk sistem ihracatı gerçekleştirecek. Toplamda 1,5 milyar euroyu bulan sipariş hacmi, şirketin bakiye sipariş miktarını tarihi seviyelere taşıyor. Yıl başından bu yana açıkladığı siparişlerin toplam büyüklüğü yaklaşık 382,6 milyar TL’ye çıkarken, tutar yıllık gelirinin %180’ini geçti.</p>
<p><strong>OTOKAR</strong></p>
<p><strong>Zırhlı araç satışı için yurt dışından 1,47 milyar dolarlık sözleşmeye imza attı</strong></p>
<p>Otokar, yurt dışında çeşitli tiplerde tekerlekli zırhlı araç tedariki ve lojistik destek hizmetini kapsayan 1,47 milyar dolarlık ihracat sözleşmesine imza attı. Anlaşma, gerekli resmi makam onaylarının alınması sonrası, teminat mektubu işlemlerinin tamamlanması ve 441,6 milyon dolarlık avans ödemesinin yapılmasının ardından yürürlüğe girecek. Teslimatlar 2027 yılından itibaren üç yıl içinde tamamlanması planlanıyor. Satışın hacmi, Otokar’ın operasyonel ölçeğini katlayacak nitelikte olup döviz girdisi şirketin uzun vadeli nakit dengesini garanti altına alacak.</p>
<p><strong>İNTETRA TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Nihai sözleşme henüz imzalanmamış olsa da otoyol projesinin ön ödemesini aldı</strong></p>
<p>Borsada eylülde işlem görmeye başlayan İntetra Teknoloji, %85 bağlı ortaklığı Tetra HGS ile birlikte Ankara- Kırıkkale-Delice Otoyolu projesindeki taahhüt işleri için yüklenici firmadan teminat mektupları karşılığında 11,8 milyon euro tutarında nakit avans tahsilini gerçekleştirdi. Geçtiğimiz temmuzda imzalanan ön sözleşmeler çerçevesinde gerçekleşen avans ödemesinin ardından asıl sözleşme için görüşmenin başlatıldığı belirtildi. Büyük ölçekli ve döviz bazlı projeden güçlü ön ödeme alınması, aynı zamanda işin önemli ölçüde alındığının işareti olarak görülebilir.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Beşiktaş Futbol ağustosta hareketlenirken eylülden bu yana düşüş eğilimi önde</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac337289560e-1791178536.png" alt="" width="299" height="240" />Beşiktaş Futbol’da fonların portföyündeki miktar %1.413 ile toplamda 9,4 milyon lot artarak 10,07 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 3’ten 2’ye geriledi. Tasfiye edilecek FSU fonu 9,5 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, yine tasfiyeye tabi STI fonu 100 bin lot satış gerçekleştirdi. Hisse hakkında yıl içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede Tera Portföy’ün ağırlığının etkisi hissediliyor. Kuruma ait FSU fonu aldığı 9,5 milyon lot ile pay miktarı 10 milyon lotta bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/27-hisse-bir-haftada-yuzde-40-gerilerken-bir-aylik-satis-dalgasi-son-bulur-mu-89000</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 27 hisse bir haftada yüzde 40 gerilerken bir aylık satış dalgası son bulur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/1702-ruhsat-sahasinin-faaliyeti-durduruldu-801i-iptal-edildi-88999</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;1702 ruhsat sahasının faaliyeti durduruldu, 801&#039;i iptal edildi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye genelinde 2025 yılından itibaren 31 Ağustos 2026 tarihine kadar toplam 15 bin 134 adet ruhsat sahası denetlendi.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın milletvekillerinin soru önergesine verdiği yanıta göre, 4 Eylül 2026 tarihi itibariyle faaliyette bulunan 7 bin 546 adet maden bulunuyor. Maden Kanunu ve Maden Yönetmeliği kapsamında çok az riskli ruhsatlar 5 yıl, az riskli ruhsatlar 4 yıl, riskli ruhsatlar 2 yıl ve çok riskli ruhsatlar yılda bir periyodik olarak denetleniyor.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı dışında ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından kendi mevzuatları kapsamında denetimler yapılıyor. Bu kapsamda ülke genelinde 2025 yılı başından 31 Ağustos 2026 tarihine kadar toplam 15 bin 134 adet ruhsat sahasında denetim yapıldı.</p>
<p>2026 yılı içinde Maden Kanunu'nun ilgi maddeleri gereğince bin 702 ruhsat sahasının faaliyetleri durduruldu, 801 maden ruhsatı da iptal edildi.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Maden Kanunu çerçevesinde faaliyetleri durdurulan ruhsat sahalarında, faaliyetleri uygun hale getirilmesi için yapılan çalışmalar haricinde üretime yönelik faaliyette bulunulmasına kesinlikle izin verilmediğini kaydetti. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG) mahallinde tetkik raporlarının kamuoyuna açılmasına ilişkin bir yükümlülüğünün bulunmadığını kaydeden Bayraktar, davalara konu olan işlemler için talep edilmesi halinde mahkemelere gönderildiğini belirtti. MAPEG bünyesinde maden, jeoloji ve harita olmak üzere 340 mühendisin bulunduğu bilgisini veren Bayraktar, 2026 yılında 307 mühendisin mahallinde tetkiklerde görevlendirildiğini söyledi. Bayraktar, “Teknik personellerin hepsi, mahallinde yapılan denetimlerde görevlendirilmekte olup, teknik personeller il- maden ruhsat ayrımı yapılmadan görevlendirilebilmektedir. Yer altı maden ocaklarında mahallinde yapılan tetkikler esnasında yanıcı, patlayıcı, boğucu gaz değerlerinde aksi bir durum olması halinde ivedi olarak ruhsat mahallinde işlem tesis edilmektedir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/1702-ruhsat-sahasinin-faaliyeti-durduruldu-801i-iptal-edildi-88999</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/maden-is-makinesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Bayraktar 20 aylık dönemde toplam 15 bin 134 adet ruhsat sahasının denetlendiğini, 2026&#039;da 1702 ruhsat sahasının faaliyetlerin durdurulduğunu, 801 maden ruhsatının da iptal edildiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ic-sorunlara-gomulmusken-azerbaycan-ile-basortusu-krizi-gundeme-geldi-88998</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye iç sorunlara gömülmüşken Azerbaycan ile &#039;başörtüsü krizi&#039; gündeme geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye iç siyasette yoğun bir dönem yaşıyor. Fon krizinin hem ekonomik hem siyasi yönetimine ağırlık verilmiş durumda. Öyle ki teknik çalışmalara Adalet ve Kalkınma Partisi de dahil edilmiş durumda. Türkiye içinde, sorunun ekonomik olarak nasıl çözüleceği, bu fonlara yatırım yapmış kişilere bir ödeme yapılması, bu ödemenin yasal ve ikincil mevzuatta nasıl şekillendirileceği araştırılıyor.</p>
<p> Bu durumun biraz dikkat dağıttığı son dönemde Azerbaycan ile bir sorun ortaya çıktı. Azerbaycan, kamusal alanda dini amaçlı başörtüsünün kullanımına dair bir yasal düzenleme yaptı. Düzenlemenin çerçevesi okullarla sınırlı. Türkiye’den Azerbaycan'a bazıları hükümet ile ilişkilendirilebilecek çok sayıda kişi, o arada kaynağı belirsiz, hatta şüpheli çok sayıda sosyal medya hesabından ağır hakaretler içeren bir kampanya açıldı.</p>
<p>Azerbaycan tarafı önce sorunu sadece sosyal medya ile sınırlayıp “sosyal medyadaki hakaret mesajlarının kaynağını araştırdığını” açıkladı. Elbette bu basit bir işlem. Muhtemelen saatler içinde Türkiye’nin de yapabileceği bir çalışma. Sonra düşük profilli sayılabilecek şekilde Azerbaycan’ın kamu iletişim organı, hakaret mesajlarından duyulduğu rahatsızlığı resmi olarak açıkladı ve Türkiye’den önlem almasını istedi. Bu kez rahatsız edici biçimde, Azerbaycan’a saldırı bazıları üstenci bir yaklaşımla devam etti.</p>
<p>Nihayet, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in açıklamaları geldi. Karabağ savaşı öncesi, sırası ve sonrasında Ermenistan’a “amcalarının” sürekli destek olduğunu söyleyip, savaş için yapılan hazırlıkta “kimsenin yardım etmediğini, tüm silahları parasıyla, hatta bazılarını dünya fiyatları üzerinde aldıklarını” söylemesinin ardından, yine savaş bağlamında ama bu kez daha doğrudan “…Tek bir darbeye belki 2, 5, hatta 10 darbeyle karşılık veriyoruz ki herkes yerini bilsin; işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın ve bize ne yapacağımızı söylemesin. Herkes kendi milletine ve devletine baksın. Azerbaycan'ın bugünkü gerçekliği öyle bir noktadadır ki, pek çok ülke için bir rol model haline geldik. Bu nedenle gerek fiziksel gerekse ideolojik risklere karşı ciddi tedbirler alınmaktadır ve alınmaya da devam edilecektir” dedi.</p>
<p>“Muhatap başka” denilerek mesaj yumuşatılsa da Türkiye’ye de uyarı açık. Esas sorun, bölgedeki en yakın ülke ile bu kriz doğuncaya kadar, üstelik uyarılmasına rağmen Türkiye’nin harekete geçmemesi odağın tamamen fon krizine döndüğü anlaşılıyor. Üstelik basit bir şekilde yapılabilecekler varken…</p>
<p>Bu ifadelerin “ana muhatabının” Rusya, İran ve Azerbaycan’da bazı ülkelerin desteğiyle genişlemeye çalışan radikal dinci unsurlar olduğu söylendi ama “devam eden ve Azerbaycan’ın rahatsızlığını açıkça söylediği” bir olay ortadayken Türkiye’nin de üstüne alınması gerektiği ortada. Slogan herkesin malumu: Bir millet iki devlet. Bir görüşe göre Azerbaycan egemen bir “devlet” olduğunu, Türkiye’deki kimi çevrelere bir kez daha hatırlatma ihtiyacı duydu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ic-sorunlara-gomulmusken-azerbaycan-ile-basortusu-krizi-gundeme-geldi-88998</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/turkiye-azerbaycan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye iç sorunlara gömülmüşken Azerbaycan ile &#039;başörtüsü krizi&#039; gündeme geldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuk-isci-degil-ogrenci-88997</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocuk işçi değil, öğrenci</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. NURCAN ÖNDER</strong></p>
<p>Mesleki eğitim gören çocuklar işçi değildir. Onlar öğrencidir.</p>
<p>Türkiye’de mesleki eğitim tartışmasının merkezinde olması gereken temel ilke aslında bu kadar açık.</p>
<p>Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), çocuk işçiliğini; çocukları çocukluklarını yaşamaktan mahrum bırakan, fiziksel ve zihinsel gelişimlerine zarar veren işlerde çalıştırılmaları olarak tanımlıyor. Son küresel tahminlere göre dünyada yaklaşık 152 milyon çocuk işçi bulunuyor. Bu, dünyadaki çocukların neredeyse onda biri… Üstelik bunların en az yarısı sağlık, güvenlik veya ahlaki gelişimlerini tehlikeye atan işlerde çalışıyor.</p>
<p>Türkiye’de TÜİK’in 15-17 yaş grubuna ilişkin verilerine göre çalışan çocuk sayısı 2019’da yaklaşık 720 bin iken, 2023’te 758 bine yükseldi. Ancak bu rakamlara mesleki eğitim kapsamında bulunan çocuklar dahil değil.</p>
<p>Tam da bu nedenle mesleki eğitim ile çocuk işçiliği arasındaki sınırın nerede çizileceği önem taşıyor.</p>
<p><strong>Eğitim mi, ucuz işgücü mü?</strong></p>
<p>Mesleki eğitim doğru uygulandığında çocukların geleceği ve ülkenin istihdam politikası açısından önemli bir araç. Gelişmiş ülkelerde yaygın biçimde uygulanan bu model, gençlerin okuldan çalışma hayatına geçişini kolaylaştırırken işletmelerin ihtiyaç duyduğu nitelikli işgücünün yetişmesine de katkı sağlıyor. Sorun, eğitim amacıyla üretime dahil olan öğrencinin zamanla ucuz işgücü olarak görülmeye başlamasıyla ortaya çıkıyor.</p>
<p>Türkiye’de 2016 yılında uygulanmaya başlanan Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), gençlerin işgücü piyasasına geçişini kolaylaştırmayı ve işletmelerin nitelikli işgücü ihtiyacını karşılamayı amaçlıyor. Modelin diğer mesleki eğitim programlarından farkı, öğrencilerin işletmelerde geçirdiği sürenin daha fazla olması.</p>
<p>Özellikle 2021’de yapılan düzenlemelerle devlet desteğinin artırılması ve işletmeler açısından maliyet avantajlarının oluşması MESEM’e olan ilgiyi artırdı. Zorunlu eğitim kapsamında değerlendirilmesi ve lise diploması imkânı da programın yaygınlaşmasında etkili oldu.</p>
<p>Ancak öğrenci sayısının artması tek başına başarının göstergesi değil.</p>
<p>Asıl soru, öğrencilerin işletmelerde ne öğrendiği ve hangi koşullarda çalıştığı.</p>
<p><strong>Asıl mesele güvenlik</strong></p>
<p>MESEM’in en önemli tartışma alanlarından biri iş sağlığı ve güvenliği.</p>
<p>Çocukların yaşları, deneyimsizlikleri ve işyerindeki hiyerarşik konumları onları yetişkin çalışanlara göre daha kırılgan hale getiriyor. Uzun çalışma süreleri, eğitim programıyla ilgisi olmayan işlerde görevlendirme, ücret ve izin haklarına ilişkin sorunlar ve yetersiz denetim, araştırmalarda ve kamuoyuna yansıyan örneklerde dikkat çekiyor.</p>
<p>Son yıllarda MESEM öğrencilerinin yaşadığı iş kazaları da sistemin iş sağlığı ve güvenliği boyutunu daha görünür hale getirdi.</p>
<p>Bu nedenle şu soruların yanıtı önemli:</p>
<p>- Öğrencilerin işyerlerindeki riskleri yeterince denetleniyor mu?</p>
<p>- İşletmede geçirilen süre gerçekten eğitim niteliği taşıyor mu?</p>
<p>- Öğrencinin mesleki gelişimi destekleniyor mu?</p>
<p>- Ve en önemlisi, bütün bu süreçte çocuğun üstün yararı gözetiliyor mu?</p>
<p><strong>Çocuk işçiliğinin temelinde yoksulluk var</strong></p>
<p>Çocuk işçiliğini yalnızca mevzuat ve denetim üzerinden tartışmak da yeterli değil. Çocukların çalışmasının temel nedenlerinin başında yoksulluk geliyor. Ebeveynlerin iş imkanlarına ulaşamaması, düşük ücretler, kültürel normlar, eğitim ve sosyal faaliyetlere erişimdeki yetersizlikler ve denetim eksiklikleri bu tabloyu besliyor.</p>
<p>Dolayısıyla çocuk işçiliğiyle mücadele ile mesleki eğitimin niteliğini artırmak birbirinden ayrı meseleler değil.</p>
<p>Türkiye’de çocuk işçiliğine ilişkin mevzuatın ILO normlarından tamamen uzak olduğu söylenemez. Ancak özellikle mevsimlik tarım işçiliği gibi alanlarda sorunlar devam ediyor. Mesleki eğitim adı altında yürütülen uygulamaların da etkin biçimde denetlenmesi gerekiyor.</p>
<p>Çünkü eğitim amacı üretim amacının gerisine düştüğünde, mesleki eğitim ile çocuk işçiliği arasındaki çizgi ortadan kalkabilir.</p>
<p>Mesleki eğitimin amacı sanayiye ucuz işgücü sağlamak değil; gençleri nitelikli, güvenli ve insana yakışır çalışma hayatına hazırlamak olmalı.</p>
<p>Bunun için daha güçlü müfredat, etkin denetim, gerçek bir iş sağlığı ve güvenliği kültürü ve öğrencilerin haklarını koruyan mekanizmalar gerekiyor.</p>
<p>Unutmamak gerekir:</p>
<p><strong>Mesleki eğitim gören çocuklar işçi değil, öğrencidir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuk-isci-degil-ogrenci-88997</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocuk işçi değil, öğrenci ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-varlik-fonuna-tvf-gozumuz-gibi-bakmaliyiz-88996</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) gözümüz gibi bakmalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fon krizinin ortaya çıkardığı asıl risk, kaybolan milyarlar kadar, insanların finansal sisteme duyduğu güvenin aşınması “muharebe kaybedilebilir ama savaş kaybedilmemeli” yaklaşımıyla, Türkiye’nin en değerli stratejik varlıklarından Türkiye Varlık Fonu’na güvenin korunması gerek. Krizin reel ekonomi üzerindeki görünmeyen etkilerine de dikkat etmeliyiz.</strong></p>
<p>Türkiye fon krizini yaşarken en değerli varlığımız olan Türkiye Varlık Fonu’nu (TVF) konuşmamız gerekmez mi? Ev yanıyorsa önce en değerli varlıklarını kurtarırsın. Sanırım bir ben Gemini’a sordum ve mutlulukla ikisinin birbirinden farklı olduğu yorumunu aktarabilirim. Üstelik Gemini bunu kendi yorumu olarak değil, bir sigortacılık sektörü yayınından alıntıladığını belirtiyor.</p>
<p>Savaş ve muharebe birbirinden farklıdır. Muharebeleri kaybedebilirsiniz ancak bu savaşı kazanmanıza engel olmayabilir. Burada iki önemli konu vardır. Birincisi, kayıpları yerine koymaya çalışmak yerine yeni muharebeler için yeni kaynak ve yeni bir model yaratarak zafere odaklamak gerekir. İkincisi, yeni bir model uygulayarak rutin içinde debelenmekten kurtulmak gerekir. Bunların en iyi örneği Gazi Mustafa Kemal’in Sakarya Savaşı’ndaki büyük asker ve komuta kademesi kaybının ardından hattı değil sathı savunmaya yönelik emir vermesidir. Burada asıl değer olan vatandan vazgeçmeyen komutan, o satıh bütün vatandır diye eklemiştir. Burada statik savunma anlayışından dinamik ve bugünkü agentic yapay zekâ modellerine benzer biçimde kalan gücün kendi içinde yeniden organize olarak yeni bir savunma anlayışı doğrultusunda tekrar tekrar savaş gücüne dönüşmesine dayanan bir model uygulanmıştır. Telgraf ile güncel bilgiye dayalı veri analizi sistemi kuran Gazi Mustafa Kemal’in bu şekilde kurduğu yapının agentic AI ile benzerliğinin farkına bu yazıyı yazarken vardım. Aynı dönemde Eskişehir ve Ankara’nın zengin aileleri de yaklaşan tehdit nedeniyle Kayseri’ye göç ediyordu. Bu önemli bir servet transferinin zemini için koşul yaratırken Cumhuriyetten sonraki yıllarda uçak fabrikası gibi büyük yatırımların devlet ve yerel sermaye ile yapılması için altyapıyı sağladı. Türkiye’de sermaye birikimi sürecini uzmanlarından dinlemeyi isterim; tabii mühendis bakış açısıyla sorulan soruları yanıtlayabildiklerinde…</p>
<p>Bu sistematiği anlayabildiğimizde, bugün egemen ve güçlü bir devlet olmayı her şeyi özelleştirme ve özellikle ülkenin önemli varlıklarını yabancılara satma noktasına gelirken hangi değişimleri de anlamamızı sağlayacak tartışmaları yapabiliriz. Nasıl ki Kurtuluş Savaşı’nda Gazi Mustafa Kemal, düşmanın ilerlemesi karşısında Ankara’yı terk etmemiş ve vatandan vazgeçmeyi bir an bile düşünmemişse, bizim de bugün fonlar arasında en değerli varlığımız olan Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) sahip çıkmamız ve güven duymaktan bir an bile geri durmamamız gerekiyor. Devletimizin en üst düzeydeki inisiyatifi ile yönetilen bu fonda Borsa İstanbul’da yaşanan değer kaybı muharebe kaybı –ve büyük bir kayıp- olsa da, sorumluların buradaki komuta mesuliyetlerinin gereğini yapacağını bilmeli ve buna inanmalıyız. Mustafa Kemal Paşa’nın komutanlarının yapmaları gerekeni bilmeleri ve her türlü bedel karşılığında cephede bunun gereğini yapmalarında olduğu gibi.</p>
<p>Bu güven duygusu, Türk halkının da bu krizin sonrasına geçmek için elinden geleni yapmasını sağlayacak en önemli dayanaktır. Ben kendi adıma bu konuda Gemini ile uzun bir sohbet yaparak bu güveni tesis etme yönünde bir katkı sağlamayı deniyorum. Bunun sonuçlarını da birazdan aktaracağım ancak öncelikle Çeşme’deki Vizyon 100 toplantısından dönerken ve evde yaşadığım iki deneyimi aktarmak istiyorum.</p>
<p>İzmir Adnan Menderes-İstanbul (IGA) havalimanları arası uçuş süresi İstanbul’da pist üzerinde geçirdiğimiz yaklaşık 25 dakikayı saymazsak 1 saat 10 dakika. Biniş süresini de kullanırsanız uçak içi eğlence için kullanabileceğiniz süreyi biraz daha uzatabiliyorsunuz. Ancak anonslar ve yemek servisi nedeniyle netiniz daha düşük. Böyle karışık bir aritmetiği olan süreyi, çantadan kulaklık çıkarıp program seçmekle ziyan etmek yerine oyun oynayarak kullanmaya karar verdim. Oyunlara bir tıkladım; karşıma Monopoly çıktı. Bir önceki yazımla bu yazı arasında bağ kurmak için ilahi bir rastlantı olmuştu. Bir önceki yazımın (<a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/monopoly-oyunu-ile-fonlari-anlamak-88710">https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/monopoly-oyunu-ile-fonlari-anlamak-88710</a>)  Monopoly ile Fonları Anlamak şeklindeki başlığına taşıdığım bu oyunu uçakta oynama fırsatına atladım. Anlattığım gibi zaten daha iyi bir seçenek yoktu yani getiri her anlamda yüksekti.</p>
<p>Tek kişi bilgisayara karşı oynamayı seçtim. Bir zar atışı ekranı çıktı; zarlar yuvarlandı ve ben düşeş atarak oyuna başlama önceliğini elde ettim. Otomatik olan ilk zar atışından sonra bu sefer ben bir butona basarak zar attım. Gelen zar beni kart seçimi hanesine götürdü. Kartı açtım; hapse git ve başlangıçtan geçerken 200 Monopoly lirasını alma yazıyordu. Zaten hapis hanesini –biz eskiden kodes derdik- henüz geçmemiştim. Ben hapse girince diğerleri iki tur boyunca zarlarını atıp oynadılar ve uğradıkları haneleri 50 ve daha altı Monopoly lirası karşılığında satın aldılar. Sonra ben içeriden çıktıktan sonra belirli haneleri birbirleri ile takas yapıp mahallelere çöktüler. Başlangıçtan önceki ve sonraki mahalleler ile kodesin oradaki mahalleye önce konut sonra kırmızı renkte büyük binalar kurup mahalleyi kentsel dönüşüme soktular. Bu arada onlar paralarını “yatırıma” dönüştürdüğü için nakit yoksunu; bense hapisteyken hiçbir şey alamadığım için zengin görünüyordum. 1.500 Monopoly lirası ile başladığım oyunda büyük yatırım yapamadığım için birkaç tur sonunda küçük tefek bir şeyler alsam da başlangıçtan daha fazla param vardı. Kartlarım kamu yardımlaşma sandığından aktardığı para ve diğer küçük kira gelirleriyle servetim 2.000 Monopoly lirasına yaklaşmıştı. Ben kendimi zengin sanırken başlangıç hanesinden önceki mahallede yanılmıyorsam 550 ve 2-1 atınca da sonraki hanede 600 –ya da tam tersi- Monopoly lirası ödeyip söğüşlendim. Çaktım ki beni zarlarla bir sonraki mahalleye de sokacak olan oyun zekâsı bende küçük ikramiyelerle kazanıyormuşum hissi yaratırken elimde ne var ne yoksa alacak. Manipülasyonu çözmüştüm ama kalan zamanda yapacak başka bir şey bulmam da zordu. Yine de “Anadolu çocuğu yer mi lan” deyip oyunu kapattım. Fon krizinde temel etken olan mucizevi kâr elde ederek başka ve daha iyi bir hayat yaşama beklentisi bende kök salmış değil. Bu nedenle “Alın atınızı, yapmıyorum tımarınızı” fıkrasında olduğu gibi yönlendirmenin dışına çıktım. Oyunların algoritmalarının oyuncuyu elde tutma (retention) oranını yükseltmeye yönelik oluşturulması ve burada gerçek hayattaki dinamiklerin kurgulanması, oyun ile gerçek hayat arasındaki bağları; Sulukule ve Fikirtepe örneklerini düşünmemizi gerektiriyor. Vaktiniz olursa siz yapın; ben başka işlerle ilgileneceğim.</p>
<p><strong>Boğa ya da ayı değil; Külhan Kedi piyasası</strong></p>
<p>Anlatmak istediğim ikinci hikâye, iki üç gün ayrı kaldığım kedimiz Külhan ile yaşandı. Bu yazıyı yazmadan önce kendisini –daha önceden alışık olduğu şekilde- kaldırımda dolaşmaya çıkardım. Sokağa ilk defa park etmiş bir otomobili ince ince kokladıktan sonra bir komşumuzun sürekli aynı yerde duran otomobilinde aynı çalışmayı yaptı. İkincisi, diğer kedilerin de ilgi gösterdiği bir otomobildi ve pazar sabahı muhtemelen erkenden açıp kahvaltı/brunch müşterisi bekleyen cafe’lerde çöplenecek bir şeyler aramaya gittikleri için mahallede olmayan kedilerin izini sürdü. Sokak kedilerinin mama kabını doldurduğumu kontrol ettikten sonra eve girip kendi mamasından yemeye başladı. Ben de kapıyı kapatmadan mutfağa geçip sokak kedilerinin su kabını doldurdum. Sonra arka odaya geçip Külhan’ın tuvaletini temizlemeye karar verdim. Su kabını bırakıp çöpü attıktan sonra döner yazımı yazarım diye hesap yapıyordum. Önce uzun uzun miyavlamaya başlayan Külhan, adımımı attığım anda da ayağıma sert bir pençe attı. Normalde bir şey istese bacağımı dürter ya da ayağıma tırnak çıkarmadan vurur ama bu sefer sağlam geçirdi. Bu, yapmamı istediği önemli bir şey olduğunu düşündürdü ama ne olduğunu anlamadım. Sonra dank etti ve dönüp kapıyı kapattım. Sesini kesti ve gidip hemen oracıkta açık olan valizimin içinde oturup nöbet pozisyonu aldı.</p>
