<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karadeniz-kilitlendi-bugdayin-rotasi-degisti-85737</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karadeniz kilitlendi, buğdayın rotası değişti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a853ef8946c2-1787117304.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Karadeniz’de artan gerilim, 2026/27 sezonunda küresel buğday ticaretinin yönünü değiştirmeye başladı. Rusya ve Ukrayna’nın Karadeniz limanlarından gerçekleştirdiği sevkiyatların aksaması, iki ülkenin ihracat beklentilerini aşağı çekerken, oluşan boşluğun diğer büyük ihracatçılar tarafından doldurulması bekleniyor. ABD Tarım Bakanlığı’nın (USDA) ağustos raporunda Rusya’nın buğday ihracat tahmini 1,5 milyon ton azaltılarak 46 milyon tona, Ukrayna’nın ihracat tahmini ise 1 milyon ton düşürülerek 13,5 milyon tona çekildi.</p>
<h2>Kanada ve Kazakistan devreye giriyor </h2>
<p>Karadeniz’deki sorun dünya buğday ticaretindeki rekabeti değiştiriyor. USDA, Ukrayna ve Rusya’nın kaybetmesi beklenen ihracatın bir bölümünün karşılanması için Kanada ve Kazakistan’ın ihracat tahminlerini 1’er milyon ton artırdı. Kanada’nın ihracat beklentisi 28,5 milyon tona, Kazakistan’ınki ise 10 milyon tona yükseldi.</p>
<h2>Türkiye ve Mısır’ın ithalatında düşüş öngörülüyor </h2>
<p>İthalat tarafında da dikkat çekici bir yeniden yapılanma yaşanıyor. İngiltere'nin ithalat tahmini, zayıflayan iç üretim beklentisiyle 1,1 milyon ton artırılarak 3,6 milyon tona çıkarıldı. Pakistan›ın ithalat beklentisi ise 10 bin tondan 1 milyon tona yükseltildi. Afganistan›ın alımlarında da 200 bin tonluk artışla 4,8 milyon tona ulaşılması bekleniyor.</p>
<p>Buna karşılık Mısır, Türkiye, Bangladeş ve Vietnam’ın ithalatında düşüş öngörülüyor. Mısır’ın tahmini 500 bin ton azaltılarak 13 milyon tona, Türkiye’nin tahmini güçlü yerel üretim nedeniyle 500 bin ton düşürülerek 5 milyon tona indirildi. Bangladeş’in ithalatı 700 bin ton azalışla 7 milyon tona, Vietnam’ınki ise yem talebindeki gerileme nedeniyle 300 bin ton düşüşle 6,2 milyon tona çekildi.</p>
<h2>Buğday fiyatları yükseliyor </h2>
<p>Karadeniz’deki arz kaybının fiyatlara etkisi ise şimdiden belirginleşti. Temmuz ayına göre AB buğday ihracat fiyatı ton başına 25 dolar artışla 262 dolara, ABD fiyatı 26 dolar yükselişle 321 dolara çıktı. Kanada buğdayı 20 dolar artarak 292 dolara, Avustralya buğdayı 13 dolar yükselerek 291 dolara, Arjantin buğdayı ise 12 dolar artışla 239 dolara ulaştı. Rus buğdayı ise diğerlerinden ayrıştı. Yeni mahsulün piyasaya girmesi, artan arz ve ihracat lojistiğindeki sorunların etkisiyle Rus buğdayının fiyatı 3 dolar gerileyerek 224 dolara düştü. Rusya, 19-25 Ağustos döneminde buğday ihracat vergisini ton başına 326,6 rubleden 721,1 rubleye yükseltecek. Böylece vergi iki katından fazla artacak. Mısır vergisi de 105 rubleden 284 rubleye çıkarılırken, arpa vergisi sıfırda kalacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ukrayna tahılı çıkaramıyor GSYH’de %1.5 kayıp bekleniyor</span></h2>
<p>Ukrayna iyi bir hasat beklentisine rağmen asıl sorun ürünün dünya piyasalarına ulaştırılması. Karadeniz koridorunun kapalı kalması nedeniyle ağustosun ilk 12 gününde tahıl ihracatı yalnızca 590 bin ton oldu. Demiryolu ve Tuna güzergahları alternatif oluştursa da Karadeniz limanlarının kapasitesini karşılamaktan uzak. Odessa’da gemi trafiği fiilen durma noktasına geldi. Financial Times’ın alıntı yaptığı ekonomistlere göre, Ukrayna’nın Karadeniz limanlarının tamamen kapanması ülkeye GSYİH’sının yaklaşık yüzde 1-1,5’ine mal olabilir. Ülkede çiftçilerin satmadığı ve tüccarların ihraç etmediği en az 10 milyon ton geçen sezon ürünü bulunuyor. Rusya’da ise tablo farklı.</p>
<p>Tarım örgütlerinin temmuz ayında gerçekleştirdiği tahıl ve bakliyat satışları yıllık bazda yüzde 9,1 artarak 5,4 milyon tona çıktı. Yılın ilk yedi ayında satışlar yüzde 24,2 artışla 32,8 milyon tona ulaşırken, buğday satışları yüzde 28 artarak 21,8 milyon ton oldu. Ancak ihracat kapasitesindeki daralma, yeni mahsul arzıyla birleşince iç piyasada fiyat baskısı yaratıyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Kazakistan’da %10 fiyat artışı bekleniyor</span></h2>
<p>Kazakistan’da sıcaklık ve kuraklığın etkisiyle 2026 buğday üretiminin 13-13,5 milyon tona gerilemesi bekleniyor. Geçen yıl 19,3 milyon ton olan üretime göre düşüş yaklaşık yüzde 30’a ulaşacak. Arz daralması nedeniyle çiftçiler, buğday fiyatlarının geçen yıla göre yaklaşık yüzde 10 artmasını bekliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karadeniz-kilitlendi-bugdayin-rotasi-degisti-85737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/bugday-1-yppi_cover.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rusya ve Ukrayna’nın ihracat kapasitesindeki kayıp, küresel buğday piyasasında tedarik dengelerini yeniden şekillendiriyor. Karadeniz limanlarına yönelik saldırılar sevkiyatları aksatırken, ABD, Kanada ve Kazakistan gibi alternatif tedarikçilerin önemi artıyor. Küresel piyasalarda fiyatlar da yukarı yönlü hareket ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/428-milyon-dolar-nakit-geldi-145-milyar-lira-kar-acikladi-85736</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> 428 milyon dolar nakit geldi, 14,5 milyar lira kâr açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Altı aylık bilançosunu açıklayan şirketlerden geçtiğimiz yıl aynı dönemde zarar eden BIST 100 Endeksi'nden 8, BIST TÜM-100'den ise 14 şirket bu defa zararı silip kâra döndü. Peki mali tabloyu yeniden güçlendirmeyi başaran bu şirketlerin hisseleri aynı hızla yukarı çıkabilecek mi?</strong></p>
<p>Şirketlerin bilançoları açıklandığında eksiden artıya geçen kalemler her zaman yatırımcıların ilgisini çeker. Geçen yıl milyarlarca lira zarar açıklayan büyük firmalar, 2026 yılının ilk altı ayında kâra döndü. Sabancı Holding 14,5 milyar TL kârla bu dönüşün hacim liderliğini üstlenirken, Sasa 11,6 milyar TL olan zararını silip hanesine artı yazmayı başardı. Investco Holding 10,1 milyar TL kâr açıklayarak öne çıkan bir diğer şirket konumunda. Açıklanan kârlar olumlu olsa da yatırımcının manşetteki tutarlara odaklanıp faaliyet detaylarını okumadan hareket etmesi yanılgıya düşürebilir.</p>
<h2>Sadeleşme kâr getirdi</h2>
<p>Sabancı Holding, 2026 yılının ilk yarısında 14,5 milyar TL kâr açıklayarak zarardan dönenler arasında ilk sırada yer aldı. Holding; Akçansa ve Carrefoursa’da sahip olduğu payını satarak sadeleşme yolunda önemli bir adım attı. Söz konusu girişimiyle Akçansa’dan 428 milyon dolarlık nakit girişi olurken Carrefoursa’da vergi sonrası etkisi 32,8 milyon TL negatif yönde oldu.</p>
<p>Sasa, geçen yılın altı ayındaki 11,67 milyar TL tutarındaki ağır zarar tablosunu silerek 491,9 milyon TL kâra geçti. Artışta gelirinin %31 artması ile maliyet ve giderlerinin azalması etkili oldu. Yumurtalık yatırımının finansman ihtiyacının 2029 yılına kalması şirket üzerindeki baskıyı azaltırken, bilançodaki toparlanma, büyüme hedefine olumlu yansıyor.</p>
<h2>Değer artışı kârı büyüttü</h2>
<p>Investco Holding, 2025’in altı aylık döneminde 2,96 milyar TL zarar yazarken bu yılın ilk yarısında 10,1 milyar TL kâra döndü. Şirketin finansal yatırımlarının değer artışının 11,7 milyar TL seviyesine çıkması kârlılıktaki temel dayanak oldu. Borsada varlıklarının değerindeki artış şirketin kârının büyümesinde belirleyici faktör olarak öne çıktı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a853e887a448-1787117192.png" alt="" width="999" height="526" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>PORTFÖY YÖNETİCİSİ Mİ, YATIRIM DANIŞMANI MI?</strong></p>
<p><strong>Portföy yöneticisi</strong>; zaman tasarrufu, anlık müdahale, profesyonellik, kurumsallık. Kontrol kaybı, maliyet, uyumsuzluk, bağlayıcı şartlar.</p>
<p><strong>Yatırım danışmanı</strong>; rehberlik, finansal eğitim, şeffaf süreç, esnek uyum. Operasyonel yük, fırsat kaçırma, duygusal hata, sürekli takip, uygulama riski.</p>
<p><strong>Yatırım yılın üçüncü çeyreğinde tamamlanacak ve yıl boyu kesintisiz tedariğe ulaşacak</strong></p>
<p>Balsu Gıda'nın Şili'deki fabrikası cirosuna ne kadar katkıda bulunacak? ● Eren Özer</p>
<p>Eren, Balsu Gıda'nın Şili'deki tesisinin ilk faz yatırımı tamamlandı. Üretim süreci ve ihracat sevkiyatı başlayan tesisin tam kapasiteye ulaşması halinde ihracat ve ciroda ne kadar artış olacağına dair ek bilgi paylaşımı olmadı. Yılın üçüncü çeyreğinde tamamlanması hedeflenen yatırımın pazar payını belirgin oranda büyütmesi planlandığı anlaşılıyor. Türkiye ve Şili'nin farklı hasat dönemlerine sahip olması yıl boyu kesintisiz fındık tedariki sağlanmasını mümkün kılacak. Bu durumun dış pazarlara yönelik önemli bir avantaj sağlaması beklenmeli.</p>
<p><strong>Taşınmaz ihale ile en yüksek teklifi verene devredilirken gelenle SGK borcu ödenecek</strong></p>
<p>Ekiz Kimya, Vakıfbank'taki taşınmazı neden almayıp satma yoluna gitti? ● Faruk Akbaba</p>
<p>Faruk, Ekiz Kimya, Vakıflar Bankası'ndaki taşınmazını finansal yetersizliği nedeniyle doğrudan geri alması mümkün olamadı ve bu hakkını üçüncü bir tarafa devretmek zorunda kaldı. İhale sonucunda en yüksek teklifi veren İzmirtaş İnşaat ile 100,4 milyon TL peşin bedel üzerinden anlaşma sağladı. Satıştan elde edilen toplam gelirin 95 milyon TL'si protokol gereği devir bedeli, faiz ve masraflar karşılığında doğrudan bankaya kaldı. Devir işleminin ardından kalan yaklaşık 5,4 milyon TL'lik tutar ise mevcut SGK borçlarının kapatılmasında kullanılacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YLC fonu tarım ve gıda temasıyla hareket ederek son bir yılda %36 kazandırdı</strong></p>
<p>Ata Portföy'ün yönetimindeki Tarım ve Gıda Değişken Fon (YLC), Şubat 2022'den bu yana işlem görüyor. Arada geçen dört yılı geçkin sürede performansı %285 düzeyinde yükseldi. Hacmi yatayda dalgalı bir seyir izlerken, bazı aylar artıp bazı aylar düşmekte. Ağustosta hacmi 78,8 milyon TL seviyesinde ve önceki aya göre geriledi. Temmuzda nakit çeken fondan ağustosta 7,8 milyon TL para çıkışı yaşandı. Fonun belli bir yatırımcısı olsa da marttan bu yana sınırlı da olsa azalan eğilim söz konusu. Ağustosta sayı azalmaya devam ederek 1.356'ya geriledi. Doluluğu %2,01 seviyesindeki YLC'nin temel stratejisi, küresel tarım ve gıda sektöründe faaliyet gösteren şirketlere yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyünün %62,46'sı yabancı hisse ve %33,40'ı yerli hisse senedinden oluşuyor. Son bir yılda %35,52 kazandırdı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Ereğli Tekstil, piyasadan %52,29 bileşik faizle 381,4 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Ereğli Tekstil, 17.08.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 381.400.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %45, bileşik faizi %52,29 olarak belirlendi. 116 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 11.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %14,3 düzeyinde. 17 Ağustos itibarıyla TLREF %39,79 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Ereğli Tekstil'in verdiği %45 basit faiz, TLREF'in yaklaşık 5,21 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFERTTA2620 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a853e3d774f6-1787117117.png" alt="" width="976" height="239" /><strong>TÜRK ALTIN İŞLETMELERİ</strong></p>
<p><strong>Daha verimli kapasite için AzerGold ile iş birliği olasılıklarını araştırıyor</strong></p>
<p>Türk Altın, büyüme stratejisi ve üretim kapasitesinin verimli kullanımı doğrultusunda, Azerbaycan'ın altın madenciliği alanında lider konumdaki şirketi AzerGold ile genel kapsamlı bir iş birliği yapmak üzere görüşmelere başladı. Hedeflenen iş birliğinin, şirketin uluslararası operasyonel yetkinliğini güçlendirmesi ve tesislerin kapasite kullanım oranlarını artırması amaçlanıyor. Bu yolla, yurt içi rezervlerinin ötesinde uluslararası bir aktörle sinerji yaratarak bölgesel güç olma amacını öne çıkarmak istiyor. Türk Altın yılın ilk yarısında kârını %28 büyüttü.</p>
<p><strong>CARREFOURSA</strong></p>
<p><strong>Son olarak borç azaltımı için ortaktan 7,1 milyar TL tutarında sermaye avansı geldi</strong></p>
<p>Carrefoursa'nın yeni ortağı Yeni Mağazacılık, şirketin finansal borçluluğunu azaltmak amacıyla faizsiz ve vadesiz 7,13 milyar TL sermaye avansı ödemesinde bulundu. Tutar yapılacak ilk sermaye artırımında mahsup edilecek. Büyük ortak ağustos ayının başında da 4,04 milyar TL ve 4,75 milyar TL tutarlı ödemelerde bulunmuştu. Böylece ana ortak tarafından ödenen toplam nakit sermaye avansı tutarı 15,92 milyar TL'ye ulaştı. Şirketin mali yapısının güçlendirilmesi ve borçsuz bir yapıya kavuşturulması için ana ortak önemli miktarda likidite enjeksiyonu gerçekleştirmiş oldu.</p>
<p><strong>ÖZATA DENİZCİLİK</strong></p>
<p><strong>Yurt dışından dört gemi onarım işi aldı. Geliri desteklese de ilk yarıda zararda</strong></p>
<p>Özata Denizcilik, yurt dışındaki 4 farklı firma ile toplam 4,57 milyon dolar (yaklaşık 217,8 milyon TL) tutarında dört adet gemi tamir, bakım ve onarım sözleşmesi imzaladı. Anlaşmaların 2026 yılı iş hacmine ve finansal tablolarına olumlu katkı sağlayacağı belirtildi. Toplam tutar yıllık gelirin %7,55'i düzeyinde bulunuyor. Öte yandan firmanın yıl başından bu yana açıkladığı yeni işlerin toplam tutarı yıllık gelirin %23,37'si seviyesinde yer alıyor. Yılın ilk yarısında gelirini %1 gerileterek 1,5 milyar TL'ye düşüren Özata Denizcilik, dönem sonunda 603,2 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Çan2'nin arada yukarı eğilimi olsa da satış baskısı ile tekrar aşağıya yöneliyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a853e1a6d12d-1787117082.png" alt="" width="295" height="245" /></strong>Çan2 Termik'te fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %12,28 ile toplamda 20,13 milyon lot azalarak 143,81 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 15'ten 14'e geriledi. KHA fonu 7 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, STI fonu 600 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Çan2 için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede en fazla alımı yapan Atlas Portföy'ün yönettiği STI fonu ilk kez Çan2'yi portföyüne dahil etti. KHA ve NSY fonları sıfırladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/428-milyon-dolar-nakit-geldi-145-milyar-lira-kar-acikladi-85736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 428 milyon dolar nakit geldi, 14,5 milyar lira kâr açıkladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/mecliste-21-kanun-teklifi-yasalasti-85734</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mecliste 21 kanun teklifi yasalaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda 28 Dönem 4. Yasama yılında önemli yasal düzenlemeler kabul edildi. 1 Ekim 2025'te başlayan ve 10 Ağustos 2026'da sona eren 4. Yasama Yılında 21 yasa teklifi ve 15 uluslararası anlaşma Meclis’ten geçti. AK Parti iktidarlarında, 20 Ocak 2017'de beşte üç oy sayısı 330'u aşarak 339 oyla kabul edilen ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni getiren anayasa değişikliğinden sonra Terörsüz Türkiye sürecinde Meclis’te kabul edilen süreç yasası en önemli düzenleme olarak tarihe geçti.</p>
<h2>Yargı paketleri açıldı </h2>
<p>11 ve 12. Yargı paketleri, suça itilen çocuklara getirilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, üniversitelerden ilişiği kesilen ve binlerce kişiyi ilgilendiren öğrenci affı gibi düzenlemeler de 4. Yasama yılının önemli kanunları arasında yerini aldı. Trafikte yeni bir dönemi başlatan, trafik cezalarını artıran yasa teklifi de bu dönemin önemli yasal düzenlemeleri arasına girdi.</p>
<p>Turizm ve vakıflarla ilgili düzenlemeler, milli parklara ilişkin yasa teklifi ve hobi bahçelerini yeniden düzenleyen ve kaçak yapıların önünü kesen kanunlar da 4. Yasama yılının teklifleri arasında yer aldı.</p>
<p>Sosyal medyaya yaş sınırlaması getiren ve doğum iznine yönelik düzenlemeleri de içeren kanunla, kadın memura verilecek ücretli doğum sonrası izin süresi 8 haftadan 16 haftaya çıkarıldı. Sağlık durumunun çalışmaya uygun olduğunu tabip raporuyla belgeleyen kadın memurun, isteği halinde doğumdan önceki izin süresinden doğum sonrasına aktarabileceği süre bir hafta artırıldı.</p>
<h2>Ekonomi ve vergi yasaları </h2>
<p>4. Yasama yılı içeresinde, vergiye yönelik düzenlemeleri de içeren Vergi Kanunları ile SGK prim oranını 1 puan, prime esas kazanç üst sınırının ise asgari ücretin 7,5 katından 9 katına çıkaran düzenleme, Gelir Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklikle, her türlü şans ve bahis oyunlarına ilişkin verilen ilan ve reklam giderleri, gelir vergisi mükelleflerinin ticari kazancının tespitinde gider olarak kabul edilmeyeceğini öngören yasa teklifi de bu dönem de kabul edildi. Amme borçlusunun alacaklı tahsil daireleri itibarıyla tecil edilen borçlarının toplamının 1 milyon lirasını aşmadığı takdirde teminat şartı aranılmayacağını düzenleyen teklif ekonomi yasaları arasında yer aldı. Fahiş site aidatlarına yönelik düzenlemeler de 4. Yasama yılında kabul edildi.</p>
<h2>Araştırma komisyonları kuruldu </h2>
<p>Çocukların suça sürüklenmesine yol açan nedenlerin tüm boyutlarıyla incelenerek koruyucu ve önleyici mekanizmalar geliştirilmesiyle, çocukların toplumsal yaşama etkin katılımlarının sağlanması için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu. Ölümlerle sonuçlanan kullarda yaşanan saldırılar sonucunda da Meclis’te araştırma komisyonu kuruldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/mecliste-21-kanun-teklifi-yasalasti-85734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/9/1280x720/tbmm-meclis-1786342941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekim 2025&#039;te başlayan 4. Yasama Yılında 21 yasa teklifi ve 15 uluslararası anlaşma Meclis’ten geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/cerceve-yasa-icin-izleme-ve-denetim-kurulu-olusturuluyor-85731</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çerçeve yasa için İzleme ve Denetim Kurulu oluşturuluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Terörsüz Türkiye hedefinde hazırlanan, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair 12 maddelik çerçeve yasa Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında oluşturulacak İzleme ve Denetleme Kurulu çalışmalarına dün itibariyle başladı. Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri'nden müteşekkil Kurul tarafından yapılacak. İhtiyaç halinde Kurul tarafından alt komisyonlar oluşturulabilecek, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilecek.</p>
<h2>Yasa neler getiriyor? </h2>
<p>PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararı'nın Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Kanunla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsam dışı tutulurken, Abdullah Öcalan ve yöneticiler kapsam dışı bırakılıyor.</p>
<h2>Silahların bırakılmasının teyit-tespiti </h2>
<p>Düzenleme kapsamına giren suçlardan, toplam 15 yıl veya daha az hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazı 5 yıl süreyle, toplam 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazı 10 yıl süreyle infaz hakiminin kararıyla ertelenecek. Ancak ceza erteleme hemen uygulanmayacak. MGK’nın kararıyla silah bırakılması ön koşul olacak.</p>
<p>Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunacak. Mahkumiyet halinde verilen cezanın infazı, düzenlemenin buna yönelik hükmü kapsamında ertelenmeyecek ve mahkumiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğacak.</p>
<h2>Hak yoksunluğu nasıl uygulanacak? </h2>
<p>Mahkumiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına yönelik talepte bulunulabilmesi için 5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl, 10 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise 3 yıl geçmiş olması gerekecek. Memnu hakların geri iadesine İzleme ve Denetleme Kurulu karar verecek.</p>
<p>Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınacak. Bu düzenlemenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenecek.</p>
<h2>Erdoğan'dan teşekkür mesajı </h2>
<p>Kanunun Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabından bir mesaj yayımladı. Erdoğan, TBMM’de yasanın 467 oyla kabul edildiğini anımsatarak mesajında şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’nin huzurlu, müreffeh ve güvenli geleceği için atılan bu önemli adımda emeği geçen: Cumhur İttifakı ortağımız Sayın Devlet Bahçeli’ye ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a, AK Parti Grubundaki kıymetli yol ve dava arkadaşlarıma, Farklı kulvarda yer almakla birlikte yapıcı bir tutum sergileyen tüm siyasi parti gruplarına ve milletvekillerine yürekten teşekkür ediyorum.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İlk toplantı 24 Ağustos’ta</span></h2>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da, Kanunda tanımlanan ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında faaliyet gösterecek olan Kurul, Kanun'un yayımlanmasıyla birlikte kurulmuştur. Kurulun ilk toplantısını 24 Ağustos Pazartesi günü gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Kurul üyesi Bakanlarımız ve kurumlarımız da kendi sorumluluk alanlarındaki çalışmalarını başlatmıştır” açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/cerceve-yasa-icin-izleme-ve-denetim-kurulu-olusturuluyor-85731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/9/1280x720/cevdet-yilmaz-1777295287.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair 12 maddelik çerçeve yasanın yürürlüğe girmesi ile birlikte Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında oluşturulan İzleme ve Denetleme Kurulu çalışmalarına dün itibariyle başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ne-oldu-da-altinda-ic-ve-dis-fiyat-farki-ortadan-kalkti-85741</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ne oldu da altında iç ve dış fiyat farkı ortadan kalktı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İthalatına kota konduğundan beri Türkiye’de altın fiyatlarının yurtdışındaki fiyatın çok üzerinde seyretmesine alışmıştık. Bu nedenle bazı siyasiler ara sıra yakalansalar da yurtdışından gelirken bavullarında kaçak altın getirip para kazanmanın da yolunu bulmuşlardı.</p>
<p>Yılbaşında bir ara 12 bin dolara kadar çıkan fiyat farkı mayısta kapandı. Şimdi altın fiyatları hem içeride hem dışarıda birbirine yakın seyrediyor.</p>
<p>Fiyatların birbirine yaklaştığı haberini görünce “Hükümet acaba Dubai gibi çıkışta aynı miktarda harcama yapıldığının belgelenmesi şartıyla yabancının yurtdışından yolcu beraberinde altın getirmesini serbest mi bıraktı” diye düşünmekten kendimi alamadım.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a8542a210067-1787118242.jpg" alt="" width="660" height="340" />
<figcaption><strong>Yılbaşında bir ara 12 bin dolara kadar çıkan fiyat farkı mayısta kapandı. Şimdi altın fiyatları hem içeride hem dışarıda birbirine yakın seyrediyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Ancak kuyumculuk sektöründe uzun yıllar danışmanlık yapan Tanyel Yılmaz ile konuşunca işin aslı ortaya çıktı. İşte Yılmaz’ın anlattıkları:</p>
<p>“Türkiye’de altına talep TCMB ve bankalar, vatandaş ve kuyum endüstrisinden gelir. İran savaşı nedeniyle petrol alımına odaklanan tüm devletler gibi Türkiye de bu süreçte altın almaya devam etse de petrol ihtiyacı öne çıktığı için petrol fiyatları ve dolar el ele yükselirken altın fiyatları yükselemiyor. TCMB ve bankaların pozisyonu şimdilik bu.</p>
<p>Vatandaşın durumu da ilginç. Zirveden, 7-8 bin bandından alanlar var. Onlar bekliyor çünkü ciddi zarardalar. Parası olan maliyet düşürmek için altın alıyor ama çok zayıf. Elindeki uygun maliyetli altınını satanlar çok ve bu nedenle kuyumcular nakte sıkışıyorlar.</p>
<p>Gelelim altın talebindeki en önemli oyunculardan mücevher sektörüne. Dünyanın bu alandaki en güçlü endüstrilerinden Türk kuyumculuk sektörü iç ve dış talebin durmasıyla ne yazık ki stop etmiş durumda. Altın madenleri, rafineriler çalışıyor, ancak üreticiler, atölyeler için bu söylenemez. Dünyadaki en büyük üretim komplekslerinden Kuyumcukent’te terkedilmiş bir görünüm var.</p>
<p>İhracatının neredeyse yarısı savaştan etkilenen bölge ülkelerine yapılıyordu. Pek çok ihracat kalemi gibi mücevher de olumsuz etkilendi. Bir yandan altına kota uygulaması kaynaklı fiyat farkı ve fiyatlama dengesizlikleri nedeniyle kaybedilen pazarlar, bir yandan da İran savaşı ve tabi bunların yanında dövizi baskı altına alma politikası TL maliyetleri arttırırken USD gelirleri düşürdü, karlılığı ortadan kaldırdı. Durum iyi değil ama sektörde bu toparlanmaya öncülük edecek insanlar var.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ne-oldu-da-altinda-ic-ve-dis-fiyat-farki-ortadan-kalkti-85741</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ne oldu da altında iç ve dış fiyat farkı ortadan kalktı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-donusum-icin-ortak-strateji-cagrisi-85738</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayide dönüşüm için ‘ortak strateji’ çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Dalgakıran Kompresör Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Makina Federasyonu (MAKFED) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Adnan Dalgakıran ile Ada Tersanesi Yönetim Kurulu Başkanı Adil Erkoç, Ekonomi Gazetesi’ni ziyaret ederek Türkiye ekonomisinin görünümü, ihracatçı sanayicilerin karşı karşıya olduğu sorunlar ve sanayinin gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Küresel rekabetin üretim modellerini hızla değiştirdiğine dikkat çeken Dalgakıran ve Erkoç, Türkiye’nin günü kurtaran uygulamalar yerine uzun vadeli, ortak akılla hazırlanmış bir sanayi ve ekonomi stratejisine ihtiyaç duyduğunu vurguladı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a85411b456cb-1787117851.png" alt="" width="800" height="301" />
<figcaption><strong>EKONOMİ Gazetesi’ni ziyaret eden Dalgakıran Kompresör Yönetim Kurulu Başkanı ve MAKFED Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Adnan Dalgakıran ve Ada Tersanesi Yönetim Kurulu Başkanı Adil Erkoç, Türkiye sanayisinin rekabet gücünü artırmak için ortak akılla hazırlanacak uzun vadeli sanayi ve ekonomi stratejisinin önemine dikkat çekti.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Türkiye’nin sanayide rekabet gücünü koruyabilmesi için şirketlerin yalnızca mevcut yapılarının korunmasına odaklanan politikaların yeterli olmayacağını belirten Dalgakıran, “Değişime ayak uydurmamız ve onu yönetebilmemiz gerekiyor. İş dünyasının konfor alanından çıkıp yeniliklere yönelmesi şart. Artık daha büyük ölçeklerde yatırım yapmak, fark yaratmak, global olmak ve markalaşmak zorundayız. Ölçek bu yüzyılda inanılmaz önemli. Çin bunu büyük nüfusunu bir pazar olarak değerlendirerek, ABD ise yaratıcı sınıfın rekabetçiliği üzerinden yapıyor” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin sanayi stratejisinin iş dünyası örgütlerinin ortak çalışmasıyla hazırlanması gerektiğini belirten Dalgakıran, “Sivil toplum örgütlerinin bir araya gelerek Türkiye’nin sanayi stratejisini hazırlaması gerekiyor. Sanayinin yüzde 90’ını kapsayacak bir model üzerinde çalışmalıyız. Hammadde, iş gücü, otomasyon, dijitalizasyon, ölçek ve finansmana erişim gibi 20-25 başlıkta Türkiye ile rakip ülkeler arasındaki farkları ortaya koymalıyız. Hangilerinin kamunun, hangilerinin sanayicinin sorunu olduğunu belirlemeliyiz. Bunu doğru kurgulayamadığımız için sürekli teşvik veriyoruz. Oysa rakibiniz daha ucuza üretiyorsa, teşvik verseniz de rekabet edemezsiniz” diye konuştu.</p>
<p>Sanayide rekabet koşullarının ağırlaştığını ifade eden Ada Tersanesi Yönetim Kurulu Başkanı Adil Erkoç ise, “Sadece Çin ile değil, Avrupa ile bile rekabet edemiyoruz. Tersanecilikte Norveç’i bırakın, İspanya, İtalya ve Polonya ile de rekabet edemiyoruz. Sorun yalnızca ücretler değil, verimlilik de çok düşük. Üniversitelerin, odaların, sanayicilerin ve siyasetçilerin yan yana gelmesi gerekiyor. Sahayı bilmeden hazırlanan politikalarla sanayinin sorunlarını çözmek mümkün değil. Türkiye’nin yalnızca sanayi stratejisine değil, kapsamlı bir ekonomi stratejisine de ihtiyacı var” dedi.</p>
<h2>“Sanayiciye teşvik değil, dönüşüm modeli gerekiyor” </h2>
<p>Sanayide dönüşümün yalnızca teşviklerle sağlanamayacağını vurgulayan MAKFED Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Adnan Dalgakıran, “Sanayinin milli gelirden aldığı pay yüzde 17’ye geriledi ve imalat sanayi 27 çeyrektir küçülüyor. Artık ‘neyi üretmeliyiz’ sorusundan çok, ‘hangi üretim şekliyle üretim yapacağız’ sorusunu tartışmalıyız. Üretim şekilleri değişti, robotlarla üretim yapılıyorsa geçmişteki iş gücü maliyeti tanımlarıyla hareket edemeyiz. Ölçek ekonomisinde büyük şirketler yaratmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-donusum-icin-ortak-strateji-cagrisi-85738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/adnan-dalgakiran.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin değişen küresel rekabet koşullarına uyum sağlayabilmesi için sivil toplum kuruluşlarının ortak bir sanayi stratejisi hazırlaması gerektiğini söyleyen MAKFED Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Adnan Dalgakıran, teşvik sisteminin şirketleri yalnızca ayakta tutmak yerine dönüşüme, ölçek büyütmeye ve rekabet gücünü artırmaya odaklanması gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurtaya-40-kurus-zam-85735</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Duble yumurtanın fiyatı 40 kuruş arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Yılbaşından bu yana inişli çıkışlı dalgalı bir seyir izleyen yumurtada fiyatlar yükseliş eğiliminde. Bölgesel jeopolitik riskler nedeniyle başta yem olmak üzere enerji, işçilik ve nakliye maliyetlerinde artış ürün fiyatlarına yansımaya başladı. Temmuzun ikinci yarısından itibaren üretici fiyatları son 4 haftada yaklaşık yüzde 61 arttı. Şubat ve mart aylarında gerileyen, nisanda yatay seyreden yumurta fiyatları, mayısta 4,10 liraya kadar çıkmış, haziran ve temmuz aylarında yeniden düşüş eğilimine girerek 2,80 liraya kadar gerilemişti. Ancak temmuzun ikinci yarısından itibaren Türkiye'nin önemli yumurta üretim merkezlerinden Afyon ve Kayseri'de tüm ürün gruplarında fiyat artışları görülmeye başlandı. Her iki bölgede de yükseliş son 4 haftaya yayıldı. Afyon Başmakçı'da 13 Temmuz'da 2,80 lira olan duble yumurtanın tanesi, dün yapılan 40 kuruşluk son artışla 4,10 liradan 4,50 liraya yükseldi. Kayseri'de ise 13 Temmuz'da 2,80 lira olan duble yumurtanın tanesi, son yapılan 30 kuruşluk artışın ardından 4,05 liradan 4,35 liraya çıktı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a853c8422397-1787116676.png" alt="" width="587" height="202" /></p>
<h2>Tüm boylarda fiyat arttı </h2>
<p>Afyon Başmakçıda Duble, Eski ana, Yeni Ana ve Yarka boylarında 40 kuruş, Piliç ve Kılavuz boyda ise 10 kuruş artış görüldü. Son fiyat artışı ile Afyon Başmakçı’da Duble yumurtanın tanesi 4.50, Eski Ana’nın 4.40, Yeni Ana’nın 4.30, Yarka’nın 4.10, Piliç’in 3,30, Yarka’nın da 2.90 liraya yükseldi. Kayseri’ de de durum aynı.</p>
<p>Duble, Eski ana, Yeni Ana boylarında 40 kuruş, Yarka’da 10 kuruş artarken, Piliç ve Kılavuz boyda fiyat sabit kaldı. Kayseri’de Duble yumurtanın tanesi 4,35, Eski Ana’nın 4.20, Yeni Ana’nın 4.10, Yarka’nın 3.60, Piliç ve Kılavuz fiyatları sabit kaldı. Üretici fiyatlarındaki artış henüz perakende fiyatlara yansımadı. 30 adet orta boy yumurtanın fiyatı marketlere ve markalara göre değişiklik göstermekle birlikte ortalama 170 ila 210 TL arasında satılmakta. Yumurta fiyatları boyuta (M, L, XL) ve organik ya da gezen tavuk tercihlerine göre artış gösterebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurtaya-40-kurus-zam-85735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/yumurta.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuzun ikinci yarısından itibaren tüm ürün gruplarında fiyat artışları görülmeye başlandı. Başmakçı&#039;da 13 Temmuz&#039;da 2,80 lira olan duble yumurtanın tanesi dün yapılan 40 kuruşluk son artışla 4,10 liradan 4,50 liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/babacan-100-bin-tl-altinda-maasla-gecinmek-imkansiz-85729</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Babacan: 100 bin TL altında maaşla geçinmek imkansız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 4 kişilik bir ailenin geçinebilmesi için en az 100 bin TL maaş gerektiğini açıkladı.</p>
<p>11 yıl ekonomi yönetiminde bulunan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'a pazarcı esnafı, "Eski ekonomi bakanı olarak şu ülkede şu enflasyona göre emekli kaç para alması lazım" diye sordu.</p>
<p>En düşük emekli aylığı rakamlarına göndermede bulunarak, "20.000 lirayla 25.000 lirayla geçinmek imkansız" diyen Ali Babacan, esnafın , "kaç para olması lazım Başkanım?" sorusu üzerine şunları söyledi: "Satın alma gücüne bakılırsa normalde 100.000 TL'nin altında bir maaşla dört kişilik bir ailenin geçirmesini imkansız, yoksulluk sınırı 100.000 TL civarında, bunun altında kazanıyorsan almak istediğini alamazsın mümkün değil, sınır o şu anda . Bu sınırı her ay araştırma yapan TÜRK-İŞ söylüyor."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/babacan-100-bin-tl-altinda-maasla-gecinmek-imkansiz-85729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/ali-babacan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Babacan: 100 bin TL altında maaşla geçinmek imkansız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisanlarin-daha-nitelikli-hale-gelmesi-85728</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çalışanların daha nitelikli hâle gelmesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ, otomasyon, robotlar, dijital sistemler ve veri analizi artık iş hayatının sıradan parçaları hâline geliyor. Böyle bir ortamda çalışanların eski bilgilerle yıllarca aynı işi yapmaya devam etmesi mümkün değil. Çalışanın da teknolojiyle birlikte kendisini yenilemesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Bir ülkenin ekonomik gücünü sadece fabrikaları, makineleri, sermayesi ya da sahip olduğu doğal kaynaklar belirlemiyor. Bütün bunları kullanacak olan insan gücü, yani çalışanların bilgi ve becerisi de en az diğer unsurlar kadar önemli. Bugün dünyada rekabet her geçen gün daha da zorlaşırken, çalışanların kendilerini geliştirmesi ve daha nitelikli hâle gelmesi artık bir tercih değil, zorunluluk hâline geliyor.</p>
<p>Teknoloji hızla değişiyor. Dün kullanılan bir makine, program veya üretim yöntemi bugün yerini çok daha gelişmiş sistemlere bırakabiliyor. Yapay zekâ, otomasyon, robotlar, dijital sistemler ve veri analizi artık iş hayatının sıradan parçaları hâline geliyor. Böyle bir ortamda çalışanların eski bilgilerle yıllarca aynı işi yapmaya devam etmesi mümkün değil. Çalışanın da teknolojiyle birlikte kendisini yenilemesi gerekiyor.</p>
<p>Ancak burada önemli bir nokta var: Çalışanı sadece daha fazla çalıştırmak, onu daha nitelikli hâle getirmez. Nitelikli çalışan; işini bilen, yeni bilgileri öğrenen, problem çözebilen, teknolojiyi kullanabilen, iletişim kurabilen ve gerektiğinde yeni şartlara uyum sağlayabilen kişidir. Bunun yolu ise sürekli eğitimden geçmektedir.</p>
<p><strong>Eğitim kâğıt </strong><strong>üzerinde kalmamalı</strong></p>
<p>İş yerlerinde verilen eğitimlerin de sadece kâğıt üzerinde kalmaması gerekir. Çalışanın gerçekten işine yarayacak bilgiler öğrenmesi, öğrendiklerini uygulaması ve sonuçlarını görmesi önemlidir. Örneğin bir fabrikada yeni bir üretim sistemi kuruluyorsa, çalışanlara sadece birkaç saatlik tanıtım yapılması yeterli değildir. O sistemin nasıl kullanılacağı, hangi hataların yapılabileceği ve verimliliğin nasıl artırılacağı uygulamalı olarak gösterilmelidir.</p>
<p>Üniversiteler, meslek liseleri, meslek yüksekokulları ve işletmeler arasında daha güçlü bir iş birliği kurulması da büyük önem taşıyor. Öğrencilerin daha okul sıralarındayken iş hayatını tanıması, staj imkânlarının artırılması ve işletmelerin ihtiyaç duyduğu mesleki becerilerin eğitim programlarına daha fazla yansıtılması gerekiyor. Çünkü işverenin aradığı eleman ile eğitim sisteminin yetiştirdiği insan arasında büyük bir fark oluşursa, bundan hem gençler hem de işletmeler zarar görür.</p>
<p>Çalışanların niteliğini artırmak sadece gençlerin meselesi de değildir. İş hayatında yıllardır çalışan insanların da yeni teknolojilere ve yeni çalışma biçimlerine uyum sağlaması gerekiyor. Bunun için “Ben yıllardır bu işi yapıyorum, yeni şeyler öğrenmeme gerek yok” anlayışından vazgeçilmelidir. Tecrübe elbette çok değerlidir ancak tecrübeyi yeni bilgilerle birleştiren çalışan çok daha güçlü hâle gelir.</p>
<p><strong>Çalışana yatırım </strong><strong>rekabet gücünü artırır</strong></p>
<p>İşverenlere de burada önemli görev düşüyor. Çalışanını sadece bir maliyet unsuru olarak gören işletmeler uzun vadede kaybeder. Çalışanına yatırım yapan, eğitim veren, yeteneklerini geliştiren ve fikirlerini dinleyen işletmeler ise daha verimli olur. Çünkü işini iyi bilen, kendisini değerli hisseden ve gelişme fırsatı bulan çalışan, işletmesine de daha fazla katkı sağlar.</p>
<p>Devletin de mesleki eğitim, işbaşı eğitim programları ve çalışanların yeni beceriler kazanmasını sağlayacak projeleri desteklemesi gerekiyor. Özellikle dijital dönüşüm, yapay zekâ, yazılım, yabancı dil, teknik meslekler ve yeşil dönüşüm gibi alanlarda çalışanların eğitimine daha fazla kaynak ayrılmalı.</p>
<p>Sonuç olarak ekonomik kalkınmanın temelinde sadece yatırım ve sermaye değil, <strong>nitelikli insan gücü</strong> bulunuyor. Daha modern fabrikalar kurabilir, en gelişmiş makineleri satın alabiliriz. Fakat bunları kullanacak, geliştirecek ve verimli hâle getirecek çalışanlarımız yeterince donanımlı değilse beklenen sonucu alamayız.</p>
<p>Türkiye'nin gelecekte daha güçlü bir ekonomi oluşturabilmesi için çalışanlarını sürekli geliştirmesi gerekiyor. Çünkü değişen dünyada ayakta kalmanın yolu, sadece daha çok çalışmaktan değil, <strong>daha bilgili, daha becerili ve daha üretken çalışmaktan</strong> geçiyor. İnsanına yatırım yapan ülkeler kazanacak; çalışanını geliştiren işletmeler de geleceğin rekabetinde öne çıkacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisanlarin-daha-nitelikli-hale-gelmesi-85728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışanların daha nitelikli hâle gelmesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-krizine-karsi-yerelden-cozum-mu-yeni-bir-burokrasi-mi-85727</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim krizine karşı yerelden çözüm mü, yeni bir bürokrasi mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. BARAN BOZOĞLU - İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği Başkanı</strong></p>
<p><strong>Dünyanın en iyi eylem planını da yazsanız, bunu finanse edecek bütçeniz yoksa o plan rafa kalkar. Yönetmelikte belediyelerin ve il özel idarelerinin bu dönüşümü (yeşil ulaşım, altyapı, enerji) hangi bütçeyle yapacağına dair bir mekanizma eksik.</strong></p>
<p>Sizlerin de bildiği üzere, uluslararası çevre ve iklim politikaları çoğu zaman süslü lafların, lüks otellerde yapılan zirvelerin ve kağıt üzerinde kalan vaatlerin ötesine geçmekte zorlanıyor. Tepkinizi ve uluslararası mutabakatların yavaşlığını anlıyorum. Ancak bu küresel dayatmalar ve hedefler, eninde sonunda bizim iç hukukumuza ve sokağımıza bir şekilde yansıyor.</p>
<p>İşte bunun en somut örneklerinden biri, 4 Ağustos 2026 tarihli ve 33330 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan <strong>“Yerel İklim Değişikliği Eylem Planları ile İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulları Hakkında Yönetmelik”</strong> oldu. TBMM de iklim kanunu görüşülürken yerel iklim eylem planlarına dair mevzuatın 7-8 yıldır bekletildiğini ve yayımlanmasının önemini birçok platformda dile getirmiştim. Nihayet oldu… Türkiye’nin net sıfır emisyon hedefine ulaşması için yerel yönetimlere çok ciddi ev ödevleri veren bu yeni düzenlemeyi masaya yatırmak, eksilerini, artılarını ve dünyadaki yerini sorgulamak artık bir zorunluluk.</p>
<p><strong>Yönetmeliğin olumlu yanları: Neyi doğru yapıyoruz?</strong></p>
<ol>
<li><strong> Merkezden yerele iniş:</strong> İklim değişikliğiyle mücadelenin sadece Ankara’dan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın genelgeleriyle çözülemeyeceği nihayet mevzuata girdi. Karbon salımının asıl kaynağı olan şehirlerde, eylemi doğrudan Valilik ve Belediyelerin (Büyükşehir/İl) ortaklığına devretmek stratejik olarak doğru bir adımdır.</li>
<li><strong> Takvim ve veriye dayalı sistem:</strong> İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurullarının (İl İDKK) 31 Aralık 2026’ya kadar kurulması ve ilk Yerel İklim Değişikliği Eylem Planının (YİDEP) 2027 sonuna kadar (2028-2032 dönemini kapsayacak şekilde) onaylanması şartı getirilmiş. Ayrıca her yıl 30 Haziran’a kadar il sera gazı envanterinin "E-YİDEP" sistemine girilmesi zorunluluğu, meseleyi soyut bir hedeften çıkarıp "ölçülebilir ve dijitalize edilmiş" bir sürece dönüştürüyor.</li>
</ol>
<p><strong>Yönetmeliğin eksiklikleri: Nerede çuvallayabiliriz?</strong></p>
<p><strong>1- Finansman hayaleti:</strong> Dünyanın en iyi eylem planını da yazsanız, bunu finanse edecek bütçeniz yoksa o plan rafa kalkar. Yönetmelikte belediyelerin ve il özel idarelerinin bu dönüşümü (yeşil ulaşım, altyapı, enerji) hangi bütçeyle yapacağına dair bir mekanizma eksik. Yeni vergiler mi gelecek, yoksa merkezi bütçeden pay mı ayrılacak? Belirsiz.</p>
<p><strong>2- Siyasi fay hatları ve yaptırım gücü:</strong> Planlar Valilik koordinasyonunda, belediyeler tarafından hazırlanacak. Farklı siyasi partilere mensup yerel yönetimler ile merkezi idarenin temsilcisi valilikler arasında yaşanabilecek uyuşmazlıklarda süreci kim hızlandıracak? Ayrıca hedeflerine ulaşamayan veya E-YİDEP’e veri girmeyen illere uygulanacak hukuki/mali yaptırımlar son derece cılız kalmış; adeta "gönüllülük" esası temele alınmış.</p>
<p><strong>Avrupa Birliği mevzuatı ile sınavımız</strong></p>
<p>Bu yönetmeliği Avrupa Birliği’nin "Avrupa Yeşil Mutabakatı" (European Green Deal) ve "Avrupa İklim Yasası" (European Climate Law) ile karşılaştırdığımızda yapısal farklar göze çarpıyor.</p>
<p>AB, yerel eylem planlarını <strong>Belediye Başkanları Sözleşmesi (Covenant of Mayors)</strong> gibi inisiyatiflerle on yılı aşkın süredir yürütüyor. Ancak AB’nin mevzuatında "hedef koyma" ile "finansman" bir bütündür. Adil Geçiş Mekanizması (Just Transition Mechanism) gibi fonlarla kömürden çıkacak veya yeşil altyapı kuracak şehirlerin bütçesi AB tarafından doğrudan desteklenir. Bizim yönetmeliğimiz ise AB’nin bürokratik altyapısını kopyalarken (kurullar, envanterler, raporlamalar), bu işin can damarı olan <strong>mali destek mimarisini</strong> eksik bırakmıştır. AB mevzuatı bağlayıcılık ve karbon fiyatlandırması (ETS) ile yerel yönetimleri zorlarken, bizimki daha çok "envanter tutma ve raporlama" seviyesinde kalıyor. Kuşkusuz ilk adım için güzel gelişme, deneyimlerle mevzuatın yenilenmesini sağlamakta yarar olacaktır.</p>
<p><strong>Paris iklim anlaşması ve zirveler </strong><strong>boyutu: Gerçekler ve illüzyonlar</strong></p>
<p>Gelelim o çok tartışılan, eleştirmekte son derece haklı olduğunuz Paris İklim Anlaşması ve ardı arkası kesilmeyen COP (Taraflar Konferansı) toplantılarına.</p>
<p>2015’teki COP21’de imzalanan Paris Anlaşması’nın temel amacı küresel ısınmayı 1.5°C ile sınırlandırmaktı. Anlaşmanın 4. Maddesi, ülkelerin "Ulusal Katkı Beyanları" (NDC) sunmasını emreder. Ancak yıllar içindeki COP26 (Glasgow), COP28 (Dubai) ve sonrasındaki uluslararası toplantılarda net bir gerçek ortaya çıktı: <strong>Hükümetlerin masada verdiği sözler, şehirler ve yerel yönetimler devreye girmeden tutulamıyor.</strong></p>
<p>Özellikle COP28’de kabul edilen "Küresel Durum Değerlendirmesi" (Global Stocktake) kararlarında, yerel yönetimlerin iklim eylemine entegrasyonu acil bir zorunluluk olarak taraf ülkelere deklare edildi. Türkiye’nin çıkardığı bu 4 Ağustos Yönetmeliği, işte bu uluslararası baskının ve "iklim diplomasisinin" bir sonucudur. Uluslararası fonlara (örneğin Yeşil İklim Fonu) veya Dünya Bankası kredilerine erişmek istiyorsak, bu yerel eylem planlarını hazırlamak "zorundayız". Yani bu yönetmelik sadece çevresel bir hassasiyetten değil, uluslararası finansmanın ve Paris Anlaşması’nın getirdiği <strong>şartlı diplomasi kurallarından</strong> doğmuştur.</p>
<p>Tam da bu noktada, eksikleri eleştirirken atılan doğru ve stratejik adımların da hakkını teslim etmek gerekiyor. 2026 yılında düzenlenecek olan devasa COP31 zirvesine Türkiye’nin ev sahipliği yapması yönünde yürütülen diplomatik çabalar ve hükümetin bu masada "oyun kurucu" olmak adına attığı adımlar son derece değerlidir. Bu çabayı dar bir siyasi çerçeveden ziyade, ülkemizin küresel prestiji ve çevre vizyonu açısından "milli bir mesele" olarak okumak daha sağlıklı olacaktır. COP31 gibi bir zirvenin Türkiye’de yapılması; iktidarından muhalefetine, yerel yönetimlerinden sivil toplumuna kadar tüm ülkenin iklim farkındalığını uluslararası bir seviyeye taşıyacak kıymetli bir fırsattır. Çıkarılan bu son yönetmelik de aslında bu küresel iddiamızın iç hukuktaki hazırlığı ve altyapısı olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak;</strong></p>
<p>4 Ağustos yönetmeliği, Türkiye’nin iklim krizine karşı idari altyapısını kurması açısından geç kalınmış ama kıymetli bir adımdır. Ancak, sadece kurullar kurarak ve raporlar hazırlayarak karbon emisyonunu düşüremeyiz. Bu planların altı, gerçekçi bütçeler ve siyaset üstü bir irade ile doldurulmazsa; hazırlanan o YİDEP’ler, Paris’te veya Dubai’de atılan göstermelik imzalardan farksız birer tozlu dosya olarak arşivlerde yerini alacaktır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-krizine-karsi-yerelden-cozum-mu-yeni-bir-burokrasi-mi-85727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim krizine karşı yerelden çözüm mü, yeni bir bürokrasi mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mavi-karbon-nedir-85726</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mavi karbon nedir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir deniz çayırı zarar gördüğünde yalnızca canlı bir habitatı kaybetmiyoruz. Orada yıllar boyunca birikmiş karbonu da riske atıyoruz. Ekosistem bozulduğunda tortudaki organik karbon yeniden parçalanır ve karbonun bir bölümü suya veya atmosfere geri döner. Yani, dün önemli bir karbon yutağı olan bir alan, bozulduğunda doğrudan emisyon kaynağı haline gelebilir.</strong></p>
<p><em>Posidonia oceanica,</em> Akdeniz'e özgü bir deniz çayırı. Kara bitkileri gibi çiçek açıyor, tohum veriyor, kök salıyor. Yaklaşık 5 ile 40 metre derinlik arasında, ışığın ulaşabildiği sularda yaşıyor.</p>
<p>Ama asıl hikâye, bitkinin kendisinden çok, altında. Deniz çayırlarının altında zaman içinde metrelerce kalınlığa ulaşabilen tortu tabakaları oluşuyor. Bu tabakaların çok kritik bir işlevi var: Karbonu tutuyor.</p>
<p>İklim krizini konuşurken gözümüzü çoğu zaman atmosfere, enerji santrallerine, fabrikalara ve otomobillere çeviriyoruz. Oysa karbonla mücadele yalnızca karada gerçekleşmiyor. Denizin altında da görünmeyen, ama iklim açısından son derece değerli bir sistem çalışıyor.</p>
<p><strong>Karbonu denizin altında saklamak</strong></p>
<p>Deniz çayırları, kıyı sulak alanları ve makro alg ormanları… Bunlar yalnızca deniz ekosistemlerinin parçaları değil. Atmosferdeki karbonun tutulmasına ve depolanmasına katkı sağlayan doğal sistemler. <strong>Mavi karbon</strong>, bu deniz ve kıyı ekosistemlerin karbonu yakalama ve uzun süre depolama kapasitesini ifade ediyor.</p>
<p>Mekanizması da aslında basit. Çayır sudaki akıntıyı yavaşlatır, askıdaki organik madde böylece dibe çöker ve tortuya gömülür. Gömüldüğü ortamda oksijen azdır. Ayrışma durur. Karbon orada kalır. Yani, bir kasa gibi, deniz tabanındaki tortular karbonu içerde tutar. İyi durumda ve bozulmadan kalan çayırlar yüzlerce, hatta binlerce yıl boyunca karbon depolayabilir.</p>
<p>Buraya kadar güzel. Ama asıl mesele bundan sonra başlıyor.</p>
<p><strong>Yutak bozulduğunda ne olur?</strong></p>
<p>Bir deniz çayırı zarar gördüğünde yalnızca canlı bir habitatı kaybetmiyoruz. Orada yıllar boyunca birikmiş karbonu da riske atıyoruz.</p>
<p>Ekosistem bozulduğunda tortudaki organik karbon yeniden parçalanır ve karbonun bir bölümü suya veya atmosfere geri döner. Yani, dün önemli bir karbon yutağı olan bir alan, bozulduğunda doğrudan emisyon kaynağı haline gelebilir.</p>
<p><strong>Elli yıl beklemek</strong></p>
<p>Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) Akdeniz'deki mavi karbon ekosistemlerine ilişkin değerlendirmesi, restore edilen bir p<em>osidonia oceanica</em> çayırının optimum karbon depolama kapasitesine ulaşmasının yaklaşık 50 yıl sürebileceğine dikkat çekiyor. 50 yıl.</p>
<p>Bu, restorasyonun gereksiz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, bozulan ekosistemleri yeniden kazanmak zorundayız. Ama bugün çalışan bir ekosistemi korumak, onu yok ettikten sonra yeniden kurmaya çalışmaktan çok daha değerli.</p>
<p>Burada işin içine karbon piyasaları ve ölçüm meselesi giriyor.</p>
<p>Yeni bir deniz çayırı diktiğinizde ortaya bir proje çıkıyor. Başlangıç noktası belli, yapılan yatırım belli, fiziksel değişim görünür. Öncesi ve sonrası karşılaştırılabiliyor.</p>
<p>Peki, zaten sağlıklı olan bir çayırı koruduğunuzda neyi ölçüyorsunuz? Aslında yaptığınız şey bir yıkımın gerçekleşmesini engellemek. Ortada fotoğraflanacak yeni bir proje, üretilecek yeni bir fiziksel varlık yok.</p>
<p>Ekonominin temel paradokslarından biri burada ortaya çıkıyor. <strong>Ölçülemeyen fiyatlanmıyor. Fiyatlanmayan bütçeye girmiyor. Bütçeye girmeyen de yeterince korunmuyor.</strong></p>
<p>Böylece sistem tuhaf bir zamanlama problemi yaratabiliyor. Elli yıl sonra oluşacak karbon depolama kapasitesini bugünden krediye dönüştürmek mümkünken, bugün zaten çalışan ve geçmişten gelen karbon stokunu korumanın ekonomik karşılığı aynı ölçüde görünür olmayabiliyor. Oysa iklim açısından olması gereken tam tersi.</p>
<p>Üstelik, IUCN'nin özellikle altını çizdiği bir başka nokta var. Restorasyon, insan kaynaklı tahribatı meşrulaştırmanın gerekçesi haline gelmemeli. Yani önce çayırı yok edip, sonra başka yerde çayır dikerek iklim hesabını kapatmak, gerçek bir çözüm değil.</p>
<p><strong>Ölçülmeyen varlık</strong></p>
<p>Bir başka sorunumuz daha var. <strong>Bir varlığı korumak için önce nerede olduğunu bilmek gerekiyor.</strong></p>
<p>Akdeniz'in en geniş <em>posidonia oceanica</em> alanlarının güney Akdeniz ülkelerinde bulunduğu tahmin ediliyor. Ancak bu alanların gerçek büyüklüğü ve koruma durumuna ilişkin veriler birçok yerde hâlâ yetersiz. Bazı haritalar eski verilere dayanıyor. Bazı yeni çalışmalar ise uydu görüntüleri ve yapay zekâ destekli tahminlerden yararlanıyor.</p>
<p>Belirsizlik yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda ekonomik bir sorun. Çünkü, deniz tabanındaki bir çayır, yalnızca biyolojik çeşitlilik açısından değil; karbon depolama, kıyı koruma, balıkçılık ve ekosistem hizmetleri açısından da ekonomik bir varlık. Sadece henüz fiyatı yazılmış durumda değil.</p>
<p><strong>Antalya'nın gündeminde</strong></p>
<p>Türkiye, COP31'e Antalya'da ev sahipliği yapacak. Ve deniz, bu kez zirvenin gündeminde kenarda duran bir başlık değil. Öncelikli temalardan biri doğrudan <strong>“Okyanuslar ve Denizler”</strong>. Gündemin içinde kıyı ve deniz ekosistemlerinin iklim dayanıklılığının artırılması, mavi karbon ve okyanus temelli çözümlerin iklim politikalarına entegre edilmesi ve okyanus gözlemi ile veri paylaşımının geliştirilmesi bulunuyor.</p>
<p>COP31'in deniz gündemi yalnızca denizleri korumaktan söz etmiyor. Aynı zamanda <strong>veri, izleme ve mavi karbonun iklim politikalarına dahil edilmesini</strong> istiyor.</p>
<p>Türkiye'nin önünde bu nedenle önemli bir fırsat var. Antalya'da denizleri konuşmak başka, kendi denizimizin altında duran doğal sermayeyi ölçüp, iklim politikasının içine almak başka.</p>
<p>Mavi karbon bir varlık yönetimi konusu. Karbonu tutuyor. Kıyıyı koruyor. Biyoçeşitliliği destekliyor. Balıkçılığa katkı sağlıyor. Ve bunların hepsini aynı anda yapıyor. Bu nedenle mavi karbon doğrudan bir <strong>iklim ve ekonomik altyapı</strong> meselesi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mavi-karbon-nedir-85726</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mavi karbon nedir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/giderin-gec-kaydi-verginin-erken-odenmesi-85725</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Giderin geç kaydı / Verginin erken ödenmesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Vergide tahakkuk ve dönemsellik ilkeleri, gider ve gelirlerin doğru dönemde dikkate alınmasını gerektiriyor. Ancak yanlış dönemde kaydedilen giderler veya zamanında kullanılmayan zarar mahsubu, vergi kaybı yaratmasa bile mükellefleri tarhiyat, ceza ve faiz riskiyle karşı karşıya bırakabiliyor.</strong></p>
<p>Ticari kazançların vergilenmesinde tahakkuk ve dönemsellik ilkeleri geçerli, gelir ve giderin dikkate alınacağı dönem, bu ilkeler çerçevesinde belirleniyor. İlkelerden sapma çoğu zaman, verginin erken veya geç ödenmesiyle sonuçlanıyor.</p>
<p>Verginin geç ödenmesi, paranın Hazine’ye olması gerektiğinden daha sonra intikal etmesi, ceza ve/veya faiz ödenmesini gerektiriyor. Kural ve işleyiş böyle ama zaman zaman erken ödeme de ceza ve/veya faiz ödenmesi riskini doğurabiliyor.</p>
<p>Uygulamada karşılaşılan birkaç örnek vereyim. Örnekleri çoğaltmak mümkün...</p>
