<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bursada-siyaset-hukuk-ve-yonetim-uzerine-76894</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 09:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’da siyaset, hukuk ve yönetim üzerine</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in yürütülen soruşturmalar kapsamında tutuklanarak görevinden uzaklaştırılması, kent siyasetinde önemli bir kırılma yarattı. Büyükşehir Belediye Meclisi’nin aldığı kararla AK Parti adayı Şahin Biba’nın başkanvekilliğine getirilmesiyle birlikte, yaklaşık 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi’ne geçen belediye yönetimi iki yıl gibi kısa bir sürede yeniden el değiştirmiş oldu. Sürecin arka planına bakıldığında, Nilüfer Belediyesi eski başkanı Turgay Erdem’in cezaevine girdiği dönemde tüm yetkilerin Mustafa Bozbey’de toplanmasına rağmen Bozbey’in uzun süre soruşturma dışında kalması kamuoyunda soru işaretleri doğurmuştu. Ancak bu tablo, müteahhit Emin Adanur’un iddialarıyla birlikte değişti. Adanur’un açıklamaları, özellikle Nilüfer ve genel olarak Bursa’daki inşaat sektörüne dair uzun süredir konuşulan ancak somutlaşmayan birçok iddianın gün yüzüne çıkmasına neden oldu.</p>
<p>Başlangıçta sürecin odağına Turgay Erdem yerleşmiş ve hakkında tutuklu yargılama kararı verilmişti. Ancak ilerleyen süreçte gerek müteahhitlerin beyanları gerekse Erdem’in ifadeleri, soruşturmanın kapsamını genişleterek Mustafa Bozbey’e kadar uzandı. İddialara göre, Erdem’in attığı bazı imzaların Bozbey’in talimatıyla gerçekleştiği öne sürüldü.<br />Bu noktada dikkat çeken bir diğer unsur ise iddianamede adı geçen müteahhitlerin önemli bir kısmının iktidar partisine yakın isimler olduğu yönündeki iddialardı. Bu durumun, sürece dahil olduğu öne sürülen bazı isimler açısından bir “güvence” algısı oluşturduğu ifade edilse de, ortaya çıkan tablo devlet mekanizmasının uzun vadeli işleyişini bir kez daha hatırlattı: Devlet, süreçleri erteleyebilir; ancak unutmaz.</p>
<p>Bugün gelinen noktada siyasi tartışmaların odağında “hukuk” ve “demokrasi” kavramları yer alıyor. Cumhuriyet Halk Partisi cephesi soruşturmanın siyasi olduğu yönünde eleştiriler getirirken, hukuki açıdan bakıldığında suç isnadı ve zamanaşımı süresi devam eden dosyalarda yargılamanın kaçınılmaz olduğu gerçeği değişmiyor. Bu nedenle sürecin sağlıklı değerlendirilebilmesi için yargının vereceği kararın beklenmesi gerekiyor.</p>
<p>Hukuki boyutun ötesinde, Mustafa Bozbey’in yaklaşık iki yıllık görev süresi de ayrı bir tartışma konusu. Büyük bir beklentiyle göreve gelen Bozbey, güçlü ve uyumlu bir kadro kurmakta zorlanırken, yönetimsel kararlarını yeterince sağlam temellere oturtamadığı da görüldü. Özellikle BUSKİ üzerinden yapılan su indirimi ve sonrasında gelen yüksek oranlı zamlar, kamuoyunda ciddi tepki yarattı. Aynı şekilde, altyapı yatırımlarındaki gecikmeler, ulaşım zamları ve şehir içi trafik sorunlarının artması da yönetimin performansına yönelik eleştirileri güçlendirdi.</p>
<p>Kayapa ve Hasanağa gibi gelişmekte olan bölgelerde beklenen altyapı yatırımlarının gerçekleştirilememesi, istihdam politikalarına yönelik çelişkili iddialar ve hizmetten çok geçmiş yönetimi eleştirmeye odaklanan söylem, Bozbey yönetiminin kamuoyu nezdindeki güvenilirliğini zedeledi. Buna karşın sosyal etkinlikler ve organizasyonların artması, bazı kesimler tarafından olumlu görülse de genel tabloyu değiştirmeye yetmedi.<br />Öte yandan Bursa’nın uzun vadeli gelişimi açısından kritik öneme sahip olan 1/100 binlik çevre düzeni planının akıbeti de belirsizliğini koruyor. Daha önce de benzer bir planın hayata geçirilememiş olması, kentin stratejik planlama konusundaki kronik sorunlarını gözler önüne seriyor. Oysa Bursa’nın sürdürülebilir büyüme ve sağlıklı kentleşme için bu tür üst ölçekli planlara her zamankinden daha fazla ihtiyacı bulunuyor.</p>
<p>Bursa’da yaşanan bu siyasi ve hukuki süreçler yalnızca aktörleri değil, doğrudan kentin geleceğini etkileyen bir tablo ortaya koyuyor. Yönetim değişiklikleri, soruşturmalar ve tartışmalar arasında kaybolan en önemli unsur ise hizmet üretimi ve kent vizyonu. Bursa’nın bu süreçten ne kadar sürede toparlanacağı ve yeniden istikrarlı bir yönetime kavuşup kavuşamayacağı ise önümüzdeki dönemin en önemli sorularından biri olarak duruyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bursada-siyaset-hukuk-ve-yonetim-uzerine-76894</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da Siyaset, Hukuk ve Yönetim Üzerine ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-23-kitap-fuari-kapilarini-acti-76893</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 09:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa 23. Kitap Fuarı kapılarını açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Tüyap Fuarlar Yapım A.Ş. tarafından, Türkiye Yayıncılar Birliği iş birliğinde düzenlenen Bursa 23. Kitap Fuarı, 19 Nisan’a kadar Bursa Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi’nde ziyaretçilerini ağırlayacak. 198 yayınevi, marka ve kurumun katılımıyla, 500’ün üzerinde yazar ve şair okurlarıyla bir araya geliyor. Edebiyat dünyasının farklı kuşaklarından isimlerin yer aldığı fuarda, hem usta kalemler hem de genç yazarlar imza günleri ve söyleşiler aracılığıyla kitapseverlerle buluşuyor. Ziyaretçiler, fuar süresince farklı türlerde eserler üreten yazarlarla birebir temas kurma ve kitaplarını imzalatma imkânı buluyor. Fuar kapsamında dokuz gün boyunca 93 farklı etkinlik düzenleniyor. Söyleşiler ve panellerde edebiyat, güncel konular ve farklı disiplinlerden başlıklar ele alınırken, çocuklara yönelik yaratıcı atölyeler ve gençlere özel içerikler de programda yer alıyor. Edebiyat odaklı dinletiler ve çeşitli kültürel etkinliklerle zenginleşen program, ziyaretçilere gün boyu süren çok yönlü bir deneyim sunuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-23-kitap-fuari-kapilarini-acti-76893</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/3/1280x720/bursa-23-kitap-fuari-kapilarini-acti-1776063123.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’nın en önemli kültür buluşmalarından biri olan Bursa 23. Kitap Fuarı, kapılarını ziyaretçilere açtı. Dokuz gün boyunca kitapseverleri yazarlar, yayınevleri ve zengin etkinlik programıyla bir araya getirecek fuar, yoğun ilgiyle başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/karcher-vergi-duvarini-kablolu-supurge-uretimi-ile-asti-76888</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 09:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kärcher, vergi duvarını kablolu süpürge üretimi ile aştı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Temizlik teknolojileri pazarının küresel oyuncusu Alman Kärcher, Türkiye’yi operasyonel merkez üssü haline getiriyor. 2014 yılında 10 milyon Euro olan Türkiye cirosunu, 10 yılda 8 kat artırarak 80 milyon Euro’ya taşıyan şirket, rotayı 100 milyon Euro barajına çevirdi. Türkiye’de iş ortakları ile kablolu süpürge üretimi yapan şirket, ihracat da başladı. 2014’te Kärcher Türkiye’nin başına geçen Kärcher Türkiye Ülke Müdürü ve Orta Avrasya Bölge Direktörü Gökhan Gökmen, şirketin geçmiş dönem performansı ve gelecek dönem hedefleri ile ilgili EKONOMİ’ye konuştu. Gökmen, Türkiye’nin şirket için stratejik bir konumda olduğunu vurgulayarak, Türkiye’yi yalnızca bir pazar olarak değil, aynı zamanda Orta Avrasya bölgesine açılan önemli bir operasyon merkezi olarak gördüklerini anlattı. Gökmen, son yıllarda artan yatırımlar, genişleyen ürün gamı ve güçlenen dağıtım ağıyla Türkiye’deki varlıklarını pekiştirdiklerini belirterek, hem bireysel hem de profesyonel segmentte büyümeyi sürdürdüklerini ifade etti. Türkiye’deki yapılanmayı daha da güçlendirmeyi hedeflediklerini kaydeden Gökmen, bu doğrultuda mağazalaşma ve müşteri deneyimine yönelik yatırımların devam edeceğini söyledi. Küresel çapta 3,5 milyar Euro ciro ve 17 bin çalışana sahip olan Kärcher’ın portföyünde 3 binden fazla ürün ve 700’ü aşkın aktif patent bulunuyor. 1935’te kurulan bugün Türkiye dahil 85’ten fazla ülkede operasyonlarını kendisi yürütüyor.</p>
<h2>Brezilya ile ‘foto finiş’ yarışı </h2>
<p>Türkiye’nin performansına ilişkin verileri paylaşan Gökhan Gökmen, “2024’te Euro bazında yüzde 100 büyüme kaydettik. 2025 yılında yine Euro bazında yüzde 16 büyüdük. 2020-2025 döneminde yüzde 45’lik bir Bileşik Yıllık Büyüme Oranı başarısı gösterirken, yine bu dönemde 1,2 milyon ürünü tüketicilerle buluşturduk. Türkiye’nin stratejik önemine duyulan güvenin bir sonucu olarak, 2025 sonu itibarıyla sermayemizi Almanya merkezli yatırımlarla yüzde 35 oranında artırdık. 4,5 milyon Euro’luk sermaye artışı resmileşti ve nakit girişi sağlandı. Bu yatırım; lojistik kapasitemizden servis ağımıza, dijital altyapımızdan müşteri deneyimine kadar her alanda Türkiye’yi bölgesel bir büyüme merkezi haline getirme kararlılığımızı simgeliyor. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ve YASED gibi kurumlardan da bu dönemde gelen yabancı sermaye girişi nedeniyle takdir aldık. Almanya, Türkiye’nin kriz yönetme becerisini diğer ülkelere örnek gösteriyor” dedi. Bu performansın Türkiye’yi Kärcher dünyasında büyüme hızı açısından şampiyon yaptığını belirten Gökhan Gökmen, şu an 85 ülke içinde 11. Sırada olduklarını, 10. sıradaki Brezilya ile arada sadece 100 bin Euro gibi sembolik bir fark kaldığını dile getirdi. Gökmen, “Hedefimiz olan 100 milyon Euro ile dünyada ilk 10 pazar arasına adımızı yazdıracağız” dedi. </p>
<h2>Evler, profesyonellerden daha cömert </h2>
<p>Global ciroda profesyonel ve ev tipi ürünler yüzde 50-50 dengedeyken, Türkiye’de ibre yüzde 65 ile perakende lehine dönmüş durumda. Gökmen, bu tablonun mimarının buharlı temizlik makineleri olduğunu söyledi. Gökmen, “2015 yılında Türkiye’de buharlı temizlik alışkanlığı neredeyse sıfırdı. Talep yoksa biz oluştururuz dedik ve başardık. Bugün perakendede lokomotifimiz buharlı makineler. Ancak asıl büyük kavga süpürge pazarında. Türkiye’de yılda 4,5 milyon adetlik bir süpürge pazarı var” diye konuştu.</p>
<h2>Vergi duvarına karşı yerli üretim hamlesi </h2>
<p>Kärcher, ithalattaki vergi yükünü ve lojistik maliyetleri aşmak için Türkiye’de yerli üretim yapıyor. Yerel bir partner aracılığıyla kablolu süpürge üretimine başladıklarını kaydeden Gökmen, “Türkiye’nin üretim maliyetleri artık çok düşük değil. Bazı kalemlerde Romanya fabrikamızdan ürün getirmek hala daha ekonomik. Ancak vergi avantajı ve yerel pazarın dinamiklerine uygun tasarım ihtiyacı bizi yerli üretime yöneltti. Yıllık 80 bin adetlik kapasiteye ulaştık” bilgisini paylaştı.</p>
<h2>Mağaza formatı ülkelere örnek oldu</h2>
<p>Türkiye’nin operasyonel başarısı, bölge ülkelerinin yönetimini de İstanbul’a taşıdı. Gökhan Gökmen’in 'Orta Avrasya Bölge Direktörü' sorumluluğuyla; Azerbaycan, Gürcistan, Özbekistan ve Kazakistan artık Türkiye üzerinden yönetiliyor. Gökmen, "Türkiye’de denediğimiz ve başarılı olan modelleri bölgeye ihraç ediyoruz. Örneğin AVM mağazacılığı konsepti Kärcher dünyasında bir ilk ve Türkiye çıkışlı. Şimdi Dubai ve Batum gibi noktalarda da bu model uygulanmaya başladı" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Taksitin maliyeti yüzde 18 </h2>
<p>Sektörün en büyük sorununun karlılık ve finansman maliyetleri olduğunu belirten Gökmen, piyasadaki taksit çıkmazına değindi. Gökmen, Bugün 6 taksit yapmanın kredi kartı maliyeti yüzde 18. Bizim sektörde bu maliyeti kompanse edecek bir kar marjı yok. Tüketici taksit istiyor, tedarikçi ise parayı çabuk tahsil etme peşinde. Burada müthiş bir çekişme var. Biz premium marka duruşumuzdan taviz vermeden, 5 yıl garanti ve servis gücüyle bu süreci yönetiyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Algoritmalar ana influencer haline geldi </h2>
<p>Dijitalleşmede Türkiye’nin Almanya’dan daha hızlı olduğunu savunan Gökmen, yapay zekanın satın alma tercihlerini nasıl değiştirdiğini anlattı: "Globalde 17 bin çalışanımız Google Gemini’ye entegre oldu. Ama asıl devrim tüketici tarafında. Artık kullanıcılar ChatGPT’ye ‘Hangi süpürgeyi almalıyım?’ diye soruyor. Algoritmalar ana influencer haline geldi. Biz de yapay zekanın Kärcher’i önermesi için stratejik senaryolar çalışıyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/karcher-vergi-duvarini-kablolu-supurge-uretimi-ile-asti-76888</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/karcher.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alman Kärcher, ithalattaki vergi yükünü ve lojistik maliyetleri aşmak için Türkiye’de kablolu süpürge üretimine başladı. 80 bin adetlik kapasiteye ulaştıklarını belirten Genel Müdür Gökhan Gökmen, sorumlu olduğu ülkelere de ihracat yaptıklarını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/5gli-telefon-satis-payi-yuzde-37den-55e-cikti-76887</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 08:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5G’li telefon satış payı yüzde 37&#039;den 55’e çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’de yüksek faiz, sıkı para politikası ve kontrollü talep dönemi tüketici elektroniği pazarında büyüme dinamiklerini yeniden şekillendiriyor. Ciro tarafında enflasyon kaynaklı artış devam ederken, adet bazında pazar uzun süredir yatay seyrediyor. Perakendeciler için yeni dönemin ana başlıklarından biri ise 31 Mart itibari ile hayata geçen 5G teknolojisi olarak öne çıkıyor. Söz konusu teknoloji, uzun süredir yatay seyreden tüketici elektroniği pazarında en önemli büyüme başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Capital, Ekonomist ve Start Up dergileri tarafından düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi’nde bir araya geldiğimiz MediaMarkt Türkiye CEO’su Hulusi Acar, 5G’nin yalnızca telekom altyapısı yatırımı değil, aynı zamanda yeni bir tüketici elektroniği talep dalgası yaratacağını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc8687636f3-1776060039.jpg" alt="" width="700" height="394" />Acar, “Bakın 5G’nin tam zamanı. MediaMarkt’tan 5G’li telefonunuzu alabilirsiniz diye kampanyalar yaptık. Müşteri buna cevap verdi. Artık mağazaya gelen kullanıcılar telefon alırken ‘Bir de 5G’li mi bu?’ diye soruyor” dedi. Acar, kampanyaların satışlara da doğrudan yansıdığını belirterek, “1 Şubat öncesinde cep telefonu satışlarımızın yüzde 37’si 5G’li modellerden oluşuyordu. Şimdi bu oran yüzde 55’e çıktı. Bilinç arttıkça bu oran daha da yükselecek” diye konuştu.</p>
<h2>Pazar adet bazında yatay </h2>
<p>Tüketici elektroniği pazarında son bir yıldır adetsel büyüme görülmediğini ifade eden Acar, ciro tarafında ise enflasyon seviyesinde artış yaşandığını kaydetti. Acar, “Makroekonomik dengeye baktığımızda bazı sektörler büyümeyi yavaşlatırken bazıları destekledi. Toplamda enflasyon kadar bir büyüme hala var. Adetsel anlamda ise düz gidiyor, yani büyüme yok. MediaMarkt olarak sektör ortalamasının üzerinde büyüyoruz” dedi. Şirketin stratejisinin küçülen veya yatay seyreden pazarda pazar payı kazanmak olduğunu belirten Acar, “Pastanın boyutu küçülüyorsa, biz dilimimizi artırarak küçülmemeyi hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Fiyatta RAM krizi baskısı </h2>
<p>Acar, geçen yılın ilk çeyreği ile bu yılın ilk çeyreği karşılaştırıldığında bazı kategorilerde fiyat artışlarının neredeyse durduğunu söyledi. Beyaz eşyada fiyat artışının sınırlı kaldığını, ancak küresel RAM ve çip tedarik sorunlarının bazı ürünlerde maliyet baskısı yarattığını belirten Acar, özellikle giriş ve orta segment telefonlarda fiyat artışının daha belirgin hissedilebileceğini ifade etti. Acar, “20 dolarlık bir RAM maliyeti 100-120 dolar seviyelerine çıkabiliyor. Bu artış premium segmentte daha sınırlı hissedilirken, uygun fiyatlı telefonlarda daha yüksek yansıyabilir” dedi.</p>
<h2>Stok yönetiminde yapay zeka dönemi </h2>
<p>Son dönemde perakendede en kritik başlığın stok yönetimi olduğunu vurgulayan Acar, yanlış stok pozisyonunun şirketleri zorlayabileceğini söyledi. MediaMarkt’ın yapay zekayı stok optimizasyonunda kullandığını anlatan Acar, ürün bulunurluğu ile stok maliyeti arasında denge kurduklarını kaydetti. Acar, “Stoklarımızı şişirmek gibi bir ajandamız yok. Kurallar çerçevesinde optimum stokla ilerliyoruz. Zamdan fayda sağlamak gibi bir yaklaşımımız bulunmuyor” dedi. Media- Markt Türkiye’nin grupo içindeki yerine de değinen Acar, Türkiye’de 103 mağaza ile faaliyet gösterdiğini belirterek, ciro bazında Türkiye operasyonunun Almanya’nın ardından grup içinde ikinci sırada yer aldığını söyledi. Acar, Türkiye’yi İspanya, İtalya, Hollanda, Avusturya, Polonya ve Macaristan’ın izlediğini aktardı. Acar, yıl genelinde adet bazında yatay, ciro bazında ise enflasyon civarında büyüme beklediğini ifade ederek, dijital ve fiziksel mağazaların birlikte büyümeyi sürdüreceğini söyledi. 5G dönüşümü, yeni ürün kategorileri ve doğru stok yönetimiyle MediaMarkt’ın pazardan daha hızlı büyümeyi hedeflediğini kaydetti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yeni büyüme alanı hava temizleme cihazları</span></h2>
<p>Robot süpürge, air fryer ve otomatik kahve makineleri gibi ürünlerin geçmiş dönemde pazara ivme kattığını hatırlatan Acar, sıradaki sıçrama kategorisinin hava temizleme cihazları olacağını söyledi. Acar, “Bir sene içinde hava temizleme cihazlarını uçuracağım. Herkesin evine bir tane gidecek. Çünkü müşteriye net bir değer teklifi sunuyor. Evde tütün ürünleri içildiğinde ya da koku oluştuğunda cihazın etkisi hemen görülüyor” diye konuştu. İkinci el ve yenilenmiş telefon pazarında da farkındalığın da arttığını belirten Acar, MediaMarkt satışları içinde yenilenmiş cihazların payının yüzde 4 seviyesinde olduğunu söyledi. Tüketicinin fiyat farkı açıldıkça yenilenmiş cihazlara daha fazla yöneldiğini belirten Acar, bu segmentin önümüzdeki dönemde büyümeye devam edeceğini ifade etti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/5gli-telefon-satis-payi-yuzde-37den-55e-cikti-76887</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/cep-telefonu-ikinci-el.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MediaMarkt Türkiye CEO’su Hulusi Acar, 5G’ye geçiş sürecinin akıllı telefon pazarında yeni bir yenileme dalgası yaratacağını belirterek şirket satışlarında 5G’li telefon payının kısa sürede yüzde 37’den yüzde 55’e yükseldiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/savas-pamugu-da-tutusturdu-76886</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 08:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş pamuğu da tutuşturdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69dc83008a8cc-1776059136.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Orta Doğu’da derinleşen jeopolitik gerilim, emtia piyasalarında geniş çaplı bir dalga yaratırken, bu etkinin en belirgin hissedildiği ürünlerin arasında pamuk da geliyor. Enerji fiyatlarındaki artış, gübre maliyetlerindeki sıçrama ve lojistik aksaklıklar, zaten olumsuz hava koşulları nedeniyle kırılgan olan arz dengesini daha da sıkılaştırdı. Bu gelişmeler, küresel piyasalarda pamuk fiyatlarını son 22 ayın en yüksek seviyesine taşırken, tekstil sektöründe de yeni bir maliyet baskısı dönemine işaret ediyor. </p>
<h2>Fiyatlar güçlü yükseliş trendinde </h2>
<p>Pamuk vadeli işlemleri pound başına 73 sentin üzerine çıkarak Haziran 2024’ten bu yana en yüksek seviyesini test etti. Yılbaşından bu yana fiyatlardaki yükselişin yüzde 14’e ulaşması, piyasada yukarı yönlü trendin güç kazandığını ortaya koyuyor. Şubat ayından itibaren hızlanan bu toparlanma, arz endişeleri ve makro gelişmelerin birleşik etkisiyle destekleniyor.</p>
<h2>Enerji fiyatları talebi yeniden şekillendiriyor </h2>
<p>Enerji piyasalarındaki gelişmeler pamuk fiyatları üzerinde dolaylı ancak güçlü bir etki yaratıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki kısıtlamalar ve jeopolitik riskler nedeniyle yükselen petrol fiyatları, polyester gibi sentetik elyafların üretim maliyetini artırıyor. Bu durum, pamuk gibi doğal elyaflara olan talebi güçlendiriyor. Böylece enerji fiyatlarındaki artış, yalnızca maliyet kanalıyla değil, talep yönlü bir destekle de pamuk piyasasını yukarı taşıyor.</p>
<h2>Fon akımları fiyatları hızlandırdı </h2>
<p>Jeopolitik risklerin artmasıyla birlikte finansal yatırımcıların emtia piyasalarına yöneldiği görülüyor. Nisan ayının ilk haftasına kadar olan beş haftalık dönemde, 25 büyük emtia vadeli işleminde yönetilen para pozisyonları yüzde 78 artarak 1,9 milyon sözleşmeye ulaştı. Bu süreçte özellikle pamuk gibi yumuşak emtialarda daha önce yüksek seviyede olan kısa pozisyonların hızla kapatılması, fiyatlardaki yükselişi hızlandıran önemli bir unsur oldu. Brent petrol ve tarım emtialarıyla birlikte pamuk da bu yatırım akımından güçlü şekilde etkilendi.</p>
<h2>Arz tarafında riskler büyüyor </h2>
<p>Pamuk piyasasında fiyatları yukarı çeken bir diğer önemli unsur ise arz tarafındaki belirsizlikler. En büyük ihracatçılardan ABD’nin batı ve güneybatı Büyük Ovalar bölgesinde devam eden kuraklık, üretim görünümünü tehdit ediyor. Çinli veri sağlayıcısı SunSirs’e göre, ABD’de pamuk ekim alanının 9,4 milyon dönümden 9,23 milyon dönüme gerilemesi bekleniyor.</p>
<h2>Gübre maliyetleri üretimi baskılıyor </h2>
<p>Pamuk üretimi, yoğun gübre kullanımına bağlı olması nedeniyle artan gübre fiyatlarına karşı oldukça hassas bir yapı sergiliyor. Ortadoğu’daki çatışmaların Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşen sevkiyatları aksatması, küresel gübre arzını doğrudan etkiliyor. </p>
<h2>Tekstil zincirine maliyet baskısı </h2>
<p>Pamuk fiyatlarındaki yükseliş, tekstil sektöründe maliyetlerin artmasına yol açıyor. Özellikle iplik ve kumaş üreticilerinin bu süreçten daha hızlı etkilenmesi beklenirken, küresel hazır giyim ticaretinde de fiyat ayarlamalarının gündeme gelmesi olası görünüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Küresel üretim artıyor Türkiye açık veriyor</span></h2>
<p>2025/26 sezonuna ilişkin küresel görünüm, üretim ve tüketimde sınırlı artışa işaret ediyor. Küresel pamuk üretiminin 121,9 milyon balyaya yükselmesi beklenirken, tüketimin 119,1 milyon balyaya ulaşacağı öngörülüyor. Küresel ticaretin 43,7 milyon balyaya gerilemesi beklenirken, stokların ise 77 milyon balyaya çıkacağı tahmin ediliyor. Türkiye tarafında ise arz-talep dengesi dikkat çekiyor. 1 Ağustos’ta başlayan pazarlama yılında üretimin 665 bin ton, tüketimin 1 milyon 481 bin ton ve ithalatın 980 bin ton seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Bu tablo, Türkiye’nin pamukta dışa bağımlılığının sürdüğünü ve küresel fiyat hareketlerine karşı hassasiyetin devam ettiğini ortaya koyuyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/savas-pamugu-da-tutusturdu-76886</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/5/1280x720/pamukta-kotu-senaryo-uretim-80-bin-tonlara-kadar-dusebilir-1774955411.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’daki gerilim, enerji ve gübre maliyetlerini yukarı çekerken pamuk piyasasında çift yönlü bir şok yarattı. Arz sıkışırken talep artıyor, fiyatlar yılbaşından bu yana yüzde 14 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/belediyelerin-yaptigi-kulturel-harcamalar-belli-araliklarla-kamuoyuna-aciklanacak-76885</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belediyelerin yaptığı kültürel harcamalar belli aralıklarla kamuoyuna açıklanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti’nin hazırladığı belediyelerle ilgili yasa taslağı şekillenmeye başladı. Pek çok yeniliğin getirileceği Belediyeler Kanunu ile olası yolsuzluk ve suistimale karşı kültürel faaliyetler denetlenirken, söz konusu faaliyetlere ise reklam kısıtlaması getirilecek. Kültürel faaliyetlerin hangi amaçla yapıldığı, harcamaların belgeleri kayıt altına alınacak ve maliyeti ölçülecek.</p>
<p><strong>Uygulamada yaşanan sıkıntılar</strong></p>
<p>Mevcut yasada Cumhurbaşkanlığı’nın onayına tabi olan belediye şirketlerinin açılmasına ilişkin düzenleme yeniden yazılacak. Onayla ilgili uygulamada yaşanan sıkıntı, “Belediye iştirakleri, ‘cumhurbaşkanlığı onayı’ yerine Cumhurbaşkanı’nın izni olmadan açılamaz” hükmü açık bir şekilde yazılacak. Daha önce yapılan düzenlemede, belediyeler ve bağlı kuruluşların dolaylı veya bedelsiz şekilde şirket edinmesi, şirket kurması ya da kooperatiflere ortak olması Cumhurbaşkanı onayına bağlanmıştı ancak yeni yasada daha açık ve net yazılacak.</p>
<p><strong>Yüzde 30 kotası denetlenecek </strong></p>
<p>Reform yasa taslağıyla personel alımına da sıkı denetim getirilecek. Personel giderlerinin yüzde 30-40'ı aşmaması için yeni tedbirlerin yer alacağı taslak ile belediyelerin ihale süreçlerine şeffaflık getirilmesi, merkezi idare ile belediyeler arasında giderek artan yetki tartışmalarına son verilmesi, büyükşehir ve ilçe belediyeleri arasındaki yetki paylaşımının yeniden belirlenmesi düzenleniyor. SGK primlerinin kaynakta kesilmesi de önerilen formüller arasında yer alıyor. Personel giderlerinin toplam gelirin yüzde 30-yüzde 40'ını aşmaması kurala bağlanacak. Kamu zararı oluşturan harcamalardan sorumlu kişiler hakkında takip başlatılması ve zararın yöneticilere rücu edilmesi (ödettirilmesi) mekanizması kurulacak.</p>
<p>Taslağa göre, büyükşehir ve ilçe belediyeleri arasındaki görev ve yetki paylaşımının da yeniden düzenlenmesi planlanıyor. Kamu zararına neden olan durumlarda sorumluluğun doğrudan yöneticilere yüklenmesi öngörülüyor. Yeni düzenleme ile birlikte belediye harcamalarının düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılması planlanıyor. Böylece vatandaşların yerel yönetimlerin mali faaliyetlerini daha yakından takip edebilmesi amaçlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/belediyelerin-yaptigi-kulturel-harcamalar-belli-araliklarla-kamuoyuna-aciklanacak-76885</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/lira-para-tl-1768737129.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti tarafından belediyelerle ilgili hazırlanan yasa taslağına göre, kültürel faaliyetler harcamalarının belgeleri kayıt altına alınacak ve maliyeti ölçülecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ilansiz-pazarlik-usulu-ihale-76883</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlansız pazarlık usulü ihaleler iki katına çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’de kamu alımlarında kullanılan ihale yöntemlerine yönelik bir çalışmada, herkesin katılımına açık ihalelerin tutar bazında toplam ihaleler içindeki oranının 2003’te yüzde 81,89 seviyesindeyken, 2025 sonunda yüzde 61,98’e gerilediği, yüzde 37,06’sı ilansız pazarlık usulü olmak üzere, pazarlık usulüyle alımların yüzde 16,63’ten yüzde 37,23’e yükseldiği belirlendi. 2023 ve 2024’te bu yöntem ağırlıklı olarak deprem sonrası inşa ve hizmet faaliyetleri için kullanıldığı için, bu iki yılda zirve görüldü. Yine de pazarlık usulünü kullanma eğiliminin hemen her yıl yükselme eğiliminde olması dikkat çekti. AB ülkeleri toplamında ise çalışmada incelenen son veri yılı olan 2024’te, tutar bazında ihaleyle yapılan kamu alımlarının yüzde 85,1’inin açık ihalelerden oluştuğu bilgisi verildi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc7f1c295af-1776058140.png" alt="" width="343" height="402" />Abdullah Karaer tarafından yapılan ve hakemli bilimsel dergi olan Sayıştay Dergisi’nde yayınlanan çalışmada, çeşitli nedenlerle ihale usulleri kullanılmadan yapılan kamu alımlarının toplam alımlar içindeki payına da bakıldı. Buna göre, pazarlık dahil herhangi bir ihale açmadan doğrudan temin ve istisna düzenlemelerle yapılan kamu alımlarının toplam kamu alımları içindeki payı, 2005’te yüzde 27 seviyesindeyken 2014 yılında 13,9’a, 2017’de ise yüzde 9,7’ye kadar düştükten sonra, düzenli olarak artarak yüzde 24,2’ye ulaştı. Çalışmada, çeşitli istisnaların daraltılması yanında, açık ihale usulünün kolaylaştırılması önerildi.</p>
<h2>Teknoloji yoğun alımlarda Türkiye daha az rekabetçi </h2>
<p>Makalenin Türkiye-AB karşılaştırması, 2018-2023 arasındaki kamu alımları toplamı üzerinden yapıldı. Rekabetçi olmayan usullerin kullanımının tutar bazında toplamdaki payının AB’de yüzde 6, Türkiye’de ise yüzde 28,9 olduğu, Türkiye’nin AB ile uyum için çıkarılan Kamu İhale Kanununda yaptığı sık değişiklikler, uygulama sorunları ve şeffaflık eksikliğini gösterdiği belirtilen çalışmada, “Önceden öngörülemeyen, acil ihtiyaçlar için istisnai olarak başvurulması gereken ilansız pazarlık usulünün yaygın bir uygulama haline gelmesi; alım yapan görevlilere fazla inisiyatif sağladığı için yolsuzluk ve usulsüzlük riski yüksek olan doğrudan temin yönteminin sıklıkla ve artan ölçüde amacı dışında kullanılması, bu tespiti desteklemektedir” denildi.</p>
<p>Tutar bazındaki kıyaslamada çeşitli alım yöntemleri arasında ileri teknoloji ve uzmanlık gerektiren, karmaşık yapıya sahip kamu alımlarında genellikle tercih edilen ilanlı pazarlık usullerine de işaret edildi. odaklanıldı. Bu kapsamda, ilanlı pazarlık usulünün toplam içindeki payı AB ülkelerinde yüzde 19 seviyesindeyken, Türkiye’de bu oranın yüzde 0,2 olmasına dikkat çekilerek, “Bu veri Türkiye’nin kamu hizmetlerinin ve faaliyetlerinin dijitalleşmesini ve iyileşmesini sağlayan kamu alımlarında kullanılan ilanlı pazarlık usulünü AB ülkelerinin aksine etkili bir şekilde uygulamadığını göstermektedir” değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<h2>Pazarlık usulüyle yapılan ihalelerin bedeli daha yüksek </h2>