<p>Konuyu alışverişten gelen eşime anlattığımda ben Çeşme’deyken alışverişten gelip kapıyı açtığında Külhan’ın apartman içindeki turlarından birini atmak için kapıdan fırladığını ve kendisinin de bitince girsin diye kapıyı aralık bıraktığını söyledi. Yiyecekleri dolaba koyduktan sonra peçeteleri dolaba koymak için arka odaya gitmiş. Döndüğünde bir bakmış Külhan içeride ama kadının biri de kapıyı açmış evin içine bakıyor. Muhtemelen yeni kiracılardan biri olan kadın “kediye bakıyorum” demiş ama eşim buranın bir ev olduğunu söyleyip uyarmış.</p>
<p>Eskiden böyle şeyler yaşamazdık. Apartmanda birbirini tanımayan kimse yoktu ve tanıyanlar da böyle bir durumda seslenip davet edildikten sonra içeri girerdi. Kapının açık ya da kapalı olması, böyle bir protokol altında çok önemli olmazdı. Bu hikâyeyi dinleyince, apartmanın içinde belirli bir yöne işaret ederek oturmasını da çözdüm. Alt katta temizlik malzemelerini kömürlüğün girişine koyuyorlar; aşağı inerse, o gün temizlik yapılmış ve bez onun alacağı düzeyde koku yayıyor demek. Yukarıyı işaret etmesi ve beni görünce merdivenin yarısına kadar tırmanıp miyavlayarak beni çağırması, kadının kapısını göstermek için. Muhtemelen koklayarak ayak izlerinden daireyi çoktan tespit etmiştir. Dediğini yaptıramadığı için kızgın ancak bir suç oluşmadığı için benim kimsenin kapısına gidecek halim yok. Daha önce de eşimle konuşurken çöpünü indirirken iyi poşetlemeyip apartmanın içini kirleten komşularımızdan şikâyet etmemizin ardından kapı açılınca kıyameti koparıp merdivenden yukarı koşmuştu. Ben de peşinden gidince üst katlarda bir kapının önüne kadar ilerlemiş ve bir kapının önünde durmuştu. Işık yanınca kapının kenarında yarı kurumuş bir pis su birikintisi görmüştüm. Muhtemelen o komşumuz kapısını kilitlerken çöpü yere koyuyor, orada pis su öbeği yaratıyor ve sonra da sızdıran çöp poşetiyle alt katlara iniyordu. Karşılaşınca kendisini uyardık ve çay ya da meyve atıklarının su bırakmasına önlem almasını istedik. Sorun kısmen çözüldü. </p>
<p>Külhan zamanla düzelir ama şu anda kapının kenarında duran valizimin üzerinde uyuyarak nöbet tutuyor. Dün içinden bir şey almam gerekti ama tam boşaltamadım. Külhan onun güvenliğini sağlamayı da kendisine görev biliyor. Hem benim Monopoly deneyimim hem de Külhan ile yaşadıklarım gerçek hayatta mevzuat değil, belli tavırları sergileyebilen insanların -ve kedilerin- sistemlerin güvencesi olduğunu gösteriyor. Mamasını/suyunu veren ve kakasını temizleyen beni bile pençe atarak doğruya yönelten Külhan, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu karakter tipidir. Sistemi korumanın sonrasında olguları anlama sürecimi de tetiklemiştir</p>
<p><strong>Göz bebeğimiz Türkiye Varlık Fonu</strong></p>
<p>Her ne kadar Borsa İstanbul’daki (BIST) aşağı yönlü hareket bu şirketlerin hisselerine de yansımış olsa da Türkiye Varlık Fonu (TVF) şirketlerinin güvenilir kriz yaratan fonlar ve yatırımlarından nasıl ayrıştığını size –Gemini ile birlikte- anlatmaya dayanarak bilgiye dayalı bir güven yaratma niyetindeyim. Yaptığımız çalışmayı aktarayım. 2000 öncesi dönemde kamu tarafından kurulan fonlarla ilgili bölüm bir önceki yazım Monopoly ile Fonları Anlamak’ta yer alıyor (<a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/monopoly-oyunu-ile-fonlari-anlamak-88710">https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/monopoly-oyunu-ile-fonlari-anlamak-88710</a>). İsteyenler bu bölüme geçmeden önce belleklerini tazeleyebilir.  </p>
<p>Kerem: 2026'da yaşanan fon krizine konu olan fonları ve yatırım şirketlerini geçmişe paralel olarak değerlendirir misin?</p>
<p>Gemini: Türkiye'nin ekonomik tarihinde fonlar genellikle devlet eliyle bütçe açığını kapatma, tasarruf sağlama veya sosyal yardım amacıyla (Özal dönemi ve sonrasındaki kamu fonları gibi) kurulmuşken; Eylül 2026'da patlak veren "Fon Krizi", sermaye piyasalarında özel portföy yönetim şirketleri eliyle yürütülen ve yüzbinlerce yatırımcıyı etkileyen büyük çaplı bir likidite, manipülasyon ve ödeme krizi olarak tarihe geçmiştir.</p>
<p>Türkiye'nin geçmişteki yapısal fon deneyimleri ile 2026'da yaşanan bu özel portföy fonları krizini amaç, işleyiş ve ekonomik sonuçlar bağlamında şu şekilde değerlendirebiliriz:</p>
<ol>
<li><strong> 2026 Fon Krizi'nin Anatomisi ve Kapsamı</strong></li>
</ol>
<p>- Tetikleyici Unsurlar ve Süreç: Eylül 2026'da Pusula Portföy ile başlayıp Tera Portföy başta olmak üzere toplam 7 portföy yönetim şirketine sıçrayan kriz, bazı fonların, hayatın olağan akışına aykırı şekilde (örneğin bazı hisse/fon varlıklarının birkaç yılda yüzlerce kat suni olarak artırılması) manipüle edilmesiyle büyüdü.</p>
<p>- Büyüklüğü: 500 binden fazla yatırımcının parasının bulunduğu, işleme kapatılan fonlardaki toplam varlık büyüklüğünün ve riskin trilyonlu rakamlara (toplam riskin 20 milyar doları aştığı) ulaştığı bir tablo ortaya çıktı.</p>
<p>- Müdahale ve Tasfiye: Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) yasal süreç başlatarak ilgili portföy şirketlerinin fonlarını işleme kapattı ve tasfiye sürecini yürütmek üzere Türkiye İş Bankası ile T.C. Ziraat Bankası görevlendirildi.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Geçmişteki Kamu Fonları ile 2026 Özel Portföy Krizinin Karşılaştırmalı Değerlendirmesi</strong></li>
</ol>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Kriter</p>
</td>
<td>
<p>Özal ve Sonrası Kurulan Kamu Fonları (SYDTF, Tasarruf Teşvik vb.)</p>
</td>
<td>
<p>2026 Portföy ve Yatırım Fonu Krizi</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Kuruluş Amacı</p>
</td>
<td>
<p>Sosyal dengeyi sağlamak, dar gelirliye konut/yardım ulaştırmak veya ulusal tasarrufları artırmak.</p>
</td>
<td>
<p>Sermaye piyasalarında tasarrufların değerlendirilmesi, portföy çeşitlendirmesi ve yatırımcılara yüksek getiri sunulması.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Kaynak ve Finansman</p>
</td>
<td>
<p>Vergi kesintileri, akaryakıt payları, maaş kesintileri (Zorunlu devlet mekanizmaları).</p>
</td>
<td>
<p>Bireysel yatırımcıların gönüllü tasarrufları ve TEFAS üzerinden yönelen fon akışları.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Krizin Kaynağı</p>
</td>
<td>
<p>Devletin fon kaynaklarını bütçe açıklarına yöneltmesi, yüksek enflasyon karşısında birikimlerin erimesi.</p>
</td>
<td>
<p>Bazı portföy şirketlerinin (Pusula Portföy vb.) suni fiyat hareketleri, manipülasyon ve devasa çıkış talepleri karşısında nakde (likiditeye) sıkışıp temerrüde düşmesi.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Ekonomik Sonuç ve Maliyet</p>
</td>
<td>
<p>Toplumsal güvensizlik, bütçeye yük olan borç tasfiyeleri ve "zorunlu kesinti" tepkileri.</p>
</td>
<td>
<p>Yüzbinlerce yatırımcının mülkiyetinde blokaj, hisse senetlerinde sert düşüşler, sermaye piyasalarına olan güvenin sarsılması ve yurtdışına yasadışı varlık transferi iddiaları.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ol start="3">
<li><strong> Ekonomik sonuçlar ve sistemsel yansımalar</strong></li>
</ol>
<p>- Likidite ve Güven Krizi: 2026 krizi, Türkiye'de son yıllarda enflasyondan korunmak için borsa ve yatırım fonlarına yönelen küçük yatırımcının (halkın) güvenli liman algısını derinden sarstı. Fonların aniden işleme kapatılması, "tasfiye" sürecindeki belirsizlikler piyasada kitlesel bir panik yarattı.</p>
<p>- Denetim Açığı Tartışmaları: 1980'lerden bu yana Türkiye'deki fon mekanizmalarının en büyük kronik sorunu olan "denetim ve şeffaflık eksikliği", 2026'daki olayda da katlanarak kendini gösterdi. Fon büyüklüklerinin kısa sürede mantıksal temellerden koparak devasa boyutlara ulaşmasının neden önlenemediği ekonomi yönetiminin en büyük tartışma konularından biri haline geldi.</p>
<p>- Devlet Müdahalesinin Değişen Rolü: Özal döneminde devlet fonları kurarak ekonomiyi yönlendirmeye çalışırken, 2026 krizinde devlet (SPK ve kamu bankaları aracılığıyla) özel sektör eliyle patlayan bir "balonu" söndürmek, varlıkları rasyonel şekilde nakde çevirmek ve hak sahiplerine haklarını hukuki süzgeçten geçirerek iade etmekle yükümlü bir hakem konumunda kalmıştır.</p>
<p>Geçmişteki fon krizleri daha çok kamunun mali disiplinsizliği ve zorunlu kesintiler ekseninde halkın cebine yansırken; 2026 fon krizi, serbest piyasa ve portföy yönetim kisvesi altında yürütülen spekülatif vurgunlar ve denetlenemeyen dijital sermaye hareketleri üzerinden ekonomik sisteme büyük bir darbe vurmuştur.</p>
<p><strong>Kerem:</strong> 2000'li yıllarda kurulan Varlık Fonu gibi yapıları neden listelemiyorsun?</p>
<p><strong>Gemini:</strong> Haklısınız, ilk listelemede Türkiye Varlık Fonu (TVF) gibi makro düzeyde devasa ekonomik sonuçlar doğuran stratejik yapıların yer almaması eksik bir perspektif oluşturdu.</p>
<p>Bunun temel nedeni, Türkiye'deki fon tarihçesinin iki farklı kategoride incelenmesidir: İlk sorunuzun odağındaki bütçe dışı/sosyal amaçlı fonlar (SYDTF, Tasarruf Teşvik vb.) dar gelirliyi destekleme veya bütçe finanse etme amacı güderken; 2000'li yıllarda gündeme gelen Varlık Fonu nitelik ve işleyiş bakımından bambaşka bir kategoriye (Egemen Varlık Fonu / Sovereign Wealth Fund) aittir.</p>
<p>Türkiye Varlık Fonu'nu ve benzeri yapıları bu tarihsel zincire ekleyerek amaçları ve sonuçlarıyla birlikte şu şekilde ele alabiliriz:</p>
<ol start="5">
<li><strong> Türkiye Varlık Fonu (TVF) </strong></li>
</ol>
<p>- Kuruluş Yılı: 2016 (6741 sayılı Kanun)</p>
<p>- İlan Edilen Amaç: Türkiye'nin stratejik varlıklarının değerini artırmak, büyük ölçekli yatırımlara sermaye desteği sağlamak, İslami finans/borçlanma araçlarını çeşitlendirmek ve ülkeye dış kaynak temin ederek sermaye piyasalarının derinliğine katkıda bulunmak.</p>
<p>- Ekonomik Sonuçları: Ziraat Bankası, Borsa İstanbul, Türk Hava Yolları, PETKİM, TPAO gibi Türkiye'nin en büyük kamu varlıkları ve şirketleri bu fonun bünyesinde toplandı. Ekonomik açıdan, bu devasa varlıkların teminat gösterilerek uluslararası piyasalardan borçlanma kapasitesini artırması hedeflendi. Ancak denetim mekanizmalarının Sayıştay denetiminden büyük ölçüde muaf tutulması, bütçe dışı esneklikler sağlanması ve varlıkların şeffaflığı konuları ekonomi çevrelerinde ve muhalefette sürekli olarak yoğun tartışmalara ve yapısal eleştirilere neden oldu.</p>
<p><strong>Neden ilk listede yer almamıştı? (Kavramsal Ayrım) </strong></p>
<p><strong>1- İşlevsel farklılık:</strong> Özal döneminde başlayan ilk fon dalgası (Fakir Fukara Fonu, Tasarruf Teşvik, Toplu Konut Fonu vb.), doğrudan vatandaşın cebinden yapılan kesintilerle ya da kamunun dar gelirliye kaynak aktarma / bütçe açığı kapama araçları olarak tasarlanmıştı.</p>
<p><strong>2- Varlık Fonu’nun konumu:</strong> TVF ise Norveç, Körfez ülkeleri veya Singapur örneklerinde görüldüğü gibi bir "Egemen Varlık Fonu" mantığıyla, ülkenin sahip olduğu stratejik şirket hisselerini ve gayrimenkullerini tek bir çatı altında toplayıp ekonomik büyüme ve mega projeler için kaldıraç unsuru yapmak üzere kurgulandı.</p>
<p>Özetle; 2016 yılında kurulan Türkiye Varlık Fonu, Türkiye'nin fonlar tarihinin en büyük ölçekli ve en çok tartışılan yapısal dönüşüm hamlelerinden biridir ve devlet varlıklarının yönetim modelini kökten değiştirmiştir.</p>
<p>Kerem: 2026'da tasfiye edilen fonların yaptığı iş ile, Türkiye Varlık Fonu'nun anonim şirket haline getirdiği kamu kuruluşlarını menkul kıymet olarak satma projesi arasında fark var mı?</p>
<p>Gemini: 2026 yılında yaşanan portföy/yatırım fonu krizi sırasında tasfiye edilen özel fonların yaptığı operasyonlar ile Türkiye Varlık Fonu'nun (TVF) kamu kuruluşlarının hisselerini menkul kıymetleştirerek uluslararası piyasalarda satışa/halka arza konu etmesi, aktörler, niyet ve mekanizma açısından temelde tamamen farklı iki dünyaya dayanır.</p>
<p>Ancak her iki olayın da sermaye piyasalarındaki pay/likidite hareketleri üzerinden kesiştiği noktalar vardır. Bu iki yapıyı amaç, işleyiş ve sonuçları bakımından şu şekilde ayırabiliriz:</p>
<ol>
<li>2026'da Tasfiye Edilen Özel Fonların Durumu (Manipülasyon ve Likidite Krizi)</li>
</ol>
<p>- Ne Yaptılar?: Pusula Portföy ve Tera Portföy gibi şirketlerin yönetimindeki bazı serbest fonlar, piyasada fiili dolaşımı (halka açıklığı) düşük olan sığ hisselerde suni ve olağan dışı fiyat artışları yaratmış, portföylerini bu riskli varlıklar üzerinde yoğunlaştırmıştır. Yatırımcıların toplu çıkış talebi (panik) başlayınca fonlar nakde sıkışmış (temerrüt) ve SPK tarafından sistemik riski önlemek amacıyla karantinaya alınarak tasfiye edilmiştir.</p>
<p>- Temel Motivasyon: Kısa vadede spekülatif yüksek getiri vadederek bireysel yatırımcı çekmek, portföy büyüklüğünü suni olarak şişirmek ve piyasa denetim mekanizmalarının gri alanlarını suiistimal etmek.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Türkiye Varlık Fonu'nun (TVF) Kamu Varlıklarını Menkul Kıymetleştirme Hamleleri </strong>(Stratejik Varlık Yönetimi)</li>
</ol>
<p>- Ne Yapıyor?: TVF, bünyesinde topladığı devasa kamu şirketlerinin (örneğin <em>Türkiye Sigorta</em> veya diğer stratejik iştirakler) hisselerini, uluslararası kurumsal yatırımcılara borsa dışı blok satışlar veya Eurobond/sermaye piyasası araçları yoluyla dış kaynak (likidite) sağlamak amacıyla menkul kıymetleştirerek satmaktadır.</p>
<p>- Temel Motivasyon: Türkiye’nin mega projelerine dış kaynak bulmak, uluslararası borçlanma kapasitesini artırmak ve stratejik varlıkları küresel finans ağlarına entegre ederek makro düzeyde döviz/sermaye akışı sağlamak.</p>
<p>Temel Farklar Tablosu</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Kriter</p>
</td>
<td>
<p>2026 Tasfiye Edilen Özel Fonlar</p>
</td>
<td>
<p>Türkiye Varlık Fonu (TVF)</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Yasal Statü ve Konum</p>
</td>
<td>
<p>Özel portföy yönetim şirketleri eliyle kurulan, küçük yatırımcının parasını yöneten yatırım fonları.</p>
</td>
<td>
<p>Kanunla kurulmuş, devletin en büyük şirketlerini bünyesinde barındıran egemen varlık fonu.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>İşlem Türü</p>
</td>
<td>
<p>Sığ hisselerde suni fiyatlamalar, kaldıraçlı/riskli pozisyonlar ve tasfiye süreci.</p>
</td>
<td>
<p>Stratejik kamu iştiraklerinin paylarının kurumsal/uluslararası yatırımcılara blok satışı veya borçlanma araçları.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Ekonomik Sonuç</p>
</td>
<td>
<p>Piyasada güven krizi, küçük yatırımcının zarar etmesi, ödeme güçlüğü (temerrüt) ve kamunun/bankaların (İş Bankası/Ziraat) tasfiye için devreye girmesi.</p>
</td>
<td>
<p>Ülkeye doğrudan dış sermaye girişi, kamu varlıklarının uluslararası piyasalarda nakde çevrilmesi (özelleştirme benzeri kaynak yaratma).</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Sistemdeki Rolü</p>
</td>
<td>
<p>Karantinaya alınması gereken kriz ve manipülasyon odağı.</p>
</td>
<td>
<p>Devletin ekonomideki varlıklarını kaldıraç ve borçlanma aracı olarak kullanan makro finansman mekanizması.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Özetle; 2026'daki fon krizi, serbest piyasa kurallarının ve denetimlerin delinerek küçük yatırımcının zarara uğratıldığı tıkalı bir spekülasyon sürecini ifade ederken; Varlık Fonu'nun hisse satışı, devletin en üst kademesinde planlanan ve uluslararası sermaye piyasalarına coğrafi/kurumsal varlık satışı yapılarak dış kaynak yaratma operasyonudur. Biri hukuki ve cezai soruşturmalara konu olan bir "kriz tasfiyesi", diğeri ise makroekonomik bir "varlık yönetimi ve nakde dönüştürme" stratejisidir.</p>
<p><strong>Kerem:</strong> Her iki tarafı, Türkiye’nin sıkıntısını çektiği finansal kaynağı yaratma boyutuyla ele alır mısın?</p>
<p><strong>Gemini:</strong> Haklısınız; her iki mekanizma da özünde "eldeki mevcut likidite ile yetinmeyip, gelecekteki değerler üzerinden yeni bir finansal alan (kaynak) açma" ortak paydasında buluşur. Ancak bu kaynağın yaratılış yöntemi, yasal çerçevesi, riski ve piyasaya verdiği zarar açısından aralarında çok derin ve yapısal bir fark vardır.</p>
<p>Bu iki süreci "olmayan kaynağı yaratma" motivasyonu üzerinden şu şekilde karşılaştırabiliriz:</p>
<ol>
<li>2026 Krizindeki Özel Fonlar: "Suni Değer ve Manipülasyonla Kaynak Yaratma"</li>
</ol>
<p>- Süreç Nasıl İşler? Pusula veya Tera Portföy örneklerinde görüldüğü üzere, bu fonlar ellerindeki sınırlı sermayeyle piyasada işlem hacmi düşük (sığ) hisseleri hedef alır. Karşılıklı işlemler, danışıklı dövüş ve suni alım-satımlarla o hissenin fiyatını hakiki değerinden kopararak katbekat artırırlar.</p>
<p>- Olmayan Kaynak Nasıl Yaratılır? Kağıt üzerinde değeri fiktif (hayali) olarak şişirilen o hisseler, fonun portföy büyüklüğünü devasa gösterir. Bu şişirilmiş büyüklük üzerinden bankalardan kredi çekilir, yeni yatırımcılardan para toplanır veya kaldıraçlı türev işlemler yapılır. Yani ortada ekonomik bir değer üretilmemiştir; sadece matematiksel bir balon yaratılmıştır.</p>
<p>- Sonuç Neden Krizdir? Gerçek olmayan bir değer üzerinden sistem döndürüldüğü için, tek bir büyük "satış" talebi geldiğinde balon patlar. Fonun varlıkları nakde çevrilemez çünkü o fiyatlardan o hisseleri alacak gerçek bir alıcı yoktur. Sonuç: Temerrüt, tasfiye ve küçük yatırımcının parasının buharlaşması.</p>
<ol start="2">
<li>Türkiye Varlık Fonu (TVF): "Maddi Varlıkların Teminatıyla Borçlanma / Sermaye Çekme"</li>
</ol>
<p>- Süreç Nasıl İşler? TVF, Türkiye’nin en büyük kurumlarının (THY, Ziraat Bankası, Borsa İstanbul vb.) tapusunu, yani somut, fiziksel ve gelir üreten gerçek varlıklarını tek bir çatı altında toplar.</p>
<p>- Olmayan Kaynak Nasıl Yaratılır? TVF "yoktan var etmez"; elindeki bu devasa ve kâr eden varlıkları (veya bunların hisselerini) küresel finans piyasalarına "güvence" olarak gösterir. Uluslararası tahvil ihraç eder, yabancı fonlara blok hisse satar veya bu varlıkları kaldıraç yaparak dış borç/sermaye çeker. Buradaki kaynak fiktif değil, gelecekteki nakit akışlarının bugüne iskonto edilmesi veya mevcut devlet varlıklarının uluslararası likiditeye dönüştürülmesidir.</p>
<p>- Sonuç Neden Farklıdır? Bu yöntem yasalara dayanır, uluslararası denetime ve kredi derecelendirme kuruluşlarının onayına tabidir. Buradaki risk "şirketin kağıt üstünde şişmesi" değil, ülkenin en stratejik varlıklarının dış borç karşılığında ipotek altına girmesi veya küresel sermayeye devredilmesidir.</p>
<p>Özetle: Fiktif Balon ile Stratejik Kaldıraç Arasındaki Çizgi</p>
<p>- 2026 Fon Krizi: Ortada gerçek bir değer yokken, kuralların etrafından dolaşılarak ve fiyatlar manipüle edilerek "hayali bir varlık ve likidite" yaratma çabasıdır. Bu bir suç ve piyasa dolandırıcılığıdır; sonuçta sistem çöker.</p>
<p>- Türkiye Varlık Fonu: Ortada devletin yüz yıllık somut ekonomik varlıkları vardır; bu varlıklar sistemik bir politika aracı olarak uluslararası masaya sürülür ve nakde çevrilir. Bu bir egemen finansman stratejisidir; sonuçta varlıklar el değiştirir veya ülke borçlanır.</p>
<p>Birinde hukuk dışı bir illüzyon (kandırmaca) ile sistemin altı oyulurken; diğerinde hukuki ve politik bir yetkiyle devletin mülkiyeti finansal bir kaldıraç olarak küresel piyasalara açılmaktadır.</p>
<p><strong>Son Söz: Sadece finansal göstergelere bakmak yeterli değil</strong></p>
<p>Anlamadığım finans konusunda Gemini ile birlikte yaptığımız bu değerlendirmelere şunu eklemem gerekiyor. Benim için bir sorunun büyüklüğü berberde konuşulması ile ölçülür. Bu krizi, 25 yıldır borsada yer alan deneyimli biri olan berberimin şöyle anlatıyor: “Bu fonları biliyorduk; hiçbirine bulaşmadım ama portföyümün değeri yüzde 20’sine düştü.” Bu, Malta’da ev almak için oluşturulmuş bir portföy değil, yüksek enflasyon ortamında çalışanların ücretlerini ödeyebilmek ve kira dahil dükkanı çevirebilmek için kurulmuş bir finansal yapı.</p>
<p>Emekli bir akademisyen ile konuşuyorum: “Danışmanlığını yaptığım bir işadamı ‘Bu düzelmezse ben Kasım’da maaş ödeyemem’ dedi.”diyor.</p>
<p>Bunlar sorunun bir de ekonomik boyutu olduğunu gösteriyor. Gemini, bu konuda sorumu yanıtlarken “Yüksek faiz ve enflasyon ortamında, güçlü net nakit pozisyonuna sahip bazı sanayi ve perakende şirketlerinde net kârın %30 ila %60’ı (bazı özel çeyreklerde ve sığ şirketlerde çok daha yüksek oranlar) esas faaliyetlerden değil, tamamen yüksek faizli mevduatlardan veya finansman gelirlerinden (faaliyet dışı) gelmiştir” ifadesini kullanıyor. Bir vatandaş olarak uzman ve yöneticilere bu konuya da özen göstermelerini tavsiye ediyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-varlik-fonuna-tvf-gozumuz-gibi-bakmaliyiz-88996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) gözümüz gibi bakmalıyız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sig-tahtali-hisselerde-manipulasyon-ve-abddeki-halka-arzlar-turk-sirketleri-icin-riskler-88994</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sığ tahtalı hisselerde manipülasyon ve ABD&#039;deki halka arzlar: Türk şirketleri için riskler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Av. AYŞE UZUN NURİLİ - <em>Penezoğlu Hukuk Bürosu Direktörü</em></strong></p>
<p>Sermaye piyasalarında son günlerin en önemli gündem maddesi, kamuoyunda "fon soruşturması" olarak bilinen süreç... İddialara göre bazı yatırım fonları, işlem hacmi sınırlı paylarda koordineli alımlar gerçekleştirerek fiyatları yapay biçimde yükseltti; artan iade talepleri karşısında ise likidite sorunu yaşandı. Soruşturma devam ediyor ve iddiaların sübutunu yargı mercileri belirleyecek. Ancak iddia konusu yöntem, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107. maddesinde düzenlenen işlem bazlı piyasa dolandırıcılığının bilinen görünümlerinden biri ve yalnızca Türkiye'ye özgü değil. Basına yansıyan bilgilere göre soruşturmada incelenen paylar son üç yıl içinde halka arz edilmiş, halka açıklık oranı düşük paylar; bu payların önemli bir kısmı birkaç fonda toplanmış ve fiyatlar şirketlerin finansal durumuyla açıklanamayacak düzeylere çıkmış. İddia edilen bu örüntü, ABD'de son iki yılda küçük yabancı şirketlerin halka arzlarında yaşanan dalgayla neredeyse birebir örtüşüyor: dolaşımdaki payların dar bir çevrede toplanması, piyasanın tanıdık yatırımcılar ve ilişkili taraflarca yapılan yüksek hacimli alımlarla yönlendirilmesi, fiyatın şirketin temel göstergelerinden koparılması ve küçük yatırımcının sosyal medya üzerinden işleme çekilmesi. Ayrı bir soruşturmada da sosyal medya üzerinden yatırımcı yönlendirildiği iddiasıyla 16 kişi tutuklandı. Türkiye'deki iddiaların ayırt edici yanı ise zararın yalnızca payı doğrudan alanlara değil, bu payları taşıyan fonların katılma payı sahiplerine de yansıması. Üstelik ABD'deki model, Türk şirketlerini farkında olmadan bu düzeneğin aracı haline getirme riski de taşıyor.</p>
