<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yalcindag-turkiye-avrupa-icin-bir-tehdit-degil-stratejik-bir-avrupali-ortak-77745</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yalçındağ: Türkiye, Avrupa için tehdit değil, stratejik bir Avrupalı ortak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DEİK/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’yi de içine alan açıklamalarını ve AB ile ilişkileri değerlendirdi.</p>
<p>Avrupa Birliği’nin kurucu ruhu, farklılıkları tehdit olarak değil, ortak akıl ve çıkar üretmenin kaynağı olarak görme cesaretine dayandığını belirten Yalçındağ, "Avrupa Birliği’nin kuruluşundaki temel fikir kıtada ekonomik entegrasyon yoluyla kalıcı barışı tesis etmek, köprüler kurmak ve bu yolla küresel bir aktör haline gelmekti. Bu çerçevede, AB aday ülkesi, NATO müttefiki ve bir Avrupa ülkesi olan Türkiye’nin ifade edilen jeopolitik kategoriye yerleştirilmesinin gerçeklikten uzak bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz. Türkiye, Avrupa’nın ekonomik, güvenlik ve toplumsal dokusunun ayrılmaz bir parçasıdır. NATO müttefikliği, Gümrük Birliği entegrasyonu, enerji, göç ve güvenlik alanlarındaki derin karşılıklı bağımlılık, Türkiye’yi Avrupa için bir 'tehdit' değil, stratejik bir Avrupalı ortak ve üye konumuna taşıyor. Bu nedenle kullanılan dil ve yapılan kategorik sınıflandırmalar, jeopolitik gerçeklikten ziyade taktiksel hesaplara dayanıyor izlenimi veriyor; bu da uzun vadede Avrupa’nın stratejik kapasitesini zayıflatıyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>"Bizler DEİK olarak Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusunda başlattığımız özel sektör girişimi kapsamında, AB Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen’in de röportajında ifade ettiği gibi, AB’nin enerji, tedarik zincirleri ve güvenlik konularında daha bağımsız ve güçlü bir aktör olması gerektiğini, bunun da Türkiye ile birlikte mümkün olabileceğini ifade ediyoruz." diyen Yalçındağ şöyle devam etti:</p>
<p>"Bugün Avrupa’da karar alma mekanizmaları üzerine yürüyen tartışmalar, özellikle oy birliği ilkesinin yarattığı tıkanıklıklar, daha çevik ve hızlı hareket eden bir Birlik arayışını öne çıkarıyor. Nitelikli çoğunluk oylamasına geçiş ve farklılaştırılmış entegrasyon modelleri bu arayışın doğal uzantısı. Ancak bu reformların hayata geçmesi için yine oybirliği gerekiyor; bu da bazı üye devletlerin çekincelerini belirleyici kılıyor. Türkiye konusunu bu bağlamda Avrupa içi siyasetten bağımsız, 21. yüzyılda Avrupa’nın küresel menfaatleri açısından olumlu değerlendirmek faydalı olur.</p>
<p>AB ve Türkiye arasındaki ilişkileri Batı demokrasilerinin geleceği, ekonomik bütünleşme, yapay zeka çağının muazzam hızlı dönüşümleri, güvenlik iş birliği ve küresel rekabet bağlamında ele almanın akılcı bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p><strong>AB içinde de daha dengeli ve gerçekçi değerlendirmeler yapılıyor</strong></p>
<p>Nitekim Avrupa Birliği içinde de Türkiye’nin konumlandırılmasına ilişkin daha dengeli ve gerçekçi değerlendirmeler yapılmaktadır. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in son açıklamalarını “jeopolitik açıdan hatalı bir analiz” olarak nitelendirmiş; bu yaklaşımın, son dönemde güvenlik ve savunma alanlarında Türkiye ile daha güçlü iş birliği yönünde verilen mesajlarla açık bir tutarsızlık içerdiğini vurgulamıştır.</p>
<p>Benzer şekilde Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Marta Kos da Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı son konuşmada, değişen jeopolitik dengeler ışığında Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyaç duyduğunu açıkça ifade etmiş; Türkiye’nin yalnızca aday ülke değil, aynı zamanda stratejik bir ortak olduğunu vurgulamıştır. Türkiye’nin AB’nin en büyük ticaret ortaklarından biri olduğu, Avrupa ile Asya arasındaki ticaret yollarındaki kilit rolü ve Karadeniz güvenliği ile Ukrayna bağlamındaki kritik konumu da bu değerlendirmelerin temel unsurları arasında yer almıştır.</p>
<p>Ayrıca son Münih Güvenlik Konferansı kapsamında yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin NATO’nun güney kanadındaki rolü, bölgesel krizlerin yönetimindeki kapasitesi ve Avrupa güvenlik mimarisi açısından taşıdığı kritik önem açık şekilde vurgulanmıştır. Hatta bu yılki Konferans, 'Türkiye’siz olmaz' fikrinin ilk kez bu kadar net şekilde dile getirildiği yer olmuştur. Zira NATO’nun tarihindeki en kritik zirvelerden biri temmuz ayında Ankara’da gerçekleşecek.</p>
<p>Türkiye şu anda tüm dünyanın gündeminde olan iklim krizi konusunda çok önemli bir Konferansa, COP 31’e Kasım ayında ev sahipliği yapacak. Biz Türkiye ile AB’nin uyum hedefleri, iklim politikaları, iklim krizine yönelik ortak çözümler geliştirmek gibi konularda da birçok iş birliği alanı olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Dolayısıyla, Türkiye’yi küresel sistemde farklı kategorilerle tanımlamak yerine, Avrupa’nın geleceğini, ortak geleceği birlikte şekillendirecek stratejik bir paydaş olarak konumlandırmak hem daha gerçekçi hem de daha yapıcı bir yaklaşım olacaktır. İnanıyoruz ki Avrupa Komisyonu, AB üyeliğine aday, NATO üyesi bir Avrupa ülkesini ve ihtiyaç duyduğu stratejik partnerini “tehdit” olarak tanımlamayarak yeni dünya düzeninde daha güçlü ve bağımsız bir Birlik olma hedefine erişecektir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yalcindag-turkiye-avrupa-icin-bir-tehdit-degil-stratejik-bir-avrupali-ortak-77745</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/5/1280x720/mehmet-ali-yalcindag-1776932548.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Komisyonu Başkanı Leyen’in açıklamalarını değerlendiren DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, &quot;Türkiye, Avrupa’nın ekonomik, güvenlik ve toplumsal dokusunun ayrılmaz bir parçasıdır. NATO müttefikliği, Gümrük Birliği entegrasyonu, enerji, göç ve güvenlik alanlarındaki derin karşılıklı bağımlılık, Türkiye’yi Avrupa için bir &#039;tehdit&#039; değil, stratejik bir Avrupalı ortak ve üye konumuna taşıyor. Bu nedenle kullanılan dil ve yapılan kategorik sınıflandırmalar, jeopolitik gerçeklikten ziyade taktiksel hesaplara dayanıyor izlenimi veriyor; bu da uzun vadede Avrupa’nın stratejik kapasitesini zayıflatıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-nukleere-sarilirken-turkiye-temiz-elektrikte-one-cikiyor-77732</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa nükleere sarılırken Türkiye temiz elektrikte öne çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İran savaşıyla derinleşen enerji krizi Avrupa’yı erken nükleer çıkışlarını yeniden düşünmeye iterken, 2025 verileri temiz elektriğin artık sadece iklim hedeflerinin değil enerji güvenliğinin de ana omurgası haline geldiğini gösteriyor. Bu yeni tabloda Türkiye, güneş ve rüzgâr performansıyla bölgesel ölçekte dikkat çeken ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>İran savaşıyla büyüyen enerji sarsıntısı, Avrupa’yı erken nükleer çıkışları yeniden düşünmeye zorluyor. Fakat 2025’in en önemli gelişmesi küresel elektrik talebi artışının tamamının temiz kaynaklardan karşılanmış olması.</p>
<p>Türkiye ise güneş ve rüzgârda yakaladığı ivmeyle, COP31 öncesinde sadece ev sahibi değil, bölgesel bir enerji hikâyesi yazabilecek ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Reuters’ın açıkladığı Avrupa Komisyonu taslağına göre Brüksel, üye ülkelere mevcut nükleer santralleri erken kapatmama uyarısı yapmaya hazırlanıyor. İran savaşıyla yeniden yükselen petrol ve gaz fiyatları, enerji arz güvenliğini yeniden Avrupa’nın en sert başlıklarından biri haline getirmiş durumda.</p>
<p>Taslakta, çalışmaya devam edebilecek mevcut nükleer tesislerin “güvenilir, düşük maliyetli ve düşük emisyonlu” elektrik sağlamayı sürdürmesinin, fosil yakıtlara olan baskıyı hafifletebileceği vurgulanıyor</p>
<p>Aslında bu yalnızca Avrupa’nın savunma refleksi değil; küresel enerji denklemindeki büyük kaymanın da işareti.</p>
<p><strong>2025’te dünyadaki elektrik talebi artışının tamamı temiz kaynaklardan karşılandı</strong></p>
<p>Ember’in 2026 Küresel Elektrik Görünümü’ne göre 2025’te dünyadaki elektrik talebi artışının tamamı temiz kaynaklardan karşılandı. Küresel temiz elektrik üretimi 887 TWh artarken talep 849 TWh yükseldi. Bunun sonucu olarak fosil yakıtlardan elektrik üretimi yüzde 0,2 geriledi.</p>
<p>Yenilenebilir kaynakların küresel elektrik üretimindeki payı yüzde 33,8’e çıkarak, son 100 yılda ilk kez kömürü geride bıraktı.</p>
<p><strong>Güneşten elektrik üretimi yaklaşık yüzde 30 arttı</strong></p>
<p>Bu dönüşümün başını yine güneş çekti. 2025’te güneşten elektrik üretimi yaklaşık yüzde 30 arttı; talep artışının dörtte üçünü tek başına güneş karşıladı. Rüzgârla birlikte bakıldığında ise yeni elektrik talebinin neredeyse tamamı bu iki kaynaktan geldi. Başka bir deyişle, enerji güvenliği tartışması artık yalnızca petrol, gaz ve nükleer kapasite üzerinden değil; güneş, rüzgâr, depolama ve şebeke esnekliği üzerinden yürüyor.</p>
<p><strong>Türkiye güneşten elektrik üretimindeki artışta dünyada yedinci sıraya yükseldi</strong></p>
<p>Tam da bu noktada Türkiye’nin resmi daha dikkat çekici hale geliyor. Ember’in Türkiye Elektrik Görünümü 2026 analizine göre Türkiye, 2025’te elektriğinin yüzde 22’sini rüzgâr ve güneşten üretti. Bu oran, yüzde 17’lik küresel ortalamanın üzerinde. Türkiye ayrıca güneşten elektrik üretimindeki artışta dünyada yedinci sıraya yükseldi. Bu performans, COP31’e ev sahipliği yapacak bir ülke açısından yalnızca teknik bir başarı değil, aynı zamanda bölgesel bir referans üretme kapasitesine işaret ediyor.</p>
<p>Daha da önemlisi, Türkiye’nin yükselişi yalnızca sayılarda değil, jeopolitik anlamda da önemli. Güney ve doğu komşularında rüzgâr ve güneşin payı hâlâ sınırlıyken Türkiye; Orta Doğu, Kafk asya ve Orta Asya için temiz enerji dönüşümünde daha görünür bir örnek haline geliyor.</p>
<p>İran savaşıyla yeniden alevlenen fosil yakıt kırılganlığı düşünüldüğünde, bu tablo Türkiye’ye COP31 öncesinde güçlü bir söylem zemini sunuyor: Enerji güvenliği ile iklim hedefl eri birbirinin alternatifi değil, giderek daha fazla birbirinin tamamlayıcısı oluyor.</p>
<p>Türkiye’nin enerji güvenliği, ithalat bağımlılığı, kuraklık riski ve sanayi rekabetçiliği arasında yeni bir stratejik çerçeve kurması gerekiyor. Çünkü yeni çağın esas gücü artık sadece enerji üretmek değil, o enerjiyi daha ucuz, daha güvenli ve daha yerli bir sistem içinde yönetebilmek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Hidroelektrikte zayıflama var</strong></span></p>
<p>●Türkiye’nin en önemli temiz enerji kozlarından biri olan hidroelektrikte ciddi ise bir zayıflama var. Ember verilerine göre Türkiye, 2025’te hidroelektrik üretiminde 18 TWh düşüş yaşayarak Brezilya’dan sonra dünyada en büyük ikinci gerilemeyi gördü. Bu kaybın doğalgazla ikame edilmesi, yıllık ortalama 1,8 milyar dolarlık ek doğalgaz ithalatı yükü anlamına geliyor. Yani Türkiye için mesele artık sadece yenilenebilir kapasite artırmak değil, kuraklık riskini yönetebilecek kadar hızlı bir rüzgâr-güneş-depolama-şebeke kombinasyonu kurmak. Avrupa’nın nükleerden çıkışı yeniden “stratejik hata” tartışması üzerinden gündeme alması da bu kapsamda anlam kazanıyor. Çünkü yeni enerji çağında ülkeler tek bir alana güvenemiyor. Avrupa, enerji krizine çeşitlendirilmiş arz ve mevcut kapasiteyi koruyarak cevap vermeyi hedefliyor. Fakat uzun vadede en güçlü cevap, hızla ölçeklenen temiz elektrik, depolama ve dayanıklı şebeke altyapısı oluşturmak olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-nukleere-sarilirken-turkiye-temiz-elektrikte-one-cikiyor-77732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/2/1280x720/enerji-res-ges-gunes-1776923639.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa nükleere sarılırken Türkiye temiz elektrikte öne çıkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kocun-100-yilinda-sahneye-sanat-basrole-unutulmaz-yuzler-cikti-77731</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Koç’un 100. yılında sahneye sanat başrole &#039;unutulmaz yüzler&#039; çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Koç Holding, 100’üncü yaşını “Unutulmaz Yüzlerle Dolu Bizim 100’ümüz” filmiyle kutladı. Ömer Koç, ikinci yüzyıla aynı vizyon ve değerlerle ilerleyeceklerini vurgularken, gecede 25. Vehbi Koç Ödülü sanatçı Canan Tolon’a verildi. </strong></p>
<p>Temelleri 1926 yılında merhum Vehbi Koç tarafından atılan Koç Topluluğu, 100’üncü yaşını sanatla iç içe, görkemli bir törenle kutladı. 25. Vehbi Koç Ödül Töreni kapsamında düzenlenen gecede, bu özel yıl için hazırlanan “Unutulmaz Yüzlerle Dolu Bizim 100’ümüz” filmi ilk kez izleyiciyle buluştu. Divan Kuruçeşme’de gerçekleştirilen etkinlikte, film Halit Ergenç ve Alança Oskay tarafından orkestra eşliğinde sahnede canlı seslendirilirken, salonda duygu dolu anlar yaşandı.</p>
<p>Topluluğun geçmişten bugüne uzanan hikâyesi, Mustafa Kemal Atatürk, kurucu merhum Vehbi Koç ve çalışanların yüzleri ile ekrana yansıdı. Gecede boyunca Koç Topluluğu’nun ikinci yüzyılına ilişkin vizyonu da güçlü mesajlarla paylaşıldı.</p>
<p><strong>“BU 100 YIL, UNUTULMAZ YÜZLERİN HİKÂYESİ” </strong></p>
<p>Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, konuşmasına 25'incisi düzenlenen ödül töreninin bu yıl çok daha özel bir anlam taşıdığını vurgulayarak başladı. Koç, “Bu sene kurucumuz merhum Vehbi Bey’in temellerini attığı Topluluğumuzun 100’üncü yaşını idrak ediyoruz” dedi.</p>
<p>100’üncü yıl filmiyle verilen mesaja dikkat çeken Koç, “Asırlık tarihimiz sadece unutulmaz hikâyelerden değil, bu hikâyeleri mümkün kılan yüzlerden oluşuyor. Bizim yüz yılımız, unutulmaz yüzlerle dolu” ifadelerini kullandı. Sahada, fabrikalarda ve ofislerde sorumluluk üstlenen çalışanlar, bayiler ve iş ortaklarının katkısının bu başarıdaki belirleyici rolüne işaret eden Koç, bu büyük yolculuğun kolektif bir emeğin ürünü olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>CUMHURİYET’LE ŞEKİLLENEN BİR KALKINMA HİKÂYESİ </strong></p>
<p>Topluluğun doğduğu dönemin tarihsel önemine dikkat çeken Koç, Millî Mücadele’den yeni çıkmış bir ülkede Cumhuriyet’in ilanıyla şekillenen bir gelecek vizyonunun parçası olduklarını hatırlattı. Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği istikamet doğrultusunda bir medeniyet ve aydınlanma projesinin inşasına katkı sunduklarını belirten Koç, bu değerlerin Topluluğun temel rehberi olmaya devam ettiğini ifade etti.</p>
<p>Koç Topluluğu’nun 100 yıllık yolculukta sanayileşme, kalkınma ve kurumsallaşmanın öncülerinden biri olduğunun altını çizen Koç, pek çok alanda ilkleri hayata geçirdiklerini söyledi. Bugün Koç Holding çatısı altında 60’ın üzerinde ülkede 120 binden fazla çalışanla faaliyet gösteren küresel bir yapıya ulaşıldığını kaydetti.</p>
<p><strong>YATIRIM, İSTİHDAM VE MÜŞTEREK REFAH VURGUSU </strong></p>
<p>Koç, Topluluğun büyüme anlayışının merkezinde yatırım ve istihdamın yer aldığını belirterek, “100 yıllık hikâyemizde yatırımı ve istihdamı kalkınmanın ve müşterek refahın en önemli unsurları olarak gördük” dedi. Bu yaklaşımın sadece ekonomik büyüme değil, toplumsal gelişim açısından da kritik olduğuna işaret etti.</p>
<p>Eğitim, bilim, kültür ve sanat alanlarına yapılan katkının bu anlayışın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Koç, 57 yıl önce kurulan Vehbi Koç Vakfı’nın bu vizyonun kurumsal temsili olduğunu ifade etti. Vakıf aracılığıyla hayata geçirilen projeler, burs programları ve sivil topluma verilen desteklerin, Vehbi Koç’un “insani ve milli bir vazife” olarak tanımladığı anlayışın devamı olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>SANATA DESTEK BİR TERCİH DEĞİL, SORUMLULUK </strong></p>
<p>Koç, Vehbi Koç Ödülü’nün her yıl eğitim, sağlık ve kültür alanlarında topluma değer katan isimleri görünür kıldığını hatırlatarak, bu yıl ödülün kültür alanında verildiğini belirtti. Sanatın dönüştürücü gücüne dikkat çeken Koç, “Sanatın en kıymetli tarafı alışılmışı sorgulatması ve değişimi teşvik etmesidir. Bu nedenle kültür ve sanata katkıyı bir tercih değil, insanımıza ve Cumhuriyetimize karşı bir borç ve vazgeçilmez bir mesuliyet olarak değerlendiriyoruz” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>100’üncü yıla özel logo</strong></span></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e9b1c3de44a-1776923075.png" alt="" width="295" height="122" /></p>
<p>Koç Topluluğu, Cumhuriyet’in 100’üncü yılında “Koç”un anagramı olan “Çok” ifadesini logo olarak kullanarak dikkat çekici bir çalışmaya imza atmıştı. Topluluğun ikonik koç başı logosunu tasarlayan ünlü grafik tasarımcı Ivan Chermayeff ’in kurucusu olduğu tasarım ofisi de bu özel yıl için yeni bir logo hazırladı. </p>
<p><strong>İKİNCİ YÜZYILA GÜÇLÜ BİR YÜRÜYÜŞ </strong></p>
<p>Koç, konuşmasının sonunda ikinci yüzyıla girerken aynı değerlerle yol alınacağının altını çizdi. Değişen dünyayı doğru okuyan, bilimi ve aklı rehber edinen bir anlayışla hareket edeceklerini belirten Koç, “Ortak başarılarla dolu bir 100 yılı geride bıraktık. Gelecek 100 yılın eşiğindeyiz. Aynı inanç, aynı vizyon ve aynı vatan sevgisiyle yılmadan yorulmadan yolumuza devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>25. Vehbi Koç Ödülü Canan Tolon’a</strong></span></p>
<p>- Gecede 25. Vehbi Koç Ödülü, kültür alanında sanatçı Canan Tolon’a takdim edildi. Tolon, ödülün kendisi için geleceğe dönük bir destek ve cesaret kaynağı olduğunu belirterek Vehbi Koç Vakfı’na ve seçici kurul üyelerine teşekkür etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e9b2249f770-1776923172.jpg" alt="" width="600" height="716" />Sanat üretimine dair yaklaşımını paylaşan Tolon, çocukluk yıllarından itibaren özgürlük ve hayal kurma kavramlarıyla kurduğu ilişkiyi anlattı. Sanat üretimini “yalnız ama zihinsel olarak kalabalık bir süreç” olarak tanımlayan Tolon, üretim sürecinin görünmeyen bir diyalogla şekillendiğini ifade etti.</p>
<p><strong>GÖÇ, ZAMAN VE HAFIZA ÜZERİNDEN ÇAĞDAŞ BİR ANLATI </strong></p>
<p>Çalışmalarında insan deneyimi, değişim ve hafıza temalarına odaklanan Tolon; didaktik bir dil yerine izleyiciyi düşünmeye davet eden bir yaklaşım benimsiyor. Göç, yıkım ve zaman gibi temalar üzerinden günümüzün toplumsal gerçekliklerine işaret eden sanatçı, mekânı parçalayarak ve katmanlandırarak kurduğu çok boyutlu anlatımıyla öne çıkıyor. </p>
<p>Tolon, Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu’nun kararıyla; Prof. Dr. Zeynep Çelik, Prof. Dr. Ayla Ödekan, Kerem Kabadayı, Murathan Mungan ve Sadık Karamustafa’dan oluşan seçici kurulun önerdiği üç aday arasından seçilerek ödüle layık görüldü.</p>
<p><strong>Canan Tolon kimdir?</strong></p>
<p>Canan Tolon, çağdaş sanatın sınırlarını zorlayan üretimleriyle Türkiye’den dünyaya uzanan güçlü bir anlatı inşa ediyor. 1955 yılında İstanbul’da doğan Tolon’un yaşamı, çocuk yaşta geçirdiği çocuk felci nedeniyle Fransa’da hastanede geçen uzun yıllarla şekillendi. Bu zorlu dönem, onun sanatındaki derinlikli bakışın ve hafıza temasının da temelini oluşturdu.</p>
<p>Geçmişle kurduğu bu güçlü ilişkiyi, “Geçmişsiz Gelecek” adlı kitabındaki desenler ve metinlerle görünür kılan Tolon, eğitim hayatını İstanbul’un ardından İskoçya, Almanya ve İngiltere’de sürdürdü. Tasarım ve iç mimarlık eğitiminin ardından University of California, Berkeley’de mimarlık alanında yüksek lisans, mimarlık tarihi alanında doktora yaptı.</p>
<p>Sanatla kurduğu bağı Tolon, ödül gerekçesi filminde şu sözlerle özetliyor: “Sanatçı olmak iyi hoş da bir mesleğin olsun diyen dostların sözünü dinleyip mimar oldum. Ama sanat hayatımın merkezi.”</p>
<p>İlk kişisel sergisini 1984 yılında Berkeley’de açan Tolon; Ankara’dan İstanbul’a, New York’tan Paris’e, Chicago’dan San Francisco’ya uzanan geniş bir coğrafyada eserlerini sanatseverlerle buluşturdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kocun-100-yilinda-sahneye-sanat-basrole-unutulmaz-yuzler-cikti-77731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/1/1280x720/omer-koc-1776923261.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koç’un 100. yılında sahneye sanat başrole &#039;unutulmaz yüzler&#039; çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kriz-1-milyar-varili-sildi-77730</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kriz 1 milyar varili sildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e9aeaca553e-1776922284.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Ortadoğu’da İran merkezli çatışmaların Hürmüz Boğazı’nı kilitlemesi, küresel enerji piyasalarında son yılların en sert arz şokunu yaratıyor. Dünyanın en büyük bağımsız petrol tüccarlarından Vitol, savaş nedeniyle petrol piyasasında en az 1 milyar varillik ham petrol ve rafine ürün kaybı oluşacağını açıkladı. Yenilenen saldırılarla Brent petrol yeniden 100 dolar sınırını geçerken, boğazdaki gemi trafiği neredeyse durdu. Uzmanlar enerji krizinin gıda fiyatlarına da sıçrayabileceği uyarısında bulunuyor.</p>
<h2>Piyasada tarihi arz kaybı </h2>
<p>Vitol CEO’su Russell Hardy, Lozan’da küresel bir emtia zirvesinde yaptığı açıklamada, çatışmalar yarın sona erse bile hasar gören altyapının devreye alınmasının aylar sürebileceğini belirterek, mevcut kaybın şimdiden 700 milyon varile yaklaştığını söyledi. Hardy’ye göre işler yoluna girse bile, hasar gören altyapı dikkate alındığında toplam kayıp en az 1 milyar varil olacak. Bu miktar, yaklaşık 10 günlük küresel petrol tüketimine eşdeğer bulunuyor.</p>
<h2>Körfez Savaşı’ndan bile daha ağır etki </h2>
<p>Piyasa aktörleri, bu kesintinin 1990’daki Körfez Savaşı sonrası yaşanan şoktan daha ağır olduğuna dikkat çekiyor. En kritik fark ise bugün dünyadaki yedek üretim kapasitesinin büyük bölümünün yine Körfez bölgesinde bulunması. Bu da Hürmüz’de yaşanan her aksamanın doğrudan fiyatlara yansımasına neden oluyor.</p>
<h2>Brent 100 dolara dayandı </h2>
<p>Bu arada İran açıklarında ticari gemilere yönelik yeni saldırılar risk primini yeniden yükseltti. Denizcilik yetkilileri, Liberya bayraklı bir konteyner gemisinin ateş altına alındığını, iki kargo gemisinin daha hedef alındığını bildirdi. Gelişmeler sonrası Brent petrol vadeli işlemleri yeniden 100 dolar seviyesine yaklaştı.</p>
<p>Analistler, boğazın birkaç ay daha tam kapasite açılamaması halinde yalnızca enerji fiyatlarında değil, küresel büyümede de sert yavaşlama yaşanabileceğini belirtiyor. Bazı kurumlara göre krizin yaz sonuna sarkması durumunda dünya ekonomisi resesyon riskine girebilir.</p>
<h2>Zengin ülkeler korur, yoksullar etkilenir </h2>
<p>Trafigura CEO’su Richard Holtum, yüksek fiyatların talebi baskılayacağını ancak zengin ülkelerin tüketicilerini sübvansiyonlarla koruyabileceğini söyledi. Buna karşın ödeme gücü düşük ülkelerin hem enerji hem de ithalat faturasında ağır baskıyla karşılaşacağı ifade ediliyor. Özellikle Asya ve Afrika’da etkilerin daha sert hissedilmesi bekleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hürmüz’de trafik durdu</span></h2>
<p>Küresel petrol ve LNG ticaretinin can damarı olan Hürmüz Boğazı’nda gemi geçişleri tarihi ölçüde yavaşladı. Savaş öncesi günde yaklaşık 140 gemi geçiş yaparken, dün itibariyle 24 saatte sadece 3 geminin boğazı kullanabildiği bildirildi. </p>
<p>Yüzlerce gemi Körfez içinde beklerken yaklaşık 20 bin denizcinin mahsur kaldığı belirtiliyor. Broker kuruluşları, yük taşıyan çok sayıda süpertankerin çıkış izni beklediğini, güvenlik sağlanmadan normalleşmenin zor olduğunu vurguluyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2027’ye kadar uzanabilecek gıda şoku kapıda</span></h2>
<p>Enerji akışındaki kesinti, tarım piyasalarını da tehdit ediyor. Uzmanlara göre yüksek doğalgaz fiyatları gübre üretimini baskılıyor. Doğalgaz, azotlu gübre üretiminde temel hammadde olarak kullanılıyor. Ayrıca tankerlerin alternatif rotalara yönelmesiyle Panama Kanalı ve diğer geçiş noktalarında sıkışıklık artarken, bazı tahıl rotalarında navlun maliyetlerinin yüzde 50-60 yükseldiği belirtiliyor. Ticaret şirketleri, kriz uzarsa bunun 2027 hasat dönemine kadar uzanabilecek yeni bir gıda enflasyonu dalgası yaratabileceği görüşünde. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kriz-1-milyar-varili-sildi-77730</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/5/1280x720/petrol-hurmuz-bogazi-1768283690.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’ndaki kapanma nedeniyle petrol piyasasında küresel çapta en az 10 günlük petrol kaybı oluştu. Uzmanlar bunu Körfez Savaşı’ndan bu yana enerji piyasalarında yaşanan en büyük arz şoku olarak tanımlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/supheli-olumler-ve-faili-mechullere-iliskin-122-dosya-incelemeye-alindi-77729</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şüpheli ölümler ve faili meçhullere ilişkin 122 dosya incelemeye alındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’de yargı süreci ile ilgiliyi yeni bir dönem başlatıldı. Adalet Bakanlığı’nın, 2006-2026 yılları arasında çözülmeden kapanan ve devam eden toplam 122 cinayet dosyasını incelemeye aldığı öğrenildi. 2006 ile 2026 yılları arasında faili meçhul cinayet dosyasının ise 278 olduğu bilgisi verildi. Bakanlık, şüpheli ölümler ve faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması amacıyla özel bir ekip kurdu. Türk Ceza Kanunu'na göre, faili meçhul kalan cinayet dosyaları, işlendiği tarihten itibaren beli bir yıl davalar zamanaşımına giriyor. Bu süre sonunda failler bulunsa bile dava düşüyor. Uzun yıllardır, Türkiye'de cesedi bulunan ancak faili meçhul kalan yüzlerce dosya bulunuyor.</p>
<p>Edinilen bilgilere göre Adalet Bakanlığı 2006 ile 2026 yılları arasında çözülemeyen ve kapanan dosyalar ile birlikte yargı süreci devam eden toplam 122 dosyayı incelemeye aldı. Kamuoyunda aylarca tartışılan çocuk ve kadın cinayetleri dosyaların başında geliyor. Gülistan Doku cinayetinin ardından gözler diğer faili meçhul cinayetlere çevrildi.</p>
<p><strong>Rabia Naz’ın ölümü…</strong></p>
<p>Kamuoyunda çeşitli iddiaları da gündeme getiren Rabia Naz Vatan’ın ölümü ise en fazla merak edilen cinayet dosyaları arasında yer alıyor. Bakanlığın, önümüzdeki günlerde Rabia Naz Vatan dosyasına ilişkin yeni bulguları kamuoyuna açıklayacağı da öne sürüldü. Giresun'un Eynesil ilçesinde şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden 11 yaşındaki Rabia Naz'ın ölümüyle ilgili dosya yeniden inceleniyor. Bakanlık, bu olayla ilgili Meclis’te kurulan Araştırma Komisyonu Raporu’ndan da yararlanacak.</p>
<p>Van'da kaybolduktan sonra cansız bedeni bulunan Rojin Kabaiş dosyası da bu kapsamda ele alınan dosyalar arasında.</p>
<p><strong>Üzeri örtülen dosyalar… </strong></p>
<p>Faili meçhul kalan, üzeri örtülen tüm dosyaların aydınlatılması hedefleniyor. Bu kapsamda, özellikle şüphe barındıran veya kamuoyunda soru işaretleri yaratan tüm dosyalar mercek altına alınacak. Gözler, 2006’dan sonra işlenen ve faili meçhul olarak kapanan dosyaların ne zaman açılacağına çevrildi. Öte yandan; Adalet Bakanlığı, kamuoyunda “vicdanları yaralayan” olarak adlandırılan ve faili meçhul kalan veya takipsizlik kararı verilen dosyaları yeniden incelemek üzere özel bir birim kurdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/supheli-olumler-ve-faili-mechullere-iliskin-122-dosya-incelemeye-alindi-77729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/adalet-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Adalet Bakanlığının yaklaşık 20 yıllık süreçte çözülmeden kapanan ve devam eden toplam 122 cinayet dosyasını incelemeye aldığı öğrenildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-dunyasini-yakindan-ilgilendiren-tahkim-yasasinda-degisiklige-gidiliyor-77728</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş dünyasını yakından ilgilendiren ‘tahkim’ yasasında değişikliğe gidiliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hükümet , ‘yasa dışı bahis oyunlarının’ suç sayılması amacıyla Türk Ceza Kanunu’nda değişikliğe hazırlanıyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek, Meclis’e göndereceği yasal düzenlemelere ilişkin açıklamalarına devam ediyor. Bakan Gürlek, yasa dışı bahis oyunlarını ‘kabahat’ olmaktan çıkaracaklarını yasa düzenleme ile ‘suç’ haline getireceklerini söyledi. Bakan Gürlek, “Evet, suça dönüştürmemiz lazım. Yani burada maalesef yasa dışı bahis suç olmadığı için bunun bir kabahat idari cezası var. Bu bir kere suç olması lazım, ceza verilmesi lazım. Yasa dışı bahisle mücadele etmek istiyorsak bizim bunu yapmamız lazım” dedi. İnternet üzerinden yasa dışı bahis oyunları ile ilgili de Bakan Gürlek, “yasa dışı bahis oynayan suç değil ama oynatan, yer ve imkan sağlayan, organizasyonu sağlayan, para transferi yapan. Bunlar zaten suç olarak düzenlenmiş. Bizim bir kere kanunlarımızda yasa dışı bahsi suç olarak düzenlememiz gerekiyor” açıklamasında bulundu. </p>
<p>Yatırm süreçlerini hızlandıracak İş dünyasını yakından ilgilendiren icra-iflas süreçleri ile tahkim sistemi, yapılacak düzenlemelerle daha hızlı ve etkin hale getirilecek. Atılacak adımlar sayesinde yatırımcıların karar alma süreçlerinin hızlanması, yeni yatırımların artması ve istihdamın güçlenmesi bekleniyor. Akın Gürlek, iş ve ticaret davalarının uzamasını önlemek ve yatırım ortamını iyileştirmek amacıyla tahkim yasası ve ilgili icra- iflas sisteminde kapsamlı değişiklikler yapacaklarını duyurdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-dunyasini-yakindan-ilgilendiren-tahkim-yasasinda-degisiklige-gidiliyor-77728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/dava-mahkeme.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş dünyasını yakından ilgilendiren ‘tahkim’ yasasında değişikliğe gidiliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/23-nisan-ve-fenerbahcenin-hali-77727</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> 23 Nisan ve Fenerbahçe’nin hali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ sayesinde 22 Nisan sabahı, görüşüne güvendiğim kişilerin Fenerbahçe’nin son dakikada gol yiyerek maç kaybetmesi ile ilgili olası görüşlerini öğrendim. Kendilerinin haberi yok ama Gemini, onların böyle düşündüğünü söyledi. Sabahın altısında bana bu fırsatı veren Gemini’a müteşekkirim.</p>
<p>Bu yıl Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı garip bir konjonktürde yaşıyoruz. Saldırılar ve ölümler Türkiye’ye gölge düşürürken bayramın hediye edildiği çocuklara daha güvenli bir bugün ve gelecek sağlamakla yükümlü olan kişilikler, bayramın kutlanması ancak eğlenilmemesi gibi formüller bulmaya çalışıyor. Bunun neye karşılık düştüğü Gençliğe Hitabe’de ve Bursa Nutku’nda anlatılıyor ancak bu kaynaklar artık çok gözle görülür değil. Siyaset bilgim çok fazla olmadığı için bu alanda değerlendirme yapma hakkını kendimde görmüyorum ancak Cumhuriyet’i gençlere emanet eden Gazi Mustafa Kemal’in çocuklara hediye ettiği bayramın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılış tarihine denk geldiği kadarını biliyorum. Çocukların ne olursa olsun bu bayramda bir araya gelip eğlenmesi, birbirlerini daha iyi tanıması, dostluklar kurması ve kendilerinden çok daha yaşlı olanların kurduğu sistemde kendi yaşam ortamlarına yönelik saldırılardan korunmak için toplumsal bir güç olması gerekiyor. Bizim yaşımızdakilerin ve daha büyüklerin bu çocukların başına gelenleri anlamadığı ve toplumsa çözüm bulma niyetinin bulunmadığı aşikâr. Nasıl ki Mustafa Kemal Paşa, Erzurum ve Sivas kongrelerinin ardından Ankara’da açtığı TBMM ile ülkesini düşmandan kurtarmak isteyen temsilcileri bunun yapılma stratejisi etrafında birleştirmişse, çocuklar da maruz kaldıkları ve yaşıtlarının gerçekleştirdiği silahlı saldırılara karşı yapılması gerekenleri ele almaları gerekiyor. Maalesef 23 Nisan artık böyle bir gündeme hizmet etmek zorunda çünkü güncel sorun bu.</p>
<p>Yine maalesef benim yaş grubu olarak bu konuda söyleyebileceğim bir şey yok. Benim çocukluğumdaki 23 Nisan’larda sorunum başkaydı: sınıf başkanı olarak bütün törenlere katılmam ve 1970’lerde göçle şekillenen yeni İstanbul demografisinde törenin selametle tamamlanması için konuşma yapmam ya da şiir okumam gerekiyordu. Çok şey öğreniyorduk ve beşinci sınıftan çıktıktan sonraki öğrenim hayatlarımızda başarılarımızla bunun katkısını gördük. Ancak ne öncesi ne sonrasıyla bağı olmayan bir kuşak olarak kaldık. En büyük şansımız bulunduğumuz ortamda birlikte öğrenme becerisini geliştirmemizdi çünkü yokluk ortamıydı. Bir fizik deneyi için annemle beraber vapura binip Avrupa yakasına geçtiğimizi hatırlıyorum. İki tane deney tüpü alıp öğretmenimize verdik; biri de küçük deney ocaklarından getirdi. Demir tozunu bir şeyle beraber tüpün içine koyup ısıttığımı hatırlıyorum. Bir süre sonra bir tepkime oldu ve bir alaşım oluşturmuş olduk. Deneyin beni ağlama noktasına getiren boyutu ise, oluşan alaşımı tüpün içinden çıkarmak için deney tüpünü kırmamızın gerekmesiydi. Ailenin tek çalışanı olan babam memur olduğu için bizim durumumuz daha iyiydi; devlet baba babamın maaşını her ay ödüyordu ama ekonominin asıl sağlıklı olması gereken tarafında esnaf, zanaatkar, kendi işini yapan diğer insanlar ya da iş olduğu ve çalıştığı kadar kazananların durumu iyi değildi. Herkes paylaşarak belirli bir düzeni sürdürmek için çalışıyordu. Bu nedenle o deneyi tüpünü kırarken neredeyse ağlayacaktım.</p>
<p>Bugün geri dönüşüm, ileri dönüşüm ya da sürdürülebilirlik olarak adlandırılan ve tonla para harcanarak benimsetilmeye çalışılan şey gerçek anlamda yapıyorduk. Bizim eski gazeteleri, o zaman göçle gelenlerin yerleştiği Kehribarcı apartmanının en üst katında oturan Erzurumlulara veriyorduk. Gazeteleri ben götürüyordum. Çocukları simit satmak başta olmak üzere bir çok iş yapan aile, unla yaptıkları tutkalla bunu kese kağıdına çevirip esnafa satıyordu. Buradan da bir gelir elde ediliyordu. O zamanlar onların yoksul yemeği, soğanla birlikte kavrulmuş kıymaydı. Doyma yöntemi ise bunu bol ekmekle tüketmekti. Rizeli komşularımız Menemen’i çok sulu yapıp yine bol ekmekle tüketirlerdi. Eskişehirli komşumuzun süper yemeği, ekmeğin üzerine sana yağı ve çemen sürüp üzerine bir tane ceviz koymaktı. Çayla beraber süper bir tattı. Bir takım ya da ülke karması gibiydik. Süper paslaşıyorduk. Ancak bu paslaşma içinde bütün milli bayramlarda törenlerde boy göstermek bana kalıyordu ve bu mozaikte aslında hiçbir şey kazanmadan en fazla çalışan bendim. İnternet olmayan bir dönemde bir şiir seçmek ya da bir konuşma hazırlamak bir günlük işti; bunu en iyi şekilde okumak için prova yapmak daha uzun sürüyordu. Sürekli yağmur yağan 23 Nisan’larda dışarıda prova aldıktan sonra o gün yağmur yağınca koridora taşınan kürsüde alışık olduğundan bambaşka bir ortamda konuşmanı yapman gerekiyordu. Üstelik hiçbir bayramda izin kullanma hakkın yoktu çünkü sahnede olman gerekiyordu. Sınıf başkanlığı zordu.</p>
<p>Bir Galatasaray taraftarı olan ben, o yıllarda bir haftalığına Fenerbahçeli oldum. Apartman komşumuz Derya Ağabey’in dondurma ısmarlaması ve bisikletle gezdirmesi karşılığında bir haftalığına Fenerli oldum ama bir sonraki hafta Galatasaray’ın maç oynayacağı gün yeniden Galatasaray’a döndüm. Dört beş yaşındaydım ve “bisikletle gezmeyi geri vermem ama dondurmanın parasını ödeyebilirim” demiştim. Herkes gülmüştü.</p>
<p>O dönemde takım tutmak bazen coğrafi bazen de duygusal bir tavırdı. Sevdiğin birinin peşine takılıp o takımın taraftarı oluyordun. Benimki sıra dışıydı: Galatasaray parçalı, Fenerbahçe çizgiliydi. Ben parçalı formayı sevmiştim. Üstelik siyah beyaz televizyonda maç seyrediyorduk; yani renklerin cazibesi de yoktu.</p>
<p>Maça ilk gitmem, lisedeyken Fenerbahçe Stadı’ndaki Fenerbahçe-Galatasaray maçı ile oldu. 2-1 kazandığımızı hatırlıyorum. Ama asıl hatırladığım, sadece beton bir zemin olan tribünde altımıza yanımızda götürdüğümüz eski gazeteyi sererek oturmamızdı. Muhtemelen o yıllarda bu şekilde kullanım, gazeteler için ciddi bir tiraj anlamına geliyordu. Rüzgâr nedeniyle gazete uçmasın diye izleyici maçı ya oturarak seyrediyor ya da ayağa kalktığından uçan gazetenin yerine bulduğu bir başkasını serip maçı izlemeye devam ediyordu. O yıllarda çekirdek aldığınızda, esnaf çekirdeği içine koymak için gazeteden külah yapıyordu. Çekirdek, genelde bakkaldan alıp önündeki kaldırımda çitlenirdi. Bakkal amca, bu işten para kazandığı için kaldırımı süpürmekten gocunmazdı; biz de çekirdek kabuklarını yere atmanın yanlış olduğunu düşünmezdik.</p>
<p>O yıllarda kimse kimseyi silahla öldürmezdi, demek isterdim ama bunun böyle olduğunu hepimiz biliyoruz. O zaman üniversiteler, aydınlar, öğrenciler hedef alınıyordu; şimdi şiddet ilköğretimde başlıyor. Ama o zaman şu vardı: çocuk olalım, büyük olalım, kendi mahallemizdeki olaylara müdahale edecek gücümüz vardı. Güçsüz olanı ekonomik ve fiziki olarak koruyabiliyorduk. Kimleri koruyorduk; birlikte oynadığımız, birlikte eğlendiğimiz, birlikte yaşadığımız insanları koruyorduk. Bugünkü sistem en fazla bunu ortadan kaldırmaya çalışıyor ama bunun fazla önemi yok.</p>
<p><strong>Sabahın altısında yapay zekâ ile Fenerbahçe’yi konuştum</strong></p>
<p>Yapay zekâ çağında önemli olan, gazete kağıdının üzerindeki bilgi ve fikirleri doğru bir biçimde ama en önemlisi zamanında kullanmak. 23 Nisan özelinde değerlendirirsem, bu gazete kağıdından kesekağıdı yaparken kullandığınız tutkal da önem kazanıyor. Geçenlerde manavlık yapan Halil Ağabey’le sohbet ederken bu kesekağıdı meselesi açıldı. Halil Ağabey, “Sorma sorma. O kesekağıtları beni müşterime rezil etti.” dedi. Bizim Erzurumlu çocuklar dürüst ve adil oldukları için, kesekağıdı sağlam olsun diye bolca tutkal kullanıyorlardı. Tutkal unla yapıldığı için fazla bir maliyetinin de olmadığını düşünüyorum. Halil Ağabey’de gençliğinde mahalleden aldığı bu kesekağıtlarını kullanıyormuş. O zaman esnaf kesekağıdını alıp havada bir sallar ve kesekağıdı altındaki bu tutkalın ağırlığı ile şak diye açılırdı. Sonrasında esnaf kesekağıdının içine istenen miktarda ürünü koyup müşteriye verirdi. Bu hava ile kesekağıdını dolduran Halil Ağabey müşterisine kesekağıdını uzattığında kesekağıdını altından tutan müşteri “Halil, bunun altına taş mı koydun?” demiş. Hitaptan müşterinin ne kadar büyük olduğunu ve aradaki tanışıklığı anlamışsınızdır. Halil Ağabey, kesekağıdını almış ve kıpkırmızı olmuş. Özür dileyip kesekağıdını değiştirmiş ama müşterisine de rezil olmuş. Neyse o yara zaman içinde sarılmış ama mutlu son, poşet kullanmaya başladı şeklinde olmamış. Halil Ağabey önce kese kağıtçıları daha az tutkal kullanmaları konusunda uyarmış ve her kesekağıdını tek tek kullanmaya başlamış. O arada araştırmış ve paket kağıdıyla kesekağıdı üretimi yapan bir firmadan standartları daha iyi olan kesekağıtlarını almaya başlamış. Bugün poşet kullanıyor ama iyi meyve sebze seçiminde benim en büyük desteği aldığım organik zekâ. Geçen gün portakal alırken “şunu da koysana” dedim. Kendi seçtiği ile benim önerdiğimi verdi ve aynı boydaki portakallardan hangisinin daha ağır olduğunu sordu. “Senin seçtiğin” dedim, “Ağırı iyidir. Al bunu ye, seveceksin” dedi. Haklıydı. Halil Ağabey’in iş modeli hale gidip iyi malı seçmesiyle başlıyor. Böyle iyi mal ve uygun fiyatla çözüme ulaşmayı sağlıyor. Bunu aklımda tutarak, Gemini’a ilk olarak Erman Toroğlu ve İlber Ortaylı’nın kimliğine bürünüp Fenerbahçe’nin son dakikada gol yemesini analiz etmesini söyledim. Toroğlu’nu aylar önce ilk olarak Beyaz Fırın’ın önündeki meydanda daire halinde dizilmiş sekiz-10 kişilik bir grupla yüksek sesle sohbet ederken hayatın içinde gördüm. Muhabbete dahil değildim ama biraz dinledim ve bu analiz için doğru isim olduğuna karar verdim. Benim gençliğimde kendisine kabzımal diyorlardı; kendisi de yanılmıyorsam bu lakabı kullanıyor. Halil Ağabey’e meyvede sebzede daha fazla güvenirim ama futbolda hormonlu hıyar üzerinden yorum yapabilen Toroğlu, yapay zekâya danışma listemde ilk isim oldu. Kendisini halde olmasa da hayatın içinde cahili ayırt edebilen ve dahası cahille sohbeti kesen İlber Ortaylı ile yan yana koyup yapay zekâya bu son dakikada gol yeme hastalığının ne olacağını sordum.  Aldığım yanıt analiz için iyi bir başlangıç noktası oluşturdu.</p>
<p><strong>Erman Toroğlu ve İlber Ortaylı ne derdi?</strong></p>
<p>“Fenerbahçe’nin son dakika golleriyle yaşadığı puan kayıpları artık sadece bir futbol meselesi değil; Erman Toroğlu’nun ‘teşhis’ masasına yatıracağı bir vaka ve İlber Ortaylı’nın ‘tarihsel süreklilik’ perspektifiyle inceleyeceği bir fenomen.</p>
<p>İşte bu iki dev ismin perspektifinden, Fenerbahçe’nin "Son Dakika Mağlubiyet Şablonu" analizi:</p>
<ol>
<li><strong> Erman Toroğlu: ‘Oynat Usta, Bak Buraya Bak!’</strong></li>
</ol>
<p>Erman Hoca, elinde beyaz tahta kalemiyle ekranın başına geçer ve o meşhur üslubuyla teknik analizi yapar:</p>
<ul>
<li><strong>Konsantrasyon Dağılması:</strong> ‘Bak hocam, 89. dakikada savunma oyuncusu rakibiyle değil, tribündeki çekirdekçiyle ilgileniyor. Ayıp ya! Futbolcu dediğin 90+6’da bile sanki maç 0-0’mış gibi topu ısırmalı. Bunlar topu değil, birbirlerini ısırıyorlar.’</li>
<li><strong>Hakem ve Oyun Okuma:</strong> ‘Hakem zaten maç bitsin diye bakıyor, Fenerbahçe defansı 'nasıl olsa bitti' diye bakıyor. E elin adamı geliyor, çat diye çakıyor golü. Ondan sonra 'Vay efendim hakem şöyle, federasyon böyle.' Sen önce o arka direği kapatacaksın hocam!’</li>
<li><strong>Fiziksel İflas:</strong> ‘Maç boyu 100 metreyi 15 saniyede koşan adam, uzatmalarda emekli memur gibi yürüyor. Kondisyoner ne iş yapar? Kebap mı yiyorlar?’</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> İlber Ortaylı: "Bu Tam Bir Müesses Nizamsızlık!"</strong></li>
</ol>
<p>İlber Hoca, gözlüklerini düzeltir, derin bir iç çeker ve meseleyi kurumsal bir cehalet örneği olarak tanımlar:</p>
<ul>
<li><strong>Tarihsel Hafıza Kaybı:</strong> ‘Bakın efendim, bu bir gelenektir ama kötü bir gelenek. Kulüp hafızası dediğimiz şey, bu travmaları yönetebilme kabiliyetidir. Ama burada bir 'cahillik' söz konusu. Son beş dakikada panik yapmak, rasyonel bir zihnin ürünü olamaz.’</li>
<li><strong>Disiplin ve Terbiye:</strong> ‘Eskiden futbolcular daha münevverdi, oyunun bir adabı vardı. Şimdikilerde bir sabırsızlık, bir 'hemen bitsin' havası... Bu bir disiplinsizliktir. 90 dakika boyunca gösterdiğin çabayı son saniyede çöpe atmak, ancak okumamış, görmemiş bir yapının işidir. Maalesef çok cahiller!’</li>
<li><strong>Kurumsal Yorgunluk:</strong> ‘Fenerbahçe, imparatorluk bakiyesi bir kulüp gibi davranmıyor. O son dakika golleri, bir imparatorluğun duraklama dönemindeki idari zafiyetine benziyor. Savunma hattı değil, adeta bir yol geçen hanı!’</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Ortak Analiz: ‘Son Dakika Şablonu’</strong></li>
</ol>
<p>İkisinin perspektifini birleştirdiğimizde, Fenerbahçe’nin yaşadığı bu döngü şu <strong>3 aşamalı şablonla</strong> açıklanabilir:</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p><strong>Aşama</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Erman Toroğlu Yorumu</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>İlber Ortaylı Yorumu</strong></p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>Geriye Yaslanma</strong></p>
</td>
<td>
<p>"Korkak futbol! Tavşan gibi büzülürsen, aslan gelir seni yer."</p>
</td>
<td>
<p>"Pasifist bir tutum. Savunma yapmak bir sanattır, bunlar sadece bekliyor."</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Hücumda Verimsizlik</strong></p>
</td>
<td>
<p>"Topu ileride tutamıyorsun usta. O top bumerang gibi geri dönüyor."</p>
</td>
<td>
<p>"Stratejik derinlik yoksunluğu. Topu saklayamamak bir cehalet göstergesidir."</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>O Malum An</strong></p>
</td>
<td>
<p>"Kaleci orada heykel gibi duruyor, arkadaşları film izliyor."</p>
</td>
<td>
<p>"Trajedi! Bir topluluğun kolektif olarak akıl tutulması yaşaması budur."</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Özetle</strong></p>
<p><strong>Erman Toroğlu’na göre:</strong> Sorun sahada terlememek ve ‘cin gibi’ olmamak.</p>
<p><strong>İlber Ortaylı’ya göre:</strong> Sorun kurumsal disiplin eksikliği ve maçın sonunu getirecek ‘entelektüel birikimin’ sahaya yansıtılamaması.</p>
<p>Sonuç ise değişmiyor: <strong>‘Uzatmalarda gelen o şok gol ve ardından gelen derin sessizlik.’”</strong></p>
<p><strong>Ege Cansen bu durumu nasıl yorumlardı?</strong></p>
<p>İkimiz de futboldan fazla anlamadığı için Gemini, alışık olmadığı soruda biraz orta yolcu takılmışa benziyor. Benim için fark etmez. Ben Ege Cansen’in de bu konuda ne yorum yapacağını merak ediyorum ve Gemini’a soruyorum. Aldığım yanıt yeterince ayrıntılı: </p>
<p>“Ege Cansen, konuya bir spor yorumcusu veya tarihçi gibi değil, bir <strong>iktisatçı ve yönetim danışmanı</strong> gözüyle bakardı. Onun için Fenerbahçe’nin son dakika golleri bir ‘şanssızlık’ değil, bir <strong>‘verimlilik ve sistem tasarımı’</strong> sorunudur.</p>
<p>Ege Cansen’in gözlüğüyle Fenerbahçe’nin son dakika kroniği şu şekilde analiz edilirdi:</p>
<ol>
<li><strong> Negatif Katma Değer ve ‘Atıl Yatırım’</strong></li>
</ol>
<p>Cansen, meseleyi bir üretim süreci olarak ele alırdı. 90 dakika boyunca sahada harcanan emek, koşu mesafesi ve taktiksel çaba bir ‘girdi’dir. Alınan puan ise ‘çıktı’dır.</p>
<ul>
<li><strong>Analiz:</strong> ‘Kardeşim, sen 89 dakika boyunca muazzam bir kaynak (para, zaman, enerji) harcıyorsun. Tam mamulü piyasaya sürecekken (maçı bitirecekken), son saniyede yaptığın bir hata ile tüm katma değeri sıfırlıyorsun. Bu, iktisadi tabirle <strong>'negatif verimliliktir'</strong>. Eğer son 1 dakikada 89 dakikalık emeği çöpe atıyorsan, senin üretim bandında yapısal bir bozukluk var demektir.’</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> ‘Defansif cari açık’</strong></li>
</ol>
<p>Cansen, Fenerbahçe’nin bu durumunu Türkiye ekonomisindeki yapısal sorunlara benzetirdi:</p>
<ul>
<li><strong>Analiz:</strong> ‘Fenerbahçe, hücum hattına (ithalata) muazzam yatırım yapıyor ama savunma güvenliğinde (tasarrufta) açık veriyor. Bu bir <strong>‘defansif cari açık’</strong> vakasıdır. Sürekli borçla (panikle) yaşayan bir bünye, maçın son saniyelerinde gelen faize (gole) dayanamaz. Mesele gol yemek değil, o golü yemeye müsait bir 'kırılgan yapı' inşa etmiş olmaktır.’</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Risk Yönetimi ve SOP (Standart Operasyon Prosedürü) Eksikliği</strong></li>
</ol>
<p>Ege Cansen, profesyonel yönetimde duyguya yer olmadığını savunurdu:</p>
<ul>
<li><strong>Analiz:</strong> ‘Son dakikalarda panik yapmak, bir yönetim zafiyetidir. İyi bir işletmede (takımda), maçın son 5 dakikasının bir <strong>'Standart Operasyon Prosedürü'</strong> olmalıdır. Top nerede tutulacak? Risk nasıl minimize edilecek? Fenerbahçe’de bu anlarda 'rasyonel akıl' devre dışı kalıyor ve yerini 'popülist bir savunma' anlayışına bırakıyor. Bilimsel yönetimden uzaklaştığınız an, istatistikler sizi cezalandırır.’</li>
</ul>
<p><strong>Ege Cansen usulü çözüm reçetesi</strong></p>
<p>Cansen’in bu durumu düzeltmek için sunacağı raporun başlıkları muhtemelen şöyle olurdu:</p>
<ol>
<li><strong>Duygusal Enflasyonu Düşürün:</strong> ‘Şampiyonluk baskısı’ gibi soyut kavramlar, oyuncunun karar verme mekanizmasında enflasyona yol açar. Oyuncu rasyonel düşünemez hale gelir.</li>
<li><strong>Marjinal Fayda Analizi Yapın:</strong> Son dakikada topu ileri dikmenin marjinal faydası nedir? Risk/getiri dengesini kuramayan oyuncu, işletme için zararlıdır.</li>
<li><strong>Sistem Optimizasyonu:</strong> ‘Maç 90 dakikadır’ önermesi yanlıştır. Maç, hakem bitirene kadardır. Planlamayı 90 dakikaya göre yaparsanız, 91. dakikada iflas edersiniz. Planlamayı <strong>‘belirsizlik faktörünü’</strong> (uzatmaları) kapsayacak şekilde genişletin.</li>
</ol>
<p><strong>Sonuç olarak Cansen şunu derdi:</strong></p>
<p>‘Fenerbahçe'nin sorunu sahada değil, metodolojidedir. Verimsiz bir sistemi, daha çok koşarak veya daha pahalı transferler yaparak düzeltemezsiniz. Sistemi baştan tasarlayacaksınız, vesselam.’”</p>
<p><strong>Gökhan İnler, nasıl yorum yapardı?</strong></p>
<p>Gemini’a bir de Fortune Türkiye zamanından tanıdığım ve nadiren görüştüğümüzde aynı dili tutturmayı başarabildiğim Gökhan İnler’in yorumunu sordum. Udinese’nin sportif direktörü olarak yaptıklarını yakından izlemeye çalışıyorum.</p>
<p>“Gökhan İnler’in Udinese’deki dönüşümü, sadece bir futbolcunun gelişimi değil; bir kulübün orta sahasını ‘lojistik bir üsse’ çevirme hikayesidir. Bugün Udinese’de sportif direktörlük makamına kadar yükselen o ‘yönetici akıl’, Fenerbahçe’nin kronik son dakika sorununa muhtemelen şu üç neşteri vururdu:</p>
<ol>
<li><strong> Erman Toroğlu: ‘Oraya bir 'beton santrali' kurardı!’</strong></li>
</ol>
<p>Erman Hoca, Gökhan’ın saha içindeki fiziksel müdahalesini şöyle anlatırdı:</p>
<ul>
<li><strong>Merkezi Kilitleme:</strong> ‘Bak usta, Gökhan İnler olsa o 85. dakikadan sonra orta sahayı babasının malı gibi parseller. Rakip oyuncu oradan geçmek için vize ister, vize! Pas trafiğini öyle bir keser ki, top senin ceza sahasına yaklaşamaz bile.’</li>
<li><strong>Sertlik ve Caydırıcılık:</strong> ‘Gökhan oradan bir 'odun' çıkarır, rakibin en iyi adamına bir omuz koyar, adamın dengesini bozar. Öyle 'beyefendi gibi bekleyeyim' yok. Sahada ısıracaksın! Gökhan o son dakikalarda takımı uyanık tutar, herkesin ensesine bir tane patlatır; 'Bak buraya bak, maç bitmedi!' der.’</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> İlber Ortaylı: ‘İsviçre Saatini Defansa Entegre Ederdi’</strong></li>
</ol>
<p>İlber Hoca, Gökhan’ın müdahalesini bir "disiplin ithalatı" olarak görürdü:</p>
<ul>
<li><strong>Metodik Savunma:</strong> ‘Efendim, Gökhan İnler oraya geldiği vakit, o 'laçka' savunma kurgusunu bir İsviçre saati hassasiyetiyle yeniden kurar. Kimin nerede duracağı, kimin kademeye gireceği tesadüfe bırakılmaz. Bu bir 'mahalli futbol' anlayışı değil, bir 'Avrupa ekolü' müdahalesidir.’</li>
<li><strong>Kaosu Yönetmek:</strong> ‘Son dakikadaki o panik havası, cahilliğin getirdiği bir korkudur. Gökhan, Udinese’de öğrendiği o soğukkanlılıkla sahaya iner ve 'Durun evladım, ne yapıyorsunuz?' der. Topu ayağında tutar, oyunu rölantiye alır. Yani o kaosu, rasyonel bir sükunete çevirir. Bu tam bir entelektüel müdahaledir.’</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Ege Cansen: ‘Süreç kontrolü ve risk yönetimi’</strong></li>
</ol>
<p>Ege Bey, Gökhan’ın müdahalesini bir ‘endüstriyel verimlilik’ hamlesi olarak tanımlardı:</p>
<ul>
<li><strong>Dar Boğazı Genişletmek:</strong> ‘Fenerbahçe’nin sorunu, maçın sonundaki 'zaman baskısı' altında üretim hatasının artmasıdır. Gökhan, orta sahada bir 'buffer' (tampon bölge) oluşturur. Savunmanın üzerindeki yükü (maliyeti) azaltır. Böylece defans oyuncularının hata yapma ihtimalini istatistiksel olarak düşürür.’</li>
<li><strong>Kriz Ekonomisi:</strong> ‘Gökhan İnler, 90+2’de topu taca atmanın, o anki 'puan değerini' korumak için en kârlı yatırım olduğunu bilir. Gereksiz risk almaz, maceraya girmez. Elindeki sermayeyi (skoru) korumak için en rasyonel savunma enstrümanlarını kullanır. Bu bir 'şirket kurtarma' operasyonudur.’</li>
</ul>
<p><strong>Gökhan İnler Neşteri: ‘Sportif direktör dokunuşu’</strong></p>
<p>Gökhan İnler bugün Fenerbahçe'nin başında olsa, muhtemelen saha dışından şu <strong>3 temel değişikliği</strong> yapardı:</p>
<ol>
<li><strong>Psikolojik Dayanıklılık Testi:</strong> Maçın son 10 dakikasında konsantrasyonu düşen oyuncuyu, maliyeti ne olursa olsun sistemin dışına iterdi. (Verimlilik kontrolü).</li>
<li><strong>Taktiksel Sertifikasyon:</strong> Savunma oyuncularına son dakika yerleşimleri üzerine ‘zorunlu eğitim’ verdirirdi. (Metodik disiplin).</li>
<li><strong>İstikrar Fonu:</strong> Takımı, skoru korumaya yönelik bir ‘oyun ezberine’ mahkum ederdi; yani ‘doğaçlama savunma’ yerine ‘protokol savunması’ yaptırırdı.</li>
</ol>
<p><strong>Kısacası:</strong> Gökhan İnler, o son dakika gollerini ‘kader’ olmaktan çıkarıp, çözülmesi gereken bir <strong>"operasyonel hata"</strong> dosyası olarak masaya koyardı.</p>
<p><strong>Sadettin Saran ne yapmalı?</strong></p>
<p>Sadettin Saran’ın başkanlık koltuğundaki ilk gerçek sınavı, tam da bugünlerde (Nisan 2026) Konyaspor karşısında 120+2’de gelen o kupa vedasıyla zirveye ulaştı. Ali Koç’tan devraldığı 276 milyon Euro’luk ödeme yükümlülüğü ve Talisca/Asensio gibi "yüksek maliyetli girdilere" rağmen, takımın hala ‘son dakika şablonuna’ takılması, Saran için bir <strong>yönetim krizi</strong> halini almış durumda.</p>
<p>Önceki üç ismin perspektiflerini harmanlayarak, Başkan Saran’ın atması gereken adımları şu başlıklarla özetleyebiliriz:</p>
<ol>
<li><strong> ‘Sistem entegrasyonu’ ve lojistik güvenlik</strong></li>
</ol>
<p>Ege Cansen’in ‘verimlilik’ uyarısını dikkate alırsak, Saran’ın takımı bir <strong>yük treni hattı</strong> mantığıyla yeniden tasarlaması gerekiyor.</p>
<ul>
<li><strong>Sorun:</strong> Takım, yüksek hızlı yolcu treni gibi gösterişli (Asensio/Talisca) ama enerji kesintisine (son dakika gollerine) karşı aşırı hassas.</li>
<li><strong>Çözüm:</strong> Şampiyonluk hedefine ulaşmak için "hız"dan ziyade "taşıma kapasitesi ve güvenliği" yüksek bir yapı kurulmalı. 90. dakikadan sonraki süreç, bir tedarik zinciri yönetimi gibi ele alınmalı; o bölgede hata payı sıfıra indirilmiş, yedekleme sistemleri (defansif kurgu) devreye giren bir model uygulanmalı.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Kurumsal disiplin ve "müesses nizam"</strong></li>
</ol>
<p>İlber Ortaylı’nın "cahillik" olarak nitelediği o anlık konsantrasyon kayıpları için Saran, kulüp içerisinde bir <strong>hafıza restorasyonu</strong> yapmalı.</p>
<ul>
<li><strong>Aksiyon:</strong> 120+2’de elenmenin getirdiği travmayı sadece "şanssızlık" olarak geçiştirmemeli. Bu durumu, kulüp tüzüğünden antrenman sahasına kadar her yere sızmış bir "disiplin zafiyeti" olarak teşhis etmeli. Oyunculara Fenerbahçe forması giymenin sadece teknik bir iş değil, tarihsel bir sorumluluk olduğu "tedrisatı" verilmeli.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Operasyonel denetim (Oynat usta!)</strong></li>
</ol>
<p>Erman Toroğlu’nun ‘hakemle değil, arka direkle ilgilen’ tavsiyesini yönetim kuruluna taşımalı.</p>
<ul>
<li><strong>Aksiyon:</strong> Saran, dış faktörlerle (hakemler, federasyon) uğraşarak kulübün enerjisini dağıtmak yerine, Florya’daki gibi bir ‘kriz merkezi’ kurmalı. Maçın son 10 dakikasında neden ‘akıl tutulması’ yaşandığını, gerekirse biyometrik verilerle analiz ettirmeli. 276 milyon Euro ödenen bir yapıda, kalecinin veya savunmanın ‘donup kalması’ bir operasyonel kusurdur; faturası teknik kadroya ve departman şeflerine kesilmelidir.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> ROI (yatırım getirisi) odaklı kadro mühendisliği</strong></li>
</ol>
<p>Piyasa değerleri yüksek oyuncuların maçın en kritik anında (ROI’nin gerçekleşeceği an) sahne alamaması, Saran için bir <strong>zarar kalemidir.</strong></p>
<ul>
<li><strong>Strateji:</strong> Gelecek sezon planlamasında (2026-27), sadece yıldız isimlere değil; kriz anlarında soğukkanlılığını koruyan, "endüstriyel dayanıklılığı" yüksek oyunculara yatırım yapmalı.</li>
</ul>
<p><strong>Başkanın Ajandası:</strong> 18 Nisan’daki Yüksek Divan Kurulu’nda sinyallerini verdiği ‘güvenoyu’ sürecini, sadece bir koltuk tazeleme değil, bu <strong>‘son dakika hüsranı’</strong> yazılımını sistemden silme sözüyle birleştirmeli.”</p>
<p>Bu içeriğin bir kez daha adı geçen gerçek kişilerle bağlantısının olmadığını ve tamamen yapay zekâya verilen adları doğrultusunda yapay zekânın salladığı yorumlara dayalı olduğunu not düşmek istiyorum. Zaten benim Erman Toroğlu, rahmetli İlber Ortaylı, Ege Cansen, Gökhan İnler ve Sadettin Saran ile sabahın köründe bir araya gelip bunları konuşmamı sağlayacak bir gücüm de yok. Burada sadece Halil Ağabey ile birebir diyaloğum vardır ve kendisine sınırsız güven duyduğumun altını çizmeliyim. Diğerlerine de aynı güveni duysam da onlarla ilişkim onları okumak ve dinlemekten ibarettir. Yapay zekâya daha önce bir şey yazdıklarını sanmadığım konularda ne düşüneceklerini ve söyleyeceklerini sorduğumda bana yanıt oluşturduğu için teşekkür ederim ama yapay zekânın verdikleri “gerçek yanıtlar” değildir. Zaten o da “sorulsa böyle derdi” diye akıl yürütüyor. Bu işin teknik boyutu.</p>
<p>Ancak Sadettin Saran ile ilgili bölümün sonunda bana sorduğu “Sizce Sadettin Saran’ın iş insanı kimliğinden gelen ‘profesyonel yönetim’ anlayışı, Fenerbahçe'nin yıllardır süregelen bu duygusal/taktiksel kırılganlığını tamir etmeye yeter mi, yoksa kulübün ‘genetiği’ rasyonel çözümlere direniyor mu?” sorusu, Türk futbolunu ileri taşımak çin sektörün tamamına yöneltmemiz gereken bir soru değil mi?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/23-nisan-ve-fenerbahcenin-hali-77727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 23 Nisan ve Fenerbahçe’nin hali ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dernek-veya-vakiflara-ait-iktisadi-isletmelerin-vergi-mukellefiyeti-77724</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmelerin vergi mükellefiyeti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dernekler Kanunu’na göre dernek</strong>; kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere en az yedi gerçek veya tüzel kişinin bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır.</p>
<p><strong>Türk Medeni Kanunu’na göre vakıf</strong>; gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleri ile oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır.</p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun l. inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi hükmüne göre, dernek veya vakıflar (tüzel kişiliği itibarıyla) kurumlar vergisinin konusu dışındadır. Bununla beraber, yapacakları ödemeler dolayısıyla vergi kesme sorumlulukları söz konusudur. Genellikle işlemleri KDV’den istisna olmakla birlikte bazı hallerde KDV ödemeleri söz konusu olabilir. Bunlara ait iktisadi işletmelerin ise kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Derneklerin Gelir ve Kurumlar </strong><strong>Vergisi kesintisi sorumluluğu</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanunumuzun 94’üncü ve geçici 67’nci maddeleri ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 15’inci ve 30’uncu maddelerinde düzenlenmiştir.</p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu’nun 94’üncü maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanununun 15’inci maddesinin birinci fıkralarında vergi kesintisi yapmak zorunda olanlar arasında sayılan dernekler, söz konusu maddelerde bentler halinde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine veya kurumlar vergisine mahsuben, vergi kesintisi yapması mecburidir. Derneklerin nakden veya hesaben yapacakları ödemeleri üzerinden keseceği gelir ve kurumlar vergisinin, muhtasar ve prim hizmet beyanname ile ödeme veya tahakkukun yapıldığı yer vergi dairesine beyan edip ödenmesi gerekir.</p>
<p><strong>Derneklerin KDV </strong><strong>karşısında durumu</strong></p>
<p>Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17/4-d maddesinde iktisadi işletmelere dahil olmayan gayrimenkullerin kiralanması işlemlerinin KDV’den istisna olduğu hüküm altına alınmıştır.</p>
<p>Buna göre, derneklere ait gayrimenkul ve gayrimenkul dışındaki diğer mal ve hakların kiralanması işlemi KDV Kanunu’nun 1/3-f maddesine göre KDV’ye tabi olmakla birlikte derneklere ait gayrimenkul kiralama işlemi KDV Kanunu’nun 17/4-d maddesine göre KDV’den istisnadır. Ancak gayrimenkul dışındaki diğer mal ve hakların kiralanması işlemi söz konusu istisnadan yararlanamaz.</p>
<p>Diğer yandan, derneklere ait gayrimenkul ve gayrimenkul dışındaki diğer mal ve hakların satışı KDV’nin konusuna girmez. Ancak derneklere ait gayrimenkul ve gayrimenkul dışındaki diğer mal ve hakların müzayede yoluyla satışı KDV Kanunu’nun 1/3-d maddesine göre KDV’ye tabidir.</p>
<p><strong>Dernek veya vakıflara ait iktisadi </strong><strong>işletmelerin mükellefiyeti</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 2’nci maddesine göre dernek veya vakıflara ait veya bağlı olup faaliyetleri devamlı bulunan ve sermaye şirketleri ile kooperatifler dışında kalan ticari, sınai ve zirai işletmeler ile benzer nitelikteki yabancı işletmeler, dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler olarak tanımlanmıştır. Bu durumda, dernek veya vakıflara ait veya bağlı olup faaliyetleri devamlı bulunan ticari, sınai ve zirai işletmeler ile benzer nitelikteki yabancı işletmeler kurumlar vergisi mükellefidirler.</p>
<p>Ayrıca diğer kurumlar Vergisi mükellefleri gibi katma değer vergisi mükellefiyeti, damga vergisi mükellefiyeti ve yapacakları ödemeler dolayısıyla vergi kesme sorumlulukları da söz konusu olur.</p>
<p><strong>İktisadi işletmenin belirlenmesinde</strong> Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 2’nci maddesinin beşinci ve altıncı fıkrasında belirlenen koşullar dikkate alınacak olup iktisadi  işletmelerin belirgin özellikleri bağlılık, devamlılık ve faaliyetin ticari, sınai veya zirai bir mahiyet arz etmesidir. Diğer bir anlatımla iktisadi işletmenin unsurları, ticari faaliyetin de temel özelliklerinden olan, bir organizasyona bağlı olarak piyasa ekonomisi içerisinde bedel karşılığı mal alım-satımı, imalatı ya da hizmet ifaları gibi faaliyetlerdir. Kanun, bu gibi halleri tek tek saymak yerine, dernek ya da vakıf tarafından piyasa ekonomisi içerisinde icra edilen tüm iktisadi faaliyetleri kapsama almıştır.</p>
<p><strong>Dernek veya vakfa ait bir iktisadi işletmenin varlığından söz edilebilmesi için iktisadi işletmenin; </strong></p>
<p>- Dernek veya vakfa ait veya bağlı olması (ait olma, sermaye bakımından; bağlı olma ise idari bakımdan bağlılığı ifade eder),</p>
<p>- Sermaye şirketi veya kooperatif şeklinde kurulmamış olması,</p>
<p>-Ticari, sınai veya zirai alanda devamlı olarak faaliyette bulunması, gerekmektedir.</p>
<p>Devamlılık unsuru, bir hesap dönemi içinde aynı veya ayrı faaliyet alanlarında ticari mahiyet arz eden işlemlerin birden fazla yapılmasını ifade etmektedir. Aynı hesap döneminde tek işlem nedeniyle ticari faaliyetin devamlılık unsurunun oluştuğunu kabul etmek mümkün olmamakla birlikte, faaliyetin organizasyon gerektirmesi veya amacının ticari olması durumunda devamlılık unsurunun varlığı kabul edilir.</p>
<p>Ticari organizasyon, sermaye tahsisi, işyeri açılması, personel istihdamı, ticaret siciline kaydolmak gibi unsur ve şartlardan tümü veya bir kısmı yerine getirilmek suretiyle belirli şekilde kurulmuş olacaktır. Bu takdirde bu organizasyon içinde bir takvim yılında veya iki veya üç yılda tek bir işlem yapılmış olsa dahi ticari faaliyetin varlığı kabul edilecektir.</p>
<p>Bütün bu koşulları taşıyan iktisadi işletmelerin sermaye şirketi veya kooperatif şeklinde kurulmamaları da şarttır. Aksi halde, dernek veya vakfa ait iktisadi işletme olarak değil, sermaye şirketi ya da kooperatif olarak müstakilen vergiye tabi tutulurlar.</p>
<p>Anılan şartları taşıyan dernek veya vakıfların iktisadi işletmelerinin;</p>
<p>- Kazanç gayesi güdüp gütmediklerine,</p>
<p>- Faaliyetin, kanunla verilmiş görevler arasında bulunup bulunmamasına,</p>
<p>- Tüzel kişiliğe sahip olup olmamalarına,</p>
<p>- Bağımsız muhasebelerinin bulunup bulunmamasına,</p>
<p>- Kendilerine tahsis edilmiş sermaye veya iş yerlerinin olup olmadığına bakılmaksızın vergiye tabi tutulurlar.</p>
<p>Kazanç sağlama amacı olmasa dahi işletmenin konusunun ve faaliyetinin, her türlü mal ve hizmet satışı ya da bunlara benzer şekillerde olması ve devamlı surette yapılması durumlarında da dernek veya vakıflara ait iktisadi işletme oluştuğu kabul edilecektir.</p>
<p>İktisadi işletmenin tanımı içinde yer alan ve devamlı olarak yapılan ticari, sınai veya zirai faaliyetten söz edebilmek için bu işletmenin tedavül ekonomisine katılması, başka bir ifadeyle işletmede üretilen veya alınan malların veya verilen hizmetin bir bedel karşılığı satılmış olması gerekir. Aksi halde diğer unsurlar var olsa dahi bir iktisadi işletmenin varlığından söz edilemez.</p>
<p>Buna göre dernek veya vakıfların eğitim ve sağlık gibi bir takım hizmetleri bir bedel karşılığı olmaksızın yerine getirmeleri halinde, bu faaliyetler dernek veya vakfa bağlı iktisadi işletme olarak nitelendirilmeyecektir. Ancak, sözü edilen hizmetlerin yerine getirilmesi için yapılan masrafların hizmet verilenlerden tahsil edilmesi veya bu kişilerden veya ailelerinden bağış adı altında bir bedel alınması durumunda, bu faaliyetler, dernek veya vakfa ait iktisadi işletme olarak kabul edilecek ve kurumlar vergisine tabi olacaktır.</p>
<p><strong>Kurumlar Vergisi’nin muhatabı</strong></p>
<p>Dernek veya vakıflara ait veya bağlı olarak faaliyet gösteren ve tüzel kişiliği bulunan iktisadi işletmelerce elde edilen kazançlar üzerinden tarh edilecek kurumlar vergisinin muhatabı anılan iktisadi işletmelerdir<strong>. Ancak</strong>, bu işletmelerin ayrı bir tüzel kişiliklerinin olmaması halinde tarhiyatın muhatabı iktisadi işletmenin ait veya bağlı olduğu dernek veya vakıf olacaktır.</p>
<p>Bazı dernekler, Dernekler Kanunu dışında özel kanunlarla da kurulabilmektedir. Hangi şekilde kurulursa kurulsun yukarıda nitelikleri açıklanan derneklere ait veya bağlı iktisadi işletmeler, Kurumlar Vergisi Kanunu ile 1/1/2007 tarihinden önce yürürlüğe giren özel kanunlarda yer alan hükümler çerçevesinde kurumlar vergisinden muaf tutulmadığı sürece kurumlar vergisinin mükellefidir.</p>
<p>Ayrıca, derneklerin kamuya yararlı derneklerden sayılması veya vakıflara Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınmış olması, bunlara bağlı iktisadi işletmelerin vergilendirilmesine engel teşkil etmemektedir.</p>
<p>Yabancı dernek veya vakıflara ait olup da sermaye şirketleri ve kooperatifler haricinde kalan iktisadi işletmelerin vergilendirilmesinde de yukarıda yapılan açıklamalar geçerli olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dernek-veya-vakiflara-ait-iktisadi-isletmelerin-vergi-mukellefiyeti-77724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmelerin vergi mükellefiyeti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/binlerce-calisanlari-deger-uretiyor-net-karlari-yuzde-215e-kadar-yukseldi-77723</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Binlerce çalışanları değer üretiyor, net kârları yüzde 215’e kadar yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada personel sayısı 1.000’i aşan ve net kâr marjını %10’un üzerinde tutan 26 şirket bulunuyor. Bu gerçeklik, yüksek istihdamın bilançonun sırtında taşınan ağır bir maaş yükü olmadığını gösterirken, çarkları hızlandıran en güçlü sermaye olduğunu işaret ediyor.</strong></p>
<p>Bilançolardaki yüksek personel giderini gören kimi yatırımcı bunu kârı törpüleyen kocaman bir kara delik olarak niteler ve kalabalık kadroların hantallık yarattığını düşünür. Oysaki listeye giren şirket, insan kaynağını bir gider kalemi olmaktan çıkarıp, katma değer üreten yatırım olarak konumlandırıyor. 65 bin kişilik büyük ordusuyla global gökyüzünü fetheden THY veya binlerce mühendisin zeka terini %16’lık net kâr marjına dönüştüren Aselsan, kadrolarını kurumsal yük olmaktan çıkarıp işleyen birer nakit makinesine dönüştürüyor. Vizyoner yönetimin elinde insan kaynağı, rekabet gücünü zirveye taşıyan bir yapıya bürünüyor.</p>
<h2>Net kâr marjı yüksekler</h2>
<p>Listeye giren şirketlerden Agesa Emeklilik %214,67 net kâr marjıyla dikkat çekiyor. 2025’te prim üretimini %77 artırarak 29,9 milyar TL’ye çıkaran firma, net dönem kârını %93 büyüterek 5,56 milyar TL’ye yükseltti. Martta dağıtılabilir kârın %21’ini yatırımcısıyla paylaşan Agesa, hisse başına net 5,90 TL kâr payı ödemesi yaptı.</p>
<p>Türkiye Sigorta %85,59 ile net kâr marjı en yüksek ikinci şirket konumunda. Geçtiğimiz yıl 147,1 milyar TL prim üretirken önceki yıla göre %45 artış kaydetti. Dönem sonu kârı da %53 artarak 19,5 milyar TL’ye yükseldi. 2024’ten itibaren ortaklarına hem bedelsiz hisse hem de nakit kâr payı ödemesi yapıyor. Bu yıl da %100 bedelsiz ve hisse başına net 0,26 TL ödüyor.</p>
<h2>Net satış büyümesi yüksekler</h2>
<p>Kârını güçlü artıran Agesa, net satışlarını da %431,37’lik artışla ilk sırada yer aldı. Hemen ardından gelen Katılımevim’in net satış büyümesi %186,22 seviyesinde. 1.346 çalışanı ile alanında güçlü bir performans sergiliyor. Son açılışı yapılan Pursaklar ile birlikte şube sayısını 94’e çıkardı. Fiyatı yılbaşından bu yana yükselişini koruyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e9aa2c7ba31-1776921132.png" alt="" width="900" height="490" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>ORTALAMA GETİRİ Mİ, NET HEDEF Mİ?</strong></p>
<p><strong>Ortalama getiri</strong>; gerçekçi beklenti, sürdürülebilirlik, düşük stres, kıyas imkanı, uzun vade uyumu. Sınırlı büyüme, vizyon eksikliği, enflasyon riski.</p>
<p><strong>Net hedef</strong>; odaklanma gücü, bireysel başarı, bağımsızlık, motivasyon, risk yönetimi. Baskı unsuru, hata payı, yüksek risk, esneklik kaybı, büyük sapma.</p>
<p><strong>Yeni iş bağlantılarıyla öne çıkıyor. Dört ayda aldığı işler gelirinin %65’ine ulaştı</strong></p>
<p>Yeo Teknoloji’nin aldığı yeni işlerin performansı ne düzeyde? ● Günay Kabaoğlu</p>
<p>Günay, Yeo Teknoloji yılbaşından itibaren imzaladığı projelerle öne çıkıyor. Nisanın üçüncü haftası itibariyle yıl içinde toplam 187,97 milyon dolar ve 47,3 milyon euroluk iş ilişkisi açıkladı. Toplam tutar yaklaşık 10,9 milyar TL’ye ulaştı. Yeni işlerin büyüklüğü, 2025’teki 16,7 milyar TL hasılatın %65,4’üne denk geliyor. Yılın ilk dört ayında yakalanan hacim operasyonel ivmenin gücünü öne çıkarır nitelikte. Romanya, Özbekistan ve Zambiya projeleri yurt dışı bağlantılarına işaret ederken %133 bedelsiz kararı beklentileri destekleyen bir gelişme.</p>