<p>Abdullah Karaer çalışmasında, açık ihale usulüne karşılık pazarlık usulü ihalelerde daha yüksek maliyetler çıktığı, 2003-2024 arasında yaklaşık maliyet ile ihale sonucu kıyaslandığında, pazarlık usulünün 2022 yılı hariç diğer yıllarda daha yüksek çıktığı; sözleşme bedelinin yaklaşık maliyete oranının açık usullerde yüzde 80, pazarlık usulünde yüzde 88 olarak gözlendiği bulgusuna yer verildi.</p>
<p>Açık ihale ile pazarlık usulü kullanımının yaklaşık maliyete oranına yönelik yabancı ülke çalışmalarına da atıf yapılan makalede, “Ampirik analiz sonucunda açık ihalenin alım maliyetlerini düşürdüğü ve fiyat rekabetini artırdığı sonucuna ulaşmışlardır. Dolayısıyla Türkiye’de açık ihale usulünün yaygınlaştırılması halinde önemli miktarda tasarruf sağlanması mümkün bulunmaktadır” yorumu yapıldı.</p>
<h2>Açık, şeffaf, rekabet ve eşitlik ilkelerine uygun ihale yapılmalı </h2>
<p>Çalışmada, kamu alımlarının şeffaflık, rekabet, eşit muamele ve orantılılık ilkelerine uygun yapılması, rekabetçi usullerin kullanılması, ilansız pazarlık usulünün kullanım şartlarına uyulması, doğrudan alıma imkan sağlayan eşik değer uygulamasının kaldırılması, ilansız pazarlık usulünün sadece Kamu İhale Kurulu izniyle yapılabilmesi, elektronik ihalenin yaygınlaşması, KİT, BİT ve döner sermayelerin doğrudan alım eşik değer uygulamasının kaldırılması önerildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ilansiz-pazarlik-usulu-ihale-76883</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/ihale-kamu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlansız pazarlık usulü ihaleler iki katına yükseldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ticaretin-dar-bogazlari-enerji-guvenligi-savaslar-ve-yeni-donemin-deniz-rotalari-76872</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ticaretin dar boğazları: Enerji güvenliği, savaşlar ve yeni dönemin deniz rotaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Modern dünya ekonomisi, enerji ve ticaret akışının kesintisiz biçimde sürmesine dayanan son derece hassas bir denge üzerinde yükseliyor. Bu dengenin en kritik unsurlarından birini ise stratejik deniz geçiş noktaları oluşturuyor. Boğazlar, kanallar ve dar su yolları yalnızca gemi trafiği açısından değil, aynı zamanda küresel güç rekabeti bakımından da büyük önem taşıyor. Dünya ticaretinin hacim bazında yaklaşık yüzde 85’inin, değer bazında ise yüzde 55’inin deniz yoluyla gerçekleştiği düşünüldüğünde, bu geçitlerde yaşanacak herhangi bir aksamanın küresel ekonomi üzerinde ağır sonuçlar doğurması kaçınılmaz hale geliyor.</p>
<p>2026 yılında ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan süreç, deniz geçiş noktalarının özellikle enerji arz güvenliği bakımından ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi. Şubat ayında başlayan askeri operasyonların ardından Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi, piyasalarda 2022 yılında Rusya-Ukrayna savaşının başlangıcından bu yana görülmeyen ölçüde bir şok etkisi yarattı. Bu tür geçiş noktalarında meydana gelen tıkanıklık yalnızca petrol ve doğal gaz fiyatlarında dalgalanmaya yol açmıyor; imalat sanayiinden gıda tedarik zincirine kadar uzanan geniş bir alanda sistemik kırılmaların önünü açıyor.</p>
<p><strong>Malakka Boğazı; Çin, Japonya </strong><strong>ve Güney Kore için vazgeçilmez</strong></p>
<p>Dünya ticaretinin büyük bölümü birkaç kritik deniz kapısından akıyor. Bu geçitlerin başında Malakka Boğazı geliyor. Endonezya ile Malezya arasında yer alan ve Hint Okyanusu’nu Güney Çin Denizi’ne bağlayan bu boğaz, özellikle Çin, Japonya ve Güney Kore açısından vazgeçilmez bir ticaret ve enerji hattı niteliği taşıyor. Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin önemli bir bölümü bu güzergâhtan geçerken, Malakka Boğazı aynı zamanda dünyanın en büyük petrol transit noktalarından biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Bir diğer kritik geçiş noktası Hürmüz Boğazı. İran ile Umman Yarımadası arasında yer alan bu dar su yolu, Basra Körfezi’ni Hint Okyanusu’na bağlıyor. Suudi Arabistan, İran, Irak, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi üreticilerin petrol ve doğal gaz ihracatının büyük bölümü bu koridordan yapılıyor. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin, küresel LNG ticaretinin önemli bir kısmının ve deniz yoluyla taşınan enerji ürünlerinin büyük bölümünün Hürmüz’den geçmesi, burayı küresel enerji sisteminin kalbi haline getiriyor.</p>
<p>Süveyş Kanalı ve Bab el-Mendep Boğazı da küresel ticaret zincirinin vazgeçilmez halkaları arasında bulunuyor. Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan Süveyş Kanalı, Avrupa ile Asya arasındaki deniz rotasını yaklaşık 9 bin kilometre kısaltıyor. Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 15’inin bu kanaldan geçmesi, kanalın dünya ekonomisindeki ağırlığını açık biçimde ortaya koyuyor. 2021 yılında yaşanan Evergreen kazasıyla kanalın günlerce kapanması, bu geçidin ne kadar kritik olduğunu tüm dünyaya göstermişti. Son dönemde Yemen merkezli Husi saldırılarının Kızıldeniz hattında oluşturduğu güvenlik riski ise taşıma şirketlerini yeniden Ümit Burnu rotasına yöneltmiş durumda.</p>
<p>Panama Kanalı da Atlantik ile Pasifik Okyanuslarını birleştirerek dünya ticaretinde önemli bir rol üstleniyor. Özellikle ABD ile Asya arasındaki ticaret açısından kritik olan bu kanal, küresel deniz taşımacılığının önemli geçiş merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor. Ancak son yıllarda yaşanan kuraklık ve su seviyesindeki düşüş, Panama Kanalı’nın da iklim kaynaklı risklere ne kadar açık olduğunu ortaya koydu.</p>
<p><strong>İklim değişikliği, kutuplarda </strong><strong>yeni rotaları gündeme taşıyor</strong></p>
<p>Bunların yanı sıra İstanbul ve Çanakkale boğazları, Danimarka boğazları, Cebelitarık Boğazı, Tayvan Boğazı ve Ümit Burnu da dünya ticareti açısından kilit önem taşıyan diğer geçiş noktaları arasında yer alıyor. Ayrıca iklim değişikliğinin etkisiyle kutup bölgesindeki su yollarının daha erişilebilir hale gelmesi, yeni deniz rotalarını da küresel ticaret gündeminin üst sıralarına taşıyor.</p>
<p>Bu noktada Kuzey Deniz Rotası, yani NSR, giderek daha fazla dikkat çekiyor. Rusya’nın Arktik kıyıları boyunca uzanan bu rota, Avrupa ile Asya arasındaki taşımacılıkta Süveyş Kanalı’na alternatif olarak görülüyor. Rus yetkililer ve uluslararası haber kaynaklarına göre NSR, özellikle yaz aylarında Çin ile Rus limanları arasında kullanıldığında, gemilere Süveyş güzergâhına kıyasla denizde yaklaşık 10 güne varan zaman tasarrufu sağlayabiliyor. Ancak rota henüz tam anlamıyla risksiz ve sürekli kullanılabilir bir ticaret koridoru haline gelmiş değil. Buz koşulları, yüksek sigorta ve işletme maliyetleri, buz kırıcı desteği ihtiyacı ve zorlu hava şartları, Kuzey Deniz Rotası’nın önündeki temel engeller arasında bulunuyor. Yine de iklim değişikliğiyle birlikte Arktik’teki buz örtüsünün dönüşmesi ve Rusya’nın bu hatta yaptığı lojistik yatırımlar, NSR’nin orta ve uzun vadede küresel deniz ticaretinde daha görünür bir yer edinmesine yol açabilir.</p>
<p>Orta Doğu’daki savaş ve Hürmüz Boğazı’ndaki fiili tıkanma, küresel ekonomiye çok katmanlı bir darbe vurdu. Gemi geçişlerindeki sert düşüş, enerji fiyatlarında hızlı yükselişi beraberinde getirirken, enflasyon riskini de yeniden dünya ekonomisinin merkezine taşıdı. Navlun maliyetlerinin neredeyse iki katına çıkması, ticaret hacminde yavaşlama beklentilerini güçlendirdi. Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından bu süreç, para birimlerinde değer kaybı ve dış borçlanma maliyetlerinde artış gibi ciddi finansal baskılar yaratıyor.</p>
<p><strong>Enerji ihtiyacının bel kemiği </strong><strong>hâlâ petrol ve doğal gaz</strong></p>
<p>Enerji cephesinde ise tablo daha da çarpıcı. Petrol ve doğal gaz, günümüzde hâlâ küresel enerji ihtiyacının bel kemiğini oluşturuyor. 2024 itibarıyla küresel birincil enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 80’inin fosil yakıtlardan sağlanması, petrol ve doğal gazın dünya ekonomisindeki merkezi rolünü koruduğunu gösteriyor. Petrol toplam küresel enerji talebinin yaklaşık yüzde 34’ünü, doğal gaz ise yaklaşık yüzde 25’ini karşılıyor. Bunun da ötesinde, bu iki kaynak yalnızca enerji üretiminde değil, petrokimya sanayisi yoluyla günlük hayatın neredeyse her alanında kullanılan ürünlerin hammaddesi olarak da öne çıkıyor.</p>
<p>Ham petrolden elde edilen nafta, LPG, aromatik kimyasallar ve diğer türevler; plastik, tekstil, otomotiv, ilaç, tarım, inşaat ve elektronik gibi pek çok sektöre girdi sağlıyor. Benzer şekilde doğalgazdan elde edilen etan, metanol ve amonyak gibi ürünler de plastikten gübreye, temizlik ürünlerinden reçine sanayisine kadar uzanan geniş bir üretim alanının temelini oluşturuyor. Dolayısıyla petrol ve doğal gazda yaşanacak bir arz sorunu, yalnızca enerji faturalarını değil, sanayi üretiminin bütün maliyet yapısını etkiliyor.</p>
<p>Dünyada rezerv, üretim ve tüketim dengesi de bu stratejik kırılganlığı daha görünür hale getiriyor. Petrol rezervlerinde Venezuela, Suudi Arabistan ve İran öne çıkarken; üretimde ABD, Rusya ve Suudi Arabistan başı çekiyor. Tüketimde ise ABD ve Çin açık ara ön planda yer alıyor. Doğal gaz tarafında da benzer bir yoğunlaşma görülüyor. Rezervlerde İran ve Katar dikkat çekerken, üretimde ABD liderliğini koruyor. Bu tablo hem üretimin hem de tüketimin belirli merkezlerde toplanmasının küresel enerji piyasalarını daha hassas ve daha kırılgan hale getirdiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Dış ticaret verileri de enerji akışlarının siyasi ve jeopolitik niteliğini güçlendiriyor. Ham petrolde Suudi Arabistan, Rusya ve ABD en büyük ihracatçılar arasında bulunurken; Çin, ABD ve Hindistan başlıca ithalatçılar olarak öne çıkıyor. Doğal gazda ise ABD, Katar ve Rusya ihracatta ön sırada yer alırken, Çin büyük bir ithalat merkezi konumunu sürdürüyor. Bu ticaret haritası, enerji güvenliğinin yalnızca üretim kapasitesine değil, aynı zamanda taşıma yollarının güvenliğine ve sürekliliğine de bağlı olduğunu açık biçimde gösteriyor.</p>
<p><strong>Geçiş noktalarındaki her kriz </strong><strong>ülkeleri alternatif enerjiye yöneltiyor</strong></p>
<p>Tam da bu nedenle enerji dönüşümü ve yenilenebilir kaynaklar artık yalnızca çevresel bir tercih değil, stratejik bir zorunluluk olarak görülüyor. Hürmüz, Süveyş ya da Malakka gibi geçiş noktalarında yaşanan her kriz, ülkeleri yerli ve alternatif enerji çözümlerine yöneltiyor. Güneş, rüzgâr, hidroelektrik ve jeotermal enerji kaynakları; enerji bağımsızlığına ulaşmak isteyen ülkeler için giderek daha önemli hale geliyor. Bununla birlikte yenilenebilir enerji sistemlerinin büyümesi, lityum, kobalt, nikel ve nadir toprak elementleri gibi kritik minerallere olan talebi de artırıyor.</p>
<p>Bu çerçevede şehir madenciliği ve döngüsel ekonomi kavramları da öne çıkıyor. Özellikle elektronik atıklardan kritik minerallerin geri kazanılması, ithalat bağımlılığını azaltmak isteyen ülkeler açısından stratejik değer taşıyor. Böylece enerji güvenliği yalnızca petrol ve doğal gaz arzına bağlı bir başlık olmaktan çıkıp, aynı zamanda teknoloji, geri dönüşüm, sanayi politikası ve kaynak yönetimi meselesine dönüşüyor.</p>
<p>Gelecek döneme ilişkin en güçlü öngörü ise enerji güvenliği anlayışının köklü biçimde değişeceği yönünde. 2026 sonrası dönemde ülkeler, tek bir geçiş noktasına aşırı bağımlılığın ne kadar tehlikeli olduğunu çok daha güçlü biçimde hissedecek. Alternatif enerji koridorları, yeni deniz rotaları, yenilenebilir enerji yatırımları ve kritik mineral tedariki artık ulusal güvenlik politikalarının merkezinde yer alacak. Özellikle Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi enerji ithalatına yüksek derecede bağımlı Asya ekonomilerinin bu dönüşümü daha agresif biçimde hızlandırması bekleniyor.</p>
<p>Bununla birlikte petrolün kısa ve orta vadede tamamen devre dışı kalması mümkün görünmüyor. Ulaşımda elektrifikasyonun hızlanması, akaryakıt talebini zamanla aşağı çekebilir; ancak plastik, tekstil, ilaç, tarım ve kimya sanayisine girdi sağlayan petrokimya sektörünün varlığı, petrol talebinin uzun süre daha küresel ekonomide belirleyici olacağını gösteriyor.</p>
<p>Dünya ticaretinin ve enerji sisteminin kaderi, hâlâ büyük ölçüde denizlerdeki dar geçitlerde belirleniyor. Ancak artık mesele yalnızca bu geçitlerin korunması değil; aynı zamanda bu geçitlere olan bağımlılığın azaltılması. 21. yüzyılın yeni enerji ve ticaret düzeni, boğazları kontrol edenlerin değil, krizlere karşı alternatif geliştirebilenlerin lehine şekillenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ticaretin-dar-bogazlari-enerji-guvenligi-savaslar-ve-yeni-donemin-deniz-rotalari-76872</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ticaretin dar boğazları: Enerji güvenliği, savaşlar ve yeni dönemin deniz rotaları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iran-savasinda-ateskes-kagit-ustunde-masada-bolunme-sahada-tirmanma-76870</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran savaşında ateşkes kağıt üstünde; masada bölünme, sahada tırmanma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Masadan bir anlaşma çıkmaması, ABD Başkanı Donald Trump’ın ateşkes ilan edilmeden sadece saatler önce sarf ettiği “bu gece bir medeniyet ölebilir” cümlesinin gerçeğe dönüşebileceği, sert askeri senaryoları yeniden gündeme taşıyabilir. Böyle bir olasılık sadece İran için değil, tüm bölge için insani ve ekonomik yıkım anlamına gelir.</strong></p>
<p>ABD ile İran arasında sağlanan ateşkes, Ortadoğu’da askeri tırmanışı büyük ölçüde durdurdu. Ancak Pakistan’da iki ülke arasında başlayan kalıcı barış amaçlı yüksek düzeyli diplomatik sürecin önü hâlâ aşılması güç engellerle dolu.</p>
<p>Engeller arasında İsrail’in ateşkese gönülsüz yaklaşıp, Lübnan’da operasyonları sürdürmesi de var; ABD’nin Pakistan’a gönderdiği müzakere heyeti içinde çözümün nasıl olacağına ilişkin ciddi görüş farklılıkları da. Nitekim, Pakistan’daki görüşmelerin ilk turu sonuçsuz bitti.</p>
<p>ABD heyetine başkanlık eden Başkan Yardımcısı JD Vance, masayı bırakıp ülkesine dönmeden önce yaptığı açıklamada bir uzlaşmaya varılmamasından dolayı “İran’ın kaybedeceklerinin ABD’den fazla olduğunu” söyledi.</p>
<p>Vance’ın görüşmelerden bu kadar erken ayrılmasının bir müzakere blöfü mü, yoksa ciddi mi olduğu henüz belli değil. İran heyetinden kaynaklar, “Zaten tek bir görüşmede barış olmayacağını herkes biliyordu” diyerek, müzakerelerin süreceğini ima etseler de, hiçbir şey belli değil.</p>
<p><strong>ABD heyetindeki görüş farklılıkları</strong></p>
<p>Pakistan’daki görüşmelerin başarısız olma ihtimalini zaten ABD heyetinin yapısına bakıldığında görmek mümkündü; Vance’in başkanlığındaki heyette Trump’ın uluslararası tüm sorunlarda “başmüzakereci” gibi kullandığı Steve Witkoff ile damadı Jared Kushner de yer aldı. Ancak Amerikan heyetindeki isimlerin  “barış nasıl olmalı?” konusundaki farklı yaklaşımları, müzakerelerin en kritik kırılganlıklarından birini de oluşturuyordu. Jared Kushner, İran’ın sivil nükleer zenginleştirme faaliyetlerinin sıkı denetim altında sürdürmesine izin veren bir çerçeveyi tercih ediyor, bu yaklaşım İran’a nükleer programında kontrollü bir kapasite sağlanarak uzlaşmayı hedefliyordu.</p>
<p>Diğer tarafta ise Amerikan heyet başkanı olan JD Vance, İran’ın nükleer programı konusunda “sıfır zenginleştirme” çizgisini savunuyordu.  Bu durum da Tahran açısından Pakistan’daki müzakere masasında sabit bir muhatap yerine değişken bir Amerikan pozisyonu anlamına geliyordu.</p>
<p>İran’dan da yine üst düzey, geniş ve tam anlamıyla yetkilendirilmiş bir heyet Pakistan’a gelmiş durumdaydı. İran heyetinin yapısı, Tahran’ın masaya bir çöküş pozisyonuyla değil, devletin tüm katmanlarıyla ayakta olduğunu gösterir şekilde oturduğunu ortaya koyuyordu. Heyet, ABD ve İsrail saldırılarında öldürülen dini lidere, üst düzey komutan ve bürokratlara rağmen, Molla rejiminin bir “sistem” olarak ayakta kaldığının canlı kanıtı gibiydi.</p>
<p><strong>En kritik sıkıntı; İsrail’in </strong><strong>ateşkese soğuk durması</strong></p>
<p>Barış masasının kırılganlığı yalnızca heyetler içindeki diplomatik yaklaşım farklılıklardan kaynaklanmıyordu; bölgesel gelişmelerin de süreci doğrudan etkilediği bir gerçek.</p>
<p>İsrail’in Lübnan’da sürdürdüğü askeri operasyonlar, ateşkesin en önemli dış baskı faktörlerinden biri haline gelmiş durumda. Bu saldırılar, özellikle Hizbullah hattı üzerinden İran ile İsrail arasındaki vekâlet gerilimini yeniden tetikleme riski taşıyor.</p>
<p><strong>Müzakere süreci devam eder mi? </strong></p>
<p>Pakistan’da, çok hassas dengeler üzerinde kurulmuş müzakere masasının devam edip etmeyeceği, eğer görüşmeler sürerse sonucunda ne çıkabileceği hâlâ en büyük soru işareti olmayı sürdürüyor.</p>
<p>Masadan bir anlaşma çıkmaması, ABD Başkanı Donald Trump’ın ateşkes ilan edilmeden sadece saatler önce sarf ettiği “bu gece bir medeniyet ölebilir” cümlesinin gerçeğe dönüşebileceği, sert askeri senaryoları yeniden gündeme taşıyabilir. Böyle bir olasılık sadece İran için değil, tüm bölge için insani ve ekonomik yıkım anlamına gelir. Nitekim, Vance’in Pakistan’daki müzakere süreci daha 24 saatini doldurmadan ülkesine dönmesi, bu ihtimalin artık daha yakın olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Ancak hala her şey bitmiş değil; Pakistan’ın arabulucuğunda yeni gelişmeler olabilir ve bir uzlaşma çıkabilir. Ancak bu uzlaşmanın mahiyetinin ne olacağı önemli;</p>
<p>İran masaya;</p>
<p>- Hürmüz Boğazı’nın savaş öncesi statüsünü değiştirip, geçişleri- bir şekilde- paralı hale getirmek;</p>
<p>- Nükleer zenginleştirme programına özgürce devam edebilmek;</p>
<p>- Dünyanın çeşitli kesimlerinde çeşitli bahanelerle dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması;</p>
<p>- Tüm yaptırımların kaldırılması ve savaş tazminatı verilmesi gibi şartlarla oturuyor.</p>
<p>Tahran’ın ortaya koyduğu bu şartlardan biri ya da birkaçı, tamamen ya da kısmen kabul edilirse, yaşanan tüm ekonomik yıkıntıya rağmen Molla rejimi -en azından kısa vade- yaşamaya devam eder.</p>
<p><strong>İsrail’in tavrı kritik olacak</strong></p>
<p>Ancak resmen masada olmayan, ancak İran’a karşı savaşta yer alan- hatta savaşı başlatan- İsrail’in tavrı da önemli. İsrail’in mevcut yönetimi, yaralı da olsa İran’da Molla rejiminin yaşamaya devam etmesini kabullenir mi, yoksa bir bahaneyle savaşı yeniden başlatıp rejimi değiştirene kadar savaşı devam ettirir mi? Bunu şimdiden tahmin etmek mümkün değil. İşaretler, savaşın devamını isteyen İsrail’deki Netanyahu rejiminin- şimdilik- galip geldiğini ortaya koyar nitelikte. Ancak aralarında Türkiye’nin de olduğu bölge ülkeleri de Avrupalılar da hatta Çin ve Rusya bile hızlıca barış istiyor İran meselesinde. Bu birbirine hiç benzemeyen, çıkarları da pek uyuşmayan “barış koalisyonunun”, Başkan Trump nezdinde İsrail’i dengeleyip dengeleyemeyeceğini zaman gösterecek.</p>
<p>Ancak kötü haber şu ki,  İran ile ABD arasında bir uzlaşma olsa ve İsrail’in de bir şekilde “ikna edilip”, Molla rejimiyle yaşamaya devam etmeyi kabullenmesi halinde bile istikrar “garanti” değil bölgede;</p>
<p>“Zafer” de ilan etse, Molla rejiminin savaşın yıkımı nedeniyle İran’da ortaya çıkacak ek ekonomik kırılganlıklar, sosyal gerilimler ve iç baskılarla mücadele etmesi gerekecek. İran’da yaşanan savrulmaların kelebek etkisiyle, tüm bölgeyi yeniden yangın yerine çevirmesi olasılıklar arasında.</p>
<p>İran’ın olası bir uzlaşıdan elde edebileceği -küçüklü/büyüklü-  kazanımları bir kaldıraç gibi kullanarak, hızlı bir toparlanma sürecine girmesi, Molla rejiminin daha da güçlenmesi de bir olasılık. Bu durumda ise Molla rejimi kendisini “savaştan güçlenerek çıkan aktör” olarak konumlandırıp, bölgesel vekil ağlarını yeniden aktive etme, füze kapasitesini savaş tecrübesiyle geliştirme peşine düşebilir. Bu senaryo da yine tüm bölge farklı bir “yangın yeri” olasılığını tetikler.</p>
<p><strong>Petrol akışından dijital </strong><strong>egemenliğe; küresel ayrışma</strong></p>
<p>Pakistan’da kurulan barış masasının sonucu ne olursa olsun, İran savaşı daha şimdiden o bildiğimiz dünyayı değiştirmeye başladı bile. Savaş nedeniyle Kuveyt petrol ihracatını yüzde 75 oranında, Katar petrol ve doğalgaz ihracatını yüzde 70 oranında, Irak yüzde 82, Suudi Arabistan yüzde 34, Birleşik Arap Emirlikleri ise yüzde 26 oranında azalttı. Bölgede ihracatını artıran tek ülke, İran ile ABD arasında arabuluculuğa soyunan, bu nedenle İran’ın füze saldırısı düzenlemediği Umman oldu.</p>
<p>Bir başka kritik değişiklik ise, Batı cephesindeki ülkelerin, hem ekonomik hem de teknolojik olarak ABD’den olabildiğince uzaklaşma trendi. Bu trendin öncülüğünü ise Fransa yapıyor. Fransa’da tüm bakanlıklar ve hükümete bağlı kurumlar Amerikan merkezli bilgisayar işletim sistemlerini terk ederek, ya bizzat kendilerinin ya da AB’nin ürettiği sistemlere geçiyorlar. Avrupa’da siyaseten ABD’den kopuş sürecindeki kritik eşik ise Macaristan seçimleri; Viktor Orban’ın 16 yıldır oturduğu Başbakanlık koltuğundan kalkıp kalkmaması, bu kopuşun gidişatını etkileyecek.</p>
<p><strong>Müzakereden çıkacak sonuç </strong><strong>güvenliğin geleceğini belirleyecek</strong></p>
<p>İran meselesinde çatışmalar yeniden başlamasa bile, masadan herkesi tatmin edecek bir sonuç çıkması neredeyse imkansız gibi. Durum tüm bölge açısından çok ciddi bir stratejik sıkışmayı gösteriyor. Dolayısıyla İran-ABD müzakere sürecine sadece “diplomatik pazarlık” olarak bakmak mümkün değil.  Çıkabilecek her sonuç, Ortadoğu güvenlik mimarisinde gelecek yılların nasıl şekilleneceğini belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iran-savasinda-ateskes-kagit-ustunde-masada-bolunme-sahada-tirmanma-76870</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/0/1280x720/56-1776059578.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşında ateşkes kağıt üstünde; masada bölünme, sahada tırmanma ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkezin-kaygisi-doviz-talebi-76869</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez’in kaygısı döviz talebi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi yönetiminin, yüksek faiz ve kontrollü döviz kuru dengesine dayalı programı kararlılıkla sürdüreceği anlaşılıyor. Bunun devamı niteliğinde, 22 Nisan’daki Para Politikası Kurulu toplantısında bir faiz artırımı gelebilir. Bu olası adımın gayesi; savaşla sarsılan sermaye hareketlerini istikrara kavuşturmak ve iç piyasadaki döviz iştahını dizginlemektir.</p>
<p>Enflasyonla mücadele sürecinde kur hareketlerinin bir bant içinde kalması, uygulanan stratejinin merkezinde yer alıyor. Mevcut politika setinin sürdürülebilirliği, Türk lirasının reel anlamda güçlü kalmasını temel bir şart hâline getiriyor. Döviz fiyatlarındaki öngörülebilirlik, özel sektörün borç yükümlülüklerini ve açık pozisyon risklerini planlamasına olanak tanıyor. Fitch’in Türkiye’nin kredi görünümünü hafta sonu pozitiften durağan seviyeye çekmesi, programın disiplinle uygulanması zorunluluğuna işaret ediyor. Bu doğrultuda, makroekonomik hedeflere ulaşma yolunda herhangi bir aksamaya meydan verilmeyeceğini düşünüyorum.</p>
<p>Kredi kanallarındaki kısıtlayıcı tutum, iç talebi sınırlamak için önümüzdeki dönemde de korunacaktır. Programın başından beri farklı gerekçelerle dezenflasyon programına fazla destek vermeyen maliye politikası da sıkılaşmalıdır. Tek başına para politikası enstrümanlarıyla katedilen mesafe, yapısal sınırlarına ulaşmış durumdadır. Enflasyon beklentilerini kontrol altına almak ve sarsılmaz bir güven ortamı tesis etmek, para ve maliye politikalarının eş güdümlü hareket etmesine bağlıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkezin-kaygisi-doviz-talebi-76869</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez’in kaygısı döviz talebi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirmizi-pazartesi-76868</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırmızı pazartesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD ve İran’ın karşılıklı restleştiği bir ortamda haftaya ‘kırmızı pazartesi’ ile başlarız. Ateşkesin devam edip etmeyeceğine ve bu süreçte İran’ın Hürmüz Boğazı’nı ne kadar açacağına  bağlı olarak piyasaların tepkisinin sertliği belirlenir.</strong></p>
<p>Barış görüşmeleri bir anlaşmaya varamadan sona erdi. ABD ve İran heyetleri ülkelerine geri dönüyor. ABD Başkan Yardımcısı Vance, İran’ın nükleer silah konusunda istenen taahhüdü vermemesi üzerine görüşmeleri sonlandırdıklarını söyledi. İran devlet televizyonu Hürmüz Boğazı ve zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılması gibi konularda ABD’nin aşırı istekleri nedeniyle görüşmelerin sona erdiğini açıkladı.</p>
<p>Bundan sonra ne olacak? Askeri gücünü bölgeye getiren ABD’nin zafer elde etmeden geri dönme ihtimali yok.  ABD tarafı muhtemelen İran’a nihai ve son teklifi yaptıklarını söyleyip kısa bir süre verecek. Bu süre içinde, İran Hürmüz Boğazı’nı açmazsa ve zenginleştirilmiş uranyumu vermezse elektrik santrallerini, köprüleri vuran ağır bir saldırı ile İran ekonomisinin çökertilmesi hedeflenecek.  Zenginleştirilmiş uranyumu almayı hedefleyen bir askeri operasyon da saldırı sırasında devreye girecek.</p>
<p><strong>Uzun sürecek savaş, ABD </strong><strong>için Pirus zaferine dönüşür</strong></p>
<p>Piyasalar bu sürece nasıl tepki verir? ABD ve İran’ın karşılıklı restleştiği bir ortamda haftaya ‘kırmızı pazartesi’ ile başlarız. Ateşkesin devam edip etmeyeceğine ve bu süreçte İran’ın Hürmüz Boğazı’nı ne kadar açacağına  bağlı olarak piyasaların tepkisinin sertliği belirlenir. Ateşkesin bozulduğu, ABD’nin İran’ı taş devrine götürecek bir saldırı düzenlediği kötü senaryoda, enerji fiyatları barış görüşmeleri öncesi gördüğü zirveleri aşar. Hisse senedi ve tahvil piyasaları kazançlarını fazlasıyla geri verir.</p>
<p>ABD ve İsrail’in saldırılarına rağmen İran’ın direndiği uzun sürecek bir savaş senaryosu ABD için Pirus zaferine dönüşür.  Yaralanan ama direnen İran bölgedeki enerji altyapısına kalıcı zarar verebilir. Hürmüz Boğazını gemilerin geçemeyeceği şekilde mayınlarla döşeyebilir. Uzun sürecek bir savaş korkusu ile petrol fiyatları 125 – 150 dolara yükselirken, küresel ekonominin sert yavaşladığı, enflasyonun yükseldiği stagflasyon senaryolarını konuşmaya başlarız. Enerji altyapısına verilen zararın büyüklüğü enerji şokunun süresini uzatırken, boyutunu artırır.</p>
<p><strong>Küresel sert şok senaryosuna </strong><strong>karşı B planı hazır olmalı</strong></p>
<p>Bölgeye yakın olan ve enerjisinin üçte ikisini ithal eden Türkiye ekonomisi bu süreçten kaçınılmaz olarak olumsuz etkilenir. Enerji kaynaklarını çeşitlendiren, Orta Doğu’ya bağımlılığını azaltan Türkiye ihtiyacı olan enerjiyi bulmaya devam edecek. Avrupa ve Asya ülkelerine göre çok daha iyi durumdayız. Ama bu dayak yemeyeceğiz anlamına gelmiyor.</p>
<p> Enerji fiyatlarında uzun süreli artış, dış dengeyi bozarak döviz kurunu yükseltir. Enflasyonu yukarı çekerken büyümeyi ve istihdamı baskılar. Uygulanmakta olan dezenflasyon programının siyasi maliyeti artar. Uygulanan ekonomik programa güveniyoruz. Ama küresel şokun sertleştiği bir senaryoya karşı B planının hazır olması gerekiyor.</p>
<p>Süreç nasıl ilerleyecek, ABD Pirus zaferini mi, yoksa Kadeş anlaşmasını mı tercih edecek henüz bilmiyoruz. Ama yüksek oynaklığın yaşanacağı bir dönemden geçeceğiz. Kaldıraçlı taşınan riskli varlıkların büyüklüğü piyasalardaki satışın boyutunu artıracak. Başkan Trump’ın son anda geri adım atmasına dayalı TACO stratejisine oynayacak yatırımcıların alımları dalga boyutunu küçültecek. </p>
<p>Küçük yatırımcıların bu kurtlar sofrasından uzak durması ve taşıyamayacakları pozisyonları almamaları daha doğru olur. Rahmetli Vehbi Koç’un “Bir işe girerken, ne kazanacağımı değil, bu iş kötü giderse ne kaybedeceğimi sorarım” sözünü çalışma masanıza asın ve risk almak istediğinizde tekrar tekrar okuyun. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirmizi-pazartesi-76868</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kırmızı pazartesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-kahve-tutkusu-milyar-dolarlik-hikaye-76867</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin kahve tutkusu: Milyar dolarlık hikaye</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gerek artış hızı, gerek ulaştığı düzey açısından kahve ithalatı, istisnai bir süreç. Bu sadece bir tüketim artışı değil; Türkiye’nin küresel kahve tedarik zincirindeki pozisyonunun kökten değiştiğinin bir göstergesi.</strong></p>
<p>Türkiye’de kahve, cezveden taşan geleneksel bir alışkanlık olmaktan çıkıp milyarlarca dolarlık bir sektöre dönüştü. Sokak aralarındaki küçük kafelerden, mantar gibi türeyen uluslararası zincirlere kadar bu olgu, ülkenin ithalat dengesini de sarsıyor. Nedenini ve nasılını birlikte inceleyelim. Yakın zaman önce kahve ekonomisi hakkında düzenlenen bir panelde sunduğum bilgileri sizle de paylaşmak istedim.</p>
<p>Çok değil, 20 yıl öncesine kadar kahve, hemen hepimiz için “Türk kahvesi”nden ve kısmen de hazır (granül) kahvelerden ibaretti. Derken yabancı zincirler pazara girmeye başladı. Bunun genç tüketiciler için cazip bir ürün olduğu fark edilince, yerli zincirler de oyuna dahil oldu. Şimdilerde ise zincir kahve dükkanlarının cazibesini, yerel ve butik kafeler alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc7531a44df-1776055601.png" alt="" width="493" height="479" /><strong>Kahve ithalatı 2025’te </strong><strong>900 milyon doları aştı</strong></p>
