<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmoda-randevulu-alim-sistemi-devam-edecek-80275</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 13:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO&#039;da randevulu alım sistemi devam edecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), bu yıla yönelik hububat alım politikalarına ilişkin yazılı açıklama yapıldı.</p>
<p>Genel Müdürlük açıklamasına göre, hububat hasadına mayıs ayı sonunda lokal alanlarda başlandı. Bu süreçte piyasalar yakından izlenirken hasadını yapan üreticilere depolama imkanı sağlamak amacıyla 21 Mayıs'tan itibaren taahhütname karşılığı ürün kabulleri yapılıyor.</p>
<p>Buğday ve arpa alımları da 3 Haziran'dan itibaren gerçekleştirilecek.</p>
<p>TMO, Türkiye genelinde önceki yıllarda da alım yapılan 600'ün üzerindeki noktada faaliyet gösterecek.</p>
<p>Üreticiler, protokol imzalanan lisanslı depolara teslim ettiği ürününü elektronik ürün senedi (ELÜS) olarak TMO'ya satabilecek.</p>
<p>TMO, üreticilerin iş yerleri önünde uzun süre beklemesini önlemek amacıyla uyguladığı randevulu alım sistemine, anlaşmalı lisanslı depolar da dahil olmak üzere tüm alım noktalarında devam edecek.</p>
<p>Randevular, "https://randevu.tmo.gov.tr" adresinden, e-Devlet'ten (Randevu Sistemi-Toprak Mahsulleri Ofisi), başmüdürlük, şube müdürlükleri ile ajans amirliklerinden alınabilecek.</p>
<p><strong>Kayıtlı üretim miktarının tamamı satın alınabilecek</strong></p>
<p>TMO iş yerlerinde resmi tatil ve pazar günleri hariç haftanın 6 günü alım yapılacak. Ürün bedeli ödemeleri, teslimatı müteakip 45 gün içerisinde üreticilerin banka hesaplarına aktarılacak.</p>
<p>Ürünlerini lisanslı depolarda muhafaza eden üretici, üretici birlikleri ve kooperatiflerin Ticaret Bakanlığı tarafından belirlenen ücret tarifesindeki kira ücretinin yüzde 75'i 6 aya kadar Tarım ve Orman Bakanlığınca karşılanacak. Depo kira ücreti desteğinin yanında Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden ürün bedelinin yüzde 75'ine kadar sıfır faizli 9 ay vadeli kredi kullanma imkanı bulunuyor. Ayrıca, ürünlerini lisanslı depolar üzerinden satan üreticilere yüzde 2 stopaj kesintisi muafiyeti sağlanırken, yüzde 2 SGK prim kesintisi de yapılmıyor.</p>
<p>Bakanlık tarafından üreticilere ilave olarak temel destek ve planlı üretim desteği ile sertifikalı tohum kullanım desteği de ödenecek.</p>
<p>TMO tarafından üreticilerin Çiftçi Kayıt Sistemi'nde (ÇKS) kayıtlı üretim miktarının tamamı satın alınabilecek. TMO iş yerlerine satılan ürünün borsa tescil ücreti Genel Müdürlükçe karşılanacak. Geçici alım merkezlerinde yüzde 1 hizmet bedeli kesintisi yapılacak. Damperli araçlardan boşaltma ücreti de alınmayacak.</p>
<p><strong>Üreticilerin dikkat edeceği hususlar</strong></p>
<p>Açıklamada, bu süreçte üreticilerin dikkat etmesi gereken hususlara da yer verildi.</p>
<p>Buna göre, TMO'ya ürün teslim edecek üreticilerin alım noktalarında zorlukla karşılaşmaması için ÇKS bilgilerini güncellemesi, randevu alması ve ürünlerini randevu alınan günde getirmesi, anlaşmalı bankalardan alınacak banka kartı veya hesap numaraları ile alım noktalarına gelmesi önem taşıyor.</p>
<p>Lisanslı depolar üzerinden Kuruma ürün satmak isteyen üreticilerin, bankadan ELÜS işlem emrine izin veren yatırım hesabı açması, en yakın ürün piyasası aracı kurumları (ÜPAK) acentesi olan ticaret borsalarına kimlik belgesi, yatırım hesabı ve ikamet adresi bilgileri ile birlikte başvurarak ÜPAK'a üye olması gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmoda-randevulu-alim-sistemi-devam-edecek-80275</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/tmo.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO&#039;nun bu yıl için açıklanan hububat alım politikasına göre, ofis, üreticilerin iş yerleri önünde uzun süre beklemesini önlemek amacıyla uyguladığı randevulu alım sistemine, anlaşmalı lisanslı depolar da dahil olmak üzere tüm alım noktalarında devam edilecek. Resmi tatil ve pazar günleri hariç haftanın 6 günü alım yapılacak, ürün bedeli ödemeleri, 45 gün içerisinde üreticilerin banka hesaplarına aktarılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ito-verileri-mayista-en-cok-erigin-fiyati-artti-80274</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 13:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTO verileri: Mayısta en çok eriğin fiyatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), mayıs ayında İstanbul'da perakende fiyatı en fazla artan ve azalan ürünleri açıkladı.</p>
<p>Mayısta bir önceki aya göre indekste yer alan 336 ana üründen 223'ünün fiyatı artarken 44'ünün fiyatı azaldı.</p>
<p>Geçen ay fiyatı en çok artan ürün yüzde 86,49 ile erik olurken onu yüzde 85,64 ile günlük araba kiralama ücreti, yüzde 41,42 ile uçak bileti, yüzde 25,8 ile şehirlerarası otobüs bileti, yüzde 20,8 ile maydanoz, yüzde 18,48 ile bilgisayar ekipmanları, yüzde 17,15 ile deniz/havuz kıyafetleri, yüzde 13,95 ile kraker izledi.</p>
<p>Fiyat artışı limonda yüzde 11,56, hazır ev yemeklerinde yüzde 10,89, suda yüzde 9,74, kaymakta yüzde 8,95, hazır sütlü tatlılarda yüzde 8,63, sucukta yüzde 8,41, makarnada yüzde 7,98, ekmekte yüzde 7,86 oldu.</p>
<p><strong>En çok sivri ve çarliston biberin fiyatı düştü</strong></p>
<p>Mayısta bir önceki aya göre fiyatı en çok azalan ürünler arasında başı yüzde 60,72 ile sivri biber çekti. Onu yüzde 60,55 ile çarliston biber, yüzde 47,53 ile dolmalık biber, yüzde 35,83 patlıcan, yüzde 23,89 ile taze fasulye, yüzde 22,95 ile salatalık, yüzde 22,02 ile kabak, yüzde 18,76 ile kıvırcık, yüzde 17,52 ile kayısı, yüzde 15,43 ile domates izledi.</p>
<p>Fiyat düşüşü pırasa ve karnabaharda yüzde 13,34, ütüde yüzde 10,87, akaryakıtta (dizel/motorin) yüzde 6,76, özel televizyon yayın hizmetlerinde yüzde 6,6, LPG'de yüzde 2,75 olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ito-verileri-mayista-en-cok-erigin-fiyati-artti-80274</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/4/1280x720/erik-1780395156.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;nun mayıs verilerine göre, fiyatı en çok artan ürün yüzde 86,49 ile erik oldu. En fazla düşüş ise yüzde 60,72 ile sivri biberde görüldü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/baglikaya-2026-son-dakika-rezervasyonlariyla-gelisecek-bir-sezon-olacak-80273</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 13:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bağlıkaya: 2026 son dakika rezervasyonlarıyla gelişecek bir sezon olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Firuz Bağlıkaya, katıldığı programda sektöre dair değerlendirmelerde bulundu.  </p>
<p>Anadolu Ajansı İş Dünyası Haberleri Departmanı tarafından hayata geçirilen Yönetim Katı programına konuk olan Bağlıkaya, son dönemde Orta Doğu'da yaşanan gerilimler ve belirsizliklerin seyahatleri olumsuz etkilediğini ancak bu durumun iç turizm ile dengelenmesini beklediklerini dile getirdi.</p>
<p>Bağlıkaya, özellikle Avrupa kaynaklı seyahat ve rezervasyonlarda, bir düşüş beklediklerini, bu düşüş oranının ise Orta Doğu'da yaşanan gerilimin süresi ve seyriyle doğru orantılı olacağını kaydetti.</p>
<p>İç turizmde ise artış beklediklerini vurgulayan Bağlıkaya, Avrupa piyasasındaki zayıf seyrin otel, konaklama ve seyahat fiyatlarında belirli bir düşüş yaratacağını, bu durumda da iç turizm dolayısıyla otellerdeki boşlukların doldurulmaya çalışılacağını aktardı.</p>
<p>Bağlıkaya, Orta Doğu bölgesi ve İran tarafından yakın zamanda ciddi bir turizm hareketi beklemenin doğru olmayacağına işaret ederek, Rusya pazarında ise bir sıkıntı yaşanmayacağını düşündüğünü söyledi.</p>
<p>Sektörel anlamda yaşanması muhtemel kayıpların iç turizm hareketi ve alternatif pazarlarla mümkün olduğu kadar kapatılmaya çalışılacağının altını çizen Bağlıkaya, "2026 son dakika rezervasyonlarıyla gelişecek bir sezon olacak. Turizmin genel kaybı ne olur konusunda, çok büyük bir kayıp yaşayacağımızı düşünmüyorum. Alternatif pazarlardan bu kayıplar telafi edilecektir. Ama hep son dakika rezervasyonlar ve sahada koşuşturmayla geçecek bir sezon olacağını düşünüyorum." şeklinde konuştu.</p>
<p>Bağlıkaya, Türkiye'de sektörel anlamda döviz bazında maliyetlerin arttığını, fakat kitle turizmi yapan İngiltere, Almanya ve Yunanistan gibi ülkeler arasında fiyat anlamında Türkiye'nin hala rekabet gücünü koruduğunu ve dolayısıyla fiyat artışı yüzünden, insanların Türkiye'ye gelmemesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını söyledi.</p>
<p><strong>"Vize başvurularında 'kara borsa' oluşturan bot hesaplarla mücadele ediyoruz"</strong></p>
<p>Son dönemde yurt dışına turist gönderen "outgoing" seyahat acentelerinin ciddi vize sorunları yaşadığının altını çizen Bağlıkaya, acentelerin düzenli biçimde seyahat organizasyonlarını gerçekleştirebilmeleri için vize başvuru süreçlerinde "kara borsa" oluşturan bot hesaplarla mücadele ettiklerini kaydetti.</p>
<p>Bağlıkaya, "Ortada bir gerçek var, siz parayı verirseniz 3 gün içinde randevu alıyorsunuz. Peki nasıl oluyor bu iş, neden parayı yüksek veren bir biçimde randevuyu hemen alabiliyor? Çünkü bu randevuların yasal olarak açıldığı platformlardan bu randevuları alıp, rezerve edip saklayan yapılar var." diye konuştu.</p>
<p><strong>Eşit şartlarda rekabet vurgusu</strong></p>
<p>Bağlıkaya, 2027'de Türkiye'de gerçekleşecek Formula 1 yarışlarına da değinerek, İstanbul'un prestiji, itibarı ve imajı açısından pozitif etki yaratacağını aktardı.</p>
<p>Türkiye'de faaliyet gösteren bazı seyahat platformlarının Türkiye'deki faaliyetlerinin durdurulmasına değinen Bağlıkaya, seyahat acenteleriyle rekabet eden söz konusu platformların kendileriyle aynı şartlarda çalışmasını istediklerine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Bu platformların sıkıntısı nedir? Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun olmayan bir biçimde ticari faaliyet yapıyorlar. O ülkede o ticari faaliyetini yapanlarla aynı şartlarda çalışmıyorlar, inanılmaz bir avantajla giriyorlar. Şimdi devlete, kamu kurumlarına veya bizim gibi meslek örgütlerine düşen nedir? Bu şartları eşitlemeye çalışmaktır. Bizim seyahat acentemiz KDV, gelir vergisi, stopaj ödesin. Peki bu arkadaşlar neden ödemesin? Yani ya bunu sistemin içine alacağız ya bizi sistemin dışına çıkartacağız. Yoksa biz ticaret yapamayız burada."</p>
<p><strong>Körfez yatırımları rekabeti artırıyor</strong></p>
<p>Coğrafi olarak dağcılıktan, golf turizmine, kayaktan, deniz turizmine, sağlıktan, kültür turizmine kadar Türkiye'nin her alanda zengin bir turizm çeşitliliğine sahip olduğunun altını çizen Bağlıkaya, buna rağmen ülkenin Orta Doğu'daki gerilimlerin sürmesinin turizm hareketliliği anlamında olumsuz yansımalara sebep olabildiğini aktardı.</p>
<p>Bağlıkaya, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin Akdeniz kıyısında gerçekleştirdiği Neom projesi gibi ciddi yatırımlara da işaret ederek, bu yatırımların Türkiye'nin kitle turizmiyle ilgili uzun dönemde ciddi rekabet yaratabileceğini ve Türkiye'nin pazar payını ilerleyen dönemde zorlayabileceğini savundu.</p>
<p><strong>"Muhafazakar kesim Afyonkarahisar'a sıkışmış vaziyette"</strong></p>
<p>Türkiye'de turizm alanındaki yatırım fırsatlarına da dikkati çeken Bağlıkaya, yatırım olarak bakıldığında muhafazakar kesimin kendini rahat hissedeceği turizm yapılanmasının bulunmadığını belirterek, "Muhafazakar kesim Afyonkarahisar'a sıkışmış vaziyette. Muhafazakar kesime hitap eden deniz kenarında birkaç tane otel var. Onlar da fiziki yapıları itibarıyla muhafazakar kesime uygun fiziki yapıda değiller. Otelin verdiği servisler öyle ama plajın yanında başka plaj var. Şimdi benim eksik gördüğüm kısım bu. Çok önemli bir pazar var Türkiye'de. Çok önemli bir sayı bu tür tatil yapmayı tercih edecek durumda." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>Dolayısıyla turizm, otel ve bundan sonraki konaklama tahsislerinde bununla ilgili ayrı bir regülasyon olması gerektiği önerisinde bulunan Bağlıkaya, "Turizm tahsislerinin özel olarak düzenlenerek, muhafazakar kesimin tatil yapacağı konsepte bu yatırımların teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu, bize Orta Doğu'dan da çok ciddi bir turizm hareketi sağlar." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/baglikaya-2026-son-dakika-rezervasyonlariyla-gelisecek-bir-sezon-olacak-80273</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/3/1280x720/baglikaya-1780394834.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, &quot;2026 son dakika rezervasyonlarıyla gelişecek bir sezon olacak. Turizmin genel kaybı ne olur konusunda, çok büyük bir kayıp yaşayacağımızı düşünmüyorum. Alternatif pazarlardan bu kayıplar telafi edilecektir.&quot; dedi. Muhafazakar tatil konsepti için yatırım ve teşvik çağrısında da bulunan Bağlıkaya, &quot;Turizm tahsislerinin özel olarak düzenlenerek, muhafazakar kesimin tatil yapacağı konsepte bu yatırımların teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu, bize Orta Doğu&#039;dan da çok ciddi bir turizm hareketi sağlar.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmir-ticaret-odasi-baskani-mahmut-ozgener-dezenflasyon-sureci-uretim-ve-ihracata-zarar-vermemeli-80269</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 12:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgener: Dezenflasyon süreci üretim ve ihracata zarar vermemeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Ticaret Odası (İZTO) Başkanı Mahmut Özgener, Türkiye'de uygulanan ekonomi programında fiyat istikrarının tek başına para politikasıyla sağlanamayacağına dikkat çekerek, dezenflasyon sürecinin üretimi, yatırımları ve ihracatı vurmayacak dengeli bir reel kur yapısıyla yürütülmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Uluslararası rekabet gücünün yalnızca kur ile belirlenemeyeceğini ifade eden Özgener, “Bugün, öngörülebilir düzenlemeler, hukukun üstünlüğü, kurumsal kalite, toplam faktör verimliliği,  politika tutarlılığı ve güçlü stratejik yönetişim uzun vadeli yatırımların temel belirleyicileri haline geldi. İstikrarlı ve öngörülebilir bir reel kur, elbette, son derece önemli. Ancak reel kurun uzun süre aşırı değerli kalması ihracatçı sektörlerin rekabet gücünü aşındırabiliyor. Amacımız, sürekli güçlü ya da sürekli zayıf bir kura sahip olmak değil, fiyat istikrarı ile üretim kapasitesini aynı anda destekleyebilen dengeli bir reel kur yapısı oluşturmak olmalı. Buradan çıkarılması gereken sonuç, enflasyonla mücadeleden vazgeçilmesi değil, dezenflasyon sürecinin üretim kapasitesine, yatırımlara ve ihracata zarar vermeden yürütülmesinin elzem olduğu” diye konuştu.</p>
<h2>“İleri teknoloji üretimi ve yüksek katma değerli hizmet sektörlerine odaklanmalı”</h2>
<p>Türkiye’nin yalnızca dönemsel kur düzeltmeleriyle ne enflasyonu kalıcı olarak düşürebileceğini, ne de sürdürülebilir bir rekabet gücü sağlayabileceğini vurgulayan Özgener, “Uzun vadeli rekabet gücünün, teknoloji kullanımı, dijitalleşme, yenilikçilik, yeşil sanayileşme, ileri üretim teknikleri, lojistik kapasitesi, insani gelişim ve akıllı yetenek yönetimi üzerinden inşa edilmesi gerekiyor. Daha da önemlisi rekabet gücünün yalnızca imalat sanayii ihracatı üzerinden değerlendirilmemesi gerekiyor. Gelecekteki verimlilik artışları, hem ileri teknoloji üretiminden hem de yüksek katma değerli hizmet sektörlerinden gelecek” dedi.</p>
<p>Özgener, bu nedenlerle yazılım, yapay zekâ uygulamaları, mühendislik ve tasarım hizmetleri, lojistik, sağlık hizmetleri, sağlık turizmi, eğitim hizmetleri, finansal hizmetler, savunma sanayii bağlantılı hizmetler ve yüksek katma değerli turizm gibi alanlara daha fazla odaklanılması gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>Enflasyonun yalnızca parasal bir olgu, rekabet gücünün ise yalnızca kur ve maliyetlerden ibaret olduğu dönemin çoktan geride kaldığını belirten Özgener, “Ülkemiz açısından bu durum, para politikasının gerekli olmaya devam ettiğini, ancak fiyat istikrarının tek başına para politikasıyla sağlanamayacağı yeni bir döneme işaret ediyor. Önümüzdeki dönemde ekonomi politikasının aynı anda üç hedefi gerçekleştirmesi büyük önem arz ediyor. Bunlardan ilki, fiyat istikrarını korumak, diğer ikisi ise uluslararası rekabet gücünü sürdürmek ve yapısal reformlar yoluyla verimlilik artışını hızlandırmak” diye konuştu.</p>
<h2>“Dezenflasyonu sağlarken üretimi güçlendirmeliyiz”</h2>
<p>Odaklanılması gereken asıl meselenin enflasyonu tek başına %30’dan %20’ye düşürmek olmadığının altını çizen Özgener, “Asıl yapılması gereken; dezenflasyonu sağlarken, aynı zamanda üretim kapasitemizi, ihracat niteliğimizi, yenilikçilik ekosistemimizi ve uzun vadeli büyüme potansiyelimizi güçlendirmek. Bu koşullar altında, ekonomik programın başarısının, nihayetinde bu dengeyi kurup kuramayacağımıza bağlı olduğunu öngörüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmir-ticaret-odasi-baskani-mahmut-ozgener-dezenflasyon-sureci-uretim-ve-ihracata-zarar-vermemeli-80269</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/9/1280x720/izmir-ticaret-odasi-baskani-mahmut-ozgener-dezenflasyon-sureci-uretim-ve-ihracata-zarar-vermemeli-1780391612.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi politikasının aynı anda üç hedefi gerçekleştirmesinin önemine dikkat çeken İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, bunları; fiyat istikrarını korumak, uluslararası rekabet gücünü sürdürmek ve yapısal reformlar yoluyla verimlilik artışını hızlandırmak olarak sıraladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmariste-bayram-yogunlugu-kisa-sureli-kaldi-beklenen-doluluklar-olusmadi-80268</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Marmaris’te bayram yoğunluğu kısa sürdü, beklenen doluluk oluşmadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/MARMARİS</strong></p>
<p>Bayram tatili döneminde turizm merkezlerinde beklenen yüksek doluluklara ulaşılamadı. Marmaris’te 9 güne yayılan tatil süresine rağmen hareketlilik kısa süreli yoğunluklarla sınırlı kalırken, sezonun geneline ilişkin beklentiler de aşağı yönlü revize edilmeye başladı. Sektör temsilcileri, artan maliyetler, baskılanan döviz kuru, yüksek enflasyon ve zayıflayan alım gücünün iç pazarı baskıladığını, dış pazarda ise uçuş kapasitesi sorunları, artan bilet maliyetleri ve bazı kaynak pazarlardaki talep daralmasının etkili olduğunu ifade ediyor.</p>
<p>Turizm sektöründe işlerin beklenen seviyede gitmediğini belirten Emre Hotels CEO’s<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e9acfee91a-1780390607.jpg" alt="" width="700" height="466" />u Mustafa Deliveli, “Bayram tatilinin erken açıklanması sektörü sevindirmişti ancak insanların sezon içinde iki ya da üç kez uzun tatil yapabilecek bütçeleri artık yok. Bu nedenle beklediğimiz tabloyla karşılaştık. Bayram döneminde Marmaris'te yalnızca iki, üç ya da dört günlük kısa süreli bir yoğunluk yaşandı. Bunun dışında bayram öncesi ve sonrasında ciddi boşluklar oluştu. Haziran ayının mayıstan daha kötü geçeceğine inanıyorum. Haziran ayında daha büyük boşluklar yaratacak gibi görünüyor" dedi.</p>
<p><strong>“Dalaman Havalimanı sezonu en az yüzde 10 ve üzeri düşüşle kapatacak”</strong></p>
<p>Yabancı turistte de aynı durumun geçerli olduğunu dile getiren Deliveli, “İngiltere’de kayıplar devam ediyor, geçen senenin çok altındayız. Bu düşüş zaten geçen yıl kasım, aralık, ocak döneminde belliydi. Yani Ortadoğu’daki savaş bunun nedeni değil. Bu tablo savaş öncesinde de vardı, herkes sonradan savaşa bağladı ama doğru değil. Dış pazarda sadece İngiltere değil Rusya’da da ciddi sıkıntı var; büyük operatörlerde uçak bulamama, lisans sorunları gibi problemler etkili. Küçük pazarlar da kayboluyor; örneğin İsveç hattı haftalık tek uçuşla iptal edildi, Bulgaristan uçuşları da Mayıs sonu-Haziran başı için iptal oldu. Dalaman Havalimanı’nın sezonu çift haneli, yani en az yüzde 10 ve üzeri bir düşüşle kapatacağını düşünüyorum. Ayrıca sadece yolcu sayısı değil, ortalama kalış süreleri de kısalıyor ve gelen yolcu profilinde de daralma var. En kötüsü ise kasım ayından beri süren sürekli indirim ve kampanya döngüsü; turizmciler sezon boyunca sürekli fiyat düşürmek zorunda kaldı. Bir yandan pazar kaybediliyor, bir yandan geceleme sayıları düşüyor, bir yandan da yüksek enflasyon ve baskılanan döviz kuru nedeniyle fiyatlar yukarı değil aşağı çekiliyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Cengiz Aygün: Bayramda yoğunluk kısa süreyle sınırlı kaldı</strong></p>
<p>Bayram döneminde 9 günün tamamında beklenen doluluk ve performansın alınamadığını dile getiren Güney Ege Turistik Oteller ve İşletmeciler Birliği (GETOB) Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Aygün, “Marmaris özelinde 3 günlük yoğun bir tempo yaşandı ama geri kalan günlerde istenen hareketlilik oluşmadı. Yurt dışı tarafında ise zaten beklenen yabancı misafir gelişleri zayıftı; tur operatörleri ve havayolu programlarında sorunlar, ayrıca Türkiye’deki ekonomik yapı ve döviz baskısı bu süreci olumsuz etkiledi. Özellikle 28 Mart sonrası artan petrol fiyatları nedeniyle uçuş maliyetlerinde oluşan fiyat farkları rezervasyonların yavaşlamasına yol açtı ve beklenen yabancı turist sayısına ulaşılamadı” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e9add80c25-1780390621.jpg" alt="" width="600" height="603" /></p>
<p>Savaşın ve küresel krizin etkisi özellikle uçak fiyatlarına da doğrudan yansıdığını sözlerine ekleyen Aygün, “Petrol fiyatlarındaki artış nedeniyle biletlerdeki koltuk maliyetleri ciddi şekilde yükseldi ve bu durum bölgeye gelen yabancı turist sayısında belirgin bir azalmaya yol açtı. Bizim ana pazarımız olan İngiltere tarafında SunExpress ve diğer havayolu seferlerinde koltuk kapasitesinde düşüş yaşanıyor, bu da doğal olarak talebi ve dolulukları aşağı çekiyor. Bu kaybı telafi etmeye yönelik çalışmalar yapılsa da hem iç pazarda hem dış pazarda genel bir gerileme söz konusu” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmariste-bayram-yogunlugu-kisa-sureli-kaldi-beklenen-doluluklar-olusmadi-80268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/9/1280x720/marmariste-ingiliz-dominasyonu-grand-yazicida-ic-pazar-atagi-1777883778.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bayram tatilinin uzamasına rağmen Marmaris’te dolulukların beklentinin altında kaldığını belirten sektör temsilcileri, yoğunluğun birkaç günle sınırlı kaldığını ve sezon genelinde talep zayıflığının devam ettiğini ifade ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/-80264</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geçen yıl en fazla harcama konut ve kiraya yapıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ait "hane halkı tüketim harcaması" istatistiklerini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, ülke genelinde hane halklarının tüketim amaçlı yaptığı harcamalar içinde en yüksek payı yüzde 29,3 ile konut ve kira aldı. İkinci sırada yüzde 20,5 ile ulaştırma, üçüncü sırada yüzde 17,3 ile gıda ve alkolsüz içecek harcamaları yer aldı.</p>
<p>Toplam tüketim harcamalarında en düşük paya sahip alanlar ise yüzde 0,8 ile sigorta ve finansal hizmetler, yüzde 1,8 ile eğitim hizmetleri, yüzde 2,2 ile sağlık oldu.</p>
<p>Yüksek gelirli hanelerin düşük gelirlilere göre ulaşıma 3 kattan fazla pay ayırdığı belirlendi.</p>
<p>Gelire göre sıralı yüzde 20'lik gruplar itibarıyla tüketim harcamalarının geçen yılki dağılımına bakıldığında, en yüksek gelir grubu olan beşinci yüzde 20'lik grupta yer alan hane halklarının ulaştırma harcamalarına (motorlu taşıt alımları, akaryakıt, yolcu taşımacılığı, araç bakım ve onarımı gibi) yüzde 25, konut ve kira harcamalarına yüzde 25,7, gıda ve alkolsüz içecekler harcamalarına yüzde 12,4 pay ayırdığı görüldü.</p>
<p>En düşük gelir grubu olan birinci yüzde 20'lik grupta yer alan hane halkları ise konut ve kiraya yüzde 38,7, gıda ve alkolsüz içeceklere yüzde 29,2 ve ulaştırmaya yüzde 8,6 harcama yaptı.</p>
<p>Temel gelir kaynağı maaş, ücret, yevmiye olan hane halkları, konut ve kira harcamalarına yüzde 26,4, gıda ve alkolsüz içeceklere yüzde 16 ve ulaştırmaya yüzde 21,9 pay ayırırken, müteşebbis geliri olan hane halklarının konut ve kiraya yüzde 25,5, gıda ve alkolsüz içeceklere yüzde 17 ve ulaştırmaya yüzde 25,9 pay ayırdığı belirlendi.</p>
<p><strong>En büyük israf taze meyve ve sebzede</strong></p>
<p>Hane halkı büyüklüğüne göre tüketim harcamalarının geçen yılki dağılımına bakıldığında, tek kişilik hane halklarının konut ve kiraya yüzde 41, gıda ve alkolsüz içeceğe yüzde 14,3 ve ulaştırmaya yüzde 14,4 pay ayırdığı kayıtlara geçti.</p>
<p>Hane halkı büyüklüğü 6 ve daha fazla kişi olan hane halklarının, gıda ve alkolsüz içeceklere yüzde 23,7, konut ve kiraya yüzde 22,4 ve ulaştırmaya yüzde 18,1 pay ayırdığı tespit edildi.</p>
<p>Hane halkları tarafından en fazla israf edilen gıda grupları incelediğinde, en büyük payı yüzde 39,7 ile taze meyve ve sebze alırken, bunu yüzde 32,5 ile ekmek, yüzde 15,1 ile süt ve süt ürünleri izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/-80264</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/3/1280x720/yillik-enflasyonun-5-ya-da-6da-biri-yalnizca-kiradan-1741243255.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre, hane halklarının tüketim amaçlı harcamalarının en büyük kısmını yüzde 29,3 ile konut ve kira harcamaları oluşturdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotivde-yuzde-74luk-daralma-80262</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivde yüzde 7,4&#039;lük daralma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD), bu yılın ocak-mayıs dönemine ait verilerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, yılın ilk 5 ayında 2025'in aynı dönemine göre otomobil satışları yüzde 9,65 düşüşle 356 bin 256'ya inerken hafif ticari araç pazarı yüzde 1,94 artışla 96 bin 882'ye yükseldi.</p>
<p>Pazarın yüzde 85'ini vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. C segmenti otomobiller 193 bin 210 adetlik satışla yüzde 54,2, B segmenti araçlar ise 108 bin 660 ile yüzde 30,5 pay aldı.</p>
<p>Gövde tiplerine göre değerlendirildiğinde ise en çok tercih edilen gövde tipi, yüzde 64,8'lik pay ve 230 bin 921 satışla SUV otomobiller oldu. Onu yüzde 19,8 pay ve 70 bin 396 satışla sedan, yüzde 15,1 pay ve 53 bin 855 satışla hatchback (H/B) otomobiller takip etti.</p>
<p>Böylece otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı ocak-mayıs döneminde yüzde 7,4 daralarak 453 bin 138 olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Elektrikli otomobil satışlarında artış</strong></p>
<p>Yılın ilk 5 ayında motor tipine göre en çok satılan otomobiller 148 bin 75 adet ve yüzde 41,6'lık payla benzinliler oldu. Hibrit otomobiller 119 bin 22 satışla yüzde 33,4, elektrikliler 66 bin 353 adetle yüzde 18,6, dizeller 20 bin 683 satışla yüzde 5,8, otogazlı otomobiller ise 2 bin 123 satışla yüzde 0,6 pay aldı.</p>
<p>Elektrikli otomobillerde satışları yüzde 18,8 artan 160 kilovat altındakiler yüzde 16,7 paya, satışları yüzde 31,8 azalan 160 kilovat üstündekiler ise yüzde 1,9 paya sahip oldu.</p>
<p>Motor hacmine göre değerlendirildiğinde satışları yüzde 28,1 azalan 1400cc altındaki otomobiller pazardan yüzde 26,9 pay aldı. 1400-1600cc aralığındaki otomobillerin satışları yüzde 13,9 geriledi. Bu araç grubunun pazardan aldığı pay yüzde 20,3 olarak belirlendi. Satışları yüzde 5,3 azalan 1600-2000cc aralığındakiler yüzde 0,6 paya, 2000cc üstündekiler ise yüzde 26 azalışla yüzde 0,2 paya sahip oldu.</p>
<p><strong>Otomatik otomobillerin payı yüzde 97,5 olarak gerçekleşti</strong></p>
<p>Otomatik şanzımanlı otomobiller 347 bin 345 ile satışların 97,5'ini, manuel şanzımanlılar da 8 bin 911 ile yüzde 2,5'ini oluşturdu.</p>
<p>Hafif ticari araç pazarında van gövde tipi araçlar yüzde 76,7 pay ve 74 bin 355 satışla ilk sırada yer alırken kamyonetler yüzde 8,8 pay ve 8 bin 505 ile ikinci sırada yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotivde-yuzde-74luk-daralma-80262</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/otomotiv-otomobil-1770179983.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ODMD&#039;nin 5 aylık verilerine göre, otomobil ve hafif ticari araç satışları yıllık bazda yüzde 7,4 azalışla 453 bin 138&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ortalama-egitim-suresi-gecen-yil-96-yil-oldu-80260</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ortalama eğitim süresi geçen yıl 9,6 yıl oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı ulusal eğitim istatistiklerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, 25-34 yaş grubu nüfusta yükseköğretim mezun oranı 2008'de yüzde 13,5 iken 2025'te yüzde 45,6'ya ulaştı. Bu dönemde söz konusu yaş grubundaki nüfusta yer alan kadınlarda yükseköğretim mezunu oranı yüzde 12,5'ten yüzde 50,3'e, erkeklerde yüzde 14,6'dan yüzde 41'e çıktı.</p>
<p>Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkelerine ilişkin en güncel veri yılı olan 2024'e göre 25-34 yaş nüfusta yükseköğretim mezunlarının oranı incelendiğinde, OECD ortalaması yüzde 48,7 iken Türkiye ortalamasının yüzde 44,9 olduğu tespit edildi.</p>
<p>OECD ülkeleri arasında yükseköğretim mezunu oranı en yüksek ülke yüzde 70,6 ile Güney Kore, en düşük ülke ise yüzde 29,1 ile Meksika oldu.</p>
<p>25 yaş ve üzerindeki ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora mezunlarının söz konusu yaş grubu içindeki oranı 2008'de yüzde 9,8 iken geçen yıl yüzde 26,1 olarak belirlendi. Söz konusu yaş grubu içindeki ortaöğretim ve üzeri eğitim seviyelerinden mezun olanların oranı 2008'de yüzde 26,5 iken 2025'te yüzde 50,5 olarak hesaplandı.</p>
<p>25 yaş ve üzeri nüfusun ortalama eğitim süresi 2025'te 9,6 yıl oldu. Geçen yıl kadınların ortalama eğitim süresi 8,9 yıl iken erkeklerin ortalama eğitim süresi 10,3 yıl olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Ortalama eğitim süresi en yüksek il Ankara</strong></p>
<p>25 yaş ve üzeri nüfusun ortalama eğitim süresinin 2025'te en yüksek olduğu ilin 10,9 yılla Ankara olduğu belirlendi. Başkenti sırasıyla İstanbul, Eskişehir, Kocaeli ve Yalova takip etti. Ortalama eğitim süresinin en düşük olduğu il ise 7,6 yılla Ağrı olarak tespit edildi. Söz konusu ili Şanlıurfa, Muş, Kastamonu ve Van izledi.</p>
<p>25 yaş ve üzeri nüfusun aldığı ortalama eğitim süresinin 2016-2025 yıllarında en yüksek artış gösterdiği 5 il yüzde 48,5 ile Şırnak, yüzde 40,4 ile Hakkari, yüzde 35,7 ile Muş, yüzde 35,5 ile Şanlıurfa ve yüzde 33,1 ile Van olarak sıralandı.</p>
<p>En düşük artış gösteren 5 il ise yüzde 13,2 ile Ankara, yüzde 14,5 ile Eskişehir, yüzde 14,6 ile Tekirdağ, yüzde 14,8 ile İzmir ve yüzde 15,1 ile İstanbul oldu.</p>
<p>2008'de 6 yaş ve üzeri nüfusta okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 91,8 iken 2025'te yüzde 97,9 olarak hesaplandı. 2008-2025 yıllarında kadınlarda okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 86,9'dan yüzde 96,4'e, erkeklerde yüzde 96,7'den yüzde 99,3'e çıktı.</p>
<p><strong>Annesi yükseköğretim mezunu fertlerin yüzde 84,2'si yükseköğretimi tamamladı</strong></p>
<p>25 yaş ve üzeri nüfusta, annesi yükseköğretim mezunu olan fertlerin yüzde 84,2'sinin yükseköğretim, yüzde 13,1'inin ortaöğretim ve yüzde 2,7'sinin ortaöğretim altı eğitim düzeyini tamamladığı belirlendi.</p>
<p>Söz konusu nüfusta, babası yükseköğretim mezunu olan fertlerin yüzde 80,4'ünün yükseköğretim, yüzde 16,2'sinin ortaöğretim ve yüzde 3,5'inin ortaöğretim altı eğitim düzeyini tamamladığı görüldü.</p>
<p>25 yaş ve üzeri nüfusta annesi ortaöğretim mezunu fertlerin yüzde 64,3'ünün, babası ortaöğretim mezunu fertlerin yüzde 56'sının yükseköğretim mezunu olduğu kaydedildi.</p>
<p>Annesi ortaöğretim altı eğitim düzeyini tamamlayan fertlerin yüzde 29,4'ünün, babası ortaöğretim altı eğitim düzeyini tamamlayan fertlerin yüzde 28,2'sinin yükseköğretim mezunu olduğu tespit edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ortalama-egitim-suresi-gecen-yil-96-yil-oldu-80260</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/0/1280x720/universite-egitim-ogrenci-1780388545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre, Türkiye&#039;de ortalama eğitim süresi 9,6 yıl olurken yükseköğretim mezunlarının oranı 25-34 yaş grubunda yüzde 45,6&#039;ya çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasi-avrupada-marka-gucu-yuksek-10-banka-arasinda-80258</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş Bankası, Avrupa&#039;da marka gücü yüksek 10 banka arasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası marka değerleme ve danışmanlık kuruluşu Brand Finance, bankacılık sektöründe önde gelen markaların yer aldığı 2026 Banking 500 raporunu yayımladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye İş Bankası, Avrupa'da marka gücü yüksek 10 banka arasında yer alırken, marka değeri sıralamasında da Türkiye'de üçüncü kez ilk sırada bulundu.</p>
<p>İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, bankanın Avrupa'da marka gücü yüksek 10 banka markası arasında yer almasını ve üçüncü kez Türkiye'de ilk sırada bulunmasını, yalnızca bir başarı değil, aynı zamanda artan bir sorumluluk olarak değerlendirdi.</p>
<p>Aran, finansal göstergelerin yanı sıra güven, yenilikçilik ve müşterilerle kurulan bağ gibi ölçütlere dayanan sıralamanın kendileri için ayrı bir anlam taşıdığını belirterek, "Bu tür değerlendirmelerde yer almak, doğru yolda ilerlediğimizi hissettirir. Ama asıl önemli olan, her yeni güne bu güveni tazeleyecek bir heyecanla başlamak, kendimize müşterilerimiz ve ülkemiz için neyi daha iyi yapabileceğimizi sormak, bugün bu yanıtları teknoloji ve yapay zekanın sunduğu olanaklarla verirken odağımızın her zaman insan olduğunu unutmamak." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türk bankacılık sektörünün teknolojik ve finansal altyapısıyla küresel ölçekte rekabetçi bir noktada bulunduğuna dikkati çeken Aran, küresel arenada fark yaratmanın yolunun rekabeti ülke dışına taşımaktan ve Türkiye'deki fintekleri ve faaliyet gösterdikleri alanlardaki oyuncuları rakip yerine yol arkadaşı olarak görmekten geçtiğini vurguladı.</p>
<p>Aran, uluslararası başarıların söz konusu yolculuğun bir yansıması olduğunu, ancak asıl önemli olanın her gün yeniden kazanılması gereken müşteri güveni olduğunu aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Trendlerin peşinden gitmek yerine bir adım önde olmaya, oyunun kuralını belirleyen tarafta yer almaya çalışıyoruz. İkinci yüzyılımızda güçlü dijital altyapımızla geniş bir coğrafyada faaliyet gösteren, küresel ölçekle rekabet eden bir oyuncu olma yolunda ilerlerken, Avrupa'nın ilk 10 bankası arasında yer almak ve uluslararası arenada görünürlüğümüzü artırmak da stratejik önceliklerimiz açısından kıymetli."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasi-avrupada-marka-gucu-yuksek-10-banka-arasinda-80258</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/8/1280x720/hakan-aran-1756134973.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye İş Bankası, Brand Finance tarafından hazırlanan raporda, Avrupa&#039;da marka gücü yüksek 10 banka arasında yer aldı. Banka, marka değeri sıralamasında da Türkiye&#039;de üçüncü kez ilk sırada bulundu. Genel Müdür Hakan Aran, &quot;Bu tür değerlendirmelerde yer almak, doğru yolda ilerlediğimizi hissettirir. Ama asıl önemli olan, her yeni güne bu güveni tazeleyecek bir heyecanla başlamak, kendimize müşterilerimiz ve ülkemiz için neyi daha iyi yapabileceğimizi sormak, bugün bu yanıtları teknoloji ve yapay zekanın sunduğu olanaklarla verirken odağımızın her zaman insan olduğunu unutmamak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanliktan-uyari-haberiniz-olmadan-devre-mulkunuz-satilabilir-80254</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 10:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlıktan uyarı: Haberiniz olmadan devre mülkünüz satılabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı son dönemlerde devre mülk sahiplerinin devre tatil amacıyla verdikleri vekaletnamelerle mülklerinin satıldığına yönelik şikayetlerin arttığını belirterek, bu konuda dikkatli davranılması gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Yapılan açıklamada taşınmazların tüketicilerin bilgileri dışında tapu devirlerinin yapıldığı kaydedilirken, “Tüketicilerimizin ödeme iadesi almak ve tapuyu iptal etmek için şirket ile iletişime geçtiğinde benzer bir yöntem kullanılarak kendilerine ikinci kez satış yapıldığı, satışın iptal edilmesi için senet imzalatıldığı ve ayrıca ödeme alınarak tüketicilerimizin tekrar tekrar mağdur edildiği, hususlarına yer verildiği anlaşılmaktadır” denildi.</p>
<p>Bakanlık bu kapsamda 21 firma hakkında 25 soruşturma raporu düzenleyerek Cumhuriyet Başsavcılıklarına iletirken, 62 firma hakkında yürüttüğü  denetimlerde ise 352 milyon lira idari para cezası uyguladı.</p>
<p>“Ücretsiz tatil kazandınız” vaatleri konusunda da uyaran Ticaret Bakanlığı, buralarda agresif pazarlama faaliyetleri sonucu sözleşmelerin imzalandığına dikkat çekerek, “Devre tatil sözleşmelerinde tüketicilerimiz, sözleşme tarihinden itibaren 14 gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma haklarını kullanabilirler” denildi.</p>
<p>Ayrıca tapu devri yapılmasını vadeden sözleşmelere ilişkin cayma bildirimlerinin noter aracılığıyla yapılması gerektiği belirtildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanliktan-uyari-haberiniz-olmadan-devre-mulkunuz-satilabilir-80254</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/turizm-tatil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, devre mülk sahiplerinin devre tatil amacıyla verdikleri vekaletnamelerle mülklerinin satıldığına ilişkin şikayetlerin arttığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsodaglioglu-enerjide-depolama-sistemleri-donusumun-merkezinde-olmali-80253</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 10:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dağlıoğlu: Enerjide depolama sistemleri dönüşümün merkezinde olmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Enerji Konseyi Başkanı Erol Dağlıoğlu, Türkiye’de güneş ve rüzgar yatırımlarının hızla artmasına rağmen enerji depolama altyapısının aynı hızda gelişmemesinin sistem açısından önemli bir risk oluşturduğunu belirtti. </p>
<p>Türkiye enerji piyasasında son yıllarda yenilenebilir kaynakların payı artarken, özellikle güneş enerjisinin üretim saatlerinde ortaya çıkan arz fazlasının yeni bir yapısal tartışmayı gündeme taşıdığını belirten Erol Dağlıoğlu, depolama sistemlerinin bu dönüşümün merkezine yerleştirilmesi gerektiğini ifade etti. Dağlıoğlu, gün içinde elektrik fiyatlarının sert şekilde değiştiğini, bunun da hem üreticiler hem de tüketiciler açısından öngörülebilirliği zorlaştırdığını söyledi. Özellikle güneş enerjisi üretiminin yoğunlaştığı saatlerde piyasada ciddi arz oluştuğunu belirten Dağlıoğlu, sanayi tesislerinin kendi elektriğini üretmesi ve lisanslı santrallerin aynı saatlerde sisteme yüklenmesi nedeniyle öğle saatlerinde elektrik fiyatlarının sıfıra kadar gerileyebildiğini söyledi. Enerji depolama sistemlerinin bu dengesizliği azaltacak temel unsur olduğunu vurgulayan Erol Dağlıoğlu, düşük fiyatlı saatlerde elektriğin depolanarak yüksek talep saatlerinde sisteme geri verilmesinin piyasa yapısını daha öngörülebilir hale getireceğini söyledi. Dağlıoğlu, “Depolama sistemi ucuzken enerji alır, pahalı saatlerde sisteme verir. Bu yalnızca yatırımcı için ticari fırsat değil, aynı zamanda piyasa fiyatlarını regüle eden mekanizmadır” ifadelerini kullandı. Depolamanın yaygınlaşmasıyla birlikte öğle saatlerinde fiyatların dip seviyelere gerilemesinin önüne geçilebileceğini, akşam saatlerinde ise ani yükselişlerin sınırlanabileceğini kaydeden Dağlıoğlu, bunun sanayi maliyetlerine de doğrudan olumlu yansıyacağını belirtti.</p>
<h2>“Yenilenebilir enerji depolama olmadan sürdürülebilir değil”</h2>
<p>Türkiye’nin su kaynakları bakımından sınırlı yapıya sahip olduğunu belirten Dağlıoğlu, bu nedenle enerji politikasında güneş ve rüzgarın daha güçlü şekilde öne çıktığını söyledi. Ancak güneş ve rüzgarın doğası gereği kontrol edilemeyen kaynaklar olduğunu vurgulayan Dağlıoğlu, bu üretim modelinin depolama ile desteklenmemesi halinde sistem dengesinin zorlanacağını ifade ederek, “Bir hidroelektrik santral rezervuarlıysa kontrol edilebilir ama güneşi istediğiniz zaman açamazsınız, rüzgarı istediğiniz zaman artırmazsınız. O yüzden bu iki kaynağın doğal tamamlayıcısı depolamadır” dedi.</p>
<h2>“Bağımsız depolama modeli Türkiye’de de devreye girmeli”</h2>
<p>Türkiye’de mevcut lisanslama yapısının ağırlıklı olarak üretim tesisine bağlı depolama modelini içerdiğini belirten Dağlıoğlu, bağımsız depolama tesislerinin de enerji sistemine dahil edilmesi gerektiğini söyledi. Organize sanayi bölgeleri, şehir girişleri ve büyük şebeke bağlantı noktalarında bağımsız depolama sistemlerinin kurulmasının daha etkili sonuç vereceğini belirten Dağlıoğlu, bu modelin şebeke yönetiminde yeni bir esneklik sağlayacağını ifade etti. Depolama sistemlerinin yalnızca ticari değil, operasyonel güvenlik açısından da kritik olduğunu vurgulayan Dağlıoğlu, bu tesislerin ihtiyaç halinde sisteme anlık destek verebileceğini söyledi. Bakım dönemlerinde, ani yük artışlarında veya planlı kesintilerde depolama sistemlerinin devreye alınabileceğini belirten Dağlıoğlu, bunun enerji altyapısında yeni bir güvenlik katmanı oluşturacağını ifade etti. </p>
<h2>“Türkiye kıyı avantajını da enerjiye dönüştürmeli”</h2>
<p>Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynakları bakımından çok güçlü bir coğrafyada bulunduğunu belirten Dağlıoğlu, özellikle deniz üstü rüzgar yatırımlarının halen yeterince değerlendirilemediğini söyledi. Dağlıoğlu, “Bu kadar uzun kıyısı olan bir ülkenin hâlâ deniz üstü rüzgar santrallerinde sınırlı kalması büyük eksiklik. Yenilenebilir enerji çeşitlenirken depolama sistemleriyle birlikte düşünülmeli” değerlendirmesinde bulundu. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsodaglioglu-enerjide-depolama-sistemleri-donusumun-merkezinde-olmali-80253</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/3/1280x720/btsodaglioglu-enerjide-depolama-sistemleri-donusumun-merkezinde-olmali-1780384090.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de güneş ve rüzgar yatırımlarının hızla artmasına rağmen enerji depolama altyapısının aynı hızda gelişmemesinin sistem açısından önemli bir risk oluşturduğunu vurgulayan Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Enerji Konseyi Başkanı Erol Dağlıoğlu, enerji arz güvenliği, fiyat dengesi ve yenilenebilir kaynakların verimli kullanımı için depolama sistemlerinin artık ertelenemez bir ihtiyaç haline geldiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ey-turkiyede-ust-duzey-atama-80271</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 09:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> EY Türkiye&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi Ernst &amp; Young (EY) Türkiye'nin Danışmanlık Bölümü Liderliğine Füsun Patoğlu Cengiz getirildiği duyuruldu.</p>
<p>1 Temmuz'da yeni görevine başlayacak Cengiz'in, EY Türkiye Danışmanlık Bölümü'nde, danışmanlık hizmet portföyünün ve uzun vadeli değer önerilerinin güçlendirilmesi, yenilikçi büyüme stratejilerinin geliştirilmesi gibi süreçlerde liderlik görevi üstleneceği bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, Cengiz, aynı zamanda, stratejik öneme sahip projeler ve müşteri kazanımları aracılığıyla bölümün sürdürülebilir büyümesine katkıda bulunacak.</p>
<p>Açıklamada Cengiz ile ilgili şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>"Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olan Cengiz, profesyonel kariyerine ilaç sektöründe faaliyet gösteren bir şirkette finansal kontrol uzmanı olarak başladı. Cengiz, 1999-2001 döneminde Arthur Andersen Consulting bünyesinde çalışmalarını sürdürdü. Ardından 2001-2004 ve 2007-2012 dönemlerinde Türkiye'de uluslararası bir danışmanlık şirketinde üst düzey yöneticilik rollerini üstlenen Cengiz, söz konusu şirkette 2015'e kadar çeşitli görevlerde bulundu. EY Türkiye'ye, Danışmanlık Hizmetleri Şirket Ortağı olarak 2015'te katılan Cengiz, kariyer hayatı boyunca başta tüketici ürünleri, sanayi, mobilite, sağlık ve enerji sektörleri olmak üzere önde gelen yerel ve çok uluslu kuruluşlarla çalıştı. Özellikle finans, teknoloji ve risk fonksiyonlarında uzmanlığı bulunan Cengiz, iş süreçleri, yönetişim, risk ve uyum (SAP ve GRC) süreçleri genelinde uçtan uca dönüşüm programlarını başarıyla yönetti. Cengiz'in, şirket bünyesindeki birçok önemli müşteriye yönelik kritik projelerde öncülük sağlayan Serbest Muhasebeci Mali Müşavir (SMMM), Sertifikalı SAP Danışmanı ve Sertifikalı Bilgi Sistemleri Denetçisi (CISA) ünvanları bulunuyor."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ey-turkiyede-ust-duzey-atama-80271</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/1/1280x720/fusun-patoglu-cengiz-1780392984.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EY Türkiye&#039;nin Danışmanlık Bölümü Liderliğine Füsun Patoğlu Cengiz atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmonun-hububat-alim-ve-satis-fiyatlari-belli-oldu-80247</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 09:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hububat alım ve satış fiyatları belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürlüğü, 2026 yılı hububat alım ve satış fiyatlarını kamuoyuna duyurdu.</p>
<p>Türkiye'de hububat hasadının, yağışlar nedeniyle geçen yıla göre geciktiği, halihazırda belli bölgelerde başladığı vurgulanan açıklamada, "Hasadını yapan üreticilerimize depolama imkanı sağlamak amacıyla TMO tarafından 21 Mayıs'tan itibaren üreticilerimizin Çiftçi Kayıt Sistemi'nde kayıtlı buğday ve arpa ürünleri taahhütname karşılığı teslim alınmaya başlanmıştır. 2026 yılı TMO hububat alım fiyatları (2. grup ürünler için) ton başına makarnalık buğdayda 16 bin 500 lira, ekmeklik buğdayda 16 bin 500 lira, arpada ise 12 bin 750 lira olarak belirlenmiştir." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p>Açıklamada, Bakanlıkça üreticilere temel, planlı üretim ve sertifikalı tohum kullanım destekleri olarak dekara toplam 980 lira ödeneceği bilgisi verilerek, ülke ortalama verimi dikkate alınarak ton başına ise toplam 3 bin 14 lira destek ödemesine tekabül edeceği bildirildi.</p>
<p>Böylece desteklerle birlikte üreticilerin eline ton başına ekmeklik ve makarnalık buğday için 19 bin 514 lira, arpa için ise 15 bin 764 lira geçeceği aktarılan açıklamada, ödemelerin ürün teslimatına müteakip 45 gün içinde üreticilerin banka hesaplarına yapılacağı ifade edildi.</p>
<p><strong>Satışlar 1 Ekim'de başlayacak</strong></p>
<p>Açıklamada, TMO'nun hububat satışlarına 1 Ekim itibarıyla başlayacağının altı çizilerek, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Ton başına 2. grup makarnalık buğday için 18 bin 500 lira, 2. grup ekmeklik buğday için 18 bin 500 lira, 2. grup arpa için 14 bin lira olarak belirlenmiştir. Tüm üreticilerimize hayırlı ve bereketli bir hasat sezonu diliyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmonun-hububat-alim-ve-satis-fiyatlari-belli-oldu-80247</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/tmo-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO, hububat alım fiyatlarını ton başına makarnalık ve ekmeklik buğdayda 16 bin 500 lira, arpada 12 bin 750 lira olarak belirledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyuksehirin-atik-yonetimi-sifir-atik-festivali-ile-turkiyeye-tanitilacak-80279</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kahramanmaraş Büyükşehir’in atık yönetimi ‘Sıfır Atık Festivali’ ile tanıtılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin çevre politikası, sürdürülebilir kalkınma ve iklim farkındalığı alanında ortaya koyduğu vizyonun, toplumsal bir dönüşümle şekillenmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, hayata geçirdiği çevre yatırımları, modern katı atık tesisleri ve eğitim çalışmalarıyla sıfır atık yönetiminde Türkiye’de örnek gösterilen şehirler arasında yer alan Büyükşehir Belediyesi, "Sıfır Atık Festivali"nde örnek çalışmalarını sergileyecek. Sıfır Atık Vakfı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı iş birliğinde 4 - 7 Haziran tarihleri arasında Atatürk Havalimanı’nda gerçekleştirilecek olan Sıfır Atık Festivali, 7’den 77’ye herkese hitap edecek.</p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, çevreyi korumaya yönelik projeleri, ileri teknolojiyle donatılmış atık yönetim sistemleri ve toplumun her kesimine yönelik bilinçlendirme faaliyetleri sayesinde sürdürülebilir çevre politikalarında öncü belediyeler arasında bulunuyor. Bu kapsamda; Enkaz Atıkları Ayrıştırma Tesisi, Kuzey İlçeler Entegre Katı Atık Tesisi, Kürtül Entegre Katı Atık Tesisi, Katı Atık Transfer İstasyonları, Karbon Yutak Alanı, ‘Sıfır Atık’ bilinçlendirme eğitimleri, KMBB Enerji tarafından şehrin muhtelif noktalarına kazandırılan şarj istasyonları ve birçok çevre yatırımları ile ‘Yeşil Dönüşüm’ prensibi tanıtılacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyuksehirin-atik-yonetimi-sifir-atik-festivali-ile-turkiyeye-tanitilacak-80279</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/9/1280x720/buyuksehirin-atik-yonetimi-sifir-atik-festivali-ile-turkiyeye-tanitilacak-1780402076.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, hayata geçirdiği çevre yatırımları, sürdürülebilir geri dönüşüm hamleleri, modern katı atık tesisleri ve eğitim çalışmalarını &quot;Sıfır Atık Festivali&quot; ile Türkiye’ye tanıtacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/orman-arazilerine-rehabilitasyon-merkezleri-ve-huzurevi-kurulacak-80242</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 08:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orman arazilerine rehabilitasyon merkezleri ve huzurevi kurulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Orman alanlarında engelli ve yaşlı bireylere yönelik bakım ve rehabilitasyon merkezlerinin kurulmasının önü açılıyor. AK Parti’nin Meclise sunduğu torba teklifte yer alan düzenlemeyle Orman Kanununda değişiklik yapılarak bu tür tesisler için orman arazilerinin tahsis edilmesine dönük yasal zemin oluşturuluyor. Yasa teklifinin gerekçesinde Türkiye'de yaşlı ve engelli bakım hizmetlerine yönelik talebin hızla arttığına dikkat çekildi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre, 176 resmi huzurevinde 18 bin 164 kişilik kapasite bulunurken 25 bin 698 yaşlı birey hizmet sırası bekliyor. Engelli yatılı bakım kuruluşlarında ise 8 bin 427 kişilik kapasiteye karşılık yaklaşık 5 bin 200 engelli birey bekleme listesinde yer alıyor. Yasa teklifi ile engelli ve yaşlılara yönelik artan bakım talebinin karşılanmasına dönük adım atılıyor</p>
<p>Yasa teklifine ilişkin etki analizinde, demografik değişim, aile yapısındaki dönüşüm, artan yaşlı nüfus ve sağlık alanında yaşanan gelişmeler başta olmak üzere çeşitli sosyal ve ekonomik nedenlerle engelli ve yaşlı yatılı bakım taleplerinin arttığı ve mevcut kurumsal kapasitenin ise bu talebi karşılamakta yetersiz kaldığı kaydedildi. Engelli ve yaşlı bireylere yönelik bakım ve rehabilitasyon kuruluşu yatırımlarının orman alanlarından tahsis yoluyla gerçekleştirilmesi durumunda, kamulaştırmaya kıyasla ilk yatırım maliyetlerinin önemli ölçüde azalmasının beklendiği kaydedildi. Yapılan etki analizinde, son yıllarda uluslararası literatürde ve uygulamada ekoterapi, orman terapisi, yeşil egzersiz ve doğa temelli sosyal faaliyetlerin hem fiziksel hem de psikolojik olarak çok yönlü ve kalıcı olumlu etki sağladığına dikkat çekildi. Başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere birçok uluslararası kuruluşun, doğa ile temasın ruh sağlığı ve genel iyilik hâli üzerindeki olumlu etkilerini kabul ettiğini ve bu tür uygulamaların bakım hizmetlerine entegre edilmesini teşvik ettiği belirtildi. Avrupa ülkelerinde özellikle İskandinav refah modeli kapsamında doğa temelli rehabilitasyon uygulamalarının kamu hizmetlerinin bir parçası haline getirildiği vurgulandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/orman-arazilerine-rehabilitasyon-merkezleri-ve-huzurevi-kurulacak-80242</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/orman-madencilik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti tarafından Meclise sunulan teklifle, Orman Kanununda değişiklik yapılarak bakım ve rehabilitasyon merkezleri için orman arazilerinin tahsis edilmesine yönelik yasal zemin oluşturuluyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-yeni-esik-otonom-isletme-cagi-80237</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekada yeni eşik: Otonom işletme çağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SAP, kurumsal yapay zekada oyunun kurallarını yeniden tanımlıyor. Şirket, 200’ü aşkın otonom yapay zeka ajanı, 100 milyon euroyu aşan ekosistem yatırımı ve “sorumluluk müşteride” yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Buna göre ERP merkezli geleneksel kurumsal yazılım anlayışı geride kaldı, otonom işletme çağı başlıyor. Öte yandan SAP artık kendini yazılım şirketi olarak değil, kurumsal yapay zeka şirketi olarak tanımlıyor.</strong></p>
<p>Tam 9 bin 200 kişilik karanlık bir salon hayal edin. Madrid’teki IFEMA fuar alanının tek bir holü, içinde sahne olan bir konferans salonuna dönüştürülmüş durumda. Sahneye elmas şeklindeki görüntüsüyle yapay zeka asistanı Joule yansıyor. Joule’un sahneye davet ettiği SAP CEO’su Christian Klein tarihi bir soru soruyor: “SAP gelecekte gerçekten hala bir yazılım şirketi olacak mı?” ve ekliyor “Bu soru beni korkutmuyor.” Klein, sorunun cevabını konuşmasının sonunda Joule’la birlikte veriyor “SAP, bir kurumsal yapay zeka şirketine dönüşüyor.” Üstelik sadece SAP’de değil, kurumsal yapay zekada yeni bir çağ başlıyor. Bu da izole bir yapay zekanın kurumlara yansıması değil, operasyonel sistemlerin ayrılmaz bir parçası olarak yapay zekayı konumlandıranlar işletmelerin de makineler gibi otonom hale gelmesi!</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e6724cf524-1780377380.png" alt="" width="700" height="357" />
<figcaption><strong>SAP'nin İletişimden Sorumlu Başkanı Monika Schaller'in moderatörlüğünde gerçekleştirilen basın buluşmasında CEO Christian Klein (soldan sağa), CTO Philipp Herzig ve COO Sebastian Steinhaeuser soruları yanıtladı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>SAP mayıs ayında iki büyük organizasyonla yeni bir dönemi duyurdu. Önce ABD’de gerçekleştirilen, on binlerce katılımcının yer aldığı SAP Sapphire &amp; ASUG Annual Conference Orlando, bir hafta ardından SAP Sapphire Madrid…</p>