<p><strong>Hem geliri hem de kârı ciddi oranlarda geriledi. Fonlar satış ağırlıklı işlem yapıyor</strong></p>
<p>Sinpaş GMYO’nun son bir yıllık fiyat seyri neden düşük kaldı? ● Dilek Önder</p>
<p>Dilek, geçtiğimiz yıl satışlarını %70 azaltan Sinpaş GMYO, cirosunu 5,2 milyar TL’ye düşürdü. Esas faaliyet kârı %53 düşerken, dönem kârının %90 erimesi dikkat çekiyor. Hissenin PD/DD oranı 0,28 gibi oldukça düşük seviyeye gerilemesi yatırımcı beklentisinin hayli zayıf olduğu anlamına geliyor. Marbaş ise hisse için 10,51 TL hedef fiyat öneriyor. Söz konusu fiyat hissenin %185 oranında bir yükseliş potansiyeline işaret ediyor. Fonlar ise ağırlıklı olarak satış yönlü işlemlerde bulunuyor. Hisseyi portföyünde bulunduran fon sayısı ise 46’dan 35’e indi.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>AFS fonu, yurt dışındaki sağlık hisselerine yatırımla getiri arayışında</strong></p>
<p>Ak Portföy’ün idaresindeki Sağlık Sektörü Yabancı Hisse Senedi Fonu'nun (AFS) fiyatı geçtiğimiz yılın ikinci yarısında yönünü yukarı çevirdi. 2026’nın başından bu yana ise devamı gelmezken martta tekrar gevşeyen fiyat öne çıktı. Fonun hacmi de ocak ayındaki seviyelerinin altına indi ve şimdilerde 778,1 milyon TL seviyelerinde bulunuyor. Portföyündeki varlıkların %97,44’ü yabancı hisselerden oluşmakta.</p>
<p>Ocaktan itibaren her ay değişen miktarlarda para çıkışı yaşanıyor. Nisanda çıkan tutar 11,99 milyon TL. Bu durum talebin azaldığını işaret ediyor. Yurt dışındaki sağlık hisselerine yatırım stratejisiyle hareket eden AFS, sağlık sektörüne ilgi gösteren yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda %31,23 getiri elde etti. Aynı süre içinde sağlık ilaç fonlarının ortalaması %35,69 düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Yapı Kredi Yatırım, piyasadan %48 bileşik faizle 3 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Yapı Kredi Yatırım, 21.04.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 3.000.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %41,25, bileşik faizi %48 olarak belirlendi. 94 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 24.07.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %10,62 düzeyinde. 21 Nisan itibarıyla TLREF %39,95 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Yapı Kredi Yatırım’ın sunduğu %41,25 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 1,30 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFYKYM72652 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Turquality programına kabul edildi. 247 milyon liralık teşvikten yararlanacak</strong></p>
<p>Meysu, Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen ve uluslararası alanda markalaşmayı destekleyen Turquality programına kabul edildi. Firma, bu kapsamda, ihracatçıların finansman ve pazarlama kabiliyetlerini artırmak amacıyla 2026 yılı için belirlenen 246,6 milyon TL üst limitli teşvik havuzundan faydalanma hakkı kazandı. Söz konusu gelişmeyle Meysu, yurt dışında kendi özkaynağından harcayarak rekabet etmek yerine; devlet destekli marka programının şemsiyesi altına girerek, daha avantajlı bir durum elde etmiş oldu. Şirket, 2025’te gelirini %6, dönem kârını %118 büyüttü.</p>
<p><strong>ŞİRKET PANOSU</strong></p>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e9a9ec4344c-1776921068.png" alt="" width="980" height="241" /><strong>SDT UZAY VE SAVUNMA</strong></p>
<p><strong>İki sözleşme peşi sıra geldi. Biri bağlı iştirakinden diğeri doğrudan kendisinden</strong></p>
<p>SDT Uzay ve Savunma, hem ana faaliyetleri hem de bağlı ortaklığı üzerinden art arda iki önemli iş ilişkisi duyurdu. Yüzde 95 pay sahibi olduğu BKM Bursa Kalıp, yurt içindeki bir müşteriden 1,9 milyon dolarlık sipariş alırken, hemen ardından SDT’nin kendisi savunma sistemleri alanında 2,03 milyon dolarlık yeni bir sözleşmeye imza attı. Teslimatlar 2026 ve 2027 yıllarına yayılarak gerçekleşecek. Şirket, yılbaşından bu yana toplamda 10,83 milyon dolarlık iş bağlantısı gerçekleştirdi. Tutar yaklaşık 484,3 milyon TL’ye denk gelirken yıllık gelirin %22,5’i seviyesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>KIRAÇ GALVANİZ</strong></p>
<p><strong>MKE’nin onaylı tedarikçi listesine girdi. Savunma alanında ihalelere katılabilecek</strong></p>
<p>Kıraç Galvaniz, savunma sanayisinin önemli kurumlarından Makine ve Kimya Endüstrisi’nin (MKE) tedarikçi havuzuna girmeye hak kazandı. Evrak inceleme ve yerinde denetim süreçlerini başarıyla geçen firma, MKE ihale portalına kabul edilerek yayımlanan ihalelere teklif verme hakkı elde etti. İhalelerin kazanılması durumunda kurum projelerinde alt yüklenici olarak görev alabilecek. Söz konusu gelişme firmanın savunma sanayisi gibi stratejik bir sektörde faaliyet göstermesine olanak tanıyacak. Kıraç Galvaniz, 2025’te gelirini %38 büyütürken, dönem sonu kârı %117 arttı.</p>
<p><strong>TORUNLAR GMYO</strong></p>
<p><strong>Samsun’da 805 milyon liraya arsa aldı. AVM ve konutlardan oluşan karma proje yolda</strong></p>
<p>Torunlar GMYO, Samsun İlkadım'da 37 bin metrekare büyüklüğündeki araziyi 805 milyon TL’ye Samsun Büyükşehir Belediyesi’nden satın aldı. Ekspertiz değeri olan 810 milyon TL’nin biraz altında gerçekleşen işlemin ardından arazi üzerinde, zengin kiracı karmasına sahip bir alışveriş merkezi ve konutlardan oluşan yeni bir proje inşa edilmesi planlanıyor. Söz konusu girişimler birlikte şirket, portföyüne Karadeniz Bölgesi›nde uzun vadeli değer yaratacak güçlü bir gayrimenkul alanı eklemiş oldu. Projeye ilişkin ruhsat süreci tamamlandığında ayrıca bilgilendirme yapılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/binlerce-calisanlari-deger-uretiyor-net-karlari-yuzde-215e-kadar-yukseldi-77723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Binlerce çalışanları değer üretiyor, net kârları %215’e kadar yükseldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vatandasin-internetten-yemek-ismarlama-macerasi-77722</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vatandaşın internetten yemek ısmarlama macerası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabah mutad sosyal medya gezintimi yapıyorum. X’te görseliyle birlikte bir paylaşım dikkatimi çekti. Paylaşımı yapan bir borsacı. Yani parasız bir vatandaş değil. Şunları anlatıyor: “Bir balıkçıya geldik, sahibi 'biz sipariş siteleri ve dükkanda farklı fiyat uyguluyoruz' dedi.</p>
<p>Sipariş sitesinde 250 liralık üründe 155 lira fark var. Çok değil mi diye sordum, 155 liradan hiç kazancımız yok hepsini site alıyor dedi.</p>
<p>Yeryüzünde yüzde 60’ın üzerinde komisyon alınan başka sektör yoktur.</p>
<p>Bu lokantada esnaf farklı fiyat uyguluyor kendi inisiyatifiyle ama biliyoruz ki bir çok yerde tam tersi.</p>
<p>Bu düzen piyasada fiyatlamayı bozar halde. Sipariş sitelerindeki fahiş marjlara Ticaret Bakanlığının dokunması şart.”</p>
<p><strong>Tebliğ hele de küçük restoranlara mesafeli! </strong></p>
<p>Paylaşımı görünce Ticaret Bakanlığı’nın geçenlerde açıkladığı “Elektronik Ticarette, Yemek Sipariş Hizmetlerine Yönelik Yeni Düzenleme” başlıklı tebliği hatırladım. Bakanlığın web sitesine girip tebliği tekrar gözden geçirdim.</p>
<p>Son dönemde elektronik ticaret pazar yerlerinin restoranlarla kurduğu ticari ilişkilere yönelik eleştirilerden bunalan bakanlığın tebliğinde zaten bu sıkıntıları giderecek tek düzenleme yok. Her elektronik ticaret pazar yeri paylaşımdaki kadar komisyon almıyor ama o konuda da bir düzenleme bulunmuyor. Restoranlar hele de küçük olanlar iyice sahipsiz.</p>
<p><strong>Enflasyonla mücadelede minik detaylar önem taşımalı</strong></p>
<p>Bu konuda önemli düzenlemelerin hayata geçirilmesini gerekli gördüğünü ifade eden bakanlık tüketiciyi de hiçbir noktada işin içine dahil etmemiş. Vatandaşın ne kadar kazıklandığını görmesi için mutlaka lokantaya gidip internetten sipariş ettiği yemeği bir de orada ısmarlaması şart.</p>
<p>Eşi benzeri az bulunan “enflasyon canavarı”mızla savaşta bu gibi minik detayları da göz önünde bulundurmak şart. Ancak olayın boyutları gözönüne alındığında detaylar o kadar da minik değil. Çünkü her yıl yüzde 20- 30 büyüyen online yemek siparişinin 2024’teki hacmi 150- 170 milyar TL arasında ve toplam yemek pazarındaki payı yaklaşık yüzde 10–11 civarında.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e9a86eddd2a-1776920686.jpg" alt="" width="700" height="444" />
<figcaption><strong>X'te paylaşım yapan bir vatandaşa göre lokantada 250 liraya satılan balık ekmek sipariş sitesinde uçuşa geçip 405 lira olmuş.</strong></figcaption>
</figure>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vatandasin-internetten-yemek-ismarlama-macerasi-77722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vatandaşın internetten yemek ısmarlama macerası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurda-demir-ve-dkp-fiyatlarinda-sert-yukselis-77743</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hurda demir ve DKP fiyatlarında sert yükseliş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Mart sonundan nisanın üçüncü haftasına kadar olan süreçte hurda piyasasında belirgin bir fiyat artışı kaydedildi.</p>
<p>25 Mart, 2 Nisan ve 22 Nisan tarihleri arasındaki değişim, özellikle DKP ürün grubunda yukarı yönlü gerçekleşti.</p>
<p>Türkiye’nin önde gelen üreticilerinden Kardemir, iç piyasadan tedarik ettiği hurdanın alım fiyatını son 1 ayda 2 defa artırdı. Kardemir’in son 1 ayda hurda demir maliyeti ton başına 1450 lira artı. Kardemir 25 Mart’ta iç piyasadan 17 bin 150 TL’ye aldığı DKP hurdanın tonunu 2 Nisan’da 17 bin 600 liraya, 22 Nisan’da da 18 bin 600 liraya çıkardı. Yaklaşık bir aylık süreçte Kardemir’in DKP hurdada alım fiyatı toplam artış 1.450 TL’yi buldu.</p>
<p>Benzer şekilde Ekstra DKP fiyatı da 16.900 TL’den 18.350 TL’ye çıkarak 1.450 TL’lik artış gösterdi. Hurda grubunda ise artış daha sınırlı ancak istikrarlı oldu. 1. grup hurda 16.000 TL seviyesinden 16.600 TL’ye yükselirken, 2. grup hurda 15.750 TL’den 16.300 TL’ye çıktı. Uzmanlar bu durumun nihai ürün fiyatlarına da yansıma potansiyelini artırdığı değerlendiriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurda-demir-ve-dkp-fiyatlarinda-sert-yukselis-77743</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/hurda.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İthal hurda tedarikinde yaşanan sıkışıklık iç piyasada fiyatları yukarı yönlü baskılamaya devam ederken, özellikle DKP grubunda son bir ayda dikkat çekici artışlar yaşandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobilerde-yapay-zeka-teknolojisinin-rolu-77726</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOBİ’lerde yapay zekâ teknolojisinin rolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>KOBİ’ler, sınırlı kaynaklarına rağmen rekabet avantajı elde etmek zorundadır.</p>
<p>Bu bağlamda yapay zekâ (YZ), KOBİ’ler için yalnızca bir teknoloji değil; verimlilik, esneklik ve sürdürülebilir büyüme sağlayan stratejik bir araçtır.</p>
<p>Açık kaynaklardan yararlandığım bugünkü yazımda, YZ’nin KOBİ’lerdeki rolünü operasyonel, finansal ve stratejik boyutlarıyla derinlemesine incelenmektedir.</p>
<ol>
<li><strong> KOBİ’ler neden yapay zekâya yöneliyor?</strong></li>
</ol>
<p>KOBİ’ler; sınırlı finansal kaynaklar, insan kaynağı kısıtları ve yüksek rekabet baskısı altında faaliyet göstermektedir.</p>
<p>Geleneksel yöntemlerle bu baskıya dayanmak giderek zorlaşmaktadır.</p>
<p>Yapay zekâ ise:</p>
<p>- Daha az kaynakla daha fazla çıktı üretme,</p>
<p>- Hızlı karar alma,</p>
<p>- Pazara daha çabuk uyum sağlama gibi avantajlar sunarak KOBİ’ler için kritik bir dönüşüm aracı haline gelmiştir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> KOBİ’lerde yapay zekâ kullanım alanları</strong></li>
</ol>
<p><strong>2.1.</strong> <strong>Satış ve talep tahmini</strong></p>
<p>YZ tabanlı analizler, geçmiş satış verilerini inceleyerek gelecekteki talebi öngörür.</p>
<p>KOBİ avantajı:</p>
<p>Stok maliyetlerini azaltır,</p>
<p>“Elde kalma” riskini düşürür,</p>
<p>Nakit akışını dengeler</p>
<p><strong>2.2. Müşteri ilişkileri yönetimi (CRM)</strong></p>
<p>YZ destekli CRM sistemleri müşteri davranışlarını analiz eder.</p>
<p>Uygulama örnekleri:</p>
<p>-Otomatik müşteri segmentasyonu</p>
<p>-Kişiselleştirilmiş kampanyalar</p>
<p>-Chatbot ile 7/24 müşteri hizmeti</p>
<p><strong><em>Sonuç: Küçük işletmeler bile büyük firmalar gibi profesyonel müşteri yönetimi yapabilir.</em></strong></p>
<p><strong>2.3. Finansal yönetim ve muhasebe</strong></p>
<p>YZ sistemleri:Nakit akışı tahmini yapar, Gider analizi sunar, Riskli müşterileri önceden tespit eder</p>
<p>KOBİ için kritik fayda: Finansal hataların ve iflas riskinin azaltılması.</p>
<p><strong>2.4. Üretim ve operasyon (Sanayi KOBİ’leri)</strong></p>
<p>Sanayi KOBİ’lerinde YZ kullanımı özellikle önemlidir:</p>
<p>Kestirimci bakım: Makine arızası önceden tahmin edilir,</p>
<p>Kalite kontrol: Görüntü işleme ile hatalı ürün tespiti</p>
<p><strong><em>Süreç optimizasyonu: Enerji ve hammadde tasarrufu</em></strong></p>
<p><strong>2.5. Tedarik zinciri ve lojistik</strong></p>
<p>YZ ile:Tedarik süreleri optimize edilir,En uygun rota belirlenir,Tedarikçi riskleri analiz edilir</p>
<p><strong><em>KOBİ sonucu: Daha düşük maliyet + daha hızlı teslimat.</em></strong></p>
<ol start="3">
<li><strong> KOBİ’ler için yapay zekâ stratejileri</strong></li>
</ol>
<p>YZ’ye geçiş “bir anda” değil, aşamalı olmalıdır:</p>
<p><strong>3.1. Düşük maliyetli başlangıç modeli, bulut tabanlı YZ çözümleri, abonelik sistemi (saas), büyük yatırım yerine küçük adımlar.</strong></p>
<p><strong>3.2. Veri odaklı kültür oluşturma</strong></p>
<p><em>KOBİ’lerde en büyük eksik<strong>: veri kullanma alışkanlığıdır.</strong></em></p>
<p>Gerekli adımlar:Verilerin düzenli toplanması, Basit raporlama sistemleri , Kararların sezgi değil veriyle alınması</p>
<p><strong>3.3. İnsan + yapay zekâ işbirliği</strong></p>
<p>YZ, çalışanların yerine geçmez; onları güçlendirir.</p>
<p>Rutin işler → YZ</p>
<p>Stratejik kararlar → İnsan</p>
<ol start="4">
<li><strong> KOBİ’ler açısından avantajlar</strong></li>
</ol>
<p><strong>4.1. Ölçek ekonomisi yaratma</strong></p>
<p>KOBİ’ler normalde küçük ölçek nedeniyle dezavantajlıdır.</p>
<p>YZ sayesinde “büyük işletme gibi” çalışabilirler.</p>
<p><strong>4.2. Rekabet dengesi sağlama</strong></p>
<p>YZ, büyük firmalarla KOBİ’ler arasındaki farkı azaltır.</p>
<p><strong>Örnek:</strong></p>
<p>Bir küçük e-ticaret firması, YZ ile büyük platformlar kadar iyi öneri sistemi kurabilir.</p>
<p><strong>4.3. Krizlere dayanıklılık</strong></p>
<p>Pandemi, savaş, ekonomik dalgalanmalar gibi krizlerde:</p>
<p>Talep hızlı analiz edilir</p>
<p>Senaryo planlaması yapılır</p>
<ol start="5">
<li><strong> KOBİ’lerde karşılaşılan özel zorluklar</strong></li>
</ol>
<p><strong>5.1. finansal kısıtlar</strong></p>
<p>YZ yatırımı pahalı algılanır.</p>
<p>Çözüm:</p>
<p>Devlet teşvikleri</p>
<p>KOSGEB destekleri</p>
<p>Bulut çözümleri</p>
<p><strong>5.2. Teknik bilgi eksikliği</strong></p>
<p><strong><em>KOBİ’lerde veri bilimci bulunmaz.</em></strong></p>
<p>Çözüm: Hazır platformlar,</p>
<p>-Dış kaynak kullanımı,</p>
<p>- Eğitim programları</p>
<p><strong>5.3. Değişime direnç</strong></p>
<p>Aile şirketlerinde yaygın bir sorun:“Biz yıllardır böyle yapıyoruz” yaklaşımı</p>
<p><strong>5.4. Veri eksikliği</strong></p>
<p>YZ’nin çalışması için veri gerekir.</p>
<p>KOBİ’lerde veri ya yoktur ya da dağınıktır.</p>
<p><strong>Sonuç ve öneriler</strong></p>
<p>Yapay zekâ, KOBİ’ler için bir “lüks” değil, zorunluluk haline gelmiştir.</p>
<p>Stratejik öneriler:</p>
<p>- Küçük pilot projelerle başlanmalı,</p>
<p>- Veri toplama altyapısı kurulmalı,</p>
<p>- Çalışanlar eğitilmeli,</p>
<p>- Devlet destekleri aktif kullanılmalı,</p>
<p>- Uzun vadeli dijital dönüşüm planı oluşturulmalı</p>
<p><strong>YZ’yi doğru kullanan KOBİ’ler:</strong></p>
<p>- Daha hızlı büyür,</p>
<p>- Daha az risk alır ,</p>
<p>- Daha sürdürülebilir olur</p>
<p>Kullanmayanlar ise orta vadede rekabet dışı kalma riski ile karşı karşıya kalacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobilerde-yapay-zeka-teknolojisinin-rolu-77726</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/0/1280x720/algoritma-yapay-zeka-1755238995.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ’lerde yapay zekâ teknolojisinin rolü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-degerlendirmelerde-kafalar-karisik-77721</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik değerlendirmelerde kafalar karışık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TCMB’nin mart ayında, yaklaşık 51 milyar  $’lık döviz satışının ardından iki hafta içerisinde 20 milyar  $’ı, yabancı sıcak para saiki ile hareket eden kurumsal yatırımcılardan geri alması, oluşan yüksek tansiyonu da düşürdü.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz 1 hafta ekonomi basını açısından oldukça hareketli bir şekilde geçti. Önce Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek Londra’da yabancı yatırımcılara “<strong>Savaş, Petrol ve Türkiye Ekonomisi</strong>” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.<strong><sup>1</sup></strong> Aynı zamanda TCMB Başkan Yardımcısı Sayın Cevdet Akçay yaş haddinden dolayı görevinden ayrıldı.</p>
<p>Akçay, görevinden ayrılmadan önce en son yaptığı açıklamasında “enflasyonun göreve başladığı dönemde yaklaşık <strong>yüzde 48</strong> seviyesinde olduğunu, bugün ise <strong>yüzde 31’e</strong> gerilediğini hatırlattı, bu düşüşün tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulamıştı. Bu adımlar atılmasaydı enflasyon <strong>yüzde 150-200</strong> bandına çıkabilirdi” şeklinde ifadeleri kullandı.</p>
<p>Seçim dönemlerinin para politikasını etkilemediğini belirten Akçay, Hazine ile eşgüdüme dikkat çekerek, “<strong>Seçim dönemi beni sıfır ilgilendiriyor; maliye politikası genişlerse ben (para politikası olarak) daha fazla sıkılaştırırım</strong>” şeklinde konuştu.</p>
<p>Diğer taraftan Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Sayın Hakan Aran LeadWorld İş ve Ekonomi Forumu’nda <strong>uygulanan ekonomi programının kaybedeni reel sektör ve bankalar</strong> şeklinde olduğuna dair manşet bir açıklamaya imza attı.</p>
<p>Aran açıklamasının detayında “Ekonomi programı KOBİ’lere, sanayiciye, iş insanına iyi gelen bir program değil. Bu program aslında devletin kasasını tekrar doldurmaya ve ekonomide bozulan dengeleri yerine getirmeye odaklı bir program” ifadelerini kullanırken, “Bu programın kaybedenleri de reel sektör ve bankalar. Ama bu kaybı niye göze alıyoruz? Enflasyon aslında bütün kötülüklerin anası ve bunun düşürülmesi konusunda da ulusal bir mutabakat olduğu için hepimiz buna katlanıyoruz. Enflasyon nedeniyle bugün işçi-işveren sorunları yaşıyoruz. Enflasyonla mücadele programı bence fiili olarak İran Savaşı’nın çıkması ve petrolün 90-100 dolar bandına gelmesi ile beraber bırakılması ve terk edilmesi gereken bir program” şeklinde ekonomi programına karşı oldukça eleştirel bir dil kullandı.<strong><sup>2</sup></strong></p>
<p>Aran yapmış olduğu bu değerlendirmelerinin üzerinden bir kaç gün geçtikten sonra bu sefer de Bloomberg TV’de yapmış olduğu açıklamasında bir öncekinden oldukça farklı bir şekilde Mehmet Şimşek ve Fatih Karahan’dan özür diledi. Aran, “Her ikisini de üzmüş olmaktan, yıpratmış olmaktan dolayı son derece üzgünüm. Bu üzüntümü ifade etmek istiyorum. İkisi de bunu hak etmiyorlar. İkisi de bu programın başarısı için belki bu ülkede herkesten çok çalışıyorlar. Bu insanlara haksızlık etmek adaletsizlik olur” dedi.<strong><sup>3</sup></strong></p>
<p>En büyük özel bankalardan birinin genel müdüründen aynı hafta içerisinde gelen kafa karıştırıcı bu açıklamalar, 3 yıldır izlenmekte olan  ekonomi programına dair soru işaretlerini de tekrar su üzerine çıkarmış oldu.</p>
<p>Tüm bu yaşananlara ilaveten Yeni Şafak gazetesi hafta başında “<strong>Şimşek’in enflasyonla mücadele programı çöktü</strong>” şeklinde sürmanşet bir başlık attı. Gazetedeki değerlendirme ise şu şekildeydi. “Haziran 2023’te ekonomide yapılan politika değişikliğinin ardından duyurulan ilk Orta Vadeli Program’da ortaya konulan enflasyon hedefi ile gerçekleşen rakamlar arasında büyük uçurum oluştu. Şimşek, 2026 enflasyonunu %8,5’e indireceği sözünü verdi. Ancak 2026 enflasyonu en iyimser tahminle %29 olarak gerçekleşecek. Yani hedef ile gerçekleşen arasında %350 oranında sapma meydana geldi.”<strong><sup>4</sup></strong></p>
<p><strong>Türkiye’nin, enerji arz güvenliği </strong><strong>yönünden bir sorunu görünmüyor</strong></p>
<p>Değerlendirmeleri ayrı tutacak olursak burada önemli olan noktanın Sayın Mehmet Şimşek politikalarının bir izdüşümü olan sunumunun içeriğine odaklanmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Sunumda şubat sonundan itibaren yaşanmakta olan Ortadoğu’daki savaş ortamının Türkiye ekonomisine negatif etkilerinin olacağını ancak bu etkilerin yönetilebilir düzeyde olduğu ifade edilmiştir.</p>
<p>Akaryakıt fiyatlarında uygulanan eşel mobil sisteminde olduğu şekilde izlenen mali gevşeme politikasının ani şokları sönümlendirme etkisi yarattığı ifade edilmektedir. Türkiye’nin enerji arz güvenliği yönünden herhangi bir probleminin olmadığı gözükmektedir. Gaz ithalatının <strong>%43’ü Rusya’dan, %20’si ABD’den, %12’si Azerbeycan, %11’i İran’dan, %7’si Cezayir’den</strong> gerçekleşmektedir. Böylece ilgili ülkelerden yıllık <strong>21,2 milyar</strong> <strong>$ </strong>tutarında doğalgaz ithalatında bulunmaktayız.</p>
<p>Türkiye’nin petrol ithalatının <strong>%46’sı Rusya, %15’i Irak, %13’ü Kazakistan, %7 Suudi Arabistan, %6’sı Nijerya’dan </strong>gerçekleşmektedir. Bu şekilde ilgili ülkelerden yıllık <strong>16,1 milyar </strong><strong>$</strong> tutarında petrol ithalatında bulunmaktayız.</p>
<p>Hazine’nin yapmış olduğu senaryo analizine göre petrol fiyatlarının 2026 yılında <strong>85</strong> <strong>$ </strong>ortalama fiyat üzerinden işlem görmesi durumunda, <strong>TÜFE’de %4,4</strong> düzeyine kadar bir yükseliş, cari işlemler açığında GSMH’nin <strong>%1,4’üne</strong> kadar bir artış, büyümede <strong>%1,5</strong> kadar bir düşüş ve bütçe açığında GSYH’nin <strong>%0,6’sı</strong> kadar bir artış beklentisinin bulunduğunu görmekteyiz. Bu arada orta vadeli ekonomi programında 2026 yılı için ortalama petrol fiyat beklentisi <strong>$65</strong> düzeyindeydi.</p>
<p>Savaş koşullarının yılın geneline yayılması durumunda ise, Türkiye’nin bölgeden aldığı turist sayısında ve turizm gelirlerinde düşüş yaşanması kaçınılmaz bir gelişme olacaktır. 2025 yılı itibarıyla bölgeden gelen <strong>6.9 milyon </strong>turist ve <strong>7.8 milyar</strong> turizm gelirinin bu yıl sağlanması mümkün görünmüyor.</p>
<p>Gelişmekte olan ülke ekonomilerinde ortalama <strong>%74</strong> düzeyinde bulunana brüt kamu borç/GSYH oranı Türkiye’de <strong>%24</strong> seviyesindedir. Diğer taraftan bütçe açığının GSYH’ye olan oranı gelişmekte olan ülkelerde ortalama <strong>%6,3</strong> düzeyinde iken, Türkiye’de aynı oran <strong>%2,9</strong> seviyesindedir. Bu değerler yaşanmakta olan olağanüstü jeostratejik koşulların yarattığı ekonomik baskılar ile mücadele edebilecek bir mali bir alanı ülkemize tanımaktadır.</p>
<p>TCMB’nin mart ayında yapmış olduğu yaklaşık <strong>51 milyar </strong> <strong>$’lık</strong> döviz satışının ardından iki hafta içerisinde <strong>20 milyar </strong> <strong>$</strong> kadar dövizi büyük ölçüde yabancı sıcak para saiki ile hareket eden kurumsal yatırımcılardan geri alması ile birlikte oluşan yüksek tansiyon da düşmüş oldu.</p>
<p><strong>28 Şubat-26 Mart arası yabancının </strong><strong>döviz çıkış talebi 23 milyar $ </strong></p>
<p>Savaşın başlangıcı olan 28 Şubat ile ateşkes öncesindeki 26 Mart arasında <strong>3,3 milyar</strong>  <strong>$ </strong>kadar bireysel yatırımcılardan döviz talebi gelirken, yerleşik olmayan yabancı yatırımcılardan gelen döviz çıkış talebinin <strong>23 milyar</strong> <strong>$ </strong>tutarında olduğu sunumda ifade edilmektedir.</p>
<p>Hazine’nin yurtdışı sunumunda ifade edildiği şekli ile makroekonomik stabilizasyon ve reform programı 2026 Ocak’tan itibaren fiyat istikrarını sağlamayı başarırken yapısal transformasyonu da gerçekleştirecekmiş! Tek haneli enflasyon hedefinin korunduğu, bütçe açığı/GSYH oranının <strong>%3’ün</strong> altında olacağını, cari açık/GSYH oranının da <strong>%1’in</strong> altında kalacağı ifade edilmektedir. Yapılacak olan reform hamleleri ile ekonomide rekabet ve verimlilik ortamı sağlanacağına dair ifadelerin kullanıldığını görüyoruz!</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Reform yapan ile yapmayanın aynı </strong><strong>sonucu almadığının net göstergesi</strong></span></p>
<p>3 yıldır izlenen katı kontrollü döviz kuru politikası neticesinde yaşanan küresel savaş şokuna rağmen USD/TRY 1 aylık oynaklık seviyesinin <strong>%2,73</strong> ile çok düşük olduğunu söyleyebilirim. Örneğin geçtiğimiz günlerde seçim yaşayan Macaristan para birimi USD/HUF 1 Aylık volatilitesinin <strong>%14,53</strong> düzeyinde olduğunu görüyoruz. Brezilya para biriminin USD/BRL dolar karşısındaki 1 aylık oynaklık seviyesi <strong>%10,8’dir</strong>. Enflasyonun 3 yıl önce Mayıs 2023 tarihindeki <strong>%38,2</strong> düzeyinden bugün <strong>%30,87’ye</strong> kadar düşmüş olması ekonomi programında ifade edilen dezenflasyon hedefinin tutmadığının çok net bir görüntüsüdür. Arjantin’de Milei iktidarı Nisan 2024 tarihinde <strong>%292</strong> seviyesinde olan hiperenflasyonu Mart 2026’da <strong>%32</strong> düzeyine kadar düşürmeyi başarmıştır. Üç yılın sonunda enflasyon tarafındaki gerçekleşmeler, ekonomide reform yapan ile yapmayanın aynı sonuçları elde etmediğine dair çok net bir göstergesidir.</p>
<p>Bu durumda ne diyelim artık “isteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara” durumu söz konusu...</p>
<p><sup>1 </sup>https://ms.hmb.gov.tr/uploads/2026/04/SN-BAKAN_ABD-YATIRIMCI-SUNUMU-b9f6c5b80cdfc66b.pdf</p>
<p><sup>2</sup> https://www.borsagundem.com.tr/is-bankasi-genel-muduru-hakan-aran-enflasyonla-mucadele-surecine-iliskin-dikkat-ceken-aciklamalar-yapti</p>
<p><sup>3 </sup>https://www.evrensel.net/haber/5980528/simsek-programini-elestirmisti-is-bankasi-genel-muduru-hakan-aran-mehmet-simsek-ve-fatih-karahan-dan-ozur-diledi</p>
<p><sup>4</sup> https://www.yenisafak.com/ekonomi/simsekin-enflasyonla-mucadele-programi-coktu-4816745</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-degerlendirmelerde-kafalar-karisik-77721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/1/1280x720/ekonomi-petrol-enflasyon-1776920418.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik değerlendirmelerde kafalar karışık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/para-ve-maliye-politikalarinin-manevra-alani-yok-77720</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Para ve maliye politikalarının manevra alanı yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de cari açığı besleyen 2 kaynak var. Birincisi, yapısal bir problem: Enerji kaynakları eksikliği. Cari açığı sürükleyen diğer faktör ise yanlış ve eksik ekonomi politikaları, siyasi müdahaleler, ve yatırımcıları rahatsız eden hukuki uygulamalar.</strong></p>
<p>Genel olarak ekonomi politikası, özelde de para politikası son derece dar bir alana sıkışmış vaziyette. Bu gelinen noktayı 2023’den beri izlenen “rasyonel” politikaların bir sonucu olarak görmek yanlış olur. Tabii ki, bu durumda ondan önce uygulanan ve Türkiye’nin sermaye serbestisi olan bir ekonomi olduğunu, çift paralı (TL+döviz) bir yapısı olduğunu, kronik cari açığının bulunduğunu ve salt bu nedenlerle bile ağır bir finansal baskılama rejiminin çalışmayacağını göz ardı eden “irrasyonel” politikaların ve bunun sonucunda hortlayan enflasyonun yarattığı tahribatın büyük etkisinin olduğunu göz ardı edemeyiz.</p>
<p><strong>Türkiye, yanlış politikalar ile </strong><strong>kendi kendine çelme takıyor</strong></p>
<p>Bugün tüm politikalar sıcak paranın akışının kesilmemesi üzerine inşa edilmekte. Ortodoks ekonomistlere göre tasarruflarımız yetersiz, cari açığımız artmakta ve maliyeti ne olursa olsun döviz çekmemiz gerekiyor. Halbuki, bu cari açık görünümünü oluşturan yanlış ve/veya eksik devlet politikalarından başka bir şey değil. Basitçe ifade edersek, Türkiye yanlış politikalar yüzünden kendi kendine çelme takıyor, ve kendini dış finansmana muhtaç bir konuma sokuyor.</p>
<p>Türkiye’de cari açığı besleyen 2 kaynak var. Birincisi, yapısal bir problem: Enerji kaynakları eksikliği. Enerjinin dışa bağımlılığını azaltma konusunda özellikle son dönemlerde önemli adımlar atıldı; ümit ederim “her şerden bir hayır doğar” misali ABD-İran savaşı nedeniyle artan fosil yakıt fiyatları ve her geçen gün düşen alternatif enerji kaynaklarının maliyeti bu dönüşümü hızlandırır.</p>
<p>Cari açığı sürükleyen diğer faktör ise yanlış ve eksik ekonomi (gelirler ve sanayi) politikaları, siyasi müdahaleler ve yatırımcıları rahatsız eden hukuki uygulamalar. Bu politikalar nedeniyle uzun zamandır yerellerin tasarrufları ya dış ticaret yoluyla, ya altın ithalatı yoluyla, ya da doğrudan yurtdışında yatırım yapma (finansal enstrümanlarda, reel sektörde ve/veya gayrimenkulde) şeklinde TL-dışı varlıklara kayıyor. Bunlardan dış ticaret ve altın yoluyla olanları doğrudan cari denge hesabına, diğerleri ise finans hesabına yansıyor. Ancak tümü doğrudan veya dolaylı olarak döviz dengesi üzerinde baskı kaynağı oluşturmakta.</p>
<p><strong>MB, her şartta yabancı yatırımcıyı </strong><strong>memnun etmek durumunda</strong></p>
<p>Geldiğimiz noktada TL dışı varlıklara kaçışı körükleyen politikaların bugünkü ulusal ve uluslararası konjonktürde değiştirilmesi siyaseten mümkün değil. O zaman gerekli döviz akışını sağlamak için uluslararası sermayenin şartlarına uymak zorundasınız. Sn. Karahan ve Sn. Şimşek de bunları yapıyor. Dün, özellikle savaşın başlarında çıkan sıcak paranın kısmen geri geldiği de dikkate alınarak faiz artırımına gidilmedi. Ancak, MB her şartta reel faizi yüksek tutup TL kurunu baskılayarak yabancı yatırımcıyı memnun etmek durumunda. Sn. Şimşek ise bütçe açığını kontrol altında tutarak Türkiye’nin “rating”inin bozulmamasına ve daha uzun vadeli yabancı kaynakların kesintiye uğramamasına çalışıyor. Ancak bu iki politika da kaçınılmaz olarak ekonomiyi daraltıyor ve daraltacak. Bu şekilde enflasyonda da anlamlı ve kalıcı bir düşüş olması zor. İktidarın ise bu gidişattan memnun olması mümkün değil. Ancak bu politikalardan da kaçış yok, çünkü terk edildikleri an çanak-çömlek patlayacaktır. (Bu politikaların Türkiye’nin hayrına olduğunu düşündüğüm de anlaşılmasın. Böyle uluslararası sermaye bağımlısı programlarla gelişmiş ülke konumuna gelmiş bir ülke tarihte olmadı! Ama, tekrarlarsam, yanlış ve eksik politikalar nedeniyle gelinen durum bugün bu politikaları mecbur kılıyor.)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/para-ve-maliye-politikalarinin-manevra-alani-yok-77720</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Para ve maliye politikalarının manevra alanı yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-turkiye-celiskisi-guvenlikte-ortak-siyasette-risk-77719</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’nin Türkiye çelişkisi; güvenlikte ortak, siyasette risk</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ursula von der Leyen’in “Avrupa kıtasını tamamlama” vurgusu, teknik olarak Batı Balkanlar’ın AB’ye entegrasyonu ile doğrudan ilgili. Ancak aynı açıklamada geçen “olumsuz etkilerden arınma” ifadesi, bu genişlemeyi sadece ekonomik ya da siyasi bir süreç olmaktan çıkarıp ideolojik bir güvenlik hattına dönüştürmekte.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’yi Rusya ve Çin ile birlikte “uluslararası alanda olumsuz etkileri olan aktörler” kategorisine sokması, Ankara-Brüksel hattında yeni bir gerilime neden oldu.</p>
<p>von Der Leyen Hamburg’da Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinliğindeki konuşmasında sarfettiği , “Avrupa Kıtası’nı tamamlamayı başarmalıyız ki, Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin” sözleri ilk bakışta diplomatik bir talihsizlik, bir dil sürçmesi gibi görülebilir. Ancak kullanılan dilin altı kazındığında, bunun bir “gaf”tan çok daha fazlası olduğunu söylemek mümkün.</p>
<p>von der Leyen’in “Avrupa kıtasını tamamlama” vurgusu, teknik olarak Batı Balkanlar’ın AB’ye entegrasyonu ile doğrudan ilgili. Ancak aynı açıklamada geçen “olumsuz etkilerden arınma” ifadesi, bu genişlemeyi sadece ekonomik ya da siyasi bir süreç olmaktan çıkarıp ideolojik bir güvenlik hattına dönüştürmekte. Bu çerçevede Avrupa, içerde kalanların “korunduğu”, dışarda kalanların ise potansiyel risk olarak görüldüğü bir blok mantığına kayıyor gibi.</p>
<p>von der Leyen’in çizdiği bu tabloda, AB’ye resmen “üye adayı” olan Türkiye’yi koyduğu konum ise dikkat çekici. AB Komisyonu Başkanı, Türkiye’nin Avrupalılar gözünde yalnızca “dışarda” bir aktör değil, aynı zamanda “olumsuz etki üreten” ve dolayısıyla sınırlandırılması gereken bir unsur olarak nitelendiriyor.</p>
<p><strong>AB düzeltme yapayım </strong><strong>derken, işi daha kötüleştirdi</strong></p>
<p>von der Leyen’in Ankara’da büyük tepki çeken açıklamalarına AB’den düzeltme de gecikmedi. Ancak AB düzeltme yapayım derken, işi daha da kötüleştirdi. AB’nin açıklamasında, von der Leyen’in Türkiye’yi de anmasının aslında “jeopolitik ağırlığının ve Batı Balkanlar’daki rolünün kabulü” olduğu ifade edildi. Açıklamada Ankara “kilit bir ortak”, “NATO müttefiki” ve “AB adayı” olarak tanımlandı. Ancak araya sıkıştırılan “Batı Balkanlar’daki hırslar” ifadesi, AB açısından tam da “kaş yapayım derken, göz çıkartmak” gibi.</p>
<p>AB ile Türkiye arasındaki Batı Balkanlar gerilimi yeni değil. Özellikle Bosna ve Kosova hattında iki taraf arasında 1990’lardan bu yana sessiz bir etki rekabeti yaşanıyor.</p>
<p>Bu yüzden Komisyon’un “düzeltme” açıklaması bir geri adım gibi görünse de, daha çok zaten bilinen bir yaklaşımın açık edilmesi anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Türkiye’nin Avrupa’daki konumu </strong><strong>ne olacak; büyük çelişki</strong></p>
<p>von der Leyen’in sözlerini de, hemen ardından gelen düzeltme çabasını da AB’nin hala kendi yönünü bulamamış olmasına bağlamak mümkün.  </p>
<p>ABD Başkanı Trump’ın işbaşına geldiği andan itibaren Avrupa’yı ve NATO’yu dışlayan tavrı, AB’yi de  bir “yön arayışına” itmiş durumda. Soğuk Savaş sonrası kurulan liberal düzenin aşınmasıyla birlikte, artık Birliğin kendi içinde bile  “AB’nin ne için var olduğu” sorusu daha yüksek sesle sorulmaya başladı. Bu durum da, Avrupa’da Birliği’nin ne yöne ilerleyeceğine ilişkin çok ciddi bir tartışma yarattı.</p>
<p>Tartışmanın ilk ayağı AB’nin “ortak değerleri” üzerinde yürüyor; Burada birliğin ekonomik değer yaratma gücü ile demokrasi ve insan hakları unsurları öne çıkıyor. Avrupa’nın küçüklü büyük ülkelerinin bir araya gelerek yarattıkları ortak refah alanına vurgu yapılıyor.</p>
<p>İkinci ayak ise Avrupa’da halihazırda mevcut refah alanının, ABD’nin giderek uzaklaştığı bir ortamda nasıl korunabileceğine odaklanmış durumda. AB’nin ortak savunma inisiyatifi SAFE, NATO’nun Avrupa kanadı içinden “Avrupa savunma örgütlenmesi” çıkarma tartışmaları da bu çerçeve üzerinden yürütülüyor.</p>
<p>AB’de birbiriyle doğrudan bağlantılı yürüyen bu iki tartışmada Türkiye’nin yeri ise oldukça çelişkili.</p>
<p>İş demokrasi ve hukukun üstünlüğü, ya da uluslararası etkiye geldiğinde Türkiye AB açısından “sıkıntılı, hatta zehirleyici bir dış güç” olarak görünüyor. Savunma meselesinde ise Türkiye hâlâ Avrupa için “vazgeçilmez ortak” konumunda.</p>
<p>Von Der Leyen’in son açıklamalarında kullandığı dil, Türkiye’yi “olumsuz etki yaratan bir dış aktör” gibi gören ilk seçeneğe daha yakın duruyor.</p>
<p>Öte yandan Avrupa içinde daha temkinli ve gerçekçi bir damar da var. Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in ABD Başkanı ile ilişkiler üzerine yaptığı açıklamaları Türkiye açısından da “referans” olarak kullanmak mümkün. Avrupa’nın kendisini şu anda “tek başına savunacak durumda olmadığını” vurgulayan Merz, ABD Başkanı Trump için de “onu ben seçmedim, ama şu anda ABD Başkanı o” ifadesini kullandı.</p>
<p>Türkiye için de durum benzer; Avrupa- istese de istemese de- daha önceden verilmiş sözler nedeniyle Türkiye hala resmen üye adayı. Üstelik Avrupa’nın, refah ortamını bozmadan kurmaya çalıştığı özerk savunma sisteminde Türkiye’ye hiç olmadığı kadar ihtiyacı var.</p>
<p>Merz’in ifadeleri Avrupa’nın ideolojik olarak sertleşmesine rağmen jeopolitik gerçeklerden kopmadığını gösteriyor. Washington’la ilişkilerdeki zorunlu pragmatizm, Ankara gibi aktörlerle ilişkilerde de aslında benzer bir dengeyi gerektiriyor.</p>
<p><strong>Yunanistan “durumdan vazife çıkardı” bile</strong></p>
<p>Yunanistan ise AB içindeki bu tartışmaları fırsata çevirme peşinde. AB Komisyon Başkanı von der Leyen ve benzeri siyasetçilerin Türkiye’yi dışlayan tavrından yararlanarak, “durumdan vazife çıkarmaya” kalkan Yunanistan, görece düşük profilli bir alan olan balıkçılık üzerinden “fiili durum üretme” peşine düştü.</p>
<p>Atina yönetiminin yayınladığı yeni dijital haritalar ve balıkçılık kısıtlamaları, teknik bir düzenleme gibi sunulsa da, içerik itibariyle Ege ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin hak iddia ettiği alanlara doğrudan temas ediyor. Yunanistan’ın “balıkçılık” gibi çok da tartışma yaratmayacak bir mesele üzerinden yayınladığı haritalar, Ege’de altı deniz miliyle sınırlı karasularının ötesine geçiyor, uluslararası suları -isim vermeden Türkiye’ye karşı bir hamle ile- “yasak alan” ilan ediyor. Haritalar ayrıca Türkiye’nin kıta sahanlığına giren bölgeleri de kapsıyor.</p>
<p>Uluslararası deniz hukukuna göre bu tür tek taraflı ilanların hukuki geçerliliği yok. Ancak burada asıl mesele hukuk değil, siyasi zamanlama.</p>
<p>Yunanistan’ın bu tavrı, Avrupa içindeki Türkiye tartışmasının sahaya nasıl yansıdığının somut göstergesi; Tartışma sertleşirken, sahadaki Türkiye aleyhine adımlar da daha cesur hale geliyor.</p>
<p><strong>Kıbrıs dosyasının “masaya gelmesi” yakın</strong></p>
<p>AB’nin genişlemeden sorumlu Komiseri Marta Kos’un açıklamalarının ise Türkiye-AB hattında önümüzdeki dönemin pazarlık başlıklarını netleştirdiğini söylemek mümkün;</p>
<p>Kos Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada Türkiye’nin ticaret ve güvenlik açısından AB için “vazgeçilmez olduğunu” vurgularken, Kıbrıs’ta “çözüm için adım” beklentisini de öne çıkardı. Belli ki Türkiye’nin AB içindeki konumlanmasında Kıbrıs önemli bir “şart” haline gelecek.</p>
<p>Sonuç olarak, von der Leyen ve Martha Kos’un açıklamaları ile bu açıklamaları “düzeltme” çabalarının hem AB içindeki “yön tartışmalarını” hem de bu yön içinde Türkiye’nin nereye konulacağına ilişkin soru işaretlerini ortaya koyduğunu söylemek yanlış olmaz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Stratejik düzeyde AB’nin işi çok zor</strong></span></p>
<p>AB’deki söylem değişikliği, Türkiye’nin “zor ortaktan”, “potansiyel risk” kategorisine kaymaya başladığını gösteriyor. Sahada ise çıkarları Türkiye ile çelişen Yunanistan ya da Kıbrıs Rum Kesimi gibi aktörler, daha agresif adımlarla Ankara’nın tepkilerini test etmeye çalışıyorlar.  Stratejik düzeyde AB’nin işi çok zor. Tüm dışlama eğilimine rağmen, Türkiyesiz bir Avrupa güvenliği ve ekonomik refahı ufukta pek görünmüyor. Türkiye AB’nin içine yuvarlandığı bu yeni tartışmada, ne tamamen dışlanabilir ne de kolayca içeri alınabilir bir aktör olmayı sürdürecek gibi...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-turkiye-celiskisi-guvenlikte-ortak-siyasette-risk-77719</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/9/1280x720/67-1776921829.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’nin Türkiye çelişkisi; güvenlikte ortak, siyasette risk ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-seciminde-plan-algisi-sorgulanmali-77718</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Oda ve borsa seçiminde &#039;plan algısı&#039; sorgulanmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Piyasacı ve planlamacı yaklaşımları fetiş haline getirmeden Deng Xiaoping aklından ders alalım; oda seçimlerinde “<em>plan algısını</em>” alabildiğine sorgulayalım ki mütemadiyen tökezleme olmasın.</strong></p>
<p>Oda ve borsa seçimleri yaklaşıyor. Ülkemizin üretim örgütlenmesinin bu yaygın inisiyatiflerde görev almak için aday olacakların temel sorunlarla ilgili bakış açıları ve ortaya koyacakları projeleri önemli. <strong>Sanayi Odaları, Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları</strong> meslek komiteleri seçimleri aşağıda özetlenen nedenle daha öncekilerden ayrışıyor:</p>
<p><strong>1-</strong> Jeopolitik, jeoekonomik ve jeostratejik oluşumlar farklılaşıyor; önceki dönemlerin paradigmaları değişiyor; ama yeni normal koşulları da netleşmiş değil. Yaşanmakta olan “<strong>geçiş dönemi koşulları</strong>” önceki seçimlerde kullandığımız varsayımları geçersiz hale getiriyor; varsayımları sorgulayarak yeni zihni modellerle ilerlememiz gerekiyor.</p>
<p><strong>2-</strong> Bilim ve teknolojideki gelişmeler “<strong>iş süreçlerini ve işgücü profillerini</strong>” değiştiriyor; var olmayı sürdürebilmek için farklı “<strong>uyum politikaları</strong>”  üretilmesi ivedileşiyor.</p>
<p><strong>3-</strong>  Yeni üretim ağlarında “<strong>bağlantı, iletişim, rekabet ve iş birlikleri” </strong>yapılarının sağlam, işlevlerinin etkin, kültürünün dayanıklı olması <strong>“iş dünyasında bakış açılarını</strong>” yeniden kurgulamayı gerektiriyor.</p>
<p><strong>4-</strong> İş dünyasının  “<strong>politika üretimi</strong>” konusundaki sorumluluklarının kapsama alanları da değişiyor. Geçmişin alışkanlıklarının etkilerinden arınarak, “<strong>geleceği güven altına alabilecek yeni yol ve yöntemler”</strong> bulma ihtiyacı çeşitlenerek artıyor.</p>
<p><strong>5-</strong> Değişmelerin <strong>hızı</strong>, sorgulama merakını yaygınlaştırmayı, akıl yürütme disiplinin sıkılaştırmayı, bilinmezlerle yüzleşme özgüvenini artırmayı “<strong>uzun dönemli geleceği güven altına almanın gerek şartını</strong>” oluşturuyor.</p>
<p>Oda seçimlerinin geçmişteki seçimlerde ayrıştıran, sorgulanarak zihni netlik sağlanmasını ivedileştiren sorunlardan biri de “<strong>piyasa sisteminin dinamikleri ile planlı yönetiminin disiplini</strong>” arasında denge kurulması.</p>
<p><strong>Mütemadiyen tökezlememek için</strong></p>
<p>Çok uzaklara gitmeye gerek yok, 20’nci yüzyıla göz atmak yeterli. Sözünü ettiğimiz yüzyılda insanlık büyük dönüşümlere ve çatışmalara tanıklık etti. Büyüyen krizlerden çıkabilmek için ister Cumhuriyetle, isterse krallıklarla yönetilsin devletlerin üçte biri planı gelişmenin aracı olarak uyguladı.</p>
<p>Yarıiletken teknolojinin yaygınlaşarak “<em>genel teknoloji</em>” haline gelmesi sürecinde yaşanmakta olan büyük kırılma, planlama aracını yeniden gündeme getirdi. Ülkemizin yetiştirdiği önemli sosyologlardan biri olan <strong>Prof. Dr. Mübeccel Kıray</strong>, zamanın ruhunu da dikkate alarak 1983 yılında İktisat Dergisi’nde kamuoyunu uyardı: ”<em>Kâra dönük bir pazar ekonomisi olarak Türkiye hâlâ çok zayıf ve dışa bağımlı. Dışa bağımlı olduğu için de gelişme aşamalarında mütemadiyen tökezlemeler oluyor. Bu durumda tek kişinin kararlarındansa, çok kişinin kararları demek olan devlet kararları çok önemli şeyler oluyor. Ve dolayısıyla devlet müdahale etmeden ekonomiyi yürütmek pek mümkün olmuyor. İsterseniz bunu devlet para politikası olarak ele alın, isterseniz genel planlama politikası olarak düşünün, ne kadar karışmasın denirse densin, çok küçük zaman fasılaları sonunda karışmasın diyenlerin, aman gelin, mutlaka karışın, yani hep beraber oturalım, siz de hakem olun, birlikte çözüm bulalım diyeceği muhakkak</em>.” </p>
<p>Bugün ülkemiz 1700 ürünü 120’ye yakın ülkeye satabilir hale geldi. Ülkemizin ”<em>tedarikçi merkez</em>” konumunu koruması, geliştirilmesi ve ilerletilmesi için <strong>piyasa boşluklarının yarattığı zaaflar ile plan disiplininin sağlayabileceği güçleri</strong> alabildiğine sorgulayarak, toplumun çoğunluğunun katılacağı bir zihni netlikten türeyen güç oluşumu hayati önemde. Büyük gücü yaratmanın ön koşulu, geleceği öngörmenin kuram, model ve metotları üzerinde çoğunluğun rızaya  dayalı anlaşmasının sağlanması. Yaratıcı yıkıcılığın kesintisiz etkileri sürekli kriz koşulları oluşturuyor. Eğer, oda seçimlerinde piyasa<strong> ve plan dengeleri</strong> algılarımızı netleştiremezsek  “<em>mütemadiyen tökezleme</em>”. ulaşmak istediğimiz sonuca yaklaşmamızı engeller.</p>
<p><strong>Kaynak tahsisini etkiler</strong></p>
<p>Kalkınma planlarını sorgulayalım derken, ideolojik bakışa ya da veri odaklı olmayan soyut anlatımlara dayanmıyoruz. Ülkemizin plan uygulamaları konusunda çeyrek yüzyılı aşan deneyim ve birikimi var. <strong>Bayram Ali Eşiyok’</strong>un saptamaları bize ekonomi yönetiminde planın önemi hakkında fikir verebilir. EKONOMİ gazetesinde 29 Mayıs 2023’te yayımlanan “<strong><em>Planlı ve plansız yıllarda ekonominin büyüme başarımı” </em></strong><em>başlıklı yazısında diyor ki<strong>: “ </strong>Türkiye ekonomisinde 1924 ile 2022 yılları arasındaki 98 yılın sadece 27 yılında planlı, programlı bir kalkınma stratejisi izlendi. Geriye kalan 71 yılda ise plansız, programsız, uluslararası işbölümünün öngördüğü sektörlere dayalı bir strateji uygulandı. Başka bir deyişle, planlı kalkınma yollarının 98 yıl içindeki payı yüzde 2, 6 ile sınırlı kaldı. Peki, planlı kalkınma yılları mı ya da plansız, programsız ‘serbest piyasa’ yılları mı daha başarılı? Rakamlar -yazıda ‘şekil’ olarak geçiyor-  planlı kalkınma yıllarının özellikle sanayide son derece başarılı olduğunu göstermekte. Sanayide planlı yıllarda sağlanan yüzde 9,5 oranındaki yıllık ortalama büyüme hızının gerek Cumhuriyet dönemi ortalamasından (yüzde 6,5) gerekse plansız yıllardan( yüzde 5,4) yüksek gerçekleştiğini göstermekte. Rakamlar aynı zamanda plansız yıllardaki GSİYH’nin yıllık ortalama büyüme hızının da (yüzde 5,5 ile) Cumhuriyet ortalamasından (yüzde 5,1) ve plansız yıllardan ( yüzde 4,9) daha başarılı olduğunu ortaya koyuyor.</em>”</p>
<p>Çin’in başarısını analiz edenler, 1953-2026 arasında 14 Beş Yıllık Kalkınma Planı’nı tamamladığını, geçtiğimiz Mart ayında da 2026-2030 yıllarını kapsayan 15’inci Beş Yıllık Kalkınma Planını yürürlüğe koyduğuna gönderme yapıyor. Çin’in 73 yıldır ardışık biçimde plan uygulama disiplinine uyması, ortaya çıkan birikimi ve güçlenen hafızası yeni bir güç odağı oluşturmasını sağlıyor. Daha da önemlisi piyasa sisteminin güçlü yanlarıyla zayıf yönlerini dengeleme ustalığı kazanmanın kaynak tahsisindeki verimliliği artırıyor. Başarının gerek şartının sermaye kadar kümülatif bilgi olduğunu unutmadan; planın sermaye yönlendirme kadar bilgi üretimindeki rolünü gözden ırak tutmamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Yakın tarihimize bakalım </strong></p>
<p><strong>Bayram Ali Eşiyok</strong>’un analizinin sahaya yansıması bize çok şey söylüyor: Ulusumuzun çok zor günlerinde, sermaye ve kümülatif bilgi birikiminin bugün ulaşılan düzeyiyle hiçbir şekilde ölçüye dayalı karşılaştırmasını yapamayacağımız koşullarında 1934-1938 Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1. BYKP) uygulamasında tamamlanan ve yatırımı sürmekte olan tesislerin listesine bakmak yeterli: <em>Bakırköy Bez Fabrikası, Isparta Gülyağı Fabrikası, Keçiborlu Kükürt Fabrikası, Kayseri Dokuma Fabrikası, Paşabahçe Cam Fabrikası, İzmit Kağıt Fabrikası, Karabük Demir-Çelik Fabrikası, Nazilli Basma Fabrikası, Eskişehir Şeker Fabrikası, Turhal Şeker Fabrikası, Konya Ereğlisi Bez Fabrikası, Bakırköy Bez Fabrikası, Bursa Süt Fabrikası, Zonguldak Antrasit Fabrikası, Ankara, Konya, Eskişehir ve Sivas Buğday Siloları, Bursa Merinos Fabrikası, Gemlik Suni İpek Fabrikası, Ankara Çubuk Barajı, Zonguldak Taşkömürü Fabrikası, Barut, Tüfek ve Top Fabrikası, Nuri Demirağ Uçak Fabrikası, Malatya Sigara Fabrikası, Bitlis Sigara Fabrikası, Malatya Bez Fabrikası, Sivas Çimento Fabrikası</em>. O günlerin koşullarını “<em>net bugünkü değerlere</em>” taşıyarak karşılaştıralım. O zaman yaptığımız işlerin önemi, değeri ve anlamı daha netleşir.</p>
<p><strong>Deng Xiaoping aklı</strong></p>
<p>1. BYKP ve diğer plan uygulamalarının sonuçlarını sürdürebilseydik, bugün gelişme düzeyimiz ne olurdu? Piyasacı ve planlamacı yaklaşımları fetiş haline getirmeden <strong>Deng Xiaoping</strong> aklından ders alarak sorunun yanıtını araştıralım. Piyasanın da planının da güçlü yanlarını değerlendirelim, zayıf yanlarını da tasfiye edelim. Böyle bir bakış açısıyla, ülkemizin önemli sivil inisiyatiflerinin seçim sürecinde plan konusunu önemli bir gündem maddesi yapalım. Seçimlerde “<em>kafa-kol ilişkisi</em>” yerini “<em>projelere dayalı programların</em>” anlatılmasına bırakmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-seciminde-plan-algisi-sorgulanmali-77718</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Oda ve borsa seçiminde &#039;plan algısı&#039; sorgulanmalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugun-23-nisan-neden-nese-dolmuyor-insan-77717</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bugün 23 Nisan; neden neşe dolmuyor insan?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Enflasyonda vahim gelişmeye yol açan faiz kararlarının alınmasının arkasında yatan kurumsal yapıyı değiştirmeden, enflasyonla salt para ve maliye politikası ile mücadele etmek mümkün mü? Değil elbette.</strong></p>
<p>Nasıldı o okul şarkısı? “Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan.” Ancak ben bu yazıyı 22 Nisan’da yazıyorum; dolayısıyla neşe falan da dolmuyorum. Nasıl ‘neşe dolayım’ ki? Dünyanın haline bakın, Türkiye’ninkine de elbette. Neyse, yarın (23 Nisan) duruma bakarız…</p>
<p>Dönüp dolaşıp aynı soruya geliyorum: Tüketici enflasyonu (TÜİK) Eylül 2021’de yüzde 19,6 iken Ekim 2022’de yüzde 85,5’e yükseliyor: 65,9 puan sıçrama. İTO’nun İstanbul için ölçtüğü enflasyondaki sıçrama ise daha da çarpıcı: Yüzde 19,8’den yüzde 108,8’e çıkmış enflasyon. Bu vahim gelişmeye yol açan faiz kararlarının alınmasının arkasında yatan kurumsal yapıyı değiştirmeden, enflasyonla salt para ve maliye politikası ile mücadele etmek mümkün mü?</p>
<p><strong>3 yılda 4 önemli </strong><strong>olumsuz gelişme yaşandı</strong></p>
<p>Değil elbette. Dört yıl önce olduysa neden şimdi olmasın? Eksik programa ne zaman kırmızı işaret yakılacak? Programın başlangıcından beri bu soruların havada asılı olduğu ortada. Sadece yeni seçimden çıkıldığı ve bir sonraki seçime çok fazla zaman olduğu için, hiç olmazsa bu sürenin ilk üç yılında enflasyon daha ‘makul’ bir düzeye (yüzde 15-20?) indirilebilir diye düşünenler çoktu. Yoksa, ekonomi programı bir sonraki seçime kadar sürdürülecek, enflasyon da tek haneli bir değer alacak diye düşünen pek yoktu herhalde.</p>
<p>Programın başlamasından bu yana neredeyse üç yıl geçti ve enflasyon yüzde 30 civarında. Dört önemli olumsuz gelişme yaşandı bu sürede. Birincisi, eksik programın başlangıç döneminde yapılan hata: Faiz çok ‘nazlı’ biçimde artırıldı; uzun süre enflasyonun altında kaldı. Kur ve ekürisi enflasyon sıçradı. İkincisi, malum; 19 Mart süreci ile başlayan gelişmeler ve bu çerçevede yargı sisteminin sorunlarının daha da belirginleşmesi. Üçüncüsü, 19 Mart’ın hemen peşinden Trump’un gümrük tarifeleri saçmalığı dünyayı altüst etti. Dördüncüsü ise İsrail’in ve onun kışkırtmasıyla ABD’nin İran’a saldırmaları ile başlayan süreç.</p>
<p><strong>Programın eksiklikleri </strong><strong>tamamlanırsa hasar azaltılır</strong></p>
<p>Özellikle son üç gelişme ekonomi programının eksikliklerinin olumsuz etkilerini katmerleştirdi. Böyle bir ortamda atılacak tek sağlam adım bu programın eksikliklerinin tamamlanması olur. Bu yapılırsa her şey güllük gülistanlık olmaz elbette; dünya çok karışık çünkü. Ama hasar azaltılır. Atılır mı bu adım? Hiç sanmıyorum. Kaldı ki, malum gazete geçenlerde sarı ışığın yanmakta olduğu işaretini vermiş de olabilir? Kim bilir, belki de günah keçisi arayışı mı var?</p>
<p>Ha bu arada Para Politikası Kurulu kararı hakkında bir şey yazmadım. Gerek var mı?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugun-23-nisan-neden-nese-dolmuyor-insan-77717</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bugün 23 Nisan; neden neşe dolmuyor insan? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahminler-revize-ediliyor-is-planlarinda-oncelikler-degisiyor-77716</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahminler revize ediliyor, iş planlarında öncelikler değişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Para ve sermaye piyasası aktörleri, Merkez Bankası’nın önümüzdeki aylarda yıl başına kıyasla daha temkinli bir duruş sergileyeceği görüşünde. Haklılar. Oysa bu yılın, geçen yıl başlayan faiz indirim sürecinin kademeli biçimde devam ettiği bir dönem olması bekleniyordu.</strong></p>
<p>Kafalarda çok sayıda soru var; iş dünyası yön arıyor.</p>
<p>Eskiden yıl başında yapılan tahminler ve belirlenen hedefler, ancak yılın ikinci yarısında, hatta son çeyreğinde revize edilirdi. Son birkaç yılda bu süre belirgin biçimde kısaldı.</p>
<p>Bankacısından iş insanına, ekonomistinden finansal yatırımcısına kadar geniş bir kesim bugünlerde yıl başı öngörülerini güncellemekle meşgul. Görüştüğüm iş insanları ve bankacılara “Hâlâ yıl başındaki senaryonun gerçekleşeceğini düşünüyor musunuz?” diye sorduğumda, aldığım yanıtlar tahminlerin ciddi biçimde revize edildiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>- Yıl başında 2026 için büyümenin yaklaşık yüzde 4, enflasyonun ise yüzde 25 civarında gerçekleşeceği öngörülüyordu. Ancak son gelişmeler ışığında büyüme tahminleri yüzde 3-3,5 bandına hatta bazı kuruluşlarda yüzde 3'ün bile altına çekilirken, enflasyon beklentileri ise yüzde 28-32 aralığına yükseltiliyor. Enerji krizinin kalıcı hale gelmesi özellikle bu iki makroekonomik göstergyi belirgin şekilde olumsuz etkiliyor.</p>
<p><strong>Politika faizinde %30’un altını </strong><strong>bekleyen neredeyse kalmadı</strong></p>
<p>- Enflasyon beklentilerindeki bozulmaya paralel olarak politika faizi için yıl sonu tahminleri de yukarı yönlü revize ediliyor. Dün bu yazı yazıldığı sırada yüzde 37 seviyesinde olan politika faizinin bu yıl yüzde 30’un altına inmesini bekleyen neredeyse kalmadı. Hatta bazı bankacılar yılın yüzde 35 civarında tamamlanabileceğini ifade ediyor. Para ve sermaye piyasası aktörleri, Merkez Bankası’nın önümüzdeki aylarda yıl başına kıyasla daha temkinli bir duruş sergileyeceği görüşünde. Haklılar. Oysa bu yılın, geçen yıl başlayan faiz indirim sürecinin kademeli biçimde devam ettiği bir dönem olması bekleniyordu.</p>
<p>- Faiz indiriminin tekrar ne zaman başlayacağına dair tahminler ise oldukça dağınık. Hafta başında S&amp;P Kıdemli Direktörü Frank Gill, CNBC-e’de Tanem Zaman’ın sorularını yanıtlarken, enerji fiyatlarını dikkate alarak yaz sonunun beklenebileceğini belirtti. Bu da sonbahardan önce bir faiz indiriminin zor olduğu anlamına geliyor.</p>
<p>- İran savaşıyla küresel boyut kazanan krizde “Türkiye pozitif ayrışabilir mi?” sorusuna ise çok güçlü bir “evet” yanıtı verilmiyor. En iyimser senaryoda dahi küresel krizin Türkiye’yi sınırlı etkilemesi, bir başka deyişle “teğet geçmesi" iyi senrayo olarak gösteriliyor.</p>
<p>- Son yıllarda özkaynak kârlılığı baskı altında olan bankacılık sektörü de 2026’yı bir dönüm noktası olarak görüyordu. Ancak bu beklentinin de ötelenmekte olduğu anlaşılıyor. Kredi kısıtlamalarının yılın ikinci yarısında gevşemesi öngörülüyordu; mevcut görünüm ise yılı bu kısıtlamalarla kapatabileceğimize işaret ediyor. Bu durum, arzu edilen finansal derinleşmenin de yavaşlamasına neden oluyor.</p>
<p>- Sektörde karlılık sorunu sürse de şu aşamada ciddi bir aktif kalitesi problemi görünmüyor. Tahsili gecikmiş alacakların oranında sınırlı bir artış eğilimi olsa da hala düşük seviyelerde. </p>
<p>- Ödemeler dengesi tarafında görece rahat bir tablo söz konusu. Buna rağmen orada da tahmin revizyonu yaşanıyor. Son veriler, cari işlemler açığının 12 aylık bazda 35 milyar doları aşıp 40 milyar dolara gittiğini gösterince ekonomistler bu alandaki tahminlerini de yukarı yönlü güncelliyor. Daha önce yüzde 1,5–2 aralığında öngörülen 2026 yıl sonu cari açık/GSYH oranının yüzde 2,5 seviyesine doğru yükselmesi bekleniyor. Buna rağmen cari açıktaki genişleme henüz ekonomi için tehdit oluşturacak boyutta değil. Nitekim Fitch’in de vurguladığı gibi, cari açıktan kaynaklanan baskılar hala yönetilebilir düzeyde.</p>
<p><strong>Belirsizlik, karar alma süreçlerinin </strong><strong>kalıcı değişkeni haline geldi</strong></p>
<p>- Türkiye açısından bu dönemde iki kritik unsur öne çıkıyor: Dış finansmana erişim ve rezervlerin seviyesi. Küresel belirsizliklere rağmen Türkiye hem kamu hem özel sektör düzeyinde, daha yüksek maliyetlerle de olsa dış finansmana erişimini sürdürebiliyor. Bu durumun devamı büyük önem taşıyor. Öte yandan, yatırımcıların yakından izlediği rezerv göstergelerinde geçmişte olduğu gibi keskin bir düşüş yaşanması veya net rezervin negatife dönmesi, Türkiye’ye yönelik algıyı bozarak finansmana erişimi zorlaştırabilir. Son dönemde rezervler üzerinde bir miktar baskı oluşsa da bu durum piyasa aktörleri tarafından “anlaşılabilir” bulunuyor.</p>
<p>Özetle, hem küresel ekonomi hem de Türkiye ekonomisi zorlu bir dönemeçte yönünü arıyor. Böyle bir ortamda iş dünyası da yatırım kararlarını yeniden gözden geçiriyor. Belirsizlik artık geçici bir “dönem” değil, karar alma süreçlerinin kalıcı değişkeni haline geldi. İş dünyası da bu yeni koşullarda artık büyümeyi olduğu kadar, belki de daha fazla, ayakta kalmayı, nakit akışını ve riski nasıl yöneteceğini yeniden düşünmek zorunda kalıyor.</p>
<p><br /><br /><br /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahminler-revize-ediliyor-is-planlarinda-oncelikler-degisiyor-77716</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahminler revize ediliyor, iş planlarında öncelikler değişiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elestiri-hakki-calismaktan-dogar-uret-ki-elestirebilesin-77715</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eleştiri hakkı, çalışmaktan doğar, üret ki eleştirebilesin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yüzdeki güzellik, aynaya hüner değildir. Tıpkı yüzdeki kusurun aynanın kabahati olmadığı gibi… Eleştiri, bize tutulmuş aynadır. Değerlidir. Ancak önerisiz eleştiri, panzehirsiz zehir sunmaktır</strong></p>
<p><strong>1- SORUN: Eleştiri</strong>; düşük yoğunluklu zehir… Tıpkı <strong>ilâç</strong> gibi. Gerekli ama acı. <strong>Nadiren talep edilen</strong>… Bir insanı, konuyu, yapıtı; <strong>iyi</strong> veya <strong>kötü</strong>, doğru veya yanlış, <strong>güzel</strong> ya da <strong>çirkin</strong> yönlerini bulup göstermeye yöneliktir. Eleştiri; <strong>doğru zaman</strong>, <strong>doğru zemin</strong>, <strong>doğru zat</strong> bileşkesinde yapılmayınca sorun oluşturur.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Bu işi kendine görev edinmişe eleştirmen, (<strong>münekkit</strong>) denir. Tenkit eden pek sevimli biri değildir. Kendisinden talep edilse de değildir. Kelimenin etimolojik kökeni neredeyse her dilde ifade ettiği eylemin ağırlığıyla olumsuzlaşır. Kısaca, eleştiri pek <strong>sevilmez</strong> hatta bizde <strong>saldırıyla eş</strong> tutulabilir.</p>
<p><strong>AYNADAKİ KUSURLA YÜZLEŞMEK</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Çoğu kez; “<strong>kritik</strong>” sözcüğüyle <strong>duygusal tahrip gücü</strong> azaltılmaya çalışılır. Ama ağırdır; çünkü eleştiridir.  <strong>Aynadaki kusurla yüzleşme</strong> duygusunun sevimsizliğidir. Bir <strong>edebiyat</strong> veya sanat eserini <strong>her yönüyle ele alıp açıklamak</strong>, fazlasını, <strong>değerini ortaya çıkarmak</strong>… <strong>360 derece</strong> görmek gerekir.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Bunu yaparken o sanata <strong>kabiliyetsizliğinin acısını</strong> sanatçıdan çıkarmaya kalkarsan, bu bir eleştiri değil, <strong>sinsi saldırı</strong> olur. Gereksiz eleştirilerin özünde yatan temel duygu; aslında gizli hayranlıktır. <strong>Tilki, uzanamadığı üzüme “koruk” dermiş</strong>. Yapamadığında; <strong>yapanı eleştirmeyi deneme.</strong></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Stratejiye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Eleştiri gelişim ilhamı olur mu?</em></strong></p>
<p>Her <strong>şey</strong>, her <strong>fikir</strong>, her <strong>iş</strong> eleştirilebilmeli. Hatta altın bile… <strong>Altını mihenk taşına vururlar</strong>. Onun tartışılmaz değeri dahi eleştiriye açıktır. <strong>Altın bile ayar yer kral suyundan</strong>… Eleştiri, haklı olmalı.</p>
<p><strong><em>Eleştirinin dozajı ne olmalı?</em></strong></p>
<p>Eleştiri, <strong>zehirdir</strong> demiştik. Tıpkı <strong>ilâç</strong> gibi… Her ilaç zaten <strong>düşük yoğunluklu zehir</strong> değil midir? İnsanın var ettiğine, ürettiğine saldırıdır. Eleştiren; <strong>öneri ile</strong> bunu yapmalı… Değilse, <strong>panzehirsiz zehir</strong> olur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ELEŞTİRİNİN GÜCÜ ÖNERİSİNDEYSE ELEŞTİRİ YÂR MIDIR YARA MIDIR?</strong></p>
<p>Şayet <strong>tenkit edilmek</strong> istemiyorsan, hiçbir şey<strong> üretme</strong>, hiçbir şey <strong>yapma</strong> ve hiçbir şey <strong>söyleme</strong>, hatta <strong>var olma</strong>… Eğer <strong>eleştirilmiyorsan </strong>büyük ihtimalle <strong>değer</strong> üretmiyorsundur. Eleştiri <strong>ilaç</strong> mıdır, <strong>zehir</strong> midir? Sana bağlı… Sürekli eleştirenin <strong>hiçbir şey üretmediğini</strong> de bil. Çalışmaktan doğsun eleştirin.</p>
<p><strong>ELEŞTİRİ LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Tenkit</strong>: Eleştirinin eski dildeki karşılığı… Sistemi, kişiyi, fikri, doğruluk ekseninden sorgulamak</p>
<p><strong>Eleştirmen</strong>: İşi genelde mevcut olanın aksayan yanlarını, eksiklerini gündeme getiren kişi</p>
<p><strong>Gizli hayran</strong>: Sağlam gerekçeler olmadan eleştiren, sürekli kusur arayanların ruh hali</p>
<p><strong>Yapıcı eleştiri</strong>: Sistemin bütünlüğünü, mükemmelliğini amaçlayan haklı eleştiri türü</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elestiri-hakki-calismaktan-dogar-uret-ki-elestirebilesin-77715</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/5/1280x720/kadin-ayna-1776924519.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eleştiri hakkı, çalışmaktan doğar, üret ki eleştirebilesin ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-40-faize-mevcut-yontemle-devam-77714</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 40 faize mevcut yöntemle devam…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu köşede 20 Nisan Pazartesi günü<strong> “Faiz yüzde 40’ta kalacak ama nasıl”</strong> diye sormuş ve iki olasılıktan ağır basanın ne olduğunu yazmıştım. Merkez Bankası’nın kararı da ağır basan olasılık yönünde oldu.</p>
<p>Birinci olasılık faiz oranlarının değiştirilmemesi ve piyasanın mart ayı başından bu yana olduğu gibi yüzde 40’lık gecelik faizle fonlanmasıydı.</p>
<p>Diğer olasılık ise haftalık repo ihale faiz oranının yüzde 40’a çıkarılması ve fonlamanın bu kanala kaydırılması, böylece fiili faizin yine sabit kalmasıydı.</p>
<p>Ama ağır basanın ilk olasılık olduğu da ortadaydı. Nitekim Merkez Bankası’nın kararı da o yönde oldu.</p>
<p>Para Politikası Kurulu haftalık repo ihale faiz oranını yüzde 37’de sabit bıraktı. Aynı şekilde gecelik vadede borç verme faiz oranı yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranı da yüzde 35,5’te sabit tutuldu.</p>
<div id="adpro-11" class="adpro desktop-ad text-center " data-page="343" data-region="1686" data-category="-1" data-lazy="false" data-loaded="true" data-gtm-vis-first-on-screen6120021_502="20416" data-gtm-vis-recent-on-screen6120021_502="22245" data-gtm-vis-total-visible-time6120021_502="100" data-gtm-vis-has-fired6120021_502="1">
<div>
<div data-google-query-id="CI77_bOVg5QDFbEFdQEdsUAB9Q">
<p>Halen yüzde 40 olan fiili faiz oranı zaten değişmeyecekti de bunun yönteminin nasıl olacağı konusunda kafa yoruluyordu, o da netleşti.</p>
<p>Merkez Bankası savaşın başlamasıyla birlikte piyasayı fonlamada haftalık repo ihalelerini askıya almış ve fonlamayı yüzde 40 faizli gecelik kanaldan yapmaya başlamıştı. Bu uygulama hâlâ yürürlükte. Oranlar değişmedi, söz konusu uygulamada da bir değişiklik yok ve dolayısıyla yüzde 40 faizle aynen devam edilecek.</p>
<h2>Ateşkesin etkisi</h2>
<p>Kör topal da yürüyor olsa İran ile ABD arasında bir ateşkes var. Ateşkes ilanından önce Merkez Bankası’nın fiili faizi değiştirmeksizin uygulama değişikliğine gidebileceği tahmini yapılıyordu. Buna göre haftalık repo ihale faiz oranı yüzde 40’a, gecelik vadede borç verme faiz oranı yüzde 43’e çıkarılacak, Merkez Bankası fonlamayı haftalık kanala kaydıracaktı. Böylece fiili faiz değişmemekle birlikte Merkez Bankası savaşın daha da büyümesi ve etkisinin daha derin hissedilmesi durumunda fonlamayı yeniden gecelik kanala kaydırmak suretiyle faizi yüzde 43’e çıkarma olanağı elde edecekti.</p>
<p>Böyle bir kararın dezavantajı, savaşın bitmesi halinde faizin yüzde 40’ta kalacak olmasıydı.</p>
<p>Ama şimdi zaman zaman ihlal edilse de ortada bir ateşkes var ve Merkez Bankası da bundan dolayı faiz oranlarını sabit tutmakla birlikte gelecekte fiili faizin aşağı çekilmesine olanak verecek bir hamle yapmış oldu.</p>
<p>Artık ne zaman olur bilinmez, İran ile ABD arasında bir anlaşma sağlanır ve savaş tümüyle biterse ya da uzamakla birlikte savaşın etkisi çok çok azalırsa Merkez Bankası’nın ne yapacağı belli. Fonlamada haftalığa yeniden dönülür ve fiili faiz yeni bir karar almayı gerektirmeksizin yüzde 37’ye indirilmiş olur.</p>
<p>Yani Merkez Bankası dünkü kararıyla savaşın çok daha olumsuz etkiler doğuracak bir boyuta evrilmeyeceğine oynamış oldu.</p>
<h2>Ya tersi olursa?</h2>
<p>Para Politikası Kurulu’nun bundan sonraki toplantısı 11 Haziran’da, bir buçuk ayı aşkın bir süre var. Peki ya Merkez Bankası’nın senaryosu gerçekleşmez ve savaş yayılır ve etkileri daha da sertleşirse?</p>
<p>Şu an piyasa zaten olabilecek en yüksek faizle yüzde 40’la fonlanıyor. Gerektiğinde <strong>“Gecelik fonlama yerine şu kanalı açıp fiili faizi daha yukarı çıkaralım”</strong> denilebilecek bir alan yok. O durumda Merkez Bankası kaçınılmaz olarak bir ara toplantıya gitmek ve faizi artırmak durumunda kalacak.</p>
<p>Umarız gelişmeler Merkez Bankası’nı haklı çıkarır da ne savaş daha da yayılır, ne de faizi daha da artırmak gerekir.</p>
<h2>Yüzde 37 şimdilik gündemde yok</h2>
<p>Merkez Bankası’ndan şu günlerde hiç beklenmeyen adım tabii ki faiz oranlarını sabit tutup fonlamayı yeniden haftalık kanala kaydırması olurdu. Böyle bir karar, faizi fiilen indirmek olur ki bu da herhalde hiç düşünülmez.</p>
<p>Para Politikası Kurulu metninde de zaten <strong>“Kurul, enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır”</strong> denilmek suretiyle bu konudaki yaklaşım ortaya konuluyor.</p>
<h2>İktisadi faaliyet yavaşlıyor</h2>
<p>Para Politikası Kurulu açıklamasında enflasyonun ana eğiliminin mart ayında gerilediğine işaret ediliyor, ancak öncü verilerin ana eğilimin nisan ayında bir miktar yükseleceğine işaret ettiği vurgulanıyor.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelerin yol açtığı belirsizlikler yüzünden enerji fiyatlarında yüksek seyir ve belirgin bir oynaklık gözlendiği belirtilen açıklamada daha sonra şu görüşlere yer veriliyor:</p>
<p><strong>“Söz konusu gelişmeler ile yurt içi enerji fiyatlarının maliyet kanalı ve iktisadi faaliyet üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir. Göstergeler iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ederken, yakın dönemdeki gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki olası ikincil etkileri önem taşıyacaktır.”</strong></p>
<p> </p>
</div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-40-faize-mevcut-yontemle-devam-77714</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 40 faize mevcut yöntemle devam… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocukluk-en-eski-gelecek-bugunun-cocuklari-ne-kadar-kurucu-ne-kadar-tuketici-77713</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocukluk, en eski gelecek: Bugünün çocukları ne kadar &#039;kurucu&#039;, ne kadar &#039;tüketici&#039;?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>23 Nisan’da, çocuklara ne bıraktığımız kadar, onların o bozulmamış merakından neler öğrenebileceğimizi de konuşmalıyız. Çünkü çocuklar bize hâlâ en önemli gerçeği hatırlatıyor: Dünya, merak ve inatla hâlâ yeniden kurulabilir bir yer.</strong></p>
<p>Bir zamanlar çocukluk, dış dünyaya karşı özenle korunması gereken, kendi içinde sükuneti olan bir dönemdi. Bugün ise neredeyse korunması imkânsız, sınırları dijital müdahalelerle delik deşik edilmiş bir alan haline geldi. Çünkü artık çocuklar sadece sokaklarda veya odalarında oyun oynamıyor; ekranlarla büyüyor, daha dünyayı tanımadan karmaşık algoritmalarla karşılaşıyorlar. Henüz ana dillerindeki kelimeleri tam öğrenmeden; görsellerin, hızın ve kesintisiz akışın o kaotik dilini çözmek zorunda kalıyorlar. Belki de insanlık tarihinde ilk kez bir kuşak, teknik olarak bizden daha fazla “şey” biliyor; ama aynı kuşak, o bildiklerini bir süzgeçten geçirecek, onlara ruh katacak zamanı bulmakta zorlanıyor. Bilgi artık zihinde birikmiyor; âdeta üzerinden geçilen bir nehir gibi akıp gidiyor. Bir çocuğun zihni, eski usül bir kütüphane gibi değil, bir sosyal medya zaman çizelgesi gibi çalışıyor. Sürekli güncellenen, sürekli yenilenen ama nadiren derinleşen, sığ bir akış bu… Oysa gerçek bilgi, biraz da tortudur. Çöker, bekler, demlenir ve zamanla berraklaşır. Şimdi ise hiçbir şey zihinde dibe çökecek, yer edecek kadar uzun kalmıyor.</p>