<p>Hikayenin başında, Türkiye’nin kahve ithalatı yıllık 20-25 milyon dolardı. 2015’e geldiğimizde 150 milyon dolara çıktı. 2025’te ise 900 milyon doları aştı. Gerek artış hızı, gerek ulaştığı düzey açısından kahve ithalatı, istisnai bir süreç. Bu sadece bir tüketim artışı değil; Türkiye’nin küresel kahve tedarik zincirindeki pozisyonunun kökten değiştiğinin bir göstergesi.</p>
<p>2025’te kilosu 7,3 dolardan, 125 bin ton kahve çekirdeği ithal ettik. Muazzam bir miktar. Cüzi bir miktarda ihracatımızı da dikkate alınca bu, kişi başına 1,3 kilograma yakın kahve tüketiyoruz demek. Çocuk ve 65 yaş üstünü denklemden çıkarırsak tüketim bunun iki katına çıkıyor.</p>
<p>125 bin tonluk ithalatımızın 87 bin tonunu kilogramı 6,6 dolardan Brezilya’dan yaparken, Hollanda ve İtalya gibi ülkelerden gelen kahveler için kilogram başına 15 doların üzerinde bedel ödüyoruz.</p>
<p><strong>Kahve, mobil yaşamın </strong><strong>aksesuarı haline geldi</strong></p>
<p>Kahve ekonomisi, sadece çekirdek ithalatıyla sınırlı kalmayıp, giderek büyüyen bir yan sanayi ekosistemi yaratıyor. Pandemi bu konuda da bir kırılma noktası. 2020 sonrasında hibrit yaşam modeli, tüketicilerin kahve tüketimini sokağa, arabaya ve eve taşımaya itti. Bunun etkisiyle birkaç ürünün tüketimi ve ithalatında da “saçma” düzeylere doğru gidiyoruz. Mesela esamesi okunmayan, 1-2 milyon düzeyinde seyreden termos ithalatımız 90 milyon dolara ulaştı. Evde baristalığa soyunan tüketiciler, demleme makinesi ithalatını 200 milyon dolar seviyesine taşıdı. Bu veriler, kahvenin artık bir içecek değil, mobil yaşamın ayrılmaz bir aksesuarı haline geldiğini gösteriyor.</p>
<p>İşin bir de perakende boyutu var. Kafeler, giderek müşterilerin kahve içmek için uğradığı mekanlar olmaktan çok, kimileri için telefonunu şarj edip üç saat kesintisiz internet kullanabileceği, sosyal medya hesapları için havalı bir post atabileceği, kimileri için arkadaşlarıyla sosyalleşme mekanı, kimileri için ofis, kimileri için sınavlara çalışılan bir kütüphaneye dönüyor.</p>
<p>Resmi bir veri olmamakla birlikte Türkiye’de 20 bine yakın kafe olduğu tahmin ediliyor. Bunun yüzde 20’si zincir mağazalar. Yüksek sermaye gerektirmediği ve pazar hızlı büyüdüğü için, sürekli yeni kafeler açılırken, yer seçimindeki hatalar, yüksek kiralar ve düşük müşteri devir hızı nedeniyle yine çok sayıda girişim de kapanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-kahve-tutkusu-milyar-dolarlik-hikaye-76867</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/7/1280x720/kahve-1776059626.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin kahve tutkusu: Milyar dolarlık hikaye ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neden-22-yuzyil-hayalleri-kurmuyoruz-76866</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Neden 22. yüzyıl hayalleri kurmuyoruz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son bir haftadır, Artemis II ayın karanlık yüzüne gidip dönerken aklıma bu soru takıldı doğrusu. Geleceğe yönelik büyük hayallerimiz yok artık. Aslında ortada geleceğe yönelik büyük projeler de yok sanki. Eskiden siyaset coşku yaratırdı, şimdi ortada derin bir sessizlik var. Neden artık büyük hayallerimiz yok?</p>
<p><strong>Türkiye, Hindistan ve </strong><strong>Çin, 22. yüzyılda nasıl olur?</strong></p>
<p>Geçenlerde Hindistan, Türkiye ve Çin’in rakamlarına bakıyordum. Türkiye, 1980 yılında ekonomik reform programını açıkladı. Dışa açılarak ekonomik istikrarı temin edecektik. Reform sürecinin mimarı Turgut Özal, o vakit daha başbakanlık müsteşarıydı. Başbakan Süleyman Demirel’di. Demirel’in elektrifikasyon hamlesi olmasa bugün asla burada olmazdık. Barajlar kralı olmasa olmazdı.</p>
<p>Hindistan, kendi dışa açılma ve ekonomik reform programını 1991 yılında açıkladı. Reformun mimarı zamanın maliye bakanı Manmoohan Singh’ti.</p>
<p>Çin’de ise Deng Xiao Ping 1992 yılında güney gezisine çıkarak dışa açılma ve ekonomik reform programının hala canlı olduğunu anlatmaya başladı. Shanghai, Shenzen, Guangzho’yu dolaştı. 1989 Tiananmen meydanı hadisesi sonrasıydı. Deng serbestleşme sürecinin her şeye rağmen devam edeceğini anlatıyordu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc740335db8-1776055299.png" alt="" width="899" height="338" />Şimdi bu nedir? Türkiye, Hindistan ve Çin 20. yüzyılın ikinci yarısında, yeni bir gelecek tahayyül ederek büyük adımlar attılar, ekonomilerinin işleyiş biçimini değiştirdiler. Sonra 21. yüzyılın ilk çeyreğinde her üçü de birer sanayi ülkesine dönüştü. Ürün ve pazar çeşitliliğinde göz kamaştırıcı bir performans sergilediler.</p>
<p>Her üç ülke de 20. yüzyılda birer adım attılar ve attıkları adımın olumlu sonucunu 21. yüzyılda aldılar. Şimdi hepsinin 22. yüzyılı düşünmeye başlaması lazım aslında.</p>
<p>Dünya değişiyor, teknolojik rekabet hızlandı. Teknolojik rekabet ne demek? Geleceği en çok tahayyül edenin başarılı olma şansı daha fazla olacak. Alın mesela yapay zekaya dayalı yeni teknolojileri, yarın kesinlikle bugünden daha farklı olacak.</p>
<p>Özellikle Türkiye’de böyle heyecan verici bir gelecek perspektifi göremediğim için ne olacak merak ediyorum. Neden 22. yüzyıl hayalleri kurmuyoruz? Gelecekten umutsuz olduğumuz için mi geleceği hayal edecek halimiz yok? Çünkü geçtim ütopyayı ortada bir distopya bile görmüyorum ben.</p>
<p>Belki de meseleye tersinden bakmak lazım. Son dönemde literatürde “Designing Hope” diye bir yaklaşım var. Umut kendiliğinden ortaya çıkan bir duygu değil, tasarlanması gereken bir şey diyorlar. İnsanlar ancak mümkün gördükleri bir geleceği hayal edebiliyor. Mümkün görünmeyen bir gelecek için kimse hayal kurmuyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Bilim kurgu romanlarında da 22. yüzyıl yok diyor bilenler</strong></p>
<p>Aslında benzer bir meseleyi 2020’de pandemiden çıkarken bilim kurgu yazarı William Gibson kendi alanı için dile getirmiş BBC Radio 4’ün Today programında. “20. yüzyılda geleceği tahayyül eden pek çok bilim kurgu romanı ve hikayesi varken 21. yüzyılda neden hiç 22. yüzyılda yaşamın nasıl olacağını hayal eden yeni hikayeler ve romanlar yok?” Gibson bunu gelecek yorgunluğu “future fatigue” diye anlatıyor.</p>
<p><strong>İnsanoğlunun neslinin tükenmeyeceğini düşünenlerin oranı düşüyor.</strong></p>
<p>YouGov anketine göre, 2016 yılında İngilizlerin yüzde 30’u insanoğlunun neslinin hiçbir zaman tükenmeyeceği kanaatindeymiş. 2022 yılında bu oran yüzde 23’e düşmüş. Hiçbir zaman neslimiz tükenmez diyenlerle 1000 yıl daha tükenmez diyenleri toplayıp baksanız yine aynı sonuç. 2016 yılında yüzde 58’den yüzde 47’ye düşüyor insanoğlunun geleceğinden umutlu olanlar.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc741d0b763-1776055325.png" alt="" width="999" height="215" />Niye yok oluyoruz? Teknoloji, pandemi, yapay zekâ ve robotlardan diyenlerle iklim değişikliğinden diyenler başa baş. Ama sizin anlayacağınız gelecekten umutsuzluk baki.</p>
<p>Dünya Mutluluk Raporu’nun 2026 sıralamalarına göre Amerika 2012’de 11’incilikten, 2026’da 23’üncülüğe gerilemiş. Ancak 30 yaşından küçük olanlar açısından bakarsanız sıralamada 62’nciliğe düşüyor. Nedir? Yaşlılar umutlu, asıl gençler umutsuz. Yeni kuşaklar mutsuz ve gelecekten umutsuz olunca, geleceği tahayyül etmekte hayal oluyor tabii.</p>
<p><strong>Türkiye’de gençlerin umutsuzluğu </strong><strong>belirginleşirken uyuşturucu kullanımı artıyor</strong></p>
<p>Doğrusu bu sonuçlar Habitat Derneği’nin “Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Raporu” sonuçları ile çakışıyor. 18 ilde 18-29 yaş arası gençlerle yapılan bir çalışma bu. 2017’de hayattan memnuniyet düzeyi yüzde 70 iken, 2026’da bu oran yüzde 50 seviyesine geriliyor.</p>
<p>Gençlerin en büyük derdi işsizlik. Gelecek umudu en düşük olan grup ise iş arayanlar. İsterseniz Türkiye’nin gençlerin umutsuzluğunda dünyadan nasıl ayrıştığını TEPAV iktisatçılarının yandaki grafiğinden değerlendirebilirsiniz. Otuz yaş altı mutlulukta dünya bir yanda, Türkiye öteki yanda. Yok artık.</p>
<p>Yatay eksende otuz yaş altı mutluluk oranı var dünyanın tüm ülkelerinden. ABD’den, Danimarka’ya, Şili’den Kosta Rika’ya. Türkiye otuz yaş altı gençlerde en düşük mutluluk oranına sahip ülke konumunda.</p>
<p>Dikey eksen ise ne istihdamda ne de eğitimde olan gençlerin oranını gösteriyor. Bir nevi iş arayıp bulamayanlar işte. Bu oran Türkiye’de, Kolombiya’da, Kosta Rika’da yüksek.</p>
<p>Ama grafikte hem ne istihdamda ne eğitimde oranında en yüksek, hem de otuz yaş altı mutluluk oranında en düşük ülke Türkiye. Gelecek umudu en düşük grup iş arayanlar demiştim zaten.</p>
<p>Ne diyeyim? Burada 22. yüzyılı tahayyül etmek, gelecekten umutlu olmak pek zor elbette. Tevekkeli değil, memlekette özellikle gençler arasında uyuşturucu suçları tavan yapıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc74352be1d-1776055349.png" alt="" width="900" height="366" /><strong>Peki, Artemis II bir fark yaratır mı?</strong></p>
<p>Aslında eskiden dünya böyle değildi. Gelecekten daha mı bir umutluyduk sanki? Ben doğrusu aya ayak basma dönemini hatırlıyorum. O günün teknoloji rekabeti insanı gelecek konusunda umutlandırıyordu.</p>
<p>Ay Modülü, Apollo 11’den ayrılıp ayın yüzeyine indi. Sonra Modülün kapısı açıldı, uzay elbisesi içinde Neil Armstrong aya ayak bastı. Tarih 20 Temmuz 1969’du. Ben daha sekiz yaşındaydım. Bakın o günü hiç unutmadım.</p>
<p>O vakitler, daha siyah beyaz televizyon çağındaydık. TRT televizyonu deneme yayını aşamasındaydı. Bizim evde henüz televizyon yoktu. TRT yayınını izlemeye iki kat yukarı teyzemlere çıktım. Son derece karlı, siyah beyaz yayını heyecanla izlediğimi hatırlıyorum.</p>
<p>Armstrong aya ayak bastı. Sonra modülün pilotu Edwin Aldrin modülden çıktı. Michael Collins Apollo’da kaldı, aya inemedi diye üzülmüştüm. Bakın bu isimleri de hiç unutmadım.</p>
<p>Sonra Sovyetler dağıldı, uzay yarışı bitti. Elli yıl aradan sonra Artemis II ilk insanlı uzay yolculuğu ile gündeme geldi. Gerçi Çin 2030’da aya ayak basmaya hazırlanmasa bu da olmazdı. Yarışın yeniden başlaması 22. yüzyıl hayallerini canlandırır mı? Doğrusu daha emin değilim.</p>
<p>Ama şunu görebiliyorum: 1969’dan bugüne kazanımlarımızı koruyabilmek için bir an önce 22. yüzyılı hayal etmeye başlamamız gerekiyor Türkiye’de. Başa döneyim. Türkiye zaten kendi bölgesinde hakikaten bir sanayi devi, geçenlerde anlattım.</p>
<p>Şimdi yapılması gereken Avrupa Birliği’nin “Made in Europe” sürecini Türkiye için bir reform hamlesine çevirmek, dışa açılma sürecini daha da genişletmek ve işler ve bağımsız bir hukuk sistemi dahil eksiklerimize odaklanmaktır. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini mümkün kılabilecek bir konjonktürün içinden geçiyoruz. Malum, fırsatların kazası olmaz.</p>
<p>Esası hep akılda tutmakta fayda var bu aşamada. Nedir 1969’dan beri Türkiye’nin en büyük kazanımı bu topraklarda? Her şartta, dünyanın her yerinde faaliyet gösterebilen, ayakta kalabilen, organizasyon kabiliyetine sahip Türk şirketleridir.</p>
<p>Türkiye’nin gücü nedir? Türkiye’nin gücü, becerikli Türk şirketleridir. Kalanı laftır.</p>
<p>Ehem mühimme müreccahtır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neden-22-yuzyil-hayalleri-kurmuyoruz-76866</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/6/1280x720/kalabalik-genc-istiklal-1776055448.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Neden 22. yüzyıl hayalleri kurmuyoruz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-enflasyonla-surdurulebilir-buyuyebilir-miyiz-76865</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu enflasyonla sürdürülebilir büyüyebilir miyiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Enflasyonu, büyüyen ekonominin motor ısısı diye tanımlayanlar var. Fakat toplumun enerjisi, enflasyon ile ziyan olup gidiyorsa, sürdürülebilir büyümeden, istikrarlı kalkınmadan söz edilemez.</strong></p>
<p>Büyüyemeyiz tabii ki… Zira sürdürülebilirlik, <strong>büyümeye dair her ne yapıyorsan</strong> onun <strong>biteviye tekrarından </strong>gelir. <strong>Ata biner atayı unutur, attan iner atı unutur</strong> zihin yapısıyla büyümeniz, <strong>taşikardi kalp kardiyo kaydı</strong> gibi bir yukarı bir aşağı zıplayıp durur; <strong>orta gelir tuzağında patinaj</strong> yaparsın.</p>
<p>Sürdürülebilir büyümek tüm <strong>toplumların dilinde</strong> ancak herkesin harcı değil. Zira sürdürülebilirlik, <strong>söylemle </strong>değil<strong>, eylemle </strong>mümkün. Birbiriyle <strong>tutarlı</strong>, <strong>bütüncül</strong> yaklaşımla hazırlanmış, <strong>siyaset</strong> ve <strong>partiler üstü</strong> anlayışı benimsemiş toplumların harcı… Bizde ise <strong>içi boşaltılmış bir slogan</strong> yalnızca…</p>
<p><strong>SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME NE İŞİMİZE YARAYACAK?</strong></p>
<p><strong>1</strong>- Öncelikle fiyat istikrarın olur. Enflasyonun kontrol altındadır. Merkez bankası paranın dümenindedir. <strong>2</strong>- Büyüme sürdürülebildiği oranda refaha yansır. Kalıcı refahın birincil şartı da büyümenin sürmesidir. <strong>3</strong>- İşsizliğin düşüktür ve mesleki derinlikler, uzmanlıklar oluşmaya başlar. <strong>4</strong>- Özgürlükler artar. Piyasa ekonomisi içinde daha az yasaya ihtiyaç duyarsın. İktisadi düşünce özgürleşir. <strong>5</strong>- Cari fazla verirsin, altyapı yatırımlarına özkaynak temin eder, ithalata bağımlılığını azaltırsın. <strong>6</strong>- Yapay zekâ daha etkin kullanılır, yeni işler üretilir, katma değerli farklı alanlar geliştirilir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Sürdürülebilir büyümeye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Mutluluk endeksi yükselir mi?</em></strong></p>
<p>Evet. Bu da seni <strong>göç veren ülke</strong> olmaktan çıkarır, daha fazla <strong>milletlerin cazibe merkezi</strong> haline gelirsin. Eğitim kurumların <strong>küresel markalar</strong> üretir, kültürel unsurların senin <strong>yumuşak gücün</strong> haline gelir.</p>
<p><strong><em>Toplumda hoşgörü artar mı?</em></strong></p>
<p>Refah artışı daha fazla <strong>bireyin uygarlık talebini</strong> tetikler. Bu da <strong>iş birliği kültürünü</strong> yüceltir. Ardından hoşgörü ortamında <strong>toplumsal barışın çimentosu</strong> oluşur.  Çatışmalar yerini işbölümüne bırakır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>BİZİM BÜYÜME MODELİMİZ CON AHMET’İN DEVRİDAİM MAKİNESİ</strong></p>
<p><strong>Con Ahmet</strong>’in devridaim makinesi; <strong>ürettiği enerjiden başka kaynak olmadan</strong> tükettiği enerjiyle <strong>sürgit hareket edebileceğini sanmanın</strong> sembolik ifadesidir. Dinamonun ürettiği elektrikle çalışan <strong>motorun</strong> aynı <strong>dinamoyu</strong> çevirmesi hali… Milyonlarca <strong>devridaim modeli</strong> denenmiş fakat hiç biri çalışmamıştır.</p>
<p><strong>BÜYÜME LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Fiktif büyüme:</strong> Reelde katma değerin artmayışı fakat rakamların, hacimlerin, metriklerin yükselmesi</p>
<p><strong>Şişme:</strong> Hamile kadının karnı, gerçek büyümedir. Ancak gaz birikmiş bir karın da büyümüş denilebilir.</p>
<p><strong>İthal ikameci büyüme:</strong> Daha önce ithal edilen malların korumacı politikalarla içeride üretilmesi</p>
<p><strong>İstihdam dostu büyüme:</strong> İşsizlik oranlarını düşüren, yeni iş alanları yaratan, kalkındıran büyüme</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-enflasyonla-surdurulebilir-buyuyebilir-miyiz-76865</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/market-3.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu enflasyonla sürdürülebilir büyüyebilir miyiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ogretmenin-yerini-almak-icin-degil-guclendirmek-icin-var-76864</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Yapay zeka’, öğretmenin yerini almak için değil, ‘güçlendirmek’ için var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ÜSKÜDAR </strong>Amerikan, Tarsus Amerikan ve İzmir Amerikan okullarını bünyesinde bulunduran Sağlık ve Eğitim Vakfı’ndan Ocak ayı sonlarına doğru bülten geldiğinde ilgimi çekmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Cisco Türkiye, Romanya ve CIS Bölgesi Genel Müdürü Didem Duru, Şubat 2026’dan itibaren Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV) Genel Müdürlüğü görevine başlayacak.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Didem Duru </strong>ile buluştuğumuzda SEV’in Genel Müdürlüğü görevine geçişinin öyküsünü dinlemek istedim, konuya üniversite mezuniyetinden girdi:</p>
<ul>
<li><strong>1995 yılında İstanbul Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra 26 yıllık profesyonel kariyerim boyunca finans ve teknoloji odaklı sektörlerde kurumsal dönüşüm, stratejik büyüme, insan ofaklı liderlik gibi alanlara odaklandım.</strong></li>
<li><strong>Finansbank, IBM ve Dell’deki görevlerimin ardından 2019-2024 yılları arasında Cisco Türkiye Ülke Genel Müdürü olarak görev yaptım. 2024-2026 döneminde Cisco Türkiye, Romanya ve CIS Bölgesi’ni yönettim.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Didem Duru, </strong>SEV Kurumsal İlişkiler ve Etkinlikler Müdürü <strong>Zeynep Atlan</strong>’ın eşlik ettiği buluşmada hayatı boyunca eğitimi toplumsal dönüşümün en güçlü kaldıracı olarak gördüğünü vurgulayıp, görev yaptığı sivil toplum örgütlerini sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) Yönetim Kurulu Başkanlığı</strong></li>
<li><strong>BAKSI Kültür Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı</strong></li>
<li><strong>YASED Yönetim Kurulu Üyesi</strong></li>
<li><strong>AM-Cham Yönetim Kurulu Üyesi</strong></li>
<li><strong>WTECH Kurucu Üyesi</strong></li>
<li><strong>KAGİDER Danışma Kurulu Üyesi</strong></li>
<li><strong>İNAN Vakfı Danışma Kurulu Üyesi</strong></li>
</ul>
<p>SEV Genel Müdürlüğü gündeme geldiğinde şöyle düşündüğünü paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bu iş bana profesyonel yönetici olarak çalışırken sivil toplum kuruluşunda görev yapmanın hazzını birlikte yaşatacak. İki alan benim için SEV’de birleşmiş oldu.</strong></p>
<p><strong>Didem Duru, </strong>SEV’in öyküsüne geçerken 2013 yılının ilk aylarını anımsadım. 1980’lerde Migros’un Kurumsal İletişim Direktörü iken tanıdığım, Global Tanıtım’ın kurucusu <strong>Ceyda Aydede</strong>’den bir mail gelmişti:</p>
<ul>
<li><strong>25 yıl önce kurduğum ve adı artık Global HK Stratejies olan şirketimden ayrılıyorum. Bundan sonra Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV) Başkanı olarak gönüllü çalışacağım.</strong></li>
</ul>
<p>Bu mailin ardından 2013 yılı Ağustos ayı başlarında <strong>Ceyda Aydede </strong>ile Üsküdar Amerikan Lisesi kampüsünde buluşmuştuk. <strong>Aydede, </strong>1968’de kurulan ancak bünyesindeki kurumların tarihi 1820’lere uzanan SEV çatısı altındaki kuruluşları sıralamıştı:</p>
<ul>
<li><strong>SEV Yayıncılık-Redhouse (1861), Üsküdar Amerikan Lisesi (1876), İzmir Amerikan Lisesi (1878), SEV Amerikan Hastanesi-Gaziantep (1879), Tarsus Amerikan Koleji (1888), Üsküdar, Tarsus, İzmir SEV İlköğretim Okulları (1997).</strong></li>
</ul>
<p><strong>Aydede, </strong>söz konusu eğitim, yayın ve sağlık kuruluşlarının SEV’e devrinin 45 yıl sürdüğünü belirtmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Kuruluşları 1860’larda başlayan yayın, eğitim ve sağlık kuruluşlarını uzun süre Amerikalı misyonerler yönetti. 1968’de kurulan SEV’le birlikte bu eğitim kurumlarının mezunları yönetimi devraldı.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Didem Duru, </strong>tarihçeyi anlatırken şu ayrıntıya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Talas Amerikan Ortaokulu 1967 yılında kapanmıştı. Talas’ın kapanması, SEV’in kurulmasını tetiklemiş. Mezunları diğer okulların yaşamasını sağlamak için 1968 yılında SEV’</strong><strong>i</strong><strong> kurmuştu.</strong></p>
<p>SEV’in mezunların kendi okullarına sahip çıkma ve yaşatma vizyonuyla doğmuş gönüllülük hareketi olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>SEV, halen gönüllü mezunlardan oluşan mütevelli heyeti ve yönetim kurulu tarafından yönetiliyor. 1990 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla </strong>“kâr amacı gütmeyen vakıf” <strong>statüsü kazanmıştı.</strong></p>
<p><strong>“SEV Amerikan Koleji”</strong>nin de eklenmesiyle bünyelerindeki lise sayının 4’e çıktığını anımsatıp sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>SEV okullarında 2025-2026 eğitim ve öğretim döneminde toplam öğrenci sayımı 5 bin 501’</strong><strong>i</strong><strong> buldu. SEV ve bağlı kurumlarında 747’si öğretmen olmak üzere 1079 eğitim çalışanı görev yapıyor.</strong></p>
<p>Uzun yıllar teknoloji şirketi Cisco’yu Türkiye ve bölgede yönettiği için eğitimde <strong>“yapay zeka” </strong>üzerine de konuştuk. <strong>Didem Duru, </strong>SEV’in <strong>“yapay zeka”</strong>ya bakışını, yaklaşımını ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>SEV, </strong>“yapay zeka” <strong>ve teknolojileri, eğitim için tehdit değil, dönüşüm ve yeniden tanımlama, yeniden öğrenme, inşa etme fırsatı görüyor. </strong>“Yapay zeka” <strong>çağında eğitim, içerik aktarımına değil zihinsel olgunluk ve karakter gelişimine yönelip </strong>“bilgi”<strong>den </strong>“bilgelik” <strong>odağına kayıyor.</strong></p>
<p>Tüm okulları için <strong>“SEV Yapay Zeka Pol</strong><strong>i</strong><strong>tikası” </strong>oluşturulduğunu bildirip, şu noktalara işaret etti:</p>
<ul>
<li>“Yapay zeka”, <strong>öğretmenin yerini almak için değil, öğretmenin etkisini daha güçlendirmek için var.</strong></li>
<li><strong>Pedagojik yaklaşımın yerine geçmek için değil, onu daha görünür, daha ölçülebilir ve daha güçlü kılmak için var.</strong></li>
<li>“SEV Yapay Zeka Politikası”, <strong>pedagojik kullanım çerçevesini, etik ve güvenlik ilkelerini, ver</strong><strong>i</strong><strong>yönetimi standartlarını, öğretmen ve öğrencinin sorumluluklarını net biçimde tanımlıyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>“Yapay zeka”</strong>yı dijital dönüşümün bir aracı olarak gördüklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Teknoloji sektöründe görülen en temel gerçek şudur: </strong>En iyi sistem bile insan sahiplenmezse çalışmaz. Bu nedenle SEV’de dijital dönüşüm öğretmen gelişimiyle başlar.</p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Öğretmenlerimizi yalnızca bilgi aktarıcı veya kullanıcı değil, </strong>“öğrenme tasarımcısı”<strong> ve </strong>“öğrenme araştırmacısı”<strong> konumuna taşımak istiyoruz.</strong></p>
<p>SEV’in benimsediği, çizdiği politika, <strong>“yapay zeka”</strong>nın eğitimde kullanımın en doğru formülünü ortaya koymuş gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Mezunlar fona katkı veriyor, 826 öğrenci burslardan yararlanıyor</span></h2>
<p><strong>SAĞLIK </strong>ve Eğitim Vakfı (SEV) Genel Müdürü <strong>Didem Duru, </strong>vakfın burs programına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>2025-2026 döneminde 5 bin 501 öğrencimizin 826’sı, yani yüzde 15’</strong><strong>i</strong><strong> SEV burslarından yararlanıyor. Bu rakam kısmi burs alan öğrencilerimizi de kapsıyor. Dolayısıyla bunun </strong>“tam burs” <strong>karşılığı yüzde 10 düzeyinde bulunuyor.</strong></p>
<p>Burs kategorilerini sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>SEV Bilim, Sanat ve Spor Bursları, üstün yetenekli ulusal ve uluslararası başarılı öğrencilere verilen burslar</strong></li>
<li><strong>Akademik başarı bursları</strong></li>
<li><strong>Maddi destek bursları</strong></li>
</ul>
<p>Bursların SEV kaynakları ve çoğunluğu mezun olan bağışçıların katkılarıyla karşılandığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>2025-2026 döneminde 23 öğrencimiz mezun sınıflarının bağışlarıyla burslu okuyor. Her mezun sınıfı topladığı bağışlarla bir öğrenciye eğitim imkanı sağlıyor.</strong></p>
<p>Bursları kalıcı hale getirmek için <strong>“toplu burs fonu” </strong>uygulamasını yaygınlaştırmaya çalıştıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl 3 adet 100 bin dolarlık </strong>“endowment fonu” (toplu burs fonu) <strong>hayata geçirildi. Her fon, her yıl bir öğrencinin bursunu sürekli hale getirebiliyor.</strong></p>
<p>Bu noktada SEV’in güçlü mezun ağı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>SEV, 20 bine varan mezunuyla Türkiye’nin en güçlü mezun ağlarından birine sahip bir ekosistem oluşturmuş bulunuyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ücret artışını mümkün olan en düşük seviyede tutmaya özen gösterdik</span></h2>
<p><strong>SAĞLIK </strong>ve Eğitim Vakfı (SEV) Genel Müdürü <strong>Didem Duru, “SEV’in toplumsal etkisini artırmanın”</strong> sadece fiziksel büyüme değil, sürdürülebilir ve nitelikli bir gelişimle mümkün olabildiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>2026-2027 eğitim ve öğretim yılına hazırlanırken, nitelikli eğitim yaklaşımımızdan ödün vermeden, öğrencilerin geleceğini, eğitimin niteliğini ve kurumun sürdürülebilirliğini gözeterek ücret düzenlemesi yaptık.</strong></p>
<p>Ücret artışını mümkün olan en düşük seviyede tuttuklarını ve ödeme seçeneklerini çeşitlendirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Mart ayında kayıt tamamlayan veliler için anaokulunda yüzde 4, ilköğretim kurumları ve lise hazırlık ücretleri hariç diğer seviyelerde ise yüzde 8-11.7 arasında artış uygulandı ve 12 taksit imkanı sunuldu.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Mezunların yüzde 73’ü üniversite için yurt dışına gidiyor</span></h2>
<p><strong>SAĞLIK </strong>ve Eğitim Vakfı (SEV) Genel Müdürü <strong>Didem Duru, </strong>4 liseden geçen yıl 576 öğrencinin mezun olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Mezunlarımızdan üniversiteye yerleşenlerin yüzde 20’si Türkiye’de, yüzde 73’ü ise yurt dışında eğitimlerini sürdürüyor.</strong></p>
<p>Geçen yılki mezunlarının yüzde 7’sinin üniversiteye yerleşmediğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>164 mezunumuz </strong>“Times Higher Education” (THE) <strong>listesinde ilk 100’de yer alan üniversitelere yerleşti.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kampüslerde fiziksel dönüşüm ve renovasyon için 3 ilde eş zamanlı plan</span></h2>
<p><strong>SAĞLIK </strong>ve Eğitim Vakfı (SEV) Genel Müdürü <strong>Didem Duru, </strong>İstanbul, İzmir ve Tarsus’taki kampüslerindeki dönüşüm planlarını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Kampüslerimiz için gelecek döneme yönelik planlamamız, üç farklı ilde eş zamanlı yürüttüğümüz, bütüncül ve uzun vadeli bir fiziksel dönüşüm vizyonuna dayanıyor.</strong></p>
<p>Planı biraz açtı:</p>
<p>-          <strong>Bu süreç, yeni eğitim yapılarının inşasıyla birlikte, tarihi binaların restorasyonu, mevcut yapıların deprem performansını artıracak güçlendirme ve çağdaş ihtiyaçlara yanıt veren kapsamlı renovasyon uygulamalarını iç içe kurguladığımız bir yaklaşım içeriyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ogretmenin-yerini-almak-icin-degil-guclendirmek-icin-var-76864</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/4/1280x720/67-1776054963.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Yapay zeka’, öğretmenin yerini almak için değil, ‘güçlendirmek’ için var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kara-pazartesi-mi-76863</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kara pazartesi mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İran ile ABD arasındaki görüşmeler 24 saat bile sürmedi ve taraflar İslamabad’dan ayrıldı. Şimdi bütün dünya bugün olacakları bekliyor.</p>
<p>Acaba 13 Nisan 2026, kara pazartesi olarak mı anılacak, kaygı duyulan bu.</p>
<p>İlan edilen on beş günlük ateşkesin sonunda kalıcı bir barış sağlanır mı, sağlanmaz mı diye düşünülürken bir yandan da ateşkesin on beş gün boyunca korunup korunmayacağı tartışması yapılıyordu. Zaten İsrail ateşkes ilanından hemen sonra Lübnan’a dönük saldırıları devam ettirerek İran’ın ateşkes şartlarından birini ihlal etmiş ve adeta <strong>“Ben ateşkes istemiyorum”</strong> diye haykırmıştı.</p>
<p>Anlaşmazlık konuları belli… ABD İran’dan nükleer konusunda taahhüt istiyor, İran ise barışçıl nükleer enerji haklarından vazgeçmiyor ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurması yönündeki isteği reddediyor.</p>
<p>ABD Hürmüz boğazından geçişte bir ücret alınmasına karşı çıkarken İran bu konuda söz hakkının kendisinde olmasında ısrarcı.</p>
<p>Uzlaşma sağlanamayan diğer iki temel konu da İran’ın Lübnan’daki Hizbullah’a ve Yemen’deki güçlere verdiği destek ile savaş tazminatı.</p>
<h2>Bugün ne olur?</h2>
<p>Bu sorunun yanıtı ateşkes ilan edildikten sonra olanlara bakılarak verilebilir.</p>
<p>O gün olanların tersi söz konusu olacaktır…</p>
<p>Öncelikle ham petrol fiyatları yeniden artacak, genel olarak tüm enerji kalemlerinde yükselme görülecektir.</p>
<p>Borsalarda ve emtia fiyatlarında geri çekilme yaşanacaktır.</p>
<h2>Nefes alır gibi olunmuştu ki…</h2>
<p>Tüm dünya gibi Türkiye de ateşkesten sonra soluklanmıştı ki, bu soluklanma çok kısa süreli oldu.</p>
<p>Ateşkesten hemen sonra motorinde tek seferde şimdiye kadar gerçekleştirilen en büyük indirimin ömrü zaten yalnızca bir gün sürmüştü. Şimdi bu hafta içinde muhtemelen ve ne yazık ki yeniden yüklü zamlar görülecektir.</p>
<p><strong>Akaryakıt zamları artık resmi enflasyon oranını etkilemiyor(!) ama bu zamlar hem ekonomideki maliyet baskısını artıracak, ekonomik durgunluğu körükleyecek, hem de vatandaşın geçim zorluğunun daha artmasına yol açacaktır.</strong></p>