<p>Yapay zekanın günlük kullanımda sağladığı kolaylıkların iş dünyasında aynı şekilde karşılık bulmadığını vurgulayan Klein, kritik bir ayrımın altını çiziyor. Bireysel kullanımda yüzde 80 doğruluğun yeterli olabileceğini ancak finans, bordro ya da tedarik zinciri gibi alanlarda bunun kabul edilemez olduğunu belirtiyor. “Eğer yapay zeka ajanları bordronuzu yönetiyorsa ya da finansal akışlarınızı yürütüyorsa, tahmin değil doğruluk gerekir. İş süreçlerinde güvenilirlik vazgeçilmezdir” diyen Klein, sorunun temelinde büyük dil modellerinin şirket verisi ve süreçleriyle eğitilmemiş olması olduğunu ifade ediyor.</p>
<p><strong>ERP, yapay zekanın “beyni” oluyor</strong></p>
<p>SAP’nin çözümü ise 50 yılı aşkın ERP birikimini yapay zekaya entegre etmek. Klein’a göre ERP sistemleri şirketlerin “beyni” konumunda ve tüm iş kuralları, veri yapıları ve yönetişim bu sistemlerde bulunuyor.</p>
<p>Yeni platform, yapay zekanın bu “beyne” erişmesini sağlayarak doğru süreç ve veriyi seçmesine imkan tanıyor. Böylece yapay zeka yalnızca analiz yapan bir araç olmaktan çıkıp karar süreçlerinin aktif bir parçası haline geliyor. Klein bu süreci şöyle açıklıyor: “SAP ekibi aslında yeni bir SAP inşa etti. Yapay zeka altyapımızı, iş veri bulutumuzu ve teknoloji platformumuzu birleştirerek ERP’deki 50 yıllık bilgi birikimini büyük dil modelleriyle buluşturuyoruz. Bu da yeni SAP Business AI Platformumumuz. Bu platform, otonom işletme vizyonumuzun temelini oluşturuyor: Ajanların işi yönettiği ve sizin gerçekten önemli olan şeylere odaklandığınız bir dünya. Bu SAP tarihindeki en büyük dönüşüm.”</p>
<p><strong>200’ün üzerinde yapay zeka ajanı devrede</strong></p>
<p>SAP Sapphire’de tanıtılan yeni Business AI Platform’un merkezinde “bağlam katmanı” yer alıyor. Bu yapı, milyonlarca veri alanı ve binlerce iş süreci arasında doğru eşleşmeyi sağlayarak yapay zekanın hatasız çalışmasına zemin hazırlıyor. Platformla birlikte finans, insan kaynakları, tedarik zinciri ve müşteri deneyimi gibi alanlarda 200’ün üzerinde yapay zeka ajanı devreye giriyor. Bu ajanlar belirli görevleri otonom şekilde yerine getirerek süreçleri hızlandırıyor. Klein, bu yapıyı “otonom işletme” vizyonunun temeli olarak tanımlıyor ve “Uzun müzakerelerin, tedarik zinciri kesintilerinin ve finansal kör noktaların sonuna geliyoruz” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><strong>“İyi algoritmalardan çok iş süreçlerini anlayan sistem</strong></p>
<p>Klein’a göre şirketler artık daha iyi algoritmadan çok, iş süreçlerini anlayan sistemlere ihtiyaç duyuyor. Bir tedarik zinciri krizinde doğru karar almak; yalnızca veri analizi değil, aynı anda stok durumu, müşteri taahhütleri ve finansal etkilerin birlikte değerlendirilmesini gerektiriyor. Bu nedenle bağlam, yapay zekanın başarısında belirleyici unsur haline geliyor. SAP’nin yaklaşımı da tam bu noktada konumlanıyor. Yapay zekayı işletmenin ekonomik ve operasyonel yapısına entegre eden bu model, yazılımın rolünü de yeniden tanımlıyor.</p>
<p><strong>Karar müşterilerde!</strong></p>
<p>SAP, bu dönüşümü desteklemek için 100 milyon euroluk bir ekosistem fonu oluşturduğunu da açıkladı. Bu fon, platform üzerinde yapay zeka ajanları geliştiren iş ortaklarını desteklemeyi hedefl iyor. Ayrıca Joule 2.0 da yıl sonuna kadar ücretsiz olarak denenebilecek. Tüm bu gelişmelerin merkezinde ise önemli bir soru var, “Otonom sistemlerin yaygınlaşmasıyla birlikte sorumluluk ve karar konusu ne olacak”, yapay zeka ajanlarının verdiği kararların sorumluluğunun kimde olacak. SAP kendi sistemleri ile SAP dışındaki sistemlerin ortak çalışmasına müsaade ederek, bu alanda “sorumluluk müşteride” yaklaşımını geliştirdi. Şirket, otonominin kademeli olarak artırılmasını ve insan denetiminin tamamen ortadan kaldırılmamasını öneriyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“Son, diyenlere bakmayın  daha iyinin başlangıcı”</strong></span></p>
<p>Sappihe kısa bir filmle başladı. “İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana, dünya; onu değiştiren bir dizi inovasyonla şekillendi. Ancak bu çığır açan anlar her zaman gereken coşkuyla karşılanmadı” sözleriyle başlayan film; ateşin keşfinden internetin yaygınlaşmasına kadar uzanan süreçte, yeniliklerden korkan, onlarla alay eden, önyargılı insanlarla doluydu. Filmde en dikkat çekici sahnelerden biri 1972’de 5 mühendisin IBM’den ayrılarak SAP’yi (Systemanalyse und Programmentwicklung/Sistem Analizi ve Program Geliştirme) kurmasını anlatan gazete kupürüydü. Haberi okuyanlar “Bu onların kariyerinin sonu” diyordu. Oysa bugün SAP, yaklaşık 111 bin 500 çalışanı, 2025 te elde ettiği 36,5 milyar euro ciro ve bu yılın ilk çeyreğinde açıkladığı 9,56 milyar euroluk gelirle (%12 büyüme) küresel ölçekte dev bir teknoloji şirketine dönüşmüş durumda. Şirket, Avrupa’nın en değerli teknoloji firması olmasının yanı sıra, dünya genelinde en değerli 16’ncı marka ve en büyük 5 yazılım şirketinden biri. SAP’nin kısa filmde mesajı iddialı: “Bir devrim yaptık, yine yapıyoruz, yazılımın sonu değil daha iyi bir şeyin başlangıcı!”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>100 milyon Euro’da aslan payı Türkiye’nin içinde olduğu EMEA’ya</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e673d2fa15-1780377405.png" alt="" width="233" height="273" /></strong></span>SAP, organizasyonel olarak dünyadaki faaliyetlerini dört farklı bölge olarak yürütüyor. Bu bölgeler, Avrupa, Ortadoğu, Afrika’nın içinde olduğu EMEA, Amerika ve Kanada’yı ifade eden AMERICA, Latin Amerika ve Karayipleri kapsayan LAC ve Asya Pasifi k ile Japonya’nın dahil olduğu APJ. Türkiye’nin de içinde yer aldığı EMEA Bölgesinin Başkanı Augusta Spinelli, iki İtalyan meslektaşımla birlikte EKONOMİ’nin sorularını yanıtladı.</p>
<p>Şirketlerin “otonom işletme” modeline doğru hızla ilerlediğini söyleyen Spinelli, yapay zekânın geldiği noktayı “karar destek mekanizmalarından çıkıp şirket içinde uçtan uca görevleri doğrudan yerine getiren bir yapıya dönüşüm” olarak tanımladı. EMEA bölgesinin farklı ekonomik yapılardan oluştuğunun hatırlatılması üzerine Spinelli, özellikle Türkiye gibi KOBİ ağırlıklı ekonomilerde dönüşüm ihtiyacının daha çevik çözümler gerektirdiğini söyledi. KOBİ’lerin bölgedeki en büyük adreslenebilir pazar olduğunu vurgulayan Spinelli, SAP’in “Grow with SAP” modelinin bu segmentte hızlı dönüşüm sağladığını ifade etti. Büyük ölçekli ve uzun yıllardır SAP kullanan şirketler için ise “Rise with SAP” modelinin öne çıktığını belirten Spinelli, her iki yaklaşımın da müşterileri bulut tabanlı yapıya taşıyarak yapay zekânın etkin kullanımını hedefl ediğini kaydetti. Spinelli, SAP’in küresel ölçekte açıkladığı 100 milyon euroluk ekosistem yatırımına ilişkin olarak EMEA bölgesinin bu fondan güçlü bir pay alacağını vurguladı. Spinelli, bölgedeki aktif ve güçlü iş ortaklığı ekosisteminin bu payı artıran önemli bir unsur olduğunu ifade etti. Avrupa’nın rekabet gücünü artırması hususunda ise Spinelli, daha fazla iş birliği, güven ve hız ihtiyacına dikkat çekerek, “Daha çevik bir yapı için ortak hareket etmek gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>Veri güvenliği değil veri egemenliği…</strong></p>
<p>Spinelli’nin üzerinde durduğu bir başka konu da ‘veri’ oldu. Spinelli ‘veri güvenliği’ yerine ‘veri egemenliği’ tanımını kullanmayı tercih ederek, “Veri egemenliği stratejik önemde. Bu yalnızca veri gizliliği değil, iş sürekliliğini güvence altına alan daha geniş bir çerçeve” diye konuştu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e676dc2dce-1780377453.png" alt="" width="233" height="351" />
<figcaption><strong>Ericsson’un Kurumsal BT Müşteri Deneyimi Başkan Yardımcılığında bir Türk kadını.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">Ericsson sadece dijitalleşmedi, yeni çalışma biçimi geliştirdi</span></strong></p>
<p>SAP ve SAP dışı sistemlerin arasında ortak bir iş dili oluşturması artık sadece teoride değil, gerçeğe dönüşmüş durumda. SAP SE Avrupa, APAC, Orta Doğu ve Afrika Küresel Müşteri Başarısı Başkanı Manos Raptopoulos, 180 ülkede faaliyet gösteren müşterileri Ericsson’u bu deneyimi paylaşması için sahneye davet etti. Anons edilen isim Hacettepe’de yüksek lisansını yapmış, önce Ankara ve İstanbul Ericsson’da çalışmış ardından İsveç’te merkeze giderek şirketin üst düzeyine yükselmiş bir Türk kadınıydı. Dünya mobil trafiğinin yüzde 40’ından fazlasını taşıyan Ericsson’un Kurumsal BT Müşteri Deneyimi Başkan Yardımcısı Esra Kocatürk Norell, sahneden şunları paylaştı: “Ericsson’da 85 binden fazla kullanıcının aktif olarak Joule’u kullanması, kurumsal yapay zekanın ölçeklenebilirliğine dair önemli bir gösterge. Bu ölçeklendirme artık bir AI olayı değil, veri olayı haline geliyor. Bu yapı sayesinde gelirden organizasyon yapısına kadar tüm veri tanımları bir kez oluşturuluyor ve şirket genelinde uygulanabiliyor. Ericsson’un dönüşümü iki paralel eksende ilerliyor. Bir yanda “Rise with SAP” ile ERP modernizasyonu ve “clean core” (AI’ın sağlıklı çalışabilmesi için sistemin sade ve veri açısından tutarlı tutulması) yaklaşımı, diğer yanda veri ve AI’dan doğrudan iş değeri üretmeye odaklanan inovasyon süreci. Bu çift yönlü strateji, yapay zekayı destekleyici bir araç olmaktan çıkarıp karar mekanizmalarının merkezine yerleştiriyor. Çünkü fırsat sadece bugünün süreçlerini dijitalleştirmek değil. Gerçek dönüşüm, tamamen yeni çalışma biçimleri yaratmak.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e67b338508-1780377523.png" alt="" width="700" height="423" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>SADECE ŞİRKETLER DEĞİL, ŞEHİRLER DE DÖNÜŞÜYOR</strong></span></p>
<p>Toplantı kapsamında müşteri deneyimlerinin paylaşıldığı “Kazanmak için bağlantıda kalın: Anın ivmeye dönüşmesi” panelinde Madrid Belediyesi Enformasyon Müdürü Juan Corro da yer aldı. Madrid Belediyesi ile yürütülen proje, kamu yönetiminde yapay zeka ve dijital dönüşümün nasıl uygulanabileceğine dair önemli bir örnek sunuyor. Corro’nun verdiği bilgiler şöyle: “Belediye gelirlerinin 3’te 2’sinin yeni sistem üzerinden yönetilmesi ve emlak vergisinde yüzde 98,02 verimlilik oranına ulaşılması, veri kalitesi ve entegrasyonun somut sonuçlarını gösteriyor. Kağıtsız yönetim, otomasyon ve gerçek zamanlı analizler sayesinde hem operasyonel verimlilik artıyor hem de vatandaş hizmetleri iyileşiyor.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">Bursalı Martur Fompak’tan ödüllü hedef</span></strong></p>
<p>● Dev buluşmaya Türkiye’den de yaklaşık 100 şirket katıldı. SAP Türkiye CEO’su Uğur Candan’ın ev sahipliğinde, aralarında Koç Holding, SabancıDx, EnerjiSa, Kardem Tekstil, Sun Tekstil, Trendyol, Diler Holding ve Kardem Tekstil’in üst düzey yöneticilerinin bulunduğu zirvede, pek çok firmanın da bilgi işlem müdürleri yer aldı. Hollerden birinde ise çok dikkat çekici bir konuşma vardı: SAP İnovasyon Ödülleri 2026’da dünya çapında Yapay Zeka Kategorisi’nde ödül alan Bursalı Martur Fompak. 3 kıtada 9 ülkede 30'dan fazla üretim tesisi bulunan ve dünyanın önde gelen otomotiv tedarikçilerinden biri olan şirket, SAP ile dönüşüm yolculuğuna 13 yıl önce başlamış. Son olarak yapay zeka destekli robotların, üretim hattında malzeme akışını gerçek zamanlı olarak yönetmesini sağladı. İlk sonuçlar, verimlilikte artış ve hata oranında düşüşe işaret ederken, hedefl enen verimlilik artışı 5 kata kadar çıkıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-yeni-esik-otonom-isletme-cagi-80237</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekada yeni eşik: Otonom işletme çağı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektriksiz-bir-koyden-kuresel-enerji-vizyonuna-80236</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektriksiz bir köyden küresel enerji vizyonuna</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta Türkiye merkezli global enerji teknolojileri grubu YEO Teknoloji’nin, İstanbul Tuzla’daki yüzde 100 iştiraki Reap Battery’e ait enerji depolama sistemleri üreten fabrikasını ziyaret ettim. Fabrikayı gezerken şirketin CEO’su Tolunay Yıldız ile sohbet fırsatı buldum. Yıldız, aslında çok ilginç ve ilham verici bir lider. Taşrada doğduğu köyde çocukken elektrik bulunmadığını, ancak 6 yaşında şehre taşındıklarında elektrikle tanıştığını anlatıyor. İstanbul’da her fırsatta çok övdüğü Tuzla Teknik Lisesi’ni bitirmiş, ardından da Yıldız Teknik Üniversitesi’ne girmiş. Şirketini de elektrik mühendisi olarak mezuniyetinden sonra tam bir start-up mantığı ile kurmuş ve zamanla bu devasa yapı haline getirmiş. Kendisini dinlerken, elektriksiz bir köyden böylesine küresel bir enerji vizyonuna uzanan bu hayat hikayesinden gerçekten çok etkilendim.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e6562eeeb2-1780376930.png" alt="" width="246" height="204" />
<figcaption><strong>YEO Teknoloji CEO’su Tolunay Yıldız (sağda) ve YEO Teknoloji İş Geliştirme ve Satış Başkan Yardımcısı Barış Esen iştirakleri Reap Battery'i anlattılar.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Reap Battery, İstanbul Tuzla’da yıllık 5 GWh kapasiteyle üretime başlayarak, şebeke ölçekli 0.5C ve 1C batarya sistemleriyle Türkiye’nin en büyük enerji depolama sistemi üreticisi konumuna ulaşmış. Üretime geçmesinin ardından 5 ay gibi kısa bir sürede 1 GWh’ın üzerinde iş hacmini yakaladı. Şirket, Türkiye’deki rakiplerinden farklı olarak 0.5C ve 1C olmak üzere iki ayrı teknoloji sınıfında üretim yapıyor. 0.5C sistemler enerjiyi 2 saatte şebekeye aktarırken, 1C sistemler aynı enerjiyi sadece 1 saatte verebiliyor. YEO Teknoloji İş Geliştirme ve Satış Başkan Yardımcısı Barış Esen, bu teknolojinin önemini şu sözle özetliyor: “Yeni nesil 1C batarya sistemleri üretimi; frekans düzenleme, ani yük değişimlerine hızlı yanıt verme ve yüksek güçlü şebeke uygulamaları için kritik önem taşıyor.”</p>
<p>YEO Teknoloji CEO’su Tolunay Yıldız ise enerji depolama sistemlerinin artık tamamlayıcı bir teknoloji değil, dönüşümün merkezinde stratejik bir altyapı olduğunu belirtiyor. Türkiye’de 33 GWh seviyesinde ön lisans tahsis edilmiş, küresel kurulu gücün 2034’te 1.545 GW’a ulaşması bekleniyor. Elektrikli araçların ve şarj istasyonlarının artmasıyla bataryalar artık lüks değil, zorunluluk haline geliyor. 40’tan fazla ülkede 400’ün üzerinde projeye imza atan grup, Reap Battery ile Türkiye’den dünyaya uzanan küresel bir model inşa ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektriksiz-bir-koyden-kuresel-enerji-vizyonuna-80236</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektriksiz bir köyden küresel enerji vizyonuna ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelikten-izmire-guclu-perakende-yatirimi-80267</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arçelik İzmir’de 7 yeni mağaza açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Arçelik'in, İzmir’de açtığı 7 yeni nesil mağazayla perakende yatırımlarını güçlendirmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre şirket, yeni mağaza yatırımlarıyla hem tüketicilerine daha yakın olmayı hem de modern mağazacılık anlayışını daha fazla noktaya taşımayı hedefliyor.</p>
<p>Gaziemir, Karabağlar Yeşillik Caddesi, Bozyaka, Göztepe, Buca Evka-1, Buca Kozağaç Meydanı ve Karşıyaka Girne Bulvarı’nda hizmete giren mağazaların açılışı, Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural’ın ev sahipliğinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Açılış töreninde konuşan Cem Kural, “71 yıldır ülkemiz ve tüketicilerimiz için artı değer yaratma hedefiyle yatırımlarımıza devam ediyoruz. Bayilerimizle birlikte büyüyen bir marka olarak, güçlü bayi ağımızı Arçelik’in en önemli değerlerinden biri olarak görüyoruz. Türkiye’nin dört bir yanında tüketicilerimizle kurduğumuz güçlü bağın arkasında, markamızı sahiplenen ve tüketicilerimize en iyi deneyimi sunan bayilerimiz yer alıyor. Biz mağazalarımızı yalnızca ürün satılan noktalar olarak değil; tüketicilerimizin teknolojiyi deneyimleyebilecekleri, ihtiyaçlarına en uygun çözümleri güvenle keşfedebilecekleri özel etkileşim alanları olarak tasarlıyoruz. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz yeni mağazalarımızla İzmir’deki varlığımızı daha da güçlendirirken, tüketicilerimize daha yakın olmayı ve hizmet kalitemizi daha da ileri taşımayı hedefliyoruz. Yeni nesil mağazacılık yaklaşımımız doğrultusunda yatırımlarımıza kararlılıkla devam edeceğiz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelikten-izmire-guclu-perakende-yatirimi-80267</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/arcelikten-izmire-guclu-perakende-yatirimi-1780390402.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arçelik, Gaziemir, Karabağlar Yeşillik Caddesi, Bozyaka, Göztepe, Buca Evka-1, Buca Kozağaç Meydanı ve Karşıyaka Girne Bulvarı’nda yeni mağazalarını hizmete açtı. Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural, &quot;Yeni mağazalarımızla İzmir’deki varlığımızı daha da güçlendirirken, tüketicilerimize daha yakın olmayı ve hizmet kalitemizi daha da ileri taşımayı hedefliyoruz. Yeni nesil mağazacılık yaklaşımımız doğrultusunda yatırımlarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayalet-is-ilanlari-ve-vitrin-ekonomisi-80235</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayalet iş ilanları ve vitrin ekonomisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gerçek bir işe alım planı olmadan insanları aylarca umut içinde bekletmek, onların emeğini ücretsiz veri kaynağına çevirmek etik değildir. Çünkü insanlar sadece iş aramıyor. Hayat kurmaya çalışıyor.</strong></p>
<p>Birçok konuda olduğu gibi, LinkedIn’deki iş ilanları gerçek mi sahte mi artık emin olamıyoruz…</p>
<p>Adaylar bel bağladıkları, haber bekledikleri iş başvurularından cevap bekler. Gelmediğinde ve birçok başvurudan hiç cevap gelmediğinde ümidi kırılır.</p>
<p>Geçmişte de sorunlu bir alandı işe alım süreçleri.</p>
<p>Bazen şirket son anda pozisyonu iptal ederdi.<br />Bazen bütçe çıkmazdı.<br />Bazen içeride organizasyon dağınıktı.<br />Bazen de pozisyona “tanıdık biri” alınırdı.</p>
<p>Nepotizm yeni bir şey değil, bunu bilir ve ona göre hareket ederdik.</p>
<p>Ama bugün farklı bir noktadayız. Çünkü artık mesele sadece kötü yönetilen işe alım süreçleri değil. Düpedüz kötülük.</p>
<p>Bazı  ilanlar gerçekten işe alım yapmak için açılmıyor. Bazı şirketler bilinçli şekilde sürekli ilan açıyor. Sürekli aday topluyor ve veri biriktiriyor.</p>
<p>Ve bunu sistematik olarak yapan şirketler var.</p>
<p>Bu konuda bir itiraf okudum geçenlerde. Açıkça söylüyordu:</p>
<p>“Aslında işe alım yapmıyoruz.<br />Veri topluyoruz.”</p>
<p>160 bin başvuru aldıklarını anlatıyordu.</p>
<p>CV’ler.<br />Ücret beklentileri.<br />Yetenek setleri.<br />Sektör geçişleri.<br />Hangi şehirde insanların hangi maaşa çalışmaya razı olduğu…</p>
<p>Ve sonra bu verileri maaş karşılaştırmaları yapmak için kullandıklarını söylüyordu. Eğer bir ilandaki pozisyon eskimişse hemen benzer bir isimle yeni bir pozisyon koyuyor.</p>
<p>Sonra da şöyle bir çıkarım yapabilir mesela;</p>
<p>“Piyasanın altında maaş veriyoruz ama insanlar yine de başvuruyor.<br />O yüzden maaşları artırmamıza gerek yok.”</p>
<p>Buna da “aday havuzu oluşturmak” deniyor. İlanı aldıklarında adaya havuzuna konduğunu ve kendisine dönüş yapılacağı belirtiliyor. Hatta otomatik bir sistem mi bir süre sonra adaya kibar bir şekilde pozisyon için uygun olmadığı belirtiliyor.</p>
<p>Kurumsal dilde kulağa stratejik geliyor. Ancak başka aday açısından bakınca sürecin çok acı yönleri var.</p>
<p>Bu süreçte kaç genç  insanın zamanı, emeği, motivasyonu ve umudu tüketiliyor.</p>
<p>Özellikle de bu zor zamanlarda…</p>
<p>İş bulmanın bu kadar zor olduğu bir dönemde,<br />genç işsizliğinin arttığı bir ortamda,<br />yeni mezunların aylarca dönüş alamadığı bir piyasada, insanların umutlarıyla oynayan sistemler oluşmaya başladı.</p>
<p>Birçok insan artık:</p>
<ul>
<li>yüzlerce ilana başvuruyor,</li>
<li>gecesini CV düzenleyerek geçiriyor,</li>
<li>test çözüyor,</li>
<li>örnek çalışma hazırlıyor,</li>
<li>mülakata hazırlanıyor,</li>
<li>saatlerini harcıyor…</li>
</ul>
<p>Ve çoğu zaman ortada gerçekten doldurulacak bir pozisyon bile olmayabiliyor.</p>
<p>Bazı ilanlar 8-10-11 ay boyunca açık kalıyor.<br />Bazıları sürekli yeniden yayınlanıyor.<br />Bazıları aktifmiş gibi dolaşıyor ya da yakın adlarla tekrar yayınlanıyor.</p>
<h2>Peki şirketler bunu neden yapıyor?</h2>
<p>Çünkü artık birçok şirket gerçekten işe alımdan çok “görünürlük” yönetiyor.</p>
<p>Özellikle girişim dünyasında ve teknoloji sektöründe uzun zamandır bir “hızla büyüyen şirket” kültürü oluştu.</p>
<p>Sürekli büyüyen, sürekli işe alım yapan, sürekli genişleyen şirket görüntüsü…</p>
<p>Çünkü yatırımcıların görmek istediği şeylerden biri bu.</p>
<p>LinkedIn’de onlarca açık pozisyon görmek:</p>
<ul>
<li>büyüyoruz,</li>
<li>yatırım alıyoruz,</li>
<li>işler iyi gidiyor,</li>
<li>genişleme sürecindeyiz</li>
</ul>
<p>algısı yaratıyor.</p>
<p>Yani bazı ilanlar aslında sadece adaylara değil,<br />yatırımcılara, rakiplere, medyaya<br />ve hatta şirket çalışanlarına mesaj veriyor.</p>
<p>Bir çeşit vitrin ekonomisi oluşmuş durumda.</p>
<p>Gerçekten kimi işe aldığın değil,<br />ne kadar “büyüyormuş gibi göründüğün” daha önemli hale geliyor bazen.</p>
<p>Ve bu sadece işe alım tarafında değil.</p>
<p>Bugünün iş dünyasında birçok şey artık gerçek performanstan çok görünürlüğe dayanıyor:</p>
<ul>
<li>Sürekli içerik paylaşmak,</li>
<li>sürekli büyüme anlatmak,</li>
<li>sürekli “işe alım yapıyoruz” demek,</li>
<li>sürekli başarı hikâyesi yayınlamak…</li>
</ul>
<p>Ama kimse şu soruyu sormuyor:</p>
<p>Gerçekten kaç kişi işe alındı?</p>
<p>Kaç kişi o süreçlerden geçti?</p>
<p>Kaç ilana gerçekten bütçe ayrılmıştı?</p>
<p>Kaç kişi aylarca bekletildi?</p>
<p>Çünkü artık birçok yerde öz değil,<br />algı yönetiliyor.</p>
<p>Veri değil, hikâye satılıyor.</p>
<p>Gerçek büyüme değil, büyüme hissi pazarlanıyor.</p>
<p>Sorun şu ki bunun bedelini şirketler değil,<br />iş arayan insanlar ödüyor.</p>
<p>Özellikle gençler.</p>
<p>Çünkü insanlar zamanla kendilerinden şüphe etmeye başlıyor:</p>
<p>“Ben mi yetersizim?”<br />“Neden geri dönüş alamıyorum?”<br />“Bu kadar başvuru yapıp neden sonuç alamıyorum?”</p>
<p>Oysa bazen sorun kişinin yeterliliği değil,<br />sistemin samimiyetsizliği.</p>
<p>Şirket için bu sadece “stratejik veri toplama.”</p>
<p>Ama aday için:</p>
<ul>
<li>zaman kaybı,</li>
<li>duygusal yorgunluk,</li>
<li>özgüven kaybı,</li>
<li>belirsizlik,</li>
<li>tükenmişlik.</li>
</ul>
<p>Özellikle gençler için bu durum artık sadece iş arama stresi değil.</p>
<p>Psikolojik bir yıpranma.</p>
<p>Peki böyle ilanlar nasıl anlaşılır?</p>
<p>Kesin olarak bilmek zor.<br />Ama bazı güçlü sinyaller var:</p>
<ul>
<li>İlanın aylarca kapanmaması</li>
<li>Sürekli yeniden yayınlanması</li>
<li>Birbirine benzer pozisyonlar</li>
<li>Pozisyon açıklamasının aşırı genel olması</li>
<li>İnsan kaynaklarının role dair net bilgi verememesi</li>
<li>Sürecin sürekli uzaması</li>
<li>“Şu an aktif işe alım yok ama sizi havuzda tutalım” denmesi</li>
<li>Aynı şirketin onlarca benzer ilan açması</li>
<li>Maaş aralığının hiç paylaşılmaması</li>
<li>Görüşmelerin tamamen tek taraflı ilerlemesi</li>
<li>Süreç sonunda tamamen sessizliğe gömülmeleri</li>
</ul>
<p>Tabii her uzun süren ilan sahte değildir.</p>
<p>Ama bugün artık insanların şunu konuşması gerekiyor:</p>
<p>Şirketler gerçekten işe mi alıyor, yoksa insanların umutlarını veri stratejisinin bir parçasına mı dönüştürüyor?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Nedir bu vitrin ekonomisi? </span></h2>
<p>Bir zamanlar şirketler ne ürettikleriyle,<br />kimleri istihdam ettikleriyle,<br />hangi değeri yarattıklarıyla anılırdı.</p>
<p>Bugün ise giderek daha fazla şirket biraz influencer gibi davranıyor.</p>
<p>Sürekli görünmek zorunda.<br />Sürekli büyüdüğünü göstermek zorunda.<br />Sürekli hareket halinde, yatırım almış, ekip kuruyor, yeni pazarlara açılıyor, yetenek peşinde koşuyor gibi görünmek zorunda.</p>
<p>Çünkü dijital çağda artık yalnızca performans değil,<br />performansın gösterisi de değer yaratıyor.</p>
<p>“We are hiring” cümlesi bu gösterinin en güçlü aksesuarlarından biri haline geldi.</p>
<p>Bazen gerçekten işe alım yapıldığı için kullanılıyor.</p>
<p>Ama bazen de şirketin:</p>
<ul>
<li>canlı,</li>
<li>büyüyen,</li>
<li>ilgi gören,</li>
<li>yatırım alan,</li>
<li>gelecek vadeden</li>
</ul>
<p>bir organizasyon gibi görünmesi için.</p>
<p>İşte sorun tam da burada başlıyor.</p>
<p>Şirketin vitrini parlıyor olabilir.</p>
<p>Ama vitrindeki ilanların arkasında gerçekten parlatıldığı kadar doğru bir ürün ya da servis var mı?</p>
<p>Aday havuzu oluşturmak normaldir.<br />Piyasayı anlamak da normaldir.</p>
<p>Ama gerçek bir işe alım planı olmadan insanları aylarca umut içinde bekletmek,<br />onların emeğini ücretsiz veri kaynağına çevirmek etik değildir.</p>
<p>Çünkü insanlar sadece iş aramıyor.</p>
<p>Hayat kurmaya çalışıyorlar.</p>
<p>Belki de bu yüzden bunlara artık “hayalet iş ilanları” deniyor.</p>
<p>Çünkü ortada bir ilan var…<br />Ama gerçek bir pozisyon yok.</p>
<p>Bir süreç var…<br />Ama sonunda kimse işe alınmıyor.</p>
<p>Ve insanlar haftalarca, aylarca aslında var olmayan bir şeyin peşinden koşuyor.</p>
<p><strong>Bir nevi modern iş dünyasının hayalet avcılığı.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayalet-is-ilanlari-ve-vitrin-ekonomisi-80235</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/5/1280x720/job-search-1780376660.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayalet iş ilanları ve vitrin ekonomisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kalkinmanin-enerji-ve-ekonomi-iliskisi-80234</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kalkınmanın enerji ve ekonomi ilişkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Evrenin en temel ve esaslı yasalarından biri olan <strong>termodinamiğin birinci yasası</strong>, enerji olmadan hiçbir iş yapılamaz olduğunu ifade etmektedir. Bir yıldızın ışık saçması, bir ağacın büyümesi, bir insanın yürümesi veya bir fabrikanın üretim yapması aynı yasa çerçevesinde gerçekleşir ve aynı gerçeğe dayanır. Hayatın kendisi de enerjinin düzenli bir şekilde kullanılmasıyla mümkündür. Ancak enerji ile sürdürülebilir. Bu nedenle enerji meselesi yalnızca mühendislerin veya ekonomistlerin konusu değildir; aynı zamanda medeniyetlerin de <strong>varlık ve yokluk</strong> meselesidir.</p>
<p><strong>Termodinamiğin ikinci yasası</strong>, doğadaki sistemlerin zamanla bozulmaya, çürümeye, düzensizliğe diğer anlamda <strong>entropiye</strong> yöneldiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda kendi haline bırakılan her yapı dağılmaya, yıpranmaya ve enerjisini kaybetmeye mahkûmdur. Yasa yalnızca fizik dünyasında değil, toplumlarda ve ekonomilerde de kendisini baskın şekilde hissettirir. Bu bağlamda üretemeyen ekonomiler zayıflar, yenilenemeyen kurumlar hantallaşır ve kapanır, bilgi üretemeyen toplumlar da geride kalır. Düzenin korunması için sürekli enerjiye ihtiyaç vardır. Bu da önemli bir gerçektir.</p>
<p><strong>Ekonomi ve enerji ilişkisi</strong></p>
<p>Aslında ekonomi dediğimiz şey, enerjinin farklı biçimlere dönüştürülmesinden başka bir şey değildir. Bir madenci yer altından cevher çıkarırken enerji kullanır. Bir fabrika bu cevheri işleyerek ürüne dönüştürürken enerji kullanır. Bir mühendis tasarım yaparken zihinsel enerji harcar. Bir kamyon ürünü taşıyabilmek için yakıt tüketir. Sonunda ortaya çıkan <strong>ekonomik değer</strong>, enerjinin bilgi ve emekle birleşmesinin sonucudur.</p>
<p>Bu nedenle ekonomik kalkınma ile enerji tüketimi arasında güçlü bir ilişki vardır. Tarihte sanayi devrimini başlatan kömürdür. Yirminci yüzyıla damgasını vuran petroldür. Günümüzde ise elektrik, doğal gaz, nükleer enerji ve yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. İnsanlık hangi enerji kaynağını daha etkin kullanmayı başarmışsa, <strong>ekonomik ve teknolojik</strong> üstünlüğü de büyük ölçüde elde etmiştir.</p>
<p><strong>Türkiye’nin hikâyesi ve gelecek</strong></p>
<p>Türkiye'nin hikâyesi de bu çerçevede okunabilir. Cumhuriyetin ilk yıllarında elektrik üretimi son derece sınırlıydı. Bugün ise milyonlarca haneye, fabrikaya ve işletmeye enerji sağlayan büyük bir altyapı tesisleri bulunmaktadır. Buna rağmen Türkiye hâlâ enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü dışarıdan karşılamaktadır. Her yıl <strong>milyarlarca dolar</strong> enerji ithalatına harcanmakta, bu durum ekonomik dengeleri doğrudan etkilemektedir.</p>
<p>Burada esas olan yalnızca enerjiyi bulmak değildir. Asıl mesele enerjiyi değere dönüştürebilmektir. Çünkü enerji tek başına refah üretemez. Petrol zengini olup teknolojik olarak geri kalan ülkeler olduğu gibi, doğal kaynakları sınırlı olmasına rağmen yüksek teknoloji sayesinde dünyanın en güçlü ekonomileri arasına giren ülkeler de vardır. Belirleyici olan gerçek <strong>enerji</strong> ile <strong>bilgiyi</strong> bir araya getirebilmek ve onu üretime dönüştürmektir.</p>
<p>Geleceğin dünyasında <strong>rekabetin</strong> daha da <strong>kızışacağı </strong>beklenmektedir. Yapay zekâ sistemleri dev veri merkezleri gerektirmektedir. Elektrikli araçlar büyük miktarda elektrik talep etmektedir. Uzay teknolojileri, yarı iletken üretimi ve ileri sanayi tesisleri çok yüksek enerjiye ihtiyaç duymaktadır. Bir başka ifadeyle, geleceğin ekonomisi daha fazla bilgiye ihtiyaç duyduğu kadar daha fazla enerjiye de ihtiyaç duyacaktır.</p>
<p>Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken daha derin bir gerçek vardır. Bir toplumun enerjisi yalnızca elektrik santrallerinde veya petrol kuyularında bulunmaz. İnsan sermayesi de bir enerji kaynağıdır. Eğitimli gençler, araştırmacılar, mühendisler, girişimciler ve bilim insanları bir ülkenin görünmeyen enerji rezervleridir. Fiziksel enerji ekonomik büyümenin motoruysa, insan aklı da onun direksiyonudur.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Bir ülkenin kaderi bu nedenle yalnızca yer altındaki kaynaklarla belirlenmez. Asıl kader, enerjiyi bilgiye, bilgiyi teknolojiye, teknolojiyi de ekonomik değere dönüştürebilme yeteneğiyle şekillenir. <strong>Entropinin</strong> her şeyi dağılmaya sürüklediği bir evrende, toplumlar ancak sürekli çalışarak, üreterek ve yenilenerek düzenlerini koruyabilirler.</p>
<p>Bugün Türkiye'nin önünde duran temel meselelerden biri budur. Daha fazla enerji üretmek kadar, üretilen enerjiyi daha yüksek katma değerli ürünlere dönüştürmek; daha fazla tüketmek kadar daha verimli kullanmak; daha fazla ithal etmek yerine daha fazla geliştirmek ve üretmektir. Zira enerji yalnızca ekonomik bir girdi değildir. Enerji, bağımsızlığın, refahın ve geleceğin başka bir adıdır. Bir ülkenin<strong> kaderi de</strong> çoğu zaman bu enerjiyi nasıl kullandığında gizlidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kalkinmanin-enerji-ve-ekonomi-iliskisi-80234</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kalkınmanın enerji ve ekonomi ilişkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-isinizi-elinizden-alacak-mi-80233</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ işinizi elinizden alacak mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>You are not going to lose your job to an AI, but you’re going to lose your job to someone who uses  AI.</em></p>
<p><strong><em>Jensen Huang, CEO </em></strong><strong><em> of Nvidia</em></strong></p>
<p><strong>Şehrin en iyi tavla oyuncusu</strong></p>
<p>Kasetle çalışan ilk kişisel bilgisayarlara basit muhasebe programı yükleyip satmaya çalışan iki genç. Anadolu’da şehir şehir, kapı kapı dolaşıyorlar. Bilgisayar kavramı daha Anadolu toprağına ekilmemiş, gençlerin işi zor. Bir şehirdeki bir tüccara anlatmaya çalışıyorlar. “Bu akıllı bir makine, bazı işler bu makine ile yapılırsa çok kolay olacak” diyorlar. Derken olaya çok inanmamış gözüken Anadolulu tüccar sormuş: “Şimdi bu alete ne sorsam söyleyecek?” . Gençler anlatmış: “Nakit akışınızı söyleyecek. Aktif pasifinizin son durumunu vs.” Görünen o ki, tüccar pek bunlarla da ilgilenmemiş. Sonunda esas konuya gelmiş. “Mesela sorsam bu şehirdeki en iyi tavla oyuncusu kim? Benim ismimi verecek mi?” İki arkadaş birbirlerine bakmış. Tam o sırada kapı açılmış ve içeriye bu tüccarın bir arkadaşı girmiş. “Hani sana yemek sözüm vardı; son tavla şampiyonasından kalan. Hadi, sana o yemeği alayım”. Tüccar “Gençler, ben yemeğe çıkıyorum. Siz de sorduğum soruyu düşünün. Öğleden sonra görüşürüz” demiş.</p>
<p>Gençler hazırlıklarını yapmışlar. Gerekli “Basic” programı hemen yazmışlar. Öğleden sonra tüccar yemekten geri geldiğinde sormuş: “Nasıl, bu akıllı makineniz bilecek mi sorduğum soruyu?” Gençler “Soralım bakalım” demişler ve yazmışlar soruyu. Soru ekranda görünmüş: “Bu şehrin en iyi tavla oyuncusu kim?”. Giriş düğmesine basar basmaz tüccarın ismi ekranda parlamış. Tüccar, soruyu doğru bilen bu akıllı (!) makineyi satın almış.</p>
<p><strong>Yapay zekâ</strong></p>
<p>Yukarıdaki hikayeyi birinci elden, bu hileye başvuran gençlerden dinlemiştim. Şimdi olsa böyle bir hileye başvurmalarına gerek yoktu. Tavladaki becerisine bu kadar hayran tüccar, muhakkak tavla turnuvasını internette paylaşmış olurdu.  Yapay zekâ da onu bulurdu. Şimdi devir, yapay zekâ devri. Yapay zekânın girmediği alan kalmadı. Peki nedir yapay zekâ (Artifical Intelligence- AI) dediğimiz şey?</p>
<p>Yapay zekâ, bilgisayar bilimlerinin (Computer sciences) bir alt dalıdır; makinelerin insan benzeri zihinsel becerileri göstermesini hedefler. Zihinsel beceriler olarak şunları sayabiliriz: Öğrenme, akıl yürütme, problem çözme, algılama, dil anlama, karar verme.</p>
<p><strong>Yapay zekâ ve işlerin dönüşümü</strong></p>
<p>Yapay zekâ, hızlı donanımlar ve yazılım alanındaki gelişmeler sayesinde çok gelişti. Yapay zekânın girmediği alan kalmadı. Yapay zekâ ile ilgili,  teknik, sosyal ve etik alanda tartışılan bir sürü konu var. Örneğin Papa 14. Leo bile yapay zekâ üzerine genelge yayınladı; insanlık onuru korunmalı dedi. En hayati konulardan birisi, yapay zekânın işlere olan etkisi. Bu konuda birçok araştırma yapılmış ve yapılmakta. Bunlar içinde Microsoft’un 2024 yılında dokuz ayda yaptığı ve 2025 yılnda paylaştığı iyi bir araştırma var(https://www.microsoft.com/en-us/research/publication/working-with-ai-measuring-the-occupational-implications-of-generative-ai/).</p>
<p>Söz konusu araştırmada Amerika’daki kullanıcılarla yapılmış 200.000 görüşmeden çıkan verilerden yola çıkılmış. Bir işteki (Job) görevlere (task) tek tek bakarak bunların yapay zekâ ile yapılıp yapılamayacağını irdelemişler. Bunun sonucunda da bir “Yapay Zekâ Uygulanabilirliği Skoru” (AI Applicability Score) geliştirmişler.</p>
<p>Bu araştırmaya göre enformasyon toplama, yazma ve iletişim, yapay zekânın rüzgarından en fazla etkilenen işler olacakmış. Yapay zekâdan en çok etkilenecek 40 iş verilmiş. Ben burada ilk 15 işi vermekle yetineceğim.</p>
<p>1- Mütercimler ve tercümanlar</p>
<p>2- Tarihçiler</p>
<p>3- Yolcu refakatçileri (Passenger attendants)</p>
<p>4- Hizmet satışı temsilcileri</p>
<p>5- Yazarlar (Writers/Authors)</p>
<p>6- Müşteri hizmetleri temsilcileri</p>
<p>7- CNC takım programlayıcıları</p>
<p>8- Telefon Operatörleri</p>
<p>9- Bilet satış ve seyahat acenta çalışanları</p>
<p>10- Yayın spikerleri ve radyo DJ’leri</p>
<p>11- Aracı kurum çalışanları</p>
<p>12- Çiftlik ve ev yönetimi eğitimcileri</p>
<p>13- Tele-pazarlamacılar</p>
<p>14- Konsiyerjler (Concierges)</p>
<p>15- Siyaset bilimciler</p>
<p>Öte yandan yapay zekâ rüzgarından en az etkilenebilecek işler de şöyle</p>
<p>1- Tarama operatörü (Dredge Operators)</p>
<p>2- Köprü ve baraj kapağı operatörleri (Bridge and Lock Tenders)</p>
<p>3- Su arıtma tesisi ve sistem operatörleri</p>
<p>4- Dökümhane kalıp ve maça yapımcıları</p>
<p>5- Demiryolu döşeme bakım aletleri operatörleri</p>
<p>6- Şahmerdan operatörleri</p>
<p>7- Zemin kumlayıcısı ve perdahçıları</p>
<p>8- Hizmetliler</p>
<p>9- Deniz motoru operatörleri</p>
<p>10- Tomrukçuluk ekipmanları operatörleri</p>
<p>Bunlar Microsoft’un öngörüleri. Bu konuda çok değişik kişi ve kurumların da öngörüleri var. Örneğin, Anthropic diye bir yapay zekâ ve araştırma şirketi var. Bunun CEO’su şöyle bir tahminde bulunmuş: Yapay zekâ önümüzdeki beş yıl içinde giriş seviyesindeki beyaz yakalı işlerin %50’sini ortadan kaldırabilir.</p>
<p>Öte yandan ünlü danışmanlık şirketi Boston Consulting Group’un (BCG) araştırmasına göre yapay zekâ, işleri ortadan kaldırma yerine yeniden düzene sokacak(https://www.bcg.com/publications/2026/ai-will-reshape-more-jobs-than-it-replaces). Öngörüleri: önümüzdeki 2-3 yıl içinde USA’deki işlerin %50-55’i yeniden düzenlenecek.</p>
<p>Nvidia, dünyanın en değerli şirketlerinden birisi; pazar değeri 5,34 trilyon dolar. Şirket, grafik işlem birimi (Graphics Processing Unit-GPU) mucidi. Ve görsel hesaplamada dünya lideri. Bu şirketin CEO’su Jensen Huang’nın yukarda aktardığım  şöyle bir görüşü var:İşinizi elinizden alan yapay zekâ olmayacak; yapay zekâyı kullanmasını bilen birisi olacak.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yapay zekâ, devrimsel nitelikte çok önemli bir teknik gelişme. Bu teknik gelişme işleri etkileyecek. İşlerin çoğu ortadan kalkmayacak ama yeniden biçimlenecek.</p>
<p>Yukarda aktardığım araştırmalar ABD’de yapılmış ve oradaki iş piyasasındaki işler ile ilgili. Ülkemizde hangi işler yapay zekâdan etkilenir veya etkilenmez diyorsanız bunu kapsamlı araştırmak gerekir. Ama bazı işleri biliyorum ki zekânın ne doğalına ne de yapayına ihtiyaç var. Örneğin, parti liderinin bir şeye ak dediğini, daha sonra aynı şeye kara dediğini de destekleyerek alkışlayanların zekâya ihtiyacı yok. Sadece oylamalarda kolunu kaldıracak, ya da oylama düğmesine basacak güçleri olsun yeter.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-isinizi-elinizden-alacak-mi-80233</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ işinizi elinizden alacak mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ockham-marsilio-dante-ve-kralin-mutlak-olmayan-hukuku-80232</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ockham, Marsilio, Dante ve kralın mutlak olmayan hukuku</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toplum sözleşmesiyle insanlar sahip oldukları hakları monarka delege ederler ve sadece sahip olabildikleri hakları devredebilirler. Ancak Marsilio’da olduğu gibi, en azından sivil (seküler) hukuku halkın toplamı yapar çünkü konu halkın tümünü ilgilendirir. Hem <em>Canon Law</em> hem de <em>Common Law</em> ’da bulunan «quod omnes tangit ab omnibus approbetur», yani “herkese dokunana herkes karar verir” böylece Ockham tarafından<em> kelimesi kelimesine </em>benimsenmiş oluyor. Sonuçta halkın sözleşmeyle devrettiği hakları toplumun iyiliği ve refahı için kullanmak durumunda olan monark böyle davranmazsa veya doğal hukuka karşı gelirse ya da ilahi yasaları çiğnerse halk onu görevden alabilir. Monarşi diğer yönetim biçimlerine tercih edilebilir; fakat Ockham burada seçilmiş bir monarkı babadan oğula geçen bir monarşiye tercih eder. Bu da anlaşılabilir çünkü <em>Common Law</em> biraz tartışmalı da olsa genel olarak açıktır; <em>lex regia</em> krala <em>imperium</em> verir ve kral hukuku bizzat yapar. Cezalandırır, başkasının malına el koyabilir, vergi toplar. Fakat bunu kendisinde mündemiç olan hukuk ve devraldığı haklar çerçevesinde yapmalıdır. Ayrıca bunu <em>curia</em> (danışma meclisi) tavsiyesine başvurarak yapmalıdır. İmparatorun istediği her şey yasa gücündedir çünkü halk imparatora egemenlik ve güç vermiştir. Bu, meşhur <em>lex regia</em>’dır. Vermiştir ama egemenliğin nasıl kullanılacağını ve sınırlarını da çizmiştir. Mutlak anlamda “mutlak egemenlik” <em>lex regia</em>’da bile yoktur: Kraliyet yasası bile mutlak değildir. <em>Lex regia</em>, küçük farklarla, Justinian <em>Institutes </em>ve Justinian <em>Code</em> içinde de bulunabilir. Meşhur hukukçu Bracton kralı Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi saymakla beraber, kralın hukuk yapmasını <em>curia</em> tavsiyesine bağlayan bir aracılık görüyorsa –Roma hukukunun ortak hukuka, örf ve adet hukukuna, <em>Common Law’</em>a yansıması- Ockham’ın bundan haberdar olmaması pek mümkün değildir. “Kurucu babalardan” Hamilton’un 18 Haziran 1787’de Philadelphia Konvansiyonu’nda ABD başkanı için “seçilmiş monark” ifadesini kullandığını biliyoruz. Aslında dini hukuk da seküler hukuk da krala tam olarak mutlak yetki tanımaz.   </p>
<p>Ancak Ockham’ın <em>Scriptures</em> –Eski Ahit ve Yeni Ahit- temelli bir devlet teorisini, Marsilio’nunsa fazlasıyla açık bir Aristo temelli devlet teorisini savunmaları önemsiz görülemez. Ockham, soyut devlet teorisi düzleminde bakarsak Marsilio’ya olduğundan daha fazla Dante’ye yakındır. Dönemin güncel siyaseti planında ise Hem Dante hem Marsilio hem de Ockham “Sezarın hakkını Sezara” verme taraftarı olmakta birleşiyorlar; seküler otorite dünyevi otoriteden önce gelmelidir. Ancak bu genel bir ortak zemindir ve aradaki farkları ortadan kaldırmaz. Dante’nin siyasal teolojideki yaratıcılığını ve kopma anı oluşunu da Marsilio’nun Dante’den bir adım ileride duran –ama yeni dönemin aralanan kapısını ardına kadar açmasıyla- belki de çok daha radikal siyaset felsefesi açılımını da Ockham’ın siyaset felsefesindeki <em>Common Law</em> geleneği duruşunu da farklarıyla değerlendirmek doğru olur.</p>
<p>Ockham’ın siyaset felsefesindeki pozisyonu karışıktır çünkü 1328 yılında Johannes XXII’ye karşı (1316-1134) bayrak açmış ve bu tutumunu ardından gelen papalar Benedict XII (1334-1342) ve Clement VI (1342-1352) de sürdürmüştür. Ockham ancak bu dönemde siyaset felsefesine ve Papa Johannes XXII ve İmparator Ludwig IV arasındaki kritik yetki kavgasında aforoz edilerek taraf haline geldiği için kilise etütlerine yönelmiştir. Bunun anlamı şudur; Ockham bu dönemde kilisenin doğası ve yapısı, papaların teolojik statüleri ve dünyevi görevleri vb. konularda çalışmıştır. Ockham’ın diğer konularda –teoloji, mantık, felsefe vb.- ünü çok büyük olduğu için yazdığı doğrudan siyaset felsefesi sayılabilecek eserleri diğer çalışmalarının gölgesinde kalmıştır denebilir.</p>
<p>Ockham’ın, 6 Nisan 1328’de, Marsilio ve Jandun’dan 10 ay sonra aforoz edilmesine rağmen kilise öğretileriyle tam bir kopuş yaşadığı söylenemiyor. Papalara tavır almış ve kendisi de aforoz edilmiş olan Ludwig IV’ün şehri Münih’te uzun yıllara yaşayarak bahsedilen üç papaya karşı yazmış olmakla beraber ömrünün son aylarında bir uzlaşı aramıştır. Aslında bu normaldir. Siyasi görüşlerinin kilisede Johannes XXII öncesi yaygın olan oldukça liberal fikirlere uygun olduğu ve kendisi de Franciscan tarikatının çoğunluktaki geleneksel bölmesinin sağ kanadında görüldüğü için Ockham’ın kilise öğretileriyle uzlaşan görüşleri olmasında şaşılacak bir şey olmayabilir. Bu böyledir ama hem o dönemde tolerans eşiği düşük idi hem de Ockham çok ileri, radikal tezler de savunmuştur. Mesela yanılmazlık tartışmasında hem kilise konsillerinin hem de papaların yanılabileceğini, kadınlar da kilisenin mensupları oldukları zaman zaman kilise konsillerinde görev alabileceklerini, Hıristiyanların görüşlerini –sonuçta yanlış bile çıksalar- kiliseye ve papalara karşı savunabileceklerini öne sürmüştür. Ayrıca kiliseye veya Hristiyanlara ‘yanlış’ görüşleri dayatmaya çalışan papaların görevden alınabileceğini, seküler hükümdarların tahta geçmek ve yönetmek için kilise onayına ihtiyaçları olmadığını, Hristiyan olmayanların haklarının Hristiyanlığın doğuşuyla ortadan kalkmadığını –fakat insanın yaptığı sivil (seküler) hukukun başka karar verebileceğini- ileri sürebilmiştir. Seküler hükümdarın tiranlığa saparsa görevden alınabileceği görüşü de önemlidir. Ne görüyoruz? Sonraki yüzyıllarda da çok önemli siyaset düşünürleri olarak okunan, miras bırakan bu insanlar ara sıra anlaşma yapmakla beraber görüşlerinden asla vazgeçmemişlerdir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ockham-marsilio-dante-ve-kralin-mutlak-olmayan-hukuku-80232</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ockham, Marsilio, Dante ve kralın mutlak olmayan hukuku ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-doneminde-tip-dunyasi-80231</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zeka döneminde tıp dünyası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. FEVZİ YILMAZ</strong></p>
<p><strong>1. Giriş </strong>Dünya Ekonomik Forumu 2026 Raporu’na göre gelecek on yılda, <strong>a)</strong> Bulaşıcı hastalıklar, <strong>b)</strong> Yükselen ve öncül teknolojilerin riskleri, <strong>c)</strong> Aşırı hava olayları ve <strong>d)</strong> Doğal afetler alanlarında Ar-Ge odaklı çalışmalar ivmelenecektir. Bugünlerde (Mayıs 2026), Hollandalı bir şirkete ait yolcu gemisinde görülen hantavirüs vakaları adeta yukarıda verilen 4 alanın önemini gösteren işaret fişeği gibidir.</p>
<p>Sanayi devrimlerinin zaman içerisindeki karmaşıklığı artışta olup sürdürülebilir sistemler, insan odaklı sistemler ve dirençli sistemler ilk kez 5. Sanayi Devrimi kapsamında yer almaktadır. 4. ve 5. Sanayi Devriminde (2011+) insan merkezlilik ve siber-fiziksel-bilişsel iç içellik görülmektedir. Bilginin aktarım şekli değişmekte, yeşil ve dijital ikili ve birliktelikli dönüşüm önem kazanmaktadır.  Özellikle yapay zekanın sosyal yönüyle birlikte etkisi çok artmaktadır. Sağlık sektörü, yapay zekâ (YZ) kazanımlarından çok fazla yararlanmakta ise de yan etkileri herkesi ürkütmektedir. Sağlıkta sorunlar, YZ eksenli sağlık buluşları ve inovasyonlar bu makalenin çatısını oluşturmaktadır.<strong>    </strong></p>
<p><strong>2. Tıpta YZ  </strong>Son 10 yılda çok büyük gelişme gösteren ve önümüzdeki dönemde de gelişiminin devam etmesi öngörülen YZ, yükselen ve öncül teknolojilerin başında görülür. Günümüzde, YZ bilgiye kişisel/kurumsal erişimi çok arttırmış, sağlık hizmet alımını çeşitlendirmiş, ve bunun sonucu olarak hayat bilimleri ve sağlık bilimleri şirketleri onlarca organizasyonla öne çıkmıştır. Örneğin General Electrik (GE) her işi yapan konglomera olmaktan vaz geçmiş ve otonom üç birime ayrılmıştır. En güçlü olan alt grup GE-Sağlıktır ve 2025 ABD şirketler listesinde 64. sırada yer almıştır. Diğer yandan KOVID pandemi ve muhtelif halk sağlığı problemleri sağlıkta inovasyon boşluğu doğurmuş, inovasyon ve girişimcilik için itici gücü oluşturmuştur. Yeni fikirlerle yeni liderlerin önü açılmıştır. Sadece sağlık sektörü değil, dünyamızdaki jeopolitik gerilimler savunma sanayiini, iklim krizi ise enerji ve çevre sektörlerini de önemli yapmaktadır. İklim krizi sözcüğü büyük ölçüde insan kaynaklı olan aşırı hava olayları ve doğal afetler ikilisi ile ilişkilidir. YZ’nin yeni yüzleşmeye başladığımız olumsuz sonuçları yanında birkaç asırdır kendimizi içinde bulduğumuz aşırı hava olayları ve doğal afetler hala büyük kalabalıklar tarafından dünya rutini imiş gibi görülmektedir. İklim krizi panzehiri olarak görülen ve dünya gündemini uzun süredir meşgul eden yeşil dönüşüm ise sadece gel-git gibi karşılık bulmaktadır.</p>
<p>Sağlık istatistiklerine göre 2020’ye kadar son 20 yıldır yatakta ve ayaktaki tedavilerde yaşanan tıbbi hata, hastaların %40’ına yakınını olumsuz olarak etkilemiş ve milyonlarca hasta mağdur olmuştur. Ameliyatlarda da durum benzerdir. Küresel ölçekte bir yılda yapılan 300 milyon ameliyatın 50 milyonu (her altı ameliyattan biri) komplikasyon içermiş ve 3 milyona yakını ölümle sonuçlanmıştır (DSÖ 2019 Raporu, The Guardian 30 Kasım 2018 Makalesi, TIME Dergisi 25 Kasım ve 2 Aralık 2019 Makaleleri). Bu bilgiler bize sağlık sektörünün çok önemsenmesi gerektiği mesajını vermektedir. Burada, YZ en önemli sinerji doğuran güç olarak sağlık sektörünü dönüştürecektir.</p>
<p>Hastalığın teşhisi, önlenmesi, izlenmesi ve tedavisi amacıyla üretilmiş her türlü alet ve implant tıbbi cihaz olarak adlandırılır. Tıbbi cihazlar kullanıldığı alan ve kullanım şekline göre hasta sağlığına doğrudan veya dolaylı olarak etki eder. Doğrudan sağlığı etkileyen cihazlara kalp pilleri, solunum cihazları, diyaliz cihazları, muhtelif protezler; dolaylı yönden insan sağlığını etkileyen cihazlara da MR, röntgen ve tomografi örnek verilebilir. Tıbbi cihazların önemi, bazı özel hastanelerin onları abartılı reklam aracı yapmalarından da anlaşılır. Hastanelere gittiğimiz zaman sağlığımızı doktorlar kadar cihazlara da emanet ediyoruz. Tıbbi cihazlar insan sağlığı açısından bu kadar önemli bir yere sahipken, onlara hekimlerimize güvendiğimiz kadar güvenmeli miyiz? Ya da, YZ destekli bilgi akışı ve uyaranlar, bize dijital okur-yazarlığı iyi olan doktor sayısını arttırın mesajı mı vermektedir.</p>
<p>Hasta güvenliğini arttırmak adına problemlere çok disiplinli yaklaşım ve yeni bakış ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Tıptaki insan hatasının giderilmesi ve devam eden problemlerin çözümü sadece tıbbın görevi değil, büyük ölçüde mühendisliğindir. Örneğin günümüz ameliyatlarındaki yüksek anestezi güvenliği, mühendislerin katkı ve katılımı olmasaydı sağlanamazdı. Özellikle, “Biyomedikal Mühendisleri ve elektronik mühendisleri”, klinik tıp alanındaki problemleri ve medikal cihazlardan kaynaklanan kazaları azaltmada önemli paydaştır. Kalp pilleri, omurga disk protezleri, yapay kalça ve vajinal destek ağı implantları, fıtık implant ağları, kapalı yöntem prostat ameliyat gereçleri hastalara konforsuzluk vermekte ve en çok eleştiri almaktadır. Tekrarlanan ameliyatlar ve rekonstrüksiyon ameliyatları rutin olmaktadır maalesef. Travmatik etkiler ve hoşnutsuzluklar anlatılamaz, ve ben bunları yaşadım! Özel bir hastanede prostat ve darlık ameliyatlarını takiben, kamu hastanesinde rekonstrüksiyon (açık üroplasti+BMG) ameliyatı yaptırmaya mecbur kaldım. Bu ameliyatımı başarıyla gerçekleştiren ve beni sağlığıma kavuşturan SBÜ İstanbul Haydarpaşa Nümune Eğitim ve Araştırma Hastanesinin değerli ve alicenap hekimlerine (Sn. Dr. Hüseyin Kanberoğlu, Sn. Dr. Mehmet Akyüz, Sn. Dr. Haşim Çaçan, Sn. Dr. Özlem Deligöz, Sn. Dr. Burhan Yaprak ve ismini veremediğim diğer sağlık çalışanlarına) bu vesile ile burada teşekkür etmem uygun olur diye düşünüyorum. Sağlık çalışanlarına teşekkür yetmez, çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve çalışma güvenliğinin sağlanması gereğini idari erke ayrıca duyurmak bize düşen bir görevdir.</p>
<p>Günümüzde YZ algoritmaları, teşhis-tedavi sürecini daha ucuz, kolay ve erişebilir hale getirmektedir. YZ destekli operasyonlarda hastanede yatma süresi kısalmakta ve komplikasyonlar azalmaktadır. Her insan anatomik olarak özeldir ve farklıdır. YZ destekli tıp, “tek tip” tedaviyi tarihe gömerek, özel tedaviler, terapiler ve ilaçlar önerebilmektedir. Bu sistem, benzer hastaların çapraz değerlendirmesini yaparak, hastalara uygulanan tedavileri ve sonuçları karşılaştırarak öğrenebilmekte, yanlışı önlemekte ve doktora karar vermede yardımcı olmaktadır. Zor ameliyatlar ve eğitim için sanal ikizler kullanmak ve ileri yöntemlere (arttırılmış gerçeklik gibi) başvurmak diğer yenilik adımlarıdır. Günümüzde dev hastane cihazları, evde de kullanılabilen YZ destekli küçük akıllı cihazlara evrilmeye başlamıştır. Sosyal etki odaklı YZ teknolojisi, koruyucu sağlık pazarında da ezberleri bozacak devasa bir potansiyele sahip olacaktır.</p>
<p><strong>3. Tıpta YZ ağırlıklı buluşlar</strong></p>
<p><strong>(TIME: Nov. 6, 2023-Nov.11, 2024-Nov. 17, 2025)</strong></p>
<p>Bilim ve teknolojide çığır açan buluşlardan ve girişimlerden tıpta YZ ağırlıklı olanlar seçilmiş ve bir kısmı aşağıda kısa bilgi verilerek listelenmiştir. Bu seçilmiş buluşlar, son 3 yılda (2023-2025) inovasyon ödülü almışlardır.</p>
<p><strong>i) </strong>Doğru insülin: Yaklaşık 7,5 milyon Amerikalı yetişkin insülin almaktadır. Burada doğru dozaj sorundur. Beta Bionics iLet Bionic Pancreas Şirketi yöneticilerine göre doğru dozaj ancak kredi kartı boyutunda YZ destekli iLet ile kararlaştırılır. Alışılmış uygulamada hasta vücuduna sokulmuş bir tüb her 5 dakikada bir glikoz seviyesini vermektedir. Yeni iLet yöntemi uygun insülin mikrodozuna göre çözüm sunmaktadır. Cihaz ABD gıda ilaç kuruluşu FDA onayı almış ve sağlık sistemince kabul görmüştür (2023, p:38).</p>
<p><strong>ii) </strong>Neuralink'in "Control for Quadriplegics" projesi, engelli bireyler için sadece bir teknoloji değil, aynı zamanda bir özgürlük aracıdır. Naqi Earbuds markası, güvenli, görülmez ve sessiz yönetim ve kontrol düzenine sahiptir. Çene sıkma veya kaş kaldırma ile komut verilebilmektedir. Bu felçli bireylerin (kuadripleji) yaşam kalitesini kolaylaştırır. Düşünce gücüyle teknolojiye erişim sağlama vizyonu ana motivasyondur. İleri aşamada tekerlekli sandalye ve evdeki akıllı cihazlar yönetilebilecektir. FDA onayı alınmıştır. İlk insanlı klinik deney başvuruları yapılmıştır (2023, p:36).</p>
<p><strong>iii) </strong>Goodbill, sağlık sektöründe kullanılan bir analiz platformudur. Goodbill, veri analizi teknolojisini sağlık ve finans alanıyla birleştirerek yeni bir çözüm sunmaktadır. Bu sistem, hastane faturalarını inceleyerek gereksiz veya hatalı ücretlendirmeleri tespit etmektedir. Bu sayede hastalar daha adil fiyatlar ödemekte ve sağlık hizmetlerine erişim daha kolay hale gelmektedir (hasta ücretlerini ortalama %30 oranında düşürmüştür). Bu durum, sağlık sektöründe şeffaflığın artmasına katkı sağlamaktadır. Sistem, manuel ve zorlu olan fatura inceleme sürecini, YZ ve veri analitiği ile saniyeler içinde binlerce hastane verisiyle karşılaştırarak gerçekleştirir (2023, p:49).</p>
<p><strong>iv) </strong>Aescape robot masajı tam otomatik robot kolları, komple vücut taramalı ve makine öğrenmeli donanımla her hastaya kişiye özel uygulama yapaktadır. Kurucu ve CEO Eric Litmandır. Dokunmatik ekranla hasta iki robot kolunu yönetir, müzik ve ışıkla destekli yük kontrolu yapılır. Geleneksel masajdan daha verimlidir. Masajda YZ kullanımı maliyeti de düşürmüştür (60$/30 dakika) (2024, p:57).</p>
<p><strong>v) </strong>Tedavi Edilemezleri Tedavi (Every cure MATRIX): Tanımlanmış hastalıkların %25’inden azı FDA tarafından onay almış yöntemlerle tedavi edilir. Kar amacı gütmeyen Platform (Başkan Dr. David Faigenbaum) onay almış ilaçlarla, tedavi edilemeyen hastalara deva verme olasılığını YZ yardımıyla araştırmaktadır. Herkese şifa arayan EveryCure MATRIX Takımı 14 ilacı 5 nadir hastalık/hasta grubu için önermiş veya geliştirmiştir (2025, p:75).</p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-doneminde-tip-dunyasi-80231</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka döneminde tıp dünyası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-sasada-7-puan-satis-yapti-peki-bu-hisseleri-alanlar-kimler-80230</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı Sasa’da 7 puan satış yaptı, peki bu hisseleri alanlar kimler?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 hisselerinde 15-25 Mayıs tarihleri arasında yabancıların 18 hissede satışa geçip 12 hissede alım yapması Bayram öncesi kendilerini güvenceye almak istediklerini gösteriyor. Sasa ve Ford Otosan’da sert satışlar yatırımcısını ürkütürken, alım işlemleri sınırlı düzeyde kaldı.</strong></p>