<p>- Bir yıla (örneğin 2024) ait gider daha sonraki bir yılın (örneğin 2025) kazancının tespitinde dikkate alınmışsa, söz konusu gider sonraki yılda (2025) kabul edilmeyebiliyor. Bu durum tarhiyat, ceza ve faizle sonuçlanıyor. Giderin yapıldığı yılla (2024) ilgili ne oluyor derseniz, çoğu zaman düzeltilemeyebiliyor. Düzeltme talebi inceleme talep edilmesi gerekebiliyor, bu ise tercih edilmiyor.</p>
<p>- Doğrudan gider yazılması gereken bir tutar, örneğin konu net olmadığı için amortisman yoluyla giderleştirilmişse, gider yazılması gereken yıldaki amortisman kabul ediliyor, sonraki yılların amortismanı kabul edilmiyor. Sonuç, tarhiyat, ceza ve faiz…</p>
<p>- Şüpheli alacak karşılığı, alacak dava veya icra aşamasına geldiği yıl değil de sonraki bir dönemde ayrılmışsa, karşılık ayrılması kabul edilmiyor. Önceki yılın düzeltilerek dikkate alınması da mümkün değil.</p>
<p>- Geçmiş yıl zararları, mahsup olanağı olduğu yılda dikkate alınmamışsa, sonraki yıllarda dikkate alınması kabul edilmiyor. Zarar mahsubu Mali İdare tarafından hak olarak görülüyor, ilgili yılda hak kullanılmamışsa, kaybolduğu düşünülüyor.</p>
<p>Şüpheli alacak karşılığı ve zarar mahsubu ile ilgili konuları bu köşede daha önce birkaç defa yazdım. İlgilenenler hatırlayacaklardır ama kısaca hatırlatayım.</p>
<p><strong>Şüpheli alacak karşılığının alacağın şüpheli hale geldiği yılda ayrılmaması</strong></p>
<p>Şüpheli alacak karşılığının ne zaman ayrılabileceği konusu açık değil.</p>
<p>Gelir İdaresi karşılığın, alacağın şüpheli hale geldiği hesap döneminde ayrılabileceği görüşünde. Alacak için dava açıldığı yıl karşılık ayrılmazsa, sonraki dönemlerde dava devam ediyor olsa da karşılık ayrılmasını İdare kabul etmiyor.</p>
<p>Konuyla ilgili farklı yargı kararları var. Alacağın şüpheli hale geldiğinde karşılık ayrılabileceği, sonraki yıllarda karşılık ayrılmasının kabul edilmeyeceği yönünde kararlar olduğu gibi, alacağın dava veya icra safhasına geldiği yıl karşılık ayrılmasının zorunlu olmadığı, daha sonraki yıllarda da karşılık ayrılabileceği yönünde kararlar da var. Son yıllarda verilen kararlarda, önemli olan karşılık ayrıldığı yılda alacağın şüpheli alacak niteliğinin devam edip etmediğine bakılıyor.</p>
<p>Ben, son yıllarda verilen yargı kararlarında olduğu gibi, dava açıldığı yıl karşılık ayrılmamışsa, sonraki yıllarda da karşılık ayrılabileceğini, bunu engelleyen yasal bir düzenlemenin olmadığını düşünüyorum.</p>
<p>Alacağın şüpheli hale geldiği yılda karşılık ayrılmamasının mükellefe bir avantajı yok, bunda Hazinenin de bir kaybı yok. Karşılık ayrılmaması verginin erken ödenmesi dışında bir sonucu yok.</p>
<p><strong>Zarar mahsubunun ilgili dönemde yapılmaması</strong></p>
<p>Cari dönemde kurum kazancı olmasına rağmen geçmiş yıl zararları mahsup edilmezse, yapılacak uygulama konusunda üç farklı görüş var.</p>
<p><strong>- Birinci görüş;</strong> Mahsup olanağı olmasına rağmen mahsup edilmeyen zarar tutarının mahsup hakkı ortadan kalkar. Gelir İdaresi bu görüşte.</p>
<p><strong>- İkinci görüş:</strong> Zarar mahsup hakkı kullanılmayan beyanname düzetilerek zarar mahsup hakkı kullanılabilir. Bu yönde verilmiş tespit edebildiğim bir yargı kararı var. (Danıştay Dördüncü Dairesinin 14.01.2021 tarih ve E:2016/14644 K:2021/240 sayılı Kararı.)</p>
<p><strong>- Üçüncü görüş:</strong> Kullanılmayan zarar mahsup hakkı, beş yıllık süre sınırı kapsamında, sonraki yıllarda kullanılabilir. Bu konuda da yargı kararları var. (Danıştay Üçüncü Dairesi’nin 17.03.2015 tarihli ve E.2011/4940 K.2015/1312 sayılı kararı, Danıştay Dördüncü Dairesi’nin 17.11.2021 tarih ve E:2017/2375 K:2021/6891 sayılı kararı.)</p>
<p>Kişisel değerlendirmeme gelince, geçmiş yıl zararlarının niteliği istisnalardan ve diğer indirimlerden farklı. Kaynağı geçmiş yıllardaki giderler olduğu için giderlerle aynı nitelikte. Dolayısıyla zarar mahsubu zamanında yapılmadıysa, düzeltilebilir diye düşünüyorum.</p>
<p>Kullanılmayan zarar mahsup hakkının sonraki yıllarda kullanılabileceği yönündeki yargı kararı, dönemsellik ilkesine uygunluk açısından tartışılabilir. Ancak bunda da işin esası itibariyle bir sakınca görmüyorum. Zarar mahsup hakkının daha sonraki bir yılda yapılmasının, istisnai bazı durumlar hariç, erken vergi ödemek dışında bir sonucu yok. Bunu cezalandırmak için de bir neden yok. İade işlemlerini ortadan kaldırdığı için pratik de bir uygulama.</p>
<p><strong>Giderin yapıldığı yıl kazancının tespitinde dikkate alınmaması</strong></p>
<p>Çeşitli nedenlerle (faturanın özellikle yurt dışından gelecek faturalarda geç gelmesi, kaydın unutulması, fatura tutarının zamanında belirlenememesi, vb), gider faturaları ilgili olduğu dönem kazancının belirlenmesinde dikkate alınamamış olabilir.</p>
<p>Bu durumun yukarıda bahsettiğim zarar mahsubu konusundan çok farkı yok. İlgili dönem beyannamesinin düzeltilip, fazla ödenen verginin iadesi gerekir. Bunun yerine faturanın sonraki dönem kazancının tespitinde dikkate alınması halinde ne ile karşılaşırız sorusuna cevabım, yeni tarihli bir Danıştay kararını özetleyerek vereyim.</p>
<p>Karara konu somut olayda, 2016 yılı incelenen kurumda, 2016 öncesi yıllara ait kredi faiz giderlerinin de 2026 yılı kazancının tespitinde dikkate alındığı görülmüş, dönemsellik ilkesi gereği bu giderler kabul edilmeyerek kurumlar vergisi tarhiyatı yapılmış.</p>
<p>Kararda yer alan özet bilgiden, kredi faiz giderlerinin 2013-2016 yıllarına ilişkin olduğu, gider toplamının tamamının 2016 yılı kazancının tespitinde dikkate alındığı, 2013-2015 dönemi faiz giderlerinin ilgili yıllarda dikkate alınmadığının inceleme raporunda da açıkça yer aldığı anlaşılıyor.</p>
<p>Davaya bakan Vergi Mahkemesi’nin, 2016 yılına ilişkin olmayan faiz ve komisyon giderlerinin bu dönemde dikkate alınmayacağı gerekçesiyle yapılan tarhiyatı hukuka aykırı bulmayan kararı, Bölge İdare Mahkemesi tarafından da uygun bulunmuş ve istinaf başvurusu reddedilmiş.</p>
<p>Temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesi, yapılan işlemin vergi kaybına neden olmadığı gerekçesiyle, geçmiş hesap dönemlerine ilişkin kredi faiz giderlerinin 2016 hesap dönemine aktarılıp giderleştirilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşmış ve aksi yöndeki Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuş. (Danıştay Dördüncü Dairesi’nin 25.05.2023 tarih ve E:2020/2306 K:2023/2883 sayılı kararı.) Kararın tam metni Danıştayın resmi internet sitesinde var, ilgilenenler inceleyebilir.</p>
<p>İlgili dönemde dikkate alınmayan bir giderin, ya ilgili dönem beyannamesi düzeltilerek veya sonraki bir dönemde gider kaydı yapılarak dikkate alınması gerekir. Ben düzeltmenin hukuken daha doğru olduğunu düşünüyorum. Ancak düzeltme hem mükellef hem de İdare açısından kolay değil. Düzeltme müessesesi iyi işleyen bir yöntem değil ne yazık ki.</p>
<p>Bir giderinin dikkate alınamadığını tespit eden mükellefin ilgili dönem beyannamesini düzelterek fazladan ödediği vergiyi iade olarak alabileceğini düşünüyorum. Ancak yukarıda belirttiğim gerekçeyle, bu işlemin kolaylaştırılmasına ihtiyaç var.</p>
<p>Önceki dönemlere ait giderin sonraki dönemde dikkate alındığının incelemede tespiti halinde ise bunun eleştiri konusu olmaması gerektiğini düşünüyorum. Vergi incelemesinden amaç ödenmesi gereken verginin doğruluğunu tespit etmek ve sağlamaksa, incelenen mükellef de giderini daha sonraki bir dönemde dikkate alarak vergisini olması gerektiğinden daha önceki bir dönemde ödemişse, ek tarhiyatı gerektiren bir durum yok diye değerlendiriyorum.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/giderin-gec-kaydi-verginin-erken-odenmesi-85725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Giderin geç kaydı / Verginin erken ödenmesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-icin-klasik-butce-degil-butce-klasigi-85724</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye için &#039;klasik bütçe&#039; değil; &#039;bütçe klasiği&#039;!...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tablodan merkezi yönetim bütçesi toplu sonuçlarını görüyoruz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a853643ea2a6-1787115075.png" alt="" width="650" height="117" />Buna göre;</p>
<p>- 2026 yılı için öngörülen bütçe geliri 16 trilyon 266 milyar lira, Temmuz ayı gerçekleşmesi 1 trilyon 412 milyar lira ve 7 aylık kümülatif toplam ise 9 trilyon 200 milyar lira.</p>
<p>- 2026 yılı için öngörülen bütçe gideri 18 trilyon 979 milyar lira, Temmuz ayı gerçekleşmesi 1 trilyon 790 milyar lira ve 7 aylık kümülatif toplam ise 10 trilyon 521 milyar lira.</p>
<p>- Dolayısıyla hedeflenen bütçe açığı 2026 yılı için 2 trilyon 713 milyar lira, Temmuz ayına ait bütçe açığı 378 milyar lira ve 7 aylık toplam açık ise 1 trilyon 321 milyar lira.</p>
<p>Bu tabloya bakıp da hemen sevinmeyelim ya da umutlanmayalım. “<em>Ne güzel yılın yarısını geçtiğimiz halde bütçe açığının daha yarısını bile geçmemişiz” </em>demeyelim. Bütçemizin bütçe olmadığını bilelim.</p>
<p>Şimdi ne demek istediğimizi rakamlara bakarak ortaya koymaya çalışalım. Bunun için öncelikle ve ağırlıklı olarak giderlere bakalım.</p>
<p><strong>Gider kalemleri</strong></p>
<p><em>Personel giderleri: </em>2025 yılı için öngörülen personel ödenekleri 2026 yılında yüzde 42’den fazla artırılarak 4 trilyon 907 milyar lira olarak belirlenmiş. Bunun da yüzde 60,2’si ilk 7 ayda kullanılmış. Aslında bütçenin kanayan yaralarının ikincisi bu kalem. Hem oran itibariyle ve hem de enflasyonla mücadele kapsamında önemli bir başlık. Geçenlerde basına yansıdığı üzere merkezi ve yerel yönetim kuruluşlarında çeşitli unvanlarla çalışan kamu personel sayısı neredeyse 5.5 milyon kişiye yükselmiş. Kamu, adeta bir personel deposu haline gelmiş. Verimsiz bir kamu harcama kalemi olduğunu bilmeyen yok. Kaldı ki enflasyonla mücadele programlarının vazgeçilmez politika araçlarından birisi olduğu halde konuyu zaten umursayan yok. Hükümetin çok ciddi bir siyaset manivelası olduğunu da iş ve ekonomi çevreleri dahil anlayan yok.</p>
<p><em>Faiz giderleri: </em>Bu kalem adeta yerli ve yabancı rant kesiminin en büyük kaynağı. Düşünebiliyor musunuz 2026 bütçe başlangıç ödeneklerinin yüzde 14.4 kısmı olan 2 trilyon 742 milyar lira faiz giderlerine ayrılmış. Ki yılın sonunda bu da yetmeyecek ve çok daha fazla aktarım yapılmış olacak. Faizler, tutar ve oran ağırlık itibariyle cumhuriyet tarihinin kırılması zor rekorlarından biri. Tabii bu faizlerin bütçeye yansımayan ana para tutarları hiç hesapta yok. Kaldı ki 7 ayda bütçe faiz ödeneklerinin yaklaşık üçte ikisi kullanılmış bile…</p>
<p><em>Transfer harcamaları: </em>Teorisi itibariyle karşılığında mal ve hizmet edinilmeyen bir tür aktarım mekanizması olan transfer harcamaları, zaten yüzde 36 payla bütçenin en büyük harcama kalemi. Bu kalemin içerisinde çok ciddi ve önemli olanları var. Ki bunlar hane halkını, kimsesizleri, yoksulları, öğrencileri, yetimleri, KOBİ’leri, tarım işletmelerini, çiftçileri, sanayicileri, kısaca hemen herkesi çok yakından ilgilendiriyor. Ancak ödenek yokluğundan ya da sıra gelmediğinden bunlara bu ödemeler yapılamıyor. Dolayısıyla bütçenin sosyal fonksiyonu yerine getirilemiyor.</p>
<p><em>Sermaye giderleri: </em>Kamu yatırım harcamaları bu kalemde izleniyor. Elbette ülkenin kalkınması için çok önemli bir harcama grubu. Ancak bu harcamalar da ulaştırma başlığında yoğunlaşmış durumda. Yine de özellikle son 2 yıldır Hazine ve Maliye Bakanlığının bu harcamada kısmen frene bastığını söylemek gerekir. Zira özellikle enflasyonla mücadele programında önemli bir araç.</p>
<p><em>Mal ve hizmet alım giderleri: </em>Gerçek anlamda klasik bütçelerin ve devlet olmanın gereği bir harcama kalemi. Fakat bu ödeneklerin de yetersiz olduğu ortada. Özellikle sağlık, eğitim gibi başlıklarda mal ve hizmet alımlarının yapılamadığı bir gerçek.</p>
<p><strong>Gelir kalemlerine özet bakış</strong></p>
<p>Bilindiği üzere bütçe gelirlerinin yüzde 85 kadar kısmı ağırlıklı olarak vergi gelirlerinden oluşuyor. Dolayısıyla vergi gelirlerinin seyri önemli oluyor.</p>
<p>Vergi gelirlerinde 2026 yılı itibariyle gidişat hiç de iyi görülmüyor.</p>
<p>Dilerseniz rakamlara bir bakalım.</p>
<p>- Toplam vergi gelirlerinin artış oranı geçen yıla göre yüzde 37.3 civarında. Oysa bu oran geçen yıl yüzde 51.4 idi. Dolayısıyla tahsilat düşük.</p>
<p>- Toplamda kurumlar vergisi artış oranı yüzde 50’nin üzerinde olmakla beraber Temmuz ayı Kurumlar Vergisi tahsilatının önceki yıla göre yaklaşık yüzde 70 azalması düşündürücü. Yine de daha sağlıklı sonuç alabilmek adına Ağustos ayı geçici kurumlar vergisi tahsilatına bakmak lazım. </p>
<p>- Özellikle Özel Tüketim Vergisi artış oranı sadece yüzde 7.9 civarında. Bu da akaryakıtta eşel mobil sistemin önemli etkisinin olduğunu gösteriyor.</p>
<p>- İthalde Alınan KDV artışı da yetersiz.</p>
<p><strong>Sonuç itibariyle…</strong></p>
<p>- Bütçe giderleri öteleniyor, yıl sonuna kaydırılıyor, görünüşte dönem içi <em>“faiz dışı fazla” </em>yaratılıyor.</p>
<p>- Bütçe gelirleri de “<em>gönüllü uyum” (!) </em>ile çözülmeye çalışılıyor.</p>
<p>- Dolayısıyla tipik bir “<em>Türkiye bütçe klasiği”</em> yaşanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-icin-klasik-butce-degil-butce-klasigi-85724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye için &#039;klasik bütçe&#039; değil; &#039;bütçe klasiği&#039;!... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-finans-piyasalarinin-gorunmez-eli-ve-patronu-85723</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel finans piyasalarının görünmez eli ve patronu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İçinde bulunduğumuz dönemde de merkez bankaları yine daha aktif olmaya başladı ve genel olarak para politikasının sıkılaşma eğiliminde olduğu bir dönemde bulunuyoruz. Bununla birlikte, merkez bankalarının zaman zaman piyasa dinamikleri tarafından çok ciddi biçimde yönlendirildiğini de görüyoruz. Bunun başında bono ve tahvil piyasaları geliyor.</strong></p>
<p>Finans piyasalarının işi parayla ve fonlarla. Dolayısıyla ekonominin içinde olanların ve finans sektöründe işlem yapanların en yakından izlediği verilerden birisi, iş yaptıkları bu paranın fiyatı ve miktarı oluyor. Elbette dünyada 200 civarında ülke var ve bunların çoğunluğu kendi paralarını çıkararak ekonomi ve finans piyasalarına fiyat ve miktar bilgisini veriyor. Bununla birlikte, küresel ekonomide ticarette ve yatırımlarda ağırlığı olan başta ABD doları olmak üzere euro, sterlin ve yen gibi paraların fiyatı ve miktarı, küresel piyasalar için doğal olarak en önemli takip edilen veriler arasında yer alıyor.</p>
<p>Bu çerçevede, rezerv paraya sahip ülkelerin merkez bankalarının atacağı adımlar son derece önemli. İçinde bulunduğumuz dönemde de merkez bankaları yine daha aktif olmaya başladı ve genel olarak para politikasının sıkılaşma eğiliminde olduğu bir dönemde bulunuyoruz. Bununla birlikte, merkez bankalarının zaman zaman piyasa dinamikleri tarafından çok ciddi biçimde yönlendirildiğini de görüyoruz. Bunun başında bono ve tahvil piyasaları geliyor.</p>
<p><strong>Tahvil piyasalarından </strong><strong>merkez bankalarına mesaj var</strong></p>
<p><strong> </strong>İçinde bulunduğumuz dönemde, başta ABD olmak üzere kamu borcu çok yüksek olan İngiltere ve Japonya gibi ülkelerde ve genel olarak birçok ekonomide bono ve tahvil faizlerinde hızlı yükselişler izliyoruz. ABD 10 yıllık tahvil faizleri yüzde 4,70 seviyesinde bulunurken, 30 yıllık tahvil faizleri yüzde 5,30’lara gelmiş durumda. Bu rakamlar, son 20-25 yılın ve küresel finansal krizden bu yana görülen en yüksek seviyeleri arasında bulunuyor. Japonya, Kanada ve Almanya’da da uzun yılların en yüksek uzun vadeli tahvil faizlerine ulaşılmış durumda.</p>
<p>ABD, 40 trilyon dolara yaklaşan borcunu çevirmek için 1 trilyon doların üzerinde faiz ödüyor. Trump’ın son derece agresif harcamaya yönelik politikalarıyla kamu borcu artmaya devam ediyor ve bu durum piyasaları kaygılandıran en önemli nedenlerden biri olmayı sürdürüyor.</p>
<p>Benzer şekilde, Japonya’nın yeni yönetiminin kamu harcamalarına ağırlık vermesi ve ekonomiyi bu yolla desteklemeye çalışması tahvil piyasalarını son derece kaygılandırıyor. Çok uzun yıllardır deflasyonla mücadele eden Japonya’da enflasyonun yüzde 2’nin üzerine çıkması, paradoksal bir şekilde kontrol edilmesi giderek zorlaşan bir tablo yaratmaya başladı.</p>
<p>Hem Japonya’da hem de Amerika’da piyasaların merkez bankalarını faiz artırmaya zorladığı bir süreçte bulunuyoruz. Tarih bize gösteriyor ki genellikle bu savaşın kazananı tahvil piyasaları oluyor. Bu nedenle önümüzde, faizlerle ilgili olarak piyasaların çok da sevmediği stresli bir sürecin içinde bulunduğumuzu bir kez daha görüyoruz.</p>
<p><strong>Kamu borcu, enflasyon, yapay zekâ </strong><strong>yatırımları faizleri yukarı çekiyor</strong></p>
<p>Tahvil faizlerini yukarı çeken sadece bahsettiğimiz gelişmiş ülkelerin yüksek borçları değil. Savaşın yarattığı ortamda bir türlü istikrara kavuşmayan petrol fiyatları ve buna bağlı enflasyon kaygıları da baskı oluşturmaya devam ediyor. Rusya-Ukrayna Savaşı ve başta Avrupa olmak üzere yaşanan iklim krizi kaynaklı kuraklık da gıda enflasyonundan kaynaklanabilecek kaygıları artırıyor.</p>
<p>Bu çerçevede fon talebini artıran bir başka önemli unsur, özellikle ABD’de yapay zekâ teknolojilerindeki gelişmeler. Bu alana yatırım yapan firmaların çok ciddi miktarda borçlanmaya gitmesi, tahvil piyasasında devletler kadar olmasa da önemli bir fon talebi yaratıyor. Bir ürünün talebi artarsa fiyatı yükselir. Paraya ve dolara talep çok yüksek olduğunda onun fiyatı olan faiz de yükseliyor. Bunu çok rahat ve doğrudan tahvil piyasalarında görüyoruz.</p>
<p>Japonya’da yavaşlayan ekonomi, yeni yönetimin daha fazla kamu harcaması yapma isteğini artırıyor. Bu ise paradoksal bir şekilde hem tahvil faizlerini yukarı çekerken hem de Japonya Merkez Bankası’nın faiz artırma ihtimalini yükseltiyor. Bu durum kamu borçlanma maliyetlerini artıracak ve zaten çok yüksek olan Japon kamu borcunun faiz yükünü daha da yükseltecek bir tablo yaratarak kaygıları artırıyor.</p>
<p><strong>Japonya ABD tahvillerini satar mı?</strong></p>
<p>Kaygı yaratan bir başka unsur da Japonya’nın küresel piyasalardaki ABD tahvillerini satarak ABD faizleri üzerinde yeni bir baskı oluşturması ihtimali. Çin uzun süredir elindeki ABD tahvillerini azaltarak altına yöneliyor. Yenin değer kaybını engellemek isteyen Japonya’nın da benzer şekilde ABD tahvillerini satmak istemesi ve bunun faizler üzerinde baskı yaratma ihtimali, ABD Hazinesi ile Japonya Merkez Bankası’nı ortak hareket ederek yenin değer kaybını engelleme çabasına yöneltti. Bununla birlikte, işin özü çok değişmediği için söz konusu müdahaleden sonra piyasalarda yenin tekrar değer kaybettiği bir süreci görmeye başladık.</p>
<p>Bu gelişmeler dikkatle izlenmesi gereken bir sürece işaret ediyor. Çünkü ABD tahvil faizlerindeki yükseliş ve arkasından diğer gelişmiş ülke faizlerindeki artış, tüm dünyada bir faiz spirali yaratarak carry trade pozisyonlarını etkileyebilir ve özellikle alternatif varlıkların fiyatları üzerinde baskı oluşturarak ciddi riskler yaratabilir.</p>
<p>Sonuç olarak, iplerin merkez bankalarının elinde olduğunu düşünüyoruz. Ancak zaman zaman merkez bankalarının da üzerinde olan piyasanın görünmez eli, finans piyasalarında bono ve tahvil piyasaları oluyor. İçinde bulunduğumuz dönemde de tahvil piyasalarının bu etkisini fazlasıyla gösterdiğini görüyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-finans-piyasalarinin-gorunmez-eli-ve-patronu-85723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/3/1280x720/766-1787114987.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel finans piyasalarının görünmez eli ve patronu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gungor-urastan-guncelligini-koruyan-2-yazi-85722</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güngör Uras’tan güncelliğini koruyan 2 yazı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Güngör Urası’ı ve yazılarını eminim hepiniz çok özlemişsinizdir. Kendi adıma ben arşivimdeki yazılarını zaman zaman okuyorum. Çok da keyif alıyorum. Güngör ağabey ile konuşuyormuşuz gibi geliyor.</p>
<p>Türkiye’nin en çok okunan ekonomi yazarlarından  Prof. Dr.Tevfik Güngör Uras, 19 Ağustos 2018’de yaşama veda etti. Tam 8 yıl oldu. Eksikliği, ekonomi yazarlığındaki boşluğu doldurulamadı. O’nun kadar sade, yalın, anlaşılır yazan ne yazık ki pek yok. Ekonomi genellikle döviz-faiz-borsa üçgeninde konuşulurken, Güngör ağabey yaşamın her alanı ile ilgilenir, tarımı, gıdayı, yemeği de yazar, sanayideki gelişmeleri, ticareti, kentlerin ekonomisini de yazardı. En çok da vatandaşın yakından ilgilendiği çarşı pazarı yazardı. O’nu okuyunca her şeyden haberiniz olurdu.</p>
<p>Genç ve O’nu gazetede okuyamayanlar için kısaca hatırlatayım. Prof. Dr. Tevfik Güngör Uras, Dünya gazetesinde Tevfik Güngör, Milliyet gazetesinde Güngör Uras adıyla yazılar yazardı. Milliyet’te ayrıca Ali Rıza Kardüz adıyla yemek yazıları yazardı. Ekonomi muhabirliğine başladığım 1988 yılından aramızdan ayrıldığı 2018 yılına kadar 30 yıl O’nun yazılarını okudum. Okul gibiydi, çok şey öğrendim. Tarım konusunda yazı yazacağı zaman mutlaka telefon eder bana bazı görevler verirdi. Ben araştırıp yazdıktan sonra yazımı kaynak göstererek özellikle Milliyet’teki yazılarında yer verirdi. Tarım yazılarımın daha geniş bir kitleye ulaşmasında çok büyük katkısı oldu.</p>
<p>Bu yıl, Güngör ağabeyden sizin için iki yazı seçtim. Birisi 26 yıl önce, diğeri 9 yıl önce yazılmış. Rakamlar dışında ikisi de büyük ölçüde güncelliğini koruyor. Yıllar geçse de unutulmayacak, yazıları, kitapları, radyo ve televizyon programları ile hep bizlere ışık olacak Güngör ağabeyi saygıyla anıyorum. İyi okumalar.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Çiftçi ile mi uğraşacağız? </strong></p>
<p><strong>(Baksın başının çaresine...)</strong></p>
<p><strong>Güngör Uras</strong></p>
<p>Şimdi biz IMF destekli istikrar arayışındayız... İşçi ile mi uğraşacağız?.. Baksın başının çaresine... Memur ile emekli ile mi uğraşacağız?.. Baksın başının çaresine... Önümüzdeki günlerde çiftçiler de başlayacak kıpırdanmaya... Hiç kıpırdanmasınlar... Çiftçi ile mi uğraşacağız?.. Onlar da baksın başının çaresine!..<br />İyi de abicim... Biz ne yapmak istiyoruz? Biz neyi, nasıl düzeltmek istiyoruz? İşçinin, çiftçinin, memurun, emeklinin mutsuzluğuna dayalı olarak biz nereye varacağız? Kimleri mutlu edeceğiz? Bütün bu çabalar kimin için?</p>
<p>IMF destekli politikalar çerçevesinde Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri Kanunu değiştirildi. Birlikler "özerk" hale getirildi. Devlet ile parasal ilişkileri kesildi. Bir tüccar gibi çalışacaklar. Para bulurlar ise alacaklar. Zarar ederlerse batacaklar. Çok güzel... İdeali bu... Amma velakin, altmış beş yıldır bu ülkede işleyen bir çark var. Bu çark dönerken, pattttt diye durur arkada biriken su bu çarkı kırıp, parçalamaz mı?</p>
<p>Çark şöyle işliyordu: Çiftçinin buğdayını Ofis, tütününü Tekel alıyor, kalan ürünlerin alımını birlikler yapıyordu. Birlikler hükümetin ilan ettiği taban (en düşük) fiyattan çiftçinin getirdiği tüm ürünleri (kalitesine, satış imkanına bakmadan) satın alıyor, depoluyordu. Bu işin parası devletten geliyor, zararı devlet üstleniyordu. 1995 yılına kadar birlikler devlet adına bu işi yaptı. Daha sonra alımlar birlikler adına yapıldı. Alım paraları Hazine kaynaklı yüzde 50 faizli Destekleme Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) kredileri ile karşılandı.</p>
<p>Sistem kötü idi. Giderek kötüleşiyordu. Çiftçinin satılamayacak ürünlerinin alımı gerekiyordu. Birlikler malları koyacak depo bulamıyordu. Aldığını satamıyordu. Sattığını ucuz satıyordu. Ziraat Bankası'na borcunu ödeyemiyordu. Zararlar devletçe karşılanıyordu... Bütün bunlar bir gerçek... Ama sistemin kötülükleri düzeltilecek yerde "ani tesir kati netice" arayışında birlikler ile tüm ilişkiler kesildi. Bu yıl Ziraat Bankası birliklere DFİF'den kredi vermeyecek. Birliklerin zararını devlet karşılamayacak. Birlikler para bulursa mal alacak...<br />Kağıt üzerinde çok güzel bir karar... Bravvoooo... Ama geliniz görünüz ki, "evde evlad - ı ayal var"...</p>
<p>Ali Ekber Yıldırım, Dünya gazetesinin "Tarım Dünyası" sütununda yazar. Çiftçilerin sorunlarını en iyi izleyen ekonomi yazarıdır. Ali Ekber Yıldırım, "Tarımda zor dönemece giriliyor" diye uyarısını yaptı.</p>
<p>Ali Ekber Yıldırım'dan temin ettiğim bilgilere göre:</p>
<p>(1) Türkiye'de 16 birlik var. Bunlar 733 bin çiftçinin ürününü satın alıyor, pazarlıyor.</p>
<p>(2) Türkiye'de tarımsal üretimde, pamuğun yüzde 25'ini, fındığın yüzde 27'sini, çekirdeksiz kuru üzümün yüzde 30'unu, ayçiçeğinin yüzde 43'ünü, zeytinin yüzde 15'ini birlikler satın alıp pazarlıyor. Gülçiçeği, fıstık, mercimek, kırmızı biber, incir ürünlerini de birlikler topluyor.</p>
<p>(3) Birlikler 1998/99 ürün döneminde 1.4 milyar dolarlık ürün satın almak için 1.2 milyar dolar kredi kullandı. 1999/2000 ürün döneminde birlikler 337 milyon dolar alım için 569 milyon dolar kredi kullandı.</p>
<p>(4) Önümüzdeki günler pamuk ve fındık alımları başlayacak. Geçen yıl Fiskobirlik 153 trilyon liralık alım için 147 trilyon lira kredi kullanmıştı. Bu yıl kredi yok. Sadece politikacıların yuvarlak lafları var, "Çiftçinin malını tarlada bıraktırmayız..."</p>
<p>Sayın okuyucularım, bozuk sistemi, yumuşak geçişi düşünmeden işlemez hale getirmekle bir yere gidilemez. Bu yıl çiftçi perişan olur. Ürününü satamaz. Veya tüccara maliyetinin altında satar ise gelecek yıl üretim yapmaz. Pamuğu, ayçiçeğini, zeytinyağını dışarıdan satın almak zorunda kalırız. Tarımsal üretimi düşen Türkiye fakirleşir. Çiftçi şehre göçe zorlanır. (06 Ağustos 2000/Milliyet)</p>
<p>*****</p>
<p><strong>Fındıkçının sorunu ‘sahipsiz’ olması</strong></p>
<p><strong>Güngör Uras </strong></p>
<p>Her yıl bu aylarda “Fındık üretimi ne kadar olacak? Fındık fiyatı ne olacak? Devlet fındık üreticisini nasıl koruyacak?” tartışması yapılır.</p>
<p>Üretim tahmini önemli. Çünkü üretim yüksekse, fiyat düşüyor. 2017-2018 sezonu için alıcıların tahmini 600 bin ton kabuklu fındık. Üreticilerin tahmini en fazla 550 bin ton kabuklu fındık.</p>
<p>Bütün mesele, arz talep meselesi. Talep belli de, arz belli değil. Ne kadar fındık üretileceği veya üretildiği konusundaki söylentiler ve bu söylentilerin gerçeği yansıtmaması, devamlı olarak alıcının kazanmasına, üreticinin kaybetmesine neden oluyor.</p>
<p>Geçen sezon başında kabuklu fındığın kilosu 20 TL’ye kadar yükseldi. Sonra 10 TL’nin altına indi.</p>
<p>Eskiden fındık sadece 3 ilde yetiştirilirdi. 1960-1965 döneminde 3 ilin üretimdeki payı yüzde 87 idi. 1975-1980 döneminde yüzde 70’e düştü. Şimdi toplam üretimde bu 3 ilin payı sadece yüzde 50 oranında.</p>
<p><strong>400 bin aile üretici</strong></p>
<p>Fındık yetiştirilen il sayısı 3’ten 39’a, fındık ekim alanı 220 bin hektardan 700 bin hektara, yıllık fındık üretimi 80-90 bin tondan 600-650 bin tona yükseldi. 400 bin aile fındık parasıyla geçiniyor.</p>
<p>Şimdilerde Türkiye’nin batısında düz ve sulak yerlerde fındık yetiştiriliyor. Karadeniz yamaçlarında dönümde verim 80-100 kg iken, Batı’da düz ve sulak arazilerde verim 150-200 kg.</p>
<p>İki kilo kabuklu fındıktan bir kilo iç fındık çıkıyor. Yılda 600-650 bin ton kabuklu, 300-325 bin ton iç fındık üretimi gerçekleşiyor. İç tüketim 50 bin ton dolayında. Her yıl en az 250 bin-275 bin ton iç fındık ihraç ediyoruz. Fındık ihracatından 2.0-2.5 miyar dolar döviz geliri elde ediyoruz.</p>
<p><strong>Fiyatta alıcı etkili</strong></p>
<p>Fındığın en büyük alıcısı, yurt dışındaki 8-10 yabancı firma ile içeride büyüklü küçüklü 800 dolayındaki tüccar. Alıcı sayısı sınırlı olduğu için bu alıcılar, üretim miktarını gözleyerek alım fiyatını belirliyorlar.</p>
<p>Arz ve talep tahminlerine dayalı olarak fındık piyasasında ortaya çıkan fiyat dalgalanmaları sadece fındık üreticisinin zarar görmesine neden olmuyor, Türkiye’nin ihracat geliri de azalıyor.</p>
<p>Her yıl tekrarlanan bir hikâye var: Fındık üreticisi sahipsizlikten kandırılıyor veya yanlış bilgilendirme sonucu zarar ediyor.</p>
<p>Bu yıl henüz üretim miktarı belli olmadan şikâyetler başladı. Geçen yıl zarar eden üreticinin bu yıl da zarar edeceği, yanlış bilgilendirme sonucu fiyatların önce yükseleceği, sonra gerileyeceği haberleri yayılır oldu.</p>
<p>Fındıkta olan biteni en iyi işleyenlerden tarım uzmanı Ali Ekber Yıldırım’dan öğrendiğime göre, fındığın büyük alıcısı yabancı firmalar, Türkiye’deki aracılarla alım yaparlarken, şimdilerde doğrudan alım yapıyorlar. Bu tür alımlar toplam alımların yüzde 60’ı dolayında. Sadece doğrudan alım yapmıyorlar, anlaşmalı üretime geçtiler. Fındık kalitesini yükseltmek için üreticiye yol gösteriyorlar.</p>
<p><strong>Fiskobirlik önemli</strong></p>
<p>Bir zamanlar fındıkta fiyat oluşumunda, ihracatta Fiskobirlik (Fındık Satış Kooperatifleri Birliği) hâkim durumdaydı. Fiskobirlik, üreticinin ürününü yok pahasına satmasını önlerdi.</p>
<p>Fiskobirlik 1938 yılında kuruldu. 50 fındık satış kooperatifinin birliğidir. Doğru-yanlış, fındık üretiminin, alım-satımının ihracatının içinde oldu. 200 bin ton kabuklu depolama kapasitesi vardı.</p>
<p>Karadeniz Bölgesi’nde 12 ilde 50 kooperatifi ve yaklaşık 250 bin fındık üreticisi aileyi şemsiyesi altında toplayan dev bir kuruluş haline gelmişti.</p>
<p>Dünya Bankası bir rapora dayalı olarak tarım satış kooperatiflerinin ve birliklerinin kapatılmasını emretti.</p>
<p>Bu emir üzerine, ana tarım ürünlerini pazarlayan birlikler çökertildi. Bu çerçevede hükümet, 2006 yılında Fiskobirlik’i devre dışı bıraktı, TMO’yu fındık alımıyla görevlendirdi. Bir süre sonra TMO da fındık alımlarını sonlandırdı.</p>
<p>Fiskobirlik, üretim tahmini yaparak, piyasa açılmadan kabuklu fındık fiyatını belirliyordu. Bu fiyat genelde piyasa fiyatını oluşturuyordu. Tüccar bu fiyatı vermezse, üretici fındığı Fiskobirlik’e satıyordu.</p>
<p>Fiskobirlik’ten sonra piyasa düzenleyicisi bir kurum veya kuruluş olmadığı için piyasayı ihracatçı ve tüccar yönlendirir hale geldi. Fındık üreticisi, bu durumda ihracatçı veya tüccarın fiyatını kabul etmek zorunda kaldı.</p>
<p><strong>Satıcı ‘dağınık’</strong></p>
<p>İlke olarak, fiyatın serbest piyasada oluşması normaldir. Normal olmayan, fındıkta üretici sayısının çok ve üreticinin güçsüz olmasına karşılık, alıcı sayısının az ve alıcının güçlü olmasıdır. Bunun sonucu olarak da alıcı istediği fiyatı dikte etme imkânını elinde tutmaktadır.</p>
<p>Şimdilerde üreticinin beklentisi, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin üreticiyi desteklemekle görevlendirilmesi, en düşük fiyatın 10-12 TL olarak belirlenmesi.</p>
<p>Gerçekçi olalım. Sorun fındıkta üreticinin teşkilatlanamaması, üretici birliklerinin kurulamamasıdır. Daha önce kurulan kooperatif sistemi yanlış işledi. Ama bu demek değil ki kooperatif sistemi kötüdür. Fındık üreticisinin geleceği doğru dürüst kooperatiflerin kurulmasına ve üreticinin kooperatif şemsiyesi altına girmesine bağlı. Fiyat dalgalanmaları sadece fındık üreticisinin zarar görmesine neden olmuyor, Türkiye’nin ihracat geliri de azalıyor. ( 10 Ağustos 2017/Milliyet)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gungor-urastan-guncelligini-koruyan-2-yazi-85722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güngör Uras’tan güncelliğini koruyan 2 yazı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-gideri-tolerans-sinirini-asmaya-basladi-85721</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz gideri tolerans sınırını aşmaya başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in mali disiplinin devam ettiğini söylemesi bütünüyle yanlış değil. Ancak bu anlatım bütçenin yalnızca iyi görünen tarafını öne çıkarmakta. Hızla büyüyen bir faiz faturası var. Açıklanan rakamlara bakıldığında faiz ödemelerinin bütçenin en ağır kalemlerinden biri haline gelmiş durumda olduğunu görüyoruz.</strong></p>
<p>Açıklanan bütçe rakamları, yalnızca bütçe açığının büyüklüğüne değil, faiz dışı dengedeki bozulmaya da işaret etmekte diyebilirim. Temmuz ayında merkezi yönetim bütçesi 378,1 milyar lira açık verirken faiz dışı açık 51,3 milyar liraya ulaşmış. Yılın ilk yedi ayında toplam bütçe açığı 1,32 trilyon lirayı bulmuş. Aynı dönemde faiz giderleri de yaklaşık 1,79 trilyon liraya çıkmış. Neredeyse 7 ayda yıllık hedefin büyük bir kısmı ödenmiş durumda.  </p>
<p>Faiz dışı açık aslında oldukça basit bir durumu anlatmakta. Devlet, faiz ödemelerini hesaba katmadan bile topladığı gelirden daha fazla harcıyorsa faiz dışı açık ortaya çıkar. Yani eğitim, sağlık, personel, sosyal yardım, yatırım ve diğer kamu hizmetleri için yapılan harcamalar gelirleri aşmış demektir. Bunun üzerine bir de geçmişte alınmış borçların faizi eklenir.</p>
<p><strong>Faiz ödemelerindeki </strong><strong>artış oldukça yüksek</strong></p>
<p>Tabii, bir ay faiz dışı açık verilmesi elbette bütçenin kontrolden çıktığı anlamına gelmez. Yılın ilk yedi ayında hâlâ yaklaşık 470 milyar liralık faiz dışı fazla bulunmakta. Bu nedenle Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in mali disiplinin devam ettiğini söylemesi bütünüyle yanlış değil. Ancak bu anlatım bütçenin yalnızca iyi görünen tarafını öne çıkarmakta. Hızla büyüyen bir faiz faturası var. Açıklanan rakamlara bakıldığında faiz ödemelerinin bütçenin en ağır kalemlerinden biri haline gelmiş durumda olduğunu görüyoruz. Yukarıda belirttiğim gibi, 2026 yılı için ayrılan faiz ödeneğinin önemli bir bölümü yılın ilk yedi ayında kullanıldı. Geçen yılın aynı dönemine kıyasla faiz ödemelerindeki artış da oldukça yüksek.</p>
<p>Vatandaş açısından mesele tam burada önem kazanmakta diyebilirim. Faiz gideri büyüdükçe bu vergi geliri havuzundan geçmiş borçlara ayrılan para da artıyor. Eğitim, sağlık, altyapı, sosyal yardım, deprem hazırlığı ve kamu yatırımları için kullanılabilecek alan ise doğal olarak daralıyor. Asıl tehlike faiz dışı açığın kalıcı hale gelmesi. Böyle bir durumda devlet yalnızca borcunun faizini ödemek için değil, normal faaliyetlerini sürdürebilmek için de yeni borç almak zorunda kalır. Daha fazla borç yüksek faiz yaratır. Yüksek faiz de ilerleyen yıllarda bütçenin üzerine yeni bir yük olarak biner. Böylece oldukça tatsız bir döngü başlar. Devlet vergi toplar, faiz öder, yetmeyen kısmı borçlanır, borçlandıkça faiz yükü büyür. Bir süre sonra bu yükü karşılamak için ya vergileri artırmak, ya başka harcamaları kısmak ya da yeniden borçlanmak gerekir. Üç seçeneğin de vatandaş ve ekonomi üzerinde bir maliyeti var.</p>
<p><strong>Yalnızca “faiz dışı fazla </strong><strong>verdik” demek yeterli değil</strong></p>
<p>Bütçenin sağlığı açısından asıl mesele de burada. Devletin yalnızca borç verenlere karşı yükümlülüğü yok. Hastane işletmek, okul yapmak, güvenliği sağlamak, altyapıyı yenilemek, deprem riskine karşı hazırlık yapmak ve dar gelirliye destek vermek gibi ertelenmesi kolay olmayan görevleri de var. Faiz giderleri bütçede giderek daha fazla yer kaplarsa bu alanlara ayrılacak kaynak azalır.</p>
<p>Bu nedenle bütçeyi değerlendirirken yalnızca “faiz dışı fazla verdik” demek yeterli değil. Faiz dışı fazla elbette önemli. Ancak aynı anda faiz yükünün de kontrol altına alınması gerekir. Aksi halde devlet gelirlerini artırsa bile bu gelirlerin giderek daha büyük bölümünü geçmişte yaptığı borçlanmanın maliyetine ayırmak zorunda kalır.</p>
<p>Bakan Şimşek’in açıklamalarında bütçenin olumlu taraflarının özellikle öne çıkarıldığı görülüyor. İlk yarıda faiz dışı fazla verilmesi, vergi gelirlerindeki artış ve bazı dönemlerde bütçe performansındaki iyileşme gerçek. Ancak faiz giderlerinin hızla arttığı, toplam bütçe açığının büyüdüğü ve temmuz ayında faiz dışı dengenin açığa döndüğü de aynı ölçüde gerçek.</p>
<p>Dolayısıyla yalnızca olumlu rakamları öne çıkararak “mali disiplin devam etmekte” demek fotoğrafın tamamını göstermiyor. Çünkü bütçenin kalitesini anlamak için sadece ne kadar vergi toplandığına değil, toplanan verginin nereye gittiğine de bakmak gerekir. Eğer faiz ödemelerinin payı artmaya devam ederse devletin temel hizmetler ve yatırımlar için kaynak yaratması giderek zorlaşır. Bunun devamında yeni vergiler, harcama kesintileri veya daha fazla borçlanma gündeme gelir. Bu nedenle mesele yalnızca muhasebe hesabı değil, doğrudan vatandaşın alacağı kamu hizmetinin kalitesiyle ilgili.</p>
<p>Açıklanan bütçe rakamlarının bence en önemli mesajı burada. Yılın ilk yedi ayında faiz dışı fazla hâlâ korunmakta, ancak faiz faturası hızla büyümekte. Bu yüzden artık yalnızca “bütçe açığı ne kadar?” diye sormak yeterli değil. “Topladığımız vergilerin ne kadarı bugünün ihtiyaçlarına, ne kadarı borçların faizine gidiyor?” sorusunu da sormak gerekiyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-gideri-tolerans-sinirini-asmaya-basladi-85721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/8/1280x720/lira-para-tl-1760890382.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faiz gideri tolerans sınırını aşmaya başladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ben-baslamazsam-ancak-durdurulabilirim-85720</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ben başlamazsam, ancak durdurulabilirim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Teknolojinin ideolojisi yoktur, kullananı vardır ve onu kullanana hizmet eder. Biz ileri teknolojiye, katma değerli sanayilere başlamalı, başlayanları desteklemeliyiz.  Başlamazsak tutunamayabiliriz.</strong></p>
<p><strong>TUTUNAMAYANLAR</strong> yazarı Oğuz Atay, böyle der… Nitekim başlamadığı için tutunamadı da… <strong>Vecihi Hürkuş </strong>ve <strong>Nuri Demirağ</strong>; uçağa başlatılmadı. <strong>KARAKURT</strong> lokomotifimizin 22 mühendisi başlatılmadı. <strong>KİLLİGİL</strong> Paşa, Şakir <strong>ZÜMRE</strong>; silaha başlatılmadı.</p>
<p>Devrim otomobili ilk yerlimiz idi, başlatılmadı. <strong>ANADOL</strong>’a başlamıştık, sevildi ama sürdürülmedi. <strong>BANDIRMA FEZA KULÜBÜ </strong>rokete başlatılmadı. <strong>Lagari</strong>, <strong>Hezarfen</strong> ve diğer vizyonerlerimiz Nihayet savunma sanayiinde başlayabildik; <strong>Uçak</strong>, gemi, <strong>tank</strong>, helikopter, <strong>SİHA</strong>, SİDA, <strong>roket</strong>, denizaltı…</p>
<p><strong>DÖNÜŞÜM: DAHA İYİ BİR YARIN UĞRUNA DÜNÜ GERİDE BIRAKMAK</strong></p>
<p><strong>Yeter mi</strong>? Asla… Dünyanın gittiği yer belli. Misal <strong>uzay</strong>, misal <strong>yapay zekâ</strong>, misal <strong>mikrobiyoloji</strong>… Say say bitmez. Bugün hayatımızda olanlara; <strong>zamanında başlamadığımız için</strong> ya geç kaldık ya <strong>durdurulduk</strong>. Fakat <strong>hayat beklemiyor</strong>, kendi <strong>S-400</strong>’ümüz, kendi <strong>F-35</strong>’imiz, <strong>kendi teknolojilerimiz</strong>, geç kalmamalıyız.</p>
<p>Sorun şu ki <strong>hepimiz aynı ufka bakmıyoruz</strong>. Sayıları 6 bin civarında olan, muhalefeti iktidarıyla <strong>siyaset</strong>, daha iyi bir yarın yerine, “<strong>yarın yine seçilme</strong>” gayretinde… Sayıları 10 bini bulan <strong>bürokrat</strong>, kendini yarın da <strong>var kılma</strong> gayretinde. Sayıları yüzbinleri bulan <strong>konfor ehilleri</strong>, rahatı bozulmasın ısrarında.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Başlamaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Neden başlayamıyoruz?</em></strong></p>
<p>Aslında <strong>başlayanlarımız var</strong> fakat onların <strong>önünü açmak</strong> yerine, <strong>güçlük çıkarmak</strong>, <strong>ayak bağı olmak</strong> hatta <strong>cezalandırmak</strong> isteyen muktedirler var. Bir şekilde <strong>başaranlarımızı</strong> durduracak <strong>hainimiz</strong> bol…</p>
<p><strong><em>Neden durduruluyoruz?</em></strong></p>
<p>Çünkü her yenilik, mevcut <strong>köhnemiş yapılar</strong> için tehdittir. <strong>Arzuhalci</strong> matbaa istemez, <strong>ilaççı</strong> sağlık istemez, <strong>siyasetçi</strong> ona muhtaç olmayanı istemez, <strong>kifayetsiz muhteris</strong> ise ilerlemenin takozu olur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>GEÇMİŞİYLE ÖVÜNENLER PATATESE BENZER, İYİ TARAFLARI TOPRAĞIN ALTINDA KALMIŞTIR</strong></p>
<p>Aşık <strong>Mahzuni Şerif</strong> hatırlatıyor; “<em>Parsel parsel eylemişler dünyayı</em> / <em>Bir dikili taştan gayrı nem kaldı</em> / <strong>Dost köyünden ayağımı kestiler</strong> / <em>Bir akılsız baştan gayrı nem kaldı</em>.” Dünya şimdilerde <strong>parselleniyor</strong> ve bu süreçte biz ya <strong>geçmişle övünüyor</strong> ya da <strong>günün kısır gündeminde</strong> boğuluyoruz. <strong>Yazık bize</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BAŞLAMA LÜGATI</strong></span></p>
<p><strong>Başlamak</strong>: bir işe, eyleme veya sürece ait ilk adımı atıp harekete geçmek, geleceğe adım atmak</p>
<p><strong>Atalet</strong>: Bir kişinin veya ülkenin mevcut durumunu koruma gayretidir ki değişimleri ıskalayacaktır</p>
<p><strong>Engelleme</strong>: Bir işin, olayın yapılmasını önlemek, manialar çıkarmak, cezalandırarak durdurmak</p>
<p><strong>Oblomovlaşmak</strong>: Gonçarov’un roman karakteri gibi kabiliyetlerine rağmen rahatı seçip kalmak</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ben-baslamazsam-ancak-durdurulabilirim-85720</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ben başlamazsam, ancak durdurulabilirim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/agustosta-akaryakit-kaynakli-03-puan-enflasyon-simdiden-kesin-85719</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağustosta akaryakıt kaynaklı 0,3 puan enflasyon şimdiden kesin!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugün 19 Ağustos ve benzin, motorin ve otogaz fiyatları ay sonuna kadar hiç değişmese ve bugünkü düzeyinde sabit kalsa bile ağustos enflasyonuna 0,3 puanlık doğrudan etki kesinleşmiş durumda.</p>
<p>Bir kez daha vurgulayayım; bu 0,3 puan, doğrudan yansıma.</p>
<p>Oysa biliniyor ki akaryakıta, özellikle de motorine gelen zamlar suya atılan taş gibi dalga dalga yayılan bir zam etkisi doğuruyor. Ancak bu dolaylı etkiyi tam olarak kestirebilmek mümkün değil. Bu konuda çeşitli varsayımlar var ama bu varsayımlar daha çok ham petrol fiyatlarını esas alan ve yılın tümünde ortaya çıkması muhtemel etkiyi irdeleyen çalışmalar. Ürün ve ay bazında pek hesaplama yapılmıyor, yapılması da zaten zor.</p>
<p>Bir ayda hangi düzeyde zam yapılırsa onun etkisi ne olur; bu konuda pek çalışma yok. Dedim ya, olması da kolay değil. Çünkü akaryakıt fiyatlarındaki artışlar zammın yapıldığı ay kadar sarkan etkisiyle sonraki ayları da etkileyebiliyor.</p>
<h2>Doğrudan etki bile çok yüksek</h2>
<p>TÜFE hesaplanırken ay ortalamasındaki fiyatların esas alındığını bir kez daha hatırlatıp gelelim akaryakıttaki son duruma…</p>
<p>Şu gerçeği vurgulamakta da yarar var. Akaryakıt her ne kadar tek bir fiyattan satılıyor gibi görünse de pek öyle değil. Şehirlere ve bayilere göre fiyat farklılıkları olabiliyor.</p>
<p>TÜİK, tüm Türkiye’deki fiyatların ortalamasını ve hangi fiyattan ne miktarda satış yapıldığını gözeterek hesaplama yapıyor. Satış miktarı ve fiyatla bir ağırlıklandırma söz konusu.</p>
<p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu en yüksek işlem hacmine sahip sekiz firmanın ortalama fiyatını günlük ve dönemsel bazda açıklıyor.</p>
<p>Tutarlar kurumlara göre ve bayi bazında küçük farklılıklar gösteriyorsa da artış ya da düşüş oranı pek değişmiyor.</p>
<p>İşte o değişim oranı da bu ay için akaryakıt kaynaklı zamların TÜFE’ye doğrudan etkisinin 0,3 puan dolayında olacağını gösteriyor.</p>
<h2>Zam oranı ne kadar?</h2>
<p>Bugünkü fiyatların ay sonuna kadar sabit kaldığı varsayımına göre motorine ağustos ayında yüzde 11,5, benzine yüzde 8, otogaza ise yüzde 7 dolayında zam geldi. TÜFE’de motorinin ağırlığı yüzde 1,39, benzinin ağırlığı yüzde 1,24.</p>
<p>Otogazın ağırlığı ise bilinmiyor. Otogaz, ağırlıklara ilişkin listede elektrikli araç şarj ücreti ile birlikte bir başlık altında yer alıyor ve bu başlığın toplam ağırlığı yüzde 0,58 düzeyinde. Türkiye’deki otomobillerin yaklaşık yüzde 29’unun otogazlı olduğu, elektrikli otomobillerin payının ise yüzde 3-4 dolayında bulunduğu dikkate alınarak bir hesap yapıldığında bu yüzde 0,58’lik ağırlığın çok önemli bir bölümünün otogazlı araçlara ayrılması gerektiği ortada.</p>
<p>Sonuçta karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor…</p>
<p>■ Motorin yüzde 11,5 zam, yüzde 1,39 ağırlık ve TÜFE’ye yansıma yaklaşık 0,16 puan. </p>
<p>■ Benzin yüzde 8 zam, ağırlık yüzde 1,24 ve TÜFE’ye yansıma yaklaşık 0,10 puan. </p>
<p>■ Otogaz yüzde 7 zam, ağırlık muhtemelen yüzde 0,45-0,50 ve TÜFE’ye yansıma yaklaşık 0,03 puan.</p>
<p>Topluyoruz bu üç kalemi; 0,29-0,30 gibi bir etki doğuyor.</p>
<p>Şimdi tutup <strong>“0,30 puan etki de ne ki, ne önemi var ki”</strong> denilebilir mi? Diğer mal ve hizmetlerin fiyatı hiç artmasa bile ağustos enflasyonu en az yüzde 0,30 olacak demektir.</p>
<p>Kaldı ki akaryakıta gelen bu zam, diğer mal ve hizmet fiyatlarını da mutlaka etkileyecektir. İster zorunlu yansıma şeklinde olsun, ister bahane etkisiyle olsun; mutlaka etkileyecektir.</p>
<h2>Geçen yılki artış aşılacak gibi </h2>
<p>Tüketici fiyatları geçen yılın ağustos ayında yüzde 2,04 artış göstermişti. Bu yıla ilişkin tahminler ağırlıklı olarak yüzde 2 dolayında bulunuyor.</p>
<p>Ancak akaryakıttaki yüklü zam ve bu zamdan TÜFE’ye doğrudan yansıyacak 0,30 puanlık artış dikkate alındığında yüzde 2’de kalmanın çok zor olacağı söylenebilir.</p>
<p>Ağustos enflasyonu yüzde 2 ile yüzde 2,5 arasında gerçekleşecek gibi görünüyor.</p>
<p>TÜİK’in açıklayacağı oran ne olur onu kestirmek tabii ki mümkün değil ama ağustos ayı enflasyonu yüzde 2,5’i zorlarsa şaşırmamak gerek.</p>
<p>Bu da geçen yılın ağustosundaki oranın aşılması, dolayısıyla temmuz sonunda yüzde 31,75 düzeyinde oluşan yıllık oranın bir miktar artması demek.</p>
<p>Gerçi ağustos ayındaki artış geçen yıldan düşük kalsa ve yıllık oran örneğin yüzde 31,50’ye inse ne olur, ağustos artışı geçen yılı aşsa ve yıllık oran örneğin yüzde 32’ye çıksa ne olur!</p>
<p>Baksanıza hâlâ yüzde 31-32’lerde debelenip duruyoruz! Hem de bir yılı aşkın süredir…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/agustosta-akaryakit-kaynakli-03-puan-enflasyon-simdiden-kesin-85719</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/akaryakit.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustosta akaryakıt kaynaklı 0,3 puan enflasyon şimdiden kesin! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85718</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dikkatler Fed’e çevrildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler Fed’e Çevrildi! Tutanaklardan Yön Belirleyici Mesaj Çıkar Mı? |Ekonomi Masası | 19 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/Goc3DOf7r_w" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85718</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ev-tekstilcisi-52-afrika-ulkesinde-kacan-firsati-genc-tetsiad-yakalayacak-85717</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ev tekstilcisi 52 Afrika ülkesinde kaçan fırsatı ‘Genç TETSİAD’ yakalayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRKİYE </strong>Ev Tekstili Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TETSİAD) Başkanı <strong>Murat Şahinler, </strong>geçen yıl göreve başladığı günlerde Eminönü Mercan Yokuşu’na ilk gittiği günleri anımsadı:</p>
<p>-          <strong>Ben 7 yaşından itibaren Mercan’daki dükkanımızda çalışmaya başladım. Okullar tatil olunca bizim için Mercan Yokuşu günleri başlardı.</strong></p>
<p>O dönemdeki dükkan komşulukları aklına geldi:</p>
<p>-          <strong>Mercan Yokuşu’ndaki dükkan sahiplerinin çocukları olarak birbirimizi tanırdık.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a852ff864602-1787113464.jpg" alt="" width="700" height="424" /></strong>Mercan Yokuşu’nda ev tekstili sektörüne girip, zamanla fabrika sahibi olanları (kendisi dahil) ve onların çocuklarını düşündü:</p>
<p>-          <strong>Benim Mercan Yokuşu’nda ilk çalışmaya başladığım dönemdeki arkadaşlarımın çoğu kendi fabrikalarına çekildi. Bizden sonraki kuşak birbirini tanımıyor.</strong></p>
<p>Aklından geçenleri TETSİAD yönetim kurulundaki arkadaşlarıyla paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Biz Mercan Yokuşu geleneğinden geliyoruz. Çoğumuz o günlerden birbirimizi tanıyoruz. Ancak, bizden sonraki kuşak, bizim çocuklarımız tanışmıyor. Onların tanışıp kaynaşması, ortak akıl üretmesi için </strong>“Genç TETSİAD”<strong>ı kursak iyi olmaz mı?</strong></p>
<p>41 ilden 1600 üyesi olan TETSİAD’ın çatısı altında kurulan <strong>“Genç TETSİAD”, </strong>kısa sürede 300 kişiyi geçti, şu karar da kayıtlara geçti:</p>
<ul>
<li><strong>Genç TETSİAD’da yaş sınırı 35…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Murat Şahinler, </strong>aynı zamanda Yönetim Kurulu Üyesi de olan Genel Sekreter <strong>Ayhan Özsoy</strong>’dan TETSİAD’da çalışan profesyonel ekibin Türkiye’nin ev tekstili ihracat pazarlarındaki durumunu çıkarmasını rica etti. Çıkan sonuç şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye, ev tekstilinde Avrupa’da yüzde 20 pazar payına ulaşıyor. ABD’de yüzde 2.1 ama Afrika’nın birçok ülkesinde ise pazar payımız yüzde 1’in altında görünüyor.</strong></li>
</ul>
<p>Geçenlerde <strong>Hakan Güldağ, Sadi Özdemir </strong>ve <strong>İmam Güneş</strong>’le TETSİAD’ın merkezinde Başkan <strong>Murat Şahinler </strong>ve <strong>Ayhan Özsoy</strong>’la buluştuk.</p>
<p><strong>Murat Şahinler, </strong>Afrika ülkelerine dönük ev tekstili ihracatıyla ilgili şu saptamayı yaptı:</p>
<p>-          <strong>Ev tekstilinde dünyadaki ortalama payımız yüzde 4. Afrika’da incelediğimiz birçok ülkede Çin açık ara lider durumda. Biz ise Afrika’da çoğu pazarda yüzde 0.2-0.6 arasında pay alıyoruz. Bu tablo aslında o pazarlara hiç gitmediğimizi gösteriyor.</strong></p>
<p><strong>Murat Şahinler</strong>’in bu saptamayı aktarması üzerine 11. Cumhurbaşkanı <strong>Abdullah Gül </strong>ve Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>’la Sahra Altı dahil çok sayıda Afrika ülkesine seyahatlere katıldığımı anımsattım:</p>
<p>-          <strong>TOBB’un, DEİK’in organizasyonuyla söz konusu seyahatlerde iş dünyası buluşmaları, iş forumları gerçekleşiyordu. Birçok sektörden iş insanları o toplantılara katılıyordu. Demek ki ev tekstili sektörü söz konusu seyahatlere yeterince katılmamış.</strong></p>
<p><strong>Murat Şahinler, </strong>şu cümlesini tekrarladı:</p>
<p>-          <strong>Veriler Afrika ülkelerine hiç gitmediğimizi gösteriyor…</strong></p>
<p>Genç TETSİAD’a Afrika ülkeleriyle ilgili görev verdiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Genç TETSİAD’a görev verdik. 52 Afrika ülkesini aralarında paylaşacaklar. Pazar araştırması yapacaklar. Afrika ülkelerini bu şekilde odağımıza alacağız.</strong></p>
<p>Toplam 20 milyar dolarlık toplam hacme sahip olan ev tekstili sektörü, 3.2 milyar dolarlık ihracat yapıyor, 1.7 milyar dolarlık ihracat fazlasına ulaşıyor, kilo başına ihracat geliri 10 dolar dolayında bulunuyor…</p>
<p>TETSİAD’ın 52 Afrika ülkesini odağına almasının, ihracatlarını artıracak etki yapması bekleniyor…</p>
<h2>Kartalkaya’dan ders alalım, bütün oteller yanması zor perde, yatak çarşafına geçsin</h2>
<p><strong>TÜRKİYE </strong>Ev Tekstili Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TETSİAD) Başkanı <strong>Murat Şahinler, </strong>Kartalkaya’daki otel yangınını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>O feci yangında perdeler, yatak çarşafları, havlular yangını hızlandıran ve daha fazla yayılmasına yol açan etki yaptı.</strong></p>
<p>Dünyaca ünlü ve ülkemizdeki otel zincirlerinin tutuşması, yanması zor perde, yatak çarşafı, koltuk kılıfı kullanımın zorunlu tuttuğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Marka otellerin bu titizliği önemli ama bunu tüm tesisler için zorunlu hale getirmekte fayda var.</strong></p>
<p>Şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Yanmazlık teknolojisiyle üretilen kumaşlar gerçekten tutuşmuyor. Bu tür kumaşlar 24 saniye ateşe tutulup test ediliyor. Kumaşların bu özellikte olması yangının daha fazla tetiklenmesini ve yayılmasını önlüyor.</strong></p>
<p>Maliyetle ilgili bilgi aktardı:</p>
<p>-          <strong>Perde, yatak çarşafı, koltuk kumaşlarının yanmaz özellikte olanları metrekarede 1.5-2 dolar maliyet farkı yaratıyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Kartalkaya’daki o otelde perdeler, yatak çarşafları, koltuk kumaşları yanmaz özellikli olsaydı, o kadar can yitip gitmezdi.</strong></p>
<h2>Mısır’a gidenler bizi üzüyor</h2>
<p><strong>TÜRKİYE </strong>Ev Tekstili Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TETSİAD) Başkanı <strong>Murat Şahinler, </strong>tekstil-hazır giyim sektöründeki sıkıntılar konusu açılınca şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Hazır giyimde büyük sıkıntı var. Onu görüyoruz, biliyoruz. Çok şükür ev tekstilinde o kadar büyük sıkıntı yok. Bazı arkadaşlarımız mal yetiştiremeyecek seviyede sipariş alıyor.</strong></p>
<p>Mısır’a yatırıma giden sektör oyuncularını sorduk, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Mısır’a gidişler bizi üzüyor. </strong>“Gitmeyin, elbet bu sıkıntıları aşacağız” <strong>diyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Ev tekstilinde ABD’ye yatırıma gidenler olduğunu duyuyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kamuda lüks araç harcamaları beni çok üzüyordu</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a85300ad014a-1787113482.jpg" alt="" width="333" height="502" /></span><strong>GÜNGÖR Uras</strong>’ın Devlet Planlama Teşkilatı’ndaki (DPT) ilk yıllarıydı… <strong>Ziya Müezzinoğlu </strong>DPT Müsteşarlığı görevinden ayrılmış, yerine <strong>Memduh Aytür </strong>atanmıştı…</p>
