<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tcmb-faiz-karari-reel-sektor-icin-ne-anlama-geliyor-86195</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB faiz kararı reel sektör için ne anlama geliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankamız sürpriz bir şekilde geçtiğimiz pazar akşamı haftalık repo ihalelerini başlatacağını açıklayarak fiili olarak politika faizini %37’ye getirmiş oldu. Birkaç hafta önce Enflasyon Raporu’nun açıklanması sırasında, “Haftalık repo ihalelerine dönülmesi gündemimizde” şeklinde bir açıklama yapan Merkez Bankası Başkanımızın verdiği mesaj, çok muhtemelen bu uygulamanın eylül ayında, Para Politikası Kurulu toplantısının ardından başlayacağı yönündeydi. Beklenmedik bir şekilde hafta sonunda gelen bu kararın nedeninden ziyade zamanlaması, piyasada tartışılan bir konu. Piyasa etkisi açısından çok büyük bir fark yaratmasa da orta vadeli para politikasının seyri bakımından iyi anlaşılması ve yakından izlenmesi gereken bir karar olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Bu kararın devreye girmesi, Merkez Bankamızın enflasyonun düşüşü konusunda daha güçlü bir inanca sahip olduğunu da yansıtıyor. Özellikle iç talepteki gerilemenin hızlandığı bir dönemin ardından gelen bu kararın alınma sürecini, aynı zamanda Orta Doğu Savaşı’nda en kötünün geride kaldığına dair Merkez Bankamızın inancı da hızlandırmış görünüyor.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz aşamada bu kararın pratikte mevduat ve kredi faizlerinde 3-4 puanlık bir düşüşe yol açtığını ve açacağını tahmin etmek çok zor değil. Aynı zamanda bu karar muhtemelen devam edecek bir indirim sürecine de işaret ettiği için, önümüzdeki birkaç ay içerisinde mevduat ve kredi faizlerinde ilave 2-3 puanı bulabilecek indirimler görmek şaşırtıcı olmayacaktır.</p>
<p>Bu çerçevede, faiz indirimlerinin talebi artırıcı bir etkisinin olacağını biliyoruz. Reel sektörü bu açıdan destekleyecek kararın bir başka katkısı da muhtemelen TL’nin cazibesinin azalmasıyla birlikte Türk Lirası’ndaki değer kaybının görece hızlanması olacaktır. Uzun süredir aşırı değerlenen TL’nin ve bunun yarattığı rekabet güçlüğünün konuşulduğu ve reel sektör tarafından sık sık dile getirildiği bir ortamda, geçtiğimiz 8-9 aya göre önümüzdeki aylarda kurdaki hareketin daha hızlı olma ihtimali de reel sektörü, en azından daha kötüye gidişi durdurmak açısından, destekleyici bir niteliğe sahip olacaktır.</p>
<p>Kısa bir süre önce ihracatçının elde ettiği dövize verilen ilave primin %6’ya yükseltilerek kurdan gelen baskının bir miktar daha azaltılmasına yönelik ekonomi yönetiminin aldığı kararı da buna eklersek, reel taraftaki sorunların bu kararların alınmasında etkili olduğunu söylemek mümkün görünüyor. Gerçekten de reel sektörün gerek finansman, gerek talep, gerekse yüksek maliyetler ve rekabetçi olmayan fiyatlama koşulları nedeniyle çok zorlandığını biliyoruz.</p>
<p>Enflasyonu birkaç puan daha düşürmek pahasına reel sektörde geri dönüşü daha zor olacak hasarlar yaratmanın çok da mantıklı olmadığını ve bu nedenle alınan kararın doğru olduğunu düşünebiliriz. Bu, bir anlamda, mevcut ekonomi politikası çerçevesinde enflasyonun daha fazla düşürülmesinin oldukça zorlaştığının kabulü gibi de duruyor. Tercih, büyümeye destek vermeye ve reel sektörü ayakta tutmaya yönelmiş bir politika çerçevesine işaret ediyor.</p>
<p>Fakat Arjantin dışında küresel enflasyonun %3 civarında olduğu bir ortamda, bizde enflasyonun %30’larda seyretmesi çok ciddi bir soruna ve yüksek bir pahalılığa işaret ediyor. Talebi canlandırmaya yönelik bu sürecin enflasyonun düşüşüne değil, muhtemelen yukarı yönlü seyrine destek verme ihtimalini unutmamak gerekiyor. Kısa vadede büyümeyi canlandırıcı bu hamlenin orta ve uzun vadede enflasyonla mücadelenin faturasını artıracağını ve eninde sonunda büyümeden bir miktar vazgeçmeden enflasyonu düşüremeyeceğimizi anlayacağımız bir noktaya geleceğimizi düşünüyoruz.</p>
<p>Çok muhtemelen seçime gittiğimiz bu dönemde büyümeden vazgeçmeye yönelik bir politika tercihi söz konusu olmayacaktır. Dolayısıyla seçim sonrasında, oldukça yüksek seviyelerde bulunan enflasyonu düşürmek için tercihin bu kez büyümeden bir süre vazgeçmek yönünde kullanılması olasılığı yüksek görünüyor.</p>
<p>Merkez Bankası açısından baktığımızda, bu yıl sonu için %28, gelecek yıl sonu için %9 enflasyon bekleyen bir bankanın gelecek yıl bu zamanlar için öngördüğü enflasyonun yaklaşık %20’ler civarında olduğunu düşünebiliriz. Bu çerçevede %40 olan politika faizi yaklaşık 20 puanlık bir reel faize işaret ediyor ve bu oldukça yüksek bir oran anlamına geliyor.</p>
<p>Bununla birlikte, hanelerin 12 ay sonrası için enflasyon beklentisinin %45 olduğunu düşünecek olursak, %35’lere doğru gerileyen mevduat faizlerinin stopaj sonrası %30’lara yaklaşan bir net getiri sağlayacağını, bunun bileşik getirisinin de yine %35-37 bandında olduğunu hesaba katmamız gerekiyor. Bu durumda tüketici tarafında ortaya çıkan 8-9 puanlık negatif reel faiz algısının iç talebi canlandırıcı ve dolayısıyla enflasyonu aşağı değil, yukarı yönde destekleyici bir sonuca yol açacağını beklemek çok yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Bankacılık sektörü açısından da faizlerdeki düşüşün olumlu etkisi şimdiden hisse senedi piyasasında izlendi. Sonuç olarak, reel sektörün içinde bulunduğu zorlu koşulların daha ciddi olumsuzluklara yol açmaması için, enflasyondaki düşüşün de sınırlarına yaklaştığımız bu noktada, bir süre büyümeye destek verilmesi ve firmalara enflasyonla mücadeleye yeniden ağırlık verilecek döneme kadar kendilerine bir miktar alan yaratma imkânı tanınması olumlu değerlendirilebilir.</p>
<p>Kritik noktanın, bu sürecin enflasyonu kontrol dışına çıkarmayacak boyutta tutulması olduğunu düşünüyoruz. Aynı zamanda kur politikasının da çok titizlikle yürütülmesi ve içeride yerleşiklerin TL’de kalmanın döviz bazında da kazanç sağlayabileceğine dair inancının ciddi biçimde zedelenmemesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde para politikasının en önemli sınavlarından birinin, büyümeye verilen bu desteğin enflasyon beklentilerini ve TL’ye olan güveni bozmadan ne ölçüde sürdürülebileceği olacağını düşünüyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tcmb-faiz-karari-reel-sektor-icin-ne-anlama-geliyor-86195</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB faiz kararı reel sektör için ne anlama geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avantajli-tecil-ve-taksitlendirmede-son-gunler-86194</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avantajlı tecil ve taksitlendirmede son günler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Vergi borcu bulunan mükellefler için düşük faizli tecil ve taksitlendirme uygulamasında son günler. 31 Ağustos 2026’ya kadar başvuranlar, kapsam dahilindeki borçlarını yıllık yüzde 29 tecil faiziyle yapılandırabilecek. Aynı borçlar 1 Eylül’den sonra tecil edilirse oran yüzde 39’a çıkacak.</strong></p>
<p><em>16 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Tahsilat Genel Tebliği ile 5 Haziran 2026 tarihi itibarıyla vadesi geldiği halde, 16 Haziran 2026 tarihine kadar ödenmemiş olan bazı amme alacakları için, daha düşük faizli bir tecil uygulaması öngörüldü. Borçluların bu tebliğ kapsamında tecil ve taksitlendirmeden yararlanabilmeleri için, 31 Ağustos 2026 tarihine kadar başvuruda bulunmaları gerekiyor.</em></p>
<p><em>Avantajlı bu tecil ve taksitlendirme uygulamasından yararlanabilmek için son günler olduğunu dikkate alarak, uygulamayı hatırlatmak ve özetlemek isterim.</em></p>
<p><strong><em>Kapsama giren alacakların türü ve vadesi</em></strong></p>
<p><em>Tebliğde öngörülen tecil ve taksitlendirmenin kapsamına, 5 Haziran 2026 tarihi itibarıyla vadesi geldiği halde 16 Haziran 2026 tarihine kadar ödenmemiş olan, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı vergi dairelerince takip ve tahsil edilen tüm amme alacakları giriyor.</em></p>
<p><strong><em>Kapsam dışı alacaklar</em></strong></p>
<p><em>Özel tüketim vergisi ve 2026 yılı gelir veya kurumlar vergisine mahsup edilecek geçici vergi ile bunlara bağlı vergi ziyaı cezaları, gecikme faizleri, gecikme zamları ve bu vergilerin beyannamelerine dair damga vergileri ile gecikme zamları tebliğin kapsamı dışında.</em></p>
<p><strong><em>Başvuru süresi ve şekli</em></strong></p>
<p><em>Borçluların tebliğ kapsamında tecil ve taksitlendirmeden yararlanabilmeleri için, durumlarına uygun, Tebliğ ekindeki dilekçeler (EK: 1, 2) ile <u>31 Ağustos 2026 tarihine kadar başvuruda</u> bulunmaları gerekiyor.</em></p>
<p><em>Tebliğ hükümlerinden yararlanmak isteyen borçlular, aşağıdaki yöntemlerden biriyle başvurularını yapabilirler:</em></p>
<p><em>- Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet adresi (www.gib.gov.tr), dijital vergi dairesi (dijital.gib.gov.tr) ya da e-Devlet (www.turkiye.gov.tr) üzerinden elektronik ortamda.</em></p>
<p><em>- Borçlu olunan vergi dairesine doğrudan veya posta yoluyla ya da diğer vergi daireleri aracılığıyla yazılı olarak.</em></p>
<p><em>Birden fazla vergi dairesine borç varsa, her bir vergi dairesine ayrı ayrı başvuru yapılması gerekiyor.</em></p>
<p><em>Tebliğe göre, borçluların vergi dairesine olan <u>tüm borçları için tecil talebinde bulunmaları şart</u>.</em></p>
<p><strong><em>Taksit sayısı</em></strong></p>
<p><em>Tebliğ kapsamında tecil edilen borçlar, <u>ilk taksit Eylül/2026</u> ayından başlamak üzere, aylık eşit taksitler halinde ödenecek. </em></p>
<p><em>Taksit sayısı; çok zor durum hali, alacağın türü ve borçlunun hukuki statüsü dikkate alınarak belirlenecek.</em></p>
<ol>
<li><strong><em> Çok zor durum haline göre taksit sayısı</em></strong></li>
</ol>
<p><em>Borçluların çok zor durum hallerinin tespitine yönelik Seri: A Sıra No:1 Tahsilat Genel Tebliği ile 2014/1 Seri No.lu Tahsilat İç Genelgesi’nde yapılan düzenlemeler çerçevesinde taksit sayıları aşağıdaki şekilde belirlenmiş durumda:</em></p>
<ol>
<li><em>a) Tebliğin yayımı tarihi itibarıyla faal mükellefiyet kaydı bulunan ve bilanço esasına veya işletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin borçları, mali durumlarına ilişkin likidite oranlarının;</em></li>
</ol>
<ul>
<li><em>0,50 veya 0,50’den büyük olması durumunda 36 eşit taksitte,</em></li>
<li><em>0,50’den küçük ve 0,30’dan büyük olması durumunda 48 eşit taksitte,</em></li>
<li><em>0,30 veya 0,30’dan küçük olması durumunda 72 eşit taksitte,</em></li>
</ul>
<p><em>ödenecek.</em></p>
<ol>
<li><em>b) (i) bendi kapsamında olmayan borçluların borçları 48 eşit taksitte ödenecek.</em></li>
</ol>
<ol start="2">
<li><strong><em> Alacak türüne göre taksit sayısı</em></strong></li>
</ol>
<p><em>Borçluların banka ve sigorta muameleleri vergisi ve katma değer vergisinden olan borçları ile bunlara ilişkin vergi ziyaı cezaları, gecikme faizi ve gecikme zamları; bunların beyannamelerine dair damga vergileri ile gecikme zamları 12 eşit taksitte ödenecek.</em></p>
<ol start="3">
<li><strong><em> Borçluların hukuki statüsüne göre taksit sayısı</em></strong></li>
</ol>
<p><em>Tebliğe göre, aşağıdaki kurum ve kuruluşların borçları 72 eşit taksitte ödenebilecektir.</em></p>
<p><em>- İl özel idareleri</em></p>
<p><em>- Belediyeler </em></p>
<p><em>- Yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları ile </em></p>
<p><em>- Yukarıda sayılan kuruluşlara bağlı kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlar ve bunların doğrudan veya dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulundukları tüzel kişiler.</em></p>
<p><strong><em>Faizi oranı</em></strong></p>
<p><em>Tebliğ kapsamında tecil edilen borçlar için uygulanacak <u>tecil faiz oranı yıllık %29</u>.</em></p>
<p><em>1 Eylül 2026 sonrası yapılacak tecillerde tecil faiz oranı, herhangi bir değişiklik olmaması durumunda, %39 olarak uygulanacak. Dolayısıyla geçici dönemde yapılacak başvurular için faiz oranı 10 puan daha avantajlı.</em></p>
<p><strong><em>Teminat uygulaması</em></strong></p>
<p><em>Tebliğ kapsamında yapılacak tecillerde 6183 sayılı Kanun’un 48. maddesine göre belirlenmiş olan teminat uygulaması geçerli. </em></p>
<p><em>Bu çerçevede, yapılacak tecil ve taksitlendirmede;</em></p>
<p><em>- 10 milyon TL’nin altında (bu tutar dahil) olan amme alacakları için teminat alınmayacak,</em></p>
<p><em>- 10 milyon TL’nin üstünde olan amme alacakları için bu tutarı aşan kısmın yarısı değerinde teminat alınacaktır.</em></p>
<p><strong><em>Tecil yetkisi </em></strong></p>
<p><em>Tebliğ kapsamında yapılacak <u>tecil başvuruları, borç tutarına bakılmaksızın vergi dairesi müdürleri tarafından değerlendirilerek sonuçlandırılacak</u>. Ancak, tutarı 10 milyon TL’yi geçmeyen amme alacakları için yapılacak tecil taleplerine yönelik işlemler Gelir İdaresi Başkanlığı bilgi işlem sistemleri üzerinden doğrudan yapılabilecek.</em></p>
<p><strong><em>Ödeme planı</em></strong></p>
<p><em>Tecil edilen borçlar için borçlulara, ödenecek taksit tutarlarını, tecil faizi tutarlarını ve taksitlerin vade tarihlerini gösteren ödeme planı verilecektir.</em></p>
<p><em> </em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avantajli-tecil-ve-taksitlendirmede-son-gunler-86194</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avantajlı tecil ve taksitlendirmede son günler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-iki-ulke-iki-rol-tek-masa-86193</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31: İki ülke, iki rol, tek masa</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Antalya’da düzenlenecek COP31, yalnızca iklim taahhütlerinin hayata geçirilmesinin konuşulacağı bir zirve olmayacak. Türkiye’nin ev sahipliği ve resmi başkanlığı üstleneceği, Avustralya’nın ise müzakereleri yöneteceği yeni model, küresel iklim diplomasisinde COP sisteminin geleceğini de test edecek.</strong></p>
<p>Bakü’de, 2024 yılının gece yarısını çoktan geçmiş bir kasım sabahında, BM İklim Konferansı Başkanı, zirvenin en kritik kararlarından biri için tokmağı indirdi. “<em>Yeni küresel iklim finansmanı hedefi, 2035’e kadar gelişmekte olan ülkelere yılda en az 300 milyar dolar.”</em></p>
<p>Tam o sırada Hindistan delegasyonu itirazını dile getirmek için söz istedi. Tokmak yine de indi. Birkaç dakika sonra Hindistan’ın müzakerecisi ayağa kalktı ve kabul edilen rakamı <em>“optik yanılsamadan başka bir şey değil!”</em> diyerek eleştirdi.</p>
<p>Karar yürürlüğe girdi. Ama başka bir şey açıkta kaldı. Yaklaşık 200 ülkenin ortak kararı olması gereken bir sürecin, o kararı kapatan başkanlığın usul gücüne ne kadar bağlı olduğu sorusu.</p>
<p>Bu, her iklim zirvesi başkanlığının miras aldığı bir gerilimin çarpıcı örneklerinden biri. Ben buna <strong><em>ev sahibinin ikilemi</em></strong> diyorum.</p>
<p><strong>İkilem aslında ne?</strong></p>
<p>Bunu anlamak için önce bir COP Başkanlığı’nın ne yaptığını bilmek gerekiyor. Aslında tek bir unvanın altında iki ayrı iş var.</p>
<p>İlki <strong>ev sahipliği; </strong>Ev sahibi ülke konferansın mekânını, lojistiğini ve güvenliğini sağlar. Siyasi görünürlüğü taşır. Ama aynı zamanda kendi gündemiyle gelir. COP'a ev sahipliği yapan her ülke liderlik göstermek, kendi önceliklerini öne çıkarmak ve geride bir miras bırakmak ister.</p>
<p>İkincisi ise <strong>arabuluculuk;</strong> Arabulucu, müzakerenin kendisini yönetir. Çıkarları birbirinden farklı yaklaşık 200 ülkeyi dinler. Uzlaşmanın nerede mümkün olduğunu anlamaya çalışır. Hangi konunun ne zaman masaya geleceğine karar verir. Ve sonunda, tarafların anlaşmaya vardığını ilan eder.</p>
<p>Sorun tam burada başlar. Ev sahibi, etkili olabilmek için politik olmak zorundadır. Arabulucu olarak da güvenilir… Yaklaşık 200 ülkenin her kararının uzlaşı gerektirdiği bir masada güven, süreci yöneten ülkenin onu kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmediğine dair inanca dayanır.</p>
<p><strong>Tek unvan. İki rol. Birbirini ters yönüne çekebilen iki sorumluluk…</strong> Ev sahibinin ikilemi tam olarak budur. Otuz yıldır COP sistemi, bu iki işi tek bir ülkenin, aynı anda yapmasını istiyor.</p>
<p>Antalya bu açıdan önemli. Çünkü sistem değişecek. COP31, ilk defa farklı bir yönetişim altında yapılacak.</p>
<p><strong>Antalya modeli: Ne değişiyor?</strong></p>
<p>COP31, ilk kez bu kadar açık biçimde iki ülkenin iki farklı rol üstlendiği bir modelle yapılacak.</p>
<p>Türkiye, zirvenin ev sahipliğini yapacak, Dünya Liderler Zirvesi'ni düzenleyecek ve resmi COP Başkanlığı'nı yürütecek. Aynı zamanda hükümetlerin yanı sıra kentler, şirketler ve diğer aktörlerin iklim eylemini görünür kılan <em>Eylem Gündemi'ni</em> yönetecek.</p>
<p>Avustralya ise müzakerelerin başında olacak. Temsilcisi, yeni oluşturulan <em>Müzakereler Başkanı</em> görevini üstlenecek. Bu görev yalnızca salondaki müzakereleri yönetmekten ibaret değil. Müzakere gündeminin ilerletilmesinden, istişarelerin yürütülmesinden, taslak metinlerin hazırlanmasından ve tarafların üzerinde buluşabileceği ortak zeminin aranmasından sorumlu olacak.</p>
<p>Avustralyalı temsilci aynı zamanda <em>COP Başkan Yardımcısı</em> olarak görev yapacak ve Türkiye Başkanlığı ile istişare halinde çalışacak. Bu model, teknik olarak bir eş başkanlık değil. Ortada hiyerarşik olarak tek bir Başkanlık var; sadece müzakere yetkisi Başkanlık tarafından Avustralya'ya <em>devrediliyor.</em></p>
<p>Kısacası, <em>Türkiye siyasi sahneyi yönetecek. Avustralya ise müzakere masasını.</em></p>
<p>Peki, bu model nasıl ortaya çıktı? Birileri oturup ideal bir COP yönetişim modeli tasarladığı için değil. Türkiye ve Avustralya COP31'e ayrı ayrı ev sahipliği yapmak istedi. İki ülke de adaylığından vazgeçmeyince, üç yıla yayılan diplomatik anlaşmazlığın ardından bir uzlaşma formülü ortaya çıktı. Yani model, önce tasarlanıp sonra uygulanmadı. <em>Pazarlıkla doğdu.</em></p>
<p>Ama bir modelin nasıl doğduğu, neye dönüşeceğini belirlemek zorunda değil. Diplomatik bir çıkış yolu olarak doğan bu düzenleme, şimdi bir <em>yönetişim deneyine</em> dönüşmüş durumda. Çünkü ilk kez başkanlığın içindeki iki temel işlev, iki farklı ülkede bu kadar açık biçimde ayrılıyor.</p>
<p><strong>Her şeyi değiştiren ayrıntı</strong></p>
<p>Burada çok önemli bir nüans daha var. Avustralya müzakereleri yönetecek ama başkanlığın <strong>resmi yetkileri Türkiye’de kalacak.</strong> Oturumları yöneten, usule ilişkin meseleleri ele alan ve nihai senaryoyu yöneten taraf Türkiye Başkanlığı olacak.</p>
<p>Ve bir COP'un en kritik anındaki o yetki de yine Başkanlığın elinde: <em>“Tokmağı indirmek ve kararın kabul edildiğini ilan etmek.”</em></p>
<p>Şimdi Bakü'yü hatırlayalım. Oradaki kriz haftalar süren müzakereler sırasında yaşanmadı. Kriz, tokmağın indiği o üç saniyede yaşandı. Başkan, büyük bir ülke hâlâ itiraz ederken anlaşmanın sağlandığına karar verdi. COP Başkanlığı’nın en tartışmalı gücünü kullandı. <em>"Tamamdır, artık bitirdik"</em> deme gücünü.</p>
<p>Antalya'daki iş bölümü bu gücü devretmiyor. Pazarlık Avustralya'nın, son karar ise Türkiye'nin elinde.</p>
<p>Peki ya bu iki ülke anlaşamazsa? Türkiye ve Avustralya arasındaki anlaşmada buna ilişkin yalnızca tek bir cümle var. Farklılıklar <em>"karşılıklı memnuniyet sağlanana kadar"</em> istişare edilecek. Hakem yok. Eşitlik bozucu bir mekanizma yok. Son tarih yok.</p>
<p><strong>Belem'in dersi</strong></p>
<p>Brezilya, geçen yıl COP'u Amazon'a taşıdı ve coğrafyayı bir argümana dönüştürdü. Orman, iklim eyleminin kendisi için başlı başına bir kanıt haline geldi. Bu güçlü sembolik zeminin üzerinde konferans, merkezinde <em>Mutirao</em> kararının durduğu 56 ayrı kararı kabul etti ve bütün sürecin taahhütleri müzakere etmekten onları hayata geçirmeye doğru kayması gerektiğini ilan etti.</p>
<p>Ancak, son saatlerde fosil yakıtlardan uzaklaşmaya yönelik, 88 ülkenin desteklediği bir yol haritası metinden çıkartıldı. Uyum finansmanını üç katına çıkarma hedefi ise 2030'dan 2035'e ertelendi. Üstelik nihai metin, üç katına çıkarmanın baz yılını bile tanımsız bıraktı. Açılış konuşmalarıyla kapanış belgesi sanki iki farklı zirveye aitti.</p>
<p>Buradan çıkan ders şu; <em>"Güçlü bir hikâye kapıyı aralayabilir. Ama açmak için sadece hikâye yetmez."</em></p>
<p>Bu, Antalya için özellikle önemli. COP31, <strong>"Uygulama COP'u"</strong> olarak tanımlandı. Yani enerji, finans, kentler, tarım gibi alanlarda verilen taahhütlerin artık uygulamaya dönüşeceği zirve. Bu güçlü bir anlatı. Ama aynı zamanda yüklü bir çek.</p>
<p><strong>COP31 neden çok önemli?</strong></p>
<p>İklim müzakereleri karakter değiştiriyor. Sıcaklık hedefleri üzerine tartıştığımız dönem yavaş yavaş geride kalıyor. Şimdi daha zor bir alandayız. <strong>Uygulama üzerine tartışıyoruz.</strong></p>
<p>Ve <em>“uygulama iddiası”,</em> müzakereleri çok daha maddi bir alana çekiyor. Para, teknoloji, ticaret, sanayi... Bunların her biri ulusal çıkarlara, soyut bir sıcaklık hedefinden çok daha doğrudan dokunuyor.</p>
<p>Çıkarlar bu kadar somutlaştıkça, ev sahibinin tarafsız bir arabulucu olarak görülmesine dayanan eski varsayım da giderek daha fazla sınanıyor. Antalya'nın başarısı belki de bunu artık açık olarak ortaya koymasında yatacak. Başkanlığı daha az politik hale getirmekte değil, onun farklı siyasi rollerini <strong>açık, ayrıştırılmış ve hesap verebilir</strong> hale getirmekte.</p>
<p>Antalya’da dikkatler, iki farklı siyasi çıkarın, tek bir küresel müzakere masasının üzerinde ne kadar şeffaf, koordineli ve hesap verebilir biçimde birlikte çalışabildiğinde olacak.</p>
<p>COP31'i önemli kılan tam olarak bu. Çünkü Antalya yalnızca bir zirveye ev sahipliği yapmayacak. Başkanlığın kendisinin nasıl yapılabileceğini de test edecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-iki-ulke-iki-rol-tek-masa-86193</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31: İki ülke, iki rol, tek masa ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-saglik-temasi-one-cikiyor-86192</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlarda sağlık teması öne çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yılın büyük bölümünde yurt dışı fonlarda konuştuğumuz ana hikâye değişmedi: Yapay zekâ, çipler ve teknoloji. Bu temalara yatırım yapan fonlar güçlü getiriler sağladı ve doğal olarak yatırımcı ilgisinin önemli bölümü de buraya yöneldi. Ancak son haftalarda teknoloji hisselerinde gördüğümüz dalgalanma bize portföy yönetiminin temel kurallarından birini yeniden hatırlatıyor. Tek bir tema ne kadar güçlü olursa olsun, bütün portföyü aynı hikâyeye bağlamak doğru değil.</p>
<p>Peki, teknoloji tarafında soluklanma olduğunda portföyde ne olabilir?</p>
<p>Ben bu noktada bir süredir sağlık fonlarını yakından takip ediyorum. Geçen hafta Moderna ve Merck'in kanser aşısı çalışmalarına ilişkin gelişmeler de sağlık temasının yeniden gündeme gelmesini sağladı. Üstelik bugün sağlık dediğimizde artık sadece klasik ilaç şirketlerinden bahsetmiyoruz. Biyoteknoloji, genetik, medikal teknolojiler ve yapay zekâ destekli ilaç geliştirme süreçleri de bu temanın önemli parçaları haline geliyor.</p>
<p>Sağlığı benim için ilginç hale getiren bir diğer nokta ise teknolojiyle olan ilişkisi. Wall Street Journal'da son dönemde yer alan değerlendirmelerde büyük sağlık şirketlerinin teknoloji hisseleriyle zaman zaman ters yönde hareket etmeye başladığına dikkat çekiliyor. Teknoloji tarafında satış geldiğinde sağlık hisselerinin daha güçlü kalması, bu temayı portföy açısından değerli hale getiriyor. Yani sağlık fonlarını sadece "defansif fon" olarak değil, teknoloji ağırlıklı bir portföyün dengeleyicisi olarak da düşünmek mümkün.</p>
<p>Türkiye'de işlem gören fonlarda da benzer bir tablo görüyoruz. Örneğin Ak Portföy Yeni Teknolojiler Yabancı Hisse Senedi Fonu ile Ak Portföy Sağlık Sektörü Yabancı Hisse Senedi Fonu arasındaki korelasyon son bir ayda belirgin şekilde negatife dönmüş durumda. Bir aylık veriden kalıcı bir sonuç çıkarmak elbette doğru olmaz. Ancak teknoloji fonlarıyla birlikte sağlık fonu taşımanın çeşitlendirme açısından neden anlamlı olabileceğini gösteren güzel bir örnek.</p>
<p><strong>Sağlık fonlarında getiriler ne diyor?</strong></p>
<p>Son bir aylık performanslara baktığımızda sağlık fonlarındaki hareket daha net görülüyor. Hedef Portföy Sağlık Sektörü Değişken Fon %13,87 ile öne çıkarken, Yapı Kredi Portföy Sağlık Sektörü Serbest Fon %10,95, Rota Portföy İlaç ve Medikal Teknolojileri Değişken Fon %10,70 ve Ak Portföy Sağlık Sektörü Yabancı Hisse Senedi Fonu %10,15 getiri sağlamış durumda. Garanti Portföy Sağlık ve Genetik Teknolojileri Değişken Fon, Deniz Portföy Sağlık Sektörü Değişken Fon ve İş Portföy Sağlık Şirketleri Karma Fon'da da pozitif performans görüyoruz.</p>
<p>Ancak burada yine benim sık sık vurguladığım noktaya geliyoruz: Fonun adına değil, içine bakmak gerekiyor. Çünkü "sağlık fonu" dediğimiz fonların tamamı aynı sağlık temasına yatırım yapmıyor.</p>
<p>Fon içeriklerinde Eli Lilly, Johnson &amp; Johnson, AbbVie, UnitedHealth, Merck, AstraZeneca, Pfizer, Gilead ve Regeneron gibi büyük sağlık şirketlerini birçok fonda görüyoruz. Bunlar sağlık temasının daha defansif tarafını oluşturuyor. Ekonomik büyüme yavaşlasa da insanların ilaç, tedavi ve sağlık hizmeti ihtiyacı ortadan kalkmadığı için sağlık sektörü ekonomik döngülere teknoloji gibi sektörlere göre daha az duyarlı olabiliyor.</p>
<p>Fonlar arasındaki asıl fark ise bu ana omurganın yanına ne koyduklarında ortaya çıkıyor.</p>
<p>Ak Portföy Sağlık Sektörü Yabancı Hisse Senedi Fonu daha çok küresel sağlık şirketleri ve sağlık ETF'leri üzerinden ilerliyor. Bu nedenle yabancı teknoloji fonlarının yanına konulabilecek daha doğrudan bir çeşitlendirme aracı olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Rota Portföy İlaç ve Medikal Teknolojileri Değişken Fon'da ise yerli ve yabancı ilaç şirketlerinin yanında medikal teknoloji ve biyoteknoloji tarafı da bulunuyor. Dolayısıyla klasik sağlık temasının biraz daha büyüme odaklı tarafına yatırım yapıyor.</p>
<p>Garanti Portföy Sağlık ve Genetik Teknolojileri Değişken Fon'da genetik teknolojileri ve biyoteknoloji etkisi daha belirgin. Fonun son bir yılda %57'nin üzerinde getiri sağlaması da sağlık temasının yalnızca "piyasa düşerken koruma" hikâyesinden ibaret olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Yapı Kredi Portföy Sağlık Sektörü Serbest Fon ise daha konsantre ve yerli sağlık şirketlerinin de ağırlık taşıdığı bir yapı sunuyor. Deniz Portföy Sağlık Sektörü Değişken Fon'da sağlık ETF'leri, diğer sağlık fonları ve yerli-yabancı şirketlerin birlikte kullanıldığı daha geniş bir sepet görüyoruz. İş Portföy Sağlık Şirketleri Karma Fon'da ise sağlık şirketlerine sigorta ve emeklilik şirketlerinin eşlik etmesi fonu diğerlerinden biraz daha ayrıştırıyor.</p>
<p>Dolayısıyla yatırımcı "sağlık fonu aldım" dediğinde aslında ne aldığını bilmek zorunda. Bir fon büyük ilaç şirketlerine yatırım yaparken diğeri biyoteknolojiye, bir başkası genetik teknolojilerine veya yerli sağlık şirketlerine daha fazla ağırlık verebiliyor. Doğal olarak riskleri ve piyasa koşullarına verdikleri tepkiler de aynı olmuyor.</p>
<p><strong>Sağlıkta hikâye güçlü ama risk yok değil</strong></p>
<p>Tabii sağlık sektörünün önünde sadece olumlu gelişmeler bulunmuyor. Trump yönetiminin ilaç fiyatlarını aşağı çekmeye yönelik baskısı, Medicare harcamalarına yaklaşımı ve tarifelere ilişkin söylemleri yıl içinde sağlık ve ilaç şirketleri üzerinde baskı yaratan başlıklardan oldu. Dolayısıyla sağlık fonlarını "teknoloji düşerse kesin yükselir" şeklinde okumak da doğru olmaz.</p>
<p>Ben sağlık fonlarını daha çok portföydeki rolleri nedeniyle değerli buluyorum. Bir tarafta ilaç, hastane ve sağlık hizmetleri sayesinde daha defansif bir yapı var. Diğer tarafta biyoteknoloji, genetik, kanser tedavileri ve yapay zekânın ilaç geliştirme süreçlerinde kullanılması gibi oldukça güçlü bir uzun vadeli büyüme hikâyesi bulunuyor.</p>
<p>Üçüncü ve bence bugün için en önemli özellik ise çeşitlendirme. Son yıllarda yabancı hisse fonu portföyleri ister istemez teknoloji ağırlıklı hale geldi. Yapay zekâ ve yarı iletken temasının güçlü kalmaya devam edeceğini ben de düşünüyorum. Ancak bu, portföyün tamamının teknoloji olması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>Sağlık fonlarını teknolojiye alternatif olarak değil, teknolojinin yanına koyulabilecek bir tamamlayıcı olarak görmek bana daha doğru geliyor.</strong> Teknoloji yükselirken büyüme hikâyesinden faydalanmak, teknoloji yorulduğunda ise sağlık gibi daha defansif alanlarla portföyü dengelemek mümkün.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-saglik-temasi-one-cikiyor-86192</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fonlarda sağlık teması öne çıkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-orta-vadeli-program-yine-bastan-savma-mi-olacak-86191</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni Orta Vadeli Program yine baştan savma mı olacak?...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de 20 yıldır hazırlanan Orta Vadeli Programlar, hedeflerin gerçekleşmemesi nedeniyle giderek bir güvenilirlik sorununa dönüşüyor. 2026-2028 OVP’deki büyüme, enflasyon, cari açık ve dış ticaret hedeflerinin daha yıl tamamlanmadan piyasa beklentilerinden belirgin biçimde sapması, gözleri şimdi 2027-2029 dönemi için hazırlanacak yeni programa çeviriyor.</strong></p>
<p>Bilindiği üzere; Kalkınma planları ve programlarda yer alan politika ve hedefler doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği ve malî saydamlığı sağlamak üzere, kamu malî yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm malî işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve malî kontrolü düzenlemek üzere 2003 yılı sonunda 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu çıkarıldı.</p>
<p>Anılan kanunun 16. maddesine göre; stratejik planlar ve genel ekonomik koşulların gerekleri doğrultusunda makro politikaları, ilkeleri, hedef ve gösterge niteliğindeki temel ekonomik büyüklükleri, gelecek üç yıla ilişkin toplam gelir ve gider tahminlerini, bütçe dengesi ve borçlanma durumu ile kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını içeren orta vadeli programın (OVP) en geç Eylül ayının ilk haftası sonuna kadar Resmî Gazete’de yayımlanması gerekiyor.</p>
<p>Orta vadeli programın ilki bundan 20 yıl önce yayımlanmış. Şimdi Eylül ayının ilk haftası sonuna kadar yayımlanması beklenen 21. OVP gündemde.</p>
<p>İlginçtir, bugüne kadar yayımlanmış OVP’lerin tümü AK Parti hükümetleri dönemine ait. Bir başka ilginç tarafı da her yıl OVP dokümanlarında yer alan tahminlerin veya hedeflerin tutmaması. 20 yıl gibi uzun bir süre önemli hedefler tutmamışsa ya da tutturulamamışsa o zaman güvenilirlik sorunu ortaya çıkıyor.</p>
<p>Şimdi dilerseniz 2026-2028 dönemi OVP metninde yer alan 2025 yılı gerçekleşmesi ile 2026 planlanan tahmin rakamları ne olmuş ona bakalım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8e6cc8b91b1-1787718856.png" alt="" width="835" height="291" />Yukarıdaki tablo 2026 yılı tahminlerinin tutmadığını, hatta bazılarının önemli ölçüde saptığını ortaya koyuyor. Özellikle büyüme, enflasyon, cari açık, kamu maliyesi göstergeleri önemli ölçüde sapma gösteriyor.</p>
<p>Bu arada son iki yıldır OVP’nin sonuna eklenen <em>“Öncelikli Reform Alanları Politika ve Tedbirler” </em>ise yeni bir boşluk alanını sergiliyor. Şöyle ki;</p>
<p>- Büyüme ve ticaret,</p>
<p>- İstihdam,</p>
<p>- Fiyat istikrarı ve finansal istikrar,</p>
<p>- Kamu maliyesi,</p>
<p>- Yatırım ortamı,</p>
<p>gibi başlıklar altında yapılacak işler ve öngörülen takvim yer alıyor.</p>
<p>Ne yazık ki onlarca eylem planından veya işlem adımından birinden bile sonuç alınmış değil. O zaman sormak gerekmez mi; Niçin bi tablolara yer verildi? Niçin adımlar atılmadı? Güçlü ve deneyim sahibi bir Hükümet için önünde hangi engel vardı?...</p>
<p>Şimdi de iş dünyası yeni OVP için umutlar beslemek istiyor. 2027-2029 dönemi OVP’nin ayağının yere basmasını bekliyor.</p>
<p>Ama özellikle uluslararası konjonktür, iç gündem, siyaset, operasyonlar, transferler nedeniyle yeni OVP düzenlemelerinde umut görünmüyor.</p>
<p>Yine bir yasal yükümlülüğün yerine getirilmesi durumunun yaşanacağı anlaşılıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-orta-vadeli-program-yine-bastan-savma-mi-olacak-86191</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni Orta Vadeli Program yine baştan savma mı olacak?... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hangi-ongoru-tuttu-da-normallesiyoruz-86190</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hangi öngörü tuttu da normalleşiyoruz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TCMB’nin haftalık repo ihalelerine yeniden başlaması, politika faizi yüzde 37’de sabit kalsa da piyasadaki fiili fonlama maliyetini aşağı çekebilecek bir adım olarak öne çıkıyor. Enflasyon tahmininin kısa süre önce yüzde 28’e yükseltildiği bir dönemde gelen karar, “teknik normalleşme mi, örtülü faiz indirimi mi?” tartışmasını beraberinde getiriyor.</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) uzun bir aradan sonra bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlayacağını açıklaması, ilk bakışta teknik bir karar gibi görülebilir. Ancak son aylarda oluşan para politikası düzeni nedeniyle bu adım bundan daha fazla anlam taşıyor diyebilirim. Politika faizi yüzde 37 olmasına rağmen TCMB bir süredir bankaların likidite ihtiyacının önemli bölümünü yüzde 40 civarındaki gecelik kanaldan karşılıyordu. Haftalık repo ihalelerinin yeniden açılması, kullanılacak miktara bağlı olarak fiili fonlama maliyetini yüzde 40’tan yüzde 37’ye doğru çekebilir. Dolayısıyla politika faizi resmen değişmese bile piyasada “örtülü faiz indirimi” beklentisinin oluşması şaşırtıcı değil.</p>
<p>Asıl soru zamanlama. TCMB daha kısa süre önce Ağustos Enflasyon Raporu’nu açıkladı ve 2026 yılsonu enflasyon tahminini yüzde 26’dan yüzde 28’e yükseltti. Yüzde 24’lük ara hedef değiştirilmediği için Bankanın ulaşmak istediği seviye ile gerçekleşmesini daha olası gördüğü oran arasındaki fark da büyüdü. Üstelik Banka enerji, gıda, yönetilen fiyatlar ve fiyatlama davranışlarını enflasyon açısından risk olarak göstermeye devam ediyor. Petrol fiyatları da varsayımların üzerinde seyrediyor. Brent’in 90 doların üzerine yerleşmesi, özellikle enerji ithalatçısı Türkiye açısından enflasyon ve cari denge bakımından rahatlatıcı bir gelişme değil.</p>
<p>Bu şartlarda “enflasyon riski azaldı, dolayısıyla parasal koşulları normalleştiriyoruz” şeklinde güçlü bir ekonomik gerekçe ortaya koymak zor. Buna karşılık TCMB’nin hiçbir teknik gerekçesi bulunmadığını söylemek de doğru olmaz. Politika faizinin yüzde 37 olarak ilan edilip piyasanın uzun süre yüzde 40 civarında fonlanması, bir süre sonra “gerçek politika faizi hangisi?” sorusunu doğuruyor. Repo ihalelerine dönüş, politika faizini yeniden parasal aktarım mekanizmasının merkezine yerleştirme çabası olarak okunabilir. Nitekim bazı uluslararası finans kuruluşları bu ihtimali Ağustos Enflasyon Raporu’nun hemen ardından dile getirmişti. Bu nedenle karar tamamen sürpriz değil.</p>
<p>Ancak TCMB’nin son üç yıllık performansı zamanlama konusunda daha ihtiyatlı davranılmasını gerektiriyor. 2023’te yeni ekonomi yönetimi göreve geldiğinde politika faizi yüzde 8,5 seviyesindeydi. İlk aylarda kademeli bir artış tercih edildi; haziranda yüzde 15, Temmuz’da yüzde 17,5 seviyesine çıkıldı. Kısa süre sonra enflasyonun ve beklentilerin öngörülenden daha kötü olduğu anlaşıldı ve faiz yüzde 40’a kadar taşındı. Yani başlangıçtaki ihtiyatlı sıkılaştırma daha sonra çok daha sert adımlarla telafi edilmek zorunda kaldı.</p>
<p>Benzer bir örnek 2024 başında yaşandı. Ocak ayında faiz yüzde 45’e çıkarılırken gerekli parasal sıkılık düzeyine ulaşıldığı mesajı verildi. Şubat ayında faiz değiştirilmedi, fakat enflasyon ve iç talep beklendiği kadar yavaşlamayınca mart ayında politika faizi yeniden artırılarak yüzde 50’ye çıkarıldı. Bir başka deyişle TCMB, yeterli gördüğü sıkılık seviyesini kısa süre içinde yetersiz buldu. 2024 sonundan itibaren başlayan indirim sürecinin ardından da finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler üzerine 2025’te yeniden sıkılaştırıcı adımlar atıldı. Haftalık repo ihalelerine ara verildi, gecelik faiz yükseltildi ve politika faizi tekrar artırıldı. Bu gelişmelerin hepsi TCMB’nin kontrolünde olmayan şoklarla açıklanamaz, ancak para politikasında birkaç kez “önce iyimserlik, sonra düzeltme” görüntüsünün oluştuğu da inkâr edilemez.</p>
<p>Enflasyon tahminleri de aynı sorunu gösteriyor. TCMB’nin daha önce açıkladığı bazı yılsonu tahminleri gerçekleşmelerin belirgin biçimde altında kaldı. Bankanın kendi değerlendirmelerinde bile sapmanın yalnızca dış şoklardan değil, enflasyonun ana eğiliminin ve iç talebin beklenenden daha dirençli kalmasından kaynaklandığı kabul edildi. Bu geçmiş nedeniyle bugünkü repo kararının “teknik normalleşme” olarak açıklanması tek başına yeterli olmayabilir. Piyasa doğal olarak Bankanın yine enflasyon konusunda erken iyimser davranıp davranmadığını sorguluyor.</p>
<p>Burada siyasi boyut da gündeme geliyor. Son dönemde ekonomi yönetimi dahil çeşitli kademelerde değişiklik yapılabileceğine yönelik Ankara kulislerinin artması, repo kararının ardından “TCMB yönetimi görevde kalabilmek için siyasete daha sempatik görünmeye mi çalışıyor?” sorusunu doğurdu. Türkiye’de Merkez Bankası Başkanlarının sık değiştiği ve faiz kararlarının uzun yıllardır siyasi tartışmaların merkezinde bulunduğu düşünüldüğünde bu ihtimalin konuşulması şaşırtıcı değil. Ekonomik aktivite yavaşlarken, sanayi üretimi baskı altındayken ve iş dünyasından yüksek faizlere yönelik eleştiriler artarken TCMB’nin üzerindeki gevşeme baskısının tamamen yok olduğunu varsaymak da gerçekçi olmaz.</p>
<p>Bununla birlikte repo kararını doğrudan “görevde kalma hamlesi” olarak tanımlamak için elimizde elbette somut kanıt yok. Üstelik haftalık repoya dönüş ihtimalinin Enflasyon Raporu sonrasında piyasa tarafından zaten tartışılmış olması, kararın sadece siyasi telaşla alındığı tezini zayıflatıyor. Daha gerçekçi ihtimal, birkaç unsurun aynı anda etkili olması. TCMB ekonomik yavaşlamayı görüyor, resmi politika faizi ile fiili fonlama faizi arasındaki üç puanlık farkı azaltmak istiyor ve yılın ilerleyen dönemlerinde olası faiz indirimleri öncesinde operasyonel çerçeveyi normalleştirmeye çalışıyor olabilir. Böyle bir adımın yüksek faizden rahatsız olan siyasi irade tarafından olumlu karşılanması ise kararın ayrıca işine gelen bir sonucu olabilir.</p>
<p>Esas belirleyici, ihalelerin büyüklüğü olacak. Repo ihaleleri sınırlı tutulur ve ortalama fonlama maliyeti yüzde 40’a yakın kalırsa yapılan işlem büyük ölçüde teknik bir normalleşme olarak değerlendirilebilir. Buna karşılık fonlama hızla yüzde 37’ye doğru çekilirse, politika faizine dokunulmasa bile fiilen yaklaşık üç puanlık parasal gevşeme yapılmış olur. O zaman TCMB’nin cevaplaması gereken soru çok basit hale gelir: Son Enflasyon Raporu’ndan bu yana hangi veri böyle bir gevşemeyi haklı çıkardı? Şimdilik bu soruya güçlü bir cevap görmek zor.</p>
<p>Bu nedenle mesele yalnızca TCMB yönetiminin siyasi geleceği değil. Daha önemli konu, son üç yılda birkaç kez karşılaşılan erken iyimserlik ve ardından düzeltme döngüsünün yeniden başlayıp başlamadığı. Enflasyon hâlâ yüksek, petrol fiyatları risk oluşturuyor ve Merkez Bankası kendi tahminini kısa süre önce yukarı çekmiş durumda. Böyle bir ortamda repo kararının yanlış olduğunu söylemek için henüz erken, ancak zamanlamasını sorgulamak oldukça doğal.</p>
<p>TCMB’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey faizleri birkaç puan daha düşük göstermekten çok, aldığı kararların birbirleriyle tutarlı görünmesi. Çünkü merkez bankacılığında güven sadece doğru faiz seviyesini belirlemekle oluşmuyor. Dün neden sıkılaştığınızı, bugün neden gevşediğinizi ve yarın hangi koşulda yeniden yön değiştireceğinizi açık biçimde anlatabilmek de gerekiyor. Repo kararının en zayıf tarafı, şimdilik bu açıklamanın yeterince güçlü yapılmamış olması.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hangi-ongoru-tuttu-da-normallesiyoruz-86190</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hangi öngörü tuttu da normalleşiyoruz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sihirli-sozcuk-sakin-vazgecme-86189</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sihirli sözcük; sakın vazgeçme…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bilinçli mahrumiyet, konforu azaltır, gayreti çoğaltır. Tüm büyük başarıların altında ödenmiş bir bedel, terk edilmiş bir konfor ve bilinçli bilgisizlik ve ilgisizlik alanlarının örgüsü vardır.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Mahrumiyet; <strong>imkânlardan yoksun</strong> olma hali. Olması gerekenin kısıtlılığı… Hayatın içindeki konfor alanlarıyla sağlanan yaşam kalitesinin bir kısmı veya tamamının elden gitmesi… <strong>Mahrumiyet; konforu azaltır, gayreti çoğaltır. </strong>Mahrumiyetini çekmediğin <strong>varlığın tadına</strong> asla varamazsın.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Mahrum olunan şeyin daha önce <strong>sahibiyizdir</strong> veya o şey bir başkasındadır fakat bizde yoktur. <strong>Önce imkân vardı</strong>, mahrumiyet sonradan var oldu. İmkânın ortadan kalkması, insanda <strong>yoksunluk hissi</strong> uyandırdı. <strong>Konfor tuzağından kurtulmanın yolu;</strong> mahrumiyetten geçecektir.</p>
<p><strong>KONFORDAN MAHRUMİYET GÜÇTÜR</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM: Her mahrumiyet eziyet midir</strong>? Başlangıçta evet. Çünkü o şu anda yoktur ve senin de bunun için yapabileceğin bir şey yoktur. Yoksunluk, “<strong>sende olmaması</strong>” halidir. Yoksulluk ise “<strong>sendekinin yetmezliği</strong>” ifadesidir. <strong>Yoksun</strong> isen o şeyden mahrumsun. <strong>Yoksul</strong> isen sonuç yıkıcı olur.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Mahrumiyet, <strong>2 farklı duygu</strong> ile gelişir. Birincisi; <strong>tamamlama arzusu</strong> ki bu <strong>gayreti</strong> tetikler. İkincisi de mahrum olunandan <strong>vazgeçme</strong> halidir. Ruhun gelişiminde <strong>mahrumiyetin büyük rolü</strong> olduğu bilinir. Tamamlanma arzusu tetiklenince <strong>mahrumiyet sebepleri</strong> sorgulanacaktır. Yeter ki vazgeçme…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Mahrumiyete dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Yaratıcılığı nasıl geliştiririm?</em></strong></p>
<p><strong>Enflasyon</strong>; konfor alanlarının bir çıktısı ise tedavisi için durgunluk (mahrumiyet) çare olarak düşünülebilir. <strong>Obezite </strong>ile mücadele zaten <strong>diyet</strong> dediğimiz kendini <strong>mahrum bırakmak</strong> değil midir?</p>
<p><strong><em>Minimalizm mahrumiyet mi?</em></strong></p>
<p>Neticede mahrumiyet, <strong>hayata katamadıklarımız</strong> kadar <strong>hayatımızda olması gerekmeyenlerdir</strong>. Bunun kararı da ancak <strong>o şeyden mahrum olma</strong> haliyle yaşadığımızda verilecektir. Sen az şeye ihtiyaç duy…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HAZZI ERTELEYEBİLMEK BAŞARININ KİLİT TAŞIDIR</strong></p>
<p>Mahrumiyetin <strong>bedeli, konforu azaltmasıdır. </strong>Ancak ödülü de vardır. Varlığından mahrum bırakarak seni olgunlaştırır. İnsan, <strong>zıddıyla</strong> sınanır <strong>dengiyle</strong> eşleştirilir. “<strong>Erenler zehir getirin</strong> / Bal ilen öldürmen beni / <strong>Yokluk benim eski dostum</strong> / mal ilen öldürmen beni.” <strong>Âşık Hüdai</strong>’nin bize nasihati bu olmuş.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>MAHRUMİYET LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Yoksunluk</strong>: Bir şeyin eksikliğini çekme, o şeyden mahrum kalma ve ya ayrı düşme durumu</p>
<p><strong>Yoksulluk</strong>: Yemek, içecek, barınma ve giyim gibi temel ihtiyaçları karşılayamama hali</p>
<p><strong>Bu bana lâzım değil</strong>: Aşırı hırslardan, lüzumsuz eşyadan ve boş hevesten vazgeçebilme</p>
<p><strong>Onsuz da yaşarsın</strong>: “Ondan mahrum olursam yaşayamam” deme, onsuz da yaşatılacaksın</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sihirli-sozcuk-sakin-vazgecme-86189</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sihirli sözcük; sakın vazgeçme… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86187</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canlı - Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Altın, Bitcoin, Petrol… Piyasa ABD Verilerine Odaklandı! Veriler Yön Değiştirici Olur Mu?" src="https://www.youtube.com/embed/7J179hnKLfQ" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86187</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/guldag-berfin-1787719214.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arz-kriterleri-yeterince-uygun-mu-86188</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arz kriterleri yeterince uygun mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İLETİŞİM </strong>danışmanı <strong>Çetin Kımız </strong>bağlantıyı gönderince Espressolab’ın kurucusu <strong>Esat Kocadağ</strong>’ın şirketlerin hisselerini halka arzlarıyla ilgili <strong>“izin kriterleri”</strong>ni tartışmaya açan sosyal medya paylaşımını okudum.</p>
<p><strong>Esat Kocadağ, </strong>paylaşımına Borsa İstanbul’da hisseleri işlem gören şirketlerin finansal sonuçlarıyla girdi:</p>
<p>-          <strong>Borsa İstanbul’daki şirketler 2026’nın ilk 6 aylık finansal sonuçlarını açıklamaya başladı. Birçok şirketin zarar ettiğini görüyoruz.</strong></p>
<p>Espressolab’ın finansal sonuçlarına işaret etti:</p>
<ul>
<li><strong>Espressolab’ın 2024 EBITDA’sı (faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr) 29 milyon dolardı.</strong></li>
<li><strong>2025 yılında 19.9 milyon dolar EBITDA ürettik.</strong></li>
<li><strong>Bu yılı da 25-26 milyon dolar EBITDA seviyesinde kapatmayı hedefliyoruz.</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a8e6b61eca9e-1787718497.jpg" alt="" width="600" height="600" />
<figcaption><strong>Esat Kocadağ (solda) ve Emre Kocadağ (sağda)</strong></figcaption>
</figure>
<p>24 ülkede faaliyet gösterdiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Büyüyen, kâr eden ve borçluluğu oldukça düşük bir Türk şirketiyiz.</strong></p>
<p>Halka arz kriterleri üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Ama halka arz kriterlerine baktığımızda ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Ciro kriterlerini karşılıyoruz, ancak aktif büyüklüğü kriterini karşılamakta zorlanıyoruz.</strong></p>
<p>Bunun nedenlerini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bunun nedenlerinden biri de şirketimizin borçluluğunun düşük olması sebebiyle bilanço aktifimizin görece daha düşük kalması.</strong></p>
<p>Amacının birilerini eleştirmek olmadığını vurgulayıp şu soruyu sordu:</p>
<p>-          <strong>Mevcut halka arz kriterleri, kârlı, borçluluğu düşük, hızlı büyüyen ve gelirlerinin giderek daha büyük kısmını yurt dışından elde eden yeni nesil Türk şirketlerini değerlendirmek için yeterince uygun mu?</strong></p>
<p>Bunu tartışmanın zamanının gelmiş olabileceğine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Çünkü dünyaya daha fazla Türk markası çıkarmak istiyorsak, sermaye piyasalarımızın da bu yeni nesil şirketlerimizin yapısına ayak uydurması gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Esat Kocadağ, </strong>paylaşımının sonuna şu notu koydu:</p>
<ul>
<li><strong>2025 yılı sonu aktif büyüklüğümüz 3 milyar 319 milyon 003 bin 642 Türk Lirası.</strong></li>
<li><strong>Halka arz için aranan 3.6 milyar Türk Lirası aktif büyüklük kriterinin yaklaşık 281 milyon lira altında kalıyoruz.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Esat Kocadağ, </strong>Espressolab’ı 2010 yılı başlarında Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğrencisiyken planladı. Babası <strong>Mevlüt Kocadağ</strong>’ın 1953 yılında ilk şubesini Nişantaşı’nda açtığı <strong>“Emirgan Sütiş”</strong>ten deneyimli olan <strong>Esat Kocadağ, </strong>okuldaki bir kafeden esinlendi:</p>
<p>-          <strong>Buraya Emirgan Sütiş açmaya kalksak, 180-200 kişinin çalışması gerekecek. Bu kafede işler 3-4 kişiyle dönebiliyor.</strong></p>
<p>2014 yılında Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul’da 20 metrekarelik bir yer kiralayıp ilk Espressolab’ı açtı. <strong>Esat Kocadağ </strong>ve abisi <strong>Emre Kocadağ</strong>’la geçen yıl Ağustos ayında Merter’deki kahve işleme merkezi ve şubelerinde buluştuktan sonra yazdığım yazıya şu başlığı atmıştım:</p>
<ul>
<li><strong>30 bin dolarla yola çıktı, 11 yılda 17 ülkede 405 şube ile 113 milyon doları yakaladı…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Esat Kocadağ, </strong>şube açma temposuyla ilgili şu bilgiyi vermişti:</p>
<p>-          <strong>Ayda 450 franchise başvurusu alıyoruz. Ortalama 12 dolayında franchise veriyoruz. Yeme-içme sektöründe yurt dışında en fazla ülkeye ulaşan markayız.</strong></p>
<p><strong>Esat Kocadağ, </strong>belli ki bir süredir Espressolab’ın hisselerini halka açma planları yapıyor.</p>
<p>Ancak, <strong>“aktif büyüklük” </strong>kriterine takılmasına içerliyor… O nedenle <strong>“halka arz kriterleri”</strong>ni tartışmaya açma yoluna gitmiş bulunuyor…</p>
<p>SPK, halka arzlar konusunda <strong>“aktif büyüklük” </strong>kriterini devre dışı bırakmayı düşünür mü?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD’nin ek vergisi bomba gibi düştü</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8e6b7c6b324-1787718524.jpg" alt="" width="295" height="420" /></span><strong>AKHİSAR </strong>Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Alper Alhat, </strong>hazırladıkları bir bülteni bizzat gönderip seslerini duyurmak için destek istedi:</p>
<p>-          <strong>ABD’nin Türk zeytin ve zeytinyağına yüzde 12.5 ek gümrük vergisi uygulaması, rakiplerimiz karşısında bizi dezavantajlı duruma düşürdü.</strong></p>
<p><strong>Alhat, </strong>ticaretin ülkeler arasında savaşa dönüştüğüne işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Ne yazık ki sadece zeytin değil genel olarak tarım cephesi döviz kurlarından ve yüksek faizden büyük yara alıyor. Bir de üstüne ABD’nin ek vergisi sektörümüze bomba gibi düştü.</strong></p>
<p>Tarım ve gıdanın stratejik olduğunu savundu:</p>
<p>-          <strong>Özellikle ambalajlı pazarlarımızı korumak ve geliştirmek için devletin desteğine her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.</strong></p>
