<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kamiad-baskani-adiguzel-surdurulebilir-konut-piyasasi-icin-uretim-ve-finansman-desteklenmeli-91202</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 15:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> KAMİAD Başkanı Adıgüzel: Sürdürülebilir konut piyasası için üretim ve finansman desteklenmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Konut piyasasında yaşanan gelişmeler, inşaat sektörünün geleceğine ilişkin önemli ipuçları vermeye devam ediyor.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Eylül 2026 Konut ve İş Yeri Satış İstatistiklerini değerlendiren Kamu Müteahhitleri ve İş İnsanları Derneği (KAMİAD) Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Ali Adıgüzel, ilk el konut satışlarında görülen artışın sektörde memnuniyet verici bir gelişme olduğunu ancak piyasadaki genel görünümün bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ifade etti. Konut satışlarındaki hareketliliğin doğrudan yeni konut üretimine ve sektörün sürdürülebilir büyümesine katkı sağlayabilmesi için ekonomik koşulların iyileştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Adıgüzel, inşaat maliyetleri ve finansmana erişim sorunlarının sektörün önündeki en önemli engeller arasında yer aldığını vurguladı.</p>
<p><strong>“İlk el satışlardaki artış önemli, ancak yeterli değil”</strong></p>
<p>Konut piyasasındaki gelişmelerin yalnızca satış rakamları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Ali Adıgüzel, şu ifadeleri kullandı: “İlk el konut satışlarında yaşanan artış, yeni konut üretimi ve sektörümüzün geleceği açısından elbette olumlu bir gelişmedir. Ancak ilk el ve ikinci el konut satışlarının aynı ölçüde etkilenmemesi, piyasadaki dinamiklerin farklılaştığını ortaya koyuyor. Bu tabloyu doğru okumak ve sektörümüzün ihtiyaçlarını bütün yönleriyle değerlendirmek zorundayız. İnşaat sektörü, yalnızca konut üreten bir alan değil, aynı zamanda istihdamdan sanayiye, finansmandan ticarete kadar geniş bir ekonomik ekosistemin temel aktörlerinden biridir. Dolayısıyla konut piyasasında yaşanan gelişmelerin sektörün üretim kapasitesi ve ekonomik sürdürülebilirliği üzerindeki etkileri göz ardı edilmemelidir.”</p>
<p><strong>“Maliyetler ve finansmana erişim sektörü zorluyor”</strong></p>
<p>İnşaat sektörünün karşı karşıya olduğu yapısal sorunlara da değinen Adıgüzel, artan maliyetlerin müteahhitlerin üretim planlamasını zorlaştırdığını, finansmana erişimde yaşanan güçlüklerin ise yeni yatırımların önünde önemli bir engel oluşturduğunu kaydetti. Adıgüzel, “Bugün müteahhitlerimiz bir taraftan yükselen inşaat maliyetleriyle mücadele ederken diğer taraftan finansmana ulaşmakta ciddi zorluklar yaşıyor. Diğer yandan vatandaşlarımızın konut satın alma gücü de piyasanın hareketliliğini doğrudan etkiliyor. Bu koşullar altında üretimin devamlılığını sağlamak ve yeni konut projelerini hayata geçirmek kolay olmuyor. Sektörün ihtiyaç duyduğu ekonomik ve finansal koşulların oluşturulması büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p><strong>“Erişilebilir konut, güçlü sektör ve sürdürülebilir büyüme”</strong></p>
<p>KAMİAD olarak konut piyasasında üretimi teşvik eden, yatırım ortamını güçlendiren ve vatandaşların uygun koşullarda konut sahibi olmasını sağlayan politikaları önemsediklerini belirten Ali Adıgüzel, sektörün geleceğine ilişkin değerlendirmesinde şu görüşlere yer verdi: “Bizim temel beklentimiz, konut üretiminin sürdürülebilir biçimde devam etmesi, finansman imkânlarının geliştirilmesi ve vatandaşlarımızın erişilebilir koşullarda konut sahibi olabilmesidir. Üreticinin yatırım yapabildiği, sektörün finansmana ulaşabildiği ve vatandaşın konut alım gücünün desteklendiği bir piyasa yapısı, ekonomimizin tamamına olumlu yansıyacaktır. Güçlü bir inşaat sektörü demek, daha fazla istihdam, daha fazla yatırım ve ekonomik büyüme demektir. Aynı zamanda şehirlerimizin gelişimi, yaşam kalitesinin yükselmesi ve geleceğe yönelik güvenli yapılaşma açısından da stratejik bir öneme sahiptir.”</p>
<p>Konut piyasasındaki gelişmelerin sektörün tüm bileşenleri açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Adıgüzel, sağlıklı, dengeli ve sürdürülebilir bir konut piyasasının hem sektör temsilcileri hem de vatandaşlar için ortak bir hedef olması gerektiğini sözlerine ekledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kamiad-baskani-adiguzel-surdurulebilir-konut-piyasasi-icin-uretim-ve-finansman-desteklenmeli-91202</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/2/1280x720/kamiad-baskani-adiguzel-surdurulebilir-konut-piyasasi-icin-uretim-ve-finansman-desteklenmeli-1793708133.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamu Müteahhitleri ve İş İnsanları Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Ali Adıgüzel, konut piyasasında ilk el ve ikinci el satışlar arasında ortaya çıkan farklılaşmanın inşaat sektörü açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, sürdürülebilir büyüme için üretimin desteklenmesi ve finansmana erişimin kolaylaştırılması çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/oz-iplik-is-sendikasinda-rafi-ay-yeniden-baskan-91203</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 13:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Öz İplik İş Sendikası’nda Rafi Ay yeniden başkan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Tekstil, hazır giyim ve deri sektöründe örgütlü Öz İplik İş Sendikası 15. Genel Kurulu tamamlandı.</p>
<p>1 Kasım günü yapılan seçimlerde Genel Başkan Rafi Ay güven tazelerken, yönetim kurulu üyeliklerine Muzaffer Birdoğan, Samet Ceylan ve Şaban Singin seçildi. Öz İplik İş Sendikası Genel Başkanı Rafi AY Başkanlığındaki Yönetim Kurulu Üyeliklerine ise; Muzaffer Birdoğan, Samet Ceylan ve Şaban Singin seçildi. Genel Denetim Kurulu Üyeliğine;  Aleyna Avcı, İsmail İnan, İsmail Gökalp seçilirken, Genel Disiplin Kurulu Üyeliklerine ise; Harun Bağcı, Engin Osmanoğlu ve Saime Elma seçildi. </p>
<p>Genel Kurula, HAK-İŞ Başkanı Mahmut Arslan, Öz İplik İş Kurucu Genel Başkanı Mehmet Er ve çok sayıda HAK-İŞ Konfederasyonuna bağlı sendikanın genel başkan ve yöneticileri katıldı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/oz-iplik-is-sendikasinda-rafi-ay-yeniden-baskan-91203</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/3/1280x720/54-1793708235.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rafi Ay, Öz İplik İş Sendikası 15. Genel Kurulu&#039;nda başkanlığa tekrar seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-en-yuksek-ekim-ayi-ihracat-rekoru-kirildi-91194</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 12:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Ekim ayı ihracat rekoru kırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekim ayı dış ticaret verileri, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe'nin katılımıyla TİM Dış Ticaret Kompleksi'nde düzenlenen toplantıda açıklandı.</p>
<p>Toplantıda konuşan Bolat, ihracattaki bereketli dönemin ekimde de sürdüğünü kaydederek, 2026'nın yağışların, bereketin, tarımsal üretimin arttığı ve ihracatta rekorların kırıldığı bir yıl olduğunu söyledi.</p>
<p>Geride kalan 10 ayın ihracat açısından performansının pekiyi olduğunu dile getiren Bolat, Türkiye'nin çevresindeki savaşlara, emtia ve enerji fiyatlarındaki artışlara, navlun ve sigorta ücretlerinin tavan yapmasına rağmen sanayisiyle, tarımıyla, hizmetleriyle ihracat yapmaya, dünya pazarlarındaki payını ve ihracat değerini artırmaya devam ettiğini anlattı.</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin 16 yıldır kesintisiz büyüdüğünü ve bu büyümenin içinde ihracatın lokomotif görevi gördüğünü ifade ederek, tarımda, ulaştırmada, çevrede, enerjide, sanayide, hizmetlerde ve altyapıda 24 yıldır Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde büyük atılımlar yapıldığını bildirdi.</p>
<p>Bakan Bolat, ekim ayı rakamlarının çok güzel geldiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"(Geçen ay) En yüksek ekim ayı ihracat rekoru kırıldı. Mal ihracatımız (yıllık bazda) yüzde 8,1 artarak 25,9 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Eylülde 26 milyar dolardı hatırlarsınız. Böylece 103 yıllık Cumhuriyet tarihimizin en yüksek üçüncü aylık ihracatına ulaşmış bulunuyoruz. İkinci önemli başarı 2026 Ocak-Ekim dönemi rekoru. O da yüzde 5,5 artışla 236,8 milyar dolara yükselmiştir. Üçüncü rekor son 12 aylık yıllıklandırılmış toplam mal ihracat rekoru. Geçen ay 2025 Ekim'e kıyasla 15,6 milyar dolar artarak 285,6 milyar dolara yükseldi. Hedefimiz 282 milyar dolardı. Hedefimizi 3,5 milyar dolar aştık."</p>
<p>Bolat, son bir yıldaki mal ihracatının 15,6 milyar dolar arttığını kaydederek, hizmetler ihracatında ağustostan itibaren görülen hızlanmanın sürdüğünü söyledi.</p>
<p>Ekim itibarıyla yıllıklandırılmış hizmetler ihracatının toplamının 127,4 milyar dolara yükseldiğini dile getiren Bolat, "Böylece ekim sonu itibarıyla yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının toplamı 413 milyar dolara yükseldi. Saygıdeğer Cumhurbaşkanımızın yeni yılın başında bizlere vazettiği 410 milyar dolarlık hedefi ekim ayı itibarıyla aşmış bulunuyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Mal ihracatında son 42 ayın 24'ünde rekor kırıldı"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, ekimde mal ticaretinde dış ticaret açığının yüzde 11,4 azaldığını belirterek, "Yine önemli bir olumlu gelişme de ihracatın ithalatı karşılama oranı da 3,4 puan artmıştır. Böylece ihracattaki artış, dış ticaret açığında son aylarda yakaladığımız gerileme eylül ve ekimde de cari işlemler dengesinin fazla vermesini bizlere tahmin ettirmektedir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Mal ihracatında son 42 ayın 31'inde artış, 24'ünde rekor görüldüğünü anlatan Bolat, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"2026'nın ilk 10 ayının 7'sinde aylık ihracat artışı sağlandı, 6'sında ihracat rekorları kırıldı. Özellikle nisandan bu yana nisan, haziran, temmuz, ağustos, eylül ve ekim aylarının hepsinde aylık ihracat rekorları kırıldı. Nisan, haziran ve eylülde çift haneli artışlar sağlandı. Bu ay da yüzde 8,1 ile küçümsenmeyecek güzel bir artış oranına ulaştı. Bunun yanında orta yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatımız da 118,6 milyar dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Bu yıllıklandırılmış rakam. Bu rakam 2025'in tamamında 112 milyar dolardı."</p>
<p><strong>"Ocak-ekim döneminde 26 sektörün 17'sinde ihracat arttı"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, ekimde 26 sektörün 13'ünde, ocak-ekim döneminde ise 26 sektörün 17'sinde ihracatın arttığını belirterek, "Ekim ayı itibarıyla yıllıklandırılmış ihracatta dünyanın 5 bölgesinde, 46 ülkede ve 23 ürün faslında rekorlar kırılmıştır." dedi.</p>
<p>Ekimde takvim ve pariteden gelen olumsuz etkilere rağmen yüzde 8,1 artışla 25,9 milyar dolarlık ihracata imza attıklarını vurgulayan Bolat, "Diğer taraftan son 3 aydır ihracatı destekleyen işlenmemiş altın ihracatında da rakam 204 milyon dolarla oldukça düşük gerçekleşmiştir. Bu da yaklaşık 850 milyon dolar eksi yazmıştır. Bu gördüğümüz önemli handikaplara rağmen 1 milyar 935 milyon dolarlık artış sağlanmıştır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bolat, "Kasım ve aralıkta ortalama 50 milyar dolar daha toplam ihracat yaparsak 287 milyar dolarlık mal ihracatıyla yılı kapatmış olacağız." dedi.</p>
<p>Bolat, ocak-ekim döneminde yıllık bazda elektrikli makineler ve cihaz ihracatının 2,5 milyar dolar, motorlu kara taşıtlarının 1,3 milyar dolar, plastik grubunun 1,2 milyar dolar, meyve ve sebzenin 1,2 milyar dolar, bakırın 1,1 milyar dolar arttığını söyledi.</p>
<p>Ocak-ekim döneminde en yüksek ihracat düşüşünün inorganik kimyasallar, hububat, mobilya, kakao ve örülmemiş giyim eşyası gruplarında görüldüğünü anlatan Bolat, "Bölgeler olarak baktığımızda Avrupa Birliği yine bizim en büyük ihracat pazarımız. 10 ayda 99 milyar dolarla çok önemli bir ticaret ortağımız. Yılı AB'ye muhtemelen 120 milyar dolarlık mal ihracatı yaparak kapatabileceğiz." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatının artmaya devam ettiğini belirterek, "Son bir yıl itibarıyla yaklaşık 6,5 milyar dolar artışımız var. Toplam ihracatımızdaki payı neredeyse yüzde 44'e yükseldi." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İhracatın ve ithalatın en çok arttığı sektörler</strong></p>
<p>Bakan Bolat, ekim ayı ithalat rakamlarına değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Ekimde yıllık bazda ihracat yüzde 8,1 artarken ithalat yüzde 3,4 ile sınırlı kaldı ve 32,6 milyar dolar olarak gerçekleşti. Buradaki artışın en büyük kalemi doğal gaz, petrol ve madeni yağlar gibi enerji ürünlerindeki anormal ve yüksek artış. Bunun da sebebi Körfez'deki savaş durumunun ve gerilimin devam etmesi. İlk 10 ay itibarıyla ithalatımız mücevher ve altında 8 milyar dolar, motorlu kara taşıtlarında 5,2 milyar dolar, hava ve uzay taşıtlarında 854 milyon dolar, kakaoda yaklaşık 500 milyon dolar, ayakkabıda da 177 milyon dolar azaldı. İthalat mineral yakıtlarda 10 ayda 10 milyar dolar, elektrikli makinelerde 3,3 milyar dolar, bakırda 2 milyar dolar arttı."</p>
<p>Bolat, ocak-ekim döneminde tüketim malları ithalatında yaşanan 3 milyar dolarlık azalışın sevindirici olduğunu kaydederek, ham madde ve ara malları ithalatındaki artışa işaret etti.</p>
<p><strong>"Dış ticaret açığı ekimde yüzde 11,4 azaldı"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, 10 ayda ithalatın en çok arttığı bölgenin Diğer Asya Ülkeleri olduğunu belirterek, Kuzey Amerika, Kuzey Afrika ve İslam İşbirliği Teşkilatı bölgelerinden de ithalatın arttığını söyledi.</p>
<p>Ekim ayına ilişkin dış ticaret açığı verilerini paylaşan Bolat, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Dış ticaret açığı ekimde 6,7 milyar dolar oldu ve yüzde 11,4 azaldı. Bu sevindirici bir tablo. Dış ticaret açığımız eylülde de azalmıştı. Dış ticaret açığı ekimde yıllık bazda net 863 milyon dolar azaldı. Bu başarıdır. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 79,4 oldu. Geçen yıl ekimde yüzde 76'ydı. 3,4 puan iyileşme var. Yıllıklandırılmış mal ithalatında 381 milyar dolardayız. Geçen yılı 92,2 milyar dolar dış ticaret açığıyla kapatmıştık. En büyük sebebi enerji ile altın ve mücevherat ithalatıydı. Bu sene Körfez'deki savaşa ve enerji fiyatlarında 10 milyar dolarlık fazla ithalat yapmamıza rağmen dış ticaret açığımız 95 milyar dolarda. OVP'de maksimum kötü senaryoda 105-106 milyar dolar olarak tahmin edilen dış ticaret açığı gerçekleşmeyecek, 100 milyar doların altında kalacak. Bu da cari işlemler tablomuzu kontrol altında tutmamızı mümkün kılacak."</p>
<p><strong>"19 Kasım'da Berlin'de otomotiv zirvesi yapacağız"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, hizmetler ihracatının ocak-ağustos döneminde 80,6 milyar dolar olarak gerçekleştiğini belirterek, hizmetler dış ticaretinde verdikleri fazlanın cari işlemler dengesine yaptığı katkıdan bahsetti.</p>
<p>Ekim itibarıyla yıllıklandırılmış hizmetler ihracatına ilişkin tahminlerinin 127,4 milyar dolar olduğunu dile getiren Bolat, "Bu da yıllıklandırılmışta yüzde 2,8 artışa tekabül etmektedir. Hesabımız minimum sapmayla gerçekleşmektedir. Ekim ayı itibarıyla yıllıklandırılmış hizmetler ihracatımız 127,4 milyar dolar civarında gerçekleşecektir." dedi.</p>
<p>Bolat, ihracatçılara sunulan desteklere ilişkin detayları paylaşarak, her zaman onların yanında olduklarını ve olmaya devam edeceklerini anlattı.</p>
<p>Ticaret Bakanlığının ticaret diplomasisi çalışmalarından bahseden Bolat, birkaç gün önce Türk Devletleri Teşkilatı 13'üncü Zirvesi'nin Ankara'da gerçekleştirildiğini, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesinin (İSEDAK) 42. Bakanlar Toplantısının bugün sona ereceğini, dün Avrupa'dan gelen otomotiv gazetecilerini ağırladıklarını anlattı.</p>
<p>Bolat, "19 Kasım'da Berlin'de otomotiv zirvesi yapacağız. TİM ve Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği ile hep birlikte orada olacağız. Alman makamları ve devleriyle görüşeceğiz." diye konuştu.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-en-yuksek-ekim-ayi-ihracat-rekoru-kirildi-91194</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/4/1280x720/bolat-1793700315.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[  Ekim ayı dış ticaret verilerini açıklayan Bakan Bolat, &quot;En yüksek ekim ayı ihracat rekoru kırıldı. Mal ihracatımız yüzde 8,1 artarak 25,9 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.&quot; dedi. &quot;Geçen ay 2025 Ekim&#039;e kıyasla 15,6 milyar dolar artarak 285,6 milyar dolara yükseldi. Hedefimiz 282 milyar dolardı. Hedefimizi 3,5 milyar dolar aştık.&quot; diyen Bolat, &quot;Ekim sonu itibarıyla yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının toplamı 413 milyar dolara yükseldi. 410 milyar dolarlık hedefi ekim ayı itibarıyla aşmış bulunuyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. Bolat, dış ticaret açığının ekimde 6,7 milyar dolara gerileyerek yüzde 11,4 azaldığını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/takasbankin-genel-mudurlugune-vekaleten-gokhan-elibol-atandi-91192</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 12:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Takasbank&#039;ın Genel Müdürlüğü&#039;ne vekaleten Gökhan Elibol atandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Takas ve Saklama Bankası (Takasbank), dün gerçekleştirilen Yönetim Kurulu toplantısında alınan karar doğrultusunda, Piyasalar ve Operasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Elibol'un vekaleten Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak atandığını duyurdu.</p>
<p>Gökhan Elibol, 1983 yılında Erzincan'da doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden lisans dereceleri alan Elibol, avukatlık ve arabuluculuk ruhsatlarına sahip. Elibol, Maliye Bakanlığı bünyesinde vergi müfettişi olarak iş hayatına başladı.</p>
<p>Kariyerine Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) bünyesinde bankalar yeminli murakıbı olarak devam eden Elibol, BDDK'de geçirdiği 10 yıllık görev süresince başta büyük ölçekli mevduat bankaları olmak üzere mevduat, katılım ve yatırım bankaları ile finansal kuruluşlarda risk yönetimi, mali bünye ve finans denetimlerinde, ayrıca çeşitli savcılık incelemelerinde görev aldı. Mevzuat düzenlemelerinde de aktif olarak bulundu.</p>
<p>2016 yılında Takas İstanbul bünyesinde Piyasalar ve Operasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak göreve başlayan Elibol, Altın Transfer Sistemi, Çek Takas Sistemi, SWAP Piyasası, BISTECH Projesi ve Kamu Teminat Yönetimi Projeleri gibi önemli projelerin kuruluşunda yer aldı.</p>
<p>Elibol, 2 Kasım 2026'dan itibaren İstanbul Takas ve Saklama Bankası AŞ'de vekaleten Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görevlendirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/takasbankin-genel-mudurlugune-vekaleten-gokhan-elibol-atandi-91192</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/2/1280x720/takasbank-1793699591.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Takasbank Piyasalar ve Operasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Elibol, vekaleten Genel Müdürlüğe getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egod-baskani-deniz-erkan-alman-devini-yeniden-egede-uretime-bekliyoruz-91187</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 12:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> EGOD Başkanı Deniz Erkan: Alman devini yeniden Ege’de üretime bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Volkswagen Grubu’nun Türkiye’de yeniden otomobil üretimine yönelik adım atması, daha önce Manisa’da hayata geçirilmesi planlanan ancak iptal edilen yatırımını yeniden gündeme taşıdı. Doğuş Otomotiv ile imzalanan niyet mektubunun ardından Ege Bölgesi’nin olası üretim merkezleri arasındaki yerini güçlendirmesini isteyen sektör temsilcileri, Alman devi yeniden bölgeye davet ediyor.</p>
<p>Ege Otomotiv Derneği (EGOD) Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Erkan da Manisa ve İzmir’in sanayi altyapısı, lojistik olanakları ve tedarikçi ağıyla bu ölçekte bir yatırım için güçlü bir potansiyel taşıdığını belirterek, iki kentin birlikte değerlendirilmesi çağrısında bulundu.</p>
<p>Erkan, Volkswagen’in Türkiye’de üretim konusuna yeniden eğilmesinin otomotiv sektörü açısından önemli bir fırsat olduğunu belirterek, Alman devini bu kez Ege Bölgesi’nde yatırıma davet ettiklerini söyledi.</p>
<p>Volkswagen’in Türkiye’de üretim seçeneğini yeniden değerlendirmeye almasını son derece olumlu bulduklarını ifade eden Erkan, “Geçmişte Manisa’da fabrika kurma kararı almış, hatta bu yatırım için şirket kurarak önemli bir hazırlık süreci başlatmışlardı. O dönemde Ege Bölgesi olarak böyle büyük bir yatırımı ağırlamayı bekliyorduk. Bu planın hayata geçirilememesi hepimiz açısından önemli bir fırsatın ertelenmesi anlamına geldi. Şimdi Volkswagen’in Türkiye’ye yeniden dönük bir irade ortaya koymasını memnuniyetle karşılıyoruz. Bu kez Alman devini Ege’de üretim yaparken görmek istiyoruz” dedi.</p>
<p>Manisa ve İzmir’in sanayi altyapısı, lojistik olanakları, tedarikçi ağı ve yetişmiş iş gücüyle otomotiv yatırımları açısından önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Erkan, iki kentin birlikte değerlendirilmesinin güçlü bir bölgesel üretim ekosistemi ortaya çıkaracağını ifade etti.</p>
<p>Volkswagen gibi küresel ölçekte üretim ve teknoloji gücüne sahip bir markanın Türkiye’ye yatırım yapmasının otomotiv sanayisinin geleceği açısından önemli sonuçlar doğuracağını dile getiren Erkan, yatırımın tedarik sanayisine ve bölgesel ekonomiye sağlayacağı katkılara dikkat çekti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egod-baskani-deniz-erkan-alman-devini-yeniden-egede-uretime-bekliyoruz-91187</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/9/1280x720/egod-deniz-erkan-1778658882.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Volkswagen Grubu’nun Türkiye’de yeniden üretim seçeneğini değerlendirmesi, iptal edilen Manisa yatırımını yeniden gündeme taşıdı. EGOD Başkanı Deniz Erkan, Manisa ve İzmir’in sanayi altyapısı, lojistik olanakları ve tedarikçi ağıyla yatırım için güçlü bir potansiyel taşıdığını belirterek, Alman devi Ege’de üretim yapmaya davet etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izsiad-baskani-alaattin-yuksel-bu-tikaniklik-ticari-intihardir-91186</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 12:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> İZSİAD Başkanı Alaattin Yüksel: Bu tıkanıklık ticari intihardır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’nin Avrupa’ya açılan sınır kapılarında yaşanan tır kuyrukları, sürücülerin Schengen vizesine erişimde karşılaştığı sorunlar ve gümrüklerdeki altyapı yetersizlikleri ihracat ve lojistik sektörünü zorlamaya devam ediyor.</p>
<p>Kapıkule’de bekleyen araç sayısının 3 bin 600’ü aşmasıyla sürücülerin eylem noktasına geldiği krize ilişkin uyarıda bulunan İzmir Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İZSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Alaattin Yüksel, sınır kapılarındaki tıkanıklığın üretim ve ihracat zincirini tehdit ettiğini belirterek acil çözüm çağrısında bulundu.</p>
<p>Krizin basit bir lojistik problemi olmaktan çıktığını belirten ve üyeleri arasında alanında birer dünya markası olmuş sanayi devlerinin bulunduğuna dikkat çeken Yüksel, "Dünya çapında markalara üretim yapan, hammadde tedariki sağlayanlardan, yüksek teknoloji üreten elektrik-elektronik firmalarımıza; tekstil, konfeksiyon ve otomotiv yan sanayisi sanayicilerimize kadar birçok üyemiz Avrupa ve Dünya’ya ihracat gerçekleştiriyor. Bu firmalarımız 'zamanında ve kusursuz teslimat' ilkesiyle rüştünü ispat etmiştir. Ancak bugün, sırf Schengen vizelerindeki katı ve esneklikten uzak bürokratik uygulamalar nedeniyle tescilli sanayi kurumlarımız taahhütlerini yerine getirememekte, küresel pazarda büyük bir mağduriyet ve itibar kaybı riskiyle karşı karşıya bırakılmaktadır” dedi.</p>
<p>Üretmek ve sipariş almak kadar, ürettiğimiz malı zamanında ve güvenilir biçimde alıcısına ulaştırmanın da önemli olduğunu vurgulayan Yüksel, “Sınır kapılarında sürücülerimizin başlattığı hak arama eylemi, sektörün artık dayanacak gücünün kalmadığının en somut göstergesidir. Lojistikte yaşanan aksaklıklar yalnızca taşımacılık firmalarını değil, üreticilerimizi ve ihracatçılarımızı da doğrudan vuruyor" dedi.</p>
<p>Siyasi tıkanıklıkların, düzensiz göç baskılarının ya da Gümrük Birliği’ndeki yapısal sorunların bedelinin Dünya’yla rekabet eden sanayiciye ve şoförlere kesilemeyeceğini ifade eden Alaattin Yüksel, bir sürücünün turist değil, küresel ekonominin can damarı olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Bu krizin bedelinin dünya ile rekabet eden sanayiciye ve şoförlere kesilemeyeceğini ifade eden Yüksel, bir sürücünün turist değil, küresel ekonominin can damarı olduğunun altını çizdi. Krizin aşılması için Schengen bölgesinde uygulanan 90 günlük kalış süresinin ticari taşımacılığın gerçeklerine uygun şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirten Yüksel, uluslararası taşımacılık yapan profesyonel tır sürücülerinin turist statüsünde değerlendirilmemesi ve vize ile bürokratik kalış engellerinden bağımsız özel bir geçiş muafiyeti tanınması çağrısında bulundu.</p>
<p>Avrupa Birliği ve Schengen ülkelerinin kendi sanayilerinin ve fabrikalarının işleyişini korumak için sınır kapılarındaki bürokratik engelleri azaltması gerektiğini vurgulayan Yüksel, işlem hızının, personel sayısının ve teknolojik altyapının ticari ihtiyaçlara uygun şekilde artırılması, komşu ülkelerle gümrük koordinasyonunun da güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izsiad-baskani-alaattin-yuksel-bu-tikaniklik-ticari-intihardir-91186</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/8/1280x720/izsiad-baskani-alaattin-yuksel-sanayici-ve-ciftciye-ozel-kredi-sart-1774857372.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kapıkule’de bekleyen tır sayısının 3 bin 600’ü aşması ve sürücülerin eyleme hazırlanması, ihracat ve lojistik sektöründeki krizi derinleştirdi. İZSİAD Başkanı Alaattin Yüksel, Schengen vize uygulamaları ve gümrüklerdeki yetersizliklerin üretim ve teslimat zincirini tehdit ettiğini belirterek, “Bu tıkanıklık ticari intihardır” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotiv-pazari-10-ayda-yuzde-1533-daraldi-91185</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 12:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotiv pazarı 10 ayda yüzde 15,33 daraldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) ocak-ekim verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, otomobil ve hafif ticari araç satışları, bu dönemde yıllık bazda yüzde 15,33 azalarak 883 bin 799 oldu.</p>
<p>Otomobil satışları bu dönemde yıllık bazda yüzde 16,85 azalarak 692 bin 916'ya, hafif ticari araç satışları da yüzde 9,28 düşüşle 190 bin 883'e geriledi.</p>
<p>Pazarın yüzde 84,6'sını vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. C segmenti otomobiller 390 bin 290 satışla yüzde 56,3 pay, B segmenti otomobiller ise 194 bin 132 satışla yüzde 28 pay aldı.</p>
<p>Gövde tiplerine göre değerlendirildiğinde, en çok tercih edilen otomobiller yüzde 66,6 pay ve 461 bin 200 satışla SUV modeller oldu. Onu yüzde 19,6 pay ve 135 bin 981 satışla sedan, yüzde 13,2 pay ve 91 bin 234 satışla hatchback (H/B) otomobiller takip etti.</p>
<p>Otomobil ve hafif ticari araç pazarı ekimde yüzde 30,84 daralırken, satış adetleri otomobilde yüzde 28,40, hafif ticari araçlarda yüzde 39,52 azaldı. Geçen ay otomobil ve hafif ticari araç pazarında satışlar 80 bin 334'e, otomobil pazarında 64 bin 939'a ve hafif ticari araçlarda 15 bin 395'e geriledi.</p>
<p><strong>Elektrikli otomobillerin payı yüzde 19,6 oldu</strong></p>
<p>Ocak-ekim döneminde benzinli otomobiller 281 bin 753 satışla pazarın yüzde 40,7'sini oluşturdu. Benzinli otomobilleri 229 bin 247 adet ve yüzde 33,1 payla hibrit otomobiller, 135 bin 979 adet ve yüzde 19,6 payla elektrikli otomobiller, 35 bin 268 adet ve yüzde 5,1 payla dizel otomobiller, 10 bin 669 adet ve yüzde 1,5 payla otogazlı otomobiller izledi.</p>
<p>Elektrikli otomobillerde 160 kilovat altındakilerin satışları yüzde 6 artarak pazarın yüzde 17,3'ünü, 160 kilovat üstündekilerin satışları ise yüzde 54,2 azalarak pazarın yüzde 2,3'ünü oluşturdu.</p>
<p>1400 cc altındaki otomobil satışları yüzde 33,2 azalarak pazarın yüzde 26,7'sini oluştururken, 1400-1600 cc aralığındakiler ise yüzde 21 azalarak yüzde 19,7 paya geriledi. 1600-2000 cc aralığındaki otomobil satışları yüzde 3,6 artarak yüzde 0,7 pay aldı, 2000 cc üstü otomobil satışları yüzde 17,7 düşerek pazarın yüzde 0,2'sine karşılık geldi.</p>
<p>Otomatik şanzımanlı otomobiller 674 bin 338 adetle satışların yüzde 97,3'ünü, manuel şanzımanlılar ise 18 bin 578 adetle yüzde 2,7'sini oluşturdu.</p>
<p>Hafif ticari pazarında van gövde tipindeki araçlar yüzde 76,1 pay ve 145 bin 169 satışla ilk sırada yer alırken, kamyonetler yüzde 9,6 pay ve 18 bin 347 satışla ikinci sırada konumlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotiv-pazari-10-ayda-yuzde-1533-daraldi-91185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/otomobil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ODMD&#039;nin 10 aylık verilerine göre, otomobil ve hafif ticari araç satışları yüzde 15,33 azalışla 883 bin 799&#039;a indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekimde-en-cok-sebze-fiyati-artti-91193</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekimde en çok sebzelerin fiyatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ekim ayında fiyatı en çok artan ve azalan ürünleri açıkladı. </p>
<p>Buna göre tüketici fiyatları bazında ekimde en yüksek fiyat artışı yüzde 71,79 ile taze veya soğutulmuş yeşil yapraklı veya saplı sebzelerde görülürken, en çok ucuzlayan ürün yüzde 20,9 ile hava yolu ile yurt dışı yolcu taşımacılığı oldu.</p>
<p>Sebzelerdeki fiyat artışını, yüzde 27,82 ile diğer taze meyveler ve yüzde 26,77 ile taze veya soğutulmuş meyvesi yenen sebzeler (domates, biber, salatalık, kabak gibi) kategorileri izledi.</p>
<p>Ekimde fiyatı en çok artan diğer ürünler arasında yüzde 20,23 ile kömür, kömür briketi ve turba, yüzde 18,01 ile kişisel ulaşım araçları için diğer yakıtlar, yüzde 16,06 ile kadın ve kız çocuk giysileri, yüzde 12,07 ile erkek ve erkek çocuk giysileri yer aldı.</p>
<p><strong>En çok hava yolu ile yurt dışı yolcu taşımacılığı ucuzladı</strong></p>
<p>Geçen ay en fazla fiyat düşüşü, yüzde 20,9 ile hava yolu ile yurt dışı yolcu taşımacılığı kategorisinde gerçekleşti.</p>
<p>Bunu, yüzde 7,1 ile ev hayvanları ve diğer evcil hayvanlar için ürünler, yüzde 6,07 ile kişisel ulaşım araçlarının sürücüsüz kiralanması, yüzde 5,73 ile sert çekirdekli ve yumuşak çekirdekli taze meyveler, yüzde 4,9 ile üzümsü taze meyveler, yüzde 3,69 ile buz, dondurma ve buzlu şerbet (sorbe), yüzde 3,68 ile ses ve görüntü alma, kaydetme ve çoğaltma ekipmanları, yüzde 3,33 ile otel, motel, pansiyon ve benzeri yerlerdeki konaklama hizmetleri, yüzde 1,78 ile mücevherat ve kol saatleri kategorileri takip etti.</p>
<p>TÜİK'in Tüketici Fiyatları Endeksi'ne göre ekimde aylık bazda fiyatları en fazla artan ürünler ile bunların bir önceki aya göre değişim oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yeşil yapraklı veya saplı sebzeler, taze veya soğutulmuş</td>
<td>71,79</td>
</tr>
<tr>
<td>Diğer meyveler, taze</td>
<td>27,82</td>
</tr>
<tr>
<td>Meyvesi yenen sebzeler, taze veya soğutulmuş (domates, biber, salatalık, kabak gibi)</td>
<td>26,77</td>
</tr>
<tr>
<td>Kömür, kömür briketi ve turba</td>
<td>20,23</td>
</tr>
<tr>
<td>Kişisel ulaşım araçları için diğer yakıtlar</td>
<td>18,01</td>
</tr>
<tr>
<td>Kadın ve kız çocuk giysileri</td>
<td>16,06</td>
</tr>
<tr>
<td>Erkek ve erkek çocuk giysileri</td>
<td>12,07</td>
</tr>
<tr>
<td>Bebek ve çocuk ayakkabıları</td>
<td>11,79</td>
</tr>
<tr>
<td>Bebek giysileri (0-2 yaş)</td>
<td>10,87</td>
</tr>
<tr>
<td>Yakacak odun, peletler ve briketler dahil</td>
<td>10,15</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ekimde fiyatı en fazla düşen seçilmiş maddeler ile bir önceki aya göre değişim oranları ise şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Hava yolu ile yurt dışı yolcu taşımacılığı</td>
<td>-20,90</td>
</tr>
<tr>
<td>Ev hayvanları ve diğer evcil hayvanlar için ürünler</td>
<td>-7,10</td>
</tr>
<tr>
<td>Kişisel ulaşım araçlarının sürücüsüz olarak kiralanması</td>
<td>-6,07</td>
</tr>
<tr>
<td>Sert çekirdekli ve yumuşak çekirdekli meyveler, taze</td>
<td>-5,73</td>
</tr>
<tr>
<td>Üzümsü meyveler, taze</td>
<td>-4,90</td>
</tr>
<tr>
<td>Buz, dondurma ve buzlu şerbet (sorbe)</td>
<td>-3,69</td>
</tr>
<tr>
<td>Ses ve görüntü alma, kaydetme ve çoğaltma ekipmanları</td>
<td>-3,68</td>
</tr>
<tr>
<td>Otel, motel, pansiyon ve benzeri yerlerdeki konaklama hizmetleri</td>
<td>-3,33</td>
</tr>
<tr>
<td>Mücevherat ve kol saatleri</td>
<td>-1,78</td>
</tr>
<tr>
<td>Çikolata, kakao, kakao bazlı gıda ürünleri</td>
<td>-1,44</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekimde-en-cok-sebze-fiyati-artti-91193</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/sebze-meyve.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ekim verilerine göre tüketici fiyatları bazında en yüksek fiyat artışı yüzde 71,79 ile taze veya soğutulmuş yeşil yapraklı veya saplı sebzelerde görülürken, en çok ucuzlayan ürün yüzde 20,9 ile hava yolu ile yurt dışı yolcu taşımacılığı oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yapi-kredinin-aktif-buyuklugu-44-trilyon-liraya-ulasti-91188</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapı Kredi&#039;nin aktif büyüklüğü 4,4 trilyon liraya ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapı Kredi, 2026'nın Ocak - Eylül dönemine ait finansal sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Buna göre banka 41,7 milyar lira konsolide net grup kârı elde etti.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, bankanın yılın 9 ayında toplam aktif büyüklüğü 4,4 trilyon liraya ulaşırken, nakdi ve gayrinakdi krediler aracılığıyla Türkiye ekonomisine sağladığı finansman desteği 3,2 trilyon lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bankanın toplam nakdi kredi hacmi yıl başından bu yana yüzde 21 artarak 2,2 trilyon liraya, toplam müşteri mevduatı ise yüzde 24 yükselişle 2,4 trilyon liraya çıktı.</p>
<p>Yapı Kredi'nin aynı dönemde temel bankacılık gelirleri 181,7 milyar lira, maddi öz kaynak karlılığı yüzde 20,6, konsolide sermaye yeterlilik rasyosu ise yüzde 14,1 oldu.</p>
<p>Yapı Kredi CEO'su Gökhan Erün, önceliklerinin finansal güçlerini Türkiye ekonomisinin üretim, yatırım ve ticaret kapasitesini destekleyen kalıcı bir değere dönüştürmek olduğunu belirtti.</p>
<p>Yılın 9 aylık döneminde bireysel müşterilerden işletmelere kadar geniş bir kesimin finansman ihtiyaçlarına yanıt vermeyi sürdürdüklerini aktaran Erün, "Müşteri mevduatımızdaki büyüme, bankamıza duyulan güvenin ve uzun soluklu müşteri ilişkilerimizin önemli bir göstergesi. Koç Topluluğunun 100. yılında, köklü geçmişimizden aldığımız güç ve gelecek vizyonumuzla ülkemiz için kalıcı değer üretmeyi sürdüreceğiz." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p><strong>Yapı Kredi Portföy'ün satışı için 16,4 milyar liralık anlaşma</strong></p>
<p>Erün, yılın üçüncü çeyreğinde Yapı Kredi Portföy Yönetimi'nin Azimut Holding SpA'ya yaklaşık 16,4 milyar lira bedelle satılması konusunda anlaşmaya vardıklarını anımsatarak, Yapı Kredi Portföy tarafından yönetilen yatırım ürünlerini 15 yıl boyunca bankanın dağıtım kanalları üzerinden müşterilere sunmayı sürdüreceklerini belirtti.</p>
<p>Azimut'un Amerika, Avrupa, Asya-Pasifik ve Orta Doğu'da 20 ülkede faaliyet gösterdiğini kaydeden Erün, şirketin dünya genelinde 144 milyar avro tutarında varlık yönettiğini aktardı.</p>
<p>Erün, Yapı Kredi'nin müşteri tabanı ve dağıtım ağını Azimut'un uluslararası yatırım deneyimiyle bir araya getireceklerini vurgulayarak, işbirliğinin bireysel bankacılıktan özel bankacılığa, KOBİ'lerden ticari ve kurumsal müşterilere kadar farklı segmentlerde sunulan yatırım ürünlerinin çeşitlendirilmesini sağlayacağını ifade etti.</p>
<p>Uluslararası piyasalardaki fonlama kaynaklarını çeşitlendirmeye devam ettiklerini belirten Erün, üçüncü çeyrekte iki farklı yatırımcıyla 10 ila 12 yıl vadeli, toplam 300 milyon dolar ve 100 milyon avro tutarında çeşitlendirilmiş ödeme haklarına dayalı (DPR) finansman işlemi gerçekleştirdiklerini kaydetti.</p>
<p>Erün, yaklaşık 414 milyon dolar büyüklüğündeki işlemin bankanın uzun vadeli fonlama yapısını desteklediğini vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Son bir yılda yurt dışı piyasalardan sağladığımız kaynak yaklaşık 5,21 milyar dolara ulaştı. Bu kaynağın yaklaşık 400 milyon dolarlık bölümünü Sürdürülebilir Finans Çerçevemiz ile uyumlu alanlarda kullandırmayı hedefliyoruz. Bu sene, Türkiye'de kartlı ödeme sistemlerinin dönüşümüne öncülük eden World markamızın 35. yılını kutluyoruz. Yapı Kredi'nin yenilikçi bankacılık anlayışının en güçlü simgelerinden biri olan World ile 35 yılda 35 milyon kişinin hayatına dokunduk. Bugüne kadar World kartlarıyla yaklaşık 40 milyar işlem gerçekleştirilirken, müşterilerimiz bugünkü değeriyle 100 milyar liranın üzerinde puan kazandı. Bugün World, lisans bankalarımızla birlikte 60 milyon karta ve 1,5 milyon üye iş yerine ulaşan büyük bir ekosisteme dönüştü."</p>
<p><strong>"FRWRD programındaki 58 girişim, 7 milyon doların üzerinde yatırım aldı"</strong></p>
<p>Erün, dijital bankacılık alanındaki çalışmalarının müşteri sayılarına yansıdığını, bankanın dijital aktif müşteri sayısının 16 milyona yaklaştığını belirtti.</p>
<p>Ödeme sistemlerinde yerli teknolojilerin kullanımına da değinen Erün, TÜBİTAK BİLGEM liderliğinde geliştirilen yerli Donanımsal Güvenlik Modülü'nü (HSM) kartlı ödeme sistemlerinde kullanan ilk banka olduklarını ifade etti.</p>
<p>Erün, Yapı Kredi FRWRD programıyla girişimcilik ekosistemini desteklemeyi sürdürdüklerini kaydederek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Bugüne kadar programlarımıza kabul edilen 58 girişim, toplam 7 milyon doların üzerinde yatırım aldı. Bu yıl FRWRD Global kapsamında Almanya, Avusturya ve İsviçre'yi kapsayan DACH bölgesine odaklanarak, 7 girişimin uluslararası yatırımcılar ve potansiyel iş ortaklarıyla buluşmasını sağladık. FRWRD AI Akademisi ile de lise öğrencilerinin yapay zeka, girişimcilik ve inovasyon alanlarındaki gelişimini, uluslararası çapta onaylı bir müfredat ile destekliyoruz."</p>
<p>Sürdürülebilirliği bankanın uzun vadeli büyüme stratejisinin bir parçası olarak konumlandırdıklarını aktaran Erün, müşterilerin yeşil dönüşüm süreçlerini sürdürülebilir finansman çözümleriyle desteklediklerini vurguladı.</p>
<p>Erün, Sürdürülebilir Tercih Programı Step'in üye sayısının 1,5 milyonu aştığını belirterek, "Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31'i, sürdürülebilir finans alanındaki işbirliklerini güçlendirmek ve dönüşümü hızlandırmak açısından önemli bir fırsat olarak değerlendiriyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yapi-kredinin-aktif-buyuklugu-44-trilyon-liraya-ulasti-91188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/7/1280x720/gokhan-erun-1762532626.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapı Kredi&#039;nin yılın 9 ayında toplam aktif büyüklüğünün 4,4 trilyon liraya ulaştığı, bu dönemde 41,7 milyar lira net grup kârı elde ettiği bildirildi. CEO&#039;su Gökhan Erün, &quot;Koç Topluluğunun 100. yılında, köklü geçmişimizden aldığımız güç ve gelecek vizyonumuzla ülkemiz için kalıcı değer üretmeyi sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekim-enflasyonu-yuzde-258-91169</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 10:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekim enflasyonu yüzde 2,58</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ekim ayına ait enflasyon verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yıllık bazda yüzde 29,77, aylık bazda yüzde 2,58 arttı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae988ffbc751-1793689855.png" alt="" width="800" height="156" /></p>
<p>TÜFE'deki değişim ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 2,58, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 27,52, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 29,77 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 31,23 artış olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Kira artış oranı yüzde 31,23</strong></p>
<p>Kasımda ev ve iş yerleri için uygulanacak kira artış oranı yüzde 31,23 olarak belirlendi.</p>
<p><strong>Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi aylık 1,65 arttı </strong></p>
<p>Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık yüzde 27,41, aylık yüzde 1,65 arttı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae98b439e698-1793690435.png" alt="" width="800" height="139" />Yİ-ÜFE ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 1,65, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 25,41, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 27,41 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 27,83 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Yeniden değerleme oranı yüzde 27,83</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen yeniden değerleme oranına esas teşkil eden Yİ-ÜFE, ekim ayı sonunda 12 aylık ortalamalara göre yüzde 27,83 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Gıda ve alkolsüz içecekler</strong></p>
<p>En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 27,73, ulaştırmada yüzde 36,39 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 40,24 artış olarak gerçekleşti. İlgili ana harcama gruplarının yıllık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 6,81, ulaştırmada 6,10 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda 4,71 yüzde puan oldu.</p>
<p>En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun aylık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 3,50 artış, ulaştırmada yüzde 2,02 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 2,84 artış olarak gerçekleşti. İlgili ana grupların aylık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 0,84, ulaştırmada 0,36 ve konutta 0,34 yüzde puan oldu.</p>
<p>Endekste kapsanan 174 alt sınıftan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 2018 5'li Düzey) 2026 yılı Ekim ayı itibarıyla, 29 alt sınıfın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 11 alt sınıfın endeksinde değişim olmadı. 134 alt sınıfın endeksinde ise artış gerçekleşti.</p>
<p><strong>Özel kapsamlı TÜFE</strong></p>
<p>İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE'deki değişim, 2026 yılı Ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 2,00 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 25,87 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 28,46 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 30,45 artış olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>İmalat ürünleri</strong></p>
<p>Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 35,12, imalatta yüzde 29,04, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 9,07 ve su temininde yüzde 28,91 artış olarak gerçekleşti.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında yüzde 28,66 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 23,25 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 25,12 artış, enerjide yüzde 33,42 artış ve sermaye mallarında yüzde 21,24 artış olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Sanayinin dört sektörü</strong></p>
<p>Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 4,00, imalatta yüzde 1,79 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 0,80 azalış ve su temininde yüzde 1,73 artış olarak gerçekleşti.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında yüzde 2,00, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 0,91, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,74 artış, enerjide yüzde 1,33 ve sermaye mallarında yüzde 0,92 artış olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekim-enflasyonu-yuzde-258-91169</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/market-alisveris-enflasyon.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ekim verilerine göre enflasyon, aylık bazda yüzde 2,58, yıllık bazda yüzde 29,77 artış gösterdi. Yeniden değerleme oranı ise yüzde 27,83 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/orman-koylusune-odun-satis-gelirinin-yuzde-10una-kadar-destek-91184</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 09:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orman köylüsüne odun satış gelirinin yüzde 10&#039;una kadar destek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Orman Genel Müdürlüğünün Ormancılık Faaliyetlerinde Vahidi Fiyatla Çalışan Orman Köylülerine Yapılacak Ayni Veya Nakdi Dağıtımın Uygulamasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Yönetmelikle, ormancılık faaliyetlerinde çalışan orman köylülerinin yerinde kalkındırılmalarının desteklenmesi, kırsaldan şehre göçün önlenmesi, kırsala geri dönüşlerin teşvik edilmesi ve ormancılık faaliyetlerinde çalışacak iş gücü arz açığının giderilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Buna göre, orman köylülerinden ormancılık faaliyetlerinde birim fiyatla çalışanlara kendi köyünün mülki hudutları içinde elde edilen oduna dayalı orman ürünlerinin satış gelirinden, üretim giderleri düşüldükten sonra kalan tutarın yüzde 10'una kadarı ayni veya nakdi olarak dağıtılacak.</p>
<p>Orman köylülerinin hak sahibi olabilmesi için dağıtıma konu orman köyü nüfusuna kayıtlı olanların, söz konusu orman köyünde kesintisiz en az 1 yıl ikamet ettiğinin Genel Müdürlük bilgi sisteminden tespit edilerek, belgelendirilmesi gerekecek. Başka köy nüfusuna kayıtlı olup, dağıtıma konu orman köyünde kesintisiz olarak en az 3 yıldır ikamet eden ve ikamet şartlarını Genel Müdürlük bilgi sisteminden belgelendiren orman köylüleri de bu dağıtımdan faydalanabilecek. İkamet ettiği orman köyünün mülki hudutlarındaki ormancılık faaliyetlerinden en az birinde sözleşmeye veya şartnameye dayalı olarak kendi nam ve hesabına veya kooperatif ortağı olarak birim fiyatla çalıştığının ilgili kayıtlarda ve ödeme belgelerinde yer alması, dağıtıma konu cari yıl içinde orman suçu sebebiyle hakkında suç zaptı tanzim edilmemiş olması da gerekecek.</p>
<p><strong>Dağıtım tutarı aylık net asgari ücreti geçemeyecek</strong></p>
<p>Hak sahiplerine yapılacak dağıtım oranı ile ayni veya nakdi verilme şekli, Genel Müdürlükçe her yıl dağıtıma konu cari yıla ait bilançonun sonuçlanmasını müteakip Tarım ve Orman Bakanı "Olur"u alınarak belirlenecek ve işletme müdürlüğünce her bir orman köyü için dağıtım miktarları hesaplanacak.</p>
<p>Belirlenen dağıtım miktarının yüzde 50'si, ilgili orman köyündeki hak sahipliği listesinde yer alanlara eşit olarak, kalan yüzde 50'si ise ilgili orman köyündeki aynı hak sahipliği listesinde yer alanlara, dağıtıma konu cari yılda ormancılık faaliyetlerinde kendi nam ve hesabına veya kooperatif ortağı olarak birim fiyatla yaptıkları çalışmalar karşılığında ödenen hak ediş tutarları nispetinde hesaplanarak ödenecek ve toplam tutar belirlenecek. Belirlenen toplam tutarlar Genel Müdürlüğün döner sermaye bütçesinden, işletme müdürlüğünce kanuni kesintiler yapıldıktan sonra hak sahiplerinin banka hesaplarına yatırılacak.</p>
<p>Dağıtımın hak sahiplerine ayni olarak yapılmasına karar verilmesi halinde, ihtiyaçlar Genel Müdürlüğün belirlediği çerçeve dahilinde işletme müdürlüğünce tespit edilecek ve ilgili mevzuat çerçevesinde satın alınarak, hak sahiplerine dağıtılacak. Hak sahibine ayni olarak dağıtılacak araç gereç ve malzemelerin toplam bedeli, hak sahibi için hesaplanan nakdi dağıtım tutarından fazla olamayacak.</p>
<p>Her bir hak sahibine yapılacak ayni veya nakdi dağıtım tutarının yıllık toplam miktarı, Asgari Ücret Tespit Komisyonunca belirlenen aylık net asgari ücreti geçemeyecek. Asgari Ücret Tespit Komisyonunca dağıtıma konu cari yılda farklı tarihlerde birden fazla asgari ücret belirlenmesi durumunda, söz konusu aylık net asgari ücretlerin ortalaması alınacak.</p>
<p>Yanık sahalardan elde edilen oduna dayalı orman ürünleri, gelir dağıtımına konu edilemeyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/orman-koylusune-odun-satis-gelirinin-yuzde-10una-kadar-destek-91184</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/3/1280x720/orman-1789632719.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmeliğe göre, ormancılık faaliyetlerinde birim fiyatla çalışan orman köylülerine, kendi köylerindeki odun satış gelirlerinden giderler düşüldükten sonra kalan tutarın yüzde 10&#039;una kadarının ayni veya nakdi olarak dağıtılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/celikte-kuresel-riskler-artti-turkiyeye-yeni-firsat-kapisi-acildi-91159</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 09:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Çelikte küresel riskler arttı, Türkiye’ye yeni fırsat kapısı açıldı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Küresel çelik sektöründe kapasite fazlası, artan korumacılık önlemleri, yüksek enerji maliyetleri ve Çin kaynaklı rekabet baskısı üreticileri zorlarken, değişen ticaret dengelerinin Türkiye’ye sunabileceği yeni üretim, yatırım ve pazar fırsatları da İstanbul’da masaya yatırıldı. Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) koordinasyonunda, TCC A.Ş. organizasyonuyla 26-27 Ekim tarihlerinde düzenlenen Steel Networking Summits 2026, 50’den fazla ülkeden yaklaşık 600 katılımcıyı, 250’ye yakın yabancı sektör temsilcisini ve 30’un üzerinde üst düzey konuşmacıyı bir araya getirdi.</p>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın da katıldığı zirvede, küresel çelik ticaretinin geleceği, yeşil dönüşüm, yeni yatırım alanları ve uluslararası rekabet koşulları değerlendirildi. Zirvenin ardından EKONOMİ’ye konuşan uluslararası çelik sektörü yöneticileri ve uzmanlar, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ve değişen koşullara uyum kabiliyetiyle yeni fırsatlar yakalayabileceğine dikkat çekti. Ancak bu avantajların kalıcı rekabet gücüne dönüşebilmesi için enerji maliyetleri, ham madde tedariki ve uluslararası ticaret engellerinin aşılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Türkiye’nin jeopolitik ve ekonomik dönüşümün merkezinde bulunduğunun altını çizen Dünya Çelik Birliği Eski Genel Direktörü Edwin Basson, önümüzdeki dönemde daha önemli bir rol üstlenebileceğini söyledi. Türkiye’nin farklı pazarlara erişim deneyimi ve üretim kabiliyetinin avantaj sağladığını vurgulayan Basson, “Piyasalardaki dalgalanma dönemlerinde her ülke için farklı fırsatlar ortaya çıkıyor. Türkiye, sahip olduğu yetenekler ve farklı kültürlerle çalışma konusundaki uzun geçmişi sayesinde önemli avantajlara sahip. Gelecekte rekabet gücünü belirleyecek en önemli konulardan biri enerji fiyatları olacak. Türkiye’nin en büyük fırsatlarından biri de çelik üretimini daha sürdürülebilir hale getirmek olabilir” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae97cfe0a21f-1793686782.png" alt="" width="651" height="572" /></p>
<p> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae97d0de32c3-1793686797.png" alt="" width="652" height="553" /></p>
<h2>"Yeşil çelik üretiminde Türkiye avantajlı"</h2>
<p>Türkiye’nin son 20 yılda çelik üretiminde önemli bir uzmanlık ve kapasite geliştirdiğine dikkat çeken EUROMETAL Başkanı Alexander M. Julius, elektrik ark ocaklarına dayalı üretimin yeşil dönüşümde avantaj sağladığını belirtti. Avrupa’da yüksek elektrik maliyetlerinin üreticiler üzerinde baskı oluşturduğunu ifade eden Julius, “Türkiye, çelik üretiminde önemli bir üretici haline geldi ve üretim süreçlerinde yüksek bir uzmanlık düzeyine ulaştı. Bugün üretim maliyetlerini düşürme konusunda önemli fırsatlara sahip. Elektrik ark ocakları sayesinde yeşil dönüşüm sürecinde de önemli bir rol oynuyor. Ancak bu dönüşümün uzun soluklu bir süreç olduğunu unutmamak gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p>Küresel çelik sektöründe talep zayıflığı ve korumacılık politikalarının rekabeti zorlaştırdığını söyleyen World Steel Dynamics (WSD) CEO’su Philipp Englin ise Türkiye’nin çevreci üretim kapasitesine rağmen artan ticaret engelleriyle karşı karşıya kaldığını belirtti. Kısa vadede enerji fiyatlarının sektörün en önemli sorunlarından biri olacağını vurgulayan Englin, “Çin dışındaki dünya pazarlarında talep artışı yaşanmıyor. Türkiye, elektrik ark ocaklarına dayalı yüksek üretim kapasitesi sayesinde bazı avantajlara sahip. Bir yandan daha çevreci üretim yöntemiyle avantajlı bir konumda bulunurken diğer yandan dünya genelinde artan ticaret engelleriyle daha fazla zorlukla karşılaşıyor. Çin kaynaklı aşırı arz da küresel piyasaları etkileyen önemli faktörlerden biri” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Türk çeliğinin yeni fırsat rotası Ukrayna</h2>
<p>Türk çelik sektörünün değişen piyasa koşullarına hızlı uyum sağlayabilmesi sayesinde yeni pazarlarda büyüme fırsatları yakalayabileceğini belirten GMK Center CEO’su Stanislav Zinchenko da özellikle Ukrayna pazarına dikkat çekti. Enerji maliyetleri, ham madde güvenliği ve çelik tüketiminin desteklenmesini rekabet gücünün üç temel unsuru olarak sıralayan Zinchenko, şöyle devam etti:</p>
<p>“Türk çelik ürünlerine uluslararası pazarlarda talep var. Ukrayna bunun örneklerinden biri. Türk çelik üreticilerinin Ukrayna pazarına yönelik faaliyetlerini artırdığını görüyoruz. Türk çelik sektörünün geleceğine güveniyorum çünkü sektör hızlı hareket edebiliyor ve değişen koşullara uyum sağlayabiliyor. Bununla birlikte yüksek kaliteli hurdaya erişim ve doğrudan indirgenmiş demir (DRI) ile sıcak briketlenmiş demir (HBI) gibi alternatif metalik girdilere yönelik yatırımlar giderek daha önemli hale geliyor.”</p>
<h2>Çin'in yeni ihracat stratejisi rekabeti değiştirecek </h2>
<p>Çin’in sanayi stratejisindeki değişimin küresel çelik ticaretinde yeni bir rekabet alanı oluşturduğuna vurgu yapan Johns Hopkins Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Margaret Myers, bu dönüşümün Türkiye dahil birçok üretici ülkeyi etkileyeceğini dile getirdi. AB’nin ithalat kotaları, tarifeleri ve karbon düzenlemelerinin Türk çelik sektörü açısından belirleyici olduğunu aktaran Myers, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Çin’in doğrudan çelik ihracatından dolaylı çelik ihracatına yönelmesiyle önemli bir değişim yaşanıyor. Elektrikli araçlar, havacılık ekipmanları, makineler ve yüksek teknolojili ürünler aracılığıyla Çin çeliği dünya pazarlarına ulaşıyor. Bu yeni eğilim zaman içerisinde küresel ticaret üzerinde önemli etkiler yaratacak. Üreticilerin rekabet güçlerini koruyabilmeleri için yeni pazarlara yönelmeleri ve değişen düzenlemelere uyum sağlamaları büyük önem taşıyor.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Türk çeliğinin dünyadaki konumunu güçlendireceğiz”</span></h2>
<p>Küresel ticarette korumacılığın arttığı ve bölgeselleşmenin hızlandığı bir dönemde Türk çelik sektörünün yeni fırsatlara odaklandığını belirten Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Yönetim Kurulu Başkanı ve Dünya Çelik Birliği Başkan Yardımcısı Uğur Dalbeler, Steel Networking Summits’in uluslararası iş birliklerini geliştirmek ve yeni ihracat imkânları oluşturmak açısından önemli bir platform olduğunu söyledi. Küresel ticaret politikalarının giderek sertleştiğine dikkat çeken Dalbeler, “Bütün paydaşları bir araya getirmek, diyaloğu güçlendirmek ve ortak projeler üretmek istiyoruz. Ancak bizim için asıl önemli olan Türk çelik endüstrisinin dünyada daha sağlam bir yere gelmesi ve ihracat imkânlarının gelişmesi. Dünyada ticaret politikaları sertleşmeye başladı. Daha bölgesel bir yapıdan bahsediyoruz. Böyle bir ortamda Türk çelik sektörünün imkânlarını artırmak bu zirvenin en önemli çıktısı olacaktır. ÇİB’in güçlü kurumsal birikimi ve uluslararası deneyimiyle bu organizasyonu kalıcı bir markaya dönüştürmeyi hedefliyoruz” dedi. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/celikte-kuresel-riskler-artti-turkiyeye-yeni-firsat-kapisi-acildi-91159</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/5/1280x720/celik-sanayi-1766123362.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel çelik sektöründe korumacılık ve Çin kaynaklı aşırı arz rekabeti zorlaştırırken, değişen ticaret dengeleri Türkiye’ye yeni fırsatlar sunuyor. EKONOMİ’ye konuşan uluslararası sektör temsilcileri, Türkiye’nin yeşil çelik üretimi, Ukrayna gibi yeni pazarlar ve alternatif hammadde yatırımlarında önemli potansiyele sahip olduğunu ancak bu avantajların kalıcı rekabet gücüne dönüşmesi için yüksek enerji maliyetleri, hammadde tedarikindeki dezavantajlar ve artan ticaret engellerinin aşılması gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/makine-ihracatcisi-yesil-mutabakat-surecine-ekomentor-destegiyle-uyum-saglayacak-91157</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 09:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Makine ihracatçısı, &#039;Yeşil Mutabakat sürecine &#039;Ekomentör&#039; desteğiyle uyum sağlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Yeşil ve dijital dönüşüm alanındaki tüm proje ve faaliyetlerini, MundusPlus markası altında birleştiren Makine İhracatçıları Birliği (MAİB), sektörün Türkiye sanayiindeki İkiz Dönüşüm’e öncülük edebilmesi için çalışmalarına devam ediyor. MundusPlus çatısı altında bugüne kadar birçok yenilikçi uygulamaya imza atan makineciler, işletmeleri dijital ortamda sürdürülebilirlik konusunda geleceğe hazırlayacak Ekomentör Sürdürülebilirlik Platformu (Ekomentör) ile yeni bir adım atıyor. Firmaların karbon ve su ayak izlerini ölçmelerine, sürdürülebilirlik alanındaki önceliklerini belirlemelerine ve kendi ihtiyaçlarına uygun stratejiler geliştirmelerine yardımcı olmak üzere tasarlanan Ekomentör, bilgi ve rehberlik desteğini somut ölçüm ve değerlendirme araçlarıyla bir araya getiriyor.</p>
<p>Avrupa Yeşil Mutabakatı başta olmak üzere uluslararası düzenlemelere uyum sürecini destekleyen platform, ilk aşamada makine ihracatçılarının kullanımına sunulacak. Avrupa Birliği’nin sanayi politikalarının Türkiye’nin üretim ve ihracat kapasitesi açısından taşıdığı öneme dikkat çeken Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, Makine İhracatçıları Birliği’nin yeni projesi Ekomentör’ü, sürdürülebilirlik alanında giderek genişleyen bilgi ve düzenleme çerçevesini firmaların kendi faaliyetleriyle ilişkilendirebilmelerine yardımcı olmak amacıyla geliştirdiklerini belirtti.</p>
<h2>Sürdürülebilirlik işletme yönetiminin bir parçası</h2>
<p>Bir işletmenin hangi yükümlülüklerle karşı karşıya olduğunu bilmesinin tek başına yeterli olmadığını kaydeden Yılmaz şunları söyledi: “Bunların kendi üretim süreçleri açısından ne anlama geldiğini görmesi ve hangi alanlarda gelişmesi gerektiğini belirlemesi gerekiyor. Ekomentör, ölçüm, öz değerlendirme ve rehberlik araçlarını aynı platformda buluşturuyor. Firmalar karbon ve su ayak izlerini ölçerken sürdürülebilirlik alanındaki önceliklerini ve gelişime açık alanlarını da belirleyebiliyor. Mentör-Lab firmaların strateji geliştirmelerine, önemlilik değerlendirmesi ve veri yönetimi araçları ise raporlama hazırlıklarına yardımcı oluyor. MundusPlus çatısı altında bugüne kadar yeşil ve dijital dönüşüm alanlarında yürüttüğümüz çalışmaların sürdürülebilirlik boyutunu tamamlayan Ekomentör’le, firmaların sürdürülebilirliği işletme yönetiminin bir parçası hâline getirmelerini amaçlıyoruz. İlk aşamada makine ihracatçılarına sunacağımız platformu, sürdürülebilirlik performansını ve küresel rekabet gücünü geliştirmek isteyen tüm işletmelerin yararlanabileceği bir yapıya kavuşturmayı hedefliyoruz.”</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">“AB mevzuatına uyumlaştırma süreçleri hızla tamamlanmalı”</span></h2>
<p>Avrupa Birliği’nin makinelere ilişkin 2023/1230 sayılı Tüzüğü esas alınarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan Makine Emniyeti Yönetmeliği’nin önemine vurgu yapan Yılmaz, bağlantılı AB düzenlemelerine ilişkin mevzuat çalışmalarının da gecikmeden yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti. Bir kısmı geçtiğimiz hafta yürürlüğe giren, diğer maddeleri Ocak ayında yürürlüğe girecek olan Makine Emniyeti Yönetmeliği, imalatçıların ürün güvenliğini ve teknik mevzuata uygunluğu ortaya koyma sorumluluklarını genişlettiğini kaydeden Yılmaz, “İmalatçılarımızın mevcut ürünlerinin yeni gereklilikleri ne ölçüde karşıladığını belirleyerek eksiklikleri giderecek somut uyum planları hazırlamaları gerekiyor. Ancak mevzuata uyum, işletmelerin yalnızca kendi imkânlarıyla yürütecekleri bir çalışma olarak görülmemeli; hazırlıkların kamu ve özel sektör arasındaki koordinasyonla yürütülmesi sağlanmalı. Özellikle sektörel kuruluşlar ve meslek örgütlerinin teknik bilgi ve saha deneyimlerini kamu kurumlarıyla paylaşmaları, uygulamadaki ihtiyaçların doğru belirlenmesine ve mevzuatın uyumlaştırılmasına katkı sağlayacaktır. Bununla birlikte, mevzuat hazırlıkları bu yönetmelikle sınırlı kalmamalı. Siber Dayanıklılık Tüzüğü ve Veri Tüzüğü gibi bağlantılı AB düzenlemelerinin de Türkiye’deki hukuki statüsü, ulusal mevzuatla uyum ihtiyacı ve AB pazarına ürün sunan firmalarımıza getirebileceği yükümlülükler ayrı ayrı değerlendirilmeli” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/makine-ihracatcisi-yesil-mutabakat-surecine-ekomentor-destegiyle-uyum-saglayacak-91157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/0/1280x720/sevda-kayhan-yilmaz-1790070470.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Makine İhracatçıları Birliği sınırda karbon düzenlemeleri kapsamında sektördeki oyunculara yönelik Ekomentör Sürdürülebilirlik Platformu’nu hayata geçirdi. Avrupa Yeşil Mutabakatı başta olmak üzere uluslararası düzenlemelere uyum sürecini destekleyen platform, ilk aşamada makine ihracatçılarının kullanımına sunulacak. Başkan Sevda Kayhan Yılmaz, Ekomentör’ü, sürdürülebilirlik alanında giderek genişleyen bilgi ve düzenleme çerçevesini firmaların kendi faaliyetleriyle ilişkilendirebilmelerine yardımcı olmak amacıyla geliştirdiklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaib-ekim-ayi-ihracat-rakamlarini-acikladi-bolge-ihracati-1-milyar-119-milyon-dolar-oldu-91195</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneydoğu Anadolu&#039;nun ekim ihracatı 1 milyar 119 milyon dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB) ekim ayı ihracat rakamlarını açıkladı.</p>
<p>GAİB) Koordinatör Başkanı Mete Akcan, Ekim 2026 döneminde bölgeden 1 milyar 119 milyon dolarlık, Gaziantep’ten ise 1 milyar 24 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini açıkladı. Gaziantep’in tarihindeki en yüksek ekim ayı ihracatına ulaştığını belirten Akcan, şehrin ve bölgenin güçlü üretim altyapısı ve farklı sektörlerdeki ihracat kapasitesiyle ülke ekonomisine katkı sunmayı sürdürdüğünü vurguladı.</p>
<p>Ekim ayı ihracat verilerini değerlendiren Akcan, “Yılbaşından bu yana bölgemizden 10 milyar 473 milyon dolar, Gaziantep’ten ise 9 milyar 12 milyon dolar tutarında ihracat gerçekleştirdik. Gaziantep, Türkiye’nin en fazla ihracat yapan illeri arasında 6. sırada yer aldı” ifadelerini kullandı. Bölge ihracatçılarının üretim ve istihdama katkısını vurgulayan Akcan, “Firmalarımız, farklı sektörlerdeki üretim birikimleriyle dünyanın dört bir yanındaki müşterilerine ürünlerini ulaştırıyor. Biz de Birliklerimiz bünyesinde yürüttüğümüz çalışmalarla ihracatçılarımızın mevcut ticari ilişkilerini destekliyor, yeni pazarlarda iş bağlantıları kurmalarına katkı sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde piyasaların daha da canlanmasını ve bu hareketliliğin ihracatımıza yansımasını ümit ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Sektörlere yönelik faaliyetler</strong></p>
<p>Birliklerin ekim ayındaki faaliyetlerine de değinen Akcan, ihracatçıların ve sektör temsilcilerinin bilgi ve yetkinliklerini destekleyen eğitim ve bilgilendirme çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti. Bu kapsamda, Afrika pazarındaki ticaret olanaklarının ele alındığı “Afrika’ya İhracat Fırsatları” seminerini düzenlediklerini ve Pamuk Denetçi Eğitimi’ne ev sahipliği yaptıklarını kaydetti. Akcan, kurumsal sorumluluk alanında bilgi ve deneyim paylaşımını desteklemek amacıyla Türkiye Kurumsal Sorumluluk Derneği (TKSD) iş birliğiyle GAİB hizmet binasında Gaziantep Kurumsal Sorumluluk Zirvesi’ni de gerçekleştirdiklerini ifade etti. Akcan, şehrin hizmet ihracatı potansiyelinin değerlendirilmesi ve bu alandaki kapasitesinin geliştirilmesi amacıyla Gaziantep Hizmet İhracatı Buluşması’na da ev sahipliği yaptıklarını kaydetti. Bu alandaki gelişim fırsatlarını dikkatle takip ettiklerini belirten Akcan, “Gaziantep’in üretim ve mal ihracatındaki birikimini hizmet ihracatına da taşımasını önemsiyoruz. Sağlık, eğitim, turizm, bilişim ve lojistik gibi alanlarda şehrimizin önemli bir potansiyeli bulunuyor. İlgili kurumlarımız ve sektör temsilcilerimizle iş birliği içinde bu potansiyelin değerlendirilmesine katkı sunmayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Bölge illerinin ekim ayı ihracatı</strong></p>
<p>Bölge illerinin ekim ayı ihracatına ilişkin bilgileri de paylaşan Akcan, Gaziantep’in ardından Kahramanmaraş’tan 112,5 milyon dolar, Mardin’den 73,3 milyon dolar, Malatya’dan 44,8 milyon dolar, Şanlıurfa’dan 28,3 milyon dolar, Diyarbakır’dan 27,0 milyon dolar, Kilis’ten 11,3 milyon dolar ve Adıyaman’dan 8,7 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini açıkladı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaib-ekim-ayi-ihracat-rakamlarini-acikladi-bolge-ihracati-1-milyar-119-milyon-dolar-oldu-91195</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/5/1280x720/gaib-ekim-ayi-ihracat-rakamlarini-acikladi-bolge-ihracati-1-milyar-119-milyon-dolar-oldu-1793700673.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Mete Akcan, ekim ayında bölgeden 1 milyar 119 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini açıkladı. Akcan, 1 milyar 24 milyon dolarla Gaziantep’in tarihindeki en yüksek ekim ayı ihracatına ulaştığını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/anadolu-grubu-ve-vestel-toggdaki-paylarini-devrediyor-91183</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anadolu Grubu ve Vestel TOGG&#039;daki paylarını devrediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'nin Otomobili Girişim Grubu'ndaki (TOGG) AG Anadolu Grubu Holding ve Vestel Elektronik'in paylarının Türkiye Varlık Fonu (TVF) ve Turkcell'e devrine yönelik sözleşmelerin imzalandığı bildirildi.</p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) yapılan açıklamalara göre, AG Anadolu Grubu Holding, TOGG'daki yüzde 23'lük payının, TOGG sermayesinin yüzde 11'ine karşılık gelen bölümünü Turkcell'e, yüzde 12'sine karşılık gelen bölümünü Türkiye Varlık Fonu'na (TVF) toplam 184 milyon euro bedelle devretmek üzere sözleşme imzaladı.</p>
<p>Vestel de TOGG'daki yüzde 23'lük payının tamamını 184 milyon euro karşılığında Türkiye Varlık Fonu'na satma kararı aldı. İşlemlerin tamamlanmasıyla TOGG'un ortaklık yapısında değişiklik gerçekleşecek.</p>
<p><strong>Turkcell TOGG'daki payını yüzde 34'e çıkaracak</strong></p>
<p>Turkcell'den KAP'a yapılan açıklamada, şirketin AG Anadolu Grubu Holding AŞ'ye ait 796 milyon 567 bin 640 adet TOGG payının devralınmasına ilişkin pay alım sözleşmesinin imzalandığı bildirildi.</p>
<p>Söz konusu payların TOGG sermayesinin yüzde 11'ine karşılık geldiği belirtilen açıklamada, sözleşmede yer alan ön şartların tamamlanmasının ardından işlemin kapanışının gerçekleştirilmesinin planlandığı kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, işlemin tamamlanmasıyla Turkcell'in TOGG'daki toplam payının yüzde 34'e yükseleceği bildirildi.</p>
<p>Yatırımın şirketin teknoloji altyapısı ve dijital hizmetler alanındaki yetkinlikleriyle stratejik uyum gösterdiği, uzun vadeli yatırım stratejisi ve sürdürülebilir değer yaratma hedeflerine katkı sağlamasının öngörüldüğü kaydedildi.</p>
<p><strong>Anadolu Grubu paylarını 184 milyon euroya devredecek</strong></p>
<p>AG Anadolu Grubu Holding'in açıklamasında da şirketin sahip olduğu TOGG sermayesinin yüzde 23'ünü temsil eden 1 milyar 665 milyon 550 bin 520 adet payın, TOGG sermayesinin yüzde 12'sine karşılık gelen 868 milyon 982 bin 880 adedinin Türkiye Varlık Fonu'na, yüzde 11'ine karşılık gelen 796 milyon 567 bin 640 adedinin ise Turkcell'e devredileceği bildirildi.</p>
<p>Konuya ilişkin imzalanan sözleşme kapsamında pay devir bedelinin kapanış tarihinde nakit olarak ödeneceği belirtilen açıklamada, pay devir bedelinin 184 milyon euro olarak belirlendiği aktarıldı.</p>
<p><strong>Vestel'in bütün hissesi Türkiye Varlık Fonu'na geçecek</strong></p>
<p>Vestel Elektronik'in açıklamasında ise şirketin TOGG'un yüzde 23'lük payına karşılık gelen 1 milyar 665 milyon 550 bin 520 lira nominal değerli hisselerinin tamamını 184 milyon euro bedelle Türkiye Varlık Fonu'na satacağı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, satıştan elde edilecek fonun en az yüzde 90'ının, elde edilme tarihinden itibaren 30 gün içinde nakdi banka kredilerine ilişkin vadesi gelmiş borçların ödenmesinde kullanılacağı bildirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/anadolu-grubu-ve-vestel-toggdaki-paylarini-devrediyor-91183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/togg1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AG Anadolu Grubu Holding, TOGG&#039;daki paylarını Turkcell ve TVF&#039;ye toplam 184 milyon euro bedelle devredecek. Vestel de payının tamamını 184 milyon euro karşılığında TVF&#039;ye satma kararı aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/madende-iyilestirmelere-ihtiyac-var-91154</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 08:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: Madende iyileştirmelere ihtiyaç var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Madenciler Derneği (TMD) Başkanı Mehmet Yılmaz, madenciliğin geliştirilmesi için atılan adımların olumlu olduğunu, Orta Vadeli Programa bu sektörün geliştirilmesi kararının girmesini önemli olarak gördüklerini söyledi. Başta çevre ve iş güvenliği-sağlığı alanındaki eleştiriler nedeniyle, sektöre yönelik yaklaşımda zorluklar görüldüğünü söyleyen Yılmaz, “Bir kafa karışıklığı olduğunu görüyoruz” dedi. Türkiye-Kanada İş Konseyi Başkanlığı görevini de yürüten Yılmaz, bu ülke ile ilişkileri konjonktürel görmediğini, enerji ve savunma alanındaki işbirliğinin uzun yıllara işaret ettiğini kaydederken, en önemli göstergelerden serbest ticaret anlaşmasının 2026 sonuna kadar önemli seviyeye ulaşması kararına dikkat çekti.</p>
<p>EKONOMİ’nin sorularını yanıtlayan Mehmet Yılmaz, izin ve ruhsat süreçlerindeki iyileşmenin memnuniyet yarattığını ancak atılması gereken adımlar bulunduğunu vurguladı. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Atatürk’ün bu alana özel önem vermesine, MTA’nın ve Etibank’ın arama, işletme ve finans sektörlerini bir araya getiren yapısına vurgu yapan Yılmaz, bir ara GSYH’nin yüzde 33’lerine kadar ulaşan bu sektörün, yıllar içinde devletin başka alanlara odaklanması, ekonominin büyümesi son dönemde ise çevre ve diğer kaygılarla gerilediği yorumunu yaptı. Yılmaz, gelinen aşamada, Türkiye’nin güçlü madencilik potansiyelinin değerlendirilmesi için sektörün yapması gerekenlere işaret ederek, “İnsanı ve çevreyi öncelemediğiniz zaman artık değil altın, kritik mineral, nadir toprak elementi, ne üretirseniz üretin bir cesametiniz olmaz, ağırlığınız olmaz, kabul göremezsiniz” dedi.</p>
<p>Çevre ya da sanayi, bir tercih yapılmaması gerektiğini söyleyen Yılmaz, her iki alanın da korunarak başarı sağlanabileceğini, başta nadir metal-mineraller olmak üzere her ülke için öne çıkan stratejik-kritik madenler bulunduğunu, tüm ülkelerin bu alandaki varlık ve teknolojilerini katı biçimde korumaya başladığını vurguladı.</p>
<p>“Dolayısıyla bizim madenciliği desteklememiz lazım ama geldiğimiz noktada bir kafa karışıklığımız var” diyen Yılmaz, madenciliği kolaylaştırmak için yapılan değişikliklerin bürokrasi tarafından da içselleştirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<h2>Sektöre yönelik eleştiriler</h2>
<p>Sektöre yönelik eleştirilerin başında, arama ve işletme ruhsatlarının kapsam ve süreleri geldiğinin hatırlatılması üzerine Yılmaz, arama için 7, işletmeler için de 10 yıl süre verildiğini, işletme ruhsatlarının dönem sonlarında yenilendiğini vurgulayan Yılmaz, uzun süreli yatırım nedeniyle işletme ruhsatı sürelerinin önemli olduğunu, geçmişte çok uzun süre verilmesi nedeniyle kamuoyundaki olumsuz algıya karşılık 10 yıllık süreleri makul gördüğünü anlattı.</p>
<p>Ruhsat kapsamlarını gösteren haritaların da yanlış algıya yol açtığını savunan Yılmaz, “Mesela Çanakkale’nin yüzde 80'i maden ruhsatı deniyor, bir STK ısrarla yayınlıyor. Bakın veri tabanına girin, dosyayı inceleyin, Çanakkale'de kazılmamış yer kalmaması lazım. ..(madeniclik dediğinizde) kazılan alan önemlidir. ..İşletme ruhsatı demek kazılan alan demek değil, fizibilite demek kazılan alan değil. Detay arama dönemi demek kazılan arama alanı demek değil arama ruhsatı demek yine değil” diye konuştu.</p>
<p>Türkiye’nin madencilikten aldığı payların düşük olduğu eleştirilerine de karşı çıkan Yılmaz, ülke olarak dünyadaki en yüksek altın madenciliği paylarından birinin uygulandığını savundu. Yılmaz, altın fiyatlarının 4 bin doların üzerinde olduğu seviyede yüzde 13’lere varan doğrudan devlet hakkı aldığını, kurumlar vergisi, orman bedeli ve çalışanların vergi-primleri dahil edildiğinde yüksek bir kamu payının sözkonusu olduğunu söyledi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">“Kanada ile ilişkilerin derinleşmesi konjonktürel değil”</span></h2>
<p>Türkiye Kanada İş Konseyi Başkanı ve bu ülke merkezli Türkiye’de kurulu Tüprag Madenciliğin Yönetim Kurulu Başkanı da olan Yılmaz, bu ülke ile uzun yıllardır ilişkisi olduğunu hatırlattı. Kanada’nın ekonomisinin yüzde 70’lere varan oranda ABD’ye bağımlı olmasının, ABD Başkanı Trump’ın ekonomik ve siyasi tehditleri sonrası Başbakanı Mark Carney’in farklı ülkelere açılma politikası başlattığını, sadece Türkiye değil Çin ve Avrupa ile de ilişkileri geliştirdiğini söyledi. Yılmaz, DEİK merkezli temaslarında, Kanadalı firmaların savunma sanayii ve enerjiye büyük önem verdiğini, iki ülke arasında bu alanlarda işbirliği anlaşmalarının imzalandığını vurgulayarak, “İki ülke de yeni partnerler arıyor. Enerji, nükleerde işbirliği bunlardan biri. Kanada CANDU teknolojisini paylaşmaya istekli. Kanada Başbakanı’nın Türkiye ziyareti işleri hızlandırdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Carney, iki ülke JETCO görüşmeleri başladı. Serbest Ticaret Antlaşması'nı yıl sonundan önce hızlandırıp, bitirme olmasa bile çok ciddi bir aşamaya getirmek istiyoruz dedi. Eee nükleerle ilgili görüşmelerimiz devam ediyor dedi. Savunma, ulaştırma ve enerji-madende işbirliği anlaşması imzalandı. Bu uzun vadeli işbirliğine işaret eder” dedi.</p>
<p>Kanada ve Türkiye Eximbanklarının anlaşmasının da uzun vadeye işaret ettiğini, tüm işbirliğinin finans ayağının olması açısından büyük önem taşıdığını belirten Yılmaz, 10 milyar dolarlık ticaret hacminin ulaşılabilir seviye olduğunu kaydetti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’nin uç ürünlere gidişi: Rafinaja yatırım yapılmalı</span></h2>
<p>Madencilikte ana riskin aramada olduğunu bu konuda Türkiye’nin finans olarak güçlü yabancı ülkelerle işbirliği gerektiğini belirten Yılmaz, Türkiye’nin potansiyeline işaret etti. “Türkiye'de bir de öyle bir jeolojik potansiyel var ki yani doğada bulunan 90 küsur çeşit mineral 70 tanesini üretebiliyoruz” diyen Yılmaz, bu aşamadan sonra ülkeye daha fazla katma değer için rafinaj yeteneğinin kazandırılması gerektiğini vurgulayarak, “Biz endüstrimizde bunu yeterince kullanabilecek miyiz? Cevher halinde dışarıya göndermenin ne anlamı var? Bize ne fayda sağlayacak? Kaldı ki bağımlılık vurgunuz var. İyi yaptığımız örneklere bakalım. Eskişehir Beylikova’da (nadir metaller madeni) -aslında bu yatak çok da yeni değil, 70’li yıllarda MTA’nın becerisidir- mükemmel başarıdır. Peki, bunları üretmek, maden olarak ortaya koymak önemli. Ya siz rafinajı yapamazsanız, bunu ortaya koyamazsanız ki orada da teknoloji geliştirilmesi çok önemli. Bu alanda bizim çaba göstermemiz gerekiyor. Daha fazla AR-GE, yatırımı yapmamız gerekiyor. Beylikova için ETİ Maden yapıyor” dedi.</p>