<p>Yatırımcılar arasında genel kabul, özellikle yabancı yatırımcının satış tarafında olduğu ve fiyatların düştüğü dönemlerde piyasaya mesafeli durmanın en güvenli yol olduğu yönündedir. Oysa takas verileri incelendiğinde, sınır ötesi sermayenin genel düşüşü bir panik havasından ziyade planlı bir iskontolu alışverişe çevirebildiğini gösteriyor. Yabancı fonlardan Sasa ve Ford Otosan gibi ağır sanayi şirketlerinden sırayla 7 ve 3 puanı aşan agresif satışlar gelirken, Kardemir D ve Emlak Konut tahtalarında fiyat düşerken paylarını artırmaları tesadüf olamaz. Veriler, genel satış dalgası içinde büyük fonların hedefledikleri hisselerde paylarını artırdıklarını söylüyor.</p>
<h2>En fazla satılanlar</h2>
<p>Yabancılar 15-25 Mayıs tarihli takas verilerine göre Sasa hissesinde paylarını 7,35 puan düşürerek %16,8’e indirdiler. Sasa tarihi zirvesini test ettiği Kasım 2022’deki 10,28 TL’nin ardından geçen üç yılı aşkın sürede bir daha aynı seviyeye gelemedi. Bu sürede arada yukarı atakları olsa da düşüş eğilimi daha belirgin şekilde öne çıkıyor. Yabancının en fazla satış yaptığı diğer bir hisse olan Ford Otosan’da 3,38 puan azalan payları %32,73’e geriledi. Şirketin grup firması Koç Finansman’ı alma süreci ilerliyor. BDDK ve Rekabet Kurumundan gerekli izinler geldi. Hissenin fiyatı son iki yıldır yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Geçtiğimiz şubattan bu yana ise düşüyor.</p>
<h2>En fazla alınan</h2>
<p>Kardemir D hissesi uzun süre yatay seyir izlemesinin ardından kasımdan itibaren hareketlendi. Son iki ayda ise ivmesinde belirgin bir artış gözlenirken fiyat da yılbaşından bu yana yarı oranı aşan bir artış kaydetti. Hisseyi portföyünde bulunduran fon sayısının 129’a çıkması ilginin bir diğer göstergesi. Yabancılar paylarını %15,4’e çıkardı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e618636d4e-1780375942.png" alt="" width="900" height="479" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>BORÇ GİDERİ Mİ, CİRO ARTIŞI MI?</strong></p>
<p><strong>Borç gideri</strong>; vergi kalkanı, kaldıraç etkisi, ortaklık yapısı, hızlı hareket, enflasyon faydası. Nakit emilimi, iflas riski, stres, kredi notu sorunu.</p>
<p><strong>Ciro artışı</strong>; pazar büyümesi, sıcak nakit, ölçek avantajı, marka yayılımı. Marj fedakarlığı, pazarlama yükü, tahsilat sorunu, beklenti yorgunluğu.</p>
<p><strong>Moskova’daki kira geliri olan şirketi grup firmasına sattı. Bilançoya toplu nakit girdi</strong></p>
<p>Alarko GYO’nun Rusya’daki şirketini satması pazardan çıkması anlamına mı geliyor? ● Tarkan Karadağ</p>
<p>Tarkan, Alarko GYO Moskova’daki bağlı gayrimenkul şirketi Mosalarko OJSC’nin tamamını yine grup firması olan Alsim Alarko’ya 26,3 milyon dolara sattı. Söz konusu devri, grubun portföy optimizasyonuna ve risk yönetimine odaklanan yaklaşım olarak değerlendirmek gerekiyor. Öte yandan işlem her ne kadar aynı holding şemsiyesi altında gerçekleşen el değiştirme operasyonu olsa da, Alarko GYO’ya tek seferde toplu bir nakit girişi yaşandı. Bunu rahatlatan bir likidite kaynağı olarak görmeli. Satılan varlık firmanın aktif toplamının %4,79’u seviyesinde.</p>
<p><strong>Araç muayene uzun vadeli ve garantili bir iş olsa da 1,5 yıl sonra başlayacağı atlanmamalı</strong></p>
<p>Best Brands araç muayene işinden ne boyutta bir gelir elde etmeyi bekliyor? ● Güler İnce</p>
<p>Güler, Best Brands Enerji’nin Eskişehir ve Bilecik’te araç muayene istasyonları alt işleticisi olmak için Turka ile imzaladığı ön protokol, doğası gereği şirkete düzenli ve oldukça öngörülebilir nakit akışı yaratacak. Neticede araç muayenesi talebi doğrudan yasal zorunluluğa dayanan ve bölgesel tekel niteliği taşıyan, ekonomik krizlerden etkilenmeyen son derece defansif bir iş modelidir. Ancak yatırımcıların buradaki zaman çizelgesini doğru okuması gerekiyor. İşin Ağustos 2027’de yani bir yılı geçkin sürenin ardından başlayacağı atlanmamalı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>OSL fonu kısa vadeli borçlanma araçlarıyla yatırımcısına %48 kazandırdı</strong></p>
<p>Osmanlı Portföy’ün yönettiği Kısa Vadeli Borçlanma Araçları (TL) Fonu (OSL), düzenli yükseliyor. Fonun yılbaşından bu yana getirisi %15,51 seviyesinde bulunurken portföy büyüklüğü son iki ayda yükselen bir eğilim sergiliyor. Mayısta hacmi 1,39 milyar TL’ye ulaşırken, önceki aya göre büyümesini sürdürdü. Son altı ayda martta gözlenen 445,7 milyon TL tutarındaki nakit çıkışının dışında sürekli giriş söz konusu. Mayısta gelen para tutarı 230,95 milyon TL. Doluluk oranı %48,77 olan OSL’nin stratejisi, kısa vadeli kamu ve özel borçlanma araçlarına yatırım yaparak yatırımcısına getiri sağlayabilmek üzerine kurulu. Fonun portföyünün %35,38’i bono, %41,35’i devlet ve özel sektör tahvilinden oluşuyor. Yıllık bazda %47,54 getiri sağlarken, kategorisinin %45,19 olan kategori ortalamasının üzerinde duruyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Uşak Seramik, piyasadan TLREF + %5,50 faizle 10 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Uşak Seramik, nitelikli yatırımcılara yönelik 25.05.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 10.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%5,50 olarak belirlendi. 241 gün vadeli bono, ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 8 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 21.01.2027 olarak açıklandı. 25 Mayıs itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Uşak’ın verdiği %5,50 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için uygun bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFUSAK12729 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Anadolu Metal’in fiyatı üzerinde baskı gözlense de fonlar ağırlıklı alım yapıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e6154b68b6-1780375892.png" alt="" width="299" height="216" /></p>
<p>Anadolu Metal’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %36,78 ile toplamda 3,04 milyon lot artarak 11,32 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 51’den 59’a yükseldi. PHE fonu 1,26 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, FYD 956,3 milyon lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Anadolu Metal hakkında bugüne kadar 4 aracı kurum öneride bulunurken sadece biri model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Yatırım Finansman 213 TL ile verdi. En düşük öneri 120 TL ile Gedik Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e61410ba99-1780375873.png" alt="" width="967" height="241" /></strong><strong>TÜRKİYE HALK BANKASI</strong></p>
<p><strong>Yurt dışından sağladığı yeni döviz kaynağıyla alternatif fonlama yapısı güçlenecek</strong></p>
<p>Halkbank, mevduat dışı alternatif fonlama yaratmak ve yabancı kaynak temin etmek amacıyla, uluslararası bankalarla imzaladığı ikili kredi anlaşmaları kapsamında 1 yıl vadeli toplam 350 milyon dolar kaynak sağladığını duyurdu. Bankacılık sektöründe bilançonun pasif tarafını yurt içi mevduatların yanı sıra, uluslararası bankalardan sağlanan ikili kredilerle de çeşitlendirmek önemli bir fonlama yaklaşımıdır. Sağlanan döviz kaynağı, bankanın ticari müşterilerine sağlayacağı döviz kredileri için kapasite artırıcı bir rol oynarken kredibilitesini de güçlendirmekte.</p>
<p><strong>TÜRKİYE SİGORTA</strong></p>
<p><strong>Varlık Fonu’nun yabancıya yönelik gerçekleştirdiği satışta işlemler tamamlandı</strong></p>
<p>Türkiye Sigorta’nın ana ortağı Türkiye Varlık Fonu (TVF), daha önce duyurduğu hızlandırılmış talep toplama yöntemiyle gerçekleşen hisse satışının takas sürecinin tamamlandığını bildirdi. Toplam 500 milyon adet payın 13,50 TL fiyattan uluslararası kurumsal yatırımcılara satılmasıyla 6,75 milyar TL işlem hacmine ulaşıldı. Son durum itibariyle Türkiye Sigorta’nın halka açıklık oranı %23,90’a yükseldi. Şirketlerin halka açıklık oranlarının artırılması, hisse likiditesini ve piyasa derinliğini güçlendiren bir hamledir. Bu yolla küresel görünürlüğünü de destekler.</p>
<p><strong>LİNK BİLGİSAYAR</strong></p>
<p><strong>Döviz bazlı kurumsal dönüşüm projesiyle bulut altyapısı pazarındaki geliri artıyor</strong></p>
<p>Link Bilgisayar, bilişim sektöründe faaliyet gösteren bir müşterisinden yaklaşık 1 milyon dolar tutarında Kurumsal Hibrit Bulut ve Güvenli Sanal Çalışma Alanı Dönüşüm Projesi siparişi aldığını duyurdu. Yazılım sektöründe kurumların dijital dönüşüm süreçlerine paket ürünlerle olduğu kadar, bulut mimarisi ve sanal çalışma alanları gibi bütünleşik altyapı çözümleriyle katılması, proje kalitesini yükselten bir durumdur. Şirket 2026’nın ilk çeyreğinde güçlü bir performans sergilerken gelirini %11 artırdı. Dönem sonunda da kârını %272 büyüterek 179,7 milyon TL’ye çıkardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-sasada-7-puan-satis-yapti-peki-bu-hisseleri-alanlar-kimler-80230</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı Sasa’da 7 puan satış yaptı, peki bu hisseleri alanlar kimler? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hibiskuslu-keciboynuzlu-hurmali-helva-yapti-tahinli-salata-sosu-uretti-80229</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hibiskuslu, keçiboynuzlu, hurmalı helva yaptı, tahinli salata sosu üretti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mezopotamya doğumlu yaklaşık 5 bin yıllık <strong>‘tahin’</strong> Osmanlı döneminde Anadolu ve Avrupa’ya yayıldı ve günümüzde en çok da <strong>‘tahin helvası’</strong> olarak tüketiliyor. Türkiye genelinde birçok ilimizin kendine özgü geleneksel tahin helvası ve tahinli ürünleri bulunuyor ki Çanakkale’nin Bayramiç ilçesi de bunlardan biri. Bu şirin kentimizin en köklü firmalarından <strong>Tatlan Helva’</strong>nın son kuşak <strong>‘girişimci lideri’</strong> konumundaki <strong>Bahar Yurt</strong>, firma olarak geleneksel tahin ve tahin helvası üretimindeki iddialı konumlarını koruduklarını ama ilave olarak <strong>‘fonksiyonel gıda’</strong> tanımlamasına girecek <strong>‘inovatif tahinli ürünler’</strong> geliştirdiklerini söylüyor. Örnek olarak da <strong>hibiskuslu, keçiboynuzlu, hurmalı, kara mürverli, çilekli, kakuleli</strong> helvalar ürettiklerini belirtiyor. Bahar Yurt, şöyle konuşuyor: “Bizim esas işimiz tahindir. Bu nedenle de daha çok tahinli ürünler geliştiriyoruz. <strong>Ben eczacılık mezunuyum ve beşinci kuşak olarak 1995’de babamın vefatıyla birlikte pek de hazırlıklı olmadan işin başına geçtim. Eczacılık eğitimimin sağladığı avantajlarla zaman içinde ürünlerimizin standartlarını geliştirdik, üretimi artırdık ve başta organik ürünler olmak üzere yenilerini ekledik. Eşim ve annemle birlikte tahinli gıda üretimimizi, ihracatımızı büyütmeye gayret ediyoruz.</strong> Aile köklerimizde ilk helvacı Hüseyin dede, 1875’ten itibaren geleneksel yöntemlerle tahin helvası üretip çarşıda köylerde satmaya başlamış. Sonraki kuşaklar da bu geleneği sürdürmüş.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e60387b109-1780375608.png" alt="" width="396" height="476" /></p>
<p><strong> </strong><strong>Avrupa ve Kanada’ya ihracat yapıyoruz</strong></p>
<p>Bahar Yurt, 2011 yılında yeni üretim tesisine taşındıklarını ve şu anda 48 kişilik ekiple faaliyet gösterdiklerini belirterek şöyle devam ediyor: “Çalışanların yüzde 80’i kadın. Geçen sene 245 milyon lira ciro yaptık. Ciromuzda ihracatın payı her ay artıyor. Şu anda ciromuzun yüzde 17’si ihracattan geliyor. İlk ihracatımızı 2004’te Polonya’ya yapmıştık. Şu anda Avrupa’ya (İngiltere, Fransa, Hollanda, Polonya, Almanya, Ukrayna) ihracat yapıyoruz. Kanada’da ürünlerimiz satılıyor. ABD’ye de yakında başlayacağız. Yeni ürünlerimizle önümüzdeki dönemde Avrupa, Ortadoğu ülkeleri ve Amerika pazarlarında daha güçlü büyümeyi hedefliyoruz. Şu anda <strong>ürün sayımız 350’yi aşmış durumda. Bayramiç Helvası’nın yanında tahin pekmez, fındık kremaları, fonksiyonel tahin ürünleri, proteinli ve şekersiz alternatifler, tahinli salata sosları,</strong> yeni nesil kahvaltılık ürünler ve geliştirme aşamasındaki <strong>sağlıklı atıştırmalıklar</strong> üretiyoruz. Tatlan olarak sadece helvacı değiliz aynı zamanda yeni kategori oluşturuyoruz. Çikolata çağlayanı, çikolata şelalesi, pekmezli helva, baklava dilimli helva, profiterol tadında helva ürettik. Geçen Ramazan ayında da <strong>‘Sahine Tatlısı’ </strong>yaptık ki bu tatlıyı peygamberimizin de çok sevdiği söylenir. Sahine, bal, tahin, tereyağı karışımı bir tatlıdır ve biz onu ince, krem gibi sürülebilen bir tatlı ürün haline getirdik. Özellikle çocukların çok seveceğini düşünüyoruz. Troyida, Naturida ve İdagurme markalarıyla yağ, çay, un ve bölgesel ürün gruplarımızı da tüketicilerimizle buluşturuyoruz.”</p>
<p><strong>Ezine Gıda İhtisas OSB’de yeni yatırım </strong></p>
<p>Ezine Gıda İhtisas OSB’de <strong>‘Troyida’</strong> olarak yeni bir yatırım da yaptıklarını belirten <strong>Bahar Yurt, “Böylece kapasitemiz ciddi ölçüde büyüyecek ve hem iç pazarda hem de ihracatta daha büyük ölçeklere ulaşacağız.</strong> Yeni tesisle birlikte fonksiyonel gıdalar, sağlıklı atıştırmalıklar ve sürdürülebilir ürün gruplarımızı hızla büyütmeyi planlanıyoruz. Gıdada yalnızca bir helva üreticisi değiliz, yerelden besleniyoruz ve Türk lezzetlerini dünya pazarlarına taşıyan bir gıda markası olarak büyümek istiyoruz. Annem, eşim ve ben çok verimli bir görev dağılımı yaptık. <strong>Eşim muhasebe ve tedarik tarafına, ben eczacı olarak kimya bilgimle ürün geliştirmeye odaklı çalışıyoruz. Annem de her daim bize destek veriyor” </strong>dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e602a58d96-1780375594.png" alt="" width="800" height="248" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>‘Çanakkale Bombası’ gümrüğü ayağa kaldırdı!</strong></span></p>
<p>Tahin helvasının ortasına bol çikolata doldurup adını da <strong>‘Çanakkale Bombası’</strong> koydukları bir ürünün iç pazarda çok tuttuğunu ve iki yıldır satışta olduğunu belirten Tatlan Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Bahar Yurt,</strong> bu ürünle ilgili yaşanan ilginç bir olayı şöyle özetledi: “Bu ürünümüzü bazı <strong>Avrupa ülkelerine de ihraç etmeye başlamıştık.</strong> İlk gönderimde karşı tarafın gümrük yetkilileri durumu yanlış anladı ve bizi <strong>‘kırmızı hatta’</strong> düşürdüler yani <strong>‘en ağır ve detaylı’</strong> kontrole aldılar. Meğer kayıtlarda <strong>‘Bomb’</strong> ibaresini görünce <strong>‘gerçek bomba gönderdiğimizi’</strong> düşünmüşler. Neyse kontroller ve izahlar yapıldı durumu anladılar ama biz de ihracata giden bu ürünümüzden ‘bomba’ kelimesini çıkardık.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hibiskuslu-keciboynuzlu-hurmali-helva-yapti-tahinli-salata-sosu-uretti-80229</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hibiskuslu, keçiboynuzlu, hurmalı helva yaptı, tahinli salata sosu üretti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tohum-bollugu-buyume-kitligi-turkiyenin-yatirim-ekosistemindeki-kirik-halka-80228</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tohum bolluğu, büyüme kıtlığı: Türkiye&#039;nin yatırım ekosistemindeki kırık halka</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2025'te yurt dışındaki Türk kökenli girişimler 1,1 milyar dolar yatırım toplarken üç yeni unicorn çıkardı: Airalo, Periodic Labs ve Fal. Türkiye'de kayıtlı şirketler arasında ise yeni bir unicorn görünmedi.</strong></p>
<p>Türkiye'nin girişim ekosistemi, 2025 yılını bir kırılma noktasında tamamladı. Startups.watch'ın Ocak 2026'da yayımladığı yıl sonu raporuna göre, geçen yıl toplam 589 milyon dolar yatırım gerçekleşti; yani bir önceki yıla kıyasla yatırım büyüklüğü yüzde 45, deal sayısı ise yüzde 48 geriledi. Ama asıl dikkat çekici olan rakam, toplam miktarın kendisi değil. 2025, Türkiye'de ticaret siciline kayıtlı şirketlere yönelik ileri aşama yatırımın (Series C ve üzeri) sıfıra indiği ilk yıl oldu.</p>
<p>Üstelik bunun temel nedeni sermayenin ortadan kalkması değil; daha derin bir yapısal kaymayı yansıtıyor: Series A alan girişimlerin büyük bölümü bir sonraki tura girmeden önce şirket adresini yurt dışına taşıyor. Rapor bu olguyu açıkça adlandırıyor: <em>"Seri A sonrası yatırımların başka yerlere taşınması, sonraki aşama yatırım faaliyetlerindeki eksikliğin önemli bir nedeni olarak ortaya çıktı."</em> Başka bir deyişle, ileri aşama yatırım yok değil; Türkiye'nin dışına taşınmış durumda.</p>
<p>Bu tablo tesadüf değil; yapısal bir sorunun yıllar içinde olgunlaşmış halidir. Son üç yılda 334 GSYF ve 20 geleneksel VC fonu kurulmuş olsa da bu fonların medyan büyüklüğü yalnızca 2 milyon dolar düzeyinde. Sayıca bolluk var, ama derinlik yok. Ekosistemi en iyi özetleyen veri ise aşamalar arası dönüşüm oranıdır. Tohum aşamasından erken aşama VC'ye geçiş oranı İngiltere, Fransa ve Almanya'da yüzde 50 civarında seyrederken, Türkiye'de bu oran yüzde 13'te kalıyor. Her sekiz tohum aşaması girişimden yalnızca biri bir üst ligde yatırım alabiliyor.</p>
<p><strong>Türkiye girişim ekosistemindeki paradoks</strong></p>
<p>Diaspora rakamları tablonun diğer yüzünü net biçimde ortaya koyuyor: 2025'te yurt dışındaki Türk kökenli girişimler 1,1 milyar dolar yatırım toplarken üç yeni unicorn çıkardı: Airalo, Periodic Labs ve Fal. Türkiye'de kayıtlı şirketler arasında ise yeni bir unicorn görünmedi. Bir ülke aynı anda hem dünya standartlarında girişimciler üretiyor hem de onları büyüme sermayesiyle tutamıyor. Bu paradoks, ekosistemin bugünkü en temel çelişkisidir.</p>
<p>Sermaye yoğunlaşması meselesi de ayrıca ele alınmayı hak ediyor. 2025'te yapılan toplam yatırımın yüzde 62'si yalnızca yedi şirkete gitti. Bu tablo, erken aşamada çok sayıda küçük deal yapılırken büyük turların son derece seçici bir havuza sıkıştığını gösteriyor. Orta ölçekli büyüme fonlarının yokluğu, sermayeyi uç noktalara -çok küçük ya da çok büyük- hapsediyor.</p>
<p><strong>Sorun yatırımcıların iştahında </strong><strong>değil, zeminin kendisinde </strong></p>
<p>Fon yöneticilerinin bakış açısı da benzer bir kaygıyı yansıtıyor. Aralık 2025'te yapılan VC anketine katılanların yüzde 56'sı fon toplama koşullarının kötüleştiğini belirtti. Ekosistem sorunları sıralamasında birinci sırayı ekonomik çalkantı (kur, faiz), ikincisini öngörülemeyen politikalar aldı. Bu tablo, sorunun yatırımcıların iştahıyla değil, zeminin kendisiyle ilgili olduğunu işaret ediyor.</p>
<p>İşte tam bu noktada T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın Mayıs 2026'da açıkladığı yeni girişim sermayesi stratejisi kritik bir dönüm noktası olarak öne çıkıyor. Bakan Mehmet Fatih Kacır, 300 milyon dolarlık kamu kaynağının kaldıraç etkisiyle 750 milyon dolara ulaşan bir yatırım hacmi oluşturmasının hedeflendiğini açıkladı. Altı farklı fon çağrısını kapsayan strateji, erken aşamadan ileri aşamaya uzanan bir devamlılık kurguluyor: TÜBİTAK BiGG erken aşamayı, KOSGEB büyüme sürecini, Bakanlık ise 100 milyon dolarlık taahhüdüyle ileri aşama ve global ölçeklenmeyi destekleyecek. Yapay zeka, biyoteknoloji ve yeşil dönüşüm gibi öncelikli alanlara odaklanan tematik fonlar da bu yapının ayrılmaz bir parçası. Bu hamle, yıllardır kırık olan halkanın devlet eliyle onarılmaya başlandığının somut göstergesi.</p>
<p>Asıl soru şu: Devletin açtığı bu yolda özel sektör de yürüyecek mi? Bakanlığın modeli özünde bir kaldıraç mekanizması; kamu kaynağı özel sermayeyi harekete geçirmek için tasarlanmış. Büyük kurumsal yatırımcılara, sigorta ve emeklilik fonlarına, holdinglara ve aile ofislerine ciddi bir sorumluluk düşüyor. Son beş yılda Türk kökenli yeni bir global VC çıkmadığı düşünüldüğünde, tablonun yalnızca yerel bir sorun olmadığı da ortaya çıkıyor.</p>
<p>Türkiye'de girişim ekosistemi tohum aşamasında dünyayla yarışacak bir canlılığa sahip. 2025'te her dört yatırımdan biri yapay zekâ girişimlerine gitti, fintech rekor bir yıl yaşadı, 96 CVC aktif durumda ve her üç anlaşmadan birine kurumsal bir yatırımcı katıldı. Zemin var, enerji var, insan kaynağı var. Eksik olan halka, erken aşama sermayeyi büyüme sermayesine bağlayan köprü fonlardır. Bakanlık bu köprünün temelini attı; özel sektörün de inşaata katılma vakti geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tohum-bollugu-buyume-kitligi-turkiyenin-yatirim-ekosistemindeki-kirik-halka-80228</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/8/1280x720/6-1780375445.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tohum bolluğu, büyüme kıtlığı: Türkiye&#039;nin yatırım ekosistemindeki kırık halka ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/usta-cirak-iliskisi-okul-egitimine-karsi-80227</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Usta çırak ilişkisi okul eğitimine karşı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yanlış anlaşılmayı önlemek amacıyla baştan söyleyeyim, “<strong>Okul eğitimine karşı değilim</strong>.”</p>
<p>Öte yandan, sadece <strong>defter kitap arasında kalan gençlerin</strong> de iş hayatına girdiklerinde <strong>yaşadıkları sıkıntıları</strong> birinci elden <strong>gözlemlemiş birisi</strong> olarak, <strong>okulların gençleri hayata hazırlamada yeterli olmadığını</strong> rahatlıkla söyleyebilirim.</p>
<p>Eğitim sisteminden çıkan <strong>gençlerimizin</strong>, iş hayatının <strong>gereksinimlerine</strong> cevap verecek <strong>niteliklerde olamamalarının</strong> yarattığı <strong>sıkıntılar</strong>, yıllardır <strong>konuşulan</strong> konulardan birisidir.</p>
<p>Hep konuşulur, hep çözümlerden söz edilir amma iş eyleme gelince kaplumbağalar devreye girer.</p>
<p>Buradaki kaplumbağalar ne sadece bürokratlar ne siyasiler ve ne de iş insanlarıdır.</p>
<p><strong>Toplumun tüm kesimleri bundan sorumludur.</strong></p>
<p><strong>Neden derseniz?</strong></p>
<p>Buna cevap olarak, <strong>meslek liselerinin eski durumlarına</strong> ve Türk üretim hayatına olan katkılarını hatırlayın derim.</p>
<p><strong>Otomotiv yan sanayiine</strong> baktığınızda, <strong>Teknik Öğretmen kökenli sanayicilerimizin</strong> attığı temellerin sağlamlığı üzerine kurulduğunu görmemek imkânsızdır.</p>
<p>Gerek onlarla gerekse onların yetiştirdiği öğrencilerle de yıllarca sohbetlerim ve işbirliklerim olmuştur.</p>
<p>Ortaya çıkan açık gerçek odur ki “ <strong>Deneyimle güçlendirilmeyen eğitim, üç bacaklı dörtgen masaya benzer.</strong>”</p>
<p><strong>Teoriyi bilen ve uygulayabilenler üretir, ürün geliştirir, Ar-Ge ve inovasyon yapar.</strong></p>
<p><strong>Sadece üretim</strong> yaparak bir yere gelen birisinin <strong>teorideki eksikliği</strong>, gün olur onun <strong>önünü tıkar</strong>.</p>
<p><strong>Teoride iyi olan</strong> birilerinin de <strong>üretim</strong> hayatına <strong>girdiklerinde güçlük</strong> çekecekleri de <strong>mutlaktır.</strong></p>
<p>Her iki yerde duran, işbirliği yaptığım dostlarım oldu ve hepsinin çektiği sıkıntıları biliyorum.</p>
<p><strong>“Çözüm nedir?”derseniz…</strong></p>
<p><strong>Gençlerimiz okurken iş hayatına dahil edilsin ve mesleklerine sahip olmayı öğrensin.</strong></p>
<p>Bu tür uygulama meslek okullarında yapılmaya çalışılıyor amma bu yapılırken de onlara ucuz işçi, ezilip hor görülecek kişi muamelesi yapılmasın ki maalesef böyle çok örnek var.</p>
<p><strong>Doktorlarımız</strong> yetişirken <strong>hastanelerde çalışarak</strong>, hasta bakarak, nöbet tutarak olgunlaşıyor.</p>
<p><strong>Avukatlarımız</strong> mezuniyet sonrası <strong>ustaların yanında çalışarak</strong> meslekte deneyim kazanıyor.</p>
<p>Bu örnekleri neden diğer mesleklere de uygulamıyoruz?</p>
<p>Ayrıca <strong>neden okullarımızda</strong> sektörlerinde tanınan, mesleklerindeki <strong>deneyimi kanıtlanmış iş insanlarının</strong> öğretici olarak yer almalarının <strong>önü açılmıyor</strong>?</p>
<p><strong>Neden</strong> öğrenim süresinde öğrencilerin <strong>sektörel staj</strong> yapmaları <strong>zorunlu kılınmıyor</strong>?</p>
<p><strong>Neden işyerlerine stajyer çalıştırma zorunluluğu getirilmiyor?</strong></p>
<p><strong>Neden iş insanlarımız</strong> stajyerlere cüzzamlı muamelesi yaparak <strong>iş yerinde</strong> olabilecek <strong>en az süre</strong> bulunmaları için çaba gösteriyor?</p>
<p><strong>Neden</strong> iş yerine gelen <strong>stajyerlere</strong> çay getirmek, fotokopi çekmek, dosya düzenlemek gibi <strong>nitelik gerektirmeyen işler yaptırılıyor? </strong></p>
<p>İş öğrenme heveslerinin körlenmesi bir yana iş hayatından hoşlanmamaları öğretiliyor?</p>
<p><strong>Neden?</strong></p>
<p>İş yerleri <strong>işe alımlarda</strong> <strong>deneyim sahibi</strong> insanlarımızı <strong>yaşları nedeniyle seçim dışı tutarak</strong>, onların yıllar içerisinde kazandıkları <strong>deneyimlerini</strong> yeni gelenlerle <strong>paylaştırarak</strong> onların <strong>yetişmeleri için çaba göstermiyor</strong>?</p>
<p><strong>Yetişmiş elemanın ağacı yoktur ki oradan toplayalım.</strong></p>
<p><strong>Eleman yetiştirme ağacı, deneyime önem veren ve bunu paylaşan iş insanlarıdır.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/usta-cirak-iliskisi-okul-egitimine-karsi-80227</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/3/1280x720/teknolojik-issizligi-onlemek-icin-mesleki-egitimde-dijitallesme-gerekiyor-1741962397.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Usta çırak ilişkisi okul eğitimine karşı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/3-ay-geride-kaldi-80226</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> 3 ay geride kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Martın ortasında piyasalar açısından belirmeye başlayan sınırlı iyimserlik, nisandaki ivmelenmenin ardından mayıs ayında da korundu. Geride kalan ayda global hisse senetleri %5 primlendi. Bu, ikinci ayda da yükseliş anlamına geliyor.</strong></p>
<p>Jeopolitik gündemin gölgesinde Mayıs ayını da geride bıraktık. Böylece şubatın hemen sonunda başlayan ‘müthiş belirsizlik süreci’ üçüncü ayını da tamamlamış oldu. Gelinen noktada kısmen stres azalışı, kısmen belirsizlik azalışı, kısmen de devam eden riskler ve bilinmeyenler var.</p>
<p>Bugün itibarıyla gürültüdeki azalışa rağmen ne kadar daha devam edip hayatımızı meşgul edeceğini kestirmek güç. Doğrudur, mart ayındaki bilinmezlik durumu söz konusu değil. Devam eden görüşmelerin ve karşılıklı yorulma durumunun piyasa işlemcileri nezdinde getirdiği sakinlik kısmen iyimserlik yaratıyor. Ancak, henüz tüm bunların öncelikle bölgesel, devamında ise global ekonomiye yansımaları noktasında tam olarak kestirim yapabilecek bir pozisyonda değiliz. Yakın zaman içerisinde aralarında IMF’nin de diğer merkez bankalarının da yer aldığı kesimler tarafından farklı birçok senaryo etrafında şekillenen akıl yürütmeleri takip edildi. Açıkçası hiç de fena değillerdi. Ancak, her zaman olduğu gibi, para ve sermaye piyasalarının kendi içerisinde, yatırım işlemleri ile reel dünyanın da birbirinden ayrışması, kısmen farklı revizeleri gündeme getiriyor.</p>
<p>Martın ortasında piyasalar açısından belirmeye başlayan sınırlı iyimserlik, nisandaki ivmelenmenin ardından mayıs ayında da korundu. Geride kalan ayda global hisse senetleri %5 primlendi. Bu, ikinci ayda da yükseliş anlamına geliyor. Benzer eğilimleri gelişmekte olan ülke varlıklarından Avrupa ve Asya’ya dek farklı noktalarda görmek fazlasıyla mümkün. Bahse konu davranış değişiminde barış görüşmelerine yüklenen yüksek iyimser beklentiler kadar tıpkı siyasetçiler kadar işlemcilerin de yorgun olmasının şüphesiz etkisi var. Teknik tarafta ise, ABD tahvil faizlerindeki yükselişin kısmen hız kesmesi ve son yılların bitmek bilmeyen fiyatlama motoru konumunda AI fırtınasının etkileri hala bizimle. AI demişken; bu tarafa yönelik yapılan yatırım harcamaları ile bunların geri dönüşlerine yönelik endişeler zaman zaman belirse de henüz ‘alev’ aşamasına gelmekte başarılı olamıyor. ‘Teknoloji’ ve temelinde ‘AI’ üzerinden pozisyon alma düşüncesi ve isteği cazibesini koruyor.</p>
<p>Bilinmezliğin tam göbeğinde enerji fiyatları, onun merkezinde petrol fiyatları, çevresinde ise enflasyon beklentileri ve para politikasının gidişatı yer alıyor. Avrupa’da da tartışılıyor, ABD’de de, Türkiye’de de. Tek fark, enflasyon tartışmalarının başlangıç noktalarındaki seviyeler ve geleceğe yönelik beklentiler. Ayrışma burada oluyor.</p>
<p>Global arz-talep dengesinin bir noktada yüksek fiyatlar ve hasar gören altyapı tesisleri kaynaklı açığa düşeceği aşikar. Bilinmeyen bir durum değil ki savaş öncesinde de arz fazlası zaten konuşulan bir konuydu. Ancak, kısa vadede petrolün aylık %20 düşüşü ve yakın dönem zirvelerinden çekilişi, kuşkusuz pozitif. Bilhassa aralarında bizim de olduğumuz ithalatçı konumdaki ülkeler açısından. Ancak, son 3 ayın girdi maliyetlerindeki artış ve muhtemelen birkaç ay daha devam edecek gidişat da bizimle kalmaya devam edecek.</p>
<p>Piyasa fiyatlamaları yurt dışı taraf için sadece AI teması etrafında şekillenmeye devam ediyor. ABD’de güçlü kalmaya devam şirket kârlılıkları yatırımcılar açısından yüksek ilgi görüyor. Ancak, tahvil faizleri ve üç haneli seviyelerin sınırındaki Amerikan doları fiyatlaması kısmen farklılaşma ve temkin durumu yaratıyor. Yurt içi varlıklar ise genel olarak emsalleri ile birlikte fiyatlama isteğinde olsa da gündem açısından ayrışıyor. Bu da BIST’te temaların farklılaşmasına neden oluyor. Örneğin geride kalan ayda henüz şirket bilançoları destekler pozisyonda yer almasa da sanayi kesimi %1 düşüşle bankacılıktaki %9 değer kaybına kıyasla kuvvetli kalmayı başardı. Elbette burada kimi şirketlerin ağırlıkları da etkendir; ancak, genel resimde çok fazla değişim yaratmaz. Düşüncemiz, enerji fiyatlarındaki geri çekilme-normalleşmenin korunduğu ortamda Türk varlıklarında sınırlı da olsa iyimserliğin yeniden belirmesi. Kalıcılığı ve boyutu ise gündem ile şekillenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/3-ay-geride-kaldi-80226</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 3 ay geride kaldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nukleer-silahlar-uzun-vadeli-anlasmalar-yapmayi-engelliyor-80225</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nükleer silahlar uzun vadeli anlaşmalar yapmayı engelliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Amerika Birleşik Devletleri’nin görmesi gereken husus, bir ülke nükleer silahlara sahip olacaksa, diğer bütün ülkeler de o silahlara sahip olma hakkına kavuşmuş olurlar. Tabii, her ülke bu silahları savunma amacıyla bulundurduğunu iddia edecektir ama bir silahın savunmaya mı yoksa saldırıya mı dönük olduğu sadece bir takdir meselesinden ibarettir.</strong></p>
<p>Çatışmalar hâlâ sürüyor ama İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında ortak bir anlayış galiba yavaş yavaş şekillenmeye başladı. Ortak bir anlayış diyorum çünkü henüz ortada bir anlaşma olmadığı gibi, üzerinde anlaşılamayan birçok konu da sonra yapılacak müzakerelere bırakılıyor. Bilindiği gibi, üzerinde anlaşılması gereken büyük sorunları daha sonra ele almak üzere uykuya yatırmak uluslararası siyasette başvurulan bir taktiktir. Kendi tecrübemizden yola çıkacak olursak, herhalde Musul meselesinin görüşmeler sırasında bir çözüme bağlanmasında ısrar edilseydi, Lozan Anlaşması’na varmak mümkün olmayacaktı. Bu genel ilkeyi mevcut duruma uygulamaya yöneldiğimiz zaman, önce İran’ın büyük bir tahribata uğradığını görmemiz gerekiyor. Rejimin geleceğinin bile bu tahribatı bir oranda gidermekle bağlantılı olabileceğini söylememiz sanıyorum pek yanıltıcı olmaz. İran ekonomisinin işler hale getirilmesi de gerekiyor. Dolayısıyla, her ne kadar İran her türlü mücadeleye hazır olduğunu ileri sürüyor olsa da, çatışmaların bir an önce kesilmesine ihtiyacı var.</p>
<p><strong>ABD’de fiyatların alıp başını </strong><strong>gitmesi kızgınlık yaratıyor</strong></p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’ne dönecek olursak, Amerikan kamuoyunun ulusal çıkarları doğrudan ilgilendirmediğini düşündüğü bir çatışmayı daha ne kadar sürdürmeye hazır oldukları tartışmalı. Sadece mevcut İsrail yönetimini daha fazla desteklemekten ibaretmiş izlenimi vererek Orta Doğu çatışmalarına giderek daha yoğun katılmanın karşısında duyulan memnuniyetsizliği gizlemeye artık Trump yandaşları bile gerek duymuyorlar. Ayrıca, Temsilciler Meclisi’nin tamamı ve Senato’nun üçte birini kapsayan bir kısmı için yapılacak seçimler yaklaşırken, fiyatların alıp başını gitmesi kızgınlık yaratıyor. Örneğin Kaliforniya’da bir galon benzinin (4 litreye yakın) fiyatı altı doları bile geçmiş. Bu şartlar altında, daha başarılı sonuçlar elde etmenin mümkün görüldüğü Küba gibi bir hedefe yönelmek varken, Orta Doğu’nun bitmek tükenmek bilmeyen mücadelelerine katılarak başarı elde etmeye çalışmak herhalde Trump yönetimine de cazip görünmemeye başladı. Onların da çatışmanın durmasını yararlı bulacakları konusunda kuşkuya gerek yoktur sanıyorum.  </p>
<p>Tarafların üzerinde anlaşmaya vardıkları izlenimi yaratan en önemli konu Hürmüz Boğazı’nın açılmasıdır. Bu çerçevede İran’ın boğaza döşediği mayınları temizlemesi öngörülüyor. Bu işlem sırasında Amerikan donanmasına ait gemilerin de sivil trafiğe nezaret etmesi bekleniyor. Her ne kadar bu konu üzerinde pek durulmamışsa da İran’ın, boğazdan geçen gemilerden doğrudan bir ücret almayacağı ama sağladıkları hizmetler karşılığı geçenlerden bir bedelin tahsil edileceği anlaşılıyor. “Karşılığında Amerika’nın İran’ın ülke dışına petrol sevkine koyduğu kayıtları geçici olarak gevşetmesi söz konusu olacak” deniliyor.</p>
<p>Gelecekte bölgeyi nelerin beklediğinin bilinmediği bir dönemde petrol ve gaz fiyatlarının istikrar kazanması için beklemek gerekiyorsa da, hali hazırda benzin fiyatlarının düşmeye başladığını memnuniyetle kaydetmek gerekiyor. Petrol ve gaz fiyatlarının çatışmaların başlamasından önceki seviyelerine düşmesinin vakit alacağı bilinmekle birlikte, düşüş eğilimine girmesi dahi Körfez petrolüne mahkum olanlar başta olmak üzere tüm dünyada memnuniyet yaratmış durumda. Körfez’den petrol sevkiyatı yapılamaması belki bazı ülkeleri petrolsüz bırakıyor ama tüm dünyada petrol fiyatlarının da yükselmesiyle sonuçlanıyor.</p>
<p>Aynı oranda ilgi çekmese bile, gübre ve petrol müştaklarından imal edilen her türlü maddenin fiyatının düşeceğini de buna ekleyebiliriz. İlk bakışta akla gelmiyor olabilir ama plastik imalatında kullanılan tüm hammaddeler petrolden türetiliyor. Buna ambalaj malzemesi de dahil.  Hatta bazı alanlarda, belirli maddelerin bulunabilirlik kazanması, fiyatlarına nazaran daha bile önemli görülebiliyor. Sadece bir otomobilin ne kadar çok bölümünün plastikten imal edildiğini hatırlamanız yeterlidir sanıyorum.</p>
<p>Peki, gelecekte çözüme bağlanacağı ümit edilen sorunlara ne demeli? Hemen belirtelim, bilahare müzakerelerde ele alınacak sorunların adedi yüksek görünmekle birlikte, bunlardan biri özel önem arzediyor. Gerek Amerika gerek İsrail, İran’ın nükleer silahlara sahip olmasını istemiyor. İran ilk görüşmeler sırasında nükleer silah üretimiyle ilgilenmeyeceğini temin etmekle birlikte, uzun dönemde nükleer silah imal etmeyeceğine ilişkin güvence vermekten ısrarla kaçınıyor. İran her zaman yaptığı açıklamalarda nükleer silah imaline ilgi duymadığını, nükleer yakıtı barışçıl amaçlarla kullanmak istediğini açıklamışsa da, diğer yandan da nükleer yakıtı rafine etmeye ve silah üretimine elverişli hale getirmeye gayret etmiştir. Bu açıdan bakıldığında, İran’ın silah imalatını tamamen dışlamadığını ve bu nedenle uzun vadede silah imalatını yasaklamaya yanaşmadığını ileri sürmek daha anlaşılabilir hale gelmektedir. </p>
<p><strong>Nükleer silah üretiminde büyük </strong><strong>devletlerin keyfiliği dikkat çekiyor</strong></p>
<p>Halihazırda nükleer silah imal etmeyi veya bulundurmayı düzenleyen sistem sadece büyük devletlerin çıkarına hizmet etmekte ve keyfiliği ile dikkati çekmektedir. Bu sistem İkinci Dünya Savaşı sonrası nükleer silahlara sahip olan ülkelerin (Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Fransa ve İngiltere) bunlara sahip olmasını olağan kabul etmektedir. Daha sonra bir dizi ülke daha nükleer silahlara sahip olmuştur. Bunlar arasında kimse Çin’in de nükleer silahlara sahip olabileceğini tartışmamaktadır. Ancak Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail’in de nükleer silahlara sahip olması söz konusudur. Hindistan ve Pakistan bu silahları karşılıklı caydırmak için kullandıklarını ileri sürmekteyse de, Hindistan’ın Çin’e karşı da bir caydırma etkisi elde ettiğini ileri sürmek için uzman olmaya gerek yoktur. Kuzey Kore ise bu silahlara kendi varlığını sürdürmek açısından sahip olması gerektiğini ileri sürmektedir. </p>
<p>İsrail hiçbir zaman nükleer silahlara sahip olduğunu açıklamamıştır ama kimse bu ülkenin sözü edilen silahlara sahip olduğundan kuşku duymamaktadır. “Neden bu silahlara sahip olmakta ısrar etmektedir, bu silahlar kime karşı kullanılacaktır?” soruları cevapsız kalmaktadır. Buna karşılık, İsrail’in nükleer silahlara sahip olması, bölgedeki diğer ülkelerin de nükleer silahlara sahip olma arzusunu kamçılamaktadır. Bu açıdan bakıldığında, İran’ın da nükleer silahlara sahip olma arzusu sergilemesi yadırganacak bir olay olmaktan çıkmaktadır. İran’ın nükleer silahlardan vazgeçebilmesi için İsrail’in de nükleer silahları terk etmesi gerekecektir.  Bu muhtemel midir, hatta mümkün müdür? Kanaatimce, bu soruyu evet diye yanıtlamak imkanına sahip değiliz. O zaman bırakın İran’ın nükleer silahlara sahip olmasını, Suudi Arabistan’ın hatta Türkiye’nin de aynı silahlara sahip olmasını engelleyecek bir mantık ileri sürmek zordur. Amerika Birleşik Devletleri’nin görmesi gereken husus, bir ülke nükleer silahlara sahip olacaksa, diğer bütün ülkeler de o silahlara sahip olma hakkına kavuşmuş olurlar. Tabii, her ülke bu silahları savunma amacıyla bulundurduğunu iddia edecektir ama bir silahın savunmaya mı yoksa saldırıya mı dönük olduğu sadece bir takdir meselesinden ibarettir. Gördüğünüz gibi, nükleer silahlara sahip olmak her zaman müzakerelerde aşılması çok zor olan bir sorun olmaya devam etmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nukleer-silahlar-uzun-vadeli-anlasmalar-yapmayi-engelliyor-80225</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/5/1280x720/57-1780375267.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nükleer silahlar uzun vadeli anlaşmalar yapmayı engelliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogumlardaki-hizli-dususun-nedeni-siyaset-olmasin-80224</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğumlardaki hızlı düşüşün nedeni siyaset olmasın!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2015 seçimlerinden sonra dozunu artıran, 2016 darbe girişiminin ardından iyice hızlanan siyasi otoriterleşmenin grafiği ile doğurganlık hızındaki düşüşün bu kadar örtüşmesi bir tesadüf olabilir mi? Bence bu bir tesadüf değil.</strong></p>
<p>Tükiye İstatistik Kurumu (TÜİK) doğum istatistiklerinin yenisini açıkladı. 2025 yılı verileri, doğurganlık oranlarında son 10 yıla damgasını vuran hızlı düşüş eğiliminde herhangi bir değişiklik olmadığını gösterdi.</p>
<p>Toplam doğurganlık hızı 2025 yılı itibarıyla 1.42’ye kadar düştü. Nüfusun kendini yenileyebilmesi için, yani hiç olmazsa mevcut düzeyini koruyabilmesi için bu rakamın 2.1 olması gerektiği kabul ediliyor.</p>
<p>Toplam doğurganlık hızı 2001 yılında 2.38 idi. Muhtemelen 2001 ekonomik ve siyasi krizinin doğrudan yansıması olarak toplam doğurganlık hızında oldukça sert bir düşüş görüyoruz. 2003 yılından sonra bu düşüş duruyor ve bir toparlanma ile hız tekrar kritik eşik olan 2.1’in üzerine çıkıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e5e0b04e21-1780375051.png" alt="" width="508" height="188" />2008-2009 ekonomik krizi yıllarında toplam doğurganlık hızı tekrar kritik eşiğin altına iniyor. 2012 yılından itibaren ise tekrar toparlanan toplam doğurganlık hızı 2014 yılında 2.19’a kadar çıkıyor.</p>
<p>2014’ten sonra ne olduysa oluyor ve toplam doğurganlık hızı kesintisiz bir düşüş eğilimine geriyor. Bu eğilim özellikle de 2018 yılından başlayarak oldukça hızlanarak sürüyor. Sayfadaki grafik 2015 yılında başlayan, 10 yıldır içinden çıkamadığımız dramatik gelişmeyi resmediyor.</p>
<p><strong>Nereden bakarsak </strong><strong>bakalım, manzara aynı</strong></p>
<p>Doğum verilerindeki gelişmelere farklı açılardan baktığımızda bu eğilimin tüm cephelerde etkili olduğumu görüyoruz. Konuya ister bölgeler, ister kır-kent ayrımıyla, eğitim düzeyi, ister yaş grupları açısından bakın aynı ortak manzarayı görüyoruz.</p>
<p>Örneğin 2014 yılında toplam doğurganlık hızı 2.1 olan kritik eşiğin üstünde olan il sayısı 30 idi. 2025 yılında ise toplam doğurganlık hızı kritik eşikten yüksek olan il sayısı sadece 5. Konuya kent-kır ayrımıyla baktığımızda toplam doğurganlık hızının her kategoride yoğun ve orta yoğun kentlerin yanısıra kırsal bölgelerde bile kritik eşiğin altında olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Annenin eğitim düzeyi penceresinden baktığımızda ise sadece ilkokul mezunları hariç okuma yazma bilmeyenler dahil tüm eğitim düzeylerinde doğurganlık kritik eşiğin altında. Kadınların yaş grubuna göre yaşa özel doğurganlık hızlarında da aynı eğilim hakim. Üstelik bu eğilimden en fazla etkilenenler de genç yaş grupları.</p>
<p>2014 yılına kadar kritik eşik dolayında dalgalı bir seyir izleyen doğurganlık hızının 2015’ten itibaren hızla düşüşe geçmesi ve bu eğilimin kesintisiz sürmesi, kaçınılmaz olarak “ne oldu da böylesine katı bir eğilim ortaya çıktı?” sorusunu getiriyor. Çünkü bu kadar keskin ve sürekli bir düşüşü, genel demografik dönüşümle açıklayamayız; başka faktör veya faktörler olması gerekir.</p>
<p><strong>2015 sonrasında yaşanan gelişmeler</strong></p>
<p>2015 ve sonrasında Türkiye’de yaşanan önemli ekonomik, siyasi ve sosyal gelişmeleri saymaya kalksak şunları sıralarız: Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin tek başına iktidar olma pozisyonunu kaybetmesi, ardından gelen Suruç ve Gar katliamları, yenilenen seçimlerle AKP’nin tek başına iktidar olması, 2016 darbe girişimi, 2017 referandumu ile rejimin parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı sistemine dönüşmesi, 2018 seçimleri ile tek adam rejiminin bütün unsurlarıyla devreye girmesi, 2018 Rahip Brunson krizi ile piyasaların ve ekonominin sarsılması, 2019 yerel seçimlerde AKP’nin İstanbul ve Ankara’yı kaybetmesi, 2020 Covid-19 pandemisi, 2021 kur krizi ve enflasyonun tırmanışa geçmesi, 2022 Kahramanmaraş depremi, 2023 seçimleriyle ekonomide yüksek faiz dönemine geçilmesi, 2024 yerel seçimlerinden CHP’nin zaferle çıkması, 2025 İmamoğlu tutuklamasıyla siyasetteki gerilim ve çalkantının artması.</p>
<p>Bu listeden kısa süreli etkili olabilecek faktörleri elersek kalıcı ve sürekli etkili olabilecek tek faktör olarak siyasette giderek artan otoriterleşme kalıyor. 2015 seçimlerinden sonra dozunu artıran, 2016 darbe girişiminin ardından iyice hızlanan siyasi otoriterleşmenin grafiği ile doğurganlık hızındaki düşüşün bu kadar örtüşmesi bir tesadüf olabilir mi?</p>
<p>Bence bu bir tesadüf değil. Siyasi otoriterleşmenin doğurduğu güvencesizlik, belirsizlik, giderek yayılan yoksullaşma ve derinleşen gelir eşitsizliği, gençleri saran umutsuzluk, kaçınılmaz olarak çocuk sahibi olma tercihlerini de etkiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogumlardaki-hizli-dususun-nedeni-siyaset-olmasin-80224</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğumlardaki hızlı düşüşün nedeni siyaset olmasın! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyumede-firsat-kacti-mi-80223</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyümede fırsat kaçtı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin ihtiyacı daha yüksek büyüme rakamları değil; daha kaliteli bir büyüme modelidir. Öncelik fiyat istikrarı olmalıdır. Para politikasıyla birlikte maliye politikası, bütçe disiplini ve gelirler politikası aynı hedef doğrultusunda çalışmalıdır. Enflasyonla mücadele, yalnızca Merkez Bankası’nın omzuna bırakılabilecek bir süreç değildir.</strong></p>
<p>Birkaç yıl önce, yerel seçimlerin ardından Türkiye’nin önünde “kaçırılmaması gereken bir fırsat penceresi” bulunduğunu yazıp çiziyorduk. Erken seçim ya da referandum olmazsa ülkenin önünde seçimsiz geçecek dört yıllık bir dönem vardı. Bu dönem; ekonominin siyasetin kısa vadeli baskısından uzaklaşıp fiyat istikrarına, yapısal reformlara ve sürdürülebilir büyümeye odaklanabilmesi için önemli bir imkan olarak görülüyordu. Kapsayıcı büyüme, sürdürülebilir cari denge, güçlü işgücü piyasası, sağlam kamu maliyesi ve makul enflasyonun bir arada olduğu bir ekonomik tabloya ulaşmak için güya bir fırsat penceresi olacaktı.</p>
<p>Aradan geçen süre, bu beklentinin tam anlamıyla gerçekleşmediğini gösteriyor. Dün açıklanan GSYH rakamları da bu durumu teyit ediyor.</p>
<p><strong>Büyüme istenilen nitelikte değil</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisi büyümeye devam ediyor; ama normalde olması gereken hızda değil. Aslında sorun büyümenin varlığı değil, niteliği. Çünkü ortaya çıkan tablo, arzuladığımız türden bir kalkınma hikayesi üretmiyor. Büyüme var ama istikrarlı değil. Büyüme var ama enflasyondan bağımsız değil. Büyüme var ama üretim, verimlilik ve teknolojik dönüşüm eksenli değil.</p>
<p>Türkiye uzun süredir zikzaklar çizerek büyüyor. Bir yıl yüksek büyüme oranları yakalanıyor, sonraki dönemde sert yavaşlamalar geliyor. Son dönem verileri de benzer bir tabloya işaret ediyor. 2024’te ilk çeyrekte gaza basan ekonomi sonraki çeyreklerde frene bastı; daha sonra yeniden canlanma sinyalleri verdi. Şimdi tekrar frene basıldı. Bu inişli çıkışlı performans, ekonominin sağlam bir büyüme patikasına oturamadığını gösteriyor.</p>
<p>Daha önemlisi, büyümenin kompozisyonu sorunlu. </p>
<p><strong>Tüketimle büyümenin sınırları</strong> </p>
<p>Türkiye’de büyüme büyük ölçüde iç talep ve tüketime dayanıyor. Hane halkı harcamaları hızlandığında ekonomi büyüyor; tüketim zayıfladığında büyüme de ivme kaybediyor. Ancak tüketim odaklı büyümenin sınırları var. Bu model çoğu zaman yüksek cari açık, finansman ihtiyacı, kur baskısı ya da enflasyon üretiyor. Nitekim Türkiye’nin yüksek büyüme yaşadığı dönemlerin önemli kısmı ya dış denge sorunlarıyla ya da fiyat şoklarıyla sonuçlandı.</p>
<p><strong>Orta gelir tuzağından çıkamadık</strong></p>
<p>Yıllardır dikkat çektiğimiz temel noktalardan biri burada önem kazanıyor. Türkiye hâlâ orta gelir tuzağından çıkabilmiş değil. Bir dönem 2-3 bin dolar seviyelerinden 10-13 bin dolar bandına yükselen kişi başına gelir daha sonra liradaki aşırı değerlenmenin etkisiyle 15.000 bandına geldi ama kur etkisini bir köşeye bıraktığımızda biliyoruz ki yaklaşık 15 yıldır aynı eşikte sıkışmış durumdayız. Yıllar önce 2023 yılı için 2 trilyon dolarlık ekonomi ve 25 bin dolarlık kişi başına gelir hedefi açıklamıştık. Ama gerçekleşme bunun oldukça altında kaldı. Bu yalnızca hedef sapması değil, büyüme modelinin sınırlarına işaret eden yapısal bir sorundur.</p>
<p>Peki sorun nerede?</p>
<p>Sorun, Türkiye’nin henüz üretim ve ihracat eksenli bir büyüme modeline geçememiş olmasıdır. Dünya örnekleri bunu açık biçimde gösteriyor. Almanya, Japonya, Güney Kore, Çin, Singapur ve Finlandiya gibi ekonomiler uzun dönemli büyüme başarılarını güçlü sanayi tabanı, ihracat kapasitesi, teknoloji yatırımı ve verimlilik artışı üzerine kurdu. Bu ülkeler yalnızca üretmedi; markalaştı, Ar-Ge’ye yatırım yaptı, patent üretti ve küresel rekabette üstünlük sağladı.</p>
<p><strong>Sanayisizleşme riski </strong></p>
<p>Türkiye ise bugün hala sanayisizleşme riskini tartışıyor. Oysa gelişmekte olan bir ekonomi için imalat sanayiinin zayıflaması ciddi bir alarmdır. Çünkü yüksek gelir grubuna geçişin yolu hala büyük ölçüde güçlü üretim kapasitesinden geçiyor. İç tüketimle büyümek mümkündür; ancak sınıf atlamak çok daha zordur.</p>
<p>Öte yandan fırsat penceresinin en önemli hedefi olan fiyat istikrarı konusunda da arzu edilen noktaya henüz ulaşılmış değil. Enflasyonda gerileme yaşansa da süreç beklenenden daha yavaş ilerliyor. Beklentilerin katılaşması, fiyat davranışlarının bozulması ve yüksek enflasyonun ekonomiye yerleşmesi, dezenflasyonu zorlaştırıyor. Oysa yüksek enflasyon yalnızca satın alma gücünü aşındırmaz. Aynı zamanda uzun vadeli yatırım kararlarını bozar, kaynak dağılımını verimsizleştirir ve sürdürülebilir büyümeyi zayıflatır.</p>
<p><strong>Kaliteli büyüme modeli</strong></p>
<p>Bu nedenle Türkiye’nin ihtiyacı daha yüksek büyüme rakamları değil; daha kaliteli bir büyüme modelidir.</p>
<p>Öncelik fiyat istikrarı olmalıdır. Para politikasıyla birlikte maliye politikası, bütçe disiplini ve gelirler politikası aynı hedef doğrultusunda çalışmalıdır. Enflasyonla mücadele, yalnızca Merkez Bankası’nın omzuna bırakılabilecek bir süreç değildir.</p>
<p>İkinci olarak büyüme modeli iç talepten üretim ve ihracata kaydırılmalıdır. Sanayi politikası, kur politikası, ticaret politikası ve finansman mekanizmaları teknoloji yoğun üretimi destekleyecek biçimde yeniden tasarlanmalıdır. Türkiye’nin yalnızca daha fazla üretmesi değil, daha yüksek katma değerli üretmesi gerekiyor.</p>
<p>Üçüncü olarak eğitim, verimlilik, kayıt dışılıkla mücadele, enerji verimliliği ve yatırım ortamına yönelik reformlar hızlandırılmalıdır. Nitelikli işgücü olmadan, inovasyon kapasitesi artırılmadan ve kurumsal güven güçlendirilmeden kalıcı büyüme sağlanamaz.</p>
<p>Son olarak büyüme kapsayıcı olmalıdır. İstihdam yaratan, gelir artışını toplumun geniş kesimlerine yayan ve vatandaşın günlük hayatında hissedilen bir ekonomik performans ortaya çıkmadıkça yüksek büyüme oranları tek başına başarı anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Pencere tamamen kapanmadı </strong></p>
<p>Türkiye’nin önündeki fırsat penceresi hala tamamen kapanmış değil. Ancak bu fırsatın kendiliğinden sonuç üretmeyeceği artık daha net görülüyor. Arzulanan büyüme, tüketimle şişen, enflasyonla aşınan ve dalgalı seyreden bir büyüme değil; üretim, verimlilik, ihracat ve fiyat istikrarı üzerine kurulu sürdürülebilir bir büyümedir.</p>
<p>Bu vizyon politik hesaplara, seçim ekonomilerine ve kısır çatışmalara kurban edilmemelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyumede-firsat-kacti-mi-80223</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/3/1280x720/6-1780376818.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyümede fırsat kaçtı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyumeyen-ve-yuksek-enflasyonlu-bir-ulke-80222</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyümeyen ve yüksek enflasyonlu bir ülke</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2025’in ikinci çeyreğinden bu yana büyüme oranı düşüyor. Bu yılın ilk çeyreğinde neredeyse yatay bir seyir var: Sadece yüzde 0,1 oranında artmış GSYH. Bir çeyrek önce ise yüzde 0,4 artış vardı. Bunlar çok düşük değerler.</strong></p>
<p>İlk çeyreğin GSYH gelişmeleri dün açıklandı. Bir yıl öncesinin aynı çeyreğine kıyasla ekonomimiz yüzde 2,5 oranında büyüdü. Karmaşık dönemlerde bir çeyrek öncesine kıyasla büyüme oranlarına bakmak daha yararlı. İçinde bulunduğumuz dönemin de karmaşıklık açısından maşallahı var; İmamoğlu’nun tutuklanması, Trump’ın gümrük tarifesi bombaları, çok sayıda belediye başkanının tutuklanması, İsrail ve ABD’nin İran’a saldırması, Hürmüz Boğazı’nın kapanması, Trump’ın anlaştık ve fakat (aynı gün) anlaşmadık, anlaşmamıza ramak kaldı, durun acele etmeyin; durumu bir daha değerlendiriyorum mealindeki açıklamaları…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e5e3e73599-1780375102.png" alt="" width="331" height="292" /><strong>İki çeyrektir yatırımlar azalıyor</strong></p>
<p>Grafikte GSYH’nin bir dönem öncesine kıyasla yüzde değişim oranları gösteriliyor. 2024’ün ilk çeyreği ile 2026’nın ilk çeyreğini kapsayan bir dönem için. 2025’in ikinci çeyreğinden bu yana büyüme oranı düşüyor. Bu yılın ilk çeyreğinde neredeyse yatay bir seyir var: Sadece yüzde 0,1 oranında artmış GSYH. Bir çeyrek önce ise yüzde 0,4 artış vardı. Bunlar çok düşük değerler.</p>
<p>Sevimsizlik bununla da kalmıyor. İki çeyrektir yatırımlar azalıyor. Yatırım harcaması GSYH’nin en çok dalgalanan kalemidir. Büyük çoğunlukla GSYH artarken yatırım daha yüksek oranda artar, GSYH çok sınırlı büyürken ya da azalırken daha keskin düşer. Şimdi de öyle: Geçen yılın son çeyreğinde yüzde 0,3, bu yılın ilk çeyreğinde ise yüzde 2,2 oranında azaldı yatırım harcaması. Bir diğer olumsuz gelişme ise ihracatta yaşandı. İhracatın yüzde 0,1 oranında büyüyen GSYH’ye katkısı yaklaşık 1.6 puan ‘ondan çalmak’ biçiminde tecelli etti. Farklı bir ifadeyle, GSYH’ye ihracattan destek yok, köstek var.</p>
<p>Peki, son ayına girdiğimiz ikinci çeyrek büyümesi nasıl şekillenebilir? Öncü göstergeler ilk çeyrekteki gidişata benzer bir tablo ortaya koyuyor. Bu durumda, ikinci çeyreğin büyümesinin bir dönem öncesine kıyasla çok sınırlı kalması beklenir. Sınırlı bir azalma bile yaşanabilir. Kıssadan hisse, 2026’nın ilk yarısı büyüme açısından kaybedilmiş bir dönem olacak.</p>
<p><strong>Enflasyonu düşürecek </strong><strong>bir ortam da yok</strong></p>
<p>Defalarca vurguladığım gibi, “enflasyonla mücadele eden bir ekonomi politikasının düşük büyümeyi kabul etmesi gerekir” görüşü her koşulda geçerli değil. Kontrol altında olmayan dışsal koşullar bir tarafa bırakıldığında, nasıl bir ekonomi politikası uyguladığınıza ve ekonomiyi yakından ilgilendiren alanlardaki politikaların/gelişmelerin politikanıza destek olup olmadığına bağlı. “Paranıza kalıcı biçimde güven sağlayabiliyor musunuz?” sorusunun yanıtı ile yakından ilgili. Bu açıdan, uygulanmakta olan programın çok eksik bir program olduğu ortada. Bir de buna yargı alanında yaşananları ekleyin. Büyüme dostu bir ortam olmadığı gibi enflasyonu düşürecek bir ortam da yok. Sonuçta biz fanilere kalan, büyümeyen (çok sınırlı bir oranda büyüyen) bir ekonomi ve yüksek enflasyon. Çarşamba günü açıklanacak mayıs ayı enflasyon verisi de bunu teyit edecek.      </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyumeyen-ve-yuksek-enflasyonlu-bir-ulke-80222</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyümeyen ve yüksek enflasyonlu bir ülke ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80221</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran - ABD görüşmeleri durdu: Piyasaları ne bekliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="İran, ABD ile Görüşmeleri Sonlandırdı! Piyasaları Şimdi Ne Bekliyor? | Ekonomi Masası | 02 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/_vymUTHmffk" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80221</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plan-yapmak-mi-lidere-pilav-pisirmek-mi-80220</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Plan yapmak mı lidere pilav pişirmek mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Plansız eylem, zaman ve kaynak israfıdır. Geleceğe doğru gözü bağlı yürümektir. Planlı eylem ise ülke, kurum kaynaklarını, aynı ufka bakarak düzenlemek, uygulayıcıları yönlendirmektir.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: DPT yeniden kurulsun diyenlere (ben dahil) bir uyarım olacak: Bir kez daha düşünün derim. Zira sorun <strong>DPT</strong> kapatıldığı için plansızlık değil, plan denince ne anladığımızda… <strong>Tepedekinin hoşuna gidecek planlar</strong> ya da <strong>yöneticisinin aklından geçenleri</strong> plan diye sunarak varılacak bir yer yok.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Batı dillerinde <strong>hatır</strong>, <strong>gönül</strong>, <strong>vefa</strong> gibi kelimeler yoktur. Çünkü bu dilleri var eden sosyolojide bu <strong>duyguların karşılığı</strong> yoktur. Bizim dilimizde de <strong>vizyon</strong>, <strong>misyon</strong>, <strong>strateji</strong>, <strong>plan</strong> yoktur. Önce ateş edersin, sonra nişan alırsın. <strong>Gözünle düşünürsün</strong>. Kervan da yolda dizilir.</p>