<p><strong>Güngör Ursa, </strong>DPT’de o günlerde daha çok deneyimli olduğu para, banka, kredi, küçük sanayi ve kooperatifçilik konularında çalışacağını düşünürken bir gün <strong>Memduh Aytür </strong>odasına çağırdı:</p>
<p>-          <strong>Bundan sonra askeriyeye de sen bakacaksın, Milli Emniyet’e de…</strong></p>
<p>DPT, o dönemlerde her kamu kuruluşunun yatırım ve cari harcamalarını inceliyordu. Her yıl bütçe hazırlıkları öncesi kuruluşların cari harcamalarının sınırını ve yatırım harcaması yapılacak projeleri belirliyordu.</p>
<p><strong>Güngör Uras, </strong>birkaç kez Milli Emniyet’in Atatürk Orman Çiftliği’ndeki Marmara Köşkü’nde brifinge davet edildi. Brifinglerde <strong>Uras</strong>’a Milli Emniyet’in önemi ve yapılan işler gereği gündeme gelen harcamaların kısılmaması gereği anlatılıyordu.</p>
<p><strong>Uras, </strong>o günleri anlatırken şu noktanın altını özellikle çiziyordu:</p>
<p>-          <strong>Milli Emniyet bütçesinde lojman ve lüks araç harcamaları beni çok üzerdi…</strong></p>
<p><strong>Güngör Uras, </strong>Milli Emniyet’teki çalışmaları sırasında bütçedeki 3 Mustang otomobil alımı teklifi dikkatini çekti. Kendisinin de hayalinde Mustang otomobil sahibi olmak vardı. Hayalinden sıyrılıp Milli Emniyet’teki muhataplarına sordu:</p>
<p>-          <strong>3 Mustang otomobil almak da nereden çıktı? Bunun gerekçesi nedir?</strong></p>
<p>Yanıt gerekçesiyle birlikte hazırdı:</p>
<p>-          <strong>Casus takibi için almaya mecburuz…</strong></p>
<p><strong>Güngör Uras</strong>’ın bugün de güncel olan kamudaki araç alımları konusundaki anısını <strong>“Güngör Uras Kitabı: Saf ve Bakir Anadolu Çocuğu”</strong>nda okumuştum.</p>
<p><strong>Haşim Akman, Güngör </strong>Abi’yi ustalıkla konuşturmuş, her satırı, kelimesi ders niteliğindeki anıları kapsamlı kitaba dönüştürmüştü.</p>
<p><strong>Güngör </strong>Abi, Milli Savunma ve Milli Emniyet bütçeleriyle ilgili şu izlenimini aktarmıştı:</p>
<p>-          <strong>Bütçe hazırlıkları başlayınca ordunun Ege manevraları gündeme gelirdi. Milli Emniyet de mutlaka bir casus yakalardı.</strong></p>
<p><strong>“Güngör Uras Kitabı: Saf ve Bakir Anadolu Çocuğu”, Güngör </strong>Abi’nin DPT’den TÜSİAD’a, Sabah, Dünya, Milliyet, Ekonomide Diyalog, Finans Dünyası’ndaki köşe yazarlıklarına, TV programlarına kadar çok önemli anılarından oluşuyor.</p>
<p><strong>Güngör </strong>Abi’yi ölüm yıldönümünde kitabından alıntılarla anmak istedim…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">LC Waikiki kapıyı açtı, Valilik ve Bakanlık Sörf merkezini yaptı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a853021d2a6b-1787113505.jpg" alt="" width="600" height="572" /></span><strong>2017 </strong>yılında Sri Lanka’nın Ahangama kasabasında, 2021 yılında Ordu’nun Perşembe ilçesinde, 6 Şubat 2023 depremleri sonrası da Samandağ’da <strong>“dalga sörfü” </strong>merkezi kuran <strong>Deniz Toprak</strong>’tan yeni bir mesaj aldım:</p>
<p>-          <strong>Bu sene Hatay Valiliği ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın desteğiyle dünyaya örnek olacak bir sörf merkezi Samandağ’da bizim için yapıldı. Bu ay oraya taşındık.</strong></p>
<p>Samandağ’a ilk gittikleri günleri anımsattı:</p>
<p>-          <strong>LC Waikiki’nin desteğiyle bir prefabrik yapıda başlayan girişimimiz şimdi 12 odalı, spor salonlu, kafeteryalı bir spor kompleksine dönüştü.</strong></p>
<p>Yüreğine sağlık <strong>Deniz Toprak…</strong></p>
<p>LC Waikiki’yi Samandağ’da sörf merkezinin ilk adımını attığı için, Hatay Valiliği ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nı da kalıcı merkezi yaptıklarından dolayı kutluyorum…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ev-tekstilcisi-52-afrika-ulkesinde-kacan-firsati-genc-tetsiad-yakalayacak-85717</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/7/1280x720/murat-sahinler-1787113567.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ev tekstilcisi 52 Afrika ülkesinde kaçan fırsatı ‘Genç TETSİAD’ yakalayacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/swap-artti-doviz-satisi-hiz-kesti-85716</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Swap arttı, döviz satışı hız kesti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası son haftalarda yüklü döviz alımlarıyla ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaş döneminde yaptığı döviz satışlarının miktarını da geriletiyor. QNB ekonomistlerinin hesaplamalarına göre 14 Ağustos ile biten geçen hafta 3.3 milyar dolar daha döviz alımı yapan TCMB’nin savaş dönemindeki döviz satışı yaklaşık 6.6 milyar dolara geriledi. Uzmanlar swap kanalıyla son dönemde girişin hızlandığını belirtirken hesaplamalara göre yabancını swap pozisyonu yaklaşık 40 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. </p>
<h2>Net rezerv 25 milyar dolar daha az </h2>
<p>TCMB’nin QNB ekonomistlerinin hesaplamalarına göre geçen hafta toplam rezervleri 5.1 milyar dolar artarak 183.5 milyar dolara yükseldi. Savaş öncesinde 27 Şubat ile biten haftada toplam rezervler 210.3 milyar dolar seviyesinde bulunuyordu. Savaş döneminde en düşük 149.2 milyar dolara gerileyen toplam rezervler savaş öncesinin 26.8 milyar dolar altında seyrediyor. QNB ekonomistlerinin analizine göre geçen hafta içinde bankaların TCMB’de zorunlu karşılık ve teminat depo çerçevesinde tuttukları döviz miktarının 0.9 milyar dolar artması, brüt rezervi olumlu etkiledi. Bunu hariç tutan net rezerv ise 4.2 milyar dolar artışla 67.1 milyar dolara yükseldi. Net uluslararası rezervler savaş öncesinde 91.8 milyar dolar seviyesindeydi. 14 Ağustos haftasındaki net uluslararası rezervler savaş başlangıcına göre 24.7 milyar dolar daha az. Swap hariç net rezervler ise geçen hafta 3.8 milyar dolar arttı ve 54.4 milyar dolara çıktı. Savaş öncesinde swap hariç net rezervler 78.8 milyar dolar idi, şimdi 24.4 milyar dolar daha düşük seviyede bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a852e3dad9ae-1787113021.png" alt="" width="700" height="373" />QNB ekonomistlerinin analizine göre net rezerv içinde değerlendirilen yurt içi bankalarla yapılan satım yönlü swap hacminin 14 Ağustos haftasında 0.3 milyar dolar azalması, net rezervi olumlu etkiledi. Altın fiyatlarının yükselmesi ise net rezervde 0.8 milyar dolarlık artışa yol açtı. Kamunun döviz mevduatı da incelenen hafta içerisinde 0.2 milyar dolar düştü. Sonuç olarak, bu sayılan işlemler net rezervin geçen hafta 0.9 milyar dolar yükselmesine neden olurken net rezervdeki değişimi dikkate aldığımızda, bunun dışında kalan işlemlerle toplamda 3.3 milyar dolar döviz alışı gerçekleştirildiği hesaplandı.</p>
<h2>İlk ayda satış 50 milyar dolar </h2>
<p>14 Ağustos haftasıyla birlikte son üç haftadır TCMB kesintisiz döviz alımı yaptı. 31 Temmuz'daki 2.5 milyar dolar, 7 Ağustos'taki 5.4 milyar dolar ile geçen haftaki 3.3 milyar dolar dikkate alındığında toplam 3 haftalık döviz alımı 11.2 milyar dolara yükseldi. Savaşın başlamasıyla birlikte mart ayı boyunca özellikle yabancı çıkışlarını karşılamak için TCMB yüklü döviz satışları gerçekleştirdi. QNB ekonomistlerinin analizlerinden yapılan hesaplamaya göre mart ayında TCMB'nin döviz satışları 44.3 milyar dolara yükseldi. Nisanın ilk haftasında yapılan yaklaşık 5 milyar dolarlık daha döviz satışıyla savaşın ilk 5 haftasındaki satış 50 milyar dolara dayandı.</p>
<h2>İki haftada 9 milyar dolara yaklaştı </h2>
<p>Nisanda ateşkesin gündeme gelmesi ve mayısta da geçici ateşkesin ilan edilmesiyle birlikte TCMB döviz alımlarına yeniden başladı. Nisan ayında 12.1 milyar dolara yakın döviz alımı yapan TCMB mayısta ise saldırıların yaşanması ile Hürmüz Boğazı'na yönelik endişeler nedeniyle döviz satışları yeniden hızlandı. Mayısta TCMB'nin döviz satışı yaklaşık 6.2 milyar dolar odu. Haziran ise pozitif geçti ve TCMB 13.4 milyar dolarlık alım gerçekleştirdi, Hürmüz'ün açılması, ateşkesin devamıyla birlikte temmuzda da 9.7 milyar dolar daha alım yaptı. Ağustosun ilk iki haftasında ise döviz alımları 8.7 milyar dolara ulaştı.</p>
<h2>Swap pozisyonu 40 milyar dolar seviyesinde </h2>
<p>Tüm bu işlemler TCMB'nin savaşın başlamasından bu yana gerçekleştirdiği döviz satışının QNB ekonomistlerinin analizlerinden yapılan hesaplamaya göre 6.6 milyar dolara kadar gerilediğini ortaya koydu. Öte yandan son günlerde swap kanalından döviz girişi de hızlandı. Yerli ve yabancı analistlerin verdiği bilgilere göre swap girişleri son günlerde hızlandı ancak bu kanaldan yapılan girişler geçici değerlendiriliyor. Analistlerin verdiği bilgiye göre yaklaşık yabancının 40 milyar dolara yakın swap pozisyonu bulunuyor. Analistler bunun bir kısmının Türk bankalarının kendi pozisyonları olduğunu belirtti. Devlet iç borçlanma senetlerinde de yabancı yatırımı 18 milyar dolar, hisse senetlerinde ise 40 milyar dolar civarında bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/swap-artti-doviz-satisi-hiz-kesti-85716</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşla birlikte yüklü döviz satışı yapan TCMB son dönemde gerçekleştirdiği alımlarla satışları 6.6 milyar dolara kadar düşürdü. Rezervler savaş öncesinin yaklaşık 25 milyar dolar altında kalsa da son haftalardaki alımlar dikkat çekti. Analistler swap kanalından döviz girişlerinin de hızlandığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatin-artisi-fiyat-kaynakli-85715</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatın artışı fiyat kaynaklı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’nin dış ticaret endekslerinde son üç yıllık hareketli ortalamalar, ihracattaki değer artışının sipariş ve üretimden çok maliyet baskısından kaynaklandığını ortaya koydu. Özellikle kur-enflasyon makasının açıldığı dönemde enerji, işçilik ve hammadde maliyetlerindeki yükseliş ihracat fiyatlarına yansırken, ihracat miktarındaki gerileme katma değerli bir büyümenin oluşmadığını gösterdi.</p>
<p>EKONOMİ’nin TÜİK verilerinden yaptığı hesaplamaya göre ihracat birim değer endeksinin 36 aylık hareketli ortalaması 2023 başında yaklaşık 113 seviyesindeyken 2026 Haziran ayında 129,3’e yükseldi. Aynı dönemde ihracat miktar endeksinin hareketli ortalaması 150 seviyesinden 142,5’e geriledi. Son aylarda miktar endeksindeki zayıf seyrin sürmesi dikkat çekti.</p>
<p>Yıllık ortalamalar da aynı tabloyu destekledi. İhracat birim değer endeksi 2023’te 113,3, 2024’te 114,3 iken 2025’te 121,6’ya çıktı. 2026 Haziran itibarıyla hareketli ortalama 129,3 seviyesine yükseldi. Buna karşılık ihracat miktar endeksi 2023’te 149,6, 2024’te 151,7 olurken 2026 Haziran’da 142,5’e geriledi.</p>
<p>Bu tablo, ihracat gelirlerindeki artışın daha fazla mal satılmasından değil, aynı malın daha yüksek fiyattan satılmasından kaynaklandığını gösterdi. Başka bir ifadeyle ihracatçı daha çok kazanıyor gibi görünse de bunun önemli bölümü maliyet artışının satış fiyatına yansıtılmasından oluştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a852cb7335de-1787112631.png" alt="" width="839" height="1298" /></p>
<h2>Birim değerdeki yükselişin arkasında maliyet geçişkenliği var </h2>
<p>Endeksin 36 aylık ortalaması 2023 Ocak ayında 113,1 seviyesindeyken 2023 sonunda 113,3, 2024 sonunda 121,6 ve 2026 Haziran’da 129,3 seviyesine yükseldi. Yaklaşık 3,5 yılda yaşanan 16 puana yakın artış, ihracat fiyatlarının kalıcı biçimde yukarı yönlü hareket ettiğini gösterdi.</p>
<p>Ancak aynı dönemde ihracat miktar endeksinin hareketli ortalaması 2024 ortasında 153,5 ile zirve yaptıktan sonra aşağı yönlü eğilime girdi ve 2026 Haziran’da 142,5 seviyesine geriledi. Başka bir ifadeyle ihracatçı daha yüksek fiyattan satış yaptı, fakat daha fazla mal satamadı. Fiyat endeksi yükselirken miktar endeksinin gerilemesi, gelir artışının hacim artışından değil fiyat ayarlamalarından kaynaklandığını ortaya koydu.</p>
<p>Endeksteki hızlanma özellikle 2025 sonrasında belirginleşti. Bu dönem, enerji, işçilik ve hammadde maliyetlerindeki artışın satış fiyatlarına daha güçlü yansıtıldığı döneme denk geldi. 2026’nın ilk altı ayında birim değer endeksinin 129,3 seviyesine çıkması, maliyet baskısının halen sürdüğünü gösterdi. Bu nedenle birim değerdeki yükseliş tek başına ihracatın niteliğinin arttığı anlamına gelmedi. Veriler, ihracatta değer artışının önemli bölümünün maliyet telafisinden kaynaklandığını, miktar endeksindeki gerilemenin ise fiyat artışının sipariş ve hacim kaybını telafi etmeye yetmediğini ortaya koydu. Özellikle emek yoğun sektörlerde görülen sipariş daralması, birim değer artışının katma değerli dönüşümden çok maliyet geçişkenliğiyle açıklanabileceğini güçlendirdi.</p>
<h2>İthalat artışında petrol ve altın etkisi</h2>
<p>İthalat miktar endeksinin hareketli ortalaması 2023 başındaki 117 seviyesinden 2023 sonunda 130,2 ile zirveye çıktıktan sonra kademeli olarak geriledi. Endeks 2026 Haziran’da 124,9 seviyesine inerek son dönemin düşük seviyelerinde kalmaya devam etti. Bu görünüm, ithalatta hacmin zayıfladığını ve talep tarafında temkinli bir eğilimin öne çıktığını ortaya koydu.</p>
<p>Buna karşılık ithalat birim değer endeksinin hareketli ortalaması yüksek seyrini korudu. 2023 yılı başında 148,2’de olan endeks, 2023 ve 2024’te kademeli gerilemenin ardından 2025’ten itibaren yeniden yukarı yönlü eğilime girdi ve 2026 Haziran’da 140,2 seviyesine çıktı. Miktar endeksi son dönemde gerilerken birim değer endeksinin yükselmeyi sürdürmesi, ithalat faturasındaki baskının büyük ölçüde fiyat kaynaklı devam ettiğini gösterdi.</p>
<p>İthalat tarafındaki sert aylık hareketler de dikkat çekti. Son üç yılda ithalat birim değer endeksinde dönem dönem görülen güçlü yükselişler, petrol ve altın fiyatlarındaki hareketlerle aynı döneme denk geldi. Enerji fiyatlarındaki artış, altın ve kıymetli metal ithalatındaki sıçramalar, toplam ithalat endeksini kısa sürelerde belirgin biçimde yukarı taşıdı. İthalat miktar endeksinde görülen keskin düşüşlerin tamamı da ekonomik aktivitedeki ani zayıflamayla örtüşmedi. Özellikle Ramazan ve Kurban Bayramı’nın üretim ve lojistik akışını etkilediği aylarda çalışma günü sayısının azalması, endekslerde geçici gerilemelere yol açtı. Takvim etkisinin güçlü olduğu dönemlerin ardından sonraki aylarda hızlı toparlanmalar yaşandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rekabet gücü maliyet baskısıyla eridi</span></h2>
<p>Hareketli ortalamalar, ihracatın nominal olarak büyüdüğü ancak reel olarak güç kaybettiği yorumlarını destekledi. İhracatçıların birim başına daha yüksek gelir elde etmesi ilk bakışta olumlu görünse de bunun önemli bölümünün maliyet telafi sinden kaynaklanması rekabet gücündeki aşınmayı gizliyor. İhracatçılara göre mevcut tabloda öncelik, katma değer tartışmasından önce fi yat rekabetçiliğinin yeniden tesis edilmesi. Sektör temsilcileri, son dönemde yaptıkları açıklamalarda kur-enflasyon dengesinin ihracatçı lehine iyileştirilmesi, döviz dönüşüm desteğinin artırılması, reeskont kredi faizlerinin yüzde 15 seviyesine çekilmesi ve uzun vadeli düşük maliyetli fi nansman imkanlarının genişletilmesi gerektiğini vurguluyor. İhracatçılara göre, üretim maliyetlerini dengeleyecek bu tür destekler sağlanmadığı sürece ihracat gelirlerindeki artışın sürdürülebilir olmayacağı, sipariş hacmindeki daralmanın ise üretim, istihdam ve yatırım üzerinde baskı yaratmaya devam edeceği ifade ediliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatin-artisi-fiyat-kaynakli-85715</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/5/1280x720/ihracat-ithalat-1779254330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son üç yılın hareketli ortalamaları, ihracattaki değer artışının sipariş ve üretimden değil, maliyet baskısından kaynaklandığını ortaya koydu. Birim fiyatlar yükselirken miktar endeksindeki gerileme, katma değerli büyüme yerine maliyet enflasyonunun ihracata yansıdığını gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/-</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tevfik Güngör Uras ağabeyimizi anıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Basınımızın unutulmaz kalemi, ekonomi gazeteciliğinin ustası, televizyon dünyasının renkli ismi Tevfik Güngör Uras’ın aramızdan ayrılmasının üzerinden 8 yıl geçti. Arkasında kendine has üslubuyla kaleme aldığı binlerce köşe yazısı bırakan, özgün üslubuyla toplumda finansal okuryazarlığı artırdığı gibi ‘sade vatandaşın’ sözcüsü olarak geniş kesimlere hitap edebilme yeteneği geliştiren Güngör Uras'ı bugün Sarıyer Aşiyan'daki kabri başında saat 10.30'da anacağız.</p>
<p><strong>DPT'de uzman olarak çalıştı </strong></p>
<p>Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu Uras, gazetecilik mesleğinden önce 1962-1974 yılları arasında Devlet Planlama Teşkilatı’nda (DPT) uzman olarak çalıştı. İlk yazılarına 1968'de Türkiye İktisat Gazetesi'nde başlarken, 1980 sonrasında Rapor gazetesinde isimsiz olarak yazarlık yaptı. Zaman içerisinde Güneş, Dünya, Sabah, Milliyet gazetelerinde basit, teknik terimleri açıklayan öğretici, halka yakın gelen üslubuyla okuruna seslenen Güngör Uras, aynı zamanda değerli karikatüristlerin çizimleriyle birleştirdiği yazılarıyla fark yarattı.</p>
<p><strong>30'dan fazla kitap yazdı </strong></p>
<p>Gazetecilik yaşamında birden fazla yayında yazan az sayıdaki isim arasında yer aldı. Ağırlıklı ‘Ayşe Hanım Teyze’, ‘Ali Rıza Bey’ karakterleri üzerinden ekonomik gündem ve uygulamalar geniş kesimler tarafından takip edildi. Mahalle esnafından; simitçisinden, balıkçısına, manavından, tarladaki üreticiye, çarşı-pazardan ticaretin merkez semtlerine, sanayiciye, ihracatçıya uzanan çok geniş alanda saha izlenimleri büyük ilgi gördü. Ekonominin yanı sıra seyahat ve gastronomi yazılarıyla da ün kazanan Uras, NTV ve TRT’de de programlar yaptı. Lisans eğitiminden sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde başladığı doktora çalışmasını İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde tamamladı. Doçentlik derecesini Boğaziçi Üniversitesi'nde, profesörlük unvanını Marmara Üniversitesi'nde aldı. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde 2000 yılına kadar iktisat dersi verdi. Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin, vefatıyla ilgili taziye mesajında belirttiği şekliyle 'TÜSİAD'ın Türk özel sektörünün bağımsız, gönüllü ve etkili sivil toplum kuruluşu olarak kurulmasına' büyük katkı sağladı. TÜSİAD’ın ilk genel sekreteri olan Uras, Aksigorta’da da üst düzey görevlerde bulundu. İçinde, ekonomi, seyahat ve gastronomi kitaplarının da bulunduğu 30’dan fazla yayını, okuru ile buluştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/-</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/3/1280x720/gungor-uras-1755529147.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomist-yazar, duayen gazeteci Tevfik Güngör Uras, aramızdan ayrılışının 8’inci yılında ailesi ve sevenleri tarafından İstanbul Aşiyan’daki kabri başında bugün anılacak. Gazete yazılarının yanı sıra televizyon programlarıyla da geniş kesimlere seslenen Güngör Ağabey, kendine has üslubu ile basın dünyamızın özgün isimleri arasında yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yeni-partili-milletvekiline-gaziantepte-bicakli-saldiri-85701</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 19:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> YENİ Parti Milletvekili Melih Meriç&#039;e bıçaklı saldırı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>CHP’den istifa ederek YENİ Parti’ye geçen Gaziantep Milletvekili Melih Meriç, Şahinbey ilçesinde vatandaşlarla bir araya geldiği sırada Oğuzeli eski CHP İlçe Başkanı Seydi Ahmet Keleş'in bıçaklı saldırısına uğradı. </p>
<p>Saldırının ardından çevrede bulunanların ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Saldırıda yaralanan Milletvekili Meriç, 112 Acil Sağlık ekiplerinin müdahalesinin ardından ambulansla Gaziantep Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı.</p>
<p><video style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" controls="controls" width="300" height="150">
<source src="/storage/uploads/0/0/0/6a849b9fd356c-1787075487.mp4" type="video/mp4" /></video></p>
<p>Gaziantep Valisi Kemal Çeber, AA muhabirine, milletvekili Meriç'in kent merkezinde bıçaklı saldırıya uğradığını söyledi.</p>
<p>Saldırının ardından Meriç'in hastaneye kaldırıldığını belirten Çeber, "Konuyu titizlikle takip ediyoruz. Ümit ederim ki milletvekilimizi kısa zamanda aramızda görürüz." dedi.</p>
<p>Merkez Şahinbey ilçesi Akkent Mahallesi’nde saldırıya uğrayan milletvekili Meriç'in Gaziantep Şehir Hastanesi'nde ameliyata alındığı öğrenildi.</p>
<p>Saldırganın önceki dönem CHP Oğuzeli İlçe Başkanı S.A.K. olduğu ve arandığı bildirildi.</p>
<p>Bu arada, saldırı anı çevredeki güvenlik kameralarınca da kaydedildi. Görüntülerde, Meriç'in şüpheli S.A.K. ile arasında gerginliğin ardından yaşanan arbede görüldü.</p>
<p>Öte yandan, milletvekili Meriç'in öğle saatlerinde yakın korumasına izin verdiği için olay anında yanında bulunmadığı öğrenildi.</p>
<p><strong>Vali Çeber'den ziyaret</strong></p>
<p>Gaziantep Şehir Hastanesine gelen Vali Çeber, İl Sağlık Müdürü Beytullah Şahin'den ameliyata ilişkin bilgi aldı.</p>
<p>Çıkışta gazetecilere açıklamada bulunan Çeber, Meriç'in durumunun iyi olduğunu söyledi.</p>
<p>Milletvekilinin ameliyatının az önce tamamlandığını aktaran Çeber, "Sayın vekilimizin durumu iyi, çok şükür. Ameliyatı biraz önce tamamlandı. Biz de anlık olarak takip ettik. Yaklaşık 1,5 saat önce sayın vekilimiz, şehrimizin sokaklarında vatandaşlarla beraberken yanına yaklaşan bir şahısla sohbet etti. Ardından sohbetin tartışmaya dönmesi ve şahsın vekilimi bıçaklaması şeklinde gelişen bir olay var." dedi.</p>
<p>Saldırganla ilgili bilgiler aktaran Çeber, şunları kaydetti:</p>
<p>"Şahıs bilinen bir şahıs, bir siyasi partimizin eski Oğuzeli İlçe Başkanı. İnşallah yakın zamanda onu alacaklar (gözaltı süreci). Şahsın kaçtığı bölgeyi biliyoruz ve kısa sürede alacağımıza inanıyorum. Milletvekilimiz ameliyata alınırken korktuğumuz bazı senaryolar vardı, hamdolsun hiçbiri olmadı ve toparlandı. O süreç içerisinde Sayın Meclis Başkanımız Numan Kurtulmuş Bey, İçişleri Bakanımız Mustafa Çiftçi Bey ve Sağlık Bakanımız Kemal Memişoğlu süreci yakından takip etti. Gaziantep olarak çok üzüldük. Telefonlarımız susmuyor. Allah korudu. Sayın vekilimiz hepimizin çok sevdiği, güler yüzlü, sürekli insanlarla, halkla iç içe olan bir vekildir. İnşallah sağlıkla tekrar sevdiklerine dönecektir."</p>
<p>Yaşanan gelişmelerin nedeniyle ilgili sürecin de araştırıldığına işaret eden Çeber, "Olayın nedenini bilemiyoruz. Şahıs eski ilçe başkanı. Artık hangi konuda tartışıyorlar, önce sohbet, ardından tartışmaya dönüyor. Şahıs alındığında ona soracağız. Sayın vekilimiz kendine geldiğinde anlatacaktır. Konu ne olursa olsun, bunun sonucu bıçaklanma, yaralanma olmamalı. Hepimizi üzdü. (Şüpheli) 27 suç kaydı olan bir şahıs. Ekiplerimiz kısa sürede onu alacaklar. Elhamdülillah, vekilimizin hayati riski yok." diye konuştu.</p>
<p>Gaziantep Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ahmet Ulaşan ise "Şu an durumu stabil. Ameliyatın önemli bir kısmı yapıldı. Bir bağırsak yaralanması var, orası tamir edildi. Şu an son kontrolleri yapılıyor. Tansiyonları şu an stabil. En son aldığımız bilgi, artık kapatma işlemine geçildiği yönünde. Şu an durumu stabil diyebiliriz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yeni Parti'ye geçmişti</strong></p>
<p>Melih Meriç, kısa süre önce CHP'den ayrılarak YENİ Parti'ye katılmış ve Gaziantep Milletvekili olarak siyasi çalışmalarını yeni partisinde sürdürmeye başlamıştı. Meriç'in özellikle son dönemde Gaziantep'te saha çalışmalarına ağırlık verdiği, vatandaşlarla bir araya gelerek kent gündemine ilişkin sorunları dinlediği biliniyor. Gaziantep'te büyük yankı uyandıran saldırıyla ilgili soruşturma sürerken, Meriç'in sağlık durumuna ilişkin resmi açıklama yapılması bekleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yeni-partili-milletvekiline-gaziantepte-bicakli-saldiri-85701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/1/1280x720/yeni-partili-milletvekiline-gaziantepte-bicakli-saldiri-1787071359.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni Parti Gaziantep Milletvekili Melih Meriç uğradığı bıçaklı saldırı sonucu yaralandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kutahya/kutahya-osb-mudurlugu-voleybol-turnuvasinda-sampiyon-oldu-85697</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 16:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kütahya OSB Müdürlüğü Voleybol Turnuvasında Şampiyon Oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p class="isSelectedEnd">KÜTAHYA/EKONOMİ</p>
<h2>Eskioğlu: ❝Dostluğu ve centilmenliği ön planda tutan tüm takımlarımız turnuvamıza ayrı bir değer kattı❞</h2>
<p class="isSelectedEnd">Kütahya Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu, firmalar arasındaki iletişimi ve dayanışmayı güçlendiren organizasyonları önemsediklerini belirtti.</p>
<p>Eskioğlu, "Sahada rekabet ederken dostluğu ve centilmenliği ön planda tutan tüm takımlarımız, turnuvamıza ayrı bir değer kattı. Şampiyon olan Kütahya OSB Müdürlüğü Takımımızı, dereceye giren takımlarımızı ve mücadele gösteren tüm sporcularımızı yürekten kutluyor, organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kutahya/kutahya-osb-mudurlugu-voleybol-turnuvasinda-sampiyon-oldu-85697</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/7/1280x720/kutahya-osb-mudurlugu-voleybol-turnuvasinda-sampiyon-oldu-1787061088.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[  Kütahya Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Yönetim Kurulu Başkanlığınca düzenlenen Firmalar Arası Voleybol Turnuvası, final karşılaşmasıyla tamamlandı.

Sanayinin farklı alanlarında faaliyet gösteren firmaların katıldığı turnuvanın finalinde Tulu Porselen Takımı ile Kütahya OSB Müdürlüğü Takımı karşı karşıya geldi.

Çekişmeli geçen karşılaşmanın ardından Kütahya OSB Müdürlüğü Takımı şampiyon oldu. Tulu Porselen Takımı turnuvayı ikinci, Pomeks Pomza Takımı ise üçüncü sırada tamamladı.

Turnuva boyunca çalışanlar, takımlarını tribünlerden destekledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alginin-sinirlari-85690</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 15:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Algının sınırları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>“Dünya, duyularımızın keskinleşmesini sabırla bekleyen sihirli şeylerle dolu.”</em></p>
<p>-W.B. Yeats</p>
<p>"Savaş sisi", askeri çatışmalar sırasında yaşanan komuta belirsizliği, eksik istihbarat ve kafa karışıklığıdır. Genellikle Prusyalı askeri teorisyen Carl von Clausewitz'e ve onun çığır açan kitabı Savaş Üzerine'ye (Vom Kriege) atfedilse de Clausewitz kitabında tam olarak bu ifadeyi kullanmamıştır. Savaş dışında gündelik hayatta da "savaş sisi" (fog of war) adı verilen bir durumla karşılaşabiliriz. Çevreniz karanlığa gömülüdür ancak siz etrafı keşfettikçe görünür hale gelir.</p>
<p>Meğer duyularımız aşağı yukarı böyle işliyormuş. Donald Hoffman’ın “Interface Theory of Perception” teorisi, gerçeklik olarak algıladığımız şeyin "nesnel bir hakikat" değil, hayatta kalmamız için optimize edilmiş yararlı bir özet olduğunu öne sürer. Deneyimlediğimiz şey, bilgisayarın iç işleyişinden ziyade bir masaüstü simgesine benzer. Varlığın tüm gerçekliğini değil, yalnızca gerekli olanı algılayacak şekilde evrildik. Örneğin, görme yetimizin oldukça iyi olduğunu düşünme eğilimindeyizdir; oysa elektromanyetik spektrumun bize görünür olan kısmı, bu spektrumun kabaca on trilyonda biridir.</p>
<p>Evrim bizi tüm hakikati algılayacak şekilde biçimlendirmedi; bizi hayatta kalacak şekilde biçimlendirdi. Hoffman, "Bunun bir parçası da bilmemize gerek olmayan şeyleri bizden gizlemeyi içeriyor" diyor.</p>
<p>Gerçeği olduğu gibi görmemiz önündeki en büyük engellerden biri ise en baskın korkularımızdan genellikle maddi kıtlıkla ilgili olandır. Bu korkular hareket alanımızı kısıtlar ve hayatımızda nelerin mümkün olduğuna dair algımızın sınırlarını belirler. Konuştuğum insanların büyük çoğunluğu, anlam arayışı ile para kazanma zorunluluğu arasındaki ilişkiyi irdeliyor.</p>
<p>Kıtlık korkusunun muhakeme yeteneğimizi gölgelediği gayet açıktır. İşin daha ilginçleştiği nokta ise, uyum sağlama becerisi (fitness) ile doğruluk arasındaki ödünleşim ilişkisinin diğer tarafı olarak görülür. Buradan çıkan sonuç şudur: Kaygı düzeyiniz ne kadar düşükse, gerçekliği o denli doğru algılayabilirsiniz. Bu daha zengin gerçeklikte algılayabildiğimiz güçler, temel olarak incelikli ve hissedilmesi güç nitelikte olabilir.</p>
<p>Hem küresel hem de yerel riskli varlıklara yönelik olumlu taktiksel duruşumuzu koruyoruz. Bununla birlikte, Jackson Hole toplantısının ardından Eylül ayında keskin bir düzeltme yaşanmasını beklemeye devam ediyoruz.</p>
<p>Türkiye özelinde ise geçen hafta Enflasyon Raporu'nun olumlu bir risk olayı olmasını ve fonlama maliyetinin düşürülmesine dair sinyal vermesini beklediğimizi ifade etmiştik. TCMB, son Enflasyon Raporu'nda 2026, 2027 ve 2028 yıl sonları için ara enflasyon hedeflerini sırasıyla yüzde 24, yüzde 15 ve yüzde 9 seviyelerinde değiştirmeden korudu ancak 2026 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 26'dan yüzde 28'e yukarı yönlü revize edilirken, 2027 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 15 seviyesinde sabit tutuldu. Cari yıla ilişkin yukarı yönlü revizyon, büyük ölçüde para politikasının kontrolü dışındaki arz yönlü faktörleri yansıtıyor.</p>
<p>Daha da önemlisi, para politikası cephesinde Başkan; Banka'nın fonlamanın normalleştirilmesi, yani fonlamanın yeniden yüzde 37'lik bir haftalık repo faizi üzerinden sağlanması konusunu aktif bir şekilde tartıştığını belirtti. Bununla birlikte, net bir takvimden bahsetmedi.</p>
<p>Başkan ayrıca, revizyonun temel nedenlerinin büyük ölçüde para politikasının kontrolü dışında kalması ve buna karşılık temel enflasyon eğilimlerinin iyileşme göstermeye devam etmesi nedeniyle, enflasyon tahminindeki 2 puanlık yukarı yönlü revizyonun politika duruşunda sıkılaştırmayı gerektirmediğini ifade etti. Zayıf iç talep konusuna da defalarca değinildi.</p>
<p>Banka'nın önümüzdeki iki hafta gibi kısa bir süre içinde fonlamayı normalleştirebileceğini ve Eylül ayından itibaren çok temkinli bir gevşeme döngüsü başlatarak politika faizini 2026 sonuna kadar yüzde 35 seviyesine çekebileceğini düşünüyoruz. Bu senaryo gerçekleşirse, fonlama faizinin normalleşmesi Türk hisse senetleri için olumlu bir katalizör olabilir.</p>
<p>Küresel ölçekte, risk alma ve "carry trade" (düşük faizli para birimiyle borçlanıp yüksek getirili varlıklara yatırım yapma) işlemleri için makul ölçüde elverişli bir ortam görmeye devam ediyoruz. Bu temel senaryoda, makroekonomik oynaklığın sınırlı kalması bekleniyor.</p>
<p>Hem G10 hem de gelişmekte olan piyasalarda çekirdek enflasyon, ABD'nin son aylık çekirdek enflasyon verisi de dahil olmak üzere, genel olarak makul bir seyir izledi. Büyüme gücünü koruyor. İş gücü piyasası istikrarlı görünüyor ve finansal koşullar yeniden gevşedi. Gelişmekte olan piyasalar, Avrupa ve Asya’da yaşanan tekrarlayan şoklara rağmen beklenenden daha fazla dayanıklılık gösterdi.</p>
<p>Şirket kârlılığı da oldukça güçlü. İstikrarlı büyüme ve yüksek kâr marjları, ABD'deki şirket kazanç artışının güçlü bir şekilde çift haneli seviyelerde kalmasını sağladı. Daha önce de belirttiğimiz gibi, başlıca üç risk alanı bulunmaktadır: petrol, faiz oranları ve yapay zekâ (AI) temasına ilişkin yeniden ortaya çıkabilecek şüpheler. En yakın risk, yalnızca yüksek petrol fiyatlarından kaynaklanmayan bir şekilde, uzun vadeli tahvil getirileri cephesinde görülüyor. Bize göre sorun daha çok yapısal nitelikte: Ekonomiyi "yüksek tempoda çalıştırma" (run it hot) yaklaşımı güçlü bir nominal büyümeye yol açtı ancak büyük mali açıklar ve şirketlerin yoğun finansman ihtiyaçları, reel getirileri hisse senedi piyasalarını sarsacak düzeylere taşıyabilir.</p>
<p>Ayrıca, bilanço dönemi güçlü geçti fakat piyasa artık beklentilerin üzerinde gelen sonuçları eskisi kadar ödüllendirmiyor. Bu durum, beklentilerin temel göstergelerin önüne geçtiğinin ve bilanço açıklamaları sonrası elde edilen o "kolay" değer artışlarını yakalamanın giderek zorlaştığının ilk işareti olabilir.</p>
<p>Her halükârda, söz konusu üç başlıkta da riskler varlığını koruyor. ABD ile İran arasındaki anlaşma henüz kalıcı bir çözüm sağlamadı. Uzun vadeli tahvil getirileri kontrolden çıkabilir. Ayrıca, iyimser sermaye harcaması ve kazanç beklentilerine yönelik ciddi bir sorgulama, genel yapay zekâ (AI) temalı piyasa hareketini olumsuz etkileyebilir.</p>
<p>Buna ek olarak, yapay zekâ alanındaki sermaye harcaması patlaması, sermaye talebini artırarak bu baskıyı daha da güçlendirebilir. Nitekim, en büyük teknoloji borçlularından bazılarının kredi spread'leri genişledi.</p>
<p>Dolayısıyla, iyimser senaryomuzun geçerli kalabilmesi için enerji arzındaki aksamaların sınırlı kalması, FED'in güvenilirliğini yeniden tesis etmesi ve yapay zekâ yatırımlarının ekonomik getirisine dair algının ciddi bir olumsuz revizyona uğramaması gerekiyor.</p>
<p>Son iki yılda edindiğimiz tecrübe, politika yapıcılar için "kırmızı çizginin" (tahammül sınırının) uzun vadeli tahvil getirilerindeki yükseliş olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Kevin Warsh, ileriye dönük yönlendirmeye (forward guidance) bel bağlamaktan uzaklaştı ve finansal koşulların piyasalar tarafından belirlenmesine izin verme konusunda daha istekli bir tutum sergiledi. Bu süreçte uzun vadeli tahvil getirileri de hızla yükseliyordu ancak federal hükümetin faiz giderlerinin zaten hızla arttığı bir ortamda, çok daha yüksek uzun vadeli tahvil getirilerine tahammül etmek daha karmaşık bir hal alıyor. İşte bu nedenle, Hazine'nin Warsh'ın açıklamalarından sadece iki gün sonra müdahale etme kararı büyük önem taşıyor.</p>
<p>Modern piyasa yapısı, borç azaltma (deleveraging) süreçlerine politika yapıcıların tahammül etmesinin giderek zorlaştığı bir yapıya büründü..</p>
<p>Altın, Temmuz ayının son haftasındaki olayların hemen ardından yüzde 7'den fazla yükselerek, küresel finans krizinden bu yana en güçlü haftalarından birini yaşadı. Hemen hemen aynı hızda, Bessent, Japonya'nın Hazine tahvillerini piyasaya satmak yerine, elindeki tahvillere karşılık dolar elde etmesine olanak sağlayacak olan FIMA repo tesisini genişletmeyi Federal Rezerv'in değerlendirmesi gerektiğini kamuoyuna açıkladı. Bunlar, hisse senetlerinin rekor seviyelere yakın olduğu, kredi spread’lerinin tarihsel olarak dar kaldığı ve oynaklığın düşük olduğu bir ortam için geleneksel politika tepkileri değil.</p>
<p>Altının hareketini, FED beklentilerindeki değişime bir tepkiden daha fazlası olarak görüyoruz. Belki de yatırımcılar, borç yükünün politika yapıcıları giderek daha fazla bir tür getiri eğrisi kontrolü/finansal baskıya doğru zorladığını fark ediyorlar. Altın, borç sisteminin istikrarını korumanın nihayetinde daha fazla likidite, daha fazla finansal baskı ve eski çerçevenin izin verdiğinden daha yüksek nominal büyüme ve enflasyona sürekli bir tolerans gerektirip gerektirmeyeceği konusundaki soru işaretlerinin olduğu bir ortamda doğal olarak en avantajlı konumda olan varlık sınıfı olduğu ifade edilebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alginin-sinirlari-85690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Algının sınırları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-fiyatlari-temmuzda-yuzde-15-yukseldi-85673</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut fiyatları temmuzda yüzde 1,5 yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), temmuz ayına ait Konut Fiyat Endeksi (KFE) ve Yeni Kiracı Kira Endeksi (YKKE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Türkiye'deki konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan KFE (2023=100), temmuzda bir önceki aya göre yüzde 1,5 artarak 234,8 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 25 artan KFE, aynı dönemde reel olarak yüzde 5,1 azaldı.</p>
<p>KFE temmuzda aylık bazda İstanbul'da yüzde 2,7, Ankara’da yüzde 2,2 artarken İzmir’de yüzde 0,5 azalış gösterdi.</p>
<p>Endeks değerleri temmuzda yıllık bazda İstanbul'da yüzde 27,7, Ankara'da yüzde 26,6 ve İzmir’de yüzde 23,1 arttı.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre bölgelerin yıllık konut fiyat endeksi değişimleri incelendiğinde, temmuz ayında en yüksek yıllık artış yüzde 35,5 ile Bingöl, Elazığ, Malatya, Tunceli, Van, Bitlis, Hakkari, Muş bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 16,4 ile Balıkesir, Çanakkale bölgesinde gözlendi.</p>
<p>Temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 1,9 artan YKKE, bir önceki yılın aynı ayına göre nominal olarak yüzde 28,4 yükselirken reel olarak yüzde 2,6 azaldı.</p>
<p>YKKE, temmuzda İstanbul'da yüzde 1,7 ve Ankara’da yüzde 2,2 artarken İzmir’de yüzde 1,8 azalış kaydetti.</p>
<p>Endeks değerleri bir önceki yılın aynı ayına göre, İstanbul'da yüzde 32,4, Ankara'da yüzde 28,6 ve İzmir’de yüzde 26,3 artış kaydetti.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre bölgelerin yıllık yeni kiracı kira endeksi değişimleri incelendiğinde, temmuzda en yüksek yıllık artış yüzde 35 ile Artvin, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize, Trabzon bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 18,8 ile Balıkesir, Çanakkale bölgesinde görüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-fiyatlari-temmuzda-yuzde-15-yukseldi-85673</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/konut-fiyat-endeksi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın temmuz verilerine göre Konut Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 1,5, yıllık bazda ise yüzde 25 artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/stratejik-alanlarda-yapay-zeka-cozumlerini-olceklendiren-bir-turkiye-insa-edecegiz-85672</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 11:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Stratejik alanlarda yapay zeka çözümlerini ölçeklendiren bir Türkiye inşa edeceğiz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, 2026-2030 dönemi Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Yazılı açıklamada genelgenin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlandığını belirten Kacır, yapay zekanın, yalnızca teknolojik bir alan değil, ekonomik refahın, rekabet gücünün ve egemenlik sınırlarının yeni belirleyicilerinden biri olduğunu vurguladı.</p>
<p>Kacır, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye olarak bu dönüşümün seyircisi değil, öncülerinden olacağız. Kendi değerleriyle yapay zeka teknolojileri geliştiren, güvenilir ürün ve hizmetler üreten, sanayiden sağlığa, eğitimden kamu hizmetlerine kadar stratejik alanlarda yapay zeka çözümlerini ölçeklendiren bir Türkiye inşa edeceğiz. Nitelikli insan kaynağımız, güçlü AR-GE altyapımız, girişimcilik ekosistemimiz ve üretim kabiliyetimizle Türkiye'yi yapay zeka alanında yatırımın, yeteneğin ve yenilikçi teknolojilerin merkezi haline getireceğiz. Yapay zekayı Türkiye'nin teknolojik bağımsızlığının ve ekonomik kalkınmasının yeni güç alanlarından biri kılacağız. Yapay zekanın sunduğu imkanlardan milletimizin refahı ve insanlığın ortak faydası için en üst düzeyde yararlanacağız. Türkiye Yapay Zeka Eylem Planımız milletimize hayırlı olsun."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/stratejik-alanlarda-yapay-zeka-cozumlerini-olceklendiren-bir-turkiye-insa-edecegiz-85672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/7/1280x720/kacir-1765361401.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı&#039;nı değerlendiren Bakan Kacır,  &quot;Kendi değerleriyle yapay zeka teknolojileri geliştiren, güvenilir ürün ve hizmetler üreten, sanayiden sağlığa, eğitimden kamu hizmetlerine kadar stratejik alanlarda yapay zeka çözümlerini ölçeklendiren bir Türkiye inşa edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/7-aylik-denetimlerde-19-milyar-lira-ceza-85670</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 11:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> 7 aylık denetimlerde 1,9 milyar lira ceza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, 2026 Ocak-Temmuz dönemine ait piyasa denetim verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, vatandaşların ekonomik refahını bozacak, iç piyasadaki istikrarlı seyri ve tüketicilerin arz-talep dengesini olumsuz etkileyecek uygulamalara yönelik denetimler yapılıyor.</p>
<p>Bu kapsamda 2026 yılının ocak-temmuz döneminde yapılan denetimlerde 282 bin 153 firma ve 34 milyon 278 bin 291 ürün denetlendi. Denetimlerde 1 milyar 874 milyon lira idari para cezası uygulandı.</p>
<p>Otomotiv, stokçuluk, emlak, kuyum, fahiş fiyat, haksız ticari uygulamalar ve ödeme süreleri kapsamında yapılan denetimlerde 48 bin 735 gerçek ve tüzel kişi incelendi, aykırı fiillerde bulunan 4 bin 686 gerçek ve tüzel kişiye 633,4 milyon lira idari para cezası kesildi.</p>
<p><strong>Fahiş fiyatlara yaklaşık 400 milyon lira ceza</strong></p>
<p>İç Ticaret Genel Müdürlüğünce yapılan denetimlerde, fahiş fiyatlara ilişkin yaklaşık 400 milyon lira, otomotiv sektörüne 135 milyon lira, emlak sektörüne 34,4 milyon lira, kuyum sektörüne ise 11,3 milyon lira idari para cezası uygulandı. Ticari elektronik ileti, çalışma saatleri ve lisanslı depolara ilişkin denetimlerde uygulanan idari para cezası miktarı ise 51 milyon lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğünce, 85 milyon tüketicinin taraf olduğu sözleşmeler, reklam ve haksız ticari uygulamalar ile ürün güvenliği kapsamında denetimler yapıldı. 2026 yılının 7 ayında 31 bin 446 gerçek ve tüzel kişi denetlendi, aykırı eylemlerde bulunan 1206 gerçek ve tüzel kişiye toplam 613,5 milyon lira idari para cezası uygulandı.</p>
<p>Ön ödemeli konut satışları, abonelik ve mesafeli satış sözleşmeleri, taksitli satış ödemeleri, paket tur ve devre tatil gibi tüketicilerin taraf olduğu sözleşmelerdeki aykırılıklardan dolayı 418,3 milyon lira, reklam ve haksız ticari uygulamalar kapsamında 185,8 milyon lira, piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetleri kapsamında yapılan ürün güvenliği denetimlerinde aykırı bulunan fiiller için ise 9,4 milyon lira idari para cezası kesildi.</p>
<p>Bu dönemde ticaret il müdürlükleri aracılığıyla yapılan denetimlerde, 201 bin 972 firma incelendi, bunlardan 39 bin 547'sine 627,3 milyon lira idari para cezası uygulandı.</p>
<p>Ticaret il müdürlükleri aracılığıyla yapılan denetimlerde İstanbul'da aykırılık tespit edilen 103 bin 414 ürün için yaklaşık 494 milyon lira idari para cezası kesildi. Ankara'da 12 milyon 204 bin 904, İstanbul'da 4 milyon 793 bin 233, Antalya'da ise 3 milyon 915 bin 575 ürün denetlendi.</p>
<p>Öte yandan, Rekabet Kurumunca 2025'te 227 firmaya 13,2 milyar lira idari para cezası uygulanırken, 2026 yılının 7 ayında ise iş gücü piyasaları, bilişim teknolojileri ve platform hizmetleri, otomotiv sektörü ve gıda endüstrisi alanlarında faaliyet gösteren 218 firmaya 17,2 milyar lira idari para cezası kesildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/7-aylik-denetimlerde-19-milyar-lira-ceza-85670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/market-denetim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, piyasa dengesini olumsuz etkileyecek uygulamaların önüne geçmek amacıyla yılın 7 aylık döneminde yapılan denetimlerde yaklaşık 1,9 milyar lira ceza kesildiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sok-marketlerden-ilk-yarida-1678-milyar-lira-ciro-85671</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 10:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> ŞOK Marketler&#039;den ilk yarıda 167,8 milyar lira ciro</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ŞOK Marketler, 2026 yılı ilk yarı finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mağaza sayısını 11 bin 175'e, çalışan sayısını ise 52 bin 790'a çıkaran şirket, yeni mağaza yatırımları, güçlü tedarik zinciri ve verimlilik odaklı operasyonel yapısıyla performansını sürdürdü.</p>
<p>Şirket, 2026 yılının ilk yarısında satışlarını geçen yılın aynı dönemine göre reel olarak yüzde 7 artırarak cirosunu 167,8 milyar liraya çıkardı.</p>
<p>Şirket, yılın ilk yarısında Türkiye genelinde yeni mağaza yatırımlarına devam etti. Açılan mağazaların önemli bölümününü alışveriş deneyimini zenginleştiren yeni mağazaların oluşturduüu belirtildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, ŞOK Marketler'in standart mağazalarına kıyasla daha büyük satış alanı ve daha geniş bir ürün portföyüne sahip olan yeni konsept mağazalarında müşterilere, kafe, yeme-içme alanları, günlük taze fırın ürünleri, hazır yemek seçenekleri gibi yenilikler sunuldu.</p>
<p>Gıda güvenliği alanındaki yatırımlarını sürdüren şirketin, pestisit analizi uygulamasının kapsamını genişletmeye devam ettiği bildirildi. Meyve ve sebze tedarik platformlarında kurulan son teknoloji laboratuvarlarda taze meyve ve sebzelerin raflara ulaşmadan önce pestisit analizinden geçirildiği ifade edildi.</p>
<p>Konu hakkında şu bilgilere yer verildi: "Domatesle başlayan uygulama, daha sonra biber grubu ve narenciye ürünlerini kapsayacak şekilde genişletildi. Üreticilere analiz sonuçları doğrultusunda geri bildirim sağlanırken, ziraat mühendisleri aracılığıyla doğru ilaçlama ve doğru tarım uygulamaları hakkında eğitimler verildi. Analiz sonuçları karekod aracılığıyla "Cepte ŞOK" uygulaması üzerinden müşterilerle de paylaşıldı. ŞOK Marketler, International Taste Institute'un 2026 Üstün Lezzet Ödülleri'nde 13 öz markalı ürünüyle ödüle layık görüldü. Lezzetleriyle uluslararası ölçekte takdir gören bu ürünler, tüketicinin beğenisini kazanmaya devam etti."</p>
<p><strong>"ŞOK Marketler mağaza ağını yeni yatırımlarla genişletiyor"</strong></p>
<p>ŞOK Marketler CEO'su Uğur Demirel, 2026'nın ilk yarısında güçlü finansal performanslarını, operasyonel yatırımlarını, verimlilik odaklı yaklaşımlarıyla destekleyerek büyümelerini sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Demirel, yeni mağazalarıyla erişim ağlarını genişletirken, yeni "ŞOK 2.0" mağaza konseptleriyle müşterilerine daha modern, konforlu ve zengin bir alışveriş deneyimi sunduklarını kaydetti.</p>
<p>Cepte ŞOK uygulamasıyla dijital kanallarını güçlendirirken, müşterilere çevrim içi siparişlerinde mağaza fiyatlarıyla alışveriş yapma imkanı sunduklarına dikkati çeken Demirel, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yeni nesil sadakat programımız Win ile hem mağazalarımızda hem de online kanallarımızda müşterilerimize alışverişlerinde çeşitli avantajlar sağlıyoruz. Gıda güvenliği alanında ise pestisit analizi uygulamamızın kapsamını genişletmeye devam ediyoruz. Amacımız müşterilerimize güvenle tüketebilecekleri taze meyve-sebzeleri ulaştırırken, üreticilerimizin doğru tarım uygulamalarını da desteklemek. Önümüzdeki dönemde de operasyonel mükemmeliyet, dijitalleşme ve müşteri deneyimine odaklanan yatırımlarımızı sürdürerek tüm paydaşlarımız için değer üretmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sok-marketlerden-ilk-yarida-1678-milyar-lira-ciro-85671</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/9/1280x720/sok-ceosu-ugur-demirel-1762078627.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ŞOK Marketler&#039;in yılın ilk yarısında 167,8 milyar lira ciro elde ettiği bildirildi. ŞOK Marketler CEO&#039;su Uğur Demirel, &quot;Önümüzdeki dönemde de operasyonel mükemmeliyet, dijitalleşme ve müşteri deneyimine odaklanan yatırımlarımızı sürdürerek tüm paydaşlarımız için değer üretmeye devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/umraniye-beykoz-metrosunu-bakanlik-yapacak-85669</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 10:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ümraniye-Beykoz metrosunu bakanlık yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul'daki Ümraniye-Kavacık-Beykoz Raylı Sistem Hattı'nın yapımına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Ümraniye-Kavacık-Beykoz Raylı Sistem Hattı'nın inşası için gerekli iş ve işlemler konusunda Bakanlık yetkili olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/umraniye-beykoz-metrosunu-bakanlik-yapacak-85669</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/0/1280x720/ulastirma-ve-altyapi-bakanligi-1769073160.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan karara göre, Ümraniye-Kavacık-Beykoz Raylı Sistem Hattı, yapımı Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dtso-baskani-kayadan-cetelere-karsi-meclise-cagri-85687</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> DTSO Başkanı Kaya’dan çetelere karşı Meclis’e çağrı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MAHİR SOLMAZ/DİYARBAKIR</strong></p>
<p>Diyarbakır'ın Sur ilçesinde dün bir kuyumcu dükkanına düzenlenen saldırı sonrası Diyarbakır Kuyumcular ve Sarraflar Odası’nda basın toplantısı gerçekleştirildi.</p>
<p>Burada konuşma yapan Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Başkanı Mehmet Kaya, olayı Diyarbakır’a yapılmış bir saldırı olarak gördüklerini ifade ederek, “Tasvip etmediğimiz, bir kişiye yönelik değil, son dönemlerde kentimizde özellikle iş camiasına yönelik saldırılarla karşı karşıyayız. Bu kent en çok sermaye göçünden çekti bugüne kadar. 1990’lı yıllarda iş insanlarımız tehdit edilerek uzaklaştırılmaya çalışıldı buradan. Vali ve emniyet bu işi başından beri yakından takip ediyor. Bizlerle çalışarak failleri ortaya çıkaracaktır” dedi.</p>
<p><strong>Meclis’e çağrı: Yasal düzenlemeleri yapın</strong></p>
<p>Saldırıya karşı kuyumcu esnafının bir günlük kepenk kapatma eylemi yaparak çetelere güçlü bir mesaj verdiğini ifade eden Kaya, şunları ifade etti: “Esnaflarımız bu eylemleriyle biz yerimizdeyiz, buradayız ve bu kentte kalacağız mesajı verdi. Bu kentten gitmesi gereken birileri varsa bu çete ve uzantılarıdır. Kesinlikle Diyarbakır bu çetelere ödün vermeyecek. DTSO ve esnaf odaları olarak ilin tamamını kapsayan çatı örgütleriyiz. Bugün Başkanımızın yanındayız hep beraber. Emniyet güçlerinden şunu istirham ediyoruz. Lütfen bu olaylarla ilgili failleri bulun. Meclis’e de çağrıda bulunmak istiyorum. Burada kullanılan aparatların, çocukların bu şekilde devam etmesi doğru değil. Hukuksal ve yasal düzenlemenin bir an önce yapılarak en ağır cezaların verilmesi konusunda Meclis’i göreve çağırıyorum. Biz yerelden emniyet valilik ne kadar çalışırsa çalışsın bu insanları maalesef bu eylemlerinden vazgeçiremiyoruz. Yasal düzenlemeler için Meclis’e çağrıda bulunuyorum. Bu anlamda inanıyorum bizim de savunmamızın bir başlangıcıdır. Bunu Diyarbakır’a yapılmış bir saldırı olarak değerlendiriyoruz ve çete uygulamalarının bir an evvel son bulmasını istiyoruz.”</p>
<p><strong>DESOB Başkanı Ebedinoğlu: Çetelere izin vermeyeceğiz</strong></p>
<p>Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Alican Ebedinoğlu da son günlerde artan saldırılara dikkat çekerek, “Son günlerde kentimizde yaşanan olaylar kentimizin huzuruna yönelik bu adımlar, bu sıkılmış olan kurşunlar esnafa ve tüccara değil huzuruna sıkılmıştır. Bizler bu çetelere ve kendini bilmez çapulculara asla izin vermeyeceğiz müsamaha göstermeyeceğiz, baş eğmeyeceğiz. 16 yaşındaki çocuklarla bu eylemleri yapanlar lütfen Diyarbakır meydanlarına insinler. Burası Diyarbakır, herkes haddini bilsin, haddini bilmeyene bu kent had bildirmeyi bilir” dedi.</p>
<p><strong>DİKO Başkanı Sanal: Diyarbakır'ımızın barış ortamına sıkılmış bir kurşundur</strong></p>
<p>Sur’daki işyeri dün kurşunlanan Diyarbakır Kuyumcular ve Sarraflar Odası Başkanı Özer Sanal, saldırıyı şahsına yönelik bir saldırı olarak görmediğini belirterek, “Bu saldırıyı, Diyarbakır esnafının huzuruna, kuyumcu ve sarraf camiamızın güvenliğine ve çalışma hakkına yönelik bir saldırı olarak değerlendiriyorum. Bu olayın elbette sevindirici hiçbir yanı yoktur. Ancak tek tesellim, saldırının bir esnaf kardeşimin değil, benim iş yerime yapılmış olmasıdır. Valiliğimizin koordinasyonunda, Emniyet teşkilatımızın gece gündüz demeden yürüttüğü çalışmalarla faillerin en kısa sürede adalete teslim edilmesi için gereken her türlü çaba gösterilmektedir. Bilinmesini isterim ki bu alçak saldırı, sadece bana veya işletmeme yapılmış bir eylem değildir; doğrudan esnafımızın huzuruna, rızkına ve Diyarbakır'ımızın barış ortamına sıkılmış bir kurşundur” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dtso-baskani-kayadan-cetelere-karsi-meclise-cagri-85687</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/7/1280x720/dtso-baskani-kayadan-cetelere-karsi-meclise-cagri-1787054057.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, son günlerde kentte iş yerlerine yönelik gerçekleştirilen kurşunlama olaylarına dikkat çekerek, Meclis’e yasal düzenleme çağrısı yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/jimmy-keyin-yeni-genel-muduru-erhan-cicek-85674</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Jimmy Key&#039;in yeni Genel Müdürü Erhan Çiçek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk moda ve perakende markalarından Jimmy Key’in üst yönetiminde yeni bir dönemin başladığı bildirildi.</p>
<p>Daha önce Jimmy Key Ürün Yönetimi Direktörü ve son olarak Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Erhan Çiçek, şirketin yeni Genel Müdürü oldu.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, perakende, ürün yönetimi, lojistik, planlama, e-ticaret ve operasyon alanlarında kapsamlı deneyime sahip olan Çiçek, yeni görevinde Jimmy Key’in stratejik önceliklerine yön verirken, tüm ticari ve operasyonel süreçlerine liderlik edecek.</p>