<p>Mehmet Yılmaz, tüm ekosistem açısından, maden üretimi, rafinaj, işleme-ürün haline getirme ve pazarlamada tüm zincirin sahibinin olunduğu tek madenin Türkiye için altın olduğunu belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/madende-iyilestirmelere-ihtiyac-var-91154</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/4/1280x720/mehmet-yilmaz-1793692267.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMD Başkanı Mehmet Yılmaz, Türkiye’nin kritik mineraller, stratejik madenler dahil her alanda güçlü potansiyeli olduğunu söylerken sektörde yeni düzenlemelere de ihtiyaç bulunduğunu kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/guvenli-limanlar-enerji-dalgasiyla-su-aldi-91151</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güvenli limanlar enerji dalgasıyla su aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="279" height="132" /></p>
<p>Altın ve gümüş, cuma günü yaşanan sert satışların ardından haftanın ilk işlem gününde sınırlı bir toparlanma arayışına girdi. Ancak bu tepki, kıymetli metallerdeki zayıf görünümü değiştirmekten uzak. Yılbaşından bu yana altın yaklaşık yüzde 10, gümüş yüzde 29, platin ise yüzde 30 gerilerken, aynı dönemde CRB emtia endeksindeki yükseliş yüzde 41’e, GSCI endeksindeki artış yüzde 34’e ulaştı. Böylece geçen yıl emtia piyasalarının en güçlü performans gösteren grubu olan kıymetli metaller, bu yıl enerji başta olmak üzere diğer emtialardan belirgin biçimde negatif ayrıştı.</p>
<p>Altın fiyatı pazartesi günü ons başına 3 bin 900 dolar bandında, gümüş ise 50 doların üzerine geri dönüp cuma günkü kayıplarının bir bölümünü telafi etmeye çalıştı. Petrol fiyatlarındaki gerileme, ABD’de ara seçimlerin ardından İran’a yönelik yeni bir askeri müdahaleyi önlemeye dönük diplomatik temasların sürdüğüne ilişkin işaretlerle desteklendi. Ancak yatırımcıların odağında bu hafta açıklanacak ABD istihdam verisi ve Fed’in faiz patikasına ilişkin beklentiler de bulunuyor. Piyasalarda aralık ayında faiz artırımı ihtimali yaklaşık yüzde 75 olarak fiyatlanıyor.</p>
<p>Bu durum kıymetli metaller ile diğer emtia varlıkları arasında performans kayması yaratıyor. Ekim ayında bu ayrışma daha da belirginleşti. Ortadoğu’daki gerilim, arz aksamaları ve ham petrol ile rafine ürünlerdeki yüksek risk primi enerji sektörünü emtia grupları arasında açık ara en iyi performans gösteren alana dönüştürdü. Buna karşılık tahvil getirilerindeki yükseliş ve değişen faiz beklentileri kıymetli metalleri baskıladı. Gümüş ve platin ise endüstriyel kullanım alanları nedeniyle küresel büyüme ve yapay zekâ yatırımlarının sürdürülebilirliğine ilişkin kaygılardan altına kıyasla daha fazla etkilendi.</p>
<p>Geçen yılki tabloyla karşılaştırıldığında dönüşüm dikkat çekici. 2025’te yaklaşık yüzde 80 kazançla emtia piyasalarının lideri olan kıymetli metaller, bu yıl yaklaşık yüzde 11’lik düşüşle geride kaldı. Geçen yıl yaklaşık yüzde 10 değer kaybeden enerji ise savaş kaynaklı tedarik kesintileri ve petrol fiyatlarındaki sert yükselişle yılbaşından bu yana neredeyse yüzde 100 prim yaptı.</p>
<h2>Kısa vadede makroekonomi uzun vadede jeopolitika </h2>
<p>Altının jeopolitik belirsizlik artarken dahi güçlü bir yükseliş sergileyememesi, piyasadaki talebin niteliğine ilişkin tartışmayı da öne çıkarıyor. Kısa vadeli ve makro odaklı yatırımcılar faiz beklentileri, dolar ve teknik sinyallere göre pozisyon alırken, uzun vadeli yatırımcılar mali istikrarsızlık ve para birimlerinin değer kaybına karşı korunma amacıyla altın destekli fonlar üzerinden birikimlerini sürdürüyor. Bu iki yatırımcı grubunun farklı yönlerde hareket etmesi, fiyatların toparlanmasını zorlaştırıyor.</p>
<h2><span style="color: #e67e23;">Satış baskısının üç ayağı</span></h2>
<p>Faiz ve enflasyon: Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki yükseliş, enflasyonun kalıcı olabileceği endişesini güçlendiriyor. Merkez bankalarının faiz artırabileceği beklentisi, getiri sağlamayan kıymetli metalleri elde tutmanın maliyetini yükseltiyor.</p>
<p>Endüstriyel talep: Küresel büyüme ve yapay zekâ yatırımlarının sürdürülebilirliğine ilişkin soru işaretleri, sanayide kullanılan gümüş ve platin üzerinde ek baskı yaratıyor. Pozisyon tasfiyesi: Önceki rallide biriken spekülatif pozisyonların çözülmesi, teknik seviyelerin kırılmasıyla hızlandı. Diğer piyasalardaki kayıpları karşılamak için yapılan satışlar da kıymetli metallerdeki düşüşü derinleştirdi. Dolayısıyla son düşüş yalnızca temel görünümdeki bozulmadan değil, piyasa pozisyonlarının hızla çözülmesinden de kaynaklandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/guvenli-limanlar-enerji-dalgasiyla-su-aldi-91151</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/676-1793684315.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altın, gümüş ve platin yılbaşından bu yana sırasıyla yüzde 10, 29 ve 30 değer kaybederken, CRB emtia endeksi yüzde 41, GSCI endeksi yüzde 34 yükseldi. Enerji kaynaklı enflasyon ve faiz artışı beklentileri kıymetli metalleri baskılarken, jeopolitik riskler de güvenli liman talebi tarafına sınırlı bir alım getirebiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabancilar-iki-hissede-biriktirdi-yedi-tahtada-paylarini-geriletti-91150</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancılar iki hissede biriktirdi, yedi tahtada paylarını geriletti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 kapsamındaki 30 hissenin 27'si haftayı kayıpla kapatırken yabancı yatırımcılar bekle-gör stratejisine geçti. Yabancı ilgisi 21 hissede nötr düzeyde kalırken, yalnızca Turkcell ve Yapı Kredi Bankası'nda birikim sinyali oluştu. Sanayi ve madencilikte ise yabancı çıkışı hızlandı.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta borsada son işlem gününde satışların derinleştiği gözlenirken, BIST 30 hisselerinden sadece üçünde değer artışı yaşandı. Yabancılar borsadaki 30 büyük şirketin 19’unda payını azaltırken yalnızca 11 hissede alım tarafında yer aldı. Tablodaki 21 hissede yabancı ilgisinin nötr düzeyde kalması, fonların satış dalgasında agresif hamleden kaçınıp bekle-gör yaklaşımını izlediğini gösteriyor. Fiyatı yükselen Astor Enerji, Enka İnşaat ve Aselsan üçlüsünde dahi yabancıların güçlü alım iştahı göstermemesi piyasadaki temkinli duruşu işaret ediyor.</p>
<h2>Dört gün alım gelenler</h2>
<p>Son beş işlem gününün tamamında yabancı payı artan tek bir BIST 30 hissesi olmazken Yapı Kredi ile Turkcell dört günlük alımla birikim sinyali verdi. Her iki şirket de haftayı fiyat kaybıyla kapatmasına rağmen, yabancıların düşüşü alım fırsatı olarak değerlendirdiği tahtalar oldu. Dört gün alım gören Migros ve Enka İnşaat’ta ise ilgi nötrde kaldı.</p>
<p>Endeks genelindeki sert geri çekilmeye karşın perakende ve havacılıkta yabancılar sınırlı alımlarla pozisyon korudu. Fiyatı %9,02 düşen Pegasus’ta üç gün, %5,83 gerileyen BİM’de iki gün giriş yaşandı. Sabancı Holding ve Petkim fiyat kaybına rağmen yabancı payı hafif artan şirketler arasında yer aldı. Bankacılıkta İş Bankası ve Vakıfbank yatay takasla haftayı nötr tamamladı.</p>
<h2>Sanayi ve madencilikte çıkış</h2>
<p>Yabancı ilgisinin azaldığı yedi hissede satışlar sanayi, kimya ve madencilikte kümelendi. Erdemir ve Sasa, beş işlem gününün hiçbirinde yabancı alımı görmedi. Gübre Fabrikaları, Türk Altın İşletmeleri ve TR Anadolu Metal’de sert fiyat kayıplarına takas azaltımı eşlik etti. Yabancı fonlar, emtia belirsizliğinden etkilenen sanayi yerine hizmet ve iletişimde kalmayı seçti.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae97202437bc-1793683970.png" alt="" width="900" height="492" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TOKENİ KORU MU, TOKENİ ARTIR MI?</strong></p>
<p><strong>Tokeni koru;</strong> siber güvenlik, konfor, uzun vade, sistem bağımsızlığı. Pasif getiri kaybı, fırsat kaybı, yavaş büyüme, maliyet düşürememe, durağanlık.</p>
<p><strong>Tokeni artır;</strong> bileşik büyüme, maliyet avantajı, pasif nakit akışı, dinamik portföy, maksimum kâr. Sistemik risk, kilitlenme tuzağı, kayıp tehlikesi.</p>
<p><strong>220 milyon TL finansman likiditesini desteklese de önemli olan geliri artırabilmesi</strong></p>
<p>Loras Holding'in bilançosunu toparlama olasılığı nedir? ● Abdullah Bilek</p>
<p>Abdullah; Loras Holding ilk yarıda satışlarını %33 artırsa da dönem sonunu 302,2 milyon TL net zararla tamamladı. Net borcu 1,54 milyar TL'ye ulaşan şirket, nakit ihtiyacını karşılamak için geçtiğimiz temmuzda Konya'daki gayrimenkullerini 220 milyon TL bedelle Albaraka Türk'e sat-kirala-geri al yöntemiyle devretti. 24 ay vadeli finansman işlemi, şirketin orta vadeli TL likiditesini artırarak nakit akışını rahatlatmasına olanak verecektir. Ancak bilançonun kalıcı olarak toparlanması, zayıflayan operasyonel faaliyetlerinin iyileşmesine bağlı.</p>
<p><strong>İştiraki Uşak'taki diyaliz merkezinin yüzde 50 payını satın almak için anlaşmaya vardı</strong></p>
<p>Sanel Mühendislik'in diyaliz merkezini almasını nasıl okumalı? ● Kadir Armağan</p>
<p>Kadir; San-El Mühendislik'in %48,9 oranında iştiraki olan Salacak Sağlık firması, Uşakcan Diyaliz Hizmetleri'nin %50 payını 74 milyon TL'ye satın almak üzere anlaşmaya vardı. Bu itibarla doğrudan San-El'in bir alımı söz konusu değil. Bununla birlikte gerçekleştirilen girişimin firmanın dolaylı da olsa gelir çeşitliliğini artırmasını destekleyeceği anlaşılıyor. Hisse devir işlemleri Sosyal Güvenlik Kurumu onayından sonra tamamlanacak. Altı aylık dönemde gelirini %7 artıran şirket, dönem sonunda kârını %162 büyüterek 113,6 milyon TL'ye çıkardı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>KMF fonu, altına dayalı varlıklarla son bir yılda yüzde 14 getiri elde etti</strong></p>
<p>Azimut Portföy'ün idaresindeki Altın Katılım Fonu (KMF), temmuzda gerçekleştirdiği yukarı hareketiyle ağustosta 3,67 TL'ye çıksa da tutunamayıp tekrar aşağı geldi. Şimdilerde 3,26 TL seviyesinde işlem görüyor. Altının fiyat hareketinden doğrudan etkilenen fonun toplam piyasa değeri 1,64 milyar TL düzeyinde bulunuyor. Öncesinde para çıkışı yaşanırken ağustostan bu yana nakit girişi gözleniyor. Ekimde para girişi 67,1 milyon TL düzeyinde. Yatırımcı sayısı düzenli olarak geriliyor. Ekimde sayı 1.875'e indi. Buna karşın %50,30 doluluk seviyesine sahip. KMF, altın fiyatlarındaki hareketleri katılımcılara yansıtmaya çalışan bir yaklaşıma sahip. Portföyünün %44,12'si kıymetli maden kamu kira sertifikalarından, %21'i ise doğrudan kıymetli madenlerden oluşuyor. Yıllık %13,73 getiri elde etti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Inveo Yatırım Holding, %45,91 bileşik faizle 600 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Inveo Yatırım Holding, 30.10.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 600.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %39, bileşik faizi %45,91 olarak belirlendi. 61 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 30.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %6,52 düzeyinde. 30 Ekim itibarıyla TLREF %35,87 seviyesinde bulunuyor. Buna göre İnveo Yatırım Holding'in verdiği %39 basit faiz, TLREF'in yaklaşık 3,13 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFGKYHA2630 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae971d5a2415-1793683925.png" alt="" width="974" height="236" /></p>
<p><strong>ORZAKS İLAÇ</strong></p>
<p><strong>Türkiye'nin ilk yerli probiyotiğini geliştirip Bakanlıktan gerekli onayı aldı</strong></p>
<p>Orzaks İlaç, %100 bağlı ortaklığı Nuvita İlaç bünyesindeki Ar-Ge merkezinde 2017'den bu yana sürdürdüğü yerli probiyotik geliştirme projesini tamamlayarak Tarım ve Orman Bakanlığından kullanım onayı aldı. Almanya'daki uluslararası koleksiyonda tescillenen proje, biyoteknoloji alanında Türkiye'de ilk olma özelliği taşıyor. Ürünler, dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla hem hammadde hem de nihai ürün olarak iç ve dış pazarlarda hızla ticarileştirilecek. Proje kapsamında ayrıca kozmetik ve tarım gibi alanlarda kullanılan yüksek katma değerli postbiyotikler de üretildi.</p>
<p><strong>AKÇANSA ÇİMENTO</strong></p>
<p><strong>Ladik tesisinin kapasitesini %69 artıracak yatırım için ÇED sürecini başlattı</strong></p>
<p>Akçansa Çimento, Samsun Ladik fabrikasında üretim verimliliğini artırmak ve maliyetleri aşağı çekebilmek amacıyla hazırladığı modernizasyon, enerji verimliliği ve kapasite artışı projesi için ÇED sürecini başlattı. Hazırlanan proje kapsamında fabrikada yapılacak teknolojik iyileştirmeler sayesinde, yıllık klinker üretim kapasitesinin %69 oranında artışla 1,1 milyon tona çıkarılması hedefleniyor. Çimento sektöründe enerjinin maliyetler içindeki ağırlığı nazara alındığında, şirketin verimlilik odaklı modernizasyon adımı birim maliyeti doğrudan aşağı çekecektir.</p>
<p><strong>KONTROLMATİK TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Kayyım atanan şirkette finansal zorluklar yaşanırken faaliyet yürütülmemekte</strong></p>
<p>Kontrolmatik Teknoloji yönetimine, İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla TMSF tarafından kayyım atandı. TMSF'nin oluşturduğu yeni yönetim kurulunun ilk tespitleri, şirketin ve iştiraklerinin tesis ve fabrikalarında idari ve finansal problemler yaşandığı, şirketin içinde bulunduğu maddi sıkıntılar nedeniyle çalışan personelin büyük çoğunluğunun işten ayrıldığı ya da çıkarıldığı, bu sebeplerle faaliyetlerin mevcut şartlar altında sürdürülemediği belirtildi. Yaşanan sıkıntılar firmanın bilançosuna yansırken, yılın ilk yarısında 1,99 milyar TL zarar söz konusu.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>E-Data'nın fiyatı ağustosun ikinci yarısından bu yana sert bir düşüş yaşıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae971abf3c21-1793683884.png" alt="" width="291" height="231" />E-Data'da fonlar alım ağırlıklı işlemler gerçekleştiriyor. Portföylerindeki miktar %5,53 ile toplamda 315,8 bin lot artarak 6,02 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 14'ten 13'e geriledi. TTE fonu 267,3 bin lot ile en fazla alımı yaparken, GNH 3,6 bin lot ile tek satış yapan oldu. E-Data hakkında 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede İş Portföy'ün TTE fonu dışında Garanti Portföy'ün GRT fonunun 41,1 bin lot ve Ak Portföy'ün ICZ fonunun 11 bin lot alımı dikkat çekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabancilar-iki-hissede-biriktirdi-yedi-tahtada-paylarini-geriletti-91150</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancılar iki hissede biriktirdi, yedi tahtada paylarını geriletti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/konkordato-surecindeki-249-dosyada-iflas-bayragi-cekildi-91149</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konkordato sürecindeki 249 dosyada iflas bayrağı çekildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Fon krizi, piyasada uzun süredir devam eden nakit akışı ve likidite sorunlarını gölgede bıraksa da, reel sektörün konkordato başvuruları aralıksız sürüyor. Konkordatoya başvurularının hızı geçen yıla göre yavaşlamasına rağmen mahkemelerin ret ve ifl as kararları yılın 10 ayında geçen yılın tamamını geride bırakarak rekor kırdı.</p>
<p>Konkordatotakip.com’un Basın İlan Kurumu verilerinden derlediği istatistiklere göre, Ekim 2026’da mahkemeler 169 dosya için geçici mühlet kararı verirken, geçen yılın aynı ayında bu sayı 241’di. Yine geçen ay 98 dosya için kesin mühlet kararı, 182 dosya için konkordatonun reddi kararı, 36 dosya için de ifl as kararı verildi. 2025’in aynı ayında ise verilen karar sayıları sırasıyla; 139, 166 ve 31 olarak hesaplandı.</p>
<h2>Geçici mühlette yavaşlama olsa da… </h2>
<p>Ocak-Ekim 2026 dönemine bakıldığında da, geçen yıla göre geçici mühlet kararlarında bir yavaşlama olduğu, ancak ret ve iflas kararlarında rekor olduğu görülüyor. Buna göre, yılın 10 ayında mahkemelerce verilen geçici mühlet kararı sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28,8 azalarak 2 bin 326’dan 1656’ya indi. Böylece geçen yılın 10 ayında aylık ortalama 233 olan geçici mühlet kararı sayısı, bu yılın aynı döneminde 166’ya geriledi. Bunda mahkemelerin ve komiser heyetlerinin başvuru süzgecini sertleştirmesi, borç ödeme imkanı zayıf görülen şirketlere koruma kalkanı vermekte isteksiz davranması ve alacaklı kurumların süreçlere yönelik itirazlarının artması etkili oldu.</p>
<h2>10 ayda iflas rekoru geldi </h2>
<p>Yine yılın 10 ayında verilen kesin mühlet kararı sayısı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 7 düşüşle 1256 oldu. Geçici mühlet ve kesin mühlet kararlarındaki düşüşe karşın, ret ve iflas kararları zirve yaptı. Buna göre, ocak-ekim döneminde mahkemelerce verilen konkordatonun reddi kararı sayısı, 2025’in aynı dönemine göre yüzde 50,5 gibi sert bir artışla 1597’ye çıktı. Geçen yılın tamamında ise bu sayı 1460’dı. Böylece 10 ayda geçen yılın tamamı aşılmış oldu. İflas kararları da 10 aylık dönemde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 27 artarak 249’a ulaştı. 2025’in tamamında verilen iflas kararı sayısı ise 247 idi. Böylece iflas kararlarında ekim sonu itibarıyla rekor kırılmış oldu.</p>
<p>Borçların yeniden yapılandırılarak alacaklılarla uzlaşmaya varıldığı tasdik kararlarında ise zayıf seyir sürüyor. 2025’in 10 ayında 81, yıl genelinde ise 129 firmaya tasdik verilirken, 2026’nın 10 ayında bu sayı 178 olarak gerçekleşti. Sayısal bir artış yaşansa da toplam başvuru havuzu dikkate alındığında, konkordatodan başarıyla ve sağlıklı bir bilançoyla çıkabilen şirket oranı halen oldukça sınırlı kalıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İnşaat ve tekstil sektörü başı çekiyor</span></h2>
<p>Konkordato kararlarının sektörel dağılımına bakıldığında, geçen yıldan farklı olarak inşaat sektöründeki konkordato başvurularında yeniden zirveye oturduğu görülüyor. Ocak- Ekim 2026 döneminde geçici mühlet kararlarının 121’i inşaattan gelirken, 71 dosya da tekstil sektöründen geldi. Giyim, ayakkabı, halı, çanta, iplik imalatı ve deri işleme de eklendiğinde tekstil ve hazır giyimde konkordato sayısı 119’a çıkıyor. İnşaat ve tekstili, metal ürün imalatı takip ederken, dördüncü sırada 63 geçici mühlet kararı ile tarım, beşinci sırada da gıda geliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/konkordato-surecindeki-249-dosyada-iflas-bayragi-cekildi-91149</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/01/konkordato_EK.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasada fon ve likidite krizi derinleşirken,. Mahkemelerin başvuru süzgecini sertleştirmesiyle 10 ayda geçici mühlet kararları yüzde 28,8 gerilerken, ret ve iflas kararları yıl bitmeden 2025’in tamamını geride bırakarak rekor kırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bilancoda-ek-sure-alan-turkiye-sigortada-hedef-fiyat-dusuruldu-91148</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bilançoda ek süre alan Türkiye Sigorta’da hedef fiyat düşürüldü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Fon soruşturması nedeniyle gözaltına alınıp tutuklanan genel müdürü Taha Çakmak’ın istifası nedeniyle üçüncü çeyrek bilançosunu açıklamayı erteleyen Türkiye Sigorta ardından ek süre talep etmişti. Şirket 16 Kasım’a kadar SPK’dan ek süre aldı ancak Kamuyu Aydınlatma Platformu’na 30 Ekim’de yaptığı açıklamasında taslak finansal tablolarına toplam 15.6 milyar lira brüt, 10.9 milyar lira vergi sonrası net karşılık ayırdığını açıkladı. Gedik Yatırım, Türkiye Sigorta için 12 aylık hedef fiyatını pay başına 10 liradan 7 liraya revize etti ve neden olarak karşılık ayırdığını duyurmasını gösterdi.</p>
<h2>9 milyarı iade edilmeyen DİBS’ten </h2>
<p>Türkiye Sigorta KAP açıklamasında SEDDK tarafından yürütülen denetim süreci kapsamında, 30 Eylül 2026 tarihli taslak finansal tablolarına toplam 15.6 milyar TL brüt (10.9 milyar TL vergi sonrası net) ek karşılık ayırdığını açıkladı. Açıklamaya göre karşılıkların 9 milyar TL'si vadesinde iade edilmeyen devlet iç borçlanma senetlerinden, 4 milyar TL'si temerrüde düşen özel sektör tahvilleri, VDMK ve katılım hesaplarından, 2.7 milyar TL'si ise ihraççı şirketler topluluğuna ilişkin riskler nedeniyle karşılık ayrılan kıymetlerden kaynaklanıyor. Söz konusu risklerin tamamı için yüzde 100 karşılık ayrılırken, şirket üçüncü finansal sonuçlarının açıklanması için SPK'dan 16 Kasım (dahil) tarihine kadar ek süre aldı. Ayrıca, finansal yatırımlar dışındaki devam eden denetim sürecine ilişkin olası etkinin vergi sonrası bazda aktif büyüklüğünün +/- %1'i seviyesinde olduğu belirtildi. Şirket, bununla birlikte sigortacılık faaliyetlerinin kesintisiz devam ettiğini vurguladı.</p>
<h2>Baz senaryoda tahsilat varsayımı </h2>
<p>Gedik Yatırım analistleri KAP açıklamasına göre varsayım değişikliklerinde bulundu. Yüzde 100 karşılık ayrılmış olması, ilgili varlıklardan ileride tahsilat yapılamayacağı anlamına gelmemekle birlikte tahsilat olursa karşılık iptali ve kâr geri kazanımı mümkün olabileceğini belirtirken baz senaryoda tahsilat varsayımı kullanmadıklarını vurguladı. Devam eden denetim süreci sebebi ile ek denetimin olası vergi sonrası etkisi aktif büyüklüğünün +/- %1'i olabileceği açıklandığı hatırlatılan analize göre bu yılın ilk yarısındaki aktif büyüklüğünü referans alarak yaklaşık 1.93 milyar TL'lik bir büyüklük söz konusu. Analizde, bu tutar kesinleşmiş olmamakla birlikte muhafazakarlık adına bunu da ek karşılık olarak modele yansıtmayı tercih ettikleri kaydedildi.</p>
<h2>Üçüncü çeyrek kar tahmini zarara çevrildi </h2>
<p>Gedik Yatırım analistleri karşılık yükünü tek seferlik 2026 net kar, özkaynak ve yatırım gelirleri ve yatırım portföy büyüklüğüne yansıttı. 2027 ve sonrası yıllar için de yatırım getirilerini normalize etmeyi tercih etti. Bütün bunlara ek gerçekleşen prim üretim verilerini ve değişen makro beklentilerini modele yansıttı fakat şirketin ana sigortacılık faaliyetlerinden olan kombine oranda herhangi bir revizeye gitmedi. Karşılık yükü ile gerçekleştirdiği revizelerle birlikte 2026 3.çeyrek net kar tahmini olan 6.9 milyar TL’lik net kar tahminini yaklaşık 4 milyar TL zarar olarak revize etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sermaye yeterlilik rasyosu</span></h2>
<p>2026 yıl sonu tahmini olan 28 milyarlık net kar tahminini de 13.7 milyar TL’ye çekti. Gedik Yatırım analistleri özkaynak tahminini 72.8 milyar TL’den 58.3 milyar TL’ye ve net yatırım getirisini yıllık yüzde 32’den yaklaşık 88 milyar TL’lik tahmini portföy büyüklüğü ile yüzde 15’e düşürdü. Yatırım getirisini 2027 ve sonrası dönem için de enflasyon beklentilerinin 2 puan üzeri şeklinde aşağı yönlü revize etti.</p>
<p>Böylece 2027 net kar beklentisini 30.8 milyar TL’den 25.6 milyar TL’ye revize eden Gedik Yatırım analizine göre son açıklanan finansallarda yüzde 213 seviyesinde olan sermaye yeterlilik rasyosunun tahmini olarak yüzde 195- 200 civarlarına düşeceği hesaplandı. Bu da yüzde 135’lik yasal temettü ödeme eşiğinin oldukça üzerinde kaldığı için şirketin temettü ödemesine engel oluşturmayacak. Yapılan revizeler neticesinde 2026 net karından yüzde 3,1 temettü verimi ile hisse başı brüt 0.103 TL, 2027 net karından ise yüzde 5,8 temettü verimi ile 0.192 TL temettü bekleniyor. Gedik Yatırım’ın önceki tahminlerinde 2026 için hisse başı brüt 0.211 TL, 2027 içinse 0.231 TL idi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bilancoda-ek-sure-alan-turkiye-sigortada-hedef-fiyat-dusuruldu-91148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/5/1280x720/turkiye-sigorta-1792399400.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Sigorta&#039;nın karşılık yükü ile gerçekleştirdiği revizelerle birlikte 3. çeyrek net kâr tahmini 6.9 milyar TL’den yaklaşık 4 milyar TL zarar olarak revize edilirken, yıl sonuna ilişkin 28 milyarlık net kâr tahmini de 13.7 milyar TL’ye çekildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/173-milyar-dolarlik-kayip-turkiyenin-yaklasik-4-aylik-butcesine-denk-geliyor-91147</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;173 milyar dolarlık kayıp, Türkiye&#039;nin yaklaşık 4 aylık bütçesine denk geliyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Hasan Karal, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın, halka açık şirketlerin toplam piyasa değerinin son iki ayda 479 milyar dolardan 306 milyar dolara gerilediğini ve kaybın 173 milyar doları aştığını belirten açıklamasının ardından, yaşanan değer kaybının büyüklüğünü Türkiye'nin 2027 yılı bütçesiyle karşılaştırdı.</p>
<p>Karal, yaklaşık 8 trilyon 640 milyar liraya karşılık gelen bu tutarın, Türkiye'nin 2027 yılı toplam bütçesinin yüzde 31.7'sine, diğer bir ifadeyle yaklaşık dört aylık bütçe harcamasına denk geldiğine dikkat çekti. 173 milyar doların vatandaşların gelirleri üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Karal, 2026 yılı ücret ve aylıklarını esas alarak yaptığı karşılaştırmada, “Bugün net asgari ücret 28 bin 75 lira, en düşük emekli aylığı ise 23 bin 552 lira. 173 milyar doların Türk lirası karşılığıyla 25.6 milyon kişiye tam 12 ay boyunca net asgari ücret tutarında ödeme yapılabilir. Aynı büyüklükteki bir tutarla 30.6 milyon emekliye bir yıl boyunca en düşük emekli aylığı kadar ödeme yapılabilir” dedi. </p>
<p>2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi'nde öngörülen kaynaklar üzerinden yaptığı hesaplamaları da paylaşan Karal, “173 milyar dolar, Türkiye'nin 2027 yılı toplam bütçesinin yüzde 31.7'sine karşılık geliyor. Bu rakam, 2027 yılı için üniversiteler dahil toplam eğitim bütçesinin 2.3 katı, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin 3.5 katı, merkezî yönetim bütçesinden sağlık hizmetlerine ayrılan kaynağın 4 katı büyüklüğünde. Sosyal yardım ve destekler için ayrılan bütçenin 6.4 katı, tarıma yönelik toplam kaynak ve teşviklerin ise 6.6 katı kadar bir tutardan söz ediyoruz. 173 milyar dolar, 2027 yılında deprem hasarlarının giderilmesi ve afetlere karşı dayanıklılık için ayrılan bütçenin 1.2 katı. Dar gelirli vatandaşlarımızın konuta erişimini desteklemek amacıyla ayrılan sosyal konut finansman desteğinin 34.6 katı. Çiftçilerimize ayrılan tarımsal destek programları bütçesinin 36.8 katı, tarımsal sulama yatırımları için ayrılan kaynağın 49.6 katı. Yeni doğan çocuklarımız ve aileleri için ayrılan doğum yardımları bütçesinin ise tam 102.8 katı. Bunların her biri, devletimizin bir yıl boyunca milyonlarca vatandaşımıza hizmet sunmak için ayırdığı kaynaklar. Yalnızca iki aylık piyasa değeri kaybının bu bütçe kalemleriyle karşılaştırılabilecek büyüklüğe ulaşması son derece dikkat çekicidir. Yatırımcının güvenini, vatandaşın birikimini, şirketlerimizin değerini korumak zorundayız. Böylesine büyük bir piyasa değeri kaybının nedenleri bütün yönleriyle ortaya konulmalı, sorumlular hakkında gerekli işlemler yapılmalıdır” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Son kullanım tarihi geçen kanser ilaçları piyasaya sürüldü</strong></span></p>
<p>Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, son kullanma tarihi geçmiş kanser ilaçlarının ambalaj ve kutularının değiştirilerek yeniden piyasaya sürülmesi, yurt içinde ve yurt dışında satışa sunulmasına yönelik suç faaliyetleri mercek altına alındı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, soruşturma kapsamında yürütülen teknik takip, araştırma ve incelemeler sonucunda 3’ü kamu görevlisi olmak üzere 24 şüpheli, 4 şirket ve 5 iş yeri tespit edildiğini duyurdu. Yapılan mali incelemelerde, şüpheli kişi ve şirketlerin toplam işlem hacminin yaklaşık 650 milyon TL olduğu, söz konusu para hareketlerinin beyan edilen ticari faaliyetlerle uyumsuzluk gösterdiğini belirten Bakan Gürlek, “elde edilen bulgular doğrultusunda İstanbul merkezli 11 ilde, 24 şüpheli ve 5 iş yerine yönelik eş zamanlı operasyon düzenlenmiştir. Operasyon kapsamında 22 şüpheli gözaltına alınmış, 2 şüpheli hakkında yakalama çalışmaları devam etmektedir Suçtan elde edildiği değerlendirilen taşınır ve taşınmazlar ile banka hesaplarına el konulmuştur” bilgisini paylaştı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Hakan Fidan milletvekillerini bilgilendirecek</strong></span></p>
<p>Geçen hafta TBMM Dışişleri Komisyonu’nda görüşülerek kabul edilen Mekke Anlaşması’nın Genel Kurul görüşmeleri bekleniyor. Anlaşmanın Genel Kurul’da yapılacak görüşmelerinden önce Hükümet adına Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, milletvekillerini bilgilendirmesi planlanıyor. Muhalefet partilerinin karşı çıktığı anlaşma ile ilgili merak edilenleri Dışişleri Hakan Fidan yanıtlayacak. Mekke Ortak Savunma Antlaşması, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalanmış güvenlik ve savunma kapsamında taraf devletler, birine yönelik herhangi bir saldırganlık eylemini antlaşma taraflarının her birine yönelik bir eylem olarak değerlendirmeyi taahhüt ediyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/173-milyar-dolarlik-kayip-turkiyenin-yaklasik-4-aylik-butcesine-denk-geliyor-91147</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/ali-babacan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;173 milyar dolarlık kayıp, Türkiye&#039;nin yaklaşık 4 aylık bütçesine denk geliyor&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cevreye-bakista-farkli-mulkiyet-anlayisi-91146</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çevreye bakışta farklı mülkiyet anlayışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Olay-1: Emlakçı</strong></p>
<p>Şehrin değişik yerlerinde epey apartman gezdirmişti emlakçı. Her girdiğimiz apartmanda hemen hemen her dairenin kapısı önünde ayakkabılar vardı. Son binadan çıkınca bizi gezdiren emlakçıya sordum: “Bu şehirde kapı önlerinde ayakkabıların olmadığı bir semt, ya da apartman yok mu?“ Emlakçı gülerek cevap verdi. “Maalesef burası böyle... Hemen hemen her apartmanda dairelerin kapı önlerinde böyle ayakkabılar vardır. Semtten semte, ya da apartmandan apartmana sadece ayakkabıların kalitesi, markası değişir“.</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Apartmanlarda dairelerin kapısı önünde ayakkabı bırakılması sadece bu şehre özgü bir şey değildir. Peki, ama bunun, kime ne zararı ve ne sakıncası var? Bu soruna değişik açılardan bakabiliriz.</p>
<p>Bir bakış açısı, güvenliktir. Bir apartmanda kapı önlerine, koridorlara, sahanlıklara, daha genel bir tanımla geçiş yollarına bırakılan her engel, hayati tehlike yaratır. Ayakkabılar, konulan engellerden en çok görülenidir. Ama kapı önlerine, koridorlara, sahanlıklara neler konmuyor ki: Bisikletler, çocuk arabaları, ayakkabılıklar, kullanılmayan eşyalar vs. Halbu ki, bir apartmanda, merdivenler, koridorlar binadan çıkış yollarıdır, tıkanmamalıdır. Diyelim ki bir gece deprem oldu, ya da yangın. Hızla binayı terk etmeniz gerekiyor. Kapı önlerine bırakılan her şey, sizin selamete çıkış yolunuza konmuş bir tuzaktır. Karanlıkta bunlara takılır düşersiniz. Bir yangın ya da deprem sonrası binalarda gördüğümüz üst üste yığılmış cesetlerin nedenlerinden biri işte budur. İkinci bakış açısı, estetik konusudur. Kapı önlerindeki ayakkabılar, terlikler vs. çok çirkin görünüm arz eder. Bir evin kapısının önü, evin dışarıya açılmış penceresidir, evin aynasıdır. Örneğin, kapı önlüne saçılmış pis ayakkabıları ve terlikleri görünce içeriye de aynı gözle bakarım. Kim bilir içerisi nasıl berbat durumdadır diye düşünürüm. Sanırım sadece ben değil, birçok kişi de böyle düşünür. Peki neden insanlara böyle düşünme fırsatı veriyorlar? Kişi sabah kalkmış, duşunu almış, giyinmiş, Kahvaltısını yapmış. Kapısından çıkar çıkmaz neden komşunun kapı önündeki pis ayakkabılarını, terliklerini görerek gününe başlasın? Ya da işten yorgun argın dönmüş. Evine girerken neden komşusunun kokuşmuş ayakkabıları ile karşılaşsın.</p>
<p>Üçüncü bakış açısı, psikolojiktir. Herkes bu açıdan bakmayabilir. Ama ben bakarım. Kapı önlerindeki bu sahipsiz ayakkabılar bana kötü şeyler çağrıştırır. Sanki kötü bir şey olmuş da ayakkabılar sahipsiz ortada kalmış diye düşünürüm. Örneğin bir TIR, yolcu dolu minibüse çarpmış. Yolcular çevreye saçılmış. Ambulanslar yaralıları ve cesetleri taşımış da kaza yerinde geriye onların ayakkabıları kalmış. Ya da apartmana bir vahşi hayvan ya da eli bıçaklı bir cani girmiş. Millet kaçarken ayakkabılarını ortada bırakmış. Ya da evden cenaze çıkmış; bunlar mevlide gelenlerin ayakkabıları.</p>
<p>Neden insanlar giydikleri ayakkabılarını, terliklerini dışarda bırakırlar? Bununla ilgili değişik hipotezler geliştirmek mümkün.</p>
<p>Birincisi kırsal alandan gelince şehre alışamama sendromudur. Köyden gelen kişi “Ahıra girdim, hayvanlara baktım. Aynı ayakkabılarla eve mi gireyim“ alışkanlığını şehirde de sürdürür. Şehirde olduğunun henüz farkında değildir.</p>
<p>İkinci hipotez, mülkiyet anlayışı ile ilgilidir. Burada da iki değişik bakış söz konusudur. Birinde kişi belki şöyle düşünüyor olabilir: Ayakkabı mekruh, bununla içeri mi gireyim. Dışarda bırakıyorum. Çünkü kapımın önü benim değil, pisliği dışarda bırakırım. İkinci bakış açısı da şöyle olabilir: Evet, kapımın önü bana ait, nasıl istersem öyle kullanırım. Pis ayakkabı da korum, pis donumu da. Kimse karışamaz.</p>
<p>Üçüncü hipotez ise, bunu yapan kişiler tamamen masumdur., sadece cahildir. Kapı önüne bırakılan şeylerin yaratacağı tehlikenin ve rahatsızlığın farkında değildir.</p>
<p><strong>Olay-2: Pet şişe</strong></p>
<p>Köydeki çeşmenin başına geldiğimizde su dolduran sadece bir aile vardı. Son şişeyi dolduruyorlardı. İstanbul plakalı arabalarının bagajı hınca hınç eşya doluydu. Selamlaştık. “Gidiyor musunuz, geliyor musunuz? diye sordum. Çünkü kaplıcada bir dönemin değişim zamanı idi. “Gidiyoruz“ dedi adam. Karısı da ilgili bakıyordu. Turşu kavanozlarını göstererek “Maşallah, turşular da yapılmış“ dedim kadına bakarak. Kadın heyecanla karşılık verdi “Evet, turşu zamanı, her şeyi yaptım valla“. O sırada bir delikanlı da elinde iki bidonla çeşmeye yanaştı.</p>
<p>Ben arabadan boş pet şişeleri alıp çeşme başına döndüğümde genç söyleniyordu “Boş pet şişeyi attılar; çöplerini buraya bırakıp gidiyorlar. Bu halk ne zaman adam olacak?“. Baktım: İstanbul plakalı araç buradan ayrılmak için manevra yapıyordu ve yerde boş bir pet şişe vardı. Arabayı süren adama seslendim. “Pet şişeniz düşmüş“. Herhalde beni duymuyor deyip, bu kez elimi kaldırıp dur işareti yaptım ve seslendim: “Pet şişenizi düşürmüşsünüz“. Bunun üzerine adam arabayı durdurdu. Arabadan indi ve şişeyi alıp yola koyuldu.</p>
<p>Gence döndüm “Düşürmüşsünüz deyince pet şişeyi aldı adam” dedim. “Yani onu suçlamadan, kibarca uyarınca oldu” demek istedim. Bunun üzerine genç “Ben de öyle demiştim. Hem de iki kez. Aldırmadı. Bu millet ne zaman adam olacak?” diye sitem etti yine.</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Her taraf yemyeşildi. Bir de yağmur yağmıştı; doğa parıldıyordu. Güldür güldür akan su tertemizdi, adeta insanın ruhunu yıkıyordu. Çeşme başında tek döküntü yoktu. Adam boş pet şişeyi neden yere atmıştı?</p>
<p>Bu güzel doğada sıcak suya girmiş, kaplıcadan yararlanmıştı. Kim bilir bu çeşme başına kaç kez gelmişti su almaya. Ama artık İstanbul’a dönüyordu. İlgisi kalmamıştı burayla. Avrupa’nın çöpünü bize yolladığı gibi, o da çöpünü buraya bırakıyordu. Arabada niye saklamıyordu? Çünkü araba onun sahip olduğu bir şeydi, malıydı. Ama çevre onun değildi. Doğa onun değildi. Onun için çevreyi, doğayı sahiplenip korumuyordu.</p>
<p>İstanbul’a götüreceği suyunu doldurmuştu. Bu pet şişeye ihtiyacı yoktu. O zaman arabadan attı. Ona el sallayıp “Pet şişenizi düşürmüşsünüz“ diye el sallayan adamı görünce belki de şöyle düşündü: “Bu ukalalar her yerde. Mesele olmasın, durup alayım bari. İlerde atarım“   </p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>İki ilimizdeki iki farklı olayı anlattım. Olaylar farklı da görünse, sorun aynı bakış açısının ürünü. Sorun, mülkiyete bakış açısı. Burada da iki bakış açısından söz edebiliriz. Bir bakış açısı ile kişiler evlerinin, arabalarının dışını, her anlamıyla çevreyi sahiplenmiyorlar. Bu nedenle, ayakkabılarını ve diğer döküntülerini apartmanlarının dışına koyarak, ya da arabalarından çöp atmakta çevreyi kirletmekte bir sakınca görmüyorlar. İkinci bakış açısında da apartmanı, ya da çevreyi sadece kendi mülkiyetlerinde olan bir şey sanıyorlar. Her yer benim, her şey benim; canımın istediği gibi kullanırım havasındalar. Devreye bir de cahillik ve saygısızlık girince çirkin şekil tamamlanıyor.</p>
<p>Çözüm yine eğitimde, uzun dönemli; çevre bilincini, saygı ve sevgisi ile anaokulundan başlayarak zihinlere işlemekte…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cevreye-bakista-farkli-mulkiyet-anlayisi-91146</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çevreye bakışta farklı mülkiyet anlayışı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/pakistanli-is-insanlarindan-btsoya-is-birligi-ziyareti-91180</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pakistanlı iş insanlarından BTSO’ya iş birliği ziyareti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa iş dünyası, Pakistan pazarına yönelik ticari ilişkileri geliştirmek amacıyla uluslararası temaslarını sürdürüyor. Pakistan Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu (FPCCI) ve bölge ticaret odalarının temsilcilerinden oluşan heyet, BTSO yönetimiyle bir araya gelerek iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine yönelik görüş alışverişinde bulundu. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Üyeleri Zeki Eker, Savaş Keskin ve Murat Çağlar'ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıya, BTSO Meclis Üyeleri Rıdvan Uğur Yavuz ve Mithat Sencar Sağlık ile Bursa Uzay Havacılık ve Savunma Kümelenmesi Derneği (BASDEC) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mustafa Hatipoğlu da katıldı. </p>
<h2>“Ticari ortaklıklar ve fırsatlar değerlendirildi”</h2>
<p>PCCI Başkan Yardımcısı ve Faisalabad Kadın Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Qurrat ul Ain başkanlığındaki Pakistan heyetinde; Dadu Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Zubair Ahmed Bhurt, FPCCI Diplomatik İlişkiler Komitesi Koordinatörü Yasir Liaqat, FPCCI Eğitimde Dönüşüm Komitesi Koordinatörü Shabana Faisal ve Mandi Bahauddin Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreteri Sardar Muhammad Owais Raza yer aldı. Turizm, tarım, inşaat, eğitim ve hizmet sektörlerinden temsilcilerin katıldığı görüşmede, Bursa'nın üretim kapasitesi ve sektörel çeşitliliğinin Pakistanlı firmalarla kurulabilecek ticari ortaklıklar açısından sunduğu fırsatlar değerlendirildi.</p>
<h2>“Bursa'nın üretim gücü öne çıktı”</h2>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Zeki Eker, Türkiye ile Pakistan arasındaki köklü dostluğun ekonomik ilişkilere daha güçlü yansıtılması gerektiğini belirterek, iş dünyalarına önemli sorumluluklar düştüğünü söyledi. Heyette farklı sektörlerden temsilcilerin bulunmasının iş birliği potansiyelini ortaya koyduğunu ifade eden Eker, Bursa'nın üretim gücü ve sektörel çeşitliliğinin Pakistanlı iş insanlarıyla geliştirilecek ortaklıklar için güçlü bir zemin oluşturduğunu kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae99a9877987-1793694360.jpg" alt="" width="735" height="349" /></p>
<h2>“Firmalar arasında yeni temaslar planlanıyor”</h2>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Savaş Keskin de Pakistan'ın büyüyen pazarı ve gelişen girişimcilik ortamıyla Bursa firmaları açısından yakından takip edilmesi gereken ülkeler arasında bulunduğunu söyledi. Görüşmede ticaret ve yatırım başlıklarının ele alındığını belirten Keskin, temasların somut iş birliklerine dönüştürülmesi için firmalar arasında yeni buluşmalar planlanacağını ifade etti. BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Murat Çağlar ise heyet ziyaretlerinin iki ülke iş dünyasının birbirini daha yakından tanımasına katkı sağladığını belirterek, Pakistanlı iş insanlarıyla temasları düzenli hale getirerek ticari ilişkileri kalıcı kılmayı hedeflediklerini dile getirdi.</p>
<h2>“Bursa bizim için çok önemli”</h2>
<p>FPCCI Başkan Yardımcısı ve Faisalabad Kadın Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Qurrat ul Ain de Bursa ile Pakistan arasındaki tarihsel ve ticari bağlara dikkat çekti. Bursa'ya ikinci kez geldiğini belirten Qurrat ul Ain, kentin kendileri açısından önemli bir yere sahip olduğunu ifade ederek, Türkiye ve Pakistan iş dünyaları arasında daha güçlü ilişkiler kurulmasını arzu ettiklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/pakistanli-is-insanlarindan-btsoya-is-birligi-ziyareti-91180</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/0/1280x720/pakistanli-is-insanlarindan-btsoya-is-birligi-ziyareti-1793694185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pakistan Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu ile bölge odalarının temsilcilerinden oluşan heyet, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nı ziyaret etti. Görüşmede Türkiye-Pakistan ticaretinin geliştirilmesi, Bursa ile Pakistan arasında yeni yatırım ve iş birliği fırsatları ele alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btuden-milli-hava-platformlarina-hesaplama-destegi-91179</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTÜ ve TUSAŞ’tan milli havacılık için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Teknik Üniversitesinin (BTÜ), savunma ve havacılık sanayisinin ihtiyaçlarına yönelik üniversite-sanayi iş birliklerine yenisini eklediği bildirildi.</p>
<p>Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) Üniversite-Sanayi İş Birliği (USİ-ARGE) Programı kapsamında desteklenen proje ile milli hava platformlarının aerodinamik tasarımında kullanılan hesaplama süreçlerinin geliştirilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Osman Turan'ın koordinatörlüğünde yürütülecek 12 aylık projede, TUSAŞ tarafından geliştirilen milli akış çözücüsü TAMS-AERO'ya Paralel Sağlam Çoklu Izgara Tekniği (PRMT) entegre edilecek. Böylece özellikle yüksek hesaplama maliyeti gerektiren zamana bağlı akış simülasyonlarında işlem kapasitesinin artırılması hedefleniyor.</p>
<h2>“Hesaplama süreleri kısalacak”</h2>
<p>Verilen bilgilere göre projede geleneksel paralel hesaplama yöntemlerinden farklı olarak yalnızca uzaysal bölgelerin değil, zaman boyutunun da paralelleştirilmesi planlanıyor. Bu yöntemle yüksek başarımlı hesaplama sistemlerinde farklı zaman aralıklarının eş zamanlı çözülebilmesi ve uzun süreli aerodinamik analizlerin daha kısa sürede tamamlanması amaçlanıyor. Geliştirilecek teknolojinin başta KAAN ve HÜRJET olmak üzere milli hava platformlarının aerodinamik tasarım süreçlerinde daha fazla alternatif konfigürasyonun değerlendirilmesine imkan sağlaması bekleniyor. Böylece tasarım ve geliştirme aşamalarında hesaplama kaynaklarının daha verimli kullanılması hedefleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae995543a3d9-1793693012.jpg" alt="" width="602" height="440" /></p>
<h2>“İki boyutlu çalışmalardan üç boyutlu analizlere”</h2>
<p>BTÜ ekibinin daha önce iki boyutlu problemler üzerinde gerçekleştirdiği çalışmalarda elde ettiği yakınsama performansı ve hesaplama süresi iyileştirmeleri, yeni proje için teknik altyapı oluşturdu. Projenin devamında PRMT yönteminin TAMS-AERO'ya entegre edilerek üç boyutlu ve yüksek ölçekli aerodinamik problemlerde test edilmesi planlanıyor. Projede Doç. Dr. Osman Turan'ın yanı sıra Prof. Dr. Ali Cemal Benim, Dr. Öğretim Üyesi Levent Aydınbakar, Doç. Dr. Burhan Alveroğlu, Araştırma Görevlisi İsmail Hoş, yüksek lisans öğrencisi Ersin Karabacak ve lisans öğrencisi İbrahim Barış Cantez görev alıyor.</p>
<h2>“Yerli yazılım kapasitesine katkı”</h2>
<p>Projenin teknik altyapısı, BTÜ bünyesinde faaliyet gösteren COSAM (Center of Open-source Software Applications in Mechanics) Laboratuvarı tarafından sağlanacak. Akışkanlar mekaniği, açık kaynaklı yazılımlar ve hesaplamalı yöntemler üzerine çalışmalar yürüten laboratuvarın yüksek başarımlı hesaplama altyapısı, projenin geliştirme ve test süreçlerinde kullanılacak. Çalışmayla aerodinamik tasarım süreçlerinin hızlandırılmasının yanı sıra milli hava platformlarına ilişkin kritik bilgi ve fikri mülkiyetin korunması, yabancı ticari yazılımlara bağımlılığın azaltılması da hedefleniyor. BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, üniversite-sanayi iş birliklerinin Türkiye'nin milli teknoloji üretme kapasitesinin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btuden-milli-hava-platformlarina-hesaplama-destegi-91179</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/9/1280x720/btu-ve-tusastan-milli-havacilik-icin-guclu-is-birligi-1793692987.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Teknik Üniversitesi, TUSAŞ ile yürüttüğü Ar-Ge projesi kapsamında KAAN ve HÜRJET gibi milli hava platformlarının aerodinamik tasarım süreçlerinde kullanılan simülasyonların hızlandırılmasına yönelik yerli teknoloji geliştireceğini duyurdu. TUSAŞ’ın milli akış çözücüsü TAMS-AERO’ya entegre edilecek yeni yöntemle, yüksek maliyetli hesaplamaların daha kısa sürede tamamlanması ve yabancı yazılımlara bağımlılığın azaltılması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/icmimarlardan-meslek-orgutune-katilim-cagrisi-91177</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İçmimarlardan meslek örgütüne katılım çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>TMMOB İçmimarlar Odası Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Nehir Özbey, Odanın 50. kuruluş yılı kapsamında başlatılan üyelik affının mesleki örgütlenmenin güçlendirilmesi açısından önemli bir fırsat sunduğunu söyledi. Henüz Odaya üye olmayan içmimarlara çağrıda bulunan Özbey, mesleğin ortak bir iradeyle temsil edilmesinin önemine dikkat çekti. TMMOB İçmimarlar Odası Genel Merkezi öncülüğünde yürütülen uygulama, 12 Ekim-1 Aralık 2026 tarihleri arasında geçerli olacak. İlk kez Odaya kayıt yaptıracak içmimarları kapsayan düzenleme kapsamında, yeni üyeler geçmiş dönem aidatlarından muaf tutulacak.</p>
<h2>“Mesleki temsil vurgusu”</h2>
<p>İçmimarlığın yalnızca fiziksel mekanların tasarımıyla sınırlı bir disiplin olmadığını belirten Nehir Özbey, mesleğin yaşam kalitesi, toplumsal yapı ve kültürel gelişim üzerindeki etkisine dikkat çekti. Özbey, mesleki uzmanlığın hak ettiği değeri görmesi ve karar alma süreçlerinde daha güçlü temsil edilmesi için örgütlü yapının önem taşıdığını ifade etti. Mesleki bilgi ve birikimin ortak bir iradeye dönüştürülmesi gerektiğini kaydeden Özbey, güçlü bir meslek örgütünün fikir üretme ve ortak vizyon geliştirme kapasitesiyle öne çıktığını vurguladı.</p>
<h2>“Beş ildeki içmimarlara çağrı”</h2>
<p>Üyelik affının meslektaşlar arasında dayanışmayı artırmak için önemli bir fırsat olduğunu dile getiren Özbey, Bursa'nın yanı sıra Balıkesir, Bilecik, Çanakkale ve Yalova'da faaliyet gösteren içmimarlara Odaya katılım çağrısı yaptı. Her yeni üyenin meslek örgütünün temsil gücüne katkı sağlayacağını belirten Özbey, “Henüz Odamıza üye olmamış tüm meslektaşlarımızı aramıza katılmaya ve mesleğimizin geleceğinde söz sahibi olmaya davet ediyorum. Çünkü içmimarlığın geleceğini birlikte tasarlıyoruz” dedi. Özbey, üyelik affı başvurularının 1 Aralık 2026 tarihine kadar devam edeceğini belirterek, başvuru koşulları ve ayrıntılı bilgilere TMMOB İçmimarlar Odası Genel Merkezi'nin resmi internet sitesinden ulaşılabileceğini bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/icmimarlardan-meslek-orgutune-katilim-cagrisi-91177</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/7/1280x720/nehir-ozbey-1793692410.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMMOB İçmimarlar Odası Bursa Şube Başkanı Nehir Özbey, Odanın kuruluşunun 50. yılı kapsamında başlatılan üyelik affıyla yeni üyelere geçmiş dönem aidatlarından muafiyet sağlandığını belirterek, Bursa ve çevre illerdeki içmimarları meslek örgütüne katılmaya davet etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-kadinin-adimlarinda-cumhuriyetin-izleri-91162</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir kadının adımlarında Cumhuriyet’in izleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bolşoy Tiyatrosu'nda Giselle'in başrolünü üstlenen ilk yabancı prima balerin Meriç Sümen'in hikâyesi, Türkiye'nin sanat tarihinde bir yolculuğa dönüşüyor. Yönetmen Deniz Gürgen Atalay'ın "Prima Ballerina Meriç" belgeseli, uluslararası başarıların, alkışların ve sahne ışıklarının ardındaki emeği görünür kılarken, yaş almanın üretmekten vazgeçmek anlamına gelmediğini hatırlatıyor. Gürgen'in sözleriyle, "Beden dönüşüyor, ama sanatla kurulan bağ ve kendini ifade etme ihtiyacı yaşamaya devam ediyor."</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae97f7345f92-1793687411.png" alt="" width="248" height="378" /></strong>Bazı hayat hikâyeleri vardır, bir insanı anlatırken bir ülkenin tarihini de anlatır. Meriç Sümen’in hikâyesi bunlardan biri. Bolşoy Tiyatrosu’nda Giselle’in başrolünü üstlenen ilk yabancı prima balerin olmak, dünya sahnelerinde bir Türk kadını olarak iz bırakmak, ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü olarak sanatın yönetiminde sorumluluk üstlenmek... Bunların her biri başlı başına büyük bir başarı. Meriç Sümen’in hikâyesini bugün yeniden anlatmaya değer kılan başka bir şey daha var: Bütün bu başarıların ardından, yıllar sonra yeniden sahneye çıkma heyecanını koruyabilmesi. Çünkü hayatın belli bir döneminden sonra insanlardan, özellikle de kadınlardan, yavaşlamaları, geri çekilmeleri, yerlerini başkalarına bırakmaları bekleniyor. Oysa üretmenin, yaratmanın, deneyimlerini paylaşmanın bir yaşı yok. Yönetmen Deniz Gürgen Atalay’ın 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan “Prima Ballerina Meriç” belgeseli de bir sanatçının geçmişte neler başardığından hareket ederek, bugün hâlâ neler yapabildiğini anlatıyor. Deniz Gürgen Atalay ile Meriç Sümen’in hayatını, belgeselin ortaya çıkışını, Türkiye’nin sanat hafızasını ve kadınların yaş aldıkça görünmezleşmesine karşı sanatın sunduğu güçlü cevabı konuştuk.</p>
<p><strong>Bir dönüşün hikâyesi</strong></p>
<p>Belgeselin çıkış noktası, Meriç Sümen’in yıllar sonra Kuğu Gölü balesinde Kraliçe rolüyle yeniden sahneye çıkacak olması. Deniz Gürgen Atalay için Meriç Sümen, kamera karşısında tanıştığı bir sanatçı değil. Uzun yıllardır tanıdığı, aile dostu olarak hayatında yer alan, sanatına ve çalışma disiplinine hayranlık duyduğu bir isim. Bu yakınlık, belgeselin anlatım dilini de belirlemiş. Gürgen Atalay, “Onun olağanüstü sanat yolculuğunu, bugün devam eden bir sahne hazırlığının içinden anlatma fikri beni çok heyecanlandırdı” diyor. Ortaya çıkan film, geçmişin büyük başarılarını sıralayan klasik bir sanatçı portresinin ötesine geçiyor. Bir insanın sanatla kurduğu ilişkinin yıllar içinde nasıl değiştiğini, ama neden hiç sona ermediğini anlamaya çalışıyor: Gençliğinde bedenine kusursuz biçimde hâkim olan bir balerinin, yıllar sonra aynı sahneye farklı bir bedenle, ancak çok daha zengin bir deneyimle dönmesi... Gürgen Atalay bu değişimi şöyle anlatıyor: “Gençliğinde dans ettiği rolleri bugün aynı biçimde gerçekleştiremeyeceğini biliyor. Ancak bir karakteri duruşuyla, bakışıyla, beden diliyle ve yılların kazandırdığı yorum gücüyle yaşatmaya devam ediyor.” Gürgen Atalay, gençliğin fiziksel olanakları azalırken deneyimin, birikimin ve yorum gücünün kazandırdıklarının neden yeterince konuşulmadığını sorgularken, Meriç Sümen’in sahneye dönüşü, bu soruya güçlü bir cevap veriyor.</p>
<p><strong>Zarafetin görünmeyen bedeli</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae97f8e964a7-1793687438.png" alt="" width="285" height="371" /></strong>Deniz Gürgen Atalay, Meriç Sümen’in hayatını yakından izledikçe, görünmeyen emeğin önemini daha iyi kavradığını anlatıyor: “Seyirci çoğu zaman tamamlanmış bir performansla karşılaşıyor; oysa o performansın arkasında her gün yeniden başlayan çalışmalar, bedensel sınırlarla mücadele, göz ardı edilemeyecek bir yorgunluk, sakatlıklar ve yaşamın bütününü sanatın gerektirdiklerine göre düzenlemek var.” Aslında bu, kadınların başarı hikâyelerinde sık karşılaştığımız bir eksiklik. Sonuca odaklanıyoruz. Ödülleri, unvanları, ulaşılan makamları konuşuyoruz. Oysa oraya gelene kadar yapılan seçimler, vazgeçilenler, verilen mücadeleler çoğu zaman anlatının dışında kalıyor. Meriç Sümen’in hikâyesi, başarının ardındaki gündelik emeği hatırlatıyor. Gürgen Atalay’ın özellikle vurguladığı gibi, sanata adanmış bir hayatın zorlukları kadar insana verdiği güç ve yaşama sevinci de var.</p>
<p><strong>Cumhuriyet’in sanat hafızası bir insanın bedeninde yaşıyor</strong></p>
<p>Belgeselin önemli bir başka boyutu, Meriç Sümen’in kişisel hikâyesi üzerinden Türkiye’nin bale tarihine bakması. Bir Türk kadınının dünyanın en önemli bale sahnelerinden birinde başrol üstlenmesi, ardından ülkesinde sanatın yönetimine kadar yükselmesi, Türkiye’nin sanat tarihinde kadınların açtığı yolları da gösteriyor. Deniz Gürgen Atalay, tarih ve sinema ilişkisini akademik olarak da çalışan bir yönetmen. Bu nedenle belgeseli, bir sanatçının yaşamını kayıt altına almanın ötesinde, sinemanın tarih yazımına nasıl katkıda bulunabileceği üzerinden değerlendiriyor. Gürgen Atalay’ın çekimler sırasında en çok etkilendiği konulardan biri de Meriç Sümen’in genç dansçılarla kurduğu ilişki olmuş. Bir kuşaktan diğerine aktarılanın teknik bilgiyle sınırlı olmadığını, çalışma disiplini, sahneye duyulan saygının da bu aktarımın parçası olduğunu söyleyen Gürgen Atalay, bu noktada önemli bir eksikliğe dikkat çekiyor: “Bu aktarımın kişisel çabalarla sınırlı kalmaması; kurumsal hafıza, arşiv çalışmaları ve sanatçıların deneyimlerini paylaşabilecekleri sürekli imkânlarla desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.” Bu cümle, belgeselin belki de en önemli toplumsal mesajlarından birini taşıyor: Bir ülkenin sanat birikimi, o birikimi yaratan insanların kişisel çabalarına bırakılamayacak kadar değerli.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae97fa22e937-1793687458.png" alt="" width="258" height="346" /><span style="color: #f1c40f;"><strong>Bir hayatın bıraktığı iz</strong></span></p>
<p>Deniz Gürgen Atalay daha önce çocuk işçiliği, göç ve güvencesizlik gibi toplumsal meseleleri belgesellerine taşımış bir yönetmen. İlk bakışta bir balerinin hayatını anlatmak, bu konulardan farklı bir tercih gibi görünebilir. Oysa Gürgen için ortak nokta, gerçek insanların hikâyeleri üzerinden yaşadığımız dünyayı anlamak.</p>
<p>Meriç Sümen’in hayatı da sanat, kadınların toplumsal konumu, Cumhuriyet tarihi, emek, yaş alma ve kuşaklar arası dayanışma gibi birçok konuyu bir araya getiriyor.</p>
<p>Gürgen Atalay, belgeselin izleyicide bırakmasını istediği duyguyu anlatırken özellikle genç kuşaklara işaret ediyor. Bir Türk kadınının uluslararası sahnelerde büyük başarılar kazanmasının, kendi hayallerine inanmaya çalışan gençler için güçlü bir örnek olduğunu düşünüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-kadinin-adimlarinda-cumhuriyetin-izleri-91162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir kadının adımlarında Cumhuriyet’in izleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doviz-acigi-dis-ticaret-ve-ucretler-91145</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döviz açığı, dış ticaret ve ücretler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de dış ticaret açığını azaltmak için ücretleri baskılayarak birim işgücü maliyetlerini düşüremeyiz. Reel ücretlerdeki erime, zayıflayan alım gücü rekabetçiliği olumsuz etkiliyor. İç talep ücretlerden çok kredi ve kamu harcamalarıyla desteklendiği müddetçe bu mümkün değil.</strong></p>
<p>Haziran 2023’te çok ciddi hale gelmiş olan sorun swaplarla ve carry trade ile aşıldı ve bugüne gelindi. Ancak 3,5 yıla yakındır devam eden bu politika aslında her zamanki gibi geçici bir önlemden ibaret. Almanya’nın yüzde 8’i aşan bir cari fazla verdiği, AB’de 3 yıllık ortalamada yüzde 6’lık bir fazlanın aşılmaması yönünde bir kural olduğu ama Almanya’nın daha yüksek fazla vermeye devam ettiği yazılmıştı. Bir teze göre 2008-09’a kadar Almanya’da birim iş gücü maliyetleri düşük seyrettiği için hem iç talep ve ithalat talebi zayıf kaldı hem de ihracatta düşük maliyetler nedeniyle fiyat rekabeti avantajı kazanıldı. Ancak son 2008-2017 döneminde ücretler arttığı halde cari fazla sürdü, hatta yükseldi. Esas olarak dış ticaret fazlasından kaynaklanan bu durum –yüzde 8,5 fazlanın yüzde 7,8’i dış ticaret kaynaklıydı- Almanya’nın belki de birim ücret maliyeti avantajına ihtiyacı olmadığını, üretimin yüksek teknolojili olmasından dolayı ithalatta ve ihracatta fiyat elastikiyetlerinin düşük olduğunu düşünürsek, gösteriyor olabilirdi. Nitekim bu konuda yaklaşık on sene önce yapılmış yayınlar var.</p>
<p>Türkiye’de durum farklıdır. Ücretler ve birim işgücü maliyetleri uzun süre işgücü verimliliğindeki artışın üzerinde arttı. Zaman zaman –örneğin 1990’larda- verimliliğin altında seyreden ücret artışları sıklıkla verimlikten kopuyor. Yani ya üzerinde ya altında seyredebiliyor. İşgücü yapısındaki yapısal değişimin de ücret artışları lehinde etki yaptığını, bu etkinin eğitimle de (kısmen) açıklanabildiğini, kriz dönemlerinde dönüşümün daha da belirgin hale geldiğini çünkü işten çıkarmalar sırasında genelde verimli çalışanların işte tutulduğunu saptayabiliyoruz.</p>
<p>Birim işgücü maliyetleri daha düşük olsaydı, özellikle ihracatın fiyat elastikiyetinden dolayı, daha düşük dış açık verilebilir miydi veya verilebilir mi? İlk bakışta doğru gibi görünebilir görünen bu tezin –çünkü kompozisyon Alman ekonomisine hiç benzemiyor- genel dengede doğru olmama ihtimali yüksek. Almanya ücretleri artırarak ithalat talebini canlandırmayı ve maliyetler yükseleceği için ihracat hacmini de daraltmayı, bu yolla aşırı fazlayı eritebileceğini düşünebilir. Burada durum tam tersidir. Üstelik fiyat etkisi nedeniyle hacim daralsa bile Almanya’nın dış ticaret fazlası yükselen ücretler nedeniyle çok fazla erimeyebilirdi ki zaten bu olsa olsa yüzde 8-8,5 yüzde 6’ya daralsın diye yapılabilirdi. Ancak yıllar geçtikçe bu durum değişti ve Almanya 2024’te yüzde 3.78 ve 2025’te sadece yüzde 2,36 fazla verdi. Durum özellikle Ukrayna savaşı sonrası değişti.</p>
<p>Orada sonunda durum değişti ancak Türkiye’de birim ücret maliyetini düşürmek hiçbir zaman çözüm değildi. Öncelikle tüketime alışmış, göçmenlerle 90 milyonu aşan bir nüfus ve güçlü iç talepten bahsediyoruz. Sonrasında iç talebi tetikleyen en önemli kalem ücretler değil. Esasen işsizlik hayli yüksek seyrediyor ve reel ücretler eriyip duruyor. Artan borçlanma talebi hane halkı harcamalarını en çok kredi mekanizmasının ve ara ara kamu harcamalarının tetiklediğini gösteriyor. Ücret sepetine bakarken transfer harcamalarını da dâhil etmek gerekiyor. Ayrıca enformel ekonomiyi de göz önüne almak şart. Öte yandan, efektif döviz ihtiyacına gelirken dış ticaret açığının cari açığa tam olarak tercüme olmasına engel olan en önemli kalemi, turizmi de unutmamak lazım. Dış ticaret açığında sınırlı bir daralma için birim ücret maliyetlerini düşürmeye çalışmak saf ekonomi açısından bile cazip bir yol olmayabilir. İhracatı artırıp ithalatı azaltmak amacıyla atılacak bir adımın ilk etabının ithalatın bileşimini/maliyetini düşürmeye çalışmak olduğu da söylenebilir. Son ürün olarak ihracat kalemlerine işaret etmek ve buradan başlamak akılcı görünmüyor. İhracat zaten KOBİ’lerin son önlem olarak başvurdukları bir kalem olageldi. 2018’le kıyaslayınca değişen önemli madde dışarıya sermaye kaçışı denebilir. Seçim yaklaştıkça değil birim ücret maliyetini düşürmek tam tersine siyasi bir döngüyle kayıpların bir kısmının telafi edilmesi beklenmelidir. 2027’de sınırlı ama 2028’de ciddi oranda bir telafi beklenebilir.  </p>
<p>Bu noktadan sonra dış ticarette rekabet iddiasıyla ücret maliyetinin yüksek olduğunu iddia etmek mümkün olmamalıdır. Reel ücretler enflasyon vergisiyle eritildi ve durum iç talebi baskılayacak kadar derinleşmiş bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doviz-acigi-dis-ticaret-ve-ucretler-91145</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Döviz açığı, dış ticaret ve ücretler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyat-gelismelerine-iliskin-degerlendirmeler-91144</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fiyat gelişmelerine ilişkin değerlendirmeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Üretim maliyetlerinden döviz kuruna, tarımsal üretimden enerji fiyatlarına ve beklentilerden kamu politikalarına kadar çok sayıda unsur fiyatları belirler. Maaşlar artsa bile fiyatlar daha hızlı yükseliyorsa vatandaşın cebindeki paranın değeri düşer.</strong></p>
<p>Market rafına uzandığımızda geçen aya göre daha pahalı bir ürünle karşılaşmak, pazarda aynı parayla daha az meyve ve sebze almak ya da faturaların her ay biraz daha kabarması artık birçok vatandaşın günlük hayatının bir parçası hâline geldi. İşte bu değişimlerin tamamı, ekonomi dünyasında “fiyat gelişmeleri” olarak adlandırılıyor. Fiyatların hangi yönde hareket ettiği, neden arttığı veya artış hızının neden yavaşladığı yalnızca ekonomistlerin değil, toplumun her kesiminin yakından takip ettiği bir konu.</p>
<p>Bir ülkede fiyatların sürekli yükselmesi, insanların satın alma gücünü azaltır. Maaşlar artsa bile fiyatlar daha hızlı yükseliyorsa vatandaşın cebindeki paranın değeri düşer. Bu nedenle fiyat gelişmeleri yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Sofradaki ekmeği, çocukların eğitim masraflarını, kiraları, ulaşımı ve günlük yaşamın tamamını doğrudan etkiler.</p>
<p>Fiyatların artmasına neden olan birçok unsur bulunur. Bunların başında üretim maliyetleri gelir. Elektrik, doğal gaz, akaryakıt, işçilik ve ham madde fiyatları yükseldiğinde üreticiler de ürünlerini daha yüksek maliyetle üretmek zorunda kalır. Bu maliyetlerin önemli bir bölümü zamanla satış fiyatlarına yansır. Sonuçta tüketici daha yüksek fiyatlarla karşılaşır.</p>
<p><strong>Kur yükseldiğinde </strong><strong>ithalat maliyetleri artar</strong></p>
<p>Bir başka önemli etken ise döviz kurudur. Özellikle ithal edilen ürünler veya üretimde kullanılan yabancı kaynaklı ham maddeler döviz kurundaki değişimlerden doğrudan etkilenir. Kur yükseldiğinde ithalat maliyetleri artar. Bu durum elektronik eşyadan otomobile, ilaçtan sanayi ürünlerine kadar birçok alanda fiyatların yükselmesine neden olabilir.</p>
<p>Tarım sektöründe ise hava koşulları büyük önem taşır. Kuraklık, don, sel veya aşırı sıcaklık gibi doğal olaylar üretimi azaltabilir. Ürün azaldığında arz düşer, talep aynı kaldığında ise fiyatlar yükselir. Özellikle sebze ve meyve fiyatlarında yaşanan ani artışların önemli nedenlerinden biri de budur.</p>
<p>Talep koşulları da fiyatları etkileyen önemli faktörlerden biridir. İnsanların harcama isteğinin çok güçlü olduğu dönemlerde üretim aynı hızla artamazsa ürünlere olan yoğun talep fiyatların yükselmesine yol açabilir. Özellikle bayramlar, tatil dönemleri veya belirli kampanya zamanlarında bazı ürünlerde fiyat artışları görülebilir.</p>
<p><strong>Ekonomide güven ortamının oluşması</strong></p>
<p>Fiyat gelişmeleri değerlendirilirken yalnızca ürünlerin etiketlerine bakılmaz. Ekonomistler; gıda, enerji, kira, ulaştırma, sağlık, eğitim ve hizmet sektöründeki fiyat hareketlerini ayrı ayrı inceler. Çünkü her sektör farklı nedenlerle fiyat değişimi yaşayabilir. Örneğin enerji fiyatları küresel gelişmelerden etkilenirken kira fiyatları konut arzı ve talebiyle yakından ilişkilidir.</p>
<p>Son dönemlerde birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de enflasyonla mücadele ekonomi politikalarının en önemli hedeflerinden biri hâline gelmiştir. Enflasyonun düşürülmesi için para politikası, maliye politikası ve yapısal reformların birlikte uygulanması büyük önem taşır. Tek başına alınan önlemler çoğu zaman kalıcı sonuç vermeyebilir.</p>
<p>Merkez bankalarının faiz kararları da fiyat gelişmelerini etkileyen araçlardan biridir. Amaç, piyasadaki para miktarını ve kredi kullanımını dengeleyerek aşırı talebi kontrol altına almaktır. Böylece fiyat artışlarının zaman içinde yavaşlaması hedeflenir. Ancak bu süreç kısa sürede sonuç vermez. Ekonomide alınan kararların etkisi çoğu zaman aylar içinde hissedilir.</p>
<p>Kamu yönetiminin uyguladığı maliye politikaları da fiyatlar üzerinde etkilidir. Vergiler, kamu harcamaları, destek programları ve sosyal yardımlar ekonomideki dengeleri değiştirebilir. Aynı zamanda kamu tarafından belirlenen elektrik, doğal gaz veya ulaştırma gibi hizmet fiyatlarının planlı ve öngörülebilir şekilde ayarlanması, fiyat istikrarına katkı sağlayabilir.</p>
<p>Fiyat gelişmeleri değerlendirilirken beklentiler de büyük önem taşır. Eğer üretici gelecekte maliyetlerin artacağını düşünüyorsa bugünden fiyat yükseltebilir. Benzer şekilde tüketiciler de fiyatların daha fazla artacağı beklentisiyle ihtiyaçlarından fazla alışveriş yapabilir. Bu durum talebi artırarak fiyatların daha da yükselmesine neden olabilir. Bu nedenle ekonomide güven ortamının oluşması son derece önemlidir.</p>
<p>Rekabetin güçlü olduğu piyasalarda fiyat artışları genellikle daha sınırlı olur. Çünkü firmalar müşteri kaybetmemek için fiyatlarını dikkatli belirlemek zorundadır. Ancak rekabetin az olduğu sektörlerde fiyatlar daha kolay yükselebilir. Bu nedenle sağlıklı rekabet ortamının korunması hem tüketiciyi hem de ekonomiyi olumlu etkiler.</p>
<p>Teknolojik gelişmeler de fiyatlar üzerinde önemli rol oynar. Verimliliği artıran üretim teknikleri, dijitalleşme ve otomasyon sayesinde üretim maliyetleri azalabilir. Bu durum uzun vadede fiyat artışlarının yavaşlamasına katkı sağlayabilir. Aynı zamanda yerli üretimin güçlenmesi ve ithalata bağımlılığın azalması da maliyet baskılarını hafifletebilir.</p>
<p>Vatandaş açısından bakıldığında fiyat gelişmelerini doğru okuyabilmek büyük önem taşır. Kısa süreli fiyat hareketleri ile kalıcı eğilimleri birbirinden ayırmak gerekir. Bazı ürünlerde mevsimsel nedenlerle geçici artışlar yaşanabilir. Önemli olan, genel fiyat seviyesinin uzun vadede hangi yönde ilerlediğidir.</p>
<p>Sonuç olarak fiyat gelişmeleri yalnızca market etiketlerinden ibaret değildir. Üretim maliyetlerinden döviz kuruna, tarımsal üretimden enerji fiyatlarına, beklentilerden kamu politikalarına kadar çok sayıda unsur fiyatları belirler. Ekonomide kalıcı fiyat istikrarının sağlanabilmesi için üretimin artırılması, verimliliğin yükseltilmesi, rekabetin güçlendirilmesi, mali disiplinin korunması ve güven veren ekonomi politikalarının kararlılıkla uygulanması gerekir. Fiyatların istikrarlı olduğu bir ekonomi hem vatandaşın alım gücünü korur hem de yatırımın, üretimin ve sürdürülebilir büyümenin önünü açar. Böylece toplumun refahı daha sağlam temeller üzerinde yükselir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyat-gelismelerine-iliskin-degerlendirmeler-91144</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fiyat gelişmelerine ilişkin değerlendirmeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracattan-cikma-nedenlerinden-91143</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracattan çıkma nedenlerinden…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İşi almak için onun koşullarını kabul eder, malları vesaik mukabili yollar ya da akreditif şartlarına uymaz, yanlış teslim şekli INCOTERMS kullanırsanız...</strong></p>
<p>Gelen müşteriyi kaçırmamak için, onun <strong>şartlarının hepsine evet</strong> dedik.</p>
<p>Malları <strong>yükledik</strong>, müşterinin malları çekebilmesi için gereken <strong>belgeleri</strong> ona <strong>postaladık</strong>, ihracat bedelimizin <strong>ödeneceği</strong> günü <strong>bekliyoruz</strong>.</p>
<p><strong>Böyle</strong> çalışıp para kaptırmadan <strong>iş yapan</strong> ihracatçı <strong>yok mu</strong>?</p>
<p><strong>Var</strong> elbette ki bunlardan birisi <strong>benim</strong>...</p>
<p>Bazı müşterilerimle, uzun bir zaman böyle çalışıp <strong>bir lira bile kaptırmadım</strong>.</p>
<p>Ancak <strong>araştırma yapmadan</strong>, işin kurallarına uygun <strong>tedbirleri almadan</strong> iş yapmaya kalkarsanız bunun <strong>vebali</strong>, çok amma çok <strong>ağır</strong> olabilir.</p>
<p>Malları <strong>vesaik mukabili</strong> ödeme şekliyle göndermemiz istendiğinde, alıcının parayı ödemeden malları çekemeyeceğini düşünür ve yüklemeyi yaparız.</p>
<p><strong>Vesaikiniz çalınabilir</strong>, mallarınız rüşvetle çekilebilir…</p>
<p><strong>Alıcı</strong> anlaşmadan <strong>cayabilir</strong>, malları çekmeyebilir.</p>
<p><strong>Mallar</strong> karşı gümrükteki <strong>antrepoda</strong> bekler, antrepo <strong>taksimetresi yazmaya</strong> başlar.</p>
<p>Alıcımızın, “yağmur yağdı böyle oldu, güneş çıktı çiçekler soldu” bahaneleri ile malları gümrükten çekmemesi durumunda, “<strong>Eyvah</strong> biz şimdi <strong>ne yapacağız”</strong> sorusuna cevap ararız. <strong>Vesaik Mukabili ödeme çok mu güvensiz?</strong></p>
<p>Elbette ne çok güvenilir ne de hepten güvensiz.</p>
<p>Amma Vesaik Mukabili ödeme şekli ile <strong>çalışacaksak</strong>, başımıza ne tür işler açılabileceğinden haberdar olup <strong>ona göre tedbir</strong> almazsak, <strong>sonumuzun hüsran</strong> olacağı da çok açık bir gerçek.</p>
<p><strong>Akreditif</strong> karşılığı ödeme şeklini <strong>seçtik</strong> diyelim.</p>
<p>Ne <strong>akreditif detayı</strong> ile ne de akreditifi <strong>açacak bankanın</strong> kendisi ile ilgili hiçbir konuda ön <strong>değerlendirme yapmadan</strong>, alıcının açtığı bir akreditif karşılığında malları <strong>yüklersek</strong>...</p>
<p>Akreditif detayları ile önceden ilgilenmediğimiz için “<strong>Bu belge nereden çıktı</strong>, biz bunu veremeyiz” gibi durumlarla karşılaşabiliriz.</p>
<p>Hazırlanması istenilen <strong>belgelerin</strong> bazılarının <strong>detaylarını da sağlayamama</strong> durumu olabilir.</p>
<p>Akreditifi açan <strong>bankanın</strong> veya bankanın bulunduğu <strong>ülkenin</strong>, döviz ve yabancı para transferleri konusunda <strong>sorunları olabilir</strong> ve akreditifi açan banka <strong>paranızı ödeyemeyebilir</strong>.</p>
<p><strong>Akreditif</strong> bu kadar göz <strong>korkutucu mu</strong>?</p>
<p><strong>Elbette değil</strong> amma bunların hepsi <strong>olabilecek</strong> olumsuzluklar.</p>
<p><strong>Çaresi</strong> nedir derseniz, çare <strong>müzakerelerde</strong> ve <strong>teklifinizin detayında</strong> gizlidir derim.</p>
<p>Mal satma heyecanı ve gelen müşteriyi kaptırma veya kaçırma endişesi ile hareket etmeden, <strong>işin</strong> içerisindeki <strong>riskleri ve getirileri</strong> aklıselimle <strong>değerlendirerek</strong> adım atarsak, sorun olmayacak veya en aza indirgenecek <strong>yolları elbet buluruz</strong>.</p>
<p>Öte yandan “<strong>Ödeme Şekilleri”</strong> ile “<strong>Teslim Şekilleri</strong> / INCOTERMS” konusundaki bilgi eksikliği ile bu iki ayrı konuyu <strong>birbiri ile karıştırmak</strong> da önemli bir <strong>sorundur</strong>.</p>
<p>Ne yazık ki kerameti kendinden menkul bazı eğitmenlerin de bunu yapabildiğini görüyoruz.</p>
<p>“<strong>Ben</strong> malımı fabrikada <strong>Ex-Works teslim ediyorum”</strong> diyerek, ödemede <strong>risk olmayacağı </strong>düşünmek bile tüyler ürpertici.</p>
<p><strong>Bu iki konu</strong>, ihracat <strong>apartmanının</strong> iki <strong>dairesinde oturan</strong> ve <strong>komşu olan</strong> akrabalar gibidir.</p>
<p><strong>Hem</strong> birbirleriyle <strong>ilgilidirler</strong> ve <strong>hem de</strong> birbirlerinden <strong>bağımsızdırlar</strong>.</p>
<p>Önemli olan bunlar arasında sağlıklı bir ilişki kurabilmektir.</p>
<p>Sözün özü şu ki nasıl iç piyasada para kaptırma oluyorsa, dış piyasada da oluyor ve daha da üzücü sonuçlar doğuruyor.</p>
<p><strong>Heyecana devam, bilgiye önem, hezeyana fren.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracattan-cikma-nedenlerinden-91143</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/liman-ihracat-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşi almak için onun koşullarını kabul eder, malları vesaik mukabili yollar ya da akreditif şartlarına uymaz, yanlış teslim şekli INCOTERMS kullanırsanız... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyasette-merkezin-yok-olmasi-endise-verici-91142</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Siyasette merkezin yok olması endişe verici</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Siyasete giren kişi veya partiler, girişimleri kendilerine seçimi kaybettirecekse bu tür girişimlerde bulunmaktan uzak duruyorlar. Tüm hayatlarını meslek olarak siyasete verenler, görevlerini korumak için demokrasinin kurallarının kendilerini kollayacak şekilde aşındırılmasına itiraz etmeyebilirler.</strong></p>
<p>Siyasette merkez yok olmaya doğru ilerliyor. Fransa’da gelecek yıl yapılacak seçimden aşırı sağdan Marine Le Pen’in galip çıkması bekleniyor. Başkanlık yanında, partinin parlamentoda çoğunluğu kazanması da pek şaşırtıcı olmayacak. Le Pen ile rekabette öne çıkan isim ise aşırı sol siyaset alanında adını duyuran Jean-Luc Mélenchon. Almanya’da ise Alternative für Deutschland hareketinin ulusal seçimlerden de galip çıkması olanak dışı değil. Nazi döneminin Almanya’da yaptığı kötülüğü iyi bilen Alman devlet yetkilileri Nazilere karşı çıkmayan aşırı sağ siyasal hareketlere karşı ihtiyatlı davranmak istiyorlar. Dolayısıyla zaman zaman andığımız partiyi kapatmaktan dahi söz etmelerine rağmen, henüz bu kadar sert bir adım atmış değiller. İtalya’da aşırı sağ temsilcisi olarak göreve gelen Giorgia Meloni’nin merkez siyasete dönük gözüken bir program benimsemesi nedeniyle eleştirildiği ifade edilmekle kalmıyor, bir sonraki seçimi kaybedebileceğinden dahi söz ediliyor. Amerika’ya bakacak olursanız, olay daha da ciddileşiyor. Donald Trump hemen her kuralı zorlayarak otoriter bir yönetim kurmaya çalışıyor. İşin ilginç tarafı, demokrasi aşığı olduğunu iddia eden Amerikalıların önemli bir kesimi başkanı destekliyor. Her iyi gördüğünü başkana atfederken, göçü ve her türlüsünü komünizmle bir tuttuğu sol düşünceyi suçlamaktan çekinmiyor.</p>
<h2>Değişmez gibi görünen bir siyasi sınıf</h2>
<p>Ne dersiniz? Acaba siyasette geçici bir olgu ile mi karşılaşıyoruz yoksa siyasetin niteliği mi değişiyor? Muhtemelen her iki olgu bir arada yürüyor. Macaristan’da Orbán’ın seçimleri kaybetmesi, Vučić’in benzer bir kader yaşaması, Trump’ın desteğine rağmen Bolsonaro’nun seçimde yenilmesi olayın geçici olduğunu düşündürtüyor ama birçok ülkede de aşırılığı temsil eden siyasi akımların yükseldiğini, bilhassa aşırı sağın ciddi mesafeler katettiğini görünce, siyasette köklü bir değişiklik yaşandığını söylemek yerinde bir teşhismiş gibi görünüyor. Galiba olgulardan her birinin bir oranda geçerli olduğuna hükmetmek daha doğru bir yaklaşım.</p>
<p>Eski dönemlerde insanlar bir süre siyaset yaptıktan sonra kaybedip çekiliyorlar ve başka işlerle meşgul oluyorlardı. Günümüzde ise toplumları yöneten ve değişmez gibi görünen bir siyasi sınıftan dahi söz etmek mümkün. Bu siyasi sınıf, kendilerinin yerini çocuklarının (ve bazı durumlarda eşlerinin) almasını istiyor, iş adamlarıyla gayet yakın ilişki kuruyor ve böylece seçimde kaybederlerse, tekrar siyasete dönmeden önce iyi gelir getiren bir işin kendilerini beklemesini istiyor. Zaten yüksek gelir düzeyine oldukça alışkınlar, onun devamını istiyorlar. Her toplumda yaygın olmadığı muhakkak ama çoğu zaman bu zümrenin yozlaşmış olduğu da düşünülüyor.</p>
<h2>Demokrasi, görmezden gelemeyeceğimiz sorunlarla karşı karşıya kalıyor</h2>
<p>Siyasete hâkim olduğunu iddia ettiğimiz ve muhtelif zaaflar sergilediğini ileri sürdüğümüz siyasi sınıf bir yana, demokrasinin görmezden gelemeyeceğimiz bazı sorunlarla karşılaştığını da itiraf etmemiz sanıyorum zorunlu. Söylemeye gerek bile yok, demokratik siyasette kişinin veya partinin başarılı olması için seçim kazanması gerekiyor. Seçimi kazanmak için kazanacak sayıya ulaşan bir seçmen koalisyonu oluşturmak gerekiyor ki bu da ancak çıkarları birbiriyle pek uyuşmayan tarafların desteğini alarak mümkün olabiliyor. Bir kişiyi veya partiyi destekleyen her seçmen grubu kısa vadede kendisinin bazı isteklerinin karşılanacağını, yani kendisinin memnun edileceğini düşünüyor. Bu durumda her kişiye veya partiye düşen görev, herkesi bir derece memnun edecek bir siyaset izlemektir.</p>
<p>Dikkatli bir okuyucu karşımızda aşılması güç bir demokrasi sorunu olduğunu hemen idrak edecektir. Seçim kazanmak isteyen kişi veya kadro, seçmenin hiçbir kesiminin onaylamadığı bir siyaseti savunamaz. Bu noktada somut bir örnekten ilerlemek yararlı olabilir. Bütün Avrupa ülkelerinde ve Birleşik Amerika’da son yıllarda yaşanan refahı mümkün kılan olguların başında bu ülkelere yönelen göç olduğunu söylemek yanlış olmaz. Göç bir yandan ucuz iş gücü sağlayarak, diğer yandan başkaları tarafından iyi yetiştirilen elemanlara el koymak suretiyle refah artışına önemli katkı sağlamıştır. Buna karşılık, şu sıralarda göreve seçilerek gelenler göç olgusu lehine konuşmamayı şiar edinmiş gözüküyorlar. Bilindiği gibi, göçmenler emek sağlamaktan öteye göç ettikleri ülkelerde kendi kültürel varlıklarını da sürdürmek istemekte ve tamamen yerlileşmeyi kabul etmemektedirler. Bu durum karşısında, göç yandaşı olan siyasetçilerin bile hâlihazırdaki göçmenleri korumaktan öteye bir şey yapmadıkları dikkati çekmektedir. Hemen hepsi, ülkelerine göç etmeyi zorlaştıran adımlar atılmasını destekliyorlar. Göreve seçimle gelenlerden hiçbiri kitlelerin karşısına çıkıp da refahı göçmenlere borçlu olduklarını söyleyecek kudreti kendinde bulamamakta, ülkelerine göçü kolaylaştıracak adımlar atmaktan ısrarla kaçınmaktadır.</p>