<p>ABD'de bu yöntemin adı "pump and dump"; Türkçeye "şişir ve sat" olarak çevrilebilecek bu yöntemde, payın fiyatı yapay yollarla yükseltiliyor, küçük yatırımcı işleme çekiliyor ve ardından payları elinde tutanların satışıyla fiyat çöküyor. Son iki yılda bu uygulamanın en yoğun örnekleri, Nasdaq'ta işlem gören mikro ölçekli ("microcap") ve piyasa değeri çoğunlukla 100 milyon doların altında kalan yabancı şirketlerin halka arzlarında yaşandı. Bloomberg'in araştırmasına göre 2023'ten bu yana yaklaşık 60 şirkette bu örüntü tespit edildi ve yaklaşık 16 milyar ABD doları tutarında piyasa değeri kaybı yaşandı.</p>
<p>Asıl mesele, ABD'nin bu dalgaya karşı aldığı tedbirlerin ağırlıklı olarak Çin bağlantılı şirketleri hedef alması. Nasdaq'ın yalnızca Çin merkezli ihraççılara uyguladığı 25 milyon dolarlık yüklenimli arz şartı, bu düzeneğin iş modelini Çin için fiilen işlemez hale getirdi. Bu düzeneği yönetenler için Çin kapısı büyük ölçüde kapanmış durumda ve bu yapıların yeni hedeflerinden biri Türkiye'deki küçük ve orta ölçekli şirketler.</p>
<p><strong>Sistem nasıl işliyor?</strong></p>
<p>Bu halka arzlarda sürecin tüm aşamaları birbiriyle bağlantılı aktörlerce yürütülüyor. Halka arzı organize eden danışman ihraççıyı buluyor ve süreci yönetiyor. Halka arza aracılık eden kurum (underwriter) çoğunlukla aynı danışmanla sürekli çalışan küçük ölçekli bir aracı kurum. Değerleme aynı çevrede hazırlanıyor ve şirketin faaliyet sonuçlarından çok toplanması hedeflenen fon tutarına göre şekilleniyor. Arzda payları edinen ilk yatırımcılar ise çoğunlukla danışmanın kendisi veya onunla bağlantılı kişiler. Paylar, gerçek faydalanıcıyı gizleyen çok sayıda paravan hesaba (nominee) dağıtılıyor ve fiili dolaşımdaki payların (free float) aslında birkaç elde toplandığı görünmez hale geliyor. Halka arzın ardından pay sosyal medyada pazarlanıyor, fiyat yükseliyor ve bu çevre satışa geçiyor.</p>
<p>Dışarıdan bakıldığında ise her şey olağan bir halka arz gibi görünüyor. Bu görünümün en önemli dayanaklarından biri de kayıt beyanında (registration statement) adı geçen bağımsız denetçi ve hukuk bürolarının varlığı.</p>
<p><strong>ABD'nin önlemleri ve somut sonuçlar</strong></p>
<p>Nasdaq, 2024'ten bu yana kotasyon kurallarını adım adım sıkılaştırdı. Mart 2024'ten itibaren halka arzı yöneten aracı kurumun Nasdaq üyesi veya sınırlı aracılık üyesi (limited underwriting member) olması şartı getirildi. 2025'te, ilk kotasyon için aranan halka açık pay değerinin yalnızca halka arzda satılan paylarla karşılanması zorunlu hale geldi; mevcut ortakların satışa sunduğu paylar artık bu hesaba katılmıyor. Aralık 2025 itibarıyla Nasdaq Capital Market'te bu asgari tutar tüm kotasyon standartlarında 15 milyon ABD Doları’na çıkarıldı. Aynı dönemde pay fiyatı on işlem günü boyunca 0,10 ABD Doları veya altında kalan şirketlerin uyum süresi tanınmadan kottan çıkarılmasına ilişkin kuralın kapsamı genişletildi. Temmuz 2026'da ise piyasa değeri 30 iş günü boyunca 5 milyon ABD dolarının altında kalan şirketlerin uyum süresi tanınmadan kottan çıkarılmasını öngören kural onaylandı; ancak kural, itirazlar üzerine durduruldu ve SEC Eylül 2026'da kuralı esastan incelemeye aldı.</p>
<p>Nasdaq ayrıca Haziran 2026'da yürürlüğe giren yeni kotasyon kuralıyla Çin, Hong Kong ve Makao merkezli ihraççılar için özel bir rejim getirdi. Bu ihraççıların halka arz yoluyla kote olabilmesi için ABD'de yüklenimli (firm commitment) bir arz gerçekleştirmesi ve bu arzda asgari 25 milyon ABD doları brüt hasılat elde etmesi gerekiyor. Yüklenimli arzda aracı kurum, payların tamamını ihraççıdan satın alarak yatırımcılara satmayı üstleniyor. Bu tutarın hesabında yalnızca şirket yöneticileri, yönetim kurulu üyeleri ve yüzde 10'un üzerinde paya sahip ortaklar dışındaki yatırımcılara (public holders) yapılan satışlar dikkate alınıyor. Asgari tutarın yüksek tutulması ve içeriden kişilere yapılan satışların hesaba katılmaması, küçük ve dar bir çevre tarafından doldurulan arzların önüne geçmeyi amaçlıyor. Bir şirketin "Çin merkezli" sayılıp sayılmadığı ise yalnızca merkezine veya kuruluş yerine göre değil; varlıklarının, gelirlerinin, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerinin ve çalışanlarının çoğunluğunun nerede olduğuna ve şirketin kimin kontrolünde bulunduğuna bakılarak bütüncül bir değerlendirmeyle belirleniyor. Bu nedenle kontrolü Çin bağlantılı yatırımcılara geçen bir Türk şirketi de bu kapsamda değerlendirilebilir.</p>
<p>ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) cephesinde ise Eylül 2025'te kurulan sınır ötesi görev gücü, özellikle Asya merkezli ihraççıları ve bu ihraççıları ABD piyasasına taşıyan, başta denetçiler ve aracı kurumlar olmak üzere "gatekeeper", yani kapı bekçisi konumundaki meslek mensuplarını hedef alıyor. Bu kapsam, kayıt beyanında görüşüne yer verilen hukuk bürolarını ve halka arz sürecinde rol alan finansal danışmanları da içine alabiliyor; bu nedenle Türk hukuk bürolarının ve finansal danışmanların da bu tür tekliflere karşı dikkatli olması gerekiyor. SEC, Eylül 2025 ile Nisan 2026 arasında Çin, Hong Kong, Singapur, Malezya, Endonezya ve Japonya bağlantılı 14 yabancı ihraççının pay işlemlerini, sosyal medya üzerinden yürütülen manipülasyon şüphesiyle askıya aldı. Bu şirketlerin neredeyse tamamı paylarını 4 ABD Doları’ndan halka arz etmişti; bazılarının pay fiyatı kısa sürede 200 ABD Doları’nın üzerine çıkmıştı. ABD Temsilciler Meclisi'nin Çin'e ilişkin özel komitesi de Mart 2026'da bu halka arzları yürüten bazı aracı kurumlardan, paravan hesaplara ve halka arz sonrası koordineli alımlara ilişkin belge talep etti.</p>
<p>Somut sonuçlar da gelmeye başladı. Chicago'da savcılık Mart 2025'te, Nasdaq'ta işlem gören China Liberal Education paylarında sosyal medya üzerinden yürütüldüğü iddia edilen bir manipülasyonla bağlantılı 214 milyon ABD doları tutarındaki gelire el koydu ve yedi kişi hakkında dolandırıcılık suçlamasıyla iddianame düzenlendi; mahkeme Mayıs 2025'te bu tutarın müsaderesine karar verdi. Eylül 2025'te ise Nasdaq'ta işlem gören Ostin Technology'nin eş CEO'su ile bir finansal danışman hakkında, 100 milyon ABD Doları’nı aşan kazanç sağladıkları ve 950 milyon ABD Doları’nı aşan piyasa değeri kaybına yol açtıkları iddia edilen bir pump and dump planı nedeniyle Virginia'da iddianame düzenlendi. Aynı şirkete karşı Şubat 2026'da yatırımcılar da toplu dava açtı. New York'ta savcılık Haziran 2026'da Hong Kong merkezli iki Nasdaq şirketinin paylarındaki manipülasyonla bağlantılı 19,5 milyon ABD Doları’na daha el koydu. Aracı kurumlar cephesinde de ilk somut adım atıldı: ABD'de aracı kurumları SEC gözetiminde denetleyen Finansal Sektör Düzenleme Kurumu (FINRA), Ocak 2026'da birbirine bağlı iki aracı kurum ve bu kurumların eski genel müdürü hakkında disiplin şikâyeti başlattı. Henüz ispatlanmamış iddialara göre bu kurumlar, ihraççıların yönlendirdiği ve neredeyse aynı bilgilerle açılmış hesaplar üzerinden halka arzlara katılım sağlanmasına ve halka arz fiyatının üzerinde koordineli alım emirleri verilmesine karşı gerekli denetimi yapmadı.</p>
<p>Buna karşın SEC'in bu vakalarda bugüne kadar kullandığı başlıca araç, işlem durdurma kararları oldu. Görev gücü kapsamında sonuçlanmış bir idari para cezası henüz kamuoyuna yansımadı. ABD Kongresi'nde ise SEC'in yaklaşımının olay gerçekleştikten sonra müdahale eden reaktif bir yapıda kaldığı eleştirileri dile getiriliyor. Yaptırımlar şimdilik ağırlıklı olarak ceza soruşturmaları, el koyma kararları ve yatırımcı davaları yoluyla geliyor. Bu tedbirlerin toplam etkisi ise belirgin: 2025'in ilk yarısında ABD'de yaklaşık 80 mikro ölçekli halka arz gerçekleşmişken (yılın tamamında bu sayı 140'a yaklaştı), 2026'da Temmuz ortası itibarıyla bu sayı 13'te kaldı.</p>
<p><strong>Peki, bu tablo Türkiye'yi neden ilgilendiriyor?</strong></p>
<p>Çünkü getirilen en sıkı kurallar yalnızca Çin bağlantılı ihraççılara uygulanıyor. Bu halka arzları organize eden yapıların sermayesi, ABD'deki aracı kurum ilişkileri ve iş modeli ise yerinde duruyor. Bu yapıların yeni ihraççılar araması kaçınılmaz ve bu nitelikteki talepler Türkiye'deki şirketlere de ulaşıyor. Çin merkezli bir şirketin kote olabilmesi için artık en az 25 milyon dolarlık yüklenimli bir arz gerekirken, bir Türk şirketi için 15 milyon dolarlık halka açık pay eşiği yetiyor. Bu fark, Türkiye'yi bu yapılar için doğal bir alternatif haline getiriyor.</p>
<p>Bu risk, kuralın hazırlık sürecinde de açıkça dile getirildi. SEC'in Mayıs 2026 tarihli onay kararına yansıyan görüşlerde, sıkılaştırılmış kuralların yalnızca Çin ile sınırlı tutulması halinde bu yapıların dolandırıcılığın daha da kolay olduğu başka ülkelere kayabileceği uyarısı yer aldı. Nasdaq ise şimdilik başka ülkeler için özel bir kurala ihtiyaç görmediğini, ancak durumu izlemeye devam edeceğini ve gerekirse belirli ülkeler için de kotasyon standartlarını yükselteceğini açıkladı. SEC de onay kararında, Nasdaq'ın şirketin bulunduğu yeri gözeterek kotasyon talebini reddetme yetkisinin zaten mevcut olduğunu ve bu yetkinin Çin ile sınırlı olmadığını hatırlattı. SEC'in işlem durdurduğu 14 şirketin 8'inin Çin veya Hong Kong değil, Singapur, Malezya, Endonezya ve Japonya bağlantılı olması da bu yapıların tek bir ülkeyle sınırlı olmadığını ve farklı ülkelerden ihraççı bulabildiklerini gösteriyor.</p>
<p>Nasdaq'ın bu açıklaması Türkiye açısından özellikle önemli. Türk şirketleri üzerinden gerçekleştirilecek birkaç kötü niyetli halka arz, Türkiye'nin de Çin gibi ülkeye özgü ve çok daha ağır kotasyon şartlarına tabi tutulan ülkeler arasına alınmasına yol açabilir.</p>
<p>Bu noktada bir ayrımı net biçimde yapmak gerekiyor. Türk şirketlerinin ABD sermaye piyasalarında halka arz edilmesi, Türkiye ekonomisi için gurur verici bir gelişme. Hepsiburada 2021'de Nasdaq'ta halka arz edilen ilk Türk şirketi oldu, Martı da 2023'te bir SPAC birleşmesi yoluyla New York'ta işlem görmeye başladı. Türkiye'nin girişim ekosistemi oyun, e-ticaret, finansal teknoloji ve mobilite başta olmak üzere pek çok alanda uluslararası ölçekte şirketler çıkarıyor. Bu yapılar üzerinden gerçekleştirilecek tek bir halka arz ve ardından gelecek bir soruşturma dahi, ABD'de halka arz planlayan Türk şirketlerine yönelik şüpheyi artırabilir ve bu şirketlerin çok daha sıkı incelemelerle karşılaşmasına yol açabilir. Yıllarını ürününe ve ekibine vermiş, Türkiye'nin yeni başarı öyküleri olmaya aday girişimler bu muameleyi hak etmiyor. Birkaç kötü niyetli yapı yüzünden bu emeklerin heba olmasına izin verilmemeli.</p>
<p><strong>İhraççı şirket ve yönetim kurulu için sonuçlar</strong></p>
<p>Pay fiyatı çöktüğünde halka arzı organize edenler pozisyonlarını çoktan kapatmış oluyor, sorumluluk ise ihraççıda ve yöneticilerinde kalıyor.</p>
<p>İhraççı, ABD menkul kıymetler mevzuatı uyarınca kayıt beyanındaki yanlış veya eksik bilgilerden kusursuz sorumlu. Fiyatı sert düşen ihraççılara karşı toplu dava (class action) açılması ABD'de yaygın ve uzlaşma bedelleri dahi küçük ölçekli bir şirketin mali yapısını sarsabilecek düzeyde. SEC, pay işlemlerini on iş gününe kadar askıya alabiliyor, ağır vakalarda ihraççının kaydını tümüyle iptal edebiliyor, haksız kazancın iadesini (disgorgement) ve para cezası ödenmesini talep edebiliyor. Nasdaq ise, SEC incelemesi sürdüğü için henüz uygulanmayan yeni asgari piyasa değeri şartından bağımsız olarak, kamu yararı gerekçesiyle kottan çıkarma (delisting) konusunda geniş bir takdir yetkisine sahip ve bu yetkiyi manipülasyon şüphesi bulunan küçük ölçekli paylar bakımından aktif biçimde kullanıyor. Kottan çıkarılmış ve SEC incelemesi altındaki bir şirketin yeniden fon bulması, hatta bankacılık ilişkilerini sürdürmesi bile güçleşiyor.</p>
<p>Yönetim kurulu üyeleri bakımından tablo daha da ağır. Kayıt beyanının sunulduğu tarihte görevde bulunan her yönetim kurulu üyesi, beyanı imzalayıp imzalamadığına bakılmaksızın 1933 tarihli ABD Menkul Kıymetler Kanunu'nun (Securities Act) 11. maddesi uyarınca şahsen sorumlu tutulabiliyor. Bu sorumluluğa karşı temel savunma, gerekli özenin gösterildiğinin ve makul bir araştırma yapıldığının (due diligence) ispatı; "bilmiyordum" savunması tek başına yeterli değil. Yönetim kurulu üyeleri ve kontrol eden pay sahipleri, ihraççının ihlallerinden kontrol eden kişi (control person) sıfatıyla da sorumlu tutulabiliyor. Genel müdür ve finans müdürünün periyodik raporlara ilişkin onayları ise Sarbanes-Oxley Kanunu kapsamında, bilerek yanlış beyanda bulunulması halinde cezai yaptırıma bağlanmış durumda. SEC, yöneticilerin halka açık şirketlerde görev almaktan men edilmesini talep edebiliyor; bilerek iştirak edilen hallerde ise menkul kıymet dolandırıcılığı suçlamasıyla ceza soruşturması gündeme gelebiliyor. Yönetici sorumluluk sigortaları ("D&amp;O") dolandırıcılık ve kasıtlı eylemleri genellikle teminat dışında bıraktığından, dolandırıcılık tespit edildiğinde bu risk yöneticilerin kişisel malvarlığına yansıyabiliyor.</p>
<p>Türk hukuku bakımından da sorumluluk gündeme geliyor. Bu arzlarda kote olan şirket çoğu zaman Cayman Adaları veya Britanya Virjin Adaları'nda kurulu bir holding, Türk şirketi ise onun iştiraki oluyor; bu durumda Türk Ticaret Kanunu'nun 553. maddesi Türk iştirakin yönetim kurulu üyelerine uygulanıyor. Türk anonim şirketinin paylarını doğrudan ABD'de ihraç ettiği yapılarda ise bu sorumluluk doğrudan ihraççının yönetim kuruluna uzanıyor. Her iki durumda da yönetim kurulu üyeleri, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri halinde şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı sorumlu. ABD'de verilen kararların Türkiye'de tanıma ve tenfiz yoluyla icrası da gündeme gelebilir.</p>
<p>Kurucular açısından çoğu zaman gözden kaçan bir nokta ise satmama taahhüdü ("lock-up"). Bu yapılarda kurucular halka arzın ardından belirli bir süre paylarını satmamayı taahhüt ederken, danışman çevresinin paravan hesaplardaki payları serbestçe işlem görebiliyor. Fiyat şişirilip çöktüğünde danışman çevresi pozisyonunu kapatıp çıkarken, kurucular kendi şirketlerinin değerinin eridiğini izlemek zorunda kalıyor. Ardından açılan davalarda davalı konumunda kalanlar ise yine şirket ve yönetim kurulu oluyor.</p>
<p><strong>Yapılması gerekenler</strong></p>
<p>Bu nitelikte bir teklif alan şirketler bakımından, ABD'de düzenleyicilerin ve Kongre'nin tespitlerinde öne çıkan ortak uyarı işaretleri iyi bir kontrol listesi oluşturuyor. Halka arzı yönetecek aracı kurumun ve danışmanın geçmişi incelenmeli; daha önce aracılık ettikleri halka arzlarda payların işlem görmeye devam edip etmediği, kısa sürede sert düşüş yaşanıp yaşanmadığı ve kottan çıkarılma olup olmadığı kontrol edilmeli. Aracı kurumun ve danışmanın ABD'deki kayıt durumu FINRA BrokerCheck üzerinden teyit edilmeli.</p>
<p>Bazı vaatler ise başlı başına uyarı işareti niteliğinde. Şirketin sektörü, gelirleri ve büyüklüğü hiç sorgulanmadan halka arzın mümkün olduğunun söylenmesi; halka arzın başarısız olmayacağının, gerekirse eksik kalan kısmın danışman tarafından tamamlanacağının garanti edilmesi ve arzın büyük kısmının danışmanın yurt dışındaki kendi yatırımcı çevresi tarafından karşılanacağının belirtilmesi bunların başında geliyor. Halka arz öncesinde danışmana veya üçüncü kişilere bedelsiz ya da çok düşük bedelle pay verilmesi, şirketten kendi çevresinden yatırımcı getirmesinin istenmesi, halka arz sonrasında fiyatı "desteklemek" için alım yapılacağının söylenmesi ve değerlemenin danışmanın tanıdığı bir kuruluşa yaptırılacağının ya da "halledileceğinin" ifade edilmesi de aynı kategoride. Danışmanın asıl kazancının danışmanlık ücretinden değil, halka arz sonrasındaki pay işlemlerinden geleceğinin anlaşılması ise belki de en açık işaret: Bu durumda danışmanın çıkarı şirketin uzun vadeli başarısında değil, halka arzın hemen ardından gelen fiyat hareketinde.</p>
<p>Değerleme danışmandan bağımsız bir kuruluşa yaptırılmalı; halka açılacak payların kimlerin elinde toplanacağı ve halka arz sonrasında şirket üzerindeki kontrolün kimde olacağı halka arz öncesinde açıkça belirlenmeli.</p>
<p>Fon soruşturmasına konu iddialar, sığ paylarda fiyatın yapay biçimde yönlendirilmesinin yatırımcılar ve piyasa güveni açısından yaratabileceği riskleri bir kez daha gündeme taşıdı. ABD, küçük yabancı şirketlerin halka arzları üzerinden yürütülen bu son dalgayla son yıllarda yüzleşti ve bu yapılara karşı önlemlerini kademeli olarak sıkılaştırdı. Meşru Türk şirketlerinin ABD piyasalarındaki itibarını korumak, hem şirketlerin hem de onlara danışmanlık verenlerin bu tekliflere aynı dikkatle yaklaşmasına bağlı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sig-tahtali-hisselerde-manipulasyon-ve-abddeki-halka-arzlar-turk-sirketleri-icin-riskler-88994</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sığ tahtalı hisselerde manipülasyon ve ABD&#039;deki halka arzlar: Türk şirketleri için riskler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-hatta-urun-guvenligi-paradoksu-88993</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil Hat’ta ürün güvenliği paradoksu </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET ALTAY YEGİN - </strong><strong>Uluslararası Yetkilendirilmiş Yükümlü (AEO) Derneği </strong><strong>Yönetim Kurulu Başkanı</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı tarafından her yıl hazırlanan ve 31 Aralık tarihli mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanan Ürün Güvenliği ve Denetimi Tebliğleri ile pek çok ürün grubunun güvenli ve mevzuata uygun şekilde ülkemize ithal edilmesi sırasında gerçekleştirilecek ürün güvenliği denetimlerine ilişkin izlenecek yol ve yöntemler hükme bağlanmaktadır.</p>
<p>Öngörülen tüm ürün güvenliği denetimleri farklı ürün gruplarını kapsamakta ve denetimlerin Dış Ticarette Risk Esaslı Kontrol Sistemi (TAREKS) üzerinden risk esaslı olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Ancak tüm ithalatçıların aynı risk havuzunda alınarak denetlenmesi, sistemin en önemli handikabı olarak değerlendirilmektedir. Oysa ithalat yapan işletmeler arasında zaten devlet tarafından güvenilirliği tescilli bir grup bulunmaktadır: Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) sahipleri.</p>
<p>Bilindiği gibi, Gümrük Yönetmeliği'nin 21/A maddesi hükmü doğrultusunda YYS statüsü, Türkiye’de yerleşik firmaların; mali yeterlilik, emniyet ve güvenlik, kayıtların izlenebilirliği, gümrük mevzuatına uyum ve YYS emniyet ve güvenlik koşullarını sağladığını ilan eden uluslararası bir güvenilirlik beratı ile kanıtlanmaktadır. Bir firmanın YYS sahibi olabilmesi, yıllar süren ayrıntılı bir yerinde denetim sürecinden geçmesi ile mümkün olabilmektedir.</p>
<p>Hali hazırda Türkiye'de 800'ü aşkın YYS sahibi firma, dış ticaret hacmimizin %35'inden fazlasını gerçekleştirmektedir. Bu firmalar ISO 9001, 27001, 28000 gibi uluslararası standartlara da sahiptir.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı, özellikle Kasım 2023 tarihinden itibaren YYS'ye yönelik TAREKS'te ayrıcalık sağlandığını teyit etmiştir. Bakanlık sunumlarında "YYS Sahibi Firmalara Ayrıcalık – Bakanlığımız tarafından ithalat denetimlerinde Yetkilendirilmiş Yükümlü Sertifikası bulunan firmalara bu sertifikaya sahip olmayan firmalara kıyasla TAREKS risk analizi aracılığıyla daha ayrıcalıklı uygulamalar sağlanmaktadır" ifadesi açıkça yer almaktadır.</p>
<p>Keza, iç talimatlarda "TAREKS sistemi üzerinden yapılan başvurularda, firmanın YYS sertifikasına haiz olması halinde, sertifika sahibi olmayan firmalara kıyasla risk analizinde ayrıcalıklı uygulamalar sağlanıyor" ibaresi de yer almaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, bu ayrıcalık bir Genel Müdürlük iç talimatı / TAREKS algoritma parametresi seviyesinde kalmakta, Resmi Gazete’de yayımlanan kamuya açık tebliğin kendisinde şeffaf, bağlayıcı ve öngörülebilir bir madde olarak yer almamaktadır. Bu durum hem hukuki öngörülebilirliği zedelemekte hem de uygulama takdiri memur inisiyatifini ön plana çıkarmaktadır.</p>
<p>Konuya ilişkin uluslararası uygulamalara baktığımızda:</p>
<p>a) Dünya Gümrük Örgütü (DGÖ) SAFE Çerçevesi: Madde 3.3'te "Gümrük idareleri AEO statüsü sahiplerine mümkün olan en düşük risk seviyesini uygulamalı ve denetimlerini azaltmalıdır" hükmü yer almaktadır. Bu arada, Türkiye’nin de DGÖ üyesi olduğu hususu unutulmamalıdır.</p>
<p>b) Avrupa Birliği Gümrük Kodu: AB Gümrük Kodu Madde 38/6'ya göre AEO-C ve AEO-S sahipleri fiziki ve belge kontrolüne daha az tabi tutulur. AB'nin “ICS2” ve “Market Surveillance” sistemlerinde AEO için risk katsayısı %70 daha düşük uygulanmaktadır.</p>
<p>c) ABD C-TPAT Programı: C-TPAT üyesi ithalatçılar için CBP'nin denetim oranı %3-4 iken, diğer firmalarda %20-25 seviyesindedir.</p>
<p>Bu bakımdan, Türkiye’de de WCO SAFE Framework ve AB-AEO uygulamaları ışığında, YYS için denetim sıklığının azaltılması, risk skorunun düşürülmesi ve güvenilir ithalatçı modeline geçişin gerekliliğini ortaya koyması gerektiği düşünülmektedir.</p>
<p>YYS'nin asıl vaadi hız ve öngörülebilirliktir. Ancak YYS'li firmalar da TAREKS'te aynı ürün için "Kapsam Dışı" kararı alırken bile aynı prosedürü tamamlamak zorunda kalmakta ve ciddi maddi kayıplar ve zaman kayıpları yaşamaktadır. <br />TAREKS'te risk analizi ürün ve ülke odaklıdır, firma geçmişi ve statüsü odaklı değildir. Oysa 10 yıldır tek bir cezai durumu olmayan, düzenli denetlenen YYS firması ile ilk kez ithalat yapan firma aynı risk skoruyla değerlendirmeye alınmaktadır. Bunun, yapay zekâ destekli yeni TAREKS'in ruhuna da aykırı olduğu düşünülmektedir.<br />Ayrıca denetim için gereken efor en güvenli firmalara harcandığında, asıl riskli, kayıt dışı ve merdiven altı ithalat yapan firmalar gözden kaçabilmektedir. Bu durum hem haksız rekabet yaratmakta hem de hedeflenen “tüketici güvenliği” için tehdit ortamı oluşturmaktadır.</p>