<h2>Merkez ne yapacak?</h2>
<p>Ateşkesin tümüyle sona ermesi gibi bir durum yaşanırsa, ki gidişat öyle, Merkez Bankası 22 Nisan’daki PPK toplantısında ne yapacak? Görünürde dört senaryo var…</p>
<p><strong>-Senaryo I:</strong> Hiç yapılamayacak olan faiz oranlarına dokunmadan fonlamayı gecelikten haftalığa kaydırmaktır. Çünkü bu, halen fiilen yüzde 40 olan faizin yüzde 37’ye indirilmesi olur ki, bu bir ekonomik intihardır.</p>
<p><strong>-Senaryo II:</strong> Merkez Bankası faiz oranlarını sabit bırakabilir ve fonlama yine gecelik kanaldan yapılır. Şimdiki duruma göre bir değişiklik olmaz.</p>
<p><strong>-Senaryo III:</strong> Merkez Bankası tüm faizleri 3’er puan artırır. Haftalık repo ihale faiz oranı yüzde 40’a, gecelik fonlama faiz oranı yüzde 43’e yükseltilir. Fonlamada yeniden haftalık repoya geçilir ve fiili faiz değiştirilmemiş olur. Ya da faizler yüzde 40 ve 43 olarak belirlenir ve fonlama gecelik borç verme kanalından yapılarak faiz yüzde 43’e çıkarılır.</p>
<p><strong>-Senaryo IV:</strong> Ateşkesin geride kalması ve savaşın daha da şiddetlenmesi gibi bir durum yaşanırsa Merkez Bankası faizleri 4 puan ya da daha fazla artırır ve duruma göre fonlamayı haftalık repo ihalesi yoluyla yapmaya başlar ya da yine gecelikten devam eder.</p>
<p>Bu senaryolardan hangisinin gerçekleşeceğini kuşkusuz önümüzdeki günler belirleyecek. Ama ilk senaryonun gündeme gelmesi şu aşamada hiç mi hiç mümkün görünmüyor.</p>
<p>Olabilecek en ağırlıklı senaryo, üçüncü senaryo ve bunun ilk bölümüdür, yani faizin 3’er puan artırılması ve fonlamanın haftalıktan yapılmasıdır.</p>
<p>Ama savaş daha da şiddetlenirse dördüncü senaryo gündeme gelecektir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sanayi üretimine hangi pencereden bakmalı?</span></h2>
<p>Sanayi üretiminde şubatta ortaya çıkan gerçekleşme ilk bakışta olumlu bir gidişata işaret ediyor. Şubattaki üretim takvim etkisinden arındırılmış hesaplamaya göre geçen yılın aynı ayının yüzde 2,2, takvim ve mevsim etkisinden arındırılmış hesaplamaya göre ise bir önceki ayın yüzde 2,6 üstünde.</p>
<p>Sanayi üretiminde en büyük ağırlığa sahip imalat sanayinde ise geçen yıla göre yüzde 2,4, bir önceki aya göre yüzde 3,3 düzeyinde bir artış var.</p>
<p>Bu oranlar ekonomi yönetimi tarafından çok olumlu bulundu ve o yönde değerlendirmeler yapıldı. Bu da gayet normal.</p>
<p>Ne var ki bazı verileri çok kısa bir zaman dilimindeki performansa bakarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir. O yüzden sanayi üretimi verilerine aylık bazda değil, daha geniş bir zaman dilimindeki seyri dikkate alarak bakmakta yarar var. Adım adım gidelim…</p>
<p>Sanayi üretimi şubatta geçen yıla göre yüzde 2,2 arttı ama iki ay toplamında geçen yıla göre değişim neredeyse yok; yalnızca yüzde 0,09’luk bir artış söz konusu.</p>
<p>Son on iki aydaki üretimin, önceki on iki aya kıyaslaması daha önemli bir gösterge. Buna göre üretim artışı yüzde 2,9 düzeyinde.</p>
<p>Sanayi üretiminin gerçek seyrindeki değişimi gösteren oran da bu, on iki aylık dönemlerin kıyaslanmasıyla bulunan oran.</p>
<p><strong>Şubattaki artışın nedeni</strong></p>
<p>Şubat ayındaki üretim artışının nelerden kaynaklandığına gelince…</p>
<p>Sanayi üretimindeki yüzde 2,2’lik artışın hemen hemen tümünü, 2,1’ini imalat sanayindeki artış sağladı, bu normal.</p>
<p>İmalat sanayindeki artışı sağlayan ne, o da önemli, genele yayılan bir artış var mı, yok mu?</p>
<p>İmalat sanayindeki artış ağırlıkla motorlu kara taşıtları dışında tasnif edilen diğer ulaşım araçlarındaki üretim artışından kaynaklandı. İmalat sanayindeki yüzde 2,4’lük artışın 1,6 puanı bu kalemden. Sanayi üretiminde diğer ulaşım araçlarıyla <strong>“gemi ve tekne, demiryolu lokomotifleri ve vagon, İHA, askeri savaş araçları yapımı”</strong> kastediliyor. Türkiye uzun zamandır aydan aya dalgalı bir seyir izlese de İHA yapımında çok yol aldığı için de bu kalemin etkilediği <strong>“diğer ulaşım araçları”</strong> imalatı toplamı önemli ölçüde yukarı itiyor.</p>
<p>Bu arada çok uzun zamandır büyük sorunlar yaşayan tekstil ve giyim eşyası sektörlerindeki sıkıntılar şubat ayında da sürdü. Bu iki sektördeki üretim düşüşleri toplamı aşağı çekecek yönde etki yaptı. İmalat sanayi üretimini eksi yönde olmak üzere giyim eşyası 1, tekstil 0,4 puan etkiledi.</p>
<p><strong>Beş yıllık üretim artışı yüzde 14</strong></p>
<p>Sanayi üretimindeki aylık hareketler yerine uzun dönemli eğilime bakmak gerektiği açık. TÜİK, sanayi üretimini 2021 yılını 100 kabul ederek oluşturuyor. Açıklanan son veri şubat olduğu için 2021’in şubatına göre olan değişime bakalım; toplam yüzde 14 artış.</p>
<p>Yani sanayi üretimi beş yılda bu oranda artış göstermiş.</p>
<p>Bu da demektir ki yıllık ortalama üretim artışı yüzde 2,6.</p>
<p>Son bir yıldaki yüzde 2,2 ile uyumlu bir artış ama Türkiye’ye sanayi üretimini yıllık yüzde 2,6 dolayında artırmak yeter mi, elbette tartışılır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kara-pazartesi-mi-76863</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kara pazartesi mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76858</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 13 Nisan" src="https://www.youtube.com/embed/6VKUgkHviNI" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76858</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotivde-uretim-ve-ihracat-hedefi-kuculdu-76862</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivde üretim ve ihracat hedefi küçüldü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AYSEL YÜCEL</strong></p>
<p>Otomotiv sektörünün 2026 yılı ilk çeyrek sonuçlarını açıklayan OSD Başkanı Cengiz Eroldu, yılın başında yapılan büyüme öngörülerinin savaşın yarattığı belirsizlik ve artan maliyet baskısı nedeniyle aşağı yönlü revize edildiğini söyledi. Eroldu, “Bu yıla yönelik beklentilerimiz değişti. Türkiye’de ihracat beklentimizi yüzde 4, üretim beklentimizi ise yüzde 2 aşağı çektik” dedi. Eroldu, iç pazarda da geçen yıla göre daralma beklendiğini ifade etti.</p>
<p>Otomotiv sanayisinin ilk çeyrek sonuçlarını değerlendiren Eroldu, 2026 yılının ilk çeyreğinde toplam otomotiv üretiminin, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 azalarak 321 bin 856 adede gerilediğini, bu düşüşe paralel olarak sektörde kapasite kullanım oranının yüzde 60’a indiğini söyledi. Pazar büyüklüğü de adet bazında yüzde 4 daralarak 274 bin 346 adet oldu. İhracat cephesinde ise adet bazında yüzde 15’lik düşüş yaşanmasına karşın, döviz bazında ihracat geliri yüzde 3 artışla 9,9 milyar dolara yükseldi.</p>
<h2>İlk çeyrekte yüzde 18 daraldı </h2>
<p>Ocak-Mart 2026 döneminde otomobil üretimi yüzde 18 daralırken, hafif ticari araç üretimi yüzde 13, ağır ticari araç üretimi yüzde 20, midibüs ve otobüs üretimi yüzde 20, kamyon üretimi ise yüzde 19 oranında artış kaydetti. Ancak traktör üretiminde yüzde 37’lik sert düşüş görüldü.</p>
<p>OSD Başkanı Cengiz Eroldu, ilk çeyrekteki daralmanın ağırlıklı olarak otomobil tarafındaki geçici üretim kaynaklı yavaşlamadan kaynaklandığını söyledi. Avrupa pazarında ciddi bir bozulma olmadığını belirten Eroldu, otomobil ihracatçısı üyelerde yeni yatırımlar nedeniyle faaliyetlerde geçici düşüş yaşandığını, buna karşın hafif ticari araç ve ağır ticari araç tarafında hem üretim hem ihracatta artış görüldüğünü ifade etti.</p>
<h2>Yerlilik payı 4 puan arttı </h2>
<p>Sektör açısından sevindirici gelişmenin yerlilik oranındaki artış olduğunu belirten Eroldu, geçen yıl ilk çeyrekte yüzde 31 olan yerli payının bu yıl yüzde 35’e çıktığını, bunun yapılan yatırımların somut sonucu olduğunu söyledi. Hafif araçlarda kapasite kullanımında geçici düşüş yaşandığını ancak yılın geri kalanında yeni yatırımların devreye girmesiyle toparlanma beklendiğini aktardı. Kamyon, otobüs ve minibüs tarafında ise belirgin iyileşme görüldüğünü kaydetti. 2026 beklentilerine ilişkin konuşan Eroldu, küresel belirsizlikler ve bölgesel savaş riskleri nedeniyle ihracat tahminini yüzde 4, toplam üretim beklentisini ise yüzde 2 aşağı yönlü revize ettiklerini, iç pazarda da geçen yıla göre sınırlı daralma öngördüklerini ifade etti. Nisan sonu itibarıyla sektörün yılsonu üretim hedefi, ocak ayındaki öngörüye göre yüzde 2 düşürülerek 1 milyon 340 bin - 1 milyon 420 bin adet aralığına çekildi. Sektörün yılsonu ihracat hedefi ise yüzde 4 düşürülerek 970 bin - 1 milyon 40 bin adet bandında revize edildi.</p>
<h2>Rekabetçilik giderek aşınıyor </h2>
<p>OSD Başkanı Eroldu, özellikle değerli TL politikasının ihracatçı üzerindeki baskıyı artırdığını söyledi. “Değerli TL politikası Türkiye’nin ihracat maliyetlerini de artırıyor. Otomotiv sanayi iki senedir ciddi rekabetçilik kaybı yaşıyor” diyen Eroldu, bu durumun üretimi farklı ülkelere kaydırma eğilimini hızlandırdığını belirtti. Sanayicinin verimlilikle ayakta kalmaya çalıştığını ancak bunun artık yeterli olmadığını ifade eden Eroldu, “Tekstilde gördük, şu an kabloculukta görüyoruz. Yakında Türkiye’de kablo üretimi kalmayacak çünkü iş gücü çok yüksek” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>Kuzey Afrika riski büyüyor </h2>
<p>OSD Başkanı, Türkiye’nin otomotivde uzun yıllara dayanan güçlü sanayi altyapısının halen önemli avantaj sağladığını ancak maliyet tarafında Kuzey Afrika ülkelerinin daha rekabetçi hale geldiğini belirtti. Özellikle Fas’ın lojistik üstünlüğüne dikkat çeken Eroldu, Kuzey Afrika’nın orta vadede daha güçlü rakip olabileceği sinyalini verdi.</p>
<p>İç pazarda Çinli markaların satışlarında da gerileme yaşandığını belirten Eroldu, 2026’nın ilk aylarında bu markaların Türkiye pazarındaki payının nispeten düştüğünü ifade etti. Bu gelişmenin, Çinli üreticilerin ihracatlarını farklı pazarlara yönlendirmesinden kaynaklandığını belirtti.</p>
<h2>Kamudan yeni destek beklentisi yok </h2>
<p>Vergi ve teşvik tarafında kısa vadede değişiklik beklemediğini söyleyen Eroldu, özellikle plug-in hibrit araçlara yönelik yeni bir destek ihtiyacı görmediklerini dile getirdi. “Vergi uygulamalarında bir değişim beklemiyorum. Plug-in hibritlerin desteklenmesi için bir sebep de yok” diyen Eroldu, bu araçların çoğu zaman beklenen çevresel faydayı sağlamadığını savundu. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">SHOWROOMLARDA HAREKETLENME BAŞLADI</span></h2>
<p>OSD Başkanı Cengiz Eroldu, mart ayında yaşanan daralmanın ardından nisan ayında showroomların hareketlendiğini söyleyerek “Nisan ayındaki hareketliliğin temel nedeni tüketicinin yaklaşan fiyat artışlarını öngörmesi oldu. Talep özellikle bu nedenle öne çekildi” dedi. Eroldu, petrol, petrokimya ve lojistik kaynaklı maliyet artışlarının otomobil fiyatlarına yansımasının kaçınılmaz olduğunu söyledi. Özellikle plastik hammaddelerinde ciddi maliyet artışları beklendiğine dikkat çeken Eroldu, petrol fiyatlarındaki yükselişin türev ürünlere de doğrudan yansıyacağını ifade etti. Maliyet artışlarının otomobil fiyatlarına mayıs-haziran aylarında yansıyacağını belirten Eroldu, “Petrolde pompa fiyatlarına nasıl artış yansıdıysa, petrol türevlerinde de benzer fiyat artışları göreceğiz. Savaşın en önemli sonuçlarından biri, dünya genelinde enflasyonist baskının yeniden güçlenmesi olacak” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotivde-uretim-ve-ihracat-hedefi-kuculdu-76862</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/cengiz-eroldu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OSD Başkanı Cengiz Eroldu, yılın başında yapılan büyüme öngörülerinin savaşın yarattığı belirsizlik ve artan maliyet baskısı nedeniyle aşağı yönlü revize edildiğini söyledi. Yılsonu ihracat hedefi yüzde 4, üretim hedefi ise yüzde 2 düşürüldü. Eroldu, iç pazarda da geçen yıla göre daralma beklendiğini, otomobil fiyatlarında ise artışın mayıs itibarıyla başlayacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iki-farkli-laboratuvar-76873</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> İki farklı laboratuvar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aynı dönüşümün farklı hızlarında ilerleyen iki otomotiv üssü, Tayland ve Türkiye, kendi jeopolitik ve ekonomik gerçekliğine göre bir yol haritası çizen iki coğrafya, iki farklı strateji...</p>
<p>4,2 milyar doları aşan kümülatif yatırım, 100’den fazla Çinli tedarikçinin bir yıl içinde ülkede faaliyete geçmesi, BYD’nin 490 milyon dolarlık Rayong tesisi… Tayland’a Çin sermayesi adeta bir tsunami gibi girdi. Bu rakamlar, Tayland’ın “Asya’nın Detroit’i” olma hedefini ne kadar ciddiye aldığını ve buna karşılık Çinli üreticilerin de bu ülkeyi sadece bir pazar değil, küresel bir ihracat platformu olarak gördüğünü kanıtlıyor. Sadece Bangkok Fuarı’nda bile 133 bin araçlık satış ve 1,8 milyon ziyaretçi, bu dönüşümün tüketici nezdinde de karşılık bulduğunu gösteriyor. Ancak Tayland’ın kırılgan noktası, 2.500’den fazla geleneksel tedarikçisinin elektrikli dönüşüme ayak uyduramazsa yaşanabilecek ciddi bir sanayi travması… Fiyat rekabeti, kar marjlarını yerken; EV 3.5 teşvikinin getirdiği yerel içerik zorunluluğu da maliyetleri artırıyor.</p>
<p>Türkiye’de ise; üretim ilk çeyrekte yüzde 7 düşmüş, otomobil üretimi yüzde 18 gerilemiş. Ama bu düşüşü kalıcı bir kriz olarak yorumlamıyoruz. OSD’nin de açıkladığı gibi, Tofaş gibi üyelerin yeni yatırım süreçlerinden kaynaklanan geçici faaliyet azalması söz konusu. Asıl dikkatimizi çeken, ticari araç üretimindeki yüzde 14’lük artış ve ağır ticarilerdeki yüzde 20’lik büyüme. Bu, Türkiye’nin reel ekonomisinin hala nefes aldığını gösteriyor. İhracat adet bazında gerilese de dolar bazında yüzde 3 artışla 9,9 milyar dolara ulaşmak, Türkiye’nin daha pahalı ve katma değeri yüksek araçlara yöneldiğinin işareti. Geçen yıl aynı dönemde yüzde 31, 2025 genelinde yüzde 29 iken; yerli otomobil satışlarındaki pay, yatırımlar ve yerlileştirme çabalarıyla dört puanlık sıçramayla yüzde 36’ya çıkması ise, bence çok olumlu…</p>
<p>İşte tam bu noktada, Türkiye’de Yılın Otomobili 2026 finalistleri listesi, pazarımızın çok kutuplu yapısını, çeşitlilik karakterini çok güzel özetliyor. Finalistler; BMW iX3, BYD Sealion 7, Citroen C5 Aircross, Hyundai Inster, Mercedes-Benz CLA, Renault Clio ve Togg T10F. Sanki bir medeniyetler çarpışması; Avrupa’nın köklü premium markaları, Fransız erişilebilirliği, Kore mühendisliği, bir yanda da Çin’in yükselen gücü ve en önemlisi yerli ve milli Togg T10F. Gururumuz Togg’un bu listede yer alması, Türkiye’nin sadece üretim değil, aynı zamanda markalaşma ve teknoloji geliştirme konusunda da iddialı olduğunu hatırlatıyor.</p>
<p>Tayland’daki Çin hakimiyetinin bir benzeri tohumlar atılsa da Türkiye’de henüz yok. İki ülkeyi ayıran temel fark, bence stratejik duruşta.. Tayland, tamamen elektrikli dönüşüme odaklanmış, bu uğurda Çin sermayesine kucak açmış ve kendini bir montaj ve ihracat üssü olarak konumlandırmış. Türkiye ise hibrit yapısını koruyarak, hem içten yanmalı hem elektrikli hem de hibrit üretimini bir arada götüren esnek bir model tercih ediyor. OSD’nin de vurguladığı gibi, Türkiye hafif ticari araçta Avrupa birincisi, otobüste birincisi. Bu segmentlerdeki liderlik, ani bir dönüşümle riske atılmak istenmiyor. Ayrıca Türkiye’nin Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği entegrasyonu, onu Tayland’dan farklı olarak Batı’nın ticaret savaşlarının tam ortasına yerleştiriyor. AB’nin yeni Sanayi Hızlandırma Yasası, “Made in EU” kriterleri, Hindistan ile imzalanan STA, ABD-AB teknik mevzuat mutabakatı… Bunların hepsi Türkiye için hem fırsat hem risk…</p>
<p>Jeopolitikte de Tayland, Ortadoğu’daki gerilimden doğrudan lojistik maliyetleri ve petrol fiyatları üzerinden etkileniyor. Türkiye ise hem komşusu İran’daki savaşın hem de Karadeniz’deki lojistik aksaklıkların tam merkezinde. OSD’nin ihracatta yüzde 4, üretimde yüzde 2 düşüş ile 2026 beklentilerini aşağı revize etmesi bu belirsizliğin bir yansıması. Ancak Türkiye’nin otomobili yatırım aracı olarak gören tüketici davranışı, Batı Avrupa’daki gibi talebin çökmesini engelliyor. Nisan ayında showroomların hareketli olması, insanların fiyatlar daha da artmadan araç almaya çalıştığını gösteriyor.</p>
<p>Küresel otomotiv dönüşümünün laboratuvarlarından Tayland, Çin rüzgarıyla sürüklenen, hızlı ancak kırılgan bir EV üssüne dönüşüyor. Türkiye ise daha yavaş, daha temkinli, ancak üretim esnekliği ve Avrupa entegrasyonu sayesinde daha dayanıklı bir model inşa ediyor.</p>
<p>Önümüzdeki beş yıl içinde, bu iki ülkenin tercihleri sadece kendi otomotiv geleceklerini değil, aynı zamanda Asya ile Avrupa arasında otomotiv güç dengesinin nasıl kurulacağını da belirleyecek. Ben, Türkiye’nin hibrit ve esnek yapısının uzun vadede daha sürdürülebilir olduğunu düşünenlerdenim. Fakat, Tayland’ın kazandığı ivmeyi de küçümseyemeyiz. Her iki ülke de kendi yolunda ilerliyor. Hangisinin daha doğru yolda olduğunu ise ancak zaman gösterecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iki-farkli-laboratuvar-76873</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/3/1280x720/68-1776056185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İki farklı laboratuvar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/70-milyar-liralik-finansmana-ilgi-az-76861</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> 70 milyar liralık finansmana ilgi az</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Dezenflasyon sürecinde uygun koşulda finansmana ulaşımda güçlük çeken reel sektör, Hazine Destekli Kefalet Sistemleri dahilinde yürürlükte olan destek paketlerine yüksek maliyet nedeniyle fazla ilgi göstermiyor. Hazine Destekli Kefalet Sistemleri istatistiklerine göre 27 Mart 2026 itibarıyla destek paketlerinin toplam kredi limiti 201.6 milyar liraya ulaştı. Bu limitten kullanılan kredi miktarı ise 129.9 milyar lirada kaldı. Bir başka ifade ile toplam limitin kullanılan miktarı yüzde 64.4’te kaldı.</p>
<p>2025 yılı sonunda 199.7 milyar lira seviyesinde olan toplam kredi limiti 120.7 milyar lirada kalmıştı. 2026 yılına gelindiğinde ise aralarında; dijital dönüşüm, deprem işletme, deprem yatırım gibi kalemlerin bulunduğu bazı destekler yürürlükten kaldırılırken, yerine yeni paketler eklendi. Ancak özel koşulların sağlanamaması sebebiyle yaşanan finansman sıkıntısına rağmen, yürürlükteki destek programlarından yararlanma oranı düşük kaldı. Hazine Destekli Kefalet Sistemleri istatistiklerine göre 27 Mart 2026 itibarıyla destek paketlerinin toplam kredi limiti 201.6 milyar liraya ulaştı. Bu limitten k kullanılan kredi miktarı ise 129.9 milyar lirada kaldı. Bir başka ifade ile toplam limitin kullanılan miktar yüzde 64.4’te kaldı.</p>
<h2>En fazla ilgi İGE AŞ desteklerine </h2>
<p>2025 ve 2026 yıllarında Hazine Destekli Kefalet Sistemi kapsamında reel sektörün en çok ilgi gösterdiği alan, İhracatı Geliştirme A.Ş (İGE) desteklerine oldu. Şu anda yürürlükteki destek paketleri içinde İGE AŞ’nin aracılık ettiklerinin limiti 89.1 milyar lira düzeyinde ve bu limitin yüzde 69,9’una karşılık gelen 62.3 milyar liralık kısmı kullanıldı. Yani İGE desteğiyle kullanılabilecek kredi miktarı 26.8 milyar lira düzeyinde bulunuyor. İGE’nin en çok rağbet gören paketi herhangi bir özel şartın (ihracat, dijital dönüşüm gibi) bulunmadığı “İGE” desteğinde 29.6 milyar liralık limitin yüzde 90.2’sine karşılık gelen 26.7 milyar liralık kısmı kullanıldı. Buna karşılık İGE’nin 1.3 milyar liralık Dijital Dönüşüm ve 500 milyon liralık E-İhracat paketlerinden ise şu ana kadar kullanım olmadı.</p>
<p>Diğer destek kalemleri içinde bulunan deprem yatırım ve deprem işletme kredileri geçtiğimiz yılın sonlarında kaldırılırken, İGE 2.1 milyar lira limitli 6 Şubat Deprem paketini yürürlüğe aldı. Bu paketteki güncel kullanım tutarı ise 100 milyon lirada kaldı. Katılım Finans Kurumları (KFK) desteğiyle; ihracat, yatırım ve işletme harcamaları olmak üzere üç kalemde toplam 27.2 milyar liralık kredi kullanıma sunuldu. Şu ana kadar kullanılan kredi miktarı 18.2 milyar liraya ulaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/70-milyar-liralik-finansmana-ilgi-az-76861</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/lira-para-1776054271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reel sektör, Hazine Destekli Kefalet Sistemleri dahilinde yürürlükte olan destek paketlerine yüksek maliyet nedeniyle fazla ilgi göstermiyor. 27 Mart 2026 itibarıyla destek paketlerinin toplam kredi limiti 201.6 milyar liraya ulaştı. Bu limitten kullanılan kredi miktarı ise 129.9 milyar lirada kaldı. Toplam limitin kullanılan miktarı yüzde 64.4’te kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/en-kotu-senaryo-guc-kazaniyor-76860</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> En kötü senaryo güç kazanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69dc6d7c105a1-1776053628.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Bu hafta Şans Sohbetleri'nde Ekonomist Ali Ağaoğlu ve Gazeteci Hakan Güldağ, Orta Doğu'daki savaşın etkilerini masaya yatırdı.</p>
<p><strong>Güldağ</strong>: İslamabad'daki barış görüşmelerinden bir sonuç çıkmadı. Hemen bir sonuç beklemek gerçekçi olmazdı. Ancak iş çıkmaza girmiş görünüyor. Görüşmelerin devam edip etmeyeceği de muğlak. Dünya ekonomisi açısından en olumsuz senaryolardan biri güç kazanıyor.</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: ABD adına müzakereleri yürüten ABD Başkan Yardımcısı Vance, "Biz şartlarımızı net olarak ortaya koyduk. İran kabul etmedi" dedi. Zaten bir müzakerede bir tarafın koyduğu şartları diğer tarafın mutlak kabul edeceği bir durum söz konusu olamaz. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: ABD için Hürmüz Boğazı'nın trafiğe açılması ana şart gibi görünüyor.</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: İran da, Hürmüz Boğazı’nın mutlak kontrolünü istiyor. Hiç kimse de vermez. Montrö benzeri bir anlaşma yapısı yeni görüşmelerin ana konularından biri olabilir. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Tabii herhangi bir anlaşma çıkmayıp, savaşın "düşük yoğunluklu" devam ettiği ve uzadığı bir sürece de gidilebilir. Kara harekatının olmadığı ama bombalamaların belki de sertleşerek devam ettiği bir süreç. Bu da başta petrol, enflasyon ve küresel piyasalar açısından kötü haber.</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Spekülatif bir görüş diyebilirsin ama İran'ın koşulların aynen kabul edildiği bir anlaşma zaten mümkün değildi. Hiçbir şey olmasa bile, Amerika'nın hiç olmazsa kazanmış gibi görünmediği bir anlaşmaya Vance imza atarak kendi politik geleceğini risk altına almaz, alamazdı. Piyasalara gelince, pazartesi günü açılışlar çok büyük ihtimalle negatif olur. Petrol fiyatları 100 dolara çıkmayacaksa da ilk aşamada 95-97 dolar bandında açılması ihtimali yüksek. Amerikan borsaları da görüşmeler olumlu gidecek hesabıyla, 50 günlük hareketli ortalamaların üzerine çıkarak kapandı. Ancak sonuç çıkmaması nedeniyle açılışlar negatifte olacaktır.</p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Bakalım pazartesi günkü açılışların devamı nasıl gelecek. Müzakerelere gün üzerine gün, hafta üzerine hafta da eklenebilir. Ya da ABD, "İran, Lübnan'ı bahane ederek Hürmüz'ü açmıyor. O zaman biz de elektrik santrallerini, petrol tesislerini vurup, diz çökmeye zorlayalım" diyebilir. Bu kötü senaryo gerçekleşirse, petrol fiyatları 120 doların da üzerine çıkabilir. Savaşın da, piyasaların da seyri Hürmüz'de İran'ın nasıl bir tavır içinde olacağına bağlı şekillenecek gibi görünüyor.</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Ben bir anlaşma bekliyorum ama bunu hafta sonunda beklemiyorum. Çünkü Trump'ın ekürileri para kazanmanın peşinde bu savaştan. Hafta sonu, piyasaların kapalı olduğu bir süreçte bu imkan yok. Bu manipülasyonun bir değil, iki değil, çok örneği var.</p>
<p><strong>Güldağ</strong>: "Trump’ın her açıklaması yakın çevresi tarafından borsada oynanıyor" lafı ayyuka çıktı. Financial Times’ta, ABD Savunma Bakanı Hegset'in temsilcisinin savunma şirketlerinin hisselerine yatırım için BlackRock'a başvurduğu haberi çıktı. Trump'a manipülasyondan dava açılıyor. Düpedüz 'insider trading'. İçerden bilgiyi al, manipülasyon yap, cebi doldur.</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Milyarlar kazanıyorlar. Fakat artık savaşın bir şekilde biteceğine inanıyorum. ABD istediği kadar bölgeye adam göndersin. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: İyi de, bölgeye o kadar yığınak yap, sonra sonuç alamadan 'zafer' ilan edemeden gerisin geriye dön. Karizma çizilmez mi?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Yapacakları şeyler sınırlı. İran müthiş bir direnç gösterdi. Hürmüz açılmadı. İsrail ateşkese rağmen Lübnan'ı bombalıyor. Topraklarını genişletmek peşindeki bir İsrail'e ABD 'dur' dese de dinlemiyor. En azından görüntü böyle. Nereye kadar sürebilir ki? </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Temel senaryon nedir?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Barış görüşmelerinde bir anlaşmaya varılamamış olmasını bugün piyasalar olumsuz algılar. Negatif fiyatlayacaklar. Özellikle petrol ve doğalgazda. Hatta bu olumsuzluk tarımsal ürünlere de yansıyabilir. Lakin haftanın ikinci yarısı itibariyle piyasalarda yeniden bir barış havasının eseceğini düşünüyorum. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Bu arada, Rusya-Ukrayna savaşında bir barış havası eser gibi oldu ama...</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Zelenski’nin, en yakınındaki, deyim yerindeyse birinci adamından iki ülke arasında bir ateşkes ve barış görüşmeleri olabileceği açıklaması geldi. Çok pozitif ama hiç fiyatlanmıyor. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Financial Times’a, The Economist'e bakıyorum, "küresel enflasyon riski artıyor." McKinsey bir araştırma yapmış, o da "resesyon beklentileri arttı" diyor. Kimi ekonomistler, "dünyanın üzerine bir stagflasyon tsunamisi geliyor" diye yorum yapıyor. Bir kriz bekliyor musun?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Böyle bir ihtimalin olduğunu düşünen taraftayım. Kriz olmasa bile sıkıntı büyük ve dünya yavaşlayacak. Ortalama 130 km ile akan bir otoyolda, 80 km ile seyreden bir kamyon en sağ şeritten en sol şeride geçtiğinde ister istemez yavaşlayan bir otoyolun tekrardan ortalamasını yakalaması en az 30 dakika alıyor. Bu bir dünya istatistiği. Şimdi, bu savaş böyle bir etkiye yol açıyor. Yüksek enerji fiyatları, gübre fiyatları, bir taraftan enflasyon bir taraftan da durgunluk getirecek. Stagflasyon uzak bir ihtimal değil. Ki, savaşın süresi uzadıkça uzuyor. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Trump yönetimi, bir yerde artık içeriye, 2026 Kasımı'ndaki ara seçimlere dönmek zorunda kalacaktır. Ya bir yolunu bulup bu savaştan sıyrılacak, ya seçimi kaybedecek.</p>
<h2>Borsamız ve piyasalar olumlu etkilenebilir </h2>
<p><strong>Güldağ</strong>: Dünya borsaları, Amerikan tahvilleri, bizim borsamız gidişattan nasıl etkilenir? </p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Kısa vadede tablo olumsuz. Bu hafta, petrol fi yatları olumsuz etkilenir. Savaş daha da şiddetlenebilir beklentisiyle, dolar likiditesine olan talepten dolayı, dolar endeksi artar. Altın ve gümüş fi yatları da ilk başta düşer. Sonrasında bir miktar yükseliş olabilir diye tahmin ediyorum. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Son derece oynak bir piyasa diyelim.</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Amerikan 10 yıllık tahvilleri için %4.5, 30 yıllıklar için %5 getiri neredeyse tavan işlevi görüyor. Üzerine çıkılmıyor. Fakat, enflasyon artar, ABD'de savaş nedeniyle öne çıkmayan özel kredi fonlarında yaşanan sıkıntılar belirginleşirse, tahvil fi yatları yeniden yukarıya hareketlenebilir. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Peki ya bizim piyasada ne bekliyorsun?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: İran’ın öne sürdüğü koşulların tamamını zaten alamaz ama yüzde 51'ini aldığı ve Ukrayna’nın Rusya’yla barıştığı bir durumda Türkiye bölgede çok ama çok önemli bir aktör haline gelecek. Borsa dahil piyasalarımızı kısa ve orta vadede olumlu etkileyecektir. </p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Küresel Savaş Riski ve Piyasalar: Petrol, Enflasyon ve Kriz Senaryosu | Şans Sohbetleri #AliAğaoğlu" src="https://www.youtube.com/embed/VPTeLEetkKA" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/en-kotu-senaryo-guc-kazaniyor-76860</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/finans-piyasalar-borsa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ali Ağaoğlu ve Hakan Güldağ, savaşın seyri üzerinden, ekonomi ve piyasaların nasıl etkileneceğini ele aldı. Pakistan&#039;ın ev sahipliğinde yapılan ABD ve İran heyetleri arasındaki görüşmelerden bir sonuç çıkmamasının dünya ekonomisi açısından olumsuzlukları artıracağını kaydeden ikili, bunun &quot;petrol fiyatları, enflasyon ve küresel piyasalar açısından kötü haber&quot; olduğu görüşünde birleşti. Savaşın bir şekilde sona erdirileceği yönündeki tahminlerini paylaşan Ağaoğlu, barış sağlanamaması halinde stagflasyon riskinin kapıda beklediğine dikkat çekti. Ağaoğlu, Türkiye&#039;nin ise süreçten güçlenerek çıkacağını öne sürdü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/stok-altinda-kardan-zarar-97-milyar-dolar-76859</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Stok altında kârdan zarar 97 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının sürdüğü mart ayı küresel çapta altının değer kaybına yol açtı. Güvenli liman altın geçmiş deneyimlerin aksine hareket etti ve altının ons fiyatı martta yüzde 11,5’e yakın geriledi. Bu düşüş son 1 yılda fiyat yükselişiyle ortaya çıkan altın stokundaki yıllık değer artışını da geriletti. QNB ekonomistlerinin analizine göre şubat itibariyle son 1 yıllık dönemde altın stokundaki değer artış kazancı 325 milyar dolardan martta 97 milyar dolar azalarak 200 milyar dolar düzeyine geriledi.</p>