<p>Böylece demokrasinin temel bir zaafını da tanımlamış bulunuyoruz: Siyasete giren kişi veya partiler eğer girişimleri kendilerine seçimi kaybettirecekse, bu tür girişimlerde bulunmaktan uzak duruyorlar. Özellikle siyaset bir mesleğe dönüştüğü ve seçilen kişilerin görevde kalmaya fazlasıyla değer verdiği ortamlarda başka türlüsü zaten düşünülemez. Bu temayül demokrasinin aşınmasına başka türlü bir katkıda da bulunuyor. Tüm hayatlarını meslek olarak siyasete verenler görevlerini korumak için demokrasinin kurallarının da kendilerini kollayacak şekilde değiştirilmesine, daha doğrusu aşındırılmasına itiraz etmeyebilirler. Bir örnek aranacak olursa, en kolay örnek Amerika’da Trump’ın yaptıklarına bakmaktır. İlginçtir ki demokrasinin kalitesini daha da ileriye götürdüğü gerekçesini kullanan Trump, gerek kendisinin gerek haleflerinin gücü sınırsız kullanmaları için geleneksel Amerikan demokrasisinin koyduğu sınırları aşmaya çalışmakta, bazen de yol bulmaktadır. Amerika çok uzak, bize benzemez diyenler kendi ülkelerine daha yakından bakarak oldukça inandırıcı örnekler bulabilirler.</p>
<h2>Demokrasinin aşınmasına karşı iki önlem</h2>
<p>Geleneksel demokrasinin aşınmasını inceleyen bu tahlildeki gelişmeleri önleyecek yollar bulunabilir mi? Her türlü tedavinin sınırları olduğunu hatırlamakla birlikte, iki yöntem akla geliyor. Bunlardan ilki günümüzde birçok toplumda da tartışılan hizmet süresinin kısıtlanmasıdır. Hizmet süresinin kısıtlanması siyasi seçkinlerin dolaşımını hızlandıracağı gibi, bir siyasi sınıfın oluşmasını da bir ölçüde denetim altında tutabilir, hatta engelleyebilir. İkinci önlem, yerel yönetimlerin karar alanlarını genişletmek, onları daha güçlü kılmaktır. Çoğu zaman toplumlar çok büyümekte ve kendi içlerinde birbirinden farklı yapıları ve çıkarları barındıran bir görünüm kazanmaktadırlar. Böyle bir durumda, merkezî hükümetlerin herkesi bir ölçüde memnun edecek siyasi çözümler üretmeleri güçleşmektedir. Gücün daha alt birimlere aktarılması, her birimin daha az sayıda güçle ve dolayısıyla çatışma ile uğraşmasını sağlayacaktır. Hemen belirtelim ki, önerilen her çözümün eksik veya aksayan yönleri olacaktır. Örneğin, hizmet süresini kısıtladığınız zaman, birikim veya tecrübe türünden değerleri de ihmal etmiş olabilirsiniz ama bu değerlerden yararlanmayı öngören yöntemler bulunabilir. Fakat her zaman geçerli olan husus, önerilen her çözümün diğer bazı problemleri de beraberinde getireceğidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyasette-merkezin-yok-olmasi-endise-verici-91142</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/2/1280x720/677-1793681293.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Siyasette merkezin yok olması endişe verici ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ters-dongu-91141</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ters döngü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son çeyreğin ilk dilimini geride bıraktık. Ekim ayı işlemleri, global ve yerel taraf açısından tatmin etmeyen kapanışlara işaret etti. Her ne kadar fiyatlama başlıkları farklı olsa da genel eğilimin zayıflığı ve döngünün ters yönde gerçekleşmesi, kısa vade açısından artan soru işaretleri ile birlikte değerlendirildiğinde, temkinli duruşun devam etme olasılığını yukarı çekiyor.</p>
<p>Bu yazının kaleme alındığı an itibarıyla (2 Kasım) henüz ABD ara seçimleri gerçekleşmedi. Ancak, kuvvetle ihtimal, okumaya başladığınızda sürecin son aşaması, belki de sonuçları takip edilecek. Ara seçimler öncesindeki görüntü; kuvvetli Amerikan doları temasının korunduğu, tahvil faizlerindeki geri çekilmenin risk algısındaki değişimden kaynaklandığı, hisse senetlerinin zirve değerlerden geri çekildiği ve negatif aylık kapanışlar yaptığı, emtia fiyatlarındaki yukarı yönlü risklerin canlı kaldığı ve bölgesel risklerin -muhtemelen seçim sonrasında da artarak devam edeceği- masadaki yerini koruduğu bir görüntüyü karşımıza çıkarıyor. Ekim’de, ABD dahil olarak hesapladığımız global endekslerin performansı %2’ye yakın değer kaybı ile sonlanırken, ABD’yi ayıkladığımızda kayıp %3’e yakınsıyor. Gelişmekte olan ülkelerde ise %8’lik düşüş, Haziran-Temmuz döneminden bu yana ilk kez iki ay üst üste geri çekilmeyi işaret ediyor. Kısa ve uzun vadeli ABD kıymetlerindeki faiz düşüşleri Ekim’de 30bp olurken, yakın dönem zirvelerinden güvenli liman arayışı destekli çekilme gösterdiler.</p>
<p>Yerel gündem, dışarıdaki fırtınadan bağımsız, kendi olumsuz akışı ile değer kaybını genişletiyor. BIST, son hafta kapanışı ile birlikte eksi kapanış serisini yedinci haftasına taşırken; genele yayılan satış baskısı, piyasadaki alıcıların çok ciddi anlamda aradan çekilmesi, tek yönlü işlemlerin satış emirleri ile birlikte volatiliteyi artırması ve süregelen haber akışı trafiğinde yavaşlama olmamasının etkisiyle, kısa vadede henüz soluklanma ve denge arayışı safhasına geçebilmiş değil. Bu nedenle nakde dönüş isteği hala daha canlı ve geri dönüş için sinyal arayışları cevapsız. İçerisinde bulunduğumuz 3Ç finansallarının açıklanma dönemi, beklediğimiz şekilde, şirketlere ait rakamlar ve beklentilerden uzak şekilde devam ederken, aranan-beklenen katalizörün hangi aşamada, hangi başlık üzerinden devreye gireceği sorusuna yanıt vermek kolay ve mümkün değil. Tüm bunların ötesinde, yatırımcı psikolojisinde oluşan hasar, portföylerdeki değer kayıpları ile karşılaştırıldığında daha ağır basıyor ve psikolojinin yönettiği işlemler hata/kayıp sarmalını genişletiyor.</p>
<p>Böylesi sis bulutunun genişlediği zamanlarda çarpanlar üzerinden iskonto/prim hesaplaması yapmak, tarihi işlemlerden istatistik arayışına girme ya da dip arayışını kestirmek maalesef sağlıklı değil. Zira geçmişin piyasa tepkilerini o dönemin kendi koşulları içerisinde değerlendirmek ve bugünü ona göre ayarlamak gerekiyor. Elbette hiçbir döngü sonsuza dek yükseliş/düşüş şeklinde devam etmiyor. Ancak, dönüş için her şeyden önce ihtiyaç duyulan, haber akışındaki sakinleme ve bir adım sonrasını düne göre daha net görebilir olmak. Eylül ortasından bu yana gerçekleşen satış baskısı, doğal olarak yatırımcı psikolojisini de etkiledi ve temkini öne çıkardı. Bir süre daha devam etmesi şaşırtıcı olmaz. Öte yandan şu aşamada zor olduğunun bilinci ile, elden geldiğince bardağın ‘dolmaya başlayan’ kısımlarını da yarın için biriktirmekte fayda var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ters-dongu-91141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ters döngü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikanin-yeniden-sanayilesme-iddiasi-91140</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amerika’nın yeniden sanayileşme iddiası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Re:Build, küçük ve orta ölçekli sanayi şirketlerini aynı çatı altında topluyor. Hadrian ise mevcut fabrikaları birleştirmek yerine fabrikayı baştan tasarlıyor. İkisi de Amerikan sanayisinin kaybettiği üretim kabiliyetlerini geri kazanmayı hedefliyor.</strong></p>
<p>Amerika’nın yeniden sanayileşme iddiasını anlamak için Trump’ın gümrük tarifelerine ya da Washington’daki teşvik paketlerine bakmak yeterli değil. Bence daha ilginç gelişme, Silikon Vadisi sermayesinin fabrika işine girmesi. Yıllardır yazılım şirketlerine ve dijital platformlara milyarlarca dolar yatıran fonlar, artık üretim hatlarını, robotları ve talaşlı imalatı konuşuyor.</p>
<p>Bu değişimin iki dikkat çekici örneği Re:Build ve Hadrian. İkisi de Amerikan sanayisinin kaybettiği üretim kabiliyetlerini geri kazanmayı hedefliyor. Ancak seçtikleri yollar farklı.</p>
<p><strong>Re:Build’in yaklaşımı, mevcut sanayi şirketlerini satın alıp daha büyük ve güçlü bir üretim organizasyonuna dönüştürmek.</strong> Kurucuları Miles Arnone ve Amazon’un eski üst düzey yöneticilerinden Jeff Wilke. Wilke’nin Amazon’da kazandığı operasyon ve lojistik tecrübesi, iş modelinin önemli dayanaklarından biri.</p>
<h2>Bütünleşik üretim ekosistemine Amerika’da alternatif arayışı</h2>
<p>Amerika’da çok sayıda küçük ve orta ölçekli üretici var. Bazıları son derece nitelikli mühendislik bilgisine sahip. Ancak büyük projeleri üstlenmekte, teknoloji yatırımı yapmakta ve müşterilerine kapsamlı hizmet sunmakta zorlanıyorlar.</p>
<p>Re:Build bu şirketleri aynı çatı altında topluyor. Mühendislik, ürün geliştirme, prototipleme ve seri üretimi birleştiriyor. Savunma, havacılık, sağlık teknolojileri ve temiz enerji gibi sektörlerde faaliyet gösteriyor. Bir bakıma Çin’in yıllar içinde geliştirdiği bütünleşik üretim ekosistemine Amerika içinde alternatif oluşturmaya çalışıyor.</p>
<p>Sermaye tarafı da ilginç. Re:Build, 2024 yılında General Catalyst’ten 120 milyon dolar yatırım aldı. O tarihte toplam finansmanı yaklaşık 600 milyon dolardı. Destekçileri arasında Bezos Expeditions, Thomas Tull ve Mark Walter gibi isimler de bulunuyordu.</p>
<p>27 Ekim 2026’da ise General Catalyst ve JPMorganChase öncülüğünde <strong>2,1 milyar dolar yeni finansman</strong> açıkladı. Kuruluşundan bu yana topladığı sermaye 4 milyar doları aştı. Bugün 2.100’den fazla çalışanı ve yaklaşık 223 bin metrekare üretim kapasitesi bulunuyor. Üstelik Slate Auto gibi yeni sanayi girişimlerinin kurulmasına da öncülük ediyor.</p>
<h2>Hizmet olarak fabrika</h2>
<p><strong>Hadrian ise mevcut fabrikaları birleştirmek yerine fabrikayı baştan tasarlıyor.</strong> Chris Power tarafından kurulan şirket, özellikle havacılık ve savunma sanayisine yönelik hassas parçaları yazılım, robotik ve otomasyonla üretiyor. Geleneksel üretimde farklı atölyelere dağılan işleri merkezden yönetilen yüksek otomasyonlu tesislerde topluyor.</p>
<p>Hadrian’ın <em>Factories-as-a-Service</em>, yani hizmet olarak fabrika modeli oldukça ilginç. Müşteriye yalnızca parça satmak yerine üretim kapasitesi tahsis edebiliyor. Böylece savunma şirketleri, kendi fabrikalarını kurmadan kritik parçaların üretimini hızlandırabiliyor ve tedarik kapasitelerini güvence altına alabiliyor.</p>
<p>Yatırımcılar bu modele de ciddi miktarlarda yatırım yapıyor. Hadrian, 2025’te Founders Fund ve Lux Capital liderliğinde 260 milyon dolar yatırım aldı. Ocak 2026’da T. Rowe Price öncülüğünde yeni sermaye sağladı. Ağustos ayında ise 1,37 milyar dolarlık yatırım turunu tamamlayarak yaklaşık 7,9 milyar dolar değerlemeye ulaştı. Toplam finansmanı 2 milyar dolar seviyesine yaklaştı.</p>
<p>Son yatırım turunda WCM Investment Management, Washington Harbour Partners, Valor Equity Partners, 137 Ventures ve Baillie Gifford öncüler arasındaydı. JPMorganChase de katıldı. Andreessen Horowitz, Founders Fund, Lux Capital, Apollo, CapitalG ve Altimeter gibi yatırımcılar da şirketin destekçileri arasında.</p>
<p>Odağımız yalnızca bu iki şirketin aldığı yatırım değil. Amerikan girişim sermayesi dünyasında sanayiye yönelik ayrı bir yatırım anlayışı oluşuyor.</p>
<p>Andreessen Horowitz’in <em>American Dynamism</em> yaklaşımı savunma, enerji, ulaşım ve üretimi stratejik yatırım alanları olarak görüyor. Founders Fund ve Lux Capital derin teknoloji ve savunma sanayisinde etkin. General Catalyst sanayinin dönüşümünü yatırım tezinin merkezine yerleştiriyor. Eclipse Ventures ise 2026’da fiziksel endüstrilere yatırım yapmak üzere yaklaşık 1,3 milyar dolarlık yeni fon topladı. Construct Capital de üretim ve tedarik zinciri teknolojilerine odaklanıyor.</p>
<h2>Kapasiteyi doldurmak zaman istiyor</h2>
<p>Amerikan sanayileşmesinin güçlü ve zayıf taraflarını birlikte görmek gerekiyor. Güçlü tarafı, sermayeyi, mühendisliği ve müşteriyi aynı masaya oturtabilmesi. Zayıf tarafı ise fabrikanın yazılım şirketi gibi ölçeklenmemesi. Makine almak, nitelikli işçi yetiştirmek, üretim kalitesini korumak ve kapasiteyi doldurmak zaman istiyor. Milyar dolarlık yatırımlar tek başına rekabetçi bir sanayi yaratmıyor.</p>
<p>Yine de önemli bir değişime tanıklık ediyoruz. Amerika, sanayileşmeyi yalnızca devlet teşvikleriyle değil, girişim sermayesi ve yeni iş modelleriyle de gerçekleştirmeye çalışıyor. Re:Build sanayi şirketlerini bir araya getirerek, Hadrian ise fabrikanın çalışma biçimini değiştirerek aynı soruya cevap arıyor: Amerika yeniden üretmeyi nasıl öğrenebilir?</p>
<p>Türkiye açısından da üzerinde düşünülmesi gereken soru bu. Bizde girişim sermayesi hâlâ büyük ölçüde yazılım ve dijital işlere yönelirken, sanayi yatırımları geleneksel holdinglerin ve banka kredilerinin alanında kalıyor. Oysa güçlü üretim altyapımızı girişim sermayesi, yapay zekâ ve yeni nesil mühendislikle buluşturmak mümkün. Yeni sanayi politikamızın önemli bir parçası, yapay zekâyı ve girişim sermayesini kullanarak oyun değiştiren adımlar planlamak olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikanin-yeniden-sanayilesme-iddiasi-91140</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Amerika’nın yeniden sanayileşme iddiası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beyin-ihracatinda-rekor-91139</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beyin ihracatında rekor (!)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun beyin göçü istatistikleri, 2025 yılında Türkiye’nin “beyin ihracatı” rekoru kırdığını gösteriyor. Yükseköğrenim mezunlarının beyin göçü oranı, 2025 yılında 0,2 puanlık bir artışla yüzde 2.’den yüzde 2,2’ye ulaştı. Dikkat çekici bir nokta daha var: Beyin göçü oranı 2015-2024 arasındaki 9 yılda yüzde 1,6’dan yüzde 2’ye çıkmıştı. Yani tek başına 2025 yılında, daha önceki 9 yılda ortaya çıkan oran artışının yarısına denk bir artış gerçekleşti.</p>
<p>Hesaplama yöntemine göre 2025 yılı beyin göçü oranı, 2020-2022 yılları içinde yurtdışına göçen ve en az 3 yıldır yurtdışında bulunan lisans düzeyinde yükseköğrenim diplomasına sahip gençlerin 2010-2019 yıllarını kapsayan 10 yıllık dönemde mezun olanların sayısına oranını ifade ediyor. Lise mezunu olup da üniversite eğitimi için yurtdışına giden gençler (ki bunların da oranı giderek artıyor) ile yurtdışında bulundukları süre henüz 3 yılı doldurmamış üniversite mezunları bu hesaba dahil değil. Ayrıca yurtdışına göç etmiş olmasına rağmen adres kaydını yurtdışına taşımamış olanları da kapsamıyor. Yani rakamsal büyüklük olarak beyin göçü sayısının bu oranların ifade ettiğinden daha yüksek olduğunu kabul edebiliriz.</p>
<p>Beyin göçü oranı rakamlarının görünüşte küçük rakamlar olması yanıltmamalı. 10 bu oranlar 10 yıllık bir dönemdeki toplam mezun sayısına göre hesaplanıyor. Rakamları farklı bir şekilde ifade edersek resim daha net anlaşılıyor: 2010-2019 yıllarını kapsayan 10 yıllık sürede Türkiye’nin bütün üniversitelerinden mezun olmuş olan her 45,6 gençten birisi 2020-2022 arasında yurtdışına göç etmiş ve halen yurtdışında kalmaya devam ediyor. Bu rakam erkekler için 37.4 gençten biri, kadınlar için 56,2 kadından biri şeklinde.</p>
<p>Bilimsel gelişme, inovasyon ve ekonomi açısından kritik önemdeki alanlarda rakamlar daha can yakıcı hale geliyor. Moleküler biyoloji ve genetik mezunu her 7,6 gençten biri yurt dışına göç etmiş durumda. Bu rakamlar matematik mühendisliğinde 9,1, elektronik mühendisliğinde 9,2, fizik mühendisliğinde 9,8, biyomühendislikte 10.8, yazılım mühendisliği ile bilgisayar mühendisliğinde 11, elektronik ve haberleşme mühendisliğinde 12 gençten biri şeklinde.</p>
<p>Göreli olarak daha yüksek puanlarla girilebilen özel üniversitelerin tam burslu bölümlerinde de her 100 mezundan 11,6’sı yurt dışına göç etmiş bulunuyor. Bu veri de yurt dışına göç ile kaybettiğimiz beyinlerin daha yeteneklilerden oluştuğunun bir diğer işareti.</p>
<p>Eğitimi yabancı dilde olan üniversite mezunları arasındaki yurtdışına göç oranının daha yüksek olması da bu olgunun bir diğer göstergesi. Eğitim dili Fransızca olan üniversitelerden mezun olan her 9,5 gençten biri, eğitim dili Almanca olan üniversitelerden mezun olan her 13,3 gençten biri ve eğitim dili İngilizce olan üniversite mezunu her 14,7 gençten biri yurt dışına göç etmiş durumda.</p>
<p>İl düzeyindeki rakamlar ise hem yukarıdaki resmi tamamlıyor hem de eğitim ve fırsat eşitliğinde bölgeler arası uçurumu yansıtıyor. İstanbul’da yaşayan üniversite mezunu her 25,1 gençten biri, İzmir’de yaşayanlarda her 28,7 gençten biri Ankara’da yaşayanlarda her 34 gençten birisi yurt dışına göç ederken bu rakamlar Hakkâri’de 518,3’te bire, Siirt’te 630,5’te bire düşüyor.</p>
<p>Bilimsel, teknolojik ve sosyal gelişmeye bu kadar ihtiyacı olan bir ülkenin en yetkin ve genç beyinlerini böylesine kaybediyor olması ülkeyi entelektüel, bilimsel, teknolojik ve sosyal olarak çoraklaştırıyor, çölleştiriyor. Doğadaki çölleşme, çoraklaşma gibi bunun nedeni de bir başka alandaki iklim krizi. Bu alandaki çölleşmenin ana kaynağı da siyasal, sosyal, ekonomik ve akademik alandaki iklimin bozulması.</p>
<p>Bu durumu ortaya koyan çok sayıda bilimsel araştırma ve yayın da var. Bu araştırmaların ortaklaştığı sonuçlar, gençleri ülkeyi terk etmeye yönelten nedenleri de ortaya seriyor. Giderek daha da otoriterleşen rejim; temel hak ve özgürlüklerin tehdit altında olması; yaşam tarzlarına müdahaleler; kadınların maruz kaldığı ilave sorunlar; kaotik politik ve ekonomik gündem içinde sıkışarak artan belirsizlik ve güvencesizlik; süregiden ekonomik sıkıntılar; atama ve işe almalardaki ve çalışma hayatındaki kayırmacılık, adaletsizlik, liyakatsizlik; yargı sistemine olan güvensizlik; akademik özgürlüklerin kısıtlanması ve eğitim sistemindeki bozulma; gençler arasında kökleşen umutsuzluk ve gelecek kaygısı; evli gençler için çocuklarının geleceği.</p>
<p>Evet, gençlerin geleceğini karartarak onları yurt dışına kaçmaya yönelten sorunlar, ülkeyi her bakımdan çoraklaştırarak ülkenin geleceğini de karartmış oluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beyin-ihracatinda-rekor-91139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beyin ihracatında rekor (!) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-secim-hikayesi-91138</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir seçim hikâyesi…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de seçim sistemi üzerinden iktidar avantajı sağlamaya yönelik tartışmalar yeniden gündemde. Seçim sistemini değiştirerek siyasi geleceğini güvence altına almak isteyen iktidarların geçmişte yaşadığı deneyimler, bugünkü tartışmalara ışık tutuyor. 1987’de uygulanan çift barajlı ve kontenjanlı sistem, ANAP’a oy oranının çok üzerinde milletvekili kazandırırken, 1991 seçimlerinde iktidarın el değiştirmesini engelleyemedi.</strong></p>
<p>Sizin de dikkatinizi çekmiştir…</p>
<p>Son dönemde farklı farklı kanallarla seçim sistemi, yarı başkanlık sistemi, siyasi partiler yasasında değişiklik, parlamenter sisteme dönüş gibi başlıklar tartışma konusu yapılıyor. Hele biri var ki inanılmaz: Dar bölge seçim sistemine geçmek…</p>
<p>Olur-olmaz bilemem ama Türkiye tarihinde seçim sistemiyle oynayarak iktidarı elinde tutmayı deneyen çok parti oldu. Fakat bu değişiklikleri yapanlar öyle ya da böyle sonunda iktidara veda etti.</p>
<p>Gelin size çok da eski sayılmayacak bir seçim hikâyesi anlatayım…</p>
<p>Takvimler 1987’yi gösteriyordu. Dönemin Başkakan’ı Turgut Özal “büyük reformlar” yapsa da mali disiplinsizliği ülkeyi çok büyük bir enflasyon sarmalına sokmuştu. Böyle bir ortamda Özal, Amerika ve Avrupa’dan esen rüzgârların da etkisiyle 1980 darbesiyle siyasi yasaklı hale getirilenlerin siyasi yasağının kaldırılması için anayasal referandum kararı çıkarttı.</p>
<p>Özal’ın matematiği çok basitti referandum yaparak dış dünyaya şirin gözükecekti ama referandumda “hayır” çıkartıp hem halka hem dış dünyaya "ben yapacağımı yaptım halk reddetti" diyecekti...</p>
<p>Türkiye tarihinin en çekişmeli seçimlerinden biri oldu. Turgut Özal tüm gücüyle “hayır” propagandası yaptı. Eski siyasi yasaklılar ise tüm gücüyle evet propagandasına sarıldı. Sonuç ise Özal açısından çok büyük bir hezimetti. Çünkü %50,1 evet %49,9 hayır çıkmıştı.</p>
<p>Bu sonucu gören Özal, Demirel, Ecevit, Erbakan gibi figürlerin kendi seçmenini eriteceğinin farkında olduğu için rakipleri daha tam hazırlanamadan bir erken seçim kararı aldı.</p>
<p>Genel olarak bakarsak…</p>
<p>17 Mayıs 1987’de Anayasa’da yapılan değişiklikle seçmen yaşı 20’ye indirilip, milletvekili sayısı 400'den 450’ye çıkarıldı…</p>
<p>Seçimlerden önce yapılan bir diğer düzenlemeyle seçmen kütüğüne kayıtlı olmayan ve en az 6 aydır yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının gümrük kapılarında kurulacak sandıklarda genel seçimlerde ve halkoylamalarında oy kullanması mümkün hale getirildi.</p>
<p>450 milletvekilliğinin belirlendiği seçimlere 7 siyasi parti ve toplam 3 bin 214 aday katıldı. Seçime katılan 7 parti de 450'şer aday gösterdi, ayrıca 41 seçim çevresinde 64 kişi de seçime bağımsız aday olarak katıldı.</p>
<p>29 Kasım 1987 genel seçimleri, 1946'dan sonra birden fazla partinin katıldığı 10. genel seçim ve aynı zamanda Türkiye'de yapılan üçüncü erken seçimdir. Bu seçimlere, Millî Güvenlik Konseyi’nin (MGK) bir önceki seçimde veto ettiği partiler de katılırken, 12 Eylül Darbesi'nden sonra siyaset yasağı konan eski liderlerin partilerinin başında girdiği ilk seçimler oldu. 1987 seçimleri Türk siyasi hayatında %93,3’lük oranla katılımın en yüksek olduğu seçimlerdir.</p>
<p>Efendim biz şimdide detaylara bir göz atalım…</p>
<p>Seçimlerden önce yürürlüğe giren yeni sisteme göre, milletvekilliklerinin dağılımı "çift barajlı" ve "kontenjanlı" bir sistemle belirlendi. Bu sistem, kontenjan adaylarının seçimi yönünden "çoğunluk", liste adaylarının seçimi yönünden ise "Barajlı D'Hont" sistemlerinin karmasından oluştu ve Türkiye'de ilk kez uygulandı.</p>
<p>Sisteme göre, önce yüzde 10 oranındaki Türkiye barajı belirlendi. Bunun için 104 seçim çevresindeki geçerli oylar, gümrük kapılarında kullanılan geçerli oylarla toplandı. Böylece, "Türkiye toplam geçerli oyu" bulundu. Bu rakama göre, yüzde 10 baraj belirlendi. Bu barajı geçemeyen parti milletvekili çıkaramadı.</p>
<p>Gümrük kapılarında kullanılan geçerli oylar, seçim çevrelerinin toplam geçerli oylarına göre dağıtıldı. Seçim çevresi barajının hesaplanması ve milletvekilliği dağılımı ise şöyle yapıldı; Bir seçim çevresinde geçerli oyların toplamı (gümrüklerdeki oylardan yansıyanlar dahil), o çevreden çıkan milletvekili sayısına bölündü. 6 milletvekili çıkaracak seçim çevresinde bu bölme işlemi bir eksiği ile yani 5 milletvekili çıkaracakmış gibi yapıldı. Biri kontenjan 5 veya 4 milletvekili çıkaran seçim çevresinde ise bölme işlemi, toplam milletvekili sayısına göre yapıldı.</p>
<p>Bölme işlemi sonucu elde edilen rakam, o bölgenin "seçim çevresi barajı"nı oluşturdu. Bir partinin milletvekili çıkarabilmesi için en az bu rakam kadar oy alması gerekti. Bağımsız adaylar için de aynı baraj rakamı geçerli oldu. Hiçbir partinin "seçim çevresi barajı"nı aşamaması hâlinde baraj dikkate alınmadı ve partiler barajı aşmış gibi hesap yapıldı.</p>
<p>Kontenjan milletvekili çıkarmayan seçim çevrelerinde, milletvekili dağılımı için, o partinin aldığı geçerli oy sayısı önce 1'e, sonra 2'ye, o seçim çevresinden çıkacak milletvekili sayısına kadar bölündü. Daha sonra çıkan rakamlar sıralamaya konuldu. Bu sıralama, o seçim çevresindeki milletvekili sayısı tamamlanıncaya kadar devam etti.</p>
<p>Örneğin 6 vekil çıkaran bir bölgede yerel baraj %16.67'ydi. ANAP %35, SHP %22, DYP %16, DSP %15, RP %12 aldı diyelim. DYP %16 almasına rağmen barajın (%16.67) altında kaldığı için DSP ve RP ile birlikte sistem dışı kaldı. 1 kontenjan doğrudan ANAP'a verildi; kalan 5 vekil de sadece barajı geçen ANAP ve SHP arasında bölüşüldü. Sonuç: ANAP 4, SHP 2 vekil çıkardı. Oyların neredeyse yarısını alan diğer partiler Meclis dışı kaldı.</p>
<p>Bu seçim sistemiyle girilince ANAP neredeyse tüm seçim bölgelerinde birinci olduğu için oyları %36 seviyesine düşmesine rağmen parlamentonun %65'ini aldı.</p>
<p>Seçimlerden galip çıkan Anavatan Partisi, yürürlüğe giren yeni seçim sistemi sayesinde, 1983 seçimlerine göre oy oranı yaklaşık 9 puan gerilemesine rağmen milletvekili sayısını 292’ye çıkartarak tek başına iktidarını sürdürdü. Anavatan Partisi dışında seçim barajını aşan diğer iki partiden Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) 99 ve Doğru Yol Partisi (DYP) 59 milletvekilliği kazandı. Demokratik Sol Parti (DSP), Millî Selamet Partisi'nin devamı olan Refah Partisi (RP), MHP’nin devamı olan Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ile Islahatçı Demokrasi Partisi (IDP) seçim barajın altında kalarak TBMM’ye giremedi.</p>
<p>Sonra ne oldu derseniz, aynı seçim sisteminin kullanıldığı takip eden seçimlerde (1991) ANAP iktidarı kaybetti… Bir daha da iflâh olmadı…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-secim-hikayesi-91138</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir seçim hikâyesi… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-yuzyilin-fabrikalarini-bugunden-kurmaliyiz-91137</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni yüzyılın fabrikalarını bugünden kurmalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zeka, veri merkezi ve bulut yatırımları çok büyük sermaye gerektiriyor. Türkiye’nin bu yarıştaki darboğazlarını tartışırken, teknolojiye ve nitelikli insan kaynağına erişim kadar yatırımları finanse edecek uzun vadeli sermayeye de bakmalıyız.</strong></p>
<p>Bugünlerde Türkiye’deki şirketler kesiminin hikayesini markaların yurt dışına açılması, finansmanın ekonomideki rolü ve teknoloji üretme kapasitesi olarak üç ana eksende okumak mümkün.</p>
<p>Vahap Munyar ile CNBC-e’de yaptığımız “İşler Nasıl?” podcastinde konuştuğumuz şirket hikayelerinin çoğu bu eksenlerde buluşuyor. Her biri, “Türkiye yeni ekonomik düzende nerede duracak?” sorusuna yanıt arıyor. Yeni dönemde rekabet gücünü sermayeye erişim kadar teknolojiyi geliştirme, veriyi işleme ve marka yaratma kapasitesi belirleyecek.</p>
<p>Bu haftaki son programda konuştuğumuz örneklerde de aynı tablo vardı. Birbirinden farklı görünen konular aslında aynı yerde buluşuyordu. Bir tarafta veri merkezi ve yapay zeka yatırımları, diğer tarafta küresel sermayeye ulaşmaya çalışan girişimciler, bir başka tarafta ise köklü bir Türk zeytinyağı markasının dünyaya açılma çabası vardı.</p>
<h2>Veri merkezleri de fabrikadır</h2>
<p>Mesela NGN, Star of Bosphorus veri merkezinin enerji kapasitesini 16 MW’tan 22 MW’a çıkarmayı ve tesisi bir “yapay zeka fabrikası”na dönüştürmeyi hedefliyor. Türkiye’nin de 2023’te yaklaşık 250 MW olan veri merkezi kapasitesini 2030’da 1 GW’a çıkarma hedefi var. Bu yatırımlar, Türkiye'nin yapay zekanın yalnızca kullanıcısı değil, aynı zamanda yapay zeka altyapısı ve hizmetleri üretebilmesi için gerekli zemini oluşturuyor.</p>
<p>Ancak bu teknoloji yarışının en kritik ayaklarından birinin finansman olduğunu her fırsatta görüyoruz. NGN yatırımının bence en dikkat çekici taraflarından biri, Garanti BBVA ve Yapı Kredi’den sağlanan 40 milyon dolarlık yeşil finansman. Üstelik konuştuğumuz bankacılar bunun veri merkezi alanındaki ilk örneklerden olduğunu söylüyor. Bu işlem, finans sektörünün teknolojik dönüşümde üstlenmesi gereken rolü gösteriyor.</p>
<p>Yapay zeka, veri merkezi ve bulut yatırımları çok büyük sermaye gerektiriyor. Türkiye’nin bu yarıştaki darboğazlarını tartışırken, teknolojiye ve nitelikli insan kaynağına erişim kadar yatırımları finanse edecek uzun vadeli sermayeye de bakmalıyız.</p>
<h2>Yapay zeka trenini kaçırabiliriz</h2>
<p>Vahap’ın görüştüğü Endeavor Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Emre Kurttepeli’nin önemli bir uyarısı var. “Yatırım çekemezsek yapay zeka trenini kaçırabilir, tüketici konumunda kalırız,” diyor. Türkiye’nin yapay zekada üretici olabilmesi için sermaye, nitelikli insan kaynağı, veri ve güçlü dijital altyapı gibi dört kritik unsur var. </p>
<p>Sermaye, nitelikli insan kaynağı, veri ve güçlü dijital altyapı. Teknoloji girişimcisi yetiştirebilen, milyar dolarlık şirketler çıkarabilen bir ülkenin bu potansiyeli neden daha fazla yatırıma dönüştüremediğini sorgulamalıyız. Burada bankacılığın yanında girişim sermayesinin, özkaynak ortaklıklarının ve güven veren sermaye piyasalarının gelişmesi önem kazanıyor. Uzun vadeli yatırım, öngörülebilir bir ortam ve projenin olgunlaşmasını bekleyebilecek sermaye istiyor.</p>
<h2>"Made in Türkiye" yerine....</h2>
<p>Buradan Vahap'ın köşesinde aktardığı bir başka hikayeye geçelim. Kristal hikayesi rekabetin başka bir yüzünü gösteriyor. Kökleri 1938’e uzanan şirket, bugün 36-37 ülkeye ihracat yapıyor. Avrupa’daki engeller nedeniyle İspanya’da, Brezilya pazarını kaybetmemek için Tunus’ta üretime yöneliyor. Türkiye’de üretip ihraç etmek yerine başka ülkelerde üretip Türk markasıyla satıyor.</p>
<p>Bu örnek, Türk şirketlerinin küreselleşmesinde yeni bir aşamaya işaret ediyor. “Made in Türkiye” yerine giderek “Turkish brand-global production” dönemine mi giriyoruz. Türkiye’de doğan bir markanın farklı ülkelerde üretim yaptırarak dünya pazarlarında büyümesi. Ancak Türkiye açısından bu kararların ne ölçüde küresel büyüme isteğinden ne ölçüde içerideki rekabet kaybından kaynaklandığını ayırmak gerekiyor.</p>
<h2>Maliyet gerçeğini unutmamalı</h2>
<p>Bir de başka bir realite var firmaları zorlayan.  Kristal Yağları Genel Müdürü Vural Gözgeç’in Ekonomi Gazetesi'ndeki köşe yazısında yer alan sözü çarpıcı. "Müşteriye 'kur artışı enflasyonun altında kaldığı için fiyat tutturamıyoruz' dediğinizde randevu bile alamıyorsunuz," diyor. Bu tablo bize Türkiye’nin ihracat rekabetçiliği konusunda kur ve maliyet gerçeğini hatırlatıyor.</p>
<p>Müşteri bizim kur ve maliyet denklemimizi çözmek zorunda değil. Fiyata, kaliteye ve teslimata bakıyor. Şirketin yurt dışında üretim yaparak pazarını koruması anlaşılır bir strateji. Ekonomi politikasının görevi ise Türk markalarının dünyada büyümesini desteklerken Türkiye’de üretimi ve istihdamı da rekabetçi koşullarda sürdürülebilir kılmak.</p>
<h2>Yeni sanayileşme hamlesi</h2>
<p>Geçen hafta Cumhuriyetin 103'üncü yılını kutladık. "Sanayileşmek en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır" diyen Atatürk'ü andık. Bugün sanayi kavramının içine veri merkezlerini, yapay zekayı, yazılımı ve teknoloji girişimlerini de koymamız gerekiyor. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye’nin yeni sanayileşme hamlesinin merkezinde bunlar da olmalı.</p>
<p>Kısacası bizim meselemiz “zeytinyağından yapay zekaya Türkiye nasıl rekabetçi olur?” olmalı.</p>
<h2>Sermaye olmadan olmuyor</h2>
<p>NGN Yönetim Kurulu Başkanı İnanç Erol’un “veri ekonominin temel hammaddesi” sözüyle Kurttepeli’nin “yatırım çekemezsek yapay zeka trenini kaçırırız” uyarısı yan yana konulduğunda ortaya net bir sonuç çıkıyor. Yeni ekonomide hammadde veri, fabrika veri merkezi, üretim aracı hesaplama gücü ve mühendisliktir. Ama bunların hepsini harekete geçiren unsur ise sermayedir. Kristal de köklü sektörlerde bile rekabetin marka ve küresel üretim ağlarıyla yeniden şekillendiğini gösteriyor.</p>
<p>Zeytinyağından yapay zekaya kadar temel meselemiz aynı. Türkiye’de geliştirilen ürünlerin, teknolojilerin ve markaların dünya pazarlarında kalıcı değer yaratmasını sağlamamız lazım. Bunun yolu, girişimciyi uzun vadeli sermayeyle buluşturmaktan ve Türkiye’yi üretim yapmak için güçlü bir tercih haline getirmekten geçiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-yuzyilin-fabrikalarini-bugunden-kurmaliyiz-91137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/7/1280x720/56-1793680917.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni yüzyılın fabrikalarını bugünden kurmalıyız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guven-boyle-donemlerde-cok-onemli-91136</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güven böyle dönemlerde çok önemli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2025’in Kasım ve Aralık enflasyonları, düşüş eğilimi önündeki ilk engel. Geçtiğimiz yıl oldukça düşük bir düzeyde gerçekleştiler. Sırasıyla, yüzde 0,87 ve 0,89. Oysa 2020’den bu yana bu aylarda gerçekleşen enflasyonlar çok daha yüksek. Hadi, 2020-2024 dönemi yüksek enflasyonlu yıllar. 2018-19 krizini atlayıp daha eskiye gidince de aynı yorum geçerli.</strong></p>
<p>Ekim enflasyonunu bugün öğreneceğiz. Ekim 2025 aylık enflasyonu yüzde 2,55 olarak gerçekleşmişti. Yarın açıklanacak enflasyon, bu düzeyin altında gerçekleşirse yüzde 29,7 olan yıllık enflasyon biraz daha düşecek. Bir fikir vermesi için hafta sonu İstanbul için açıklanan İTO enflasyonuna bakalım: Yüzde 2,47. Hem 2024 hem de 2025 Ekim enflasyonlarından düşük. Birbirine çok yakın olan bu iki enflasyonun ortalaması yüzde 3,28. Dolayısıyla, ortalamaya göre düşüş 0,81 puan. Sosyal medyada günlük verilerden yola çıkarak aylık enflasyonu tahmin etmeye çalışan ciddi araştırmacıların beklentisi de Ekim 2025’e kıyasla belirgin bir azalma olasılığı olduğunu gösteriyor. Peki, yıllık enflasyondaki düşüş sürer mi?</p>
<h2>Olumsuz bir ‘baz’ etkisi yaşanması muhtemel</h2>
<p>2025’in Kasım ve Aralık enflasyonları, düşüş eğilimi önündeki ilk engel. Geçtiğimiz yıl oldukça düşük bir düzeyde gerçekleştiler. Sırasıyla, yüzde 0,87 ve 0,89. Oysa 2020’den bu yana bu aylarda gerçekleşen enflasyonlar çok daha yüksek. Hadi, 2020-2024 dönemi yüksek enflasyonlu yıllar. 2018-19 krizini atlayıp daha eskiye gidince de aynı yorum geçerli. Yıllık enflasyonun bugünkünün yarısından da az olduğu 2016 ve 2017’de bu ayların ortalama enflasyonları 1,08 ve 1,09; 2025’te gerçekleşenden daha yüksekler. Dolayısıyla, olumsuz bir ‘baz’ etkisi yaşanması muhtemel. Bunlar sadece geçmişle karşılaştırmalar. Şüphesiz enflasyonu belirleyen unsurlardaki gelişmeler daha önemli. Kur artış oranı ve iç talep enflasyonu düşürücü yönde gelişiyor. Buna karşılık, enerji fiyatları şahlanmış vaziyette. Sonuçta, bu yılın sonunda gerçekleşecek yıllık enflasyonun, bugün açıklanacaktan biraz daha yüksek olması beklenir.</p>
<h2>İşe fon rezaleti çerçevesinden bakın</h2>
<p>Peki, çok mu önemli? Ankara’da yaşayan dört kişilik bir aile için TÜRK-İŞ’in açıkladığı açlık sınırı Ekim’de 38 bin liraya yükseldi; asgari ücretin çok üzerinde. Çoğu emekli, daha da düşük düzeyde gelir elde ediyor. Onlar açısından elbette çok önemli. Ama bir de işe fon rezaleti çerçevesinden bakın. Finans piyasasını düzenleme ve denetlemeden sorumlu BDDK, SPK ve Borsa İstanbul gibi önemli yetkilerle donanmış kurumlar varken fon krizi patladı. 2008-09 küresel krizinden sonra kurulan ve o zamanlar uluslararası düzeyde en çok tartışılan ve tartışmalardan çıkan sonuçlara uygun olarak kurulan Finansal İstikrar Komitesi’ne rağmen fon krizi yaşandı. Nasıl olup da yaşandığı çok önemli.</p>
<p>Şeffaf ve tatmin edici bir biçimde fon rezaletinin nasıl olup da olduğu belirlenmeli ki bir daha yaşanmasın diye yapısal önlemler alınabilsin. Bu yapılmadıkça, geçmiş enflasyonlara ya da kur, talep, enerji fiyatlarına bakıp enflasyonun ileride izleyeceği yol için çıkarsama yapmanın fazla bir anlamı yok. Zira böyle dönemlerde ekonomideki dinamiklerin asıl belirleyicisi güven olur. Güven her zaman önemli ama böyle dönemlerde çok daha önemli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guven-boyle-donemlerde-cok-onemli-91136</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güven böyle dönemlerde çok önemli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortalikta-ne-cok-foncu-kafa-var-91135</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ortalıkta ne çok foncu kafa var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong> Fon yağmacılarının zihin yapısı, toplumun geniş kesimlerinde karşımıza çıkıyor. Elindeki yetkiyi ve gücü, halkı soymak için kullanan binlerce görevli(!) var ve bizi onların elinde çaresiz bırakıyorlar.</strong></p>
<p>Siz sanıyor musunuz ki <strong>çürüme</strong>, yalnızca <strong>fon yağmacılarıyla</strong> sınırlı… Ne yazık ki ortalık <strong>fon yağmacısı kafalarla </strong>dolu… Dürüst olanları özenle ayrı tutarak söyleyeceğim şu ki eline fırsat geçiren, <strong>kendi</strong> <strong>çapında</strong>, elinden geldiğince <strong>dolandırıcı</strong>, <strong>rüşvetçi</strong>, <strong>fırsatçı</strong>, manipülatör, kısaca; <strong>ahlak fukarası</strong>…</p>
<p>Nüfus müdürlüğüne gidiyorsun, <strong>biyometrik fotoğraf</strong> şartı var. Mahallende çektirip getiriyorsun; “<strong>bu olmamış, filanca fotodan çektir getir</strong>” diyor. Güvensizlik artınca da dürüst olanlar bile “<strong>ben de yapmazsam aptal yerine konurum”</strong> diye düşünebiliyor. <strong>Dürüstlerin aklını çelmeleri</strong> de işin cabası…</p>
<p><strong>KARINCA KARARINCA, KENDİ ÇAPINDA DOLANDIRABİLDİĞİNCE…</strong></p>
<p>Kurumun “<strong>sadece filanca fotoğrafçıdan olsun</strong>” deme yetkisi yok. Bu tür yönlendirmeler genellikle <strong>memur-fotoğrafçı arasındaki anlaş</strong>madan kaynaklanır: Memur vatandaşı belirli yere yönlendirir veya başka yerden gelen fotoğrafı <strong>teknik bahane uydurarak</strong> reddeder, karşılığında <strong>komisyon</strong>, <strong>avanta</strong> alır.</p>
<p>Bu; <strong>düşük riskli</strong>, küçük ölçekli ama <strong>çok yaygın</strong> bir <strong>kamu suiistimali örneği</strong>…  Afyon’dan bir örnek; bir memur galericiden <strong>araç alım satım yetki belgesi</strong> vermek için rüşvet istiyor. İstediklerine bakın; <strong>2.500 $</strong>,  2 kangal sucuk, <strong>1 kutu lokum</strong>, 10 paket sigara. Dediğim <strong>gibi herkes kendi çapında dolandırıcı</strong>…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Dolandırıcılara dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Başka hangi örnek?</em></strong></p>
<p><strong>Antalya</strong>’dan: bir müdür ve bir başmüfettiş, özel hastane denetiminde <strong>90 bin € rüşvet </strong>alırken yakalanıyor. Para, poşette teslim ediliyor. Yakalandığında “<strong>vatan millet Sakarya</strong>” muhabbeti…</p>
<p><strong><em>Ya adliyede durum?</em></strong></p>
<p><strong>İzmir</strong>; icra müdür ve kâtibi, avukattan tahsilat hızlandırmak için <strong>200 bin lira</strong> istiyor. Savcılığa bildiriliyor. Yakalandıklarında pişkince bir tek “<strong>düğmeye İsrail’den basıldı</strong>” demedikleri kalıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>GÜMRÜKLER BELEDİYELER YÜZLERCE FONCU KAFANIN İŞGALİNDE…</strong></p>
<p><strong>Eksik beyanname</strong>, laboratuvar analizi atlatma karşılığı <strong>foncu kafalara</strong> rüşvet. <strong>MASAK</strong>, binlerce böylesi foncu kafa olaylarıyla dolu. Belediyeler ise <strong>parayla çaycı kadrosu</strong>, kamyon şoförlüğü, ruhsat bedeli, <strong>işe girmemişe maaş</strong>, sahte ihale evrakıyla yankılanıyor. <strong>Fon yağmacılarının ruhsal ikizleri gibi</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SUİSTİMAL LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Suistimal</strong>: Yetki veya iyi niyetin kötüye kullanılması. Fon yağmacılarının utanmadan yaptığı</p>
<p><strong>Dolandırıcı</strong>: Hileyle güveni sarsıp çıkar sağlayan kişi. Genelde dolandırılanlar da işin içindedir</p>
<p><strong>Sinsi çalışan</strong>: Niyetini gizleyerek çıkarına bakan kimse... Bu, SPK başkanı da olabilir, fon başkanı da</p>
<p><strong>İtibar istismarı</strong>: Kurum imajının etik dışı yollarla zedelenmesi, Borsa ve piyasalardaki güven kaybı</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortalikta-ne-cok-foncu-kafa-var-91135</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/5/1280x720/satis-sozlesmelerine-duzenlemesi-odemeler-dovizle-yapilabilecek-1741247122.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ortalıkta ne çok foncu kafa var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-icin-ydo-ile-tufe-uyumlu-mu-91134</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2027 için YDO ile TÜFE uyumlu mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2027 yılında uygulanacak yeniden değerleme oranı (YDO) büyük olasılıkla yüzde 28 dolayında olacak. Zaten bu satırları TÜİK’in ekim ayı enflasyon verilerini açıkladığı saat 10.00’dan sonra okuyorsanız 2027’nin yeniden değerleme oranını öğrenmiş durumdasınız.</p>
<p>Yeniden değerleme oranını bir kişi ya da kurumun belirlemediğini, bu oranın ekim ayı sonunda Yİ-ÜFE’de on iki aylık dönemlerin kıyaslamasına göre oluşan yıllık artış oranı olduğunu bir kez daha belirteyim.</p>
<p>Yİ-ÜFE ekim ayında hiç artmasa yıllık ortalama artış, yani 2027’de uygulanacak yeniden değerleme oranı yüzde 27,6 olacak. Ekim artışının yüzde 3’ü bulması durumunda ise yıllık ortalama artış yüzde 28’e çıkacak</p>
<p>Dolayısıyla TÜİK’in bugün saat 10.00’da yapacağı (yaptığı) açıklamadan sonraki oran kabaca yüzde 28, bunu rahatlıkla söylemek mümkün.</p>
<p>Yeniden değerleme oranına göre 2027 yılında vergi ve cezalarda nasıl bir artış olacağını ve tutarların hangi düzeye çıkacağını sevgili meslektaşım Hüseyin Gökçe dün Ekonomi’de detaylı olarak yazdı.</p>
<p>Yeniden değerleme oranı yüzde 28 dolayında olacak ama Cumhurbaşkanının bu oranları para cezaları hariç bazı kalemlerde değiştirme yetkisi var.</p>
<p>Toplumun en çok ilgilendiği kuşkusuz motorlu taşıtlar vergisi. Cumhurbaşkanı yüzde 28 düzeyindeki YDO’yu, motorlu taşıtlar vergisi için yüzde 50 oranında artırarak yüzde 42’ye çıkarabilir ya da yüzde 80 oranında indirerek yüzde 5,6’ya çekebilir. Ancak ne yüzde 42 söz konusu olur, ne yüzde 5,6.</p>
<p>Bu yıl için yüzde 25,49 olan YDO’ya karşılık MTV artışı yüzde 18,95 düzeyinde tutulmuştu. Yani YDO yaklaşık dörtte bir indirimli uygulanmıştı.</p>
<p>2027 yılı için de yüzde 28’lik bir YDO artışı yine dörtte bir indirimli uygulansa yüzde 21’lik bir MTV artışı ortaya çıkar.</p>
<p>İyi bir tesadüf! 2027 yılının enflasyon hedefi de zaten yüzde 21.</p>
<h2>YDO ve TÜFE</h2>
<p>2027-2029 orta vadeli programına göre önümüzdeki yılın tabii ki TÜFE bazlı enflasyon hedefi biraz önce de belirttiğim gibi yüzde 21. Bu yılın gerçekleşmesi de aynı programda yüzde 28,4 olarak öngörülüyor. </p>
<p>Eylül sonundaki yıllık oran yüzde 29,7, ekimi de bugün göreceğiz. Geçen yılın ekimindeki yüzde 2,55’lik artıştan bir miktar daha az artış yaşanmasıyla, ki beklentiler bu yönde, yıllık oran biraz daha düşecek ve yüzde 29’a doğru inecek, hatta 29'un altında bir oran bile görülebilir.</p>
<p>Ancak son iki ayda geçen yılın yüzde 0,87 ve yüzde 0,89’luk oranlarında kalınması neredeyse hiç mümkün görünmediği için baz etkisiyle yıllık oran yeniden yükselme eğilimine girecek ve 2026 yılı çok muhtemeldir ki yüzde 30’un çok az da olsa üstünde kapatılacak.</p>
<p>Yani yıllık enflasyonda yüzde 30-31’den yüzde 21’e inilmesi, bir başka ifadeyle üçte birlik bir azalma öngörülüyor.</p>
<p>Bu yıl da dahil 2027 öncesindeki dönemlerin <strong>“enflasyonu yarı yarıya düşürmeye dönük iddialı öngörüleri”</strong> dikkate alındığında 2027’nin hedefi gayet makul. Yüzde 30’dan 21’e pekâlâ inilebilir.</p>
<h2>Ya YDO indirimi olmazsa? </h2>
<p>Peki 2027’de yüzde 28 dolayındaki yeniden değerleme oranı Cumhurbaşkanı indirim yetkisini kullanmadan aynen uygulanırsa enflasyonu 21’e indirmek mümkün olur mu? Önemli olan bu.</p>
<p>Bu soruya tek kelimeyle yanıt vermek gerekirse, olmaz!</p>
<p>Dolayısıyla başta motorlu taşıtlar vergisinde olmak üzere bir dizi vergi artışında yüzde 28’lik YDO daha düşük uygulanmak zorunda.</p>
<p>Enflasyonun seyrini belirleyen tek başına vergilerin ne miktarda arttığı değil tabii ki ama YDO’nun hangi düzeyde uygulandığının iki etkisi var.</p>
<p>Birincisi sinyal etkisi. Kamu eliyle yapılan artışların düzeyi tabii ki özel sektör için de bir sinyal olur.</p>
<p>İkincisi buradaki artış oranının gerçek bir maliyet niteliği taşıması.</p>
<h2>TÜFE’de yok ama…</h2>
<p>Bir takım vergi ve harç artışlarıyla TÜFE arasında doğrudan bir bağ kurulamaz tabii ki. YDO’ya bağlı olarak artacak vergiler birer mal ve hizmet değil ki ve bunlar elbette TÜFE’de kapsanmıyor ki.</p>
<p>Ancak bu vergi ve harçlar az çok bir maliyet artışı demek. TÜFE kapsamındaki mal ve hizmetler için bir maliyet artışı. Dolayısıyla yeniden değerleme oranına bağlı olarak bu vergi ve harçlarda yapılacak artış yukarıda belirttiğim gibi hem sinyal etkisi yapacak, hem de maliyete etki ettiği için enflasyonu dolaylı biçimde yukarı itecek.</p>
<p>Zaten zaman zaman <strong>“yönetilen yönlendirilen fiyat artışları”</strong>na dikkat çekilen açıklamalar duyarız. Hatta bizzat ekonomi yönetimi tarafından yapılır bu açıklamalar.</p>
<p>Bakalım 2027 için yönetilen yönlendirilen fiyatlardaki artış hangi düzeyde tutulacak ve bunun ilk işaretini oluşturacak YDO’da ne gibi düzenlemeler yapılacak…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-icin-ydo-ile-tufe-uyumlu-mu-91134</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/4/1280x720/kdv-vergi-1793688398.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027 için YDO ile TÜFE uyumlu mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-91131</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Piyasalarda Pozitif Tablo! Fiyatlamada Ne Etkili Oldu? | Ekonomi Masası | 03 Kasım" src="https://www.youtube.com/embed/CUd6jrf73sM" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-91131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1778218088.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kontrolmatikte-yeni-yonetimin-onunde-zor-bir-gorev-var-91133</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kontrolmatik’te yeni yönetimin önünde zor bir görev var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TMSF’nin (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu) Kontrolmatik’e kayyım olarak atanmasının ardından yedi kişilik yeni yönetim kurulu belli oldu. Başkanlığa Enis Güçlü Şirin, başkan vekilliğine Cüneyt Ardağ getirildi. Üyeliklere Melek İnceköse İmert, Erdinç Perçemli, Ertuğrul Atik, Ercan Doğan ve Tarık Ziyad Koçkaya atandı. İsimler açıklandı ama asıl soru şu: Bu kurul, büyük yatırımları ve uluslararası projeleri bulunan Kontrolmatik’i yeniden ayağa kaldırabilecek mi?</p>
<p>Kontrolmatik sıradan bir şirket değil. Enerji depolama, batarya teknolojileri, mühendislik ve enerji sistemleri alanlarında faaliyet gösteriyor. Başta Polatlı’daki batarya tesisi olmak üzere yatırımların tamamlanması, finansman bulunması, müşterilerin korunması ve uluslararası projelerin sürdürülmesi gerekiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae962f800282-1793680120.jpg" alt="" width="700" height="390" /></p>
<p>Başkan Enis Güçlü Şirin, uzun yıllar TMSF’de denetim ve risk izleme birimlerinde görev yaptı. Erdinç Perçemli TMSF’nin tahsilat biriminde çalıştı. Melek İnceköse İmert’in Birleşim Varlık Yönetim’de, Cüneyt Ardağ ve Ercan Doğan’ın ise Tera Yatırım Teknoloji Holding’in kayyım yönetiminde görevleri var. Ertuğrul Atik ve Tarık Ziyad Koçkaya da kurulda yer alıyor.</p>
<p>Kayyımlık, denetim ve mali gözetim tecrübesi önemli. Ancak bir şirketin hesaplarını incelemek, varlıklarını korumak başka; batarya üretmek, mühendislik projelerini yönetmek ve milyarlarca liralık yatırımları tamamlamak başka.</p>
<p>Kontrolmatik’in ihtiyacı yalnızca mali disiplin değil. Enerji sektörünü, batarya teknolojilerini ve uluslararası proje yönetimini bilen, finansman yaratabilecek bir yönetim anlayışı gerekiyor. Üstelik zaman kaybetmenin de bedeli var. Müşteri başka tedarikçiye yönelebilir, çalışan ayrılabilir, tedarikçi alacağını alamadığı için kapıyı kapatabilir. Uluslararası projelerde güven kaybını telafi etmek kolay değil.</p>
<p>TMSF’nin şu sorulara yanıt vermesi gerekiyor: Yönetim kurulunda enerji ve batarya teknolojileri alanında deneyimli isimler var mı? Devam eden yatırımların başında kim duracak? Üretimin yeniden başlaması ve finansman ihtiyacının karşılanması için nasıl bir plan hazırlandı?</p>
<p>Kontrolmatik’in toparlanması imkânsız değil. Ancak bir şirketi kurtarmak yalnızca hesaplarını denetlemekle mümkün olmuyor. Şirketi korumak kadar yeniden çalıştırmak da önemli. Bunun için o işi bilen insanları doğru görevlere getirmek şart.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kontrolmatikte-yeni-yonetimin-onunde-zor-bir-gorev-var-91133</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kontrolmatik’te yeni yönetimin önünde zor bir görev var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-finansmanina-6-yilda-905-milyar-lira-verdi-4-yil-icin-16-trilyon-lira-daha-ayirdi-91132</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürdürülebilirlik finansmanına 6 yılda 905 milyar lira verdi, 4 yıl için 1.6 trilyon lira daha ayırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AKBANK </strong>Genel Müdürü <strong>Kaan Gür, “Sürdürülebilir Finansman ve COP31 Gündemi” </strong>başlıklı toplantıda ekrana önce dünyadan bazı veriler yansıttı:</p>
<ul>
<li><strong>UNEP’in 2026 raporuna göre dünyada doğayı korumaya ayrılan her 1 dolara karşılık, doğaya zarar veren faaliyetlere 30 dolar harcanıyor.</strong></li>
<li><strong>Birleşmiş Milletler’in (BM) ölçebildiği 139 sürdürülebilir kalkınma amacı hedefinin yalnızca yüzde 36’sı planlandığı şekilde ilerliyor ve makul ilerleme gösteriyor.</strong></li>
<li><strong>Hedeflerin yüzde 15’inde ise ilerleme tersine dönmüş durumda.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Kaan Gür</strong>’e düzenlediği toplantıda Genel Müdür Yardımcısı <strong>Emre Özben </strong>ile Pazarlama ve İletişim Başkanı <strong>Seçil Demiralp </strong>eşlik etti. <strong>Gür, </strong>Türkiye’nin açıkladığı sürdürülebilirlik hedeflerini anımsattı:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye, Paris Anlaşması kapsamında 2030’a kadar sera gazı emisyonlarını referans senaryoya göre yüzde 41 azaltmayı ve 2053’te </strong>“net sıfır”<strong>a ulaşmayı hedefliyor.</strong></li>
<li><strong>Bu hedefler doğrultusunda mevcut eğilimlere ek olarak her yıl GSYH’nin en az yüzde 1.7’sine denk gelen ilave yatırım gerektiği belirtiliyor.</strong></li>
</ul>
<p>Bu aşamada şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bu ölçekte bir kaynağın harekete geçirilebilmesi bankaların iklim alanındaki yetkinliklerini geliştirmesi, uluslararası kaynakların devreye alınması ve güçlü bir yerel finansman ekosistemi oluşturulması gerekiyor.</strong></p>
<p>Ardından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın hayata geçirdiği <strong>“Türkiye Endüstriyel Karbonsuzlaştırma Yatırım Platformu” </strong>üzerinde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye’nin 2053 </strong>“net sıfır” <strong>hedefine ulaşabilmesi için çelik sektöründe 31 milyar dolar,</strong></li>
<li><strong>Çimento sektöründe 30 milyar dolar,</strong></li>
<li><strong>Alüminyum ve gübre sektörlerinin her birinde 5’er milyar dolar yatırım ihtiyacı öngörülüyor.</strong></li>
<li><strong>Toplam yatırım ihtiyacı 70 milyar doların üzerine çıkıyor.</strong></li>
</ul>
<p>Sektörlerin teknolojileri, dönüşüm takvimleri ve finansman ihtiyaçlarının farklılık gösterdiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu nedenle biz finansman modellerimizi işletmenin teknik ihtiyacına, yatırımın niteliğine, geri dönüş süresine ve nakit akışına göre yapılandırmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p><strong>Kaan Gür, </strong>Türkiye’nin ev sahipliğinde 9-20 Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek BM İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP31) yerlerini alacaklarının altını çizip, bankanın sürdürülebilir finansman hedefini revize ettiklerini açıkladı:</p>
<p>-          <strong>Bankamız 2020 yılında 6 yıllık sürdürülebilir finansman hedefini 800 milyar lira olarak anons etmişti. Bu yılın 3’üncü çeyreği itibariyle 905 milyar liraya ulaşmış bulunuyoruz. Türkiye’nin dönüşüm ihtiyacını dikkate alarak 2030 hedefimizi 2.5 trilyon liraya yükselttik.</strong></p>
<p>Bu kaynağın kullandırılmasıyla ilgili şu noktaya dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Yeni yeşil kredi kullandırmada yüzde 50’lik payı sanayinin yeşil dönüşümüne ayırmayı planlıyoruz. Sanayimizin enerji verimliliğini artıran, emisyonlarını azaltan ve uluslararası rekabet gücünü destekleyen yatırımlarının finansmanına öncelik veriyoruz.</strong></p>
<p>Akbank’ın aynı zamanda kredi portföyünün iklim üzerindeki etkisini azaltarak 2050’ye kadar <strong>“Net Sıfır Emisyonlu Banka” </strong>olma hedefini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>2025’te </strong>“Yeşil Dönüşüm Skoru”<strong>nu kredi süreçlerimize entegre ettik. Yönetim Kurulu seviyesindeki kredi tekliflerinde karar alma mekanizmasını destekleyen parametre olarak kullanılıyor. Bugüne kadar 500’den fazla şirket incelendi, yeşil dönüşüm alanları belirlendi.</strong></p>
<p>Bankanın <strong>“COP31” </strong>gündemini aktardı:</p>
<ul>
<li>“COP31”<strong>de açıklayacağımız yeni işbirlikleri ve finansman programları ile sanayiden KOBİ’lere, enerjiden su kaynaklarına kadar geniş bir alanda değer yaratmaya odaklanacağız.</strong></li>
<li>“COP31”<strong>de </strong>“Yeşil Alan”<strong>daki </strong>“İklim Finansman Hub”<strong>ındaki standımızda yatırım yapılabilir projeler, uluslararası kaynaklara erişim ve dönüşüm finansmanı modelleri için paydaşlarımızı bir araya getireceğiz.</strong></li>
</ul>
<p>Türkiye’nin 2053 <strong>“Net Sıfır” </strong>hedefine ulaşma yolunda sadece 4 sektördeki dönüşüm için 70 milyar dolarlık finansmana ihtiyaç duyuluyor.</p>
<p>Bankaların sürdürülebilirlik finansmanına ayırdıkları kaynağı artırmaları, dönüşüm yolculuğuna önemli katkı sağlayacak gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘COP31’ ev sahipliği ülkemiz için önemli fırsat yaratacak</span></h2>
<p><strong>AKBANK </strong>Genel Müdürü <strong>Kaan Gür, “COP31” </strong>kapsamındaki çalışmalarında dört ana başlığa odaklandıklarını belirtip, sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Sanayinin yeşil dönüşümü</strong></li>
<li><strong>Sürdürülebilir tedarik zincirleri</strong></li>
<li><strong>Elektrifikasyon &amp; sürdürülebilir iklimlendirme</strong></li>
<li><strong>Mavi finansman</strong></li>
</ul>
<p>Bu alanların her birinin Türk ekonomisinin farklı dönüşüm ihtiyaçlarına karşılık geldiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Dönüşüm yatırımlarının hayata geçmesi için finansman sağlamak kadar işletmelerin ihtiyaçlarını anlamak, doğru teknolojilere yönelmelerine yardımcı olmak ve teknik uzmanlığı işbirlikleriyle bir araya getirmek de gerekiyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin <strong>“COP31”</strong>e ev sahipliği yapmasını, iklim gündemini ülkemizin üretim gücü, teknoloji kapasitesi ve finansman imkanlarıyla buluşturmak açısından önemli bir fırsat olarak gördüklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Sürdürülebilirliği, büyük hedefler belirlemek kadar bu hedeflerin ekonomide, iş hayatında ve günlük yaşamda somut karşılık bulmasıyla anlamlı buluyoruz. Finansmandan üretime, teknolojiden eğitime uzanan çalışmalarla Türkiye’nin dönüşümüne katkıyı sürdüreceğiz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Soğuk zincire yılda 340 milyon Euro yatırım gerekiyor</span></h2>
<p><strong>AKBANK </strong>Genel Müdürü <strong>Kaan Gür, “COP31”</strong>de odaklanacakları <strong>“elektrifikasyon ve sürdürülebilir iklimlendirme” </strong>konusuna değinirken, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) çalışmalarından aldığı bir veriye işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Soğuk zincir için yılda 340 milyon Euro yatırım gerekiyor…</strong></p>
<p>Binaların küresel enerji talebinin yüzde 30’unun oluşturduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Soğutma için kullanılan elektrik 2015’ten bu yana yüzde 50 arttı. Bu nedenle verimli iklimlendirme ve soğuk zincir sistemleri, enerji tüketimini ve emisyonları azaltmanın yanı sıra gıda, ilaç, turizm, perakende ve lojistik sektörlerinin dayanıklılığı için de kritik önem taşıyor.</strong></p>
<p>Akbank’ın 2026 yılı başında <strong>“UNDP Cool-Up Programı”</strong>nın Türkiye’deki ilk finansal partneri olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bununla birlikte </strong>“Sürdürülebilir İklimlendirme Finansman Programı”<strong>nı başlattık. Program, finansmanı teknik danışmanlık ve teknoloji sağlayıcılarla bir araya getiriyor. Amaç, daha verimli sistemlere geçişi kolaylaştırarak enerji maliyetlerini ve emisyonları azaltmak.</strong></p>
<p>Elektrifikasyonun iklim açısından değer yaratabilmesi için kullanılan elektriğin kaynağının da önem taşıdığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bu nedenle yenilenebilir enerji, enerji depolama, büyük ölçekli YEKA yatırımları ve şirketlerin kendi elektriğini üretmesini sağlayan öz tüketim projelerini de finansman gündemimizin merkezinde tutuyoruz.</strong></p>
<p>Bankanın kredi portföyünden örnek verdi:</p>
<p>-          <strong>Akbank’ın proje finansmanı portföyünde yeşil kredilerin payı bir yılda yüzde 38’den yüzde 42’ye yükseldi. 2025 yılı sonunda proje finansmanı enerji portföyünde yenilenebilir enerjinin payı yüzde 77 oldu. Yeni işbirlikleri ile bu alandaki gelişme ivme kazanacak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘İleri dönüşüm’le 1311 okulun eğitim ortamı iyileşti</span></h2>
<p><strong>AKBANK </strong>Genel Müdürü <strong>Kaan Gür, </strong>bankanın taahhütlerini somut değere dönüştürme yaklaşımının toplumsal yatırımlara da yansıdığını belirtip, <strong>“Dönüşümde Gelecek Var” </strong>projesini örnek gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Akbank’ın kullanım ömrünü tamamlayan ofis mobilyalarının Hatay’da, meslek liseli öğrenciler tarafından yeni okul eşyalarını sağlayan projeyle bugüne kadar 19 bin 200 okul mobilyası üretildi.</strong></p>
<p><strong>“Dönüşümde Gelecek Var” </strong>projesinin Milli Eğitim Bakanlığı işbirliği ile yürütüldüğünü kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Üretilen 19 bin 200 okul mobilyası, 1311 okulun eğitim ortamını iyileştirdi. Bu okullardaki 400 bini aşkın öğrenciye ulaşılmış oldu. Bu proje kapsamında 40 TIR dolusu banka için kullanım ömrünü tamamlamış mobilya bölgeye taşındı.</strong></p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı ile yeni protokol imzaladıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>İmzalanan protokol kapsamında yeni dönem çalışmalarıyla ileri dönüşüm eğitim modülünün Türkiye genelindeki meslek liselerinde yaygınlaştırılması hedefleniyor.</strong></p>
<p>Akbank Pazarlama ve İletişim Başkanı <strong>Seçil Demiralp </strong>ek bilgi verdi:</p>
<p>-          <strong>Milli Eğitim Bakanlığı ile yeni protokol çerçevesinde meslek liselerindeki 1080 öğretmen </strong>“ileri dönüşüm eğitimi” <strong>alıyor. Bu eğitimle birlikte meslek liselerindeki </strong>“ileri dönüşüm” <strong>çalışmalarının kapsamı genişleyecek.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-finansmanina-6-yilda-905-milyar-lira-verdi-4-yil-icin-16-trilyon-lira-daha-ayirdi-91132</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/2/1280x720/778-1793680016.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilirlik finansmanına 6 yılda 905 milyar lira verdi, 4 yıl için 1.6 trilyon lira daha ayırdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gorevini-ihmal-ve-suistimal-eden-burokrata-agir-yaptirim-91130</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Görevini ihmal ve suistimal eden bürokrata ağır yaptırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Yatırım fonlarında alınacak yeni tedbir ve kararlar yasal düzenleme ile şekilleniyor.</p>
<p>Düzenlemeye son şekli ise Devlet Denetleme Kurulu'nun (DDK) hazırlayacağı raporla verilecek. Fonda yaşanan gelişmelerde en fazla suçlanan kesim olan bürokraside yapılacak düzenleme ile ihmal ve suiistimalleri tespit edilenler görevlerinden men edilecek. Savcılığın 19 Ağustos'ta Sermaye Piyasası Kurulu'na (SPK) gönderdiği yazı ile 17 Eylül'deki tasfiye kararı arasındaki dönemde gizli soruşturmayı kimlerin öğrendiği, kimlere içeriden bilgi sızdırıldığı tartışılıyor. Bu tartışmalar çerçevesinde Sermaye Piyasası Kurulu, (SPK), BDDK ve ilgili kurumlara ait kanunlarda değişiklik yapılacak.</p>
<p>Kaynakların verdiği bilgiye göre, Fon Koordinasyon Kurulu, sürecin başlangıcından bu yana çalışmalarını kararlı şekilde sürdürüyor. Yasal düzenleme çalışmalarının DDK raporuyla tamamlanacağını aktaran kaynaklar, başta SPK olmak üzere ilgili kurumların yapısında köklü değişikliklere gidileceğini belirtiyor. Düzenlemeler arasında şu konular yer alıyor:</p>
<h2>Hızla müdahale gerçekleştirilecek </h2>
<p>▶ Hisse senedi yoğun fonların alım ve satım süreçlerinde mevzuat, operasyonel kurallar ve piyasa yapısından kaynaklanan kısıtlamalar yeniden değerlendirilecek.<br />▶ SPK'nın usulsüzlüklere hızla müdahalesi için geçici işlem yasağı, varlıkların korunması ve portföy dondurma yetkileri genişletilecek. <br />▶Yatırım fonlarında yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi ve oluşan zararların doğrudan sorumlulardan tahsili için hukuki altyapı oluşturulacak. <br />▶ Piyasa ihlallerine ve manipülatörlere yönelik idari ve adli cezalar artırılacak; gerçek yatırımcı ile manipülatörlerin titizlikle ayrılmasına yönelik düzenlemeler yapılacak. <br />▶ Görevlerini kötüye kullanarak ihmal ve suiistimal edenlere ağır yaptırımların getirilmesi planlanıyor. Sorumluluğu olan üst düzey bürokrata görevden men cezası da düşünülüyor. <br />▶ Hisse sınırlamaları ile alım ve satımlarda kademeli sınırlar getirilecek. <br />▶ Yeni denetim mekanizmaları oluşturulacak. <br />▶ SPK ve ilgili kurumların yetkileri yeniden ele alınacak. <br />▶ Risk merkezi kurulacak.</p>
<h2>İçerden bilgi sızdırılması </h2>
<p>Öte yandan; DDK'nın soruşturmaya ilişkin içeriden bilgi sızdırıldığını tespit etmesi durumunda ilgili kişilerin de soruşturma kapsamına alınacağı belirtiliyor. Fonun değerini artıracak veya düşürecek hamleleri önceden öğrenip çöküş öncesinde milyarlık kârlarla sistemden çıkan fon yöneticileri, şirket yetkilileri veya bu yapıya erişimi olan ayrıcalıklı kişiler hakkında da soruşturma yürütüleceği ifade ediliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gorevini-ihmal-ve-suistimal-eden-burokrata-agir-yaptirim-91130</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/memur.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili kurumların faaliyetlerini düzenleyen mevzuatta kapsamlı değişiklik hazırlığı sürüyor. Düzenlemeyle SPK&#039;nın geçici işlem yasağı, varlık koruma ve portföy dondurma yetkilerinin genişletilmesi; fon mağduriyetlerinin giderilmesi ve zararların sorumlulardan tahsili için yasal altyapı oluşturulması öngörülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-partinin-2027-hedef-ve-programlari-fona-takildi-91129</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti’nin 2027 hedef ve programları ‘fon’a takıldı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti, 2028 seçimlerine büyük hedef ve projelerle girmeye hazırlanırken, 17 Eylül’de yaşanan yatırım fonları ile ilgili gelişmeler programları da aksattı. Parti içinde, “Kamu kurumlarında ihmal var, suiistimal var en önemlisi örgütsel bir yapı var” suçlamaları yapılırken, “birkaç nefsine yenilmişlerin yüzünden bütün parti zan altında mı kalsın?” sitemleri dile getiriliyor. Partide en büyük endişe ise, 2027 yılının reform yılı olacağı, 2028 seçimlerine büyük hedef ve projeler üzerinde çalışacakken, fon listesini tartışmaları oldu. Tepkiler artık sadece kapalı kapılar ardında yapılmıyor, eleştiriler artık yüksek sesle ve açıktan da yükselmeye başladı.</p>
<h2>"Listede kim var açıklansın yolumuza devam edelim"</h2>
<p>AK Parti’nin öncelikli gündem maddeleri arasında; “Terörsüz Türkiye hedefi topluma yeteri kadar anlatılmadı, yeni reformlar, yeni projeler gecikiyor, yeni Anayasa değişikliği Ekim ayının öncelikli konuları arasındaydı, Kasım ayı geldi tartışmaya bile açılmadı” şeklinde eleştiriler yapılıyor.</p>
<p>“Fon listesi açıklanmadan yolumuza devam edemeyiz” diyen AK Partili kurmaylar, “Kamu kurumlarında ihmal var, suiistimal var en önemlisi örgütsel bir yapı var. Birkaç nefsine yenilmişlerin yüzünden bütün parti zan altında mı kalsın?” eleştirileri dile getiriliyor. AK Parti içinde, kapalı kapılar ardından yapılan eleştiriler artık açıktan da dile getiriliyor. İlk tepki TBMM Genel Kurulu’nda, “fon listesi açıklansın” sözleri ile AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’den geldi. Özlem Zengin’i Grup Başkanvekili Abdülhamit Gül izledi. En sert tepki ise İstanbul Milletvekili Serkan Bayram’dan gelen “utanıyorum’ ifadeleri oldu. Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, "Kimin bebesi, kimin oğlu, kimin çocuğu olursa olsun hiçbir ayrım yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu işe el attı. İnşallah gereğini yapacak” derken, Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya, “açgözlü iş insanları ve onlarla iş yapan kamu görevlileri; acil olarak itiraf etmeli, pişmanlıklarını ifade etmeli ve haksız yollarla elde edilen tüm serveti Hazine/ SPK'nın belirtilen hesabına iade etmelidir. Hiç kimsenin, unvanı veya konumu ne olursa olsun, bu ceza soruşturmasından kaçma şansı veya olasılığı yoktur” dedi. Son günlerde özellikle AK Partili yöneticilerden de benzer açıklamaların gelmesi dikkatlerden kaçmıyor. AK Parti kulislerinde söz konusu listenin yakın zamanda açıklanacağı iddiaları da yayılıyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-partinin-2027-hedef-ve-programlari-fona-takildi-91129</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/8/1280x720/ak-parti-1787202033.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti’de fon krizine yönelik tepkiler büyürken, kurmaylar sorumluların ve fon listesinin açıklanmasını istiyor. Partililer, krizin 2027 reform gündemini ve 2028 seçim hazırlıklarını gölgelediğini belirtiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-insani-ahmet-nazif-zorlu-hayatini-kaybetti-91128</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş insanı Ahmet Nazif Zorlu hayatını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu (82) bir süredir tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.</p>
<p>Zorlu Holding'in sosyal medya hesaplarında yer alan açıklamada, Yönetim Kurulu Başkanı Zorlu'nun akciğer kanseri nedeniyle bir süredir tedavi gördüğü hastanede vefat ettiği bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, Ahmet Nazif Zorlu'nun, 1953 yılında Denizli'nin Babadağ ilçesinde temelleri atılan Zorlu Grubu'nu vizyonu ve liderliğiyle Türkiye'nin önde gelen sanayi gruplarından biri haline getirdiği, grubun uluslararası ölçekte büyümesine öncülük ettiği ve yaşamı boyunca ülkesi için çalıştığı ifade edildi.</p>
<p>Zorlu'nun gerçekleştirdiği yatırımlarla Türkiye'nin sanayileşmesine, ihracatına ve istihdamına önemli katkılar sunduğu, eğitim ve kültür-sanat alanındaki çalışmalarıyla toplumsal gelişimi desteklediği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, Zorlu'nun "Önce ülkem, sonra kurumum, sonra ailem" sözleriyle ortaya koyduğu anlayışın, ülkesine ve insanına duyduğu inancın, çalışmaya ve üretmeye verdiği değerin Zorlu Grubu'na bıraktığı en kıymetli miraslardan biri olarak yaşamaya devam edeceği kaydedildi.</p>
<p>Ahmet Nazif Zorlu'nun cenazesinin 4 Kasım Çarşamba günü Levent'teki Barbaros Hayreddin Paşa Camisi'nde öğle vaktinde kılınacak cenaze namazı sonrasında Zincirlikuyu Mezarlığı'ndaki aile kabristanına defnedileceği bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, merhumun isteği doğrultusunda cenaze törenine çelenk gönderilmemesi, bunun yerine arzu edenlerin diledikleri bir sivil toplum kuruluşuna bağışta bulunmaları rica edildi.</p>
<p><strong>Ahmet Nazif Zorlu</strong></p>
<p>Denizli'de 1944 yılında doğan Ahmet Nazif Zorlu, çalışma hayatına erken yaşlarda baba mesleği olan tekstille başladı.</p>
<p>İş hayatının ilk yıllarında Trabzon'da açtığı mağazayla tekstil ticareti yapan Zorlu, 1970 yılında şirketin merkezini İstanbul'a taşıyarak Zorlu Holding'in temellerini atmıştır.</p>
<p>İlk üretim şirketi Korteks'i 1976 yılında kuran Zorlu, 1990'da tüm şirketleri Zorlu Holding çatısı altında topladı. 1994'te Vestel'i Zorlu Holding bünyesine katan Ahmet Nazif Zorlu, yeni iş alanlarının da yolunu açtı.</p>
<p>Zorlu'nun tekstil sektörüyle başladığı girişimciliği beyaz eşya, elektronik, gayrimenkul, enerji, metalurji, savunma ve e-mobilite gibi birçok farklı alanda faaliyet gösteren şirketlerle devam etti. Ahmet Nazif Zorlu, Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanlığının yanı sıra Zorlu Grubu bünyesinde farklı sektörlerde faaliyet gösteren birçok şirkette yönetim kurulu başkanı veya başkan vekili olarak görev yapıyordu.</p>
<p>Sivil toplum kuruluşlarıyla da yakından ilgilenen Ahmet Zorlu, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Yönetim Kurulu Üyesi, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Denizlililer Birliği Eğitim ve Kültür Vakfı (DENBİR), Babadağlı Sanayici ve İşadamları Derneği (BASİAD) ve Türkiye Ev Tekstili Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TETSİAD) üyesiydi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-insani-ahmet-nazif-zorlu-hayatini-kaybetti-91128</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/8/1280x720/ahmet-nazif-zorlu-1793679132.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu bir süredir tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Zorlu&#039;nun cenazesi 4 Kasım Çarşamba günü Levent&#039;teki Barbaros Hayreddin Paşa Camisi&#039;nde öğle vaktinde kılınacak cenaze namazı sonrasında Zincirlikuyu Mezarlığı&#039;ndaki aile kabristanına defnedilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/borc-yapilandirma-ihtiyaci-buyuyor-91127</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borç yapılandırma ihtiyacı büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Kale Seramik finansal yeniden yapılandırmaya başvurduğunu açıkladı. Geçen hafta Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan açıklamayla finansal sıkıntıları nedeniyle son dönemde finansal yeniden yapılandırma bekleyen şirket sayısı arttı. Anel Elektrik, Borlease ve Vestel’in ise yapılandırma görüşmeleri sürüyor. Uzmanlar yatırım fonu krizinin daha da arttırdığı likidite sıkışıklığının etkisiyle yeniden yapılandırma haberlerinde artış bekliyor. Öte yandan fon krizinin tahvil piyasasına negatif etkisi de önümüzdeki dönem şirketlerin finansmana erişim sorunlarını büyütme potansiyeli taşıyor. Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre 100 milyon lira ve üzeri finansal borçlara yönelik yapılandırmada eylül sonu itibariyle bu yıl toplam 32.66 milyar liralık anlaşma sağlandı eylülde ise 7.15 milyar lira ile bu yılki ikinci en yüksek anlaşmaya imza atıldı.</p>
<h2>Kredi notunda değişim </h2>
<p>Kale Seramik KAP’a yaptığı açıklamada şirketin bankalar nezdindeki kredilerinin geri ödeme vade yapısının faaliyetlerinden sağlanan nakit akışıyla uyumlu hale getirilmesi amacıyla, ilgili mevzuat çerçevesinde 27 Ekim’de finansal kuruluşlara Finansal Yeniden Yapılandırma başvurusu yapıldığını duyurdu. Bu açıklamanın hemen ardından ise kredi derecelendirme kuruluşu JCR Eurasia bir değerlendirme yayımladı. Bu değerlendirmede hem yeniden yapılandırma başvurusunda bulunulması hem de gözden geçirme tarihi itibariyle banka kredilerinde görülen artış nedeniyle Kale Seramik’in kredi notunu 'BBB+ (tr)' seviyesinden 'BB+ (tr)' seviyesine çekti, not görünümü ise 'Durağan' olarak korudu. Gerekli görülmesi halinde aksiyon alınacağını belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae95d8ec6ed7-1793678734.png" alt="" width="314" height="398" /></p>
<h2>Yapılandırma görüşmeleri sürüyor </h2>
<p>Borlease Otomotiv ise sıkıntısı süren şirketlerden… 19 Ekim'de yaptığı açıklamada Aralık 2025'te başvurdukları yeniden yapılandırma görüşmelerinin sürdüğünü henüz bir bağlayıcı bir anlaşmaya imza atılmadığını kaydetti. KAP açıklamasında Borlease, finansal yeniden yapılandırma lider bankası Halkbank'ın yapılandırmanın alacaklı kuruluşlar tarafından prensip olarak uygun bulunduğunu şirkete bildirdiğini ancak bunun sürecin kesinleştiği anlamına gelmediğini vurguladı.</p>
<p>Vestel ise bir önceki haftanın en önemli yeniden yapılandırma haberi oldu. Vestel 26 Haziran’da finansal yeniden yapılandırma görüşmelerine başladı, şirket borçlarını 2 yıl ana para ve faiz ödemesiz 2041 vadeli olarak yeniden yapılandırma istedi. Bu teklif üzerine alacaklı bankaların finansal yeniden yapılandırma müzakereleri devam ediyor. Bunun yanı sıra bankalarla yürütülen yeniden yapılandırma görüşmelerine paralel olarak, Vestel toplam nominal tutarı 500 milyon dolar olan, yüzde 9,75 faizli ve 2029 vadeli yurt dışı tahvillerine ilişkin olarak takas teklifi ve muvafakat talebi süreci başlattı.</p>
<h2>Zorlu Enerji erteleme istedi </h2>
<p>Aynı zamanda Zorlu Enerji ise Eurobond ödemesi için erteleme talebinde bulundu. Zorlu Enerji, 1,1 milyar dolarlık Eurobond sahiplerinden 23 Ekim'de yapılması gereken faiz ödemesini Nisan 2027’ye ertelemek için onay talep etti. 60.5 milyon dolarlık faiz ödemesini 6 ay ertelemek için 23 Kasım'da toplantı yapılması öngörülüyor. Zorlu Enerji erken oy verenlere ise her bin dolar başına 4 dolar ödemeyi planlıyor. Zorlu Enerji TL tahvil ödemelerini ise gerçekleştirdi. Anel Elektrik her ay Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yaptığı açıklama ile finansal yeniden yapılandırma görüşmelerinin sürdüğünü ve finansal kuruluşların mutabakatı ile sürenin bir ay uzatıldığını duyuruyor. 2023’ten bu yana görüşmeler sürüyor henüz anlaşma bağıtlanmadı.</p>
<h2>Eylülde 7.15 milyar liralık borç yapılandırıldı </h2>
<p>Türkiye Bankalar Birliği finansal yeniden yapılandırmada bağıtlanan anlaşmalara ilişkin istatistikleri gecikmeli de olsa yayımlıyor. TBB’de eylül sonu itibariyle veriye ulaşmak mümkün. Verilere göre bu yıl eylülde 100 milyon lira ve üzeri finansal borçları olanlardan 7.15 milyar liralık borç yapılandırması tamamlandı. 11 şirket yeniden yapılandırma anlaşması yaptı, bu şirketlerin 6'sı imalat sanayinde faaliyet gösteriyor. İmalat sanayindeki bu 6 yeniden yapılandırma anlaşması bağıtlanan şirketlerin toplam yapılandırılan borcu ise 6.17 milyar lira oldu. Bu yılın en yüksek borç yapılandırması martta 8 şirketin 13 milyar lirayı bulan borcunun anlaşmaya bağlanması oldu. 2025 yılının tamamında 42 şirketin 58.3 milyar liralık borcu yeniden yapılandırılmıştı. 2025 yılında eylülde tek bir şirketin 34.2 milyar liralık borç yapılandırması aslında yılın tamamının belirleyicisi oldu. Küçük ölçekli yapılandırmada ise eylülde 100 milyon lira altı borçlarını 2 şirket yapılandırdı ve büyüklük 119 milyon lira oldu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Finansal yapılandırma bankaların üçte biri</span></h2>
<p>Finansal yeniden yapılandırma anlaşmasına dahil olmayan bankaların kendi inisiyatifleriyle 2019’da finansal yeniden yapılandırma anlaşmasının başlangıcından bu yıl haziran sonuna kadar yapılandırdıkları borç miktarı ise 1 trilyon 446 milyar liraya ulaştı. Aynı dönemde yani 2019'da başlangıçtan eylül sonuna anlaşmayla yapılandırılan borç büyüklüğü 416.7 milyar lira oldu. Bankaların kendi inisiyatifleriyle yaptıkları yapılandırmanın üçte birinde kaldı. TBB verilerine göre geçen yıl Ocak-Aralık 2025 döneminde 84 adet firma 100 milyon TL ve üstü borçlular için kapsamına alındı, 42 adet firmanın anlaşması bağıtlandı. Bu yıl ocak-eylül döneminde ise 108 firma 100 milyon TL ve üstü borçlular için kapsamına alındı 52 adet firmanın anlaşması tamamlandı. 2026’nın ilk dokuz ayında başvuru ve bağıtlanan anlaşma sayısı geçen yılın tamamını aştı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/borc-yapilandirma-ihtiyaci-buyuyor-91127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/7/1280x720/para-lira-tl-1793679229.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Finansmana erişim güçlüğüyle bilanço yönetiminde zorlanan borçlu şirketler finansal yeniden yapılandırma için bankaların kapısını çalıyor. Geçen hafta Kale Seramik borç yapılandırması istedi. TBB verilerine göre yılın 9 ayında 34.2 milyar liralık borç yapılandırıldı, yapılandırmaya 108 firma başvurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dior-ve-dogad-yuksek-arsa-maliyetleri-icin-siyasi-destek-arayacak-91201</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> DİOR ve DOGAD yüksek arsa maliyetleri için siyasi destek arayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Diyarbakır "Terörsüz Türkiye" vizyonunun en büyük dayanağı olan ekonomik ve bölgesel kalkınma hamleleriyle geleceğini inşa etmek istiyor. Hepimiz biliyoruz ki; huzurun kalıcılaşması, istihdamın artması ve gençlerin üretime kazandırılmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Siyasi iradenin bölgesel kalkınmaya verdiği destek bu yüzden hayati önem taşıyor.</p>
<p>Sanayi  yatırımları planlarken, kentin yükünü sırtlayan küçük ve orta ölçekli işletmeleri (KOBİ), yani ekonominin kılcal damarlarını oluşturan esnafımızı göz ardı edersek, kalkınma hikayemiz yarım kalır.</p>
<p>Bugün Diyarbakır’da tam da bu kırılma noktalarından birini yaşıyoruz. Gündemimiz yıllardır  kentin ve koca bir bölgenin kereste, ağaç ve orman ürünleri ihtiyacını göğüsleyen, ancak şehir merkezinde sıkışıp kalan Direkhane esnafı.</p>