<p><strong>BAKANLIKLAR ARASINDA ERİTİLEN DPT</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Bu noktada itirazları duyuyorum: “<strong>Bizde nasıl plan olmaz? Yığınca bütçe plan başkanlığımız var. Hatta zamanında DPT’miz dahi vardı</strong>” diye… Doğrudur; <strong>var mı var</strong>. DPT’ye gelince; ülkenin ekonomi ve sosyal kalkınmasını hızlandırmak için kurduk, <strong>1960-2001</strong> yılları arasında hayli de yararlandık.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Sonra mı? <strong>2011</strong>’de <strong>Kalkınma Bakanlığı</strong> olarak yeniden organize edildi, 2018’de ise Kalkınma Bakanlığı ile <strong>Maliye Bakanlığı</strong>’nın <strong>Bütçe ve Mali Kontrol Müdürlüğü</strong> birleştirilip Cumhurbaşkanlığı bünyesinde Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na dönüştürüldü. Ardından <strong>plansız</strong> kaldık.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Planlamaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Başkanlıklar DPT’nin işlevini görüyor mu?</em></strong></p>
<p>Hayır, tabii ki… Sadece günlük politikaların yürütülmesi için teknik bazı çalışmalar yapılıyor, hepsi bu… Hatta <strong>Orta Vadeli Program</strong> dahi çalakalem birileri tarafından 3 günde yazıldı ve hâlâ sonuç alınamadı.</p>
<p><strong><em>Hükümetler DPT’ye ihtiyaç duyar mı?</em></strong></p>
<p>Hem de nasıl. Misal ABD’de <strong>Rand Corporation</strong>, Başkanın arka <strong>çalışma ofisi</strong> gibidir. Orta uzun vadeli stratejiler burada şekillenir, politikalar oluşturulur. <strong>Savunmadan internete, yapay zekâya kadar…</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>BEN GİDERİM PLAN ARKAMDAN GELİR</strong></p>
<p>Bizde <strong>uzmana</strong>, <strong>bilime</strong> saygı olmadan DPT’yi yeniden kursak, bir tür “<strong>catering</strong>” servisine döner. <strong>Lideri dinle</strong>, <strong>sözlerini pişir</strong> ve <strong>yine ona servis et</strong>. Tıpkı yemek şirketlerinin yaptığı gibi… <strong>Lider ne istiyorsa onu plan diye sunacak isek</strong> planlamaya dair beslediğimiz iyicil umutları ziyan etmeyelim derim.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>PLANLAMA LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>DPT</strong>: Devlet Planlama Teşkilâtı… Demirel, Özal gibi vizyoner liderlerin entelektüel tarlası</p>
<p><strong>Beş yıllık plan</strong>: DPT’nin ülkenin geleceğine dair 5’er yıllık dönemlere göre hazırladığı yol haritası</p>
<p><strong>Statik plan</strong>: Tüm parametrelerin sabit kalacağı varsayımı ile yapılan, çok uzun soluklu metin</p>
<p><strong>Dinamik plan</strong>: Değişen iç ve dış koşullara göre revize edilmeye uygun, modüler plan anlayışı</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plan-yapmak-mi-lidere-pilav-pisirmek-mi-80220</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/musavir-memur-muhasebeci-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Plan yapmak mı lidere pilav pişirmek mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-ceyrek-buyumesi-yuzde-25-ve-tahminlerin-biraz-altinda-80219</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk çeyrek büyümesi yüzde 2,5 ve tahminlerin biraz altında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,5 oranında büyüdü. Geçen yılın ilk çeyreğindeki büyüme de aynı düzeydeydi. İlk çeyrek oranlarının aynı gerçekleşmesi yıllıklandırılmış büyüme oranının değişmemesi sonucunu doğurdu. Türkiye 2025 yılının tümünde yüzde 3,6 büyümüştü; bu yılın ilk çeyreği itibarıyla yıllıklandırılmış oran da yüzde 3,6 oldu.</p>
<p>GSYH’yi oluşturan sektörler içinde ilk çeyrekte geçen yıla göre tek küçülen sektör sanayi. Sanayide geçen yıla kıyasla yüzde 0,8 oranında daralma görüldü.</p>
<p>Tarımda yüzde 4,6’lık bir büyüme var. En hızlı büyüyen sektör ise yüzde 9,5 ile bilgi ve iletişim.</p>
<p>İlk çeyrek büyümesine ilişkin tahminler ağırlıkla yüzde 2,7 düzeyindeydi. Dolayısıyla gerçekleşme tahminlerin bir miktar altında kalmış oldu.</p>
<h2>Yıllık hedefe ulaşılamayacak</h2>
<p>Biraz önce de belirttim; geçen yılki büyüme yüzde 3,6 düzeyindeydi, ilk çeyrek sonundaki yıllıklandırılmış oran da aynı oldu. 2026 yılına ilişkin büyüme hedefi ise yüzde 3,8.</p>
<div id="adpro-11" class="adpro desktop-ad text-center " data-page="343" data-region="1686" data-category="-1" data-lazy="false" data-loaded="true" data-gtm-vis-recent-on-screen6120021_502="19257" data-gtm-vis-first-on-screen6120021_502="19257" data-gtm-vis-total-visible-time6120021_502="100" data-gtm-vis-has-fired6120021_502="1">
<div>
<div data-google-query-id="CNa3nY7b55QDFdlMkQQd-xYgGg">
<p>Ancak gidişat bu oranın tutturulmasının zordan öte neredeyse olanaksız olacağını gösteriyor. Bunun en büyük nedeni de tabii ki savaş ve savaşın yarattığı tüm dünya ekonomilerini etkileyen olumsuzluk.</p>
<p>Türkiye bu yıl öngörülenin altında bir büyümede kalırsa, ki kalacak, dünyada yalnız olmayacak. Hemen hemen tüm ülkelerde büyüme tahmini aşağı çekildi.</p>
<p>Dolayısıyla bu yılki büyümeyi en geniş marjda yüzde 3,0-3,5 arasında beklemek gerekiyor. Bir başka ifadeyle geçen yılki büyümenin altında kalınacağı kesin gibi.</p>
<h2>Yüzde 3,8 niye mi tutmaz?</h2>
<p>Türkiye’nin bu yılki resmi hedefi olan yüzde 3,8’lik büyümeyi yakalayabilmesi için son üç çeyrek toplamında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,2 büyümesi gerekiyor. Mevcut eğilimle bunun olanaksız olacağı ortada.</p>
<p>Hele hele son günlerde siyasette yaşanan olumsuzlukların çok daha ileri boyuta taşınması riski dikkate alınırsa yüzde 3’ü, 3,5'i tümden unutmak gerekir.</p>
<h2>GSYH 1,6 trilyon dolar</h2>
<p>2026-2028 dönemi orta vadeli programına göre bu yılki GSYH 1 trilyon 658 milyar dolar olarak öngörüldü.</p>
<p>TÜİK’in dün açıkladığı verilere göre ilk çeyrek sonundaki yıllıklandırılmış GSYH döviz bazında 1 trilyon 639 milyar dolar oldu.</p>
<p>TÜİK ilk çeyrek GSYH haber bülteniyle birlikte döviz bazındaki GSYH’yi de çeyreklik bazda 1995 yılından bu yana olan dönem için yayımlamaya başladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İTO’nun mayıs enflasyonu yüzde 1,53</span></h2>
<p>İstanbul Ticaret Odası mayıs ayı için TÜFE artışını yüzde 1,53 olarak açıkladı. Geçen yılın mayıs ayındaki artış yüzde 1,57 idi.</p>
<p>İTO’ya göre ilk beş aydaki artış yüzde 17,76, yıllık artış ise yüzde 36,77 oldu.</p>
<p>Mayıs ayında gıda grubundaki artış yüzde 0,83 olarak ölçüldü. Bu grupta yıllık artış ise yaklaşık yüzde 39 düzeyinde oluştu.</p>
<p><strong>TÜİK’in açıklaması 5 Haziran’da</strong></p>
<p>Bu arada TÜİK’in mayıs ayı fiyat endekslerine ilişkin açıklamayı 3 Haziran Çarşamba günü değil 5 Haziran Cuma günü yapacağı öğrenildi.</p>
<p>TÜİK normalde fiyat endekslerine ilişkin açıklamayı bir sonraki ayın 3’ünde yapıyor; eğer ayın 3’ü hafta sonuna denk gelmişse açıklama ertesi iş gününe kaydırılıyordu. Ancak bu kez açıklama uzun Kurban Bayramı tatili dolayısıyla 3 Haziran tatil olmamakla birlikte iki gün sonraya, 5 Haziran’a bırakıldı.</p>
<p>TÜİK bu konuda son günlerde bir bilgilendirme yapmadı. Ancak açıklama tarihinin, çok önce, 2026 yılının başında bu yıla ilişkin veri takvimiyle birlikte duyurulduğunu belirteyim.</p>
<p>Anlaşılan TÜİK’e endeks hazırlamak için haziranın ilk iki günü yeterli olmadı. Ya da tatilin son günlerinde ilgili birimin çalışması ve açıklamanın her zamanki gibi ayın 3’ünde yapılması tercih edilmedi.</p>
<p>Oysa TÜİK ilk çeyreğe ilişkin GSYH verilerini veri yayımlama takvimine uyarak 1 Haziran’da yaptı. Elbette bu verilerin biri aylık, diğeri üç aylık; ayrıca hesaplamaya ilişkin hazırlık aşamaları çok farklı ama yine de fiyat endeksinin açıklaması da bir şekilde 3 Haziran’a yetiştirilebilirdi.</p>
<p>Artık<strong> “3’e 5’e bakmamak”</strong> gerek! Ha 3 Haziran’da açıklanmış, ha 5 Haziran’da, gelecek oran önemli. İTO’nun yüzde 1,53’lük açıklamasından sonra TÜİK’ten de yüzde 1,5 ile yüzde 2 arasında bir oran bekleniyor. Ama yüzde 1,0-1,5 arasında bir oran da sürpriz olmaz.</p>
<p> </p>
</div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-ceyrek-buyumesi-yuzde-25-ve-tahminlerin-biraz-altinda-80219</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/5/1280x720/bursanin-osbleri-yesil-donusumle-standart-yukseliyor-1769756234.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlk çeyrek büyümesi yüzde 2,5 ve tahminlerin biraz altında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-ziyadesiyle-mutluyuz-olusabilecek-her-firsat-icin-de-acigiz-80218</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’de ziyadesiyle mutluyuz, oluşabilecek her fırsat için de açığız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DANIŞMANLARI Işıl Kaya</strong>’nın organize ettiği Danimarkalı lojistik devi DFDS’in Başkan Yardımcısı, Akdeniz İş Birimi Başkanı <strong>Lars Hoffmann </strong>ve DFDS Akdeniz İş Birimi Operasyonlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı <strong>Kemal Bozkurt</strong>’la buluşmada, Türkiye’deki işlerinin temelini oluşturan UN Ro-Ro’nun büyük bölümüne tanıklık edip yazdığım tarihçesine girdim:</p>
<ul>
<li><strong>Balkanlar’ın göbeğinde, Yugoslavya’nın parçalanmasıyla sonuçlanan savaşın patladığı 1991 yılının sonlarıydı. Türk TIR’ları Avrupa’ya ihraç ürünü taşıyamaz haldeydi.</strong></li>
<li><strong>Dönemin Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Başkanı Saffet Ulusoy önderliğindeki sektör temsilcileri şu formülü geliştirdi: </strong>“Bir ro-ro şirketi kuralım. İstanbul-Trieste (İtalya) arasında <strong>‘ro-ro köprüsü’ </strong><strong>oluşturalım</strong>.”</li>
<li><strong>1993 yılında </strong>“TIR’lar gemide, şoförler havada” <strong>dedirten 48 ortaklı UND Ro-Ro İşletmeleri A.Ş. kuruldu. Şoförler araçlarını İstanbul’da gemiye yüklüyor, kendileri uçakla gidip Trieste’de teslim alıp Avrupa’daki son noktalarına doğru yola çıkıyordu.</strong></li>
<li><strong>Zamanla şirketin adı </strong>“UN Ro-Ro”<strong>ya dönüştü. Gemiye kamyonlar değil, dorseler yüklenir oldu. Trieste’den Avrupa’nın içlerine kadar olan bölümde raylı sistem taşıma modeli benimsendi.</strong></li>
<li><strong>2006 yılı sonları, 2007 yılı başlarında UN Ro-Ro ortaklarından bazıları Türkiye’deki şirketlerin değerinin yükselmesine dikkat çekti: </strong>“UN Ro-Ro’ya bugüne kadar 650 milyon Euro yatırdık. Şirket değerleri yükselmişken satıp oluşan köpükten payımızı alalım.”</li>
<li><strong>Nitekim 2007 yılı Ekim ayında UN Ro-Ro</strong><strong>,</strong><strong>ABD’li yatırım şirketi KKR’a 910 milyon Euro’ya satıldı.</strong></li>
<li><strong>Esas Holding ve Actera Group UN Ro-Ro’yo Ağustos 2014’te yine aynı değerleme üzerinden, yani 910 milyon Euro’ya devraldı.</strong></li>
<li><strong>Bildiğiniz gibi şirket Nisan 2018’de de 950 milyon Euro bedelle DFDS’e geçmişti.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e5ad72af5f-1780374231.png" alt="" width="700" height="465" /></strong><strong>Kemal Bozkurt, </strong>2011 yılından beri UN Ro-Ro’da görev yaptığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Şirkete KKR döneminde girmiştim. Dolayısıyla Esas Holding-Actera Group’un satın alıp yönettiği, sonra da DFDS’e sattıklarını şirketin içinde yaşadım.</strong></p>
<p><strong>Lars Hofmann</strong>’a sohbetin başında sordum:</p>
<p>-          <strong>DFDS, Türkiye’ye yaptığı yatırımdan memnun mu?</strong></p>
<p><strong>Hofmann, </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de UN Ro-Ro’yu almış olmaktan ziyadesiyle memnunuz. Ekol Lojistik’in uluslararası taşımacılık bölümünü de Kasım 2024’te devraldık. Türkiye’ye yaptığımız yatırım toplamda 1.5 milyar doları buldu.</strong></p>
<p>Memnuniyetlerini şu mesajla perçinledi:</p>
<p>-          <strong>Mevcut konjonktürde oluşabilecek her fırsata yatırım açısından açığız…</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Ana sermayedarımız Danimarkalı ama biz bir Türk şirketiyiz. Gemilerimizin çoğu Türk bayraklı. Personelimiz Türk.</strong></p>
<p>Türkiye’de kendilerini <strong>“mutsuz” </strong>hissedecekleri bir durumla karşılaşmadıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>DFDS, bir ülkede, pazarda şirket satın alımı yapmadan önce çok araştırma yapar. Türkiye’de de satın alma öncesinde araştırmalarımızı yaptık, olası riskleri değerlendirdik. Beklentilerimizin karşılanmadığı bir durum yok.</strong></p>
<p>DFDS’in son 10 yılda globalde satın almalarla çok büyüdüğünü vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Şimdi o satın almalarla yol almayı sindirme zamanı. Yani, organik büyümeye daha fazla odaklanacağız.</strong></p>
<p>DFDS’in UN Ro-Ro’yu satın aldığı 2018 yılında filosunda 13 geminin bulunduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bir ara gemilerimizin sayısı 20’yi buldu. Şu anda 17 gemi ile hizmet veriyoruz. 13’ü Türk bayraklı, Türk personel çalışıyor. Ayrıca isimleri de Türkiye’den… Bir personelimiz gemilere Türkiye’den isimler vermemizi önerdi, biz de hemen benimsedik ve yaptık.</strong></p>
<p>Filodaki iki geminin Malta bayraklı olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu iki gemideki personelimiz de tümüyle Türkler’den oluşuyor. İki gemiyi de </strong>“charter” <strong>modeliyle kullanıyoruz.</strong></p>
<p>DFDS’in Türkiye’nin dış ticaretindeki payını öğrenmek istedim, şu verileri paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Yılda 400-450 bin ünite taşıyoruz. Karada tekerlekli yükün yüzde 40’ının taşımasını üstleniyoruz.</strong></p>
<p>DFDS’in Türkiye’nin dış ticaretindeki payının rakamsal büyüklüğünü merak ettim, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Bizim üzerimizden geçen ihracatın, ithalatın parasal büyüklüğünün hesabını yapmış değiliz. Sadece kendi ciromuzu biliyoruz. 400 milyon Euro’yu aşan bir ciromuz var. Akdeniz İş Birimi’nin 2025 yılı cirosu da 618 milyon 340 bin Euro düzeyinde bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>Hoffmann, </strong>Türkiye’de istihdama verdikleri katkı üzerinde de durdu:</p>
<p>-          <strong>Ekol’ün bünyemize katılmasıyla birlikte 3 bin personel Türkiye’deki grubumuza eklenmiş oldu.</strong></p>
<p>Türkiye’deki şirketin DFDS grubundaki büyüklüğünü sordum, yanıtı <strong>“Akdeniz İş Birimi” </strong>şeklinde vermeyi seçti:</p>
<p>-          <strong>Benim başında bulunduğum Akdeniz İş Birimi, DFDS grubunun yüzde 30’unu oluşturuyor…</strong></p>
<p>Danimarkalı DFDS, Nisan 2018’de UN Ro-Ro’yu satın alarak girdiği Türkiye’den memnuniyetini, yatırımlarını 1.5 milyar dolara taşıyarak ortaya koymuş bulunuyor…</p>
<p><strong>“Her fırsata açığız” </strong>mesajıyla da yatırım iştahının sürdüğünü gösteriyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Doluluklarımız oldukça yüksek</span></h2>
<p><strong>DFDS </strong>Başkan Yardımcısı, Akdeniz İş Birimi Başkanı <strong>Lars Hoffman</strong>’a işlerinin temposunu sordum, şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Doluluklarımız oldukça yüksek. İthalatta doluluğumuz daha yüksek. 1-2 gemi ilavesiyle ek kapasite yaratmayı gündemimize alabiliriz.</strong></p>
<p>DFDS Akdeniz İş Birimi Operasyonlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı <strong>Kemal Bozkurt, </strong>kapasite artırma konusu açılınca şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Deniz kıyısındaki alanlar sınırlı. Pendik’te bir kara terminali düşünüyoruz. Benzeri Trieste’de (İtalya) var. Pendik’te kara terminali için alan kiralama veya satın alma konusunda çalışmalar yapıyoruz. 50 bin metrekarelik bir alan olacak.</strong></p>
<p><strong>Bozkurt, </strong>ro-ro seferlerinin çıkış-varış noktalarını sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Pendik-Trieste: </strong>Her gün</li>
<li><strong>Pendik-Bari</strong></li>
<li><strong>Pendik-Patras-Trieste</strong></li>
<li><strong>Martaş </strong>(Marmara Ereğlisi)<strong>-Trieste</strong></li>
<li><strong>Mersin-Trieste: </strong>Haftada 3 gün</li>
<li><strong>Dimyat </strong>(Mısır)<strong>-Trieste</strong></li>
<li><strong>Yalova-Séte </strong>(Fransa): Haftada 5 gün</li>
<li><strong>Martaş-Séte</strong></li>
<li><strong>İzmir-Séte</strong></li>
</ul>
<p><strong>Bozkurt, </strong>Trieste’de varış noktasındaki limanın DFDS’e ait olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Trieste’deki yerimiz kıyı kenar çizgisi içinde yer alıyor.</strong></p>
<p>DFDS’in demiryolu taşımacılığı şirketi <strong>“PrimeRail”</strong>i 2022 yılında satın aldığını anımsatıp, Intermodal taşımacılığın çıkış-varış noktalarını paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Trieste-Wels </strong>(Avusturya)</li>
<li><strong>Trieste-Bettembourg </strong>(Lüksemburg)</li>
<li><strong>Trieste-Köln </strong>(Almanya)</li>
</ul>
<p><strong>Lars Hoffmann, </strong>Türkiye’nin dış ticaretini destekleyecek yeni hatlar açmaya hazır olduklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Örneğin Karadeniz’e her zaman bakıyoruz ama Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle ortam müsait görünmüyor.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Biz, Türkiye’nin içinde olduğu yapılarda yer alırız.</strong></p>
<p><strong>Hoffmann</strong>’a ABD-İsrail-İran savaşının lojistik maliyetlerine etkisini anımsattım, şu yorumu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Savaş elbette lojistik maliyetlerini artırdı. Ancak, ondan önce de tüm dünyada yeşil dönüşüm etkisiyle lojistik maliyetlerinde artış başlamıştı. Bu gidişle lojistik maliyetlerindeki artış ister istemez nihai tüketiciye de yansır.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">15 bin şoför Trieste’ye uçuyor</span></h2>
<p><strong>DFDS </strong>Akdeniz İş Birimi Başkanı <strong>Lars Hoffmann </strong>ve Akdeniz İş Birimi Operasyonlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı <strong>Kemal Bozkurt</strong>’la sohbet ederken, UN Ro-Ro’nun İstanbul-Trieste seferlerinin ilk başladığı 1993 yılındaki başlıklardan örnek aktardım:</p>
<ul>
<li><strong>TIR’lar gemide, şoförler havada…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Kemal Bozkurt, </strong>Trieste’ye şoförlerin yoğun yolculuklarının sürdüğünü belirtti:</p>
<p>-          <strong>13-15 bin şoför Trieste’ye uçuyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gemi isimleriyle Sumela,  Zeugma ve Aspendos’u tanıtıyor</span></h2>
<p><strong>DFDS</strong>, UN Ro-Ro’yu Nisan 2018’de satın alması sonrası personel önerisiyle gemilerin isimlerini Türkiye’nin tarihi mekan ve bölgelerinden belirledi.</p>
<p>Gemilerin isimlerinden bazıları şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>Gallipoli </strong>(Gelibolu)</li>
<li><strong>Olympos</strong></li>
<li><strong>Aspendos</strong></li>
<li><strong>Dardanella </strong>(Çanakkale Boğazı)</li>
<li><strong>Assos</strong></li>
<li><strong>Zeugma</strong></li>
<li><strong>Sumela</strong></li>
<li><strong>Galata</strong></li>
<li><strong>Ephesus</strong></li>
<li><strong>Troy</strong></li>
<li><strong>Pergamon</strong></li>
<li><strong>Myra</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-ziyadesiyle-mutluyuz-olusabilecek-her-firsat-icin-de-acigiz-80218</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/DFDS-yeni.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de ziyadesiyle mutluyuz, oluşabilecek her fırsat için de açığız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/metalde-zincirleme-savas-kazasi-80217</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Metalde zincirleme savaş kazası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e597e0d3fa-1780373886.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Orta Doğu’da aylardır devam eden çatışmaların etkisi enerji piyasalarının çok ötesine taşınmış durumda. Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar, petrol ve LNG ticaretinin yanı sıra metal ve madencilik sektörünün kullandığı kritik hammaddelerin akışını da sekteye uğratıyor. Küresel danışmanlık şirketi Wood Mackenzie’ye göre başlangıçta bölgesel bir lojistik sorunu gibi görünen kriz, artık küresel metal piyasalarında maliyetleri artıran ve arz güvenliğini tehdit eden yapısal bir soruna dönüşmüş durumda. Wood Mackenzie verilerine göre halen 110 milyon varilden fazla petrol yüzer depolarda bekliyor. Bölgedeki üreticilerin yaklaşık 11 milyon varillik günlük üretimi devre dışı kalırken, yükselen petrol ve dizel fiyatları madencilik sektörünün operasyonel maliyetlerini artırıyor. Uzmanlar, çatışmalar bugün sona erse bile bozulan lojistik ağların normale dönmesinin aylar sürebileceğini belirtiyor.</p>
<h2>Küresel GSYİH büyüme beklentisi %2.3</h2>
<p>Küresel ekonomi açısından da riskler büyüyor. Wood Mackenzie, yıl başında yüzde 2,5 olarak öngördüğü 2026 küresel büyüme tahminini yüzde 2,3'e düşürdü. Enflasyon baskılarının sürmesi, faiz indirimlerinin gecikmesi ve güçlü doların sanayi talebini baskılaması bekleniyor. Analistlere göre piyasada belirgin bir ayrışma yaşanacak. Hammaddeye yerel kaynaklardan erişebilen entegre üreticiler görece avantajlı konumda kalırken, uzun deniz yollarına ve ithal girdilere bağımlı tesisler daha yüksek maliyetler ve arz riskleriyle karşı karşıya kalacak. Özellikle alüminyum, çelik, nikel ve gübre sektörlerinde etkiler şimdiden hissedilmeye başlanırken, bazı metallerde asıl baskının yılın ikinci yarısında ortaya çıkabileceği belirtiliyor.</p>
<h2>Alüminyumda 3,5 milyon tonluk risk</h2>
<p>Ortadoğu’daki enerji altyapısına yönelik hasarlar alüminyum sektörünü doğrudan vurdu. Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’deki büyük üretim tesislerinde yaşanan kesintiler nedeniyle bölgenin bu yıl 3,5 milyon tona kadar üretim kaybı yaşayabileceği tahmin ediliyor. Çin ve Endonezya üretimi artırmaya çalışsa da küresel arzın yaklaşık yüzde 3 daralması bekleniyor. Bu durum özellikle otomotiv ve ambalaj sanayisinde maliyet baskısını artıyor.</p>
<h2>Çelikte hurda yarışı başladı</h2>
<p>İran'daki üretim kayıpları nedeniyle Orta Doğu'nun ham çelik üretimi mart ayında yüzde 33 geriledi. İran fabrikalarındaki düşüş ise yüzde 55'i buldu. Pelet ve doğrudan indirgenmiş demir (DRI) arzındaki sıkıntılar çelik üreticilerini hurda ve kütük kullanımına yöneltti. Son iki ayda hurda fiyatları çift haneli oranlarda yükselirken, yüksek demir cevheri ve kok kömürü maliyetleri entegre tesislerin üretim giderlerini yaklaşık yüzde 10 artırdı.</p>
<h2>Kükürt kritik boğaza girdi</h2>
<p>Küresel deniz yoluyla taşınan kükürt arzının yaklaşık yüzde 50’si risk altında bulunuyor. Özellikle Endonezya’nın nikel sektöründe kullanılan yüksek basınçlı asit liç (HPAL) tesisleri için kükürt kritik önem taşıyor. Bazı tesislerin stokları hızla erirken, spot fiyatlarda yeni yükselişler görülüyor. Uzmanlar kükürt piyasasının savaşın en kırılgan halkalarından biri haline geldiğini belirtiyor.</p>
<h2>Bakır şimdilik direniyor</h2>
<p>Bakır piyasası savaşın ilk aşamasında diğer metallere göre daha sınırlı etkilendi. İran kaynaklı arz kaybı küresel arzın yüzde 1’inin altında kalırken, yüksek fiyatlar piyasayı destekledi. Ancak sülfürik asit maliyetlerindeki sert yükseliş yeni bir risk yaratıyor. Özellikle Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde bakır üretiminin büyük bölümü Körfez bölgesinden gelen asit tedarikine bağlı olduğu için yılın ilerleyen dönemlerinde maliyet baskısının artması bekleniyor.</p>
<h2>Çinko ve kurşun tedarik alarmı veriyor</h2>
<p>İran'dan Çin'e yönelik konsantre sevkiyatlarının aksaması çinko piyasasında yeni endişeler yarattı. İran, Çin’in çinko konsantresi ithalatında yüzde 5’in üzerinde paya sahip bulunuyor. Piyasa zaten dar arz koşullarıyla mücadele ederken, sevkiyat gecikmeleri işleme ücretleri üzerinde baskı oluşturuyor ve eritme tesislerinin maliyetlerini artırıyor.</p>
<h2>Nikel piyasasında Endonezya kıskacı</h2>
<p>Elektrikli araç bataryalarının vazgeçilmez metali olan nikelde en büyük risk Endonezya’da görülüyor. Ülkenin kükürt ithalatının yüzde 75’ten fazlası Orta Doğu’dan geliyor. Tedarik sıkıntıları nedeniyle bazı üreticiler kapasite düşürmeye hazırlanırken, uzun vadeli satış sözleşmelerinde de yavaşlama yaşanıyor. Uzmanlar, son yıllarda hızla büyüyen Endonezya nikel sektörünün ilk kez ciddi bir hammadde darboğazıyla karşı karşıya kaldığını belirtiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/metalde-zincirleme-savas-kazasi-80217</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/7/1280x720/metaller-1780373987.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu krizinin enerji piyasalarında yarattığı sarsıntı alüminyumdan nikele, bakırdan çeliğe kadar tüm tedarik zincirlerine dalga dalga yayılıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomiye-fren-sanayiden-geldi-80216</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomiye fren sanayiden geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisi 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 2,7 olan beklentilere paralel yüzde 2,5 büyüdü. İlk çeyrek büyümesinde iç tüketimin katkısı artarak devam ederken sanayide daralma yaşandı, dış ticaretin negatif katkısı derinleşti. Sanayi üç çeyrek sonra ilk kez daralma yaşarken tarımda 4 çeyreğin ardından ilk kez büyüme gerçekleşti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2026'nın ilk çeyreği itibariyle Türkiye ekonomisinin yıllıklandırılmış büyüklüğü cari fiyatlarla 67.5 trilyon liraya, dolar bazlı ise 1.6 milyar dolara ulaştı. Takvim ve mevsim etkisinden arındırılmış çeyreklik büyüme yüzde 0,1 ile sınırlı olurken, ilk çeyrek yıllık büyümesi takvim etkisinden arındırılmış olarak ise yüzde 2,6 hesaplandı. Böylece büyümedeki yavaşlama hem yıllık hem de çeyreklik olarak 2025 üçüncü çeyreğinden bu yana sürmeye devam etti.</p>
<h2>Daralan tek sektör sanayi</h2>
<p>Üretim yöntemiyle hesaplamalara göre son dört çeyrektir daralan tarım sektöründe bu yıl ilk çeyrekte yüzde 4,6 büyüyerek 0.11 puan ile 2024'ün son çeyreğinden bu yana ilk kez büyümeye pozitif katkı sağladı. Tarım sektörü 2025 yılında yüzde 8,8 daralmıştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e57e8567d3-1780373480.png" alt="" width="640" height="304" />Sanayi sektörü ilk çeyrekte imalat sanayide kaydedilen yüzde 1,4'lük küçülmenin etkisiyle yıllık yüzde 0,8 daralarak büyümeyi 0.2 puan sınırlandırdı. Ve sanayi üretimi ilk çeyrekte büyümeyi sınırlandıran tek kalem olarak öne çıktı. Sanayideki düşüşü dikkat çekici hale getiren bir diğer unsur, baz etkisine rağmen bunun gerçekleşmesi oldu. 2025 birinci çeyrekte de sanayi yüzde 1,5 oranında gerilemişti. TÜİK verilerine göre diğer tüm iktisadi faaliyet kolları ilk çeyrekte artış kaydetti.</p>
<p>2023 depreminin ardından büyümeye sürekli artan katkısıyla öne çıkan inşaat sektörü ilk çeyrekte yüzde 3,2 büyüyerek önceki dönemlere göre ivme kaybederek büyümeye 0.2 puan katkı verdi. Ancak inşaatın büyümeye bu katkısı 2023'ün ilk çeyreğinden bu yana en düşük seviyede gerçekleşti. Tüm regülasyonlara rağmen yüzde 3,5 büyüyen finans ve sigorta sektörünün büyümeye katkısı da 0.22 puan gerçekleşti. İlk çeyrekte en yüksek artış kaydeden sektörler, yüzde 9,5 ile bilgi ve iletişim, yüzde 5,2 ile diğer hizmet faaliyetleri oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e57f2e73eb-1780373490.png" alt="" width="311" height="297" /></p>
<h2>Büyümeye 3.4 puanlık katkı</h2>
<p>Ekonomik programda kontrol edilmesi öngörülen hanehalkı tüketim harcamalarındaki artış 2026 birinci çeyrekte yüzde 4,8 oranına ulaştı. Vatandaşın tüketiminin ekonomik büyümeye katkısı da 3.4 puan ile öne çıkarken kamu harcamaları da bu çeyrekte hızlandı ve yüzde 2,1 büyüyerek 0.3 puan büyümeyi yukarı taşıdı. Bir önceki çeyrekte kamu harcamalarındaki daralma büyümeyi sınırlandırmıştı. Yatırımlar yüzde 3 büyürken 0.8 puanlık katkı sağladı. Yatırımlarda makine-teçhizat yatırımları ilk çeyrekte yüzde 3 büyüdü, bir önceki yıl aynı çeyrekte yüzde 2,7’lik düşüşün etkisi yaşandı. 2025’in ilk çeyreğinde makine teçhizat yatırımları düşerken, takip eden çeyreklerde sırasıyla yüzde 9,4, yüzde 11 ve yüzde 2,8 oranında artış olmuştu. İnşaat yatırımlarımdaki artış ise 2019-2022 dönemindeki düşüşün ardından, 2022 son çeyrekte başlayan yükseliş devam etti. 2026 ilk çeyreğinde de inşaat yatırımları yüzde 3,3 oranında arttı. İhracatta yüzde 12,7 daralma büyümeyi 2.9 puan sınırladı. İthalat yüzde 2 küçülürken 0.4 puan pozitif katkı sağladı. Net dış ticaretin büyümeye negatif katkısı da ilk çeyrekte 2.5 puana çıkarak belirginleşti.</p>
<h2>İşgücü ödemelerinin payı</h2>
<p>İlk çeyrekte, işgücü ödemelerinin gayri safi katma değer içindeki payı, bir önceki yıl ile aynı oranda yüzde 42,7 düzeyinde gerçekleşti. Bu etki, yıl başında asgari ücret artışı ve bağlı olarak ücret artışlarından geliyor. İlerleyen çeyreklerde ödenen ücretlerin payı azalmaya, kar olarak nitelenebilecek net işletme artığı/karma gelir ise artmaya başlıyor. İlk çeyrekte net işletme artığı/karma gelirin payı yüzde 35,8 olarak gerçekleşti. Uzmanlar 2026 yılında büyüme üzerinde aşağı yönlü risklerin canlı kaldığını belirterek şubat sonu başlayan savaş ve enerji fiyatlarındaki yükselişin dış talep koşullarını olumsuz etkileyeceğini vurguladı. İçeride finansal koşulların da daha uzun süre sıkı kalacağının öngörüldüğünü dile getiren uzmanlar bunun da yıl boyunca iç talebi sınırlayabileceği görüşünde. Ve böylece 2026 yılında büyümenin 2025 yılının biraz altında gerçekleşmesi mümkün olabilir.</p>
<h2>Yılmaz: OVP hedeflerinde aşağı yönlü risk var</h2>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz büyüme oranını değerlendirdiği yazılı açıklamasında jeopolitik gerilim ve küresel ekonomideki krizlere rağmen 23 çeyreklik büyüme ve bu dönem için mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış yüzde 0,1 oranındaki büyümeyi iktisadi faaliyetteki dirençli seyir olarak yorumladı. Yılmaz, yazılı açıklamasında istikrar programının korunduğunu belirtirken, OVP hedeflerine göre daha düşük gerçekleşme riskine dikkati çekerek, “Son dönemdeki küresel ekonomik tahminler çerçevesinde 2026 yılının tamamında büyüme oranı açısından OVP hedeflerine yönelik aşağı yönlü riskler ortaya çıkmakla birlikte söz konusu riskler etkin biçimde yönetilmekte olup yıl genelinde büyümenin OVP hedefine yakınsayacağı beklenmektedir. Harcamalar yönünden makroekonomik kompozisyon değerlendirildiğinde nihai yurt içi talebin iktisadi faaliyetin sürükleyicisi olduğu görülmektedir" yorumunu yaptı.</p>
<h2>Şimşek: Dezenflasyondaki yavaşlama geçici</h2>
<p>Haniye ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de yazılı açıklamasında ekonominin çoklu şoklarla karşı karşıya kaldığını belirterek buna rağmen büyüme gerçekleştiğini belirtti. Sanayideki daralmayı yorumlayan Şimşek, “İlk çeyrekte sanayi katma değeri küresel konjonktür ve takvim etkisiyle daraldı. Geçtiğimiz yıl don ve kuraklık nedeniyle önemli ölçüde düşen tarım katma değeri ilk çeyrekte yıllık yüzde 4,6 artış gösteri. Tarım sektörünün 2026'da büyümeyi desteklemesini bekliyoruz” ifadesine yer verdi. Şimşek, enflasyonla mücadeleye vurgu yaparak şu değerlendirmeyi yaptı: “Küresel talep görünümü ve yüksek emtia fiyatları nedeniyle ilk çeyrekte yıllık cari açık 39,7 milyar dolar, milli gelire oranla yüzde 2,4 oldu. Artan enerji maliyetleri dezenflasyon sürecinde geçici bir yavaşlamaya yol açsa da enflasyonla mücadeledeki kararlı duruşumuz sürmekte, fiyat istikrarını kalıcı şekilde sağlamak temel önceliğimiz olmaya devam etmektedir."</p>
<h2>Bolat: Büyüme oranını yukarı taşıyacağız</h2>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ilk çeyrek büyüme rakamlarını değerlendirdi. “GSYH’nin 2026 yılı ilk çeyreğinde yüzde 2,5 oranında artarak 23 çeyrektir kesintisiz büyümeye devam etmiştir” diyen Bakan Bolat, yıllıklandırılmış GSYH’nin de 2026 yılı ilk çeyreği itibarıyla 1 trilyon 639 milyar dolara çıkarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını aktardı. Üretimin öncü göstergesi olan İSO Türkiye İmalat PMI’ın da 2026 Mayıs ayında 49,8’e yükselerek son 26 ayın en yüksek seviyesine ulaştığını hatırlatan Bakan Bolat, “2026 yılının 2'nci çeyreğinde kaydedilen mal ve hizmet ihracatındaki önemli artışların da katkısıyla 2026 yılının kalan 9 ayında ekonomik büyümede ivmelenme beklenmektedir. Üretimde verimlilik odaklı dönüşüm ve rekabet gücünü artırmaya yönelik yapısal reformlarla birlikte Türkiye ekonomisinin potansiyel büyüme oranını yukarıya taşıyacağız" ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İş dünyasından ‘daralma’ uyarısı</span></h2>
<p>Büyüme verilerini değerlendiren iş dünyası temsilcileri, ekonominin küresel belirsizliklere rağmen pozitif performansını korumasını önemli bulurken, imalat sanayindeki daralmaya ve rekabet gücü kaybına dikkat çekti. Kalıcı istikrar için üretimi ve ihracatı öncelikleyen bütünsel bir modelin şart olduğunu vurgulayan iş dünyası temsilcileri, kur ve teşvik politikalarının revize edilmesini istiyor.</p>
<h2>Ekonominin dayanıklılığı bir kez daha tescillendi</h2>
<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç: “2026 1’inci çeyrek büyüme verisi, küresel belirsizlik ortamında Türk ekonomisinin dayanıklılığını ve potansiyelini bir kez daha tescilledi. Bu süreçte özellikle doğrudan yatırımları ülkemize çekmek, yeni ihraç pazarlarını desteklemek ve ihracat kadar ithalatta da hedef odaklı yürümek önem taşıyor. Bununla birlikte, sürdürülebilir ve nitelikli büyüme için sanayi odaklı, ihracata dayalı ekonomi modelimizi güçlendirmemiz artık bir tercih değil, öncelik. Maliye politikaları, teşvikler ve finansman olanakları ile desteklenen bir üretim modeli Türkiye’yi dünyada yeniden şekillenen ticaret haritasında güçlü bir konuma taşıyacaktır. Enflasyonla mücadele önceliğimizi tehlikeye atmayacak şekilde finansman ve kur politikalarını revize ederek ihracattaki bu darboğazı aşabileceğimize inanıyoruz.”</p>
<h2>“Sahadaki ivme kaybını büyüme verileri teyit etti”</h2>
<p>Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç: “Yüzde 2,5’lik büyüme verisi büyümenin niteliğini ortaya koyuyor. Bizim için önemli olan ekonominin ne kadar büyüdüğü kadar, bu büyümeyi hangi sektörlerin gerçekleştirdiğidir. Talep tarafı büyümeyi yukarı çekerken, arz tarafındaki zayıflama sürdürülebilir büyüme açısından dikkatle okunması gereken bir tablo ortaya koyuyor. Son dönemde ASO üyesi sanayicilerimizden, meslek komitelerimizden ve sahadan aldığımız geri bildirimler; üretim, yatırım ve ihracat tarafında ivme kaybına işaret ediyordu. TÜİK’in açıkladığı 2026 yılı 1. çeyrek büyüme verileri de sanayideki yavaşlamanın artık istatistiklere yansıdığını teyit ediyor. Bu tablo ülke ekonomisindeki büyüme devam etse bile sanayideki daralma ve rekabet gücü kaybının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Çünkü sanayicimizin rekabet gücünde ve ihracat pazarlarında yaşadığı kayıpların telafisi uzun yıllar alabilir. Kalıcı ve sürdürülebilir büyüme için üretim ve yatırım ortamını iyileştirecek, ihracatı ve verimlilik artışını destekleyecek politikalar önceliklendirilmelidir.”</p>
<h2>“Hedefin altında kalsa da pozitif büyüme kıymetli”</h2>
<p>Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran: “Büyüme verileri hedefin altında kalsa da pozitif olmasını kıymetli buluyoruz. Sıkı para politikası, yüksek finansman maliyetleri ve küresel belirsizliklere rağmen 23 çeyrektir büyüme önemli. Sanayi sektöründeki daralmanın ise üretim, ihracat ve istihdam üzerinde oluşturabileceği etkiler yakından izlenmesi gerekiyor. Ekonomimizin büyüme performansını koruyabilmesi ve yeniden daha güçlü bir ivme yakalayabilmesi için reel sektörün desteklenmesi büyük önem taşıyor. Özellikle üretim ve yatırım yapan işletmelerimizin finansmana erişimini kolaylaştıracak, yatırım iştahını artıracak ve işletmelerimizin nakit akışını rahatlatacak düzenlemeler, büyümeye doğrudan katkı sağlayacaktır. Enflasyonla mücadele süreci devam ederken üretim kapasitesinin korunması da göz ardı edilmemeli. Enflasyonla mücadelede elde edilecek başarı, uzun vadeli ekonomik istikrar açısından büyük önem taşıyor. Ancak bu süreçte üretim gücümüzü, yatırım kapasitemizi, ihracat ve istihdam seviyemizi koruyacak adımların da eş zamanlı olarak hayata geçirilmesi gerekiyor. Reel sektörün güçlü kalması, sürdürülebilir büyümenin en temel şartıdır. İş dünyası olarak üretmeye, yatırım yapmaya ve ülkemiz için değer oluşturmaya devam edeceğiz.”</p>
<h2>“Ekonomi büyüyor, amiral gemi sanayi ise daralıyor”</h2>
<p>Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Başkanı Ömer Karadeniz: “Türkiye ekonomisinin 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 2,5 büyümesi, ekonominin direnç göstermeye devam ettiğini ortaya koyuyor. Ancak büyüme rakamlarının detaylarına baktığımızda, sanayi sektörünün yüzde 0,8 daralmış olması dikkatle değerlendirilmesi gereken önemli bir gelişmedir. Sanayi yalnızca bir sektör değil, ekonominin amiral gemisidir. Üretimin, ihracatın, istihdamın ve teknolojik dönüşümün merkezinde yer alan sanayi; ekonomideki tüm çarkların dönmesini sağlayan temel güçtür. Bu nedenle sanayide yaşanan her yavaşlama, orta ve uzun vadede büyüme performansını da doğrudan etkiler. Bugün sanayiciler yüksek finansman maliyetleri, krediye erişim sorunları, artan enerji giderleri ve küresel talepteki yavaşlama gibi önemli zorluklarla mücadele ediyor. Buna rağmen üretmeye, yatırım yapmaya ve istihdam oluşturmaya devam ediyorlar. Ancak üretimin sürdürülebilirliği için sanayiyi destekleyen politikaların daha da güçlendirilmesi gerekiyor.”</p>
<h2>”Sanayiyi ve üretimi öncelikleyen bir model gerekli”</h2>
<p>Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD) Başkanı Berke İçten: “Son üç dört yıldır özellikle imalat sanayinin daraldığı bir dönemden geçiyoruz. Ayakkabı bu süreçte en fazla kan kaybeden sektörlerin başında yer alıyor. 2023’ten bu yana yüzlerce fabrikamız ve atölyemiz kapanırken, en az 100 bin istihdam kaybı yaşadık. Oysa biz sanayi üretimini ekonomik bağımsızlığın ve ulusal güvenliğin bir unsuru, her fabrikayı ülkemiz için bir kale olarak görüyoruz. Ne yazık ki ayakkabı sektörümüz son üç dört yılda yüzlerce kalesini kaybetti. Hazır giyim ve tekstil gibi birçok sektörde de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. İlk çeyrekteki yüzde 2,5’lik büyümeye sanayinin ve ihracatın eksi yönde etki yaptığını görüyoruz. Dolayısıyla bizim artık ülke olarak bir konuda karar vermemiz gerekiyor: Biz imalat sanayinde üretime devam etmek istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Trump yönetimindeki ABD ve Çin bugün sanayi üretimini ulusal güvenlik sorunu yaklaşımıyla ele alıyor ve tüm stratejilerini bu anlayışla kurguluyorlar. Ülkemizde ise imalat sanayimiz her geçen yıl biraz daha fazla güç kaybediyor. Çin’de işletmeler yılda 330-340 gün mesai yaparken biz 240 gün çalışıyoruz. Yani bizden zaten yüzde 30-40 daha fazla çalışan bir ülkenin rekabetiyle karşı karşıyayız. Dolayısıyla bir an önce üretimi öncelikleyen bir modeli ortaya koymamız lazım. Ayakkabı sektörü özelinde Ticaret Bakanlığımızın aldığı önlemlerden büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Ama gelinen aşamada çalışma mevzuatı başta olmak üzere daha bütünsel bir yaklaşımla konunun ele alınması gerekiyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomiye-fren-sanayiden-geldi-80216</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/6/1280x720/sanayi-1780373551.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 2,5 büyüdü. Büyümeye en yüksek katkıyı 3.4 puanla hane halkı tüketimi verirken sanayi üretimi daraldı, net dış ticaretin büyümeye negatif katkısı genişledi. Uzmanlar 2026 yılında büyümeye yönelik aşağı yönlü risklerin canlı olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teknolojiyle-buyuyen-sozal-kimya-kuresel-pazara-odaklandi-80251</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sözal Kimya, küresel pazara odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa merkezli Sözal Kimya'nın, tekstil kimyasallarındaki köklü deneyimini yeni nesil kimyasal ürün gruplarıyla çeşitlendirerek büyümesini sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Bursa’da 2007 yılında Eren Sözal tarafından kurulan Sözal Kimya, tekstil kimyasalları, tekstil boyaları, silikon yağı ve masterbatch alanındaki faaliyetleriyle Türkiye genelinde hizmet veren bir yapıya ulaştı. Kuruluşundan bu yana kademeli yatırımlarla büyüyen şirketin, üretim ve depolama altyapısını genişleterek sektördeki konumunu güçlendirdiği belirtildi. Verilen bilgiye göre şirketin yatırım yolculuğu 2009 yılında Kestel Organize Sanayi Bölgesi’nde hayata geçirilen 3 bin metrekarelik depo ve laboratuvar tesisiyle ivme kazandı. Bu adımı 2013 yılında yine aynı bölgede devreye alınan 8 bin 500 metrekare kapalı ve 3 bin metrekare açık alana sahip yeni tesis izledi. Sözal Kimya, büyüme stratejisinin önemli halkalarından birini ise 2016 yılında Karacabey’de gerçekleştirdiği 35 bin metrekarelik yatırım ile oluşturdu.</p>
<p>Yönetim Kurulu Başkanı Eren Sözal, şirketin ana faaliyet alanının hâlâ tekstil kimyasalları olduğunu vurgulayarak, “Tekstil kimyasalları bizim ana iş kolumuz. Uzun yıllardır bu alanda üretim yapıyoruz ve güçlü bir müşteri ağına sahibiz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e7ff23fd56-1780383730.jpeg" alt="" width="668" height="501" /></p>
<h2>Stratejik yatırımlar silikon yağı ile sürüyor</h2>
<p>Tekstil tarafında teknolojik dönüşüme paralel ilerlediklerini belirten Sözal, “Artık sektörde su tüketimini azaltan, prosesleri daha verimli hale getiren ürünler öne çıkıyor. Biz de bu yönde çözümler geliştiriyoruz” diye konuştu. Şirketin son dönemde odaklandığı alanlardan birinin silikon yağı olduğunu dile getiren Sözal, bu alandaki yatırımların stratejik önemine dikkat çekti. “Silikon yağı tarafı yüksek teknoloji gerektiren bir alan. Dünyada sınırlı sayıda üretici var. Pazar büyüklüğü yaklaşık 180 milyar dolar seviyesinde. Bizim ciromuz içindeki payı henüz yüzde 2 civarında ama bu oranı hızla artırmayı hedefliyoruz. Halihazırda Amerika’daki depo ve dağıtım ağımızla dünyanın yaklaşık 20 ülkesine buradan ihracat yapıyoruz” diye konuştu. Silikon yağı üretiminin ciddi bilgi birikimi gerektirdiğini vurgulayan Sözal, “Bu iş sadece yatırım yapmakla olmuyor. Doğru teknolojiye, doğru insan kaynağına sahip olmak gerekiyor. Bu alanda önemli yatırımlar yaptık, uluslararası iş birlikleriyle kendimizi geliştiriyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Masterbatch’te Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden biriyiz”</h2>
<p>Karacabey’deki tesislerinde plastik ve otomotiv sektörüne yönelik masterbatch üretimi gerçekleştirdiklerini belirten Sözal, “Bu tesisimiz yaklaşık 35 bin metrekare alan üzerinde kurulu. Aylık 6 bin ton üretim kapasitesine sahibiz. Bu alanda Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden biri konumundayız” diye konuştu. Şirketin Kestel ve Karacabey’deki tesisleriyle toplamda 45 bin metrekarelik üretim alanına ulaştığını belirten Sözal, yeni yatırım planlarına da değinerek, “TEKNOSAB’da silikon yağı üretimine yönelik yeni bir tesis planlıyoruz. Bu alandaki büyümemizi sürdüreceğiz” açıklamasını yaptı. Büyüme stratejilerinin temelinde üretim odaklı yaklaşımın bulunduğunu ifade eden Sözal, “Biz sanayiciliği tercih ettik. Kazandığımızı farklı alanlara değil, kendi işimize yatırdık. Bu sayede bugün güçlü bir üretim altyapısı oluşturduk” dedi. Kurumsallaşmaya da önem verdiklerini vurgulayan Sözal, “Organizasyon yapımızı güçlendirdik. Satıştan teknik servise, lojistikten satın almaya kadar her alanda uzman ekiplerle çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Küresel pazarlarda büyüme hedefi</h2>
<p>Globalleşme hedefleri doğrultusunda yurt dışı yapılanmalarını sürdürdüklerini belirten Sözal, “Hollanda ve Özbekistan’da şirketlerimiz var. Avrupa’da farklı ülkelerde depo ve satış organizasyonlarımız bulunuyor. ABD ve İspanya gibi pazarlarda da büyümeyi planlıyoruz” dedi. Üretimin ana merkezinin Türkiye olduğunu vurgulayan Eren Sözal, “Hindistan’da coraplast üretimimiz var. Önümüzdeki süreçte Türkiye ve Hindistan ana üretim üslerimiz olacak. Diğer ülkelerde daha çok lojistik ve satış yapılanmasıyla ilerliyoruz” diye konuştu. İhracatın toplam ciro içindeki payının yüzde 25 seviyesinde olduğunu belirten Sözal, “Bu oranı daha yukarı taşımak istiyoruz. Global pazarlarda daha etkin olacağız” şeklinde konuştu.</p>
<h2>“Üretmekten başka çaremiz yok”</h2>
<p>Sanayinin ve üretimin önemine dikkat çeken Eren Sözal, “Türkiye’nin üretmekten başka bir seçeneği yok. Katma değerli üretim ve verimlilik en kritik başlıklar. Biz de tüm yatırımlarımızı bu doğrultuda şekillendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Ar-Ge çalışmalarına da değinen Sözal, “Ar-Ge merkezimiz var. Yeni ürün geliştirme ve teknolojiye yatırım yapmaya devam ediyoruz” dedi. Tekstil sektöründe yaşanan daralmaya rağmen pazar paylarını artırdıklarını belirten Eren Sözal, “Sektörde zorluklar var ama biz bu süreci fırsata çevirdik. Pazar payımız artıyor. Bursa’nın tekstildeki güçlü altyapısı bizim için önemli bir avantaj” diye konuştu. İnsan kaynağının önemine de değinen Sözal, ileri teknoloji üretim alanlarında nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyduklarını belirterek, “Bu alanlarda uzman insan bulmak kolay değil. Bu nedenle uluslararası ekiplerle de çalışıyoruz” dedi.</p>
<h2>“Kimya stratejik bir sektör”</h2>
<p>Kimya sektörünün stratejik önemine vurgu yapan Eren Sözal, otomotiv başta olmak üzere birçok sektörde katma değerli ürünlere talebin arttığını vurguladı. “Artık otomotivde araçların ağırlığını düşürmek için yüksek mukavemetli, hafif malzemeler öne çıkıyor. Karbon bazlı ve yüksek performanslı plastikler bu noktada ciddi bir pazar oluşturuyor” diyen Sözal, bu alanda da çalışmalar yürüttüklerini belirtti. Kimyanın birçok sektörün temelini oluşturduğunu ifade eden Sözal, “Kimya olmadan üretim yapmanız mümkün değil. Bu nedenle kimya sektörü en az savunma sanayi kadar stratejik. Güçlü olmak zorundayız” dedi. Sözal Kimya’nın önümüzdeki dönemde de üretim, ihracat ve teknoloji yatırımlarına devam edeceğini belirten Eren Sözal, “Hedefimiz sürdürülebilir büyüme ve küresel ölçekte güçlü bir marka olmak” değerlendirmesinde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teknolojiyle-buyuyen-sozal-kimya-kuresel-pazara-odaklandi-80251</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/1/1280x720/teknolojiyle-buyuyen-sozal-kimya-kuresel-pazara-odaklandi-1780383764.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sözal Kimya Yönetim Kurulu Başkanı Eren Sözal, tekstil kimyasallarındaki güçlü konumlarını korurken silikon yağı ve masterbatch yatırımlarıyla yüksek katma değerli üretime odaklandıklarını belirterek, “Amacımız global pazarda daha güçlü bir oyuncu olmak.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sosyal-yardim-alanlarin-istihdam-surecleri-guclendirilecek-80245</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sosyal yardım alanların istihdam süreçleri güçlendirilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, sosyal yardım alan vatandaşlar için yeni bir çalışma başlattı. Bakanlık, vatandaşların sosyal yardımlara bağlı kalmadan sosyo-ekonomik hayatın içerisinde yer almaları ve sosyal yardım- istihdam bağlantısını güçlendirmek amacıyla bir dizi çalışma başlattı. Sosyal yardım yararlanıcılarının istihdam süreçleri güçlendirilecek. Bakanlık, sosyal yardım-istihdam bağlantısını güçlendirmeye yönelik çalışmalarını Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının yanı sıra bundan böyle Sosyal Hizmet Merkezi’nin uzman personel desteğiyle de yürütecek.</p>
<p>Bu çerçevede, başvuru kaydı ve profil güncelleme, uygun iş ilanı sorgulama, iş arayanın niteliklerine uygun iş başvurusu yapma, işsizlik ödeneği ve aktif iş gücü programı müracaatları ile özel sektör işveren taleplerinin sisteme girilmesi gibi kritik işlemler, artık doğrudan SHM bünyesinde de yapılabilecek. Bu kapsamda, Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) ile sosyal hizmetlerden faydalanan vatandaşların istihdam süreçlerine ilişkin iş birliği protokolü imzalandı. Protokol ile Sosyal Hizmet Merkezlerinden (SHM) hizmet alan vatandaşların istihdam hizmetlerine erişimlerinin kolaylaştırılması ve sosyal hizmet ile istihdam arasındaki bağın güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>SHM personeline de İŞKUR portal yetkisi </strong></p>
<p>Mevcut durumda, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından çalışabilir durumdaki sosyal yardım yararlanıcıları, İŞKUR sistemine kayıt ediliyor ve bu kişiler için iş arayan profili oluşturup özel statü tanımlanıyordu. İŞKUR, sosyal yardım yararlanıcılarını durumlarına uygun açık işlere ve aktif iş gücü piyasası programlarına yönlendiriyordu. Yapılan yeni işbirliği kapsamında SHM personeline de İŞKUR portal yetkisi tanımlanacak. Uygulama sayesinde, sosyal yardım-istihdam bağlantısını güçlendirmeye yönelik çalışmalar Sosyal Hizmet Merkezi’nin uzman personel desteğiyle yürütülecek. Böylece başvuru kaydı ve profil güncelleme, uygun iş ilanı sorgulama, iş arayanın niteliklerine uygun iş başvurusu yapma, işsizlik ödeneği ve aktif iş gücü programı müracaatları ile özel sektör işveren taleplerinin sisteme girilmesi gibi kritik işlemler, artık doğrudan SHM bünyesinde de yapılabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sosyal-yardim-alanlarin-istihdam-surecleri-guclendirilecek-80245</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/7/1280x720/destek-calisani-tutma-maliyetini-karsilamiyor-1745790872.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının başlattığı çalışma ile sosyal yardım yararlanıcılarının istihdam süreçlerinin güçlendirilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/silah-birakan-pkklilara-turkiyeye-donmeleri-icin-2-ay-sure-80243</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Silah bırakan PKK&#039;lılara Türkiye&#039;ye dönmeleri için 2 ay süre</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Terörsüz Türkiye hedefinde hazırlanan yasal düzenleme haziran ayı içeresinde partilerin görüşlerine sunulacak. Bu süreçte yasal düzenleme teklif haline getirilme hazırlıkları sürerken, terör örgütünün de silahları bıraktığına ilişkin kamuoyuna güvenlik birimlerince teyit ve tespitin raporunun açıklanması beklenecek.</p>
<p><strong>Eş zamanlı planlama </strong></p>
<p>Yasal düzenlemenin Meclis’e sunulması ile silahların bırakılmasının eş zamanlı gerçekleşmesi planlanıyor. Edinilen bilgilere göre; Adalet Bakanlığı ile AK Partili hukukçu kurmayların hazırladığı düzenleme ile; silah bırakan örgüt mensuplarının Türkiye’ye dönüşü için süre verilecek. Bu sürenin 1-ile 3 ay arasında olması bekleniyor. Bu sürenin de 2 olması düşünülüyor. Dönüşler güvenlik birimleri tarafından takip ve kontrolünde gerçekleşecek. Süre uzatımı için Meclis ya da Cumhurbaşkanı yetkili kılınacak. Mağaraların boşaltılması terör örgütü üyelerinin teslim olmaları, yargı süreçleri ile birlikte sürecin tümüyle tamamlanması için ise 3 yıl süre öngörülüyor.</p>
<p><strong>Özel bir kanun hazırlanıyor </strong></p>
<p>Yasal düzenlemenin içeriği netleşmeye başlarken, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve ilgili kanunlarda yapılacak değişiklik özel bir kanun olacak. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporu esas alınarak, “4 kategorili hukuki düzenleme” ve toplumsal rızaya dayalı adımlar hedefleniyor. Çıkarılacak düzenlemede örgüt üyelerinin “suça karışanlar”, “suça karışmayanlar”, “arananlar” ve “cezaevinde olanlar” şeklinde yapılan çalışmalar taslak halini aldı. Müstakil ve geçici yasayla, hukuki süreci yönetmek amacıyla hazırlanacak özel bir “kod kanun” niteliği taşıyacak.</p>
<p><strong>Suçun niteliği belirleyecek </strong></p>
<p>Yasanın kapsamı, silah bırakan örgüt üyeleri, yöneticileri ve yardım- yataklık yapanların kendini fesheden örgüt ve üyelerinin hukuki tanımının yapıldığı, geçici ve sınırlı istisnalar içeren bir “kod kanun” olacak. Hazırlıkları tamamlanan taslakta, örgüt üyelerinin hukuki durumlarının, işlenen suçun niteliğine göre ayrı ayrı değerlendirilmesi; bazı durumlarda ceza indirimi, denetimli serbestlik veya şartlı tahliye gibi uygulamaların gündeme gelmesi öngörülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/silah-birakan-pkklilara-turkiyeye-donmeleri-icin-2-ay-sure-80243</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/0/1280x720/pkk-kendini-feshetti-simdi-ne-olacak-ic-ve-dis-politikada-kritik-gunler-1747060139.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Adalet Bakanlığı ile AK Partili hukukçu kurmayların hazırladığı düzenleme ile, silah bırakan PKK&#039;lıların Türkiye’ye dönüşü için süre verileceği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arabulucular-devrede-chp-bolunmeyi-hak-etmiyor-80240</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arabulucular devrede: CHP bölünmeyi hak etmiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mutlak-butlan kararının ardından, mesaisini TBMM’deki makam odasında sürdüren Özgür Özel dün milletvekilleri ile gruplar halinde görüştü. Bundan sonra atılacak adımlar için görüş alış verişinde bulundu. Özel bugün de milletvekilleri ile görüşmeyi sürdürecek. CHP’de olağanüstü kurultay süreci de dün resmen başladı. Özel sabah saatlerinde mesaisine, Meclis’te 20. dönem Milletvekili Yusuf Fevzi Arıcı'nın cenaze törenine katılarak başladı. Törenin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Özel, iki önemli kritik konuya da açıklık getirdi. Olağanüstü kurultay sürecini resmen başlattıklarını duyuran Özel, “İlk imza Kayseri delegemizden geldi; 'Siftahı Kayseri'den bereketi Allah'tan' notuyla. Bu arkadaşımız geçen kurultayda karşımızda yer alan, bize oy vermeyen ve Kayseri'de bize sert muhalefet eden bir büyüğümüzdü” diye konuştu.</p>