<p>Başta da belirttiğimiz gibi, Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü, devletin özel sektöre verdiği bir "güvenilirlik beratıdır". Bu beratın Ürün Güvenliği Tebliğleri'nde bir karşılığının olmaması, sistemin kendi içindeki çelişkileri ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle, 2027 yılında uygulanacak tebliğlerin hazırlıkları sırasında, bu çelişkiyi gidermek gerektiği; yaklaşan tarihin önemli bir fırsat yarattığı ve Ticaret Bakanlığı Ürün Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürlüğü'nün, 2027 yılı tebliğlerinde YYS'yi açıkça tanımlayan ve bu firmaların ithal ürünlerini risk kriteri dışında değerlendiren bir düzenlemeyle, hem WCO SAFE Framework standartlarına tam uyumu tamamlamaya hem de güvenilir firmayı ödüllendiren, kötü niyetliyi ayıklayan bir sistem oluşturması olanağına sahip olduğu gerçeğini belirtmek isterim.</p>
<p>Tekraren vurgulamak gerekirse, her yıl 31 Aralık'ta Resmi Gazete'de Ürün Güvenliği ve Denetimi Tebliğleri yayımlanmaktadır. Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) sahibi firmalar için 2027 yılı tebliğlerinde açık, öngörülebilir ve ölçülebilir bir ayrıcalık tanımlanmasını önerilmektedir. Mevcut durumda YYS sahibi firmaların TAREKS risk analizinde kısmen avantajlı olduğu Ürün Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürlüğü'nce de teyit edilmiş olmasına rağmen, bu avantaj tebliğ metinlerinde normatif bir karşılığa sahip değildir.</p>
<p>Önerimiz ceza değil, ödül sistemidir. Güvenilir olana daha az denetim, riskliye daha çok denetim. Bu prensip, tüm dünyada kabul görmüş modern gümrük yönetiminin esasını oluşturmaktadır.</p>
<p>Sözün özü, 2027 yılı Ürün Güvenliği Tebliğleri hazırlanırken YYS sahibi firmalar için uygulamanın farklılaştırılması ve “referans numarası yönetimi” ile beyan esaslı yöntemin kabul edilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-hatta-urun-guvenligi-paradoksu-88993</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil Hat’ta ürün güvenliği paradoksu  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spekulatif-portfoy-yonetiminden-likidite-krizine-88992</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Spekülatif portföy yönetiminden likidite krizine</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yatırım fonlarında yaşanan kriz, bazı fonların ilişkili hisselerde gerçekleştirdiği işlemlerle oluşan şişirilmiş fiyatlar, bu fiyatların yarattığı yüksek getiriler ve ardından gelen yoğun fon çıkışlarıyla yeni bir boyut kazandı. Kriz, yalnızca fonların değil, sermaye piyasalarına duyulan güvenin de ciddi biçimde sorgulanmasına yol açtı.</strong></p>
<p>MFÖ’nün Bodrum Bodrum şarkısı “nasıl anlatsam nereden başlasam” diye başlar. Varlığı uzun süredir çeşitli çevrelerde dile getirilen yatırım fonları sektöründeki risklerin krize dönüştüğü şu günlerde tam da böyle bir noktadayız. Krizi her yönüyle analiz edecek resmi veri ve bilgiye sahip değiliz. Ancak krizin belli yönlerini kamuoyuna yansıyan bilgilerden anlayabildiğimiz kadarıyla ele almaya çalışalım.</p>
<p><strong>Şişirilmiş hisse fiyatlarıyla oluşturulan “ponzi benzeri” yapı</strong></p>
<p>Krizin temelinde, bazı yatırım fonlarının ilişkili taraflarla bağlantılı hisselerde yoğunlaşan işlemleri sonucunda bu hisselerin fiyatlarının ekonomik temellerinden koparak yapay biçimde yükselmesinin yattığı ileri sürülüyor. Bu süreçte fonlarda oluşan olağanüstü getiriler yeni yatırımcıları fonlara çekerken, artan yeni fon girişlerinin spekülatif portföy işlemlerini daha da büyüttüğü anlaşılıyor. Financial Times bu mekanizmayı “Ponzi benzeri” bir yapı olarak niteledi. Varlıkların fiyatı (ve asıl değeri) açısından temel sorunlardan biri; etkin biçimde fiyatlanıp fiyatlanmadığı tartışmalı hisselerde “oluşturulan” borsa fiyatlarının değer algısını biçimlendirmesiydi.<strong><sup>(1)</sup></strong> Bu algı yatırım kararlarında ve teminat kalitesinin belirlenmesinde fazla iyimser bir havanın doğmasına neden olmuştur. Nitekim, serbest fonların birim pay fiyatlarındaki artışı besleyen spekülatif değerlenme, fonlardan çıkış dalgası başlayınca sürdürülemedi. Varlıkların şişirilmiş fiyatlardan satılamaması ise; şimdilik fonlar düzeyinde kalan bir değer-likidite krizine dönüşmüş gibi görünüyor.</p>
<p><strong>Fon tahaccümü</strong></p>
<p>Yatırımcıların kısa sürede ve topluca fon paylarını nakde çevirmek istemesi, kriz sürecinde fona hücum (tahaccüm) benzeri bir davranışın ortaya çıkmış olabileceğini düşündürüyor (bunun veriyle de sınanması gerekli). Küresel Finans Krizi (KFK) sırasında da, özellikle Eylül 2008’de, para piyasası fonları yoğun geri alım talepleriyle karşılaşmıştı.<strong><sup>(2)</sup></strong> Schmidt vd. (2016) da belirtildiği gibi, bu tür hücumlar varlık sınıfı olarak banka mevduatıyla sınırlı olmayabilmektedir. KFK sırasında borsa yatırım fonları (ETF’ler), yapılandırılmış yatırım araçları (SIV’ler) ve çok kısa vadeli tahvil fonları gibi birçok yatırım havuzunda hücuma benzer davranışlar görülmüştür. Bu süreçte nakit benzeri yükümlülükleri bulunan araçlar özellikle kırılgandı. Zira alacaklılar ödemelerini talep ederken varlıkları nakde çevirmek giderek zorlaşmış, varlıkların likiditesi ile ödeme yükümlülükleri arasındaki uyumsuzluk derinleşmişti. Kısacası, KFK hücuma benzer davranışların banka mevduatından çok daha geniş bir yatırım araçları grubunda ortaya çıkabileceğini göstermişti. Bizdeki fon krizinde de benzer bir iz var gibi görünüyor.<strong><sup>(3)</sup></strong></p>
<p><strong>Borsadaki güven iklimi </strong></p>
<p>Yatırım fonlarının ve diğer sermaye piyasası finansal aracılarının itimada müstenit sorumluluklarını sermaye piyasası işlemlerinin her aşamasında hukuka ve iş etiğine uygun biçimde yerine getirmesi gereklidir. Bugün yaşanan durum yatırım fonlarının güvene ve inançlı mülkiyete dayalı yapısının yaklaşık 500 bin yatırımcı için ağır biçimde zedelenmesi anlamına gelmektedir. En son İmar Bankası Krizi’nde (2003) yaşanan mevduata hücumun, fona hücum versiyonunu bu nedenle yaşadık. Umarız bu musibet, sermaye piyasalarımızın gelişmesinin önündeki başlıca engellerden birinin suçla yeterince etkili mücadele edilememesi olduğunu gösterir ve bu kez gerçekten “gereği yapılır”.</p>
<p>--</p>
<p><em>(1)  https://www.reuters.com/world/middle-east/turkey-steps-support-markets-after-fund-liquidity-crunch-sparks-selloff-2026-09-17/?utm_source ; https://www.ft.com/content/3943277e-eaf8-4faf-9f9c-1c05cb2ba992?syn-25a6b1a6=1 ; https://www.reuters.com/legal/transactional/turkish-firm-tera-portfoy-says-it-is-working-repay-investors-amid-liquidation-2026-09-20/?utm_source </em></p>
<p><em>(2) U.S. Securities and Exchange Commission (SEC). (2010). Money Market Fund Reform, Release No. IC-29132.</em></p>
<p><em>(3) Schmidt, L., Timmermann, A., &amp; Wermers, R. (2016). “Runs on Money Market Mutual Funds.” American Economic Review, 106(9), 2625–2657.  </em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spekulatif-portfoy-yonetiminden-likidite-krizine-88992</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Spekülatif portföy yönetiminden likidite krizine ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotiv-idrak-ediyor-88991</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotiv idrak ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa otomotiv sanayisinin elektrikli araç dönüşümünde rekabet artık yalnızca üretim maliyetleri üzerinden şekillenmiyor. Batarya teknolojisinden yazılıma, enerji maliyetlerinden şarj altyapısına, ikinci el piyasasından nitelikli iş gücüne kadar uzanan yeni değer zinciri, Türkiye için de gecikmeden kapsamlı bir yol haritası oluşturulmasını zorunlu kılıyor.</strong></p>
<p>Önceki hafta Katowice’de düzenlenen New Mobility Congress’te, Avrupa otomotiv sektörünün elektromobilite dönüşümünde kimin kurallarıyla, hangi maliyetle ve hangi hızda gerçekleşeceği konuşuluyordu. Silezya bölgesinin kongreye hesaplaşma zemini vermesiyle Polonya’nın yalnızca montaj sahası mı, yoksa batarya, yazılım ve enerji değer zincirinin kritik halkası mı olacağı da tartışıldı.</p>
<p>Keşke “otomotiv geleceğimiz”in tüm paydaşlarıyla bu kadar açıkça Türkiye’de de tartışılabileceği bir ortam yaratılabilse, diyerek; Polonya’nın bize nasıl fikirler verdiğine bakmaya devam edelim…</p>
<p>Polonya, kongrede rekabet gücü ve yatırım ile kullanıcı güveni, servis ve ikinci el değeri konularını masaya yatırırken, Çin faktörü en gergin başlık olarak orada da öne çıktı. Avrupalı üreticiler, Çin rekabetini artık ucuz işçilik klişesiyle açıklamıyor; asıl sınav: batarya entegrasyonu, yazılım tanımlı araç mimarisi, hızlı ürün döngüsü ve maliyet inovasyonunun birlikte yapılması. Bu tablo, gümrük duvarlarından öte enerji fiyatı, izin rejimi, sermaye maliyeti ve Ar-Ge tasarımını gerektiren uyarıydı. Polonya için ayrım şuydu; Çinli markaların Avrupa’da üretimi yerli tedarikçilere sipariş açabilir; fakat teknoloji sahipliği kurulamazsa ülke düşük marjlı konaklama ekonomisine sürüklenir.</p>
<p>Batarya değer zinciri de test alanıydı... Hücre üretimi tek başına bağımsızlık sağlamıyor; maden rafinajı, katot-anot kimyası, geri dönüşüm, batarya pasaportu ve karbon ayak izi beyanı artık yatırım koşulu… Polonya’nın konumu ve sanayi kültürü var; eksik halkalar ise yüksek katma değerli aktif malzeme, ileri geri dönüşüm, rekabetçi elektrik fiyatı ve Ar-Ge’nin patente dönüşme hızı. Şarj altyapısı ise, sistemin en kırılgan yüzeyi... İstasyon sayısı artık başarı ölçüsü değil; asıl soru gerçek güç, kesintisiz çalışma, basit ödeme ve bekleme süresi. Mesele, şebeke, dinamik fiyatlandırma, akıllı şarj ve V2G olmadan yüksek penetrasyonun kırılganlık yaratması.</p>
<p>Ayrıca, teknoloji seçimi görev bazlı ekonomiye evrildi. Binek araçlarda batarya ve elektrikli mimari ana yol; hibrit ve menzil uzatıcı ise geçişte tampon işlevi görüyor. Ağır ticaride depo şarjı, batarya değişimi ve hidrojen yarışıyor. Hidrojen liman, demiryolu, kamyon ve sanayi dekarbonizasyonuna taşındı. E-yakıtlar ise niş... Araç artık çelik, cam ve motor değil; güncellenen, veri üreten mobil bilgisayar. Yazılım tanımlı araç, rekabet avantajı olmaktan çıkıp Avrupa pazarında lisans ve güven koşulu oldu. OTA, sürüş asistanları, veri ve siber güvenlik homologasyonun merkezine yerleşti.</p>
<p>Dönüşümün kitleselleşmesi aslında ikinci el piyasasına bağlı. Yeni satışlar teşviklerle hareketlenebilir; fakat yaygınlaşma, filo yenileme döngüsü, batarya sağlık sertifikası, garanti devri, sigorta ve onarım erişimi netleşince gelecek. Polonya’da Batı Avrupa’dan gelen kullanılmış BEV’ler fiyat baskısını azaltabilir; ancak standart batarya raporu ve şeffaf geçmiş olmadan bu akış risk üretir... Alıcı katalog menzilinden çok, beş yıl sonraki değer kaybını ve batarya sağlığını merak ediyor!</p>
<p>Sosyal taraftaysa; içten yanmalı motor, egzost ve transmisyon ekosistemindeki binlerce insanın yetkinlik haritası değişmek zorunda olması, en ağır başlık. Yüksek voltaj, güç elektroniği, mekatronik, veri analitiği ve yazılım testçiliğinde yeni iş gücü rejimi kurulmazsa servis, montaj ve Ar-Ge insan bulamayacak. Adil geçiş, yatırım çekmenin ön koşulu haline geldi.</p>
<p>AB düzenlemeleri artık çevre politikası değil; sanayi, ticaret ve enerji politikasının kesişiminde okunuyor. CO<sub>2</sub>, batarya, sınırda karbon ve ticaret savunma araçları ürün takviminden tedarikçi seçimine kadar her kararı etkiliyor. Asıl mesele hedeflerin büyüklüğü değil; uygulama takvimi, finansman ve idari kapasiteyle uyumu. Katowice’den çıkan tablo, Avrupa otomotiv endüstrisinin eşiklerin üst üste bindiği bir geçitte olduğunu gösteriyor. Elektrikli araç artık geleceğin teknolojisi değil; asıl rekabet, onu ölçeklenebilir, finanse edilebilir, güvenilir ve toplumsal meşru bir sanayi sistemine dönüştürmekten geçiyor. Polonya’nın önünde, Alman tedarik zincirinin ötesine geçip kendi teknolojik ağırlığını koyma imkânı duruyor. Asıl kayıp, arazi ve ucuz iş gücüyle tanımlanan taşeronlukta kalmak olur. Teknik vaadi finansal fizibiliteye, düzenleyici baskıyı sanayi kapasitesine ve tüketici merakını güvene çeviremeyen her proje yarım kalır.</p>
<p>Bizim endüstrimiz de, Made in EU ve IAA streslerinden şikâyet ederken, daha geç olmadan bir genel durum raporuyla yönümüzü netleştirmeli…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotiv-idrak-ediyor-88991</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotiv idrak ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/afrikanin-yeraltindaki-gelecek-kritik-mineraller-kuresel-guc-dengelerini-nasil-degistiriyor-88990</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Afrika&#039;nın yeraltındaki gelecek: Kritik mineraller küresel güç dengelerini nasıl değiştiriyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yalnızca Güney Afrika bölgesindeki dört kritik mineral kümesinin orta vadede 15-20 milyar dolar ilave gelir ve yaklaşık 1,85 milyon yeni istihdam oluşturabileceği öngörülüyor. Afrika madenciliğinde yaklaşık 40 milyar dolar ilave ekonomik değer, kıta ekonomisinde %4'e yakın GSYH artışı ve 3 milyondan fazla yeni istihdam yaratılabileceğini öngörüyor.</strong></p>
<p>Hemen her yazımda ifade ettiğim gibi, yirmi birinci yüzyılın küresel rekabeti artık yalnızca petrol ve doğal gaz üzerinden şekillenmiyor. Elektrikli araçlardan yenilenebilir enerji sistemlerine, savunma sanayiinden yarı iletken üretimine ve yapay zekâ altyapılarına kadar uzanan yeni ekonomik düzenin temelinde kritik mineraller yer alıyor. Lityum, bakır, kobalt, nadir toprak elementleri, grafit ve mangan gibi stratejik mineraller, ülkelerin sanayi politikalarını ve jeopolitik önceliklerini yeniden tanımlayan unsurlar hâline gelmiş durumda. Bu yeni dönemin en önemli aktörlerinden biri ise hiç kuşkusuz Afrika…</p>
<p>McKinsey &amp; Company'nin <em>African Bedrock: How the Continent's Minerals Can Help Power the World</em> başlıklı raporu, Afrika'nın sahip olduğu benzersiz mineral zenginliğinin küresel enerji dönüşümü ve yapay zekâ ekonomisinin geleceğinde belirleyici bir rol oynayabileceğini ortaya koyuyor. Ancak raporun en dikkat çekici tespiti, kıtanın bu olağanüstü jeolojik avantajını henüz sürdürülebilir ekonomik güce dönüştürememiş olması.</p>
<p><strong>Dünyanın en zengin kritik mineral havzası</strong></p>
<p>Afrika, kritik mineraller açısından dünyanın en avantajlı coğrafyalarından biri. Kıta, küresel kritik mineral rezervlerinin dörtte birinden fazlasına sahip olmasının yanı sıra platin grubu metallerin %61'ini, tantalın %72'sini, kobaltın %74'ünü, kromun %58'ini ve manganın %64'ünü barındırıyor. Ayrıca önemli grafit, bakır, lityum ve boksit rezervleriyle de küresel tedarik zincirlerinin vazgeçilmez halkası konumunda.</p>
<p>Bu üstünlük yalnızca rezerv miktarından kaynaklanmıyor. Afrika'daki birçok maden yatağı, dünyanın en yüksek tenörlü cevherleri arasında yer alıyor. Yüksek tenörlü cevherler, aynı miktarda metal üretmek için daha az kazı ve işleme gerektirdiğinden hem üretim maliyetlerini hem de karbon emisyonlarını düşürüyor. Gine'deki Simandou Demir Cevheri Projesi bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Yaklaşık %65 demir içeren yüksek kaliteli cevher sayesinde demir üretiminde ton başına karbon emisyonunun yaklaşık %5 azaltılabileceği hesaplanıyor. Bu durum, Afrika'nın yalnızca enerji dönüşümü için değil, küresel karbon azaltım hedefleri açısından da stratejik önemini artıran bir unsur.</p>
<p><strong>Artan talep Afrika'yı küresel rekabetin merkezine taşıyor</strong></p>
<p>Enerji dönüşümünün hızlanmasıyla birlikte kritik minerallere yönelik küresel talep de hızla büyüyor. McKinsey'in projeksiyonlarına göre enerji dönüşümünde kullanılan minerallere olan talep 2035 yılına kadar yıllık ortalama %4,5 oranında artacak. Buna karşılık nadir toprak elementleri, nikel ve mangan gibi minerallerde arz tarafı; cevher kalitesindeki düşüş, işleme kapasitesindeki yetersizlikler ve altyapı eksiklikleri nedeniyle giderek daha kırılgan hâle geliyor.</p>
<p>Jeopolitik gerilimlerin derinleşmesi ve ülkelerin stratejik kaynaklar üzerindeki kontrolünü artırmaya yönelik "kaynak milliyetçiliği" politikaları da küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendiriyor. Böyle bir ortamda Afrika, yalnızca büyük rezervlere sahip bir kıta değil, aynı zamanda küresel sanayi politikalarının merkezinde yer alan stratejik bir oyuncu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Doğal zenginlik neden ekonomik güce dönüşemiyor?</strong></p>
<p>Buna rağmen Afrika'nın maden potansiyeli ekonomik başarıya aynı ölçüde yansımamaktadır. Rapora göre bunun temel nedeni jeolojik değil, yapısal sorunlar.</p>
<p>İlk sorun, arama faaliyetlerindeki yetersizlik. Afrika'nın yüzölçümü Çin, Avrupa ve ABD'nin toplamından daha büyük olmasına rağmen son beş yılda yıllık ortalama maden arama harcaması yalnızca 1,2 milyar dolar seviyesinde kaldı. Aynı dönemde Avustralya yaklaşık 2 milyar dolar, Kanada ise 2,2 milyar dolar arama yatırımı gerçekleştirdi. Bu nedenle özellikle nadir toprak elementleri gibi bazı minerallerde görülen düşük rezerv rakamlarının önemli ölçüde yetersiz arama faaliyetlerinden kaynaklandığı değerlendiriliyor.</p>
<p>İkinci temel sorun, projelerin olağanüstü uzun sürelerde hayata geçirilebilmesi. Hukuki belirsizlikler, izin süreçleri, finansman sorunları ve siyasi riskler nedeniyle birçok maden projesi on yıllarca bekliyor. Gine'deki Simandou Projesi bunun sembolik örneklerinden biri. Dünyanın en büyük yüksek tenörlü demir cevheri rezervlerinden biri olmasına rağmen keşiften ticari üretime geçiş yaklaşık otuz yıl sürdü; yıllık 120 milyon tonluk üretim potansiyeline sahip proje uzun süre finansman ve siyasi nedenlerle ilerleyemedi.</p>
<p>Altyapı eksiklikleri de Afrika madenciliğinin rekabet gücünü sınırlayan temel faktörlerden biri. Yetersiz demiryolu ağları, güvenilir olmayan elektrik sistemleri, yüksek enerji maliyetleri, liman bağlantılarındaki sorunlar ve su teminindeki güçlükler üretim maliyetlerini artırıyor. Kıtadaki kritik mineral üreticilerinin yaklaşık %40'ının denize kıyısı olmayan ülkelerde bulunması, ihracat süreçlerini daha da pahalı ve karmaşık hâle getiriyor.</p>
<p>Operasyonel verimlilik de küresel rakiplerin gerisinde. Afrika madenlerinde düşük mekanizasyon seviyesi, sınırlı dijitalleşme, yüksek sermaye maliyeti ve nitelikli iş gücü eksikliği nedeniyle benzer cevher kalitesine sahip diğer üretici ülkelere göre daha yüksek maliyetlerle üretim yapılıyor. Bunun sonucu olarak yaklaşık 9 milyar dolarlık kritik mineral proje portföyünün %10'undan daha azı finansman sağlayabildi veya inşaat aşamasına geçebildi. Sermaye daha çok büyük ölçekli projelere yönelirken ekonomik olarak değerlendirilebilecek birçok orta ölçekli yatak atıl kalıyor.</p>
<p><strong>Afrika'nın madencilik modeli nasıl değişebilir?</strong></p>
<p>McKinsey raporu, kıtanın mevcut darboğazlarını aşabilmesi için üç temel stratejik dönüşüm öneriyor.</p>
<p>Bunlardan ilki, <strong>madencilik kümeleri (mining clusters)</strong> oluşturulması. Birbirine yakın madenlerin ortak demiryolu, liman, enerji altyapısı, cevher işleme tesisleri, eğitim merkezleri ve sanayi bölgelerini paylaşması; maliyetleri düşürürken yatırım riskini de azaltacak bir etken. Hesaplamalara göre bu model üretim hacmini yaklaşık %5 artırabilir, birim üretim maliyetlerini ise %20 oranında düşürebilir.</p>
<p>Yalnızca Güney Afrika bölgesindeki dört kritik mineral kümesinin orta vadede 15-20 milyar dolar ilave gelir ve yaklaşık 1,85 milyon yeni istihdam oluşturabileceği öngörülüyor. Batı Afrika'daki boksit ve demir cevheri kümeleri ise Gine, Liberya ve Sierra Leone'de yaklaşık 17 milyar dolarlık ilave ekonomik değer ve 1,3 milyon yeni iş yaratma potansiyeline sahip.</p>
<p>Kümelenme modeli yalnızca ekonomik fayda sağlamıyor, ortak enerji ve su yönetimi, biyolojik çeşitliliğin korunması, çevresel etkilerin azaltılması ve yerel toplumlarla ilişkilerin güçlendirilmesi açısından da önemli avantajlar sunuyor.</p>
<p><strong>Verimlilik ve teknoloji yeni dönemin anahtarı</strong></p>
<p>Raporda öne çıkan ikinci unsur, sermaye projelerinin daha etkin yönetilmesi ve operasyonel mükemmelliğin sağlanması. Öngörüler, doğru proje planlamasıyla ilk yatırım maliyetlerinin %15 azaltılabileceğini; proje takvimleri yaklaşık bir yıl öne çekilebileceğini; işletme maliyetlerinde %20'ye varan düşüş sağlanabileceğini ve cevher geri kazanımındaki iyileşmeler sayesinde gelirlerin %5 oranında artırılabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki Kamoa-Kakula Bakır Kompleksi bu yaklaşımın başarılı örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Yüksek tenörlü cevher, modüler büyüme stratejisi ve hidroelektrik yatırımları sayesinde proje üçüncü faz sonunda yıllık yaklaşık 450 bin ton geri kazanılabilir bakır üretimine ulaştı.</p>
<p>Üçüncü ve belki de en dönüştürücü unsur ise yapay zekâ ve dijital teknolojilerin madencilik sektörüne entegrasyonu. McKinsey'in MineLens analizlerine göre yeni teknolojiler üretim kapasitesini %12-22 oranında artırabilirken işletme giderlerini %8-13 azaltma kapasitesine sahip. Üretken yapay zekânın Afrika madenciliğine sağlayabileceği toplam ekonomik katkının ise 5,3 ila 8,5 milyar dolar arasında olacağı tahmin ediliyor.</p>
<p>Yapay zekâ destekli jeolojik analizlerin sondaj başarı oranını %15-30 artırabileceği, akıllı sondaj sistemlerinin ise metre başına maliyeti aynı oranda düşürebileceği belirtiliyor. Zambiya'da KoBold Metals'in yapay zekâ kullanarak önemli bir bakır yatağı keşfetmesi, bu teknolojilerin sahadaki somut etkisini gösteriyor.</p>
<p><strong>Verimlilik açığı hâlâ devam ediyor</strong></p>
<p>Afrika madenlerinde ekipman kullanım verileri de küresel standartların gerisinde kalıyor. Kamyon ve ekskavatörlerin kullanılabilirlik oranları dünya ortalamasından daha düşük, kullanım oranları ise belirgin şekilde geride. Buna karşılık arıza sonrası onarım süreleri daha uzun. Bu tablo, teknolojik dönüşümün ve bakım yönetiminin yalnızca maliyet avantajı değil, aynı zamanda üretim sürekliliği açısından da kritik önem taşıdığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Afrika için tarihî bir fırsat</strong></p>
<p>McKinsey'in modellemesi, madencilik kümelerinin oluşturulması, operasyonel mükemmelliğin sağlanması ve dijital teknolojilerin yaygınlaştırılması birlikte uygulandığında Afrika madenciliğinde yaklaşık <strong>40 milyar dolar ilave ekonomik değer</strong>, kıta ekonomisinde <strong>%4'e yakın GSYH artışı</strong> ve <strong>3 milyondan fazla yeni istihdam</strong> yaratılabileceğini öngörüyor. Üstelik bu kazanımlar yalnızca maden üretiminden değil; yerel işleme tesislerinden, sanayi yatırımlarından, tedarik zincirlerinden ve altyapı projelerinden beslenen çok daha geniş bir ekonomik dönüşümü beraberinde getirme kapasitesine sahip.</p>