<h2><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc6d11b69a1-1776053521.png" alt="" width="244" height="293" />667 milyara karşılık geliyor </h2>
<p>QNB ekonomistleri Erkin Işık, Deniz Çiçek ve Şakir Oktay Gür’ün hazırladığı analizde altın fiyatlarındaki sert dalgalanmaların yatırımcı davranışları ve makroekonomik dengeler üzerindeki yansımaları nedeniyle konunun yakından takip edilmesini gerektiğini vurgulandı. Analizde yeni açıklanan mart ayı verileriyle birlikte son gelişmeler incelendi. QNB ekonomistlerinin mart verileriyle yaptığı en son hesaplamalara göre, yurt içindeki toplam altın stoku 4 bin 300 ton düzeyinde bulunuyor. Yine ekonomistlerin şubat ayı verilerinden yaptığı hesaplamalarda stok şubat sonu itibariyle 4 bin 287 ton seviyesinde bulunuyordu. Altın fiyat seviyesi ile hesaplandığında 4 bin 300 ton altın stoku 667 milyar dolarlık bir tutara karşılık geliyor. Analize göre altın stokundaki yıllık artış hızı 2024 ortalarından bu yana yaklaşık 150 ton seviyesinde yataya yakın bir seyir izliyor.</p>
<h2>Sınırlı kalma nedenleri </h2>
<p>Fiyatlardaki sert düşüşle birlikte yurt içi altın talebinin son dönemde belirgin arttığı yönünde haberler yayınlandığı hatırlatılan analizde bu talebe karşın toplam stoktaki artışın sınırlı kalmasının birkaç nedeni olduğu belirtildi. Analizde şöyle denildi: “Öncelikle, altın ithalatına yönelik uygulanan sınırlamalar etkili olmaktadır. Bunun yanında, TCMB’nin geçen ay kendi rezervinden bir miktar altın satışı gerçekleştirdiğini gözlemliyor ve bunun da talebi karşılamada rol oynamış olabileceğini değerlendiriyoruz.” </p>
<h2>Düşüşün üçte ikisi swaptan </h2>
<p>Mart ayı içerisinde TCMB’nin kendi sahipliğindeki altın stoku 116.3 ton azalarak 434.1 tona gerilerken, Hazine’nin altın stoku da 3.2 ton düşüşle 23.8 tona indi. Ancak TCMB’nin altın rezervindeki düşüşün tamamı satış kaynaklı olmadığı vurgulanan analizde uluslararası yatırım pozisyonu tablosunda, 3 aya kadar vadeli diğer borç kalemlerindeki 11.3 milyar dolarlık artışın altın/dolar swap işlemleriyle ilişkili olduğunun düşünüldüğü yer aldı. Analizde bunun da TCMB’nin altın stokundaki düşüşün yaklaşık üçte ikisinin swap işlemlerinden kaynaklandığını gösterdiğine dikkat çekildi.</p>
<h2>İç talepteki yansımaları </h2>
<p>Altın fiyatlarında mart ayına kadar yaşanan güçlü artış eğilimin, bu kanalda ağırlıklı olarak yurt içi yatırımcılar olmak üzere oldukça yüksek miktarda kâr elde edilmesini sağladığı hatırlatılan analizde TCMB’nin de çeşitli çalışmalarında, bu kanaldan oluşan gelir etkisinin iç talep üzerindeki yansımalarının incelendiği ve belirgin bir etki olduğunun ortaya konduğu kaydedildi. Sonrasında yaşanan fiyat düşüşü ile bu etkinin bir kısmının geri verildiğine dikkat çekilen analizde “Şubat ayı itibarıyla son 1 yıllık dönemde altın stokundaki değer artış kazancını 325 milyar dolar olarak hesaplarken, Mart ayında 97 milyar dolarlık bir kayıp oluşmuş ve yıllık değer artış hızı 200 milyar dolar düzeyine gerilemiştir. Buna rağmen, bu seviye bile son 1 yıllık dönemde GSYH’ye oranla yüzde 12,1’lik bir kazanca işaret etmektedir” denildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Altın stoku hesabı nasıl yapılıyor?</span></h2>
<p>QNB ekonomistleri analizde hesaplamalarına ilişkin ayrıntıları da paylaştı. Türkiye'de önemli miktarda altın yatırımının büyük kısmının yastık altında olduğunun bilindiği belirtilen analizde bunu boyutlarıyla ilgili resmi bir veri yayımlanmamış olsa da, dış ticaret ve yurt içi üretim verileri kullanılarak tahmini bir rakama ulaşılabildiği yer aldı.</p>
<p>Ekonomistler de analizlerinde bu tahmini hesaplama için, TÜİK'in aylık bazda yayımladığı dolar cinsinden altın ithalat/ihracat (işlenmiş ve işlenmemiş) rakamları ile aylık ortalama altın fiyatlarını kullanarak ton cinsinden altın verilerini hesapladıklarını belirtti. Hesaplanan bu net altın ithalat miktarına, aylık bazda yayımlanan yurt içi altın üretimi de ekleniyor.</p>
<p>Fiyat değişimlerinin etkisini ise QNB ekonomistleri şöyle hesaplıyor: “Ay sonu ton cinsinden stok miktarının bir önceki ay sonu değeriyle ortalaması alınarak aylık ortalama stok tutarı belirlenmiştir. Bu tutar da aylık altın fiyat değişimiyle çarpılarak aylık değer değişim etkisi hesaplanmıştır. Mart ayı altın ithalat ve ihracat verileri, Ticaret Bakanlığı'nın öncü dış ticaret verilerinden alınmıştır. Aydan aya büyük dalgalanma göstermeyen yurt içi üretim verisi en son şubat için açıklanmıştır; bu nedenle mart değeri son 3 ayın ortalaması olarak varsayılmıştır. Resmi veriler açıklandığında tahminler revize edilecektir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/stok-altinda-kardan-zarar-97-milyar-dolar-76859</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/9/1280x720/altin-gold-1770623760.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son bir yılda altın fiyatlarındaki yükselişin getirdiği değer artış kazancı martta savaş döneminde fiyat düşüşünden etkilendi. QNB ekonomistlerinin analizine göre martta altın stokundaki yıllık değer artış kazancının 97 milyar doları kaybedildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-gelir-elde-etme-yerine-gecim-firsatlari-yaratma-76890</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Doğrudan gelir elde etme’ yerine, ‘geçim fırsatları yaratma&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Amazon, 2023 Türkiye depremlerinden etkilenen ekosistemlerin restorasyonu ve rehabilitasyonu için Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na (UNDP) 1,5 milyon Euro destek sağladı. Adıyaman’da hayata geçirilecek projede ‘doğrudan gelir elde etme’ modeli yerine ‘geçim fırsatları yaratma’ modeline odaklanılacak.</strong></p>
<p>Depremin ardından yıkılan yapıları onarmanın ötesinde, zedelenen yaşam döngüsünü yeniden kurmanın ne kadar önemli olduğunu bizzat yaşadık.</p>
<p>Bugün afet sonrası toparlanma, artık sadece barınma ve altyapı başlığıyla doğanın, üretimin ve yerel yaşamın birlikte nasıl ayağa kaldırılacağı sorusuyla da ölçülüyor. Amazon’un UNDP iş birliğiyle Adıyaman’da başlattığı proje, tam da bu nedenle klasik bir destek programının ötesine geçiyor. Çünkü burada hedef, yalnızca hasarı gidermek değil, doğa temelli çözümlerle daha dayanıklı, daha üretken ve daha sürdürülebilir bir yeniden başlangıç modeli kurmak.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc89c964b0f-1776060873.png" alt="" width="333" height="333" />Amazon, üç yıl önce Türkiye’yi derinden etkileyen depremlerin ardından, bölgeye yardım malzemeleri ve temel ihtiyaç ürünleri ulaştırarak destek olmuştu. Bugün ise Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na (UNDP) 1,5 milyon Euro destek sağlıyor. Bu hibe, Amazon’un dünya genelinde doğayı koruma ve iklim dayanıklılığını artırma hedefleri doğrultusunda oluşturduğu 100 milyon dolarlık Right Now Climate Fund (RNCF) girişiminin Türkiye’deki ilk yatırımı olma özelliği taşıyor. Yalnızca bir restorasyon çalışması değil aynı zamanda yeni bir kalkınma modeli sunan projeyi Amazon Türkiye Perakende Genel Müdürü Burak Erdem ile konuştuk:</p>
<p><strong>Yerel bir projeden öte, küresel dayanıklılık modeli</strong></p>
<p>EcoRest projesini sadece yerel bir restorasyon çalışması olarak görmüyoruz, ekosistemlerin onarılmasını sürdürülebilir geçim kaynakları ve doğa temelli çözümlerle birleştiren entegre bir model olarak da görüyoruz. Stratejimizin temelinde, Amazon’un faaliyet gösterdiği bölgelerde hem doğayı hem de toplulukları güçlendirerek gelecekteki afetlere karşı daha dirençli yapılar kurmak ve bugünden harekete geçmenin önemine dikkat çekmek yer alıyor.</p>
<p>Bu doğrultuda projenin en önemli yansımalarından biri, uygulanan ekosistem restorasyonu faaliyetleri ve doğa temelli çözümlerin Türkiye’de benzer çalışmalar için referans oluşturabilecek bir yaklaşım ortaya koyma potansiyelidir. Böylelikle Adıyaman’da hayata geçirdiğimiz bu pilot uygulamanın başarısını ve edindiğimiz deneyimleri bir referans noktası haline getirerek, benzer çevresel ve sosyal zorluklarla mücadele eden diğer bölgeler için de ölçeklenebilir ve etkili bir yol haritası sunmayı amaçlıyoruz.”</p>
<p>2 bin kişi, 450 hektarlık alan “1,5 milyon Euro’luk yatırım; ekosistem rehabilitasyonu ve doğa temelli çözümlerin yanı sıra kapasite geliştirme faaliyetleri, teknik rehberlik ve eğitim programları aracılığıyla yaklaşık 2 bin kişiye ulaşılmasını desteklemek amacıyla kullanılacak. Bütçe, toplam 450 hektarlık bir alanın iyileştirilmesi ve yerel toplulukların afetlere karşı direncinin artırılması hedefleri doğrultusunda entegre bir şekilde yönetilecek. Proje, pilot köydeki uygulamalardan elde edilecek veriler doğrultusunda gelecekte benzer bölgelerde uygulanabilecek ölçeklenebilir bir model geliştirmeyi hedefliyor. Bu nedenle kaynak dağılımı, ekosistem restorasyonu, doğa temelli çözümlerin kurulumu ve yerel toplulukların desteklenmesi arasında süreç içerisinde ortaya çıkacak ihtiyaçlara göre uyarlanacak.”</p>
<p><strong>Yerel geçim kaynakları güçlendirilecek </strong></p>
<p>“Proje ilk olarak Adıyaman’ın Yukarı Nasırlı Köyü’nde pilot uygulama ile başlayacak. İlk etapta, mevsim koşulları ve arazi yapısının el verdiği ölçüde sahada arazi hazırlığı, bozuk orman rehabilitasyonu ve bakım çalışmaları yürütülecek. Bölgenin ihtiyaçları doğrultusunda, teknik değerlendirmeler sonucunda belirlenecek doğa temelli çözümler kademeli olarak hayata geçirilecek. Aynı zamanda ekosistem yönetimi ve sürdürülebilir tarım alanlarında eğitimler verilerek yeni geçim fırsatları oluşturulacak. Projemizde ‘doğrudan gelir elde etme’ modeli yerine ‘geçim fırsatları yaratma’ modeline odaklanıyoruz. Ekosistem restorasyonunu yalnızca çevresel iyileşme ile sınırlı tutmuyor, aynı zamanda yerel geçim kaynaklarının güçlendirilmesini de hedefliyoruz. Proje, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye tarafından Orman Genel Müdürlüğü’nün himayelerinde yürütülmekte olup ekosistem restorasyonu, ağaçlandırma, doğa temelli çözümler, sürdürülebilir geçim kaynaklarının geliştirilmesi ve toplulukların afetlere karşı dayanıklılığının artırılmasına odaklanıyor.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Çevresel ve ekonomik etkiyi birlikte ölçen bütüncül bir çerçeve</strong></span></p>
<p>“Bu projede başarıyı, çevresel ve ekonomik etkiyi birlikte ölçen bütüncül bir çerçeveyle ele alıyoruz. Restore edilen alan miktarı, ağaçlandırma ve rehabilitasyonun kapsamı gibi çıktılar bu çerçevenin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu iyileşmenin topluluklara nasıl yansıdığı da kritik. Eğitim alan kişi sayısı, ekosistem yönetimi ve hizmetleri gibi alanlarda geliştirilen bireylerin sayısı ve yaratılan ‘geçim fırsatları’ temel başarı göstergeleri arasında yer alıyor. Göstergeler projenin yerel ekonomi üzerindeki etkisini anlamamızı sağlayacak. Tabii bizim için projenin en kritik başarı göstergelerinden biri de Adıyaman’daki pilot uygulamanın ardından geliştirilecek operasyonel rehberlerin ulusal ölçekte paylaşılabilir, ölçeklenebilir ve başka bölgeler için ilham verici bir kaynak haline gelmesi olacak. Yani sadece kısa vadeli çıktılar değil, uzun vadede kendi kendini sürdürebilen ve başka coğrafyalarda da uygulanabilen bir model oluşturmak, başarımızın temel tanımlarından birini oluşturuyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-gelir-elde-etme-yerine-gecim-firsatlari-yaratma-76890</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Doğrudan gelir elde etme’ yerine, ‘geçim fırsatları yaratma&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/5-antalya-diplomasi-forumu-150den-fazla-ulkenin-katilimi-ile-gerceklesecek-76881</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5. Antalya Diplomasi Forumu, 150’den fazla ülkenin katılımı ile gerçekleşecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>5. Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) Cumhurbaşkanının himayesinde Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde, "Yarını Tasarlarken, Belirsizliklerle Başetmek / Mapping Tomorrow, Managing Uncertainites" ana temasıyla 17-19 Nisan 2026 tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek. İlk kez 2021 yılında düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu, Devlet ve Hükümet Başkanlarından akademisyenlere, uluslararası kuruluşların yetkililerinden ekonomi ve iş dünyasının temsilcilerine kadar geniş bir katılımla gerçekleşirken, uluslararası gündemin şekillenmesine katkı sunuyor. Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgiye göre, 150’den fazla ülkeden; 20’yi aşkın devlet ve hükümet başkanı, yaklaşık 15 devlet ve hükümet başkan yardımcısı, 40’tan fazlası dışişleri bakanı olmak üzere 50’nin üzerinde bakan, 75’i uluslararası kuruluş temsilcisi olmak üzere 460’ı aşkın üst düzeyli yetkili ile aralarında akademisyen ve öğrencilerin de bulunduğu 5 bine yakın konuğun toplantıya katılması bekleniyor.</p>
<p>Devlet Başkanı düzeyindeki katılımcıların yarıya yakını Afrika ve Avrupa’dan olup, Dışişleri Bakanı düzeyindeki katılımcıların ise yüzde 40’ı Afrika, yüzde 35’i Avrupa ve yüzde 22’si Asya ülkelerinden olacak. ADF2026 kapsamında, lider panelleri dahil olmak üzere, 40'tan fazla etkinlik ve oturumun düzenlenmesi öngörülüyor. Oturumlarda, küresel sistemde derinleşen belirsizlikler ve dönüşüm süreçleri ile bölgesel gelişmeler ele alınacak. Ayrıca, Forum da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ev sahipliğinde, Balkan Barış Platformu Üçüncü Dışişleri Bakanları toplantısı, Gazze Konulu Sekizli toplantı, Türk Devletleri Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi Gayriresmi toplantısı, Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan-Mısır Toplantısı düzenlenmesi planlanıyor.</p>
<p><strong>İstanbul’da parlamenter diplomasi zirvesi, 152’nci PAB Genel Kurulu başlıyor</strong></p>
<p>183 parlamentonun üye olduğu Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 152’nci Genel Kurulu bu hafta İstanbul’da başlıyor. 15-19 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek olan PAB Genel Kurulu, parlamenter diplomasi açısından son yıllarda gerçekleştirilen en kapsamlı ve en yüksek katılımlı toplantılardan biri olarak dikkat çekiyor.</p>
<p>157 ülkeden 857 milletvekili, 86 parlamento başkanı, 56 parlamento başkan vekili, 169 farklı uluslararası kuruluşun temsilcileri, 146 ayrı parlamentonun genel sekreteri, 130 uluslararası basın mensubu olmak üzere toplam 2420 katılımcı kayıt yaptırdı. İran’dan kayıt yaptıran milletvekillerinin katılımı beklenirken, İsrail’den toplantıya katılım beklenmiyor.</p>
<p>Türkiye’nin PAB’ın en son 1934, 1951 ve 1996 yıllarındaki Genel Kurulu’na ev sahipliği yaptı. 30 yıl aradan sonra Türkiye'de gerçekleştirilecek olan toplantının ana teması ‘Gelecek nesiller için umudu yeşertmek, barışı sağlamak ve adaleti temin etmek’ olarak belirlendi.</p>
<p>Genel Kurulda, barışın kalıcı hale getirilmesi, çatışma sonrası yeniden yapılanma, küresel ekonomik adalet, insan haklarının güçlendirilmesi, kadınların ve gençlerin demokratik süreçlerdeki rollerinin artırılması ve güçlendirilmesi, çok taraflı sistemin geleceği, yapay zeka ve yeni teknolojilerin demokratik sistemler üzerindeki etkileri gibi başlıklar ele alınacak. Genel Kurul kapsamında düzenlenecek toplantılarda Orta Doğu'daki gelişmeler, Rusya-Ukrayna savaşı ve Filistin halkının maruz kaldığı zulüm ve soykırım başta olmak üzere uluslararası gündemin önemli konuları da gündemin öne çıkan başlıkları olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/5-antalya-diplomasi-forumu-150den-fazla-ulkenin-katilimi-ile-gerceklesecek-76881</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5. Antalya Diplomasi Forumu, 150’den fazla ülkenin katılımı ile gerçekleşecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kesintisiz-yukselis-surerken-sirketin-kari-neden-dusuyor-76879</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kesintisiz yükseliş sürerken, şirketin kârı neden düşüyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada en az 4 haftadır kesintisiz yükselen ve yatırımcısına yıllık %2.271’lere varan oranlarda kazandıranlar, trendin gücünü inkar etmenin ne kadar zor olduğunu söylüyor. Ancak asıl soru, bu çıkışta kimin yeni bir hikaye yazdığı, kimin ise piyasanın momentumuyla sörf yaptığı. </strong></p>
<p>Borsadaki en köklü ezberlerden biri “çok yükseldi, kesin düşer” yanılgısıdır. Tabloya giren şirketler güçlü bir trendin uzun süre meydan okuyabileceğini gösteriyor. Ancak bu yükselişlerin tek bir motivasyonla çalışmadığı göz ardı edilmemeli. Listeye haftalık %27’lik yükselişle giren Metropal Kurumsal Hizmetler, halka arzın getirdiği beklentiyle fiyatlanıyor. 25 haftadır rotasından şaşmayan Işıklar Enerji Holding, zarar üreten yapısına rağmen kurumsal ilgiyle birlikte kademeli yükselişini koruyor. Rüzgarı arkaya alıp sörf yapmak borsanın en kârlı oyunudur. Ancak o sörf tahtasından zamanında inmeyi bilmek gerekiyor.</p>
<h2>Haftanın en fazla yükselenleri</h2>
<p>Bir ay önce borsada işlem görmeye başlayan Metropal Kurumsal Hizmetler, ilk dört günü tavan olmak üzere sürekli yükseldi. İlk işlem gününden bu yana çıkışı %117’yi buldu. 2025 faaliyet döneminde gelirini %13 artmakla birlikte esas faaliyetlerini %24 ve dönem sonu kârını %4 düşürdü. PD/DD oranı 10,86 ile yüksek seviyede işlem gördüğünü söylüyor. Armada Gıda, aralıktan bu yana hareketlenen bir görüntü sergiliyor. Martın ikinci yarısında ise ivmede artış söz konusu. Geçtiğimiz hafta %27’ik yükselişiyle performansını koruyor. Fonlar ise satış tarafında duruyor. Geçtiğimiz yıl gelirini ve esas faaliyet kârını artırmayı başaran şirket, dönem sonunda kârını %35 düşürdü. Finansman giderlerinin etkisi hissediliyor.</p>
<h2>Havacılıkta artan momentum</h2>
<p>Her ne kadar üç haftalık yükselişle listeye giremeseler de havacılık sektöründe yer alan TAV ve THY artan ilgiyle dikkat çekiyor. Yabancı yatırımcının da alım tarafında durduğu iki hissede Basra Körfezi’nde yaşanan füze savaşının sona ermesine bağlı olarak talebin artarak devam etmesi sürpriz olmayacaktır.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc7af846807-1776057080.png" alt="" width="900" height="494" /></strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TEMETTÜ MÜ, FİYAT KAZANCI MI?</strong></p>
<p><strong>Temettü</strong>; düzenli akış, finansal sağlamlık, bileşik güç, konfor. Vergi kesintisi, büyüme freni, fiyat ayarlaması, karar belirsizliği, reel kayıp. <br /><strong>Fiyat kazancı</strong>; yüksek kazanç, vergi ertelemesi, bedelsiz potansiyeli, büyüme. Likidite eksiği, dalgalanma, sanal kazanç, sabır, zamanlama hatası.</p>
<p><strong>İlgi daha ziyade fiyat temelli. Kasımdan beri düşerken yıllık getirisi %145 seviyesinde</strong></p>
<p>Ufuk Yatırım’ın hiç temettü vermeden fiyatındaki artışı nasıl yorumluyorsunuz? ● Cumhur Dündar</p>
<p>Cumhur, Ufuk Yatırım, SPK mevzuatına göre geçen yıl 509,6 milyon TL kâr elde etti. Vergi mevzuatına göre ise 306,6 milyon TL zararda. Vergi mevzuatına göre birikmiş geçmiş yıl zararları 624,7 milyon TL seviyesinde. Bu nedenle şirketin kâr payı dağıtması söz konusu değil. Borsa geçmişinde bugüne kadar hiç temettü dağıtımı olmadı. Bedelsiz sermaye artırımı ise bir kez o da 2009 yılında gerçekleşti. Hissenin son bir yılda sergilediği %145 oranındaki yükseliş, mali yapıdan ziyade yatırımcının hisseye yönelik fiyat beklentisiyle ilgili olduğu anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Finansal borç bilanço üzerinde ciddi yük oluşturuyor. Ortak alımı fiyatı destekliyor</strong></p>
<p>Global Yatırım Holding hissesinde ortak alımına rağmen fiyat neden zayıf yükselmiyor? ● Anıl Sönmez</p>
<p>Anıl, Global Yatırım Holding’in 2025 dönem kârı %17 artışla 5 milyar TL’ye ulaştı. Esas faaliyet kârındaki %14 büyüme, limanlara gelen yolcu artışıyla destekleniyor. 69,3 milyar TL’lik yüksek finansal borç ise baskı yaratıyor. Kaynak dağılımına bakıldığında %78’i borç %22’si özkaynaklardan oluşuyor. Hissenin son bir yılda %112 yükselmesine rağmen son bir ayda yatay seyretmesinde mevcut borçluluk riskinin etkisinin payı bulunuyor. Şirket ve ortağın alımları hissenin değerini korumayı amaçlıyor. Düşüşü engellese de yukarı taşımada zayıf kalıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>ALC fonu, kâr payı ödeyen fonlara yatırım yaparak son bir yılda %59 kazandırdı</strong></p>
<p>Ak Portföy’in yönetimindeki Kar Payı Ödeyen Şirketler Hisse Senedi (TL) Fonu (ALC), yılbaşından itibaren ivmesini artırırken, şubatın ikinci yarısı gerilemeye başladı. Fonun büyüklüğü ise son dört aydır yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Şimdilerde 1,97 milyar TL hacme sahip bulunurken önceki aya kıyasla bir miktar büyüdüğü gözleniyor. Portföyünün %92,58’i hisse senedi, %3,61’i ters-repo ve %2,54’ü vadeli teminatlardan oluşuyor.</p>
<p>Marttan itibaren nakit çıkışı olan ALC’de nisanın ilk iki haftasında çıkan para 4,7 milyon TL seviyesinde. Yatırımcı sayısı uzun süredir yatayda ve şimdilerde de sayı 26.775. Doluluk oranı %27,86 seviyesinde olurken BIST Temettü Endeksi paylarına yatırım yapıyor. 6 risk değerine sahip fon, son bir yılda %58,84 getiri sağladı. Kategori ortalaması ise %40,04 düzeyinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Ereğli Tekstil, piyasadan %51,78 bileşik faizle 150 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Ereğli Tekstil, 10.04.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 150.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %46, bileşik faizi %51,78 olarak belirlendi. 168 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 25.09.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz %21,17 düzeyinde. 10 Nisan itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Bununla birlikte Ereğli Tekstil’in sunduğu %46 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 6,01 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından uygun bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFERTT92611 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc7b1742ca9-1776057111.png" alt="" width="219" height="175" /></strong><strong>Sabancı’da fiyat son bir haftada yukarı yönlü. Fonlar ise daha çok satış eğilimli</strong></p>
<p>Sabancı Holding’de fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisseler %5,89 ile toplamda 4,33 milyon lot azalarak 69,21 milyona indi. Elinde bulunduran fon sayısı 173’ten 167’ye geriledi. YHS fonu 1,1 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, PHE 1,9 milyon ile en fazla alımı gerçekleştirdi.</p>
<p>Sabancı Holding hakkında bugüne kadar 17 aracı kurum öneride bulunurken 9 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Phillip Capital 175,30 TL ile verdi. En düşük öneri 131 TL ile Ziraat Yatırım’dan geldi.</p>
<p><strong>ŞİRKET PANOSU</strong></p>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc7b29d6660-1776057129.png" alt="" width="979" height="240" /></strong><strong>YİĞİT AKÜ</strong></p>
<p><strong>Yurt dışındaki firmayla anlaştı. Satış sonrası pazarda döviz geliri sağlayacak</strong></p>
<p>Yiğit Akü, Fransız ortaklı küresel otomotiv firmasıyla yürüttüğü müzakereleri tamamlayarak üç yıl süreli sözleşmeye imza attı. Satış sonrası operasyonlara yönelik düzenli batarya tedarikini kapsayan anlaşmanın toplam büyüklüğü 13 milyon euro olarak belirlendi. Şirket, otomotiv tedarik zincirindeki rolünü uzun vadeli bir sözleşmeyle desteklemiş oldu. Otomotiv sektöründe satış sonrası pazarda düzenli tedarik bağlantıları kurmak, firmaların nakit akışındaki dalgalanmaları önleyen önemli bir gelişmedir. Yiğit Akü, geçen yıl gelirini %9, dönem sonu kârını da %35 düşürdü.</p>
<p><strong>PANELSAN</strong></p>
<p><strong>3,1 milyon dolarlık sözleşmeyi imzaladı. Tutar yıllık gelirin %4,7’si düzeyinde</strong></p>
<p>Panelsan, Ankara merkezli bir firmayla KDV dahil 3,1 milyon dolar tutarında sipariş aldı. Tutar güncel kurdan yaklaşık 138,6 milyon TL’ye denk geliyor. Bedel, firmanın yıllık gelirinin yaklaşık %4,7’si seviyesinde bulunuyor. TL üzerinden siparişler almaya kıyasla, döviz bazlı sözleşmeler yapmak kur riskini minimize etmesi açısından önemli. Panelsan geçtiğimiz yıl gelirini %19, esas faaliyet kârını ise %19 düşürdü. Bununla birlikte dönem sonu kârını %207 artırarak 257,8 milyon TL’ye çıkardı. Kârın büyümesinde yatırım faaliyetlerinden oluşan gelirin etkisi öne çıkıyor.</p>
<p><strong>YEŞİL YAPI ENDÜSTRİ</strong></p>
<p><strong>Grup şirketin iflasının kesinleşmediğini belirterek alınan karara itiraz etti</strong></p>
<p>Yeşil Yapı, Borsa İstanbul’un şirket paylarını Yakın İzleme Pazarı’na almasına itiraz etti. Açıklamada, grup şirketlerinden Yeşil GMYO hakkında martta verilen iflas kararının henüz kesinleşmediğini belirtti. Şirket; 5,2 milyar TL özkaynağı ve devam eden İstanbul Tower-205 projesiyle finansal yapısının güçlü olduğunu ve verilen kefaletin de herhangi bir yük getirmeyeceğini dile getirdi. Grup şirketindeki hukuki sürecin kendi operasyonel ve finansal bütünlüğünü sarsmadığını hukuki argümanlarla savunarak Borsa İstanbul'dan kararın gözden geçirilmesini talep etti.   </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kesintisiz-yukselis-surerken-sirketin-kari-neden-dusuyor-76879</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kesintisiz yükseliş sürerken, şirketin kârı neden düşüyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-ve-masak-sosyal-medya-finansal-sahteciliklerine-karsi-76878</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK ve MASAK, sosyal medya finansal sahteciliklerine karşı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Finans etkileyicileri bilgiye erişimi demokratikleştiriyor gibi görünse de denetimsiz ve sorumsuz içeriklerin, telafisi güç zararlar doğurabileceği göz ardı edilmemelidir.</strong></p>
<p>Yasa dışı bahis ve dolandırıcılık son dönemde ciddi mağduriyetlerin ortaya çıkmasına neden oluyor. TBMM Dilekçe Komisyonu bünyesindeki Türkiye’de Finansal Okuryazarlığın Yaygınlaştırılması ve Düzeyinin Artırılması Alt Komisyonu’nda 1 Nisan 2026 tarihinde yapılan toplantıda MASAK geçen yıl alınan 464 binden fazla şüpheli işlem bildiriminde 900 binden fazla kişinin etkilendiğinin altını çizmiş. Aynı komisyon toplantısında SPK’nın ise mağduriyetlerin önüne geçilmesinde finansal okuryazarlık çalışmalarının önem kazanması gerektiğini vurguladığı anlaşılıyor.<strong><sup>1</sup></strong> Bu süreçte sosyal medyada kolay yoldan para kazanmayı finansal tavsiye vererek teşvik eden finans etkileyicilerinden korunmak ise ayrı bir önem kazanıyor. <strong>SPK da bu süreçte “Finfluencer mı, yoksa fraudencer mı?” başlıklı finansal okuryazarlığı destekleyici bir programı 26 Ocak 2026 tarihinde hayata geçirdi.<sup>2</sup> Tebrik etmek gerek: Bu eyleme “fraudencer” gibi yaratıcı, akılda kalıcı bir isim de bulunmuş.<sup>3</sup></strong></p>
<p><strong>Finans etkileyicisi: Kafa nereye biz oraya</strong></p>
<p>Finans etkileyicileri; borsa, kripto varlık, türev ürün, kıymetli maden ve hatta arsa-arazi gibi yatırım araçları hakkında sosyal medya üzerinden öneri, analiz ya da doğrudan “al-sat” yönlendirmesi yapan kişiler olarak tanımlanıyor.<strong><sup>4</sup></strong> Bu kişiler genelde profesyonel bir lisansa sahip olmadan çalışıyor. Spesifik bir hisseye, menfaat karşılığı olmaksızın yapılan genel nitelikli yorumlar sermaye piyasası mevzuatına aykırılık teşkil etmiyor. Ancak mesele ortada bir ücretlendirme olmasa bile genel yorumlarla dolandırıcılık ve yanlış yönlendirilme risklerine maruz kalınabilmesi.</p>
<p><strong>Yatırım dolandırıcılıkları</strong> <strong>ve</strong><strong> hedef kitle</strong></p>
<p>Finans etkileyicilerinin yatırımcı psikolojisini hedef alan yaklaşımları günün sonunda yatırım dolandırıcılığı ve büyük kayıp riski olarak geri dönebiliyor. Dolandırıcılık genellikle “kolay yoldan para kazanma” vaadi, lüks yaşam görselleri ve “kısa sürede yüksek kazanç” iddialarıyla süsleniyor. Hedef kitle genelde genç ve orta yaştaki kişiler olabiliyor.</p>
<p><strong>Yol yakın ve peynir büyük ise</strong></p>
<p>Finans etkileyici olgusunun ortaya çıkışı birkaç temel dinamikle açıklanabilir. İlk olarak, düşük faiz ortamı ve finansal piyasalara artan bireysel yatırımcı ilgisi, özellikle genç nüfusu alternatif getiri arayışına itti. İkinci olarak, sosyal medya platformlarının algoritmik yapısı, sansasyonel ve yüksek getiri vaat eden içeriklerin hızla yayılmasına zemin hazırladı. Finansal okuryazarlık seviyesinin sınırlı olması ise, bireyleri “kolay para” anlatılarına karşı daha kırılgan hale getirdi. Örneğin, kısa sürede yüksek kazanç elde ettiğini iddia eden bir kullanıcının “bu hisse uçacak” ya da “kaçıran üzülür” gibi ifadelerle yaptığı paylaşımlar, binlerce kişiyi aynı varlığa yönlendirebiliyor.</p>
<p><strong>“Şişir-sat”ın kurbanı olunmamalı</strong></p>