<p><strong>Grup toplantısı olacak mı? </strong></p>
<p>Özel, günlerdir merak edilen, Meclis’te grup toplantısı yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorulara da, “Açık grup toplantımız da ilan edildiği gibi yarın yapılacak. Meclis grup iç yönetmeliğimiz çok açık. ‘Grup başkanlığında herhangi bir boşalma olduğunda, ilk kapalı grup toplantısında derhal yeni Grup Başkanı seçilir' diyor. ‘Yenisi seçilene kadar eskisi devam eder' kuralı bir başka maddede var” yanıtını verdi.</p>
<p>Daha önce Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında yer alan ancak, mutlak-butlan kararının ardından yaşananlara tepki gösteren ve yeni yönetiminde görev almayacaklarını duyuran bazı milletvekilleri hem Kemal Kılıçdaroğlu ile hem de Özgür Özel ile görüştü. Bu işin daha fazla uzatılmamasını ve bir an önce kurultay kararı alınmasını gündeme getiren milletvekilleri, “Bölünme CHP’ye yakışmaz, iktidarın ekmeğine yağ sürmeyin” uyarısını bizzat Kemal Kılıçdaroğlu’na ilettikleri öğrenildi.</p>
<p><strong>Kesici ve Kuşoğlu'dan açıklamalar </strong></p>
<p>Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerden peş peşe gelen açıklamalar da dikkat çekti. İstanbul Milletvekili İlhan Kesici, “Madem hukuken genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’dur; o zaman partinin bölünmemesi gayreti, çabası da birinci derecede Kılıçdaroğlu’ndan gelmelidir. Elbette Sayın Özel ve arkadaşları da bu istikamette bir gayret ve çaba içerisinde olmalıdırlar” dedi. Bir ikinci isim ve yeni yönetimde yer alması beklenen Bülent Kuşoğlu’nun açıklamaları kafaları karıştırdı. Kuşoğlu'nun “Devlet aklı bir şeyler kurguluyor. Doğru ya da yanlış” açıklamalarına Özel “CHP'ye yapılanın bir devlet darbesi olduğunu söylüyor ve derin devlete bir önem ve bir kutsiyet atfediyor. Parlamento çatısı altında bunları konuşmayı zül sayarım” dedi.</p>
<p><strong>Kurtulmuş: Meclis Başkanlığı parti içi ihtilafın tarafı değildir</strong></p>
<p>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, CHP Meclis Grup toplantısı ile ilgili Meclis Başkanlığının alacağı herhangi bir inisiyatifin söz konusu olmadığını belirterek şu açıklamayı yaptı: Meclis Başkanlığı, tüm grupların yönetimiyle ilgili olarak sadece gruplardan gelen bilgiye göre hareket eder. Meclis kurulduğundan beri böyledir. Meclis Başkanlığı, herhangi bir parti içi ya da grup içi ihtilafın tarafı değildir, görevi bu değildir, vazifesi de bu değildir. Meclis Başkanlığının tarafsızlık ilkesi gereği de bunu hassasiyetle korumaya dikkat ediyoruz. CHP Genel Başkanlığına bu çelişkinin giderilmesi için yazı yazarak, bu hususu talep edeceğiz. Bundan sonraki tartışmalarda Meclis Başkanlığının resen bir işlem yapma yetkisi yoktur, vazifesi de değildir.”</p>
<p><strong>111 milletvekilinden ortak açıklama</strong></p>
<p>CHP TBMM Grubu'ndan, aralarında CHP Grup Başkanı ve Manisa Milletvekili Özgür Özel'in de bulunduğu 111 milletvekilinin ortak açıklaması paylaşıldı.</p>
<p>Açıklamada, "Bizler, Cumhuriyet Halk Partisi'nin 28. Dönem seçilmiş milletvekilleri olarak, partimizin, Anayasa'ya ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olan mahkeme kararlarıyla şekillendirilmesini asla kabul etmiyoruz. Partimizin yönüne, rotasına, kaderine ve yönetimine karar verecek olan yegane güç, üyelerimizin arasından seçimlerle süzülerek gelen delegelerimizdir. Yaşanan krizin, ülkemize ve partimize daha fazla zarar vermemesi adına, olağanüstü kurultayımızın en kısa sürede toplanması gerekmektedir. Partimiz bugün aynı zamanda 25 Temmuz 2026 tarihine kadar bir kurultay yapmaması halinde seçimlere girememe riskiyle de karşı karşıyadır. Bu kapsamda, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iradesinin yeniden ve tartışmasız biçimde tecelli etmesi amacıyla Olağanüstü Kurultay'ın 12 Temmuz 2026 Pazar günü toplanması çağrısında bulunuyoruz. Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk'ün bizlere emaneti olan Cumhuriyet'e, demokrasiye ve partimize sonuna kadar sahip çıkacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz." ifadelerine yer verildi. </p>
<p>Açıklamada, imzası bulunan CHP'li 111 milletvekilinin isimleri de yer aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e805f05aaf-1780383839.png" alt="" width="727" height="873" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arabulucular-devrede-chp-bolunmeyi-hak-etmiyor-80240</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/chp.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arabulucular devrede: CHP bölünmeyi hak etmiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bars-kimyanin-odaginda-yuksek-katma-degerli-urunler-var-80255</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bars Kimya’nın odağında yüksek katma değerli ürünler var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’daki üretim tesislerinde farklı kullanım alanlarına yönelik inşaat ve endüstriyel kimyasallar üreten Bars Kimya'nın, kalite odaklı üretim anlayışı ve sürekli Ar-Ge çalışmalarıyla sektördeki konumunu güçlendirmeyi sürdürdüğü bildirildi. 20 yıllık geçmişiyle yapı kimyasalları alanında faaliyet gösteren, “DecoStar” markasıyla iç pazarda, “Bars” markasıyla ise ihracat pazarlarında büyümesini sürdüren şirketin, bugüne kadar 34 ülkeye ihracat gerçekleştirirken, ürünlerini Karayipler’de yer alan Saint Lucia gibi uzak ve bilinmedik pazarlara da ulaştırmayı başardığı belirtildi.</p>
<p>Bars Kimya Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Kul, savunma sanayiinde önemli ve stratejik ürünler geliştirdiklerini belirterek, “Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde kimyasal çözüm ortağı olarak görev alıyoruz. Baykar tarafından üretilen İHA ve SİHA’ların üretim bantlarına özel koruyucu ürünler geliştirdik. Özel Mühendis Grubumuzun Ar-Ge’si sayesinde yüksek teknolojiye sahip katma değerli ürünler geliştiriyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1e833c0e9e4-1780384572.png" alt="" width="505" height="503" /></p>
<h2>“Özel kimyasallarla farklılaşıyor”</h2>
<p>İhracatın toplam satışlar içindeki payı son yıllarda küresel fiyat baskıları nedeniyle gerilemesine rağmen önceliklerinin her zaman uluslararası pazarlarda büyümeyi sürdürmek olduğunu söyleyen Hüseyin Kul, inşaat ve endüstriyel kimyasalları alanında Türkiye genelinde güçlü bir bayi ağının olduğuna dikkat çekti. Firmanın stratejisinin merkezinde, standart ürünlerden ziyade özel ihtiyaçlara yönelik geliştirilen kimyasallar bulunduğunu belirten Kul, “Epoksi bazlı kaplamalardan tamir harçlarına, endüstriyel zemin çözümlerinden savunma sanayine yönelik özel kaplamalara kadar geniş bir ürün yelpazemiz bulunuyor. Özellikle savunma sanayii için geliştirdiğimiz soyulabilir koruyucu kaplama gibi spesifik çözümler üretiyoruz. Ayrıca gemi, uçak, makine ve tekstil sanayisinin üretim süreçlerinde kullanılan parçaların darbe ve kirden korunmasını sağlayan ürünler de portföyümüzde yer alıyor” diye konuştu. </p>
<h2>“Farklı sektörlere özel çözümler”</h2>
<p>Bars Kimya olarak endüstriyel alanda hızlı kuruyan, yüksek dayanımlı tamir harçlarında öne çıktıklarını kaydeden Kul, “Polymer beton” olarak adlandırılan bu ürünlerin, havaalanı ve büyük sanayi tesislerinde zemin çatlaklarının kısa sürede onarılmasına imkân tanırken, uygulama sonrası yarım saat içinde kullanıma açılabildiğini söyledi. Şirket yalnızca inşaat sektörüne bağlı kalmayarak, hayvancılık, enerji ve sanayi gibi farklı sektörlere yönelik çözümler de geliştiriyor. Ayrıca batarya üretim tesisleri gibi yüksek kimyasal dayanım gerektiren alanlara yönelik özel kaplama çözümleri üzerinde de Ar-Ge faaliyetleri yürüttüklerini de ifade eden Hüseyin Kul, “Süt üretim tesisleri için hijyen sağlayan koruyucu kaplamalar, rüzgar türbinleri için yüksek dayanımlı boyalar ve kimyasal direnci yüksek zemin kaplamaları gibi ürünlerimiz kendi mühendislerimiz tarafından geliştiriliyor” şeklinde konuştu. Artan işçilik maliyetleri ve değişen tüketici alışkanlıkları doğrultusunda “Kendin Yap” (DIY) konseptine yönelik ürünler geliştiren firma, uygulama kolaylığı sağlayan setler hazırlıyor. Bu setler; ürün, ekipman ve uygulama talimatlarını tek pakette sunarak son kullanıcıya pratik çözümler sunuyor. </p>
<h2>“Hedef, yüksek katma değerli üretim”</h2>
<p>Şirket, büyüme stratejisinde hacimden ziyade katma değeri yüksek ürünlere odaklanıyor. Düşük fiyatlı, yüksek hacimli üretim yerine daha az miktarda ancak daha yüksek birim fiyatlı ürünler geliştirmeyi hedefleyen firma, bu doğrultuda Ar-Ge yatırımlarını sürdürüyor. Yaklaşık 7 bin metrekarelik üretim alanında faaliyet gösteren şirket, daha kompakt ancak yüksek teknolojiye dayalı üretim modelini benimsiyor. Avrupa ve Orta Doğu pazarlarında faaliyetlerini artırmayı hedeflediklerini söyleyen Kul, “Proje bazlı ihracatlarla farklı coğrafyalarda yer almaya devam edeceğiz. Bu kadar uzak ve bilinmedik pazarlara dahi ulaştırmayı başarmış olduk. Bu da dijitalde yer almanın gücü olarak görüyoruz” dedi. Öte yandan şirket, geçmişte gündeme aldığı 3D beton yazıcı teknolojisi gibi yenilikçi alanlarda da fırsatları takip ederek, geleceğin üretim teknolojilerine yönelik çalışmalarını sürdürmeyi planlıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bars-kimyanin-odaginda-yuksek-katma-degerli-urunler-var-80255</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/5/1280x720/bars-kimyanin-odaginda-yuksek-katma-degerli-urunler-var-1780384602.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bars Kimya Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Kul, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde kimyasal çözüm ortağı olduklarını belirterek, odaklarında her zaman yüksek katma değerli ürünler olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/45-uluslararasi-pinar-cocuk-resim-yarismasi-sonuclandi-80266</guid>
            <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 45. Uluslararası Pınar Çocuk Resim Yarışması sonuçlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Pınar tarafından ilkokul ve ortaokul çağındaki çocukların zihinsel gelişimlerini ve yaratıcılıklarını desteklemek amacıyla her yıl farklı bir temayla düzenlenen Uluslararası Pınar Çocuk Resim Yarışması’nın 45’incisi, bu yıl Millî Eğitim Bakanlığı onayıyla “Hayallerim ve Oyunlarım” temasıyla gerçekleşti.</p>
<p>Minik ressamlar yarışmaya Türkiye’nin 7 bölgesi, Azerbaycan ve K.K.T.C’den ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin ilgi, istek ve yetenekleri arasındaki farklılıklar göz önünde bulundurularak, 6 – 10 yaş (ilkokul) ve 10 – 14 yaş (ortaokul) öğrencileri olarak iki kategoride katıldılar. Başvurularda yaratıcılığa, hayal gücünün farklılığına ve genişliğine, çevreyle olan ilişkilerinin estetik düzeyde ne şekilde ifade edildiğine de ayrıca bakıldı.</p>
<p>İlk yarışmayı düzenledikleri günden bu yana çocukların hem fiziksel hem de zihinsel gelişimlerini desteklemeyi önemsediklerini belirten Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili İdil Yiğitbaşı, geçen 45 senede milyonlarca çocuğun yaratıcılıklarını ortaya koymasına olanak tanıdıklarını dile getirdi.</p>
<p>Bu yıl yarışmanın temasını “Hayallerim ve Oyunlarım” olarak belirleyerek çocukların neler hayal ettiklerini, ne gibi oyunlar oynayıp o dünyalara dair neler düşlediklerini görmeyi hedeflediklerini söyleyen Yiğitbaşı, “45 yıldır çocukların zihinsel gelişimlerine destek olmak amacıyla yarışmamızı düzenliyoruz. Bu tema ile çocukların hayal dünyalarını ve oyunlarını yaratıcı bir üretime dönüştürmelerini gözlemlemeyi hedefledik. Çizilen resimlerle de bu hedefe ulaştığımızı görüyoruz. Gelecek yıllarda da aynı vizyonla bu yarışmanın devamını sağlayarak çocuklarımızın yetişmesine katkıda bulunmayı sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p>45. Uluslararası Pınar Çocuk Resim Yarışması Jüri Heyeti Başkanı Prof. Mümtaz Sağlam da çocuk resimlerinin hepsinin güzel olduğunu belirterek, “Çocukların geleceği adına hayal güçlerinin gelişmesi son derece önemli, sosyalleşme adına ise arkadaşlarıyla oynadıkları ve kendi oluşturdukları oyunların olumlu etkiler yarattığını biliyoruz. Bu vizyonla binlerce çok güzel resim arasında küçük detaylara dikkat ederek bir seçim yaptık” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/45-uluslararasi-pinar-cocuk-resim-yarismasi-sonuclandi-80266</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/6/1280x720/45-uluslararasi-pinar-cocuk-resim-yarismasi-sonuclandi-1780390230.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yıl 45’inci kez düzenlenen Uluslararası Pınar Çocuk Resim Yarışması’nda “Hayallerim ve Oyunlarım” temasını resmeden çocuklar arasından kazananlar belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/soguk-hava-depolarinda-bekleyen-100-bin-ton-elma-ne-olacak-80215</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 23:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Soğuk hava depolarında bekleyen 100 bin ton elma ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ISPARTA</strong></p>
<p>Isparta Ticaret Borsası, bölgede soğuk hava depolarında bekletilen 100 bin ton elmanın ihraç edilmesi konusunda Ankara’da girişimlerini sürdürürken, bazı meyve suyu fabrikalarının elmayı almak için 5 lira fiyat teklifi verdiği, üretici maliyetlerinin ise 7-8 lira olduğu belirtildi.</p>
<p>Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin ve Yönetim Kurulu Üyesi Erhan Göçerli ile birlikte Kurban Bayramı öncesi bölge ekonomisinin can damarı olan tarım ve ihracat sektörünün sorunlarını anlatmak ve çözüm bulunması amacıyla Ankara’da ziyaretlerde bulundu.</p>
<p>Şahin, Ticaret Bakan Yardımcıları Volkan Ağar ve Mahmut Gürcan’ı ziyaret ederek, Isparta’nın tarımsal potansiyelini küresel pazarda daha ileriye taşımak ve üreticilerin karşılaştığı engelleri ortadan kaldırmak istediklerini söyledi.</p>
<p><strong>Kiraz ve elma ihracatı</strong></p>
<p>Kiraz ve elma ihracatında stratejik adımlar atılması gerektiğini belirten Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Ticaret Bakan Yardımcımız Volkan Ağar ile gerçekleştirilen görüşmede, Isparta’nın dünya çapında ün kazanan ürünleri kiraz ve elmanın ihracat süreçleri kapsamlı bir şekilde ele alındı. Kirazın Çin pazarında yeniden aktif bir şekilde yer alabilmesi adına yürütülen çalışmaların hızlandırılmasını, Uzak Doğu pazarına yönelik sevkiyatların artırılması amacıyla uçak kargo ücretlerinde indirime gidilmesini talep ettik. Görüşmelerde Isparta elması için hayati önem taşıyan dış pazar hamleleri oluşturdu. Bu yıl elma rekoltesi oldukça yüksek ve kaliteli seyrediyor. Mısır pazarı üretici için önem taşıyor. Elma ticaretinin önünü açacak olan Mısır ile Serbest Ticaret Heyeti görüşmeleri ve anlaşmaları hızlandırılarak ivedilikle çözüme kavuşturulması gerekir.’’</p>
<p><strong>"Elma ithalatı durdurulmalı"</strong></p>
<p>Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan ile yapılan toplantıda ise yerli elma üreticisinin korunması ve dijital altyapı sorunlarının gündeme getirildiğini ifade eden Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Isparta elmasının pazar değerinin korunması adına elma ithalatının kesinlikle durdurulması gerektiği ilettik. Hal Kayıt Sistemi’nde (HKS) özellikle künye alışı ve künye işlemleriyle ilgili yaşanan sistemsel aksaklıkların giderilmesi için ivedilikle düzenleme yapılmasını istedik’’ dedi.</p>
<p>Isparta’nın elma üretim merkezi olan Eğirdir’de üreticiler hem soğuk hava deposunda bekleyen elma stoklarından hem de bayram öncesi bölgede yaşanan dolunun verdiği zarardan dolayı oldukça mağdur olmuş durumda bulunuyor.</p>
<p>Eğirdir Ziraat Odası Başkanı Osman Sarıdoğan, Eğirdir ve Gelendost ile Isparta’nın diğer bölgelerinde kurban bayramı öncesi etkili olan dolu yağışının elma ağaçlarında yüzde 70-80 zarar verdiğini söyledi.</p>
<p>Elmada kara leke hastalığı da bulunduğuna dikkat çeken Sarıdoğan, ‘’Isparta Ticaret Borsası verilerine göre soğuk hava depolarında 100 bin ton elma bekliyor. Yeni hasat zamanı geliyor. Rekoltenin çok iyi olacağı söyleniyor. Ama üretici mağdur. Soğuk hava depolarındaki 100 bin ton elma ne olacak. Bölgemizde 4-5 meyve suyu fabrikası kapandı. Soğuk hava deposunda bekleyen elma için bazı meyve suyu fabrikaları 6 Lira fiyat teklif ediyor. Oysa üreticinin sadece maliyeti 7-8 lira’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>"Geçen sezon dalında 1 dolardan elma alındı"</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği (BAİB) Yönetim Kurulu üyesi ve Isparta’da üretim yapan Ana Meyve ihracat şirketi sahibi Mehmet Erdoğan, ‘’Geçen yol iklim değişikliği nedeniyle Türkiye’yi etkileyen aşrı don nedeniyle ihracatçı ve tüccarın dalında 1 dolardan elma aldı. O zamanki döviz kuru 41-42 lira idi. Maliyetler çok yüksek olunca ihracat ta istenilen düzeyde yapılamadı. Bana göre, soğuk hava depolarında 30-40 bin ton elma vardır. Bölgedeki meyve suyu için fiyatlar da 4-5 TL civarında’’ dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/soguk-hava-depolarinda-bekleyen-100-bin-ton-elma-ne-olacak-80215</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/5/1280x720/soguk-hava-depolarinda-bekleyen-100-bin-ton-elma-ne-olacak-1780344784.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hasat sezonu yaklaşırken soğuk hava depolarında bekletilen 100 bin ton elmanın ne olacağı tartışma konusu oldu. Isparta bölgesinde meyve suyu fabrikaları kapanırken, iç piyasada fiyatların yüksek oluşu ve ihracatın yeterli olmaması, üretici ve tüccarı da düşündürmeye başladı. Üretici ve tüccar elma ithalatının yasaklanmasını istiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ticaret-bakanligi-heyeti-antalya-osbyi-ziyaret-etti-80214</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 23:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ticaret Bakanlığı heyeti Antalya OSB’yi ziyaret etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>İthalat Genel Müdür Yardımcısı Önder Duman, Damping ve Sübvansiyon Daire Başkanı Atilla Uğur Başbuğ ve ticaret uzmanlarından oluşan heyet, Antalya ve Batı Akdeniz bölgesinin ihracata yönelik üretim yapısını ve ithalat mevzuatına ilişkin ihtiyaçları yerinde görmek için Antalya'da incelemelerde bulundu. Heyete BAİB Başkan Yardımcısı Harun Öztürk, BAİB Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Erdoğan ve Aykut Acun ile BAİB Genel Sekreteri Ümit Sezer de eşlik etti.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı heyeti, Antalya Organize Sanayi Bölgesi'ni (AOSB) ziyaret ederek çeşitli şirket ve fabrikalarında incelemelerde bulundu. Bakanlık heyeti, BAİB Başkan Yardımcısı Harun Öztürk’e ait gübre üretimi yapan Makro Tarım firmasını ziyaret etti. BAİB Başkan Yardımcısı ve MAKRO Tarım Genel Müdürü Öztürk,  Antalya OSB’de gıda besleme ürünleri imalatı ve ihracatı ile ilgili konular hakkında bilgi verdi.</p>
<p>AOSB Bölge Müdürlüğünü de ziyaret eden Ticaret Bakanlığı heyetine Bölge Müdürü İlhan Metin tarafından Antalya sanayisi ve sanayi ürünleri ihracatı, sanayicilerin sorunları ve talepleri anlatıldı.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı heyeti daha sonra, Çinli ve Sri Lankalı işçi çalıştıran yerli ve milli üretim yaptığını belirten güneş enerji santralı sistemleri üreticisi CW Enerji A.Ş'yi ziyaret etti.</p>
<p>CW Enerji A.Ş yöneticileri, bakanlık heyetine imalattan ihracata, beyaz eşya ürünleri üretiminden akıllı ev sistemleri yazılımına kadar geliştirdikleri geniş ürün yelpazesi, ihracatları ve hedeflerini anlattı. CW Enerji A.Ş yöneticileri Ticaret Bakanlığı’nın Turquality Projesinde yer almak istediklerini bildirdi.</p>
<p>Bakanlık heyeti ADO Grubuna bağlı ADOKİM fabrikasında da incelemelerde bulundu. ADOKİM yetkilileri etil asetat üretiminde Türkiye’nin dışa bağımlılığını azalttıklarını belirtirken, ülke adına büyük önem taşıyan kimyasal madde imalatı, ihracatı ve işleyiş hakkında bilgi verdiler.</p>
<p>Bakanlık heyeti Antalya’daki son ziyaretini ağaç orman ürünleri sektörünün öncü firmalarından AGT'ye gerçekleştirdi. AGT firması yetkilileri de üretim teknolojileri, ürün yelpazesi, ihracat yaptıkları ülkeler ve ihracat hacimleri ile iş ve işleyiş sırasında yaşadıkları sorunları aktardı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ticaret-bakanligi-heyeti-antalya-osbyi-ziyaret-etti-80214</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/4/1280x720/ticaret-bakanligi-heyeti-antalya-osbyi-ziyaret-etti-1780344617.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatçı ve ithalatçı firmalar ile sanayicilerin sorunlarını yerinde dinlemek ve belirlemek amacıyla Antalya’ya gelen Ticaret Bakanlığı heyeti Antalya Organize Sanayi Bölgesi’ni ziyaret etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/9-gunluk-kurban-bayrami-tatili-turizmcileri-sevindirdi-80213</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 23:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bayram tatilindeki yoğunluk Alanya ekonomisine önemli bir canlılık kazandırdı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Alanya Turistik İşletmeciler Derneği (ALTİD) Başkanı Cem Özcan yaptığı açıklamada, dokuz günlük Kurban Bayramı tatilinin, Alanya turizmine hareketlilik getirdiğini, bayram döneminde yaşanan yoğunluğun hem sektör temsilcilerini hem de esnafı memnun ettiğini belirtti.</p>
<p>Alanya’nın yerli ve yabancı turistler tarafından yoğun ilgi gördüğünü ifade eden Özcan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Alanya’yı tercih eden tüm misafirlerimize teşekkür ediyoruz. Şehrimizin en büyük mutluluğu, ziyaretçilerimizin memnun ayrılmasıdır. Bayram tatili boyunca kent genelindeki otellerde yüksek doluluk oranlarına ulaşıldı. İlçemizde her bütçeye uygun konaklama seçenekleri bulunuyordu. Tatil planlarını son dönemde yapan ziyaretçilerde Alanya’daki tesislerde yer bulabildi.’’</p>
<p>Farklı gelir gruplarına hitap eden geniş konaklama kapasitesinin önemli bir avantaj olduğunu vurgulayan Özcan, 9 günlük tatil döneminde hareketliliğin yoğun olduğuna dikkat çekti. Özcan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Kurban bayramı tatili ile birlikte sezon beklentileri açısından da umut verici bir tablo ortaya çıktı. Alanya misafirlerini en iyi şekilde ağırlamaya devam ediyor. Bayram boyunca özveriyle çalışan, turizm sektörüne katkı sunan tüm paydaşlara da teşekkür ediyorum.’’</p>
<p>Turizmin kalitesinin artırılması için kamuoyu ve bürokrasisinin ortak bilinçle hareket etmesinin önemine dikkat çeken Cem Özcan, ‘’Özellikle böyle ara tatillerle gelişen yurt içi hareketlilik turizm için can suyu niteliğindedir. Turizm yalnızca sektör ekonomisine değil, birçok farklı alana da katkı sağlamaktadır. Kurban Bayramı tatilindeki yoğunluk Alanya ekonomisine önemli bir canlılık kazandırdı’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/9-gunluk-kurban-bayrami-tatili-turizmcileri-sevindirdi-80213</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/3/1280x720/9-gunluk-kurban-bayrami-tatili-turizmcileri-sevindirdi-1780344498.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ALTİD Başkanı Cem Özcan, &quot;Turizm yalnızca sektör ekonomisine değil, birçok farklı alana da katkı sağlamaktadır. Kurban Bayramı tatilindeki yoğunluk Alanya ekonomisine önemli bir canlılık kazandırdı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avrupa-bisiklet-sampiyonasi-ve-dunya-kupasi-yarislari-sakaryada-duzenlenecek-80201</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 15:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa Bisiklet Şampiyonası ve Dünya Kupası yarışları Sakarya’da düzenlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN / SAKAYA </strong></p>
<p>Sakarya, bisiklet sporunun en prestijli iki organizasyonunu yeniden ağırlamaya hazırlanıyor.</p>
<p>Avrupa’nın en prestijli bisiklet tesisleri arasında gösterilen Ayçiçeği Bisiklet Vadisi’nde 7 Haziran’da MTB Eliminatör Avrupa Şampiyonası, 14 Haziran’da ise MTB Eliminatör Dünya Kupası yarışları gerçekleştirilecek.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d780b33e1c-1780316171.jpeg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>7 Haziran Pazar günü Avrupa şampiyonası sonrası sanatçı Öykü Gürman, 14 Haziran Pazar günü ise dünya kupası sonrası Fettah Can sahne alacak. Müzik ve sporun birleşmesiyle yaşanacak coşkuya ortak olan katılımcılara bisiklet hediye edilecek.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d783a0019d-1780316218.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p> </p>
<p>Ayçiçeği Bisiklet Vadisi’ndeki yarış ve etkinlik takvimi:</p>
<p>7 Haziran Pazar / 18.00 / UEC MTB Eliminatör Avrupa Şampiyonası</p>
<p>7 Haziran Pazar / Öykü Gürman Konseri</p>
<p>14 Haziran Pazar / 18.00 UCI MTB Eliminatör Dünya Kupası</p>
<p>14 Haziran Pazar / Fettah Can Konseri</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avrupa-bisiklet-sampiyonasi-ve-dunya-kupasi-yarislari-sakaryada-duzenlenecek-80201</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/1/1280x720/avrupa-bisiklet-sampiyonasi-ve-dunya-kupasi-yarislari-sakaryada-duzenlenecek-1780316233.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya&#039;da 7 Haziran’da MTB Eliminatör Avrupa Şampiyonası, 14 Haziran’da ise MTB Eliminatör Dünya Kupası yarışları gerçekleştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aclik-siniri-35-bin-lirayi-asti-80202</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 15:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Açlık sınırı 35 bin lirayı aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜRK-İŞ tarafından, çalışanların geçim şartlarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek için her ay yapılan "Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması"nın Mayıs 2026 sonuçları açıklandı.</p>
<p>Buna göre, mayısta Ankara'da yaşayan 4 kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden "açlık sınırı" 35 bin 174 lira oldu.</p>
<p>Gıda, giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen "yoksulluk sınırı" ise 114 bin 576 lira olarak hesaplandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d78b93afe1-1780316345.jpg" alt="" width="900" height="286" />Bekar bir çalışanın "yaşama maliyeti" aylık 45 bin 488 lira oldu.</p>
<p><strong>Kıyma ve kuşbaşı etin fiyatı arttı</strong></p>
<p>Araştırmaya göre, süt fiyatları, nisan ayına göre yaklaşık yüzde 6 artarken, peynir ve yoğurt fiyatlarında da artış olduğu gözlemlendi.</p>
<p>Kurban Bayramının etkisiyle kıyma ve kuşbaşı et fiyatları arttı. Kuzu etinin fiyatında ise bir önceki aya göre sınırlı düzeyde azalma tespit edildi.</p>
<p>Balık fiyatlarında artış sürerken tavuk etinin kilogram fiyatı düştü. Yumurta fiyatlarında dalgalı seyrin devam ettiği görüldü.</p>
<p>Kuru fasulye ve kırmızı mercimeğin kilogram fiyatı bir miktar artarken, nohut ve yeşil mercimek fiyatlarında ise sınırlı düzeyde azalma oldu.</p>
<p>Meyve-sebze fiyatlarındaki artışın sınırlı düzeyde kalması, mutfak harcamalarına olumlu yansıdı.</p>
<p>Mevsim etkisiyle artan meyve ve sebze çeşitliliği, bazı ürünlerde fiyatların aşağı yönlü seyretmesini sağladı. Buna karşın patates ve soğan gibi temel mutfak ürünlerinin fiyatlarında artış eğilimi tespit edildi.</p>
<p>Sebzenin ortalama kilogram fiyatı 103,03 lira, meyvenin ortalama kilogram fiyatı ise 135,65 lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Makarna ve irmik fiyatları arttı, pirinç, un ve bulgur fiyatlarında ise önemli bir değişiklik görülmedi.</p>
<p>Tereyağının fiyatı artarken diğer yağ ürünlerinin fiyatlarında önemli bir değişiklik tespit edilmedi.</p>
<p>Siyah zeytinin fiyatı bir miktar arttı, yeşil zeytinin fiyatı sabit kaldı.</p>
<p>Baharat ürünlerinin fiyatlarında bir miktar azalma oldu. Çayın fiyatı arttı.</p>
<p>Bal fiyatları gerilerken, pekmez ve tuz fiyatları sabit kaldı. Şeker, reçel ve salça fiyatlarında da artış tespit edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aclik-siniri-35-bin-lirayi-asti-80202</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/lira-para-tl-1768737129.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRK-İŞ&#039;in mayıs verilerine göre, 4 kişilik aile için &quot;açlık sınırı&quot; 35 bin 174 liraya, &quot;yoksulluk sınırı&quot; da 114 bin 576 liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ito-acikladi-istanbulun-mayis-enflasyonu-yuzde-153-80200</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTO açıkladı: İstanbul&#039;un mayıs enflasyonu yüzde 1,53</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), İTO 2023=100 bazlı İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi ile Toptan Eşya Fiyatları İndeksi'nin mayıs ayı verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre kentte, mayısta bir önceki aya kıyasla perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İTO İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi yüzde 1,53, toptan fiyat hareketlerini yansıtan Toptan Eşya Fiyatları İndeksi ise yüzde 1,58 arttı. Geçen yılın aynı ayına göre değişim oranı perakende fiyatlarda yüzde 36,77, toptan fiyatlarda yüzde 23,35 oldu.</p>
<p>İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi'ndeki artış oranı mayısta bir önceki aya göre en yüksek yüzde 4,14 ile "lokanta ve oteller" harcamaları grubunda görüldü. Bunu yüzde 3 ile "konut", yüzde 2,70 ile "eğlence ve kültür", yüzde 2,07 ile "ev eşyası", yüzde 1,84 ile "giyim ve ayakkabı", yüzde 1,47 ile "haberleşme", yüzde 1,25 ile "çeşitli mal ve hizmetler", yüzde 0,96 ile "eğitim", yüzde 0,86 ile "ulaştırma", yüzde 0,83 ile "gıda ve alkolsüz içecekler", yüzde 0,53 ile "sağlık" harcamaları grubu izledi.</p>
<p>"Alkollü İçecekler ve Tütün" harcama grubunda ise yüzde 0,03 azalış görüldü.</p>
<p>İstanbul'da mayıs ayı fiyat indeksinin belirlenmesinde "Lokanta ve Oteller" harcamaları grubunda yer alan ürün ve hizmetlerde piyasa koşulları, yaz dönemi ve tatil etkisine bağlı fiyat değişimleri etkili oldu.</p>
<p>Konut harcamaları ile eğlence ve kültür harcamaları gruplarında yer alan bazı ürün ve hizmetlerde piyasa koşullarına bağlı fiyat değişimleri ile gıda ve alkolsüz içecekler harcama grubunda mevsim geçiş etkisinin devam etmesi de etki etti.</p>
<p><strong>Toptan eşyada en yüksek artış madenlerde</strong></p>
<p>Mayısta bir önceki aya göre toptan eşya fiyatlarının en çok arttığı grup yüzde 4,04 ile "madenler" oldu. Bunu yüzde 2,70 ile "Gıda maddeleri", yüzde 1,13 ile "inşaat malzemeleri", yüzde 0,67 ile "işlenmemiş maddeler", yüzde 0,56 ile "kimyevi maddeler" takip etti.</p>
<p>"Yakacak ve Enerji Maddeleri" grubunda yüzde 0,25 azalış gerçekleşirken mensucat grubunda herhangi bir değişim gözlenmedi.</p>
<p>Yıllık artış ise inşaat malzemelerinde yüzde 31,30, madenlerde yüzde 30,69, gıda maddelerinde yüzde 26,65, yakacak ve enerjide yüzde 21,93, mensucatta yüzde 17,61, işlenmemiş maddelerde yüzde 14,29, kimyevi maddelerde ise yüzde 10,51 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ito-acikladi-istanbulun-mayis-enflasyonu-yuzde-153-80200</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/market-perakende-enflasyon-1766746186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;nun mayıs verilerine göre, İstanbul&#039;da perakende fiyatlar yüzde 1,53, toptan fiyatlar da yüzde 1,58 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/borusana-abdde-742-milyon-dolarlik-yeni-siparis-80198</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 14:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borusan&#039;a ABD&#039;de 742 milyon dolarlık yeni sipariş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borusan Birleşik Boru Fabrikaları Sanayi ve Ticaret AŞ, ABD'de bulunan bağlı ortaklığı Borusan Berg Pipe'ın yaklaşık 742 milyon dolarlık yeni sipariş aldığını duyurdu.</p>
<p>Borusan'ın Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) yer alan açıklamasında, şirketin ABD'de bulunan bağlı ortaklığı Borusan Berg Pipe'ın bu ülkede yürütülen ticari görüşmeler sonucunda yaklaşık 742 milyon dolarlık yeni satış siparişleri aldığı belirtildi.</p>
<p>Söz konusu siparişler kapsamında büyük çaplı hat borularının çoğunluğunun 2027'de üretilerek sevk edilmesinin planlandığı kaydedilirken, kalan bölümünün üretim ve sevkiyatlarının ise 2028'in ilk çeyreğinde tamamlanmasının öngörüldüğü aktarıldı.</p>
<p>Açıklamada, teslimat takvimine bağlı olarak, siparişlerin ağırlıklı kısmının 2027 yılı konsolide gelirlerine, kalan kısmının ise 2028 yılı ilk çeyrek gelirlerine katkı sağlamasının beklendiği belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/borusana-abdde-742-milyon-dolarlik-yeni-siparis-80198</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/8/1280x720/borusan-1780314717.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borusan Berg Pipe&#039;ın yaklaşık 742 milyon dolarlık yeni sipariş aldığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksanin-kazakistan-santrali-tam-kapasiteyle-devrede-80197</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 14:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aksa’nın Kazakistan santrali tam kapasiteyle devrede</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Aksa Enerji’nin Kazakistan’daki Kızılorda Kombine Isı ve Enerji Santrali tam kapasiteyle devreye alındı. Toplam 264 MW kurulu güve sahip olan santral  ile birlikte şirketin 7 ülkede 12 santraldeki kurulu gücü 3 bin MW’ın üstüne çıkmış oldu.</p>
<p>Aksa Enerji’nin projesi, Kazakistan Enerji Bakanlığı’na bağlı RFC (Financial Settlement Center of Renewable Energy LLP) ile imzaladığı 15 yıllık kapasite anlaşması kapsamında hayata geçirildi.</p>
<p><strong>Ağbal: </strong><strong>Bulunduğunuz coğrafyada uzun vadeli değer üretiyoruz</strong></p>
<p>Projeye ilişkin açıklama yapan Aksa Enerji CEO’su ve İcra Kurulu Başkanı Naci Ağbal, global büyüme stratejileri açısından önemli bir eşiği daha geride bıraktıklarını bildirdi.</p>
<p>Son yıllarda hayata geçirdikleri yatırımların üretime ve operasyonel çıktılara dönüşmesini stratejik açıdan çok kıymetli gördüklerini belirten Ağbal, “Kızılorda projesi de uzun vadeli iş birliklerine dayanan, sürdürülebilir ve öngörülebilir değer yaratma yaklaşımımızın güçlü bir göstergesidir. Böylece Kazakistan’ın enerji arz güvenliğine katkı sunarken; uzmanlığımızı, yerel istihdam gücümüzü ve sosyal yatırımlarımızı da bölgenin hizmetine sunuyoruz. Bulunduğumuz coğrafyalarda sürdürülebilir şekilde değer üretmeye ve büyümeyi desteklemeye devam edeceğiz.” Diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksanin-kazakistan-santrali-tam-kapasiteyle-devrede-80197</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/naci-agbal.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kızılorda Kombine Isı ve Enerji Santrali&#039;nin tam kapasiteyle devreye alınması hakkında açıklama yapan Aksa Enerji CEO’su Naci Ağbal, &quot;Kazakistan’ın enerji arz güvenliğine katkı sunarken; uzmanlığımızı, yerel istihdam gücümüzü ve sosyal yatırımlarımızı da bölgenin hizmetine sunuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-pmi-mayista-498e-yukseldi-80189</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO PMI mayısta 49,8’e yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) anketinin mayıs ayı sonuçları açıklandı.</p>
<p>Eşik değer olan 50’nin üzerinde ölçülen tüm rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, nisanda 45,7 olan manşet PMI, mayısta 49,8’e yükselerek 50 eşik değerine önemli ölçüde yaklaştı.</p>
<p>Mart 2024’ten bu yana en yüksek düzeyinde gerçekleşen endeks, faaliyet koşullarındaki bozulmanın belirgin şekilde yavaşladığı yönünde sinyal verdi.</p>
<p>Mayıs ayı verileri, imalat sanayisi üretiminin yeniden artışa geçtiğini gösterdi. Böylece nisanda gözlenen sert yavaşlamanın ardından belirgin bir toparlanma kaydedildi. Anket katılımcıları, özellikle uluslararası pazarlardaki talep koşullarında iyileşme belirtilerine dikkati çekti.</p>
<p>Yeni ihracat siparişleri, 20 aylık yavaşlama döneminin ardından mayısta büyüme kaydetti. Toplam yeni siparişler ise ihracattaki toparlanmanın olumlu etkilerine rağmen hafif düştü. Yeni siparişlerde yavaşlama bildiren anket katılımcıları, bu durumu belirsizlik, fiyat artışları ve Orta Doğu’daki savaş ile ilişkilendirdi. İstihdam da azalmaya devam etti ancak düşüş, 2026’nın başından bu yana en düşük oranda gerçekleşti.</p>
<p><strong>Satın alma faaliyetleri iki yılı aşkın sürenin ardından ilk kez arttı</strong></p>
<p>Bazı firmaların Orta Doğu’daki savaştan kaynaklanan fiyat artışlarına ve tedarik zinciri aksamalarına karşı emniyet stoku oluşturma çabaları, satın alma faaliyetlerinin iki yıldan uzun bir sürenin ardından ilk kez artmasını sağladı. Öte yandan, girdi stoklarındaki azalma nisana göre belirgin şekilde hız kesmekle birlikte devam etti.</p>
<p>Girdi maliyetleri keskin bir şekilde yükselmeyi sürdürdü. Anket katılımcıları bu durumun büyük ölçüde Orta Doğu’daki savaştan kaynaklandığını bildirirken özellikle akaryakıt, petrol, metal ve taşımacılık fiyatlarındaki artışa dikkati çekti. Bununla birlikte, girdi maliyetleri enflasyonu hafif gerileme kaydetti. Benzer bir eğilim nihai ürün fiyatları için de söz konusu oldu. Savaş aynı zamanda mayısta teslimat sürelerindeki uzamanın sürmesine ve tedarikçi performansının üst üste 7’nci ayda bozulmasına yol açtı.</p>
<p><strong>Üretim giyim ve deri ürünlerinde arttı, tekstilde yavaşladı</strong></p>
<p>İSO Türkiye Sektörel PMI mayıs ayı raporu, ikinci çeyreğin ortası itibarıyla imalat sektörünün büyük bölümünde zorlu faaliyet koşullarının sürdüğüne işaret etti.</p>
<p>Üretim ve yeni siparişleri artan sektörler sınırlı sayıda kalırken enflasyonist baskılar yüksek seyrini korudu. Tedarikçilerin teslimat süreleri hemen hemen tüm sektörlerde arttı. Giyim ve deri ürünleri, nisanda olduğu gibi mayısta da üretim artışı kaydeden tek sektör oldu. Söz konusu artış, bir önceki aya göre hafif ivme kazandı.</p>
<p>Üretimde en belirgin yavaşlama ise tekstil ürünlerinde gerçekleşti. Mayısta giyim ve deri ürünleri sektörünün yeni siparişleri de üst üste ikinci kez arttı. Gıda ürünlerinde de yeni siparişler toparlandı. Üretimde olduğu gibi, yeni siparişlerde de en keskin yavaşlama tekstil sektöründe gözlendi. Uluslararası talep zayıf seyrini sürdürürken yeni ihracat siparişleri yalnızca kimyasal, plastik ve kauçuk ile giyim ve deri ürünlerinde arttı.</p>
<p>Kimyasal, plastik ve kauçuk sektörü ihracatta gösterdiği iyileşmeye rağmen güçlü enflasyonist baskılarla karşılaşmaya devam etti.</p>
<p>Girdi maliyetleri enflasyonu 4 yılı aşkın sürenin en yüksek düzeyinde gerçekleşirken satış fiyatlarında da belirgin artış gözlendi. Sektörde hem girdi hem de satış fiyatları, anket kapsamında izlenen 10 kategori arasındaki en hızlı yükselişi kaydetti.</p>
<p>Mayısta girdi maliyetlerinde en düşük oranlı artışlar gıda ürünleri ile giyim ve deri ürünlerinde gerçekleşti. Nihai ürün fiyatlarında en ılımlı artışın ölçüldüğü sektörler ise tekstil ürünleri ile kara ve deniz taşıtları oldu.</p>
<p>Tedarik zinciri aksamaları mayısta da raporun öne çıkan gelişmeleri arasında yer aldı. Makine ve metal ürünleri dışında tüm sektörlerde teslimat süreleri arttı. En belirgin gecikmeler kimyasal, plastik ve kauçuk sektöründe kaydedildi. Bu sektörün tedarikçi performansındaki bozulma Şubat 2024’ten bu yana en yüksek düzeyde gerçekleşti.</p>
<p>Mayıs ayı verileri, firmaların stok biriktirme çabasında olduğuna ilişkin bazı sinyaller verdi. Giyim ve deri ürünlerinde satın alma faaliyetleri artış kaydederken geri kalan 9 sektörün 6’sında satın alma hacmindeki daralma hız kesti. Bununla birlikte, girdi stoklarında artış yalnızca giyim ve deri ürünleri sektöründe gözlendi.</p>
<p><strong>“Mayısta Türk imalat sektörünün daha olumlu bir görünüm sergiledi”</strong></p>
<p>Endeks hakkında değerlendirmelerde bulunan S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, mayısta Türk imalat sektörünün daha olumlu bir görünüm sergilediğini belirterek, ihracatın yeniden büyümeye geçmesinin üretimde ılımlı bir artışı beraberinde getirdiğini bildirdi.</p>
<p>Bu sayede satın alma faaliyetlerinin de arttığını kaydeden Harker, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>“Bu artışın bir bölümü, Orta Doğu’daki savaşın yol açtığı aksamalara karşı emniyet stoku oluşturma çabasından kaynaklandı. Dolayısıyla, girdi maliyetlerinde süregelen keskin yükselişler ve tedarik zincirlerindeki gecikmeler dikkate alındığında mayısta gözlenen genişlemenin kalıcı olup olmayacağı belirsizliğini koruyor. İhracatın ardından toplam yeni siparişlerin de büyüme bölgesine geçip geçmeyeceği, önümüzdeki ayların seyrinde belirleyici olacak.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-pmi-mayista-498e-yukseldi-80189</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nisan ayında 45,7 olan İSO Türkiye İmalat PMI, mayısta 49,8’e yükseldi. İhracatın yeniden büyümeye geçmesinin üretimde ılımlı bir artışı beraberinde getirdiğini, bu sayede satın alma faaliyetlerinin de arttığını belirten S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, &quot;Bu artışın bir bölümü, Orta Doğu’daki savaşın yol açtığı aksamalara karşı emniyet stoku oluşturma çabasından kaynaklandı. Dolayısıyla, girdi maliyetlerinde süregelen keskin yükselişler ve tedarik zincirlerindeki gecikmeler dikkate alındığında mayısta gözlenen genişlemenin kalıcı olup olmayacağı belirsizliğini koruyor.&quot; değerlendirmesini yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomi-ilk-ceyrekte-yuzde-25-buyudu-80188</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi ilk çeyrekte yüzde 2,5 büyüdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026 yılının Ocak-Mart dönemine ait Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, GSYH 2026 yılı birinci çeyrek ilk tahmini, zincirlenmiş hacim endeksi olarak geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,5 arttı. Böylece Türkiye ekonomisi art arda 23 çeyrektir büyüdü.</p>
<p>Üretim yöntemine göre cari fiyatlarla GSYH tahmini, yılın birinci çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 35,7 artarak 16 trilyon 999 milyar 977 milyon lira oldu. GSYH'nin birinci çeyrek değeri cari fiyatlarla ABD doları bazında 389 milyar 598 milyon olarak gerçekleşti.</p>
<p>GSYH'yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde, yılın birinci çeyreğinde geçen yıla göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak bilgi ve iletişim faaliyetleri toplam katma değeri yüzde 9,5, diğer hizmet faaliyetleri yüzde 5,2, tarım sektörü yüzde 4,6, ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 3,7, finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 3,5, inşaat sektörü yüzde 3,2, gayrimenkul faaliyetleri yüzde 3, ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonlar yüzde 2, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri yüzde 1,9 ve kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 1,8 arttı. Sanayi sektörü ise yüzde 0,8 azaldı.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin 2021'den bu yana büyüme hızı, yıllar ve çeyrekler itibarıyla şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yıllar</td>
<td>1. Çeyrek</td>
<td>2. Çeyrek</td>
<td>3. Çeyrek</td>
<td>4. Çeyrek</td>
<td>Yıllık</td>
</tr>
<tr>
<td>2021</td>
<td>8</td>
<td>22,4</td>
<td>8,2</td>
<td>10,4</td>
<td>11,8</td>
</tr>
<tr>
<td>2022</td>
<td>7,8</td>
<td>7,6</td>
<td>4,1</td>
<td>3,1</td>
<td>5,4</td>
</tr>
<tr>
<td>2023</td>
<td>4</td>
<td>4,6</td>
<td>6,5</td>
<td>4,9</td>
<td>5,0</td>
</tr>
<tr>
<td>2024</td>
<td>5,3</td>
<td>2,3</td>
<td>2,8</td>
<td>3,2</td>
<td>3,3</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>2,5</td>
<td>4,7</td>
<td>3,8</td>
<td>3,4</td>
<td>3,6</td>
</tr>
<tr>
<td>2026</td>
<td>2,5</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,1 yükseldi. Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, ilk çeyrekte geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,6 artış gösterdi.</p>
<p>Yerleşik hane halklarının tüketim harcamaları, yılın birinci çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 4,8 yükseldi. Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 2,1, gayrisafi sabit sermaye oluşumu da yüzde 3 artış kaydetti.</p>
<p>Mal ve hizmet ihracatı, yılın birinci çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 12,7, mal ve hizmet ithalatı ise yüzde 2 azaldı.</p>
<p>İş gücü ödemeleri, söz konusu dönemde yüzde 35,9, net işletme artığı/karma gelir yüzde 34,4 artış gösterdi.</p>
<p>İş gücü ödemelerinin cari fiyatlarla gayrisafi katma değer içerisindeki payı, geçen yılın birinci çeyreğinde yüzde 42,7 iken bu oran bu yılın aynı döneminde değişim göstermedi. Net işletme artığı/karma gelirin payı da yüzde 36,3 iken ilk çeyrekte yüzde 35,8 olarak belirlendi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomi-ilk-ceyrekte-yuzde-25-buyudu-80188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/bayrak-turkiye-ekonomi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ilk çeyrek verilerine göre ekonomi yüzde 2,5 büyüme kaydetti. Son veriler ekonominin büyüme performansını 23 çeyrektir sürdürdüğünü gösteriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/utib-baskani-ipeker-tekstil-bitmez-dogru-politikalarla-daha-da-guclenir-80179</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> İpeker: Tekstil bitmez, doğru politikalarla daha da güçlenir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB) Başkanı İhsan İpeker, Ekonomi Gazetesi Bursa Bölge Temsilcisi Ömer Faruk Çiftçi ile bir araya gelerek tekstil sektörünün geleceğini ve önümüzdeki dönemde birlik olarak yapmayı planladıkları çalışmaları değerlendirdi. UTİB Başkanı İhsan İpeker, Avrupa'daki ekonomik yavaşlama, maliyet baskıları ve kur-enflasyon dengesizliğinin tekstil sektörünü zorlamaya devam ettiğini söyledi. Buna rağmen Türkiye'nin üretim kültürü, girişimcilik refleksi ve hızlı adaptasyon yeteneği sayesinde kriz sonrası dönemde önemli fırsatlar yakalayabileceğini belirten İpeker, sektörün tekstilden vazgeçmek yerine dönüşüme odaklanması gerektiğini ifade etti. Türkiye'nin küresel tekstil tedarik zincirinde halen altıncı sırada bulunduğunu hatırlatan İpeker, "Çin açık ara önde olabilir ancak ardından ABD, İtalya ve Almanya gibi gelişmiş ekonomiler geliyor. Bu ülkeler tekstilden vazgeçmiyor. Türkiye'nin de tekstili bırakması değil, katma değerli üretime yönelerek dönüşmesi gerekiyor" dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d344131f38-1780298817.JPG" alt="" width="716" height="477" /></p>
<h2><strong>“Rakibimiz ucuz ülkeler değil”</strong></h2>
<p>Tekstil sektöründe rekabet anlayışının yeniden tanımlanması gerektiğini vurgulayan İpeker, Türkiye'nin düşük maliyetli ülkelerle değil, yüksek katma değer üreten ülkelerle aynı ligde yer alması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin genel ihracatında kilogram başına değerin yaklaşık 1,59 dolar seviyesinde olduğunu belirten İpeker, tekstil sektöründe bu rakamın 3,75 dolara yükseldiğini, UTİB üyelerinde ise kilogram başına ihracat değerinin 9,76 dolara ulaştığını açıkladı. Bu performansın yalnızca fiyat artışlarından kaynaklanmadığını ifade eden İpeker, “Üretim hacimlerimizi büyük ölçüde korurken ihracat değerimizi artırabildik. Bu da Bursa tekstilinin katma değerli üretime yöneldiğini gösteriyor. Bizim rakibimiz artık ucuz iş gücüne sahip ülkeler değil, İtalya gibi tasarım ve markalaşma gücü yüksek ülkeler olmalı” diye konuştu. Japon tekstil sektörünün büyüme modeline de dikkat çeken İpeker, sürdürülebilirliğin yolunun kapasiteyi sürekli artırmaktan değil, ürün başına yaratılan değeri yükseltmekten geçtiğini kaydetti.</p>
<h2><strong>“Avrupa'da iştah zayıf”</strong></h2>
<p>Sektörde yaşanan daralmanın yalnızca Türkiye'ye özgü olmadığını belirten İhsan İpeker, Avrupa pazarında tüketim eğilimlerinin önemli ölçüde değiştiğini söyledi. Pandemi sonrasında yükselen enflasyon, enerji maliyetleri ve yaşam giderlerinin tüketicileri daha temkinli harcamaya yönelttiğini ifade eden İpeker, “Özellikle giyim ve ev tekstili harcamalarında ciddi bir yavaşlama var. Avrupa tüketicisi artık aynı ürünü daha uzun süre kullanıyor. Bu nedenle tekstile yönelik talep eski seviyelerinde değil” dedi. Toparlanmanın zaman alacağını belirten İpeker, mevcut beklentilerin sektörün 2026 yılının son çeyreğinden itibaren daha dengeli bir yapıya kavuşabileceğine işaret ettiğini söyledi.</p>
<h2><strong>“Konfeksiyon korunmazsa zincir kırılır”</strong></h2>
<p>Tekstil ve konfeksiyon sektörlerinde son dönemde yaklaşık 400 bin kişilik istihdam kaybı yaşandığını belirten İpeker, birçok işletmede kapasite kullanım oranlarının gerilediğini ifade etti. Türkiye'nin en büyük avantajının ham maddeden nihai ürüne kadar uzanan entegre üretim yapısı olduğunu vurgulayan İpeker, konfeksiyon sektörünün bu zincirin en kritik halkası olduğuna dikkat çekti. İpeker, “Sadece kumaş üretmek yeterli değil. Yakın tedarikçi olmanın temel şartı, bitmiş ürünü hızlı şekilde mağazaya ulaştırabilmek. Konfeksiyon tarafında yaşanacak güç kaybı, Türkiye'nin yakın tedarik avantajını da zayıflatır” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2><strong>İhracatın yarısından fazlası 29 firmadan</strong></h2>
<p>UTİB verilerine göre 2025 yılında birlik üyesi 1.415 firma toplam 1,22 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. İhracatın firma ölçeklerine göre dağılımına ilişkin bilgi veren İpeker, 10 milyon doların üzerinde ihracat yapan 29 firmanın toplam ihracatın yüzde 51,04'ünü gerçekleştirdiğini söyledi. 1 ila 10 milyon dolar arasında ihracat yapan 142 firmanın toplam ihracatın yaklaşık yüzde 36'sını oluşturduğunu belirten İpeker, ihracatçıların yaklaşık yüzde 80'ini oluşturan küçük ölçekli firmaların ise toplam ihracattan yüzde 13 seviyesinde pay aldığını kaydetti. Bu verilerin Bursa tekstil sektörünün güçlü konumunu koruduğunu gösterdiğini belirten İpeker, büyük firmaların rekabet gücüyle ihracatı sürüklediğini, ancak küçük ve orta ölçekli işletmelerin de önemli bir büyüme potansiyeli taşıdığını vurguladı.</p>
<h2><strong>Büyük ihracatçılar küçüklere mentörlük yapacak</strong></h2>
<p>UTİB'in yaklaşık 4 bin üyeye sahip olduğunu, bunların 1.415'inin aktif ihracatçı konumunda bulunduğunu belirten İpeker, birlik bünyesinde 100 bin doların altında ihracat yapan 873 firmanın yer aldığını söyledi. Bu firmaların önemli bir potansiyel barındırdığını ifade eden İpeker, “Asıl görevimiz bu firmaların önünü açmak. İçimizde büyük bir cevher var. Katma değerli üretim, yeni pazarlara erişim ve ihracatın çeşitlendirilmesi konusunda KOBİ'leri desteklememiz gerekiyor” dedi. Yeni dönemde mentörlük ve kümelenme modeli üzerinde çalıştıklarını açıklayan İpeker, büyük ölçekli ihracatçı firmaların küçük işletmelere rehberlik edeceği bir yapı kurmayı hedeflediklerini belirtti. Teknik tekstilin de sektörün geleceğinde önemli rol oynayacağını vurgulayan İpeker, UTİB bünyesinde teknik tekstil ihracatı yapan 359 firmanın bulunduğunu, bu alanın uzun vadeli yatırımlarla daha da büyütülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/utib-baskani-ipeker-tekstil-bitmez-dogru-politikalarla-daha-da-guclenir-80179</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/9/1280x720/utib-baskani-ipeker-tekstil-bitmez-dogru-politikalarla-daha-da-guclenir-1780298798.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UTİB Başkanı İhsan İpeker, küresel tekstil sektöründeki daralmaya rağmen Türkiye&#039;nin güçlü üretim altyapısı ve katma değerli üretim kapasitesiyle avantajlı konumunu koruduğunu söyledi. İpeker, Bursa tekstilinin kilogram başına 9,76 dolarlık ihracat değeriyle önemli bir dönüşüm gerçekleştirdiğini belirterek, küçük ve orta ölçekli ihracatçıların desteklenmesinin sektörün geleceği açısından kritik önem taşıdığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsan-ile-ssbden-845-milyon-dolarlik-sozlesme-80185</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASELSAN ile SSB&#039;den 845 milyon dolarlık sözleşme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ASELSAN ile Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) arasında "kamu güvenliği haberleşme" ile "uydu ve uzay sistemlerinin tedarikine" yönelik sözleşmeler imzalandı.</p>
<p>ASELSAN tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) yapılan açıklamada, "ASELSAN ile SSB arasında kamu güvenliği haberleşme ile uydu ve uzay sistemlerinin tedarikine yönelik toplam tutarı 845 milyon dolar olan sözleşmeler imzalanmıştır. Sözleşmeler kapsamında teslimatlar 2026 yılından itibaren gerçekleştirilecektir." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsan-ile-ssbden-845-milyon-dolarlik-sozlesme-80185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/aselsan-1777720943.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN ile Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı arasında toplam 845 milyon dolarlık sözleşmeler imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/doblo-bursaya-geri-dondu-uretim-ucuncu-ceyrekte-baslayacak-80173</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 09:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doblo Bursa’ya geri dönüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’da üretilecek yeni nesil Doblo için geri sayım başladı. FIAT’ın hafif ticari araç pazarındaki en güçlü modellerinden biri olan Doblo, 2026 yılının üçüncü çeyreğinde yeniden Tofaş’ın Bursa fabrikasında banttan inmeye başlayacak. Yerli üretime dönüş kararı, markanın hafif ticari araç pazarındaki büyüme hedeflerini destekleyecek önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>FIAT Marka Direktörü Altan Aytaç, Doblo’nun yılın ilk dört ayında elde ettiği satış başarısına dikkat çekerek, modelin minivan segmentinde yüzde 23,7 pazar payıyla liderliğini koruduğunu söyledi. Aytaç, “Yılın ilk 4 aylık döneminde 10 bin 507 adet Doblo satışı ile 2025’in aynı dönemine göre satışlarımızı iki katından fazla artırdık. 2026 yılında minivan segmentinde ilk 4 ayda yüzde 23,7’lik segment payı ile lideriz. Sınıfının lideri Doblo’nun yılın üçüncü çeyreğinde yeniden Türkiye’de üretimine başlanacağı için mutlu ve gururluyuz. Yerli üretimin satış ve lojistik avantajları ile Doblo adeta vites büyütmemizi sağlayacak” dedi. Aytaç, Doblo’nun Türkiye’de üretilecek olmasının markanın pazardaki konumunu daha da güçlendireceğini kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d2c4f2ede8-1780296783.jpg" alt="" width="625" height="352" /></p>
<h2>"Hafif ticari araçta büyümenin üzerinde performans"</h2>