<p>Afrika, dünyanın ihtiyaç duyduğu kritik minerallere sahip olmanın ötesinde, küresel enerji dönüşümünün ve yapay zekâ ekonomisinin şekillenmesinde belirleyici rol oynayabilecek stratejik bir aktör. Ancak bu potansiyelin hayata geçebilmesi, yalnızca yeraltındaki zenginliklere değil; güçlü kurumlara, modern altyapıya, nitelikli insan kaynağına ve teknoloji odaklı bir kalkınma vizyonuna bağlı. Afrika'nın önündeki asıl mesele, sahip olduğu kaynakların büyüklüğü değil, bu kaynakları küresel rekabet avantajına dönüştürebilecek ekonomik ve kurumsal kapasiteyi inşa edebilmesi. Bu başarıldığı takdirde kıta, yalnızca dünyanın hammadde deposu değil, yeni sanayi çağının en önemli üretim ve değer merkezlerinden biri hâline gelebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/afrikanin-yeraltindaki-gelecek-kritik-mineraller-kuresel-guc-dengelerini-nasil-degistiriyor-88990</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Afrika&#039;nın yeraltındaki gelecek: Kritik mineraller küresel güç dengelerini nasıl değiştiriyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-birligi-sistem-degistiriyor-turkiye-nasil-etkilenecek-88989</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa Birliği sistem değiştiriyor; Türkiye nasıl etkilenecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa Birliği, sanayi politikasından savunmaya, bütçe önceliklerinden karar alma mekanizmalarına kadar yeni bir döneme hazırlanıyor. “Made in Europe”, SAFE ve teknoloji yatırımlarıyla ekonomik ve stratejik kapasitesini güçlendirmeye çalışan AB’nin bu dönüşümü, Gümrük Birliği üzerinden Avrupa ekonomisine güçlü biçimde bağlı Türkiye açısından da yeni bir dönemin habercisi oluyor.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin gündemindeki değişim var.</p>
<p>Brüksel. karar alma mekanizmalarından bütçe önceliklerine, sanayi politikasından savunmaya kadar Birliğin işleyişini yeniden şekillendiriyor. “Made in Europe” ile üretim kapasitesini güçlendirirken, SAFE ile savunma yatırımlarını artırıyor; yeni bütçede teknoloji, rekabetçilik ve güvenliğe daha fazla ağırlık vermeye hazırlanıyor.</p>
<p>Bu değişimde, AB’nin büyümeye devam etmesi, ancak bu büyümenin özellikle stratejik meselelerdeki karar alma mekanizmasındaki kilitlenmesinin engellenmesi amacı öne çıkıyor.</p>
<p>Avrupa sanayisinin tedarik zincirlerinin parçası olan, Gümrük Birliği üzerinden Tek Pazar’a güçlü biçimde bağlı Türkiye açısından bu dönüşümün önemi çok büyük. AB içindeki bu değişim eğilimi, Türkiye’nin bugüne kadar Avrupa ile yürütmeye çalıştığı “ekonomi ayrı, siyaset ayrı” yaklaşımının alanı daraltmaya aday; Eğer AB öngördüğü değişimi hayata geçirebilirse, Avrupa ile ekonomik bütünleşme artık yalnızca ticaret ve pazar erişimi üzerinden değil; sanayi politikası, teknoloji, yatırım, tedarik zincirleri ve güvenlik başlıklarıyla birlikte ele alınacak. <strong>AB sistemini değiştirirken, Türkiye ile ilişkilerinin çerçevesini de kaçınılmaz olarak yeniden tanımlayacak. </strong></p>
<h2>Daha büyük Avrupa, ancak farklı kurallar…</h2>
<p>AB’deki değişim eğiliminin ana hattı karar alma mekanizmasına odaklanmış durumda; 27 üyeli Birliğin daha da genişlemesi halinde özellikle dış politika, yaptırımlar ve güvenlik gibi alanlarda oybirliği kuralının yaratacağı tıkanıklık Brüksel’in temel sorunlarından biri olacak gibi duruyor.</p>
<p>Bu nedenle antlaşmalardaki “köprü hükümlerinin” kullanılması, bazı alanlarda nitelikli çoğunlukla karar alınması ve yeni üyeler için belirli geçiş mekanizmaları tartışılıyor.</p>
<p>Bunun Türkiye açısından önemi, AB’nin üyelik ile üyelik dışı arasındaki ilişkiyi de yeniden tarif etmeye başlaması. Tartışılan yeni sistemde, Türkiye açısından tam üyelikten önce enerji, ulaştırma, araştırma ve sanayi gibi alanlarda kademeli entegrasyon imkânları genişleyebilir. Bu model Türkiye’ye ekonomik ilişkileri üyelik sürecinden bağımsız geliştirmek için alan açabilir. Ancak bunun da kritik bir “bedeli” ortaya çıkabilir; Türkiye, Avrupa’nın tek pazarında kalmak karşılığında bugüne kadar dış politikada izlediği özerkliği kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilir.</p>
<h2>“Made in Europe” ve Türkiye…</h2>
<p>AB içindeki ikinci değişim unsuru, Avrupa’nın artık yalnızca serbest ticareti değil, kendi üretim kapasitesini de korumaya çalışmaya başlaması.</p>
<p>Çin ile rekabet, kritik hammaddeler, enerji maliyetleri, teknoloji bağımlılığı ve tedarik zincirlerinin güvenliği Avrupa sanayi politikasının merkezine yerleşti. “Made in Europe” yaklaşımı da bu dönüşümün önemli araçlarından biri.</p>
<p>AB Komisyonu’nun sanayi politikası önerileri, belirli stratejik sektörlerde Avrupa üretimine kamu alımları ve kamu destekleri üzerinden avantaj sağlamayı hedefliyor.</p>
<p>Türkiye burada sıradan bir üçüncü ülke değil. Otomotiv, beyaz eşya, makine, metal ve çeşitli teknoloji alanlarında Avrupa üretim zincirlerinin parçası. Bu nedenle Avrupa’nın kendi üretimini güçlendirme politikası Türkiye için hem fırsat hem de yeni bir rekabet alanı yaratıyor. Türkiye’den gelen ürün ve bileşenlerin belirli koşullarda “Made in EU” kapsamında değerlendirilmesine yönelik yaklaşım, Gümrük Birliği’nin bu açıdan hâlâ önemli bir avantaj olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Ancak özellikle kamu ihaleleri ve stratejik sektörlerde uygulamanın nasıl şekilleneceği henüz kesinleşmiş değil. Bu açıdan bakınca, Türkiye açısından mesele yalnızca Avrupa’ya daha fazla mal satmak değil, <strong>Avrupa’nın yeni sanayi politikasında hangi statüyle yer alacağını belirlemek üzerinde düğümleniyor.</strong></p>
<h2>Gümrük Birliği’nin yeni sınavı</h2>
<p>1995 tarihli Gümrük Birliği bu çerçevede Türkiye açısından çok büyük bir avantaj; Mevcut yapı ağırlıklı olarak sanayi ürünlerine dayanıyor. Tarım, hizmetler, kamu alımları ve dijital ticaret ise kapsamın önemli ölçüde dışında.</p>
<p>Oysa Avrupa’nın rekabet anlayışı değişti. Veri, dijital hizmetler, teknoloji, yatırım, kritik hammaddeler ve tedarik güvenliği artık ticaret politikasının ayrılmaz parçaları.</p>
<p>Gümrük Birliği’nin modernizasyonu bu nedenle Türkiye açısından stratejik önem taşıyor. Genişletilmiş/ modernleştirilmiş Gümrük Birliği, Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerine daha derin bağlanmanın yolunu açabilir. Ancak buradaki sorun ise, AB’nin yeni değişim sürecinde ekonomik ilişkileri dış politika, güvenlik ve stratejik bağımlılıklardan tamamen ayrı değerlendirmeme eğilimi. Dolayısıyla Gümrük Birliği modernizasyon görüşmeleri teknik olduğu kadar siyasi olmaya da aday bir yöne veriliyor.</p>
<h2>Avrupa bütçesinin getirdiği yeni öncelikler…</h2>
<p>Birliğin para politikası da değişiyor.</p>
<p>2028-2034 dönemi için önerilen yaklaşık 2 trilyon Euro’luk bütçede rekabetçilik, teknoloji, araştırma, güvenlik ve savunmaya daha fazla kaynak ayrılması planlanıyor. Buna karşılık tarım ve bölgesel kalkınma fonlarının geleceği konusunda üye ülkeler arasında pazarlık sürüyor.</p>
<p>Genişleme bu denklemi daha da zorlaştırıyor.</p>
<p>Yeni üyeler altyapı, tarım ve bölgesel kalkınma için kaynak isteyecek. Aynı anda Avrupa savunma ve teknoloji yatırımlarını artırmak istiyor.</p>
<p>Avrupa aynı bütçeden daha fazla stratejik hedefi finanse etmeye çalışıyor.</p>
<p>Türkiye açısından bunun anlamı, AB’nin gelecekte aday ülkelere ve ekonomik ortaklara sunacağı kaynakların niteliğinin de değişme ihtimali.</p>
<h2>SAFE mekanizmasının dışında kalma tehlikesi</h2>
<p>AB bütçesinde tarım sübvansiyonuna ayrılan kaynakların savunmaya aktarılması tartışması, aslında AB’nin savunma alanında yapmaya çalıştığı dönüşümün de işaretlerini taşıyor.</p>
<p>AB’nin 150 milyar avroluk SAFE mekanizması, ortak savunma tedarikini ve Avrupa savunma sanayiinin kapasitesini artırmayı amaçlıyor.</p>
<p>Türkiye ise, Rum-Yunan vetosu nedeniyle halen mekanizmanın dışında kalmış görünüyor.</p>
<p>AB kurallarına göre üçüncü ülke şirketlerinin SAFE kapsamındaki ortak alımlara katılabilmesi için ilgili ülkenin aday ülke olması veya AB ile bir Güvenlik ve Savunma Ortaklığı kurması ve gerekli anlaşmaların bulunması gerekiyor. Türkiye ile bu çerçevede gerekli düzenleme bulunmadığı için Türk şirketleri SAFE kapsamındaki ortak alımlara doğrudan katılamıyor.</p>
<p>Bu durum yalnızca savunma ihaleleriyle sınırlı değil.</p>
<p>Avrupa savunma yatırımlarını artırırken elektronik, yazılım, yapay zekâ, havacılık ve ileri üretim alanlarında da yeni bir teknoloji ekosistemi oluşturuyor. SAFE’nin dışında kalmak, Türkiye’nin bu ekosisteme erişimini sınırlayabilir.</p>
<p>Kısacası, Türkiye Avrupa sanayisinin tedarik zincirlerinde yer alırken, Avrupa’nın yeni savunma finansmanı mekanizmasının dışında kalma tehlikesiyle karşı karşıya.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye-AB pazarlığının yeni çerçevesi</span></h2>
<p>Bütün bu başlıklar aslında aynı dönüşümün farklı yüzleri;</p>
<p>- Avrupa daha korumacı bir sanayi politikası izliyor;</p>
<p>- Stratejik sektörleri destekliyor;</p>
<p>- Savunma kapasitesini büyütüyor;</p>
<p>- Teknolojik bağımlılıklarını azaltıyor;</p>
<p>- Ve belki de en önemlisi, ekonomik ilişkileri güvenlik politikalarından eskisi kadar ayrı tutmuyor.</p>
<p>Türkiye ise Avrupa’nın ekonomik sistemine güçlü biçimde bağlı, fakat siyasi karar mekanizmasının dışında bir ülke.</p>
<p>Bu nedenle Gümrük Birliği’nin modernizasyonunun, “Made in Europe” düzenlemelerinin ve Avrupa savunma sanayiiyle ilişkilerin artık birbirinden bağımsız dosyalar olarak ele alınabilmesi pek mümkün görünmüyor. Ankara daha fazla pazar erişimi ve ekonomik entegrasyon isterken Brüksel, ticaretin yanında düzenleyici uyum, yatırım güvenliği, stratejik tedarik zincirleri ve güvenlik alanlarında daha yakın iş birliği talep etme yoluna doğru giriyor.</p>
<p>Avrupa’nın yeni modeli Türkiye’ye kapıları tamamen kapatmıyor, fakat kapıların açılma biçimini değiştiriyor.</p>
<p>Dolayısıyla bundan sonra mesele sadece Avrupa pazarına erişmek olmayacak; Asıl pazarlık Türkiye’nin <strong>hangi kurallarla, hangi alanlarda ve hangi siyasi-stratejik çerçeve içinde Avrupa pazarında yer alacağı üzerine düğümlenecek…</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-birligi-sistem-degistiriyor-turkiye-nasil-etkilenecek-88989</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/9/1280x720/677-1791176647.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Birliği sistem değiştiriyor; Türkiye nasıl etkilenecek? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-verisi-oncesi-temkinli-iyimserlik-88988</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon verisi öncesi temkinli iyimserlik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zayıf istihdam verisi ve güvercin Fed mesajları ABD’de faiz artışı beklentisini zayıflatırken, küresel piyasalarda teknoloji hisseleri öncülüğündeki yükseliş sürüyor. Borsa İstanbul ise fon yolsuzluğu sonrası yaralarını sarmaya çalışırken, özellikle küçük ve orta ölçekli hisselerdeki sert kayıplar piyasadaki hasarın boyutunu ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Zayıf tarım-dışı-istihdam verisi ve güvercin Fed konuşmaları sonrası Ekim toplantısında faiz artış ihtimali %20 civarına gerilerken, dolar zayıfladı. Vadeli piyasalar halen Aralık, Mart, Haziran toplantılarında olmak üzere 2027 sonuna kadar toplam 75 baz puan artış fiyatlıyor. Pozitif sürpriz yapan enflasyon veya soğuyan istihdam verileri bu resmi olumlu yönde değiştirebilir. </p>
<p>Tahvil piyasasında zayıf istihdam verisine rağmen getirilerde yükseliş görüldü. Kısa vadeli getiriler Fed açıklamaları ile hafta boyunca 15 baz puana yakın gerilediği için “piyasa beklentiyi aldı, gerçeği sattı” denilebilir. Orta-uzun vadeli tahvil getirilerinde yükseliş “yapay zekâ yatırımlarındaki artış devlet tahvillerini baskılıyor” görüşümüz ile uyumlu. </p>
<p>Hisse senedi piyasaları istihdam piyasasında soğuma gösteren veriyi sevdi. Yarı iletkenler öncülüğündeki yükselişe muhteşem yedi hisseleri, bankalar güçlü katılıyor. Havacılık hisseleri Tel Aviv uçağının kaçırılması girişimi ve petrol fiyatlarında yükseliş baskısı ile negatif ayrışıyor. </p>
<p>Orta-uzun vadeli trendde farklılık yok. ABD, Hollanda, Güney Kore, Tayvan gibi teknoloji ağırlıklı piyasalar yükselirken, Almanya, Fransa’nın negatif ayrışmaya devam ediyor. K-tipi piyasa görüşümüzü koruyoruz. </p>
<p>Borsa İstanbul fon yolsuzluğu sonrası yaralarını sarmaya çalışıyor. Ankara’nın gecikmeli ama güçlü adımları sonrası endeks aylık %12 kayıpla 12,250 civarında dengelenmeye çalışıyor. Fon kurbanlarına avans ödemesini piyasadaki likidite sorununun çözülmesine yardımcı olacak önemli bir adım olarak görüyoruz.</p>
<p>Hasar kontrolü borsadaki kayıpların simetrik dağılmadığını gösteriyor. Büyük hisselerde aylık kayıp %7 civarındayken, BİST 100-30 ve TÜM-100 hisselerinde geri çekilme %30’a yaklaşıyor. Fon yolsuzluğu ile ilişkilendirilen hisseler endekslerden çıkarıldığı için önümüzdeki dönemde BİST30, BİST50, BİST100 endekslerinin performansı düzelecek. Ama fon tasfiye sürecinde bu hisselerde satış baskısı devam edecek. </p>
<p>Bu hafta yurtdışında gündemde ISM hizmetler, Fed tutanakları izlenecek. Yurtiçinde gözler enflasyon verisinde olacak. Piyasa beklentisi aylık tüketici enflasyonunun %2,2 gelmesi. %2,1 - %2,3 arasındaki bir rakama önemli bir piyasa tepkisi olmaz. Aylık %2,0’nin altında bir rakama kısa-orta vadeli tahviller ve bankalar olumlu tepki verir. Tahvil piyasasında veri öncesi temkinli iyimser bir fiyatlama görülüyor. </p>
<p>Fon yolsuzluğu nedeniyle yaşanan kayıplar servet etkisi gerekçesiyle büyümede aşağı yönlü riskleri artırdı. Merkez Bankası’nın Ekim ve Aralık toplantısında faiz indirdiği baz senaryomuzu koruyoruz. ABD’nin İran’ı yeniden vurmaya başladığı uzun süreli bir savaş, bu senaryonun önündeki temel risk. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-verisi-oncesi-temkinli-iyimserlik-88988</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon verisi öncesi temkinli iyimserlik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-sirada-dunyada-88987</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> O sırada dünyada…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Biz burada hisse senedi piyasalarımızdaki sahtekârlığın para ve sermaye piyasalarımızda yol açtığı sistemik hasarı tahmin etmeye çalışırken, dünyanın gündemi yeni enerji ve ticaret koridorları olmaya devam ediyor. Türkiye’nin coğrafyasından kaynaklanan önemi, Hürmüz Boğazı krizi ve Bab-ül Mendep tıkanıklığı ile azalmıyor, artıyor.</p>
<p>Bir yanda sistemli hisse senedi manipülasyonunu gözümüze sokan “Becerikli Bayan Sayan hadisesi”, memleketin kurumsal kapasite açığını gözler önüne seriyor. Öte yanda ise yeni enerji ve ticaret koridorları, Türkiye’nin kurumsal kapasitesinin bir an önce güçlendirilmesini gerektiriyor.</p>
<p>İçinde olduğumuz ikilem bu sanırım. Ayan beyan görünür hale gelen bir derin idari beceriksizlik ve önemi artan bir idari beceri ihtiyacı. İşimiz zor. Ama fırsatların kazası olmaz. Gelin, ben bir anlatayım.</p>
<p><strong>Dünyanın bizim buralardaki iki dar geçidi birden tıkanıverdi</strong></p>
<p>Yandaki dünya haritası, coğrafi dar geçitleri (chokepoints) ve bu dar geçitlerden dünya petrol ve tahıl ticaretinin ne kadarının geçtiğini gösteriyor. Bir tür küresel darboğaz noktaları bunlar, eğer geçişlerde bir problem ortaya çıkarsa hem petrol hem de tahıl ticareti sekteye uğruyor.</p>
<p>Şimdi önce bir haritaya bakın. Hürmüz Boğazı’ndan dünya petrol ticaretinin yüzde 31’i özellikle Asya ülkelerine doğru gidiyor normalde. Geçenlerde Nepal Başbakanı’nın anlatmaya çalıştığı buydu, mesela. Nepal, iklim değişikliği nedeniyle eriyen buzulların neden olduğu görülmemiş bir su baskını felaketi ile karşı karşıya, hem de ülkede petrol kıtlığı var. Bir tür çifte riziko atmosferi…</p>
<p>Asya, Hürmüz krizinden ilk etkilenecek kıtaydı. Öyle de oldu. İran krizinin küresel yayılımı önce Asya’ya, sonra oradan bizi atlayıp Avrupa’ya, Avrupa’dan da Türkiye’ye gelecekti. Değer zinciri bağlantıları işte.</p>
<p>Dünya tahıl ticaretinin ise yaklaşık yüzde 4’ü Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Afrika Boynuzuna bakarsanız, Bab-ül Mendep’ten dünya petrol ticaretinin de dünya tahıl ticaretinin de yüzde 8’i geçiyor.</p>
<p>İran savaşı nedeniyle, İran ve vekil güçleri hem Hürmüz hem de Bab-ül Mendep’i kapatınca petrol ticaretinin neredeyse yüzde 40’ı, tahıl ticaretinin ise yüzde 12’si olumsuz etkileniyor.</p>
<p>İsteyen Boğaziçi’nin koridorlardaki önemine, isteyen Malakka Boğazı’nın küresel petrol ve tahıl ticaretindeki ağırlıklı yerine bakabilir yandaki haritadan.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32de201cb5-1791176162.png" alt="" width="800" height="512" /></strong><strong>Mersin-Filyos-Köstence hattı Türkiye için önemli olacak</strong></p>
<p>Şimdilerde herkes tıkanıklıkları dikkate alarak alternatif ticaret koridorları üzerinde çalışıyor. Doğu-Batı ekseninde bakarsanız, İran ve Rusya devreden çıkınca Güney Kafkasya’nın enerji ve ticaret koridoru olarak önemi arttı. Kuzey-güney ekseninde ise Umman-Suudi Arabistan-Ürdün-Suriye-Türkiye karayolu bağlantısı öne çıkıyor.</p>
<p>Önce karayolu. Malum, önce kamyonlar geçmeye başlıyor. Koridor güvenliyse, işlemler süratle ve güvenli bir biçimde yürütülebiliyorsa daha kalıcı düzenlemeler, mesela boru hatları, tren yolları düşünülmeye başlanıyor. Şimdi daha işin başındayız. Memleketin kurumsal kapasite ve beceri ihtiyacı arttı dediğim tüm bu ülkeleri ortak bir normda birleştirme kabiliyeti işte.</p>
<p>Esasen yeni enerji ve ticaret koridorları Türkiye’ye eriştikten sonra da iş bitmiyor. Önemli olan kamyonların süratle ve güvenli bir biçimde Avrupa piyasalarına ulaştırılması elbette..</p>
<p>Doğrusu ben burada Mersin-Filyos hattının önemli olduğunu düşünüyorum. Filyos limanının bu açıdan önemli olabileceği kanaatindeyim. Filyos-Köstence, Romanya bağlantısı konteynerleri Orta Avrupa’ya ulaştırabilir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32ec0db42d-1791176384.png" alt="" width="800" height="515" />Neden iş, sonunda hep Avrupa’ya bağlanıyor?</p>
<p>Çünkü Avrupa dünyanın en zengin ve en büyük pazarı konumunda esas itibariyle. Toplam küresel ithalatın yüzde 28,5’ini AB 27 ülkeleri gerçekleştiriyor. Birleşik Krallık’ı da eklerseniz yüzde 32 oluyor toplam ithalat payı. Son günlerdeki tartışmalar bağlamında, Kanada’yı da eklersek yüzde 34’e erişiyor.</p>
<p>AB 27’nin yüzde 22,5’lik payı karşısında ABD’nin payı yüzde 14’e yakın, Çin yüzde 10 bile değil, Rusya’nın bir pazar olarak önemi ise Türkiye’den küçük sonuçta.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32e549f863-1791176276.png" alt="" width="800" height="463" /><strong>Bölgesel </strong><strong>k</strong><strong>oridor </strong><strong>y</strong><strong>önetimi </strong><strong>m</strong><strong>ekanizmalarını düşünmeye başlamakta fayda var</strong></p>
<p>Peki, bu durumda ne yapmak gerekiyor? Türkiye’nin hem doğu-batı, hem de kuzey-güney eksenindeki enerji ve ticaret yollarında kolaylaştırıcı rolünü vakit geçirmeden tanımlamaya başlamak gerekiyor.</p>
<p>Yeni ticaret koridorlarında konteyner akışını kolaylaştırmak ve koordine etmek için ne tür bir Bölgesel Koridor Yönetimi Otoritesi’ne (Regional Corridor Management Authority/System) ihtiyaç olduğunu bir an önce ilgili ülkeler arasında tartışma masasına getirmek gerekiyor.</p>
<p>Hürmüz ve Bab-ül Mendep tıkanıklığının deniz yolundan kara yoluna ne boyutta bir ticaret kaymasına yol açabileceğini, yeni ticaret koridorlarının olası iş hacmini şimdiden düşünmeye başlamak gerekiyor. Kaç kamyon geçecek, bunları nasıl yöneteceğiz, vs?</p>
<p>Peki, Hürmüz açılınca bu yeni koridorların önemi ortadan kalkar mı? İnsansız Hava Aracı (İHA-drone) teknolojisinin devlet dışı aktörler eliyle bile kullanılabilecek basit ama konteyner yollarını kolaylıkla tıkayan son derece etkili bir teknoloji olduğunun belirginlik kazandığı çağımızda, hepimiz ilk kez her koridorun birden çok alternatifi olmasının önemini kavradık artık sanırım. Bakın eskiden bu anlayış yoktu.</p>
<p>Artık hepimiz neden eski çağlarda İpek Yolu diye tek bir yol olmadığını, ama birden çok İpek Yolu rotası olduğunu biliyoruz. Hadise, alternatif koridor geliştirmek ve lojistik maliyetlerini azaltmakla alakalı... Hadise, alternatifin finansal ve zaman-süre maliyeti ile karbon salımı maliyetini doğru hesaplamakla ve düşürmekle yakından ilgili.</p>
<p>Kurumsal kapasite ihtiyacı dediğim de burada aslında.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-sirada-dunyada-88987</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/7/1280x720/477-1791176404.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ O sırada dünyada… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-inanmaya-en-yatkin-yalan-88986</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürdürülebilirlik: inanmaya en yatkın yalan…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sürekli gerçeği inkâr eden, kötü gidişatı halktan gizleyen birinin yalan söylediğini nasıl anlarsınız? Çok basit; konuşurken dudakları kıpırdıyorsa… Lütfen bakanı, bakmayanı bu testten geçirin derim.</strong></p>
<p>Bir kez dilimize dolanmayı görsün; artık <strong>dilde pelesenk</strong> olur çıkar. <strong>Toplam kalite</strong> sakızını onlarca yıl çiğnedik. <strong>Müşteri patrondur</strong> klişesi de öyle… Sonra biri <strong>endüstri bilmem kaç sıfır</strong> dedi; adeta havada kaptık ama gereğini yapmadık. <strong>Çevre</strong>, <strong>yeşil</strong>, <strong>CRM</strong>, <strong>sosyal sorumluluk</strong>, <strong>yapay zekâ</strong>. Uzar gider bu liste.</p>
<p>Ama benim en çok sorguladığım; <strong>sürdürülebilirlik</strong> kelimesidir. Öncelikle <strong>çok uzun</strong> bu yüzden <strong>telaffuzu</strong> da <strong>yazılışı</strong> da pratik değil. Ama en önemlisi; <strong>koca bir yalan</strong>… Durun hemen “<strong>abarttın</strong>” demeyin… Bana <strong>ilelebet payidar kalan</strong> bir şey söyleyin? Başlayan her şeyin mutlaka sonu vardır, <strong>ne sürdürülebilirliği</strong>…</p>
<p><strong>ŞU ÖLÜMLÜ DÜNYADA GÜNEŞ BİLE SÜRGİT DEĞİL, SÖNECEK </strong></p>
<p><strong>Hangi aşk</strong> sonsuza dek sürmüş? <strong>Hangi imparatorluk</strong> ilk kurulduğundan bu yana yaşıyor ki? <strong>Ya şirketler</strong>? Asırlıkları arayalım dedik, 50’yi zor aştık. O da çoğu taşrada lokanta çıktı. Batılı; kurduğu yapıların <strong>kısa sürede dağılmasın diye</strong> aldığı tedbirleri böyle adlandırmış. <strong>Ne sürdürülebilirliği</strong>…</p>