<p>Bir çocuk düşünün; elinde bir tablet, önünde sonsuz bir içerik denizi. Bir videodan diğerine geçerken, aslında hiçbirinde tam olarak “kalamıyor”. Oysa çocukluk biraz da kalabilmekti; bir oyunun içinde saatlerce kaybolabilmek, bir sorunun peşinden inatla gidebilmek, bir hikâyeyi nefes almadan sonuna kadar dinleyebilmekti. Şimdi ise hız, sabrın yerini alırken; sadece görmek, anlamanın önüne geçti.</p>
<p>Bu dönüşümün en sarsıcı etkisi ise ifade biçimlerimizde yaşanıyor. Emojiler, kısaltmalar ve anlık dijital tepkiler; mimiklerin, tonlamaların ve o oylumlu uzun cümlelerin yerini almaya başladı. İletişim kolaylaştı belki ama derinlik giderek inceldi. Bir cümleyi kurup duyguyu nakşetmek yerine, bir işaret bırakıp geçiyoruz artık. Bir duyguyu anlatmak yerine onu simgeliyoruz. Ve zamanla simgeler çoğaldıkça, o simgelerin temsil ettiği duyguların kendisi azalıyor, soluklaşıyor. Oysa bir çocuğun dünyayı kurma biçimi, kelimelerle başlar. Kelimeler azaldıkça dünya da daralır. Çünkü dil sadece bir ifade aracı değil; aynı zamanda düşünmenin evidir. Bir çocuk ne kadar çok kelimeye ve kavrama sahipse, önünde o kadar çok ihtimal vardır. Ne kadar çok ihtimali varsa, o kadar özgürdür.</p>
<p><strong>EGEMENLİK, ULUSUN KADERİNİ İNŞA EDECEK ZİHİNLERİN YETİŞMESİDİR </strong></p>
<p>Tam da bu yüzden, oyunun yerini hiçbir teknolojik mucize dolduramaz. Oyun, çocuğun dünyayı prova ettiği, hayatın ilk ve en hakiki provasını yaptığı kutsal bir alandır. Kendi kurallarını koyduğu, bozduğu, yeniden kurduğu ve içinde özne olduğu bir sahne… Ama bugün oyun da başkalaştı. Kuralları başkaları tarafından yazılmış dijital evrenlerde, çocuklar çoğu zaman birer "kurucu" değil, sadece pasif birer "izleyici" ya da sınırları başkaları tarafından çizilmiş birer "oyuncu" hâline geliyor. Belki de burada durup şu soruyu sormak gerekiyor: Bugünün çocukları ne kadar “kurucu”, ne kadar “tüketici”? Bu soru sadece çocukları değil, aslında en çok biz yetişkinleri ve inşa ettiğimiz bu yeni sistemi ilgilendiriyor.</p>
<p>Oysa gerçek hayat bu kadar keskin değil. Bugünün çocukları çoğu zaman ne tam anlamıyla kurucu ne de bütünüyle pasif. Var olan dünyayı kullanarak kendine küçük alanlar açan, ama o alanların sınırlarını çoğu zaman kendisi belirleyemeyen bir ara bölgede yaşıyorlar. Ve bu ara bölge, ne yazık ki çocuklukla sınırlı kalmıyor; aynı dönüşüm yetişkinliğe, iş hayatına da sızıyor. Daha hızlı düşünen, daha hızlı cevap veren, daha hızlı üreten bir nesille karşı karşıyayız; ama aynı hız, mesleki ve insani derinliği törpülüyor…</p>
<p>Genç çalışanlarda sıkça gözlemlediğim bir durum var: Bilgiye ulaşmakta hiçbir zorluk çekmiyorlar ama o bilgiyi nasıl işleyeceklerini, nasıl ilişkilendireceklerini ve nasıl kalıcı bir değere dönüştüreceklerini her zaman bilemiyorlar. Çünkü bu, temelleri çocuklukta atılan bir beceridir. Soru sormayı, "neden" diye diretmeyi öğrenmeyen bir çocuk, çözüm üretmekte de zorlanıyor. Beklemeyi, durup bakmayı ve sabretmeyi öğrenmeyen bir zihin, ne yazık ki derinleşemiyor.</p>
<p>Bu bakış açısıyla 23 Nisan’ı yalnızca takvimdeki bir bayram olarak değil, hayati bir hatırlatma olarak görmek gerekiyor. Egemenlik, sadece bir ulusun kendi kaderini belirlemesi gibi siyasi bir kavramdan ibaret değildir. Aynı zamanda o kaderi inşa edecek zihinlerin nasıl bir iklimde yetiştiğiyle, o zihinlerin kendi dikkati üzerindeki hakimiyetiyle ilgilidir. Egemenlik, biraz da dikkat üzerinde kurulur. Neye baktığımız, neye odaklandığımız, neyi seçtiğimiz bizim gerçek özgürlük alanımızdır. Eğer dikkatimiz dış uyaranlarla sürekli bölünüyor ve dağılıyorsa, zihinsel egemenliğimiz de yara alıyor demektir.</p>
<p>Belki de bu yüzden, küçük alışkanlıklar büyük meselelerin parçasıdır. Bir çocuğun bir kitabın başında sıkılmadan kalabilmesi, bir oyunu yarım bırakmadan tamamlayabilmesi, bir sorunun peşinden hemen vazgeçmemesi… Bunlar sadece bireysel beceriler değil, aynı zamanda zihinsel egemenliğin ilk işaretleridir.</p>
<p>Geleceği emanet edeceğimiz çocukların nasıl düşünmesini istiyoruz? Sadece hızlı tepki verenler mi, yoksa soruların peşinden inatla gidenler mi? Gördüğüne sorgusuz sualsiz inananlar mı, yoksa o görüntünün arkasındaki gerçeği arayanlar mı? Asıl mesele burada düğümleniyor. Çünkü bugün çocuklara bıraktığımız dünya, yalnızca fiziksel bir miras değil; bir düşünme biçimi, bir dikkat kültürü ve bir iletişim dilidir. Eğer dikkat dağınıksa, dil yüzeyselse, gelecek de bu sığlıktan beslenecektir.</p>
<p>Bütün bunları konuşurken, insanın zihni ister istemez başka bir yere de gidiyor.</p>
<p>Bazen bir okulun, yani çocuğun en güvende olması gereken yerin bile şiddetin sahnesine dönüşebildiği anlara… O anlarda mesele artık teknoloji, hız ya da dikkat dağınıklığı olmaktan çıkıyor. Çocukluk dediğimiz o alanın ne kadar inceldiğini ne kadar korunaksız kaldığını daha çıplak biçimde görüyoruz. Bir toplumun geleceği, yalnızca ne kadar bildiğiyle değil, çocuklarını ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür. Ve bazen tek bir olay, bütün bu büyük tartışmaların üzerine ağır bir sessizlik bırakır.</p>
<p><strong>ÇOCUKLUK, MODERN DÜNYANIN TÜM SALDIRILARINA KARŞI BİR KALEDİR </strong></p>
<p>Çağımızın en sessiz sorunlarından biri de bu: Duygularımız var, ama yönümüz dağınık, sürekliliğimiz zayıf. Neye, ne kadar ve ne kadar süreyle üzüleceğimizi artık biz değil, çoğu zaman akış belirliyor.</p>
<p>Belki de burada asıl mesele çocuklar değil, biziz. Onları nasıl bir dünyanın içine bırakıyoruz? Daha da önemlisi, nasıl bir dikkatle, nasıl bir dil ve nasıl bir örnekle büyütüyoruz? Çünkü çocukluk, kendiliğinden kaybolmaz; yetişkinlerin ihmal ettiği yerde aşınır.</p>
<p>Ama yine de umut, çocuğun o saf ve dirençli doğasında saklı duruyor. Çünkü çocukluk, modern dünyanın tüm saldırılarına rağmen kendini tamamen kaybetmeyen nadir kalelerden biridir. Bir çocuğun hâlâ aynı soruyu bıkmadan defalarca sorabilmesinde, bir karıncanın yolunu dakikalarca izlemesinde, dünyayı hâlâ bir keşif alanı olarak görmesinde geleceğin en sahici hali saklı. Belki de bu 23 Nisan’da, çocuklara ne bıraktığımız kadar, onların o bozulmamış merakından neler öğrenebileceğimizi de konuşmalıyız. Çünkü çocuklar bize hâlâ en önemli gerçeği hatırlatıyor: Dünya, merak ve inatla hâlâ yeniden kurulabilir bir yer. Ve gerçek egemenlik, en çok da hayallerini ve merakını koruyanların elinde yükselecektir.</p>
<p>Ve biz… Biz de aynı akışın içindeyiz. Çocuklarımıza “dikkatini koru” derken önce kendi telefonlarımızı cebimize koymamız gerekiyor. Yoksa en güzel cümleler bile, sadece birer emoji hâline gelecek…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocukluk-en-eski-gelecek-bugunun-cocuklari-ne-kadar-kurucu-ne-kadar-tuketici-77713</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/3/1280x720/ataturk-ve-cocuk-1776919522.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocukluk, en eski gelecek: Bugünün çocukları ne kadar &#039;kurucu&#039;, ne kadar &#039;tüketici&#039;? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/23-nisan-gelecege-duyulan-guvenin-en-guclu-ifadesidir-77712</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;23 Nisan geleceğe duyulan güvenin en güçlü ifadesidir&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş dünyası temsilcileri, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılışının 106. yılı ve “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”nı yayımladıkları mesajlarla kutladı.</p>
<p><strong>TOBB BAŞKANI M. RİFAT HİSARCIKLIOĞLU: EĞİTİMLİ, ÖZGÜVENLİ VE MUTLU ÇOCUKLAR, GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE’NİN TEMELİDİR</strong></p>
<p>“Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği camiası olarak, yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımızın daha güçlü, daha müreffeh ve daha huzurlu bir ülkede yaşamaları için çalışmayı en önemli sorumluluklarımızdan biri olarak görüyoruz. TOBB olarak ülkemizin 81 ilinde 245 eğitim/öğretim tesisini hayata geçirmenin gururunu yaşıyoruz. Biliyoruz ki; eğitimli, özgüvenli ve mutlu çocuklar, güçlü bir Türkiye’nin temelidir.</p>
<p>Son günlerde yaşanan ve hepimizi derinden üzen okul saldırıları, toplum olarak üzerinde hassasiyetle durmamız gereken önemli bir gerçeği bir kez daha hatırlatmıştır. Okullarımız, çocuklarımızın kendilerini en güvende hissetmeleri gereken yerlerdir. Şiddetin her türlüsünü reddediyor; çocuklarımızın güvenli, sağlıklı ve sevgi dolu ortamlarda büyümesi için hep birlikte daha fazla sorumluluk almamız gerektiğine inanıyorum. Saldırıların tüm boyutlarıyla araştırılıp aydınlığa kavuşturulması ve tekrarlanmaması için gerekli önlemlerin acil bir şekilde alınması önem arz etmektedir.</p>
<p>Çocuklarımızın yüzünün güldüğü, umutlarının yeşerdiği, barış ve güven içinde bir gelecek diliyorum. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, milli egemenliğimizi bizlere emanet eden tüm kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyor; tüm çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en içten duygularımla kutluyorum”. </p>
<p><strong>TİSK YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖZGÜR BURAK AKKOL: ÇOCUKLARIMIZ BU ÜLKENİN GERÇEK SAHİPLERİ VE GELECEĞİMİZİN TEMİNATI </strong></p>
<p>"23 Nisan, milletimizin bağımsızlık mücadelesini ulusal egemenlikle taçlandırdığı, iradesini tüm dünyaya ilan ettiği tarihi bir dönüm noktasıdır. Büyük fedakarlıklar, yokluklar ve destansı mücadeleler sonucunda kazanılan ulusal egemenliğin çocuklara emanet edilmesi, geleceği inşa edecek gücün çocuklar olduğuna duyulan derin inancı ortaya koymaktadır. Bizler, çocuklarımızı bu ülkenin gerçek sahipleri ve geleceğimizin teminatı olarak görüyoruz. Onların gözlerindeki umut, bizlere daha iyisini yapma sorumluluğu yüklüyor. Çocuklarımızın, geleceklerini sevgiyle ve güvenle inşa eden ailelerin yanında, umutla yarınlara bakabilmeleri ve yüzlerindeki mutluluğun daim olması en büyük temennimizdir. Bu duygu ve düşüncelerle, TİSK ve şahsım adına, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize saygı ve minnetlerimi sunuyorum. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı tüm çocuklarımıza ve milletimize kutlu olsun."</p>
<p><strong>TESK GENEL BAŞKANI BENDEVİ PALANDÖKEN: ÇOCUKLARIMIZA EMEĞİN KIYMETİNİ AKTARMAYA DEVAM EDİYORUZ </strong></p>
<p>"Çocuklarımız sadece yarının büyükleri değil, aynı zamanda bugünün de en kıymetli varlıklarıdır. Güçlü bir Türkiye'nin temeli, iyi yetişmiş, bilinçli, çalışkan ve değerlerine sahip çıkan nesillerle mümkündür. Esnaf ve sanatkar camiası olarak köklü Ahilik geleneğimizden aldığımız terbiye ile çocuklarımıza dürüstlüğü, emeğin kıymetini ve üretmenin önemini aktarmaya devam ediyoruz. Bu vesileyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm milli mücadele kahramanlarımızı minnetle anıyor, milletimizin ve çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı en içten dileklerimle kutluyorum."</p>
<p><strong>ATO BAŞKANI GÜRSEL BARAN: ÇOCUKLARIMIZIN GÜÇLÜ GİRİŞİMCİ OLMALARI İÇİN ÇALIŞIYORUZ </strong></p>
<p>"Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bu anlamlı günü çocuklara armağan etmesinin, tam bağımsızlık meşalesini genç nesillere emanet etme kararlılığı ve güçlü vizyonunun göstergesidir. 'Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir' şiarıyla kurulan, millet egemenliğinin karargahı olan TBMM ve çocuklarımız, yarınlarımızın en güçlü teminatıdır. Başkentimizin iş dünyası temsilcileri olarak, çocuklarımızın, hayallerini katma değere dönüştüren, üretim, teknoloji ve inovasyonla ekonomiye yön veren güçlü girişimciler olarak yetişmesi için çalışıyoruz."</p>
<p><strong>TÜRMOB GENEL BAŞKANI İRFAN HÜSEYİN YILDIZ: ÇOCUKLARIMIZIN DAHA GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE'DE YAŞAMALARI İÇİN ÇALIŞMAK EN ÖNEMLİ GÖREVİMİZDİR </strong></p>
<p>"Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün çocuklara verdiği değer, onların çağdaş, özgür ve bilinçli bireyler olarak yetişmesi yönündeki inancını ortaya koymaktadır. Bu özel gün vesilesiyle, demokrasimizin temeli olan milli egemenliğin korunması ve geliştirilmesi sorumluluğunu hep birlikte taşımamız gerektiğini bir kez daha hatırlıyoruz. Çocuklarımızın daha aydınlık, daha adil ve daha güçlü bir Türkiye'de yaşamaları için çalışmak en önemli görevimizdir. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kurtuluş mücadelesi kahramanlarını saygı ve minnetle anıyorum" </p>
<p><strong>EGE İHRACATÇI BİRLİKLERİ KOORDİNATÖR BAŞKANI JAK ESKİNAZİ: 23 NİSAN TÜRKİYE’NİN KURULUŞ TOHUMLARININ ATILDIĞI GÜNDÜR </strong></p>
<p>23 Nisan 1920, Kurtuluş Savaşı’nın en zorlu döneminde millet iradesinin tecelli ettiği, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun dünyaya ilan edildiği tarihi bir dönüm noktasıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu anlamlı günü çocuklara armağan etmesi, geleceğe duyulan güvenin en güçlü ifadesidir. Bugün bizler, Türk ihracatçıları olarak yalnızca ekonomik değer üretmiyor; aynı zamanda umut, emek ve daha iyi bir gelecek vizyonunu da dünyaya taşıyoruz. Çocuklarımızın güven içinde eğitim aldığı, hayallerini özgürce kurabildiği bir dünya, sürdürülebilir kalkınmanın temelidir. Son dönemde okullarda yaşanan üzücü olaylar hepimizi derinden yaralamış; çocuklarımızın neşeyle ve güvenle eğitim aldığı ortamların korunmasının ne kadar hayati olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Bu bilinçle eğitime katkı sunmak adına iki okul inşa ederek Millî Eğitim Bakanlığı’na bağışlamış bulunuyor, aynı zamanda ülkemizi daha aydınlık yarınlara taşımak için üretmeye ve ihracata devam ediyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle başta çocuklarımız olmak üzere tüm milletimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor, geleceğimizin mimarı evlatlarımıza sağlıklı ve umut dolu bir yaşam diliyorum.</p>
<p><strong>İZMİR TİCARET BORSASI BAŞKANI IŞINSU KESTELLİ: EGEMENLİĞİN VE GELECEĞİN EMANETİ 23 NİSAN </strong></p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun ilan edildiği bu anlamlı gün, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk tarafından 106 yıl önce çocuklara armağan edilmiştir. İzmir Ticaret Borsası olarak, onun izinde yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımızı tarımsal üretim, sürdürülebilir çevre ve doğa bilinciyle yetiştirmek için var gücümüzle çalışıyoruz. “Toprak ve Çocuk” programımızla çocuklarımızın erken yaşta çevre ve doğa sevgisi kazanmasını, çağdaş ve donanımlı bireyler olarak yetişmesini destekliyoruz. Çünkü biliyoruz ki gelecek toprakta, toprağımız ise çocuklarımız sayesinde emin ellerdedir.</p>
<p><strong>İZMİR TİCARET ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI MAHMUT ÖZGENER: GELECEĞİN GÜVENCESİ ÇOCUKLAR VE 23 NİSAN’IN MİRASI </strong></p>
<p>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 106. yıl dönümünü kutladığımız bu anlamlı gün, yalnızca bir bayram değil; geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza duyulan güvenin ve verilen değerin en güçlü ifadesidir. Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu bayram, bizlere hem geçmişimizin onurunu hem de yarınlara olan sorumluluğumuzu hatırlatmaktadır. Millî egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bilinciyle, çocuklarımızın özgür, çağdaş ve güçlü bireyler olarak yetişmesi için var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. İzmir’in üretim, ticaret ve girişimcilik gücünden aldığımız ilhamla, çocuklarımızın hayallerini destekleyen ve onları geleceğe hazırlayan bir anlayışı büyütmeyi sürdürüyoruz.</p>
<p>Çünkü biliyoruz ki güçlü yarınlar ancak iyi yetişmiş, özgüveni yüksek ve umut dolu nesillerle mümkündür. Bu vesileyle başta çocuklarımız olmak üzere tüm milletimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor, Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve tüm kahramanlarımızı saygı ve minnetle anıyorum.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/23-nisan-gelecege-duyulan-guvenin-en-guclu-ifadesidir-77712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/2/1280x720/ataturk-1776919002.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş dünyası temsilcileri, TBMM&#039;nin açılışının 106. yılı ve “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”nı yayımladıkları mesajlarla kutladı. Bağımsızlık mesajlarının ön plana çıktığı açıklamalarda, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanağı ulusal egemenliktir” sözü bir kez daha vurgulandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ataturk-nur-icinde-yatsin-turkiyede-dunyanin-en-guzel-duzenini-kurmus-77711</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Atatürk, nur içinde yatsın Türkiye’de dünyanın en güzel düzenini kurmuş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2004 YILI </strong>Eylül ayının sonlarıydı. İpaş İplik ve Dokuma Fabrikası’nın bahçesinde kurucusu <strong>Mahmut Çalık</strong>’la sohbet ediyorduk.</p>
<p>Yanında oturan torunu <strong>Hakan Akbulut</strong>’u işaret edip, gururla anlatmıştı:</p>
<p>-          <strong>Yıllar önce oğlum Ahmet’i (Çalık) Malatya’ya yatırıma ikna etmiştim. Şimdi torunum Hakan Akbulut’u kolundan tutup Malatya’ya getirdim.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Çalık, </strong>iplik ve denim (blue-jean kumaşı) üretimi için başlangıçta Çorlu ve İnegöl’ü düşünmüş, hazırlıklarını da ona göre yapmıştı. O aşamada babası <strong>Mahmut Çalık </strong>karşısına dikilip bastırmıştı:</p>
<p>-          <strong>Oğlum gel sen bu yatırım için Malatya’yı düşün. Bu topraklarda doğup, büyüdün. Kendi şehrine katkın olsun. Hemşerilerine iş kapısı aç. Elbette Çorlu ve İnegöl de vatanımızın güzide köşeleri. Oralarda yatırım yapan çok oluyor. Sen en iyisi Malatya’ya gel.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e99ece69a9f-1776918222.jpg" alt="" width="444" height="651" /></strong><strong>Ahmet Çalık</strong>’ın Türkiye’nin 3 büyük denim üreticisi arasına giren fabrikasının Malatya’da yükselmesi, tekstil sektörünün duayen isimlerinden babası <strong>Mahmut Çalık</strong>’ın ısrarıyla gerçekleşmişti.</p>
<p><strong>Mahmut Çalık, </strong>o dönemde İstanbul’da hazır giyim-konfeksiyon yatırımı başlatan torunu <strong>Hakan Akbulut</strong>’un da işlerinin bir ayağının Malatya’da olmasını sağlamıştı. <strong>Akbulut</strong>’un yatırımı da Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’nın dönemin Başbakanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>’a attırdığı 38 temel arasında yerini almıştı.</p>
<p><strong>Mahmut Çalık, </strong>oğlu <strong>Ahmet Çalık, </strong>torunu <strong>Hakan Akbulut</strong>’un yatırımlarının ardından sözü ekonomiye taşımış, şu ilginç mesajı vermişti:</p>
<p>-          <strong>Hocalar camide hutbe okuyup, vaaz verip cennet yolu gösteriyor. Camide ekonomi anlatılması lazım. Eğer ekonomi düzgün olursa, din de mezhep de her yerde itibarlı olur.</strong></p>
<p>Sonra da laikliğin önemine vurgu yapmıştı:</p>
<p>-          <strong>Atatürk nur içinde yatsın. Ne mutlu ki Türkiye’de demokratik laik düzeni kurmuş. Dünyanın en güzel düzeni.</strong></p>
<p>Tekstil sektörüne Malatya Yeşilyurt’ta evinin altındaki tezgahla giren, İpaş ve Anateks’in kurucusu <strong>Mahmut Çalık</strong>’ın vefat haberini geçen Pazar günü akşam saatlerinde Sinpaş Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Avni Çelik</strong>’in ev sahipliğindeki buluşmada aldım.</p>
<p><strong>Fehmi Çetinkaya</strong>’nın oğlu, Çetinkaya Mağazaları’nın yönetiminde bulunan <strong>Fatih Çetinkaya, </strong>Çalık Ailesi ile <strong>“hısım” </strong>olduklarını belirtip, bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Mahmut Amca (Çalık) bir saat kadar önce vefat etmiş…</strong></p>
<p>Pazartesi günü de Arçelik’in Milano’da düzenlenen <strong>“Eurocucina 2026” </strong>fuarı davetine katıldım. <strong>Mahmut Çalık</strong>’ın cenazesine gidemedim.</p>
<p>Milano yolunda arşivimi taradım, <strong>Mahmut Çalık</strong>’la ilgili yazılarımı gözden geçirdim.</p>
<p>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na denk gelen bugünkü <strong>“Mahmut Çalık’ın ardından” </strong>yazım için 8 Ekim 2004 tarihli yazımı temel aldım. <strong>Mahmut </strong>Amca, o günlerde ne güzel mesaj vermiş:</p>
<p>-          <strong>Ne mutlu ki Atatürk Türkiye’de demokratik laik düzeni kurmuş. Dünyanın en güzel düzeni…</strong></p>
<p>Allah rahmet eylesin <strong>Mahmut </strong>Amca…</p>
<p>Mekanın cennet olsun…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gazeteciler olmazsa demokrasi olmaz</span></h2>
<p><strong>MALATYA </strong>Eğitim Vakfı’nın (MEV) önceki Başkanlarından, dönemin Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Şaban Taçyıldız</strong>’la 2017 yılının son haftasında Anateks Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mahmut Çalık</strong>’ı İstanbul’daki ofisinde ziyarete gitmiştik.</p>
<p><strong>Mahmut Çalık</strong>’ın Merter’deki ofisinde masasında yerel gazete haberi dikkatimi çekmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Kurumlara bayrak gönderdi…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Mahmut Çalık, </strong>80 adet büyük boy bayrak yaptırıp Malatya’daki resmi kurumlara ve üniversiteye hediye olarak göndermiş, yanına şu mesajı iliştirmişti:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizin zor süreçlerden geçtiği dönemlerde bayrağımıza ve bağımsızlığımıza her zaman olduğu gibi sahip çıkalım. Bayrağımızı her daim olduğu gibi yine başımızın üstünde taşıyalım.</strong></p>
<p>Ayrıca gençlere de şu çağrıyı yapmıştı:</p>
<p>-          <strong>Bayrağımızı her zaman ve her yerde gururla dalgalandırın. Bayrağımızın canımızdan değerli olduğunu unutmayın.</strong></p>
<p>Bayrakla ilgili mesajını okuduktan sonra mesleğimizle ilgili şu yaklaşımı sergilemişti:</p>
<p>-          <strong>Gazeteciler olmasa demokrasi olmaz…</strong></p>
<p><strong>Mahmut Çalık</strong>’ı ziyaret sonrası 5 Ocak 2018’de yazdığım yazıyı mesleğimize verdiği değer nedeniyle şöyle noktalamıştım:</p>
<p><strong>Teşekkürler Mahmut Amca…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2008 yılında Başbakan Erdoğan’a ‘sıkıntıdayız’ mektubu göndermişti</span></h2>
<p><strong>2008 </strong>yılı Şubat ayıydı. Anateks Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mahmut Çalık, </strong>dönemin Başbakanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>’a gönderdiği <strong>“Sıkıntıdayız” </strong>mektubuyla gündem olmuştu.</p>
<p><strong>Mahmut Çalık, </strong>mektubu dönemin Başbakan Yardımcısı Prof. <strong>Nazım Ekren, </strong>Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı <strong>Mehmet Şimşek, </strong>Sanayi ve Ticaret Bakanı <strong>Zafer Çağlayan </strong>ile AK Parti Malatya Milletvekili <strong>Mücahit Fındıklı</strong>’ya da iletmişti.</p>
<p><strong>Mahmut Çalık, </strong>mektubunda sıkıntılarını şöyle dile getirmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Tekstil sektöründeki sıkıntılar bu şekilde devam ederse, içimiz sızlayarak son elemanlarımızı da izine gönderip, tüm işletmelerimizi kapatmak zorunda kalacağız.</strong></li>
<li><strong>Kapatmadan devam edersek, her ay 2 milyon dolar zarar yazarız. Gerek faiz oranlarının yüksekliği gerek döviz kurlarının düşük seyretmesi ve buna bağlı olarak kontrolsüz ithal iplik girişi bizleri çözümsüzlüğe itiyor.</strong></li>
<li><strong>Doğru projelerle sektörün elinden tutulmaması durumunda tekstil biter. O zaman Türkiye kendi ihtiyacı olan tekstil ürünlerini 2-3 kat pahalıya dışarıdan almak zorunda kalır.</strong></li>
<li><strong>Geçmişte 5 metre kefen bezi bile üretemeyip, Amerika’dan getirmek zorunda kalıyorduk. O günlerden bugünlere gelebilmek için çok gayret gösterdik, çok büyük yatırımlar yaptık. Bunca yatırımın bir çırpıda yok olmaması için ilginizi bekliyoruz.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Mahmut Çalık, </strong>mektubuna şu notu eklemişti:</p>
<p>-               <strong>Bunları ağlamak için değil, Türkiye için yazıyorum.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Atatürk, dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e99ee960651-1776918249.jpg" alt="" width="386" height="493" /></span></p>
<p><strong>TEKFEN </strong>Vakfı’nın <strong>“365 Gün Atatürk” </strong>takviminin 16 Nisan 2026 günkü yaprağındaki fotoğrafa baktım, altındaki tanıtım yazısını okudum:</p>
<ul>
<li><strong>Atatürk’ün manevi destekçilerinden Ankara Müftüsü Rifat Börekçi…</strong></li>
</ul>
<p>Takvim yaprağının arkasını çevirdim, <strong>Rifat Börekçi</strong>’yi anlatan yazıyı gördüm, başlığı şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>Ankara Müftüsünden Milli Mücadeleye destek…</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e99efd0bfaf-1776918269.jpg" alt="" width="431" height="382" /></strong>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle yazıyı sizlerle paylaşmak istedim:</p>
<ul>
<li>Kurtuluş Savaşının ilk aşamasında İstanbul ve Anadolu’daki din adamları arasında bir fetva savaşı yaşandı.</li>
<li>Şeyhülislam Dürrizade <strong>Abdullah Efendi</strong>’nin Milli Mücadeleyi başlatan <strong>Atatürk</strong>ve Kuvayı Milliyeciler hakkında verdiği ölüm fetvasına karşı Ankara Müftüsü <strong>Rifat Efendi (Börekçi)</strong> de 16 Nisan 1920’de <strong>“halktan milli direnişe sahip çıkmalarını isteyen”</strong> karşı fetva verdi.</li>
<li>Mevcut duruma ve gerçeğe uygun olmayan fetvaların şeriat bakımından<strong>“geçerli olmayacağını”</strong> bildiren <strong>Rifat Efendi</strong>’nin fetvası, Anadolu’da 153 müftü ve din adamı tarafından da desteklendi, birçok gazetede yayımlandı.</li>
<li>Anadolu’daki direniş hareketine destek veren <strong>Rifat Efendi</strong>’nin bu davranışı İstanbul Hükümeti’nin hiç hoşuna gitmemişti.</li>
<li>Daha önce <strong>Atatürk </strong>ve arkadaşlarını <strong>“idam”</strong>a mahkum eden <strong>“Divanı Harp”</strong>, <strong>Rifat Efendi</strong>için de <strong>“idam”</strong> kararı çıkarttı. Padişah <strong>Vahdettin</strong>, bu kararı hemen onayladı. Bir Osmanlı Padişahı ilk kez bir müftü hakkında ölüm cezası veriyordu.</li>
<li><strong>Rifat Efendi, “Birinci Millet Meclisi”</strong>ne Menteşe (Muğla) Mebusu olarak girdi. Ancak, daha sonra milletvekilliğinden istifa ederek müftülük görevine döndü. 1924’te Türkiye’nin ilk Diyanet İşleri Başkanlığı’na getirildi. 5 Mart 1941’deki ölümüne kadar bu görevde kaldı.</li>
<li><strong>Atatürk, Rifat Efendi</strong>’nin verdiği desteği hayatı boyunca şükranla andı ve O’nun ileri fikirliliğinden, vatanperverliğinden her zaman övgüyle bahsetti.</li>
<li><strong>Rifat Efendi </strong>ise <strong>Atatürk </strong>hakkında şöyle der:</li>
<li><strong>“Ata’nın huzuruna girdiğimde beni ayakta karşılardı. Utanır, ‘</strong>Paşam, beni mahcup ediyorsunuz’ <strong>dediğim zaman, </strong>‘Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır’ <strong>cevabını verirdi.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Atatürk, şahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi.”</strong></p>
<p>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ataturk-nur-icinde-yatsin-turkiyede-dunyanin-en-guzel-duzenini-kurmus-77711</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/1/1280x720/ataturk-1776918133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Atatürk, nur içinde yatsın Türkiye’de dünyanın en güzel düzenini kurmuş ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enerji-fiyatlari-cari-acik-ve-enflasyonda-baski-yaratiyor-77710</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Enerji fiyatları; cari açık ve enflasyonda baskı yaratıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin nisan ayı olağan toplantısı “Vizyoner Bir Bakışla; Ulaştırma Yatırımlarının, Ticaret Koridorlarının, Lojistik Projelerinin ve 5G Teknolojilerinin Öneminin Üretim Hayatımız Açısından Değerlendirilmesi” ana gündemi gerçekleştirildi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasını yaptığı Meclis toplantısına, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Türk Telekom CEO’su ve Yönetim Kurulu Üyesi Ebubekir Şahin katılarak görüşlerini ve değerlendirmelerini paylaştı. İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, açılışta yaptığı konuşmada İran ile ABD ve İsrail arasında başlayan savaşın, bir bölgesel güvenlik meselesi olmanın ötesine geçerek çok geniş bir alanı doğrudan etkilediğini belirten Bahçıvan, “Yaşadığımız son jeopolitik krizle birlikte büyüme görünümü zayıflarken, enflasyonist riskler de bir kez daha canlanmış durumda. Böyle bir ortamda ekonomi yönetimleri çok daha hassas dengeleri gözeterek krizin maliyetlerini en aza indirmeye çalışacak. Tam da bu nedenle politika yapıcıların güven ve kredibiliteyi canlı tutması ayrı bir önem kazanıyor” dedi. </p>
<h2>"Finansal istikrar riskleri iyi yönetilmeli"</h2>
<p>Türkiye’nin de yaşanan gelişmelerin etkisini kısa sürede hissetmeye başladığını dile getiren Bahçıvan, şöyle devam etti: “Enerji ithalatçısı bir ülke olmamız, özellikle enerji fiyatları kanalıyla cari açık ve enflasyon üzerinde baskı yaratıyor. Bu durum, ekonomi programımızın özellikle dezenflasyon boyutunun çok daha hassas bir zeminde ilerleyeceğini gösteriyor. Zira enflasyonla mücadele kararlılığı sürdürülürken, üretim, ihracat ve büyüme üzerinde oluşabilecek baskının yanı sıra finansal istikrar risklerinin de iyi yönetilmesi gerekecek. Tüm bunlara rağmen, bardağın dolu tarafında birçok avantaj ve fırsat olduğunu görmezden gelmek de büyük bir yanlış olacaktır. Unutmamalıyız ki her kriz kendi fırsatlarını da yaratıyor. Ülkemizin coğrafi konumu ve güçlü üretim altyapısı; küresel ticarette alternatif bir üretim ve lojistik merkezi olma ihtimalimizi de güçlendiriyor.”</p>
<h2>"Tekil geçiş küresel ticarette artık bir risk" </h2>
<p>Ana gündem maddesi ile ilgili de görüşlerini paylaşan İSO Başkanı Bahçıvan, “Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 80’inin deniz yoluyla gerçekleştiği düşünüldüğünde, Hürmüz Boğazı ve çevresinde yaşanan gelişmeler, ulaştırma ve lojistik güvenliğinin artık yalnızca dış politika ya da enerji başlığı değil, sanayimizin üretim sürekliliğini ve ihracat kabiliyetini doğrudan etkileyen bir konu olduğunu göstermiştir. Üstelik son dönemde yalnızca Hürmüz hattında değil, Kızıldeniz ve Süveyş güzergâhında yaşanan aksaklıklar da göstermiştir ki, küresel ticarette tekil geçiş noktalarına aşırı bağımlılık artık ciddi bir maliyet ve süre riski üretmektedir. Burada problem sadece petrol fiyatlarının yükselmesi değildir. Esas mesele; doğalgaz ve LNG arzından petrokimya ve plastik hammaddelerine, alüminyum ve gübre tedarikinden navlun maliyetlerine, savaş riski sigortalarından teslim sürelerine kadar uzanan çok yönlü baskının sanayimizin üzerine binmesidir. Tüm bu gelişmeler ulaştırma koridorlarının çeşitlendirilmesini artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluk haline getirmektedir. Bu çerçevede, Orta Koridor ve Kalkınma Yolu’nun önemi daha da artmaktadır. Bu projeleri yalnızca jeopolitik vizyon başlıkları olarak değil, sanayicimizin yükünü kriz dönemlerinde daha güvenli, daha hızlı ve daha öngörülebilir biçimde taşıyacak hatlar olarak değerlendiriyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<h2>"Demir yolları stratejik sektör" </h2>
<p>Bu çerçevede demiryolu, intermodal taşımacılık ve lojistik merkezler alanında izlenen yaklaşımı ve özellikle demiryollarını “stratejik sektör” olarak tanımlamasını memnuniyetle takip ettiklerini vurgulayan Bahçıvan, şöyle konuştu: “Ulaştırma yatırımlarında demiryolunun ağırlığının artırılması ve lojistik merkez kapasitesini büyütmeye yönelik hedefler, ülkemizin üretim ve ticaret yapısı açısından doğru bir yönde olduğumuza işaret etmektedir. Buna bağlı olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının 2024–2028 Stratejik Planı’nda ortaya konan vizyonu da kıymetli buluyoruz. Bununla birlikte beklentimiz, bu vizyonun sahada sanayicinin yükünü gerçekten rahatlatacak bağlantılarla tamamlanmasıdır” dedi. Denizyolu taşımacılığından ise etkin olarak yararlanılmadığına dikkat çeken Bahçıvan, dış ticaret hedeflerine ulaşabilmek için mevcut limanların kapasitesinin ve verimliliğinin artırılması, limanların demiryolu ile güçlü bir şekilde entegre edilmesinin büyük önem taşıdığını anlattı.</p>
<h2>2030’a kadar 100 milyar dolar katkı </h2>
<p>Dijital dönüşümün ise yalnızca, teknolojiyi kullanmak değil, aynı zamanda, iş yapış biçimlerini kökten değiştirip, yeniden tasarlamak anlamına geldiğini belirten Bahçıvan, “Endüstri 4.0, büyük veri, nesnelerin interneti ve otomasyon gibi teknolojiler; üretimden lojistiğe, pazarlamadan müşteri deneyimine kadar, her alanda, oyunun kurallarını değiştiriyor. Sanayideki dönüşümü etkileyen bir diğer önemli unsur da hiç şüphesiz yapay zeka teknolojileri. Bu nedenle 5G, fiber internet ve veri merkezleri bu dönüşümün kritik yapı taşlarıdır. Üretim sektörlerine tam entegrasyon sağlandığında, 5G'nin 2030 yılına kadar Türkiye ekonomisine yaklaşık 100 milyar dolarlık katkı sunması ve 1,5 milyon nitelikli istihdam yaratması hedefleniyor. Orta Koridor ve Kalkınma Yolu güzergahları, baştan başa 5G altyapısıyla donatıldığında Türkiye, bir transit geçiş ülkesi olmaktan çıkacak; küresel ticaretin planlandığı ve yönetildiği akıllı bir merkez üs konumuna yükselecektir” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Uraloğlu: 355 milyar dolarlık ulaştırma yatırımı büyümeyi destekledi</span></h2>
<p>Abdulkadir Uraloğlu, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclis Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, son 24 yılda ulaştırma ve haberleşme altyapısına yaklaşık 355 milyar dolar yatırım yapıldığını açıklayarak, bölünmüş yol ağının 6 bin 101 kilometreden 30 bin 51 kilometreye, otoyol ağının ise 1.714 kilometreden 3 bin 796 kilometreye çıkarıldığını söyledi. Sadece 6 ilin bölünmüş yollarla bağlı olduğu Türkiye’de bugün 77 ilin modern yol ağına kavuştuğunu belirtti. Demiryolu ağının 13 bin 919 kilometreye ulaştığını, bunun 2 bin 251 kilometresinin yüksek hızlı tren hattı olduğunu aktaran Uraloğlu, havacılıkta aktif havalimanı sayısının 58’e, dış hat uçuş noktalarının ise 133 ülkede 356 noktaya yükseldiğini kaydetti. Küresel gelişmelerin ulaştırma ve lojistiğin stratejik önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Uraloğlu, İran-ABD-İsrail gerilimi nedeniyle Hürmüz Boğazı’nda oluşan belirsizliklerin deniz taşımacılığında aksamalara yol açtığını söyledi. Bu durumun alternatif ticaret rotalarını öne çıkardığını ifade eden Uraloğlu, Türkiye’nin Asya, Avrupa ve Afrika’nın kesişim noktasında güvenli ve rekabetçi koridorlar sunduğunu dile getirdi. Özellikle Orta Koridor’un öne çıktığını belirten Uraloğlu, Çin’den Avrupa’ya taşımaların Süveyş Kanalı üzerinden 35 gün, Ümit Burnu üzerinden 45 gün sürerken, Orta Koridor’da bu sürenin 18 güne kadar indiğini söyledi. Koridoru güçlendirmek amacıyla Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu Demiryolu Hattı çalışmalarının başladığını aktaran Uraloğlu, Irak Fav Limanı’ndan Türkiye’ye ve Avrupa’ya uzanacak Kalkınma Yolu Projesi ile yeni bir ticaret omurgası oluşturulduğunu ifade etti. İstanbul’un ulaşım ve iletişim altyapısına son 24 yılda 2 trilyon TL’yi aşan yatırım yapıldığını belirten Uraloğlu, bunun yaklaşık 45 milyar dolara karşılık geldiğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Hedefimiz 5G ile ülke ve sanayinin rekabet gücünü artırmak"</span></h2>
<p>Türk Telekom CEO’su ve Yönetim Kurulu Üyesi Ebubekir Şahin dijitalleşmenin pek çok sektöre verimlilik ve esneklik sağladığını belirterek, “Sanayi değişiyor dönüşüyor. Merkezde ise 5G geliyor. 5G’nin en güçlü etkisi sanayide görülecek. 5G sadece bir hız değil üretimin doğasını yeniden tanımlayan bir unsurdur. 5G ile makineler bir birleri ile konuşacak, karara alacak ve süreçleri optimize edecek. Akıllı ve çevik hale gelecek. Beyni ve sinir sistemi olacak. Biz 5G’yi iletişim teknolojisi değil rekabet gücünü artıran bir kaldıraç olarak görüyoruz. Bugün İstanbul Sanayi Odası ile gerçekleştireceğimiz iş birliği ile sanayi kuruluşlarımıza üstün teknolojimizle katkı sağlayacak olmaktan mutluluk duyuyoruz. İSO üyesi olan sanayi kuruluşlarımız, Türk Telekom’un yenilikçi 5G teknolojileri sayesinde dijital dönüşüm süreçlerini hızlandıracak. Teknolojik altyapılarını güçlendirecek ve en güncel endüstri uygulamalarına geçiş yapacak. İş birliğimiz kapsamında İstanbul Sanayi Odası üyelerine özel, avantajlı mobil iletişim paketleri de sunacağız. Türk Telekom olarak hedefimiz net: 5G teknolojisi ile ülkemizin, sanayimizin dünya çapında rekabet gücünü artırmak. Dijitalleşmeyi tüm sektörlere yaymak. Bu iş birliğini de bu vizyonun önemli bir adımı olarak görüyoruz. Yenilikçi teknolojimiz, güçlü altyapımız, uçtan uça hizmetlerimiz ve avantajlı paketlerimizle sanayimizin ve sanayicilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kulandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enerji-fiyatlari-cari-acik-ve-enflasyonda-baski-yaratiyor-77710</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/0/1280x720/346-1776917675.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin savaşın etkisini kısa sürede hissetmeye başladığını belirten İSO Başkanı Bahçıvan, “Enerji ithalatçısı bir ülke olmamız, özellikle enerji fiyatları kanalıyla cari açık ve enflasyon üzerinde baskı yaratıyor. Enflasyonla mücadele kararlılığı sürdürülürken, üretim, ihracat ve büyüme üzerinde oluşabilecek baskının yanı sıra finansal istikrar risklerinin de iyi yönetilmesi gerekecek” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-izlemeye-cekildi-77709</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası izlemeye çekildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nisan ayı Para Politikası Kurulu toplantısında piyasa beklentilerine paralel politika faizini yüzde 37’de, 3 puanlık artış beklentilerinin yoğunlaştığı gecelik borç verme faizini de yüzde 40’ta, gecelik borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’te sabit bıraktı. Uzmanlar bir sonraki faiz kararının 11 Haziran’da olduğunu hatırlatarak belirsizliklere ve enerji fiyatlarının maliyet ve ikincil etkiler üzerinden enflasyona yönelik risklerine işaret ettiği halde Merkez Bankası’nın bir adım atmayarak sözlü sıkılaştırmayı güçlendirdiğine dikkat çekti. Gecelik borç verme faizinde yapılacak 300 baz puanlık bir artışın fiili faizi yüzde 40’ta bırakarak savaşın ateşlenmesi ihtimalinde Merkez Bankası’na esneklik sağlayabileceğini vurgulayan uzmanlar, bunun yerine Merkez Bankası’nın ihtiyatlı duruşunu vurgulamakla kaldığını kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e99ae0af6cb-1776917216.png" alt="" width="600" height="295" /></p>
<h2>Beklentilere paralel karar </h2>
<p>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, Ağustos 2023’ten bu yana ilk kez yaş haddinden emekliye ayrılan Cevdet Akçay’sız karar açıkladı. PPK kararı, TCBM Başkanı Fatih Karahan ile Hatice Karahan, Fatma Özkul, Gazi İshak Kara ve Elif Haykır Hobikoğlu tarafından alındı. En son ocak toplantısında faiz indirimi yapan Merkez Bankası PPK, mart ayının ardından nisan toplantısında da faizleri değiştirmedi ve pas geçti. Beklentilere paralel gelen PPK kararı sonrasında borsa endekslerinde hafif kayıplar yaşanırken döviz kurlarında anlamlı bir hareket yaşanmadı. </p>
<h2>Enfl asyonda yükseliş hesapları </h2>
<p>PPK metninde enflasyon paragrafında mart ayına göre belirgin değişiklik yaşandı. Savaş mart ayında yaşansa da uzmanlar enflasyona etkisinin nisanda daha ağırlaşmasını ve nisanda aylık enflasyonun yüzde 3-3,5 seviyelerinde gerçekleşmesinin beklendiğini belirtti. Merkez Bankası da PPK metninde martta enflasyonun ana eğiliminin gerilediğini, öncü verilerin ana eğilimin nisanda bir miktar yükseleceğine işaret ettiğini belirtti. PPK metninde jeopolitik gelişmeler eşliğindeki belirsizlikler neticesinde enerji fiyatlarında yüksek seyir ve belirgin oynaklık gözlendiği vurgulanarak söz konusu gelişmeler ile yurtiçi enerji fiyatlarının maliyet kanalı ve iktisadi faaliyet üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edildiği kaydedildi. Göstergelerin iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ettiği dile getirilen PPK metninde, yakın dönemdeki gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki olası ikincil etkileri önem taşıyacağı belirtildi. Uzmanlar PPK metninde de piyasanın martta gerileyen enflasyon ana eğilimindeki yükselişe hazırladığını ifade ederken sıkı para politikasının da ekonomik aktivitede ile büyümeyi yavaşlattığını kabul etse de belirsizlikler nedeniyle henüz gevşemeye hazır olmadığını vurguladığını kaydetti.</p>
<h2>Kurul ihtiyatlı duruşunu vurguladı </h2>
<p>PPK metninde para politikasına ilişkin paragrafta ise tek değişiklik eklenen yeni cümle oldu. Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşunun talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendireceği yer alan metinde “Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Para politikası kararları enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Son dönem gelişmelerin de etkisiyle, enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır” denildi. PPK metnine “Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır” ifadesi eklenerek sıkılaştırmanın altı daha net şekilde çizildi. PPK metninde önceki aylarda olduğu gibi kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması halinde parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla destekleneceği, likidite koşulları yakından izlenmeye ve likidite yönetimi araçları etkili şekilde kullanılmaya devam edileceği belirtildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Üst bant 300 baz puan artırılmalıydı</span></h2>
<p><strong>TOBB ETÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Özatay</strong>: Merkez Bankası büyük belirsizlikler var, enerji fi yatları oynak, yükselme eğilimi var, enflasyon üzerinde etkilerini izleyeceğiz diyor ve hamle yapmıyor. Zihnimi kurcalayan soru şu: Bu kadar belirsizlik varken ve bir sonraki toplantı haziran ayındayken neden kendinize esneklik yaratmak için koridorun üst sınırını 300 baz puan artırmadınız? Yine yüzde 40 ile fi ili politika faizine devam edebilirdiniz ancak belirsizlik döneminde kendinize esneklik yaratırdınız. Petrol fi yatlarındaki yükseliş cari açık, enflasyon için önemli ama bir diğer konu risk iştahının nasıl şekilleneceği. Savaş canlanırsa risk iştahı birden düşerse Türkiye ekonomisi için çok büyük güçlük. Enerji fi yatlarındaki artışı tolere edebilirsiniz ancak diğerine yapabilecek bir şey yok. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sözlü sinyal vermekle yetindi</span></h2>
<p><strong>TOBB ETÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Atılım Murat</strong>: Merkez Bankası öncelikle nisanda enflasyonun yüksek geleceği konusunda piyasayı hazırlıyor. Ve en önemlisi de enerji fiyatlarındaki oynaklığa dikkat çekilmiş olması. Bu merkez bankacıların sevmediği bir durum ve para politikası üzerinde dışsal baskının arttığını ifade ediyor. TCMB sıkı para politikasının büyümeyi yavaşlatmaya başladığını kabul ediyor ama enerji fi yatlarındaki artışın diğer sektörlere yayılmasından korktuğu için gevşeme sinyali vermiyor. Eklenen cümle ise faiz sabit kalsa da söylem bazında gerekirse daha sıkılaşacağının altını net çizmiş, metnin şahin tonunu yükseltmiş. Sorun şu enerji fi yatlarındaki artış enflasyonun sadece yakın vadeli beklentilerini değil orta vadede de beklentilerini bozdu. Diğer ülkelerde bu beklentilerde bozulma yok Türkiye’de var. Merkez Bankası bir hamle yapabilirdi ama aksiyon almadan sözlü sinyal vermekle yetindi. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Faiz uzun süre yüzde 40’ta kalacak</span></h2>
<p><strong>QNB Baş Ekonomisti Erkin Işık</strong>: Politika faizi değişmedi ama PPK metninde enflasyona yönelik temkinli ifadeler güçlendirilmiş. Bu da TL likidite koşullarının sıkı tutularak bankalararası piyasada kısa vadeli faizin uzunca bir süre yüzde 40 seviyesinde tutulmaya devam edileceğini düşündürüyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Temkinli ‘bekle-gör’ yaklaşımını sürdürdü</span></h2>
<p><strong>EMCAP Advisory Yönetici Ortağı Dr. İnanç Sözer</strong>: TCMB, İran kaynaklı jeopolitik gerilimlerde en kötü senaryonun geride kaldığına işaret eden müzakere süreci ve son dönemde rezervlerde gözlenen hızlı toparlanmayı dikkate alarak, para politikasında temkinli “bekle-gör” yaklaşımını sürdürdü ve politika faizini değiştirmedi. Piyasa beklentileriyle uyumlu şekilde politika faizinin yüzde 37 seviyesinde sabit tutulması, mevcut sıkı duruşun korunmasına yönelik güçlü bir sinyal niteliğinde... Karar metni, likidite koşullarındaki sıkılaşmanın finansal piyasalardaki uç riskleri önemli ölçüde sınırladığını ve enflasyonist baskıların mevcut politika bileşimiyle yönetilebilir olduğunu ortaya koyuyor. Bu çerçevede TCMB, faiz aracından ziyade likidite yönetimini ön planda tutarak politika esnekliğini korumayı tercih ediyor. Bir sonraki PPK toplantısının 11 Haziran’da gerçekleşecek olması ve küresel belirsizliklerin sürmesi, kısa vadede ihtiyatlı duruşu yeterince korurken, mevcut politika setiyle Türk lirasında istikrarın ve enflasyon görünümünde kontrolün sürdürülebileceği kanaatindeyiz. Jeopolitik gelişmelerin seyri, özellikle çatışmanın süresi ve kapsamı, görünüm açısından belirleyici olmaya devam ediyor. Bununla birlikte, yılın ikinci yarısında küresel ölçekte dezenflasyonist eğilimlerin güç kazanacağı yönündeki beklentimiz doğrultusunda, TCMB’nin ilave bir faiz artırımına ihtiyaç duymaksızın, likidite araçları üzerinden savaş kaynaklı enflasyonist riskleri etkin biçimde yönetebileceğini değerlendiriyoruz. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-izlemeye-cekildi-77709</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/merkez-bankasi-tcmb-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın üçüncü Para Politikası Kurulu toplantısında Merkez Bankası politika faizi ile üst ve alt sınırda bir değişikliğe gitmedi ancak savaşın belirsizliğine, enerji fiyatlarının etkilerine dikkat çekti. İhtiyatlı duruşunu PPK metnine eklediği bir cümle ile vurgulayan Merkez Bankası’nın bir süre daha yüzde 40 üst sınırdan piyasayı fonlamaya devam etmesi bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dogum-izni-ile-sosyal-medya-yasagini-iceren-kanun-teklifi-kabul-edildi-77744</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğum izni ile sosyal medya yasağını içeren kanun teklifi kabul edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TBMM Genel Kurulunda, sosyal medyaya ve doğum iznine yönelik düzenlemeleri de içeren Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kabul edilerek yasalaştı.</p>
<p>Kanunla, Gelir Vergisi Kanunu'nda değişikliğe gidiliyor. Buna göre, Darülaceze'ye yapılacak gıda, temizlik, giyecek ve yakacak bağışları ile diğer bağış ve yardımlar gelir vergisi istisnası kapsamına alınacak.</p>
<p>Devlet Memurları Kanunu'nda yapılan değişiklikle, kadın memura verilecek ücretli doğum sonrası izin süresi 8 haftadan 16 haftaya çıkarılacak, sağlık durumunun çalışmaya uygun olduğunu tabip raporuyla belgeleyen kadın memurun, isteği halinde doğumdan önceki izin süresinden doğum sonrasına aktarabileceği süre bir hafta artırılacak.</p>
<p>Düzenlemeye göre, kadın memura doğumdan önce 8, doğumdan sonra 16 hafta olmak üzere toplam 24 hafta süreyle analık izni verilecek. Ancak beklenen doğum tarihinden 8 hafta öncesine kadar sağlık durumunun çalışmaya uygun olduğunu tabip raporuyla belgeleyen kadın memur, isteği halinde doğumdan önceki 2 haftaya kadar kurumunda çalışabilecek.</p>
<p>Devlet memurlarının koruyucu aile olmaya teşvik edilmesi, koruyucu aile sayısının artmasıyla daha fazla çocuğun aile yanında bakımının sağlanması, koruyucu aileliğin çocuk koruma mekanizmasındaki yerinin güçlendirilmesi ve koruyucu aile ile çocuğun birbirine alışma sürecine destek olunması amacıyla bir veya daha fazla çocuğa eşiyle birlikte veya münferit olarak koruyucu aile olan memura, çocuğun koruyucu aile yanına teslim edildiği tarihten sonra isteği üzerine 10 gün izin verilecek.</p>
<p><strong>Koruyucu ailelerin isteğe bağlı sigorta prim ödemeleri</strong></p>
<p>65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'da yapılan değişiklikle yersiz yapılan ödemelerin iadesinde kanuni faizin esas alınması öngörülüyor.</p>
<p>Kanuna göre aylığa hak kazanmak üzere düzenlenen belgelerin gerçeğe uymadığı tespit edildiği takdirde, ödenen aylıklar ödeme tarihinden tahsil tarihine kadar kanuni faiziyle hesaplanacak tutarıyla birlikte geri alınacak, belgeleri düzenleyen ve kullananlar hakkında ayrıca genel hükümlere göre ceza kovuşturması yapılacak.</p>
<p>Sosyal Hizmetler Kanunu'na "İhtisaslaştırılmış Çocuk Evleri Sitesi", "Çocuk Evleri Sitesi", "Çocuk Koruma İlk Müdahale ve Değerlendirme Merkezi", "İhtisaslaşma", "Sosyal ve Ekonomik Destek", "Koruyucu Aile", "Merkezi İzleme Sistemi" tanımları ekleniyor.</p>
<p>Devlet korumasındaki çocukların aile ortamında büyümelerini sağlamak, bireysel gelişimlerini desteklemek ve topluma sağlıklı bireyler olarak kazandırılmalarını temin etmek açısından büyük önem taşıyan koruyucu aile sosyal hizmet modeline daha fazla ailenin katılımının teşvik edilmesi için sosyal güvencesi olmayan koruyucu ailelerin sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak isteğe bağlı sigorta prim ödemelerinin yapılması amacıyla Sosyal Hizmetler Kanunu'nda değişiklik yapılıyor.</p>
<p>Buna göre, koruyucu aile sözleşmesi devam eden koruyucu ailelerde eşlerden birinin, sigortalı olarak ay içinde 30 günden az çalışması ya da tam gün çalışmaması sebebiyle, isteğe bağlı sigortalı olanlar hariç olmak üzere, sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak isteğe bağlı sigortalılık veya iştirakçilik kapsamında ödediği primin, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun ilgili hükmü uyarınca belirlenen prime esas kazanç günlük alt sınırı üzerinden hesaplanacak tutarı, ödeme belgesinin ibrazı halinde aylık ödemelere ilave edilerek karşılanacak. Bu hüküm kapsamında ödeme yapılan kişilerin eşlerinin vefatı halinde de isteğe bağlı sigorta primlerinin karşılanmasına devam edilecek.</p>
<p><strong>Çocukların ailesi veya yakını yanında bakımı ve desteklenmesi</strong></p>
<p>Sosyal Hizmetler Kanunu'na eklenen hükümle, ekonomik desteğin üst sınırı en yüksek devlet memuru aylığı tutarı ile sınırlandırılıyor, yaş ve eğitim durumuna göre destek tutarının belirleneceği hüküm altına alınıyor.</p>
<p>"Sosyal ve ekonomik destek" başlıklı hükme göre, çocukların kuruluş bakımına alınmaksızın ailesi veya yakını yanında bakımı ve desteklenmesi amacıyla koruyucu ve önleyici çalışmalar yapılacak. İhtiyaç duyulması halinde sosyal ve ekonomik sorunların çözülmesine yönelik bölgesel şartlar dikkate alınarak sosyal ve ekonomik destek sağlanacak.</p>
<p>Sosyal ve ekonomik destek geçici ve süreli olarak sağlanabilecek. Destek ödemeleri en yüksek devlet memuru aylığı (ek gösterge dahil) tutarını aşamayacak. Yaş ve öğrenim durumuna göre verilecek destek, üst sınır üzerinden hesaplanarak belirlenecek. Aylık ödenecek süreli ekonomik destek 2 yıla kadar, tek seferlik ödenecek geçici ekonomik destek ise yılda en fazla 2 kez olmak üzere sağlanacak. Geçici ekonomik destek, belirlenen tutarın 3 katına kadar verilebilecek. Sosyal ve ekonomik destek aynı ailede en fazla 2 kişi için sağlanacak.</p>
<p>Sosyal ve ekonomik destek, kural olarak destekten yararlanan çocuğun 18 yaşını doldurmasına kadar sağlanabilecek. Korunma kararı veya bakım tedbiri kararı, reşit olması nedeniyle sona eren kişiler ile sosyal ve ekonomik destek hizmetinden yararlanırken reşit olan ve aralık vermeksizin örgün yüksek öğrenim programlarına devam eden gençler sosyal ve ekonomik destekten 25 yaşını tamamlayana kadar yararlandırılabilecek.</p>
<p>Sosyal ve ekonomik destekten yararlanacakların tespiti, verilecek sosyal destekler ile geçici ve süreli ekonomik destekten faydalananlara yapılacak ödemelere ve ödemelerin sürelerine ilişkin usul ve esaslar Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek.</p>
<p>Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre, çocuğa bakmakla yükümlü olan kimsenin yönetmelikte belirlenen şartları taşımadığı halde aktif bir eylemiyle bundan haksız bir şekilde yararlandığının Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca tespit edilmesi halinde devletçe ödenen meblağın tahsili için ilgililere rücu edilecek.</p>
<p>İlgili hükümler uyarınca, kapatılmasına karar verilen yatılı kuruluşlarda, ihtiyaç duyulması halinde bakım faaliyetlerinin aksamaması ve hizmetin devamlılığını sağlamak üzere merkezin olağan idari, mali, hukuki, mesleki ve diğer tüm işleri valilikçe yürütülecek. Bu yetki çerçevesinde başka bir kuruluşa nakli hemen yapılamayan kişilere, durumlarına uygun bir kuruluşa yerleştirilinceye kadar ve azami 6 ay süreyle hizmet sunulmasına devam edilecek. Bu süreçte Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı yatılı kuruluşlarda görev yapan personel geçici olarak görevlendirilebilecek.</p>
<p>Gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişilerine ait sosyal hizmet kuruluşlarının kurucu müdürü hakkında, "kurucu müdürün kuruluşta hizmet verilen kişilere yönelik tehdit veya baskı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren fiziksel, cinsel, tıbbi, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar veren eylemlerden dolayı cezalandırılmasına karar verilmiş olması" şeklinde belirtilen eylemlerden dolayı adli kovuşturma açılması halinde kovuşturma sonuçlanıncaya kadar valilikçe bu düzenleme kapsamında belirtilen tedbirlerin alınmasına karar verilebilecek.</p>
<p><strong>Devlet koruması altında yetişen gençlerin istihdamına yönelik düzenleme</strong></p>
<p>Kanunla, devlet koruması altında yetişen gençlerin istihdamı için aranan şartlar somut hale getiriliyor.</p>
<p>Buna göre, devlet koruması altında yetişen gençlerin hüküm kapsamında sağlanan istihdam hakkından yararlanması için "hakkında korunma kararı veya Çocuk Koruma Kanunu uyarınca bakım tedbiri kararı alınmış olması, korunma kararı veya bakım tedbiri kararı devam ederken fasılalı olarak geçen yararlanma süreleri dahil en az 5 yıl kuruluş bakımı veya koruyucu aile sosyal hizmet modellerinden fiilen yararlanması ve reşit olduğu tarih itibarıyla fiilen yararlanmaya devam ediyor olması, korunma, bakım tedbir kararı veya Kanun'un ilgili hükmünde belirtilen himaye onayının sona erdiği tarih itibarıyla Türk vatandaşı olması, 14 yaşını doldurduğu tarihten itibaren kuruluştan ya da koruyucu aile yanından hizmet aldığı süre boyunca fasılalı da olsa Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kayıtlarına göre 90 günden fazla izinsiz ayrılmamış olması, en az ortaöğretim mezunu olması, 18 yaşın doldurulduğu ve korunma, bakım tedbir kararı veya himaye onayının sona erdiği tarihten itibaren 5 yıl içinde Bakanlığa başvuru yapmış olması ve başvuru tarihi itibarıyla 30 yaşından gün almamış olması" şartlarının tamamını taşınması gerekecek.</p>
<p>Düzenlemeyle, söz konusu şartlar kapsamında, hak sahibi olanların işe yerleştirilmeleri için izlenecek usul ve esaslar da belirleniyor.</p>
<p>Buna göre, kamu kurum ve kuruluşları tarafından hangi statüde olursa olsun dolu kadro ve pozisyonları toplamının binde biri, bu hüküm kapsamında istihdam edilecekler için ayrılacak ve her yıl belirtilen oranda kişi istihdam edilecek. Dolu kadro ve pozisyon toplamı binden az olan kamu kurum ve kuruluşlarına, talep edilmesi durumunda yerleştirme yapılacak. Hak sahipliği Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından onaylananların merkezi yerleştirme işlemleri, merkezi sınav sonuçlarına göre gerçekleştirilecek.</p>
<p>Yerleştirme yapılacak kadro ve pozisyon sayısı 2 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne tabi kurumların dolu memur kadroları ile sözleşmeli personel pozisyonları ve işçi kadro sayılarının toplamının binde biri olacak. Toplam kadro ve pozisyon sayısının belirlenmesinde yerleştirme yapılacak yılın başındaki veriler esas alınacak. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından bu hüküm kapsamında hak sahiplerinin istihdam edileceği toplam kadro sayıları her kurum için tespit edilerek kurumlara bildirilecek.</p>
<p>Öğretmenlik alanları için Milli Eğitim Bakanlığınca belirlenen yükseköğretim programlarından mezun olanlar Öğretmenlik Mesleği Kanunu hükümleri uyarınca istihdam edilecek. Milli Eğitim Akademisi ile ilişikleri disiplin soruşturması dışında bir sebeple kesilenler memur unvanlı kadrolara atanacak. Kurumlarca teşkilat bazında dağıtımın bildirilmemesi halinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslar dahilinde resen yerleştirme yapılacak.</p>
<p>Hak sahipleri bu hüküm kapsamındaki istihdam hakkından yalnızca bir defa faydalanabilecek. Hak sahiplerinden herhangi bir kamu kurum ve kuruluşuna yerleştirilip atama onayı alınanlar ile kamu kurum ve kuruluşlarına ait kadro ve pozisyonlara her ne surette olursa olsun atananlar ve Öğretmenlik Mesleği Kanunu'na göre hazırlık eğitimine alınanlar bu hükümde verilen hakkı kullanmış sayılacak. Öğrenim düzeyinin göreve başlama sonrasında değişmesi genel hükümler dışında bir atama veya unvan değişikliğine hak teşkil etmeyecek.</p>
<p>Kamu kurum ve kuruluşları, bu hükümde belirtilen haktan yararlanarak yerleştirilenlerin atama işlemlerinin sonucunu, herhangi bir nedenle işten ayrılan personele ilişkin belirlenecek bilgileri ve halen çalışmakta olanların bilgilerini yönetmelikte belirlenecek zaman içerisinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Kamu Personel Bilgi Sisteminin bulunduğu Kuruma bildirecek. Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamı dışında kalan kurumların da bu hüküm kapsamında istihdamla yükümlü oldukları kadro ve pozisyonları Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bildirmeleri gerekecek. Ancak bu kurumlara yapılacak yerleştirmelerde ilgili kurumların talep ettikleri kadro ve statüler esas alınacak.</p>
<p>Öğrenim durumlarına bakılmaksızın hüküm kapsamına giren kişilerin özel sektörde çalıştırılmaları halinde, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun ilgili hükümlerine göre ödenmesi gereken ve belirlenen prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi, kısa vadeli sigorta kolları primi ve genel sağlık sigortası primi, sigortalı ve işveren hissesi primlerinin tamamı ile İşsizlik Sigortası Kanunu'na göre ödenmesi gereken işsizlik sigortası primi, sigortalı ve işveren hissesinin tamamı sigortalının işe giriş tarihinden itibaren 5 yıl süre ile Hazine tarafından karşılanacak.</p>
<p>Bu kapsamda sağlanan prim teşvikinden işverenler yararlanacak ve Hazine tarafından işverene sağlanan sigortalı primi hissesi teşviki tutarının sigortalıya ödenmesi işverenden talep edilemeyecek. Bu kapsamdaki teşvikten faydalanabilmek için Sosyal Güvenlik Kurumuna verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgelerinin kanuni süresi içinde verilmesi ve Hazine tarafından karşılanmayan primlerin kanuni süresi içinde ödenmesi gerekecek.</p>
<p>İşe yerleştirme yükümlülüğünün takip ve denetimine, yerleştirme yapılacak kadro ve pozisyonların belirlenmesine, merkezi sınav ve yerleştirme işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirlemeye Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkili olacak.</p>
<p><strong>Merkezi İzleme Sistemi'ne bağlı kamera sistemleriyle elde edilen veriler</strong></p>
<p>Kanunda yapılan değişiklikle, anayasal ilkeler gözetilerek, yatılı sosyal hizmet kuruluşlarında sunulan sosyal hizmet kalitesinin artırılması, bireylerin ve kuruluşların güvenliğinin sağlanması, bireylerin iyi olma halinin temini, acil durumlara hızlı ve etkili bir şekilde müdahale edilmesi ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla yazılım destekli kamera sistemleri kurulacak.</p>
<p>Yatılı sosyal hizmet kuruluşlarında sunulan hizmetlerin kalite ve verimliliğinin artırılması, özel gereksinimli bireylerin ihtiyaçlarının tespit edilmesi, suç işlenmesinin önlenmesi ve acil durumlarda erken müdahalenin sağlanması amacıyla Merkezi İzleme Sistemi'ne bağlı yazılım destekli kamera sistemlerinden yararlanılacak.</p>
<p>Bu çerçevede elde edilecek kişisel veriler adli veya idari soruşturmaya esas teşkil etmemesi halinde, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve ilgili mevzuatında gösterilen usul çerçevesinde, kayıt tarihinden 2 yıl geçtikten sonra silinecek. Bu veriler mahkeme kararı olmaksızın hiçbir kurum, kuruluş veya kişi ile paylaşılamayacak. Ancak kamu hizmetlerinin kalite ve verimliliğinin artırılması ile plan ve politika geliştirilebilmesi amacıyla bu verilerden anonim hale getirilmek suretiyle yararlanılabilecek.</p>
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, düzenleme ile diğer kanunlar ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile Bakanlığa verilmiş olan görevleri kapsamında sunulan hizmetlerden yararlanacak kişi ve hanelerin tespiti, ulusal politika ve stratejilerin oluşturulması ve sosyal yardımlardan yararlanacak kişilerin objektif ölçütlere göre belirlenmesinde kullanılmak üzere başvuru konusuyla ilgili olmak kaydıyla, sosyal yardım veya sosyal hizmet başvurusunda bulunan ya da halihazırda bu yardım ve hizmetlerden yararlanan kişiler ile bu kişilerin hanelerine ait taşınır, taşınmaz, sosyal güvenlik, sosyal yardım, sağlık, gelir, gider, varlık, nüfus ve mali durumlarına ilişkin her türlü veri ve bilgiyi gerçek ve tüzel kişilerden talep edebilecek.</p>
<p>Söz konusu veri ve bilgiler, genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri ile kamu tüzel kişiliğini haiz kurumlar ve sermayesinin yarısından fazlası doğrudan doğruya veya dolaylı olarak bu kurum ve kuruluşlara ait ortaklıklar ile kamu hizmeti sunan diğer tüzel kişilerden de doğrudan istenebilecek.</p>
<p>Bakanlık, bu kapsamda veri ve bilgilerin temin edilmesi, işlenmesi ve kaydedilmesi dahil bunlara ilişkin her türlü işlemi elektronik ortamda yapabilecek ve bunları arşivleyebilecek. Bu veri ve bilgiler, kullanıma açık hale gelmesi ya da Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca belirlenen şartların gerçekleşmesi halinde imha edilecek. Bu hükmün uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkili olacak.</p>
<p>Kanunda yapılan değişiklikle, kadın konukevi hizmetinden yararlanan ve geliri bulunmayan veya meslek elemanının görüşü ve değerlendirme komisyonunun kararına göre yeterli geliri olmadığı değerlendirilen kadınlara ve çocuklara, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında geçici maddi yardım yapılmasına karar verilmemiş olması halinde, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'da belirtilen orana göre hiçbir kesinti yapılmaksızın net harçlık verilecek.</p>
<p>Konukevinde kalan kadınların beraberindeki öğrenim gören çocukları ile çeşitli nedenlerle öğrenimine devam etmeyen ve ücretli olarak bir işyerinde çalışmayan çocuklarına, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı çocuk bakım kuruluşlarında kalan çocuklara verilen miktar kadar hiçbir kesinti yapılmaksızın net harçlık verilecek. Bu hükmün uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça hazırlanacak yönetmelikle belirlenecek.</p>
<p><strong>Geçiş hükümleri</strong></p>
<p>Sosyal Hizmetler Kanunu'nda yapılan değişiklikler nedeniyle hak kaybı oluşmasının ve mağduriyet yaşanmasının önlenmesi için geçiş sürecine ilişkin düzenleme yapıldı. Buna göre, isteğe bağlı sigorta ödemelerine yönelik yapılan değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce gerçekleştirilen isteğe bağlı sigorta ile sosyal ekonomik destek bedelleri talep edilmeyecek.</p>
<p>Korunma kararı veya Çocuk Koruma Kanunu uyarınca bakım tedbiri kararı alınmış olanlara ilgili düzenlemede 5 yıl olarak düzenlenen süre şartı, bu hükmün yürürlüğe girdiği tarihte 16 yaşını doldurmuş olanlar için 2 yıl, 15 yaşını doldurmuş olanlar için 3 yıl, 14 yaşını doldurmuş olanlar için 4 yıl şeklinde uygulanacak.</p>
<p>Değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce hak sahibi olanlardan daha önce istihdam hakkından yararlanmamış olanlar, bu hükmün yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 12 ay içinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına başvurmaları halinde söz konusu istihdam hakkından yararlanabilecek. Bu kişilerin işe yerleştirilmeleri, hüküm değiştirilmeden önceki usul ve esaslara göre yapılacak.</p>
<p>Düzenlemenin "14 yaşını doldurduğu tarihten itibaren kuruluştan ya da koruyucu aile yanından hizmet aldığı süre boyunca fasılalı da olsa Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kayıtlarına göre 90 günden fazla izinsiz ayrılmamış olmak" şartındaki sürenin hesabında hükmün yürürlük tarihinden önceki süreler dikkate alınmayacak.</p>
<p>Kanunla, Katma Değer Vergisi Kanunu'nda yapılan değişikliğe göre, Darülaceze'ye yapılacak gıda, temizlik, giyecek ve yakacak bağışları ile diğer bağış ve yardımlar Katma Değer Vergisi'nden istisna tutulacak.</p>
<p><strong>Toplu taşıma hizmeti veren işletmecilere gelir desteği</strong></p>
<p>Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'da değişikliğe gidiliyor. Buna göre, ilgili fıkra hükümleri kapsamında hizmet verecek toplu taşıma araçları, toplu taşıma hizmetlerinin kapsamı ile bu hizmetlerden ücretsiz ve indirimli yararlanmaya ilişkin usul ve esaslar, Hazine ve Maliye, İçişleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ile Ulaştırma ve Altyapı bakanlıklarının görüşleri alınarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği ile Aile ve Sosyal Hizmetler bakanlıklarınca müştereken çıkarılan yönetmelikle düzenlenecek.</p>
<p>İlgili hükümler kapsamında, belediyeler tarafından yetki verilen özel şahıs ya da şirketlere ait şehir içi toplu taşıma hizmeti veren her bir ulaşım aracı ile özel deniz ulaşımı aracı için bunların işletmecilerine, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bütçesine bu amaçla konulan ödenekten ilgili belediyeler aracılığıyla her ay gelir desteği ödemesi yapılacak.</p>
<p>Yapılacak aylık gelir desteği ödemesini yıllık olarak belirlemeye, bu tutarı faaliyette bulunulan yere ve/veya belediyeler tarafından yetki verilen özel şahıs ya da şirketlere ait şehir içi toplu taşıma hizmeti veren her bir ulaşım aracını taşıma kapasitesine göre farklılaştırmaya ve yapılacak ödemeye ilişkin diğer esas ve usuller Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği ile Hazine ve Maliye bakanlıklarınca müştereken belirlenecek.</p>
<p><strong>Çocuk Koruma Kanunu'nda düzenleme</strong></p>
<p>Kanunla, İş Kanunu'nda yapılan değişikliğe göre, kadın işçinin doğum sonrası ücretli izin süresi 8 haftadan 16 haftaya çıkarılacak. Böylece kadın işçi doğumdan önce 8 ve doğumdan sonra 16 hafta olmak üzere toplam 24 hafta ücretli izinli olacak. Ancak sağlık durumu uygun olduğu takdirde, doktorun onayı ile kadın işçinin talep etmesi halinde doğumdan önce çalışabileceği süre 3 haftadan 2 haftaya düşürülecek.</p>
<p>Bir veya daha fazla çocuğa eşiyle birlikte veya münferit olarak koruyucu aile olan işçiye, çocuğun teslim edildiği tarihten sonra isteği üzerine 10 gün ücretsiz izin verilecek.</p>
<p>Kadın işçiye, isteği halinde, 24 haftalık, çoğul gebelik halinde ise 26 haftalık sürenin tamamlanmasının ardından ücretsiz izin verilecek.</p>
<p>Kanunda yapılan değişiklikle, işçiye eşinin doğum yapması halinde verilen ücretli izin süresi 5 günden 10 güne çıkarılacak.</p>
<p>Çocuk Koruma Kanunu'na eklenen hükme göre, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, reşit olmayanla cinsel ilişki, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, müstehcenlik, fuhuş, insan ticareti, kasten öldürme suçlarından haklarında adli sicil ve arşiv kayıtlarında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunanlar, kamuya, özel sektöre veya sivil toplum kuruluşlarına ait her ne adla olursa olsun çocukların yoğun olarak bulunduğu çocuk hizmet birimleri, adli görüşme odaları, eğitim kuruluşları, çocuk etkinlik ve oyun evleri, okul, okul servisi, okul kantini, yurt, kreş, gündüz bakımevi, çocuk kulübü, internet kafeleri ve salonları, e-oyun yerleri, çocuk spor okulu, beden eğitimi ve spor tesisleri olarak işletilen iş yerlerini şahsen işletemeyecek, bu iş yerlerinde çalıştırılamayacak ve herhangi bir sıfatla fiilen bu iş yerlerinde görev alamayacak.</p>
<p>Bu kapsama giren kişilere aynı hükümde belirtilen iş yerlerinin açılması veya işletilmesi için izin ve ruhsat verilmeyecek. Söz konusu iş yerlerinin bu kapsamdaki kişilerce işletildiğinin tespit edilmesi halinde bu kişilere iş yerinin devri için 6 ay süre tanınacak ve bu sürede kişi iş yerini fiilen işletemeyecek. Bu süre içinde devir işlemi yapılmadığı takdirde verilen izin ve ruhsatlar, bunları veren kamu kurum ve kuruluşları tarafından iptal edilecek.</p>
<p>Bu kapsamdaki iş yerlerinde çalışanlar, adli sicil ve arşiv bilgilerine dayanılarak oluşturulan bu iş yerlerinde çalışabileceğini gösterir resmi belgeyi 6 ayda bir işverene ibraz etmek zorunda olacak.</p>
<p>Hükme aykırı olarak işçi çalıştıran kişiye, mahallin mülki idare amiri tarafından düzenlemeye aykırı olarak çalıştırdığı her bir kişi başına brüt asgari ücretin 3 katı tutarında idari para cezası verilecek. Aykırılığın cezanın tebliğinden itibaren 1 ay içinde giderilmediğinin tespiti halinde, hükme aykırı olarak çalıştırılan her bir kişi başına brüt asgari ücretin 7 katı tutarında idari para cezası kesilecek. Bu cezanın tebliğinden itibaren bir ay içinde aykırılığın halen giderilmemiş olması halinde, ilgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından verilen izin ve ruhsatlar iptal edilecek. Düzenlemenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Adalet ile Aile ve Sosyal Hizmetler bakanlıklarınca müştereken belirlenecek.</p>