<p>Yeni görevine ilişkin değerlendirmede bulunan Erhan Çiçek, markanın büyüme yolculuğunda farklı disiplinleri aynı stratejik bakış açısında buluşturmanın önemine dikkat çekerek, “Jimmy Key gibi güçlü bir marka mirasına sahip bir yapının büyüme yolculuğunda Genel Müdür olarak sorumluluk üstlenmek benim için büyük bir heyecan ve aynı zamanda önemli bir sorumluluk. “Önümüzdeki dönemde veriye dayalı karar alma kültürümüzü daha da güçlendirirken, ürün, mağazacılık, e-ticaret ve operasyon süreçlerimizi bir bütün olarak ele alacağız. Hedefimiz, müşterimizi merkeze alan çevik, verimli ve sürdürülebilir bir organizasyon yapısı oluşturarak Jimmy Key’in Türkiye ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü ve büyüme kapasitesini ileriye taşımaktır.” ifadelerini kullandı. </p>
<p>Şirket açıklamasında Çiçek hakkında şu ilgilere yer verildi: "ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu olan Erhan Çiçek, kariyerine lojistik ve planlama alanında başladı. Perakende sektörüne geçişinin ardından ürün planlama, alokasyon, fiyatlandırma ve stratejik yönetim alanlarında uzmanlaşan Çiçek; Koton, Ford Otosan ve Borusan Lojistik gibi farklı sektörlerin önde gelen şirketlerinde görevler üstlendi."</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/jimmy-keyin-yeni-genel-muduru-erhan-cicek-85674</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/4/1280x720/erhan-cicek-1787044242.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Jimmy Key Genel Müdür Yardımcısı Erhan Çiçek, şirketin genel müdürlüğüne atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/atama-ve-gorevden-alma-kararlari-resmi-gazetede-85668</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Atama ve görevden alma kararları Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan kararlara göre, Bakanlık Personel Genel Müdür Yardımcısı Bekir Sıddık Adıbelli görevden alınırken bu göreve Sabire Firdes Terzi atandı.</p>
<p>Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu Üyeliğine Hüseyin Azili, Genel Müdür Yardımcılığına Kemaleddin Metin getirildi.</p>
<p>Gelir İdaresi Daire Başkanlığına da Hasan Şahin'in atanması uygun bulundu.</p>
<p>Öte yandan, 11 ildeki defterdarlıklara da atamalar gerçekleştirildi.</p>
<p><strong>ÖSYM Başkanlığına Ersoy atandı</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan atama kararlarına göre, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanlığına Prof. Dr. Bayram Ali Ersoy atandı.</p>
<p>Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Başkan Yardımcılığına Bilgi Teknolojileri Genel Müdürü Engin Akyol atandı. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı Başkan Yardımcısı Dursun Baştürk görevden alınırken, Başkan Yardımcılıklarına Ahmet Kutluğ Gayretli ve Abdulvahap Afşin getirildi.</p>
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Muhammed Gülyurt görevden alınırken, yerine Fatma Yiğiter Kara atandı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Rize İl Müdürü Hüseyin Güçlü de görevden alındı.</p>
<p>Karar kapsamında, Düzce Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Nedim Sözbir, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ufuk Kuyrukluyıldız, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Emine Gümüşsoy, Gebze Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Hacı Ali Mantar atandı. Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığına Prof. Dr. Hüseyin Karaman getirildi. İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Behzat Orhan Aytür, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörlüğüne Prof. Dr. Hüseyin Botanlıoğlu, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mustafa Balcı, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Yusuf Yılmaz, Sakarya Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Hamza Al ve Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ahmet Ulusoy atandı.</p>
<p><strong>Emniyet Genel Müdürlüğüne atamalar</strong></p>
<p>Emniyet Genel Müdürü Ali Fidan, 2024'ten bu yana kadro yetersizliği nedeniyle gerçekleştirilemeyen 1. Sınıf Emniyet Müdürü rütbesine terfi ve atama işlemlerinin tamamlandığını bildirdi.</p>
<p>Fidan, EGM'nin sosyal medya hesabından paylaşılan açıklamasında, 1. Sınıf Emniyet Müdürü rütbesine terfi ve atama işlemlerinin, gerekli inceleme ve değerlendirmelerin ardından Bakanlık makamının onayıyla gerçekleştirildiğini belirtti.</p>
<p>Ali Fidan, ayrıca Emniyet Müdürü ve Emniyet Amiri rütbesindeki 270 personelin 2026 yılı genel atamalarının yapıldığını kaydetti.</p>
<p>Terfi ve atama işlemlerinin yarın saat 00.00 itibarıyla "PBS.NET" üzerinden personele duyurulacağını aktaran Fidan, "Bir üst rütbeye terfi eden ve yeni görev yerlerine atanan teşkilat mensuplarımıza yeni rütbe ve görevlerinin hayırlı olmasını diliyor, görevlerinde üstün başarılar temenni ediyorum." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/atama-ve-gorevden-alma-kararlari-resmi-gazetede-85668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bazı bakanlıklar ve kamu kurumlarına atamalar ve görevden alma kararları Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-payi-yuzde-325e-yukseldi-kendisi-de-47-liradan-geri-aldi-85645</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı payı yüzde 32,5’e yükseldi, kendisi de 47 liradan geri aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geçtiğimiz hafta BIST 30 Endeksi %2,78 yükselirken, yabancı payı 0,22 puan artışla %32,46’ya çıktı. Tofaş Oto ve Tüpraş dahil 14 hissede yabancı ilgisi öne çıkarken, en fazla satış Petkim’de oldu. Peki yabancı tercihleri, yön arayan portföyler için güvenilir bir pusula işlevi görebilir mi?</strong></p>
<p>Büyük fonlar borsada hareket ederken tek yönlü hareket etmekten kaçınır. Geçtiğimiz hafta yabancı işlemleri BIST 30 Endeksini adeta ikiye böldü. Endeksteki 14 hissede paylarını azaltırken diğer 14’ünde artırdılar. Sektörel değişimlerin hızlandığı süreçte, yabancı alımları lokomotif hisselerde yoğunlaştı. Tüpraş ve Türk Altın hem fiyat hem takas artışıyla dikkat çekerken, Tofaş Oto’da fiyattaki düşüşe rağmen yabancılar 5 gün boyunca aldı. Petkim’de ise paylarını azalttılar. Yabancının seçici tavrı, sadece fiyata odaklanmamayı, şirketlerin mali yapılarını da göz önüne almak gerektiğini hatırlatıyor.</p>
<h2>Yabancı ilgisi hedefe odaklandı</h2>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta Türk Altın hissesinde paylarını 2,80 puan artışla %32,52’ye çıkardı. Şirketin Azerbaycan’ın altın madenciliği alanındaki lider firması AzerGold ile başlattığı iş birliği görüşmeleri uluslararası büyüme hedefini işaret ediyor. 47,28 TL seviyesinden yaptığı geri alımlarsa firmanın hissesine olan güvenini vurguluyor. Yabancının 5 gün boyunca alım yaptığı Tüpraş hissesinde payları 1,99 puan artarak %48,76’ya çıktı. Şirket altı aylık dönemde güçlü bilançosuyla birlikte beklentisini yukarı revize etti. 2026 yılı rafineri marjı öngörüsünü 6-7 dolardan 13 ile 15 dolar bandına yükseltti. Hissenin fiyatı iki aya yaklaşan sürede yükselişiyle dikkat çekiyor.</p>
<h2>Fiyattaki düşüş sürüyor</h2>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta Petkim’de paylarını 1,82 puan azalarak %16,59’a indirdi. Fiyatı mayısta en yüksek 28,06 TL’yi görürken sonrasında düşen eğilimle hareket etti. Temmuzun son haftasında Deniz Portföy’ün 20,61 TL seviyelerinden 1 milyon adetlik satışı öne çıkarken payını %4,99 oranında düşürdü. Petkim altı aylık dönemde gelirini %28 artırdı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f0781c2fb-1787031672.png" alt="" width="999" height="527" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TİCARET Mİ, YATIRIM MI?</strong></p>
<p><strong>Ticaret</strong>; nakit akış hızı, yüksek kâr marjı, operasyonel kontrol, marka değeri. Operasyonel yük ve riskler, sabit gider, tahsilat sorunu, daralma.</p>
<p><strong>Yatırım</strong>; pasif kazanç, çeşitlendirme, likidite, düşük masraf, uzman desteği. Yavaş büyüme, kontrol eksikliği, dalgalanma, enflasyon baskısı, stres.</p>
<p><strong>İştiraki Tuzla’daki araziyle ilgili kooperatifle satış vaadi sözleşmesi imzaladı</strong></p>
<p>Alarko Holding Tuzla’daki araziden gelecek parayı nerede değerlendirecek? ● Volkan Ekin</p>
<p>Volkan, Alarko Holding’in bağlı ortaklığı Alarko Enerji ile Angim Tuzla Yapı Kooperatifi arasında bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesi imzalandı. Anlaşmaya göre, Tuzla’daki 23.570 metrekarelik arazinin satış bedeli 1,74 milyar TL olarak belirlendi. Açıklamada tutarın tahsil edildiğine dair bir ibare bulunmadığı gibi elde edilecek nakit kaynağının nerelerde ya da hangi finansal ihtiyaçlarda kullanılacağına dair de ek bir paylaşım söz konusu olmadı. Firma açıklamasında fonun kullanım alanına ilişkin ileride ayrıca paylaşımda bulunacağını belirtti.</p>
<p><strong>Davanın ortadan kalkması uzun vadede hissenin önünü açarken üstündeki ağırlık kalktı</strong></p>
<p>Halk Bankası’nda dava sonuçlandığı halde fiyat neden yükselmiyor? ● Nazif Akbulut</p>
<p>Nazif, Halk Bankası’nın ABD’deki ceza davasının ortadan kaldırılması, uzun vadede bankanın hisse performansı ve uluslararası operasyonları üzerinde güçlü ve pozitif bir etki yaratması beklenmeli. Uzun süredir devam eden belirsizliğin ve olası cezanın ortadan kalkmasıyla, hisse üzerindeki ağır baskı ortadan kalktı ve yatırımcının güven sorunu aşıldı. Uluslararası faaliyetler açısından ise bu durum, borçlanma maliyetlerini kolaylaştırıcı bir gelişme olarak değerlendirilmeli. Mevcut durumda sektörel gelişmeler fiyatta belirleyici olmakta.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TZD fonu borsadaki hisselere yatırım yaparak bir yılda %24 getiri sağladı</strong></p>
<p>Ziraat Portföy’ün yönettiği Hisse Senedi Fonu (TZD), şubattan bu yana yatayda dalgalı bir seyir izliyor. 2,57 TL seviyesinde bulunan direnç seviyesini geçemeyince aşağı geldi. Son iki hafta tekrar yönelim yukarı olurken, kademeli şekilde çıkış yönlü eğilim öne çıkıyor. Fonun hacmi nisandan bu yana azalmakta. Ağustosta 673,07 milyon TL ile önceki aya göre büyüse de marttaki 1,1 milyar TL’ye çıkan hacmin hayli gerisinde duruyor. Marttan bu yana düzenli para çıkışı yaşanan fondan ağustosta cüzi miktarda da olsa nakit girişi söz konusu olurken, fona gelen para 563 bin TL. Yatırımcısı ise 7.876 kişiyle yatay seyirde. Temel stratejisi, borsadaki hisse senetlerine yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyündeki ilk iki enstrüman %87,46 ile hisse senedi ve %8,44 ile BYF katılma payları. Bir yılda %23,71 kazanç sağladı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tarfin Tarım, piyasadan %58,37 bileşik faizle 50 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Tarfin Tarım, 13.08.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 50.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %48, bileşik faizi %58,37 olarak belirlendi. 68 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 21.10.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %8,94 düzeyinde. 14 Ağustos itibarıyla TLREF %39,79 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Tarfin Tarım’ın verdiği %48 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 8,21 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFTTRME2626 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f0475d4c2-1787031623.png" alt="" width="979" height="238" /><strong>SEKURO PLASTİK</strong></p>
<p><strong>Dışardan gelen teklifler değerinin altında olunca iştirakteki payı ortağa sattı</strong></p>
<p>Sekuro Plastik, bağlı ortaklığı Polifilm Ambalaj’ın %99,82 oranındaki payının tamamını 4,25 milyon dolara kendi hakim ortağına satmak üzere anlaşmaya vardığını duyurdu. Şirket, katma değeri yüksek yeni faaliyet alanlarına girmek için ambalaj ekipmanları ile ortaklıklarını satma kararı aldığını hatırlattı. Öte yandan dışardan gelen tekliflerin piyasa değerinin altında kalması ve ödeme koşullarının uygun olmaması nedeniyle, değerleme raporuna uygun olarak kendi ortağına satmayı tercih ettiğinin altını çizdi. Satıştan yaklaşık 21 milyon TL kârın oluştuğunu ifade etti.</p>
<p><strong>ODİNE TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Yapay zeka ajanlarıyla otonom operasyon yönetimi için patent başvurusu yaptı</strong></p>
<p>Odine Teknoloji, iştiraki ile yürüttüğü Ar-Ge çalışmaları kapsamında Otonom Görev Akışı çalışması için patent başvurusunu tamamladı. Geliştirilen teknolojinin, bilgi teknolojileri operasyonlarında görevlerin yapay zeka ajanları tarafından uçtan uca planlanmasını ve otomatik olarak yürütülmesini sağlıyor. Geliştirilen teknoloji ile operasyonel süreçlerin daha dinamik, uyarlanabilir ve otomatik şekilde yönetilmesine yönelik bir yaklaşım sunmayı hedefliyor. Şirket, manuel süreçleri geride bırakacak yenilikçi yazılım teknolojisini güvence altına almak istiyor.</p>
<p><strong>ASTOR ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Romanya’daki iştirakini 56,7 milyon euroya ana ortaklarının firmasına satıyor</strong></p>
<p>Astor Enerji, ana faaliyet konusu olan güç ve dağıtım transformatörleri üretimine odaklanmak ve şirket kaynaklarını en verimli şekilde kullanmak amacıyla, enerji üretimi projeleri geliştiren Romanya’daki bağlı ortaklığı Astor RO Energy S.R.L.’nin paylarını devretti. Paylar, hazırlanan değerleme raporunun üzerindeki bir fiyatla, 56,75 milyon euroya şirketin ortaklarının sahip olduğu Astor Holding’e satışı için anlaşmaya varıldı ve devir süreci başlatıldı. Satıştan yaklaşık 1,79 milyon euro kâr oluşurken, tutar şirketin işletme sermayesine aktarılacağı belirtildi.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>DAP Gayrimenkul bir yılı aşkın süredir arada yukarı atakları olsa da geriliyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f02f07c3d-1787031599.png" alt="" width="297" height="236" /></strong>DAP Gayrimenkul’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %7,15 ile toplamda 6,86 milyon lot azalarak 89,18 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 17’den 19’a çıktı. PHE fonu 6,9 milyon lot ile en fazla satışı yaptı, FCK fonu 1,25 milyon lot ile portföyüne ilk kez alırken en çok alımı gerçekleştiren fon oldu. DAP hakkında 2026 yılı içinde öneride bulunan kurum bulunmuyor. Hissede KHA, ICH, HKM ve GNH paylarını sıfırladı. FCK, STI, DZE, BHL, HIF ve LTL ilk defa alan fonlar oldu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-payi-yuzde-325e-yukseldi-kendisi-de-47-liradan-geri-aldi-85645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı payı yüzde 32,5’e yükseldi, kendisi de 47 liradan geri aldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hyundai-608-milyon-dolarlik-ihracat-icin-dir-belgesi-aldi-85643</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hyundai 608 milyon dolarlık ihracat için DİR belgesi aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>İhraç edilecek ürünlerin üretiminde kullanılacak ürünlerin gümrük vergisi muafiyetiyle ithal edilmesi uygulaması kapsamında, bu yıl temmuz ayında 526 adet Dahilde İşleme İzin Belgesi düzenlendi.</p>
<p>Bu dönemde en yüksek ihracat taahhüdü 608 milyon dolar ile Hyundai’den gelirken 100 milyon dolar ve üzeri ihracat öngören 9 firma için toplam 1 milyar 592 milyon liralık DİR belgesi düzenlendi.</p>
<p>DİR belgeleri listesine göre toplam 526 adet DİR belgesi düzenlendi. Bunlardan 9 firma 100 milyon dolar ve üzerinde ihracat öngörüyor. Temmuz’da en yüksek ihracat taahhüdü 608 milyon dolar ile Hyundai’den geldi, şirket bu ihracata yönelik üretimde kullanılmak üzere 365 milyon 177 bin dolarlık ithalat gerçekleştirecek. Hyundai'yi 174 milyon dolarlık ihracata karşın 73 milyon dolarlık ithalat ile Sujimoto AKO, 149 milyon dolarlık ihracat ve 119 milyon dolarlık ithalat taahhüdü ile Habaş takip etti. Temmuz ayında 100 milyon dolar ve üzerinde ihracat taahhüdünde bulunan diğer firmalar ise şöyle;</p>
<p>Torun Metal 144 milyon dolar ihracat, 91 milyon dolar ithalat, Sarkuysan 143 milyon dolar ihracat, 115 milyon dolar ithalat, Astor 133 milyon dolar ihracat, 106 milyon dolar ithalat, Tetrapak 122 milyon dolar ihracat, 79 milyon dolar ithalat, Tosyalı 115 milyon dolar ihracat, 91 milyon dolar ithalat ve TB Sewtech 115 milyon dolar ihracat ve 91 milyon dolar ithalat.</p>
<p>Bu firmaların toplam ihracat taahhüdü 1 milyar 592 milyon dolar, bu ihracata yönelik üretim yapabilmek için gerçekleştirecekleri ithalat taahhüdü ise 1 milyar 42 milyon dolar düzeyinde hesaplandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hyundai-608-milyon-dolarlik-ihracat-icin-dir-belgesi-aldi-85643</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/3/1280x720/hyundai-1787034730.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuz ayında Hyundai 608 milyon dolarlık ihracat için Dahilde İşleme İzin Belgesi alırken, 100 milyon dolar ve üzeri ihracat öngören 9 firma için toplam 1,6 milyar liralık belge düzenlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yabanci-konaklama-platformlarina-10-kata-kadar-ceza-85642</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı konaklama platformlarına 10 kata kadar ceza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti tarafından Meclise sunulan Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu Teklifi ile yabancı dijital konaklama platformlarına, getirilen yükümlülüklere uymamaları durumunda Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından uygulanacak yaptırım ve cezalar da belirleniyor. Seyahat Acentaları Kanunu kapsamında işletme belgesine sahip seyahat acentaları aracılığı ile sunulması zorunlu hizmetler ile Ticaret Bakanlığınca yetkilendirilmiş işletmeler aracılığıyla sunulması gereken araç kiralama hizmetlerinin yetki veya işletme belgesine sahip olmayan işletmeler aracılığı ile gerçekleştirilmesi durumunda 200 bin lira idari para cezası verilecek.</p>
<h2>Gerekirse belge iptaline kadar gidecek </h2>
<p>Yabancı dijital konaklama platformları izin belgesine esas bilgi ve belgelerde meydana gelen değişiklikleri 15 gün içerisinde Bakanlığa bildirmemesi halinde 200 bin lira idari para cezası verilecek. Aykırılığın giderilmesi için 15 gün süre verilecek. Aykırılığın bu süre içerisinde giderilmemesi veya aynı takvim yılı içerisinde ikinci defa tespiti halinde idari para cezası yüzde 50 artırılarak uygulanacak. Aykırılığın aynı takvim yılı içerisinde üçüncü defa tespiti durumunda bir daha süre verilmeden izin belgesi iptal edilecek.</p>
<h2>Haksız alınan bedele ağır ceza </h2>
<p>Platformların değişiklikleri belirtilen süre içerisinde Bakanlığa bildirmemesi veya Bakanlıkça istenilen bilgi ve belgeleri belirlenen süre içinde göndermemesi halinde 200 bin lira idari para cezası verilecek. Yabancı dijital konaklama platformlarının, herhangi bir hizmet verilmediği veya verilen hizmetin türü ve hizmet bedelinin tutar ya da oranı aracılık sözleşmesinde belirtilmediği hallerde faaliyete konu hizmeti verenden bedel alınmamasına aykırı hareket edildiğinin tespit edilmesi halinde ise haksız olarak alınan bedelin 10 katı tutarında idari para cezası verilecek.</p>
<h2>Eksik hizmete en az 50 bin TL para cezası </h2>
<p>Müşteriye verilmesi taahhüt edilen hizmetin eksik verilmesi ya da hiç verilmemesi halinde her bir sözleşme başına 50 bin liradan 100 bin liraya kadar idari para cezası verilecek. Yabancı dijital konaklama platformlarınca hizmete konu satış bedeli üzerinden alınacak tutarın yüzde 17'yi geçtiğinin tespiti halinde haksız olarak alınan bedelin 10 katı tutarında idari para cezası verilecek.</p>
<p>Aykırılığın, aynı takvim yılı içerisinde ikinci defa tespiti halinde idari para cezası yüzde 50 artırılarak uygulanacak, aynı zaman diliminde 3'üncü defa tespiti halinde izin belgesi iptal edilecek. Yabancı dijital konaklama platformları, Bakanlıkça belirlenen donanım, program ve yazılımları kullanmadığı durumlarda 500 bin lira idari para cezası uygulanacak. Ülke yararına aykırı, kamu güvenini sarsıcı ve ülke turizmini baltalayıcı faaliyetlerde bulunulması halinde izin belgesi iptal edilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yabanci-konaklama-platformlarina-10-kata-kadar-ceza-85642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/4/1280x720/konut-hane-kira-1784095473.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekim ayında yasalaştırılması beklenen Yabancı Dijital Konaklama Platformlarının faaliyet gösterilebilmesini izne bağlayan kanun teklifi bu platformlara yönelik idari para cezaları ve izin belgelerinin iptaline kadar giden yaptırımlar getiriyor. Bazı hallerde 10 katına kadar idari para cezası verilebilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avdagicten-yetki-belgesi-uyarisi-85641</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avdagiç&#039;ten yetki belgesi uyarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük odası olan İstanbul Ticaret Odası’nda (İTO) 800 bini aşkın firmayı temsil eden Meslek Komitesi üyelerini belirleyecek seçimlere 2,5 ay kadar bir süre kaldı. Seçimler Fatih İlçe Seçim Kurulu’nun takvimi onaylamasını müteakip 27 Ekim 2026 Salı günü Yeşilköy’deki İstanbul Fuarı Merkezi’nde gerçekleştirilmesi bekleniyor. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, EKONOMİ’ye yaptığı açıklamada yüksek katılımlı bir seçim olmasını amaçladıklarını, yönetim olarak temel görevlerinin seçimin sağlıklı ve kurallara uygun şekilde gerçekleşmesi için gerekli tüm tedbirleri aldıklarını vurguladı.</p>
<p>Seçimlerin yapılacağı Yeşilköy’deki İstanbul Fuar Merkezi’nde o gün hiçbir fuar organizasyonunun olmayacağına işaret eden Avdagiç, böylece oy vermek için geleceklerin hem ulaşım yönünden hem de oy kullanacakları salonlarda en üst düzeyde rahat etmelerinin sağlanacağını bildirdi. Avdagiç, “Seçimlerimizi 40 bin metrekarelik çok geniş bir alanda yapacağız. Sandık sayısını yüzde 20- 25 artırıyoruz. Bu da seçimin çok daha ferah ve konforlu ortama yapılmasını sağlayacak” diye konuştu.</p>
<h2>"Çalışma grubumla hiçbir bağlantısı yok" </h2>
<p>Avdagiç, bu dönem kendisini en çok şaşırtan gelişmenin farklı grupların adını kullanarak yetki belgesi toplaması olduğunu kaydetti. Avdagiç, şunları söyledi: "Benim çalışma grubumla hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen, benim adımı kullanılarak firmalardan seçim esnasında gerekli olan yetki belgesi toplayanlarla karşılaşıyoruz. Bugün de önemli bir iş merkezimizde aynı konuyla ilgili bir olay yaşandı. Çok farklı grupların, bizimle hiç alakası olmayan grupların seçimlerde 'Biz Şekib Avdagiç için çalışıyoruz' deyip yetki belgesi toplamaya çalıştığını duyuyoruz. Çok yoğun bir şekilde bununla karşılaşıyoruz. Bu yaklaşımı doğru bulmuyoruz.”</p>
<h2>“80 meslek komitesi için sandık kuracağız”</h2>
<p>Oda seçimleri takvimine ilişkin bilgi veren İTO Başkanı Avdagiç, "Kanun gereği tüm illerde 1 Ekim-30 Kasım arasında her dört yılda bir seçimler yapılmak zorunda. İstanbul Ticaret Odası da Fatih İlçe Seçim Kurulunun seçim takvimini teyidini müteakip 27 Ekim Salı günü 800 binin üzerinde üyesinin katılımına açık bir seçime girecek. İTO’da da yeni böylece belirlenmiş olacak" dedi.</p>
<p>İTO'nun seçim sisteminin heterojen, yani tek düze olmayan bir yapıya sahip olduğunu belirten Avdagiç, “Önümüzdeki seçimde 80 Meslek Komitesi için sandık kuracağız ve sektörün temsilcileri o sandıklarda seçilecek. Her sandık kendi sektörünün temsilcilerini seçecek" diye konuştu. 27 Ekim’de seçilecek Meslek Komitesi üyelerinin ardından Yönetim Kurulu, Meclis Başkanlığı, Meclis Başkanlık Divanı, Disiplin Kurulu ve TOBB Genel Kurulu delegelerinin seçileceğini belirten Avdagiç, bu şekilde seçim sürecinin tamamlanacağını ve yeni dönemin başlayacağını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avdagicten-yetki-belgesi-uyarisi-85641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/4/1280x720/avdagic-1781872415.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 27 Ekim’de yapılması öngörülen İstanbul Ticaret Odası seçimlerinde başkanlığa yeniden aday olan İTO Başkanı Şekib Avdagiç, bu seçim dönemi kendisini en çok şaşırtan gelişmenin, kendisi ile bağlantısı olmayan grupların, adını kullanarak seçimler için firmalardan ‘yetki belgesi’ toplaması olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yrp-deva-ve-sp-ittifakta-anlasti-iyi-parti-zafer-ve-anahtar-parti-ittifak-icin-masada-85640</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> YRP; DEVA ve SP ittifakta anlaştı, İYİ Parti, Zafer ve Anahtar Parti ittifak için masada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra azalması beklenen parçalı siyasal yapının azalmadığı, hatta gittikçe çok daha parçalı hale geldiği görülüyor. Yüzde 50+1 şartı, büyük partiler gibi küçük partileri de stratejik aktör haline getirdi. Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 1-3 arasındaki partilerin oy oranları da seçimin sonucunu değiştirebiliyor. Ancak, Cumhurbaşkanlığı seçim sonucunu değiştirebilen küçük partiler tek başlarına Meclis’e giremiyorlar. Bu nedenle ittifak arayışları son hızla devam ediyor. Son seçimlerde CHP sıralarından Meclis’e giren DEVA, Gelecek gibi partiler yeni arayışlara girdiler. Aynı partiden ayrılan, aynı tabana sahip partiler yeniden bir araya gelmenin yollarını arıyor.</p>
<p>Yeniden Refah Partisi, SP ve DEVA üçlü ittifak için uzun süredir başlattıkları hazırlıklarda sona geldiler. İttifak çalışmalarının Ekim ayına kadar tamamlanması bekleniyor. MHP’de ayrılanlar İYİ Parti kurdu, daha sonra İYİ Parti’den ayrılan Ümit Özdağ, Zafer Partisi’ni, Yavuz Ağıralioğlu da Anahtar Parti’yi kurdu. Ancak yapılacak ilk seçimlerde tek başlarına baraj sorunu yaşamamak için şimdi yeniden ayrıldıkları İYİ Parti çatısı altında yeni ve üçlü bir ittifak için görüşmeler yaptıkları kulislerde konuşuluyor. Siyasette şimdi ‘üçlü ittifak” döneminin başladığı da iddialar arasında.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yrp-deva-ve-sp-ittifakta-anlasti-iyi-parti-zafer-ve-anahtar-parti-ittifak-icin-masada-85640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/0/1280x720/yrp-deva-sp-1787030440.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ YRP; DEVA ve SP ittifakta anlaştı, İYİ Parti, Zafer ve Anahtar Parti ittifak için masada ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hamam-bocekleri-ve-istifa-kurumu-85639</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hamam böcekleri ve istifa kurumu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her şey, başyargıcın eylem yapan işsiz gençlere “Hamam böcekleri“ demesi ile başlamış. Gerçi gelen tepkiler üzerine baş yargıç “Ben hamam böceği olarak sahte ve uyduruk diplomalı işsizleri kast etmiştim" diye konuyu yumuşatmak istemiş; ama ateş bacayı sarmış. İşsiz gençler hemen kendilerine “Hamam Böceği Halk’ın Partisi“ (Cockroach Janta Party) diye bir platform kurmuşlar. Instagram’da başlayan bu hareket kısa zamanda 26 milyon üyeye dönüşmüş. Ve Z kuşağı işsiz gençlerin mizahla içini döktüğü bir arena olmuş.</p>
<p>Hindistan, dünyanın en fazla genç nüfusunun olduğu ülke. Son sayımlara göre 15-29 yaş grubundaki genç oranı %16,2 imiş. Bu da 230 milyona karşılık geliyor. Genç işsizliği Hindistan’da da önemli bir sorun. Tüm ülkedeki işsizlik oranı %5,5 iken genç kesimde bu oran %15,2. Bir üniversitenin (Azim Premji University) yaptığı araştırmaya göre üniversiteden mezun olanların ancak %7’si sabit maaşlı iş bulabiliyormuş ve ancak %4’ü beyaz-yakalı bir işe girebiliyormuş.</p>
<p>Geçtiğimiz Mayıs ayında bu işsiz ve mutsuz gençleri çileden çıkaran bir olay olmuş. Tıp fakültelerine giriş sınavının (NEET) soruları sızmış. Sınav iptal edilmiş. Bunun psikolojik yükünü çekemeyen 20’den fazla genç intihar etmiş. Hindistan’da eğitim, bir kişinin içinde bulunduğu düşük ekonomik durumdan çıkması için belki tek yolmuş. Ancak soruların sızması, sisteme güveni sarsmış. “Eğer çok çalışırsan bunun ödülünü alırsın“ inanışını yıkmış. Bir Hintli hukuk öğrencisi şöyle demiş: “Okullar, üniversiteler özelleştiriliyor. Sınav soruları çalınıyor. Okulu bitirsen de iş bulamıyorsun. Demokratik bir ülkede bunun sorumluluğu hükümete aittir“.</p>
<p>Bakın bir sınavın iptal edilmesi nelere yol açmış. Sınav sıkı güvenlik önlemleri altında yeniden yapılmış. Sınava 2,28 milyon aday katılmış. Adaylar biyometrik kimlik kontrolü, metal dedektör ve sıkı üst aramasından geçmişler. Ülkenin bazı bölgelerine sınav belgelerini Hint Hava Kuvvetleri taşımış. 95.000 sınav salonunda 1,3 milyon güvenlik kamerası, çevresinde 53,311 jammer varmış.</p>
<p>Sosyal medyada başlayan “Hamam Böcekleri Hareketi“ Mayıs ayında sokaklara taşmış. Eylemlere açlık grevi ile destek veren eylemci ve eğitimci Sonam Wangchuk 18 Temmuzda polis zoru ile hastaneye kaldırılmış. Bu eylem de “Hamam Böceklerini“ coşturmuş. Parlamentoya yürüyüşe katılım sayısını artırmış.</p>
<p>Parlamentoya yürüyüş, güvenlik güçlerinin sert müdahalesi ile karşılaşmış. Barışçı bir eylemi kaosa dönüştürmüş. Medyanın olaya eğilmesi ile konu daha da büyümüş. Sonunda Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan istifa etmiş. Gençler şimdi sıra 12 yıldır iktidarda olan Başbakan Modi’de diyorlar. Bakalım Hamam Böcekleri bunu başaracak mı?</p>
<p><strong>Hindistan ve Türkiye farkı</strong></p>
<p>Yukarıdaki haberi (https://www.bbc.com/news/articles/c8dng1v72lno) BBC kaynaklarından aktardım. Hindistan bize göre büyük bir ülke. Ancak gelişmekte olan bir ülke olarak bize çok benzer yönleri var: Örneğin, sınav sorularının sızması, öğrenci eylemleri, güvenlik güçlerinin barışçı protestolara karşı yanlış çıkışı, gençlik işsizliği. Bakınız “Human Rights Watch“ şöyle demiş: “Modi yönetiminde Hintli otoriteler, aktivistleri, gazetecileri ve barışçı protestocuları, “Uyduruk anti-terör ve nefret konuşması kanunları“na (fabricated counterterrorism and hate speech laws) dayanarak rutin bir biçimde yargılıyor“.</p>
<p>Bütün bu benzerliklere rağmen, Hindistan’da bizden çok farklı bir durum var: Bakanın istifası. İşte bu, bizde kaybolan kurumlardan bir tanesi. Demek ki Hindistan’da utanma duygusu, sorumluluğa sahip çıkma ve göreve saygı hala mevcut.</p>
<p>Kamu görevlilerinin gerektiği zamanlarda istifası, demokrasilerde çok değerli bir eylemdir. Onun için bu yazımda istifadan söz etmek istedim. Ama önce bir anekdot aktaracağım.</p>
<p><strong>Bir anekdot</strong></p>
<p>Aziz Basmacı bizim dönemin komedyenlerindendi. Tiyatro grubu ile sık sık Anadolu’ya turneye çıkardı. O turnelerin birinde geçmiş bu olayı, Aziz Basmacı’nın ağzından dinlemiştim.</p>
<p>Gösterinin yapıldığı sinema salonunda sahnenin hemen önündeki sırada bir kadın seyirci varmış. Kadın oyun sırasında çıt çıt ayçiçeği yiyerek oyuncuları rahatsız ediyormuş. Kadına “Lütfen, yapmayın“ ifadesi ile bakmışlar, olmamış. Ters bakmışlar, olmamış. Sonunda Aziz Basmacı oyun sırasında laf atmış. “Hani bizim mahallede bir Sümüklü Süheyla Hanım vardı. Her yerde çekirdek çıtlatırdı. Hatta tiyatroya gider, ön sıraya oturur, orda da çekirdek çıtlatır, oyuncuları taciz ederdi“. Ama kadın yine çekirdek yemesine devam etmiş. İki perde arasında birisi gidip kadınla konuşmuş. “Hanımefendi ama olmuyor böyle. Çekirdek yiyip ses çıkararak oyuncuları rahatsız ediyorsunuz. Size sahneden baktılar, olmadı. En sonunda Süheyla Hanım diyerek laf da attılar, aldırmadınız“. Kadın umursamaz biçimde söylenmiş.“Amann, niye alınayım. Benim adım Süheyla değil ki“.</p>
<p><strong>İstifa kurumu</strong></p>
<p>İstifa, kendi isteği ile bir işten veya hizmetten ayrılmak demektir. Bir kişi işinden niye ayrılır? Bunun değişik nedenleri vardır. Kişi daha iyi bir iş bulur, ayrılır. Daha çalışmak istemez, ayrılır. Patronuna kızar, ayrılır. Bir de özellikle kamu yönetiminde yöneticilerin yukardaki Hintli Bakan gibi istifaları söz konusudur. Nedir bu tür istifadaki neden?</p>
<p>Kamu yöneticisinin sorumluluğundaki işlerde büyük bir olumsuzluk, bir skandal yaşanmıştır. İstifa ile yönetici şunu demektedir: “Bana güvenerek önemli bir sorumluluk verdiniz. Ama ben bu sorumluluğu taşıyamadım. Ve bu hata oluştu. Böyle bir hatanın olmaması gerekirdi. Ama oldu. Bu koşullar altında ben bu ayıpla bu görevi yapamayacağım, bu sorumluluğu taşıyamayacağım. Bu hatamın bedelini işimi kaybederek ödüyorum, istifa ediyorum“. Her istifa mektubunda bunlar yazmayabilir. Ama istifanın anlamı budur. Hatayı kabul etmek, özür dilemek ve istifa etmek onurlu bir davranıştır. Gerektiğinde istifa etmek bir erdemdir.</p>
<p>Her yönetici böyle erdemli davranmaz. Bazıları Aziz Basmacı hikâyesindeki kadın gibidir. Gelen memnuniyetsiz seslere kulağını tıkar, tınmaz. Koltuğuna öylesine yapışmıştır ki, onu koltuktan ancak kazıyarak kaldırabilirsiniz. Kişi, yetkisinin sefasını sürer, ama sorumluluklarının farkında değildir. Sorumluluğun gereklerini yerine getirmediği için ortaya çıkan olumsuz tablodan dolayı rahatsız da olmaz, utanmaz. Hesap verme mekanizması da çalışmadığından, utanmaz yönetici yeni yanlışlara doğru görevine devam eder.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Az gelişmiş ülkelerin gençleri, söylenmese de, kendilerine hamamböceği gibi davranıldığının farkına vardıklarında geleceklerine sahip çıkacaklardır.</p>
<p>İstifa, işlemesi gereken bir kurumdur. İstifa etmek ayıp değildir. Ama gerektiğinde istifa etmemek ayıptır, arsızlıktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hamam-bocekleri-ve-istifa-kurumu-85639</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hamam böcekleri ve istifa kurumu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/20-yuzyilin-en-onemli-olaylarindan-birisine-bakmak-85637</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> 20. yüzyılın en önemli olaylarından birisine bakmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hitler’i büyük sermayenin iktidara getirdiği tezi neredeyse totolojik bir tezdir ve 20. Yüzyılın en olağanüstü olaylarından ve siyasi kişiliklerinden birisini basit bir maşa gibi tasavvur etmemizi istemektedir. “Dinle küçük adam” (Wilhelm Reich) tezi de yetersizdir. Hitler’in işsizlerden çok yüksek oranda oy aldığı için –1929 Depresyonu etkisi- iktidara geldiği iddiası yeterli değildir. Alternatif olarak siyaset biliminde Seymour Lipset’ten beri yaygın olan “orta sınıf olgusu olarak Hitler” tezi de Weimar’da olanları (Weimar Cumhuriyeti Almanya’nın 1918-1933 arasında parlamenter bir demokrasi olduğu ve Hitler’in iktidara gelişiyle sona eren dönemdir) açıklamaya yetmemektedir. Olanları anlamak için geniş bir akademik yazın oluşturulmuş olup Weimar seçmeninin davranışı açısından bakarsak bu yazın giderek daha gelişmiş istatistik yöntemlerini kullanan bir duruma gelmektedir. Örneğin Hitler’in partisi NSDAP Weimar döneminde 1930-1933 arası yapılan seçimlerde en fazla partiden ve sınıftan/kesimden/yerelden oy devşirebilen bir –aslında tek- partiydi. Üstelik 1932 Temmuz seçimlerinden başlayarak son üç seçimde sandığı hiç gitmeyenleri bile kendisine çekmeye başlamıştı. Jürgen Falter 1980’lerden 2010’lara kadar yayılan bir dizi ampirik çalışmasında sadece iki blokun, Katoliklerin ve işsizlerin yerlerinde sabit kaldığını, Hitler’in en az desteği bu bloklardan aldığını –1933 seçiminde bir miktar kayma hariç ama bu zaten Hitler Şansölye olduktan sonra yapılan ve tam özgür olmayan bir (son) seçimdi- göstermeyi deniyor. Örneğin 1932 Temmuz genel seçiminde Nazi desteğinin sadece yüzde 17’si Katolik idi. Katoliklerin Nazilerle imtihanı daha çok “iktidardaki Hitler’le” ilişkileri açısından sonradan gelişmişti. 1960’lardaki Katoliklik içi tartışmalara rağmen –Katolikler Hitler’e “yatkın” mıydı- Katoliklik aslında Hitler’in iktidar yürüyüşünde en zayıf halkaydı. Öte yandan, sanılanın tersine, tam da Hitler iktidara gelirken –1929 Depresyonu sonrası- işsiz kalan mavi yakalıların asıl partisi KPD (Komünist) idi, NSDAP (Nazi) değil.</p>
<p>Gregory Luebbert’in dikkat çektiği gibi kırsal burjuvazi ve kentsel burjuvazinin tercihi –“eski”, klasik kentli orta sınıf- diğer muhafazakâr partilerden ve liberallerden Hitler’e kaymıştı. Gerçekten Nazileri destekleyen en büyük ittifak <em>kırdan kente yayılan</em> <em>orta sınıflar ittifakı</em> idiyse bile <em>işçi sınıfının işini kaybetmemiş bölmesinin </em>desteği de azımsanacak gibi değildi. Öte yandan hali hazırda çalışmakta olan işçilerin Nazi partisine oy vermeye başlamaları, yani son iki seçimdeki soldan Nazilere oy kayması neredeyse tamamen SPD’den (Sosyalist/Sosyal Demokrat) kaynaklandı, Komünist Parti’den değil. KPD hem büyük ölçüde yeni işsizlerin desteğiyle oyunu artırdı ve hem eskiden beri işsiz hem de halen çalışmakta olan standart mavi yakalı tabanını kaybetmedi. Diğer taraftan Hitler, keskin bir gözlemci olmasına rağmen durumu 1930’da bile tam anlayamamış görünen Niekisch’in iddiasının tersine, bir Katolik Bavyera (Münih) olgusu değil kuzey, kuzeydoğu ve doğunun Protestan kırsalının ve kasabalarının çok yüksek oranda destek verdiği bir hareket oluşturmuştu. Hitler’in partisi yılların alışkanlıklarını yıkarak Katolikler ve işsizler hariç herkesten ve KPD ile Katolik Partisi (Zentrum, eski Katolik Partisi’nin Weimar’daki devamı) hariç her partiden oy çekebilmiş, üstelik <em>önceden oy vermeyenleri ilk defa sandığa götürecek</em> kadar büyük bir umut olabilmişti. Bu böyle olmakla beraber çok önemli bir tespit daha söz konusudur: <em>Nazizm 1930 sonrası toplumsal açıdan yaygınlaşmıştı evet, geniş siyasal partiler yelpazesinde çoğu partiden seçmen devşirmeye başlamıştı evet, ama kültürel açıdan tam boy bir Protestan olgusuydu.</em> Yaygınlığı sağlayan Protestan bölgelerdeki ezici üstünlüğü olmuştu. Bu hem seçmen hem de üye sayıları açısından böyledir. <em>  </em></p>
<p>Yıllar önce genç yaşta bir kaza sonucu ölen Gregory Luebbert yaşasaydı önde gelen siyaset bilimcilerden olacaktı; bu kesin. On bir dilde kaynak tarayarak yazdığı doktora tezinde verdiği önemli bir cevap var. Bu cevap seçmen davranışı/parti içi denge oluşumu kavramlarını beraber modelleyen John Eric Roemer ve arkadaşları tarafından –PUNE (Party Unanimity Nash Equilibrium)- Almanya ve İsveç verileriyle bilgisayarda modellenerek test edildi. Yüzde yüz doğrulamak mümkün değilse de bu tezin ampirik bir karşılığının olduğu görülüyor. Tez şu: Dört aktör vardı. Kentli işçiler, burjuvalar (orta-küçük dâhil), toprak sahibi köylüler, topraksız köylü/ırgatlar. Bu teze göre sınıf mücadelesi kent ve kırda ayrı ayrı sürüyordu. Luebbert, dönemin Avrupa’sında kentteki sınıf mücadelesinin açık ve bilinçli olduğunu, kırdaki durumunsa ülkeden ülkeye değiştiğini saptıyor. Tarım sorununun daha önce hallolduğu İsveç’te kırlarda derin bir sınıfsal çelişki yaşanmıyordu. Oysa İtalya, İspanya ve hatta Almanya’da durum tam tersiydi. Bu durumda kent kökenli ideoloji/partilerin kırdaki konumlanışı kritik önem kazandı.</p>
<p>Luebbert’e göre kentli işçi partileri (sosyalist, komünist) kırdaki sınıf mücadelesinin önemsiz olduğu durumlarda toprak sahibi köylülere ittifak önerebildiler. Radikaller, liberaller, sosyalistler, hatta 1935 sonrası komünistler “faşizme gerek olmadığını” ortaya koyabildiler. Tarımda çelişkilerin keskin olduğu ülkelerdeyse sol kırsal kesimlerde topraksız köylüden yana oldu ve mecburen mülk sahibi köylüleri –küçük tarlaları olanlar dâhil- kentli mülk sahiplerinin yanına itti. Faşizmlerin kitle tabanı/oy/onay olarak ağır basmasının nedeni bu ittifaklardı. Almanya örneğinde, din-ideoloji vb. bir yana, saf dar sınıf bilinciyle insanlar “bir atım var demek ki ben mülk sahibiyim” veya “kardeşimle bakkal işletiyoruz demek ki ben mülk sahibi sınıftanım” dedikleri anda çoğunluk az farkla da olsa sayısal olarak mülk sahibi sınıflarda oluyordu. Bu analiz klasik merkez sağın neden yetmediğini ve neden “yeni misyonun”, “muhafazakâr devrimin” kazandığını sınıf ittifakları çerçevesinde açıklamayı deneyen bir tez. Misyonun neden kazandığını, toplumsal onayı nasıl elde ettiğini anlamaya çalışıyor. Misyonun neden aynen bu şekilde tezahür ettiğini açıklamıyor. Örneğin neden geniş “muhafazakâr devrim” dalgasının içinde Hitler gibi başlangıçta önemsiz görülen bir Avusturyalı onbaşının öne çıktığını açıklamıyor. Bunun için, başlangıçtaki tezler dâhil başka temalara dönmeliyiz. Öte yandan Roemer ve ekibinin İsveç ve Almanya verileriyle yaptıkları simülasyonlar 2 parti/3 sınıf modelinde solun (Sosyalist/Sosyal Demokrat) kazanma olasılığının 3 parti/3 sınıf modeline göre, Komünist Parti de seçime girince, çok daha yüksek olduğuna işaret ediyor. Bunun nedeni sol oyların bölünmesi denebilir ama SSCB’ye karşı Komünistlerin kayıtsız şartsız destek tavrının kararsız seçmende yarattığı alerji de bir neden olmuş olabilir. Yani özellikle kırsal kesimde komünistlerin müdahalesi orta sınıfı Hitler’in kucağına itmiş de olabilir.   </p>
<p>Luebbert, Fransa’yı kısaca incelediği bir bölümde ve hemen ardından gelen İngiltere ve Fransa’da işçi hareketlerinin zayıflıkları kısmında bizi yakından ilgilendiren bazı noktaları vurgular. Fransa’da sosyalistlerin radikal cumhuriyetçilerle ittifakının geçmişi 1914 öncesine gidiyor. Luebbert bu ittifak olmasaydı Jean Jaurès’in bile meclise giremeyebileceğini Theodore Zeldin’den aktararak yazıyor. Seçimler iki turlu olduğu için ikinci turda şansı azalan adayların hangi adaylar lehine yarıştan çekileceği tercihi sonucu belirliyordu. Diğer ülkelerdeki, örneğin İngiltere’deki, liberal-işçi koalisyonlarına benzer şekilde Fransa’da da SFIO (Sosyalist) ve RP (Cumhuriyetçi) iş birliği yapıyordu. Roemer Luebbert’in kitabından etkilenerek siyasi ajandanın çok boyutlu olduğu bir siyasi rekabette Wittman modelini genelleştiren ve Luebbert’in sezgisini formelleştirilen <em>seçim oyunu çözüm kavramı</em> PUNE’yi (Party Unanimity Nash Equilibrium) ayrıntılı biçimde açıklıyor. Zamanla PUNE ilgili siyaset bilimi yazınında oldukça kabul görmüş bir Nash çözümü sürümüne dönüştü. PUNE, olası politikalar kümesinin boyutundan bağımsız olarak iki siyasi partili bir rekabette türsel olarak iki boyutlu bir dengenin varlığını garanti ediyor. Partiler açısından bakınca, parti içinde Militanlar, Reformistler ve sadece kazanmayı düşünen Oportünistler şeklinde üç kanadın Nash pazarlığı yaptığı bir oyun tanımlıyor. Genel olarak PUNE merkez, sağ ve sol olarak üç kanatlı tüm partilere uygulanabilir ve örneğin, bir Stalin-Trotsky-Bukharin oyununa sahne olabilir. Keza, güncel bir örnek, PUNE çok kanatlı partilerde vekillerin neden farklı oy verdiklerini veya neden merkezin onları serbest bırakmak zorunda kaldığını açıklayabilir.</p>
<p>Neden diğer sağcılar değil Hitler kazandı? Sadece devlet ve burjuvazi katında değil, “halk” nezdinde de iktidara nasıl geldi? “Sınıf politikasının” ideal döneminde, bütün aktörlerin dar anlamda –ekonomist bilinç- “sınıf bilincine sahip” oldukları bir dönemde nasıl oy ve destek alabildi? Etkili konuştuğu için mi? Mesela bilindiği gibi meşhur “faşizmin kitle ruhu” – “Küçük adam” tezi- var; Gramsci’nin “Mussolini İtalyan küçük burjuvasının yoğunlaşmış ifadesidir” tezi var –merkezdeki seçmen teoremi. Kazandılar çünkü “karizmatiktiler”, çünkü “sıradan insan” (milletin ortalaması) bakınca onlarda kendisinden bir parça görüyordu vb. Bu tip tezler kısmen doğrudur. Ama doğru oldukları ölçüde açıkladıkları nedir? Öncelikle “neden tam da Mussolini lider oldu veya neden Hitler de Goering değil?” sorularına kısmen cevap verebilirler. Yoksa neden kazandılar sorusuna tamamen ekonomik sebeplere dayalı cevaplar da verilebilir. Ancak bu cevaplar kazanan siyasal akımın neden o akım olduğunu da neden geniş bir yelpazede özellikle Nazi partisinin öne çıktığını da veya neden Hitler’in lider olarak benimsendiğini de açıklamaya yetmez. Örneğin yeni tarihli bir NBER çalışma dokümanı mahalle/kaza/nahiye seviyesindeki seçim sonuçlarına dayanarak Brüning hükümetinin kemer sıkma politikalarının Nazi partisinin seçim başarısında çok etkili olduğunu öne sürüyor. Naziler seçimleri asla tam olarak kazanamayabilirlerdi ki zaten tek başlarına kazanmış da değillerdi. 1933 Mart seçimlerinde başka bir aşırı sağ partinin desteğine ihtiyaç duymuşlardı. 23 Mart 1933 tarihli meşhur yasa böyle geçebilmişti ve bu Alman devletinin parti devleti olmasına izin vermişti. Öncesinde Mayıs 1928 seçimlerinde yüzde 2,6’dan Eylül 1930’da yüzde 18,5’e ve Temmuz 1932’de yüzde 37,7’ yükselen bir grafik var.</p>
<p>İdeoloji miydi? Bu kadar insan Nazi ideolojisini ışık hızıyla benimsemiş miydi? Bu çalışma 1930-1932 arasında Brüning hükümetinin vergi artışları, yeni vergiler, işsizlik ödeneklerinin azaltılması, kamu harcamalarının kısılması, emekli maaşlarında ve transferlerde kesintiye gidilmesi gibi tamamen anti-Keynesyen ve ‘sihirbaz maliyeci’ Dr. Hjalmar Schacht’ın yapacaklarının tam tersi politikalar gütmesinin kritik önemde olduğunu iddia ediyor. Konu sadece 1929 Büyük Depresyonu değildi. Önemli olan depresyona karşı neyin nasıl yapıldığıydı. Elbette Schacht’ın programının pratik Keynesçilikten ibaret olmadığı, Keynesçiliğin büyük burjuvazi için cazip ve kapsayıcı olmayıp geçici önlemler paketinden ibaret görüldüğü, Schacht adımlarının kapsamlı bir Nazi silahlanma ve yayılma planının parçası olduğu da söylenebilir. Dünyayı ters yüz eden bir iktidar yürüyüşünü sadece propagandaya, hitabete vb. dekoratif faktörlere bağlamak gerçek bir açıklamadan kaçmak demek değil midir?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/20-yuzyilin-en-onemli-olaylarindan-birisine-bakmak-85637</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 20. yüzyılın en önemli olaylarından birisine bakmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cerceve-yasa-duzenin-gizli-isiya-karsi-mucadelesi-85636</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çerçeve Yasa: Düzenin gizli ısıya karşı mücadelesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ülkemizin gündeminde olan ve geleceğini, siyasi ve ekonomik yapısını hatta güvenliğini yakından ilgilendiren, kamuoyunda “<strong>Çerçeve Yasa”</strong> olarak bilinen ve Meclis’te kabul edilen “<em>Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un</em>” <strong>birkaç boyutunu</strong>, termodinamikçi gözüyle, birikimlerime ve deneyimlerime bağlı olarak ve objektif olmaya da gayret ederek değerlendirmeye çalışacağım. Yasanın farklı hukuki boyutlarının yanında, diğer pek çok boyutunun olduğu da bir gerçek. Bu yazıda salt termodinamik bakış açısından ve diğer kaynakların hukuki yapılarından faydalanarak benzeşime (analojiye) dayalı bir bakış ortaya koymaya çalışacağım. Umarım faydalı olacak ve yasanın anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Hukukçuların ve diğer alan bilimcilerinin daha farklı, daha teknik ve derin analizleri bu noktada elbette <strong>değerli olacaktır</strong>.</p>
<p><strong>Gizli ısı ve çerçeve yasa</strong></p>
<p>Termodinamikte güzel bir kavram var: <strong>gizli ısı.</strong> Bunun anlamı örneğin buz erirken termometrenin ibresi yükselmez. Dışarıdan baktığınızda sıcaklık aynıdır yani sabittir. Oysa sistemin içinde ciddi bir enerji transferi gerçekleşebilir ama siz bunu dışardan göremezsiniz hatta belki de bazen anlayamazsınız. Buz, suya dönüşmektedir. Termometre bunu göstermez, gösteremez fakat sistem değişmektedir. Bir halden başka bir hale (faza) geçmektedir. Son halini, verilen enerjinin miktarı ve eriyen buzun (maddenin) özellikleri belirleyecektir.</p>
<p>12 maddelik “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’u” okurken aklıma bu <strong>kavram</strong> geldi. Çünkü dışarıdan bakıldığında ortada bir <strong>af yok</strong>. “Af” kelimesi kullanılmıyor. Onun yerine “<strong>erteleme</strong>” deniliyor. Fakat metnin içine derinlemesine bakıldığında, bazı soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi, bazı kesinleşmiş cezaların infazının ertelenmesi ve belirli şartlar altında daha sonra farklı hukuki sonuçların doğması öngörülüyor. Bu durumu benzeşime dayalı bir ifadeyle ortaya koyarsak: termometre aynı sıcaklığı gösterse de <strong>buz eriyor </strong>ve sistem farklı bir hale (yapıya) dönüşüyor.</p>
<p>Kanunun ilk maddesi, bu mekanizmanın çalışması için önemli bir ön koşul getiriyor. PKK/KCK'nın fiilî varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin, güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi gerekiyor. Bu tespitin de Millî Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından teyit edilmesi ve kararın Resmî Gazete’de yayımlanması öngörülüyor. Dolayısıyla yasa bugün çıksa bile yarın kimse otomatik olarak cezaevinden <strong>çıkmıyor</strong>. Önce örgütün gerçekten sona erdiğinin ve silahların teslim edildiğinin, devlet tarafından tespit edilmesi gerekiyor. Bu, ilk bakışta <strong>önemli bir güvence</strong>. Ama tam burada insanın aklına başka bir soru geliyor: <strong>Örgütün gerçekten sona erdiğine kim karar verecek?</strong> Sahadaki fiili durum mu? Güvenlik kurumlarının raporları mı? MGK kararı mı? Yoksa Resmî Gazete’de yayımlanan karar mı? Türkiye aslında bu konuda tecrübesiz değil. 2009'daki Habur süreci ve sonrasında yaşanan gelişmeler, bu tür süreçlerin öngörülemeyen siyasi ve güvenlik sonuçları doğurabileceğini göstermiştir. Üstelik yasanın uygulama mekanizmasına bakıldığında, yürütmenin ağırlığı açıkça görülmektedir. Kurulda Cumhurbaşkanı Yardımcısı ile Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Millî Savunma Bakanları; Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreteri yer almaktadır. TBMM'de oluşturulması öngörülen İzleme Komisyonu ise esas olarak izleme ve tavsiye işlevi görmektedir. Dolayısıyla sürecin merkezinde yürütme var. Bu da şu hususu kaçınılmaz hale getirmektedir: Sürecin yürütülmesinde ve değerlendirilmesinde yürütme organının ağırlıklı konumda olması, denetimin bağımsızlığı bakımından ayrıca ele alınması gereken bir husustur. Teknik alanda elde edilen sonuçların doğruluğu ve sağlıklı biçimde değerlendirilmesi, ölçüm aletinin bağımsız kuruluşlarca, hassas şekilde kalibre edilmesiyle yakından ilgilidir. Dolayısıyla ölçümleme (kalibrasyon), ölçme tekniğinin önemli konulardan biridir.</p>
<p><strong>Toplumsal sonuç ve sınır</strong></p>
<p>Yasanın 3, 4, 5 ve 6. maddelerinde, örgütü kurma veya yönetme, örgüte üye olma, yardım etme, propaganda ve finansman gibi belirli suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi ile bazı kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerine ilişkin cezaların infazının ertelenmesi öngörülmektedir. Üst sınırı 15 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda beş yıl; 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda ise on yıl süreli erteleme mekanizması getirilmektedir. Elbette önemli istisnalar da vardır.</p>
<p>Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren bazı suçlar, bu mekanizmanın dışında bırakılmaktadır. Dolayısıyla hukuken buna doğrudan “<strong>genel af</strong>” demek <strong>doğru değildir</strong>. Ama hukuki isim ile hukuki sonuç arasında bazen mesafe olabilmektedir. Bir soruşturma erteleniyor, bir kovuşturma erteleniyor, kesinleşmiş bir cezanın infazı erteleniyor ve kanunda öngörülen süre sonunda yeni bir suçun işlenmemesi halinde dosya veya ceza bakımından daha ileri sonuçlar doğuyorsa, toplumun şu soruyu sorması son derece meşrudur: Adına ne denildiğinden bağımsız olarak, bunun toplumsal sonucu ne olacaktır? “<strong>Af değil</strong>” demek, tartışmayı bitirmeyebilir. Sadece tartışmanın adını değiştirecektir.</p>
<p>Burada özellikle dikkat edilmesi gereken başka bir hüküm daha var. Kanun kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin, bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluklarının doğmamasına ilişkin bir düzenleme getirilmesidir. Bu düzenlemenin muhtemel gerekçelerinden biri, 2013'teki çözüm sürecinde görev alan kamu görevlilerinin, yaptıkları işlemler nedeniyle ileride hukuki veya cezai sorumlulukla karşılaşıp karşılaşmayacakları konusunda yaşadıkları tereddütlerin, bu kez ortadan kaldırılmak istendiği düşünülebilir. Fakat hukuk devletinde esas, görevliyi korumakla birlikte <strong>korumanın sınırının çizilmesi </strong>de önem ifade etmektedir. Mühendislikte sistem sınırı doğru ve net çizilmezse (belirlenmezse), elde edilen sonuçlar sorunun çözümüne yeterli katkıyı sağlayamayacaktır.</p>
<p><strong>Belirsizlikler ve gelecek</strong></p>
<p>Bütün bunların ötesinde önemli bir nokta daha var. Devlet, yaklaşık kırk yıl boyunca, doğal olarak terör örgütünün silahlı faaliyetlerinin suç teşkil ettiğini ve bu faaliyetlerin hukuki sonuçlarının bulunduğunu vurguladı. Bu yalnızca bir güvenlik politikası değildi. Aynı zamanda toplumun hukuk düzenine duyduğu güvenin bir parçasıydı. Şimdi ise devlet, örgütün silah bırakması ve fiilî varlığının sona ermesi karşılığında, belirli suçlar bakımından farklı bir hukuki mekanizma oluşturmaktadır. Bunu yapmak elbette devletin hakkıdır. Çünkü devletin görevi yalnızca savaşmak değildir. <strong>Savaşı bitirmek de devletin görevidir.</strong> Fakat savaşın bitirilmesi ile adalet duygusunun korunması arasında bir denge kurma zorunluluğu gerçeği de unutulmamalıdır. Aksi hâlde, uzun süreli silahlı çatışmaların özel hukuki düzenlemelerle sonuçlanabileceği yönünde toplumda oluşacak bir algı, gelecekte ortaya çıkabilecek çatışmalar bakımından istenmeyen bir güdülenme (motivasyon) etkisi doğurabilir. İşte asıl tehlike burada. Bugünün barışını sağlamak için atılan bir adım, yarının çatışmalarına teşvik oluşturursa, sistem başka sorunlar üretebilecektir. Mühendislikte de örneğin bir boruya yapılacak yalıtımın minimum kalınlığı belirlemezse (hesaplamazsa), yapılacak yalıtım ısı kayıplarını daha da artırabilecektir. Yapılacak yalıtım bir anlamda enerji kaybını özendirecektir (artıracaktır). Yalıtım yapıldığı hâlde ısı kayıplarının artması, insana garip gelse de gerçektir. Bu durum hem maliyetin artmasına hem de enerji kaybına sebebiyet verecektir.</p>