<p>Birkaç yıldır İspanya’nın fiyatlarının Türkiye’nin altında gerçekleştiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Şu ana kadar kazançlarımızdan fedakarlık ederek ve ihracatçıya sağlanan yüzde 3’lük döviz dönüşüm desteği ile pazarlarımızı korumaya çalıştık. Fakat bu ek tarife bizim süb</strong><strong>vanse</strong><strong> edebileceğimiz boyutu aştı.</strong></p>
<p><strong>Alper Alhat, </strong>Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) baskılarıyla 3 yıl önce kaldırılan <strong>“Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu”</strong>nu<strong> (DFİF) </strong>anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Geçmişte tarım ürünleri ihracatına Türkiye’nin uyguladığı DFİF destekleri, DTÖ’nün </strong>“Haksız rekabete yol açıyor” <strong>uyarısıyla kaldırılmıştı.</strong></p>
<p>Bu noktada şu soruyu sordu:</p>
<p>-          <strong>DTÖ, ABD’nin zeytinyağı üreticisi ülkelere uyguladığı bu farklı tarifelere acaba ne diyor?</strong></p>
<p>Sonra beklentilerini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>ABD ek gümrük vergisinin ve döviz kurlarının oluşturduğu sıkıntıların giderilmesi için eskiden istifade ettiğimiz ihracat desteklerinin tekrar verilmeye başlanmasını talep ediyoruz.</strong></p>
<p>Geçici maliyet baskısının kalıcı pazar kaybına dönüşmemesi için zamanında müdahale edilmesi gerektiğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin kaliteli üretim gücünü katma değerli ihracata dönüştürebilmesi için ABD nezdindeki diplomatik girişimlerin sürdürülmesinin yanı sıra acilen DFİF desteklerinin tekrar başlatılması gerekiyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin önemli rakiplerinin durumunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Tunus’un ek tarifeden muaf tutulması, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ürünlerine ise daha düşük oranda vergi uygulanması, Türk ihracatçısının ABD pazarındaki varlığını iyice zorlaştırdı.</strong></p>
<p>Sözlerini geçmişteki DFİF desteğinden örnekle noktaladı:</p>
<p>-          <strong>DFİF desteği ambalaj boyutu küçüldükçe ve Türk markası kullanıldığında kademeli artıyordu. Markalı 1 litre ve daha küçük ambalajlı zeytinyağına ton başına 650 dolar, sofralık zeytine ise ton başına 260 dolar veriliyordu.</strong></p>
<p>ABD’nin ek gümrük vergisi uygulamasına karşı zeytin ve zeytinyağı sektöründe yükselen seslere kulak vermek gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tereyağında kuru madde yüzde 80 yerine yüzde 79 çıktı, firma ‘tahşişci’ oldu</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8e6b91c9c4d-1787718545.jpg" alt="" width="700" height="394" /></span><strong>KAYSERİ </strong>Ticaret Odası’nın ev sahipliğinde gerçekleşen <strong>“Globalden Yerele Kayseri” </strong>paneli için kente gittiğimizde Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Ahmet Emre Sönmez </strong>ve Kayseri Temsilcimiz <strong>Hilal Sönmez </strong>rehberliğinde <strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte uğradığımız tesislerden biri de Başyazar Süt Ürünleri A.Ş. oldu.</p>
<p>Sütma markasıyla üretim yapan Başyazar Süt Ürünler A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>İhsan Narin, </strong>bakanlığın <strong>“tahşişli ürünler” </strong>listelerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Tereyağında kuru madde oranı yüzde 80’dir. Üreticiler olarak buna uyuyoruz. Ancak, işi yapan usta yüzde 0.5 eksik tutar da bu bakanlık denetimlerinde yakalanırsa, firma hemen </strong>“tahşişli ürün üretenler” <strong>listesine alınıp damgayı yiyor.</strong></p>
<p>Kayseri’den örnek verdi:</p>
<p>-          <strong>Nitekim Kayseri’den bir firmanın tereyağında kuru madde oranı yüzde 79 çıktı. Firma anında </strong>“tahşişli ürün” <strong>listesine alındı.</strong></p>
<p>Bakanlığın inceleme yapmasını, hassa davranmasını doğru bulduklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ancak, tereyağındaki kuru madde oranında yüzde 0.5 veya 1 oranında eksiklik gibi kasten yapılmayan hatalar yüzünden de firmaların hemen damgayı yemesi bize pek doğru gelmiyor.</strong></p>
<p>Başyazar A.Ş. ile Sütma markasını 2013 yılında satın aldıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Mevcut fabrikayı 30 milyon Euro’yu bulan yatırımla kurduk. 4 bin müstahsilden süt alıyoruz. Şu anda günde ortalama 70-80 ton süt işliyoruz. Normalde günlük süt işlememiz 100 tonu buluyor.</strong></p>
<p>Geçmişte ayran ve yoğurt da ürettiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Daha sonra odaklanma kararı aldık. Şu anda tulum peyniri, tel peynir ve yöresel çeşitler üretiyoruz. Ürünlerimiz 25-30 ilde satışa sunuluyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arz-kriterleri-yeterince-uygun-mu-86188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/8/1280x720/espressolab-1787718479.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halka arz kriterleri yeterince uygun mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yurt-disindan-gayrimenkul-alimi-son-bes-yillik-ortalamanin-10-katina-ulasti-86186</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışından gayrimenkul alımı, son beş yıllık ortalamanın 10 katına ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>TEPAV Doğrudan Yatırımlar Bülteni’nin 2026 yılı ikinci çeyrek sayısında yer alan verilere göre Türklerin yurt dışından satın aldıkları konut tutarı, son 5 yıllık ortalamanın 10 katına ulaştı. Bu dönemde yurt dışından alınan konut tutarı 2.5 milyar dolara ulaştı. Raporda yer alan bilgilere göre yılın ikinci çeyreğinde doğrudan yatırım girişleri 1.6 milyar dolar, yurt dışına yönelik doğrudan yatırımlar ise 2.5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu kapsamda net sermaye hareketi ise 1.5 milyar dolarlık çıkış olarak hesaplandı.</p>
<p>Yatırımların yarıdan çoğu imalat, toptan ve perakende sektörüne geldi Yabancılara yönelik konut satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3.8 azalırken, satışın yüzde 43’ü İstanbul, yüzde 32’si ise Antalya’da gerçekleştirildi. Türkiye’den en çok Rus vatandaşları ev alırken, bunu İran ve Ukrayna vatandaşları takip etti.</p>
<p>Türkiye’ye gelen yabancı yatırımların yüzde 64.3’ü imalat, toptan ve perakende sektöründe yoğunlaştı. Ülke bazında ilk sırada yüzde 29.6 pay ile Hollanda yer aldı. Aynı dönemde; ABD, BAE, İngiltere, Almanya, Avusturya, Danimarka, Fransa, Kanada ve İsviçre’nin yatırımlarındaki artış dikkat çekti. Yabancı sermaye konutta olduğu gibi şirket kurulumunda da İstanbul’u tercih etti.</p>
<p>Yurt dışına yapılan doğrudan yatırımlarda gayrimenkul sektörü ağırlığını korudu. Hollanda, ABD, İsviçre ve Bahamalar’a yönelik yatırımlarda artış oldu.</p>
<p>Türk yatırımcıların yurt dışı gayrimenkul yatırımları, ikinci çeyrekte 2.6 milyar dolara ulaştı. Bu artışta, yerel piyasadaki uzun amortisman süreleri ve döviz bazlı getiri arayışı etkili oldu. Bu yatırım tutarı aynı zamanda son 5 yılın ortalamasının 10 katı olarak hesaplandı. Raporda, Avrupa’daki Altın Vize, Dubai’deki vergi avantajlarının Türk yatırımcıların yurt dışında gayrimenkul alımına yönelmelerinde etkili olduğu kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yurt-disindan-gayrimenkul-alimi-son-bes-yillik-ortalamanin-10-katina-ulasti-86186</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/konut-gayrimenkul-yurt-disi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV verilerine göre, Türklerin yurt dışı gayrimenkul yatırımları, yılın ikinci çeyreğinde 2,6 milyar dolara ulaşarak son beş yıl ortalamasının 10 katını aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvil-piyasasinda-kisa-vade-istahi-artti-86185</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahvil piyasasında kısa vade iştahı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 1 Mart’tan bu yana ara verdiği 1 hafta vadeli repo ihalelerini yeniden açması ilk anda Türkiye’nin kısa vadeli gösterge tahvil faizlerine pozitif yansıdı. Karar sonrası 2 ve 5 yıl vadeli gösterge tahvil faizleri 1 puana yakın düştü, dünkü işlemlerde 2 yıl vadeli gösterge tahvil faizi 3 Temmuz’dan bu yana ilk kez yüzde 40’ın altına geriledi. 10 yıl vadeli gösterge tahvil faizinde ise anlamlı bir değişim yaşanmadı. Uzmanlar yılsonu enflasyonunda yapılan 2 puanlık yukarı yönlü revizyonun yanı sıra yüksek enflasyon beklentileri nedeniyle kısa vadeli tahvillere talebin süreceğini ancak uzun vadelide yatırımcının çekimser kalacağını belirtti.</p>
<p>TCMB’nin haftalık repo ihalelerine başlamasıyla her ne kadar piyasada likidite fazlası olsa da piyasa faizi TLREF 2 Mart’tan bu yana ilk kez yüzde 36,93 seviyesine geriledi. TCMB’nin üst banttan fonlama yaptığı dönem TLREF faizleri de yüzde 39,93 seviyelerinde seyretmişti. Adımın para piyasası faizlerine direkt etkisinin yanı sıra uzmanlar TL mevduat faizlerine de hızlı yansımasını beklerken kredi faizlerine etkisinin ise 1 haftayı bulacağını belirtti.</p>
<h2>2 ve 5 yıl vadelilerde hareket </h2>
<p>Türkiye’nin gösterge tahvil faizleri de TCMB’nin normalleşme adımı sonrası hareketlendi. 2 yıl vadeli gösterge tahvil faizi savaş öncesi yüzde 36,53 seviyesindeyken yüzde 43,83'e kadar yükselmişti. 21 Mayıs'ta gördüğü bu seviyeden gevşeyen 2 yıl vadeli gösterge tahvil faizi 13 Ağustos'taki enflasyon raporu toplantısının ardından yüzde 41'in altına geriledi. TCMB'nin adımıyla birlikte yüzde 40,85 seviyesinden yüzde 40,11'e indi. Dün ilk işlemler aynı seviyeden geçerken 2 yıl vadeli tahvil faizi gün içinde 3 Temmuz’dan bu yana ilk kez yüzde 40’ın altına indi. 5 yıl vadeli gösterge tahvil faizi de savaş öncesi yüzde 33,37 seviyesindeyken savaşlar birlikte yükseldi ve 22 Mayıs itibariyle yüzde 40,58'e kadar çıktı. Enflasyon raporu sunumu öncesinde yüzde 38,74 seviyelerinde olan 5 yıl vadeli gösterge tahvil faizi haftalık repo ihalelerine başlanacağı haberiyle birlikte yüzde 37,46'ya kadar geriledi, önceki gün son işlemler yüzde 37,52'den geçti. Dün ilk işlemler yüzde 37,58'den gerçekleşti.</p>
<h2>Uzun vadeliye tepki düşük kaldı </h2>
<p>10 yıl vadeli gösterge tahvil faizi savaş öncesi yüzde 30,58 seviyesindeydi savaş döneminde en yüksek 22 Mayıs'ta yüzde 36,41'i gördü. Enfl asyon raporu öncesi yüzde 34,8 seviyesinde olan 10 yıl vadeli gösterge tahvil faizi rapor sonrası yüzde 35'in üzerine çıktı. Haftalık repo ihalelerine dönüleceği haberine anlamlı tepki vermeyen 10 yıl vadeli gösterge tahvil faizi yüzde 34,57 seviyesinde. Uzmanlar TCMB’nin enflasyon raporunda yılsonu enflasyon tahminini 2 puan artırdığını hatırlatarak daha uzun süre yüksek kalacağına yönelik beklentilerin arttığını vurguladı. TCMB’nin enflasyon raporu toplantısında gevşeme sinyali verdiğini ileri süren uzmanlar Merkez Bankası’nın da önümüzdeki dönemde enflasyonun pek fazla düşmesini beklemediğini ifade ettiğini kaydetti. Piyasanın bu nedenle TCMB’nin hamlesine karşılık uzun vadeli tahvile tepki göstermediğini vurgulayan uzmanlar kısa vadeli tahvillerde alımın yaşandığını politika faizinde indirim beklentisi güçlendikçe de bu alımların süreceğine işaret etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hazine bu ay 584,5 milyar ile hedefin üzerinde borçlandı</span></h2>
<p>Ağustosta iç borçlanma hedefini 536.7 milyar lira olarak açıklayan Hazine, bu borçlanmanın piyasadan ihale yoluyla 334.7 milyar lira, doğrudan satış yoluyla 165 milyar lira olmasını ve 37 milyar lira ise kamuya satış yapılmasını öngördü. Ancak gerçekleşmelerde piyasadan ihale yoluyla 348.5 milyar lira borçlanıldı, doğrudan satışlar ise 236.1 milyar lira oldu. Kamuya satışlar hariç Hazine ağustosta 584.5 milyar lira borçlanarak ağustos hedefinin üzerine çıktı. Hedefin üzerine çıkılmasında ise en büyük etki altın ve döviz cinsi doğrudan satışlardan kaynaklandı. Eylül ayında sadece 313.5 milyar lira borç ödemesi yapacak olan Hazine ekimdeki 585.1 milyar liralık borç ödeme öncesinde kasasını güçlendirmiş oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvil-piyasasinda-kisa-vade-istahi-artti-86185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi-faiz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB’nin haftalık repo ihalelerine geçmesi 2 ve 5 yıl vadeli gösterge tahvil faizlerinde aşağı yönlü harekete yol açarken uzun vadeli tahvilde anlamlı bir tepki yaşanmadı. Uzmanlar yüksek enflasyon ve gevşeme beklentileriyle kısa vadeli tahvillere ilginin arttığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/onemli-bir-hafta-86182</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 21:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Önemli bir hafta</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>“İçimizde, kafamızdan daha bilge bir şey var.”</em></p>
<p>-Arthur Schopenhauer, Parerga and Paralipomena, Volume 1</p>
<p><em>“Sezgi, motor, bilişsel ve sosyal becerilerin temelinde yer alır ve uzmanın mükemmelliğinin dayanağıdır.”</em></p>
<p>-Iain McGilchrist, The Matter with Things</p>
<p>Çoğu insan, akıl tarafından yönlendirilen bilinçli düşüncenin; dünyayı tanımak ve hayatın sorunlarını çözmek için elimizdeki en iyi araç olduğuna inanır. Oysa Schopenhauer'un da bize hatırlattığı gibi, içimizde aklın gücünü aşan ve öz yansıtmalı düşüncenin sınırlarının ötesinde işleyen bir şey vardır: “Sezgi”.</p>
<p>Psikolog Carl Jung’un hayatı boyunca sezginin gücüne büyük bir ilgi duyduğu bilinir. Jung; duyum, düşünce ve duyguyla sezgiyi de dünya hakkında bilgi edinmenin temel yollarından biri olarak tanımlamış ve bu işlevlerden ilk üçünü şu şekilde betimlemiştir:</p>
<p><em>“Duyum ​​bize bir şeyin var olduğunu söyler. Düşünce bize o şeyin ne olduğunu, duygu ise bizim için ne değer taşıdığını bildirir.”</em></p>
<p>-Carl Jung, Collected Works Volume 18</p>
<p>Jung'a göre sezgi, tanımlanması güç, daha gizemli bir şeydir. Pek çok kültür sezgiyi "altıncı his" olarak adlandırır ancak sezginin bizi hakikate ve bilgiye nasıl yönlendirdiği tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Kesin olarak bildiğimiz bir şey varsa, o da sezginin bilinçli farkındalık eşiğinin altında işlediğidir; nitekim Jung da ona zaman zaman "bilinç dışı yoluyla algılama" demiştir. Başka bir deyişle sezgi; bir ömür boyu edinilen deneyimleri, fiziksel benliğimizin bedenleşmiş bilgisini ve ruhsal yapımızın doğuştan gelen bilgeliğini bir araya getirerek, bilinçli zihnimizin tek başına asla ulaşamayacağı içgörüler ortaya çıkarır.</p>
<p>Sezgi, karmaşık durumları hızla değerlendirmemize ve çabuk kararlar almamıza da olanak tanır. Bu, sorun çözme, zorlu durumların üstesinden gelme ve hatta hayatta kalma açısından önem taşıyan bir beceri olarak görülür. Örneğin, bazen zamanın kritik olduğu ve bilinçli zihnin işleyişinin durumu değerlendirip en iyi hareket tarzını belirlemek için fazla yavaş kaldığı zorlu durumlarda buluruz kendimizi; işte böyle anlarda sezgi, yaşam ile ölüm arasındaki farkı yaratabilir.</p>
<p><em>“Sezgi; kaçınılmaz olarak yanılma payı barındırsa da bilinçli olarak farkında bile olmadığımız unsurlar da dahil olmak üzere çok daha fazla faktörü hesaba katabilmesi, çok daha hızlı olması ve çoğu zaman açık muhakemeden daha güvenilir sonuçlar sunması bakımından öne çıkan bir yetidir.”</em></p>
<p>-Iain McGilchrist, The Matter with Things</p>
<p>Hem küresel hem de yerel riskli varlıklara yönelik olumlu taktiksel duruşumuzu koruyoruz. Bununla birlikte, Eylül ayında sert bir düzeltme yaşanmasını beklemeye devam ediyoruz.</p>
<p>Türkiye özelinde ise iki hafta önce Enflasyon Raporu'nun olumlu bir risk gelişmesi olmasını ve fonlama maliyetinin düşürülmesine işaret etmesini beklediğimizi belirtmiştik ve şunu da eklemiştik: <em>"Bankanın fonlama koşullarını daha önümüzdeki iki hafta içinde normalleştirebileceğini ve Eylül ayından itibaren çok temkinli bir gevşeme döngüsü başlatarak politika faizini 2026 sonuna kadar yüzde 35 seviyesine çekebileceğini düşünüyoruz. Bu senaryo gerçekleşirse, fonlama oranının normalleşmesi Türk hisse senetleri için olumlu bir katalizör olabilir."</em></p>
<p>Bir hafta sonra TCMB, fonlama maliyetinin yüzde 40 civarından yüzde 37 civarına gerilemesini sağlayacak olan haftalık repo işlemlerine yeniden başlayacağını duyurdu.</p>
<p>Küresel olarak, risk ve getiri açısından hala oldukça elverişli bir ortam görüyoruz. Bu temelde, makro oynaklığın kontrol altında kalması bekleniyor.</p>
<p>Bununla birlikte, bu hafta oldukça önemli çünkü Wall Street, S&amp;P 500'ün rekor seviyesinin sadece birkaç puan altında olarak yeni haftaya giriyor. Bu hafta Çarşamba ve Cuma, piyasaların Nvidia, PCE ve Jackson Hole ile en önemli makro takvim günleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Hazine Bakanı Bessent, yen'i desteklemek için gerçekleştirdiği müdahalesinden (1998'den bu yana ilk ortak müdahale) on dokuz gün sonra, geçen hafta Hazine piyasasına müdahale etti. Başlangıçta olumlu olsa da uzun vadeli getiriler müdahale öncesi seviyelere yaklaştı.</p>
<p>Jackson Hole şimdi daha da önemli hale geldi. Bu da Kevin Warsh'ın Cuma günü Jackson Hole'a girerek görev süresinin en zor konuşmalarından birini yapacağı anlamına geliyor.</p>
<p>Warsh’ın, Hazine'ye tabi görünmeden FED'in enflasyon konusunda ciddi olduğuna dair yatırımcıları ikna etmesi gerekebilir.</p>
<p>Warsh bir ikilemle karşı karşıya gibi duruyor. Eğer piyasanın talep ettiği netliği sunarsa, kısa vadeli getirilerin yükselmesi ve hisse senetlerinin düşmesi riskini göze almış olur. Eğer son dönemdeki yaklaşımına sadık kalır ve politika yolu hakkında fazla bir şey söylemezse, uzun vadeli tahviller isyan edebilir.</p>
<p>Daha büyük risk ise Warsh'tan aynı şeylerin tekrarı ve 30 yıllık Hazine tahvil getirisinin geçen haftaki yüzde 5,34'lük zirvenin üzerine çıkması olarak görülebilir.</p>
<p>Altın konusunda iyimserliğimizi koruyoruz. Bir "debasement trade"in başlangıcında olup olmadığımız bilinmiyor ancak bundan bağımsız olarak, yatırımcıların altını artık basit bir ters faiz trade’ı olarak görmediği görüşündeyiz. Altın, giderek parasal rejimin kendisine karşı bir sigorta olarak tutuluyor: kalıcı açıklar, artan Hazine ve şirket tahvil arzı ve politika yapıcıların sonunda bir tür finansal baskı seçme olasılığına karşı.</p>
<p>İran'a yönelik yeni ABD baskısı normal şartlarda ABD dolarını desteklerdi ancak yükselen uzun vadeli Hazine tahvil getirileri giderek artan bir şekilde mali sıkışıklığın bir işareti olarak görülüyor ve bu durum "para biriminin değer kaybına karşı korunma" (debasement trade) tartışmalarını körüklüyor. Dolayısıyla altın değer kazanmaya devam ediyor. Bununla birlikte, İran'a yönelik yaptırımlar petrol fiyatlarını keskin bir şekilde yükseltirse, dolar yine de ilk aşamada bir "güvenli liman" talebi görebilir. Ancak bu durum aynı zamanda enflasyon beklentilerini artıracak ve tahvil getirileri üzerinde baskı oluşturacaktır.</p>
<p>Çeşitli haberlere göre, İran'a yönelik yeni yaptırım girişimi; ülkeyi küresel ekonomiye bağlı tutmaya devam eden yabancı bankaları, denizcilik ağlarını, ticaret şirketlerini ve hükümetleri doğrudan hedef almaya başlayacak. Haberlere göre Bessent, bu hamlenin bir parçası olarak İran'ın geriye kalan ticaret ortaklarını da hedef almayı amaçlıyor.</p>
<p>İşte işlerin çok daha karmaşık hale geldiği nokta burası olabilir. İran, petrolü, parası ve malları her zaman alıcı bulduğu için neredeyse elli yıldır Amerikan yaptırımlarına direnebildi. Zaman içinde Çin, İran ham petrolünün baskın alıcısı haline geldi.</p>
<p>Bessent, ülkeleri İran ile ticaret yapmak ya da Amerikan finans sistemine erişimi korumak arasında bir seçim yapmaya zorlayarak bu akışları durdurmak istiyor. Buradaki bariz hedefin Çin olduğunu ifade edebiliriz ancak Çin'in de kritik mineral tedarik zincirleri dahil olmak üzere kendi elinde ekonomik baskı kozları bulunuyor. Bu nedenle ABD, İran ile olan fiili savaşı sona erdirmeye çalışırken ekonomik savaşta yeni bir cephe açma riskiyle karşı karşıya kalabilir.</p>
<p>Önemli gördüğümüz için geçen hafta yazdığımız “Bessent’in Müdahalesi” raporunun içeriğini tekrar paylaşmak istiyoruz:</p>
<p>ABD hazinesinin, uzun vadeli tahvillerde geri alım işlemlerini iki katına çıkarma kararı, mutlak büyüklük açısından küçük olsa da piyasaya politika yapıcılarının faizlere artık belirgin bir şekilde hassasiyet gösterdiğini işaret etmesi bakımından önem taşıyor.</p>
<p>Bu bir parasal genişleme (QE) değil ve tam mali hakimiyet (fiscal dominance) ilan etmek için henüz çok erken ancak piyasa, yatırımcılar için aynı derecede önemli olan bir şeyi fiyatlandırmaya başlıyor: uzun vadeli faiz eğrisinde bir mali tepki fonksiyonu.</p>
<p>Eğer Hazine, temel açık hesaplamalarını değiştirmeden yükselen uzun vadeli getirilere karşı giderek daha fazla baskı yaparsa, baskı ortadan kalkmaz. Bu baskının daha çok dolara, altına, vade primine ve nihayetinde enflasyon beklentilerine kayması muhtemel olabilir.</p>
<p>Henüz mali hakimiyet noktasında değiliz ancak piyasaya, para politikası, borç yönetimi ve finansal koşullar arasındaki sınırları birbirinden net bir şekilde ayırmanın giderek zorlaştığına dair bugüne kadarki en açık işaret verildi.</p>
<p>Çarşamba gününü bu denli önemli kılan şey, sadece atılan adımların yönü değil, piyasanın hangi gelişmelere kulak vermeyi seçtiğiydi. Federal Rezerv, Temmuz ayı toplantı tutanaklarını yayınladı. Bu tutanaklar, enflasyon konusunda derin bir rahatsızlık duyan ve uygun politika duruşu hakkında kamuoyuna yansıyan genel kanının aksine kendi içinde daha bölünmüş bir merkez bankası tablosu çiziyordu. Nitekim birçok yetkili daha yüksek faiz oranlarını değerlendirmeye hazırdı ve yapılan kapsamlı tartışmalar, enflasyonun direnç göstermesi halinde ilave sıkılaştırmanın politika seçenekleri arasında yer almaya devam ettiğini açıkça ortaya koyuyordu. Başka bir konjonktürde bu durum tahvil getirilerini yükseltmeye, doları güçlendirmeye ve riskli varlıkları konumlarını yeniden gözden geçirmeye zorlamaya yeterdi; oysa piyasa buna neredeyse hiç tepki vermedi.</p>
<p>Ardından Scott Bessent gündemi değiştirdi. Hazine; 10-20 yıl ve 20-30 yıl vadeli nominal kuponlu menkul kıymetlerde likidite desteği amaçlı geri alımların hacmini en az iki katına çıkaracağını duyurdu ve tepki anında geldi: Uzun vadeli tahvil getirileri düştü, getiri eğrisi yataylaştı, dolar keskin bir şekilde değer kaybetti ve altın fiyatları hızla yükseldi. Söz konusu tutarlar, Hazine piyasasının büyüklüğüyle kıyaslandığında mütevazı düzeyde kalıyor. Bu nedenle, bu hamlenin "parasal genişleme" (QE) ile refleksif bir şekilde kıyaslanması konusunda dikkatli olunmalı. Hazine, FED tarzı bir varlık alım programı başlatmıyor ya da piyasadan yüz milyarlarca dolarlık bir vade riskini (duration) çekmiyor; operasyon başına 2 milyar dolardan en az 4 milyar dolara çıkış hem mevcut borç stoku hem de önümüzdeki dönem finansman ihtiyacı karşısında oldukça küçük bir miktar olarak görülebilir.</p>
<p>Asıl önemli olan, kararın içinde barındırdığı mesajdı. Bessent yatırımcılara fiilen şu mesajı verdi: Hazine uzun vadeli tahvil getirilerindeki hareketten rahatsız oldu, bunun finansman koşulları açısından ne anlama geldiğini anladı ve söz konusu baskı rahatsız edici bir boyuta ulaştığında müdahale etmeye istekli olacağı mesajını verdi. Yalnız yatırımcılar bir kez "acı eşiğini" tespit ettiklerini düşündüklerinde, genellikle geri dönüp bunun gerçek olup olmadığını test etme eğiliminde olurlar.</p>
<p>Bessent’in geri alım duyurusu uzun vadeli tahvil getirilerini sert bir şekilde aşağı çekmeden önce, 30 yıllık Hazine tahvili getirisi 2007'den bu yana görülen en yüksek seviyelerden biri olan yüzde 5,34'e doğru yükselmişti. Ancak bu hareket, söz konusu satış dalgasının arkasındaki argümanı ortadan kaldırmadı. Vade primi hala yüksek, borç ihracı devasa boyutlarda ve enflasyon belirsizliği sona ermiş değil; üstelik mali tablonun göz ardı edilmesinin giderek zorlaştığı bir dönemde piyasadan hala muazzam miktarda bir "vade riski"ni (duration) üstlenmesi isteniyor. Hazine izlenen rotayı etkileyebilir ancak aritmetiği değiştiremez.</p>
<p>İşin ironik yanı, tüm bunların tam da sözde Kevin Warsh'ın FED’i zıt yöne çekmeye çalıştığı bir sırada gerçekleşiyor olmasıdır. Warsh; daha küçük bir bilanço ve varlık alımları yoluyla vade riskini kalıcı olarak yönetmek yerine, geleneksel faiz politikasına daha fazla ağırlık veren bir merkez bankası istediğini açıkça ifade etmiştir. Ne var ki FED tahvil piyasasındaki ağırlığını azaltmaya çalışırken, Hazine de getiri eğrisinin şekli, likiditesi ve nihayetinde maliyeti üzerine yürütülen tartışmaların daha da derinlerine çekilmektedir.</p>
<p>Bu durum Hazine'nin FED'in yerini aldığı anlamına gelmez ancak piyasanın bu iki kurum arasındaki etkileşimi çok daha fazla önemsemesi gerektiği anlamına gelir. FED gecelik faiz oranını kontrol ederken, Hazine getiri eğrisinin daha uzun vadeli kısmındaki tahvil arzını kontrol eder; mali pozisyon yeterince büyüdüğünde ise bu ikisi artık birbirinden bağımsızmış gibi hareket etmeyi bırakır ve birbirleriyle etkileşim içinde fiyatlanmaya başlar.</p>
<p>Varlık sınıfları genelindeki tepki ise beklenebileceği gibiydi. Hisse senetleri neredeyse hiç hareket etmedi ve S&amp;P 500 günü sadece sınırlı bir yükselişle tamamladı. Bu durum gayet mantıklıydı, zira kısa vadede hisse senetleri için yapay zekâ, şirket kârları ve sermaye harcaması döngüsü, uzun vadeli tahvil getirilerindeki birkaç baz puanlık değişimden çok daha büyük bir öneme sahip. Öte yandan dolar ve altın, çok daha net bir tablo ortaya koydu.</p>
<p>Dolar aylardır yaşadığı en kötü günü geçirerek 200 günlük hareketli ortalamasının altına gerilerken, altın yaklaşık altı ayın en güçlü seansını kaydetti ve sadece birkaç seans öncesine kadar giderek uzak görünen seviyelere doğru yeniden yükselişe geçti. Bu tablo önem taşıyor çünkü piyasa yalnızca nominal getirilerdeki mekanik bir düşüşü fiyatlamıyordu. Aynı zamanda bu düşüşün arkasındaki politika bileşimini fiyatlıyor ve Hazine'nin, uzun vadeli tahvil piyasasının dayatmaya çalıştığı finansal koşullardaki sıkılaşmaya karşı durmaya başlaması halinde neler olacağını giderek daha fazla sorguluyordu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/onemli-bir-hafta-86182</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Önemli bir hafta ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ibrahim-burkay-ticari-kredi-faizlerinde-dusus-bekliyoruz-86167</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 14:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> İbrahim Burkay: Ticari kredi faizlerinde düşüş bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Merkez Bankası’nın likidite adımından KOSGEB’in 30 milyon liralık yeni destek paketine ve hazırlıkları süren yeni Nefes Kredisi’ne kadar piyasaları yakından ilgilendiren konularda önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Burkay, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) likidite yönetiminde operasyonel değişikliğe giderek 1 haftalık repo ihalelerine yeniden başlamasını, enflasyonla mücadele sürecinde üretimin sürdürülebilirliğini koruyacak son derece kritik bir normalleşme hamlesi olarak niteledi. Politika faizinin sabit tutulmasına karşın bankacılık sisteminin fonlama maliyetinin gecelik yüzde 40 seviyesinden haftalık yüzde 37’lik repo seviyesine çekilmesinin piyasada örtülü olarak 3 puanlık bir indirime denk geldiğini belirten İbrahim Burkay, "TCMB Başkanı Sayın Fatih Karahan’ın sinyalini verdiği bu likidite adımının resmiyet kazanması, sanayici ve tüccarımız üzerindeki yüksek faiz yükünü hafifletmek adına memnuniyet verici bir başlangıçtır. Aslında bu gelişme, oda olarak aylardır her platformda dile getirdiğimiz, politika faizi ile reel piyasa faizleri ve enflasyon beklentileri arasındaki makasın kapanması yönündeki girişimlerimizin ne kadar haklı ve yerinde olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır” dedi.</p>
<h2>“Piyasalardaki ilk yansıma verilere yansıdı”</h2>
<p>Merkez Bankası’nın 6 aylık bir aranın ardından 1 haftalık repo ihalesini düzenleyerek piyasaya 1 milyar TL fonlama sağladığına işaret eden İbrahim Burkay “Basit faizin yüzde 37, bileşik faizin ise yüzde 44,58 olarak gerçekleştiği ihale ile birlikte piyasa göstergelerinde de belirgin bir rahatlama yaşandı. Şubat ayından bu yana yüzde 40 seviyelerinde seyreden Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF), atılan bu adımla ilk kez yüzde 36,94 seviyesine çekildi” ifadelerini kullandı. </p>
<h2>“Ticari kredi kanalları açılmalı”</h2>
<p>Ekonomi yönetimiyle gerçekleştirdikleri görüşmelerde iş dünyasının finansmana, uygun koşullarda erişimi konusundaki taleplerinin kısmen de olsa karşılık bulmasının önemli olduğunu belirten Başkan Burkay, “Bankaların fonlama maliyetinde sağlanan bu gerilemenin, vakit kaybetmeksizin yüzde 45 ile yüzde 55 bandında sıkışan KOBİ ve ticari kredi faizlerine yansıtılması üretimin ve istihdamın devamlılığı için şarttır. Piyasada yaşanan nakit sıkışıklığı göz önüne alındığında, BDDK tarafında da KOBİ'ler için kredi esnekliği sağlayacak adımların atılması, ihracatçımızın rekabet gücünü koruyacak dengelerin gözetilmesi reel sektörün en temel beklentisidir. TCMB’nin attığı bu örtülü indirim adımını piyasalara nefes aldıracak olumlu bir gelişme olarak görüyor, bankacılık sektörünü bu finansman rahatlamasını ticari kredi kanallarına hızla yansıtmaya davet ediyoruz” diye konuştu. </p>
<h2>“KOSGEB Destekleri KOBİ’lerimizin yatırım iştahını artıracaktır”</h2>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde KOSGEB eliyle yürütülen Kapasite Geliştirme Destek Programı'nın 2026 yılı 3. dönem başvurularının başlamasını da memnuniyetle karşıladıklarını dile getiren BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, programın KOBİ'lerin teknolojik dönüşümü ve kapasite artışları açısından kıymetli bir adım olduğunu vurguladı. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Fatih Kacır’ın açıkladığı destek paketinin detaylarına değinen BTSO Başkanı Burkay, şöyle devam etti: “36 ay vadeli kredilerde 30 milyon liraya kadar finansman, 20 puanlık finansman desteği ve sağlanan kefalet imkanları, yüksek finansman maliyetleri altında mücadele eden üreticilerimiz için can suyu niteliğindedir. Özellikle tedarikçi geliştirmeye yönelik savunma, uzay ve havacılık alanındaki projelere 30 milyon liraya kadar, hızlı büyüyen ve teknogirişim rozetine sahip işletmelere ise 20 milyon liraya kadar sunulan bu stratejik kaynak, Bursa’mızın yüksek katma değerli üretim hedeflerine doğrudan katkı sağlayacaktır. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 4 bin KOBİ’mizin 64 milyar liralık finansmana erişim sağlamış olması, bu mekanizmanın sahadaki başarısını göstermektedir. Sayın Bakanımıza destekleri için şükranlarımızı sunuyorum. BTSO olarak KOBİ'lerimizin rekabet gücünü artıracak her adımı desteklemeye devam edeceğiz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ibrahim-burkay-ticari-kredi-faizlerinde-dusus-bekliyoruz-86167</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/7/1280x720/ibrahim-burkay-1787658294.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık repo ihaleleriyle sağladığı 3 puanlık örtülü faiz indirimini değerlendiren Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, bu gerilemenin vakit kaybetmeksizin ticari kredi faizlerine yansıtılması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/54-ilin-ihracat-artti-86169</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 14:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> 54 ilin ihracatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, ocak-temmuz dönemine ait faaliyet illerine göre ihracat verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, İstanbul geçen ay 5 milyar 846 milyon dolarla en fazla ihracat yapan il oldu. Kentin ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,6 azaldı.</p>
<p>İstanbul'u, 3 milyar 389 milyon dolarla ve yüzde 1 azalışla Kocaeli izlerken 2 milyar 74 milyon dolar ve yüzde 6,9 yükselişle İzmir takip etti.</p>
<p>Kıymetli veya yarı kıymetli taşlar faslı, 968 milyon 320 bin dolarla İstanbul'un ihracatında ilk sırada yer aldı. Bu faslı, 517 milyon 229 bin dolarla örme giyim eşyası ve aksesuarları, 497 milyon 991 bin dolarla kazanlar makineler izledi.</p>
<p>Kocaeli'de motorlu kara taşıtları 1 milyar 168 milyon 100 bin dolarla en fazla dış satım yapılan sektör oldu. Bu faslı, 335 milyon 858 bin dolarla mineral yakıtlar ve yağlar, 334 milyon 815 bin dolarla elektrikli makine ve cihazlar takip etti.</p>
<p>İzmir'in ihracatında, mineral yakıtlar ve yağlar 351 milyon 305 bin dolarla ilk sırada yer aldı. Söz konusu faslın ardından, 233 milyon 799 bin dolarla motorlu kara taşıtları, 212 milyon 539 bin dolarla kazanlar, makineler geldi.</p>
<p><strong>İlk 3 ilin en fazla ihracat yaptığı ülkeler</strong></p>
<p>İstanbul'un ihracatında, 406 milyon 654 bin dolarla ABD ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi, 352 milyon 578 bin dolarla Almanya ve 343 milyon 963 bin dolarla Birleşik Arap Emirlikleri izledi.</p>
<p>Kocaeli, en fazla ihracatı 339 milyon 62 bin dolarla Almanya'ya yaptı. Bu ülkenin ardından, 334 milyon 84 bin dolarla İngiltere ve 169 milyon 647 bin dolarla ABD geldi.</p>
<p>İzmir'in en fazla ihracat yaptığı ülke, 191 milyon 881 bin dolarla Almanya oldu. Bu ülkeyi, 128 milyon 526 bin dolarla ABD, 119 milyon 682 bin dolarla Nijer takip etti.</p>
<p><strong>İhracatını tutar bazında en çok artıran iller</strong></p>
<p>Temmuzda yıllık bazda ihracatını en fazla artıran iller sıralamasında, Mersin 194 milyon dolarlık artışla ilk sırada yer aldı. Bu ili, 135 milyon dolarla İzmir, 129 milyon dolarla Antalya izledi.</p>
<p>Böylece, ocak-temmuz döneminde 22 il 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptı, 54 il de ihracatını artırdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/54-ilin-ihracat-artti-86169</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/ihracat-ticaret-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, yılın 7 aylık döneminde 22 ilin ihracatının 1 milyar doları aştığını, 54 ilde de ihracat artışı kaydedildiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/vergi-tabani-genisletilmeli-harcama-denetimi-gelmeli-86163</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 12:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Vergi tabanı genişletilmeli, harcama denetimi gelmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Yeminli Mali Müşavirler Odası (İzmir YMMO) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Zengin, Türkiye’de vergi sisteminin temel sorunlarından birinin vergi oranlarından çok vergi tabanının darlığı olduğunu belirterek, gelir beyanının yanında harcamaların da izlenebildiği daha bütüncül bir vergi sistemine ihtiyaç olduğunu ifade etti.</p>
<p>Türkiye’de vergi sisteminin en önemli sorunlarından birinin kayıt dışılığın hâlâ istenilen ölçüde önlenememesi olduğuna dikkat çeken Zengin, “Vergi bilincinin geliştirilmesi de kayıt dışılıkla mücadele kadar önemli. Vergi sistemimizin temel sorunu yalnızca vergi oranlarının yüksekliği değil. Asıl mesele vergi tabanının dar olması. Belli kişi ve gruplardan vergi alınırken ekonomik faaliyetin bir bölümünün sistemin dışında kalması vergi adaletini de bozuyor. Vergi tabanını genişletirsek yükü sürekli aynı mükelleflerin üzerine bindirmek zorunda kalmayız” dedi.</p>
<h2>“Gelir kadar harcama da izlenmeli”</h2>
<p>Türkiye’de mevcut sistemin ağırlıklı olarak gelirin beyanına dayandığını belirten Zengin, kayıt dışı ekonomiyle mücadelede harcamaların da dikkate alınacağı bir yapıya geçilmesi gerektiğini söyledi. Kamuoyunda zaman zaman “nereden buldun” şeklinde ifade edilen harcama denetiminin, gelirin yanı sıra servet ve harcamayı da birlikte değerlendiren modern bir vergi sistemi açısından önemli olduğunu kaydetti.</p>
<p>Bir kişinin veya şirket ortağının beyan ettiği gelirle yaptığı harcamalar arasında belirgin bir uyumsuzluk bulunması durumunda bunun vergi idaresi tarafından analiz edilebilmesi gerektiğini vurgulayan Zengin, “Bir işletme yıllarca zarar ya da çok düşük kâr beyan ederken işletme ortağının çok yüksek tutarlı harcamalar yaptığı bir tabloyla karşılaşabiliyoruz. Böyle bir durumda bu harcamaların kaynağının sorgulanabileceği yasal ve sistematik bir yapıya ihtiyaç var. Geliri, harcamayı ve serveti birbiriyle ilişkilendiren bir vergi sistemi kurabilirsek kayıt dışılıkla mücadelede çok daha etkili sonuç alabiliriz” dedi.</p>
<p>Gelir İdaresi Başkanlığı ve Vergi Denetim Kurulu’nun dijitalleşmeyle birlikte önemli bir veri altyapısına ulaştığını belirten Zengin, e-fatura, e-defter, elektronik beyanname, tapu ve noter işlemlerinden gelen verilerin karşılaştırılmasının önleyici denetim açısından önemli imkânlar yarattığını söyledi.</p>
<h2>“Sadece denetim yetmez, sistem de doğru kurulmalı”</h2>
<p>Kayıt dışılığın yoğun olduğu sektörlerde yalnızca daha fazla denetim yapılmasının yeterli olmayacağını belirten Zengin, sektörlerin gerçek çalışma koşullarını dikkate alan vergilendirme modellerinin geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Gayrimenkul ve inşaat sektörünü örnek gösteren Zengin, özellikle taşeronların vergilendirilmesine ilişkin yapının yeniden değerlendirilmesinin faydalı olacağını ifade etti. Yeminli mali müşavirlerin önleyici denetim mekanizmasında daha etkin kullanılmasının kayıt dışılıkla mücadeleye katkı sağlayacağını da kaydeden Zengin, Türkiye’de yaklaşık 45-50 bin şirketin yeminli mali müşavirlerle tam tasdik kapsamında çalıştığını, bu sayının iki-üç katına çıkmasının vergi uyumunu güçlendireceğini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/vergi-tabani-genisletilmeli-harcama-denetimi-gelmeli-86163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/2/1280x720/yasar-zengin-1779202643.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi sisteminin daha adaletli hale gelmesi için aynı geliri elde eden kişilerin aynı ölçüde vergi ödemesinin temel ilke olması gerektiğini söyleyen İzmir Yeminli Mali Müşavirler Odası Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Zengin, vergi tabanı genişletilmeden, sürekli kayıtlı mükelleflerin üzerine yeni yükler getirilmesinin doğru bir yöntem olmadığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tire-osbden-gelecegin-enerjisine-egitim-yatirimi-86162</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 12:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tire OSB’den geleceğin enerjisine eğitim yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Tire Organize Sanayi Bölgesi (TOSBİ) ile İzmir Konak Meslek Yüksekokulu arasındaki üniversite-sanayi iş birliği, enerji alanında eğitim verecek iki yeni programla güçlendi. İzmir Konak Meslek Yüksekokulu bünyesinde açılan Yenilenebilir Enerji Teknikerliği ve Elektrik programları, bu yıl öğrenci kabul etmeye başlayacak.</p>
<p>TOSBİ Müteşebbis Heyet Başkanı Metin Akdaş ve TOSBİ Bölge Müdürü Oğuz Düztaş, İzmir Konak Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Derman Küçükaltan’ı ziyaret etti. Görüşmede, sanayinin nitelikli teknik personel ihtiyacı ve iki kurum arasında yürütülebilecek ortak çalışmalar değerlendirildi. İzmir Konak Meslek Yüksekokulu tarafından, sektörün ihtiyaçları da dikkate alınarak açılan programların; yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, elektrik sistemleri, üretim altyapısı ve bakım süreçlerinde görev alacak teknik personelin yetiştirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor. TOSBİ ile kurulacak iş birliğinin staj, işbaşı eğitimi ve istihdam olanaklarıyla geliştirilmesi planlanıyor.</p>
<h2>Akdaş: Sanayinin geleceği nitelikli insan kaynağıyla kurulacak</h2>
<p>Eğitim ile sanayi arasındaki güçlü bağın yeşil ve teknolojik dönüşüm açısından önem taşıdığını belirten TOSBİ Müteşebbis Heyet Başkanı Metin Akdaş, “Sanayimizin gelişmesi için yeni yatırımlar kadar, bu yatırımları geleceğe taşıyacak iyi yetişmiş gençlere de ihtiyacımız var. Elektrik ve yenilenebilir enerji alanında uygulamalı eğitim alan teknikerler, işletmelerimizin yeşil dönüşüm sürecinde önemli görevler üstlenecek. Gençlerin geleceğin mesleklerine hazırlanmasını ve bölgedeki işletmelerin ihtiyaç duyduğu nitelikli çalışanlara ulaşmasını önemsiyoruz” dedi.</p>
<h2>Küçükaltan: Öğrencilerimizi sektörle birlikte yetiştireceğiz</h2>
<p>İzmir Konak Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Derman Küçükaltan ise “Programlarımızı sanayinin ihtiyaçlarını dikkate alarak şekillendirmek, öğrencilerimize mezuniyet sonrasında güçlü bir kariyer zemini sunuyor. TOSBİ ile yapacağımız çalışmalar sayesinde öğrencilerimizin sektörün beklentilerine uygun uygulama becerileri kazanmasını amaçlıyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tire-osbden-gelecegin-enerjisine-egitim-yatirimi-86162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/2/1280x720/tire-osbden-gelecegin-enerjisine-egitim-yatirimi-1787651608.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Konak Meslek Yüksekokulu bünyesinde açılan Yenilenebilir Enerji Teknikerliği ve Elektrik programları, bu yıl öğrenci kabul etmeye başlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarim-ve-gida-sektorunun-temsilcileri-tigem-karacabeyde-bulustu-86158</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım ve gıda sektörünün temsilcileri TİGEM Karacabey’de buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) ile Güvenilir Ürün Platformu tarafından yürütülen “Tarım Varsa Hayat Var” projesi kapsamında tarım ve gıda sektörünün önemli temsilcileri TİGEM Karacabey İşletmesi’nde bir araya geldi.</p>
<p>TİGEM Genel Müdürü Dr. Hasan Gezginç başkanlığında gerçekleştirilen iki günlük programda, kurumun Türkiye’nin tarımsal üretimindeki stratejik rolü, yürütülen çalışmalar ve yeni projeler ele alındı. Sektör temsilcileri, tohum üretiminden damızlık hayvancılığa, modern tarım uygulamalarından sürdürülebilir üretim modellerine kadar TİGEM’in faaliyetlerini yerinde inceleme fırsatı buldu. Program kapsamında tarla üretim alanları, hayvancılık tesisleri, mekanizasyon altyapısı ve üretim süreçleri uzmanlar eşliğinde tanıtıldı. Saha ziyaretlerinde TİGEM’in gıda arz güvenliğine katkısı, yerli ve milli üretim kapasitesi, yüksek verimli üretim modelleri ve gen kaynaklarının korunmasına yönelik çalışmaları hakkında bilgi verildi.</p>
<h2>“Sertifikalı tohumda yüzde 25 pazar payı”</h2>
<p>Programın ikinci gününde Güvenilir Ürün Platformu Başkanı Celal Toprak’ın moderatörlüğünde düzenlenen toplantıda konuşan TİGEM Genel Müdürü Dr. Hasan Gezginç, tarım ve hayvancılığın yüksek emek isteyen sektörler olduğunu belirterek üretime katkı sağlayan tüm kesimlerin emeğinin önemine dikkat çekti. TİGEM’in Türkiye’nin bitkisel ve hayvansal üretiminde ihtiyaç duyulan tohumluk ve damızlık materyalin karşılanması, gen kaynaklarının korunması ve modern tarım tekniklerinin sektöre kazandırılması amacıyla faaliyet gösterdiğini belirten Gezginç, kurumun 17 işletme, 3,6 milyon dekar arazi ve 8 bin 145 personelle önemli bir üretim kapasitesine sahip olduğunu ifade etti.</p>
<h2>“İklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkileri”</h2>
<p>Sertifikalı tohum üretiminde yüzde 25 pazar payıyla sektör liderliğini sürdürdüklerini kaydeden Gezginç, 2026 yılı bitkisel üretim döneminde hububatta 380 bin ton rekolte, sertifikalı tohumda ise 233 bin ton üretim hedeflediklerini açıkladı. İklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Gezginç, tohumluk üretim alanlarının yaklaşık yüzde 40’ının kurağa dayanıklı veya toleranslı çeşitlerden oluşturulduğunu söyledi. Yerel Tohum Projesi kapsamında tespit edilerek tescillenen tohumların da üreticilerle buluşturulduğunu belirten Gezginç, KKTC, Azerbaycan ve Irak başta olmak üzere farklı ülkelere sertifikalı tohum ihracatının sürdüğünü dile getirdi.</p>
<h2>“Hayvancılıkta damızlık üretim kapasitesi güçleniyor”</h2>
<p>TİGEM’in hayvancılık alanındaki çalışmalarına da değinen Gezginç, kurum bünyesinde 70 bin büyükbaş ve 300 bini aşkın küçükbaş hayvan bulunduğunu belirtti. “Kırsalda Bereket” projeleriyle üreticilere büyükbaş ve küçükbaş hayvan desteği sağlandığını aktaran Gezginç, üreticilerin finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla 2 yılı ödemesiz, 5 yıl vadeli Ziraat Bankası kredilerinin de devreye alındığını söyledi. Malatya Sultansuyu İşletmesi’nde tamamlanan 100 başlık Boğa Anası Tesisi ile dondurulmuş boğa sperması üretiminde 1 milyon dozluk hedefe ulaşılması amaçlanıyor. Toplantıda, Sultansuyu’ndaki Boğa Sperma Merkezi’nin yılda 1 milyon doz üretim kapasitesiyle iç piyasa ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ını tek başına karşılayabildiği bilgisi de paylaşıldı. TİGEM’in yalnızca üretim kapasitesini artırmaya değil, Türkiye’nin genetik mirasının korunmasına da odaklandığını belirten Gezginç, Asya Ceylanı, Akbaş ve Kangal köpekleri ile 1.548 başlık Safkan Arap Atı sürüsünün koruma ve yetiştirme çalışmalarının sürdüğünü ifade etti.</p>
<h2>“Sürdürülebilir tarıma yeni yatırımlar”</h2>
<p>TİGEM’in yatırımlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Gezginç, sulanabilir tarım alanlarının 1 milyon 41 bin dekara ulaştırıldığını belirtti. Kurumun enerji ve depolama altyapısının da güçlendirildiğini kaydeden Gezginç, 48 MW’ın üzerinde Güneş Enerjisi Santrali (GES) projesi, 275 bin ton silo kapasitesi ve modern yem tesisleriyle sürdürülebilir tarımsal üretimin destekleneceğini söyledi. TİGEM’in piyasaya doğrudan unluk veya ekmeklik buğday sunan bir yapıdan ziyade, Türk çiftçisinin ihtiyaç duyduğu yüksek kaliteli tohumluk ve damızlık materyali üretmeye odaklandığını vurgulayan Gezginç, “Kendi kaynaklarıyla büyüyen, kâr eden bir kamu kuruluşu” anlayışıyla hareket ettiklerini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarim-ve-gida-sektorunun-temsilcileri-tigem-karacabeyde-bulustu-86158</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/8/1280x720/tarim-ve-gida-sektorunun-temsilcileri-tigem-karacabeyde-bulustu-1787647799.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Tarım Varsa Hayat Var” projesi kapsamında TİGEM Karacabey İşletmesi’nde bir araya gelen sektör temsilcileri, Türkiye’nin tarımsal üretim kapasitesini ve gıda arz güvenliğini sahada değerlendirdi. TİGEM Genel Müdürü Dr. Hasan Gezginç, kurumun 17 işletmesi, 3,6 milyon dekar arazisi ve 8 bin 145 personeliyle Türkiye’nin en büyük tarımsal üretim gücü olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guven-agustosta-hizmet-insaat-ve-perakendede-geriledi-86154</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güven, ağustosta hizmet, inşaat ve perakendede geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait hizmet, perakende ticaret ve inşaat güven endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mevsim etkilerinden arındırılmış güven endeksi ağustosta aylık bazda hizmet sektöründe yüzde 0,1 azalarak 111,9, perakende ticaret sektöründe yüzde 0,8 azalışla 110,1 ve inşaat sektöründe yüzde 0,4 gerilemeyle 83,1 değerini aldı.</p>
<p>Hizmet sektöründe ağustosta geçen aya kıyasla, son üç aylık dönemde iş durumu yüzde 1,2, son üç aylık dönemde hizmetlere olan talep yüzde 0,1 azalış, gelecek üç aylık dönemde hizmetlere olan talep beklentisi yüzde 0,9 artış gösterdi.</p>
<p>Perakende ticaret sektöründe son üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar yüzde 5,8, mevcut mal stok seviyesi yüzde 0,1 gerilerken, gelecek üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar beklentisi yüzde 3,8 arttı.</p>
<p>İnşaat sektöründe alınan kayıtlı siparişlerin mevcut düzeyi yüzde 3,8 azalırken, gelecek üç aylık dönemde toplam çalışan sayısı beklentisi yüzde 2,8 artış kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guven-agustosta-hizmet-insaat-ve-perakendede-geriledi-86154</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/7/1280x720/perakendecilerin-omnichanel-notu-100-uzerinden-46-oldu-1741935521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre güven endeksi, aylık bazda hizmet sektöründe yüzde 0,1, perakende ticaret sektöründe yüzde 0,8 ve inşaat sektöründe yüzde 0,4 azalış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanofide-ust-duzey-atama-86150</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 09:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanofi&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanofi'nin yönetim ekibinde üst düzey atama gerçekleştirildiği bildirldi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Sanofi Avrasya Finans Direktörü ve İlaçlar Finans İş Ortağı pozisyonuna getirilen Muhammad Ali Rahim Najjad, şirkette Avrasya Bölgesi'nin finansal stratejisinin belirlenmesi, performansının yönetimi ve iş hedeflerinin sürdürülebilir büyüme odağında desteklenmesinden sorumlu olacak. Görevini İstanbul merkezli yürütecek Najjad, aynı zamanda Uluslararası Pazarlar Finans Liderlik Ekibinin ve Avrasya Bölge Yönetim Ekibinin üyesi olarak görev yapacak.</p>
<p>Şirkete katılmadan önce telekomünikasyon, kabloyla elektrik iletim ve dağıtımı gibi farklı sektörlerde deneyim kazanan Najjad'ın, uluslararası finans alanındaki birikimiyle yeni görevinde Sanofi Avrasya'nın büyüme hedeflerine ve stratejik önceliklerine katkı sağlayacağı vurgulandı.</p>
<p>Finans alanında MBA derecesi bulunan ve sektörde uzun yıllara dayanan uluslararası deneyime sahip Najjad, İngiltere ve ABD'deki muhasebe kuruluşlarının üyesi konumunda bulunuyor.</p>
<p>Şirkete Ocak 2016'da katılan Najjad, kariyeri boyunca farklı coğrafyalarda üst düzey finans ve yönetim sorumlulukları üstlendi. Son olarak Budapeşte'deki Kontrol Operasyonları yapılanmasının kurulmasına liderlik eden Najjad, daha önce Mısır, Sudan ve İran Finans Direktörü, ardından da İran Geçici Ülke Başkanı ve Genel Müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanofide-ust-duzey-atama-86150</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/0/1280x720/najjad-1787643659.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Muhammad Ali Rahim Najjad, Sanofi&#039;nin Avrasya Bölgesi&#039;nde Finans Direktörü ve İlaçlar Finans İş Ortağı görevine getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/3d-boyutlu-yazicilar-istanbul-fuarinda-gorucuye-cikacak-86133</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> 3D boyutlu yazıcılar İstanbul Fuarı&#039;nda görücüye çıkacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Artan maliyetler ve finansmana erişimin pahalı olması verimlilik alanındaki çalışmaları son dönemde daha fazla öne çıkardı. Bu alanda yapay zeka ve üretim teknolojileri öne çıkarken 3 boyutlu yazıcıların da önem kazandığı görülüyor. 2030’kadar 5 katlık büyümeyle globalde 165 milyar dolarlık pazar büyüklüğüne sahip olması beklenen 3D pazarının Türkiye’deki ilk fuarı ise 17-19 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Expo 3D İstanbul adıyla düzenlenecek fuar, üretim ekosisteminde yer alan yerli ve yabancı birçok sektör temsilcisini bir araya getirecek.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d29e4b4c4c-1787636196.png" alt="" width="252" height="273" /> Expo 3D İstanbul Fuarı Koordinatörü Yıldırım Ünverdi, fuarda 50’nin üzerinde firma ve 100’ün markanın yer alacağını ifade etti. Ziyaretçi profiline de değinen Ünverdi, “Yurt içi ve yurt dışından toplam 5 binin üzerinde ziyaretçi bekliyoruz. Almanya, Portekiz başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinden katılımcılar fuarımızda yer alacak. Orta Asya ve Orta Doğu ülkelerinden de bu fuarımıza ilgi fazla” şeklinde konuştu.</p>