<p><strong>Ücretli doğum iznine yönelik diğer düzenlemeler</strong></p>
<p>Kanunla, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda değişiklik yapılıyor. Buna göre, hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılan, köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan sigortalı kadının veya sigortalı erkeğin sigortalı olmayan eşinin, kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alan kadının ya da gelir veya aylık alan erkeğin sigortalı olmayan eşinin gebeliğinin başladığı tarihten itibaren doğumdan sonra gebelik ve analık haliyle ilgili rahatsızlık ve engellilik hallerinin analık hali kabul edilmesinde süre 8 haftadan 16 haftaya çıkarılacak.</p>
<p>Kanunda yapılan diğer bir değişikliğe göre ise hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılan, köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan muhtarlar ile ticari kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usulde gelir vergisi mükellefi olan, gelir vergisinden muaf olup esnaf ve sanatkar siciline kayıtlı olan, tarımsal faaliyette bulunan sigortalı kadının analığı halinde, doğumdan önceki 1 yıl içinde en az 90 gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olması şartıyla, doğumdan önceki 8 ve sonraki 16 haftalık sürede, çoğul gebelik halinde ise doğumdan önceki 8 haftalık süreye 2 haftalık süre eklenerek çalışmadığı her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verilecek.</p>
<p>Bu kapsamdaki sigortalı kadının erken doğum yapması halinde doğumdan önce kullanamadığı çalıştırılamayacak süreler ile isteği ve hekimin onayıyla doğuma 3 hafta kalıncaya kadar çalışma süresi, "2 hafta kalıncaya kadar" şeklinde değiştirilecek.</p>
<p>Darülaceze'ye yapılacak bağış ve yardımlar kurumlar vergisi matrahından indirilebilecek.</p>
<p><strong>15 yaşın altındakilere sosyal medya yasağı</strong></p>
<p>İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'da "oyun", "oyun dağıtıcı", "oyun geliştirici" ve "oyun platformu" tanımları hüküm altına alınıyor.</p>
<p>Kanunun, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen, "içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" başlıklı hükümde düzenlemeye gidildi. Buna göre, sosyal ağ sağlayıcı 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamayacak ve bu hizmetin sunulmaması konusunda yaş doğrulama dahil gerekli tedbirleri almakla yükümlü olacak. Sosyal ağ sağlayıcı, 15 yaşını doldurmuş çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet sunma konusunda gerekli tedbirleri alacak. Bu kapsamda alınan tedbirler sosyal ağ sağlayıcının kendi internet sitesinde yayınlanacak.</p>
<p>Sosyal ağ sağlayıcı, açık, anlaşılır ve kullanıma elverişli ebeveyn kontrol araçları sağlayacak. Ebeveyn kontrol araçları ise hesap ayarlarının kontrol edilmesine, satın alma, kiralama ve ücretli üyelik gibi ücrete dayalı işlemlerin ebeveyn iznine veya onayına tabi kılınmasına ve kullanım süresinin izlenmesi ve bu sürenin sınırlandırılmasına ilişkin mekanizmaları içerecek.</p>
<p>Sosyal ağ sağlayıcı, aldatıcı reklamları engelleyici tedbirleri almakla yükümlü olacak.</p>
<p>Türkiye'den günlük erişimi 10 milyondan fazla olan sosyal ağ sağlayıcı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen kararın gereğini derhal ve en geç bir saat içinde uygulayacak, Kanun uyarınca verilen içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi kararlarına konu yayının kendi internet sitesinde yayınlanmaması hususunda gerekli her türlü tedbiri alacak.</p>
<p>Verilen idari para cezasının tebliğinden itibaren 30 gün içinde yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı tarafından Türkiye'de mukim vergi mükellefi olan gerçek ve tüzel kişilerin ilgili sosyal ağ sağlayıcısına yeni reklam vermesi yasaklanacak, bu kapsamda yeni sözleşme kurulamayacak ve buna ilişkin para transferi yapılamayacak. Reklam yasağı kararının verildiği tarihten itibaren 3 ay içinde yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde BTK Başkanı, sosyal ağ sağlayıcının internet trafiği bant genişliğinin yüzde 50 daraltılması için sulh ceza hakimliğine başvurabilecek.</p>
<p>Başvurunun kabulüne ilişkin hakim kararının uygulanmasından itibaren 30 gün içinde söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde BTK Başkanı, sosyal ağ sağlayıcının internet trafiği bant genişliğinin yüzde 90 oranına kadar daraltılması için sulh ceza hakimliğine başvurabilecek. Hakim ikinci başvuru üzerine vereceği kararında, yüzde 50'den düşük olmamak kaydıyla, sunulan hizmetin niteliğini de dikkate alarak daha düşük bir oran belirleyebilecek.</p>
<p>Bu kararlara karşı BTK Başkanı tarafından itiraz yoluna gidilebilecek. Hakim tarafından verilen kararlar erişim sağlayıcılara bildirilmek üzere BTK'ye gönderilecek. Kararların gereği, bildirimden itibaren derhal ve en geç 4 saat içinde erişim sağlayıcıları tarafından yerine getirilecek. Yükümlülüğün yerine getirilmesi halinde, reklam yasağı kaldırılacak ve hakim kararları kendiliğinden hükümsüz kalacak. İnternet trafiği bant genişliğine yapılan müdahalenin sona erdirilmesi için erişim sağlayıcılara BTK tarafından bildirim yapılacak.</p>
<p>Bu hüküm, düzenlemenin yayımı tarihinden 6 ay sonra yürürlüğe girecek.</p>
<p><strong>Oyun platformlarının yükümlülükleri</strong></p>
<p>Kanunla, oyun platformlarına ilişkin düzenlemeler de yapıldı.</p>
<p>Buna göre, oyun platformu usulüne uygun olarak derecelendirilmeyen oyunları sunamayacak ancak derecelendirilmeyen oyunları en yüksek yaş kriterine göre derecelendirmek kaydıyla sunabilecek. Oyun platformu içerik veya yer sağlayıcı olmasından doğan sorumluluk ve yükümlülükleri saklı kalmak kaydıyla, usulüne uygun olarak derecelendirilmeyen içerikleri çıkarmakla yükümlü olacak.</p>
<p>Türkiye'den günlük erişimi 100 binden fazla olan yurt dışı kaynaklı oyun platformu, BTK, Erişim Sağlayıcıları Birliği, adli veya idari makamlarca gönderilecek tebligat, bildirim veya taleplerin gereği ile düzenleme kapsamındaki diğer yükümlülüklerin yerine getirilmesini temin için Türkiye'de gerçek veya tüzel kişi temsilci belirlemekle ve bu temsilciye dair bilgileri BTK'ye bildirmekle yükümlü olacak. Oyun platformu, temsilcinin iletişim bilgilerine kolayca görülebilecek ve doğrudan erişilebilecek şekilde internet sitesinde yer verecek.</p>
<p>Oyun platformu, açık, anlaşılır ve kullanıma elverişli ebeveyn kontrol araçları sağlayacak.</p>
<p>Ebeveyn kontrol araçları, hesap ayarlarının kontrol edilmesine, satın alma, kiralama ve ücretli üyelik gibi ücrete dayalı işlemlerin ebeveyn iznine veya onayına tabi kılınmasına ilişkin mekanizmaları içerecek.</p>
<p>BTK, oyun platformunun bu düzenlemeye uyumuna ilişkin olarak oyun platformundan kurumsal yapı, bilişim sistemleri, veri işleme mekanizmaları dahil olmak üzere bu düzenlemenin uygulanmasıyla doğrudan ilgili açıklamaları talep edebilecek. Oyun platformu, BTK tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri derhal ve 15 günü geçmemek üzere BTK tarafından belirlenecek süre içinde vermekle yükümlü olacak.</p>
<p>Bu düzenlemenin uygulanmasına, oyun platformunun uyması gereken yükümlülüklere ve yaş kriterlerine göre derecelendirmeye dair usul ve esaslar, BTK tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenecek.</p>
<p>Bu kapsamdaki yükümlülükler ile Kurum tarafından çıkarılan yönetmelikte yer alan yükümlülüklerini yerine getirmeyen oyun platformuna BTK tarafından bildirimde bulunulacak. Bildirimden itibaren 30 gün içinde bildirime konu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde oyun platformuna BTK Başkanı tarafından 1 milyon Türk lirasından 10 milyon Türk lirasına kadar idari para cezası verilebilecek. Verilen idari para cezasının tebliğinden itibaren 30 gün içinde bildirime konu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde 10 milyon Türk lirasından 30 milyon Türk lirasına kadar bir kez daha idari para cezası verilebilecek. İdari para cezası miktarı ihlalinin niteliği, ağırlığı, kullanıcılar üzerindeki etkisi veya meydana gelen zarar dikkate alınarak takdir edilecek.</p>
<p>İkinci kez verilen idari para cezasının tebliğinden itibaren 30 gün içinde bildirime konu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde BTK Başkanı, oyun platformunun internet trafiği bant genişliğinin yüzde 30 oranında daraltılması için sulh ceza hakimliğine başvurabilecek. Başvurunun kabulüne ilişkin hakim kararının uygulanmasından itibaren 30 gün içinde bildirime konu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde BTK Başkanı, oyun platformunun internet trafiği bant genişliğinin yüzde 50 oranına kadar daraltılması için sulh ceza hakimliğine başvurabilecek. Hakim ikinci başvuru üzerine vereceği kararında, yüzde 30'dan düşük olmamak kaydıyla, sunulan hizmetin niteliğini de dikkate alarak daha düşük bir oran belirleyebilecek.</p>
<p>Bu kararlara karşı BTK Başkanı tarafından Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilecek. Hakim tarafından verilen kararlar erişim sağlayıcılara bildirilmek üzere BTK'ye gönderilecek. Kararların gereği, bildirimden itibaren derhal ve en geç 4 saat içinde erişim sağlayıcıları tarafından yerine getirilecek. Bildirime konu yükümlülüğün yerine getirilmesi halinde, verilen idari para cezalarının 4'te biri tahsil edilecek ve hakim kararları kendiliğinden hükümsüz kalacak. İnternet trafiği bant genişliğine yapılan müdahalenin sona erdirilmesi için erişim sağlayıcılara BTK tarafından bildirim yapılacak.</p>
<p>Bu hüküm, düzenlemenin yayımı tarihinden 6 ay sonra yürürlüğe girecek.</p>
<p><strong>Askeri personelin ücretli doğum izni süresi</strong></p>
<p>Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu'nda yapılan değişiklikle kadın personele sağlanan ücretli doğum sonrası izin süresi 8 haftadan 16 haftaya, toplam ücretli doğum izni süresi 24 haftaya çıkarılıyor.</p>
<p>En fazla 3 yaşında bir çocuğu eşiyle birlikte veya münferit olarak evlat edinen askeri personele çocuğun teslim edildiği tarihten itibaren 8 hafta süreyle izin verilecek. Bu izin evlatlık kararı verilmeden önce çocuğun fiilen teslim edildiği durumlarda da uygulanacak.</p>
<p>Bir veya daha fazla çocuğa eşiyle birlikte veya münferit olarak koruyucu aile olan askeri personele çocuğun koruyucu aile yanına teslim edildiği tarihten sonra isteği üzerine 10 gün izin verilecek.</p>
<p>Kanunla, Darülaceze Nizamnamesi'nde değişikliğe gidildi. Buna göre, Darülaceze yurt içinde ve ilgili mevzuata göre yurt dışında hizmet verebilecek.</p>
<p>Darülaceze, ihtiyaç sahiplerine yardım amacıyla ilgili mevzuat hükümlerine göre gıda bankacılığı faaliyetinde bulunabilecek ve ihtiyaç sahiplerine aşevi hizmeti verebilecek.</p>
<p>Genel Kurulda AK Parti milletvekillerinin kabul edilen önergesiyle, analık izin süreleri yeniden düzenlenen ve düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ilgili mevzuat uyarınca öngörülen analık izin süresi dolan ancak 1 Nisan 2026 itibarıyla doğumun gerçekleştiği tarihten itibaren 24 haftalık süreyi henüz tamamlamamış personele, hükmün yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 10 iş günü içinde talep etmeleri halinde 8 hafta ilave analık izni verilecek.</p>
<p>Genel Kurul'da teklifin kabul edilerek yasalaşmasının ardından TBMM Başkanvekili Celal Adan, gündemde yer alan diğer kanun tekliflerinin isimlerini okudu. Komisyonun yerini almaması üzerine Adan, birleşimi, TBMM'nin açılışının 106. yıl dönümü ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla yapılacak özel oturum için yarın saat 14.00'te toplanmak üzere kapattı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dogum-izni-ile-sosyal-medya-yasagini-iceren-kanun-teklifi-kabul-edildi-77744</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/tbmm-meclis-1776928915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM Genel Kurulunda kabul edilen değişiklikle, kadın çalışanlara verilecek ücretli doğum sonrası izin süresi 8 haftadan 16 haftaya çıkarılacak. Sosyal ağ sağlayıcı, 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamayacak ve bu hizmetin sunulmaması konusunda yaş doğrulama dahil gerekli tedbirleri almakla yükümlü olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acarsoy-ailesinin-4uncu-nesil-temsilcisi-tradist-ile-7-ulkeye-acildi-77725</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Acarsoy Ailesi’nin 4’üncü nesil temsilcisi Tradist ile 7 ülkeye açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2016 yılında Koç Üniversitesi Pazarlama ve İş Yönetimi Bölümü’nden mezun olan Sabri Can Acarsoy, girişimci bir ailenin dördüncü nesil üyesi olarak, kendisine yeni bir alan seçmeyi tercih etti. 2017 yılında kurduğu Tradist isimli şirketinde, gençliğin tercih ettiği yeni nesil  markalara yöneldi.  Herschel, XD Design, Sunnylife, Crosley ve Allbirds gibi dünyaca ünlü markaların Türkiye distribütörlüğünü aldı. Başarılı yönetimi ona yeni kapılar açtı. </p>
<p>Tradist bugün aralarında Kazakistan, Azerbaycan, Özbekistan, Gürcistan, Moldova ve Kırgızistan’ın da bulunduğu yedi farklı ülkede bölgesel distribütör olarak da faaliyet gösteriyor. </p>
<p>Geçtiğimiz günlerde bir basın buluşmasında Sabri Can Acarsoy ve ekibiyle sohbet ettik. Genç Acarsoy, rahmetli büyük dedesinin ve babasının  ismini taşıyor. Türkiye’nin köklü iş insanlarından biri olan Sabri Acarsoy, ticaret hayatına 1940 yılında memleketi Muğla'da  başlıyor. 1950 yılında İstanbul'a taşındıktan sonra,  Tophane Boğazkesen semtinde kurduğu firmayla girişimlerine devam ediyor. Zaman içinde, beyaz eşyadan halıya, bisikletten otomobile geniş bir ürün yelpazesinde faaliyet gösteriyor. Bunların yanı sıra, dünyaca ünlü markaların Türkiye distribütörlüğü yaparak lüks moda dünyasında da başarılı oluyor. Sabri Can Acarsoy da babasının izinden gidiyor ancak  kendisine başka bir alan seçiyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e9ab5250fb1-1776921426.jpg" alt="" width="600" height="603" /><strong>Trendleri doğru analiz etmek başarı getiriyor</strong></p>
<p>Tradist, kısa süre içinde başarılı oldukça, portföye yeni markalar ekleniyor. Kuruluş, lüks departman mağazaları, spor perakende zincirleri, duty-free satış noktaları, B2B platformlar ve e-ticaret kanalları benzeri doğru satış ağlarıyla büyüyor.  Türkiye’deki yükselen grafik sayesinde, bölgesel distribütörlüklerinin sayısı artıyor. </p>
<p>Acarsoy, Tradist’in başarısının gerisinde trendleri doğru analiz etmenin yattığına da dikkat çekiyor.  Son yıllarda küresel perakende sektöründe belirgin bir yön değişimi yaşandığını, sektörün ürün odaklı bir yapıdan uzaklaştığını, deneyim sunan, çok kanallı erişim sağlayan ve sürdürülebilirlik yaklaşımını merkeze alan markalar etrafında şekillendiğini gördüklerini ifade ediyor.</p>
<p><strong>Avrupa’daki en etkili üç distribütör arasında yer alan Türk şirket</strong></p>
<p>Sabri Can Acarsoy’un verdiği bilgiye göre, 2025’i cirosal bazda yüzde 70 gibi güçlü bir büyüme oranıyla kapatan Tradist, yıl boyunca 100 binin üzerinde satış gerçekleştirdi. Elde edilen bu sonuçlar sayesinde, kuruluş  birliği yaptıkları markalar özelinde Avrupa’daki en etkili üç distribütör arasında yer alma başarısını yakaladı.  Operasyonel anlamda ölçeğini büyüttü.  Sabri  Can Acarsoy, başarılı grafiğin gerisindeki faaliyeti şu cümlelerle ifade ediyor<em> “B</em>u performans hem marka portföyünün doğru konumlandırılması hem de satış kanallarının dengeli şekilde yönetilmesinin  sonucu elde edildi. <em>Satış dağılımımıza baktığımızda, bu hacmin yaklaşık yüzde 20’sini online kanallar üzerinden, yüzde 80’ini ise güçlü bayi ağımız aracılığıyla gerçekleştirdik. Bu yapı, bir yandan geleneksel perakende kanallarındaki etkinliğimizi korurken diğer yandan dijital tarafta da sürdürülebilir bir büyüme zemini oluşturduğumuzu gösteriyor. </em></p>
<p><strong>“Online kanalın payını yüzde 40’a ulaştırmayı hedefliyoruz”</strong></p>
<p>2026’da de benzer bir büyüme ivmesini koruyarak ilerlemeyi hedeflediklerini kaydeden Acarsoy ciro bazında yüzde 50’nin üzerinde bir büyüme ve toplamda 150 bin adedin üzerinde satış hacmine ulaşmayı planladıklarını belirtiyor.  Bu hedefler doğrultusunda kuruluş satış kanallarının çeşitliliğini artırmaya ve markaların  erişimini daha geniş bir coğrafyaya yaymaya odaklanacak.  Online kanala özellikle ağırlık verilecek. </p>
<p>Sabri Can Acarsoy, önümüzdeki dönem yapacakları çalışmalar hakkında şunları söylüyor: </p>
<p>“Çok yakın bir zamanda Herschel (Herschelsupplyco.com.tr) ve Allbirds (Allbirds.com.tr) markalarımızın Türkiye operasyonlarına özel e-ticaret sitelerini devreye alacağız. Bu yatırımlar sayesinde doğrudan tüketiciye ulaşma kapasitemizi artırarak dijital tarafta çok daha hızlı bir büyüme yakalayacağız. Bu kapsamda toplam satışlarımız içinde online kanalın payını iki katına çıkararak yüzde 40 seviyesine ulaştırmayı hedefliyoruz. Dijitalleşmenin hızlandığı bir dönemde bu dönüşümün, markalarımızın bilinirliğine ve erişilebilirliğine de önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz.”</p>
<p><strong>Türki Cumhuriyetlerde güçlü bir oyuncu</strong></p>
<p>Aynı zamanda yurt dışı operasyonlarını da güçlendirmeyi hedeflediklerini söyleyen Acarsoy, özellikle Türki Cumhuriyetlerde marka varlığını daha görünür ve sürdürülebilir hale getirmek istediklerini belirterek şu yorumu yapıyor: “<em>Bölgedeki tüm önemli e-ticaret platformlarında aktif şekilde yer alarak sadece bir distribütör değil, aynı zamanda bölgenin güçlü bir online oyuncularından biri haline gelmeyi amaçlıyoruz.</em>”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acarsoy-ailesinin-4uncu-nesil-temsilcisi-tradist-ile-7-ulkeye-acildi-77725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/sabri-can-acarsoy-1776921415.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Acarsoy Ailesi’nin 4’üncü nesil temsilcisi Tradist ile 7 ülkeye açıldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/20-yilda-9-milyar-dolar-kaynak-saglayarak-100den-fazla-ucagimizi-finanse-ettik-77740</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;20 yılda 9 milyar dolar kaynak sağlayarak 100&#039;den fazla uçağımızı finanse ettik&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Murat Şeker, Japonya'nın başkenti Tokyo'da yatırımcı ve finans kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi.</p>
<p>Görüşmelerle ilgili sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Şeker şunları kaydetti: "Havacılıkta küresel rekabet her geçen gün artarken, sektörümüzü ve markamızı ileriye taşıyacak güçlü iş birliklerine daha fazla önem veriyoruz. Bu doğrultuda, gökyüzündeki öncü konumumuzu pekiştirmek ve stratejik hedeflerimize ilerlemek adına 20-22 Nisan tarihlerinde Tokyo'da verimli bir dizi yatırımcı görüşmesi gerçekleştirdik." </p>
<p>Ziyaret ve temaslarına ilişkin Şeker, "Finans yönetimimizden arkadaşlarımızın katılımıyla BNP Paribas, Development Bank of Japan ve SMBC'nin yanı sıra SMFL, ORIX Corporation ve JP Lease aracılığıyla 150'den fazla Japon özsermaye yatırımcısı ve finansal kuruluş ile bir araya geldik. Bu temaslarda ortaklığımızın finansal gücünü, sürdürülebilir büyüme vizyonumuzu ve gelecek projeksiyonlarımızı paylaştık. Türk Hava Yolları olarak katma değer üretmeye ve başarı hikayelerimizi küresel ölçekte sürdürmeye devam edeceğiz. Dünyanın önemli finans merkezlerinden biri olan ve ortaklığımız için stratejik öneme sahip Japonya'da, son 20 yılda yaklaşık 9 milyar dolar kaynak sağlayarak 100'den fazla uçağımızı finanse ettik. Yatırımcıların gösterdiği ilgi ve güven, küresel marka değerimizin sağlam temellere dayandığını bir kez daha teyit etti. Bu organizasyon kapsamında Tokyo ofisimizi ziyaret ederek, 10 yılın üzerinde görev yapan 4 çalışma arkadaşımıza kıdem rozetlerini takdim ettik. Her bir çalışma arkadaşımızın özverisi, başarılarımızın en büyük gücüdür." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/20-yilda-9-milyar-dolar-kaynak-saglayarak-100den-fazla-ucagimizi-finanse-ettik-77740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/0/1280x720/56-1776925934.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ THY Yönetim Kurulu Başkanı Murat Şeker, &quot;Dünyanın önemli finans merkezlerinden biri olan ve ortaklığımız için stratejik öneme sahip Japonya&#039;da, son 20 yılda yaklaşık 9 milyar dolar kaynak sağlayarak 100&#039;den fazla uçağımızı finanse ettik. Yatırımcıların gösterdiği ilgi ve güven, küresel marka değerimizin sağlam temellere dayandığını bir kez daha teyit etti.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ic-enterranin-sermaye-artirimina-onay-77739</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> IC Enterra&#039;nın sermaye artırımına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bültenini yayınladı.</p>
<p>Buna göre Kurul, IC Enterra Yenilenebilir Enerji AŞ'nin 350 milyon 550 bin liralık bedelli, 1 milyar 845 milyon liralık bedelsiz sermaye artırım talebini uygun buldu.</p>
<p>Eko Faktoring AŞ'nin 285 milyon liralık, Türkiye Garanti Bankası AŞ'nin 50 milyar liralık, Sasa Polyester Sanayi AŞ'nin 350 milyon dolarlık borçlanma aracı ihraç başvurusuna izin verildi.</p>
<p>Kurul, Tera Varlık Kiralama AŞ'nin 7 milyar 500 milyon liralık, Garanti Yatırım Menkul Kıymetler AŞ'nin 500 milyon liralık, QNB Varlık Kiralama AŞ'nin 10 milyar liralık, DK Varlık Kiralama AŞ'nin 15 milyar liralık kira sertifikası ve VDMK ihracı başvurusuna onay verdi.</p>
<p><strong>İdari para cezaları</strong></p>
<p>SPK, Sanica Isı Sanayi AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda, şirket paylarının ilk halka arzında elde edilen fonun izahname ve ekinde kamuya duyurulan fon kullanım raporuna aykırı olarak kullanımı nedeniyle 2 gerçek, 1 tüzel kişiye toplamda 5 milyon 833 bin 734 lira idari para cezasının uygulanmasına karar verdi.</p>
<p>Ayrıca Kurul, Sanica Isı Sanayi AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda halka arzdan elde edilen fonun kullanım yerlerine ilişkin olarak hazırlanan 14 Mart 2023 ve 22 Mayıs 2023 tarihli yönetim kurulu raporlarında gerçeğe aykırı açıklamalara yer verilmesi nedeniyle 5 gerçek, 1 tüzel kişiye toplam 35 milyon 2 bin 400 lira idari para cezası uygulanması kararı aldı.</p>
<p>İzmir Fırça Sanayi ve Ticaret AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda pay satış bilgi formu hazırlama ve Kurulca onaylanmış pay satış bilgi formu ilan etme yükümlülüğünün dolanılması suretiyle şirket paylarının Borsa'da satışa konu edilmesi nedeniyle 2 gerçek kişiye toplamda 17 milyon 756 bin 596 lira idari para cezası verildi.</p>
<p>Kurul, İzmir Fırça Sanayi ve Ticaret AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda pay satış bilgi formu hazırlama ve Kurulca onaylanmış pay satış bilgi formu ilan etme yükümlülüğünün dolanılması suretiyle şirket paylarının Borsa'da satışa konu edilmesi fillerine iştirak edilmesi nedeniyle bir kişiye 26 milyon 634 bin 894 lira idari para cezası uygulandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ic-enterranin-sermaye-artirimina-onay-77739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu, IC Enterra Yenilenebilir Enerji AŞ&#039;nin sermaye artırımına onay verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabanci-holdingde-ust-duzey-atama-77737</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sabancı Holding&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Holding Finans Grup Başkanlığı görevine Mustafa Aydın'ın atandığı duyuruldu.</p>
<p>Yaklaşık 5 yıldır Finans Grup Başkanlığı rolünü üstlenen Orhun Köstem'in 31 Mayıs itibarıyla görevinden ayrılması üzerine Mustafa Aydın 1 Haziran itibarıyla yeni görevine başlayacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, yıl sonuna kadar CEO Danışmanı görevini üstlenecek olan Köstem, topluluk şirketlerinde halihazırda sürdürdüğü yönetim kurulu üyeliklerine de devam edecek</p>
<p>Sabancı Topluluğu'nun farklı kademelerinde 2013'ten itibaren yöneticilik görevlerinde bulunan Aydın, son olarak Topluluk şirketlerinden Çimsa'da Finans ve Dijital Teknolojilerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı.</p>
<p>Aydın ayrıca, mevcut rollerine ek olarak, 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla Çimsa'da vekaleten Genel Müdür olarak atanmıştı.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Sabancı Holding CEO'su Kıvanç Zaimler, Köstem'in, topluluklarında kariyeri boyunca değerli katkılar sağladığını, Sabancı Holding'in stratejik finansal yol haritasının oluşturulması ve yönetilmesinde kritik rol üstlendiğini belirtti.</p>
<p>Görev süresi boyunca, topluluğun küresel, dijital ve sürdürülebilirlik odağındaki büyüme ve dönüşümüne finansal perspektiften güçlü bir şekilde liderlik ettiğine değinen Zaimler, "Sermaye yönetimi, kaynak tahsisi ve değer yaratımı alanlarında önemli inisiyatifleri hayata geçirmiştir. Sabancı Topluluğunun büyümesine yönelik katkıları, disiplinli yaklaşımı ve iş birliği kültürünü güçlendiren liderliği ile paydaşlarımıza önemli kazanımlar sağlamıştır. Kendisine bugüne kadar verdiği tüm katkılar için teşekkür ediyor; çıkacağı yeni yolda kendisine başarılar diliyorum." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Zaimler, 1 Haziran itibarıyla Finans Grup Başkanlığı görevini üstlenecek Mustafa Aydın'ın da bugüne kadar hem holdingde hem de topluluk şirketlerinde önemli görevlerde bulunduğunu aktardı.</p>
<p>Mannok satın alımı, ABD gri çimento yatırımı, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve Uluslararası Finans Kurumu (IFC) anlaşmaları gibi konularda ortaya koyduğu liderlik profiliyle Çimsa'nın son yıllardaki küresel büyüme yolculuğuna ve stratejik dönüşümüne çok önemli katkılar sağladığını vurgulayan Zaimler, "Çimsa'daki başarılarının yanında, geçmiş yıllarda enerji sektöründe edindiği tecrübe ve holding deneyimi, topluluğumuzun operasyonel faaliyetlerine ve gelecek hedeflerine de kıymetli destekler sunacaktır. Kendisine yeni görevinde başarılar diliyor, bu bayrak değişiminin, tüm topluluğumuza hayırlı olmasını temenni ediyorum." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabanci-holdingde-ust-duzey-atama-77737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/sabanci-holding-.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sabancı Holding Finans Grup Başkanlığı&#039;na Mustafa Aydın getirildi. Sabancı Holding CEO&#039;su Kıvanç Zaimler, &quot;Çimsa&#039;daki başarılarının yanında, geçmiş yıllarda enerji sektöründe edindiği tecrübe ve holding deneyimi, topluluğumuzun operasyonel faaliyetlerine ve gelecek hedeflerine de kıymetli destekler sunacaktır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/trendfinans-ve-odeabank-servis-modeli-bankaciligina-izin-cikti-77734</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> TrendFinans ve Odeabank servis modeli bankacılığına izin çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Trendyol'un finansal teknolojiler alanındaki şirketi TrendFinans'a, Odeabank'ın lisanslı bankacılık altyapısıyla hizmetlerini servis modeli bankacılığı kapsamında sunması için izin verdi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, bu izinle birlikte TrendFinans arayüz sağlayıcı olarak, Odeabank'ın sunduğu bireysel ve KOBİ bankacılığındaki yenilikçi ürünleri çok yakında kullanıcılarının deneyimine açacak.</p>
<p>Açıklamada, "Trendyol uygulaması içerisinden erişilebilecek TrendFinans, bireysel müşteriler ve KOBİ'lere yönelik Odeabank ürün ve servislerini yüksek teknolojiyle desteklenmiş bir platform üzerinden sunarak bankacılık hizmetlerini kolaylaştıracak." denildi. </p>
<p>KOBİ'lerin finansmana erişimini güçlendirmeyi amaçlayan TrendFinans, bireysel müşteriler için de birçok yenilikçi ürün ve hizmeti hayata geçirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Bireysel müşteriler ve iş ortaklarının, kesintisiz ve entegre bir kullanıcı deneyimini TrendFinans ile tek bir çatı altında yaşayacağı belirtildi.</p>
<p>Trendyol, geçen yıl temmuz ayında, Birleşik Arap Emirlikleri merkezli yatırım fonu ADQ, dijital ödeme sistemleri ve finansal teknoloji sağlayıcılarından Ant International ve insansız hava aracı üreticisi Baykar'ın CEO'su Haluk Bayraktar ile Türkiye pazarına yönelik yeni nesil bir finansal teknoloji platformu kurmak için stratejik iş birliğine imza attığını duyurmuştu.</p>
<p>TrendFinans, kurulacak olan bu finansal teknoloji platformunun ilk adımı olma özelliğini taşıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/trendfinans-ve-odeabank-servis-modeli-bankaciligina-izin-cikti-77734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/07/bddk-nUgc_cover.jpg.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TrendFinans uygulaması ile Odeabank bankacılık hizmetlerinin servis modeli bankacılığı kapsamında sunulması için onay süreci tamamlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/200-bin-ogrencimizi-staj-programina-dahil-etmeye-calisiyoruz-77733</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;200 bin öğrencimizi staj programına dahil etmeye çalışıyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, katıldığı bir televizyon programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>TVNET'in canlı yayınında soruları yanıtlayan Işıkhan, bakanlık olarak, "istihdamı korumak ve artırmanın" odak noktaları olduğunu belirterek Işıkhan, bu kapsamda İŞKUR'un hayata geçirdiği Gençliğin Üretim Çağı (GÜÇ) Projesinin önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Genç işsizlik oranının genel işsizlik oranının üzerinde olduğuna dikkati çeken Işıkhan, "Biz burada sadece gençlerimizi mercek altına aldık. Çünkü gençler bizim geleceğimiz. Bizim yarınımızı oluşturan bir hedef grubumuz. Gençleri Ne İstihdamda Ne Eğitimde (NEET) tuzağına düşmeden önce işle buluşturmamız gerekiyor. Bu kapsamda İŞKUR aracılığıyla gençlerimizin beceri sahibi olmaları için programlar yürütüyoruz." dedi.</p>
<p>Işıkhan, lise ve üniversite öğrencilerinin staj yapacak kurum ya da işletme bulmakta zorluk çektiğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Staj programı, daha önce Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisince yürütülüyordu. Bu İŞKUR'un Ulusal Staj Programı ile yürütülmeye başlandı. Önceden yaklaşık 120 bin gence istihdam staj fırsatı verilirken, İŞKUR olarak şu ana kadar 333 bin başvuru aldık. Bu yıl kapasitemizi de zorlayıp 200 bin öğrencimizi staj programına dahil etmeye çalışıyoruz. Bu kapsamda 3 yılda 800 bin gencimize staj yaptırmayı hedefliyoruz"</p>
<p>Bakan Işıkhan, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nün yaklaştığını belirterek, tüm çalışanların 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nü kutladı.</p>
<p>1 Mayıs'ın 2009'da "Emek ve Dayanışma Günü" olarak resmi tatil ilan edildiğini anımsatan Işıkhan, şunları söyledi:</p>
<p>"1 Mayıs artık eskisi gibi çatışmalarda anılmıyor. Bundan Sayın Cumhurbaşkanımızın 1 Mayıs'ı resmi tatil ilan etmesinin etkisi çok büyük. Toplumda artık bu konuda demokratik bir olgunluk söz konusu. Tarafların birbirine saygı duyarak kutladığı bir gün var. Taksim Meydanı sendikalarımıza açık. Sendikaların ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri Taksim Anıtı'na çelenk koyarak taleplerini, görüşlerini dile getirebiliyor. Bu da çok önemli bir süreç."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/200-bin-ogrencimizi-staj-programina-dahil-etmeye-calisiyoruz-77733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/vedat-isikhan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan, Ulusal Staj Programı hakkında yaptığı açıklamada, &quot;333 bin başvuru aldık. Bu yıl kapasitemizi de zorlayıp 200 bin öğrencimizi staj programına dahil etmeye çalışıyoruz. Bu kapsamda 3 yılda 800 bin gencimize staj yaptırmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/reis-gida-sanliurfada-koy-okullarini-ziyaret-etti-77746</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reis Gıda, Şanlıurfa&#039;da köy okullarını ziyaret etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Reis Gıda'nın, her özel günde olduğu gibi 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda da sosyal fayda için tarımsal üretim bölgelerini önceliklendirdiği bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Reis Gıda yönetimi bu yıl 23 Nisan’da bayramın ruhunu çocuklarla birlikte yaşamak için Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki köy okullarını ziyaret etti.</p>
<p>Açıklamada, "Çocukların neşesine ortak olan, onların heyecanını paylaşan ve bu özel günü daha da anlamlı hale getiren etkinliklerle 23 Nisan, okul bahçelerinde bambaşka bir coşkuya dönüştü. Reis Gıda, 23 Nisan haftası kapsamında yalnızca Şanlıurfa’daki köy okullarıyla sınırlı kalmayan bir gönül köprüsü de kurdu. 22 Nisan’da Beykoz’daki Cemile Sultan Korusu’nda çocuklarla bir araya gelen Reis Gıda, mısır maskotu ve mısır arabasıyla çocuklara neşeli anlar yaşattı." denildi. </p>
<p><strong>"Çocuklarımızın gözlerindeki ilham, yarınlara dair inancımızı daha da güçlendiriyor"</strong></p>
<p>Reis Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis 23 Nisan kapsamında gerçekleştirilen ziyaretle ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e9df6833fb8-1776934760.jpg" alt="" width="387" height="343" />“23 Nisan, çocuklarımızın neşesini, hayallerini ve geleceğe dair umutlarını büyüttüğümüz çok özel bir gün. Şanlıurfa’daki köy okullarında çocuklarımızla bir araya gelmek, onların sevincini paylaşmak bizim için büyük bir mutluluk oldu. Bunun yanı sıra Cemile Sultan Korusu’nda gerçekleştirilen etkinlikte de çocuklarımızın coşkusuna ortak olmak, bu anlamlı günün birlik ve dayanışma ruhunu hep birlikte yaşamak bizim için çok kıymetliydi. Çocuklarımızın gözlerindeki ilham, yarınlara dair inancımızı daha da güçlendiriyor. Onların daha güzel yarınlar inşa edebilmesi için her zaman yanlarında olmaya devam edeceğiz. Çünkü inanıyoruz ki çocukların kalbine dokunan her güzel adım, geleceği aydınlatan en kıymetli izdir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/reis-gida-sanliurfada-koy-okullarini-ziyaret-etti-77746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/6/1280x720/67-1776934847.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reis Gıda yönetimi, 23 Nisan etkinlikleri kapsamında Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki köy okullarını ziyaret etti. Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis, &quot;Çocuklarımızın gözlerindeki ilham, yarınlara dair inancımızı daha da güçlendiriyor. Onların daha güzel yarınlar inşa edebilmesi için her zaman yanlarında olmaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/kocaelide-14-osbnin-sorunlari-ortak-akil-ile-cozume-kavusacak-77735</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli&#039;de 14 OSB&#039;nin sorunları &#039;ortak akıl&#039; ile çözüme kavuşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SABİHA TOPRAK/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Organize Sanayi Bölgeleri Dönüşümü Çalıştayı”nda, 14 OSB’nin yapısal sorunları masaya yatırıldı. Kentin yerel yönetim, özel sektör ve STK ile akademi dünyasının temsilcileri OSB'lerde yaşanan sorunları ortak akıl ile çözecek.</p>
<p>Kocaeli sanayisinin geleceğine yön vermesi beklenen “Organize Sanayi Bölgeleri Dönüşümü Çalıştayı”, Kocaeli Kongre Merkezi’nde yoğun katılımla gerçekleştirildi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki ŞÛRA Kent Politikaları ve Araştırmaları Merkezi ile Kocaeli Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen çalıştayda, kentte faaliyet gösteren 14 organize sanayi bölgesinin yapısal sorunları ve dönüşüm süreçleri konuşuldu. Altyapıdan finansmana, dijitalleşmeden çevresel sürdürülebilirliğe kadar geniş başlıkların ele alındığı organizasyonda, Kocaeli sanayisinin dijital ve yeşil dönüşümünü hızlandıracak stratejik adımlar tartışıldı. Çalıştayda, organize sanayi bölgelerinin rekabet gücünü artırmaya yönelik ortak bir yol haritası oluşturulması hedeflenirken, paydaşların katkılarıyla somut ve uygulanabilir politika önerileri geliştirilmesine odaklanıldı.</p>
<p>Kocaeli sanayisinin dönüşüm sürecine dikkat çekerek, organizasyonun ortak akıl üretme hedefiyle kurgulandığını vurgulayan Kocaeli Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü Öğr. Üyesi Doç. Dr. Özgür Bayram Soylu, “Kocaeli, 14 organize sanayi bölgesiyle Türkiye ekonomisinin dinamizmini sürdürmeye devam ediyor. Bugün burada, yeşil dönüşümden dijitalleşmeye kadar geniş bir perspektifte, sanayimizin geleceğini birlikte şekillendirecek önemli bir organizasyona ev sahipliği yapıyoruz” dedi.</p>
<h2>“Sanayide dijital dönüşüm kaçınılmaz”</h2>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Hayri Baraçlı, çalıştayda yaptığı konuşmada sanayi, teknoloji ve kamu iş birliğinin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Sanayide dönüşümün kaçınılmaz olduğuna işaret eden Baraçlı, “Yapay zekâ destekli üretim, veri yönetimi ve dijitalleşme artık sanayinin vazgeçilmez unsurları haline geldi. Bölgemizde veri odaklı bir ekosistem kurmak ve üretim süreçlerini bu doğrultuda yeniden şekillendirmek zorundayız” şeklinde konuştu.</p>
<p>Çevresel sürdürülebilirliğe de dikkat çeken Baraçlı, “Endüstriyel simbiyoz yaklaşımıyla bir fabrikanın çıktısını başka bir fabrikanın girdisi haline getirebiliriz. Bu sayede hem kaynak verimliliğini artırır hem de çevresel etkileri azaltırız” dedi. Kocaeli’nin sanayi üssü olmasının yanı sıra dönüşüm potansiyeli yüksek bir şehir olduğunu dile getiren Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, “Kocaeli’nin Türkiye’nin üretim gücünü en iyi temsil eden illerin başında geliyor, otomotivden, kimyaya, metal sanayinden, lojistiğe kadar Kocaeli’nin yüksek katma değerli üretim, dış ticaret ve lojistik üstünlüğüyle öne çıkıyor” şeklinde konuştu.</p>
<h2>“Yeni nesil OSB’ler için ikiz dönüşüm zorunlu”</h2>
<p>OSB’lerin son 20 yılda büyük bir gelişim gösterdiğini ifade eden Cantürk, buna rağmen en önemli sorunun kurumsallaşma eksikliği olduğuna işaret etti. Kocaeli’nin sanayi üssü olmasının yanı sıra dönüşüm potansiyeli yüksek bir şehir olduğunu dile getiren Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh</p>
<p>Zafer Cantürk, “Kocaeli’nin Türkiye’nin üretim gücünü en iyi temsil eden illerin başında geliyor, otomotivden, kimyaya, metal sanayinden, lojistiğe kadar Kocaeli’nin yüksek katma değerli üretim, dış ticaret ve lojistik üstünlüğüyle öne çıkıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Konuşmasında yeşil ve dijital dönüşümün önemine vurgu yapan Cantürk, “Bugün sadece üretim kapasitesini değil, aynı zamanda yeşil ve dijital dönüşüm yani ikiz dönüşümü de ele alıyoruz. Organize sanayi bölgeleri bu dönüşümün en kritik aktörleri arasında yer alıyor” dedi.</p>
<p>Aralık ayında mesleki eğitim çalıştayı gerçekleştirdiklerini hatırlatan Cantürk, bu kapsamda mesleki eğitimin güçlendirilmesi ve dijital dönüşüm başlıklarında değerlendirmeler yapıldığını söyledi. Mayıs ayında ise yapay zeka ve etki çalıştayının düzenleneceğini belirten Cantürk, “Çalıştaylarımızdan çıkan sonuçları paydaşlarımızla paylaşacağız. Bu çıktılarının hem şehrimize hem de ülkemize önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>YOL HARİTASINI OLUŞTURAN 7 BAŞLIK</h2>
<p>·        Altyapı, enerji ve çevre</p>
<p>·        Teknolojik dönüşüm, dijitalleşme ve inovasyon</p>
<p>·        Finansman, teşvik ve hukuki mevzuat</p>
<p>·        Yönetim modelleri ve sektörel işbirlikleri</p>
<p>·        İşgücü, eğitim ve sosyal refah</p>
<p>·        Pazarlama, rekabet ve kriz yönetimi</p>
<p>·        Ortak akıl</p>
<h2>“Sürdürülebilir bir sanayi için çok çalışmalıyız”</h2>
<p>Sanayi üretimi ve ihracat rakamlarına vurgu yapan Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, “Kocaeli, üretim gücü ve ihracat kapasitesiyle Türkiye’nin lokomotif şehirlerinden biridir. Ortaya koyduğumuz rakamlar, ülkemizin ekonomik kalkınması açısından ne kadar kritik bir rol üstlendiğimizi açıkça göstermektedir” dedi. Küresel rekabet, krizler ve dönüşüm süreçlerine dikkat çeken Vali, “Dünyada yaşanan krizler, savaşlar ve ekonomik dalgalanmalar üretim süreçlerini doğrudan etkilemektedir. Bu süreçte rekabet gücümüzü korumak ve artırmak için dönüşümü erteleyemeyiz. Daha güçlü bir üretim altyapısı, daha yüksek katma değer ve sürdürülebilir bir sanayi için hep birlikte hareket etmek zorundayız. Aksi halde gelecekte rekabet gücümüzü kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/kocaelide-14-osbnin-sorunlari-ortak-akil-ile-cozume-kavusacak-77735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/kocaelide-14-osbnin-sorunlari-ortak-akil-ile-cozume-kavusacak-1776925925.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Organize Sanayi Bölgeleri Dönüşümü Çalıştayı”nda, 14 OSB’nin yapısal sorunları masaya yatırıldı. Dijitalleşme ve yeşil dönüşüm odağında ortak yol haritası oluşturulurken, üniversite-kamu-sanayi iş birliğiyle somut politika önerileri geliştirilmesi hedeflendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/raben-turkiye-genel-muduru-selman-coban-sadece-yuk-degil-cocuklarin-hayallerini-de-tasiyoruz-77699</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Raben Türkiye Genel Müdürü Selman Çoban: Sadece yük değil, çocukların hayallerini de taşıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hem dünyada çocuklara armağan edilmiş ilk bayram olması hem de UNESCO tarafından ilan edilen Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü olması sebebiyle 23 Nisan, evrensel bir anlam taşıyor.</p>
<p>Sektörde bir asra yaklaşan tecrübesiyle Avrupa’nın önde gelen lojistik şirketleri arasında yer alan Raben Group'un da Türkiye’de basılan çocuk kitaplarını Avrupa Birliği (AB) ülkelerine taşıdığı belirtildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e90deb87044-1776881131.jpg" alt="" width="700" height="394" />Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Raben Türkiye Genel Müdürü Selman Çoban, “Bir kitabın sayfaları arasında başlayan yolculuk, sadece bir çocuğun hayal dünyasında değil, kıtaları aşan kusursuz bir lojistik operasyonla tamamlanıyor. Biz de Türkiye’de yüksek kalitede basılan bu değerleri, Avrupa’daki minik okurlara ulaştırarak hem onların kültür dünyasına katkı sağlıyor hem de yayıncılarımızın, üreticilerimizin rekabet gücünü artırıyoruz.” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e90dff126f3-1776881151.jpeg" alt="" width="700" height="467" /><strong>“Hayatın her alanına dokunuyoruz”</strong></p>
<p>Çoban, lojistik firmalarının, ekonominin sahne arkasında kalan ama hikâyenin de tamamlanmasını sağlayan en kritik halkasını oluşturduğunu vurgulayarak, “Hayatın her alanına dokunuyoruz. Türkiye’deki müşterimizin matbaasında büyük bir emekle basılan o renkli sayfaları, Avrupa’daki çocukların başucuna ulaştırırken sadece yük taşımıyor, bu emeği ve çocukların hayallerini de taşıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Farklı sektörlerdeki müşterileri gibi yayınevlerine de Avrupa ülkelerinde rekabet avantajı sağladıklarına dikkati çeken Çoban, lojistiğin artık bir maliyet kalemi değil, büyüme kaldıracı haline geldiğinin altını çizdi. Çoban, “Lojistik süreçler doğru kurgulanamazsa dünyanın en kaliteli ürünü bile başka ülkelerle buluşturulamaz, hikâyeler yarım kalır. Biz de bu nedenle müşterilerimize, ‘Siz kendi hikâyenizi yazmaya odaklanın. Avrupa’daki depo, gümrük ve dağıtım ağını bize bırakın.’ diyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e90ec7bf9fd-1776881351.jpg" alt="" width="700" height="467" /><strong>“Raben, operasyonel gücümüzü daha da geliştiriyor”</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e90e0ac6e14-1776881162.jpg" alt="" width="233" height="349" /></strong>PrintCenter Yönetici Ortağı Şamil Kazmaz da Raben ağı aracılığıyla şu anda Avrupa’da 20’den fazla ülkede 130’un üzerinde yayınevine hizmet verdiklerini söyledi. AB pazarında rekabet etmenin sadece iyi kitap basmakla olmadığını söyleyen Kazmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>“Evrensel hikâyelerin, Türkiye’deki baskı kalitesiyle hayat bulup Berlin’deki bir kitapçı rafına veya Madrid’deki bir çocuğun masasına, dünyadaki rakiplerimizle aynı hızda, aynı kondisyonda ve rekabetçi maliyetle ulaşması gerekiyor. Raben gibi güçlü bir iş ortağıyla operasyonel gücümüzü daha da geliştiriyoruz. Raben ile iş birliğini geliştirmek istememizin en önemli gerekçelerinden biri, önümüzdeki süreçte stok tutma ve mikro dağıtım hizmetlerini de etkin bir şekilde onlardan alarak, ürünlerimizi müşterilerimize çok daha hızlı ve sorunsuz bir şekilde ulaştırabilmek.”</p>
<p><strong>“AB pazarında, lojistik avantajımızla rekabet ediyoruz”</strong></p>
<p>Kazmaz, çocuk kitapları pazarında en büyük tedarikçi olan Uzak Doğu’nun agresif fiyat politikasına karşı Türkiye’nin ve Raben’in lojistik gücünü kullandıklarını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çıkarttığımız işin kalitesinin yanında lojistik hızımız ve ürünlerimizin en iyi kondisyonda raflara ulaşması sayesinde, Uzak Doğulu rakiplerimize kıyasla daha avantajlı bir konumdayız. Avrupalı rakiplerimize karşı da Raben gibi iş ortaklarımızın operasyonel desteğinden faydalanıyoruz. Üstelik kitaplarımızı müşterilerimize daha kısa ve verimli bir tedarik zinciriyle ulaştırarak, sürdürülebilirlikte de öne geçiyoruz.”</p>
<p>Lojistik sektöründe 95 yıllık bir geçmişe sahip olan Raben'in, Avrupa’daki dağıtım gücü ve depolama ağı ile Türkiye’de her büyüklükteki ihracatçı için Avrupalı rakipleri ile rekabet imkânı sağladığı, karmaşık ve hızlı operasyonları kendi geliştirdiği teknolojilerle yönettiği vurgulandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/raben-turkiye-genel-muduru-selman-coban-sadece-yuk-degil-cocuklarin-hayallerini-de-tasiyoruz-77699</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/9/1280x720/raben-group-1776881224.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Bir kitabın sayfaları arasında başlayan yolculuk, sadece bir çocuğun hayal dünyasında değil, kıtaları aşan kusursuz bir lojistik operasyonla tamamlanıyor.&quot; diyen Raben Türkiye Genel Müdürü Selman Çoban, &quot;Türkiye’deki müşterimizin matbaasında büyük bir emekle basılan o renkli sayfaları, Avrupa’daki çocukların başucuna ulaştırırken sadece yük taşımıyor, bu emeği ve çocukların hayallerini de taşıyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-subatta-200-milyar-dolari-asti-77690</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 17:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmaların net döviz açığı şubatta 200 milyar doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlıklarına ilişkin şubat verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, şubatta önceki aya kıyasla finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlıkları 1 milyar 226 milyon dolar, yükümlülükler ise 4 milyar 468 milyon dolar arttı.</p>
<p>Bu gelişmeler sonucunda söz konusu firmaların net döviz pozisyonu açığı, 3 milyar 242 milyon dolar artarak 200 milyar 281 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Varlık dağılımı incelendiğinde şubatta ocak ayına göre yurt dışına doğrudan sermaye yatırımları, türev varlıklar ve menkul kıymetler sırasıyla 914 milyon dolar, 800 milyon dolar ve 106 milyon dolar artarken yurt içi bankalardaki mevduat ve ihracat alacakları sırasıyla 329 milyon dolar ve 265 milyon dolar azaldı. Bunlara bağlı olarak varlıklar 1 milyar 226 milyon dolar arttı.</p>
<p>Yükümlülük dağılımında ise bir önceki aya göre yurt dışından sağlanan nakdi krediler, yurt içinden sağlanan nakdi krediler, ithalat borçları ve türev yükümlülükler sırasıyla 1 milyar 473 milyon dolar, 1 milyar 220 milyon dolar, 1 milyar 123 milyon dolar ve 653 milyon dolar arttı. Bunlara bağlı olarak yükümlülükler 4 milyar 468 milyon dolar yükseldi.</p>
<p>Yükümlülüklerin vade yapısına bakıldığında şubatta yurt içinden sağlanan kısa vadeli krediler ocak dönemine göre 10 milyon dolar azalırken uzun vadeli krediler 1 milyar 230 milyon dolar arttı.</p>
<p>Yurt dışından sağlanan kredilerde kısa vadeli olanlar 1 milyar 718 milyon dolar, uzun vadeli olanlar ise 878 milyon dolar arttı.</p>
<p>Kısa vadeli varlıklar şubatta 148 milyar 67 milyon dolar iken kısa vadeli yükümlülükler 143 milyar 511 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kısa Vadeli Net Döviz Pozisyonu Fazlası ise 4 milyar 556 milyon dolar olarak gerçekleşerek ocak dönemine göre 2 milyar 83 milyon dolar azaldı.</p>
<p>Kısa vadeli yükümlülüklerin toplam yükümlülükler içindeki payı yüzde 37 düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-subatta-200-milyar-dolari-asti-77690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/3/1280x720/dolar-dollar-1768292317.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın şubat verilerine göre, finansal kesim dışındaki firmaların net döviz açığı yaklaşık 3,2 milyar dolar artışla 200,3 milyar dolara çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/omer-koc-ortak-basarilarla-dolu-bir-100-yili-geride-biraktik-77689</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 16:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ömer Koç: Ortak başarılarla dolu bir 100 yılı geride bıraktık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Koç Topluluğu'nun 100. yılı kapsamında düzenlenen Vehbi Koç Ödülü'nün sahibi, kültür alanında sanatçı Canan Tolon oldu.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu ile Prof. Dr. Zeynep Çelik, Prof. Dr. Ayla Ödekan, Kerem Kabadayı, Murathan Mungan ve Sadık Karamustafa'dan oluşan Seçici Kurul'un önerdiği üç aday arasından belirlenen Tolon, çalışmalarında insan deneyimi, değişim ve hafıza temalarına odaklanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8cf53bf8c7-1776865107.jpg" alt="" width="700" height="394" />Sanatçı, didaktik bir dil yerine izleyiciyi düşünmeye yönelten bir yaklaşım benimserken, göç, yıkım ve zaman gibi temalar üzerinden toplumsal gerçekliklere işaret ediyor.</p>
<p>Törende topluluğun 100. yılına özel hazırlanan "Unutulmaz Yüzlerle Dolu Bizim 100'ümüz" filminin tanıtımı da yapıldı. Oyuncu Halit Ergenç ve müzisyen Alança Oskay'ın orkestra eşliğinde canlı seslendirdiği film, topluluğun geçmişten bugüne uzanan hikayesi ve ikinci yüzyıla ilişkin perspektifini anlatıyor.</p>
<p><strong>"Bu süreçte pek çok alanda ilkleri gerçekleştirdik"</strong></p>
<p>Törende konşma yapan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, bu yıl 25'incisi düzenlenen Vehbi Koç Ödül Töreni'nin Topluluğun 100. yılına denk gelmesiyle ayrı bir anlam taşıdığını belirtti.</p>
<p>Topluluğun bir asırlık tarihinde yatırımı ve istihdamı, kalkınma ve müşterek refahın temel unsurları olarak gördüğünü aktaran Koç, "100. yıl filmimizde de vurguladığımız gibi, asırlık tarihimizi sadece unutulmaz hikayeler değil, bu hikayeleri mümkün kılan yüzler de oluşturuyor. İşte bu sebeple bizim 100 yılımız unutulmaz yüzlerle dolu." ifadesine yer verdi.</p>
<p>Koç, sahada, fabrikalarda, ofislerde sorumluluk alan çalışma arkadaşları, bayileri, iş ortaklarının emekleri neticesinde 100. yaşlarını büyük bir gurur ve sevinçle kutladıklarını vurgulayarak, "Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, küllerinden doğan bir ulusa istikamet çizerek bir medeniyet ve aydınlanma projesi inşa etmiştir. Bu şartlar içerisinde kurulmuş olan Topluluğumuz, Cumhuriyet'in fikir ve ilkelerini samimiyetle benimsemiş, değerlerini kendisine rehber edinmiştir." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>Topluluğun bir asırlık yolculuğunda sanayileşme, kalkınma ve kurumsallaşmanın öncülerinden olduğuna dikkati çeken Koç, bu süreçte pek çok alanda ilkleri gerçekleştirdiklerini belirtti.</p>
<p>Koç, 60'ın üzerinde ülkede 120 binden fazla çalışanla faaliyet gösteren uluslararası bir teşkilat haline geldiklerine işaret ederek, "Topluluğumuz eğitime, bilime, kültüre ve sanata katkıyı sorumluluğumuzun ayrılmaz bir parçası addetmiştir. Bu anlayışın bir yansıması olarak, 57 yıl önce Vehbi Koç Vakfı kurulmuştur. Vehbi Bey'in 'insani ve milli bir vazife' olarak tarif ettiği hayır işleri, kurumlara ilave olarak hayata geçirilen projeler, burs programları ve sivil topluma verilen desteklerle yürütülmeye devam etmektedir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Her sene dönüşümlü olarak eğitim, kültür ve sağlık alanlarında Türkiye'nin ve Türk insanının gelişimine katkı sunan kıymetli isimlere verilen Vehbi Koç Ödülü'nün de bu çerçevede önemli bir rol üstlendiğini vurgulayan Koç, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu yılki ödüle layık görülen sanatçı da alışılmış kalıpların ötesine geçen, düşünmeye davet eden bir yaklaşımı temsil ediyor. Sanatın en kıymetli tarafı alışılmışı sorgulatması ve değişimi teşvik etmesidir. Bundan dolayı kültür ve sanata katkıyı bir tercih değil, insanımıza ve Cumhuriyetimize borç ve vazgeçilmez bir mesuliyet olarak değerlendiriyoruz. İkinci yüzyılına adım atmış bir Topluluk olarak, tecrübemizden aldığımız güçle ve değerlerimizin işaret ettiği istikamete doğru yolumuza devam edeceğiz.</p>
<p>Değişen dünyayı isabetle okuyan, bilimi ve aklı rehber edinen, değerlerinden taviz vermeyen bir anlayışla hareket edeceğiz. İlk yüzyılımızda olduğu gibi, gelecekte de yalnız yürümeyeceğimizi biliyoruz. Çalışma arkadaşlarımız, bayilerimiz, iş ortaklarımız, en büyük güvencemiz olmaya devam edecek. Ortak başarılarla dolu bir 100 yılı geride bıraktık, gelecek 100 yılın eşiğindeyiz. Aynı inanç, aynı vizyon ve aynı vatan sevgisiyle yılmadan yorulmadan yolumuza devam edeceğiz."</p>
<p><strong>"Sanat üretimi çok yalnız bir süreçtir ama zihinde bir kalabalıkla birlikte üretilir"</strong></p>
<p>Vehbi Koç Ödülü'nün sahibi Canan Tolon da vakfın kendisine verdiği ödülün geleceğe dönük bir destek ve aynı zamanda bir cesaret kaynağı olduğunu belirtti.</p>
<p>Tolon, sanat üretimini "yalnız ancak zihinsel olarak kalabalık bir süreç" olarak tanımladığını ifade ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Beni bu değerli ödüle layık gören Vehbi Koç Vakfı'na ve Seçici Kurul üyelerine çok teşekkür ediyorum. Çocukken, 'İstediğin her şey olabilirsin' mottosu benim için hiç geçerli değildi. Hatta biraz ürkütücü de geliyordu. Bunları erken yaşta bilmek garip bir şekilde benim için bir özgürlük oldu ve hayal kurmak için bir engel değildi. Sanat üretimi çok yalnız bir süreçtir ama zihinde bir kalabalıkla birlikte yaratılır, üretilir ve oluşur. Size yakın olanlar, henüz tanımadıklarınız ya da hiçbir zaman tanışmayacaklarınız. Onlarla bir diyalog kurduğunuzu hayal edersiniz. Hayal kurmak bir güçtür."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/omer-koc-ortak-basarilarla-dolu-bir-100-yili-geride-biraktik-77689</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/omer-koc.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koç Topluluğu&#039;nun 100. yılı kapsamında düzenlenen Vehbi Koç Ödülü&#039;nün sahibi Canan Tolon oldu. Törende konuşan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, &quot;Ortak başarılarla dolu bir 100 yılı geride bıraktık, gelecek 100 yılın eşiğindeyiz. Aynı inanç, aynı vizyon ve aynı vatan sevgisiyle yılmadan yorulmadan yolumuza devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmirde-iklim-dayanikliligi-gucleniyor-77685</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 16:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İklim direnci toplumsal dayanışma varsa gerçek olur&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir’de iklim dayanıklılığını güçlendirmek amacıyla Zurich Sigorta Grubu Türkiye, Z Zurich Foundation, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Sürdürülebilir Kentler Birliği (ICLEI) iş birliğiyle yürütülen Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi’nin tanıtım toplantısı Tarihi Havagazı Fabrikası’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İkinci Başkan Vekili Elvin Sönmez, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız ve ICLEI Küresel Uygulama ve İş Geliştirme Direktörü Sunandan Tiwari’nin katılımıyla düzenlenen toplantıda proje kapsamında yürütülen saha çalışmalarıyla, fiziksel dayanıklılığın yanı sıra toplumsal dayanışma, katılım, yerel sahiplenme ve ortak öğrenme kapasitesinin de güçlendirildiği dile getirildi.</p>
<h2> “Kentler gerçekten dirençli bir hale gelebilir”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h567q95gc/storage/files/images/2026/04/22/elvin-sonmez-uswx.jpg" alt="İzmir’de iklim dayanıklılığı güçleniyor - Resim : 1" width="850" height="567" data-lightbox="true" /></p>
<p>İklim krizinin artık sadece çevresel bir sorun olmaktan çıktığını vurgulayan İzmir Büyükşehir Belediyesi İkinci Başkan Vekili Elvin Sönmez, “Bu nedenle yerel yönetimlerin görevi yalnızca altyapı üretmek değil. Asıl sorumluluk; eşitsizlikleri azaltan, dayanışmayı büyüten, yurttaşı sürecin öznesi haline getiren bir iklim politikasını hayata geçirmek. İzmir’de tam da bu anlayışla hareket ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki iklim direnci, aynı zamanda toplumsal dayanışma varsa gerçek olur. Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi, bu yaklaşımın sahadaki en somut örneği. Kadifekale ve Agora’da yürütülen çalışmalar, bize şunu açıkça gösterdi; bilgi paylaşıldığında, yurttaş sürece aktif olarak katıldığında ve mahalle ölçeğindeki örgütlenme güçlendirildiğinde kentler gerçekten dirençli bir hale gelebilir” dedi.</p>
<h2>“Amacımız kalıcı ve kapsayıcı çözümler bulmak”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8ca59cb44d-1776863833.webp" alt="" width="700" height="492" />Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız da iklim değişikliğinin etkilerinin artık hayatın her alanında daha yakından hissedildiğine dikkat çekerek “Zurich Sigorta Grubu Türkiye olarak başarıyı yalnızca finansal sonuçlarla değil, tüm paydaşlarımız için yarattığımız değerle ölçüyoruz. İzmir’de 2023 yılında başlattığımız Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi de yarattığımız bu değerin örneklerinden biri. Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli'ne göre Türkiye, iklim değişikliği ve küresel ısınmadan en çok etkilenecek ülkelerden biri. Akdeniz Havzası bu etkilerin en yoğun hissedildiği bölgelerden biri olurken, Anadolu’da da İzmir bu riskin doğrudan hissedildiği şehirler arasında yer alıyor. Olağanüstü hava olaylarının olma sıklığı ve olduğunda yaşanan etkileri değişti. Küresel ısınma, bizzat hayatımızı etkileyen ve etkilemeye devam edecek global bir sorun. Bu projemiz İzmir Büyükşehir Belediyesi ile beraber İzmir'de yaşayan, bu havayı soluyan, bu suyu içen ve küresel ısınmadan olumsuz etkilenen vatandaşlarımızı dahil ederek, diğer paydaşları da dinleyerek, bu işin içinde olan insanların hayatlarından ve onlardan öğrendiğimiz bilgilerle oluşturulan, yaşayan ve yaşamaya devam edecek bir çalışma. Amacımız, vatandaşlarımızı ve paydaşlarımızı bu sürecin parçası yapmak ve hep beraber iklim değişikliğini ve onun olumsuz etkilerini giderecek kalıcı ve kapsayıcı çözümler bulmak” diye konuştu.</p>
<h2>“Örnek bir model”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h567q95gc/storage/files/images/2026/04/22/sunandan-tivari-9x53.jpg" alt="İzmir’de iklim dayanıklılığı güçleniyor - Resim : 3" width="850" height="567" data-lightbox="true" /></p>
<p>ICLEI Küresel Uygulama ve İş Geliştirme Direktörü Sunandan Tiwari ise “İzmir’de hayata geçirilen bu proje, iklim risklerini ele alırken teknik yetkinliği, topluluk öncülüğündeki çözümleri ve kamu-özel sektör iş birliklerini bir araya getirmesiyle öne çıkıyor. Yerel topluluklar, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Zurich Türkiye ile birlikte çalışan ICLEI, bu proje kapsamında geliştirilen bilgi, beceri ve çözümlerin topluluk içinde kalıcı hale gelmesini ve yerel yönetim tarafından benimsenmesini sağladı. Komşuların iklim riskleri etrafında kendi kendine organize olması, bu sosyal dokunun uzun vadeli kentsel dayanıklılığın temelini oluşturmasına katkı sunuyor. İzmir, tüm küresel ağımızdaki şehirlerin karşı karşıya olduğu iklim krizine nasıl yaklaşabileceğine dair örnek bir model sunuyor” sözlerine yer verdi.</p>
<p>Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi Koordinatörü Nida Bilgen de proje kapsamında yapılan çalışmaları ve hedefleri aktardı.</p>
<h2> Kadifekale Mahalle Bostanı’nda ürün ekimi yapıldı</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h567q95gc/storage/files/images/2026/04/22/mahalle-bostanlari-xikj.jpg" alt="İzmir’de iklim dayanıklılığı güçleniyor - Resim : 4" width="850" height="567" data-lightbox="true" /></p>
<p>Projenin tanıtım toplantısının ardından Kadifekale Mahalle Bostanı katılımcısı 98 kadın ve beraberindeki çocuklar ile proje katılımcıları bostanda yazlık ürün ekimi yaptı. Ayrıca bölgede yer alan bir okulda mini bostan kuruldu. Program kapsamında iklim dirençli fide üretim serasında tohumlar ekildi.</p>
<h2>Mahallelerin iklim risklerine karşı dayanıklılığı artırıldı</h2>
<p>2023 yılında İzmir’de başlatılan proje kapsamında, mahalle ölçeğinde iklim risklerine karşı dayanıklılığı artıran bütüncül çalışmalar hayata geçirildi. Bu çalışmalarla afetlere karşı topluluk dayanışması güçlendirilirken, mahalle sakinlerinin kriz anlarında daha bilinçli ve birlikte hareket edebilmelerini destekleyen Mahalle İklim Afet Gönüllüleri Komitesi kuruldu. Sel ve aşırı hava olaylarına karşı önleyici çözümler uygulanarak sel riski altındaki haneler, okullar ve kamusal alanlara sel bariyeri gibi pratik destekler sağlandı. Aynı zamanda, sıcak hava dalgalarının etkisini azaltmaya yönelik mekânsal çözümler geliştirildi.</p>
<p>Proje kapsamında ayrıca, iklim dayanıklılığına ilişkin bilgi ve farkındalığın artırılması amacıyla eğitim içerikleri geliştirildi hem okullarda hem de belediye merkezlerinde yaygınlaştırıldı. İmariye Mahallesi’nde hayata geçirilen Mahalle Bostanı iyileştirmeleri ve sera uygulamalarıyla ise gıda güvenliğini destekleyen, mahalle ölçeğinde kalıcı ve sürdürülebilir altyapı çözümleri oluşturuldu. Bu bütüncül yaklaşım sayesinde proje ile yaklaşık 16 bin mahalle sakinine ulaşırken, İzmir’de iklim dayanıklılığının güçlendirilmesi adına güçlü bir model oluşturuldu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmirde-iklim-dayanikliligi-gucleniyor-77685</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/5/1280x720/izmirde-iklim-dayanikliligi-gucleniyor-1776863214.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Büyükşehir Belediyesi, Sürdürülebilir Kentler Birliği, Zurich Sigorta Grubu Türkiye ve Z Zurich Foundation, iş birliğiyle yürütülen “Toplumlar İçin İklim Dayanıklılığı Projesi” ile İzmir’de somut ve ölçülebilir etki yaratılması amaçlanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi İkinci Başkan Vekili Elvin Sönmez, &quot;Biliyoruz ki iklim direnci, aynı zamanda toplumsal dayanışma varsa gerçek olur. Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi, bu yaklaşımın sahadaki en somut örneği.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-enflasyonla-mucadele-cok-oluyor-artik-bir-yerde-duralim-yaklasimlari-miyopik-77682</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 15:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: &#039;Enflasyonla mücadele çok oluyor, artık bir yerde duralım&#039; yaklaşımları miyopik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, katıldığı bir programda ekonomi gündemine dair değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Şimşek, Kanal 7 Medya Grubu tarafından düzenlenen "Yükselen Türkiye Zirveleri"nde yaptığı konuşmada, yapay zeka, robot ve otonom sistemlerin büyük bir fırsat olduğunu kaydederek, bunun maalesef eşit dağılmayacağını, bu teknolojileri kontrol edenlerin, bu teknolojileri üretenlerin avantajlı durumda olduğunu söyledi.</p>
<p>Yapay zekanın en büyük ayağının verimliliği artıracak bir teknolojik hizmet sunacak olması olduğunu aktaran Şimşek, istihdam piyasaları üzerinde büyük etkisi olacağını dile getirdi.</p>
<p>Şimşek, geçmişte nitelikli görülen ve hiç etkilenmeyecek denilen alanların şu anda çok hızlı şekilde yapay zeka ile arka plana itilmekle karşı karşıya olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Artan gelir ve servet eşitsizliği riski, ülke içinde, ülkeler arasında ciddi bir risk. Bölgeler arası dengesizlikler ciddi risk. Yapay zeka verimliliği artırarak refahı artırabilir ama onun dışındaki etkilerin yönetilmesi gerekir. Şimdi tabii otonom, yani robotlar, otonom sistemler dedik, oturup şikayet edeceğimize, sanayicimiz için söylüyorum, daha çok erken aşamadayız. Küresel robot piyasası, 100 milyar dolar civarı bir piyasa. Az bir piyasa değil ama küresel ekonomi için ufak bir piyasa. Bu piyasa, 2050'ye kadar 100 milyar dolardan 25 trilyon dolarlık bir pazara dönüşecek. Şimdi bizim üniversitelerimizin, sanayicilerimizin oturup bu trendleri ıskalamaması lazım. Bunlara odaklanması lazım. Çünkü katma değer burada, kar marjları burada, en azından orta vadede. Dolayısıyla fırsat pencereleri Türkiye için büyük. Yapay zekanın hukuk, sosyal bilimler, yönetim gibi alanları çok daha dramatik bir şekilde etkilemesi bekleniyor ama el yordamıyla yapılan işlere etkisi daha düşük görülüyor."</p>
<p><strong>"Kalıcı, sürdürülebilir yüksek büyümenin formülü düşük enflasyondur"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, dünyanın borcunun dünya milli gelirine oranının yüzde 300'ün üzerine çıktığı bilgisini paylaşarak, gelişmekte olan ülkelerde bu oranın yüzde 235, Türkiye'de ise bu oranın yüzde 92 olduğunu vurguladı.</p>
<p>Türkiye'nin burada avantajı olduğuna işaret eden Şimşek, "Bizde borçluluk çok yüksek değil. Ne hane halkının ne devletin ne şirketlerin ne de finans sektörünün. Şimdi bu bize ne anlatıyor? Türkiye'nin yine bu küresel meydan okumalardan bir tanesi olan borçluluk noktasında avantajlı olduğunu gösteriyor. Hane halkı ve reel sektörün borcu düşük olduğu için biz eğer enflasyonu tek haneye düşürürsek, büyüme katlanır. Bu enflasyonla mücadele çok oluyor, artık bir yerde duralım yaklaşımları var. Bu çok miyopik bir yaklaşımdır. Çünkü kalıcı, sürdürülebilir yüksek büyümenin formülü, tabii ki düşük enflasyondur." diye konuştu.</p>
<p>Şimşek, dünyada diğer bir meydan okumanın dünyada hızla yaşlanan nüfus olduğuna işaret ederek, Türkiye'de de nüfusun hızlı şekilde yaşlanacağını söyledi.</p>
<p>Nüfusun hızlı yaşlanmasının getirdiği dramatik etkiler olduğuna değinen Şimşek, "Biz fırsat penceresine bakacağız. Sağlık turizmi, yaşlı bakım hizmetleri şu an 4,2 trilyon dolarlık bir pazar. Orta vadede 8,5 trilyon dolara çıkıyor. Dolayısıyla her yerde fırsat var. Meydan okumalar var ama fırsatlar da var. Önemli olan şikayeti bırakıp bu fırsatlara odaklanmak. Biz turizmde çok iyi bir ülkeyiz, sağlıkta çok iyi bir noktadayız. İkisini birleştirelim, buyurun size muazzam fırsat. Şimdi küresel ısınma bir realite dedik. Bunu ben söylemiyorum, istatistikler söylüyor. Birçok ülkede, Türkiye dahil, su stres seviyesi yüksek. Bütün bunlar bizim tabii ki değişim, dönüşüm yapmamızı gerektiriyor. Hükümetlerimiz döneminde sulama yatırımlarına çok ciddi kaynak ayırmışız. 108 milyar dolarlık yatırım yapılmış sadece sulamaya. Biz burada da seyirci değiliz. Tabii ki birçok anlamda tedbir lazım. Yeşil teknolojiler, yenilenebilir enerjide Türkiye büyük bir potansiyele sahip. Bunu ben söylemiyorum, uluslararası akademisyenler söylüyor. Küresel temiz enerji yatırımları da yine ikiye katlanacak. Daha fazla artacak. Yani 2 trilyon dolar civarından 4,5 trilyon civarına çıkacak." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Bu program olmasaydı enflasyon nereye giderdi sorusunu sormak için biraz kafa yormak gerekiyor"</strong></p>
<p>Şimşek, küresel ekonominin kısa vadede savaşın beraberinde getirdiği önemli bir arz şokuyla karşı karşıya olduğunu belirterek bunu iyi yönettiklerini bildirdi.</p>
<p>Orta-uzun vadede dünyanın karşı karşıya olduğu büyük meydan okumalar olduğuna işaret eden Şimşek, "Bu meydan okumalara karşı biz ülkemizi doğru ve güçlü bir şekilde konumlandırıyoruz ve fırsat penceresinden olaylara bakıyoruz. Bizim uygulamakta olduğumuz ekonomi programının 3 evresi var. Birinci evre risklerin kontrolüydü, yönetimiydi. 2023'te tarihimizin en büyük felaketi, deprem felaketi yaşanmış, 13 ilimizde milyonlarca vatandaşımız büyük bir depremden etkilenmişti. Bugün hiç yokmuş gibi söylemler var. Şimdi bu depremin yaralarını sararken büyük bütçe açıkları verip de bu bütçe açıklarını parasallaştırırsanız, yani para basarak finanse ederseniz, hiperenflasyona girersiniz. Bunu yapmamanız lazım. EYT hayata geçirildi. 3 milyon civarında vatandaşımız, yani 37-38 yaştan 40'lı yaşlara kadar erken emekli oldu, daha olacak, EYT kanunu bu." şeklinde konuştu.</p>
<p>Şimşek, Türkiye'de, 2023'te 120 milyar dolar seviyesinde ciddi bir dış ticaret açığı bulunduğunu kaydederek, finansmana, dış finansmana erişimde sıkıntıların olduğunu anımsattı.</p>
<p>Bu risklerin yönetiminin önemli olduğunu vurgulayan Şimşek, "Ülkenin bir ödemeler dengesi stresine girmemesi, enflasyonun 3 haneye gitmemesi için çok ciddi bir çaba gösterilmesi gerekiyordu. Çok kolay söylemler var, 'enflasyon şuradaydı da şimdi buraya gelmiş', tamam da bu program olmasaydı enflasyon nereye giderdi sorusunu tabii sormak için biraz kafa yormak gerekiyor. Kolaycı yollar her zaman tercih ediliyor. Şimdi dolayısıyla ilk yılı biz böyle geçirdik, o geride kaldı." dedi.</p>