<p>Belirli bir enstrümanı hedef göstererek tavsiye vermek, özellikle karşılığında menfaat sağlanıyorsa piyasa dolandırıcılığı kapsamına girebilir. Bu çerçevede; düşük hacimli varlıkların fiyatlarını yapay işlemlerle şişirip ardından satışa geçmek olarak bilinen “şişir-sat” uygulamaları ciddi yaptırımlara tabidir. Finans etkileyicileri yatırımcıları böyle bir işin içinde “yancı” haline getirebilir.</p>
<p><strong>Yatırım kararlarında </strong><strong>eleştirel düşünmek önemli</strong></p>
<p>Yetkisiz finansal tavsiyelerde bulunulması yalnızca etik bir sorun değil, aynı zamanda piyasa dolandırıcılığı kapsamında ağır hapis ve para cezalarıyla sonuçlanabilecek ciddi bir hukuki ihlaldir. Finans etkileyicileri bilgiye erişimi demokratikleştiriyor gibi görünse de denetimsiz ve sorumsuz içeriklerin, telafisi güç zararlar doğurabileceği göz ardı edilmemelidir. Bu riskli ekosistemde, finansal güvenliği korumanın yegâne yolu, bireysel yatırımcıların eleştirel düşünme becerisini temel bir zorunluluk olarak benimsemesinden geçmektedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>[1] https://www.tbmm.gov.tr/Haber/Detay?Id=e7f50704-2baa-4728-9116-019d4af47abe</p>
<p>[1] https://spk.gov.tr/duyurular/basin-duyurulari/2026/universite-ogrencilerine-yonelik-spk-egitim-semineri-tamamlandi</p>
<p>[1] https://www.odatv.com/ekonomi/paravan-hesaplarin-hedefi-gencler-fraudencer-tuzagina-dikkat-120141872</p>
<p>[1] Lalwani, V. (2025). Finfluencer recommendations. <em>Economics Letters</em>, 112511.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-ve-masak-sosyal-medya-finansal-sahteciliklerine-karsi-76878</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK ve MASAK, sosyal medya finansal sahteciliklerine karşı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amortismana-tabi-olmayan-kiymetlerde-zararina-satis-ve-kkeg-riski-76877</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amortismana tabi olmayan kıymetlerde zararına satış ve KKEG riski</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ENFLASYON DÜZELTMESİNİN DEVAM EDEN ETKİLERİ-3</strong></p>
<p><strong>Arsa-arazi, stok ve iştirak gibi kıymetlerin satışında işlem öncesi bir vergi simülasyonu yapılması; olası KKEG tutarının önceden hesaplanması ve satış fiyatı stratejisinin buna göre belirlenmesi isabetli olacaktır.</strong></p>
<p><em>Önceki yazımızda, reel olmayan finansman maliyeti (ROFM) uygulamasının beyanname indirimi boyutunu ve bu hakkın sistematik takibinin önemini ele almıştık. Bu yazıda, enflasyon düzeltmesinin bir diğer devam eden etkisini, amortismana tabi olmayan kıymetlerin zararına satışında ortaya çıkan kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) riskini inceliyoruz.</em></p>
<p>Enflasyon düzeltmesinin devam eden etkilerinden biri de, amortismana tabi olmayan kıymetlerin (arsa-arazi, stok ve hisse senedi/iştirak hissesi gibi) elden çıkarılmasında kâr veya zararın hangi maliyet değeri üzerinden hesaplanacağı ve özellikle zararın ne kadarının vergi matrahında dikkate alınabileceği hususudur. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) mükerrer 298/A maddesinin (5) numaralı fıkrasında yer alan “düzeltme sonucu bulunan tutarların, izleyen dönemde enflasyon düzeltmesi yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın izleyen dönemin başlangıç değerleri olarak dikkate alınacağı” yönündeki düzenleme nedeniyle, 01.01.2024 tarihinden sonra yapılacak satışlarda bu kıymetlerin maliyet bedeli kural olarak en son düzeltilmiş değer üzerinden dikkate alınmaktadır.</p>
<p><strong>Satış zararının belirli bir kısmı </strong><strong>KKEG etkisi doğurabiliyor</strong></p>
<p>Bununla birlikte, 555 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği’nin 53’üncü maddesi, 2023 yıl sonu bilançosunda yer alan ve enflasyon düzeltmesine tabi tutulmuş amortismana tabi olmayan kıymetler bakımından özel bir sınırlama öngörmektedir. Buna göre, söz konusu kıymetlerin 31.12.2023 tarihli düzeltilmiş değerinin altında bir bedelle satılması halinde, “düzeltilmiş değer ile düzeltme öncesi değer arasındaki farka isabet eden zarar” gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde dikkate alınmamaktadır. Diğer bir ifadeyle, satış zararının belirli bir kısmı KKEG etkisi doğurabilmektedir.</p>
<p>Burada özellikle vurgulanmalıdır ki, söz konusu sınırlama amortismana tabi olmayan kıymetler bakımından geçerlidir. Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin zararına satışında aynı kapsamda özel bir kısıtlama söz konusu değildir. Dolayısıyla Tebliğ’deki bu düzenleme; arsa-arazi, stok ve iştirak gibi kıymetler bakımından ayrı bir vergisel değerlendirme yapılmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>Kuralın pratik sonucu, indirilemeyecek zarar KKEG tutarının satış bedelinin konumuna göre değişmesidir:</p>
<p><strong>Birinci durum: </strong>Satış bedeli, 2023 yılı düzeltme öncesi değerin altında ise indirilemeyecek zarar (KKEG), düzeltilmiş değer ile düzeltme öncesi değer arasındaki farkın tamamıdır. Örnek: Düzeltme öncesi değer: 300, düzeltilmiş değer: 420, satış bedeli: 280 → KKEG = 420 − 300 = 120</p>
<p><strong>İkinci durum: </strong>Satış bedeli, 2023 yılı düzeltme öncesi değerin üzerinde; ancak 31.12.2023 tarihli düzeltilmiş değerin altında ise indirilemeyecek zarar (KKEG), düzeltilmiş değer ile satış bedeli arasındaki farktır. Örnek: Düzeltme öncesi değer: 300, düzeltilmiş değer: 420, satış bedeli: 380 →  KKEG = 420 − 380 = 40</p>
<p><strong>Yalnızca ticari zarar hesabına </strong><strong>bakmak yeterli değildir</strong></p>
<p>Bu nedenle, amortismana tabi olmayan kıymetlerin elden çıkarılmasında yalnızca ticari zarar hesabına bakmak yeterli değildir. Vergisel açıdan ayrıca, “düzeltme öncesi değer – 31.12.2023 düzeltilmiş değer – satış bedeli” üçlüsünün birlikte değerlendirilmesi gerekir. Uygulamada bu karşılaştırma yapılmadan alınan satış kararları, beklenmeyen KKEG etkileri nedeniyle işlem sonrası vergi yükünü artırabilmektedir.</p>
<p>Özellikle arsa-arazi, stok ve iştirak gibi kıymetlerin satışında işlem öncesi bir vergi simülasyonu yapılması; olası KKEG tutarının önceden hesaplanması ve satış fiyatı stratejisinin buna göre belirlenmesi isabetli olacaktır. Bu yaklaşım, sadece beyanname döneminde sürprizlerle karşılaşmayı önlemekle kalmaz; aynı zamanda satış kararının net ekonomik sonucunun daha gerçekçi biçimde değerlendirilmesini sağlar.</p>
<p>Sonuç olarak, enflasyon düzeltmesinin ertelenmiş olması 2023 yılında bilançolara yansıyan düzeltilmiş değerlerin etkisini ortadan kaldırmamaktadır. Aksine, amortismana tabi olmayan kıymetlerin satışında zararın vergi matrahına etkisi bu düzeltilmiş değerler dikkate alınarak belirlenmeye devam etmektedir. Bu nedenle hibrit dönemde, söz konusu kıymetlerin satışına ilişkin kararların muhasebe sonucu kadar vergi sonucu yönünden de önceden analiz edilmesi zorunludur.</p>
<p><strong><em>Sonraki yazıda: </em></strong><em>258 Yapılmakta Olan Yatırımlar hesabına ilişkin özel fon mekanizmasının devam eden etkisini ve uygulama tereddütlerini ele alacağız.</em></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amortismana-tabi-olmayan-kiymetlerde-zararina-satis-ve-kkeg-riski-76877</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Amortismana tabi olmayan kıymetlerde zararına satış ve KKEG riski ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-uygun-zeka-76876</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> En uygun zekâ</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâyı insan zekâsından farklı değerlendirmek, insan zekâsını okuduklarından ve yaşadıklarından farklı bir unsur olarak değerlendirmekten farksız… Sonuçta insanın zekâsıyla kurgulanan ve eğitimi bu kapasite ile sınırlı olan bir zekâ formundan bahsediyoruz. Bu zekâ formu ile ilgili olarak bildiğimiz şey, çok yetenekli olduğu için geniş dil modelleri (LLM) ile eğittiğimiz yani üniversiteye göndererek en iyi eğitimi almasını sağlamaya çalıştığımız bir şeye dönüştü. Kendisi mesajlaşırken emoji kullanan insanlar, yapay zekânın dili en doğru ya da iyi biçimde kullanmasından etkilendiler. Bunların sonucunda yapay zekâ bir yandan insanların işlerini elinden almasından korkanların, diğer yandan yapay zekâya yaptırılan işlerle hızlı hareket etmekten zevk alanların oluşturduğu bir dünya ortaya çıktı. Çıkarım ya da inference çağına geçerken bu dünyanın normları gerçeklerle çelişki oluşturan bir hale gelecek. Bunun nedeni, şu ana kadar yapay zekâyı kullananlar bir operatör konumunda bulunurken artık bir komutan durumunda olacaklar. Bunu kazanacak olanlar için söylüyorum. Bir işin nasıl yapıldığını anlatanlar değil; bir işin nasıl daha iyi yapılabileceğini hayal edip bunu yapanların kazanacağı bir çağa giriyoruz. İşin ilginç yanı, işi anlatmak olanlar sürekli en güncel gelişmeleri aktarırken bunu gerçekten yapanlar iş akışlarının doğal bir parçası olarak görüp yaptıkları işin büyüklüğünü vurgulama ihtiyacı hissetmiyorlar.</p>
<p>Yıllar önce tanıştığım Wingie Enuygun Group Kurucu Ortağı ve CEO’su Çağlar Erol, bunlardan biri. O zamanlar, Doktor Sitesi (www.doktorsitesi.com) platformunu ayağa kaldırmakta olan Erol’u sigorta operasyonunu kurma süreci ile de hatırlıyorum. Sigorta işlerinin ayrı bir operasyon olmasını öngören garip regülasyon nedeniyle halihazırda süren finans işinin içinde kuramadığı bu operasyonu, başka bir kapıdan girilen bir alanda kurması akılcıydı. Anlatması uzun sürer.</p>
<p>Asıl konu, işleri otomatize etmeye ve otomatize edilemeyenleri insanla çözmeye dayanan basit ama başarıyı kolaylaştıran iş modeli… Bunun üzerinde ise, Enuygun markasının sağladığı avantaj bulunuyor. Arama motorları üzerinden bir servise ulaşmaya çalışanların aramasında “en uygun” ifadesini kullanması az rastlanan bir durum değil.</p>
<p>Geldiğimiz noktada, Enuygun Kurumsal ile yeni bir açılım yapan Enuygun, şirketlerin kurumsal seyahat süreçlerinde  uçuş, konaklama ve araç kiralama operasyonlarını tek panel üzerinden</p>
<p>daha hızlı ve kontrollü yönetmesine olanak tanıyan platform sunuyor. Enuygun Kurumsal, KOBİ’lerden büyük ölçekli şirketlere kadar firmaların bu alandaki operasyonel yükünü azaltırken maliyetlerini de optimize etmeyi amaçlıyor. Bu cümle size klişe gibi gelebilir ancak benim ilgimi çeken boyutu, müşterisi olan şirketlerin içindeki çalışanlara da zekâ ekliyor olması.</p>
<p>Gerçek zamanlı, ölçeklenebilir ve şeffaf altyapısı ile şirketlere özel anlaşmalı fiyatların tanımlanmasına olanak sağlayan Enuygun Kurumsal platformu; onay mekanizması, seyahat politikası ve yetkilendirme süreçlerini tek sistemde toplayarak kurumsal hafızayı güçlendirirken operasyonel sürekliliği garanti altına alıyor. Departman ve kullanıcı bazlı detaylı raporlama özellikleri sayesinde yöneticiler, seyahat harcamalarını anlık olarak takip edebiliyor; bütçe kullanımını şeffaf biçimde analiz edebiliyor ve tasarruf fırsatlarını net şekilde görebiliyor.</p>
<p>Enuygun Genel Müdür Yardımcısı Orkun Özkan, bu konuyu daha anlaşılır bir dille, “Yarım saat daha erken gidersen eğer işte örnek veriyorum bin lira daha fazla tasarruf etme imkânınız vardı. Daha farklı bir hava yolunun böyle bir uçuşu var. Ya da konaklamak istediğin otelin yakınında farklı yine benzer yıldıza sahip olan farklı zincir olmayan bir otel daha bulunuyor. Bunu tercih edebilirsin. Aslında biz özgürlüğü şirketlere veriyoruz. Özgürlük artık şirketlerin elinde oluyor.” sözleriyle ifade ediyor.</p>
<p>Bu özgürlük özellikle Ortadoğu’daki savaş nedeniyle yakıt maliyetindeki değişimin özellikle havayolu ile seyahat maliyetinde artışa neden olduğu bir dönemde ekonomik özgürlük boyutu ile dikkat çekiyor. İşin ekonomik maliyetini karşılama tarafında daha rahat hareket etmeyi sağlayan bir özellik de, Enuygun’un teknoloji yatırımı ile elde ettiği esneklik. Ortadoğu’daki savaş sırasında gerçekleşen uçuş iptalleri, şirketin aldığı çağrı sayısını beş katına çıkarırken bu iş yükü zirvesi teknoloji sayesinde sıkıntısızca karşılanıyor. Ağırlığı Türkçe üzerine odaklanan 150 kişilik ama Arapça, Almanca ve İngilizce bilenleri de kapsayan bu çağrı merkezinin nasıl bir süreç yaşadığını Erol, “Bizim üç tane Arapça bilen çağrı merkezi çalışanımız var. İş yükümüz ile bağlantılı olarak daha fazlasına gerek duymuyorduk. Biz kendimizi yıllardır teknolojik olarak tanımlıyoruz ve gerçekten günün sonunda bir teknoloji şirketiyiz. Üç-dört yıldır sürdürdüğümüz ciddi yapay zekâ yatırımımız buraya gelen Arapça çağrıların yüzde 85’ini Türk çağrı merkezi çalışanlarının karşılamasını sağladı. Bizim iki yıl önce devreye aldığımız ha bu sesten metne, metinden sese dönüşüm sağlayan teknoloji çözümü, Arapça konuşan bir kullanıcı aradığı zaman söylediği şeyin anında bizim çağrı merkezi çalışanımızın önüne Türkçe olarak gelmesini sağlıyor. Bizim agent’ımızın konuşması da karşıdaki müşteriye Arapça veya İngilizce veya tercihi her neyse ona göre ulaşıyor.” sözleriyle anlatıyor.</p>
<p>Erol, şöyle devam ediyor: “Yüzde 85’te böyle bir şey yakaladık. Yine zorluk yaşadık; mutlaka beklemeler falan oldu ama olabileceğine göre çok çok daha iyi bir servis sunabildik. Şu anda toplam çağrının yüzde 30’unu AI agentlar karşılıyor ve işlemleri yapıyor. Yani konuştuğunuz kişi bir AI agent aslında ve arkada işlemleri gerçekleştiriyoruz. Bazı servislerimizde bu oran yüzde 80’in üzerinde. Servislerin arkasındaki işlemleri yapmanın ve otomasyonun zorluğuna göre bu oran değişiyor. Daha iki gün önce yeni bir dil modeli çıktı; arkadaşlarımız onu test ediyor. AI odaklı bir ekibimiz var ve kendi geliştirmemizi yapıyoruz. Kendi GPU’larımız var; yeni bir model çıktığı zaman onu kuruyoruz ve test ediyoruz. Hem Enuygun’da, hem Wingie’de hem de diğer servislerimizde kullanmak üzere…”</p>
<p>Böyle bir sürekli geliştirme ortamı, Enuygun’un hem kurumsal hem bireysel servislerinde rekabetçi hale getiriyor. Bu modeller Enuygun’un 27 farklı dilde servis verebilmesinin de altyapısını sağlıyor. Erol, “MENA bölgesinde en hızlı büyüyen seyahat platformu olmamızı sağlayan en temel neden, 26 farklı domain’de 27 farklı dilde hizmet veren güçlü teknoloji altyapımız, mobil odaklı ürün yaklaşımımız ve bölge dinamiklerine uyum sağlayan yerel pazarlama stratejilerimizdir. Ayrıca fiyat optimizasyonu, kullanıcıya hızlı seçenek sunma kabiliyeti ve bölgeye özel ödeme çözümlerimizi de MENA’daki büyümemizi hızlandıran unsurlar arasında sayabiliriz. Global markamız Wingie ile online seyahat platformları arasında Ürdün’de birinci, Suudi Arabistan’da üçüncü, Kuveyt’te altıncı ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde ikinciyiz. 2026 büyüme stratejimizde Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Kuveyt ve özellikle Mısır kritik rol oynayacak. Bu ülkelerdeki penetrasyonu artırmanın yanı sıra, Körfez bölgesinde büyümeyi destekleyecek özel iş ortaklıklarını devreye almayı planlıyoruz. Bunu teknoloji ve yapay zekâ yatırımlarımızla da destekliyoruz. Bugün bu yatırımlar sayesinde kullanıcıya seçenekleri daha hızlı sunuyor, operasyonel süreçlerde verimliliği artırıyor ve bölge dinamiklerine daha hızlı şekilde yanıt verebiliyoruz. 2026’da ise bu alanlardaki yetkinliklerimizi daha da geliştirerek hız, verimlilik ve kullanıcı deneyimi tarafında daha güçlü bir yapı kurmayı hedefliyoruz.” diyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-uygun-zeka-76876</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ En uygun zekâ ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/profesor-katzenstein-turkiye-icin-yakin-gelecekte-tehditkar-bir-durum-gorunmuyor-76875</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Profesör Katzenstein: Türkiye için yakın gelecekte tehditkar bir durum görünmüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Üniversitesi Onursal Başkanı Sakıp Sabancı, aramızdan ayrılışının 22’nci yılında törenle anıldı. Sabancı Center’da düzenlenen törende Jüri Özel Ödülü Cornell Üniversitesi Walter S. Carpenter Jr. Uluslararası Çalışmalar Profesörü Dr. Peter J. Katzenstein’e takdim edildi.  Karşılaştırmalı siyaset, uluslararası ilişkiler ve uluslararası siyasi ekonomi alanlarındaki çalışmalarının yanı sıra devletlerarası sistemde kültür, din, kimlik ve bölgeselcilik üzerine teorileri ile öne çıkan Prof. Peter Joachim Katzenstein<strong>,</strong> ödül törenindeki konuşmasında yaşamın belirsizlikle dolu olduğunu ve sürprizlerle başa çıkmak için umutla yılmadan çalışmak gerektiğini vurguladı. </p>
<p><strong>Dünyayı  ve Türkiye'yi neler bekliyor?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Peter J. Katzenstein, ödül töreni öncesinde düzenlenen basın toplantısında, bugün yaşananları yorumlayarak gelecekle ilgili çok kapsamlı  değerlendirmeler ve gelecekle ilgili öngörüler paylaştı. Sorulara verdiği yanıtları başlıklar altında toplayarak aşağıda aktarıyorum. </p>
<ol>
<li><strong> Siyaset yönetimindeki kadrolarda zenginlerin ağırlığı artmakta</strong></li>
</ol>
<p>“Plutokrasi dediğimiz bir sistem var. Refah Devleti bunu belli bir ölçüye kadar kısıtlıyor. Ama otokratlar da aslında bu Plutokratik sistemi, suistimal eden taraflar olarak karşımıza çıkıyorlar. Plutokrasi aslında kapitalizmin doğal hali değil.</p>
<p>Fakat özellikle günümüzde, 1980'lerde belirlendirmede yapılan değişikliklerle birlikte, özellikle Reagan dönemindeki söz konusu güzelleme değişiklikleriyle beraber, Plutokrasinin çok daha fazla ön plana çıkmaya başladığını görüyoruz. Reagan dönemindeki yasalar aslında Plutokrasinin, Amerika'daki temelini oluşturdu. Daha sonrasında biliyorsunuz Sovyetler Birliği'nin çöküşü geldi.</p>
<p>Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle beraber devlet kaynaklarının, devlet varlıklarının, aslında yolsuzluklarla, özelleştirme ihaleleriyle birlikte peşkeş çekildiği bir dönem ortaya çıktı. Bu da Plutokrasi'yi aslında daha fazla destekledi. Bir yandan milyarderlerin Avrupa'ya ve İngiltere'ye göç ettiklerini gördük.</p>
<p>Bu aynı zamanda Avrupa için de çok hayırlı bir şey olmadı.  "Milyarderler niye buraya gittiler?” diye soracak olursanız, tiksindikleri Anglo Sakson Sistemi'ne demokrasi için mi gittiler? Aslında hayır. Oradaki mülkiyet hakları dolayısıyla bu bölgeye gitmek istediler. Çünkü bu şekilde zengin varlıklarını koruyabiliyorlardı.</p>
<p>Yani zenginlik ve siyaset arasındaki, bu varlık ve siyaset arasındaki ilişki aslında bu son dönemin bir durumu da değil, aslında İmparatorluk çağından beri süregelen bir durum. “</p>
<ol start="2">
<li><strong> Tarih bazen geriye doğru akabiliyor. ABD patrimonyal bir devlet haline geldi.</strong></li>
</ol>
<p>“Bu Amerika Birleşik Devleti'nin tarafından yönetilmesi çok yeni bir şey değil. 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başına gidecek olursak, o dönem bu döneme ilerleme çağı denilirdi. O dönemde beri var olan bir şeyden aslında bahsediyoruz. Çünkü artık Amerika'da devlet tam böyle patrimonyal bir devlet haline geldi.</p>
<p>Ben bunu ilk kez 1970'lerde dile getirdiğim zaman, Amerika'da artık zayıf bir devlet geleneği vardı. O zamanda ne kadar haklı olduğumdan da çok emin değildim. Ama bugün dönüp baktığımızda mesela senatonun vs. üçte birinin milyonerlerden oluşması ve onların da bu Amerikan esas sistemini kendi avantajlarını, kendi çıkarlarını koruyacak şekilde kullandıklarını görüyoruz. Aslında bu patrimonyal devlet kavramı Max Weber'in İngiltere'de katmış olduğu bir kavram. Aslında tarih her zaman Amerika'nın bize gösterdiği şekilde ileri gitmeyebiliyor.</p>
<p>Bazen geriye doğru da yol alabiliyor. Trump'a yine değinmek isterim. 4000 tane iş adamı olduğu dönemde 4000 tane dava atlattı.</p>
<p>Tabii ki bazı davalarında ceza aldı ama çok büyük acı çekmedi aslında Trump bu davalarda. “Bunu nasıl yaptı?” diye soracak olursanız, kanunun üstünlüğüne dayalı bir ülkede yasal açıkları kendi rehine kullanıyor. Yani Trump dediğimiz kişi aslında beyaz yakalı bir suçlu.</p>
<p>Böyle mafyatik bir suçlu değil. Bir gangster değil. Ama tamamen korkak ve dolayısıyla kanun üstünlüğünün altını boyarak kendi lehine kullanmaya çalışan 15 aydır da kanunsuz bir ülke yaratmış bir siyasetçiden bahsediyoruz.</p>
<p>Bugün artık bırakın anayasa mahkemesini. Yasama organı bile Trump ile ciddi bir savaş veriyor. Ondan dolayı bir önceki cevabımda da bunu söylemiştim.</p>
<p>Otokratların özellikle Anglo-Sakson ülkelerine gitmelerinin sebebi, bu yasa dışı yollarla kendilerine eşleştiren malların mülkiyet hakları dolayısıyla o ülkede koruma amaçlarından kaynaklanıyor. Ve bu şekilde de yasa dışı yollarda bir ülkenin içerisindeki varlıklar, tabiri caizse boşaltılıyor ve o ülkelerde muhafaza ve koruma altına alınıyor.” </p>
<ol start="3">
<li><strong> Riskli enflasyon dönemi sürecek</strong></li>
</ol>
<p>“Finansal alanda da bunun, belli hassasiyetlere dayalı bir karşılıklı bağımlılık olduğunu düşünüyorum. Bunda da aslında küresel sistemdeki değişimlere bakmamız lazım. Nedir bunlardan bir tanesi? Mesela 1980'li yıllara kadar “breaking rule” sistemi vardı. Sabit kur sistemi. Fakat bunu o dönemin hegemon gücü, Amerika Birleşik Devletleri “Bu sistem artık bitti” dedi. Çünkü Bretton Woods'da şu Amerikan Doları ve altının sabit kur şeklinde takası söz konusuydu.</p>
<p>Buna bir son verdi ki, küresel piyasalarda hep böyle olur. Yani hegemon güç aslında bunu yönlendirir, küresel piyasalara şekil verir. Bugün Çin'in mesela bir dünya gücü olamamasının sebeplerinden bir tanesi kendi para biriminin küresel yönetime katılması, yani Amerikan Doları gibi küresel bir şekilde yönlendirilmesine, katılmasına izin vermemiz.</p>
<p>Çünkü böyle bir şey olursa o zaman Çin Komünist Partisi çok ciddi şekilde güç kaybedeceği, zemin kaybedeceği düşünülür. Mesela Trump döneminde kripto paralara da yeniden önem verilmesinin sebeplerinden bir tanesi de buydu. Yani Trump rejiminin daha hızlı bir şekilde zenginleşebilmesi.</p>
<p>Sonuçları ne olur? konusuna ne cevap veririm diye soracak olursanız, kısa vadede piyasalarda daha ciddi bir volatilite görürüz diye düşünüyorum. Uzun vadede ise giderek artan bir enflasyon ve riskli bir enflasyon baskısı oluşacaktır. Ve bu yapısal olarak enflasyon uzun bir süre devam ederse o zaman mesela Weimar Cumhuriyeti sonrasında gördüğümüz kadar ekstrem böyle radikal bir rejim beklememekle beraber çok ekstrem bir durum olduğunu söyleyeyim. Giderek artan bir enflasyon görürüz ki, Amerikan bütçesine bakacak olursanız savunma harcamalarının %50 arttığını göreceksiniz. Ve bu ne demek? Büyük ihtimalle Amerika'daki enflasyon bir süre daha devam edecek, güçlenerek artacak.” </p>
<ol start="4">
<li><strong> Yapay zekada güç küçük bir grubun elinde toplanıyor</strong></li>
</ol>
<p>“Silikon Vadisi'nde şunun öngörülerini yapıyor insanlar. Yani gelecekte kıyamet senaryosu öngörüyorlar. Mesela %35'e kadar çıkartmışlar. Daha açmak gerekirse bu yapay zekanın %35 ihtimaliyle insan ırkını tamamen bertaraf edebilme ihtimalinden falan bahsediyorlar. Önceleri mesela Openheimer döneminde veya Einstein döneminde bu gelişen teknolojilerin insanlara nasıl bir negatif etki yaratacağı endişe duydukları bir konuyken mevcut plutokratların bundan çok endişelenmediklerini artık görüyoruz. Hatta biraz da rulet oynadıklarını söyleyebiliriz plutokratların.</p>
<p>Borsaların bile artık mesela yapay zeka ile yönlendirildiği ve dolayısıyla çökmesinin çok olası olduğu bir düzende yaşıyoruz. İnanılmaz hızla gelişen bir inovasyondan bahsediyoruz. Daha önceki dönemlere kıyasladığımızda gerçekten olağan dışı, benzeri görülmemiş bir hızla inovasyon gerçekleşiyor.</p>
<p>Mesela bu alanda IBM Bill Gates örneğini de vermek istedim. O dönemde 1980'lerde IBM, bilgisayar pazarının %70'ini kontrol ediyordu. Bill Gates de “Zaten donanımı siz üretiyorsunuz. Benim yaptığım şey sadece bir yazılım. Dolayısıyla ben önemsizim” şeklinde birazcık da tabiri caizse aptallığa yatarak IBM'i kurnaz bir şekilde kandırdı. Ve daha sonra bu devrim gerçekleşti.</p>
<p>Ben de mesela 1980-1982'de silikon valisindeydim. Dünya devrimi gerçekleşiyormuş. Biz o zaman farkında bile değildik. Yapay zekayla alakalı gelecekte nasıl bir şey olacak? Çok net bir cevap vermesi gerçekten zor. Fakat gerçekten çok olağan dışı bir durum. Bir yanda birkaç tane büyük şirket var. Güç çok ciddi bir şekilde onların elinde yoğunlaşmış durumda. Diğer yandan da gücün internette ve yapay zekayla dağıldığında, akıllı insanların para kazanmak veya insanlığa daha iyi bir hayat sunmak için çalıştıklarını görüyoruz. Hangi taraf kazanacak diye soracak olursanız büyük ihtimalle birazcık daha Adem’i merkeziyette birleşeceğini söyleyebilirim bu teknolojik alanın.”</p>
<ol start="5">
<li><strong> İran-ABD savaşının finansal etkileri kalıcı olacak</strong></li>
</ol>
<p>“Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması durumunda, Yurt dışı hasılanın %30'u %50'si etkilenecek diyenler de var. Mesela 2008 ekonomisine bakacak olursanız bunun %10-12'lerde seyrettiğini görürsünüz. 1930'lardaki bu büyük bunalım kadar değildi. Dolaylı etkilerini Amerika'da aslında görüyoruz.</p>
<p>Özellikle enerji piyasaları etkilendiği için bu dolaylı olarak da enflasyonu etkiliyor. Amerika'da mesela şu anda ilk ön plana çıkan sıkıntı, enflasyonun dolaylı olarak artmasından kaynaklanıyor.</p>
<p>Tabii burada sürecin nasıl gideceğine, devam edeceğine bağlı olarak farklı senaryolar var. Mesela Tahran rejimi çökmezse büyük ihtimalle şöyle bir sistem uygulanmasını bekliyoruz: Bu boğazdan geçişlerde büyük ihtimalle bir gümrük vergisi uygulayacak.</p>
<p>Belli başlı ülkelerin boğazdan geçişine izin verilmeyecek. Örneğin Amerika gibi. Daha içten kalmış olan ülkelere mesela daha uygun şartlarda belki bir gümrük belgesi vs. uygulanacak. Bunun sonucu ne olacak? Tabii ki, dolaylı olarak enerji fiyatlarının artmasına sebep olacak. Çok ciddi bir 1970'lerdeki petrol krizi kadar tüm ülkelerin yurt içi hasılasının %2'sine kadar büyük bir etki yaratılma, öyle olacağını ben düşünmüyorum. %2 dediğiniz zaman ufak bir rakam gibi geliyor ama tüm ülkelerin yurt içi hasılasının %2'si demek aslında çok ciddi bir rakam. Daha marjinal etki kalacaktır diye düşünüyorum.</p>
<p>O zaman ülkeler ne yaptılar diye bakacak olursanız enflasyonla bununla başa çıkmaya çalışmışlar. Çok ciddi bir enflasyon geldi. Sadece Japonya ve Almanya bu yolu tercih etmedi.</p>
<p>“Biz bu maliyeti bir şekilde yükleneceğiz, sönümleyeceğiz ve ihracatımızı daha fazla güçlendireceğiz” dediler. Ama tabii bunun da siyasi istikrar gibi toplum sağlık ve bütünlük noktasında bazı negatif etkileri oldu. Ekonomik bunalım depresyon dediğiniz zaman bunun da duygusal bir etkisi oluyor.</p>
<p>İnsanlar 100 sene öncesinde bu büyük buhranla bunu özdeşleştiriyorlar. Tabii ki, Asya ve Avrupa bundan daha fazla etkilenecek. Çünkü Orta Doğu petrolü ve Rusya ile daha fazla bağlı oldukları için bu bağlamda baktığımız zamanda Houston'da önemli bir şirketin Amerika'nın artık doğal gaz içerisinde yüz dönümü düşünecek olursak bu alana yapmış olduğu yatırımla beraber enerji alanında ciddi bir devrim yarattığını söyleyebiliriz.</p>
<p>O yüzden zaten sürekli “Küresel ısınma problem değil” diyor. Her ne kadar yanlış bir ifadede bulunuyor olsa da. Bir de şunu eklemek isterim gelen soruya çünkü siz Hürmüz Boğazı kapalı kalmasına “O zaman Trump neden bu kadar endişe duyuyor” diye sordunuz. Yani birincisi Trump geceleri zaten genellikle böyle çıldırmış bir vaziyette böyle ergen gibi tweet’ler atıyor.</p>
<p>İnsanlar uyurken o saçma sapan tweet’ler atıyor ve artık bizim normalimiz haline geldi. Bence şunu çok fazla göremediler. Yani tamam Avrupa bundan daha fazla etkilenecek. Amerika'ya Orta Doğudaki enerjinin etkisi bir nebze daha düşük olsa da ki olayın etkilerini bence çok göremediler, çünkü küresel enerji piyasalarını bu etkiledi ve dolayısıyla enflasyonu beraberinde getirdi.</p>
<p>Mesela benim yaşadığım bölgede 1 dolarlık bir artış oldu gaz fiyatlarından. 4 dolar orada sınır rakamdı. Yani 4 doların üzerine çıkıldığı zaman artık Amerikan başkanını suçlamaya başlayabilirler.”</p>
<ol start="7">
<li><strong> Trump’ın üzerindeki baskı artıyor</strong></li>
</ol>
<p>“Yani tabii çok ofansif bir dil de kullanıyor Trump. Bu bağlamda belki özellikle Netanyahu Hükümeti'nin bu liderleri bir gecede öldürmesi vesaire istihbaratın ne kadar güçlü olduğunu gördük.</p>
<p>Belki de dolaylı etkilerinin farkına varmaktadır. Çünkü Körfez'deki ülkelerde artık baktığımız zaman Trump üzerinde ciddi bir baskı kuruyor.</p>
<p>“Bu işi artık bitirin, başladığınız gibi bitirin” şeklinde. Fakat Trump'ın bunu ne kadar yapacağı da şüpheli. Çünkü ona yönelik politik desteğin giderek düştüğünü kendisi de o konuşmalarda dile getiriyor.</p>
<p>Siyasi kariyerinde kamu desteğinin hiç olmadığı kadar az olduğu bir dönemden de geçiyoruz. Ciddi başı dertte diyebilirim Trump için. </p>
<p>Şimdi bir ek görüş daha paylaşayım. Putin mesela 2022'yi hatırlayalım. “Bir haftada bu savaş bitecek” diyordu. Ama Rusya ordusu 1916'dakinden bile daha yavaş bir şekilde yani günde 15 yard kadar ilerleyebildi.</p>
<p>Bir de Avrupa'da Rusya'dan sonra bu kadar yüksek teknolojiyi kullanabilen kendilerine inanılmaz bir muhalefet de yaratmış oldular. Yani Ukrayna ordusu da ciddi bir şekilde bu bağlamda kalkınmış oldu. Bir de şunu gördüler Rusya ordusunda. Yani komuta kademesi o kadar yolsuz ki Rusya ordusunda. Yani üst düzey komutanların para aldıklarını, vermediğiniz zaman sizi tabiri caizse ölüme yolladıklarını görüyorsunuz. Bu Rus ordusunun moralinin de tabii ki çökmesine sebep oldu.”</p>
<ol start="8">
<li><strong> Çin acele etmemeyi ve beklemeyi tercih ediyor</strong></li>
</ol>