<h2>10 bin metrekarede düzenlenecek </h2>
<p>Son dönemde Türk fuarcılık sektörü bazı sektörler özelinde büyümesi ve bu alandaki fuarların Almanya’dan Türkiye’ye kaymasına neden oldu. Halı ve mobilya bu iki alan arasında başı çekiyor. Bu yıl ilk düzenlenecek Expo 3D İstanbul Fuarı’nın 10 bin metrekarelik bir alanda yapılacağına işaret eden Ünverdi, “Bu fuar yıllardır Almanya’da yapılıyor. Hedefimiz fuarımızın ilerleyen dönemde daha fazla büyümesini sağlamak ve ülkemizin bu alandaki etkisini bir üst basamağa taşımak” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>“Üretimin olduğu her sektörde eklemeli imalat var”</h2>
<p>Reel sektörün gelişim ve yeni üretim tekniklerine yönelik ilgisi eklemeli imalat ve 3D pazarının büyümesinde etkili. Tam da bu nedenlerden dolayı eklemeli imalatın savunma sanayiinden havacılığa, makineden tekstil sektörüne kadar birçok alanda yer aldığına dikkat çeken Ünverdi, “Üretimin olduğu her yerde eklemeli imalat var. Tersine mühendislik sistemlerinden taramaya kadar ciddi bir ekosistem var” açıklamalarında bulundu.</p>
<h2>“Özel üretimlerde yapay zeka ikincil role sahip” </h2>
<p>Yapay zekanın etkisi de 3D yazıcı ekosisteminde kendisini gösteriyor. Özel standart üretimlerde birçok meslek için hem tehdit hem de avantaj olarak görülen yapay zeka, niş üretimlerin yapıldığı sahalarda ise ikincil bir rol üstleniyor. Yapay zekanın eklemeli üretim sistemlerinde yardımcı konumunda yer aldığının altını çizen Ünverdi, “Eklemeli imalat tarafında standart üretimlere ilave olarak yapılan özel üretimlerde yapay zeka kullanıcılar için destekleyici bir rol üstleniyor” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yerli ve yabancı alım heyetleri yer alacak</span></h2>
<p>Yerli ve yabancı alım heyetlerinin yer alacağı etkinlik ayını zamanda üniversite sanayi iş birliğini de pekiştirmeyi hedefliyor. Bu hususta Türkiye’nin önde gelen güzide üniversiteleri, teknopark ve strat-up’larda fuarda yerini almaya hazır. Ünverdi, Türkiye’de önemli başarılara imza atan strat-up’ların giderek artığına vurgu yaparak, “Bizler de bu fuarda üniversite ve sanayi arasında karşılıklı bir sinerji oluşmasına zemin hazırlayacağız. Bu kapsamda sanayinin ihtiyaçlarına uygun ürünlerin ticarileşmesinin önünü açan bir köprü olma hedefindeyiz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/3d-boyutlu-yazicilar-istanbul-fuarinda-gorucuye-cikacak-86133</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/1/1280x720/ifm-1769586702.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Expo 3D İstanbul Fuarı, 17-19 Eylül’de İstanbul Fuar Merkezi’nde 50’nin üzerinde firma ve 100’ü aşkın markayı buluşturacak. Fuar Koordinatörü Yıldırım Ünverdi, 2030’a kadar 165 milyar dolara ulaşması beklenen 3D pazarında Türkiye’nin etkisini artırmayı hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/goldman-16-milyon-pay-topladi-yabancinin-payi-25-ustu-oldu-86130</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Goldman 1,6 milyon pay topladı, yabancının payı %25 üstü oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geçtiğimiz hafta BIST 30 Endeksi %4,34 değer kazanırken, yabancılar borsa genelinde paylarını 0,14 puan artışla %32,77’ye çıkardı. BIST 30 hisselerinden ise satışa ağırlık verip 17 hissede paylarını azalttılar. Alımlarda demir çelik şirketleri Kardemir ve Ereğli öne çıktı.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta yabancılar borsa genelinde alım ağırlıklı işlemlerde bulunurken BIST 30 hisselerinde satıcı tarafta yer aldılar. 17 hissede satış yaparken 13’ünde paylarını artırdılar. Alımları Kardemir, Ereğli, Petkim gibi sanayi şirketlerinde yoğunlaştı. Petkim ve Tüpraş’ta ise 4 gün alım yönlü çalıştılar. Buna karşılık Şişecam, Migros ve Enka hisselerinde 2 puanın üzerinde satışlar geldi. Piyasa genelinde BIST 30 Endeksi %4,34 yükselirken, fonlar sınırlı hisselere yöneldi. Veriler yabancıların ağırlıklı olarak sanayi şirketleri üzerinden rotasyona giderek kârlarını yukarı çekmeye çalıştıklarını işaret ediyor.</p>
<h2>Düşen tahtada sattılar</h2>
<p>Yabancılar Şişecam hissesinde paylarını 3,37 puan azaltarak %9,99’a indirdi. Satış ağırlıklı işlem yaptıkları Şişecam, mayıs ayındaki en yüksek seviyesi olan 53,41 TL’nin ardından düşen bir eğilim sergiledi. Diğer taraftan şirket, ABD pazarındaki gücünü artırmak amacıyla,100 bin dolar sermayeli Sisecam USA Trading ünvanlı yeni bir şirket kurdu. Geçtiğimiz hafta yabancıların en fazla sattığı ikinci hisse 2,74 puanla Migros oldu. Satış sonrası payları %42,53 seviyesine geriledi. Hisse, mayısta ulaştığı 727 TL’nin altında bulunuyor. Yıl sonu beklentisini paylaşan firma, %5-7 arası satış büyümesi öngörüyor. Yılın ilk yarısında ise büyüme %4,5 seviyesinde gerçekleşti. Hedeflediği yeni mağaza sayısını ise 180-200 arası.</p>
<h2>Alımlar demir çelikte</h2>
<p>Yabancı fonlar, Kardemir (D) hissesinde paylarını 1,90 puan artırarak %25,77’ye çıkardı. Goldman Sachs’ın ağustosta 42,64 TL fiyattan yaptığı yaklaşık 1,6 milyon adetlik alım kurumun payını %5,14’e çıkardı. Yabancılar aynı zamanda Ereğli Demir Çelik hissesinde de 1,52 puan alım yaparak paylarını %24,26’ya çıkardı.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d255f697fe-1787635039.png" alt="" width="999" height="543" /></strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>AR-GE Mİ, YAPAY ZEKA MI?</strong></p>
<p><strong>Ar-Ge</strong>; buluş gücü, sürdürülebilir büyüme, teşvik, kurumsal hafıza, öncülük. Uzun geri dönüş, yüksek maliyet, başarısızlık ve taklit riski, kâr baskısı. <br /><strong>Yapay zeka</strong>; maliyet düşüşü, hız, verimlilik, entegrasyon, kişiselleştirme. Dışa bağımlılık, güvenlik riski, algoritma hatası, özgünlük sorunu.</p>
<p><strong>Kaynağın önemli kısmı mahsuplaşmaya gitti. Kalan ise yükümlülüklerde kullanılacak</strong></p>
<p>CVK Maden’in bedelliden gelen parayı ne yaptığını öğrenebilir miyim? ● Yasin Şengör</p>
<p>Yasin, CVK Maden %170 bedelli sermaye artırımına giderken brüt 2,38 milyar TL fon temin etti. Bu kaynağın yaklaşık 1,66 milyar TL’lik kısmı, hakim ortak Hüseyin Çevik’in daha önce şirkete sermaye avansı ya da borç olarak verdiği nakdin mahsuplaşılmasında kullanıldı. Mahsuplaşma sonrasında kasaya 718 milyon TL girerken bunun 368 milyon TL’si işletme sermayesinin güçlendirilmesine, 200 milyon TL’si bağlı ortaklık yatırımlarına, 150 milyon TL’si ise finansal borçların ödenmesine ayrıldı. Bu itibarla nakdin yükümlülüklerde kullanıldığı söylenebilir.</p>
<p><strong>Niksar’daki GES yatırımı devreye girdi. Elektrik ihtiyacının %45’ini karşılayacak</strong></p>
<p>Mopaş’ın devreye aldığı elektrik santralin giderlere katkısı ne boyutta olacak? ● Ayhan Çimen</p>
<p>Ayhan, Mopaş Marketçilik enerji maliyetlerini azaltmak amacıyla yürüttüğü 5 MWp kurulu güce sahip Niksar GES projesini geçtiğimiz haziranda tamamlayarak devreye aldı. Santral 2,5 milyon dolar maliyetle kurulurken, yatırımın şirketin elektrik tüketiminin yaklaşık %45’ini karşılayacağı belirtildi. Firmanın ihtiyacının neredeyse yarısının yenilenebilir kaynaktan karşılanması, Mopaş Marketçilik’in enerji maliyetlerini ciddi ölçüde düşüreceği söylenebilir. İlerleyen süreçte fiyat artışlarına karşı da operasyonel kârlılığı destekleyecek.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>ONE fonu bir yılda %26 kazandırırken şubattan bu yana yatayda dalgalanıyor</strong></p>
<p>Aktif Portföy’ün idaresindeki Birinci Hisse Senedi Serbest (TL) Fon (ONE), Aralık 2023’ten bu yana işlem görüyor. Dalgalı seyir izleyen fon, Ekim 2023’ten itibaren yönünü yukarı çevirmiş olsa da şubattan beri yatayda bir hareket gerçekleştiriyor. Portföyün hacmi mayıstan itibaren küçülürken ağustosta önceki aya göre artarak 34,19 milyon TL’ye çıktı. Marttan bu yana nakit çıkışının yaşandığı fona ağustosta 3,38 milyon TL para girişi oldu. Yatırımcı sayısı bir önceki aya göre artarak 691 kişiye yükseldi. Doluluk oranı %2,27 seviyesinde bulunuyor. Fonun stratejisi, varlıklarını hisse senetlerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %93,08’i hisse senedi ve %4,23’ü yatırım fonlarında değerlendiriyor. Son bir yılda %26,22 getiri sağlarken, %28,29 yükselen BIST 100 Endeksi’nin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>ZKB Varlık, %46,99 bileşik getiriyle 355 milyon TL kira sertifikası ihraç etti</strong></p>
<p>ZKB Varlık Kiralama, 20.08.2026 günü kira sertifikası ihraç etti. Toplam tutarı 355.000.000 TL olan kira sertifikasının, yıllık basit getirisi %41, bileşik getirisi ise %46,99 düzeyinde bulunuyor. Tek kupon ödemeli kira sertifikası 117 gün vadeli ve ödeme tarihi 16.12.2026 olarak belirlendi. Kupona isabet eden getiri oranı %13,14 olacak. 21 Ağustos tarihli TLREFK %39,84 seviyesinde bulunuyor. Fon kullanıcısı İstanbul Memorial Sağlık olan kira sertifikasının yıllık %41 basit getirisi, TLREFK’nın 1,16 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin önerdiği getiri, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcıları için uygun bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra kira sertifikası piyasada TRDZKBVA2661 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2>ŞİRKET PANOSU</h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d251b267ef-1787634971.png" alt="" width="964" height="242" /><strong>SUR TATİL EVLERİ GYO</strong></p>
<p><strong>Antalya projesinin ilk etabını tamamlarken eylülde işletme testlerine başlıyor</strong></p>
<p>Sur Tatil Evleri GYO, Antalya’da 45.170 metrekare arsa üzerinde inşa ettiği Sur Yapı Tatil Evleri Antalya Projesi’nde 15.696 adet devremülk ve sosyal alanlardan oluşan ilk etabın inşaat sürecinin tamamlandığını duyurdu. Eylül ayı içerisinde işletme testlerinin yapılacağı, ekim ayında ise devremülklerde yaşamın başlayacağı belirtildi. Yapılan ön satışların ise bir sonraki bilanço döneminde hasılat olarak yansıyacağı ifade edildi. Şirketin açıkladığı altı aylık mali tablolarında geliri 62,5 milyon TL olarak gözlenirken, dönem sonu kârı 9,2 milyon TL seviyesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>EUROPEN ENDÜSTRİ</strong></p>
<p><strong>Satışını artırmak için Romanya’da özel ölçü kapı pencere üretim tesisi kuruyor</strong></p>
<p>Europen Endüstri, kapı ve pencere üretimindeki kapasitesini ve Avrupa’daki satış hacmini artırmak istiyor. Bu amaçla Romanya’da özel ölçü kapı pencere üretim tesisi yatırımı yapmayı düşünüyor. Şirket karar doğrultusunda Romanya’da %100 hissedarı olacağı bir şirket kuracak. Girişimiyle birlikte ihracat pazarını Türkiye’den yönetmek yerine doğrudan Avrupa Birliği sınırları içine kuracağı firma üzerinden gerçekleştirmeyi hedeflediği anlaşılıyor. Yurt dışı ağırlıklı çalışan Europen Endüstri, yılın ilk yarısında gelirini %24 büyütürken kârını %87 oranında düşürdü.</p>
<p><strong>PRİZMA PRES MATBAACILIK</strong></p>
<p><strong>Silivri’deki tesisi ilişkili tarafa sattı. Bedel değerleme raporunun üzerinde</strong></p>
<p>Prizma Pres Matbaacılık, Silivri’de yer alan 7.801 metrekare alana sahip otel, restoran, apart otel ve fabrika alanlarından oluşan tesisini 370 milyon TL bedelle ilişkili taraf konumundaki Tandem Yayıncılık’a sattı. Değerleme raporunda KDV hariç 333 milyon TL olarak tespit edilen tesisin, değerleme rakamının üzerinde devredildiği açıklandı. İşlemden elde edilecek gelirin şirketin gelecek yatırımlarının finansmanında kullanılacağı ve likiditesini güçlendireceği belirtildi. Ayrılma hakkı doğuran satıştan ötürü ortakların pay satım hakkı işlem fiyatının altında.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Dardanel’in düşen fiyatı ağustosta taban bulmaya çalışsa da satış eğilimi önde</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d25082e14b-1787634952.png" alt="" width="299" height="237" /></strong>Dardanel’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %46,21 ile toplamda 8,8 milyon lot azalarak 10,25 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 8’den 5’e geriledi. KLH 9,35 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, SNY 1,4 milyon lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Dardanel hakkında 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede güçlü satış Atlas Portföy’ün yönettiği KLH fonundan gelirken, KHJ, BIY ve GNH satışlarıyla hissedeki paylarını sıfırladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/goldman-16-milyon-pay-topladi-yabancinin-payi-25-ustu-oldu-86130</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Goldman 1,6 milyon pay topladı, yabancının payı %25 üstü oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suyun-yeni-jeopolitigi-420-catisma-86136</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suyun yeni jeopolitiği: 420 çatışma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Birleşmiş Milletler Dünya Su Kalkınma Raporu 2026, 2,1 milyar insanın güvenli içme suyuna erişemediğini ortaya koyuyor. Su, aynı zamanda daha fazla çatışmanın da merkezine yerleşiyor. Pacific Institute verilerine göre su bağlantılı çatışmalar 2024’te rekor kırarak 420’ye ulaştı. Su, kıt bir doğal kaynak olmanın ötesinde, ekonomik kalkınmanın, toplumsal eşitliğin ve jeopolitik güvenliğin belirleyicisine dönüşüyor.</strong></p>
<p>Dünyada 2,1 milyar insan güvenli şekilde yönetilen içme suyuna erişemiyor. Kadınlar ve kız çocukları ise her gün yaklaşık 250 milyon saatlerini su toplamak için harcıyor. Birleşmiş Milletler’in 2026 Dünya Su Kalkınma Raporu, “Herkes İçin Su: Eşit Haklar ve Fırsatlar” başlığı altında bu iki rakamı yan yana koyuyor ve su krizinin bugün geldiği noktayı şöyle özetliyor: Sorun, dünyada yeterince su olup olmaması değil. Suyun kim için, nerede, hangi koşullarda erişilebilir olduğu. Aynı, finansmanın olduğu gibi… UN-Water ve UNESCO tarafından yayımlanan rapor, suya ve sanitasyona eşitsiz erişimin sağlık, eğitim, geçim kaynakları ve güvenlik üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. İklim değişikliği, su kıtlığı ve afetler ise mevcut eşitsizlikleri daha da ağırlaştırıyor.</p>
<p>Özellikle kadınlar açısından su krizi görünmeyen büyük bir zaman ve fırsat maliyeti yaratıyor. Dünyanın pek çok bölgesinde evin suyunu sağlama sorumluluğunu taşıyan kadınlar ve kız çocukları, suyun nasıl yönetileceğine ilişkin karar mekanizmalarında aynı ölçüde yer almıyor. BM bu nedenle, daha fazla altyapı yatırımından çok, daha kapsayıcı su yönetişimine ihtiyaç olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Bu arada; 2026’da su meselesine yalnızca eşitlik ve kalkınma penceresinden bakmak da artık değil. Çünkü su, dünyanın giderek daha fazla bölgesinde bir başka kelimeyle yan yana geliyor: Çatışma.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Su için 420 çatışma</span></strong></p>
<p>Pacific Institute’un otuz yılı aşkın süredir tuttuğu Water Confl ict Chronology verileri, bu dönüşümün boyutunu gösteriyor. 2024 yılında dünyada 420 su bağlantılı çatışma olayı kaydedildi. Bu bugüne kadar yaşanan en yüksek seviye. 2022’de sayı 235’ti. Son iki yıldaki artış yüzde 78’e ulaştı. 2000 yılında ise dünyada sadece 24 vaka kaydedilmişti. Daha da çarpıcı olan, su bağlantılı çatışmaların 2020’den bu yana neredeyse dört katına çıkmış olması.</p>
<p>Bu rakamlar su kıtlığının otomatik olarak savaşa yol açtığını söylemiyor, ama çok daha önemli bir şey söylüyor: İklim değişikliği, savaşlar, zayıf yönetişim, eşitsizlik, hızlı kentleşme ve artan talep üst üste geldiğinde su, mevcut kırılganlıkların çarpanı haline geliyor. Al Jazeera’nın Stockholm Dünya Su Haftası başlarken yayımladığı analiz, 2026’da bu riskin en görünür olduğu coğrafyaları Gazze ve Batı Şeria’dan Sudan’a, İran ve Körfez ülkelerinden Ukrayna’ya kadar uzanan geniş bir hat üzerinde ortaya koyuyor. Pacific Institute ise, suyun çatışmalardaki rolünü üç kategoriye ayırıyor: Kurban, tetikleyici ve silah.</p>
<p>2024’te kaydedilen olayların yüzde 55’inde barajlar, boru hatları, kuyular, arıtma tesisleri ya da suyun taşınması için gerekli enerji sistemleri çatışmanın kurbanı oldu. Yüzde 28’inde ise su kıtlığı, eşitsiz erişim veya kaynakların paylaşımı şiddetin tetikleyicileri arasında yer aldı. Vakaların yüzde 2’sinde su; suyun kesilmesi, kirletilmesi, bir bölgenin su altında bırakılması veya su kaynaklarına erişimin kontrol edilmesi gibi yöntemlerle doğrudan bir silaha dönüştü.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Su sistemini vurmak, hayatı vurmak</span></strong></p>
<p>Gazze bunun en ağır örneklerinden biri. Al Jazeera’nın UNICEF verilerine dayandırdığı bilgiye göre Gazze’de su ve sanitasyon altyapısının yaklaşık yüzde 90’ı zarar görmüş veya yok edilmiş durumda. Nüfusun yüzde 70’e varan bölümü içme ve yemek pişirme için kişi başına günlük minimum altı litre suyu dahi temin edemiyor. Hanelerin yüzde 90’ı orta veya yüksek düzeyde su güvensizliği yaşıyor. Sudan’da ise Nisan 2023’ten bu yana devam eden çatışmalar sırasında rezervuarlar, arıtma tesisleri ve dağıtım şebekeleri saldırıların hedefi oldu. Su ve sanitasyon sistemlerinin çökmesi kolera salgınlarını ve gıda güvensizliğini ağırlaştırıyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Körfez’in kırılganlığı</span></strong></p>
<p>2026’nın en dikkat çekici örneklerinden biri İran ve Körfez bölgesi. İran zaten yıllardır kuraklık, ortalamanın altında yağış, azalan yeraltı suları ve tarımsal talep nedeniyle ciddi su baskısı altında. Al Jazeera’nın aktardığı verilere göre bazı rezervuarlar yüzde 92’ye kadar boşalmış durumda. Yaklaşık dört milyon kişinin yaşadığı Meşhed’de rezervuar seviyeleri yüzde 3’ün altına kadar geriledi. Körfez ülkelerinde ise bambaşka bir bağımlılık var: Deniz suyunu arıtma tesisleri</p>
<p>İçme suyunun Katar’da yüzde 99’u, Kuveyt ve Bahreyn’de yüzde 90’dan fazlası, Umman’da yüzde 86’sı ve Suudi Arabistan’da yüzde 70’i desalinasyon tesislerinden geliyor. Bu rakamları yalnızca su teknolojisinin başarısı olarak okumak mümkün. Ama aynı zamanda devasa bir sistemik riskten söz ediyoruz. Çünkü deniz suyunu arıtmak için enerji gerekiyor. Enerji altyapısı zarar gördüğünde su sistemi de etkileniyor. Arıtma tesisi vurulduğunda milyonlarca insanın su güvenliği tehlikeye giriyor. Limanlar ve ulaşım sistemleri aksadığında bakım ve kimyasal tedarik zincirleri kırılabiliyor. Ukrayna da aynı bağımlılığı farklı biçimde gösteriyor. Savaşın enerji altyapısında yarattığı hasar su ve ısıtma sistemlerini su erişiminden doğrudan etkiliyor. Al Jazeera’nın aktardığı verilere göre ülkede yaklaşık 10 milyon insan güvenilir temiz yoksun durumda.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong><span style="color: #e03e2d;">Suyun değişen değer zinciri</span></strong></span></p>
<p>● Su, yıllardır bir çevre meselesi olarak ele alındı. Oysa aynı anda ekonomik rekabet, gıda güvenliği, enerji güvenliği, toplumsal dayanıklılık ve jeopolitik güvenlik meselesi. Bir fabrikanın suyunun kesilmesi üretimi durduruyor. Tarımsal suyun azalması gıda fi yatlarını yükseltiyor. Kentlerin su rezervlerinin düşmesi yeni altyapı yatırımları gerektiriyor. Su kıtlığı geçim kaynaklarını ortadan kaldırdığında göçü hızlandırabiliyor. Enerji sistemlerindeki kırılganlık su sistemlerine taşınıyor. Bu nedenle şirketlerin suyu yalnızca sürdürülebilirlik raporlarında “tüketilen metreküp” üzerinden takip etmeleri giderek yetersiz kalıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suyun-yeni-jeopolitigi-420-catisma-86136</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/6/1280x720/74-1787636827.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suyun yeni jeopolitiği: 420 çatışma ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarih-tersine-dondu-mazot-benzini-nasil-gecti-86131</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarih tersine döndü: Mazot benzini nasıl geçti?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıllarca kafamızdaki denklem basitti: Dizel araba az yakar, mazot ucuzdur. Ama bugün pompada bambaşka bir tablo var. Motorin artık benzinden pahalı ve bu durum geçici değil. Türkiye’de motorin fiyatı Ocak 2019’da zaman zaman benzini geçmeye başlamıştı, 14 Mart 2020’den sonra ise bu tersine gidiş kalıcı oldu.</p>
<p>Peki ne oldu da eski ezber bozuldu? Cevap sadece içerideki vergilerde ya da kurda değil; petrolün doğasında ve dünyanın motorin iştahında gizli.</p>
<p>Eskiden motorin neden benzinden ucuzdu? Aslında motorin doğası gereği ucuz bir yakıt değildi. Ancak Türkiye’de uygulanan vergi politikaları sayesinde mazot, benzine göre avantajlı tutuldu. Dizel motorların az yakması, nakliyecilerin ve çiftçinin bu yakıta bağlı olması da bu tercihi destekledi. O dönemlerde petrol fiyatları ve döviz kuru bugünkü seviyelerde değildi. Dünyada motorine ihtiyaç tavan yapıp içeride kur baskısı artınca eski fiyat dengesi bozuldu.</p>
<p> </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d283870bc9-1787635768.jpg" alt="" width="700" height="394" />
<figcaption><strong>Türkiye’de motorin fiyatı Ocak 2019’da zaman zaman benzini geçmeye başlamıştı, 14 Mart 2020’den sonra ise bu tersine gidiş kalıcı oldu. </strong></figcaption>
</figure>
<p>İşin mutfağına, yani rafinerilere bakalım. 159 litrelik bir varil ham petrolden çıkan ürün miktarı, petrolün kalitesine ve tesisin teknolojisine göre değişir. Fakat genel kural şudur: Bir varil petrolden, motorine göre her zaman daha fazla benzin elde edilir. Yani rafineriler istediği kadar motorin üretemez. Mazot talebi ne kadar artarsa artsın, arzı aynı hızda artırmak teknik olarak mümkün değil.</p>
<p>Ayrıca dünya ekonomisinin yükünü motorin sırtlıyor. Kamyonlar, TIR’lar, traktörler ve gemiler hemen hemen herşey motorinle çalışıyor. Üstelik Avrupa’da kışın ısınma amacıyla kullanılan yakıt da yine motorin türevi. Haliyle dünyadaki motorin talebi benzine kıyasla çok daha fazla.</p>
<p>Bizim açımızdan asıl sorun ise ithalat. Türkiye’deki rafineriler benzin ihtiyacımızın büyük kısmını karşılıyor. Ama iş motorine gelince ciddi şekilde dışa bağımlıyız. Küresel motorin arzı birazcık sıkışsa bile, biz bunun acısını pompa fiyatlarında çok daha sert hissediyoruz. Dünya piyasalarındaki bu yapısal üretim sıkışıklığı, içeride döviz kurunun yükselmesiyle birleşince fiyat makasını kaçınılmaz olarak açıyor.</p>
<p>Kısacası eski ezber bitti. Motorin artık ucuz yakıt değil. Tarladaki traktörden yoldaki TIR’a kadar her şeyin doğrudan maliyeti haline geldi. O maliyetler de dönüp dolaşıp enflasyon olarak market rafındaki etikete yansıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarih-tersine-dondu-mazot-benzini-nasil-gecti-86131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarih tersine döndü: Mazot benzini nasıl geçti? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yapay-zeka-1-trilyon-liralik-degeri-harekete-gecirecek-86128</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yapay zeka 1 trilyon liralık değeri harekete geçirecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Dijital Dönüşüm ve Siber Güvenlik Derneği (DDSGD), Eylem planına yönelik olarak bir değerlendirme notu yayınladı. Başkan Taner Çıtak tarafından “Dijital Egemenlik Yolunda Bir Dönem Noktası ve Beraberindeki Sorumluluklar” başlığıyla hazırlanan notta, 2026-2030 dönemi Eylem Planının bir dönüm noktası niteliğine vurgu yapılarak, “bu ölçekte bir dönüşümün yalnızca fırsatlar değil, dikkatle yönetilmesi gereken riskler de barındırdığının farkındayız” denildi.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d21cd5aa2d-1787634125.png" alt="" width="344" height="342" />Eylem Planının Türkiye açısından güvenlik boyutuna da vurgu yapılan çalışmada, “Derneğimiz açısından en değerli boyut, planın dijital egemenlik vurgusudur. Yerli ve güvenli altyapı kapasitesinin geliştirilmesi, yabancı sistemlere olan bağımlılığın azaltılması ve verinin ülke içinde işlenmesi; yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ulusal güvenlik açısından da stratejik bir kazanımdır. Nitelikli istihdam hedefi ise, ülkemizin yetişmiş beyin gücünü yurt içinde tutması için güçlü bir zemin sunuyor” ifadesine yer verildi.</p>
<h2>Kamu yatırımlarının yüzde 2’si yapay zekaya ayrılacak </h2>
<p>Değerlendirme notunda, yapılacak eylemlerin ekonomik değer, istihdam ve dijital egemenlik kanallarından fırsatlar doğurduğu vurgulanarak, veri merkezleri, bulut ve yapay zeka altyapılarının özel sektörce yapılması, 1 GW seviyesinde veri merkezi, kamu yatırımlarının yüzde 2’sinin yapay zekaya ayrılması ve insan kaynağı-KOBİ özendirmesi ve yatırımların kolaylaştırılmasıyla 1 trilyon TL’lik bir ekonomik değere ulaşma hedefine vurgu yapıldı. Bu eylemlerin gerçekleşmesiyle önemli bir eşiğin aşılacağı belirtilen değerlendirme notunda, “Planın ortaya koyduğu hedefler, Türkiye için önemli bir sıçrama potansiyeli taşıyor” denildi.</p>
<h2>YZ kullanımı genişleyince saldırı artacak, daha kritik hale gelecek </h2>
<p>Değerlendirme notunda, plan doğrultusunda ele alınması gereken riskler de değerlendirildi. Bu kapsamda sorumlu birimlerin eylem planı uygulamasına katılmaması-kurumlar ve birimler arası eşgüdüm, yapay zeka uygulama ve modellerinin etik ve güvenilirliği, kişisel verilerin korunması gibi unsurlara dikkat çekildi. Yapay zeka uygulamalarının kamu ve özel sektörde yaygınlaşmasının, siber saldırıları da artıracağına vurgu yapılan ve bu unsur “genişleyen saldırı yüzeyi” başlığıyla yapılan değerlendirmede,” Yapay zekânın kamu hizmetlerinden sağlığa kadar yaygınlaşması, siber saldırılar için yeni ve daha kritik hedefler doğuruyor. Altyapı büyüdükçe güvenlik ihtiyacı da katlanarak artıyor” denildi. DDSGD değerlendirme notunda, risklere karşılık, risk temelli bir düzenleyici çerçeve oluşturulması hedefinin isabetli bir çözüm olarak değerlendirildiği vurgulandı.</p>
<h2>Üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları katkı verebilir </h2>
<p>Eylem planının, hazırlık yanında, uygulama sürecinde de kamu yanında, özel sektör üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının katkısını alma yaklaşımının en olumlu yönlerden biri olduğu belirtilen değerlendirme notunda, DDSGD ve sivil toplumun yapay zekâ okuryazarlığının yaygınlaştırılması, güvenlik farkındalığının artırılması, nitelikli insan kaynağının gelişimine katkı sunulması ve etik ilkelerin savunulmasında önemli katkı verebileceği vurgulandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yapay-zeka-1-trilyon-liralik-degeri-harekete-gecirecek-86128</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/5/1280x720/lira-para-1778213523.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından ilan edilen Türkiye Yapay Zeka Eylem Planının sağlayacağı diğer faydalar yanında 1 trilyon TL’lik ekonomik değeri harekete geçirecek olmasının önemli bir fırsat olduğu, öte yandan aynı zamanda sivil toplum dahil tüm taraflar için fırsatlar kadar sorumlulukları da ortaya koyduğu belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mikrodramalar-ve-dusundurdukleri-86126</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mikrodramalar ve düşündürdükleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir haber</strong></p>
<p>“Seyirciler oltaya bu sahnelerle takılıyor ve filmi seyretmeye devam ediyorlar” demiş Koreli yönetmen. Belki bu yüzdendir ki, çekilen filmin 10 sahnesinde de bir tokatlama sahnesi varmış. Örneğin, bu tür filmlerde kaynana gelinine, gelin kocasına, koca zengin iş adamına tokat atıyormuş. Bu tür sahneler seyircilerin ilgisini çekiyor, filmin devamını merak ediyorlarmış.</p>
<p>BBC, Güney Kore’deki bir film setini ziyaret etmiş ve bunun haberini yapmış. Ama bu film, bildiğiniz filmlerden değil. Bu filmler, akıllı telefonlar için TikTok, Instagram veya YouTube’da akışa konuyormuş. Filmlerin ilk sekiz veya on bölümü bedava imiş. Ama seyreden beğenirse bu yapımcının uygulamasına (application) geçip filmin tamamı için ödeme yapıyor ve filmi akıllı telefonunda bu uygulama üzerinden seyrediyormuş.</p>
<p><strong>Mikrodrama</strong></p>
<p>Bu tür filmlerin çıkış yeri Çin. Çincede bu filmlere “kısa oyun” anlamında “Duanju” deniyormuş. İngilizcede bu tür filmler için kullanılan terminoloji şöyle: Microdrama, short drama, vertical drama, vertical minidrama, vertical series veya mobile drama deniyor. Biz bu yazımızda “mikrodrama” terimini kullanacağız.</p>
<p>Mikrodramaların senaryolarının çıkış noktası 2002 yılına uzanıyormuş. Bu öyküleri yazanlar bunları taksit taksit web sitelerine koyuyorlarmış. Okuyucular da buradan ya öykü başına ya da abonelikler biçiminde ödeme yaparak bu öyküleri okuyormuş. Bunların video versiyonları 2013 yılında ortaya çıkmış.       </p>
<p>Akıllı telefonlar için TV programları işine Amerikalı girişimciler de el atmış. Örneğin, Quibi isimli yeni girişim şirketi (startup) 1,75 milyar dolar toplamış. Ancak bu işi sürdüremeyerek 2020 yılında şirketi kapatmak zorunda kalmış.</p>
<p>Amerikalılar vazgeçmiş ama Çinliler mikrodrama işine devam etmiş. Mobil oyunları örnek alarak ucuza mal ettikleri TV şovlarını pazara sürmüşler. Bu arada iş modelini değiştirmişler. Paralı abonelik yerine tek tek program satmışlar.</p>
<p>Çin, küresel pazarın %70’ini elinde tutuyormuş. Bu yılki tahmin edilen pazar değeri 12-15 milyar dolar arasında. Bu endüstri dalının küresel pazar değerinin 2030 yılına kadar 40-50 milyar dolara erişeceği öngörülüyor.</p>
<p>Hız ve üretim hacmi bu işin aslı. Hız denince: Bir fikrin ortaya çıkması ile uygulamada müşterilerin telefonlarında yer alması arasında geçen zaman ortalama 2 aymış. Üretim hacmi de kayda değer. Örneğin, yukarıdaki haberde sözü edilen Kore firmasının 20 film yapım ekibi varmış. Her birinden yılda 10 film bekliyorlarmış. Bir de maliyet konusu var. Bu tür filmler, klasik film yapım maliyetinin onda birinden daha aza mal oluyormuş.</p>
<p>BBC ekibi film setini ziyaret ettiğinde dört saatte dört bölüm çekilmiş. Onlar setten ayrıldıktan sonra dört bölüm daha çekmişler. Bütün eser 63 bölümden oluşuyormuş. Koreli yönetmen şöyle demiş: “Biz, film yapımındaki hızlı modayız.” Film yapımında etkili bir biçimde yapay zekâ da kullanılıyormuş.</p>
<p><strong>Yorum</strong></p>
<p>Yukarıda sözünü ettiğim BBC haberi bana bakın neleri düşündürdü…</p>
<p>Şu an medeni dünyadaki belki en kıt şey, zaman. İnsanların önünde görülecek, işitilecek bu kadar çok alternatif var ki. Bu insanların dikkatini cezbetmek kolay olmuyor. Bu yüzden eğlence sektöründe de, eğitim sektöründe de olanların işi zor. Çok yaratıcı olmak gerekiyor.</p>
<p>İnsanların dikkati bu kadar kıt olunca mesajları fazla uzatmamak, kısa ve öz iletmek gerekiyor. Her tür iletişimde verimlilik şart.</p>
<p>Akıllı telefon artık insanların ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş. Her şey o küçük şeyin içine sığıyor. Ve akıllı telefon, insanların zamanını çalmak için kullanılan bir araç. Başka bir deyişle insan, zamanını çalacak nesneyi cebinde taşıyor.</p>
<p>Bu endüstri dalında Çin, iş modelini (business model) de değiştirmiş. Amerikalıların denediği paralı abonelik yerine, ucuza ürettikleri şovları/filmleri parça başı satmaya başlamışlar. Çin, artık taklitçi değil, yaratıcı.</p>
<p>Zaman zaman “Paper Phone” gibi internette 40 milyondan fazla kişinin seyrettiği filmler çıksa da, bu mikrodramaların sanat değerleri pek yok. Ancak bir ihtiyaca cevap veriyor. Düşünün, büyük bir şehirde yaşıyorsunuz ve toplu taşıma araçlarıyla işe gidip geliyorsunuz. Bütün gün çalışmışsınız, çok yorgunsunuz ve eve dönüyorsunuz; taşıt bekliyorsunuz veya taşıttasınız. Akıllı telefonunuzdan mikrodramanızı seyrediyorsunuz. Bölümler de kısa kısa olduğu için bir taşıttan öbürüne geçerken filmin akışını kaybetmiyorsunuz. Bu, âdeta bir terapi; çok yüklü geçen günün sorunlarını kafanızdan çıkarıyorsunuz. İşte, ineceğiniz durağa da geldiniz. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadınız, sıkılmadınız.</p>
<p>Hızlı bir dünyada yaşıyoruz. Her şey daha hızlı olacak. Daha mı güzel olacak, onu bilemiyorum. Ne dersiniz?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mikrodramalar-ve-dusundurdukleri-86126</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mikrodramalar ve düşündürdükleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekabet-icin-istihbarat-86125</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rekabet için istihbarat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dış ticaret dünyasında “<strong>İstihbarat”</strong> denilince sanırım akla en çok gelen, “<strong>Müşteri adresi bulmak”</strong> veya en popüler olanı “<strong>Konşimento bilgilerini tırtıklamak”</strong> diyebiliriz.</p>
<p>Oysa <strong>asıl önem</strong> verilmesi gereken ve bizim ihracat pazarlarındaki yerimizi belirlememize ışık tutacak olan “<strong>Rekabet istihbaratı</strong>” büyük ölçüde <strong>savsaklanan</strong> bir şey.</p>
<p>“Rekabet istihbaratı”, rakiplerimizi ne kadar tanıdığımızı belirleyerek, ihracat pazarlarında kısa dönemde eylem planı yapmaya, uzun dönemde ise işletme stratejisi belirlemeye yarar.</p>
<p>İhracat için çalışma yaptığımız sürelerde en çok <strong>güçlük</strong> çektiğimiz konulardan birisi “<strong>Pazar hakkında bilgi toplama</strong>” konusudur. Sonra atılacak adım ise “<strong>Doğru hedef pazara</strong> yönelmektir.”</p>
<p>İyi de aynı uluslararası pazarlarda boy gösteren diğer <strong>yerli ve yabancı</strong> oyuncuları, yani rakiplerinizi <strong>ne kadar tanıyorsunuz</strong>?</p>
<p>Bu soruyu sorduğumuzda genellikle aldığımız cevap “Zaten hepimiz <strong>birbirimizi biliyoruz</strong>, yıllardır aynı fuarlarda karşılaşıyoruz” oluyor.</p>
<p>Ancak böyle diyerek <strong>geçiştirdiğimiz</strong> pek çok <strong>detay</strong>, <strong>ihracatımızda durgunluk</strong> veya <strong>pazar kaybı</strong> olarak karşımıza çıkabiliyor.</p>
<p>Rekabeti göğüsleyerek <strong>rakiplerinizin</strong> önüne geçmek gibi bir düşünceniz varsa, onların güçlü ve zayıf yönlerini, müşterileriyle olan ilişkilerini, hizmet kalitelerini, finansal durumlarını, verdikleri teklifleri araştırmak ve onların <strong>detaylı bir profilini çıkarmak gereklidir</strong>.</p>
<p>Yaptığınız araştırmalar sonucunda rakipleriniz hakkında topladığınız<strong> verilerle</strong>, kendi işletmenizin performansını belirlemek için yaptığınız çalışmanın çıktılarını <strong>kıyaslayabilir</strong>, nerede eksik olduğunuzu görüp <strong>kendinizi iyileştirebilirsiniz</strong>.</p>
<p>Unutmayınız, elinizdeki müşteriyi korumak yeni müşteri bulmaktan daha ekonomiktir.</p>
<p>Peki bu bilgileri <strong>nereden bulacağız</strong>?</p>
<p>Rekabet istihbaratı dediğimiz şey bir sanayi casusluğu değildir.</p>
<p>Tamamen <strong>açık kaynaklardan</strong> derleyeceğiniz verilere stratejik gözlükle bakıp yorumlamaktır. İnternet sayfaları, yayınlanan faaliyet raporları, sektörel dergilerdeki haberler, anketler, katıldıkları uluslararası fuarlar bizlere eşsiz bilgiler sağlar.</p>
<p>Araştırma yaparken özellikle Türkçe kaynaklara bağlı kalmamak, yabancı rakiplerimizin kendi dillerindeki yayınları da izlemek çok önemlidir.</p>
<p>Eksik veya güncel olmayan bilgileri eleyelim.</p>
<p>Pazarlarda aktif olan <strong>ihracat elemanlarımız</strong>, rakiplerimizi <strong>en iyi</strong> bilecek <strong>kişilerdir</strong>.</p>
<p>Burada asıl sorulması gereken soru “Toplanan <strong>verileri</strong> ve elemanlardan gelen <strong>bildirimleri</strong> şirket merkezinde <strong>ne kadar sağlıklı analiz ediyoruz</strong>?”</p>
<p>En çok düşülen <strong>yanılgı</strong>, “Rakiplerimi <strong>zaten tanıyorum”</strong> önyargısıdır.</p>
<p>Ayrıca kendimize soralım: “<strong>Olası alıcılarımız</strong>, bizim onları tanıdığımız kadar <strong>bizi tanıyor mu</strong>?”</p>
<p>Muhtemelen hayır…</p>
<p>Ancak rakiplerimiz tarafından onlara neler sunulduğunu çok iyi biliyorlar.</p>
<p>Bizim onlara en az rakiplerimiz kadar ya da daha iyisini sunabilmek için rakiplerimizin attığı adımları öngörmemiz şart.</p>
<p><strong>Fiyat politikası, satış sonrası hizmetleri, ürünleri uyarlama hızımız, itibarımız…</strong></p>
<p>Bu ve benzeri rekabet faktörleri üzerinden <strong>şirketinize</strong> puan verseniz, dürüst olun, <strong>10 üzerinden kaç verirdiniz?</strong></p>
<p><strong>Rakipleriniz kaç puan alırdı?</strong></p>
<p>Yapılan en büyük hatalardan biri de bilgiyi toplayıp hiçbir eylem yapmamaktır.</p>
<p>Bu durumda toplanan rekabet verilerinin firmanıza hiçbir faydası yoktur.</p>
<p>Kendi stratejilerimizi düzenlemek, pazar payımızı korumak için savunma mekanizmaları geliştirmek üzere bu bilgileri kullanmalıyız.</p>
<p><strong>Yanlış varsayımlar, bizi dönüşü olmayan stratejik hatalara sürükleyebilir.</strong></p>
<p>İhracat pazarlarındaki payımızı büyütmek ve kalıcı olmak istiyorsak, başımızı kendi üretim tezgâhımızdan kaldırıp pazarlara ve rakiplere bakmalıyız.</p>
<p>Rakiplerin fiyatlarını, taşıma seçeneklerini, müşteri ilişkilerini kendi süreçlerimizle kıyaslayarak, <strong>veriye dayalı bir “İyi örnekleri kıyaslama/benchmarking”</strong> yapalım.</p>
<p>İhracat elemanlarınız sadece mal satmaya değil, pazarın nabzını tutmaya da çalışsın.</p>
<p>Toplanan bilgiyi iyi koruyun çünkü verileriniz altın madeninizdir.</p>
<p><strong>Pazarını ve rakibini iyi tanımayan, gün gelir kendi işine yabancılaşır.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekabet-icin-istihbarat-86125</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/3/1280x720/ihracat-dis-satim-dis-ticaret-1777380589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekabet için istihbarat ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuz-yillik-manzara-86123</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüz yıllık manzara</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>20. Yüzyıla girildikten hemen sonra, mesela 1905, manzara nasıldı? Bu laf biraz 1975 model “emperyalizmin III. Bunalım döneminde yaşadığımız şu günlerde” tadında oldu ama olsun. Sosyalizmin ne olduğu berrak değildi. Hiçbir zaman berrak değildi ama o günlerde yükselen ve entelektüel hareketlerin bazılarıyla çakışan işçi sınıfı hareketlerinin ağırlık merkezi “kızıl bayrak” idi. Sosyalizm proletaryanın hareketiydi, bayrağı ve sloganları belliydi ve umulurdu ki sadece bir “süreç” olmayıp nihai “amacı” da belli olsun. Liberal-işçi koalisyonları dağılıyordu. İngiltere’de Labour Party siyaset meydanına çıkarken ABD’de de işçi hareketliliğinin tepe noktası yaklaşıyordu. Orada işçi partisi kurma girişimi sonuç vermediyse bunda devletin baskısı kadar göçmen ülkesi olmanın getirdiği had safhada heterojenlik de rol oynamıştır. 1890-1920 arası ABD’de zenciler, İtalyanlar, Latin Amerika kökenliler, İrlandalı göçmenler bir araya gelememiş ve ortak bir işçi partisi kuramamıştır.</p>
<p>İskandinavya’da da gidişat yukarı yönlüydü. “Seçimle iktidara gelmek ve sosyalizmi burjuvaziye zor olmaksızın kabul ettirmek” doğrusal nüfus/proleterleşme dinamiğine bakarak söylenebiliyordu. Belki de 20 yıl sonra bazı ülkelerde proletarya yüzde 50’yi aşacaktı. Bu bir momentum idi. Bir uğrak yüksek bir hızla ve ivme kazanarak sonuna doğru gidiyordu. Böyledir: 10-15, en fazla 20 yıl sürer. 1914’te bu moment bitti. Bitişin objektif bir nedeni vardı ve Lenin bunu yazmıştı: İşçi sınıfının bir bölmesi emperyalist yağmadan pay alıyordu. Ama yazmadıkları belki daha önemliydi. Sosyalizm fikri ve sosyalizm bayrağı Avrupa’da hızla yükselirken ve işçi sınıfları örgütlenirken, reaksiyonu da doğmuştu. Milliyetçilik ki ırkçılığa açıkça merdiven dayamıştı, Katoliklik ki özellikle <em>Rerum Novarum</em> sonrası Latin Amerika için önemliydi, yeni sağcı –ama kendisini öyle görmeyen- aydın dalgalarıyla birleşerek kültürel bir romantizmle bezeli rakip ideolojik hegemonyalar doğuruyordu. Sosyalistler arasında da etkisi vardı ve olmaması mümkün değildi. İşçiler ve köylüler 1914’te “savaşa hayır” demeyince moment bitti.</p>
<p>Sonrası bambaşka bir dünyadır. 1917 Rus Devrimi daha önce hiç düşünülmemiş olmasa da şablonun dışındaydı. Ne çıkacağı belli değildi. Üstelik Avrupa için model olamazdı. Nitekim olamamıştır. Asya için? Karışık iş. Mesela Hindistan umut vericiydi. Ancak olayın devamı Çin’de patladı. 1920’de Asya’da Bolşeviklerle dayanışma içinde olabilecek devrim Hindistan’da bekleniyordu, Çin’de değil. Sonra Çin’in de Mao yönetiminde bir arpa boyu yol alamadığı anlaşıldı. İşin sonuna yaklaşılırken tuhaf manzaralar ortaya çıkacaktı. Mesela alakasız bir Afrika ülkesinde Lenin heykelleri her yeri kaplayacaktı ki dikildiklerinden daha hızlı yıkılacaklardı ve kimse hatırlamayacaktı.</p>
<p>1980’lerin başında, bir süredir patinaj çekildiği açık iken, Moskova’da kararsızlık anları yaşandı. Sonunda gecikmiş biçimde Gorbaçov’u getirdiler. On sene önce gelseydi belki bir şeyler olabilirdi, rejim sosyal demokrasiye evrilebilirdi. Ama çok geçti ve kısa süre içinde çözülmeye gidildiği anlaşıldı. Hızla çöktü. Sovyetlere hayran olmasalar bile, çok sayıda sorumluluk sahibi olduğunu düşünen sosyalist süreci “dişleri sıkılı” izlediler. Madem bu kadar önemli kazanımlar vardı, Sovyet işçi sınıfı çözülüşe karşı çıkmayacak mıydı? Çıkmadı ve bu gayet net bir sonuçtur. “Reel sosyalizm” de olsa –yani hakikisi değil bunula yetinin deneni, pratikte elde olanı- kazanımlara işçilerin sahip çıkacağı tezi çöktü. Ki Gorbaçov ilk yılında reel sosyalizmin başarısız olduğunu tüm Sovyet yönetiminin gördüğü bir noktada işçilerin disiplinsizliğini ve çalışmamalarını önemli bir neden olarak algılamıştı. Çoğunluğun başarıya da hedefe de inanmadığı yerlerde insanları motive etmek zordur. 1991 sonrası jeopolitik açıdan iki döneme ayrılabilir. Ancak bütün açısından bu ayrım önemsizdir. Doğu Avrupa ayrıdır; orada başından itibaren bu tip rejimlere kimse inanmıyor ve kimse istemiyordu.</p>
<p>Gelinen noktada birkaç soru var. (1) Nüfus çok fazla (2) Bilim ve teknoloji çok ileri (3) İklim değişiyor. Son olarak (4) Kapitalizm 1970’lerin ortasına doğru girdiği finansallaşma dalgasını aşırıya götürdü ve 2008 sonrasında da bundan vazgeçemedi. Bu bileşim 19. Yüzyıl benzeri yeni bir ıraksamaya götürecek gibi; bazı bölgeler ve ülkeler bu sefer çok fazla geride kalacak. Bu kadar insanın bu derece ileri teknolojinin yaratacağı ürünlerin talep unsuru olması çok zordur. Aslında insanlık tarihinde böyle bir şey görülmedi. Yapılışına en küçük bir katkısı olmayan ve olamayacak olan aletler, makineler, ilaçlar vs. milyarlarca insan tarafından tüketilebiliyor. Bu konulara işçi sınıfı hareketlerinin sönmüş oluşunu ekleyebiliriz. Bunun teknolojik nedenleri de var. Bu nedenler geri çevrilemez. <em>Bütün bunlar ciddi biçimde teknolojik elit perspektifini ya da distopyasını öne çıkarıyor. </em></p>
<p>Böylece “IV. Bunalım dönemi” sorularından birisini sorabiliriz. Nereye? Ne olabilir? Ne yapılabilir? Bir uzantı olarak, “gidilen yerle ilgili konuları düşünürken ‘Marksizm bize ne tür bir girdi sağlayabilir?’ sorusu da sorulabilir. Pek de bir girdi sağlayabilecek gibi değil gerçi; çok eski ve yeni sürümlerinde bile hayli eskimiş bir teori. ABD’de sol bireyler yazıyor ve yazdıkları Avrupa’dan çok ileride ama sonuçlar yok henüz. Bildiğimiz –bazılarımızın 1985-1995- arası zaten ciddiye alıp okuduğu ve düşündüğü moral felsefe konuları var elbette. Felsefe hep vardır. Ancak aslında buralardaki gelişmeler de ‘eski dünyanın’ geliştirdiklerinden çok farklı değil. Örneğin bazı yerlerde Serge-Christophe Kolm ile Tugan-Baranovsky örtüşebiliyor. Bazı “negatif netlikler” var. 'Neler olmaz' kataloğunu artık bitirip masaya koymuş olmalıyız.</p>
<p>Bunların kültür ve coğrafyadan, emperyalizmden ve yoz bir zenginleşme hırsından kaynaklanan, çeşitli dönemsel burjuva öbeklerinin hep baştan başlayarak köksüzleşmeleri ve sonuçta bağımlı değişken olmaları yüzünden yaşanan güncel cehaletle fazla bir ilgisi yok. İlgi ancak ve ancak emperyalizm üzerinden kurulabiliyor. Yani bir dünya-tarihsel manzara var, bir de yerel-arkaik panorama var. İkisi tümden alakasız değil ama ilişki fazla dolaylı sayılır. Ortada tam olarak tanımlanamayan ama var olduğunda hemfikir olunan bir tür emperyalizm duruyor diye bu kadar birbirine benzemez dünyalar aynı amaca odaklanacak veya benzer bir hızla gelişecek değil. Belki 2050’ye doğru bir doğrultu görülebilir, dünyanın kaç otoyoldan hangi hızlarla kaça ayrılarak ilerlediği, bazılarının da hızla geriye koştuğu ortaya çıkabilir.  </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuz-yillik-manzara-86123</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüz yıllık manzara ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahsil-zaman-asimi-ve-hukuk-guvenligi-86122</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahsil zaman aşımı ve hukuk güvenliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vergi hukukumuzda, çeşitli zaman aşımı düzenlemeleri mevcuttur. Bunlardan, tarh zaman aşımı, düzeltme zaman aşımı ve ceza kesme zaman aşımı süreleri Vergi Usul Kanunu’nda, tahsil zaman aşımı ise Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir. Ceza davası ile ilgili zaman aşımı süreleri ise Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bugün, bu zaman aşımı sürelerinden tahsil zaman aşımı üzerinde tekrar durmak ve konuya ilişkin önerimi tekrar gündeme getirmek istiyorum. Çünkü uygulamadaki adaletsizlikler aynen devam ediyor. </p>
<p>6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 102. maddesine göre kamu alacağı, kural olarak, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zaman aşımına uğrar.</p>
<p>zaman aşımı, süre geçmesi dolayısıyla kamu alacağını ortadan kaldırmamaktadır. Sadece alacaklının, cebri takip yoluyla alacağına kavuşmasını sağlayan talep ve cebri takip yeteneği ortadan kalkmaktadır. Bir başka deyişle alacaklı kamu idaresi, zaman aşımına uğramış kamu alacağı için ödeme emri düzenleyemez, haciz veya diğer cebri takip işlemlerini yapamaz. Bu sebeple borçlu, zaman aşımı süresinin dolmasına rağmen rızası ile ödemede bulunursa, bu ödeme hukuken geçerli olur.</p>
<p><strong>zaman aşımının durması</strong></p>
<p>zaman aşımı konusu iki önemli kavramı daha karşımıza çıkarmaktadır. Bunlar, zaman aşımının kesilmesi ve durmasıdır. zaman aşımını durduran sebepler genellikle bir süreçtir ve bu sebebi oluşturan süreç boyunca zaman aşımı süresi işlemez. zaman aşımını durduran sebebin ortadan kalkması ile birlikte süre kaldığı yerden işlemeye devam eder. zaman aşımını kesen haller ise genellikle nokta olaylardır. Bu sebeplerin gerçekleşmesi ile birlikte zaman aşımı süresi, sebebin gerçekleşmesini izleyen yılbaşından itibaren yeni baştan işlemeye başlar.</p>
<p>Tahsil zaman aşımını durduran sebepler, 6183 sayılı Kanun’un 104. maddesinde “Borçlunun yabancı memlekette bulunması, hileli iflâs etmesi veya terekesinin tasfiyesi dolayısiyle hakkında takibat yapılmasına imkân olmaması” şeklinde sayılmıştır. Bu hallerin devamı süresince zaman aşımı işlemez ve işlememe sebeplerinin kalktığı günün bitmesinden itibaren başlar veya durmasından önce başlamışsa kaldığı yerden devam eder.</p>
<p><strong>zaman aşımının kesilmesi</strong></p>
<p>Tahsil zaman aşımını kesen ve dolayısıyla yeni baştan başlamasına sebep olan haller ise bu Kanun’un 103. maddesinde sayılmıştır. Maddeye göre, ödeme, haciz tatbiki, cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her çeşit tahsilat, ödeme emri tebliği, mal bildirimi, mal edinme ve mal artmalarının bildirilmesi, saydığımız bu işlemlerin herhangi birinin kefile veya yabancı şahıs ve kurumlar mümessillerine tatbiki veya bunlar tarafından yapılması, ihtilâflı kamu alacaklarında yargı mercilerince bozma kararı verilmesi, kamu alacağının teminata bağlanması, yargı mercilerince yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi, iki kamu idaresi arasında mevcut bir borç için alacaklı kamu idaresi tarafından borçlu kamu idaresine borcun ödenmesi için yazı ile müracaat edilmesi, kamu alacağının özel kanunlara göre ödenmek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması tahsil zaman aşımını keser ve bu durumda kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zaman aşımı yeniden işlemeye başlar.</p>
<p>Görüldüğü gibi kamunun her hareketi tahsil zaman aşımını kesmekte ve yeniden başlatmaktadır. Örneğin vadesi 2 Şubat 2005 tarihinde olan bir kamu alacağı için 30 Aralık 2010 tarihinde mükellefe ödeme emri tebliğ edildiğinde, tahsil zaman aşımı 31.12.2010 tarihinden 31.12.2015 tarihine uzamakta, bu arada Ağustos 2013 tarihinde mükellefe haciz tatbik edildiğinde bu defa tahsil zaman aşımının süresi 31.12.2018 tarihine uzamakta, haczedilen malların 2015 yılında satışa çıkarılması halinde zaman aşımı süresi 31.12.2020 tarihine uzamaktadır. Bu örneklerle ve diğer zaman aşımını kesen sebeplerle birlikte süreyi sonsuza kadar uzatmak mümkündür.</p>
<p>Bu arada idare hiçbir hareket yapmasa da biraz memurların işgüzarlığı biraz da kamu alacağını zaman aşımına uğratma sorumluluğunu taşıma endişesi ile, zaman aşımının dolmasına birkaç gün kala mükellef adına vezneye 50,- veya 100,- TL gibi paralar yatırılmakta, kısmi ödeme yapıldığı için de zaman aşımı süresi bir türlü dolmamaktadır. Neyse ki Danıştay, hayatın olağan koşulları içerisinde mükelleften beklenemeyecek bu şekildeki çok küçük ödemelerin, zaman aşımını kesici bir unsur olamayacağını kabul etmektedir.</p>
<p><strong>Dolmayan zaman aşımı</strong></p>
<p>Dolmayan zaman aşımı olmaz. Aksi halde zaman aşımı düzenlemeleri, göstermelik olmaktan öte bir anlam ifade etmez. Bu tür düzenlemeler, mükellefleri ömür boyu tedirgin ettikleri gibi, idareyi de rehavete sürükleyici bir işlev yüklenirler.</p>
<p>Dolmayan zaman aşımı, kişilerin hukuk güvenliğini ortadan kaldırır ve adeta bir yaşam boyu tehdit altında kalmalarına yol açar. Kişiler, ceza hukukunda fiillerin cezalandırılmasında, özel hukukta borçların ve haksız fiillerin takibinde, vergilerin tarhı vb. birçok konuda zaman aşımı ile yaşam boyu tehditten kurtarılmış iken kamu alacaklarının takibinde hukuk güvenliğine sahip değildir.</p>
<p>Tartışmalı olmakla birlikte zaman aşımını kesen hadiselerin bulunduğu ihtilaflarda, kesme sebebinin diğer kesme sebepleri ile birleştiğinde zaman aşımını orantısız biçimde uzattığı ve hukuk güvenliğini ihlal ettiği görüşü ile Anayasa’ya aykırılığının ileri sürülebileceğini düşünüyorum. Nitekim Anayasa Mahkemesi, takdir komisyonuna müracaatın tarh zaman aşımını uzatmasına ilişkin düzenlemeyi, sınırsız bir uzatma öngörmesi ve uzamayı idarenin inisiyatifine bırakması sebepleri ile iptal etmişti.</p>