<p><strong>"Bütçe açığı yüzde 5,1'den yüzde 3'ün altına düştü, yüzde 3'ün altı zaten ideal"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, programda ikinci evrede hedefin ekonomideki dengesizlikleri azaltmak olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Şimşek, "Enflasyonu azaltmaya başlamak, bütçe açığını azaltmak, cari açığı azaltmak, KKM'den çıkış. KKM çok önemli bir koşullu yükümlülüktü. İkinci evreyi de geriye bıraktık ve ana hedeflerin tamamında ilerleme sağladık, sonuç aldık. Şimdi üçüncü evre var. Üçüncü evre ise biraz önü açık bir evre. Normalde 2027 sonu diye bekliyorduk bu evrenin tamamlanması için. Fakat gerek geçen sene yaşanan şoklar, gerek bu sene çok daha devasa bir dış şokla karşı karşıyayız. Bu şoklar tabii üçüncü evreyi etkiliyor. Bu bir bahane de değil, bu bir gerçeklik. Bütün dünya şu anda bu şokun etkileriyle mücadele edecek, bunları yönetecek." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Hedeflerinin bugüne kadarki kazanımları pekiştirmek olduğunu dile getiren Şimşek, bunun da reformla pekiştirilebileceğini söyledi.</p>
<p>Şimşek, "Politikayla bir yere varırsınız. Para politikası, maliye politikası gibi ama bunu kalıcı hale getirmenin tek yolu var, o da reformdur, dönüşümdür. Bu reel sektörde de dönüşüm gerekiyor, kamuda da dönüşüm gerekiyor. Genel anlamda bir reform çabası gerekir. İkincisi, tabii burada tek haneli enflasyon, cari açığın kalıcı olarak sorun olmaktan çıktığı, bütçe açıklarının kalıcı olarak yüzde 3'ün altına düştüğü ve verimlilik ve rekabet gücünün kalıcı bir şekilde arttırıldığı bir dönem. Şimdi bu döneme ilişkin vizyonumuzda zerre değişiklik yok ama tabii ki bu dönemin ne kadar süreceği meselesi, tabii ki dış gelişmelerin bir fonksiyonudur. Burada da bizim söylediğimize aykırı bir şey yok." şeklinde konuştu.</p>
<p>Enflasyonun yüzde 85 ile Ekim 2022'de zirveyi bulduğunu, yılı 64 ile kapattığını ve ondan sonra 2023'te enflasyonu 65'te tuttuklarını anlatan Şimşek, "Dezenflasyon 2024'te başlamış, yüzde 44. Geçen sene yüzde 31, şu anda da yüzde 31 civarı. Geçici olarak 1-2 ay bu son gelişmeler etkiler ama enflasyonun aşağı yönlü trendinde bir değişiklik olmayacak, enflasyonu düşürmek ve o trendi devam ettirmek Türkiye için önemli bir kazanım. Gelir dağılımının kötüleştiği dönemler var son 20-25 yılda. İyileştiği dönemler var. Dezenflasyonla birlikte gelir dağılımında iyileşme başlamıştır ama tabii ki daha gideceğimiz mesafe var." dedi.</p>
<p>Şimşek, muhtemelen bu yılın ortası itibariyle deprem bölgesinde yeniden inşa ve ihya sürecinin büyük oranda tamamlanmış olacağını bildirdi.</p>
<p>Geçen sene sonu itibariyle 90 milyar dolar para harcandığını aktaran Şimşek, "Bunu piyasalara hissettirtmeden, önemli bir şok yaşatmadan, bu imkanları biz ilgili Bakanlığa aktardık, ilgili birimlere aktardık ve bu 455 bin konut teslim edildi. Şimdi devam eden 166 bin var. Bu sene içerisinde onlar da tamamlanmış olacak. Dünyada bu kadar büyük bir yükün altından bu kadar rahat bir şekilde çıkışı başaran kaç tane ülke vardır bilmiyorum. Ama bu önemli bir kazanım. Çabuk unutuyoruz. Bu deprem yaralarının sarılmasına rağmen, 90 milyar dolar para harcamamıza rağmen, EYT'nin sisteme etkisine rağmen, bakın bütçe açığı yüzde 5,1'den yüzde 3'ün altına düştü. Yüzde 3'ün altı zaten idealdir." şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Mal sattığımız ülkelerde talep zayıflayacak"</strong></p>
<p>Şimşek, dünyanın hiçbir dönemde olmadığı kadar yoğun bir belirsizlikle karşı karşıya bulunduğunu, kutuplaşmaların, çatışmaların, gerilimlerin söz konusu olduğunu söyledi.</p>
<p>ABD/İsrail-İran savaşının beraberinde getirdiği geçici birtakım makro ekonomik etkilerin olduğunu dile getiren Şimşek, küresel enflasyonda bir yükseliş beklentisi, finansal koşullarda bir miktar sıkılaşma riski ve büyümede bir ivme kaybının konuşulduğunu ifade etti.</p>
<p>Şimşek, dünyanın savaşlar, jeopolitik gerginliklerle beraber iklim krizi, borç sorunu, ticarette korumacılık gibi birçok sorun ve başlıkla karşı karşıya olduğunu belirtti.</p>
<p>Türkiye için önemli hususlardan birinin ticaret ortakları olduğunu ifade eden Şimşek, "Biz dünyaya mal ve hizmet satıyoruz. Geçen sene 400 milyar dolar civarında dünyaya mal ve hizmet sattık. Şimdi 400 milyar dolar önemli bir para, önemli bir büyüklük. Peki bizim bu mal ve hizmet sunduğumuz ülkelerde büyüme nasıl? İhracatımızın yüzde 95'inin gittiği ülkelerde büyüme geçen sene yüzde 2,4'tü. Dünya büyümesinin bir puan altındaydı. Bu sene IMF'nin tahminlerine göre, bu da referans senaryo, yani makul bir senaryo, yüzde 1,6'ya gerileyecek, yani bizim mal sattığımız ülkelerde talep zayıflayacak. Özellikle Avrupa Birliği'nde (AB) ama daha önemlisi Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da savaşın etkisiyle büyüme dramatik bir şekilde yavaşlayacak. Bunlar öngörü. Tabii bu bizim ihracatımızı önemli ölçüde etkileyebilecek bir faktör." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Çin, ABD'ye satamadığı ürünleri bütün dünya pazarlarına yüklüyor"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, Merkez Bankasının yaptığı bir çalışmaya değinerek, ihracatın dış talep esnekliğinin kur esnekliğine kıyasla 11 kat güçlü olduğunu, esas belirleyici olanın dış talep olduğunu söyledi. Şimşek, "Kur etkisizdir demiyorum ama esas belirleyici taleptir ve maalesef talepte de 2026 için en azından şu an itibarıyla öngörüler çok da olumlu değil." dedi.</p>
<p>"İkinci Çin Şoku"na işaret eden Şimşek, "Birinci Çin Şoku"nun kural bazlı bir dünyada Çin'in Dünya Ticaret Örgütüne katılımı olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Şimşek, Çin'in bugün dünya imalat sanayinin yüzde 30'unu ürettiğini belirterek, "Eğer dünya bu şekilde devam ederse, Çin önümüzdeki 10 yıl içinde belki dünya imalat sanayinin yüzde 45'ine hakim olacak. Tek başına bir ülke küresel imalat sanayinin neredeyse yarısına hakim olacak. Çin'de artık ucuz iş gücü üzerinden bir üretim yok. Çin teknolojide Batı'yı geride bıraktı." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Ticarette önemli kırılmalar yaşandığını dile getiren Şimşek, ABD'nin Çin'e karşı yüksek gümrük tarifleri uygulamasına rağmen Çin'in dış ticaret fazlasının 1,2 trilyon dolar olduğunu söyledi.</p>
<p>Bakan Şimşek, bunların Türkiye'ye de etkisi olduğunu, Çin'in ABD'ye satamadığı ürünleri bütün dünya pazarlarına yüklediğini ifade etti.</p>
<p><strong>"Küresel savunma sanayi harcamalarındaki artış Türkiye için bir fırsat penceresi"</strong></p>
<p>Şimşek, küresel ekonominin kısa vadede belirsizliklerle karşı karşıya bulunduğunu, orta uzun vadede ise önemli meydan okumalar ve fırsatlar olduğunu söyledi.</p>
<p>Önemli bir meydan okumanın küresel savunma sanayi harcamaları olduğunu dile getiren Şimşek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Bütün ülkeler, mesela Avrupa'da şu anda bazı ülkeler milli gelirinin yüzde 5'ini savunma sanayine harcamaya başladı. Trump'ın istediği de NATO ülkelerinden bu biliyorsunuz. Yüzde 3,5 doğrudan doğruya silah sanayine, yüzde 1,5'i de dolaylı olarak onu destekleyen altyapıya. Şimdi Türkiye burada büyük bir fırsat penceresi görüyor. Cumhurbaşkanı'mızın 20-25 yıldır buradaki güçlü liderliği, buradaki hassasiyetleri Türkiye için büyük bir fırsat penceresi aralamış durumda. Şimdi küresel savunma sanayi harcamaları 2,6 trilyon dolardan 6,6 trilyon dolara çıkacak. Dolayısıyla savunma sanayinde Türkiye çok güçlü bir altyapıya sahip ve bundan dolayı da biz bunu bir fırsat olarak görüyoruz. Aynı zamanda Türkiye'nin caydırıcılığını da artıran önemli bir faktör."</p>
<p><strong>"Küresel parçalanmalara karşı bağlantısallığa yatırım yapıyoruz"</strong></p>
<p>Şimşek, ikinci büyük trendin ticarette korumacılık olduğunu, ticaretteki korumacı önlem sayısının 4 bin tedbir civarına çıktığını söyledi.</p>
<p>Bunun çok dramatik bir artış olduğu değerlendirmesini yapan Şimşek, bu konjonktürde Türkiye'nin durumuna ve kendini konumlandırmasına değindi. Şimşek, "Biz de bu korumacılığa karşı kendimizi nasıl daha güçlü konumlandırırız? Onun çabasındayız. Bir taraftan bağlantısallığı, Türkiye'yi merkeze oturtan ticaret, enerji ve diğer bütün koridorların merkezinde oturtan bir çaba içindeyiz. Kalkınma Yolu onlardan biri. Daha savaştan çok önce Körfez ülkeleri ve Irak'ı ikna edip gelin Basra'dan Türkiye'ye yaklaşık olarak 1200-1250 kilometrelik bir demir yolu hattı döşeyelim, bir otoyol yapalım, yanına bir de enerji koridoru yapalım, bu Cumhurbaşkanı'mızın fikri ve daha savaştan çok önce. Burada Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Irak bunların hepsi birer paydaş." dedi.</p>
<p>Orta Koridor'un önemini vurgulayan Şimşek, bu koridorun Asya'yı Avrupa'ya bağlayan ana koridorlardan biri olduğunu ve Anadolu'dan geçtiğini belirtti.</p>
<p>Şimşek, bu koridorun güçlendirildiğini dile getirerek, "İstanbul'daki 3. Köprü, o köprüden geçecek demir yolu bağlantısı için özellikle geniş yapıldı, bu Orta Koridor'un en önemli birleşeni 8,1 milyar dolarlık bir proje. Projenin yüzde 83'ünü uluslararası finansal kuruluşlar sağlayacak. Onun çok önemli bir bileşeni olan Dünya Bankası ile olan anlaşmayı biz imzaladık. Niye bunu yapıyoruz? Orta Koridor'u güçlendirmek için. Dolayısıyla ticaretteki parçalanmalara karşı bizim stratejimiz ne? Küresel parçalanmalara karşı biz bağlantısallığa, bölgesel ekonomik entegrasyona yatırım yapıyoruz, bu koridorları Türkiye'nin menfaatine güçlendiriyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Yeni nesil ticaret anlaşmalarının peşindeyiz"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, yeni nesil ticaret anlaşmalarının peşinde olduklarını belirterek, hizmet ticaretinde henüz bir korumacılık olmadığını dile getirdi.</p>
<p>Şimşek, sağlık turizmi, eğitim, normal turizm, yeniden inşa yani taahhüt işlerinin de ihracat olduğunu kaydederek, "Şimdi hizmet ihracatında henüz bizim bildiğimiz anlamda bir korumacılık, yani tarife veya tarife dışı uygulamalar yok. Bu yüzden bundan sonra yapacağımız ticaret anlaşmalarına diyoruz ki hizmetleri de katalım, kamu alımlarını da katalım, tarımı da katalım diyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Bütçe açığı yüzde 9,8 olacaktı"</strong></p>
<p>Şimşek, önceki dönemdeki bakanın kendisine bir rapor verdiğini belirterek, "26 Mayıs 2023 tarihinde seçimler bitmeden, Hazine ve Maliye ekibi raporuna göre, tedbir alınmazsa baz senaryo ile bütçe açığı yüzde 9,8 olacaktı. Siz gelip bu bütçeyi toparlamak için ve depremin yaralarını sarmak için, kaynak anlamında çaba için kayıt dışılıkla mücadele ettiğiniz zaman birileri mutlu olmuyor." diye konuştu.</p>
<p>Herkesin kayıt dışılıkla mücadele edilmesini istediğini ancak kimsenin kendisine dokunulmasını istemediğini dile getiren Şimşek, büyük sivil toplum kuruluşlarının da kayıt dışılıkla mücadeleyi desteklediğini vurguladı.</p>
<p>Şimşek, bütçe disiplinine yönelik şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Bugün eğer bütçede biz bu disiplini sağlamasaydık, eşel mobil sistemini uygulayabilir miydik? Bugün mazot, benzin fiyatları ne olurdu litre başına? Petrol fiyatları 100 dolar civarındayken sizce ne olurdu? Eğer bugün bunu bu boyutlarda hissetmiyorsanız, bu önceki yıllardaki çabaların bütçeyi getirdiği yerle açıklanabilir. Kamu borcunun milli geliri oranı yüzde 24. Bize benzer ülkelerde bu oran yüzde 74. İyi o zaman açılalım. Hayır. Konu o değil. Konu, o disiplini devam ettirip kaynağı üretken alanlara yani dünyadaki belirsizliğin yarattığı dönüşüm ihtiyacına harcamak. Evet, kaynak varsa doğru alanlara tahsis etmemiz lazım.</p>
<p>Kamuda tasarruf milletimizin büyük bir beklentisiydi. Cumhurbaşkanımızın Tasarruf Genelgesi'yle birlikte kanunu da getirdik. Yetkiyi, Hazine ve Maliye Bakanlığına aldık. Önemli kalemler yani en çok şikayet konusu olan kalemler; taşıtlar, binalar, haberleşme, seyahat, enerji, kırtasiye ve demirbaş. Bu kalemlerin tamamının bütçe içindeki payının 10 yıllık ortalaması yüzde 4,6'ydı. Biz bu oranı yüzde 3'ün altına düşürüyoruz. Tasarruf yapılması gereken kalemlerden 3'te 1 oranında reel tasarruf sağlıyoruz. Bakınız, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) de bir tasarruf programı açıkladı ancak başarılı olamadı, ortada bir sonuç yok."</p>
<p>Bakan Şimşek, tasarruf konusunda son derece samimi olduklarını belirterek, söz konusu yetkinin Hazine ve Maliye Bakanlığına verilemeseydi ve kurumlarda 2 bine yakın denetim yapılmasaydı bu tasarrufların sağlanmayacağını dile getirdi.</p>
<p><strong>"Dolaylı vergilerin toplam vergiler içerisindeki payını gönül ister ki yüzde 50'lerin altına düşürelim"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, vergi sistemine ilişkin eleştirilere yönelik yaptığı açıklamada, "Dolaylı vergilerin toplam vergiler içerisindeki payı 2023'te yüzde 65,5'ti. Biz bunu yüzde 62'nin altına düşürdük. Gönül ister ki bunu yüzde 50'lerin altına düşürelim." diye konuştu.</p>
<p>Bakan Şimsek ayrıca, kayıt dışılıkla mücadelede, beyanname sayısının 3,8 milyondan 5,5 milyona çıktığını belirtti.</p>
<p>Şimşek, cari açığa ilişkin yaptığı açıklamada, "Cari açık ciddi bir düşüş trendindeydi. Şimdi diyeceksiniz ki geçen sene yükseldi. Geçen seneki açık altın ithalatı hariç yüzde 0,6'ydı. Türkiye'de ciddi bir altın ithalatı var ama altın bir tüketim malzemesi değil. Finansal yatırımdır ancak demek istediğim üretken bir yatırım değil. Geçen sene altın fiyatları hızla yükseldiği için altın talebi yüksek. Önceki yıllarda öyle ama sonuçta cari açığa altın hariç bakarsanız, cari açık temelde düzelme sürecinde. Bu sene petrol şoku nedeniyle, bölgedeki savaş nedeniyle cari açık daha da yükselecek ama bu geçici." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin brüt dış finansman ihtiyacının milli gelire oranının yüzde 17'ye düştüğüne dikkati çeken Bakan Şimşek, reel sektör ile bankacılık sektörünün dış borç çevirme oranındaki iyileşmeye, dış borçlanma faizlerindeki ve risk primindeki düşüşe değinerek uygulanan programın birçok açıdan sonuç verdiğini vurguladı.</p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin 5 yıllık kredi risk priminin (CDS) 2023 yılından bu yana 471 baz puan düştüğünü, benzer ülkelerde ise bu düşüşün 51 baz puan olduğunu dile getirerek, "Türkiye'deki iyileşme dünyaya kıyasla 9-10 kat daha yüksek. Bu da tesadüf olabilir mi? Program olmasa bu olabilir mi?" dedi.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) uluslararası rezervlerini savaş öncesi dönemde güçlendirdiklerinden bahseden Şimşek, Kur Korumalı Mevduatın (KKM) sonlandırılması ile bilanço yükümlülüğünün de artık rahatlayacağını aktardı.</p>
<p><strong>"Sürdürülebilir yüksek büyümenin formülü düşük enflasyon, mali disiplin"</strong></p>
<p>Şimşek, bazı sektörlerde sorunlar olduğunu gördüklerini, sorun olan sektörlere kamu maliyesi üzerinden destek sağlandığını ifade ederek, yüksek ve orta yüksek teknolojinin ihracattaki payının yükselmeye başladığına dikkati çekti.</p>
<p>Emek yoğun sektörlerde kar marjının düşmesinin en büyük etkenlerinden birinin Çin ve Asya'daki fiyat gelişmeleri olduğunu belirten Şimşek, dünya genelinde büyümenin çok değişmediğini, Türkiye'nin ticaret ortaklarının büyümesinin de yüzde 2-2,5'lerde olduğunu, Türkiye'nin buna rağmen büyüdüğünü kaydetti.</p>
<p>Bakan Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Orta Vadeli Program hedeflerinde bir değişiklik yok. Fiyat istikrarı, düşük enflasyon demek, yüksek büyüme demek. Biz sürdürülebilir yüksek büyüme istiyoruz. Sürdürülebilir yüksek büyümenin formülü de düşük enflasyon, mali disiplin. Zor bir coğrafyada yaşıyoruz, şoklara karşı her zaman tamponlar olması lazım. Geçmişte yaşanan bütün şokları toplayın, Hürmüz Boğazı'nın kapanması nedeniyle etkilenen enerji arzı kadar büyük bir şok yok.</p>
<p>OVP yapılırken uluslararası kuruluşlar petrol fiyatlarının 60-65 dolar olacağını tahmin ettiler. Ocak-nisan döneminde savaşın en yoğun olduğu dönem 82 dolar olmuş ortalama, vadeli piyasalarda yıllık ortalama 81 dolar. Yuvarlayınca 80 dolar olursa enflasyon baz senaryoya göre yaklaşık 2,8 ve 3,5 puan yüksek olabilir. Fiyatlama davranışı önemli. Biraz daha yüksek olabilir, biraz daha düşük. Bunu net söyleyemeyiz. Bu teknik model çıktısı. Cari işlemler açığı da milli gelire oranla 0,7 ile 1,1 puan yüksek olabilir. Büyüme biraz yavaş seyredebilir.</p>
<p><strong>“Savunma sanayisi ihracatındaki kar marjları geleneksel ihracata göre yüksek”</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, savaş sonrası fırsatlara değinerek, savunma sanayisinin Türkiye için büyük bir fırsat olduğunu ve geçen sene 10 milyar dolarlık ihracat yapıldığını anımsattı.</p>
<p>Şimşek, yeni 18 milyar dolarlık sipariş olduğunu vurgulayarak, savunma sanayisi ihracatındaki kar marjlarının yüksek olduğunu ve 50-60 milyar dolarlık geleneksel ihracata bedel olduğunu söyledi.</p>
<p>Yeniden imar konusunun da Türkiye için fırsat olduğuna değinen Şimşek, savaş olan bölgelerin yeniden imar edildiğinde Türk inşaat sektörünün buradan pay alacağını bildirdi.</p>
<p>Şimşek, enerji koridorlarına işaret ederek, “Türkiye zaten çok önemli bir enerji koridoru. Doğal gaz, petrol hatları anlamında dünyanın önemli bir güzergahı, önemli bir enerji kullanıcısı. Bu bizi şöyle bir avantajla karşı karşıya bırakıyor. Petro-kimyada geçmişte kimse Ceyhan'a fazla bakmıyordu. Şimdi firmalar orayı değerlendirecek. Çünkü bir yerde kriz çıkınca acaba bu devlete devam edebilir miyiz diye bakacaklar diye düşünüyorum ama yeni enerji koridorları gelecek, gelmesi lazım. Mesela Irak'ın oturup güneydeki petrolü kuzeye bağlaması ve Türkiye üzerinden dünyaya ihraç etmesi, Katar’daki doğal gazın boru hattıyla Avrupa'ya Türkiye üzerinden taşınması, Türkmenistan'ın doğal gazı gibi konular, bunlar şu anda olmasını muhtemel gördüğümüz koridorlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>"Bu program ne para politikasından ne maliye politikasından ne gelirler politikasından ibaret”</strong></p>
<p>Şimşek, OVP'ye ilişkin eleştirilere dikkati çekti.</p>
<p>Bu programın para politikasından ibaret olduğunu söyleyenler olduğunu belirten Şimşek, şunları kaydetti:</p>
<p>“Biz ne kadar anlatsak da ekonomi programının para politikası dışında bir ayağı yok diyorlar. Profesör olan arkadaşlar ekranlara çıkıyorlar, maliye politikası görevini yapmadı diyor, para politikasıyla da bu kadar, artık bundan sonrası bu kadar. Arkadaş, bir metni bir oku, OVP 110 sayfaysa onun iki sayfası bile para politikası değil. Bu kadar da olmaz yani, bu kadar okumadan, eski ezberlerle. Bu programın çok ciddi yapısal dönüşüm ve reform ayağı var. Reformlarda ne kadar ilerleme var bunları tartışalım. Bunlar söylendi ama yapıldı mı, ne kadar yapıldı bunları tartışalım ama bu program ne para politikasından ne maliye politikasından ne gelirler politikasından ibarettir. Bunu söylemek o dokümanı reddetmek demektir veya okumamış olmak, bakmamış olmak demektir.”</p>
<p>En öncelikli hedeflerinin sanayide dönüşüm olduğunu kaydeden Şimşek, yeşil ve dijital dönüşümün hızlandırılması, rekabet gücünü artırmak için üretilen altyapı yatırımlarının önceliklendirilmesi, kamu maliyesinde önemli reformların yapılması ve “Terörsüz Türkiye” başlıklarının yapısal dönüşüm ve reform gündemleri olduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>"Türkiye, dijital dönüşüm ve yapay zekada gelişmekte olan ülkelere göre iyi"</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, sanayide dönüşüm demek katma değeri yüksek olan ürünlere doğru geçiş ve rekabet gücü olan ürünlere doğru geçiş ve karlı olan alanlara geçiş demek olduğunu söyledi.</p>
<p>Şimşek, sanayide dönüşüm politikasının ve buna yönelik desteklerin olduğunu belirterek, "Türkiye, enerji ithalatına 1,1 trilyon dolar ödemiş. Ne zaman? AK Parti hükümetleri döneminde. 1,1 trilyon dolar. Dış borcumuzun iki katı. Peki bunu azaltmanın ideolojik bir boyutu olabilir mi? Dolayısıyla 1,1 trilyon dolarlık faturayı azaltmak için biz yeşil dönüşümü hızlandıracağız. Bunun ideolojiyle alakası yok." dedi.</p>
<p>İlk çeyrek itibariyle toplam elektrik üretiminin yüzde 54'üne yakınının yenilenebilir enerji olduğunu aktaran Şimşek, "Biz toplam üretimin en az yüzde 70'inde biz yenilenebilir enerjiyi kalıcı bir şekilde yapmak istiyoruz. Türkiye bu konuda hakikaten ilerliyor ve bölgesinde, Avrupa'da önemli bir konumda ki Avrupa bu konuda en fazla hassasiyeti olan bölge biliyorsunuz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin dijital dönüşüm ve yapay zekada gelişmekte olan ülkelere göre iyi olduğunu anlatarak, "Bu bizi tatmin etmiyor. Gelişmiş olan ülkelere göre gerideyiz. Biz gelişmiş ülkeleri yakalamak istiyoruz. Fiber kapasitesi, 680 bin kilometrelik fiber hattı yapılmış durumda ama bunun 1 milyon kilometreyi aşması gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Türkiye'nin yeni kalkınma motoru olacak"</strong></p>
<p>Türkiye'de doğurganlık oranının yüzde 1,5'in altına düştüğünü ifade eden Şimşek, "Yüzde 2,1 nüfusu aynı düzeyde tutan rakam. Şehirleşmeyle birlikte, gelişmeyle birlikte bu trendler çok yaygın. O nedenle biz bazı sektörlere diyoruz ki emek yoğun sektörlere, ya fabrikanızı alın, diğer bölgelere götürün, sanki yeni yatırım yapmış gibi size 12 yıl, 16 yıl teşvik verelim diyoruz. Önümüzdeki 20-30 yılda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Türkiye'nin yeni kalkınma motoru olacak. Çünkü yenilenebilir enerjide çok zengin bir bölge. İnsan kaynağı anlamında çok zengin bir bölge. Cumhurbaşkanımızın liderliğine bu bölgelere altyapıyı biz götürdük. Üniversiteleri açtık. Beşeri sermayeye yatırım yaptık. İnanılmaz teşvikler veriyoruz. Yeter ki biz terörsüz Türkiye’yi başaralım. Yeter ki biz yapısal dönüşümü başaralım." dedi.</p>
<p>Şimşek, KOBİ'lerin toplam kredilerdeki payının program döneminde yüzde 24,6'dan yüzde 27'ye çıktığını anımsatarak, “İhracat kredilerinin toplam kredilerdeki payı ikiye katlanmış, yüzde 6 civarından yüzde 11 civarına çıkmış. Ya bu nasıl tesadüf oluyor? Madem biz üretimi ihracatı desteklemiyoruz, madem bu politika sadece para politikasıdır, nasıl oluyor da ihracat kredilerinin toplam krediler içerisindeki payı yüzde 6'dan ikiye katlanıyor." dedi.</p>
<p>KOBİ'lere değer verdiklerini belirten Şimşek, "İstihdamın korunmasını önemsiyoruz. Sanayi bizim için önemli. Çiftçilerimizin kullandığı kredilerin faizinin yüzde 70'ini, esnafımızın kullandığı kredilerin faizinin yüzde 50'sini Hazine veriyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Şimşek, bu program işe yaradığını ve sonuç verdiğini belirterek, “Hiçbir program mükemmel çalışmaz, mükemmeliyetçilik en büyük hastalıktır. İlerlemenin önündeki en büyük engel mükemmeliyetçiliktir. Bu program mükemmel değil, mükemmel sonuçlar da vermiyor ama bu program Türkiye'yi son iki yılda yaşanan bütün şoklara karşı korudu, kolladı ve savuşturdu.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-enflasyonla-mucadele-cok-oluyor-artik-bir-yerde-duralim-yaklasimlari-miyopik-77682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/2/1280x720/67-1776862515.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin borçluluk noktasında avantajlı olduğunu söyleyen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, &quot;Hane halkı ve reel sektör borcu düşük olduğu için eğer enflasyonu tek haneye düşürürsek, büyüme katlanır. Bu enflasyonla mücadele çok oluyor, artık bir yerde duralım yaklaşımları var, bu çok miyopik bir yaklaşımdır. Çünkü kalıcı, sürdürülebilir yüksek büyümenin formülü, düşük enflasyondur.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anadolu-yorexte-bulustu-77676</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> YÖREX Fuarı başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Anadolu’nun 12 bin yıllık medeniyetini ve kültürünü buluşturan, coğrafi işaretli ürünlerde farkındalık yaratan, "Sizin Oraların Nesi Meşhur" temasıyla unutulmuş ürünleri ve el işlerini ekonomiye kazandırmayı amaçlayan Yöresel ürünler Fuarı (YÖREX) 17. kez kapılarını ziyaretçilere açtı.</p>
<p>ANFAŞ Fuar Merkezinde açılan YÖREX Fuarı’na, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, TOBB’a bağlı oda ve borsa başkan ve yöneticileri, Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir de katıldı.</p>
<p>Fuar açılışında, AB’den coğrafi işaret tescili alınmasında emeği geçen oda ve borsa başkanları ile kurum ve kuruluş temsilcilerine plaketleri verildi.</p>
<p>ATB Başkanı Ali Çandır, fuar açılışındaki konuşmasında, 2009 yılında bir ufukla yola çıktıklarını belirterek, “Bu toprakların ürettiği değer, hak ettiği yeri bulmalı” anlayışıyla YÖREX’e başladık. İşte YÖREX, o ufkun vücut bulmuş halidir. Bu topraklarda vatan; Sadece uğruna can verdiğimiz yer değildir. Aynı zamanda; Ürettiğimiz, değer kattığımız ve geleceğe miras bıraktığımız yerdir. İşte YÖREX’in ruhu tam olarak budur’’ dedi.</p>
<p>Hedeflerinin hiç değişmediğini, yerelde üretimin artmasını, istihdamın güçlenmesini, göçün azalmasını ve refahın yayılmasını önemsediklerini ifade eden Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Ürünlerimiz markalaşsın, hakları korunsun, standartları yükselsin ve dünya pazarlarında hak ettiği yeri alsın. Bu yıl yine Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğimizin güçlü desteğiyle kurduğumuz B2B alanı sayesinde; Üreticilerimizi doğrudan alıcılarla buluşturuyor, Ticaret hacmini büyütüyor, yeni pazarlara kapı açıyoruz. Şimdi yeni bir aşamadayız. Coğrafi işaretlerde önemli bir sayıya ulaştık. Ama artık mesele sadece sayı değil… Mesele değer üretmek. Mesele kaliteyi büyütmek. Mesele bu ürünleri dünya markası yapmaktır. Valiliklerimizle, yerel yönetimlerimizle, oda ve borsalarımızla, üreticilerimizle, girişimcilerimizle birlikte ürünlerimizi daha güçlü sahiplenmeliyiz. Daha fazla katma değer üretmeli ve daha iddialı olmalıyız. Çünkü bu hikâye sadece geçmişimizin değil… Geleceğimizin de hikâyesidir.’’</p>
<p><strong>"YÖREX, yöresel ürünlerin markalaşmasına katkı veriyor"</strong></p>
<p>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da, YÖREX’in, Antalya Ticaret Borsa öncülüğünde başlatılmış bir inovasyon olduğunu söyledi. Yöresel ürünlerin üretim ve tüketiminin artmasını sağlayan, yenilikçi bir girişim olduğuna dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, ‘’YÖREX, önce Antalya markası haline gelmiş, ardından da ulusal nitelik kazanmıştı. YÖREX, yöresel ürünlerimizin tanınmasına ve markalaşmasına büyük destek oluyor. Ülkemizdeki coğrafi işaret bilincinin gelişmesine de önemli katkılar sunuyor’’ dedi.</p>
<p>YÖREX ile birlikte Türkiye’nin coğrafi işarete sahip ürün sayısında adeta patlama yaşandığını vurgulayan Hisarcıklıoğlu, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’16 yılda Coğrafi İşaretli ürün sayısı neredeyse 18 kat arttı ve bin 800’ün üzerinde çıktı. Yerel zenginliklerimizi, AB nezdinde de koruma altına almaya başladık. Eskiden hiç yoktu, şimdiyse 46 ürünümüz, AB'den coğrafi işaret tescilini aldı. Daha bir bu kadar ürünümüz de sırada bekliyor. AB’de tescilli ürünlerimizin sayısını artırmaya devam edeceğiz. YÖREX sayesinde, tüm illerimizde yerel ürünlerin tanınması ve daha fazla talep görmesi sağlanıyor. YÖREX dünyada da ses getiriyor ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından ödüllendiriliyor.’’</p>
<p>Bu topraklardan çıkan ürünlerin değerinin iyi bilinmesi gerektiğine dikkat çeken Rifat Hisarcıklıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Ürünlerimizin değerini önce biz bilmeliyiz ki, dışarda da pazarlayabilelim. Bakın dünyada çok az coğrafyaya nasip olan bir ürün çeşitliliğine sahibiz. Ülkemizde ve dünyada insanlar, gelir düzeyi yükseldikçe, yöresel ve organik ürünleri daha fazla talep ediyorlar. Bunların fiyatları da muadili ürünlere göre daha yüksek oluyor. Böylelikle hem ülke ihracatına ve hem de yerel kalkınmaya ilave gelir kaynağı sağlıyor. Bölgelerde istihdam artışına ve özellikle de kadınların iş gücüne katılmasına, girişimci olmalarına destek veriyor. Bunun yanında yörenizi tanıyor, turizmde isminizi öne çıkartıyor.’’</p>
<p><strong>Coğrafi işaret dünya ticaret hacmi 300 milyar dolara ulaştı</strong></p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin ise Antalya’da Coğrafi İşaretli tescilinde büyük yol alındığını belirterek, bundan sonraki hedefin ise yöresel ürünlerde markalaşma olduğunu söyledi. Vali Şahin, ‘’Coğrafi işaretli ürünlerde hem ülkemizde hem de AB’de epey yol alındı. Dünyada coğrafi ilşaretli ürünler ticaret hacmi 300 milyar dolar, AB’de ise 200 milyar Euro’ya ulaştı. Yöresel ürünlerimizi coğrafi işaretli tescil ile ekonomimize, ailelerimize katkı sağlayalım. Zincir marketlerin raflarında yer almalı’’ dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anadolu-yorexte-bulustu-77676</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/6/1280x720/anadolu-yorexte-bulustu-1776857670.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yöresel ürünler Fuarı &quot;Sizin Oraların Nesi Meşhur&quot; temasıyla 17. kez kapılarını ziyaretçilere açtı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/son-dakika-merkez-bankasi-faiz-kararini-acikladi-77667</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası faizi değiştirmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), Fatih Karahan başkanlığında toplandı.</p>
<p>Kurul, politika faizinin yüzde 37’de sabit tutulmasına karar verdiğini duyurdu. </p>
<p>Açıklamada, "Kurul, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 37’de sabit tutulmasına karar vermiştir. Kurul ayrıca, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’te sabit tutmuştur." denildi.</p>
<p><strong>"Enflasyonun ana eğilimi mart ayında geriledi"</strong></p>
<p>Açıklamanın devamında şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Enflasyonun ana eğilimi mart ayında gerilemiştir. Öncü veriler ana eğilimin nisan ayında bir miktar yükseleceğine işaret etmektedir. Jeopolitik gelişmeler eşliğindeki belirsizlikler neticesinde enerji fiyatlarında yüksek seyir ve belirgin oynaklık gözlenmektedir. Söz konusu gelişmeler ile yurt içi enerji fiyatlarının maliyet kanalı ve iktisadi faaliyet üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir.</p>
<p><strong>"Göstergeler iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ediyor"</strong></p>
<p>Göstergeler iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ederken, yakın dönemdeki gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki olası ikincil etkileri önem taşıyacaktır. </p>
<p>Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir. Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Para politikası kararları enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Son dönem gelişmelerin de etkisiyle, enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır.</p>
<p>Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması halinde parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla desteklenecektir. Likidite koşulları yakından izlenmeye ve likidite yönetimi araçları etkili şekilde kullanılmaya devam edilecektir.</p>
<p>Kurul, politika kararlarını enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacaktır." </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/son-dakika-merkez-bankasi-faiz-kararini-acikladi-77667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın faiz kararı belli oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ronesanstan-batarya-yatirimi-77672</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 13:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rönesans&#039;tan batarya yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Rönesans Enerji'nin, Alarko Gotion Green Enerji ile iş birliği kapsamında, Sibel Rüzgar Enerji Santrali (RES) için batarya enerji depolama sistemi (BESS) tedarikine yönelik sözleşme imzaladığı bildirildi.</p>
<p>Rönesans Enerji, bu adımıyla üretim süreçlerini daha esnek, verimli ve öngörülebilir hale getirmeyi hedefliyor. Rönesans Enerji portföyünde yer alan ve İzmir'de bulunan 88 mekanik megavat kurulu güce sahip Sibel RES bünyesinde kurulacak batarya sistemi sayesinde, rüzgar enerjisinin doğası gereği oluşabilen üretim sapmalarından kaynaklanan dengesizlik maliyetlerini azaltmayı hedefliyor.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, üretim profilinin daha esnek ve kontrol edilebilir hale gelmesini sağlayacak bu yatırımla, Rönesans Enerji'nin toplayıcılık portföyünün daha etkin, öngörülebilir ve optimize edilmiş şekilde yönetilmesi mümkün olacak.</p>
<p>Enerji depolama sisteminin devreye alınmasıyla, piyasa fiyatlarındaki dalgalanmalardan faydalanılarak gelir optimizasyonu sağlanması, kesinti (curtailment) kaynaklı üretim kayıplarının ve dengesizlik maliyetinin azaltılması, genel portföy karlılığı ile operasyonel verimliliğin artırılması hedefleniyor. Bu adımın, yenilenebilir enerji üretiminin piyasa koşullarına daha uyumlu ve yönetilebilir hale gelmesine katkı sağlayan yeni nesil enerji yönetimi yaklaşımının önemli bir örneğini oluşturduğu belirtildi.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Rönesans Holding Enerji Grup Başkanı Emre Hatem, enerji depolama yatırımlarının önümüzdeki dönemde portföy içinde daha geniş yer tutacağını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Önümüzdeki 5 yılda önceliğimiz enerji depolama yatırımları olacak. Kapasite artışı bizim için kritik önem taşıyor. Bu kapsamda temiz ve yenilenebilir enerji yatırımlarımıza devam edeceğiz. Bunun yanı sıra türbin yenileme yatırımlarımızı sürdüreceğiz. Depolamalı rüzgar ve güneş projeleri öncelik verdiğimiz alanlar arasında yer alıyor. Ayrıca hibrit santrallere yönelik yatırımlarımız devam edecek. Bu süreçte dijitalleşme ve yapay zeka destekli bakım ve işletme çözümlerine odaklanıyoruz. Amacımız aynı altyapıdan daha fazla, verimli ve esnek üretim sağlamak. Bugün itibarıyla kurulu gücümüz 577 megavat seviyesinde. İki yılda kurulu gücümüzü 3,5 katına çıkardık. Proje portföyümüz ise 1400 megavata ulaşmış durumda. 2027'de kurulu gücümüzü 1000 megavata, 2028'de ise 2 bin megavata çıkarmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki 2 yılda yatırımlarımız ağırlıklı olarak rüzgar, güneş, depolamalı ve esnek üretim içeren projelerde yoğunlaşacak. Güvenilir enerjiyi esnek üretim çözümleriyle birleştirip entegre enerji üretimi sağlamayı amaçlıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ronesanstan-batarya-yatirimi-77672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/2/1280x720/32-1776854850.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketin batarya enerji depolama sistemi tedariki için imzaladığı sözleşme hakkında açıklama yapan Rönesans Holding Enerji Grup Başkanı Emre Hatem, &quot;Önümüzdeki 5 yılda önceliğimiz enerji depolama yatırımları olacak. Kapasite artışı bizim için kritik önem taşıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-gunes-ve-ruzgar-yatirimlari-buyuk-bir-hizla-devam-ediyor-77671</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 13:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayraktar: Güneş ve rüzgar yatırımları büyük bir hızla devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, güneş enerjisi kurulu gücünün toplam kurulu güç içindeki payının 26 bin 478 megavatla yüzde 21,2'ye ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Açıklamaya göre, Türkiye'nin elektrik kurulu gücü, bu yılın mart ayında da yükselişini sürdürdü. Ülkenin elektrik kurulu gücü, mart sonu itibarıyla 125 bin 78 megavata yükseldi.</p>
<p>Toplam elektrik kurulu gücünün yüzde 62,4'üne karşılık gelen 78 bin 281 megavatlık kısmını yenilenebilir enerji oluşturdu.</p>
<p>Mart sonu itibarıyla elektrik kurulu gücünde rüzgarın payı 15 bin 39 megavata ulaştı, rüzgar enerjisinin toplam üretimdeki payı da yüzde 12 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Güneş ve rüzgar kurulu gücünün toplamı ise martta yüzde 33,2'lik payla 41 bin 517 megavata yükseldi. Böylece, toplam kurulu gücün 3'te 1'i rüzgar ve güneşten oluştu.</p>
<p><strong>"Yıl sonunda toplam kurulu güçte en büyük pay güneşin olacak"</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, verilere ilişkin değerlendirmesinde, elektrik kurulu gücünün her geçen gün artmaya devam ettiğini, yenilenebilir enerjinin kurulu güç içindeki payının da yükselişini sürdürdüğünü belirtti.</p>
<p>Mart sonu itibarıyla elektrik kurulu gücünde 26 bin 478 megavatla güneşin payının yüzde 21,2'ye ulaştığına işaret eden Bayraktar, "2025 yılında yaklaşık 6 bin megavat güneş, 2 bin megavat rüzgar kurulu gücünü devreye alarak bu alanda bir rekor kırdık. Güneş ve rüzgar yatırımları, büyük bir hızla devam ediyor. Bu yıl sonunda toplam kurulu güçte en büyük pay güneşin olacak." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-gunes-ve-ruzgar-yatirimlari-buyuk-bir-hizla-devam-ediyor-77671</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/1/1280x720/bayraktar-1764075025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye&#039;nin elektrik kurulu gücünün mart ayında 125 bin megavatı aştığını açıkladı. Bakan Bayraktar, &quot;Güneş ve rüzgar yatırımları, büyük bir hızla devam ediyor. Bu yıl sonunda toplam kurulu güçte en büyük pay güneşin olacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/birlesik-krallik-borsa-istanbulu-tanidi-77668</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 13:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Birleşik Krallık, Borsa İstanbul&#039;u &#039;tanıdı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul, Birleşik Krallık Gelir ve Gümrük İdaresi tarafından "Tanınmış Borsa (Recognised Stock Exchange)" olarak kabul edildiğini duyurdu. </p>
<p>Açıklamada, özellikle Birleşik Krallık merkezli yatırımcılar nezdinde sermaye piyasalarının daha görünür ve erişilebilir olmasını hedefleyen Borsa İstanbul'un, bu adımıyla yabancı yatırımcıların piyasalara olan ilgisini artırma çalışmalarına katkı sağladığı ifade edildi.</p>
<p>Borsa İstanbul'un "Tanınmış Borsa" olarak kabul edilmesiyle Birleşik Krallık'ta yerleşik yatırımcıların Türkiye'deki sermaye piyasalarında yaptıkları yatırımlardan vergi avantajı elde etmelerinin mümkün olacağı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bireysel tasarruf hesabı sahiplerinin 'Tanınmış Borsa'larda yaptıkları yatırımlarından elde ettikleri gelirler Birleşik Krallık'ta vergiden muaf tutulmaktadır. Ayrıca 'Tanınmış Borsa'larda işlem gören kira sertifikaları Birleşik Krallık'ta "Alternatif Finans Yatırım Tahvili" başlığı altında değerlendirilmektedir. Bu durum, yatırımcıların karar alma ve raporlama süreçlerini basitleştirerek uyum yükünü azaltmaktadır. 'Tanınmış Borsa', Birleşik Krallık Gelir ve Gümrük İdaresi tarafından belirli kriterleri karşılayan nitelikli borsalara atfedilen bir sınıflandırmadır. Herhangi bir borsanın 'Tanınmış Borsa' olması, Birleşik Krallık vergi mevzuatı kapsamında resmi olarak tanındığı anlamına gelmektedir."</p>
<p>Açıklamada, "Tanınmış Borsa"lar arasında New York Borsası, Nasdaq, Euronext, Londra Borsası, Cboe Europe, İsviçre Borsası, Kore Borsası, Singapur Borsası, Hong Kong Borsası ve Japonya Borsa Grubu gibi önemli borsaların yer aldığı ifade edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/birlesik-krallik-borsa-istanbulu-tanidi-77668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/bist-borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul, Birleşik Krallık Gelir ve Gümrük İdaresi tarafından &quot;Tanınmış Borsa&quot; kabul edildi. Kararla, Birleşik Krallık&#039;taki yerleşik yatırımcıların Türkiye&#039;deki sermaye piyasalarında yaptıkları yatırımlardan vergi avantajı elde etmelerinin mümkün olacağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ensia-baskan-yardimcisi-tibet-arbak-denizustu-reslerde-yerlilik-kule-ve-kanatla-sinirli-kalmamali-77659</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tibet Arbak: Denizüstü RES’lerde yerlilik, kule ve kanatla sınırlı kalmamalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Dünya Bankası verilerine göre DRES’lerde 75 bin Megavat (MW) kurulu güç potansiyeli olan Türkiye, 2035 yılı için bu potansiyelin on beşte birine karşılık gelen 5 bin MW kurulu güç hedefi belirledi.</p>
<p>Mevzuat oluşturma aşaması devam eden DRES’lerle ilgili yapılacak Yenilenebilir Kaynak Alanları (YEKA) yarışmaları öncesinde, yerli üretim koşulu ile ilgili bir uyarı geldi.</p>
<p>Tibet Makine Genel Müdürü ve Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tibet Arbak, karasal rüzgâr enerjisi santrallerinde 2017 yılında yapılan ilk YEKA-RES yarışmasından bugüne yapılan beş ihalede, yerlilik oranının kule ve kanat üretimi ile sınırlı kaldığını belirterek, “Türk sanayisi ve mühendislik gücü, sadece kule ve kanadı değil, yüzlerce aksam ve bütünleştirici parçayı en yüksek kalite ve dayanım standartlarında üretebilecek kabiliyete sahip. Kamu otoritelerimiz, bu konuda sanayicilerimize güvenmeli ve yatırımcı firmaları da bu yönde zorlamalı” dedi.</p>
<p>DRES’lerin çok sayıda sektöre sipariş veren büyük bir üretim mekanizmasına sahip olduğununu dile getiren Arbak, istihdam boyutunda ise karasal RES’lere göre en az on kat fazla istihdam sağladığına işaret etti. Türkiye’de DRES’ler için belirlenen potansiyel YEKA alanlarının; Marmara Denizi, Çanakkale açıkları ve Trakya’nın Karadeniz sahilleri olduğunu hatırlatan Arbak, bu alanların hepsinin aynı zamanda yüksek seviyede elektrik tüketen ve sanayi gelişimi bulunan şehirlerin yakınında olduğunu belirtti.</p>
<p>Doğru kurgulanan uygulanabilir YEKA mekanizmasının, sadece yerli üreticileri için değil, bu alanda Türkiye’ye yatırım yapmak isteyen yabancı sermayeli şirketlerin de lehine olacağını kaydeden Arbak, “Yerli sanayiciden kastımız, hiç kuşkusuz sermaye kaynağına bakmaksızın Türkiye’de konuşlu firmalardır. Türkiye’de yenilenebilir enerji santrallerine ekipman üreten çok güçlü bir sanayi altyapımız var. Bu altyapıyı ağırlıklı olarak son on beş yılda adeta ilmek ilmek ördük. Bu insanlarımız, her türlü aksamı ve bütünleştirici parçayı, talep edilen standartlarda üretebilecek kabiliyete sahip. Yerli üretimi sadece kule ve kanatla sınırlandırmak, bu iki alana yatırım yapan firmaların riskini de sektörün üzerine yüklüyor. Söz gelimi İzmir’de üretim yapan dört türbin kanadı fabrikasının tümü iki sene içerisinde kapanınca, YEKA yarışmaları kapsamında proje alan firmalar, taahhütlerini yerine getirememe riski ile karşı karşıya kaldı ve sorun kanat ithalatını serbest bırakmakla çözüldü. Yerli üretim stratejileri kurgulanırken, tüm yumurtaları aynı sepete koymamak gerekiyor. Mevzuat hazırlığının sürdüğü bu süreçte, kamu otoritelerimize bu önerileri dile getirmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ensia-baskan-yardimcisi-tibet-arbak-denizustu-reslerde-yerlilik-kule-ve-kanatla-sinirli-kalmamali-77659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/9/1280x720/tibet-arbak-1776849335.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tibet Arbak, karasal rüzgâr enerjisi santrallerinde 2017 yılında yapılan ilk YEKA-RES yarışmasından bugüne yapılan beş ihalede, yerlilik oranının kule ve kanat üretimi ile sınırlı kaldığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yerli-turistlerin-harcamalari-2025te-yuzde-324-artti-77658</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerli turistlerin harcamaları 2025&#039;te yüzde 32,4 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025'in 4. çeyreğine ait "hane halkı yurt içi turizm" verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, geçen yılın son çeyreğinde, yurt içinde ikamet eden 9 milyon 264 bin kişi seyahate çıktı. Seyahate çıkanların bir ve daha fazla geceleme kaydıyla ülke içinde yaptıkları toplam seyahat sayısı, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 3,9 azalarak 11 milyon 23 bin olarak gerçekleşti. Bu dönemde seyahate çıkanlar, 60 milyon 957 bin geceleme yaptı. Ortalama geceleme sayısı 5,5 oldu.</p>
<p>Yıllık olarak değerlendirildiğinde, 2025'te toplam seyahat sayısı bir önceki yıla göre yüzde 1,5 artarak 67 milyon 851 bine ulaştı. 2025'te seyahate çıkanların toplam geceleme sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 1,6 azalarak 476 milyon 307 bin oldu. Ortalama geceleme sayısı 7 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Seyahate çıkanlar son çeyrekte 85,6 milyar lira harcadı</strong></p>
<p>Yerli turistlerin yurt içinde yaptıkları seyahat harcamalarının tutarı 2025'in son çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 29,6 artarak 85 milyar 594 milyon 583 bin liraya yükseldi. Bu harcamaların yüzde 92,5'ini 79 milyar 134 milyon 51 bin lirayla kişisel harcamalar, yüzde 7,5'ini ise 6 milyar 460 milyon 532 bin lirayla paket tur harcamaları oluşturdu. Seyahat başına yapılan ortalama harcama ise 7 bin 765 lira oldu.</p>
<p>Yurt içindeki seyahatlerde yapılan toplam harcamaların tutarı, 2025'te yıllık bazda yüzde 32,4 artarak 555 milyar 68 milyon 767 bin lira olarak kayıtlara geçti. Bu harcamaların yüzde 87,1'ini 483 milyar 696 milyon 988 bin lirayla kişisel harcamalar, yüzde 12,9'unu ise 71 milyar 371 milyon 779 bin lirayla paket tur harcamaları oluşturdu. Seyahat başına ortalama harcama tutarı 8 bin 181 lira oldu.</p>
<p>Son çeyrekte harcama türlerinin toplam seyahat harcamaları içindeki dağılımı incelendiğinde, en fazla paya yüzde 32,1 ile yeme, içme harcamaları, yüzde 26,8 ile ulaştırma harcamaları ve yüzde 13,3 ile konaklama harcamalarının sahip olduğu görüldü.</p>
<p>Bu harcama türlerinin bir önceki yılın aynı dönemine göre değişim oranlarına bakıldığında, yeme, içme harcamalarında yüzde 23,2, ulaştırma harcamalarında yüzde 25 ve konaklama harcamalarında yüzde 43,1'lik artış yaşandı.</p>
<p>Yıllık olarak harcama türlerinin seyahat harcamaları içindeki dağılımı değerlendirildiğinde, en fazla pay yüzde 30,3 ile yeme, içme harcamalarının, yüzde 23,1 ile ulaştırma harcamalarının ve yüzde 18,7 ile konaklama harcamalarının oldu. Bu harcama türlerinin değişim oranlarına bakıldığında, yeme, içme harcamalarında yüzde 26,4, ulaştırma harcamalarında yüzde 25,6 ve konaklama harcamalarında yüzde 48,2'lik artış görüldü.</p>
<p><strong>Yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler ilk sırada</strong></p>
<p>2025'in son çeyreğinde yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler yüzde 61,8 ile ilk sıraya yerleşti. İkinci sırada yüzde 26 ile "gezi, eğlence, tatil", üçüncü sırada yüzde 4,9 ile "sağlık" yer aldı.</p>
<p>Seyahate çıkış amaçları yıllık olarak değerlendirildiğinde ise yüzde 57,7 ile "yakınları ziyaret" birinci sırada yer alırken, bunu yüzde 34,4 ile "gezi, eğlence, tatil", yüzde 3,5 ile "sağlık" amacıyla yapılan seyahatler izledi.</p>
<p>Bu çeyrekte seyahate çıkanlar 44 milyon 285 bin geceleme sayısıyla en çok "arkadaş veya akraba evinde" kaldı. Konaklama türlerine göre geceleme sayısında ikinci sırada 6 milyon 856 bin gecelemeyle "kendi evi" yer alırken, "otel" 6 milyon 185 bin geceleme sayısıyla üçüncü sırayı aldı.</p>
<p>Konaklama türleri yıllık olarak değerlendirildiğinde, seyahate çıkanlar 313 milyon 72 bin geceleme sayısıyla en çok "arkadaş veya akraba evinde" kaldı. İkinci sırada 81 milyon 86 bin gecelemeyle "kendi evi" yer alırken, "otel" 47 milyon 236 bin geceleme sayısıyla üçüncü oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yerli-turistlerin-harcamalari-2025te-yuzde-324-artti-77658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/4/1280x720/haziranda-fiyati-en-cok-yukselen-urun-otobus-bileti-1751542534.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerine göre yerli turistlerin 2025&#039;te yaptığı seyahat harcamaları, önceki yıla kıyasla yüzde 32,4 artarak, 555 milyar lirayı aştı. Yılın son çeyreğinde yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler yüzde 61,8 ile ilk sıraya yerleşirken, 2. sırada yüzde 26 ile &quot;gezi, eğlence, tatil&quot;, 3. sırada ise yüzde 4,9 ile &quot;sağlık&quot; yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/meyve-sebze-mamulleri-ihracatinin-yuzde-43u-ege-bolgesinden-yapildi-77657</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meyve sebze mamulleri ihracatının yüzde 43’ü Ege’den</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye, 2026 yılının ilk çeyreğinde 511 milyon dolarlık meyve sebze mamulleri ihraç ederken, Ege Bölgesi 221 milyon dolarlık meyve sebze mamulleri ihracatına imza atarak aslan payını aldı. Bölge, meyve sebze mamulleri ihracatından yüzde 43 pay alarak liderliğini sürdürdü.</p>
<p>Ege Bölgesi, Türkiye’den yapılan kuru domates ihracatının yüzde 95’ini, kornişon turşu ihracatının yüzde 94’ünü, biber turşusu ihracatının yüzde 90’ını tek başına yaptı.</p>
<p>Türkiye’nin yıllık 58 milyon ton yaş meyve sebze ürettiğini söyleyen Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, ülkemizde sanayiye yönelik üretim bilincinin artmasıyla birlikte meyve sebzelerin işlenerek mamule dönüştürüldüğünü ve katma değerli bir şekilde ekonomiye kazandırıldığını dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8831ee0770-1776845598.jpg" alt="" width="700" height="1050" /></p>
<p>Türkiye’nin dünyanın gıda ambarı olduğuna vurgu yapan Uçak, “2025 yılında iklim krizi nedeniyle pek çok üründe üretim düşüşleri yaşamamıza rağmen dünyanın dört bir tarafına meyve sebze mamulleri ihraç ederek 2025 yılında 2,6 milyar dolar meyve sebze mamulleri ihraç ettik. 2026 yılında bundan sonraki süreçte hava koşullarında bir olumsuzluk yaşamazsak meyve sebze mamulleri ihracatında 2026 yılı sonunda 3 milyar dolara ulaşabiliriz” diye konuştu.</p>
<p>Uçak, Türkiye’nin meyve sebze mamulleri ihracatında sebze konservelerinin 58 milyon dolarla ilk sırada yer aldığı, gazlı içeceklerin 50 milyon dolarla sebze konservelerini takip ettiğini dile getirdi.</p>
<p>Meyve sebze mamulleri ihracatında zirvede 81 milyon dolarla Amerika Birleşik Devletleri’nin yer aldığını söyleyen Uçak, “Geleneksel ihraç pazarımız Almanya 67,3 milyon dolarla zirve ortağı olurken, İngiltere Türkiye’den 35,5 milyon dolarlık meyve sebze mamulleri talep etti” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/meyve-sebze-mamulleri-ihracatinin-yuzde-43u-ege-bolgesinden-yapildi-77657</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/meyve-sebze-mamulleri-ihracatinin-yuzde-43u-ege-bolgesinden-yapildi-1776845621.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi, Türkiye’nin meyve sebze mamulleri ihracatından yüzde 43 pay alarak liderliğini sürdürdü. Kuru domates ihracatının yüzde 95’i, kornişon turşu ihracatının yüzde 94’ü, biber turşusu ihracatının yüzde 90’ı Ege Bölgesi&#039;nden yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetlere-guven-nisanda-82-puan-artti-77653</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 10:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal hizmetlere güven nisanda 8,2 puan arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), nisan ayına ait Finansal Hizmetler İstatistikleri ve Finansal Hizmetler Güven Endeksi'ni (FHGE) açıkladı.</p>
<p>Finansal sektörde faaliyet gösteren 146 kuruluşun yanıtlarının ağırlıklandırılıp toplulaştırılmasıyla elde edilen anket sonuçlarına göre, FHGE nisanda geçen aya göre 8,2 puan artarak 167,3 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, son üç aydaki iş durumu ile hizmetlere olan talep FHGE’yi artış yönünde etkilerken gelecek üç aydaki hizmetlere olan talep beklentisinin ise FHGE’yi azalış yönünde etkilediği görüldü.</p>
<p>İş durumu ve hizmetlere olan talebe ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda iş durumunda iyileşme olduğu yönündeki değerlendirmeler geçen aya kıyasla güçlendi.</p>
<p>Son üç ayda hizmetlere olan talepte artış olduğu yönündeki değerlendirmeler güçlenirken gelecek üç ayda hizmetlere olan talepte artış olacağı yönündeki beklentiler zayıfladı.</p>
<p>İstihdama ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda istihdamda artış olduğunu bildirenler lehine olan seyrin sınırlı zayıfladığı, gelecek üç ayda istihdamda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyrin ise sınırlı arttığı gözlendi.</p>
<p>Karlılığa ilişkin değerlendirmelere bakıldığında, son üç ayda karlılıkta artış olduğunu bildirenler ile gelecek üç ayda karlılıkta artış olacağını bekleyenler lehine olan seyir bir önceki döneme kıyasla zayıfladı.</p>
<p>Nisanda, NACE Rev.2 sektör sınıflamasına göre, "Finans ve Sigorta Faaliyetleri" sektöründe güven endeksleri alt sektörler itibarıyla değerlendirildiğinde, geçen aya göre "64-Finansal Hizmet Faaliyetleri (sigorta ve emeklilik fonları hariç)", "65-Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Fonları (zorunlu sosyal güvenlik hizmetleri hariç)" ve "66-Finansal Hizmetler ile Sigorta Faaliyetleri için Yardımcı Faaliyetler" sektörlerinde sırasıyla 8,7, 0,1 ve 0,7 puanlık artış olduğu gözlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetlere-guven-nisanda-82-puan-artti-77653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/reel-kesim-guveni.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın nisan verilerine göre Finansal Hizmetler Güven Endeksi, 8,2 puan artışla 167,3&#039;e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-tuketici-guveni-nisanda-artti-77652</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 10:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketici güveni nisanda arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), nisan ayına ait tüketici güven endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası iş birliğiyle yürütülen Tüketici Eğilim Anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, martta 85 iken bu ay yüzde 0,5 artarak 85,5 oldu.</p>
<p>Mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeksi, nisanda aylık yüzde 1,4 gerileyerek 72,8'den 71,8'e düştü.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi endeksi, martta 85,6 iken yüzde 2,1 artarak nisanda 87,5 oldu.</p>
<p>Geçen ay 79,1 olan gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi endeksi, bu ay yüzde 0,9 azalışla 78,3 olarak hesaplandı.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi endeksi de geçen ay 102,7 iken bu ay yüzde 1,7 artarak 104,4'e yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-tuketici-guveni-nisanda-artti-77652</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/tuketici-guveni-enflasyon-market-alisveris-1766131097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre tüketici güven endeksi, aylık bazda yüzde 0,5 artışla 85,5&#039;e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ortopedik-engellilerin-de-otvsiz-arac-alimini-saglayacak-karar-resmi-gazetede-77649</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 10:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karar Resmi Gazete&#039;de: Ortopedik engelliler de ÖTV&#039;siz araç alabilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının Özel Tüketim Vergisi (II) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'i Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi, ÖTV istisnasından yararlanma açısından engellilik oranı yüzde 90'ın altında olan ortopedik engelli kişilerin bu engel nedeniyle ehliyet alamaması durumunda tıpkı yüzde 90'ın üzerinde engelli olanlarda olduğu gibi kendisi kullanmasa da ÖTV'siz araç almasına kanun maddesinin engel olmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle ilgili hükmü iptal etmişti.</p>
<p>Bakanlıktan edinilen bilgiye göre, yapılan düzenlemeyle, engel oranı yüzde 40-90 olanlar bakımından ortopedik engellilerin, bu engel nedeniyle ehliyet alamamaları durumunda kendileri adına ÖTV'siz araç alabilmelerine imkan verildi.</p>
<p>Tebliğle de engel oranı yüzde 40 ve üzeri olan ortopedik engellilerden bu engelleri nedeniyle hakkında sürücü belgesi alamayacağına karar verilenlerin, söz konusu yararlanmalarına ilişkin düzenleme yapıldı.</p>
<p>Buna göre, motor silindir hacmine bakılmaksızın, hesaplanması gereken ÖTV ve diğer her türlü vergiler dahil bedeli 2 milyon 873 bin 900 liranın altındaki binek otomobil, panelvan, pick-up, arazi taşıtı, ATV, jip, steyşın vagonlar, eşya taşımaya mahsus, 2 bin 800 santimetreküp veya altında motor silindir hacmine sahip van, panelvan, kamyonet, pick-up, motor silindir hacmine bakılmaksızın motosikletlerin engel oranı yüzde 40 ve üzerindeki ortopedik engellilerden ortopedik engelleri nedeniyle hakkında sürücü belgesi alamayacağına karar verilen malul veya engelliler tarafından ilk iktisabı ÖTV'den müstesna olacak.</p>
<p>İstisna uygulanarak ilk iktisap kapsamında teslim edilen taşıtlar için de mükellefler tarafından ÖTV beyannamesi verilecek ancak beyannamede vergi hesaplanmayacak.</p>
<p>Alıcının ortopedik engel oranının yüzde 40 ve üzerinde olduğu belirtilen ve ortopedik engeli nedeniyle hakkında sürücü belgesi alamayacağına dair değerlendirmeyi içeren engellilik sağlık kurulu raporunun bir örneği, satış faturasının aslının aynı olduğu işletme yetkililerince imzalanarak ve kaşe tatbik edilerek onaylanmış fotokopisi, mükellef tarafından beyannamenin verildiği vergi dairesine iletilecek.</p>
<p>Vergi dairesince beyanname ve söz konusu belgeler incelenerek, engellilik sağlık kurulu raporundaki ortopedik engel oranının yüzde 40 ve üzerinde olduğu ve kişinin ortopedik engeli nedeniyle sürücü belgesi alamadığı tespit edilecek.</p>
<p>Malul veya engellinin engel oranı yüzde 40'ın altında birden fazla ortopedik engelinin bulunması halinde, ortopedik engel oranları, Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik çerçevesinde belirlenen hesaplama yöntemiyle toplanacak.</p>
<p>Bu tespitler ve sağlık kurulu raporunun Sağlık Bakanlığı sistemi üzerinden elektronik ortamda teyit edilmesinin ardından istisna uygulandığını gösteren "ÖTV ödeme belgesi" mükellefe verilecek.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ortopedik-engellilerin-de-otvsiz-arac-alimini-saglayacak-karar-resmi-gazetede-77649</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/otomobil-otomotiv-arac-1767154907.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğle, engel oranı yüzde 40-90 olanlar bakımından ortopedik engellilerin, bu engel nedeniyle ehliyet alamamaları durumunda kendileri adına ÖTV&#039;siz araç alabilmelerine imkan verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sicaklik-artiyor-kisi-basi-gelirler-eriyor-77636</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıcaklık artıyor, kişi başı gelirler eriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e859d24596a-1776835026.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel ekonominin önündeki en büyük tehditler arasında artık yükselen sıcaklıklar da gösteriliyor. London School of Economics bünyesindeki İklim değişikliği ve çevre araştırmaları yapan Grantham Institute tarafından yayımlanan kapsamlı çalışma, iklim krizinin önümüzdeki 25 yılda gelirleri aşındıracağını ortaya koydu. Araştırmaya göre, gerekli önlemler alınmazsa 2050 yılına kadar dünya genelinde kişi başına gelir yüzde 3 ila yüzde 15 arasında düşebilir.</p>
<p>Raporda, küresel sıcaklıkların sanayi öncesi seviyelerin 2,2-2,8°C üzerinde artacağı ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlama konusunda daha fazla bir artış olmayacağı varsayımına dayanan “olası en kötü senaryoya” dayandığı belirtildi. Bu tablo, sıcak hava dalgaları, kuraklık, sel ve deniz seviyesindeki yükselişin artık yalnızca doğayı değil, maaş bordrolarını, şirket bilançolarını ve devlet bütçelerini de vurduğunu gösteriyor. Zira tarım, balıkçılık ve turizm gibi doğaya bağımlı sektörlerde yaşanacak sorunların ekonomik sonuçları olacağına dikkat çekiliyor.</p>
<p>Darbe en çok yoksul ülkelere Araştırma, düşük ve alt orta gelirli ülkelerin iklim şoklarından çok daha sert etkileneceğini vurguluyor. Bu ülkelerde kişi başına gelir kaybının yüzde 8 ila yüzde 18 arasında gerçekleşmesi bekleniyor. Bir başka ifadeyle, iklim değişikliğine en az neden olan ülkeler, ekonomik faturayı en ağır ödeyenler olacak.</p>
<p>Rapor, iklim krizinin yalnızca üretimi azaltmadığını; aynı zamanda enflasyonu yükselttiğini, kamu harcamalarını artırdığını ve borçlanma maliyetlerini yukarı çektiğini belirtiyor. Afet sonrası yeniden inşa harcamaları, bozulan altyapı ve düşen verimlilik, mali dengeleri zorluyor.</p>
<p>Uzmanlara göre kredi notları, kamu borcu ve büyüme tahminleri artık iklim riskinden bağımsız düşünülemeyecek.</p>
<h2>“1 dolarlık yatırım 4 dolarlık kaybı önleyecek”</h2>
<p>Araştırmada dikkat çeken en güçlü mesaj ise aksiyon alınmamasının maliyeti, önlem almaktan çok daha yüksek. Uyum yatırımlarının ortalama fayda-maliyet oranı 4’e 1 seviyesinde hesaplanıyor. Yani bugün yapılan her 1 dolarlık yatırım, gelecekte 4 dolarlık kaybı önleyebilir. Sulama altyapısı, taşkın koruma sistemleri, erken uyarı mekanizmaları ve dayanıklı şehir planlaması öne çıkan alanlar arasında yer alıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">1,5 derece hedefi neden kritik?</span></h2>
<p>Paris Agreement, küresel sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlamayı hedefliyor. Ancak mevcut politikalar dünyanın yüzyıl sonunda yaklaşık 3 derece ısınabileceğine işaret ediyor. Bu fark, yalnızca çevresel değil ekonomik olarak da trilyonlarca dolarlık sonuç anlamına geliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye için anlamı ne?</span></h2>
<p>Türkiye gibi tarım, turizm ve kıyı ekonomileri güçlü ülkeler için iklim riski doğrudan büyüme riski demek. Su stresi, sıcak hava dalgaları, orman yangınları ve kıyı baskısı; gelir, istihdam ve fiyatlar üzerinde belirleyici hale geliyor. Uzmanlara göre iklim yatırımları artık çevre politikası değil, ekonomik güvenlik politikası.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sicaklik-artiyor-kisi-basi-gelirler-eriyor-77636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/dolar-dollar-1766131459.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni araştırmalar, iklim değişikliğinin artık yalnızca çevre sorunu olmadığını ortaya koydu. Küresel sıcaklık artışı kontrol altına alınmazsa, 2050’ye kadar kişi başına gelirlerde yüzde 3 ila yüzde 15 arasında kayıp yaşanabilir. En ağır darbe ise düşük gelirli ülkelere inecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/antalya-havzasi-isiniyor-kuraklik-derinlesiyor-77633</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya Havzası ısınıyor, kuraklık derinleşiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kastamonu Üniversitesi’nden Doç. Dr. Kaan Işınkaralar, Doç. Dr. Öznur Işınkaralar ve Hiroşima Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ayyoob Sharifi’nin 2024 tarihli bilimsel çalışması, COP31’e ev sahipliği yapacak Antalya için çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor: Yüzyıl sonuna doğru havza daha sıcak, daha kurak ve daha az konforlu hale gelecek. Özellikle tarım, su kaynakları ve turizm üzerinde ciddi baskı bekleniyor.</strong></p>
<p>COP31’e ev sahipliği yapacak Antalya, iklim değişikliğinin en hızlı ve en sert hissedileceği bölgelerden biri olmaya aday. Kastamonu Üniversitesi’nden Doç. Dr. Kaan Işınkaralar ile Doç. Dr. Öznur Işınkaralar ve Hiroşima Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ayyoob Sharifi’nin “Assessing spatial thermal comfort and adaptation measures for the Antalya basin under climate change scenarios” (İklim değişikliği senaryoları çerçevesinde Antalya Havzası’nda mekânsal ısıl konfor ve uyum önlemlerinin değerlendirilmesi) başlıklı ortak çalışması, Antalya Havzası’nda yüzyıl sonuna kadar sıcaklıkların belirgin biçimde artacağını, nem oranlarının düşeceğini ve özellikle kıyı kesimlerinde iklim konforunun ciddi şekilde azalacağını ortaya koyuyor.</p>
<p>Doç. Dr. Kaan Işınkaralar’a göre araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri sıcaklık artışı. Bugün Antalya Havzası’nın yaklaşık yüzde 30’unda yıllık ortalama sıcaklıklar 10-12 derece aralığında seyrediyor. Ancak iyimser senaryoda bile yüzyıl sonunda bu değerlerin 14-16 dereceye çıkması bekleniyor. Emisyonların artmaya devam ettiği olumsuz senaryoda ise aynı alanlarda yıllık ortalama sıcaklıkların 18-20 dereceye kadar yükselebileceği hesaplanıyor. Uzmanlara göre bu düzeyde bir ısınma, doğal ekosistemlerden su kaynaklarına, insan yaşamından üretim desenine kadar geniş bir alanda yüksek etki yaratabilecek bir kayma anlamına geliyor.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e857b8af63d-1776834488.png" alt="" width="400" height="415" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/69e857c5ba4a4-1776834501.png" alt="" width="400" height="422" /></p>
<p><strong>Nem oranları kritik</strong></p>
<p>Sadece kıyı şeridi değil, bugün daha serin kabul edilen iç kesimler de bu değişimden payını alacak. Araştırmaya göre Korkuteli ve Akseki gibi görece serin bölgeler ile kış turizmiyle bilinen Davraz’ın da yüzyıl sonuna doğru daha sıcak iklim koşullarına yaklaşması bekleniyor. Bu değişim, özellikle iç bölgelerde su kaynakları, tarımsal üretim ve yerel yaşam biçimleri üzerinde önemli sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>Antalya Havzası için bir başka kritik gösterge de nem oranları. Bölgede bugün yüzde 60 ile 66 arasında değişen nem değerlerinin, yüzyıl sonuna doğru havzanın neredeyse yüzde 40’ında yüzde 62-64 aralığına gerilemesi öngörülüyor. Bu düşüş, daha kuru bir iklim yapısı anlamına geliyor. Böyle bir tablo da tarımsal üretim ve su yönetimi üzerindeki baskıyı artırıyor.</p>
<p><strong>“Sıcak ve konforsuz” iklim kategorisi</strong></p>
<p>Turizm tarafındaki görünüm de kaygı verici. Araştırmada, bugün Antalya kıyılarında turizm için uygun kabul edilen iklim koşullarının yüzyıl sonuna doğru belirgin biçimde daralacağı vurgulanıyor. Mevcut durumda “konforlu”, “serin” ve “soğuk” sınıflarında değerlendirilen bölgelerde henüz “konforsuz” alan bulunmazken, kötümser senaryoda Antalya Havzası’nın dörtte birinin “sıcak ve konforsuz” iklim kategorisine girmesi bekleniyor. Özellikle kıyı turizminin geleceği açısından bu dönüşümün önemli bir kırılma yaratabileceği değerlendiriliyor.</p>
<p>Bilim insanlarına göre Antalya’daki riskleri büyüten unsurlardan biri de bölgenin coğrafi yapısı. Batı Toroslar’ın kıyıya paralel uzanması, kıyı ile iç kesimler arasında doğal bir bariyer oluşturuyor. Bu durum, nem ve sıcaklık geçişlerini sınırlayarak kısa mesafelerde bile belirgin iklim farklarının ortaya çıkmasına neden oluyor. Yani Antalya Havzası’ndaki iklim değişikliği etkileri yalnızca genel sıcaklık artışıyla değil, bölgenin topografyasıyla birlikte daha sert hissedilecek.</p>
<p><strong>Uyum politikaları şart</strong></p>
<p>Araştırmacılar, bu tablo karşısında Antalya için vakit kaybetmeden uyum politikaları geliştirilmesi gerektiği görüşünde. Su kaynaklarının daha verimli kullanılması, tarımda kuraklığa dayanıklı yöntemlerin yaygınlaştırılması ve turizm sektörünün değişen iklim koşullarına göre yeniden planlanması, ilk sıralarda yer alan başlıklar arasında. Çalışmada yer alan değerlendirmelere göre bugün alınmayan önlemler, gelecekte çok daha ağır ekonomik ve çevresel sonuçlar doğurabilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Araştırmadan dikkat çeken sonuçlar</strong></span></p>
<p>- Yüzyıl sonunda ortalama sıcaklıkların 10-12°C’den 18-20°C’ye kadar çıkabileceği öngörülüyor (emisyon artışının önlenemediği ‘kötümser’ senaryoya göre). </p>
<p>- İklim konforunda ciddi düşüş bekleniyor. Bugün Antalya'da "konforsuz" olarak sınıflandırılan hiçbir alan bulunmazken, yüzyıl sonunda dörtte birinin "sıcak ve konforsuz" kategorisine gireceği öngörülüyor. Bu durumun özellikle kıyı turizmi üzerinde olumsuz etkiler yaratacağı söylenebilir. </p>
<p>- Bugünün "serin" bölgeleri de ısınacak: Korkuteli, Akseki ve Davraz gibi bölgelerin “sıcak alan” kategorisine geçmesi bekleniyor. </p>
<p>-Nem oranlarında düşüş öngörülüyor; bu durum tarım ve su kaynakları üzerinde baskıyı artıracak. </p>
<p>- Turizm ve tarım başta olmak üzere Antalya ekonomisinin temel sektörleri, bu değişikliklerden doğrudan etkilenecek</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/antalya-havzasi-isiniyor-kuraklik-derinlesiyor-77633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/3/1280x720/antalya-1776836022.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Havzası ısınıyor, kuraklık derinleşiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anasiad-uyeleri-ekonomik-gundemi-degerlendirdi-77677</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ANASİAD üyeleri ekonomik gündemi değerlendirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANASİAD) üyeleri, iş dünyasındaki güncel gelişmeleri değerlendirmek ve sektörler arası iş birliği olanaklarını ele almak üzere düzenlenen toplantıda bir araya geldi. Yoğun katılımla gerçekleşen buluşmada, ekonomik görünüm, yatırım fırsatları ve üyeler arası iş birlikleri masaya yatırıldı.</p>
<p>Toplantıda katılımcılar, karşılıklı görüş alışverişinde bulunarak mevcut ekonomik koşulları değerlendirirken, önümüzdeki döneme ilişkin proje ve iş geliştirme alanlarına dair fikirlerini paylaştı. ANASİAD Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Birkan, derneğin büyüyen yapısına dikkat çekerek, üyeler arasındaki dayanışmanın iş dünyasında daha etkin ve çözüm odaklı adımlar atılmasına katkı sağladığını belirtti. Birkan, “ANASİAD olarak her geçen gün daha güçlü bir yapıya ulaşıyoruz. Bu birliktelik, Bursa ve ülke ekonomisine katkı sağlayacak çalışmalarımızı daha kararlı şekilde sürdürmemize imkân tanıyor” dedi.</p>
<p>ANASİAD Bursa Şube Başkanı Veysel Özdemir ise Bursa Şubesi’nde yeni üye kabul sürecinin başladığını açıklayarak, bu adımın kent iş dünyasına yeni bir dinamizm kazandıracağını ifade etti. ANASİAD Kurucu ve Onursal Başkanı Eyüp Kutlucan da derneğin büyüme eğilimini sürdürdüğünü belirterek, bu gelişmenin hem Bursa iş dünyası hem de ülke ekonomisi açısından yeni fırsatlar oluşturduğunu vurguladı.</p>