<p>Sürdürülebilirlik <strong>her şeyin başına</strong> ekleniyor ya… Benim hiç anlamadığım; <strong>büyümenin önüne</strong> gelenidir. <strong>Sürdürülebilir büyüme</strong> için o kadar çok <strong>klişe</strong>, hiçbir yere götürmeyen <strong>slogan</strong>, boş laf üretildi ki süren sadece bu <strong>lafın gevezeliği</strong> oldu. Netice? Sanırım sürdürebildiğimiz bir tek; <strong>içi boş konuşmalarımızdır</strong>.</p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Yalan ezberlere dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Neden yalan söyleriz?</em></strong></p>
<p>Zira <strong>gerçeğin çölünden</strong> geçmek yerine <strong>yalan vadisinde</strong> gezinmek, hoşumuza gider. <strong>Ekonomi</strong> krizi dahi aşmış, çürüme başlamıştır. Gerçek bu iken yalana sığın; “<strong>ekonomik tıkırında, dünya bizi kıskanıyor.</strong>”</p>
<p><strong><em>En güçlü yalan?</em></strong></p>
<p><strong>Gerçeğin üzerine inşa edilendir</strong>. Biz her yalan söylediğimizde, <strong>gerçeğe borçlanırız</strong>. Gerçek ise eninde sonunda gelir, bizden <strong>hakkını</strong> alır. Ekonomik <strong>kriz</strong> olarak, <strong>yolsuzluk</strong>, <strong>çürüme</strong>, <strong>iflas</strong>, <strong>zam</strong>, <strong>zulüm</strong> olarak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ATA BİNER ATAYI UNUTUR, ATTAN İNER ATI UNUTUR</strong></p>
<p><strong>Kurduğunu korumak</strong>… Sürdürülebilirlik diyoruz buna. Dilimizden düşmüyor bu kelime. İçini boşaltsak da… Cumhurbaşkanlığı forsunda <strong>16 yıldız</strong> var. Tarihte <strong>kurup sürdüremediğimiz</strong> 16 devletimizi temsil ediyor. Bununla doğal olarak <strong>övünürüz</strong> de… Aslında <strong>kurduğumuza sahip çıkmak, kurmaktan da zor</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YALAN LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Düz yalan</strong>: Gerçeğin maskelenmesi. Olguları inkâr edip temennileri olmuş gibi gösterme sanatı</p>
<p><strong>Kuyruklu yalan</strong>: Alakasız olaylarla bezenmiş, sahte mesnetlerle donatılmış güçlendirilmiş yalan</p>
<p><strong>İstatistik</strong>: Akıl ve vicdan ehlinde değer üreten ama yalancının elinde rakamlarla infaz becerisi</p>
<p><strong>Acı gerçek</strong>: Yalancının yatsıya kadar yanan mumun geride bıraktığı gerçeğin bizzat kendisi</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-inanmaya-en-yatkin-yalan-88986</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilirlik: inanmaya en yatkın yalan… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yillik-ihracat-rekor-kirdi-ama-ithalat-da-88985</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıllık ihracat rekor kırdı ama ithalat da!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>✓ Yıllık ihracatta 2026 sonunda öngörülen düzeye üç ay önce, eylül sonunda ulaşıldı; doğru... Üstelik eylül sonundaki 284 milyar dolarlık yıllık ihracat, şimdiye kadarki en yüksek düzey; o da doğru... İyi de yıllık ihracatta 2023'te 500 milyar dolara ulaşılmamış mıydı; ne oldu geri mi gidildi! </strong></p>
<p><strong>✓ Yıllık ithalat, rekor kıran ihracatı yalnız bırakmadı. Eylül sonundaki yıllık ithalat da rekor düzeyde.</strong></p>
<p>Hani hep gelirinin nasıl arttığını ön plana çıkarıp harcamasının nasıl tırmandığını gizlemeye çalışan kişiler vardır ya, ekonomi yönetiminin dış ticareti yorumlaması da biraz buna benziyor.</p>
<p>İhracat bizim ihracatımız, ithalatı ise artık kimler yapıyorsa, o onların sorunu! Yaklaşım bu.</p>
<p>Hemen her ay aynı tutum sergileniyor, aylık ihracatın nasıl rekorlar kırdığından dem vuruluyor.</p>
<p>Kimi dönem de yıllıklandırılmış ihracattaki rekordan söz ediliyor.</p>
<p>Eylül ayı verileri belli olduktan sonra yapıldığı gibi…</p>
<p>Ticaret Bakanlığı eylül ayının geçici dış ticaret verilerini açıkladı. Buna göre eylülde ihracat geçen yıla göre yüzde 15 artarak 26 milyar dolar, ithalat ise yüzde 6 artarak 31,2 milyar dolar oldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 83’ün üstünde ve bu gayet iyi bir oran.</p>
<p>Dış ticarette aylık veriler o kadar da önemli değil; ister artış, ister düşüş olsun. Konjonktürel gelişmeler aylık verileri büyük ölçüde etkileyebilir</p>
<p>En iyisi uzun dönemli veriler ne gösteriyor, ona bakmak.</p>
<h2>Yıllıkta rekor </h2>
<p>Uzun dönemli veri olarak da en iyisi yıllıklandırılmış tutarlara bakmak…</p>
<p>Yıllıklandırılmış ihracat eylül sonu itibarıyla 284 milyar dolara yaklaştı. Bu, yıllık bazda şimdiye kadar ulaşılan en yüksek tutar. Yani yıllıklandırılmış ihracatta tüm zamanların rekoru kırıldı.</p>
<p>2026 yıl sonunda ulaşılması öngörülen 282 milyar dolardı. Bu duruma getirilen yorum yıl sonundaki tutara üç ay önce ulaşıldığı. Ekonomi yönetimi böyle söylüyor ve sayılarla konuşuluyor ve söylenen de tabii ki doğru. Tahminin üç ay önce gerçekleştirilmiş olması başarı olarak aktarılıyor.</p>
<p>Ancak Türkiye’nin ihracatta 284 milyar dolar gibi bir düzeyi çoktan aşmış olması gerekiyordu. Öyle ya ihracat çok önce, 2023’te 500 milyar dolarlık hedefe ulaşmış ve şimdilerde bu düzeyin çok üstünde seyrediyor olmalıydı.</p>
<p>2026 tahminine üç ay erken ulaşılmış olması gerçekte ne kadar önemliydi tartışılır ama 500 milyar dolar hedefinin çok altında kalınması tartışmasız daha önemliydi.</p>
<p>2023’te ihracat ne kadar olmuştu diye merak edilir belki, 255,6 milyar dolar. Yani hedefin yarısı aşıldı.</p>
<h2>Ya ithalat? </h2>
<p>Yıllıklandırılmış ihracat eylül sonunda 284 milyar dolarla rekor kırdı, güzel… Peki ithalat ne oldu dersiniz?</p>
<p>Yıllıklandırılmış ithalat da rekorda ihracata eşlik etti.</p>
<p>Eylülde yıllık bazda rekor yalnızca ihracatta kırılmadı, ithalatta da rekor bir düzeye çıkıldı.</p>
<p>Yıllık ithalat eylül sonu itibarıyla 380 milyar dolar oldu.</p>
<p>Bu eylüldeki yıllık ihracat geçen yılın eylülündeki tutara göre yüzde 5,2 oranında 14,1 milyar dolar arttı.</p>
<p>Aynı tarihlerdeki ithalat artışı ise yüzde 5,8 oranında 20,7 milyar dolar.</p>
<h2>Enerji hariç tutulunca… </h2>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı eylül ayı verilerindeki bir detay önemli. Eylül ayındaki toplam ihracat ve ithalatta karşılama oranı daha önce de vurguladığım gibi yüzde 83 ve bu tarihsel ortalamanın üstünde gayet iyi bir oran.</p>
<p>Ancak eylül ayı için çok daha çarpıcı bir oran var. Enerji hariç tutularak yapılan hesaplamaya göre ihracat ithalattan daha fazla. Böyle bir durumda ihracatın ithalatı karşılama oranı kavramı bile biraz yanlış kalıyor. Ama aynı kavramı kullanalım; enerji hariç tutulduğunda eylülde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 100,3 düzeyine erişti.</p>
<p>Enerji ve altın hariç tutularak hesaplama yapıldığında ise ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 97,7 oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32c32231d1-1791175730.png" alt="" width="326" height="323" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yillik-ihracat-rekor-kirdi-ama-ithalat-da-88985</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/ithalat-dis-alim-1768549493.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıllık ihracat rekor kırdı ama ithalat da! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haksiz-kazanci-getir-dosyayi-kapatalim-mi-88984</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haksız kazancı getir, dosyayı kapatalım mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>SPK’nın geçen perşembe yaptığı açıklamayı okuduğumda aklıma ilk bu soru geldi. Tasfiye kapsamındaki yatırım fonlarında karardan önce yapılan satışlardan “fahiş kazanç” elde edenlerin, kendi isteğiyle bu kazancı ilgili fona iade edebilmesi için hesaplar açıldığı duyuruluyordu. Borsada işlem gören hisseler için de “Genel Hisse İade Hesabı” açılmıştı. İade edilen paralar, fonun tasfiye malvarlığına dahil edilerek yatırımcılara yapılacak ödemelerde kullanılacaktı.</p>
<p>Ancak önemli soru şu: İade, varsa hukuki sorumluluğu ortadan kaldıracak mı? SPK’nın duyurusunda bunun yanıtı yok.</p>
<p>O halde şu soruların açıkça yanıtlanması gerekiyor: Parayı iade eden kişinin işlemleri yine de incelenecek mi? İade yapılması, varsa soruşturmayı ortadan kaldıracak mı?</p>
<p>Çünkü burada iki farklı konu birbirine karışmamalı. Birincisi, yatırımcıların uğradığı zararın mümkün olduğunca telafi edilmesi. İkincisi ise fahiş kazanca yol açan işlemlerin hukuki niteliği ve doğabilecek sorumluluk.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32ac93a5d8-1791175369.png" alt="" width="700" height="394" />SPK’nın bu duyurusu, bir yandan paranın geri dönmesini sağlayan pratik bir adım olabilir. Diğer yandan, fırıldağın içindeki bazı etkili ve hatırlı isimlerin ortaya çıkarılmasını zorlaştırabilecek bir kapı da oluşturuyor mu?</p>
<p>Burada TLY örneği de dikkat çekiyor. Tera Portföy Birinci Serbest Fon 11 yatırımcıyla yoluna devam ederken, 2 Haziran 2025’te usulsüz şekilde (!) TEFAS alım satım yerleri arasına eklendi. 30 Haziran’da yatırımcı sayısı 159’a ulaşmıştı. Temmuzda ise TEFAS işlemlerinin başlamasıyla fon daha geniş yatırımcı kitlesine açıldı. Ancak fonda 159 yatırımcının bulunduğu tarih TEFAS’a girişten önceydi. Bu nedenle o tarihe kadar fonda bulunan 159 yatırımcının kimler olduğu, ne kadar kazandıkları, kimlerin yönlendirme ve garantisiyle bu yatırımı yaptıkları da ayrıca merak konusu.</p>
<p>Dolayısıyla “parayı getir, mesele kapansın” şeklinde anlaşılabilecek bir görüntü oluşmaması şart. Amaç yatırımcıların zararının telafisiyse bunun sınırı açıkça ortaya konulmalı. Para iadesinin hukuki sorumluluk bakımından ne anlama geldiği de anlatılmalı.</p>
<p>Çünkü yatırımcının parasının geri gelmesi başka, varsa suç ve hukuka aykırı bir işlemin hesabının sorulması başka.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haksiz-kazanci-getir-dosyayi-kapatalim-mi-88984</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haksız kazancı getir, dosyayı kapatalım mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/izmiri-kanat-direk-ussu-yapti-disli-ve-jenerator-icin-olabilirle-kapiyi-araladi-88983</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzmir’i, ‘kanat-direk’ üssü yaptı, dişli ve jeneratör için ‘olabilir’le kapıyı araladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ALMANYA </strong>merkezli Nordex Group’un Menemen’deki İzmir Serbest Bölgesi’nde bulunan fabrikasına giderken 11 Aralık 2025 tarihli yazıma baktım:</p>
<ul>
<li><strong>İhracatı 660 milyon Euro’ya dayandı, Türkiye’ye rüzgar için 60 milyon Euro daha yatırdı…</strong></li>
</ul>
<p>Almanya’da 1985 yılında kurulan, 2009 yılından beri de Türkiye’de faaliyette bulunan Nordex Enerji, İzmir Serbest Bölgesi’nde üretim yaptırdığı tesisleri satın almış, ek yatırımlarla çıtayı yükseltmişti. Daha önce görev yaptığı şirketlerden tanıdığımız <strong>Ender Özatay, </strong>Nordex Group Türkiye ve Ortadoğu Başkan Yardımcısı, Türkiye Genel Müdürlüğü görevini üstlendikten sonra 2025 yılı Aralık ayının ilk günlerinde gazeteye gelmiş, <strong>Şeref Oğuz </strong>ve <strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte sohbet etmiştik:</p>
<ul>
<li><strong>Nordex, Türkiye’de ilk rüzgar gülünü 22 yıl önce Murat Vargı’nın çoğunluk hisselerine sahip olduğu Dost Enerji’ye vermişti. 2025 yılında Türkiye’de bizim ürünlerimizle kurulan rüzgar enerjisi santralı gücü 1083 MW’ı buldu.</strong></li>
<li><strong>2024 yılında Türkiye’de çoğu Almanya’ya 660 milyon Euro’ya yakın ihracat yaptık.</strong><strong>2017 yılından beri Türkiye’de pazar lideriyiz. Ciromuz 1 milyar Euro’ya ulaşıyor. Ülkemiz, 30 ülkelik Nordex Group liginde Almanya’dan sonra ikinci sırada yer alıyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac3298aa901a-1791175050.png" alt="" width="813" height="475" /></strong>Nordex Enerji A.Ş.’nin İzmir Serbest Bölgesi’ndeki tesislerinde bizi <strong>Ender Özatay </strong>ile Menemen Fabrika Müdürü <strong>Ozan Mamay </strong>karşıladı.</p>
<p><strong>Özatay, </strong>Türkiye’deki kurulu RES’lerin üçte birinin Nordex ürünleriyle hayata geçirildiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Nordex, Menemen’deki fabrikayı devralana kadar kanat ve direkleri Türkiye’de farklı tesislerde ürettiriyordu. Şimdi artık kanatları devraldıktan sonra ek yatırımlar yaptığımız Menemen fabrikasında üretiyoruz.</strong></p>
<p>Direkleri hâlâ 5 ayrı fabrikadan tedarik ettiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’deki tedarikçilerden 1.1 milyar Euro’luk alım yapıyoruz. Almanya’ya kule (direk) ihracatımız sürüyor. Şu anda iç pazara kanat yetiştiremiyoruz. O nedenle kanat ihraç edemiyoruz.</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın uyguladığı politikalar sayesinde Nordex’in Türkiye’de ciddi büyüme temposu yakaladığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Önceleri YEKDEM, son dönemlerde de YEKA’ya dönüşen ihalelerde, </strong>“Rüzgar türbinlerinde yüzde 51 yerlilik şartı” <strong>yer alıyor. Nordex, bu koşula uyulabilmesi için Türkiye’de üretim yaptırıyordu. Sonra fabrika sahibi olduk.</strong></p>
<p>Türbin bazında yerlilik oranında yüzde 55-65 dolayına ulaştıklarının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Menemen’deki fabrikamızda üretim tempomuz oldukça yoğun. Bu yılın kalan bölümü, 2027’nin tamamında ve 2028’in ilk yarısı için şimdiden full çalışacak şekilde sipariş var elimizde.</strong></p>
<p>Türkiye’deki büyümelerinin en önemli adımlarından birinin Menemen’deki fabrika olduğunu vurguladı, sözü <strong>Ozan Mamay</strong>’a bıraktı. <strong>Mamay, </strong>fabrika ile ilgili şu bilgileri paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Mayıs 2026’da üretime başlayan Menemen Kanat Fabrikası, İzmir Serbest Bölgesi’nde 130 bin metrekare arazide, 90 bin metrekarelik kapalı alanda faaliyet gösteriyor.</strong></li>
<li><strong>Fabrikanın tam kapasiteye ulaşmasıyla birlikte 4 vardiyada 1200 rotor kanadı üretimi hedefleniyor. Üretim ve idari kadrolarda 1200 kişi çalışıyor.</strong></li>
<li><strong>Türkiye’de yıllık 3 GW’a yaklaşan türbin üretim kapasitesine katkı hedefleniyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ender Özatay </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Burada ülkemizin büyük ölçekli rüzgar yatırımlarında kullanılacak yeni nesil türbin kanatları üretiliyor. </strong>“YEKA RES-2024” <strong>projeleri için </strong>“N163”, “YEKA RES-2025” <strong>projeleri için </strong>“N175” <strong>türbinlerine ait kanatların üretimi burada gerçekleşiyor.</strong></p>
<p>Nordex ürünleriyle Türkiye’de devreye alınan türbinlerin toplam kapasitesinin 5.5 GW’ın üzerine çıktığını irdeledi:</p>
<p>-          <strong>İnşa halindeki projelerdeki payımız da yüzde 60’ı buluyor.</strong></p>
<p>Orta vadede Menemen’de üretilen kanatları Avrupa’ya ihraç etmeyi planladıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Menemen fabrikamız, Avrupa’nın rüzgar enerjisi tedarik zincirinin üretim halkalarından biri haline gelecek. Bu yıl Türkiye’den çoğu kule olmak üzere ihracatımız 300 milyon Euro civarında olacak.</strong></p>
<p>Türbinde kullanılan bazı küçük motorlarını Türkiye’den tedarik ettiklerini paylaşınca sordum:</p>
<p>-          <strong>Rüzgarın gücünü elektrik enerjisine çeviren dev dişli kutusu ve jeneratörün de Türkiye’de üretilmesi gündeminizde var mı?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Burası Almanya’daki merkezimizin göz bebeği. Türkiye’deki canlılığı görüyorlar. O nedenle dev dişli kutusu ve jeneratör üretimi de günün birinde gündeme gelebilir.</strong></p>
<p>Ekonomide yaşanan sıkıntıların, birçok sektörde üretim temposunu önemli ölçüde aşağı çektiği bu dönemde Nordex’in Menemen Kanat Fabrikası’nın 2028 yılı ortalarına kadar üretim doluluğu yaşaması dikkati çekiyor…</p>
<p>Bu temponun Nordex’i Türkiye’de dev dişli kutusu ve jeneratör üretimine çekme olasılığı beklentisini artırıyor…</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac329a856530-1791175080.jpg" alt="" width="700" height="466" /><span style="color: #e03e2d;">Aliağa’da 70 milyon Euro’luk yatırım yaptık</span></h2>
<p><strong>NORDEX </strong>Group Türkiye ve Orta Doğu Bölge Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü <strong>Ender Özatay</strong>’a Aralık 2025’teki sohbetimizden Aliağa’da yaptıkları yatırım bilgisini anımsatıp sordum:</p>
<p>-          <strong>Aliağa’daki fabrikanız ne zaman devreye girecek?</strong></p>
<p>Aliağa’da 70 milyon Euro’luk yatırım yaptıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Aslında Şubat 2027’de açılışa hazır hale gelir. Orada üretime başlamamızı, önümüzdeki günlerde yapılacak ihale belirler.</strong></p>
<p>Yatırımın tamamının özkaynakla gerçekleştirildiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Nordex Group yönetimi bize yatırım için gerekli kaynağı gönderdi. Yani, Almanya’dan ek yatırım bedeli göndermiş oldular.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Haftada 20-30 kişi işe alıyoruz, Nordex Akademi’de teknik eleman yetiştiriyoruz</span></h2>
<p><strong>NORDEX </strong>Group Türkiye ve Orta Doğu Bölge Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü <strong>Ender Özatay </strong>ve Menemen Kanat Fabrikası Müdürü <strong>Ozan Mamay, </strong>fabrikayı gezerken kanat üretiminin emek yoğun olduğuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Haftada 20-30 kişi işe alıyoruz. Eleman bulmakta sıkıntı yaşadığımız oluyor.</strong></p>
<p><strong>Ender Özatay</strong>’la daha sonra Nordex Akademi’ye geçtik. Akademinin sorumlusu <strong>Zafer Avcı, </strong>2 yıla yayılan, toplamda 75 günü bulan eğitim verdiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Toplamda bugüne kadar 22 bin kişiye eğitim vermiş olduk. Akademimiz yalnızca Türkiye operasyonlarımıza değil, global Nordex organizasyonuna ve yatırımcılara da uluslararası standartlar ve akreditasyonlar çerçevesinde hizmet veriyor.</strong></p>
<p><strong>Ender Özatay </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Böylece Türkiye, Nordex açısından yalnızca üretimin gerçekleştirildiği bir merkez değil, aynı zamanda rüzgar enerjisi alanında teknik insan kaynağının yetiştirildiği uluslararası bir bilgi ve eğitim merkezi konumuna geliyor.</strong></p>
<p><strong>Özatay, </strong>ayrıca ürün verip kurulumunu yaptıkları rüzgar santrallarının bakım-tamir işlerini 20 yıl boyunca kendi ekiplerinin gerçekleştirdiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Sahada, yani ürün verip kurulumunda rol oynadığımız rüzgar santrallarının bulunduğu yerlerde bizim toplam 300 teknik personelimiz görev yapıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Almanya, Hermes kredisiyle destekliyor</span></h2>
<p><strong>NORDEX </strong>Group Türkiye ve Orta Doğu Bölge Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü <strong>Ender Özatay, </strong>kanat ve kule başta olmak üzere ürün vermek üzere bağlantı kurdukları projelere finansman sağlama konusunda da yardımcı olduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Almanya’nın Herme</strong><strong>s</strong><strong> kredisi bizim ürün vermeyi üstlendiğimiz projeler için devreye giriyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Herme</strong><strong>s</strong><strong> kredisi kullanımında </strong>“Made in Germany” <strong>kuralı vardı. Bu kural, </strong>“Made by German Company” <strong>şeklinde değiştirildi. Yani, Almanya dışında yatırımı olan, üretim yapan Alman şirketleri de Her</strong><strong>m</strong><strong>es kaynaklarından yararlanabilir hale geldi.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sivas’ta 525 MW’lık RES kurulumunda varız</span></h2>
<p><strong>NORDEX </strong>Group Türkiye ve Orta Doğu Bölge Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü <strong>Ender Özatay, </strong>Enerji ve Tabii Kaynakları Bakanlığı’nın RES yatırımlarını Doğu’ya yönlendirmeye başladığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Nordex’in Türkiye’de büyümesinin önemli göstergelerinden biri 2026 Ağustos ayında imzalanan </strong>“YEKA-5 Sivas” <strong>anlaşması oldu. Türkerler Holding’le imzalanan anlaşma kapsamında 72 adet </strong>“N175/6.X” <strong>türbin ve 525 MW kapasite sağlanacak.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Proje, Türkiye rüzgar enerjisi pazarında tek seferde imzalanan en büyük türbin tedarik anlaşması olma özelliği taşıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rüzgar enerjisi rekor büyüme döneminde</span></h2>
<p><strong>NORDEX </strong>Group Türkiye ve Orta Doğu Bölge Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü <strong>Ender Özatay, </strong>Global Wind Energy Council (GWEC) verilerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında dünya genelinde 165 GW yeni rüzgar enerjisi kapasitesi devreye girdi, tüm zamanların rekoru kırıldı. Dünyada toplam rüzgar enerjisi kapasitesi 1.3 TW’a ulaştı.</strong></p>
<p>Türkiye’nin de küresel büyümenin dikkat çeken pazarlarından biri olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin toplam rüzgar kurulu gücü 2026 itibariyle 16.2 GW’a ulaştı. Rüzgar, bu yılın ilk yarısında toplam elektrik üretiminin yüzde 13.5’ini karşıladı.</strong></p>
<p>Şu bilgiyi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında 2.1 GW yeni kapasite ekleyen Türkiye, Almanya’nın ardından Avrupa’da en fazla yeni karasal rüzgar kapasitesi devreye alan ikinci ülke oldu.</strong></p>
<p>Alınan lisanslara dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de 21 GW’ı aşan ön lisanslı proje stoku ve 17.9 GW’lık ön lisanslı depolamalı rüzgar kapasitesi bulunuyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/izmiri-kanat-direk-ussu-yapti-disli-ve-jenerator-icin-olabilirle-kapiyi-araladi-88983</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/3/1280x720/ender-ozatay-1791175294.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir’i, ‘kanat-direk’ üssü yaptı, dişli ve jeneratör için ‘olabilir’le kapıyı araladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88982</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gözler eylül enflasyonunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Gözler Eylül Enflasyonunda! Sürpriz Veri Gelir Mi? | Ekonomi Masası | 05 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/oloDrUIoMkQ" width="900" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88982</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/9/1280x720/talip-senay-zeren-1788755736.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-yatirim-memnuniyet-orani-yuzde-73-88981</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışı yatırımda memnuniyet oranı yüzde 73</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu yıl 5’incisi düzenlenen Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde PwC tarafından hazırlanan “Türkiye’nin Küresel Rekabetçilik Seyri” araştırmasının sonuçları paylaşıldı. PwC Türkiye Ülke Kıdemli Ortağı Cenk Ulu ve PwC Türkiye Müşteri ve Endüstri Grupları Lideri Cihan Harman’ın değerlendirdiği çalışma; teknolojik dönüşüm, doğrudan yabancı yatırımlar, sanayinin rekabet gücü, iş gücü maliyetleri, ihracat ve yeşil dönüşüm başlıklarında Türkiye’nin küresel rekabetteki konumuna ışık tuttu.</p>