<p>Bu nedenle 6183 sayılı Kanun’a, ceza hukukundaki zaman aşımına üst sınır çizen düzenlemeler benzeri, durma veya kesilme sebebiyle uzayan zaman aşımı süresinin, asli zaman aşımı süresinin iki katını geçemeyeceğine yönelik bir hükmün eklenmesinde yarar vardır.</p>
<p><span style="color: #843fa1;"><strong>İZİN TALEBİ</strong></span></p>
<p><em>Biraz diğer faaliyetlerin yoğunluğu, biraz tatil ihtiyacı ve bir de bir aylık yurt dışı seyahat gereği olarak değerli okurlardan, hoşgörü ile karşılanacağı inancı ile kasıma kadar izin istiyorum.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahsil-zaman-asimi-ve-hukuk-guvenligi-86122</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahsil zaman aşımı ve hukuk güvenliği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rusya-ile-balayi-sona-eriyor-olabilir-86121</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rusya ile balayı sona eriyor olabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye bir süredir Rusya’ya dönük petrol ve doğal gaz bağımlılığını azaltmak için zaten mücadele etmekteydi. Bunun iki nedeni vardır. İlkin, Türkiye gibi büyükçe bir ülkenin yakıt tedarikinde çeşitliliği gözetmesi ve tek bir ülkeye bağımlı durumda kalmaması gerekir.</strong></p>
<p>Türkiye’nin NATO üyesi olmakla birlikte, Rusya Federasyonu ile güçlü bir iletişimi olduğu, bu bakımdan diğer üyelere göre daha güçlü bir konumda olduğu düşünülüyordu. Benzer duyguların bu satırlarda da dile getirildiğine şahit olduğunuzu kuvvetle tahmin ediyorum. Henüz kesinleşmiş değil ama Türkiye’nin Rusya ile daha iyi iletişim kurduğuna ilişkin değerlendirmeler geçerliliğini büyük ölçüde yitiriyor olabilir. Unutmamak gerekiyor ki, Türkiye’nin Rusya ile daha iyi ilişkiler içinde olması ve iletişimin daha kolay kurulması, Türkiye’nin NATO üyesi olmakla birlikte İttifak’tan nispeten bağımsız hareket edebildiği varsayımı üzerine inşa edilmişti. Rusya’nın uzun vadeli hedefi belki de İttifak’ta onarılması güç çatlaklar oluşturarak Türkiye’nin NATO’dan ayrılmasını sağlamaktı. İttifak’a üye ülkelerin kendi başlarına hareket etmeleri bu çerçevede şimdilik kabul edilebilir görülüyordu.</p>
<p><strong>Türkiye’nin NATO’ya </strong><strong>yönelmesinin nedenleri</strong></p>
<p>Hatırlanacağı üzere, Türkiye’nin iki savaş arasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile de iyi ilişkileri vardı. İki ülke de emperyalist ülkelere karşı birlikte mücadele etmişlerdi. Ancak İkinci Dünya Savaşı’na katılmamanın Türkiye’nin bağımsızlığını koruması için en iyi yol olduğunu düşünen Türk yönetimi ile ülkemizin Almanya’ya karşı savaşa girmesini isteyen Sovyetlerin arası zamanla açılmış, Sovyetler Türkiye ile imzaladıkları saldırmazlık paktını yenilemek için Boğazlar’ın statüsünün yeniden ele alınması yanında bir de Doğu’da sınır düzeltmeleri yapılmasını, yani toprak istemişlerdi. Türkiye’nin NATO’ya yönelmesinin başlıca nedenleri arasında Sovyetlerin saydığımız talepleri de yer almaktadır. Bilahare, bu taleplerin belirli kişilerin görüşü olduğu, Sovyetlerin dış siyasetini yansıtmadığı ileri sürülmüşse de, bu yaklaşımın inandırıcılığı pek yüksek olmamıştır. Her halükarda Türkiye topraklarının NATO şemsiyesi altında daha güvenilir bir şekilde korunacağı düşünülmüştür. Soğuk Savaş devam ettiği sürece, hatta bu mücadelenin yumuşamaya başladığı dönemlerde dahi Türkiye savunmasını NATO’ya bağlamış, bunun tabii bir sonucu olarak da dış siyasetinde Amerikan liderliğini kabul etmiştir.</p>
<p>Acaba yeni olan nedir ya da ne değişmiştir ki, Rusya ile ilişkilerin değiştiğini iddia edelim? Görünüşe göre, ABD NATO çerçevesinde Türkiye’ye devrettiği bazı askerî malzemeyi geri satın alarak Ukrayna’ya nakletmek istemektedir. Basına yansıyan bazı haberlere itibar edilecek olursa, Türkiye Washington’un taleplerini kabule yatkındır. Silahların satışı ve nakliyesi kısa süre içinde yapılacaktır. Uzunca süredir, ABD’nin silah imkânlarını İran’da kullandığı, dolayısıyla bir yetmezlikle karşı karşıya kaldığı, bu durum muvacehesinde de Ukrayna’yı Rus füze ve roket saldırılarına karşı koruyacak silahları bu ülkeye gönderemediği bilinmektedir. Tahminlere göre, Türkiye’den Ukrayna’ya gönderilmesi istenen Amerikan silahları, Amerika böyle bir silah yetmezliği ile karşı karşıya kalmasaydı Ukrayna’ya göndereceği silahlara benzemektedir. Doğal olarak, Türkiye’den Ukrayna’ya silah gönderilmesi Türkiye’nin savunmasını zayıf kılacaktır ama bunun önemli olmadığı düşünülmektedir; çünkü silahlar Ukrayna savunmasında hemen kullanılabilecektir. Ukrayna’ya silah gönderilmesinin Türkiye’yi daha zayıf savunma imkânları ile karşı karşıya bırakacağı doğrudur. Tek savunma, ülkemizin inandırıcı bir saldırı tehdidi karşısında bulunmadığını ileri sürmektir; ancak Türk savunmasının zayıflamasının hasım ülkelerin dikkatinden kaçmayacağı da unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Rusya’nın hiç beklemeden </strong><strong>memnuniyetsizliğini ifade etmesi</strong></p>
<p>İçine düşülen durumda Rusya’nın hiç beklemeden memnuniyetsizliğini ifade etmesine şaşırmamak gerekir. Çok iyi bilindiği gibi, Putin Ukrayna’da çok kısa süren bir mücadeleden sonra zafer ilan edebileceğini hesaplayarak büyük bir yanılgıya düşmüştür. Ukraynalılar Ruslara karşı direnişi bir millî mücadele olarak görmüşler, Rusya’nın Sovyet İmparatorluğu’nu yeniden kurma sevdasına karşı direnmeyi tercih etmişlerdir. Rusların kendilerine ait olduğunu düşündükleri topraklara tekrardan girmesine ve siyasi hayatlarına müdahale etmesine karşı çıkmışlardır. Kısa bir işgalle sonuçlandırılacağı düşünülen Rus müdahalesi beş yıldır süren bir savaşa dönüşmüştür. Putin Rus halkının ülkenin savaşta olduğunu hissetmesini istememiş, bu amacı gerçekleştirmek için de değişik zamanlarda Wagner güçlerinden, Kuzey Kore askerlerinden, ülkenin Slav kökenli olmayan, uzaklarda yaşayan ahalisinden ve hatta hapishanede yatan mahkûmlardan yararlanmak istemişse de bir türlü zafere ulaşamamıştır. Rus kuvvetleri, Rus kökenlilerin yaşadığı ve Putin’in iddiasına göre Rusya tarafından yönetilmeyi isteyen insanların yaşadığı Donetsk’in bir bölümüne saplanmış, ilerleme kaydetmeyen bir konuma itilmişlerdir.</p>
<p>Putin Ukrayna şehirlerini füze ve roket yağmuruna tutmaktadır. Ukrayna’nın bu saldırıya karşı koyma gücü ise erimişe benzemektedir. Yine de Ukrayna’nın savaşa devam etmeye gayret ettiği, bu çerçevede savaşı Rusya’nın kalbine taşıdığı, ahalinin başta benzin ve dizel yakıtı olmak üzere kıtlıklarla karşılaşmaya başladığı bir vakıadır. Böylelikle Rus vatandaşları artık ülkelerinin bir savaşta olduğunu anlamaya, daha doğrusu hissetmeye başlamışlardır. Bunun tabii sonucu olarak Putin’e dönük kamuoyu desteği zayıflamaya başlamıştır. Aynı sürecin bir diğer tezahürü de izlenen siyasetin eleştirilmeye başlanmasıdır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’den Ukrayna’ya yapılabilecek silah sevkiyatının zamansızlığını idrak etmek pek de zor olmayacaktır.</p>
<p>Hemen belirtelim ki, Türkiye bir süredir Rusya’ya dönük petrol ve doğal gaz bağımlılığını azaltmak için zaten mücadele etmekteydi. Bunun iki nedeni vardır. İlkin, Türkiye gibi büyükçe bir ülkenin yakıt tedarikinde çeşitliliği gözetmesi ve tek bir ülkeye bağımlı durumda kalmaması için çabalamasını anlayışla karşılamak gerekir. Bilindiği üzere, bunun tek yolu yakıtı muhtelif ülkelerden tedarik etmekten geçmektedir. İkinci olarak, Türkiye, Ukrayna’nın Rus rafinerilerine yaptığı saldırıların Rusya’nın petrol imalatını olumsuz etkilemesi sebebiyle bu ülkenin yakıt ithalatı açısından güvenilirliğini yitirdiğini ifade etmiştir. Böyle bir durumda da başka kaynaklara yönelmek tabiidir. Bir tesadüf sonucu olsa gerek, Türkiye’nin Rusya’dan yakıt alımını azaltması Donald Trump’ın Rusya’dan yakıt ithalatının azaltılması ile paralellik sergilemektedir. Trump’a göre, NATO üyeleri Rusya’dan yakıt alıp ona para ödeyerek onun savaşı finanse etmesini kolaylaştırmaktadırlar. Bu Amerikan siyaseti ancak Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından sonra bir miktar yumuşatılmış olmakla birlikte devam etmektedir. Kısacası, Amerikalıların Rus yakıtını boykot etme konusundaki ısrarında bir değişiklik yoktur. Tabii, bu ısrar sonucunda Amerikan yakıt şirketlerinin daha fazla mal sattıkları da herhalde talihin garip bir tecellisidir.</p>
<p><strong>Türkiye, yeni bir dış siyaset </strong><strong>zamanının geldiğini düşünüyor</strong></p>
<p>Türk-Rus ilişkilerindeki balayı sona eriyor gibi gözükmektedir. Türkiye bir süre bağımsız bir dış siyaset izlemekte ısrar etmişse de, sonunda NATO ile ilişkilerine halel gelmemesinin isabetli olacağına karar vermiştir. Buna ek olarak, Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, Donald Trump ile ilişkisini zedelemek istememektedir. Her iki gelişme de aynı istikamete işaret ediyor. Muhtemelen Türkiye silahları Amerika’ya satacak ve Ukrayna’ya gönderecektir. Böylece Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra ısınan Türk-Rus ilişkileri de yeniden bir serinleme dönemine girecektir. Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye yeni bir dış siyaset izlemenin zamanının geldiğini düşünmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rusya-ile-balayi-sona-eriyor-olabilir-86121</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/1/1280x720/6563-1787638507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rusya ile balayı sona eriyor olabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamu-borclari-gundemde-86120</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamu borçları gündemde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İlginç zamanlar değerlendirmesinde herhangi bir farklılaşma söz konusu değil. Takip edilen başlıklar ve ülkeler değişiyor, zamanlama ve hamleler aynı ivmede devam ediyor. Henüz üçüncü ayında bambaşka riskleri karşımıza çıkaran 2026, üçüncü çeyreğin son dilimine girmeye hazırlanırken aynı tempoda yoluna devam ediyor.</p>
<p>Global faizler bir süredir sıkıntılı patikada. Avrupa’dan Asya’ya ve tabi ki ABD’ye dek getiri eğrilerinin her vadesinde yükseliş söz konusu. Üstelik tek bir sebep kaynaklı değil; çoklu değişkenler devrede. Son olarak, İran kaynaklı riskler ve ABD’deki mali endişelerin alevlenmesi, ABD Hazinesi’nin devreye girmesine ve geri alım ihalelerini ‘rakam’ olarak artırmasına neden oldu. Sonuç: ilk gün olumlu tepki veren piyasa işlemcileri, devamında yeniden yükseliş tarafına yöneldi.</p>
<p>Tablo net: yarının küresel faizleri dünden daha yukarı bir noktada oluşacak. Oluşmak da zorunda. Ancak, şunu atlamamak gerek: bu yük, henüz belirmedi. 2008 sonrasından, Mayıs 2013 sonrasından, pandemi sonrasından gelen, kümülatif bir ağırlıktan söz ediyoruz. Artık kamu maliyelerini daha disiplinli bir patikada ilerletmek kolay değil. Zira belirsizlikler, bölgesel olmaktan çıkarak globalleşme yolunda ilerliyor ve bu da para politikalarının çalışır olma durumunu daha az efektif pozisyona çekiyor. Mecburen de kamu destekleri devreye giriyor. Örneğin, son dönemeçteki İran süreci ve birçok noktada devletlerden gelen farklı desteklerle enerji maliyetlerindeki artışı dizginleme çabası rahatlıkla konuşulabilir bir başlık.</p>
<p>Piyasalar da değişiyor. Orta-uzun vadeli risklere kısa vadeli getiri arayışı tercih ediliyor. Gayet doğal bir tepki. Zira portföy büyütme çabası, küreselde artan enflasyon ile birlikte, genişleyen finansal araç setine ve gençleşen yatırımcı sayısına paralel, bilinen yatırımcı kalıplarını zorluyor, değiştiriyor, değişime mecbur kılıyor.</p>
<p>İçerisi için de önemli gelişmeler var. İlk sinyallerinin Enflasyon Raporu sunumunda geldiği haftalık repo fonlamasına dönüş ihtimali süreci, Pazar günü yapılan açıklama ile realize oldu. Böylece savaşın hemen başında askıya alınan ve önce koridorun üst bandından fonlama yapılması ile başlayan, devamında ise Haziran’ın ikinci yarısından bu yana nette açıkta bırakılan piyasa fonlaması, normalleşme içerisine girmiş olacak. Şahsi değerlendirmem, bu sürecin daha erken bir aşamada başlayabileceğiydi. Ancak, karar vericiler bu şekilde tutum takındılar. Aradan geçen sürede (örneğin Ağustos’un ilk yarısına göre), global enerji maliyetleri gerilemedi, belirsizlikler azalmadı, daha olumlu enflasyon gelişmeleri karşılanmadı. Nette geç kalınsa da fonlama kompozisyonunun ve maliyetinin normalleşmesi iyidir, olumludur. Çünkü, bizim dışımızdaki negatif gelişmelere para politikası tepkisi ile reaksiyon göstermenin de bir sınırı var. Mevcut ve beklenen enflasyon seviyelerine göre oldukça yukarıda belirlenen politika faizi ve fonlama maliyeti sürdürülebilir ve sağlıklı değil. Uzun süren dezenflasyon programlarının handikaplarından birisi de toplumda yüksek faiz seviyelerine yönelik değişen algı, beklenti ve buna yönelik konumlanma oluyor. Bu nedenle beklenti yönetimini sadece enflasyon üzerinden değil, diğer kanallar üzerinden belirlemek, yönetmek ve belki kademeli ve düşük bir hızda değiştirmeye başlamak-hazırlamak, KKM’nin de devreden çıktığı bu ortamda ilerisi için faydalı olabilir. Tıpkı şirketler kesimindeki taleplerin dikkate alınması gibi hem maliyet hem de regülasyonlar kaynaklı oldukça yüksek noktalarda oluşan bireysel kredilerdeki faiz seviyelerinin de bu normalleşme sürecine katılımını bir şekilde sağlamak gerek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamu-borclari-gundemde-86120</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamu borçları gündemde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ekrandan-cikiyor-sirada-fiziksel-dunya-var-86119</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ ekrandan çıkıyor; sırada fiziksel dünya var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ artık yalnızca sorulara cevap vermiyor veya verileri analiz etmiyor. Çevresini algılıyor, karar veriyor ve fiziksel dünyada eyleme geçiyor. Otonom iş makineleri, depo ve tarım robotları, insansı robotlar ve otonom araçlar aynı dönüşümün farklı parçaları.</strong></p>
<p>Son dönemde teknoloji yatırımlarında dikkat çekici bir hareket var: Yapay zekâ giderek fiziksel dünyaya doğru genişliyor. Robotik, otonom makineler ve “physical AI” olarak adlandırılan fiziksel yapay zekâ girişimleri yatırımcıların radarında daha fazla yer alıyor. SoftBank’ın Gravis Robotics’e yaptığı 200 milyon dolarlık yatırım da bu büyüyen dalganın dikkat çekici örneklerinden biri.</p>
<p>ETH Zürih’ten doğan Gravis, mevcut ekskavatör ve ağır iş makinelerini sensör ve yazılımla güçlendirerek onları otonom hâle getiriyor. SoftBank’ın tek yatırımcı olduğu turun, şirketin açıklamasına göre inşaat robotikleri alanındaki en büyük Seri A yatırımı olması önemli. Ancak bunu fiziksel yapay zekâya yönelik ilginin başlangıcı gibi okumamak gerekiyor. Son dönemde bu alanda çok sayıda büyük yatırım görüyoruz. Gravis’i benim için özellikle ilginç kılan, yatırımın dünyanın en büyük sektörlerinden biri olmasına rağmen dijitalleşmede yıllardır gerilerde kalan inşaat sektöründe gerçekleşmesi.</p>
<p>Birkaç yıl öncesine kadar girişim sermayesinin donanım şirketlerine karşı belirgin bir mesafesi vardı. Yazılım şirketlerini ölçeklendirmek görece kolayken donanım tarafında üretim, tedarik zinciri, saha kurulumu ve bakım gibi pek çok sorun bulunuyor. Bu nedenle yatırımcıların uzun süre sermaye ihtiyacı düşük ve hızlı büyüyebilen yazılım modellerini tercih etmesi doğaldı.</p>
<p>Fakat yapay zekâ bu denklemi değiştiriyor.</p>
<p>Son birkaç yılda üretken yapay zekâ ile bilgi işlerinin otomasyonunda çok hızlı yol aldık. Kod yazmaktan içerik üretimine, müşteri hizmetlerinden kurumsal operasyonlara kadar birçok alanda ciddi verimlilik artışları görüyoruz. Şimdi ise teknoloji dünyasının önünde yeni bir soru var: Fiziksel dünyadaki işleri nasıl otomatikleştireceğiz?</p>
<p>Fiziksel yapay zekâ tam burada devreye giriyor. Yapay zekâ artık yalnızca sorulara cevap vermiyor veya verileri analiz etmiyor. Çevresini algılıyor, karar veriyor ve fiziksel dünyada eyleme geçiyor. Otonom iş makineleri, depo ve tarım robotları, insansı robotlar ve otonom araçlar aynı dönüşümün farklı parçaları.</p>
<p><strong>Mevcut makineleri akıllandırmak</strong></p>
<p>Gravis ayrıca fiziksel yapay zekânın yalnızca insansı robotlardan ibaret olmadığını gösteriyor. Bazen daha büyük ekonomik değer, zaten sahip olduğumuz makineleri akıllandırmakta yatabilir. Dünyada devasa bir iş makinesi parkı var. Bunların tamamını yeni otonom makinelerle değiştirmek hem pahalı hem de uzun bir süreç. Gravis ise mevcut makineleri otonomlaştırmaya çalışıyor.</p>
<p>Bütün bunların inşaatta gerçekleşmesi bence ayrıca önemli. İnşaat, dünya ekonomisinin en büyük sektörlerinden biri olmasına rağmen dijitalleşme endekslerinde yıllardır alt sıralarda. Finans, perakende veya üretim büyük bir dijital dönüşüm geçirirken şantiyedeki çalışma biçimleri çok daha yavaş değişti. Hâlâ yoğun insan emeğine dayanan, parçalı tedarik zincirlerine sahip ve verimlilik artışının sınırlı olduğu bir sektörden bahsediyoruz.</p>
<p>Belki de tam bu nedenle fiziksel yapay zekânın inşaatta yaratacağı etki daha büyük olabilir. Bazen <strong>dijitalleşme açığının en büyük olduğu sektör, teknolojinin yaratabileceği verimlilik sıçramasının da en büyük olduğu sektör</strong> olabiliyor.</p>
<p>İnşaat teknolojilerinde de belirli bir yolculuk yaşadık. Önce BIM, bulut tabanlı proje yönetimi, dijital ikizler ve IoT ile fiziksel dünyadaki işi daha iyi görmek, ölçmek ve yönetmek için dijital bir katman oluşturduk. Şimdi ise bu veriyi anlayan yapay zekâ, fiziksel işi gerçekleştiren makinelerle birleşiyor.</p>
<p>İnşaatın dijital dönüşümünün ilk döneminde “işi nasıl daha iyi yönetebiliriz?” diye soruyorduk. Fiziksel yapay zekâ ile artık <strong>“işin kendisini nasıl otonom hâle getirebiliriz?”</strong> sorusunu sormaya başlıyoruz.</p>
<p>Üstelik sektör bunun için güçlü kullanım alanlarına sahip. Birçok ülkede nitelikli iş gücü bulmak zorlaşıyor. Şantiyelerde güvenlik önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Kazı, malzeme taşıma, saha taraması ve tekrarlı operasyonlar ise otomasyona oldukça uygun.</p>
<p><strong>İnsan, robot ve yapay </strong><strong>zekâ birlikte çalışacak</strong></p>
<p>Ancak geleceği “robotlar insanların yerini alacak” şeklinde okumayı eksik buluyorum. Asıl dönüşüm insanların, robotların ve yapay zekâ ajanlarının birlikte çalışmasıyla ortaya çıkacak. Yapay zekâ ajanları işi planlayıp kaynakları programlarken otonom makineler fiziksel görevleri gerçekleştirecek, insanlar ise istisnaları yönetecek ve kritik kararları alacak.</p>
<p>Bu durumda geleceğin işletim sistemleri yalnızca çalışanları ve ekipmanları değil, <strong>yapay zekâ ajanlarını ve fiziksel robotları da aynı iş akışı içinde orkestre edecek.</strong></p>
<p>SoftBank’ın Gravis yatırımını bu nedenle fiziksel yapay zekâya yönelik yeni başlayan bir ilginin göstergesi olarak değil, zaten oluşmuş ve hızlanan daha büyük bir yatırım hareketinin inşaat sektöründeki güçlü örneklerinden biri olarak görüyorum.</p>
<p>Üretken yapay zekâ bilgi ekonomisinin verimliliğini artırdı. Fiziksel yapay zekâ ise üretim ekonomisinin verimliliğini yeniden tanımlayabilir. İşin ilginç tarafı, bu dönüşümün en büyük fırsat alanlarından birinin bugüne kadar dijitalleşmede geride kalan inşaat sektörü olabilmesi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ekrandan-cikiyor-sirada-fiziksel-dunya-var-86119</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ ekrandan çıkıyor; sırada fiziksel dünya var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istihdam-ve-issizlikte-madalyonun-obur-yuzu-86118</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstihdam ve işsizlikte madalyonun öbür yüzü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu yılın ikinci çeyreğinde çalışma çağındaki nüfus 66 milyon 921 bine ulaşmış. Geçen yılın aynı dönemine göre çalışma çağı nüfusunda 591 bin kişilik bir artış var. İstihdam oranı da buna bağlı olarak 0,39 puanlık bir gerilemeyle yüzde 48,80’e düşmüş.</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) işgücü anketi verilerine göre bu yılın ikinci çeyreğinde işsizlik oranı yüzde 7,62 düzeyine kadar indi. Bu, TÜİK’in veri serisinin uzandığı 2005 yılından bu yana görülen en düşük ikinci işsizlik oranı. Bundan daha düşük bir işsizlik oranını, 14 yıl önce 2012 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 7,49 ile görmüşüz. Yılın ikinci çeyreğinde işsiz sayısı da geçen yılın aynı dönemine göre 218 bin kişi ve yüzde 7,48 oranında azaldı.</p>
<p>Resmin bu kadarına bakınca Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in pembe sosyal medya mesajları için çok uygun bir çerçeve görüyoruz. Ama bir de madalyonun öbür yüzü var. Madalyonun öbür yüzü hiç de pembe tablolar çizmeye elverecek durumda değil.</p>
<p>En başta garip bir durumla karşı karşıyayız. Çünkü nüfus artarken istihdam neredeyse yerinde saymış ama buna rağmen işsiz sayısı azalmış. Bu yılın ikinci çeyreğinde çalışma çağındaki nüfus 66 milyon 921 bine ulaşmış. Geçen yılın aynı dönemine göre çalışma çağı nüfusunda 591 bin kişilik bir artış var. Buna karşın istihdamdaki artış sadece 33 bin kişiden ibaret. İstihdam oranı da buna bağlı olarak 0,39 puanlık bir gerilemeyle yüzde 48,80’e düşmüş. Olağan koşullarda işsiz sayısının 500 binden fazla artması gerektiğini düşünebilirsiniz. Oysa işsiz sayısı, tam tersine, 218 bin kişi azalmış.</p>
<p><strong>Çalışmadıkları halde işsiz </strong><strong>sayılmayanların sayısında artış</strong></p>
<p>Bunun sebebi çalışmadıkları halde işsiz sınıfında sayılmayanların sayısındaki artış. TÜİK, anket yapılan haftada bir işte çalışmayan ama son 4 hafta içinde aktif olarak iş arama faaliyetinde bulunmamış olanları işgücü harici nüfus olarak tanımlıyor ve işsizlik hesaplarına dahil etmiyor. İşte bu grubun nüfusu geçen yılın aynı dönemine göre 777 bin kişi artmış. Buradaki artış toplam nüfustaki artıştan bile 186 bin kişi fazla olunca kâğıt üzerinde işsiz sayısı da düşmüş oluyor.</p>
<p>İşgücü harici nüfustaki 777 bin kişilik artışın 232 bini emekli olduğu için çalışmadığını söyleyenlerin artışından kaynaklanıyor. Ümidi kalmadığı için iş aramaktan vazgeçenler ile iş bulsa çalışmaya hazır olanlardan oluşan potansiyel işgücünde de 131 bin kişilik artış var. İşgücü harici nüfustaki artışta en büyük katkı, işgücüne katılmama nedeni “diğer” diye sınıflandırılmış “torba”dakilerin sayısındaki 360 binlik artıştan geliyor. Bu torbanın içinde kimlerin yer aldığını mevcut verilerle ayrıntılı olarak inceleme imkânımız yok.</p>
<p>Bir diğer kritik nokta ise işgücü harici nüfustaki yüksek artışta yükseköğrenim mezunları ile meslek lisesi mezunları gibi meslek eğitimi almış kişilerin büyük ağırlık taşıması. İşgücü harici nüfustaki 777 bin kişilik artışta en büyük paya 380 bin kişi ile yükseköğrenim mezunları sahip. Meslek lisesi mezunlarının katkısı 79 bin kişi.</p>
<p>Bu yüzden geniş tanımlı işsizlik oranı ile manşet işsizlik oranı arasında başka ülkelerde görülmeyen bir uçurum var. Manşet işsizlik oranı yüzde 7,62 gözükürken geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30,3 düzeyinde. Yani iş olsa çalışmaya hazır nüfusun yaklaşık üçte birinin ya hiç işi yok ya da bu kişiler hemen değiştirmeye hazır oldukları eğreti bir işte çalışıyor. Manşette gözüken işsiz sayısı 2 milyon 695 bin olmasına karşın geniş tanımlı işsiz sayısı 12 milyon 310 bin kişiyi buluyor.</p>
<p>Haftada 40 saatten daha az çalışan ve bir iş bulsa hemen bu eğreti işi bırakıp düzgün bir işe geçmeye hazır olanların sayısı 4 milyon 375 bin kişiyi buluyor. Yani toplam 32 milyon 656 bin olan istihdamın yüzde 13,4’ü güvencesiz, eğreti bir istihdam. Bunu hariç tuttuğumuzda düzgün istihdam sayısı 28 milyon 281’e, istihdam oranı da yüzde 48,80’den yüzde 42,26’ya düşüyor.</p>
<p><strong>Toplam istihdamdaki artış </strong><strong>hizmetlerden kaynaklanıyor</strong></p>
<p>İstihdam cephesindeki bir diğer önemli durum ise istihdamın üretici sektörlerde ciddi ölçüde düşüyor olması. Toplam istihdamda 33 bin kişilik bir artış olmasına karşın tarım istihdamında 25 bin, sanayi istihdamında ise 227 bin düşüş var. Toplam istihdamdaki artış esas olarak hizmetlerdeki 265 bin kişilik artıştan kaynaklanıyor. Ancak buradaki artışın da 141 bininin kamu yönetimi ve savunma sektöründe, 103 bininin de mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetler sektöründe yoğunlaşması, hizmetler sektöründe de istihdamın sıkıntılı olduğuna işaret ediyor.</p>
<p>Ücretli istihdam 326 bin artarken kendi hesabına çalışan sayısının 171 bin, ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların sayısının 132 bin düşmesi de küçük esnaf ve sanatkârların yaşadığı iflasların bir yansıması olarak ekonomideki bir başka soruna işaret ediyor.</p>
<p>Bu hâliyle manşet verileri dışına çıkarak daha geniş bir pencereden baktığımızda istihdam ve işsizlik konusunda pembe bir tablo çizmek mümkün gözükmüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istihdam-ve-issizlikte-madalyonun-obur-yuzu-86118</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstihdam ve işsizlikte madalyonun öbür yüzü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chp-ve-yeni-parti-surecin-neresinde-86117</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP ve Yeni Parti sürecin neresinde?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DEM Parti milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, Meclis’teki çerçeve yasa oylamasından sonra katıldığı bir basın toplantısında şu sözleri söylemişti:</p>
<p>“… Ben Yeni Parti’nin son yasaya oy verme sürecindeki tutumunu eleştiriyorum. Bu mesele sadece Kürtlerin, DEM Parti’nin bir meselesi olmaktan çıktı artık. Bu mesele bir Türkiye meselesi. Türkiye meselesine 86 milyonun dâhil olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hepimizi yakından ilgilendiren bir konu. Dolayısıyla partilerin kendi çıkarları, kendi gelecekleri, bir oy hesabı üzerinden bu sürece böyle yaklaşmalarının sakıncalı olduğunu düşünüyorum.”</p>
<p>Sadece Buldan değil, diğer aktörler tarafından da Yeni Parti’nin ve CHP’nin süreçte etkin bir şekilde yer alması âdeta bir zorunluluk olarak görülüyor. Buradaki asıl konu, Yeni Partili, CHP’li siyasetçiler değil… Bu partilerin arkasında konumlanmış, kendilerini Atatürkçü, cumhuriyetçi, seküler gibi sıfatlarla tanımlayan ve “süreç”in Türkiye’yi böleceğini, cumhuriyetin yıkılacağını düşünen, hadi daha masumane ifade edelim: “Buradan hayırlı bir iş çıkmaz” diye düşünen kitlelerin rızası…</p>
<p>Ne ki CHP ve Yeni Parti ne Zafer Partisi, İYİ Parti gibi açıktan reddiyeci bir tavır alabiliyor ne açıktan sürece etkin bir katılım sağlıyor.</p>
<p>Kuşkusuz önümüzdeki seçimleri düşünerek oy hesabı yapıyor olabilirler ama, mesele bu kadar basit, bu kadar sığ ele alınırsa, temsil ettiklerini düşündükleri o süreci şu ya da bu nedenle içlerine sindiremeyen o kitleler, hem kendileri için sorun olur hem de (aynı zamanda) bölgedeki büyük hesapların aktörlerinin manipüle edeceği unsurlar hâline dönüşür. Ki bu da döner yine bu iki partinin başını ağrıtır.</p>
<p>Günlerdir bu iki partiden dişe dokunur açıklamalar, değerlendirmeler ve öneriler bekliyoruz. Ama sanırım “en çok Kürt Raporu hazırlamış” olmakla övünenlerin derdi milletvekillerinin, belediye başkanlarının transferleriyle sınırlı…</p>
<p>Halbuki ortalarda “Bugün İsrail’in varlığını sürdürebilmesi için Orta Doğu’da bir Kürdistan’a ihtiyaç var ve ikinci bir İsrail’e ihtiyacı var.</p>
<p>PKK bunu kabul etmedi. Öcalan bunu reddetti. Bu sürecin gelişmesinin bir nedeni de buydu işte.” gibi değerlendirmeler dolaşıyor.</p>
<p>Ve gerçekte Türkiye yer yer 30 kilometre, yer yer daha fazla derinlikte yaklaşık bin 200 kilometre uzunluğunda bir alanda Suriye ve Irak'a yerleşti. 130'u aşkın askerî nokta kurdu.</p>
<p>2025'ten sonra Suriye'de Rojava sönümlendirildi, muhtemelen SDG/YPG de yakında lağvedilecek.</p>
<p>Irak'ta ise karmaşık ama etkili bir operasyon sürüyor. Talabani’nin Kürdistan Yurtseverler Partisi’nin Kerkük'e Türkmen vali atamasıyla hızlanan ve anlaşıldığı kadarıyla ABD-Türkiye mutabakatı ile yürüyen bir çalışma var. Medyaya yansıyan İmralı tutanaklarındaki KDP ve Barzani değerlendirmelerine dikkat etmek gerekir. Bu arada Irak Federal Mahkemesi, özellikle 2023 ve 2024 yıllarında aldığı bir dizi yapısal kararla IKBY'nin anayasal statüsünün sınırlarını sert bir biçimde çizdi.</p>
<p>Toparlarsak…</p>
<p>Bu yazdıklarım size spekülasyon gibi gelebilir. Hatta tamamen öyle olabilir. Bu yazdıklarım gerçekleşebilir, gerçekleşmeyebilir.</p>
<p>Sorun bu değil. (Geçen yazımda da söyledim, tekrarlayayım.) Sorun, rejimi kuran ve onun bekçisi olduğunu iddia eden yapıların, yani CHP ve Yeni Parti’nin, günlük siyasi tartışmaların dışına çıkamamasında. Tıpkı çerçeve yasa oylamasındaki evet ve hayırların gösterdiği gibi, kafaları mı karışık, yoksa “adam sendecilik” mi yapıyorlar? Yoksa çoktan yeni bir rejimi kabullendiler mi?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chp-ve-yeni-parti-surecin-neresinde-86117</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP ve Yeni Parti sürecin neresinde? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tcmbden-faiz-degil-normallesme-mesaji-86116</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB’den faiz değil, normalleşme mesajı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TCMB, 1 Mart'ta ara verdiği bir hafta vadeli repo ihalelerini yeniden başlatacağını duyurdu. Şimdi gözler yalnızca Merkez Bankası’nın ne kadar TL vereceğinde değil, fiyatların ay ay nasıl davrandığında, yani enflasyonun ana eğiliminde olacak. Mevcut ana eğilim, eğer yeni bir iç ve dış şok olmazsa, Ekim ayında sınırlı bir faiz indirimi için alan olduğunu gösteriyor.</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın hafta sonu yaptığı açıklama, ilk bakışta teknik bir para politikası kararı gibi görünebilir. Oysa piyasaların ve ekonominin bundan sonraki seyrini anlamak açısından önemli mesajlar taşıyor. TCMB, 1 Mart 2026’da ara verdiği bir hafta vadeli repo ihalelerini yeniden başlatacağını duyurdu.</p>
<p>Bir hafta vadeli repo ihalelerinin yeniden başlaması, “Merkez Bankası faiz indiriyor” anlamına gelmiyor. Burada değişen, öncelikle para politikasının yönü değil, bankacılık sisteminin Türk lirası ile fonlanma biçimi.</p>
<p>Repo, en basit ifadeyle Merkez Bankası’nın bankalara belirli bir faiz üzerinden ve belirli bir süre için TL sağlaması. Bir hafta vadeli repo kanalının yeniden açılması, bankaların daha öngörülebilir bir vadeden TL fonlamasına imkân sağlayacak. Mart ayında bu kanalın kapatılmasıyla gecelik fonlama araçlarının ağırlığı artmıştı.</p>
<p><strong>Repo kanalı yeniden açıldı</strong></p>
<p>Hatırlayalım...</p>
<p>TCMB 1 Mart’ta, finansal piyasalardaki gelişmeleri gerekçe göstererek bir hafta vadeli repo ihalelerine ara vermiş, aynı gün döviz piyasasındaki oynaklığı sınırlamak ve döviz likiditesini dengelemek amacıyla TL uzlaşmalı vadeli döviz satım işlemlerine başlanacağını açıklamıştı.</p>
<p>O dönemde piyasalar olağan dışı hareketler yaşarken Merkez Bankası da likidite ve döviz piyasasına yönelik daha aktif tedbirler uygulamıştı. Şimdi repo kanalının yeniden açılması, en azından TL likidite yönetiminde normalleşme yönünde bir adım atıldığını gösteriyor.</p>
<p>Bu nedenle kararı ne “faiz indirimi” olarak okumak doğru ne de sıradan bir teknik düzenleme olarak görmek. Bence asıl mesaj daha farklıydı. Mart ayında yaşanan olağanüstü piyasa koşullarının etkilerinin bir ölçüde gerilediği düşünülüyor ve Merkez Bankası daha standart bir fonlama düzenine dönmeye hazırlanıyor.</p>
<p><strong>Sıradaki adım faiz indirimi mi?</strong></p>
<p>Repo kanalının yeniden açılması, bana göre bir sonraki aşamada faiz indiriminin gündeme geleceğine işaret ediyor.</p>
<p>Fakat bunun zamanlamasını bugünden söylemek mümkün değil. Burada belirleyici gelişme, aylık enflasyonun ana eğilimi olacak. Burada belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşu sürdürülmelidir. Bu nedenle bir gözümüz ana enflasyon göstergelerinde ve özellikle mevsim etkilerinden arındırılmış aylık seyrin izleyeceği patikada olacak. Mevsim etkilerinden arındırılmış özel kapsamlı Tüketici Fiyat Endeksi, son olarak Temmuz 2026 verilerine göre bir önceki aya kıyasla yüzde 1,93 artış göstermişti. Bu artış yıllıklandırıldığında yaklaşık yüzde 25,8’e denk geliyor.</p>
<p><strong>Ana eğilim faiz kararının anahtarı</strong></p>
<p>Aylık enflasyonun mevsimsellikten arındırılmış biçimde kalıcı bir düşüş eğilimine girmesi, dezenflasyon sürecinin güçlendiğine dair güveni artıracak ve faiz indiriminin önünü açacak. Buna karşılık fiyat artışlarının yeniden hızlandığı veya beklenen düşüşün gerçekleşmediği bir tabloda Merkez Bankası’nın acele etmesi beklenmemeli.</p>
<p>Dolayısıyla bundan sonra yalnızca “Enflasyon kaç geldi?” sorusuna bakmak yeterli olmayacak. Aylık enflasyonun nasıl geldiğine, hangi kalemlerden kaynaklandığına ve mevsim etkilerinden arındırıldığında nasıl bir eğilim gösterdiğine bakmak gerekecek.</p>
<p><strong>Kur-enflasyon dengesi</strong></p>
<p>Türkiye sanayisinin önündeki temel mesele ise hâlâ kur-enflasyon dengesi.</p>
<p>TL’nin hızlı değer kaybı ihracatçı açısından kısa vadede avantaj yaratabilir. Ancak kur artışı ithalat maliyetleri üzerinden enflasyonu besliyor ve kamu maliyesi üzerinde de ek yük oluşturabiliyor. Merkez Bankası bir yandan TL likiditesini yönetirken diğer yandan döviz piyasasındaki oynaklığı kontrol altında tutmaya çalışıyor. Hanehalkının 12 ay sonrası için enflasyon beklentisinin yüzde 45,58 ve reel sektörün beklentisinin yüzde 32,80 olduğu bir dönemde beklentilerin yönetilmesi ayrı bir önem taşıyor.</p>
<p><strong>Ekim için kapı aralanıyor mu?</strong></p>
<p>Bu nedenle repo kararının zamanlaması önemliydi.</p>
<p>TCMB henüz faiz indirmiyor. Ancak piyasaya, olağanüstü likidite yönetiminden daha normal bir düzene geçişin mümkün hale geldiğini gösteriyor. Bir sonraki büyük adımın faiz indirimi olması kuvvetle muhtemel; fakat o adımın ne zaman atılacağını repo ihalelerinden çok, enflasyonun ana eğiliminin seyri belirleyecek.</p>
<p>Şimdi gözler yalnızca Merkez Bankası’nın ne kadar TL vereceğinde değil, fiyatların ay ay nasıl davrandığında, yani enflasyonun ana eğiliminde olacak. Mevcut ana eğilim, eğer yeni bir iç ve dış şok olmazsa, ekim ayında sınırlı bir faiz indirimi için alan olduğunu gösteriyor...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tcmbden-faiz-degil-normallesme-mesaji-86116</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB’den faiz değil, normalleşme mesajı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finans-disi-kesimin-dis-borcu-artma-egiliminde-86115</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finans dışı kesimin dış borcu artma eğiliminde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yaptırım konulan ülkenin ekonomik kırılganlıkları ne kadar yüksekse, yaptırımlar o denli başarılı oluyor. Özellikle yurt dışından borçlanmayı kısıtlayan yaptırımlar, finansal kırılganlıkları yüksek ülkeleri ekonomik bakımdan zor durumda bırakıyor.</strong></p>
<p>2018’in bahar ayları geldiğinde Trump, artık sürpriz olmayan ani bir U dönüşüyle Türkiye’yi sevmekten vazgeçti. Oysa 16 Mayıs ve 24 Kasım 2017’de Türkiye’yi ve yönetimini ne kadar takdir ettiğini anlatan X mesajları yollamıştı. Mayıs’takinin olmasa bile Kasım’dakinin mürekkebi kurumamışken –bu nasıl mürekkep; Kasım 2017’den 2018’in bahar aylarına kadar kurumaz mı diye sormayın lütfen, Trump mürekkebi işte– Nisan 2018’de bir kez, Temmuz 2018’de de iki kez Türkiye’yi tehdit etti.</p>
<p>Sonrası malum: Tehditler Türkiye’nin dışarıdan borçlanma olanaklarını yok etmeye yönelikti. Oysa Türkiye’nin küresel krizden sonra aldığı bir gevşetici karar sonucunda dış borcu 2017 sonunda göğe sıçramıştı; şiddetle dış finansmana ihtiyacı vardı. Dolayısıyla, dövize olan talep X mesajları sonrasında aniden yükseldi, bırakın yeni dış borç bulmayı, Türkiye’den net sermaye çıkışı oldu. Yani döviz talebi artarken döviz arzı da azaldı ve kur sıçradı. Gerisini biliyorsunuz. Özellikle inşaat ve enerji sektörü zor duruma düştü. Büyük bir istihdam kaybı yaşandı ve GSYH küçüldü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d1bd156818-1787632593.png" alt="" width="327" height="248" />Türkiye 2001 krizinden alınan dersle, finans sektörünün temellerini son derece sağlamlaştırmış ve bu çerçevede sektörün döviz yükümlülükleri ile döviz alacakları arasındaki farkın açılmasını kısıtlayan finansal istikrar önlemlerini yürürlüğe koymuştu. Bununla da yetinmemiş, finans dışı şirketlerin döviz geliri olmayanlarına döviz cinsinden borçlanmayı zorlaştırmıştı. Ancak bu ikinci önlem, küresel krizden sonra bol miktarda ve düşük maliyetli yabancı para cinsinden borçlanma olanaklarının artmasıyla bir süreliğine gevşetildi. O süre ne yazık ki oldukça uzun oldu. 2017’de yapılan bir açıklama ile 2018’de kaldırılacağı duyuruldu. 2011-2017 döneminde finans dışındaki şirketlerimizin dış borcu çok arttı, döviz gelirlerimize oranı sürekli yükseldi. Merkez bankalarının bankası konumunda olan ve uluslararası finansal istikrar önlemlerinin standartlarını da belirleyen BIS, yayımladığı iki ayrı raporda Türkiye’yi dört ülkeyle birlikte bu risk hakkında uyardı.</p>
<p><strong>Trump’ın 2018’deki </strong><strong>tehditleri boş değildi</strong></p>
<p>Uluslararası yaptırımlar üzerine iktisatçılar, hukukçular ve uluslararası ilişkiler uzmanları çalışıyor. O çalışmalar, 2000’lerin başlarından bu yana özellikle dış politika amaçlı yaptırımların sayısının giderek arttığını gösteriyor. Yaptırım konulan ülkenin ekonomik kırılganlıkları ne kadar yüksekse, yaptırımlar (yaptırım koyan ülke açısından) o denli başarılı oluyor. Özellikle yaptırım konulan ülkenin yurt dışından borçlanma olanaklarını kısıtlayacak şekilde getirilen yaptırımlar, finansal kırılganlıkları yüksek olan ülkeleri ekonomik açıdan zor durumda bırakıyor. Bu konuda en çok kısıtlama olanağına sahip ülke ise ABD. Dolayısıyla Trump’ın 2018’in bahar aylarındaki tehditleri boş tehditler değildi. Zaten sonuç da malum.</p>
<p>Dışarıdan borçlanma bağımlılığının derecesini ölçmek için kullanılabilecek en iyi göstergelerin başında dış borcun döviz gelirlerine (GSYH’ye değil) oranı geliyor. Grafikte, finans sektörü dışındaki şirketlerimizin dış borcunun mal ve hizmet ticaretinden elde ettiğimiz döviz gelirlerine oranı var. Her bir çeyrek için, o çeyrekteki borç stokunun son dört çeyreğin toplam mal ve hizmet ihracatına bölünmesiyle elde edilen bu oranın seyri 2009’un 4’üncü çeyreği ile 2026’nın ikinci çeyreği arasındaki dönem için gösteriliyor. Bir de yatay çizgiyle temsil edilen dönem ortalaması var. Bir parantez: 2026’nın ikinci çeyreğinin tümü için borç verisi yok; Mayıs stok değerini kullanıyorum. Mal ve hizmet ihracat gelirleri için GSYH’nin ilgili kalemini kullandım ve onun da ikinci çeyrek verisi olmadığı için dolar cinsinden yüzde 2 arttığını varsaydım.</p>
<p><strong>Tehlike sinyali yok, ancak </strong><strong>dikkatli olmakta yarar var</strong></p>
<p>İki olguyu vurgulayacağım: Birincisi, 2017’ye gelen süreçte bu oranın nasıl yükseldiğine (borç ödeme kapasitemizin nasıl düştüğüne) dikkat lütfen. İkincisi, borç oranı 2023’ün dördüncü çeyreğinden bu yana kesintisiz artıyor. Evet, henüz 2017’deki düzeyinin oldukça altında ama sonuçta da ortalamaya çok yaklaşmış durumda. Şimdilik bir tehlike sinyali yok, ancak dikkatli olmakta yarar var.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finans-disi-kesimin-dis-borcu-artma-egiliminde-86115</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/dolar-dollar-1778823964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Finans dışı kesimin dış borcu artma eğiliminde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86113</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni düzenlemenin piyasaya olası etkileri ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler SPK’da! Yeni Düzenlemenin Piyasaya Olası Etkileri Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 25 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/qyFDoMJLzkU" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86113</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gec-tahsilatin-gizli-faturasi-agir-86114</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geç tahsilatın gizli faturası ağır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Piyasada vadeler uzadı, 3 aylık vade “peşin” sayılır oldu. Yetmezmiş gibi borcunu zamanında ödemeyen yüzünden şirketler banka kredisi kullanmak ve boşu boşuna faiz ödemek zorunda.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Günümüzde işletmelerin <strong>en kronik</strong> dertlerinden biri <strong>alacak tahsilatıdır</strong>. Vadeler <strong>kâğıt</strong> <strong>üzerinde</strong> uzamıyor; <strong>fiilen</strong> uzuyor. Müşteriyle <strong>60 gün</strong> üzerinde anlaştığınızı sanıyorsun, ödeme <strong>120’nci günde </strong>geliyor. Aradaki fark sadece <strong>takvimde bir kayma</strong> değil. Sorun, daha <strong>derinde</strong> ve <strong>yıkıcı </strong>boyutta…</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: O 60 günde <strong>maaşları</strong> ödedin, <strong>vergileri</strong> yatırdın, <strong>tedarikçiye</strong> para çıkardın. <strong>Nakit yerine bankadan kredi kullandın</strong>. Oysa müşteri ödemesini zamanında yapsaydı, belki o krediyi hiç çekmeyecektin. İşte asıl mesele burada yatıyor: Geç tahsilat sadece “<strong>zaman kaybı</strong>” değil ne yazık ki…</p>
<p><strong>“İŞLER İYİ GİDİYOR AMA PARA YOK” ÇÜNKÜ ALACAĞIN ZAMANINDA ÖDENMİYOR</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>:  Bu; <strong>ödediğin kredi faizinin</strong> asıl sebebidir. <strong>Müşterin kredi kullanmıyor; sen kullanıyorsun</strong>. O, senin bilançonu <strong>kendi işletme sermayesi</strong> gibi kullanıyor. Sen hem <strong>alacağını bekliyor</strong> hem de <strong>bankaya faiz</strong> ödüyorsun. Bu, <strong>gizli bir transferdir</strong>. Riski, <strong>maliyeti</strong> ve <strong>stresi</strong>, derdi, kederi sana yüklüyor.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Bu tablo, Türkiye’de birçok <strong>KOBİ’nin</strong> ve orta ölçekli firmanın <strong>günlük gerçeği</strong>... Vadeler uzadıkça <strong>nakit döngüsü</strong> bozuluyor. Nakit bozulunca <strong>kredi ihtiyacı</strong> artıyor. Kredi arttıkça <strong>faiz yükü</strong> büyüyor. Faiz büyüdükçe <strong>kâr marjı eriyor</strong> ve “<strong>işler iyi gidiyor ama para yok</strong>” cümlesi diline düşüyor.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Geç tahsilata dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Oysa para var mıydı?</em></strong></p>
<p><strong>Elbette</strong>… Sadece <strong>başkasının kasasında</strong>, <strong>senin riskinle</strong> bekliyordu. Piyasada “<strong>müşteri kaçmasın</strong>” diye <strong>vade esnekliği</strong> göstermek neredeyse <strong>zorunluluk</strong> haline geldi. Ama bu esneklik, <strong>tek taraflı</strong> nedense...</p>
<p><strong><em>Peki ya faiz faturası?</em></strong></p>
<p><strong>60 günü 120 güne çeviren</strong> her gecikme, bir <strong>faiz faturası</strong> çıkarıyor. Bu fatura ne bilançoda “<strong>müşteri</strong> <strong>riski</strong>” diye net görünüyor ne de <strong>fiyat teklifinde</strong> yer alıyor. Sessizce, <strong>faiz satırında</strong> kendini gösteriyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>GECİKEN TAHSİLAT ASLINDA SENİN ADINA KULLANILAN, FAİZİNİ SENİN ÖDEDİĞİN KREDİDİR</strong></p>
<p><strong>Daha gerçekçi vadeler</strong>, peşin indirimleri, <strong>teminat mekanizmaları</strong>, erken ödeme teşvikleri ve gerektiğinde “<strong>hayır</strong>” diyebilme cesareti gerekiyor. Çünkü her geciken tahsilat, <strong>senin adına kullanılan, faizini de senin ödediğin</strong> kredidir. Geç tahsilat sadece <strong>zaman kaybı</strong> değildir. Bazen <strong>en pahalı kredidir</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>GEÇ TAHSİLAT LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Alacak gecikmesi</strong>: Borcun veya ödemenin kararlaştırılan son ödeme tarihinde ödenmemesi</p>
<p><strong>Borca sadakat</strong>: Alınan borcun taahhüdünün vaktinde, eksiksiz ve dürüstçe yerine getirilmesi</p>
<p><strong>Temerrüt</strong>: Borçlu veya alacaklının, haklı bir sebep olmaksızın taahhüdünden kaçınması durumu</p>
<p><strong>Kurnaz müşteri</strong>: Parası olmasına rağmen “nasılsa herkes geciktiriyor” diye borcunu erteleyen</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gec-tahsilatin-gizli-faturasi-agir-86114</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/0/1280x720/odeme-money-para-1777473706.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geç tahsilatın gizli faturası ağır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arapgire-cok-buyuk-yatirim-yapiyor-14-yillik-hayal-gercege-donusuyor-86112</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arapgir’e çok büyük yatırım yapıyor, 14 yıllık hayal gerçeğe dönüşüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TUNA</strong> Mobilya’nın kurucusu <strong>Turan Tuna</strong> ile mülk sahibi oldukları Taksim’deki Sofitel Otel’de buluştuğumuzda sohbete memleketi Arapgir’den (Malatya) girdi:</p>
<p>-          <strong>Acıbadem Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar’ın Arapgir’e yaptığı yatırımlardan haberin var mı?</strong></p>
<p>Geçen Şubat ayında Malatya’daki haber sitelerinde gördüğüm başlığı aktardım:</p>
<p><strong>· </strong>      <strong>Mehmet Ali Aydınlar’dan memleketi Malatya’ya dev yatırım… 14 yıllık hayal gerçek oluyor…</strong></p>
<p><strong>· </strong>    <strong> Arapgir’in çehresini değiştirecek projenin detayları ortaya çıkıyor. Arapgir Belediye Başkanı Haluk Cömertoğlu, </strong>“Bir meydan ve meydanın çevresinde şekillenecek bir ilçe düşünün” <strong>diyor.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d18abddf1b-1787631787.jpg" alt="" width="700" height="514" /></strong>Bu haberleri görünce <strong>Mehmet Ali Aydınlar</strong>’a mesaj yazdığımı bildirdim:</p>
<p>-          <strong>Mehmet Ali Bey’e doğum yeri olan ilçeye yaptığı yatırımlardan dolayı kutlama mesajı yazdım. Teşekkür etti ama detay vermedi.</strong></p>
<p><strong>Turan Tuna, Aydınlar</strong>’ı aradığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Aradım, Mehmet Ali Bey’i tebrik ettim. Gerçekten muazzam bir proje yapıyor Arapgir’e.</strong></p>
<p>Asistanından abone olduğu yerel gazeteyi istedi:</p>
<p><strong>·  </strong>     <strong>Arapgir Postası…</strong></p>
<p>Gazetenin 14 Ağustos 2026 sayısını uzattı:</p>
<p>-          <strong>Bak, bütün detaylar burada var.</strong></p>
<p>Gazete, habere manşetini ayırmıştı:</p>
<p><strong>·  </strong>     <strong>Çarşı projesine ilk harç konuldu…</strong></p>
<p><strong>· </strong>      <strong>Arapgir’in çarşı merkezinin yenilenmesi, Hükümet Konağı ile belediye binalarının eski yerlerine yapılması ve yeni işyerlerinin inşası amacıyla başlatılan projenin ilk harcı konuldu.</strong></p>
<p>·       <strong>İlçemize bugüne kadar eğitim başta olmak üzere birçok yatırım kazandıran, hayırsever iş insanı Mehmet Ali Aydınlar’ın üstlendiği çarşı projesinde bu hafta oldukça hareketli günler yaşandı.</strong></p>
<p><strong>· </strong>      <strong>İlçe merkezinin çehresini değiştirecek proje konusunda Acıbadem Proje Yönetim A.Ş. Genel Müdürü Sedat Artukoğlu, Malatya’ya gelerek Vali Seddar Yavuz, Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’e proje hakkında bilgiler sundu.</strong></p>
<p><strong>· </strong>      <strong>Arapgir Çarşı Merkezi’nin kademeli olarak yıkılıp yeniden yapılmasını kapsayan proje için aynı gün ikinci bir toplantı daha yapıldı. Bu toplantıya Vali Seddar Yavuz, Büyükşehir Belediye Başkanı Er, Arapgir Kaymakamı Muammer Kılıçaslan, Belediye Başkanı Haluk Cömertoğlu ve Sedat Artukoğlu katıldı.</strong></p>
<p>Haberde Malatya’daki toplantıların ardından Arapgir’de projenin ilk harcının konulduğu bilgisi yer aldı:</p>
<p><strong>·   </strong>   <strong>Proje kapsamında bulunan Kaymakalık Konutunun temeline ilk harç konuldu.</strong></p>
<p><strong>“</strong>Arapgir Çarşı ve Meydan Projesi”<strong>nde mevcut kaymakamlık konutunun Askerlik Şubesinin arkasındaki Hazine’ye ait arsaya yapılmasına karar verilmişti.</strong></p>
<p>·   <strong>   Törende konuşan Arapgir Belediye Başkanı Haluk Cömertoğlu, şu noktanın altını çizdi: </strong></p>
<p>“Arapgir’in geleceğine yansıyacak proje yalnızca fiziki bir meydan düzenlemesinden ibaret değil. İlçemizin geleceğine önemli katkılar sunacak.”</p>
<p><strong>·  </strong>     <strong>Arapgir Kaymakamı Muhammet Kılıçaslan, Kaymakamlık Konutunun meydan projesinin ilk etabını oluşturduğunu kaydetti:</strong> </p>
<p>“Çalışmalar kısa süre içerisinde eski otogar alanında da devam edecek. Birinci etapta bu yıl Kaymakamlık Konutu, otogar ve otogardaki işyerlerini tamamlamayı planlıyoruz.”</p>
<p>Haberde projenin takvimi ve devamıyla ilgili şu bilgiler yer aldı:</p>
<p><strong>·  </strong>     <strong>Yaklaşık 3 yılda tamamlanması planlanan proje kapsamında mevcut otogar Karayolları Kavşağına taşınacak. Eski terminal alanında ise yeni kalıcı işyerlerinin yapımına başlanacak.</strong></p>
<p><strong>·   </strong>    <strong>Kış aylarında da çarşı alanındaki yıkım ve hafriyat çalışmaları gerçekleştirilecek. İlkbaharda da buradaki inşaat başlayacak.</strong></p>
<p><strong>·  </strong>     <strong>Sonraki aşamada çarşı altı ve Buğday Meydanı düzenlemesi ile Atatürk (Hastane) Caddesi’nin yenileme ve iyileştirme çalışmalarına geçilecek.</strong></p>
<p>Bu projeyle birlikte <strong>Mehmet Ali Aydınlar, </strong>Malatyalı iş insanları arasında memleketine bağış şeklinde yatırımlarda parasal büyüklük açısından ilk sıraya yerleşecek.</p>
<p>Malatyalı İş İnsanları Derneği (MİAD), Malatya Eğitim Vakfı (MEV) öncülüğünde ve kendi planları çerçevesinde sosyal sorumluluk projeleri hayata geçiren iş insanları arasında <strong>Ahmet Çalık, Vahap Küçük, Erman Ilıcak, Şahin Nalbant, Kadir Eriş, Rıdvan Mertöz, Ömer Gümüştekin, Yusuf Kenan, Turan Tuna, Mustafa Başdemir, Adnan Başdemir, Ahmet Akbalık, Ercihan Ekşi, Naci Ekşi, Yakup Karabay </strong>ilk akla gelenler arasında bulunuyor.</p>
<p>Memleketine yatırım yapan iş insanları liginde <strong>Ahmet Eren </strong>(Bitlis), <strong>İbrahim Çeçen </strong>(Ağrı), <strong>Erol Bilecik (</strong>Antakya) öne çıkıyor.</p>