<p>Bir başka soru da silahların bırakılmasından sonra ortaya çıkacak siyasi tabloyla ilgili. Silahlı örgütün ortadan kalkması, o örgütün düşüncesinin, kadrolarının veya toplumsal etkisinin bir gecede ortadan kalkacağı anlamına gelmemektedir. Tam tersine, silahların sustuğu gün, başka belirsizlikler ortaya çıkabilir:</p>
<p>Dağdaki yapı ovada neye dönüşecek?</p>
<p>Meşru siyasi faaliyet nerede başlayacak?</p>
<p>Örgütsel faaliyet nerede bitecek?</p>
<p>İfade özgürlüğü ile terör propagandası arasındaki sınır, nasıl çizilecek?</p>
<p>Eski örgüt mensuplarının siyasi hayata katılımı, hangi şartlarla gerçekleşecek?</p>
<p>Bunlar, silah bırakma kararından çok daha uzun süre Türkiye'nin gündeminde kalabilecek sorulardır. Dolayısıyla mesele yalnızca PKK'nın silah bırakıp bırakmayacağı değildir. <strong>Silahlar sustuktan sonra nasıl bir hukuk düzeninin kurulacağıdır. </strong>Termodinamikte bir problemin tanımı ve sınır koşullarının doğru belirlenmesi, sağlıklı çözümü açısından oldukça fazla önem ifade etmektedir.</p>
<p><strong>Enerji Yasası ve yansıması</strong></p>
<p>İşte bu nedenle yasayı okurken aklıma yine termodinamik geliyor: Buz erirken termometrenin ibresi yükselmiyor; enerji kaybolmuyor; sistem başka bir faza (hale) geçiyor. Burada “<strong>af</strong>” kelimesini kullanmamak, tek başına sistemin aynı konumda kaldığı yani değişmediği anlamına gelmemektedir. Soruşturmanın ertelenmesi, kovuşturmanın ertelenmesi, cezanın infazının ertelenmesi ve belirli şartlar altında daha sonra farklı hukuki sonuçların ortaya çıkması, hukuki sistemde gerçek bir değişimdir. Buna af denmeyebilir ancak <strong>sonucunun tartışılması gerekir.</strong></p>
<p>Terör örgütünün silah bırakmasını sağlamak amacıyla devletin gerekli temaslar kurması, kategorik olarak normal karşılanabilir. Devlet, terörü sona erdirmek ve vatandaşlarının daha fazla ölmesini önlemek için gerektiğinde çatışmanın sona erdirilmesi bakımından, etkili olabilecek aktörlerle doğrudan temas kurabilir. Ancak yasa içerisinde <strong>“gizli ısı” </strong>da olabilir. Bunu hukukçuların değerlendirmesi gerekir. Geçmişte işlenmiş bir suçun hukuki sonucu değiştirilecekse, bu açıkça söylenmelidir. Bir mahkûmiyetin infazı ertelenecekse, bunun gerekçesinin açıkça anlatılması gerekir. Belirli şartları sağlayan eski örgüt mensuplarına topluma yeniden katılma imkânı verilecekse, bunun sınırları açıkça çizilmelidir. Zira hukukta güven, <strong>kuralların öngörülebilirliğiyle</strong> oluşur. Termometreye bakıp, <strong>“sıcaklık değişmedi!”</strong> demek kolaydır. Ama bazen buz eriyordur; sistem, siz fark etmeden başka bir faza ve yapıya eviriliyordur; üstelik doğal yapısını hâlâ koruyordur.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Terörsüz bir ülkeye sahip olmak ve terörü sonlandırmak elbette önemlidir; ülkemizin bekası açısından da kıymetlidir. Ülkemiz ve evlatları bu yolda, maddi ve manevi çok bedeller ödedi, çok acılar çekti. Terörün sona ermesine ve ülkemizin terörden arındırılmasına karşı çıkmak, hiçbir vatan evladının aklı ve vicdanı ile bağdaşamaz. Ancak burada vurgulanmak istenen bir husus var: Devletin görevi terörü bitirmek ve ülkenin güvenliğini sağlamakla sınırlı değildir. Bu görev ne kadar önemli ve hayatiyse, terör sona erdikten sonra ortaya çıkacak hukuki düzenin niteliğini ve sınırlarını güvence altına almak da o kadar önemlidir. Çünkü adalet duygusu toplumsal bir enerjidir. Onu kaybettiğinizde hiçbir MGK kararı, hiçbir Resmî Gazete ve hiçbir kanun maddesi onu kendiliğinden geri getiremez.</p>
<p>Doğada hiçbir süreç çevresinde iz bırakmadan ve bedel ödenmeden <strong>geriye döndürülemez</strong>. Termodinamik gerçeklik böyledir. Toplumsal olaylar da bu hakikatten bağımsız değildir. Zira doğa yasaları canlıları yönetemese de onları derinden etkilemektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cerceve-yasa-duzenin-gizli-isiya-karsi-mucadelesi-85636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çerçeve Yasa: Düzenin gizli ısıya karşı mücadelesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracattan-korkulur-mu-85635</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracattan korkulur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“İç pazarımız bize yetiyor”, “İhracat çok riskli”, “Bizim ürünümüz yurtdışında satılmaz”, “Yabancı dil bilmiyoruz”… KOBİ’lerin ihracatın önündeki engel olarak gördüğü pek çok sorun, doğru bilgi ve hazırlıkla aşılabiliyor. Asıl aşılması gereken ise ihracata başlamadan önce zihindeki korku duvarı.</strong></p>
<p>Evet…</p>
<p>Hem de “Yok hocam, <strong>biz</strong> böyle <strong>iyiyiz</strong>. Yeni <strong>maceralara gerek yok”</strong> diyerek açıklanır.</p>
<p>İster inanın ister inanmayın amma gerçek bu…</p>
<p>Bir danışanımla sohbet ederken gelen komşusu ile tanıştık ve sohbet doğal olarak ihracat ekseninde dönmeye başladı.</p>
<p>Danışanım firmanın sahibi “Hocam bu <strong>adamı</strong> bir türlü değil ihracat yapmaya, <strong>ihracatı</strong> düşünmeye bile <strong>ikna edemiyorum</strong>” dedi ve tartışma başladı.</p>
<p>- Komşu: <strong>İhracat</strong> yapmak <strong>riskli değil mi</strong>, bilmediğimiz sularda yüzmeye başlayınca <strong>nelerle</strong> <strong>karşılaşacağımızı</strong> nereden bilebiliriz?</p>
<p>­- Danışan: <strong>Hocam neden</strong> bize <strong>geliyor</strong>?</p>
<p>Biliyorsun <strong>ben</strong> sürekli olarak İTO, TİM, İhracatçı birlikleri vb. kurumların <strong>ihracatla ilgili toplantılarına</strong> gidiyorum. İkramlar güzel ve ücretsiz diye mi yoksa pazarlar, riskler, operasyonlar, destekler gibi konularda güncel bilgi alıp hazır olmaya mı?</p>
<p><strong>İhracatın</strong>, iç piyasadan ne kadar <strong>farklı olduğunu anladığında</strong>, korku kapıları da kapanmaya başlıyor.</p>
<p>- Komşu: <strong>İhracat işleri çok karışık</strong>, bir hatada dünyanın zararı oluyor. Görmüyor musun etrafta ne kadar ihracat yapıp zarar eden var.</p>
<p>- Danışan: Elbette <strong>yüzme bilmeden suya girilirse</strong>, boğulma riski de olacaktır.</p>
<p>Ancak, öncelikle <strong>işletmenizin</strong> ihracata <strong>hazır</strong> ve <strong>ürününüzün</strong> <strong>uygun</strong> olduğunu belirlerseniz işler kolaylaşır.</p>
<p><strong>Sonra</strong> da hedef <strong>pazar, müşteri</strong> araştırması, ihracatta <strong>devlet desteklerinin</strong> nasıl kullanılacağı, ihracat stratejisi kurulması v.b. konularda bilgilenmek, <strong>endişeleri azaltır.</strong></p>
<p>- Komşu: <strong>Para işi ne olacak?</strong></p>
<p>- Danışan: Heyecanla ve hevesle, önüne gelen yabancı alıcıya iç piyasada çalışır gibi açık hesapla mal teslim ederek, ödemeyi de beklerseniz, çok beklersiniz.</p>
<p>Amma <strong>doğru ödeme yöntemini seçerek</strong>, para kaptırma riskini işin başında yok ederseniz <strong>sorun yaşamazsınız</strong>. Sen benim para kaptırdığımı gördün mü duydun mu?</p>
<p>- Komşu: Tamam zarar ettiğini duymadım amma benim <strong>iç pazarım fena değil</strong> idare ediyoruz.</p>
<p>- Danışan: Hepimiz aynı geminin yolcusuyuz.</p>
<p>Sen ne kadar idare ediyorsan ben de o kadar ediyorum.</p>
<p>Biz komşuluğumuzun ilk zamanlarında yakın büyüklüklerdeydik. Şimdi ise bizim daha ileride olduğumuzu biliyorsun. Bunu da ihracat borçlu olduğumu hep konuşuyoruz.</p>
<p><strong>İç piyasayı ihmal etmeyeceğiz</strong> amma <strong>yumurtaları</strong> daha <strong>fazla sepete</strong> koyarsak hem <strong>daha fazla yumurta</strong> taşıyabiliyoruz <strong>hem de</strong> yumurtaları <strong>kırılması riski azalıyor</strong>.</p>
<p>- Komşu: <strong>Biz</strong> ihracatla baş edemeyecek kadar <strong>küçüğüz</strong>, gücümüz ne ki ihracata soyunalım.</p>
<p>- Danışan: <strong>2000</strong> yılının <strong>ihracat</strong> yapan <strong>firma sayısı</strong> yaklaşık <strong>25.000</strong> kadar iken, <strong>2025</strong> yılında bu sayı <strong>160.000</strong> rakamını <strong>geçti</strong>. Bu kadar çok firmanın çoğunun <strong>büyük</strong> olduğunu <strong>düşünmüyorsun</strong> herhalde.</p>
<p>Türkiye’de o sayıya yakın sayıda bile büyük firma yok ki…</p>
<p><strong>İhracat yapan firma sayısında çoğunluk KOBİ’lerde.</strong></p>
<p>- Komşu: Benim <strong>ürünüm</strong> yurt dışında <strong>satılmaz</strong>.</p>
<p>- Danışan: Neden öyle diyorsun, benim bildiğim kadarıyla senin en az üç <strong>müşterin, senden</strong> <strong>aldıkları</strong> ürünleri <strong>yurtdışına satıyorlar</strong>.</p>
<p>Neden sen de araştırıp şansın olup olmadığına bakmıyorsun?</p>
<p><strong>İş gezilerine</strong> katıl, yurtdışı <strong>fuarlarını</strong> önce <strong>ziyaret</strong> et. Bakarsın sonra sen de katılırsın ve önün açılır.</p>
<p>Sonra bir bakmışsın, ihracat toplantılarındasın, seyahatlerde ve fuarlardasın.</p>
<p>- Komşu: İyi de bizde <strong>yabancı dil</strong> bilen kimse <strong>yok</strong> ki?</p>
<p>- Danışan: Derdin o olsun. Bugün <strong>yapay zekânın</strong> yaptıkları tüyler ürpertici. Sizin dil bilmezliğinizi onlar halleder. Zaten artık <strong>bazı telefon kulaklıkları</strong> bile canlı <strong>tercüme yapıyor</strong>.</p>
<p>Tartışma böyle uzayıp gitti…</p>
<p>İnsan beyni her nedense önce olumsuzu algılamaya meyilli.</p>
<p>Bu nedenle <strong>bizim KOBİ’lerimizin önce fikren devrim yaşamaları</strong> gerekli.</p>
<p><strong>Sonra da tohum ekmeden hasat yapılmayacağını kabul etmeye ihtiyacı var.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracattan-korkulur-mu-85635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/konteyner-ihracat-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “İç pazarımız bize yetiyor”, “İhracat çok riskli”, “Bizim ürünümüz yurtdışında satılmaz”, “Yabancı dil bilmiyoruz”… KOBİ’lerin ihracatın önündeki engel olarak gördüğü pek çok sorun, doğru bilgi ve hazırlıkla aşılabiliyor. Asıl aşılması gereken ise ihracata başlamadan önce zihindeki korku duvarı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/onemli-kirilimlar-gerceklesiyor-85634</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Önemli kırılımlar gerçekleşiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Savaşlar, enerji altyapısındaki hasarlar, kırılan tedarik zincirleri ve artan jeopolitik riskler küresel ekonominin alıştığımız düzenini değiştiriyor. Belirsizlik bir gün sona erse bile geride değişen hatlar, müşteriler, maliyetler ve iş yapma biçimleri kalacak.</strong></p>
<p>2026’nın yarısından fazlasını geride bıraktık. ‘İmkanlar dahilindeki’ olabilecek her türlü negatif haber akışı piyasalar nezdinde etkili olmaya devam ediyor. Ağustos’un da ortasına geldik. Yıl için başlangıçta tasarlanan makro çerçeve gerek bizim gerekse diğer herkes için büyük oranda değişti. Jeopolitik riskler ve devamlılığını muhafaza eden yüksek belirsizlik ortamı, bugün için muhasebe yapmayı, yarın içinse plan-program oluşturmayı zorlaştırıyor.</p>
<p>ABD-İsrail-İran çatışma süreci, görünenden ötesini ifade ediyor. Bunun bir benzerini daha önce Rusya-Ukrayna savaşında görmüştük. Dönemsel şiddet azalımı olmakla birlikte, o süreç de kendi içerisinde farklılaşarak bir şekilde masada kalır halde. Çatışma şiddeti değişse de aynı şekilde kalan ve hatta daha kötüleşen bir şey var: enerji ve üretim altyapılarındaki hasar.</p>
<p>Ukrayna Rusya’ya, Rusya da Ukrayna’ya saldırıyor. Hedef alınan tesisler, ağırlıklı enerji altyapısına yönelik. Özellikle Rusya’daki hasar çok ciddi. Öyle ki kimi petrol ürünlerinde ithalat oranlarında önemli artışlar gerçekleşirken, kimilerinde de ihracat kısıntılarına gidilerek içerideki denge korunuyor. Bu da bugünlerin meşhur konusu olan ‘rafineri marjı’ meselesini sürekli canlı tutuyor. Aynı durum Orta Doğu’daki gelişmeler için de geçerli. İran’ın aldığı altyapı hasarı ve onun verdiği karşılık neticesinde bölge ülkelerinde oluşan hasarlar, aynı konunun mekân değiştirmiş halini temsil ediyor. Yine aynı noktaya geliyoruz.</p>
<p>Yüksek belirsizlik ortamı elbette bir noktada sakinleyerek dengelenmeye başlayacaktır. Kuşkusuz bunun zamanlamasını ve boyutunu kestirmek imkansıza yakın. Ancak, sonrasını konuşmak zor olsa da şimdiden düşünmek ve tartışmak değerli. Çatışma süreçlerinin son bulduğu dönemde elimizde kalan en büyük sorunlar, enerji altyapılarındaki hasar ve arz zincirlerindeki kırılımlar olacak. Bu da şirketlerin farklı arayışlara ve partner bulmalarına sebep olacak. Kırılım dediğim de tam olarak bu. Hatlar değişecek, müşteriler değişecek, anlaşmalar değişecek, anlaşma maddeleri değişecek, maliyetler değişecek ve hepsinden önemlisi, güvene dayalı iş yapma şekilleri değişecek.</p>
<p>Buraya kadar konuştuklarımız, resmin sadece görünürdeki küçük bir kısmı. Henüz diğer sorunlar listede bunun kadar kendisine yer bulamıyor. İşin insani boyutu, hepsinden daha acı, can yakıcı.</p>
<p>Global ekonomi, pandemi ile önemli bir kırılım noktasına gelmişti. O zamanlar bu köşede sıklıklar tartıştığımız enflasyon tortusu meselesi şiddeti artar şekilde devam ediyor. Patlak veren savaşlar, kırılan arz zincirleri, devreye alınan tarife uygulamaları ve daha nicesi. Muhtemelen dün alıştığımız ekonomik düzen bir daha geri dönülemez şekilde değişti-değişiyor-daha da değişecek. Bu düzenin kendine has farklılıkları, konumlanmaları, arayışları ve denge noktaları olacak. Kazananlar ve kaybedenler değişecek. Para ve maliye politikalarında ezberler değişecek ki değişmeye başladı dahi. 1970’lerin enflasyon rejimi ile 90’lar ve 2000’lerin ortamı birbirinden farklı olduğu gibi, yeni dönemin rejimi de farklı olacak. Bu nedenle merkez bankalarının işleri artık hem daha zor hem de daha yaratıcı olmak zorundalar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/onemli-kirilimlar-gerceklesiyor-85634</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Önemli kırılımlar gerçekleşiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-28-mumkun-mu-yuzde-24-cok-zor-mu-85633</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 28 mümkün mü, yüzde 24 çok zor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası’nın yüzde 28’lik yılsonu enflasyon tahmini ulaşılabilir görünüyor. Ancak yüzde 24’lük ara hedef için önümüzdeki beş ayda dezenflasyonun belirgin biçimde hızlanması gerekiyor. Bunun için yalnızca sıkı para politikası değil, maliye, gıda ve fiyat politikalarının da aynı hedefe odaklanması şart.</strong></p>
<p>Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın 13 Ağustos’taki Enflasyon Raporu sunumunda verdiği mesaj aslında oldukça netti. Özetle; "Dezenflasyon sürüyor, iç talep belirgin biçimde soğudu, para politikasının etkilediği kalemlerde sonuç alınıyor; ancak arz şokları, özellikle gıda ve enerji fiyatları, sürecin hızını kesiyor," dedi.</p>
<p>Ve bu nedenle Merkez Bankası'nın mevcut sıkılığı koruyacağını ve fiyat istikrarı sağlanıncaya kadar geri adım atmayacağını ima etti.</p>
<p>Bu yaklaşımın en önemli tarafı, Merkez Bankası’nın artık yalnızca faiz oranına değil, finansal koşulların bütününe bakması. Politika faizi yüzde 37’de tutulurken piyasanın likidite ihtiyacının üst banttan, yüzde 40 civarında fonlanması, kredi büyümesinin yavaşlatılması ve TL mevduatın desteklenmesi, fiili parasal sıkılığın politika faizinin üzerinde kalmasını sağlıyor.</p>
<p>Karahan’ın verdiği rakamlara göre toplam kredi büyümesi şubat sonundaki yüzde 34,6’dan yüzde 25 civarına gerilemiş, TL mevduatın payı ise yüzde 62’ye yükselmiş durumda.</p>
<p><strong>Sıkı para politikası çalışıyor ama yetmiyor</strong></p>
<p>Dolayısıyla “Merkez Bankası sıkı mı?” sorusuna bugün için evet demek gerekiyor. Ancak Enflayson Raporu sunumu sırasında CNBC-e Haber Müdürü Burcu Göksüzoğlu'nun sorduğu gibi bu sıkılık, enflasyonu hedefe yaklaştıracak kadar uzun süre korunabilecek mi?</p>
<p>Burada tablonun biraz daha karmaşık olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Merkez Bankası 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 26’dan yüzde 28’e yükseltti. Buna karşılık ara hedef yüzde 24’te kaldı. 2027 için hem tahmin hem ara hedef yüzde 15, 2028 için ise yüzde 9. Orta vadede hedef ise yüzde 5.</p>
<p>Bu ayrım önemli. Çünkü yüzde 28 bir “hedef” değil, mevcut koşullar altında ulaşılması beklenen sonuç. Yüzde 24 ise hala politika çıpası olarak masada. Fakat temmuz itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 31,8. Ana eğilimin yıllıklandırılmış üç aylık göstergeleri yüzde 27’li seviyelerde olsa da trend göstergesinin yatay kalması, dezenflasyonun henüz kendiliğinden hızlanan bir sürece dönüşmediğini gösteriyor.</p>
<p>Haziran ayında da TÜFE yüzde 32,11 düzeyindeydi. Çekirdek göstergelerdeki yıllık artış yüzde 30 civarındaydı. Dolayısıyla Haziran başındaki “kaplumbağa hızında dezenflasyon” tespitimiz bugün bütünüyle geçerliliğini yitirmiş değil. O yazıda dikkat çekilen temel sorun, dezenflasyonun devam etmesine rağmen beklenenden yavaş ilerlemesiydi.</p>
<p>Üstelik şimdi risklerin niteliği değişmiş durumda.</p>
<p>Önceki dönemde daha çok talep ve beklentiler üzerinden tartışılan enflasyon, bugün gıda, enerji, yönetilen fiyatlar ve jeopolitik gelişmelerden daha fazla etkileniyor. Merkez Bankası da 2026 gıda enflasyonu varsayımını yüzde 26,3’ten yüzde 28,5’e yükseltti. Buna karşılık petrol varsayımını aşağı çekti. Bu bile tek başına dezenflasyonun neden doğrusal bir süreç olmadığını anlatıyor.</p>
<p><strong>Peki yüzde 28’e ulaşılabilir mi?</strong></p>
<p>Bence "evet ulaşılabilir," ancak “rahatlıkla” değil. Yüzde 28, Merkez Bankası’nın mevcut politika bileşimi kararlılıkla sürdürüldüğü, enerji fiyatlarında yeni ve kalıcı bir şok yaşanmadığı, gıda enflasyonunun yılın ikinci yarısında belirgin biçimde yavaşladığı ve kurda yeni bir oynaklık oluşmadığı bir senaryoda ulaşılabilir görünüyor. Bu senaryoda, finansman sıkıntısı diye yakınan şirketlerin yakınmaları da en azında görünür kısa vadede devam edecek.</p>
<p>Ama yüzde 24 artık çok daha zor bir hedef. Çünkü temmuz itibarıyla yıllık enflasyon halayüzde 31,8 ve önümüzde beş ay var. Bu nedenle önümüzdeki aylarda yalnızca “enflasyon düşüyor” demek yeterli olmayacak. Aylık fiyat artışlarının belirgin biçimde düşük ve istikrarlı bir patikaya girmesi gerekecek.</p>
<p>Buradaki kritik nokta, Merkez Bankası’nın talebi soğutmayı başarmış olması. Kart harcamaları, perakende satışlar, kredi büyümesi ve çıktı açığı göstergeleri talebin dezenflasyonist düzeyde olduğunu söylüyor. Temel mal enflasyonunun yüzde 17 gibi manşetin çok altında kalması da sıkı para politikasının çalıştığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Dezenflasyonda hızlanmanın koşulları</strong></p>
<p>Ancak para politikasının yapabileceği ile yapamayacağı şeyleri birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>
<p>Merkez Bankası tek başına gıda arzını artıramaz, petrol fiyatını düşüremez, elektrik ve doğal gaz tarifesini belirlemez. Dolayısıyla bundan sonraki aşamanın başarısı, Karahan’ın özellikle vurguladığı ekonomi politikaları arasındaki eşgüdüme bağlı olacak.</p>
<p>- Birinci koşul, para politikasında erken gevşemeden kaçınmak<strong>.</strong> Piyasaya likidite sağlama biçiminde normalleşme yapılabilir; ancak bunun finansal koşullarda erken bir gevşeme yaratmaması gerekiyor. Bir hafta vadeli repo ihalelerine dönüş, tek başına faiz indirimi anlamına gelmeyebilir. Fakat piyasa bunu “gevşeme başlıyor” şeklinde algılarsa beklentiler bozulabilir. Bu nedenle operasyonel normalleşme ile parasal gevşeme arasındaki fark çok iyi anlatılmalı. Nitekim gördüğüm kadarıyla Merkez Bankası bunu yapmaya başladı.</p>
<p>- İkinci koşul, maliye politikasının para politikasına eşlik etmesi. Kamu harcamaları, vergi düzenlemeleri, ücret ve gelir politikaları ile yönetilen-yönlendirilen fiyat ayarlamaları dezenflasyon hedefiyle uyumlu olmalı. Merkez Bankası talebi frenlerken kamu eliyle yeni maliyet ve talep baskıları yaratılırsa para politikasının yükü gereksiz biçimde artar.</p>
<p>- Üçüncü ve belki de en acil alan gıda enflasyonu. Son 20 yılda defalarca konuşulduğu üzere burada artık geçici önlemlerden çok yapısal sorunlara odaklanmak gerekiyor. Tarımsal üretimde verimlilik, sulama, depolama, soğuk zincir, lojistik, hal ve perakende zincirindeki maliyetler ile üretici-tüketici arasındaki fiyat farkının nedenleri daha sistematik ele alınmalı. Hiçbiri yeni öneri değil. Bunların tamamını yıllardır konuşuyoruz. Ama bu sorunlar hala devam ediyor. Gıda enflasyonunun yüzde 30’lar civarında kalması halinde yüzde 20’li enflasyon hedeflerine ulaşmak çok zor.</p>
<p>- Dördüncü koşul, beklentilerin yeniden çıpalanması<strong>.</strong> Enflasyonla mücadelede yalnızca bugünkü fiyat artışları değil, insanların gelecek yılın fiyatlarını nasıl tahmin ettiği de önemlidir. Merkez Bankası’nın reel sektör ve hane halkı beklentilerindeki iyileşmeye dikkat çekmesi olumlu. Fakat piyasa beklentilerinin hedeflere daha hızlı yaklaşması gerekiyor.</p>
<p>- Beşinci olarak, kredi politikasındaki disiplin korunmalı. Kredi büyümesinin yüzde 25’e kadar gerilemesi talep dengelenmesinin önemli bir parçası. Burada mesele krediyi tamamen kısmak değil, yeniden tüketim patlamasına yol açacak bir kredi ivmelenmesini engellemek ve kaynakları üretken ​ yönlendirmek.</p>
<p><strong>Merkez Bankası tamam, sıra diğerlerinde</strong></p>
<p>Sonuçta Merkez Bankası’nın mevcut duruşu enflasyonla mücadelede doğru yönde. Bu konuda ekonomistler ve piyasa arasında neredeyse bir mutabakat oluşmuş durumda. Karahan’ın söylemi de önceki dönemlere kıyasla daha kararlı. Sıkılığın korunacağını, gerekirse tüm araçların kullanılacağını ve fiyat istikrarı sağlanmadan mücadele bitmeyeceğini söylüyor. Yani söylemde de verilen mesajlarda da sorun yok.</p>
<p>Fakat Türkiye’nin sorunu artık yalnızca “Merkez Bankası yeterince sıkı mı?” sorusu değil. Asıl soru, bütün ekonomi politikasının aynı hedefe ne kadar sıkı bağlandığı ve ekonomi dışındaki diğer politikaların ve uygulamaların hane halkının ve reel sektörün geleceğe bakışını nasıl yönlendirdiğidir.</p>
<p>Merkez Bankası yüzde 28’i yakalayabilir. Hatta uygun dış koşullarda yüzde 20’li seviyelere daha hızlı inmek de mümkün. Ancak yüzde 24 ara hedefinin tutturulması ve ardından yüzde 15’e inilebilmesi için para politikasının bugünkü kararlılığının maliye politikası, gıda politikası, yönetilen fiyatlar, beklenti yönetimi ve eğitimden hukuka kadara diğer tüm politikalarla desteklenmesi şart.</p>
<p>Aksi halde dezenflasyon devam eder ama yine kaplumbağa hızında ilerler. Türkiye’nin ihtiyacı ise yalnızca enflasyonun düşmesi değil, düşüş hızının artık ikna edici hale gelmesi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-28-mumkun-mu-yuzde-24-cok-zor-mu-85633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 28 mümkün mü, yüzde 24 çok zor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odemeler-dengesinin-carki-kredi-borclanmasiyla-donuyor-85632</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ödemeler dengesinin çarkı kredi borçlanmasıyla dönüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası’nın ödemeler dengesi hesaplarında yaptığı revizyon net hata noksan kalemini aşağı çekse de dış dengenin yapısal sorunlarını değiştirmedi. Haziranda cari açık yüzde 84,76 artarken, yabancı sermaye girişleri zayıfladı; açığın finansmanında ise dış kredi borçlanmasının ağırlığı daha da arttı.</strong></p>
<p>Merkez Bankası, ödemeler dengesi hesaplarında net hata noksan kalemini daha düşük seviyelere çekmeye yönelik bir revizyon yaptı. Böylece net hata noksan kaleminde çok ciddi bir düşüş ortaya çıktı. Ancak yapılan revizyonlar doğal olarak ödemeler dengesinin genel yapısında bir değişiklik yaratmadı. Ödemeler dengesinin yapısal dengesizlikleri aynen sürüyor. Haziran verileriyle ortaya çıkan görünüm şöyle:</p>
<p>- Aylık cari işlemler açığı geçen yıla göre yüzde 84,76 artarak 4,19 milyar dolara tırmandı. Cari işlemler açığındaki bu artışın ana kaynağı dış ticaret açığının yüzde 30,85 artarak 8,53 milyar dolara ulaşması. Aylık cari açık, geçen yıla göre 1,92 milyar dolar artarken dış ticaret açığı da 2,01 milyar dolar arttı.</p>
<p>- Dış ticaret açığındaki artışta enerji etkili olmakla birlikte enerji tek sorumlu değil. Çünkü enerji ve altın hariç dış ticaret açığı da geçen yıla göre yüzde 48,75 artmış durumda.</p>
<p>- Sermaye hareketleri tarafında yabancıların doğrudan yatırım ve sıcak para olarak getirdikleri kaynak 2025 Haziran ayına göre yüzde 68.62’lik bir düşüşle 1.21 milyar dolara geriledi. Doğrudan yatırımlar geçen yıla göre yüzde 86,69 oranında düşerek 210 milyon dolara kadar indi. Asıl dikkat çekici nokta 297 milyon dolar olan gayrimenkul yatırımları hariç tutulduğunda gerçek doğrudan yatırımlarda giriş değil çıkış olması.</p>
<p>- Yerleşiklerin sermaye hareketlerinde yüklü çıkış eğilimi haziranda da sürdü. Yerleşiklerin yurtdışına doğrudan yatırım ve sıcak para olarak çıkardıkları kaynak miktarı geçen yıla göre yüzde 68,59 azalmakla birlikte hala aylık olarak 3,12 milyar dolar düzeyinde.</p>
<p>- Yabancı girişi cılız, yerlilerin çıkışı hala canlı olunca cari açığın finasmanında yük, dış kredi borçlanmasına kalıyor. Haziran ayında dış kredilerde yüzde 180,43’lük bir sıçrama oldu. Bankalar dışarıya verdikleri kredilerin 1.42 milyar dolarını kapatmalarını de ekleyince dış kredi hareketlerindeki net giriş yüzde 563,15’i bulan bir artışla 7.11 milyar doları buldu.</p>
<p>- Haziran ayına ait manzaranın yılın ilk 6 ayına ait toplam manzaradan pek bir farkı yok. 6 aylık toplam cari açık yüzde 32.89 ve 8.55 milyar dolar artarak 34,55 milyar doları çıktı. Dış ticaret açığı 6,66 milyar dolar ve yüzde 17,96 artarak 43,72 milyar dolara çıktı. Altın ve enerji hariç dış ticaret açığı yüzde 171,42’lik bir sıçrama kaydetti. Dış ticaret dengesindeki bozulmanın neredeyse tamamı altın ve enerji hariç ana gövdede ortaya çıkmış.</p>
<p>- Yabancıların doğrudan yatırım ve sıcak para olarak getirdikleri 6 aylık toplam kaynak geçen yıla göre yüzde 146,74’lük bir artışla 16,59 milyar dolar oldu. Artış oranının yüksek olmasında İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla geçen yıl yaşanan çöküşün yarattığı baz etkisi belirleyici.</p>
<p>- Yabancılar 16,59 milyar dolar getirirken yerliler 5,34 milyar doları doğrudan yatırım ve 25,54 milyar doları sıcak para olmak üzere toplam 30.88 milyar doları dışarı çıkardılar. Yerlilerin sermaye hareketleriyle 6 ayda dışarı çıkardıkları kaynak miktarı geçen yıla göre yüzde 48.12 oranında arttı.</p>
<p>- 6 aylık verilerde de ödemeler dengesinin finansmanı dış kredi borçlanmasına kaldı. Bankalar geçen yıl dışarıya 2,73 milyar dolar kredi vermişken, bu yıl dışarıya vermiş oldukları kredilerin 8,32 milyar dolarlık bölümünü kapattılar. Bankalar ve reel sektör dışarıdan 23,03 milyar dolar yeni kredi aldı. Böylece yerleşiklerin net kredi hareketi geçen yıla göre yüzde 137,68 artarak 31,35 milyar doları buldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f17704847-1787031927.png" alt="" width="628" height="843" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odemeler-dengesinin-carki-kredi-borclanmasiyla-donuyor-85632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ödemeler dengesinin çarkı kredi borçlanmasıyla dönüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/munihin-londrayi-geride-biraktigi-ay-avrupa-girisimcilik-haritasi-degisiyor-mu-85631</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Münih&#039;in Londra&#039;yı geride bıraktığı ay: Avrupa girişimcilik haritası değişiyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa girişimcilik haritasında dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Temmuz ayında Münih, 4,49 milyar euroluk startup yatırımıyla yıllardır lider olan Londra'yı geride bıraktı. Tek aylık verinin kalıcı bir trend anlamına gelmediği açık; ancak savunma, robotik ve fiziksel yapay zekâ gibi alanlara yönelen sermaye, Avrupa'nın teknoloji merkezlerinde yeni bir dönemin işaretini veriyor.</strong></p>
<p>Startup.eu'nun Temmuz 2026 verilerine göre Avrupa'nın en çok yatırım çeken 10 startup şehri sıralandığında karşımıza alışılmadık bir tablo çıktı: Kıtanın uzun yıllardır tartışmasız lideri Londra, aylık toplam yatırım büyüklüğünde ilk kez Münih'in gerisinde kaldı. Bavyera Eyaleti’nin başkenti olan Münih, Temmuz’da 4,49 milyar euroluk bir hacme ulaşırken Londra 3,27 milyar euroda kaldı. Aradaki fark küçüm bir fark gibi değil; yaklaşık 1,2 milyar euro. Yıllardır bu alanda lider olan Londra ilk defa tahtından edilince, bu sıralama değişikliğinin sadece 1 ay mı süreceği yoksa Avrupa'nın teknoloji yatırımı sıralamasında daha köklü bir şeyin ilk işareti mi diye birçok insan düşünmüştür. Önce şunu söylemek lazım: bir ayın rakamıyla genel bir trend ilan etmek çok doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Ama Münih'in bu sıçramasını sadece "birkaç büyük tur denk geldi" diyerek geçiştirmek de eksik kalır, çünkü arkasında gerçekten yapısal bir hikaye var.</p>
<p><strong>Peki Neden Münih, Neden Şimdi?</strong></p>
<p>Avrupa'da risk sermayesinin yönü birkaç yıldır yavaş yavaş değişiyor. Yazılım ağırlıklı, "hafif" olarak adlandırılabilecek iş modellerinden; savunma, robotik, enerji ve fiziksel yapay zeka gibi hem teknoloji yoğun hem sermaye yoğun alanlara doğru bir kayış var. Bunun sebebi kısmen jeopolitik -Avrupa'nın savunma harcamalarını artırma zorunluluğu hissetmesi- kısmen de yapay zekânın artık sadece ekranlarda değil, fabrikalarda ve saha ekipmanlarında karşılık bulmaya başlaması ki bu alana fiziksel yapay zekâ diyoruz.</p>
<p>Münih tam da bu dönüşümün ortasında duruyor. Savunma teknolojisinde Avrupa'nın en değerli girişimlerinden biri haline gelen Helsing ile insansı robotik alanında iddialı adımlar atan NEURA Robotics, ikisi de Münih merkezli. Bu tarz şirketlerin yüksek miktarda yatırım aldığı yatırım turları, bir şehrin aylık toplamını tek başına ikiye katlayabiliyor. Londra ise geleneksel olarak fintech ve tüketiciye dönük dijital ürünlerle öne çıkıyor - hâlâ güçlü bir alan ama son dönemde büyük sermayenin asıl ilgisini çeken "derin" ve “ağır” teknolojiler kadar patlayıcı değil.</p>
<p>Bu arada sıralamanın geri kalanı da anlamlı bir resim çiziyor. Stockholm (613 milyon euro) ve Cambridge (469 milyon euro) ilk beşte yer alırken, Paris 384 milyon euro ile Londra ve Münih'in bir hayli gerisinde kaldı -Fransa'nın son dönemde yaşadığı fonlama yavaşlamasının bir yansıması olabilir bu. Berlin'in 270 milyon euroda kalması da dikkat çekici: Almanya içinde bile artık ağırlık merkezi Berlin'den Münih'e kayıyor. Listenin altında kalan Zürih (201 milyon), Vilnius (113 milyon), Stuttgart (102 milyon) ve İsviçre'nin küçük şehri Renens (61 milyon) ise Avrupa'nın ikinci kademe ekosistemlerinin de hareketlendiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Münih'in üç ayağı</strong></p>
<p>Münih'in bu noktaya gelmesi uzun süredir sürdürürülen yapısal çabaların sonucu. Birincisi, Münih Teknik Üniversitesi (TUM) çevresinde gelişen güçlü bir spin-out kültürü var; laboratuvardan çıkan patentli teknolojiler nispeten hızlı biçimde şirketleşebiliyor. İkincisi, şehir Almanya'nın sanayi mirasının tam kalbinde: BMW, Siemens, Allianz gibi devlerin genel merkezleri burada ve bu şirketler girişimlere sadece komşuluk değil, ilk müşteri olma ve saha testi imkanı da sunuyor-derin teknoloji girişimleri için bu, hayatta kalmanın neredeyse ön koşulu. Üçüncüsü ise Bavyera eyalet hükümetinin yıllardır sürdürdüğü, yüksek teknolojiye yönelik kesintisiz destek politikaları; bu da yabancı kurumsal yatırımcının gözünde riski azaltan bir unsur.</p>
<p><strong>Londra tahtını kaybediyor mu?</strong></p>
<p>Bu sorunun cevabını çok kosa yoldan “Hayır” olarak verebiliriz, en azından şimdilik. Londra'yı Londra yapan şey tek bir ayın performansı değil; kümüle şirket değerleri, unicorn (1 Milyar dolar değerlemeye ulaşmış startup) sayısı, küresel VC ağlarına erişim ve hukuki-finansal altyapının derinliği. Bu kalemlerde şehir hâlâ kıtanın açık ara lideri ve bu tablo kısa vadede değişecek gibi görünmüyor. Temmuz ayında yaşanan yer değişikliği, büyük olasılıkla birkaç dev turun aynı aya denk gelmesinin sonucu: az sayıda çok büyük işlem, toplam rakamı tek başına sürükleyebiliyor.</p>
<p>Ama uzun vadeli soru farklı bir yerde duruyor. Münih'in hedefi "Londra'nın küçük bir kopyası olmak" değil; kendi alanında -savunma, robotik, sanayi yapay zekâsı- Avrupa'nın referans noktası olmak. Sınır güvenliği, çip tedariki ve otonom üretim gibi başlıklar önümüzdeki yıllarda daha da öne çıkacaksa, Münih'in bu alanlardaki ağırlığı da büyümeye devam edecek gibi görünüyor. Toplam yatırımda Londra'yı her ay geçmese bile, "kritik teknolojiler" denildiğinde akla ilk gelen adres giderek Münih oluyor- ve bu, tek bir aylık rakamdan çok daha kalıcı bir başlık.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/munihin-londrayi-geride-biraktigi-ay-avrupa-girisimcilik-haritasi-degisiyor-mu-85631</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Münih&#039;in Londra&#039;yı geride bıraktığı ay: Avrupa girişimcilik haritası değişiyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uluslararasi-ipek-yolu-sehirleri-turizm-ittifaki-konferansi-istanbulda-duzenlenecek-85685</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uluslararası İpek Yolu Şehirleri Turizm İttifakı&#039;nın konferansı İstanbul’da</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası İpek Yolu Şehirleri Turizm İttifakı’nın dönem başkanlığına İstanbul'un seçilmesiyle ilk kez Çin dışındaki bir şehre devredildiği bildirildi.</p>
<p>Çin Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle faaliyetlerini sürdüren Uluslararası İpek Yolu Şehirleri Turizm İttifakı’nın (ITASRC) yıllık konferansı, 1-2 Eylül’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) ev sahipliğinde gerçekleştirilecek. Yapılan açıklamaya göre, dünya turizm diplomasisinin en önemli buluşmalarından biri olan konferansa uluslararası delegeler, diplomatlar, belediye başkanları, uluslararası kuruluş temsilcileri, yerel yöneticiler, medya kuruluşları ile dünyanın önde gelen turizm ve teknoloji şirketlerinin yöneticileri katılacak.</p>
<p><strong>En önemli gündem maddesi İstanbul’un dönem başkanlığı</strong></p>
<p>İpek Yolu coğrafyasını kapsayan Uluslararası İpek Yolu Şehirleri Turizm İttifakı'nın 33 ülkeden 83 şehri aynı çatı altında buluşturduğu belirtilirken, ittifakın, Renaissance Polat İstanbul Hotel’de gerçekleştirilecek yıllık konferansının yeni iş birliklerinin önünü açacağı vurgulandı. Açıklamaya göre, konferansın en önemli gündem maddesi ise İstanbul’un, 2026-2027 Dönem Başkanlığını devralması olacak. Böylece İstanbul'un, Çin dışından bu görevi üstlenen ilk ve tek şehir olarak uluslararası turizm iş birliği ağında tarihi bir sorumluluk üstleneceği ifade edildi.</p>
<p>Açıklamanın devamında şunlar kaydedildi: "İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ev sahipliği yaptığı bu uluslararası organizasyonla aynı zamanda İstanbul’un kültürel mirasını, turizm vizyonunu ve sürdürülebilir şehircilik anlayışını dünyayla buluşturacak. Dönem başkanlığının devralınmasıyla birlikte İstanbul, önümüzdeki süreçte ittifakın uluslararası gündemine yön veren şehirlerden biri olacak. Asya ile Avrupa’yı binlerce yıldır birbirine bağlayan İstanbul, şimdi de şehir diplomasisi, kültürel iş birliği ve sürdürülebilir turizm alanlarında yeni bir küresel köprü kurarak dünyanın dikkatini bir kez daha üzerine çekecek. Konferans kapsamında gerçekleştirilecek panellerde kültürel mirasın korunması, sürdürülebilir turizm, akıllı şehir uygulamaları, yapay zekâ destekli destinasyon yönetimi, dijital dönüşüm ve uluslararası şehirler arasında işbirliği gibi geleceğin turizm politikalarını şekillendirecek başlıklar ele alınacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kültürel miras, dijitalleşme ve sürdürülebilir şehircilik alanındaki uygulamaları uluslararası katılımcılarla paylaşılacak."</p>
<p>Konferansın en önemli çıktılarından birinin de uluslararası B2B görüşmelerinin olacağı kaydedildi. Alipay, Unionpay, China Travel Grup, China Easten Airlines, Beijing Aitran Technology ve trip.com gibi küresel şirketlerin de katılacağı organizasyon kapsamında 2 Eylül'de 600’e yakın, planlı B2B görüşme gerçekleştirilecek. Bu görüşmelerle şehirler, kamu kurumları ve özel sektör arasında yeni yatırım, tanıtım ve turizm ortaklıklarının kurulmasına zemin hazırlanacağı vurgulandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uluslararasi-ipek-yolu-sehirleri-turizm-ittifaki-konferansi-istanbulda-duzenlenecek-85685</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/istanbul-bogazi-1754563383.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası İpek Yolu Şehirleri Turizm İttifakı’nın yıllık konferansı, 1-2 Eylül’de İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanko-universitesi-yksde-yuzde-100-doluluga-ulasti-85681</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yüzde 100 doluluk, üniversitemize duyulan güvenin göstergesi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>SANKO Üniversitesi, Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) yerleştirme sonuçlarına göre yüzde 100 doluluk oranına ulaştı.</p>
<p>SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Dağlı, üniversitenin yüzde 100 doluluk oranına ulaşmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek bu başarının öğrenci ve ailelerin üniversiteye duyduğu güvenin önemli göstergesi olduğunu söyledi.  Prof. Dr. Dağlı, üniversite bünyesinde yer alan ön lisans ve lisans programları kontenjanlarının dolmasının SANKO Üniversitesi’nin eğitim kalitesine ve sunduğu akademik imkânlara duyulan güvenin önemli bir göstergesi olduğunu ifade etti.</p>
<p>“Yüzde 100 doluluk oranına ulaşmış olmak, bizler açısından önemli bir başarıdır” diyen Prof. Dr. Dağlı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Üniversitemizi tercih ederek bizlere güvenen kıymetli öğrencilerimize ve onların bugünlere gelmesinde büyük emekleri bulunan değerli ailelerine teşekkür ediyorum. SANKO Üniversitesi olarak bu başarıyı yalnızca rakamsal bir sonuç olarak değerlendirmiyoruz. Her bir kontenjanımızın karşılığında geleceğine yön vermek üzere üniversitemizi tercih eden bir öğrencimiz var. Bu güven bizim için büyük bir sorumluluk. Bu sorumluluğun bilinciyle, öğrencilerimizin geleceğe güvenle hazırlanabilecekleri bir üniversite ortamı sunmak, üniversitemizin eğitim kalitesini sürekli geliştirmek, öğrencilerimize daha güçlü akademik ve sosyal imkânlar sunmak hedefiyle var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a842f37cb145-1787047735.jpg" alt="" width="700" height="504" /></p>
<p>Elde edilen başarının üniversite ailesinin ortak emeğinin bir sonucu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, sözlerini şöyle tamamladı: “Üniversitemizin yüzde 100 doluluk oranına ulaşmasında desteklerini esirgemeyen Onursal Başkanımız Sayın Abdulkadir Konukoğlu başta olmak üzere Mütevelli Heyet Başkanımız Sayın Zeki Konukoğlu’na, SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Adil Sani Konukoğlu’na, Mütevelli Heyet Üyelerimize, emeği bulunan akademik ve idari personelimiz ile öğrencilerimize teşekkür ediyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanko-universitesi-yksde-yuzde-100-doluluga-ulasti-85681</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/1/1280x720/sanko-universitesi-yksde-yuzde-100-doluluga-ulasti-1787047765.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanko Üniversitesinin YKS’de yüzde 100 doluluğa ulaştığı bildirildi. Rektör Prof. Dr. Güner Dağlı, &quot;Bu güven bizim için büyük bir sorumluluk. Bu sorumluluğun bilinciyle, öğrencilerimizin geleceğe güvenle hazırlanabilecekleri bir üniversite ortamı sunmak, üniversitemizin eğitim kalitesini sürekli geliştirmek, öğrencilerimize daha güçlü akademik ve sosyal imkânlar sunmak hedefiyle var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilir-kalkinma-artik-bir-hedefler-listesi-degil-yatirim-finansman-ve-yonetisim-modeli-85656</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürdürülebilir kalkınma artık bir &#039;hedefler listesi&#039; değil; yatırım, finansman ve yönetişim modeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı’nın (SDSN) 2026 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu, 2030’a dört yıl kala dünyanın 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’nın hiçbirine mevcut hızla ulaşamayacağını ortaya koyuyor. Ancak raporun asıl mesajı başarısızlık tablosunun ötesinde: Sürdürülebilir kalkınmanın bir “hedefler listesi” olmaktan çıkarılarak yatırım, finansman ve yönetişim modeline dönüştürülmesi. </strong></p>
<p>Dünya 2015 yılında Birleşmiş Milletler’in 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’nı (SKA) kabul ettiğinde önünde 15 yıllık bir dönüşüm takvimi vardı. Yoksulluğun sona erdirilmesinden iklim eylemine, nitelikli eğitimden toplumsal cinsiyet eşitliğine kadar uzanan hedefler, 2030 için ortak bir küresel yol haritası oluşturuyordu. Bugün takvimin son dört yılına girilmiş durumda ve tablo hedeflerin gerisinde.</p>
<p>Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı’nın (SDSN) geçtiğimiz aylarda yayımladığı Sustainable Development Report 2026 - Implementing Sustainable Development: 2030 and Beyond, mevcut ilerleme hızıyla 17 SKA’nın hiçbirinin 2030 yılına kadar tam olarak gerçekleştirilemeyeceğini ortaya koyuyor. Küresel ölçekte hedeflerin yalnızca yüzde 16,5’i 2030’a ulaşma yolunda ilerliyor. Özellikle sürdürülebilir şehirler, sudaki yaşam, karasal yaşam ile barış, adalet ve güçlü kurumlar alanlarında ilerleme ciddi biçimde rotadan çıkmış durumda.</p>
<p>Ancak raporun daha önemli bir mesajı var: 2030 sürdürülebilir kalkınma gündeminin bitiş tarihi olmamalı. SDSN, önümüzdeki dönemin yeni hedefler yazmaktan çok, mevcut hedefleri hayata geçirecek araçları oluşturma dönemi olması gerektiğini savunuyor. Başka bir ifadeyle sürdürülebilirlik gündeminin ağırlık merkezi “Ne yapmalıyız?” sorusundan “Nasıl yapacağız, kim finanse edecek ve kim uygulayacak?” sorularına kayıyor. Rapora katkı sağlayan uzmanlar da 2030 sonrasında SKA çerçevesinin korunmasını desteklerken, yeterli finansman, daha güçlü yönetişim ve bilim ile verinin daha etkin kullanılması gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Kuzey Avrupa zirvede, Asya hızlanıyor</strong></p>
<p>2026 SKA Endeksi, 193 BM üyesinin tamamını değerlendirirken yeterli veriye sahip 169 ülkeyi sıralamaya dahil ediyor. Zirvede yine Kuzey Avrupa ülkeleri var. Finlandiya 87,40 puanla birinci sırada; İsveç ikinci, Danimarka üçüncü. Norveç ve Almanya ilk beşi tamamlıyor. Fakat yüksek gelir tek başına sürdürülebilirlik anlamına gelmiyor. Rapora göre listenin zirvesindeki ülkeler bile sorumlu üretim ve tüketim, iklim eylemi, denizlerin ve karasal ekosistemlerin korunması alanlarında önemli sorunlarla karşı karşıya. Özellikle yüksek tüketim düzeylerinin başka ülkeler üzerinde yarattığı çevresel ve sosyal etkiler, gelişmiş ekonomilerin sürdürülebilirlik karnesinin zayıf taraflarından biri olmaya devam ediyor. Son on yılın dikkat çekici değişimi ise Asya’dan geliyor. Doğu ve Güney Asya, 2015’ten bu yana SKA performansını en hızlı geliştiren bölgeler. Büyük ekonomiler arasında Çin sıralamada 14, Hindistan ise 18 basamak yükselirken, Rusya’nın sırası değişmedi; ABD beş basamak geriledi. Bu tablo sürdürülebilir kalkınmanın coğrafyasının da değişmeye başladığını gösteriyor.</p>
<p><strong>En büyük sorun hedef değil, uygulama</strong></p>
<p>Rapor kapsamında gerçekleştirilen iki yeni araştırma sorunun hedeflerden çok uygulama olduğunu ortaya koyuyor. SDSN, 64 ülke ve Avrupa Birliği’ndeki uzman ağlarının yanı sıra 127 ülkeden binden fazla kişinin görüşlerini değerlendirdi. Katılımcıların büyük bölümü SKA çerçevesinin 2030 sonrasında da devam etmesini destekliyor. Ancak beklenti yeni hedefler eklenmesinden çok, mevcut hedeflerin uygulanmasını sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi yönünde. Uzmanların yüzde 89’u, kabul edilmiş stratejilerin uygulanamamasını SKA’ların önündeki en önemli engellerden biri olarak görüyor. Yüzde 87’si ise değişen jeopolitik ortamı önemli bir engel olarak tanımlıyor. Hükümetlerin eğitim ve dijital teknolojiler alanındaki dönüşümlerde daha iddialı olduğu düşünülürken, tarım-gıda sistemleri ile sürdürülebilir şehirlerde çabaların daha zayıf kaldığı belirtiliyor. Bu sonuç 2030 sonrasına yönelik tartışmanın yönünü de belirliyor: Dünyanın sürdürülebilir kalkınma konusunda hedef eksikliği yok. Eksik olan; hedefleri yatırım planlarına, bütçelere, teknolojik dönüşüme ve somut uygulamalara bağlayacak kapasite.</p>
<p><strong>Türkiye 169 ülke arasında 77. sırada</strong></p>
<p>SDSN’nin 2026 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’na göre Türkiye, 70,24 puanla 169 ülke arasında 77’nci sırada yer alıyor. Finlandiya’nın lider olduğu endeks, 2030’a dört yıl kala dünyanın sürdürülebilir kalkınma hedeflerinde ciddi biçimde geride kaldığını ortaya koyarken, 2030 sonrası için sekiz öncelikli dönüşüm alanı tanımlıyor. Türkiye’nin yakın çevresindeki sıralama ise şöyle: Birleşik Arap Emirlikleri 71’inci, Tunus 72’nci, Endonezya 74’üncü, Meksika 75’inci ve Malezya 76’ncı sırada bulunuyor. Türkiye’nin ardından Surinam 78’inci, Ekvador 79’uncu ve Filipinler 80’inci sırada geliyor. Büyük ekonomiler arasındaki fark da dikkat çekici. Japonya 81,02 puanla 20’nci, Çin 74,71 puanla 49’uncu, ABD 75,34 puanla 45’inci sırada bulunuyor. Hindistan ise 68,33 puanla 94’üncü sırada. Bu tablo, ekonomik büyüklük ile sürdürülebilir kalkınma performansının her zaman paralel ilerlemediğini bir kez daha ortaya koyuyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yeni dönemin sekiz önceliği</strong></span></p>
<p>Rapor, son on yılda edinilen deneyimlerden hareketle 2030’a kadar ve sonrasında sürdürülebilir kalkınmayı hızlandıracak sekiz temel öncelik ortaya koyuyor:</p>
<p>1- SDSN’ye göre savaş yalnızca insani bir kriz yaratmıyor; altyapıyı yok ediyor, insanları yerinden ediyor, kurumları zayıflatıyor ve sürdürülebilir kalkınma için kullanılabilecek kaynakların askeri harcamalara yönelmesine neden oluyor. Küresel askeri harcamaların 2025 yılında 2,9 trilyon dolara ulaşması, bu açıdan dikkat çekici. Rapora göre bu tutar, gelişmekte olan dünyanın yıllık SKA finansman açığının tamamından daha büyük. Dolayısıyla ilk öncelik; barış.</p>
<p>2- SKA uygulaması için daha iddialı ve uzun vadeli bir takvim oluşturulması.</p>
<p>3- Uygulamanın tek tek 17 hedef üzerinden değil, birbirini besleyen büyük dönüşüm alanları etrafında organize edilmesi. Eğitim ve insan sermayesi, sağlık, enerji ve sanayi, gıda ve arazi kullanımı, sürdürülebilir şehirler ve dijital dönüşüm gibi alanlarda eş zamanlı ilerleme hedefleniyor.</p>
<p>4- SDSN, ülkelerin sürdürülebilirlik hedeflerini yıllık bütçe döngülerinden çıkarıp uzun vadeli yatırım planlarıyla desteklemesi gerektiğini savunuyor. Enerji sistemlerinin dönüşümü, altyapı, eğitim veya iklim uyumu gibi alanlarda sonuç almak onlarca yıllık yatırımlar gerektirdiği için, kısa vadeli finansman modelleri yeterli görülmüyor.</p>
<p>5- İş birliğinin ulusal sınırların ötesine taşınması. Kıtasal, bölgesel ve yerel iş birliklerinin güçlendirilmesi; enerji, ulaştırma, dijital altyapı ve iklim uyumu gibi alanlarda ortak yatırımların artırılması öneriliyor. SDSN, yapay zekâ, biyoteknoloji ve diğer hızla gelişen teknolojiler için küresel yönetişim mekanizmalarının oluşturulmasını sekiz temel öncelik arasına alıyor.</p>
<p>6- Küresel kamusal malların finansmanı için yeni küresel vergilerin gündeme alınması.</p>
<p>7- BM’nin kurumsal yapısının daha kapsayıcı hale getirilmesi ve Asya, Afrika ve Latin Amerika’da yeni BM kampüslerinin kurulması. Böylece bilimsel kapasite, veri üretimi ve küresel karar mekanizmalarının coğrafi olarak daha dengeli dağıtılması hedefleniyor.</p>
<p>8- Sürdürülebilir kalkınmanın bir “hedefler listesi” olmaktan çıkarılarak yatırım, finansman ve yönetişim modeline dönüştürülmesi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilir-kalkinma-artik-bir-hedefler-listesi-degil-yatirim-finansman-ve-yonetisim-modeli-85656</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/6/1280x720/surdurulebilir-kalkinma-1787034271.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı’nın (SDSN) 2026 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu, 2030’a dört yıl kala dünyanın 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’nın hiçbirine mevcut hızla ulaşamayacağını ortaya koyuyor. Ancak raporun asıl mesajı başarısızlık tablosunun ötesinde: Sürdürülebilir kalkınmanın bir “hedefler listesi” olmaktan çıkarılarak yatırım, finansman ve yönetişim modeline dönüştürülmesi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eskisehirde-sanayi-gelisse-de-tarim-onemini-koruyor-85654</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eskişehir’de sanayi gelişse de tarım önemini koruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyeti’nin tarım ve tarıma dayalı sanayinin gelişiminde Eskişehir’in çok önemli bir rolü ve öncülüğü var. Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle 13 Aralık 1925 tarihinde  <strong>"Islah-ı Buzr"</strong> adıyla Türkiye'nin ilk tarımsal araştırma kuruluşu olan Eskişehir Tohum Islah İstasyonu Sazova'da kuruldu. Kurum, bugün Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü adıyla faaliyetlerini sürdürüyor.</p>
<p>Alpullu ve Uşak şeker fabrikasından sonra Türkiye’nin 3. şeker fabrikası Eskişehir’de kuruldu. Hem de 10 ay gibi rekor bir sürede. Temeli <strong>1 Şubat 1933</strong>'te atıldı ve 5 Aralık 1933 tarihinde resmen işletmeye açıldı.</p>
<p>Atatürk’ün yurt dışına gönderdiği ilk ziraat mühendisi olan Ali Numan Kıraç’ın öncülüğünde Eskişehir’de 1929’da Kuru Tarım Deneme İstasyonu (Dry Farming) kuruldu. Bu istasyon ile az yağış alan bölgelerde verimi artıran toprak işleme ve tohum ıslahı yöntemleri geliştirildi. Elde edilen başarı uluslararası literatüre  "Türk mucizesi" olarak geçti. Köy enstitülerinin ilk nüvesi olan Mahmudiye Köy Eğitmenler Kursu 1936’da Eskişehir’de açıldı. İlk köy enstitüsü yine 1940’ta Eskişehir Çifteler’de açıldı. Eskişehir’in ülkenin tarım ve kırsal gelişiminde, tarıma dayalı sanayide daha birçok öncülüğü var. Tarım ve gıda konusundaki duyarlılık bugün de devam ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f99546d72-1787034005.png" alt="" width="700" height="239" /><strong>Tarım ve gıdaya önem veriliyor</strong></p>
<p>Eskişehir ekonomisinde tarımın payı yüzde 7 civarında. Buna rağmen geçmişten gelen birikim ve duyarlılıkla tarıma çok önem veriliyor. ‘Biz sanayi kentiyiz boş verelim tarımı’ denilmiyor. Eskişehir Sanayi Odası (ESO) Yönetim Kurulu Başkanı Celalettin Kesikbaş ve yönetim kurulu tarım ve gıdaya özel önem veriyor. Son 4 yılda 3 kez tarımı konuşmak üzere ESO’nun düzenlediği toplantılara katıldım.</p>
<p>Başta Eskişehir Büyükşehir Belediyesi olmak üzere, belediyeler, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarımın gelişmesi için çaba gösteriyor. Son olarak 13 Ağustos 2026 Perşembe günü Eskişehir Sanayi Odası’nın gıda, şekerleme, unlu mamuller, yem ve ambalaj sektöründe faaliyet gösteren firmaların yönetici ve temsilcilerinin katılımı ile düzenlenen “Sektörel Meslek Grupları Toplantısı”na konuşmacı olarak katıldım. Sadece sanayiciler yoktu, üreticiler de vardı. Tarım, gıda ve yem sektöründeki güncel gelişmeleri konuştuk.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f94aaeef3-1787033930.png" alt="" width="318" height="388" /><strong>Tarımsal üretim değeri 51 milyar lira</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü’nün “Eskişehir Tarımsal Yatırım Rehberi”ne göre, Eskişehir’de 2025 yılı itibarıyla Çiftçi Kayıt Sistemi'ne (ÇKS) kayıtlı 24 bin 113 çiftçi var. Tarım alanı 5,5 milyon dekar, mera alanı 3,4 milyon dekar, nadas alanı ise 1,3 milyon dekar. Eskişehir’in 14 ilçesi ve 230’u köy olmak üzere 546 mahallesi var.</p>
<p>Bitkisel üretimde tahıl, bakliyat ve şeker pancarı ağırlıklı bir üretim deseni var. Sertifikalı tohum üretimi açısından önemli üretim merkezlerinden birisi. Sebzede roka, tere gibi ürünlerde Türkiye ihtiyacının önemli bir kısmını üretiyor. Örneğin, 34 bin tonla Türkiye roka üretiminin yüzde 77’sini karşılıyor.<br />Büyükbaş hayvan varlığı 160 bin baş, küçükbaş hayvan varlığı ise 1 milyon 300 bin baş civarında.<br />İl Tarım ve Orman Müdürü Yüksel Çil’in verdiği güncel bilgilere göre bitkisel üretimin yüzde 70’e yakını hububat, baklagil grubunda. Yaklaşık 19,3 milyar lira hayvansal üretim, 30,7 milyar lira da bitkisel üretim olmak üzere kentin toplam tarımsal üretim değeri yaklaşık 51 milyar lira.<br />Tarıma dayalı 1092 sanayi/imalat işletmesi var. Unlu mamullerde 266, pastacılık ürünlerinde 161, yemde 273, süt ve süt ürünlerinde 75, et ve et ürünlerinde 20 işletme faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Tarımdaki en önemli sorunlarından birisi su. Türkiye’de su kısıtı olan 11 ilden birisi Eskişehir. Su kısıtı olan 52 ilçeden 6’sı da yine Eskişehir’de. Toplantıda da dile getirildiği üzere tarımsal üretimin önündeki en büyük engellerden birisi yüksek üretim maliyeti, her geçen gün kendisini daha da çok hissettiren işçilik sorunu. Sadece üreticileri değil her kesimi olumsuz etkileyen yüksek gıda enflasyonu bu toplantıda da gündem konusu oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f95719a69-1787033943.png" alt="" width="655" height="507" /><strong>Gıda enflasyonunun faturasını sanayici ödememeli</strong></p>
<p>Eskişehir Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Celalettin Kesikbaş, konuşmasında tarıma, gıdaya her zaman çok önem verdiklerini belirterek gıda enflasyonuna dikkat çekti.</p>