<p>S.S. DİOR Karma Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi ve Doğu ve Güneydoğu Ağaç ve Orman Ürünleri Üretici Derneği (DOGAD), hem kent merkezini nefes aldırmak hem de esnafı modern üretim alanlarına kavuşturmak amacıyla harika bir modern sanayi sitesi projesi hazırladı. Bu taşınma projesi lüks bir ticari talep değil; kentin güvenliği, sağlığı, estetiği ve istihdam hacminin korunması adına kentsel bir zorunluluktur.</p>
<p>Diyarbakır Valiliği ve yerel yönetimlerin bu konudaki yapıcı, vizyoner yaklaşımları sayesinde arsa temini noktasında bugüne kadar çok önemli bir mesafe kat edildi. Buraya kadar her şey umut vericiydi. Fakat ne yazık ki, merkezi idarenin mali politikaları, bu güzel projeyi tam da uygulama aşamasında adeta bir duraklama dönemine soktu.</p>
<p>Proje için tahsisi düşünülen kamu arazisine istenen metrekare birim fiyatları, esnafın adeta belini büküyor. Rakamlar öyle bir noktada ki; altyapısı tamamen bitmiş çevre Organize Sanayi Bölgelerindeki (OSB) arsa bedellerinin tam beş katı!</p>
<p>Diyarbakır esnafının bu fahiş bedelleri ödemesi mümkün mü? Elbette değil. Sektör temsilcilerinin de haklı olarak haykırdığı gibi: Temel amaç bir kamu arazisinin ticari ranta dönüştürülmesi olmamalıdır. Amaç; kentsel dönüşümü hızlandırmak, üreticiyi desteklemek ve istihdam yaratmaktır. Arazi bedelleri  kamu yararı gözetilerek belirlenmelidir.</p>
<p>Bu tıkanıklığı aşmak isteyen DİOR Kooperatifi ve DOGAD yönetimi, konuyu Diyarbakır’daki tüm siyasi partilerin il başkanlıklarına taşımaya hazırlanıyor. Hazırlanan ortak basın açıklaması taslağıyla siyasete tam bir “Güç Birliği” çağrısı yapıyorlar.</p>
<p>Siyasi partilerin masasına sunulacak olan 4 maddelik "Acil Talep Listesi" ise aslında çözümün ne kadar net olduğunu gösteriyor:</p>
<ol>
<li>Arsa tahsis bedelleri, bölgenin ekonomik gerçekleri ve deprem sonrası finansal koşullar dikkate alınarak acilen aşağı çekilmesi</li>
<li>Yakın çevredeki altyapısı tamamlanmış OSB'lerdeki makul tahsis fiyatları bu proje için de emsal kabul edilmesi</li>
<li>Küçük ve orta ölçekli üreticinin alım gücü gözetilerek indirimli, uzun vadeli ve esnek taksitlendirme imkanları sunulması</li>
<li>İlgili bakanlıklar, Valilik, yerel yönetimler ve sektör temsilcilerinin katılımıyla acilen çözüm odaklı bir ortak akıl süreci başlatılması</li>
</ol>
<p>Diyarbakır’ın siyasi aktörlerine düşen görev; bu haklı çağrıya kulak tıkamak değil, esnafın elinden tutmaktır. Çünkü bu proje hayata geçtiğinde sadece Direkhane esnafı kazanmayacak; Diyarbakır trafiği, kent güvenliği, bölge istihdamı ve en nihayetinde Türkiye’nin yerel kalkınma vizyonu kazanacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dior-ve-dogad-yuksek-arsa-maliyetleri-icin-siyasi-destek-arayacak-91201</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyarbakır &quot;Terörsüz Türkiye&quot; vizyonunun en büyük dayanağı olan ekonomik ve bölgesel kalkınma hamleleriyle geleceğini inşa etmek istiyor. Hepimiz biliyoruz ki; huzurun kalıcılaşması, istihdamın artması ve gençlerin üretime kazandırılmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Siyasi iradenin bölgesel kalkınmaya verdiği destek bu yüzden hayati önem taşıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kso-meslek-komiteleri-musterek-toplantisi-gerceklestirildi-91199</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KSO Meslek Komiteleri Müşterek Toplantısı gerçekleştirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası (KSO), 10. dönemin ilk Meslek Komiteleri Müşterek Toplantısı’nı Bodrum Kefaluka Otel’de yoğun katılımla gerçekleştirdi.</p>
<p>Dört yıllık yeni dönemin ilk buluşmasında meclis üyeleri, meslek komitesi başkanları ve üyeleri bir araya gelerek tanışma ve kaynaşma fırsatı bulurken, Oda mevzuatı ve organların işleyişine ilişkin de görüş alışverişinde bulunuldu. Program kapsamında Cumhuriyetimizin 103. kuruluş yıl dönümü de kutlandı.</p>
<p>Toplantının öne çıkan gündemlerinden biri olan çalıştayda ise KSO’yu ve Kocaeli sanayisini yeni dönemde bekleyen fırsatlar ve tehditler ele alındı. Meslek komitesi üyelerinin değerlendirmeleri doğrultusunda gerçekleştirilen çalışmada, sanayinin geleceğine yön verecek gelişmeler üzerinde duruldu. KSO Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, yeni dönemin yol haritası oluşturulurken Made in EU düzenlemesi, Çin kaynaklı rekabet ve yapay zekâ alanındaki gelişmelerin yakından takip edileceğini vurguladı.</p>
<h2>“A Sınıfı Mükemmel Oda statüsünü koruyoruz”</h2>
<p>Programda konuşan Kocaeli Sanayi Odası Meclis Başkanı Hasan Tahsin Tuğrul, “TOBB Akreditasyon Sistemi kapsamında 24 yıldır ‘A Sınıfı Mükemmel Oda’ statüsünü koruyoruz. A Grubu-Mükemmel Oda olarak elbette bazı sorumluluklarımız var. Bunlardan en önemlilerinden biri stratejik plan çalışmamız. Bu çerçevede 2027-2030 stratejik planımızı hazırlamak adına gerçekleştireceğimiz çalıştay, önümüzdeki dört yıl içerisinde Oda olarak hangi çalışmalara ve projelere yönelmemiz gerektiğini bizlere gösterecek” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Yeşil kampüs kurmak ilk hedefimiz olacak”</h2>
<p>4 yıllık oda faaliyetlerini aktaran Zeytinoğlu, “4 yılda bütçemizi 3,5 katına çıkardık. Odamıza 20 milyon dolar değere sahip yeni hizmet binası kazandırdık. Yeni hizmet binamızla birlikte, mevcut oda binamızın yenilenmesi ve “Yeşil kampüs kurmak” ilk hedefimiz olacak.   Savunma sanayi şirketimiz KSS, artık çok başarılı işler yapıyor. ASELSAN’ın önemli partnerlerinden biri oldu. Savunma Sanayi İl Buluşmaları, Match4Industry gibi programlarla Kocaeli’de güçlü bir savunma sanayi ekosistemi oluşturduk.   Oda olarak ortağı olduğumuz Kocaeli Model Fabrika’dagüzel işler yapmak istiyoruz. Afete hazır sanayi için APELL projemiz kapsamında telsiz kurulumları ve AFAD ile görüşmelerimiz kesintisiz bir şekilde devam etti. 37 firma ve OSB’nin sisteme entegrasyonunu tamamladık.   İlimizdeki 14 OSB sayısını ıslah OSB’lerle artırmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>Çalıştay kapsamında gerçekleştirilen anket ve değerlendirmelerde, sanayicilerin karşı karşıya olduğu temel sorunlar da ele alındı. Artan iş gücü ve girdi maliyetleri, Çin kaynaklı rekabet baskısı, uluslararası ticarette yaşanan zorluklar, finansmana erişim sorunları ve yüksek finansman maliyetleri öne çıkan başlıklar oldu. Değerlendirmelerde, Kocaeli’nin stratejik coğrafi konumu, liman altyapısı ve ulaşım imkanları ise kentin sanayisi açısından önemli fırsatlar arasında gösterildi.</p>
<p>Çalıştay sonuçlarını değerlendiren Zeytinoğlu, “10. dönemimizde hep birlikte başarılı işlere imza atacağız. Cumhuriyetimizin bizlere emanet ettiği üretim, kalkınma ve çağdaşlaşma hedefleri doğrultusunda; Kocaeli sanayisi olarak ülkemizin geleceğine katkı sunmaya, üretmeye ve daha güçlü bir Türkiye için çalışmaya kararlılıkla devam edeceğiz” şeklinde konuştu.   </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kso-meslek-komiteleri-musterek-toplantisi-gerceklestirildi-91199</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/9/1280x720/kso-meslek-komiteleri-musterek-toplantisi-gerceklestirildi-1793706458.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Sanayi Odası, 10. dönemin ilk Meslek Komiteleri Müşterek Toplantısı’nı Bodrum’da gerçekleştirdi. Yeni dönemin yol haritasının ele alındığı çalıştayda sanayicilerin maliyet, finansmana erişim ve Çin kaynaklı rekabet sorunları değerlendirilirken, KSO Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu Made in EU, yapay zekâ ve yeşil kampüs çalışmalarının öncelikli gündemleri arasında yer alacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-fomosu-herkes-kosuyor-peki-nereye-91161</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ FOMO’su: Herkes koşuyor, peki nereye?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ konusunda bugünlerde tuhaf bir telaş içindeyiz. Her gün yeni bir araç, yeni bir model, yeni bir uygulama çıkıyor. Şirketler yapay zekâ stratejilerini açıklıyor, yöneticiler AI projelerini duyuruyor, çalışanlar yeni araçları öğrenmeye çalışıyor.</p>
<p>Kimse geride kalmak istemiyor.</p>
<p>FOMO (Fear of Missing Out), yani bir şeyleri kaçırma korkusu, teknoloji dünyasında yeni bir biçim aldı. Artık yalnızca bir etkinliği, fırsatı veya trendi kaçırmaktan korkmuyoruz; geleceği kaçırmaktan korkuyoruz.</p>
<p>Ama bu telaşın içinde önemli bir soruyu atlıyor olabiliriz: Herkesin koştuğu yere gitmek zorunda mıyız? Daha önemlisi, nereye gittiğimizi biliyor muyuz?</p>
<p>Yapay zekânın potansiyeli kuşkusuz büyük. İş yapış biçimlerimizi, üretkenliği, karar alma süreçlerini ve meslekleri dönüştürüyor. Fakat her yeni teknolojiyi kullanma zorunluluğu hissetmek, onu gerçekten anlamak ve doğru kullanmakla aynı şey değil.</p>
<p><strong>Hız başka muhakeme başka</strong></p>
<p>Yapay zekâyı kullanırken dikkatimi çeken bir nokta var. Çok iyi bildiğimiz, yıllarca deneyim kazandığımız bir konuda ona soru sorduğumuzda cevaplarının sınırlarını görebiliyoruz. Bazen yüzeysel kaldığını, bazen ortalama bir düşünceyi tekrar ettiğini, bazen de çok önemli bir ayrıntıyı atladığını fark ediyoruz. Deneyimimiz bize bir kontrol mekanizması sağlıyor.</p>
<p>Peki hiç bilmediğimiz bir konuda?</p>
<p>Orada durum değişiyor. Karşımızda düzgün kurgulanmış, tutarlı ve kendinden emin bir cevap var. Ama cevabın ne kadar doğru, ne kadar eksik veya yanıltıcı olduğunu değerlendirecek bilgi birikimimiz olmayabiliyor. Ve doğru kabul ediyoruz.</p>
<p>Bilmediğimiz konuda, bilmediğimizi de bilemeyebiliyoruz.</p>
<p>İşte benim asıl kaygım burada başlıyor. Yapay zekânın yanlış cevap vermesinden çok, bizim o cevabı sorgulamadan doğru kabul etmemiz. Yapay zekâya güvenmekle düşünme sorumluluğunu ona devretmek arasında büyük bir fark var.</p>
<p>Üstelik sürekli felaket senaryoları, işlerin ortadan kalkacağına ilişkin haberler ve yapay zekâ ajanlarının kontrol dışına çıkabileceğine dair gelişmelerle karşı karşıyayız. Hugging Face üzerinde gerçekleşen ajan saldırıları gibi olaylar da bu kaygıları besliyor.</p>
<p>Böyle bir ortamda liderlerin bir başka sorumluluğu, kendi muhakemelerini bu olumsuz haber akışına ve teknoloji paniğine teslim etmemek.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>İnsanı insan yapan dört özellik hâlâ önemli</strong></span></p>
<p>Yapay Zeka alanında yazılan kitaplar, bir yandan okuyucuları çekiyor, bir yandan hızla güncelliklerini yitiriyor. Bazıları ise Yapay Zeka çılgınlığına bariyer koyuyor. Dr. Eve Poole’un <em>Robot Souls: Programming in Humanity</em> kitabında ortaya yaklaşım bence hem kayda değer hem de burada anlatmaya değer.  Poole, teknoloji açısından <strong>gereksiz veya verimsiz </strong>görülebilecek bazı insani özelliklerimizi, bizi insan yapan temel nitelikler olarak ele alıyor.</p>
<p>Şöyle:</p>
<ol>
<li><strong> Duygularımız ve empati kurabilmemiz.</strong></li>
</ol>
<p>İnsan yalnızca mantığıyla karar vermez. Sevinir, korkar, üzülür, başkalarının acısını hisseder. Duygularımız, insanlığın evrimsel yolculuğu boyunca gelişmiş; tehlikeleri fark etmemizi, birbirimize bağlanmamızı, iş birliği yapmamızı ve hayatta kalmamızı sağlamıştır. Bazen bizi yanlış kararlara sürükleseler de duygularımız bir kusur değil, insan olmanın ve birlikte yaşayabilmenin temel koşullarından biridir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Sezgilerimiz: Verilerin Söyleyemedikleri</strong></li>
</ol>
<p>Bir ortaklık görüşmesi sırasında, daha en başından birlikte çalışmak istemediğim bir kişi vardı. Nedenini tam olarak açıklayamıyordum ama içime sinmeyen bir şeyler vardı. Yönetici ekibim, iş kararlarına sezgileri karıştırmanın doğru olmadığına beni ikna etti. Kâğıt üzerinde her şey mantıklı görünüyordu. Sonunda ben de ikna oldum. Ancak sonrasında, büyük bir zararın eşiğinden dönerken sezgilerimin ne kadar doğru olduğunu hep birlikte anladık.</p>
<p>Her kararın arkasında eksiksiz veri ve kusursuz bir hesaplama yoktur. Bazen geçmiş deneyimlerimizden, bazen de açıklamakta zorlandığımız bir histen hareket ederiz. Elbette sezgilerimiz bizi yanıltabilir. Ama bana göre <strong>belirsizlik karşısındaki en güçlü silahlarımızdan biridir.</strong></p>
<ol start="3">
<li><strong> Merakımız ve hata yapabilmemiz.</strong></li>
</ol>
<p>İnsan yalnızca doğru cevapları arayan bir varlık değildir. Soru sorar, dener, yanılır, bazen de hiç aramadığı bir şeyi keşfeder. Hata yapmak bir algoritma için düzeltilmesi gereken bir kusur olabilir. İnsan içinse öğrenmenin, yaratıcılığın ve gelişmenin önemli yollarından biridir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Değerlerimiz, Hedeflerimiz ve Hikâyelerimiz</strong></li>
</ol>
<p>İnsan yalnızca neyin mümkün olduğunu değil, neyin doğru ve anlamlı olduğunu da sorgular. Kararlarımızı sadece verimlilik veya kazanç belirlemez. Adalet, vicdan, sadakat ve sorumluluk gibi değerlerimiz vardır.</p>
<p>Ama bence asıl önemli olan <strong>hedef belirleyebilmemizdir.</strong> Yapay zekâ bize bir hedefe nasıl ulaşacağımızı söyleyebilir, hatta bizden çok daha iyi yollar bulabilir. Ancak hangi hedefin peşinden gitmeye değer olduğuna, neyi neden istediğimize karar vermek bizim işimizdir. Bize yol gösteren de değerlerimiz, vicdanımız ve hayatta neyin gerçekten önemli olduğunu belirleyen iç pusulamızdır.</p>
<p>Bir de hikâyelerimiz var. Yaşadıklarımızı, başarılarımızı, hatalarımızı ve öğrendiklerimizi hikâyelere dönüştürürüz. Böylece yalnızca kendi hayatımıza anlam katmakla kalmaz, deneyimlerimizi ve değerlerimizi gelecek kuşaklara aktarırız.</p>
<p><strong>Çünkü insan yalnızca kendisine verilen hedefleri gerçekleştiren değil, kendi hedeflerini seçen ve arkasında bir hikâye bırakan varlıktır.</strong></p>
<p>Bu özellikler bir algoritma açısından verimsizlik sayılabilir. durup dururken sinirlenen bir insan bir projeyi yavaşlatabiliyor.  Ama insan hayatında anlamın, ilişkilerin ve kararların temelini bu defolarımız oluşturuyor.</p>
<p>Yapay zekâ çağında asıl tehlike, makinelerin bize benzemeye başlaması değil, bizim giderek makinelere benzemeye çalışmamız değil mi.</p>
<p><strong>Çünkü teknolojiyle yarışırken bizi insan yapan özelliklerimizi köreltirsek, yarışı kazansak bile kaybedeceğimiz çok şey var.</strong></p>
<p><strong>Bir de güven meselesi var.</strong></p>
<p>Yapay zekânın potansiyeli üzerine bütün bu iyimser konuşmaların arasında liderliğin değişmeyen bir görevi bulunuyor: Organizasyonu da bu yolculuğa birlikte çıkarmak.</p>
<p>Çalışanların yapay zekâya güvenmesi gerekiyor. Ama yalnızca teknolojiye değil, bu dönüşümü yöneten liderlere de güvenmeleri gerekiyor.</p>
<p>İnsanlara yeni araçları kullanmayı öğretmek yeterli değil. Neden kullandığımızı, hangi problemi çözdüğümüzü, hangi kararları makineye bırakmayacağımızı da anlatmalıyız.</p>
<p>Bu hepimiz için bir öğrenme eğrisi. Denemek, yanılmak, sorgulamak ve birlikte öğrenmek zorundayız. Çalışanları bu dönüşümün seyircisi değil, öznesi haline getirmeliyiz.</p>
<p>Çünkü dönüşüm, insanlara yeni bir teknoloji yüklemekle değil, onlarla birlikte yeni bir çalışma ve düşünme biçimi geliştirmekle gerçekleşiyor.</p>
<p><strong>Belki de asıl liderlik sınavı burada.</strong></p>
<p>Yapay zekâ çağında liderin görevi her yeni teknolojinin peşinden koşmak değil; hangisinin gerçekten değer yaratacağını ayırt edebilmek. Herkesin heyecanına kapılmadan yönünü belirlemek, belirsizlik karşısında sağduyusunu korumak ve insanları bu yolculuğa güvenle dahil etmek.</p>
<p><strong>Geleceğin nasıl şekilleneceğini bugün kimse tam olarak bilmiyor. Ama nasıl bir gelecek istediğimiz üzerine düşünmek hâlâ bizim sorumluluğumuzda.</strong></p>
<p>Benim için asıl soru şu:</p>
<p>Yapay zekâyı ne kadar geliştireceğimiz değil, onu kullanırken kendi düşünme yeteneğimizi ne kadar geliştirebileceğimiz.</p>
<p>Çünkü belki de yapay zekâ çağının en büyük riski, makinelerin bizim yerimize düşünmesi değil; bizim artık düşünmemize gerek olmadığını sanmamız.</p>
<p><strong>Herkes koşuyor. Ama liderlik bazen koşmak değil, durup doğru yöne bakabilmektir.</strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt; color: #34495e;">Kıyamet senaryoları arasında liderliği korumak</span></strong></p>
<p>Yapay zekâ konusunda bir başka tehlike de geleceğe ilişkin muhakememizin sürekli felaket senaryoları ve negatif haber dili tarafından şekillendirilmesi.</p>
<p>Bir gün milyonlarca işin ortadan kalkacağını, ertesi gün yapay zekânın insan kontrolünden çıkacağını okuyoruz. Bir başka gün ise bütün sorunlarımızı çözecek mucizevi bir teknolojinin eşiğinde olduğumuz söyleniyor.</p>
<p>Bu iki uç arasında sağlıklı bir değerlendirme yapmak giderek zorlaşıyor.</p>
<p>Oysa bir liderin görevi ne tehlikeleri küçümsemek ne de korkuların yönetimine girmek. Olasılıkları, kanıtları ve gerçekleşmiş sonuçları birbirinden ayırabilmek. Bir gelişmenin ne kadar mümkün olduğunu, ne kadar yakın olduğunu ve kendi organizasyonu için gerçekten ne ifade ettiğini sorgulamak.</p>
<p>Çünkü korku da aşırı iyimserlik de muhakemeyi bozabilir.</p>
<p>Belki de bugün liderlerin en çok ihtiyaç duyduğu yetkinliklerden biri, bilgi bolluğu içinde sağduyularını koruyabilmek. Her habere tepki vermek yerine, hangi gelişmenin gerçekten önemli olduğunu ayırt edebilmek.</p>
<p>Geleceği felaket senaryolarına teslim etmek de, teknolojiye sınırsız güvenmek de bir tür düşünme tembelliği olabilir.</p>
<p>Ben burada bir cümleyi özellikle önemsiyorum:</p>
<p>Liderlik, belirsizliği ortadan kaldırmak değil; belirsizlik karşısında düşünme ve karar verme kapasitesini korumaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-fomosu-herkes-kosuyor-peki-nereye-91161</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/1/1280x720/yapay-1793691766.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ FOMO’su: Herkes koşuyor, peki nereye? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/konut-satisinda-kisiye-ozel-odeme-donemi-91156</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut satışında kişiye özel ödeme dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Konut kredisi faizlerinin yüksek seyretmesi ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler, gayrimenkul sektöründe satış stratejilerini yeniden şekillendiriyor. Konutun toplam fiyatının yanı sıra peşinat, vade ve taksitlerin hane bütçesine uyumu satın alma kararında giderek daha fazla önem kazanıyor. Şirketlerin kendi kaynaklarıyla oluşturduğu finansman modelleri öne çıkarken, Ege Yapı da farklı gelir gruplarına yönelik projelerinde kişiye özel ödeme planları uyguluyor.</p>
<p>Konut alıcılarının beklentilerinin değiştiğine dikkat çeken Ege Yapı GYO Genel Müdürü Didem Güneş, “Müşterimizin elindeki peşinatı, aylık ne kadar ödeyebileceğini ve ileride beklediği gelirleri birlikte değerlendiriyoruz. Kişiye özel fiyat değil, kişiye özel ödeme planı hazırlıyoruz. Bugün kendi bünyemizde Bahçeada’da 60 aya, Göktürk’te 48 aya, Hasköy’de 36 aya kadar vade imkânı sunuyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<h2>İstanbul'da üç proje hazırlığı </h2>
<p>İstanbul ve İzmir'deki mevcut projelerin yanı sıra yeni yatırımlara da hazırlandıklarını belirten Ege Yapı GYO Genel Müdürü Didem Güneş, projelerle ilgili şu bilgileri verdi: "Ekim ayında satışa sunduğumuz Bahçeada Bahçeşehir projemize yönelik kampanyanın ilk 10 gününde yaklaşık 10 bin talep aldık. Dört etapta 2 bin 457 konut ve 15 ticari üniteden oluşan projemizde yaklaşık 600 konutluk ilk etabın yüzde 30'unu sattık. Satışların bir bölümü kampanya öncesindeki ön talep döneminde gerçekleşti. İstanbul'da Hasköy, Göktürk, Bahçeşehir ve Çekmeköy OrmanYaka olmak üzere dört aktif projemiz var. Orman- Yaka'da teslimlere başladık. Ömerli'de yeni bir arsa için anlaşma imzaladık. Çekmeköy'de kat karşılığı sözleşme yaptık. Şile'de de farklı bir konseptle yeni projeye hazırlanıyoruz. İzmir'de altı proje için imza attık. Bunların üçü satışta, üç yeni projemiz de gelecek. Alsancak ve Kordon'da inşaat ve satışlarımız sürerken Urla Kekliktepe'de teslimlere başladık. Azimut Portföy ve Quvars Invest iş birliğiyle Karamürsel'de orta gelir grubuna hitap edecek, daha ekonomik bir konsept üzerinde çalışıyoruz."</p>
<h2>"Finansal dayanıklılığı koruyacağız" </h2>
<p>Ege Yapı Avrupa GYO, 2026'nın ilk yarısında 3,25 milyar TL hasılat, 1,12 milyar TL brüt kâr ve 707,1 milyon TL net dönem kârı elde ederken, toplam varlıkları 7,42 milyar TL'ye, özkaynakları ise 2,67 milyar TL'ye ulaştı. Şirketin finansal borçlarının toplam varlıklarına oranı yüzde 10 seviyesinde gerçekleşti. Finansal yapının yeni yatırımlar açısından önemine dikkat çeken Güneş, “Mevcut projelerimizi ilerletirken yeni yatırım fırsatlarını da finansal disiplin içinde değerlendiriyoruz. Kaynaklarımızı projelerimizin ihtiyaçlarına, inşaatın ilerleme sürecine ve tahsilat takvimine göre planlıyoruz. Önceliğimiz, finansal dayanıklılığımızı koruyarak üretime ve yeni yatırımlara devam etmek. İstanbul ve İzmir başta olmak üzere güçlü olduğumuz pazarlarda, bölgenin ihtiyacına uygun projelerle kontrollü büyümeyi hedefliyoruz” İfadelerini kullandı.</p>
<h2>Yapay zekâ ile randevu oranı %20 arttı </h2>
<p>Satış süreçlerinde yapay zekâ kullanımını artırdıklarını belirten Güneş, “2026'nın başında devreye aldığımız yapay zekâ destekli çağrı sistemimiz ile günde yaklaşık 3 bin 500 kişiye ulaşıyoruz. Ezgi isimli yapay zekâ asistanımız, daha önce projelerimizle ilgilenen müşterilerimize yeniden ulaşarak projelerimizi anlatıyor ve ilgilenen kişileri satış ekiplerimize yönlendiriyor. Bu sistem sayesinde randevu alma oranımızda en az yüzde 20 artış sağladık. Sonrasında görüşmelere satış uzmanlarımız devam ediyor” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">YUNANİSTAN'DA GOLDEN VİSA VE KİRA GELİRİNİ BİRLEŞTİREN YATIRIM MODELİ</span></h2>
<p>Ege Yapı, Yunanistan'ın Halkidiki bölgesinde geliştirdiği Oliville Halkidiki projesiyle yurt dışı gayrimenkul yatırımlarını sürdürüyor. Golden Visa programı kapsamında pazarlanan 176 üniteli projenin yaklaşık yarısının satıldığını açıklayan Ege Yapı GYO Genel Müdürü Didem Güneş, Wyndham ile yapılan anlaşma kapsamında profesyonel kiralama yönetimi uygulanacağını belirtti. Halkidiki'nin Bahçeada ile birlikte en fazla talep alan projeleri arasında bulunduğunu ve Yunanistan'da yeni yatırım fırsatlarını araştırdıklarını ifade eden Güneş, "Müşterimize Golden Visa imkânının yanında kira geliri elde edebileceği bir model sunuyoruz. Ünitelerin işletme standartlarının belirlenmesi için Wyndham ile anlaştık. Müşterimiz bir yatırım yapıyorsa bunun pasif gelir açısından da bir anlamı olsun istedik" dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/konut-satisinda-kisiye-ozel-odeme-donemi-91156</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/6/1280x720/didem-gunes-1793687534.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konutta artık satış fiyatı kadar peşinat, vade ve taksit planlaması da öne çıkmaya başladı. Ege Yapı GYO Genel Müdürü Didem Güneş, alıcıların ödeme gücüne ve gelir beklentilerine göre kişiye özel finansman modelleri oluşturduklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bumev-burs-destegini-300-ogrenciye-cikariyor-91174</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BUMEV, burs desteğini 300 öğrenciye çıkarıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’da eğitim ve sosyal hizmet alanındaki çalışmalarıyla faaliyetlerini sürdüren Muş Eğitim ve Hizmet Vakfı (BUMEV), üniversite öğrencilerine yönelik burs desteğini artırma kararı aldı. Geçen yıl Türkiye genelinde 250 öğrenciye burs veren vakıf, bu yıl bursiyer sayısını 300’e çıkaracak. BUMEV üyeleri, Podyum Davet’te düzenlenen geleneksel Dayanışma ve İstişare Toplantısı’nda bir araya geldi. Geçen yılın faaliyetlerinin değerlendirildiği toplantıda, vakfın yeni dönem hedefleri ve eğitim desteklerine ilişkin planlamaları paylaşıldı. Toplantının açılışında konuşan BUMEV Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akın, vakfın çalışmalarına katkı sunan üyelere teşekkür ederek, eğitime verilen desteğin yalnızca maddi yardımla sınırlı kalmaması gerektiğini vurguladı. Akın, “İyilik, yalnızca bir ihtiyacı gidermek değildir. Asıl iyilik, bir insanın hayatında kalıcı bir güzelliğe vesile olabilmektir. Bazen bir gencin hayatını değiştiren şey yalnızca maddi destek değil, kendisine inanan bir insanın varlığıdır. Biz yalnızca yardım eden değil, insan yetiştiren, umut veren ve geleceğe yön veren bir vakıf olmalıyız” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae98db1f20c4-1793691057.jpeg" alt="" width="710" height="511" /></p>
<h2><strong>“250 öğrencinin 116’sı Bursa’da”</strong></h2>
<p>BUMEV Yönetim Kurulu Üyesi Ali Karagüzel ise yaptığı sunumda vakfın burs faaliyetlerine ilişkin verileri paylaştı. Geçen yıl 40 ildeki 56 üniversitede öğrenim gören 250 öğrenciye burs sağlandığını belirten Karagüzel, bursiyerlerin 116’sının Bursa’da, 18’inin İstanbul’da, 9’unun Ankara’da, 8’inin Malatya’da ve 6’sının Muş’ta bulunduğunu bildirdi. Diğer illerde ise toplam 93 öğrenciye burs verildiğini kaydetti. Bursiyerlerin bölüm dağılımına ilişkin bilgiler de paylaşan Karagüzel, 65 öğrencinin tıp, 14 öğrencinin diş hekimliği, 29 öğrencinin mühendislik, 21 öğrencinin hukuk, 20 öğrencinin hemşirelik ve 12 öğrencinin sınıf öğretmenliği bölümlerinde eğitim gördüğünü söyledi. Diğer bölümlerde öğrenim gören 89 öğrenci de vakfın burs desteğinden yararlandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae98d8753ae6-1793691015.jpeg" alt="" width="742" height="612" /></p>
<h2><strong>“STK’larla iş birliği vurgusu”</strong></h2>
<p>Toplantıda söz alan sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve vakıf üyeleri de BUMEV yönetiminin çalışmalarını değerlendirerek yeni dönem hedeflerine destek verdi. Vakfın Bursa’daki farklı sivil toplum kuruluşlarıyla geliştirdiği iş birliklerinin önemine dikkat çeken katılımcılar, BAL-GÖÇ, DAĞDER, RUMELİFED ve Batı Trakya Vakfı ile yürütülen ortak çalışmaların daha kapsayıcı bir dayanışma modeline katkı sunduğunu ifade etti. Ahmet Akın ise vakfın hedefinin yalnızca güçlü bir bağışçı çevresi oluşturmak olmadığını belirterek, entelektüel birikimi yüksek, ortak akla dayalı ve kolektif bilinçle hareket eden bir dayanışma kültürü oluşturmayı amaçladıklarını söyledi. Akın, “Oku, üret, yardımlaş, temsil et ve iz bırak” anlayışıyla gelecek nesillerin yetişmesine katkı sunmayı sürdüreceklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bumev-burs-destegini-300-ogrenciye-cikariyor-91174</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/4/1280x720/bumev-burs-destegini-300-ogrenciye-cikariyor-1793690985.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Muş Eğitim ve Hizmet Vakfı, üniversite öğrencilerine yönelik burs desteğini bu yıl 250’den 300’e yükseltiyor. Geçen yıl 40 ilde 56 üniversitede öğrenim gören öğrencilere burs sağlayan vakıf, yeni dönemde eğitim desteklerini genişletmeyi hedefliyor. BUMEV Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akın, “Asıl iyilik, bir insanın hayatında kalıcı bir güzelliğe vesile olabilmektir” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ekim-ayinda-domates-miktari-azaldi-fiyati-yuzde-100den-fazla-artti-91126</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 02:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Domatesin miktarı azaldı, fiyatı yüzde 100’den fazla arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası tarafından hazırlanan Antalya Toptancı Halleri 2026 yılı Ekim ayı endeksi açıklandı. Buna göre, miktar endeksleri domateste 15, meyvede 37 ve sebzede 25, fiyat endeksleri ise domateste 5281, meyvede 2950 ve sebzede 3601 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Ekim ayı miktar endeksi aylık domateste yüzde 17,91, sebzede yüzde 27,24 artarken, meyvede yüzde -20,30 azaldı. Yıllık bazda ise domates yüzde eksi -15,15, meyve yüzde eksi -19,88, sebze de yüzde eksi -8,22 azaldı.</p>
<p>Domates, meyve ve sebze miktar endeksi yıllık ortalama civarında, fiyat endeksleri ise yıllık domateste ortalama üstü, sebzede ortalama civarında, meyvede ise ortalamanın altında gerçekleşti</p>
<p><strong>Domates fiyatı yüzde 101,2 arttı</strong></p>
<p>Ekim ayında domates fiyat endeksi yıllık bazda yüzde 101,29 arttı. Aynı dönemde domatesin yıllık işlem miktarı ise yüzde eksi -15,15 azaldı. Miktardaki azalış fiyat endeksi artışında etkili oldu. Meyve fiyat endeksi yıllık yüzde eksi  -13,99 azalırken, bu azalış miktardaki yüzde eksi -19,88 düşüşe rağmen yaşandı. Ekim ayında sebze fiyat endeksi yıllık yüzde 62,11 arttı. Aynı dönemde sebzenin yıllık işlem miktarı yüzde ise eksi -8,22 azaldı. Bu durum fiyat endeksindeki yükselişte etkili oldu.</p>
<p><strong>Son 7 yılda domates ve sebze fiyatlarında rekor artış</strong></p>
<p>Ekim ayında, son yedi yılın verilerine göre, domates ve sebze satış miktarı ortalama, meyve satış miktarı ortalamanın altında, domates ve sebze fiyat endeksleri ise rekor seviyede artarken meyve fiyat endeksi ise rekor seviyede düşüş gösterdi.</p>
<p>Domates işlem miktar endeksi yüzde 17,91 artarken, işlem fiyat endeksi yüzde 92,70 ile rekor artış gösterdi. Son yedi yılın Ekim ayları dikkate alındığında, işlem miktar endeksi beşinci en büyük artış olarak kaydedildi.</p>
<p>Ekim ayında meyve işlem miktar endeksi yüzde eksi -20,30 ile rekor azalış, işlem fiyat endeksi yüzde ise eksi -2,28 ile rekor düşüş olarak tabloya yansıdı. Ekim ayında sebze işlem miktar endeksi yüzde 27,24, işlem fiyat endeksi yüzde 44,24 artış gösterdi. Son yedi yılın Ekim ayları dikkate alındığında, işlem miktar endeksi altıncı en büyük artış, son yedi yılın Ekim ayları dikkate alındığında ise işlem fiyat endeksi ikinci en büyük artış olarak tabloya yansıdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ekim-ayinda-domates-miktari-azaldi-fiyati-yuzde-100den-fazla-artti-91126</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/6/1280x720/ekim-ayinda-domates-miktari-azaldi-fiyati-yuzde-100den-fazla-artti-1793660772.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Toptancı Halleri&#039;nde ekim ayında domates miktarı azalırken, fiyatı yüzde 100’den fazla arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-alanya-otoyolu-2028e-yetistirilecek-91125</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 02:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Antalya-Alanya otoyolu 2028’e yetiştirilecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin, Karayolları 13. Bölge Müdürü Hasan Sarıoğlan ve Limak Holding Onursal Başkanı Nihat Özdemir eşliğinde Antalya (Serik) - Alanya otoyolunda incelemelerde bulundu.</p>
<p>Antalya (Serik) - Alanya Otoyolu projesinde şantiyelerin, tünellerin ve viyadüklerdeki fiziki gerçekleşmelerin aralıksız sürdüğünü belirten Vali Hulusi Şahin, 84 kilometresi anayol, 38 kilometresi ise bağlantı yolu olmak üzere toplam 122 kilometre uzunluğa sahip olan otoyol güzergahında çalışmaların aralıksız sürdüğünü bildirdi.</p>
<p>Tünellerde yüzde 80 oranında ilerleme sağlandığını ifade eden Vali Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya-Alanya otoyolu kamu-özel sektör iş birliğiyle yapılıyor. Şu anda Antalya-Alanya otoyol inşaatı kapsamındaki uzun tüneller de deliniyor. Tünellerin kazım işleri son sürat devam ediyor ve yüzde 80'lik ilerleme seviyesine ulaştı. 16 viyadüğün inşaatı da hızla sürüyor. Bölgemiz için çok acil bir ihtiyaç olan bu muhteşem proje, inşallah 2028 yılına yetişecek. Tüm Antalyalılar adına bu kıymetli projeden dolayı Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımızı arz ediyoruz. Ayrıca Kültür ve Turizm Bakanımıza, Ulaştırma ve Altyapı Bakanımıza ve destek veren tüm kurumlarımıza teşekkür ediyoruz. Kısa süre içerisinde hep beraber araçlarımızla bu tünellerden geçeceğiz.’’</p>
<p><strong>"47 bin ton daha az karbon salınımı olacak"</strong></p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin, mevcut D400 yolunda trafik yoğunluğunu ortadan kaldırmayı amaçlayan proje tamamlandığında yıllık 23 milyar TL zamandan ve 900 milyon TL akaryakıttan olmak üzere toplam 23,9 milyar TL tasarruf sağlanacağını söyledi. Vali Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Ayrıca çevreci yönüyle de öne çıkan proje sayesinde yılda 47 bin ton daha az CO2 emisyonu salınımı gerçekleştirilecek. Proje kapsamında toplam uzunluğu 4 bin 604 metre (çift tüp toplamı 9 bin 208 metre) olan 5 adet tünel ve toplam uzunluğu 5 bin 966 metre (çift yön toplamı 11 bin 932 metre) olan 16 adet viyadük yer alıyor. Bunların yanı sıra güzergahta 22 köprü, 59 üstgeçit, 43 altgeçit, 363 kutu menfez ve 7 adet kavşak inşası eş zamanlı olarak yürütülüyor. </p>
<p>Şantiyelerde devam eden yoğun çalışmalar kapsamında halihazırda 4 bin 297 personel ile 925 makine ve ekipman görev yaparken, çalışmaların en yoğun döneminde bu sayıların 6 bin personele ve bin 200 makine/ekipmana ulaşması planlanıyor.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-alanya-otoyolu-2028e-yetistirilecek-91125</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/5/1280x720/antalya-alanya-otoyolu-2028e-yetistirilecek-1793660649.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 76,7 milyar liraya ihale edilen Serik-Alanya otoyolunun 2028 yılına yetiştirileceği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/corendon-antalya-cidde-arasinda-tarifeli-seferler-baslatiyor-91124</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 02:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Corendon, Antalya-Cidde arasında tarifeli seferler başlatıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Corendon Airlines tarafından yapılan açıklamada, 10 yıl önce kurulan ve havacılık sektöründe de büyüyen hac ve umre ağırlıklı tur operatörü Royal Avis iş birliği ile Antalya–Cidde hattında tarifeli uçuşlarla umre uçuşlarını genişleteceği belirtildi.</p>
<p>Gelecek yıl da büyüme hedeflerini sürdürecek olan Corendon Airlines, Royal Avis işbirliğine iki yıl önce 2 uçakla başladıkları anımsatıldı. Açıklamada, ‘’Tur operatörü Royal Avis ile 2024 yılında başlayan iş birliğini büyüyen operasyon kapasitesiyle sürdürüyoruz. İlk yıl 2 uçakla başladığımız umre operasyonlarını 2025–2026 sezonunda 4 uçak ile sürdürüyoruz. Yeni sezonda 6 uçakla devam ettirmeyi planlıyoruz’’ denildi.</p>
<p>Corendon Airlines Sorumlu Müdürü Atılay Batu,  Royal Avis ile 2024 yılında başlayan işbirliği ile hac ve umre seferlerini daha da genişleteceklerini söyledi. Batu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Royal Avis ile 2024’de başlayan işbirliğiyle bin 200 uçuş gerçekleştirildi. 2026–2027 sezonunda artan uçak sayısıyla toplam bin 100 uçuş hedefleniyor. Böylece Corendon Airlines, üç sezonda ulaşılan toplam uçuş sayısına yakın bir operasyon hacmini tek sezonda gerçekleştirmeyi hedeflerken Antalya–Cidde hattında başlayacak tarifeli seferlerle Royal Avis iş birliğini daha da ileriye taşımayı amaçlıyor. Yeni sezonda iş birliğimizi daha ileriye taşımayı amaçlıyoruz.”</p>
<p>Royal Avis Yönetim Kurulu Üyesi Abdurrahman Dinçer ise, Corendon Airlines  iş birliği ile Antalya–Cidde hattında tarifeli uçuşlarla yeni bir aşamaya taşındıklarını bildirdi. Dinçer, ‘’Bu önemli adımla hac ve umre taşımacılığının ötesine geçerek, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki yolcu trafiğine ve özellikle Suudi Arabistan’dan Antalya’ya yönelik turizm hareketliliğine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Antalya’nın uluslararası turizmdeki güçlü konumu ile Cidde’nin bölgesel ulaşım ağındaki önemini buluşturan bu yeni dönemin, iki ülke arasındaki turizm ve havacılık ilişkilerine yeni bir ivme kazandıracağına inanıyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/corendon-antalya-cidde-arasinda-tarifeli-seferler-baslatiyor-91124</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/4/1280x720/corendon-antalya-cidde-arasinda-tarifeli-seferler-baslatiyor-1793660537.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Umre operasyonlarını genişletmek isteyen Corendon Hava Yolları, Antalya-Cidde arasında tarifeli seferler başlatacağını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sut-uretimi-surdurulebilir-olmali-91123</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 01:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Süt üretimi sürdürülebilir olmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Varol, Ulusal Süt Konseyi’nin (USK) çiğ süt tavsiye fiyatının belirleneceği toplantıda karar alınamamasını değerlendirdi. USK’nin 30 Ekim 2026 tarihinde çiğ inek sütü tavsiye fiyatına ilişkin yeni karar alamadığını ifade eden Varol, üreticinin emeğinin karşılığını alabildiği, sanayicinin de faaliyetlerini güvenle sürdürebildiği dengeli ve sürdürülebilir bir fiyat yapısının ortak beklenti olduğunu söyledi.</p>
<p>Fiyat güncellemesinin gecikmemesi gerektiğine dikkat çeken Varol, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’USK en son 1 Mayıs 2026’da litre başına 24,30 TL tavsiye fiyatı açıklamıştı. Üreticilerimiz artan yem, mazot, enerji ve diğer girdi maliyetlerine rağmen büyük bir özveriyle üretmeye devam etmektedir. Ulusal Süt Konseyi verilerine göre eylül ayında süt-yem paritesinin 1,21 seviyesine gerilemesi, üreticilerimizin karşı karşıya kaldığı ekonomik zorlukları açıkça göstermektedir. Sürdürülebilir bir hayvancılık için süt-yem paritesinin en az 1,3 seviyesinin üzerinde olması, ideali de 1,5 seviyelerine ulaşması gerektiğine inanıyoruz.”</p>
<p><strong>Süt ve yemde alarm</strong></p>
<p>Süt-yem paritesinde yaşanan düşüşün sektör açısından alarm niteliğinde olduğunu vurgulayan Mehmet Varol, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Hayvancılıkta üretici yalnızca süt üretmiyor, ülkemizin gıda güvencesini, kırsalın geleceğini ve tarımsal ekonominin devamlılığını sağlıyor. Ancak üreticimiz artan yem, mazot ve diğer girdi maliyetleri karşısında her geçen gün daha fazla zorlanıyor. Maliyetler yükselirken üreticinin kazancını da korumak gerekiyor. Üretici kazanamazsa üretim durur, üretim durursa bunun sonuçlarını hepimiz hissederiz. Süt üretiminin sürdürülebilirliği için üreticinin maliyetlerini karşılayabileceği ve emeğinin karşılığını alabileceği bir fiyat mekanizması oluşturulmalı. Fiyat politikası, üretimin geleceğini güvence altına alan bir anlayışla belirlenmelidir. ‘’</p>
<p><strong>"Maliyetler zamanında yansıtılmalı"</strong></p>
<p>Mayıs ayından sonraki ilk üç aylık dönemde süt-yem paritesinin 1,34-1,37 seviyelerinde seyrederken bugün 1,21 seviyelerine kadar gerilediğini ifade eden Varol, ‘’Üreticimizin emeğinin karşılığını alabildiği, sanayicimizin de faaliyetlerini güvenle sürdürebildiği dengeli ve sürdürülebilir bir fiyat yapısı hepimizin ortak beklentisidir. Maliyetlerdeki değişimler çiğ süt fiyatına zamanında yansıtılmalı, üreticinin de sanayicinin de önünü görebileceği kalıcı bir fiyatlandırma sistemi oluşturulmalıdır’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>"Burdur sütüyle büyüyen bir kent"</strong></p>
<p>Ekonomisi tarım ve hayvancılığa bağlı olan Burdur’da  günlük bin ton süt üretimiyle Türkiye’nin önemli süt üretim merkezlerinden biri ve hayvancılıkta marka şehir olduğunu belirten Mehmet Varol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Süt üreticisini korumak yalnızca hayvancılığı korumak değildir. Kırsalı, istihdamı, gıda arz güvenliğini ve ülkemizin üretim gücünü korumaktır. Burdur, tarım ve hayvancılıkla büyüyen, çiğ süt üretimiyle Türkiye’nin süt sektöründe kendine önemli bir yer edinmiş marka bir şehirdir. Bu doğrultuda çiğ süt tavsiye fiyatının güncel üretim maliyetleri dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesini ve fiyat güncellemelerinin zamanında yapılmasını ayrıca önemsiyoruz. Üreticimiz kazanamazsa üretim sürdürülemez. Üretimin devamlılığı ise hepimizin ortak sorumluluğudur.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sut-uretimi-surdurulebilir-olmali-91123</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/3/1280x720/sut-uretimi-surdurulebilir-olmali-1793660424.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Varol, süt üretiminin sürdürülebilirliği için üreticinin maliyetlerini karşılayabileceği ve emeğinin karşılığını alabileceği bir fiyat mekanizmasının oluşturulması gerektiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dpa-real-estate-yunanistan-projelerini-bursada-tanitti-91190</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> DPA Real Estate, Yunanistan projelerini Bursa’da tanıttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Uluslararası gayrimenkul yatırımlarına yönelik danışmanlık hizmeti veren DPA Real Estate, İstanbul, Gaziantep, Adana, Mersin ve Ankara’nın ardından Bursa’da da yatırımcılarla buluştu.</p>
<p>Toplantıda özellikle Yunanistan’daki gayrimenkul projeleri, Golden Visa uygulaması ve yatırımcılara sunduğu avantajlar ele alındı. DPA Real Estate Satış Müdürü Naide Sezgün, şirketin uluslararası yatırım danışmanlığı faaliyetlerini ve Yunanistan pazarındaki fırsatları anlattı.</p>
<p>DPA Real Estate’in, gayrimenkul sektöründe yaklaşık 20 yıllık deneyime sahip, proje geliştirme, konsept oluşturma, satış ve pazarlama alanlarında faaliyet gösteren Aremas Group bünyesinde, Vedat Arslan tarafından kurulduğunu belirten Sezgün, şirketin yaklaşık altı yıldır uluslararası yatırım danışmanlığı alanında hizmet verdiğini söyledi. Aremas Group Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Arslan’ın liderliğinde faaliyetlerini sürdürdüklerini ifade eden Sezgün, DPA Real Estate’in iki temel çalışma alanı bulunduğunu kaydetti. Şirketin bir yandan Türkiye’de yatırım yapmak isteyen yabancı müşterilere gayrimenkul alımından hukuki süreçlere ve kiralamaya kadar kapsamlı danışmanlık sunduğunu, diğer yandan Türk yatırımcıları yurt dışındaki gayrimenkul fırsatlarıyla buluşturduğunu belirten Sezgün, İngiltere ve Dubai ile başlayan uluslararası portföylerine Almanya ve Yunanistan’ı da eklediklerini aktardı.</p>
<p>Bursa’daki buluşmanın odağında yer alan Yunanistan’ın, Golden Visa uygulaması nedeniyle Türk yatırımcılardan yoğun ilgi gördüğünü vurgulayan Sezgün, ülkede gayrimenkul yatırımıyla oturum hakkı elde etmek için farklı seçenekler bulunduğunu anlattı. Belirli bölgelerde asgari yatırım tutarının 800 bin euroya yükseldiğini belirten Sezgün, kullanılmayan ticari binaların konuta dönüştürülmesi yoluyla sunulan projelerde ise 250 bin euroluk yatırım seçeneğinin devam ettiğini söyledi. DPA Real Estate’in Yunanistan’da birlikte çalıştığı geliştirici OIKOS’un projeleri arasında Atina’da yaklaşık 10, Selanik’te ise bir proje bulunduğunu aktaran Sezgün, bu yatırımların hem gayrimenkul sahibi olmak hem de Golden Visa avantajından yararlanmak isteyenler için alternatif oluşturduğunu ifade etti. Golden Visa’nın yatırımcının eşi, anne ve babası ile 21 yaşını doldurmamış çocuklarını da kapsayabildiğine dikkat çeken Sezgün, özellikle çocukların gelecekteki eğitim ve yaşam planları açısından ailelerin bu yatırımlara ilgi gösterdiğini dile getirdi. Yurt dışı gayrimenkul yatırımında yalnızca proje ve fiyatın değil, yatırım sonrasındaki hizmetlerin de önem taşıdığını vurgulayan Sezgün, DPA Real Estate’in bu nedenle sınırlı sayıda ve güvenilir geliştiriciyle çalışmayı tercih ettiğini söyledi. </p>
<p>Toplantıya OIKOS İş Geliştirme Müdürü Nikolaos Tsolakidis ile DPA Real Estate Direktörü Ebru Kaplanoğlu da katılarak Yunanistan’daki projeler ve yatırım olanakları hakkında bilgi verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dpa-real-estate-yunanistan-projelerini-bursada-tanitti-91190</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/0/1280x720/dpa-real-estate-yunanistan-projelerini-bursada-tanitti-1793698910.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DPA Real Estate, Bursa’da düzenlediği yatırım buluşmasında Yunanistan’ın Atina ve Selanik kentlerindeki gayrimenkul projelerini tanıttı. Şirket, Türk yatırımcılara Avrupa’da gayrimenkul sahibi olmanın yanı sıra aileleriyle birlikte oturum hakkı elde etme imkânlarını anlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kahramanmaras-mutfagi-kardes-sehir-trabzonda-yogun-ilgi-gordu-91189</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kahramanmaraş mutfağı Trabzonlularla buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin, şehrin sahip olduğu kültürel ve gastronomik değerleri ulusal ve uluslararası arenada daha geniş kitlelere tanıtmak amacıyla çalışmalarını sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, şehrin geleneksel lezzetlerinin korunması, gelecek nesillere aktarılması ve daha geniş kitlelerle buluşturulması hedefiyle gerçekleştirilen tanıtım faaliyetlerine bir yenisi daha eklendi. Bu kapsamda Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, Trabzon Gastronomi Festivali’nde yerini aldı. Türkiye’nin farklı şehirlerinden gastronomi alanındaki değerlerin ziyaretçilerle buluşturulduğu festivalde Kahramanmaraş da kendine özgü yöresel lezzetleriyle temsil edildi.</p>
<p><strong>Coğrafi İşaretli ürünlere ilgi</strong></p>
<p>28 Ekim  - 1 Kasım tarihleri arasında Yeni Mahalle Fuar Alanı'nda gerçekleştirilen festivalde Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından kurulan stantta, şehrin coğrafi işaret tesciline sahip birbirinden değerli ürünleri tanıtıldı. Ev sahipliği yaptığı medeniyetlerinden kalan miraslarla geniş bir gastronomi destinasyonuna sahip Kahramanmaraş’ın dondurma, Elbistan kelle peyniri, Maraş fıstık ezmesi, ekşili çorba, çörek, Çağlayancerit cevizi, biber gibi coğrafi işaretli ürünler başta olmak üzere birçok gastronomik lezzetlerini tatma ve hakkında bilgi alma imkânı buldu.</p>
<p>4 günde yaklaşık 340 bin ziyaretçiyi ağırlayan programda Kahramanmaraş standı yoğun ilgi görürken, şehrin tescilli lezzetlerinin ziyaretçilerin beğenisini kazandığı vurgulandı.</p>
<p><strong>Başkan Genç’ten Kahramanmaraş gastronomisine övgü</strong></p>
<p>Festival alanındaki en renkli ve zengin stantların başında gelen Kahramanmaraş’ın standını ziyaret eden Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Kahramanmaraş’ın gastronomik lezzetlerini tattı. Genç, Kahramanmaraş lezzetlerinden övgüyle bahsetti. Genç’e şehrin coğrafi işaretli ürünlerinden olan Kahramanmaraş Oyma Çeyiz Sandığı hediye edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kahramanmaras-mutfagi-kardes-sehir-trabzonda-yogun-ilgi-gordu-91189</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/9/1280x720/trabzonda-kahramanmaras-mutfagi-yogun-ilgi-gordu-1793698715.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, şehrin mutfağını Trabzon’da düzenlenen festivalde ziyaretçilerle buluşturdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/eximbank-yonetim-kurulu-baskani-celik-istifa-etti-91117</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 17:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eximbank Yönetim Kurulu Başkanı Çelik istifa etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İhracat Kredi Bankası AŞ (Türk Eximbank) Yönetim Kurulu Başkanı Osman Çelik'in görevinden istifa ettiği duyuruldu.</p>
<p>Eximbank'tan Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) yapılan açıklamada, "Sayın Osman Çelik Bankamız Yönetim Kurulu Üyeliği ve Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerinden ayrılmıştır." ifadeleri kullanıldı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/eximbank-yonetim-kurulu-baskani-celik-istifa-etti-91117</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/8/1280x720/turk-eximbank-1766063181.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Eximbank Yönetim Kurulu Başkanı Osman Çelik, görevinden istifa etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbank-surdurulebilir-finansman-hedefini-25-trilyon-tlye-cikardi-91116</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 17:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akbank sürdürülebilir finansman hedefini 2,5 trilyon TL&#039;ye çıkardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akbank'ın 2030 yılı için belirlediği sürdürülebilir finansman hedefini 2,5 trilyon liraya yükselttiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Türkiye'nin ev sahipliğinde, 9-20 Kasım 2026'da Antalya'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde yeni dönem önceliklerini açıklayan Akbank, iklim hedeflerinin finansmanında bankacılık sektörünün rolüne dikkati çekti.</p>
<p>Bu doğrultuda sürdürülebilir finansman hedefini revize eden bankanın, etkili, ölçülebilir ve ölçeklenebilir uygulamalarla Türkiye'deki dönüşüm yatırımlarında çözüm ortağı olmaya odaklandığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamanın devamında şunlara yer verildi:</p>
<p>"Akbank standart kredi paketleri yerine, yatırımın teknik ihtiyacına odaklanan finansman modelleri geliştiriyor ve sunuyor. Bankanın 2025'te uygulamaya aldığı Yeşil Dönüşüm Skoru bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Şirketlerin dönüşüm kapasitesini ve ihtiyaçlarını değerlendiren skor, kredi süreçlerine ve yönetim kurulu seviyesindeki karar mekanizmalarına dahil edildi. Bugüne kadar 500'ü aşkın şirket bu sistemle değerlendirildi.</p>
<p>Akbank'ın 2050'ye kadar net sıfır emisyonlu banka olma hedefi de bu uygulamayla destekleniyor. Banka daha önce öncelikli sektörlerini belirlemiş ve bu sektörler için 2030 karbon azaltım hedefleri oluşturmuştu. Akbank'ın COP31 gündemindeki ikinci önemli alan tedarik zincirleri konusu olacak."</p>
<p>Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile yürüttüğü risk paylaşımlı program kapsamında müşterilerinin tedarikçilerine finansman sağlarken, çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) hedeflerine ulaşmaları için de destek sunduğu ifade edilen bankanın, COP31'de işbirliğini daha geniş bir işletme ağına taşıyacak yenilikçi bir model açıklamaya hazırlandığı vurgulandı. </p>
<p><strong>"Elektrifikasyon ve verimli iklimlendirme yatırımları yaygınlaştırılacak"</strong></p>
<p>Akbank, yıl başında UNDP Cool-Up Programı'nın Türkiye'deki finansal partneri olarak, Sürdürülebilir İklimlendirme Finansman Programı'nı başlattığı dile getirilen açıklamada, "Program, finansmanı teknik danışmanlık ve teknoloji sağlayıcılarıyla bir araya getiriyor. Amaç, daha verimli sistemlere geçişi kolaylaştırarak hem enerji maliyetlerini hem de emisyonları azaltmak. Elektrifikasyonun iklim açısından değer yaratabilmesi için kullanılan elektriğin kaynağı da önem taşıyor. Bu nedenle Akbank, yenilenebilir enerji, enerji depolama, büyük ölçekli yenilenebilir enerji kaynak alanları (YEKA) yatırımları ve şirketlerin kendi elektriğini üretmesini sağlayan öz tüketim projelerini de finansman gündeminin merkezinde tutuyor. Bankanın proje finansmanı portföyünde yeşil kredilerin payı bir yılda yüzde 38'den yüzde 42'ye yükseldi. Geçen yılın sonunda proje finansmanı enerji portföyünde yenilenebilir enerjinin payı yüzde 77 oldu." ifadelerine yr verildi. </p>
<p><strong>"Turizmden sanayiye su verimliliği desteklenecek"</strong></p>
<p>Açıklamanın devamında şunlar kayedildi:</p>
<p>"Akbank'ın COP31 gündeminin dördüncü ayağını mavi finansman oluşturuyor. Banka bu başlık altında denizlerin ve kıyıların korunmasının yanı sıra su verimliliği, suyun geri kazanılması, atıkların yeniden değerlendirilmesi ve sürdürülebilir turizm yatırımlarına odaklanıyor. Banka, 360 derece düşünülmüş modellerle yüksek bir etki yaratmayı hedefliyor.</p>
<p>Bankanın 2025'te proje finansmanıyla desteklediği otel portföyünün yüzde 99'u, bankanın mavi finansman kapsamında takip ettiği projelerden oluştu. Sürdürülebilir turizm kredilerinin yeşil finansman portföyündeki payı ise yüzde 14'e ulaştı. Bu alanda rol model olacak programlar ise COP31 gündemine alındı.</p>
<p>Akbank'ın toplumsal yatırımları arasında yer alan 'Dönüşümde Gelecek Var' projesi kapsamında, kullanım ömrünü tamamlayan ofis mobilyaları Hatay'daki meslek liselerinde öğrenciler tarafından yeni okul eşyalarına dönüştürülüyor.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğiyle yürütülen projede bugüne kadar 19 bin 200 okul mobilyası üretildi, 1311 okulun eğitim ortamı iyileştirildi ve 400 bini aşkın öğrenciye ulaşıldı. Bakanlıkla imzalanan protokol doğrultusunda ileri dönüşüm eğitim modülünün Türkiye genelindeki meslek liselerinde yaygınlaştırılması hedefleniyor."</p>
<p><strong>İklim finansmanında yeni modeller ve iş birlikleri COP31'de açıklanacak</strong></p>
<p>Verilen bilgiye göre Akbank, COP31'de açıklayacağı yeni iş birlikleri ve finansman programları ile sanayiden KOBİ'lere, enerjiden su kaynaklarına kadar geniş bir alanda değer yaratmaya odaklanacak.</p>
<p>Bankanın, COP31'de Yeşil Alan'daki İklim Finansman Hub'ındaki standında yatırım yapılabilir projeler, uluslararası kaynaklara erişim ve dönüşüm finansmanı modelleri için paydaşlarını bir araya getireceğı açıklandı.</p>
<p><strong>"Sürdürülebilir finansman hedefi 905 milyar liraya ulaştı"</strong></p>
<p>Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, 2030 yılı için bankanın belirlediği 800 milyar lira sürdürülebilir finansman hedefini 2026'nın üçüncü çeyreği itibarıyla 905 milyar liraya ulaşarak aştığını belirtti.</p>
<p>Gür, "Türkiye'nin dönüşüm ihtiyacını ve önümüzdeki dönemin yatırım gereksinimlerini dikkate alarak, 2030 sürdürülebilir finansman hedefimizi 2,5 trilyon liraya yükseltiyoruz. Bizim için sürdürülebilir finansmanda önemli olan finansmanın büyüklüğünün yanı sıra reel ekonomide yarattığı somut etkidir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bu anlayışla, yeni yeşil kredi kullandırımlarının yüzde 50'sini sanayinin yeşil dönüşümüne yönlendirmeyi amaçladıklarını aktaran Gür, sanayinin enerji verimliliğini artıran, emisyonlarını azaltan ve uluslararası rekabet gücünü destekleyen yatırımların finansmanına öncelik verdiklerini kaydetti.</p>
<p>COP31 kapsamındaki çalışmalarında "sanayinin yeşil dönüşümü", "sürdürülebilir tedarik zincirleri", "elektrifikasyon ve sürdürülebilir iklimlendirme" ve "mavi finansman" başlıklarına odaklandıklarını kaydeden Gür, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu alanların her biri, Türk ekonomisinin farklı dönüşüm ihtiyaçlarına karşılık geliyor. Dönüşüm yatırımlarının hayata geçmesi için finansman sağlamak kadar işletmelerin ihtiyaçlarını anlamak, doğru teknolojilere yönelmelerine yardımcı olmak ve teknik uzmanlığı işbirlikleriyle bir araya getirmek de gerekiyor. Akbank olarak biz de müşterilerimizin farklı ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştiriyor, tüm paydaşlarımızla işbirliğimizi güçlendiriyoruz."</p>
<p>Türkiye'nin COP31'e ev sahipliği yapmasını, iklim gündemini ülkenin üretim gücü, teknoloji kapasitesi ve finansman imkanlarıyla buluşturmak açısından önemli bir fırsat olarak gördüklerini vurgulayan Gür, sürdürülebilirliği, büyük hedefler belirlemek kadar bu hedeflerin ekonomide, iş hayatında ve günlük yaşamda somut karşılık bulmasıyla anlamlı bulduklarını anlattı.</p>
<p>Gür, finansmandan üretime, teknolojiden eğitime uzanan çalışmalarla Türkiye'nin dönüşümüne katkı sağlamayı sürdüreceklerini aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbank-surdurulebilir-finansman-hedefini-25-trilyon-tlye-cikardi-91116</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/4/1280x720/kaan-gur-1763720927.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, &quot;Türkiye&#039;nin dönüşüm ihtiyacını ve önümüzdeki dönemin yatırım gereksinimlerini dikkate alarak, 2030 sürdürülebilir finansman hedefimizi 2,5 trilyon liraya yükseltiyoruz. Bizim için sürdürülebilir finansmanda önemli olan finansmanın büyüklüğünün yanı sıra reel ekonomide yarattığı somut etkidir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-2031-milyar-lira-azaldi-91114</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 17:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 203,1 milyar lira azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı 23 Ekim ile biten haftada yüzde 0,59 azalarak 34 trilyon 420 milyar 205 milyon 228 bin liradan 34 trilyon 217 milyar 100 milyon 353 bin liraya indi.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 0,49 azalışla 18 trilyon 959 milyar 893 milyon 683 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat da yüzde 0,93 düşüşle 11 trilyon 103 milyar 250 milyon 363 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı 23 Ekim ile biten haftada 262 milyar 628 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken bu tutarın 224 milyar 498 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 23 Ekim itibarıyla 223 milyon dolarlık artış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, 23 Ekim ile biten haftada yüzde 0,87 artışla 6 trilyon 931 milyar 17 milyon 214 bin liraya yükseldi.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 849 milyar 817 milyon 124 bin lirası konut, 42 milyar 976 milyon 489 bin lirası taşıt, 2 trilyon 624 milyar 114 milyon 612 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 414 milyar 108 milyon 989 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 23 Ekim ile biten haftada 83 milyar 520 milyon 916 bin lira artarak 27 trilyon 911 milyar 121 milyon 917 bin liradan 27 trilyon 994 milyar 642 milyon 833 bin liraya çıktı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-2031-milyar-lira-azaldi-91114</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/bankacilik-mevduati-193-milyar-lira-azaldi-1747313419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 203,1 milyar lira azalarak 34,2 trilyon liraya indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancilardan-2838-milyon-dolarlik-hisse-ve-tahvil-satisi-91112</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 17:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancılardan 283,8 milyon dolarlık hisse ve tahvil satışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 100 milyon dolarlık hisse senedi, 183,8 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 285,3 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı. Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 23 Ekim haftasında 33 milyar 981,1 milyon dolardan 31 milyar 569,3 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 16 milyar 794,9 milyon dolardan 16 milyar 555,1 milyon dolara indi.</p>
<p>ÖST stoku ise 3 milyar 39,4 milyon dolardan 2 milyar 741,7 milyon dolara geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancilardan-2838-milyon-dolarlik-hisse-ve-tahvil-satisi-91112</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/3/1280x720/dolar-dollar-1768292317.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre, yurt dışında yerleşik kişiler, 100 milyon dolarlık hisse senedi ile 183,8 milyon dolarlık DİBS sattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-toplam-rezervleri-69-milyar-dolar-geriledi-91109</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 16:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri 6,9 milyar dolar geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, 23 Ekim itibarıyla Merkez Bankası'nın brüt döviz rezervleri 3 milyar 103 milyon dolar azalışla 59 milyar 45 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 16 Ekim'de 62 milyar 148 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri de 3 milyar 803 milyon dolar düşüşle 106 milyar 949 milyon dolardan 103 milyar 146 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri, 23 Ekim haftasında bir önceki haftaya göre 6 milyar 906 milyon dolar azalışla 169 milyar 97 milyon dolardan 162 milyar 191 milyon dolara indi.</p>
<p>TCMB rezervleri Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Tarih</td>
<td>Altın Rezervleri</td>
<td>Brüt Döviz Rezervleri</td>
<td>Toplam Rezervler</td>
</tr>
<tr>
<td>26.01.2024</td>
<td>48.007</td>
<td>89.154</td>
<td>137.161</td>
</tr>
<tr>
<td>23.02.2024</td>
<td>49.271</td>
<td>82.479</td>
<td>131.750</td>
</tr>
<tr>
<td>29.03.2024</td>
<td>54.378</td>
<td>68.748</td>
<td>123.126</td>
</tr>
<tr>
<td>26.04.2024</td>
<td>59.113</td>
<td>64.967</td>
<td>124.080</td>
</tr>
<tr>
<td>31.05.2024</td>
<td>59.740</td>
<td>83.909</td>
<td>143.648</td>
</tr>
<tr>
<td>28.06.2024</td>
<td>58.077</td>
<td>84.833</td>
<td>142.910</td>
</tr>
<tr>
<td>19.07.2024</td>
<td>59.214</td>
<td>94.695</td>
<td>153.910</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2024</td>
<td>60.043</td>
<td>89.329</td>
<td>149.373</td>
</tr>
<tr>
<td>27.09.2024</td>
<td>63.566</td>
<td>93.824</td>
<td>157.390</td>
</tr>
<tr>
<td>25.10.2024</td>
<td>65.894</td>
<td>93.504</td>
<td>159.398</td>
</tr>
<tr>
<td>1.11.2024</td>
<td>66.614</td>
<td>93.005</td>
<td>159.619</td>
</tr>
<tr>
<td>13.12.2024</td>
<td>65.307</td>
<td>98.175</td>
<td>163.482</td>
</tr>
<tr>
<td>24.01.2025</td>
<td>68.232</td>
<td>99.328</td>
<td>167.560</td>
</tr>
<tr>
<td>14.02.2025</td>
<td>72.475</td>
<td>100.677</td>
<td>173.152</td>
</tr>
<tr>
<td>21.03.2025</td>
<td>74.785</td>
<td>88.328</td>
<td>163.114</td>
</tr>
<tr>
<td>04.04.2025</td>
<td>76.422</td>
<td>77.838</td>
<td>154.261</td>
</tr>
<tr>
<td>30.05.2025</td>
<td>83.164</td>
<td>70.026</td>
<td>153.190</td>
</tr>
<tr>
<td>13.06.2025</td>
<td>86.543</td>
<td>72.744</td>
<td>159.289</td>
</tr>
<tr>
<td>25.07.2025</td>
<td>85.223</td>
<td>86.625</td>
<td>171.848</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2025</td>
<td>87.326</td>
<td>91.031</td>
<td>178.357</td>
</tr>
<tr>
<td>05.09.2025</td>
<td>90.931</td>
<td>89.176</td>
<td>180.107</td>
</tr>
<tr>
<td>17.10.2025</td>
<td>111.169</td>
<td>87.273</td>
<td>198.442</td>
</tr>
<tr>
<td>14.11.2025</td>
<td>107.389</td>
<td>80.043</td>
<td>187.432</td>
</tr>
<tr>
<td>26.12.2025</td>
<td>116.894</td>
<td>76.978</td>
<td>193.872</td>
</tr>
<tr>
<td>30.01.2026</td>
<td>133.753</td>
<td>84.405</td>
<td>218.158</td>
</tr>
<tr>
<td>13.02.2026</td>
<td>132.199</td>
<td>79.586</td>
<td>211.784</td>
</tr>
<tr>
<td>27.03.2026</td>
<td>100.049</td>
<td>55.290</td>
<td>155.339</td>
</tr>
<tr>
<td>17.04.2026</td>
<td>112.647</td>
<td>61.821</td>
<td>174.467</td>
</tr>
<tr>
<td>26.05.2026</td>
<td>105.992</td>
<td>53.234</td>
<td>159.226</td>
</tr>
<tr>
<td>26.06.2026</td>
<td>94.954</td>
<td>54.251</td>
<td>149.205</td>
</tr>
<tr>
<td>24.07.2026</td>
<td>100.210</td>
<td>62.396</td>
<td>162.606</td>
</tr>
<tr>
<td>31.07.2026</td>
<td>100.637</td>
<td>63.811</td>
<td>164.448</td>
</tr>
<tr>
<td>21.08.2026</td>
<td>114.221</td>
<td>74.228</td>
<td>188.450</td>
</tr>
<tr>
<td>04.09.2026</td>
<td>113.841</td>
<td>70.406</td>
<td>184.247</td>
</tr>
<tr>
<td>25.09.2026</td>
<td>109.640</td>
<td>61.563</td>
<td>171.204</td>
</tr>
<tr>
<td>02.10.2026</td>
<td>107.062</td>
<td>60.326</td>
<td>167.388</td>
</tr>
<tr>
<td>09.10.2026</td>
<td>107.008</td>
<td>64.567</td>
<td>171.575</td>
</tr>
<tr>
<td>16.10.2026</td>
<td>106.949</td>
<td>62.148</td>
<td>169.097</td>
</tr>
<tr>
<td>23.10.2026</td>
<td>103.146</td>
<td>59.045</td>
<td>162.191</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-toplam-rezervleri-69-milyar-dolar-geriledi-91109</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/7/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-gecen-hafta-1711-milyar-dolara-yukseldi-1742473095.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, 23 Ekim haftasında 6,9 milyar dolar azalışla 162,2 milyar dolara indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-imalat-sanayi-katma-degeri-bir-yilda-yuzde-97-artti-91108</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 16:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Kacır: İmalat sanayi katma değeri bir yılda yüzde 9,7 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda, Bakanlığı ile bağlı kuruluşlarının 2027 yılı bütçelerine ilişkin sunum yaptı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde inşa ettikleri güçlü sanayi altyapısına dikkati çeken Kacır, pandemiden bu yana imalat sanayi üretiminin düşük teknolojide yüzde 9,6, orta-düşük teknolojide yüzde 27,7, orta-yüksek teknolojide yüzde 47,9 ve yüksek teknolojide ise yüzde 87,5 arttığını belirtti.</p>
<p>Yılda 283,7 milyar dolar ihracatla rekor kırdıklarını vurgulayan Kacır, şöyle konuştu:</p>
<p>"İmalat sanayi katma değerimiz, son bir yılda yüzde 9,7 artarak 259 milyar dolara yükseldi. Yüksek ve orta-yüksek teknolojili ihracatın payı yüzde 44,2 ile şimdiye kadarki en yüksek seviyeye ulaştı. Bu yılın 9 ayında ihracatımız savunma ve havacılıkta yüzde 15,6, ana metal ve işlenmiş metallerde yüzde 15,5, kimyevi maddelerde yüzde 13,1, elektrik ve elektronikte yüzde 11,6, makinede yüzde 4,1 yükseldi. 2002'den bu yana Türkiye'nin AR-GE harcamalarını yıllık 1,2 milyar dolardan 24,8 milyar dolara yükselttik. AR-GE harcamalarımızın milli gelirimiz içindeki payını yüzde 1,55'e çıkardık. Özel sektör AR-GE harcamalarını 45 misli artışla 16,1 milyar dolara ulaştırdık. 2002'de 29 bin olan Tam Zaman Eşdeğer AR-GE personeli sayımız 318 bine yükseldi. Bu dönemde OECD ülkeleri arasında AR-GE personelini en çok artıran ülkeyiz. 115 teknoparkımızda girişim sayımız son bir yılda 2 bine yakın artışla 13 bin 837'ye, bu girişimlerde istihdam 12 bin artışla 136 bine ulaştı. Desteklediğimiz 1362 AR-GE ve 348 tasarım merkezinde 56 bin 947 fikri mülkiyet tescillendi. AR-GE teşviklerimizden yararlanan proje sayısı 247 bine erişti. AR-GE faaliyetlerine vergi teşviğimiz 2025'te yüzde 59,5 artışla 169 milyar lirayı aştı."</p>
<p>Devlet teşviklerinden yararlanan imalat sanayi yatırımlarında yüksek ve orta-yüksek teknolojili sektörlerin payının 2002'de yüzde 19 iken bu yıl yüzde 47'ye eriştiğini aktaran Kacır, HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı'na ve TCMB Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi Programı'na ayırdıkları kaynağı 500 milyar liradan 750 milyar liraya çıkardıklarını hatırlattı.</p>
<p>Programın kapsamını 310 yüksek ve orta-yüksek teknolojili ürün, 272 teknoloji alanı ve 36 kritik ham maddeye yönelik 1 milyar liranın üzerindeki yatırımları içerecek şekilde genişlettiklerini bildiren Kacır, "Teşvik belgeli imalat sanayi yatırımlarını hızlandırmak amacıyla yatırım tutarı 100 milyon liranın üzerinde olan projelere yönelik yeni bir finansman penceresi açtık. Programla bugüne kadar toplam yatırım tutarı 613 milyar lirayı aşan 168 projenin önünü açtık. Teknoloji Hamlesi Programıyla AR-GE ve yatırım büyüklüğü 192 milyar lira olan 213 projeyi destekledik. Bu yıl ileri malzeme teknolojileri ve kritik ham maddeler ile biyoteknoloji ve sürdürülebilir yaşam teknolojileri çağrılarına 26 milyar lira büyüklüğünde 77 proje başvurusu aldık. Son bir yılda 55 bin, bugüne kadar 130 binden fazla Togg yollara çıktı. Ülke genelinde elektrikli araç şarj bağlantısı sayısını 48 bin 900'e ulaştırdık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kacır, beyaz eşya ve otomotive yönelik özgün mikrodenetleyici, izolasyon çipi ve sürücü çiplerinin tasarımını yerlileştirdiklerini vurgulayarak, "Yapay zeka destekli yerli navigasyon uygulamamızı önümüzdeki yıl hayata geçireceğiz. Milli Modüler Nükleer Reaktör Programı'nda ilk prototipimiz 2030'da üretime hazır hale gelecek." diye konuştu.</p>
<p>Bu yıl, TÜBİTAK programlarında 190 üniversite ve 3 bin 400 firmanın 11 bin 825 projesine 15,5 milyar lira katkı sağladıklarını belirten Kacır, üniversitelerin araştırma projelerinde 22 bin 300 bursiyeri desteklediklerini, bugüne kadar 10,8 milyar lira kaynak sağladıkları 12 ulusal araştırma altyapısında, 826 kişiyle, biyotıp ve genom, ileri malzemeler, MEMS, astrofizik, güneş enerjisi, raylı sistemler, deniz hukuku ve finans teknolojilerinde nitelikli çalışmalar gerçekleştirildiğini aktardı.</p>
<p>AESA radarları, arayıcı başlıklar, uydu, 5G ve askeri haberleşme sistemleri için kritik öneme sahip radyo frekans çiplerini TÜBİTAK BİLGEM'de yerli imkanlarla ürettiklerini bildiren Kacır, yerli ve açık kaynaklı işletim sistemi Pardus'un indirme sayısının 3,7 milyona eriştiği bilgisini verdi.</p>
<p>"Hidrojen depolama ve yakıt pili geliştirme çalışmaları TÜBİTAK MAM'da tamamlanan 800 kilometrelik menzilli ticari kamyon platformu, önümüzdeki yıl yollara çıkacak" diyen Kacır, "Sıfır emisyonlu milli lokomotifimizde kullanılacak 800 beygir gücündeki yerli hidrojen motorumuzu ürettik. Batarya Test ve AR-GE Merkezi'mizde gerçekleştirdiğimiz yeni yatırımla batarya hücresinden paketine kadar tüm elektriksel testleri uçtan uca yerli imkanlarla yapabilir hale geliyoruz. En az 5 kübitlik kuantum işlemci prototipini yerli imkanlarla tasarlayıp üreterek bu alanda kritik AR-GE ve üretim altyapısını ülkemize kazandıracağız." açıklamasında bulundu.</p>
<p>Kacır, 2002'de yaklaşık 9 bin olan bilimsel yayın sayısı ile dünyada 22'nci sıradayken geçen yıl yayın sayısı 66 bine yükselerek 13'üncü olduklarını bildirdi.</p>
<p>Elektronik Kaynaklar Ulusal Akademik Lisansı ile 3 milyon araştırmacıya hizmet sunduklarını belirten Kacır, "Geçtiğimiz yıl yerli patent başvuru sayısını yüzde 12 artışla 11 bin 394'e, yerli patent tescil sayısını ise yüzde 10'luk artışla 3 bin 738'e yükselttik. Yerli patent başvurularında dünyada 10'uncu, marka başvurularında 6'ncı, tasarım başvurularında 3'üncü sıradayız." dedi.</p>
<p>Yeşil Dönüşüm Programı'na da değinerek, sera gazı emisyonlarının önlenmesi, enerji ve ham madde verimliliğiyle atıkların azaltılması odaklı 8,7 milyar lira yatırım büyüklüğüne sahip 20 projeyi desteklediklerini dile getiren Kacır, 160 milyar liralık 159 projenin değerlendirmesini bu yıl tamamlayacaklarını duyurdu.</p>
<p>Son bir yılda akademi ve özel sektörün yeşil teknolojiler geliştirmesine yönelik 2 bin 189 AR-GE projesi ile 2 bin 305 bilim insanına 5,3 milyar lira TÜBİTAK katkısı sunduklarını vurgulayan Kacır, 34 OSB'yi de "Yeşil OSB" olarak tescillediklerini bildirdi.</p>
<p>Kacır, BOTAŞ doğal gaz hatlarının güvenlik kontrollerini yapacak yerli robotu geliştirdiklerinin de altını çizerek, Türkiye Sosyal Kapsayıcı Yeşil Geçiş Projesi'yle bu yıl sonuna kadar 2,9 milyar lira finansman sağlayacakları bilgisini verdi.</p>
<p>Dijital Dönüşüm Programı'yla modernizasyon, robotik, veri yönetimi ve verimlilik odaklı 13 milyar liralık 42 projeyi desteklediklerini ifade eden ve 10 milyar liralık 40 projenin değerlendirmesini bu yıl tamamlayacaklarını bildiren Kacır, son bir yılda Dijital Avrupa Programı'nda ise Türkiye'den 52 kuruluşun 10 projede 7,3 milyon avroluk hibe kazandığını aktardı.</p>
<p>Kacır, ulusal süper bilgisayar altyapısındaki yüksek hesaplama kapasitesinden bugüne dek 9 bin araştırmacının yararlandığını belirterek, "54 kübit işlemci gücüne sahip kuantum bilgisayarı 2027'de devreye alacağız. Toplumumuzun hafızasını, değer dünyasını ve dilimizin zenginliğini yansıtan BİLGE dil modeliyle yapay zeka çözümlerinin geliştirilmesini ve farklı sektörlerde yaygınlaşmasını sağlayacağız." diye konuştu.</p>
<p><strong>"SİPER-2'nin seri üretimine önümüzdeki yıl başlayacağız"</strong></p>
<p>Savunma sanayisinde devrim yaptıklarını dile getiren Kacır, 4 binden fazla şirket ve araştırma kurumunda 100 binden fazla çalışanla dev bir savunma sanayisi gücüne sahip olduklarını söyledi.</p>
<p>Kacır, 2002'de 248 milyon dolar olan savunma ve havacılık ihracatının geçen yıl 10 milyar doları aştığına dikkati çekerek, şöyle konuştu:</p>
<p>"2002'den bugüne savunma sanayisinde 1203 yatırım için teşvik belgesi düzenledik. 668 milyar lira sabit yatırımın önünü açtık. 28 bin çalışanın istihdam edildiği 80 AR-GE ve tasarım merkezine 2025'te 71 milyar lira destek sağladık. Teknoparklarımızda savunma sanayisinde 352 firmamız 7 bin 350 araştırmacıyla teknoloji geliştirmeye devam ediyor. 2002'den bu yana, TÜBİTAK burs ve destek programlarıyla 2 bin 283 savunma sanayisi projesine ve 4 bin 449 bilim insanı ile gencimize 65 milyar lira katkı sunduk. Çelik Kubbe'de Uzun Menzilli Hava Savunma Sistemi SİPER-2'nin seri üretimine önümüzdeki yıl başlayacağız."</p>
<p><strong>"Kendi Ay görevini gerçekleştiren 9'uncu ülke olacağız"</strong></p>
<p>Uzay teknolojilerinde 20 AR-GE merkezinde ve teknoparklardaki 310 girişimde 24 bini aşkın araştırmacının istihdamını desteklediklerini belirten Kacır, Milli Uzay Programı ile birlikte uzay ve havacılık alanında 40 binden fazla bilim insanı, araştırmacı ve gencin yer aldığı projelere katkı sunduklarını söyledi. Uyduları kendi roketleriyle uzaya fırlatmaya hazırlandıklarını dile getiren Kacır, şunları kaydetti:</p>
<p>"Somali'de inşasını sürdürdüğümüz uzay limanıyla Türkiye'nin uzaya bağımsız erişiminin önünü açacak, küresel uzay ekonomisinden daha fazla pay alacağız. Uydulardaki bilgi birikimimizi değerlendirerek Ay Uzay Aracımızı yüzde 87 yerlilikle ürettik. Aracımızı 2027'nin ilk aylarında uzaya gönderecek, Ay yörüngesine ve nihayetinde Ay'a ulaştıracağız. Kendi Ay görevini gerçekleştiren 9'uncu ülke olacağız. Geniş alanları görüntüleme ve aynı bölgeden sık aralıklarla veri toplama kabiliyetine sahip yer gözlem uydu takımımızın üyeleri İMECE-2'yi 2027'de, İMECE-3'ü 2028'de uzaya göndereceğiz. Yüksek hızlı veri iletim kapasitesi ve esnek kapsama özelliklerine sahip TÜRKSAT 7A uydumuzun çalışmalarına başladık. Milli Uzay Programımızın hedeflerinden Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi'nin ihtiyaç duyduğu yüksek hassasiyetli zaman ve frekans altyapısını sağlayacak rubidyum tabanlı yerli atomik saatimizi uzaya gönderdik. 77. Uluslararası Uzay Kongresi'nde tarihinde bir ilk olan uzayın barışçıl, güvenli ve sürdürülebilir geleceği için 21 ülkeden 32 temsilcinin desteğiyle kabul edilen Antalya Deklarasyonu'na Türkiye olarak öncülük ettik."</p>
<p><strong>Yatırım teşvikleri</strong></p>
<p>Kacır, teşvik ettikleri ve son bir yılda tamamlanan 1 trilyon 263 milyar liralık 10 bin 285 yatırım projesiyle rekor kırdıklarını vurgulayarak, 231 bin 685 istihdam oluşturduklarını belirtti.</p>
<p>Aynı dönemde 1 trilyon 205 milyar lira yeni yatırımın ve 140 bin istihdamın önünü açtıklarını bildiren Kacır, şöyle devam etti:</p>
<p>"Savunma, mobilite, sağlık, petrokimya, enerji teknolojileri gibi stratejik alanlarda 52 milyar dolarlık 83 yatırıma proje bazlı destek sunduk. Bu projeler tamamlandığında cari dengemize yılda 47 milyar dolar katkı sağlayacak. Haziran 2025'ten bu yana yeni teşvik sisteminde seçici programlara başvuruların oranı yüzde 12'den yüzde 32'ye yükseldi. Teknoloji Hamlesi, Stratejik Hamle ve Yerel Kalkınma Hamlesi'nden müteşekkil Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi Programı'na aldığımız 678 milyar liralık 1269 proje başvurusu sanayide yüksek katma değer odaklı dönüşüm hedeflerine ilerlediğimizi gösteriyor."</p>
<p><strong>"Son bir yılda 19 yatırım alanı ilan ettik"</strong></p>
<p>Planlı sanayileşme yatırımlarıyla üretimi ülke sathına dengeli yaydıklarını bildiren Kacır, "Son bir yılda 6 OSB, 7 endüstri bölgesi, 19 yatırım alanı ilan ettik. Müteşebbislerimize 70 bin hektar ilave yatırım alanı sağladık. Bakanlığımızın destekleriyle bu yıl tamamlanacak 13 OSB ve 4 sanayi sitesi projesi, 30 bin istihdamın önünü açacak. 2027 bütçemizde OSB, endüstri bölgesi ve sanayi sitesi projelerine 53 milyar lira kaynak sağlayacağız. OSB'lerdeki sanayi alanlarını çevrim içi platformda her ay ilan ettiğimiz uygulamayla, Ekim 2024'ten bu yana 252 OSB'de 9 bin 507 yatırımcı başvurusu aldık. 23 milyon metrekare büyüklüğünde yatırım alanını 1472 sanayicimize tahsis ettik." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kacır, OSB'lerde atıl yatırım yeri kalmaması için rehberlik ve denetim faaliyetlerini etkin şekilde sürdürdüklerini belirterek, hazırladıkları Sanayi Alanları Master Planı'yla Samsun-Mersin, Sivas-Iğdır, Mersin-Şırnak ve Trabzon-Şırnak sanayi gelişim koridorları oluşturacaklarını, planlı sanayi alanlarının büyüklüğünü 350 bin hektara çıkaracaklarını söyledi.</p>
<p>Sanayi tesislerinin yoğunluğunu Marmara'dan Anadolu'ya dengeli yayacaklarını vurgulayan Kacır, "Sanayi bölgelerimizin demir yollarıyla limanlara bağlantısını sağlayacak, Kalkınma Yolu, Zengezur Koridoru ve Kuzey Marmara geçişiyle uluslararası pazarlara erişimini hızlandıracağız. OSB'lerde devam eden yatırımlarımızın yüzde 24'ü çevre projelerinden oluşuyor. Ergene Havzası Koruma Eylem Planı'nda hizmete aldığımız 6 atık su arıtma tesisi, altyapı ve derin deşarj kolektör hattı için 22 milyar lira kaynak aktardık. 2027'de Eylem Planı kapsamındaki tüm yatırımları sonuçlandıracağız." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Deprem bölgesi ayağa kaldırılıyor"</strong></p>
<p>Kacır, deprem bölgesini yeniden ayağa kaldırdıklarını dile getirerek, "Depremden etkilenen 78 bin 839 işletmenin KOSGEB eliyle 54 milyar 360 milyon lira finansmana erişimini sağladık." dedi.</p>
<p>Deprem bölgesinde yüksek düzeyde teşvik uyguladıkları 65 ilçede 480 milyar liralık yatırımın ve 76 bin 738 istihdamın önünü açtıklarını bildiren Kacır, "11 ilde OSB'lerimize ve sanayi sitelerimize bu yıl 19,5 milyar lira kaynak ayırıyoruz. Bu yıl Kahramanmaraş, Malatya, Gaziantep ve Hatay'da bin 456 iş yerini daha hizmete sunuyoruz. Önümüzdeki yıl ise deprem bölgesinde 1300'den fazla iş yerinin daha inşasını tamamlayacağız." bilgisini paylaştı.</p>
<p>Kacır, Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı'nda kalkınma ajansları ve bölgesel kalkınma aklıyla özel sektör yatırımlarına yön verdiklerini, şehirlerin özgün potansiyelini harekete geçirdiklerini anlattı.</p>