<p>Ayrıca Kayserili iş insanlarının <strong>Kadir Has</strong>’ın ilk adımları atmasının ardından sadece Erciyes Üniversitesi’ne yaptıkları bina bağışları toplamı 600 milyon doları geçiyor ve rekor düzey olduğu biliniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tamamen şahsi harcama yapıyor</span></h2>
<p><strong>TUNA</strong> Mobilya’nın kurucusu <strong>Turan Tuna</strong>’nın verdiği <strong>“Arapgir Postası”</strong>nı okuduktan sonra Arapir Belediye Başkanı <strong>Haluk Cömertoğlu</strong>’na sordum:</p>
<p>-          <strong>Başkan, Mehmet Ali Aydınlar yeni proje ile Arapgir’e ne kadar harcama yapacak?</strong></p>
<p><strong>Cömertoğlu</strong> şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>3 aşamalı bir proje olacak. İlk aşama çalışmaları başladı. Proje detayları üzerinde çalışmalar devam ediyor. Maliyet konusunda iş neyi gerektiriyorsa olacak ama rakam veremiyoruz. Tamamen Mehmet Ali Bey’in şahsi vefa harcaması olacak.</strong></p>
<p>Bunun üzerine yerel yayınlarda 2 milyar lira dolayında bir rakam okuduğumu bildirdim, yanıtını sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>O rakam öngörü. Meydanda işyerlerinin boşaltılması, hastane altındaki, terminal alanındaki çalışmalar var. Terminali taşıdık. Mesleklere göre işyeri çalışmalarımız devam ediyor. O alana nezih bir ticarete uygun 35 işyeri yapılacak.</strong></p>
<p>Sonra meydandaki pasaj esnaflarının bu alana geçeceğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Kasım ayında da esnafların boşalttığı alan yıkılacak. Orada da ilkbaharda hükümet meydanı, işyerleri yapılacak. Sonra da çarşı içi cephe iyileştirme ve yenileme işleri olacak. Hedef projeyi 3 yılda tamamlamak.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Çok özgün bir şehir meydanı hedefleniyor. Bir de karşı çıkıp işi bozmaya çalışanlar olmasa daha hızlı yol alacağız.</strong></p>
<p>2012 yılına döndü:</p>
<p>-  <strong>Bu projeyi 2012 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ile hazırlamıştık. Mehmet Ali Bey’e o dönemde sunmuş</strong>, “Hadi bir el atın” <strong>demiştim. Nasip bu dönemde başlamakmış. İnşallah bitirmek de nasip olur.</strong></p>
<h2><span style="color: #ba372a;">İşsizlik ve düşük ücret kıskacı yarının Türkiye’sini ipotek altına almaktır</span></h2>
<p><span style="color: #ba372a;"><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d18e1b5a3c-1787631841.jpg" alt="" width="319" height="376" /></span><strong>EKONOMİ</strong> Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Dr. <strong>Şeref Oğuz</strong>, önceki gün dünkü yazısıyla ilgili mesaj attı:</p>
<p>-          <strong>Yarına (24 Ağustos 2026) sevgili Hocamı (Prof. Gülten Kazgan) yazdım. Cenazesine çok az kişi katılmış, üzüldüm.</strong></p>
<p><strong>Hocaların Hocası”</strong>nın vefatını <strong>Abdurrahman Yıldırım</strong>’la birlikte gittiği Kars’ta öğrendiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Hocamın cenazesine yetişme imkanım olmadı.</strong></p>
<p>İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nin efsane Hocalarını uzun yıllar İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti Başkanlığı görevini yürüten, bir dönem TÜSİAD’da <strong>Güngör Uras</strong>’la çalıştıktan sonra dergi, ansiklopedi yayıncılığına giren <strong>Şeref Özgencil</strong>’in yanında çalıştığım dönemde tanıma fırsatı buldum:</p>
<p>·       Prof. <strong>Gülten Kazgan, </strong>Prof. <strong>Erdoğan Alkin, </strong>Prof. <strong>Nusret Ekin, </strong>Prof. <strong>Yüksel Ülken, </strong>Prof. <strong>Akın İlkin, </strong>Prof. <strong>Feridun Ergin…</strong></p>
<p>12 Eylül 1980 darbesinin gazetecilik yapmayı çok zorlaştırdığı, sendikalar, partiler, sivil toplum örgütleri gibi haber kaynaklarımızın kapısına kilit vurulduğu günlerde iktisat profesörlerinin kapısını çalar, demeç alır, haberlerimizi yapardık.</p>
<p>Prof. <strong>Gülten Kazgan</strong>’ın yıllar önce ebediyete uğurladığımız eşi Prof. <strong>Haydar Kazgan</strong>’la da <strong>“Galata Bankerleri” </strong>çalışması ve kitabı üzerine söyleşi yapma şansı yakalamıştım.</p>
<p>Prof. <strong>Gülten Kazgan</strong>’ın 99 yaşında vefatı sonrası sosyal medyadaki paylaşımları taradım, Dr. <strong>Mahir Polat</strong>’ın yazdıkları dikkatimi çekti:</p>
<p>·       <strong>Türkiye’nin iktisadi tarihini yalnız sermayenin, borçların ve krizlerin tarihi olarak değil, yoksul ailelerin, varoşların, köylerin ve geleceği ellerinden alınan çocukların tarihi olarak okudu.</strong></p>
<p><strong>· </strong>      <strong>Türkiye’nin ekonomi ve iktisat tarihi sorunlarını çok geniş bir zaman dilimi içinde çalıştı.</strong></p>
<p><strong>Mahir Polat,</strong> paylaşımında Prof. <strong>Gülten Kazgan</strong>’ın <strong>“Tanzimat’tan 21. Yüzyıla Türkiye Ekonomisi”</strong> kitabından şu cümleyi alıntıladı:</p>
<p>·  <strong> </strong>    <strong>Düşük gelirli aileleri işsizlik ve düşük ücret kıskacında tutmak, yarının Türkiye’sini ipotek altına almaktır.</strong></p>
<p>Oğlu Dr. <strong>Kerim Kazgan</strong> da, <strong>Mahfi Eğilmez</strong>’e <strong>“Gülten Kazgan’ın ardından: İktisadi Düşünce ve Politik İktisadın Evrimi Üzerine” </strong>yazısı için teşekkür ederken, annesini şöyle tanımladı:</p>
<p><strong>·   </strong>    <strong>Müthiş bir sosyal gözlemciydi ve de sınıf çatışmalarını, kültürel farkları çok güzel anlatırdı.</strong></p>
<p>·       <strong>Robert Kolej’de okumuş, nispeten varlıklı bir ailede büyümüş ama temelinde burjuva olmayı çok özümsememişti…</strong></p>
<p><strong>·</strong>       <strong>Ve müthiş bir Marxolog’du; sürekli anlattırırdım ona…</strong></p>
<p><strong>Gülten</strong> Hocamıza Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p>Mekanı cennet olsun…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arapgire-cok-buyuk-yatirim-yapiyor-14-yillik-hayal-gercege-donusuyor-86112</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/2/1280x720/mehmet-ali-aydinlar-1787632002.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arapgir’e çok büyük yatırım yapıyor, 14 yıllık hayal gerçeğe dönüşüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyimciler-suriyeye-yatirima-gidiyor-86110</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazır giyimciler Suriye&#039;ye yatırıma gidiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Suriye, savaş yıllarında büyük ölçüde kaybettiği tekstil ve hazır giyim üretim gücünü yeniden oluşturmak için yabancı yatırımcıların kapısını çalıyor. 2026’nın ilk yarısında tekstil ve hazır giyim alanında 234 yatırım başvurusu yapılırken, Türk şirketleri de ülkede üretim tesisi kurma hazırlığına girdi. Türk hazır giyim devi LC Waikiki’nin Halep’te üretime başladığı, İsparko’nun ise Suriyeli ortaklarla fabrika kurma imkanını değerlendirdiği belirtiliyor. Suriye’nin tekstil sanayisi, 2010’lu yıllarda başlayan iç savaşın ardından fabrikaların zarar görmesi, yatırımcı ve nitelikli iş gücünün ülkeden ayrılması nedeniyle ciddi kapasite kaybına uğramıştı. Şam yönetimi ise sektörün yeniden canlandırılmasını öncelikli sanayi alanlarından biri olarak belirledi. Temmuz ayında düzenlenen NASTEX 2026 tekstil fuarında 25’ten fazla ülkeden 300’ün üzerinde şirketin bir araya gelmesi, sektöre yönelik yatırım arayışının hızlandığını gösterdi.</p>
<h2>234 tekstil yatırım başvurusu </h2>
<p>Suriye’de 2026’nın ilk yarısında tekstil ve hazır giyim sektöründe 234 yatırım başvurusu yapıldı. Başvuruların bir bölümü yeni tesis kurulmasını, bir bölümü ise mevcut fabrikaların modernizasyonu ve üretim hatlarının yenilenmesini kapsıyor. Suriye yönetimi de yatırımcıları yeni üretim hatlarının kurulması için finansman, gümrük ve vergi teşvikleriyle desteklemeyi hedefliyor. Ancak 234 rakamının fabrika sayısını ifade etmediği, yatırım başvurularını kapsadığı belirtiliyor. Sektörde yeni tesislerin yanı sıra atıl fabrikaların yeniden işletilmesi ve kapasite artırımı da önemli yer tutuyor.</p>
<h2>İlk Türk fabrika yatırımı </h2>
<p>Türk hazır giyim sektörünün önemli oyuncularından LC Waikiki, Suriye'deki üretim hamlesinde en somut adımı atan şirket oldu. Suriye kaynaklarında şirketin Halep kırsalındaki El-Rai Sanayi Kenti’nde ilk fabrikasını açtığı ve üretime başladığı bilgisi yer alıyor. Tesiste başlangıçta yaklaşık 150 kişinin çalıştığı, istihdamın üç yıl içinde bine kişiye çıkarılmasının hedeflendiği aktarıldı. Üretilen ürünlerin hem Suriye pazarında satılması hem de ihracata yönlendirilmesi planlanıyor. LC Waikiki Yönetim Kurulu Başkanı Vahap Küçük, 2024 sonunda yaptığı açıklamada da Suriye’de düzenin sağlanması halinde ülkeye yeniden gireceklerini, daha önce burada şirket kurduklarını ve üretim atölyesi kurulup kurulmayacağının süreç içinde netleşeceğini söylemişti.</p>
<h2>İsparko fabrika için ortak arıyor </h2>
<p>Türk şirketleri arasında ikinci dikkat çeken isim İsparko oldu. Şirket yöneticisi Ümit Kerim, Suriye-Türkiye iş görüşmeleri sırasında Suriyeli yerel yatırımcılarla ortaklık yaparak Suriye’de fabrika kurma imkanlarını değerlendirdiklerini açıkladı. İsparko açısından henüz tamamlanmış bir fabrika yatırımı bulunmazken, şirketin ülkedeki üretim olanaklarını araştırması Türk hazır giyim sektörünün Suriye’ye yönelik ilgisinin somutlaşmaya başladığını gösteriyor.</p>
<h2>Makineciler de yatırım zincirinde </h2>
<p>Türk tekstil şirketlerinin Suriye ilgisi yalnızca hazır giyim üreticileriyle sınırlı değil. Mikrotx, Türk yatırımcılarla birlikte Suriye’de yeni tekstil ve iplik fabrikalarının kurulmasına yönelik projeler üzerinde çalıştığını açıklarken, Mersan ve Tumkalıp gibi Türk tekstil makine şirketleri de Suriye’de yeniden kurulacak üretim kapasitesine yönelik işbirliği görüşmelerinde yer alıyor. Bu şirketler açısından mevcut bilgiler doğrudan fabrika yatırımı yerine makine, teknoloji ve yatırım ortaklığı seviyesinde bulunuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Suriye, yeniden bölgesel tekstil üretim merkezi olmayı hedefliyor</span></h2>
<p>Suriye yönetimi tekstil sektörünü yalnızca iç pazara yönelik bir üretim alanı olarak değil, ihracat potansiyeli taşıyan stratejik bir sektör olarak görüyor. NASTEX 2026 kapsamında yatırım finansmanı, üretim hatlarının yenilenmesi, yatırım teşvikleri, dijital dönüşüm ve ihracata yönelik üretim konuları ele alındı. Suriye'nin yeniden tekstil üretim üssü olma hedefinin önünde ise önemli sorunlar bulunuyor. Yerel üreticiler, ithal ürünlerin iç pazarda giderek daha fazla yer kaplamasının yerli üretimin toparlanmasını zorlaştırdığını belirtiyor. Sektör temsilcileri, üretim maliyetleri ve finansmana erişimin yanı sıra yerli üretimi koruyacak politikaların da gerekli olduğunu vurguluyor. Suriye'nin geçmişte özellikle Halep ve Şam merkezli güçlü bir tekstil ve hazır giyim sanayisine sahip olması, yatırımcıların ilgisini artıran önemli unsurlardan biri. Savaş öncesindeki üretim altyapısının bir bölümünün yeniden devreye alınması ve Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerinden yatırım çekilmesi halinde Suriye'nin yeniden bölgesel bir tekstil üretim merkezi haline gelmesi hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyimciler-suriyeye-yatirima-gidiyor-86110</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/0/1280x720/tekstil-textile-1787637904.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suriye, savaşta büyük darbe alan tekstil ve hazır giyim sanayisini yabancı yatırımlarla yeniden ayağa kaldırmaya çalışıyor. Yılın ilk yarısında sektöre 234 yatırım başvurusu yapılırken, LC Waikiki’nin Halep’te üretime başlaması ve diğer Türk şirketlerinin fabrika ile makine yatırımlarını değerlendirmesi dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-manevra-alanini-test-ediyor-86109</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası manevra alanını test ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 1 Mart’ta ara verdiği 1 hafta vadeli repo ihalelerine tekrar başladı. Piyasanın 10 Eylül’deki Para Piyasası Kurulu toplantısına kadar beklemediği karar zamanlama açısından sürpriz olarak değerlendirilse de uzmanlar tarafından bir gevşeme değil normalleşme adımı olarak yorumlandı. TCMB’nin bu kararı borsada bankacılık endeksinde günlük yükselişi yüzde 4’e kadar çıkarırken sterilizasyon için açılan depo ihalelerine teklifler yüzde 37 seviyesinden geldi. Bu adımla TLREF ile ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin yüzde 40’tan yüzde 37’ye inmesi beklenirken mevduat faizlerinde hızlı kredi faizlerinde ise makroihtiyati tedbirler nedeniyle sınırlı bir yansıma öngörülüyor.</p>
<h2>Zamanlaması piyasaya sürpriz oldu</h2>
<p>TCMB likidite yönetimi kapsamında 1 Mart tarihinde yaptığı açıklama ile finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler dikkate alınarak, 1 hafta vadeli repo ihalelerine bir süreliğine ara verilmesinin kararlaştırıldığını duyurmuştu. Ardından gelen üç PPK’da bu kararın değiştirilmesi yönünde adım atılmamış en son 13 Ağustos’taki enflasyon raporu sunumunda Başkan Fatih Karahan normalleşme olarak 1 hafta vadeli repo ihalelerine dönmeyi değerlendirdiklerini açıklamıştı. Karahan en kötünün geride kaldığını düşündüklerini ve piyasa koşullarına göre 1 hafta vadeli repo ihalelerini likidite fazlası olmasına rağmen açmayı planladıklarını söylemişti. Piyasa uzmanları bu hamlenin 10 Eylül’deki PPK sonrası atılmasını ve böylece 7 Eylül’de Orta Vadeli Program tahminlerinin de görülmüş olmasını tahmin ediyordu. Ancak TCMB adımı sürpriz bir şekilde piyasaya göre farklı bir zamanlamada yaptı.</p>
<h2>Bankacılık endeksinde güçlü yükseliş </h2>
<p>Bu hamlenin ilk etkisi Borsa İstanbul’da uzun süredir kan kaybeden bankacılık endeksinde oldu. Bankacılık endeksi güne yüzde 3,77 artışla pozitif başlarken gün içi yükseliş yüzde 4’ü buldu. Piyasada likidite fazlası bulunduğu için repo ihaleleriyle sağlanacak fonlamanın başlangıçta sembolik düzeyde kalması beklense de hamlenin sinyal etkisinin daha güçlü olduğu yorumlarını yapan uzmanlar hamlenin amacının sisteme para vermekten çok temel politika aracı olan politika faizine dönüşü ortaya koymak olduğunu vurguladı. Öncelikle piyasa faizi TLREF’in yüzde 40 seviyesinden yüzde 37’ye düşmesi beklenirken kredi ve mevduat faizlerinde de hareketlilik bekleniyor. TCMB’nin dün haftalık depo ihalesine gelen tekliflerin de yüzde 37 seviyesinden gelmesi TLREF faizinin yüzde 37’ye inmesinin yolunu açtı. Bunun da makroihtiyati tedbirler nedeniyle kredi faizlerine sınırlı yansıması olsa da mevduat faizlerinde düşüş olarak yaşanması bekleniyor. Zaten TL mevduat faizleri 1 hafta vadeli repo ihalesine dönüşü geçen haftadan fiyatlamaya başlamıştı. Uzmanlar krediler üzerindeki kısıtlamalar devam ettiği sürece bu adımın bir gevşeme olarak adlandırılamayacağını vurguladı.</p>
<h2>Kredi faizlerine etkisi 1 haftada görülür </h2>
<p>Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara, Merkez Bankası’nın, muhtemelen iç talepteki yavaşlama nedeniyle, fiili faizi 300 baz puan düşürme sinyali verdiğini belirterek şunları söyledi: “Bunu da hızlı bir şekilde uygulayarak bankalar arası gecelik piyasa faizini yüzde 37’ye indirecek gibi görünüyor. 2027 enflasyon hedefi yüzde 15 düzeyinde. Normal şartlar altında bu hedefe göre iç talebin daha da yavaşlamasına izin verilerek faizin hemen düşürülmemesi gerekir. Muhtemelen hükümet bir yandan reel sektörün talepleri, bir yandan da seçim sürecini dikkate alarak büyümede tekrar bir toparlanma olmasını arzu ediyor. Bu nedenle de ara bir çözüm olarak enflasyon hedefinin yukarı çekilmesi ve içerde ekonomik faaliyetin bir miktar desteklenmesi tercih ediliyor. OVP açıklandığına daha yüksek bir enflasyon hedefi görebiliriz. Kararın mevduat faizleri üzerindeki etkisini hemen, kredi faizlerine etkisini ise 1 hafta içinde görebiliriz.”</p>
<h2>Eylülde faiz indirimi beklentisi yok </h2>
<p>QNB Türkiye Baş Ekonomisti Erkin Işık, TCMB’nin jeopolitik gelişmeler sebebiyle mart başından itibaren haftalık repo fonlamasını durdurarak ve piyasadaki fazla likiditeyi çekerek likidite koşullarını sıkılaştırdığını hatırlatarak “Bunun sonucunda bankalar arası repo piyasasında gecelik faiz oranı faiz koridorunun üst bandı olan yüzde 40 seviyesine yükseldi. Mart-temmuz ayları arasında gerçekleştirilen dört PPK toplantısında faiz oranları sabit tutulurken, likidite koşulları sıkı kalmaya devam etti. TCMB Başkanı Fatih Karahan 13 Ağustos tarihinde yapılan Enflasyon Raporu sunumunda; savaş kaynaklı risklerde en kötünün geride kaldığını, iç talebe ilişkin göstergelerde soğumanın netleştiğini ve enflasyon beklentilerinde bozulmanın sınırlı kaldığını söyleyerek, bir hafta vadeli repoya dönüşün gündemlerinde olduğunu bildirmişti. TCMB son kararıyla, 10 Eylül’deki Pora Politikası Kurulu (PPK) toplantısını beklemeden likidite sıkılaşmasını sonlandırdı” dedi. Haftalık repo fonlamasının başlamasıyla, para piyasası faizlerinin yüzde 40 seviyesindeki faiz koridorunun tavanından yüzde 37 seviyesindeki politika faizine çekileceğini söyleyen Işık, “İlerleyen dönemde kademeli faiz indirimlerinin yeniden başlaması enflasyondaki düşüşe bağlı olacaktır. Biz, eylül PPK toplantısında faiz değişikliği beklemiyoruz. Ekim ve aralık aylarında ise enflasyonda gerilemeye paralel 100'er baz puan indirim yapılarak, politika faizinin yıl sonu itibarıyla yüzde 35'e çekileceğini tahmin ediyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Yüzde 37 yeterince sıkı bir oran </h2>
<p>Orca Marco Finansal Danışmanlık Kurucusu Evren Kırıkoğlu, TCMB’nin haftalık repo ihalelerine geçişinin zamanlama olarak sürpriz olduğunu belirtirken şunları söyledi: “Bu hamleyi eylülde hatta PPK sonrası OVP açıklandıktan sonra beklerdim. Politika faizinde indirimin de aralık ayında yapılmasını tahmin ediyordum. Oluşan göstergeler ışığında kararın zamanlaması sürpriz niteliğinde. Karşıt argümanları da değerlendirmek lazım. Yüzde 40 faizin işe yaradığı hangi konularda yani krediler üzerindeki baskı, ekonomik aktiviteye baskı, carry trade girişlerinde yüzde 37 faiz işe yaramayacak diye düşünülürse bence bir şey değişmeyecek. Yüzde 37 faiz sıcak parayı çekmek, TL’nin değerini korumak için yeterli olacaktır.” Yüzde 37’nin de yeterince sıkı olduğunu belirten Kırıkoğlu, “Karar piyasa faizlerini yani TLREF’i geriletecek olsa da çok bir şey değiştirmeyecek. Bunun faiz indirimi olduğu yorumlarına katılmıyorum. Normalleşme kararı bu. Kalıcı bir gevşeme rejimine geçtiğimiz noktada değiliz” diye konuştu. Kırıkoğlu, bu kararın gelmesinde en büyük etkenin son dönemde muazzam rezerv biriktirme olduğunu söyleyerek TCMB toplam ve kullanılabilir rezervlerinin marttaki savaş önceki seviyesini aştığını vurguladı. Mevduat faizlerinde haftalık repo ihalelerine geçişin etkisini daha hızlı göreceğimizi dile getiren Kırıkoğlu, makroihtiyati tedbirler nedeniyle kredi faizlerine yansımanın sınırlı kalacağını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-manevra-alanini-test-ediyor-86109</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/merkez-bankasi-tcmb-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB yaklaşık 6 ay aradan sonra temel aracı politika faizinden fonlamaya geri döndü. Sistemdeki likidite fazlasına rağmen politika faizinden fonlamaya geçilmesinin sinyal etkisinin büyük olduğunu belirten uzmanlar bu hamlenin gevşeme değil normalleşme adımı olduğunu vurguladı. İlk etki TLREF faizinin gerilemesi ve bankacılık endeksinin güçlü yükselişi olurken mevduat faizlerini hemen, kredi faizlerini ise 1 hafta içinde aşağı çekmesi bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/darkder-afetlere-karsi-mahalle-ekipleri-olusturuyor-86174</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> DARKDER, afetlere karşı mahalle ekipleri oluşturuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Darıca Arama ve Kurtarma Derneği (DARKDER), olası afetlere karşı mahallelerin hazırlık seviyesini artırmak amacıyla mahalle muhtarlarıyla bir araya geldi.</p>
<p>Görüşmede, her mahallede afetlere müdahale edebilecek ekiplerin oluşturulması, muhtarlarla koordinasyonun güçlendirilmesi ve vatandaşların afet bilincinin artırılmasına yönelik çalışmalar ele alındı.</p>
<p>Düzenlenen programa Darıca Belediye Başkan Yardımcısı Selma Gülenç, Muhtarlıklar Müdürü Nuray Aytar, Afet İşleri Müdürü Sinan Taşören, Darıca Muhtarlar Derneği Başkanı Sıddık Topal, mahalle muhtarları ve DARKDER Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.</p>
<p>Toplantıda, Darıca’da mahalle bazında oluşturulması planlanan afet ekipleri, gönüllü yapılanması ve vatandaşlara yönelik düzenlenecek eğitimler ele alındı. DARKDER Başkanı Abdulhamit Subaşı, afetlere hazırlığın toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğunu belirterek, mahallelerde oluşturulacak ekiplerin güçlendirilmesi ve vatandaşların afet konusunda bilinçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.</p>
<p>DARKDER Başkan Yardımcısı ve Eğitimlerden Sorumlu Ali Zafer Aydın da derneğin bir yıllık eğitim planı hakkında muhtarlara bilgi verdi. Aydın, mahallelerde düzenlenmesi planlanan afet farkındalık ve bilinçlendirme eğitimlerinin içeriği ve uygulama takvimiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Darıca Muhtarlar Derneği Başkanı Sıddık Topal ise muhtarların afet hazırlık çalışmalarında önemli bir sorumluluk üstlendiğini belirterek, mahallelerde yürütülecek çalışmaların önemine dikkat çekti.</p>
<p>Darıca Belediyesi Afet İşleri Müdürü Sinan Taşören, belediyenin afetlere yönelik yürüttüğü çalışmalar ve eğitim faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Muhtarlıklar Müdürü Nuray Aytar ise afetlere karşı alınacak önlemler ile planlanan çalışmaların değerlendirilmesinde istişarenin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Darıca Belediye Başkan Yardımcısı Selma Gülenç de belediyenin afet hazırlıkları kapsamında yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi paylaşarak, DARKDER’in çalışmalarının önemine dikkat çekti ve derneğe başarı dileklerini iletti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/darkder-afetlere-karsi-mahalle-ekipleri-olusturuyor-86174</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/4/1280x720/darkder-afetlere-karsi-mahalle-ekipleri-olusturuyor-1787663141.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Darıca Arama ve Kurtarma Derneği, mahalle muhtarlarıyla bir araya gelerek afetlere hazırlık, mahalle bazlı ekiplerin oluşturulması ve vatandaşların bilinçlendirilmesine yönelik çalışmaları değerlendirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kariyer-senaryomuzu-kim-yaziyor-86135</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kariyer senaryomuzu kim yazıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Bir insanın kendi seçimiyle bir şirkette çalışması, başkasının etkisiyle girişimci olmasından çok daha ‘unscripted’ olabilir.”</strong></p>
<p>MJ DeMarco’nun <em>Unscripted</em> kitabını neredeyse on yıl sonra okuyorum. Kitap yıllar önce yayımlanmış ve o dönemde çok satanlar arasına girmiş. Ben ise yeni okuyorum.</p>
<p>Ama ilginç olan şu: Kitap bana eskimiş değil, tam tersine bugün daha da gerçek geliyor. Sanki yazıldığı günden bugüne, <strong>augmented reality gibi üzerine yeni katmanlar eklenmiş; anlattığı dünya giderek büyümüş ve hayatımızın içine daha fazla yerleşmiş.</strong></p>
<p>Her ne kadar MJ DeMarco <em>Unscripted</em>’ı ağırlıklı olarak girişimcilik üzerine yazmış olsa da, <strong>kariyer seçimi konusunda söyledikleri de oldukça kafa açıcı.</strong> Çünkü kitap aslında yalnızca “Nasıl girişimci olunur?” sorusunu sormuyor. Daha temel ve bence çok daha rahatsız edici bir sorunun peşine düşüyor:</p>
<p><strong>Ya seçtiğimizi düşündüğümüz kariyeri aslında biz seçmediysek?</strong></p>
<p>Ya iyi bir okul, iyi bir üniversite, iyi bir şirket, iyi bir unvan ve iyi bir maaş diye önümüze konulan yol, bizim kendi yazdığımız bir hayat planı değil de çok önceden yazılmış bir senaryoysa?</p>
<p>İşte kitabı okurken benim aklıma takılan asıl soru bu oldu:</p>
<p><strong>Kariyer senaryomuzu gerçekten kim yazıyor?</strong></p>
<p>Sosyal medya büyümüş.</p>
<p>Algoritmalar hayatımızın içine girmiş.</p>
<p>Gerçek ile bize gösterilen gerçek arasındaki sınır giderek bulanıklaşmış.</p>
<p>Neyi beğeneceğimizden neyi satın alacağımıza, nerede tatil yapacağımızdan nasıl bir hayatı “başarılı” kabul edeceğimize kadar tercihlerimizi etkileyen görünmez mekanizmalar çoğalmış.</p>
<p>Ve şimdi bütün bunların üzerine çok daha güçlü bir katman eklenmiş:</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Yapay zeka</strong></span></p>
<p>Kavram aslında Jean Baudrillard'a uzanıyor: Gerçekliğin kendisinden çok, onun imgeleriyle ve temsilleriyle ilişki kurmaya başladığımız bir dünya.</p>
<p>Bugün bunu anlamak hiç zor değil.</p>
<p>Instagram'ı açıyorsunuz.</p>
<ul>
<li>Maldivler'de tatil.</li>
<li>Yeni araba.</li>
<li>Şık bir restoran.</li>
<li>Güzel daireler</li>
<li>Kusursuz bir aile.</li>
</ul>
<p>Ama fotoğrafın dışında kalanları görmüyoruz.</p>
<p>Ödenmeyen kredi kartı ekstresini görmüyoruz.</p>
<p>O tatilin kaç taksitte ödendiğini bilmiyoruz.</p>
<p>Arabanın kredisini bilmiyoruz.</p>
<p>Evdeki tartışmayı görmüyoruz.</p>
<p>İşten çıkarılma korkusunu, pazartesi sabahı mide ağrısını, yalnızlığı, borcu, endişeyi görmüyoruz.</p>
<p>Çünkü sosyal medya bize hayatın kendisini değil, <strong>hayatın vitrini düzenlenmiş halini</strong> gösteriyor.</p>
<p>Sonra çok tehlikeli bir şey oluyor:</p>
<p><strong>Başkalarının vitrinini kendi hayatımızın mutfağıyla karşılaştırıyoruz.</strong></p>
<p>Ve kendi hayatımız yetersiz gelmeye başlıyor.</p>
<p><strong>Peki Ya Kariyer?</strong></p>
<p>Aynı hipergerçekliği kariyerlerimizde de yaratmıyor muyuz?</p>
<p>LinkedIn'e giriyoruz.</p>
<p>“Yeni görevimi paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyorum.”</p>
<p>“Global sorumluluk üstlenmekten heyecanlıyım.”</p>
<p>“Bu inanılmaz yolculuğun parçası olmaktan gurur duyuyorum.”</p>
<ul>
<li>Ofiste bir günüm videoları</li>
<li>Konferans katılımları</li>
<li>Yılın başarılı 50 CHRO su arasında olmak</li>
</ul>
<p>Ama yine vitrini görüyoruz.</p>
<p>O pozisyona gelmek için vazgeçilenleri görmüyoruz.</p>
<p>Hala cevaplayamadığımız  e-postaları görmüyoruz.</p>
<p>Pazar akşamı başlayan pazartesi stresini görmüyoruz.</p>
<p>İstenmeyen bir işi yalnızca maaşı kaybetmemek için sürdürmenin ağırlığını görmüyoruz.</p>
<p>Terfi edebilmek için yıllarca ertelenen hayalleri görmüyoruz.</p>
<p>Ve belki en önemlisi:</p>
<p><strong>O kişinin gerçekten mutlu olup olmadığını bilmiyoruz.</strong></p>
<p>Ama unvanını görüyoruz.</p>
<p>Sonra o unvanı başarı sanıyoruz.</p>
<p>İşte kariyerin hipergerçekliği burada başlıyor.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Başkasının vitrini, bizim hedefimiz oluyor</strong></span></p>
<p>Bence sorun yalnızca sosyal medyanın bize sahte hayatlar göstermesi değil.</p>
<p>Daha büyük sorun şu:</p>
<p><strong>Gördüğümüz bu hayatları istemeye başlıyoruz.</strong></p>
<p>Bir başkasının tatil fotoğrafı bizim tatil hedefimize dönüşüyor.</p>
<p>Bir başkasının arabası bizim başarı ölçümüze dönüşüyor.</p>
<p>Bir başkasının unvanı bizim kariyer hedefimize dönüşüyor.</p>
<p>Sonra bütün bunlara kendi kararlarımız diyoruz.</p>
<p>“Ben CEO olmak istiyorum.”</p>
<p>Neden?</p>
<p>“Ben şu şirkette çalışmak istiyorum.”</p>
<p>Neden?</p>
<p>“Ben MBA yapmak istiyorum.”</p>
<p>Neden?</p>
<p>“Ben çocuğumun şu üniversiteye girmesini istiyorum.”</p>
<p>Neden?</p>
<p>Soruların peşine yeterince uzun süre “neden?” koyduğumuzda bazen rahatsız edici bir yere ulaşıyoruz:</p>
<p><strong>Belki de ne istediğimize biz karar vermedik.</strong></p>
<p>Benim işletme tercihime bugün geriye dönüp baktığımda gördüğüm de biraz bu.</p>
<p>O yıllarda işletme revaçtaydı.</p>
<p>Ben işletmeyi seçtim.</p>
<p>Kararı ben verdim.</p>
<p>Ama o kararı vereceğim ortamı ben yaratmadım.</p>
<p>Neyin değerli, neyin prestijli, neyin gelecek vaat eden bir kariyer olduğunu benden önce başkaları tanımlamıştı.</p>
<p>Ben yalnızca o dünyanın içinden seçim yaptım.</p>
<p><strong>Seçim benimdi; seçeneklerin değerini belirleyen senaryo değildi.</strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Peki çözüm girişimcilik mi?</span></strong></p>
<p>M.J. DeMarco <em>Unscripted</em>'ı esas olarak insanları geleneksel iş ve kariyer senaryosunu sorgulamaya, kendi işlerini kurmaya ve girişimciliğe yönelmeye teşvik etmek için yazmış.</p>
<p>Buraya kadar söylediklerinin önemli bir kısmı bana da çok düşündürücü geliyor.</p>
<p>Ama burada DeMarco'ya katılmıyorum.</p>
<p>Çünkü <strong>girişimcilik herkese göre olmayabilir.</strong></p>
<p>Üstelik her girişimci de Richard Branson gibi Virgin'in sahibi olup dünyayı gezen, istediği zaman istediği yerde yaşayan bir hayata kavuşmuyor. Bu kısımda girişim dünyasının Hyper Reality si.</p>
<p>Tam tersine, birçok girişimci bir çalışandan çok daha fazla çalışıyor. Daha fazla risk alıyor. Ay sonunda yalnızca kendi maaşını değil, çalışanlarının maaşını da düşünüyor. Müşteriyi, vergiyi, nakit akışını, bankayı, rekabeti düşünüyor.</p>
<p>Çalışanın pazartesi sabahı başlayan stresi, girişimcinin bazen pazar gecesi de bitmiyor.</p>
<p>Dolayısıyla <strong>kurumsal hayatın hipergerçekliği olduğu gibi girişimciliğin de bir hipergerçekliği var.</strong></p>
<p>Orada da başarılı start-up'ları görüyoruz.</p>
<p>Şirket satışlarını görüyoruz.</p>
<p>Yatırım turlarını görüyoruz.</p>
<p>Milyon dolarlık değerlemeleri görüyoruz.</p>
<p>Ama kapanan şirketleri, kaybedilen sermayeyi, yıllarca maaş alamayan kurucuyu, uykusuz geceleri ve başarısızlıkları aynı sıklıkta görmüyoruz.</p>
<p>Bir tarafta LinkedIn bize parlak kurumsal kariyerleri gösteriyor.</p>
<p>Diğer tarafta girişimcilik dünyası bize özgürlüğü, serveti ve başarıyı gösteriyor.</p>
<p><strong>İkisinin de kredi kartı ekstresi kadrajın dışında.</strong></p>
<p>Bu nedenle DeMarco'nun kitabından aldığım en önemli mesaj benim için “İşinizi bırakın ve girişimci olun” değil.</p>
<p>Çok daha temel bir şey:</p>
<p><strong>Size sunulan senaryoyu sorgulayın.</strong></p>
<p>Çünkü bir insanın kendi seçimiyle bir şirkette çalışması, başkasının etkisiyle girişimci olmasından çok daha “unscripted” olabilir.</p>
<p>Mesele çalışan mı, girişimci mi olduğumuz değil.</p>
<p>Mesele <strong>neden o yolu seçtiğimizi bilip bilmediğimiz.</strong></p>
<p>Belki de özgürlük, işimizi bırakmakla başlamıyor.</p>
<p><strong>Özgürlük, bize ait olduğunu düşündüğümüz tercihleri sorgulamakla başlıyor.</strong></p>
<p><strong>“Bir insanın kendi seçimiyle bir şirkette çalışması, başkasının etkisiyle girişimci olmasından çok daha ‘unscripted’ olabilir.”</strong></p>
<p><span style="font-size: 18pt; color: #602424;"><strong>Hipergerçeklik: Gerçeğin yerini görüntüsü aldığında</strong></span></p>
<p><em>Unscripted</em>'ı okurken karşıma çıkan ve üzerinde ayrıca durmak istediğim kavramlardan biri <strong>hyperreality — hipergerçeklik</strong> oldu.</p>
<p>Kavram M.J. DeMarco'ya ait değil. Fransız düşünür Jean Baudrillard'ın özellikle 1981 yılında yayımlanan <em>Simulacra and Simulation</em> adlı eseriyle tanınan bir kavram.</p>
<p>Baudrillard'ın söylediğini oldukça basitleştirerek anlatırsak:</p>
<p><strong>Bir noktadan sonra gerçeğin kendisiyle değil, gerçeğin bize sunulan görüntüsüyle yaşamaya başlıyoruz.</strong></p>
<p>Başlangıçta görüntü gerçeği temsil ediyor.</p>
<p>Sonra görüntü güzelleştiriliyor, seçiliyor, düzenleniyor.</p>
<p>Bir süre sonra ise temsil ettiği gerçeklikten kopuyor ve kendi başına bir gerçekliğe dönüşüyor.</p>
<p>Sonunda ortaya Baudrillard'ın “hipergerçeklik” dediği şey çıkıyor: Gerçek ile onun temsili arasındaki sınırın bulanıklaştığı, hatta temsilin gerçekliğin önüne geçtiği bir dünya.</p>
<p>Baudrillard bunu sosyal medyayı görmeden yazdı.</p>
<p>Bugün yaşasaydı Instagram hakkında ne düşünürdü bilmiyorum.</p>
<p>Çünkü hipergerçekliğin ne olduğunu anlamak için artık felsefe okumamıza bile gerek kalmadı.</p>
<p>Telefonumuzu açmamız yeterli.</p>
<p>Bir tarafta bize nasıl yaşamamız, nasıl görünmemiz ve neyi başarı kabul etmemiz gerektiğini sürekli gösteren algoritmalar var.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kariyer-senaryomuzu-kim-yaziyor-86135</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/5/1280x720/kariyer-1787636594.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kariyer senaryomuzu kim yazıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-sirketi-listeden-ceza-almadan-cikti-86129</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk şirketi listeden ceza almadan çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Donald Trump’ın yeniden iktidara gelmesiyle birlikte, son dönemlerde gerek korumacılık politikası gerekse dış politikadaki tercihleri sebebiyle birçok ülke ve şirkete yaptırım uygulayan ABD, bu yaptırımlara hemen her gün yeni birisini ekliyor. Trump döneminden bağımsız olarak da ABD çeşitli ülkelere farklı gerekçelerle yaptırımlar uyguluyor. Bu noktada yaptırımların bir kısmı da Entity List (ABD Yaptırım Listesi) olarak adlandırılan, ABD’nin ulusal güvenliğine veya dış politika çıkarlarına aykırı faaliyetlerde bulunduğu ya da bulunma riski taşıdığı değerlendirilen şirket ve kuruluşların dahil edildiği bir liste var. Bu listede bulunan şirketlerin ABD ürünlerine ve teknolojilerine erişimi kısıtlanıyor.</p>
<h2>Listede 71 şirket, 17 kişi bulunuyor </h2>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d23d422636-1787634644.jpg" alt="" width="344" height="344" />ABD’nin Yaptırım Listesi Entity List'te şu an Türkiye’den 71 şirket ve 17 gerçek kişi bulunuyor. Listeden 2013 yılında bir şirket çeşitli yaptırımlarla birlikte çıkmış. Atempo Proje Taahhüt Ses ve Görüntü Sistemleri A.Ş ise uluslararası UYUM (Compliance), ihracat kontrolleri ve ekonomik yaptırımlar alanında çalışmalar yürüten ONJA'nın dokuz ay boyunca yönettiği kapsamlı Compliance dönüşümü çalışmaları sonucunda ABD Ticaret Bakanlığı tarafından söz konusu listeden çıkarıldı. Süreci yürüten ONJA Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Onur Yüksel EKONOMİ’ye yaptığı açıklamada, bu kapsamda 7 ay ABD’de kalarak ABD Ticaret Bakanlığı ile görüşmeler yürütürken, bir yandan da şirketin yeniden yapılandırılmasını gerçekleştirdiğini bildirdi.</p>
<h2>Altyapısı yeniden yapılandırıldı </h2>
<p>Yüksel’in verdiği bilgilere göre, ONJA koordinasyonunda Atempo'nun uluslararası ticaret ve Compliance altyapısı yeniden yapılandırıldı; bağımsız Compliance organizasyonu oluşturuldu, ihracat kontrolleri ve yaptırım uyumu mekanizmaları kuruldu. Eş zamanlı olarak müşteri, tedarikçi, son kullanıcı ve son kullanım kontrolleri yeniden tasarlandı, politika ve prosedürler hazırlandı, şirket genelinde eğitimler gerçekleştirildi ve sürekli izleme, iç kontrol ve bağımsız denetim altyapısı oluşturuldu. Türkiye'de yürütülen kurumsal Compliance dönüşümü ile ABD'deki çalışmalar eş zamanlı ve koordineli biçimde yönetildi.</p>
<p>Projede sadece bir şirketin Entity List'ten çıkarılması sürecini yönetmediklerinin altını çizen Dr. Onur Yüksel, “Dokuz ay boyunca Atempo yönetimi ve çalışanlarıyla son derece güçlü bir bilgi akışı, koordinasyon ve takım çalışması içerisinde hareket ettik. Washington D.C.'de yürüttüğümüz çalışmalarla Türkiye'deki Compliance dönüşümünü aynı sürecin iki ayrılmaz parçası olarak yönettik. Ortaya çıkan sonuç, etkin ve sürdürülebilir bir Compliance sisteminin uluslararası ticarette ne kadar stratejik olabileceğini gösteriyor" diye konuştu.</p>
<h2>Karar oy birliğiyle alındı </h2>
<p>Entity List'e dahil edilme kararları End-User Review Committee (ERC) bünyesinde çoğunluk oyuyla alınıyor. Listeden çıkarılma kararları için ise oybirliği şartı aranıyor. ABD Ticaret Bakanlığı’nın Atempo’yu sözkonusu listeden çıkarmasına ilişkin karar, Federal Register'da yayımlanan nihai düzenlemeyle dün itibarıyla resmiyet kazandı. Düzenlemeyle Türkiye başlığı altında yer alan Atempo kaydının Entity List'ten çıkarılması hükme bağlandı.</p>
<p>Bu dönemde, yönetim kurulu üyelerinden üst yönetime, satış ve satın alma ekiplerinden operasyon çalışanlarına kadar farklı görev ve sorumluluk seviyelerine yönelik eğitim programları gerçekleştirildiğini dile getiren Yüksel, “Kurulan yapının yalnızca süreç boyunca değil, sonrasında da etkin biçimde çalışabilmesi amacıyla sürekli izleme, kayıt tutma, iç kontrol ve bağımsız denetim mekanizmaları oluşturuldu” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Asıl başarı listeden çıkarılma değil sürdürülebilir bir yapının oluşması"</span></h2>
<p>9 aylık dönemde şeffaf bir bilgi akışı, yüksek düzeyde koordinasyon ve güçlü bir takım çalışması içerisinde hareket ettiklerini aktaran Onur Yüksel, “Bizim için asıl başarı yalnızca Entity List'ten çıkarılma kararı değildir. Asıl başarı, bu sürecin sonunda uluslararası ticaret risklerini tanıyabilen, ölçebilen, kontrol edebilen ve gerektiğinde bunu düzenleyici otoriteler karşısında ortaya koyabilen sürdürülebilir bir Compliance yapısının oluşturulmuş olmasıdır” dedi. Yüksel, ihracat kontrolleri ve yaptırım uyumunun, Türkiye'deki şirketler açısından yalnızca hukuki veya operasyonel bir gereklilik değil; küresel pazarlara erişimin, uluslararası iş ortaklıklarının ve sürdürülebilir büyümenin korunması bakımından stratejik bir yönetim alanı haline geldiğini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-sirketi-listeden-ceza-almadan-cikti-86129</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/abd-bayragi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Atempo Proje Taahhüt Ses ve Görüntü Sistemleri AŞ, ABD’nin Yaptırım Listesi &quot;Entitry List&quot;ten ceza almadan çıkarıldı. ONJA Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Onur Yüksel, 7 ay boyunca Washington’da ABD Ticaret Bakanlığı yetkilileriyle görüşmeleri süreci yönetti. Bu süreçte şirketin uluslararası ticaret altyapısı, risk yönetimi ve kurumsal Compliance- Uyum sistemi baştan aşağı yeniden yapılandırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/chpde-bu-hafta-kurultay-takvimi-belirlenecek-86127</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP’de bu hafta kurultay takvimi belirlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>CHP kurmayları bu haftayı partinin önümüzdeki süreçte yeni yol haritasının belirleneceği ‘istişare haftası’ olacağını belirttiler. Görevden alma ve atamaların ardından bugün il başkanları Ankara’da olacak.</p>
<p>26 Ağustos'ta ise peş peşe önce Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ardından Parti Meclisi (PM), Genel Başkan Kılıçdaroğlu başkanlığında toplanacak. Toplantılarda kongre takvimi, örgütlerdeki yeniden yapılanma ve belediyelerin durumu, partiden ayrılıklar ve parti söylemi ele alınacak. 9 Eylül'de 103’ncü kuruluş yıldönümünü kutlayacak olan CHP’de bu kapsamda gerçekleştirilecek kutlama programı da netleştirilecek. Sade bir kutlama programı planlanırken, Anıtkabir ziyaret ve genel merkezde bir resepsiyon düzenlenecek. 9 Eylül’le birlikte CHP’nin kampanya da başlatması bekleniyor. Saha çalışmalarının eylül ayı ile birlikte daha da hızlandırılması, Kılıçdaroğlu’nun bu hafta sonu Mersin ile başlayan il gezilerinin artması ve Anadolu turuna çıkması planlanıyor. Kılıçdaroğlu’nun öncelikle ziyaret etmesi beklenen iller arasında Adana, İzmir, Antalya bulunuyor. Ayrıca ‘ Terörsüz Türkiye’ kapsamında bölgeye dönük bir ziyaret takvimi de değerlendirilecek başlıklar arasında yer alıyor. Öte yandan istişare sürecinin diğer bir ayağını ise CHP’den ayrılmayan ancak partide de bir görev almayan partinin önemli isimleri ile yapılacak görüşmeler oluşturacak. Bu görüşmelerin hem Kılıçdaroğlu hem de MYK üyeleri tarafından gerçekleştirilmesi bekleniyor. CHP’de eylül ayında başlayacak olan kurultay süreci bu hafta gerçekleşecek bu toplantıların ardından il ve ilçe düzeyinde takvimlendirilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/chpde-bu-hafta-kurultay-takvimi-belirlenecek-86127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/Kemal-Kilicdaroglu-CHP.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP bu hafta Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında art arda gerçekleştireceği toplantılarla kurultay dahil gelecek döneme ilişkin yol haritasını belirleyecek. Bugün il başkanları, yarın MYK ve Parti Meclisi toplantıları yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/milyar-dolarlik-imzalar-nakde-mahkum-sokaklar-esad-sonrasi-suriye-86124</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Milyar dolarlık imzalar, nakde mahkûm sokaklar: Esad sonrası Suriye</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. MAKBULE YALIN - TOBB ETÜ Yarı Zamanlı Öğretim Görevlisi</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl bu sütunlarda, yaptırımların esnetilmesi ve Şam’da peş peşe atılan diplomatik imzaların yarattığı ilk heyecan dalgasını değerlendirirken, savaş sonrası iktisadi toparlanmanın doğasına dair mütevazı ama temel bir şerh düşmüştük: <em>Rejim değişikliği veya uluslararası meşruiyet penceresinin açılması, yılların birikimi olan yapısal tahribatı bir gecede silmeye yetmez.</em> O günlerde, Şam Borsası’nın yeniden açılmasını veya atılan niyet beyanlarını (MoU) selamlarken, asıl çetin dönemeçlerin henüz aşılmadığını vurgulamış ve kısa bir özet sunmuştuk: <strong>Siyasi geçiş tamamlanmış olabilir, ancak sürdürülebilir bir iktisadi düzen inşa etme anlamında asıl çetin savaş şimdi başlıyor.</strong></p>
<p>Esad sonrası dönemin ikinci yılına yaklaşırken sahadan gelen veriler, bahsettiğimiz o “çetin savaşın” hangi cephelerde yoğunlaştığını net bir biçimde gösteriyor.</p>
<p>Suriye ekonomisinin bugün katettiği mesafeyi ve önündeki yapısal engelleri tam olarak kavrayabilmek için, ilk günlerdeki o “vitrin” projelerinin ötesine geçmek ve iktisadi savaşın yoğunlaştığı üç ana alana odaklanmak gerekiyor: <strong>Finansal derinlik ile reel sektör arasındaki makas, sermaye yoğunlaşması riski ve regülasyon kapasitesinin sınırları.</strong></p>
<p><strong>Finansal derinlik</strong></p>
<p>Savaş sonrası yeniden yapılanma süreçlerinde en sık düşülen iktisadi tuzak, kuramsal finansal göstergelerdeki toparlanmayı reel sektörün iyileşmesiyle karıştırmaktır. Şam Borsası’nın (DSE) yeniden faal hale gelmesi, SWIFT sistemine kademeli entegrasyon ve Merkez Bankası’nın düzenleyici mevzuat reformları kuşkusuz uluslararası yatırımcıya verilen önemli sinyallerdir. Ancak finansal mimarinin yüzeyindeki bu hareketlilik, Suriye bankacılık sektörünün derinlikten yoksun sığ yapısını gizlemeye yetmemektedir.</p>
<p>Bugün Suriye bankacılık sistemi son derece spesifik bir “likidite paradoksu” ile karşı karşıyadır. Bir yanda, yurt dışından dönen sermaye ve mülteci akınıyla birlikte ticari bankaların mevduat tabanında belirgin bir genişleme gözlenmektedir. Ancak diğer yanda, bu mevduatın reel ekonomiye kredi olarak aktarılması sürecinde ciddi bir tıkanıklık yaşanmaktadır. Tüm özel bankaların toplam özkaynağının 8,7 trilyon Suriye lirası (yaklaşık 795 milyon dolar) ile tek bir bölgesel bankanın seviyesini bile aşamaması ve toplam varlıklar içinde net kredi tesislerinin payının yalnızca %12,3’te kalması, sektörün bilançosundaki kırılganlığı açıkça sergilemektedir. Üstelik bankaların dış hesaplarda tuttuğu sermayenin iç kredi hacmine oranının 7,2 seviyesinde olması, risk değerlendirme yetersizlikleri ve mülkiyet muğlaklıkları sebebiyle bankaların reel sektörü fonlamak yerine pasif bilançolara mahkûm olduğunu doğrulamaktadır.</p>
<p>Yüzeyde sermaye yeterlilik oranlarının (CAR) Merkez Bankası’nın %8’lik ve Basel III’ün %10,5’lik eşiklerinin çok üzerinde — hatta bazı bankalarda %100’ün üzerinde — görünmesi ise aldatıcı bir illüzyondan ibarettir; bu durum sermaye derinliğinden değil, kredi hacminin (paydanın) aşırı daralmasından kaynaklanmaktadır. Nitekim Haziran 2026’da Türkiye ile varılan ve Türk bankalarının Suriye’de şube açmasını öngören tarihi mutabakat, 2001 tarihli 28 sayılı Bankacılık Kanunu’ndaki %49-%60 yabancı payı sınırlarını aşarak sektöre doğrudan sermaye ve muhabir bankacılık ağı enjekte etmeyi hedefleyen en somut yapısal hamledir.</p>
<p>Sonuç olarak ortaya çıkan tablo şudur: Bankalar kâğıt üzerinde likidite zengini görünse de, küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ’ler) ile tarım sektörü doğrudan finansman darlığı çekmektedir. Krediye erişimin olmaması, üreticileri kayıt dışı finansal kanallara ve yüksek maliyetli geleneksel ağlara zorlamaktadır. Dolayısıyla finansal sektörün attığı adımlar, reel üretim kapasitesini tetikleyen bir motor olmaktan ziyade, henüz sokaktaki işletmelere ve hane halkına temas edemeyen <strong>statik bir iyileşme illüzyonu</strong> sunmaktadır.</p>
<p><em><strong>Megaproje yoğunlaşması</strong></em></p>
<p>Savaş sonrası toparlanma evresinde dikkat çeken bir diğer yapısal risk, doğrudan yabancı yatırımların ve devlet kaynaklarının sınırlı sayıda “gösterişli” megaprojeye odaklanmasıdır. Sahadan elde edilen veriler, kamu idareleri ile yabancı şirketler arasında takip edilen 21,5 milyar dolar değerindeki 21 anlaşmanın %56’sının (12,1 milyar dolar) sadece 8 projede toplandığını göstermektedir. Hatta UCC Holding ortaklığında yürütülen 7 milyar dolarlık enerji santrali ve 4 milyar dolarlık Şam Uluslararası Havalimanı projeleri gibi yalnızca iki ana yatırım, açıklanan toplam yatırım değerinin neredeyse yarısını (%51) oluşturmaktadır.</p>
<p>Bu aşırı sermaye yoğunlaşması iki temel bozulmaya yol açmaktadır: Birincisi, milyar dolarlık altyapı yatırımları yüksek oranda ithal sermaye malı ve teknoloji gerektirdiği için, enjekte edilen kaynağın önemli bir kısmı yerel tedarik zincirlerine temas etmeden ülke dışına sızmaktadır. İkincisi ve daha kritik olanı ise, bu projelerin istihdam yaratma kapasitesinin son derece sınırlı olmasıdır. Sermaye yoğun megaprojeler manşet büyüme rakamlarını yukarı taşırken, geniş kitlelerin satın alma gücünü artıran ve işsizliği emen emek yoğun sektörler adeta kaderine terk edilmektedir.</p>
<p>Nitekim sahada karşılaşılan tablo, büyük inşaat sahalarının hemen yanı başında üretime dönmekte zorlanan sanayi siteleri ve sermayesizlikten atıl kalan tarım arazileridir. Dünya Bankası’nın 2025 yılı için %1’lik büyüme tahmininin üzerine çıkılsa ve açıklanan 25,9 milyar dolarlık niyet beyanlarının (MoU) yalnızca %20’si (yaklaşık 5,2 milyar dolar) önümüzdeki 5 yılda yatırıma dönüşse bile, bu miktar tek başına Suriye’nin tahmini GSYH’sinin %20’sine denk gelmektedir. Ancak bu kaynak kapsayıcı bir büyüme stratejisinden yoksun olarak yalnızca stratejik altyapı adalarına sıkışırsa, makroekonomik istatistikler ile mikroekonomik gerçeklik arasındaki uçurum her geçen gün derinleşecektir.</p>
<p><strong>Kurumsal kapasite</strong></p>
<p>Finansal derinlik ve yatırım dağılımında gözlenen yapısal sınırlar, en nihayetinde temel bir sütunda kesişmektedir: Devlet ve düzenleyici kurumların kapasitesi. Çatışma ortamından çıkan geçiş ekonomilerinde makroekonomik politikanın temel rolü, yalnızca sermaye çekmek değil, bu sermayeyi sevk ve idare edebilecek tutarlı ve öngörülebilir bir hukuki çerçeve inşa etmektir. BM Genel Sekreteri Guterres’in Şam ziyaretinde yenilediği “tüm yaptırımların derhal kaldırılması” çağrısı ve ABD’nin Genel Lisans 25 ile Caesar Yasası muafiyetlerini devreye sokması uluslararası kapıları açsa da, Suriye içinde düzenleyici kapasite son derece kısıtlı kalmayı sürdürmektedir.</p>
<p>Bu kurumsal yetersizlik, kendisini en belirgin şekilde çelişkili politika sinyalleri ve piyasa belirsizliğinde göstermektedir. Örneğin, Haziran ayında 1.000’den fazla ürünü kapsayan yeni gümrük tarifelerinin uygulamaya konulması gibi adımlar, yerel bürokrasi ve parçalı uygulamalarla birleştiğinde nakliye başına maliyetleri ton başına 1.000 dolara (standart bir tır için yaklaşık 25.000 dolar ek maliyet) kadar çıkarabilmektedir. Üst düzey zirvelerde iddialı ekonomik serbestleşme reformları duyurulurken, yerel ölçekteki bu yüksek işlem maliyetleri hem yerli üreticiler hem de yabancı yatırımcılar için öngörülebilirliği bozmakta ve kaynakları kalıcı sabit sermaye yatırımları yerine kısa vadeli ticarete yönlendirmektedir.</p>
<p>Dayanıklı bir savaş sonrası ekonomisi inşa etmek, yalnızca proje sözleşmeleri imzalamaktan ya da manşet sermaye girişlerine güvenmekten fazlasını gerektirir. Dünya Bankası’nın 216 milyar doları aşabileceğini öngördüğü yeniden imar sürecinde, adil rekabeti sağlayacak, mülkiyet haklarını güvenceye alacak ve finansal akışları reel üretime dönüştürecek güçlü düzenleyici kurumlar şarttır. Aksi takdirde Suriye, iki katmanlı bir ekonomi yapısını kemikleştirme riskiyle karşı karşıyadır: Bir yanda gündelik ticaretin nakit darlığı çeken kırılgan gerçekliğinden yalıtılmış müreffeh bir modern zümre, diğer yanda ise temel finansmana erişemeyen geniş kitleler.</p>
<p><strong>Gelecekte bizi ne bekliyor</strong></p>
<p>Önümüzdeki dönemde Suriye ekonomisinin patikasını belirleyecek temel unsur, makroekonomik istatistiklerdeki ilk toparlanma emarelerinin ne ölçüde nitelikli ve kapsayıcı kurumsal dönüşümlere evrileceğidir. Eğer mevcut ivme yalnızca belirli altyapı koridorlarına ve birkaç sembolik gayrimenkul projesine sıkışıp kalırsa, geçiş sürecinin yarattığı iyimserlik dalgası kısa sürede yerini derinleşen bir gelir adaletsizliğine ve kronik bir talep yetersizliğine bırakabilir.</p>
<p>Buna karşın, bankacılık sektöründe kredi kanallarını işlevsel kılacak hukuk reformlarının yapılması, gümrük ve vergi sistemlerinin şeffaflaştırılması ve yerel sermayeyi reel üretime dâhil edecek kapsayıcı teşvik mekanizmalarının devreye sokulması, ülkeyi sürdürülebilir bir büyüme patikasına sokabilir. Suriye için önümüzdeki süreç, sadece bilançoları düzeltme değil, sokaktaki reel ekonomi ile uluslararası sermaye arasındaki kopukluğu tamir etme imtihanı olacaktır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Aşılması gereken çelişkili tablo</strong></span></p>
<p>Kuşkusuz ortada yadsınamaz bir iktisadi dinamizm var. Türkiye’nin Suriye’ye ihracatının 2026’nın ilk yarısında %26,4 artışla 1,28 milyar dolara ulaşması, çimento sevkiyatının %116,8 gibi rekor bir oranda artması ve 1,2 milyondan fazla Suriyelinin evine dönerek iç talebi canlandırması, erken dönemdeki karamsar büyüme senaryolarını geride bıraktı. Ancak bu sevindirici ivmenin hemen yanında, aşılması gereken çelişkili bir tablo da beliriyor: Bir yanda uluslararası toplantılarda ve devlet resepsiyonlarında imzalanan 25,9 milyar doları bulan dev altyapı sözleşmeleri; diğer yanda ise hâlâ sığ bir finansal sistem, nakit darlığı ve gündelik hayatta kalma mücadelesi veren sokaklar…</p>