<p>Temel mallarda Türkiye sanayisinin yarattığı enflasyonun yüzde 17,7 seviyesinde olduğunu belirten Kesikbaş özetle şunları söyledi: “Sanayici elini taşın altına koymuş, artık eli mosmor olmuş. O taşın altında ezilmekten mahvolmuş. Gittiğimiz her yerde bunu anlatıyoruz. Türkiye’nin gıda enflasyonu yüzde 37, hizmetler sektörü enflasyonu yüzde 45’in üstünde. Bu bir kere adaletsiz. Ekonomi Bakanımıza da diyoruz ki, bir reçete uygulayacaksanız bu enflasyonla ilgili, sanayici için ayrı,  gıda enflasyonunu düşürmek için ayrı, hizmetler sektörü için ayrı bir reçete uygulayın. Bize ne özel okullara giden çocuğun maliyeti ya da bilmem nesi. O maliyeti, enflasyonu düşürmek için sanayici olarak aynı aspirini kullanıyoruz, gıda enflasyonunu düşürmek için de aynı aspirini kullanıyoruz, hizmetler sektörünü düşürmek için de aynı aspirini, aynı hapı kullanıyoruz. Olan burada sanayiciye oluyor, eziliyor. Çünkü biz görevimizi yapmışız.  Yüzde 17,7 temel mallar enflasyonu var sanayide. Bu benim rakamım değil, inansanız da inanmasanız da Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) rakamı. Günün sonunda o kadar eziliyoruz ki saçma sapan gıda enflasyonu yüzünden. Aslında olan bizim sanayideki fabrikalarımıza oluyor. Çoğu kapanma aşamasına geliyor, çoğu üretim yapmak istemiyor.”</p>
<p><strong>Türkiye gıdada pahalı ülke oldu</strong></p>
<p>İtalya’da 12 Euro’ya yenilen bir yemeğin Eskişehir’de 22 Euro olduğunu hatırlatan Celalettin Kesikbaş: “Gerçekten fabrikaları modernize ediyoruz. Yeşil dönüşümün içinden geçiyoruz. Baktığınız zaman sanayide çok iyiyiz. Sanayiciler, insan kaynaklarından insan kaynakları yönetimine kadar, cinsiyet eşitliği vs. anlatıyoruz. Kardeşim, biz yapıyoruz işimizi. Burada binlerce fabrika bu işi yapıyor. Bu işe efor harcıyor, para harcıyor. Ama gıda enflasyonu  yüzde 37 ve bunun faturası bizlere kesiliyor. Gittiğimiz her yerde de anlatıyoruz. Bunu çözecek olanların da mutlaka bir an önce çözüp aslında sanayiyi kurtarması gerekiyor bir şekilde. Bu anlamda tarım ve gıdayı çok önemsiyoruz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Üretimde</strong> <strong>birincilikle övünürken gıda enflasyonu nasıl yüksek olur?</strong></p>
<p>Celalettin Kesikbaş, söylediklerinde çok haklı. Yüksek enflasyonun faturasını sadece sanayici değil, üretici, tüketici, sanayici, toplumun her kesimi ödüyor. Fakat enflasyonun düşürülmesi konusunda da bir başarısızlık özellikle tarım ve gıdada bir çarpıklık olduğu kesin.</p>
<p>Hem tarımsal üretimde (hasılada) Avrupa’da birinci, dünyada yedinci olarak övüneceksiniz hem de gıda enflasyonunuz yüzde 37 olacak. Gıda enflasyonunda dünyada üçüncüsü olacaksınız. Sadece bu tablo bile ortada bir problem olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Sorun aslında biliniyor, fakat çözüm hep yanlış yerde aranıyor. Gıda enflasyonunu sadece marketlerdeki etiket fiyatına bakarak çözemezsiniz. Sorunun kaynağına inmeniz gerekir. Sorun tarlada, yüksek maliyetlerden başlıyor. Tarladan sofraya kadar olan süreci iyi yönetmeniz gerekiyor. Türkiye’nin tarım ve gıda ile ilgili bir sistemi yok. Tarım ve Orman Bakanlığı  üretim planlaması yapıyor. İçeride bir üründe üretim azalınca ve fiyatlar biraz yükselince Ticaret Bakanlığı ithalat kapılarını açıyor, ihracat yasaklanıyor. Nerede kaldı üretim planlaması?</p>
<p>Artan gıda fiyatlarına çözüm bulmak üzere 2014 yılında Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi (Gıda Komitesi) kuruldu. Aradan 12 yıl geçti, Hazine ve Maliye Bakanı, Ticaret Bakanı, Tarım ve Orman Bakanı, bakanlık bürokratları, Merkez Bankası bu komitede çalışıyor. Bugüne kadar hangi çözüm üretildi?</p>
<p><strong>Kırmızı et fiyatı ve beyaz ete yapılan operasyonun etkileri</strong></p>
<p>Toplantıya katılanların üzerinde durduğu konulardan birisi de kırmızı et fiyatının neden bu kadar yüksek olduğu ve bir süre önce beyaz et (tavuk eti) üreticilerine yönelik operasyon oldu.</p>
<p>Kırmızı et fiyatlarının yüksek olmasının birçok nedeni var. Ama öncelikle artan maliyetlere göre fiyat gerçekten yüksek mi? Üreticiye göre fiyat düşük olduğu için zarar ediyorlar. Tüketici açısından bakarsanız diğer ülkelerle karşılaştırıldığında fiyatlar oldukça yüksek. Bunun temel nedenlerinden birisi üretimin yetersiz olması ve ithalat bağımlılığı.</p>
<p>Türkiye, 2010 yılından bu yana damızlık, besilik, kasaplık canlı hayvan ithalatı yapıyor. Hayvana yedirdiği fabrika yeminin hammaddesini yüzde 60 oranında dışarıdan alıyor. Yetmiyor karkas et ithalatı yapıyor. Hayvana bakacak çoban ithal. Bu kadar dışa bağımlılık ve ithalata dayalı politika fiyatların yüksek seyretmesindeki en önemli faktör.</p>
<p>Kuruluş amacı hayvancılığı geliştirmek, üreticiyi desteklemek olan Et ve Süt Kurumu (ESK) ithalat ofisi gibi çalıştırılıyor. Hatırlarsanız 2009 yılında karkas etin kilosu 7-8 liradan 9-10 liraya çıkınca 2010’da kırmızı et fiyatı artmasın bahanesi ile ithalat başladı. Tam 16 yıldır kesintisiz ithalat yapılıyor ama kırmızı et fiyatının düşmesi bir yana çok daha fazla arttı. Türkiye, dünyanın en pahalı kırmızı et tüketen ülkelerinden birisi oldu.</p>
<p><strong>İthalat yerine üretim politikasına geçilmeli</strong></p>
<p>Çözüm belli, ithalat tuzağından kurtulup mutlaka üretim politikasına dönmek gerekir. Ayrıca küçükbaş hayvancılığın geliştirilmesi şart. Biz ülke olarak en fazla kırmızı eti Polonya’dan alıyoruz. Yıllar önce Polonya’ya gittim, kişi başına 40 kilo domuz eti, 20 kilo beyaz et ve sadece 2 kilo kırmızı et tüketiyorlar. Kırmızı eti bize satıyorlar. Biz domuz eti tüketmiyoruz. Bunun yerine küçükbaş hayvan eti tüketiminin yaygınlaştırılması lazım.</p>
<p>Kırmızı et ucuz olunca tüketici beyaz ete yöneldi. Beyaz ette de son iki yıldır Rekabet Kurumu’nun soruşturması ve 13 firmaya kesilen 3,7 milyar liralık ceza, üstüne Ramazan ayı öncesi 3 firma yüzde 15 zam yaptı diye ihracatın durdurulması ve sonrasında 13 firmaya operasyon yapılarak 28 kişinin gözaltına alınması, bu şirketlere denetimli kayyım atanması beyaz et üreticilerini de yıldırdı. Herkes soruyor bu operasyon niye yapıldı?</p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, konuyu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a aktarınca operasyonda gözaltına alınanlar aynı gün serbest bırakıldı, denetim kayyımı bir iki gün içinde kaldırıldı. Ama sektör ciddi yara aldı.</p>
<p>İhracat kısıtlaması ve sonra getirilen yasak nedeniyle üretilen tavuk eti şoklanarak stoklandı. Bu stokları eritmek için aylık 10 bin ton olan ihracat kotası daha yeni 50 bin tona çıkarıldı.</p>
<p><strong>Bir kilo kırmızı etle 10 kilo beyaz et alabiliyoruz</strong></p>
<p>Ben bunları anlatırken beyaz et sektöründe olduğunu belirten bir üretici söz alarak şu örneği verdi: “Ben 60 senedir beyaz et sektöründeyim. Az önce beyaz et konusunda konuşmalar oldu. Şöyle basit bir bilgi vermek isterim. Eskiden bir kilo kırmızı et fiyatına iki kilo beyaz et alıyorduk. Çok pahalıydı et. Sonra bir kilo yerine dört kilo almaya başladık. Şimdi bir kilo kırmızı et fiyatıyla 10 kilo beyaz et alabiliyoruz. Yani beyaz et sektörünü çok iyi analiz etmek gerekir. Beyaz et pahalı, fiyatlar artıyor diye müdahale ediliyor. Bir yanlışlık var orada, onu izah edeyim.”</p>
<p><strong>Üreticiyi de tüketiciyi de korumak gerekir</strong></p>
<p>Eskişehir Tarım ve Orman İl Müdürü Yüksel Çil toplantıda söz alarak Eskişehir’in tarım, gıda, yem sektörü ve il müdürlüğü olarak yaptıkları çalışmaları detaylı olarak anlattı.</p>
<p>Üreticiyi korurken tüketiciyi de korumak gerektiğini belirten Çil özetle şunları söyledi: “Türkiye’de esas ana sorunlarından birisi tarımda işçilik problemi. İşçi maliyetlerimizin yüksekliği öne çıkıyor. İşçi bulunamıyor. Eskişehir üreticisi veya tüketicisi Eskişehir’in dışına çıkmasın diye şu anda il bazında bir planlama yapıyoruz. Eskişehir aslında yer altı, yer üstü kaynaklar bakımından oldukça zengin bir il. İnsan kaynağı olarak inanılmaz bir il.  Burada tarımsal üretimle sanayi entegrasyonunu başarmış, bu geçişi sağlamış bir durum var. Ama biraz daha geçişi artırabiliriz. Bununla ilgili de çalışmalarımız devam ediyor. Ayrıca gençleri mutlaka tarıma kazandırmamız gerekiyor. Biz genç nüfusu üretime döndüremezsek yarın öbür gün geçmişte Almanya nasıl bizi işçi olarak almıştı. Biz de başka ülkelerden işçi almak zorunda kalacağız.”</p>
<p><strong>Sera OSB kurulacak</strong></p>
<p>Tarıma dayalı organize bölgelerin ülke genelinde hızla yayıldığını hatırlatan Çil, Eskişehir’de de seracılığa dayalı organize tarım bölgesi kurulması için yer seçimi çalışmalarının sürdüğünü söyledi. Yüksel Çil sözlerini şöyle tamamladı: “Son bir şey daha söyleyeyim. Bizim esasen birinci sorunumuz işçi demiştim. Bir diğer husus çiftçi örgütlerimizi etkin kullanamıyoruz, kooperatifleşemiyoruz. Ürünümüzü komisyonculara düşürüyoruz. Biz komisyoncuları aradan çıkarırsak maliyetlerimiz biraz azalır. Tabii bizim amacımız çiftçiyi desteklemenin yanında tüketiciyi de korumamız gerekir.”</p>
<p>Özetle, Eskişehir’de çok verimli, yararlı bir toplantı oldu. Her tarım toplantısında olduğu gibi yüksek maliyet, işçi sorunu, üretim planlamasındaki eksiklikler, pazarlama ve markalaşma konuları konuşuldu. Bizi tarım, gıda ve yem sektörü ile buluşturdukları için Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş ve yönetim kuruluna, Ekonomi gazetesi Eskişehir Temsilcimiz Ali Baş ve çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ederim.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eskisehirde-sanayi-gelisse-de-tarim-onemini-koruyor-85654</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir’de sanayi gelişse de tarım önemini koruyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/topkapi-istoc-ve-hadimkoyde-projeler-yapiyor-halka-arza-hazir-85653</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Topkapı, İSTOÇ ve Hadımköy’de projeler yapıyor, halka arza hazır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bakırcı Grubu, Cevizlibağ’daki Işık Sanayi Sitesi’ni dönüştürüyor, 462 bağımsız bölüme sahip projenin inşaatı başladı. Ayrıca, İSTOÇ’un bitişiğinde 26 dönüm arsada 153 bin metrekarelik yeni bir ticaret merkezi kuruyor. Hadımköy’de ise 68 bin 500 metrekarelik, lojistik merkez projesi tamamlandığında uluslararası şirketlere kiralanacak.</strong></p>
<p>Bayram Sağlam tarafından, temelleri 1980’de atılan Bakırcı Grubu, gayrimenkul geliştirme, sağlık, turizm, denizcilik ve gıda başta olmak üzere farklı sektörlerde faaliyet gösteriyor. Olimpiyat Özel Sağlık Hizmetleri, Serenity Suites, Yenikapı Turizm, Kapıdağ Marmara Tersanecilik, AS-PAK Gıda ve gayrimenkul geliştirme alanında faaliyet gösteren bazı şirketler. Bugüne kadar hayata geçirilen 85 proje, 2 milyon metrekarenin üzerinde inşaat ve 5 binden fazla bağımsız bölüm teslimi, grubun en güçlü kaslarının inşaat ve gayrimenkul olduğunu kanıtlıyor. Bir süredir Halka Arz izni bekleyen Bakırcı GYO’nun Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Fatih Sağlam ile buluştuk. Sohbetimize kurucularından Adnan Sağlam da katıldı.</p>
<p>Fatih Sağlam, grubun bugüne kadar gerçekleştirdiği konut, ticari gayrimenkul, karma kullanım ve lojistik projelerde elde ettiği bilgi birikiminin, yeni yatırımların geliştirilmesinde önemli avantaj sağladığını belirterek “45 yıllık proje geliştirme deneyiminin ardından, 2025 yılında Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı kurduk ve kurumsal bir yapı kazandık. 2025 yıl sonu itibarıyla Bakırcı GYO’nun portföy büyüklüğü yaklaşık 9,2 milyar lira seviyesindeydi. Şirketin portföy değerinin önemli bölümü ise devam eden projelerden oluşuyor. Motim İSTOÇ Ticaret Merkezi, Bakırcı Zenit Topkapı ve Bakırcı Ömerli Lojistik Merkezi projelerimiz şirketin gelecekteki en güçlü büyüme potansiyelini oluşturuyor. Halka arz ile ilgili süreç devam ediyor, yakın zamanda tamamlanacağını umuyoruz” dedi.</p>
<p>Fatih Sağlam’ın verdiği bilgilere göre Bakırcı Zenit Topkapı; konut, ofis ve ticari alanlardan oluşan karma bir proje. Eski Işık Sanayi Sitesi’nin arsası üzerinde nitelikli bir dönüşüm projesi olarak öne çıkıyor. Arsanın bir kısmını satın almışlar, bir kısmında da hak sahipleriyle anlaşarak inşaata başlamışlar. Yedi blok inşa ediliyor ve bunlardan biri ofis, biri rezidans, ikisi konut blokları oluyor. Toplamda 462 bağımsız dönüm inşa ediliyor. 3,5 milyar liralık bir yatırımla 80 bin metrekare inşaat alanına sahip bir proje ortaya çıkacak. 2027 sonunda tamamlanacak. Fatih Sağlam, “Bu bölgedeki ikinci projemiz de başladı. O da E-5’in (D-100) öbür tarafında, karşısında. Eskiden bir benzin istasyonu vardı onun olduğu yere Bakırcı Kaya Residence projemizi yapıyoruz. Kabası bitmek üzere, 90 bağımsız bölümünden oluşuyor. Biz kendi Genel Müdürlüğümüzü de oraya taşıyacağız. Bir katı kendimize ayırdık” dedi.</p>
<p>Bakırcı Ömerli Lojistik Merkezi projesiyle ilgili olarak da Fatih Sağlam, “Hadımköy, Ömerli bölgesinde kendi arsamıza yaklaşık 68 bin 500 metrekarelik, üç katlı, uluslararası depolama standartlarına uygun bir lojistik merkezi inşa ediyoruz. Uluslararası firmalara kiralayıp yüksek kira geliri elde etmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f86e091df-1787033710.png" alt="" width="417" height="347" /><strong>İSTOÇ yanına 153 bin metrekarelik yeni proje</strong></p>
<p>Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Fatih Sağlam, İSTOÇ yanında başladıkları projeyle ilgili de şu bilgileri aktardı: “Bu projemizin adı Motim İSTOÇ Ticaret Merkezi ve büyük ölçekli bir yatırım. Mağaza, showroom, depo ve lojistik kullanıma uygun bağımsız bölümleriyle ticari gayrimenkul portföyümüzü güçlendirecek. İSTOÇ’u biliyorsunuz; orada da arsanın bir kısmı bize ait diğer maliklerle de kat karşılığı anlaştık. Satış ofisimizi açtık. İSTOÇ’ta fiziksel olanaklar sınırlı ve çok büyük sirkülasyon var. Biz bu projemizle bölgeye önemli bir rahatlama da sağlayacağız. İSTOÇ'un hemen yanında, devamı niteliğinde bir proje yapıyoruz. Dokuz katlı, toplam 153 bin metrekare kapalı alanı olan yeni bir ticaret merkezi inşa ediyoruz. 6,5 metre kat yüksekliği olan her dükkanın önüne TIR çıkabilen bir proje. Dükkanlara tahsisli park alanları olacak. Enerji problemi olmayacak. 272 bağımsız bölüm planladık, tabii ki satın alıp birleştirmeler yapılabilecek. Proje, 2028 ortası gibi tamamlanacak, ön satışlarımız sürüyor.” </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/topkapi-istoc-ve-hadimkoyde-projeler-yapiyor-halka-arza-hazir-85653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Topkapı, İSTOÇ ve Hadımköy’de projeler yapıyor, halka arza hazır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-piyasayi-fonluyor-mu-yoksa-fon-mu-cekiyor-85630</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası piyasayı fonluyor mu yoksa fon mu çekiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası’nın bugün yüzde 40’lık faizle bankaları fonladığı sanılıyor; oysa likidite fazlasının bulunduğu mevcut tabloda MB, bankacılık sisteminden borçlanıyor. Para politikasının teknik işleyişini ortaya koyan yazı, faiz koridorundaki bu sıra dışı durumun enflasyon, kredi ve mevduat faizleri ile kur üzerindeki etkilerini ele alıyor.</strong></p>
<p>Perşembe günü yayımlanan Ekonomi Masası programında Barış Esen “Hocam bugünkü Ekonomi Gazetesi köşenizde dünya sorunlarına girmişsiniz” mealinde laf attı. Yazım küresel ısınma-Dünya sistemi kırılma noktası üzerineydi ve ‘Dönülmez Akşamın Ufkunda mıyız’ başlığını taşıyordu. Günahı artık Barış’ın boynuna; sanayi politikası ve küresel ısınma yazılarına ara veriyor ve kürkçü dükkânına dönerek para politikası “topuna giriyorum”. Biraz teknik bir yazı ama olsun.</p>
<p>Ekonomi kanallarında ya da köşelerinde “Merkez Bankası (MB) piyasaları yüzde 40 ile fonluyor” benzeri yorumlar duyuyoruz ve okuyoruz. “Olabilir, ne var bunda?” diye sorabilirsiniz. Sorun şu ki, iki yılı aşkın bir süredir, yargı kararları, Trump’un gümrük vergisi saçmalıkları ve ABD-İsrail-İran savaşları nedeniyle kurda oluşan sıçrama baskısını kırmak üzere MB’nin döviz sattığı haftalar dışında sistemde likidite fazlası var. MB, dolayısıyla bankaları fonlamıyor; tam aksine onlardan borçlanıyor. Yani, bankacılık sistemindeki fazla likiditeyi çekiyor. Sözünü ettiğim dönemlerde ise yüklü döviz satışları karşılığı sistemden lira cinsi likidite çekildiği için likidite ihtiyacı ortaya çıkıyor. MB’nin bankalara borç vermesi (onları fonlaması) sadece bu geçici dönemler için geçerli.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f14beae05-1787031883.png" alt="" width="648" height="356" />Grafikte 2 Ocak 2023 – 14 Ağustos 2026 döneminde, MB’nin bankalara ne kadar borç verdiği, onlardan ne kadar borç aldığı ve bu iki işlemin net tutarının hareketleri yer alıyor. Haziran 2023’ten bu yana net fonlama (borç verme eksi borç alma) ağırlıklı olarak eksi değerler alıyor: Farklı bir ifadeyle, MB enflasyonla mücadele açısından uygun gördüğü faiz düzeyinden bankalardan borçlanıyor. Yukarıda belirttiğim dönemler dışında sistemde fazla likidite oluşmasının ana nedeni, hem o dönemlerde eriyen döviz rezervlerini eski düzeyine döndürmek hem de mümkün olduğunca daha çok döviz biriktirmek için MB’nin bankalardan döviz alması (karşılığında bankalara lira cinsi likidite vermesi). Hazine’nin MB ile yaptığı mevduat işlemlerinin de rolü var elbette.  </p>
<p>MB 2002 ortasından bu yana koridor faiz sistemini kullanıyor. Koridorun alt sınırı MB’nin bankalardan gecelik borçlanma faizini, üst sınırı ise MB’nin bankalara gecelik borç verme faizini gösteriyor. Koridorun içinde bir yerde (genellikle ortasında) ise bankalara haftalık vadede borç verme faizi (repo faizi) var. Koridor sisteminin temel amacı, bankaların kendi aralarında yaptıkları çok kısa vadeli borç alıp verme işlemlerinde ortaya çıkan faizin (piyasa faizinin), MB’nin açıkladığı koridor içinde kalmasını sağlamak. Piyasa faizinin koridorun dışına çıkması söz konusu değil; çünkü A bankası MB’den koridorun üst sınırından ya da içindeki bir faiz düzeyinden borç almak varken, neden B bankasından koridorun üst sınırından daha yüksek bir faizden borç alsın? Ya da C bankası MB’ye koridorun alt sınırını oluşturan faizden borç vermek varken, neden D bankasına daha düşük bir faizden borç versin?</p>
<p>Kısa vadeli piyasa faizinin MB bürokratlarının belirlediği faiz koridoru içinde kalmasının önemi ise şu: Kısa vadeli piyasa faizleri enflasyon açısından çok daha önemli olan mevduat ve kredi faizlerinin temel belirleyicisi. Ayrıca bürokratların açıkladığı faiz, döviz kurlarını da anında etkiliyor. MB o faizleri enflasyon hedefi ile enflasyondaki gidişat arasındaki farka göre belirliyor. Böylelikle, kredi ve mevduat faizleri ile döviz kurunun, enflasyon açısından arzu edilen düzeylerde kalması sağlanıyor (ya da öle olacağı umuluyor).</p>
<p>Yorumcuların ‘kafa karışıklığının’ ana nedeni MB’nin banklardan borç alma işlemini bankalardan gecelik borç alma faizinden (yüzde 35,5) değil de bankalara gecelik borç verme faizinden (yüzde 40) yapıyor olması. Evet, yazıda bir yanlışlık yok: MB bankalardan borç almak için kendi açıkladığı borç alma faizini değil de yine kendi açıkladığı borç verme faizini kullanıyor. Normal koşullar altında, sistemde azımsanmayacak bir süre likidite fazlası olması bekleniyorsa, politika faizinin koridorun alt sınırı olan borç alma faizi olması gerekir. 2002 ortalarından 2010 başlarına kadar böyleydi. Mevcut durumda, koridorun alt sınırının politika faizi olarak ilan edilmesi iki sorunla karşı karşıya. Birincisi, enflasyon açısından kredi ve mevduat faizleri ile kurun ‘uygun’ düzeylerde oluşmasını sağlayacak MB faizinin yüzde 40 olması düşünülüyorsa, koridorun alt sınırı 40, üst sınırı ise daha yüksek (43, 45?) olacak. Sanki faiz yükseltilmiş olarak algılanacak. Oysa o algı yanlış olacak; çünkü MB bankalarla yüzde 40 ile işlem yapmaya devam edecek. Ama ne yaparsınız ki, algıyı değiştirmek kolay değil. İkincisi, bankacılık sisteminde likidite fazlasının ne kadar kalıcı olacağı bilinmiyor. Ya yeniden döviz satmak (karşılığında lira cinsi likidite çekme) ihtiyacı doğarsa?</p>
<p>Ne olursa olsun, durum biraz garip. O kadar garip ki, yorum yaptıklarına göre uzman olmaları gereken yorumcuların (uzmanların) bile kafaları karışıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-piyasayi-fonluyor-mu-yoksa-fon-mu-cekiyor-85630</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/tcmb-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası piyasayı fonluyor mu yoksa fon mu çekiyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-ittifak-pek-anlamli-olmayabilir-85628</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni ittifak pek anlamlı olmayabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türk ordusunun ihtiyaç hâlinde Suudi Arabistan’ın yardımına koşacağı ya da Pakistan’ın Hindistan’a karşı geliştirdiği nükleer gücü başkalarını korumak için kullanacağı pek inandırıcı bulunmuyor. Muhtemelen, gerekçeler ittifakın hedefi olduğu düşünülen ülkeler tarafından da incelenmiş ve ittifaktan çekinmek için herhangi bir sebep olmadığına hükmedilmiştir.</strong></p>
<p>Belki de tarihte ilk defa cereyan ediyordur, bilemeyeceğim ama karşımızda kime karşı kurulduğu açıklanmayan bir savunma paktı var. Eğer Türkiye Cumhurbaşkanı’na inanmak lazım gelirse, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında kurulan ve ülkelerden birine yapılacak saldırının her üçüne de yapılmış sayılacağının kabul edildiği anlaşma (antlaşma?) herhangi bir ülkeye karşı değildir. İttifaka katılmak isteyen herhangi bir ülke katılabilir. İttifakın amacı, saldırganlık sergileyenlerin caydırılmasından ibarettir.</p>
<p>Kısa süre içinde bu ittifakın kime karşı kurulmuş olabileceğine ilişkin tartışmalar başlamış bulunuyor. Bunda şaşılacak bir şey olmaması gerekir. Sorunun cevabı ise ittifakın arkasında kimin bulunduğu konusundaki kanaatinize göre değişebiliyor. Şayet ittifakı kuranların Trump ve şürekası tarafından cesaretlendirildiğini, hatta görevlendirildiğini düşünüyorsanız ona göre bir cevap oluşturuyorsunuz. Buna karşılık, ittifakın yerel bir girişimin ürünü olduğunu ileri sürüyorsanız soruyu başka türlü yanıtlıyorsunuz.</p>
<p><strong>ABD, karşı sonlandıramadığı </strong><strong>bir mücadeleye girişti</strong></p>
<p>Eğer ittifak oluşturma girişimine Birleşik Devletler’in önderlik ettiği kanaatindeyseniz, o zaman girişimin İran’ı hedeflediğini düşünmeniz normal olacaktır. Amerika İran’a karşı bir türlü sonlandıramadığı bir mücadeleye girişmiştir. Bu mücadeleden kurtulmayı arzulamakta, fakat başarılı olduğunu kanıtlamak istemektedir. Henüz bu amaca uygun bir formül bulamamıştır. Buna karşılık İran, belki de savaşın başında elde etmeyi düşünmediği bir başarıya imza atmış, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi trafiği üzerinde söz sahibi olmuştur. Ayrıca İranlılar, Amerikalıların ülkelerine saldırı sırasında kullandığını düşündükleri Suudi üslerini de bombalamaktan çekinmemişlerdir.</p>
<p>Şayet yerel bir girişimle karşı karşıya bulunduğunuz kanaatindeyseniz, o zaman İran’a yönelen Amerikan-İsrail saldırısının aslında İsrail tarafından başlatıldığına, Amerika’yı da bu ülkenin işin içine çektiğine inanabilirsiniz. İran’ın Suudi Arabistan’a saldırmasının da bu girişimin bir sonucu olduğunu, yoksa Suudi Arabistan’ın düşmanı olmadığını düşünmeniz normaldir. Bu koşullar altında Pakistan’ın nükleer savunma garantisi, aslında nükleer silahlara sahip olduğu bilinen İsrail’in bu silahları kullanmaması için bir teminat olarak görülebilir. İsrail, kendisinin nükleer hedef olmaması için İran’a karşı nükleer silah kullanmaktan caydırılmış olacaktır.</p>
<p>Her iki analizde de İran’ın şu veya bu şekilde denetlenmesi öngörülmekle beraber, ikinci çözümlemede İsrail’i de denetim altında tutmak gibi ek bir amaç yer almaktadır. İşin ilginç tarafı, ne İsrail’in ne de İran’ın anlaşmaya karşı çıkmış olmasıdır. Her iki ülkenin de önemli askerî gücü bulunuyor. Kendilerine karşı kurulmuş olabilecek böyle bir ittifaka karşı çıkmamaları herhâlde bu işi pek ciddiye almamalarından kaynaklanıyor. Türk ordusunun ihtiyaç hâlinde Suudi Arabistan’ın yardımına koşacağı ya da Pakistan’ın Hindistan’a karşı geliştirdiği nükleer gücü başkalarını korumak için kullanacağı pek inandırıcı bulunmuyor. Muhtemelen, gerekçeler ittifakın hedefi olduğu düşünülen ülkeler tarafından da incelenmiş ve ittifaktan çekinmek için herhangi bir sebep olmadığına hükmedilmiştir.</p>
<p><strong>CENTO’nun bölgesel iş birliğine </strong><strong>yönelmesi yeterince ilgi uyandırmadı</strong></p>
<p>Geçmişe bakacak olursak, genişletilmiş Orta Doğu’da ittifakların uzun ve başarıyla dolu bir tarihi olmadığı görülecektir. NATO’nun kurulmasının ardından Amerikalılar, NATO ile Uzak Doğu’da kurulan SEATO’yu birleştirecek bir pakt kurulmasını istemişlerdi. Pakt kurma merakı, o yıllarda Sovyetleri çevreleyerek geri itmeye meraklı olduğu anlaşılan CIA Direktörü Allen Dulles ile biraderi, Amerikan Dışişleri Bakanı John Foster Dulles’in fikriydi. Ayrıca böylelikle, NATO’ya alınmasıyla Avrupa savunmasına dâhil edilen Türkiye’nin “kaybı” karşısında kırılan İngiltere’ye Orta Doğu bölgesinde daha etkili olması için bir fırsat verilmiş olacaktı. Geleneksel rejimler için de bir koruma mekanizması ihdas edilmiş oluyordu. İş pek tasarlandığı gibi yürümedi. İngiliz baskısından yeni kurtulmaya başlayan çoğu Orta Doğu ülkesi, İngiltere’nin yönlendireceği bir girişimde yer almak istemiyordu. Sonunda Türkiye-Irak-İran üçlüsü ve Pakistan, 1955’te Bağdat Paktı’nı kurdular. 1958’de Irak, General Kasım darbesi sonucu üyelikten ayrıldı. Bunun üzerine paktın ismi, hepimizin daha yakından tanıdığı CENTO (Merkezi Antlaşma Teşkilatı) olarak değiştirildi. Amerika’da pakt sevdası sona erince zaten önemini yitirmeye başlayan CENTO, 1979’da İran’da Humeyni’nin başa geçmesiyle resmen sona erdi. Örgütleşmeye yeni işlevler verilmesi ve CENTO’nun bölgesel iş birliğine yönelmesi yeterince ilgi uyandırmadı.</p>
<p>Yeni girişim, Türkiye’de de önemli tartışmalara zemin teşkil etmiştir. Öncelikle her ortağın anlaşmaya neler katabileceği üzerinde durulmuştur. Burada vurgulanan husus, Suudilerin paraya, Pakistan’ın nükleer silahlara, buna karşılık Türkiye’nin de iyi yetişmiş silahlı kuvvetlere sahip olmasıdır. Bunun yanında Türkiye’nin gelişmekte olan bir silah sanayisi de bulunmaktadır. Gözlemcilerin ifade ettiği endişeye göre, savaşmak gerekirse bunu Türk askerleri yapacak, Suudi Arabistan ise sadece faturayı ödemekle yetinecektir. Türk silah sanayisinin bölgede satış yapma fırsatları ise sınırlı kalacaktır çünkü Suudiler silah ihtiyaçlarını Birleşik Devletler’den karşılamaktadır. Bunların yanında Türkiye’nin yükselmekte olan Hindistan ile ilişkileri, zaten Keşmir Savaşı’nda Pakistan’ı desteklemesi nedeniyle pek parlak değildir. Buna, Pakistan’ın nükleer korumasına sığınmak gibi Türkiye’nin ihtiyaç duymadığı bir gerekçeyi eklemeye de gerek yoktur.</p>
<p>Söylenenlere bakılırsa, Türk askerleri zaten Suudi savaş gücünü geliştirmeye dönük bir faaliyet yürütmektedir. Çoğu Türk vatandaşı ülkemizle iyi ilişkiler içinde olan bir ülkeyle çatışmaya girmenin isabetini sorgulamaktadır. Bu endişelerin altında, 1638’den beri çatışmasız ilişkiler yürüttüğümüz İran’la çatışmaya girme ihtimalinin yattığını anlamak için ayrıntılı inceleme yapmaya gerek dahi yoktur. Bunun yanında, Suudi Arabistan’ın uluslararası ilişkiler alanında birçok bakımdan Türkiye’ye dostluk göstermediği de yakinen hatırlanmaktadır. Yaygın bir inanca göre, Araplar Türklere özel bir yakınlık duymamaktadır. Her ne kadar mevcut Türk hükümeti Sünni Müslümanlığın güçlü bir bağ oluşturduğunu düşünüyorsa da, genel kanaat çeşitli şekillerde yorumlanabilen ve böylece değişik ülkeler tarafından değişik anlamlar yüklenebilen bir inanç sisteminin güçlü ittifaklar için yeterli bir zemin oluşturmaktan uzak olduğu merkezindedir.</p>
<p><strong>Yeni anlaşmanın nasıl bir </strong><strong>ittifaka yol açacağı bilinmiyor</strong></p>
<p>Bazı uluslararası gözlemciler, yeni anlaşmanın bir İslam NATO’su kurulduğuna işaret ettiğini ileri sürüyorlar. Bu, tartışmaya son derece açık bir öneridir. Örneğin, şu anda kimse bir ülkeye yapılan saldırının diğerlerine de yapılmış kabul edilmesinin ne anlama geldiğini bilmemektedir. NATO’da bir üyeye saldırılması hâlinde nasıl bir yol izleneceğine dair usuller geliştirilmiştir, ayrıca bütünleşmiş bir askerî komuta sistemi vardır. Yeni kurulan sistemde henüz taraflardan birinin saldırıya uğradığının nasıl saptanacağına dair herhangi bir düzen dahi bulunmamaktadır. Daha da önemlisi, tarafların anlaşmada yaptıkları taahhütleri yerine getireceklerine de yeterli güven duyulmamaktadır. Özetle, yeni anlaşmanın nasıl bir ittifaka yol açacağı pek bilinmemektedir. Anlaşmanın hedef alabileceği ülkelerin de endişeye mahal olmadığı yönündeki tavırları, ittifakın belki de ölü doğduğunun bir kanıtı olarak değerlendirilebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-ittifak-pek-anlamli-olmayabilir-85628</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/8/1280x720/ittifak-pakistan-s-arabistan-1787029124.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni ittifak pek anlamlı olmayabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insan-kaynaklari-degil-yetenek-kaynaklari-85626</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnsan kaynakları değil yetenek kaynakları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Beceriler çağında diplomaya saplanıp kalan, geleceğe eksik donanımla yol alır. YZ düzeninde işe yaramayan diploma, bir dijital etiketten fazlası değildir. CV’yi şişirir ama itibarı yok gibidir.</strong></p>
<p><strong>1-SORUN</strong>: Biliyorum, bu satırlar <strong>bazılarını rahatsız edecek</strong> ama sormam gerekiyor: Yapay zekâ çağında biz hâlâ<strong> neyi ölçüyoruz</strong>?<strong> Diplomayı mı yoksa beceriyi mi</strong>? Eczacılıktan mezun binlerce genç, <strong>diplomasıyla</strong> rafa. Ziraat ilaç diziyor mühendis <strong>diplomalı</strong>, toprağa ayağı değmeden emekli olabiliyor.</p>
<p><strong>2-ETKİSİ</strong>: Yeni mezun bir yazılımcı, <strong>kod yerine KPSS</strong> çalışıyor. YZ sistemleri üretkenliği, <strong>veriyle destekli karar verme</strong> becerisini öne çıkarırken, biz <strong>diploma ekonomisinin rehavetine</strong> tutunuyoruz. Bugün “<strong>ara eleman</strong>” arayan sanayi, aslında “<strong>çekirdek yetenek</strong>” istiyor. <strong>Diploma </strong>ise<strong> beceri kazandırmıyor</strong>.</p>
<p><strong>DİPLOMA EKONOMİSİNDEN BECERİ ÇAĞINA</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM: </strong>Ne çırak ne mühendis; <strong>adaptif zekâya sahip birey</strong> aranıyor. Bu ihtiyacı karşılayacak olan ise <strong>YZ destekli beceri haritaları</strong>, sertifikalar ve <strong>işbirlikçi öğrenme</strong> modelleridir. <strong>İK değil</strong>, <strong>yetenek kaynaklı kalkınma</strong> için şart. “<strong>Yetenek arıyorum</strong>” diyenler de <strong>diploma algoritmalarında</strong> boğuluyor.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Bir sanayici; “<strong>Diplomalı alıyoruz, işe yarar hâle getirmek için 2 yıl daha eğitiyoruz</strong>.” Bu da gösteriyor ki eğitim sistemimiz <strong>algoritmik uyumsuzluk</strong> yaşıyor. İnsan kaynağını değil<strong>, beceri haritalarını </strong>yönetmeliyiz. YZ'nin öne çıktığı bu çağda ihtiyaç; <strong>kod yazan değil</strong> problemi anlayandır.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / YZ destekli yeteneğe dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Diploma neden yetersiz?</em></strong></p>
<p>Çünkü iş dünyası artık <strong>sabit bilgi</strong> değil, <strong>yenilenebilir beceri</strong> istiyor. Diploma <strong>geçmişin kanıtı</strong> ise beceri <strong>geleceğin teminatı</strong>... Sabit bilgi çağında diploma işe yarıyordu; şimdi <strong>adaptasyon zekâsı</strong> öne çıkıyor.</p>
<p><strong><em>Sistem neden güncellenmeli?</em></strong></p>
<p>Çünkü <strong>208 üniversit</strong>e, yılda <strong>950 bin diploma</strong> üretirken, bunların <strong>%80’</strong>i mezuniyet sonrası <strong>işsiz algoritmasına</strong> giriyor. Sebep? Müfredatın <strong>YZ çağında karşılığı</strong> yok. Yani <strong>potansiyel işe eş değil</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>“NE İŞ OLSA YAPARIM” DÖNEMİNDEN, “HER ŞEYE SAHİBİM AMA İŞİM YOK” DÖNEMİNE…</strong></p>
<p>Eğitim sistemini sıfırdan modelleme gerek. Üniversiteler, <strong>işsizler antreposu</strong> hâline geldiyse, orada sistem değil, <strong>zihniyet</strong> sorunludur. <strong>Eğitimin algoritması</strong> yanlış yazılmış. Gençlerin hayalleri <strong>üniversite tabelasında</strong> başlıyor, <strong>becerisiz mezuniyetle</strong> son buluyor. Beceri kazandırmayan bilgi, insana yüktür.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YETENEK KAYNAKLARI LÜGATI</strong></span></p>
<p><strong>Diploma ekonomisi</strong>: Hala işlevsel sanılan ancak üretkenlik karşılığı zayıflamış istihdam düzeni</p>
<p><strong>Adaptasyon zekâsı</strong>: Yeni bilgi öğrenme, eskiyi terk etme, karmaşaya adaptasyon yeteneği</p>
<p><strong>Beceri haritalaması</strong>: Birey yeteneğinin işe yarar karışlığını tanımlayan dijital profil yönetimi</p>
<p><strong>İşsizlik algoritması</strong>: Diplomalı ama niteliksiz bireyleri sistematik dışarda bırakan kodlama</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insan-kaynaklari-degil-yetenek-kaynaklari-85626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/7/1280x720/universite-mezuniyet-1753267478.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnsan kaynakları değil yetenek kaynakları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mekke-ortak-savunma-antlasmasi-elma-ihracatini-olumsuz-etkileyebilir-85625</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Mekke Ortak Savunma Antlaşması elma ihracatını olumsuz etkileyebilir&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın, elma ihracatında en büyük alıcı olan Hindistan pazarında sıkıntı yaratabileceği ifade edildi. </p>
<p>Önceki yıllarda Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan siyasi anlaşmazlıkta Türkiye’nin Pakistan tarafında yer alması, en büyük elma alıcısı konumunda bulunan Hindistan’da Türk elmasına karşı protestolar yaşanmıştı.</p>
<p>Geçen yıl da Türkiye’de yaşanan zirai don nedeniyle elma rekoltesinde büyük miktarda azalmaya yol açmış, fiyatlar ise yüksek rakamlara çıkmış, bu nedenle Hindistan’a elma ihracatında sıkıntı olmuştu.</p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can, mevcut pazarlarda daha aktif olmak ve kaybedilen pazarlari yeniden kazanmak amacıyla, yılsonuna kadar 4 ülkede farklı sektörlerde ticaret heyetleri düzenleyeceklerini söyledi.</p>
<p>Pazar payını artırmak için çalışmalara devam ettiklerini belirten ve Rusya için aktif çalışmaların devam ettiğini vurgulayan Can, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Rusya için aktif çalışmalarımız devam ediyor. Ukrayna -Rusya arasındaki savaştan dolayı özellikle Lojistik noktasında sıkıntılar yaşıyoruz. Dron saldırıları nedeni ile aksayan Ro-Ro seferleri tekrar başladı. Umarım bir daha sorun yaşanmaz. Ukrayna ile ilgili imzaladığımız anlaşmanın yakın zamanda yürürlüğe girmesini bekliyoruz. Ukrayna’nın Türk domates ve salatalığına karşı uyguladığı anti dampingin kaldırılmasıyla ilgili girişimlerimizi yürütüyoruz. ‘’</p>
<p>Son yıllarda Ticaret Bakanlığı’nın ihracat yarıçapını genişletme ile ilgili çalışmalara önem verdiğini anımsatan Can, ‘’Bunun için Uzakdoğu, Amerika ve Kanada ile ilgili fuarlara katılmaya çalışıyoruz. Çin’e kiraz ihracatı ile ilgili yeni protokol çalışmaları devam ediyor. Ama açıkçası yakın zamanda bir gelişme beklemiyorum’’ dedi.</p>
<p><strong>"Mekke antlaşması Hindistan pazarında sıkıntı yaratabilir"</strong></p>
<p>Mısır’ın özellikle elma için önemli bir pazar olduğunu ifade eden Mehmet Ali Can, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Mekke Ortak Savunma Antlaşmasının imzalanması ile elmada en büyük pazarlarımızdan biri olan Hindistan’da problemler yaşanacağını düşünüyoruz. Bu yüzden sektör kurulunda Bakanlığımıza Mısır ile elma konusunun öncelenmesi gerektiğini belirten yazımızı ilettik. Bulgaristan kapısında maliyetler tek veya çift adres olmasına beyannamede analize tabi ürün sayısına göre değişiklik göstermektedir. Tek ürün tek adres 750-800 Euro bandında maliyeti çıkarken çift adres ve fazla ürünle bu maliye 2 bin 800 Euro’ya kadar yükselmektedir. Özellikle bölge ihracatçımız bu noktada ciddi sıkıntı yaşamakta. Bununla ilgili TİM Brüksel ofisi aracılığıyla çalışmaları sürdürüyoruz.’’</p>
<p><strong>"İhracatçı Mısır ile anlaşma yapılmasını bekliyor"</strong></p>
<p>Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin de, elma ihracatı için Mısır’ın büyük bir pazar olacağını anlattı.  Geçen yıl Hindistan pazarında fiyatların yüksek olmasından dolayı rota kayması yaşandığını ifade eden Şahin, bu yıl fiyatların 25-30 TL bandında seyredeceğini bildirdi.  Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın elma ihracatına olumsuz yansıyacağı düşüncelerine katılmadığını vurgulayan Şahin, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Türkiye-Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Antlaşması, bizim Mısır’a yapacağımız elma ihracatında pek olumsuzluk yaratacağını düşünmüyorum. Mısır ile Türkiye arasında yapılan görüşmelerde elma konusunda sözlü anlaşma sağlanmıştı. Eylül-ekim gibi Türkiye’den elma alımına başlayabilirler. Mısır, Türkiye’den elma alımı koşullarını, analiz taleplerini iletmiş, (Elma alabiliriz) demişlerdi. Mısır ile Türkiye arasında Serbest Ticaret Anlaşması imzalanmasını bekliyoruz. Elma için yüzde 40 olan gümrük vergisinin indirilmesini ve kaldırılmasını bekliyoruz. Biz Isparta Ticaret Borsası olarak görevimizi yaptık. Mısır tarafında birinci öncelik elma var. Türkiye’nin de önceliği elma. Tarafımıza iletilen bilgilere göre Mısır ile Türkiye arasında online görüşmeler yapılıyor. Bu ay içinde yüz yüze görüşmeler olabilir. Anlaşma olmasa bile fiyatlar bu yıl çok uygun. Vergi indirimi olmasa bile Mısır’a elma ihracatı başlayabilir. Biz iki ülke arasındaki işlerin hızlandırılmasını istiyoruz. Bundan sonra iş üst akılda…’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mekke-ortak-savunma-antlasmasi-elma-ihracatini-olumsuz-etkileyebilir-85625</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/5/1280x720/mekke-ortak-savunma-antlasmasi-elma-ihracatini-olumsuz-etkileyebilir-1787028935.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın, elma ihracatında en büyük alıcı olan Hindistan pazarında sıkıntı yaratabileceği belirtildi. Mısır&#039;ın ise eylül-ekim gibi Türkiye’den elma alımına başlayabileceği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butcede-temmuz-sonuclari-can-sikici-85624</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçede temmuz sonuçları can sıkıcı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkezi yönetim bütçesinde temmuz ayı sonuçları önceki dönemleri arattı. Bütçe temmuz ayında ilk yedi ayın en yüksek açığını verdi.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçesi bu yıl ocakta 214,5 milyar açık vermiş, şubat ayı 24,4 milyar fazlayla kapatılmıştı. Mart, nisan ve mayıs ayları sırasıyla 229,9 milyar, 338,7 milyar ve 298,2 milyar açıkla geçildi. Hazirandaki 114,2 milyar fazladan sonra temmuzda 378,1 milyar lirayla bu yılın rekor açığı verildi.</p>
<p>Temmuz ayında 378,1 milyar lira ile rekor kırılırken geçen yıla göre de çok büyük artış kaydedildi. Geçen yılın aynı ayındaki açık yalnızca 23,9 milyar liraydı. Yaklaşık 24 milyardan 378 milyara…</p>
<p>Bütçede temmuz ayındaki tek olumsuzluk açığın çok büyümesi de değil. Faiz dışı dengede de açık verildi. Geçen yıl temmuzda 110,7 milyar lira olan faiz dışı fazla bu yıl 51,3 milyar açığa dönüştü.</p>
<p>Bütçe açığında ilk yedi ay toplamında ise kayda değer bir değişim yok. Açık 1 trilyon liradan 1,3 trilyona yükseldi.</p>
<p>Bütçede tek olumlu gelişme yedi ay toplamı itibarıyla faiz dışı fazlada kaydedilen artışta yaşandı. Geçen yıl yedi ayda 241,7 milyar lira olan faiz dışı fazla bu yıl 470,1 milyar liraya yükseldi.</p>
<h2>Temmuzda harcamalar çok arttı</h2>
<p>Bütçenin temmuzda bu yılın rekorunu kıracak boyutta bir açık vermesinde harcamalarda kaydedilen artış etkili oldu. Temmuz ayında geçen yılın temmuzundan 670 milyar daha fazla harcama yapıldı.</p>
<p>Temmuzdaki harcama hazirana göre de 395 milyar lira daha fazla.</p>
<p>Hazirandan temmuza geçişte her yıl gözlenen klasik bir artış söz konusu değil. Örneğin geçen yıl temmuzdaki harcama hazirandan daha azdı.</p>
<p>Peki bu yıl harcamayı böylesine tırmandıran etkenler neler?</p>
<p>Bir önceki aya göre kaydedilen 395 milyar liralık artışın 125 milyar lirası faiz giderlerindeki artıştan kaynaklandı.</p>
<p>Artışın 146 milyarı da cari transferlerdeki artıştan oluştu.</p>
<p>Personel giderlerinde ise temmuzda hazirana göre yalnızca 72 milyar lira daha fazla harcama yapıldı.</p>
<h2>Gelirde azalma var</h2>
<p>Merkezi yönetim bütçesinde harcamalar temmuzda hazirana göre 395 milyar lira artarken gelirlerde 97 milyar düşüş kaydedildi.</p>
<p>Genel bütçe gelirlerinde 91 milyar gerileme oldu, bu kapsamda vergi gelirleri 81 milyar lira daha düşük gerçekleşti.</p>
<p>Vergi gelirinde düşüş olunca akla hemen buna akaryakıttaki eşel mobil uygulaması yüzünden ÖTV’de ortaya çıkan düşüşün yol açıp açmadığı geliyor.</p>
<p>Temmuzda hazirana göre ortaya çıkan bu gerilemede eşel mobil kaynaklı ÖTV düzenlemesinin etkisi yok. Hatta tam tersine petrol ürünlerinden alınan ÖTV temmuzda hazirana göre artış kaydetti. Bunun nedeni de temmuzdan itibaren akaryakıtta ortaya çıkan indirimlerin pompaya yansıtılmaması ve tümüyle ÖTV’ye eklenmesi. Ama bu uygulama motorin için 13 Ağustos’tan geçerli olmak üzere değiştirildi.</p>
<p>Bu yıl petrol ürünlerinden ocak ve şubatta 49,4 ve 44,3 milyar lira ÖTV tahsil edildi. Bu tutarlarda savaşın tabii ki etkisi yok. Uygulamanın ilk ayı olan martta tutar biraz azaldı ve 36,3 milyara indi. Savaşın şiddetlenmesi, petrol fiyatlarının artması ve bu yüzden yüklü zamların gündeme gelmesi ÖTV’ye daha fazla başvurmayı zorunlu kıldı. Bunun sonucunda da ÖTV tahsilatı nisanda 6,9 milyar, mayısta 4,4 milyar, haziranda ise 7,5 milyar düzeyinde kaldı.</p>
<p>Ancak temmuz ayı başında yapılan düzenlemeyle indirimlerin pompaya yansıtılmayıp tümüyle ÖTV’ye aktarılması sonucu geçen ayki tahsilat 30,7 milyara ulaştı.</p>
<p>İlk yedi ayda ise geçen yıl 273,4 milyar lira olan petrol ürünlerinden alınan ÖTV, bu yıl 179,2 milyar lirada kaldı.</p>
<p>2026 yılı bütçesinde bu kalemden sağlanması öngörülen gelir 656,5 milyar lira olarak öngörülüyordu. Ancak bu tabii ki savaş ve eşel mobil gündemde değilken ortaya konulan bir hedef. Yedi ayda 179,2 milyarı ancak bulan ÖTV, kuşku yok ki yıl sonunda 656,5 milyarın çok atında kalacak.</p>
<h2>Ağustos tahsilatı düşük olacak </h2>
<p>Petrol ürünlerindeki eşel mobil uygulamasında 13 Ağustos’ta yapılan ve motorin için istisnai bir durum öngören karar bu ayın ÖTV tahsilatının temmuzdan düşük kalması sonucunu doğuracak.</p>
<p>13 Ağustos’ta yürürlüğe konulan kararla motorinde ÖTV bu ay için sıfırlandı. Dolayısıyla en çok tüketilen akaryakıt olan motorinde ayın yarıdan fazlasında hiç ÖTV alınmayacak olması bu ayki tahsilatı mutlaka önemli ölçüde etkileyecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83e52f6eea5-1787028783.png" alt="" width="663" height="265" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butcede-temmuz-sonuclari-can-sikici-85624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/para-lira-tl-1778253433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bütçede temmuz sonuçları can sıkıcı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarihi-likor-fabrikasini-ulkemize-geri-kazandirmak-bizi-cok-heyecanlandiriyor-85623</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarihi Likör Fabrikası’nı ülkemize geri kazandırmak bizi çok heyecanlandırıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUDO</strong>’nun kurucusu <strong>Mustafa Taviloğlu, </strong>Eylül 2024’te gerçekleşen <strong>“Bir Koleksiyoner Hikayesi-Taviloğlu Koleksiyonu” </strong>sergisi için farklı mekanlar araştırırken İstanbul Mecidiyeköy’deki Tarihi Likör Fabrikasına odaklandı:</p>
<ul>
<li><strong>903 sanatçının 2 bin 412 eserini sanatseverlerle buluşturacağımız serginin mekanlarından biri mutlaka Tarihi Likör Fabrikası olmalı.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Mustafa Taviloğlu, </strong>Likör Fabrikasının ana arazisinde Quasar Fairmont projesini hayata geçiren İsviçreli şirketin temsilcileriyle görüştü:</p>
<p>-          <strong>Tarihi Likör Fabrikasının da bizim serginin alanları arasında yer almasını çok istiyorum. Bana yardımcı olur musunuz?</strong></p>
<p><strong>Taviloğlu</strong>’nun görüştüğü temsilciden şu yanıt geldi:</p>
<p>-          <strong>Mustafa Bey, şirketimiz o bölümü sattı. Hatta devir işlemi de kısa süre önce gerçekleşti?</strong></p>
<p><strong>Taviloğlu </strong>bunun üzerine sordu:</p>
<p>-          <strong>Tarihi Likör Fabrikasının yeni sahibi kim?</strong></p>
<p>Yanıtı <strong>Mustafa Taviloğlu</strong>’nu çok mutlu etti:</p>
<ul>
<li><strong>Altınmarka…</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a83e363bce1a-1787028323.jpg" alt="" width="555" height="629" />
<figcaption><strong>Kaan Altınkılıç - Birol Altınkılıç</strong></figcaption>
</figure>
<p>Lafı fazla uzatmadan telefonu kapattı, çikolata-kahve sektörüne damgasını vuran Altınmarka’nın Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Birol Altınkılıç</strong>’ı aradı:</p>
<p>-          <strong>Tarihi Likör Fabrikası’nı almışsınız. Hayırlı olsun. Benim, </strong>“Bir Koleksiyoner Hikayesi” <strong>adlı sergim olacak. Koleksiyonumdaki eserler İstanbul’un farklı mekanlarında sergilenecek. Tarihi Likör Fabrikasını sergi için bize açar mısınız?</strong></p>
<p><strong>Birol Altınkılıç, </strong>bu talebi tereddütsüz kabul etti. Konunun takibini oğlu, Altınmarka ve Kahve Dünyası Genel Müdürü <strong>Kaan Altınkılıç</strong>’a bıraktı.</p>
<p><strong>Mustafa Taviloğlu, “Tarihi Likör Fabrikası”</strong>nın Altınmarka tarafından satın alınması öyküsünü <strong>“Bir Koleksiyoner Hikayesi” </strong>sergisiyle ilgili Artİstanbul Feshane’de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı<strong>Ekrem İmamoğlu</strong>’nun onur konuğu olarak katıldığı toplantıda anlatmış, salonda bulunan <strong>Kaan Altınkılıç</strong>’a teşekkür etmişti.</p>
<p>Toplantı sonrasında <strong>Birol Altınkılıç</strong>’a <strong>“hayırlı olsun” </strong>mesajı yazmış, şu yanıtı almıştım:</p>
<p>-          “Tarihi Likör Fabrikası”<strong>nın bildiğiniz gibi ayrı bir önemi var. Bu mekanı ülkemize geri kazandırmak bizi çok heyecanlandırıyor. Kıymetli dostumuz Mustafa Taviloğlu’nun sergisini burada da açmasına vesile olmak bizi ayrıca mutlu etti.</strong></p>
<p>Mekanla ilgili şu noktanın altını çizmişti:</p>
<p>-          “Tarihi Likör Fabrikası”<strong>nı İsviçreli kooperatiften Haziran ayında </strong>“Altınmarka Perakende” <strong>olarak satın aldık. Ülkemiz için fayda sağlayacağına inandığımız projeler üzerinde çalışıyoruz.</strong></p>
<p><strong>Birol Altınkılıç</strong>’ın vefatını <strong>Cem Boyner</strong>’in bir yazışma grubundaki şu paylaşımıyla öğrendim:</p>
<p>-          <strong>Birol Altınkılıç sizlere ömür. Önemli karakterdi. Boşa geçmemiş bir hayat. Fark getiren, delibozuk, serdengeçti karakterler göçtüğü zaman büyük kayıp hissediyorum.</strong></p>
<p><strong>Birol </strong>Bey’e Allah’tan rahmet, ailesine sabır diliyorum…</p>
<p>Mekanı cennet olsun…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bugün fabrikayı gör, Birol’u tanı yeter</span></h2>
<p><strong>YIL </strong>2011, Hürriyet Gazetesi’nde Ekonomi Müdürü’yüm. Doğan Holding Onursal Başkanı <strong>Aydın Doğan</strong>’ın yakın dostu, Anadolu Otomotiv’in kurucusu <strong>Taylan Bilgel </strong>aradı:</p>
<p>-          <strong>Gel birlikte Altınmarka’nın fabrikasına gidelim.</strong></p>
<p>Altınmarka fabrikasına gidiş gerekçesini de şöyle açıkladı:</p>
<p>-          <strong>Senin o fabrikayı görmeni, Yönetim Kurulu Başkanı Birol Altınkılıç’ı tanımanı istiyorum.</strong></p>
<p>Birlikte Altınmarka’ya giderken rica etti:</p>
<p>-          <strong>Bugün fabrikayı, üretimlerini gör, Birol’u tanı yeter. Bugünkü fabrika turunu yazı konusu yapma lütfen.</strong></p>
<p>O gün <strong>Taylan Bilgel</strong>’in ricasına uydum, <strong>Birol Altınkılıç</strong>’ın rehberliğinde Altınmarka kakao işleme-çikolata tesislerini gezdik. <strong>Birol Altınkılıç</strong>’ın Türkiye’nin çikolata sektöründeki ağırlığını öğrendim. Her zamanki alışkanlıkla notlarımı aldım ama o günlerde yazı konusu yapmadım.</p>
<p>Aradan 7-8 ay geçti, dönemin Yapı Kredi Bankası Genel Müdürü <strong>Faik Açıkalın, </strong>bankanın Başdanışmanı <strong>Salih Başağa, </strong>Genel Müdür Yardımcısı <strong>Murat Ermert, </strong>Yatırımcı İlişkileri ve Stratejik Planlama Bölümü Başkanı <strong>Hale Tunaboylu </strong>ile birlikte The Banker dergisi ödül töreni için Londra’ya gittim.</p>
<p>Giderken <strong>Birol Altınkılıç</strong>’la sohbetimizi anımsadım:</p>
<p>-          <strong>Kahve Dünyası’yla eşim Alev Altınkılıç ilgileniyor. Yakında Londra’da bir mağaza açma planı var.</strong></p>
<p>O günlerde en azından Kahve Dünyası’nın Londra’da mağaza açmaya hazırlandığını yazmak istemiştim, beklememi rica etmişti:</p>
<p>-          <strong>İşlemleri tamamlayıp mağazayı açmamızı beklerseniz sevinirim.</strong></p>
<p>Derken bir süre sonra Londra’ya yolu düşen <strong>Gila Benmayor, </strong>Hürriyet’teki köşesinde şöyle yazmıştı:</p>
<p>-          <strong>Kaldığımız otelin karşısında açılış hazırlıkları süren Kahve Dünyası tabelasını görmek hoşumuza gitti.</strong></p>
<p>Sonra da <strong>Nevsal Elevli, </strong>Londra’daki Kahve Dünyası’nı Milliyet’te haber yapmıştı…</p>
<p>1 Aralık 2011 günü Londra’ya giderken <strong>Birol Altınkılıç</strong>’ı aradım:</p>
<p>-          <strong>Alev Hanım Londra’daysa kendisiyle görüşmek isterim.</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>2 Aralık Cuma gününe kadar orada olacak. Hemen irtibatınızı sağlarım.</strong></p>
<p>Piccadilly Meydanı’na yakın, Ritz ve Meridien Otel’e komşu Kahve Dünyası’na uğradım, <strong>Alev Altınkılıç</strong>’la konuştum:</p>
<p>-          <strong>Londra, New York, Boston, Viyana gibi önemli dünya kentleri hedeflerimiz arasındaydı. İlk yeri bulma şansını Londra’da yakaladık ve bir hafta önce hizmete başladık. 600 metrekarelik mağazaya üretim dahil 3 milyon pound yatırım yaptık.</strong></p>
<p>Londra’da mağaza açan farklı sektörlerden Türk markalarından bazıları uzun soluklu yol alamadı. Kahve Dünyası, 15 yıldır Londra’daki ilk yerinde faaliyetini sürdürüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa’nın en iyi çikolata fabrikası seçildi</span></h2>
<p><strong>2011 </strong>yılı başlarında <strong>Taylan Bilgel</strong>’le Altınmarka fabrikasına gittiğimizde o günkü turumuzu yazıya dökmemi istemeyen <strong>Birol Altınkılıç, </strong>2012 yılı Ağustos ayında arayıp gururunu paylaşmıştı:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’da şekerleme sektörünün en prestijli kuruluşlarından </strong>“European Candy Kettle Club”, <strong>Altınmarka’yı </strong>“The Candy Kettle Award-Best Cocoa and Chocolate Factory of Europe for 2012”<strong>ödülüne layık gördü.</strong></p>
<p>Ardından ödülü veren kurumla ilgili bilgi aktarmıştı:</p>
<p>-          <strong>1973 yılında kurulan </strong>“European Candy Kettle Club”, <strong>her yıl Avrupa’nın en saygın firmalarından birine ödül veriyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çok özleneceksin bende yerin hep farklı olacak</span></h2>
<p><strong>ŞAHAP Çak, </strong>2003 yılı Ağustos ayında Gökbora’yı iki kardeşine bırakıp ayrılmıştı. Oğlu <strong>Gökalp Çak, </strong>2004 yılında yurt dışından Türkiye’ye döndü. Baba-oğul kafa kafaya verip bugünkü Netlog Lojistik Grubu’nun temelini oluşturan Intercombi’yi kurdu.</p>
<p>Intercombi, önce multimodal taşımacılığı denedi. 2006’da yeniden kara nakliyesine döndü. Derken Altınmarka’nın Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Birol Altınkılıç, Şahap Çak</strong>’ı <strong>Murat Ülker</strong>’le buluşturdu:</p>
<p>-          <strong>Murat Bey, Ülker Grubu’nun lojistik bölümü çok dağınık. Şahap Bey bu işleri çok iyi bilir.</strong></p>
<p><strong>Murat Ülker </strong>hemen karar verdi:</p>
<p>-          <strong>Şahap Bey, lojistik işlerimiz size emanet.</strong></p>
<p><strong>Şahap Çak, </strong>Ülker’in depolarını gezdi, yüklenen TIR’ları, 1000’i aşkın çalışanı gördü, teklifini yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bize ortak olun, bu işi toparlayalım.</strong></p>
<p>Ülker’e yüzde 45, <strong>Birol Altınkılıç</strong>’a yüzde 10 hisse verildi. 2009 yılına kadar Ülker dışında pek iş alınmadı. Şirketin adı Netlog’du ama piyasa Ülker diye biliyordu. <strong>Şahap Çak, </strong>2009’da yüzde 90 hisseyi aldı. 2013’te de hisselerini yüzde 100’e çıkardı.</p>
<p><strong>Gökalp Çak, Birol Altınkılıç</strong>’ın vefatı üzerine sosyal medyada şu mesajı paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Huzur içinde yat Birol Ağabey. Çok özleneceksin. Bende yerin hep farklı olacak…</strong></p>
<p><strong>Gökalp Çak</strong>’ın bu paylaşımı üzerine Netlog’un kuruluş öyküsünü anlattığım Şubat 2018 tarihli yazımı anımsadım.</p>
<p>Bu öykü de <strong>Birol Altınkılıç</strong>’ın iş dünyasındaki yerini ortaya koyuyor…</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">En zarif gazeteciye veda…</span></h2>