<p>Söz konusu program kapsamında illerde destekledikleri yatırımlara ilişkin bilgi veren Kacır, konuşmasını şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Programın 2025 çağrısında 185 milyar lira büyüklüğünde 303 projeye destek sunuyoruz. 2026 çağrısında yapılan 446 milyar lira büyüklüğünde 816 proje başvurusu, programa yoğun ilginin göstergesidir. Cazibe Merkezleri, Sosyal Gelişmeyi Destekleme, Üreten Şehirler Programları ve diğer desteklerimizle kalkınma ajanslarımızla bugüne kadar 29 bin 621 projeye 146 milyar lira katkı sağladık, 236 milyar lira kaynağı harekete geçirdik. Kalkınma odaklı projeler için 1,2 milyar avroluk uluslararası finansmanı ülkemize kazandırdık. GAP, DAP, KOP ve DOKAP bölge kalkınma idarelerimiz eliyle tarıma dayalı sanayi, sulamada verimlilik, kültür ve turizm, kırsal kalkınma odaklı 6 bin 199 projeye 2014'ten bu yana 62,6 milyar lira destek sağladık. 76 milyar liralık yatırım hacmi oluşturduk. Çalışan ve Üreten Gençler Programı'yla 109 projeye 4,2 milyar lira kaynak aktardık, 6 bin 107'si kadın olmak üzere 9 bin 825 doğrudan istihdam sağladık. Van, Muş ve Bitlis'te hayata geçirdiğimiz projelerle tekstil ve hazır giyim sektöründe kümelenme oluşturduk, istihdamı 18 binin üzerine taşıdık."</p>
<p>GAP Bölge Kalkınma İdaresi öncülüğünde ve uluslararası Better Cotton Fonu desteğiyle 2021'de başlattıkları İyi Pamuk Projesi'nin, Şanlıurfa ve Diyarbakır'da 2 bin 118 çiftçiye ve 446 bin dekara ulaştığını belirten Kacır, çiftçilerin ürünlerini dünya pazarlarında "lisanslı iyi pamuk" olarak satabildiklerini anlattı.</p>
<p>Yaylalarda arıcılığı yaygınlaştırdıklarına, 2002'de 173 bin olan kovan sayısının 1 milyonu aştığına dikkati çeken Kacır, "Yatırımlarımızla Kars'ı bir turizm şehri haline getirdik. Terörsüz Türkiye hedefimizde menzile ulaştığımızda ülke sathında toprağımızın her bir karışı yeni yatırımlarla bereketlenecek, üretimle kalkınacak. Anadoludakiler Projemizle Anadolu'nun zengin kültürel mirasını gelecek nesillere taşıyor, üreticilerimizin markalaşmasını ve pazarlara erişimini destekliyoruz. Şehirlerimizin tarihi, kültürel ve yöresel değerlerini yansıtan 1912 coğrafi işaretle dünyada 2'nciyiz. Son 3 yılda Avrupa Birliği'nde tescilli coğrafi işaretimizi 18'den 46'ya çıkardık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kacır, teknoloji girişimlerine yapılan sermaye yatırımlarının son 5 yılda 5,7 milyar dolara eriştiğini ifade ederek, TÜBİTAK Bireysel Genç Girişimci desteği ile bugüne kadar 2 bin 750'yi aşkın teknoloji girişiminin kurulmasını sağladıklarını anlattı.</p>
<p>Kurulan 47 Teknoloji Merkezi'nde 5 bin 150'den fazla teknogirişimi büyüttüklerini, teknoparklarla Anadolu şehirlerine girişim ofisleri kurduklarını dile getiren Kacır, sağlayacakları kaynaklarla girişim sermayesi ekosistemine biyoteknoloji ve yapay zeka gibi alanlarda bir milyar dolardan fazla ilave likidite temin etmeyi hedeflediklerini söyledi.</p>
<p><strong>KOSGEB ile KOBİ'lere finansman desteği</strong></p>
<p>Türkiye Tech Visa Programı'yla 99 ülkeden 6 bine yakın teknoloji profesyonelini ve 70 girişimi Türkiye'ye çekmeyi başardıklarını, Atatürk Havalimanı terminal binalarında "Terminal İstanbul" markasıyla kurdukları dünyanın en büyük girişimcilik merkezinin ilk etabını devreye aldıklarını belirten Kacır, "'Dijital Şirket' uygulamamızla, teknoloji girişimlerinin kuruluş süreçlerinin tümüyle dijital platform üzerinden yönetilmesini sağlayacak ve şirketleşme süreçlerini kolaylaştıracağız. Teknogirişim Rozeti uygulamasıyla 2 binden fazla teknoloji girişimimizin kamu desteklerine, yatırım ve finansman imkanlarına erişimini kolaylaştırdık." dedi.</p>
<p>Kacır, KOSGEB eliyle son bir yılda 52 bin 47 KOBİ'ye 69 milyar 359 milyon lira finansman sağladıklarını, KOBİ'lerin ihtiyaçlarını yerinde tespit etmek için 140 bin işletmeye ziyaret gerçekleştirildiğini, 87 bin 241 kişiye çevrim içi girişimcilik eğitimi verdiklerini, 81 ildeki seçmelerle 1718 yeni girişime 2 milyar 620 milyon lira destek olduklarını anlattı.</p>
<p>Kapasite Geliştirme Programı ile 2 bin 111 işletmenin 26 milyar 416 milyon liralık yatırımını desteklediklerini ifade eden Kacır, "Küresel Rekabetçilik Programı'yla da 62 işletmemizin 2 milyar 66 milyon liralık yatırım projesinin önünü açtık. İmalat sanayimizde istihdamı koruyor, dayanıklılığı artırıyoruz. Yılbaşından bu yana imalat sanayisinde kayıtlı istihdamı 79 bin artırdık. Bu yıl imalat sanayisine 150 milyar lira kefalet desteği ile 250 milyar lira uygun koşullu işletme sermayesi finansmanı sağlıyoruz. İstihdamını koruyan firmalar için yıllık 37 puan finansman maliyetinin 12 puanını Bakanlık olarak karşılıyoruz. Hazır giyim, tekstil, deri ve mobilya sektörlerinde istihdamını koruyan firmalarımızda çalışan başına aylık 3 bin 500 lira destek veriyoruz. 1 milyon 197 bin emekçimizin istihdam edildiği bu sektörlerde 2026'da istihdamı yüzde 100 koruduk." diye konuştu.</p>
<p>Kacır, Türkiye Yüzyılı'nı inşa edecek beşeri sermayeye yatırım yapmayı sürdüreceklerini söyleyerek, bu yıl 91 bin 431 bilim insanı ve öğrenciye TÜBİTAK eliyle 6 milyar 400 milyon lira destek olduklarını bildirdi.</p>
<p>Uluslararası Lider ve Genç Araştırmacılar Programları ile ülkeye gelen 336 bilim insanının projelerinde bugüne dek 1596 genç bilim insanının görev aldığını anlatan Kacır, şunları kaydetti:</p>
<p>"Son 5 yılda yurt dışından 1086 araştırmacının çalışmalarını ülkemizde sürdürmesini sağladık. Stajyer Araştırmacı Burs Programı'yla yaklaşık 12 bin üniversite öğrencisine araştırma yetkinliği kazandırdık. Sektör Kampüste Programı'nda 1200'den fazla ders açarak 35 binden fazla öğrenciye reel sektör deneyimi kazandırdık. Üniversitelerde 90 Milli Teknoloji Atölyesi'ni hizmete açtık. 81 şehrimizdeki 134 Deneyap Teknoloji Atölyesi'ndeki eğitimlerden faydalanan öğrenci sayımız 65 bine erişti. Bu yıl TEKNOFEST Güneydoğu'da 730 binden fazla takımda 1 milyon 600 binin üzerinde genç yarıştı. 2026, Uluslararası ve Bölgesel Bilim Olimpiyatları'nda en fazla madalya kazandığımız yıl oldu. İftihar kaynağı öğrencilerimiz, 11'i altın 78 madalyayı ülkemize getirdi. Bu yıl TÜBİTAK Araştırma Proje Yarışmaları'nda da 89 bin 766 öğrencimizin 52 bin 773 projesiyle katılım rekoru kırdık. Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri'nde 18 bin 751 projede 34 bin 720 öğrenciye destek verdik. Bu yıl ilk mezunlarını veren TÜBİTAK Fen Lisemiz, bilim olimpiyatları ve YKS sayısal alanda Türkiye'nin en başarılı okulu oldu."</p>
<p><strong>"Uluslararası iş birlikleri devam ediyor"</strong></p>
<p>Kacır, uluslararası ortaklıkla bilim, teknoloji, inovasyon ve sanayi kapasitesini desteklediklerini ve yatırımları büyüttüklerini belirterek, 115 ülkeyle imzaladıkları Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması (YKTK) anlaşmaları ile yatırımcılara güçlü hukuki koruma ve öngörülebilir yatırım zemini sunduklarını vurguladı.</p>
<p>Kazakistan ile YKTK anlaşmasını güncellediklerini, Körfez İşbirliği Konseyi ile müzakereleri tamamladıklarını, Birleşik Krallık ve Endonezya ile müzakerelere devam ettiklerini anlatan Kacır, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Son bir yılda 23 ülke ile 32 uluslararası anlaşma ve mutabakat zaptına imza attık. Dünyanın en büyük sivil AR-GE programı Ufuk Avrupa'da 992 projeyle ülkemize 496 milyon avroluk fon desteği kazandırdık. Uluslararası AR-GE ve inovasyon faaliyetlerine katılım ve imalat sanayinin dijital ve yeşil dönüşümü alanlarında 18,3 milyon avro büyüklüğünde üç projenin daha uygulamasına başladık. Yeşil Sanayileşmede Karbonsuzlaştırma Mekanizması girişimini COP31 Başkanlığımızda hayata geçiriyoruz."</p>
<p>Kacır, etkin piyasa gözetimi ve denetimleriyle vatandaşları koruduklarının, haksız rekabeti önlediklerinin altını çizerek, ölçü aletlerinin teknik düzenlemelere uygun piyasaya arzı ve kullanımı için bu yıl 1,5 milyon muayene ve 240 bin ani denetim gerçekleştirdiklerini söyledi.</p>
<p>Piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetleri kapsamında farklı sanayi ürün gruplarında 45 bin denetim yaptıklarını, metroloji ve ürün güvenliği denetimlerinde 15 bin 695 uygunsuzluk tespit ettiklerini, 280 farklı ürün için toplatma kararı aldıklarını, 483 milyon lira cezai işlem uyguladıklarını dile getiren Kacır, şu bilgileri verdi:</p>
<p>"Türk Standardları Enstitümüz (TSE), standardizasyon, test ve belgelendirme alanındaki yetkinlikleriyle Milli Teknoloji Hamlemize katkı sunuyor. Son bir yılda 1299 yeni standardı yürürlüğe aldık, standart sayımızı 38 bin 797'ye yükselttik. 170 ayna komitede 3 bin 170 üyemiz aracılığıyla uluslararası standardizasyon çalışmalarına aktif katkı sağlıyoruz. TSE laboratuvarlarında son bir yılda 120 binden fazla test ve kalibrasyon hizmeti sunduk. İthalat denetimleri kapsamında 251 bin 952 ürünü inceledik. 6 bin 617 ürünün ülkemize girişini önleyerek üreticilerimizi haksız rekabete karşı koruduk."</p>
<p>Kacır, tehlikeli madde taşımacılığında güvenliği en üst seviyede tutmak için 19 bin 679 araç ve 4 bin 759 tankı muayene ettiklerini belirterek, Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nde 1'inci Güç Ünitesi'nin devreye alma kontrolleri ile 759 yapının denetiminin TSE tarafından gerçekleştirildiğini söyledi.</p>
<p>AB'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kapsamında ihracatçıların ihtiyaç duyduğu karbon emisyonu doğrulama hizmetlerini gelecek yıldan itibaren TSE aracılığıyla sunacaklarına işaret eden Kacır, başta Togg olmak üzere yerli üretim araç modellerinin fonksiyon yeniliklerine yönelik tip onay belgeleri düzenlemeyi sürdürdüklerini, sanayicilerin ihtiyaç duyduğu test, analiz ve belgelendirme hizmetlerini tek çatı altında daha hızlı ve etkin şekilde sunmak üzere Ankara Kalite Kampüsü'ne taşınmaya başladıklarını anlattı.</p>
<p>Kacır, TÜBA ile bilim insanlarını desteklediklerini vurgulayarak, Türkiye'nin 2027 Dünya Bilim Forumu'na Cumhurbaşkanlığının himayesinde ev sahipliği yapacağını söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-imalat-sanayi-katma-degeri-bir-yilda-yuzde-97-artti-91108</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/8/1280x720/0000-1793627763.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu&#039;nda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2027 yılı bütçesiyle ilgili sunum yapan Bakanı Mehmet Fatih Kacır, &quot;İmalat sanayi katma değerimiz, son bir yılda yüzde 9,7 artarak 259 milyar dolara yükseldi.&quot; dedi. Kacır, &quot;Depremden etkilenen 78 bin 839 işletmenin KOSGEB eliyle 54 milyar 360 milyon lira finansmana erişimini sağladık. 11 ilde OSB&#039;lerimize ve sanayi sitelerimize bu yıl 19,5 milyar lira kaynak ayırıyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/sabanci-vakfi-fark-yaratanlar-programinin-yeni-sezon-basvurulari-basladi-91105</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 16:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sabancı Vakfı &#039;Fark Yaratanlar&#039; programının yeni sezon başvuruları başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Vakfı'nın 2009'dan bu yana yürüttüğü "Fark Yaratanlar" programının 18. sezon başvurularının başladığı bildirildi.</p>
<p>Vakıf açıklamasına göre, program, toplumsal sorunlara karşı sorumluluk alarak harekete geçen bireylerin ve kurumların geliştirdiği çözümleri görünür kılmayı, aktif vatandaşlık bilincini yaygınlaştırmayı ve toplumsal değişime öncülük etmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Programın 18. sezonunda da adayların toplumsal sorunlara yönelik somut değişim yaratan çözümler geliştirmiş olması, çalışmalarının yaratıcı, sürdürülebilir, yaygınlaştırılabilir, şeffaf ve güvenilir nitelikler taşıması bekleniyor.</p>
<p>Yeni sezonunda 30 Kasım gün sonuna kadar başvuru yapılabilecek programa toplumsal sorunlara çözüm üretmek için çalışan kişi ya da kurumlar da aday olarak gösterilebilecek.</p>
<p>Seçilen Fark Yaratanlar için uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilen ihtiyaç analiziyle başlayan kapsamlı bir gelişim ve destek sürecinin hayata geçirileceği belirtildi.</p>
<p>Fark Yaratanlar Ağı'na katılan kişi ve kurumların, bir sezon boyunca Sabancı Vakfı ve Impact Hub İstanbul ile birebir çalışma fırsatı bulacağı ifade edildi.</p>
<p><strong>"Bu hikayeler geleceğe dair umudumuzu da güçlendiriyor"</strong></p>
<p>Sabancı Vakfı Genel Müdürü Rana Tutcuoğlu, programın 18 yıldır Türkiye'nin her noktasında ilham veren değişim hikayelerini kamuoyu ile buluşturduğunu belirtti.</p>
<p>Toplumsal değişimin gücüne ve bu değişimi mümkün kılan bireylerin ve kurumların yarattığı etkiye inandıklarını aktaran Tutcuoğlu, "Ülkemizin her köşesinde yaşadığı çevrenin sorunlarına duyarlılıkla yaklaşan, çözüm üretmek için cesaretle adım atan ve bu adımlarıyla başkalarına ilham veren çok kıymetli bireyler ve kurumlar tanıdık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tutcuoğlu, şimdiye kadar 22 bini aşkın başvuru arasından seçilen 228 Fark Yaratanın, bugün birbirinden öğrenen, birlikte üreten ve dayanışmayla güçlenen büyük bir topluluğun parçası olduğunu kaydetti.</p>
<p>Tutcuoğlu, "Bu hikayeler geleceğe dair umudumuzu da güçlendiriyor. 18. sezonda da yeni Fark Yaratanlar ile yollarımızın kesişmesini ve iyi örneklerin çoğalmasına alan açmayı büyük bir heyecanla bekliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/sabanci-vakfi-fark-yaratanlar-programinin-yeni-sezon-basvurulari-basladi-91105</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/5/1280x720/rana-tutcuoglu-1793625724.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sabancı Vakfı tarafından düzenlenen &quot;Fark Yaratanlar&quot; programının 18. sezon başvuruları başladı. Genel Müdür Rana Tutcuoğlu, şimdiye kadar 22 bini aşkın başvuru arasından seçilen 228 &quot;Fark Yaratan&quot;ın, bugün birbirinden öğrenen, birlikte üreten ve dayanışmayla güçlenen büyük bir topluluğun parçası olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-mersin-ile-gaziantep-arasindaki-seyahat-suresini-2-saat-15-dakikaya-dusurecegiz-91104</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 16:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Mersin ile Gaziantep arasındaki seyahat süresini 2 saat 15 dakikaya düşüreceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep Hızlı Tren Projesi'ndeki son durum hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, projenin teknik özelliklerine dikkati çeken Uraloğlu, "312,5 kilometrelik hattımızı saatte 200 kilometre hıza uygun, elektrikli ve sinyalli olarak inşa ediyoruz. Projemiz kapsamında 12 tünel, 10 viyadük, 35 köprü ve 21 istasyon yer alıyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Süre kısalacak, kapasite artacak</strong></p>
<p>Uraloğlu, hattın tamamlanmasıyla bölgedeki ulaşımın daha hızlı ve konforlu hale geleceğine dikkati çekerek, "Projemiz tamamlandığında Mersin ile Gaziantep arasındaki seyahat süresini 2 saat 15 dakikaya düşüreceğiz. Hattımızda yıllık 3,1 milyon yolcu ve 37,1 milyon ton yük taşınmasını öngörüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çukurova Havalimanı bağlantısındaki üstyapı imalatları ile Seyhan ve Çukurova viyadüklerinin tamamlandığını aktaran Uraloğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"Mersin-Adana kesiminde Tarsus şehir geçişinin kazı, üst ve alt döşeme betonarme imalatlarını tamamladık. Bölgede peron imalatları ve hat serim çalışmalarımız devam ediyor. Mersin ile Adana arasındaki istasyon ve teknik binaların yapımını, kara yolu alt ve üst geçitleri ile demir yolu köprülerinin imalatlarını sürdürüyoruz. Mersin-Adana kesiminde, yüzde 84,72 fiziki ilerleme sağladık. Yapım çalışmalarımızı 2027'de tamamlamayı hedefliyoruz."</p>
<p>Uraloğlu, projenin diğer kesimlerinde de çalışmaların devam ettiğini belirterek, Toprakkale-Mamure kesiminin 17 kilometresinde üstyapı imalatlarının tamamlandığını, Nurdağı tünellerinde kaplama beton ve flüt imalatlarının bitirildiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Kalkınma Yolu ve Orta Koridor için de önemli</strong></p>
<p>Hattın yolcu taşımacılığının yanı sıra yük taşımacılığı açısından da büyük önem taşıdığını vurgulayan Uraloğlu, "Mersin Limanı ile Gaziantep'in organize sanayi bölgeleri arasındaki lojistik bağlantıyı güçlendireceğiz. Böylece yük taşımacılığında maliyet avantajı sağlayacak, bölgenin üretim ve ihracat kapasitesine katkı sunacağız." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Uraloğlu, projenin Kalkınma Yolu ve Orta Koridor üzerinde bulunduğuna işaret ederek, hattın hizmete alınmasıyla Türkiye'nin uluslararası taşımacılıktaki konumunun güçleneceğini, Kafkasya ve Orta Asya ülkeleriyle ticari ilişkilerin gelişmesine de katkı sağlanacağını bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-mersin-ile-gaziantep-arasindaki-seyahat-suresini-2-saat-15-dakikaya-dusurecegiz-91104</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/yht.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep Hızlı Tren Projesi kapsamında yapım çalışmalarının sürdüğünü belirten Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Projemiz tamamlandığında Mersin ile Gaziantep arasındaki seyahat süresini 2 saat 15 dakikaya düşüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tebe-en-iyi-kobi-bankasi-odulu-91115</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEB&#039;e &#039;En İyi KOBİ Bankası&#039; ödülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Ekonomi Bankası'nın (TEB), "Global Banking&amp;Finance Review" tarafından "Türkiye'nin En İyi KOBİ Bankası 2026" ödülüne layık görüldüğü bildirildi.</p>
<p>Bankadan yapılan açıklamaya göre, jüri değerlendirmesinde, bankanın KOBİ'leri finansal olarak desteklerken ticari faaliyetlerini büyütmeye katkıda bulunduğu vurgulanırken, KOBİ'lere yönelik danışmanlık ve eğitim destekleriyle yarattığı farka da dikkati çekildi.</p>
<p>Bankanın, KOBİ Bankacılığı faaliyetleri kapsamında işletmelerin değişen ihtiyaçlarına yalnızca finansal ürünlerle değil, danışmanlıkla da yanıt verdiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, "Bankanın KOBİ danışmanları, firmalara organizasyon, üretim ve pazarlama konularında rehberlik ederken, KOSGEB destek kredilerine erişimlerinde köprü görevi üstleniyor. Ticari ve işletme müşterileri için tasarlanan dijital bankacılık uygulaması 'CEPTETEB İŞTE' platformuyla işletmelerin bankacılık işlemleri dijitalleştiriliyor, ihracatçılara teminat, finansman ve çevresel standartlara uyum konularında destek sağlanıyor." denildi. </p>
<p>TEB Ticari ve KOBİ Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Kağan Yaşa, KOBİ'lerin ticari faaliyetlerini büyütmeleri için tüm finansal ihtiyaçlarına uçtan uca çözümler sunduklarını belirtti.</p>
<p>Yaşa, KOBİ'ler için güçlü ve kalıcı yapı kurma yolunun, finansman sağlamanın ötesinde, onları geleceğin ekonomisine hazırlamaktan geçtiğini aktararak, "Değişen küresel rekabet koşulları sebebiyle KOBİ'lerin yeşil ve dijital dönüşümü, Türkiye’nin üretim kapasitesini, istihdamını ve sürdürülebilir büyümesini doğrudan etkiliyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Yaşa, dijitalleşmeyi yeşil dönüşümün temel ölçme ve izleme altyapısı olarak gördüklerini ve işletmelerin "İkiz Dönüşüm" süreçlerini güçlü uluslararası işbirlikleriyle finanse ettiklerine dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Sahada karşılaşılan enerji maliyetlerinin yönetimi, kaynak verimliliği ve karbon raporlaması gibi önemli ihtiyaçlara ise 'Danışman Banka' yaklaşımımızla doğrudan yanıt veriyoruz. Attığımız bu adımlarla KOBİ'leri geleceğin sürdürülebilir ekonomisinin itici gücü olmaya hazırlıyoruz. KOBİ'lerin kendi ölçek ve dinamiklerine özel geliştirdiğimiz hizmet modelimizin ve sunduğumuz bütüncül çalışmaların uluslararası arenada ödüllerle taçlandırılması bizleri daha da motive ediyor. İşletmelerimizin rekabet gücünü artırmak için her adımda yanlarında olmaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tebe-en-iyi-kobi-bankasi-odulu-91115</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/5/1280x720/kagan-yasa-1793630794.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEB, Global Banking&amp;Finance Review tarafından verilen &quot;Türkiye&#039;nin En İyi KOBİ Bankası 2026&quot; ödülünü kazandı. TEB Ticari ve KOBİ Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Kağan Yaşa, &quot;KOBİ&#039;leri geleceğin sürdürülebilir ekonomisinin itici gücü olmaya hazırlıyoruz. KOBİ&#039;lerin kendi ölçek ve dinamiklerine özel geliştirdiğimiz hizmet modelimizin ve sunduğumuz bütüncül çalışmaların uluslararası arenada ödüllerle taçlandırılması bizleri daha da motive ediyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kasiaddan-finansal-raporlama-egitimi-teknokentte-basladi-91098</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 15:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> KASİAD’ın finansal raporlama eğitimi Teknokent’te başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Sanayici ve İş İnsanları Derneği (KASİAD) ile Kahramanmaraş Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (KMSMMO), iş dünyasının finansal yetkinliğini artırmak amacıyla önemli bir eğitim programına imza attı. Kahramanmaraş Teknokent’in ev sahipliğinde 2-3 Kasım 2026 tarihlerinde düzenlenen “İleri Düzey Finansal Raporlama Eğitimi”, 100’ü aşkın şirket yöneticisi, finans ve muhasebe çalışanı ile serbest muhasebeci mali müşaviri bir araya getirdi. Programda, işletmelerin finansal raporlama altyapılarının güçlendirilmesi ve uluslararası standartlara uyum süreçleri ele alındı.</p>
<p>İş dünyası ile finans profesyonellerini ortak bir zeminde buluşturan eğitimde, işletmelerin finansal raporlama kapasitelerinin geliştirilmesi, bağımsız denetim süreçlerine hazırlık ve Türkiye Finansal Raporlama Standartları’na (TFRS) uyum konuları kapsamlı şekilde ele alındı.</p>
<p><strong>Dinçer: Aynı finansal dili konuşmalıyız </strong></p>
<p>Programın açılışında konuşan KASİAD Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Dinçer, eğitimin uzun süredir hayata geçirmeyi hedefledikleri önemli projelerden biri olduğunu belirtti. Dinçer, temel amaçlarının şirketlerin bağımsız denetim ve finansal danışmanlık hizmeti aldıkları kuruluşlarla aynı dili konuşabilmesini sağlamak, karşılıklı bakış açılarını geliştirmek ve muhasebe-finans alanında kendisini yetiştirmek isteyen gençlere katkı sunmak olduğunu ifade etti.</p>
<p>Eğitimin hazırlanmasında emeği geçen KMSMMO Başkanı Abdullah Kalın ve yönetimine, TÜRMOB'a, akademisyenlere ve Vizyon Grup temsilcilerine teşekkür eden Dinçer, iş dünyasının gelişimine katkı sağlayacak eğitim ve iş birliklerine devam edeceklerini vurguladı.</p>
<p><strong>Teorik bilgi, pratik uygulamalarla desteklendi </strong></p>
<p>İki gün sürecek eğitim programının ilk gününde, alanında uzman akademisyenler ve finans profesyonelleri bilgi ve deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. YMM Vizyon Grubu'ndan Hakkı Sayan ve Halit İslam Ekmen, pratik uygulamalar üzerinden değerlendirmelerde bulunurken, TÜRMOB SÜRGEM eğitmenleri Dr. Sabiha Turgut Genç ve Dr. Doğan Akın bağımsız denetim ve finansal raporlama süreçlerine ilişkin sunumlar gerçekleştirdi.</p>
<p>Eğitim kapsamında Vergi Usul Kanunu (VUK) ile Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TFRS) arasındaki farklılıklar, finansal tablo düzenlemeleri, düzeltme kayıtları, uygulamalı örnekler ve vaka analizleri de ele alındı.</p>
<p><strong>Kurumsal yapılanmaya ve sürdürülebilir büyümeye katkı </strong></p>
<p>100'ü aşkın katılımcının yoğun ilgi gösterdiği program, Kahramanmaraş iş dünyasının finansal bilgi ve kurumsal yönetim kapasitesinin geliştirilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi.</p>
<p>Eğitimle şirketlerin finansal tabloları daha etkin okuyabilmesi, riskleri önceden değerlendirebilmesi, iç denetim mekanizmalarını güçlendirmesi ve bağımsız denetim süreçlerine daha hazırlıklı hale gelmesi hedeflendi.</p>
<p>Program sonunda başarılı katılımcılara sertifikaları takdim edildi. KASİAD ve KMSMMO iş birliğiyle gerçekleştirilen organizasyon, Kahramanmaraş'ta sanayi ve iş dünyasının yalnızca üretim kapasitesini değil, finansal ve yönetsel yetkinliklerini de geliştirmeye yönelik çalışmaların önemini ortaya koydu. Taraflar, kentin ekonomik kalkınmasına, üretim ve istihdamın niteliğinin artırılmasına katkı sağlayacak stratejik eğitim ve iş birliklerinin önümüzdeki dönemde de sürdürülmesi mesajını verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kasiaddan-finansal-raporlama-egitimi-teknokentte-basladi-91098</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/8/1280x720/kasiad-baskani-ismail-dincer-1793621738.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Sanayici ve İş İnsanları Derneği ile KMSMMO tarafından düzenlenen “İleri Düzey Finansal Raporlama Eğitimi” 100’ü aşkın şirket yöneticisi, finans ve muhasebe çalışanı ile serbest muhasebeci mali müşaviri bir araya getirdi. Programda, işletmelerin finansal raporlama altyapılarının güçlendirilmesi ve uluslararası standartlara uyum süreçleri ele alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gsk-turkiyede-atama-91111</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 15:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> GSK Türkiye&#039;de atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>GSK Türkiye'de Finans Direktörlüğü'ne Rahul Deshpande'nin getirildiği bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, global biyofarma şirketi GSK'nın Hindistan organizasyonunda Finans İş Ortaklığı Lideri olarak görev yapan Deshpande, GSK Türkiye Finans Direktörü olarak yeni görevine başladı.</p>
<p>Hindistan'da yeminli mali müşavirlik alanında uzmanlaşan Desphande, 2004'ten bu yana GSK'nın global operasyonlarında kilit roller üstlendi. 20 yılı aşkın deneyime sahip olan Desphande, bölgesel roller de dahil olmak üzere satış, pazarlama, tedarik zinciri ekiplerinin finans süreçleri ve organizasyonel dönüşüm projelerine liderlik ederek başarılı çalışmalara imza attı.</p>
<p>Yeni göreviyle Desphande aynı zamanda şirketin Türkiye Liderlik Ekibi'nde yer alacak.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gsk-turkiyede-atama-91111</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/1/1280x720/rahul-deshpande-1793628255.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GSK Türkiye&#039;nin yeni Finans Direktörü Rahul Deshpande oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/okullara-cop31-duzenlenmesi-91095</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 14:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya&#039;da okullara COP31 düzenlenmesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Burak Demiralp ve Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalyalı gazetecilerle birlikte BM İklim değişikliği Zirvesinin yapılacağı COP31 Alanında incelemelerde bulunarak çalışmaları yerinde inceledi.</p>
<p>Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Burak Demiralp, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, 9–20 Kasım tarihlerinde Antalya'da COP31'e ev sahipliği yapılacağını belirtti.</p>
<p>Birleşmiş Milletler çatısı altında yapılan küresel iklim görüşmelerinin en üst düzey buluşmasında devlet ve hükümet başkanlarını, bilim insanlarını, iş dünyasını, gençleri ve sivil toplum temsilcilerinin bu alanda ağırlanacağını ifade eden Demiralp, ‘’Biz COP31'i yalnızca bir iklim zirvesi olarak görmüyoruz. Diyalogla başlayan, uzlaşıyla güçlenen ve somut aksiyona dönüşen bir sürecin öncüsü olmak istiyoruz. Alanın yeniden düzenlenmesinden, yolların yapımına; konaklamadan güvenliğe kadar tüm kurumlarımızla en ince detayına kadar her ayrıntıyı planlıyoruz’’ dedi.</p>
<p><strong>85 devlet başkanı ve hükümet başkanı katılacak</strong></p>
<p>COP31 Zirvesinin bin 100 dönüm bir alanda yapılacağını ve iki bölümden oluştuğunu anlatan Bakan Yardımcısı Demiralp, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’527 bin metrekarelik Mavi Bölge'de Birleşmiş Milletler'in resmî müzakereleri yürütülecek. 11–12 Kasım'daki Dünya Liderleri Zirvesi de burada yapılacak. Şu ana kadar 85 devlet ve hükümet başkanı katılacağını bildirdi. 582 bin metrekarelik Yeşil Bölge, Türkiye'nin dünyaya açılan yüzü olacak. Üniversiteler, girişimciler, gençler, sanatçılar ve sivil toplum aynı çatı altında buluşacak. Mavi Bölge'de konuşulan başlıkların uygulamadaki karşılığı burada görülebilecek. Yeşil dönüşüm ve finansmandan teknoloji ve inovasyona, enerji dönüşümünden kültür ve medeniyete, gençlikten sıfır atığa kadar yedi tematik merkezimizde dünyanın farklı ülkelerinden iyi uygulamaları ve yenilikçi çözümleri bir araya getireceğiz.’’</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan öncülüğünde başlatılan Sıfır Atık Hareketi'nin de COP31 Alanının her köşesinde gösterileceğini anlatan Demiralp, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Sıfır Atık Müzesi, atölyeler ve Sıfır Atık Köyleriyle alanın her köşesinde göstereceğiz. Üstelik sürdürülebilirliği yalnızca sergilemeyeceğiz; ulaşımımızdan atık yönetimimize, enerji kullanımından günlük hizmetlerimize kadar organizasyonun her aşamasında uygulayacağız. Bu kapsamda Sıfır Atık ve ISO sertifikasyon süreçlerimizi de zirve başlamadan tamamladık. Kültür ve sanat da ev sahipliğimizin önemli bir parçası olacak.’’</p>
<p>Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Burak Demiralp, İklim Değişikliği Zirvesinde COPArt programı da hazırladıklarını belirterek, 70 yabancı ve 120 yerli sanatçının eserlerinden oluşan dört tematik sergi, senfonik konserler ve paneller düzenleneceğini söyledi. Demiralp sözlerini şöyle tamamladı.</p>
<p><strong>Okullar uzaktan eğitim yapacak</strong></p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin de Antalya ve Türkiye’nin tanıtımı açısından büyük katkı yapacak BM İklim Değişikliği Zirvesi’nin yapılacağı alanda çalışmaların tamamlanmak üzere olduğunu bildirdi.</p>
<p>COP31 Alanı’nın zirvesinin tamamlanmasıyla Antalya’ya hediye edileceğini vurgulayan Vali Şahin, bu alanda Dünyanın en sayılı festival ve fuarlar ile çeşitli etkinliklerin yapılacağını belirtti.</p>
<p>COP31 Zirvesinde dünya liderlerinin katılacağı 11-12 Kasım tarihleri arasında Antalya’nın 5 merkez ilçesi ile Serik ve Manavgat ilçelerinde okullarda uzaktan eğitim yapılacağını duyurdu. Vali Şahin, ilk ve orta öğretimde çocukları bulunan ve kamuda çalışan kadınların da idari izinli sayılacağını, bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı ile görüşmelerin devam ettiğini açıkladı.</p>
<p><strong>Zirve açılışında Tarkan’dan COP31 şarkısı</strong></p>
<p>BM İklim Değişikliği Zirvesi açılış töreninde, Dünyaca ünlü şarkıcı Tarkan COP31 zirvesi için bestelediği ‘’LET’S COP’’isimli şarkısı eşliğinde başta Antalya olmak üzere Türkiye’nin doğal ve tarihi güzelliklerinin yer aldığı video dünya liderlerine de gösterilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/okullara-cop31-duzenlenmesi-91095</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/5/1280x720/okullara-cop31-duzenlenmesi-1793619972.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin en büyük organizasyona ev sahipliği yapacağı ve Birleşmiş Milletleri’nin bugüne kadar en fazla katılımın sağlanacağı İklim Değişikliği Zirvesi‘nde dünya liderlerinin yer alacağı 11 ve 12 Kasım tarihlerinde Antalya’da ilk ve orta öğretim okulları uzaktan eğitim yapılacak, ilk ve orta öğretimde çocukları bulunan ve kamuda çalışan kadınlar da idari izinli sayılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/pamuk-uretimi-alarm-veriyor-sektor-destek-bekliyor-91094</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 14:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pamuk üretimi alarm veriyor, sektör destek bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’nin pamuk üretiminde yaşanan daralma, üreticiden tekstil sanayisine kadar geniş bir kesimi tehdit ediyor. Ege Bölgesi’nde ekim alanlarının son 75 yılın en düşük seviyesinin de altına gerilemesi, sektördeki kaygıları artırdı. Üretim maliyetlerinin satış fiyatlarının üzerinde kalması nedeniyle üreticinin pamuktan uzaklaştığını belirten sektör temsilcileri, desteklerin yetersizliğine dikkat çekerek, mevcut koşulların sürmesi halinde gelecek yıl üretim kaybının daha da derinleşeceğini vurguladı.</p>
<h2>Çondur: Desteklemeler artırılmazsa gelecek yıl bu yılki üretimi bile ararız</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae873f389011-1793618931.JPG" alt="" width="800" /></p>
<p>Geçen yıl üreticinin pamuktan kilogram başına yaklaşık 9 lira zarar ettiğini ve bu nedenle ekim alanlarındaki daralmanın beklendiğini belirten Ulusal Pamuk Konseyi Başkanı Fevzi Çondur, desteklemelerin yetersiz kalmasının üretimdeki düşüşü hızlandırdığını söyledi. Türkiye’nin yıllık yaklaşık 1,5 milyon ton pamuk ihtiyacı bulunduğunu, geçmiş yıllarda 800 bin ton civarında gerçekleşen üretimin bu sezon 320 bin ton seviyesine gerilemesini beklediklerini dile getiren Çondur, “Bu yıl kilogram başına üretim maliyeti 44 lira seviyesindeyken satış fiyatı 40 lira civarında kalıyor. Desteklemeler de eklendiğinde üreticinin içinde bulunduğu tablo değişmiyor ve üretici bu durumdan memnun değil. Bu koşullar devam ederse gelecek yıl pamuk ekiminden daha fazla uzaklaşma yaşanacağını düşünüyoruz. Pamuk ithalatının maliyeti tek başına 2 milyar doların üzerinde. Pamuğun çekirdeği ve yağını da hesaba kattığımızda toplam kayıp yaklaşık 3 milyar dolara ulaşıyor. Cari açığı artırmamak için çalışırken pamuk ithalatı ne yazık ki bu açığa katkı sağlıyor. Desteklemeler artırılmazsa pamuk üretiminden kaçış devam edecek. Önümüzdeki yıl bu sezon elde edilen üretim rakamlarını bile arayabiliriz” dedi.</p>
<h2>Uçak: Pamuk üretimi önümüzdeki yıl da azalmaya devam edecek</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae87422d4528-1793618978.jpeg" alt="" width="800" height="534" /></p>
<p>Ege Bölgesi’nde pamuk ekim alanlarının geçen yıla göre yüzde 47 azalarak 49 bin 454 hektara gerilediğini belirten İzmir Ticaret Borsası Meclis Başkanı Bülent Uçak, bu rakamın son 75 yılın en düşük ekim alanından da yüzde 41 daha az olduğunu söyledi. Üretim maliyetlerinin kilogram başına 45 liraya yaklaştığını, pamuk fiyatlarının 38-40 lira seviyesinde kaldığını ve 3,3 liralık desteğin üreticinin zararını karşılamadığını dile getiren Uçak, “Maliyetler yüksek, fiyatlar düşük ve üreticimiz para kazanamıyor. Bu şartlar altında pamuk üretiminin önümüzdeki yıl da azalmaya devam edeceğini söyleyebiliriz” dedi.</p>
<h2>Kayhan: Pamukta çıkmaz derinleşiyor, destekler zamanında ödenmeli</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ae8810aad7b2-1793622282.jpg" alt="" width="800" height="620" /></p>
<p>Pamuk ekim alanlarındaki daralmanın yüksek üretim maliyetleri ve satış fiyatlarının yetersiz kalmasından kaynaklandığını belirten İyi Pamuk Uygulamaları Derneği (IPUD) Başkanı Muzaffer Turgut Kayhan, pamuk üreticisinin daha önce su kısıtlamalarının gündemde olduğu dönemlerde bile bu ölçüde zorlanmadığını ifade ederek, “Bu yıl su sorunu yaşanmamasına rağmen artan işçilik, akaryakıt ve diğer üretim giderleri nedeniyle üretici çıkmaza girdi. Türkiye, pamuk tüketiminin ancak üçte birini yerli üretimle karşılayabiliyor. Ekim alanlarındaki daralmanın sürmesi halinde ithalatın ve cari açığın daha da artacağını düşünüyorum. Açıklanan prim ödenene kadar Türk lirasındaki değer kaybı nedeniyle desteğin karşılığı azalıyor. Açıkçası devletten beklentim çok fazla değil, prim desteklerini zamanında ödesinler yeter” dedi.</p>
<h2>Göksan: Pamuk üretimi azalırsa kaybeden Türk tarımı olur</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae8744a29a22-1793619018.jpeg" alt="" width="800" height="533" /></p>
<p>Türkiye’de tekstil üretimi yerli ya da ithal pamukla devam eder ancak yerli üretim azalırsa ithalatın artacağını dile getiren Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Turan Göksan, “Bu tablodaki asıl kaybeden Türk tarımı olur. Türkiye’nin organik ve rejeneratif pamukta önemli bir üretim altyapısı ve ihracat potansiyeli var. Ancak artan girdi maliyetleri üreticiyi zorluyor; ekim alanlarının daralması hem pamuk ihracatının tonajını hem de yıllar içinde oluşturulan üretim kapasitesini olumsuz etkiliyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/pamuk-uretimi-alarm-veriyor-sektor-destek-bekliyor-91094</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/8/1280x720/yagislar-202526-sezonu-pamuk-rekoltesi-tahminini-dusurdu-1767687353.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege’de pamuk ekim alanları bir yılda yüzde 47 daralarak 49 bin 454 hektara gerilerken, üreticinin kilogram başına zararı 5 liraya yaklaştı. Sektör temsilcileri, yetersiz destekler ve artan maliyetler nedeniyle pamuktan uzaklaşan üreticinin gelecek yıl daha da azalacağı uyarısında bulunarak, desteklerin artırılmasını ve zamanında ödenmesini istedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursada-kadin-girisimcilere-tedarik-zinciri-ve-pazar-destegi-91093</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 14:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa girişimcilikte &#039;laboratuvar kent&#039; olabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) ve Türkiye İş Bankası, kadın girişimcilerin işlerini büyütmesi ve pazara erişimini güçlendirmek amacıyla yürüttükleri Girişimde Kadın Gücü Projesi kapsamında Bursa’da buluştu.</p>
<p>Marmara ve İç Anadolu Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (MARSİFED) ev sahipliğinde düzenlenen “İlham Buluşması ve Satın Alma Günü”nde kadın işletmelerin büyük şirketlerin tedarik zincirlerine katılımı, finansmana erişimi ve sürdürülebilir büyüme olanakları ele alındı. </p>
<h2>“Kadınların olmadığı ekonomi, eksik düşünen ekonomidir”</h2>
<p>Etkinliğin açılışında konuşan TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ramazan Kaya, kadınların ekonomik hayata katılımının yalnızca sosyal eşitlik değil, doğrudan ekonomik büyüme meselesi olduğunu vurguladı. Dünya Ekonomik Forumu değerlendirmelerine göre kadınlarla erkekler arasındaki iş gücüne katılım ve yönetim pozisyonlarında temsil farkının kapanmasının küresel ekonomiye 7 trilyon dolarlık ilave katkı sağlayabileceğini belirten Kaya, kadın girişimcilerin işletmelerini kurduktan sonra da finansman, pazara erişim ve büyüme alanlarında eşitsizliklerle karşılaştığını söyledi. Kadınların ekonomide daha güçlü temsil edilmesinin önemine işaret eden Kaya, “Kadınların dahil olmadığı ekonomi, eksik düşünen ekonomidir. TÜRKONFED olarak kadınların iş dünyasında hak ettikleri yere gelmesi, eşit fırsatlara erişmesi ve ekonomimiz içerisinde kapasite sahibi işletmelerin liderleri olarak konumlanması için 81 ilimizde çalışmalar yürütüyoruz” dedi.</p>
<h2>“Bursa tedarik zincirlerinde avantajlı”</h2>
<p>Bursa'nın girişimcilik ekosisteminin kadın işletmeler açısından önemli fırsatlar barındırdığını ifade eden Kaya, kentin üretim altyapısı, geniş pazarı ve gelişen yenilikçilik kapasitesiyle öne çıktığını söyledi. Bursa'nın girişimcilik alanında bir “laboratuvar kent” işlevi üstlenebileceğini belirten Kaya, kadın girişimcilerin yalnızca yeni işletmeler kurmakla sınırlı kalmayıp mevcut değer zincirlerine katılmasının ve büyük üreticilerin tedarikçisi haline gelmesinin önemine dikkat çekti. MARSİFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Oya Eroğlu da kadın girişimciliğinin ekonomik kalkınma ve rekabet gücü açısından stratejik önem taşıdığını belirtti. Kadınların işletmelerini büyütmesi, güçlü markalar oluşturması ve büyük şirketlerin tedarik zincirlerinde daha fazla yer alması gerektiğini vurgulayan Eroğlu, fırsat eşitliğinin iş dünyası tarafından rekabet, büyüme ve sürdürülebilirlik stratejisi olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.</p>
<h2>“Tedarik zincirlerine erişim masaya yatırıldı”</h2>
<p>Etkinlik kapsamında düzenlenen panellerde kadın girişimcilerin pazara erişimi ve iş dünyasındaki deneyimleri ele alındı. Tüm Mühendis Kadınlar Derneği (TÜMKAD) Başkanı Ülfet Çetin Öztürk'ün moderatörlüğündeki “Sürdürülebilirlik Odaklı Pazara ve Tedarik Zincirlerine Erişim” panelinde Migros Marmara Bölgesi Pazarlama Müdürü Gökhan Alan, Hepsiburada Kıdemli Kurumsal İlişkiler Müdürü Sinem Süllü ve Pazarama Satış ve Kategori Takım Lideri Kıvanç Kalebek konuşmacı olarak yer aldı. BUİKAD Başkanı Zuhal Aslı Saka’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilen “İlham Veren Kadınlar Paneli”nde ise BEE’O Propolis Genel Müdürü Aslı Elif Tanuğur Samancı, Eker Genel Müdür Yardımcısı Nevra Eker ve Ingage CEO'su Pınar Ercan Tursun girişimcilik ve iş dünyasındaki deneyimlerini paylaştı. Programın ardından kadın girişimcilerin ürün ve hizmetlerini tanıttığı stantlar ziyaret edildi.</p>
<h2>“1 TL’lik yatırım 7,46 TL sosyal değer yarattı”</h2>
<p>2021 yılında başlatılan Girişimde Kadın Gücü Projesi, kadın girişimcilere eğitim, finansman, pazara erişim ve iş ağı desteği sunuyor. Şirket kuruluşundan e-ticarete, finansal ve dijital okuryazarlıktan yapay zekâya, tedarik yönetiminden yeşil dönüşüme kadar farklı alanlarda eğitimlerin verildiği proje kapsamında mentörlük, sıfır faizli kredi, iş geliştirme ödülleri ve uluslararası iş ağı programları da yürütülüyor. Projenin Eylül 2026 itibarıyla 13 bini aşkın kadına ulaştığı bildirildi. Sosyal etki analizine göre projeye yapılan her 1 TL’lik yatırım, 7,46 TL sosyal değer oluşturdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursada-kadin-girisimcilere-tedarik-zinciri-ve-pazar-destegi-91093</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/3/1280x720/bursada-kadin-girisimcilere-tedarik-zinciri-ve-pazar-destegi-1793618779.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKONFED ve İş Bankası’nın beş yıldır sürdürdüğü “Girişimde Kadın Gücü Projesi” kapsamında Bursa’da düzenlenen buluşmada, kadın girişimcilerin finansmana, pazara ve büyük şirketlerin tedarik zincirlerine erişimi gündeme geldi. TÜRKONFED Başkan Yardımcısı Ramazan Kaya, Bursa’nın güçlü üretim altyapısı ve yenilikçilik kapasitesiyle girişimcilikte “laboratuvar kent” olabileceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeka-reste-7-proje-icin-en-iyi-teklifler-belli-oldu-91103</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 14:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> YEKA RES&#039;te 7 proje için en iyi teklifler belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 7 proje için toplam 1500 megavatlık rüzgar enerjisine dayalı Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA RES-2026) yarışmaları 11 şirketin katılımıyla yapıldı.</p>
<p>Bakanlığın düzenlediği YEKA RES-2026 yarışmalarında, kapalı mali tekliflerin açılmasının ardından 10 bin euro katılım bedeli üzerinden açık artırma usulüne geçildi.</p>
<p>Sivas, Balıkesir, Manisa ve Kütahya'da toplam 1500 megavat gücündeki 7 projenin elektrik bağlantı kapasitesinin tahsisi amacıyla düzenlenen yarışmalarda tavan fiyat kilovatsaat başına 5,50, taban fiyat ise 3,50 euro/sent olarak belirlendi.</p>
<p>Bakanlıkta yapılan yarışmalar kapsamında, toplam 4 başvuruyla 320 megavat kapasite için düzenlenen "R26-Sivas RES" yarışmasında en iyi teklifi 4. turda, kilovatsaat başına 3,50 euro/sent elektrik birim fiyatı ve megavat başına 30 bin euro katkı payıyla Metgün Enerji Yatırımları AŞ verdi.</p>
<p>Toplam 4 başvuruyla 140 megavat kapasite için yapılan "R26-Balıkesir-1 RES" yarışmasında ise 9. turda, kilovatsaat başına 3,50 euro/sent elektrik birim fiyatı ve megavat başına 42 bin euro katkı payıyla en iyi teklif Poyraz Yenilenebilir Enerji Üretim AŞ'den geldi.</p>
<p>235 megavat kapasite için 4 başvuruyla gerçekleştirilen "R26-Balıkesir-2 RES" yarışmasında en iyi teklifi veren, 3. turda kilovatsaat başına 3,50 euro/sent elektrik birim fiyatı ve megavat başına 0 euro katkı payıyla Egesa Elektrik İnşaat Enerji Üretim AŞ oldu.</p>
<p>4 başvuruyla 170 megavat kapasite için gerçekleştirilen "R26-Balıkesir-3 RES" yarışmasında en iyi teklifi 4. turda, kilovatsaat başına 3,50 euro/sent elektrik birim fiyatı ve megavat başına 20 bin euro katkı payıyla Fe Girişim Enerji Üretimi İnşaat ve Dış Ticaret AŞ sundu.</p>
<p>140 megavat kapasite için 5 başvuruyla gerçekleştirilen "R26-Balıkesir-4 RES" yarışmasında en iyi teklifi 32. turda kilovatsaat başına 3,50 euro/sent elektrik birim fiyatı ve megavat başına 154 euro katkı payıyla Fe Girişim Enerji Üretimi İnşaat ve Dış Ticaret AŞ ortaya koydu.</p>
<p>Toplam 4 başvuruyla 235 megavat kapasite için yapılan "R26-Manisa RES" yarışmasında ise 4. turda, kilovatsaat başına 3,50 euro/sent elektrik birim fiyatı ve megavat başına 16 bin euro katkı payıyla en iyi teklifi Egesa Elektrik İnşaat Enerji Üretim AŞ verdi.</p>
<p>260 megavat kapasite için 4 başvuruyla gerçekleştirilen "R26-Kütahya RES" yarışmasında en iyi teklif, 17. turda kilovatsaat başına 3,50 euro/sent elektrik birim fiyatı ve megavat başına 72 bin euro katkı payıyla Ecogreen Elektrik Enerji Üretim AŞ'den geldi.</p>
<p><strong>Bakanlıktan açıklama</strong></p>
<div class=""> </div>
<div class="card-title ltr">Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, 1500 megavatlık kapasiteyle yaklaşık 2 milyon hanenin elektrik ihtiyacı karşılanacak ve yıllık 852 milyon dolarlık doğal gaz ithalatının önüne geçilecek.</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Rüzgar enerjisine tahsis edilen 7 YEKA için yarışmalar düzenlendi ve 12 şirketten toplamda 29 başvurunun yapıldığı yarışmalarda, Sivas, Balıkesir, Manisa ve Kütahya'da bulunan toplam 1500 megavat kapasiteli 7 alanın tahsisi gerçekleştirildi.</p>
<p>Yarışmayı kazanan şirketler, sözleşme imza tarihinden itibaren ürettikleri elektriği 72 ay süre ile serbest piyasada satabilecek. Daha sonra 20 yıl süreyle üretilen elektrik, kilovatsaat başına 3,50 avro sent fiyat ile iletim sistemine verilecek.</p>
<p>Bakan Alparslan Bayraktar, yarışmalar sonucunda KDV dahil toplam 75,5 milyon avro katkı bedeli ortaya çıktığını belirterek, "Bugünkü yarışmalar sonucunda ortaya çıkan kilovatsaat başına 3,50 avro sent taban fiyat ve KDV dahil toplam 75,5 milyon avro katkı bedeli ile hem elektrik üretim maliyetlerimizi düşürecek hem de yenilenebilir enerji kaynaklarımızı ekonomimize kazandırmaya devam edeceğiz. Toplam 1500 megavatlık kapasite ile yaklaşık 2 milyon hanenin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek 4,6 milyar kilovatsaat temiz elektrik üretilecek, böylelikle yıllık 852 milyon dolarlık doğal gaz ithalatının da önüne geçilecektir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yarışmalara katılan şirketlere teşekkür eden Bayraktar, şunları kaydetti:</p>
<p>"Büyük bir rekabet içerisinde geçen yarışmalar, Türkiye enerji sektörüne olan güveni ve yatırımcı ilgisini göstermesi açısından büyük önem taşıyor. Bu stratejik kapasitelerin bir an önce hayata geçirilerek ülkemizin hizmetine sunulmasını temenni ediyorum."</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeka-reste-7-proje-icin-en-iyi-teklifler-belli-oldu-91103</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/3/1280x720/54-1793624679.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sivas, Balıkesir, Manisa ve Kütahya’da toplam 1500 megavat gücündeki 7 projenin elektrik bağlantı kapasitesinin tahsisi amacıyla düzenlenen YEKA RES-2026 yarışmalarında 7 proje için en iyi teklifler belli oldu.  Bakan Bayraktar, &quot;Bugünkü yarışmalar sonucunda ortaya çıkan kilovatsaat başına 3,50 avro sent taban fiyat ve KDV dahil toplam 75,5 milyon avro katkı bedeli ile hem elektrik üretim maliyetlerimizi düşürecek hem de yenilenebilir enerji kaynaklarımızı ekonomimize kazandırmaya devam edeceğiz.&quot; açıklamasını yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yemeksepetinde-ust-duzey-atama-91099</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 13:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yemeksepeti&#039;nde üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yemeksepeti'nin Pazarlama Direktörlüğü'ne Kamer Buğu Öktem'in getirildiği bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Şubat 2024'te Yemeksepeti’ne Marka Direktörü olarak katılan, Kasım 2025’ten itibaren ise Delivery Hero bünyesinde Yemeksepeti, foodora ve foodpanda markalarının Türkiye, Avrupa ve Asya-Pasifik bölgelerindeki marka stratejilerine liderlik eden Öktem, 1 Kasım itibarıyla yeni görevini üstlendi.</p>
<p>Yeni görevinde Yemeksepeti’nin tüketici ihtiyaç ve beklentilerini temel alan pazarlama stratejilerine liderlik edecek olan Öktem'in, ekibiyle birlikte kampanyalar geliştirmeye, kullanıcı kazanımını ve bağlılığını artırmaya, şirketin sürdürülebilir büyümesini desteklemeye ve tüketicilerle kurduğu bağı güçlendirmeye odaklanacağı belirtildi.</p>
<p>Kariyerine Danone'de başlayan Öktem, şirkette sekiz yıl boyunca farklı pazarlama ve marka yönetimi görevleri üstlendi. Aptamil, Danone Disney, Danino ve Alpro markalarında sorumluluk alarak bebek beslenmesi, çocuk ürünleri ve bitki bazlı ürünler gibi farklı kategorilerde çalıştı.</p>
<p>Danone'nin ardından Çin merkezli eğitim teknolojisi şirketi Walnut Coding'de Pazarlama Lideri olarak görev yapan Öktem, Singapur ve İstanbul merkezli çalışmalarıyla Asya pazarında da deneyim kazandı. Öktem, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nden mezun oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yemeksepetinde-ust-duzey-atama-91099</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/9/1280x720/kamer-bugu-oktem-1793623061.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yemeksepeti&#039;nin Pazarlama Direktörlüğü&#039;ne Kamer Buğu Öktem atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hayat-finansta-tugbay-kumoglu-donemi-91107</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayat Finans&#039;ta Tuğbay Kumoğlu dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hayat Finans Katılım Bankası Genel Müdürlüğü'ne Tuğbay Kumoğlu'nun getirildiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, genel müdürlük görevine atanan Kumoğlu, bankanın stratejik büyüme hedeflerinin gerçekleşmesine ve pazar payının artırılmasına liderlik edecek.</p>
<p>Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunu olan Kumoğlu, meslek hayatına 1998'de Garanti Bankası AŞ bünyesinde başladı. Burada özellikle KOBİ Bankacılığı alanında uzmanlaşarak, saha ve genel müdürlük kadrolarında görevlerde bulundu.</p>
<p>Kumoğlu, 2006-2019 yılları arasında Türk Ekonomi Bankası (TEB) çatısı altında Bölge Direktörlüğü, Bireysel Bankacılık Satış Yönetimi Direktörlüğü ve Perakende Bankacılık Grup Direktörlüğü görevlerini üstlendi, aynı dönemde TEB’in iştiraki olan ve Kosova'da faaliyet gösteren TEB ShA.'nın 5 yıla yakın bir süre yönetim kurulu üyeliği görevinde de bulundu.</p>
<p>Kumoğlu, 2019-2024 arasında kariyerine Şekerbank'ta Genel Müdür Yardımcısı olarak devam etti ve burada "KOBİ, İşletme, Tarım ve Bireysel Bankacılık" iş kollarının sorumluluğunu üstlendi.</p>
<p>Şekerbank'ta görev yaptığı yıllarda Kumoğlu, Kredi Kayıt Bürosu (KKB) ve Kredi Garanti Fonu (KGF) kurumlarında yönetim kurulu üyeliklerinde de bulundu.</p>
<p>Kumoğlu, Hayat Finans'ın, 89 yıllık köklü bir kuruluş olan Hayat Holding'in güçlü kurumsal desteğiyle önemli bir gelişim kaydettiğini belirtti.</p>
<p>Bankanın üçüncü yılında 2 milyonu aşan kullanıcıya ulaşmış olmasının, yenilikçi iş modelleri ve müşteri odaklı yaklaşımının ortaya koyduğu potansiyeli gösterdiğini aktaran Kumoğlu, "Gelecek dönemde bu potansiyeli daha da ileri taşımak için yapay zekâ ve dijital teknolojilerin sunduğu imkanları katılım bankacılığının ilkeleriyle buluşturmaya devam edeceğiz. Müşteri deneyimini geliştiren, reel sektörün ihtiyaçlarına hızlı ve etkin çözümler sunan, finansal hizmetlere erişimi kolaylaştıran bir bankacılık anlayışıyla sürdürülebilir büyümemizi güçlendirmeyi hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kumoğlu, katılım bankacılığı sektörünü yenilikçi, şeffaf ve tamamen dijital odaklı bir yaklaşımla yeniden tanımlayan Hayat Finans ailesine katılmaktan büyük heyecan ve mutluluk duyduğunu kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hayat-finansta-tugbay-kumoglu-donemi-91107</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/7/1280x720/tugbay-kumoglu-1793627317.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayat Finans Katılım Bankası Genel Müdürlüğü&#039;ne Tuğbay Kumoğlu atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozbekistandan-bursaya-yatirim-ve-ticaret-is-birligi-cagrisi-91081</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 11:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özbekistan’dan Bursa’ya yatırım ve ticaret iş birliği çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Osman Güler ve Yönetim Kurulu Üyesi Elif Özhan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen görüşmeye, Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti Yatırımlar Bakan Yardımcısı Aydos Kuatovich Tanatarov, Özbekistan Bursa Fahri Konsolosu Ali Baklan ve Bursa Uludağ Üniversitesi TÜDEM bünyesindeki Ali Şir Nevai Kültür Merkezi Müdürü Süreyya Hocayeva katıldı. Başkan Yardımcısı Osman Güler, Bursa iş dünyasının uluslararası pazarlardaki etkinliğini artırmanın önemine dikkat çekti. Güler, Özbekistan ile ilişkilerin güçlendirilmesinin, BTSO üyelerinin yeni iş ortaklıkları kurması ve ticari bağlantılarını genişletmesi açısından önemli fırsatlar sunduğunu vurgulayarak, “Özbekistan, ortak tarihimiz ve kültürümüzün yanı sıra büyüyen ekonomisiyle de Bursa iş dünyası için önemli bir ülke. Bursa’nın üretim birikimiyle Karakalpakistan’ın yatırım potansiyeli bir araya geldiğinde, firmalarımız için somut iş birlikleri ortaya çıkabilir. Bu görüşmenin devamını getirecek adımları üyelerimizle birlikte planlayacağız” dedi.</p>
<h2><strong>“Özbekistan, Bursa için önemli bir pazar”</strong></h2>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Elif Özhan, iki taraf arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine değinerek, “Özbekistan, genç nüfusu ve gelişen yatırım ortamıyla firmalarımız için dikkatle takip edilmesi gereken bir pazar. Yatırım imkânlarını birlikte değerlendirir, iş dünyalarımız arasında güçlü bağlar kurarsak bunun karşılığını hem Bursa hem de Özbekistan için yeni ticari ortaklıklar olarak görebiliriz” açıklamasında bulundu.</p>
<h2><strong>“Bursa ile ticaret hacmimizi geliştirmek istiyoruz”</strong></h2>
<p>Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti Yatırımlar Bakan Yardımcısı Aydos Kuatovich Tanatarov, Türkiye ile Özbekistan arasındaki ekonomik ilişkilerin her geçen gün güçlendiğini belirterek, Bursalı firmalarla yeni yatırım ve ticaret ortaklıkları geliştirmeyi hedeflediklerini söyledi. Tanatarov, “Türkiye, Özbekistan'ın en önemli ekonomik ve stratejik ortakları arasında yer alıyor. Karakalpakistan’da özellikle tekstil, tarım, gıda ve sanayi alanlarında yatırımcılar için önemli fırsatlar bulunuyor. Önümüzdeki dönemde Özbekistanlı ve Bursalı iş insanlarını bir araya getirecek sektörel buluşmaların ve ikili iş görüşmelerinin yeni ortaklıkların kurulmasına önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Bizler Bursa ile yeni iş ortaklıkları kurmak ve ticaret hacmimizi geliştirmek için elimizden geleni yapacağız” dedi.</p>
<h2><strong>“Özbekistan’da 7 yılda 2 bin 200 Türk firması kuruldu”</strong></h2>
<p>Özbekistan Bursa Fahri Konsolosu Ali Baklan, iki ülke arasındaki köklü kardeşlik bağlarının son yıllarda ticaret ve yatırım alanında güçlü bir iş birliğine dönüştüğünü belirterek, “Özbekistan son yıllarda gerçekleştirdiği ekonomik reformlar ve yatırımcı dostu politikalarıyla Türk firmaları için önemli bir cazibe merkezi haline geldi. Son 7 yılda Özbekistan’da 2 bin 200 Türk firması kuruldu. Bursa ile Özbekistan arasında da özellikle tekstil, makine, otomotiv yan sanayi ve gıda sektörlerinde değerlendirebileceğimiz büyük bir potansiyel bulunuyor. BTSO’nun güçlü üye ağı ve uluslararası ticaret tecrübesiyle bu ilişkilerin çok daha ileri bir noktaya taşınacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozbekistandan-bursaya-yatirim-ve-ticaret-is-birligi-cagrisi-91081</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/1/1280x720/ozbekistandan-bursaya-yatirim-ve-ticaret-is-birligi-cagrisi-1793608380.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özbekistan’a bağlı Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti heyeti, BTSO’da Bursa iş dünyasıyla bir araya geldi. Tekstil, makine, otomotiv yan sanayi ve gıda sektörlerinde iş birliği fırsatlarının ele alındığı görüşmede, Özbekistan’da son 7 yılda 2 bin 200 Türk firmasının kurulduğu açıklandı. BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Osman Güler, “Özbekistan, ortak tarihimiz ve kültürümüzün yanı sıra büyüyen ekonomisiyle de Bursa iş dünyası için önemli bir ortak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-pmi-ekimde-473e-indi-91079</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 11:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO PMI ekimde 47,3&#039;e indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) anketinin ekim ayı sonuçları açıklandı.</p>
<p>Eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen tüm rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, eylülde 47,9 olan manşet PMI ekimde 47,3'e gerileyerek faaliyet koşullarında yine belirgin bir aylık bozulmaya işaret etti. Endeks, hazirandan bu yana en düşük düzeyde kaydedildi. Böylece sektördeki zayıflama eğilimi 31'inci aya ulaştı.</p>
<p>Ekimde zorlu piyasa koşulları ve enflasyonist baskılar, imalatçıların yeni siparişlerinde Temmuz 2023'te başlayan yavaşlamanın devam etmesine neden oldu. Söz konusu yavaşlama son 3 ayın en belirgin düzeyinde gerçekleşirken yeni ihracat siparişlerinde de ivme kaybı sürdü.</p>
<p>Bu gelişmelere bağlı olarak imalatçılar üretimlerini daha yüksek oranda azalttı ve stokları sınırlı düzeyde tutma eğilimini sürdürdü. İş yüklerindeki düşüş ve çalışan istifalarının etkisiyle istihdam da daralmaya devam etti. Bununla birlikte, çalışan sayısındaki gerileme ılımlı gerçekleşti ve hazirandan bu yana en düşük oranda kaydedildi.</p>
<p>Yükselen petrol fiyatları, ham madde maliyetleri ve döviz kuru başta olmak üzere bir dizi faktör, Türk imalat sektörünün girdi maliyetlerinde keskin yükselişin sürmesine yol açtı. Girdi maliyetleri enflasyonu eylül ayına göre yavaşlamasına rağmen yüksek seyrini korudu ve yıl içi ortalama seviyesinin üzerinde kaldı. Benzer şekilde, nihai ürün fiyatları da belirgin şekilde yükselmeye devam etti.</p>
<p>Son olarak, deniz taşımacılığındaki aksamalar ve malzeme yetersizlikleri, tedarikçilerin teslimat sürelerinin uzamaya devam etmesinde rol oynadı. Tedarikçi performansının son bir yıldır bozulma eğiliminde olmasına rağmen ekimde teslim sürelerindeki artış sınırlı düzeyde kaldı.</p>
<p><strong>​​​​​​​Siparişlerde gıda ve giyim sektörleri öne çıktı</strong></p>
<p>Rapora göre, eylülde olduğu gibi ekimde de 10 sektörden sadece biri üretimini artırabildi. Giyim ve deri ürünleri sektöründe üretim son üç ayın ilk artışını kaydederken gıda üretimi yeniden yavaşlamaya geçti. Üretimde en belirgin yavaşlama ise metalik olmayan mineral ürünler sektöründe görüldü.</p>
<p>Yeni siparişlerde tablo biraz daha olumlu seyretti ve iki sektörde artış kaydedildi. Büyüme bölgesinde yer almaya devam eden gıda ürünleri sektörüne, ekimde belirgin bir iyileşme kaydeden giyim ve deri ürünleri de eşlik etti. Bu iki sektörde yeni ihracat siparişleri de artış gösterdi. Üretimde olduğu gibi toplam yeni siparişlerde de en sert yavaşlama metalik olmayan mineral ürünler sektöründe yaşandı. Bu sektörü az farkla kara ve deniz taşıtları sektörü izledi.</p>
<p>Yeni siparişlerdeki durgunluk nedeniyle üretim gereksinimlerinin zayıf seyretmesi, imalatçıların ilave istihdam yaratmasına engel oldu. İstihdam artışı, yeni siparişlerin hızlandığı giyim ve deri ürünleri ile gıda ürünleri sektörleriyle sınırlı kaldı. Yüksek maliyet baskıları, imalat sektöründe büyümeyi baskılayan ana etkenlerden biri olmayı sürdürdü.</p>
<p><strong>4 sektörde teslimat süreleri kısaldı</strong></p>
<p>Ekimde takip edilen 10 sektörün büyük bölümünde girdi fiyatları enflasyonu yükseldi. En hızlı artışlar gıda ürünleri ile kimyasal, plastik ve kauçuk ürünler sektörlerinde, en hafif artış ise ağaç ve kağıt ürünleri sektöründe kaydedildi. Nihai ürün fiyatlarında ise en keskin yükseliş elektrikli ve elektronik ürünler sektöründe kaydedildi. Bu sektördeki artış, Şubat 2024'ten bu yana en yüksek düzeyde gerçekleşti. Satış fiyatlarında ise en ılımlı artışlar giyim ve deri ürünleri ile ana metal sektörlerinde ölçüldü.</p>
<p>Ekimde tedarikçilerin teslimat sürelerinde belirgin bir sektörel ayrışma gözlendi. Dört sektörde teslimat süreleri kısalırken en belirgin iyileşme kimyasal, plastik ve kauçuk ürünler sektöründe yaşandı. Tedarikçi performansındaki en belirgin bozulma ise elektrikli ve elektronik ürünler ile ana metal sanayi sektörlerinde izlendi.</p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türk imalatçılarının karşı karşıya olduğu ekonomik koşullar, sektörün son çeyrek başında da büyüme kaydetmekte zorlanmasına yol açtı. Talep zayıf seyrini korurken, fiyatlarda keskin artış ve tedarikçilerin teslimat sürelerinde uzama devam etti. İstihdamdaki daralmanın oldukça ılımlı düzeyde seyretmesi ise önümüzdeki aylarda üretimdeki düşüşün yavaşlayabileceği yönünde umut vermesi bakımından görece pozitif bir gelişme oldu."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-pmi-ekimde-473e-indi-91079</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/sanayi-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayında 47,9 olan İSO Türkiye İmalat PMI ekimde 47,3&#039;e gerileyerek faaliyet koşullarında yine belirgin bir aylık bozulmaya işaret etti. S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, &quot;Türk imalatçılarının karşı karşıya olduğu ekonomik koşullar, sektörün son çeyrek başında da büyüme kaydetmekte zorlanmasına yol açtı. Talep zayıf seyrini korurken, fiyatlarda keskin artış ve tedarikçilerin teslimat sürelerinde uzama devam etti. İstihdamdaki daralmanın oldukça ılımlı düzeyde seyretmesi ise önümüzdeki aylarda üretimdeki düşüşün yavaşlayabileceği yönünde umut vermesi bakımından görece pozitif bir gelişme oldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-ihracatcilari-cine-10-milyar-dolar-ihracat-hedefliyor-91076</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 10:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk ihracatçıları Çin’e 10 milyar dolar ihracat hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye ile Çin arasındaki dış ticaretin dengelenmesi için son yıllarda yoğun bir çalışma yürüten Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), 5-10 Kasım 2026 tarihleri arasında Şanghay’da düzenlenecek Çin Uluslararası İthalat Fuarı’na (CIIE) Türkiye Milli Katılım Organizasyonu yapacak.</p>
<p>Türkiye’nin Çin’e yaptığı ihracatın 2026 yılının ocak – eylül döneminde yüzde 41’lik artışla 2,1 milyar dolardan 3 milyar dolara çıktığını dile getiren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, hedeflerinin orta vadede Çin’e ihracatı 10 milyar dolara çıkarmak olduğunu belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae89f20aa658-1793629984.jpg" alt="" width="800" height="533" />Öztürk, Çin Uluslararası İthalat Fuarı’na 9. kez Türkiye Milli Katılım Organizasyonu yapacaklarını, gıda, kozmetik, tekstil ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren 15 firmayla Türkiye’nin Çin’e ihracatının artması için mesai vereceklerini belirtti.</p>
<p>Çin’in, 2025 yılında 3 trilyon 772 milyar dolar ihracatla dünya lideri olduğuna dikkati çeken Öztürk, “Çin, ithalat için uzak bir ülke olmadığı gibi ihracat içinde uzak bir ülke değil. Çin, 2025 yılında 2 trilyon 583 milyar dolarlık ithalatla dünyanın en büyük ikinci ithalatçısı ülke konumunda. Çin’i bir ülke olarak değil, bir kıta olarak değerlendirmek gerekiyor” şeklinde konuştu.</p>
<h2>Çin’de sağlıklı ürünlere talep artıyor</h2>
<p>Çin pazarında özellikle gıda ürünlerine yönelik tüketim alışkanlıklarında önemli bir dönüşüm yaşandığını ifade eden Öztürk, ürün içeriğinin açık ve şeffaf biçimde belirtildiği clean label yaklaşımı ve doğal koruyucuların kullanımı gibi trendler giderek güçleniyor. İhracatımızı mevcut hammaddeden yüksek katma değerli ve tüketici odaklı ürünlere kaydırıyor. Çin pazarında sağlıklı gıda ürünleri sektörlerinde büyüyecek potansiyele sahibiz” dedi.</p>
<p>Çin’de alım gücü Avrupalı tüketiciler seviyesinde 300 milyon insan yaşadığını paylaşan Öztürk, “Türk firmalarının Çin pazarında başarılı olması için Çin'in Z kuşağı tüketicilerine kişiselleştirilmiş ve niş ürünlerle ulaşabiliriz. Firmalarımız Çince ambalajları olan Z kuşağının taleplerine uygun ürün gamıyla Çin pazarında daha kalıcı olabilirler. Çin pazarında batı benzeri tüketim alışkanlıkları hızla artıyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Defneyaprağı ihracatında parlak günlere geri dönmeyi hedefliyoruz”</h2>
<p>Türkiye’den defneyaprağı ihracatına olanak sağlayacak anlaşmanın kısa süre önce imzalandığını hatırlatan Öztürk, “Ülkemizden Çin’e yapılan defneyaprağı ihracatı geçtiğimiz yıllarda 15 milyon doları aşmıştı. Bu anlaşmayla defneyaprağı ihracatında bu parlak günlere geri dönmeyi hedefliyoruz. Ülkemizde yetişen pek çok ürün Çin’in karantina listesinde olduğu için ihraç edilemiyor. Kanatlı sektörü, Çin’in karantina listesinden çıkmayı bekliyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-ihracatcilari-cine-10-milyar-dolar-ihracat-hedefliyor-91076</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/6/1280x720/turk-ihracatcilari-cine-10-milyar-dolar-ihracat-hedefliyor-1793605847.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin Uluslararası İthalat Fuarı’na 9. kez Türkiye Milli Katılım Organizasyonu yapacaklarını söyleyen EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, gıda, kozmetik, tekstil ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren 15 firmayla Türkiye’nin Çin’e ihracatının artması için mesai vereceklerini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kuveyt-turkte-ust-duzey-atama-91082</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuveyt Türk&#039;te üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kuveyt Türk'ün ödeme sistemleri ve finansal teknolojiler alanındaki iştiraki SağlamPay'in genel müdürlük görevine Mürsel Topuz'un getirildiği duyuruldu.</p>
<p>Bankadan yapılan açıklamaya göre, 2007'den bu yana Kuveyt Türk bünyesinde çeşitli görevler üstlenen ve finans, teknoloji ve ödeme sistemleri alanlarında 20 yıllık deneyimi bulunan Topuz, SağlamPay'in büyüme ve gelişme sürecine liderlik edecek.</p>
<p>Finans sektöründeki kariyerine 2006'da başlayan Topuz, 2007'den bu yana Kuveyt Türk bünyesinde çeşitli görevlerde bulundu.</p>
<p>Kuveyt Türk'te Bilgi Teknolojileri (IT), Müşteri Analitiği ve CRM Yönetimi ile Bireysel Pazarlama Müdürlüğü görevlerini üstlenen Topuz, son olarak Bireysel ve Özel Bankacılık Pazarlama Grup Müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p>Topuz, Haziran 2026'da lisans alarak faaliyetlerine başlayan SağlamPay'in kurucu genel müdürü olarak çalışmalarını sürdürecek.​​​​​​​</p>
<p>Bireylerin ve işletmelerin finansal ihtiyaçlarına yönelik çözümleri tek çatı altında sunmayı amaçlayan SağlamPay, dijital ödeme sistemleri alanında kullanıcı deneyimini merkeze alan çözümler kazandırmayı hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kuveyt-turkte-ust-duzey-atama-91082</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/kuveytturk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuveyt Türk iştiraki SağlamPay&#039;in genel müdürlük görevine Mürsel Topuz atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulda-en-cok-salataligin-fiyati-artti-91078</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul&#039;da en çok salatalığın fiyatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), ekim ayında İstanbul'da perakende fiyatı en fazla artan ve azalan ürünleri açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ekimde bir önceki aya kıyasla indekste yer alan 336 ana üründen 231'inin fiyatı artarken 29'unun fiyatı azaldı.</p>
<p>Geçen ay fiyatı en çok artan ürün yüzde 50,71 ile salatalık olurken bu ürünü yüzde 36,98 ile domates, yüzde 27,35 ile test kitapları, yüzde 27,15 ile sivri biber, yüzde 26 ile çarliston biber, yüzde 25,67 ile kadın eteği, yüzde 23,32 ile edebi kitaplar, yüzde 23,26 ile erkek kazağı ve yüzde 22,55 ile kabak izledi.</p>
<p>Fiyat artışı kadın gömleğinde yüzde 22,30, kadın kabanında yüzde 22,05, dolmalık biberde yüzde 21,31, erkek botunda yüzde 19,04, kadın pantolonunda yüzde 18,53, erkek ceketinde yüzde 17,25, LPG'de (otogaz) yüzde 17,19 oldu.</p>
<p><strong>En çok limon ve fındık içinin fiyatı düştü</strong></p>
<p>Ekimde bir önceki aya göre fiyatı en çok azalan ürünler arasında ilk sırada yüzde 26,21 ile limon yer aldı.</p>
<p>Limonu yüzde 9,92 ile fındık içi, yüzde 8,95 ile araç kiralama ücreti (günlük), yüzde 8,50 ile elma, yüzde 7,65 ile üzüm, yüzde 4,97 ile kuru soğan, yüzde 4,60 ile altın mücevherat, yüzde 3,60 ile şehirlerarası otobüs bilet ücreti ve yüzde 2,84 ile badana ve boya malzemeleri izledi.</p>
<p>Fiyat düşüşü sarımsakta yüzde 2,55, taze fasulyede yüzde 2,09, havuçta yüzde 2,01, yeşil soğanda yüzde 1,31, ıslak havlu/mendilde yüzde 0,93, kavurmada yüzde 0,76, fındık ezmesinde yüzde 0,34 olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulda-en-cok-salataligin-fiyati-artti-91078</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/4/1280x720/salatalik-1772448776.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;nun ekim verilerine göre, İstanbul&#039;da fiyatı en çok artan ürün yüzde 50,71 ile salatalık olurken en fazla düşüş yüzde 26,21 ile limonda görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsadaki-firtina-daha-dinmezken-endeksteki-77-hissenin-fiyati-dustu-91066</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 09:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsadaki fırtına daha dinmezken endeksteki 77 hissenin fiyatı düştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz haftayı %3,22 kayıpla tamamlarken, BIST Tüm-100 Endeksi %4,85 geriledi. BIST 100 kapsamında 77 hisse değer kaybederken 20 hisse haftayı artıda kapattı. Küresel teknoloji satışları ve yüksek petrol fiyatları, geri çekilmedeki en önemli faktör olarak öne çıktı.</strong></p>
<p>Eylül zirvesinin ardından süren düşüş eğilimi, geçtiğimiz hafta %3,22’lik kayıpla devam etti. Hürmüz Boğazı kaynaklı arz endişeleriyle Brent petrolün 113 doları aşması ve ABD teknoloji bilançolarındaki zayıflık satışları destekledi. BIST 100 kapsamındaki Pasifik Holding ve Türkiye Sigorta %21’i aşan kayıp yaşarken, Doğuş Otomotiv yükselen sınırlı hisselerden biri oldu. BIST Tüm Endeksi’ndeki 459 hisse haftayı ekside tamamladı. Dalgalı dönemlerde panikle satış yapmak yerine, hikâyesi güçlü ve nakit akışı sağlam şirketlerde payların korunması uzun vadede kârı destekleyeceği göz ardı edilmemeli.</p>
<h2>Zarar büyüdü, alım yetmedi</h2>
<p>BIST 100 Endeksinde yer alan Pasifik Holding, geçtiğimiz hafta %21,35 oranında değer kaybederken altı aylıktaki kayıp %55,41’e ulaştı. Dokuz aylıkta hasılatı %95,74 eriyen firma, geçen yılın dokuz aylığında kârdayken bu dönem 1,5 milyar TL zarara döndü. Şirket ortaklarından gelen alımlara rağmen hissenin fiyatındaki düşüş eğilimi sürüyor. Türkiye Sigorta haftayı %21,10 oranındaki sert kayıpla kapatırken yıllık kaybı %46,32’ye ulaştı. Enerji tarafında Zorlu Enerji %16,91 gerilerken, Gübre Fabrikaları %16,16 ve Vestel %14,97 değer kaybetti. Haftalık %9,50 prim yapan Tekfen Holding ise son bir yılda %127,58 getiriyle gücünü koruduğu gözleniyor.</p>
<h2>Üretim hamlesi öne çıkardı</h2>
<p>Piyasanın düştüğü haftada Doğuş Otomotiv BIST 100 içinde en fazla yükselen hisse konumunda bulunuyor. Yüzde 14,24 prim yapan firma, pozitif tarafta kalmayı başardı. Volkswagen binek otomobillerin Türkiye’de üretilebilmesi seçeneklerini değerlendirmek üzere niyet mektubu imzalanması olumlu bir gelişme olarak öne çıktı. Yıllıkta henüz pozitif tarafa geçmemiş olsa da artan ilgisi dikkat çekiyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae8307f4aebf-1793601663.png" alt="" width="999" height="570" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TEMETTÜ MÜ, YENİDEN YATIRIM MI?</strong></p>
<p><strong>Temettü</strong>; pasif nakit akışı, risk azaltımı, zihin konforu, şirket disiplini, bağımsız manevra. Vergi yükü, yavaş büyüme, fiyat düşüşü, sermaye erozyonu.</p>
<p><strong>Yeniden yatırım</strong>; kartopu etkisi, vergi avantajı, agresif büyüme, pazar hakimiyeti, uzun vade. Likidite yoksunluğu, yönetim riski, sabır, fırsat maliyeti.</p>
<p><strong>Onarımı yapılan boya terbiye tesisinde üretime üç vardiya hedefiyle temmuzda başladı</strong></p>
<p>Arsan Holding’in dokuma işini devreye alması geliri ne ölçüde büyütür? ● Berkay Tekin</p>
<p>Berkay; Arsan Holding, 2023 depreminde hasar gören iştiraki Arsan Dokuma tesislerinde onarımı tamamladı ve temmuzda yeniden üretime aldı. İlk etapta tek vardiyalı üretimin kısa sürede üç vardiyaya çıkarılması hedeflendiği belirtildi. Firma ayrıca iştirakinin kredi alabilmesi için 115 milyon TL tutarında kefalet vereceğini bildirdi. İlk yarıda satışını %400 artırarak 320,4 milyon TL’ye çıkaran holdingin net kârı da %448 artış ile 949,8 milyon TL’ye ulaştı. Tesisin tam kapasiteyle faaliyete geçmesi dolaylı olarak firmanın gelirini de destekleyecek.</p>
<p><strong>Arsa satışı ile nakit gelir sağlarken yeni projenin katkısı için zamana ihtiyacı olacak</strong></p>
<p>Fuzul GYO’nun yeni girişimleri kâra dönmesini sağlayabilecek mi? ● Cengiz Alkan</p>
<p>Cengiz, yılın ilk yarısında gelirini ciddi oranda artırarak 2,8 milyar TL’ye çıkaran Fuzul GYO, dönem sonunu 250,6 milyon TL zararla tamamladı. Şirket, %47,33 payına sahip olduğu Başakşehir’deki arsanın kalan payını geçtiğimiz aylarda ihale yoluyla satın alırken bilahare temmuzda tamamını 875 milyon TL’ye Azimut Portföy’e ait fona sattı. Arsa satışından sağlanan nakit girişi bilançoyu destekleyecek. Arnavutköy’deki 19,5 bin metrekarelik sanayi arsası üzerinde ticari proje geliştirmek için yapacağı girişiminin gelire dönüşmesi ise zaman alacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>BHL fonu hisse senetlerine yatırım yaparak son bir yılda yüzde 17 kazandırdı</strong></p>
<p>İş Portföy idaresindeki Birinci Hisse Senedi Serbest Fon (BHL), yılın ilk yarısındaki yükselişine karşın sonrasında yataya döndü. Ağustostan itibaren ise düşen bir eğilimle hareket ediyor. Fonun piyasa değeri değişkenlik göstermekle birlikte küçülen yönü daha belirgin öne çıkmakta. Ekimde hacmi 58,49 milyon TL seviyesine indi. Geçen iki ayda nakit çıkışı yaşanırken son 41 bin TL nakit girişi gözlendi. Yatırımcı sayısında geçmiş aylara göre düşüş yaşanırken sayı şimdilerde 677 kişiye inmiş durumda, doluluk oranı ise %5,34 seviyesinde. Temel stratejisi, varlıklarını borsadaki hisse senetlerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %86,78’i hisse senedi ve %13,22’si vadeli işlemler nakit teminatından oluşuyor. Son bir yılda %17,24 getiri sağlayan BHL, aynı sürede negatife kalan endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Garanti Finansal Kiralama TLREFK + %0,75 getiriyle 475 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Emlak Varlık, nitelikli yatırımcılara yönelik 30.10.2026 vade başlangıç tarihli kira sertifikası ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 475.000.000 TL ve yıllık getirisi TLREFK+ 0,75 olarak belirlendi. 371 gün vadeli kira sertifikası, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Kira sertifikasının vade tarihi 05.11.2027 olarak açıklandı. 30 Ekim tarihli TLREFK %35,71 seviyesinde bulunuyor. Yüzde 0,75 ek getiri, yatırımcısına değişken getirili kazanç sağlıyor. Kira sertifikası, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, fon kullanıcısı Şirketin orta vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, TRDEMVKK2711 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae83059e9283-1793601625.png" alt="" width="975" height="234" /><strong>ZORLU ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Elde ettiği nakitle borçlarını azaltırken zorunlu yatırımını gerçekleştirecek</strong></p>
<p>Zorlu Enerji, elektrikli şarj istasyonları alanında faaliyet gösteren iştiraki Electrip Global’in sermayesinde sahip olduğu ve oy hakkı bulunan A grubu paylarının tamamını satarak ortaklıktan ayrıldı. Toplam satış bedeli 147,6 milyon dolar olarak açıklandı. Tutar yaklaşık 7,34 milyar TL’ye denk geliyor. Satış bedelinin 82,6 milyon dolarlık kısmı, şirketin KIA’ya olan mevcut kredi borçlarından mahsup edilirken, geriye kalan 65 milyon dolarlık kısım nakden alındı. Firma, sağladığı nakdi elektrik dağıtım faaliyetlerindeki zorunlu yatırımlarıyla borçlarında kullanacak.</p>
<p><strong>RAİNBOW POLİKARBONAT</strong></p>
<p><strong>Fason üretim yapmak üzere anlaşmaya vardı. İlk etapta 300 bin ton üretim yapacak</strong></p>