<p>FIAT’ın yerli üretim modellerle hafif ticari araç pazarındaki gücünü artırdığını belirten Aytaç, Scudo ve Ulysse modellerinin de katkısıyla markanın satışlarının güçlü bir ivme yakaladığını söyledi. İlk dört ayda hafif ticari araç pazarının yüzde 9 büyüdüğünü hatırlatan Aytaç, FIAT’ın aynı dönemde satışlarını yüzde 69 artırdığını ifade etti. Marka, orta ticari araç segmentinde de dikkat çekici sonuçlara imza attı. Scudo ve Ulysse modelleriyle yılın ilk dört ayında 3 bin 171 adet satış gerçekleştiren FIAT, yüzde 26,1 pazar payına ulaştı. Böylece segmentte satılan her dört araçtan biri FIAT imzası taşıdı.</p>
<h2>26 yılda 600 binden fazla satış</h2>
<p>İlk kez 2000 yılında Tofaş tesislerinde üretilmeye başlayan Doblo, yıllar içinde geçirdiği yenilemelerle Türkiye’nin en bilinen hafif ticari araç modellerinden biri haline geldi. 2023 yılında Bursa’daki üretimi sona eren model, bu tarihten sonra ithal olarak satışa sunuldu. 2024 yılında makyajlanan altıncı nesliyle pazardaki varlığını sürdüren Doblo, 2026’nın üçüncü çeyreğinde yeniden Bursa’da üretilecek. Türkiye’de satışa sunulduğu günden bu yana 600 binden fazla kullanıcıyla buluşan Doblo, minivan segmentinin gelişiminde önemli rol oynarken, hafif ticari araç pazarının da en güçlü markalarından biri olmayı sürdürdü.</p>
<h2>Ödüllü model</h2>
<p>Doblo, 2006 ve 2011 yıllarında “International Van of the Year” ödülünü kazanırken, İngiltere’de 2016, 2017 ve 2018 yıllarında üst üste “Yılın Hafif Ticari Aracı” seçildi. Türkiye’de ise farklı yıllarda en çok satılan hafif ticari araç ünvanını elde eden model, farklı gövde tipleri ve özel versiyonlarıyla geniş bir kullanıcı kitlesine ulaştı. Doblo’nun yeniden Bursa’da üretilecek olması, hem Tofaş hem de yerli otomotiv sanayisi açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/doblo-bursaya-geri-dondu-uretim-ucuncu-ceyrekte-baslayacak-80173</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/3/1280x720/doblo-bursaya-geri-dondu-uretim-ucuncu-ceyrekte-baslayacak-1780296892.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ FIAT’ın hafif ticari araç segmentindeki modeli Doblo, üç yıllık aranın ardından yeniden Türkiye’de üretilecek. Tofaş’ın Bursa fabrikasında bu yılın üçüncü çeyreğinde üretimine başlanacak yeni Doblo, yılın ilk dört ayında segment liderliğini korumasıyla dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sut-sektorunde-yeni-yaris-katma-degerli-uretim-artiyor-80165</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süt sektöründe yeni yarış: Katma değerli üretim artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DERYA KARAYAĞIZ TAHMAZ</strong></p>
<p>Türkiye’de süt ve süt ürünleri sektörü yalnızca üretim miktarıyla değil, katma değerli ürün kapasitesiyle de yeniden şekilleniyor. Artan maliyetler ve küresel rekabet baskısı, sektör oyuncularını daha yüksek karlı ürünlere yönlendirirken; protein bazlı ürünler, fonksiyonel sütler, laktozsuz ürünler ve premium peynir çeşitleri yeni yatırım alanları olarak öne çıkıyor. Ancak bu dönüşümün arkasında yalnızca üreticilerin tercihleri değil, tüketicinin değişen beklentileri de var. Bugünün tüketicisi artık sadece süt ya da peynir satın almıyor; sağlıklı yaşamı destekleyen, kendisine özel fayda sunan ve hikayesi olan ürünleri tercih ediyor. Market raflarında yüksek proteinli yoğurtların, laktozsuz sütlerin ya da özel üretim peynirlerin daha görünür hale gelmesi tesadüf değil. Özellikle genç kuşaklar, ürünün içeriğini okumaya, besin değerlerini karşılaştırmaya ve daha bilinçli seçimler yapmaya her zamankinden fazla önem veriyor. Bir dönem niş bir pazar olarak görülen fonksiyonel ve premium ürünler artık ana akım tüketimin parçası haline geldi. Bu nedenle sektörün geleceğini belirleyen unsur yalnızca ne kadar üretildiği değil, tüketicinin değişen taleplerine ne kadar hızlı ve doğru yanıt verilebildiği olacak gibi görünüyor.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre Türkiye’nin çiğ süt üretimi 2025 yılında 21 milyon tonun üzerinde gerçekleşti. Üretim hacmi açısından dünyanın önemli süt üreticileri arasında yer alan Türkiye, buna rağmen katma değerli süt ürünleri ihracatında Avrupa ülkelerinin gerisinde kalıyor. Bunun nedenlerinden biri ise yüksek hacimli ancak düşük marjlı üretim modelinin hala ağırlığını koruması.</p>
<h2>Fonksiyonel ürünler yükselişte </h2>
<p>Son yıllarda özellikle büyük süt sanayi şirketleri daha yüksek gelir sağlayan ürün gruplarına yönelmeye başladı. Laktozsuz sütler, yüksek proteinli içecekler, sporcu beslenmesine yönelik süt ürünleri, fonksiyonel yoğurtlar ve gurme peynir çeşitleri raflarda daha fazla yer buluyor. Artan sağlık bilinci ve değişen tüketici alışkanlıkları, şirketlerin ürün geliştirme yatırımlarını hızlandırıyor. Klasik içme sütü pazarı artık sınırlı büyüme potansiyeli taşırken katma değerli ürünler hem iç pazarda daha yüksek fiyatlama imkanı sunuyor hem de ihracatta rekabet avantajı yaratıyor. Avrupa’da klasik süt satışlarında bir değişiklik gözlenmezken fonksiyonel süt ürünlerinin satışında çift haneli büyümeler görülebiliyor. Türkiye’de de tüketici davranışlarında benzer bir dönüşüm var. Özellikle büyük şehirlerde tüketicilerin protein değeri yüksek, katkısız, organik veya laktozsuz ürünlere ilgisi artıyor. Perakende zincirlerinde premium ürün segmenti büyürken, süt sanayisi de üretim stratejisini buna göre şekillendirmeye başladı.</p>
<h2>Sütaş'tan bölgesel kalkınmayı destekleyen entegre yatırım </h2>
<p>Sektörde son yıllarda örnekleri artan entegre yatırımlar, katma değerli üretime hizmet ederken, bölgesel kalkınmaya da destek sunuyor. Bu yatırımlar arasında Sütaş'ın Bingöl’de hayata geçirdiği entegre sütçülük ve süt ürünleri projesini ilk sırada sayabiliriz. Sözleşmeli üretim, çiftlikler, yem fabrikası, süt ürünleri fabrikası, biyogaz ve organik gübre tesisleri ile eğitim ve Ar-Ge merkezlerini kapsayan yatırım, yalnızca süt üretimini artırmayı değil, bölgede istihdamı güçlendirmeyi, üretici altyapısını geliştirmeyi ve tarımsal verimliliği yükseltmeyi hedefliyor. Sektördeki bu tür yatırımlar, süt üretiminin Anadolu geneline yayılması ve kırsal kalkınmanın desteklenmesi açısından stratejik önem taşıyor.</p>
<h2>Teknolojiye yatırım artıyor </h2>
<p>Süt sektöründe yaşanan dönüşüm yalnızca ürün çeşitliliğiyle sınırlı değil. Üretimin arka planında da sessiz ama güçlü bir değişim dikkat çekiyor. Artık birçok işletme verimliliği artırmak, maliyetleri daha iyi yönetmek ve uluslararası standartlara uyum sağlamak için teknolojiye yatırım yapıyor. Otomasyon sistemleri, dijital çiftlik uygulamaları, veri temelli üretim modelleri ve ürünün tarladan sofraya kadar izlenebilmesini sağlayan teknolojiler sektörün yeni yol haritasını oluşturuyor. Özellikle büyük ölçekli üreticiler açısından sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, rekabet edebilmenin temel şartlarından biri haline gelmiş durumda. Karbon ayak izini azaltan üretim modelleri, enerji verimliliği yatırımları ve çevresel standartlara uyum çalışmaları giderek daha fazla önem kazanıyor. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat süreci de Türk süt sanayisini bu alanda daha hızlı hareket etmeye zorluyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Üreticinin güçlendirilmesi gerek</span></h2>
<p>Ancak tüm bu olumlu tabloya rağmen sektörün çözüm bekleyen önemli sorunları da var. Son yıllarda üretim maliyetlerinde yaşanan artış, çiğ süt arzındaki dalgalanmalar ve küçük üreticilerin üretimden uzaklaşması sanayinin en önemli hammaddesine erişimini zorlaştırıyor. Bir başka ifadeyle, katma değerli üretim hedefi yalnızca fabrikalarda yapılacak yatırımlarla hayata geçirilebilecek bir süreç değil. Zincirin ilk halkasını oluşturan üreticinin güçlü olmadığı bir yapıda sürdürülebilir büyümeden söz etmek de kolay görünmüyor. Bu nedenle sektörün geleceği konuşulurken çiftçiden sanayiciye kadar tüm paydaşları kapsayan bir yaklaşımın gerekli olduğu sık sık dile getiriliyor. İç pazar tarafında ise dikkat çeken bir başka gerçek var. Türkiye, dünyanın önemli süt üreticileri arasında yer alsa da kişi başına süt ve süt ürünleri tüketiminde Avrupa ortalamasının gerisinde bulunuyor. Bu durum ilk bakışta bir eksiklik gibi görünse de aslında sektör açısından önemli bir büyüme alanına işaret ediyor. Genç nüfusun büyüklüğü, organize perakende ağlarının gelişmesi ve tüketicilerin sağlıklı beslenmeye yönelik ilgisinin artması, iç pazarda yeni fırsatlar yaratıyor</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Süt ekipmanlarında yerli üretimin payı küreselde artıyor</span></h2>
<p>Türkiye süt ve süt ürünleri sektöründe yalnızca üretim kapasitesiyle değil, bu üretimi destekleyen ekipman sanayisiyle de dikkat çekiyor. Son yıllarda süt işleme tesislerine yönelik makine ve teknoloji yatırımlarının artması, yerli ekipman üreticilerinin de büyümesini hızlandırdı. Bugün Türkiye’de pastörizasyon sistemlerinden süt soğutma tanklarına, peynir üretim hatlarından dolum ve paketleme ekipmanlarına kadar geniş bir ürün yelpazesinde üretim yapılabiliyor. Sakarya, Konya, İzmir ve İstanbul başta olmak üzere birçok üretim merkezinde faaliyet gösteren firmalar, yalnızca iç pazara değil ihracata da çalışıyor. Sektörde anahtar teslim süt fabrikaları kurabilecek teknik kapasiteye sahip birçok firma bulunuyor. Bu firmalar dünyanın pek çok ülkesine ihracat da yapıyor. Özellikle son dönemde fonksiyonel süt ürünleri, premium peynir üretimi ve yüksek hijyen standartlarına yönelik talebin artması, ekipman tarafında da teknoloji ihtiyacını büyütüyor. Sektörde gündemi belirleyen yeni başlık ise sürdürülebilirlik. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Karbon Sınırda Düzenleme Mekanizması, süt ekipmanı üreticilerini de yeni yatırımlara yönlendiriyor. Süt işleme süreçlerinin yüksek miktarda su ve enerji tüketmesi nedeniyle firmalar artık yalnızca makine üretmeye değil, su geri kazanım sistemleri, ısı geri kazanımlı pastörizasyon teknolojileri ve daha düşük karbon ayak izi sağlayan çözümler geliştirmeye odaklanıyor. Buna karşın sektör temsilcileri, yüksek teknoloji gerektiren bazı ekipmanlarda ithalat bağımlılığının tamamen ortadan kalkmadığına dikkat çekiyor. Özellikle ileri otomasyon sistemleri, bazı proses teknolojileri ve özel sensör ekipmanlarında Avrupa menşeli ürünler hala önemli bir paya sahip. Buna rağmen son yıllarda yerli makine üreticileri hem kalite hem de ihracat kapasitesi açısından önemli bir mesafe kat etmiş durumda. Uzmanlara göre süt sanayisinin katma değerli üretime yönelmesiyle birlikte ekipman sektöründe de daha yüksek teknolojiye dayalı yeni bir büyüme dönemi başladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sut-sektorunde-yeni-yaris-katma-degerli-uretim-artiyor-80165</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/5/1280x720/sut-milk-1780292620.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tüketici davranışları hızlı bir şekilde değişirken Türkiye süt sektörü de yeni dönemde üretim miktarından çok katma değerli ürünlere odaklandı. Protein bazlı ürünler, fonksiyonel sütler, premium peynirler ve özel beslenme kategorileri sektörün büyüme rotasını yeniden şekillendirirken, şirketler ihracatta daha yüksek gelir sağlayacak ürün gruplarına yönelmeye başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/susuz-temizlik-teknolojileri-yilda-73-milyon-ton-su-tuketimine-alternatif-80164</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Susuz temizlik teknolojileri, yılda 7,3 milyon ton su tüketimine alternatif</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>81 ilde, 15 bini aşkın hizmet noktasında ve 6 bin çalışanıyla faaliyet gösteren Wilco Group, endüstriyel temizlikte susuz ve düşük su tüketimli teknolojilerle ilk etapta yıllık su kullanımını yüzde 20 azaltmayı hedefliyor. Wilco Group Kurucusu ve CEO’su Mehmet Avcı, temizlik hizmetlerinin artık yalnızca emek yoğun bir operasyon değil; veri, mühendislik, teknoloji ve sürdürülebilirlik performansıyla yönetilmesi gereken stratejik bir alan olduğunu söylüyor.</strong></p>
<p>Temizlik sektörü yıllarca görünmeyen bir hizmet alanı olarak kaldı. Oysa artık mesele yalnızca hijyen değil; su tüketimi, kimyasal kullanımı, atık yönetimi, çalışan sağlığı ve karbon ayak iziyle doğrudan bağlantılı büyük bir sürdürülebilirlik başlığı.</p>
<p>Türkiye’de endüstriyel temizlik faaliyetlerinde yılda en az 7,3 milyon ton su kullanıldığı tahmin edilirken, sektörün “arka plandaki destek hizmeti” olmaktan çıkıp ESG gündeminin ölçülebilir bir parçası haline gelmesi kaçınılmaz görünüyor.</p>
<p>Wilco Group Kurucusu ve CEO’su Mehmet Avcı’ya göre yeni dönem, “daha fazla su daha iyi temizliktir” anlayışının yerine; daha az su, daha az kimyasal, daha çok veri ve daha akıllı hijyen yönetimini koyuyor.</p>
<p><strong>Endüstriyel temizlik faaliyetlerinde yılda en az 7,3 milyon ton su kullanılıyor</strong></p>
<p>“Uzun yıllar boyunca temizlik sektörü daha çok operasyonel bir hizmet alanı olarak değerlendirildi. Ancak bugün geldiğimiz noktada, endüstriyel temizlik; su tüketimi, kimyasal kullanımı, atık yönetimi, karbon ayak izi ve çalışan güvenliği gibi çok kritik başlıklarla doğrudan ilişkili bir sürdürülebilirlik alanına dönüşmüş durumda. Bu nedenle artık yalnızca hijyen sağlayan bir sektör değil, aynı zamanda çevresel etkisi yüksek bir operasyon yönetimi alanından söz ediyoruz. Türkiye genelinde endüstriyel temizlik faaliyetlerinde yılda en az 7,3 milyon ton su kullanıldığını öngörüyoruz. Su artık sınırsız bir kaynak değil; özellikle iklim krizi, kuraklık riski ve kentleşmenin hızlanmasıyla birlikte stratejik bir kaynak haline geldi. Dolayısıyla suyu yoğun kullanan her sektör gibi temizlik sektörünün de ESG perspektifinde yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Bir AVM’nin, fabrikanın, hastanenin ya da lojistik merkezinin hijyen operasyonu; ne kadar su tüketildiğini, ne kadar kimyasal kullanıldığını, çalışanların hangi koşullarda görev yaptığını ve atıkların nasıl yönetildiğini doğrudan etkiliyor. Yani temizlik artık ‘arka planda kalan bir destek hizmeti’ değil; sürdürülebilirlik performansının önemli bir parçası. Gelecekte yalnızca temizleyen değil; daha az su tüketen, daha az kimyasal kullanan ve daha düşük çevresel etki yaratan şirketler rekabet avantajı sağlayacak.”</p>
<p><strong>İlk hedef su kullanımını yüzde 20 azaltmak</strong></p>
<p>“Susuz temizlik teknolojileriyle ilk etapta yıllık su kullanımını yüzde 20 azaltma hedefimiz teorik değil; saha verileri, pilot uygulamalar ve operasyon analizlerine dayanan gerçekçi bir dönüşüm hedefi. Biz uzun süredir farklı sektörlerdeki temizlik operasyonlarını ölçüyor, hangi alanlarda ne kadar su tüketildiğini analiz ediyoruz. Özellikle büyük ölçekli tesislerde su kullanımının önemli bir kısmının geleneksel yöntemlerden kaynaklandığını görüyoruz. Bu nedenle mevcut operasyonlarda teknolojik dönüşüm ve süreç optimizasyonuyla ciddi bir tasarruf potansiyeli bulunduğunu tespit ettik. Mikrofiber bazlı ileri yüzey teknolojileri, buhar sistemleri, düşük nemli temizlik ekipmanları, kontrollü dozajlama sistemleri ve kimyasal optimizasyonu sayesinde aynı hijyen standardını çok daha düşük kaynak kullanımıyla sağlayabiliyoruz. Buradaki temel yaklaşım, ‘daha fazla su daha fazla hijyen getirir’ anlayışını değiştirmek. Aslında doğru teknoloji ve doğru uygulama ile daha az su kullanarak daha yüksek verim elde etmek mümkün. Eğitim, veri takibi ve standartlaşma da sürecin önemli parçaları.”</p>
<p><strong>Temizlik hizmetlerinin veri ve mühendislikle yönetilmesi gerek</strong></p>
<p>değil, veriyle ve mühendislikle yönetilmesi gereken bir alan. Günlük 600 ton su tüketimi gibi rakamlar, bu alanın çevresel ve operasyonel etkisinin sanıldığından çok daha büyük olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de hijyen denetimleri doğru uzmanlar tarafından yapılmıyor çünkü ülkemizde bunu gıda mühendisleri yapıyor. Mesela Almanya’da hijyen mühendisleri var ve Hijyen Teknik Üniversitesi var. Biz Türkiye’de Hijyen Mühendisliği dalının teknik üniversitelerde kurulmasına yönelik talebimizi her fırsatta dile getiriyoruz. Mevcut durumda her şirket kendi eğittiği alaylı personelle bu işi sürdürmeye çalışıyor ama bunun maliyeti hem firmalar hem de toplum için çok yüksek.”</p>
<p><strong>Sektör daha “akıllı kullanım” dönemine giriyor</strong></p>
<p>“Bugün dünyada ‘akıllı temizlik’ yaklaşımı yaygınlaşıyor. Sensör destekli sistemler, IoT teknolojileri, otomasyon çözümleri ve veri analitiği sayesinde temizlik operasyonları daha ölçülebilir hale geliyor. İnsan kaynağı çok önemli ancak geleceğin temizlik yönetiminde teknoloji, veri analitiği ve mühendislik yaklaşımı belirleyici olacak. Biz de bu dönüşümü bir operasyon değişimi değil, sektörün geleceğini yeniden tanımlayan stratejik bir dönüşüm olarak görüyoruz. Sektörün geleceğinin daha az su, daha az kimyasal, daha çok veri ve daha ölçülebilir hijyen yönünde şekilleneceğini düşünüyoruz. Sektör ‘daha fazla tüketim’ değil, ‘daha akıllı kullanım’ dönemine giriyor. Daha az su, daha az kimyasal ve daha yüksek verimlilik yeni dönemin standardı olacak.”</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">■ Susuz temizlik uygulamalarına gerekli ilgi gösterilmiyor</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d1a66d2384-1780292198.png" alt="" width="600" height="301" /></span></strong>“Wilco olarak susuz temizlik uygulamalarını bazı kurumlarda başlattık. Susuz temizlik hizmetinde, dozajı önceden ayarlanmış kimyasallarla temizlik yapılmasını mümkün kılan hazır mop sistemleri, hem su tüketimini azaltıyor hem de hijyen standartlarını yükseltiyor. Her MOB (temizlik aparatı) ile yaklaşık 25 metrekarelik alan temizlenirken, kontrollü kimyasal kullanımı sayesinde çalışan sağlığı ve operasyonel verimlilik destekleniyor. Yapılan ölçümlere göre, bu teknoloji mikrop yayılımını yüzde 90’ın üzerinde engelliyor. Özellikle okullar ve hastaneler için geliştirilen bu sistem, hijyen risklerini azaltırken, kamusal alanlarda sürdürülebilir temizlik uygulamalarının yaygınlaşmasına katkı sağlıyor. Ancak kurumların ve kamusal alanların susuz temizlik uygulamalarına gerekli ilgiyi henüz göstermiyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/susuz-temizlik-teknolojileri-yilda-73-milyon-ton-su-tuketimine-alternatif-80164</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/4/1280x720/wilco-mehmet-avci-1780292269.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Susuz temizlik teknolojileri, yılda 7,3 milyon ton su tüketimine alternatif ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-mayis-ayinin-surprizi-ayakkabi-ve-giyimden-gelecek-80163</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonda mayıs ayının sürprizi ayakkabı ve giyimden gelecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de giyim ve ayakkabıda yaz sezonu nisanda açılır. Yeni koleksiyonlar yeni fiyatlarıyla çıkar piyasaya. Bu nedenle de 2023 yılına kadar nisan enflasyonunda alt ana gruplardan giyim ve ayakkabıda fiyat artışları yüksek çıkardı. Ancak 2023’ün nisan enflasyonunda bunun tam tersi bir tabloyla karşılaştık.</p>
<p>Giyim ve ayakkabıda fiyatlar önceki yılların aksine yüzde 3.82 gibi çok düşük oranda artmıştı. Çünkü mayıs ayında Cumhurbaşkanlığı seçimleri vardı ve muhalefetin adayının kazanmaması için TÜİK de (Türkiye İstatistik Kurumu) elinden geleni yapmalıydı. Nitekim yaptı da. TÜFE’de yüzde 6.42 gibi önemli bir ağırlığa sahip olan bu gruptaki düşük enflasyon, nisan ayı tüketici enflasyonunu da olduğundan düşük göstermişti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d194d46859-1780291917.png" alt="" width="373" height="316" />Yapılanı da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 4 Mayıs’ta yayınladığı “Nisan Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu” ortaya çıkardı. TCMB’nin nisandaki fiyat gelişmelerini incelediği raporda söz konusu grupla ilgili olarak “Yeni sezon geçişinin yaşandığı giyim ve ayakkabı grubunda fiyatların aylık artış oranı yöntem değişikliğine de bağlı olarak (yazlık ürünlerin endekse giriş ayının nisan ayından mayıs ayına kayması) ılımlı seyretmiştir” denilmişti. Banka bu ifadesiyle de yöntemin değiştirilmemiş olması durumunda söz konusu gruptaki fiyatların ılımlı seyretmeyeceğini ve bunun da enflasyonu artırması gerektiğini resmen ilan etmişti.</p>
<p>Nitekim daha sonraki yıllarda da giyim ve ayakkabı alt ana grubunda fiyatlar nisan ayında “ayarlama operasyonu”ndan umulduğu gibi düşük, mayısta da yüksek çıktı. Giyim ve ayakkabı grubunda fiyatlar 2023 nisanından sonra yıllar itibarıyla sırasıyla 2024’te yüzde 4,58; 2025’te ise yüzde 6,50 arttı. 2023 mayısında operasyon gereği yüzde 9,85 artan fiyatlar 2024’te yüzde 9,6, geçen yıl ise yüzde 6,97 yükseldi. 3 Mayısta açıklanan 2026 nisan enflasyonunda ise fiyatların yüzde 8,94 arttığı görüldü.</p>
<p>TÜİK 3 yıldan buyana yazlık ürünlerin endekse girişinin tekrar nisana çekildiğine ilişkin açıklama yapmadı. Bu durumda giyim ve ayakkabı grubunda mayıs fiyatlarının, nisandaki yüzde 8,94’ün hayli üzerinde gerçekleşmesini bekliyoruz. Eğer gerçekleşmezse çiçeği burnunda TÜİK Başkanımıza “Sayın Başkan siz nereden giyiniyorsunuz?” diye sormak en doğal hakkımız olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-mayis-ayinin-surprizi-ayakkabi-ve-giyimden-gelecek-80163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonda mayıs ayının sürprizi ayakkabı ve giyimden gelecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petroldeki-dusus-kirilgan-ekonomilere-nefes-olacak-80162</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petroldeki düşüş, kırılgan ekonomilere &#039;nefes&#039; olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d181bb00ab-1780291611.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel enerji piyasalarında son haftalarda yaşanan sert yükseliş yerini temkinli bir iyimserliğe bıraktı. ABD ile İran’ın ateşkesi 60 gün daha uzatacak ve Hürmüz Boğazı’ndaki kısıtlamaları hafifletecek bir mutabakat üzerinde çalıştığı yönündeki haberler, petrol fiyatlarını son altı haftanın en düşük seviyelerine çekti.</p>
<p>Brent petrol geçtiğimiz hafta varil başına 91 dolar seviyesine kadar gerilerken, mayıs ayında yüzde 17’ye yaklaşan düşüş kaydetti. ABD tipi ham petrol (WTI) de 88 doların altına inerek benzer bir eğilim sergiledi. Her ne kadar anlaşmanın nihai onayı henüz verilmemiş olsa da piyasa, Körfez’deki arz risklerinin azalacağı beklentisini fiyatlamaya başladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d18981b284-1780291736.png" alt="" width="500" height="185" />Enerji piyasaları açısından en kritik gelişme ise Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılma ihtimali. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği boğazda yaşanan aksaklıklar son aylarda arz güvenliğini tehdit etmiş, enerji ithalatçısı ülkelerde maliyet baskısını artırmıştı.</p>
<h2>Enerji faturası küçülüyor</h2>
<p>Petrol fiyatlarındaki gerileme en çok enerji ithalatına bağımlı ekonomiler için önem taşıyor. Özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ile Türkiye, son dönemde yükselen enerji maliyetleri nedeniyle enflasyon, cari açık ve büyüme tarafında ciddi baskılarla karşı karşıya kalmıştı.</p>
<p><br />Bölgedeki ülkeler Batı Avrupa’ya kıyasla daha yüksek enerji yoğunluğuna sahip. Sanayi üretiminde kullanılan enerji miktarının yüksek olması nedeniyle petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki her artış üretim maliyetlerinden tüketici fiyatlarına kadar geniş bir etki yaratıyor.</p>
<p>Uzmanlara göre mevcut geri çekilme yalnızca enerji faturasını azaltmakla kalmayacak, aynı zamanda merkez bankalarının üzerindeki enflasyon baskısını da hafifletecek. Böylece faizlerin uzun süre yüksek kalması riskinin bir miktar azalabileceği değerlendiriliyor.</p>
<h2>Asıl sorun enerji değil, dayanıklılık</h2>
<p>Analistler, enerji krizlerinde belirleyici unsurun artık yalnızca ithalat bağımlılığı olmadığını vurguluyor. Bir ekonominin mali esnekliği, para politikası güvenilirliği ve krizleri absorbe etme kapasitesi giderek daha fazla önem kazanıyor.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında Çekya bölgenin en dayanıklı ülkesi olarak öne çıkıyor. Düşük enflasyon, güçlü dış ticaret dengesi ve merkez bankasının yüksek kredibilitesi ülkeye önemli avantaj sağlıyor.</p>
<p>Polonya güçlü iç talep ve kamu yatırımları sayesinde büyümesini korumaya çalışsa da bütçe açığındaki artış enerji destek programları konusunda hareket alanını daraltıyor. Macaristan ise hem doğalgaz bağımlılığı hem de yıllardır süren düşük büyüme nedeniyle daha kırılgan bir görünüm sergiliyor.</p>
<p>Türkiye’nin durumu ise bölgedeki birçok ülkeye göre daha hassas. Yüksek enerji ithalatı, döviz kuru geçişkenliği ve halen yüksek seyreden enflasyon nedeniyle petrol fiyatlarındaki her yükseliş ekonomiye doğrudan yansıyor. Bu nedenle son haftalardaki geri çekilme, cari açık ve fiyat istikrarı açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>
<h2>Merkez bankalarına zaman kazandırabilir</h2>
<p>Enerji fiyatlarındaki düşüşün bir diğer önemli etkisi para politikası tarafında görülebilir. Son aylarda petrol fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle yeniden sıkılaşma baskısıyla karşı karşıya kalan merkez bankaları, fiyatların gerilemesi halinde daha rahat hareket edebilecek.</p>
<p>Polonya Merkez Bankası’nda faiz artırımı beklentileri son dönemde yeniden güçlenmişti. Çek Merkez Bankası büyümedeki zayıfl ık nedeniyle daha temkinli bir çizgi izlerken, Macaristan Merkez Bankası forinti desteklemeye odaklanıyor.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası açısından da enerji fiyatlarındaki gevşeme dezenflasyon sürecine destek verebilir. Petrolün yeniden yükselişe geçmemesi halinde enerji kaynaklı maliyet baskılarının hafiflemesi bekleniyor.</p>
<h2>Avrupa’da ayrışma sürecek</h2>
<p>Buna rağmen uzmanlar enerji fiyatlarındaki düşüşün tüm sorunları çözmeyeceği görüşünde. AB fonlarına erişim, yenilenebilir enerji yatırımları ve enerji verimliliği projeleri ülkeler arasındaki farkı belirlemeye devam edecek.</p>
<p>Euro Bölgesi üyesi Bulgaristan ve Hırvatistan finansman avantajlarından yararlanırken, AB destek mekanizmalarına daha güçlü erişimi olan ülkelerin enerji şoklarına karşı daha dayanıklı kalması bekleniyor.</p>
<p>Analistler, enerji krizlerinin uzun vadede Avrupa içinde yeni bir ekonomik ayrışma yaratabileceğini belirtiyor. Enerji dönüşümüne yatırım yapan ülkeler daha güçlü çıkarken, kısa vadeli sübvansiyon politikalarına bağımlı kalan ekonomiler yüksek enflasyon ve düşük büyüme riskiyle karşı karşıya kalabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hangi ülke neden kırılgan?</span></h2>
<p>■ <strong>Çekya</strong>: Düşük enflasyon ve güçlü para politikası sayesinde bölgenin en dayanıklı ekonomilerinden biri olarak görülüyor. Ancak sanayi üretiminin enerji yoğun yapısı nedeniyle uzun süreli yüksek petrol fiyatları büyümeyi baskılayabilir.</p>
<p>■ <strong>Polonya</strong>: Kamu yatırımları ve iç talep ekonomiyi destekliyor. Buna karşın enerji maliyetlerinin bütçe üzerindeki baskısı artıyor. Gübre ve tarım girdilerindeki fiyat yükselişi yeni enflasyon riski yaratıyor.</p>
<p>■ <strong>Macaristan</strong>: Doğalgaz bağımlılığı ve zayıf büyüme kırılganlığı artırıyor. Forint üzerindeki baskı sürerken, AB fonlarının yeniden açılması ekonomik görünüm açısından kritik önem taşıyor.</p>
<p>■ <strong>Türkiye</strong>: Yüksek enerji ithalat faturası ve kur geçişkenliği nedeniyle en hassas ülkelerden biri konumunda. Petrol fiyatlarındaki yükselişin cari açık ve tüketici enflasyonu üzerinde doğrudan etkisi bulunuyor.</p>
<p>■ <strong>Bulgaristan</strong>: Euro’ya geçiş sürecinin avantajını kullanıyor. Körfez kaynaklı enerji şokunu hafifletmek için AB destek paketlerinden yararlanıyor.</p>
<p>■ <strong>Hırvatistan</strong>: Turizm gelirleri ve Euro Bölgesi üyeliği ekonomiyi destekliyor. Ancak enerji maliyetleri özellikle ulaşım ve hizmet sektöründe baskı yaratıyor.</p>
<p>■ <strong>Sırbistan</strong>: Enerji ithalatı ve bölgesel siyasi gerilimler ekonomiyi hassas hale getiriyor. Döviz kuru üzerindeki baskı ve yatırımcı güveni temel risk unsurları arasında.</p>
<p>■ <strong>Ukrayna</strong>: Savaş koşulları nedeniyle enerji ve lojistik altyapısında ağır baskı sürüyor. Yeni dış finansman kaynakları kısa vadede rahatlama sağlasa da enerji arz güvenliği halen en kritik sorunlardan biri.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petroldeki-dusus-kirilgan-ekonomilere-nefes-olacak-80162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/2/1280x720/petrol-1780291724.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD-İran arasında anlaşma ihtimalinin güçlenmesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılabileceği beklentisi petrol fiyatlarını son altı haftanın en düşük seviyelerine çekti. Enerji ithalatına bağımlı Türkiye ve Doğu Avrupa ülkeleri için bu gelişme, enflasyon, cari açık ve büyüme görünümü açısından önemli bir rahatlama sağlayabilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asyanin-yeni-guc-ekseni-endonezya-ve-malezya-kuresel-ekonominin-yeni-merkezleri-olabilir-mi-80158</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Asya’nın yeni güç ekseni: Endonezya ve Malezya küresel ekonominin yeni merkezleri olabilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD-Çin teknoloji rekabetinin derinleşmesiyle birlikte Malezya’nın önemi daha da arttı. Çünkü küresel teknoloji şirketleri Çin’e alternatif üretim merkezleri arıyor. Intel, Infineon ve Texas Instruments gibi şirketlerin Malezya’daki yatırımlarını büyütmesi, ülkenin küresel teknoloji zincirindeki konumunu güçlendiriyor.</strong></p>
<p>Yirmi birinci yüzyılın küresel ekonomi haritası yeniden çizilirken dünyanın dikkatini giderek daha fazla çeken bölgelerden biri Güneydoğu Asya oluyor. Bir dönem ucuz iş gücü ve hammadde tedarikçisi olarak görülen ASEAN coğrafyası, artık küresel üretim zincirlerinin, enerji dönüşümünün ve dijital ekonominin en kritik merkezlerinden biri hâline geliyor. Bu dönüşümün merkezinde ise iki önemli ülke öne çıkıyor: Endonezya ve Malezya.</p>
<p>Bugün her iki ülke de yalnızca bölgesel ekonomi aktörleri değil; Çin-ABD rekabetinin, küresel tedarik zinciri dönüşümünün ve Hint-Pasifik jeopolitiğinin stratejik oyuncuları olarak değerlendiriliyor. Özellikle “Çin+1” stratejisi kapsamında küresel şirketlerin üretim ağlarını çeşitlendirme arayışı, Endonezya ve Malezya’nın ekonomik önemini ciddi biçimde artırmış durumda.</p>
<p>Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre ASEAN ekonomisinin toplam büyüklüğü 2025 itibarıyla 4 trilyon dolara yaklaşırken, bölgenin önümüzdeki on yılda dünyanın en hızlı büyüyen ekonomik alanlarından biri olması bekleniyor. Yaklaşık 680 milyonluk nüfusuyla ASEAN, aynı zamanda dünyanın en büyük tüketim pazarlarından biri hâline geliyor.</p>
<p>Bu yükselişin merkezinde bulunan Endonezya ve Malezya ise farklı ekonomik modellerle dikkat çekiyor: Biri devasa iç pazar ve doğal kaynak gücüyle, diğeri ise teknoloji üretimi ve finansal entegrasyon kapasitesiyle öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Endonezya: Baharat yollarından batarya çağına</strong></p>
<p>Endonezya’nın küresel ticaretteki önemi aslında yeni değil. Tarih boyunca Maluku Adaları’ndan çıkan baharatlar, Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret ağlarının en değerli ürünleri arasındaydı. Bu zenginlik, 17. yüzyılda Hollanda sömürgeciliğinin temel motivasyonlarından biri oldu.</p>
<p>Bugün ise Endonezya yeni bir stratejik çağın merkezine yerleşiyor. Yaklaşık 280 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık dördüncü ülkesi olan Endonezya, aynı zamanda G20 üyesi ve Güneydoğu Asya’nın en büyük ekonomisi konumunda. Dünya Bankası verilerine göre ülkenin ekonomik büyüklüğü 1,5 trilyon doları aşmış durumda.</p>
<p>Ancak Endonezya’yı asıl kritik hâle getiren unsur doğal kaynakları. Ülke, dünyanın en büyük nikel üreticisi, en büyük palm yağı ihracatçılarından biri, önemli kömür ve doğalgaz tedarikçisi, kritik madenler açısından küresel ölçekte stratejik aktör konumunda.</p>
<p>Özellikle elektrikli araç bataryalarında kullanılan nikel rezervleri, Endonezya’yı küresel enerji dönüşümünün merkezlerinden biri hâline getiriyor. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre elektrikli araç satışlarının 2030’a kadar birkaç kat büyümesi beklenirken, batarya minerallerine yönelik talep de dramatik biçimde artacak.</p>
<p>Bu nedenle Tesla’dan BYD’ye, CATL’den LG Energy Solution’a kadar çok sayıda küresel şirket Endonezya’da milyarlarca dolarlık yatırım planlıyor. Jakarta yönetimi yalnızca hammadde ihraç eden bir ekonomi olmak istemiyor. Bu nedenle hükümet, işlenmemiş nikel ihracatını sınırlandırarak yerli batarya ve işleme sanayisini büyütmeye çalışıyor. Amaç, küresel elektrikli araç ekosisteminde yalnızca tedarikçi değil; üretim merkezi hâline gelmek.</p>
<p><strong>Nusantara ve yeni ekonomik vizyon</strong></p>
<p>Endonezya’nın başkentini Jakarta’dan Nusantara’ya taşıma projesi de yalnızca idari değil, ekonomik ve stratejik bir hamle olarak görülüyor.</p>
<p>Yaklaşık 35 milyar dolarlık projeyle ülke ekonomik yoğunluğu Java dışına yaymayı, altyapı baskısını azaltmayı, yeni teknoloji ve yeşil şehir modeli oluşturmayı, uzun vadeli yatırım çekmeyi hedefliyor.</p>
<p>Ancak ülkenin önünde altyapı eksiklikleri, gelir eşitsizliği, çevresel baskılar, yolsuzluk, bürokratik verimsizlik gibi ciddi sorunlar da bulunuyor ve bunlar Endonezya’nın çözmesi gereken temel yapısal meseleler arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Malezya: Küçük ölçekli ama </strong><strong>yüksek teknolojili güç</strong></p>
<p>Malezya ise çok farklı bir ekonomik model geliştirdi. Tarihsel olarak Malakka Boğazı üzerindeki stratejik konumu sayesinde dünya deniz ticaretinin merkezlerinden biri olan ülke, İngiliz sömürge döneminde kalay, kauçuk ve palm yağı üretimiyle küresel sisteme entegre oldu. Ancak asıl dönüşüm 1980’lerden sonra başladı.</p>
<p>Mahathir Mohamad döneminde uygulanan sanayileşme politikaları sayesinde Malezya, düşük katma değerli emtia ekonomisinden çıkarak elektronik, yarı iletken, teknoloji montajı, ileri üretim alanlarında uzmanlaşmaya başladı. Bugün özellikle Penang bölgesi, küresel çip üretim zincirlerinin önemli merkezlerinden biri olarak görülüyor. Malezya, küresel yarı iletken test ve paketleme pazarında kritik paya sahip ülkeler arasında yer alıyor.</p>
<p>ABD-Çin teknoloji rekabetinin derinleşmesiyle birlikte Malezya’nın önemi daha da arttı. Çünkü küresel teknoloji şirketleri Çin’e alternatif üretim merkezleri arıyor. Intel, Infineon ve Texas Instruments gibi şirketlerin Malezya’daki yatırımlarını büyütmesi, ülkenin küresel teknoloji zincirindeki konumunu güçlendiriyor.</p>
<p><strong>İslami finans ve dijital ekonomi merkezi</strong></p>
<p>Malezya’nın bir diğer güçlü alanı ise finans sektörü. Kuala Lumpur bugün dünyanın en büyük İslami finans merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor. Küresel sukuk piyasasının önemli bölümü Malezya üzerinden gerçekleşiyor. Ayrıca ülke: veri merkezleri, yapay zekâ altyapıları, fintech, dijital hizmetler alanlarında da hızla büyüyor. Google, Microsoft ve Amazon gibi teknoloji şirketlerinin Güneydoğu Asya’daki veri merkezi yatırımlarında Malezya giderek daha önemli bir merkez hâline geliyor.</p>
<p>Ancak Malezya’nın da yapısal riskleri bulunuyor: siyasi kırılganlık, etnik temelli ekonomik gerilimler, orta gelir tuzağı, küresel teknoloji rekabeti baskısı ülkenin uzun vadeli dönüşümünü zorlaştırabilecek başlıklar arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Çin-ABD rekabeti ve “Çin+1” stratejisi</strong></p>
<p>Hem Endonezya hem de Malezya’nın yükselişini hızlandıran en önemli faktörlerden biri küresel üretim sistemindeki dönüşüm. Pandemi sonrası dönemde şirketler üretimlerini yalnızca Çin’e bağımlı tutmanın risklerini daha net gördü. ABD–Çin gerilimi, ticaret savaşları ve teknoloji yaptırımları da bu süreci hızlandırdı. Böylece “China+1” stratejisi ortaya çıktı. Bu strateji, üretim ağlarının Çin dışında alternatif merkezlere yayılmasını hedefliyor. Güneydoğu Asya ülkeleri ise bu dönüşümün en büyük kazananları arasında görülüyor.</p>
<p>Özellikle elektronik üretimi, batarya teknolojileri, temiz enerji ekipmanları, veri merkezleri, yarı iletken sanayi alanlarında yatırımlar hızla ASEAN bölgesine kayıyor. Önümüzdeki on yılda küresel üretim zincirlerinin yeniden yapılanmasından en fazla fayda sağlayabilecek bölgelerin başında Güneydoğu Asya geliyor.</p>
<p><strong>Hint-Pasifik’in yeni güç merkezi</strong></p>
<p>Jeopolitik açıdan bakıldığında da Endonezya ve Malezya kritik konumda bulunuyor. Malakka Boğazı üzerinden dünya deniz ticaretinin yaklaşık dörtte biri geçiyor. Küresel petrol taşımacılığının önemli bölümü de bu hattı kullanıyor. Bu nedenle bölge yalnızca ekonomik değil; enerji güvenliği ve askerî strateji açısından da büyük önem taşıyor. ABD, Çin, Japonya ve Hindistan’ın Hint-Pasifik stratejilerinde ASEAN’ın merkezi rol üstlenmesi tesadüf değil. Özellikle Güney Çin Denizi çevresindeki gerilimler düşünüldüğünde, Endonezya ve Malezya’nın diplomatik ağırlığının önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor.</p>
<p><strong>İki farklı model, ortak yükseliş</strong></p>
<p>Endonezya ve Malezya aslında birbirini tamamlayan iki farklı ekonomik modeli temsil ediyor: Endonezya: doğal kaynak + büyük iç pazar + jeopolitik ölçek; Malezya: teknoloji + ihracat + finansal entegrasyon…</p>
<p>Belki de önümüzdeki yıllarda dünyanın ekonomik haritası yeniden çizildiğinde, Jakarta ve Kuala Lumpur yalnızca bölgesel başkentler değil; küresel ekonomi politiğin yeni güç merkezleri olarak anılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asyanin-yeni-guc-ekseni-endonezya-ve-malezya-kuresel-ekonominin-yeni-merkezleri-olabilir-mi-80158</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Asya’nın yeni güç ekseni: Endonezya ve Malezya küresel ekonominin yeni merkezleri olabilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belediyecilik-krizi-ve-kuralsiz-gucun-bedeli-80157</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belediyecilik krizi ve kuralsız gücün bedeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye bugün yalnızca ekonomik sorunlarla, siyasal kutuplaşmalarla veya küresel krizlerle mücadele etmiyoruz. Asıl mesele, giderek derinleşen bir yönetim zihniyeti ve kamu ahlakı krizidir. Son dönemde özellikle yerel yönetimlerde gündeme gelen usulsüzlük iddiaları, ölçüsüz harcamalar, kamu vicdanını rahatsız eden lüks yaşam biçimleri, keyfi kaynak dağıtım mekanizmaları ve belediyelerin asli görevlerinden uzaklaşmasına yönelik tartışmalar; aslında çok daha büyük yapısal bir sorunun yansımasıdır. Çünkü mesele yalnızca bazı kişilerin yanlışları değil, yerel yönetim sisteminin görev, yetki, finansal öncelik ve denetim mekanizmalarının yeterince kurallı hale getirilememiş olmasıdır.</p>
<p>Belediyecilik; sınırsız harcama özgürlüğü değil, kurallı kamu yönetimidir. Belediyeler, halkın vergileriyle oluşan kaynakları kişisel konfor alanlarına, siyasi sadakat ağlarına, ölçüsüz temsil giderlerine veya kamu vicdanını rahatsız eden keyfi faaliyetlere yönlendirmek için değil; şehirlerin altyapısını geliştirmek, ulaşımı iyileştirmek, deprem dirençli kentler oluşturmak, çevreyi korumak, sosyal hizmetleri düzenlemek ve geleceğin şehirlerini planlamak için vardır. Ne var ki son dönemde bazı yerel yönetimlerde ortaya çıkan tablo, bu asli fonksiyonlardan ciddi biçimde uzaklaşılabildiğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Yerel yönetim modeli </strong><strong>yapısal sorun taşıyor</strong></p>
<p>Bugün toplumun önemli bir kesimi haklı olarak şu soruları sormaktadır: Belediyelerin milyarlarca liralık bütçeleri hangi önceliklere göre kullanılmaktadır? Deprem hazırlığı, altyapı, ulaşım ve çevre gibi zorunlu hizmetler neden hâlâ birçok şehirde yetersizdir? Kamu kaynakları neden çoğu zaman gösterişe, reklama, organizasyonlara ve görünürlük oluşturmaya yönelik alanlara kaymaktadır? Belediye şirketleri neden şeffaf ve profesyonel yapılar haline getirilememektedir? Teknik liyakat neden siyasi sadakatin gerisinde kalmaktadır?</p>
<p>Bu soruların cevabı yalnızca kişilerde değil, sistemdedir. Çünkü Türkiye’de yerel yönetim modeli uzun yıllardır önemli bir yapısal sorun taşımaktadır. Belediyelerin görev tanımları ile finansal harcama öncelikleri arasındaki ilişki yeterince kurallı, performans esaslı ve denetlenebilir hale getirilememiştir. Bu nedenle birçok belediyede temsil ve ağırlama giderleri, reklam ve tanıtım bütçeleri, organizasyon harcamaları, danışmanlık mekanizmaları ve iştirak şirketleri; çoğu zaman şehirlerin altyapı, deprem hazırlığı, teknik dönüşüm ve üretim odaklı yatırım ihtiyaçlarının önüne geçebilmektedir.</p>
<p><strong>Belediye şirketleri de yeniden yapılandırılmalı</strong></p>
<p>Daha da önemlisi, bu kontrolsüz yapı zamanla belediye bürokrasisini de baskı altına almaktadır. Teknik personel, mühendisler, mali uzmanlar ve bürokratlar; çoğu zaman siyasal beklentiler ile hukuki sorumluluk arasında sıkışmaktadır. Böylece yalnızca siyaset kurumu değil, kurumsal yapı da yıpranmaktadır. Oysa modern kamu yönetiminin temel ilkesi açıktır: Önce zorunlu hizmetler, sonra sosyal destek, en son temsil ve görünürlük harcamaları gelir. Türkiye’de artık yerel yönetim bütçeleri için açık ve bağlayıcı bir harcama öncelik hiyerarşisi oluşturulmalıdır. Deprem güvenliği, altyapı, su yönetimi, ulaşım, çevre koruma, enerji verimliliği, kentsel dönüşüm, dijital altyapı ve afet hazırlığı gibi alanlara ayrılması gereken asgari yatırım oranları yasal çerçeveye bağlanmalıdır. Bir belediye, zorunlu altyapı ve güvenlik yatırımlarını tamamlamadan ölçüsüz temsil ve organizasyon harcamaları yapamamalıdır.</p>
<p>Aynı şekilde belediye şirketleri de yeniden yapılandırılmalıdır. Bugün birçok belediye iştiraki; profesyonel yönetimden uzak, performans kriterleri belirsiz, siyasi kadrolaşmaya açık ve finansal denetimi yetersiz yapılar halinde tartışılmaktadır. Oysa belediye iştirakleri bağımsız denetime açık, profesyonel yönetilen, performans esaslı çalışan ve şeffaf raporlama yapan kurumlar haline getirilmelidir. Bunun yanında belediyelerde görev ve iş bölümü de net biçimde tanımlanmalıdır. Bugün birçok belediyede yetki karmaşası, kurumsal belirsizlik, siyasi müdahaleler ve teknik süreçlere yönelik aşırı yönetsel baskılar kurumsal verimliliği düşürmektedir. Modern belediyecilikte siyasi yönetim strateji belirlemeli, teknik kadrolar uygulamayı yürütmeli, bağımsız denetim mekanizmaları süreci izlemeli ve kamuoyu tüm harcamaları şeffaf biçimde görebilmelidir. Aksi halde belediyeler şehir yöneten kurumsal yapılar olmaktan çıkıp günübirlik siyasi güç alanlarına dönüşmektedir.</p>
<p>Sorunun yalnızca yerel yönetimlerle sınırlı olmadığını da açıkça görmek gerekir. Merkezi yönetimde de kamu harcamaları, bürokratik yapı, danışmanlık mekanizmaları, temsil giderleri ve kaynak kullanım öncelikleri konusunda benzer tartışmalar yaşanmaktadır. Bu nedenle mesele yalnızca bir parti meselesi değildir. Mesele, Türkiye’nin kamu yönetimi anlayışını yeniden yapılandırma zorunluluğudur.</p>
<p>Atatürk dönemindeki devlet anlayışının temelinde disiplinli kamu yönetimi, üretim ekonomisi, teknik liyakat, kurumsal planlama ve kalkınma hedefi vardı. O günün şartlarında demiryolları, sanayi tesisleri, enerji yatırımları, madencilik faaliyetleri ve teknik eğitim ne anlam taşıyorsa; bugün de yapay zekâ, enerji güvenliği, kritik mineraller, veri ekonomisi, endüstri 4.0, dijital dönüşüm ve yüksek teknoloji üretimi aynı stratejik öneme sahiptir. Dünya artık yalnızca siyasi sloganlarla değil; teknoloji, üretim kapasitesi, enerji hakimiyeti ve bilimsel insan gücü üzerinden şekillenmektedir. Böyle bir çağda kamu kaynaklarını büyük ölçüde tüketim, görünürlük ve siyasi alan koruma refleksiyle kullanmak yalnızca ekonomik değil, stratejik bir risk oluşturmaktadır.</p>
<p>Türkiye artık yeni bir kamu yönetimi ve yerel yönetim reformuna ihtiyaç duymaktadır. Bu reformun temelinde şeffaflık, liyakat, finansal disiplin ve görev önceliği ilkeleri yer almalıdır. Belediye bütçelerinde altyapı, deprem, ulaşım, çevre ve afet hazırlığı gibi zorunlu alanlara ayrılacak minimum yatırım oranları yasal güvence altına alınmalıdır. Tüm belediye harcamaları kamuoyunun doğrudan görebileceği dijital sistemlerde yayımlanmalıdır. Belediye iştirakleri bağımsız denetime açılmalı, performans kriterleriyle yönetilmeli ve siyasi kadrolaşmadan arındırılmalıdır. Teknik alanlarda uzmanlık esas alınmalı, mühendislikten mali yönetime kadar tüm kritik süreçlerde liyakat temel ölçüt haline getirilmelidir. Hem merkezi yönetimde hem büyükşehirlerde bağımsız etik ve kamu ahlakı kurulları oluşturulmalıdır.</p>
<p>Gerçek sosyal belediyecilik insanları yardıma bağımlı hale getirmek değil, onları üretime ve nitelikli yaşama taşımaktır. Bu nedenle belediyeler yalnızca tüketim merkezleri değil; teknoloji, mesleki eğitim, afet yönetimi, enerji verimliliği ve genç girişimciliği destekleyen üretim merkezleri haline dönüşmelidir.</p>
<p><strong>Belediyeler seçim kazanan kadroların </strong><strong>sınırsız tasarruf alanı değildir</strong></p>
<p>Sonuç olarak Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla slogan değil, daha fazla kurumsal akıldır. Kamu kaynağı ganimet değildir. Belediyeler seçim kazanan kadroların sınırsız tasarruf alanı değildir. Makam; kişisel konfor, gösteriş veya siyasi sadakat üretme aracı değil, ağır bir emanettir. Bugün yaşanan tartışmalar aslında Türkiye’ye önemli bir fırsat da sunmaktadır: Merkezi veya yerel iktidarda olsun, kuralsız, keyfi ve kişiselleşmiş yönetim anlayışından; şeffaf, liyakat esaslı, görev tanımları netleşmiş ve finansal öncelikleri belirlenmiş yeni bir kamu yönetimi modeline geçiş fırsatı…</p>
<p>Çünkü mesele artık yalnızca belediye meselesi değildir. Mesele, Türkiye’nin nasıl bir yönetim ve medeniyet anlayışıyla geleceğe yürüyeceği meselesidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belediyecilik-krizi-ve-kuralsiz-gucun-bedeli-80157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belediyecilik krizi ve kuralsız gücün bedeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hisseler-bir-ayda-436-yukseldi-satafatli-cikislar-kime-kazandirdi-80156</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hisseler bir ayda yüzde 436 yükseldi, şatafatlı çıkışlar kime kazandırdı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada son bir ayda %40 ile %436 arasında getiriler sunan 22 hisse, yatırımcısı için enflasyonun çok üzerinde reel kazanç anlamına geliyor. Enerji ve teknoloji hisselerinin ağırlıkta olduğu tabloda Özata Denizcilik’in yüzde 435›i aşan çıkışı dikkat çekiyor.</strong></p>
<p>Borsada bir ayda %435’e varan 22 hissenin performansına bakan yatırımcılar, tabloda yer alan tüm şirketlerin kasasının aynı oranda dolduğunu düşünebilir. Kuşkusuz güçlü getirilere ulaşan kimi hissenin arkasında, operasyonel kârını katlayan başarılı şirketler olabilmekte. Bununla birlikte, fiyatlardaki bu çıkışların ardında her zaman bir büyüme olmadığını da kabul etmek gerekiyor. Kasasına yeni nakit girmemesine rağmen sadece yön arayan sıcak paranın itici gücüyle zirveye tırmanan hisseleri ayıklamak asıl ustalıktır. Vitrini şatafatlı ancak deposu boş dükkanlara yatırım yapanlar, coşkuya kapılmanın bedelini yaşayarak öğrenirler.</p>
<h2>En fazla yükselenler</h2>
<p>Geçtiğimiz şubatta hareketlenen Özata Denizcilik, nisanın son haftasında artan yüksek ivmeyle birlikte güçlü bir çıkış sergiledi. Son bir ayda da ağırlıklı tavandan kapanışlar yaptı. Üç aylık dönemde sabit kıymet satış zararı nedeniyle dönem sonunda 288,8 milyon TL zarar açıklasa da gelirini %35 ve esas faaliyet kârını %102 büyüttü.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl şubatta borsaya açılan Birleşim Enerji, geçtiğimiz nisanın ikinci yarısından itibaren yukarı yönlü güçlü bir çıkış gerçekleştirdi.18 Mayıs’tan itibaren kâr satışları etkili olsa da son bir ayda en fazla getirisi olan ikinci hisse konumunda. Geçen yıl zarar açıklayan firma, üç aylık dönemde de gelirini düşürürken zarar üretmeye devam etti.</p>
<h2>Getirisi zayıf kalan</h2>
<p>Link Bilgisayar aylık %44,13 getiri ile listeye girmeyi başaran firmalardan. Bununla birlikte hissenin fiyatı henüz yıllıkta %39,67 aşağıda bulunuyor. Geçtiğimiz yıl ağustosta en yüksek 18,76 TL’ye kadar çıkan hisse, ardından gelen satışlarla geriledi. Üç aylık dönemde satışlarını %11, dönem sonu net kârını %272 büyütmesi ilgiyi işaret ediyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d151381419-1780290835.png" alt="" width="999" height="536" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FİYAT MI, DEĞER Mİ?</strong></p>
<p><strong>Fiyat</strong>; somut gösterge, likidite rehberi, trend takibi, kıyas kolaylığı. Spekülatif sapma, kısa vade, manipülasyon riski, psikolojik tuzak, yanılsama.</p>
<p><strong>Değer</strong>; gerçekçilik, uzun vade, fırsat avcılığı, rahatlık, temettü güvencesi. Zaman kaybı, hesap karmaşası, sübjektif yapı, değer tuzağı, fırsat kaybı.</p>
<p><strong>Diyanet ile anlaşması önemli. Gelirini hacimsel olarak kayda değer oranda büyütecektir</strong></p>
<p>Vanet Gıda’nın Diyanet Vakfı ile yaptığı anlaşma ciroyu ne kadar büyütür? ● Kadir Yılmaz</p>
<p>Kadir, Vanet Gıda’nın Diyanet Vakfı ile yaptığı anlaşmanın şirkete ne boyutta bir katkısının olacağını bugünden tespit etmek zor. Ancak işin doğası ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın her yıl milyonlarca hisseyi yönettiği Vekaletle Kurban organizasyonunun boyutu göz önüne alındığında, bu anlaşmanın Vanet Gıda'nın bilançosuna ciddi bir nakit ve hacim katkısı yapacağını söylemek yanlış olmaz. Firmanın sadece fason kesim yapmayacak olması önemli bir ayrıntı. Hayvan temini, muhafaza ve sevkiyat gibi süreçlerin üstlenilmesi elde edilecek kârı büyütecektir.</p>
<p><strong>Pay devri gerçekleşti. Zorunlu çağrı fiyatı olan 0,615 dolar işlem fiyatının çok altında</strong></p>
<p>Seğmen Kardeşler’in çoğunluk payının devri nedeniyle yatırımcıya çağrı olacak mı? ● Gökhan Özpolat</p>
<p>Gökhan, Seğmen Kardeşler’in %74,85’ine denk gelen payı yeni ortaklara toplamda 82,49 milyon dolara satıldı. Satış nedeniyle yatırımcılar için yapılacak zorunlu çağrı fiyatının yaklaşık 0,615 dolar olduğu belirtildi. Büyük ortaklar, çağrı yapacağı zaman hisse başına en az 0,615 dolarlık satış bedelinin güncel TL karşılığını veya geçmiş 6 aylık borsa ortalamasından hangisi daha yüksekse o fiyattan çağrı yapmaları gerekiyor. Hissenin şimdilerde işlem fiyat 1,18 dolara denk geliyor. Bu itibarla çağrı fiyatının yatırımcı açısından cazip yanı bulunmuyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>HVZ fonu hisselere odaklanırken %28 getiride kaldı ve endeksin gerisine düştü</strong></p>
<p>Allbatross Portföy’ün idaresindeki Birinci Hisse Senedi (TL) Fonu (HVZ), şubatta test ettiği 7,54 TL’nin gerisinde duruyor. Nisan ayında gerçekleşen yukarı atak da 7,30 TL’den tekrar aşağı döndü. Fonun toplam büyüklüğü mayıs itibarıyla 102,86 milyon TL seviyesinde bulunuyor ve önceki aya göre bir miktar geriledi. Fonda aralıktan bu yana nakit çıkışı yaşanıyor. Son olarak mayısta 1,9 milyon TL para çıkışı gözlendi. Fonun yatırımcı sayısı kademeli olarak azalıyor. Mayıs sonunda yatırımcısı 2.008’e geriledi. Temel stratejisi, borsada işlem gören hisselere yatırım olan HVZ’nin portföyünün %88,64’ü hisse senedi ve %10,26’sı fonlarda değerleniyor. Risk değeri 6 olan fon, yıllıkta bazda %28,48 getiri elde etti. Aynı sürede BIST 100 Endeksi %48,87 performans sergilerken onun hayli gerisinde kaldığı gözlendi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Birikim Varlık, piyasadan TLREF + %4,25 faizle 112 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Birikim Varlık, nitelikli yatırımcılara yönelik 25.05.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 112.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,25 olarak belirlendi. 183 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 24.11.2026 olarak açıklandı. 25 Mayıs itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. şirketin verdiği %4,25 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için uygun bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFBVYSK2629 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>BİM son bir ayda yatayda dalgalı hareket ediyor. Fonlar ise hafif alıcı tarafta</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d14de8389e-1780290782.png" alt="" width="244" height="181" /></strong></p>
<p>BİM’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %3,9 ile toplamda 631,5 bin lot artarak 16,84 milyon lota çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 202’den 208’e yükseldi. PHE fonu 669,2 bin lot ile en fazla alımı yaparken, ZPBDL.F 319,3 bin lot ile en çok satışı gerçekleştiren fon oldu. Hisse hakkında bugüne kadar 28 aracı kurum öneride bulunurken bunlardan 13’ü portföyüne aldı. En yüksek öneriyi İnfo Yatırım 533,50 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 361,50 TL ile Gedik Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d14bda528f-1780290749.png" alt="" width="900" height="226" /></strong><strong>KIRAÇ GALVANİZ</strong></p>
<p><strong>Savunma sektöründe küresel ortaklık hamlesiyle ihracatını büyütme imkanı bulacak</strong></p>
<p>Kıraç Galvaniz, SAHA EXPO fuarındaki temaslarını stratejik ticari anlaşmaya dönüştürdü. Acil durum köprüleri ve demonte hangar sistemleri konusunda Norveç menşeli Nordic Deployment ile partnerlik anlaşması imzaladı. İş birliğinin ilk yıl için yaklaşık 10 milyon euro tutarında bir iş hacmi yaratmasını beklediğini açıkladı. Sanayi şirketlerinin ürettiği standart yapısal çelik ürünlerini küresel markaların katma değerli çözümleriyle birleştirmesi önemli bir ihracat girişimi olarak görülmeli. Şirket döviz cinsi nakit akışını büyütürken bilinirliğini de artıracak.</p>
<p><strong>İMAŞ MAKİNA</strong></p>
<p><strong>Afrika’daki müşterisine un değirmeni kuracak. Sevkiyat yılın üçüncü çeyreğinde</strong></p>
<p>İmaş Makina, Afrika kıtasındaki bir müşterisiyle 3,96 milyon dolara un değirmeni kurulumu için anlaşmaya vardı. Projenin avans ödemesini aldığını ve sevkiyatın yılın üçüncü çeyreğinde gerçekleştirileceğini belirtti. Endüstriyel makine imalatında yurt dışı bağlantıları sözleşme aşamasında avans tahsilatıyla güvence altına almak, şirketin işletme sermayesini kredilere ihtiyaç duymadan yönetmesini sağlar. Yüksek montanlı bu ihracat siparişi, şirketin faaliyet kârlılığını desteklerken üretim bandındaki kapasite kullanım oranlarını planlanabilir kılmasını sağlar.</p>
<p><strong>MİA TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Geri aldığı hisseleri kârlı şekilde elden çıkararak kasasına nakit girişi sağladı</strong></p>