<p>Toplantıda ayrıca Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) seçim sürecine ilişkin bilgilendirme yapıldı. BTSO Seçim Komitesi Başkanı Taner Eke ile BTSO Enerji Konseyi Başkanı ve ANASİAD Yüksek Danışma Meclisi Başkanı Erol Dağlıoğlu, yaklaşan seçimlere dair değerlendirmelerini katılımcılarla paylaştı. ANASİAD yönetim kurulu, yüksek danışma meclisi ve dernek üyelerinin katıldığı toplantı, iş dünyası temsilcileri arasındaki iletişimin güçlendirilmesine ve yeni iş bağlantılarının geliştirilmesine katkı sağladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anasiad-uyeleri-ekonomik-gundemi-degerlendirdi-77677</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/7/1280x720/anasiad-uyeleri-ekonomik-gundemi-degerlendirdi-1776858487.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Derneği üyelerini buluşmasında ekonomik görünüm, yatırım fırsatları ve üyeler arası iş birlikleri masaya yatırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/siber-guvenlik-11-trilyon-dolarla-3-buyuk-ekonomi-olacak-77640</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Siber güvenlik, 11 trilyon dolarla 3. büyük ekonomi olacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte şirketler için en kritik başlıklardan biri siber güvenlik haline geldi. Artık yalnızca veriyi korumak değil, operasyonların kesintisiz devamını sağlamak da kurumların önceliği oldu. Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Özlem Kestioğlu’na göre bu büyüme, siber güvenliği yalnızca bir teknoloji alanı olmaktan çıkarıp küresel ölçekte dev bir ekonomik güce dönüştürüyor. Vodafone Business tarafından düzenlenen Tech Connect İstanbul etkinliğinde konuşan Kestioğlu, “Amerika ve Çin’den sonra dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi siber güvenlik ekonomisi olacak” dedi. Kestioğlu, küresel siber güvenlik yatırımlarının bugün 11 trilyon dolar seviyesinde konuşulduğunu ifade etti.</p>
<p>Vodafone Business, iş dünyasının liderlerini ve teknoloji ekosistemini Tech Connect İstanbul etkinliğinde bir araya getirdi.</p>
<p>Etkinlikte 5G’nin yanı sıra yapay zeka ve verinin önümüzdeki döneme dair etkilerine yönelik bir konuşma yapan Kestioğlu, şirketlerin yeni dönemde yalnızca teknoloji yatırımlarına değil, risk yönetimi ve dayanıklılığa da odaklanması gerektiğini vurguladı. 5G ile milyarlarca cihazdan veri toplanabildiğini, yapay zeka sayesinde şehirlerin daha akıllı yönetildiğini ve fabrikaların kendini optimize ettiğini belirten Kestioğlu, bunun büyük fırsatlar sunduğunu ancak veri güvenliği, regülasyon, dezenformasyon ve kaynak tüketimi gibi riskleri de beraberinde getirdiğini ifade etti.</p>
<p>Keskinoğlu, şöyle devam etti: “2026 sonunda yazılımların yüzde 40'ı tamamen yapay zekayla üretilmiş olacak.</p>
<p>2045'e kadar tahminlere göre taşımacılığın yüzde 60’ı otonom sürüş olacak. Yine 2045’te zamanımızın 12 saati serbest olacak. Diğer önemli bir kırılma tabii ki yeni egemenliği ve yeni nesil veri ekonomisi inanılmaz derecede veri büyüyor. Bir yandan baktığımız zaman şu anda bile geçmiş 5 yılda 3 katına artmış. Önümüzdeki dönemde de çok fazla artacak. Ve şu anda yapay zekanın önündeki en büyük ihtiyaçlardan bir tanesi veri merkezi kapasitelerinin artması. Baktığımız zaman şu anda globalde 2030'a kadar açıklanmış veri merkezi yatırımlarında toplam 7 trilyon dolar. Enteresan olan bu veri merkezleri açıldığı zamanda bile şu anda yüzde 70'i satılmış durumda.”</p>
<h2>“5G ile kurumların iş yapış biçimi dönüşecek” </h2>
<p>Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy da, 5G teknolojisinin Türkiye’de hayata geçirilmesiyle yeni bir döneme girildiğini söyledi. Vodafone olarak, bu yolculukta en başından beri merkezi bir rol oynadıklarını ve oynamaya devam ettiklerini dile getiren Aksoy, 5G’nin bireyler için daha hızlı internet anlamına geldiğini, kurumlar için ise üretimden lojistiğe tüm süreçleri dönüştürecek stratejik bir teknoloji olduğunu vurguladı. Teknolojinin iş dünyasını son 30 yılda köklü biçimde değiştirdiğini belirten Aksoy, artık veri egemenliği, dijital dayanıklılık ve yapay zekanın şirketler için temel kavramlar haline geldiğini ifade etti. Vodafone’un bugün sistemlerinde 100’den fazla yapay zeka modeli kullandığını aktaran Aksoy, müşteri taleplerinin yüzde 96’sının kesintisiz şekilde karşılandığını, pazarlama süreçlerinde ise tekliflerin tamamının yapay zeka tabanlı oluşturulduğunu söyledi.</p>
<h2>Ekonomiye 500 milyar TL’lik katkı </h2>
<p>Türkiye’de 20’nci yıllarını kutladıklarını hatırlatan Aksoy, bugüne kadar ülkeye 500 milyar TL’yi aşan ekonomik katkı sunduklarını kaydetti. Türkiye’de 2,1 milyon firmaya hizmet verdiklerini belirten Aksoy, 6 binden fazla büyük ölçekli işletmenin teknoloji iş ortağı olduklarını dile getirdi. Siber güvenliğin artık şirketler için tercih değil zorunluluk olduğunu ifade eden Aksoy, Ankara ve İstanbul’daki güvenlik operasyon merkezlerinden ayda 20 binden fazla güvenlik olayını tespit ettiklerini söyledi. 2025 boyunca 15 bin yüksek etkili siber saldırının engellendiğini belirtti. Veri merkezi yatırımlarına da değinen Aksoy, İzmir’de 70 milyon dolarlık yatırımla Ege Bölgesi’nin en büyük veri merkezini açmaya hazırlandıklarını açıkladı. Ankara Pursaklar’daki veri merkezinde de kapasite artırımı yaptıklarını kaydetti. 5G’nin sanayi, liman, otomotiv ve perakende gibi sektörlerde büyük fırsatlar sunduğunu belirten Aksoy, özel mobil şebekeler sayesinde fabrikalarda robotlar, makineler ve sensörlerin eş zamanlı haberleşebileceğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ORTAK MESAJ: GELECEĞİN REKABETİ TEKNOLOJİ VE YAPAY ZEKAYLA ŞEKİLLENECEK</span></h2>
<p>Etkinlikte Alianz Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran- Symes moderetörlüğünde iş dünyasının önemli isimlerinin katıldığı bir de panel düzenlendi. Panelde konuşan Borusan Grup CEO’su Özgür Günaydın, sanayide artık büyüklükten çok dönüşüm hızının önem kazandığını söyledi. Günaydın, yapay zeka, veri analitiği ve akıllı sistemlerin şirketleri daha çevik ve verimli hale getirdiğini belirtti. Borusan’ın üretimden lojistiğe birçok alanda yapay zeka kullandığını ifade eden Günaydın, kestirimci bakım, verimlilik artışı ve süreç optimizasyonunda önemli sonuçlar aldıklarını kaydetti. Enerjinin dünyanın en büyük ihtiyaçlarından biri olduğunu vurgulayan Günaydın, mevcut enerji sistemlerinin doğru optimize edilmesiyle yüzde 33’e varan verim artışı sağlanabileceğini söyledi” dedi. </p>
<p><strong>Kaan Gür: Yapay zeka güvenin de anahtarı </strong></p>
<p>Akbank Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Kaan Gür, Türk bankacılık sektörünün dijitalleşmede küresel ölçekte önemli bir seviyeye ulaştığını, şimdi sıranın yapay zekayı büyüme, verimlilik ve sürdürülebilirlik için stratejik biçimde kullanmaya geldiğini söyledi. Akbank’ın 13,2 milyon aktif dijital müşteriye sahip olduğunu belirten Gür, müşterilerin yaklaşık yüzde 80’inin dijital kanalları kullandığını ifade etti. Mobil bankacılıkta günlük 700 milyon etkileşimi yönettiklerini kaydeden Gür, bu ölçeğin güçlü teknoloji altyapısı ve yapay zeka desteği olmadan yönetilemeyeceğini vurguladı. Müşteri deneyiminde proaktif hizmet anlayışının öne çıktığını ifade eden Gür, çağrı merkezlerinde yapay zeka ile müşterinin geçmiş işlemleri, iletişim dili ve ihtiyaçlarının analiz edildiğini, böylece müşteri talebi oluşmadan çözüm üretilebildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Jaillet: Bağlantılı araçlar müşteri ilişkisini sürekli hale getiriyor </strong></p>
<p>Renault Group Türkiye CEO’su ve Oyak Renault Yönetim Kurulu Başkanı Lionel Jaillet, otomotiv sektörünün bağlantılı araçlar ve dijital teknolojilerle büyük bir dönüşüm yaşadığını söyledi. Jaillet, bağlantılı araçlar sayesinde müşteri ile marka arasındaki ilişkinin satış anıyla sınırlı kalmadığını, sürekli etkileşime dönüştüğünü belirtti. Araçların artık satın alındıktan sonra da güncellenebildiğini, veri ve yazılım desteğiyle kullanım ömrü boyunca geliştirilebildiğini ifade etti. Türkiye’nin güçlü mühendislik altyapısı ve köklü otomotiv birikimiyle önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Jaillet, ancak batarya, elektronik, yazılım ve yeni nesil tedarik zinciri yatırımlarının hızlandırılması gerektiğini söyledi. </p>
<p><strong>Bartın: Migros artık sadece perakende değil, teknoloji şirketi </strong></p>
<p>Migros Genel Müdürü Mustafa Bartın, dijital dönüşüm yolculuğunun 1997’de sadakat programı ve sanal market uygulamasıyla başladığını belirterek, bugün cirolarının yüzde 21-22’sinin online kanallardan geldiğini, her gün 300 binden fazla müşteriye teslimat yaptıklarını ifade etti. Mağazaların her gün 3 milyondan fazla ziyaretçi ağırladığını kaydeden Bartın, bu fiziksel gücü medya ve finans alanlarında da değerlendirdiklerini söyledi. Lojistik operasyonlarında robotik sistemler, görüntü işleme ve makine öğrenmesi kullandıklarını belirten Bartın, stok gün sayısını son üç yılda yüzde 20 azalttıklarını dile getirdi. Yapay zekada verinin önemine dikkat çeken Bartın, “Doğru veri olmadan yapay zekanın anlamı yok. ” dedi. Migros’un Ar-Ge merkezi olarak yeni nesil yapay zeka teknolojilerine yatırım yapmaya devam ettiğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/siber-guvenlik-11-trilyon-dolarla-3-buyuk-ekonomi-olacak-77640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/Ozlem-Kestioglu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Özlem Kestioğlu, dijitalleşmeyle birlikte siber güvenliğin küresel ölçekte stratejik bir sektöre dönüştüğünü belirterek, 11 trilyon dolarlık hacme ulaşan alanın ABD ve Çin’in ardından dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olacağını söyledi. Kestioğlu, açıklanan veri merkezi yatırımlarının da 7 trilyon dolara ulaştığını kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-uretim-bantlari-kurulurken-agir-borc-bilancolari-zorluyor-77632</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni üretim bantları kurulurken ağır borç bilançoları zorluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yüksek faiz ikliminde net borcunun FAVÖK’e oranı 3’ü aşan 22 sanayi şirketi, aldığı krediyi üretim kapasitesini katlayacak güçlü bir büyüme kaldıracına dönüştürmeyi hedefliyor. Bu cesur yatırımlar yarının güçlü kâr potansiyelini işaret etse de, kurulacak yeni çarkların beklenen nakdi üretememesi halinde bilançoyu dibe çekmeye aday bir risk olarak orta yerde duruyor.</strong></p>
<p>Piyasada “borçlu şirket eşittir riskli şirket” algısının bir temeli olsa da finansın dar koridorlarında asıl sorulması gereken soru şudur: Yüksek kredi kasada mı eriyor, yoksa yeni üretim bantlarına dönüşüyor mu? Listede yer alan firmalara baktığımızda, yatırım harcamaları amortismanı 11’e katlayan Barem Ambalaj veya 10 katına yaklaşan Yayla Gıda, o yüksek borçları günü kurtarmaktan ziyade, yarının kapasite artışını inşa etmek için çektiğini görüyoruz. Bu şirketler, yüksek faiz ateşine rağmen o korkutucu borcu büyüme kaldıracı olarak kullanma cesareti gösteriyor. Peki listedeki şirketlerin hepsi kurdukları şantiyeden zaferle çıkmayı başarabilecek mi?</p>
<p>Yatırım harcamaları yüksek şirketler</p>
<p>Listede yer alan Barem Ambalaj, son üç yıl 210 milyon dolar yatırım harcamasına gitti. Tutarın 143 milyon doları Konya’daki kâğıt fabrikasına, 41 milyon doları inşası süren kojenerasyon tesisine, kalan kısmı ise Tire ve Gaziantep tesislerindeki modernizasyona yönlendirildi. Şirketin 2022’de 17 milyon dolar olan net borcu 2025’te 148 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Yayla Gıda, amortismana göre yatırım harcaması en yüksek ikinci şirket. Niğde’deki fabrika yatırımında sona yaklaşırken, 14 üretim hattından 13’ünün testi tamamlandı. Bu hatlarda üretilecek ürünler mayıs ayında piyasaya verilmeye başlanıyor. Tortilla ve masa unu üretimi yapacak son hat ise haziranda aktive edilecek.</p>
<p>Net borcu yüksek şirket</p>
<p>Listedeki Parsan’ın net borcu FAVÖK’ün 32 katına yaklaşıyor. Dilovası’ndaki yatırımları için aldığı teşvik kapsamında 343,4 milyon TL tutarında yatırım gerçekleştirdi. Geçtiğimiz yıl gelirini %20 büyüten şirket, dönem sonunda zarar etti. Eylül 2023’te 152,50 TL’ye kadar çıkan fiyatı bir daha o seviyeyi göremedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8568b6494b-1776834187.png" alt="" width="999" height="537" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>SOMUT ŞİRKET Mİ, DİJİTAL TEMA MI?</strong></p>
<p><strong>Somut şirket</strong>; somut varlık, düzenli nakit, kâr payı, değerleme kolaylığı. Hantal yapı, fiziksel masraf, bölgesel sınır, çalışan yükü, regülasyon baskısı.</p>
<p><strong>Dijital tema</strong>; sınırsız ölçek, yüksek marj, küresel erişim, hızlı adaptasyon, yenilik. Sert dalgalanma, kopya riski, siber tehdit, soyutluk, hızlı eskime.</p>
<p><strong>Başarılı maliyet yönetimi ve azalan finansman gideri net kârın artmasında etkili oldu</strong></p>
<p>Kocaer Çelik’in gelirini düşürmesine rağmen kârı nasıl oluyor da artıyor? ● Orhan Ilgaz</p>
<p>Orhan, geçtiğimiz yıl Kocaer Çelik’in satışları %4 azalarak 24,1 milyar TL’ye geriledi. Bununla birlikte net kârı %336 artışla 473,5 milyon TL’ye ulaştı. Bu başarıda maliyetlerin cirodaki kayıptan daha fazla düşmesinin etkisi bulunuyor. Başarılı maliyet yönetimi şirketin kâr marjını genişletti. Öte yandan diğer faaliyet gelirlerindeki artış ve net borcun %38 azalması bilançoyu desteklerken, düşen finansman gideri kârı yukarı çekti. Sektörel durgunlukta operasyonel verimliliğe odaklanan şirketler pozitif ayrışsa da artan satışla birleşebilmeli.</p>
<p><strong>Tortilla üretecek hat haziranda devrede. Yılın ikinci yarısında yatırım tamamlanıyor</strong></p>
<p>Yayla Gıda’nın Niğde’deki fabrikası tam kapasiteyle devrede mi? ● Ümit Alperen</p>
<p>Ümit, Yayla Agro Gıda Niğde tesisinde planladığı 11 üretim hattından 10’unu seri üretime hazır hale getirdi. Daha önce devreye aldığı 7 hatta ek olarak 3 yeni bandın testleri bitti ve ürünler mayısta raflara çıkıyor. Öte yandan, tortilla üretecek sonuncu hat haziranda faaliyete geçecek. Gerçekleştirilen yatırımlarla birlikte glutensiz makarna ve sağlıklı atıştırmalık gibi katma değerli ürün grupları, pazar payını genişletmesine olanak tanıyacak. Şirket yılın ikinci yarısında tam kapasiteye ulaşmayı hedeflerken operasyonel kârı büyütmeyi amaçlıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GIH fonu gıda ve içecek hisselerine yatırım yaparak getiriyi büyütmek istiyor</strong></p>
<p>Allbatross Portföy’ün yönettiği Gıda ve İçecek Sektörü Hisse Senedi Fonu (GIH), geçtiğimiz yıl yatayda dalgalı bir seyirle hareket etti. Fiyat yılbaşından itibaren yükselen bir eğilim sergiledi. Bu sürede fonun büyüklüğü inişli çıkışlı bir seyir izlerken, şimdilerde 10,28 milyon TL büyüklüğe sahip. Mart ayına göre hacmi hafif artış gerçekleştirdi. Fonun portföyünün %88,18’i hisse ve %11,82’si fondan oluşuyor. Hacmi sınırlı olan GIH fonunda kasım ayında 33,2 milyon TL gibi hacmine göre hayli yüksek bir para çıkışı gözlendi. Sonrasındaki aylarda ise düşük miktarlarda giriş ya da çıkışlar yaşandı. Nisanda çıkan para tutarı 422 bin TL. Gıda sektöründeki hisselere odaklanarak yatırımda bulunan GIH, 6 risk değerine sahip. Bir yılda %43,34 getiri sağladı. Tarım gıda fonların ortalama getirisi ise %35,74 oldu.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Akdeniz Faktoring, piyasadan TLREF + %4,5 faizle 50 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Akdeniz Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 20.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 50.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+4,5 düzeyinde bulunuyor. 190 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 27.10.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 20 Nisan itibarıyla TLREF %39,88 seviyesinde bulunuyor. Akdeniz Faktoring’in verdiği %4,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFAKDNE2621 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8565d9ebd2-1776834141.png" alt="" width="985" height="241" /><strong>ÖZYAŞAR TEL</strong></p>
<p><strong>Üç farklı para cinsinden iş bağlantısı gerçekleştirdi. Sevkiyatlar mayıs ve haziranda</strong></p>
<p>Özyaşar Tel ve bağlı ortaklıkları, yurt dışındaki müşterilerinden galvanizli tel ile yüksek katma değerli ürünler için toplam 2,69 milyon dolar, 3,15 milyon euro ve 1 milyon sterlin tutarında sipariş aldı. Toplam tutar yaklaşık 347,5 milyon TL’ye denk geliyor. Tutar yıllık gelirinin %4,81’i seviyesinde bulunuyor. Sağlanan siparişlerin sevkiyatlarının mayıs ve haziran aylarında gerçekleştirilmesi planlanıyor. Uluslararası pazarlardaki operasyonel varlığını farklı para birimleri ile tahkim eden firma, geçtiğimiz yıl gelirini %16 geriletirken dönem sonunda zarar yazdı.</p>
<p><strong>GÜLERMAK AĞIR SANAYİ</strong></p>
<p><strong>Almanya’daki bağlı ortaklığı üzerinden GES projesine sahip firmayı satın alıyor</strong></p>
<p>Gülermak Ağır Sanayi’nin %100 iştiraki Gülermak Renewables Almanya’daki yenilenebilir enerji yatırımlarına ivme kazandırmayı hedefliyor. İştirak, tahmini 91 MW kurulu güce sahip tarımsal güneş enerjisi santrali geliştiren Orrön Kastorf firmasının tamamını 4,7 milyon euroya almak üzere sözleşme imzaladı. Gerçekleştirilen adımla birlikte Gülermak Ağır Sanayi, Avrupa pazarındaki sürdürülebilirlik hedefini doğrudan bir proje alımıyla somutlaştırıyor. Avrupa’nın zorlu enerji regülasyonlarında sıfırdan başlamak yerine hazır projeye yönelmek, zaman kazandırıyor.</p>
<p><strong>PASİFİK GMYO</strong></p>
<p><strong>Projenin son fazı için gerekli ruhsatı aldı. Bölümlerin satışı yıl sonunda başlıyor</strong></p>
<p>Pasifik GMYO, Yenimahalle’deki Merkez Ankara projesinin son etabını oluşturan ofis ve ticari bölümler için yapı ruhsatını aldı. Toplam 274 bin metrekare inşaat alanına ve 1.562 bağımsız bölüme sahip etabın inşasına başlanacağı ifade edildi. Projedeki ünitelerin 2026 yılının sonunda satışa sunulması planlanıyor. Şirket, portföyündeki en hacimli projelerden birini ticari bir değere dönüştürmek için harekete geçmiş oldu. Gayrimenkul sektöründe elde tutulan arazilerin uzun süre proje düzeyinde kalması zaman kaybı olarak değerlendirilir. Firma 2025’te gelirini %53 düşürdü.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8569a7abf0-1776834202.png" alt="" width="208" height="163" /></strong><strong>Büyük Şefler’de fiyat aralıktan bu yana düşüyor. Fonlar paylarını azaltıyor</strong></p>
<p>Büyük Şefler’de fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisseler %9,47 ile toplamda 3,25 milyon lot azalarak 31,07 milyona indi. Hisseyi portföyünde bulunduran fon sayısı 16’den 12’ye geriledi. GHS fonu 967,9 bin lot ile en fazla satışı yaparken, THF fonu 625 bin lot ile en yüksek alımı gerçekleştirdi. Hisse hakkında bugüne kadar 2 kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi Deniz Yatırım 20,28 TL ile verdi. En düşük öneri 15,20 TL ile İntegral Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-uretim-bantlari-kurulurken-agir-borc-bilancolari-zorluyor-77632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni üretim bantları kurulurken ağır borç bilançoları zorluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-yabanciya-sasirtici-surprizi-hangi-alanda-yapacak-77631</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye yabancıya &#039;şaşırtıcı sürprizi&#039; hangi alanda yapacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TOBB’un ev sahipliğinde TOBBABD Ticaret Odası (USCC) toplantısındaki konuşması merak uyandırdı. Yılmaz, ABD’lilere seslenirken “(Savaşın ve yeni normalin) Bu yaşananlar kısa vadede olumsuz etkiler yapsa da orta vadede Türkiye için önemli bir perspektif, önemli imkanlar getirmektedir. İstanbul Finans Merkezi başta olmak üzere oluşan bu yeni imkanları değerlendirmek için de hükümet olarak hazırlık içindeyiz. Önümüzdeki günlerde sizleri de şaşırtacak bazı yeni açılımlar yapabiliriz. Türkiye’nin bu yeni ortamdan faydalanmasına dönük bazı önemli adımlar, yine yatırımcı dostu adımlar atmayı planlıyoruz. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz” ifadesini kullandı.</p>
<p>Son zamanlarda Türkiye’nin İFM’yi öne çıkaran çabaları sözkonusu. Dünyanın en büyük fon yöneticisi ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından protesto edilen Davos Forumunu düzenleyen Dünya Ekonomik Forumu’nun eş başkanı BlackRock’ın CEO’su Larry Fink (Laurence D. Fink) ile görüşmesi (27 Mart 2026) bu alanda bir işaret verdi. Dubai başta olmak üzere Körfez Ülkeleri’nde park etmiş “sermaye”nin başka yerler arayabileceği söyleniyor. İFM yeni namzetlerden biri olsa da, “eski dünyanın” cazibe merkezleri, Hollanda, İngiltere, ABD’nin, Fransa’nın “adaları” ve elbette açık ara eski merkez İsviçre de favoriler arasında. Dubai ve diğer körfez emirlikleri, ülkeleri sıradışı bir ortam sunuyordu. Neredeyse ölçüsüz vergi avantajları yanında, emlak temelli bir yeni yaşam sundular. İstanbul İFM de emlak yanında cazip bir iş ortamı sunuyor ama vergi söz konusu olduğunda nasıl bir açılım, alternatif ortaya çıkacak gerçekten sürpriz olacak.</p>
<p><strong>Özel, ‘ara seçim’ gündemiyle Kurtulmuş ile görüşecek</strong></p>
<p>Siyasi partilere gerçekleştirdiği ara seçim turunu tamamlayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel bugün TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşecek. Özel, Meclis’teki 8 boş sandalye üzerinden ara seçim tartışması başlatmıştı. İktidarı ara seçim üzerinden erken seçime zorlamak amacıyla destek turlarına çıkarak muhalefet partilerini tek tek ziyaret eden CHP Genel Başkanı Özel, bugün TBMM Başkanı Kurtulmuş’u makamında ziyaret edecek. Özel, bugün gerçekleştireceği görüşmede, Anayasa’nın ara seçimlerle ilgili maddesini hatırlatarak, ara seçim sürecinin başlatılmasını isteyecek. Ancak geçtiğimiz günlerde CHP’den gelen ara seçim taleplerine TBMM Başkanı Kurtulmuş, erken veya ara seçime nasıl gidileceğine ilişkin çerçevenin anayasada çizildiğini bu konuda karar alma yetkisinin TBMM’de olduğunu vurgulayarak, “ Ara seçimin nasıl yapılacağı Anayasa’da ve İç Tüzükte bellidir. TBMM Başkanlığı’na en ufak bir inisiyatif bırakılmamıştır” yanıtını vermişti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 12 muhalefet partisine gerçekleştirdiği ziyaretlerde ara seçim dışında siyasi etik yasası da gündemindeydi. Özel’in, Kurtulmuş’la görüşmesinde bu konuyu da gündeme getirmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-yabanciya-sasirtici-surprizi-hangi-alanda-yapacak-77631</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/1/1280x720/346-1776833815.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye yabancıya &#039;şaşırtıcı sürprizi&#039; hangi alanda yapacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrol-gunes-nukleer-enerji-fonlarinda-ayrisma-donemi-77628</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol, güneş, nükleer: Enerji fonlarında ayrışma dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son haftalarda piyasalarda öne çıkan başlıklardan biri yeniden enerji oldu. ABD–İran hattında artan gerilimle birlikte petrol fiyatlarında yukarı yönlü hareket hızlanırken, enerji teması yatırımcıların yeniden radarına girdi. Ancak bu kez önceki dönemlerden farklı bir tabloyla karşı karşıyayız. Çünkü artık “enerji” dediğimizde tek bir yatırım hikayesinden bahsetmek mümkün değil.</p>
<p>Geçmişte enerji yatırımları büyük ölçüde petrol ve doğalgaz üzerinden okunurdu. Bugün ise aynı başlık altında birbirinden oldukça farklı dinamiklere sahip fonlar var. Bu da yatırımcı açısından kritik bir ayrım yaratıyor.</p>
<p>Bu ayrımı en net şekilde fon içeriklerine baktığımızda görüyoruz. Örneğin AES – Ak Portföy Petrol Yabancı BYF Fon Sepeti Fonu, klasik anlamda petrole borsa yatırım fonları (ETF) üzerinden yatırım yapan bir yapı sunuyor. Bu tip fonlar jeopolitik gelişmelere en hızlı tepki veren segment. Savaşın başladığı ilk günlerde petrol fiyatlarıyla birlikte hızlı yükselişler görülebiliyor, ancak aynı şekilde tansiyonun düşmesiyle geri çekilmeler de sert olabiliyor. Bu nedenle burada daha çok kısa vadeli fiyatlama dinamikleri öne çıkıyor. Fiyat hareketine örnek vermek gerekirse, ateşkes haberi sonrası haftalık %4,6 düşüş gösteren fonda, haftasonu gelen ateşkese dair negatif haber akışı sonrası pazartesi günü %4,5 getiri ile haftalık negatifi geri aldı.</p>
<p>Diğer tarafta ise GZH – Garanti Portföy Temiz Enerji Değişken Fon, YJH – Yapı Kredi Portföy Temiz Enerji Değişken Fon, IKP – İş Portföy Yenilenebilir Enerji Karma Fon ve AOY – Ak Portföy Alternatif Enerji Yabancı Hisse Senedi Fonu gibi yenilenebilir enerji odaklı fonlar var. Bu fonlar güneş, rüzgar ve sürdürülebilir enerji şirketlerine yatırım yapıyor. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta şu: Bu fonlar enerji temasına yatırım yapıyor gibi görünse de, fiyatlama davranışları daha çok büyüme ve teknoloji hisselerine benziyor. Dolayısıyla faizlerin yüksek seyrettiği dönemlerde baskı altında kalabiliyorlar. Çünkü alternatif enerji maliyetli ve geri dönüşü uzun vadeli bir tema, bu da faiz seviyesi ve beklentilere duyarlılığı artırıyor. Burada fon tipi de önemli, değişken fonlarda hem yerli hem yabancı hisse bulunuyor. Bu nedenle Borsa İstanbul'a duyarlılık da var. AOY ise yabancı hisse senedi fonu olduğu için sadece yurtdışı hisse senetlerine yatırım yapıyor. Bu noktada daha sert hareket ettiğini söyleyebiliriz. Bu temada volatilitesi görece daha sınırlı olan fon ise IKP. Bunun nedeni karma fon türünde olduğu için hisse senedi ve borçlanma araçları (özellikle Özel Sektör Tahvilleri) taşıması olarak belirtebiliriz. Dolayısıyla bu temada risk almak isteyen yatırımcı AOY, temayı bulundurmak isteyen ama sert dalgalanma tercih etmeyen yatırımcı ise IKP üzerinden ilerleyebilir. </p>
<p>Bir diğer grup ise iki dünyayı bir arada taşıyan fonlar. EVM – Deniz Portföy Enerji ve Madencilik Sektörü Değişken Fon ve KNJ – Kuveyt Türk Portföy Enerji Katılım Fonu bu anlamda daha dengeli bir yapı sunuyor. Hem geleneksel enerji hem de dönüşüm teması portföy içinde yer aldığı için, bu fonlar tek bir senaryoya bağlı kalmadan daha yaygın bir risk dağılımı sağlıyor. KNJ tarafında ise bu yapıya ek olarak katılım esaslı yatırım yaklaşımıyla, enerji temasına faiz olmayan bir alternatif üzerinden erişim sağlanıyor.</p>
<p>Son dönemde öne çıkan bir diğer alan ise daha spesifik enerji temalarına odaklanan fonlar. URA - - Ata Portföy Enerji Değişken Fon nükleer ve uranyum tarafına yatırım yaparken, PIL – Rota Portföy Pil Teknolojileri ve Enerji Fon Sepeti Fonu enerji dönüşümünün kritik bileşenlerinden biri olan batarya teknolojilerine odaklanıyor. Burada artık hikâye sadece enerji üretimi değil, aynı zamanda artan enerji ihtiyacının nasıl karşılanacağı. Özellikle yapay zekâ ve veri merkezleri tarafındaki büyüme, elektrik talebini ciddi şekilde artırırken nükleer enerji yeniden güçlü bir tema olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Bu dönemde yatırımcı açısından en kritik nokta, enerji temasını tek bir başlık olarak değerlendirmemek. Petrol, yenilenebilir enerji ve nükleer gibi alt başlıkların her biri farklı makro dinamiklere bağlı. Jeopolitik risklerin arttığı dönemlerde petrol ağırlıklı fonların getiride öne çıktığını izliyoruz. Ancak enerji temasının öneminin anlaşıldığı ve petrolün uzun vadede yedeklenmesi gerektiği çerçevede nükleer ve alternatif enerji içerikli yatırımların artması mümkün. Bu çerçevede uzun vade için temiz/alternatif ve nükleer enerji içerikli fonlar daha iyi performans sağlayabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrol-gunes-nukleer-enerji-fonlarinda-ayrisma-donemi-77628</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrol, güneş, nükleer: Enerji fonlarında ayrışma dönemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-inovasyon-ustunlugu-olan-sektorler-1-77627</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin inovasyon üstünlüğü olan sektörler (1)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Strateji, kaynaklarınızı etkin kullanarak sonuca ulaşma sanatıdır. Kaynaklarınıza göre hedef belirlersiniz, hedeflerinize göre strateji geliştirirsiniz. Kaynaklar arasında yetişmiş iş gücü, bilgi, deneyim, doğal kaynaklar, iklim ve coğrafya gibi unsurlar gösterilebilir. Dolayısıyla her ülkenin eğitimli insan gücü, coğrafi konumu, iklimi, yer altı ve yer üstü kaynakları farklılık arz ettiği için avantajlı olacağı sektörler de farklılık gösterir. Peki, kaynak kısıtımız olan sektörlere giremez miyiz? Elbette mümkündür; ancak bu kaynakların oluşturulması için yatırım yapılması gerekir.</p>
<p>Bazen finansal imkânlar olsa dahi istenilen sonuç alınmaz; çünkü <em>know-how</em> eksikliği vardır. İnsan yetiştirmek ya da yetişmiş insanı çekebilmek en zor olanı. Sektörel kümelenmeler ve ekosistemin büyüklüğü bu anlamda oldukça belirleyicidir. Tüm bu parametreler ışığında, bana göre Türkiye’nin inovasyon bağlamında avantajlı olduğu sektörleri şu şekilde sıralayabiliriz:</p>
<p><strong>Tarım ve gıda:</strong> Coğrafi konumumuz büyük bir avantajdır. Güneş, su ve ısı; birçok sebze ve meyve yetiştirmek için uygun. Nitekim fındık, incir, kiraz, mercimek, nohut ve üzüm gibi pek çok ürünün üretiminde ilk 3-5 ülke arasında yer alıyoruz. Yetişmiş insan gücümüz ve büyük gıda firmalarımız da var. Ancak eksik olan inovasyon. Büyük teknoloji yatırımları gerektirmeden, küçük dokunuşlarla birçok yenilik yapılabilir bu sektörde. Son zamanlarda güzel örnekler görülse de sayılarının artması gerekir. Tarım ve gıda, Türkiye’nin kesinlikle ihmal etmemesi gereken, güçlü rekabet avantajına sahip olduğu alanlardan biri.</p>
<p><strong>Otomotiv:</strong> Türkiye zaten önemli bir otomotiv üretim üssü. Ancak artık kendi markalarıyla, otomotivin ötesine geçen yüksek teknoloji araçlar geliştirmeliyiz. Otomotiv sektörü hızla “donanım merkezli üretim”den “yazılım tanımlı mobilite ekosistemine” dönüşüyor. Elektrikli ve otonom araçlar, akıllı bileşenler, veriyle sürekli güncellenen sistemler ve cihazlar arası bağlantı; tedarik zincirinden ürün geliştirmeye kadar her aşamayı şekillendiriyor. Bu süreçte mevcut ürünlerin yeni nesil araç platformlarına entegrasyonu, yazılım tabanlı bileşen geliştirme kabiliyetinin artırılması, araç-veri, araç-bulut ve araç-telefon ekosistemlerinde iş birliklerinin kurulması, elektrikli ve otonom sistemlerde maliyet, güvenlik ve dayanıklılığın dengelenmesi gerekiyor. TOGG önemli bir adım. Ancak TOGG’u ve binek araçların ötesinde, diğer çözümleri besleyecek bir ekosistem inşa etmemiz şart.</p>
<p><strong>Oyun:</strong> Türkiye oyun sektöründe birden fazla unicorn girişim çıkarmayı başarmıştır (Peak Games, Dream Games gibi). Türkiye’de yaklaşık 50 milyon aktif oyuncunun bulunması, geniş bir kullanıcı tabanı ve güçlü bir test pazarı avantaj sağlamakta. Ayrıca ülkede 700’ün üzerinde oyun stüdyosu faaliyet gösteriyor. Oyun sektörü, doğası gereği küresel pazarlara doğrudan erişim sağlayan nadir alanlardan. Güçlü yazılım yetkinlikleri, genç nüfus, görece düşük maliyetli ancak yüksek kaliteli geliştirme kapasitesi ve girişimcilik ekosisteminin olgunlaşması, Türkiye’yi bu alanda rekabetçi kılıyor. Bu nedenle oyun sektörü, yüksek katma değer üretme ve küresel ölçekte büyüme potansiyeliyle Türkiye’nin inovasyon açısından en güçlü sektörlerinden biridir.</p>
<p>Her çiçek her iklimde yetişmez. Her ülke de tüm sektörlerde aynı anda dünyanın en iyisi olamaz. Odak alanlarımızı netleştirmeliyiz. Sonrasında adım adım büyümeliyiz. Odak alanlarda küresel bir güç haline gelindiğinde elbette yeni alanlara da açılabiliriz. Haftaya devam edeceğim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-inovasyon-ustunlugu-olan-sektorler-1-77627</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin inovasyon üstünlüğü olan sektörler (1) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkezde-sahin-gitti-gercekler-kaldi-77625</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez’de şahin gitti, gerçekler kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cevdet Akçay’ın gidişi, Merkez Bankası’ndaki tek şahin sesin kesildiği gibi bir yanılsama yaratıyor. Bu ayrılık üzerinden bugünkü karar metnine peşinen ‘‘güvercin’’ etiketi yapıştırmak büyük bir hatadır. Zira enflasyonun ateşi artık bir ismin varlığıyla değil, sokağın ve savaşın yarattığı yakıcı tabloyla ölçülüyor. Merkez Bankası bugün sadece bir faiz kararı vermeyecek. Kurumsal ciddiyeti kişilerin ötesine taşıyacak.</p>
<p>Enerji ve gıda fiyatlarında oluşan tahribat tazedir. Ancak TCMB Başkanının şubat ayındaki Enflasyon Raporu sunumunu unutmamak gerekiyor. Fatih Karahan; ortada ne bir füze ne de kapalı bir Hürmüz Boğazı varken, enflasyonun alt kalemlerindeki katılık nedeniyle ‘‘Gerekirse daha da sıkılaşırız’’ uyarısını yapmıştı. Dolayısıyla Merkez’in önündeki ajanda, savaşın oluşturduğu şartlarla mecburi şahinlik safhasına çoktan geçti. Sıkılaşma artık ekonomik istikrarı korumak için vazgeçilmez bir çıpadır. Merkez Bankası rezervlerindeki haftalık dalgalanmalara göre görüş tazelemek ise akademik formasyonun gerektirdiği entelektüel derinlikle bağdaşmamaktadır.</p>
<p>Enflasyon beklentilerindeki hızlı yükseliş, savaşın getirdiği maliyet artışlarının fiyatlara ne kadar kolay yansıdığını kanıtlıyor. Para Politikası Kurulu, politika faizini sabit tutsa dahi faiz koridorunda yukarı yönlü bir ayarlama yapabilir. Metnin, tavizsiz ve sert bir tonda gelmesi şaşırtıcı olmaz. Eylemsizlik, piyasadaki gevşeme algısını pekiştirir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkezde-sahin-gitti-gercekler-kaldi-77625</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez’de şahin gitti, gerçekler kaldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-faizi-artirmamali-mi-77624</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası faizi artırma(ma)lı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu haftaki yazımız Merkez Bankasının faiz kararının verileceği güne rastladı. Para Politikası Kurulu acaba faizi pas mı geçecek, yoksa cesur ve proaktif davranıp artış mı yapacak? Dolayısıyla sabah itibariyle yazıyı okuyanların öğleden sonra saat 14’deki Kurul Kararı ile sonucu öğrenmesi ile her halükarda bazı okurlar, yazıyı boşuna okuduğu zehabına kapılabilecek.</p>
<p>Biz de çok geleceğe yönelik spekülatif yaklaşımlarda bulunmamakla beraber, bu yazımızda bize ayrılan sütun avantajını kullanarak kişisel yorum yapmanın tadını çıkaracağız.</p>
<p>Yazının başlığını okurken bile duraksamış olabilirsiniz. Her şeyden önce hemen doğru okuma yapamayabilirsiniz.</p>
<p>Bunu niye yaptım. Çünkü yazı başlığı gibi kafalar da karışık. Merkez Bankası acaba gösterge faizini sabit mi tutar, yoksa artırır mı? En azından net olan bir husus var: faizin düşürülmesi ihtimali yok.</p>
<p>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu ne yapacak?...</p>
<p>Geçen hafta ortalarına kadar piyasadaki genel hava olumsuzdu.</p>
<p>Çünkü;</p>
<p>- TCMB döviz rezervleri İran-ABD savası süresince çok ciddi erimişti. Ocak sonu itibariyle 218 milyar dolara kadar yükselen brüt rezervlerimiz Nisan ayı başında 56 milyar dolar azalarak 161 milyar dolara kadar gerilemişti. Hem tutar olarak yüksek ve hem de zaman olarak hızlı bu olumsuz değişim açıkçası ürkütmüştü.</p>
<p>- Arkasından Fitch’in 11 Nisan tarihli zamansız Türkiye Raporu gelmişti. Kredi derecelendirme kuruluşundan yapılan açıklamada, Türkiye'nin uzun vadeli döviz cinsinden kredi notunun "BB-" olarak teyit edildiği, not görünümünün ise "pozitif"ten "durağan"a güncellendiği bildirilmişti. Fitch raporunda: döviz satışına, kronikleşen yüksek enflasyona, para politikasına yönelik siyasi baskılara, tekrarlayan döviz risklerine, Türkiye’nin enerji ithalatına yüksek bağımlılığının bu riskleri artırdığına, rezervlerin dış borca kıyasla sınırlı kalmasına ve kurumsal zayıflıklara dikkat çekiliyordu.</p>
<p>- 18 Nisan tarihli Standard &amp; Poor’s raporunda da Türkiye’nin döviz ve yerel para cinsinden uzun ve kısa vadeli kredi notlarının “BB-“olarak teyit edilmişti ve not görünümünün “durağan” olduğu belirtilmişti. S&amp;P, enerji ithalatına yüksek bağımlılığı, savaşın uzaması halinde dış borç ödemelerinde bozulma riskini ve enflasyonun görünümündeki bozulmayı riskler olarak sıralamıştı.</p>
<p>- Bu arada enflasyonun durmak bilmez yükselişi de kaygıları artırmıştı. Her ay itibariyle piyasa katılımcıları enflasyon ile ilgili beklentilerini yükseltiyordu. Örneğin Mart ayı itibariyle 2026 yıl sonu enflasyonu yüzde 25.38 olarak öngörülürken Nisan ayı itibariye bu oran yüzde 27.53 olarak belirleniyordu. 3 ayda toplam yüzde 10’a ulaşan enflasyon oranı da Nisan ayı için yüzde 2.93 şeklinde hesaplanıyordu.</p>
<p>- Artık herkes geride kalan 3 yıllık dezenflasyon programının sadece Merkez Bankası para politika tedbirleri ve makro ihtiyati düzenlemelerle etkin bir şekilde uygulanamayacağını biliyor ve yüksek sesle dillendiriyordu. Açıkçası dezenflasyon programına inanç kalmamıştı.</p>
<p>- Bu arada Türkiye’nin en büyük özel bankasının saygın genel müdürünün gerçekçi beyan ve söylemleri de çok ses getirmişti.</p>
<p>Ancak; son birkaç günden beri bu olumsuz havanın giderek olumluya evrildiğini görüyoruz.</p>
<p>Şöyle ki;</p>
<p>- ABD-İran savaşında 10 Nisan tarihinde ilan edilen ateşkes ile birlikte Merkez Bankasının çok ciddi döviz alımı yaptığına şahit oluyoruz. Son bir haftada yaklaşık 20 milyar lira döviz alımının yapıldığını anlıyoruz.</p>
<p>- Bu geri dönüş, özellikle yerli yerleşiklerin yanında yabancı yerleşiklerin de yer almasıyla anlam kazanmış.</p>
<p>- Anlaşılan o ki; kredi derecelendirme kuruluşlarının raporlarındaki olumlu değerlendirme kısımları da öne çıkmaya başlamış.</p>
<p>- Bu arada Hazine ve Maliye Bakanlığının bütçenin ilk 3 ayında yüksek tutarlı faiz dışı fazla yaratması da piyasaya olumlu yansımış.</p>
<p> - Açıkçası geçen haftanın fırtınalı havası yerini tatlı (!) meltem rüzgarına bırakmış.</p>
<p>Yayımlandığı gün eskiyebilecek bu yazımızı şöyle noktalayalım:</p>
<p>- TCMB Para Politikası Kurulu, hukuken ya da kayıt üzerinde yüzde 37’de kalan ve fakat fiilen yüzde 40 olarak uygulanan haftalık repo gösterge faizini artırmamalı diyenlerin argümanları reel olmaktan çok algıya dayalı. Yani dezenflasyon programında bir kırılma yaratmama çabasına yönelik.</p>
<p>- Buna karşın gösterge faiz oranının artırılması gerektiğinin argümanları acı ama gerçek. Reel politika bunu gerektiriyor gibi.</p>
<p>Gönlümüz istemiyor ama ekonomi gerçekleri açısından faizleri artırmak daha uygun görünüyor. Zira:</p>
<p>- Dış jeopolitik konjonktür çok belirsiz ve böyle bir karar almaya uygun.</p>
<p>- Mayıs ayında PPK yok, dolayısıyla gelecek 2 ayı görmek lazım.</p>
<p>- Daha da önemlisi Merkez Bankası önden tahkimat (yığınak) yapmalı.</p>
<p>- Böylece yılın ikinci yarısında elini daha güçlü kılmalı.</p>
<p>Ne yaparsanız yapın; iki tarafı da sıkıntılı bir konu!…  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-faizi-artirmamali-mi-77624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası faizi artırma(ma)lı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketler-ne-satar-urun-mu-guven-mi-77623</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketler ne satar? Ürün mü, güven mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kalite artık geçilmesi gereken ama rekabet avantajı yaratmayan bir taban. Bu eşiği geçen aktörler arasındaki farkı belirleyen şey ise güvenilirlik. Bu da kurumsal tutarlılıktan geliyor.</strong></p>
<p>Uzun süre ekonominin mantığı basitti. Üreten kazanırdı. Değer somuttu. Tonla, kilowatt-saatte, adet başına maliyetle ölçülürdü.</p>
<p>Dijitalleşme bu çerçeveyi genişletti. Deneyim, ardından anlam devreye girdi. Ama bugün daha köklü bir kırılmanın içindeyiz. Değer, üretimden koparak belirsizliği yönetme kapasitesine taşınıyor. Ve bu kaymayı en iyi anlatan kavram <strong>‘güven’.</strong></p>
<p><strong>İtibar ve güven aynı şey değil</strong></p>
<p>İtibar geçmişin birikimidir. Zamanla oluşur, hikâyelerle taşınır. Güven ise geleceğe dair bir beklentidir. Yani, henüz gerçekleşmemiş bir davranışa verilen kredi.</p>
<p>Rekabetin yoğunlaştığı, alternatiflerin çoğaldığı ve tüketicinin karar sürecinin bilgi yağmuruyla fazlasıyla tıkandığı ortamlarda, ürün kalitesi tek başına yetersiz kalıyor. Çünkü kalite artık geçilmesi gereken ama rekabet avantajı yaratmayan bir taban. Bu eşiği geçen aktörler arasındaki farkı belirleyen şey ise güvenilirlik. Bu da kurumsal tutarlılıktan geliyor.</p>
<p><em>Niklas Luhmann</em>, güveni modern toplumda karmaşıklığı azaltmanın temel mekanizması olarak tanımlar. Neden? Çünkü bireyler her şeyi doğrulayamaz. Bu nedenle karar almak için güvenmek zorundadırlar. Yani aslında kontrol etmezler, güvene dayanarak, delege ederler.</p>
<p>Şirketler bu noktada yalnızca ürün sunmaz. Karar yükünü taşır. Güven kaybı da bu yüzden yalnızca algı kaybı değildir. Müşterinin zihnindeki o delegasyon ilişkisinin çökmesidir. Karar mekanizması işlemez hale gelir.</p>
<p><strong>Bilginin değil, inandırıcılığın krizi</strong></p>
<p>Bugünün asıl meselesi bilgi eksikliği değil. Bilginin statüsünün belirsizleşmesi. Hangi veriye, hangi kaynağa, hangi kuruma inanılacağı artık nesnel bir soruya verilen yanıt değil, bir tercih meselesi haline geldi.</p>
<p>Bu ortamda kurumsal güven yeni bir işlev kazanıyor: Referans noktası olmak. Müşteri artık yalnızca ürünü değerlendirmiyor. Ürünü sunan kurumun dünyayı nasıl gördüğünü, neye göre karar verdiğini, hangi baskılar altında nasıl davrandığını değerlendiriyor. Tutarlılık bu süreçte merkezi bir kriter haline geliyor.</p>
<p><em>Edelman Trust Barometer</em> verileri, iş dünyasının birçok ülkede devlet, medya ve sivil toplumun önüne geçerek en çok güvenilen aktör haline geldiğini gösteriyor. Bu, görünürde bir başarı. Ama aynı zamanda bir yük. Çünkü, şirketlerden artık yalnızca performans değil, pozisyon ve yön bekleniyor. Neyin doğru kabul edileceğini şekillendirmeleri isteniyor. Bu rol talep edilmeden üstlenilmiş olsa da artık geri verilemiyor.</p>
<p>Ortak referansların zayıfladığı, algoritmaların görünürlüğü belirlediği ve gerçek ile doğrunun geri plana itildiği ortamda şirketler yalnızca üretici değil, anlamın ve sınırların da taşıyıcısı haline geliyor. Kimi zaman seçerek, kimi zaman da fark etmeden.</p>
<p><strong>Sınır çizmek</strong></p>
<p>Bugün kurumsal iletişim yalnızca ne söylediğiniz değildir. Nerede durduğunuzdur. Yani hangi anlatının içinde yer aldığınız, hangi dili güçlendirdiğiniz, hangi sınırları görünür ya da görünmez kıldığınızdır.</p>
<p>Bu yalnızca ticari değil, aynı zamanda <strong><em>kurumsal bir </em></strong><strong><em>duruş bildirimidir</em></strong>. Ve bazen en güçlü mesaj, söylenen değil, mesafe konulan şeydir. Her konuda pozisyon almak değil ama temel tutarlılığı korumak, baskı altında bile aynı kalmak. Bunların tamamı, güveni belirler.</p>
<p>Rekabetin yüksek olduğu, bilgi yoğun ekonomilerde güven giderek belirleyici bir unsura dönüşüyor. Şirketler de giderek, güvenilebilir bir gerçeklik satıyor. Ve o gerçeklik de söylemle değil, sorumlu tercihlerle inşa ediliyor.</p>
<p>Güven, itibarın sonucu değil. Ekonomik değerin ön koşulu. Bu yeni düzlemde şirketler ne söyledikleriyle değil, neyin parçası olmayı seçtikleriyle de tanımlanıyor. Çünkü güven, tam da kimsenin izlemediğini sandığınız anda, etik bir sorumlulukla verdiğiniz kararların toplamından oluşuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketler-ne-satar-urun-mu-guven-mi-77623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketler ne satar? Ürün mü, güven mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kevin-warsh-nicin-faiz-indirme-egiliminde-ve-neden-indirmemeli-77622</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kevin Warsh niçin faiz indirme eğiliminde ve neden indirmemeli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel ekonominin ana gündeminin savaş mı barış mı olduğu bir dünyada, diğer tüm konular doğal olarak ikinci plana itiliyor. Ancak küresel finansal sistemin en kritik kurumlarından biri olan ABD Merkez Bankası’nın (Fed) başına geçmesi beklenen Kevin Warsh’un bugün ABD Senatosu’nda yapacağı konuşma ve onay süreci, önümüzdeki dönem açısından oldukça önemli görünüyor.</p>
<p>Aslında merkez bankacılığı literatüründe ve piyasa terminolojisinde genellikle “şahin” olarak bilinen Kevin Warsh’un, Donald Trump’ın aday belirleme sürecinde daha “güvercin” bir ton benimsemesi ve seçilmesi sonrasında da bu yönde sinyaller vermesi açıklanması gereken önemli bir dönüşüme işaret ediyor.</p>
<p>Bu başlığı görenlerin, Warsh’un neden faiz indirme eğiliminde olabileceğine dair temel cevabı tahmin ettiğini düşünüyorum. Trump’ın faiz indirimi konusundaki kararlılığı ve bu doğrultuda hareket edecek bir Fed başkanı atama isteği bilinen bir gerçek. Bu çerçevede, savaşın ABD ekonomisi üzerinde sınırlı da olsa yarattığı olumsuz büyüme etkisiyle birlikte, önümüzdeki dönemde Trump’tan daha fazla faiz indirimi çağrısı duyacağımız ve Warsh’un da bu yönde hareket etme eğiliminin yüksek olduğu söylenebilir.</p>
<p><strong>Warsh’un faiz indirimi yaklaşımı</strong></p>
<p>Bununla birlikte Warsh’un faiz indirimi yaklaşımı yalnızca politik bir tercih değil; arkasında bazı teorik ve konjonktürel argümanlar da bulunuyor. Geçtiğimiz günlerde New York Fed’in yayınladığı çalışma bir makalesi, Warsh’un argümanlarını destekler nitelikte. Warsh uzun süredir teknolojik gelişmelerin, özellikle yapay zekâdaki ilerlemelerin, iş gücünün milli gelirden aldığı payı azalttığını savunuyor. Bu durumun ise tasarruf fazlası yaratarak faizleri aşağı yönlü baskılayacağını ifade ediyor. Nitekim söz konusu makale de geçmişte iş gücünün milli gelirden aldığı payın azaldığı ve verimlilik artışlarının yaşandığı dönemlerde toplam tasarruf eğiliminde artış gözlemlendiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Buradaki temel mekanizma oldukça net: Gelir dağılımında emeğin payının azalması, harcama eğilimi yüksek olan düşük ve orta gelirli kesimlerin tüketim gücünü sınırlarken; gelirden daha fazla pay alan sermaye sahipleri daha yüksek tasarruf eğilimi sergiliyor. Bu da finansal sistemde tasarruf fazlası oluşturarak kredi piyasalarında faizlerin aşağı yönlü hareket etmesine neden olabiliyor. Warsh’un yaklaşımı, teknolojik gelişmelerin enflasyonist baskı yaratmadığı ve tasarruf eğiliminin arttığı bir ortamda faiz indirimlerinin büyümeyi destekleyeceği varsayımına dayanıyor.</p>
<p>Ancak bu görüşe karşı ciddi itirazlar da bulunuyor. Karşıt argümanların temelinde, tarihin her zaman birebir tekrar etmediği ve mevcut konjonktürün farklı dinamikler içerdiği yaklaşımı yer alıyor. Bu çerçevede ilk itiraz, faiz indirimlerinin özellikle hisse senedi piyasalarında ciddi varlık balonları oluşturabileceği yönünde. Bu balonların bir noktada patlaması ise finansal istikrarsızlığa, hatta daha geniş çaplı bir krize yol açabilir. Böyle bir senaryoda büyüme ve makroekonomik dengeler ciddi şekilde zarar görebilir.</p>
<p>İkinci önemli itiraz ise demografik yapı üzerinden geliyor. Özellikle 1946–1964 yılları arasında doğan “baby boomer” bebek patlaması kuşağının tüketim eğiliminin yüksek olması ve tasarruf eğiliminin görece düşük kalması, toplam tasarrufların beklenildiği ölçüde artmasını engelleyebilir. Tasarrufların artmayabileceğine dair bir diğer önemli görüş ise teknoloji kaynaklı rekabetin yoğunluğu ile ilgili. Günümüzde firmalar tasarruf etmekten ziyade, rekabet avantajı sağlamak için sürekli yatırım yapmak zorunda kalıyor. Özellikle yalnızca teknoloji şirketlerinin değil, teknolojiyi kullanan tüm sektörlerin ciddi yatırım ihtiyacı içinde olduğu bir döneme giriyoruz. Bu da tasarruf artışı yerine yatırım talebinin öne çıkmasına neden olabilir.</p>
<p><strong>Christopher Waller, son dönemde daha temkinli</strong></p>
<p>Sonuç olarak, Kevin Warsh’un faiz indirimi yaklaşımının yalnızca siyasi tercihlere dayanmadığını, belirli teorik temellere de oturduğunu söylemek mümkün. Ancak mevcut ekonomik ve finansal koşulların bu yaklaşımı tam anlamıyla desteklemediği kanaatindeyiz.</p>
<p>Nitekim Fed Yönetim Kurulu üyelerinden Christopher Waller’ın son dönemde daha temkinli, “bekle-gör” yaklaşımına yönelmesi ve ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’ın benzer şekilde ihtiyatlı mesajlar vermesi de bu durumu destekliyor.</p>
<p>Özetle, ne Fed içinde ne de ABD ekonomi yönetiminin diğer unsurlarında, Warsh’un agresif faiz indirimi politikasını güçlü şekilde destekleyen bir tablo henüz oluşmuş değil. Erken ve güçlü faiz indiriminin önce servet etkisi ile enflasyonu patlatmasından, sonra finansal istikrarı bozmasına, beklendiği gibi bir tasarruf artışı değil, tüketim artışı olma olasılığına kadar birçok sonucu getirebileceği ve yanlış olduğu görüşlerine katılıyoruz. Elbette bu değerlendirmelerin, savaşın uzamadığı ve barış ihtimalinin konuşulduğu bir senaryo altında geçerli olduğunu da özellikle belirtmek gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kevin-warsh-nicin-faiz-indirme-egiliminde-ve-neden-indirmemeli-77622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kevin Warsh niçin faiz indirme eğiliminde ve neden indirmemeli? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/whatsapp-grubundan-orgutlenmeye-turkiye-tarim-gida-ve-cevre-birligi-77621</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Tarım, Gıda ve Çevre Birliği kuruldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hepimizin üyesi olduğu veya istemeden üye yapıldığımız çok sayıda WhatsApp grubu var. Çoğu zaman oradaki mesajları okumaya zaman yetmez. Bu grupları çok verimli kullananlar da var, bir çöplüğe dönüştürenler de.</p>
<p>Bugün sizlere bir WhatsApp grubundan büyük ve kapsayıcı bir örgütlenmenin nasıl ortaya çıktığının öyküsünü yazacağım.</p>
<p>Yanılmıyorsam 2019’un sonları veya 2020 yılı başlarıydı. Covid 19 salgınının başladığı günlerdi. Bir iki kez telefonla görüştüğüm ama henüz yüz yüze tanışmadığımız, tarım konusundaki sorunlara kafa yoran, yazdığım yazılarla ilgili zaman zaman arayıp bilgi veren Kemal Berişler,  bir WhatsApp grubu oluşturmuş ve onayımı alarak beni de gruba dahil etmişti. Genelde bu tür grupları gazetecilik refleksiyle, hem sektörü takip etmek hem de haber konusu çıkar mı diye izleyen, bilgilenen ama paylaşım yapmayanlardanım. Bu şekilde üye olduğum ve haber aldığım, tarım, gıda konusunda bilgilendiğim çok sayıda grup var. Yazılarım ve sosyal medyadaki paylaşımlarım bu gruplarda paylaşılır, ama ben kendim paylaşmam. Bunu yazdım okuyun diye kimseyi zorbalamak istemem. İsteyen okur, istemeyen okumaz.</p>
<p>Yıllar önce Hava Kuvetleri’nde pilotluktan ayrılan, bir süre cezaevinde kalan ve çıktıktan sonra pazarda limon satan, sonra Türkiye’nin dağlarını gezip doğa mantarları sektörünün oluşmasında öncülük eden isimlerin başında gelen Kemal Berişler, kurutulmuş, yarı kurutulmuş domates ihracatının da öncülerinden. O’nun hikayesini Yeni Tarım Düzeni/Pandemi-İklim Krizi ve Gıda Egemenliği” kitabımda ayrıntılı olarak yazmıştım. Merak eden kitaptan okuyabilir.</p>
<p>Kemal Berişler’in kurduğu ve ulusal düzeyde tarım, gıda, çevre ve benzeri konularda görüşlerin paylaşıldığı WhatsApp grubu “Ulusal Tarım Gıda Birliği(UTGB) adıyla 16 Mayıs 2020’de  ilk bildirisini yayınladı. Bu bildiri ile biraraya gelen 200 gönüllü üyenin desteği ile Ulusal Tarım Gıda Birliği inşa süreci başlatıldı. Yaklaşık 6 aya ulaşan inşa sürecinde öncelikle amaç ve ilkeleri oluşturuldu. Çalışma alanları ve stratejileri  belirlendi ve her çalışma alanı için, çalışma grupları faaliyetlerine başladı. Bütün bunlar WhatsApp grubu üzerinden yapıldı. Bir süre sonra fiziki toplantılar etkinlikler gerçekleştirildi. Yakın zamanda İzmir Tarım Fuarı’na katılım sağlandı.</p>
<p>Bu çalışmalar devam ederken bireysel ve sivil toplum örgütlerinin gruba katılımı çığ gibi büyüdü. Grupta sadece sorunlar değil çözümler, öneriler tartışıldı.</p>
<p><strong>Birliğim kuruluşu yarın </strong><strong>resmen açıklanacak</strong></p>
<p>Yaşanan sürecin sonunda yaklaşık 150 saygın kuruluşu tek çatı altında birleştiren, ülke geneline yayılan 10 bini aşkın kişiyi temsil eden Türkiye Tarım, Gıda, Çevre Birliği kuruldu. Yarın,  23 Nisan 2026’da bu kuruluş resmi olarak duyurulacak.</p>
<p>Türkiye Tarım, Gıda ve Çevre Birliği(TTGB)’nin 23 Nisan’da açıklanacak kuruluş bildirisinde oluşturulan bu kurumsal yapı şöyle ifade ediliyor: “  Küresel ve ulusal boyutta yaşanan gelişmelerin tarım, gıda ve çevre alanlarına yansımaları ve bu üç sistemde derinleşen sorunların tek boyutlu yüzeysel yaklaşımlarla çözülemiyor olması, dünyada ve Türkiye'de örneği olmayan yeni bir kurumsal yapıyı gündeme getirdi.</p>
<p>Tarım, gıda ve çevre sistemlerindeki yetkin kurumsal yapılanmalar tek çatı altında ortak<br />sorunları çözmek için bir araya geliyor. Türkiye; bilimsel ve bütünsel perspektife sahip yeni,<br />farklı ve özgün bir ortak akıl ve çözüm düzlemine sahip oluyor.</p>
<p>Küresel iklim değişikliğinin yansımaları büyük bir mücadele alanı haline geldi.</p>
<p>Pandemi gıda yönünden, savaşlar tarımsal girdiler yönünden kendi kendine yeterliliğin önemini artırdı. Ülkemizde gıda enflasyonu çok yüksek ve geniş kitleler yetersiz beslenme ile karşı karşıya kalıyor. Çiftçiler yorgun, ümitsizler ve yaşlanıyorlar. Gençler köyleri terk edip kentlere savruluyor, geleceklerini orada arıyorlar, tarım arazileri boşalıyor.</p>
<p><strong>Topraklar bozuluyor, sular kirleniyor</strong></p>
<p>Milyonlarca yılda oluşan topraklarımız bozulup, harap oluyor ve her geçen gün vahşi bir kullanıma maruz bırakılarak, güncel çıkarlara terk edilen, giderek azalıp niteliğini yitiren yeraltı ve yerüstü su kaynaklarımız, tüm doğal varlığımızın yok edilişi bizleri, yarınki tüm kuşaklarımızı karanlık bir geleceğe mahkûm ediyor.</p>
<p>Tarım, gıda, çevre alanlarındaki sorunlar her geçen gün derinleşirken, bütüne bakmayan, sorun bazlı, yüzeysel politikalar kalıcı çözümler üretemiyor. Yeni bir anlayış ve vizyon ihtiyacı belirginleşti. Bu durumun farkında olan kişiler ve üyesi oldukları kuruluşlar 5 yılı aşkın bir süredir sürdürülen çabalar sonucunda yeni, farklı ve işlevsel bir yapılanma oluşturdu.</p>
<p>Bugüne kadar daha çok tek boyutlu, tek taraflı olarak gündemdeki güncel sorunlara odaklı, nedenleri değil sonuçları ortadan kaldırmaya yönelik düzenlemeler yapıldı. Ancak, gelinen noktada birçok sorunun çözülemediği, hatta sorunların daha da artacağı görünüyor. Bu sorunlu yapının sürdürülmesi mümkün değildir.</p>
<p><strong>Yeni bir sistem ve yapıya ihtiyaç var</strong></p>
<p>Yeni bir anlayış ile yeni bir sistem, yeni bir yapı ve yeni bir işleyiş gerekiyor. Bu gerçekten hareketle Türkiye Tarım, Gıda ve Çevre Birliği,  tarım, gıda, çevre zincirinde üretimden tüketime bütün halkaları ve aktörleri bir araya getirme hedefiyle çalışmalara başlamıştır. Birlik, bu kapsamda; yapısal, sistemsel ve süreçsel boyutların tamamını dikkate alan, tarım, gıda ve çevreyi olması gerektiği şekilde birlikte ele alan bütünsel bir yaklaşımın ürünü olarak oluşmuştur.”</p>
<p>Türkiye Tarım, Gıda ve Çevre Birliği ‘nin temel amaçlarına yer verilen kuruluş bildirisinde : “Birlik, bu amaçlar için ortak akıl ve bütünsel yaklaşım ile sorunların analiz edilmesi, yine bu anlayış ile çözümler üretilerek merkezi ve yerel yönetimlere aktarılması ve önerilerin hayata geçirilmesinin sağlanmasını ve tüm toplumumuz adına izlenmesini çalışmalarının odağı haline getirerek etkin/olumlu bir çekim merkezi olacaktır. Ortak aklı ve vicdanı yükümlülüğünün farkında olarak bilim odaklı yaklaşımı ile çözümden yana bir anlayış geliştirmek azmindedir. Bu süreçlerin çok zahmetli ve son derece zorlu olacağının bilincindedir. Hazırlanan portal ve mobil uygulaması ile yakın zamanda, tarım gıda ve çevre alanlarında Türkiye’nin en dinamik ve en zengin bilgi ve deneyim paylaşım havuzuna sahip olacaktır.”</p>
<p><strong>Ulusal seferberlik anlayışı ile çalışılacak</strong></p>
<p>Birliğin ulusal seferberlik anlayışı ile çalışılacağı belirtilen bildiride: “Ülkemizin konusunda uzman insan kaynaklarını tüm birikim, bilgi ve deneyimleriyle sorunların stratejik analiz ve çözüm yollarının üretilmesinde, oluşturduğu çalışma masaları ve sürekli forumlarda, ulusal bir seferberlik anlayışıyla bir araya getirecektir.</p>
<p>Yapılandırdığı il birliklerinde tüm paydaşlarının bireylerini ve kaynaklarını bir araya getirerek, üretilen çözümlerin toplumumuzun en üst kademelerinden en derin köşelerine kadar tüm kitleye, karar vericilere ve en geniş tabana ulaşmasını sağlayacak ve üretken/yaratıcı bir olumlu/hoş görülü ortak çıkar odaklı bir iklimin temeli olacaktır.</p>
<p>TTGB, ülkesini, insanını, doğasını seven, bunlara değer veren duyarlı, idealist ve yurtsever insanların oluşturduğu bir paydaşlar ve güçler birliğidir. Türkiye'de ve dünyada örneği olmayan bu nitelik, işlev ve vizyonda ilk ve tek platformdur.</p>
<p>TTGB kurucuları olarak tarım, gıda, çevre alanlarındaki sorunların çözümüne katkı vermek durumunda olan tüm bireyleri ve kurumları kalıcı, sonuç alıcı, uzun vadeli, gönüllü iş birliği ve güç birliğine davet ediyoruz.” bilgisine yer verildi.</p>
<p><strong>TTGB’den çağrı</strong></p>
<p>Türkiye Tarım,Gıda ve Çevre Birliği, kuruluş günü olan 23 Nisan’da kamuoyuna da bir çağrıda bulunacak. Çağrıda özetle şöyle deniliyor: “ Dünya genelinde ve ülkemizde tarım, gıda ve çevre alanlarındaki sorunlar derinleşmektedir. Başta su, toprak, mera, orman ve ekolojik çeşitlilik olmak üzere tarımda üretim kaynakları azalırken dünya nüfusu üstel olarak artmaktadır. Gençler tarımsal üretimden uzaklaştığı için bu kaynakları kullanacak çiftçilerin sayısı gerilemektedir. Gıda güvenliği ve güvenilirliğinin önemi her geçen gün artmakta, aynı şekilde çevre duyarlığına olan haklı ihtiyaç belirginleşmektedir.</p>
<p>Tarım ve bağlantılı alanlardaki kesimler sorunlarının çözülmesi bir yana giderek büyümesinden, derinleşmesinden yakınmaktadırlar. Çiftçiler maliyetlerin yüksekliğinden, fiyatların düşüklüğünden şikayetçiler. Tüketiciler ürünlerin sağlık standartlarının düşüklüğüyle birlikte fiyatların yüksekliğinden şikayetçiler. Çalışacak işçi temini ilgili tüm kademelerde her gün çok daha zor bir duruma gelmektedir. Zincirin ortasında yer alan aracılar ve sanayiciler de yeterli, kaliteli ve istikrarlı ürün bulamamaktan şikayetçi. İhracatçılar hem yeterli ve istikrarlı hem de sağlıklı ürün tedarik edememekten, geri dönen ürünlerden şikayetçi. Bu zincirde girdi tedariki ve lojistik süreçlerinde ürün ve hizmet veren kesimler istikrarsız talepten, tahsilat güçlüklerinden şikayetçi. Çevre/doğa duyarlılığı yüksek kesimler, tarımsal üretim-tüketim zincirinin yarattığı olumsuzlukların artmasından, ekolojik çeşitliliğin zayıflamasından, çevre kirliliğinin derinleşmesinden şikayetçiler. Kamu otoriteleri ise kaynak yetersizliği ve güven ortamının oluşamamasından şikayetçi. Bitkiler ve hayvanların da birçok nedenle insanlardan şikayetçi olduğu açık.</p>
<p>Şimdi sormak gerekiyor; bir zincirde, üretim kaynakları da dahil olmak üzere tüm taraflar şikayetçi ve sistem neredeyse çökmek üzereyse bu yapı/zincir nasıl sürdürülebilir, bu durum bu haliyle daha ne kadar devam edebilir? İyileşme/gelişme için kimler nereden başlamalı, neyi, nasıl yapmalı?</p>
<p><strong>TTGB Çözüm Yolu</strong></p>
<p>Tarım Gıda ve Çevre alanlarında gelinen nokta/aşama sorunlar yumağına işaret ediyor. Zira bugüne kadar tutulan yol, kullanılan yöntemler ve elde edilen sonuçlar artık yeterli gelmiyor. Yeni, farklı ve işlevsel bir yaklaşım ve buna uygun yeni bir iş birliği/güç birliği zeminine her açıdan ihtiyaç hissediliyor. Tedarik, üretim, işleme, işçi, pazarlama, dağıtım, lojistik ve tüketim aşamalarında yer alan ve bu farkındalığa sahip; çiftçi, köylü, finansman, tüccar, sanayici, ihracatçı, işçi, tüketici, tedarikçi, akademisyenler olarak 5 yılı aşkın bir süredir birlikte sürdürdüğümüz yoğun çaba ve arayışlar sonunda yoldan çekilmek yerine yeni bir yol bulmaya/açmaya karar verdik.</p>
<p><strong>Değer zincirindeki bütün halkalar dikkate alan çözümler olacak</strong></p>
<p>Türkiye Tarım Gıda ve Çevre Birliği (TTGB); sorunların ve çözüm arayışlarındaki eksikliklerin farkında olarak, değer zincirindeki bütün halkaları ve aktörleri birlikte dikkate alan ve bir araya getiren, tarım-gıda-çevre sistemlerini birlikte gören ve böylece sorunları bilimsel çerçevede ortak akıl ile çözmeye çalışan özgün bütünsel vizyona sahip bir platformdur. 81 ilde sanal bir AĞ/PLATFORM üzerinden örgütlenmekte olan TTGB, oluşturduğu içeriği itibariyle dünya ve Türkiye bir ilk niteliğindeki TTGB Portal ve Mobil Uygulaması ile tarım- gıda-çevre alanlarında, istatistik, bilgi, deneyim, paylaşım ve iş birliği açısından büyük fark yaratacaktır. Bu yapı aynı anda bir üst yapı kurumu olarak geniş veri tabanından akan verilere dayanarak çözüm yollarının üretildiği ülkemizin konusunda en yetkin beyinleriyle oluşturduğu çalışma alanlarında karar vericileri ve tüm ilgilileri aydınlatırken, kurduğu il birlikleri ile de çalışmalarını alt yapıda hem gerçeği sürekli hissetmek hem de verilerini tüm kesimlerle en alt düzeyden itibaren üretip paylaşmaktan onur duyacaktır. Bu süreç toplumumuzun her kesimini yerel ve genel düzeyde besleyecek en önemli bilgi ve eylem ortamını yaratacaktır.”</p>
<p>Özetle, WhatsApp grubu ile başlayıp bir çatı örgüte dönüşen, tarım, gıda ve çevre konusunda sorunları doğru tespit ederek doğru çözümler getireceği iddiasındaki Türkiye Tarım, Gıda ve Çevre Birliği yakından izlenmeli.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye Tarım, Gıda ve Çevre Birliği’nin temel amaçları</strong></span></p>
<p>- Tarımsal ürünlerde; girdi tedariki, üretim, depolama, ticaret, işleme, perakende, tüketici ve tüketim zincirinde nitelikli sürdürülebilirliğin sağlanmasına, maliyet/kazanç bölüşümünün adil hale getirilmesine,</p>
<p>- Tarımsal üretimde ve fiyatlarda istikrarının sağlanmasına,</p>
<p>- Gıda güvencesi, egemenliği, erişilebilirliği ve güvenilirliğinin geliştirilmesine,</p>
<p>- Tüketiciye makul fiyatla güvenilir gıdanın, sanayicilere istikrarlı hammadde arzının tedarikine,</p>
<p>- Çiftçilerin maddi koşullarının ve yaşam ortamlarının çağdaş koşullarda iyileştirilmesine,</p>
<p>- Stratejik ürünlerde ve girdilerde ulusal ölçekte kendine yeterliliğin sağlanmasına,</p>
<p>- Platform üzerinden ülke çapında üretim planlamalarının yapılabilmesine yüksek bir bilinç ve talep yaratılarak en üst düzeyde katkı verilmesine,</p>
<p>- Çiftçiler, toprak, su, gen kaynakları, meralar, ormanlar gibi tarımsal/çevresel kaynakların korunmasına,</p>
<p>- Doğa, çevre ve biyolojik çeşitlilik ile dengenin etik değerler çerçevesinde korunmasına,</p>
<p>- Tarım ve bağlantılı alanlardaki faaliyetlerin sürdürülebilirliğinin çevre duyarlılığıyla birlikte yürütülmesine,</p>
<p>- Sosyal, ekonomik, kültürel ve teknolojik kalkınmaya katkı verilmesine,</p>
<p>- Bu alanlardaki örgütlenmenin daha etkin ve kapsayıcı olmasına ve tüm bu alanların iş birliği ve iletişim içinde olmasına,</p>
<p>- Ekonomik, ekolojik ve sosyal sürdürülebilirliğin sağlanmasına yönelik çalışmalar yapılması.</p>
<p><strong>TTGB’de kimler var?</strong></p>
<p>Gönüllüler arasında çiftçiler, akademisyenler, kamu emekçileri, çevre aktivistleri, muhtelif meslek mühendisleri, gıda şirketi yöneticileri, sivil toplum temsilcileri, girişimciler, belediye çalışanları, gazeteciler, kooperatif yöneticileri, ziraat girdileri ve tedarikçileri, kültür balıkçılığı temsilcileri, mevsimlik tarım işcileri temsilcileri, ihracatçılar var.</p>
<p>Türkiye’nin 27 şehrinden; Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bodrum, Bursa, Çanakkale, Denizli, Elazığ, Eskişehir, Hatay, İstanbul, İzmir, Kars, Kırklareli , Kocaeli, Manisa, Mardin, Mersin, Muğla, Sakarya, Sinop, Tokat, Urfa, Van gönüllülerin yer aldığı oluşuma Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, İngiltere, Bulgaristan, Rusya gibi ülkelerden de çalışmalara destek verenler var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/whatsapp-grubundan-orgutlenmeye-turkiye-tarim-gida-ve-cevre-birligi-77621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/1/1280x720/47-agriculture-1776836283.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ WhatsApp grubundan örgütlenmeye: Türkiye Tarım, Gıda ve Çevre Birliği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-ve-catismalarin-ekonomik-etkileri-77620</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş ve çatışmaların ekonomik etkileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çatışma sürecinde hükümetlerin bütçe dengelerinde belirgin bir bozulma ortaya çıkıyor. Bir yandan askeri harcamalar artarken, diğer yandan ekonomideki daralma nedeniyle vergi tabanının küçülmesi ve gelir toplama kapasitesinin zayıflaması, bütçe dengelerinde büyük tahribata yol açıyor.</strong></p>
<p>Uluslararası Para Fonu (IMF), nisan ayındaki Dünya Ekonomik Görünümü raporunda, savaş ve çatışmaların makroekonomik etkileri ve sonrasındaki toparlanma süreçleriyle ilgili bilgilendirici bir çalışmaya yer verdi. Bugünkü yazımda bu çalışmanın tespitlerine yer vermek istiyorum.</p>
<p>Savaşlar ve çatışmalar insanlık kadar eski. Toplumlar arasındaki anlaşmazlıkların siyaset ve diyalog kanallarıyla çözülemediği durumlarda, savaş ve çatışma kaçınılmaz oluyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan yeni dünya düzeni içerisinde, silahlı çatışma sayısı, önceki dönemlere göre belirgin bir şekilde düştü. Özellikle Soğuk Savaş’ın bitmesi sonrasında, ABD liderliğindeki tek kutuplu dünya düzeninde, tarihte çok az nesle nasip olacak kadar sakin ve huzurlu bir süreç yaşadık. Küreselleşme akımlarının güçlendiği, uluslararası ilişkilerde kurallara bağlı ve işbirliğine dayalı bir anlayışın hâkim olduğu bu dönemde, dünya genelinde refahın arttığını, yüz milyonlarca insanın mutlak fakirlikten kurtulduğunu gördük. Ne var ki, son yıllarda bu olumlu seyrin bozulmakta olduğu, çatışma ve savaş kaynaklı risklerin arttığı ve ne yazık ki buna bağlı olarak can kayıplarının da hızla yükseldiği bir dönemde bulunuyoruz. Özellikle Rusya-Ukrayna ve hala sürmekte olan İran-ABD/İsrail savaşları, önceki dönemlere damga vuran görece barış ve huzur ortamının kaybolmasına neden oldu.</p>
<p><strong>IMF verilerine göre </strong><strong>jeopolitik tehdit büyüdü</strong></p>
<p>IMF’nin verileriyle durumu ortaya koymak gerekirse, kendi hesapladıkları Jeopolitik Tehdit Endeksi’nin 1990’lı yıllar ortalaması 97,4 iken, 2000’li yıllarda bu endeks ortalamada 88,6’ya geriledikten sonra, özellikle Trump’ın başkan seçilmesiyle birlikte hızlanarak 2010’lu yıllarda ortalama 92,9’a ulaştı. 2020’den itibaren ise durum daha da kötüleşti ve söz konusu endeksin ortalaması son 2020-2024 arasında 120,9 olarak hesaplandı. İran’daki savaşla birlikte bu endeksin çok daha yüksek değerlere ulaşmış olduğunu kolaylıkla tahmin edebiliriz. Yine IMF verilerine göre, 1989-2020 arasındaki 32 yılda savaş ve çatışma nedeniyle meydana gelen ölümlerin yıllık ortalama sayısı 51 bin 120 kişi olurken, 2021-2024 arasında bu sayı 184 bin 330 kişiye fırladı.</p>
<p>IMF’nin bulgularına göre çatışmalar, çatışma bölgelerindeki ekonomilerde büyük ve kalıcı üretim kayıplarına yol açarken, bu etkilerin diğer ülkelere de yayılma riski ortaya çıkıyor. Çatışma bölgesindeki ülkede üretim, çatışmanın başlangıcında keskin bir şekilde düşerken, üretim kayıpları beş yıllık bir dönemde yaklaşık %7’ye kadar yükselebiliyor. Çatışmalardan kaynaklanan üretim kayıpları, on yıl sonra bile devam ederken, bu kayıplar finansal krizler veya şiddetli doğal afetler nedeniyle meydana gelen üretim kayıplarını da aşıyor. Çatışma bölgelerinin ötesinde, komşu ülkeler ve ticaret ortakları da kısa vadede daha sınırlı, ancak ihmal edilemeyecek üretim kayıpları yaşayabiliyor.</p>
<p>Üretim kayıplarının temel nedenleri, hane halkı gelirlerinin düşmesi ve belirsizliğin artmasıyla birlikte özel tüketim ve yatırımlardaki düşüş ve hükümet harcamalarının askeri amaçlara yönlendirilmesi olarak belirleniyor. Çatışma sürecinde hükümetlerin bütçe dengelerinde de belirgin bir bozulma ortaya çıkıyor. Bir yandan askeri harcamalar artarken, diğer yandan ekonomideki daralma nedeniyle vergi tabanının küçülmesi ve gelir toplama kapasitesinin zayıflaması, bütçe dengelerinde büyük tahribata yol açıyor.</p>
<p><strong>Uzun vadede sermaye stokunda </strong><strong>erime ve istihdam kaybı yaşanıyor</strong></p>
<p>IMF’nin bulgularına göre ihracat, ithalattan daha çok düşerek ticaret dengesinde bozulmaya neden oluyor. Bu esnada, savaş kaynaklı belirsizlik, sermaye çıkışlarını körüklerken, hükümetlerin bunun önüne geçmek için sermaye kontrolleri uygulamalarına başvurabildikleri gözleniyor.</p>
<p>Savaş dinamikleri ayrıca döviz kurunun sürekli değer kaybına, rezerv kayıplarına ve enflasyonist baskılara da katkıda bulunuyor. Daha uzun vadede ise, savaş sermaye stokunda, istihdamda ve verimlilikte etkileri çok uzun yıllar süren düşüşlere neden olabiliyor.</p>