<p>Rainbow, akrilik ve solid levha ürün gruplarında fason üretim gerçekleştirmek amacıyla bir firmayla iş birliği sözleşmesi imzaladığını duyurdu. Anlaşma kapsamında ilk etapta 300 tonluk üretim planlanırken, tarafların mutabakatına bağlı olarak bu miktarın 600 tona kadar çıkarılması hedefleniyor. Siparişin ocak ayına kadar tamamlanması öngörülüyor. Şirketin mevcut üretim bantlarında fason üretime yönelmesi, atıl kapasite kullanım oranlarını maksimize ederek sabit maliyetlerin birim başına düşmesine katkı sağlayacak. Anlaşma bedeli hakkında ek bilgi paylaşılmadı.</p>
<p><strong>ARMADA GIDA</strong></p>
<p><strong>Katma değerli gıda yatırımı Armada-3 projesinde %85 tamamlanma oranına ulaştı</strong></p>
<p>Armada Gıda, tahıl bazlı katma değerli gıda ürünlerinin üretimine odaklandığı Armada-3 yatırım projesi kapsamında, buğday irmiği üretim hattının temini için 1,01 milyon euroya anlaşmaya vardı. Tutar yaklaşık 56,6 milyon TL’ye denk geliyor. KDV hariç olarak gerçekleşen sözleşmeyle birlikte, toplam yatırım büyüklüğü 44 milyon dolar olarak hedeflenen Armada-3 projesindeki tamamlanma oranı %85 seviyesine ulaşmış oldu. Tüketiciye doğrudan hitap eden katma değerli ürün pazarında büyümeyi amaçlayan şirket, bu yatırımla birlikte ürün portföyünü daha nitelikli hale getiriyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>ARD Bilişim ağustosta zirveyi gördükten sonra satışlarla birlikte aşağı geldi</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae830429f9b6-1793601602.png" alt="" width="295" height="238" />ARD Grup Bilişim’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %17,11 ile toplamda 2,38 milyon lot azalarak 11,53 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 54’ten 47’ye geriledi. ZDZ fonu 318,9 bin lot ile en fazla satışı yaparken, TTE fonu 238,9 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. ARD Grup Bilişim’de Ak Portföy’den üç ve Ziraat Portföy’den de iki olmak üzere toplamdaysa on fon yaptıkları satışın sonrasında payını sıfırladı. Bu sürede üç fon alımlarıyla ilk defa pozisyon açtı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsadaki-firtina-daha-dinmezken-endeksteki-77-hissenin-fiyati-dustu-91066</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsadaki fırtına daha dinmezken endeksteki 77 hissenin fiyatı düştü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuru-gidada-verim-artti-kalite-dustu-91063</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 09:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru gıdada verim arttı, kalite düştü!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Türkiye’de birçok üründe hasat tamamlandı, çeltikte ise hasat son aşamaya geldi.</p>
<p>2026 yılının genel olarak tarımsal üretim açısından verimli geçtiğini, ancak bazı ürünlerde kalite kayıplarının yaşandığını belirten Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis bakliyat fiyatlarında kuru fasulye dışında genel bir yükseliş görülmediğine dikkat çekti, küresel piyasalarda ise jeopolitik riskler, lojistik aksamalar ve iklim koşullarının gıda fiyatlarını yukarı yönlü etkilediğini bildirdi.</p>
<p>Aşırı yağışlar nedeniyle bazı bakliyat ürünlerinde tane büyüklüğü ve böceklenme kaynaklı sorunlar yaşandığını vurgulayan Reis, “Kuru gıda fiyatlarının son bir yıllık seyrine bakıldığında kuru fasulye, barbunya ve bulgurda fiyat artışı var. En fazla fiyat artışı yüzde 40-45 ile kuru fasulyede. Nohut ve yeşil mercimek fiyatlarında ise düşüş var” dedi. Kuru fasulyede fiyat artışının rekoltedeki düşüşten kaynaklandığını vurgulayan Reis, “TÜİK verilerine göre bu yılki rekolte yaklaşık 210 bin ton bekleniyor. Geçen yıl 247 bin ton düzeyindeydi. Yaklaşık 40 bin ton kayıp var” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae82ebef3cb4-1793601215.png" alt="" width="529" height="469" /></p>
<h2>İri taneli ürün oranı düşük </h2>
<p>Bu yıl bazı ürünlerde verim artışı yaşanmasına rağmen kalite sorunlarının öne çıktığını belirten Reis, özellikle bakliyatta böceklenme ve tane büyüklüğünün fiyatlar üzerinde etkili olduğunu dile getirdi. Geçen yıl nohutta iri taneli ürünün az bulunmasının fiyatları yukarı çektiğini hatırlatan Reis, bu yıl nohutta iri taneli ürün miktarının arttığını fiyatının da gerilediğini buna karşılık kuru fasulyede iri taneli ürün oranının düşük söyledi. Bu durumun ürünün kalitesine ve piyasa fiyatına doğrudan yansıdığını belirten Reis, aynı ürün grubunda farklı kalite sınıfları arasında önemli fiyat farkları oluşabildiğine dikkat çekti. Yeşil mercimekte ise hasat öncesi ve özellikle patoz işlemi sırasında ortaya çıkan böceklenmenin fiyatları aşağı çektiğini ifade eden Reis, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin alımlarının üreticiye destek sağladığını ancak böceklenme sorununun kökten çözülmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Tarımsal girdi maliyetlerindeki artışın üretici üzerindeki baskıyı sürdürdüğünü belirten Reis, maliyetlerde kalıcı bir düşüş sağlanmadan gıda fiyatlarında kalıcı gerileme beklemenin güç olduğunu söyledi. Gıda enflasyonuyla mücadelede tarımsal girdilerin kontrol altına alınmasının, yerli üretim kapasitesinin artırılmasının ve verimliliğin yükseltilmesinin önem taşıdığını ifade eden Reis, yerli tarımsal ilaç üretimindeki gelişmelerin olumlu olduğunu, gübre başta olmak üzere tarımsal üretimde kullanılan girdilerde de yerli üretim kapasitesinin güçlendirilmesinin dışa bağımlılığı azaltabileceğini kaydetti.</p>
<p>Dünya gıda piyasalarında da fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskının arttığını belirten Reis, sıcak ve kurak hava koşulları, El Nino kaynaklı riskler, jeopolitik gelişmeler ve Karadeniz’deki ticari aksamaların temel tarım ürünlerinde arz endişelerini artırdığını söyledi.</p>
<p>Uluslararası piyasalarda tahıl ve bazı temel gıda gruplarında fiyat yükselişlerinin hakim olduğunu vurgulayan Reis, özellikle buğday fiyatlarındaki artışın yanı sıra bitkisel yağ piyasasındaki hareketliliğin de dikkatle izlenmesi gerektiğini kaydetti. Lojistik sorunlar ve jeopolitik risklerin küresel tedarik zincirlerini etkilediğini belirten Reis, dünya genelinde gıda fiyatlarının geleceğinin iklim koşulları ve üretim miktarlarıyla yakından bağlantılı olduğunu söyledi. Reis, Türkiye’nin 2026 yılı hasadını en iyi şekilde değerlendirmesi ve gıda güvenliği açısından yeterli stok bulundurması gerektiğini vurgulayarak, iklim değişikliğinin etkilerine karşı uzun vadeli önlemlerin önemine dikkat çekti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuru-gidada-verim-artti-kalite-dustu-91063</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/tarim-gida-bakliyat-xepo_cover.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, yılın tarımsal üretim açısından verimli geçtiğini, ancak bazı ürünlerde kalite kayıplarının meydana geldiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/teiasin-halka-arzi-icin-yabanci-fonlarla-23-gorusme-91062</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 09:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEİAŞ’ın halka arzı için yabancı fonlarla 23 görüşme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Özelleştirme kapsamına alınan Türkiye Elektrik İletim AŞ’nin (TEİAŞ) halka arzında önemli bir aşamaya gelindi. ABD, İngiltere, İsveç ve Avustralya merkezli büyük yatırım fonlarıyla 23 görüşme gerçekleştirildi. Halka arz hazırlıklarının 31 Aralık 2026’ya kadar tamamlanması planlanıyor. 2 Temmuz 2021 tarihli ve 4222 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile özelleştirme kapsamına alınan TEİAŞ’ın halka arz süreci, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, TEİAŞ ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından koordineli yürütülüyor.</p>
<h2>Danışmanlar raporları teslim etti</h2>
<p>2027 yılı Bütçe gerekçesine göre, TEİAŞ’ın halka arz hazırlıkları kapsamında görevlendirilen hukuk, teknik ve halka arz danışmanlarının raporları teslim alındı. Uluslararası yatırımcıların ilgisini ölçmek amacıyla ABD, Birleşik Krallık, İsveç ve Avustralya merkezli büyük ülke fonları ve bunlara yatırım yapan altyapı fonlarıyla 23 görüşme yapıldı. Bu görüşmelerin ardından yatırımcıların değerlendirme ve görüşlerini içeren geri bildirim raporları da hazırlandı. TEİAŞ’ın sabit kıymetlerinin gerçek değerinin belirlenmesine yönelik değerleme çalışmaları da tamamlandı. Halka arz hazırlıklarının bitiş tarihi, Cumhurbaşkanı’nın 27 Aralık 2024 tarihli ve 9326 sayılı Kararı ile 31 Aralık 2026 olarak belirlendi. 2027 yılı Bütçe gerekçesinde, TEİAŞ'ın yanı sıra otoyollar ve köprülerin özelleştirilmesinde gelinen son duruma ilişkin değerlendirmelere de yer verildi. Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun (ÖYK) 15 Ekim 2010 tarihli ve 2010/88 sayılı Kararı ile kapsama alınan ve alınacak otoyol, köprü, çevre otoyolu ve bağlantı yollarındaki bakım, işletme ve hizmet tesisleri ile yük aktarma merkezleri gibi varlıkların işletme haklarının verilmesi yöntemiyle özelleştirilmesine yönelik ihale hazırlık çalışmalarının halen devam ettiği kaydedildi.</p>
<p>1986 yılından bu yana 278 kuruluşta hisse veya varlık satışı ve devri yoluyla özelleştirme yapıldı. Bunların 273’ünde özelleştirme kapsamındaki kamu payı kalmadı. 2 Temmuz 1986-31 Temmuz 2026 döneminde satış ve devir uygulamalarının nominal tutarı 303 milyar, bu işlemlerden tahsil edilen nominal tutar 236 milyar lira oldu. 1 Ocak-31 Temmuz 2026 dönemindeki satış ve devir uygulamaları 94 milyar liraya ulaştı. 2026 yılı uygulamalarından 31,5 milyar lira tahsil edilirken, geçmiş dönem taksitleri dahil toplam tahsilat yaklaşık 45 milyar lirayı buldu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/teiasin-halka-arzi-icin-yabanci-fonlarla-23-gorusme-91062</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/adm-elektrik-1779774227.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özelleştirme kapsamına alınan TEİAŞ&#039;ın halka arzı için ABD, İngiltere, İsveç ve Avustralya merkezli büyük yatırım fonlarıyla 23 görüşme gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ekonomi-gazetesinden-bik-bursa-bolge-muduru-ramazan-dumana-ziyaret-91113</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 09:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Gazetesi’nden BİK Bursa Bölge Müdürü Ramazan Duman’a ziyaret</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Ekonomi Gazetesi Bölgeler Koordinatörü Ömer Faruk Çiftçi, Basın İlan Kurumu (BİK) Bursa Bölge Müdürü Ramazan Duman’a hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. BİK Bursa Bölge Müdürlüğü’nde gerçekleşen görüşmede, basın sektörünün mevcut durumu, yerel medyanın gündemindeki konular ve mesleğin güncel sorunları üzerine değerlendirmeler yapıldı. Bursa’da göreve başlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren BİK Bursa Bölge Müdürü Ramazan Duman, kentin basın geçmişi ve sektördeki güçlü konumuna dikkat çekti. Bursa’nın Basın İlan Kurumu açısından önemli bir yere sahip olduğunu belirten Duman, yeni dönemde basın kuruluşlarıyla karşılıklı anlayış ve güven temelinde iş birliği geliştirmeyi hedeflediklerini söyledi.</p>
<h2><strong>“Karşılıklı anlayış, güven ve iş birliği içerisinde çalışacağız”</strong></h2>
<p>Bursa’nın İstanbul ve Ankara’nın ardından Basın İlan Kurumu açısından üçüncü sırada geldiğini ifade eden Duman, “Türkiye genelinde 16 bölgede BİK bulunuyor. İstanbul ve Ankara Basın İlan Kurumları’nın ardından üçüncü sırada gelen Bursa, güçlü ve köklü yapısıyla da dikkat çekiyor. Görev sürem boyunca karşılıklı anlayış, güven ve iş birliği içerisinde çalışmayı temenni ediyorum. Bursa basınının kıymetli temsilcileriyle bir arada olmaktan dolayı şimdiden çok heyecanlanıyorum” dedi. Basın İlan Kurumu Genel Müdürlüğü bünyesinde yaklaşık 13 yıldır farklı görevlerde bulunan Ramazan Duman, bu deneyimin ardından BİK Bursa Bölge Müdürü olarak atanmıştı. Ziyaret, karşılıklı iyi dileklerin iletilmesinin ardından sona erdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ekonomi-gazetesinden-bik-bursa-bolge-muduru-ramazan-dumana-ziyaret-91113</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/3/1280x720/ekonomi-gazetesinden-bik-bursa-bolge-muduru-ramazan-dumana-ziyaret-1793629675.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi Gazetesi Bölgeler Koordinatörü Ömer Faruk Çiftçi, Basın İlan Kurumu Bursa Bölge Müdürlüğü görevine atanan Ramazan Duman’ı ziyaret ederek yeni görevinde başarılar diledi. Görüşmede Bursa basınının yapısı, sektörün güncel sorunları ve kurumlar arası iş birliği ele alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-67-milyon-liralik-urun-icradan-satisa-cikarildi-91060</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 09:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstilde 67 milyon liralık ürün icradan satışa çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye'nin en önemli üretim ve istihdam alanlarından tekstil ve hazır giyim sektöründe son yıllarda yaşanan daralma, konkordato ve şirket kapanışlarının ardından icra satışlarında da kendisini gösteriyor. Artan işçilik ve enerji maliyetleri, kur ile enflasyon arasındaki makas, yüksek finansman giderleri ve dış pazarlarda yaşanan rekabet kaybı nedeniyle zor günler geçiren sektörde, bu kez üretimin ve ticaretin konusu olan ürünler icra dairelerinin satış listelerinde yer alıyor. Bir dönem mağaza vitrinlerinde, üretim bantlarında ve toptancı depolarında ticarete konu olan binlerce ürün, şimdi mahkeme ve icra dosyaları kapsamında belirlenen muhammen bedeller üzerinden yeni sahiplerini bekliyor. Adalet Bakanlığı'nın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) bünyesindeki e-Satış Portalı'nda tekstil ve konfeksiyon kategorisindeki ilanlar incelendiğinde, sektörün yaşadığı sıkıntının dikkat çekici bir başka boyutu ortaya çıkıyor. Portalda 27 Kasım 2026 tarihine kadar ihalesi devam eden toplam 55 satış ilanı bulunuyor. Söz konusu ilanlarda yer alan ürünlerin toplam muhammen bedeli 67 milyon 304 bin 390 lirayı buluyor. Üstelik satışa konu olan ürünler yalnızca kumaş ve konfeksiyon malzemelerinden oluşmuyor. Perdeler, pantolonlar, gömlekler, çoraplar, iç çamaşırları, dış giyim ürünleri ve çeşitli tekstil mamulleri de icra yoluyla alıcı arayan ürünler arasında bulunuyor.</p>
<p>İcra satışları arasında özellikle yüksek bedelli ilanlar dikkat çekiyor. İstanbul'da satışa çıkarılan iki ayrı parti ürün için belirlenen muhammen bedeller sırasıyla 23 milyon 303 bin lira ve 18 milyon 230 bin 900 lira düzeyinde. Yalnızca bu iki ilanın toplam bedeli 41 milyon 533 bin 922 liraya ulaşıyor. Bu tutar, incelenen 55 ilanın toplam muhammen bedelinin yaklaşık yüzde 62'sini oluşturuyor. Bir başka ifadeyle icra yoluyla satışa çıkarılan ürünlerin toplam tahmini değerinin yaklaşık üçte ikisi yalnızca iki dosyada toplanıyor. İstanbul'da ayrıca 3 milyon 685 bin 900 lira, 1 milyon 992 bin 500 lira ve 1 milyon 800 bin lira muhammen bedelle satışa çıkarılan başka ürün grupları da bulunuyor. Afyon'da 1 milyon 730 bin lira, İzmir'de 1 milyon 301 bin 800 lira, Antalya'da 1 milyon 84 bin 750 lira ve Kastamonu'da 1 milyon liralık satış ilanları da yüksek bedelli dosyalar arasında yer alıyor. Bununla birlikte icra satışlarının yalnızca milyonlarca liralık büyük partilerden oluşmadığı görülüyor. Çorum'da 2 bin lira, Çorlu'da 17 bin 425 lira, İzmir'de 30 bin lira ve Antalya'da 32 bin 450 lira muhammen bedelle satışa çıkarılan ürünler de bulunuyor. Böylece birkaç bin liradan 23 milyon lirayı aşan tutarlara kadar uzanan geniş bir yelpazede tekstil ve konfeksiyon ürünleri icra satışlarına konu oluyor.</p>
<h2>Türkiye’nin dört bir yanından ilan </h2>
<p>İcra ilanlarının coğrafi dağılımı da dikkat çekici. Türkiye'nin en büyük hazır giyim üretim ve ticaret merkezi olan İstanbul, 55 ilan içerisinde 15 satış dosyasıyla ilk sırada yer alıyor. İstanbul'u 7 ilanla İzmir, 5 ilanla Çorlu ve 4 ilanla Çorum takip ediyor. Bursa ve İnegöl'deki ilanlar birlikte değerlendirildiğinde bu bölgede de 4 ayrı satış bulunuyor. İlanların yalnızca büyük üretim merkezleriyle sınırlı kalmadığı görülüyor. Konya, Afyon, Diyarbakır, Batman, Sinop, Antalya, Ankara, Karaman, Edirne, Erzurum, Gaziantep, Düzce, Kastamonu, Adana, Muğla, Giresun, Isparta ve Niğde gibi farklı kentlerde de tekstil ve konfeksiyon ürünleri icradan satışa çıkarılıyor. Bu dağılım, icra yoluyla satışa konu olan tekstil ürünlerinin Türkiye'nin geniş bir coğrafyasına yayıldığını ortaya koyuyor. </p>
<p><strong>Ayakkabı da icra vitrininde </strong></p>
<p>Satış ilanları arasında yalnızca tekstil ve hazır giyim ürünleri değil, ayakkabı gibi yakın sektörlere ait ürünler de bulunuyor. Konya Ereğli İcra Dairesi'nin 2026/2 iflas dosyası kapsamında satışa çıkardığı ürünler bu açıdan dikkat çekici örneklerden birini oluşturuyor. Muhammen bedeli 420 bin 500 lira olan satışta bilgisayar ekipmanlarının yanı sıra farklı marka, renk ve numaralarda erkek ve kadın ayakkabıları da yer alıyor. İlanın açıklamasında Clarks ve Freeoot markalı erkek ayakkabıları ile farklı markalara ait kadın ayakkabılarının bulunduğu belirtiliyor. Söz konusu ürünler, bir bilgisayar takımıyla birlikte toplu olarak satışa sunuluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-67-milyon-liralik-urun-icradan-satisa-cikarildi-91060</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/giyim-tekstil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil ve hazır giyim sektörünün yaşadığı dram, icra dairelerinin satış ilanlarına da yansıdı. Perdeden pantolona, çoraptan iç çamaşırına, kumaştan dış giyime kadar onlarca çeşit ürün, toplam 67,3 milyon liralık muhammen bedelle 55 ayrı ilanda icradan satışa çıkarıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/trumpin-ara-sinavi-kuresel-piyasalarin-rotasini-belirleyecek-91056</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 09:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump’ın ara sınavı küresel piyasaların rotasını belirleyecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="245" height="116" /></p>
<p>ABD’de yarın yapılacak ara seçimler öncesinde yatırımcıların odağı, Kongre’de hangi partinin çoğunluğu elde edeceğinden çok, seçim sonuçlarının ekonomi politikaları ve küresel piyasalarda yaratabileceği değişime çevrildi.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın karnesi niteliğindeki seçimlerde Kongre’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’nde Demokratların çoğunluğu kazanması beklenirken Senato yarışı daha çekişmeli görünüyor. Demokratların bir veya iki mecliste kontrolü ele geçirmesi, Başkan Donald Trump’ın gündemini uygulamasını zorlaştırabilir. Cumhuriyetçilerin çoğunluğu koruması ise yönetimin hareket alanını genişletebilir.</p>
<p>Seçimlerin piyasalara etkisi, ilk aşamada siyasi belirsizliğin azalması veya artmasına göre şekillenecek.. Deutsche Bank’ın son 23 ara seçim yılını kapsayan hesaplamalarına göre, bu dönemlerin 21’inde S&amp;P 500 endeksi dördüncü çeyrekte yükseldi ve ortalama getiri yüzde 7 oldu. Yatırımcıların seçim öncesinde risk almaktan kaçınması, sonuçların ardından pozisyonlarını yeniden artırması bu eğilimde etkili oldu. Morgan Stanley’nin değerlendirmesi de siyasi bölünmenin hisse senetleri açısından her zaman olumsuz olmadığını gösteriyor. Cumhuriyetçi başkan dönemlerinde Demokratların Kongre’nin iki kanadını kontrol ettiği yılların ardından S&amp;P 500 ortalama yüzde 16, Kongre’nin partiler arasında bölündüğü dönemlerde ise yüzde 23 yükseldi.</p>
<p>Seçim sonuçlarının piyasalara yansıması şu başlıklar altında şekillenecek:</p>
<p><strong>1- YAPAY ZEKÂ YATIRIMLARI SİYASİ RİSK BAŞLIĞINA DÖNÜŞÜYOR </strong></p>
<p>Seçimlerin piyasalar açısından önemli etkilerinden biri, ABD’nin yapay zeka politikalarında yaşanabilecek değişim olacak. Demokratların Kongre’de güç kazanması, veri merkezlerinin yayılması, enerji ve altyapı kullanımı ile teknoloji şirketlerine yönelik düzenleme tartışmalarını artırabilir. Federal düzeyde yeni düzenlemelerin başkanlık vetosuyla karşılaşma ihtimali bulunsa da seçimler, 2028’e kadar sektörün siyasi gündemini şekillendirebilir.</p>
<p>Bu başlık, ABD borsalarının teknoloji hisselerine bağımlılığı nedeniyle küresel piyasaları da ilgilendiriyor. S&amp;P 500’ün bu yılki yüzde 12’lik yükselişinin önemli bölümü teknoloji hisselerinden kaynaklandı; bu sektör çıkarıldığında endeksin getirisi yaklaşık yarıya düşüyor. Küresel hisse senetleri ise temmuz başından bu yana yalnızca yüzde 2 yükseldi. Yapay zekâ yatırımlarında yavaşlama veya kârlılık beklentilerinin zayıflaması, genel piyasa görünümünü de etkileyebilir.</p>
<p><strong>2- İRAN VE ENERJİ FİYATLARI İKİNCİ RİSK ALANI</strong></p>
<p>Seçim sonrasında Ortadoğu’daki gelişmeler de izlenecek. Kongre’de siyasi tıkanıklığın artması, Trump yönetimini iç politika yerine yürütme yetkisinin daha geniş olduğu dış politika alanlarına yöneltebilir. Bu durum İran’la gerilimin yeniden yükselmesi riskini gündeme getiriyor. Ancak yüksek benzin fiyatlarının seçim öncesindeki siyasi maliyetini sınırlamak isteyen yönetimin diplomasiye ağırlık vermesi de mümkün. Başkan Yardımcısı JD Vance’in İran’a gönderdiği mektup bu yönde bir işaret olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Gerilimin tırmanması petrol fiyatlarını yükseltebilir; tansiyonun düşmesi ise enerji fiyatlarındaki risk priminin bir bölümünü silebilir. Enerji maliyetlerinin seyri, enflasyon ve faiz politikaları üzerinden özellikle Avrupa ekonomisini etkileyecek.</p>
<p><strong>3- BÜTÇE AÇIĞI VE TAHVİL PİYASASINDA BELİRSİZLİK </strong></p>
<p>ABD’nin federal bütçe açığının GSYH’ye oranı yaklaşık yüzde 6 düzeyinde. Kongre’de kapsamlı bir harcama ve vergi reformu için güçlü bir irade görülmezken Demokratların meclislerden birinde veya ikisinde çoğunluğu kazanması, bütçe ve borçlanma tavanı müzakerelerini zorlaştırabilir. Bu anlaşmazlıklar Hazine tahvili arzı ve getirilerine ilişkin kaygıları canlı tutabilir. Morgan Stanley, seçim sonucunun ABD’nin uzun vadeli bütçe açığı veya faiz görünümünü tek başına önemli ölçüde değiştirmesini beklemiyor. Yüksek kamu borçlanması ve tahvil arzı, getiriler üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturmaya devam edebilir.</p>
<p><strong>4- GÜMRÜK TARİFELERİ YENİDEN GÜNDEME G ELEBİLİR</strong></p>
<p>Trump, Kongre onayı gerektirmeyen yürütme yetkilerini kullanarak yeni gümrük tarifelerine yönelebilir. Böyle bir adım ithalat maliyetlerini ve enflasyonu artırarak Fed’in faiz kararlarını etkileyebilir. Bu nedenle yatırımcılar seçim sonucunun yanı sıra yönetimin sonrasında ticaret politikasında atacağı adımları da izleyecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD SEÇMENİ NE İÇİN OY KULLANACAK?</span></h2>
<p><strong>■ Senato ve Temsilciler Meclisi’nde dağılım değişecek</strong></p>
<p>Seçmenler, Kongre’nin iki kanadını oluşturan Temsilciler Meclisi ve Senato’nun üyelerini seçecek.</p>
<p>Seçmen federal hükümette kendilerini temsil edecek, yasalar hazırlayacak, yasa tasarılarını oylayacak ve başkanın atamalarını onaylayacak 35 senatör seçecek. Senato’da toplam 100 senatör bulunuyor. Senatörlerin görev süresi altı yıl.</p>
<p>Ayrıca seçmenler, yasalar çıkarmak, harcamaları denetlemek ve yerel bölgeleri temsil etmek üzere Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesini seçecek. Bunların görev süresi iki yıl.</p>
<p>ABD’nin büyük bir bölümünde seçmenler, eyalet başkanı gibi görev yapan eyalet düzeyindeki politikacılar olan valileri de seçecek.</p>
<p><strong>■ Ekonomi başlıkları öne çıkıyor </strong></p>
<p>Bu seçimde öne çıkan başlıkların başında ekonomi geliyor. Yakıt, gıda, konut ve sağlık hizmetlerindeki fiyat artışları seçmenin gündeminde önemli yer tutuyor.</p>
<p>Enflasyonun Fed’in hedefinin üzerinde seyretmesi ve İran savaşıyla enerji maliyetlerinin yükselmesi ekonomik memnuniyetsizliği artırıyor.</p>
<p>Göç politikası ve yapay zekânın istihdam, altyapı ve enerji tüketimi üzerindeki etkileri de seçmenin kararını şekillendiren diğer konular arasında.</p>
<p><strong>■ Trump için ara seçimlerin anlamı ne? </strong></p>
<p>3 Kasım seçimleri, Donald Trump için görev süresinin kalan iki yılındaki siyasi hareket alanının sınanması anlamına geliyor. Cumhuriyetçilerin hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu koruması, Trump’ın yasama gündemini sürdürmesini kolaylaştıracak ve yönetim üzerindeki Kongre denetimini sınırlayacak. Demokratların bir veya iki mecliste çoğunluğu kazanması ise başkanın önceliklerini hayata geçirmesini zorlaştırabilecek. Seçim sonucu Trump’ın bugüne kadarki performansına ilişkin bir halk oylaması niteliği taşıyacak. Cumhuriyetçilerin kaybı, 2028 başkanlık yarışı öncesinde parti içindeki dengeleri ve Trump’ın siyasi ağırlığını da etkileyebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/trumpin-ara-sinavi-kuresel-piyasalarin-rotasini-belirleyecek-91056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/3/1280x720/trump-tarife-kararini-3-ay-durdurdu-cine-vergi-yuzde-125-artti-1744233614.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD’de yarın yapılacak oylama, yalnızca Kongre’deki güç dengesini değil; yapay zekâ yatırımlarından enerji fiyatlarına, gümrük tarifelerinden ABD’nin mali görünümüne kadar piyasaların önümüzdeki iki yıldaki risk hesabını da etkileyecek. Yatırımcılar, Trump’ın hareket alanının daralması halinde ekonomi ve dış politikada oluşabilecek yeni dengeleri fiyatlamaya hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/emeklilere-sosyal-yardim-nakit-olarak-verilecek-91051</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emeklilere sosyal yardım nakit olarak verilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Hükümet, 18 milyon emekli için çıkarılan veriler üzerinde çalışıyor. En düşük emekli maaşı alanlar, 65 yaş üstü çalışmayan ve dar gelirli emekli sayısına göre destek formülleri üzerinde çalışılıyor. Emeklilere enflasyon farkı ile birlikte seyyanen ya da refah payı verilmesi ilk aşama olacak. İkinci aşama çalışan ve çalışmayan emekliler ile en düşük emekli aylığı alanların gelir durumları, bölgesel ihtiyaçları tespit edilecek. En düşük emekli maaşı için tamamlayıcı bir düzenleme üzerinde duruluyor. Bu durumda geliri en düşük emekliye enflasyon+seyyanen+ ek ödeme ya da refah+ek ödemeler formülü üzerinde duruluyor. </p>
<h2>GEDAT uygulanmayacak </h2>
<p>Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi (GEDAT) genel bir proje olması nedeniyle sadece emekliler için uygulanmayacak. Bunun yerine ‘ek ödeme’ formülü üzerinde duruluyor.</p>
<p>18 milyon emekliye enflasyon rakamları açıklandıktan sonra yapılacak Ocak ayı zammına seyyanen ya da refah payı eklenecek. Bu durumda üzerinde durulan ilk formül tüm emekliler için enflasyon farkına eklenecek refah payı olacak. Refah payı 18 milyon emekli için eşit uygulanmayacak. Prim gün sayısı, çalışma süresi ve maaşı baz alınacak. Bunun için çıkarılan analizlere göre; 65 yaş üstü çalışmayan ve dar gelirli emekliler ile en düşük emekli maaşı alan ve geliri düşük emeklilere refah payı yüksek bağlanacak. Ardından geliri düşük emeklilere durumuna göre kira-yakıt-yol gibi yardımlar ek ödeme olarak nakit verilecek. Bu ödemeler de kendi içinde kriterlere ayrılacak.</p>
<p>Konuşulan ikinci formül ise seyyanen zam. Seyyanen zam olursa 18 milyon emekliye de eşit verilecek. Emeklilerin enflasyon farkına örneğin 15 bin TL seyyanen eklenirse; bütçeye maliyeti yaklaşık 3 trilyon. Bu formül şu an için en düşük ihtimal olarak görülüyor. 10 bin seyyanen olursa yaklaşık 2 trilyon, 8 bin olursa yaklaşık 1.2 trilyon, 5 bin seyyanen zam yapılırsa bütçeye geliri 1 trilyon. Bu durumda seyyanen zam yapılırsa en düşük emekli maaşı alanlar daha çok yararlanmış oluyor. Seyyanen ödeme de formüller arasında tartışılıyor. Yine refah payı formülünde olduğu gibi 65 yaş üstü çalışmayan emeklilere, geliri düşük ve en düşük emekli maaşı alanlara ek ödemeler nakit olarak verilecek. Bu ek ödemeler emeklilerin geçim durumları ve gelirlerine göre verilecek.</p>
<h2>8 milyon 65 yaş üstü emekli var </h2>
<p>Türkiye’de 27,5 milyon prim ödeyen çalışan, 18 milyon emekli bulunuyor. 65 yaş üstü emekli sayısının yaklaşık 8 milyon olduğu tahmin ediliyor. 8 milyon 65 yaş üstü emeklinin kayıtlı çalışan ve çalışmayan etki analizlerinin de çıkarıldığı belirtiliyor. En düşük emekli maaşı alanların sayısının şu an için 5 milyon 17 bin olduğu, bu sayının yılbaşından sonra artabileceği bekleniyor.</p>
<h2>Etki analizlerine göre farklılaşma olacak </h2>
<p>Çalışmalar çıkarılan etki analizleri üzerinde yürütülüyor. Buna göre; 65 yaş üstü emekli sayısı, bunlardan çalışan ve çalışmayanlar belirlendi. En düşük emekli maaşı alanlar, bunlar arasında gelir düzeyi düşük olanlar, bölgelere göre ihtiyaç tespiti yapıldı. Çalışan emekliler ile çalışamayan emeklilerin ihtiyaçları ayrı ayrı inceleniyor. Öncelikle herkes için ortak bir alt sınır belirlenecek, ardından en düşük emekli maaşı alanlara bazı ek ödemelerin yapılması formülleri üzerinde durulacak. Refah payı veya ek ödeme uygulanması halinde çeşitli kriterlere göre farklılaştırma yapılabilecek. Aylık Bağlama Oranlarda (ABO) da incelemeler yapılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/emeklilere-sosyal-yardim-nakit-olarak-verilecek-91051</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/09/emekli-.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 65 yaş üstü çalışmayan ve dar gelirli emeklilerle en düşük emekli maaşı alan ve geliri düşük emeklilere refah payının yüksek bağlanacağı, ardından geliri düşük emeklilere durumuna göre kira-yakıt-yol gibi yardımların ek ödeme olarak nakit verileceği belirtiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/2027de-harc-ve-cezalarda-yuzde-28-artis-bekleniyor-91050</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2027&#039;de harç ve cezalarda yüzde 28 artış bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>TÜİK yarın YİÜFE’nin aylık değişimini yüzde 2 olarak açıklarsa, 2027 yılında uygulanacak yeniden değerleme oranı da yüzde 27.89 olacak. Cumhurbaşkanı artırma veya azaltma yetkisini kullanmazsa (cezalarda azaltma yetkisi yok) birçok harç ve ceza bu oranda artırılacak. Buna göre saldırı amacıyla aracından inen 230 bin lira, alkollü araç kullanan 31 bin 973 lira ödeyecek. Pasaportunu 10 yıllık çıkarmak isteyenler ise 17 bin 150 lira, yurt dışından getirdiği telefonu kaydettirmek isteyen de 70 bin lira ödeyecek. </p>
<h2>Yüzde 50 azaltma-artırma yetkisi </h2>
<p>2027 yılında uygulanacak yeniden değerleme oranı TÜİK tarafından yarın ilan edilecek enflasyon verilerinde belli olacak. Vergi Usul Kanunu uyarınca YİÜFE’deki 12 aylık ortalama değişime göre belirlenen yeniden değerleme oranı, Kasım ayı içerisinde bir tebliğ ile resmen ilan edilecek. Bunun ardından bazı vergi, harç ve cezalardaki artış oranları ayrı tebliğlerle duyurulacak. Ancak bu noktada Cumhurbaşkanı devreye girecek. Vergi Usul Kanunu uyarınca Cumhurbaşkanının, vergi, harç ve cezalarda yeniden değerleme oranını yüzde 50 azaltma ve yüzde 50 artırma yetkisi bulunuyor. Motorlu Taşıtlar Vergisi’nde ise Cumhurbaşkanının artırma yetkisi yüzde 50 olmakla birlikte, indirme yetkisi yüzde 80 düzeyinde. Cezalarda ise ilan edilen yeniden değerleme oranları değiştirilemiyor.</p>
<h2>İndirim yetkisi kullanılmazsa… </h2>
<p>2026 için yüzde 25.49 olarak ilan edilen yeniden değerleme oranı bazı kalemlerde yüzde 18.95 olarak, vergi cezalarında ise aynen uygulanmıştı. OVP’de 2027 yılı için enflasyon hedefi yüzde 21 olarak belirlenmişti. EKONOMİ’nin yaptığı hesaplamalara göre eğer Ekim ayında Yİ-ÜFE yüzde 2 gelirse, yeniden değerlemeye esas olan Ekim ayındaki 12 aylık Yİ-ÜFE yüzde 27.89 olacak. Bu durumda da harç ve cezalar eğer Cumhurbaşkanı indirim yetkisini kullanmazsa yüzde 27.89 artırılarak uygulanacak.</p>
<h2>Trafikte kavgaya 230 bin lira </h2>
<p>Bu yıl çıkarılan ek kanun ile artırılan trafik cezaları, yeni yılda da çok can yakacak. Örneğin kavga amaçlı araçtan inmenin cezası 180 bin liradan230 bin 202 liraya yükselecek. Alkollü araç kullanmanın başlangıç cezası 25 bin liradan 31 bin 973 liraya yükselecek. Trafikte cep telefonu ile konuşmanın cezası 5 bin liradan 6 bin 395 liraya, ehliyeti iptal edildiği halde araç kullanmanın cezası ise 200 bin liradan, 255 bin 780 liraya çıkacak. Trafikte makas atmanın cezası 90 bin liradan 115 bin liraya, düğün konvoyu şeklinde trafiği etkilemenin cezası ise 180 bin liradan, 230 bin 202 liraya yükselecek. Kırmızı ışıkta geçmenin cezası da 5 bin liradan, 6 bin 395 liraya çıkacak.</p>
<h2>Yurt dışı telefon kaydı 70 bin </h2>
<p>Yeni yılda yurt dışından getirilen telefonların sistemi kaydedilmesi için yatırılması gereken harç tutarı 54 bin 258 liradan 69 bin 391 liraya, telefon hattının ilk abonelik tesis ücreti 700 liradan, 895 liraya ulaşacak.</p>
<h2>Sıfır araç MTV 15 bin 383 lira </h2>
<p>Silindir hacmi 1300-1600 cm3 arasında olan sıfır bir aracın Motorlu Taşıtlar Vergisi 12 bin 28 liradan, 15 bin 383 liraya yükselecek. Değerli Konut Vergisi’ne tabi konutların değerinin alt sınırı 17 milyon 711 bin liradan, 22 milyon 650 bin liraya çıkacak.</p>
<h2>Pasaport 17 bin 150, ehliyet 8 bin 638 lira </h2>
<p>Yeni yılda 6 aya kadar olan pasaport harcı 3 bin 589 lira, 1 yıllık pasaport harcı 5 bin 247 lira, 2 yıllık pasaport harcı 8 bin 566 lira, 3 yıllık pasaport harcı 12 bin 170 lira olacak. 10 yıla kadar pasaport harcı ise 13 bin 410 liradan, 17 bin 150 liraya çıkacak. Yurt dışı çıkış harcı ise 1250 liradan, 1599 liraya yükselecek. 2027 yılında A sınıfı ehliyet 2 bin 863 lira, B sınıfı ehliyet ise 8 bin 638 lira olacak. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/2027de-harc-ve-cezalarda-yuzde-28-artis-bekleniyor-91050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/4/1280x720/kdv-vergi-1767328296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027&#039;de uygulanacak yeniden değerleme oranı yarın açıklanacak enflasyona göre belirlenecek. Hesaplamalara göre göre kavga amaçlı araçtan inmenin cezası 230 bin lira, ehliyeti iptal edilmişken araç kullanma 255 bin lira, alkollü araç kullanma 31 bin 973 lira, 10 yıllık pasaport 17 bin 150 lira olacak. Yurt dışından getirilen telefonu kaydettirmek için 70 bin lira ödenecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isci-sendikalarinin-ana-gundem-konularindan-biri-fon-yolsuzlugu-oldu-91049</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşçi sendikalarının ana gündem konularından biri fon yolsuzluğu oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de işçi sendikalarının genel kurulları peş peşe yapılıyor. Hem sendikaların, hem de konfederasyonların gündeminde sonbahar olması nedeniyle yoğun biçimde asgari ücret olması doğal. Elbette, örgütlenmenin önündeki zorluklar, vergi sorunları, sanayide yaşanan gerilemeler yoğun biçimde tartışılıyor. Yakın zamanda yapılan sendika genel kurullarında da hem sendika hem de konfederasyon başkanlarının gündeminde fon krizi yoğun yer aldı. Tekstil, hazır giyim ve dokuma sektöründe yaşanan kan kaybı 1 Kasım günü yapılan Öz İplik-İş sendikasının ana tartışma konularından biri oldu. Hak-İş Başkanı Mahmut Arslan, hem bu genel kurulda, hem de bir gün önceki Liman-İş Genel Kurulunda, kayıt dışılığın önlenmesi, asgari ücret komisyonunun önerileri doğrultusunda yeniden yapılandırılması ve vergi adaletsizliğinin çözümünü öne çekti.</p>
<p>Sendika Başkanı Rafi Ay, sektördeki sorunların çözümünü istediklerini, işe sahip çıktıklarını ancak bunu yaparken emekçilerin, işçilerin hakkından kesilmesine şiddetle karşı çıktıklarını bir kez daha vurguladı.</p>
<p>Fon yolsuzluklarına ise emek kesiminin her talebinde yapılan “ince hesabı” hatırlatarak sert tepki gösterdi: “Bir tarafta alın teriyle geçinmeye çalışan, ay sonunu getirmekte zorlanan milyonlarca emekçi var. Diğer tarafta, yüz milyarlarca liralık fon işlemleri yapanlar var. Biz burada işçinin hakkını, alın terinin karşılığını konuşurken, birilerinin hileyle, usulsüzlükle, haksız kazanç elde ettiği iddiaları gündemde. Böyle bir tabloyu kabul etmek mümkün değil! Bunu basit bir sorunmuş gibi göstermek mümkün değil! İşçinin ücretine zam yapılırken ince hesaplar yapanların, emekçinin sofrasındaki ekmeği hesaplayanların, haksız kazanç iddiaları karşısında da aynı hassasiyeti göstermesini istiyoruz! Bizim anlayışımızda alın teri kutsaldır. Emek değerlidir. Haksız kazancın savunulacak hiçbir tarafı yoktur!”</p>
<p><strong>TÜRK-İŞ Başkanı Atalay Meclis’i göreve çağırdı </strong></p>
<p>TÜRK-İŞ Başkanı Ergün Atalay, Yol-İş Sendikası genel kurulunda TBMM’yi göreve çağırdı. TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmaması uzun süredir muhalefetin eleştiri noktasıydı. TÜRKİŞ’in de TBMM’yi işaret etmesi anlamlı olarak değerlendirildi. Atalay; Yol-İş Genel Kurulunda siyasetçilere seslenerek “Ne kadar duyarlar bilmem. Bu yolsuzluklara, yanlışlara karşı Meclis’in, herkesin hep beraber kol kola yürümesi lazım. Senin hırsızın, benim hırsızım demeden üzerine bu meselenin gidilmesi lazım. Bunların hesap vermesi lazım. Şu anda biz emekliyi, taşeronu, vergiyi konuşmuyoruz. AHBAP’ı, belediyeyi, fonu konuşuyoruz. 120’ye yakın tutuklu var, yetmiyor. Bizim sendikanın karşısında Yozgatlı berber var. ‘Başkanım kelepçe istiyorum’ dedi. Aynen öyle. Kim ne yaptıysa bedelini sonuna kadar ödesin. İsterse oğlu olsun. Allah kimseyi evladıyla, ailesiyle terbiye etmesin” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isci-sendikalarinin-ana-gundem-konularindan-biri-fon-yolsuzlugu-oldu-91049</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/3/1280x720/turk-is-baskani-atalaydan-sert-elestiri-ulke-kimsenin-babasinin-ciftligi-degil-1746740113.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşçi sendikalarının ana gündem konularından biri fon yolsuzluğu oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimci-ihtiyatli-olmaliydi-91048</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım fonu krizi-5: Yatırımcı ihtiyatlı olmalıydı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><strong>YATIRIM FONU KRİZİ (5)</strong></p>
<p><strong>Yatırımcının başarısızlıkta kendine düşen payı da değerlendirmesi, başkalarının sorumluluğunu araştırması kadar değerlidir. Hesap sorma hakkına sahip yatırımcının üstlendiği riskleri anlama ve mali durumuna uygun karar verme sorumluluğu da olmalıdır.</strong></p>
<p>Yatırımcıların sermaye piyasalarına olan güvenini sarsarak olağanüstü boyutlarda kayıplara neden olan bir krizin elbette suça karışan kişi ve kurumlara bir faturası olacak. Ancak Yatırım Fonu Krizi’nde yatırımcı davranışlarına da bir parantez açmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Yatırımcı kurnaz </strong><strong>değil ihtiyatlı olmalı</strong></p>
<p>Yüksek getiri elde ederken başarıyı kendi yatırım becerisine bağlayan ve çevresine de aynı yatırımları öneren kişilerin, zarar ortaya çıktığında sorumluluğu bütünüyle başkalarına yüklemesi tutarlı bir yaklaşım değildir. Kazanç döneminde yatırım yapılan kurumun güvenilirliği, yatırım aracının riskleri ve getirinin kaynağı sorgulanmamışsa, kayıp sonrasında dile getirilen “Devlete güvenmiştim, denetim nerede, meğer dolandırıcılıkmış” tepkilerinin, yatırımcının kendi kararlarına yönelik bir değerlendirmeyi de içermesi gerekir. Elbette yatırımcının bu sorgulamayı yapmamış olması, usulsüzlüklerin araştırılması ve sorumluların hesap vermesi gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Kamusal kurumların sorumluluklarını da azaltmaz. Bununla birlikte, hesap sorma hakkına sahip olan yatırımcının, üstlendiği riskleri anlama ve mali durumuna uygun karar verme sorumluluğu da olmalıdır.</p>
<p><strong>Yüksek getirinin yüksek </strong><strong>risk içerdiği bilinmeliydi</strong></p>
<p>Yatırım fonu krizinde üzerinde durulması gereken hususlardan biri de bazı yatırımcıların yüksek getiri beklentisiyle risk alırken, olası kayıpların yaşam koşulları üzerindeki etkilerini yeterince değerlendirmemiş olmasıdır. Ameliyat için ayrılan paranın, satılan konuttan elde edilen gelirin, çocuğun okul taksidinin veya emeklilik birikimlerinin yüksek riskli yatırımlarda kaybedilmesi, meselenin yalnızca standart bir getiri arayışıyla sınırlı olmadığını göstermektedir. Buradaki temel sorun, yaşamsal ihtiyaçları karşılayacak kaynaklarla kaybı göze alınabilecek tasarruflar arasındaki ayrımın yapılmamasıdır.</p>
<p>Bunların uç örnekler olduğu kabul edilse bile, piyasada aynı dönemde karşılaştırılabilir yatırımların ortalama getirisi örneğin <strong>%5</strong> düzeyindeyken, ihtiyatlı bir risk anlayışıyla hareket etmediği bilinen bir kurumun sunduğu %10 getiri beklentisinin hangi ilave risklere dayandığını sorgulamak uygun olmaz mıydı? <strong>Bu kurumun piyasanın çok üzerinde getiri sağlayabilmesini mümkün kılan ekonomik gerekçenin ne olduğu düşünmek gerekmez miydi?.</strong> Yüksek getiriye talip olan yatırımcının, bu getirinin kaynağını ve <strong>yanıltılma veya dolandırılma ihtimali dâhil karşılaşabileceği kayıpları</strong> da kararının merkezine yerleştirmesi iyi olmaz mıydı?</p>
<p><strong>Finansal okuryazarlık </strong><strong>hafife alınmamalı</strong></p>
<p><strong>Başta SPK olmak üzere, ülkemizde birçok kurum finansal okuryazarlığı geliştirmek için uzunca bir süredir kelimenin tam anlamıyla çırpınıyor. Bir yatırım aracının adını bilmek veya geçmiş getirisini izlemek, onun mevcut ve gelecekteki risklerinin anlaşıldığı anlamına gelmiyor. Fonun risk derecesi, hangi varlıklara yatırım yaptığı, açıklanan getirinin nasıl oluştuğu ve likide edilebilme kolaylığı gibi konuları her yatırımcının mutlaka değerlendirmesi gereklidir. Yatırımcının bu gibi konuları bilmediğini fark etmesi de bu yeterliliğin bir parçası olabilir. Dolayısıyla finansal eğitim, yatırımcılara kavram öğretmenin ötesinde, doğru soruları sorma ve gerektiğinde yatırım yapmaktan vazgeçme becerisini de kazandırmış olmalıdır.  </strong></p>
<p><strong>Kendim ettim </strong><strong>kendim buldum</strong></p>
<p>Elbette devletin görevi piyasayı denetlemek, yanıltıcı işlemleri, çıkar çatışmalarını ve değerleme sorunlarını soruşturmaktır. Ancak yatırım kararını alan yatırımcının da bilgili, ihtiyatlı ve uyanık olması elzemdir. Ne diyordu büyük usta Neşet Ertaş; “Kendim ettim kendim buldum, gül gibi sararıp soldum, eyvah eyvah.” Elbette seçimlerimize etki eden onlarca faktör var. Ancak <strong>yatırımcının yaşanan finansal başarısızlıkta kendine düşen payı da değerlendirmesi, başkalarının sorumluluğunu araştırması kadar değerlidir.</strong> Yatırım Fonu Krizi’nde de olağanüstü kazanç vaadi karşısında sorulacak ilk soru “Ne kadar kazanırım?” değil, <strong>“Bu getiri nereden geliyor ve hangi riskleri üstlenmemi gerektiriyor?”</strong> olmalıydı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimci-ihtiyatli-olmaliydi-91048</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım fonu krizi-5: Yatırımcı ihtiyatlı olmalıydı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/duzenin-icindeki-degisim-ve-degisimin-icindeki-insan-91047</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Düzenin içindeki değişim ve değişimin içindeki insan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bilindiği üzere hayatın, zamanın hatta mekânın olağan diğer ifadeyle doğal bir akışı vardır. İnsan bu akış içerisinde sürekli hareket halindedir. O, aslında hem zamanda hem de mekânda akıp gitmektedir. Mekânda sabit kalsa bile zamanda sürüklenmektedir. Ya da hem zamanda hem de mekânda yani her ikisinde birden yolculuk etmektedir. Modern fizik yasalarına göre yolculuğun toplam hızı sabittir. İnsan her ikisinde hareket etse yani zamanla birlikte mekânda da hareket halinde olsa bile, toplam hızı (zamandaki hızı + mekândaki hızı), ışık hızını (saniyede yaklaşık 300 bin km) aşamayacaktır. Dolayısıyla mekânda ne kadar hızlanılırsa zamanda o kadar yavaşlayacaktır. Fakat toplamda hiçbir zaman sınırı (ışık hızını) aşamayacak belki de sınıra bile yaklaşamayacaktır.</p>
<p><strong>Yaşamın doğal dengesi ve sınırları</strong></p>
<p>Yaşam bir denge üzerinde, tıpkı dünyanın hem güneş hem de kendi ekseni etrafındaki hareketine benzer şekilde, çizgisel (ilerlemeci) ve döngüsel (tekrarcı) olarak oluşmaktadır. Burada aynı zamanda limit durumlar söz konusudur. Zira farklı alanlarda farklı limitler (hatta sabitler) vardır. Bunlar evrenin daha doğrusu Allah’ın koyduğu, bir anlamda sınırlardır. Bu sınırlar aşılamaz ve geçilemez. Aşılsaydı veya geçilseydi ne olurdu, diye sorulabilir. Bu durumda başka bir evren, başka bir hayat olurdu. Örneğin Ordu’nun dereleri yukarıdan aşağıya akamazdı. Işık hızı aşılsaydı, olaylardaki sebepler ile sonuçların sırası değişirdi. Şimdi alıştığımız gibi önce bardağın düşüp, sonrasında kırılması tersine dönerdi. Diğer bir ifadeyle önce bardak kırılır, sonra da düşerdi. Ordu’nun dereleri bile aşağıdan yukarıya doğru akardı. Dolayısıyla yaşam adeta ters yüz olurdu. Böyle gelmiş, böyle gitmezdi. Adeta anlam karmaşası yaşanırdı. Her şey altüst olur, birbirine girer, neyin sebep neyin sonuç, kimin de ne olduğu pek anlaşılamazdı. Dün dün, bugün de bugün olmazdı. Bugün dün, dün de bugün olabilirdi. Garip bir evren yapısı ortaya çıkardı. <strong><em>Entropi</em></strong> bile azalırdı. Yaşam şimdiye dek alıştıklarımıza benzemezdi. Böyle bir evrende büyük şair Hafız’ın deyişiyle, karşımızdakine şöyle seslenebilirdik: <strong><em>Ben kimim, siz kimsiniz, burası neresi?</em></strong></p>
<p>Yukarıda da belirtildiği gibi yaşamın doğal bir akışı ve yapısı söz konusu... Sebepler önce, sonuçlar ise sonrasında ortaya çıkmaktadır. Ordu’nun dereleri hep yukarıdan aşağıya akmaktadır. Dün dün bugün de bugün olmaktadır. Ne dün bugün, ne de bugün dün olmaktadır. Yarının ise bambaşka bir gün olması olağandır. Bu noktada yaşam böyle gelmiş böyle gitmektedir. O, söz konusu olağan akışında, sessiz ve derinden aksa da zaman zaman akışı, olaylar ve insanlar bağlamında değişmektedir. Değişim, fizik yasalarının değişmesi şeklindeki köklü dönüşümler değil, bu yasaların belirlediği sınırlar içinde gerçekleşen yön değiştirmelerdir. Adeta olayların akışının bir yönden, diğer yöne evirilmesi şeklindedir. Paralel evrenler misali, bir evrenden diğer bir evrene geçiş gibidir. Buna rağmen tüm paralel yaşamlarda yine aynı yasalar geçerli ve etkilidir.</p>
<p><strong>Değişim ve tarihin yönü</strong></p>
<p>Yaşamda farklı şeyler de gelişebilmektedir. Hatta olağan olsa da bazen beklenmedik olaylar bile olabilmektedir. Bu hususta Prof. Dr. Mehmet Bayraktar, “<strong><em>Allah zaman zaman tarihin yönünü değiştirir</em></strong>” derdi. Bu nasıl olur diye sorduğumuzda ise ani ve küresel ölçekte gelişen, deprem gibi doğa olayları, savaşlar, salgınlar, ölümler ve diğer bireysel ve toplumsal olaylar, tarihin yönünü değiştirir, şeklinde bir açıklama getirirdi. Bunlar küresel ölçekte değişimlerdir. Bireysel ölçekte ise pek çok olgu ve olay kişisel (mikro) tarihin yönünü değiştirmesi açısından zaten <strong><em>her an, her gün</em></strong> olmakta ve gelişmektedir.</p>
<p>Değişim elbette doğanın en etkin ve en büyük hatta en acımasız yasasıdır. Hiçbir şey değişimden bağımsız olamaz, ondan kaçamaz, kaçsa da kurtulamaz. Bu noktada her şey değişir ancak her şeyi değiştiren ilke değişmez. Değişmesi de beklenmez. Bu ilke halk arasında, <strong><em>değişmeyen şey değişimdir</em></strong> şeklinde bilinmektedir. Bu yüzden akan sular bir gün akmaz olabilir, yaşayanlar gün gelir yaşayamaz olabilir, şahlar da mat olabilir…</p>
<p>Şairin dediği gibi:</p>
<p><em>Bahar biter, kış olur.</em></p>
<p><em>Gün biter, gece olur.</em></p>
<p><em>Söz biter, sükût olur.</em></p>
<p><em>Zenginlerde metelik, </em></p>
<p><em>Güzellerde cemâl,</em></p>
<p><em>Güçlülerde kuvvet kalmaz olur...</em></p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Hayat böyle akıp gider. Gelenler gider, gidenler ise gelemez. Bu sistem hep böyle çalışır ve kendi kendini tüketen bir çark gibi döner. Gün gelir her şey değişir, âlem çöker, âdem gider, elem biter, değişmez denilen şeyler bile değişebilir, her şey ters yüz olabilir. İnsanın da evrenin de kıyameti kopabilir.</p>
<p>Dolayısıyla hayatı ve dinamiklerini bilmek ve buna göre yaşamak, oldukça önemli olsa gerek. <strong><em>Hiç ölmeyecek gibi yaşamak </em></strong>ile <strong><em>yarın ölecek gibi yaşamak </em></strong>arasında kurulan bir denge etrafındaki yaşam anlayışını, peygamberimiz Hz. Muhammed tavsiye etmiştir. Bu, evrensel bir tavsiyedir ve insanlık henüz topyekûn bu noktaya gelememiştir. Ancak henüz gelmemesi, gelmeyecek anlamına da gelmemektedir.</p>
<p>Belki de insanlık, hâlâ zamanın içinde koşarken, hakikati anlamaya çalışmaktadır. Belki de insanlığın aradığı denge tam da bu noktadadır: Zamanın içinde akarken zamana teslim olmamak, değişimin ortasında savrulurken yönünü kaybetmemektir. Kaldı ki hayat ve insan birlikte akıp gitmektedir. Mesele sadece akmak değil; akarken <strong><em>dengeyi, dönüşümü, entropiyi </em></strong>ve<strong><em> anlamı</em></strong> fark edebilmektir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/duzenin-icindeki-degisim-ve-degisimin-icindeki-insan-91047</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Düzenin içindeki değişim ve değişimin içindeki insan ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansman-gider-kisitlamasi-artik-kaldirilmali-91046</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Finansman gider kısıtlaması artık kaldırılmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugün işletmelerin en büyük sorunlarından biri hiç şüphesiz finansmana erişim ve finansmanın maliyetidir. Faizlerin geldiği seviye ortada... Firmalar bir taraftan işletme sermayesini çevirmeye, üretimini ve yatırımını sürdürmeye çalışıyor, diğer taraftan da yükselen finansman maliyetleri nedeniyle her geçen gün biraz daha zorlanıyor.</p>
<p>Satışlar nominal olarak artıyor olabilir ama kârlılık aynı hızla artmıyor. Hatta birçok işletmede tam tersi; finansman gideri arttıkça ticari kâr eriyor. Hal böyle iken bir de gerçekten katlanılan bu finansman giderinin bir kısmının KKEG kabul edilerek vergi matrahına eklenmesi bana göre artık yeniden düşünülmesi gereken bir konu haline geldi.</p>
<p>Yani firma faizi ödüyor, nakdi çıkıyor, kârı azalıyor ama vergi hesabında bu giderin tamamını dikkate alamıyor. Finansmanın kendisi zaten pahalı, üstüne bir de vergi yükü geliyor.</p>
<p>Bu nedenle bugün şu soruyu sormanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum; Finansman gider kısıtlaması gerçekten halen amacına hizmet eden bir düzenleme mi, yoksa mevcut ekonomik şartlarda reel sektörün sırtında ilave bir yük haline mi geldi? Bana göre cevap çok açık.</p>
<p><strong>Finansman gider kısıtlamasının mevzuattaki yeri</strong></p>
<p>5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11’inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendine göre; kredi kuruluşları, finansal kuruluşlar, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri dışında kalan işletmelerde, kullanılan yabancı kaynakların öz kaynakları aşması halinde, aşan kısma isabet eden finansman giderlerinin Cumhurbaşkanı’nca belirlenen kısmı kurum kazancının tespitinde gider olarak kabul edilmiyor.</p>
<p>3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile bu oran %10 olarak belirlendi ve uygulama 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemleri için uygulanmaya başlandı.</p>
<p>Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nde de finansman giderleri; yabancı kaynağın kullanım süresine bağlı olarak doğan faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı, faktoring iskonto bedelleri ve benzeri giderler olarak tanımlanıyor. Yabancı kaynak ise bilançodaki kısa ve uzun vadeli yabancı kaynakların toplamı olarak dikkate alınıyor.</p>
<p>Dolayısıyla konu sadece banka kredisi kullanan firmalarla sınırlı değil. Bilançoda yabancı kaynak toplamı öz kaynak toplamını aşıyorsa ve finansman gideri oluşmuşsa kısıtlama gündeme geliyor.</p>
<p><strong>Kâğıt üzerinde bakıldığında amaç, aşırı borçlanmayı sınırlamak veya öz kaynak kullanımını teşvik etmek olabilir. Ancak uygulamanın bugünkü ekonomik koşullardaki sonucuna baktığımızda işin rengi biraz değişiyor.</strong></p>
<p><strong>Şirketler keyfinden borçlanmıyor</strong></p>
<p>Bence meselenin en önemli tarafı tam da burasıdır. Bugün birçok firma yabancı kaynağı tercih ettiği için değil, faaliyetini sürdürebilmek için kullanıyor.</p>
<p>Hammadde fiyatı yükselmiş, stok tutarı büyümüş, tahsilat vadeleri uzamış, müşteri vadeleri ile tedarikçi vadeleri arasındaki makas açılmış, işletme sermayesi ihtiyacı katlanmış durumda. Bir üretici üretimini devam ettirmek için, bir ihracatçı siparişini finanse etmek için, bir ticaret firması stok döndürmek için kredi kullanıyor.</p>
<p>Yani çoğu zaman ortada “fazla borçlanayım, daha çok büyüyeyim” şeklinde bir tercih yok. İşin devamı için finansmana ihtiyaç var.</p>
<p>Üstelik işletme bu finansmanın bedelini zaten ödüyor. Banka faizini, komisyonunu, kur farkını veya vade farkını tahsil ediyor. Sonra vergi mevzuatı dönüp bu giderin bir kısmını “ben bunu gider saymıyorum” diyor.</p>
<p>Ee, firma bu parayı gerçekten ödemedi mi? Ödedi. Bu gider işletmenin faaliyetiyle ilgili değil mi? İlgili. O zaman özellikle bugünkü yüksek finansman ortamında neden bu giderin bir kısmı tekrar vergi matrahına eklensin?</p>
<p>Finansman gideri ticari kârı aşağı çekerken, finansman gider kısıtlaması aynı giderin bir bölümünü KKEG yaparak mali kârı yukarı çekiyor.</p>
<p>Yani şirketin cebinden daha fazla para çıkıyor ama vergi hesabında sanki o giderin bir kısmı hiç yapılmamış gibi davranılıyor.</p>
<p>Basit bir örnekle anlatalım;</p>
<p>Yabancı kaynak toplamı                                      20.000.000 TL</p>
<p>Öz kaynak toplamı                                               8.000.000 TL</p>
<p>Öz kaynağı aşan kısım                                         12.000.000 TL</p>
<p>Toplam finansman gideri                                     4.000.000 TL</p>
<p>Aşan kısma isabet eden finansman gideri            2.400.000 TL</p>
<p><strong>%10 Finansman gider kısıtlaması / KKEG</strong>     <strong>240.000 TL</strong></p>
<p>Bu örnekte 240 bin TL işletmenin gerçekten katlandığı bir finansman giderinin parçası olmasına rağmen KKEG olarak matraha ekleniyor. 2026 yılı genel kurumlar vergisi oranı %25 dikkate alındığında, sadece bu kısıtlama nedeniyle 60 bin TL ilave kurumlar vergisi etkisi doğuyor.</p>
<p>Rakam büyüdükçe sonuç da büyüyor. Milyarlarca lira yabancı kaynakla çalışan sanayi ve ticaret şirketlerinde finansman gider kısıtlamasının vergi etkisi artık küçümsenecek seviyelerde değil.</p>
<p><strong>Finansman gider kısıtlaması sadece ilave vergi yükü de oluşturmuyor. Uygulama aynı zamanda ciddi bir hesaplama ve takip yükü getiriyor.</strong></p>
<p>Her geçici vergi döneminde yabancı kaynak - öz kaynak karşılaştırması, kapsam dışı finansman unsurlarının ayrıştırılması, yatırım maliyetine eklenen finansman giderlerinin ayıklanması, kur farklarının takibi, finansman giderlerinin aşan kısma isabet eden bölümünün hesaplanması gerekiyor.</p>
<p>Özellikle grup şirketleri, ithalat yapan işletmeler, dövizli borç kullanan firmalar ve yatırım döneminde olan şirketlerde konu daha da karmaşık hale geliyor.</p>
<p>Bir tarafta işletmenin zaten gerçek bir finansman gideri var, diğer tarafta bu giderin ne kadarının vergi açısından kabul edilmeyeceğini hesaplamak için ayrıca zaman, iş gücü ve danışmanlık maliyeti oluşuyor.</p>
<p>Ve günün sonunda bütün bu çalışma, gerçekten yapılmış bir giderin bir kısmını vergi matrahına geri eklemek için yapılıyor.</p>
<p><strong>Finansman gider kısıtlamasının kanuni altyapısı 2013 yılında oluşturuldu, fiili uygulama ise 2021 yılında başladı. Ancak 2021 yılındaki finansman şartları ile bugün gelinen nokta aynı değil.</strong></p>
<p>Bugün finansmana erişim çok daha pahalı. İşletme sermayesi ihtiyacı çok daha yüksek. Kâr marjları daha baskılı. Firmalar krediye ulaşsa bile maliyetini taşımakta zorlanıyor.</p>
<p>Böyle bir ortamda reel sektöre “borcun öz kaynağını aştı, o nedenle ödediğin faizin bir kısmını gider kabul etmiyorum” demek bana göre ekonomik gerçeklikle çok örtüşmüyor.</p>
<p>Hele ki şirket üretim yapıyor, ihracat yapıyor, istihdam sağlıyor ve bu faaliyetleri sürdürebilmek için finansman kullanıyorsa; finansman maliyetinin üzerine bir de KKEG kaynaklı vergi maliyeti bindirilmesinin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Öz kaynağı güçlendirmek istiyorsak önce kârı korumak gerekiyor</strong></p>
<p>Finansman gider kısıtlamasının savunulan taraflarından biri, şirketleri daha güçlü öz kaynakla çalışmaya teşvik etmesidir. Ama burada da bir çelişki var. Öz kaynağın en önemli kaynağı nedir? Kârdır. Şirket kâr edecek, bu kârı bünyede bırakacak ve zaman içerisinde öz kaynağını güçlendirecek.</p>
<p>Peki, finansman maliyetleri nedeniyle zaten eriyen kârın üzerine bir de KKEG kaynaklı vergi yükü getirirsek öz kaynak nasıl güçlenecek?</p>
<p>Bence öz kaynağı güçlendirmenin yolu, borç kullanan işletmeye ilave vergi yükü getirmek değil; şirketin kazancını ve nakdini bünyede bırakmasını teşvik etmektir.</p>
<p><strong>PEKİ NE YAPILABİLİR? </strong></p>
<p><strong>Finansman gider kısıtlaması kaldırılmalıdır.</strong></p>
<p>Bugünkü ekonomik şartlarda yapılması gereken bana göre oranla oynamak, yeni istisnalar üretmek veya hesabı biraz daha karmaşık hale getirmek değildir.</p>
<p>Uygulama tamamen kaldırılabilir. Kanuni düzenleme yapılana kadar ise Cumhurbaşkanına verilen yetki kapsamında oran %0 olarak belirlenerek fiilen kısıtlama sonlandırılabilir.</p>
<p>Böylece işletmeler gerçekten katlandıkları finansman giderlerini, genel gider yazma ve maliyet ilkeleri çerçevesinde kurum kazancının tespitinde dikkate alabilir.</p>
<p>Bu düzenleme özellikle üretim, ihracat ve yatırım yapan şirketler açısından doğrudan bir nakit ve vergi yükü rahatlaması sağlayacaktır.</p>
<p>Reel sektörün öncelikli meselesi vergi matrahını küçültmek değil, finansman maliyetini taşıyabilmektir.</p>
<p>Firma bankaya faizini ödüyor. Komisyonunu ödüyor. Kur farkına katlanıyor. Tahsilat riskini üstleniyor. Kâr marjı daralıyor. Bütün bunların üzerine bir de finansman giderinin bir kısmı KKEG kabul edilip ekstra vergi doğuyorsa burada sistemi yeniden düşünmemiz gerekir.</p>
<p>Ve bana göre bugün tam da bu noktadayız.</p>
<p>Ve dahi işin özü çok basit;</p>
<p><strong>Gerçekten yapılmış, işletmenin faaliyetiyle ilgili ve finansman ihtiyacından doğmuş bir giderin bir kısmını vergi hesabında yok saymak, bugünkü ekonomik koşullarda reel sektör açısından ilave bir yükten başka bir şey değildir.</strong></p>
<p><strong>BU DÜZENLEMENİN KALDIRILMASI NE SAĞLAR?</strong></p>
<p>- İşletmelerin efektif finansman maliyeti azalır.</p>
<p>- KKEG nedeniyle oluşan ilave kurumlar vergisi yükü ortadan kalkar.</p>
<p>- Geçici vergi dönemlerindeki hesaplama ve takip yükü azalır.</p>
<p>- İşletmelerin nakit akışı bir miktar rahatlar.</p>
<p>- Öz kaynakların güçlendirilmesi için kârın işletme bünyesinde kalması kolaylaşır.</p>
<p>- Yatırım, üretim ve ihracat yapan işletmeler üzerindeki finansman baskısı azaltılır.</p>
<p>Finansman gider kısıtlaması ilk getirildiğinde farklı ekonomik gerekçelerle savunulmuş olabilir. Ancak vergi düzenlemelerini içinde bulunduğumuz ekonomik şartlardan bağımsız değerlendiremeyiz.</p>
<p>Bugün firmalar yüksek maliyetli finansmana erişmeye çalışıyor, işletme sermayesi ihtiyacı büyüyor, kârlar finansman giderleri altında eriyor. Böyle bir ortamda aynı finansman giderinin bir kısmını KKEG kabul ederek ilave vergi yükü yaratmanın artık izahı zorlaşıyor.</p>
<p>Bana göre burada yapılması gereken çok açık;</p>
<p><strong>Finansman gider kısıtlaması artık kaldırılmalıdır.</strong></p>
<p>Kaldırma yönünde kanuni düzenleme yapılana kadar da mevcut %10 oranının %0 olarak belirlenmesi değerlendirilebilir. Reel sektörün bugün ihtiyacı daha fazla vergi yükü değil, daha ulaşılabilir finansman ve daha güçlü işletme sermayesidir. Firma zaten faizi ödüyor. Kârı zaten eriyor. Bir de ödediği bu finansman giderinin bir kısmı üzerinden vergi ödemesin.</p>
<p>Özetle;</p>
<p><strong>Finansman maliyetinin üzerine bir de vergi maliyeti eklemeyelim.</strong></p>
<p>Naçizane önerim bu şekildedir.. Faydalı olması dileğiyle…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansman-gider-kisitlamasi-artik-kaldirilmali-91046</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[  “Finansman gider kısıtlaması artık kaldırılmalı” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknolojide-yeni-rekabet-donemi-turkiye-2030a-nasil-hazirlanmali-91043</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknolojide yeni rekabet dönemi: Türkiye 2030’a nasıl hazırlanmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâdan enerjiye, robotikten veri merkezlerine uzanan dönüşüm küresel ekonominin dengelerini değiştiriyor. Önümüzdeki beş yılda rekabet, teknolojiyi geliştirmek kadar onu üretime, verimliliğe ve ekonomik değere dönüştürebilmekte yaşanacak. Türkiye için de fırsat, güçlü olduğu alanlarla yeni teknolojik ihtiyaçları buluşturmakta.</strong></p>
<p>Dünya ekonomisi yeni bir teknolojik dönüşüm döneminde. Değişim artık yalnızca yazılım ve dijital uygulamalarla sınırlı değil; üretim süreçlerini, enerji sistemlerini, iş modellerini ve ülkelerin rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Eylül 2026’da yayımlanan Technology Trends Outlook 2026 raporu, bu dönüşümü belirleyen 14 teknoloji trendini inceliyor. Ana mesajı, yapay zekâ merkezli gelişmenin dijital dünyadan fiziksel dünyaya taşınması. Yapay zekâ içerik üretmenin ötesinde yazılım geliştiriyor, araştırmaları hızlandırıyor, üretimi yönetiyor ve robotların karar alma kapasitesini artırıyor.</p>
<p>Raporun 2026’nın ilk yarısındaki verilere dayalı yılsonu projeksiyonlarına göre yapay zekâ altyapısı ve model mimarilerine yatırımlar, 2025’teki yaklaşık 145 milyar dolardan 2026 sonunda 770 milyar dolara ulaşabilir. Otonom yazılım geliştirmede 12,8 kat, uzay teknolojilerinde 12,1 kat, bilimsel keşif ve mühendislikte yapay zekâda 3,2 kat, robotikte 2,1 kat yatırım artışı öngörülüyor. Bunlar gerçekleşmiş sonuçlar değil, eğilimlerin sürmesi varsayımına dayanan tahminler. Yine de sermayenin yönünü gösteriyor: Yazılımla birlikte enerji, yarı iletkenler, veri merkezleri ve elektrik altyapısı da yeni ekonominin merkezinde.</p>
<p><strong>Yapay zekâda yeni aşama: Otonom sistemler</strong></p>
<p>Agentic AI olarak tanımlanan yeni nesil yapay zekâ sistemleri, belirli hedefler için birden fazla işlemi tanımlanmış yetki sınırları içinde bağımsız gerçekleştirebiliyor. Örneğin satın almada yalnızca fiyat karşılaştırmıyor; tedarikçi performansını değerlendiriyor, stok ihtiyacını belirliyor ve öneri hazırlıyor. Böylece teknoloji, çalışanların hızını artıran araç olmaktan çıkıp süreçlerin yürütülmesinde rol alıyor.</p>
<p>Sanayide Physical AI, yani fiziksel yapay zekâ, robotların çevrelerini algılayıp değişen koşullara uyum sağlamasını mümkün kılıyor. 2030’a kadar esnek robotik sistemler, akıllı depolar, otonom taşıma ve yapay zekâ destekli kalite kontrol yaygınlaşabilir. Şirketler arasındaki verimlilik farkını teknolojiyi kullanma düzeyi değil, süreçleri onunla ne ölçüde yeniden tasarladıkları belirleyecek.</p>
<p><strong>Yapay zekâ devriminin görünmeyen sınırı: Enerji</strong></p>
<p>Dijital ekonominin büyümesi giderek daha fazla fiziksel altyapıya dayanıyor. Büyük işlem kapasitesi; veri merkezleri, yarı iletkenler, soğutma ve kesintisiz elektrik gerektiriyor. Uluslararası Enerji Ajansına göre veri merkezlerinin küresel elektrik tüketimi 2025’te yaklaşık 485 TWh idi; 2030’da 950 TWh’ye çıkabilir. Yaklaşık %96’lık bu artış, Türkiye’nin 2025’teki 360,9 TWh toplam elektrik tüketiminin 2,6 katına ulaşan bir küresel veri merkezi talebi demek.</p>
<p>Sorun yalnızca elektrik üretmek değil, elektriği ihtiyaç duyulan yere güvenilir biçimde ulaştırmak. Rapora göre dünyada 2.500 GW’ın üzerinde enerji projesi şebekeye bağlanmayı bekliyor; bazı pazarlarda transformatör teslim süreleri iki yılı aşıyor. Enerji teknolojileri 2025’te yaklaşık 200 milyar dolar yatırım çekti. Dolayısıyla yapay zekâ devriminin kazananları yalnızca model geliştirenler olmayacak. Transformatör, enerji depolama, güç elektroniği, soğutma ve veri merkezi altyapısı üreten şirketler de büyümeden pay alabilecek.</p>
<p><strong>Şirketler için yeni rekabet denklemi</strong></p>
<p>Yapay zekâ ve otomasyon, üretimden finans yönetimine, müşteri hizmetlerinden lojistiğe kadar maliyetleri düşürebilir. Ancak teknolojiyi satın almak, ondan ekonomik değer yaratmakla aynı şey değil. Mevcut süreçlere uygulama eklemek yeterli olmayabilir; kazanç süreçlerin yeniden tasarlanması, verilerin doğru kullanılması ve organizasyonların uyumuyla gelecek. Yatırımlar da yazılım lisanslarının ötesinde işlem kapasitesi, enerji, veri altyapısı, siber güvenlik ve entegrasyonu kapsayacak.</p>
<p>İşgücünde de farklılaşma var. Raporda yapay zekâyla ilişkili dört teknoloji alanında ve özel amaçlı yarı iletkenlerde açık pozisyonların %75’inden fazlasının Ar-Ge odaklı olduğu belirtiliyor. Enerji, siber güvenlik, bağlantı teknolojileri, yaşam bilimleri ve mobilitede ise operasyonel ve ticari roller ağırlık kazanıyor. Bu ayrım, teknolojilerin bir kısmının geliştirme, diğerlerinin ticarileşme aşamasında olduğunu gösteriyor. Başarıyı harcamanın büyüklüğü değil, yatırımın sürdürülebilir ekonomik değere dönüşmesi belirleyecek.</p>
<p><strong>Türkiye için en somut fırsat: Enerji ve sanayi altyapısı</strong></p>
<p>Türkiye’nin her ileri teknoloji alanında küresel lider olması gerçekçi değil. Ancak mevcut üretim ve mühendislik gücünü yeni taleple buluşturarak değer zincirinde yükselebilir. Enerji altyapısı bu bakımdan öne çıkıyor. Bakanlık verilerine göre 2025’te elektrik tüketimi 360,9 TWh, üretimi 362,9 TWh oldu. Ulusal Enerji Planı, tüketimin 2030’da 455,3 TWh’ye çıkmasını öngörüyor: Beş yılda yaklaşık %26 artış. Ağustos 2026’da kurulu güç 126.944 MW’a ulaştı; güneşin payı %22, rüzgârın %12,2.</p>
<p>Bu tablo üretim kadar iletim, dağıtım, depolama ve şebeke modernizasyonunun önemini artırıyor. Fırsat iç pazarla sınırlı değil. Veri merkezleri ve elektrifikasyon, transformatör, kablo, şalt sistemi, güç elektroniği ve enerji yönetimine küresel talebi büyütebilir. Türkiye’nin bu alanlardaki sanayi kapasitesi, ekipman ve mühendislik ihracatını gelecek beş yılın önemli büyüme alanlarından birine dönüştürebilir.</p>
<p><strong>Veri merkezleri, otomasyon ve yazılım</strong></p>
<p>İkinci fırsat veri merkezleri ve dijital altyapı; Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya arasındaki konumumuz bölgesel hizmet merkezi potansiyeli sunuyor. Fakat güvenilir elektrik, uluslararası fiber bağlantılar, rekabetçi enerji maliyetleri ve veri güvenliği sağlanmadan bu avantaj değerlendirilemez.</p>
<p>Üçüncü fırsat endüstriyel otomasyon; Otomotiv, beyaz eşya, makine, metal ve tekstildeki üretim gücü; yapay zekâ destekli kalite kontrol, kestirimci bakım, enerji optimizasyonu ve akıllı planlama için uygun zemin oluşturuyor. Asıl hedef bu sistemleri yalnızca kullanmak değil, geliştiren ve ihraç eden şirketleri çoğaltmak olmalı.</p>
<p>Dördüncü alan sektöre özel yapay zekâ yazılımları; Büyük küresel modeller geliştirmek yüksek sermaye isterken mevcut modeller üzerine finans, üretim, lojistik, sağlık ve perakendeye yönelik çözümler üretmek daha erişilebilir. Savunma ve uzay teknolojileri de önemli: Savunmada gelişen elektronik, sensör, haberleşme ve otonom sistem yetkinliklerinin sivil uygulamalara aktarılması yeni fırsatlar yaratabilir.</p>
<p><strong>Türkiye 2030’a nasıl hazırlanmalı?</strong></p>
<p>- 2026–2027 döneminde öncelik, mevcut faaliyetlerde hızlı ve ölçülebilir verimlilik kazanımları olmalı. Yapay zekâ destekli iş süreçleri, enerji verimliliği, siber güvenlik ve üretim otomasyonu öne çıkıyor.</p>
<p>- 2028–2029’da teknoloji kullanıcılığından yerli ürün ve çözüm geliştirmeye geçilmeli. Endüstriyel yazılımlar, otomasyon, enerji yönetimi ve yapay zekâ uygulamaları uluslararası pazarlara taşınmalı.</p>
<p>- 2030’a doğru hedef, belirli alanlarda bölgesel üretim, mühendislik ve hizmet merkezi olmak. Finansmana erişim, nitelikli insan kaynağı, Ar-Ge, ticarileştirme ve dış pazarlara erişim bu hedefin koşulları.</p>
<p><strong>Geleceğin kazananları kimler olacak?</strong></p>
<p>Yeni rekabet döneminin merkezinde yapay zekâ var; fakat ekonomik etkisi yazılımın çok ötesinde. Enerji altyapısı, elektrik ekipmanları, yarı iletkenler, robotik, veri merkezleri, siber güvenlik ve mühendislik çözümleri de belirleyici olacak. Kazananlar yalnızca en güçlü modelleri geliştirenler değil; altyapıyı sağlayan, teknolojiyi üretime ve hizmetlere uygulayan, kalıcı değer yaratanlar olacak.</p>
<p>Türkiye için risk, mevcut üretim ve hizmet modellerinin hızlanan yarışta rekabet gücünü kaybetmesi. Fırsat ise sanayi ve mühendislik birikimini yeni ihtiyaçlarla birleştirip daha yüksek katma değerli üretime yönelmek. 2026-2030’un temel meselesi değişimin hızı değil, ona uyum kapasitesi. Türkiye yalnızca teknoloji kullanan değil, ihtiyaç duyulan ürünleri, altyapıyı ve mühendislik çözümlerini geliştirip ihraç eden bir ekonomi olmalı. Çünkü rekabet gücünü teknolojiye erişimden çok, onu üretkenliğe, ihracata ve sürdürülebilir büyümeye dönüştürmek belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknolojide-yeni-rekabet-donemi-turkiye-2030a-nasil-hazirlanmali-91043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknolojide yeni rekabet dönemi: Türkiye 2030’a nasıl hazırlanmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vehbi-koc-neden-medya-banka-ve-arazi-islerine-girmeyin-dedi-91042</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vehbi Koç, neden ‘medya, banka ve arazi işlerine girmeyin’ dedi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Koç ile Keçeli ailelerinin ‘gayrimenkul geliştirme ortaklığı’ Eviniz Riva’da ruhsat alındı, inşaat başladı. Yaklaşık 500 dönüm arsa üzerinde 360 villa ve 36 ticari bölümden oluşacak projeye Rahmi Koç, Eviniz Riva adını verdi. Proje detayları, Ali Y. Koç, Orhan, Engin ve Nedim Keçeli’nin de katıldığı ilk tanıtım toplantısında müşteri adaylarıyla paylaşıldı. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, ortaklık fikrinin Fenerbahçe sayesinde geliştiğini belirterek Keçeli Ailesi’nin şirketi Seba İnşaat’ın sektörün en iyisi olduğuna kanaat getirdiklerini ve Koç Holding’in uygun arsalarında ortak projeler geliştireceklerini vurguladı. Ali Koç şöyle konuştu: “Aslında İstanbul’un ilk önemli gayrimenkul projelerinden birini Zekeriyaköy’de biz yaptık ama o kadar kötü yaptık ki bir daha da bu işlere teşebbüs etmedik. Vehbi Bey bize bir sürü öğütlerde bulunmuştu. ‘Yapmayın’ dediği şeylerden birisi ‘Medyaya girmeyin’ dedi. ‘Niye?’ dedik, ‘biz en çok reklam vereniz hem reklam veren hem medya sahibi olmaz’ dedi. ‘Bankaya girmeyin’ dedi. ‘Niye?’ dedik, ‘en çok krediyi biz kullanıyoruz. Banka işinde de olmayalım’ dedi. Banka işine yıllar sonra girdik. Bir de ‘arazi işine girmeyin’ dedi. ‘Niye?’ dedik, ‘istihdam yok, üretim yok, vergisi var, öyle durur’ dedi. Sonra yıllar geçti biz Riva’daki bu araziye sahip olduk ama onu da satın almadık. Bir şirketi alırken arazi bize geçti ve yıllarca durdu orada.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae81a7766217-1793596023.jpg" alt="" width="800" height="407" /></p>
<h2>Önce Fenerbahçe’ye alkış! </h2>
<p>Seba ile Koç’u bir araya getiren Fenerbahçe oldu. Bu nedenle önce Fenerbahçe’ye bir alkış lütfen… Erol Bilecek sağ olsun beni Engin (Keçeli) ile tanıştırdı. Bir merhaba, fazlası da yok. Yeni yönetim kurulu yapıyorduk; Engin de kabul etti, geldi, sağ olsun. Babadan (Orhan Keçeli) kalma bir gelenek olsa gerek Fenerbahçelilik. Bir gün arkadaşlarla kulüpteyiz, ‘gelin arazilerin portföyünü çıkaralım, millet uçtu gidiyor’ dedim. Bu araziyi gösterdiler; ‘burayı geliştirelim’ dediler. Nasıl geliştireceğiz? ‘Ev yapacağız, satacağız’ dediler. Kafamda ampuller çaktı, Türkiye’de bu işi en iyi kim yapıyor? Seba. Seba kim? Keçeli Ailesi. Sonar Nedim’e gittik, Nedim hayatımızı o kadar kolaylaştırdı ki şöyle yapacağız, böyle yapacağız…</p>
<h2>Ruhsat gelmeden yüzde 80’ini sattı </h2>
<p>Aklımıza gelmeyen birçok şey söyledi. ‘Bizim müşteri portföyümüz var, ben daha Bismillah demeden 70-80 villa satıyorum’ dedi. Bazı adamlar Seba’nın her projesinden ev alır vs. Biz bu projeyi (Eviniz Riva) kendimiz yapsaydık ruhsat almadan satışa başlamazdık. Ruhsatı yeni alındı ama Seba, bu güne kadar yüzde 80’ini satmış villaların. Bir de biz kendimiz yapıyor olsaydık ruhsat da birkaç yıl daha geç olurdu. Bakın bu içinde olduğumuz yeri (Divan Kuruçeşme) 11 yılda tamamladık. Biz izin almada iyi değiliz yani… Sonra portföye baktık, bir sürü fabrika var, fabrikalar kapanmış, kentsel dönüşüm oluyor etrafında… Bunları Nedim’e anlattık, o da ailesine anlattı herhalde. Bu ilk projemiz ama kesinlikle son projemiz değil.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Helal kazanç ülkede nadir işlerden biri olmaya başladı”</span></h2>
<p>Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç, Eviniz Riva Projesi’yle ilgili konuşmasını, ülke gündemini sarsan ‘siyaset bağlantılı yolsuzluklar’ için de anlamlı bir gönderme yaparak şöyle bitirdi: “Seba Grubu ile çok uyumlu çalışıyoruz, ilkeler aynı değerler aynı tencere kapak olduk. Bu işlerle (gayrimenkul) Seba ilgileniyor. İnşallah, güzel projelerimiz olacak, hayırlı uğurlu olsun. Bu projemizde de inşallah helal bir kazanç, yüzümüze gözümüze bulaştırmadan helal bir kazanç… Helal kazanç da şurada şey olmaya başladı ülkede, nadir işlerden biri olmaya başladı. Helal bir şekilde güzel işler yapacağız. İnşallah sizler de burada yatırım yapanlar da gani gani faydalanırsınız, mutlu olursunuz.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vehbi-koc-neden-medya-banka-ve-arazi-islerine-girmeyin-dedi-91042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vehbi Koç, neden ‘medya, banka ve arazi işlerine girmeyin’ dedi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ardic-fon-meselesi-reel-sektoru-etkileyen-sistematik-soruna-donusmemeli-91084</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ardıç: Fon meselesi reel sektörü etkileyen sistematik soruna dönüşmemeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZCUGİL - HÜSEYİN GÖKÇE/ANTALYA</strong></p>
<p>Ankara Sanayi Odası(ASO) Başkanı Seyit Ardıç, Meslek Komiteleri Ortak Toplantısında ASO üyesi sanayicilere seslendi.</p>
<p>Jeopolitik gelişmeler ve korumacılık eğilimlerinin küresel göstergeleri beliğin şekilde değiştirdiğini belirten Seyit Ardıç, IMF’in ekim raporunda küresel büyümenin yüzde 95’ini 32 ülkenin gerçekleştirdiğinin görüldüğünü, bu sayının Nisan raporunda 54 ülke olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Dünya ekonomisinin büyümesine rağmen, bunun niteliğinin değiştiğinin altını çizen Ardıç, “Dünya Ticaret Örgütü’nün verileri de ticaretteki değişimi gösteriyor. Bu yılın ilk yarısında dünya mal ticaretinin dolar bazındaki artışının yüzde 47’si, yapay zekâ altyapısında kullanılan ürünlerden kaynaklandı” dedi.</p>
<p>Ülkelerin stratejik sektörlerde dışa bağımlılıklarını azaltmaya yöneldiklerini ifade eden Ardıç, ekonomik büyümenin kalıcı hale gelebilmesi için sadece talebin değil, üretim kapasitesinin ve faktör verimliliğinin de artması gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Teknoloji ve verimlilik yatırımlarının, makroekonomik istikrar açısından da önemli olduğuna işaret eden Ardıç, “Daha yüksek üretkenlik; güçlü ihracat kapasitesi, daha düşük birim maliyet baskısı, sürdürülebilir büyüme ve kalıcı refah artışı anlamına gelir” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Enflasyon yüksek seviyelerde kalıcı hale geldi”</strong></p>
<p>Ekonominin en önemli yapısal sorunlarından birisinin enflasyonun yüksek seviyelerde kalıcı hale gelmesi olduğunu kaydeden Ardıç,</p>
<p>“Son bir yılda enflasyonun yüzde 30 seviyelerinde adeta sıkışıp kalması, dezenflasyon sürecinde ciddi bir dirençle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.</p>
<p>Enflasyonla mücadele programında dördüncü yıldayız. Ancak geldiğimiz noktada uygulamaya konulan tedbirler kalıcı bir ekonomi politikasına dönüşmüştür” dedi.</p>
<p><strong>“Yüksek finansman maliyeti sanayicinin taşıyamayacağı yük haline geldi”</strong></p>
<p>Yüksek finansman maliyetleri, baskılanan iç talep ve ertelenen yatırımların geçiş döneminin koşulları olmaktan çıkıp sanayicinin taşıyamayacağı bir yüke dönüştüğünün altını çizen Ardıç,</p>
<p>“Enflasyonla mücadelede kalıcı olması gereken, sıkılaşmanın kendisi değil, fiyat istikrarıdır. Bu mücadelede başarıyı, enflasyonu düşürürken üretimi, yatırımı ve istihdamı ne kadar koruyabildiğimizle ölçmeliyiz” diye konuştu.</p>
<p>Enflasyonun ekonominin işleyişini belirleyen kronik bir soruna dönüşmesinin önlenmesi gerektiğini vurgulayan Seyit Ardıç, “Çünkü yüksek enflasyon üretim maliyetlerini artırıyor, yatırım kararlarını erteliyor, önümüzü görmemizi zorlaştırıyor. Bu baskı sürdükçe sanayimizin rekabet gücü de zayıflıyor; üretim yavaşlıyor, fabrikalar sessizleşiyor.  </p>