<p>“Bu bağlamda mesela Çin’e dönüp bakıyoruz. Hiçbir şekilde acele etmiyorlar. Yani ortalık karışıkken amiyane tabirle ve muğlaklık varken acele etmiyorlar. Bununla alakalı Goldman Sachs'tan o dönemki CEO'su daha sonra da yine Maliye Bakanlığı yaptı. Ruben'i yine paylaşmak isterim. Her sabah 7'de 7 ile 8 arası bir toplantı yapıyor ve toplantıyı da şu soruyla bitiriyor.</p>
<p>“Bugün yapılacak ne var? Bugün ne yapıyoruz? Hiçbir şey yapmıyor muyuz? Güzel o zaman” diyor. Çünkü bazen özellikle bu muğlaklıkların yüksek olduğu dönemde hiçbir şey yapmamak bazen daha yeğ oluyor. Çünkü harekete geçerseniz bir karar alırsanız hata yapma riskiniz de beraberinde geliyor.</p>
<p>Küba füze krizinde de mesela böyle oldu. Yani Kennedy'nin o dönemdeki stratejisi ne diye bakacak olursanız sürekli aslında öteledi. Khrushchev'le beraber aslında artık düşman birbirleri değil bu nükleer füze krizi düşmanı haline geldi. Krizi yönetebilmek önemli hale geldi. Yani ordusunun peşine takılsaydı büyük ihtimalle Kennedy o zaman bir nükleer savaşı belki de yaşamış olacaktı. Büyük güçlerin böyle bir durumu var.</p>
<p>Küçük güçler de tabii biliyorsunuz zaten onlar sadece olana bitene adapte olmaya çalışıyorlar ve krizi yönetmeye gayret ediyorlar. Fakat dediğim gibi bazen bu tarz durumlarda ötelemek hiçbir şey yapmamak daha iyi olabiliyor. Yani bu son dönemde olanları sadece Amerikan başarısızlığı olarak değil, mesela Putin dönemindeki başarısızlık olarak da okumak lazım.</p>
<p>Çünkü son 4-5 yıl Rusya için gerçekten felaket geçti diyebilirim”. </p>
<ol start="9">
<li><strong> ABD’de seçim döneminde farklı senaryolar görülebilecek</strong></li>
</ol>
<p>“Böyle bir durum olduğu için de en fazla 3 saat sonra ne olabileceğini öngörebiliyorsunuz ki  bu da konuşuluyor mesela. İki dönem başkanlık yapacak, bu ne kadar yasaldır veya  değildir vesaire.</p>
<p>Bununla alakalı yasal olarak bir bypass yolu kuracaklar gibi geliyor. Kennedy döneminden bu yana Amerika'da karizmatik bir lider geldi. Bunu inkar edemeyiz. Ama mevcut savaşta, 6-8 haftalık sürdürmüş olduğumuz savaş sonrasında yine onun arkasında destekçilerin olacağını biliyor.</p>
<p>Fakat onun arkasındaki koalisyonun dağılacağını unutmamak lazım. Siyasi olarak gerçekten zora girmiş durumda Trump. Kongre üyelerinden ciddi oranda emekli olanlar, “Artık daha ben bu işi yapmayacağım” diyenler var.</p>
<p>Dolayısıyla orada kontrolü kaybettiği zaman, temsilciler meclisinde vesaire, demokratlar onu durduracaktır ve onun için çok da nahoş bir dönem başlayacak diye tahmin edebilirim. Burada önemli olan şey bir sonraki seçimleri onun kazanabilmesi. Bunu da büyük ihtimalle yasa dışı bir şekilde yapmaya çalışacak.</p>
<p>Öngörüm şu; salıncak eyalet dediğimiz 6 veya 8 eyalette sandıklara doğrudan gerekiyorsa müdahil olmaya çalışacak. Hem demokratik eyaletler hem demokrat hem cumhuriyetçilere oy verenlerde sonuçlar ne olacak bilmiyorum. Belki hatalı çıkacak öngörü dediğimde ama büyük ihtimalle yasa dışılık bir şekilde seçimlere alınmaya çalışacak.</p>
<p>Bu da Amerikan demokrasisi için aslında çok ciddi bir dahiliyet olacak. Bu karşıda tekrar belki dönecek neredeyse iç savaş döneminde gördüğümüz senaryoları belki göreceğiz. Yani Rus halk muhafızların polis kuvvetinden ziyade daha fazla dahil oldukları ve onun ve kimin denetiminde olduğu meselesi ortaya çıkacak.</p>
<p>Eyalet valisi mi yoksa Amerikan başkanımız mı var? 1860'lardan bu yana görmediğimiz bir anayasal krizin Amerika demokrasisinde görülmesini ben bekliyorum bu sonraki seçimlere giden süreçten.“</p>
<ol start="10">
<li><strong> Türkiye için yakın gelecekte tehditkar bir durum görünmüyor</strong></li>
</ol>
<p>“Türkiye üzerindeki ekonomik baskı ile alakalı söylenecek çok fazla bir şey olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Trump açıklamalarında da Türkiye’nin favori olduğunu dile getirdi defaten. Ama Trump'ın durumuyla alakalı normalde 2028'de seçim olacak. 3 yıl sonrasında Amerika'daki siyaseti biz çok öngöremiyoruz. 24 saatlik döngülerle neredeyse yaşıyoruz.</p>
<p>Şimdi Ortadoğu’da devam eden durum, Türkiye’nin de Ortadoğu’nun tam ortasında olması ile bu düzensizlikten nasıl etkileneceği ile alakalı. Şimdi bölgeye baktığımız zaman Sünni – Şii ayrımı olduğu kadar iki tane devletin, yeniden devlet inşası sürecine girdiği Suriye ve Lübnan'ın, bir süreç görüyoruz.</p>
<p>Bir yandan yani Amerika müttefikleri körfez ülkeleri işi bitirin diyorlar. Suudi Arabistan bu bağlamda biraz daha muğlak kalmakla beraber körfez ülkelerinin pozisyonuna yaklaşıyor. Aynı görüşte gibi görüyoruz.</p>
<p>Fakat Trump'ın da bu bağlamda çok ciddi bir siyasi desteği yok. Yani bunu belki bir 4-5 hafta kadar bu siyasi desteği alabilir ama sonrasında bu siyasi destek giderek azalıyor. Dolayısıyla bu ittifakın ciddi bir zaman baskısı altında olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Yani körfez ülkeleri bölgede bir rejim değişikliği bekliyor ama bu devamında onlar için durumu daha da belki kötü bir hale getirebilir. Türkiye, NATO üyesi olarak bölgede. Kötü bir çevrede Türkiye aslında baktığınızda, kötü bir çevrede yaşıyor gibi düşünebilirsiniz. Türkiye'deki Kürt meselesinin çözümü, Türkiye'de gerçekten çok faydalı bir süreç oldu.</p>
<p>İran'da da mesela Kürtlerin kullanılmasıyla alakalı net bir şey yok Trump tarafından. Belki Kürtler bu bağlamda kendileri bir karar alırlar. Kısa vadede Türkiye için çok tehditkâr bir durum olduğunu ben düşünmüyorum.</p>
<p>Olan saldırılara da bakacak olursanız bir iki tane drone saldırısı oldu ve bunlardan bir tanesinin kazayla gerçekleştiği dile getiriliyor. </p>
<p>Türkiye'ye bakacak olursak, Ukrayna mesela 90 milyon, Türkiye'ye 80 milyon halkı olan inanılmaz bir askeri güç. Ve çok da jeostratejik bir konumda yer alıyor.</p>
<p>Hem Orta Asya'ya hem de Orta Doğu'ya açılan kapı noktasında. Fakat yakın gelecekte mevcut durumun Türkiye lehine çok tehditkar olmadığını şu anda söyleyebilirim.”</p>
<ol start="11">
<li><strong> Ukrayna güçlenmeye devam ediyor</strong></li>
</ol>
<p>“Sonrasında siz yine NATO'nun geleceğiyle alakalı bir soruyu yönlendirmiştiniz. Belki NATO kalmaya devam edecek ama giderek ölen bir uluslararası kuruluş olduğunu söyleyebiliriz. Daha Avrupa temelli bir savunma sistemine geçiş bu bağlamda görüyorum. 1945'e baktığınız zaman mesela dünyadaki tüm kaynaklar, yani gayrisafi, yurtiçi hasıla, küresel teknoloji %50'nin kontrolü Amerika'daydı. 1975'te bu, 70'lerde bu, %25 Amerika, %25 müttefikleri şeklinde evrildi.</p>
<p>2010'lara geldiğimiz zamanda %22 Amerika, %26-27 müttefikler şeklinde oldu. Yani 1945'lerdeki kaynakların kontrolünün dağılımı neyse bugün de aslında aynı şekilde. Fakat bu son savaşla beraber, o yüzden ben kendi başını kesen bir büyük güç benzetmesini yapıyorum.</p>
<p>Amerika da bu bağlamda kendi ayağına sıkmış oldu. Bunun beraberinde yaratacağı güç boşluğu nasıl dolacaktır? Bunun dolması belki bir on yıl daha alacaktır. Ama o soru işareti. Şimdi herkes Henry Kissinger'ı tahminimce tanıyor fakat onunla beraber Brzezinski de var.</p>
<p>Mesela daha şahin kanatta olan kişilerden biriydi. 1995'te yazmış olduğu bir kitap var. Kendisi Polonya milliyetçisi bu arada ve Amerika'ya gidip yaşamaya başlıyor.</p>
<p>Orada Henry Kissinger'ın göremediği bir şeyi aslında Brzezinski görüyor. O da şu: Avrupa'nın geleceğinin Ukrayna, Polonya, Almanya ve Fransa'nın Rusya karşısında yer aldığı bir savunma ittifakıyla şekilleneceğini dile getiriyor. Ondan dolayı konuşmamda dile getirdim.</p>
<p>Avrupa'da Rusya'nın dışında artık inanılmaz bir askeri güç olarak Ukrayna var. Önceden bu güçleri bu mekanik düzende sınırlıydı. Artık elektronik bağlamda da son teknoloji, drone sistemlerini kullanacakları, hatta bu drone mekanizmalarının da Avrupa ve Rusya'nın dahi ötesine geçebilecekleri bir güç haline evrildiler.”</p>
<ol start="12">
<li><strong> ABD’de Liberaller ve liberal olmayanlar arasındaki savaş sürecek</strong></li>
</ol>
<p>"İsrail’in savaşını şu anda yaşıyoruz. Şöyle düşündü bence Amerika'nın Trump yönetimi; Venezuela'ya gittik, petrolü aldık. Ne güzel, muazzam bir başarı. Netanyahu yönetiminden de harika istihbarat geldi. Aynı şeyi tekrardan İran’da uygulayabiliriz bir bakış açısıyla yola çıktılar.</p>
<p>İsrail'in savaşını veriyoruz ama İsrail'deki sağ kanadının savaşını veriyoruz demem lazım. Çünkü İsrail de Amerika kadar çok taraflı bir ülke. Onu unutmamak lazım.</p>
<p>Büyük ihtimalle tüm odada herkesin kafasının bir köşesinde şu fikir geçiyordur. Amerikan demokrasisinde bir kırılma mı oldu? Bir çökme mi oldu? Aslında bu şekilde bunu biz değerlendiremeyiz Trump döneminde. Yanlış okuma olur.</p>
<p>Çünkü şu dile getiriliyor Amerikan demokrasisiyle alakalı. Farklı geleneklerin mücadelesi diyen var. Liberal geleneğin ve illiberal geleneğin mücadelesi diyen var.</p>
<p>Bu savaşı aslında biz yeni vermiyoruz kendi içimizde. Adams ve Jefferson arasındaki seçime bakacak olursanız, Adams'ın daha kraliyetçi, daha iyi hiyerarşik düzeni savunan bir kişi olduğunu, fakat Jefferson'ın bu seçimi kazandığını yine Amerika'da görüyoruz. O dönemde mesela Hitler döneminin anayasasına bakacak olursanız, daha böyle ırksal hiyerarşiye dayanan, Mississippi anayasasına da benzeyen bir sosyal düzenin ve bunun mükemmel bir anayasa olarak ortaya çıktığını görebilirsiniz. Bu savaş, bu liberaller ve illiberaller arasındaki savaş, Amerika'da aslında hep vardı. Ku klux klanlara kadar bu süreci götürebiliriz. Yeni ortaya çıkmadı aslında. Bu sadece Amerika'da olan bir mesele değil. Belki Almanya'da ve  dünyanın her yerinde demokrasinin ciddi bir saldırı altında olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Mesela medeniyetler çatışmasını yazan Huntington'ın büyük ihtimalle gözden kaçırdığı hususlardan bir tanesi de farklı modernite tipleri olduğuna yönelik. Yani modernite dediğimiz zaman çok farklı geleneklerden bahsediliyor. Modernite sadece Amerika'daki değil, Çin'de de gittiği zaman İstanbul'da da bunun farklı bir yanını aslında görüyorsunuz.</p>
<p>Bence ıskaladığı nokta oydu. Bu bağlamda bu demokrasi mücadelesi aslında tüm insanlığın verdiği bir mücadele. Ve bu bağlamda özellikle Anti-Amerikancılık dediğimiz zaman aslında Amerikan hegemonyasına karşı durmaktan birazcık da bahsediyoruz.</p>
<p>Kendi de anayasamızda yer alan kurallarla biz ne kadar yönetiliyoruz, o da ayrı bir soru işareti. Ama sadece Trump'ın dönemiyle gelen bir savaş değil. Demokrasi savaşını sürekli içimizde veriyoruz ve bu figürler sürekli içimizde var.”</p>
<p><strong>“Bilime yapılan yatırımın etkisi yalnızca bugünü değil, nesilleri dönüştürür”</strong></p>
<p><strong>Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Hayri Çulhacı ödül </strong>töreninde yaptığı konuşmada;</p>
<p>belirsizliklerin arttığı, sınırların yeniden tanımlandığı ve küresel dengelerin yeniden kurulduğu dönüşüm sürecinde; bilimsel düşünceye, özgür araştırmaya ve disiplinlerarası bakış açılarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Çulhacı sözlerine şöyle devam etti: “Sabancı Üniversitesi olarak bilimin rehberliğinde, eleştirel düşünceyi ve özgür akademik ortamı koruyarak geleceğe katkı sunmaya kararlıyız. Belirsizlik çağlarında en büyük gücümüz, akla ve bilime duyduğumuz bağlılıktır. Ve biliyoruz ki bilime yapılan yatırım, en yüksek getirili yatırımdır. Çünkü etkisi yalnızca bugünü değil, nesilleri dönüştürür.”</p>
<p><strong>Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi </strong>Melisa Sabancı Tapan,konuşmasında  yapay zekadan veri mimarisine uzanan dönüşümün; demokrasinin, emeğin ve küresel düzenin de merkezinde yer aldığını belirterek şu yorumu yaptı: <em>“Bu gücü hakkaniyetle yönlendiremezsek, bağlarımızı güçlendirmek yerine yeni eşitsizlikler yaratma riskiyle karşı karşıya kalacağız. Biz de bu sorumluluk bilinci ve Sakıp Sabancı’nın bugünü ve yarını okuyan vizyonundan aldığımız güçle 2027 yılı ödül temamızı <strong>“Zekayı Düzenlemek: Dijital Çağda Demokrasi, Piyasalar ve Küresel Düzen”</strong> olarak belirled</em>ik”   </p>
<p><strong>2026 Makale Ödülleri kazananları</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69dc78d165ee3-1776056529.JPG" alt="" width="700" height="467" /></strong>Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri’nde 2026 yılının Makale Ödülü ise,  <strong>“Gezegensel Muhalefet: Küresel Hareketler, Koruyucu Suçlaştırma ve Egemenliğin Tükenmişliği”</strong> isimli çalışmasıyla Lincoln Üniversitesi Sosyal ve Siyasal Bilimler Fakültesi'nden Doç. Dr. Barış Çaylı Messina ile <strong>“Yapay Zekâ Düzenlemesine Avrupa Yaklaşımı: Temel Değerlerden Ödün Vermeden Teknolojik İnovasyonu Gerçekleştirmenin Olası Yolu” </strong>isimli çalışmasıyla Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölümü Bilişim ve Teknoloji Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doktor Esra Demir’e takdim edildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/profesor-katzenstein-turkiye-icin-yakin-gelecekte-tehditkar-bir-durum-gorunmuyor-76875</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/5/1280x720/7-1776056488.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Profesör Katzenstein: Türkiye için yakın gelecekte tehditkar bir durum görünmüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/depo-sirketine-gyo-olup-vergiden-kacmak-yok-76871</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Depo şirketine GYO olup vergiden kaçmak yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Depo şirketine GYO olup vergiden kaçmak yok Artık depocu, GYO olup vergiden kaçamayacak</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ciddi vergi kaybına yol açtığını değerlendirdiği Gayrimenkul yatırım fonları (GYF) ve gayrimenkul yatırım ortaklıkları (GYO) bu yıl ilk kez vergi ödeyecekler. Bununla ilgili 2024 Ağustos’ta çıkan yasa iki önemli konuda düzenleme getiriyor. Birincisi 1 Ocak 2025’den itibaren elde edilen kazançlara uygulanmak üzere gayrimenkul yatırım fon ve ortaklıklarına ilişkin kurumlar vergisi istisnası yüzde 50 kâr dağıtım şartına bağlandı. Yani GYF ve GYO’lar istisnadan yararlanabilmek için, taşınmazlarından elde ettikleri kazançların en az yarısını kâr payı olarak dağıtacaklar.</p>
<p>İkinci olarak da bu şirketlerin taşınmazlarından elde ettikleri kazançlar, yine bu tarihten itibaren yürürlüğe konulan yurt içi asgari kurumlar vergisine tabi tutuldu. Yani artık onlar için de vergisiz hayat şimdi sona eriyor.</p>
<p>GYF ve GYO’lar la ilgili düzenlemenin temelinde Gelir İdaresi Başkanlığı’nın (GİB) 24 Mayıs 2024’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yaptığı sunum bulunuyor. GİB sunumda Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5-1/d maddesi ile GYO ve GYF’lerin kazançlarının tamamının kurumlar vergisinden istisna edildiğini belirterek şu ifadelere yer vermişti:</p>
<p>“GYO ve GYF’lere tanınan kurumlar vergisi istisnasındaki temel amaç, gayrimenkul sektörünün geliştirilmesine katkıda bulunmak, nitelikli ve büyük ölçekli gayrimenkul üretimini teşvik etmek, sürdürülebilir gayrimenkul arzını temin etmek ve bu suretle sektörün ülke ekonomisine sağladığı katkıyı azami seviyeye çıkarmaktır. Ancak son dönemlerde, her türlü gayrimenkul ticaretiyle uğraşanların kazançları veya gayrimenkul kira geliri elde edenlerin kazançları gibi bu amaca hizmet etmeyen ve vergilendirilmesi gereken kazançların gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıkları bünyesine alınarak vergiden istisna edilmeye çalışıldığı görülmektedir.</p>
<p>Örneğin; • ABC GYO’nun tek faaliyeti Ankara’da bulunan X Alışveriş Merkezi ve Y Otelinin işletilmesi olup, bu faaliyeti dolayısıyla kurum 1,5 milyar TL istisna kazanç beyan etmiştir.</p>
<p>VYZ GYO Depoculuk alanında faaliyet göstermekte olup, 13 ilde 84 depo ile hizmet veren şirket 2023 yılında 800 milyon TL istisna kazanç beyan etmiştir.”</p>
<p>Sunumdan da anlaşılacağı gibi iş çığırından çıkmış ve hükümet de vergiyi getirmiş. Merak ediyorum o zamanlar işini layıkıyla yapanlar aralarındaki ayrık otlarının ayıklanması için hiç Maliye’nin kapısını çaldılar mı diye?</p>
<p>İyi haber ise Türkiye’de GYO ve GYF sayısının 300’e dayanmış olması. Bu da Maliye’nin çok rahat 50 milyar liradan fazla vergi tahsili anlamına geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/depo-sirketine-gyo-olup-vergiden-kacmak-yok-76871</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Depo şirketine GYO olup vergiden kaçmak yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamanin-izinde-sanatin-pesinde-76874</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zamanın izinde, sanatın peşinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir yüzyılın sanatla tutulan belleği</strong></p>
<p>Bazı sergileri gezerken yalnızca duvarlara asılan, salonlara yerleştirilmiş eserlerden ibaret olmadığını fark eder; bir ülkenin değişen yüzünü, dönüşen estetik anlayışını, hatta kimi zaman unutmayı tercih ettiği hikâyelerini de hissedersiniz. <strong>“Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat”</strong> tam da böyle bir sergi. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’ın ev sahipliğinde kapılarını açan bu kapsamlı seçki, ilk bakışta bir kurumun yüz yıllık serüvenini anlatıyor gibi görünse de derinlere indikçe Türkiye’nin kültür-sanatla kurduğu ilişkinin izlerini sürmeye başlıyorsunuz. Bu izler bazen bir arşiv belgesinde, bazen bir fotoğraf karesinde, bazen de bugünün diliyle üretilmiş çağdaş bir eserde karşınıza çıkıyor. Hepsinin ortak noktası ise şu: Zamanın içinden geçerken geride bırakılan izlerin aslında birer tanıklık oluşu.</p>
<p>Koç Topluluğu’nun Cumhuriyet’in hemen ardından başlayan yolculuğu, bu sergide alışıldık bir <em>“kurumsal tarih”</em> anlatısının dışına taşınıyor. Burada mesele yalnızca büyüme, üretim ya da ekonomik gelişim değil. Daha çok, bir özel girişimin sanatla nasıl temas ettiği, o teması nasıl çoğalttığı ve zaman içinde nasıl bir kültürel ekosisteme dönüştürdüğü sorusu öne çıkıyor.</p>
<p>Serginin küratörlerinden <strong>Didem Yazıcı’</strong>nın yaklaşımı da bu noktada belirleyici: Farklı disiplinleri bir araya getiren, geçmişle bugünü aynı düzlemde buluşturan bir kurgu. Yardımcı küratör <strong>Zehra Begüm Kışla</strong> ile birlikte kurulan bu yapı, izleyiciyi doğrusal bir zaman çizgisine hapsetmek yerine katmanlar arasında dolaşmaya davet ediyor.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Baharın rengi bu kez sanat: CI BLOOM</strong></p>
<p>İstanbul’da bahar her zaman yalnızca çiçeklerle gelmez. Bazen bir sergiyle, bazen bir konserle, bazen de bir fuarla hissedersiniz mevsimin değiştiğini. Bu yıl o değişimin adlarından birisi, hiç kuşkusuz CI BLOOM 2026. Contemporary Istanbul tarafından hayata geçirilen bu genç ama etkisi giderek büyüyen yapı, beşinci edisyonuyla yeniden kapılarını açarken, aslında yalnızca bir sanat etkinliğini değil, İstanbul’un kültür-sanat dolaşımındaki güncel enerjiyi de temsil ediyor.</p>
<p>15 Nisan’daki ön izleme ile başlayacak olan fuar, 16–19 Nisan tarihleri arasında Lütfi Kırdar Rumeli Salonu’nda izleyiciyle buluşacak. Ama mesele yalnızca tarihler ve mekân değil; asıl mesele, bu buluşmanın taşıdığı ruh.</p>
<p>Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı ve kurucusu <strong>Ali Güreli’</strong>nin altını çizdiği bir gerçek var: Sanat piyasasında dengeler değişiyor. Artık değer, yalnızca hiyerarşik kabullerle değil; erişim, keşif ve dolaşım üzerinden kuruluyor. Bu cümle, aslında CI BLOOM’un ruhunu da özetliyor. Burada büyük isimlerin gölgesinde kalan üretimler değil, henüz yolun başındaki, arayış halindeki, deneyen ve risk alan işler ön planda. Yeni koleksiyoner profilinin ilgisi de tam olarak bu noktaya yöneliyor: Keşfetmenin heyecanına.</p>
<p><strong>Işığın, şöhretin ve arka sokakların fotoğrafı: Ara Güler’in Cannes’ı</strong></p>
<p>Ara Güler Müzesi’nde açılacak “Cannes” sergisinde ustanın objektifinden çıkan kareler, ilk bakışta tanıdık bir dünyanın kapısını aralıyor: kırmızı halılar, ünlü yüzler, kalabalıklar… Ama birkaç adım sonra anlıyorsunuz ki bu sergi, o alışılmış görüntülerin peşinde değil.<br />Daha çok, o görüntülerin arasındaki boşluklara bakıyor. 22 Nisan’da kapılarını açacak sergi, 11 Ekim tarihine kadar izlenebilecek. Ama takvimden çok, hafızaya bırakacağı iz önemli.</p>
<p>Cannes Film Festivali denildiğinde akla ilk gelen şey çoğu zaman ihtişamdır. Oysa 1950’lerin sonu ile 60’ların başı, bu ihtişamın henüz katılaşmadığı, daha geçirgen, daha insani bir dönem. La Croisette boyunca uzanan o sahil şeridi, yalnızca yıldızların yürüdüğü bir alan değil; gazetecilerin koşturduğu, meraklı bakışların peş peşe dizildiği, sürpriz karşılaşmaların yaşandığı canlı bir sahne. <strong>Ara Güler</strong>’in kareleri tam da bu hareketi yakalıyor. Bir yıldızın bakışı ile onu izleyen kalabalığın merakı aynı kadrajda buluşabiliyor. Bazen bir basın toplantısının ciddiyeti, birkaç dakika sonra sahil kenarındaki bir kahkahayla yer değiştiriyor.</p>
<p>Sergide<strong> Brigitte Bardot, Sophia Loren, Grace Kelly, Federico Fellini, Orson Welles, Jean Cocteau, Michelangelo Antonioni, Kim Novak ve François Truffaut </strong>gibi isimler var. Ama bu serginin asıl gücü, bu isimleri yalnızca <em>“ikon”</em> olarak sunmamasında. Onları beklerken sıkılan bir hâlde, bir sohbetin ortasında, ya da kalabalığın içinde kaybolmuşken görmek mümkün. Bu da yıldız kavramını biraz yerinden oynatıyor. Şöhretin kendisini değil, hâlini gösteriyor.</p>
<p><strong>Sahnenin ve akademinin zarif tanığı: Dikmen Gürün’e bir ömürlük unvan</strong></p>
<p>Bazı unvanlar yalnızca akademik bir mertebeyi değil, bir hayatın toplamını ifade eder. <strong>Dikmen Gürün</strong> için verilen <em>“Emeritus Profesörlük”</em> de tam olarak böyle bir anlam taşıyor. Kadir Has Üniversitesi’nde düzenlenen törende, bir akademisyenin kariyerinden çok daha fazlası vardı aslında: Türkiye’de tiyatronun dönüşümüne tanıklık etmiş, onu yorumlamış ve kimi zaman yön vermiş bir ismin hikâyesi. Rektör <strong>Ayşe Başar</strong>’ın ev sahipliğinde gerçekleşen buluşma, yalnızca bir takdim töreni değil; bir saygı duruşuydu.</p>
<p><strong>Geçmiş işe karışınca: Heritage İstanbul’un canlı sahnesi</strong></p>
<p>Kültürel miras denince çoğu zaman <em>“korumak”</em> fiiline sıkışırız. Oysa Heritage İstanbul 2026’da mesele çok daha geniş: anlamak, yorumlamak ve yeniden üretmekti. Restorasyon projeleriyle arkeolojik buluntuların, müzecilik yaklaşımlarıyla kütüphaneciliğin yan yana geldiği bu yapı, aslında tek bir şeyi söylüyordu: Geçmiş, tek başına durmaz; bugünün içinden geçerek var olur.</p>
<p>Heritage İstanbul 2026’nın 9. edisyonunda ilk kez Yenikapı’daki geniş fuar alanında gerçekleşti. Yaklaşık 7 bin metrekarelik alanda organize edilen fuar, sergi alanlarının yanı sıra konferanslar, atölyeler ve sektörel buluşmalarla dört gün boyunca yoğun bir içerik sundu. Tarihi Yarımada’daki restorasyon, kazı ve müzecilik çalışmaları yanı sıra tüm Türkiye'den örnekler fuarın ana konferans başlıkları arasında yer alırken, ülkemizin önemli miras alanlarında yürütülen çalışmalar, konferans ve panellerde uzmanlar tarafından ele alındı. 142 ulusal ve uluslararası katılımcının yer aldığı fuar, 10.560 ziyaretçiyi ağırladı.</p>
<p><strong>Mutfağın ötesinde bir arayış: TURGİD ile yeni bir zemin</strong></p>
<p>Gastronomi dünyasında yıllardır aynı cümleler farklı ortamlarda tekrar ediliyor. Maliyetler artıyor, nitelikli personel bulmak zorlaşıyor, standartlar tartışılıyor, rekabet sertleşiyor… İşte tam bu noktada kurulan Tüm Gıda İşletmecileri Derneği (TURGİD), bir dernekten çok bir ihtiyaç cümlesi gibi okunmak gerekliliğine dikkat çekiyor. Türkiye’de yeme-içme dünyası artık yalnızca restoranlardan ibaret değil. Turizmi etkiliyor, yerel üretimi şekillendiriyor, şehir ekonomisine yön veriyor. TURGİD, bu büyümenin beraberinde bir dağınıklık da getirdiğine dikkat çekiyor. <em>“Farklı ölçeklerde işletmeler, farklı sorunlarla mücadele ediyor. Küçük işletmelerin sesi çoğu zaman duyulmuyor, orta ölçekliler arada kalıyor, büyüyen markalar ise başka bir dil konuşuyor. Bu parçalı yapı içinde ortak bir temsil zemini eksikliği giderek daha görünür hale geldi. </em> <em>Bugün gastronomi, yalnızca iyi yemek yapmakla sınırlı değil. Gıda güvenliği, şeffaflık, etik değerler, sürdürülebilirlik… Bunların hepsi aynı anda konuşulmak zorunda. Çünkü artık bir restoran, sadece bir işletme değil; aynı zamanda kamusal bir sorumluluk alanı”</em> diyen TURGİD’in önerdiği yaklaşım bu noktada şu şekilde yansıtılıyor:<br /><em>“İşletmeciliği yalnızca ticari bir faaliyet olarak değil, bir meslek disiplini ve ortak sorumluluk olarak görmek.”</em></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamanin-izinde-sanatin-pesinde-76874</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zamanın izinde, sanatın peşinde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehirde-muhasebe-finans-ve-vergi-dunyasi-ikinci-kez-bulustu-76854</guid>
            <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 19:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eskişehir’de muhasebe, finans ve vergi dünyası ikinci kez buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/ESKİŞEHİR</strong><br /><br />Eskişehir’de muhasebe, finans ve vergi alanındaki güncel gelişmelerin ele alındığı ikincisi düzenlenen “Eskişehir Muhasebe, Finans ve Vergi Zirvesi”, akademi, kamu ve iş dünyasını aynı çatı altında buluşturdu. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Kongre Salonu’nda gerçekleştirilen zirvede; sürdürülebilirlik ve raporlama standartları, vergi politikaları, dijital denetim uygulamaları, finans piyasalarındaki güncel gelişmeler ile kurumlar vergisine ilişkin yeni düzenlemeler kapsamlı şekilde ele alındı. <br /><br /><strong>Bu alanlar ekonomik istikrarın temelidir<br /></strong><br />Zirvenin açılışında konuşan Prof. Dr. Nurullah Uçgun, muhasebe, finans ve vergi alanlarının günümüzde yalnızca teknik disiplinler olmaktan çıktığını belirterek, bu alanların ekonomik istikrar ve sürdürülebilir kalkınma açısından kritik bir rol üstlendiğine dikkat çekti. Zirvenin ortak aklın oluşmasına katkı sunduğunu vurgulayan Uçgun, “Bu yıl ikincisini gerçekleştirdiğimiz Muhasebe, Finans ve Vergi Zirvesi vesilesiyle sizleri burada ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. İlkini başarıyla gerçekleştirdiğimiz zirvemizin bu yıl daha güçlü bir içerikle devam etmesi bizler için ayrı bir gurur kaynağıdır.<br />Günümüz muhasebe, finans ve vergi alanları yalnızca teknik birer disiplin olmanın ötesine geçmiş durumdadır. Bu alanlar ekonomik istikrarın, şeffaflığın ve sürdürülebilir kalkınmanın temel yapı taşları haline gelmiştir. Bu zirve; kamu, akademi ve iş dünyasını bir araya getirerek ortak aklın oluşmasına katkı sunmayı, güncel gelişmeleri değerlendirmeyi ve geleceğe yönelik stratejik bakış açıları geliştirmeyi amaçlamaktadır ” diye konuştu.</p>
<p><strong>Mevcut sistemde ciddi yapısal sorunlar var<br /></strong><br />Prof. Dr. Necdet Sağlam ise Türkiye’de finansal raporlama ve denetim süreçlerinde yaşanan teknik sorunlara dikkat çekerek, mevcut uygulamaların mevzuatla tam uyumlu olmadığını söyledi. Özellikle kayıt dışı yürütülen düzeltme işlemlerinin ciddi riskler barındırdığını belirten Sağlam, şu değerlendirmelerde bulundu:<br />“Türkiye’de defter kayıtları Vergi Usul Kanunu’na göre tutulurken, bağımsız denetime tabi şirketler dönem sonunda TFRS ya da BOBİ FRS’ye göre düzeltme ve sınıflandırmalar yaparak yeni finansal tablolar oluşturuyor. Ancak bu kayıtlar çoğu zaman yasal defterlerin dışında, Excel gibi araçlarla tutuluyor.<br />Yarın bir hukuki süreçte ‘defter ve belgeler’ istendiğinde, bu dış kayıtların nasıl değerlendirileceği ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkacaktır. Türk Ticaret Kanunu finansal tabloların standartlara uygun hazırlanmasını emrediyor, ancak bu işlemlerin deftere işlenmemesi önemli bir boşluk yaratıyor.<br />Bu nedenle söz konusu kayıtların yasal defterlere işlenmesine yönelik bir düzenleme yapılması gerekiyor. Aksi halde mevcut sistem, sağlıklı bir yapıdan uzak, parçalı bir görünüm sergiliyor.”</p>
<p><strong>Denetim ve hazırlama süreçleri ayrılmalı<br /></strong> Sağlam, denetim süreçlerinde yaşanan çıkar çatışmalarına da işaret ederek, finansal tabloların hazırlanması ile denetlenmesinin birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi. Sağlam,<br />“Türkiye’de finansal tabloların dönüştürülmesi sürecinin denetim şirketleri tarafından yürütülmesi, ardından aynı şirketlerin bu tabloları denetlemesi ciddi bir çıkar çatışması yaratmaktadır. Uluslararası uygulamalarda bu durumun yasak olduğunu görüyoruz.<br />Finansal tabloların hazırlanması şirket yönetimlerinin sorumluluğunda olmalı, denetçiler ise yalnızca bu tabloları bağımsız bir gözle değerlendirmelidir. Aksi takdirde denetimin güvenilirliği ve tarafsızlığı zedelenir” dedi. Dijitalleşme ve yapay zekâ gibi teknolojilerin muhasebe süreçlerine entegrasyonu da artık kaçınılmaz olduğuna dikkat çeken Sağlam,  Bu dönüşümün sağlıklı ilerleyebilmesi için düzenleyici kurumların ve akademinin birlikte hareket etmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Muhasebesiz ekonomi olmaz<br /></strong><br />TÜRMOB Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Cemal İbiş de konuşmasında muhasebe, finans ve verginin ekonomi için taşıdığı temel role dikkat çekerek, mesleğin dönüşüm sürecine vurgu yaptı. İbiş, şu ifadeleri kullandı:<br />“Ekonomiyi doğru anlamak için muhasebeyi, finansı ve vergiyi birlikte okumak zorundayız. Bugün yapay zekâdan dijital denetime, sürdürülebilirlikten vergi politikalarına kadar pek çok başlık mesleğimizin geleceğini doğrudan şekillendiriyor.<br />Peter Drucker’ın da ifade ettiği gibi ‘ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz.’ Biz de diyoruz ki muhasebesiz ekonomi olmaz, finanssız büyüme olmaz, vergisiz devlet olmaz.<br />Eskişehir gibi gençliği, üretim gücü ve girişimcilik ruhuyla öne çıkan bir şehirde bu zirvenin düzenlenmesini son derece kıymetli buluyoruz. Bu şehirde muhasebe konuşuluyorsa gelecek, finans konuşuluyorsa değer üretimi, vergi konuşuluyorsa adalet konuşuluyordur.”</p>