<p>Son 10 yılda pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı, tedarik zinciri krizleri, Çin’in yükselişi, üretken yapay zekâ, ticaret savaşları ve Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimlerin küresel ekonominin yönünü değiştirdiğine dikkat çekilen çalışmada, rekabetçiliğin artık yalnızca üretim maliyetleri üzerinden okunamayacağı ortaya kondu. PwC’ye göre yapay zekânın getirdiği verimlilik ile iklim kaynaklı kısıtların ve diğer küresel dinamiklerin etkileşimi şirketler açısından inovasyonu zorunlu hale getiriyor.</p>
<h2>YAPAY ZEKÂ GETİRİLERİNİN YÜZDE 74’ÜNÜ AZ SAYIDA ŞİRKET ALIYOR </h2>
<p>Sonuçları değerlendiren PwC Türkiye Ülke Kıdemli Ortağı Cenk Ulu, Türkiye’nin küresel rekabetçiliği üzerine üç yıldır çalıştıklarını belirterek, “2030 projeksiyonumuzda iki mega trend öne çıkıyor: Teknoloji/yapay zekâ ve iklim. İyimser senaryoda yapay zekânın toplam endüstrilerin büyüklüğüne yüzde 14 pozitif katkı yapacağı, iklim düzenlemelerinin ise yatırımlar nedeniyle yüzde 3,3 negatif etki yaratacağı öngörülüyor. Net etki yüzde 11 büyüme” dedi.</p>
<p>Yapay zekâ yatırımlarında şirketler arasındaki ayrışmaya dikkat çeken Ulu, yapay zekâya en hazır şirketlerin diğer şirketlere göre yapay zekâ kaynaklı finansal performansta 7,2 kat daha yüksek sonuç elde ettiğini belirtti. Araştırmaya göre şirketlerin küçük bir bölümü yapay zekâ yatırımlarından elde edilen getirinin yüzde 74’ünü alıyor. PwC’nin AI Performance Study çalışması, bu farkta yalnızca yapay zekâ kullanımının değil; strateji, yatırım, iş gücü, veri ve teknoloji, yönetişim ve inovasyon gibi alanlardaki yetkinliklerin de belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<h2>YAPAY ZEKÂ BECERİLERİ DE HIZLA DEĞİŞTİRİYOR </h2>
<p>Yapay zekânın şirket performansı kadar iş gücü piyasasını da dönüştürdüğüne dikkat çekilen sunumda, yapay zekâdan en fazla etkilenen şirketlerde iş gücü verimliliğindeki artışın yüzde 40 daha yüksek olduğu belirtildi. Yapay zekâ etkisinin yüksek olduğu işlerde ihtiyaç duyulan beceriler 2,5 kat daha hızlı değişirken, empati, muhakeme ve yaratıcılık gibi insana özgü becerileri gerektiren görevler de 2,5 kat daha hızlı artıyor. Yapay zekâ etkisinin yüksek olduğu giriş seviyesi pozisyonlarda liderlik gibi daha kıdemli rollerle ilişkilendirilen becerilerin talep edilme olasılığı ise 7 kat yükseliyor.</p>
<h2>YURT DIŞI YATIRIMDA İLK MOTİVASYON YENİ PAZARLARA GİRMEK </h2>
<p>Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırım ile Türk şirketlerinin yurt dışına yaptığı yatırımlarda yaşanan değişim oldu. PwC çalışmasına göre 12 aylık yıllıklandırılmış doğrudan yabancı yatırım girişleri tarihsel olarak düşük seviyelerde seyrederken, Türkiye’den yurt dışına yapılan yatırımlar Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların üzerine çıkmaya başladı. Türk şirketlerinin yurt dışı yatırımlarındaki memnuniyet oranı yüzde 73 seviyesinde bulunuyor. Şirketlerin yurt dışına çıkışında yüzde 28 ile “yeni pazarlara girmek” ilk sırada yer alırken, bunu yüzde 17 ile döviz geliri elde etmek, yüzde 16 ile müşteriye fiziksel yakınlık, yüzde 14 ile diğer stratejik hedefl er ve yüzde 13 ile maliyet, vergi ve teşvikler üzerinden rekabet avantajı sağlamak izliyor. Önümüzdeki üç yılda yeni yatırım için Avrupa öne çıkarken ABD/Kanada, Avrasya, Orta Doğu ve Afrika da hedef bölgeler arasında bulunuyor.</p>
<p>Türkiye’ye gelen ve ülkeden çıkan yatırım arasındaki değişime dikkat çeken Cenk Ulu, “Türkiye’ye gelen yabancı doğrudan yatırım ile Türkiye’den çıkan yatırım dengesinde son 15 yılda ilk kez eksiye düşüldü. Türk firmalarının yurt dışı yatırımlarındaki memnuniyet oranı yüzde 73 seviyesinde” diye konuştu. Ulu, Türkiye’de CEO’ların tehdit algısında ise enflasyon, jeopolitik gerilimler ve makroekonomik çalkantıların ilk sıralarda bulunduğunu kaydetti.</p>
<h2>SANAYİDE KÂR MARJI YÜZDE 20’NİN ALTINA İNDİ </h2>
<p>PwC’nin çalışması Türkiye’nin rekabetçiliği açısından sanayi cephesindeki baskıya da dikkat çekti. Sunumdaki verilere göre BIST Sınai Endeksi şirketlerinde brüt kâr marjı son yıllarda gerilerken, 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 20’nin altına indi. Sanayinin toplam istihdam içindeki payı da 2021’de yüzde 21,7 seviyesinden 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 19,7’ye geriledi. Çalışmada sanayinin GSYH içindeki payındaki aşağı yönlü seyir ile ihracat miktarındaki zayıflama da maliyet baskısının sanayici ve ihracatçı şirketlerin rekabet gücü üzerindeki etkisinin göstergeleri arasında sıralandı.</p>
<h2>TÜRKİYE REKABETÇİLİKTE 53’ÜNCÜ SIRADA </h2>
<p>PwC, Türkiye’nin rekabet gücünü Romanya ve Polonya ile iş gücü maliyeti, enflasyon, lojistik, işsizlik ve kurumsal yönetişim göstergeleri üzerinden de karşılaştırdı. Çalışmaya göre 2026 itibarıyla aylık brüt asgari ücret Türkiye’de 720 dolar, Romanya’da 960 dolar ve Polonya’da 1.245 dolar seviyesinde bulunuyor. Buna karşın Türkiye yüzde 31,5’lik enflasyonla iki rakibinden belirgin biçimde ayrışıyor. IMD Dünya Rekabetçilik Endeksi’nde Türkiye 53’üncü, Romanya 49’uncu, Polonya ise 41’inci sırada yer alıyor.</p>
<p>Lojistik Performans Endeksi’nde Türkiye 38’inci sırayla Romanya’nın önünde ancak Polonya’nın gerisinde bulunurken, çalışmada kurumsal güvenilirlik ve yönetişim göstergesinde Türkiye “düşük/ Ba3”, Romanya “orta/Baa3”, Polonya ise “yüksek/A2” kategorisinde gösterildi. Böylece Türkiye ücret maliyetinde rakiplerine göre avantajını korusa da enflasyon, rekabetçilik ve kurumsal göstergelerde baskı altında bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac3279d80a29-1791174557.png" alt="" width="999" height="630" /></p>
<h2>KÜRESEL REKABETÇİLİKTE BİR BASAMAK YÜKSELDİ </h2>
<p>Türkiye’nin ihracat rekabetçiliğinde ise daha dirençli bir görünüm ortaya çıktı. Araştırmaya göre Türkiye, en çok ihraç ettiği 10 ürün grubunda küresel rekabetçilik sıralamasında 2016-2020 döneminden 2021-2025 dönemine geçişte bir basamak yükselirken, en büyük 10 ihracat pazarındaki göreceli konumunu korudu.</p>
<p>Doğrudan yabancı yatırım çekiciliği açısından Türkiye’nin karşılaştırıldığı 10 rakip ülke içinde de konumunu koruduğu görüldü. Türkiye, 2016-2020 ve 2021-2025 dönemlerinde beşinci sırada yer alırken, küresel doğrudan yabancı yatırımlardan aldığı pay yüzde 0,7’den yüzde 0,8’e yükseldi. Aynı dönemde Meksika, Polonya ve Kolombiya paylarını artırırken Hindistan’ın payında gerileme yaşandı.</p>
<h2>“TÜRKİYE’NİN REKABETÇİLİĞİNDE BEŞ TREND BELİRLEYİCİ” </h2>
<p>PwC Türkiye Müşteri ve Endüstri Grupları Lideri Cihan Harman ise Türkiye’nin küresel rekabetçilikte yatay bir seyir izlediğini belirterek, yeniden güçlü yabancı yatırım çekebilmek ve yurt içindeki tasarrufları yatırıma yönlendirebilmek için kapsamlı adımlara ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Harman, “Türkiye’nin tekrar ciddi miktarda rekabet için yabancı yatırım çekmek ve yastık altında birikimi bulunan yatırımcıyı motive etmek için ciddi bir çalışma yapması gerektiğine inanıyoruz” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin rekabetçiliğini önümüzdeki dönemde beş temel eğilimin şekillendireceğini belirten Harman, bunları yeşil yatırımlar ve uluslararası düzenlemeler; dijitalleşme, otomasyon ve yapay zekâ; katma değerli üretim ve sanayide yenilikler; ticaret politikaları ve jeopolitik riskler ile küresel arz fazlası ve fiyat rekabeti olarak sıraladı.</p>
<h2>REGÜLASYONLARA UYUM PAZARDAKİ KONUMU BELİRLEYECEK </h2>
<p>Korumacılığın özellikle Avrupa’da giderek güçlendiğini vurgulayan Harman, “Made in Europe ve menşe kuralları firmalarımızın takip ettiği en önemli başlıklar. Yeni regülasyonların yansımaları ve bu alandaki refleksler mevcut pazarlardaki konumunuzu kısa ve orta vadede belirleyecek unsurlar arasında yer alıyor” dedi. Kasım ayında gerçekleştirilecek COP31 süreci, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve Yeşil Mutabakat’ın özellikle ihracatçı şirketler açısından yakından izlenmesi gerektiğini kaydeden Harman, bu düzenlemelerin küresel rekabetin yönünü belirleyeceğini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-yatirim-memnuniyet-orani-yuzde-73-88981</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/1/1280x720/57-1791174492.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5. Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde küresel denetim, vergi ve danışmanlık firması PwC’nin hazırladığı &quot;Türkiye’nin Küresel Rekabetçilik Seyri Araştırması&quot;nın sonuçlarına ilişkin çarpıcı detaylar paylaşıldı. Araştırmada, Türkiye’nin ihracat ve doğrudan yabancı yatırım ölçeğinde rekabetçilik performansı, 10 rakip ülke ile karşılaştırıldı. Türk firmalarının yurt dışı yatırımlardan memnuniyetinin yüzde 73 olduğu ortaya konuldu. Önemli bir rekabet unsuru olarak yükselen yapay zekâ yetkinliğinin, lider şirketleri diğerlerinden kat kat ayrıştırdığına işaret edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/roubini-makul-olcude-iyimserim-88980</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Roubini&#039;den gelecek öngörüsü: Daha yüksek büyüme, daha düşük enflasyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>EKONOMİ gazetesinin PwC iş birliği ile bu yıl 5’incisini düzenlediği “Dönüşen Liderlik Zirvesi” Sapanca’da gerçekleştirildi. “Belirsizliğe Meydan Okumak” temasıyla düzenlenen zirvenin konuk konuşmacısı “Kriz Kâhini” olarak anılan ekonomist-stratejist Dr. Nouriel Roubini, küresel ekonominin geleceğine ilişkin beklenti ve öngörülerini paylaştı.</p>
<p>2007-2008 küresel finans krizini önceden öngörmesiyle “Doktor Kıyamet” olarak tanınan ünlü ekonomist Dr. Nouriel Roubini, Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde bu kez dünya ekonomisinin neden yeni bir krize sürüklenmediğini anlattı. COVID-19 pandemisi, Rusya-Ukrayna savaşı, ABD’nin artırdığı gümrük tarifeleri ve İran savaşının yarattığı petrol şokunu sıralayan New York Üniversitesi Stern İşletme Okulu Fahri Profesörü Roubini, “Bunca riske rağmen küresel ekonomi ve piyasalar görece dayanıklı olduğunu gösterdi” dedi.</p>
<p>“Alışılmadık, beklenmedik ve benzeri görülmemiş bir dönemde yaşıyoruz” diyen ünlü ekonomist içinde bulunduğumuz dönemi “aşırı belirsizlik” olarak nitelendirdi. Roubini, bu şokların neden daha ağır bir ekonomik kayba yol açmadığını dört başlıkta sıraladı; piyasa disiplini, esneklik, para ve maliye politikaları ile teknoloji yatırımları.</p>
<h2>KISA VADEDE STAGFLASYON BASKISI, UZUN VADEDE DÜŞÜK ENFLASYON </h2>
<p>“Jeopolitik, stagflasyonist bir şoktur” diyen ünlü ekonomist, kısa vadede dünyanın birçok bölgesinde büyümeyi yavaşlatan ve enflasyonu artıran koşulların etkili olduğunu söyledi. Gelecek için ise farklı bir tablo çizdi: “Daha yüksek büyüme ve daha düşük enflasyon bekliyorum.”</p>
<p>Ünlü ekonomist, savaşlar, yüksek borçlar, bütçe açıkları ve ticarette korumacılığı stagflasyon riskini besleyen nedenler arasında sıraladı. Uzun vadeli beklentisini ise teknolojinin daha fazla üretimi daha düşük maliyetle mümkün kılmasına dayandırdı. Yapay zeka, robotik, biyoteknoloji, yarı iletkenler ve yeni enerji teknolojilerindeki gelişmelerin verimliliği artıracağını belirten Roubini, bu yatırımların ekonomiye şimdiden destek verdiğini söyledi: “Bu yatırım patlaması geçen yıl yaşanmasaydı ağır bir resesyona girerdik.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32558b23cb-1791173976.jpg" alt="" width="900" height="324" /></p>
<h2>PİYASALAR TRUMP’A DA GERİ ADIM ATTIRIYOR </h2>
<p>Piyasa disiplininin yalnızca gelişmekte olan ülkeler için geçerli olmadığını vurgulayan Roubini, Trump’ın tarife kararlarının ardından borsalardaki sert düşüşlere ve tahvil faizlerindeki yükselişe dikkat çekti. Bu tepkinin ekonomi ve seçimler üzerindeki olası etkilerinin, ABD yönetiminin müzakereye yönelmesinde rol oynadığını söyledi.</p>
<p>“ABD gibi güçlü bir ülke bile piyasaların baskısıyla politikasını değiştirmek zorunda kalıyor” diyen Roubini, bütçe ve dış açıklarını finanse eden yatırımcıların tepkisinin göz ardı edilemeyeceğini belirtti. Piyasa baskısının, tam ölçekli bir kriz yaşanmadan hükümetleri hatalı kararlardan dönmeye zorlayabildiğini ifade etti.</p>
<h2>İRAN'LA ÇATIŞMA TEKRAR BÜYÜRSE PETROL 150 DOLARA ÇIKABİLİR </h2>
<p>Gelecek yıl büyümenin hızlanması ve enflasyonun düşmesinde enerji fiyatlarının önemli rol oynayacağını söyleyen Roubini, Hürmüz ve Babülmendep’te enerji akışını rahatlatacak bir çözümün petrol fiyatlarını aşağı çekebileceğini belirtti. “100 dolar yerine 80 dolar olsa bile bununla yaşayabiliriz” diyen ekonomist, İran’la çatışmanın yeniden tam ölçekli savaşa dönüşmesi halinde petrolün varil fiyatının 150 dolara veya üzerine çıkabileceği uyarısında bulundu. “Sonuç jeopolitiğe bağlı” diyerek ABD’deki kasım ara seçimlerinin ardından izlenecek politikanın belirsiz olduğunu söyledi. Enerji şoklarının bugünkü etkisini 1970’lerle karşılaştıran Roubini, artan verimlilik ve çeşitlenen enerji kaynakları sayesinde ekonomilerin petrole daha az bağımlı hale geldiğini belirtti. Yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar ve elektrifikasyonun yanı sıra stratejik rezervlerin kullanımının da petrol şoklarının etkisini sınırladığını ifade etti. ABD ile Çin’in ekonomik bağlarını tamamen koparmadan rekabet etmesinin çatışma riskini azaltabileceğini söyleyen Roubini, Tayvan üzerinden yaşanabilecek bir çatışmanın ise ağır sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.</p>
<h2>TAHVİL FAİZLERİYLE BORSALAR BİRLİKTE YÜKSELEBİLİR </h2>
<p>Tahvil faizlerini yükselten nedenler arasında enflasyon ve kamu borcuna ilişkin kaygıları sıralayan ekonomist, şirketlerin yatırım için artan borçlanmasına da dikkat çekti. Bu yatırımların büyümeyi ve şirket kazançlarını artıracağı beklentisinin ise borsaları desteklediğini söyledi. “Daha yüksek tahvil faizleri ve daha yüksek hisse senedi fiyatları bir arada görülebilir” diyen Roubini, faizlerdeki yükselişin nedenine bakılması gerektiğini belirtti. Kamu açıklarından kaynaklanan faiz artışlarıyla, üretken yatırımlar için artan borçlanmanın aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi</p>
<h2>YAPAY ZEKADA BALON YOK, DÜZELTME OLABİLİR </h2>
<p>Yapay zeka yatırımlarında balon oluştuğu yönündeki kaygıları da değerlendiren Roubini, bugünkü tabloyu 2000 yılındaki internet balonundan farklı gördüğünü söyledi. O dönemde ciddi bir iş modeli, geliri veya kârı bulunmayan çok sayıda şirketin yükseldiğini hatırlatarak bugün ise yatırımların önemli bölümünü güçlü gelir ve kârlılığa sahip büyük teknoloji şirketlerinin gerçekleştirdiğini belirtti. Henüz kâr etmeyen yapay zeka şirketleri bulunduğunu da kabul eden Roubini, kullanım yaygınlaştıkça işlem kapasitesine duyulan ihtiyacın artacağını söyledi. Bununla birlikte teknoloji hisselerinde düşüş ihtimalini dışlamadı: “Yüzde 10- 15’lik bir düzeltme olabilir mi? Elbette.” Geçmişte de teknoloji hisselerinde düzeltmeler yaşandığını hatırlatan Roubini, böyle bir düşüşün uzun vadeli yatırım beklentisini tek başına ortadan kaldırmayacağını söyledi.</p>
<h2>TEKNOLOJİYİ GELİŞTİRMEYEN ÜLKELER DE KAZANABİLİR </h2>
<p>Roubini’ye göre teknoloji yatırımlarının kazancı ABD ve Çin’le sınırlı kalmayacak. Gelişmekte olan ülkeler de enerji ve hammadde sağlayarak, veri merkezi yatırımlarını çekerek veya yeni teknolojileri üretimde kullanarak bu büyümeden pay alabilecek. Yarı iletken, enerji ve metal üreticilerinin artan talepten yararlanacağını söyleyen Roubini, ucuz enerjiye sahip ülkelerin de veri merkezi yatırımlarını çekebileceğini belirtti. “Bu veri merkezlerinin bir bölümünü enerjinin ucuz olduğu yerlere kurmak mantıklı” diyen ekonomist, Arjantin, Brezilya, Körfez ülkeleri ve Azerbaycan’ı örnek gösterdi. Dr. Roubini, fırsatın yalnızca yatırım çekmekle sınırlı olmadığını da vurguladı: “Yenilik yapmasanız, yalnızca bu teknolojileri benimseseniz bile fayda sağlarsınız.” Mobil iletişim ve çevrim içi bankacılık örneklerini hatırlatarak, gelişmekte olan ülkelerin eski teknolojilerin bazı aşamalarını atlayıp yeni sistemlere geçebildiğini belirtti. Yapay zekanın üretimde ve hizmetlerde kullanılmasıyla da verimlilik artışı sağlanabileceğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TÜRKİYE’NİN ÜRETİM VE İNŞAAT GÜCÜ FIRSAT YARATABİLİR</span></h2>
<p>Konuşmasının ardından katılımcıların sorularını yanıtlayan Roubini, altyapı yatırımları, istihdam, Türkiye’de enflasyon, fon krizi ve Çin’in büyüme modeline ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Savaşların ardından yapılacak yeniden inşa yatırımlarının ekonomiye etkisi sorulan Roubini, şöyle yanıt verdi: “Ekonomik gelişme ve iklim değişikliğiyle mücadele için daha fazla altyapıya ihtiyacımız var. Altyapı, özel sektörün üretkenliğini de artırıyor. Ancak siyasi ve jeopolitik belirsizlik yükseldiğinde yatırımlar azalıyor. Çünkü bu projelerin geri dönüşü 10, 20 veya 30 yıl sürebiliyor. Makroekonomik istikrar, iyi yönetim ve siyasi istikrar, hem kamu hem de özel sektörün altyapı yatırımlarını destekliyor.” </p>
<p><strong>Büyümenin kazancı nasıl paylaşılacak? </strong></p>
<p>Yapay zekanın istihdam ve ekonomik hayat üzerindeki etkileri sorulan Roubini, kısa vadede yatırımların işgücü talebini artırdığına dikkat çekti: “Veri merkezlerini inşa etmek zorundasınız. İnşaat işçilerine, tesisatçılara, elektrikçilere ihtiyacınız var.” Uzun vadede ise yeni işlerin ortaya çıkmasıyla kalıcı iş kayıpları ihtimalinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi: “Verimlilik artışı herkese fayda sağlamaz ve gelir ile servet eşitsizliğini artırırsa, kazananları vergilendirip geliri diğerlerine aktarmamız gerekecek. Bunun sosyal ve siyasi zorlukları olacaktır. Ancak yüzde 5-6 büyümeyi ve bunun paylaşımını tartışmak, çok düşük büyümeye sıkışıp kalmaktan daha iyi bir sorun.”</p>
<p><strong>Türkiye’de enflasyon ve rekabetçilik dengesi </strong></p>
<p>Türkiye’de enflasyonun nasıl düşürülebileceği sorusuna yanıt veren Roubini, şu değerlendirmeyi yaptı: “Türkiye’nin enflasyon sorunu ciddi, ancak birkaç yıl öncesine göre enflasyon düştü. Mehmet Şimşek yönetiminde bütçe açığını azaltmaya yönelik adımlar atıldı, Merkez Bankası daha bağımsız hale geldi. Fakat Türkiye enerji ithalatına bağımlı olduğu için petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki yükseliş enflasyonu etkiledi. İç talep hâlâ fazla. Talebi hem maliye politikası hem de özel sektör tarafında azaltmak gerekiyor. Para biriminin değer kaybını yavaşlatmak, ithal maliyetler üzerinden enflasyonu düşürmeye yardımcı olabilir. Ancak bunu çok fazla yavaşlatırsanız rekabet gücünü kaybedersiniz. Bu, çözülmesi zor bir denge. Kalıcı yüksek enflasyon refaha ve ekonomik büyümeye zarar veriyor.”</p>
<p><strong>Siyasi ve jeopolitik istikrar, önemli büyüme fırsatları yaratabilir </strong></p>
<p>Türk şirketlerinin önündeki fırsatlara ilişkin soruyu yanıtlayan Roubini, bölgesel istikrarın sağlayabileceği imkanlara dikkat çekti: “Türkiye’nin Körfez’de çok sayıda proje gerçekleştirmiş güçlü imalat, inşaat ve altyapı şirketleri var. Bunlar Ortadoğu’nun geri kalanında da çalışabilir. Körfez ülkelerinin enerji kaynakları ve geleceğe yatırım için kullanılabilecek büyük varlık fonları bulunuyor. Bölgede insan kaynağı, enerji, sermaye, teknoloji ve güçlü şirketler var. Daha fazla siyasi ve jeopolitik istikrarla önemli büyüme fırsatları doğabilir. Böyle bir gelecekte Türkiye hem kendisi hem de bölge için ekonomik büyümenin dayanaklarından biri olabilir.”</p>
<p><strong>Fonlarda olağanüstü getiri vaatlerine dikkat </strong></p>
<p>Türkiye’deki fon krizinin uluslararası yatırımcılar açısından ne anlama geldiği sorulan Roubini, şöyle konuştu: “Teknolojik yeniliklerden kaynaklanan balonlarla dolandırıcılık ve manipülasyondan kaynaklananları ayırmak gerekiyor. İnsanlar tasarruflarının bir bölümünü kaybetti. Fonların tasfiyeye gitmesi daha geniş borsayı da etkiliyor. Yüzde 100, yüzde 200 veya yüzde 3.000 getiri vaatlerine dikkat edin; bunlar bir gecede gerçekleşemez. Türkiye sağlıklı para ve maliye politikalarını sürdürür, büyüme potansiyelini artıran reformlar yapar ve uygun düzenleme ile denetimi sağlarsa, bu bir likidite şoku olarak kalabilir ve zarar geçici olabilir.”</p>
<p><strong>“Çin üretmeyi biliyor, tüketmeyi bilmiyor” </strong></p>
<p>Çin’de planlama ile piyasa arasındaki dengenin büyümeye katkısı sorulan Roubini, başarının yalnızca devlet kapitalizmiyle açıklanamayacağını belirtti: “Çin, ekonomisini ticarete ve özel sektöre açtığında hızlı büyümeye başladı. Bugün de geleceğin teknolojilerindeki gelişmelerin önemli bölümü kamu işletmelerinden değil, özel sektörden geliyor. Her sektörde çok sayıda şirket arasında yoğun rekabet var. Ancak sermaye, işgücü, arazi, su ve elektrik destekleri aşırı yatırıma da yol açtı. Çin üretmeyi biliyor, tüketmeyi bilmiyor. Büyük bir kapasite fazlası var ve bunu dünyaya ihraç ediyor. Bu da ABD, Avrupa ve bazı gelişmekte olan ülkelerde korumacı baskılara yol açıyor. Çıkarılacak ders, özel sektörün rekabetin, üretimin, yeniliğin ve büyümenin öncüsü olmasını sağlamak. Aynı zamanda herkesin yararlandığı bir sosyal refah sistemi kurmak gerekiyor.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dünya ekonomisinin dayanıklılığının 4 nedeni</span></h2>
<p><strong>1. PİYASA DİSİPLİNİ: </strong></p>
<p>Borsalardaki düşüş, yükselen borçlanma maliyetleri ve para birimlerindeki değer kaybı, hükümetleri kararlarını değiştirmeye zorluyor. Roubini’ye göre Trump’ın tarife adımlarında geri çekilmesinde de piyasa baskısı etkili oldu. </p>
<p><strong>2. ESNEKLİK</strong></p>
<p>Şirketler tedarikçilerini ve pazarlarını değiştirerek gümrük tarifelerindeki artışa uyum sağlıyor. Enerji kaynaklarının çeşitlenmesi, verimlilik artışı ve elektrifikasyon petrol şoklarının etkisini sınırlıyor. </p>
<p><strong>3. PARA VE MALİYE POLİTİKALARI</strong></p>
<p>Ekonomik yavaşlamaya karşı verilen destekler ve enflasyonun kalıcılaşmasını önlemeye yönelik müdahaleler, şokların etkisini hafifletiyor. </p>
<p><strong>4. TEKNOLOJİ YATIRIMLARI</strong></p>