<p>Mia Teknoloji, daha önce geri alım programı kapsamında borsadan topladığı paylardan 500 bin adedini hisse başına ortalama 47,24 TL fiyattan sattı. Söz konusu işlemin ardından elinde kalan geri alınmış payların sermayeye oranı %0,60 seviyesine geriledi. Şirket söz konusu işlemden kaynaklı olarak 4 milyon TL kazanç elde etti. Firmaların piyasa fiyatı iskontoluyken kendi hisselerini toplaması, fiyatlar dengeye ulaştığında ise satarak bilançoya kaynak yaratması etkili bir ticari yaklaşımdır. Satıştan elde edilen karın işletme sermayesine katılması özkaynağı destekler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hisseler-bir-ayda-436-yukseldi-satafatli-cikislar-kime-kazandirdi-80156</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hisseler bir ayda %436 yükseldi şatafatlı çıkışlar kime kazandırdı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karma-isletmelere-milyonluk-kdv-riski-80155</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karma işletmelere milyonluk KDV riski</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 2024 yılında Katma Değer Vergisi (KDV) uygulamasında yaptığı düzenleme, hem perakende satış hem de yeme-içme hizmeti sunan işletmelerde yeni bir tartışmayı gündeme taşıdı. Son dönemde yapay zekâ destekli denetimlerin yaygınlaşmasıyla birlikte birçok işletme, geriye dönük KDV incelemeleri nedeniyle geriye dönük yüksek tutarlı vergi farkları ve cezalarla karşı karşıya kalmaya başladı.</p>
<h2>"Yüzlerce işletme incelemede" </h2>
<p>Bakanlık, temel gıda ürünlerinde uygulanan düşük KDV oranının kötüye kullanılmasının önüne geçmek amacıyla 27 Nisan 2024 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 51 seri numaralı KDV Genel Tebliği ile yeme-içme sektöründe yeni bir ayrım getirmişti. Buna göre, işletmelerde masaya servis edilen ürünler yüzde 10 KDV’ye tabi tutulurken, müşterinin ürünü satın alıp götürdüğü perakende satışlarda yüzde 1 KDV uygulanmaya devam ediyor. 1 Mayıs 2024’te yürürlüğe giren düzenleme kapsamında hem perakende satış hem de restoran hizmeti sunan işletmelerin faaliyetlerini birbirinden ayırması gerekiyor. Ayrı ruhsat, ayrı vergi kaydı ve ayrı kasa sistemi bulunmayan işletmeler ise denetimlerde riskli grupta değerlendiriliyor.</p>
<p>İstanbul Beykoz’da faaliyet gösteren Prestij Kasap’ın işletmecisi Samed Burultay da denetimler sonrasında yüksek tutarlı vergi farkıyla karşılaşan esnaflardan biri. Benzer durumdaki işletme sayısının oldukça yüksek olduğunu savunan Burultay, özellikle İstanbul’un bazı bölgelerinde yüzlerce dosyanın inceleme altında bulunduğunu ileri sürdü.</p>
<h2>"Uzlaşmayı kabul etmediler" </h2>
<p>Halen Ümraniye bölgesinde 300- 400 civarında benzer dosyanın incelendiği ifade eden Burultay, aynı işi yapan çok sayıda esnafın tedirgin olduğunu kaydetti. Mahalle kasabı olarak faaliyet gösterdiklerini, bunun yanında müşterilere yemek hizmeti de sunduklarını belirten Burultay, yaklaşık 6 milyon liralık KDV farkı talebiyle karşı karşıya kaldıklarını dile getirdi. Aylık yaklaşık 3 milyon lira ciro yaptıklarını ifade eden Burultay, bunun yaklaşık 2 milyon lirasının yüzde 1 KDV kapsamında perakende satışlardan, 1 milyon lirasının ise yüzde 10 KDV uygulanan restoran faaliyetlerinden oluştuğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>"Zaten beyannamelerimizi buna göre ayrı ayrı veriyoruz. Ancak şimdi bizden 2024 Nisan ayından bugüne kadar olan tüm yüzde 1 KDV’li satışların yüzde 10 KDV’ye çevrilmesi isteniyor. Geriye dönük düzeltme yapıldığında yaklaşık 6 milyon liralık bir fark ortaya çıkıyor. Bu rakamı karşılamak mümkün değil. Uzlaşmaya gitmek istedim, onu da kabul etmediler. Ya siz düzeltme verin ya da biz re’sen düzenleriz denildi."</p>
<h2>“Aynı mekânda iki faaliyet varsa iki ayrı sistem kurulmalı”</h2>
<p>EKONOMİ’ye konuşan Türkiye Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonu Başkanı Sayit Karabağlı’ya göre, aynı mekânda iki farklı ticari faaliyet yürütülüyorsa, kasap ve restoran bölümlerinin ayrı ruhsatlara, ayrı vergi kayıtlarına ve ayrı kasa sistemlerine sahip olması gerekiyor. Kasap ve restoran faaliyetlerinin aynı işletme içerisinde yürütülebildiğini belirten Karabağlı, bunun belirli kurallara bağlı olduğunu söyledi. Sorunun çoğunlukla ruhsat, vergi kaydı ve kasa ayrımının yapılmamasından kaynaklandığını ifade eden Karabağlı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mevzuat yeni değil ve sektörün içindeki işletmeler bu kuralları büyük ölçüde biliyor. Ancak sonradan sektöre giren veya yeterli mali danışmanlık almayan işletmeler detayları gözden kaçırabiliyor. Yaşanan mağduriyetlerin önemli bir kısmı da buradan kaynaklanıyor. Masaya servis yapılan bölümde KDV oranı yüzde 10’dur. Buna karşılık müşterinin kasap reyonundan etini alıp çıktığı satışlar yüzde 1 KDV kapsamındadır. Ancak bu iki faaliyetin birbirinden bağımsız şekilde yürütüldüğünün resmi olarak gösterilmesi gerekir. İki farklı faaliyetin tek kasa üzerinden takip edilmesi ciddi sorunlara yol açabilir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karma-isletmelere-milyonluk-kdv-riski-80155</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/7/1280x720/kdv-vergi-hesap-1766032185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının yapay zekâ destekli denetimleri, yeme-içme ve perakende satışı aynı çatı altında yürüten işletmeleri mercek altına aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/5-jeotermal-kaynak-arama-sahasi-icin-ihale-80183</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5 jeotermal kaynak arama sahası için ihale</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aksaray İl Özel İdaresi İl Encümeni Başkanlığının ihale ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Aksaray'ın Merkez ve Gülağaç ilçelerinde bulunan 5 jeotermal kaynak arama sahası, açık teklif usulüyle 3 yıl süreyle arama ruhsatı verilmesi amacıyla ihaleye çıkarıldı.</p>
<p>Büyüklükleri 350,35 hektar ile 4 bin 952,98 hektar arasında değişen sahalar için muhammen bedeller 387 bin 750 lira ila 1 milyon 606 bin 700 lira, geçici teminat tutarları ise 11 bin 633 lira ila 48 bin 201 lira olarak belirlendi.</p>
<p>Söz konusu sahalara ilişkin ihaleler 18 Haziran Perşembe günü saat 11.00'de Aksaray İl Özel İdaresi toplantı salonunda gerçekleştirilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/5-jeotermal-kaynak-arama-sahasi-icin-ihale-80183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aksaray&#039;da 5 jeotermal kaynak arama sahası için ihale yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partide-kamuoyu-arastirmalari-daha-sik-araliklarla-yapilacak-80153</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti’de kamuoyu araştırmaları daha sık aralıklarla yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Pek çok araştırma şirketinin, İstinaf mahkemesinin, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı davasında “mutlak butlan” kararı vermesine ilişkin anket sonuçları yayınlanırken, bazı şirketlerin ise sonuçları bekleniyor.</p>
<p>AK Parti’nin düzenli olarak yaptırdığı kamuoyu araştırmaları artık daha sık aralıklarla yapılacak. AK Parti, Türkiye’nin ilk gündemine oturan, İstinaf mahkemesinin, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı davasında “mutlak butlan” kararının toplum üzerindeki etkisini ölçmeye hazırlanıyor. </p>
<h2>Seçmene hangi soruları yöneltilecek? </h2>
<p>Mahkeme kararının CHP tabanında yarattığı etki, CHP seçmenin mutlak. butlan kararına nasıl baktığı gibi sorular yöneltecek. Öte yandan AK Parti, kararın hemen ardından, mutlak-butlan ile ilgili anket yaptıran şirketlerin elde ettiği verileri de inceliyor. AK Parti’nin özellikle Cumhur İttifakı’na oy veren seçmenin nabzını da yine ortaya çıkan sonuçlardan ölçüyor.</p>
<h2>Anketler karşılaştırılacak </h2>
<p>2028 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı ile milletvekili seçim çalışmalarına başlayan AK Parti, seçmenin nabzını da yine yaptıracağı kamuoyu araştırmaları ile ölçecek.</p>
<p>Başta ekonomi olmak üzere pek çok konuda kamuoyu araştırmalarını sık aralıklarla yaptırma kararı alan AK Parti, partinin yaptırdığı anketler ile farklı şirketlerin yaptırdığı kamuoyu araştırmalarını karşılaştırarak rapor hazırlayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partide-kamuoyu-arastirmalari-daha-sik-araliklarla-yapilacak-80153</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/4/1280x720/ak-parti-1777266331.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti’de kamuoyu araştırmaları daha sık aralıklarla yapılacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chp-belirsizlikleri-asmaya-calisiyor-kurultay-icin-imza-toplanacak-80152</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP belirsizlikleri aşmaya çalışıyor: Kurultay için imza toplanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İkiye bölünen CHP’de Genel Merkez de Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM’de Özgür Özel çalışmaları yürütüyor. Özel dün TBMM’de MYK’yı topladı. Parti Sözcüsü Zeynel Emre MYK toplantısında alınan kararları bu kez TBMM’de düzenlediği basın toplantısı ile açıkladı. Emre, genel kurul çağrısını tekrarladı. Kılıçdaroğlu tarafında ise partiye hakim olmaya yönelik adımlar dikkat çekiyor. Bu hafta içinde, tarafların adımlarıyla durum biraz daha netleşecek. Kılıçdaroğlu’nun, Özgür Özel başta olmak üzere CHP’li bazı milletvekilleri hakkında ihraç mekanizmasını işleteceği ve dokunulmazlıklarının kaldırılması yönünde harekete geçeceği iddiaları da özellikle iktidara yakın gazeteciler tarafından “kulis” bilgisi olarak aktarılmaya devam ediyor.</p>
<p>Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin yapılacağını söylediği Parti Meclisi (PM) toplantısı ertelendi. Şimdilik o kanatta “konuşma ağırlıklı” hareket gözleniyor.</p>
<p>MYK toplantısı sonrası CHP Sözcüsü Emre’ye göre genel kurulun toplanmasının önünde hiçbir engel yok. Sadece temyizden vazgeçildiğine dair Yargıtay’a verilecek dilekçelerle genel kurulun hemen toplanabileceğini söyledi.</p>
<p>Bir başka vurgu ise imza toplamaya yönelik oldu. Kurultay için Özgür Özel ekibi, butlan kararı sonrası ortaya çıkan üye listesinde de imza toplanacağını açıkladı.</p>
<p>Kurultay’ı acil olarak niteleyen Sözcü Emre, Siyasi Partiler Kanunu’na göre 6 yıl içinde bir kurultay yapılamaması halinde ilgili partinin seçimlere katılamayacağı; butlan kararıyla da 2020 Temmuz dönemine dönüldüğü için bu yönde ayarlanmış bir kumpasın tasarlandığını ileri sürdü.</p>
<p>İlginç iddia ise Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin Parti Meclisi toplantısının ertelenmesine ilişkin oldu. Parti Sözcüsü bu toplantının mevcut duruma itiraz eden PM üyelerinin çoğunlukta olması nedeniyle iptal edildiğini söyledi.</p>
<p>Bugün için planlanan grup toplantısı için ise toplantının TBMM iç tüzüğü ve kanunlarca uygun olarak TBMM’deki salonda yapılabileceğini söylerken, “bizim aslında salona ihtiyacımız yok.. Grup Başkanının (Özgür Özel) konuştuğu her yer grup toplantısıdır” diyerek, açık bir kapı bıraktı.</p>
<h2>İddia: Kumpasın uluslararası ayağı var</h2>
<p>Zeynel Emre, “bunlar CHP’nin başına neden geldi” sorusunu kendi sordu ve yanıtladı. İktidar ihtimali belirlince bu operasyonun başlatıldığını, üstelik sadece Türkiye değil, İspanya Başbakan’ı Sanchez’e yönelik soruşturmayla birlikte ele alındığında, bölgede oluşturulmaya çalışılan BOP benzeri yapıya karşı duran tüm taraflara karşı bir kumpasın sürdüğünü ileri sürdü.</p>
<p>Parti Sözcüsü Zeynel Emre konuşmasının önemli bir bölümünü Özgür Özel’e yönelik suçlamalara ayırırken, Özel’in TSK mensuplarının örgüt tarafından yargılandığı dava dönemindeki çabalarını hatırlatarak yanıtladı. Uşak Belediyesi’nin “araç içi dizayn bedeli” ödemesine ilişkin konu sorulduğunda ise “Geçmişte 80 arabanın şoförü, yakıtı, trafik cezalarıyla partililere tahsis edilmesi, şahsi olarak kullanmaları konuşulmuyor. Belki milyonlarca TL.. Biraz da bunu konuşun. Samimi olarak biz buradaki durumu sorduk, inceliyoruz” dedi.</p>
<h2>Özel'in CHP'si miting yapacak </h2>
<p>Parti Sözcüsü Emre, alınan karar doğrultusunda, tüm illerde mitinglere devam edeceklerini de açıkladı. Bu mitingleri fiziki mücadele olarak tanımlayan Sözcü Emre, hukuki olarak da mücadele etmeye devam edeceklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chp-belirsizlikleri-asmaya-calisiyor-kurultay-icin-imza-toplanacak-80152</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/2/1280x720/ozgur-ozel-1779770437.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP belirsizlikleri aşmaya çalışıyor: Kurultay için imza toplanacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kullerin-tapinmasi-degil-80151</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küllerin tapınması değil!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Siparişlerin açılır açılmaz, özellikle yeni müşterilerden gelen yoğun talep, radikal vizyonun pazarda karşılık bulduğunun en somut kanıtı.</strong></p>
<p>Bir haftadır tüm otomotiv dünyasının ve meraklı meraksız herkesin özellikle tasarımını tartıştığı Ferrari Luce’yi anlamak için önce kronolojik hayranlık saplantısından kurtulmalıyız...</p>
<p>Otomobilden elektromobile dönüşümü özetleyen bu araç, Maranello’nun geçmişinin yalnızca sıçrama tahtası olduğunu bodoslama ilan ediyor! İçten yanmalı motorun içgüdüsel ve fiziksel cazibesine tutunan nostaljik fanatizme karşı, teknolojiyle farklı bir buluşma yönünde yepyeni bir duyusal aşama öneriyor.</p>
<p><strong>Geçmiş ile gelecek arasında kurulan köprü...</strong></p>
<p>Burada mesele, maço dizaynların beklenen efekti egzost sesinin yokluğunu eksiklik diye kodlamak değil; o boşluğu doğrudan, karmaşık olmayan ve fiziksel bağ kurulacak başka yollarla doldurmak... Bu, modern mühendisliğin duyguya taşınma çabası…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d108adbea0-1780289674.jpg" alt="" width="700" height="394" />Bu radikal kopuş için, markanın DNA’sına aykırı olmayan, hatta özüne sadık diyebiliriz. Enzo Ferrari’nin ilk sivil serisi 212’lerde farklı karoser üreticilerine verdiği özgürlüğü veya F40’ın önceki romantik kıvrımları reddeden köşeli ve teknik formunu hatırlayalım. Bu örnekler, Ferrari tarihinin başlı başına yenileşimlerle dolu olduğunu hatırlatıyor. Gustav Mahler’e atfedilen o cümle burada anahtar olabilir; “Gelenek, küllerin tapınması değil, ateşin korunmasıdır.” Luce, külleri soğutmuyor; ateşi geleceğe taşıyor. Geçmiş ile gelecek arasında kurulan bu köprü, geçmişi taklit etmek zorunda değil; geçmişin ruhunu, yani ilerlemeyi esas alıyor.</p>
<p>Tasarımın LoveFrom stüdyosuna, Sir Jony Ive ve Marc Newson’a teslim edilmesi de bir miras reddi değil; tıpkı 1950’lerde dışardaki Touring, Vignale veya Pinin Farina’ya yaptırılan terzi işi modeller gibi, kreatif özgürlüğü zirveye çıkarma kararı…</p>
<p>Amaç, bildiğimiz Ferrari’lere benzemeyen, kendi zamanının ruhunu yakalayan bir obje yaratmaktı. Ve bu obje, alışılmış müşteri profili için yapılmadı. Hedef, bir akşam yemeğinde on binlerce dolar harcayabilen, terzisi Savile Row’da olan, bileğinde Rolex değil Richard Mille taşıyan, servetini kripto piyasalarında bir anda katlayan veya kaybeden, yanmalı motorun romantizmini değil, nesnenin saflığını, nadirliğini ve teknolojik üstünlüğünü arzulayan yeni nesil bir titan. Strateji acımasızca net; Luce alıcılarının %80’i daha önce bir Ferrari showroom’una adımını hiç atmamış olacak!</p>
<p>Şirket, süper ve hiper modellerini sonlandırıp onların yerine bu uzay aracını koymuyor; çok ünlü bir et restoranının aniden menüye eklediği vegan burger gibi, devrim niteliğinde yeni bir seçenek ekliyor.</p>
<p>Mühendislik de bu stratejiyi bire bir destekliyor. Ürün müdürü Pietro Vergnano’un belirttiği gibi, elektrikli platform, benzinli aracın tasarımını dikte eden motor blokajından kurtulmayı sağladı. “Tasarım işlevi takip eder” ilkesi, burada motorun yokluğunun yarattığı yepyeni bir işlevi, yani mono-volüm sadeliği, kabin öne konumlandırmasını ve beş koltuklu ferah yaşam alanını doğurdu. Sonuç, otomotiv disiplininin sert kısıtlamalarını, ürün tasarımının dokunmatik, fiziksel ve düşünülmüş arayüzleriyle birleştiren melez bir varlık. 1050 beygirlik, retro-fütüristik distopya estetiğine yani ileri teknoloji nesnelerinin soyutlanmış işlevsel zarafetine sahip, gelecekten gelmiş bu süper elektromobil, artık otomobil ölçeğine uzatılmış bir lüks teknoloji nesnesi!</p>
<p>Başka markalar, elektrikli modellerinde sahte motor sesleri ve sanal vites geçişleriyle geçmişi simüle etmeye çalışırken; Ferrari, farkını sessizleşerek ve geleceğe oynayarak, gerçek elektrik motorunun sesini yükselterek gösteriyor.</p>
<p><strong>Luce, yarının gerçekliğine göz kırpıyor</strong></p>
<p>Ferrari’yi 1991-2014 arasında bilinen mirasına kavuşturmuş olan eski CEO Montezemolo’nun “bir efsanenin yok olma riski var” serzenişine bugün markaya kârlılık rekorları kırdırtan yeni CEO Benedetto Vigna’nın verdiği yanıt, Luce’un ruhunu tam olarak özetliyor: “Başkalarının söylediklerini değil, kendi söylediklerimi yaparım.” Siparişlerin açılır açılmaz, özellikle yeni müşterilerden gelen yoğun talep, bu radikal vizyonun pazarda karşılık bulduğunun en somut kanıtı.</p>
<p>Eğer bir otomobil size yanlış geliyorsa, belki de hedeflediği alıcı siz değilsinizdir. Ve Luce, dünün ikonlarına değil, yarının gerçekliğine göz kırpıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kullerin-tapinmasi-degil-80151</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/ferrari-luce-1780289664.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küllerin tapınması değil! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konut-fiyatlari-buyuk-cokusun-resmi-80150</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut fiyatları: Büyük çöküşün resmi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gayrimenkul-inşaat sektöründeki en önemli sosyoekonomik eğilimleri belirlemek gerekirse, herhalde ilk sıraya konut piyasasındaki büyük çöküşü koymak gerekir. Hal böyle olduğu içindir ki sosyal konut projeleri, hatta sosyal kiralık konut projeleri devletin gündemine girdi.</strong></p>
<p>Ahmet Hamdi Tanpınar, “Türkiye, evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor” diyor. Gayrimenkul finansı araştırmacısı olarak aynı şeyi konut için düşünüyorum. Konut piyasasındaki bitmek bilmeyen sorunlar varken sıra ofisi, lojistiği vb. konuşmaya bir türlü gelmiyor. Veri merkezi, huzurevi veya sürdürülebilirlik adaptasyonu gibi konuları konuşmak tümden fantezi gibi görünüyor.</p>
<p><strong>Konut fiyatları moral değerleri bozuyor</strong></p>
<p>Gayrimenkul-inşaat sektöründeki en önemli sosyoekonomik eğilimleri belirlemek gerekirse, herhalde ilk sıraya konut piyasasındaki büyük çöküşü koymak gerekir. Hal böyle olduğu içindir ki sosyal konut projeleri, hatta sosyal kiralık konut projeleri devletin gündemine girdi. Konut piyasasında yüzlerin neden gülmediğini konut fiyatları-kiraları, arz-talep eğilimleri ve yapı stoğunun kalitesi gibi açılardan ele almak mümkün. Bu yazımızı konut fiyatlarına ayırdık.</p>
<p><strong>Kötü bir haberim var: Konut </strong><strong>fiyatları yüksek değil</strong></p>
<p>Yatırım penceresinden; konut fiyatları yüksek değil, kiralar da yüksek değil. Hatta her ikisi de reel olarak yerlerde sürünüyor (bkz. grafikler). Bunu ben değil, veri söylüyor. Peki olay ne? Kısaca: Satın alma gücümüz buharlaşırken, kredi mekanizmasının da çökmesi. Üstelik işin kötüsü savaş nedeniyle artan maliyetler yeni konut fiyatlarının daha da artmasına neden olacak. Konut piyasasındaki sorunları geçici bir dengesizlik, ya da basit bir arz-talep meselesi olarak göremeyiz. Bu durum piyasa mekanizmasına emanet edilen konut sistemindeki biriken sorunların  bir sonucudur. Asıl mesele, sağlıklı ve erişilebilir bir konut finansmanı mimarisinin eksikliğidir.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d0f54c9779-1780289364.png" alt="" width="800" height="361" /></strong><strong>Türkiye konut piyasasında negatif ayrıştı </strong></p>
<p>Konut fiyatları, özellikle pandemi sonrası dönemde tüm dünyada artış gösterdi. Ancak Türkiye’deki artış hem hız hem de ölçek açısından negatif ayrıştı. Bu durum, bir yandan fiyat balonu tartışmalarını güçlendirirken diğer yandan da ciddi bir fiyata erişilebilirlik krizini tetikledi. Gelir artışının üzerinde seyreden fiyatlar ve yüksek faizler nedeniyle işlevini yitiren kredi mekanizması, konuta erişimi giderek nakit temelli bir oyuna dönüştürdü. Biliyorum konut satış verilerinde farklı bir hikaye var. Ancak tıpkı enerji, gıda ve kira enflasyonunda olduğu gibi, konut fiyatı artışlarında da ülkemizdeki orta-alt gelir grubu son yıllarda büyük bir şokla karşılaştı.</p>
<p><strong>Konut krizinden demografik krize</strong></p>
<p>Konut krizi yalnızca ekonomik sonuçlar doğurmuyor. Mülk sahipliğinin orta sınıf için ulaşılamaz hâle gelmesi, toplumsal aidiyet ve gelecek beklentisi üzerinde de yıkıcı etkiler yaratıyor. Özellikle genç kentli nüfus için “ev sahibi olma” hedefinin ortadan kalkması, bireysel kararları doğrudan etkiliyor. Bu noktada Türkiye’de doğurganlık oranındaki sert düşüş ile konut piyasasındaki bozulma arasındaki ilişkiyi de düşünmek gerekiyor. 1+0 ve 1+1 gibi mikro konut arzındaki artış, yalnızca arz yönlü bir tercih değil; aynı zamanda talebin, daralan satın alma gücünün de bir yansıması. Bu nedenle konut krizi, giderek bir barınma krizine, oradan da bir demografik krize evrilme riskini taşıyor. Alt-orta gelir grubunun konut sahipliğindeki gerileme, servet dağılımını bozarken kira kanalıyla gelir eşitsizliğini daha da derinleştiriyor. Alt-orta gelir grubunun mülk sahipliğinin güçleşmesi beraberinde moral değerleri de bozuyor.</p>
<p><strong>Sonuç: Fiyatlar değil, sistem çöküyor</strong></p>
<p>Bugün yaşananları yalnızca “fiyat artışı” olarak okumak eksik olur. Asıl çöküş, konutun bir yatırım aracı ile temel bir ihtiyaç olma fonksiyonları arasındaki dengenin kaybolmasında yatıyor. Konut meselesini politize etmemek, sınıf meselesi haline gelmesine asla izin vermemek gerekiyor. Bunun için tüm aktörlerin sosyal barışı ve barınma hakkını en üst düzeyde gözeten bir anlayışı ortaklaştırılmış bir çaba ile hayata geçirmesine gereksinim vardır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konut-fiyatlari-buyuk-cokusun-resmi-80150</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/bina-konut-yapi-ruhsati.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konut fiyatları: Büyük çöküşün resmi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sakin-yuzey-derin-akinti-80147</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakin yüzey, derin akıntı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçmişteki şoklara nazaran mutlak butlan kararından sonra finansal piyasalar sakin kaldı. Görünen o ki ekonomi yönetimi dalgalanmalara karşı hazırlığını yapmış. Zaten savaş kaynaklı maliyet enflasyonuyla uğraşan Merkez Bankası, bu kararın orta vadeli olumsuz yansımalarını dengelemek adına duruşunu sıkılaştırdı. Dezenflasyon programı kapsamında kredilere uygulanan aylık büyüme sınırlarını düşürerek paraya erişimi zorlaştırdı. Ek sıkılaştırma tedbirleri, uygulanan para politikasındaki kararlılığın kanıtıdır.</p>
<p>Ancak yüzeydeki bu dinginlik, derinlerdeki riskleri yok etmiyor. Kredi musluklarının kısılması siyasi belirsizlik algısıyla birleştiğinde piyasa faizleri yükselebilir. TCMB’nin 11 Haziran’daki toplantısında faiz artırımı olasılığı kuvvetlendi. Tabii daralacak kanallar, reel sektörün finansman yükünü ve piyasadaki sıkışıklığı artıracaktır. Sanayi üretimini ve istihdam piyasasını zayıflatacaktır. Kontrollü döviz kuru politikasının sürdürülecek olması şikâyetlerin dozunu artıracaktır. Bu durum, dış ticarette rekabetçilik tartışmasına boyut kazandıracaktır.</p>
<p>Üretim çarklarındaki yavaşlama, geniş toplumsal kesimlerin refah düzeyini daha da sarsabilir. Siyasi iktidarların seçimlerde başarılı olması, halkın gelirinin yükselmesine bağlıdır. Oysa mevcut veriler, kitlelerin alım gücünün yakın vadede bu hayat pahalılığını pek karşılayamayacağını gösteriyor. Baskın seçim spekülasyonu yapılsa da ekonomik göstergeler böyle bir senaryoya zemin hazırlamıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sakin-yuzey-derin-akinti-80147</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakin yüzey, derin akıntı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-erivana-orta-dogu-ve-kafkaslara-yeni-duzen-80145</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz’den Erivan’a; Orta Doğu ve Kafkaslara yeni düzen</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Görünen o ki Washington, İran’ı tamamen sistem dışına itmek yerine kontrollü biçimde yeniden küresel ekonomiye entegre etmenin yollarını arıyor. ABD Başkanı sıfatını taşırken bile işadamı olduğunu hiç unutmayan Trump, bunu yaparken de, “yatırım fonundan” Amerikalı girişimcilerin yararlanmasının önünü açmaya çalışıyor.</strong></p>
<p>Bir tarafta ABD ile İran arasında savaşın ardından şekillenmeye başlayan yeni müzakere süreci, diğer tarafta Suriye’nin kendisini bölgesel ticaret ve enerji koridorlarının merkezine yerleştirme çabası, bir başka tarafta ise ABD ile İsrail arasında benzeri görülmemiş ölçüde derinleşen savunma ve teknoloji iş birliği…</p>
<p>Orta Doğu’da son aylarda yaşanan gelişmeler ilk bakışta birbirinden bağımsız krizler ve diplomatik girişimler gibi görünse de, aslında hepsi bir bütünün parçası. Ortadoğu’nun ekonomik, askeri ve jeopolitik altyapısı yeniden tasarlanıyor.</p>
<p>ABD ile İran arasında görüşülmekte olan uzlaşma taslağının en önemli maddesini Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması oluşturuyor. Taslağa göre İran, boğazdaki mayınları temizleyecek, ticari geçişleri yeniden serbest bırakacak ve nükleer programına ilişkin yeni müzakerelere başlayacak. Buna karşılık ABD yönetimi de yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesi, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması ve İran ekonomisine yönelik büyük çaplı bir yatırım mekanizmasının oluşturulması yönünde adımlar atacak.</p>
<p>ABD’nin vaatleri arasında bulunan İran’a yönelik 300 milyar dolarlık yatırım fonu tartışmaları özellikle dikkat çekici. İran bunu kendi iç kamuoyuna savaş tazminatına benzer bir mekanizma olarak sunarken, ABD tarafı “uluslararası yatırım fonu” tanımını tercih ediyor. Görünen o ki Washington, İran’ı tamamen sistem dışına itmek yerine kontrollü biçimde yeniden küresel ekonomiye entegre etmenin yollarını arıyor. ABD Başkanı sıfatını taşırken bile işadamı olduğunu hiç unutmayan Trump, bunu yaparken de, o “yatırım fonundan” Amerikalı girişimcilerin -özellikle de kendisine yakın duran isimlerin- yararlanmasının önünü açmaya çalışıyor.</p>
<p><strong>Koridorlar savaşı ve </strong><strong>Suriye’ye yeni rol</strong></p>
<p>İran savaşı ve Hürmüz Boğazı krizi, dünyanın enerji ve ticaret sisteminin ne kadar kırılgan olduğunu da ortaya çıkardı. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık dörtte biri, LNG ticaretinin ise beşte biri Hürmüz’den geçiyor. Boğazın kapanması sadece enerji piyasalarını değil, Körfez ülkelerinin gıda güvenliğini bile tehdit etti. Bu nedenle artık tartışılan konu sadece Hürmüz’ün yeniden açılması değil. Asıl soru, dünyanın Hürmüz’e olan bağımlılığını nasıl azaltacağı.</p>
<p>Tam bu noktada Suriye’nin giderek daha çok öne çıkmakta olduğunu söylemek yanlış olmaz. </p>
<p>Eskinin teröristi, şimdinin “devlet başkanı” Colani/Ahmed Şara yönetimi, son bir yıldır Suriye’yi bir çatışma sahası olmaktan çıkarıp bölgesel bir bağlantı merkezine dönüştürmeye çalışıyor. Şam’ın yeniden gündeme getirdiği “Dört Deniz Projesi”, Akdeniz, Karadeniz, Hazar Denizi ve Basra Körfezi’ni birbirine bağlayacak kara ve enerji koridorları öngörüyor.</p>
<p>Bu vizyonun gerçekleşmesi kısa vadede pek mümkün görünmese de dikkat çekici olan şey, bölgesel aktörlerin bu fikri giderek daha ciddi biçimde değerlendirmeye başlaması. Türkiye’nin Ermenistan’la ticaret kısıtlamalarını kaldırmasını, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin Şam ziyaretini, Körfez ülkelerinin Suriye’ye yönelik yatırım ilgisini ve Avrupa’nın enerji güvenliği arayışlarını aynı stratejik resmin parçaları olarak okumak mümkün.</p>
<p><strong>Washington’ın ikili stratejisi; </strong><strong>İsrail’le iki devlet, tek ordu...</strong></p>
<p>Bütün bu gelişmeler yaşanırken ABD’nin aynı anda iki farklı eksende hareket ettiği ortada;</p>
<p>Bir tarafta Washington, İran’la kontrollü bir normalleşme süreci başlatmaya çalışıyor. Amaç İran’ı tamamen sistem dışına itmekten çok, bölgesel istikrarı tehdit etmeyecek bir çerçeve içinde tutmak. Hürmüz’ün açılması, petrol akışının yeniden başlaması ve ekonomik baskının kısmen azaltılması bu stratejinin parçaları.</p>
<p>Diğer tarafta ise ABD, İsrail’le ilişkilerini daha önce görülmemiş ölçüde kurumsallaştırıyor. Kongre’de görüşülen 2027 Savunma Yetkilendirme Yasası’nın 224’üncü maddesi, iki ülke arasında yeni bir “Savunma Teknolojileri İşbirliği Girişimi” kurulmasını öngörüyor.</p>
<p>Tasarı füze savunma sistemlerinden yapay zekâ destekli platformlara, elektronik harp teknolojilerinden siber güvenlik altyapılarına kadar geniş bir iş birliği alanı oluşturuyor. Resmi olarak “orduların birleşmesi” olarak tanımlanmasa da, ortaya çıkacak yapının ABD ile İsrail arasındaki savunma entegrasyonunu tarihte görülmemiş bir seviyeye taşıyacağı açık.</p>
<p>Bu durum aynı zamanda İsrail Başbakanı Netanyahu’nun son dönemde yaptığı dikkat çekici açıklamaları da anlamlı hale getiriyor. İsrail’in yıllık 3,8 milyar dolarlık Amerikan askeri yardımına artık ihtiyaç duymadığını söylemesi ilk bakışta şaşırtıcı görünse de, Washington ile Tel Aviv arasında kurulan yeni mekanizma düşünüldüğünde farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Doğrudan yardımın azalması, savunma sanayii ve teknoloji alanındaki çok daha büyük ölçekli ortaklıklarla telafi edilmeye çalışılıyor olabilir.</p>
<p>Bu nedenle Washington’ın bölgesel stratejisi artık sadece müttefiklerini desteklemekten ibaret değil. ABD, bir taraftan İsrail merkezli yeni bir güvenlik mimarisi kurarken diğer taraftan İran, Suriye ve Körfez ülkelerini içine alan yeni ekonomik koridorları destekliyor.</p>
<p><strong>Kafkasya da denkleme giriyor</strong></p>
<p>Orta Doğu’daki koridor rekabetinin bir uzantısı da Güney Kafkasya’da yaşanıyor. Ermenistan’da 7 Haziran seçimleri öncesinde ülkenin jeopolitik yönelimi yeniden tartışma konusu olurken, Rusya ve Avrasya Ekonomik Birliği üyeleri Erivan üzerindeki baskıyı artırmış durumda. Moskova, Ermenistan’ın Avrupa Birliği standartlarına yönelmesinin Avrasya Ekonomik Birliği üyeliğiyle bağdaşmayacağını savunurken, ABD ise tam tersine Ermenistan’ı Batı merkezli yeni ulaşım ve ticaret ağlarına entegre etmeye çalışıyor.</p>
<p>Bu çerçevede Washington ile Erivan arasında geçen hafta imzalanan yeni stratejik ortaklık anlaşması dikkat çekici. Kritik mineraller, altyapı yatırımları ve Ermenistan-Azerbaycan normalleşme sürecini destekleyen projeleri içeren anlaşma, Güney Kafkasya’nın Avrupa, Karadeniz ve Orta Asya arasında yeni bir bağlantı koridoru olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Son dönemde Türkiye’nin Ermenistan’a yönelik ticaret kısıtlamalarını kaldırmasını ve sınırların açılmasına yönelik hazırlıkların hızlanmasını da bu daha geniş jeopolitik tablonun parçaları arasında değerlendirmek mümkün.</p>
<p>Washington belli ki Ermenistan üzerinden Hazar, Karadeniz ve Avrupa’yı birbirine bağlayacak yeni ulaşım hatlarını destekleyerek Rusya’nın bölgesel ağırlığını dengeleme arayışında. Böylece Hürmüz’den Şam’a uzanan yeni koridor tartışmaları, Kafkasya’da da farklı bir cephe açmış durumda.</p>
<p><strong>Türkiye’nin konumu kritik</strong></p>
<p>Bu denklemin önemli aktörlerinden biri de Türkiye. Ankara, Suriye’nin yeniden inşası, Irak üzerinden uzanan enerji hatları ve Kafkasya bağlantıları konusundaki rolü nedeniyle Washington’ın bölgesel hesaplarında merkezi bir konuma yerleşmiş durumda. Tom Barrack’ın Suriye Özel Temsilciliği görevinden ayrılmasına rağmen Suriye ve Irak dosyalarının koordinasyonunda etkili olmaya devam edecek olması da bunun göstergelerinden biri.</p>
<p>Orta Doğu’nun yeni rekabeti artık sadece sınırlar veya askeri güç üzerinden yürümüyor. Asıl mücadele, Asya’dan Avrupa’ya uzanan enerji akışını, ticaret yollarını, veri koridorlarını ve teknolojik alt yapıyı kimin kontrol edeceği üzerinde şekilleniyor. Hürmüz’den Şam’a, Tel Aviv’den Ankara’ya ve Erivan’a uzanan yeni jeopolitik hikâye de tam olarak burada başlıyor.</p>
<p><strong>Barrack’ın ünvanı gitti, etkisi bitmedi</strong></p>
<p>ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Suriye Özel Temsilciliği görevinin sona erdirilmesi ilk anda Washington’ın Suriye politikasında yeni bir döneme girildiği izlenimi yaratmıştı. Ancak ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, Barrack’ın Suriye ve Irak dosyalarında aktif rol oynamaya devam edeceğini, üstelik bir değil, iki ayrı sosyal medya paylaşımıyla açıklaması, bunun bir politika değişikliğinden çok görev tanımındaki bir düzenleme olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Kararın satır aralarında üç önemli mesaj var: Birincisi, ABD’nin Suriye’ye yönelik temel yaklaşımında kayda değer bir değişiklik bulunmuyor. İkincisi, Washington artık Suriye dosyasını özel temsilcilikler yerine daha geleneksel diplomatik kanallar üzerinden yürütmek istiyor. Bu durum, ABD’nin Şam’daki diplomatik varlığının zamanla güçlendirilmesinin önünü açabilir. Üçüncü ve belki de Ankara açısından en dikkat çekici mesaj ise Barrack’ın Ankara Büyükelçisi sıfatıyla Suriye ve Irak dosyalarında etkisinin devam edecek olması. Bu da, ABD’nin bölge politikasında Türkiye’yi önemli bir koordinasyon ortağı olarak görmeyi sürdürdüğüne işaret ediyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-erivana-orta-dogu-ve-kafkaslara-yeni-duzen-80145</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/5/1280x720/67-1780288955.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz’den Erivan’a; Orta Doğu ve Kafkaslara yeni düzen ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-kades-anlasmasini-satin-aliyor-80144</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar, Kadeş Anlaşması’nı satın alıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye piyasaları bayram tatili dolayısıyla kapalı olduğumuz için olumlu gelişmeleri (beklentileri) satın alamadı. CHP kurultayı için alınan mutlak butlan kararının yarattığı belirsizlik de hiç şüphesiz risk iştahını baskıladı.</strong></p>
<p>Enerji fiyatlarında sert gerileme, tahvil ve hisse piyasasında güçlü yükseliş ile bayram tatili sonrası haftaya başlıyoruz.  ABD ve İran’ın  olası bir anlaşmaya yakın olduğu beklentisi ile Brent petrol geçtiğimiz iki hafta içinde 20 dolardan fazla değer kaybetti. Tahvil getirileri 20- 25 baz puan geriledi. Hisse senedi endeksleri %3-4 yükselişle yeni zirveler yaptı.</p>
<p>Fiili durum, piyasalardaki iyimser havayı teyit etmiyor. Zenginleştirilmiş uranyum, Hürmüz Boğazı’nın kontrolü, İran yaptırımları gibi kilit konularda bir anlaşma sağlanmış değil. ABD yönetimi yüksek perdeden başladığı barış görüşmelerinde hiç bir ilerleme sağlayamadı.  Hürmüz Boğazı’nda zaman zaman iki taraf arasında çatışmalar oluyor. </p>
<p>Zamanın kendi lehine işlediğinin farkında olan İran yönetimi  Hürmüz Boğazı’nın kontrolünün elinde olduğu, barışçıl nükleer programının devam ettiği, zenginleştirilmiş uranyumun ülkede kaldığı ve İran üzerinde yaptırımların kaldırıldığı bir anlaşma istiyor. </p>
<p><strong>Cumhuriyetçilere olan destek </strong><strong>dip seviyelere geriledi</strong></p>
<p>ABD yönetiminin normal şartlar altında bu anlaşmayı elinin tersi ile itmesi, ekonomik yaptırımlara devam etmesi ve ağır bir saldırıyı başlatması gerekir. Ama yüksek pompa fiyatları, Cumhuriyetçilere olan desteğin dip seviyelere gerilemesine neden oldu. Parti içinde Başkan Trump’a olan muhalefet artıyor. </p>
<p>Kasım başındaki ara seçimler öncesi Başkan Trump’ın savaşa devam gibi radikal bir karar alması zor gözüküyor.  Askeri hedeflerine ulaşan ama İran rejimini değiştirmekte başarısız olan ABD  yönetimi, yüzünü kurtaracak bir anlaşma ile, savaşı bitirmek istiyor. Muhtemelen iki tarafın da kendini galip ilan edeceği Kadeş anlaşmasına benzer bir sonuçla bu iş sonuçlanacak. </p>
<p>Olası bir anlaşmada Brent petrolün ilk aşamada 86 dolar ile ilk tur barış görüşmeleri öncesi gördüğü seviyelere gerilemesi bekleniyor.  Hürmüz Boğazı’nın Haziran ortasında açıldığı  pozitif senaryoda fiyatlar 80 dolara kadar gerileyebilir. </p>
<p>Kasım başındaki ABD ara seçimlerini eğer Cumhuriyetçiler  kazanırsa Başkan Trump yarım bıraktığı işi tamamlamak için tekrar düğmeye basabilir. Bu nedenle petrol piyasasında 10-15 dolarlık bir jeopolitik risk priminin kalması bekleniyor. </p>
<p><strong>Sistematik riske duyarlı </strong><strong>banka hisseleri %25 aşağıda</strong></p>
<p>Türkiye piyasaları bayram tatili dolayısıyla kapalı olduğumuz için bu olumlu gelişmeleri (beklentileri) satın alamadı. CHP kurultayı için alınan mutlak butlan kararının yarattığı belirsizlik de hiç şüphesiz risk iştahını baskıladı. Mevcut fiyatlamalar ile savaş öncesi gördüğü seviyelere göre 10 yıllık tahvil getirisi 550 baz puan yukarıda, sistematik riske duyarlı banka hisseleri %25 aşağıda işlem görüyor. </p>
<p>Bizim temel piyasa görüşümüzde farklılık yok. Baz senaryomuzda,  ABD ve İran’ın kendilerini galip ilan ettiği bir Kadeş anlaşması ile Hürmüz Boğazı Haziran ortasında açılıyor.  Küresel piyasalarda savaş döneminde çok dayak yiyen tahvil piyasası ve havacılık hisseleri bu senaryoda en çok kazanan yatırım araçları olur. Türkiye piyasasında en pozitif tepki devlet iç borçlanma tahvillerinde ve banka hisselerinde görülür. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-kades-anlasmasini-satin-aliyor-80144</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalar, Kadeş Anlaşması’nı satın alıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ithalat-artisi-mi-yapisal-donusum-mu-80143</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> İthalat artışı mı, yapısal dönüşüm mü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi sektörlerimiz, özellikle 2021 yılı sonrasında makroekonomik dengelerde yaşanan hızlı değişimler ve kur hareketlilikleriyle ilginç bir süreçten geçiyor. Yerli üretimin desteklenmesine yönelik politikalara ve gümrük vergisi düzenlemelerine rağmen, çok sayıda nihai tüketim malının ithalatında sıçrama yaşanıyor.</p>
<p>Geleneksel olarak Türkiye’nin güçlü olduğu ya da çok basit üretim süreçleriyle yurt içinde karşılanabileceği düşünülen sektörlerde dahi, ithal ürünlerin pazar payı hızla artıyor. Bu durum, sadece lüks tüketimde değil; ayakkabı, şapka gibi temel giyim kuşam ürünlerinden, termos gibi günlük yaşam standardı haline gelen küçük ev ve kamp aletlerine kadar geniş bir yelpazede kendini gösteriyor.</p>
<p><strong>Üretim üssünde ayakkabı </strong><strong>ithalatı paradoksu </strong></p>
<p>Türkiye, güçlü bir ayakkabı üretim altyapısına ve hatırı sayılır ihracat potansiyeline sahip bir ülke olarak bilinir. Ancak 2021 yılından itibaren sektörde tersine dönen bir trend göze çarpıyor. Yurt içinde hammadde maliyetlerinin artışı, işçilik giderlerindeki yükseliş ve üreticilerin küresel ölçekte fiyat rekabetçiliğini kaybetmesi, ithalatın cazibesini artırdı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d0c95cf71f-1780288661.png" alt="" width="800" height="239" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d0ca31670f-1780288675.png" alt="" width="450" height="272" /></p>
<p>Uzak Doğu ve Güney Asya menşeli ürünlerin yanı sıra küresel spor markalarının hazır giyim ve ayakkabı segmentindeki agresif pazarlama stratejileri, özellikle genç nüfusta ithal ayakkabı talebini katladı. Son beş yılda ayakkabı ithalatı 500-600 milyon dolardan 1,7 milyar dolara yükseldi.</p>
<p><strong>Sokak modası ve şapka</strong></p>
<p>Tekstil ve konfeksiyon denildiğinde akla ilk gelen ülkelerden biri olan Türkiye’nin, şapka ve benzeri aksesuarlardaki ithalat artışı da size şaşırtıcı gelebilir. Veriler, 2021 sonrasındaki tüketim alışkanlıklarındaki dönüşümün ne denli derin olduğunu kanıtlar nitelikte. Kültürel trendler, sokak modasının yükselişi ve spor giyimin günlük hayatın merkezine oturmasıyla şapka kullanımı bir ihtiyaçtan ziyade kimlik tamamlayıcı bir unsur haline geldi.</p>
<p>Yerli tekstil fabrikalarının katma değeri daha yüksek ana giyim segmentlerine odaklanması, aksesuar üretimini büyük oranda Çin ve Vietnam gibi düşük maliyetli ülkelere bıraktı. Sosyal medya platformları üzerinden yayılan küresel hazır giyim trendleri, tüketiciyi doğrudan ithal markaların ürünlerine yönlendirdi. 2021’den bu yana, şapka ve başlık ithalatında, 40 milyon dolardan 125 milyon dolara sıçrama, şaşırtıcı olduğu kadar düşündürücü.</p>
<p><strong>Yeni yaşam tarzının getirdiği termos patlaması </strong></p>
<p>Son yılların belki de en çarpıcı ithalat kalemlerinden biri termos ve yalıtımlı kaplar grubunda yaşanıyor. Pandemi dönemiyle başlayan doğaya dönüş, kamp kültürünün yaygınlaşması ve kahve tüketiminin bir yaşam tarzı haline gelmesi, termosları gündelik hayatın vazgeçilmez bir parçası yaptı. İş yerlerine, okullara, parklara taşınan bu ürünlerde Türkiye, büyük oranda dışa bağımlı bir yapı sergiliyor.</p>
<p>Metalurji ve plastik sanayiinde gelişmiş bir ülke olmamıza rağmen, paslanmaz çelik vakum teknolojisine sahip tüketici odaklı termos üretimi yerli sanayide yeterli karşılığı bulamadı. Küresel çapta popülerleşen markaların adeta birer statü sembolüne dönüşmesi ile son beş yılda ithalatımız 20 milyon dolardan 90 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Rastgele seçilmiş bu üç örneğe çok daha fazlasını eklemek mümkün. Ayakkabı, şapka ve termos gibi birbiriyle doğrudan ilişkisi olmayan üç farklı kalemde de aynı keskin yükseliş trendinin görülmesi, sorunun sektörel değil makroekonomik olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Risk, tüketim malı ithalatındaki artışın, uzun süreli olması durumunda, sanayi sektörlerimizde yapısal bir bozulmaya dönüşmesi. Bunu engellemek ya da yavaşlatmak için doğrudan sebebe odaklanmalıyız. Bir sorun, ancak ona sebep olan faktörleri ortadan kaldırarak çözülebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ithalat-artisi-mi-yapisal-donusum-mu-80143</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/ihracat-ticaret-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İthalat artışı mı, yapısal dönüşüm mü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80146</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 01 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/6w_p11YiSWE" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80146</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/3/1280x720/berfin-cipa-talip-aktas-1771825245.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/memleketin-hastanesi-nasilsa-postanesi-de-oyle-olur-80142</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Memleketin hastanesi nasılsa postanesi de öyle olur</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de daha fazla çocuk isteyenlerin önce geleceği herkes için ama en çok gençler için daha öngörülebilir hale getirmeye çalışmaları gerekir. Türkiye’nin artık geyiğe değil, ülkenin önünü açacak icraata ihtiyacı var.</strong></p>
<p>Geçen haftanın bir numaralı abukluğu Türk Dil Kurumu’nun (TDK) Nurullah Ataç’la ilgili sosyal medya gönderisiydi. Nurullah Ataç, Türkçe’nin yılmaz savunucusu, dilde yalınlaşma ve yabancı kelimelerden arınma sürecinin önemli isimlerinden biriydi. Ataç’ı 17 Mayıs 1957’de kaybetmiştik. TDK, Ataç’ın ölüm yıldönümünde bir sosyal medya mesajı yayımladı. Buraya kadar her şey normal.</p>
<p>Bundan sonrası ise Türkiye’nin kurumsal kapasite erozyonuna güzel bir örnek esasen. Neden? Birincisi, TDK’nın Nurullah Ataç sosyal medya mesajındaki fotoğraf Ataç’a değil, Amerikan asıllı İngiliz şair ve denemeci T.S. Eliot’a aitti. Nurullah Ataç, bakın aslında o ikinci resimdeki şahıs.</p>
<p>İkincisi, son üç yıldır her 17 Mayıs’ta TDK Nurullah Ataç’ı vefatının yıldönümünde anarken hep o aynı T.S. Eliot fotoğrafını kullanıyordu. Üçüncüsü, her yıl birileri sosyal medya mesajları ile TDK’yı uyardığı halde hep aynı hata hep aynı biçimde işlenmeye devam ediyor. Daha ne diyeyim? Vahim bir durum idare açısından. En azından derin bir ciddiyetsizlik bu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d0b529dddb-1780288338.png" alt="" width="606" height="557" />Şimdi bu abukluğun, geçen haftanın bir numaralı abukluğu olarak seçtiğim Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Bilgi Üniversitesi’ni daha dönem kapanmadan, sınavlar bitmeden, en azından dördüncü sınıf öğrencileri mezun olmadan kapatmaya kalkmaktan bir farkı var mı? Yok.</p>
<p>Her ikisinde de idarenin lay lay lom hali, sallapatiliği, beceriksizliği ortada. TDK’da kimse “Bir mesaj yayımlıyoruz Ataç için. Çünkü Ataç bizim için, Türkçe için önemli. Bakalım bu mesaj uygun mu, fotoğraf güzel mi?” diye bakmıyor demek ki. Laf olsun diye iş yapıyorlar. Ciddi bir kurum yok ortada. Çadır devleti olmuşuz işte.</p>
<p>Aynı, Cumhurbaşkanlığı’nda, kimsenin “Şimdi koskoca Cumhurbaşkanı’na bir kağıt imzalatıp üniversite kapatıyoruz; acaba bu dosya tekemmül etmiş bir dosya mı? İmzaya açtığımız kararname metni bu işe uygun mu?” diye merak etmediği gibi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d0b9ed31ac-1780288414.png" alt="" width="605" height="335" />
<figcaption><strong>Nurullah Ataç </strong></figcaption>
</figure>
<p>Ne oluyor sonuçta? “Bilgi Üniversitesi’ni kapattım” kararnamesinin yayımladığının ertesi günü, aynı imzayla “Bilgi Üniversitesi’ni açtım” kararnamesi yayımlıyorsun. Eliot’u Ataç zannettiğini de herkes ti’ye alıyor. İdaremizin pulları dökülüyor. Ayıp oluyor.</p>
<p><strong>Ramallah’ta olan, </strong><strong>Ankara’da neden olamıyor?</strong></p>
<p>İşte bu gibi durumlarda benim aklıma hemen başlıktaki ifade geliyor. “Memleketin hastanesi neyse postanesi de öyle olur.” Hakikaten öyle oluyor ama.</p>
<p>Bu nedenle mesela ben yıllardan beri Filistin Devleti’ndeki kurumsal gelişmeyi takip edebilmek için rahmetli Yasir Arafat’ın mezarını ziyaret ediyorum. Arafat’ın mezarı Ramallah’ta, Filistin Devleti’nin karargahı olan El Mukataa kompleksinin bahçesi  içinde. Nedir? Ziyaret için öncelikle karargaha girmeniz gerekir. En azından başında öyleydi.</p>
<p>İlk kez 2004 yılında El Mukataa nizamiyesine bir minibüsle gittiğimi hatırlıyorum. Demir kapı kapalıydı. Bir süre yumrukladıktan sonra kapıyı pejmürde halde bir Filistin gerillası açtı. Pejmürde dediysem, elinde makineli tüfek, ağzında sigara, üç günlük sakalı olan bir “asker”. Derdimizi anlatınca kapıyı açtı, mezarın yerini işaret etti ve biz minibüsle karargaha girerken o da yandaki binaya girdi, bizi yalnız bıraktı.</p>
<p>Nedir? Ortada bir Filistin Devleti vardı. Ama daha ana karargahta yakın zamanda vefat eden liderin mezarını ziyaret etmeye dair belirgin bir protokol yoktu. Minibüsü aramadılar bile. Kapıyı açan “asker” mezarın yanına benimle gelmedi bile. Şaşırdığımı ifade edeyim.</p>
<p>Sonra her Ramallah gezisinde aynı mezar ziyaretini tekrarladım. Arada rahmetli Arafat’ın basit mezarı, bir anıt mezar kompleksine dönüştü. İçeri araçla girme imkanı sınırlandı. Ziyaretin protokolü yıl yıl oturdu. Anıt mezara girişle, karargaha girişin kapısı ayrıldı. Bir nevi anıt mezar karargah kompleksinin dışına alındı.</p>
<p>Ama doğrusu ya, Filistin’de olanın bizim burada nasıl hâlâ olamadığını anlamakta güçlük çekiyor insan. Ben baktığımda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin idareye hiç de iyi gelmediğini düşünüyorum doğrusu. İdare işini yapıyor olsa, böyle abukluklar olmaz.</p>
<p>Bilgi Üniversitesi’nin kapanması için hazırlanan kararnameyi sistem içinde biri durdurur. TDK’nın sosyal medya mesajlarına İletişim Başkanlığı bir yerde “olmaz” der. Öyle olmuyor ama.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi diye bir nevi “Bütün Kağıtları Ben İmzalayayım” düzenlemesi yaptığınızda, hele hele sistem içinde yetkileri dağıtmayıp hepsini bir yerde topladığınızda, kimse hata düzeltmek için bile devreye girmiyor. Herkes “nemelazım” diye müdahale etmekten kaçınıyor.</p>
<p>Eskiden sistemimizde idarelerin yetkileri ve sorumlulukları vardı. Mesela eskiden idarenin aldığı bir karardan dolayı mağdur olan kişi, ilgili bakanı dava edebilirdi. O nedenle, kararlar uzun uzun incelenirdi.</p>
<p>Şimdi artık mağdur olan varsa idarenin aldığı bir karardan dolayı, herhalde doğrudan Cumhurbaşkanı aleyhine dava açılması gerekiyor. Siz hiç böyle bir dava duydunuz mu? Bu durumda idarede herkes nemelazımcı. “Ört ki ölem” dediğim buydu işte, geçen hafta. Bana sorarsanız, hak aramak için eski Türkiye daha iyiydi.</p>
<p>Bu idari yapı ile geleceğe yönelik umudu yeniden inşa etmek/tasarlamak mümkün olmaz</p>
<p>Her gün örneklerini gördüğümüz bu abuklukların gösterdiği nedir? Türkiye’de bugün gençler hayatlarından memnun değiller, mutsuzlar, geleceğe yönelik umutları da yok. Türkiye’nin bir numaralı problemi nedir? Umudun inşası/tasarımıdır.</p>
<p>Siyasetin, ortaya koyduğu büyük fikirler ve projelerle geleceğe yönelik umudu yeniden inşa etmeye bir an önce başlaması gerekir. Var mı bugün etrafta geleceğe yönelik büyük fikirler, güven veren umudu destekleyen büyük projeler? Yok.</p>
<p>Bu idari yapıyla Türkiye’de siyasetin geleceğe dair umut verebilmesi, umudu yeniden inşa edebilmesi mümkün değil. Olsa olsa bir başka haftanın abukluğuna yol açılabilir. Ben size şimdiden söylemiş olayım. Boşa umutlanmayın.</p>
<p><strong> </strong><strong>Gençler umutlarını kaybettikçe </strong><strong>doğurganlık da geriliyor</strong></p>
<p>Geçen hafta bir de kadınlarda doğurganlık oranının yeni bir dip yaptığını öğrendik. Nedir? Ben doğduğumda 1961 yılında kadınlarda doğurganlık oranı 6,4’tü. Bir kadın hayatı boyunca ortalama 6,4 çocuk yapıyordu. Şimdi bu oran 2025 yılında 1,42’ye düştü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d0bcbc1971-1780288459.png" alt="" width="450" height="608" />Eskiden ben doğurganlık oranını şehirleşme oranı ile bir grafiğe yerleştirip anlatırdım. Ama müsaadenizle bugün Türkiye geneli mutluluk düzeyi ile aynı grafiğe koyayım. İlk grafik, Türkiye geneli için. İkincisi ise 18-24 yaş grubu gençler için.</p>
<p>Ne oluyor? 18-24 yaş grubunda ve genel olarak Türkiye’de hayattan memnuniyet gerilerken doğurganlık oranı da düşüyor. Mutsuz insanlar giderek daha az çocuk yapıyorlar, bir nevi.</p>
<p>Türkiye’de daha fazla çocuk isteyenlerin önce geleceği herkes için ama en çok gençler için daha öngörülebilir hale getirmeye çalışmaları gerekir. Türkiye’nin artık geyiğe değil, ülkenin önünü açacak icraata ihtiyacı var. Ben kendi hesabıma Turgut Bey’in “İcraatın İçinden” programlarını bile özler oldum etraftaki yavanlığa bakınca.</p>
<p>Ama nedir? İcraat için öncelikle gençlerin derdini anlamak lazım bugünlerde. Doğrusu ya, ben, siyasetin giderek ihtiyarlar arası bir koltuk kapma yarışına dönmesinin gençlerin umutsuzluğunu perçinlediğini düşünüyorum.</p>
<p>Unutmayın, an itibariyle AKP ve CHP genel başkanlarının yaş ortalaması 62’den 74’e çıktı. AKP, MHP ve CHP genel başkanlarının yaş ortalaması ise 76 oldu. İhtiyarlar birbirlerinin “kariyer planı derdini” daha iyi anlıyor olabilirler ama arada olan gençlere oluyor doğrusu.</p>
<p>Ne yapsın şimdi bu çocuklar, bu önümüzdeki “iktidarda olmak için iktidarda olmak” dönemine bakarak?</p>
<p>Niye umutlansınlar? Hayırlısı artık bakalım.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/memleketin-hastanesi-nasilsa-postanesi-de-oyle-olur-80142</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/2/1280x720/crowded-kalabalik-1780294376.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Memleketin hastanesi nasılsa postanesi de öyle olur ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-yatirimci-turkiyeye-neden-gelsin-80141</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı yatırımcı Türkiye’ye neden gelsin?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sahi, şu dış güçler amma da nazlı… <strong>Gelin diyoruz</strong> gelmiyorlar. <strong>Naza mı çekiyorlar</strong> anlayan beri gelsin. <strong>Türkiye raporlarına</strong> bakıyorsunuz; “<strong>ülke uçtu uçacak</strong>” gibi gaz veriyorlar. <strong>Gel yatırım yap</strong> diyorsun, “<strong>radarımızdasınız</strong>” diye geçiştiriyor, “<strong>yapısal reform</strong>” istiyor, “<strong>henüz ikna olmadık</strong>” diyorlar.</p>
<p><strong>Mehmet Şimşek’in işi sahiden zormuş</strong>. Körfeze gidiyor kaynak istiyor; “<strong>önce Kanal İstanbul maket satışınızı teslim edin</strong>” diyorlar. <strong>Deprem için sukuk</strong> istiyoruz; “<strong>biz kullandırırsak olur</strong>” şartı koşuyorlar. ABD’ye uzanıyor, <strong>sıcak para radarına girdik</strong> de <strong>doğrudan yatırım radarına henüz giremedik</strong> ifadesi…</p>
<p><strong>ÖNCE KENDİ HANENİ DÜZENLE, SONRA ÂLEME NİZAM VERİRSİN</strong></p>
<p>Mehmet Şimşek’in <strong>yabancıyı ikna edebilmesi için önce içerideki yatırımcıyı ikna etmesi şart</strong>. Bana göre <strong>ikna parametreleri</strong> fazla değişmez. Yerli yatırımcı <strong>enflasyon kıskacında</strong>, <strong>maliyet cenderesinde</strong>, <strong>belirsizlik kâbusunda</strong>, <strong>gece yarısı regülasyonları korkusunda</strong>, <strong>malına çöküleceği</strong> kaygısında…</p>
<p><strong>Dış Türkler</strong> dediğimiz bizim dış yatırımcılarımız, <strong>gittikleri ülkeden taleplerini</strong> normal karşılıyoruz fakat söz konusu yabancının doğrudan sermaye yatırımı için taleplerine gelince; ya “<strong>tu kaka</strong>” oluyor veya “<strong>dış güçler</strong>” ifadesiyle yaftalamıyorlar. <strong>Sen önce kendi haneni düzene koy, sonra aleme nizam ver</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Yabancıyı iknaya dair</strong>…</span></p>
<p><strong><em>Vergi paketine yabancı nasıl bakar?</em></strong></p>
<p>Aslında yabancıdan önce <strong>biz nasıl bakıyoruz</strong> diye sormak gerekir. Görünen o ki vergi reformu paketin, <strong>Şimşek dışında hükümetten destek veren yok</strong>. Vergiyi tabana yayma gayretinde “<strong>zengine dokunma</strong>” uyarısı geliyor ve anında “<strong>vetolanıyor</strong>” iken yabancı yatırımcı <strong>bu durumu görmüyor mu</strong> sanıyoruz?</p>
<p><strong><em>Yabancıyı en fazla ne tedirgin eder?</em></strong></p>
<p>Yabancı <strong>sürprizi</strong> sevmez. Kuralların <strong>geçmişe yönelik uygulanmasını</strong> istemez. Politik <strong>istikrarsızlıktan</strong> hoşlanmaz. <strong>Kârını transferde güçlük çıkarılmasına</strong> katlanamaz. Yatırım ortamının iyileştirilmesi gereken adımların zıddın alınan her karardan tedirgin olur. Bir de <strong>hukuksuzluk</strong>, <strong>ayrımcılık</strong> sevmez.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>YABANCINDAN ÖNCE YERLİYİ İKNA EDECEK 10 MADDE</strong></p>