<p>Yazının orijinaline https://medium.com/@yalinmakbule/milyar-dolarl%C4%B1k-i%CC%87mzalar-nakde-mahk%C3%BBm-sokaklar-esad-sonras%C4%B1-suriye-7f2d9a352d35 web adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/milyar-dolarlik-imzalar-nakde-mahkum-sokaklar-esad-sonrasi-suriye-86124</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/4/1280x720/suriye-1787635576.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milyar dolarlık imzalar, nakde mahkûm sokaklar: Esad sonrası Suriye ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-buyuksehir-belediyesinin-tarim-modeli-hamaya-ornek-oluyor-86170</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin tarım modeli Hama’ya örnek oluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Suriye'nin Hama Valisi Abdurrahman es-Seheyen, Suriye Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Fadı Al-Kasım ve beraberindeki heyet, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın’ı ziyaret etti.</p>
<p>Görüşmede, Suriye’nin Hama şehrinin yeniden yapılanması ve yerel yönetim kapasitesinin geliştirilmesine yönelik teknik iş birliği ve tecrübe paylaşımının yanı sıra tarımsal ve kırsal kalkınma, altyapı, su ve kanalizasyon, sanayi yatırımları ile organize sanayi bölgeleri gibi alanlar ele alındı.</p>
<p>Hama Valisi Abdurrahman es-Seheyen başkanlığındaki heyet, Kocaeli Üniversitesi Ziraat Fakültesi Arslanbey Yerleşkesi’nde bulunan Tıbbi ve Aromatik Bitki Yetiştiriciliği Projesi (TABİP) Ar-Ge ve Üretim Sahası’nı ziyaret etti. 100 dönümlük alandaki çalışmaları inceleyen heyete, Büyükşehir Belediyesi Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanlığı Tarımsal Hizmetler Şube Müdürlüğü ziraat mühendisleri tarafından teknik bilgiler verildi. Biberiye, kekik, melisa, nane ve lavanta başta olmak üzere 41 farklı tıbbi ve aromatik bitkinin yetiştirildiği alanda incelemelerde bulunan heyet, üretim süreçleri ile bitkilerin bölgeye adaptasyon çalışmalarını yerinde gördü. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin tarımsal eğitim ve üretim çalışmalarının yürütüldüğü Tarım Akademisi’ni de ziyaret eden Hama heyeti. Sınıfları gezen heyet, akademide yürütülen eğitim faaliyetleri ve üreticilere yönelik çalışmaları inceledi.</p>
<p>Ziyaret kapsamında Hama heyetine, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren Kocaeli Meslek ve Sanat Eğitimi Kursları (KO-MEK) hakkında da bilgi verildi. Mesleki ve kişisel gelişime yönelik eğitimlerin yürütüldüğü KO-MEK’in çalışma modeli, kursların kapsamı ve meslek edindirmeye yönelik uygulamaları heyetle paylaşıldı.</p>
<p>Suriye’den yetkililer ve ziraat mühendislerinden oluşan bir heyetin, ilerleyen dönemde Kocaeli’ye gelerek TABİP Ar-Ge ve Üretim Sahası’nda daha kapsamlı incelemeler yapması planlanıyor. Ziyaret kapsamında edinilecek bilgi ve tecrübeler doğrultusunda Suriye’de benzer bir üretim sahasının kurulması da hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-buyuksehir-belediyesinin-tarim-modeli-hamaya-ornek-oluyor-86170</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/0/1280x720/kocaeli-buyuksehir-belediyesinin-tarim-modeli-hamaya-ornek-oluyor-1787658729.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suriye Hama Valisi Abdurrahman es-Seheyen ve beraberindeki heyet, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin tarımsal üretim, eğitim ve yerel yönetim alanındaki çalışmalarını inceledi. TABİP Ar-Ge ve Üretim Sahası’ndaki incelemelerin ardından Suriye’de benzer bir üretim sahasının kurulması için yeni bir heyetin Kocaeli’ye gelmesi planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fada-muhendislik-800-ton-kapasiteli-agir-yuk-tasima-sistemleri-uretecek-86148</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;FADA Mühendislik, 800 ton kapasiteli ağır yük taşıma sistemleri üretecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya merkezli ağır yük taşıma sistemleri üreticisi FADA Mühendislik'in, karayolları dışı ağır yük taşımacılığı alanında geliştirdiği ileri teknoloji çözümlerle küresel pazardaki büyümesini sürdürdüğü bildirildi. Açıklamaya göre şirket, enerji tesisleri, limanlar, tersaneler ve fabrikalar için geliştirdiği özel taşıma sistemlerinde Ar-Ge yatırımlarını artırırken, 800 tona kadar yük taşıyabilecek yeni nesil sistemler üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırdı.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d466147227-1787643489.jpg" alt="" width="700" height="396" /></p>
<p>FADA Mühendislik Genel Müdürü İsmail Hakkı Akyüz, müşterilerin ihtiyaçlarına göre özel mühendislik çözümleri geliştirdiklerini söyledi.</p>
<p>Şirketin üretim portföyünün 5 tondan başlayıp 500 tona kadar uzanan ağır yük taşıma sistemlerinden oluştuğunu belirten Akyüz, yakın gelecekte 800 ton kapasiteli sistemleri de ürün gamına eklemeyi hedeflediklerini ifade etti.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre FADA Mühendislik, enerji sektörü, trafo üreticileri, demir-çelik, kalıp, otomotiv, savunma, lojistik, raylı sistemler ve makine imalatçıları gibi endüstrinin tüm lokomotif alanlarında derin bir pazar alanına sahip.</p>
<p>FADA'nın ürünleri arasında otonom olarak kendi kendine hareket edebilen AGV, düşük yükseklikli ağır yük taşıyıcıları, hava yastıklı taşıma araçları ile kalıp, bobin ve dev çelik konstrüksiyonların taşınmasına yönelik özel makinelerin bulunduğu vurgulandı.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d467df28ca-1787643517.JPG" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>360 derece dönüş kabiliyeti"</strong></p>
<p>İsmail Hakkı Akyüz, FADA'yı rakiplerinden ayıran en önemli unsurun, standart çözümler yerine projeye özel geliştirdikleri mühendislik çalışmaları olduğunu söyledi.</p>
<p>Akyüz, hidrolik olarak alçalabilen şasi teknolojisi sayesinde araçların yükün altına vinç desteği olmadan girebildiğini ifade etti.</p>
<p>Akyüz, araçların 360 derece dönüş kabiliyeti, yengeç yürüyüşü sistemi ve yüksek yanaşma hassasiyeti sayesinde dar fabrika alanları ve liman sahalarında güvenli operasyon gerçekleştirdiğini belirtti. Hava yastıklı taşıma teknolojileriyle zemin yükü hassas olan tesislerde de uluslararası standartlarda çözümler sunduklarını söyledi.</p>
<p>FADA'nın üretiminin yüzde 60'tan fazlasını ihracata yönlendirdiğini belirten Akyüz, Avrupa'dan Güney Amerika'ya kadar geniş bir coğrafyada faaliyet gösterdiklerini ifade etti.</p>
<p>Özellikle enerji sektörüne yönelik geliştirilen düşük yükseklikli ağır yük taşıyıcılarının uluslararası pazarda yoğun talep gördüğünü belirten Akyüz, rüzgar enerjisi sektörüne yönelik özel makinelerin de ihracatta öne çıkmaya başladığını söyledi.</p>
<p>Akyüz, şirketin dünyanın farklı bölgelerinde hizmet veren müşterilerine kesintisiz destek sağlayan küresel servis ve bakım ağıyla faaliyet gösterdiğini söyledi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8d47640a2df-1787643748.JPG" alt="" width="700" height="393" /></p>
<p><strong>Yeni hedef Kuzey Amerika</strong></p>
<p>FADA'nın yeni büyüme stratejisinin merkezinde Kuzey Amerika'nın bulunduğunu açıklayan Akyüz, bölgede hızla artan enerji, nükleer altyapı ve deniz üstü rüzgar enerjisi yatırımlarının şirket için önemli fırsatlar sunduğunu söyledi.</p>
<p>Özellikle 500-800 ton ağırlığındaki dev endüstriyel ekipmanların taşınmasına yönelik ihtiyaçların FADA'nın uzmanlık alanına girdiğini belirten Akyüz, Kuzey Amerika'daki şirketleşme süreci ve operasyon merkezlerinin hızla büyüdüğünü kaydetti.</p>
<p>Şirketin Avrupa'da da depo, montaj ve servis yatırımlarını sürdürdüğünü ifade eden Akyüz, yerel yapılanmalar sayesinde küresel müşterilere daha hızlı hizmet verdiklerini söyledi.</p>
<p>Akyüz, mühendis ve yazılım ekipleriyle her yıl yeni ürünler geliştirdiklerini söyledi. Şirketin özellikle otonom navigasyon sistemleri (AGV/AMR), hava yastıklı hassas taşıma teknolojileri, yüksek güvenlikli alan tarama sistemleri ve filo yönetim yazılımlarına önemli yatırımlar yaptığını ifade eden Akyüz, küresel marka tescili ve patent çalışmalarını da kararlılıkla sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p><strong>"Küresel ağır sanayinin güvenilir çözüm ortağı"</strong></p>
<p>İsmail Hakkı Akyüz şu bilgileri verdi. “Üretim tesisimizin teknolojik altyapısını sürekli güçlendiriyoruz. Hedefimiz karayolları dışı ağır yük taşımacılığı alanında ihtiyaç duyulan tüm ürünleri tek çatı altında sunabilen dünyanın sayılı üreticilerinden biri olmak. FADA markasını dürüst ticaret, güvenilirlik, yüksek teknoloji, sürdürülebilirlik ve güçlü mühendislikle özdeşleştirmeyi hedefliyoruz. Fabrika içinde, limanda veya tersane gibi alanlarda çözülmesi zor ağır yük taşıma problemi olduğunda, dünyada akla gelen ilk çözüm ortağı olmak istiyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fada-muhendislik-800-ton-kapasiteli-agir-yuk-tasima-sistemleri-uretecek-86148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/8/1280x720/fada-muhendislik-800-ton-kapasiteli-agir-yuk-tasima-sistemleri-uretecek-1787643850.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ FADA Mühendislik Genel Müdürü İsmail Hakkı Akyüz, şirketin üretim portföyünün 5 tondan başlayıp 500 tona kadar uzanan ağır yük taşıma sistemlerinden oluştuğunu belirtti. Akyüz, yakın gelecekte ise 800 ton kapasiteli sistemleri de ürün gamına eklemeyi hedeflediklerini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kayseri-seker-calisanlarina-157-milyon-tl-promosyon-verecek-86139</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Şeker&#039;den çalışanlarına 157 milyon TL promosyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Şeker, Garanti Bankası ile gerçekleştirilen anlaşma kapsamında; Kayseri Şeker, Boğazlıyan ve Turhal Şeker Fabrikaları ile iştiraklerinde görev yapan toplam 2 bin 810 personele 157 milyon TL tutarında promosyon ödemesi gerçekleştirecek.</p>
<p>Kayseri Şeker’den yapılan açıklamaya göre maaş promosyonu anlaşması kapsamında farklı bankalardan alınan teklifleri değerlendirerek en yüksek teklifi veren Garanti Bankası ile anlaşmaya vardı.</p>
<p>Anlaşma; Kayseri Şeker, Boğazlıyan ve Turhal Şeker Fabrikaları ile 7 iştirak şirketinde görev yapan toplam 2 bin 810 çalışanı kapsıyor.</p>
<p>Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, “Biz bunu çalışanın bir hakkı olarak görüyoruz. Bu uygulamayı da herkese eşit yapmak şeklinde değerlendiriyoruz” dedi. Toplantıya Boğazlıyan ve Turhal Şeker Fabrikalarından da canlı bağlantıyla katılım sağlandı. Boğazlıyan Şeker Fabrikası Genel Müdür Yardımcısı Ümit Özkara ve Turhal Şeker Fabrikası Genel Müdür Yardımcısı Serkan Korkmaz, çalışanlar adına söz alarak açıklanan promosyon tutarının büyük memnuniyet oluşturduğunu ifade ederek, anlaşmanın gerçekleşmesinde emeği geçenlere teşekkürlerini iletti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kayseri-seker-calisanlarina-157-milyon-tl-promosyon-verecek-86139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/9/1280x720/kayseri-seker-calisanlarina-157-milyon-tl-promosyon-verecek-1787638464.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Şeker, Kayseri Şeker, Boğazlıyan ve Turhal Şeker Fabrikaları ile iştiraklerinde görev yapan personele 157 milyon lira promosyon ödemesi yapılacağını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/onx-grup-sakaryadaki-yeni-subesiyle-ticari-arac-donusum-hizmetine-basladi-86155</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;ONX Grup, Sakarya’daki yeni şubesiyle ticari araç dönüşüm hizmetine başladı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Ankara merkezli ONX Grup'un, ticari araçların mevzuata uygun şekilde hususi araca dönüştürülmesine yönelik proje ve mühendislik hizmetlerini Sakarya’ya taşıdığı bildirildi.</p>
<p>Firma, haziran ayı itibarıyla E-5 Karayolu üzerindeki Sakarya şubesinde Mehmet Ali Çobanoğlu sorumluluğunda hizmet vermeye başladı.</p>
<p>Otomotiv sektöründe faaliyet gösteren mühendislerin bir araya gelmesiyle kurulan ONX Grup, araç proje ve mühendislik alanında Türkiye genelinde çalışmalar yürütüyor.</p>
<p>Ticari araçların otomobile dönüştürülmesi ve projelendirme işlemlerinde uzmanlaşan şirketin, Türkiye genelindeki 14 şubesi ile hizmet verdiği belirtildi.</p>
<p>ONX Grup Sakarya şubesi teknik sorumlusu Mehmet Ali Çobanoğlu, başta Sakarya olmak üzere Türkiye'nin farklı illerinden gelen müşterilere de hizmet vermeyi hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>Dönüşüm işleminin araç sahiplerine çeşitli avantajlar sağladığını ifade eden Çobanoğlu, ticari araçlarını hususi araca dönüştürmek isteyen araç sahiplerine yönelik işlemlerin yetkilendirilmiş mühendisler aracılığıyla 45 dakikada gerçekleştirildiğini söyledi.</p>
<p>ONX Grup’un şubelerinde teknik personel, mühendis ve idari personelden oluşan ekipler görev yapıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/onx-grup-sakaryadaki-yeni-subesiyle-ticari-arac-donusum-hizmetine-basladi-86155</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/5/1280x720/onx-grup-sakaryadaki-yeni-subesiyle-ticari-arac-donusum-hizmetine-basladi-1787646048.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Başta Sakarya olmak üzere Türkiye&#039;nin farklı illerinden gelen müşterilere de hizmet vermeyi hedeflediklerini belirten ONX Grup Sakarya şubesi teknik sorumlusu Mehmet Ali Çobanoğlu, ticari araçlarını hususi araca dönüştürmek isteyen araç sahiplerine yönelik işlemlerin yetkilendirilmiş mühendisler aracılığıyla 45 dakikada gerçekleştirildiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-yumakli-turkiye-tarimsal-hasilada-dunyada-7-avrupada-da-1-sirada-86149</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Yumaklı: Türkiye tarımsal hasılada dünyada 7, Avrupa&#039;da 1. sırada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-title ltr">Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesinde "Dijital Vatan, Yeşil Vatan ve Dezenformasyonla Mücadele" konulu özel ders verdi.</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Bakanlığın sorumluluk alanlarına dikkati çeken Yumaklı, insan hayatına dokunan sorumlulukları olduğunu söyledi.</p>
<p>Yumaklı, Türkiye'nin tarımsal hasılasındaki gelişmelere vurgu yaparak, "2002 yılında Türkiye 24,5 milyar dolar tarımsal hasılayla dünyada 12'nci sıradaydı. 2025 yılı verilerine göre, Türkiye 83,2 milyar dolarlık tarımsal hasılayla dünyada 7'nci, Avrupa'da da birinci sıraya yükseldi. 'Türkiye'de artık tarım bitti, hiçbir şeyi kendimiz üretmiyoruz, yaptığımız üretim bize yetmiyor, her şeyimizi yurt dışından getiriyoruz' deniliyor. Bunlar doğru değil." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yumaklı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün (DSİ) 2002'den itibaren 120 bin kilometreden fazla sulama altyapısına yatırım yaptığını aktararak, "Başka bir ifadeyle, dünyayı üç defa dolaşacak uzunlukta altyapı yatırımı yapıldı. Bu yatırım, sofraya gelecek gıdanın olmazsa olmazı." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Her yıl 500 milyon tohum ve fidanı toprakla buluşturuyoruz"</strong></p>
<p>Orman Genel Müdürlüğünün (OGM) de yeşil vatanını korumak adına her yıl 500 milyon tohum ve fidanı toprakla buluşturduğunu ve Türkiye'nin ağaçlandırmada Avrupa birincisi olduğunu anlatan Yumaklı, "Geçen yıl ciddi orman yangınları yaşadık. 11 Kasım 2025'te Cumhurbaşkanımızın da teşrifleriyle bir günde 14 milyon tohum ve fidan toprakla buluştu. 'Yanan ormanlara otel yapıyorlar' deniliyor. Biz de onlara şunu söylüyoruz, 'Bize bir tane örneğini gösterin.' Böyle bir şey yok." diye konuştu.</p>
<p>Yumaklı, yangınlara 28 uçak ve 119 helikopterin fiilen müdahale ettiğini, ayrıca 14 insansız hava aracının Türkiye'yi baştan sona taradığını belirterek, ülke genelinde yaklaşık 800 kule bulunduğunu, bunların 194'ünün dumana ve ısıya duyarlı akıllı kulelerden oluştuğunu söyledi.</p>
<p><strong>"1 milyon 300 bin gıda denetimi gerçekleştirildi"</strong></p>
<p>Yumaklı, tarımsal üretime ilişkin değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Ülkemizde ekonomik olarak üretilen 206 bitkisel ürün var. Bunların birçoğunda kendimize yeteriz. Şunu söylemek isterim, dünyanın dört bir tarafında farklı farklı ürünler üretiliyor, hepsinin Türkiye'de üretilmesinin imkanı yoktur. Temel ihtiyaçlarımız ve stratejik ürünlerin birçoğunda kendimize yeteriz."</p>
<p>Yumaklı, ortalama 1 milyon 300 bin gıda denetimi gerçekleştirildiğini ve bunu artırmayı hedeflediklerini ifade ederek, güvenilir gıda uygulamalarına yönelik şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"Güvenilir gıdanın sofralarımıza gelebilmesi için süreçleri doğru yönetmek hepimizin ortak sorumluluğu. Herhangi bir problemli gıda satışını, üretimini veya servisini bize bildirebilirsiniz. Bir restorana veya markete gittiniz, her bir gıda işletmesinin barkodu var, bunu telefonunuza okuttuğunuzda oranın en son ne zaman denetlendiğini görebilirsiniz."</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-yumakli-turkiye-tarimsal-hasilada-dunyada-7-avrupada-da-1-sirada-86149</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/9/1280x720/6635-1787643330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, &quot;2002 yılında Türkiye 24,5 milyar dolar tarımsal hasılayla dünyada 12&#039;nci sıradaydı. 2025 yılı verilerine göre, Türkiye 83,2 milyar dolarlık tarımsal hasılayla dünyada 7&#039;nci, Avrupa&#039;da da birinci sıraya yükseldi.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/arkas-sailing-team-palermo-montecarloda-zirveye-cikt-86165</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arkas Sailing Team, Palermo-Montecarlo&#039;yu birincilikle tamamladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Arkas Sailing Team, Akdeniz açık deniz yelkenciliğinin en önemli organizasyonlarından Palermo-Montecarlo 2026'da üç klasmanda birden birincilik elde etti. Takımın TP52 sınıfındaki teknesi Arkas Blue Moon, ORC Overall, ORC Group 1 ve IRC klasmanlarında ilk sırada yer alarak organizasyonun öne çıkan ekibi oldu. Palermo'dan Monte Carlo'ya uzanan yaklaşık 500 deniz millik zorlu parkurda yarışan Türk ekip, Line Honours'ta da üçüncü sırada yer alarak sezonun en önemli offshore yarışlarından birinde tarihi bir başarı elde etti.</p>
<p>Bu yıl 21'incisi düzenlenen Palermo-Montecarlo yarışı, 18 Ağustos'ta Palermo'dan başladı. Porto Cervo'daki zorunlu geçişin ardından Monaco'da sona eren yarış, yaklaşık 500 deniz millik (926 kilometre) bir parkurda, gece gündüz durmaksızın gerçekleştirildi. 18-23 Ağustos tarihleri arasında düzenlenen organizasyona altı kıtadan 42 tekne katıldı. Maxi, Group 1, Group 2 ve IRC sınıflarında gerçekleştirilen yarışta Black Jack 100, Marta 07, Fiamme Gialle Nice ve Chocolate 3 gibi güçlü rakipler mücadele etti.</p>
<p><strong>Sezonun önemli zaferlerinden biri</strong></p>
<p>Takım sahibi Bernard Arkas'a ait TP52 Arkas Blue Moon, skipper Serhat Altay liderliğinde yarıştı. Tamamen Türk yelkencilerden oluşan 14 kişilik ekip, Akdeniz'in önde gelen açık deniz takımlarına karşı mücadele ederek ORC Overall, ORC Group 1 ve IRC klasmanlarında birinciliğe ulaştı. Arkas Blue Moon, parkuru gerçek zamanda üçüncü sırada tamamlayarak Line Honours'ta üçüncülüğü elde ederken, düzeltilmiş zaman hesaplamaları sonucunda ORC Overall, ORC Group 1 ve IRC klasmanlarında zirvede yer aldı.</p>
<p><strong>Türk yelkenciliği adına önemli başarı</strong></p>
<p>Palermo-Montecarlo'da elde edilen sonuç, Arkas Sailing Team'in 2026 sezonunda ulaştığı uluslararası başarılar arasına eklendi. Loro Piana Giraglia 2026 genel birinciliğinin hemen ardından gelen bu sonuç, takımın aynı sezondaki ikinci büyük Akdeniz zaferi oldu. Arkas Sailing Team, aynı sezonda iki prestijli Akdeniz açık deniz yarışında birden zirveye çıkarak Türk yelken tarihinde bir ilke imza atarken, Palermo-Montecarlo'da Türkiye'nin bugüne kadarki en başarılı performansını da gerçekleştirdi. Takım, elde ettiği bu sonuçla Türk yelkenciliğini uluslararası arenada bir kez daha kürsünün en üst basamağına taşıdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/arkas-sailing-team-palermo-montecarloda-zirveye-cikt-86165</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/5/1280x720/arkas-sailing-team-palermo-montecarloda-zirveye-cikti-1787654041.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arkas Sailing Team, Akdeniz&#039;in en prestijli açık deniz yarışlarından Palermo-Montecarlo 2026&#039;yı ORC Overall, ORC Group 1 ve IRC klasmanlarında birincilikle tamamladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-2057-milyar-dolar-86111</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmaların net döviz açığı 205,7 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, haziranda önceki aya göre finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlıkları 140 milyon dolar azalırken, yükümlülükleri 2 milyar 202 milyon dolar arttı. Net döviz pozisyonu açığı ise 205 milyar 755 milyon dolar olarak gerçekleşti ve mayıs ayına göre 2 milyar 342 milyon dolar yükseldi.</p>
<p>Varlık dağılımı incelendiğinde, bir önceki aya göre yurt dışına doğrudan sermaye yatırımları 1 milyar 32 milyon dolar, türev varlıklar 845 milyon dolar ve menkul kıymetler 148 milyon dolar artarken, yurt içi bankalardaki mevduat 1 milyar 597 milyon dolar ve ihracat alacakları 568 milyon dolar azaldı. Buna bağlı olarak varlıklar 140 milyon dolar geriledi.</p>
<p>Yükümlülük dağılımında ise bir önceki aya göre türev yükümlülükler 3 milyar 571 milyon dolar artarken yurt içinden sağlanan nakdi krediler 1 milyar 147 milyon dolar, ithalat borçları 124 milyon dolar ve yurt dışından sağlanan nakdi krediler 99 milyon dolar düştü. Buna bağlı olarak yükümlülükler 2 milyar 202 milyon dolar arttı. Yükümlülüklerin vade yapısına bakıldığında, haziranda bir önceki aya göre yurt içinden sağlanan kısa vadeli krediler 995 milyon dolar ve uzun vadeli krediler 151 milyon dolar azaldı. Yurt dışından sağlanan kredilerde ise kısa vadeli krediler 428 milyon dolar azalırken, uzun vadeli krediler 205 milyon dolar arttı. Kısa vadeli varlıklar 150 milyar 122 milyon dolar, kısa vadeli yükümlülükler 143 milyar 532 milyon dolar olarak gerçekleşti. Kısa vadeli net döviz pozisyonu fazlası ise 6 milyar 591 milyon dolar olarak gerçekleşerek mayıs ayına göre 3 milyar 172 milyon dolar azaldı. Kısa vadeli yükümlülüklerin toplam yükümlülükler içindeki payı yüzde 36 düzeyinde gerçekleşti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-2057-milyar-dolar-86111</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Finansal kesim dışındaki firmaların net döviz açığı, haziran ayında 205 milyar 755 milyon dolar oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/alanyada-uretilen-avokadoya-ab-cografi-isaret-basvurusu-yapildi-86105</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 22:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alanya’da üretilen avokadoya Coğrafi İşaret başvurusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO) ve Alanya Avokado Üreticileri Birliği tarafından Avrupa Birliği (AB) Coğrafi İşaret başvurusu yapılması nedeniyle tören düzenlendi.</p>
<p>ALTSO Başkanı Eray Erdem, “Bu başvuruyla birlikte Alanya avokadosunun değerini ve bilinirliğini artırmayı, üreticimizin emeğini korumayı ve ürünümüzü uluslararası alanda daha güçlü bir konuma taşımayı hedefliyoruz.” dedi.</p>
<p>Alanya’nın tarımsal değerlerini korumak, üreticilerin emeğini daha değerli hale getirmek ve yöresel ürünleri dünya markası haline getirmek amacıyla çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Erdem, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Tarımsal değerlerimizi dünya markalarına dönüştürmek istiyoruz. Alanya keçiboynuzunun ardından Alanya avokadosu için de AB Coğrafi İşaret başvurusu yaptık. Alanya’nın tarımsal değerlerini korumak, üreticimizin emeğini daha değerli hale getirmek ve yöresel ürünlerimizi dünya markası yapmak hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Keçiboynuzunun ardından bugün de Alanya avokadosunun Avrupa Birliği Coğrafi İşaret tescili için başvurumuzu gerçekleştirdik. Alanya avokadosu sahip olduğu kendine özgü kalite ve lezzetiyle önemli bir marka değeri taşımaktadır. AB tescili alınması ürünün uluslararası bilinirliğini ve katma değerini artıracak.’’</p>
<p>Alanya Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik de, Alanya avokadosunun AB Coğrafi İşaret tescili için yapılan başvurunun kent tarımı açısından son derece önemli olduğunu söyledi. Özçelik, “Üreticimizin emeğini daha değerli hale getirmek ve yöresel ürünlerimizi dünya markası yapmak istiyoruz. Bu tescilin alınmasıyla birlikte üreticimizin emeğinin daha güçlü şekilde korunacağına ve kentimiz tarımının dünya pazarlarında daha güçlü bir konuma ulaşacağına inanıyoruz” dedi.</p>
<p>Alanya Avokado Üreticileri Birliği Başkanı Hilmi Sevilgen ise ALTSO Başkanı Eray Erdem’e teşekkür ederek, ‘’Avrupa Birliği coğrafi işaret başvurumuzu gerçekleştirdik. Alanya’mıza ve tarım sektörüne hayırlı uğurlu olsun“  diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/alanyada-uretilen-avokadoya-ab-cografi-isaret-basvurusu-yapildi-86105</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/5/1280x720/alanyada-uretilen-avokadoya-ab-cografi-isaret-basvurusu-yapildi-1787598823.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alanya Ticaret ve Sanayi Odası ilçede üretilen avokadoya Avrupa Birliği Coğrafi İşareti almak için başvuru yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-stratejik-bir-uretim-merkezi-haline-geldi-86103</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 22:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Antalya stratejik bir üretim merkezi haline geldi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) Başkanı Ercan Özbek, Birleşmiş Milletler güncel kentleşme verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Türkiye ve Antalya için nitelikli kentleşme çağrısında bulunan Özbek, “Sorun nüfus değil, yaşamı nasıl planladığımızdır’’ dedi.</p>
<p>Yeni kentleşme vizyonun merkezinde daha fazla yapılaşma değil, insanına iyi gelen nitelikli şehirler olması gerektiğini vurgulayan Özbek, şunları kaydetti.</p>
<p>‘’BM verilerine göre, Türkiye nüfusunun yüzde 64,3’ü yüksek yoğunluklu kent merkezlerinde yaşıyor. Ülkemiz bu alanda Avrupa’da ilk sırada yer alıyor. Bu durum bir başarı değil, kentleşmenin kalitesi açısından geleceğimizi yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteren güçlü bir uyarı. Şehirleri büyütüyoruz, yaşam kalitesini küçültüyoruz.”</p>
<p>Almanya ile Türkiye arasındaki coğrafi ve kentsel yaşam farkına sayısal verilerle dikkat çeken Özbek, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Türkiye ile Almanya yaklaşık aynı nüfusa sahip. Buna karşılık ülkemiz, Almanya’dan yaklaşık 2,5 kat daha büyük bir coğrafyaya yayılıyor. Buna rağmen Almanya’da insanlar kırsalda, doğayla iç içe ve dengeli bir yaşam kurabilirken; bizde milyonlarca insan giderek daha yoğun ve yorucu bir şehir hayatının içine sıkışıyor. Sorun nüfus yoğunluğu değil, yaşamı nasıl planladığımızdır. Sürekli yetişmeye çalışan, trafikte saatlerini kaybeden ve doğadan uzaklaşan bir kent düzeni, zamanla umut yerine yorgunluk üreten bireyler yetiştiriyor. Bizim hedefimiz sadece ekonomik olarak büyüyen şehirler kurmak değil; insanına iyi gelen, yaşam kalitesi yüksek şehirler inşa etmek olmalıdır.’’</p>
<p><strong>“Büyümeyi doğayı tüketerek değil koruyarak gerçekleştirmeliyiz”</strong></p>
<p>Gelişmiş ülkelerde şehirleşme ile çevrenin birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak görüldüğünü anlatan Özbek, kentleşme anlayışında zihniyet değişiminin şart olduğunu söyledi.</p>
<p>Avrupa’da şehirler büyürken ormanların, tarım alanları ve su havzalarının korunduğuna dikkat çeken Ercan Özbek, ‘’Doğa büyümenin bedeli haline getirilmiyor. Türkiye’de ise çoğu zaman büyümeyi yeşil alanlardan ve verimli topraklardan ödün vererek gerçekleştiriyoruz. Oysa gerçek kalkınma, doğayı tüketerek değil, doğayı koruyarak büyüyebilmektir. Plansız yoğunluk, trafikten konut krizine, altyapı baskısından afet riskine kadar pek çok sorunu büyütürken insanların yaşam kalitesini de aşındırıyor. Medeniyet, sadece betonun yükselmesi değil; insanın, doğanın ve yaşam kalitesinin birlikte yükselebilmesidir’’ dedi.</p>
<p><strong>Antalya’nın geleceği</strong></p>
<p>Antalya’nın geleceğini daha fazla yapılaşma değil, daha yüksek katma değerin şekillendirmesi gerektiğini vurgulayan ANSİAD Başkanı Ercan Özbek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Antalya turizm, tarım, ticaret, teknoloji ve girişimciliği aynı potada buluşturan stratejik bir üretim merkezi haline geldi. Antalya bu niteliksel dönüşümün en kritik şehirlerinden biridir. Şehrimizin geleceğini daha fazla yapılaşma üzerinden değil, daha yüksek katma değer, güçlü ulaşım altyapısı, erişilebilir konut imkânları, geniş yeşil alanlar, akıllı şehir teknolojileri ve afetlere dayanıklı bütüncül planlama üzerinden kurgulamalıyız. 21. yüzyılda ülkeler ve şehirler gökdelenleriyle değil; insanına sunduğu yaşam kalitesiyle yarışacaktır. ANSİAD olarak, insanı merkeze alan, doğayı koruyan ve geleceğe güven veren dirençli şehirler inşa edilmesi sürecinde üzerimize düşen tüm sorumluluğu almaya ve ortak akılla hareket etmeye hazırız.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-stratejik-bir-uretim-merkezi-haline-geldi-86103</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/3/1280x720/ercan-ozbek-1787636965.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği Başkanı Ercan Özbek, yeni kentleşme vizyonun merkezinde daha fazla yapılaşma değil, insanına iyi gelen nitelikli şehirler olması gerektiğini belirterek, ‘’Antalya turizm, tarım, ticaret, teknoloji ve girişimciliği aynı potada buluşturan stratejik bir üretim merkezi haline geldi’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kumlucada-zeytinyaginin-kalite-kaybi-en-aza-indirilecek-86108</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 22:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kumluca’da zeytinyağının kalite kaybı en aza indirilecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Örtüaltı üretiminden sonra zeytin üretiminde de önemli yol alan Kumluca’da Ziraat Odası’na ait Zeytinyağı Sıkma Tesisi 6,5 milyon liralık yatırımla yenilendi. </p>
<p>Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökçe, zeytin üreticilerine daha kaliteli, hızlı ve verimli hizmet sunmak amacıyla Zeytinyağı Sıkma Tesisinde modernizasyon yaptıklarını bildirdi.</p>
<p>Tesiste uzun yıllar kullanılan makinelerin, son teknolojiye sahip yeni nesil zeytinyağı işleme sistemleriyle değiştirilerek üreticilerin hizmetine sunduklarını anlatan Kökçe, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu yatırım sayesinde tesisin üretim standartları artırılırken, sıkım işlemlerinde kalite, hijyen ve verimlilik en üst seviyeye çıkarıldı. Yeni makineler, zeytinlerin hasattan sonra en kısa sürede işlenmesini sağlayarak hem ürün kayıplarını azaltacak hem de zeytinyağının doğal aroması, lezzeti ve besin değerlerinin korunmasına önemli katkı sağlayacak. Tesislerimizde 200 ton zeytinyağı işlenebilinecek.’’</p>
<p><strong>"Zeytinyağının marka değerini artırmak istiyoruz"</strong></p>
<p>Yatırımın yalnızca makine yenilemesi olmadığını, aynı zamanda bölge tarımına ve üreticilere yapılan önemli bir yatırım olduğunu belirten Kökçe, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Kumluca’da zeytin üretimi her geçen yıl gelişiyor. Ziraat Odası olarak üreticilerimizin alın terini en iyi şekilde değerlendirebilmeleri için zeytinyağı sıkma tesisimizi tamamen yeniledik. Son teknolojiyle donatılan yeni makine parkurumuz sayesinde daha hızlı, daha hijyenik ve daha kaliteli üretim gerçekleştirilecektir. Amacımız üreticimizin emeğine değer katmak, kaliteli üretimi desteklemek ve bölgemizde üretilen zeytinyağının marka değerini artırmaktır. Yeni sistemle birlikte, günlük sıkım işlemleri daha kısa sürede gerçekleştirilecek. Hijyen standartları en üst seviyeye çıkarıldı. Enerji tasarrufu sağlayan modern teknoloji kullanılmaya başlandı.       Zeytinyağının kalite kaybı en aza indirildi. Üreticilerin bekleme süreleri azaltılarak daha hızlı hizmet sunulacak.’’</p>
<p>Hidayet Kökçe, bu yatırımın ilçede zeytin yetiştiriciliğinin gelişmesine önemli katkı sağlayacağını ifade ederek, ‘’Modern tesis sayesinde üreticiler, ürünlerini uluslararası kalite standartlarına uygun koşullarda işletebilecek ve elde edilen zeytinyağının kalitesi daha da yükselecek. Kumluca’nın zeytincilik alanındaki potansiyelinin daha da güçlendirilecek’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kumlucada-zeytinyaginin-kalite-kaybi-en-aza-indirilecek-86108</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/8/1280x720/kumlucada-zeytinyaginin-kalite-kaybi-en-aza-indirilecek-1787599380.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 6,5 milyon liralık yatırım hakkında açıklama yapan Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökçe, &quot;Yatırım sayesinde tesisin üretim standartları artırılırken, sıkım işlemlerinde kalite, hijyen ve verimlilik en üst seviyeye çıkarıldı. Yeni makineler, zeytinlerin hasattan sonra en kısa sürede işlenmesini sağlayarak hem ürün kayıplarını azaltacak hem de zeytinyağının doğal aroması, lezzeti ve besin değerlerinin korunmasına önemli katkı sağlayacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskan-adayi-berkay-bahar-12-ay-kazanan-bir-antalya-yaratmak-istiyoruz-86106</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 22:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Berkay Bahar: 12 ay kazanan bir Antalya yaratmak istiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Konyaaltı Sanayici ve İş İnsanları Derneği’nin (KONYSİAD) toplantısına katılan Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkan Adayı Berkay Bahar, ekim ayında yapılması planlanan seçimler nedeniyle üyelere projelerini anlattı.</p>
<p>ATSO’nun, üyelerinin işini büyüten, yeni fırsatlar açan, Antalya’nın ekonomisini yılın tamamına yayan, şehrin temel sorunlarında söz söyleyen ve iş dünyasını geleceğe hazırlayan bir yapı olması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Projelerini, ‘Üyesine Kazandıran ATSO’, ‘12 Ay Kazanan Antalya’, ‘Miras Antalya’ ve ‘Geleceğe Hazır Antalya’ başlıklarında hazırladıklarını anlatan Bahar, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’ATSO 365’in özünde tek bir düşünce var. Üyelerimizin bugünkü sorunlarını çözerken, Antalya’nın ve işletmelerimizin yarınını hazırlamak. ATSO Pazar projemiz var. Antalya’da otellerimiz, hastanelerimiz, büyük şirketlerimiz, zincir işletmelerimiz çok ciddi satın almalar yapıyor. Öte yandan aynı ürünleri ve hizmetleri sağlayabilecek binlerce ATSO üyesi var. Biz ATSO Pazar ile bu iki tarafı dijital ortamda birbirine bağlayacağız. Alıcı ihtiyaç duyduğu ürünü veya hizmeti sisteme girecek, o ürünü veya hizmeti sağlayabilecek üyelerimiz bu talepten haberdar olacak. Antalya’nın ticaretinden en çok Antalyalı firmaların pay almasını sağlayacağız.’’</p>
<p> ‘Çözüm Masası’ ve ‘ATSO Ticaret Ağı’ oluşturacaklarını anlatan Bahar, ‘’Çözüm Masası’nın özü şu: Sorunu dinleyip üyeyi başka bir kapıya göndermek değil, çözümün takipçisi olmak. ATSO Ticaret Ağı ile işletmenin ürününe ve kapasitesine bakacağız, doğru ülkeleri belirleyeceğiz ve potansiyel müşterilerle buluşmasının önünü açacağız. Yeni pazarların kapısını birlikte açacağız’’ dedi.</p>
<p><strong>Vize Masası</strong></p>
<p>İş insanlarının önündeki önemli engellerden birinin de vize olduğuna dikkat çeken Bahar, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’ATSO vize veren kurum değil. Ama üyesini bu süreçte yalnız bırakmayan kurum olabilir. Fahri konsoloslarımızı, büyükelçilik ve konsoloslukları, TOBB'u ve ilgili kurumları iş dünyasının vize problemi için düzenli olarak ziyaret edecek ve görüşmeler gerçekleştireceğiz. İş insanımızı vize kapısında yalnız bırakmayacağız.’’</p>
<p><strong>Üye Avantaj programı ve İşletme Destek Masası</strong></p>
<p>ATSO’nun 65 binden fazla üyesi bulunduğunu ifade eden Bahar,  ‘’Bu büyüklük önemli bir pazar gücü demek. Kargodan iletişime, yazılımdan araç kiralamaya kadar işletmelerimizin ortak kullandığı hizmetlerde üyelerimiz adına avantajlar oluşturmak istiyoruz. Öte yandan destekler, teşvikler, finansman programları sürekli değişiyor. Üyelerin ihtiyaçlarını anlayıp doğru finansmana, doğru teşvike, doğru kamu desteğine yönlendirmek için de İşletme Destek Masası kuracağız’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>"12 ay kazanan Antalya ve sağlık turizmi"</strong></p>
<p>Antalya’nın çok güçlü bir turizm şehri olduğunu, ancak bu gücün önemli bir bölümünün yılın belirli aylarına sıkıştığını dile getiren Bahar, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Bizim hedefimiz yalnızca daha fazla ziyaretçi değil. Daha uzun bir sezon, daha uzun süre çalışan işletmeler ve 12 ay kazanan bir Antalya. Sağlık Turizmi: Antalya’nın sağlık altyapısı, konaklama kapasitesi, Hava ulaşımı var. Dünyaca bilinen bir şehir markası var. Bunları birlikte kullandığımızda sağlık, rehabilitasyon, wellness ve ileri yaş turizmi Antalya için çok önemli bir ikinci sezon oluşturabilir. Veteriner sağlık turizmi bugün henüz dünyada yeni gelişmeye başlayan bir alan. Kliniklerimizi, ulaşımı, konaklamayı ve gerekli sağlık süreçlerini birlikte değerlendirerek Antalya’yı bu alanda öncü şehirlerden biri haline getirebiliriz. Antalya'nın sağlık gücünü turizm tecrübesiyle buluşturursak, bu şehir yılın on iki ayı değer üretir.’’</p>
<p><strong>Gastrokent Antalya, fuarcılık ve festivaller</strong></p>
<p>Antalya’ya her yıl milyonlarca turist geldiğini, ancak bunların Antalya mutfağını tatmadan ülkelerine döndüğüne dikkat çeken Bahar, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Biz gastronomiyi turizmin yan ürünü değil, Antalya markasının önemli bir parçası haline getirmek istiyoruz. Yerel ürünlerimizi, üreticilerimizi, restoranlarımızı ve şeflerimizi aynı hikâyede buluşturacağız. Antalya’nın gastronomi rotalarını oluşturacağız ve yerel mutfağımızı daha görünür hale getireceğiz. Antalya’ya gelen ziyaretçi, Antalya’nın sofrasını tanımadan dönmesin istiyoruz. Fuarı sadece üç günlük bir organizasyon olarak görmemek gerekiyor. Sektör paydaşlarımızla birlikte hangi alanlarda Antalya’nın uluslararası marka fuarlar oluşturabileceğini belirleyeceğiz. Festival ve etkinliklerle Antalya’nın takvimini 12 ay canlı tutmak.’’</p>
<p><strong>Dijital Dönüşüm Atölyesi </strong></p>
<p> İş dünyasının nitelikli insan bulmakta zorlandığına dikkat çeken Bahar,  öğrencinin gerçek işletmelerde deneyim kazandığı ve mezun olduğunda ne yapacağını bilen bir model oluşturmak istediklerini, hedeflerinin de ara eleman değil, aranan eleman yetiştirmek olduğunu söyledi.</p>
<p>Yapay zekâyı artık herkesin konuştuğunu dile getiren Berkay Bahar, ‘’ Biz konuşmanın ötesine geçmek istiyoruz. Yeni teknolojiler Antalya’da sadece anlatılmayacak. Teknoloji girişimleri ile gerçek işletmeleri buluşturacağız, otelde, fabrikada, tarımda, sağlıkta yeni çözümler Antalya’da test edilebilecek. Antalya teknolojiyi izleyen değil, uygulayan şehir olacak’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskan-adayi-berkay-bahar-12-ay-kazanan-bir-antalya-yaratmak-istiyoruz-86106</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/7/1280x720/berkay-bahar-atso-baskan-adayligini-acikladi-1782472455.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Projelerini açıklayan Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Adayı Berkay Bahar, tüm sektörlerde 12 ay kazanan bir Antalya yaratmak istediklerini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyada-400-bin-su-sayaci-yenilenecek-86104</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 22:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya’da 400 bin su sayacı yenilenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Antalya Su ve Atıksu İdaresi (ASAT) Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yönetmeliklerine göre, damga süresi dolan su sayaçlarının yenilenmesi için Antalya ve ilçelerinde geniş bir çalışma başlatıldı.</p>
<p>Çalışma sonucu Antalya ve ilçelerinde 400 bin su sayacının değiştirilmesi ne karar verildi. İlk etapta Antalya Muratpaşa, Konyaaltı, Kepez, Aksu ve Döşeme altı merkez ilçelerinde 300 bin, Alanya’da 60 bin, Manavgat ilçesinde de 40 bin su sayacı değiştirilecek.</p>
<p><strong>Su sayaçlarının değişim maliyeti 940 milyon lira</strong></p>
<p>Bu çalışmalar kapsamında merkez ilçelerde 100 bin su sayacının değiştirildiğini belirten yetkililer, kullanım ve damga süresini tamamlayan sayaçların yerine doğru ve hassas ölçüm yapan yeni sayaçlar takıldığını bildirdi. Açıklamada, şu görüşlere yer verildi:</p>
<p>‘’Çalışma kapsamında Antalya genelinde sayaçların yenilenmesine yönelik çalışmalar daha geniş kapsamlı şekilde sürdürülecek. Böylece abonelerin gerçek su tüketimlerinin doğru şekilde belirlenmesi, ölçümlerde yaşanabilecek hataların önüne geçilmesi ve hem abonelerin hem de ASAT’ın haklarının korunması sağlanacak. Yaklaşık 940 milyon TL maliyetle yürütülen sayaç yenileme çalışmasının ilk uygulaması Alanya’da başladı. İlçede değişimi planlanan 60 bin sayacın yaklaşık yüzde 16’sının yenileme işlemi tamamlandı. Çalışmayla birlikte su tüketim ölçüm sistemlerinin modernize edilmesi, kayıp ve kaçakların azaltılması ve abonelere daha güvenilir bir hizmet sunulması hedefleniyor. Alanya’daki çalışmaların ardından Manavgat ve merkez ilçelerde de sayaç yenileme işlemlerinin sürdürülmesi planlanıyor.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyada-400-bin-su-sayaci-yenilenecek-86104</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/4/1280x720/antalyada-400-bin-su-sayaci-yenilenecek-1787598715.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya ve ilçelerinde damga süresi dolan 400 bin su sayacının yenileneceği bildirildi. 940 milyon lira maliyete neden olacak su sayacı değişimi ilk Alanya ilçesinden başlatıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekk-sonrasi-yeni-ovpde-yapisal-reform-mesaji-86098</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> EKK&#039;den yeni OVP&#039;de &#039;yapısal reform&#039; mesajı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında düzenlendi.</p>
<p>Toplantının ardından yapılan açıklamada, uygulanan programla makroekonomik göstergelerde belirgin bir iyileşme sağlandığı, küresel belirsizliklerin arttığı mevcut konjonktürde ekonominin daha dayanıklı bir yapıya kavuştuğu belirtildi.</p>
<p>İstikrarlı büyüme sürerken işsizlik oranının düşük seviyelere gerilediği vurgulanan açıklamada, şu değerlendirmelere yer verildi:</p>
<p>"Dezenflasyon süreci devam etmektedir. İhracat zorlu küresel koşullara rağmen güçlü üretim altyapısı ve pazar çeşitlendirme stratejileri sayesinde artış eğilimini sürdürmektedir. Emtia fiyatlarının yüksek seyri cari denge üzerinde baskı oluştursa da cari açığın milli gelire oranı sürdürülebilir seviyelerdedir. Jeopolitik gelişmelerin etkilerini azaltmaya yönelik alınan önlemlere rağmen mali disiplin korunmakta, bütçe açığı program hedefleriyle uyumlu seyretmektedir. Üreticilerimizin ve ihracatçılarımızın finansmana erişimini kolaylaştırıyor, özellikle emek yoğun sektörlerde üretimi ve istihdamı korumak için desteklerimizi sürdürüyoruz. Belirli imalat sanayi sektörlerinde çalışan başına sağlanan prim desteğini 3 bin 500 liraya yükselttik. İhracatçılarımız için günlük reeskont kredi limitini ise 4,5 milyar liradan 5 milyar liraya çıkardık. Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi Programı'nın limitini 750 milyar liraya çıkarırken imalat sanayine 250 milyar lira tutarında yeni kredi desteği veriyoruz. Jeopolitik gelişmelerin turizm sektörüne etkisini sınırlamak amacıyla sektöre Hazine kefaletiyle 60 milyar lira ilave finansman imkanı sağlıyoruz."</p>
<p><strong>Orta Vadeli Program</strong></p>
<p>"Para ve maliye politikalarını destekleyen yapısal reformları eş güdüm içinde hayata geçirmeye devam ediyoruz." ifadesine yer verilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) çalışmalarını, kamu kurum ve kuruluşlarımızın yanı sıra özel sektör, sivil toplum ve meslek kuruluşları ile akademinin görüş ve önerilerini de dikkate alarak şeffaf ve katılımcı bir anlayışla yürütüyoruz. Bu gelişmeler doğrultusunda bugünkü toplantıda, OVP (2027-2029) hazırlık çalışmalarında gelinen aşama değerlendirilerek küresel ve yurt içi gelişmeler çerçevesinde program dönemine yönelik temel politika öncelikleri, makroekonomik tahminler ve bütçe büyüklükleri ele alınmıştır. OVP hedeflerimize ulaşmayı sağlayacak öncelikli yapısal politika alanları ve tedbirler Kurul üyeleriyle istişare edilmiştir. OVP (2027-2029) döneminde ekonomide dönüşüm ve sürdürülebilir büyüme hedeflerimiz doğrultusunda verimliliği ve rekabet gücünü artıran yatırımları, üretimi, istihdamı ve ihracatı destekleyen yapısal reformları hayata geçireceğiz. Mali disiplinden taviz vermeden, gıda ve konut başta olmak üzere arz yönlü politikalarımızın da katkısı ile bütüncül bir çerçevede enflasyonla mücadeleyi sürdürecek, kazanımlarımızı güçlendirerek sosyal refahı artıracağız.​​​​​​​"</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekk-sonrasi-yeni-ovpde-yapisal-reform-mesaji-86098</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/7/1280x720/ekk-1784095188.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısından sonra yapılan açıklamada, &quot;Mali disiplinden taviz vermeden, gıda ve konut başta olmak üzere arz yönlü politikalarımızın da katkısı ile bütüncül bir çerçevede enflasyonla mücadeleyi sürdürecek, kazanımlarımızı güçlendirerek sosyal refahı artıracağız.&quot; denildi. Açıklamada, &quot;OVP döneminde ekonomide dönüşüm ve sürdürülebilir büyüme hedeflerimiz doğrultusunda verimliliği ve rekabet gücünü artıran yatırımları, üretimi, istihdamı ve ihracatı destekleyen yapısal reformları hayata geçireceğiz.&quot; ifadelerine yer verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmo-findik-alimlarina-basladi-86096</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 14:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO, fındık alımlarına başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fındık piyasalarında istikrarın sağlanması, üreticilerin pazarlama sorunlarının ortadan kaldırılması, depolama ve finansman ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla Ordu'da hazırlıklarını tamamlayan Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), Altınordu, Fatsa, Ünye dahil 6 noktada kabuklu fındık alımına başladı.</p>
<p>Ordu'da fındığını ofise satmak isteyen üreticiler, sabah erken saatlerde TMO depolarına geldi.</p>
<p>TMO'nun Altınordu ilçesindeki deposuna fındığını getiren üretici Derya Tulgar, AA muhabirine, önceki yıllarda olduğu gibi bu sezon da ürününü TMO'ya teslim ettiğini söyledi.</p>
<p>Kurtulmuş Mahallesi'nde hasadını yaptıktan sonra kuruttuğu 570 kilogram fındığı TMO'ya getirdiğini ifade eden Tulgar, "Biz TMO'ya fındık verdiğimiz için memnunuz. Özellikle paramızı zamanında ödediği için gayet memnunuz. Burası devletin yeri. Üreticilere tavsiyemdir, TMO'ya fındıklarını getirsinler. Zarar etmezler, kar ederler." diye konuştu.</p>
<p>İlk gün olmasına rağmen TMO'ya çok sayıda üreticinin fındık getirdiğini dile getiren Tulgar, ilerleyen günlerde bu sayının artacağına inandığını sözlerine ekledi.</p>
<p>Saraycık Mahallesi'ndeki bahçesinden topladığı 800 kilogram fındığı depoya getiren İbrahim Atasever ise TMO'nun alım şartlarını oldukça iyi bulduğunu ve kendilerine gösterilen ilgiden ayrıca memnun olduklarını ifade etti.</p>
<p><strong>Giresun</strong></p>
<p>TMO, Giresun'da ise il merkezi, Tirebolu ve Bulancak'taki 4 noktada alımlara başladı.</p>
<p>Ürününü TMO'ya getiren Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, AA muhabirine, sahil kesimindeki 250 metre rakıma kadar olan bölgelerde üreticilerin büyük bölümünün hasadı tamamladığını söyledi.</p>
<p>Karan, kendisinin de TMO'yu tercih ettiğini belirterek, "Fiyat konusunda mağdur olunmaması için ürünün TMO'ya teslim edilmesi üreticilerin menfaatine olur. Alımların hızlı şekilde devam etmesi halinde ise serbest piyasanın da buna tepki vereceğini düşünüyoruz." dedi.</p>
<p>Öte yandan Keşap, Espiye, Görele'de 1 Eylül'de, Güce'de ise 3 Eylül'de TMO'nun fındık alımları belirlenen noktalarda başlayacak.</p>
<p><strong>Düzce</strong></p>
<p>Ekilebilir alanların yüzde 85'inde fındık yetiştirilen Düzce'de, fındık hasadı devam ediyor. Orta rakımlı ve kıyı kesimlerde ise bazı üreticiler ürün toplamayı tamamladı.</p>
<p>TMO, harmanlama ve ayrıştırma işlemini de tamamlayan üreticilerin ürünlerini almak için Çilimli, Gümüşova, Akçakoca ve Yığılca ilçelerinde 4 nokta belirledi.</p>
<p>Üreticiler, topladıkları fındığı traktör ve kamyonetlerle alım noktalarına getirmeye başladı.</p>
<p>TMO'nun Çilimli ilçesindeki alım merkezini ziyaret eden AK Parti Düzce Milletvekili ve MKYK Üyesi Ayşe Keşir, gazetecilere, geçen hafta verilen randevularla ilk alımların başladığını belirterek, "Şu an Düzce'de 4 noktada alım gerçekleşiyor. Buradaki merkezlerimiz günlük 250 tona kadar fındık alabilecekler. Şimdiden bereketli bir sezon diliyorum." dedi.</p>
<p>AK Parti Düzce Milletvekili Ercan Öztürk ve AK Parti İl Başkanı Hasan Şengüloğlu da fındık üreticilerinin bereketli sezon geçirmelerini temenni etti.</p>
<p>Tarım ve Orman İl Müdürü Esra Uzun ise milletvekilleri Keşir ve Öztürk ile Şengüloğlu'nu fındık alımları ve rekolteyle ilgili bilgilendirdi.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmo-findik-alimlarina-basladi-86096</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/6/1280x720/findik-1787577942.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Toprak Mahsulleri Ofisi, Ordu, Giresun ve Düzce&#039;de fındık alımlarına başladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-is-dunyasi-suriyenin-yeniden-insasina-hazirlaniyor-86089</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 13:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suriye heyetinden Gebze ziyareti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Suriye Hama Valisi Abdurrahman Es-Seheyen ve beraberindeki heyet, Gebze Ticaret Odası’nı ziyaret etti.</p>
<p>Gerçekleştirilen görüşmede Türkiye ile Suriye arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi, Suriye’nin yeniden inşa sürecinde Gebzeli sanayici ve iş insanlarının üstlenebileceği roller ile yatırım ve iş birliği fırsatlarının ele alındığı bildirildi. Görüşmede, Gebze’nin güçlü üretim altyapısı ve sanayi tecrübesinin Suriye’nin yeniden inşa sürecine sağlayabileceği katkılar değerlendirildi.</p>
<p>Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş; Gebze Belediye Başkan Vekili Selamet Güner, Yönetim Kurulu Üyesi Yücel Yılmazel, Meclis ve Meslek Komite Üyeleri ile Genel Sekreterin katılımıyla, Suriye Hama Valisi Abdurrahman Es-Seheyen ve beraberindeki heyeti Gebze Ticaret Odası’nda ağırladı.</p>