<p>Enflasyonla mücadelede hedefimiz, fiyat istikrarıyla birlikte maliyet baskısının hafiflediği, yatırımların canlandığı ve üretim çarklarının yeniden hızlandığı güçlü bir ekonomi olmalı” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Finansman giderinin faaliyet karına oranı yüzde 69.1’e çıktı”</strong></p>
<p>Bu gelişmelerin imalat sanayinin bilanço verilerine de yansıdığını ifade eden Seyit Ardıç, “2023-2025 döneminde imalat sanayimizin toplam aktifleri reel olarak yüzde 6,6, özkaynakları yüzde 17,6 azaldı. Aynı dönemde toplam borçları ise yüzde 5,8 arttı. Daha da önemlisi, sektörün reel net satışları yüzde 11,7, faaliyet kârı yüzde 40,2, net kârı ise yüzde 63,5 geriledi. Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı da yüzde 44,8'den yüzde 69,1'e yükseldi” dedi.</p>
<p><strong>“Üretimi sürdürebilmek için mali gücümüzü korumamız gerekiyor”</strong></p>
<p>Bu rakamların tüm zorluklara rağmen üretmeye devam eden sanayicinin sermayesinin zayıfladığını, karlılığın aşındığını ve finansman yükünün ağırlaştığını gösterdiğini aktaran Seyit Ardıç, “Üretim ve büyüme rakamlarını değerlendirirken firmalarımızın mali gücünü göz ardı etmemeliyiz. Üretimi sürdürebilmek, yeni yatırım yapabilmek için mali gücümüzü korumamız gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p>Sermayesi eriyen, karlılığı azalan, kazancının giderek daha büyük bölümünü finansmana ayırmak zorunda kalan sanayi yapısıyla kalıcı rekabet gücü oluşturulamayacağını söyleyen Ardıç,</p>
<p>“Bu nedenle dezenflasyon sürecinde sanayimizin üretim, yatırım ve istihdam kapasitesini koruyacak, finansmana erişimi kolaylaştıracak ve özkaynak yapısını güçlendirecek politikaları da eş zamanlı hayata geçirmek zorundayız” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yeni başlayan 50 milyar liralık Nefes Kredisi için TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na teşekkür eden Seyit Ardıç, KOBİ’leren uygun koşullarda finansman sağlayacak bu adımı çok kıymetli bulduğunu anlattı.</p>
<p>Şu anda karşı karşıya olunan sanayisizleşme riskinin henüz hedeflenen teknoloji, katma d eğer ve refah düzeyine ulaşmadan üretim gücünün zayıflaması olduğunu belirten Ardıç,</p>
<p>“Erken sanayisizleşme, erken mezuniyet değildir. Okuldan atılmaktır.</p>
<p>Kalkınma hikâyemizin başarıyla devam etmesi için sanayimizin üretim gücünü koruyacak, yatırımların önünü açacak ve teknolojik gelişimini hızlandıracak politika tedbirlerini vakit kaybetmeden hayata geçirmeliyiz” dedi.</p>
<p>İhracatçıya yönelik döviz dönüşüm desteğinin 2027’de yüzde 3’ten yüzde 2’ye düşeceğini dile getiren Ardıç, 100 milyon liralık destek tavanının yüksek ihracat hacmine sahip firmaları sınırladığını, ilave bürokratik yükümlülüklerin  de desteğe erişimi zorlaştırdığını anlattı.</p>
<p><strong>“Fon konusu reel sektörü etkileyen sistematik soruna dönüşmemeli”</strong></p>
<p>Yatırım ve üretimi artırmanın temel şartlarından birisinin de güven veren bir ortam olduğunu söyleyen Seyit Ardıç, “Finansal sisteme olan güvenimizin önemli bir göstergesi de ihtiyaç duyduğumuz anda paramıza ulaşabileceğimizi bilmektir. Bir işletmenin üretimde kullanacağı kaynağa erişememesi, hammadde alımını, çalışanlarının ücretlerini ve tedarikçilerine yapacağı ödemeleri aksatabiliyor” dedi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fon konusunu hassasiyetle ele almasını kıymetli bulduklarını kaydeden Ardıç, “Temel beklentimiz bu sürecin şeffaf biçimde ilerlemesidir. Ancak burada önemli olan, bu gelişmelerin piyasanın geneline yayılan ve reel sektörü etkileyen sistemik bir soruna dönüşmemesidir. Etkili denetim, sorumlulukların belirlenmesi ve yatırımcıların doğru bilgilendirilmesi, güveni güçlendirecektir” dedi.</p>
<p>Sanayinin geleceğini doğrudan etkileyecek en önemli gelişmelerden birisinin de Antalya’da düzenlenecek COP31 olduğunu söyleyen Seyit Ardıç, “Bu önemli organizasyonu yalnızca küresel iklim politikalarının tartışılacağı uluslararası bir toplantı olarak değil, Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınma ve sanayide yeşil dönüşüm vizyonunu dünyaya taşıyacağı stratejik bir fırsat olarak değerlendiriyoruz” dedi. Küresel rekabetin kurallarının değiştiğini bildiren Ardıç,  “Üretim maliyetleri, teknoloji kapasitesi ve ürün kalitesi kadar, üretimin karbon yoğunluğu da uluslararası ticarette belirleyici hâle geliyor. Avrupa Birliği'nin 2026 yılı itibarıyla uygulama dönemine geçen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, bu dönüşümün en somut örneğidir” dedi. Ardıç, ASO olarak Türkiye sanayisini COP31’de temsil edeceklerini kaydederek,</p>
<p>“Yeşil Bölge’deki standımızda Yeşil OSB Belgeli ASO 2. OSB, Dünya Teknoparklar Birliği üyesi ASO Teknopark, Türkiye’nin ilk model fabrikası olan ASO Model Fabrika, ASO METES ve yine ülkemizin ilk nükleer kümelenmesi ASO NÜKSAK ile çalışmalarımızı tanıtacak, yeni iş birlikleri geliştireceğiz. ASO Teknoloji Üssü ve ASO Serbest Bölgesi projelerimizi de uluslararası yatırımcılara anlatacağız^” dedi.</p>
<p>İllerin teknolojik gelişmişlik seviyesini gösteren ASO-İLTEK çalışması yanı sıra yeni bir çalışmadan daha bahseden Ardıç, “Ankara sanayisinin sesini güncel verilerle daha güçlü duyuracak ASO Sanayi Eşik Endeksi’ni hazırlıyoruz. Kısa adı ASO-SEE olan bu endeksimiz ile Ankara sanayisinin aylık nabzını tutacağız. Sahadan gelen verilerle sanayimizin bugününü daha iyi görecek, önümüzdeki riskleri erkenden fark ederek gerekli uyarıları yapacağız” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ardic-fon-meselesi-reel-sektoru-etkileyen-sistematik-soruna-donusmemeli-91084</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/0/1280x720/aso-baskani-ardic-en-tehlikeli-cari-acik-insan-kaynaginda-muhendis-ihrac-edip-coban-ithal-ediyoruz-1744787656.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, enflasyonla mücadelede sıkılaşma değil fiyat istikrarının kalıcı olması gerektiğini belirtirken, enflasyonun yüksek seviyelerde kalıcı kale geldiğini söyledi. Yüksek finansman maliyetinin sanayicinin taşıyamayacağı yük haline geldiğini aktaran Ardıç, fon konusunun da şeffaf şekilde çözülmesi gerektiğini, bunu reel sektörü etkileyen sistematik soruna dönüşmemesi gerektiğini anlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esiaddan-finansman-ve-rekabet-uyarisi-uretimi-artirmadan-ihracatta-kalici-basari-yakalanamaz-91073</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESİAD’dan finansman ve rekabet uyarısı: Üretimi artırmadan ihracatta kalıcı başarı yakalanamaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>EKONOMİ / İZMİR</h2>
<p>Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD)  Ekonomi Gözlem Grubu'nun katkılarıyla “Riskler, Finansman Çözümleri ve Eximbank Vizyonu” başlıklı toplantı yapıldı. İhracatçıların finansmana erişimde karşılaştıkları sorunlar, küresel ticarette artan riskler ve finansman çözümleri ele alındı. ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, Türkiye'nin ihracatını artırmasına rağmen üretim üzerindeki baskının sürdüğünü belirterek, “Üretimi ve yatırımları artırmadan ihracatta kalıcı başarı yakalayamayız. Finansman maliyetlerinin düşürülmesi, işletme sermayesine erişimin kolaylaştırılması ve yatırım finansmanının güçlendirilmesi öncelikli beklentimiz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/11/02/sibel-zorlu-1-zkso.jpg" alt="" width="800" height="600" /></p>
<p>Türkiye'nin yılın ilk dokuz ayında ihracatını yüzde 5,2 artırarak 211 milyar dolara ulaştırdığını hatırlatan Zorlu, “Sanayi üretim endeksindeki yıllık yüzde 1,9'luk düşüşün ve Eylül ayında 47,9 seviyesinde gerçekleşen imalat sanayi PMI verisi, üretimdeki sıkıntıların devam ettiğini gösteriyor. İhracatımız artmaya devam etse de üretim faaliyetleri üzerindeki baskı sürüyor. Yüksek finansman maliyetleri, artan girdi giderleri ve işletme sermayesi ihtiyacı, firmalarımızın rekabet gücünü zorluyor. Sanayimizin üretim kapasitesini ve yatırımlarını geliştirmediğimiz takdirde ihracat artışını kalıcı bir başarıya dönüştürmemiz mümkün değil” diye konuştu.</p>
<h2>Muhittin Bilget: “AB ile ilişkilerde kritik bir süreçteyiz”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/11/02/muhittin-bilget-hhsm.jpg" alt="" width="800" height="865" /></p>
<p>ESİAD Ekonomi Gözlem Grubu Başkanı Muhittin Bilget ise küresel ekonomide ABD ve Çin'in belirleyici olduğu yeni bir güç dengesinin oluştuğunu belirterek, Avrupa Birliği'nin korumacı politikalarının Türkiye açısından taşıdığı risklere dikkat çekti. AB'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın ardından gündeme getirdiği “Made in Europe” yaklaşımının Türkiye'nin Avrupa üretim ve tedarik zincirlerindeki konumunu etkileyebileceğini söyleyen Bilget, konunun en üst düzeyde ele alınması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Bilget, “Avrupa Birliği'nin yeni sanayi politikaları karşısında Türkiye'nin mevcut konumunu koruması büyük önem taşıyor. Türkiye’nin kapsam dışı bırakılması; firmaların yatırım ve üretimlerini yurt dışına kaydırmasına yol açabilir. Bu yüzden konunun en üst düzeyde ele alınması ve Türkiye'nin AB ile ekonomik bütünleşmesini koruyacak bir uzlaşmaya varılması gerekiyor. Masada bizim de önemli avantajlarımız var. Bunları doğru değerlendirmeliyiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esiaddan-finansman-ve-rekabet-uyarisi-uretimi-artirmadan-ihracatta-kalici-basari-yakalanamaz-91073</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/3/1280x720/esiaddan-finansman-ve-rekabet-uyarisi-uretimi-artirmadan-ihracatta-kalici-basari-yakalanamaz-1793604769.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ESİAD Ekonomi Gözlem Grubu’nun katkılarıyla düzenlenen toplantıda, ihracatçının finansmana erişim sorunları ile küresel riskler ele alındı. ESİAD Başkanı Sibel Zorlu üretim üzerindeki baskıya dikkat çekerek finansman maliyetlerinin düşürülmesini isterken, Ekonomi Gözlem Grubu Başkanı Muhittin Bilget ise AB’nin korumacı politikalarına karşı Türkiye’nin konumunu koruması gerektiği uyarısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-baku-hattinda-kriz-israil-iran-ve-dogal-gaz-denklemi-91041</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara-Bakü hattında kriz: İsrail, İran ve doğal gaz denklemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Azerbaycan’ın güçlenmesiyle ortaklığın niteliği de değişmeye başladı. Enerji yatırımları, ticaret ve savunma iş birliği iki ülkeyi birbirine bağlamaya devam ediyor. Mesele, iki ülkenin birbirinden vazgeçmesi değil, değişen güç dengeleri içinde ortaklığın sınırlarını yeniden belirlemesi gibi duruyor.</strong></p>
<p><strong>Ankara, Bakü’yü yumuşatmak için taviz verdi; Aliyev yine de Ankara zirvesine katılmadı.</strong> Başörtüsü tartışmasıyla görünür hâle gelen krizin arkasında ise çok daha büyük bir hesaplaşma var: İsrail ve İran üzerinden ayrışan güvenlik öncelikleri, doğal gaz rekabeti ve Azerbaycan’ın Türkiye’ye mali destek verme konusundaki sınırları. “Tek millet, iki devlet” söylemi sürüyor; ancak iki başkent arasındaki çıkar çatışması giderek derinleşiyor.</p>
<h2>Ankara taviz verdi, Aliyev zirveye gelmedi</h2>
<p>Ankara-Bakü hattındaki görünür gerilim sebebi Azerbaycan’daki başörtüsü uygulaması. Bu uygulamayı eleştiren Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral görevinden ayrıldı. Tartışmaya katılan bazı isimler hakkında da Türkiye’de soruşturmalar başlatıldı.</p>
<p>Buna rağmen Aliyev, Azerbaycan’ın dönem başkanlığını Türkiye’ye devredeceği Türk Devletleri Zirvesi’ne katılmadı.</p>
<p>Bakü ayrıca, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği için aday gösterdiği Feridun Sinirlioğlu yerine, Birleşik Arap Emirlikleri’nin adayı Lana Nusseibeh’i destekleyeceğini duyurdu. Bununla birlikte Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, 31 Ekim’de yaptığı açıklamada Sinirlioğlu’nun adaylığını memnuniyetle karşıladıklarını bildirdi.</p>
<p>Bu gelişmeler, Ankara’nın uzlaşma girişimlerinin henüz sonuç vermediğini gösteriyor. Başörtüsü tartışması krizi görünür hâle getirmiş olsa da anlaşmazlığın altında daha kapsamlı siyasi ve ekonomik hesaplar bulunuyor.</p>
<h2>Bakü’nün mesajı: Kardeşlik ayrı, bütçe ayrı</h2>
<p>Azerbaycan’da hükümete yakın Day.az sitesinde 18 Ekim’de yayımlanan bir makale, ekonomik anlaşmazlığı açık biçimde ortaya koydu. “Azerbaycan’ın bütçesi, Türk yetkililer için bir yedek fon değildir!” başlıklı yazıda, iki ülkenin kardeşliğinin Türkiye’nin mali sorunlarını üstlenmek anlamına gelmediği savunuldu. Makalenin mesajı açıktı: “Kardeşler, evet. Cüzdan, hayır.”</p>
<p>Bu tutumun geçmişte de örnekleri var; Türkiye liranın değer kaybıyla mücadele ederken 2021-2022 döneminde Azerbaycan’la 1 milyar avroluk bir merkez bankası takası yapılabileceği haberleri sızdırılmıştı. Ancak Bakü böyle bir müzakere yürütüldüğünü reddetti. Bunun yerine, Azerbaycan Devlet Petrol Fonu (SOFAZ), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na altı ay vadeli 1 milyar avroluk mevduat yatırdı ve işlemi yatırım olarak tanımladı.</p>
<p>Aradaki fark önemliydi: O dönemde Türkiye çok ihtiyaç duyduğu dış kaynağı elde etti, ancak Bakü tarafı bunu “mali kurtarma paketi” veya “siyasi garanti” olarak sunmadı.</p>
<p>Nitekim Day.az’ın yazısındaki mesajı da aynı çizgide okumak mümkün.</p>
<h2>SOCAR ve doğal gaz: Karşılıklı bağımlılık</h2>
<p>Azerbaycan’ın Türkiye’deki ekonomik ağırlığı önemli. Devlet enerji şirketi SOCAR’ın Türkiye’deki enerji, petrokimya ve lojistik yatırımları 18 milyar doları aşıyor. Şirketin başlıca varlıkları arasında yaklaşık 7 milyar dolara mal olan STAR Rafinerisi ve Petkim bulunuyor. SOCAR, Türkiye’de yaklaşık 5 bin kişiyi istihdam ediyor.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın açıkladığı verilere göre Türkiye’nin Azerbaycan’daki doğrudan yatırımları yaklaşık 18 milyar dolar, Azerbaycan’ın Türkiye’deki yatırımları ise 21 milyar dolara yakın. SOCAR’ın Türkiye’de yaklaşık 7 milyar dolarlık yeni bir petrokimya yatırımını değerlendirmesi de ekonomik ilişkilerin genişleme potansiyelini koruduğunu gösteriyor.</p>
<p>Enerji, bu karşılıklı bağımlılığın en stratejik boyutu. Türkiye, Azerbaycan gazının Avrupa’ya taşınmasında kilit transit ülke; Azerbaycan ayrıca Türkiye’nin önemli gaz tedarikçilerinden biri. Haziran 2026’da imzalanan 15 yıllık anlaşmaya göre, 2029’dan itibaren Abşeron sahasından Türkiye’ye toplam 33 milyar metreküp gaz taşınması öngörülüyor.</p>
<h2>İsrail ve İran: Güvenlik ayrışması</h2>
<p>Ankara-Bakü geriliminin diğer boyutu, Azerbaycan’ın İsrail ile stratejik ortaklığı. Enerji, savunma sanayisi, istihbarat ve teknoloji alanlarında gelişen ilişkiler, özellikle İran’la yaşanan gerilim nedeniyle daha hassas hâle geldi.</p>
<p>Tahran, İsrail’in Azerbaycan üzerinden kendisine yönelik istihbarat faaliyetleri yürüttüğünden endişe ediyor. Bakü ise İsrail ile iş birliğini kendi savunma ve güvenlik ihtiyaçları çerçevesinde değerlendiriyor.</p>
<p>Ankara açısından mesele, Azerbaycan’ın İsrail ile ilişki kurması değil; İsrail’in İran’a yönelik askerî operasyonlarının Türkiye’nin güvenliğini de etkileyebilecek bölgesel bir krize dönüşmesi.</p>
<p>Türkiye, İran’da dış müdahaleyle rejim değişikliğinin veya devlet yapısının parçalanmasının yeni güvenlik sorunları yaratabileceğini düşünüyor. İran’ın zayıflamasıyla Güney Kafkasya’da oluşabilecek güç boşluğu ve İsrail’in bölgesel nüfuzunun artması da Ankara’nın hesaplarını etkiliyor.</p>
<p>ABD ve İsrail’deki seçimlerin ardından İran’a yönelik yeni bir saldırı ihtimali de bu ayrışmayı daha kritik hâle getiriyor. Washington’da askerî seçeneği savunanlarla diplomatik çözümü önceleyenlerin yaklaşımı aynı değil. Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın Katar aracılığıyla İran’la yeniden görüşme zemini aradığına ilişkin haberler, ABD yönetimindeki farklı eğilimlere işaret ediyor. Trump yönetiminin askerî seçeneği değerlendirmesi ihtimali sürerken diplomatik kanalların açık tutulması, Ankara’nın öncelikleriyle örtüşüyor.</p>
<p>Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la oluşturduğu Mekke İttifakı kapsamında üst düzey temsilcilerin 26 Ekim’de Tahran’a gitmesi de bu yaklaşımın parçası. Türkiye’yi MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın temsil ettiği görüşmelere Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir katıldı.</p>
<p>Ankara, İran’ı dışlamak yerine bölgesel güvenlik mekanizmasına dâhil etmeye çalışıyor. Çünkü İran’a yönelik yeni bir saldırının sonuçları Körfez’den Güney Kafkasya’ya, enerji güzergâhlarından Türkiye’nin sınır güvenliğine kadar uzanabilir.</p>
<h2>Putin de enerji denkleminde</h2>
<p>Ankara-Bakü gerilimi sürerken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye’ye yönelik doğal gaz sevkiyatını gündeme getirmesi de dikkat çekiciydi.</p>
<p>Moskova’daki toplantıda Azerbaycan Enerji Bakanı Perviz Şahbazov’un Türkiye’ye gaz tedarikinden söz etmesi üzerine Putin, Rusya’nın Türkiye’ye yılda 30 milyar metreküpe kadar gaz sağladığını hatırlattı. Azerbaycan’ın tedarik miktarının daha düşük olduğunu belirterek iki ülkenin rakip olmadığını ve iş birliğine hazır olduklarını söyledi.</p>
<p>Putin’in çıkışı ilginç; Rus liderin sözlerini, Ankara-Bakü arasındaki gerginlikten “vazife çıkarmak” olarak da yorumlamak mümkün.</p>
<h2>Kardeşlikten eşit ortaklığa</h2>
<p>Bakü’nün bugünkü tutumunu anlamak için 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı’nı da hatırlamak gerekiyor. Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği siyasi, diplomatik ve askerî destek, savaşın ardından iki ülke ilişkilerinin temel dayanaklarından biri oldu. Ancak Azerbaycan’ın güçlenmesiyle ortaklığın niteliği de değişmeye başladı.</p>
<p>Bakü, Ankara ile yakınlığını korurken belli ki kendisini eşit bir ortak olarak konumlandırmak istiyor. Enerji yatırımları, ticaret ve savunma iş birliği iki ülkeyi birbirine bağlamaya devam ediyor. Dolayısıyla her iki taraf da ilişkilerin kopmasının siyasi maliyetinin farkında.</p>
<p>Erdoğan’ın Ankara zirvesinde, isim vermeden Türk dünyasının aile fotoğrafında bölünmeye, uyuşmazlığa ve çatışmaya yer olmadığını söylemesi de bu hassasiyeti yansıtıyor.</p>
<p><strong>Asıl mesele, iki ülkenin birbirinden vazgeçmesi değil, değişen güç dengeleri içinde ortaklığın sınırlarını yeniden belirlemesi gibi duruyor. </strong>Başörtüsü tartışması zamanla geride kalabilir. Ancak para, enerji ve bölgesel güvenlik konularındaki çıkar farklılıkları daha kalıcı. “Tek millet, iki devlet” anlayışının geleceği de bu farklılıkların nasıl yönetileceğine bağlı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-baku-hattinda-kriz-israil-iran-ve-dogal-gaz-denklemi-91041</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/1/1280x720/67-1793595534.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara-Bakü hattında kriz: İsrail, İran ve doğal gaz denklemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/disarda-deli-dalgalar-91040</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dışarda deli dalgalar…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel risk iştahında bozulma, ABD ara seçimleri sonrası İran’ın yeniden vurulması endişesi, yatırım fonlarının tasfiyesi, kurumsal yatırımcı tabanının zayıflığı Borsa İstanbul’un gelişmekte olan ülkelere göre daha çok değer kaybetmesine yol açıyor.</strong></p>
<p>Dünya borsalarındaki satış dalgası sertleşiyor. Yarı iletkenler ile başlayan, muhteşem yediyi etkisi altına alan satış dalgası genele yayılmaya başladı. Altın madenleri, banka, demir-çelik, havacılık, isteğe bağlı tüketim, otomotiv, savunma hisseleri haftayı ağır kayıplarla kapattı.</p>
<p>Jeopolitik riskle beslenen enerji, kimya; döngülere karşı dirençli kamu hizmetleri, sağlık, temel tüketim pozitif ayrışmaya devam ediyor. Bu sayede S&amp;P ve Nasdaq endekslerinde zirveye göre geri çekilme korkutucu boyutta değil. Buna karşın çip, hafıza, bulut altyapısı hisselerinde %30-%50 arasındaki kayıp, yapay zekâ temasının ayı piyasasına girdiğini gösteriyor.</p>
<p>Ara dönem seçimleri sonrası ABD’nin İran’ı vuracağı beklentisiyle Brent petrol haftayı 118 doların biraz altında bitirdi. Vadeli piyasalar, petrol fiyatlarının haziran ayında 100 dolar civarına kademeli olarak indiği, ağır ağır sönümlenen bir savaşı fiyatlıyor.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki yükselişe rağmen ECB, Fed, BoJ ekim toplantılarında bekle ve gör politikasını sürdürdü. Piyasalar önümüzdeki dönemde %80’e yakın ihtimalle üç bankanın da 25 baz puan faiz artırmasını bekliyor.</p>
<p>Yapay zekâ teması ile doğrudan veya dolaylı hiçbir ilişkimiz olmamasına rağmen Borsa İstanbul küresel satış dalgasından sert etkileniyor. MSCI Türkiye günlük %4, aylık %10 kayıpla EMEA bölgesinde en çok değer kaybedenler arasında yer alıyor. Sene başındaki kazancını fazlasıyla geri veren endeks dolar bazında 2025 Aralık ayında gördüğü dip seviyelerde.</p>
<h2>Satışlar dalga boyunu büyütüyor</h2>
<p>Küresel risk iştahında bozulma, ABD ara seçimleri sonrası İran’ın yeniden vurulması endişesi, yatırım fonlarının tasfiyesi, kurumsal yatırımcı tabanının zayıflığı Borsa İstanbul’un gelişmekte olan ülkelere göre daha sert değer kaybetmesine yol açıyor. Küresel satışa kredili yakalanan oyuncuların teminat tamamlamak için yaptığı satışlar dalga boyunu büyütüyor.</p>
<p>Yaşanan gelişmeler, döviz kuru, enflasyon, faiz patikası ile ilgili tahminleri değiştirir mi? Bu soruların cevabı enerji fiyatlarının nerede dengeleneceğine ve ne kadar rezerv kaybedeceğimize bağlı olarak belirlenecek.</p>
<p>Petrol fiyatlarının 2027 ortalamasında 95 dolar civarında dengelendiği, rezerv kaybının 10-20 milyar dolar ile sınırlı kaldığı kötünün iyisi senaryoda, mevcut dezenflasyon politikası asgari hasarla yoluna devam eder. Ekonomideki yavaşlama enerji şokunun ikincil etkilerini sınırlar.</p>
<p>Merkez Bankası muhtemelen aralık ayından başlayarak 100 baz puanlık adımlarla faiz indirim döngüsünü başlatır. Otomatik pilota bağlı bir indirim döngüsü beklemiyoruz. Merkez Bankası dışsal şokun şiddetine bağlı olarak adım boyunu ve zamanlamasını ayarlayacak.</p>
<h2>Alış için fırsat penceresi</h2>
<p>Türk Lirası’nda kalan yatırımcıların vadeyi ne kadar uzattıklarına, ne kadar kredi riski aldıklarına bağlı olarak %10-%15 dolar bazlı getiri kazanacağını tahmin ediyoruz. Hisse senedi piyasasındaki geri çekilmenin alış için fırsat penceresi yarattığına inanıyoruz. Ama oynaklık çok yüksek olacak.</p>
<p>Orta Doğu veya Ukrayna’da barış, beklentinin (%2,4) altında gelen ekim ayı enflasyonu, Merkez Bankası’nın güvercin sinyali piyasayı hareketlendirecek potansiyel katalizör adayları. Söz konusu gelişmeler yaşanmazsa hayatta kalmak için kaldıraçlı pozisyonların sınırlanması ve likit varlık taşınmasında fayda var.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/disarda-deli-dalgalar-91040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dışarda deli dalgalar… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-sanayisini-kaciriyor-91039</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB, sanayisini kaçırıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Aşırı kapasitenin körüklediği fiyat rekabeti, Çinli üreticileri iç pazarda bulamadıkları gelirleri dışarıda aramaya zorluyor. Erişilebilir tek büyük ve yüksek satın alma gücüne sahip pazar Avrupa. Avrupa’daki yeni yatırımları da bu yönelimin parçası.</strong></p>
<p>Çin otomotiv sanayisindeki kârlılık krizi ile Avrupa’ya ihracat atağı, aynı madalyonun iki yüzü. Eylül ayındaki kâr marjları son 4 yılın en düşük seviyesi olan %1,4’e gerilerken ilk 9 ayda ihracatları %65,8 arttı. Aşırı kapasitenin körüklediği fiyat rekabeti, Çinli üreticileri iç pazarda bulamadıkları gelirleri dışarıda aramaya zorluyor. Erişilebilir tek büyük ve yüksek satın alma gücüne sahip pazar Avrupa. Avrupa’daki yeni yatırımları da bu yönelimin parçası.</p>
<p>Bu baskı, Avrupalı üreticileri kırılganlaştırıyor. Volkswagen’in 2026’nın üçüncü çeyreğinde açıkladığı 5,82 milyar Euro’luk net zararda Porsche’deki 6,4 milyar Euro’luk değer düşüklüğü ve Çin satışlarındaki %38,5’lik gerileme belirleyiciydi. VW’nin kâr marjı beklentisini %1’e indirmesi ve grup genelinde 50 bin, Audi’de 7.500 pozisyonu kapsayan yeniden yapılanma planı krizin boyutunu gösteriyor. Avrupa, kaybettiği kârlılığı yeniden inşa etmeye çalışırken Çinli rakiplerin de aradığı pazar hâline geliyor.</p>
<h2>Koruma yerine karşılıklılık, Avrupa sanayisini destekleyebilir</h2>
<p>Brüksel’in yanıtı ise çelişkili… Çin menşeli elektrikli araçlara uygulanan %7,8-35,3 arası ilave gümrük vergileri AB içi üretimi korumayı amaçlarken Almanya ve Fransa’nın 16 Ekim 2026 tarihli bildirisiyle şekillenen Made in EU yaklaşımı, sübvansiyonları Avrupa’da üretilen elektrikli araçlara bağlıyor. 2035 CO2 hedeflerinin esnetilmesiyle kısıtlayıcı yerli üretim koşullarının bir araya gelmesi, Alman üreticilerin içten yanmalı motorlara bağımlılığını uzatıp Avrupa’nın 2040 emisyon hedeflerini de zayıflatabilir.</p>
<p>Yerli katma değeri sübvansiyon koşuluna dönüştürmek, taslak metni kesinleşmemiş olsa da, Türkiye gibi Avrupa sanayisiyle entegre ortakları dışarıda bırakabilir. Çinli üreticilerin Türkiye veya Fas’ta sınırlı montajla Avrupa’ya ayrıcalıklı erişimi endişesi, yeni ticaret duvarları yerine menşe kurallarıyla yönetilebilir. Alternatif, AB Komisyonu’nun ticaret ortaklarıyla karşılıklı kamu alımı erişimi ve elektrikli araç teşviklerini müzakere etmesi… Koruma yerine karşılıklılık, Avrupa sanayisini destekleyebilir!</p>
<p>Volkswagen’in ABD ve Türkiye hamleleri ise iki farklı riskten korunma stratejisi. Audi’nin ABD’nin Georgia eyaletinde planladığı yaklaşık 4 milyar dolarlık yeni fabrika, ABD’nin ithalat vergilerine yanıt… Bu vergiler, Audi’ye 2025’te yaklaşık 1,2 milyar Euro’ya mal olmuştu. Yıllık 200 bin araç üretecek tesis, ABD pazarında kalıcı üretim varlığı oluşturmayı hedefliyor. Georgia tercihine de Almanya’nın yüksek üretim maliyetlerine karşı da bir sanayi refleksi olarak bakabiliriz.</p>
<p>Türkiye seçeneği ise çok farklı. Doğuş Otomotiv ile imzalanan bağlayıcı olmayan niyet mektubu, Polo gibi Güney Afrika’da veya Passat gibi Çin’de üretilen Volkswagen modellerinin CKD yöntemiyle Türkiye’de monte edilmesini öngörüyor olabilir. Proje erken inceleme aşamasında; model, yatırım tutarı, kapasite ve takvim açıklanmadı. VW, Avrupa dışındaki tesislerinden Türkiye’ye kısmen monte edilmiş araç getirerek Türk pazarı için tamamlamayı değerlendirdiğini doğruladı.</p>
<p>Türkiye’nin Gümrük Birliği ve Avrupa platformlarına entegre tedarikçi sanayisi esneklik sağlıyor. Türkiye menşeli parçalar belirli koşullarda AB menşeli içerik sayılsa da Türkiye’de monte edilen araç, olası Made in EU kapsamında AB içinde montaj şartını karşılamıyor. Türkiye düzenlemeye dâhil edilmezse bu araçlar kamu alımları ve sübvansiyon avantajlarından yararlanamayabilir; bu da VW planlarını sınırlayabilir.</p>
<h2>Artan maliyetler üreticileri daha esnek bölgelere yöneltir</h2>
<p>Georgia ticaret bariyerlerine karşı üretim sigortası; Türkiye ise düzenleyici belirsizliğe karşı esneklik alanı… Her iki tercih de VW’nin üretim coğrafyasını yeniden değerlendirdiğini gösteriyor. Oysa Avrupa’da üretim ekonomik açıdan sürdürülemez hâle gelmişse hiçbir gümrük duvarı sanayiyi kurtaramaz. Artan maliyetler otomobili tüketici için erişilemez kılarken üreticileri daha esnek bölgelere yöneltir.</p>
<p>Asıl soru, Volkswagen’in nerede üreteceği değil; Avrupa’nın sanayisini korumak için tasarladığı kuralların üretimin kıta dışına çıkışını hızlandırıp hızlandırmayacağı…</p>
<p>Brüksel’in ihtiyacı, Made in EU yerine ortaklık ve karşılıklılığa dayanan “Made with the EU” vizyonudur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-sanayisini-kaciriyor-91039</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/otomobil-otomotiv-arac-1767154907.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB, sanayisini kaçırıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-medyasi-icin-bir-oneri-91038</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi medyası için bir öneri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Farklı TV kanallarının akşam haberlerini izlediğinizde, bazılarının Türkiye/Dünya gündemini özetlediğini, bazılarının ise çok büyük oranda “2. sayfa haberi” diyebileceğimiz türde konuları hedeflediğini görürsünüz. Bazı kanallar objektif, bazıları subjektif yayınlar yapar. Bazı sunucular sadece haberi aktarırken, bazıları haberden çok yorumlarına yer verir. Eğrisiyle doğrusuyla, eksiği ve fazlasıyla, insanlar bu alternatifler arasından seçimini yapar ve izler. Ancak ekonomi medyamız için böyle bir ayrım yapmak zor.</p>
<h2>Bizdeki durum</h2>
<p>Gerek TV kanallarında gerek ekonomi web portallarında finansal piyasalardaki gelişmelerin ezici bir ağırlığı var. Üretime yönelik konuların, tarım, sanayi ve hizmet sektörlerindeki gelişmelerin, teknoloji ve yapay-zekâ temalı haber ve yorumların payı finansal temalı olanlara kıyasla son derece düşük. Gazete ve dergilerin temsil ettiği basılı yayınlarda durum bir parça daha dengeli... Hatta şu an okuduğunuz gazete "finansal okuryazarlık ve piyasa haberciliği"nden daha çok "kalkınma ve üretim haberciliği" yapmayı ilke edinmiş istisnai bir örnek ama ekonomi medyasını bir bütün olarak değerlendirmek gerekirse, işin esasından çok piyasaların konuşulduğunu söylememiz gerekiyor.</p>
<p>Bir süredir, “Ekonomi medyasının ezici çoğunlukla borsa, döviz, faiz ve altın gibi finansal piyasalara kilitlenmiş durumda olmasının arkasında yatan temel nedenler ne olabilir?” diye düşünüyorum.</p>
<p>Neden yapısal işsizlik, düşen altın fiyatı kadar konuşulmuyor?</p>
<p>Elektronik sektörümüzdeki hızlı dönüşüm, neden Fed faiz kararı kadar konuşulmuyor?</p>
<p>Neden ihracattaki yapısal sorunlar, ekranda, vasat bir şirketin halka arz performansı kadar yer tutamıyor?</p>
<p>Limondaki fiyat artışına kafa yorulduğu kadar, enflasyondaki sektörel katılıkların sebeplerine neden değinilmiyor?</p>
<p>Bunlara onlarcasını ekleyebilirsiniz. Aklıma gelen bazı cevaplar şöyle:</p>
<p><strong>1- İzleyen kitlenin ilgi alanı:</strong> İlgi alanı “üretime ve sektörlere yönelik haber-analizler” olanlar ve “piyasa gelişmeleri” olanların sayısında büyük farklar var. İkinci kitle çok daha büyük.</p>
<p><strong>2-Yüksek enflasyon ve anlık fiyat değişimleri:</strong> Türkiye'deki yüksek enflasyonist ortam nedeniyle toplumun geniş kesimleri (birikim sahipleri, küçük yatırımcılar ve tüketiciler) alım güçlerini koruma derdinde. "Dolar kaç oldu?", "Borsa ne durumda?", "Gram altın ne kadar?" soruları izleyici nezdinde anlık ve doğrudan bir karşılık buluyor. Bunda da haksız sayılmazlar. Ağızları çok kez yandı.</p>
<p><strong>3- Maliyet:</strong> Piyasa haberlerini üretmek son derece ucuz ve hızlı. Bir veri ekranındaki sayıları habere dönüştürmek, sahaya inip üretime yönelik gelişmeleri araştırmaktan çok daha düşük maliyetli.</p>
<p><strong>4- Tık ve reyting:</strong> Piyasa hareketleri insanlarda anlık dürtü yarattığı için izlenme ya da tıklanma oranları daha yüksek.</p>
<p><strong>Diğer ülkeler</strong></p>
<p>Peki diğer ülkelerdeki durum ne? Onlarda da bizdekine benzer bir eğilim mi var?</p>
<p>İzlediğim kadarıyla Arjantin, Brezilya, Mısır veya Pakistan gibi yüksek enflasyon, kur dalgalanması ve kırılgan makroekonomik dengelerle mücadele eden ülkelerde haber medyasının içerikleri bizdekine benzer.</p>
<p>ABD, İngiltere, Japonya ve Almanya ekonomi medyasında denge biraz daha farklı. Bu ülkelerde, piyasa gelişmeleri bizdeki kadar yer tutmuyor. Örneğin son birkaç yılda yapay zekâ yatırımları; şirket değerlemelerini, veri merkezlerinin enerji ihtiyacını, iş gücü piyasasındaki dönüşümü ve hatta ABD-Çin-AB jeopolitik rekabetini şekillendirdiği için gündemin ilk sırasında. Almanya veya Japonya’da sanayi üretimi, tedarik zincirleri, robotik otomasyon haberleri borsadaki günlük dalgalanmalardan çok daha derinlemesine işleniyor.</p>
<h2>Olması gereken</h2>
<p>Toplumsal olarak yaygın eğilimlerimizden biri, düşünmeyi ve tartışmayı genellikle sebepler üzerinden değil, sonuçlar üzerinden yapmamız ve bu nedenle ortak bir çözüm önerisi geliştirmedeki ataletimiz. Konu sebeplere gelince ise kendi düşüncemizi tartışılamaz görüp, karşı tarafı zorla ikna etmeye çalışmamız. Ben ekonomi medyasının bu konuda büyük bir boşluğu doldurabileceğine inanıyorum.</p>
<p>Tarım haberciliği "pazarda domates/soğan fiyatı arttı" boyutuyla sınırlı kalmak yerine tarımsal sulama, girdi maliyetleri, arazi verimliliği, iklim değişikliği gibi stratejik konular derinlemesine işlenmez ise, sebep değil sonuç üzerinde boş tartışmalar yapmaktan öteye geçemeyiz. Geriye dönüp bakın; tarımdaki sorunlarımızın kaç yıldır fiyat artışları üzerinden yapıldığını göreceksiniz.</p>
<p>Sanayi ile ilgili yayınlara bakınca, ekseriyetin sanayi üretim endeksi, kapasite kullanımı, büyüme verileri ve PMI gibi başlıklar altında yoğunlaştığını görüyoruz. Oysa olumlu tarafta örneğin, savunma sektöründeki başarının arka planında neler yattığını, bunun diğer sektörlere nasıl aşılanabileceğini pek de konuşmuyoruz. Olumsuz tarafta, ihracatta rekabet kaybı, teknoloji yatırımlarındaki atalet, istihdam kaybı ve bunların nedenleri gibi ülkenin geleceğini belirleyecek konular, piyasaların günlük dalgalanmaları arasında kayboluyor.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin hem girişim sayısı, hem çalışan sayısı, hem de ekonomik değer olarak büyük bölümünü oluşturan hizmetler sektörü ve bunun bir parçası olan katma değeri yüksek elektronik/yazılım sektörleri, çok boyutlu analizler yerine genellikle şirketlerin PR bültenleri seviyesinde yer bulabiliyor.</p>
<h2>Kime ne görev düşüyor?</h2>
<p>Elbette bir belgesel yayıncılığı önermiyorum. Piyasalar, ekonominin rengi, en ilgi çekici yönü. Ancak medyanın bilgilendirme gücü dışında, bilinçlendirme ve yönlendirme eksenleri olduğunu da ihmal etmemek gerekiyor ve bu konuda, hem yayıncıların hem de iş dünyasının yapabilecekleri var.</p>
<p>Uzun yıllardır gözlediğim kadarıyla, şirketler ve STK’ların medyaya biçtiği rol ilkine (bilgilendirmeye) daha yakın. Medya, bu kesimin zihninde, bir görünürlük ve PR aracı olarak konumlandırılmış ve iletişim bütçeleri buna odaklanmış durumda. Oysa, bilinçlendirme ve yönlendirme tarafında medyanın rolü göz ardı ediliyor. Şirketlerin ve ilgili sektör STK’larının iletişim stratejileri ve bütçeleri buna uygun şekilde revize edilebilir. Sanayi ve ticaret odaları, dernekler ve birlikler, kendi alanları ya da sektörleri ile ilgili yayınları pek ala mali olarak destekleyebilir. İhracatçı sektörler kendileri ile ilgili sorunlar ve başarı hikayeleri ile ilgili yayınlara sponsor olabilir. Şirketler sektörlerindeki diğer oyuncular ile bir araya gelip marka değil ürün/sektör bazında iletişim yapabilir.</p>
<p>İlk öneri benden olsun.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-medyasi-icin-bir-oneri-91038</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi medyası için bir öneri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nereden-nereye-geldik-91037</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nereden nereye geldik?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Otuz yıl önce Bursa’da, Kayseri’de üretilen ürünler Avrupa malı sayılırken AB, yeni ürün standartları ve menşe kurallarıyla Avrupalı ürünü yeniden tanımlıyor. Bu tartışmada öncelikle Türkiye’nin nasıl etkileneceğine değil, Türk firmalarını tedarik zincirlerine ekleyen Avrupalı firmaların ve Avrupa ekonomisinin nasıl etkileneceğine bakmak gerekiyor.</strong></p>
<p>Bundan otuz yıl kadar önce, Avrupa Birliği’nin (AB) başkenti Brüksel’den gelenlerin Gümrük Birliği düzenlemesini nasıl anlattıklarını hatırlıyorum bugünlerde. Otuz yıl sonra bugün Made in Europe düzenlemesinin operasyonel araçları biçimlendikçe değişim ayan beyan ortada. Dün hayat daha kolaydı.</p>
<p>Ürettiğimiz sanayi malları hep Avrupalıydı. Bugün artık kim Avrupalı kim değil, ortalık karıştı.</p>
<h2>Gümrük Birliği ile ilgili düzenlemeler 1996’daydı, bundan otuz yıl önce</h2>
<p>Otuz yıl öncenin gündeminde, Bursa’da ya da Kayseri’de üretilen mal, mesela, Frankfurt’ta üretilen mal gibi, hiçbir farklı muameleye tabi tutulmadan Duisburg’a gidebilecekti. Brüksel’den gelenler bize neden AB mevzuatını benimsememiz gerektiğini bu örneklerle anlatırlardı.  </p>
<p>Bursa’da üretilen mal da Gümrük Birliği nedeniyle AB malı olacağına göre, üretim standartlarının, üretim sürecindeki sağlık düzenlemelerinin ve ürün standartlarının hep AB ile aynı düzeyde olması gerekiyordu.</p>
<p>Neden? Bursa’da üretilen mal üretim standartları açısından gümrüklerde ayrı bir incelemeye tabi tutulmayacaktı. Bursa ya da Kayseri’deki üretim tesisi de AB esaslarına göre çalıştığı için AB ürünü üretiyor olacaktı.</p>
<p>Türkiye, 1996’da sanayi mallarını kapsayan Gümrük Birliği düzenlemeleri yapılırken bize anlatılan buydu. Ortak AB düzenlemeleri ile hepimiz Avrupalıydık, bir nevi. Dünya daha bir kolaydı o devirde.</p>
<p>Buraya değdi, buraya değmedi, orası sayılmaz tartışmaları 2026’da çıktı. Tam otuz yıl sonra. Neden?</p>
<p>İlk grafik, 1995 yılında ülkelerin küresel rekabet gücünü gösteriyor esasen. Nedir rekabet gücünün tanımı burada? Ülkelerin ürün ve pazar çeşitliliğidir. Kaç ürünü rekabetçi bir biçimde üretebiliyorsunuz ve bu ürünleri kaç ülkeye rekabetçi bir biçimde satabiliyorsunuz?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae816349d42d-1793594932.jpg" alt="" width="900" height="445" />Sağ üstte görünen ülkeler aslında dünyanın ana tedarikçileri diye tanımlanabilir. Nedir? 1995 yılında dünyanın ana tedarikçileri, dünyanın ürün ve pazar çeşitliliği açısından öne çıkan ülkeleri, ağırlıkla Batı Avrupa’daydı.</p>
<h2>Avrupa artık 1996’daki Avrupa değil, pek tedirgin</h2>
<p>Gümrük Birliği işini konuştuğumuz AB ülkeleri kendilerine güveniyorlardı. Şimdi artık öyle değil. Dünya değişti 2025, 2026 yıllarında. Otuz yılda ne oldu derseniz Çin, Hindistan ve Türkiye ürün ve pazar çeşitliliği açısından öne çıktılar. Dünyanın ana tedarikçisi artık özellikle Çin oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae8165d20800-1793594973.jpg" alt="" width="900" height="443" />Bugünlerde AB’nin özellikle Çin elektrikli vasıtalarını (EV) konuşmaya başlaması neden? Çin yalnızca dünyanın ana tedarikçisi olmadı. Aynı zamanda yeni teknolojilerde ve yeni teknolojilere dayalı yeni ürünlerde de lider ülke konumuna yerleşti.</p>
<p>Dünden kalma içten yanmalı motorlara (internal combustion engine-ICE) dayalı otomotiv sektörünü koruyarak EV’ye dönüştürmek isteyen AB ülkelerinin artan tedirginliğini bu çerçevede görmek gerekiyor.</p>
<p>Eylül 2024’teki Draghi raporu teknoloji yarışında AB ülkelerinin geride kaldıklarının altını çiziyor ve Avrupa için bir sanayi politikasını tarif ediyordu. Made in Europe tartışması ise bu sanayi politikasının operasyonel araçlarını ortaya koymaya başladı.</p>
<p>Mart 2026’da gündeme gelen Sanayi Hızlandırıcı Yasası taslağı bugün bu operasyonel araçların gündemde tartışılanı. Ancak ortada bir dizi birbirini tamamlayan politika aracı var sırayla tanımlanmakta olan.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae816a03c86a-1793595040.png" alt="" width="605" height="341" />Sanayi politikası düşünmeye başlamanın tam zamanı</h2>
<p>İşin başında Türkiye de Made in Europe sürecinin ayrılmaz bir parçasıydı. Gümrük Birliği düzenlemesi nedeniyle Türkiye’de de Avrupa malı üretiliyordu. Üstelik Türkiye bu sürece dahil edilirken bugüne kadar alıştığımız siyasi koşullardan hiçbiri de gündeme gelmemişti. Türkiye, Gümrük Birliği düzenlemesi nedeniyle sürecin bir parçası kabul edilirken, kimse “tabii ama önce Kıbrıs” filan da dememişti. Ortada bir ekonomik pazarlık alanı vardı.  </p>
<p>Türkiye’nin bu süreçte sektör ve hatta ürün bazında müzakere pozisyonlarını belirlemesi gerekiyordu. Ancak Ekim 2026’da Almanya-Fransa mutabakatı ile özellikle otomotivde tartışmanın gündemi değişmeye başladı. Türkiye’de üretilen otomobiller Avrupa’daki kamu ihalelerinde Avrupa malı kabul edilmemeye başlandı efektif olarak.</p>
<p>Parlamentonun konuyla ilgili yaptırdığı analizler Kore’ye, Japonya’ya, İngiltere’ye odaklanırken, Türkiye gündemde yoktu.</p>
<p>Bundan otuz yıl önce Bursa’da, Kayseri’de üretilen mal otomatik olarak Avrupa malı kabul edilirken şimdi yeni ürün standartları, yeni menşei kuralları ortaya çıkmaya başladı. AB, malları kim Avrupalı, kim değil diye yeniden tanımlamaya başladı.</p>
<p>Bu tartışmaya doğrusu Türkiye bundan nasıl etkilenir diye bakmamak gerekiyor. Öncelikle Türk firmalarını tedarik zincirlerine eklemiş Avrupalı firmalar ve Avrupa ekonomisi bundan nasıl etkilenir diye bakmakta fayda var.</p>
<p>Öyle görünüyor ki, Made in Europe sürecinin operasyonel araçları biçimlenirken, sektör ve ürün bazında müzakerelere hazırlıklı olmak lazım bugünden tezi yok. Bu müzakereleri Türk firmalarının doğrudan değil, Avrupalı partnerleri aracılığıyla gündeme taşımak gerektiği de ortada sanırım.</p>
<p>Türk sanayisi, Avrupa sanayisinin ayrılmaz bir parçası olarak ortaya çıktı. Hatırlayalım, dışa açılma sürecimiz 1980’lerde başladığında Türkiye’nin toplam ihracatı 3 milyar dolar civarındaydı. Bunun neredeyse yüzde 80’ini tarım ürünleri ihracatı oluşturuyordu.</p>
<p>1995’te yıllık ihracatımız 20 milyar doları aştı ve bunun yüzde 80’den fazlasını sanayi ürünleri oluşturmaya başladı. Sonra Gümrük Birliği düzenlemesi geldi 1996’da. Bugün Türkiye’nin ana ihracat pazarı AB, ihracat toplamımız 270 milyar doları aştı ve bu toplamın yaklaşık yüzde 80’i hala imalat sanayi ürünlerinden oluşuyor. Hizmet ihracatımızla birlikte toplam tutar 400 milyar doların üzerinde.</p>
<p>Nedir? Gümrük Birliği düzenlemesi Türkiye’ye iyi geldi. Şimdi ana pazarımız ürün standartları belirlemeye başlıyorsa, Türkiye’nin buna nasıl intibak edeceğini düşünmeye başlaması gerekiyor.</p>
<p>İşe iyi tarafından bakın, Avrupa kendisine bir sanayi politikası çerçevesi belirliyorsa, bu müzakere sürecine Türkiye’nin kendi sanayi politikası önceliklerini analiz ederek hazırlanması gerekiyor.</p>
<p>Bu nedir? İyidir.</p>
<p>Şimdiye kadar zaten çoktan kendi başımıza yapmamız gerekiyordu.</p>
<p>Hem belki bu sayede bizi Avrupa’dan ayıran önemli parametrelerden biri olan yüksek sayıda ve mutsuz “ev genci” problemimize de bir çare düşünmeye başlamış oluruz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae816c7a6bf0-1793595079.jpg" alt="" width="900" height="442" />Unuttuysanız hatırlatmış olayım. Hem işsiz hem mutsuz. Kötü işte.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nereden-nereye-geldik-91037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/7/1280x720/78-1793595177.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nereden nereye geldik? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/simdi-ve-burada-91036</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimdi ve burada…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Kötülük yapanın öbür dünyada cezalandırılacağı” düşüncesiyle mağdurlara psikolojik destek sağlamak, asla bir çözüm değil. Fon yağmacılarının şimdi ve burada cezalandırılmaları gerekir.</strong></p>
<p>Kötülük yapan birinin <strong>öbür dünyada ceza çekecek olması</strong>, bu dünyada onun açtığı yaraları iyileştirmediği gibi <strong>adaleti burada görmek isteyen insanı</strong> da tatmin etmez. İnsan psikolojisi ve <strong>adalet</strong> <strong>duygusu</strong>, telafiyi ve hesap sorulabilirliği "<strong>şimdi ve burada</strong>" arar. Fon çetelerine duyulan öfke gibi…</p>
<p><strong>Öte dünyaya bırakılan bir hesaplaşma</strong>, şu an yaşanan <strong>acıyı hafifletmediği</strong> gibi kronikleşen bir <strong>adaletsizlik hissi</strong> yaratır. Bu durum temel çelişkiler doğurur: <strong>Pratik Fayda Eksikliği</strong>; birinin gelecekte acı çekecek olması, <strong>bugünkü mağdur insanın uğradığı zararları geri getirmeyeceği</strong>, gün gibi aşikârdır.</p>
<p><strong>“NASILSA İLAHİ ADALET VAR”</strong></p>
<p>Sorumluluktan Kaçma: "<strong>Nasılsa ilahi adalet var</strong>" düşüncesi, bazen bu dünyada suçluların hesap vermesini sağlamak yerine <strong>insanları kabullenişe</strong> sürükler. <strong>Geciken Adalet</strong>: Adaletin zamanlaması en az kendisi kadar önemlidir; <strong>yaşarken görülmeyen adalet</strong>, mağdurun gözünde yok hükmündedir.</p>
<p>Bu dünyadaki <strong>adaleti</strong> ve <strong>kendi huzurunu</strong> korumak adına, eğer paylaşmak istersen; <strong>seni bu noktaya getiren çok özel bir haksızlık</strong> veya olay mı yaşandı? Bu süreçte <strong>hukuki</strong> ya da <strong>sosyal bir çözüm arama</strong> imkânın oldu mu? Şu an bu yükle başa çıkarken <strong>en çok zorlandığın duygu</strong> hangisi? <strong>Aslında hepsi</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Fon adaletine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kamuoyu neyi bekliyor?</em></strong></p>
<p>Fon çetesinin ifşası yetmiyor, onların <strong>gerekli cezaya çarptırılmasını</strong> istiyor. Çin'de rüşvetle suçlanan Çin SPK’sı eski yöneticisine <strong>idam cezası</strong> verildi. Çinli biliyor ki <strong>borsayı denetlemeyen affedilmeyecek</strong>.</p>
<p><strong><em>Biz ne yapıyoruz?</em></strong></p>
<p><strong>Fon çetesinin kimler olduğunu</strong> tam olarak bilmediğimiz gibi, <strong>şeffaf</strong>, <strong>hesap verebilir</strong> yönetim eksikliği yüzünden fon yağmacılarının <strong>çöktükleri yanlarında kalacak</strong>. İçeriden birkaç kurban verip <strong>yırtacaklar</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>FON YAĞMACILARINA GÖZ YUMMAMAK İÇİN NELER YAPILMALI?</strong></p>
<p>Gerçekçi ve sürdürülebilir çözüm, partizan değil kurumsal temele dayanır: <strong>1</strong>-Tam ve bağımsız hesap verebilirlik... <strong>2</strong>-Düzenleyici kapasitenin güçlendirilmesi... <strong>3</strong>-Makroekonomik ortamın kumarhane ekonomisinden uzaklaştırılması... <strong>4</strong>-Yatırımcı koruması ve şeffaflık için yönetimin denetlenmesi…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>FON YAĞMASI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Denetimsiz fon</strong>: Resmi otorite, SPK’nın izni, gözetimi dışında yasadışı işletilen riskli yatırım havuzları</p>
<p><strong>Açgözlü bürokrat</strong>: kamu yönetiminde kendi kişisel çıkarlarını, güçlerini kullanıp kamuyu soyan soysuz</p>
<p><strong>Siyasi müdahale</strong>: Manipülasyonlara ve vurgunlara siyasi iradenin göz yumması, yandaşını kayırması</p>
<p><strong>Keriz silkeleme</strong>: Yazar Abdurrahman Yıldırım’ın dilimize kazandırdığı, saf yatırımcıyı soyma yöntemi</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/simdi-ve-burada-91036</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/girisimci-is-insani.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şimdi ve burada… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortalik-hic-bu-kadar-toz-duman-olmamisti-91035</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ortalık hiç bu kadar toz duman olmamıştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye son yarım yüzyılda ne ekonomik krizler gördü, neler yaşadı neler… Bunların bir kısmına ekonomi muhabiri olarak Ankara’da tanıklık ettim.</p>
<p>Örneğin 1980’de 24 Ocak kararlarına giden süreç, Türkiye ekonomisindeki o radikal dönüşüm.</p>
<p>1994’te 5 Nisan kararlarıyla noktalanan çöküş… Dönemin başbakanının <strong>“beynimin yarısı”</strong> diye tanımlayarak yere göğe koyamadığı bir bürokratla adeta baş başa verip ekonomiyi felakete sürüklediği dönem.</p>
<p>2001 krizi… Birike birike taşınamaz duruma gelen sorunların Anayasa kitapçığına indirgenen tartışmasıyla patladığı süreç.</p>
<p>Yurt dışı gelişmelerin etkisiyle ortaya çıkan 2008 krizi.</p>
<p>2018’de <strong>“Verirsin, vermem, verdim gitti”</strong>yle sonuçlanan Rahip krizi ve onun yol açtığı ekonomik çalkantı.</p>
<p>2021’de nas gerekçe gösterilerek indirilen faizlerle başlayan o çok uzun dönemli kriz… <strong>“Asrın buluşu”</strong> denilerek lanse edilen KKM ile kamuya trilyonlarca liralık yük bindirilmesi, daha da ötesi aradan beş yıl geçmesine rağmen 2021’deki o faiz indirimi kararının yarattığı krizin tortusunun hâlâ atılamaması…</p>
<p>Arada banker krizi, İmar Bankası soygunu ve bunların yanında küçük kalan lokal bir dizi <strong>“jet”</strong> çarpmalar, <strong>“çiftlikbank”</strong> düzenleri…</p>
<p>Şimdi <strong>“nur topu”</strong> gibi, sıraladığım bu krizlerin tümünü bastıracak yeni bir krizimiz var.</p>
<p>Evet, bu sorunların hiçbiri bugün yaşanmakta olanla boy ölçüşecek boyutta değildi. Abarttığım düşünülebilir, biliyorum; ama Türkiye fon vurgunu olarak kendini gösteren bu sorunu henüz tam yaşamadı, bu sorunun tüm boyutları henüz ortaya çıkmadı. Kim bilir belki de buz dağının ancak su üstündeki kısmını görüyoruz.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fon vurgunu anafilaksi şoku gibi</span></h2>
<p>Bazı alerjik reaksiyonlar vardır, lokal etki yaratır. Bir de anafilaksi denilen bir bela vardır. Anafilakside bağışıklık sistemi aşırı tepki verince kana aynı anda inanılmaz miktarda kimyasal salgılanır ve bu kimyasallar organları tek tek hasta etmez, doğrudan solunum ve dolaşım organlarını çökertir. Kan damarları çok kısa sürede hızla genişler, tansiyon sıfıra doğru düşer ve nefes almak neredeyse olanaksız hale gelir.</p>
<p>Yıllar önce hem de birden fazla anafilaksi şoku yaşamış biri olarak bunun nasıl bir bela olduğunu gayet iyi biliyorum.</p>
<p>İşte şimdi yaşanmakta olan da sıradan bir alerjik reaksiyon, sıradan bir ekonomik kriz değil.</p>
<p>Normal krizler ekonominin bir ya da bağlantılı birkaç bölgesiyle sınırlı olur, o bölgeleri tutar. Bu kez tüm ekonomiyi saran bir krizle karşı karşıya bulunuluyor. Bazı kesimler henüz farkına varmasa ve hatta “Beni niye etkilesin” diye yaklaşsa bile gerçek bu, sorun herkesi ilgilendiriyor, şimdi değilse de ilgilendirecek.</p>
<p>Anafilakside zamanla yarış vardır ve önlem almakta gecikildiği takdirde malum son kaçınılmazdır.</p>
<p>Ancak bu demek değil ki şimdi hızlı önlem alınırsa Türkiye ekonomisini sarmış olan bu anafilaksi benzeri krizin daha da büyümesi önlenebilecek. Bu pek kolay değil. </p>
<p>Ama devletler ekonomik yönden tabii ki batmaz, ölmez. Devlet hayatiyetini sürdürür de, tahribat çok büyük olur, nitekim olacak da, hatta oluyor da.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Merkez’in önlemi çare olmadı</span></h2>
<p>Merkez Bankası önceki hafta banka kredilerindeki artış sınırlamasını değiştirmeden piyasayı rahatlatacak bir adım atmıştı.</p>
<p>Neydi bu adım; şirketlerin yurt içinde TL cinsinden ihraç ettikleri borçlanma araçlarından yıl sonuna kadar itfası gelecek olanların ödenmesi amacıyla kullandırılacak TL krediler, kredi büyüme sınırlaması dışında tutuldu.</p>
<p>Böylece kronik bir soruna dönüşme eğilimi gösteren şirketlerin tahvil borcu ödemesinde karşılaştıkları sıkıntılar bir ölçüde hafifletilmek isteniyordu.</p>
<p>Düşünce yerindeydi, önlem kağıt üstünde gayet iyiydi; iyiydi ama bunun pratikte sonuç verebilmesi bankaların kredi açmasına bağlıydı.</p>
<p>Bu kararın yarattığı olumlu hava saman alevi gibi çok kısa ömürlü olduğuna ve özellikle geçen cuma piyasalar inanılmaz bir sıkışıklık yaşadığına göre sorun büyüyordu. Cuma günkü sıkışıklık hem öncesindeki bir buçuk günün tatil olmasından kaynaklanmıştı, hem de ayın son iş günü olmasından. Sorunun ne boyutta olduğunu anlamak için bugün ve yarını gözlemek gerekiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tsunami riski ortadan kalkmadı</span></h2>
<p>Geçenlerde tsunaminin nasıl oluştuğuna değinmiş ve açık denizde yaşanan büyük bir depremin yol açtığı tsunaminin kıyıya yaklaştıkça büyüdüğünü hatırlatmıştım. Merkez Bankası’nın bankacılık sistemi dışındaki şirketlere nefes aldıracak biraz önce aktardığım önleminin de tsunami önünde küçük bir bariyer oluşturabileceği varsayılıyordu ama bu bariyer pek işe yaramayacak.</p>
<p>Çünkü öyle yanlış adımlar atılıyor ki, bu doğru adım gölgede kaldı bile. Güven sorununu yok edecek yönde adım atmak bir yana güvensizliğin daha da büyümesi için adeta özel bir çaba gösteriliyor. Ankara’da tarifi zor bir koordinasyonsuzluk hakim.</p>
<p>Örnek mi, fonlarda parası kalanlar için günlerce bir milyon liralık avans ödemesi yapılacağı söylendi ama ödeme bu tutarın çok altında kaldı. Niye bir milyon ödeneceği söylendi de bu yapılamadı, belli değil. Herhangi bir açıklama da yok.</p>
<p>Bunlar güvensizliği had safhaya çıkarıyor. Dalga dalga yayılan güvensizlik sonucu kimse kimseye para koklatmıyor bile!</p>
<p>Merkez Bankası istediği kadar önlem almaya çalışsın, istediği kadar şirketler lehine olabilecek adım atsın, para vermek isteyen olmadıktan sonra… Kaldı ki şimdiye kadar atılan adımlar da yaraya merhem!</p>
<p>Herkes <strong>“Ya yarın paramı geri alamazsam”</strong> kaygısı içinde…</p>
<p>Herkes <strong>“Yarın ödeyeceğim parayı bir şekilde elimde tutayım da, aman temerrüt riskim oluşmasın”</strong> düşüncesinde…</p>
<p>İçinde bulunulan dönemdeki en büyük çaresizlik de şu:</p>
<p><strong>“Alınacak hiçbir karar, değiştirilecek hiçbir mevzuat ya da çıkarılacak hiçbir yasa bu olumsuz gidişi değiştiremeyecek ve bu olumsuz algıyı yok edemeyecek.”</strong></p>
<p>Tek çare zaman ve o zaman diliminde de olumsuzluğu pekiştirecek hatalar yapılmaması.</p>
<p>Bir kere bugüne kadar yapılanlar ve özellikle yapılmayanlar bundan sonrasına olan inancı, sorunun kolaylıkla geride bırakılabileceği düşüncesini yok etti; böyle bir düşünce zaten pek yoktu da, şimdi tümüyle yok oldu. </p>
<p>Toplumun bir kesimi hâlâ <strong>“Benim fonlarla hiç işim yok, üç kuruşum var o da mevduatta”</strong> ya da <strong>“Benim biriktirecek param mı var ki, olanlar düşünsün”</strong> havasında görünüyorsa da içten içe herkes kaygı yaşıyor.</p>
<p><strong>O tsunami kıyıya vurduğunda boğulmayan da ıslanacak.</strong></p>
<p>Hele özel sektörde sıkıntılar arttığında, üretim ve ticaret aksadığında akla ilk istihdamı daraltmak gelecek. İşsizliğin artması… Bundan büyük dert olur mu?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortalik-hic-bu-kadar-toz-duman-olmamisti-91035</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/4/1280x720/finans-borsa-hisse-senedi-piyasa-1784364957.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ortalık hiç bu kadar toz duman olmamıştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirmizi-pazarteside-cozum-arayisi-mi-hesaplasma-mi-91034</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırmızı Pazartesi’de çözüm arayışı mı, hesaplaşma mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gabriel García Márquez’in Kırmızı Pazartesi romanı, herkesin yaklaşan bir cinayeti bildiği halde kimsenin önlemek için harekete geçmediği bir kasabayı anlatır. Türkiye’de fon krizinin perde arkasında yaşananlar da bu hikâyeyi hatırlatıyor. Krizin ayak sesleri duyulurken kurumlar birbirlerini uyarmış, ancak ortak çözüm üretmek yerine karşı karşıya gelmiş. Ankara’da tartışılan da, çözüm üretmesi gereken kurumların neden birlikte hareket edemediği. SPK ile Borsa İstanbul arasında “kim, kimi kaç kez uyardı” tartışması bunun da göstergesi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae812b689a43-1793594038.jpg" alt="" width="600" height="754" />Krizin patlamasının ardından bir köşe yazarı Borsa İstanbul’un SPK’yı 130 kez uyardığını yazmış, ancak ilgili kurumdan sayıyla ilgili jet yalanlama gelmişti. Bugün Ankara’da konuşulan sayı 130 değil, 164.</p>
<p>Borsa İstanbul yetkililerinin, “Çanak çömlek patladıktan” sonraki toplantılarda, “Sorumluluğumuzu yetkimiz çerçevesinde yerine getirdik” dediği belirtiliyor.</p>
<p>Borsacılar ve kurum yetkilileri de krizin “geliyorum” dediği konusunda hemfikir. Onlara göre kriz çok daha düşük hasarla atlatılabilirdi ama olmadı.</p>
<p>İddiaya göre Borsa İstanbul, SPK kararından önce fonların tasfiyesi için bir yıl süre verilmesini, yakın takip ve düzenlemelerle yol haritası oluşturulmasını önermiş. Fonlar ve borsacılar ise üç artı üç ay formülünü gündeme getirmiş. İlk üç ayın sonunda durum değerlendirilecek, gerekirse ikinci dönem başlayacaktı.</p>
<p>Kriz öncesinde bakanlar ve yardımcılarıyla SPK, BDDK, Borsa İstanbul ve MASAK yetkilileri aynı masaya oturup ortak çözüm aradı mı? Bilmiyoruz.</p>
<p>Ancak SPK düğmeye bastı. Üç ay içinde tasfiye kararı piyasalarda panik yarattı. İlk büyük sarsıntı Pusula Portföy’de yaşandı ve kriz büyüdü.</p>
<p>Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen’in savcılık sorgusunda Pusula Portföy ve Katılımevim’ini bir devlet büyüğünün tavsiyesi üzerine aldığını söylediği iddiası da tartışmanın siyasi boyutunu büyüttü.</p>
<p>Fonlara para yatıran, parasını çekebilen ya da çekemeyen siyasetçilerden bürokratlara, iş insanlarından kamu yöneticilerine kadar pek çok isimden söz ediliyor. İsimlerin kimler tarafından, hangi amaçla gündeme getirildiği ayrı mesele.</p>
<p>Ankara’da asıl soru şu: Amaç yatırımcıyı kurtarıp zararı sınırlamak mı, yoksa kriz üzerinden hesaplaşmak mı? Yanıtı, bundan sonra hangi bilgilerin kimlerle paylaşılacağında aramak gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirmizi-pazarteside-cozum-arayisi-mi-hesaplasma-mi-91034</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kırmızı Pazartesi’de çözüm arayışı mı, hesaplaşma mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-91033</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 02 Kasım" src="https://www.youtube.com/embed/oT-AX2xxu54" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-91033</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-makinesiyle-12-yilda-200-milyon-euroya-ulasti-montaj-hatti-hayali-asamasina-gecti-91032</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş makinesiyle 12 yılda 200 milyon Euro’ya ulaştı, ‘montaj hattı hayali’ aşamasına geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1998 </strong>yılında Volvo Türkiye Distribütörlüğünde çalışan <strong>Taner Sönmezer, </strong>2000 yılında geçtiği Çukurova Grubu iş makineleri şirketinde çalışırken Japon Sumitomo Case distribütörlüğü gündeme geldi. 2013’te Sumitomo yönetimi <strong>Taner Sönmezer</strong>’in kapısını çaldı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye pazarında daha güçlü adımlar atmayı planlıyoruz. Biz doğrudan gelelim, siz de bizim ortağımız olun.</strong></p>
<p><strong>Taner Sönmezer, </strong>14 yıl çalıştığı Çukurova Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Emin Karamehmet</strong>’ten müsaade istedi:</p>
<p>-          <strong>Ortağı olacağım bir şirketle sektörde yola devam etmeyi planlıyorum…</strong></p>
<p>Böylece 2014 yılında <strong>“TSM Global Türkiye Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş.”</strong> kuruldu:</p>
<p>-          <strong>İş ve istif makineleri alanında faaliyet gösteren TSM Global’i yüzde 80 yabancı, yüzde 20 yerli ortaklık yapısıyla faaliyete başlattık. TSM Global’in yüzde 80’i Sumitomo’nun İngiltere’deki Sumex UK adlı şirketine ait. Yüzde 20 hisse de benim.</strong></p>
<p>TSM Global Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Taner Sönmezer</strong>’den sektöre giriş öyküsünü dinledim, gelecek planlarını, hayallerini konuştuk:</p>
<p>-          <strong>TSM Global, özellikle Japon Sumitomo ekskavatörlerinin Türkiye ve bölgedeki ana üssü olarak tüm satış, satış sonrası hizmet, makine ana dağıtım merkezi ve eğitim faaliyetlerini yürütmek amacıyla kuruldu.</strong></p>
<p>Zamanla yelpazeye eklemeler olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Amerikan Hyster-Yale forklift ve liman ekipmanları, İsviçreli Ammann’ın yol ve asfalt ekipmanları, Terex, Fuchs ve Finlay markalarının elleçleme, kurma ve eleme ekipmanları da TSM Global’in ürün-marka yelpazesine eklendi.</strong></p>
<p>TSM Global’in Japon Sumitomo’nun bölge üssüne dönüştüğünü vurguladı:</p>
<p>-          <strong>TSM Global olarak Türkiye’nin yanı sıra Doğu Avrupa ve Türk Cumhuriyetlerini de kapsayan toplam 21 ülkenin operasyonlarını yönetiyoruz.</strong></p>
<p>Ülkeleri sıraladı:</p>
<p>-          <strong>Bulgaristan, Çekya, Estonya, Letonya, Macaristan, Polonya, Romanya, Sırbistan, Hırvatistan, Litvanya, Slovakya, Azerbaycan, Gürcistan, Türkmenistan, Ukrayna, Özbekistan ve Kırgızistan’da, Orta Doğu’da ise Kuzey Irak’ta varız. Suriye’de yapılanmaya başladık.</strong></p>
<p>Türkiye’deki Sumitomo iş makinesi parkına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Sumitomo ile 12 yıllık ortaklığımız var. Bugün Türkiye’de 7 bin 200 Sumitomo iş makinesi sahada çalışıyor.</strong></p>
<p>Sumitomo iş makinelerinin kullanıldığı projelere değindi:</p>
<p>-          <strong>Sumitomo ekskavatörleri, İstanbul Havalimanı’ndan hızlı tren projelerine, otoyollardan barajlara kadar büyük projelerde görev aldı. Çalışmaya da devam ediyor.</strong></p>
<p>TSM Global’in bayi ağı dahil 1000 kişilik bir ekiple faaliyetlerini sürdürdüğünü kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de 44, yurt dışında da 21 bayimiz var. TSM Global’de doğrudan 200 personelle hizmet veriyoruz.</strong></p>
<p>TSM Global’in iş makinesi ithalatçısı yönünün ağır bastığı dikkatimi çekince, yatırımlarını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Ankara’da yeni bölge tesisi kuruyoruz. 17 milyon Euro’luk yatırımla tamamlanacak. İstanbul’da da yeni merkez üssü yapıyoruz. Onun yatırım büyüklüğü de 30 milyon Euro dolayında olacak. Toplam yatırım aslında 50 milyon Euro’yu bulacak.</strong></p>
<p>İstanbul’daki yeni merkez için planlanan özellikler üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>İstanbul’daki yeni merkezimiz genel müdürlüğün yanı sıra satış, servis, bakımı da içinde barındıracak. Aslında </strong>“İş makinesi hastanesi” <strong>gibi hizmet verecek. Bu yönüyle bölge ülkeleri de kapsayacak. Bir çok alanda olduğu gibi iş makinesinde de koruyucu bakım öne çıkıyor.</strong></p>
<p>TMS Global’in cirosunu merak ettim, hedefiyle birlikte aktardı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye ve bölgedeki ciromuz 200 milyon Euro’yu buluyor. 10 yılda ciromuzu 400 milyon Euro’ya ulaştırmayı planlıyoruz.</strong></p>
<p>Bu noktada hayalini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Hayalimde Sumitomo iş makinesinde ülkemizde bir montaj hattı kurmak var. Japonlar da bu konuda hevesliler ama şimdilik Türkiye ve bölge pazarını izliyorlar.</strong></p>
<p>Türkiye’de sahada çalışan Sumitomo iş makinesi sayısının 7 bin 200 olması, TSM Global’in bölge dahil cirosunun 200 milyon Euro’ya ulaşması, <strong>Taner Sönmezer</strong>’in montaj hattı kurma hayalinin gerçeğe dönüşmesinin çok da uzak ihtimal olmadığını gösteriyor…utu</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İhracat hedefi 50 milyon Euro</span></h2>
<p><strong>SOHBET </strong>sırasında TSM Global Türkiye Makina Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin ithalata dayalı faaliyet gösterdiği üzerinde durunca Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Taner Sönmezer, </strong>ihracata dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>10 milyon Euro’yu aşan ihracatımız var. Hedefimiz önümüzdeki 5 yıl içinde ihracatımızı 50 milyon Euro’ya çıkarmak.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Sumitomo, İstanbul’u aynı zamanda bölge ülkelerine satış için hazırlık merkezi gibi konumlandırıyor. Bu da bizim ihracatımızı artırıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sumitomo 100 aşkın ülkede var, ‘en başarılı iş ortakları’ arasındayız</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae81147b181f-1793593671.png" alt="" width="500" height="400" /></span><strong>TSM </strong>Global Türkiye Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Taner Sönmezer, </strong>Sumitomo’nun 100’ü aşkın ülkede olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>TSM Global, Sumitomo’nun Doğu Avrupa pazarına ilk kez doğrudan girişinde de rol üstlendi. Doğu Avrupa’da bayi yapılanması ve satış sonrası hizmet altyapısını geliştirmeye odaklandık.</strong></p>
<p>TSM Global’in Sumitomo dünyası içindeki yerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Sumitomo bizi </strong>“En iyi ve en başarılı iş ortağı” <strong>kategorisinde öne çıkarıyor. Biz de uzun soluklu işbirliğimizi Türkiye’nin yanı sıra bölgede de büyütmeye devam ediyoruz.</strong></p>
<p>TSM Global’in 150 yıllık İsviçreli Ammann’ın Türkiye distribütörü olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ammann’ın yol ve asfalt makineleri ülkemizin farklı bölgelerindeki yol projelerinde sahada çalışıyor.</strong></p>
<p>İş makineleriyle ilgili <strong>“önleyici bakım” </strong>konusu üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Periyodik bakım anlaşmalarıyla makinelerin düzenli bakım ve kontrollerini planlı şekilde gerçekleştiriyoruz. Olası sorunların önceden tespit edilmesi, makinelerin daha uzun süre verimli şekilde çalışabilmesinin önünü açıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İş makinesi pazarı yıllık 15 bin, forklift satışı 20 bin adet</span></h2>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae8113a7c9d2-1793593658.png" alt="" width="700" height="369" /></span></p>
<p><strong>TSM </strong>Global Türkiye Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Taner Sönmezer, </strong>Türkiye’de iş ve istif makineleri pazarında önemli büyüme potansiyeli gördüklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Mini ve şehir içi iş makineleri tarafında yıllık 2 bin 500-3 bin adetlik bir pazar söz konusu. Bu pazarın 10 yılda 5-6 bin adet seviyelerine çıkabileceğine inanıyoruz.</strong></p>
<p>İş makinesi pazarının da yıllık 15 bin adet düzeyinde olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ancak, ülkemizin potansiyelini dikkate alınca iş makinesi pazarı da yıllık 20-25 bin adetlere çıkabileceğini öngörüyoruz.</strong></p>
<p>Forklift pazarına geçti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin forklift pazarı ise 20 bin adet düzeyinde seyrediyor. Bu rakamın da orta ve uzun vadede 40 bin adete ulaşması mümkün.</strong></p>
<p>Pazarda bu yılki durumu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Hem iş makineleri hem de forklift tarafında bu yıl bir daralma yaşandı. Pazarın kısa sürede yükselişe geçebileceğini düşünüyoruz.</strong></p>
<p>Büyüyen makine parkının ortaya çıkardığı ihtiyaca değindi:</p>
<p>-          <strong>Satış sonrası hizmet, servis ve bakım işleri de makine parkıyla birlikte büyüyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Forklift kiralama işi de büyüme alanımız olacak</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae8116e674f8-1793593710.png" alt="" width="702" height="482" /></span><strong>TSM </strong>Global Türkiye Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Taner Sönmezer, </strong>Amerikan Hyster-Yale’in istif ve liman ekipmanları alanındaki önemli iş ortaklarından biri olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Hyster ile forkliftlerin yanı sıra farklı kapasitelere yönelik istif ve liman ekipmanları alanında da çalışıyoruz. Lojistik, liman ve ağır sanayi operasyonlarında bu ürün grubunun önemli karşılığı olduğunu görüyoruz.</strong></p>
<p>Forklift kiralama tarafını da önümüzdeki dönemin önemli büyüme alanları arasında gördüklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Projelerin süreleri ve operasyonel ihtiyaçlara göre esnek çözümler içeren talebin arttığını gözlemliyoruz. Makine parkımızı bu doğrultuda değerlendirerek farklı tonaj ve kullanım ihtiyaçlarına yönelik kiralama çözümleri geliştiriyoruz.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-makinesiyle-12-yilda-200-milyon-euroya-ulasti-montaj-hatti-hayali-asamasina-gecti-91032</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/2/1280x720/taner-sonmezer-1793593637.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş makinesiyle 12 yılda 200 milyon Euro’ya ulaştı, ‘montaj hattı hayali’ aşamasına geçti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-yonetimine-maliyeci-kadro-91031</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK yönetimine maliyeci kadro</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yatırım fonları kriziyle birlikte yoğun eleştirilere maruz kalan Sermaye Piyasası Kurulu’nda yeni yönetim iş başına geldi. Yeni SPK Başkanı Muhsin Atcı, Başkan Vekili Ersin Başar Ekmekci ve Kurul Üyesi Yasemin Girici oldu. Bu üç isim denetçi geçmişleriyle dikkat çekiyor. Resmi Gazete'nin önceki günkü sayısında yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile SPK Başkanlığına Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı, Başkan Vekilliğine Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) Başkan Yardımcısı Ersin Başar Ekmekci, Kurul Üyeliğine ise Yasemin Girici atandı.</p>
<p>SPK’ya yakın kaynaklardan elde edinilen bilgiye göre SPK’nın yeni yönetimi vergi denetimi, mali suçlarla mücadele ve uluslararası kalkınma finansmanı deneyimini bir araya getiriyor. Kaynaklara göre yeni yönetim, mali denetim ve inceleme, mali suçlarla mücadele, makroekonomi ve finansal piyasa bilgisi olmak üzere sermaye piyasasında gözetim ve denetimin üç temel alanını aynı masada topluyor. Bu yapının, piyasa bütünlüğünün korunması ve yatırımcı güveninin pekiştirilmesi açısından SPK'nin denetim kapasitesini güçlendirmesi bekleniyor.</p>
<h2>Yeni isimler vergi alanında uzman </h2>
<p>SPK'nin yeni Başkanı Muhsin Atcı, 23 yıllık kariyerine 2003'te vergi denetmen yardımcısı olarak başladı. Gelirler kontrolörlüğü ve vergi müfettişliğinin ardından Ankara Büyük Ölçekli Mükellefler Grup Başkanlığı ve Vergi Denetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevlerini üstlenen Atcı, Ekim 2023'ten bu yana Vergi Denetim Kurulu'na başkanlık ediyordu.</p>
<p>Başkan Vekilliğine getirilen Ersin Başar Ekmekci de vergi denetimi ve mali suçlarla mücadele alanlarında uzun yıllar görev yaptı. Ekmekci, MASAK'ta daire başkanlığı ve başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu. Kaynakların verdiği bilgiye göre Ekmekci'nin şüpheli işlem analizi ve mali suçlarla mücadeledeki kurumsal birikiminin, piyasa bozucu eylemlere karşı SPK'nin elini güçlendirmesi bekleniyor. Kurul Üyesi Yasemin Girici'nin ise makroekonomi, finansal piyasalar ve kalkınma finansmanı alanlarında 20 yılı aşkın deneyimi bulunuyor. Girici, Hazine ve Maliye Bakanlığı'nda Ekonomik Araştırmalar Genel Müdürü olarak görev yaptı. 2023-2026 döneminde Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Yönetim Kurulu'nda Türkiye, Romanya, Azerbaycan, Moldova, Kırgızistan ve Cezayir'i temsil eden Direktör olarak görev aldı.</p>
<p>Kaynaklara göre yeni kadrodan beklenen öncelikler denetimde caydırıcılığın artırılması, piyasaya güvenin yeniden tesis edilmesi ve yatırımcının korunması olarak sıralanıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Borsa İstanbul Genel Müdürü Ergun gözaltına alındı</span></h2>
<p>Borsa İstanbul Müdürü Korkmaz Enes Ergun, sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürütülen fon soruşturması kapsamında "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" ve "rüşvet" iddiasıyla gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürütülen fon soruşturması devam ediyor. Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Ergun, soruşturma kapsamında "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" ve "rüşvet" suçlarını işlediği iddiasıyla gözaltına alındı. Ergun 2021'de Borsa İstanbul'da genel müdürlük görevine getirilmişti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-yonetimine-maliyeci-kadro-91031</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 20 Ekim&#039;de görevden alınan Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Mahmut Sütcü’nün yerine Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı getirildi. Cumhurbaşkanlığı kararıyla SPK Başkan Vekilliğine MASAK Başkan Yardımcısı Ersin Başar Ekmekci, Kurul üyeliğine ise Yasemin Girici atandı. Her üç ismin de Maliye Bakanlığı geçmişi dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/fon-krizinin-artcilari-devleri-sarsiyor-91030</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizinin artçıları devleri sarsıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul endeksleri tarihlerinde görülmemiş hareketler yaşıyor. Yatırım fonlarında başlayan kriz sonrası BİST100 endeksi tarihte ilk kez 7 hafta üst üste düşüşle kapattı. BİST100 endeksi ekim ayında yüzde 9,94 düştü, endeksin piyasa değeri 1 ayda 1.1 trilyon lira, fon krizi öncesine göre de 3 trilyon liraya yakın eridi. Borsanın tüm şirketlerini içeren endekste ise bir ayda 2.78 trilyon liralık, 15 Eylül'den bu yana ise 6.4 trilyon liralık kayıp yaşandı. Tasfiye sürecindeki fonlar ve şirketlerle hiçbir ilgisi olmayan Türkiye’nin dev şirketleri de likidite krizinden olumsuz etkilendi. BİST30 şirketlerinden sadece Aselsan ile Garanti BBVA'a ekim ayını pozitif kapatabildi, Gübre Fabrikaları yüzde 38,74, TRMET yüzde 30, Migros yüzde 18, THY bir ayda yüzde 14,5 düşüş yaşadı.</p>
<h2>Sadece 12 hisse pozitif kalabildi </h2>
<p>16 Eylül’de likidite krizinin derinleşmesiyle borsayı da vuran yatırım fonu krizinin artçı sarsıntıları piyasaları negatif etkilemeye devam ediyor. Tasfiye sürecine alınan yatırım fonlarının portföylerinde yoğun şekilde yer alan şirket hisselerinde 15 Eylül'den bu yana değer kaybı yüzde 97'ye dayandı. En yüksek kayıplar 1.5 ayda yüzde 96,53 ile Özata Denizcilik, Destek Finans Faktoring ve Işıklar Enerji Yatırım Holding'de gerçekleşti. Onu yüzde 96,47 ile Tera Yatırım Teknoloji Holding, yüzde 96,32 ile Bigen Enerji izledi. Yüzde 90 üzerinde kayıp yaşayan 16 şirket var 15 Eylül'den buyana. 32 şirket ise yüzde 80 ve üzeri fiyat düşüşüyle karşı karşıya kaldı. Hisse fiyatı yüzde 50 ve üzeri düşen ise 135 şirket bulunuyor. Sadece 12 hisse 15 Eylül'den bu yana yükseliş sağlayabildi.</p>
<h2>En az kayıp bankacılık sektöründe </h2>
<p>Endekslerde ise kayıp daha belirgin. 15 Eylül'den bu yana en yüksek kayıp Destek Finans Faktoring'in ağırlığının yüksek olduğu finansal kiralama faktöring endeksinde yüzde 89,03 ile yaşandı. Onu yine tasfiye edilen fonların daha fazla tercih ettiği halka arz şirketlerinin yer aldığı halka arz endeksi izledi. Halka arz endeksinde 15 Eylül'den bu yana düşüş yüzde 70'e dayandı. Aracı kurumlar endeksi de tasfiye fonların portföy yönetim şirketleri ve aracı kurumlarındaki negatif haber akışlarıyla yüzde 63,12 kayıp yaşadı. BİST100 dışı hisselerin yer aldığı BİSTTUMY endeksi ise yüzde 50,98 kaybıyla dikkat çekti. Yine KOBİ endeksi yüzde 49'a, bilişim endeksi yüzde 47'ye, metal eşya sanayi endeksi de yüzde 46'ya varan düşüş yaşadı 15 Eylül'den bu yana. Holdingler endeksinde de yüzde 39'luk kayıp dikkat çekti. Tüm endeksler 15 Eylül'den bu yana negatifte. Ancak daha sağlam durmayı başarabilen endeks bankacılık ve likit bankacılık endeksi oldu. Likit bankacılık endeksi yüzde 8,5, bankacılık endeksi ise yüzde 9,73 kayıp yaşadı. BİST100 endeksi ise 15 Eylül'den bu yana yüzde 22,55 düştü. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae80c7524eaf-1793592437.png" alt="" width="334" height="903" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae80c844076b-1793592452.png" alt="" width="333" height="139" /></p>
<h2>Borsanın 6.4 trilyon lirası uçtu </h2>
<p>Bu düşüşler endekslerin piyasa değerini de sert vurdu. Borsa İstanbul'daki tüm şirketlerin piyasa değeri yatırım fonu krizi öncesi 15 Eylül'de 20.03 trilyon liraydı. 30 Ekim kapanış itibariyle 13.63 trilyon liraya geriledi. Yani 1.5 ayda borsanın tüm şirketlerinin piyasa değeri yaklaşık 6.4 trilyon lira eridi. BİST100 endeksi de 2.90 trilyon liralık erimeyle 10.63 trilyon liraya geriledi piyasa değerinde, BİST30 şirketlerinin piyasa değeri de 2.20 trilyon lira erimeyle 7.73 trilyon liraya indi. 16 Eylül ile başlayan fırtına henüz dinmedi ve son 7 haftada aralıksız düşen BİST100 ve diğer endeksler ekim ayını da oldukça kötü geride bıraktı. Ekimde de en büyük kayıp yüzde 69,3 düşüşle finansal kiralama ve faktoring endeksinde yaşandı. Onu halka arz endeksi yüzde 38,93 düşüşle izledi. BİST100 dışı hisseleri içeren XTUMY ise yüzde 27,95 kaybetti. Ekimde teknoloji endeksi yüzde 1,06, likit bankacılık endeksi yüzde 4,16 ve bankacılık endeksi ise yüzde 5,15 kayıpla daha iyi durmayı başardı. Teknoloji endeksi ekim ayını yükselişle kapatmayı başaran Aselsan'ın etkisiyle daha düşük bir gerileme yaşadı. Ekim ayında 628 hisseden sadece 68'i pozitif bir seyirle ayı geride bıraktı. Tüm hisselerde ekimde yüzde 50,76 yükselişle Us Yatırım Holding öne çıktı onu yüzde 39,96 yükselen Metropol Card ile yüzde 37,86 yükselen Creditwest Faktoring izledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ekim ayında devlerin ikisi ayakta kaldı</span></h2>