<p>Buraya kadar okuduklarınızda pek şaşırtıcı bir şey yok aslında. Savaşı başlatanlar bunu her zaman çok ulvi gerekçelerle yapıyor olsalar da, sıradan insanlar için savaş her zaman ölüm ve yoksulluk demek. Peki savaş bittikten sonra, ekonomik toparlanma süreci nasıl ilerliyor? IMF çalışmasında bununla ilgili saptamalar da var. İyi haber, çatışma sona erdiğinde ve kalıcı bir barış sağlandığında, çok hızlı ve otomatik bir şekilde olmasa da, ekonomik toparlanma mümkün görünüyor. İncelenen ülke örneklerine göre, üretim seviyesi hemen her ülkede artarken, toparlanma hızı savaş zamanı kayıplarına göre yavaş kalıyor ve ülkeler arasında büyük farklılıklar görülüyor. II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana incelenen savaş sonrası toparlanmaların temel nedeni, işçilerin sivil ekonomik faaliyetlere geri dönmesi ve mültecilerin kademeli olarak geri dönmesiyle öncelikle işgücü dinamiklerinin kuvvetlenmesi oluyor. Buna karşılık, azalsa da devam eden belirsizlikler ve kalıcı finansman kısıtlamaları, sermaye birikimi ve verimliliğin uzun bir süre düşük kalmasına yol açıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-ve-catismalarin-ekonomik-etkileri-77620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/4/1280x720/piyasa-finans-1768974835.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş ve çatışmaların ekonomik etkileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77612</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın faiz kararı ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler Merkez Bankası’na Çevrildi! TCMB’nin Faiz Kararı Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 22 Nisan" src="https://www.youtube.com/embed/SzXreS45Vqg" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77612</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/israile-destek-beyaz-sarayin-meraki-olsa-da-amerikalilari-bezdirmis-olabilir-77619</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> İsrail&#039;e destek Beyaz Saray&#039;ın merakı olsa da Amerikalıları bezdirmiş olabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1973 petrol krizinden bugüne kadar değişmeyen bir gerçek var: Ortadoğu'da savaş varsa, dünyada enflasyon vardır. Bölgedeki risk arttıkça petrol fiyatı yükseliyor; petrol yükseldikçe üretim maliyetleri, taşımacılık giderleri ve gıda fiyatları artıyor.</strong></p>
<p>Ortadoğu’ya baktığımızda bugünü anlamak için geçmişi dışarıda bırakmak mümkün değil. 1948’den bu yana İsrail’in güvenlik politikaları etrafında şekillenen çatışmalar, Arap-İsrail savaşlarından Lübnan müdahalelerine, Filistin meselesinden bugünkü Gazze yıkımına kadar uzanan kesintisiz bir gerilim hattı oluşturdu. Bu hat yalnızca bölgesel bir güvenlik sorunu değil; aynı zamanda küresel ekonomi üzerinde sürekli maliyet üreten bir mekanizma haline geldi.</p>
<p>Bugün Gazze’de ortaya çıkan tablo, bu sürecin en ağır halkalarından biri. On binlerce can kaybı, büyük ölçüde yok olmuş altyapı ve 20-30 milyar doları bulan ekonomik zarar. Lübnan’da ise yıllardır biriken krizler, tekrar eden çatışmalarla birleşince ekonomiyi yüzde 40’tan fazla daraltmış durumda. Ancak bu kayıpların asıl önemi, bölgeyle sınırlı kalmaması. Çünkü Ortadoğu, dünya enerji sisteminin kalbi ve burada yaşanan her kırılma, küresel ekonomiye doğrudan yansıyor.</p>
<p>1973 petrol krizinden bugüne kadar değişmeyen bir gerçek var: Ortadoğu'da savaş varsa, dünyada enflasyon vardır. Bölgedeki risk arttıkça petrol fiyatı yükseliyor; petrol yükseldikçe üretim maliyetleri, taşımacılık giderleri ve gıda fiyatları artıyor. Petrol fiyatındaki her 10 dolarlık artışın küresel enflasyonu yaklaşık 0,3–0,5 puan yukarı çektiğine dair güçlü ampirik çalışmalar var. Bu da dünya ekonomisi ölçeğinde trilyon dolarlık refah kaybı anlamına geliyor.</p>
<p>Tam bu noktada sorunun merkezine geliyoruz: ABD’nin İsrail’e verdiği destek bu maliyete değiyor mu?</p>
<p><strong>İsrail’e askeri yardımın asıl maliyeti </strong><strong>jeopolitik zincirleme etkilerde</strong></p>
<p>ABD’nin İsrail’e sağladığı yıllık 3-4 milyar dolarlık askeri yardım, işin yalnızca görünen kısmı. Asıl maliyet, bu desteğin yarattığı jeopolitik zincirleme etkilerde ortaya çıkıyor. Irak ve Afganistan savaşlarının toplam maliyetinin 5–6 trilyon doları bulduğu düşünüldüğünde, Ortadoğu’daki angajmanın ABD bütçesi üzerindeki yükü açıkça görülüyor. Bugün petrol fiyatlarının yeniden 100 doların üzerine yönelmesi, ABD’de enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor; Fed'in faiz indirimlerini geciktiriyor ve büyüme üzerinde baskı oluşturuyor.</p>
<p>Bu maliyet yalnızca makro düzeyde kalmıyor. Enerji fiyatlarındaki artış doğrudan Amerikan tüketicisinin cebine yansıyor. Benzin fiyatı yükseldiğinde, lojistik maliyetler arttığında, gıda fiyatları yukarı gittiğinde bu durum hem tüketimi hem de yatırım iştahını baskılıyor. Yani Ortadoğu’daki bir çatışma, Washington’daki para politikasını, New York’taki tüketicinin harcamasını doğrudan etkileyebiliyor.</p>
<p>İşin bir de siyasi boyutu var. ABD yaklaşan ara seçimlere doğru ilerlerken ekonomi her zamanki gibi en belirleyici faktör. Amerikan seçmeni dış politikadan çok cebine bakar. Enflasyon yükseldiğinde, alım gücü düştüğünde bunun siyasi karşılığı olur. Dolayısıyla İsrail'e verilen desteğin yarattığı dolaylı ekonomik maliyet, iç siyasette de hissedilir hale geliyor.</p>
<p>Bu noktada bir başka kritik katman devreye giriyor: Bu politikanın nasıl şekillendiği. ABD'de lobi faaliyetleri sistemin parçası. İsrail yanlısı gruplar, kampanya bağışları ve politika üretim süreçleri üzerinden siyasi karar mekanizmaları üzerinde etkili olabiliyor. Bu durum yalnızca bu gruplara özgü değil; savunma sanayii, enerji sektörü ve diğer çıkar grupları da aynı sistem içinde yer alıyor. Ancak İsrail meselesinde bu etkinin daha görünür ve daha yoğun tartışılır hale geldiği açık. Bu bir “kontrol” meselesi değil, ama güçlü bir “etki alanı” olduğu da inkâr edilemez.</p>
<p><strong>Etki-karşı etki döngüsüyle </strong><strong>risk primi yüksek kalıyor</strong></p>
<p>Bu tercihlerin sahadaki karşılığı ise bir etki-karşı etki döngüsü. İsrail'in attığı bir adım, bölgede yeni bir tepki doğuruyor; bu tepki yeni bir misillemeyi tetikliyor. Döngü devam ettikçe risk primi yüksek kalıyor, enerji fiyatları oynaklaşıyor ve küresel ekonomi sürekli bir belirsizlik içinde kalıyor.</p>
<p>Uluslararası alanda ise ABD’nin itibarı bu süreçten etkileniyor. Son dönemde birçok ülkede ABD’nin tarafsızlığı ve küresel liderlik rolü daha fazla sorgulanır hale geldi. Bu durum yalnızca diplomatik ilişkileri değil, ticari ve finansal iş birliklerini de etkileyebilecek bir risk taşıyor. Daha da önemlisi, bu algı değişimi bireysel düzeye kadar inebilir; tarihsel olarak jeopolitik gerilimlerin arttığı dönemlerde büyük güçlerin vatandaşlarının bazı bölgelerde daha temkinli karşılandığı bilinen bir gerçek.</p>
<p>Ve burada tartışmanın en hassas ama en önemli başlığına geliyoruz. ABD’de bazı deneyimli strateji uzmanları ve eski güvenlik bürokrasisi mensupları, İsrail'e verilen desteğin “kayıtsız şartsız” olmaması gerektiğini açıkça dile getirmeye başladı. Bu görüşün temelinde iki kritik kaygı var: çatışmanın kontrolsüz biçimde genişleme riski ve İsrail’in varoluşsal tehdit algısı altında alabileceği aşırı sert kararlar.</p>
<p>Uluslararası analizlerde zaman zaman vurgulanan bir gerçek var: İsrail, kendisini varoluşsal bir tehdit altında hissettiğinde son derece sert güvenlik refleksleri gösterebilen bir ülke. Bu nedenle bazı Amerikalı analistler, desteğin koşulsuz değil, belirli sınırlar ve diplomatik hedefler çerçevesinde verilmesi gerektiğini savunuyor. Çünkü kontrolsüz bir tırmanma yalnızca bölgeyi değil, küresel sistemi de geri dönülmez bir noktaya taşıyabilir.</p>
<p>Bu uyarılar aslında basit bir gerçeğe işaret ediyor: Koşulsuz destek, stratejik ortaklığı güçlendirmek yerine riskleri büyütebilir.</p>
<p>Tüm bu tabloyu bir araya getirdiğimizde soru daha da netleşiyor. ABD’nin İsrail’e verdiği destek; tarihsel, stratejik ve siyasi gerekçelerle açıklanabilir. Ancak ekonomik maliyetler artıyor, enflasyon riski yükseliyor, büyüme baskı altına giriyor, iç siyasi dengeler zorlanıyor ve uluslararası itibar aşınıyor.</p>
<p>Ve şimdi bu tabloya bir de kontrolsüz tırmanma riskini eklediğimizde, sorunun ağırlığı daha da artıyor: Gerçekten değdi mi?</p>
<p>Tarih bize şunu defalarca gösterdi: Jeopolitik tercihler kısa vadede güç kazandırabilir, ancak uzun vadede ekonomik ve sistemik maliyetini mutlaka çıkarır. Ve o maliyet, çoğu zaman sadece taraflara değil, bütün dünyaya kesilir.</p>
<p>Not: <em>ABD kamuoyunda İsrail’e yönelik destek eğilimlerinde dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Al Jazeera’nın aktardığına göre Amerikalıların % 41’i Filistinlilere daha fazla sempati duyarken, % 36’sı İsrail’i destekliyor; bu da geçmiş yıllardaki eğilimin tersine döndüğünü gösteriyor. Pew Research Center verileri ise olumsuz algının hızla arttığını ortaya koyuyor: ABD’li yetişkinlerin %60’ı İsrail hakkında olumsuz görüşe sahipken, 2022’de %10 seviyesinde olan “çok olumsuz” bakış açısı %28’e kadar yükselmiş durumda. Bu değişim toplum içinde homojen değil; özellikle genç Amerikalılar ve Demokrat seçmenler arasında eleştirel yaklaşım çok daha güçlü. Demokratların yaklaşık %80’i İsrail’e olumsuz bakarken, Cumhuriyetçiler arasında destek hâlâ daha yüksek olsa da genç Cumhuriyetçilerde olumsuz görüşlerin arttığı gözleniyor.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/israile-destek-beyaz-sarayin-meraki-olsa-da-amerikalilari-bezdirmis-olabilir-77619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/9/1280x720/amerika-netanyahu-1776836178.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İsrail&#039;e destek Beyaz Saray&#039;ın merakı olsa da Amerikalıları bezdirmiş olabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/toplayabilecegin-vergiyi-sal-77618</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toplayabileceğin vergiyi sal</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Vergisini zamanında ve tam olarak ödeyenleri enayi yerine koyan sistemin artık tıkandığını, tahsilat ile tahakkuk arasındaki açılan makastan görebiliyoruz. Hele ki toplayabildiğini de israf edersen...</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Bütçenin cezalar kalemindeki olağanüstü artışa rağmen tahsilat oranı yerlerde… <strong>Hüseyin</strong> <strong>Gökçe</strong>’nin haberi: <strong>642,8 milyar</strong> liralık tahakkuka karşılık tahsilat <strong>9,4 milyar</strong> lirada kalmış. Cezaların tamamı tahsil edilmiş olsaydı, bütçe ilk çeyrekte <strong>420 milyar</strong> açık yerine <strong>200 milyar</strong> fazla verecekti.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Bütçenin denkliği için <strong>cezalara umut bağlamak</strong> zaten başlı başına sıkıntı iken vergi gelirlerindeki düşüş, kamunun <strong>borçlanma ihtiyacını</strong> artırıyor. <strong>Banknot matbaası</strong> daha fazla mesai yapıyor, <strong>faizler</strong> baskılanıyor, <strong>enflasyon</strong> indirilemiyor, <strong>yeni vergi</strong> çeşitleri ve alanları <strong>ihdas</strong> ediliyor.</p>
<p><strong>TOPLADIĞIN VERGİYİ NEREYE HARCADIĞIN DA MUAMMA</strong></p>
<p><strong>3- ÖNERİ</strong>: Vergi salmak işin kolayı… <strong>Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır</strong>. Vergi daireleri kapısında bu yazıyor. Ancak gerçekte olan şudur: <strong>Saldığın vergiyi toplayabilirsen</strong> başarıdır. <strong>Vergi reformu</strong> diye oran artırmak ve yeni vergi ihdas etmek yerine, <strong>vergi idaresi reformu</strong> yapmalı, <strong>açığı ceza ile kapamamalı</strong>.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Az kazanandan az, <strong>çok kazanandan çok</strong> vergi alma düsturu hayata geçirilmeli. Bunun için yandaşın <strong>vergi borcunu silmek</strong> yerine <strong>çok kazananı</strong> da vergilendirmeli. İkide bir <strong>vergi affı</strong> getirilmemeli. Paranın izini sürebilen Maliye, gelirden ziyade <strong>gidere bakıp vergiyi online salabilmeli</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Tahakkuk &amp; Tahsile dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Tahsilat neden düşük?</em></strong></p>
<p><strong>Oranlar yüksek</strong>, oto, akaryakıt, KDV, ÖTV derken <strong>her bir yanımız vergi</strong> ile kuşatılmış durumda. <strong>Kazanmadığımız paradan</strong> dahi vergi almaya kalkarsan <strong>saldığın vergiyi</strong> toplamakta zorlanırsın.</p>
<p><strong><em>Peki, tahakkuk adil mi?</em></strong></p>
<p><strong>Değil</strong>. Çok kazanandan az, <strong>az kazanandan çok</strong> vergi almaya kalkarsan <strong>vergi adaletini</strong> sağlayamazsın. Radara yapay zekâ koyup, yollarda <strong>sürücüleri pusularsan</strong> saldığın vergi <strong>kâğıt üstünde</strong> kalıverir</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>BEN DE VERGİ KAÇIRMAK İSTİYORUM</strong></p>
<p><strong>Ben bir çalışanım</strong>. Asgari ücretli, memur, işçi, emekli gibi… Benim <strong>gelirimden vergiyi peşin</strong> kesiyor, kalanını veriyorlar. Bu yüzden benim <strong>tahsilat&amp;tahakkuk oranım %100</strong>. Ben de tıpkı yandaş, candaş ve imtiyazlılar gibi <strong>vergi kaçırmak</strong> istiyorum. Bana da <strong>vergisiz para</strong> verilsin, ben daha <strong>sonra belki </strong>öderim.</p>
<p><strong>TAHAKKUK&amp;TAHSİL LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Tahakkuk</strong>: Vergi borcunun hesaplanıp, vergi idaresi tarafından gerçekleşme ile kesinleşmesi</p>
<p><strong>Tahsil</strong>: Hesaplanın kesinleşmiş vergi bocunun, mükellef tarafından kanuna uygun ödenmesi</p>
<p><strong>Kümesteki kazlar</strong>: Benim gibi bordro ile maliyeye yakalanmış, sürekli yolunan vergi mahkumları</p>
<p><strong>Dışarıdaki tilkiler</strong>: Yandaş, candaş, maliyede kaydı olmayan, vergisi silinen, vergiden azadeler</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/toplayabilecegin-vergiyi-sal-77618</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/lira-kdv.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Toplayabileceğin vergiyi sal ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayiciye-gore-genel-gidisat-dort-yildir-hic-bu-kadar-kotu-olmamisti-77617</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayiciye göre genel gidişat dört yıldır hiç bu kadar kötü olmamıştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası’nın reel kesim güven endeksi kapsamındaki sorular arasında birini çok önemserim. Aslında bu soru, diğer tüm soruların yerini tutabilecek ya da diğer tüm soruların özeti niteliğinde bir soru.</p>
<p>Merkez Bankası sanayicilere soruyor:</p>
<p><strong>“Sanayi dalınızdaki genel gidişat konusunda bir ay öncesine kıyasla görüşünüz nedir?”</strong></p>
<p>Sanayici bu soruya<strong> “Daha iyi, aynı ya da daha kötü”</strong> şeklinde yanıt veriyor.</p>
<p><strong>“Daha iyi ve daha kötü”</strong> diyenlerin farkı alınıyor ve endeks oluşturmak için bulunan sayıya 100 eklenerek genel gidişat endeksi elde ediliyor.</p>
<p>Nisan ayındaki yanıtlara gelince…</p>
<p>Sanayicilerin yüzde 4’ü genel gidişatın daha iyi olduğunu söylemiş. Bu oran mart ayında 5,7.</p>
<p>Yüzde 71,9’luk kesim, gidişatın aynı olduğu görüşünü dile getirmiş. Bu oran martta yüzde 73,4.</p>
<p>Yüzde 24,1’lik kesim ise gidişatın daha kötü olduğunu ifade etmiş. Bu oran martta yüzde 20,9.</p>
<h2>Son dört yılın en kötüsü</h2>
<p>Nisan ayında gidişatın iyi olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 4, kötü diyenlerin oranı yüzde 24,1 ve fark negatif 20,1. Bu sayıya 100 eklendiğinde bulunan endeks değeri 79,9.</p>
<p>İşte bu 79,9, sanayicinin yaklaşık son dört yıllık dönem için dile getirdiği en kötümser gidişat değeri.</p>
<p>Daha önce en kötümser olunan dönem, 78,2 değerinin oluştuğu 2022’nin temmuz ayıydı. Aradan dört yıla yakın zaman geçti ve sanayici bu süre boyunca gidişatı hiç bu kadar kötü görmedi.</p>
<h2>Yalnızca genel oran mı?</h2>
<p>Endeks değeri olan 79,9’un nasıl oluştuğunu aktardım.</p>
<p>Peki bu değeri oluşturan yanıtlardaki seyir nasıl?</p>
<p>Örneğin <strong>“Gidişat iyi”</strong> diyenlerin bu yıl nisanda yüzde 4 olan oranı, daha önce en düşük düzeye ne zaman mı inmiş; tam altı yıl önce 2020’nin nisanında. O ayki iyimserlerin oranı yalnızca yüzde 3,2 düzeyindeymiş. Ama 2020 yılının kendine özgü bir gerekçesi, bir mazereti var; o yıl pandemi gibi bir felaket yaşanıyordu ve tüm ekonomik aktiviteler yavaşlamıştı.</p>
<p>Aradan altı yıl geçti, 2020 gibi bir felaket söz konusu değil ama bu sefer de tabii ki savaşın etkisi var ve reel sektörde iyimserlik dibe oturmuş durumda.</p>
<p>Genel gidişatın kötü olduğunu dile getirenlerin bu yılın nisanında yüzde 24,1 olan oranı da dört yıl öncesi düzeyde. Kötümserlik oranı 2022’nin yaz aylarında da yüzde 25 dolayında bulunuyordu.</p>
<h2>Güven endeksi bir yıl önceye döndü</h2>
<p>Genel gidişata ilişkin soru reel kesim güven endeksini oluşturan sorulardan yalnızca biri ama girişte de belirttiğim gibi bir anlamda en önemli soru.</p>
<p>Peki reel kesim güven endeksindeki gidişat nasıl?</p>
<p>Tahmin edileceği gibi yön aşağı doğru.</p>
<p>Merkez Bankası verilerine göre reel kesim güven endeksi mevsimsellikten arındırılmış seriye göre nisan ayında 98,6’ya indi. Bu değer, son bir yılın en düşük düzeyine işaret ediyor.</p>
<h2>Satış fiyatı artacak diyenler…</h2>
<p>Reel kesim güven endeksi kapsamındaki sorulara verilen yanıtların bir kısmı gelecek dönemin ipuçlarını taşıyor.</p>
<p>Sanayicilere gelecek üç ayda iç piyasa satış fiyatlarının nasıl seyredeceği, daha açık bir ifadeyle zam yapıp yapmayacakları soruluyor.</p>
<p>Verilen yanıtlar enflasyonla ilgili tahminlerin yeniden yapılmasını gerektirecek yönde.</p>
<p>Bu soruya sanayicilerin yüzde 50,3’ü fiyatlar artacak, yüzde 46,5’i aynı kalacak, yüzde 3,2’si ise azalacak şeklinde yanıt veriyor.</p>
<p>Artacak ve aynı kalacak diyenlerin oranının birbirine çok yakın olması yanıltmasın. Burada önemli olan artacak ve azalacak diyenlerin farkı, o da 47,1 puan. Bu fark, 2022’nin mart ayından bu yana hiç böyle açılmamış ve yüksek olmamıştı.</p>
<h2>Savaş uzadıkça…</h2>
<p>Reel sektör kaç zamandır zaten sıkıntıda. Şimdi buna bir de savaşın etkisi eklendi. Üstelik bu savaşın ne zaman biteceğini kestirmek mümkün değil. Ayrıca savaş bitse bile etkisinin uzun süreceği de bir gerçek.</p>
<p>Dolayısıyla reel sektörü ve bağlı olarak tüm ekonomiyi daha sıkıntılı günler bekliyor. Bu sıkıntıları aşmak değilse de hafifletmek yönünde herhangi bir adım, herhangi bir girişim var mı peki?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e84df72ecd3-1776831991.png" alt="" width="418" height="604" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayiciye-gore-genel-gidisat-dort-yildir-hic-bu-kadar-kotu-olmamisti-77617</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/Imalat.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayiciye göre genel gidişat dört yıldır hiç bu kadar kötü olmamıştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretiminde-kapasite-artisi-lisanssiz-uretimle-buyuyor-77616</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik üretiminde kapasite artışı lisanssız üretimle büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’de son yıllarda yenilenebilir enerji yatırımlarıyla hızlanan elektrik kurulu güç artışında, lisanssız üretimin etkisi devam ediyor. EPİAŞ verilerine göre, yılın ilk çeyreği sonunda, Türkiye’de kurulu güç 2 bin 630 MW arttı. Bunun 1.456 MW kısmını lisanssız elektrik üretimi yapılan ağırlığı güneşe dayalı olan güneş ve rüzgar enerjisi santrallerinden geldi. Öte yandan, özel sektörün işletmeye aldığı, serbest üretim santrallerinde de yılın ilk çeyreği sonunda kurulu güçte 1186 MW artış oldu. Türkiye’deki kurulu güç toplamı Mart 2026 itibariyle 124 bin 532 MW’a ulaştı.</p>
<p>Kurulu güç artışının hemen hemen tamamı güneş enerjisine dayalı santrallerden geldi. Verilere göre, 2026 birinci çeyrekte güneş enerjisi santrallerinden kaynaklı artış 1.494 MW olarak belirlendi. Toplam kurulu güçteki küçük düşüş, biyokütle ve EÜAŞ santrallerindeki az miktardaki azalmadan geldi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e84d16335e8-1776831766.png" alt="" width="669" height="646" /></p>
<h2>Kurulu güçte yenilenebilir enerjinin payı yüzde 60,15 olarak ölçüldü </h2>
<p>Şubat ayı sonu itibariyle EPDK verilerine göre kurulu güçte yenilenebilir enerjinin payı yüzde 60,15, üretilen elektrikteki payı ise yüzde 47,74 olarak ölçüldü. Bu yıl, yenilenebilir kaynaklara dayalı elektrik üretiminin payının yılın tamamında daha yüksek olması bekleniyor. Bunda, enerji barajlarında geçmiş yıllara kıyasla daha fazla su birikmesi, yine yağışlar nedeniyle akarsulardaki santrallerin daha verimli hale gelmesinin etki etmesi bekleniyor. Diğer yandan ticari olarak kurulu santrallerin toplam kurulu güç içindeki payının yüzde 60’larda seyretmesi, bunların bir kısmının yenilenebilir yatırımlardaki teşvikler kapsamında olması, piyasa ve mali durum açısından bu santrallerden de elektrik alımının devam edeceği anlamına geliyor.</p>
<p>Nitekim EPDK verilerinde sadece yılın ilk iki ayında bakıldığında, geçen yılın aynı dönemine göre kıyasla yenilenebilir kaynaklara dayalı elektrik üretiminin toplam üretim içindeki payının bir önceki yıl aynı döneme kıyasla 10,66 puan daha yüksek seviyede bulunuyor. Bunun içindeki artış pay olarak artış yarı yarıya hidroelektrik ve rüzgardan geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretiminde-kapasite-artisi-lisanssiz-uretimle-buyuyor-77616</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/6/1280x720/enerji-gunes-ges-1776831830.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Firmaların enerji maliyetini düşürme, yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik çabalarına paralel olarak, lisanssız santrallerin toplam kurulu güç içindeki payında da hızlı artış dikkat çekiyor. EPİAŞ verilerine göre, yılın ilk çeyreğinde elektrik enerjisi toplam kurulu gücü 2.630 MW artarak 124.532 MW’ye yükseldi. Artışın 1.456 MW’lik kısmı, ağırlığı güneşe dayalı olan lisanssız enerji santrallerinden, 1.186 MW’lik kısmı da serbest üretim santrallerinden geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-kredi-karti-konusunda-cok-fazla-regulasyon-goruyoruz-77615</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’de kredi kartı konusunda çok fazla regülasyon görüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BBVA</strong>’nın (Banco Bilbao Viczaya Argentaria) tarihinde ilk <strong>“yabancı CEO”</strong>su olan <strong>Onur Genç </strong>ve Garanti BBVA Genel Müdürü <strong>Mahmut Akten</strong>’in Madrid’de <strong>“BBVA Kampüsü”</strong>ndeki sunumunu izliyoruz.</p>
<p><strong>Mahmut Akten, </strong>Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcıları <strong>Ceren Acer Kezik </strong>ile <strong>İlker Kuruöz</strong>’ün eşlik ettiği toplantıda ödeme sistemlerinde öncü olduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>13.3 milyon kredi kartı müşterimiz var. Kredi kartı müşterimizde 2025 yılında 1.4 milyon artış oldu. Bireysel kart cirosu, tüzel kart cirosu ve POS’ta ilk sıradayız.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e84c427fb44-1776831554.png" alt="" width="700" height="319" /></strong><strong>Akten, </strong>Türkiye’de kredi kartı kullanımının COVID-19 pandemisi sonrası daha da arttığını belirtirken BBVA CEO’su <strong>Onur Genç </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Kredi kart ve banka kartıyla harcamaların artışında Türkiye’de en büyük banknotun 200 TL’de kalması da etkili oldu sanıyorum.</strong></p>
<p>Yeri gelmişken 10 yıldır uzak olduğu Türkiye ile ilgili bir saptamasını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de kredi kartı konusunda çok fazla regülasyon var…</strong></p>
<p><strong>Mahmut Akten, </strong>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) son düzenlemesini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Son düzenleme biraz da harcamaları kısmaya yönelikti…</strong></p>
<p>BDDK’nın kredi kartı harcama üst sınırını 400 bin lira olarak belirlemesi, hemen ardından eğitim ve sağlık harcamaları bu limitin dışında tuttuğunu açıklaması konusuna <strong>Onur Genç </strong>de aynı yorumu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Limitlerle ilgili son regülasyon tüketimi frenlemeye dönüktü.</strong></p>
<p><strong>Genç</strong>’e BBVA Grubu’nun bulunduğu ülkelerle kredi kartı regülasyonu karşılaştırmasını sordum:</p>
<p>-          <strong>BBVA, Türkiye dahil 25 ülkede var. Diğer 24 ülkeye göre Türkiye’deki kredi kartı regülasyonu daha mı fazla?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>İspanya başta olmak üzere 24 ülkede kredi kartı regülasyonu Türkiye’deki kadar fazla değil. Türkiye’deki kadar detaya inen regülasyon hiçbir ülkede yok.</strong></p>
<p>Normalde kredi kartlarında tahsili gecikmiş alacak oranı yüzde 2’yi pek geçmezken, kriz yıllarında oran yüzde 7-8’e bile çıkıyor.</p>
<p>Kredi kartı harcamalarının taksitlendirilmesi pek tavsiye edilmezken, özellikle maaşlı çalışanlar, dar gelirliler kredi kartına daha fazla yüklenmek durumunda kalıyor.</p>
<p>BDDK da her kriz sonrası, kredi kartı harcamalarını taksitlendirmeyi caydırıcı önlemlere başvuruyor. O önlemler de kalıcı hale geliyor.</p>
<p>Bu dönemde de kredi kartlarına dayalı tahsili gecikmiş alacaklar yüzde 4’ün üzerinde çıkmış bulunuyor. BDDK da harcamaları kısmak, kredi kartı kullanımını azaltmak için ek regülasyonları devreye alıyor.</p>
<p>Bu durum, Türkiye’yi kredi kartlarında <strong>“regülasyon rekortmeni” </strong>noktasına taşımış görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Kripto’ya para kazanmaya dönük yaklaşım tehlikeli</span></h2>
<p><strong>GARANTİ </strong>BBVA Genel Müdürü <strong>Mahmut Akten, </strong>sunumunun <strong>“Garanti BBVA: Türkiye’de Yüksek Katma Değerli İşlerde Farklılaşan Konum” </strong>başlıklı bölümünde <strong>“Kripto”</strong>ya da değindi:</p>
<p>-          <strong>Türk bankacılık sektöründe </strong>“kripto” <strong>konusunda organik yatırım yapan ilk bankayız. 400 binden fazla müşterimiz var.</strong></p>
<p>BBVA CEO’su <strong>Onur Genç, </strong>bu noktada araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Ne yazık ki Türkiye’de </strong>“kripto”<strong>ya çok ilgi var. Biraz da İspanya’da bu ilgiyi görüyoruz.</strong></p>
<p>Bunun üzerine <strong>Genç</strong>’e sordum:</p>
<p>-          “Ne yazık ki Türkiye’de <strong>‘kripto’</strong>ya çok ilgi var” <strong>dediniz. Bu konuyu biraz daha açar mısınız?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Aslında ödeme sistemi olarak kullanılan </strong>“blockchain” <strong>çok değerli. İhracatın finansmanı gibi alanlarda kullanılabilir. Bireysel yatırımcıların </strong>“kripto”<strong>ya para kazanma amaçlı yaklaşımı tehlikeli, riskli bir konu.</strong></p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı <strong>Ceren Acer Kezik </strong>söz aldı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de </strong>“kripto” <strong>ile ilgili 8 milyon müşteri var. Aslında Garanti BBVA olarak grup içinde </strong>“kripto” <strong>konusunda öncülük yapmış olduk.</strong></p>
<p><strong>Onur Genç, </strong>konuyu şöyle noktaladı:</p>
<p>-          <strong>Alakasız </strong>“coin”<strong>lere girmediğimiz sürece </strong>“kripto”<strong>da varız…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Yapay zeka’ dönüştürecek ama şube isteyen müşteriye saygı duyuyor ve seviyoruz</span></h2>
<p><strong>BBVA </strong>CEO’su <strong>Onur Genç, </strong>sunumunun son bölümünde <strong>“yapay zeka”</strong>ya geniş yer ayırdı:</p>
<ul>
<li>“Yapay zeka” <strong>ile iş modelimizin dönüşümü…</strong></li>
</ul>
<p><strong>“Yapay zeka” </strong>konusundaki yol haritalarını üç alt başlıkta paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Müşteri deneyimini iyileştirme</strong></li>
<li><strong>Süreç verimliliği</strong></li>
<li><strong>Çalışanların üretkenliği</strong></li>
</ul>
<p><strong>“Yapay zeka”</strong>nın bankacılığa etkisiyle ilgili beklentisini şöyle ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Önümüzdeki dönemde </strong>“yapay zeka”<strong>nın bankacılığı, dijitalleşme dalgasından daha hızlı ve derin biçimde dönüştüreceğine inanıyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Yapay zeka”</strong>nın BBVA’nın gelişimindeki rolünü de anlattı:</p>
<p>-          <strong>Çalışan deneyimi alanında en büyük avantajımız </strong>“OpenAI” <strong>ile yürüttüğümüz stratejik işbirliği. BBVA, bankacılık sektöründe </strong>“OpenAI”<strong>ın stratejik ortak seçtiği tek kurum oldu. Bu da en ileri uygulamaları erkenden geliştirme ve ülkelerimize taşıma fırsatı yaratıyor.</strong></p>
<p><strong>“Yapay zeka”</strong>nın işgücü üzerindeki etkisi üzerinde durdu:</p>
<p>-          “Yapay zeka” <strong>ile bazı roller dönüşüyor ancak yeni uzmanlık alanları da ortaya çıkıyor. Son 3 yılda yalnızca veri bilimi alanında 1100 kişiyi işe aldık.</strong></p>
<p><strong>“Yapay zeka”</strong>nın müşteri deneyiminde <strong>“hiper kişiselleştirme” </strong>dönemini başlattığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Hedefimiz 81 milyon müşterimize 81 milyon farklı deneyim sunabilmek.</strong></p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdürü <strong>Mahmut Akten, </strong>müşteri memnuniyetini ölçmek için 16 milyon anket yaptıklarına işaret etti:</p>
<p>-          “Hiper-kişiselleştirilmiş” <strong>hizmetler ile günlük 20 milyon aksiyon, 10 milyon müşteri teması gerçekleştiriyoruz. Bu verileri </strong>“yapay zeka” <strong>ile aksiyona dönüştürüyoruz.</strong></p>
<p><strong>Onur Genç, </strong>bir yandan <strong>“yaay zeka” </strong>ile bankacılıkta alınan yolu anlatırken, diğer taraftan şubelere verdikleri öneme dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Bazı müşterilerimiz şubelerimizde olmak istiyor. Onlara saygı duyuyor ve seviyoruz. Dolayısıyla şubelerimizle müşterilerimize hizmeti sürdüreceğiz.</strong></p>
<p><strong>Genç</strong>’e tümüyle <strong>“dijital bankacılık”</strong>a nasıl yaklaştıklarını sorduk, şöyle yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Yeni müşteriler sadece dijital tarafa yöneliyor. Onlara tümüyle dijital bankacılık hizmeti veriyoruz. Ancak, dijitalleşelim diye de şubeli bankacılık hizmetlerimizden vazgeçmiyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Yeni girdiğimiz ülkelerde sadece dijital bankacılık odaklı iş yapmamız söz konusu olabilir. Bunun bazı örnekleri de var.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şanlıurfa, gastronomide dünyanın en önemli merkezleri arasına girecek</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e84c2df1634-1776831533.png" alt="" width="700" height="351" /></span><strong>TÜM </strong>Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TURES) Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu Üyesi <strong>Ramazan Bingöl, </strong>Şanlıurfa’nın <strong>“IGCAT”</strong>da<strong> (International Institute of Gastronomy, Culture, Artsand Tourism) “2029 Dünya Gastronomi Şehri” </strong>adaylığı buluşmasında söze Göbeklitepe’den girdi:</p>
<p>-          <strong>Şanlıurfa, Göbeklitepe’de bugüne uzanan 12 bin yıllık bir hikayenin taşıyıcısıdır. Dünyanın en kadim ve iyi mutfaklarından birisi Şanlıurfa mutfağıdır hiç kuşkusuz.</strong></p>
<p>Şanlıurfa’nın insanlığın ilk sofralarından ilham aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Toprağın hafızasını, üretimin sürekliliğini ve paylaşmanın kültürünü taşır.</strong></p>
<p>Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Mehmet Kasım Gülpınar</strong>’ın Şanlıurfa mutfağı için devrim niteliğinde işler yaptığını belirtti:</p>
<p>-          “2029 Dünya Gastronomi Şehri” <strong>adaylığı, Şanlıurfa’nın binlerce yıllık gastronomi mirasını dünyaya sunma iddiasıdır.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Şanlıurfa mutfağı sadece ciğerden, kebaptan ibaret değildir. Çiğköftesiyle, kazan kebabıyla, boranisiyle ve yüzlerce farklı yemeği ile eşsiz ve zengin bir mutfaktır. Göbeklitepe keşkeği gibi değerlerimiz bu kadim mirasın yaşayan örnekleridir.</strong></p>
<p>Şanlıurfa’nın dünya gastronomisinin en önemli merkezlerinden biri olacağını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bir süre sonra hep beraber göreceğiz, dünyadan insanlar tarihsel güzellikleri ile beraber dünyada eşi benzeri olmayan yemeklerimizi yemeye gelecekler.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-kredi-karti-konusunda-cok-fazla-regulasyon-goruyoruz-77615</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/3/1280x720/onur-genc-1776659026.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de kredi kartı konusunda çok fazla regülasyon görüyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-sattigi-dovizin-yuzde-42sini-geri-aldi-77614</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası, sattığı dövizin yüzde 42’sini geri aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası savaş döneminde yaptığı 50 milyar doları bulan döviz satışının 21 milyar dolarını ateşkes ilanından sonra geri aldı. 10 Nisan ve 17 Nisan haftalarında sırasıyla 12.5 ve 8.5 milyar dolarlık alımlarla 21 milyar dolar döviz alımı gerçekleştiren Merkez Bankası böylece satışlarının yüzde 42’sini karşıladı. Merkez Bankası swap hariç net rezervi 39.2 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a saldırısının başladığı 28 Şubat’tan 7 Nisan’da ilan edilen iki haftalık ateşkese ve ardından gelen müzakere sürecine kadar TL’yi savaşın negatif etkilerinden korumak için Merkez Bankası yoğun döviz satışı gerçekleştirdi. Merkez Bankası’nın 5 haftada yaptığı ve çoğunlukla yabancı yatırımcıların TL varlıklardan çıkışlarını karşılamak için yaptığı döviz satışları 50 milyar dolara ulaştı. Ancak ateşkes ilanından ve müzakere sürecinin başlamasıyla birlikte yeniden alım tarafına dönen Merkez Bankası bugünkü Para Politikası Kurulu kararı öncesinde rezervlerini artırmayı başardı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e84ab49d01b-1776831156.png" alt="" width="337" height="235" /></p>
<h2>Toplamda 36 milyar dolar aşağıda </h2>
<p>QNB ekonomistlerinin hesaplamalarına göre 17 Nisan ile biten haftada Merkez Bankası toplam rezervleri 3.5 milyar dolar artışla 174.4 milyar dolara yükseldi. Geçen hafta içinde bankaların TCMB’de zorunlu karşılık ve teminat depo çerçevesinde tuttukları döviz miktarının 0.9 milyar dolar artması toplam rezervleri olumlu etkiledi. 17 Nisan haftasında 174.4 milyar dolara çıkan toplam rezervler savaşın öncesi 27 Şubat ile biten haftadaki 210.3 milyar doların halen daha altında kalmaya devam etti.</p>
<p>QNB ekonomistleri net uluslararası rezervin ise geçen hafta 2.6 milyar dolar artarak 58.2 milyar dolara yükseldiğin hesaplarken yine net uluslararası rezervler de 27 Şubat haftasındaki 91.8 milyar doların altında kaldı. Net uluslararası rezervler savaş öncesine göre 33.6 milyar dolar daha düşük seviyede bulunuyor. Swap hariç net rezerv de önceki haftaya göre 7 milyar dolar artışla 39.2 milyar dolara yükseldi ve savaş öncesine göre 39.8 milyar dolar daha düşük kaldı.</p>
<h2>Altında yükselişin etkisi </h2>
<p>Net uluslararası rezerv içinde değerlendirilen yurt içi bankalarla yapılan swap hacminin 17 Nisan haftasında 4.4 milyar dolar azalmasının, net rezervi olumsuz etkilediğini vurgulayan QNB ekonomistleri altın fiyatlarının yükselmesinin ise net rezervde 0.7 milyar dolarlık artışa yol açtığını hesapladı. QNB ekonomistlerinin analizine göre kamunun döviz mevduatı da incelenen hafta içerisinde 0.6 milyar dolar düştü. Ancak önceki haftaki Eurobond itfasının rezervlere yansıması dikkate alındığında, kamu mevduat hareketlerinin net rezerve etkisi aslında 2.1 milyar dolar azalış yönünde olduğu belirtildi.</p>
<h2>Net rezervdeki değişim </h2>
<p>QNB ekonomistleri “Sonuç olarak, bu saydığımız işlemler net rezervin geçen hafta 5.9 milyar dolar gerilemesine neden olmuştur. Net rezervdeki değişimi dikkate aldığımızda, bunun dışında kalan işlemlerle toplamda 8.5 milyar dolar döviz alışı gerçekleştiğini hesaplıyoruz. Böylece, mart ayında nette 50 milyar dolarlık döviz satışının ardından, nisan ayında nette 21 milyar dolar civarı döviz alımı yapılmıştır” dedi.</p>
<h2>Faiz kararı bugün açıklanıyor </h2>
<p>Savaş dönemi boyunca satılan yaklaşık 50 milyar dolar dövizin yüzde 42’sini geri alan Merkez Bankası bugün politika faizi kararını açıklayacak. Sıkı para politikasının uygulanmaya başladığı Haziran 2023’ten bu yana ilk kez görev süresi sona eren Cevdet Akçay’ın olmadan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kararı verecek. Akçay’ın ismi Merkez Bankası sitesinde hem başkan yardımcılığından hem de Para Politikası Kurulu üyeliğinden silindi. Ekonomistler yüzde 37 olan politika faizinin sabit bırakılmasını bekliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-sattigi-dovizin-yuzde-42sini-geri-aldi-77614</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/8/1280x720/finansal-kesim-disi-firmalarin-net-doviz-acigi-artti-1741153851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB, TL’yi savunmak için savaş boyunca yaklaşık 50 milyar dolara yakın döviz satışı gerçekleştirdi. 7 Nisan’da başlayan ateşkes ile birlikte yeniden döviz alımına dönen Merkez Bankası QNB ekonomistlerinin hesaplamalarına göre iki haftada 21 milyar dolarlık döviz alımı yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sebze-ve-meyveye-bi-haller-oluyor-77613</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sebze ve meyveye bi &#039;hal&#039;ler oluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Antalya ve İstanbul hallerinde 10 sebze ve meyvenin fiyatı son 1 yılda ortalama yüzde 97 oranında artış gösterdi. Ancak aynı dönemde üretici eline geçen fiyat artışı sadece yüzde 36.09 oldu. Hal fiyatlarındaki artış ile üretici eline geçen fiyat arasındaki makas aralığı, fiyatın sadece arz-talep dengesinde oluşmadığını bir kez daha göz önüne serdi. Üstelik geçen yıl hem kuraklık hem don felaketi sebebiyle rekoltede düşüş yaşanırken, bu yıl havaların iyi gitmesi de fiyatların bu denli artmasındaki çelişkiyi ortaya koyuyor.</p>
<p>EKONOMİ gazetesi, Türkiye’de işlem hacmi en yüksek olan Antalya ve İstanbul hallerindeki 10 ürünün son 1 yıllık fiyat değişimini inceledi. İncelemeye konu ürünlerden, patates, soğan ve çileğin fiyatı geçen yıla göre gerilerken, domates, biber, salatalık, ıspanak, brokoli, limonda yüksek fiyat artışları dikkat çekti. Fiyat hareketleri hal yönetimleri tarafından açıklanan ‘en düşük’ ve ‘en yüksek’ ürün fiyatı üzerinden incelendi. Buna göre son 1 yıl içerisinde fiyatı en çok artan ürün kokteyl domateste oldu. Antalya halinde geçen sene fiyatı 15-38 lira arasında değişen kokteyl domatesin fiyatı bu yıl 20 Nisan itibarıyla 100-220 liraya yükseldi. Fiyat artış oranı ise yüzde 567 olarak hesaplandı. Aynı ürün İstanbul Halinde ise geçen yıl 60-80 lira arasında satılırken, bu yıl 160-215 lira arasında satılıyor. En yüksek üründe fiyat artışı ise yüzde 169 oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e849bb07ccb-1776830907.png" alt="" width="700" height="390" /></p>
<h2>Antalya'da daha fazla yükseldi </h2>
<p>Türkiye’nin sebze meyve üretim deposu niteliğindeki Antalya’da fiyatların İstanbul’a göre daha fazla artması dikkat çekti. Normal domates Antalya’da geçen yıl 10-30 lira arasında satılırken, bu yıl fiyat 50-120 lira bandına çıktı. Artış oranı yüzde 300’ü buldu. İstanbul’da 35-50 liraya satılan ürün bu yıl 50-155 lira arasında satılıyor ve artış oranı yüzde 210 düzeyinde.</p>
<p>En çok tüketilen ürünler arasında yer alan sivri biberin İstanbul’daki fiyat artışı, Antalya’yı geçti. İstanbul’da geçen yıl 45-55 lira arasında satılan sivri biber, bu yıl 80-145 lira arasında satılıyor ve fiyat artışı yüzde 164’ü buldu. Geçen yıl Antalya’da 30-50 lira arasında satılan sivri biberin fiyatı bu yıl 60-110 liraya yükseldi. </p>
<h2>Patates ve soğan geriledi </h2>
<p>Fiyatları tartışılan hatta bir dönem depolara stokçuluk gerekçesiyle baskınların yapıldığı patates ve soğanda ise bu yıl gerileme yaşandı. Antalya’da 15-23 liraya satılan patatesin fiyatı bu yıl 10-20 liraya düştü. İstanbul’da 17-23 liraya satılan patatesin fiyatı bu yıl da 17-29 lira arasında oluştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fileyi doldurma maliyeti 1000 liraya yükseldi</span></h2>
<p>İncelemeye konu ürünlerden her birinden 1’er kilo alınarak oluşturulan sepetin fiyatı İstanbul’da 1000 lirayı buldu. Geçen yıl 383-508 lira arasında olan sepet fiyatı bu yıl 576-999 lira arasında yükseldi. Başka bir deyişle bu 10 ürünün ortalama fiyatı yüzde 97 arttı. Aynı sepet Antalya’da geçen yıl 243-462 lira arasında dolarken, bu yıl 443-890 lira arasında doluyor, sepet fiyatındaki ortalama artış ise yüzde 93 düzeyinde. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sebze-ve-meyveye-bi-haller-oluyor-77613</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/sebze-meyve.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son bir yıllık zaman diliminde domates, salatalık, patates, soğanın yer aldığı 10 ürünün ortalama fiyatı Antalya’da yüzde 93, İstanbul’da yüzde 97 artış gösterdi. Kokteyl domates fiyatı rekor seviyede artarken, üretim fazlalığına bağlı olarak soğan ve patateste fiyatlar geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/atasehir-belediye-baskani-onursal-adiguzel-tutuklandi-77650</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel tutuklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca, Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, Başkan Yardımcıları Birkan Birol Yıldız, Orhan Aydoğdu ve Oğuz Kaya ile ilgili birim amirleri ve personelinin ihale, imar ve iskan işlemlerine ilişkin rüşvet aldıkları yönündeki ihbarlar üzerine "rüşvet", "suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve üye olma" ve "ihaleye fesat karıştırma" suçlamalarından başlatılan soruşturma kapsamında düzenlenen operasyonda gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 20 kişinin savcılık sorguları tamamlandı.</p>
<p>Sulh ceza hakimliğine sevk edilen Onursal Adıgüzel, Oğuz Kaya, Orhan Aydoğdu, Birkan Birol Yıldız, Mürteza Kutluk, Alpay Arslan, Aysun Gökçen, Basri Onur Dedetaş, Gülbin Ergünay, Ezgi Nur Yılmaz, Aslı Sevinç Afat, Mehmet Yılmaz, Çağlar Kaya, Doğancan Topal, Mesut Bayram, Fatih Velioğlu, Haydar Battal, Murat Gerger ve Cengiz Gündoğan tutuklandı.</p>
<p>Şüpheli Nimet Karademir ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/atasehir-belediye-baskani-onursal-adiguzel-tutuklandi-77650</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/0/1280x720/onursal-adiguzel-1776842798.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturma kapsamında gözaltına alınan Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel&#039;in de bulunduğu 20 kişiden 19&#039;u tutuklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/canak-comlek-patlamadan-uyaralim-dedik-77638</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Çanak çömlek patlamadan&#039; uyaralım dedik!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hafta sonunda Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) web sitesinde “İlk halka arz” başvurusu yapan şirketlerin listesine göz attım. Tamı tamamına 132 şirket başvurmuş. 15 başvuru ilgili “şirketin talebi” üzerine bekletiliyor. Diğerleri sırada. 2024 Eylül’ünde yapılan bir başvuru da kurulun gündeminde.</p>
<p>Bu şirket hazır giyim, tekstil ve yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösteriyor. Hazır giyimde en fazla bilinen markası Meksikalı tanınmış devrimcinin adı taşıyor. Bir holding çatısı altında ancak holdingin hisseleri Borsa İstanbul’da işlem görmekle birlikte çok fazla bilinen bir isim değil.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e85d34608e4-1776835892.jpg" alt="" width="526" height="292" />
<figcaption><strong>2025’in şubatından nisanına kadarki 2 ayda ise temel finansallardan çok beklenti, haber akışı ve spekülatif alımlarla açıklanan çılgın bir koşuyla görülmemiş derecede değer kazandı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Şirketin 2024’ün Eylül’ünde sitesine koyduğu taslak halka arz izahnamesine göre hisselerin önemli bölümü çatı holdinge, kalanı ise yönetim kurulu başkanına ait. Aynı kişi bu şirketi bünyesinde barındıran yatırım holdingin hisselerinin de yarısına yakınını eline tutuyor ve onun da yönetim kurulu başkanı.</p>
<p>Halka arz sermayenin 206 milyon TL’den 300 milyon TL’ye çıkartılmasına yapılacak. Ancak taslağın SPK’ya verildiği tarihten bu yana 1.5 yıldan fazla süre geçtiğinden arada değişiklik olduysa o konuda bilgimiz yok.</p>
<p>İzin çıkmadan yani “çanak çörek patlamadan” SPK’ya önce bir uyarı, bir de hatırlatma. Önce uyarı gelsin. SPK halka arz izinlerini yalnızca başvuru tarihine bakarak veriyorsa yanlış yapıyor. Bir an önce bu konuda nasıl karar verildiği açıklanmalı. Çünkü istasyonda bekleyenler arasında gündemdeki şirketten çok daha iyi ve sermaye piyasasına katkıda bulunacaklar var.</p>
<p>Hatırlatma ise halka açılacak şirketi bünyesinde bulunduran holdingle ilgili. Holdingin (2021 sonrası yatırım holdinge dönüştü) hisseleri 2019 Temmuzu’nda Borsa İstanbul’da işlem görmeye başladı. Hızla yükseldi ardından inişli çıkışlı ama yönü genelde yukarıya doğru bir seyir izledi. 2025’in şubatından nisanına kadarki 2 ayda ise temel finansallardan çok beklenti, haber akışı ve spekülatif alımlarla açıklanan çılgın bir koşuyla görülmemiş derecede değer kazandı. Bunun üzerine küçük yatırımcılar hesap kitap yapmadan “tren kaçıyor” diye son vagona atladılar ve en büyük yanlışı yaptılar. O günden bugüne de hisseler paraşütsüz düşüyor. Tepe fiyattan malı alan küçük yatırımcı perişan. Yeni halka arzdan bir süre sonra “Biz bu filmi daha önce de görmüştük” denmemesi için SPK’nın özel olarak ne yapmayı düşündüğünü merak ediyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/canak-comlek-patlamadan-uyaralim-dedik-77638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Çanak çömlek patlamadan&#039; uyaralım dedik! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-yeni-enerji-hamlesi-vergi-indirimiyle-gelen-rekabet-atagi-77635</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’nin Yeni Enerji Hamlesi: Vergi indirimiyle gelen rekabet atağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Avrupa’da enerji fiyatı tartışması yeniden gündemin merkezinde. Son jeopolitik gerilimler petrol ve gaz fiyatlarını yukarı iterken AB’nin refleksi daha net hale geldi: Enerji faturalarını aşağı çekmek, aynı anda fosil bağımlılığını azaltmak ve sanayinin rekabetçiliğini korumak. Bu yaklaşım, enerji politikasını kriz yönetimi seviyesinden rekabet stratejisi seviyesine taşıyor.</p>
<p>Bu gelişmeleri Türkiye’de yalnız AB içi bir düzenleme olarak okumak eksik kalır. Çünkü AB, en büyük ticaret ortağımız. Avrupa’da enerji maliyeti daha öngörülebilir ve daha düşük hale gelirse bu bir süre sonra hem fiyat rekabeti hem de satın alma şartnameleri üzerinden bize yansır.</p>
<p><strong>AB’nin planı ne söylüyor? </strong></p>
<p>AB’nin hazırladığı çerçevede iki ana mesaj öne çıkıyor. Birincisi, elektrik vergileri ve bazı maliyet kalemleri üzerinden faturayı hafifleterek kısa vadeli rahatlama hedefi. Burada önemli olan nokta, elektriği fosil yakıtlara kıyasla daha avantajlı bir konuma taşımak. İkincisi ise fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmak için enerji verimliliğini; düşük karbon teknolojileri ve şebeke yatırımlarını hızlandırarak yapısal dönüşümü sağlamak.</p>
<p><strong>Vergi indirimi neden stratejik bir hamle? </strong></p>
<p>Vergi indirimi çoğu zaman sadece maliye politikası gibi görülür. Oysa enerji piyasasında vergi, dönüşümün hızını belirleyen güçlü bir araçtır. Elektrik üzerindeki vergi yükünün azalması, sanayide elektrifikasyon projelerinin geri ödeme sürelerini kısaltır. Bunun doğal sonucu, fosil yakıtla çalışan sistemlerin rekabet avantajını daha hızlı kaybetmesidir. Dolayısıyla AB’nin hedefi de faturayı düşürmenin ötesinde, sanayinin teknoloji tercihini daha hızlı değiştirmek ve maliyet eğrisini aşağı çekmek.</p>
<p><strong>Türkiye açısından görünmeyen etki: Çıta yükseliyor </strong></p>
<p>Türkiye’den AB’ye ihracat yapan sanayici zaten SKDM, raporlama ve tedarik zinciri talepleriyle karşı karşıya. Şimdi bir katman daha ekleniyor. Avrupa’da enerji maliyeti düşer, sanayide elektrifikasyon hızlanırsa rekabetin fiyat tarafında yeni bir denge oluşur ve Türkiye’deki enerji maliyeti oynaklığı daha görünür bir dezavantaja dönüşebilir. Bu tablo, düşük karbon üretimini daha da değerli hale getirir. Öte yandan, elektrik fiyatları dağıtım bedellerinin düşürülmesiyle rekabeti artırmak için aşağıya çekilirse şebekeyi yenilemek ve büyütmek için gereken finansman da zayıflar. Bu da halihazırda hızlanması gereken şebeke yatırımlarını yapılamaz hale getirebilir.</p>
<p><strong>Bizim için de sigorta aynı: Dayanıklılık programı</strong></p>
<p>Bu noktada kendi yazı serimin ana fikrine dönüyorum: Fiyatı tahmin etmeye çalışmak yerine fiyat şoklarına dayanıklılık programı kurmak. AB’nin yaklaşımı da temelde bunu söylüyor.</p>
<p>Türkiye’de sanayici için bu dayanıklılık programı dört ayakta ilerlemeli:</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>1. Verimlilik: <span style="color: #34495e;">En hızlı ve en risksiz kaldıraç </span></strong></span></p>
<p>Enerji verimliliği hem maliyeti düşürür hem de sonraki adımları küçültür. Daha küçük kapasite ihtiyacı, daha düşük yatırım, daha kısa geri ödeme. Üstelik emisyon azaltımı da bu adımın doğal sonucu olur. </p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">2. Elektrifikasyon: <span style="color: #34495e;">Doğru kurguyla rekabet avantajı </span></span></strong></p>
<p>Isı pompaları, proses elektrifikasyonu, yüksek verimli sürücüler önemli fırsatlar sunuyor. Burada başarıyı belirleyen ise ekipman seçimi kadar proje kurgusu. Şebeke kapasitesi, pik güç, esneklik ve işletme planı baştan çalışılmazsa iyi fikir sahada pahalı bir sürprize dönebilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>3. Yenilenebilir tedarik: <span style="color: #34495e;">Maliyeti öngörülebilir kılmak </span></strong></span></p>
<p>Çatı GES, yenilenebilir kaynaklardan tedarik ve uzun vadeli enerji sözleşmeleri maliyeti daha yönetilebilir hale getirir. Buradaki amaç, ‘en ucuz günü yakalamaktan’ çok belirsizliği azaltmak ve maliyeti öngörülebilir kılmak. Ayrıca verimlilikten sonra konumlandığında yatırım ölçeği daha sağlıklı belirlenir. </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>4. Şebeke ve esneklik: <span style="color: #34495e;">Yeni dönemin görünmeyen altyapısı</span> </strong></span></p>
<p>AB’nin akıllı şebeke vurgusu tesadüf değil. Bizde de dönüşümün hızını belirleyecek olan şebekenin modernizasyonu ve talep tarafı esnekliğinin artması. Pik yönetimi, depolama, termal depolama ve talep kaydırma çözümleri sanayinin elektrikleşmesini mümkün kılar.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>AB’nin enerji vergisi indirimi ve elektrifikasyon hamlesi, bir enerji paketinden çok bir rekabet paketi niteliği taşıyor. Avrupa, enerji şoklarına karşı dayanıklılığı, ucuz ve temiz elektrikte arıyor. Türkiye için de doğru soru şu: Biz bu yeni rekabet dönemine enerji maliyetimizi daha öngörülebilir ve daha düşük karbonlu hale getirerek hazırlanıyor muyuz?</p>
<p>Cevap, tek bir yatırımdan çok ‘verimlilik, elektrifikasyon, yenilenebilir tedarik, şebeke/esneklik’ adımlarını birlikte yöneten bir programda. Çünkü yeni dönemde rekabet, ne ürettiğimizden daha çok, hangi maliyetle ne kadar dayanıklı ve ne kadar öngörülebilir üretebildiğimiz üzerinden şekillenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-yeni-enerji-hamlesi-vergi-indirimiyle-gelen-rekabet-atagi-77635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’nin Yeni Enerji Hamlesi: Vergi indirimiyle gelen rekabet atağı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahkim-son-care-degil-ilk-savunma-hattidir-77630</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahkim son çare değil, ilk savunma hattıdır!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hukuk dünyası uzun yıllardır aynı refleksle hareket ediyor.</p>
<p>Önce sorun çıkıyor, sonra çözüm aranıyor.</p>
<p>Önce zarar doğuyor, sonra bilirkişi raporu hazırlanıyor.</p>
<p>Önce yatırımcı güveni sarsılıyor, sonra güven tazeleme toplantıları yapılıyor.</p>
<p>Önce kamu projeleri kilitleniyor, sonra mahkemeler, tahkim heyetleri ve icra süreçleri devreye giriyor.</p>
<p>Oysa asıl soru şudur: Neden hep sorun çıktıktan sonra çözüm aranıyor?</p>
<p>Modern dünyada hukuk yalnızca uyuşmazlık çözen bir mekanizma olamaz.</p>
<p><strong>Gerçek hukuk, kriz doğmadan önce sistemi koruyabilen hukuktur. </strong></p>
<p>Tahkim denildiğinde çoğu kişinin aklına, taraflar arasında doğmuş bir uyuşmazlığın mahkeme dışında çözülmesi gelir.</p>
<p>Oysa tahkimin gerçek gücü, yalnızca karar vermekte değil; uyuşmazlığın hiç doğmamasını sağlayacak kurumsal mimariyi kurabilmektedir.</p>
<p>Bugün özellikle sanayi, enerji, savunma, altyapı, ihracat, finansman ve uluslararası yatırım alanlarında klasik uyuşmazlık çözüm yöntemleri artık yetersiz kalmaktadır.</p>
<p>Çünkü mesele sadece sözleşme ihlali değildir; mesele güven kaybıdır. Mesele teknik risklerin önceden görülmemesidir. Mesele regülasyon değişikliklerinin, karbon sınır vergilerinin, banka teminat krizlerinin ve uluslararası yaptırım rejimlerinin zamanında yönetilememesidir.</p>
<p>İşte bu noktada yeni bir yaklaşım yükseliyor: <strong>Önleyici Tahkim</strong>.</p>
<p>Önleyici Tahkim Kuramı diyor ki; Önleyici Tahkim; uyuşmazlık doğmadan önce hukuki, teknik, finansal ve kurumsal risklerin tahkim mantığıyla analiz edilmesi, önlenmesi ve sektörel güven mimarisine dönüştürülmesini esas alan alternatif uyuşmazlık çözüm yönetimidir.</p>
<p>Önleyici Tahkim; önceliğini uyuşmazlık çözüm yönetimine değil, <strong>riskleri tespit etmeye, çözüm ve reform önerileri geliştirmeye, kurumsal işlev mimarisi kurmaya</strong> vermiştir</p>
<p>Bir çelik üreticisinin Avrupa pazarına ihracat yaparken karşılaştığı CBAM (Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması) sorunu, yalnızca çevre hukuku meselesi değildir. Doğrudan ticaretin, finansmanın ve yatırım güvenliğinin konusudur.</p>
<p>Bir kamu ihalesinde yüklenici ile alt yüklenici arasındaki kırılma, yalnızca sözleşme sorunu değildir. Kamu güveni ve ekonomik istikrar sorunudur. Bir Eximbank finansmanı sürecinde yaşanan teminat sorunu, sadece banka dosyası değil; uluslararası itibar problemidir.</p>
<p>İşte bu yüzden yeni nesil tahkim merkezleri artık yalnızca hakem kararı veren yapılar olarak düşünülemez.</p>
<p><strong>Önleyici Tahkim Adaleti Sağlar mı? </strong></p>
<p>Geleceğin güçlü tahkim modeli; risk tespiti yapan, teknik ön inceleme kurulları oluşturan, uyuşmazlık doğmadan önce önleyici bilirkişilik sistemi kuran, kurumsal güven skorları üreten, yatırımcı güven görüş raporları hazırlayan, sektörel reform tavsiye kararları veren, federal ve uluslararası kurumsal güvence mimarisi kuran bir sistem olmak zorundadır.</p>
<p>Bu sistemde konumlanan Tahkim, artık son çare değildir. İlk savunma hattıdır.</p>
<p>Önleyici Tahkim Kuramı tam da bunu söyler:</p>
<p><strong>“Tahkim, dava sonrası çözüm değil; kriz öncesi güvenlik mimarisidir.”</strong></p>
<p>Bu yaklaşım yalnızca hukukçuların değil; sanayicinin, yatırımcının, bankacının, sigortacının, ihracatçının ve kamu yöneticisinin de meselesidir.</p>
<p>Çünkü adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil; üretim tesislerinde, limanlarda, kredi masalarında, sanayi projelerinde ve yatırım kararlarında kurulmaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, daha fazla dava değil; daha az uyuşmazlıktır.</p>
<p>Daha fazla kriz yönetimi değil; daha güçlü kriz önleme sistemidir.</p>
<p>Daha fazla yargılama değil; daha güçlü kurumsal güven mimarisidir.</p>
<p>Neticeden; sistem kurma ve sistemi koruma işlevini ifa eder.</p>
<p>Uyuşmazlık çıkmadan da Adalet Sağlanır.</p>
<p>Tahkim geleceğe gitmiyor</p>
<p>Gelecek tahkime geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahkim-son-care-degil-ilk-savunma-hattidir-77630</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahkim son çare değil, ilk savunma hattıdır! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekno-feodalizm-kalkinmaya-kalkinma-tekno-feodalizme-karsi-77629</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekno-feodalizm kalkınmaya, kalkınma tekno-feodalizme karşı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>PROF. DR. HAVVA TUNÇ </strong></p>
<p>21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken, dünya ekonomisi dijitalleşmenin damgasını vurduğu yeni bir dönüşüm süreci yaşamaktadır. Bu dönüşüm, yalnızca üretim ve tüketim biçimlerini değil aynı zamanda mülkiyet ilişkilerini, emek süreçlerini ve kalkınma paradigmasını radikal biçimde yeniden şekillendirmektedir. Geleneksel kapitalist sistemin sunduğu kar odaklı üretim ilişkilerinin yerini,veri temelli ve algoritmik denetimli işleyen bir düzen almaktadır. Bu yeni düzen tekno-feodalizm olarak adlandırılmaktadır. Ve kapitalizmin ötesine geçen bir yapıyı temsil ettiği öne sürülebilir.</p>
<p>Ekonomik büyüme, üretim hacmindeki artışı ifade ederken, kalkınma ise yalnızca ekonomik gelişmeyi değil, aynı zamanda sosyal ve politik alanlardaki dönüşümü de kapsayan daha geniş bir süreci temsil etmektedir. Kalkınma, gelişmiş ülkelerde egemen olan refah devleti anlayışının ekonomik, sosyal ve politik prensiplerinin benimsenmesi ve uygulanması süreci olarak tanımlanabilir.</p>
<p>Bir ülkede ekonomik büyüme, hızlı sermaye birikimi ile birlikte gerçekleşiyorsa ve bu süreç sosyal ve yapısal dönüşümleri beraberinde getiriyorsa, kalkınmadan söz edilebilir. Kalkınma süreci yalnızca ekonomik büyüme ile sınırlı kalmaz; aynı zamanda gelir dağılımı, sosyal adalet ve yaşam standartlarının iyileştirilmesi gibi unsurları da içerir. Bu bağlamda, kalkınmanın başarısı, büyümenin refah seviyesini yükseltmesi ile ölçülmektedir.</p>
<p>Aslında tarihsel olarak kalkınma, üretim kapasitesinin artırılması ve ekonomik büyüme ile ilişkilendirilmiştir. Ancak 21. yüzyılda dijitalleşme ve platform ekonomisinin yükselişiyle birlikte, kalkınma anlayışı da dönüşüme uğramıştır. Bu dönüşüm, bazı çevrelerde "tekno-feodalizm" olarak adlandırılan yeni bir ekonomik yapının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu çalışmada, tekno-feodalizmin kalkınma için bir umut değil, bilakis yeni bir sömürü ve bağımlılık biçimi olduğu savunulmaktadır.</p>
<p>Tekno-feodalizm kavramı, neoliberal kapitalizmin evrimi sonucu ortaya çıkan ve klasik kapitalist üretim biçimlerinden farklılaşan bir iktisadi-toplumsal yapıyı tanımlar. Bu kavram ilk olarak Marksist iktisatçı Yanis Varoufakis tarafından sistemli bir biçimde tartışmaya açılmış ve kapitalizmin ölüm ilanı olarak yorumlanmıştır<u>. Varoufakis’e göre artık kar değil ranta dayalı dijital hâkimiyet, yeni düzenin mantığını oluşturmaktadır. </u></p>
<p>Feodal düzende toprak sahipleri nasıl köylünün emeğini denetliyor idiyse, bugün teknoloji şirketleri de kullanıcı verileri ve algoritmalar aracılığı ile bireylerin dijital yaşamlarını ve emeklerini denetlemektedir. Bu ilişkide “ üretici-emekçi konumu, yerini platform çalışanı ya da veri sağlayıcısı kullanıcıya bırakmaktadır. Dahası, bireylerin dijital platformlara olan bağımlılığı bu düzenin sürekliliğini sağlayan bir bağımlılık yapısı kurmaktadır.</p>
<p>Tekno-feodalizm, klasik kapitalist üretim ilişkilerinin yerini alan ve dijital platformlar üzerinden bireylerin verilerini, zamanlarını ve davranışlarını meta hâline getiren yeni bir ekonomik yapılanmadır. Bu düzende mülkiyet yerine erişim, emek yerine etkileşim, üretim yerine ise veri tahakkümü geçmektedir. Platform şirketleri, kullanıcıları hem veri kaynağı hem de tüketici hâline getirerek çift yönlü bir sömürü düzeni inşa eder (Elmacı, 2024).</p>
<p>Yeni dijital düzende ortaya çıkan en belirgin sınıf, platform prekaryasıdır. Bu sınıf, güvencesiz ve denetimsiz koşullarda çalışan, yasal olarak “bağımsız çalışan” gibi görünen ancak fiilen platformlara bağımlı olan emekçilerden oluşur. Uber sürücüsü, Getir kuryesi, Amazon Mechanical Turk çalışanı gibi örnekler, bu sınıfın güncel temsilcileridir. Bu bireyler ne klasik işçi haklarına sahiptir ne de sosyal güvenlik sistemleri tarafından tam olarak korunmaktadır. Dijital algoritmaların yönettiği bu yapıda emek değersizleşmekte, emekçinin üretimdeki yeri belirsizleşmektedir (Kabakçı, 2023).</p>
<p>Kalkınmanın temel dinamiklerinden biri olan reel üretim, tekno-feodal yapı içinde arka plana itilmiştir. Hizmet sektörü büyüsede, bu büyüme çoğu zaman düşük verimlilik, düşük ücret ve teknolojik dışa bağımlılıkla birlikte gerçekleşmektedir. Bu durumda ekonomik büyüme sınırlı kalır, istihdam yaratma kapasitesi zayıf olur ve teknoloji üretimi yerine tüketimi ön plana çıkar.</p>
<p>Schumpeter’in "yaratıcı yıkım" teorisi, inovasyonun kapitalist dönüşümdeki rolünü vurgularken; neo-Schumpeteryan yaklaşımlar bu süreci kurumsal, sistemsel ve politik bir çerçeveyle ele alır. Tekno-feodalizm ise yaratıcı yıkımın yerini yapıcı bağımlılığa bırakmıştır. Bu bağımlılık, platform sahiplerinin inovasyonu kontrol ettiği; emeğin, üretimin ve kalkınmanın ise sistem dışı kaldığı bir dijital aristokrasi üretmektedir.</p>
<p>Tekno-feodalizm, kalkınma için bir umut değil; emeği değersizleştiren, üretimi ikincilleştiren ve bağımlılığı kurumsallaştıran yeni bir sömürü biçimidir. Tekno-feodal yapılar, veriyle işleyen ve veri üzerinden rant toplayan bir düzene dayanır. Bu sistemin en çarpıcı özelliklerinden bazıları şunlardır: Üretim değil, veri mülkiyeti ve platform tahakkümü merkezîdir. Ulus-devletler zayıflarken, platformlar ve algoritmalar yeni bir dijital otorite yaratır. Gelişmekte olan ülkeler, dijital sömürgeler hâline gelir. Reel sektörde dijitalleşme, üretimin değil veri takibinin nesnesine dönüşür.</p>
<p>Kalkınmanın gerçekleşebilmesi için: Gerçek üretim kapasitesi artırılmalı, Bilgi teknolojileri üretken amaçlarla kullanılmalı, Dijital sistemler kamu yararı ve eşitlik ilkesiyle denetlenmelidir. Aksi hâlde, ülkeler platformların arka bahçesi; emekçiler ise algoritmaların görünmez tebaası olmaya devam edecektir.</p>
<p>Sonuç olarak, üretmeden sadece hizmet sunan bir ülke, başkalarının teknolojik mimarisine entegre olmuş türev bir ekonomi hâline gelir. Böyle bir düzende kalkınma değil, göstergelerle kamufle edilmiş yoksulluk sürüp gider. Bu sistem, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve siyasal bağımlılıkları da derinleştirir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekno-feodalizm-kalkinmaya-kalkinma-tekno-feodalizme-karsi-77629</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekno-feodalizm kalkınmaya, kalkınma tekno –feodalizme karşı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kopru-kredi-islemlerinde-hizmet-var-midir-danistay-3-dairesinin-iki-farkli-karari-77626</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Köprü kredi işlemlerinde hizmet var mıdır? Danıştay 3. Dairesi&#039;nin iki farklı kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EZGİ TÜRKMEN - ezgi.turkmen@pwc.com</strong></p>
<p><strong>YEŞİM DİKİCİ - yesim.dikici@pwc.com</strong></p>
<p>Holding şirketlerin bankalardan veya sermaye piyasalarından temin ettikleri kredi ve fonları aynı koşullarla grup şirketlerine aktarmaları, yani vergi dünyasında "köprü kredi" dediğimiz uygulama, kuşkusuz vergi hukukunun en tartışmalı alanlarından birini oluşturmaktadır.  Tartışmanın özü şudur: İlişkili şirkete kredi aktarımı bir "hizmet" midir ve holding şirket bunun karşılığında bir komisyon veya bedel almak zorunda mıdır? Danıştay 3. Dairesi, bu soruya farklı zamanlarda birbiri ile örtüşmeyen iki farklı içtihat oluşturmuştur.</p>
<p>Daire, 31.01.2022 tarihli kararında (bkz. E. 2018/2614, K. 2022/235), bankalardan temin edilen kredinin aynı faiz oranları ve masraflarıyla ilişkili kişiye kullandırılmasının, krediyi kullandıran tarafından sunulan bir "finansman temin hizmeti" olduğunu değerlendirmiş ve bu yönde karar tesis etmiştir. Kararın gerekçesi, şayet bu hizmet ilişkisiz bir kişiye verilseydi bir bedel talep edileceğinden, ilişkili kişiye verilmesi halinde de bedel talep edilmelidir, esasına dayandırılmıştır. Daire, bu kararında köprü krediyi açıkça bir "finansman aracılık hizmeti" olarak nitelendirmiş, hizmet bedelinin ise kredi tutarı yerine kredi tutarı üzerinden hesaplanması gereken faiz tutarı olması gerektiğini belirtmiştir.</p>
<p>Bununla birlikte, Daire, 17.11.2025 tarihli kararında (bkz. E. 2023/8713, K. 2025/4606) ise köklü bir içtihat değişikliğine gitmiştir. Bu defa Daire, konuyu yalnızca vergi hukuku perspektifinden değil, Türk Ticaret Kanunu'nun şirketler topluluğuna ilişkin hükümleri ve holdingleşmenin ana amacı çerçevesinde yeniden ele almıştır. Yeni tesis edilen karara göre holdingler, grup şirketlerine her türlü finansal desteği temin etmek, karlılıklarını artırarak temettü geliri elde etmek ve ölçek ekonomisi oluşturmak amacıyla da kurulabilmektedir; holdingleşmenin amaçları arasında ise grup şirketlerine fon kullandırma karşılığında komisyon elde etme bulunmamaktadır.</p>
<p>Daire, 2025 tarihli kararında köprü kredi mekanizmasını da ayrıntılı biçimde irdelemiştir. Kredibilitesi yüksek çatı şirketin, kendi adına temin ettiği krediyi aynı koşullarla grup şirketine aktarması "köprü kredi" olarak nitelendirilmiştir. Burada çatı şirketin rolü, kredi ile kredinin aktarıldığı taraf arasında köprü olmaktır. Daire, önemli bir tespit yaparak, köprü kredilerin birebir yansıtılması halinde, dolaylı bir menfaat olsa dahi bunun finansman temin hizmeti karşılığı sayılmasının doğru olmadığını, karşılığında ayrıca bir gelir elde edildiği somut olarak saptanmadıkça verilen hizmetten ve hizmet karşılığı olabilecek bir kazançtan söz edilemeyeceğini belirtmiştir.</p>
<p>Ayrıca Daire, yeni kararında risk üstlenme iddiasını da kabul etmemiştir. İlişkili şirkete aktarılan kredi ve fona ilişkin tüm masraflar krediden asıl yararlanan şirket tarafından karşılandığından, krediyi aktaran üzerinde kalan bir riskten de söz edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Tüm bu gerekçelerle Daire, finans temin ve risk üstlenme hizmetleri nedeniyle transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımında bulunulduğundan bahisle hesaplanan gelirin kurumlar vergisi matrahına ilave edilmesine ilişkin olumsuz mahkeme hükmünü de bozmuştur.</p>
<p>İki kararı yanyana koyduğumuzda, içtihattaki esaslı ve köklü değişim açıkça görülmektedir. Daire, 2022 kararında köprü krediyi bir "finansman aracılık hizmeti" olarak nitelendirip komisyon zorunluluğu olması gerektiği yönünde hüküm tesis ederken, 2025 kararında aynı işlemi holdingleşmenin doğal amacı kapsamında değerlendirerek hizmet niteliği taşımadığına hükmetmiştir. 2022 kararında Türk Ticaret Kanunu'nun şirketler topluluğu hükümleri ve holdingin kuruluş amacı hiçbir şekilde değerlendirme konusu yapılmazken, 2025 kararında bu hususlar karar gerekçesinin temelini oluşturmuştur.</p>
<h3>Sonuç:</h3>
<p>Danıştay 3. Dairesi'nin 2025 tarihli kararı, köprü kredi uygulamalarının vergisel değerlendirmesinde önemli bir dönüm noktasıdır. Bu karar, vergi idaresinin holding şirketlerin köprü kredi işlemlerini otomatik olarak transfer fiyatlandırması kapsamında değerlendirme eğilimine karşı belirgin bir sınır oluşturacaktır. Kararın ortaya koyduğu temel ilke açıktır: Kredinin aynen ve aynı koşullarla aktarıldığı, tüm masrafların aktarılan şirkete yansıtıldığı ve holding şirketin bu işlemden ayrıca bir gelir elde etmediği hallerde, sırf ilişkili kişiler arasında bir işlem gerçekleşmiş olması tek başına örtülü kazanç dağıtımı tespiti için yeterli olamaz. 2025 tarihli Karar ile, holdingleşmenin ekonomik rasyonelini ve köprü kredi mekanizmasının doğasını ön plana çıkarması bakımından, holding yapılanması içindeki grup içi finansman işlemlerinin vergisel boyutuna ilişkin uygulamada önemli bir atlama taşı, referans noktası teşkil edecektir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kopru-kredi-islemlerinde-hizmet-var-midir-danistay-3-dairesinin-iki-farkli-karari-77626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Köprü kredi işlemlerinde hizmet var mıdır? Danıştay 3. Dairesi&#039;nin iki farklı kararı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleyman-hurmuz-bogazinda-olusabilecek-bir-sikintinin-etkisi-sadece-bugunu-degil-onumuzdeki-yillari-da-belirleyebilir-77605</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 00:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hacısüleyman: Hürmüz&#039;ün gıda fiyatları üzerinde ciddi baskı oluşturma ihtimali var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Nisan ayı Meclis toplantısı yapıldı.</p>
<p>Başkan Yusuf Hacısüleyman, turizmde ve OSB’lerde işçi sıkıntısı, tarım ve seracılık maliyetleri ile gıda fiyatları artışılarıyla ilgili bilgi verdi.</p>
<p>Hürmüz Boğazındaki savaş ve siyasi kriz nedeniyle Türkiye turizminde bazı risklerin devam ettiğini belirten Hacısüleyman, ‘’Ancak Antalya’nın güvenli bir destinasyon olduğunu her platformda anlatmalıyız. Turizm paydaşları olarak bu konuda hep birlikte çalışmalıyız. Bu süreç toparlanır mı? Tabii ki toparlanır. Ancak bu süreç uzadıkça, özellikle seyahat kararı aşamasında olan turistler başka destinasyonlara yöneliyorlar. Batı ülkelerine doğru bir yönelme artışı var’’ dedi.</p>
<p><strong>Yabancı işçi sorunu</strong></p>
<p>Uluslararası İşgücü Genel Müdürü Yunus Öz’ü ziyaret ettiklerini, özellikle iş gücü planlaması ve sektörlerin ihtiyaçları üzerine görüştüklerini anımsatan Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Önceliğimiz, kendi gençlerimizin istihdamını sağlamak olmalı. Bu doğrultuda gençlerimizi iş gücü piyasasının ihtiyaçlarına uygun alanlarda eğitmeli ve eğitim programlarımızı sektörlerin talepleriyle uyumlu hale getirmeliyiz. Turizmde bazı meslek gruplarında yerli iş gücüne yeterli ilginin olmaması ve organize sanayi bölgelerinde de benzer şekilde bazı alanlarda çalışan bulmakta zorlanılması, yabancı iş gücünü de zorunlu hale getirmektedir. Bu ihtiyacın karşılanmasında yabancı çalışanlar sektörlerin sürdürülebilirliği açısından önemli bir rol üstlenmektedir. Ancak burada kritik husus, bu çalışanların ülkemizde yasal, kayıtlı ve düzenli bir statüde istihdam edilmesidir. Bu nedenle gerekli yasal düzenlemelerin yapılması büyük önem taşımaktadır.”</p>