<p>Veri merkezleri, yarı iletkenler ve yeni teknolojilere yapılan harcamalar üretimi ve işgücü talebini destekliyor. Roubini’ye göre ekonominin dayanıklılığında en önemli pay bu yatırımlara ait.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/roubini-makul-olcude-iyimserim-88980</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/roubini-1791173718.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ gazetesi ve PwC işbirliği ile düzenlenen Dönüşen Liderlik Zirvesi’ne konuşmacı olarak katılan, ünlü ekonomist Nouriel Roubini, küresel ekonomide kısa vadeli stagflasyon baskısına rağmen gelecek için daha yüksek büyüme ve daha düşük enflasyon bekliyor. Türkiye&#039;deki yüksek enflasyona değinen Roubini, &quot;Para biriminin değer kaybını yavaşlatmak, ithal maliyetler üzerinden enflasyonu düşürmeye yardımcı olabilir. Ancak bunu çok fazla yavaşlatırsanız rekabet gücünü kaybedersiniz. Bu, çözülmesi zor bir denge&quot; açıklamasını yaptı. Yaşanan fon krizi hakkındaki bir soruyu yanıtlayan Dr. Roubini &quot;Türkiye sağlıklı para ve maliye politikalarını sürdürür, büyüme potansiyelini artıran reformlar yapar ve uygun düzenleme ile denetimi sağlarsa, bu bir likidite şoku olarak kalabilir ve zarar geçici olabilir” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bozuyukte-veli-celik-rekor-oyla-kazandi-89016</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bozüyük’te Veli Çelik rekor oyla kazandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BOZÜYÜK</strong></p>
<p>Bozüyük Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) Meslek Komitesi ve Meclis Üyesi seçimleri sona erdi. Mevcut Başkan Veli Çelik, 9 meslek grubunun tamamını kazanmayı bayardı.</p>
<p>Seçimlerde Sarı Liste sadece 3. ve 7. Meslek Gruplarında Beyaz Liste’nin karşısında yarıştı. 3. Meslek Grubu’nda Sarı Liste 12 oy alırken, Beyaz Liste 27 oy aldı. 7. Meslek Grubu’nda ise Sarı Liste 23 oy alırken, Beyaz Liste 45 oyla seçimi kazandı.</p>
<p>Seçimlerinden ardından bir açıklama yapan Başkan veli Çelik, şu görüşlere yer verdi: “Seçimi güzel bir şekilde tamamlamanın mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz. Elbette elde ettiğimiz sonuç bizler için son derece kıymetlidir. Ancak özellikle ifade etmek isterim ki bizim için asıl başarı, seçim kazanmanın ötesinde Bozüyük’ün ticaretine değer katmak, üyelerimize hizmet etmek ve ilçemizin ekonomik gelişimine katkı sağlamaktır. Bu süreçte demokratik bir ortamda gerçekleşen seçimlerimize katılarak oy kullanan tüm üyelerimize, çeşitli nedenlerle sandığa gelemese de gönülden yanımızda olan, desteklerini ve sevgilerini her zaman hissettiren kıymetli üyelerimize, dostlarımıza ve sevdiklerimize yürekten teşekkür ediyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bozuyukte-veli-celik-rekor-oyla-kazandi-89016</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/6/1280x720/bozuyukte-veli-celik-rekor-oyla-kazandi-1791182631.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bozüyük Ticaret ve Sanayi Odası Meslek Komitesi ve Meclis Üyesi seçimleri tamamlandı. Veli Çelik’in başkan adayı olduğu Beyaz Liste, 9 meslek grubunun tamamını kazandı ve seçimleri 9’da 9’la tamamladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutso-89014</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KUTSO’da Esin Güral Argat 15 komitenin tamamında önde çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/KÜTAHYA</strong></p>
<p>Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası’nda (KUTSO) yeni dönem temsilcilerini belirlemek üzere 15 meslek komitesinde gerçekleştirilen seçim süreci de tamamlandı. Katılım oranının yüzde 70 olarak gerçekleştiği seçimlerde, kesin olmayan sonuçlara göre toplam 2 bin 46 oyun 1.524’ünü mevcut başkan Esin Güral Argat liderliğindeki turuncu liste aldı. 15 komitenin tamamında önde çıkan turuncu liste yüzde 74,4’lük oy oranına ulaşırken, Mahmut Öztaş’ın temsil ettiği turkuaz liste ise 522 oy ve yüzde 25,6 oy oranında kaldı.</p>
<p>Seçim sonuçlarının ardından değerlendirmelerde bulunan Esin Güral Argat, ortaya çıkan sonucun kendileri açısından yeni bir sorumluluğun başlangıcı olduğunu söyledi. Seçim sürecinin demokratik bir ortamda tamamlandığını belirten Güral Argat, üyelerin KUTSO’ya ve seçimlere sahip çıktığını ifade ederek, seçim dönemindeki rekabetin geride kaldığını ve</p>
<p>yeni dönemde oda çatısı altında birlik içinde çalışacaklarını kaydetti. Kütahya ekonomisini büyütmek, üretim yapısını güçlendirmek, yeni yatırımların önünü açmak ve istihdamı artırmak için çalışacaklarını belirten Güral Argat, “Bize oy veren, vermeyen herkes bizim üyemizdir. Sanayicimizin de tüccarımızın da esnafımızın da çiftçimizin de yanında olacağız. Kütahya’da üreten, çalışan ve değer yaratan herkesle birlikte omuz omuza yürüyeceğiz. Kütahya’nın ekonomisini büyütmeyi, daha güçlü bir üretim yapısı oluşturmayı, yeni yatırımları, istihdamı ve ihracatı artırmayı hedefliyoruz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutso-89014</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/4/1280x720/kutsoda-esin-gural-argat-15-komitenin-tamaminda-onde-cikti-1791182531.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası’nın yeni dönem temsilcilerini belirlemek üzere yapılan seçimlerde, mevcut Başkan Esin Güral Argat liderliğindeki turuncu liste 15 meslek komitesinin tamamında önde çıktı. Kesin olmayan sonuçlara göre oyların yüzde 74,4’ünü alan Argat, yeni dönemde Kütahya’da üretim, yatırım, istihdam ve ihracatı artırmaya odaklanacaklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehir-ticaret-borsasinda-komite-secimlerinden-ahmet-oguz-galip-cikti-89012</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eskişehir Ticaret Borsası&#039;nda Ahmet Oğuz komite seçimlerinden galip çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Ticaret Borsası’nın yeni dönem yönetimini belirleyecek seçim sürecinin ilk aşaması 3 Ekim Cumartesi günü gerçekleştirildi.</p>
<p>Mevcut Başkan Ömer Zeydan ile Ahmet Oğuz’un yarıştığı seçimlerde, borsa üyeleri 8 meslek grubunda yeni dönem temsilcilerini belirlemek üzere sandık başına gitti. Yüzde 90 seviyesinde katılımın olduğu seçimde oy verme işleminin tamamlanmasının ardından açılan sandıklara göre, 8 meslek grubundan 7’sinde Ahmet Oğuz’un listesi önde çıktı. Diğer meslek grubunda ise iki aday eşit oy aldı. Resmi olmayan sonuçlara göre ortaya çıkan tabloyla birlikte üç dönemdir ETB Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Ömer Zeydan’ın başkanlık dönemi sona erdi.</p>
<p>Seçimlerin ardından değerlendirmelerde bulunan Ahmet Oğuz, kendisine destek veren üyelere teşekkür ederek, farklı tercihte bulunan üyelerin görüşlerine de saygıyla yaklaşacaklarını söyledi. Yeni dönemde üyelerin ihtiyaçlarını merkeze alan bir yönetim anlayışı benimseyeceklerini belirten Oğuz, “Önümüzde yapacak çok işimiz var. Bunları tek başıma değil, birlikte yapacağız. Tarım, hayvancılık ve gıda politikaları masaya yatırıldığında ETB sadece dinleyen değil, sözü dinlenen, yol gösteren bir kurum olacak. Bu doğrultuda üyelerimizin ihtiyaçlarını merkeze alan, sonuç odaklı bir yönetim anlayışını hayata geçireceğiz. Daha güçlü, daha üretken ve daha bereketli bir Borsa için var gücümüzle çalışacağız” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehir-ticaret-borsasinda-komite-secimlerinden-ahmet-oguz-galip-cikti-89012</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/2/1280x720/76-1791182644.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Ticaret Borsası’nda yeni dönem yönetimini belirleyecek seçimlerin ilk aşamasında, 8 meslek grubunun 7’sinde Ahmet Oğuz’un listesi önde çıktı. Seçimlerin ardından üyelerin ihtiyaçlarını merkeze alan bir yönetim anlayışı benimseyeceklerini belirten Oğuz, ETB’yi tarım, hayvancılık ve gıda politikalarında “sözü dinlenen” bir kurum haline getirmeyi hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursada-oda-secimlerinde-sandik-trafigi-suruyor-89010</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’da oda seçimlerinde sandık trafiği sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa iş dünyasının çatı kuruluşu Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) ile ilçe ticaret ve sanayi odalarında seçim süreci devam ediyor. BTSO’da 70 meslek komitesinde gerçekleştirilen organ seçimlerinin ardından meclis aritmetiği yeniden şekillenirken, 8 Ekim Perşembe günü yapılacak Yönetim Kurulu Başkanlığı seçimi öncesinde gözler meclisteki dengelere çevrildi. BTSO’da mevcut Başkan İbrahim Burkay’ın mavi listesi ile Özer Matlı’nın yeşil listesi arasında 70 meslek komitesinde yoğun bir rekabet yaşandı. 40. Komite’de oyların eşit çıkmasının ardından Nilüfer İlçe Seçim Kurulu’nda yapılan kura sonucunda bir meclis üyeliği yeşil, bir üyelik ise mavi listeye verildi. Bu sonuçla yeşil liste 79, mavi liste 72 meclis üyesine ulaştı. 159 üyeli BTSO Meclisi’nde başkanlık seçimi 8 beyaz liste üyesinin vereceği oylarla netleşecek. BTSO’da Yönetim Kurulu Başkanı, Yönetim Kurulu üyeleri ve Meclis Divanı’nın belirleneceği seçim 8 Ekim’de yapılacak. Seçim sonuçlarına ilişkin itirazların değerlendirilmesinin ardından kesin tablonun 7 Ekim’de netleşmesi bekleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac343ad06c14-1791181741.jpg" alt="" width="450" height="693" /></p>
<h2><strong>İnegöl’de de başkan değişti</strong></h2>
<p>İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası’nda (İTSO) ise 18 meslek komitesinde yapılan seçimlerde 49 meclis üyesi belirlendi. Üç adayın yarıştığı seçimde mevcut Başkan Yavuz Uğurdağ ile diğer aday Hakan Özdemir kendi komitelerinden çıkamazken, Nedim İncebay meclise girmeyi başardı. Uğurdağ’ın kendi sandığında 152 oyda kalmasına karşılık rakibinin 256 oy alması dikkat çekti. Nedim İncebay ise İhracat ve E-Ticaret ve Gıda komitelerinde oy kullandı. İncebay, E-Ticaret Komitesi’nde aldığı 95 oyla grubundan çıkarak başkanlık yarışının önünü açtı. İTSO’da yeni yönetim kurulu başkanının belirleneceği ikinci aşama seçimleri 9 Ekim 2026’da gerçekleştirilecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac343c748eca-1791181767.jpg" alt="" width="556" height="363" /></p>
<h2><strong>Karacabey’de Tüydeş dönemi</strong></h2>
<p>Karacabey Ticaret ve Sanayi Odası’nda (KTSO) 2 Ekim’de gerçekleştirilen meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimlerinde Gökhan Tüydeş ve ekibi seçimi kazandı. İlçe Seçim Kurulu gözetiminde oda binasında yapılan seçimlerle birlikte KTSO’da yeni dönem için ilk aşama tamamlandı. Dört yıldır KTSO Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdüren Muammer Üstündağ’ın ardından oda yönetiminde yeni dönem Gökhan Tüydeş’in liderliğinde şekillendi. Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nda (MKTSO) ise tek adaylı seçim gerçekleştirildi. İbrahim Özmen ve ekibi seçimi kazanarak göreve geldi.</p>
<h2><strong>Gemlik’te iki liste yarışacak</strong></h2>
<p>Gemlik Ticaret ve Sanayi Odası’nda (GTSO) seçim heyecanı 10 Ekim’de başlayacak. Meslek komitesi ve meclis üyelerinin belirleneceği organ seçimlerinde mevcut Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Hamaloğlu beyaz liste, yönetimde başkan yardımcılığı görevinde bulunan Alpaslan Eker ise mavi liste ile yarışacak.  GTSO’da yönetim kurulu başkanı ve diğer organların belirleneceği ikinci aşama ise 17 Ekim’de yapılacak.</p>
<h2><strong>İznik ve Orhangazi sırada</strong></h2>
<p>İznik Ticaret ve Sanayi Odası’nda meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimleri 5 Ekim Pazartesi günü gerçekleştirilecek. Orhangazi Ticaret ve Sanayi Odası’nda ise meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimleri 12 Ekim’de yapılacak. 15 meslek grubunda ikişer olmak üzere toplam 30 meclis üyesinin belirleneceği seçimlerin ardından, yeni Yönetim Kurulu Başkanı, Yönetim Kurulu ve diğer organların belirleneceği ikinci aşama 19 Ekim’de gerçekleştirilecek. Orhangazi TSO’da mevcut Yönetim Kurulu Başkanı Erol Hatırlı, yeni dönem için mavi listeyle yeniden adaylığını açıkladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursada-oda-secimlerinde-sandik-trafigi-suruyor-89010</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/0/1280x720/bursada-oda-secimlerinde-sandik-trafigi-suruyor-1791181827.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’daki ticaret ve sanayi odalarında seçim maratonu devam ediyor. BTSO’da 70 meslek komitesindeki yarışın ardından 8 Ekim’deki başkanlık seçimine odaklanılırken, İnegöl ve Karacabey’de ilk aşama tamamlandı. Gemlik, İznik ve Orhangazi’de ise seçim takvimi önümüzdeki günlerde işleyecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahnede-notalar-mutfakta-yeni-hikayeler-88995</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sahnede notalar, mutfakta yeni hikâyeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir sezon boyunca daha müziğin ve edebiyatın peşinde…</strong></p>
<p>Sonbaharın sevdiğim yanlarından biri, yeni sezon programlarına bakmak… Bir konserin tarihini not etmek, yıllardır dinlediğimiz bir yorumcuyla yeniden buluşacağımızı öğrenmek, henüz sahnede izlemediğimiz bir sanatçının adının yanında durup düşünmek… Daha salona gitmeden başlayan bir heyecan bu. Bazen tek bir eser, bazen bir ses, aylar sonrasındaki bir akşamı beklememize yetiyor.</p>
<p>İş Sanat’ın Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin BlackBox Salonu’nda açıklanan 27. sezon programına da böyle bakıyorum. Kasımda başlayıp bahara uzanan takvimde, farklı müzik geleneklerinden gelen sanatçılar var. Programın içinde ilerlerken bir yanda kemanın, piyanonun, orkestranın dünyasına giriyor; diğer yanda bir türküye, belleğimizde yer etmiş bir şarkıya, bir şairin dizelerine dönüyoruz.</p>
<p>İş Sanat Genel Müdürü <strong>Defne Turaç</strong>, programı hazırlarken her konserin kendi özgünlüğünü koruduğu, aynı zamanda birbirini tamamlayan bir bütün oluşturmayı amaçladıklarını söylüyor. Uluslararası orkestra ve solistlerden genç müzisyenlere, sahneye özel projelerden çocuk oyununa uzanan bu çeşitliliğin içinde, dinleyiciye kendi yolunu çizme imkânı da sunuluyor.</p>
<p>Sezonun ilk konseri, 5 Kasım Perşembe akşamı. Keman sanatçısı <strong>Viktoria Mullova</strong>, <strong>Gürer Aykal</strong> yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’yla İş Kuleleri Salonu’nda sahneye çıkacak. Açılışın programı, üç bestecinin farklı dünyalarını aynı akşamda buluşturuyor.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Doğumgününü müzikle hatırlamak…</strong></p>
<p>Bir insanı hatırlamanın yollarından biri, onun sevdiği şeylere hayatımızda yer açmak… Dinlediği müziğe kulak vermek, önem verdiği bir uğraşı sürdürmek, bir araya gelip aynı eseri paylaşmak. Böyle buluşmalarda hatıralar, o akşam orada bulunanların hayatına da katılıyor. Bir doğum günü, müzikle kurulan ortak bir anıya dönüşüyor.</p>
<p>Hisar Okulları’nın kurucusu <strong>Feyyaz Berker</strong>’in doğum günü anısına hazırlanan konserin çıkış noktasında da onun klasik müziğe duyduğu sevgi var. Hisar Okulları Kültür Merkezi’nin yeni sezon buluşmalarından olan konserde keman sanatçısı <strong>Cihat Aşkın</strong> ile piyanist <strong>Cem Babacan</strong>, 7 Ekim Çarşamba akşamı saat 20.00’de Hisar Okulları Atatürk Salonu’nda sahneye çıkacak.</p>
<p>Konser programında <strong>Johann Sebastian Bach</strong>, <strong>Giuseppe Tartini</strong>, <strong>Niccolò Paganini</strong>, <strong>Ludwig van Beethoven</strong> ve <strong>Franz Schubert</strong>’in eserleri yer alıyor. Farklı dönemlerin müziklerini aynı akşam içinde dinlemek, kemanla piyanonun anlatım imkânlarını değişik bestecilerin dünyalarından takip etmemizi sağlayacak.</p>
<p><strong>Bir tariften başka bir tarife</strong></p>
<p>Mutfakta bazen bir tarifin peşinden gideriz, bazen de elimizdeki malzemelerin… Dolabı açar, tezgâha birkaç şey çıkarır, neyi neyle buluşturacağımızı düşünürüz. Bildiğimiz bir yemeğe başka bir ot eklemek, alıştığımız sosu değiştirmek, önceki günden kalan bir malzemeyi değerlendirmek gelir aklımıza. Tam o sırada kendimize sorduğumuz soru tanıdıktır: <em>“Olur mu dersin?”</em> Cevabını çoğu zaman ocağın başına geçince öğreniriz.</p>
<p>Filiz’in yeni iletişim yaklaşımı, mutfağın bu gündelik merakından yola çıkıyor. Anadolu’nun farklı bölgelerinden seçilen durum buğdaylarıyla ürettiği ürünleri 52 yıldır sofralara taşıyan marka, logosunu ve ambalajlarını yenilerken yemek yapmanın denemeye açık yanını öne çıkarıyor.</p>
<p>Barilla Türkiye Genel Müdürü <strong>Murat Koç</strong>, yarım asrı aşan yolculukta sofralarla kurulan bağın ve kazanılan güvenin önemini vurguluyor. Logodan ambalaja kadar markanın kendini ifade etme biçimi değişirken toprağa, çiftçiye, kaliteye, Bolu’daki üretime ve Türk mutfağına bağlılığın sürdüğünü belirtiyor. Yeni dönemde Filiz’in, gençlerin kendi mutfaklarında isteyerek seçtikleri, kendilerine yakın buldukları bir marka olmasını hedeflediklerini anlatıyor.</p>
<p><strong>Nişantaşı’nda bir mahalle restoranı…</strong></p>
<p>Nişantaşı’nda, Valikonağı Caddesi üzerindeki People’daydım geçtiğimiz günlerde… Mekânın kurucuları <strong>Aydan Önder</strong>ve <strong>Ali Özbora</strong> çifti, bir süredir mutfaklarını daha fazla anlatmak istiyorlar. Aydan televizyon yapımcılığı ve sunuculuktan, Ali reklamcılıktan geliyor. İnsanlarla, onların hikâyeleriyle çalışarak geçen yılların ardından ortak seyahat ve gastronomi meraklarını bir mekânda buluşturmuşlar. People adı da bu geçmişle anlam kazanıyor.</p>
<p>Mekânı önceki yıllarda da ziyaret etmiştim. Bu kez masaya oturduğumuzda, aradan geçen zamanda nelerin değiştiğini konuşuyoruz. Anlattıkları, bir restoranın kendi yolunu bulmasının denemeler, kararlar ve bazen geri dönüşlerle ilerleyen bir süreç olduğunu gösteriyor. Kahveyle kurulan ilk bağın ardından, yalnızca tadım menüsü sunan iddialı bir mutfağa yönelmişlerdi. Bir özel gün için tercih edilebilecek yemek düzeniyle, insanın haftanın herhangi bir akşamı uğramak istediği restoran arasında fark var. Onlar da zamanla bunu görmüşler. Ardından daha rahat bir servis ve menü anlayışına geçerken, önceki dönemin kazandırdığı ürün bilgisini ve üretici ilişkilerini korumuşlar. Bugünkü mutfağın arkasında o birikim var.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahnede-notalar-mutfakta-yeni-hikayeler-88995</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sahnede notalar, mutfakta yeni hikâyeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/konukoglu-genclerimizin-ulkemizin-gelecegine-yon-verecek-projeler-gelistirmesi-bizleri-gururlandiriyor-88979</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 23:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konukoğlu: Gençlerin ülkemizin geleceğine yön verecek projeler geliştirmesi gurur verici</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST 2026 kapsamında Şanlıurfa GAP Havalimanı’nda düzenlenen festival alanını ziyaret ederek öğrencilerle bir araya gelip projelerini dinledi.</p>
<p>Konukoğlu, “Gençlerimizin ortaya koyduğu fikirleri ve ülkemizin geleceğine yön verecek projelere imza atmaları bizleri gururlandırıyor” dedi.</p>
<p>Gençlerin teknoloji alanında kendi imkan ve kabiliyetlerini geliştirmesinin önemine dikkat çeken Konukoğlu, TEKNOFEST’e ilk günden bu yana destek verdiklerini anımsattı. 2020 yılından bu yana TEKNOFEST’in ana paydaşları arasında yer aldıklarını hatırlatan Konukoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “TEKNOFEST, gençlerimizin yalnızca teknolojiyle buluştuğu değil, aynı zamanda düşüncelerini projeye, projelerini de somut çözümlere dönüştürdüğü çok değerli bir ortam sunuyor. Burada ortaya konulan çalışmalar, gençlerimizin ne kadar güçlü bir potansiyele sahip olduğunu açıkça gösteriyor. SANKO Holding olarak gençlerimizin üretme ve geliştirme heyecanına katkı sağlamayı önemsiyoruz. Bilim ve teknolojiye ilgi duyan gençlerimizin önünü açmak, onların farklı alanlarda kendilerini geliştirmelerine destek olmak ve ortaya koydukları projelerin daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sunmak bizim için çok kıymetli. TEKNOFEST’te dinlediğimiz projeler, ülkemizin geleceği adına bizlere umut veriyor. Gençlerimizin çevre, enerji, sağlık, eğitim ve daha birçok alanda çözüm üretmek için ortaya koyduğu çaba son derece değerli. Onların bu heyecanını görmek hepimiz için büyük bir motivasyon kaynağı.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac2bdbe86447-1791147454.jpg" alt="" width="800" /></p>
<p>Gençlerin sadece bugünün değil, geleceğin de şekillenmesinde önemli rol üstleneceğini ifadede eden Konukoğlu, şunları kaydetti: “Dünya çok hızlı değişiyor. Böyle bir dönemde gençlerimizin gelişmeleri takip etmekle kalmayıp yeni fikirler ortaya koyması ve kendi çözümlerini üretmesi ülkemizin geleceği açısından büyük önem taşıyor. Gençlerimizin önünde büyük fırsatlar var. Önemli olan merak etmek, öğrenmek, çalışmak ve vazgeçmemek. Her proje bir deneyim, her deneme yeni bir öğrenme fırsatıdır. Bu nedenle gençlerimiz kendilerine güvenip, hedeflerinden vazgeçmeden çalışmalarını sürdürerek karşılarına çıkan imkanları en iyi şekilde değerlendirmeliler.”</p>
<p><strong>“Yaptığınız işe değer katmaya çalışın”</strong></p>
<p>TEKNOFEST kapsamında gençlerle bir araya gelmekten büyük mutluluk duyduğunu dile getiren Konukoğlu, gençlere şu önerilerde bulundu: “Önünüze hedefler koyun ve bu hedeflere ulaşmak için sabırla çalışın. Başarı kadar başarısızlıklardan ders çıkarmayı da göz ardı etmeyin. Disiplinli ve dürüst olmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyin. Merakınızı kaybetmeyin, sürekli öğrenmeye devam edin ve yaptığınız işe değer katmaya çalışın. Gençlerimizin ortaya koyduğu her yeni fikir, ülkemizin geleceği açısından büyük bir değer taşıyor. Ülkemiz için üreten, düşünen, araştıran ve proje geliştiren tüm gençlerimizi gönülden tebrik ediyorum.”</p>
<p>Konukoğlu, “Ülkemizin milli teknoloji hamlesi yolculuğuna liderlik eden Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, gençlerimize umut ve heyecan veren Sayın Selçuk Bayraktar ve Sayın Haluk Bayraktar’a teşekkür ediyor, bu yolda ilk meşaleyi yakan merhum Özdemir Bayraktar’ı rahmetle anıyorum” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/konukoglu-genclerimizin-ulkemizin-gelecegine-yon-verecek-projeler-gelistirmesi-bizleri-gururlandiriyor-88979</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/9/1280x720/konukoglu-genclerimizin-ulkemizin-gelecegine-yon-verecek-projeler-gelistirmesi-bizleri-gururlandiriyor-1791147478.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şanlıurfa GAP Havalimanı’nda düzenlenen TEKNOFEST&#039;te gençlerle bir araya gelen  SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, “Gençlerimizin ortaya koyduğu fikirleri ve ülkemizin geleceğine yön verecek projelere imza atmaları bizleri gururlandırıyor.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