<p><strong>HUKUK İSTER</strong>: Ancak ona “hukuk reformu” vaat edip çıka çıka içinde yeni anayasa talebi çıkmasın.</p>
<p><strong>AZ BÜROKRASİ İSTER</strong>: Ancak ona sen sürekli bürokratik engel çıkarırsan kirlilik veya vazgeçiş başlar.</p>
<p><strong>TEŞVİK İSTER</strong>: Ancak ona üretimi arttıracak teşvik vermez, gider yandaşına akıtırsan işler yürümez.</p>
<p><strong>İSTİSNA İSTER</strong>: Ancak sen yandaşına istisna getirir fakat üretim süreçlerini kolaylaştırmaz isen olmaz.</p>
<p><strong>DÜŞÜK VERGİ İSTER</strong>: Ancak ona kafana göre vergi salarsan, o da vazgeçer veya kayıt dışında kalır.</p>
<p><strong>ÖNÜNÜ GÖRMEK İSTER</strong>: Ancak ona 4 yıl seçim yok deyip erken seçim lafı edersen tedirgin olur.</p>
<p><strong>EŞİTLİK İSTER</strong>: Ancak ona “gözümde herkes eşit ama bazıları daha eşit” dersen o da vaz cayar.</p>
<p><strong>HALKA AÇILMAK İSTER</strong>: Ancak ona “halka açarım ama payımı da isterim” dersen içine kapanır.</p>
<p><strong>ÇÖKÜLMESİN İSTER</strong>: Ancak ona kayyum atar, şirketinin yönetiminden uzak tutarsan, kaçar gider.</p>
<p><strong>İSTİKRAR İSTER</strong>: Ancak ona dünyanın en kötü ekonomi yönetimini dayatırsan, kahreder durur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-yatirimci-turkiyeye-neden-gelsin-80141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/3/1280x720/dolar-dollar-1768292317.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı yatırımcı Türkiye’ye neden gelsin? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ne-guzel-iste-tum-sorunlar-unutuluverdi-80140</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ne güzel işte tüm sorunlar unutuluverdi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hani dişiniz çürümüştür, günler geceler boyu kıvranır, uykuya hasret kalırsınız, sonra bir an gelir diş ağrınız anında geçiverir ya, Türkiye adeta o durumu yaşıyor.</p>
<p>Aslında diş sızlamaya devam ediyor da diş hekimine giderken birisi çelme takıp düşürdüğü ve kafa göz yarılmasına yol açtığı için birden ortaya çıkan o daha büyük ve can yakan ağrılar yüzünden dişten çekilenler bir anda ve bir süreliğine unutuldu. Beyin artık daha büyük ağrıya odaklandı. Dişteki çürük ve sebep olduğu ağrı kısa süreliğine unutuldu, o kadar. Ne var ki o çürük içten içe büyümeye ve daha büyük sorun oluşturmaya doğru ilerliyor. Üstelik düşmekten kaynaklanan kırıklar için acilen hastaneye gidileceği ve dişteki çürük bir süre ihmal edileceği için o çürük büyüyüp daha büyük sorunlara yol açacak.</p>
<p>Türkiye’ye dayatılan “<strong>butlan mutlan</strong>” işte budur; dişteki çürüğün sızısını bir süreliğine de olsa unutturacak kafa göz yarılmasına yol açan çelmedir. Dişteki çürük de başta ekonomi olmak üzere tüm sorunlardır.</p>
<p>Ama tabii ki konu bu kadar basit değil. Mutlak butlanı yalnızca bazı temel sorunları unutturmak amaçlı yapay bir gündem olarak nitelemek, bu kararla öngörülenleri çok hafife almak olur.</p>
<p>Tamam, mutlak butlan yüzünden ekonomi ikinci planda kaldı. Eğitimdi, sağlıktı, hangi alan olursa olsun tüm sorunlar bir süreliğine de olsa unutuldu, en azından ikinci plana atıldı.</p>
<p>Kısa dönemli olarak böyle bir etki oluşması da gayet normal. Nasıl olmasın; siyasi tarihimizde darbeler yaşandı, parti kapatmaları yaşandı ama böyle mutlak butlan gibi bir tuhaflık ve daha da ötesi gelecek dönemler için ülke yönetimini dizayn etme amaçlı böylesi bir adım hiç görülmedi.</p>
<p>Birilerinin ülkeyi belli bir kalıba sokma girişim ve arzuları tabii ki her dönem olmuştur. Ama bu çabalar belli bir çerçevede, yasal bir çerçevede yürümüştür. Şimdi yapılan da güya yasal. Alınan kararın hukuki boyutu apayrı bir tartışma konusu. Ancak önceki gün Ankara’da yaşananlar ve bir tarafta zorlama bir şekilde ancak bir avuç insanın toplanması, diğer tarafta ise on binlerin büyük bir coşkuyla bir araya gelmesi bile vatandaşın bu kararı nasıl yorumladığının çok somut bir göstergesidir. Karar hukuki olabilir ama etik midir; ilk günden itibaren gösterilen tepki önceki gün tartışma götürmeyecek şekilde ortaya çıktı. Zaten böyle olacağı biliniyordu; zaten böyle olması isteniyordu.</p>
<p>Biraz önce birilerinin ülkeyi belli bir kalıba sokma girişimlerinin her dönem olabileceğini ifade ettim. Bu tercih, ülke aleyhine olsa bile, isteyenler açısından makuldür.</p>
<p>Makul olmayan, bu isteğin yerine gelmesi için kendini maşa olarak kullandırmayı kabul edenlerin varlığıdır. Hele ki o maşalar, kendilerini kullananlarla yıllarca en azından görünürde mücadele etmiş, kendilerini kullanıcıları karşısında konumlandırmış isimlerse…</p>
<p>Şimdi ne olacak?</p>
<p>Bu soru siyaseten ne olacağı değil. O sorunun yanıtı belli sayılır. Şu bir haftada neler olduğu görüldü zaten.</p>
<p>Bu karar Türk demokrasisine zarar verirmiş, Türkiye için iyi olmazmış, ne gam! Bunlar kimin umurunda ki!</p>
<p>Türkiye bu kararla yıllarca geriye gitti ve daha da gidecek.</p>
<p>Sonra da ekonomik istikrar; yabancı sermaye, yatırım, enflasyonla mücadele falan… Çok bekleriz, çok…</p>
<p>Hem yalnızca ekonomide mi güven kaybı yaşanacak, sorunlar çözülmek şöyle dursun daha da büyüyecek. İşimiz her alanda zorlaşacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Büyüme ve enflasyon haftası</span></h2>
<p>Bu satırları muhtemelen yılın ilk çeyreğine ilişkin büyüme verileri açıklandıktan sonra okuyorsunuzdur.</p>
<p>İlk çeyreğin yalnızca bir ayında savaşın etkisi vardı ve dolayısıyla savaş bu dönemin verilerini pek etkilemedi. Hem savaşın sınırlı etki yapması, hem de geçen yılın ilk çeyreğindeki büyümenin yüzde 2,5 ile görece düşük kalmasının yaratacağı baz etkisiyle bu yıl daha yüksek bir büyüme görülmesi beklenmeli.</p>
<p>Türkiye geçen yılın tümünde yüzde 3,6 büyümüştü. Bu yılın hedefi ise yüzde 3,8. Ancak savaşın etkisiyle tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyümenin daha düşük gerçekleşeceğine dönük tahminler ağır basıyor.</p>
<p><strong>Enflasyon da ikinci planda</strong></p>
<p>Ay sonuna yaklaşırken enflasyon tahminleri yoğunluk kazanır ve bu tahminler üzerinde epeyce yorum yapılırdı. Oysa mayıs ayının son haftası öyle bir hengame içinde geçti ve dikkatler başka alanlara öylesine kaydı ki, enflasyon pek düşünülmedi bile.</p>
<p>Mayıs ayının enflasyonunu İTO bugün, TÜİK ise uzun bayram tatili gerekçesiyle 3 Haziran Çarşamba günü değil 5 Haziran Cuma günü açıklayacak. Geçen yılın mayıs ayındaki artış TÜİK’e göre yüzde 1,53’tü. Bu yıl da yüzde 1,5 ile yüzde 2 arasında bir oran geleceği tahmin ediliyor. Yüzde 1,53’ü aşacak her artış, yıllık oranın yukarı gitmesi demek.</p>
<p>Ama bu hafta da siyaseten çok karmaşa içinde geçeceği için ne büyüme üstünde fazla durulacak, ne enflasyon üstünde…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ne-guzel-iste-tum-sorunlar-unutuluverdi-80140</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/0/1280x720/chp-1780294034.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ne güzel işte tüm sorunlar unutuluverdi! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozal-sabah-namazini-fabrikada-kilardi-ilk-demir-celik-ihracatini-irana-onun-sayesinde-yaptik-80139</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özal, sabah namazını fabrikada kılardı, ilk demir-çelik ihracatını İran’a onun sayesinde yaptık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>12 EYLÜL 1980 </strong>askeri darbesinden sonra kurulan <strong>Bülend Ulusu </strong>Hükümetinde ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı olan <strong>Turgut Özal, </strong>1982 yılında iş dünyası heyetiyle birlikte İran’a gitti.</p>
<p>Heyette bulunan İÇDAŞ’ın kurucularından <strong>Bayram Yusuf Aslan, </strong>seyahate giderken uçakta <strong>Turgut Özal</strong>’ı ilk tanıdığı günlere döndü:</p>
<ul>
<li><strong>İstanbul Silahtarağa’da Haliç kıyısında Elektrometal Fabrikası vardı. Bu fabrikanın sahiplerinden Hikmet Erenyol, 1971 yılında elim bir trafik kazasından vefat etti. Kardeşi Necdet Erenyol, fabrikayı bir süre sonra Çelik Endüstri’nin sahibi Zeki Aytaç’a sattı.</strong></li>
<li><strong>Zeki Aytaç, o dönemde Genel Müdürlük görevine Turgut Özal’ı getirdi. Özal’ın başında olduğu işletme, Japonya başta olmak üzere pek çok yabancı ülkeden kütük ithal ederdi. Biz de o kütüklerden alır işlerdik.</strong></li>
<li><strong>Her hafta kütük almaya gittiğimizde Turgut Özal ile sohbet ederdik. Ondan çok şey öğrendik. En azından geniş bir vizyon sundu bize. Sabah namazlarını fabrikada kılan bir adamdı.</strong></li>
<li><strong>Bir gün fabrikamıza geldiğinde neden günde 4-5 dökümde kaldığımızı, bu miktarı artırıp en azından 8-9 döküm yapmadığımızı sordu. Japonya’ya gitmiş ve bu gerçekleri gözlemlemiş bir insandı. O masa başı insanıydı ama çok güçlü ve kıvrak bir zekaya sahipti.</strong></li>
<li><strong>Onun bu sözlerini fabrikamızdaki teknik ekibimize ilettiğimizde hemen itiraz ettiler ve bunun mümkün olamayacağını söylediler. Fakat sonraları yavaş yavaş Özal’ın söylediği noktalara geldik.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d08dc82ce6-1780287708.jpg" alt="" width="340" height="497" /></strong>Seyahate çıktıklarında iş insanları <strong>Turgut Özal</strong>’a sordu:</p>
<p>-          <strong>Neden İran?</strong></p>
<p><strong>Özal, </strong>iş insanlarına şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>İran’ın çok büyük miktarda demire ihtiyacı var. Bunu karşılamak gerekiyor. Bu sayede Türkiye ilk kez demir ihracatçısı olabilir. Ayrıca başka malzemelerin ihracatı da gündeme gelebilir.</strong></p>
<p>O dönemde İran’da Şah <strong>Rıza Pehlevi </strong>devrilmiş, <strong>Humeyni </strong>rejimi başlamıştı. Aynı zamanda İran-Irak Savaşı da sürüyordu.</p>
<p>Dönemin Başbakan Yardımcısı <strong>Turgut Özal, </strong>tam da böyle bir ortamda iş insanlarından oluşan heyetle İran’a gitmişti.</p>
<p>THY’den kiralanan özel uçak Tahran Havalimanı’na inince heyet doğrudan Hilton Oteli’ne transfer oldu. Otelde Türkiye’den giden heyetten başka kimse yoktu. Lobi dahil her taraf karanlıktı. Çünkü, savaş nedeniyle her yerde karartma vardı. Ayrıca, yeni rejim nedeniyle yabancılar İran’a pek uğramıyordu.</p>
<p>İran heyeti ile Türkiye’den giden heyetin görüşmeleri <strong>Özal</strong>’ın başkanlığında 5 gün sürdü. Heyettekiler savaş ortamını da dikkate alarak otelin dışında pek çıkmıyordu. 5’inci günün akşamı <strong>Özal </strong>heyeti topladı:</p>
<p>-          <strong>Müzakereler mal teslimi ve fiyatlar konusuna takılmış bulunuyor. Şunu unutmayın, İranlılar çok zor insanlardır.</strong></p>
<p><strong>Özal, </strong>o konuşmasında İran heyeti başkanının gözlemini de aynen aktardı:</p>
<p>-          <strong>“Dikkat ettim, Türk iş insanları günlerdir otelde oturuyor. Aralarında konuşup şakalaşıyor. Buraya Japon heyeti de geldi. Onlar boş oturmayıp kö</strong><strong>y</strong><strong> köy dolaşarak sipariş aldı. Sizin iş insanlarınızın durumu bize biraz tuhaf göründü.”</strong></p>
<p><strong>Bayram Yusuf Aslan, Özal</strong>’ı dinlerken düşündü:</p>
<p>-          <strong>Müzakereler tabi devletle yürütülüyor ama Japon iş insanlarının köy köy dolaşıp ihtiyaçları tespit etmesi bize ders olmalı. Üstelik İran’ın her şeye ihtiyacı olduğu bir dönemdeyiz.</strong></p>
<p>Bu öyküyü İÇDAŞ’ın önde gelen kurucularından <strong>Bayram Yusuf Aslan</strong>’ın, <strong>“tornacılıktan demir çelik devi olmaya giden yolculuğunu” </strong>aktaran kitapta okudum.</p>
<p>Kitabın kapağındaki şu dizin dikkatimi çekti:</p>
<ul>
<li><strong>BAYRAM gibi sev</strong></li>
<li><strong>YUSUF gibi çalış</strong></li>
<li><strong>ASLAN gibi yaşa</strong></li>
</ul>
<p><strong>Bayram Yusuf Aslan, Ayşe Tuğba Dedeoğlu, Hakan Demir, Yaprak Çetinkaya </strong>ve <strong>Hakan Kahveci</strong>’den oluşan ekibin hazırladığı kitapta <strong>Turgut Özal</strong>’la gittiği İran gezisi sonrasıyla ilgili şunları anlattı:</p>
<p>-          <strong>Nihayetinde İran’a ilk olarak, 2-3 sene boyunca kamyonlarla </strong><strong>ş</strong><strong>irkete demir ihraç ettik. Böylece dünyaya açıldığımız, ihracat yaptığımız ilk pazar İran oldu. Bu sebeple seyahatimiz çok önemli bir adımdır.</strong></p>
<p><strong>Bayram Yusuf Aslan, </strong>bu öyküyü şöyle noktaladı:</p>
<p>-          <strong>Özal, bize ihracatı öğreten kişidir…</strong></p>
<p><strong>Bayram Yusuf Aslan, </strong>iki ağabeyi <strong>Tacettin Aslan </strong>ve <strong>Necati Aslan</strong>’la ilk torna atölyesinden itibaren temellerini attıkları İÇDAŞ’ın ve kendi yaşam öyküsünü anlattığı <strong>“nehir söyleşi” </strong>formatındaki kitabını bana Ekim 2024’te vermişti.</p>
<p><strong>Ayhan Aslan</strong>’ın yeniden başkanlığına seçildiği Kastamonu Sanayici ve İşadamları Derneği’nin geçen Şubat ayı sonlarındaki 14’üncü genel kurulu sonrası kitabı girişteki masada görünce bayramda okuma listeme aldım.</p>
<p>Kitapta dikkatimi çeken bölümlerden biri <strong>Özal</strong>’ın iş insanlarıyla İran-Irak Savaşı sürerken, Tahran’a gidip 5 gün süren görüşmeler yapması oldu.</p>
<p>Zaten <strong>Bayram Yusuf Aslan </strong>da işin hakkını anılarında teslim etmişti:</p>
<p>-          <strong>Özal, bize ihracatı öğreten kişidir…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hükümet 45 dolar ‘uzak yol navlun primi’ verdi, Hong Kong ve Singapur’a demir-çelik sattık</span></h2>
<p><strong>ANAP</strong>’ın iktidarda bulunduğu, <strong>Turgut Özal</strong>’ın Başbakanlık günleriydi… Türk iş dünyası hükümetin devreye aldığı teşviklerin de etkisiyle dışa açılmayı öğrenmiş, ihracat grafiği hızla yükselmeye başlamıştı.</p>
<p>Bu tabloda demir-çelik sektörü de yerini almıştı… 1987 yılında demir-çelik sektörü Uzak Doğu ülkelerinden de sipariş alıyor, ancak fiyat tutturamıyordu. O dönemde navlun bedeli 40-50 dolar civarındaydı.</p>
<p>Bunun üzerine demir-çelik sektörünü çatısı altında toplayan dernek, Başbakan <strong>Turgut Özal</strong>’dan randevu alıp, durumu anlattı.</p>
<p><strong>Özal, </strong>aynı gün bürokratlarını topladı, hızla karar alındı:</p>
<p>-          <strong>Uzak Doğu ülkelerine ihracatta </strong>“45 dolar uzak yol primi” <strong>uygulanacak…</strong></p>
<p>İÇDAŞ’ın kurucularından <strong>Bayram Yusuf Aslan, </strong>bu öyküyü hayatının, şirketlerinin öyküsünün kaleme aldığı kitapta anlattı:</p>
<p>-          <strong>Rahmetli Özal, pratik zekasıyla çok süratli bir şekilde çözümü üretti. Böylece Hong Kong, Singapur pazarlarında demir-çelik ihracatı gerçekleştirdik.</strong></p>
<p><strong>Bayram Yusuf Aslan, </strong>o dönemde dikkatini çeken alış-veriş trafiğini de ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Bir müddet sonra baktık ki Almanların büyük firmalarından Tyssen Krupp’un temsilcileri bu pazarlardan sipariş alıyorlar, üzerine kârlarını koyup bize sipariş veriyorlar. 5-6 yıl bu böyle devam etti.</strong></p>
<p>Bu alış-veriş trafiği ile ilgili şu yorumu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bir taraftan bu durum bizi oldukça rahatsız ediyordu ama diğer taraftan Avrupalılar dahil tüm piyasa oyuncuları tarafından kabul görmemize imkan sağlamış oldu.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Yusuf Aslan’ ismini değiştir, bu gidişle başın belaya girecek</span></h2>
<p><strong>BAYRAM Yusuf Aslan</strong>’ın abileri <strong>Tacettin Aslan </strong>ve <strong>Necati Aslan</strong>’la açtığı torna atölyesini büyüttükleri dönemlerdi. <strong>Bayram Yusuf Aslan, </strong>kitabında o dönemde adını değiştirmek zorunda kalışını şöyle anlattı:</p>
<ul>
<li><strong>Nüfusta yazılı olan adım Yusuf Aslan’dı. Ancak, bayramda doğduğum için ailem, yakın çevrem bana </strong>“Bayram” <strong>diyorlardı.</strong></li>
<li><strong>1970’lerde ne yazık ki sağ sol çatışması ve siyasi karışıklıklar vardı. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve Yusuf Aslan’ın her yerde arandığı dönemlerdi.</strong></li>
<li><strong>O zamanlar Kumburgaz’da yazlığımız var. Biz Yeşilköy’de oturuyoruz. Sıkıyönetim nedeniyle Kumburgaz yolunda ikide bir bizi çevirirlerdi.</strong></li>
<li><strong>Her çevirmede nüfus kağıdıma bakılır, </strong>“Yusuf Aslan”<strong>ı görür görmez beni karakola götürürlerdi. Çünkü, Yusuf Aslan aranıyordu.</strong></li>
<li><strong>Bir-iki derken sürekli karakola gider olduk. En sonunda karakoldaki başgedikli, </strong>“Beyefendi, en iyisi siz bu ismi değiştirin. Yoksa bu gidişle başınız belaya girecek. Ben size söylemiş olayım. Herkes bizim gibi anlayışlı davranmaz” <strong>dedi.</strong></li>
<li><strong>Bunun üzerine ben de gidip mahkemeye başvurdum, ismimin başına mahkeme kararıyla </strong>“Bayram” <strong>koydurdum.</strong></li>
<li>“Yusuf Aslan” <strong>oldu sana </strong>“Bayram Yusuf Aslan”…</li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Okulumuzun bağışçısı vefat etti</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d08f93da45-1780287737.jpg" alt="" width="400" height="404" /></span><strong>BAYRAM Yusuf Aslan</strong>’ın kitabını uzun bayram tatilinde okudum, İstanbul’a dönüş öncesi yazıyı hazırladım. Ertesi sabah İÇDAŞ’ın sosyal medyadaki paylaşımını gördüm:</p>
<ul>
<li><strong>Şirketimizin kurucularından Hacı Dr. Tacettin Aslan ağanın vefatını derin üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Hemen vefatla ilgili haberleri taradım. İki paylaşım dikkatimi çekti:</p>
<ul>
<li><strong>Çanakkale İl Milli Eğitim Müdürlüğü: </strong>Çanakkale iş dünyasının önemli isimlerinden, İÇDAŞ Kurucu Ortağı ve hayırsever iş insanı <strong>Tacettin Aslan</strong>’ın vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Eğitime, sanayiye ve toplumsal gelişime sunduğu değerli katkılarla gönüllerde iz bırakan <strong>Tacettin Aslan, </strong>özellikle gençlerin eğitimine verdiği destek ve Çanakkale’ye kazandırdığı yatırımlarla daima hayırla yad edilecektir.</li>
<li><strong>Tacettin Aslan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi: </strong>Çanakkale merkezde bulunan lisenin web sayfasında şu açıklama yer aldı: <strong>“Acımız büyük… Okulumuzun bağışçısı Tacettin Aslan Bey vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun.”</strong></li>
</ul>
<p><strong>Tacettin Aslan </strong>ve <strong>Bayram Yusuf Aslan</strong>’ı İÇDAŞ’ın 2010’ların başlarından itibaren Çanakkale’deki farklı açılış törenlerine katıldığımda tanıdım.</p>
<p><strong>Tacettin </strong>Bey’e Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p>Mekanı cennet olsun…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozal-sabah-namazini-fabrikada-kilardi-ilk-demir-celik-ihracatini-irana-onun-sayesinde-yaptik-80139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/9/1280x720/67-1780287692.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özal, sabah namazını fabrikada kılardı, ilk demir-çelik ihracatını İran’a onun sayesinde yaptık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ilac-ve-tibbi-cihaza-super-tesvik-80138</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlaç ve tıbbi cihaza süper teşvik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi programı kapsamında İleri Malzeme Teknolojileri ile Kritik Hammadde , Biyoteknoloji ve Sürülebilir Yaşam Teknolojileri alanları için yatırım çağrısına çıktı. Projesi kabul edilen şirketler, projenin niteliğine göre KOSGEB, TÜBİTAK destekleri verilecek. Proje ilgili şartları taşıyorsa Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın süper teşvikler olarak nitelendirilen Proje Bazlı Teşvik Sistemi desteklerinden yararlanabilecekler. 20 Mayıs’ta başlayan başvurular 31 Temmuz’a kadar devam edecek. Kesin başvurular 30 Eylül’e kadar yapılabilecek. Desteklerden yararlanmak isteyen şirketler, 250-350 bin liraya bağımsız değerlendirme raporu alacaklar ve bu raporlar 31 Ekim’e kadar sisteme yüklenecek.</p>
<p>İleri Malzeme Teknolojileri ve Kritik Hammaddeler çağırısı kapsamında; akrilik asit, barut, ateşleyici maddeler, amorf çelik, havasız lastik teknolojileri, bor, magnezyum, platin gin de yer aldığı 193 ürünün üretimine yönelik destek verilecek. İleri Malzeme Teknolojileri/Kritik Hammadde çağırısında asgari proje tutarı 40 milyon lira olacak, bu kapsamda Ar-Ge tutarı 5 milyon liradan az olamayacak. Yazılım geliştirmeye yönelik projelerde ise alt sınır 15 milyon lira olarak belirlendi. Firmalar KOSGEB desteklerinden veya Proje Bazlı Teşvik Sistemi Kapsamında teşvik unsurlarından yararlanmak için başvurabilecekler. Kesin başvuruyu tamamlayan firmalar, detaylı değerlendirme süreci kapsamında Bağımsız Değerlendirme Raporu alacaklar. Bağımsız danışmanlık hizmet bedeli, KOBİ’ler için 250 bin lira, büyük ölçekli işletmeler için ise 350 bin lira olarak belirlendi. Biyoteknoloji ve Sürdürülebilir Yaşam Teknolojileri alanlarında ise onkolojik ilaçlar, insan ve hayvanlar için aşı, mekanik ve elektronik tansiyon aleti, mekanik ventilasyon cihazları, kalp kapakçığı, diş macunu, cep tipi ultrason cihazı, güneş gözlüğü gibi 443 ürün yer alıyor.</p>
<h2>Proje Bazlı Teşvik Sistemi kapsamında neler var? </h2>
<p>Bu sistemde KDV istisnası, KDV iadesi, gümrük vergisi muafiyeti, kurumlar vergisini indirimi veya istisnası uygulanıyor. Ayrıca istihdam desteği, hibe desteği, sermaye katkısı, enerji desteği, yatırım yeri tahsisi, kamu alım garantisi gibi destekler verilebiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ilac-ve-tibbi-cihaza-super-tesvik-80138</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/saglik-doktor-1750402998.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İleri Malzeme Teknolojileri ve Kritik Hammaddeler çağrısı kapsamında; akrilik asit, barut, ateşleyici maddeler, amorf çelik, havasız lastik teknolojileri, bor, magnezyum, platin gibi 19; Biyoteknoloji ve Sürdürülebilir Yaşam Teknolojileri alanlarında ise onkolojik ilaçlar, aşı, mekanik ve elektronik tansiyon aleti, kalp kapakçığı, diş macunu, cep tipi ultrason cihazının da aralarında bulunduğu 443 ürüne destek verilecek. Kabul edilen projeler, niteliğine göre KOSGEB ve TÜBİTAK desteklerinden yararlanabilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasarrufun-adi-yatirim-oldu-80137</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasarrufun adı yatırım oldu!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>2023 yılı Haziran ayından bu yana uygulanan dezenflasyon programı üçüncü yılını doldurmaya hazırlanırken, temeli geliri artırıp harcamayı kısmaya dayanan programın bu yılki bölümünde, harcama kısmında istenilen performansa tam olarak ulaşılamadı. Ocak-Nisan döneminde başlangıç ödeneklerinin yüzde 31.3’ü kullanılırken, gelir hedefinde de aynı oran gerçekleşti. Buna karşılık yatırım harcamaları yüzde 14.5’te kalırken, faiz hedefinin yüzde 41.3’ü şimdiden harcandı.</p>
<h2>Vergi tahsilatı düşük kalınca… </h2>
<p>Yılın ilk dört ayında genel bütçe 5 trilyon 892 milyar liralık harcamaya karşılık 5 trilyon 68 milyar liralık gelir ile 524 milyar liralık açık verdi. Açığın bu denli yüksek olmasında en önemli etken tahakkuk edilen gelirlerin tahsilata dönüşememesi oldu. Bu dönemde 9 trilyon 686 milyar liralık tahakkuka karşılık tahsilat 5 trilyon 68 milyar lirada kaldı. Bir başka ifade ile tahsilat/tahakkuk oranı Ocak-Nisan döneminde yüzde 52.3’te kaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d06888da14-1780287112.png" alt="" width="757" height="543" />Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın genel bütçe gerçekleşmelerinden yapılan hesaplamalara göre, geliri artırıp harcamalardan tasarruf yapmayı planlayan kamu, harcama kalemlerinden tasarrufu sadece yatırımlarda yaptı. Ocak-Nisan döneminde bütçenin 18 trilyon 801 milyar liralık başlangıç ödeneğinin yüzde 31.3’üne karşılık gelen 5 trilyon 852 milyar lirası kullanıldı. Bu dönemde yatırım için ayrılan payın kullanımı genel ortalamanın yarısında kalırken, faizin payı yüzde 41 ile ortalamanın yaklaşık 10 puan üzerinde gerçekleşti.</p>
<h2>Faiz harcaması yatırımın 7.5 katı </h2>
<p>Nisan sonu itibarıyla bütçe giderleri içinde yatırıma ayrılan 1 trilyon 22 milyar liralık payın yüzde 14.5’ine karşılık gelen 149.7 milyar lirası kullanıldı. Bu dönemde Köylerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi(KÖYDES) ile Belediyelerin Altyapılarının Desteklenmesi Projesi (BELDES) için sadece 16.3 milyar lira kaynak ayrılmasına karşılık, bu kaynaktan hiç harcama yapılmadı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1d12a75bf43-1780290215.png" alt="" width="373" height="333" />Buna karşılık aynı dönemde 2 trilyon 741 milyar liralık faiz ödeneğinin yüzde 41.3’üne karşılık gelen 1 trilyon 132 milyar lirası kullanıldı. 2026 yılı Ocak-Nisan döneminde bütçe harcama kalemleri içinde en yüksek oran faizde gerçekleşti. Toplam 2 trilyon 741 milyar liralık bütçe başlangıç ödeneğinin yüzde 41.3’ü ilk 4 ayda kullanıldı ve bu kalemde toplam harcama 1 trilyon 132 milyar liraya ulaştı. Harcamanın önemli bölümü de iç borç tahvil faizleri için gerçekleştirildi ve bu kalemde 915.4 milyar liralık harcama yapıldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yatırımın payı, deprem-seçim yılı 2023'te yüzde 17'ye yakındı</span></h2>
<p>Yıllar itibarıyla yapılan değerlendirmeye göre deprem felaketi ve seçimin yaşandığı 2023 yılında bütçeden yatırıma ayrılan payın diğer yıllara göre daha yüksek olması dikkat çekti. 2023 yılındaki yüzde 16.8’lik pay ile diğer yıllar ortalamasının 3 katına ulaştı. 2018 yılından bu yana bütçeden faize harcanan paranın payı da yüzde 19.2 ile en yüksek seviyesini 2026 yılı Ocak-Nisan döneminde gördü. 2018’de yüzde 9.1 olan faizin payı, 2019’da yüzde 10.1, 2021’de yüzde 11.4, geçen yıl ise yüzde 14.2 seviyesindeydi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasarrufun-adi-yatirim-oldu-80137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/7/1280x720/lira-tl-para-1776172277.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Seçim ve deprem yılı 2023’ün ilk dört ayında yüzde 16.8 olan yatırımın payı bu yıl yüzde 2.5’te kaldı, ocak-nisan döneminde faize 1 trilyon 132 milyar, yatırıma 149 milyar lira harcandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nbade-finale-dogru-new-york-ve-san-antonio-80160</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> NBA’de finale doğru: New York ve San Antonio</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu yazıyı yazmadan önce gece 3:00’te olmasa da 3:45 gibi kalkıp Oklahoma City Thunder-San Antonio Spurs maçını izledim. Müthiş bir maç oldu. Zaten bu seri olduğu gibi, rahmetli babamın “kalp krizi geçirtir” dediği bir heyecan düzeyinde geçti. Bu satırları okurken spor yazarlığına geçtiğimi düşünmeyin; spor iktisadi ve içtimai hayatın çok önemli bir göstergesidir.</p>
<p>Ben geçmişte bu analizi Bursa üzerinden yapardım. Şehirde otomotiv iyi durumda olduğunda basketbol, tekstil iyi durumda olduğunda futbol takımı istisnai başarılara imza atardı. Son dönemde en önemli gelişme, Alperen Şengün’ün NBA’e draft edilmesi oldu. Bunun belki de taraftarı olmadığım için üzerimde, kaleci Yasin’in ben çocukken Galatasaray’dan New York Cosmos’a transfer olması gibi bir heyecan yaratmadı ama genç basketbol meraklılarının fiziksel olarak irilik kazanmasından ABD’deki maçlarına kadar hakkındaki her şeyi yakından takip ettiğini biliyorum. Alperen, bugünün olayı ve bizim nadir toprak elementleri ile ilgili politikalarımızın spora yansımış hali gibi görünüyor. Sözleşmeyi yapıp gönderdiğimiz yerde gerçek değerini bulmuş görünüyor.</p>
<p>Benim hayatımın daha önemli bir parçası olan Yasin ile ilgili de birkaç satır yazmak isteyip yapay zekâya başvurunca kendisinin hâlâ futbolun içinde olduğunu öğrendim. 1948’de İskenderun’da doğan Yasin, 50 yıl önce ben sekiz yaşımdayken 1976’da Galatasaray’da jübilesini yaptıktan sonra transfer olmuş. Yani aramızda sadece 20 yaş varmış. Soyadının Özdenak olduğunu da bilmiyordum. Google’ın AI modunda kendisi ile ilgili şu bilgileri toparladım; daha doğrusu yapay zekâ benim için bunları toparladı:</p>
<ul>
<li>Galatasaray'ın efsanevi kalecisi Yasin Özdenak, 1976 yılında sarı-kırmızılı ekipte jübilesini yaptıktan sonra aynı yıl New York Cosmos'a transfer olmuştur.</li>
<li>Efsane kaleci, 1976 ile 1979 yılları arasında Cosmos formasıyla Kuzey Amerika Futbol Ligi (NASL) şampiyonluğu da yaşayarak başarılı bir kariyere imza atmıştır.</li>
<li>Yasin Özdenak ve Gökmen Özdenak, Türk futbolunun ve Galatasaray'ın köklü tarihinde önemli izler bırakmış iki öz <strong>kardeştir</strong>. Yasin Özdenak eski milli <strong>kaleci</strong>, abisi Gökmen Özdenak ise efsanevi eski milli <strong>futbolcu</strong> (forvet) ve spor yazarıydı.</li>
<li><strong>Futbolculuk bağlantıları:</strong></li>
<li><strong>Aynı aileden gelen yetenek:</strong> Özdenak kardeşler futbolcu bir aileden gelmekte olup, diğer kardeşleri Doğan ve Mustafa Özdenak da Galatasaray'da forma giymiştir.</li>
<li><strong>Galatasaray efsaneleri:</strong> İkisi de Galatasaray camiasında uzun yıllar birlikte top koşturmuş, sarı-kırmızılı formayla şampiyonluklar yaşamıştır. Gökmen Özdenak 13 yıl Galatasaray'da oynarken, Yasin Özdenak kaleci olarak takımda yer almıştır.</li>
<li><strong>Son gelişmeler:</strong><br />Gökmen Özdenak, 78 yaşında hayatını kaybetmiştir. Yasin Özdenak, abisinin vefatının ardından yurt dışındaki (Güney Kore) yaşantısından dönerek cenaze törenine katılmış ve kardeşini gözyaşlarıyla uğurlamıştır.</li>
<li>Galatasaray ve New York Cosmos formalarını giymiştir. Futbolculuk hayatından sonra antrenörlük yapan Özdenak, şu an Avustralya ekibi Hume City FC'de görev yapmaktadır.</li>
</ul>
<p>Bu notlardaki dil bozukluğu, ağırlıkla sosyal medyadan derlenen bilgilere dayanmasından kaynaklanıyor. Basında Yasin’in yeterli yer alıp almadığını ya da jübilesinin 50. yılında Galatasaray’ın şampiyonluk kutlamalarına davet edilip edilmediğini bilmiyorum. Gökmen’in Aralık 2025’teki cenaze töreni, yapay zekâda kulüple son temas olarak görülüyor.</p>
<p>Sportif rekabetin hâlâ belirleyici olduğu 1970’li yıllarda maç ve pozisyon konuşurken bugün farklı değerler öne çıkıyor. NBA maçlarında dikkatimi çeken şeylerin başında taraftarların takım formalarını üniforma olarak giyerek maçlara gitmesi oldu. Genellikle tribünler aynı renge bulanmıştı. Dikkatimi çeken bir diğer önemli nokta ise, tezahüratın desibel olarak ölçülmesi ve taraftarların bağırarak burada rekor kırmaya çalışması oldu. Bunlar bizim stadyumlarımızda da yaygın olarak görülen iki alışkanlığı gösteriyor. Sosyologların bu konuda ne düşündüğünü merak ediyorum.</p>
<p>Sporlar ilgili bahsetmek istediğim son konu, bizim gibi Kadıköy Anadolu Lisesi’nden mezun olmasının üzerinden 40 yıl geçen Acun Ilıcalı’nın İngiltere’de kazandığı sportif başarı ile ilgili. Haber, “İngiltere Championship play-off finalinde mutlu sona ulaşan takım, Hull City oldu. Türk iş insanı Acun Ilıcalı'nın sahibi olduğu ekip, finalde Middlesbrough'u 1-0 mağlup ederek gelecek sezon Premier Lig'de mücadele etme hakkı kazandı.” şeklinde. Google’ın bu konuda verdiği ilk sonuç herhangi bir kurumsal medya kanalı değil, instagram mahreçli. Medyanın içindeki kişiler olarak bizi ilgilendiren bir yanı bu. Diğer yanı ise, Hull City’nin ekonomisi ile ilgili. Bilgiye ve Acun’un burada yaptığı çok gerçekçi açıklamalara, bizim dönemden sınıf arkadaşlarının yaptığı “Fenerbahçe’de yaptırmadılar; gitti İngiltere’de yaptı. Tipik Acun.” yorumunu başta ekleyeyim.  </p>
<p>Türk iş insanı Acun Ilıcalı'nın sahibi olduğu Hull City, Mayıs 2026'da Wembley Stadyumu'nda oynanan Championship play-off finalinde Middlesbrough'yu 1-0 mağlup ederek 10 yıl aradan sonra Premier Lig'e yükseldi. Bu tarihi zaferle birlikte Acun Ilıcalı, Premier Lig'de takım sahibi olan ilk Türk unvanını elde etti. </p>
<p><strong>Kulübün devralınması ve yükseliş süreci</strong></p>
<p>Acun Ilıcalı, Hull City'yi Ocak 2022'de kulüp Championship'te 19. sıradayken devraldı. Dört yıldan kısa bir sürede takımı adım adım üst sıralara taşıyan Ilıcalı, transfer yasakları ve finansal zorluklarla dolu geçen sezonların ardından takımı İngiliz futbolunun zirvesine çıkarmayı başardı.</p>
<p><strong>Play-off finali ve "300 milyon Euro" değeri</strong></p>
<ul>
<li><strong>Nefes Kesen Final</strong>: Wembley'deki final maçında Hull City, Middlesbrough'yu 90+5. dakikada Oli McBurnie'nin attığı son saniye golüyle devirdi.</li>
<li><strong>Devasa Gelir Kapısı</strong>: Kulüp, Premier Lig'e ayak basma parası, yayın hakları ve reklam gelirleriyle birlikte yaklaşık <strong>300 milyon Euro</strong> değerinde dev bir ödülün sahibi oldu.</li>
<li><strong>Rakiplerin Bütçesi</strong>: Başarıyı değerlendiren Ilıcalı, Premier Lig'i "Dünyanın NBA'i" olarak tanımlayarak rakiplerinin 1 ila 3 milyar Euro bütçeye sahip olduğunu ve ilk yıl en büyük hedeflerinin ligde kalmak olacağını belirtti.</li>
</ul>
<p>Dünyanın NBA’inden asıl NBA’ye dönersem, finali oynayacak takımları bir analiz etmek isterim. 4 Haziran 2026 Perşembe sabaha karşı oynanacak ilk maçın öncesinde bunu yaparken yapay zekâ asıl araştırma işini yaparak bana çok yardımcı oldu.</p>
<p><strong>San Antonio Spurs ve Luke Kornet</strong></p>
<p>Yapay zekânın topladığı bilgileri aktarmadan önce, Spurs’ü finale taşıyan büyük hareketin, biz çocukken “fasulyeden” dediğimiz türden bir rol oynadığını sandığım Luke Kornet’ten geldiğinin altını çizmem gerekiyor. Kornet, kendisine atılan pasın kaybedilmesinin ardından geriye koşup öyle bir blok yaptı ki, muhtemelen bununla NBA tarihine geçti. Sosyal medyada çılgın (insane) sözü ile yorumlanan hareketi yapay zekâ “Luke Kornet, Batı Konferansı Finali'nin Oklahoma City Thunder'a karşı oynanan 7. maçında Oklahoma'dan Isaiah Hartenstein'ı blokladı. Karşılaşmanın kritik anlarında gerçekleşen bu önemli blok, maçın kaderini belirleyen anlardan biri oldu.” şeklinde aktarıyor. Bunu tarihe not düştükten sonra Spurs’e bakalım:</p>
<p>San Antonio Spurs, NBA'in en istikrarlı ve kurumsal disipliniyle tanınan takımlarından biridir. 2025-2026 sezonu itibarıyla hem saha içi performansı hem de yönetimsel yapısıyla dikkat çeken bir yapıya sahiptir.</p>
<h3>1. Kulüp yapısı ve yönetim</h3>
<p>Spurs, "Spurs Sports &amp; Entertainment" (SS&amp;E) çatısı altında yönetilen bir organizasyondur. Kulübün yönetim hiyerarşisi oldukça profesyonel ve uzun vadeli bir vizyona dayanır:</p>
<ul>
<li><strong>Üst yönetim:</strong> Kulübün CEO'su C. Buford'dur. Buford, takımın efsanevi başarı dönemlerinin mimarlarından biri olarak bilinir. Yönetim Kurulu Başkanı ve sahibi Peter John Holt'tur.</li>
<li><strong>Basketbol operasyonları:</strong> Basketbol operasyonlarının başında, hem antrenörlük hem de başkanlık (President of Spurs Basketball) görevlerini yürüten efsanevi isim Gregg Popovich bulunmaktadır. Genel Menajerlik görevini ise Brian Wright üstlenmiştir.</li>
<li><strong>Organizasyonel kültür:</strong> Spurs, veri bilimi, oyuncu gelişimi ve sağlık/performans yönetimine büyük yatırım yapmaktadır. Kulüp içinde "Performance &amp; Wellness", "Scouting" ve "Data Science" gibi departmanlar, modern NBA'in en gelişmiş birimlerinden kabul edilir.</li>
</ul>
<h3>2. 2025-2026 sezonu kadro yapısı</h3>
<p>Spurs, <strong>Victor Wembanyama</strong> etrafında kurulu, genç yetenekler ve veteran (tecrübeli) oyuncuların bir harmanından oluşan bir kadroya sahiptir. 2025-26 sezonunu 62-20'lik derecesiyle Batı Konferansı'nda oldukça üst sıralarda tamamlayarak başarılı bir grafik çizmişlerdir.</p>
<p><strong>Öne çıkan isimler:</strong></p>
<ul>
<li><strong>Victor Wembanyama:</strong> Takımın en önemli yıldızı ve savunma direğidir. Sezon boyunca blok liderliği ve All-NBA takımlarına seçilmesiyle damgasını vurmuştur.</li>
<li><strong>De'Aaron Fox:</strong> Oyun kurucu pozisyonunda takımın skor ve asist yükünü çeken, sezonun önemli bir parçası haline gelmiş yıldız oyuncudur.</li>
<li><strong>Devin Vassell:</strong> Takımın skor üreten kanat oyuncusu olarak istikrarlı performansıyla dikkat çekmektedir.</li>
<li><strong>Diğer önemli isimler:</strong> Kadroda Harrison Barnes, Keldon Johnson, Kelly Olynyk ve Stephon Castle gibi hem tecrübeli hem de gelişime açık oyuncular bulunmaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Genel kadro görünümü:</strong></p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p><strong>Pozisyon</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Önemli Oyuncular</strong></p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>Oyun Kurucular</strong></p>
</td>
<td>
<p>De'Aaron Fox, Stephon Castle, Jordan McLaughlin</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Kanatlar</strong></p>
</td>
<td>
<p>Devin Vassell, Keldon Johnson, Julian Champagnie, Harrison Barnes</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Uzunlar</strong></p>
</td>
<td>
<p>Victor Wembanyama, Kelly Olynyk, Mason Plumlee, Luke Kornet</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h3>3. Stratejik konum</h3>
<p>Spurs, popüler bir "pazar" (market) olmamasına rağmen, kurumsal sadakati ve geliştirdiği oyuncularla NBA'in "küçük market" takımları arasında en başarılı model olarak kabul edilir. <strong>Frost Bank Center</strong>'da maçlarını oynayan takım, özellikle Wembanyama'nın varlığıyla birlikte yeniden bir şampiyonluk adayı (Contender) statüsüne dönmüş durumdadır.</p>
<p>Kulüp yapısı, saha içindeki oyun disiplini ile eşleşecek şekilde; oyuncu sağlığı, ileri seviye basketbol analitiği ve sürdürülebilir bir yetenek geliştirme sistemi üzerine inşa edilmiştir.</p>
<p><strong>San Antonio şehrinin yapısı </strong></p>
<p>San Antonio, Teksas eyaletinin en büyük şehirlerinden biri olup, ekonomisini tek bir sektöre bağımlı olmaktan ziyade çeşitlendirilmiş bir yapı üzerine kurmuştur. Şehrin ekonomik motorunu oluşturan temel sütunlar şunlardır:</p>
<h3>1. Savunma ve havacılık</h3>
<p>San Antonio, "Military City, USA" (ABD'nin Askeri Şehri) olarak bilinir. Çok sayıda aktif askeri üsse ev sahipliği yapması, şehrin ekonomik istikrarının en büyük kaynaklarından biridir.</p>
<ul>
<li><strong>Askeri varlık:</strong> Joint Base San Antonio (JBSA), Amerika'nın en büyük askeri tesislerinden biridir ve hem doğrudan hem de dolaylı olarak on binlerce kişiye istihdam sağlar.</li>
<li><strong>Havacılık:</strong> Savunma sanayii ve havacılık teknolojileri, şehrin sanayi altyapısının merkezinde yer alır.</li>
</ul>
<h3>2. Sağlık hizmetleri ve biyoteknoloji</h3>
<p>Şehir, sağlık sektöründe hem hizmet hem de araştırma anlamında bir merkezdir.</p>
<ul>
<li><strong>Biyomedikal araştırmalar:</strong> Teksas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Merkezi (UT Health San Antonio) ve Güney Teksas Tıp Merkezi, şehrin biyoteknoloji ve sağlık araştırmaları alanında küresel bir merkez haline gelmesini sağlamıştır.</li>
<li><strong>Sağlık turizmi ve eğitim:</strong> Şehirdeki hastaneler ve tıp fakülteleri, bölge ekonomisinin en büyük işverenleri arasındadır.</li>
</ul>
<h3>3. Turizm ve otelcilik</h3>
<p>San Antonio, Teksas'ın en çok ziyaret edilen turistik şehirlerinden biridir.</p>
<ul>
<li><strong>Tarihi miras:</strong> "The Alamo" (Teksas'ın bağımsızlık sembolü) ve meşhur "River Walk" (Nehir Yolu), şehre her yıl milyonlarca turist çekmektedir. Bu durum, hizmet, otelcilik ve restoran sektörlerinin şehir ekonomisindeki payını oldukça yükseltmektedir.</li>
</ul>
<h3>4. İleri hizmetler ve imalat</h3>
<p>Şehrin ekonomik çeşitliliği, enerji, finansal hizmetler ve gelişmekte olan teknoloji sektörüyle de desteklenmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Enerji ve altyapı:</strong> Bölgesel enerji kaynakları ve lojistik ağları, şehrin stratejik konumunu güçlendirmektedir.</li>
<li><strong>İş hizmetleri:</strong> Şirket genel merkezlerinin ve çağrı merkezlerinin bölgeye olan ilgisi, iş hizmetleri sektöründe istikrarlı bir büyüme sağlamaktadır.</li>
</ul>
<h3>5. Yükseköğretim ve teknoloji</h3>
<p>Şehir, bünyesindeki üniversiteler aracılığıyla nitelikli iş gücü yetiştirmekte ve bu da teknoloji odaklı şirketlerin şehre çekilmesine yardımcı olmaktadır. Son yıllarda e-ticaret ve yazılım alanında yapılan yatırımlar, San Antonio'nun düşük işsizlik oranlarını korumasında önemli bir rol oynamaktadır.</p>
<p>Özetle, San Antonio'nun ekonomisi; <strong>askeri harcamaların sağladığı güvenlik, sağlık araştırmalarının getirdiği yüksek katma değer ve turizmin sunduğu sürekli nakit akışı</strong> üzerine dengeli bir şekilde kuruludur.</p>
<p><strong>New York Knicks ve 1970’lerin ruhu</strong></p>
<p>Cleveland Cavaliers’i 4-0’lık seri ile geçerek finale daha dinlenmiş olarak çıkma fırsatı yakalayan New York Knicks, The New Yorker’da 1970’de kazandığı NBA şampiyonluğu ile yer almış durumda. Takım 1973’te Lakers’ı devirerek bir şampiyonluk daha elde ediyor ama anladığım kadarıyla aradaki dönemde başka bir şampiyonluk yok. The New Yorker, polarizasyonun yükseldiği bir dönemde Knicks’in inanmak ile kazanmak arasındaki bağlantıyı yeniden vurguladığını yazıyor. Güncel olan durum bu ancak köken arayışıyla daha geriye giden türden biriyseniz<strong>, </strong><strong>New York Knicks</strong>'in adındaki "Knicks" kelimesi, New York'un ilk Hollandalı yerleşimcilerinin giydiği pantolonlardan (Knickerbocker) geldiği bilgisine ulaşabilirsiniz. Hatta işi New York’a New Amsterdam denilen yıllara kadar götürebilirsiniz ancak benim odaklandığım boyutu kulüp yapısı ve ekonomi oluşturuyor. Yapay zekâ benim için bu konuyu şu şekilde toparladı:</p>
<p>New York Knicks, 2025-2026 sezonunu 53 galibiyet ve 29 mağlubiyetle Doğu Konferansı'nda 3. sırada tamamlayıp önemli bir iddia ortaya koymuş ve NBA finallerine yükselme başarısı göstermiş bir köklü takım konumundadır. </p>
<p><strong>Temel analiz ve özellikler</strong></p>
<ul>
<li><strong>Ana skor üreticisi:</strong> Takımın hücumdaki tartışmasız lideri ve oyun kurucusu, kritik anlardaki skorerliğiyle öne çıkan Jalen Brunson'dur.</li>
<li><strong>Savunma kimliği:</strong> Başantrenör Tom Thibodeau'nun sistemine dayalı olarak, disiplinli alan savunması ve fiziksel mücadele takımın DNA'sını oluşturur.</li>
<li><strong>Kadrodaki öne çıkan diğer isimler:</strong> Josh Hart gibi çalışkanlığı ve ribaund katkısıyla takım enerjisini artıran isimler rotasyonun vazgeçilmezleridir.</li>
</ul>
<p><strong>Sezon performansı ve oyun yapısı</strong></p>
<p>Knicks, zayıf rakiplere karşı kurduğu büyük üstünlük ve sezon geneline yayılan istikrarlı yapısıyla dikkat çekmektedir. Saha içindeki güçlü pas trafiği ve sert savunma anlayışları, onları modern NBA'in yüksek tempoda oynayan takımlarından farklı kılan en büyük kozlarıdır.</p>
<p><strong>Takım istatistikleri:</strong></p>
<ul>
<li><strong>Galibiyet - Mağlubiyet:</strong> 53 - 29</li>
<li><strong>Atılan Sayı Ortalaması:</strong> 116.0</li>
<li><strong>Yenen Sayı Ortalaması:</strong> 110.0</li>
</ul>
<p><strong>New York ekonomisine de bakalım</strong></p>
<p>New York Şehri (NYC), <strong>2,6 trilyon doları aşan gayri safi metro hasılası (GMP)</strong> ile dünyanın en büyük metropol ekonomisi ve küresel ticaretin merkez üssüdür. Eğer New York tek başına bir ülke olsaydı, dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasında yer alırdı.</p>
<p>Şehrin ekonomik yapısını şekillendiren temel taşlar, öne çıkan sektörler ve güncel dinamikler şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Finans ve bankacılık (Wall Street)</strong></li>
</ol>
<p>New York, Küresel Finans Merkezleri Endeksi verilerine göre dünyanın tartışmasız <strong>finans başkentidir</strong>.</p>
<ul>
<li><strong>Borsanın Kalbi:</strong> Dünyanın en büyük iki menkul kıymetler borsası olan <strong>New York Menkul Kıymetler Borsası (NYSE)</strong> ve <strong>NASDAQ</strong> Manhattan'da yer alır.</li>
<li><strong>Gelir Gücü:</strong> Şehirdeki toplam istihdam gelirinin %35'inden fazlası doğrudan finans ve sigortacılık sektöründen elde edilmektedir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Öne çıkan diğer lokomotif sektörler</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Teknoloji ve girişimcilik (Silicon Alley):</strong> NYC, Silikon Vadisi'nin ardından dünyanın en büyük ikinci start-up ekosistemine sahiptir. Özellikle yapay zekâ (AI) uygulamaları ve fintech alanında küresel liderliğe oynamaktadır.</li>
<li><strong>Medya ve yayıncılık:</strong> Dünyanın en büyük medya holdingleri, küresel haber ajansları, reklam devleri ve yayın evleri Midtown Manhattan merkezlidir.</li>
<li><strong>Sağlık ve yaşam bilimleri:</strong> Çok sayıda büyük araştırma hastanesine ve biyoteknoloji merkezine ev sahipliği yapan sağlık sektörü, şehirdeki en büyük istihdam sağlayıcılardan biridir.</li>
<li><strong>Turizm ve kreatif endüstriler:</strong> Finansın ardından şehrin en büyük ikinci sektörü konumundadır. Moda (Broadway ve New York Moda Haftası), turizm, sanat ve tasarım şehre her yıl on milyarlarca dolar sıcak para akışı sağlar.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> İş gücü ve yaşam maliyetleri</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Yüksek kişi başı gelir:</strong> Metro bölgesinde kişi başına düşen gelir 120.000 dolar barajının üzerindedir.</li>
<li><strong>Pahalılık ve sosyal tezatlar:</strong> NYC, dünyanın en yüksek yaşam maliyetine sahip şehirlerinden biridir. Finansal zenginliğe rağmen, nüfusun yaklaşık %13'ü yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır ve gelir adaletsizliği (Gini katsayısı) oldukça yüksektir. </li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Güncel ekonomik gelişmeler ve riskler</strong></li>
</ol>
<p>New York Şehri Denetim Ofisi (Comptroller) raporlarına göre şehir ekonomisi pandemi sonrası güçlü bir direnç göstermiş olsa da bazı makro risklerle karşı karşıyadır:</p>
<ul>
<li><strong>Yapay zekâ entegrasyonu:</strong> Şehir yönetimi, beyaz yakalı iş gücünün yoğun olduğu New York'ta yapay zekânın üretkenliği artıracağını öngörürken, istihdam üzerindeki dönüştürücü etkilerini yakından takip etmektedir.</li>
<li><strong>Bütçe ve ofis pazarı:</strong> Uzaktan çalışmanın kalıcılaşmasıyla Manhattan'daki devasa ofis binalarının doluluk oranları ve buna bağlı vergi gelirleri şehir bütçesi için kritik bir başlık olmaya devam etmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>Bir sistem olarak NBA ve NBA’in ekonomisi</strong></p>
<p>Son olarak bütün bu hikâyenin üzerinde gerçekleştiği platform olan NBA’e bir bakmamızda yarar var. Google AI modu bu konuyu şöyle toparlıyor:</p>
<p>NBA (National Basketball Association), sadece bir spor organizasyonu değil, aynı zamanda finans, medya, teknoloji ve global pazarlamanın iç içe geçtiği devasa bir ekonomik ekosistemdir. NBA'in ekonomik yapısı birkaç temel sütun üzerine inşa edilmiştir:</p>
<h3>1. Yayın hakları ve medya gelirleri</h3>
<p>NBA ekonomisinin en büyük itici gücüdür. Lig, televizyon ve dijital platformlarla yaptığı devasa yayın sözleşmeleri sayesinde milyarlarca dolarlık gelir elde eder.</p>
<ul>
<li><strong>Artan değer:</strong> 1990'larda yıllık yaklaşık 50 milyon dolar civarında olan yayın anlaşmaları, günümüzde milyarlarca dolar seviyesine ulaşmıştır.</li>
<li><strong>Stratejik hedef:</strong> Yayın gelirleri, oyuncu maaşlarının ve takım değerlemelerinin hızla yükselmesinin ana nedenidir.</li>
</ul>
<h3>2. "Franchise" modeli ve kapalı lig yapısı</h3>
<p>NBA, Avrupa'daki "yükselme-düşme" sisteminden farklı olarak "kapalı lig" yapısına sahiptir.</p>
<ul>
<li><strong>Finansal güvence:</strong> Takımlar, ligin bir parçası olan şirketler (franchise) gibidir. Bu yapı, yatırımcılar için uzun vadeli finansal öngörülebilirlik sağlar.</li>
<li><strong>Büyüme planları:</strong> Lig, Avrupa gibi yeni pazarlara genişleme stratejileriyle marka değerini ve gelirlerini artırmayı hedefler. Ancak bu model, Avrupa'daki yerel spor otoriteleri tarafından "kapalı lig" yapısı nedeniyle zaman zaman eleştirilmektedir.</li>
</ul>
<h3>3. Maaş tavanı (Salary Cap) ve rekabet dengesi</h3>
<p>NBA, takımlar arasındaki finansal uçurumu kontrol altında tutmak ve rekabetçi dengeyi korumak için "yumuşak maaş tavanı" (soft salary cap) sistemini uygular.</p>
<ul>
<li><strong>Maaş tavanı:</strong> Her takımın oyunculara ödeyebileceği toplam ücret için bir sınır vardır, ancak çeşitli istisnalar (exceptions) ile bu sınır aşılabilir.</li>
<li><strong>Lüks vergisi (Luxury Tax):</strong> Maaş tavanını belirli bir eşiğin üzerinde aşan takımlar, lig yönetimine ciddi miktarlarda "lüks vergisi" öderler. Bu durum, zengin takımların kadrolarını sınırsızca güçlendirmesini zorlaştırarak rekabeti dengeler.</li>
</ul>
<h3>4. Bireysel markalaşma ve küresel etki</h3>
<p>NBA oyuncuları, sadece birer sporcu değil, aynı zamanda dev markalardır.</p>
<ul>
<li><strong>Sosyal medya ve etki:</strong> LeBron James, Stephen Curry gibi yıldızların milyonlarca takipçiye sahip olması ve kendi iş imparatorluklarını yönetmeleri, NBA'in popülaritesini artırarak hem ligin hem de takımların pazarlama gelirlerini doğrudan etkiler.</li>
<li><strong>Uluslararası büyüme:</strong> NBA, 2030 yılına kadar yıllık gelirini <strong>15 milyar doların üzerine çıkarma</strong> hedefiyle ilerlemektedir. Bu hedefe ulaşmak için yapay zeka destekli analizler, sanal gerçeklik (VR) teknolojileri ve uluslararası pazar genişlemesi kritik rol oynamaktadır.</li>
</ul>
<h3>5. Maç günü gelirleri</h3>
<p>Bilet satışları, loca kiralama, stadyum içi reklamlar, yiyecek-içecek ve lisanslı ürün satışları önemli bir gelir kaynağıdır. Özellikle pandemide seyircisiz oynanan maçların lig ekonomisine ciddi zararlar verdiği göz önüne alındığında, stadyum gelirlerinin takımların operasyonel sürdürülebilirliği için ne kadar kritik olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.</p>
<p>Özetle NBA; yayın anlaşmalarıyla devasa bir nakit akışı sağlar, "salary cap" sistemiyle rekabeti korur ve yıldız oyuncularının global marka gücüyle dünya çapında büyümeye devam eder. Ligin gelecekteki en büyük sınavı ise, geleneksel spor modeline sahip Avrupa pazarlarında bu kapalı franchise sistemini nasıl kabul ettireceği olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nbade-finale-dogru-new-york-ve-san-antonio-80160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NBA’de finale doğru: New York ve San Antonio ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uyys-dernegi-bati-balkan-aeo-birligi-toplantisi-80148</guid>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> UYYS Derneği-Batı Balkan AEO Birliği toplantısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET ALTAY YEGİN - </strong><strong>Uluslararası Yetkilendirilmiş Yükümlü (AEO) Derneği </strong><strong>Yönetim Kurulu Başkanı</strong></p>
<p>Uluslararası Yetkilendirilmiş Yükümlü (AEO) Derneği heyeti olarak, 13-14 Mayıs tarihlerinde şahsım, Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Sayın Aysun Yılmaz ve Yönetim Kurulu Saymanı Sayın Nuray Karabıyık’tan oluşan delegasyon ile Arnavutluk’un Tiran şehrinde bulunan CEFTA-AEO Birliği’ne ziyaret gerçekleştirdik.</p>
<p><strong>Orta Avrupa Serbest Ticaret Anlaşması (CEFTA)-AEO Birliği hakkında bilgi vermek gerekirse; </strong></p>
<p>2021 yılında yetkilendirilmiş yükümlüler tarafından kurulan Bölgesel AEO Derneği, Güneydoğu Avrupa’da 6 ülke (Arnavutluk, Bosna Hersek, Kosova, Karadağ, Kuzey Makedonya, Sırbistan) genelinde daha hızlı ve daha güvenli ticaret için merkezi konumdadır.</p>
<p>Dernek; AEO sertifikalı işletmeler, gümrük idareleri, sektördeki diğer işletmeler ve politika yapıcılarla bir araya getirerek, bürokratik engelleri ortadan kaldırmak, maliyetleri düşürmek ve eşyalarını güvenle nakletmek için destek olmaktadır.</p>
<p><strong>Derneğin organizasyon şekli aşağıdaki gibidir:</strong></p>
<p>- <strong>Üyeler:</strong> Yönetim kurulu tarafından seçilen başkan,  derneğin stratejik yönünü belirler ve derneği dış dünyaya karşı temsil eder.</p>
<p>- <strong>Bölge müdürü:</strong> Günlük faaliyetleri yürütür ve stratejiyi eyleme dönüştürür.</p>
<p>- <strong>Yönetim kurulu:</strong> Üyelerden seçilen yönetim kurulu, denetim görevini yerine getirir ve teknik ve idari çalışmalara yön verir.</p>
<p>- Dernek, hem CEFTA bölgesindeki Sertifikalı AEO’lar (halihazırda AEO statüsüne sahip şirketler) hem de gelecekteki AEO’lar ve destekçiler (AEO sertifikasyonuna kararlı olan veya bu sertifikasyon için aktif olarak hazırlık yapan ve programı tanıtmaya istekli işletmeler) için üyelik kabulü yapmaktadır.</p>
<p>Derneğin; 8 Arnavutluk, 7 Bosna Hersek, 6 Kosova, 6 Karadağ, 8 Kuzey Makedonya ve 9 Sırbistan’dan olmak üzere toplam 44 üyesi bulunmaktadır.</p>
<p>13 Mayıs tarihinde gerçekleştirilen ziyaretler kapsamında heyetimiz, 2026 yılı Arnavutluk’u temsilen dönem başkanı olan Sayın Genc Celi ile dernek merkezinde bir araya gelmiştir. Celi, üyelik ücretlerinin büyük şirketler için yıllık 1.000-1.250 Euro, küçük şirketler için ise bunun yarısı seviyesinde olduğunu, bizler ile nasıl iş birliği yapabileceğimizi değerlendirmek istediklerini dile getirdi. Kasım ayında düzenleyecekleri genel kurul toplantısına bizleri de davet etmek istediklerini ve bu toplantıda AB ve CEFTA temsilcilerinin de olacağını masrafların da GIZ’in (AB fon sağlayıcı firma) karşılayabileceğini ifade etti.</p>
<p>Ayrıca Sn. Celi, ilerleyen dönemde; karşılıklı tanıma anlaşması (MRA), serbest ticaret anlaşması (STA) revizesi, gümrük konuları ve AEO eğitimleri organizasyonları üzerinde çalışabileceğimizi ve bu konu hakkında genel kurulda karar alınacağını dile getirdi.</p>
<p>Sırasıyla 14 Mayıs tarihinde heyetimiz; Arnavutluk Türkiye Ticaret ve Sanayi Odası (ATTSO) Başkanı Sayın Kenan Sevinç ve Genel Sekreter Sayın Ziya Arnavutoğlu ile bir araya gelmiştir. Toplantıda yatırım ortamının iyileştirilmesi, ihale süreçleri ve ihracatımızın artırılması başlıkları görüşülmüştür. Aynı gün heyetimiz Tiran Büyükelçimiz Sayın Barış Ceyhun Erciyes ve Ticaret Müşavirimiz Sayın Tarık Aksoy’u da makamlarında ziyaret etmiştir. Görüşmelerde MRA süreçleri, Arnavutluk’un AB süreci ve ihracat istatistikleri görüşülmüştür.</p>
<p>Gerçekleştirilen ikili ve çok taraflı görüşmeler neticesinde AEO projeleri, eğitim, MRA, STA revize süreçleri, ihracatın geliştirilmesi ve yeni dönem AB fon projelerine yönelik temaslarda bulunulmuştur.</p>
<p>Ezcümle, Tiran’daki bu buluşma, yeni AEO süreçlerimizin de temelini atmış oldu. Derneğimizin vizyonunda da belirtildiği gibi, 'Yetkilendirilmiş Yükümlü Sistemi’ni (AEO) uygulayan farklı ülkeler düzeyinde araştırmalar yaparak, her türlü bilgi ve istatistiki verileri toplamaktır.' Bu misyon ile topladığımız veri, bilgi ve istatistikleri üyelerimiz ve kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uyys-dernegi-bati-balkan-aeo-birligi-toplantisi-80148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UYYS Derneği-Batı Balkan AEO Birliği toplantısı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