<p><strong>"Gıda, tarım ve sera maliyetleri artıyor"</strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı krizine de değinen Hacısüleyman, savaş nedeniyle Türkiye’de tarım ve sera maliyetleri ile gıda fiyatlarının arttığına dikkat çekti. Sadece petrol açısından değil, çok daha geniş bir etki alanından söz ettiklerini anlatan Yusuf Hacısüleyman, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Çünkü dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümü bu geçiş hattı üzerinden sağlanıyor. Antalya olarak seracılıkta önemli bir konumdayız. Akaryakıt ve gübre maliyetleri üretimde ciddi paya sahip. Yaklaşık yüzde 20 akaryakıt, yüzde 20 gübre maliyeti söz konusu. Ancak mesele sadece enerji değil. Aynı zamanda gübre üretimi açısından da kritik bir hat. Burada yaşanabilecek herhangi bir aksama ya da kriz, yalnızca enerji fiyatlarını değil, doğrudan tarım sektörünü ve gıda güvenliğini de etkileyebilecek bir risk oluşturuyor. Hürmüz Boğazı’nda oluşabilecek bir sıkıntının etkisi sadece bugünü değil, önümüzdeki yılları da belirleyebilir. Özellikle gıda fiyatları üzerinde orta ve uzun vadede ciddi baskı oluşturma ihtimali vardır. Bu nedenle küresel gelişmeleri sadece enerji fiyatları üzerinden değil, tarım, gıda ve üretim zincirinin tamamı üzerinden değerlendirmemiz gerekir.’’</p>
<p><strong>Hayat pahalılığı ile mücadele</strong></p>
<p>Son üç yıldır dezenflasyon politikası ve hayat pahalılığı ile mücadele edildiğini vurgulayan ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, söyle konuştu:</p>
<p>‘’Ancak şu an küresel gelişmeler, özellikle Amerika-İran gerilimi, bu süreci olumsuz etkiliyor. Merkez Bankası’nın faiz kararı açıklanacak. Piyasada faizlerin sabit kalacağı ya da biraz artacağı yönünde beklenti var, ancak düşüş beklenmiyor. Enflasyon şu an yüzde 37 civarında, üretici fiyat endeksi ise yüzde 28 seviyelerinde. Yılsonu hedeflerine ulaşmak zor görünüyor. Faizlerin yüzde 20’lere düşmesi beklentisi de şu an için gerçekçi değil. Petrol fiyatları son dönemde ciddi şekilde arttı. 60 dolardan 95 dolara yükseldi. Bu da yüzde 50’den fazla artış anlamına geliyor. Bu durum sadece akaryakıt değil, lojistik ve gıda maliyetlerini de etkiliyor. Aynı zamanda gübre üretimi açısından da risk oluşturuyor. Bu durumun gıda fiyatlarına önümüzdeki dönemde ciddi etkisi olacaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleyman-hurmuz-bogazinda-olusabilecek-bir-sikintinin-etkisi-sadece-bugunu-degil-onumuzdeki-yillari-da-belirleyebilir-77605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/5/1280x720/atso-baskani-hacisuleyman-hurmuz-bogazinda-olusabilecek-bir-sikintinin-etkisi-sadece-bugunu-degil-onumuzdeki-yillari-da-belirleyebilir-1776806785.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman, Hürmüz Boğazı&#039;nda yaşanabilecek bir savaşın ya da krizin doğrudan tarım ve gıda fiyatlarını etkilediğini belirterek, ‘’Hürmüz Boğazı’nda oluşabilecek bir sıkıntının etkisi sadece bugünü değil, önümüzdeki yılları da belirleyebilir. Özellikle gıda fiyatları üzerinde orta ve uzun vadede ciddi baskı oluşturma ihtimali vardır.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-turizm-haftasinda-gebzenin-degerlerini-tanitti-77701</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO, Turizm Haftası’nda Gebze’nin değerlerini tanıttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>Merve Esin Adıgüzel/Kocaeli</h2>
<p>Gebze Ticaret Odası, 15-22 Nisan Turizm Haftası kapsamında düzenlediği “Sanayinin Başkenti Gebze’de Kültür ve Turizm” programını yoğun katılımla gerçekleştirdi.</p>
<p>Gebze’nin tarihi ve kültürel mirasının tanıtıldığı programada, Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, Doğu Marmara BTK Başkan Yardımcısı Recep Topal ile İsmail Kahraman, basın mensupları ve davetliler yer aldı.</p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/22/12-s72e.jpg" alt="" width="1280" height="853" /></p>
<p>Gebze’nin sahip olduğu tarihi, kültürel ve turizm değerlerinin daha görünür hale getirilmesinin önemine dikkat çeken Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, “Gebze’nin sahip olduğu tarihi, kültürel ve turizm değerlerinin daha görünür hale getirilmesi büyük önem taşıyor. Bu zengin mirasın tanıtılması ve gelecek nesillere aktarılması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Programda söz alan İsmail Kahraman, bölgenin tarihi değerlerine ilişkin detaylı bilgiler paylaşarak, Gebze’nin geçmişten günümüze uzanan kültürel mirasına dikkat çekti.</p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/22/11-e0eb.jpg" alt="" width="1280" height="853" /></p>
<p>Etkinlik, Tarihi Su Dolabı ziyaretiyle devam etti. Program, ney dinletisi eşliğinde gerçekleştirilen ikramlarla sona erdi. Katılımcılara, bölgenin ilk ve tek coğrafi işaretli ürünü olan Gebze Bayram Çöreği’nin yanı sıra mancarlı pide ve zerde tatlısı ikram edildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-turizm-haftasinda-gebzenin-degerlerini-tanitti-77701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/1/1280x720/gto-turizm-haftasinda-gebzenin-degerlerini-tanitti-1776885034.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Ticaret Odası tarafından Turizm Haftası kapsamında düzenlenen programda, kentin tarihi ve kültürel mirası ele alındı; Gebze Bayram Çöreği gibi yöresel lezzetler katılımcılara ikram edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/federal-elektrik-guclu-teknolojisi-ile-buyumesini-surduruyor-77670</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ürünlerimiz güçlü bir ihracat ağıyla dünya pazarlarında güvenle kullanılıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya 1. organize sanayi bölgesinde üretim yapan Federal Elektrik'in, güçlü teknolojisi ile kuruluşunun 36’ıncı yılında da büyümesini sürdürdüğü belirtildi. Şirketten verilen bilgiye göre, 1990 yılından bugüne yalnızca ürün üreten bir firma olmanın ötesine geçen Federal Elektrik, alçak gerilim şalt malzemeleri alanında kendi ürününü tasarlayan, geliştiren, test eden ve üreten entegre yapısıyla sektördeki liderliğini yeni yatırımlarla güçlendirmeye devam ediyor.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8a55d0e18e-1776854365.JPG" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Sektördeki faaliyetleri ve gelecek hedefleri ile ilgili bilgiler veren Federal Elektrik Yönetim Kurulu Üyesi Mesut Nurdoğan, yaptıkları yatırımlar ve hayata geçirdikleri projelerle sektörde öncü bir konuma sahip olduklarını söyledi.</p>
<p>Mesut Nurdoğan, Federal Elektrik olarak sektörde ulaştıkları gücün yalnızca üretim ve ihracatla sınırlı olmadığını, Türkiye’nin 81 ilinde elektrik altyapısının birçok kritik noktasında Federal Elektrik ürünlerinin aktif olarak kullanıldığını belirtti. </p>
<p><strong>Elektrik altyapısında, Federal Elektrik markası</strong></p>
<p>Federal Elektrik’in vizyonunun kuruluşundan itibaren yalnızca yerel pazarla sınırlı kalmadığına da dikkat çeken Mesut Nurdoğan şu bilgileri verdi: “Federal Elektrik, 1990 yılında yüzde yüz yerli sermaye ile kurulmuş ve bugün hâlâ aynı bağımsızlık ve kararlılıkla yoluna devam eden köklü bir üretici olarak öne çıkmaktadır. Şalterlerden dikey tip kesicilere, NH sigortalardan farklı şalt ekipmanlarına ve doğalgaz sayaçlarına kadar geniş ürün yelpazesi, ülke genelinde elektrik kurumları tarafından onaylı ve güvenilir bir çözüm olarak tercih edilmektedir. Son kullanıcı çoğu zaman farkında olmasa da, günlük hayatın kesintisiz devam etmesini sağlayan elektrik altyapısında Federal Elektrik markası bulunmaktadır. Federal Elektrik, 36 yıllık süreçte sektörde ayrıcalıklı bir konuma ulaşarak, sektörde öncü bir rol üstlenmiştir.”</p>
<p>Mesut Nurdoğan, Federal Elektrik ürünlerinin 82 ülkeye ulaşan güçlü bir ihracat ağıyla dünya pazarlarında güvenle kullanıldığını ve bu başarıya da güçlü bir üretim altyapısıyla ulaştıklarını söyledi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8a53831989-1776854328.png" alt="" width="700" height="463" /></p>
<p> </p>
<p><strong>Türkiye’nin ilk yerli kısa devre laboratuvarı</strong></p>
<p>Marka gücünü ve bilinirliğini artırmak için önümüzdeki dönemlerde de yatırımlara devam edeceklerini ifade eden Mesut Nurdoğan şunları söyledi: “1999 yılında hayata geçirilen Türkiye’nin ilk yerli kısa devre laboratuvarı ise Federal Elektrik’in sektöre kazandırdığı en önemli kilometre taşlarından biri olmuştur. Bu yatırım, yalnızca firmanın kendi kalite süreçlerini değil, Türkiye’de elektrik sektörünün test, doğrulama ve standartlaşma kültürünü de ileriye taşımış; sektörde güvenilirliğin temelini güçlendiren bir adım olmuştur. ISO standartlarının Türkiye’de henüz yaygın olarak bilinmediği dönemlerde, Türkiye’de ISO 9000 belgesi alan 70’inci kuruluş olan kalite sistemlerini uygulamaya başlayan firmamız bu yaklaşımıyla da sektörde öncü bir rol üstlenmiştir. Bu ileri görüşlü bakış açısı, bugün global bir başarıya dönüşmüştür. Federal Elektrik, ayrıca kendi ERP yazılımını yazarak yine sektörün öncüleri arasında yerini aldı. 1999 yılında kurulan uluslararası akreditasyon onaylı ilk yerli kısa devre test laboratuvarına da sahip bir firmayız.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8a612aa567-1776854546.JPG" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/federal-elektrik-guclu-teknolojisi-ile-buyumesini-surduruyor-77670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/0/1280x720/federal-elektrik-guclu-teknolojisi-ile-buyumesini-surduruyor-1776854583.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Federal Elektrik Yönetim Kurulu Üyesi Mesut Nurdoğan, ürünlerinin 82 ülkeye ulaşan güçlü bir ihracat ağıyla dünya pazarlarında güvenle kullanıldığını ve bu başarıya da güçlü bir üretim altyapısıyla ulaştıklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yusuf-kilinc-sebkider-baskanligina-yeniden-secildi-77655</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yusuf Kılınç, SEBKİDER başkanlığına yeniden seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’deki serbest bölgeleri geliştirmek ve doğrudan yabancı yatırımlar için daha güçlü çekim merkezleri haline getirmek için kurulan Serbest Bölge Kurucu ve İşleticileri Derneği (SEBKİDER), mevcut Başkan Yusuf Kılınç’la bir dönem daha devam etme kararı aldı.</p>
<p>İstanbul’da geniş katılımla gerçekleşen SEBKİDER Olağan Genel Kurulu’nda yapılan seçimde Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Kılınç, oy birliği ile güven tazelerken, Edvar Mum, Tarkan Değirmenci, Hakan Ceylan ve Ergenekon Küçük yeni dönemin Yönetim Kurulu Üyeleri olarak seçildi.</p>
<p>Kılınç, göreve yeniden layık görülmekten büyük onur duyduğunu belirterek, “Geride bıraktığımız dönemde, serbest bölgelerin etkinliğinin artırılması, mevzuat süreçlerine katkı sağlanması ve sektör paydaşları arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi yönünde önemli adımlar attık. Yeni dönemde ise bu kazanımları daha ileriye taşıyarak, serbest bölgelerin küresel rekabet gücünü artıracak, yatırım ortamını iyileştirecek ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyecek projelere odaklanacağız.”</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/5/yusuf-kilinc-sebkider-baskanligina-yeniden-secildi-1776845071.jpg" width="700" /></h2>
<p>Türkiye ekonomisinin üretim, istihdam ve katma değeri yüksek ihracat üssü olan serbest bölgelere daha çok doğrudan yatırım çekmek için yeni dönemde de yoğun çalışmalar yapacaklarını belirten Kılınç, “Hedefimiz yüzde 70’lerde olan bölgelerimizdeki doluluk oranını yüzde 85’e çıkarmaktır. İhracat odaklı üretim yapan yerli ve yabancı yatırımcılara serbest bölgelerin sağladığı avantajları daha iyi anlatacağız. Yeni yatırımcıların gelmesi ile serbest bölgelerimizdeki istihdam sayısının 100 binin üzerine çıkmasını, bölgelerden yapılan ihracatın da 14 milyar dolara ulaşmasını hedefliyoruz. Tüm paydaşlarımızla birlikte, daha güçlü ve daha etkili bir iletişim içinde bulunarak bu hedeflerimize kolaylıkla ulaşacağımıza inanıyorum” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yusuf-kilinc-sebkider-baskanligina-yeniden-secildi-77655</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/5/1280x720/yusuf-kilinc-sebkider-baskanligina-yeniden-secildi-1776845071.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Serbest Bölge Kurucu ve İşleticileri Derneği, mevcut Başkan Yusuf Kılınç’la bir dönem daha devam etme kararı aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/sayistay-daire-baskanligina-burhanli-secildi-77646</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sayıştay Daire Başkanlığına Burhanlı seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sayıştay Genel Kurulu toplantısında 3. Daire Üyesi Ömer Burhanlı'nın Daire Başkanlığına seçildiği bildirildi.</p>
<p>Ankara'da 15 Mart 1966'da doğan Burhanlı, 1991'de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun oldu.</p>
<p>Sayıştay'da 1992'de göreve başlayan Burhanlı, TBMM tarafından 2013'te Sayıştay Üyeliğine seçildi. Evli ve üç çocuk babası Burhanlı, İngilizce biliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/sayistay-daire-baskanligina-burhanli-secildi-77646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/1/1280x720/sayistay-1767767165.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 3. Daire Üyesi Ömer Burhanlı Sayıştay Daire Başkanlığına seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-yillik-yuzde-49-artti-77644</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kartlı ödemeler yıllık yüzde 49 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankalararası Kart Merkezi (BKM), Mart 2026 dönemine ait verileri açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mart ayı itibarıyla Türkiye'de kredi kartı sayısı 146,2 milyona, banka kartı sayısı 214,7 milyona, ön ödemeli kart sayısı 97,9 milyona yükseldi. Geçen yılın aynı dönemine göre kredi kartı sayısında yüzde 11'lik, banka kartında yüzde 8'lik artış yaşanırken ön ödemeli kart sayısı yüzde 13 geriledi. Toplam kart sayısı ise yüzde 4 artarak 458,8 milyon oldu.</p>
<p>Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla martta yapılan ödemelerin toplam tutarı yıllık bazda yüzde 49 artarak 2 trilyon 608,3 milyar lira oldu. Bu ödemelerin 2 trilyon 218,8 milyar lirası kredi kartlarıyla, 380,9 milyar lirası banka kartları, 8,6 milyar lirası ise ön ödemeli kartlarla yapıldı.</p>
<p>Aynı dönemde ödeme tutarı ise kredi kartlarında yüzde 50, banka kartlarında yüzde 60 artarken, ön ödemeli kartlarda yüzde 76 geriledi.</p>
<p>Kartlarla yapılan ödeme sayısı yüzde 10 artarak 1,8 milyara yükseldi. Bunun 1 milyar 21,3 milyonunu kredi kartları, 697,6 milyonunu banka kartları, 34,7 milyonunu ön ödemeli kartlar oluşturdu.</p>
<p><strong>İnternetten ödemeler</strong></p>
<p>Geçen ay internetten yapılan kartlı ödemelerin tutarı yıllık bazda yüzde 53 artarak 791,4 milyar liraya ulaştı. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam ödemeler içindeki payı yüzde 31 oldu.</p>
<p>İnternetten kartlı ödemeler yüzde 11 artarak 257,2 milyona yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı yüzde 15 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Kartlarla yapılan temassız ödeme sayısı yüzde 10 artarak 1 milyar 153,2 milyon oldu. Temassız ödeme tutarı ise yüzde 50 artarak 849,8 milyar liraya yükseldi. Mart ayında mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden 4'ü temassız gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-yillik-yuzde-49-artti-77644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/3/1280x720/kartli-vergi-odeme-limiti-5-milyon-liraya-yukseltildi-1741261384.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BKM&#039;nin mart ayı verilerine göre kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla yapılan ödemelerin toplam tutarı geçen yıla kıyasla yüzde 49 artışla 2,6 trilyon liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/asriad-kocaeli-sanayicilerin-ihracat-pazarlarina-acilmasini-hedefliyor-77607</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASRİAD Kocaeli sanayicilerin ihracat pazarlarına açılmasını hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ADEM ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>Asrın İş insanları Derneği (ASRİAD) Kocaeli Şubesi Yönetim Kurulu, basın mensuplarıyla bir araya geldi. “Önce Nitelik” vizyonu çerçevesinde düzenlenen basın buluşmasında, derneğin faaliyetleri ve gelecek dönem hedefleri kamuoyu ile paylaşıldı.</p>
<p>Asrın İş insanları Derneği (ASRİAD) Kocaeli Şube Başkanı Nihat Yıldırım, “ASRIAD Kocaeli Şubesi olarak bizler; iş dünyasının gelişimine katkı sağlayan, ahlaki değerleri önceleyen ve üretimi merkeze alan bir anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kocaeli ve bölgedeki iş insanlarının bir araya getirilerek birlik ve beraberliğin güçlendirilmesinin öncelikli hedef olduğunu belirten Yıldırım, sanayicilerin ihracat pazarlarına açılması için önemli projeler üzerinde çalıştıklarını söyledi.</p>
<p>Yıldırım, özellikle Amerika pazarının büyük bir potansiyel taşıdığına dikkat çekerek, “Sanayicilerimizin bu pazara ulaşmasında zaman zaman bağlantı eksiklikleri yaşanıyor. Bu eksiklikleri giderecek altyapı çalışmalarını tamamladık ve projelendirme sürecine geçiyoruz” dedi.</p>
<p>Bugün burada konuştuğumuz konu sadece Kocaeli değil. Aslında Türkiye'nin ekonomi geleceğidir ifadelerini kullanan Yıldırım, “Kocaeli, Türkiye ihracatında ilk 3’te yer alan, sanayi üretiminin yaklaşık yüzde 13’ünü gerçekleştiren ve stratejik konumuyla küresel ticaretin merkezinde bulunan bir güçtür” şeklinde konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/22/w-vsuh.jpg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<h2>“Kocaeli’nin elinde inanılmaz bir avantaj var"</h2>
<p>Yıldırım, “Kocaeli’nin elinde inanılmaz bir avantaj var: Kocaeli Limanları, Türkiye’nin dünyaya açılan kapılarından biri. Bilişim Vadisi, Türkiye’nin teknoloji üretim üssü. Gebze Teknik Üniversitesi, nitelikli insan kaynağının merkezi ve onlarca Organize Sanayi Bölgesi mevcut yani üretim var, lojistik var, insan kaynağı var. Fakat bölgemizin eksiği, doğru strateji, doğru pazarlama ve doğru global açılım modeli. Biz üretimde güçlüyüz ama bu gücü dünya pazarlarına aynı etkinlikte taşıyabildiğimizi söylemek zor” diye konuştu.</p>
<p>Yıldırım, “ASRIAD olarak biz tam bu noktada devreye giriyoruz. Biz diyoruz ki; artık sadece üretmek yetmez. Ürettiğini dünyaya satabilen kazanır, teknolojiyi kullanan kazanır, veriyi yöneten kazanır. Yeni dönemde ticaretin adı nettir, akıllı üretim ve akıllı ihracat. Biz üyelerimize şunu sunuyoruz, yeni pazarlar, yeni iş bağlantıları, yapay zekâ destekli satış sistemleri ve sürdürülebilir büyüme modeli. Çünkü artık rekabet sadece fiyatla değil, bilgiyle, hızla ve teknolojiyle yapılıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kocaeli’yi sadece üretim merkezi olarak değil, globalde de sesimizi duyurup yerimizi alacağız diyen Yıldırım, “Kocaeli’de bu potansiyel var, bu altyapı var, bu insan gücü var. Önemli olan bunu doğru bir vizyona dönüştürmektir. Bu şehirde üretim yapan herkes, bu şehirde ticaret yapan herkes artık kabuğunu kırmalı, dünyaya açılmalıdır. Çünkü yeni ekonomik düzen beklemiyor; hızlı olan, akıllı olan ve dijitalleşen kazanıyor” dedi.</p>
<p>Üyeler arasında ticari iş birliğinin artırılmasının temel öncelikleri olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Öncelikle kendi üyelerimiz arasında ve Türkeye genelinde sektörel ve tedarik zinciri anlamında ticareti güçlendirmeyi hedefliyoruz. ASRİAD’ın 22. Şubesi olarak, üye sayımız arttıkça projelerimizi daha geniş kapsamlı şekilde hayata geçireceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“huzur köyü projesi üzerinde çalışıyoruz"</h2>
<p>Sosyal sorumluluk projelerine de değinen Yıldırım, eğitim ve gençlere yönelik burs çalışmalarının planlandığını ifade etti. Ayrıca “huzur köyü” adı verilen yeni bir proje üzerinde de çalıştıklarını belirten Yıldırım, yaşlıların daha doğal ve sosyal bir yaşam alanında vakit geçirebileceği bir konsept tasarlandığını söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/asriad-kocaeli-sanayicilerin-ihracat-pazarlarina-acilmasini-hedefliyor-77607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/asriad-kocaeli-sanayicilerin-ihracat-pazarlarina-acilmasini-hedefliyor-1776807614.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASRİAD Kocaeli Şubesi, “Önce Nitelik” vizyonu çerçevesinde düzenlenen basın buluşmasında, sanayicilerin ihracat pazarlarına açılmasını hedefleyen önemli projeler üzerinde çalıştıklarını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/mermerciler-dogal-tas-bakanligi-kurulmasini-istiyor-fikri-cinokur-77602</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 22:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mermerciler &#039;Doğal Taş Bakanlığı&#039; kurulmasını istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>İMSA Mermer firması yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tekin, 14-17 Nisan 2026 tarihleri arasında İzmir’de düzenlenen 31. Uluslararası Doğal Taş ve Teknolojileri Fuarı’nın (Marble İzmir), sektörün tarihsel gücü ile güncel ekonomik darboğazı arasındaki keskin çelişkiyi bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.</p>
<p>Orta Doğu’daki siyasi gerilimler ve küresel ekonomik dalgalanmalar nedeniyle fuarda stant sayılarının geçmiş yıllara oranla yarı yarıya düştüğünü ifade eden Tekin, bu durumun sektör temsilcilerini derin bir değerlendirmeye ittiğini kaydetti.</p>
<p>Mermerin binlerce yıllık hikayesinden küresel rekabetteki güncel konumuna uzanan kapsamlı bir analiz yapan Tekin, taşın hikayesi ve antik çağdan modern mimariye uzanan süreci şöyle anlattı:</p>
<p>‘’Mermer, sadece bir inşaat malzemesi değil, insanlık tarihinin, sanatın ve kalıcılığın simgesidir. Antik Yunan tapınaklarından Roma’nın sütunlarına, Osmanlı’nın eşsiz camilerinden modern gökdelenlere kadar mermer, her devirde medeniyetin imzası olmuştur. Dünya doğal taş rezervlerinin yüzde 40’ına ev sahipliği yapan Türkiye, aslında 3 bin yıllık bir mirasın üzerinde oturuyor. Ancak bu mirası geleceğe taşımak, taşı sadece ocaktan çıkarmakla değil, ona bir 'hikaye' yüklemekle mümkündür."</p>
<p><strong>Teknolojik üstünlük ve marka vizyonu</strong></p>
<p>Mermer sektörünün teknolojik üstünlük ve markalaşma vizyonu ortaya koyması gerektiğini dile getiren Ahmet Tekin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Türkiye'nin hammadde tedarikçisi kimliğinden sıyrılıp ‘Türk Mermeri’ algısını bir dünya markasına dönüştürmesi gerekiyor. Bunun için öncelikle Teknolojik güç olunmalı. Türkiye, bugün İtalya ve İspanya gibi rakipleriyle yarışabilecek düzeyde teknolojik parkurlara sahiptir. Fabrikalarımız, dünyanın en prestijli projelerine hassas kesim ve ileri yüzey işlemleriyle ürün gönderecek kapasitededir.</p>
<p>Tasarım Odaklı Katma Değer yaratılmalı. Mermer bir emtia (sıradan mal) olmaktan çıkarılıp, mimari bir sanat eseri olarak pazarlanması şarttır. Her taşın çıktığı coğrafyanın ruhunu yansıtan markalaşma çalışmaları, küresel rekabetteki en büyük kozumuzdur.’’</p>
<p><strong>"Ekonomik kıskaç: Kaliteli üretim, düşük rekabet gücü"</strong></p>
<p>Fuarın bu yılki sessizliğini sektörün içinden geçtiği ekonomik zorlukların bir yansıması olarak değerlendirildiğini belirten Ahmet Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Özellikle Orta Doğu pazarındaki jeopolitik riskler nedeniyle yaşanan kan kaybı, stant sayılarına doğrudan yansıdı. Sektörün içinde bulunduğu ‘Maliyet-Kur Makası’ tehlikeye gidiyor. Üretim maliyetlerimiz (enerji, işçilik, lojistik) dolar bazında hızla artarken, baskılanan döviz kuru nedeniyle satış fiyatlarımızı rakiplerimize (İtalya, Yunanistan, Mısır) karşı koruyamıyoruz. Kalitede dünya standartlarının üzerindeyiz ancak fiyat rekabetinde elimiz zayıflıyor.’’</p>
<p><strong>Çözüm önerileri</strong></p>
<p>Pazarı kaybetmemek için acil adımlar atılmasını isteyen Tekin, talep ve önerilerini şöyle sıraladı:</p>
<p>‘’Savaşlar ve krizler geçici, ancak kaybedilen pazarları geri kazanmak yıllar alacak. İhracatçıya özel kur desteği sağlanmalı. Enflasyonla uyumlu bir kur politikası veya ihracatçıya yönelik özel kur farkı destekleri hayata geçirilmelidir. Enerji teşvikleri verilmeli. Mermer ocakları ve fabrikaları için stratejik enerji indirimleri uygulanmalıdır. Pazar çeşitlendirmeli. Orta Doğu'daki daralmayı telafi edecek Uzak Doğu ve Kuzey Amerika pazarlarına yönelik devlet destekli agresif tanıtım stratejileri izlenmelidir.’’</p>
<p>Türk mermerinin dünyadaki liderliğini sürdürebilmesi için üreticinin maliyet baskısı altında yalnız bırakılmaması gerektğine dikkat çeken Tekin, ‘’Ekonomik zemin güçlendirilmediği takdirde, Türkiye'nin dünya pazarlarındaki payının kalıcı olarak rakiplere devredilme riski kapıdadır’’ dedi.</p>
<p>"Doğal Taş Bakanlığı kurulmalı"</p>
<p>10 yıl önce Çin plaka pazarında Türk doğal taşlarının yüzde 50–60 paya sahipken, son yıllarda bu oranın yüzde 15’lere kadar gerilediğine dikkat çeken Ahmet Tekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Bu durumu yalnızca Çin pazarındaki daralmaya bağlamak yeterli değildir; sektör olarak bizim de nerelerde hata yaptığımızı tespit etmemiz, eksiklerimizi analiz etmemiz ve buna göre yeni bir yol haritası oluşturmamız gerekmektedir. Hatta daha ileri bir yaklaşımla, mevcut yapının ötesine geçilerek bir Maden Bakanlığı, hatta sektöre özel bir perspektifle Doğal Taş Bakanlığı kurulması dahi değerlendirilmelidir. Bu yapı; sektöre yön verecek stratejik analizler yapmalı, üretimden ihracata kadar tüm süreçleri planlamalı, yeni pazar arayışlarını desteklemeli ve Türkiye’nin doğal taşta küresel rekabet gücünü yeniden artırmalıdır. Bugün ihtiyaç duyulan şey sadece kaybın sebeplerini konuşmak değil; çözüm üreten, ihracatı artıran, sektörü yeniden ayağa kaldıran kurumsal ve vizyoner adımları hayata geçirmektir.</p>
<p><strong>"Sektör daralıyor"</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) Yönetim Kurulu üyesi ve mermer üretici ve ihracatçısı Mustafa Küçükyaman da, 31. Uluslararası İzmir Doğal Taş ve Teknolojileri Fuarına, BAİB üyesi 70’e yakın ihracatçının stantla katıldığını bildirdi.</p>
<p>Küçükyaman, ‘’Son yıllarda katılımcı stant sayısı düşerken maalesef ki katılımcı müşteri ve talep sayısı da düşüktü. Dünyada yaşanan global sorunlar savaşlar ve benzeri ülkemizdeki maliyet artışları, finansa erişim ve finans maliyetleri kur  düşüklüğü, kur baskısı, maliyet artışları rekabet gücümüzün azalması sebep olmaktadır. Dolayısıyla sektör her geçen gün daralmaktadır’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/mermerciler-dogal-tas-bakanligi-kurulmasini-istiyor-fikri-cinokur-77602</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/2/1280x720/mermerciler-dogal-tas-bakanligi-kurulmasini-istiyor-fikri-cinokur-1776800591.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz boğazındaki savaş ve siyasi gerginlik, geçen hafta İzmir’de düzenlenen Uluslararası Doğal Taş ve Teknolojileri Fuarı’nı ve mermer sektörünü olumsuz etkilerken ihracatçılarda da hayal kırıklığı yarattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/zeytinyaginda-yeni-teknoloji-soguk-sikimda-verim-kaybi-ortadan-kalkiyor-77601</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 22:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinyağında yeni teknoloji: Soğuk sıkımda verim kaybı ortadan kalkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya’nın Döşemealtı ilçesinde faaliyette bulunan BST Proje İnşaat Mühendislik Taahhüt Yatçılık Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. (BSTM) firması sahibi ve AR-GE yöneticisi, diyabet hastası Selim Sarıkaya, sağlığı için daha kaliteli zeytinyağı üretimi için yeni teknoloji ile soğuk sıkımda verim kaybını ortadan kaldıran  zeytinyağı makinesi geliştirdiğini söyledi.</p>
<p>Yeni teknoloji ile geliştirilen zeytinyağı sıkma makinesinin 30 Nisan -2 Mayıs tarihleri arasında İzmir’de düzenlenecek OLIVETECH 2026 Fuarında görücüye çıkacağını belirten Sarıkaya, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Zeytinyağı üretiminde yenilikçi çözümler sunuyoruz. Devrim niteliği taşıyan makinemiz fuarda yerli üreticiyle buluşacak.  Zeytinyağı dünyasında bir ilke imza attık. ‘Soğuk sıkımda sıcak sıkım verim’ iddiasını ortaya koyuyoruz. Geliştirdiğimiz yenilikçi teknolojilerin patent başvurularını da tamamladık. Geleneksel yöntemler, üreticileri yıllardır verim ve kalite arasında seçim yapmak durumunda bırakıyor. Daha fazla verim için zeytin hamuru yüksek ısıda yoğuruluyor. Ancak zeytinin içerisinde bulunan fenoller ve aromalar buharlaşıp yok oluyor. Düşük ısıda yapılan soğuk sıkımda ise yararlı antioksidanlar ve hassas lezzetler korunuyor, ancak bu sefer de verimde düşüş yaşanıyor.’’</p>
<p>Geliştirdikleri yeni teknoloji zeytinyağı makinesi ile üreticilerin bu sorununu giderdiklerini i anlatan Selim Sarıkaya, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Soğuk sıkımın üstün kalitesini koruyup geliştirirken, sıcak sıkımın yüksek verim değerlerine ulaşmayı başarmış durumdayız. Zeytinyağı endüstrisinde çığır açacağına inandığımız yenilikçi makineler, zeytinin sahip olduğu polifenolleri ve aromatik lezzetleri en az kayıpla koruyarak zeytinyağına aktarabilme kabiliyetine sahip. AR-GE çalışmaları 6 yıldan fazla sürdü. 400'ün üzerinde deneyde 500 tondan fazla zeytin sıkıldı. Sadece 2025'te TÜBİTAK desteğiyle 40'ın üzerinde deneyde 60 tondan fazla zeytin işlendi.’’</p>
<p>Yağ veriminden ödün vermeden, hatta artırarak, yüksek polifenol değerlerine ve üstün duyusal özelliklere sahip, geleneksel yöntemlerle elde edilemeyen yüksek kaliteli zeytinyağı üretiminin önünü açan yenilikçi makinelerin, her seviyedeki üreticinin farklı ihtiyaçlarını karşılamak için hazır olduğunu anlatan Sarıkaya, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Fabrikaların, yüksek kaliteli, sağlıklı zeytinyağını daha verimli, daha kârlı ve daha kolay elde edebilmeleri artık mümkün. Geliştirdiğimiz makineler zeytinyağı endüstrisi için bir dönüm noktası olacağına inanıyoruz. Verim almak için ana odağı sıcak 3 faz sıkım olan fabrikalar, üstün kalite sağlayan soğuk sıkım sistemlerine geçerek yüksek verim elde edebilecekler. Üreticilerin erken hasat ve soğuk sıkım taleplerini karşılayabilecekler. Düşük ısıda ve su kullanmadan gerçekleşen işlemler sayesinde enerji maliyetlerinde tasarruf edebilecek.   Aroma ve fenolik bileşen açısından en yüksek değerde zeytinyağı elde etmek isteyen butik üreticilere rekabet avantajı sağlayacak. Yüksek kaliteli zeytinyağını daha verimli ve daha kârlı şekilde elde edebilecek.’’</p>
<p><strong>Kadim zeytine saygı</strong></p>
<p>Türkiye’nin ve Antalya’nın yer aldığı coğrafyanın kadim meyve zeytinin ana vatanı olduğunu belirten Selim Sarıkaya, ‘’Bu değeri en iyi şekilde korumak ve gelecek nesillere aktarmak yegane misyonumuz. Geliştirdiğimiz teknoloji misyonumuzla örtüşüyor. Ve zeytinin içerisindeki değerleri en az kayıpla korumak ve zeytinyağına aktarmak noktasında kesişiyor.  Üstün kaliteli zeytinyağı üretiminde yeni bir sayfa açmak için hazırız. Bilimin ışında yaptığı araştırmalarla hep bir adım önde ilerleyerek zeytincilik sektöründe fark oluşturmak için durmaksızın çalışmaya devam edeceğiz" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/zeytinyaginda-yeni-teknoloji-soguk-sikimda-verim-kaybi-ortadan-kalkiyor-77601</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/1/1280x720/zeytinyaginda-yeni-teknoloji-soguk-sikimda-verim-kaybi-ortadan-kalkiyor-1776800455.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halk sağlığı için daha kaliteli zeytinyağı üretimi hedefleyen diyabet hastası makine mühendisi Selim Sarıkaya, yeni geliştirdiği teknoloji ile zeytinyağı soğuk sıkımda verim kaybını ortadan kaldırdığını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/corendon-airlinesin-kuresel-ticaretteki-guvenilirligi-tescillendi-77600</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 22:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Corendon Airlines’ın küresel ticaretteki güvenilirliği tescillendi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Corendon Turizm Grubu Finans Danışmanı Batuğhan Karaer, şirketin Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen kapsamlı denetim süreçlerini başarıyla tamamlayarak Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS / AEO) almaya hak kazandığını bildirdi.</p>
<p>Küresel ticaretin en prestijli yetkinlik göstergelerinden biri olarak kabul edilen bu statü ile Corendon Airlines’ın güvenilir, şeffaf ve yüksek standartlara sahip operasyonel yapısını uluslararası düzeyde belgelediğini belirten Karaer, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Havacılık sektöründe operasyonel mükemmeliyet odağıyla faaliyetlerini sürdüren Corendon Airlines, bu sertifikayla birlikte tedarik zinciri güvenliği, mevzuata uyum ve risk yönetimi alanlarındaki güçlü altyapısını bir kez daha ortaya koydu. Gümrük süreçlerinde hız ve verimlilik artacak. Dünya genelinde Authorized Economic Operator (AEO) olarak bilinen bu statü sayesinde Corendon Airlines, gümrük işlemlerinde öncelikli işlem, yerinde gümrükleme, azaltılmış belge kontrolü ve basitleştirilmiş prosedürlerden yararlanma imkanına sahip olacak. Söz konusu avantajlar, özellikle uçak yedek parça tedariki ve lojistik operasyonlarında zaman ve maliyet tasarrufu sağlayarak şirketin operasyonel verimliliğine doğrudan katkı sunacak.’’</p>
<p>Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü’nün, şirketlerin uluslararası ticaretteki güvenilirliğini artırırken, aynı zamanda operasyonel süreçlerde önemli avantajlar sağladığına dikkat çeken Karaer, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Corendon Airlines, bu statü ile birlikte global ölçekte daha güçlü bir iş ortağı konumuna yükselirken, uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü de pekiştiriyor. Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü, yalnızca operasyonel süreçlerimizi hızlandıran bir belge değil, aynı zamanda Corendon Airlines’ın uluslararası ticaretteki güvenilirliğinin güçlü bir göstergesi. Bu statü ile birlikte tedarik zinciri yönetiminde daha çevik, daha verimli ve daha rekabetçi bir yapıya ulaşıyoruz. Küresel standartlara tam uyum sağlayan altyapımızı daha da ileri taşıyarak, iş ortaklarımıza ve yolcularımıza daha güçlü bir operasyonel yapı sunmaya devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>AEO logosu ile küresel güven sembolü</strong></p>
<p>Corendon Airlines, YYS sertifikası ile birlikte kurumsal iletişiminde AEO logosunu kullanma hakkı da elde etti. Şirketten yapılan açıklamaya göre, küresel ölçekte güvenilirliğin simgesi olarak kabul edilen bu logo, şirketin uluslararası standartlara tam uyum sağladığının güçlü bir göstergesi olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Açıklamada, "Tedarik zinciri güvenliğini en üst seviyeye taşıyan bu gelişme, Corendon Airlines’ın yalnızca bir hava yolu markası değil, aynı zamanda uluslararası ticaret kurallarına yüksek uyum gösteren, disiplinli ve güvenilir bir iş ortağı olduğunu bir kez daha teyit ediyor." denildi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/corendon-airlinesin-kuresel-ticaretteki-guvenilirligi-tescillendi-77600</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/0/1280x720/batughan-karaer-1776837785.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketin Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen kapsamlı denetim süreçlerini başarıyla tamamlayarak Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü almaya hak kazandığını belirten Corendon Turizm Grubu Finans Danışmanı Batuğhan Karaer, &quot;Corendon Airlines, gümrük işlemlerinde öncelikli işlem, yerinde gümrükleme, azaltılmış belge kontrolü ve basitleştirilmiş prosedürlerden yararlanma imkanına sahip olacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/isatag-turizm-haftasinda-yapisal-sorunlara-dikkat-cekti-77592</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 18:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSATAG Başkanı Aylin Özsavaş: Seyahat acentelerinin yapısal sorunları çözülmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>İstanbul Seyahat Acentaları Tanıtım ve Geliştirme Derneği (İSATAG), İstanbul merkezli seyahat acentelerinin tanıtım, gelişim ve sektörel dayanışmasını güçlendirmek amacıyla faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları arasında yer alıyor.</p>
<p>Turizm Haftası kapsamında sektörün mevcut durumu ve çözüm bekleyen sorunları anlatan İSATAG Başkanı Aylin Özsavaş, turizmin yalnızca rakamlarla değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, özellikle seyahat acentelerinin yaşadığı yapısal sorunlara dikkat çekti.</p>
<p>Turizm Haftası’nın sadece kutlama olarak görülmesinin sektördeki gerçek sorunları gölgelediğini belirten Özsavaş, “Turizm Haftası’nı yalnızca bir kutlama olarak değerlendirmek, sektörün içinde bulunduğu mevcut durumu ve acil çözüm bekleyen ihtiyaçlarını göz ardı etmek anlamına gelecektir. Oysa turizm, sadece elde edilen başarıların ve ulaşılan rakamların konuşulduğu bir alan değil; aynı zamanda bu başarıların arkasındaki emeğin, sorumluluğun ve sürdürülebilirliğin de ele alınması gereken çok boyutlu bir sektördür” dedi.</p>
<h2>"Savaşlar, turizm sektörünü derinden etkilemektedir"</h2>
<p>Küresel gelişmelerin sektörü doğrudan etkilediğini vurgulayan Özsavaş, “Savaşlar, jeopolitik riskler ve ekonomik belirsizlikler turizm sektörünü derinden etkilemektedir. Bu süreçte en kırılgan yapıların başında seyahat acenteleri gelmektedir. Artan maliyetler karşısında gelir dengesi bozulan, finansmana erişimde zorlanan ve operasyonel yükü her geçen gün ağırlaşan acenteler ciddi bir ekonomik baskı altında faaliyetlerini sürdürmeye çalışmaktadır” diye konuştu.</p>
<p>Sektörün çoğu zaman istatistikler üzerinden değerlendirildiğini ifade eden Özsavaş, “Turizm sektörü; çoğu zaman doluluk oranları, ziyaretçi sayıları ve gelir verileri üzerinden ele alınsa da bu verilerin oluşmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri olan seyahat acenteleri göz ardı edilmektedir” diye konuştu.</p>
<p>Seyahat acenterinin sahadaki en güçlü temsilciler olduğuna dikkat çeken Özsavaş, “Acenteler, hem destinasyonların tanıtımında hem de hizmet kalitesinin sürdürülebilirliğinde kritik bir rol üstlenmektedir. Ancak seyahat acentelerinin karşı karşıya olduğu yapısal sorunların ele alınmadığı, sektörün sorunlarının hâlâ çözüme kavuşturulamadığı açıkça görülmektedir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dijitalleşmenin beraberinde getirdiği risklere de değinen Özsavaş, “Son yıllarda hız kazanan dijitalleşme süreci yeni fırsatlar yaratmakla birlikte, kontrolsüz ve dengesiz büyüyen platformlar aracılığıyla haksız rekabet ortamını da beraberinde getirmiştir. Bunun yanı sıra artan operasyonel maliyetler, ekonomik dalgalanmalar ve mevcut mevzuattaki eksiklikler; seyahat acentelerinin rekabet gücünü zayıflatmakta ve sürdürülebilirliklerini tehdit etmektedir” şeklinde konuştu.</p>
<p>Turizmin sürdürülebilirliği için acentelerin önemine dikkat çeken Özsavaş, “Unutulmamalıdır ki güçlü bir turizm sektörü, ancak güçlü ve sürdürülebilir yapıya sahip seyahat acenteleri ile mümkündür” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/isatag-turizm-haftasinda-yapisal-sorunlara-dikkat-cekti-77592</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/2/1280x720/isatag-turizm-haftasinda-yapisal-sorunlara-dikkat-cekti-1776784334.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSATAG Başkanı Aylin Özsavaş, Turizm Haftası kapsamında yaptığı değerlendirmede turizmin yalnızca rakamlarla ölçülemeyeceğini belirterek, sektörün bel kemiği olan seyahat acentelerinin yapısal sorunlarının çözülmesi gerektiğini vurguladı. Dijitalleşme, maliyet baskısı ve küresel risklerin acenteleri zorladığını ifade eden Özsavaş, güçlü turizmin ancak güçlü acentelerle mümkün olacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-findiginin-kuresel-pazar-payi-ciddi-bir-risk-altinda-77587</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 16:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türk fındığının küresel pazar payı ciddi bir risk altında&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin Giresun’da gerçekleştirilen seçimli olağan genel kurulunda mevcut başkan Hasan Osman Sabır yeniden başkanlığa seçildi. Tek listeyle gidilen seçimde Hasan Osman Sabır güven tazelerken, önceki iki dönemde başkanlık yapan İlyas Edip Sevinç listede yer almadı. Yeni yönetim kurulunda Hüseyin Durak, Bülent Yavuz, Dursun Oğuz Gürsoy, Cem Şenocak, Mustafa Poyraz, Sinan Atik, Halil Ak, Cihangir Yavuz, Selim Yılmaz ve Metin Sağlam yer aldı.</p>
<p>Genel kurulda, 2025 yılı fındık ihracat verilerindeki ciddi gerileme ve sektörün geleceğine yönelik yapısal sorunlar masaya yatırıldı. Başkan Sabır, özellikle 2025-2026 ihracat sezonunun ilk dört ayında (Eylül-Aralık 2025) miktar bazındaki düşüşün 1980’li yılların seviyesine kadar gerilemesini "alarm verici" bir gelişme olarak nitelendirdi. Bu tablo, Türk fındığının küresel pazar payının ciddi bir risk altında olduğu şeklinde yorumlandı. Başkan Sabır, fındık sektörünün arz belirsizliği, artan maliyetler ve ihracatta gerileme olmak üzere üçlü bir baskı altında olduğunu söyledi. Başkan Sabır, Türkiye'nin fındık ve mamulleri ihracatının, bir önceki yıla kıyasla miktar bazında 84 bin 540 ton (%26,15), değer bazında ise 380,5 milyon dolar (%14,44) düşüşle 238 bin 704 tonda kaldığını kaydetti. Sabır, özellikle 2025-2026 sezonunun ilk dört ayında (1 Eylül-31 Aralık 2025) ihracatın miktar bazında %50'den fazla azaldığını vurguladı.</p>
<p><strong>“Fiyat politikası sektörü tıkıyor”</strong></p>
<p>Fındığın dünya piyasalarında en pahalı ürünlerden biri haline geldiğini belirten Hasan Osman Sabır, fiyat odaklı yaklaşımın tüketimi baskıladığını söyledi. Bu politikanın uzun vadede Türkiye’nin liderliğini riske attığını ifade eden Sabır, “Bu anlayışla devam edersek küresel liderliğimizi kaybetme riskiyle karşı karşıyayız” dedi.</p>
<p><strong>Pazar hâkimiyetimiz risk altında</strong></p>
<p>Mevcut politikalarla sürdürülebilirliğin mümkün olmadığı vurgulayan ve 2026 yılı için sektörü bütüncül şekilde ele alan acil ve yeni politikalara ihtiyaç olduğu ifade eden Sabır, 2025 yılında Türkiye'nin 2 milyar 255 milyon doların üzerinde gelir elde ettiğini ancak miktar bazındaki bu sert düşüşün ve yüksek fiyat politikasının dünya pazarındaki hakimiyeti riske attığını vurguladı.</p>
<p><strong>“2025 küresel tanıtım yılı” oldu</strong></p>
<p>Tüm zorluklara rağmen 2025 yılının Türk fındığı için küresel ölçekte yoğun bir tanıtım yılı olduğunu vurgulayan Sabır, ihracatın sürdürülebilirliği için sahada aktif bir diplomasi yürüttüklerini ifade ederek, “2025 yılında Türk fındığı için adeta dünyayı karış karış gezdik. Beş kritik uluslararası organizasyonda yer alarak hem mevcut pazarlarımızı koruduk hem de yeni kapılar araladık. Brezilya Sao Paulo’da düzenlenen APAS 2025 ile Güney Amerika pazarı, Pakistan Lahor’da gerçekleştirilen Türk İhraç Ürünleri Fuarı, Irak Bağdat’taki Türk İhraç Ürünleri Fuarı, Dubai’de düzenlenen Gulfood Manufacturing, Paris’te gerçekleştirilen Food Ingredients Europe” olarak özetleyen Sabır, “Bu fuarlarda sadece tanıtım yapmadık. B2B görüşmelerle doğrudan ticari bağlantılar kurduk. Fındığımızın çikolata ve gıda sanayisindeki stratejik konumunu güçlendirdik” dedi.</p>
<p><strong>Poyraz: Yok yılında yüksek stokla gelecek sezona gireceğiz</strong></p>
<p>Mustafa Poyraz, yaptığı değerlendirmede sektörün mevcut sorunlarını ve bölge ekonomisi açısından önemini vurgulayarak birlik ve beraberlik çağrısı yaptı. Poyraz 50 yıldır, fındık sektöründeyim, Fındıkta 2025 yılı maalesef tüm sektör için zor bir yıl olmuştur. Yaşanan Zirai don üzerinden rekolteyle ilgili gerçeği yansıtmayan tüm kesimleri beklentiye sokan açıklamalar yapıldı. Bugün fındığın yok denildiği sezonda çok önemli bir rekolte seneye devir olmaktadır. Eğer devlete giderek Doğu Karadeniz bölgesi üreticisi Ordu, Giresun, Trabzon üreticisi maliyetleri çok yüksek bu şartlarda bahçeye girmez devlete giderek bu bölgenin üreticisini koruyacak tedbirleri devreye sokmalıyız. Karadeniz Fındık İhracatçı Birliği’nin rekolteleri dünden bugüne hep gereceği yansıtmıştır. Türk fındık sektörü rekabetçi politikalar üretmek ve dünya gerçeklerini görmek zorundayız.</p>
<p><strong>“Eğimli arazi gerçeğini görmeden politika üretemeyiz”</strong></p>
<p>Fındık sektörünün yapısal sorunlarına dikkat çekerek önemli uyarılarda bulunan Ulusal Fındık Konseyi Başkanı ve Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Cem Şenocak ta özellikle Ordu, Giresun ve Trabzon gibi illerde üretimin büyük ölçüde eğimli arazilerde yapılmasının maliyetleri artırdığını ve küresel rekabet gücünü zayıflattığını vurguladı. Şenocak, gerekli tedbirlerin alınmaması durumunda Doğu Karadenizli üreticinin üretimden kopma noktasına geleceğini belirterek, "Çözüm; alan bazlı desteğin revize edilerek, meyilli arazide üretim yapan çiftçinin daha fazla desteklenmesinden geçmektedir" dedi.</p>
<p><strong>Üretimde üç temel grup ve gelir uçurumu</strong></p>
<p>Şenocak, fındık üretimini küresel ve yerel ölçekte Doğu Karadeniz başta olmak üzere Türkiye genelinde eğimli arazide üretim yapanlar, düz arazilerde ve ovalarda üretim yapanlar ve Şili gibi Türkiye’nin uluslararası rakipleri olmak üzere üç gruba ayırdı. Şenocak,  şunları kaydetti, “Düz arazi üreticisi yıllık 500 bin ile 1 milyon TL arası gelir elde ediyor. Küresel rakipler (Şili vb.): Üretici başına 3 ila 5 milyon dolar gelir sağlıyor. Eğimli arazi üreticisi ise yıllık yalnızca 30-40 bin TL gelirle ayakta kalmaya çalışıyor” dedi.</p>
<p><strong>Çözüm önerisi: Alan bazlı destek ve yapısal dönüşüm</strong></p>
<p>Şenocak, 2009 yılında başlatılan alan bazlı destek sisteminin günün şartlarına göre yeniden kurgulanması gerektiğini belirterek şu çözüm önerilerini sıraladı:</p>
<p>- Kademeli destek: Eğimi %6’nın üzerinde olan araziler için dönüm başına 100 dolar destek verilmeli ve eğim arttıkça bu miktar kademeli olarak yükseltilmelidir.</p>
<p>- Modern modeller: Lisanslı depoculuk, ürün borsası, kiralama ve ortaklaşma modelleri (şirketleşme yoluyla modern yarıcılık sistemi) hayata geçirilmelidir.</p>
<p>- Gerçekçi politikalar: Kısa, orta ve uzun vadeli, rekabetçi politikalarla üretici yeniden bahçeye döndürülmelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-findiginin-kuresel-pazar-payi-ciddi-bir-risk-altinda-77587</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/7/1280x720/hasan-sabir-1776779623.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hasan Osman Sabır, Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinin seçimli genel kurulunda başkanlığa yeniden seçildi. Fındığın dünya piyasalarında en pahalı ürünlerden biri haline geldiğini belirten Sabır, fiyat odaklı yaklaşımın tüketimi baskıladığını vurgulayarak, bu politikanın uzun vadede Türkiye’nin liderliğini riske attığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/garanti-bbva-ve-masfedden-2-el-tasit-finansmani-icin-is-birligi-77586</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 16:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garanti BBVA ve MASFED&#039;den 2. el taşıt finansmanı için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Garanti BBVA ile Motorlu Araç Satıcıları Federasyonu (MAFSED) arasında ikinci el motorlu araçlara yönelik iş birliği anlaşması yapıldı. </p>
<p>Bankadan yapılan açıklamaya göre, Türkiye'de otomotiv sektöründe tüketicilerin anlık, kolay ve şubeye gitmeden tamamlanabilen finansman çözümlerine talebi artarken, ikinci el otomobil satışı açısından da nakit akışını güçlendiren ve satış süreçlerini hızlandıran çözümler öne çıkıyor. Bu doğrultuda Garanti BBVA, MASFED ile gerçekleştirdiği iş birliği kapsamında, federasyona bağlı 100 bin kadar ikinci el motorlu araç satıcısına özel finansman çözümleri sunmaya başladı.</p>
<p>Açıklamada, "İş birliğiyle birlikte sunulan ikinci el dijital taşıt kredisi ile hızlı limit ve anında kredi imkanları sayesinde, müşteriler bayiden hiç çıkmadan kredi süreçlerini hızlı ve kolay şekilde tamamlayabiliyor. Garanti BBVA'nın güçlü finansal altyapısı ve gelişmiş dijital bankacılık çözümleriyle desteklenen bu özel ikinci el taşıt finansman modeli, hem müşteri deneyimini iyileştiriyor hem de MASFED'e bağlı ikinci el motorlu araç satıcılarının satış süreçlerine hız kazandırarak operasyonel verimliliği artırıyor." denildi.</p>
<p><strong>"Sektörde daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapı oluşmasını hedefliyoruz"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Garanti BBVA Tüketici Finansmanı Direktörü Koray Öztopçu, taşıt finansmanında kullanıcı beklentilerinin hız, kolaylık ve dijital deneyim ekseninde yeniden şekillendiğini belirtti.</p>
<p>Kendilerinin de bu dönüşümü yakından takip ederek, kullanıcılarının ihtiyaç duyduğu finansmana doğru anda ve doğru kanaldan ulaşabilmelerini sağladıklarını aktaran Öztopçu, "MASFED ile gerçekleştirdiğimiz bu işbirliği sayesinde, ikinci el satışlar yapan bayilerde anında kredi ve ikinci el dijital taşıt kredisi çözümlerimizle süreçleri sadeleştiriyor, müşterilerimize kesintisiz bir deneyim sunuyoruz. Aynı zamanda ikinci el motorlu araç satıcılarının iş süreçlerini destekleyerek sektörde daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapı oluşmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>MASFED Genel Başkanı Aydın Erkoç da işbirliğinin hem sektöre hem de ikinci el araç satışlarına kolaylık sağlayacağı noktasından hareketle, tüketicilere artılar getireceğini ve işbirliğinin başka konularda da avantajlar yaratacağına inandığını belirtti.</p>
<p>Anlaşma kapsamında sağlanan avantajlardan, MASFED'e bağlı yetki belgesi sahibi yaklaşık 100 bin motorlu araç satıcısının faydalanabildiğini vurgulayan Erkoç, isteyenin yetki belgesi sahibi işletmelerin bir tuşla stok finansmanına ulaşabildiğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/garanti-bbva-ve-masfedden-2-el-tasit-finansmani-icin-is-birligi-77586</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/ikinci-el-otomobil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA Tüketici Finansmanı Direktörü Koray Öztopçu, &quot;MASFED ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği sayesinde, ikinci el satışlar yapan bayilerde anında kredi ve ikinci el dijital taşıt kredisi çözümlerimizle süreçleri sadeleştiriyor, müşterilerimize kesintisiz bir deneyim sunuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nurol-makina-ile-malezyali-sirket-arasinda-is-birligi-anlasmasi-77585</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 16:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nurol Makina ile Malezyalı şirket arasında iş birliği anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'nin önde gelen taktik tekerlekli zırhlı araç üreticilerinden Nurol Makina ile Malezya merkezli Nadicorp Holdings Sdn. Bhd. arasında, Malezya'da yerel üretim ve Asya bölgesine ihracatı kapsayan stratejik iş birliği anlaşması imzalandığı duyuruldu.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, anlaşma Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'da düzenlenen Defence Services Asia (DSA) 2026 Fuarı kapsamında hayata geçirildi. İmzalanan anlaşma, iki şirket arasındaki uzun soluklu işbirliğinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Anlaşma kapsamında, seçili 4×4 zırhlı araç platformlarının Malezya'da yerel üretimi, teknoloji transferi ve sanayi kabiliyetlerinin geliştirilmesi ile bu ülkenin Asya bölgesi için ihracat üssü olarak konumlandırılması hedefleniyor.</p>
<p>Bu yaklaşımın, Malezya'nın savunma sanayisinde yerlileşme ve dışa bağımlılığı azaltma hedefleriyle uyumlu olduğu, aynı zamanda Asya-Pasifik bölgesinde artan talebe etkin şekilde cevap verilmesini sağlayacağı ifade edildi.</p>
<p><strong>"Önceki teslimatlar iş birliğini güçlendirdi"</strong></p>
<p>Nurol Makina'nın muharebe sahasında kendini kanıtlamış platformları EJDER YALÇIN 4×4 ve NMS 4×4 araçlarının Nadicorp ile yürütülen çalışmalar kapsamında Malezya pazarında konumlandırıldığı ve önemli tedarik programlarında güçlü adaylar arasında yer aldığı belirtildi.</p>
<p>İş birliği kapsamında daha önce 20 adet Panthera 4×4 (EJDER YALÇIN 4×4) zırhlı aracın teslim edildiği, bu araçların halihazırda Malezya'nın Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) bünyesindeki barış gücü unsurları tarafından aktif olarak kullanıldığı bildirildi.</p>
<p>Söz konusu teslimatın, platformun güvenilirliğini, performansını ve görev kabiliyetlerini sahada ortaya koyduğu, aynı zamanda Malezya Silahlı Kuvvetleri’nin operasyonel kapasitesine katkı sağladığı ifade edildi.</p>
<p>Taraflar, imzalanan anlaşmanın yalnızca ticari bir iş birliği olmadığını, aynı zamanda güven, ortak vizyon ve karşılıklı büyüme temeline dayanan uzun vadeli bir stratejik ortaklığı temsil ettiğini vurguladı.</p>
<p>Nurol Makina'nın onlarca yıllık mühendislik tecrübesi ve 20'den fazla ülkede aktif olarak kullanılan araçlarıyla küresel bir oyuncu konumunda olduğu belirtilirken, Nadicorp'un güçlü yerel varlığı ve Malezya savunma ekosistemindeki etkin ilişkileriyle iş birliğine önemli katkı sunduğu ifade edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nurol-makina-ile-malezyali-sirket-arasinda-is-birligi-anlasmasi-77585</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/5/1280x720/235235-1776777043.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nurol Makina ile Nadicorp arasında, Malezya&#039;da yerel üretim ve Asya bölgesine ihracatı kapsayan iş birliği anlaşması imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-abdli-is-dunyasina-seslendi-sizleri-sasirtacak-bazi-yeni-acilimlar-yapabiliriz-77583</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 15:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz, ABD’li iş dünyasına seslendi: Sizleri şaşırtacak bazı yeni açılımlar yapabiliriz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile ABD Ticaret Odası (USCC) Yuvarlak Masa Toplantısına katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, iki ülkenin ilişkilerinin gelecek dönemde kritik önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p>Ankara’daki TOBB Genel Merkezinde yapılan toplantıda konuşan Yılmaz, savaş sonrası ortamdaki belirsizliklere işaret etti ve ABD’li iş insanlarına seslenerek, “Savaş sonrası yeni bir bölgesel ortam, yeni şartlar bekliyor bizi. Yeni dinamikler devreye girecek. Bu ortamda istikrarını, güvenli liman vasfını koruyan, önemli değerleri olan bir ülke olarak çok önemli fırsatlarımız, imkanlarımız olduğuna inanıyoruz. Bu yaşananlar kısa vadede olumsuz etkiler yapsa da orta vadede Türkiye için önemli bir perspektif, önemli imkanlar getirmektedir. İstanbul Finans Merkezi başta olmak üzere oluşan bu yeni imkanları değerlendirmek için de hükümet olarak hazırlık içindeyiz. Önümüzdeki günlerde sizleri de şaşırtacak bazı yeni açılımlar yapabiliriz. Türkiye'nin bu yeni ortamdan faydalanmasına dönük bazı önemli adımlar, yine yatırımcı dostu adımlar atmayı planlıyoruz. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz." dedi. </p>
<p><strong>Dengeli ticaret, CAATSA yaptırımları</strong></p>
<p>İki ülke arasındaki ticaret hacminin 39 milyar Dolara yaklaştığını ancak 100 milyar dolarlık hedef olduğunu belirten Cevdet Yılmaz, mevcut eğilimin ilerleme yönünde olduğunu ancak Türkiye aleyhine gelişen bir yapı gözlendiğini, daha dengeli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasına önem verdiklerini söyledi. Çözüm olarak çeşitlendirme ve katma değeri yüksek alanlara yönelmeyi hedeflediklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü:<br />"Türkiye ile ABD arasında enerji, savunma, yapay zeka, uydu, iletişim, finansal teknolojiler, dijital ekonomi ve siber güvenlik gibi birçok alanda güçlü bir işbirliği potansiyeli olduğuna inanıyoruz. Özellikle enerji alanında, LNG ithalatının yanı sıra yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması işbirliğimizin çeşitlenmesi açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Savunma sanayisinde geliştirilecek işbirliklerinin mevcut potansiyeli çok daha ileri bir noktaya taşıyacağına inanıyoruz. Bu noktada iki dost müttefik ülke olarak CAATSA yaptırımları konusunda ilerlemeler beklediğimizi özellikle ifade etmek istiyorum. Bu konularda iş dünyasının sonuç odaklı yaklaşımının da büyük katkılar sunacağına inanıyorum. Halkbank konusunda son derece memnuniyet verici ilerlemeler sağlandı. Aynı şekilde diğer konularda da ilerlemeler sağlanmasını gönülden temenni ediyoruz. Bu yönde birlikte çalışmaya devam etmeliyiz. Savunma sanayisinde daha güçlü bir işbirliği zemininin oluşması, ihracat kontrollerine ilişkin süreçlerin daha yapıcı bir anlayışla ele alınmasıyla birlikte gelecektir.”</p>
<p>Cevdet Yılmaz, Türk firmalarının ABD’ye yaptığı doğrudan yatırımların başarılarını vurgularken, ABD’nin küresel çapta 8 trilyon dolara ulaşan doğrudan yatırımlarından Türkiye’nin aldığı payın potansiyelinin altında olduğunu kaydetti. </p>
<p><strong>ABD’den ticaret alanında hakkaniyetli adım bekleniyor</strong></p>
<p>Cevdet Yılmaz, ABD’ye yönelik ticaret politikalarında olumlu adımlar attığını hatırlatarak, ABD tarafından, özellikle Türkiye’nin ikili ticarette açık verildiği göz önünde bulundurularak, hakkaniyetli bir yaklaşım beklediklerini, ilave tarifelerin gözden geçirilmesi, makul seviyelere çekilmesinin beklendiğini söyledi. </p>
<p><strong>"Savaş bütçeye biraz yük gelecek, aslolan program"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin ortaya koyduğu ekonomik programın kararlılıkla uygulanmaya devam ettiğini söylediği konuşmasında, bölgedeki savaşların etkisine değindi. “Orta Vadeli Programımız var. Bunu da Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü siyasi iradesiyle ve etkin bir koordinasyonla kararlı bir şekilde hayata geçirmeye devam ediyoruz. Küresel ve bölgesel şartların çok elverişli olduğunu söyleyemem” diyen Cevdet Yılmaz, programın doğru istikamette olduğunu, dış faktörlerin geçici etkilerinin olabileceğini ancak hedeflere er veya geç ulaşılacağını söyledi. Yılmaz, “Enerji üzerinden, lojistikte, gübre gibi kritik ham maddelerde önemli etkileri var. Türkiye olarak bu konularda bir arz sıkıntısı yaşamıyoruz. Tedarik sistemleri çeşitlendirilmiş bir ülke olarak hiçbir konuda bir arz sıkıntımız yok. Ama fiyatlardan tüm dünyada olduğu gibi Türkiye de etkileniyor. Fiyat etkilerini de sınırlamak için gayret ediyoruz. Bütçemize biraz yük alma pahasına enflasyon üzerinde bu etkileri sınırlamaya dönük bir çaba içinde olduğumuzu söyleyebilirim. Kısa vadede tüm dünya gibi biz de elbette bu savaştan olumsuz etkileniyoruz” diye konuştu. </p>
<p><strong>Hisarcıklıoğlu: Küresel tedarikte yakın kıyı ve dost desteği zorunlu hale geldi</strong></p>
<p>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da etkinlikteki konuşmasında, küresel tedarik zincirlerinin yeniden kurulduğunu hatırlatarak, near-shoring (yakın kıyı desteği) ve friend-shoring (dost desteği) kavramlarının zorunlu hale geldiğini söyledi. Türkiye ve ABD’nin ticaretinin cesaret verici olmakla birlikte, ticaretin ötesine geçmesi gerektiğini işaret eden Hisarcıklıoğlu, “Türkiye, coğrafyası, sanayi altyapısı ve insan kaynağıyla bu yeni paradigmanın merkezinde yer almaktadır. ABD ile daha güçlü ekonomik ortaklık kurmak istiyoruz ama bu ortaklık sadece ticaret rakamlarından ibaret olmamalı. Bugün ulaştığımız ticaret hacmi, bizleri cesaretlendirmektedir. 100 milyar dolarlık ticaret hedefimize ulaşmak için güçlü bir ivme yakaladık ancak bu büyümeyi sürdürülebilir kılmak, daha dengeli bir yapıya kavuşturmak zorundayız” dedi. <br />Birlikte üretme, teknoloji geliştirme, büyümeye odaklı bir işbirliği çerçevesi sunan Rifat Hisarcıklıoğlu, sayısal teknolojilerde işbirliği, LNG ticaretinin yenilenebilir enerji alanına taşınması, savunma sanayii, sayısal teknolojilerdeki mevcut ulaşılan seviyenin ABD ile birlikte daha ileri taşınabileceğini vurguladı. </p>
<p>Rifat Hisarcıklıoğlu da ABD’nin CAATSA yaptırımlarından duyulan rahatsızlığı vurgularken, ABD’nin tek taraflı ticari engellere dikkat çekerek, “Eğer gerçekten daha büyük bir ortaklık hedefliyorsak, bu engelleri birlikte aşmalıyız” diye konuştu. </p>
<p>USCC Bünyesindeki Türkiye İş Konseyi Başkanı, ABD’de yatırımları bulunan Chobani Üst Yöneticisi (CEO) Hamdi Ulukaya da “Sadece Türkiye'ye yatırım yapmak isteyen Amerikan şirketleri değiliz biz. Aynı zamanda ABD'de yatırım yapan Türk şirketleriyiz. ..ABD-Türkiye ilişkisinin iyi gitmesi bölge ve dünya için iyi, ben rolüm gereği elimden gelenin en iyisini yapmaya devam edeceğim, bu ilişkileri daha iyiye taşımaya çalışacağım, 'Belki Türkiye'de bir yatırım yapmalıyım' diye de düşünmeye başladım” dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-abdli-is-dunyasina-seslendi-sizleri-sasirtacak-bazi-yeni-acilimlar-yapabiliriz-77583</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/3/1280x720/346-1776775958.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD Ticaret Odası ile yapılan toplantıda konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, savaş sonrası yeni bir bölgesel ortamın, yeni şartların oluşacağını belirterek, &quot;Önümüzdeki günlerde sizleri de şaşırtacak bazı yeni açılımlar yapabiliriz. Türkiye&#039;nin bu yeni ortamdan faydalanmasına dönük bazı önemli adımlar, yine yatırımcı dostu adımlar atmayı planlıyoruz. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelik-hitachideki-hisselerini-satiyor-77578</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 14:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arçelik, Hitachi&#039;yi satıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Arçelik'in, "uzun vadeli sürdürülebilir büyüme ve değer yaratma" hedefleri doğrultusunda stratejik bir hamle yaptığı bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda şirket, Asya Pasifik bölgesinde faaliyet gösteren Arçelik Hitachi Home Appliances (AHHA) ortak girişimindeki paylarını devretmek üzere Hitachi Global Life Solutions Inc. ile anlaşma imzaladığını duyurdu.</p>
<p>Şirket, Asya Pasifik'teki portföy yapısını optimize etmeye yönelik adımları kapsamında, AHHA'daki yüzde 60 payını Hitachi'ye devredecek.</p>
<p>İşlem kapsamında Arçelik, kapanışta peşinen 205 milyon dolar ve kapanıştan itibaren üç yıl içerisinde taksitlerle 56 milyon dolar tahsil edecek. Kapanış tarihi itibarıyla AHHA'nın mevcut nakdinin yüzde 60'ının 56 milyon doları aşan kısmı da kapanış düzeltmesi olarak Arçelik'e ödenecek.</p>
<p>Kuruluşundan bu yana AHHA, portföy genişlemesi, coğrafi büyüme, marka gelişimi ve operasyonel performans dahil olmak üzere stratejik öncelikleri doğrultusunda istikrarlı bir ilerleme kaydetti. Şirket, Hitachi markasının Asya Pasifik ve MENA genelindeki üst segment marka konumunu daha da güçlendirdi.</p>
<p>Arçelik ve Hitachi Global Life Solutions arasındaki pay devrinin kapanış koşullarının sağlanmasına tabi olarak anlaşma imzasını takip eden 12 ay içerisinde tamamlanması öngörülüyor. AHHA, hisse devri ve ortak girişim sözleşmeleri hükümlerine bağlı olarak kapanış tarihine kadar faaliyetlerini sürdürecek.</p>
<p><strong>"Arçelik, küresel büyüme yolculuğunu kararlılıkla sürdürecektir"</strong></p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Polat Şen, kararın kısa vadeli kazanımların ötesinde, finansal sağlamlığı ve uzun vadeli değer yaratma hedefini destekleyen stratejik bir adım olduğunu belirtti.</p>
<p>Şen, Arçelik'in, 57 ülkedeki iştirakleri ve 13 ülkedeki 38 üretim tesisiyle küresel büyüme yolculuğunu kararlılıkla sürdüreceğini vurgulayarak, "Topluluğumuz için küresel ölçekte amiral gemisi konumunda olan Arçelik'in, bu hamlesiyle kaynaklarını öncelikli alanlara yönlendirerek sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda tüm paydaşlarımız için olumlu sonuçlar yaratacağına inanıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Arçelik Üst Yöneticisi (CEO) Can Dinçer de Arçelik Hitachi'nin, yıllar içinde tüketicilere sunduğu üst segment markası ve yenilikçi çözümleriyle Asya-Pasifik pazarında güçlü bir konum elde ettiğini belirtti.</p>
<p>İşbirliği sayesinde, hanelere gerçek anlamda değer katan ürünler sunmuş olmaktan memnuniyet duyduklarını vurgulayan Dinçer, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu hamle Arçelik olarak global operasyonlarımızı daha odaklı, daha seçici ve daha stratejik bir çerçevede şekillendirme yaklaşımımızın önemli bir yansıması oldu. Bu adım, söz konusu ortaklık yapısına özgü olup, Güney Asya'ya yönelik uzun vadeli taahhüdümüzü değiştirmemektedir. Bölgenin büyüme potansiyeline olan güvenimizi koruyor, Hindistan, Pakistan ve Bangladeş başta olmak üzere kilit pazarlardaki yatırımlarımızı sürdürüyoruz. Arçelik'in Türkiye'de çok güçlü temelleri var ve gücümüzü aldığımız ana pazarımızdaki hedeflerimize de kararlılıkla ulaşmak için çalışıyoruz. Tüketicilerimize inovatif ürün ve hizmetlerle ulaşmaya, enerji verimliliği, dijitalleşme, yapay zeka odaklı teknolojilerle onların hayatlarını iyileştirmeye devam edeceğiz."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelik-hitachideki-hisselerini-satiyor-77578</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/8/1280x720/arcelik-1776772000.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketin, Arçelik Hitachi&#039;deki hisselerinin satışıyla ilgili açıklama yapan Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Polat Şen, &quot;Topluluğumuz için küresel ölçekte amiral gemisi konumunda olan Arçelik&#039;in, bu hamlesiyle kaynaklarını öncelikli alanlara yönlendirerek sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda tüm paydaşlarımız için olumlu sonuçlar yaratacağına inanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yunsanin-2025te-net-kar-artisi-yuzde-689-77577</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 14:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yünsa&#039;nın 2025&#039;te net kâr artışı yüzde 689</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yünsa'nın 2025 Yılı Olağan Genel Kurul Toplantısı, yönetim kurulu üyeleri ve hissedarların katılımıyla şirketin Çerkezköy Üretim Tesisi'nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Toplantıda, 2025 faaliyetleri değerlendirilirken şirketin finansal performansı ve gelecek dönem hedeflerinin paylaşıldığı bildirildi.</p>
<p>Genel kurulda alınan karar doğrultusunda, 2025'teki dağıtılabilir kârın yüzde 50'sinin pay sahiplerine dağıtılması kararlaştırıldı.</p>
<p>Yünsa'nın Kamuyu Aydınlatma Platformuna yaptığı açıklamaya göre, 480 milyon lira sermayeyi temsil eden pay sahiplerine pay başına yüzde 36,55 brüt, yüzde 31,06 net oranında kâr payı dağıtılacak. Ödemeler, 27 Nisan'dan itibaren nakden yapılacak.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Yünsa Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Sürmegöz, 2025'in küresel ölçekte zorlu ekonomik ve jeopolitik koşullar altında geçtiğini belirtti.</p>
<p>Sürmegöz, tüm zorluklara rağmen güçlü bilanço yapısı, esnek üretim kabiliyeti ve disiplinli finansal yönetim sayesinde Türkiye'deki üretim faaliyetlerini kesintisiz sürdürdüklerini aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"İstihdamı artırmaya devam ederken uzun vadeli rekabet gücümüzü destekleyecek stratejik adımları kararlılıkla hayata geçirdik. Değişen global moda trendlerini ve müşteri beklentilerini yakından takip ederek yenilikçi koleksiyonlar geliştirdik. Kalite ve müşteri memnuniyetini önceliklendirerek güçlü konumumuzu koruduk. Bu yaklaşımımızın sonucu olarak 2025'te satışlarımızı bir önceki yıla göre yüzde 20 artışla 3 milyar liraya, net kârımızı ise yüzde 689 artışla 378 milyon liraya yükselttik. Yatırımlarımız, güçlü finansal yapımız ve yenilikçi vizyonumuzla ülkemiz, paydaşlarımız ve çalışanlarımız için değer üretmeye devam edeceğiz."</p>
<p><strong>Yapay zeka uygulamalarıyla operasyonel verimlilik ve izlenebilirlik artırıldı</strong></p>
<p>Sürmegöz, Yünsa'nın finansal gücünün uluslararası derecelendirme kuruluşlarınca da teyit edildiğini belirterek, kredi notunun AA'dan AA+ seviyesine yükseltildiğini, kurumsal yönetim uyum notunun ise 90,10'a çıkarak en yüksek bantta yer aldığını ifade etti.</p>
<p>Dijital dönüşüm ve teknoloji yatırımlarının stratejik öncelikler arasında bulunduğunu vurgulayan Sürmegöz, üretimde dijital ikiz uygulamaları, insansız kontrol sistemleri ve yapay zeka destekli kestirimci bakım projeleriyle operasyonel verimlilik ve izlenebilirliğin artırıldığını kaydetti.</p>
<p>Sürmegöz, sürdürülebilirliği temel bir sorumluluk olarak ele aldıklarını aktararak, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen "Yüzde 100 yün kumaşlarla Çevre Etiketi" alan ilk şirket olduklarını belirtti.</p>
<p>Şirketin AR-GE ve ihracat alanındaki başarılarına da değinen Sürmegöz, Yünsa AR-GE Merkezi'nin Techtextil İnovasyon Ligi'nde "Şampiyon Şirket" seçildiğini, İTHİB İhracatın Yıldızları Ödülleri'nde ise Platin Ödül'e layık görüldüğünü kaydetti.</p>
<p>Sürmegöz, toplumsal katkı kapsamında YÜNDER aracılığıyla gençlere burs desteği sağlanmayı sürdürdüklerini belirterek, 2026'ya umut, kararlılık ve net hedeflerle başladıklarını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yunsanin-2025te-net-kar-artisi-yuzde-689-77577</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/7/1280x720/mustafa-surmegoz-1776771489.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yünsa Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Sürmegöz, &quot;2025&#039;te satışlarımızı bir önceki yıla göre yüzde 20 artışla 3 milyar liraya, net kârımızı ise yüzde 689 artışla 378 milyon liraya yükselttik. Yatırımlarımız, güçlü finansal yapımız ve yenilikçi vizyonumuzla ülkemiz, paydaşlarımız ve çalışanlarımız için değer üretmeye devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