<p>Ziyarette Hama Valisi Abdurrahman Es-Seheyen’e; Vali Yardımcısı Mohammed Ta’me, Şehir, Belde ve Belediyeler Meclisleri ile Sanayi ve Sanayi Şehirleri Sektörü Yürütme Kurulu Üyesi Mahmud Selkini, Sağlık, Planlama ve İstatistik İşlerinden Sorumlu Yürütme Kurulu Üyesi Mohammad El-Şerif, Suriye Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Fadi Al Kasım, Özel Kalem Müdürü Mohammad Jeha, Sosyal Hizmetler Sorumlusu Abdul Rahman İskaf ve Hizmet İşleri Danışmanı Yasin Kendakji eşlik etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/08/24/whatsapp-image-2026-08-24-at-12-etcu.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Toplantıda, Türkiye ile Suriye arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesine yönelik atılabilecek adımlar değerlendirilirken, Suriye’nin yeniden inşa sürecinde Gebze iş dünyasının üstlenebileceği roller, yatırım imkanları ve yeni iş birliği fırsatları ele alındı.</p>
<p>Gebze’nin inşaattan makineye, plastikten kimyaya, elektrik-elektronik ve metal sektörlerinden lojistiğe kadar geniş bir üretim altyapısına sahip olduğunu belirten Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, bölgedeki firmaların üretim kabiliyeti, ihracat tecrübesi ve teknik birikiminin Suriye’nin yeniden inşa sürecinde ortaya çıkacak ihtiyaçların karşılanmasında önemli bir potansiyel sunduğunu vurguladı.</p>
<h2>“Gebze’nin üretim gücü ve sanayi tecrübesinin bu sürece önemli katkılar sağlayacak”</h2>
<p>Suriye’nin yeniden inşa ve kalkınma sürecinin iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi açısından da önemli fırsatlar oluşturabileceğine dikkat çeken Aslantaş, “Gebze, Türkiye’nin en güçlü üretim merkezlerinden biri. Çok farklı sektörlerde üretim yapan, uluslararası pazarlarda önemli tecrübeye sahip firmalarımız var. Suriye’nin yeniden inşa ve kalkınma sürecinde ihtiyaç duyulacak ürün, hizmet ve yatırımlarda Gebzeli sanayicilerimizin ve iş insanlarımızın aktif şekilde yer almasını önemsiyoruz. Gebze’nin üretim gücünün ve sanayi tecrübesinin bu sürece önemli katkılar sağlayabileceğine inanıyoruz” dedi.</p>
<p>Aslantaş, “Gebze Ticaret Odası olarak üyelerimizin yeni pazarlara ulaşmasını ve uluslararası iş birliklerini geliştirmesini öncelikli çalışma alanlarımızdan biri olarak görüyoruz. Suriye’de oluşacak ticaret ve yatırım imkanlarını üyelerimiz açısından yakından takip edecek, iş insanlarımızın doğru muhataplarla doğrudan temas kurmasına katkı sağlayacağız. Buradaki hedefimiz, yapılan görüşmelerin masada kalmaması; somut ticari bağlantılara, yatırımlara ve sürdürülebilir iş birliklerine dönüşmesidir” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-is-dunyasi-suriyenin-yeniden-insasina-hazirlaniyor-86089</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/9/1280x720/gebze-is-dunyasi-suriyenin-yeniden-insasina-hazirlaniyor-1787568828.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suriye Hama Valisi Abdurrahman Es-Seheyen ve beraberindeki heyet, Gebze Ticaret Odası’nı ziyaret etti. Görüşmede Suriye’nin yeniden inşa sürecinde Gebzeli sanayici ve iş insanlarının üstlenebileceği roller ele alınırken, ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi ve somut ticari iş birliklerinin kurulması hedefi öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-uludagin-eteklerinde-korkutan-yangin-86085</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 12:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uludağ eteklerinde yangın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın Kestel ilçesindeki Derekızık ve Aktaştepe mahalleleri ile Yıldırım ilçesi Karapınar Mahallesi’nde bulunan ormanlık alanlarda sabah saatlerinde henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. Alevlerin, Bursa’nın önemli doğal ve turistik noktalarından Uludağ’ın eteklerine doğru ilerlediği bildirildi.</p>
<p>Derekızık köyü su fabrikalarının üst noktalarındaki yangının devam ettiği, alevlere Bursa Orman Bölge Müdürlüğü'ne bağlı 2 helikopter, 8 arazöz, 3 su tankeri, 6 ilk müdahale ve hizmet aracı, 4 dozer ile müdahale edildiği öğrenildi. Büyükşehir İtfaiyesi'nin yanı sıra jandarma ve bölge sakinleri de söndürme çalışmasına destek veriyor. Yetkililer, 3 bölgede de söndürme çalışmasının sürdüğünü açıkladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-uludagin-eteklerinde-korkutan-yangin-86085</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/5/1280x720/bursa-uludagin-eteklerinde-korkutan-yangin-1787563489.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa&#039;nın Kestel ilçesinde Uludağ&#039;ın eteklerindeki çam ormanlarında aynı anda yakın 3 farklı noktada yangın çıktı. Alevlere karadan ve havadan müdahale ediliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetlere-guven-agustosta-46-puan-azaldi-86083</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 12:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal hizmetlere güven ağustosta 4,6 puan azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), ağustos ayına ait Finansal Hizmetler İstatistikleri ve Finansal Hizmetler Güven Endeksi (FHGE) verilerini yayımladı.</p>
<p>Finans sektöründe faaliyet gösteren 150 kuruluşun yanıtlarının, sektördeki ağırlıkları dikkate alınarak birleştirilmesiyle elde edilen anket sonuçlarına göre FHGE, ağustosta 4,6 puan azalışla 150,4 seviyesine indi.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, son üç aydaki iş durumu ile hizmetlere olan talebin FHGE'yi azalış yönünde etkilediği, gelecek üç aydaki hizmetlere olan talep beklentisinin ise FHGE'yi artış yönünde etkilediği görüldü.</p>
<p>İş durumu ve hizmetlere olan talebe ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda iş durumunda iyileşme olduğu yönündeki değerlendirmeler bir önceki aya kıyasla zayıfladı.</p>
<p>Son üç ayda hizmetlere olan talepte artış olduğu yönündeki değerlendirmeler zayıflarken, gelecek üç ayda hizmetlere olan talepte artış olacağı yönündeki beklentiler ise güçlendi.</p>
<p>İstihdama ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda istihdamda artış olduğunu bildirenler lehine olan seyrin zayıfladığı, gelecek üç ayda istihdamda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyrin ise güçlendiği gözlendi.</p>
<p>2026 yılı ağustos ayında, NACE Rev. 2 sektör sınıflamasına göre "Finans ve Sigorta Faaliyetleri" sektöründe güven endeksleri alt sektörler itibarıyla değerlendirildiğinde, bir önceki aya göre "64-Finansal Hizmet Faaliyetleri (sigorta ve emeklilik fonları hariç)" ve "66-Finansal Hizmetlerle Sigorta Faaliyetleri için Yardımcı Faaliyetler" sektörlerinde sırasıyla 5,3 ve 0,6 puanlık azalış, "65-Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Fonları (zorunlu sosyal güvenlik hizmetleri hariç)" sektöründe ise 3,5 puanlık artış oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetlere-guven-agustosta-46-puan-azaldi-86083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/hizmet-uretici-endeksi-endeks-tablo-ekonomi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın ağustos verilerine göre, Finansal Hizmetler Güven Endeksi 4,6 puan azalarak 150,4&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hane-halki-ile-reel-sektorun-enflasyon-beklentisi-artti-86082</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 12:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hane halkı ile reel sektörün enflasyon beklentisi arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2026 yılı Ağustos ayına ait "Sektörel Enflasyon Beklentileri" verilerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, ağustosta 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri geçen aya göre piyasa katılımcıları için 0,26 puan azalarak yüzde 23,69 seviyesine gerilerken, hane halkı için 0,64 puan artarak yüzde 45,58 seviyesine, reel sektör için ise 0,30 puan yükselerek yüzde 32,80 seviyesine çıktı.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini bekleyen hane halkı oranı da bir önceki aya göre 0,78 puan azalarak yüzde 16,85 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>Hanehalkı Beklenti Anketi</strong></p>
<p>Merkez Bankası'nın, 3 bin 335 kişinin yanıtladığı ağustos ayı "Hanehalkı Beklenti Anketi" verilerine göre, hane halklarının ağustos ayında 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi, geçen aya göre 0,64 puan artarak yüzde 45,58'e yükseldi.</p>
<p>Hane halklarının, son bir yıl içinde fiyatlarının en çok arttığını değerlendirdiği ve gelecek 12 ay için fiyatlarının en çok artmasını beklediği ürün/hizmet grupları "gıda" ile "yakıt ve enerji" oldu.</p>
<p>Gıdayı, fiyatı en çok artan ürün grupları arasında değerlendiren katılımcıların payı bir önceki aya göre 0,4 puan azalarak yüzde 39,3'e geriledi.</p>
<p>Gelecek 12 ay sonunda konut fiyatlarındaki artış beklentisi, bir önceki aya göre 0,36 puan azalarak yüzde 32,13 oldu.</p>
<p>12 ay sonrası dolar kuru beklentisi, bir önceki aya göre 1,49 lira artarak 54,47 liraya çıktı.</p>
<p>Katılımcıların yatırım tercihleri değerlendirildiğinde, ilk sırada yer alan "altın alırım" seçeneğini belirtenlerin oranı bir önceki aya göre 1 puan artarak yüzde 41,3 oldu.</p>
<p>İkinci sırada yer alan "ev/dükkan/arsa vb. alırım" diyen katılımcıların oranı ise bir önceki aya göre 1,4 puan azalarak yüzde 37,1 olarak gerçekleşti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hane-halki-ile-reel-sektorun-enflasyon-beklentisi-artti-86082</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/market-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın ağustos anketinde yıllık enflasyon beklentileri piyasa katılımcıları için gerilerken hane halkı ve reel sektör için yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tohumculukta-hedef-ilk-5-86091</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tohumculukta hedef ilk 5</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Başkanı Kayhan Yıldırım, Asya Pasifik Tohumcular Birliği (APSA) tarafından TÜRKTOB ve Türkiye Tohumculuk Endüstrisi Derneği (TÜRKTED) iş birliği ile Tarım ve Orman Bakanlığı himayesinde Türkiye'de ilk kez "Uluslararası Asya Tohumculuk Kongresi"nin (ASC 2026) düzenleneceğini bildirdi. </p>
<p>Antalya'da, 1-5 Aralık'ta düzenlenecek toplantının önemine değinen Yıldırım, Asya Pasifik ülkelerinin dünyadaki tohum pazarının yüzde 30'una hitap ettiğini söyledi.</p>
<p>Yıldırım, yaklaşık 70 milyar dolarlık pazarın yüzde 30'una Asya Pasifik ülkelerinin sahip olduğuna dikkati çekerek, Türkiye ve Asya Pasifik ülkeleri açısından ASC 2026'nın önemli olduğunu ifade etti.</p>
<p>Ülkenin bulunduğu coğrafi konumun büyük avantaj sağladığına işaret eden Yıldırım, "Orta Asya, Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'nın tam orta noktasında olduğumuz için bizim tohumculuğumuz burada çok önemli. Bu tür kongreler, sadece tohum geçiş noktası değil, bir tohum merkezi haline gelmemizde büyük etken olacaktır." diye konuştu.</p>
<p><strong>İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 141'e ulaştı</strong></p>
<p>Kongrenin, tarihinde ilk defa en batıda, özellikle Asya ile Avrupa arasında köprü olan Türkiye'de yapılmasının önemli olduğunu kaydeden Yıldırım, şöyle devam etti:</p>
<p>"Son yıllarda tohum ihracatımızda önemli artışlar kaydedildi. 2018 yılında yüzde 108 seviyesinde olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, bugün yüzde 141’lere kadar yükselmiş durumda. Tohumculuk sektörünün bu tür kongrelerle daha da hızlı gelişeceğine inanıyoruz. Bu gelişimin, ülkemiz ve sektörün katma değer üretme kapasitesi açısından önemli katkılar sağlayacağını düşünüyoruz. Türkiye, tohumculuk konusunda dünyada 10. sırada. İleriki hedefimiz tohumculukta daha da gelişerek ülkemizi 5. sıralara doğru çekmek. 117 ülkeye tohum ihracatımız var. Süs bitkisi, fide ve fidanı da katarsak 130 ülkenin üzerine çıkıyor."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tohumculukta-hedef-ilk-5-86091</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/1/1280x720/kayhan-1787578555.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Uluslararası Asya Tohumculuk Kongresi&quot;nin aralıkta Türkiye&#039;de ilk kez düzenleneceğini belirten Türkiye Tohumcular Birliği Başkanı Kayhan Yıldırım, &quot;Türkiye, tohumculuk konusunda dünyada 10. sırada. İleriki hedefimiz tohumculukta daha da gelişerek ülkemizi 5. sıralara doğru çekmek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fast-limitleri-300-bin-liraya-yukseliyor-86071</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 09:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> FAST limitleri 300 bin liraya yükseliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Fonların Anlık ve Sürekli Transferi (FAST) sistemi işlem tutar limitlerinin artırılacağını duyurdu. </p>
<p>Duyuruda, "TCMB tarafından geliştirilen ve 8 Ocak 2021 tarihi itibarıyla kullanıma açılan yeni nesil anlık ödeme sistemi FAST Türkiye’de ödemeler alanında yarattığı yenilikçi yaklaşım ve katman servisleri ile günün her saati güvenli, hızlı ve kolay bir şekilde ödeme yapılmasına olanak sağlamakta olup alışveriş işlemlerinde nakit ve kartlı ödeme yöntemlerine alternatif bir yöntem olarak hızla yaygınlaşmaktadır." ifadelerine yer verildi.</p>
<p>Kullanıcıların FAST sistemine gösterdikleri ilgi ve ödemeler ekosisteminin dinamik gereksinimleri göz önünde bulundurularak, 26 Ağustos 2026 itibarıyla FAST işlem tutar limitlerinin para transferleri ve Ödeme İste Katman Servisi üzerinden gerçekleştirilen ödemelerde 100 bin liradan 300 bin liraya yükseltileceği bildirildi.</p>
<p>Duyuruda, FAST-TR karekod kullanılarak gerçekleştirilen dinamik doğrulamalı iş yeri ödemelerinde ise işlem tutar limitlerinin 250 bin liradan 300 bin liraya çıkarılacağı belirtildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fast-limitleri-300-bin-liraya-yukseliyor-86071</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/2/1280x720/simdi-yeni-bir-bankacilik-lazim-1747982789.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası, FAST işlem tutar limitlerini çarşamba gününden itibaren 300 bin liraya çıkaracak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ithalatta-cin-kaynakli-firtina-dinmek-bilmiyor-86060</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> İthalatta Çin kaynaklı fırtına dinmek bilmiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Yüksek enflasyon, artan üretim maliyetleri ve döviz kurunun görece yatay seyri, sanayici ve tüketiciyi ithal ürünlere yönlendirmeye devam ediyor.</p>
<p>Uygulanan ek gümrük vergileri ve korumacılık önlemlerine rağmen, Çin menşeli ürünlerin Türkiye pazarındaki hakimiyeti rekor kırarak artıyor. TÜİK verilerinden derlenen bilgilere göre, 2026 yılının ilk 6 ayında Çin’den yapılan ithalat, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,8 artışla 26,3 milyar dolara yükseldi. Bu performansla Çin, Türkiye’nin toplam ithalatından yüzde 13,9 pay alarak tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı.</p>
<h2>Yıllık 50 milyar dolar eşiğine geldi </h2>
<p>Çin’den yapılan ithalatın son 10 yıllık gelişim seyri, Türkiye’nin dış ticaretindeki bağımlılık yapısını da net bir şekilde ortaya koyuyor. 2016 yılında 25,4 milyar dolar seviyesinde olan ve toplam ithalattan yüzde 12,8 pay alan Çin ithalatı, 2019 yılında 18,4 milyar dolara ve yüzde 9,7 paya kadar gerilemişti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bda0d5d84a-1787550221.png" alt="" width="700" height="239" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bda1a17b0c-1787550234.png" alt="" width="409" height="360" /></p>
<p>Ancak pandemi ve ardından gelen küresel tedarik zinciri dönüşümüyle birlikte Çin ithalatı sert bir yükseliş ivmesine girdi. 2021 yılında 32,2 milyar dolara, 2022 yılında 41,4 milyar dolara ve 2023 yılında 45 milyar dolara fırlayan Çin menşeli ürün girişi, geçen yılın tamamında ise 49,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Toplam ithalattaki payı yüzde 13,6 olan Çin, böylece son 10 yılda Türkiye pazarındaki hacmini neredeyse ikiye katlamış oldu.</p>
<h2>Son 5 yılın ilk yarısında kesintisiz liderlik </h2>
<p>Son 5 yılın ocak-haziran dönemleri karşılaştırıldığında, Çin’in Türkiye pazarındaki ağırlığının istikrarlı bir şekilde arttığı görülüyor. 2022 yılının ilk yarısında 20,08 milyar dolar olan ve toplamdan yüzde 11,3 pay alan Çin ithalatı, Rusya’nın ardından ikinci sırada yer alıyordu. 2023 yılının ilk yarısında ise 22,24 milyar dolarla birinci sıraya yükselen Çin, toplam ithalattaki payını yüzde 12’ye çıkardı. Söz konusu yükseliş trendi sonraki yıllarda da ivme kaybetmedi. 2024’ün ilk yarısında 21,28 milyar dolarla yüzde 12,6 paya, 2025’in ilk yarısında 23,96 milyar dolarla yüzde 13,2 paya ulaşan Çin, 2026’nın ilk 6 ayında 26,31 milyar dolarlık ithalatla ilk yarılar itibarıyla tüm zamanların rekorunu kırdı. 2023 yılı itibarıyla enerji ithalatı nedeniyle zirvede yer alan Rusya'yı geride bırakan Çin, son 4 yıldır kesintisiz bir şekilde Türkiye’nin en çok ithalat yaptığı bir numaralı ülke konumunu koruyor.</p>
<h2>Uzak Doğu, AB’nin ensesinde </h2>
<p>Çin fırtınası, ülke grupları bazında da dış ticarette kartların yeniden dağıtılmasına yol açıyor. Çin’in de içinde yer aldığı Uzak Doğu ülkelerinden yapılan ithalat, Türkiye’nin geleneksel en büyük ticari partneri olan Avrupa Birliği ile arasındaki farkı hızla kapatıyor. TÜİK verilerine göre, 2026’nın ilk 6 ayında Uzak Doğu ülkelerinden yapılan ithalat yüzde 8,9 artışla 49,7 milyar doları aştı. Bu dönemde Uzak Doğu’nun toplam ithalattaki payı yüzde 26,3’e yükseldi. Buna karşın aynı dönemde Avrupa Birliği ülkelerinden yapılan ithalat yüzde 2,2 gerileyerek 55,6 milyar dolara düştü. AB’nin toplam ithalattaki payı ise kritik yüzde 30 eşiğinin altına inerek yüzde 29,4’e geriledi. 2021 yılında Avrupa Birliği ile Uzak Doğu arasındaki ithalat payı farkı 6,4 puan seviyesindeyken, 2026’nın ilk yarısı itibarıyla bu fark sadece 3 puana kadar indi. Bu durum, Türkiye’nin sanayi ve tüketim girdilerinde batıdan doğuya doğru köklü bir dış ticaret eksen kayması yaşadığını gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ithalatta-cin-kaynakli-firtina-dinmek-bilmiyor-86060</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/ithalat-ihracat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek üretim maliyetleri ve düşük kur baskısıyla cazibesi artan Çin’den ithalat, korumacılık önlemlerine rağmen hız kesmiyor. 10 yılda ikiye katlanarak 49,5 milyar dolara dayanan Çin ithalatı, 2026’nın ilk yarısında 26,3 milyar dolarla rekor kırdı. Çin’in toplam ithalattaki payı yüzde 13,9 ile tüm zamanların zirvesine çıkarken, Uzak Doğu’nun ağırlığı en büyük ticari partner AB’yi yakalamak üzere. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/pamukta-arz-alarmi-86057</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pamukta arz alarmı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bd6de85052-1787549406.png" alt="" width="234" height="111" /></p>
<p>Pamuk piyasasında uzun süredir görülmeyen bir fiyat hareketi yaşanıyor. ICE pamuk vadeli işlemleri geçen hafta 89,30 sent/libre düzeyine ulaşarak 28 ayın zirvesini gördü. Fiyatlar aylık bazda yüzde 8,93, yıllık bazda ise yüzde 32,94 yükseldi. Yükselişin arkasında yalnızca spekülatif fonların alımları değil, küresel arz ve talep dengesinin yeniden bozulabileceğine ilişkin beklentiler de bulunuyor.</p>
<p>Piyasadaki temel değişim, tüketimin üretimi aşmaya başlaması. USDA'nın ağustos tahminlerine göre küresel pamuk tüketimi 122,9 milyon balyaya ulaşarak son altı yılın en yüksek seviyesini görebilir. Buna karşılık küresel üretimin 117,6 milyon balya seviyesine gerilemesi bekleniyor. Böylece dünya pamuk piyasası, son yılların ardından yeniden belirgin bir arz açığıyla karşı karşıya kalabilir.</p>
<h2>Hava koşulları alarm veriyor </h2>
<p>Fiyatları yukarı taşıyan en önemli unsurlardan biri üretim bölgelerindeki hava koşulları. ABD'de iyi ila mükemmel olarak sınıflandırılan pamuk oranı iki hafta önce yüzde 46 iken geçen hafta yüzde 40'a, son verilerde ise yüzde 38'e düştü. Kuraklık ve yüksek sıcaklıklar özellikle önemli üretim alanlarında verim kaybı endişesini artırıyor. El Nino koşullarının eylül ayına kadar güçlenmesi beklentisi de piyasadaki hava riskini canlı tutuyor. Çin'in Xinjiang bölgesinde ekim alanlarını yüzde 10'dan fazla azaltması da küresel arz tarafındaki baskıyı artıran unsurlar arasında gösteriliyor.</p>
<p>Fonların net uzun pozisyonlarını 78.668 kontrata çıkarması, fiyat yükselişini hızlandıran bir başka unsur. Ancak son bir ayda yaşanan yaklaşık %9’luk artış 10,9'luk artış, piyasayı kar satışlarına karşı da hassas hale getiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yükselişi destekleyen faktörler</span></h2>
<p>■ Arz açığı: Küresel tüketimin 122,9 milyon balyaya çıkması, üretimin ise yaklaşık 117 milyon balyada kalması stokların hızla erimesi anlamına geliyor. <br />■ Hava riski: ABD'de ürün kalitesinin yüzde 38'e düşmesi, aşırı sıcaklar ve El Niño tehdidi hasat beklentilerini aşağı çekebilir. <br />■ İhracat talebi: ABD'nin ihracat taahhütleri 4,235 milyon balyaya ulaşırken, Vietnam'ın ithalatının 8 milyon balyaya çıkması bekleniyor. <br />■ Fon alımları: Net uzun pozisyonların 78.668 kontrata yükselmesi fiyat hareketine ek ivme kazandırıyor. <br />■ Sentetik rekabeti: Enerji fiyatlarının yüksek kalması polyester üretim maliyetlerini artırarak doğal elyaf lehine bir avantaj yaratabilir.</p>
<p><strong>Düşüş getirebilecek faktörler </strong></p>
<p>■ Tekstil sektöründe zayıflık: Çin ve Türkiye'deki düşük kapasite kullanımı pamuk talebini sınırlayabilir.<br />■ Polyester rekabeti: Petrol fiyatlarında olası düşüş, sentetik elyafı ucuzlatarak pamuktan pazar payı alabilir. <br />■ Kar satışları: Son bir aydaki yüzde 10,9'luk yükseliş, fonların hızlı pozisyon kapatması halinde sert düzeltme riskini artırıyor. <br />■ Küresel ekonomi: Giyim harcamalarında yaşanabilecek bir yavaşlama, özellikle 2027'ye yönelik güçlü tüketim tahminlerini zayıflatabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fiyatlarda 90 sent üzerine bakılıyor</span></h2>
<p>Analistlerin yılın son çeyreği için öne çıkardığı hedef aralık 90-92 sent/libre. ABD ve Çin'deki hasadın beklentilerin altında kalması, küresel stoklardaki gerilemenin hızlanması ve fiziksel piyasadaki talebin güçlü kalması halinde bu bandın aşılması da mümkün görülüyor.</p>
<p>Vadeli piyasalarda Mart-Mayıs 2027 kontratlarının şimdiden 90,40-91,35 sent/ libre aralığında işlem görmesi, piyasanın yüksek fiyatların yalnızca geçici bir hareket olmayabileceği beklentisini yansıtıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/pamukta-arz-alarmi-86057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/7/1280x720/pamuk-cotton-1787549695.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuraklık, aşırı sıcaklar ve üretim riskleri küresel pamuk piyasasında dengeleri değiştiriyor. ICE pamuk vadeli işlemleri 89,30 sent/libre ile Nisan 2024’ten bu yana en yüksek seviyeye çıktı. Dünya tüketiminin üretimi aşmaya başlaması piyasada yeniden arz açığı riski yarattı. Ancak Çin ve Türkiye’deki zayıf tekstil talebi ile kar satışları, yükselişin önündeki en önemli riskler olmaya devam ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bes-gun-surekli-tavan-oldular-iki-hisse-yuzde-60-getiriye-ulasti-86056</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beş gün sürekli tavan oldular, iki hisse yüzde 60 getiriye ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz haftayı %2,42 yükselişle tamamlarken, 13 hisse %20 barajını aştı. 303 şirketin pozitif tarafta yer aldığı haftada ikisi beş gün boyunca tavandan işlem görerek %60’a varan yükselişler kaydetti. Ancak yatırımcılar fiyatı olduğu kadar temel verileri de göz ardı etmemeli. </strong></p>
<p>Endeks son üç haftadır yükselen bir eğilim sergiliyor. Geçtiğimiz hafta %2,42 artışla çıkış ivmesini sürdürdü. BIST TÜM kapsamındaki 582 hissenin 303’ü prim yaparken alıcı tabanı genişledi. Spor tarafında Beşiktaş Futbol ve teknoloji alanında Netaş, yüzde 60’a varan getiriyle listenin ilk iki sırasında yer aldı. Kimi yatırımcı tavan serisine bakarak kaçırdığı fırsatı telafi etme arzusu ile bir an önce alım yönünde işlem yapsa da unutmamak gerekir ki yükselen fiyattan önce dayanağın gücüne bakmalı. Bir firmanın temel yapısına bakmadan alım yapmak riski büyütmek anlamına gelecektir.</p>
<h2>Haberler fiyatları yukarı taşıdı</h2>
<p>Geçtiğimiz haftanın en fazla kazandıranı Beşiktaş Futbol oldu. 10 Ağustos’ta hareketlenen hisse, geçtiğimiz hafta ivmeyi yükselterek sürdürdü. Beş gün boyunca tavan yaparak %59,78 prim yaptı. Şirketin Tera Holding ile sponsorluk ilişkisini finansal danışmanlık ve sermaye piyasası alanlarına genişletmek üzere görüşmelere başlaması çıkışın gerekçesi oldu. Netaş, %59,66 getiri sağlayarak geçtiğimiz haftayı ikinci sırada tamamlayan bir diğer şirket oldu. Bu hisse de beş gün boyunca tavan serisi ile hareket etti. İştiraki Netaş Bilişim aracılığıyla hava ulaşımı sektöründeki müşterisiyle 15 milyon dolar tutarında sunucu ve bakım sözleşmesi imzalaması, hisseye yönelik ilginin güçlenmesini sağladı.</p>
<h2>Kurumsalın payı arttı</h2>
<p>Gündoğdu Gıda, haftalık %27,88 yükselişle sıralamaya giren bir diğer firma. Mayıstan itibaren artan ivmeyle yükseldi. Son bir ayda sert dalgalanma yaşarken %9,77 geriledi. Hissede Pusula Portföy’ün yönettiği fonların belirgin bir ağırlığı gözleniyor. Portföy, geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği alımlarla yönettiği fonların toplam payını %38,67’ye çıkardı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bd6665baf7-1787549286.png" alt="" width="999" height="527" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TEMETTÜYÜ AL MI, HİSSEYE AKTAR MI?</strong></p>
<p><strong>Temettüyü al</strong>; nakit akışı, kâr realizasyonu, çeşitlendirme özgürlüğü, rahatlık. Bileşik getiri kaybı, enflasyon erimesi, harcanma, fırsat maliyeti.</p>
<p><strong>Hisseye aktar</strong>; bileşik büyüme, artan lot, disiplin, maliyet avantajı, enflasyon kalkanı. Likidite sorunu, şirket riski, zamanlama hatası, bağımlılık.</p>
<p><strong>Para cezasını önce %25 erken ödeme indirimiyle ödeyip sonra iptal davası beklenmeli</strong></p>
<p>Brisa, Rekabet Kurulu’nun kestiği 1 milyarlık cezayı ödedi mi? ● Ziya Düzgün</p>
<p>Ziya, Rekabet Kurumu’nun Brisa’ya kestiği para cezasının toplam tutarı yaklaşık 1,02 milyar TL olup gerekçeli kararın tebliği bekleniyor. Yapılacak tebliğin ardından yasal süresi içinde ödeme yapması halinde %25 indirimden yararlanacak. Bu taktirde ceza tutarı 764,3 milyon TL olarak ödenebilecek. Halihazırda finansal tablolarında 392 milyon TL karşılık ayırmış olan Brisa, karara karşı yasal haklarını kullanacağı anlaşılıyor. Bu itibarla hukuki süreç ve ödeme takvimi devam ediyor. Henüz tebligat olmadığı için gerçekleşmiş bir ödeme de bulunmuyor.</p>
<p><strong>Yapıma ne zaman başlanacağı açıklanmazken ön lisans süresi yaklaşık 1,5 yıl uzatıldı</strong></p>
<p>Menderes Tekstil’in Akça RES’i ne zaman elektrik üretmeye başlayacak? ● Erhan Yunus</p>
<p>Erhan, Menderes Tekstil’in Akça Dodurga Depolamalı RES projesinin ne zaman elektrik üretimine geçeceğine dair şirketin paylaşmış olduğu herhangi bir tarih bulunmuyor. Firmanın talebi üzerine EPDK, projenin mevcut ön lisans süresini 31 Aralık 2027 tarihine kadar uzattı. Şirketin ise söz konusu tarihe kadar gerekli yükümlülüklerini yerine getirerek esas üretim lisans başvurusunu tamamlaması beklenmeli. Tesisin lisans alımı ve inşaat süreçleri göz önüne alındığında, ticari elektrik üretimine ancak 2028 yılı veya sonrasında başlanması beklenmeli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TTA fonu altına dayalı enstrümanlara yatırımla son bir yılda %48 kazandırdı</strong></p>
<p>İş Portföy’ün yönetimindeki Altın Fonu (TTA), ocakta en yüksek 0,75 TL’yi gördükten sonra geriledi. Düşüş geçtiğimiz temmuza kadar devam ederken son üç haftadır yukarı eğilim dikkat çekiyor. Nisandan bu yana fondan nakit çıkışı yaşanıyor. Ağustosta çıkan miktar önceki iki aya göre azalarak 276,5 milyon TL’ye indi. Bununla birlikte büyüklüğü artarak 27,7 milyar TL’ye yükseldi. Yatırımcısı hazirandan bu yana artış eğiliminde ve şimdilerde 222.620’ye ulaştı. Doluluk oranı %71,12 seviyesinde. Fonun temel stratejisi, altına dayalı sermaye piyasası araçlarına yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyün’ün %58,37’si kıymetli madenler ve %22,57’si kıymetli maden cinsinden BYF bulunuyor. Birikimini altında değerlendirmek isteyenlere hitap ediyor. Bir yılda %47,78 getiri ile endeksin %28,29 yükselişini aştı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>A1 Capital, piyasadan %47,75 bileşik faizle 400 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>A1 Capital Yatırım, 21.08.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 400.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %41, bileşik faizi %47,75 olarak belirlendi. 91 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 20.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %10,22 düzeyinde. 21 Ağustos itibarıyla TLREF %39,86 seviyesinde bulunuyor. Buna göre A1 Capital’in verdiği %41 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 1,14 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFA1CPK2627 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bd639e31ea-1787549241.png" alt="" width="982" height="241" /><strong>BÜLBÜLOĞLU VİNÇ</strong></p>
<p><strong>Yurt içindeki şirketin yurt dışındaki projesi için vinç imali konusunda anlaştı</strong></p>
<p>Bülbüloğlu Vinç, bir yurt içi firmasının yurt dışında gerçekleştireceği proje kapsamında vinç imalatı ve teslimatı için 1,06 milyon euroya anlaştığını duyurdu. Tutar, şirketin yıllık gelirinin %1,61’i düzeyinde bulunuyor. Firmanın yılbaşından bu yana açıkladığı yeni işlerin toplam tutarı ise yıllık gelirinin %43,91’i seviyesinde. Şirketin anlaştığı yeni işin teslimatı 2027 yılının ilk çeyreğinde tamamlanacak. Bülbüloğlu Vinç yılın ilk yarısında satışlarını %10 düşürdü. Yüksek maliyet ve giderler esas faaliyet kârını %96 geriletirken, dönem sonunda zarar açıkladı.</p>
<p><strong>KİLER HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan’da inşaat şirketi kurdu. Gayrimenkul alanında açılım hedefliyor</strong></p>
<p>Kiler Holding, uluslararası projelerde etkinliğini artırmak için Suudi Arabistan’da 500 bin riyal sermayeli Kiler Construction ünvanıyla bir şirket kurduğunu duyurdu. Kurulan iştirak; konut, kamu binası ve altyapı inşaatları gibi gayrimenkul alanlarında faaliyet gösterecek. Kiler Holding, yılın ilk yarısında gelirini %79 büyüterek 8,29 milyar TL’ye çıkarırken dönem sonunda 640,4 milyon TL zarar yazdı. Geçtiğimiz yıl fiyatı hızla yükselen hisse, Şubat 2026’da 689,50 TL’ye kadar çıktı. Ardından gelen satışlarla aynı hızla gerilerken şimdilerde 65,50 TL seviyelerinde.</p>
<p><strong>REYSAŞ GMYO</strong></p>
<p><strong>Menderes’te ticari depo yatırımı için 278 milyon liraya iki yeni arsa satın aldı</strong></p>
<p>Reysaş GMYO, İzmir Menderes’te bulunan toplam 23.680 metrekare büyüklüğündeki iki arsayı 278,24 milyon TL bedelle satın aldı. Açıklamada alımın kendi özkaynaklarından karşılandığı ifade edilirken arsaların ekspertiz değerinin 378,24 milyon TL olduğu belirtildi. Paylaşılan verilerden bedelin hayli iskontolu olduğu anlaşılıyor. Firma, alınan arsalar üzerinde, kiraya verilmek üzere yeni bir ticari depo parkı projesi geliştirmeyi planlıyor. Söz konusu alımla birlikte, portföyünü genişletme olanağı elde etmiş görünüyor. Hissenin fiyatı yılbaşından bu yana %105 arttı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Adra GMYO son üç haftada hızlı bir yükseliş kaydetse de ocaktaki zirvesinin altında</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bd621b9768-1787549217.png" alt="" width="297" height="242" /></strong></p>
<p>Adra GMYO’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %4,76 ile toplamda 1,98 bin lot azalarak 39,59 bine indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı üç olup aynı seviyede duruyor. BIY fonu 1.979 lot ile satış yaparken, alım yapan herhangi bir fon olmadı. Adra GYO hakkında 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Yaklaşık üç yıldır borsada işlem gören hissenin fiyatı ilk yıllarda yatay bir seyir izlerken geçtiğimiz yılın ikinci yarısından itibaren hareketlilik arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bes-gun-surekli-tavan-oldular-iki-hisse-yuzde-60-getiriye-ulasti-86056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beş gün sürekli tavan oldular, iki hisse yüzde 60 getiriye ulaştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/belediyelerin-mali-yapisi-yeniden-duzenlenecek-86054</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belediyelerin mali yapısı yeniden düzenlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Uzun süredir üzerinde çalışılan "Yerel Yönetimler Reformu"nun detayları netleşti. Bu çerçevede hazırlanan yasal düzenlemelerin 2027 yılında hayata geçirilmesi planlanıyor. AK Parti’nin, “Yerel Yönetimler Reformu”nun detayları 25. Yıl Vizyon Belgesi’nde de yer aldı.</p>
<h2>Neler yapılacak?</h2>
<p>Yerel Yönetim Reform Belgesi ile; </p>
<p>■ Gelişmiş e-belediyecilik uygulamaları, akıllı şehir çözümleri, yapay zeka destekli hizmetler, veri temelli karar alma sistemleri ve güçlü dijital altyapısıyla belediye hizmetlerini daha hızlı, daha etkin, daha şeffaf, daha güvenli, daha erişilebilir ve daha vatandaş odaklı hale getirilecek. </p>
<p>■ Belediye personelinin dijital becerileri, afet ve kriz yönetim kapasitesi, iklim ve çevre duyarlılığı, mali disiplin bilgisi, etik sorumluluğu, vatandaş odaklı hizmet anlayışı ve proje geliştirme yetkinliği güçlendirilecek. </p>
<p>■ Yerel yönetimlerin iklim değişikliğiyle mücadele, çevrenin korunması, enerji verimliliği, sıfır atık ve su yönetimi konularındaki görev ve yetkilerinin daha açık ve uygulanabilir olması için yerel yönetim mevzuatı en kısa sürede uyumlu hale getirilecek. </p>
<p>■ 81 ilin tamamı için şehirlere özgü, “Su Güvenliği Planları” hazırlanacak.</p>
<h2>Mali yapısı şehirlerin gerçek ihtiyaçlarına göre düzenlenecek </h2>
<p>■ Belediyelerde ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet iddiaları, imar rantı tartışmaları, denetimsiz harcamalar, kaynak israfı ve milletin öncelikleriyle bağdaşmayan uygulamaların önüne geçmek amacıyla yeni bir denetim ve hesap verebilirlik reformu hayata geçecek. </p>
<p>■ Belediye kaynaklarının etkin, verimli, adil, şeffaf, hukuka uygun ve doğrudan kamu yararına kullanılmasını güvence altına alacak yasal düzenlemeler hayata geçecek. <br />■ Belediyelerde harcama disiplini, mali saydamlık, performans denetimi ve hesap verme sorumluluğunu tahkim edilecek. </p>
<p>■ Belediyelerde mali raporlama, personel giderleri, borçlanma, iştirakler ve belediye şirketlerinin mali denetimi konuları sağlam kurallara bağlanacak. </p>
<p>■ Belediye şirketleri denetim dışı alanlar olmaktan çıkarılacak. -Belediye yöneticilerinin harcamalardan doğan hukuki ve mali sorumlulukları netleştirilecek. </p>
<p>■ Mülki idare amirlerinin yerel yönetimler ve kamu kurumları arasındaki gözetim, koordinasyon ve kamu hizmetlerinin bütünlüğünü sağlama yetkileri yeniden düzenlenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/belediyelerin-mali-yapisi-yeniden-duzenlenecek-86054</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/8/1280x720/ak-parti-1787202033.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti’nin, “Yerel Yönetim Reformu”nun ayrıntıları belli oldu. Buna göre, belediyelerin mali yapısı yeniden düzenlenecek. Şehirlere özgü Su Güvenliği Planları hazırlanacak. Belediye şirketlerinin mali denetimi konuları &quot;sağlam kurallara&quot; bağlanacak. Belediye yöneticilerinin harcamalardan doğan hukuki ve mali sorumlulukları netleştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sigortadan-issizlere-yapilan-odemeden-cok-isverene-tesvik-verildi-86053</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlere yapılan ödemeden çok işverene teşvik verildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) tarafından yapılan bir çalışmada, İşsizlik Sigortası Fonu’nun işsizlik ödemeleriyle, fon kaynaklı olarak işverenlere yönelik teşvik uygulamalarının tutarı karşılaştırıldı. DİSK-AR Araştırma Bülteniyle duyurulan çalışmaya göre 2026 Ocak-Temmuz döneminde, fon kaynaklı olarak işbaşı eğitim programları dahil doğrudan ve dolaylı işverenlerin yararlandığı teşvikler toplam giderlerin yüzde 44,3’ünü oluştururken, işsizlere yapılan ödemeler yüzde 31 seviyesinde kaldı.</p>
<h2>10 yılda 6,4 puan azaldı </h2>
<p>Çalışmada 2016 ve 2023 yıllarına göre Ocak-Temmuz 2026 dönemindeki paylar kıyaslandı. Ayrıca dönemsel aralıklarla da kıyaslama yapıldı. Buna göre, 2016- 2016 arasındaki 10 yıllık dönemde işsizlik ödemesinin toplam giderler içindeki payı 6,4 puan azaldı, işverenlere ödenen doğrudan ve dolaylı teşvikler 24 puan arttı.</p>
<p>DİSK-AR araştırması işbaşı eğitim programı, aktif işgücü programlarından bazıları, kadın ve gençlerin istihdamına yönelik destekler gibi programları teşvik ve destek olarak kabul ediyor. Bu tür faaliyetlerde işçilere yapılan ödemelerin fondan karşılanması yanında, bazı sosyal güvenlik ödemeleri de fon kaynaklı olarak yapılıyor. Bu programlar hükümetçe kamuoyuna teşvik ve destek olarak isimlendiriliyor ya da sunuluyor. DİSK-AR, bunların tamamını işveren desteği ve/veya teşviki olarak sınıfl ıyor ve işsizlik tazminatı ödemelerinin toplam tutarlarıyla kıyaslıyor.</p>
<h2>Yararlanma oranı yüzde 17,1 </h2>
<p>Yapılan çalışmada işsizlik sigortası ödemelerinin, işten çıkan ya da çıkarılan kişilerin içinde az sayıda kişi tarafından yararlanılmasına da işaret edildi. Buna göre, Haziran ayı örneğinde yapılan incelemede, işsiz olarak kayıtlı olan 2 milyon 688 bin işsiz olduğu ancak o ay itibariyle işsizlik sigortasından yararlanan kişi sayısının 460.5 bin kişi olduğu belirtilerek, yararlanma oranının yüzde 17,1 seviyesinde kaldığı vurgulandı.</p>
<p>Araştırma, İşsizlik Sigortası Fonu birikimlerinin değerlendirilmesi sonucu elde edilen getiri tutarının detaylarının açıklanmaması da eleştirildi. 2019 öncesi nema oran ve tutarları açıklanırken, o tarihten itibaren fonun mevduat, tahvil ve son dönemde izin verilen Takasbank Para Piyasasında borç verme yetkisinden elde edilen nema gelirlerinin detaylarının verilmediği hatırlatıldı. Araştırma bülteninde, “İşsizlik Sigortası Fonu'nda biriken kaynakların önemli bir bölümünün Hazine'nin borçlanma araçlarında değerlendirilmesi, fonu aynı zamanda kamu borçlanmasının finansmanında kullanılan önemli bir kaynak haline getirmektedir. Fon kaynaklarının farklı amaçlarla kullanılması, Hazine'nin iç borçlanma ihtiyacını artırabileceğinden, hükümet Fon kaynaklarının kullanımını ağırdan almaktadır” yorumu yapıldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Denetim güçlendirilmeli, veriler açıklanmalı"</span></h2>
<p>DİSK-AR çalışmasının yayınlandığı bültende DİSK’in, Fonun kuruluş amacına uygun kullanılması, işveren destek ve teşviki olarak niteledikleri programların durdurulması, güvenceli, kayıtlı ve nitelikli işlere geçişi sağlayacak şekilde kullanılması, işsizlik sigortasından yararlanma koşullarının kolaylaştırılması, ödeme süre ve tutarının yükseltilmesi taleplerine yer verildi. Ayrıca Fon yönetiminin denetiminin güçlendirilmesi, verilerin ayrıntılı açıklanması istendi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sigortadan-issizlere-yapilan-odemeden-cok-isverene-tesvik-verildi-86053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/lira-para-tl-1766502481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DİSK-AR&#039;ın İşsizlik Sigortası Fonu ile ilgili yılın 7 aylık dönemini kapsayan araştırmasına göre, doğrudan ve dolaylı işverenlerin yararlandığı teşvikler toplam giderlerin yüzde 44,3’ünü oluştururken, işsizlere yapılan ödemeler yüzde 31 seviyesinde kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankarada-ittifak-turlari-hizlandi-86052</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara’da ‘ittifak’ turları hızlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanlığı seçimi ile genel seçimler yaklaşırken, küçük partiler de seçime daha güçlü girmek için yoğun bir ittifak arayışı içeresine girdiler.</p>
<p>Yeniden Refah Partisi (YRP), DEVA Partisi ve Saadeti Partisi (SP) arasında yeni bir seçim ittifakı için görüşmeler devam ederken, tarafların prensipte anlaştığı belirtiliyor. Zafer Partisi ve Anahtar Partisi’nin de İYİ Parti çatısı altında birleşeceği iddiaları devam ederken, önceki gün Ankara’da 5 siyasi parti lideri sürpriz bir görüşme gerçekleştirdi. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz ve Kutlu Parti Genel Başkanı Yusuf Halaçoğlu, Ankara’da bir restoranda bir araya geldi. Çayır, yeni bir ittifak ihtimaline ilişkin, “Evet, öyle bir şey var” açıklaması yaptı. Yeni ve 5’li bir ittifakın daha kapısının aralandığı Ankara’da konuşuluyor. Ankara’da yeni ittifak arayışları devam ederken, 5 liderin aynı masada buluşması, “yeni bir milliyetçi ittifak mı kuruluyor?” sorusunu gündeme taşıdı. İttifak toplantısını ise Remzi Çayır’ın verdiği, yanıtla da doğrulanmış oldu.</p>
<p><strong>Yeni Yol Grubu yine düşebilir</strong></p>
<p>Üç siyasi parti, DEVA, GELECEK ve SP Meclis’te birleşerek Yeni Yol Grubunu oluşturmuştu. Ancak 4 milletvekiline sahip GELECEK Parti’nin kendini feshetmesinin ardından bu partide yer alan Mustafa Bilici AK Parti’ye geçti. 20 milletvekiline sahip Yeni Yol Grubu 19’a düşünce Meclis’te de grup düşmüş oldu. CHP’nin bir milletvekilini Yeni Yol Grubu’na aynı gün vermesi ile kriz aşıldı. Ancak, GELECEK Partili iki milletvekilinin Yeni Yol Grubu ile yol ayrımına geldikleri belirtiliyor. Denizli Milletvekili Sema Silkin Ün’ün AK Parti’ye, Bursa Milletvekili Kani Torun’un ise DEM’e geçeceği iddia ediliyor. Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın ise şimdilik Yeni Yol Grubu’nda devam edeceği söyleniyor. Diğer iki milletvekilinin istifa etmesi halinde ise Yeni Yol Grubu’nun düşeceği belirtiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankarada-ittifak-turlari-hizlandi-86052</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/9/1280x720/tbmm-meclis-1786342941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara’da ‘ittifak’ turları hızlandı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/politika-faizine-donus-fiyatlaniyor-86051</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Politika faizine dönüş fiyatlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yüksek enflasyonla mücadelede TL’yi teşvik eden makroihtiyati tedbirler sürerken Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın yılın yılın üçüncü enflasyon raporunda savaşla birlikte ara verdikleri haftalık repo ihalelerine dönmeyi değerlendirdiklerini açıklaması TL mevduat faizlerine yansıdı. Karahan’ın bu açıklamaları 10 Eylül’deki Para Politikası Kurulu’nda haftalık repoya yeniden dönüşe yönelik beklentileri artırırken bankacılık sektöründe de bu beklenti mevduat faiz oranlarına 1-1.5 puan geriletti. Sektörde TL mevduat faiz oranları gerilemeye başlarken henüz kredi kanalında kıpırdanma yok.</p>
<h2>Politika faizine yakınsaması bekleniyor</h2>
<p>TCMB Başkanı Karahan, 13 Ağustos’ta yapılan enflasyon raporu toplantısında savaş kaynaklı risklerde en kötünün geride kaldığını ve artık çok uç gelişmelerin beklenmediğini gördüklerini belirterek iç talebe yönelik soğumanın da iyice netleştiğine vurgu yaptı. Orta vadeli enflasyon görünümünde bozulma olmadığını ve yukarı yönlü risklerin de azaldığını söyleyen Karahan, “Önümüzdeki dönemde temel fonlama aracımız olan 1 hafta vadeli repoya dönüş gündemimizde. Zamanlama olarak piyasa koşullarına bakacağız, 1 hafta vadeli repoya dönüşü değerlendirebiliriz. 1 hafta vadeli repo ihalelerini açınca piyasadaki faizlerin bu dönemde para politikası faizine yakınsamasını bekliyoruz. 1 hafta vadeli repo konusu bir normalleşme konusu. Ondan sonraki dönem için bir sinyal niteliği taşımıyor” diye konuştu. Karahan likidite bolluğu olmasına rağmen repo ihalelerini üst banttan karşıladıklarını hatırlattı. Para politikası faizi yüzde 37 iken üst bant yüzde 40 seviyesinde bulunuyor.</p>
<h2>Banka özelinde fark etse de hareket var </h2>
<p>Bu açıklamalar temmuz PPK’sı öncesinde bile dillendirilen 1 hafta vadeli repo ihalelerine dönüşün eylül PPK’sında gerçekleşmesine yönelik beklentileri güçlendirdi. Bankacılık sektörü de bu beklentileri mevduat faizlerine düşüş olarak yansıtmaya başladı. Bir bankacılık sektörü kaynağı enflasyon raporu sonrasında TL mevduat faizlerinde düşüş gözlediklerini belirterek makroihtiyati tedbirlere uyum için bankalar özelinde farklı fiyatlamalar olsa da mevduat faizlerinde 1-1.5 puanlık düşüş görüldüğünü vurguladı. Bir diğer bankacılık sektörü kaynağı da TL mevduat faizlerinde aşağı yönlü hareket olduğunu ancak çok ciddi bir düşüş görmediklerini dile getirdi.</p>
<p>EKONOMİ’nin TL mevduat faizlerini takip ettiği bankaların 32 günlük en kısa vadeli mevduat faiz oranlarında da hareket var. Enflasyon raporu toplantısı öncesinde 100 bin TL’ye yüzde 41,5’in üzerinde mevduat faizi veren bir özel yabancı banka şimdi bu oranı yüzde 40 seviyesine çekti. Bir diğer özel yerli banka ise yine aynı vadede 100 bin TL mevduata uyguladığı faiz oranını yüzde 39,75 ile uzun süre sonra yüzde 40’ın altına çekti. Daha büyük mevduata yüzde 40,75 seviyesinde faiz oranı uygulanırken 3 aya kadar vadeli mevduatta ise yüzde 40'ın üzerindeki seviye devam ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ekim ve aralık ayında 100'er puanlık indirim tahmini var!</span></h2>
<p>Uluslararası bankaların analizleri de TCMB’den 1 hafta vadeli repo ihalelerine dönüş beklentisinde. JPMorgan’ın yayımladığı analizde eylülde TCMB’nin 1 hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlaması ardından ekim ve aralık PPK’larında ise politika faizinde 100’er puanlık indirim tahmini yer aldı. JPMorgan ekonomistleri yılsonunda politika faizinin yüzde 35 seviyesinde olmasını bekliyor. TL mevduat faizleri hareketlenmişken iki bankacılık sektörü kaynağına göre kredi faiz oranlarında henüz bir değişim yok. Bankacılık sektörü kaynaklarının verdiği bilgiye göre TL cinsi ticari kredi faiz oranları kullanıcının kredibilitesine göre yüzde 45- 46’dan başlayıp yüzde 55’e kadar çıkabiliyor. Sektör kaynakları önce TL mevduat faiz oranlarının fiyatlayacağını ardından kredi faiz oranlarına bir yansıma olabileceğini vurguladı. TCMB Başkanı Karahan enflasyon raporu sunumunda yatırım fonları dahil TL mevduatın payının yüzde 62’ye yükseldiğini kredi büyümesinin ise tüm türlerde gerilediğini dile getirdi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) 14 Ağustos’a ilişkin haftalık verilerinden yapılan hesaplamaya göre sektörde TL mevduat payı yüzde 61,54 seviyesinde bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/politika-faizine-donus-fiyatlaniyor-86051</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/9/1280x720/mevduatta-faiz-avantaji-kisa-vadeden-uzuna-kaydi-1746544209.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB Başkanı Karahan’ın enflasyon raporu toplantısında 1 hafta vadeli repo ihalelerine dönmeyi değerlendirdiklerini söylemesi ve eylül PPK’sında bu adımın atılmasına yönelik artan beklentiler TL mevduat faiz oranlarına yansıdı. Bankacılık sektörü kaynaklarına göre mevduat faiz oranlarında 1-1.5 puanlık düşüş var. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-asri-asmanin-sirri-riski-gormek-kadar-gelecegi-korumak-86065</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir asrı aşmanın sırrı: Riski görmek kadar geleceği korumak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1925’te kurulan Anadolu Sigorta ikinci yüzyılına girerken, sigortacılığın temelindeki “koruma” kavramını yeniden yorumluyor. Ormanları yangından koruyan yapay zekâ destekli kulelerden çocukları kitapla buluşturan kütüphanelere, sokak hayvanları için yollara düşen mobil klinikten kendi elektriğini üreten güneş santraline uzanan çalışmaların ortak bir noktası var: Riski gerçekleştikten sonra karşılamak yerine, mümkün olduğunca gerçekleşmeden önce görmek. Anadolu Sigorta Kurumsal İletişim, Sürdürülebilirlik ve Afet Yönetimi Koordinatörü Berna Semiz Ergüntan, “Sürdürülebilirlik bizim için yalnızca bir sorumluluk değil, iş stratejimizin bir parçası” diyor. </strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bde65d4df8-1787551333.png" alt="" width="325" height="372" /></strong>Bir şirket neden 100 yıl yaşar? İyi yönetildiği için mi? Değişime uyum sağladığı için mi? Krizleri doğru okuduğu, riskleri önceden gördüğü ya da toplumla kurduğu bağı kaybetmediği için mi? Bence hepsi… Anadolu Sigorta Kurumsal İletişim, Sürdürülebilirlik ve Afet Yönetimi Koordinatörü Berna Semiz Ergüntan ise, 100 yılı aşan bir şirketin hikâyesine başka bir yerden bakmanın da mümkün olduğunu söylüyor: Bir kurumun ömrünü, yalnızca kendisini ne kadar iyi koruduğu değil, çevresindekileri ne kadar koruyabildiği de belirliyor… Sigorta özünde “koruma” üzerine kurulu bir sektör. Fakat iklim krizinin, afetlerin, biyolojik çeşitlilik kaybının ve sosyal eşitsizliklerin büyüdüğü bir dünyada korunması gerekenlerin listesi de giderek uzuyor. Evimiz, otomobilimiz, fabrikamız kadar ormanlarımızı, çocukların eğitime erişimini, kültürel mirası ve diğer canlıların yaşam hakkını da konuşuyoruz. Ergüntan tam da bu noktanın altını çiziyor: “Sürdürülebilirlik bizim için yalnızca bir sorumluluk değil, aynı zamanda iş stratejimizin bir parçası” diyor ve sürdürülebilirliğin ürün geliştirmeden satın almaya, insan kaynaklarından sosyal yatırımlara kadar şirketin faaliyetlerine entegre edildiğini söylüyor. Anadolu Sigorta’nın 2023 yılında sektöründe bir ilk olarak Sürdürülebilirlik İletişimi Politikası yayımlaması da bu yaklaşımın parçalarından biri.</p>
<p><strong>Ormanın gözleri artık yapay zeka</strong></p>
<p>Bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri “Ormanın Gözleri”. Çünkü iklim değişikliği artık geleceğin değil, bugünün sigorta riski. Ergüntan’ın verdiği bilgiler şöyle; “Türkiye’nin yaklaşık 23,3 milyon hektarlık orman varlığının 12,5 milyon hektardan fazlası yüksek yangın riski altında. Anadolu Sigorta’nın Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü iş birliğiyle 2022 yılında başlattığı Ormanın Gözleri projesi yangını söndürmek kadar, mümkün olduğunca erken görmeyi hedefliyor. Yapay zekâ destekli insansız gözetleme kuleleri dumanı tespit ediyor, ormanı sürekli izliyor ve müdahale süresinin kısalmasına katkı sağlıyor. İlk kule 2022’de Adana Balcalı’da devreye girmişti. Bugün ise proje çok daha geniş bir coğrafyaya yayılmış durumda. 2026’da Balıkesir, Adana, Kastamonu ve Denizli’de dört yeni yapay zekâ destekli kule; KKTC ve ODTÜ’de ise iki gözetleme sistemi devreye alındı. Böylece toplam 20 yapay zekâ destekli gözetleme kulesi ve iki gözetleme sistemiyle yaklaşık 1,1 milyon hektarlık alanın izlenmesine katkı sağlanıyor. Bugüne kadar 310 yangının büyümeden kontrol altına alınmasına destek olundu. Ormanın Gözleri projemizle orman yangınlarının erken tespiti ve önlenmesi için teknolojiyi seferber ediyoruz.”</p>