<p><span style="color: #ba372a;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83e3881a42e-1787028360.jpg" alt="" width="700" height="456" /></span><strong>GEÇEN </strong>Pazar günü gazetemizin Ankara Temsilcisi <strong>Maruf Buzcugil </strong>aradı:</p>
<p>-          <strong>Taylan Abi’yi (Erten) kaybettik…</strong></p>
<p>Ekonomi Muhabirleri Derneği’nin (EMD) kurucularından, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Ankara Temsilcisi, TOBB Medya ve İletişim Meclisi’nin Danışmanı <strong>Taylan Erten</strong>’le birlikte katıldığımız iş seyahatleri, toplantılar gözümün önünden geçti.</p>
<p>Sosyal medyada vefat haberi ve üzüntümü paylaşmak üzere düşünürken aklıma şu tanım geldi:</p>
<ul>
<li><strong>En zarif gazeteci…</strong></li>
</ul>
<p>Gerçekten de <strong>Taylan </strong>Abi, bu tanıma en uygun meslek büyüğümüzdü. Sosyal medyadaki paylaşımlardan gördüğüm kadarıyla çok sayıda meslektaşımızın hayatına dokunmuş, yol göstermiş, desteklemişti.</p>
<p>Dün TGC Genel Sekreteri <strong>Sibel Güneş</strong>’le birlikte önceki Başkanımız <strong>Turgay Olcayto</strong>’yu aradık, anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Taylan’ı TGC Ankara Temsilciliğine Nezih Bey (Demirkent) önermişti. O dönemde Dünya Gazetesi’nin de Ankara Temsilcisi’ydi.</strong></p>
<p><strong>Taylan </strong>Abi’yi bugün Ankara’da son yolculuğuna uğurluyoruz.</p>
<p>Allah rahmet eylesin.</p>
<p>Mekanın cennet olsun <strong>Taylan </strong>Abi…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarihi-likor-fabrikasini-ulkemize-geri-kazandirmak-bizi-cok-heyecanlandiriyor-85623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/3/1280x720/birol-altinkilic-1787028293.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarihi Likör Fabrikası’nı ülkemize geri kazandırmak bizi çok heyecanlandırıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85621</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa ve reel sektörde son durum ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Jeopolitik Riskler Tırmanırken Piyasa ve Reel Sektörde Son Durum Ne? | Ekonomi Masası | 18 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/F62U2WtCgC0" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bist100un-yenisi-zirveye-oynuyor-85622</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> BİST100’ün yenisi zirveye oynuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’un üçer ayda bir düzenli olarak gerçekleştirdiği endeks değişiklikleri kapsamında 1 Temmuz itibarıyla BİST100’e alınan Odine Teknoloji, ağırlık sıralamasında ilk 10’a girdi. Odine Teknoloji, yüzde 3,53’lük payıyla BİST100 içinde ağırlığı en yüksek 7’nci şirket olurken piyasa değeri açısından dev şirketleri geride bırakmayı başardı. Telekom operatörlerine şebeke kuran, yapay zekâ destekli ağ yönetimi ve 5G altyapı hizmetleri geliştiren şirketin piyasa değeri dün açılış itibarıyla 368 milyar liraya ulaştı. Turkcell’in piyasa değeri 229 milyar lira, Türk Telekom’un ise 190,75 milyar lira seviyesinde. Teknoloji endeksinde de Aselsan’dan sonra ağırlığı en yüksek şirket olan Odine, teknoloji ağırlıklı yatırım fonlarının portföylerinde de Aselsan ile birlikte yüksek ağırlıklarla yer alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83e08400b76-1787027588.png" alt="" width="834" height="499" /></p>
<h2>Son 1 yılda yükseliş yüzde 2196,5 </h2>
<p>Odine Teknoloji, Mart 2024’te halka arzını tamamlayarak borsada işlem görmeye başladı. Şirketin halka arz fiyatı 30 lirayken dün açılış itibarıyla 3.335 liraya geldi. Bu da halka arzından bu yana hissenin yüzde 10.000’in üzerinde yükseldiğini ortaya koyuyor. Mart 2025’te 300 lirayı aşan hisse, bu yıl yüzde 994,42, son 1 yılda ise yüzde 2196,5 yükseldi. Hissenin bu ayki yükselişi yüzde 33,2, son 1 aylık yükselişi ise yüzde 58,57 seviyesinde. Yüzde 40 halka açıklık oranıyla işlem görmeye başlayan Odine Teknoloji’nin şu anki halka açıklık oranı yüzde 43,2 seviyesinde. Şirketin henüz yılın ilk yarısına ilişkin finansal sonuçları Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda bulunmuyor. 2026’nın ilk çeyrek verilerine göre şirketin özkaynakları 2,3 milyar lira seviyesinde, net dönem kârı ise 27,1 milyon lira civarında. Piyasa değeri şu anda özkaynaklarının 10 katının üzerinde bulunuyor.</p>
<h2>Endeks ağırlığında yedinciliği aldı </h2>
<p>Bu hızlı fiyat hareketleri ve artan piyasa değeri, Odine Teknoloji hissesinin Borsa İstanbul’da BİST100’e girmesinin önünü açtı. Endeks değişiklikleri kapsamında Odine Teknoloji hissesi 1 Temmuz’dan bu yana BİST100 endeksinde işlem görüyor. Sadece 1,5 aylık dönemdeki performansı sayesinde Odine Teknoloji, BİST100’ü en çok etkileyen hisseler arasında ilk 10’da kendine yer bulmayı başardı. Borsa İstanbul verilerine göre BİST100 endeksini en çok etkileyen hisse, yüzde 10,46 ile Aselsan. Aselsan ve Odine aynı zamanda teknoloji endeksinde de ağırlığı en yüksek iki hisse. BİST100’de ağırlıkta ikinci sırayı yüzde 7,77 ile TÜPRAŞ alırken üçüncü sırada yüzde 6,96 ile BİM, dördüncü sırada yüzde 4,79 ile THY yer alıyor. Akbank yüzde 4,23 ile beşinci olurken taban serisinin ardından yeniden toparlanma gösteren Destek Finans Faktoring yüzde 3,62’lik ağırlığıyla altıncı sırada yer alıyor. Odine Teknoloji ise yeni girdiği BİST100 endeksinde yüzde 3,53’lük payıyla ağırlığı en yüksek yedinci hisse olmayı başardı.</p>
<h2>PHE fonunun gözde hisselerinden </h2>
<p>Odine Teknoloji, yatırım fonlarının yoğun ilgi gösterdiği hisseler arasında da ilk 10’da yer alıyor. Pusula Portföy’ün PHE hisse senedi yoğun fonunda bulunmasıyla öne çıkarken Aselsan ile birlikte teknoloji hisselerine yatırım yapan fonlarda da yüksek oranlarda yer alıyor. Yatırım fonlarında Pusula Portföy Hisse Senedi Fonu PHE ile Pusula Portföy Birinci Değişken Fonu PBR, piyasa değeri açısından en fazla Odine hissesi taşıyan iki fon olarak öne çıkıyor. PHE portföyünde Odine’in ağırlığı yüzde 14,83, PBR fonunda ise yüzde 13,71 seviyesinde. PHE ve PBR dışında, teknoloji endeksinin gözdesi Aselsan hissesine fonunda yer vermeyip sadece Odine hissesi taşıyan diğer iki yatırım fonu ise Aktif Portföy Robotik Teknolojileri Değişken Fonu GPT ile Re-Pie Portföy Teknoloji Değişken Fonu RTD. GPT portföyünde Odine’in ağırlığı yüzde 2,29, RTD fonunda ise yüzde 6,34 seviyesinde. Portföyünde Odine hissesine yer veren 15 yatırım fonunun 11’i, taşıdıkları Aselsan hissesiyle dikkat çekiyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Aselsan ile birlikte 11 fonda yer alıyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83e09201156-1787027602.png" alt="" width="405" height="342" /></span>Uzmanların verdiği bilgiye göre yatırım fonlarındaki yüzde 10 sınırı nedeniyle çoğu teknoloji ağırlıklı fon, Aselsan’dan sonra teknoloji endeksinde ağırlığı en yüksek olan Odine Teknoloji hissesine de portföyünde yer veriyor. Portföyünde Odine ve Aselsan hisselerine birlikte yer veren yatırım fonları ise şöyle: “İş Portföy BIST Tkn. Ağr.Snr.End.His.Sen. (TL) Fonu TTE, Yapı Kredi Port. BIST Tekno. Ağrl. Sınırlamalı HSYF YHZ, Ak Portföy Teknoloji Şirketleri His. Sen. (TL) Fonu ICZ, Ak Portföy Fintek Ve Blokzinciri Tekno. Değ. Fon ZFB, Ak Portföy Robotik Teknolojiler Değişken Fon DTZ, Garanti Portföy Yarı İletken Teknolojileri Değ. Fon YIT, Ziraat Port. Yıl. Paz. Tek.ve İlet.10 End. HSY. BYF ZPT, Ak Portföy Metaverse Ve Dijital Yaşam Tekn.Değ. Fon MTV, Garanti Portföy Tekno. Şirk. His. Sn. (TL) Fn(HSYF) GRT, İş Portföy Birinci Hisse Senedi Serb. Fon (HSYF) BHL, İş Portföy Havacılık ve Savunma Tekn. Değişken Fon IEV.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bist100un-yenisi-zirveye-oynuyor-85622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son bir yılda hisse fiyatı yüzde 2196’yı aşan Odine Teknoloji, 1 Temmuz’da dahil olduğu BİST100 endeksinde ağırlığı en yüksek ilk 10 şirket arasında yer almayı başardı. Özkaynaklarının neredeyse 10 katı piyasa değeriyle iş yaptığı teknoloji devlerini katlayan Odine Teknoloji, yatırım fonlarının da gözde hisselerinden biri oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/togga-rakip-yerli-geri-sayima-basladi-85620</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Togg’a rakip yerli, geri sayıma başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye’nin önde gelen sanayi kuruluşlarından olan ve bu yıl 70’inci yılını kutlayan HABAŞ’ın, merakla beklenen yerli otomobilinin yılsonuna kadar görücüye çıkacağı öğrenildi. EKONOMİ'nin tedarik sanayi temsilcilerinden edindiği bilgiye göre, TOGG’dan sonra Türkiye’nin yüzde 100 yerli sermayeli ikinci otomobili olması beklenen projenin tasarımcısı ise BMW, Ferrari, McLaren gibi dev markaların ikonik modellerine imza atan Frank Stephenson... Sedan ve crossover olmak üzere iki ayrı modelde araç üretmeyi planlayan şirketin, hibrit, plug-in hibrit ve benzinli olmak üzere üç versiyon üzerinde çalıştığı biliniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83defda5576-1787027197.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<h2>Çocukluğu Türkiye'de geçti</h2>
<p>Ünlü araba tasarımcısı Stephenson’un resmi internet sitesinde de, marka ve şirket adı kullanılmadan yeni bir Türk otomobil markası için çalıştığı belirtiliyor. Burada yer alan açıklamada da şu ifadeler yer alıyor: “Frank Stephenson Design, yeni ve büyük bir Türk otomotiv üreticisinin (OEM) tasarım yetkilisi/ merkezi olarak atandı. İş kapsamı; sıfırdan yeni bir otomotiv markası ve buna bağlı olarak yeni bir tasarım dili oluşturulmasını içeriyor. İlk etapta hedeflenen segmentler ise Sedan, Crossover, SUV ve Hafif Ticari Araç. Üstlendiğimiz görev; ilk taslak çizim fikirlerinden (sketch ideation) 3D modellemeye, yüzey modellemeye, kil/sert model incelemelerine ve mühendislik desteğinden kalıplama (tooling) süreçlerine kadar tüm uçtan uca tasarım sürecinin denetlenmesini kapsamaktadır. Proje devam ediyor.”</p>
<p>HABAŞ projesinde yer alan ünlü tasarımcı Stephenson, Türk kültürüne hiç de yabancı değil. Amerikalı bir baba ve İspanyol bir annenin çocuğu olarak 1959’da Fas’ta doğan Stephenson, 11- 16 yaşları arasında babasının işleri nedeniyle İstanbul'da yaşadı. Bu süreçte Türkçe de öğrenen Stephenson, eğitiminin bir bölümünü burada tamamladıktan sonra ailesi ile beraber Madrid’e taşındı.</p>
<h2>2 model üzerinde çalıştığı açıklanmıştı </h2>
<p>Peki merakla beklenen HABAŞ’ın yerli otomobilinin özellikleri neler olacak? Bu konuyla ilgili HABAŞ yetkililerinden yapılan en son açıklamalara göre, şirket ticari ve binek araç üretiminde yaklaşık 1 milyar Euro’luk bir yatırım planlıyor. Türkiye’de üretimini sonlandıran Honda'nın Gebze’deki fabrikasını binek otomobil üretimi için kullanan şirket, binekte sedan ve crossover olmak üzere iki ayrı model üzerinde çalışıyor. Binekte hibrit, plug-in hibrit ve benzinli olmak üzere üç versiyonun olması bekleniyor. Eski Honda fabrikasındaki üretim kapasitesinin otomobil için 75 bine yükseltilmesi hedefleniyor.</p>
<h2>Honda'nın tesisini satın almıştı </h2>
<p>Türkiye’de 24 yıl boyunca Civic Sedan model aracını üreten ve 2021 yılında üretim faaliyetlerine son veren Honda’nın Gebze’deki fabrikasını aynı tarihte HABAŞ satın aldı. Bu süreçte HABAŞ, Honda’nın kapanan İngiltere fabrikasının ekipmanlarını da satın alarak Türkiye’ye getirdi. Böylece otomobil ve motosiklet tutkusu olduğu bilinen HABAŞ’ın sahibi Mehmet Rüştü Başaran, Türkiye’nin yüzde 100 yerli ikinci otomobilini de üretmek için çalışmalara başladı.</p>
<h2>Ticari araç üretimi Manisa’da sürüyor </h2>
<p>Şirket, binek araç üretimini Gebze tesisinde konumlandırırken, ticari araç üretimini Manisa OSB’deki yeni fabrikasında yürütüyor. Şirket burada SteelPower adı verilen dizel ve yüzde 100 elektrikli şasiye sahip çekici ve ağır hizmet kamyonlarının üretimini tamamladı. Şasi ve mukavemet parçaları HABAŞ'ın kendi çelik tesislerinde üretilirken, elektrikli versiyonda HABAŞ'ın kendi batarya paketleme teknolojisi kullanılıyor. Yanı sıra şehir içi ve şehirler arası toplu taşıma için tasarlanan dizel, elektrikli ve hidrojen yakıt hücreli (Fuel Cell) otobüs modelleri de seri üretim bandından indi. Hatta üretilen ilk otobüs filoları geçtiğimiz dönemde İstanbul'da yolcu taşımaya başladı. Bunun yanında şirket panelvan ve hafif ticari grubunda da ürün geliştirme çalışmalarına devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/togga-rakip-yerli-geri-sayima-basladi-85620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/otomobil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Honda fabrikasını devralarak binek otomobil yatırımı için kolları sıvayan HABAŞ’ın, merakla beklenen yerli otomobili yıl sonuna kadar sahneye çıkacak. Togg’dan sonra Türkiye’nin ikinci yerli otomobili olmaya hazırlanan projenin tasarım koltuğunda ise BMW, Ferrari ve McLaren’in efsanevi tasarımcısı Frank Stephenson oturuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mikro-ihracat-kargolarinin-hava-yolu-transit-surecleri-icin-duzenleme-85667</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mikro ihracat kargolarının hava yolu transit süreçleri için düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-title ltr">Ticaret Bakanlığı, ihracata ilişkin gümrük süreçlerinin hızını ve etkinliğini artırmak, ticaret ekosisteminin işleyişini daha etkin hale getirmek ve ülkenin küresel rekabet gücüne katkı sağlamayı amaçlayan çalışmaların sürdüğünü bildirdi.</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Bu kapsamda, Basitleştirilmiş Gümrük Beyannamesi muhteviyatı mikro ihracat kargolarının, havalimanları arasındaki aktarma ve gümrük süreçlerini basitleştiren yeni düzenleme, Bakanlıkça yarın hayata geçirilecek.</p>
<p>Yapılan düzenlemeyle hava yoluyla taşınacak mikro ihracat kargoları, yurt dışına sevk edilecekleri ana aktarma havalimanlarına hızlı ve basitleştirilmiş bir usulle gönderilebilecek ve böylece kargoların yurt dışına çıkış süreçleri kolaylaştırılacak.</p>
<p>Yeni uygulamayla mikro ihracatçıların ve kargo firmalarının operasyonel süreçlerinin kolaylaştırılması, işlem sürelerinin kısaltılması ve operasyonel maliyetlerin azaltılması hedefleniyor.</p>
<p>Düzenlemenin, özellikle hızlı ve etkin lojistik süreçlere ihtiyaç duyan mikro ihracatçıların uluslararası pazarlara erişimini kolaylaştırarak Türkiye'nin ihracat kapasitesini ve küresel rekabetçiliğini güçlendirmesine doğrudan katkı sağlaması bekleniyor.</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mikro-ihracat-kargolarinin-hava-yolu-transit-surecleri-icin-duzenleme-85667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/lojistik-hava-kargo.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının hazırladığı düzenlemeyle mikro ihracatçıların ve kargo firmalarının operasyonel süreçlerinin kolaylaştırılması amaçlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-omrun-ardinda-kalan-altin-degerler-85651</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir ömrün ardında kalan &#039;Altın&#039; değerler…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hayat bazen en kıymetli seslerini sessizliğe teslim eder. O sessizliğin içinde bir isim yankılanır; ardında ise altın gibi parlayan izler, emekler ve duruşlar kalır. İşte böyle bir vedanın haberi, geçtiğimiz günlerde yüreğime ağır bir hüzün olarak düştü: Altınmarka’nın kurucusu, Kahve Dünyası’nın büyümesine yön veren ve Cumhuriyet hafızamızın en tatlı duraklarından Baylan’ı geleceğe taşıyan kıymetli iş insanı Birol Altınkılıç’ı kaybettik.</p>
<p>Onun ardından yalnızca büyük ticari başarılar ve dev yapılar kalmadı; ruhu olan markalar, korunmuş kültürel emanetler, emeklerine sahip çıkılmış insanlar, güvenle yetiştirilmiş pırıl pırıl evlatlar ve zamana direnen değerler kaldı.</p>
<p>Yalnızca vizyoner bir sanayici değil; üretime gönül vermiş bir emek insanı, sanatı ve edebiyatı sessizce omuzlayan gerçek bir İstanbul beyefendisi ayrıldı aramızdan.</p>
<p>Benim Birol Bey ile hukukum, uzaktan bir tanıklığın çok ötesindeydi. 35 yıldır kurucu yayın yönetmenliğini sürdürdüğüm KİTAP dergimizin arka kapağında yıllar boyunca yer alan ilanlar, hiçbir zaman alelade bir reklam sayfası olmadı bizim için.</p>
<p>O sayfalar; kitaba, edebiyata, düşünce dünyasına ve kültür yayıncılığına uzatılmış sıcak, zarif ve istikrarlı bir eldi.</p>
<p>Yayıncılık dünyasının binbir emekle, iğneyle kuyu kazar gibi ayakta kaldığı zamanlarda böylesine uzun soluklu bir desteğin ne denli hayati olduğunu ancak bu yola ömrünü verenler bilir. Birol Altınkılıç, üretimin yalnızca fabrikalardaki bantlarda ve kazanlarda değil; bir kitabın sayfalarında, bir şairin dizesinde ve basılan bir derginin kokusunda da filizlendiğini bilen ender insanlardandı.</p>
<p>Onun yolculuğu Mısır Çarşısı’nın baharat ve kahve kokan kadim sokaklarında, Tahtakale’nin usta-çırak ahlakıyla yoğrulmuş ticaret ikliminde başlamıştı. Henüz 16 yaşındayken adım attığı kakao ve kahve ticaretindeki birikimini, yıllar içinde Türkiye’nin dünya çapındaki endüstriyel güçlerinden birine dönüştürdü.</p>
<p>1992’de Altınmarka’yı kurarken de 1994’te kakao fabrikasının bacasını tüttürürken de önünde dik yokuşlar vardı. Ama onun lügatinde zorluk, geri çekilmek değil; daha çok emek vermek, daha çok üretmek demekti. Altınmarka’yı dünyanın sayılı kakao üreticilerinden biri hâline getirmesi ve bu emeğin 2012 yılında Candy Kettle Award ile taçlanması, bir tesadüfün değil, sabırla işlenen büyük bir rüyanın sonucuydu.</p>
<p>Fakat o yalnızca fabrikalar inşa etmedi; insanı merkeze alan bir dünyagörüşü kurdu. Kaliteden ödün vermemeyi, çalışanının alınterine hürmet etmeyi ve başarıyı bölüşmeyi bildi. Kahve Dünyası’nın 2004 yılında başlayan yolculuğu da onun ve ailesinin aynı samimiyetinin, üretim anlayışının ve insanları aynı sofra etrafında buluşturma arzusunun eseriydi. Kahve Dünyası yalnızca kahve içilen bir mekân değil; dost meclislerinin kurulduğu, Türk kahvesi geleneğinin çağdaş bir zarafetle yeniden yorumlandığı, insanların günlük hayatın koşuşturması içinde nefes aldığı bir kültür vahası oldu.</p>
<p><strong>Yüzyıllık Baylan'ı dekorunu bozmadan korudu</strong></p>
<p>Ancak onun kalbinde ayrı bir yeri olan başka bir miras vardı: Baylan.</p>
<p>Baylan’ın yeri apayrı, çok daha duygusal ve vefalı bir sayfaydı. Cumhuriyet’le yaşıt, edebiyatımızın ve İstanbul hafızamızın mihenk taşlarından Baylan’ı bünyesine kattığında, oraya bir işletmeci hırsıyla değil; bir emanetçi, bir kültür koruyucusu hassasiyetiyle yaklaştı.</p>
<p>Baylan’ı devraldıktan sonra yıllarını o tezgâhlara vermiş emektar çalışanlarla yola devam etmesi, bu soylu yaklaşımın en anlamlı göstergelerinden biriydi. Yeni bir yönetimin gelişiyle geçmişin emeğini silmek yerine, o emeğe sahip çıktı. Baylan’ı Baylan yapan insanların tecrübelerine, hafızalarına ve kuruma bağlılıklarına değer verdi.</p>
<p>Çünkü bir mekânın ruhunun yalnızca tabelasında ya da tariflerinde değil, yıllar boyunca ona emek vermiş insanların ellerinde ve hatıralarında yaşadığını biliyordu.</p>
<p>Kadıköy Baylan’ın ahşap kokan, hatıralarla dolu özgün dekorunu bozmadan, ruhunu zedelemeden korudu. Oradaki masaların, duvarların, aynaların ve küçük ayrıntıların yalnızca birer dekorasyon unsuru olmadığını; İstanbul’un ortak hafızasının parçaları olduğunu gördü.</p>
<p>Baylan’ı yenilerken eskitmedi, büyütürken kimliğine kıymadı.</p>
<p>Belki de Birol Altınkılıç’ın Baylan’a yaklaşımını en doğru anlatan ifade şudur: O, Baylan’ı yalnızca satın almadı; bütün tarihiyle, çalışanlarıyla, hatıralarıyla ve ruhuyla birlikte emanet aldı.</p>
<p>KİTAP dergimizin Yılın En İyileri Ödülleri’nde Baylan’ın tarihini anlatan o eşsiz kitaba ödül verdiğimiz ânı dün gibi hatırlıyorum. O ödülle biz yalnızca bir kitabı değil; bir kentin belleğine, geçmişin edebiyatçılarına ve o masalarda oturmuş ustaların hatırasına sahip çıkan asil bir duruşu selamlamıştık.</p>
<p>Bugün geriye dönüp baktığımda, o kitabın hazırlanmasıyla Baylan’ın korunması arasında güçlü bir bağ görüyorum. Biri Baylan’ın fiziksel varlığını, çalışanlarını, lezzetlerini ve atmosferini yaşatırken; diğeri onun hikâyesini, hatıralarını ve kültürel değerini kalıcı hâle getiriyordu. Bir kültürel mirasa sahip çıkmanın en güzel yollarından biri onu korumak, diğeri ise hikâyesini kayda geçirmek ve gelecek kuşaklara anlatmaktır. Birol Altınkılıç her ikisinin de kıymetini biliyordu.</p>
<p><strong>Boğaz'a karşı sanata açtığı duvar</strong></p>
<p>Tophane’deki şirket binasının dış duvarındaki resimler de aynı duyarlılığın yansımasıydı. Sanatı kapalı salonlardan çıkarıp sokağın, hayatın ve çalışanların göz hizasına yerleştirmişti. O resimler yalnızca bir binanın dış cephesini süslemiyor; sanatla gündelik hayat arasında güçlü bir bağ kuruyordu.</p>
<p>Yıllarca KİTAP dergimizin arka kapağında sağladığı destek, Kabataş'ta sanata açtığı duvar, Baylan’ın tarihini yaşatma konusundaki hassasiyeti ve bu tarihin bir kitapla kayıt altına alınmasına verdiği kıymet, aslında aynı kültürel duyarlılığın parçalarıydı: Kitaba, sanata, mekânlara ve insanlara duyulan vefa…</p>
<p>Bütün bu yoğunluğun, fabrikaların, markaların ve yatırımların ardında ise ailesine derinden bağlı bir eş ve baba vardı. Eşi Alev Hanım’la bir ömrü, hayalleri ve sorumlulukları paylaştı.</p>
<p>Çocukları Dilara ve Kaan’ı hazır bir sofranın mirasçıları olarak değil; küçük yaşlardan itibaren üretimin, paketlemenin ve emeğin bizzat mutfağında yetiştirdi. Onları toplantılara dahil etti; üretimden ürün geliştirmeye, paketlemeden marka çalışmalarına kadar işin her aşamasını öğrenmelerine imkân sağladı.</p>
<p>Onlara yalnızca işi öğretmedi; güvenmeyi, sorumluluk almayı, hata yapmaktan korkmamayı ve kendi kanatlarıyla uçmayı da öğretti. Yol gösterirken kendi yollarını bulabilecekleri alanı açtı. Sorumluluk verdiğinde kararlarına güvenmeyi, gerektiğinde geri çekilerek onların kendi adımlarını atmalarına izin vermeyi bildi. Dilara Hanım’a ve Kaan Bey’e yalnızca işleri değil, hayallerini de emanet etti.</p>
<p>Dilara’nın Detay Gıda’da, Kaan’ın ise Kahve Dünyası’nda yazdığı başarı hikâyeleri, bir babanın evlatlarına duyduğu sarsılmaz güvenin en somut göstergesidir.</p>
<p>Çünkü iyi bir baba, çocuğunun önünde yürüyerek ona sürekli yol gösteren değil; gerektiğinde yanında duran, gerektiğinde de geride kalarak onun kendi yolunu bulacağına güvenen insandır.</p>
<p>Birol Altınkılıç tam da böyle bir babaydı.</p>
<p>Çocuklarının anlatımında o; enerjisi hiç tükenmeyen, sürekli üreten, yeni fikirlerin peşinden giden, çözüm odaklı, cömert ve pozitif bir insandı. Ancak bütün bu özelliklerinin üzerinde, ailesini her şeyden üstün tutan sevgi dolu bir eş ve baba vardı. Çocuklarına yalnızca şirketler veya markalar bırakmadı. Çalışkanlığı, dürüstlüğü, insanlara saygıyı, cesareti, aile bağlarının kıymetini ve kendilerine güvenmeyi öğretti. Asıl mirasının yalnızca iş dünyasında değil, evlatlarının karakterlerinde yaşamaya devam edeceğini biliyordu. Geride bıraktığı değerler, yalnızca bir ömrün değil; bir kültürün, bir emeğin ve bir vicdanın mirasıdır.</p>
<p>Kıymetli eşi Alev Altınkılıç’a, sevgili evlatları Dilara Altınkılıç Kutmangil ve Kaan Altınkılıç’a, tüm kederli ailesine, yakınlarına, çalışma arkadaşlarına, değerli dostlarına ve Altınmarka Grubu camiasına yürekten sabır ve başsağlığı diliyorum.</p>
<p>Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.</p>
<p>Onu daima vefayla, saygıyla ve rahmetle anacağım…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-omrun-ardinda-kalan-altin-degerler-85651</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir ömrün ardında kalan &#039;Altın&#039; değerler… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kendisinin-degil-isinin-on-planda-olmasini-tercih-etti-85649</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kendisinin değil, işinin ön planda olmasını tercih etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Birol Altınkılıç’ı 1990’lı yılların başlarında tanıdım. İstanbul Ticaret Odası günlerinde, ben Cağaloğlu’nda çalışan genç bir muhabir, kendisi Tahtakale’de çekirdekten yetişmiş, dış ticareti öğrenmiş, vizyon sahibi bir girişimciydi. Kakao ticaretinde ve endüstriyel çikolata üretiminde dünyanın sayılı gruplarından Altınmarka’nın, yanı sıra Türkiye’nin en özel girişimlerinden saydığım Kahve Dünyası’nın ilk adımları, sayesinde o zamanların ilçesi, Eminönü’nde atılacaktı. Eminönü ve civarı, her ikimizin de yıllar sonra özlemle anacağımız ortak semtlerimiz olacaktı.</p>
<p>Birol Altınkılıç’ın yapısında vefa duygusunun çok baskın rol oynadığını düşünürüm. Mesleğine ilk bebek adımları attığı semtine de, döviz kurlarını takip ettiği, sayfalarının kenarlarına hesaplamalar yaptığı yayına da, kurucusundan ustasına, garsonuna tatlarına saygı duyduğu markalara da, işini severek yapan çalışanına, gökdelende mesai yürüten iş insanından, Bolu’nun yüksek köylerindeki çiftçiye, Ege’deki üreticiye de aynı saygıyla, aynı vefa duygusuyla yaklaştığına şahitlik ettim.</p>
<p>Adeta borçluluk hissiyle memleketine sürekli hizmet etmesi gerektiğine inanan bir tarza sahipti. Ülke sevgisini, çalışarak, üreterek göstermek isteyen nesildendi. Hep erkenciydi, o zamanlarda mesaide olması gereken çalışanına örnek ve moral veren oldu. Birol Ağabey ile görüşmelerimizin önemli bölümü, sabahın erken saatlerinde gerçekleşti. Çoğunlukla Kabataş Setüstü’deki şirket merkezinde veya bir Kahve Dünyası mağazasında yüksek enerjisi eşliğinde konuştuk hep. İşini severek, heyecanla yaptı. Yaşam coşkusunu, küçük büyük fark etmez bir gelişmeye ilişkin düşüncesini aktarmayı sever, karşısındaki kim olursa olsun ciddiyetle dinler, hayata hep iyimser taraftan bakmasını bilirdi. İş yaşamındaki bir sorunu, yapıcı bir dille anlatır, çözümü konusunda önerilerini de sıralardı. </p>
<p>Birol Altınkılıç, işi ile anılmayı seven iş insanları arasındaydı. Bu tercihini meslek yaşamının ilk yıllarından itibaren ısrarla uyguladı. Kamuoyu önüne tabi ki çıktı. Toplumun her kesiminden çok dostu oldu, çok sevildi. Bu durum güleryüzünün, temiz kalpliliğinin eseriydi kuşkusuz. Yanı sıra iş aşkının ve cömert ruhunun etkisi büyüktü. Pandeminin evlerine hapsettiği insanlara ve dostlarına, Kahve Dünyası’nın ürünlerinin gönderilmesini bizzat organize etti.</p>
<p>Dedim ya kendisi değil, işi ile ön plandaydı. Bir de gençlere çok güvendi. Ailenin ikinci kuşağı Dilara Altınkılıç Kutmangil ile Kaan Altınkılıç’a erken yaşlarında büyük sorumluluklar verdi. Ailenin damadı Ali Esat Kutmangil’in kendi kulvarında işlerini nasıl büyüttüğünü heyecanla anlattı. Eşi Alev Altınkılıç ile birlikte çocuklarına duydukları güvenin karşılığını, hiç yanılmayarak aldı.</p>
<p>Ailenin ikinci nesli şirket yönetimi sınavından erken yaşlarda başarıyla çıktı. Şimdi önlerinde yaşamın aniden getirdiği çok önemli bir sınav var. Yaraların sarılması kolay olmayacak. Bu sınavın verilmesinde, yine Birol Altınkılıç’ın önderliğinde oluşturulan aile bağlarının gücü, en büyük yol gösterici olacak. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kendisinin-degil-isinin-on-planda-olmasini-tercih-etti-85649</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kendisinin değil, işinin ön planda olmasını tercih etti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hangi-hakim-ortagin-sirketine-yatirim-yaparak-risk-aliyorsunuz-85646</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hangi hakim ortağın şirketine yatırım yaparak risk alıyorsunuz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hayatımıza 2003’te devletin, hakim ortak Uzan Grubu’nun imtiyaz sözleşmelerindeki yükümlülüklere uymadığı gerekçesiyle el koyduğu Çukurova ve Kepez Elektrik ile giren bir risk var: “Sahiplik Riski.” Hakim ortağın taşıdığı riskin bir gün küçük yatırımcıyı da vurması. Her iki şirketin de borsa kotundan çıkartılması nedeniyle paraları “buharlaşan” küçük yatırımcının mağduriyeti hâlâ giderilmedi. Bu risk ile 2015’in ekim ayında da karşılaştık. Devlet, FETÖ’cülerin hakim ortak olduğu Koza Altın’a kayyum atadı, darbe girişiminin ardından da şirket 2016’nın eylülünde TMSF’ye devredildi. Ancak hisseler borsa kotundan çıkartılmadığından küçük yatırımcı için fiyat düşüşünden kaynaklanan geçici bir sıkıntı yaşansa da şimdi işler tıkırında. Yani “Sahiplik Riski” bu kez küçük yatırımcıda kalıcı hasar yaratmadı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f260a6c5e-1787032160.png" alt="" width="445" height="240" />
<figcaption><strong>"Sahiplik Riski" kavramı hayatımıza 2003’te devletin, hakim ortak Uzan Grubu’nun imtiyaz sözleşmelerindeki yükümlülüklere uymadığı gerekçesiyle el koyduğu Çukurova ve Kepez Elektrik ile girdi. </strong></figcaption>
</figure>
<p>X’te @madmenilker mahlasıyla paylaşım yapan stratejist ve yatırımcı, geçtiğimiz günlerdeki bir tweet serisiyle bu riske çok doğru bir açıdan yaklaştı. Özetleyerek aktarıyorum:</p>
<p>“Bir yatırımcı düşünün. Bilançoyu, kârı, borcu, nakit akışını didik didik etmiş; tekniğe, takasa, sektöre, makroya ve jeopolitiğe bakmış. Hisse bütün testlerden geçiyor, şirket kaya gibi sağlam görünüyor. Sonra bir sabah mali operasyon haberi düşüyor. Arama ve el koyma kararı çıkan şirketlerin arasında, yatırımcının günlerce analiz ettiği halka açık şirket de var. Hisse dakikalar içinde tabana kilitleniyor. Satamıyor, KAP’tan da açıklama gelmemiş. Yatırımcı hem içeride kilitli hem karanlıkta. Buradaki soru basit: Analiz defterine bir satır daha mı eklemek gerekiyor? Şirketin arkasındakiler kim? Hangi yapılarla anılıyorlar, hukuki veya itibari riskleri ne? Evet eklemek gerekiyor. Üstelik bu sadece bize özgü değil.</p>
<p>Bir şirket sadece bilançodan ibaret değil. Bilanço şirketin bugününü söylerken, ortaklık yapısı yarın başına ne gelebileceğini fısıldıyor. Üstelik sahiplik riski ne bilanço dipnotunda yazar, ne grafikte görünür ne de yatırımcı sunumunda karşınıza çıkar. Sabah haberle gelir, akşam tahtayı tabanda bırakır.</p>
<p>Böyle bir risk karşısında sonuç ise “daha çok araştırın” değil. Çünkü göremeyeceğiniz riski araştıramazsınız. Elinizdeki en gerçek sigorta, pozisyon büyüklüğünü doğru ayarlamak ve paranızı tek bir tahtaya gömmeyip çeşitlendirmektir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hangi-hakim-ortagin-sirketine-yatirim-yaparak-risk-aliyorsunuz-85646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Sahiplik Riski&quot; kavramı hayatımıza 2003’te devletin, hakim ortak Uzan Grubu’nun imtiyaz sözleşmelerindeki yükümlülüklere uymadığı gerekçesiyle el koyduğu Çukurova ve Kepez Elektrik ile girdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abde-ambalaj-devrimi-basladi-turk-ihracatcisi-ppwrye-hazir-mi-85638</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’de ambalaj devrimi başladı: Türk ihracatçısı PPWR’ye hazır mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. iur. MEHMET KÖKSAL - </strong><strong>Avrupa Liderlik Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı-ADEK Başkanı</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nde  (AB) dün yalnızca yeni bir mevzuat uygulanmaya başlamıyor. Avrupa’ya mal satan şirketlerin ürünlerini nasıl ambalajlayacaklarını, hangi malzemeleri kullanacaklarını ve hatta kutularında ne kadar boş alan bırakabileceklerini değiştirecek yeni bir dönem başladı.</p>
<p>12 Ağustos 2026, Türk ihracatçısının ajandasına yazması gereken önemli tarihlerden biri.</p>
<p>Avrupa Birliği’nin yeni Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü – PPWR (Packaging and Packaging Waste Regulation, EU 2025/40) dün itibarıyla genel olarak uygulanmaya başlandı.</p>
<p>Tüzük aslında 11 Şubat 2025’te yürürlüğe girdi. Ancak AB kanun koyucusu şirketlere yaklaşık 18 aylık bir hazırlık süresi tanıdı ve genel uygulama tarihini 12 Ağustos 2026 olarak belirledi.</p>
<p>Peki, bunun Türkiye açısından önemi ne? Oldukça büyük. Çünkü PPWR yalnızca Avrupa’daki ambalaj üreticilerini ilgilendirmiyor. Türkiye’de üretilip AB pazarına sunulan ürünlerin ambalajları da yeni sistemin parçası... Dolayısıyla tekstilden otomotive, gıdadan beyaz eşyaya, mobilyadan kimyaya ve e-ticarete kadar Avrupa’ya ihracat yapan binlerce Türk şirketi için ambalaj artık yalnızca lojistik veya pazarlama meselesi değil.</p>
<p><strong>AB neden ambalaja müdahale ediyor?</strong></p>
<p>Ambalaj, bundan böyle giderek daha fazla bir hukuki uyum meselesi…</p>
<p>AB neden ambalaja müdahale ediyor?</p>
<p>Avrupa’nın hedefi basit: Daha az ambalaj, daha az atık ve daha fazla geri dönüşüm.</p>
<p>Ancak PPWR’nin yöntemi oldukça kapsamlı.</p>
<p>Düzenleme ambalajın yalnızca çöpe atıldıktan sonraki aşamasını düzenlemiyor. Ambalajın tasarımından kullanılan hammaddelere, geri dönüştürülebilirliğinden yeniden kullanımına, kimyasal içeriğinden etiketlenmesine kadar bütün yaşam döngüsüne müdahale ediyor.</p>
<p>Bu nedenle şirketlerin PPWR’yi klasik bir “çevre mevzuatı” olarak görmesi büyük hata olur.</p>
<p>Karşımızda aynı zamanda ürün tasarımını, satın alma politikalarını, tedarikçi sözleşmelerini, üretimi, lojistiği ve ihracatı etkileyen yeni bir piyasa düzenlemesi bulunuyor.</p>
<p><strong>İlk somut değişiklik bugün: Gıda ambalajlarında PFAS</strong></p>
<p>Bugün itibarıyla başlayan en dikkat çekici yükümlülüklerden biri gıda sektörüyle ilgili…</p>
<p>Gıda ile temas eden ambalajlarda belirlenen sınırların üzerinde PFAS bulunması halinde bu ambalajların AB piyasasına sunulması artık mümkün olmayacak.</p>
<p>PFAS, suya, yağa ve ısıya dayanıklılık gibi özellikleri nedeniyle çeşitli ambalajlarda kullanılan geniş bir kimyasal madde grubunu ifade ediyor.</p>
<p>PPWR burada oldukça somut sınırlar getiriyor. Hedefli analizde tek bir PFAS için 25 ppb, belirli PFAS’ların toplamında 250 ppb ve toplam PFAS bakımından 50 ppm eşikleri söz konusu. Bu nedenle Avrupa’ya gıda gönderen Türk şirketinin artık yalnızca ürününün içeriğini kontrol etmesi yeterli değil. Ürünün içinde bulunduğu ambalajın kimyasal içeriğini de bilmesi gerekiyor. Daha önemlisi, “ambalajı ben üretmiyorum, tedarikçiden satın alıyorum” savunması ticari riskleri ortadan kaldırmıyor. Şirketlerin ambalaj tedarikçilerinden uygunluk beyanları ve gerektiğinde analiz sonuçları istemeleri gerekecek.</p>
<p><strong>2030 uzak görünmesin</strong></p>
<p>PPWR’nin şirketler üzerindeki asıl dönüştürücü etkisi ise önümüzdeki birkaç yılda ortaya çıkacak. AB’nin hedefi, piyasaya sunulan ambalajların geri dönüştürülebilir olması. 2030’dan itibaren geri dönüştürülebilirlik kriterleri çok daha belirleyici hale gelecek.</p>
<p>Aynı şekilde plastik ambalajlarda geri dönüştürülmüş içerik oranları, ambalaj minimizasyonu, bazı tek kullanımlık ambalajlara yönelik sınırlamalar ve yeniden kullanım hedefleri şirketlerin üretim ve lojistik modellerini değiştirecek.</p>
<p>Burada Türk ihracatçısının yapabileceği en büyük hata şu olabilir: “2030’a daha dört yıl var.”</p>
<p>Ambalaj tasarımları, üretim hatları ve tedarikçi ilişkileri bir gecede değiştirilmiyor. Bugün piyasaya çıkarılan bir ürünün ambalaj modeli yıllarca kullanılabiliyor.</p>
<p>Bu nedenle 2030 uyumu aslında 2026’da başlamalı.</p>
<p><strong>E-ticaret şirketleri de dikkat</strong></p>
<p>Yeni sistem özellikle e-ticaret bakımından da önemli. Hepimiz küçük bir ürünün gereğinden büyük bir kutu içerisinde, etrafı kağıt veya plastik dolgu malzemeleriyle doldurulmuş şekilde gönderildiğine şahit olmuşuzdur. AB artık bu tür uygulamaları da mercek altına alıyor.</p>
<p>PPWR’nin temel yaklaşımı ambalajın ağırlık ve hacminin, ürünün korunması için gerekli asgari seviyeye indirilmesi. Belirli ambalaj türlerinde boş alan oranlarına ilişkin sınırlamalar da devreye girecek. Bu nedenle Avrupa’ya internet üzerinden doğrudan satış yapan Türk şirketlerinin de paketleme sistemlerini yeniden değerlendirmeleri gerekecek.</p>
<p>Gelecekte mesele yalnızca “ürün sağlam ulaştı mı?” olmayacak.</p>
<p>“Bu ürün daha küçük bir ambalajla gönderilebilir miydi?” sorusu da hukuki önem kazanacak.</p>
<p><strong>Her yükümlülük 12 Ağustos ile birlikte başlamıyor</strong></p>
<p>Burada bir yanlış anlamayı da önlemek gerekir.</p>
<p>PPWR’nin genel uygulama tarihi 12 Ağustos 2026 olmakla birlikte bütün yükümlülükler bugün aynı anda başlamıyor.</p>
<p>Örneğin ambalajların malzeme bileşimini gösterecek harmonize etiketleme sisteminin uygulanması esas itibarıyla 12 Ağustos 2028 veya ilgili uygulama düzenlemelerinin yürürlüğe girmesinden 24 ay sonrası -hangisi daha geç ise- başlayacak.</p>
<p>Geri dönüştürülebilirlik, geri dönüştürülmüş plastik içeriği ve çeşitli diğer yükümlülüklerde ise 2030 ve sonrasına uzanan bir takvim bulunuyor.</p>
<p>Dolayısıyla PPWR’yi tek bir tarih olarak değil, 2026’dan 2030’lara uzanan bir dönüşüm takvimi olarak okumak gerekiyor.</p>
<p><strong>Türk şirketi ilk ne yapmalı?</strong></p>
<p>Ben AB’ye ihracat yapan şirketlere ilk olarak basit bir çalışma öneriyorum:</p>
<p>- Bir PPWR ambalaj envanteri çıkarın.</p>
<p>- Avrupa’ya gönderdiğiniz ürünleri ve bunlarda kullanılan bütün ambalajları listeleyin. Hangi malzemeden üretildiklerini, ağırlıklarını, plastik içeriklerini, geri dönüştürülebilirliklerini ve tedarikçilerini belirleyin.</p>
<p>- Gıda sektöründeyseniz PFAS konusunu derhal kontrol edin.</p>
<p>- Ardından ambalaj tedarikçilerinizle yaptığınız sözleşmelere bakın. PPWR uyumunu, teknik dokümantasyonu ve mevzuata aykırılık halinde sorumluluğu sözleşmelerinizde düzenleyin.</p>
<p>- Ve son olarak şirketiniz için bir “PPWR 2030 Yol Haritası” hazırlayın.</p>
<p>Çünkü Avrupa Birliği’nin son yıllarda ürün mevzuatında verdiği mesaj giderek netleşiyor:</p>
<p>Avrupa’ya ihracat yapabilmek için artık yalnızca kaliteli ve güvenli ürün üretmek yeterli değil.</p>
<p>Ürünün nasıl üretildiği, hangi hammaddelerin kullanıldığı, çevresel etkisi ve nihayet hangi ambalaj içerisinde Avrupa piyasasına girdiği de rekabetin bir parçası.</p>
<p>PPWR bu dönüşümün yeni halkası.</p>
<p>Bu nedenle Türk ihracatçısının bugün kendisine sorması gereken soru “PPWR bizi kapsıyor mu?” değil.</p>
<p>Asıl soru şu: Avrupa’nın yeni ambalaj ekonomisine ne kadar hazırız?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abde-ambalaj-devrimi-basladi-turk-ihracatcisi-ppwrye-hazir-mi-85638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’de ambalaj devrimi başladı: Türk ihracatçısı PPWR’ye hazır mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigorta-sektorunde-suistimale-karsi-komite-ve-heyet-kurulacak-85666</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigorta sektöründe suistimale karşı komite ve heyet kurulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) tarafından yayımlanan "Sigorta Suistimalleri ile Mücadele Komitesi ve Çalışma Heyeti Oluşturulmasına İlişkin Genelge" yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, SEDDK, sigorta suistimalleriyle mücadele kapsamında Sigorta Suistimalleri ile Mücadele Komitesi ve Suistimal Çalışma Heyeti kuruyor.</p>
<p>Komitede SEDDK, Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi ile Sigorta Tahkim Komisyonu'ndan temsilciler yer alacak.</p>
<p>Genelgeye göre Komite, sigorta suistimalleri ile mücadelede kurumlar arası koordinasyonu artırmak, ortak strateji ve yöntemler geliştirmek ve Suistimal Çalışma Heyeti'nin faaliyetlerini yönlendirmek amacıyla faaliyet gösterecek.</p>
<p>Komite, sigorta suistimalleri ile mücadeleye ilişkin strateji, politika ve öncelikler hususunda ilgili kurum ve kuruluşlara görüş bildirecek.</p>
<p>Sigorta suistimallerine ilişkin risk alanlarını ve mücadele önceliklerini değerlendirecek olan Komite, Suistimal Çalışma Heyeti tarafından hazırlanan analiz, rapor ve önerileri inceleyerek sonuçları ilgili kurum ve kuruluşlarla paylaşacak.</p>
<p>Komite, diğer taraftan sigorta suistimallerine ilişkin kamu kurumları ile sigortacılık sektörü arasındaki işbirliğinin artırılmasına katkıda bulunacak, Suistimal Çalışma Heyeti'nin kurulmasına, birleştirilmesine veya faaliyet alanlarının değiştirilmesine karar verecek ve heyetin faaliyetlerini izleyip değerlendirecek.</p>
<p>Komitenin görevleri arasında, sigorta suistimallerinin engellenmesine yönelik yıllık faaliyet raporunu değerlendirmek ve gerekli görülen hususlarda ilgili kurum ve kuruluşlara tavsiyelerde bulunmak da yer alıyor.</p>
<p>Sigorta suistimalleriyle mücadeleye ilişkin mevzuat değişikliği ihtiyaçlarını belirleyerek ilgili kurum ve kuruluşlara önerilerde bulunacak Komite, sigorta suistimalleriyle mücadelede kullanılacak yapay zeka, makine öğrenmesi ve ileri analitik uygulamalarına ilişkin çalışmalara katkıda bulunacak.</p>
<p><strong>Suistimal Çalışma Heyeti'nin görevleri</strong></p>
<p>Heyet, sigorta suistimallerine ilişkin eğilimleri ve yeni yöntemleri analiz edecek.</p>
<p>Sigorta suistimallerine yönelik olarak sigorta branşları veya risk alanları itibarıyla sektörel çalışmalar yapacak Heyet, sigorta suistimalleri kapsamında elde edilen veriler üzerinden analiz ve risk değerlendirmesi yaparak sonuçları Komiteye sunacak.</p>
<p>Sigorta suistimallerine ilişkin ortak risk göstergeleri ve erken uyarı kriterleri geliştirmek, mevzuat ve uygulamaya ilişkin sorunları tespit ederek çözüm önerileri hazırlamak ve ulusal ve uluslararası iyi uygulama örneklerini inceleyerek geliştirilecek önerileri Komiteye sunmak da Suistimal Çalışma Heyeti'nin görevleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Heyet ayrıca, eğitim gereksinimlerine ilişkin Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi'ne önerilerde bulunurken, Komitenin talep ettiği konularda da çalışma ve rapor hazırlayacak.</p>
<p>Heyet gerekli hallerde sektörü etkileyebilecek yeni suistimal yöntemlerine ilişkin erken uyarı duyuruları hazırlanmasına yönelik Komiteye önerilerde bulunacak ve ihbar mekanizmalarının etkinliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapacak.</p>
<p>Öte yandan Komite ve Heyet tarafından alınan kararlar, hazırlanan raporlar ve geliştirilen öneriler danışma ve koordinasyon niteliğinde olacak. Bu karar ve öneriler ilgili kurum ve kuruluşların kanunlardan kaynaklanan görev, yetki ve sorumluluklarını ortadan kaldırmayacak veya sınırlandırmayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigorta-sektorunde-suistimale-karsi-komite-ve-heyet-kurulacak-85666</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/0/1280x720/sigorta-1771998302.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SEDDK, sigorta suistimalleriyle mücadele kapsamında, &quot;Sigorta Suistimalleri ile Mücadele Komitesi&quot; ve &quot;Suistimal Çalışma Heyeti&quot; kuracak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-henkelin-iz-birak-projesi-bu-yil-izmirli-cocuklarla-bulustu-85695</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk Henkel’in İz Bırak Projesi, bu yıl İzmirli çocuklarla buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türk Henkel, "Gelecek Nesiller İçin İyiliğe Öncülük" sloganıyla yürüttüğü "İz Bırak" projesini bu yıl İzmir'de hayata geçirdi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, İhtiyaç Haritası iş birliğiyle gerçekleştirilen proje, sürdürülebilirlik bilincini Türkiye'nin farklı şehirlerindeki çocuklarla buluşturma yolculuğunu bu yıl da sürdürdü.</p>
<p>Daha önce Hatay'daki konteyner yaşam alanlarında hayatlarını sürdüren çocuklara ulaşan projenin, bu kez de İzmir'de 30 bin hektarlık alanı etkileyen büyük orman yangınlarının ardından bölgede hayata geçirilerek çocukların doğayla yeniden bağ kurmalarına katkı sağladığı belirtildi.</p>
<p>Türk Henkel'in İz Bırak projesi, İzmir Konak Belediyesi Toros Sosyal Tesisi'nde gerçekleştirildi. Proje hakkında şu bilgilere yer verildi: "Karabağlar, Seferihisar ve Menderes'te yangından etkilenen bölgelerden çocukların da dâhil olduğu proje kapsamında, alanında uzman eğitimciler tarafından düzenlenen atölye ve etkinliklere 8-12 yaş aralığındaki çocuklar katılım sağladı. Proje kapsamında hazırlanan tohum topları ve çocukların yaratıcı çalışmalarını destekleyen boya kalemi setleriyle farklı okullara da destek sağlandı. Atölye çalışmaları, uygulamalı etkinlikler ve okul destekleri sayesinde proje, doğrudan katılımcılarla sınırlı kalmayarak toplam 444 çocuğa ulaştı. Proje ile yangın sonrası bölgenin yeniden ormanlaştırma sürecine katkı sağlanması, çocukların doğayla bağlarının güçlendirilmesi ve sürdürülebilirlik bilincinin desteklenmesi amaçlandı."</p>
<p><strong>“Çocukların gelişimine sunulan her katkı, aydınlık yarınlar için atılmış bir adım”</strong></p>
<p>Türk Henkel olarak, kurumsal vatandaşlık anlayışını, sahip oldukları sorumluluk hissinin ayrılmaz bir parçası olarak gördüklerini dile getiren Türk Henkel Kurumsal İletişim Müdürü Öznur Çatı, “Türk Henkel olarak, kurumsal vatandaşlık anlayışını, sahip olduğumuz sorumluluk hissinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Çocukların gelişimine sunulan her katkının, aydınlık yarınlar için atılmış anlamlı bir adım olduğuna inanıyoruz. Bu yıl İzmir’de hayata geçirdiğimiz İz Bırak projemizle de daha önce Hatay’da olduğu gibi çocuklarımıza hem sürdürülebilirlik bilinci kazandırmayı hem de onların kişisel gelişimlerini ve öğrenme süreçlerini desteklemeyi hedefledik.  Bundan sonra da eğitim, çevre bilinci ve sürdürülebilirlik alanlarında toplumsal fayda yaratan projeler geliştirerek, çocukların ve gençlerin bilinçlenmesine katkıda bulunmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-henkelin-iz-birak-projesi-bu-yil-izmirli-cocuklarla-bulustu-85695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/5/1280x720/turk-henkelin-iz-birak-projesi-bu-yil-izmirli-cocuklarla-bulustu-1787060410.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Henkel’in İhtiyaç Haritası iş birliğiyle İzmir’de hayata geçirdiği İz Bırak Projesi&#039;nin yangından etkilenen bölgelerdeki çocuklar başta olmak üzere 444 çocuğa ulaşarak sürdürülebilirlik bilincinin güçlendirilmesine katkı sağladığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/korumanin-karbon-projesi-avrupa-degerlendirmesinden-basariyla-gecti-85679</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ar-Ge ekibimizin ulaştığı teknik yetkinliğin uluslararası ölçekte güçlü bir karşılığı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Koruma Klor Alkali’nin Horizon Europe kapsamında yer aldığı FLEX-CIRC-CO₂ projesinin, değerlendirme sürecinde en yüksek notu alarak şirketin uluslararası Ar-Ge yetkinliğini ortaya koyduğu bildirildi. Proje kapsamında enerji yoğun sektörlerden kaynaklanan CO₂’nin yakalanması ve formik aside dönüştürülmesine yönelik entegre bir sistem geliştirilmesi hedefleniyor. </p>
<p>Kocaeli'de faaliyet gösteren Koruma Klor Alkali'nin, sürdürülebilir üretim, döngüsel ekonomi ve karbon dönüşümüne yönelik Ar-Ge çalışmalarını Avrupa ölçeğinde yeni bir projeye taşıdığı belirtildi. Şirketin ortakları arasında yer aldığı ve Horizon Europe kapsamında desteklenen FLEX-CIRC-CO₂ projesiyle, enerji yoğun sektörlerde karbondioksitin yakalanması ve yüksek katma değerli kimyasallara dönüştürülmesine yönelik entegre çözümler geliştirilmesi hedefleniyor. 36 ay sürecek projede Türkiye’nin yanı sıra Birleşik Krallık, Portekiz, Almanya, Yunanistan, İspanya, İtalya ve Avusturya’dan araştırma ve sanayi kuruluşları birlikte çalışacak.</p>
<p>FLEX-CIRC-CO₂ projesinde, enerji yoğun endüstrilerden ortaya çıkan karbondioksitin yakalanarak aynı entegre proses içerisinde elektrokimyasal yöntemlerle yüksek katma değerli bir kimyasal olan formik aside dönüştürülmesi amaçlanıyor. Projenin öne çıkan yeniliklerinden birini, CO₂ yakalama ve elektrokimyasal dönüşüm süreçlerinin tek bir entegre platformda birleştirilmesi oluşturuyor.</p>
<p>Projede Koruma Ar-Ge Merkezi de elektrokimyasal proses geliştirme ve CO₂ kullanımı alanlarındaki uzmanlığıyla aktif rol üstlenecek. Merkez, özellikle pilot ölçekli elektroliz hücresinin geliştirilmesine yönelik çalışmalara katkı sunarak projenin teknoloji geliştirme aşamasında görev alacak</p>
<h2> “Rekabet gücümüzün ve sürdürülebilirlik çalışmalarımızın merkezinde konumlandırıyoruz”</h2>
<p>Koruma Klor Alkali Yönetim Kurulu Başkanı Vefa İbrahim Aracı, “Koruma’da Ar-Ge’yi üretim süreçlerimizin, rekabet gücümüzün ve sürdürülebilirlik çalışmalarımızın merkezinde konumlandırıyoruz. Bilimsel bir çalışmanın sanayide uygulanabilir, ölçeklenebilir ve katma değer üreten bir sonuca ulaşmasını önemsiyoruz. Avrupa Birliği proje deneyimimizin bugün Horizon Europe kapsamında tam puanla değerlendirilen FLEX-CIRC-CO₂ projesiyle devam etmesi, Ar-Ge ekibimizin ulaştığı teknik yetkinliğin uluslararası ölçekte güçlü bir karşılığı. Ekibimizin bu başarısından dolayı büyük gurur duyuyoruz. Projede geliştirilecek yenilikçi, entegre karbondioksit yakalama ve dönüşüm sistemiyle daha verimli, kompakt ve ölçeklenebilir çözümler üzerinde çalışılacak. Koruma’nın elektrokimya alanındaki bilgi birikimini Avrupa’nın güçlü araştırma ve sanayi kuruluşlarıyla buluşturan bu iş birliğini, Ar-Ge vizyonumuz ve uluslararası Ar-Ge hedeflerimiz açısından değerli bir adım olarak görüyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/korumanin-karbon-projesi-avrupa-degerlendirmesinden-basariyla-gecti-85679</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/0/1280x720/vefa-ibrahim-araci-1771394234.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koruma Klor Alkali Yönetim Kurulu Başkanı Vefa İbrahim Aracı, &quot;Avrupa Birliği proje deneyimimizin bugün Horizon Europe kapsamında tam puanla değerlendirilen FLEX-CIRC-CO₂ projesiyle devam etmesi, Ar-Ge ekibimizin ulaştığı teknik yetkinliğin uluslararası ölçekte güçlü bir karşılığı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsekten-butce-aciklamasi-mali-disiplini-koruyoruz-85583</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 17:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek&#039;ten &#039;bütçe&#039; açıklaması: Mali disiplini koruyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, temmuz ayı bütçe gerçekleşmelerini değerlendirdi.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda jeopolitik gelişmelerin olumsuz etkilerine rağmen mali disiplini koruduklarını belirten Şimşek, "Dezenflasyonu desteklemek amacıyla eşel mobil uygulaması kapsamında önemli ölçüde vergi gelirinden feragat etmemize ve iç talepteki dengelenmenin gelir performansı üzerindeki etkilerine rağmen bütçe hedeflerimiz doğrultusunda ilerliyoruz." ifadelerini kullandı. </p>
<p>Şimşek, borç yükünün azaltılmasında önemli faktör olan faiz dışı bütçe fazlasının ocak-temmuz döneminde geçen yıla göre 228 milyar lira artarak 470 milyar liraya ulaştığının altını çizerek, "Finansman koşullarını gözeterek yurt içi borç çevirme oranımızı yüzde 87 seviyesinde tuttuk. Gelir politikalarımızda artan etkinlik ve güçlenen harcama disipliniyle sağladığımız mali alanı öncelikli alanlara yönlendirmeye ve dezenflasyon sürecini desteklemeye devam edeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>[post-85562]</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsekten-butce-aciklamasi-mali-disiplini-koruyoruz-85583</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/simsek-1761932462.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuz ayı bütçe gerçekleşmelerini değerlendiren Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, &quot;Jeopolitik gelişmelerin olumsuz etkilerine rağmen mali disiplini koruyoruz. Dezenflasyonu desteklemek amacıyla eşel mobil uygulaması kapsamında önemli ölçüde vergi gelirinden feragat etmemize ve iç talepteki dengelenmenin gelir performansı üzerindeki etkilerine rağmen bütçe hedeflerimiz doğrultusunda ilerliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-85579</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu: Faiz giderlerinin bütçe üzerindeki baskısının azaltılması önemli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın açıkladığı temmuz ayı bütçe gerçekleşmelerini değerlendirdi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Temmuz ayında merkezi yönetim bütçe giderleri geçen yılın aynı ayına göre yüzde 59,8 artışla 1 trilyon 790,5 milyar TL, bütçe gelirleri ise yüzde 28,8 artışla 1 trilyon 412,4 milyar TL oldu. Bütçe, geçen yılın temmuz ayında 23,9 milyar TL açık vermişti. Bu yılın aynı ayında açık 378,1 milyar TL’ye yükseldi” diye konuştu.</p>
<p>Ocak-temmuz dönemine ilişkin gerçekleşmeleri de değerlendiren Zeytinoğlu, “Yılın ilk yedi ayında bütçe giderleri yüzde 36,6 artarak 10 trilyon 520,7 milyar TL’ye, bütçe gelirleri yüzde 37,4 artarak 9 trilyon 199,7 milyar TL’ye yükseldi. Geçen yıl 1 trilyon TL olan bütçe açığı ise yüzde 31,5 artarak 1 trilyon 320,9 milyar TL’ye yükseldi. Bu yılın kalan döneminde mali disiplinin korunmasının ve faiz giderlerinin bütçe üzerindeki baskısının azaltılmasının önem taşıdığını düşünüyoruz" dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-85579</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/6/1280x720/kocaeli-sanayi-odasi-baskani-ayhan-zeytinoglu-isgucu-verilerini-degerlendirdi-1769696909.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının açıkladığı temmuz ayı bütçe gerçekleşmelerini değerlendiren Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, &quot;Bu yılın kalan döneminde mali disiplinin korunmasının ve faiz giderlerinin bütçe üzerindeki baskısının azaltılmasının önem taşıdığını düşünüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kayseri-sekerden-nevsehire-tas-ocagi-yatirimi-85574</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 15:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Şeker’den Nevşehir’e taş ocağı yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Şeker'in Nevşehir’in Avanos ilçesine bağlı Türkeli beldesindeki taş ocağı yatırımı düzenlenen törenle hizmete açıldı.</p>
<p>Açılış törenine, Türkeli Belediye Başkanı Mustafa Demir, Kalaba Jandarma Komutanı, Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, yönetim ve denetim kurulu üyeleri, Kayseri Şeker Genel Müdürü Mesut Karabulut, birim müdürleri ve çok sayıda Kayseri Şeker çalışanı katıldı.</p>