<p>Borsanın en büyük şirketlerinin yer aldığı BİST30 endeksinde sadece iki şirket Aselsan ve Garanti BBVA ayı pozitif kapattı. Aselsan hissesi yüzde 3,12, Garanti BBVA ise yüzde 1,87 yükseldi ekim ayında. Türkiye'nin dev şirketleri ve fon kriziyle ilgisi olmayan şirketlerde ekim ayı sert kayıpla geçti. Gübre Fabrikaları yüzde 38,57, TR Anadolu Metal Madencilik yüzde 29,97, Türk Altın İşletmeleri yüzde 26,64, SASA yüzde 19,44, TOASO yüzde 19,39 kaybetti. Mİgros yüzde 18,04, Kardemir yüzde 17,78, Ereğli yüzde 17,47, BİM yüzde 16,97 kaybetti. Türk Hava Yolları yüzde 14,49, Pegasus yüzde 15,50 kayıp yaşadı. Borsanın piyasa değeri ekim ayında da belirgin şekilde azaldı. BİST100 endeksi 1.11 trilyon liralık, Türkiye'nin en büyük şirketlerinin yer aldığı BİST30 endeksinin piyasa değeri de 1.18 trilyon lira eridi. Tüm borsanın piyasa değeri de 2.78 trilyon lira azaldı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/fon-krizinin-artcilari-devleri-sarsiyor-91030</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/bist-borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım fonu krizinin yaşandığı 16 Eylül’den bu yana borsada yaralar sarılamıyor. Likidite krizi ve belirsizlik borsanın en büyük şirketlerini de vuruyor. Ekim ayında Türkiye’nin en büyük şirketlerinin yer aldığı BİST30 endeksinin piyasa değeri 1.18 trilyon lira eridi, BİST30’da sadece iki şirket ayı pozitif tamamlayabildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mulkiye-ankaraya-gelisinin-90-yilini-kutluyor-91075</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mülkiye, Ankara’ya gelişinin 90. yılını kutluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye Ankara’ya gelişinin 90. yıl dönümünü 6 Kasım günü kutlayacak. Kutlama programı 10.30’da tarihi Ankara Garı’nda İstanbul’dan gelen mezunların karşılanmasıyla başlayacak. 12.00’da Anıtkabir ziyaret edilerek Atatürk’ün huzurunda saygı duruşunda bulunulacak. </p>
<p>Okuldaki tören 14.00’da öğrenci ve mezunların okula gelişiyle başlayacak, ardından bahçeye hatıra ağacı dikilecek. Saat 15.00’da Aziz Köklü Konferans salonunda müzik dinletisini, konuşmalar ve 90. Yıl Makale Yarışması sonuçlarının açıklanması izleyecek.  Son olarak da “Yetiştik Çünkü Biz Sergisi”  ziyaret edilecek.</p>
<p>1859 yılında İstanbul’da kurulan Mülkiye Mektebi’nin öğrencileri, 1936 yılına kadar 11 farklı binada eğitim gördüler. Haziran 1935’te çıkarılan kanunlarla  Mülkiye Mektebi için Ankara’da bir okul binası yapılması, adının Siyasal Bilgiler Okulu olarak değiştirilmesinin hukuki alt yapısı oluşturuldu. Ardından Ankara’ya taşınma hazırlıkları başladı. Öğrenciler , dönemin Okul Müdürü Mehmet Emin Erişirgil ile beraber 6 Kasım 1936 günü trenle Ankara’ya gelerek Cebeci’de bugün de eğitim gördüğü Mimar Ernst Arnold Egli’nin eseri olan binaya yerleştiler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mulkiye-ankaraya-gelisinin-90-yilini-kutluyor-91075</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/5/1280x720/mulkiye-ankara-universitesi-siyasal-bilgiler-fakultesi-1793605476.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye Ankara’ya gelişinin 90. yıl dönümünü kutlamaya hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/surdurulebilir-ekonomi/117-okulda-iklim-egitimi-yeni-donemde-hedef-3-bin-300-ogrenci-91071</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 117 okulda iklim eğitimi, yeni dönemde hedef 3 bin 300 öğrenci</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Proje kapsamında üç yılda 117 okulda düzenlenen 242 atölyeyle 9.617 öğrenciye ve 510 öğretmene ulaşıldı. Yeni eğitim döneminde yaklaşık 3.300 öğrencinin daha katılımı planlanıyor. Polat Holding ve İş Enerji ortaklığıyla faaliyet gösteren Polat Enerji’nin Türkiye’de altı rüzgar enerjisi santrali, Macaristan’da ise yedi güneş enerjisi santrali bulunuyor. Toplam kurulu gücü 1.200 megavatı aşan şirket, eğitim çalışmalarında santrallerin bulunduğu bölgelerdeki okullara odaklanıyor.</p>
<p>Proje kapsamında ilkokul atölyelerinde kullanılan rüzgar türbini maketleri, Manisa Polinas ve Kırşehir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri tarafından üretiliyor. Gençler teknik becerilerini geliştirirken, aynı zamanda kendilerine ve okullarına gelir sağlıyor. Yeni dönemde meslek lisesi öğrencileri için santral ziyaretleri ve yenilenebilir enerji alanındaki teknik kariyer sohbetleri de planlanıyor.</p>
<p>Polat Enerji Stratejiden Sorumlu Direktörü Aslı Kehale, projeyi ölçülebilir ve kalıcı fayda üretmeyi amaçlayan uzun vadeli bir yatırım olarak gördüklerini belirterek, “Bizim için sürdürülebilirlik çevresel sorumluluklarımızın ötesine geçerek toplumsal gelişime katkı sağlamayı, gelecek nesillere yatırım yapmayı ve yarattığımız değeri toplumun tüm kesimlerine ulaştırmayı kapsıyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae83795a0ac0-1793603477.png" alt="" width="598" height="566" />Yuvam Dünya Derneği Kurucu Başkanı Kıvılcım Pınar Eğilmez Kocabıyık da mesleki eğitimde yeşil becerilerin önemine dikkat çekerek, “Sürdürülebilir bir gelecek, temiz enerji teknolojileri kadar bu dönüşümü gerçekleştirecek insan kaynağının yetişmesine de bağlı” diye konuştu.</p>
<p><strong>Öğrencilerin yüzde 99’u çevre dostu yeni bir alışkanlık kazandı </strong></p>
<p>Projenin yeni dönem çalışmaları kapsamında bağımsız sosyal etki analizinin sonuçları da açıklandı. Buna göre projeye yapılan her 1 TL’lik yatırım karşılığında 1,6 TL değerinde sosyal fayda hesaplandı. İlkokul öğrencilerine yönelik çalışmalarda bu değer 1,7 TL’ye çıktı. Atölyelere katılan ilkokul öğrencilerinden alınan geri bildirimlerde yüzde 99’unun en az bir yeni çevreyi koruma davranışı benimsediği, yüzde 81,3’ünün ise öğrendiklerini ailesi ve arkadaşlarıyla paylaştığı belirtildi.</p>
<p><strong>Öğretmenlere iklim kaygısı konusunda destek </strong></p>
<p>İlkokulların üçüncü ve dördüncü sınıflarına yönelik atölyelerde çocuklar, rüzgardan nasıl elektrik üretildiğini maketlerle öğreniyor. Meslek liselerindeki buluşmalarda ise öğrencilerin kendi alanlarıyla yenilenebilir enerji arasındaki bağ üzerinde duruluyor. Gençlere, iklim değişikliğinin mesleklerini nasıl etkilediği ve bu değişime nasıl hazırlanabilecekleri anlatılıyor. Yeni dönemde öğretmen ve velilere yönelik eğitimler de hazırlanıyor. Öğretmenlere yönelik ilk buluşmanın 27 Ekim’de Kırşehir’de yaklaşık 35 kişinin katılımıyla yapılması planlanıyor. Eğitimlerde, çocukların iklim değişikliği karşısında yaşadığı kaygı ve diğer duyguları anlamaya yönelik yöntemler paylaşılacak. Öğretmenlere, çocukları korkutmadan ve duygularını yok saymadan konuyu nasıl anlatabilecekleri konusunda destek verilecek. Velilere yönelik eğitimler ise il milli eğitim müdürlükleri aracılığıyla çevrim içi düzenlenecek. Yaklaşık bir buçuk saat sürecek buluşmalarla çocukların okulda öğrendiklerinin evde de desteklenmesi amaçlanıyor.</p>
<p><strong>125 mühendis adayına eğitim desteği </strong></p>
<p>Türkiye’nin rüzgâr kurulu gücü 15 bin megavatı aşarken, 2035’te rüzgâr ve güneşte toplam 120 bin megavata ulaşılması hedefleniyor. Bu kapasite artışı, yeni tesislerde çalışacak teknik personelin yetiştirilmesini de önemli hale getiriyor. Polat Enerji de Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi iş birliğiyle yürüttüğü “Enerji Sektörüne Yönelik Kapasite Geliştirme Programı” ile üniversite öğrencilerini sektöre hazırlıyor. Farklı mühendislik bölümlerinden 125 öğrencinin kabul edildiği programda teknik eğitimler, şirket mühendisleriyle buluşmalar ve santral ziyaretleriyle destekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/surdurulebilir-ekonomi/117-okulda-iklim-egitimi-yeni-donemde-hedef-3-bin-300-ogrenci-91071</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/1/1280x720/76-1793603506.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Polat Enerji ve Polat Vakfı’nın 2023’te başlattığı, Yuvam Dünya Derneği iş birliğiyle yürütülen “Geleceğe Yeşil Işık Yak” projesi, dördüncü yılında öğretmen ve velilere yönelik eğitimlerle genişliyor. İlkokul öğrencileri oyunlar ve maketlerle yenilenebilir enerjiyi öğrenirken, meslek liselerinde gençlere teknik bilgilerini bu alanda nasıl kullanabilecekleri anlatılıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbul-yarisinda-son-tur-91054</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul yarışında son tur!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük iki odası İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) seçim maratonu 4 Kasım’da yapılacak başkanlık ve organ seçimleriyle tamamlanıyor. Kıyasıya rekabetin yaşandığı İSO’da Ender Yılmaz ve Adnan Dalgakıran arasındaki başkanlık yarışını kimin kazanacağı merakla beklenirken, her iki tarafta da hummalı liste çalışmaları yapılıyor. Gözler ise bu akşam (2 Kasım) İSO’nun yeni meclis üyelerinin yer alacağı geleneksel kokteyle çevrildi. İTO’da ise meslek komiteleri ve meclis üyeleri seçimini tarihi farkla kazanan Şekib Avdagiç’in karşısına 4 Kasım’da yapılacak seçimde rakip çıkması beklenmezken, yeni yönetim kurulunda bazı değişiklikler yapılması gündemde. Yanı sıra İTO Meclis Başkanlığı için de İsrafil Kuralay’ın adı öne çıkıyor.</p>
<h2>İTO 850 bin, İSO 22 bin üyeli </h2>
<p>TOBB’a bağlı oda ve borsalarda 2026- 2030 döneminde yer alacak meslek komiteleri ve meclis üyelerinin seçimleri ile organ seçimleri büyük oranda tamamlandı. Türkiye’de her 3 işletmenin birine ev sahipliği yapan İstanbul’da yaklaşık 850 bin üyeli İstanbul Ticaret Odası (İTO) ile 22 bine yakın üyesi olan İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) ise meslek komitesi ve meclis üyesi seçimleri tamamlandı. 26 Ekim’de Haliç Kongre Merkezi’nde yapılan seçimlerde İSO üyesi 5 bin 48 sanayici sandık başına giderken, İTO’nun İstanbul Fuar Merkezi’nde 27 Ekim’de gerçekleşen seçimlerinde 47 bin 497 üye oy kullandı. İSO’da 57 komiteyi mecliste temsil edecek 155 meclis üyesi belirlenirken, İTO’da da 80 komitede yer alacak 270 meclis üyesi belli oldu. Seçimlerin ilk aşamasının sonlanmasıyla İTO’da Başkan Şekib Avdagiç, 80 komitenin 67’sini aldıklarını söyleyerek zaferini ilan etti. Ancak İSO seçimlerinde, İTO’daki gibi net bir tablonun ortaya çıktığını söylemek zor. Ender Yılmaz ve Adnan Dalgakıran arasındaki yarışın kazananı 4 Kasım’da yapılacak seçimde anlaşılacak. Şu anda her iki aday da yoğun şekilde seçim çalışmaları yaparken, yeni meclis üyelerini tek tek arayarak ve ziyaretler gerçekleştirerek hummalı bir şekilde listelere çalışma yapıyor.</p>
<h2>Komitelerden destek açıklamaları </h2>
<p>Seçimlerin hemen ardından iki başkan adayı da hızlıca organize olarak yeni üyelere yemek daveti gerçekleştirirken, bu davetlerde adayların yönetim kurulu listeleri de şekillenmeye başladı. Özellikle 33 ve 35 numaraları komitelerin oluşturduğu plastik bloku tarafını, Ender Yılmaz’dan yana seçerek, yarışta aktif şekilde çalışmaya başladı. Hatırlanacağı üzere 33’üncü komitede PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu’nun, 35’nci komitede de EVSİD Başkan Vekili Oğuzhan Durmuş’un listesi kazanmış; ZÜCDER Başkanı Burak Önder de her iki listeye de desteğini açık şekilde ortaya koymuştu. Seçimlerin ardından toplam 7 meclis üyeli iki komite ortak hareket etme kararı almış; bunu da bir basın açıklaması ile duyurmuştu. Plastikçilerin bu hamlesine karşı, Dalgakıran’ın destekleyen bazı gruplar da harekete geçerek, peş peşe destek açıklamaları yaptı. Burada en dikkat çeken grup ise mobilyacılar oldu. Sektörü temsilen 23, 24 ve 25 numaralı komitelerde konsensüs oluşturan ve tek liste seçimlere giren 8 meclis üyeli mobilyacılar, başkanlık yarışında Dalgakıran’a desteklerini resmen duyurdular. </p>
<h2>Bahçıvan’dan meclis başkanlığı hamlesi</h2>
<p>4 Kasım’da saat 09.00-17.00 arasında Odakule’de gerçekleşecek organ seçimlerinde yönetim kurulu başkanlığı kadar çekişmeli geçmesi beklenen bir diğer seçim ise meclis başkanlığı için olacak. İSO’da son 3 dönem üst üste yönetim kurulu başkanlığı yapan ve Ender Yılmaz’a ilk günden itibaren açık destek veren Erdal Bahçıvan, üyelerle yapılan istişarelerde güçlü bir ortak kanaat oluştuğunu, bu nedenle de meclis başkanlığına aday olduğunu açıkladı. Hatırlanacağı üzere Adnan Dalgakıran’ı destekleyen Mustafa Tecdelioğlu da yaklaşık 2 ay önce meclis başkan adaylığını açıklamıştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İTO BAŞKANLIĞI İÇİN ŞEKİB AVDAGİÇ RAKİPSİZ KALDI</span></h2>
<p>4 Kasım’da İTO’nun Eminönü’ndeki merkez binasında 09.00-12.00 saatleri arasında gerçekleşecek organ seçimlerinde son iki dönem İTO Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı üstlenen Şekib Avdagiç, bu kez tek liste olarak başkanlık seçimine girecek. Zira meslek komiteleri ve meclis üyeleri seçimi öncesi Kaptan Mustafa Can başkanlığa talip olduğunu açıklamıştı. Ancak Can daha seçimin ilk aşamasında, meclise girebilmek için yarıştığı 24 Numaralı Lojistik Hizmetleri komitesinde, Avdagiç’ın destekleyen listeye karşı kaybederek sandıktan çıkamadı ve şansını kaybetti. Bir önceki dönem İTO başkanlığı için Avdagiç ile yarışan Atilla Bingöl’ün adı yine başkan adaylığı için konuşuluyordu. Ancak Bingöl de 17 Numaralı Restoran ve Yiyecek İçecek Hizmetleri komitesinde, TÜRES Başkanı Ramazan Bingöl’ün listesine karşı kaybederek meclise giremedi. Öte yandan bir önceki seçimde yaklaşık 80 civarında üye ile meclise giren İTO’da Değişim grubu, bu seçimde büyük bir hezimete uğradı. Kritik komitelerde yaşanan kayıplarla beraber grubun, 270 sandalyeli meclisteki üye sayısının 30 civarına indiği öğrenildi. </p>
<p><strong>Meclis başkanlığı için Kuralay öne çıkıyor</strong></p>
<p>İTO’da Çarşamba günkü seçimler öncesi Avdagiç’in yeni yönetim kurulunun kimlerden oluşacağı merakla beklenirken, bazı isimlerin değişmesi bekleniyor. Geçen dönem yönetim kurulu başkan yardımcılığı görevini üstlenen Mehmet Develioğlu, meslek komitesi seçimlerini kazanamadığı için bu dönem meclise giremedi. Öte yandan İSO’da olduğu gibi İTO’da da meclis başkanlığı için bir yarış olacak. Geçen dönem mecliste yer almayan İsrafil Kuralay, bu yıl listesi ile 30 Numaralı Bilgi, İletişim ve Medya komitesindeki seçimi kazanarak meclise girdi. İsrafil Kuralay’ın meclis başkanlığının en güçlü adayı olduğu kulislerde konuşulurken, iki adayın daha çıkabileceği belirtiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbul-yarisinda-son-tur-91054</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/4/1280x720/avdagic-1793599747.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekimin son haftası sandık başına giden İstanbul iş dünyası İTO ve İSO’da sektörlerini temsil edecek meclis üyelerini seçti; sıra 4 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimlerine geldi. Muhtemel rakipleri sandıktan çıkamayan Şekib Avdagiç’in İTO’daki başkanlık seçiminde gövde gösterisi yapması beklenirken; İSO’da ise Ender Yılmaz ve Adnan Dalgakıran arasında kıran kırana bir seçim yaşanması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-ekonominin-gorunmeyen-iscileri-esnaf-kuryeler-91045</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital ekonominin görünmeyen işçileri: Esnaf kuryeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NURCAN ÖNDER </strong><strong> </strong></p>
<p>Dijitalleşme çalışma hayatını yeniden şekillendiriyor. Akıllı telefonlar ve dijital platformlar üzerinden örgütlenen hizmet ekonomisi, geleneksel istihdam ilişkilerinin yerini yeni çalışma modellerine bırakıyor. Bu dönüşümün Türkiye'deki en görünür örneklerinden biri ise esnaf-kurye sistemi.</p>
<p>Gig ekonomisinin bir parçası olan bu model, ilk bakışta çalışanlara esnek çalışma saatleri ve kendi işini yönetme özgürlüğü sunuyor. Platform şirketlerinin "Kendi işinin patronu ol", "Mesai yok, müsait olduğunda çalış" gibi söylemleri de bu algıyı güçlendiriyor. Ancak bu parlak tablonun arkasında giderek büyüyen bir sorun var: Esneklik adı altında güvencesizliğin kurumsallaşması.</p>
<p><strong>Kendi işinin patronu mu, </strong><strong>sistemin görünmeyen işçisi mi?</strong></p>
<p>Esnaf/kurye modelinde çalışanlar çoğunlukla kendi adlarına vergi kaydı açtırıyor, araçlarını kendileri temin ediyor ve platformlarla hizmet sözleşmesi imzalıyor. Böylece hukuken bağımsız çalışan konumunda değerlendiriliyorlar.</p>
<p>Ancak hukuki ilişkinin niteliğini yalnızca sözleşmenin adı belirlemiyor. Çalışma saatleri, sipariş dağılımı, ücretlendirme, performans ölçümü ve müşteri değerlendirmeleri büyük ölçüde platformların kontrolündeyse, burada gerçek anlamda bir bağımsızlıktan söz etmek ne kadar mümkün?</p>
<p>Üstelik bu statü, çalışanları İş Kanunu'nun sağladığı birçok korumanın dışında bırakabiliyor. İş güvencesi, ücretli izin, çalışma süreleri, sosyal güvenlik ve sendikal haklar bakımından ortaya çıkan boşluklar, esnaf-kurye modelini basit bir ticari sözleşme olmaktan çıkarıyor.</p>
<p>Platform şirketleri maliyetlerini azaltırken ticari ve operasyonel risklerin önemli bir bölümünü kuryelere devrediyor. Aracın bakımından yakıt giderine, sigortadan kazalara kadar pek çok yük çalışanın omuzlarında kalıyor.</p>
<p><strong>Dünya çözüm arıyor, Türkiye bekliyor</strong></p>
<p>Platform çalışanlarının hukuki statüsü artık küresel ölçekte tartışılan bir mesele. ABD, Avustralya ve Avrupa ülkelerinde mahkemeler ve yasa koyucular, dijital platformlarla çalışanlar arasındaki ilişkinin gerçek niteliğini belirlemeye çalışıyor.</p>
<p>Fransa, Almanya ve Avusturya gibi ülkelerde işçi ile bağımsız çalışan arasında konumlanan "işçi benzeri çalışan" kategorisi, ekonomik bağımlılığı dikkate alan alternatif bir koruma modeli sunuyor.</p>
<p>İtalya'da ise kuryelerin çalışma koşulları ve yaşanan ölümler, 2019 yılında yasal düzenlemelerin gündeme gelmesine yol açtı. Bu gelişmelerin ortak noktası açık: Bir çalışanın hukuki statüsü belirlenirken yalnızca imzaladığı sözleşmeye değil, fiilen nasıl çalıştığına ve platformun onun üzerindeki kontrolüne de bakılması gerekiyor.</p>
<p>Türkiye'nin de bu tartışmayı daha fazla erteleme lüksü yok.</p>
<p><strong>Esnekliğin bedeli </strong><strong>güvencesizlik olmamalı</strong></p>
<p>Öncelikle platform çalışanlarının işçi mi yoksa bağımsız çalışan mı sayılacağını belirleyecek açık ve öngörülebilir hukuki kriterler oluşturulmalı. İşçi statüsünde değerlendirilmeyen çalışanlar için de asgari sosyal koruma mekanizmaları hayata geçirilmeli.</p>
<p>Özellikle kuryeler açısından trafik güvenliği, çalışma ve dinlenme süreleri, koruyucu ekipman, sigorta ve iş kazalarına karşı güvence öncelikli başlıklar olmalı. Sosyal güvenlik ve örgütlenme hakları da bu çerçevenin ayrılmaz parçası haline getirilmeli.</p>
<p>Üstelik hukuki belirsizlik yalnızca çalışanları değil, platform şirketlerini de riske atıyor. Bugün maliyet avantajı sağlayan bir model, yarın yargı kararları ve geriye dönük yükümlülüklerle ciddi bir hukuki ve ekonomik sorun yaratabilir.</p>
<p><strong>Teknoloji değişir, </strong><strong>çalışma hakkı değişmez</strong></p>
<p>Dijital ekonominin gelişmesini engellemek mümkün değil. Ancak teknolojik dönüşümün, çalışma hayatında kazanılmış temel hakların aşındırılması için gerekçe oluşturmasına da izin verilemez.</p>
<p>Esnaf/kurye modeli, dijital ekonominin sunduğu fırsatlarla yeni nesil güvencesizlik arasındaki ince çizgide duruyor. Mesele, bu çalışma biçimini ortadan kaldırmak değil; onu adil, sürdürülebilir ve insana yakışır koşullara kavuşturmak.</p>
<p>Çünkü bir ekonominin başarısı yalnızca ne kadar büyüdüğüyle değil, yarattığı refahı nasıl paylaştırdığıyla da ölçülür. Dijital çağın gerçek sınavı, teknolojinin insanın yerini alması değil, insanın haklarını koruyarak ona daha iyi bir çalışma hayatı sunabilmesidir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-ekonominin-gorunmeyen-iscileri-esnaf-kuryeler-91045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital ekonominin görünmeyen işçileri: Esnaf kuryeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hp-is-iliskileri-endeksi-i-sirbistan-ve-pink-floyd-91044</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> HP iş ilişkileri endeksi (I): Sırbistan ve Pink Floyd</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>HP İş İlişkileri Endeksi 2026 araştırmasının sonuçlarının açıkladığı toplantıda HP Türkiye Genel Müdürü Serdar Urçar ve ManpowerGroup Türkiye Genel Müdürü Feyza Narlı’nın iş ilişkileri ile ilgili olarak anlattıklarının yanında iki unsur öne çıktı: Beyaz ışık ve Sırbistan. Her ikisini de anlamak için yapay zekâ ajanlarına odaklanmak gerekiyor.</p>
<p>Beyaz ışık, Urçar’ın TÜSİAD Dijital Stratejiler ve Yeni Teknolojiler Çalışma Grubu Başkanı Burak Aydın’a atıfta bulunarak sunumunda bahsettiği bir kavram oldu. Urçar’ın bahsettiğine göre Aydın, yapay zekânın her şeyi beyaz ışığa çevirdiğini yani renkleri ortadan kaldırdığını söylemiş ya da ben öyle anladım. Bu, hâliyle iş ilişkilerinin üzerine kurulduğu rekabet unsuru olan farklılığı ortadan kaldıran bir durum oluşturuyor, diye düşündüm. Aklıma ilgi çekici bir biçimde Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünün kapağı geldi. Burada beyaz ışık bir prizmanın içinden geçerek rengarenk bir ışık yelpazesine dönüşür. Arama motoruna albümün adını yazarsanız kapak şak diye karşınıza çıktığı için daha uzun bir tasvir yapmayacağım. Işığın bu şekilde kırılması, Aydın’ın tespitini tamamlayacak şekilde üzerinde durulması gereken konuyu oluşturuyor çünkü yapay zekâ ajanları çağında beyaz ışıktan bu renkleri çıkarabilen şirketler rekabet üstünlüğüne sahip olacak; tıpkı Pink Floyd’un yaptığı gibi. Bu konuyu sevgili dostum ve bu konunun uzmanı Google AI’a özetlettirdim. Saniyeler içinde aldığım yanıt şu oldu:</p>
<p>Pink Floyd’un efsanevi albümü The Dark Side of the Moon, ABD’nin en prestijli albüm listesi olan Billboard 200 listesinde toplamda 996 hafta (ardışık olmayan) boy göstererek müzik tarihinin kırılması en güç rekorlarından birine imza atmıştır.</p>
<p>Albümün liste serüvenine dair öne çıkan detaylar şunlardır:</p>
<p><strong>- İlk kesintisiz dönem (1973 - 1988):</strong> Albüm, 17 Mart 1973'te listeye giriş yaptıktan sonra tam 741 hafta (yaklaşık 14,5 yıl) boyunca kesintisiz bir şekilde listede kalarak tarihe geçmiştir. 8 Ekim 1988'de, o dönemki liste kuralları gereği (eskiyen albümlerin katalog listesine kaydırılması nedeniyle) Billboard 200'den çıkmıştır.</p>
<p><strong>- Listelere dönüşü ve güncel durum:</strong> 2009 yılında Billboard'un eski albümlerin de ana listeye dönmesine izin veren kural değişikliğinin ardından albüm listeye tekrar giriş yapmıştır. Yapılan son güncel sayımlara göre albüm 996 haftaya ulaşarak 1.000 hafta sınırına iyice yaklaşmıştır.</p>
<p>Bu başarıyla The Dark Side of the Moon, dünya genelinde Billboard 200 listesinde en uzun süre kalan albüm unvanını açık ara farkla elinde tutmaya devam etmektedir.</p>
<p>İkinci konu Sırbistan oldu. Sırbistan seçimlerinin sonuçlarının ardından herkes burada yaşanan değişimi yakından izlemeye çalışıyor. Ben konuyu kısaca yapay zekâ ile çalıştığımda kendi adıma yeterli sonuca ulaştım. “Sırbistan seçimlerinin dinamiklerini ve sonuçlarını analiz eder misin?” diye sorduğum yapay zekâ bana şu sonucu verdi:  </p>
<p>Sırbistan'da 25 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirilen erken parlamento seçimleri, ülke tarihinde son onlarca yılın en büyük siyasi depremine yol açmıştır. 2012 yılından beri ülkeyi yöneten popülist lider Aleksandar Vučić ve partisi Sırp İlerleme Partisi (SNS), öğrencilerin öncülüğünde kurulan "Öğrenci Listesi" (Studentska Lista) karşısında tarihi bir yenilgi almış ve Vučić mağlubiyeti resmen kabul etmiştir.</p>
<p>Seçimlerin dinamikleri, oy oranları ve bu sarsıcı sonucun arkasındaki temel faktörlerin analizi şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Seçim sonuçları ve meclis aritmetiği</strong></li>
</ol>
<p>Cumhuriyet Seçim Komisyonu (RIK) ve bağımsız izleme örgütlerinin (CeSID/Ipsos) verilerine göre sandıktan çıkan tablo şu şekildedir:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Siyasi Oluşum / Liste</p>
</td>
<td>
<p>Oy oranı (%)</p>
</td>
<td>
<p>Kazanılan sandalye (Toplam: 250)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Öğrenci listesi (Studentska lista)</p>
</td>
<td>
<p>%53,7</p>
</td>
<td>
<p>141 <em>(Mutlak Çoğunluk)</em></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>"Aleksandar Vučić – Birleşik Sırbistan" (SNS)</p>
</td>
<td>
<p>%39,4</p>
</td>
<td>
<p>103</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Diğer / Etnik Azınlık Partileri</p>
</td>
<td>
<p>%6,9</p>
</td>
<td>
<p>6</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p><strong>- Rekor katılım:</strong> Seçime katılım oranı %69,3 civarına ulaşarak Sırbistan'ın son otuz yılı aşkın süredir gördüğü en yüksek katılım seviyesi olarak kayıtlara geçmiştir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Seçimin arkasındaki temel dinamikler</strong></li>
</ol>
<p><strong>- Toplumsal öfke ve "Sundurma Kazası" kırılması:</strong> Siyasi kırılmanın en büyük tetikleyicisi, 1 Kasım 2024'te Novi Sad tren istasyonundaki beton pergolanın çökerek 16 kişinin ölümüne yol açması oldu. Bu olay ülkede yıllardır biriken yolsuzluk, kayırmacılık ve ihmalkârlığın bir sembolü olarak görüldü ve toplumsal öfkeyi sokağa taşıdı.</p>
<p><strong>- Öğrenci hareketinin yükselişi:</strong> Geleneksel muhalefet partilerinin kendi içindeki bölünmelerinden yorulan seçmen, üniversite kampüslerinde adalet talebiyle başlayıp tüm Sırp toplumuna (çiftçiler, aktörler, yargıçlar) yayılan hiyerarşisiz, tabandan gelen bir gençlik hareketine yöneldi. Siyasi enerji geleneksel muhalefetten "Öğrenci Listesi"ne kaydı.</p>
<p><strong>- Vučić'in başbakanlık kumarı:</strong> Cumhurbaşkanı olarak iki dönemlik sınırına ulaşan Vučić, yürütmenin başına (Başbakanlığa) geçebilmek amacıyla cumhurbaşkanlığından istifa ederek ülkeyi erken seçime götürdü. Ancak rekor seçmen seferberliği bu stratejiyi boşa çıkardı.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Siyasi analiz ve gelecek projeksiyonu</strong></li>
</ol>
<p><strong>- Otoriterliğin sınırı:</strong> Siyaset bilimciler açısından bu sonuç, medya ambargosu ve devlet imkânlarının tekelleşmesine dayalı "rekabetçi otoriter" rejimlerin, güçlü bir taban seferberliği karşısında kalıcı olamayacağını kanıtladı.</p>
<p><strong>- Dış politika ve belirsizlikler:</strong> Öğrenci hareketinin kolektif yapısı nedeniyle, yeni yönetimin Avrupa Birliği (AB) üyeliği müzakereleri, Kosova sorunu ya da Rusya ve Çin ile geleneksel yakın ilişkiler konusundaki net dış politika programı henüz tam olarak kristalize olmamıştır.</p>
<p><strong>- Sırbistan'ı bekleyen yeni dönem:</strong> Meclis başkanlığını geçici olarak yürüten Ana Brnabić'in ardından, gözler Aralık 2026'da yapılması planlanan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine çevrilmiş durumdadır. Öğrenci hareketinin meclisteki mutlak çoğunluğuyla Sırbistan'da 14 yıllık kesintisiz SNS dönemi resmen kapanmıştır.</p>
<p>Bu analizi buraya aktarmamın nedeni, siyasi bir analiz yapmak değil. Yapay zekâ ajanlarının dünyasının nasıl olacağı konusunda bir projeksiyon yapmak. Komplo teorisi kurgulamaktan hoşlanan arkadaşlar, yapay zekâ ajanlarının Sırbistan’daki gençlerin akıllarına etki ettiğini ve seçimleri manipüle ettiğini söyleyebilir ve bunu neden yapmadıklarını bilmiyorum. Bunun etkili bir savunmasını yapay zekâ ile kolayca oluşturabilirler çünkü buradaki model, yapay zekâ ajanlarından bir işi yapmaları istendiği zaman diğer ajanlar ile ilişki kurarak işi yapacak kadroyu oluşturmasının “tıpkısının aynısı” bir modele karşılık düşüyor. Microsoft Word uzun cümlemi hatalı bulup altını çizdiği için cümleyi böldüm. Çocuk yanım ise on yıllardır kullanmadığım “tıpkısının aynısı” ifadesini araya soktu. Bu, gençlikte dil konusunda hassasken eleştirdiğimiz bir ifadeydi. Bugün bir gençlik hatırası olarak o günleri anımsatan eski bir dost gibi. Bu, dönüşümün masum olanı ama hepsi bu kadar masum olmuyor.</p>
<p>Algoritmalar değişirken trafiklerini korumak isteyen medya yüzleri, fenomenler ve influencer’ların nasıl bir metamorfoz geçirdiğini gördüğümde yapay zekâyı eleştirenlerin kendilerini sorgulaması gerektiğini düşünüyorum. İnsanların kendilerine öğretilen başarı kriterleri doğrultusunda “biliyorum ama böylesi tutuyor” noktasına savrulması, bu zekâ formunu yapay zekâ karşısında korunacak taraf olarak görmememiz için yeterli değil mi? Sırbistan örneğine dönersek, muhtemelen bu seçimde “onlar kazanamayacak; oyunuzu onlara verip ziyan etmeyin” savının bir kısım seçmenin zekâsını ele geçirmediğini söyleyebilir miyiz?</p>
<p>Bütün bunları tartışmayı uzmanlarına bırakıp yapay zekâ ajanları ile ilgili analizime devam etmek istiyorum. Bunun için seçim sonuçlarına bakmamız gerekiyor.</p>
<p><strong>Biz böyle bir kadro seçer miydik?</strong></p>
<p>Özellikle muhalifler, daha önce Macaristan’daki seçim sonuçlarında olduğu gibi buradaki sonuçlardan da yola çıkarak bazı “umutlu” yorumlar yapacaktır. Sırbistan sonuçları ile ilgili kısa bir analizle konuyu ele almaya başlayalım:</p>
<p>Sırbistan'da tarihi bir zafer elde eden "Öğrenci Listesi" (Studentska Lista) içinde profesyonel siyasetçi bulunmamaktadır. Hareket, geleneksel siyaset sınıfına ve yozlaşmaya tepki olarak doğduğu için, aday listesini bilinçli olarak aktif/profesyonel politikacılardan uzak tutmuştur.</p>
<p>Listenin en dikkat çekici özelliği, milletvekili kadrosunun doğrudan öğrenciler tarafından seçilen ama öğrencilerden oluşmayan, alanında uzman kişilerden (teknokratlar, akademisyenler ve sivil figürler) kurulmuş olmasıdır. Öğrenciler, ülkeyi yönetmesi için meclise kendilerini değil; toplumun güvendiği aydınları, bilim insanlarını ve kanaat önderlerini taşımıştır.</p>
<p>Öğrenci Listesi'nin meclise giren kadrosunun mesleki dağılımı ve öne çıkan profilleri şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Mesleki ve sektörel dağılım</strong></li>
</ol>
<p>Liste, toplumun her kesimini kucaklayan "büyük çadır" (big tent) ittifakı modeliyle oluşturulduğu için oldukça renkli ve uzmanlık odaklı bir meslek dağılımına sahiptir:</p>
<p><strong>- Tıp ve sağlık dünyası:</strong> Listenin en güçlü ağırlık noktalarından biridir. Sağlık sistemindeki yozlaşmaya karşı çıkan saygın doktorlar ve cerrahlar ön plandadır.</p>
<p><strong>- Akademi ve bilim insanları:</strong> Belgrad ve Novi Sad üniversitelerinden kimya, sosyoloji ve mühendislik gibi farklı dallardan profesörler kadronun entelektüel omurgasını oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>- Sanat ve kültür camiası:</strong> Vučić yönetimine karşı sesini yükselten popüler oyuncular, oyun yazarları ve yönetmenler listede üst sıralarda yer bulmuştur.</p>
<p><strong>- Çiftçiler ve çevre aktivistleri:</strong> Özellikle kırsal bölgelerdeki madencilik projelerine karşı direnen yerel halk kahramanları ve tarım üreticileri listededir.</p>
<p><strong>- Genç uzmanlar ve siyaset bilimciler:</strong> Yeni mezun olmuş veya uluslararası deneyime sahip genç araştırmacılar ve diplomatik proje koordinatörleri de uzmanlıklarıyla kadroya dahil edilmiştir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Öne çıkan isimler ve meslekleri</strong></li>
</ol>
<p>Listenin profesyonel siyasetçi olmayan ama toplumca çok iyi tanınan bazı lokomotif figürleri şunlardır:</p>
<p>- Prof. Dr. Ilija Srdanović (Kardiyolog): Listenin 1. sıra adayı ve hareketin lideri. Novi Sad Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde profesör ve kardiyoloji uzmanı olan Srdanović, protestoların en başından beri tıp dünyasını arkasına alan saygın bir isimdir.</p>
<p>- Dejan Bodiroga (Eski Basketbol Yıldızı): Listenin 24. sırasında yer alan, Avrupa basketbolunun efsane ismi ve Euroleague Başkanı. Siyasete hiç bulaşmamış olmasına rağmen, öğrencilere yönelik polis baskısını sertçe eleştirerek harekete katılmıştır.</p>
<p>- Prof. Dr. Radomir Saičić (Organik Kimya Profesörü): Belgrad Üniversitesi'nde öğretim üyesi ve Sırbistan Bilim ve Sanat Akademisi üyesi.</p>
<p>- Prof. Dr. Jovo Bakić (Sosyolog): Sırp milliyetçiliği ve aşırı sağ üzerine çalışmalarıyla bilinen, Vučić rejimine yönelik entelektüel eleştirileriyle tanınan bir sosyolog.</p>
<p>- Tihomir Stanić (Oyuncu) &amp; Željko Hubač (Oyun Yazarı): Ülkenin kültürel dönüşümünü meclise taşımak üzere listede (3. ve 8. sıralarda) yer alan sanat dünyasının öncü isimleri.</p>
<p>- Zlatko Kokanović (Çiftçi / Aktivist): Ülkedeki çevre protestolarına (Rio Tinto lityum madeni karşıtlığı) liderlik eden bir tarım üreticisi.</p>
<p>- Adem Mavrić (Siyaset Bilimci): Listenin 6. sırasında yer alan, Sırbistan'ın Yeni Pazar (Novi Pazar) kentinden Boşnak bir genç uzman. Türkiye'de Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunudur.</p>
<p><strong>Tek istisna: Teknisyen bürokrat geçmişi</strong></p>
<p>Listede geçmişte devlet kademesinde bulunmuş neredeyse tek istisnai isim, eski Sırbistan Merkez Bankası Başkanı Dejan Šoškić'tir. Ancak Šoškić de bir parti siyasetçisi değil; görevinden istifa ettikten sonra yolsuzluk karşıtı çıkışlarıyla bilinen saygın bir ekonomist ve teknokrattır.</p>
<p>Özetle; Sırbistan meclisini yöneten yeni çoğunluk, siyaseti meslek edinmiş kişilerden değil; doktorlardan, profesörlerden, sanatçılardan ve çiftçilerden oluşan sivil bir uzmanlar koalisyonudur.</p>
<p>Şimdi muhaliflerin hayallerini kırmak için bizim Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne seçtiğimiz temsilcilerimizin profilini çıkaralım. Yapay zekâ bunu saniyeler içinde yapıyor.    </p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 28. Yasama Dönemi'ndeki 600 milletvekilinin beyan ettiği mesleki dağılıma bakıldığında, meclis aritmetiğinde en ağırlıklı grubu iş insanları ve avukatlar oluşturmaktadır.</p>
<p>Milletvekillerinin birden fazla uzmanlık alanı ya da meslek belirtmesi (örneğin hem avukat hem akademisyen olunması) sebebiyle toplam meslek kaydı 728 olarak sisteme girmiştir.</p>
<p>TBMM Başkanlığı verilerine göre mecliste 96 farklı meslek grubu temsil edilmekle birlikte, öne çıkan ana mesleki dağılım şu şekildedir:</p>
<p><strong>TBMM Milletvekili meslek dağılımı</strong></p>
<p>Meslek grubu                                         Milletvekili sayısı</p>
<p>İş İnsanı                                                  158</p>
<p>Avukat                                                     122</p>
<p>Akademisyen                                            42</p>
<p>Eğitimci / Öğretmen                                  37</p>
<p>Ekonomist / İktisatçı                                  33</p>
<p>Tıp Doktoru                                               32</p>
<p>Bürokrat                                                    24</p>
<p>İnşaat Mühendisi                                      22</p>
<p>Gazeteci                                                   18</p>
<p>Eczacı                                                      11</p>
<p>Serbest Muhasebeci / Mali Müşavir         11</p>
<p>Çiftçi                                                         10</p>
<p>Hukukçu <em>(Hâkim, Savcı vb. kökenliler) </em>   10</p>
<p><strong>Dikkat çeken detaylar</strong></p>
<p>- İş dünyası ve hukuk dominasyonu: Meclisin neredeyse yarısını sadece iş insanları ve avukatlar oluşturmaktadır.</p>
<p>- Akademik profil: Milletvekilleri arasında toplam 42 akademisyen bulunurken, meclis genelinde yüksek lisans ve doktora yapmış veya profesör/doçent unvanına sahip kişi sayısı 197'yi bulmaktadır.</p>
<p>- Sağlık ve mühendislik: Toplum sağlığını ve teknik projeleri temsil eden 32 tıp doktoru, 11 eczacı ve 22 inşaat mühendisi mecliste yasama faaliyetlerine katılmaktadır.</p>
<p>Bunların beyan edilen meslekler olduğuna ve gerçekte yapılan işler açısından bakıldığında iş bitirici pozisyonların “iş dünyası ve hukuk dominasyonu” yorumundan çok daha ileride olduğunu görürüz.</p>
<p><strong>Biz Malta milli takımını da anlamamıştık</strong></p>
<p>Bizim tercihlerimiz kadar anlayışımız da yapay zekâ ajanları çağına sıçramamızın önünde önemli bir engel oluşturuyor. Bunun çarpıcı bir örneği, futbol ile ilgili olarak hafızamda  yer alıyor. Bugün çok daha profesyonel olan Malta milli futbol takımı ile ilgili durumu hatırlıyorum. 2007’deki maçın öncesinde “esnaf takımı”, “kasabı takıma almışlar” diye dalga geçilen bu takım, bizim profesyonel oyuncularımızla 1-1 berabere kalmıştı. Daha fazlasını doğru hatırlamayacağımdan endişe ettiğim için yapay zekâya sordum. Yanıtı aktarıyorum:</p>
<p>Malta millî takımındaki futbolcuların meslekleri sorulduğunda genellikle akla Türkiye ile <u>Malta</u> arasında 2007 yılında oynanan tarihi 1-1'lik maç ve o dönem basına yansıyan popüler "esnaf takımı" haberleri gelmektedir.</p>
<p>Malta futbolunun geçmişi ve günümüzdeki yapısı incelendiğinde meslek durumu iki farklı döneme ayrılmaktadır:</p>
<ol>
<li><strong> Geçmiş dönem (Örn: 2007 Türkiye - Malta maçı dönemi)</strong></li>
</ol>
<p>O yıllarda Malta kadrosundaki oyuncuların çok büyük bir kısmı yarı profesyonel veya amatördü. Futboldan geçimlerini sağlayamadıkları için günlük hayatta farklı meslek dallarında çalışıyorlardı. O dönem medyanın ve federasyon kayıtlarının aktardığı bazı oyuncu meslekleri şunlardı:</p>
<p>- Brian Said (Defans - Türkiye'ye gol atan isim): Kimya sektöründe laboratuar teknisyeni / işçi.</p>
<p><u>- Ivan Woods</u> (Forvet): Turizmci / Otel personeli.</p>
<p><u>- George Mallia</u> (Orta Saha): Su tesisatçısı.</p>
<p><u>- Ian Azzopardi</u> (Defans): Serbest meslek / Esnaf.</p>
<p><u>- Peter Pullicino</u> (Orta Saha): Fırıncı.</p>
<p><u>- Mario Muscat</u> (Yedek Kaleci): Aşçı.</p>
<p>O dönem takımda <u>Michael Mifsud</u> ve <u>Gilbert Agius</u> gibi sadece birkaç isim tamamen profesyonel olarak hayatını sürdürüyordu.</p>
<p> </p>
<ol start="2">
<li><strong> Günümüzdeki durum (2026 UEFA Uluslar Ligi kadrosu)</strong></li>
</ol>
<p>Günümüzde Malta millî futbol takımı büyük oranda profesyonel futbolculardan oluşmaktadır. Malta Premier Ligi'ndeki (Ħamrun Spartans, Floriana, Birkirkara) oyuncuların maaşları ve profesyonellik seviyeleri eskiye oranla ciddi şekilde artmıştır.</p>
<p>Ayrıca güncel kadroda Avrupa'nın önemli liglerinde tamamen profesyonel olarak oynayan "lejyoner" oyuncular bulunmaktadır:</p>
<p><u>Teddy Teuma</u>: Belçika'nın köklü kulüplerinden Standard Liège forması giyen elit bir profesyonel futbolcudur.</p>
<p><u>Irvin Cardona</u>: Fransa'da AS Saint-Étienne takımında oynayan profesyonel forvettir.</p>
<p><u>Ilyas Chouaref</u>: İsviçre'de FC Sion forması giymektedir.</p>
<p>Özetle; Malta futbolu artık 2000'lerin başındaki gibi tamamen fırıncı, aşçı veya tesisatçılardan kurulu bir "esnaf takımı" değildir. Alt liglerde hâlâ yarı profesyonel oyuncular olsa da, millî takımı temsil eden ana kadro artık profesyonel sporculardan kuruludur.</p>
<p>Bu değişimin futbolun sanayileştiği dönemde yaşandığını not düşmem gerekiyor. Yapay zekâ çağının en önemli özelliği, sanayi toplumunun bize dayattığı çakma gerçeklerin çok da hakikat olmadığını anlamamızı sağlaması. Bu insanlar arasındaki farkı görmek istersiniz diye yapay zekâ sonucundaki linkleri öldürmedim. Yapay zekânın gelişimi ve Sırbistan seçimleri iki farklı açıdan esnaf takımını hatırlamamızı gerektiriyor.</p>
<p>Raporun iş ilişkileri ile ilgili bulgularına geçmeden önce bu şekilde işin aslını ele almamız gerekiyor. İkinci bölümde low-code/no-code dünyası ile yapay zekânın yaratacağı dinamikleri birlikte ele alacağım. Urçar’ın dile getirdiği, teknoloji ve iş dünyasındaki büyük kırılmayı bu sayede daha iyi anlayabileceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hp-is-iliskileri-endeksi-i-sirbistan-ve-pink-floyd-91044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ HP iş ilişkileri endeksi (I): Sırbistan ve Pink Floyd ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kadin-girisimcilere-proje-finansmanina-dayali-kredi-imkanlari-saglanmali-91059</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 06:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kadın girişimcilere proje finansmanına dayalı kredi imkanları sağlanmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yapısal Reformlar Komisyonu çatısı altında, SEDEFED ve KAGİDER ev sahipliğinde, Daha İyi Yargı Derneği desteğiyle düzenlenen ‘Türkiye’nin Gücüne Kadının Katkısı’ başlıklı çalıştayda kadınların iş dünyasında daha etkin olması adına atılması gereken adımlar ve mevcut durum mercek altına alındı. KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Esra Bezircioğlu, etkinliğin kolektif bir çalışma olduğuna dikkat çekerek, “Kadınların girişimcilik ekosisteminde daha fazla yer alması, ekonomiye ve topluma önemli faydalar sağlıyor. Bu faydaları artırmak amacıyla bugün bu çalıştayı gerçekleştiriyoruz. Gerçekten baktığınızda sorunların ne olduğunu çok iyi biliyoruz aslında. Çünkü bunu dert edinmiş insanlarız. Bugün baktığımızda kadın girişimcinin yaşadığı sorunları hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla bu masalarda konuşulacak konular da gerçekten toplumla karar vericiler arasında önemli rolü üstlenen sivil toplumun çok önemli bir çıktısı olacak. Bunun da peşinde, çok ciddi çalışmalarımız ve çıktıları politika yapıcılara, karar vericilere götürerek onlara bir iyi örnek, rol model, bir haritalama ve yol haritası sunmak üzere raporlamalarımız olacak” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae82bfcd28c1-1793600508.png" alt="" width="981" height="776" /><strong>ÜÇ KADINDAN İKİSİ İŞ GÜCÜ DIŞINDA </strong></p>
<p>Sektörel Dernekler Federasyonu (SEDEFED) Yönetim Kurulu Başkanı Emine Erdem, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ağustos ayı verilerine göre Türkiye’de erkeklerin yaklaşık yüzde 70’inin iş gücüne katıldığını, kadınlarda ise bu oranın %35’lerde olduğuna dikkat çekerek; “Yani çalışma çağında olan her üç kadından ikisi maalesef iş gücü dışında. Bizim için bu veri kırılması gereken bir alışkanlığı ifade ediyor. Bu tablonun arkasına şöyle bir baktığınızda eğitimini aldığı mesleği yapamayan, bakım sorumlulukları nedeniyle işinden ayrılan, iş kurmak istediği halde finansmana ulaşamayan kadınlar var. Bu kadınların bilgisi, emeği, fikri var ama bunları değerlendirebileceği fırsatlara erişemiyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>“KALICI VE DOĞRU POLİTİKALARA İHTİYACIMIZ VAR” </strong></p>
<p>Kadınların iş dünyasında daha fazla yer almasına bağlı olarak kurumsal firma sayısının da artacağına dikkat çeken Erdem, “Özellikle devlet desteklerinde kadınları kapsayacak politikaların daha fazla gündeme alınması gerekiyor. Kalıcı politikalara, kurumların bir arada bütünlük göstereceği çalışmalara ve doğru teşviklere ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı. Kadınların ücretli çalışmaya, girişimciliğe ve karar alma süreçlerine katılımını sağlayacak koşulları kurma hususunda bazı eksikliklerin olduğuna işaret eden Erdem, “Yapısal reform dediğimiz konu tam burada başlıyor. 2026 yılı reformlar yılı, yapısal reformlar yılı ilan edildi. Tam da bu noktada bizlere ekonomi gündeminin tam da merkezine taşıma fırsatı veriyor. Bir kadının çalışabilmesi için çocuğunu güvenle bırakabileceği bir kreşe ihtiyacı var. Bu ihtiyaç varsa bakım hizmetlerini ekonomi politikasının parçası olarak ele almalıyız” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>HER 100 İŞVERENİN ANCAK 12’Sİ KADINLARDAN OLUŞUYOR </strong></p>
<p>TÜRKONFED Yapısal Reformlar Komisyonu ve Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Av. Mehmet Gün, TÜİK verilerine göre girişimciler içinde kadın oranının yüzde 18,2 olduğuna dikkat çekerek, “İşverenler içinde kadın oranı yüzde 11,7 seviyesinde yer alıyor. Yani her 100 işverenin ancak 12’si 13’ü kadın. Dünya Bankası’nın Türkiye’deki 2024 işletme araştırmasına göre en az bir kadın ortağı bulunan işletmelerin oranı yüzde 15,8, üstelik bu oran kadınların işletmelerin sermayesinde ne kadar paya veya ne ölçüde karar gücüne sahip olduğunu göstermiyor” dedi. Sabancı Üniversitesi’nin 2023 araştırmasına göre Borsa İstanbul şirketlerinde toplam yönetim kurulu üyelik koltuklarının sadece yüzde 19.4’ünün kadınlardan oluştuğuna değinen Gün, “Bunun azalma eğiliminde olduğuna ilişkin de emareler var. Dünya Bankası’nın araştırmasında tepe yöneticisi kadın olan işletmelerin oranı yüzde 9,4 düzeyinde. 100 ve üzerinde çalışanı olan işletmelerde bu oran yüzde 5,4’e düşüyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>ÜÇ BOYUTU BİRLİKTE GELİŞTİREBİLDİĞİMİZ ÖLÇÜDE EKONOMİK GÜÇ ARTAR </strong></p>
<p>Eşit şartlar verilince kadınların erkeklere göre daha başarılı olduğuna dikkat çeken Mehmet Gün, “Kendi büromdan bir örnek vereyim: Hiçbir ayrım yapmadım, sadece liyakat esaslı olarak yönettiğim arkadaşlarımın yüzde 66’sı kadın. Yöneticilerimin yüzde 67’si kadın ve son derece de güzel bir ekip çalışması yürütüyoruz. Bu tür konulara eğilme fırsatları bulabiliyoruz. Kendi büromda gördüğümüz sonuç: Eşit şartlar, eşit fırsatlar verilirse kadınlar çok başarılı olabilirler ama eşit şartlara sahip değiller” diye konuştu. Kadınların ekonomik güce daha fazla katılmasını gelir kazanma, sermaye sahibi olma ve karar verme yetkisi boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiğinin altını çizen Gün, “Bu üç boyutu birlikte geliştirebildiğimiz ölçüde kadınların ekonomik gücünü artırabiliriz. Bunları birlikte geliştirmezsek bir yerden bir yere aksak bir durum ortaya çıkar” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“EV İÇİ EKONOMİSİNİN BÜYÜKLÜĞÜ ÖLÇÜLMELİ” </strong></p>
<p>Açılış konuşmalarından sonra çalıştayın moderatörlüğünü Ekonomi Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Şeref Oğuz gerçekleştirdi. Yuvarlak masa etrafında yapılan çalıştayda; insan kaynakları süreçleri ve liderlik, markalaşma ve girişimcilik, finansmana erişim,, ihraç pazarlarına erişim, ve ev içi ekonomisi başlıkları mercek altına alındı. Kadınların gücünün bu alanlarda Türkiye’nin üretim gücüne ve refahına dönüşebilmesi adına sorunlar ve çözüm önerileri paylaşıldı. İstanbul Ticaret Üniversitesi Kadın ve Aile Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ayşen Baylak Güngör, ekonomik potansiyel olarak kadının ev içindeki üretiminin neye karşılık geldiği konusuna değinerek, “TÜİK istatistiklerine göre bir kadının bir günde ortalama ev içinde 4 saat 35 dakikalık bir emek sarfı söz konusu. Aynı süre erkekler için 53 dakikaya denk geliyor. Çalışan kadınlarda da bu ortalama 3 saate yakın. OECD tespitlerine göre kadınlar erkeklerden en az 3,5 veya 5 kat daha fazla emek sarf ediyorlar ev içi işlere. Çalışan erkeklerde yanlış hatırlamıyorsam günlük 35 dakika. Ama çalışan kadınlarda aynı süre 3 saate tekabül ediyor. Bizim burada en önemli yapısal engelimiz ya da sorunumuz kadının ev içi emeğinin görünmemesi, veriye ve ekonomik karşılığa dönüşmemesidir. Gayri safi yurtiçi hasıla hesaplamalarında kadının bu emeğinin en az %25 ila %30’una tekabül ettiği belirtiliyor. 18-65 yaş arası 35 milyon kadının ortalama günde 5 saatten yıllık en az 4,5 milyar saat ekonomiye katkı sağladığını biliyoruz. Bu katkının parasal olarak ölçülmesi ve istatistiklere yansıması gerekiyor. Buradaki en önemli sorun cinsiyet ideolojisi ve toplumsal bakış açısıdır” dedi.</p>
<p><strong>“NİHAİ KARAR KADINLARA BIRAKILMIYOR” </strong></p>
<p>Argüden Yönetişim Akademisi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Pınar Ilgaz, yapısal reformların başında kadın ve erkeğin birlikte toplumu geliştirme ve refaha kavuşturma motivasyonu olması gerektiğine işaret ederek, “Kurumsallaşma ve markalaşma uzun vadeli bakış açısı gerektirir. Kadının cesaretli ve karar verici noktada olması kritik öneme sahip. Toplumda kadının algısı bu noktayı zayıfl atabiliyor ve kadınların uzun vadeli kararlarda geri durmasına sebep olabiliyor. Cam tavan noktasında, yöneticilik aşamasına geldiğinde kadınlar bakım ve diğer sorumluluklardan dolayı geri durabilmektedir. Kadının birey olarak görülmesi ve kararlarda yer alması gerekir. Genelde kadınların İK gibi veya pazarlama/ markalaşma alanlarında görsel tasarım gibi daha “soft” nitelenen konulara odaklanması bekleniyor ama nihai kararlar kadına bırakılmıyor. Harvard’ın değerlendirmesine göre kadın kurucular talep ettikleri finansmanın ortalama 4’te 1’ini alırken, erkek kurucular yaklaşık yarısını alabilmektedir. Kadın ve erkek ancak birlikte toplumu kalkındırabileceğimiz algısını güçlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae82c8cc2edc-1793600652.png" alt="" width="900" height="273" /><strong>“MENTÖRLÜK VE HİBE DESTEKLERİ PAKET HALİNDE VERİLMELİ” </strong></p>
<p>Kadın girişimciler için ağır teminat, rehin ve ipotek şartları yerine nakit akışına ve proje finansmanına dayalı esnek kredi imkanları sağlanması gerektiğini kaydeden Nalan Erkar Karakaş, “Kamu, özel sektör, STK ve üniversiteler iş birliğiyle eğitim, mentörlük ve hibe destekleri paket halinde verilmeli. Evden üreterek Trendyol ve Hepsiburada gibi dijital platformlarda satış yapan kadınlar için komisyon oranlarının düşürülmesi yönünde TÜRKONFED ve SEDEFED öncülüğünde lobi çalışması ve pilot uygulama yapılmalı. Turquality belgesi kriterlerine kadın çalışan ve kadın yönetici oranının bir kıstas olarak eklenmeli. Kamu ve özel sektör ihalelerinde/satın alımlarında kadın şirketlerine tedarikçi önceliği tanınması hedeflenmeli” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kadin-girisimcilere-proje-finansmanina-dayali-kredi-imkanlari-saglanmali-91059</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/9/1280x720/56758-1793600689.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi, turizm ve hizmet sektörleri başta olmak üzere kadınların iş dünyasında daha etkin bir yerde konumlanması, Türkiye&#039;nin Gücüne Kadının Katkısı Çalıştayı’nda ele alındı. Nakde erişim konusunda kadın girişimcilere yönelik kredi kullanımının rehin veya ipotekten ziyade proje bazlı olması hususu öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/ozdilek-uretimin-hizini-yuzde-35-artirdi-manhattan-magazasi-ile-abdye-adim-atti-91070</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özdilek, üretimin hızını yüzde 35 artırdı, Manhattan mağazası ile ABD&#039;ye adım attı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin perakende, ev tekstili ve hizmet sektörlerindeki köklü markalarından Özdilek'in, üretim altyapısını yenileyerek, e-ticaret operasyonlarını güçlendirerek ve mevcut iş kollarında verimlilik odaklı yatırımlara ağırlık vererek büyüme stratejisini sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emir Murat Özdilek, İnegöl Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan üretim tesisi ile lojistik merkezi yatırımının grubun rekabet gücünü artıracağını söyledi. Tekstil sektörünün yüksek girdi maliyetleri ve küresel rekabet nedeniyle zor bir dönemden geçtiğine dikkat çeken Özdilek, yeni üretim tesisi ve modernizasyonların şirket açısından bir tercih değil, faaliyetlerin sürdürülebilirliği için zorunluluk haline geldiğini vurguladı. Özdilek, Tekstil Boyahaneleri İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde (TOSAB) yaklaşık 120 milyon dolarlık yatırımla, 90 dönüm arazi üzerinde kurulan yeni üretim tesisinin ardından şimdide sırada New York, Manhattan’da bir ev tekstili mağazası açmaya hazırlandıklarını söyledi. Özdilek, Ekonomi Gazetesi Bursa Bölge Temsilcisi Ömer Faruk Çiftçi ile bir araya gelerek holdingin gelecek vizyonunu paylaştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ae83823b65a1-1793603619.jpg" alt="" width="700" height="855" /></p>
<h2>“Üretim hızı yüzde 35 arttı, maliyetler yüzde 15 azaldı”</h2>
<p>Grubun ilk üretim tesislerinden biri olan İnegöl OSB’deki üretim tesisinde yeni yatırımlar ile modernizasyona gittiklerini ifade eden Emir Murat Özdilek, “Bu, yaklaşık 10 yıldır gündemimizde olan bir projeydi. Ev tekstili üretiminde kullandığımız makineler de benimle yaşıttı. Eski teknolojiyle üretime devam etmek hem üretim hızımızı düşürüyor hem de maliyetlerimizi olumsuz etkiliyordu. Artık bu yatırımı yapmaktan başka bir yol kalmamıştı” diye konuştu. Yeni tesisle üretim hızında yüzde 35 artış, maliyetlerde ise yüzde 15 düşüş elde ettiklerini kaydeden Özdilek, “Bu yatırımı yapmak riskli mi diye soranlar oldu. Benim açımdan mesele çok net: Ya bu işi yapacaktık ya da yapmayacaktık. Biz bu işi sürdürmeyi ve yatırım yapmayı tercih ettik. Aileden müteşebbisiz. Üretime devam etme kararını aldık ve bunun gereğini yerine getiriyoruz” diye konuştu. </p>
<h2><strong>“Tekstil ihracatı 50 milyon dolardan 3 milyon dolara geriledi”</strong></h2>
<p>Özdilek’in geçmişte yıllık yaklaşık 50 milyon dolara ulaşan tekstil ihracatının bugün 3 milyon dolar seviyesine gerilediğini kaydeden Özdilek, yeni üretim altyapısıyla birlikte ihracatta yeniden büyümeyi hedeflediklerini söyledi. Özellikle ABD pazarındaki gelişmeleri yakından takip ettiklerini anlatan Özdilek, New York’ta düzenlenen Market Week organizasyonlarında kurumsal müşterilerle temaslarını sürdürdüklerini ifade etti. Eylül ayında gerçekleştirilen son organizasyonda olumlu gelişmeler yaşandığını belirten Özdilek, ABD’nin büyük mağaza zincirlerine ürün tedarik etme konusunda yeni fırsatlar gördüklerini dile getirdi. Özdilek konuşmasını şöyle sürdürdü: “Macy’s ve Kohl’s gibi büyük zincirlerle iş geliştirme potansiyelimiz var. Son görüşmelerde üretim planlamalarına ilişkin olumlu sinyaller aldık. Yeni üretim tesisimizin sağlayacağı hız ve verimlilikle birlikte bu yıldan ihracat açısından umutluyuz. Hedefimiz, ihracatımızı yeniden büyütmek ve iç pazardaki payımızı da artırmak” dedi. Özdilek, ABD pazarındaki büyüme planı kapsamında 2027’nin ilk günlerinde New York Manhattan’da 200 metrekare büyüklüğünde bir ev tekstili mağazası açacaklarını söyledi. Özdilek, ev tekstilinde farklı tüketici gruplarına hitap eden markalar geliştirdiklerini de belirterek, Nev, Floretta, Cottons &amp; Clouds ve Sadem Organik markalarıyla farklı fiyat ve ürün segmentlerinde büyümeyi amaçladıklarını kaydetti. Yeni üretim tesisinin yalnızca Özdilek markasına değil, Türkiye genelindeki farklı satış kanallarına da hizmet vermesini istediklerini vurguladı. </p>
<h2><strong>“E-ticarette 10 milyar TL ciro hedefi”</strong></h2>
<p>Özdilek Holding’in büyüme stratejisinde e-ticaretin önemli bir yer tuttuğunu belirten Emir Murat Özdilek, dijital satış kanallarının özellikle pandemi döneminde şirket için kritik bir işlev üstlendiğini söyledi. E-ticarette mevcut yıllık cironun yaklaşık 1 milyar TL düzeyinde olduğunu belirten Özdilek, 2030 yılına kadar bu rakamı 10 milyar TL’ye çıkarmayı hedeflediklerini açıkladı. Özdilek, “Perakendede güçlüyseniz e-ticarette de iddialı olmanız gerektiğine inanıyorum. Gelecek burada. E-ticaretimizi daha rekabetçi hale getirmek için lojistik altyapımızı güçlendirmemiz gerekiyor. Bugün farklı noktalardan ürün topladığımız için kargo maliyetlerimiz yükseliyor, zaman zaman müşterilerimizi bekletmek zorunda kalıyoruz. Tek merkezden yönetilecek bir lojistik yapılanmasıyla hem maliyetlerimizi düşürmek hem de müşterilerimize daha hızlı hizmet vermek istiyoruz” diye konuştu. İnegöl’de kurulacak lojistik merkezinin 54 bin metrekare kapalı alana sahip olacağını ve ofislerin de bu merkezde konumlandırılacağını belirten Özdilek, yatırımın e-ticaret operasyonlarının verimliliğini artıracağını ifade etti.</p>
<h2><strong>“7 bin 600 kişiye istihdam sağlıyor”</strong></h2>
<p>Özdilek, grubun farklı iş kollarında toplam 7 bin 600 kişiyi istihdam ettiğini ve yıllık cirosunun 40 milyar TL bandında bulunduğunu açıkladı. Perakende, marketçilik, alışveriş merkezleri, otelcilik, yeme-içme ve üretim faaliyetleriyle geniş bir iş yapısına sahip olduklarını belirten Özdilek, grup bünyesinde ürün ve hizmet alanlarında toplam 85 markanın bulunduğunu söyledi. 2019 yılında Holding bünyesinde ilk göreve başladığında 6-7 olan markalarının kısa sürede 85’e çıkarma başarısı gösterdiklerine vurgu yapan Özdilek, “Bizi biz yapan değerlerimizi hep koruduk. Bunları neden markalaştırmayalım dedik ve bizle özdeşleşen tüm değerlerimizi markalaşma yoluna gittik” diye konuştu. Markalaşmanın her iş kolunun kendi kimliğini oluşturması açısından önemli olduğunu dile getiren Özdilek, alışveriş merkezlerinde ÖzdilekPark, marketçilikte Gusto, yeme-içme alanında ise Safahat Lokantaları ve Kafe Safahat markalarıyla daha belirgin bir marka yapılanması oluşturduklarını anlattı. Grubun mevcut faaliyetlerini geliştirirken önceliği zorunlu ve verimlilik sağlayan yatırımlara verdiklerini kaydeden Özdilek, yeni konut ve otel projelerine ise şimdilik sıcak bakmadıklarını söyledi.</p>
<h2><strong>“6 bin büyükbaş hayvan kapasitesine ulaşılacak”</strong></h2>
<p>Gıda perakendesinde kalite ve tedarik güvencesini korumak amacıyla hayvancılık yatırımlarını sürdürdüklerini belirten Özdilek, mevcut 4 bin 500 büyükbaş hayvan varlığını 6 bine çıkarmayı hedeflediklerini açıkladı. Grubun yaklaşık 12 bin küçükbaş hayvanının da bulunduğunu ifade eden Özdilek, kırmızı et ihtiyaçlarının tamamını kendi üretimleriyle karşıladıklarını söyledi. Özdilek, “Bu işin doğrudan yüksek kâr getirdiğini söyleyemeyiz. Ancak marketlerimizde sunduğumuz ürünlerin kalitesini ve standardını korumak açısından önemli. Bizim için güvenilir gıda ve sürdürülebilir kalite, bütün işimizin bir parçası” dedi.</p>
<h2><strong>“250 dönümlük arazi için acele edilmeyecek”</strong></h2>
<p>Özdilek, grubun mevcut üretim tesisi ve mağazasının bulunduğu İstanbul Yolu üzerindeki yaklaşık 250 dönümlük arazinin ise gelecekte perakende yatırımları için farklı bir konsepte değerlendirilebileceğini belirtti. Emir Murat Özdilek, “Burada perakende odaklı bir yatırım düşüncemiz uzun zamandır var. Ancak şu an önceliğimiz devam eden yatırımlarımız ve giderlerimizi dengede tutma zamanı. Bunları belirli bir seviyeye getirdikten sonra bu araziyi de değerlendireceğiz. O günün koşullarına göre farklı seçenekler gündeme gelebilir” ifadelerini kullandı. Özdilek, üretim tesisleri, lojistik merkezi ve diğer yatırım ve modernizasyonlarının finansman yükü nedeniyle artık yeni bir yatırım projesi için acele etmeyeceklerinin de altını çizdi. Büyüme planlarında uzun vadeli hedeflerin önemli olduğunu ancak piyasa koşullarındaki değişime uyum sağlamanın da gerektiğini belirten Özdilek, “Büyüme planlarımız her zaman var ama şartlar değiştiğinde fırsatları da değerlendirebilen bir yapımız var. Günümüz şartlarında hantallaşmamak, gereksiz yere beklememek ve doğru zamanda doğru yatırımı yapmak gerekiyor” diye konuştu. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/ozdilek-uretimin-hizini-yuzde-35-artirdi-manhattan-magazasi-ile-abdye-adim-atti-91070</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/0/1280x720/ozdilek-uretimin-hizini-yuzde-35-artirdi-manhattan-magazasi-ile-abdye-adim-atti-1793603309.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emir Murat Özdilek, üretimden e-ticarete, ihracattan yurt dışı perakende yatırımlarına kadar birçok alanda büyümeyi hedeflediklerini açıkladı. İnegöl OSB’deki üretim tesisinde gerçekleştirdikleri modernizasyon yatırımıyla üretim hızını yüzde 35 artırıp maliyetleri yüzde 15 düşürdüklerini açıklayan Özdilek, e-ticarette 2030 için 10 milyar TL ciro hedefini ortaya koyarken, Manhattan’da açılacak ev tekstili mağazasıyla ABD pazarında büyüme mesajı verdi. Özdilek, “Üretimde rekabet gücümüzü artırıp dijital kanallarda büyüyeceğiz. E-ticarette 2030 yılı için 10 milyar TL ciro hedefimiz var” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sosyal-uygunluk-tekstil-ihracatinda-rekabet-gucunu-belirliyor-91089</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sosyal uygunluk, tekstil ihracatında rekabet gücünü belirliyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB), tekstil ihracatçılarının sosyal uygunluk standartlarına uyumunu güçlendirmek amacıyla Sosyal Uygunluk Denetim Standartları ve WCA Ön Denetim Programı Eğitimi düzenledi.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı destekleriyle UTİB koordinasyonunda yürütülen “Tekstil Sektöründe Sosyal Uygunluk Kapasitesinin ve Çevre Kabiliyetinin Geliştirilmesi ile İhracatın Artırılması UR-GE Projesi” kapsamında düzenlenen eğitim, Uludağ İhracatçı Birlikleri’nde (UİB) gerçekleştirildi.</p>
<p>Sürdürülebilirlik Uzmanı Senem Tanju tarafından verilen programda, sosyal uygunluğun gelişimi ve uluslararası standartların yanı sıra işletmelerin çalışanlarına ve tedarik zincirlerine yönelik sorumlulukları ele alındı.</p>
<p>Tekstilin çok katmanlı bir üretim yapısına sahip olması ve küresel tedarik zincirleriyle bütünleşmesi nedeniyle sosyal uygunluk uygulamaları konusunda daha yoğun sorgulandığına dikkat çeken Senem Tanju, bu alandaki sorumluluğun üretimin tüm aşamalarını kapsadığını belirtti. İş yeri koşullarını değerlendiren WCA programına da değinen Tanju, çalışan hakları, ücret ve çalışma süreleri, iş sağlığı ve güvenliği ile çevre ve iş etiği gibi alanların program kapsamında incelendiğini aktardı. Ön denetimin ise firmaların mevcut uygulamalarındaki eksikleri görmesine ve gerekli iyileştirmeleri planlayarak resmi değerlendirmeye hazırlanmasına katkı sağladığını ifade etti. Değerlendirmelerde belge incelemesi, saha gözlemi ve çalışan görüşmelerinin birlikte ele alındığını açıklayan Tanju, “Sosyal uygunluk denetimlerinden geçmek ya da sürdürülebilirlik raporu yayımlamak tek başına yeterli değil; açıklanan bilgilerin gerçek çalışma koşulları ve sahadaki uygulamalarla doğrulanması gerekiyor. Firmalar, yaptıkları çalışmaların ve açıkladıkları bilgilerin arkasında durabilecek durumda olmalı” dedi.</p>
<h2>“Çevreci projelerde sosyal uygunluk da kanıtlanmalı”</h2>
<p>Sürdürülebilirliğin çevresel ve sosyal boyutlarının birbirini tamamladığına dikkat çeken Tanju, “Projeniz sürdürülebilir üretime, döngüsel ekonomiye, su yönetimine ya da başka bir çevresel hedefe katkı sağlayabilir. Ancak bu projedeki sosyal uygunluğu da kanıtlamak zorundasınız. Bu durum, sürdürülebilirliğin çevresel ve sosyal ayaklarının birbiriyle örtüştüğünü ortaya koyuyor” dedi. Tekstil sektöründe müşteri beklentilerinin sosyal uygunluk risklerini doğrudan ticari bir konu hâline getirdiğini de ifade eden Senem Tanju, “Sürdürülebilirlikle ilgili bir riskten söz ediyorsak bu, işletmenin nakit akışını ve finansmana erişimini etkileyen bir konu. Sosyal konulardaki risk ve fırsatların nasıl yönetildiği bu nedenle önem taşıyor. Yapacağınız raporlamalar ve sosyal uygunluk alanındaki yetkinliğinizi kanıtlayan veriler, finansmana erişim için güçlü bir dayanak haline gelecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sosyal-uygunluk-tekstil-ihracatinda-rekabet-gucunu-belirliyor-91089</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/9/1280x720/sosyal-uygunluk-tekstil-ihracatinda-rekabet-gucunu-belirliyor-1793617241.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UTİB tarafından düzenlenen programa katılan Sürdürülebilirlik Uzmanı Senem Tanju, “Sosyal uygunluk denetimlerinden geçmek ya da sürdürülebilirlik raporu yayımlamak tek başına yeterli değil; açıklanan bilgilerin gerçek çalışma koşulları ve sahadaki uygulamalarla doğrulanması gerekiyor. Firmalar, yaptıkları çalışmaların ve açıkladıkları bilgilerin arkasında durabilecek durumda olmalı” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulun-ekim-enflasyonu-yuzde-247-91077</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul&#039;un ekim enflasyonu yüzde 2,47</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), İTO 2023=100 bazlı İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi ile Toptan Eşya Fiyatları İndeksi'nin ekim ayı verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, kentte ekimde bir önceki aya kıyasla perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İTO İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi yüzde 2,47, toptan fiyat hareketlerini yansıtan Toptan Eşya Fiyatları İndeksi ise yüzde 1,20 artış kaydetti.</p>
<p>Geçen yılın aynı ayına göre değişim oranı perakende fiyatlarda yüzde 32,47 olarak gerçekleşirken, toptan fiyatlarda yüzde 25,51 oldu.</p>
<p><strong>En yüksek artış "giyim ve ayakkabı" harcama grubunda</strong></p>
<p>İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi'ndeki artış oranı ekimde bir önceki aya göre en yüksek yüzde 10,60 ile "giyim ve ayakkabı" harcama grubunda görüldü. Onu, yüzde 5,32 ile "eğlence ve kültür", yüzde 5,05 ile "haberleşme", yüzde 2,58 ile "gıda ve alkolsüz içecekler", yüzde 2,24 ile "konut", yüzde 1,87 ile "lokanta ve oteller", yüzde 1,82 ile "çeşitli mal ve hizmetler", yüzde 1,80 ile "sağlık", yüzde 1,67 ile "ev eşyası", yüzde 1,52 ile "eğitim" ve yüzde 0,45 ile "ulaştırma" harcamaları grubu izledi. "Alkollü içecekler ve tütün" harcama grubunda ise değişim olmadı.</p>
<p>İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi'nin ekim ayındaki değişiminde, "giyim ve ayakkabı" harcama grubunda yer alan ürünlerde kış sezonu etkisi ile görülen yukarı yönlü fiyat değişimleri, "eğlence ve kültür", "haberleşme", "konut", "lokanta ve oteller" ile "sağlık" harcama gruplarında yer alan bazı ürün ve hizmetlerde piyasa koşullarına bağlı fiyat değişimleri ile "gıda ve alkolsüz içecekler" harcama grubunda mevsim değişimi etkisine bağlı yukarı yönlü fiyat hareketleri etkili oldu.</p>
<p><strong>Toptan eşyada en yüksek fiyat artışı kimyevi maddelerde</strong></p>
<p>Ekimde bir önceki aya göre toptan eşya fiyatlarının en çok arttığı grup yüzde 3,44 ile "kimyevi maddeler" olurken, onu, yüzde 2,31 ile "işlenmemiş maddeler", yüzde 1,34 ile "inşaat malzemeleri", yüzde 1 ile "gıda maddeleri", yüzde 0,53 ile "yakacak ve enerji maddeleri" ve yüzde 0,46 ile "madenler" izledi. "Mensucat" grubunda herhangi bir değişim gözlenmedi.</p>
<p>Yıllık artış ise madenlerde yüzde 41,97, gıda maddelerinde yüzde 26,92, yakacak ve enerjide yüzde 25,60, inşaat malzemelerinde yüzde 23,48, işlenmemiş maddelerde yüzde 16,36, mensucatta yüzde 13,48 ve kimyevi maddelerde yüzde 10,45 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulun-ekim-enflasyonu-yuzde-247-91077</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/3/1280x720/enflasyon-alisveris-market-1741332569.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;nun ekim verilerine göre, İstanbul&#039;da perakende fiyatlar yüzde 2,47, toptan fiyatlar yüzde 1,20 artış kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/antalya/tim-delegeler-calistayi-sona-erdi-91029</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 23:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> TİM Delegeler Çalıştayı sona erdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Delegeler Çalıştayı ve 29 Ekim Cumhuriyet Balosu Galası, Antalya’nın tatil beldesi Belek’te bir otelde gerçekleştirildi.</p>
<p>Toplantıya Ticaret Bakan Yardımcısı Volkan Ağar, TİM Başkanı Mustafa Gültepe, ihracatçı birlikleri başkan ve yönetim kurulu üyeleri ile delegeler katıldı.</p>
<p>Çaıştayda, güncel ekonomik gelişmeler ve ihracat gündemine ilişkin sunum yapan Gültepe, Türkiye’yi ihracatta dünyanın ilk 10 ülkesi arasına çıkarma vizyonunu yineledi. TİM’in PwC Türkiye iş birliğinde hazırladığı ‘’İhracatta Rekabetçiliğin Geliştirilmesi’’ raporu hakkında da bilgi veren Gültepe, raporun özellikle, Türkiye’nin rekabetçilik alanındaki eksikliklerini ortaya koyduğunu söyledi. Gültepe şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetle birlikte bize Türkiye’yi çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkarma hedefini göstermişti. Biz ihracatçılar, Cumhuriyet’in bize emanet ettiği bu büyük yürüyüşün bugünkü temsilcileriyiz. Milletimizle ve ihracat ailemizle o hedefe büyük bir kararlılıkla ve emin adımlarla yürüyoruz. Geçmişimizden güç alarak daha çok üretmek ve dünyaya daha fazla değer sunmak durumundayız. Birlikte çalışırsak, birlikte üretirsek, dayanışmamızı daha da büyütürsek başarabiliriz. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını hep birlikte üretimin ve ihracatın yüzyılı yapacağız.”</p>
<p>Konuşmaların ardından ihracatçılar yaşadıkları sorunları TİM Başkanı Mustafa Gültepe ve Ticaret Bakan Yardımcısı Volkan Ağar’a anlattı.</p>
<p>Sektörel değerlendirmelerin yapıldığı, finansman ve destek mekanizmaları ile küresel pazarlardaki gelişmeler doğrultusunda ihracat gündeminin kapsamlı şekilde ele alındığı toplantıda, yaş meyve sebze sektörünün yaşadığı sorunlar ile özellikle Bulgaristan sınırında ‘Dozvala’ sorunları nedeniyle ciddi mağduriyetler yaşandığı, buna bir de vize sorunu eklendiği kaydedildi.</p>
<p>İhracatçılar, mağduriyetlerin önüne geçilebilmesi için bozulabilir ürün taşımacılığı yapan araçlara, yaş meyve sebze, balık ve benzeri ürünler için yıllık Dozvala tahsis edilmesini talep etti.</p>
<p> TİM Delegeler Çalıştayı’nın ikinci bölümünde ise TİM Başekonomisti Emre Alpan İnan moderatörlüğünde, ‘’2027'ye Bakış’’ paneli gerçekleştirildi. Panelde Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Dr. Çağrı Erhan, Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu ve Risk ve Strateji Analisti Metehan Demir'in katılımıyla uluslararası ticaret, stratejik ortaklıklar, ihracat pazarları, 2027 beklentileri ve tedarik zincirleri üzerindeki jeopolitik etkileri tartışıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/antalya/tim-delegeler-calistayi-sona-erdi-91029</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/9/1280x720/tim-delegeler-calistayi-sona-erdi-1793564851.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye İhracatçılar Meclisi Delegeler Çalıştayı’nda, ihracatçıların sorunları tartışıldı. TİM Başkanı Mustafa Gültepe, ‘’Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını hep birlikte üretimin ve ihracatın yüzyılı yapacağız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gso-baskani-unverdi-is-dunyamizin-finansmana-erisimini-kolaylastiracak-adimlar-onemli-91024</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 17:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> GSO Başkanı Ünverdi: İş dünyamızın finansmana erişimini kolaylaştıracak adımlar önemli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) öncülüğünde yeniden hayata geçirilen TOBB Nefes Kredisi’nin sanayiciler ve KOBİ’ler için önemli bir finansman desteği olduğunu ifade etti.</p>
<p>Sanayicilerin ve KOBİ’lerin karşı karşıya olduğu en önemli sorunların başında finansmana erişimin geldiğini belirten GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, mevcut ekonomik koşullar karşısında uygun koşullu finansman imkânlarının büyük önem taşıdığını kaydetti. Üretimin devamlılığının sağlanması, yatırımların sürdürülmesi ve istihdamın korunması açısından finansman desteklerinin kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Ünverdi, TOBB öncülüğünde yeniden başlatılan TOBB Nefes Kredisi’nin iş dünyası açısından değerli bir destek olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Yeni dönem TOBB Nefes Kredisi kapsamında toplam 50 milyar TL kredi hacmi oluşturulmasının hedeflendiğini belirten Ünverdi, firma başına azami 5 milyon TL kredi kullandırılacağını ifade etti. Daha önceki dönemlerde Nefes Kredisi’nden yararlanan işletmelerin de toplam kredi tutarı 5 milyon TL’yi aşmayacak şekilde ilave kredi kullanabileceğini kaydeden Ünverdi, kredi koşullarına ilişkin şu bilgileri paylaştı: “Krediler, 6 ay anapara ödemesiz dönem dâhil olmak üzere azami 48 ay vadeli olarak kullandırılacak. 24 aya kadar vadelerde yıllık yüzde 36, 24 ayı aşan vadelerde ise yıllık yüzde 34 faiz uygulanacak. Başvurular 3 Kasım 2026 Salı günü başlayacak.”</p>
<p>Sanayicilerin finansmana erişiminin kolaylaştırılmasının yalnızca işletmelerin değil, ülke ekonomisinin üretim kapasitesi ve rekabet gücü açısından da büyük önem taşıdığını belirten Ünverdi, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Sanayicimizin, üreticimizin ve KOBİ’lerimizin güçlü olması; üretimimizin, istihdamımızın, ihracatımızın ve dolayısıyla ülke ekonomimizin güçlü olması demektir. İşletmelerimizin finansman ihtiyaçlarını uygun koşullarda karşılayabilmeleri, mevcut kapasitelerini korumaları ve yeni yatırımlara yönelmeleri açısından büyük önem taşıyor. Temennimiz, TOBB Nefes Kredisi’nin finansman ihtiyacı duyan daha fazla işletmemize ulaşması ve üretimden yatırıma, istihdamdan ihracata kadar ekonomimizin temel dinamiklerine katkı sağlamasıdır. KOBİ'lerimizi bu önemli destekten faydalanmaya davet ediyor, yeni TOBB Nefes Kredi paketinin iş dünyamıza hayırlı olmasını diliyorum.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gso-baskani-unverdi-is-dunyamizin-finansmana-erisimini-kolaylastiracak-adimlar-onemli-91024</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/4/1280x720/gso-baskani-unverdi-is-dunyamizin-finansmana-erisimini-kolaylastiracak-adimlar-onemli-1793542715.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB öncülüğünde yeniden hayata geçirilen &quot;Nefes Kredisi&quot; hakkında açıklama yapan GSO Başkanı Ünverdi, sanayicilerin finansmana erişiminin kolaylaştırılmasının yalnızca işletmelerin değil, ülke ekonomisinin üretim kapasitesi ve rekabet gücü açısından da büyük önem taşıdığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/en-yakit-ve-mercedes-benzden-elektrikli-mobiliteye-oncu-yatirim-91023</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 16:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> En Yakıt ve Mercedes-Benz’den şarj istasyonu yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Elektrikli araç pazarındaki büyüme, beraberinde güçlü, hızlı ve kullanıcı beklentilerine cevap veren şarj altyapısı yatırımlarını da hızlandırıyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, enerji sektöründe yenilikçi yaklaşımıyla öne çıkan En Yakıt, Mercedes-Benz AG iş birliğiyle Adana’da gerçekleştirdiği yatırımla bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri olmayı hedefliyor. Türkiye ve Avrupa’da bir ilk olma özelliği taşıyan amiral gemisi konseptli şarj istasyonunun, yalnızca teknik kapasitesiyle değil, elektrikli araç kullanıcılarına sunduğu bütüncül hizmet anlayışıyla da sektörde fark yaratmaya hazırlandığı belirtildi.</p>
<p><strong>Teknoloji, hız ve konfor aynı çatı altında</strong></p>
<p>Adana’da sıfırdan inşa edilen tesiste, yeni nesil Star Charge Nova serisi uydu tipi şarj çözümleri tercih edildi. Tek sokette 720 kW’a kadar şarj hızına ulaşabilen sistem, toplam 18 soket ve 2.000 kW kurulu güç kapasitesiyle yüksek performanslı şarj altyapısını devreye alıyor. Yatırımın öne çıkan özelliklerinden biri ise şarj hizmetini geleneksel bir enerji dolum deneyiminin ötesine taşıması. Nitelikli kahve ve yiyecek seçenekleri, konforlu dinlenme alanları ve özel lounge konseptiyle desteklenen tesis, elektrikli araç kullanıcılarının şarj molalarını daha verimli ve keyifli geçirmelerini amaçlıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae73f3bc1334-1793539899.jpeg" alt="" width="921" height="575" /></p>
<p><strong>“Şarj molalarını yolculuğun keyifli bir parçasına dönüştürüyoruz”</strong></p>
<p>En Yakıt İcra Kurulu Başkanı Ali Özcan Akcan, Mercedes-Benz’in premium otomobil anlayışıyla En Yakıt’ın yenilikçi mobilite yaklaşımını bir araya getirdiklerini belirterek yatırımın önemini şu sözlerle değerlendirdi: “Türkiye ve Avrupa’da bir ilk olma özelliği taşıyan Mercedes-Benz iş birliğiyle Adana’da hayata geçirdiğimiz amiral gemisi konseptli lokasyonumuzla, bu dönüşüme öncülük eden önemli bir yatırıma imza attık. Yüksek hızlı şarj teknolojisini, nitelikli kahve ve yiyecek seçeneklerini, konforlu dinlenme alanlarını ve özel lounge deneyimini bir araya getirerek şarj molalarını yolculuğun keyifli bir parçasına dönüştürüyoruz. Amacımız, elektrikli araç kullanıcılarına yalnızca hızlı şarj hizmeti sunmak değil, her aşamasında kendilerini ayrıcalıklı hissedecekleri bir deneyim yaşatmak.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae73f4a12654-1793539914.jpeg" alt="" width="921" height="555" /></p>
<p><strong>“Sektörde yeni bir deneyim standardı oluşturacağız”</strong></p>
<p>Elektrikli mobilite alanında rekabetin yalnızca altyapı kapasitesiyle sınırlı kalmadığını, hizmet kalitesi ve müşteri deneyiminin de giderek belirleyici hale geldiğini vurgulayan Akcan, “Mercedes-Benz’in premium otomobil anlayışı ile En Yakıt’ın yenilikçi mobilite yaklaşımını buluşturan bu yatırımın, sektörde yeni bir deneyim standardı oluşturacağına inanıyorum. Elektrikli mobilite, geleceğin ulaşım anlayışını şekillendiren stratejik alanlardan biri. Bu alanda sürdürülebilir, yenilikçi ve kullanıcı beklentilerini karşılayan projeler geliştirmek büyük önem taşıyor. Bu vizyonu birlikte hayata geçirdiğimiz tüm ekip arkadaşlarımıza ve iş ortaklarımıza teşekkür ediyorum. Elektrikli mobilitenin geleceğine değer katacak projeler geliştirmeye ve kullanıcı deneyimini sürekli ileriye taşımaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/en-yakit-ve-mercedes-benzden-elektrikli-mobiliteye-oncu-yatirim-91023</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/3/1280x720/en-yakit-ve-mercedes-benzden-elektrikli-mobiliteye-oncu-yatirim-1793539944.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Adana’da açılan şarj istasyonu hakkında açıklama yapan En Yakıt İcra Kurulu Başkanı Ali Özcan Akcan, &quot;Türkiye ve Avrupa’da bir ilk olma özelliği taşıyan Mercedes-Benz iş birliğiyle Adana’da hayata geçirdiğimiz amiral gemisi konseptli lokasyonumuzla, bu dönüşüme öncülük eden önemli bir yatırıma imza attık. Yüksek hızlı şarj teknolojisini, nitelikli kahve ve yiyecek seçeneklerini, konforlu dinlenme alanlarını ve özel lounge deneyimini bir araya getirerek şarj molalarını yolculuğun keyifli bir parçasına dönüştürüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