<p><strong>Geleceği korumanın bir başka yolu: Eğitim</strong></p>
<p>Anadolu Sigorta’nın sosyal yatırımlarındaki bir diğer dikkat çekici alan eğitim. 2023 yılında başlayan Anadolu Sigorta Kütüphaneleri projesi bugün İstanbul, Mardin, Şanlıurfa, Eskişehir ve Hatay’a uzanıyor. Hatay’da açılan 10 yeni kütüphaneyle birlikte toplam 38 okulda kütüphane kurulmuş durumda. Çocuklarla buluşturulan kitap sayısı 52 bine, ulaşılan öğrenci sayısı ise 20 bine yaklaşıyor. Ancak projenin yaklaşımını asıl anlatan, kütüphanelerin farklı ihtiyaçlara göre şekillenmesi. Şanlıurfa Haliliye’deki Görme Engelliler Okulu için Braille alfabesiyle zenginleştirilmiş özel bir kütüphane oluşturulması, Tohum Otizm Vakfı iş birliğiyle özel eğitim sınıfına bilgisayar, tablet ve eğitim materyalleri sağlanması bunun örnekleri. Berna Semiz Ergüntan, bu yaklaşımın çıkış noktasını, “Nitelikli eğitimin her çocuğun hakkı olduğuna inanıyoruz” sözleriyle anlatıyor. Dolayısıyla burada mesele yalnızca daha fazla kitabı daha fazla çocukla buluşturmak değil; farklı koşullarda büyüyen çocukların bilgiye ve eğitime erişiminin önündeki engelleri azaltmak.</p>
<p><strong>Korumanın kapsamına bütün canlılar giriyor</strong></p>
<p>Bu zincirin üçüncü halkası “Kurtaran Araç”. Kurtaran Ev Derneği iş birliğiyle 29 Ocak 2024’te yola çıkan mobil klinik; hemogram, biyokimya, ultrason, röntgen ve operasyon odası dahil ileri seviye ekipmanlarla donatılmış durumda. Gönüllü veteriner hekimlerin görev yaptığı araç, günlük müdahalelerin yanı sıra afet bölgelerine de gidiyor. 2024 yılında 500’ün üzerinde sokak hayvanının ilk muayene ve tetkikleri gerçekleştirilmiş. 2025 yılından bugüne ise afetlerde yapılan müdahaleler dahil 6 bin 782 sokak hayvanına Kurtaran Araç ile yardım edilmiş. Ergüntan’ın bu projeyi anlatırken söylediği “Bir canın bile hayatta kalmasına katkı sağlayabildiysek, aslında en büyük ödülü çoktan almışız demektir” cümlesi, Anadolu Sigorta’nın sosyal yatırımlarına hangi pencereden baktığını da iyi anlatıyor. Çünkü burada etkiyi yalnızca ulaşılan kişi, kurulan kütüphane ya da yapılan müdahale sayısıyla tarif etmeyen bir yaklaşım var. Bir çocuğun kitaba erişebilmesi, yangının büyümeden fark edilmesi ya da yaralı bir hayvanın zamanında tedavi edilebilmesi… Sosyal yatırımın gerçek karşılığı, sonunda hayatın içinde neyi değiştirdiğinde ortaya çıkıyor. Anadolu Sigorta’nın farklı alanlara yayılan bu projelerini birbirine bağlayan çizgi burada belirginleşiyor: Koruma fikrini poliçenin sınırlarının dışına taşımak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Net sıfır hedefi operasyonun içine giriyor</strong></span></p>
<p>Anadolu Sigorta, Türkiye’nin Paris Anlaşması kapsamında ortaya koyduğu net sıfır vizyonunu destekleyerek 2050 itibarıyla net sıfır karbon emisyonlu şirket olmayı hedefliyor. Berna Semiz Ergüntan şu bilgileri veriyor: “Sinop Boyabat’ta sigorta sektöründe bir ilk olarak öz tüketim amaçlı güneş enerjisi santrali devreye aldık. Yaklaşık 18 bin 928 metrekarelik alana kurulan santralin yıllık 2 bin 450 MWh elektrik üretmesi öngörülüyor. 2025 tüketim verileri baz alındığında bu üretim, Anadolu Sigorta’nın kendi binalarındaki elektrik ihtiyacının tamamını karşılayabilecek büyüklükte. Santralin sağlayacağı emisyon azaltımı şirketin operasyonel faaliyetlerinden kaynaklanan Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarının yaklaşık yüzde 45’ine karşılık geliyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-asri-asmanin-sirri-riski-gormek-kadar-gelecegi-korumak-86065</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir asrı aşmanın sırrı: Riski görmek kadar geleceği korumak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kobi/akilli-fabrikalar-robotik-otomasyonla-yeni-uretim-donemine-geciyor-86063</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akıllı fabrikalar robotik otomasyonla yeni üretim dönemine geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bdc3cc10d5-1787550780.png" alt="" width="999" height="133" />Sanayide dijital dönüşüm hız kazandıkça robotik otomasyon da giderek üretimin daha önemli bir parçası haline geliyor. Bir dönem ağırlıklı olarak büyük ölçekli fabrikalarda kullanılan robotlar, bugün orta ölçekli işletmelerin de yatırım gündemine girmiş durumda. Robotik sistemler üretimde hız ve kapasite artışı sağlarken kaliteyi artırıyor, iş kazalarının da azalmasını sağlıyor. Bu da maliyet avantajını beraberinde getiriyor. Türkiye’de yaklaşık 1 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşan sektör; robot üreticileri, sistem entegratörleri, yazılım şirketleri, mühendislik firmaları ve farklı teknoloji sağlayıcılarından oluşan geniş bir ekosisteme sahip.</p>
<p>Robot Entegratörleri ve Yüksek Teknolojili Sistem Üreticileri Derneği (ROBODER) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yarış, Türkiye’nin robotik teknolojiler açısından uzun vadede önemli bir potansiyele sahip olduğunu söylüyor. Yarış’a göre son iki yılda yatırım ortamındaki belirsizlikler ve Uzak Doğu kaynaklı rekabet, sektörün büyüme hızını sınırlasa da sanayide robot yatırımları devam ediyor.</p>
<h2>Türkiye’nin önünde geniş bir alan var </h2>
<p>Türkiye’de robot yoğunluğu, gelişmiş ülkelerin gerisinde. Bugün Türkiye’de imalat sanayisinde her 10 bin çalışana 43 endüstriyel robot düşerken dünya ortalaması ise 162 robot seviyesinde. Bu fark, önümüzdeki dönemde büyüme için önemli bir alan bulunduğuna işaret ediyor. Türkiye’nin robotik alandaki potansiyelinin özellikle KOBİ’lerin otomasyona erişiminin kolaylaşmasıyla daha güçlü biçimde ortaya çıkabileceğini söyleyen Murat Yarış, “Son yıllarda robot yatırımlarının yalnızca büyük sanayi kuruluşlarıyla sınırlı kalmayıp orta ölçekli işletmelere de yayılması önemli bir dönüşüm yarattı. Kolaboratif robotlar, mobil robotlar, görüntü işleme sistemleri ve yapay zekâ destekli uygulamalar hızla yaygınlaşıyor. Firmalar artık robot yatırımlarını yalnızca üretim kapasitesini artırmak için değil, kaliteyi yükseltmek, verimliliği artırmak ve rekabet güçlerini korumak amacıyla da gerçekleştiriyor” diye konuşuyor.</p>
<h2>Otomotiv başı çekiyor </h2>
<p>Robotların kullanım alanları da sanayinin farklı kollarına doğru genişliyor. Otomotiv ve otomotiv yan sanayisi robot teknolojilerinin en yoğun kullanıldığı sektörlerin başında geliyor. Metal işleme, makine ve gemi imalatı, beyaz eşya, plastik ve gıda da robot kullanımının yaygın olduğu alanlar arasında bulunuyor. Önümüzdeki dönemde ise lojistik ve depo otomasyonu, sağlık teknolojileri, savunma ve ilaç üretiminde robot kullanımının daha hızlı artması bekleniyor. Böylece robotik otomasyonun yalnızca üretim hatlarının değil, farklı sektörlerdeki operasyonların da parçası haline gelmesi öngörülüyor.</p>
<h2>“Güçlü tarafımız mühendislik” </h2>
<p>Türkiye’nin robot teknolojilerindeki avantajı ise yalnızca robotları kullanabilmesinden kaynaklanmıyor. Sistem entegrasyonu ve proses mühendisliği, sektörün güçlü olduğu alanların başında geliyor.</p>
<p>Yerli firmaların kaynak, montaj, paletleme, paketleme, makine besleme ve görüntü işleme gibi uygulamalarda dünya standardında çözümler geliştirdiğini kaydeden Yarış, Türkiye’nin bu alandaki yetkinliğinin güçlü mühendislik, yazılım ve proses deneyimine dayandığını vurguluyor. Yarış, “Bu başarı yalnızca robot teknolojisinden değil, güçlü mühendislik, yazılım ve proses tecrübesinden kaynaklanıyor” diyerek Türkiye’nin katma değer yaratabileceği alanın yalnızca robot yatırımı olmadığını ortaya koyuyor.</p>
<h2>Yapay zekâ robotu akıllandıracak </h2>
<p>Robot teknolojilerinde gelecek dönemin belirleyicisi ise yapay zekâ olacak. Bugünün robotları yalnızca önceden programlanan hareketleri gerçekleştiren makineler olmaktan çıkıyor. Çevresini algılayabilen, verileri analiz edebilen ve üretim süreçlerinin optimize edilmesine katkı sağlayabilen sistemler giderek yaygınlaşıyor. Bu gelişme, robotların üretim hattındaki rolünü de değiştiriyor. Yarış, yapay zekânın robot teknolojilerine etkisini şu sözlerle anlatıyor: “Robotlar artık yalnızca programlanan hareketleri yapan makineler değil; çevresini algılayan, verileri analiz eden ve üretim süreçlerini optimize edebilen akıllı sistemlere dönüşüyor.” Bu dönüşümün üretimde verimlilik ve kaliteyi artırmasının yanı sıra yeni iş modellerinin ortaya çıkmasına da zemin hazırlaması bekleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Asıl sınav KOBİ’lerde</span></h2>
<p>Türkiye’nin Endüstri 4.0 ve akıllı fabrika uygulamalarında önemli bir mesafe aldığını belirten Yarış’a göre bundan sonraki kritik aşama KOBİ’lerin dijital dönüşüme daha güçlü şekilde dahil edilmesi. Çünkü robotik otomasyonun yalnızca büyük işletmelerde yoğunlaşması, sektörün genelinde verimlilik artışının sınırlı kalmasına yol açabilir. KOBİ’lerin ulaşabileceği ölçeklenebilir ve maliyet etkin otomasyon çözümleri, robot kullanımının yaygınlaşmasında belirleyici olabilir. Yarış, Türkiye’nin önündeki hedefi ise net biçimde ortaya koyuyor: “Güçlü üretim kültürümüz, genç mühendislerimiz ve teknoloji geliştirme kabiliyetimiz sayesinde Türkiye'nin yalnızca robot kullanan değil, robot teknolojileri geliştiren ve ihraç eden ülkeler arasında daha üst sıralara yükseleceğine inanıyoruz.” </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kobi/akilli-fabrikalar-robotik-otomasyonla-yeni-uretim-donemine-geciyor-86063</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/3/1280x720/akilli-fabrikalar-robotik-otomasyon-1787551064.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de sanayide robot kullanımı da giderek yaygınlaşırken sektörün büyüklüğü yaklaşık 1 milyar dolara ulaştı. Yatırımlardaki yavaşlamaya rağmen otomotivden gıdaya, metal işlemeden gemi imalatına kadar birçok sektörde robot talebinin sürdüğünü belirten ROBODER Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yarış, özellikle KOBİ’lerin dönüşüme katılmasıyla sanayide dönüşümün hızlandığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findikta-70-liralik-makas-olustu-gozler-tmoda-86061</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fındıkta 70 liralık makas oluştu, gözler TMO’da!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Yeni sezon fındığının serbest piyasaya inmesiyle birlikte üreticinin beklediği fiyat ile piyasanın ilk rakamları arasındaki fark da netleşti. Doğu Karadeniz’de 50 randıman kabuklu fındık 180-185 lira, Giresun’da 185-200 lira, Batı Karadeniz’de ise 190-195 lira seviyelerinde işlem görmeye başladı. Serbest piyasada oluşan fiyatlar, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) Levant kalite için açıkladığı 250 lira, Giresun kalite için ise 255 liralık alım fiyatının yaklaşık yüzde 28 altında kalırken, fark kilogram başına 70 liraya kadar çıkıyor.</p>
<p>Fındık sektörünün farklı kesimlerinden üretici ve ihracatçılara göre, TMO’nun güçlü bir alım iradesi ortaya koyması halinde serbest piyasa fiyatlarının 200 lira ve üzerine çıkması mümkün. Üreticinin önemli bölümünün borçlu olması ve hasat öncesinde aldığı avanslar nedeniyle ürününü tüccara teslim etmek zorunda kalması, bu beklentinin önündeki en önemli engellerden biri diyen sektör oyuncularına göre, fındık piyasasında bundan sonraki sürecin belirleyicisi TMO’nun alım miktarı, üreticinin kuruma göstereceği ilgi ve serbest piyasaya ne kadar ürün ineceği olacak.</p>
<h2>Piyasada fiilen taban fiyat oluştu </h2>
<p>Üreticinin bu yıl gübre, ilaç ve bahçe bakım giderlerini karşılayarak hasada geldiğini belirten Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, düşük fiyat nedeniyle birçok üreticinin en azından zararının bir bölümünü telafi edebilmek amacıyla ürününü toplamak zorunda kaldığını ifade etti. TMO’nun alım noktalarını artırarak piyasadaki arzın önemli bölümünü hızlı biçimde çekmesi halinde serbest piyasa fiyatlarının TMO’nun açıkladığı seviyelere yaklaşabileceğini belirten Karan, TMO fiyatının piyasada fiilen bir tavan fiyat oluşturduğunu söyledi. TMO’nun fiyatı tavan değil taban fiyat diyen Kara, “250 liraya değer biçilen bir ürünü 170 liraya almak bana göre ahlaki değil. Bu fiyatın altında işlem yapılması sorgulanmalı” dedi.</p>
<h2>Bu fiyatlar üreticiyi üretimden koparır </h2>
<p>Fındık fiyatlarının üretici ile tüketici arasındaki zincirde adil dağılmadığını savunan Karan, “işlenmiş fındığın raf fiyatları ile üreticinin eline geçen fiyat arasındaki büyük farka var. Bir kilogram fındık üreticiden yaklaşık 170 liraya alınıyor. Raflarda işlenmiş ürünün kilogram fiyatı ise 1.250 liraya kadar çıkıyor. Paketleme, işçilik ve diğer maliyetler eklense dahi aradaki fark yüksek” diye konuştu. Karan, “Fındıktan üretici dışında herkes para kazanıyor. Üretici kazanamıyor. Devlet de vergi ve diğer gelirler yoluyla kazanıyor, ihracatçı döviz kazanıyor. Ancak emeğini ve üretimini ortaya koyan üretici yeterli geliri elde edemiyor. Bunun sürdürülebilir olup olmadığını artık sorgulamamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>TMO’nun 17 Ağustos’ta açılan randevu sistemine yoğun talep olduğunu kaydeden fındık üreticisi ve brokeri Osman Çakmak, piyasanın yönü açısından gözlerin bugün (24 Ağustos) başlayacak TMO alımlarına çevrildiğini söyledi. TMO’nun bu sezon 250-300 bin tona kadar fındık alabileceğini, depolarının ve personelinin hazır olduğunu ve ihtiyaç halinde alım süresini uzatabileceğini açıkça ortaya koyması gerektiğini belirten Çakmak, “Bu piyasaya güven verir. TMO’nun ilk bir-iki haftada 100-150 bin ton seviyesinde alım gerçekleştirmesi halinde serbest piyasada fiyatların yukarı yönlü hareket edebileceğini ve 200 lira seviyesinin üzerine çıkabileceğini düşünüyorum” dedi.</p>
<h2>Serbest piyasadaki fiyatın nedenleri </h2>
<p>Serbest piyasadaki düşük fiyatların yalnızca arz-talep dengesiyle açıklanamayacağını belirten Çakmak, “Yüksek faizler nedeniyle sanayici düşük maliyetli finansmana ulaşmakta zorlanıyor. İşçilik, enerji ve diğer üretim giderlerindeki artışlar da sanayinin maliyetlerini yükseltiyor. Avrupa pazarında karşı karşıya kaldığımız fiyat baskısı da var. Avrupalı alıcıların Gürcistan, Şili, ABD ve Azerbaycan gibi üretici ülkelerden daha uygun fiyatlarla fındık tedarik edebilmesi, Türkiye’de fiyatların aşağı yönlü baskılanmasına neden oluyor. Bu nedenle ihracatçı Avrupa pazarında rekabet edebilmek için daha düşük fiyat vermek zorunda kalıyor. Bu da zincirin gerisinde üretici ve tüccarın elde ettiği kâr marjını daraltıyor” dedi.</p>
<h2>“Verimlilik esası” tartışması </h2>
<p>Fındık piyasasında fiyat oluşumunu etkileyebilecek bir diğer konunun ise TMO alımlarındaki “verimlilik esası” olduğunu belirten Çakmak, Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı il ve ilçe müdürlüklerinin yaptığı verimlilik tespitleri doğrultusunda üreticinin TMO’ya teslim edebileceği ürün miktarının sınırlandırıldığını kaydetti. Bu uygulamanın serbest piyasaya daha fazla ürün çıkmasına ve fiyatların baskı altında kalmasına yol açabileceğini belirten Çakmak, “Üreticinin Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kayıtlı olması halinde elindeki ürünün tamamının TMO tarafından alınması gerekir. Üreticinin TMO’ya yoğun şekilde ürün vermesi serbest piyasadaki arzı azaltır ve bu da fiyatların yükselmesine katkı sağlar” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yoğun arz nedeniyle "algı fiyatı" oluştu</span></h2>
<p>İstanbul Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği eski Başkanı ve Nuteks Zirai Ürünler Gıda Pazarlama Sanayi ve Ticaret AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Haydar Gören, serbest piyasada şu aşamada yoğun bir ürün arzından ziyade bir “algı fiyatı” oluştuğunu mevcut fiyat farkının kalıcı bir piyasa fiyatı olarak değerlendirilmesi için henüz erken olduğunu söyledi. Üretici, ihracatçı ve sanayici kimliklerinin tamamını taşıdığını belirten Gören, kendi bahçesinden elde ettiği ürün için TMO’dan randevu aldığını ve bugün (24 Ağustos) ürününü kuruma teslim edeceğini ifade etti. TMO’nun üreticilere açık bir alım mekanizması oluşturduğunu belirten Gören, serbest piyasa ile TMO arasındaki fiyat farkı bu kadar yüksek olduğu sürece üreticinin TMO’ya yöneleceğini söyledi. Üreticinin mevcut fiyatları düşük bulması halinde ürününü pazara indirmemesinin serbest piyasada fiyatların yeniden hareketlenmesine yol açabileceğini söyleyen Gören, “Burada belirleyici unsur arzın hangi hızla piyasaya geleceği. Yeni sezon ürününün eylül ayından itibaren daha yoğun şekilde pazara inmesiyle gerçek fiyat oluşumunu daha net göreceğiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findikta-70-liralik-makas-olustu-gozler-tmoda-86061</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/sakaryanin-2026-yili-tahmini-findik-uretimi-89-bin-ton-olarak-belirlendi-1784711134.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Serbest piyasa fiyatları, TMO&#039;nun Levant kalite için açıkladığı 250, Giresun kalite için ise 255 liralık alım fiyatının yaklaşık yüzde 28 altında kalırken, fark kilogram başına 70 liraya kadar çıkıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-heyecanlandiracak-sirket-az-gelenler-de-heyecanlandirmiyor-86059</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada heyecanlandıracak şirket az, gelenler de heyecanlandırmıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçenlerde X’te gözüme çarptı, @madmenilker mahlaslı kullanıcı mevzuyu çok güzel özetlemiş: “Borsa İstanbul’da halka arz olan şirketler GYO, GYO... Amerikan borsalarında bu sene halka arz olacaklar OpenAI, Anthropic.”</p>
<p>Bu iki satırlık isyan piyasalarımızın röntgeni. Koskoca borsada işlem gören şirketlerin kabaca yüzde 8'i GYO iken yeni halka arzlarda bu oran yüzde 12'yi aşmış durumda. Yani yeni şirketler içindeki GYO ağırlığı, borsanın geneline göre neredeyse yarı yarıya daha fazla.</p>
<p>İşte o “halka arz seferberliği”nin acı bilançosu bu. Toplam 622 şirketin olduğu Borsa İstanbul'da GYO sayısı 53’e ulaştı. Yeni gelenlerin ezici çoğunluğu yarını kuracak teknoloji hamleleri, inovasyon odaklı işler yapmıyor. Önümüze ısıtılıp konan yine beton, arsa, AVM ya da konut projesi. Yatırımcıya "yeni vizyon" diye sunulan hikaye, bu ülkenin ekonomisini yıllardır kilitleyen, katma değer üretmeyen o bildik inşaat döngüsünün ta kendisi.</p>
<p> </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bd8b141b2b-1787549873.jpg" alt="" width="700" height="392" />
<figcaption><strong>Amerikan borsalarında bu sene halka arz olacaklar arasında Anthropic ve OpenAI gibi şirketler var. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Peki dünyada neler oluyor? Benzer ligdeki Kore, Tayvan ya da Hindistan gibi ülkelere bir bakalım. Küresel risklerin tam ortasında bile bu adamların borsaları rekor kırıyor. Çünkü o piyasalarda yapay zeka devrimine çip yetiştiren, dünya çapında yazılımlar geliştiren gerçek büyüme şirketleri var. Yatırımcı risk gördüğü an hantal yapılardan kaçıyor ama parasını sistemden çıkarmıyor; gidip geleceğin teknoloji devine yatırıyor. Para borsada kalıyor.</p>
<p>Bizde ise rüzgar tersine esiyor. Enflasyonun, belirsizliklerin tavan yaptığı dönemlerde Borsa İstanbul neden çakılıyor sanıyorsunuz? Sebebi açık: Yatırımcı ekrana baktığında onu heyecanlandıracak bir hikaye bulamıyor. Teknolojik vizyonu olan şirketlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Haliyle parasını korumak isteyen yatırımcı da ya faize sığınıyor ya dövize koşuyor ya da küresel borsalardaki o "geleceğin devlerine" ortak olmaya gidiyor. Merkez Bankası verileri de büyük ve küçük yatırımcının bu sessiz kaçışını doğruluyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde zihniyet değişmezse bu kan kaybı daha da hızlanacak. Eğer piyasaya taze, heyecan verici şirketler çekilemezse, borsa sadece eski dünyanın temsilcilerinin para bulma kapısı olarak kalacak. Biz de bugünkü gibi hacimsiz piyasada “kendimiz çalıp kendimiz oynamaya devam” edeceğiz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-heyecanlandiracak-sirket-az-gelenler-de-heyecanlandirmiyor-86059</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada heyecanlandıracak şirket az, gelenler de heyecanlandırmıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temmuz-2026-butce-acigi-86050</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temmuz 2026 bütçe açığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye ekonomisinin en önemli gündemlerinden biri olan bütçe dengesi, Temmuz 2026 verileriyle birlikte yeniden tartışılmaya başlandı. Merkezi yönetim bütçesi temmuz ayında <strong>378,1 milyar TL açık</strong> verdi. Böylece yılın ilk yedi ayında oluşan toplam bütçe açığı <strong>1 trilyon 320,9 milyar TL</strong> seviyesine ulaştı.</p>
<p>Rakamların dili oldukça açık: Devletin harcamaları gelirlerinden daha hızlı artıyor. Temmuz ayında merkezi yönetim bütçe giderleri <strong>1 trilyon 790,5 milyar TL</strong>, bütçe gelirleri ise <strong>1 trilyon 412,4 milyar TL</strong> oldu. Giderlerdeki artışın gelirlerdeki artıştan belirgin biçimde yüksek olması, bütçe açığının büyümesinde temel etken olarak öne çıktı.</p>
<p><strong>Temmuzda açık neden bu kadar arttı?</strong></p>
<p>Temmuz 2025'te merkezi yönetim bütçesi yaklaşık <strong>23,9 milyar TL açık</strong> vermişti. Bir yıl sonra açığın 378,1 milyar TL'ye çıkması, bütçe dengesindeki değişimin boyutunu gösteriyor.</p>
<p>Üstelik sorun yalnızca toplam bütçe açığından ibaret değil. Temmuz ayında <strong>faiz dışı denge de 51,3 milyar TL açık</strong> verdi. Geçen yılın aynı ayında ise faiz dışı fazla söz konusuydu. Bu durum, bütçedeki baskının yalnızca borç faizlerinden kaynaklanmadığını, kamu harcamalarının genelinde de önemli bir yük bulunduğunu gösteriyor.</p>
<p>Temmuz ayında faiz harcamaları <strong>326,8 milyar TL</strong> olarak gerçekleşti. Bu rakam, bütçenin önemli bir bölümünün geçmiş dönem borçlarının finansman maliyetine ayrıldığını ortaya koyuyor. Faiz giderleri yükseldikçe eğitimden sağlığa, tarımdan sosyal desteklere kadar diğer kamu harcamaları için kullanılabilecek mali alan da daralıyor.</p>
<p><strong>Gelirler artıyor ama giderler daha hızlı artıyor</strong></p>
<p>Bütçe gelirlerinin artmış olması ilk bakışta olumlu görülebilir. Ancak önemli olan yalnızca gelirlerin artması değil, gelirlerin giderleri karşılayabilecek hızda artmasıdır.</p>
<p>Temmuz ayında bütçe gelirleri yıllık bazda yaklaşık <strong>%28,8 artarak 1 trilyon 412,4 milyar TL'ye</strong> yükseldi. Vergi gelirleri ise <strong>1 trilyon 234,8 milyar TL</strong> olarak gerçekleşti. Buna karşılık bütçe giderleri yıllık bazda yaklaşık <strong>%59,8 artarak 1 trilyon 790,5 milyar TL'ye</strong> çıktı.</p>
<p>İşte asıl dikkat edilmesi gereken nokta burada ortaya çıkıyor.</p>
<p>Devlet daha fazla vergi topluyor ancak aynı zamanda çok daha hızlı harcama yapıyorsa bütçe açığının kapanması zorlaşıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnızca vergi gelirlerini artırmaya yönelik politikalar yeterli olmayacaktır. Harcama tarafında da güçlü ve kalıcı bir disiplin gerekiyor.</p>
<p><strong>İlk yedi ayda 1,32 trilyon liralık açık</strong></p>
<p>Ocak-Temmuz döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri <strong>10 trilyon 520,7 milyar TL</strong>, bütçe gelirleri ise <strong>9 trilyon 199,7 milyar TL</strong> oldu. Aradaki fark, yılın ilk yedi ayında <strong>1 trilyon 320,9 milyar TL bütçe açığı</strong> anlamına geliyor.</p>
<p>Bu rakam sadece ekonomi yönetimi açısından değil, vatandaş açısından da önem taşıyor. Çünkü bütçe açığı sonuçta finansman ihtiyacı doğuruyor. Finansman ihtiyacının artması ise daha fazla borçlanma, daha yüksek faiz yükü ve gelecekte bütçe üzerinde daha fazla baskı anlamına gelebiliyor.</p>
<p>Burada önemli olan bütçe açığının tek başına "iyi" veya "kötü" şeklinde değerlendirilmemesidir. Ekonomiler zaman zaman yatırımlar, afetler, sosyal harcamalar veya ekonomik daralmalar nedeniyle açık verebilir. Asıl mesele, açığın <strong>neden oluştuğu, nasıl finanse edildiği ve sürdürülebilir olup olmadığıdır.</strong></p>
<p><strong>Faiz yükü bütçenin en büyük sorunlarından biri</strong></p>
<p>Türkiye'nin bütçe açısından önündeki en önemli sorunlardan biri faiz yüküdür.</p>
<p>Faiz harcamalarının yükselmesi, kamu kaynaklarının üretken yatırımlar yerine borç servisinde kullanılmasına yol açabilir. Üstelik yüksek faiz ortamında yeni borçlanmanın maliyeti de artabilir. Böylece bütçe açığı ile faiz giderleri arasında birbirini besleyen bir döngü ortaya çıkabilir.</p>
<p>Bu nedenle bütçe politikasında sadece "ne kadar gelir toplandı?" sorusuna değil, "toplanan kaynak nereye harcandı?" sorusuna da bakmak gerekiyor.</p>
<p>Eğer bütçedeki kaynaklar üretimi, istihdamı ve ihracatı artıracak alanlara yönlendirilirse gelecekte daha güçlü bir gelir yapısı oluşturulabilir. Buna karşılık verimsiz harcamalar arttıkça bütçenin gelecekteki yükü de ağırlaşabilir.</p>
<p><strong>Vatandaşın beklentisi: Tasarruf ve adalet</strong></p>
<p>Bütçe açığının büyümesi vatandaş açısından da önemli bir konu. Çünkü bütçe açığını kapatmak için ilerleyen dönemlerde vergi artışları, yeni borçlanma veya harcamaların kısılması gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>
<p>Ancak burada sosyal adaletin korunması büyük önem taşıyor.</p>
<p>Yeni vergilerin ağırlıklı olarak tüketim üzerinden alınması, dar ve orta gelirli vatandaşlar üzerinde daha fazla baskı oluşturabilir. Çünkü gelirinin büyük bölümünü temel ihtiyaçlarına harcayan vatandaş, tüketim vergilerindeki artışlardan daha fazla etkilenir.</p>
<p>Bu nedenle bütçe dengesi sağlanırken <strong>vergi adaleti</strong> de gözetilmelidir. Kayıt dışı ekonomiyle mücadele edilmeli, vergi tabanı genişletilmeli ve kamu kaynaklarının etkin kullanılması sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>Asıl hedef sadece açığı kapatmak olmamalı</strong></p>
<p>Türkiye'nin önünde zor fakat gerekli bir görev bulunuyor: Hem bütçe disiplinini sağlamak hem de ekonomik büyümeyi korumak.</p>
<p>Bunun yolu sadece harcamaları kısmaktan geçmiyor. Kamu kaynaklarının daha verimli kullanılması, yatırım önceliklerinin doğru belirlenmesi, kayıt dışılığın azaltılması, vergi sisteminin daha adil hale getirilmesi ve israfın önlenmesi gerekiyor.</p>
<p>Özellikle üretime, teknolojiye, tarıma, ihracata ve istihdama katkı sağlayan yatırımlar korunmalı; ekonomik değer üretmeyen ve ertelenebilecek harcamalar yeniden değerlendirilmelidir.</p>
<p>Temmuz 2026 bütçe rakamları bize önemli bir mesaj veriyor: <strong>Bütçe dengesi kendiliğinden düzelmiyor.</strong></p>
<p>Önümüzdeki aylarda gelirlerin artırılması kadar giderlerin kontrol altına alınması da büyük önem taşıyor. Çünkü güçlü bir ekonomi yalnızca yüksek büyüme oranlarıyla değil, aynı zamanda sağlıklı kamu maliyesiyle mümkün.</p>
<p>Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, günü kurtaran bütçe politikalarından ziyade geleceği güvence altına alan, üretimi destekleyen, vergide adaleti gözeten ve kamu kaynaklarını verimli kullanan kalıcı bir mali disiplin anlayışıdır.</p>
<p>Temmuz ayındaki <strong>378,1 milyar TL'lik bütçe açığı</strong>, bu konuda daha dikkatli ve kararlı adımlar atılması gerektiğini açık biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temmuz-2026-butce-acigi-86050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuz 2026 bütçe açığı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuketici-haklari-ve-nitelikli-kucuk-esnaf-ruhu-86049</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketici hakları ve nitelikli küçük esnaf ruhu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şirket ekonomik bunalımı ve istikrarsızlığı çalışanına (sıfır yan hak, belki asgari ücret altı ödeme), tüketiciye (niteliği düşük, arkasında durulmayan ürün), devlete (aflara odaklı vergi oyunları) ve topluma (sürdürülebilirliği dışlayan yönetim tarzı) yansıtıyor. Şirketleri de bir noktadan sonra suçlamak belki doğru değil, zira “durum vaziyet” belli.</strong></p>
<p>Alındıktan sonra 15 gün içinde indirime giren ürün için indirim tutarı kadar nakit iadesi yapan bir sistem düşünün. Bu “devre yakan” uygulamayı 25 yıl önce ABD’de görüp, “bu nasıl bir tüketici krallığıdır?” demiştik. İstisnai uygulamalar dışında, bu düzeyde tüketiciyi koruyan bir yapının ülkemizde hâlâ hayal dahi edilemiyor olması tatsız bir durumdur.</p>
<p><strong>Ortalama Türk şirketi: </strong><strong>Malı satana kadar iyi</strong></p>
<p>Yıllar önce İtalya’ya ilk gittiğimde, aman demişlerdi: Dikkat edin, buralarda hırsızlık çok olur. Dedim ki biz o işin menbaından geliyoruz, onlar uyanık olsun. Ne de olsa tüketici, eş, baba, meslek insanı ve hoca olarak bir gözümüz sürekli arkada gezdik. Hangi restoranda ne sürpriz olacak, hangi kurumda ne tür bir tuhaflıkla karşılaşacağız, hangi üründe ne sorun çıkar nasıl çözeriz diye düşünerek geçti ömrümüz. 1970’lerin Türk filmlerinde pirince taş karıştıran bakkal Ali Şen (1977-Sakar Şakir), meğer “Corporate Türkiye”nin gelecek on yıllardaki halini resmediyormuş. Ne diyordu Kayseri şivesiyle Ali Şen: “hile satacagın ki ihya olasın”.<strong><sup>1</sup></strong> Elbette istisnaları var, ama adı üstünde istisna.</p>
<p>Neden Türkiye’de bankasından balıkçısına, okulundan sağlık kurumuna şirket sistemi tüketiciyi bir punduna getirip istismar etme üzerine kurulu? Hatta bazı kamu hizmetleri de gölge fiyatlamadan uyanık fiyatlamaya doğru evriliyor. Evet, işin bir hukuku var (borçlar genel, KVKK, uzaktan satış sözleşmesi vb.). Ancak biliyoruz ki ne iş etiği, ne de aranan hak zamanlı şekilde bulunamıyor.</p>
<p><strong>Şirketler kesimi hep dertli </strong></p>
<p>Türkiye’de şirket işi, büyük icatlar yoksa, huzursuzluk, belirsizlik ve fırsatçılık üzerine kuruludur. 2025 yılı İSO İkinci 500 sonuçlarına ilişkin haberde şöyle deniyor: “Yüksek maliyet ve faiz ablukasındaki sanayicinin kâr çıkmazı İSO İkinci 500’de de ayyuka çıktı. Daha çok orta ölçekli kuruluşların yer aldığı İSO İkinci 500’de üretimden satışlar nominal olarak yüzde 25,7; reel olarak ise sadece yüzde 0,2 büyüdü. Tüm karlılık göstergeleri 10 yıllık ortalamaların altında kalırken, sanayici kazandığının yüzde 87’sini faize kaptırdı.”<strong><sup>2</sup></strong></p>
<p>Bunun gibi <strong>ortalama bir şirketin “açlığının” sofuluğu bozması</strong> doğaldır. Peki o zaman neler oluyor? Şirket ekonomik bunalımı ve istikrarsızlığı çalışanına (sıfır yan hak, belki asgari ücret altı ödeme), tüketiciye (niteliği düşük, arkasında durulmayan ürün), devlete (aflara odaklı vergi oyunları) ve topluma (sürdürülebilirliği dışlayan yönetim tarzı) yansıtıyor. Şirketleri de bir noktadan sonra suçlamak belki doğru değil, zira “durum vaziyet” belli.</p>
<p><strong>Ahilikten ürüsek?</strong></p>
<p>Gönül ister ki bir Kırşehirli olarak size iyi iş ahlakından, ahilikten söz edeyim. Atalarımız Anadolu’ya yerleşirken, karşılarında yerleşik-güçlü bir rekabet varken nasıl bir esnaf- sanatkâr örgütlenmesi kurdular? Ahilikteki nitelikli küçük esnaf ruhu ülke genelinde yeniden egemen olabilir mi? Bu anlayışın topluma kazandırabileceği hayırlı sonuçlar neler olabilir? Bütün bunları konuşmak isteriz. Ne var ki yüksek enflasyonun da beslediği ve toplumun adeta DNA’sına işleyen büyük ahlaki erozyon karşısında, bu konuların ne yazık ki fazlasıyla naif kalabileceğini de biliyoruz.</p>
<p><strong>Ne mi olacak?</strong></p>
<p>En çok ne olur, ben size söyleyeyim. Büyük bir ekonomik-kültürel dönüşüm yaşanmadığı sürece, zaten bunalımdan bunalıma sürüklenen şirketler kesimine büyük maliyetler yüklemeden, ufak tefek hamlelerle tüketiciyi iyi kötü koruyan bazı iyileşmeleri kâğıt üzerinde, belki de sahada görürüz. Gariban tüketici buna şükreder. Paralı tüketici ise Yunan adalarına, yabancı ülkelerin outlet mağazalarına gitmeye devam eder. Biz de 50 yıl öncesinin dünyasını anlatmaya devam ederiz.</p>
<p> </p>
<p><strong>[1]</strong> Nostalji olsun diyenler için, Sakar Şakir 7.49’da, taşlı pirinç sahnesi: https://www.youtube.com/watch?v=ZZKBuyctWtQ</p>
<p><strong>2</strong> <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayici-karini-faize-harcadi-83582">https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayici-karini-faize-harcadi-83582</a></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuketici-haklari-ve-nitelikli-kucuk-esnaf-ruhu-86049</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tüketici hakları ve nitelikli küçük esnaf ruhu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuk-tasimaciliginda-yeni-donem-yapay-zeka-direksiyona-geciyor-86045</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yük taşımacılığında yeni dönem: Yapay zekâ direksiyona geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>McKinsey'nin ortaya koyduğu tablo açık. Yapay zekâ, yük taşımacılığında maliyetleri düşüren, operasyonları hızlandıran ve sürdürülebilirliği artıran teknoloji haline geliyor. Önümüzdeki yıllarda sektörün kazananları veriyi en iyi kullananlar olacak.</strong></p>
<p>Küresel ticaretin omurgasını oluşturan yük taşımacılığı sektörü, son yıllarda pandemi, jeopolitik gerilimler, artan yakıt maliyetleri ve tedarik zinciri kırılmalarıyla zorlu bir sınavdan geçti. Ancak sektörün geleceğini belirleyecek asıl dönüşüm, limanlarda, depolarda ya da otoyollarda değil; veri merkezlerinde ve algoritmalarda yaşanıyor. McKinsey'nin “Code and Cargo: How AI Could Change Freight Logistics” başlıklı analizi, yapay zekânın lojistik sektörünü yalnızca dijitalleştirmediğini, iş yapış biçimlerini kökten değiştirecek bir dönüşümün kapısını araladığını ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>11 trilyon dolarlık sektörde teknoloji yarışı</strong></p>
<p>Dünya Bankası ve sektör araştırmalarına göre küresel lojistik pazarı 2025 itibarıyla yaklaşık 11 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşmış durumda. Küresel mal ticaretinin yaklaşık yüzde 80'i hacim bazında deniz yoluyla taşınırken, kara yolu taşımacılığı özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika'da ticaretin bel kemiğini oluşturuyor.</p>
<p>Buna rağmen sektör hâlâ önemli ölçüde verimsizliklerle mücadele ediyor. ABD Ulaştırma Araştırmaları verilerine göre kamyonların önemli bir bölümü yolculuklarının yüzde 20 ila 35'ini boş geçiriyor. Avrupa'da ise ağır vasıtaların yaklaşık yüzde 21'i yük almadan geri dönüyor. Bu durum hem maliyetleri artırıyor hem de karbon emisyonlarını yükseltiyor.</p>
<p>Yapay zekâ tam da bu noktada devreye giriyor.</p>
<p><strong>Lojistikte yeni petrol: Veri</strong></p>
<p>Geçmişte lojistik şirketleri rekabet avantajını daha büyük filolar, daha fazla depo ve daha geniş müşteri ağlarıyla elde ediyordu. Bugün ise bu avantajın giderek veriye kaydığı görülüyor.</p>
<p>Her gün milyonlarca sevkiyat araç konumu, trafik yoğunluğu, hava koşulları, yakıt tüketimi, teslimat süresi ve müşteri taleplerine ilişkin devasa miktarda veri üretiyor. Yapay zekâ sistemleri bu verileri gerçek zamanlı analiz ederek insanın fark etmesinin mümkün olmadığı örüntüleri ortaya çıkarabiliyor.</p>
<p>McKinsey'e göre yapay zekâ destekli karar sistemleri, talep tahminlerinde hata oranlarını yüzde 20 ila 50 azaltabiliyor, envanter maliyetlerini yüzde 20'ye kadar düşürebiliyor, tedarik zinciri planlama verimliliğini yüzde 30'un üzerinde artırabiliyor, operasyonel maliyetlerde çift haneli tasarruf sağlayabiliyor.</p>
<p>Bu rakamlar, lojistik sektöründe milyarlarca dolarlık bir verimlilik potansiyeline işaret ediyor.</p>
<p><strong>Bir yükün yolculuğu artık algoritmalarla yönetiliyor</strong></p>
<p>Geleneksel lojistik operasyonlarında bir yükün taşınması için çok sayıda insan müdahalesi gerekiyor. Yük talebinin alınması, uygun taşıyıcının bulunması, fiyat tekliflerinin hazırlanması, rota planlaması, evrak işlemleri ve teslimat takibi çoğu zaman farklı ekipler tarafından yürütülüyor.</p>
<p>Üretken yapay zekâ ise bu süreci büyük ölçüde otomatikleştirmeye başladı.</p>
<p>Bugün gelişmiş sistemler: Yük talebini otomatik okuyabiliyor, uygun taşıyıcıyı saniyeler içinde belirleyebiliyor, dinamik fiyat teklifi oluşturabiliyor, gümrük ve taşıma belgelerini hazırlayabiliyor, olası gecikmeleri önceden tahmin edebiliyor, müşterilere gerçek zamanlı bilgilendirme sağlayabiliyor. Dolayısıyla, bir zamanlar saatler süren operasyonel süreçler artık dakikalar içinde tamamlanabiliyor.</p>
<p><strong>İnsan kaynağı krizine çözüm olabilir</strong></p>
<p>Lojistik sektörünün karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri nitelikli iş gücü eksikliği. Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Birliği'nin (IRU) verilerine göre dünya genelinde yüz binlerce kamyon şoförü açığı bulunuyor. Avrupa'da sürücülerin ortalama yaşı 47'nin üzerine çıkarken gençlerin sektöre ilgisi azalıyor. Yapay zekâ sürücü açığını tamamen ortadan kaldırmasa da operasyonel yükü azaltarak mevcut insan kaynağının daha verimli kullanılmasını sağlayabilir.</p>
<p>McKinsey uzmanları, yapay zekânın özellikle şu alanlarda çalışanları destekleyeceğini belirtiyor: Operasyon planlama, müşteri hizmetleri, fiyatlandırma, risk yönetimi, evrak ve uyum süreçleri. Dolayısıyla teknoloji, insanın yerini almak yerine insanın üretkenliğini artıran bir araç olarak konumlanıyor.</p>
<p><strong>Yeni rekabet: Yazılım şirketleri ve lojistik devleri</strong></p>
<p>McKinsey analizinin en dikkat çekici tespitlerinden biri, yapay zekânın sektöre giriş engellerini azaltması. Geçmişte kapsamlı bir lojistik yazılımı geliştirmek için milyonlarca dolar yatırım ve yıllarca mühendislik çalışması gerekiyordu. Bugün üretken yapay zekâ araçları sayesinde çok daha küçük ekipler benzer çözümleri çok daha hızlı geliştirebiliyor.</p>
<p>Bu durum teknoloji girişimlerine önemli fırsatlar sunuyor. Ancak uzmanlar, lojistik sektöründe başarının yalnızca iyi bir yazılım geliştirmekten ibaret olmadığını vurguluyor. Çünkü taşımacılıkta güven, müşteri ilişkileri, operasyonel deneyim ve fiziksel ağlar hâlâ belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde rekabetin teknoloji şirketleri ile geleneksel lojistik devleri arasında değil; teknolojiyi en iyi kullanan şirketler arasında yaşanması bekleniyor.</p>
<p><strong>Karbon emisyonlarında büyük tasarruf potansiyeli</strong></p>
<p>Lojistik sektöründeki dönüşümün yalnızca ekonomik değil çevresel sonuçları da olabilir.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre taşımacılık sektörü küresel enerji kaynaklı karbon emisyonlarının yaklaşık dörtte birini oluşturuyor. Ağır yük taşımacılığı ise bu emisyonların önemli bölümünden sorumlu.</p>
<p>Yapay zekâ destekli rota optimizasyonu sayesinde: Daha kısa güzergâhlar seçilebiliyor, boş kilometreler azaltılabiliyor, yakıt tüketimi düşürülebiliyor, araç bakım süreçleri iyileştirilebiliyor. Araştırmalar bu uygulamaların karbon emisyonlarında yüzde 10 ila 15 arasında azalma sağlayabileceğini gösteriyor. Avrupa Birliği'nin Yeşil Mutabakat hedefleri ve sınırda karbon düzenlemeleri düşünüldüğünde bu oranlar lojistik şirketleri için yalnızca çevresel değil, aynı zamanda finansal bir avantaj anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Türkiye için stratejik fırsat</strong></p>
<p>Avrupa ile Asya arasında köprü konumunda bulunan Türkiye, lojistikte yapay zekâ dönüşümünden önemli kazanımlar elde edebilecek ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye'nin lojistik sektörü yaklaşık 100 milyar doları aşan büyüklüğüyle ekonominin en kritik alanlarından biri konumunda. E-ticaret hacmindeki hızlı artış, Orta Koridor projeleri ve bölgesel ticaret ağlarının genişlemesi lojistik talebini sürekli yükseltiyor.</p>
<p>Uzmanlara göre yapay zekâ destekli planlama sistemleri, sınır geçiş sürelerini azaltabilir, liman operasyonlarını hızlandırabilir, depo yönetimini optimize edebilir, kara yolu taşımacılığında verimliliği artırabilir. Bu da Türkiye'nin bölgesel lojistik merkez olma hedefini güçlendirebilir.</p>
<p><strong>Geleceğin taşımacılığı fiziksel değil dijital avantajla şekillenecek</strong></p>
<p>Lojistik sektörü uzun yıllar boyunca kamyon, gemi, konteyner ve depo kapasitesiyle ölçüldü. Ancak yeni dönemde bu fiziksel varlıklara bir yenisi ekleniyor: Algoritmalar. McKinsey'nin ortaya koyduğu tablo açık. Yapay zekâ, yük taşımacılığında maliyetleri düşüren, operasyonları hızlandıran ve sürdürülebilirliği artıran temel teknoloji hâline geliyor. Önümüzdeki yıllarda sektörün kazananları yalnızca daha fazla araç sahibi olanlar değil; veriyi en iyi kullananlar, kararlarını algoritmalarla destekleyenler ve dijital dönüşümü stratejik bir öncelik hâline getirenler olacak.</p>
<p>Kısacası lojistikte yeni rekabet artık yollarda değil, kodlarda yaşanacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuk-tasimaciliginda-yeni-donem-yapay-zeka-direksiyona-geciyor-86045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/03/lojistik-kargo-ucak-ihracat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yük taşımacılığında yeni dönem: Yapay zekâ direksiyona geçiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ragmen-86044</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rağmen…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye için genel endeksteki yükselişi tüm imalat sanayiine mal etmek mümkün değil. Bu süreçte üretim hacmi gerileyen sektörler ya da yatay giden sektörler çoğunlukta. Ancak örneğin savunma ve havacılık sektörü üretimindeki muazzam artışın endeksi yukarı çektiğini de görüyoruz.</strong></p>
<p>- Finansman maliyetlerinin yüksekliğine rağmen,</p>
<p>- Kredi kaynaklarının sıkılaşmasına rağmen,</p>
<p>- TL’deki değerlenme ihracatı zorlaştırıyorken,</p>
<p>- Aynı nedenle ithalat daha cazip hale gelmişken,</p>
<p>- ABD pazarında engellerle karşılaşan Çin, dünyanın geri kalanına ihracata odaklanmışken,</p>
<p>- Sanayi üretimimiz son yıllarda yatay bir seyir izliyorken, diğer ülkelerde sanayi üretimi nasıl bir seyir izliyor? Aramızdaki fark açılıyor mu?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bcd0ddd188-1787546893.png" alt="" width="319" height="214" />Yazıya başlamadan önce aklımda bu iki soru vardı. Bakın bulduğum cevap ne oldu…</p>
<p>AB-27, ABD, Türkiye, Çin ve Güney Kore’nin sanayi üretim endekslerini alıp, kolay bir kıyaslama olması için 2022 başında 100 olacak şekilde standartlaştırdım. Altta göreceğiniz grafik bu ekonomilerdeki üretimin son dört yıllık seyrini gösteriyor.</p>
<p>2022 başından bu yana</p>
<p>- Çin’de sanayi üretimi yüzde 26 artmış. Kesintisiz ve yüksek oranlı bir artış.</p>
<p>- En zayıf performans Avrupa Birliği ülkelerinde.</p>
<p>- ABD genel olarak yatay bir görünüme sahip ancak son zamanlarda üretimde artış başlamış,</p>
<p>- Güney Kore’de üretim 2022’de sert düştükten sonra artışa geçmiş ve son dönemde performansı daha da iyileşmiş</p>
<p>- Türkiye’de dalgalı ve yatay bir seyir olmasına rağmen bu dört yıllık süreçte üretim düzeyi yüzde 8’e yakın artmış.</p>
<p>Elbette Türkiye için genel endeksteki yükselişi tüm imalat sanayiine mal etmek mümkün değil. Bu süreçte üretim hacmi gerileyen sektörler ya da yatay giden sektörler çoğunlukta. Ancak örneğin savunma ve havacılık sektörü üretimindeki muazzam artışın endeksi yukarı çektiğini de görüyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ragmen-86044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rağmen… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-borsasindan-elde-edilen-kazanclar-nasil-vergilendirilir-86043</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD borsasından elde edilen kazançlar nasıl vergilendirilir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'un eski günlerini aratan yatay seyri, tasarruf sahiplerini bir süredir yeni arayışlara yöneltiyor. Bu arayışın son dönemdeki adreslerinden biri ABD borsaları.</p>
<p>Bir tarafta yapay zekâ, diğer tarafta uzay teknolojilerine yatırım fırsatları var. Çip üreticilerinden roket ve uydu üreticilerine kadar geleceğin öne çıkan şirketlerinin önemli bölümü ABD'de bulunuyor. SpaceX'in halka arzının ardından şimdi Anthropic ve OpenAI'ın halka arz süreçleri izleniyor.</p>
<p>Türkiye'deki yatırımcı bu şirketlere ya TEFAS'ta işlem gören fonlar aracılığıyla dolaylı olarak ya da yurt dışı piyasalara erişim sağlayan aracı kurumlar üzerinden doğrudan yatırım yapıyor. İki yolun ekonomik sonucu birbirine benzeyebilir; vergilendirilmeleri aynı değil. Bu yazının konusu ikincisi.</p>
<p><strong>ABD hissesi vergiden muaf değil</strong></p>
<p>Türkiye'de yerleşmiş kişiler, yalnızca Türkiye'de değil, yurt dışında elde ettikleri gelirlerin tamamı üzerinden Türkiye'de vergilendiriliyor. Vergi hukukunda buna tam mükellefiyet deniliyor.</p>
<p>Bu nedenle yabancı şirket hisselerinin satışından sağlanan kazançlar da Türkiye'de değer artışı kazancı sayılıyor ve vergilendiriliyor. Üstelik, bazı değer artışı kazançları için her yıl belirlenen istisna, menkul kıymet satışlarına uygulanmıyor. Yani yurt dışı hisse senedi satışında herhangi bir beyan sınırı veya istisna bulunmuyor.</p>
<p>Dolayısıyla "Kazancımı ABD’de elde ettim ya da kazancım istisna sınırının altında kaldı, beyan etmeme gerek yok" düşüncesi sizi yanıltabilir.</p>
<p><strong>Vergi satış bedelinden değil, kazançtan alınıyor</strong></p>
<p>Beyan edilecek tutar hissenin satış bedeli değil, alış ve satış sonucunda oluşan kazançtır. Satış bedelinden maliyet bedeli ile satış nedeniyle yapılan ve yatırımcının üzerinde kalan giderler düşülerek safi kazanca ulaşılır.</p>
<p>Yabancı para üzerinden gerçekleştirilen işlemlerde hesap göründüğü kadar kolay değil. Alış ve satış bedelleri işlem tarihlerindeki kurlar üzerinden Türk lirasına çevriliyor. Komisyonlar ve doğrudan işleme bağlı giderler ayrıca değerlendiriliyor. Şartları varsa maliyet bedeli endekslemesi de yapılabiliyor.</p>
<p>Bu nedenle dolar bazında zarar edilen bir işlemden Türk lirası bazında vergilendirilebilir kazanç çıkması mümkün. Aracı kurum ekranında görülen dolar bazlı kâr veya zarar, Türkiye'de beyan edilecek matrahı her zaman doğru göstermiyor. Kazançlar, izleyen yılın mart ayında yıllık beyannameye dâhil ediliyor.</p>
<p>Aynı hisseden farklı tarihlerde ve farklı fiyatlardan çok sayıda alım yapılması hâlinde maliyet hesabı daha da zorlaşıyor. Yıl içinde bazı işlemlerden kazanç, bazılarından zarar doğmuşsa bunların aynı gelir türü içindeki durumu ayrıca değerlendirilmeli. Geçmiş yıllarda oluşan zararların sonraki yıl kazançlarından kendiliğinden düşülebileceği de düşünülmemeli. Bu nedenle işlem dökümlerinin yıl sonunda değil, alım satım yapıldıkça saklanması önem taşıyor.</p>
<p><strong>Temettüde 2026 yılı beyan sınırı 22 bin lira</strong></p>
<p>ABD şirketlerinden alınan temettüler, hisse satış kazancından farklı olarak menkul sermaye iradı sayılıyor. Türkiye'de vergi kesintisine ve istisnaya tabi olmayan bu gelirler, 2026 yılı için belirlenen 22 bin liralık beyan sınırını aşarsa yıllık beyannameye dâhil ediliyor.</p>
<p>Bu tutar bir istisna değil. Sınır aşılırsa yalnızca aşan bölüm değil, gelirin tamamı beyan ediliyor. Aynı nitelikteki diğer iratlar da sınır hesabında birlikte dikkate alınıyor.</p>
<p>Temettünün yurt dışındaki yatırım hesabında bırakılması veya Türkiye'ye gönderilmemesi de beyan yükümlülüğünü ortadan kaldırmıyor. Gelirin yatırımcının hesabına geçmesi ve kişinin bu tutar üzerinde tasarruf edebilir hâle gelmesi, kural olarak elde etme için yeterli.</p>
<p><strong>ABD'de vergi kesilmesi beyanı kaldırmıyor</strong></p>
<p>ABD'den alınan temettüde verginin kaynakta kesilmiş olması, Türkiye'de işin bittiği anlamına gelmiyor. 2026 yılında temettü ile aynı nitelikteki diğer gelirlerin toplamı 22 bin lirayı aşarsa gelirin tamamı Türkiye'de beyan ediliyor. ABD'de ödenen vergi ise gerekli belgelerle Türkiye'de hesaplanan vergiden mahsup edilebiliyor.</p>
<p>Türkiye ile ABD arasındaki anlaşmaya göre Türkiye temettüyü vergileyebiliyor. ABD de kaynak ülke olarak vergi alabiliyor; iştirak niteliğindeki ortaklıklar dışında bu vergi gayrisafi temettünün yüzde 20'sini aşamıyor.</p>
<p>Aynı gelir üzerinden iki ülkede vergi doğması hâlinde, ABD'de ödenen vergi Türkiye'de hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilebiliyor. Mahsup tutarı, yabancı gelir nedeniyle Türkiye'de hesaplanan vergiyi aşamıyor. ABD'de daha yüksek vergi kesilmiş olması, aradaki farkın Türkiye'den iade alınabileceği anlamına gelmiyor.</p>
<p>Mahsup için verginin ABD'de ödendiğinin belgelenmesi şart. Temettü ve kesinti bilgilerini gösteren IRS 1042-S formuna apostil şerhi uygulanırsa ayrıca konsolosluk tasdiki aranmıyor. Belge zamanında gelmezse, yurt dışı gelire isabet eden vergi bir yıl ertelenebiliyor; belge bu sürede sunulursa mahsup yapılıyor.</p>
<p>Anlaşmadaki oranlardan yararlanabilmek için kişinin Türkiye'de tam mükellef olduğunu gösteren mukimlik belgesini ABD tarafına sunması gerekiyor. Bu işlem yapılmadığında ABD'de daha yüksek oranda kesintiyle karşılaşılabiliyor. Türkiye'deki mahsup, burada hesaplanan vergiyle sınırlı olduğundan fazladan kesilen tutarın tamamı Türkiye'de telafi edilemeyebilir.</p>
<p><strong>Fon almakla doğrudan hisse almak aynı değil</strong></p>
<p>TEFAS fonuyla ABD şirketlerine yatırım yapan kişiyle aynı hisseleri doğrudan alan kişinin vergi yükümlülükleri farklı. Bu ayrım yatırım kararı öncesinde bilinmeli. Fonlarda vergilendirme çoğunlukla stopaj yoluyla sonuçlandırılıyor. Doğrudan hisse yatırımında kazanç hesabı, temettünün izlenmesi, yabancı verginin belgelenmesi ve beyanname verme yükümlülüğü yatırımcıya ait. Yatırımcıların her alım ve satımın tarihini, bedelini, kurunu, komisyonunu ve varsa yurt dışında kesilen vergiyi ayrı ayrı kaydetmesi gerekiyor. Bu bilgileri beyan döneminde geriye dönük toplamaya çalışmak hem zor hem de hataya açık. Yurt dışı borsalarda yatırım yapmak artık birkaç tuşa basmak kadar kolay. Vergi hesabı ise aynı ölçüde kolaylaşmış değil. ABD borsasından doğrudan hisse alanların, portföylerini takip ettikleri kadar Türkiye'deki beyan yükümlülüklerini de takip etmeleri gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-borsasindan-elde-edilen-kazanclar-nasil-vergilendirilir-86043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD borsasından elde edilen kazançlar nasıl vergilendirilir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