<p>Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, Türkeli’nde hizmete sunulan kireçtaşı ocağının Kayseri Şeker açısından önemli ve stratejik bir yatırım olduğunu belirtti. Kayseri Şeker’in geleceğe yönelik yatırım anlayışının bir göstergesi olarak nitelendirdiği yatırımın, şirketin üretim süreçlerinde ihtiyaç duyduğu kireçtaşının güvenli ve sürdürülebilir şekilde karşılanmasına katkı sağlayacağını ifade etti.</p>
<p>Yatırımın yalnızca Kayseri Şeker’in ihtiyaçlarına yönelik olmadığını belirten Akay, tesiste üretilecek malzemelerin bölgedeki sanayi, altyapı ve üstyapı çalışmalarına da katkı sunacağını söyledi. Türkeli’nde gerçekleştirilen yatırımın bölge ekonomisine ve istihdama da değer kattığını vurgulayan Akay, Kayseri Şeker’in üretim ve yatırım gücüyle bölgenin gelişimine katkı sağlamaya devam edeceğini ifade etti.  Açılış töreninde kurban kesimi, dua ve kurdele kesimi yapıldı. Açılış töreninin ardından katılımcılara, yatırımın faaliyetleri tanıtıldı ve taş ocağında gerçekleştirilen kontrollü patlatma da davetlilere gösterildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kayseri-sekerden-nevsehire-tas-ocagi-yatirimi-85574</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/4/1280x720/kayseri-sekerden-nevsehire-tas-ocagi-yatirimi-1786969087.jfif" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Şeker, Nevşehir’in Avanos ilçesine bağlı Türkeli beldesinde taş ocağı yatırımı yaptı. Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, tesiste üretilecek malzemelerin bölgedeki sanayi, altyapı ve üstyapı çalışmalarına da katkı sunacağını söyledi. Türkeli’nde gerçekleştirilen yatırımın bölge ekonomisine ve istihdama da değer kattığını vurgulayan Akay, Kayseri Şeker’in üretim ve yatırım gücüyle bölgenin gelişimine katkı sağlamaya devam edeceğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kaptan-ozgur-sert-ary-holdingin-limanlar-koordinatoru-oldu-85629</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgür Sert, ARY Holding’in limanlar koordinatörü oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Geçen yıl QTerminals Antalya Limanı Genel Müdürlüğü görevinden ayrılan kaptan Özgür Sert, yurt dışında da liman işletmeciliği yapan ARY Holding’te limanlardan sorumlu Genel Koordinatörlüğüne getirildi. </p>
<p>Antalya limanında 14 yıl görev yapan Özgür Sert, ARY Holing’in Gemlik’te Gemport, Dilovası’nda Solventaş, Hırvatistan’da Šibenik Limanı, Belçika’da da Antwerp limanlarından sorumlu olacak.</p>
<p>Doğrudan ARY Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Ceo’su Ali Rıza Yıldırım’a bağlı Limanlardan sorumlu Genel Koordinatör olarak çalışacak olan Sert 4 limanın operasyonlarını yönetecek. </p>
<p>Yeni görevine başlayan Kaptan Özgür Sert, farklı coğrafyalarda, farklı yük profillerine sahip dört terminali ortak bir operasyonel disiplinde buluşturarak hem teknik hem kurumsal bir dönüşüm süreci başlatılacağını söyledi. Sert, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu dönüşümü sıfırdan değil, terminallerimizde yılların saha tecrübesini biriktirmiş mevcut ekiplerimizle birlikte kuracağız; benim görevim bu birikimi ortak bir standartta buluşturmak. Önceliğimiz, terminallerimizin performansını ölçülebilir standartlara oturtmak ve her limanın bulunduğu pazarda rekabetçi konumunu güçlendirmek olacak. Bana duyduğu güven için Sayın Ali Rıza Yıldırım’a teşekkür ediyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kaptan-ozgur-sert-ary-holdingin-limanlar-koordinatoru-oldu-85629</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/9/1280x720/kaptan-ozgur-sert-ary-holdingin-limanlar-koordinatoru-oldu-1787029184.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özgür Sert, ARY Holding’de limanlardan sorumlu genel koordinatörlüğe getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/altinmarka-grubunun-kurucusu-birol-altinkilic-yasama-veda-etti-85648</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altınmarka Grubu’nun kurucusu Birol Altınkılıç yaşama veda etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bünyesinde Kahve Dünyası ile global endüstride en büyük tesisler arasında yer alan Altınmarka Gıda ve Detay Gıda’nın da bulunduğu Altınmarka Grubu'nun kurucusu Birol Altınkılıç, önceki gün geçirdiği kalp krizi neticesinde, yapılan tüm müdahalelere karşın kurtarılamayarak yaşamını kaybetti. Ailesi ile birlikte bulundukları Fransa Monte Carlo’da 66’ncı yaşını kutladıktan bir gün sonra yaşama veda eden Birol Altınkılıç’ın vefatı, tüm sevenleriyle birlikte iş dünyasını yasa boğdu.</p>
<p>Küçük yaşlardan itibaren Eminönü Tahtakale’de çalışmaya başlayan Birol Altınkılıç, kakao, çikolata ve kahve sektörlerinde uzmanlaştı, bu alanda faaliyet yürüten dış ticaretin önemli isimlerinden oldu. 1992 yılında kurduğu Altınmarka şirketini yıllar içinde eşi Alev Altınkılıç ile birlikte büyüten Birol Altınkılıç, kakao, çikolata ve kahve sektörlerinde Türkiye'nin önde gelen şirketlerinden birinin oluşmasına öncülük etti. Altınmarka Grubu, kakao ve çikolata, Altınmarka tüketim ürünleri ve Altınmarka Perakende olarak üç ana alanda faaliyet yürütüyor.</p>
<p>Endüstriyel ve profesyonel pazara kakao likörü, kakao tozu ve kakao yağı ile çeşitli sıvı, düğme ve blok kapatıcı çikolata üretimi yapan Altınmarka, İstanbul'un dışında 180 bin m2 alan üzerinde bulunan tesislerinde, toplamda 250 bin ton/yıl üretim kapasitesi ile hizmet veriyor. Altınmarka dünyanın 6’ncı büyük endüstriyel kakao üreticisi ve ikinci büyük enrüstriyel çikolata üreticisi olarak faaliyet yürütüyor. Türkiye’nin en büyük 100 sanayi kuruluşu arasında yer alan Altınmarka Gıda, dünyanın 2’inci büyük endüstriyel çikolata üreticisi olan çikolata tesisini de bünyesinde barındırıyor.</p>
<p>2009’da kurduğu Detay Gıda ile modern ve yüksek kapasiteli çikolata yatırımları gerçekleştiren Altınmarka Grubu, bu alanda markalı ihracat yaptığı gibi çok sayıda şirketin de tedarik sağlayıcısı oldu.</p>
<p>Birol Altınkılıç’ın yönetim kurulu başkanlığını yürüttüğü Altınmarka Grubu bünyesinde 8 şirket, 9 fabrika ve Kahve Dünyası’nın 200’ün üzerinde mağazası bulunuyor. Cumhuriyet ile yaşıt, 2023’te 100’üncü yaşını geride bırakan Baylan’ı 2009’da bünyesine katan Grup, son dönemde süt ve süt ürünleri sektörü ile İstanbul’da önemli gayrimenkul yatırımlarına imza attı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İşini aşkla yapan babamız...</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f74e4a944-1787033422.png" alt="" width="700" height="508" /></strong></span>Gazetemizin yayınları arasında yer alan İz Bırakan Babalar kitabının konukları arasında Birol Altınkılıç’ın çocukları, Dilara Altınkılıç Kutmangil ile Kaan Altınkılıç da yer aldı. Babalarını kendi anlatıları ve yorumlarıyla okurlarının karşısına çıkardı. Birkaç yıl önce yayımlanan kitabın 4 sayfalık yazılarının satır başları şu ifadelerden oluştu:</p>
<p>Babamız, çalışanlarıyla arasına asla patron çalışan mesafesi koymaz. Emeğe, yeni fikirlere hangi pozisyonda olursa olsun çok değer verir. Çalışanlarıyla iş dışında da vakit geçirir. Örneğin sabah ofiste kim varsa onlarla birlikte kahvaltı yapar, akşam da eğer bir proje için geç saatlere kadar kalınmışsa babam da kalıp herkesle çalışır, birlikte akşam yemeği yer. Her şeyi gözlemleyerek, sürpriz ziyaretler yaparak kontrol eder. İşini aşkla yapar, bu nedenle işini hayatının bir parçası gibi görür.</p>
<p><strong>Ailemizin kuralları geleneklerimizdir </strong></p>
<p>Babamız, aileyi her şeyin üzerinde tutan, herkese karşı çok cömert, verici ve pozitif biridir. Çalışmayı bu kadar sevse de bizleri bir gün bile ihmal etmedi. Ailemize her zaman vakit ayırır. Örneğin, ofiste o gün hangi aile üyeleri varsa öğlen yemeği muhakkak hep birlikte yenir. Torunlarını da ofise getiririz ki bu ritüeli deneyimlesinler ve aile yemeklerinin, aile bağının önemini daha küçük yaşlarda kavrasınlar. Ailemizin bazı kuralları vardır, bunları bizim geleneklerimiz olarak görüyoruz.</p>
<p><strong>DİLARA ALTINKILIÇ KUTMANGİL: Babam bize her zaman çok güvenir </strong></p>
<p>14 yaşındayken babamla toplantılara girmeye başladım. Bana ve kardeşime çok küçük yaşlarımızdan itibaren üretimden, paketleme ve logoya kadar operasyonun her aşamasını öğrenmemiz için fırsatlar yarattı. 2009’da Detay Gıda’nın başına geçtiğimde beni tamamen özgür bıraktı. Fabrikaya yönetici olarak gitmeye başladığımda, her pazartesi geniş katılımlı büyük toplantılar yapardık ve babam o toplantılara girmezdi. “Sorarsan ben sana yorumumu söylerim ama sen bildiğin gibi yap” derdi. Onun bu tutumu bizi her zaman motive etti.</p>
<p><strong>KAAN ALTINKILIÇ: "Oyuncak eşittir emek, çikolata eşittir emek" </strong></p>
<p>Babamın çok erken yaşta çalışmaya başlamış olması çok büyük artılar getirmiş. Ablam ile bana çocukken nasıl davrandıysa şimdi de torunlarına öyle davranıyor. Küçük yaşlardan itibaren bizi fabrikaya götürürdü. Şimdi de 4 yaşındaki büyük yeğenim Mehmet Bekir ile güzel bir ritüeli var. Mehmet Bekir her sabah 07.30’da okula gitmeden önce Kabataş’a uğruyor, dedesiyle inşaatı gezip kontrol ediyor ve okula arkadaşlarına götürmek üzere çikolata kazanıyor. “Oyuncak eşittir emek” veya “çikolata eşittir emek” kavramı ondan bize aktarılmış en önemli değerlerden biridir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/altinmarka-grubunun-kurucusu-birol-altinkilic-yasama-veda-etti-85648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/8/1280x720/birol-altinkilic-1787032731.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya çapında tesisleri bünyesinde toplayan, kakao, çikolata ve kahve alanındaki uzmanlığı ile tanınan Altınmarka Grubu’nun kurucusu Birol Altınkılıç, önceki gün yaşamını kaybetti. Ailesi ile birlikte bulunduğu Fransa’da geçirdiği kalp krizinin ardından tüm müdahalelere karşın kurtarılamayan Birol Altınkılıç’ın vefatı sevenlerini ve iş dünyasını yasa boğdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizm-tesislerinde-depreme-dayaniklilik-denetimi-uyarisi-85568</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 13:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Turizm tesislerinde depreme dayanıklılık denetimi yapılmıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Marmara depreminin 27. yıldönümünde İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Antalya Şube Başkanı Soner Akdoğan ve yönetim kurulu üyeleri, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27. yılında sektörde yaşanan sıkıntıların başında gelen yapı güvenliğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Marmara depremi sonrası mevzuat açısından önemli değişiklikler yapıldığını, ancak sahadaki uygulamaların aynı ölçüde ilerlemediğini ve birçok sıkıntı yaşandığını anlatan Akdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Afetlerin yıldönümünde afetleri tekrardan hatırlatıp nelerin yapılması gerektiğini anlatmak bizim için bir rutin oldu. 17 Ağustos depreminin üzerinden 27 yıl geçti. 27 yılda aslında çok da bir şey değişmedi. Mevzuat açısından Türkiye önemli bir mesafe aldı. Mevzuat anlamda ilerleme kaydettik. Hatta mevzuat anlamında kendimizi birçok gelişmiş ülkenin önünde görüyoruz. Ancak sahadaki uygulamalarda iyi değiliz. Yapı yönetmeliği birkaç kez revize edildi. 6 Şubat depremlerinin ardından da yeni değişiklikler gündeme geldi. 6 Şubat depremlerinden sonra yönetmelik tekrar değişecekti. Aldığımız bilgilere göre yönetmeliklerdeki değişiklikler tamamlandı. Ancak yayınlanmadı. Yönetmeliğin yayımlanmasını bekliyoruz. Ancak, Yapı üretiminde yalnızca yönetmeliklerin varlığı yeterli olmuyor. Asıl sorun bu düzenlemelerin sahada ne kadar uygulanabildiğidir.’’</p>
<p><strong>"Yapı denetiminde çalışan sorunları var"</strong></p>
<p>Mesleki yetkilendirme konusunda bazı düzenlemeler yapıldığını anımsatan Akdoğan, ‘’Ustaların ve işçilerin belgelendirilmesine yönelik adımlar sahada yeterince karşılık bulmadı. Yapı denetim firmalarında görev yapan mühendislerin ücret durumlarında da sorun yaşanıyor. Yapı denetim firmalarında çalışan meslektaşlarımızın yetkinliği ve aldıkları ücretlerde ciddi sorunlar var. Birçok meslektaşımız emekli olduğu için ek iş olarak yapı denetim işlerine giriyorlar. Ya da yeni mezun olan gençlerin iş öğreneyim diye düşük ücretlere çalıştıkları yerler oluyor. Oysa denetleyen, yapı üretenden daha iyi olmalıdır” dedi.</p>
<p><strong>"Güçlendirme yönetmeliği yok"</strong></p>
<p>Mevcut yapıların güvenli hale getirilmesi konusunda ‘güçlendirme’ seçeneğinin de önünün açılmasını isteyen Soner Akdoğan, ‘’Türkiye’de güçlendirmeye ilişkin ayrı bir yönetmelik bulunmaması önemli bir eksiklik. Binalarda güçlendirme ile ilgili bir mevzuat eksikliği var. Ayrı bir güçlendirme yönetmeliğimiz yok. Burası çok ciddi karışıklıkların olduğu bir bölüm. Tadilat ruhsatları konusunda da ciddi belirsizlikler bulunuyor. Bugün bir daireyi istediğiniz gibi tadilata sokabiliyorsunuz. Ancak, ‘Esaslı Tadilatlar’ için ruhsat isteniyor. Tadilatlarda hangisi esaslı, bu belli değil” diye konuştu.</p>
<p><strong>Turizm tesislerinde denetim sorunu</strong></p>
<p>Turizm tesislerinde depreme dayanıklılık denetimi konusunda da uyarılarda bulunan Akdoğan, Avrupa’da ithalatçıların, Türk ihracatçılarından, deprem sonrası üretim tedarikin devamlılığının sağlanması konusunda fabrika ve üretim tesislerinin depreme dayanıklılığıyla ilgili ‘Deprem Performans Raporu’ istediğini anımsattı.</p>
<p>Turizm tesislerinde de bunların uygulanması gerektiğini vurgulayan Akdoğan, milyonlarca yerli ve yabancı turisti ağırlayan Antalya’da otellerin sezon sonu bakım ve onarım yaptığını ancak, tesislerde güçlendirme yapmadıklarına dikkat çekti. Akdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Turizm tesislerinde yıllar içerisinde çok sayıda tadilat yapıldı, yapılmaya da devam ediliyor. Ancak bu çalışmalarda yapı güvenliği açısından yeterince denetlenmiyor. Oteller özellikle sezon dışında kapsamlı değişikliklere gidiyor. Bu çalışmalarda mutlaka (Turizm tesisleri depreme dayanıklı mı?) sorusu gündeme alınmalı. Her otel 3-5 yılda bir tamamen kontrolsüz tadilat yapıyor. Fayansını, mermerini, aydınlatması gibi birçok yapısal elemanında değişikliğe gidiyor. Ancak bu otellerin güçlendirme yönünde bir uygulama yaptığını görmüyoruz. Otellerde yapılan tadilatlar yalnızca estetik açıdan değerlendirilmemeli. Yapı güvenliği açısından da denetlenmesi gerekir.’’.</p>
<p><strong>"Turistik tesisler yapı güvenliği açısından denetlenmeli"</strong></p>
<p>Antalya’daki turizm tesislerinin kapasite ve ruhsat durumuna da dikkat çeken Akdoğan, tesislerin önemli bölümünde ruhsatta belirtilen oda sayısıyla fiili kullanım arasında fark bulunduğunu iddia etti. Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Bugün birçok turizm tesisinde imar planındaki ruhsatlı oda sayısı ile şu anki oda sayıları farklı. Otellerin çoğu bir şekilde oda sayılarını artırmış. Özellikle turizm sezonu sonrasında yapılan tadilatlar yakından takip edilmesi gerekir. Ekim’de turizm sezonu bitince, Kasım’da bir tadilata girip ciddi değişiklikler yapıyorlar. Bu tesisler ciddi bir denetimsizlik içinde. Bu nedenle denetimlerin turizm tesislerine yönelik artırılması gerekiyor.”</p>
<p><strong>Avrupalı tur operatörleri bilgilendirilecek</strong></p>
<p>Turizm tesislerinin deprem güvenliği konusunda yalnızca kamu denetiminin değil, turizm sektöründeki diğer aktörlerin de sorumluluk alması gerektiğini kaydetti.</p>
<p> TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Genel Merkezi tarafından, Avrupa merkezli büyük tur operatörlerine yönelik bir bilgilendirme çalışması hazırladıklarını ifade eden Soner Akdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Turizm acentelerinin konaklama tesislerinden depreme dayanıklılık belgesi talep etmesini hedefliyoruz. İMO Genel merkezi Avrupa merkezli tur operatörlerine bir bilgilendirme yapacak. Nasıl ki ihracat yapan firmaların deprem performans tespiti ithalatçı firmalar tarafından istenip yapıldıysa, Avrupalı turizm seyahat acenteleri de bir depreme dayanıklılık belgesi isteyebilecek. İMO Genel Merkezi tarafından hazırlanan bu çalışma turizm sezonu sonrası seyahat acentelerine bilgi verilecek.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizm-tesislerinde-depreme-dayaniklilik-denetimi-uyarisi-85568</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/8/1280x720/turizm-tesislerinde-depreme-dayaniklilik-denetimi-uyarisi-1786964281.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Marmara depreminin 27. yıldönümünde İnşaat Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Soner Akdoğan, turizm tesislerinde sezon sonu sürekli kontrolsüz bakım onarım yapıldığını, ancak depreme dayanıklılık denetimi yapılmadığını belirtti. Turizm tesislerindeki tadilatlara dikkat çeken Akdoğan, “Her otel 3-5 yılda bir tamamen kontrolsüz tadilatlar yapıyor. Bu tesisler ciddi bir denetimsizlik içinde” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butce-acigi-temmuzda-3781-milyar-lira-85562</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 12:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçe açığı temmuzda 378,1 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, temmuz ayına ait bütçe uygulama sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, temmuzda bütçe gelirleri geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 28,8 artarak 1 trilyon 412 milyar 397 milyon liraya yükseldi. Bütçe giderleri de yüzde 59,8 artışla 1 trilyon 790 milyar 502 milyon liraya ulaştı.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde ise bütçe gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 37,4 artışla 9 trilyon 199 milyar 742 milyon liraya çıktı. Bütçe giderleri de aynı dönemde yüzde 36,6 yükselerek 10 trilyon 520 milyar 682 milyon lira oldu.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçesi, temmuzda, 378 milyar 105 milyon lira, ocak-temmuz döneminde 1 trilyon 320 milyar 940 milyon lira açık verdi.</p>
<p><strong>Bütçe giderleri yüzde 59,8 arttı</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe giderleri Temmuz 2025'te 1 trilyon 120 milyar 775 milyon lira iken bu yılın temmuz ayında yüzde 59,8 artışla 1 trilyon 790 milyar 502 milyon liraya yükseldi. Böylece, 2026'da merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 18 trilyon 978 milyar 815 milyon lira ödeneğin yüzde 9,4'ü kullanılmış oldu.</p>
<p>Faiz dışı denge, geçen yılın temmuz ayında 110 milyar 726 milyon lira fazla verirken bu yılın aynı ayında ise 51 milyar 341 milyon lira açık oluştu.</p>
<p>Faiz hariç bütçe giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 48,4 artarak 1 trilyon 463 milyar 738 milyon liraya yükseldi. Faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı da 2025'in aynı ayında yüzde 7,7 iken, geçen ay yüzde 9 oldu.</p>
<p>Temmuzda personel giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 43,3 artarak 461 milyar 568 milyon lira olarak belirlenirken personel giderleri için bütçede öngörülen 4 trilyon 907 milyar 309 milyon lira ödeneğin yüzde 9,4'ü kullanıldı.</p>
<p>Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri, temmuzda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 48,2 artışla 55 milyar 698 milyon liraya yükseldi ve bütçede öngörülen 599 milyar 691 milyon lira ödeneğin yüzde 9,3'ü kullanılmış oldu.</p>
<p>Söz konusu dönemde, mal ve hizmet alım giderleri için bütçede öngörülen 1 trilyon 249 milyar 568 milyon lira ödeneğin yüzde 9,1'i harcandı. Temmuzda, yüzde 42,2 artışla 113 milyar 900 milyon lira mal ve hizmet alımı gideri gerçekleşti.</p>
<p>Cari transferler, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 57,2 artarak 611 milyar 450 milyon lira oldu. Bütçede öngörülen 6 trilyon 870 milyar 794 milyon lira ödeneğin yüzde 8,9'u kullanıldı.</p>
<p>Temmuzda, 150 milyar 899 milyon lira sermaye gideri yapılırken sermaye transferi 34 milyar 999 milyon lira olarak gerçekleşti. Borç verme giderleri, 35 milyar 224 milyon lira oldu. Faiz giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 142,8 artarak 326 milyar 764 milyon lira olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Bütçe gelirleri</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe gelirleri, geçen yılın temmuz ayında 1 trilyon 96 milyar 914 milyon lira iken bu yılın aynı ayında yüzde 28,8 artışla 1 trilyon 412 milyar 397 milyon liraya yükseldi. Bütçe tahminine göre, bütçe gelirlerinin temmuz ayı gerçekleşme oranı 2025'te yüzde 8,6 iken, geçen ay yüzde 8,7 oldu.</p>
<p>Vergi gelirleri tahsilatı, geçen ay 2025'in temmuz ayına göre yüzde 30 artarak 1 trilyon 234 milyar 842 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı, 2025'te yüzde 8,5 iken geçen ay yüzde 8,9 olarak tespit edildi.</p>
<p>Genel bütçe vergi dışı diğer gelirleri, yüzde 18,9 artarak 145 milyar 571 milyon liraya çıktı. Özel bütçeli idarelerin öz gelirleri 25 milyar 682 milyon lira, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 6 milyar 304 milyon lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Vergi türleri itibarıyla temmuzda geçen yılın aynı ayına göre gelir vergisi yüzde 47,9, dahilde alınan katma değer vergisi yüzde 46,2, banka ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 36,8, ithalde alınan katma değer vergisi yüzde 16,4, damga vergisi yüzde 49,5, harçlar yüzde 46,7, diğer vergiler tahsilatı yüzde 24,5, özel tüketim vergisi yüzde 5,1 artarken kurumlar vergisi yüzde 69,8 azalış gösterdi.</p>
<p><strong>Ocak-temmuz dönemi gerçekleşmeleri</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe giderleri, ocak-temmuz 2025 döneminde 7 trilyon 699 milyar 834 milyon lira iken bu yılın aynı döneminde yüzde 36,6 artışla 10 trilyon 520 milyar 682 milyon liraya yükseldi. Böylelikle, 2026'da merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 18 trilyon 978 milyar 815 milyon lira ödeneğin yüzde 55,4'ü kullanılmış oldu.</p>
<p>Faiz hariç bütçe giderleri, ocak-temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 35,3 artarak 8 trilyon 729 milyar 669 milyon liraya çıktı. Faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı, yüzde 53,8 olarak hesaplandı.</p>
<p>Personel giderleri, söz konusu dönemde yüzde 42,8 artışla 2 trilyon 955 milyar 129 milyon lira olurken personel giderleri için bütçede öngörülen 4 trilyon 907 milyar 309 milyon lira ödeneğin yüzde 60,2'si kullanıldı.</p>
<p>Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri, bu dönemde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 49,1 artarak 372 milyar 497 milyon liraya yükseldi ve bütçede öngörülen 599 milyar 691 milyon lira ödeneğin yüzde 62,1'i kullanılmış oldu.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde, mal ve hizmet alım giderleri için bütçede öngörülen 1 trilyon 249 milyar 568 milyon lira ödeneğin yüzde 57'si harcandı. Bu dönemde, yüzde 44,4 yükselişle 712 milyar 131 milyon lira mal ve hizmet alımı gideri gerçekleşti.</p>
<p>Cari transferler, yüzde 28,4 artarak 3 trilyon 726 milyar 708 milyon lira oldu. Bütçede öngörülen 6 trilyon 870 milyar 794 milyon lira ödeneğin yüzde 54,2'si kullanıldı.</p>
<p>Söz konusu dönemde, 614 milyar 981 milyon lira sermaye gideri, 151 milyar 433 milyon lira sermaye transferi yapıldı. Borç verme giderleri, 196 milyar 789 milyon lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Faiz giderleri, yüzde 43,7 artarak 1 trilyon 791 milyar 13 milyon lira oldu.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçe gelirleri ise geçen yılın ocak-temmuz döneminde 6 trilyon 695 milyar 794 milyon lira iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 37,4 artışla 9 trilyon 199 milyar 742 milyon liraya çıktı. Bütçe tahminine göre, bütçe gelirlerinin ocak-temmuz dönemi gerçekleşme oranı 2025'te yüzde 52,3 iken bu yılın aynı döneminde yüzde 56,6'ya yükseldi.</p>
<p>Vergi gelirleri tahsilatı, söz konusu dönemde geçen yılın ocak-temmuz dönemine göre yüzde 37,3 artarak 7 trilyon 854 milyar 582 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı, yüzde 56,8 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Genel bütçe vergi dışı diğer gelirleri de yüzde 40,9 artarak 1 trilyon 101 milyar 103 milyon liraya çıktı. Özel bütçeli idarelerin öz gelirleri 185 milyar 561 milyon lira, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 58 milyar 495 milyon lira olarak belirlendi.</p>
<p>Vergi türleri itibarıyla ocak-temmuz döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre gelir vergisi yüzde 53,3, kurumlar vergisi yüzde 51,8, dahilde alınan katma değer vergisi yüzde 39,6, özel tüketim vergisi yüzde 7,9, banka ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 37,6, ithalde alınan katma değer vergisi yüzde 29,8, damga vergisi yüzde 52,2, harçlar yüzde 71,5 ve diğer vergi gelirleri yüzde 26,9 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butce-acigi-temmuzda-3781-milyar-lira-85562</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/butce-para-tl-lira.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının temmuz verilerine göre bütçe gelirleri, 1,4 trilyon lira, giderleri de 1,8 trilyon lira oldu. Bütçede bu dönemde 378,1 milyar lira, yılın 7 ayında ise 1,3 trilyon lira açık oluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aile-ve-genclik-fonuna-enerji-ve-tabii-kaynaklar-bakanligindan-219-milyar-lira-85560</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 12:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aile ve Gençlik Fonu&#039;na Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından 21,9 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Aile ve Gençlik Fonu üzerinden evlenecek gençlere sağlanan destekler sürerken enerji ve madencilik gelirlerinden aktarılan pay her geçen gün arttığını bildirdi.</p>
<p>Fona kaynak oluşturulması amacıyla Türk Petrol Kanunu kapsamında tahsil edilen devlet hissesi ile Maden Kanunu kapsamında tahsil edilen devlet hakkının bir bölümü Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından fona aktarılıyor.</p>
<p>Bakanlık açıklamasına göre, 2024'te başlatılan uygulama kapsamında bu yıl fona transfer edilen tutar 7,8 milyar lirayı aştı.</p>
<p>Böylece Aile ve Gençlik Fonu'na petrol ve maden gelirlerinden aktarılan toplam kaynak 21,9 milyar lirayı buldu. Bu kaynağın 12,1 milyar liralık kısmı madenlerden, 9,8 milyar liralık bölümü ise petrol ve doğal gazdan geldi.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, yerli ve milli kaynaklardan elde edilen gelirleri gençlerin geleceği için seferber ettiklerini belirterek, "Bugüne kadar petrol, doğal gaz ve maden gelirlerimizden Aile ve Gençlik Fonu'na aktardığımız kaynak 21,9 milyar lirayı buldu. Sağladığımız bu imkanla 185 binden fazla gencimizin yuva kurmasına ve hayallerini gerçekleştirmesine destek verdik. Enerjide Tam Bağımsız Türkiye hedefiyle durmadan çalışmaya, ülkemizin zenginliklerini gençlerimizin refahına kullanmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aile ve Gençlik Fonu'ndan yararlanmak için gerekli şartları sağlayan evlenecek gençlere, 18-25 yaş aralığında olmaları halinde 250 bin lira, 26-29 yaş aralığında olmaları halinde 200 bin lira destek sağlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aile-ve-genclik-fonuna-enerji-ve-tabii-kaynaklar-bakanligindan-219-milyar-lira-85560</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/1/1280x720/bayraktar-1764075025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından Aile ve Gençlik Fonu&#039;na toplamda 21,9 milyar lira aktarıldığı açıklandı. Bakan Bayraktar, &quot;Sağladığımız bu imkanla 185 binden fazla gencimizin yuva kurmasına ve hayallerini gerçekleştirmesine destek verdik. Enerjide Tam Bağımsız Türkiye hedefiyle durmadan çalışmaya, ülkemizin zenginliklerini gençlerimizin refahına kullanmaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/temmuzda-2075-bin-aracin-kaydi-yapildi-85559</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 12:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temmuzda 207,5 bin aracın kaydı yapıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait motorlu kara taşıtları istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, temmuzda trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 19,4 azalarak 207 bin 508 oldu. Temmuzda kaydı silinen taşıt sayısı ise yüzde 14,3 artışla, 5 bin 358'den 6 bin 124'e yükseldi. Böylece trafikteki toplam taşıt sayısı, yılın 7 ayında 201 bin 384 artış gösterdi.</p>
<p>Temmuzda trafiğe kaydı yapılan taşıtların yüzde 48,1'ini motosiklet, yüzde 38'ini otomobil, yüzde 9,4'ünü kamyonet, yüzde 1,9'unu kamyon, yüzde 1,6'sını traktör, yüzde 0,6'sını minibüs, yüzde 0,3'ünü otobüs ve yüzde 0,1'ini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.</p>
<p>Söz konusu ayda trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısında, bir önceki aya göre yüzde 6,6 artış gerçekleşti.</p>
<p>Trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre otobüste yüzde 39,5, kamyonda yüzde 34,5, kamyonette yüzde 18,7, otomobilde yüzde 6,9, motosiklette yüzde 3,7 artarken özel amaçlı taşıtta yüzde 44,3, minibüste yüzde 4,8 ve traktörde yüzde 0,8 azalış gösterdi.</p>
<p>Temmuzda, geçen yılın aynı ayına göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yüzde 19,4 azaldı. Söz konusu dönemde trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı otobüste yüzde 33,5, kamyonda yüzde 13,6, minibüste yüzde 1,8 artarken özel amaçlı taşıtta yüzde 49,1, kamyonette yüzde 30,3, otomobilde yüzde 26, motosiklette yüzde 12,5 ve traktörde yüzde 0,6 geriledi.</p>
<p>Trafiğe kayıtlı araç sayısı, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,5 artarak, 32 milyon 618 bin 554'ten 34 milyon 746 bin 396'ya yükseldi.</p>
<p>Temmuz sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıtların yüzde 51,7'sini otomobil, yüzde 21,7'sini motosiklet, yüzde 14,4'ünü kamyonet, yüzde 6,7'sini traktör, yüzde 3'ünü kamyon, yüzde 1,6'sını minibüs, yüzde 0,6'sını otobüs ve yüzde 0,3'ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Devri yapılan araçlar</strong></p>
<p>Devri yapılan toplam 907 bin 846 taşıtın yüzde 64,8'ini otomobil, yüzde 14,2'sini kamyonet, yüzde 13,7'sini motosiklet, yüzde 2,9'unu traktör, yüzde 2'sini kamyon, yüzde 1,7'sini minibüs, yüzde 0,5'ini otobüs ve yüzde 0,2'sini özel amaçlı taşıtlar olarak kayda geçti.</p>
<p>Temmuzda trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 11,2'si Renault, yüzde 8,3'ü Fiat, yüzde 8,2'si Togg, yüzde 8'i Hyundai, yüzde 7,9'u Volkswagen, yüzde 6,8'i Toyota, yüzde 5,4'ü Skoda, yüzde 5,2'si Citroen, yüzde 4,7'si Peugeot, yüz de 3,9'u Mercedes-Benz, yüzde 3,5'i Opel, yüzde 3,2'si Nissan, yüzde 3,1'i BMW, yüzde 3,1'i Kia, yüzde 2,3'ü Volvo, yüzde 2'si Chery, yüzde 1,7'si Audi, yüzde 1,7'si Mini, yüzde 1,5'i Dacia, yüzde 1,2'si Jeep ve yüzde 6,8'i diğer markalardan oluştu.</p>
<p>Ocak-temmuzda geçen yılın aynı dönemine göre, trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yüzde 13,1 azalarak 1 milyon 170 bin 247 olurken trafikten kaydı silinen taşıt sayısı yüzde 21,2 artarak 35 bin 336 oldu. Böylece ocak-temmuz döneminde trafikteki toplam taşıt sayısında 1 milyon 134 bin 911 artış gerçekleşti.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde, trafiğe kaydı yapılan 534 bin 811 otomobilin yüzde 41'i benzin, yüzde 31,8'i hibrit, yüzde 18'i elektrikli, yüzde 8,1'i dizel ve yüzde 1,1'i LPG yakıtlı oldu.</p>
<p>Temmuz sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı 17 milyon 959 bin 336 otomobilin ise yüzde 32,1'i dizel, yüzde 31'i benzin, yüzde 29,3'ü LPG, yüzde 4,9'u hibrit ve yüzde 2,6'sı elektrikli oldu. Otomobillerin yüzde 0,2'sinin ise yakıt türü bilinmiyor.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde, trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 31,8'i 1300 ve altı, yüzde 16,2'si 1401-1500, yüzde 14,5'i 1501-1600, yüzde 10,5'i 1301-1400, yüzde 8'i 1601-2000, yüzde 0,9'u 2001 ve üstü motor silindir hacmine sahip bulunuyor.</p>
<p>Söz konusu dönemde, trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 41,6'sı gri, yüzde 25,7'si beyaz, yüzde 11,9'u siyah, yüzde 9,9'u mavi, yüzde 5,7'si yeşil, yüzde 3,2'si kırmızı, yüzde 1,3'ü kahverengi, yüzde 0,3'ü turuncu, yüzde 0,3'ü sarı ve yüzde 0,1'i diğer renkteki araçlardan oluştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/temmuzda-2075-bin-aracin-kaydi-yapildi-85559</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/trafik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre, trafiğe 207 bin 508 aracın kaydı yapılırken 6 bin 124 aracın kaydı silindi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gida-ihtisas-osb-bursada-sekilleniyor-85555</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 11:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gıda İhtisas OSB Bursa’da şekilleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret Borsası'nın geleceğe yönelik stratejik çalışmalarının iki önemli ayağını; üreticiden sanayiciye, teknolojiden lojistiğe, kalite ve depolamadan ihracata kadar gıda değer zincirinin bütününü aynı sistem içerisinde buluşturmayı amaçlayan Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ile Bursa’nın doğusunda yeni bir ekonomik ve sosyal çekim merkezi oluşturması hedeflenen Karapınar Projesi oluşturuyor.</p>
<p>Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, iki projenin bugün ortaya çıkmış yeni fikirler olmadığını, uzun süredir yürütülen planlama, analiz ve değerlendirmelerin sonucu olarak şekillendiğini belirtti. Matlı, “13 yılda hep birlikte çok sayıda projeyi hayata geçirdik. Tarımsal ticaretin dijitalleşmesinden ihracata, laboratuvar yatırımlarından mesleki eğitime, coğrafi işaretlerden uluslararası temsile kadar Borsamızın faaliyet ve etki alanını genişlettik. Bütün bunları yaparken Gıda İhtisas OSB ve Karapınar projelerimiz üzerinde de uzun süredir çalışıyor, Bursa’nın geleceğine kalıcı değer bırakacak bu iki projeyi adım adım olgunlaştırıyoruz” dedi.</p>
<h2>“Gıda İhtisas OSB: Bir sanayi bölgesinden çok daha fazlası”</h2>
<p>Bursa Ticaret Borsası’nın uzun süredir üzerinde çalıştığı Gıda İhtisas OSB, yalnızca firmaların bir araya geleceği bir sanayi alanı değil, bütüncül bir gıda ekosistemi anlayışıyla geliştiriliyor. Üretim, işleme, depolama, soğuk zincir, ambalajlama, kalite, Ar-Ge, teknoloji, lojistik ve dış ticaretin birbirini tamamladığı bir yapı oluşturulması; üreticinin ürünü ile sanayicinin ihtiyacının daha güçlü biçimde buluşturulması ve tarımsal üretimin daha yüksek katma değere dönüştürülmesi hedefleniyor. Matlı, “Biz burada sadece fabrika alanları oluşturmaya çalışmıyoruz. Üreticinin, sanayicinin, tüccarın, ihracatçının, lojistiğin, teknolojinin ve bilginin aynı sistem içerisinde birbirini beslediği bir gıda ekosistemi kuruyoruz. Tarlada başlayan emeğin işlenmesini, markalaşmasını ve dünya pazarlarına ulaşmasını sağlayacak bütüncül bir yapı üzerinde çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a82c61160a10-1786955281.JPG" alt="" width="700" height="598" /></p>
<h2>“Bursa’dan bölgeye, bölgeden yakın coğrafyaya”</h2>
<p>Gıda İhtisas OSB için yürütülen çalışmalarda lokasyon tercihinin de yalnızca bugünün ihtiyaçlarına göre değil, kurulması hedeflenen ekosistemin uzun vadeli gelişimi dikkate alınarak ele alındığını belirten Matlı, şehrin doğu aksının önemli lojistik ve üretim avantajlarına sahip olduğuna dikkat çekti. Bölgenin güçlü tarımsal üretim havzalarına, mevcut depolama ve soğuk hava tesislerine yakınlığı; demiryolu, havayolu, karayolu ve denizyolu bağlantılarıyla bütünleşebilecek konumu, Gıda İhtisas OSB’nin çok daha geniş bir coğrafyaya hizmet verebilmesi açısından önemli bir avantaj oluşturuyor. Matlı, “Bu projeyi yalnızca Bursa’daki işletmelerin bugünkü ihtiyaçlarını karşılayan bir sanayi bölgesi olarak görmüyoruz. İlk aşamada Bursa ve çevresindeki tarımsal üretim ile gıda sanayisini güçlü bir sistem içerisinde buluşturmak, sonraki aşamalarda ise bölgemize ve yakın coğrafyaya üretim, ticaret, teknoloji, lojistik ve ihracat hizmeti verebilecek bir merkez oluşturmak istiyoruz. Bursa Ticaret Borsası’nın bu projedeki temel vizyonu budur” dedi.</p>
<h2>“Üç yıldır sektörle birlikte çalışılıyor”</h2>
<p>Gıda İhtisas OSB’ye yönelik çalışmaların uzun süredir devam ettiğini vurgulayan Matlı, projenin sektörün gerçek ihtiyaçları dikkate alınarak şekillendirildiğini ifade etti. Yaklaşık üç yıldır sektör temsilcileriyle sürdürülen analiz, görüşme ve çalışmalar kapsamında projeye yönelik güçlü ilgi ve yatırım talebi ortaya çıktı. Matlı, “Biz önce projeyi ortaya koyup ardından sektör aramadık. Tam tersine, sektörümüzü dinledik, ihtiyaçları analiz ettik, firmalarımızın büyüme beklentilerini değerlendirdik. Gıda İhtisas OSB uzun süredir üzerinde çalıştığımız, sektörün talepleriyle olgunlaştırdığımız bir proje. Amacımız doğru yatırımı; doğru üretim, altyapı, teknoloji, lojistik ve pazar imkânlarıyla buluşturmak” diye konuştu. Bursa Ticaret Borsası, yıllar içerisinde oluşturduğu güçlü mali yapıyı yeniden sektörün ve bölgenin geleceğine yatırım olarak dönüştürmeyi hedefliyor. Gıda İhtisas OSB’nin geliştirilmesinde Borsa’nın öz kaynak gücü önemli bir dayanak oluştururken, projenin ilerleyen aşamalarında ihtiyaçlar doğrultusunda farklı finansman modellerinin de değerlendirilmesi öngörülüyor. Matlı, “Biz Borsamızın kaynaklarını yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamak için değil, üyelerimize, sektörümüze ve bölgemize uzun yıllar değer üretecek kalıcı yatırımlara dönüştürmek istiyoruz” dedi.</p>
<h2>“Karapınar Projesi’nde de çalışmalar uzun süredir devam ediyor”</h2>
<p>Bursa Ticaret Borsası’nın ikinci makro projesini ise Karapınar Projesi oluşturuyor. Borsa mülkiyetindeki alana ilişkin uzun süredir yürütülen çalışmalarla Bursa’nın doğusunda ticaret, yaşam, sosyal ve kültürel fonksiyonların birbirini tamamladığı; bulunduğu bölgenin ekonomik ve sosyal gelişimine katkı sağlayacak nitelikli bir çekim merkezi oluşturulması hedefleniyor. Özer Matlı, “Karapınar da bugün gündeme getirdiğimiz yeni bir proje değil. Uzun süredir üzerinde çalıştığımız, farklı boyutlarıyla değerlendirdiğimiz ve Bursa’ya en yüksek faydayı sağlayacak biçimde geliştirmeye gayret ettiğimiz ikinci makro projemiz. Burada da amacımız yalnızca bir gayrimenkul yatırımı yapmak değil; şehrin doğusuna uzun vadeli ekonomik ve sosyal değer kazandırmak” dedi.</p>
<h2>“13 yılda ekosistemin taşları tek tek yerine konuldu”</h2>
<p>Bursa Ticaret Borsası bu dönemde tarımsal ticaretin dijital dönüşümünde Türkiye Ürün İhtisas Borsası`nın A Grubu büyük hissedarları arasında yer aldı; Marmara Ürün Piyasası Aracı Kurumu`nun kurucu ortaklarından biri oldu ve Marmara ÜPAK bünyesindeki borsalar arasında işlem hacminde ilk sıraya yükseldi. Tarımsal ürünlerde kalite ve standardizasyon için kurulan Bursa Ticaret Borsası Laboratuvar ve Depoculuk A.Ş., Bursa’dan Türkiye’nin farklı bölgelerine uzanan bir hizmet ağına dönüştürüldü. Ticaret Bakanlığı destekleriyle yürütülen Gıda UR-GE Projesi ile Bursalı firmalar Dubai, Romanya, Bulgaristan ve Japonya’da yeni pazarlarla buluşturulurken proje, 2026 yılında “En İyi Çıkış Yapan UR-GE Projesi” ödülüne layık görüldü. Borsa’nın hamiliğini yürüttüğü ve Türkiye’ye rol model olan Hamidiye Tarım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ile geleceğin nitelikli insan kaynağına yatırım yapılırken; Bursa Pideli Köfte ve Bursa Havlusu’nun coğrafi işaretle tescillenmesiyle kentin yerel değerleri koruma altına alındı. Üyelerin mesleki gelişimini destekleyen dijital öğrenme platformu Bursa TB E-Akademi, Bursa’nın kültürel değerlerini ve markalarını geleceğe taşıyan Off The Record projesi ve farklı sosyal sorumluluk çalışmalarıyla Borsa’nın hizmet ve faaliyet alanı daha da genişletildi. Bursa Ticaret Borsası uluslararası alanda ise Avrupa Ticaret Borsaları Birliği’nin (European Commodities Exchange) ilk ve tek Türk ticaret borsası olarak önemli bir temsil gücüne ulaştı.</p>
<h2>“36’ncılıktan 14’üncülüğe”</h2>
<p>Bu kurumsal dönüşüm ekonomik göstergelere de yansıdı. Özer Matlı ve ekibinin göreve geldiği 2013 yılında yaklaşık 980 milyon TL olan yıllık tescil işlem hacmi, 2025 yılında 70 milyar 970 milyon TL’ye ulaştı. Bursa Ticaret Borsası aynı dönemde Türkiye’de faaliyet gösteren 117 ticaret borsası arasında işlem hacminde 36’ncı sıradan 14’üncü sıraya yükseldi. Matlı, “Bu sonuçların bizim için anlamı yalnızca Borsamızın büyümesi değil. Asıl önemli olan, güçlenen kurumsal kapasitemizi sektörümüzün ve Bursa’nın geleceğine hizmet eden yapılara dönüştürebilmek” dedi.</p>
<h2>“Gıda İhtisas OSB: 13 yıllık birikimin yeni aşaması”</h2>
<p>Başkan Özer Matlı, “Gıda İhtisas OSB, bugün ortaya çıkmış yeni bir proje değil; Bursa Ticaret Borsası’nın yıllardır tarım ve gıda alanında attığı adımların, geliştirdiği projelerin ve oluşturduğu kurumsal kapasitenin yeni ve daha ileri bir aşamasıdır” dedi. Matlı konuşmasını şöyle sürdürdü: “TÜRİB ile tarımsal ticaretin dijital altyapısında yer aldık, Marmara ÜPAK ile ürün piyasalarındaki konumumuzu güçlendirdik, laboratuvarımızla kalite ve güven altyapısı kurduk, UR-GE ile firmalarımızı dünyaya taşıdık, Hamidiye ile insan kaynağına yatırım yaptık. Bunların her biri bugün kurmaya çalıştığımız gıda ekosisteminin farklı bir parçasıdır. Bizim vizyonumuz yalnızca bir OSB kurmak değil. Bursa’dan başlayarak bölgemizin üretim gücünü aynı sistem içerisinde buluşturan, orta vadede yakın coğrafyaya da hizmet verebilecek güçlü ve sürdürülebilir bir gıda ekosistemi oluşturmak. Karapınar Projemizle de şehrimizin doğusuna yeni bir ekonomik ve sosyal değer kazandırmak istiyoruz.” </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gida-ihtisas-osb-bursada-sekilleniyor-85555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/5/1280x720/gida-ihtisas-osb-bursada-sekilleniyor-1786955253.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret Borsası, son 13 yılda tarımsal ticaretten uluslararası pazarlara, dijital ürün piyasalarından laboratuvar altyapısına, mesleki eğitimden coğrafi işaretlere kadar hayata geçirdiği çok sayıda projenin yanı sıra, uzun süredir üzerinde çalıştığı iki makro projeyi geliştirmeye devam ediyor. Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, “Bursa Gıda İhtisas OSB, Bursa Ticaret Borsası’nın yıllardır tarım ve gıda alanında attığı adımların, geliştirdiği projelerin ve oluşturduğu kurumsal kapasitenin yeni ve daha ileri bir aşamasıdır” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmodan-hububat-ureticilerine-120-milyar-lira-odeme-85558</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO&#039;dan üreticilere 120 milyar liralık ödeme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, üreticilerin emeğinin karşılığını zamanında alması için Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) sahada güçlü bir alım organizasyonu yürüttüğünü belirtti. </p>
<p>Yazılı açıklamada TMO'nun 769 alım merkezinde ürün kabul etmeyi sürdürdüğünü ifade eden Yumaklı, "Hasat sezonu başından bugüne kadar 11,5 milyon ton ürün alındı. Üreticilerimize yaklaşık 120 milyar liralık ödeme yaptık." bilgisini paylaştı.</p>
<p>Yumaklı, TMO'nun 20 milyon ton alım kapasitesine sahip olduğuna dikkati çekerek, "Değerli üreticilerimiz müsterih olsunlar. TMO'ya gelen ürünlerin tamamını alacağız. Alım faaliyetlerimiz hızla devam ediyor. Hububat, Türkiye açısından stratejik bir öneme sahip. Buğday ve arpa gıda arz güvenliğinin temel ürünleri arasında yer alıyor. Türkiye, dünya un ihracatında birinci, makarna ihracatında ise ikinci sırada bulunuyor. Güçlü üretim hem iç piyasa hem de ihracat açısından kritik." açıklamasını yaptı.</p>
<p>Ülkenin üretim gücüne katkı sunan tüm üreticilere emekleri ve gayretleri için teşekkür eden Yumaklı, alım organizasyonunu sahada titizlikle sürdüren TMO mensuplarını da özverili çalışmalarından dolayı kutladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmodan-hububat-ureticilerine-120-milyar-lira-odeme-85558</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/tmo.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Toprak Mahsulleri Ofisinin hasat sezonu başından bu yana üreticilere yaklaşık 120 milyar liralık ödeme yaptığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/17-agustos-acisinin-27nci-yilindayiz-85542</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 09:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> 17 Ağustos acısının 27’nci yılındayız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden tam 27 yıl geçti, yani çeyrek asrı çoktan geride bıraktık. Dile kolay... Bir nesil büyüdü, şehirler değişti, teknolojiler gelişti. Ama 17 Ağustos 1999 gecesini yaşayanların hafızasında saat hala 03.02’yi gösteriyor. O gece yalnızca yer sallanmadı; hayatlar, aileler, umutlar da yerle bir oldu. Kocaeli’nin, Gölcük’ün, Sakarya’nın, Yalova’nın ve Marmara’nın hafızasına kazınan o büyük acı, üzerinden geçen bunca zamana rağmen ilk günkü kadar canlı.</p>
<p>Türkiye deprem gerçeğiyle yaşamayı öğrenmek zorunda olan bir ülke. Bunu artık söylemek bile gereksiz gibi geliyor. Çünkü yaşadığımız her büyük deprem, bize aynı gerçeği yeniden ve ne yazık ki ağır bedeller ödeyerek hatırlatıyor.</p>
<p>99 Depremi bir dönüm noktasıydı, o güne kadar deprem daha çok “olursa ne yaparız” diye konuşulan bir konuydu. 17 Ağustos’tan sonra ise “bir daha aynı acıları yaşamamak için ne yapmalıyız” sorusu gündeme geldi. Deprem yönetmelikleri değişti, yapı denetimi hayatımıza girdi, mühendislik anlayışı farklılaştı, afet yönetimi yeniden şekillendi. Üniversiteler daha fazla araştırmaya yöneldi, bilim insanları daha güvenli yapılar için çalışmaya başladı.</p>
<p>Elbette bunlar önemli adımlardı, ama sonra Van’ı yaşadık. Elazığ’ı yaşadık. İzmir’i yaşadık. En son da Kahramanmaraş merkezli depremlerle hepimizin yüreği bir kez daha yandı. Demek ki yapılacak daha çok işimiz, alınacak daha çok yolumuz varmış.</p>
<p>Bugün artık depremi yalnızca yaşayan değil, onu anlamaya, etkilerini azaltmaya çalışan bir ülkeyiz. Sismik izolatörler sayesinde hastaneler deprem sırasında ayakta kalabiliyor. Akıllı sensörler binaların taşıyıcı sistemlerini sürekli izliyor. Yapay zeka, uydu görüntüleri ve büyük veri analizleriyle olası hasarlar saniyeler içinde tahmin edilebiliyor. Dronlar enkaz alanlarını kısa sürede haritalıyor, arama kurtarma robotları insanların ulaşamadığı noktalara girebiliyor. Erken uyarı sistemleri ise birkaç saniye de olsa kazandırdığı zamanla trenleri durdurabiliyor, doğalgazı kesebiliyor, kritik tesisleri güvenli moda alabiliyor.</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin sıkça dile getirdiği “Dirençli Kent Kocaeli” vizyonunu da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Çünkü dirençli kent demek, yalnızca sağlam binalar yapmak demek değil. Bir deprem olduğunda yolların kullanılabilir kalması, altyapının çalışmaya devam etmesi, haberleşmenin kopmaması, itfaiye ve sağlık ekiplerinin en kısa sürede müdahale edebilmesi, vatandaşın güvenle toplanabileceği alanların hazır olması ve şehrin hayatına en kısa sürede yeniden dönebilmesi demek.</p>
<p>Bütün bunlar gösteriyor ki teknoloji artık depremle mücadelede en güçlü yardımcılarımızdan biri. Şu aşikardır ki; teknoloji tek başına mucize yaratmaz. En gelişmiş sistemler bile kötü yapılmış bir binanın yerine geçemez. Sağlam yapı, doğru denetim, bilimsel şehir planlaması ve toplumsal bilinç olmadığı sürece hiçbir teknolojik yatırım tek başına yeterli olmayacaktır.</p>
<p>17 Ağustos’u gelecek yıllarda yalnızca yasın değil, sorumluluğun da günü olarak hatırlayabilelim. Çünkü depremi durduramayız ama sonuçlarını değiştirebiliriz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/17-agustos-acisinin-27nci-yilindayiz-85542</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 17 Ağustos acısının 27’nci yılındayız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/avrupa-orta-dogu-seferi-yuzde-41-azaldi-85540</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa-Orta Doğu seferi yüzde 41 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a82a38dce7d7-1786946445.png" alt="" width="999" height="142" /></strong>Türkiye lojistik pazarının büyüklüğü 40 milyar dolara yaklaşmış durumda. 2030 öngörülerinde ise liman ve demiryolu sektörlerinin öncülüğünde yatırımlarda 2,5 kattan fazla büyümeyle 110 milyar dolarlık pazar büyüklüğüne ulaşılması bekleniyor. Başta İstanbul olmak üzere lojistik merkezlerinin tam kapasiteye ulaşması ve yeni yatırımlarda rezerv alanlarının sınırlı olması veya konut gibi farklı projelerde değerlendirilmesi mevcut yatırımlarda dikey yönlü stratejileri öne çıkardı. Sektör temsilcileri ve firmalar limanlar özelinde yeni dönem stratejilerinde vinç ve otomasyon yatırımlarının öne çıktığını kaydetti. Karayolu tarafındaki yatırımlar ele alındığında ise ağırlık, Euro 6 ve daha düşük emisyonlu araçlar, frigorifik ve özel yük taşımacılığı ekipmanları, dijital filo ve sürücü yönetimi, araç takip ve yakıt optimizasyon sistemleri, depo, konsolidasyon ve lojistik merkezleri, intermodal ve Ro-Ro bağlantıları, gümrük ve belge süreçlerinin dijitalleştirilmesi ve alternatif yakıt ve enerji verimliliği çözümleri başlıklarına odaklanmış durumda. </p>
<h2>Orta Doğu ve Orta Asya koridorlarında daralma</h2>
<p>Havayolu tarafına bakıldığında ise 2025’te seyahat talebinde %8’lik, kargo taşımacılığında ise %3’ün üzerinde büyüme gerçekleşmişti. 2026 Haziran ayında ise hava kargoda yıllık büyüme %8,5 civarında seyretti. Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin 2026 ilk yarı verilerine göre Avrupa-Orta Doğu arasındaki seferler %41, Orta Doğu Asya seferleri ise %4,1 azaldı. En yüksek büyüme ise Asya-Kuzey Amerika bölgesinden %14,7 ile geldi. Buradaki büyüme üst üste 5’inci ayına taşındı. Özellikle Avrupa-Orta Doğu ve Orta Doğu-Asya koridorlarında devam eden jeopolitik gerilimler nedeniyle taşımalarda önemli daralma yaşandı. Sektör temsilcileri bu hattaki normalleşmenin 1 yıl dolayında süreceğini ifade ediyor. Genel risklere rağmen genel tabloya bakıldığında yıl sonunda kargo hacmi miktarında %2,4’lük büyüme bekleniyor.</p>
<p>Türkiye’de demir yollarında 2016 ve sonrasında başlayan 91 projenin hizmete alınması için bu yıl bütçeden 261 milyar 580 milyon lira ödenek tahsisi yapıldı. Ağırlığın yolcu taşımacılığına ayrıldığı 2026 Yılı Yatırım Programı’nda sektör temsilcileri yük taşımacılığına da daha fazla pay ayrılmasını istiyor. Sınırda Karbon düzenlemesi ve yüksek kapasitelere erişim konusunda mevcut yatırımların sektör için büyük önem kazandığının altı çiziliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Küresel talepteki daralma ihracat yüklerini vurdu</span></h2>
<p>Türkiye, 2025 yılında limanlarında elleçlenen 553,3 milyon ton yük ve yaklaşık 14 milyon TEU konteyner hacmiyle küresel deniz ticaretinde güçlü bir konuma ulaştı. Lloyd’s List’in 2024 yılı elleçleme verilerine dayanan 2025 sıralamasında Türkiye’deki limanlar arasında; Ambarlı, Kocaeli, Aliağa, Tekirdağ ve Mersin dünyanın en fazla konteyner elleçleyen ilk 100 limanı arasında yer aldı. Yıllara göre dalgalanmalar yaşamakla birlikte sektörün uzun vadeli büyüme eğiliminin arkasında kapasite artışları, modern ekipman, dijitalleşme ve ulaşım bağlantılarına yönelik yatırımlar bulunuyor. Doğu Akdeniz’in artan lojistik ve stratejik önemi de özellikle Mersin-İskenderun hattındaki limanlarda yeni kapasite ve altyapı yatırımlarını destekliyor. Sanayi Alanları Master Planı kapsamında Marmara’daki sanayi yoğunluğunun Anadolu’ya daha dengeli yayılması ve Samsun-Mersin aksında yeni sanayi alanları oluşturulması hedeflenirken, bu gelişmenin orta ve uzun vadede koridor üzerindeki limanlara yönelik yük ve yatırım talebini artırması bekleniyor. Yük elleçlemelerine bakıldığında ise sektör 2026’nın ilk altı ayında pozitif bir görünüm ortaya koymasına rağmen yurt dışına giden yüklerde gerileme yaşandı. Limanların ilk yarı performansını değerlendiren Türkiye Liman İşletmecileri Derneği (TÜRKLİM) Başkanı Hamdi Erçelik, “Toplam yük elleçlememiz geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,5 arttı. Yurt dışına giden yüklerde yaklaşık yüzde 7 gerileme yaşanırken, yurt dışından gelen yüklerde yüzde 1,8, transit yüklerde yüzde 3,9 ve kabotaj yüklerinde yüzde 16’nın üzerinde artış kaydedildi” bilgisini verdi.</p>
<h2>Yolcu taşımacılığına kolay, yük taşımacılığına zor </h2>
<p>Demiryolu yatırımlarında yük taşımacılığı odaklı önemli hamlelerin yapıldığını ifade eden Erçelik, özellikle transit yük taşımalarında stratejik projelerin devam ettiğini söyledi. Türkiye’nin lojistik altyapısındaki dönüşüme işaret eden Erçelik, ‘Azerbaycan, Gürcistan ve Kars’tan gelen Bakü-Tiflis-Kars hattının Marmaray/YSS Köprüsü ve Kapıkule bağlantılarıyla Avrupa’ya kesintisiz entegrasyonu hususundaki transit projeler sürüyor. Demiryolu taşımacılığını mevcut altyapı üzerinde çok daha aktif kullanmalı ve bunun ekonomik katma değerini doğru analiz etmeliyiz’ dedi. Uluslararası finansman ve yeşil dönüşüm fonlarının sürdürülebilir lojistiğe yöneldiğini vurgulayan Erçelik, yük taşımacılığında iltisak hatları ve koridor yatırımlarının önceliklendirilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/avrupa-orta-dogu-seferi-yuzde-41-azaldi-85540</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/0/1280x720/lojistik-1786946586.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu&#039;da yaşanan savaşın etkileri kendisini bölgeye yapılan taşımalarda da gösterdi. Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin 2026 ilk yarı verilerine göre kargoda Avrupa-Orta Doğu arasındaki seferler yüzde 41, Orta Doğu-Asya seferleri ise yüzde 4,1 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