<p><strong>Eskişehir vergi uyumunda örnek şehir<br /></strong><br />Eskişehir Defterdarı Cemil Müsevitoğlu ise kentin mali disiplin ve vergi uyumu açısından güçlü bir performans sergilediğini belirtti. Müsevitoğlu, Eskişehir’in vergi bilinci yüksek bir şehir olduğuna dikkat çekerek “Eskişehir, eğitim ve kültür alanındaki başarısının yanı sıra güçlü mali disiplini ve yüksek vergi uyumu ile de öne çıkmaktadır. Vatandaşlarımızın vergiye gönüllü uyum konusundaki hassasiyeti, kamu maliyesi açısından son derece kıymetlidir.<br />İlimiz, cari tahakkuk tahsilat oranlarında yüzde 92’nin üzerinde bir ortalamaya ulaşarak ülke bütçesine güçlü katkı sunmaktadır. Bu başarı, Eskişehir’de yerleşmiş mali sorumluluk kültürünün somut bir göstergesidir. Artan mükellef sayısı ve beyanname oranları da şehrimizin ekonomik dinamizmini ortaya koymaktadır. Bu tablo, Eskişehir’in yalnızca üretimde değil, mali disiplin ve vergi uyumunda da örnek bir il olduğunu açıkça göstermektedir ”şeklinde konuştu.</p>
<p><br /><br /><br /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehirde-muhasebe-finans-ve-vergi-dunyasi-ikinci-kez-bulustu-76854</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/4/1280x720/eskisehirde-muhasebe-finans-ve-vergi-dunyasi-ikinci-kez-bulustu-1776010157.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde düzenlenen “Muhasebe, Finans ve Vergi Zirvesi”nde, sürdürülebilirlikten dijital denetime, vergi politikalarından finansal raporlamaya kadar kritik başlıklar iki gün boyunca masaya yatırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/altin-rafinerileri-dernegi-kuruldu-76851</guid>
            <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 16:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın Rafinerileri Derneği kuruldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><!--StartFragment--></p>
<p><span style="text-align: justify; font-family: Arial, sans-serif;">Türkiye’de kıymetli metaller sektörünün gelişimi, uluslararası standartlara uyumu ve küresel rekabet gücünün artırılması amacıyla Altın Rafinerileri Derneği, </span><span lang="TR" style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-ansi-language: TR;">Ahlatacı Metal Rafineri</span><span lang="TR" style="text-align: justify; font-family: Arial, sans-serif;"> AŞ, Nadir Metal Rafineri San. Ve Tic. AŞ, Onsa Rafineri AŞ, Garanti Rafineri ve Maden İşletmeleri AŞ, İsgold Altın Rafinerisi AŞ, Samsun Altın Rafineri Tic. AŞ, Özbağ Rafineri ve Kıymetli Madenler AŞ, GMR Genç Metal Rafineri AŞ, Altın Rafineri Dünyası AŞ girişimiyle</span> <span lang="TR" style="text-align: justify; font-family: Arial, sans-serif;">kurulurak ilk yönetim kurulu toplantısını yaptı</span><span style="text-align: justify; font-family: Arial, sans-serif;">. </span></p>
<p><span style="text-align: justify; font-family: Arial, sans-serif;">Altın, gümüş, platin ve paladyum gibi stratejik öneme sahip kıymetli metallerin rafinasyonu, geri dönüşümü ve ticaretinde faaliyet gösteren kuruluşları bir araya getiren dernek; Türkiye’nin bu alanda küresel bir referans merkezi haline gelmesini desteklemeyi hedefliyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: normal; mso-outline-level: 2;"><strong><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Sektörün stratejik büyüklüğü ve önemi</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Yapılan açıklamaya göre, k</span><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">ıymetli metaller sektörü, Türkiye ekonomisinde yalnızca finansal değil, aynı zamanda sanayi, ihracat ve finansal sistem açısından kritik bir rol üstleniyor. Türkiye, dünyada altın talebinin yüksek olduğu ülkeler arasında yer alırken; İstanbul, bölgesel bir kıymetli metaller ticaret merkezi olarak konumlanıyor. Rafineriler ise bu zincirin en kritik halkasını oluşturuyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan güncel düzenlemeler kapsamında, Türkiye’de rafin</span><span lang="TR" style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-ansi-language: TR;">asyon</span><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;"> faaliyetleri yalnızca lisanslı ve denetimli rafineriler tarafından yürütülebiliyor. </span><span lang="TR" style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-ansi-language: TR;">B</span><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">u durum, sektörün yüksek regülasyon altında çalıştığını, şeffaflık ve güvenilirliğin esas olduğunu ve rafinerilerin finansal sistem açısından stratejik öneme sahip aktörler olduğunu ortaya koyuyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: normal;"><strong><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">“Türkiye’yi küresel referans noktası haline getirme hedefi”</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Altın Rafinerileri Derneği; sektörün sürdürülebilir büyümesini desteklemek, düzenleyici kurumlarla etkin iş birliği geliştirmek, uluslararası standartlara uyumu güçlendirmek, kamuoyunu doğru ve şeffaf şekilde bilgilendirmek amacıyla faaliyet gösterecek. Dernek aynı zamanda, sektörle ilgili politika geliştirme süreçlerine katkı sunacak, küresel platformlarda Türkiye’yi temsil edecek, tedarik zinciri boyunca izlenebilirlik, sürdürülebilirlik ve etik standartları teşvik edecek çalışmalar yürütecek. Altın Rafinerileri Derneği </span><span lang="TR" style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-ansi-language: TR;">Geçici </span><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Ahlatcı</span><span lang="TR" style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-ansi-language: TR;"> yaptığı açıklamada</span><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">, “Bölgesel gelişmeleri göz önüne alarak, hedefimiz bir an önce Türkiye’yi küresel referans noktası haline getirmek” </span><span lang="TR" style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-ansi-language: TR;">olduğunu söyledi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Dünya genelinde London Bullion Market Association (LBMA) gibi kurumlar, kıymetli metaller piyasalarında standart belirleyici rol üstlendiğini aktaran Ahlatcı, Türkiye’de kurulan bu yeni yapının, benzer şekilde ulusal</span><span lang="TR" style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-ansi-language: TR;"> ve uluslararası</span><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;"> ölçekte standartların gelişimine katkı sunmayı, </span><span lang="TR" style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-ansi-language: TR;">mevcut </span><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">uluslararası entegrasyonu güçlendirmeyi ve Türkiye’nin küresel değer zincirindeki konumunu yukarı taşımayı hedeflediğini vurguluyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: normal; mso-outline-level: 2;"><strong><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Kamuoyu, piyasa ve regülasyon arasında köprü</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Altın Rafinerileri Derneği, yalnızca sektör temsilciliği yapmakla sınırlı kalmayarak; kamuoyu ile sektör arasında doğru bilgi akışını sağlayan; yanlış ve yanıltıcı bilgilendirmelere karşı hızlı aksiyon alan; akademi, medya ve sivil toplum ile diyalog geliştiren aktif bir platform olarak konumlanacak.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: normal; mso-outline-level: 2;"><strong><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Türkiye ekonomisine katkı</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Derneğin kuruluşu ile ilgili olarak konuşan Altın Rafinerileri Derneği </span><span lang="TR" style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-ansi-language: TR;">Geçici </span><span style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Ahlatcı, “Kıymetli metaller sektörü, finansal sistemde güven unsuru oluşturması, ihracat ve cari dengeye katkısı, yüksek katma değerli üretim yapısı ve geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik potansiyeli ile Türkiye ekonomisi için stratejik alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Altın Rafinerileri Derneği’nin kurulmasıyla birlikte sektörün daha şeffaf, güçlü ve uluslararası rekabete açık bir yapıya kavuşmasını, Türkiye’nin kıymetli metallerde bölgesel merkez rolünü pekiştirmesini ve finansal piyasalarla entegrasyonunun güçlenmesini bekliyoruz” dedi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: normal;"><span lang="TR" style="font-family: 'Arial',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-ansi-language: TR;"> </span></p>
<p><!--EndFragment--></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/altin-rafinerileri-dernegi-kuruldu-76851</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/1/1280x720/altin-rafinerileri-dernegi-1775999911.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de kıymetli madenler sektörünün sürdürülebilir büyümesini desteklemek, düzenleyici kurumlarla etkin iş birliği geliştirmek, uluslararası standartlara uyumu güçlendirmek, kamuoyunu doğru ve şeffaf şekilde bilgilendirmek amacıyla ülkenin önde gelen 9 altın rafinerisinin girişimiyle Altın Rafinerileri Derneği kuruldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sulama-ve-taskin-onleme-altyapisi-icin-500-milyon-dolarlik-finansman-76835</guid>
            <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 18:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sulama ve taşkın önleme altyapısı için 500 milyon dolarlık finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'nin çeşitli alanlarda uygun koşullu ve uzun vadeli dış finansman sağlama çalışmalarının devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) tarafından yürütülen sulama ve taşkın önleme projelerinin desteklenmesi amacıyla geliştirilen Sonuç Odaklı Su Verimliliği ve İklim Dirençliliği Programı kapsamında, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Asya Altyapı Yatırım Bankası (AAYB) arasında 500 milyon dolar tutarında uzun vadeli ve uygun koşullu finansman anlaşması imzalandığı bildirildi. Böylece, söz konusu program çerçevesinde, bankadan ilk kaynak temin edilmiş oldu.</p>
<p>Söz konusu finansmanla, modern ve basınç kontrollü sulama sistemlerinin teşvik edilmesi öngörülüyor. Ayrıca, sel kontrol kapasitesini güçlendirerek, Türkiye'nin su iletim verimliliği ve iklimsel direncinin artırılması hedefleniyor. Projenin, tarımsal üretkenliği geliştirmesi ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı dayanıklılığı güçlendirmesi amaçlanıyor.</p>
<p><strong>"Türkiye, tercih edilen kalkınma ortağı konumunu güçlendirmektedir"</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, projeyle Orta Vadeli Program'da yer alan verimlilik artışı ve katma değer odaklı dönüşümün sağlanması hedefi doğrultusunda, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine katkı sağlanacağını belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Bu krediyle, son iki yılda su verimliliği ve modernizasyonu alanında sağlanan uygun koşullu dış finansman tutarı, yaklaşık 1,2 milyar euroya ulaşmıştır. Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerini önceleyen uygun koşullarda finansman sağlama süreci devam edecektir. Bakanlığımızın çok taraflı kalkınma bankalarıyla yürüttüğü güçlü ve etkin işbirliği sayesinde, uluslararası finans kuruluşlarının Türkiye'ye olan ilgisi artarak devam etmekte ve Türkiye tercih edilen kalkınma ortağı konumunu güçlendirmektedir."</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sulama-ve-taskin-onleme-altyapisi-icin-500-milyon-dolarlik-finansman-76835</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/2/1280x720/cermik-kale-baraji-1764493046.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DSİ tarafından yürütülen sulama ve taşkın önleme projelerinin desteklenmesi amacıyla Asya Altyapı Yatırım Bankası ile 500 milyon dolarlık anlaşma imzalandı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, &quot;Bu krediyle, son iki yılda su verimliliği ve modernizasyonu alanında sağlanan uygun koşullu dış finansman tutarı, yaklaşık 1,2 milyar euroya ulaşmıştır. Türkiye&#039;nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerini önceleyen uygun koşullarda finansman sağlama süreci devam edecektir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fitch-turkiyenin-kredi-notunu-duragana-cevirdi-76834</guid>
            <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 18:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fitch, Türkiye&#039;nin kredi notunu durağana çevirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türkiye ekonomisiyle ilgili değerlendirmesini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin uzun vadeli döviz cinsinden kredi notu "BB-" olarak teyit edilirken, not görünümü ise "pozitif"ten "durağan"a güncellendi.</p>
<p>Görünüm revizyonunun, İran savaşının başlamasından bu yana Türkiye'nin döviz rezervlerinde yaşanan belirgin düşüşten kaynaklandığı ifade edildi.</p>
<p>Bu süreçte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) Türk lirasını desteklemek amacıyla piyasaya 50 milyar doların üzerinde döviz sattığı belirtilirken, savaşın uzaması halinde dış borç ödemeleri ve enflasyon görünümünde daha fazla bozulma yaşanabileceği kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, Türkiye'nin enerji ithalatına yüksek bağımlılığının bu riskleri artıran temel unsurlardan biri olduğu vurgulandı.</p>
<p>Fitch, Türkiye'nin kredi profilini destekleyen unsurlar arasında güçlü ve çeşitlendirilmiş ekonomik yapı, görece düşük kamu borcu, zorlu dönemlerde dahi dış finansmana erişim kapasitesi ve bankacılık sektörünün dayanıklılığını öne çıkardı.</p>
<p>Buna karşılık, kronikleşen yüksek enflasyon, para politikasına yönelik siyasi baskılar, tekrarlayan döviz krizi riskleri, rezervlerin dış borca kıyasla sınırlı kalması ve kurumsal zayıflıklar kredi notu üzerinde baskı oluşturan başlıca faktörler olarak sıralandı.</p>
<p>Öte yandan Fitch, değerlendirmesini olağan takvim dışında yayımlamasına da açıklık getirdi. Kuruluşa göre mevcut düzenlemeler, bir ülkenin kredi görünümünde ani ve önemli değişikliklerin yaşanması halinde planlı değerlendirme tarihinin beklenmeden güncellenmesine imkân tanıyor.</p>
<p>Fitch, Türkiye için bir sonraki planlı kredi notu gözden geçirme tarihinin 17 Temmuz 2026 olduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>Enflasyon tahmini yüzde 27'ye çıktı</strong></p>
<p>Fitch, 2026 yılında cari açığın yüksek enerji fiyatları nedeniyle büyüyeceğini ve 2027'de daha da genişleyeceğini öngördü. Kuruluş, rezervlerin 2027 sonunda benzer ülkelerin ortalamasının altına düşeceği uyarısında bulundu. Eğer petrol fiyatları varil başına 20 dolar daha artarsa, cari açığın milli gelirin yüzde birinden fazla büyüyeceği ve enflasyonu ek olarak körükleyeceği belirtildi.</p>
<p>TCMB'nin 1 Mart'ta gecelik borç verme faizini yüzde 40'a taşıyarak fonlama maliyetini 300 baz puan artırması Fitch tarafından enflasyonla mücadelede para politikasının sıkı duruşunu sürdürme kararlılığının bir yansıması olarak değerlendirildi.</p>
<p>Fitch, enflasyon tahminini ise 2026 sonu itibarıyla 2 puan artırarak 27'ye yükseltti. Kurum 2027 yılı sonunda ise enflasyonun yüzde 21'e gerileyeceğini öngörüyor.</p>
<p>Yıl sonu büyüme beklentisi yüzde 3,6<br />Ayrıca Fitch, eşel mobilin yeniden devreye alınmasıyla sağlanan mali desteğin yüksek enerji fiyatlarının enflasyona yansımasının yaklaşık üçte ikisini absorbe ettiğini de vurguladı.</p>
<p>Kuruluş, Türkiye'nin dış finansman ihtiyacının yüksek seyrini sürdürdüğüne de işaret etti. Açıklamada önümüzdeki 12 ay içinde vadesi dolacak dış borcun 239 milyar dolar seviyesinde olduğu ve bu tutarın döviz rezervlerine kıyasla yüksek kaldığı belirtildi.</p>
<p>Dış likiditenin ise 2025 sonundaki yüzde 82 seviyesinden 2027'de yaklaşık yüzde 98'e yükselmesinin beklendiği, ancak bu oranın hâlâ "BB" not grubunun yüzde 140 seviyesindeki medyanının altında kalacağı ifade edildi.</p>
<p>Büyüme tarafında ise Fitch, Türkiye ekonomisinin 2026'da yüzde 3,6 büyümesini, 2027’de ise yüzde 4,2 ile ivme kazanacağını öngörüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fitch-turkiyenin-kredi-notunu-duragana-cevirdi-76834</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/fitch-ratings.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fitch, Türkiye&#039;nin kredi notunu &quot;BB-&quot; olarak korurken, kredi notu görünümünü &quot;pozitif&quot;ten &quot;durağan&quot;a çevirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ali-taha-koc-4g-iletisim-5g-etkilesim-teknolojisidir-76833</guid>
            <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 18:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ali Taha Koç: 4G iletişim, 5G etkileşim teknolojisidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sapanca'da düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi'nde (UEZ 2026) günün üçüncü oturumu, Erten&amp;Erten Kurucu Ortağı Mehmet Erten moderatörlüğünde "Dijital Dönüşüm Liderleri: Geleceğin Şirketini İnşa Edenler" başlığıyla düzenlendi.</p>
<p>Oturuma Turkcell Genel Müdürü Ali Taha Koç, Google Cloud Türkiye Ülke Müdürü Önder Güler ve MediaMarkt Türkiye Üst Yöneticisi (CEO) Hulusi Acar katıldı.</p>
<p>Turkcell Genel Müdürü Koç, oturumda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin 1 Nisan itibarıyla yerli ve milli 5G sinyalini Turkcell gücüyle test etmeye başladığını belirterek, bu teknolojinin sadece hız değil ekonomik bir dönüşüm olduğunu vurguladı.</p>
<p>5G teknolojisinin 4G'den temel farkının etkileşim olduğuna işaret eden Koç, "4G teknolojisi, sadece insanlar için yapılmış son teknolojidir. 5G ise hem insanlar hem de makineler için yapılmış bir teknoloji. 4G, bir iletişim teknolojisiyken 5G, bir etkileşim teknolojisidir. İnsanın makineyle, makinenin makineyle etkileşime girdiği devasa bir ekosistemden bahsediyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Koç, 5G'nin özellikle sanayi ve üretim sektöründe rekabetçiliği artıracağını belirterek, fabrikalardaki her birimin lokal ağda birbirine bağlanacağını söyledi.</p>
<p>Dijital dönüşümün sadece sanayide değil evlerde de başlayacağını ifade eden Koç, 5G'nin fiber altyapıdaki "port" ve "kazı" sorunlarına son vereceğini vurguladı.</p>
<p>Sabit kablosuz erişim (FWA) teknolojisiyle evlere fiber hızında internet sunacakları bilgisini paylaşan Koç, "Cep telefonunuzda 5G sinyali görüyorsanız vereceğimiz bir kutu sayesinde kablo derdi olmadan 1000 Mbps ve üzeri hızlara ulaşabileceksiniz. Bu, evden e-ticaret yapanlardan eğitim alan öğrencilere kadar herkesin dijital dönüşümüne önayak olacak." şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin en büyük veri merkezi işletmecisiyiz"</strong></p>
<p>Ali Taha Koç, verinin sadece iletilmesinin yetmediğini, saklanması gerektiğini kaydederek, bu kadar veriyi oluşturduktan sonra bu verinin bir değerinin olduğunu söyledi.</p>
<p>Koç, "Bu veriyi sadece iletmek değil -Biz, o iletim aşamasındayız- bu veriyi saklamak, bu veriyi korumak ve aynı zamanda bu veriyi bir değere dönüştürmek diye bir boyut var yani veri esasında ilk ham madde, bir de güvenlik. Çok saklamayalım. Güvenli bir şekilde saklayalım." dedi.</p>
<p>Veri merkezi yatırımlarına değinen Koç, şöyle konuştu:</p>
<p>"Şu ana kadar 600 milyon avroluk bir yatırımımız var. Türkiye'nin 4 değişik yerinde, çok üstün kalitede müşterilerimize sunduğumuz. Gebze'de, Çorlu'da, İzmir'de ve Ankara Temelli'de olmak üzere veri merkezlerimiz var. Türkiye'nin en büyük veri merkezi işletmecisiyiz. Veriyi saklamak güzel bir hizmet, başarılı bir hizmet, karlı bir hizmet ama bu verinin ikinci aşaması olan bu veriden değer üretme kısmına geçmemiz gerekiyordu."</p>
<p><strong>"Her kurumda önemli faydalar sağlayacağız önümüzdeki 1-2 yıl içinde"</strong></p>
<p>Google Cloud Türkiye Ülke Müdürü Güler de Turkcell ile işbirliklerinin dünyadaki en iyi örneklerden olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Güler, "Önümüzdeki 10 yılda Türkiye'ye 2 milyar dolar yatırım yapacak Google Cloud. Bu yatırım, Türkiye ekonomisine olan güveni gösteriyor. Verimizin Türkiye'de kalması hassasiyetiniz varsa bu, çok önemli bir yatırım. Telekom şebekeniz büyüdükçe ekonomide bir büyüklük getiriyor. Teknolojiyi yeni baştan tanımlıyorsunuz. Şirketlerimizi gerçek zamanlı veri ile yönetirsek bu anlamlı oluyor. Gezegen boyutunda problemleri çözen teknolojileri buraya getirebiliyorsunuz. Bu platformların burada olması, bankacılık, sağlık gibi regüle sektörlerde daha fazla yer almalarını sağlayacaktır. Her kurumda önemli faydalar sağlayacağız önümüzdeki 1-2 yıl içinde." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Perakendecilikte en önemli yatırımı kişiselleştirmeyle yapıyoruz"</strong></p>
<p>MediaMarkt Türkiye CEO'su Acar da başka bir tedarikçinin ürününü müşterileri ile buluşturduklarına işaret ederek, 50 yıllık perakendecilik modelleriyle faaliyet gösterdiklerini söyledi.</p>
<p>Acar, perakende modellerini 50 yıldır uyumlandırdıklarını belirterek, "Birinin bir yerde ürettiği kutuyu başka birine teslim ediyoruz. İş modelimiz buna dayanıyor. Güvensizlik olursa tüm yaptıklarınız çöp olur anında. Perakendecilikte en önemli yatırımı kişiselleştirmeyle yapıyoruz. Fiyat rekabetinden güven rekabetine geçiyorsunuz. Müşteri, sizinle bir alışveriş yaptığında şunu bilmek ister: 'Ben on-line'dan alırım, istediğim adrese gönderirim, bozulursa mağazaya veririm, onlar tamir ettirir ve dilersem kışlık evime gönderir. Ürünü iade ettiğimde para anında hesabıma geçer. Tüm bu süreçlerde hiç zorlanmam, her şey pürüzsüz ilerler.'" şeklinde konuştu.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ali-taha-koc-4g-iletisim-5g-etkilesim-teknolojisidir-76833</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/463-1775920927.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası Ekonomi Zirvesi&#039;nde konuşan Turkcell Genel Müdürü Ali Taha Koç, &quot;4G teknolojisi, sadece insanlar için yapılmış son teknolojidir. 5G ise hem insanlar hem de makineler için yapılmış bir teknoloji. 4G, bir iletişim teknolojisiyken 5G, bir etkileşim teknolojisidir. İnsanın makineyle, makinenin makineyle etkileşime girdiği devasa bir ekosistemden bahsediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-toplam-50-adet-yerli-vagonu-ordumuzun-hizmetine-sunmus-olacagiz-76832</guid>
            <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 18:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Toplam 50 adet yerli vagonu, ordumuzun hizmetine sunmuş olacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye Raylı Sistem Araçları AŞ (TÜRASAŞ) tarafından üretimi devam eden, ZACENS tipi sarnıç akaryakıt ve ikmal vagonları hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, demiryollarının savunma açısından stratejik bir unsur olduğunu belirten Uraloğlu, bu anlayışla demiryollarında milli savunmanın gücüne güç katacak her türlü çalışmaya destek verdiklerini vurguladı.</p>
<p>Uraloğlu, TÜRASAŞ tarafından üretilen ve daha önce Milli Savunma Bakanlığına teslim edilen 9 adet akaryakıt ve ikmal vagonunun ardından yeni bir üretim sürecini başlattıklarını ifade ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ülkemizin milli savunmasına, yerli vagon desteğimiz devam ediyor. Ordumuzun akaryakıt ve ikmal operasyonları için toplam 41 adet yeni ZACENS tipi sarnıç yük vagonunu üreteceğiz, böylelikle teslim ettiğimiz önceki 9 adetle birlikte toplam 50 adet yerli vagonu ordumuzun hizmetine sunmuş olacağız. Bu üretim, savunma sanayimiz ile ulaştırma sektörünün koordineli çalışmasının önemli bir göstergesidir. TÜRASAŞ Sivas Bölge Müdürlüğünde tasarımından üretimine yerli ve milli imkanlarla yürüttüğümüz çalışmalar sonucunda, üreteceğimiz vagonlarımız ordumuzun enerji kaynaklarının güvenli taşınmasında kritik rol üstlenecek, lojistik gücü artacak."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-toplam-50-adet-yerli-vagonu-ordumuzun-hizmetine-sunmus-olacagiz-76832</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/7/1280x720/bakan-uraloglu-1755603712.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milli Savunma Bakanlığı için üretilecek akaryakıt ve ikmal vagonları hakkında açıklama yapan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Teslim ettiğimiz önceki 9 adetle birlikte toplam 50 adet yerli vagonu, ordumuzun hizmetine sunmuş olacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kacir-sanayi-uretim-duzeyi-pandemi-oncesinin-yuzde-31-daha-yukarisinda-76831</guid>
            <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 17:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kacır: Sanayi üretim düzeyi pandemi öncesinin yüzde 31 daha yukarısında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Sakarya'nın Sapanca ilçesinde düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi'nde (UEZ 2026) yaptığı konuşmada, küresel gelişmelere değindi.</p>
<p>Türkiye'nin küresel ticaretteki payını yüzde 0,55'lerden yüzde 1,07'ye yani iki misline, küresel üretim katma değerindeki payını yüzde 0,69'dan 1,38'e çıkarmayı başardığını bildiren Kacır, "Türkiye, 2002'de sadece 41 milyar dolar imalat sanayi katma değeri üretebilmişti. Geçtiğimiz yıl Türk sanayisi, 246 milyar dolar katma değer oluşturdu. 2002'den 2025'e 23 yıl geçti, dünya çok değişti. Ama dünyanın hızıyla gitmiş olsaydık, biz ancak 123 milyar dolar sanayi katma değeri üretmiş olacaktık. Yani ortaya koyduğumuz daha ileri performans sayesinde bunun tam iki misli 246 milyar dolar imalat sanayi katma değer üretmeyi başardık." diye konuştu.</p>
<p>Kacır, sektörlerin ihracat kabiliyetine işaret ederek, askeri insansız hava aracı pazarının küresel düzeyde üçte ikisinin Türk firmalarının elinde olduğunu vurguladı. Türkiye'nin pek çok başlıkta Avrupa'da ilk 5 üretici ülke arasında olduğuna dikkati çeken Kacır, gelecek dönemde atılacak adımlarla üretim kabiliyetlerini daha ileri seviyelere çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>Avrupa'nın en büyük sanayi ülkelerinin halen pandemi öncesi üretim düzeylerinin çok gerisinde kaldığını aktaran Kacır, "Fransa'da üretim düzeyi pandemi öncesinin 2020 yılı ocak ayının halen yüzde 3 daha aşağısındadır. İtalya'da yüzde 5,4 daha aşağısındadır. Almanya'da üretim düzeyi 2020 yılı ocak ayının, yani bugünden 6 yıl öncesinin halen yüzde 11,8 daha gerisindedir. Türkiye'de ise sanayi üretim düzeyi 2020 yılı ocak ayının, yani pandemi öncesinin yüzde 31 daha yukarısındadır." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Çin'den sonra rekabet gücü en hızlı yükselen ihracatçı ülkeyiz"</strong></p>
<p>Kacır, Türkiye'nin kurduğu güçlü sanayi altyapısı ve elde ettiği üretim, teknoloji, AR-GE, inovasyon ekosistemindeki dinamizm ve girişimciler sayesinde salgın döneminin ve sonrasının kazanan ülkelerinden olmayı başardığının altını çizerek, bu hikayede teknoloji seviyesinde elde edilen kazanımların büyük payı olduğunu dile getirdi. Geçen yıl 112 milyar dolar teknoloji seviyesi yüksek ve orta-yüksek düzeyde olan ürün ihracatı yapıldığını aktaran Kacır, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"2025 yılı ihracatımıza baktığımızda, yüksek teknolojili ürünlerde yüzde 12,5, orta-yüksek teknolojili ürünlerde yüzde 10,6 artış yakaladığımızı görüyoruz. Son 5 yıla baktığımızda, Türkiye'nin ihracattaki artışının tamamının yüksek ve orta-yüksek teknolojili ürünlerden geldiğini de ifade edebiliriz. Türkiye'nin ürün portföyü çok genişledi, rekabetçi olarak ihraç ettiğimiz ürün sayısı çok arttı ama bunun da ötesinde sahip olduğumuz coğrafi konumu, doğru lojistik yatırımları, bağlantısallık adımları sayesinde etkin şekilde değerlendirmeyi başardık ve rekabetçi olarak ihracat yaptığımız ülke sayısını 30 yıl öncesinin 2 mislinden daha ileri seviyeye taşıdık. Türkiye, Çin'den sonra Avrupa ortasına kadar uzanan geniş coğrafi kuşağın rekabet gücü en hızlı yükselen ihracatçı ülkesi oldu."</p>
<p><strong>"Milli gelirin yüzde 1,5'ini AR-GE'ye ayırdık"</strong></p>
<p>Kacır, milli gelirin yüzde 1,5'ini AR-GE'ye ayırdıklarını, bu oranın Avrupa'da önde gelen sanayi ülkeleriyle benzer seviyelerde olduğunu anlatarak, araştırma geliştirmeye ayrılan kaynağın 20 milyar dolara eriştiğini kaydetti.</p>
<p>Türk özel sektörünün her yıl 14 milyar dolara yakın araştırma, geliştirme yatırımı yaptığını aktaran Kacır, öte yandan 1 yılda yapılan patent başvuru sayısının 11 binleri aştığını ve 114 teknoparkta 12 bin 800'den fazla teknoloji girişiminin AR-GE ve inovasyon odaklı çalışmalarını sürdürdüğünü bildirdi. Bu başarı hikayesinde benzer ülkelerden ayrışılan temel unsurlardan birinin savunma sanayisi olduğunun altını çizen Kacır, şöyle devam etti:</p>
<p>"23 yıl öncesine döndüğümüzde, Türkiye'de tüm savunma ve havacılık sektörümüzün yılda 1 milyar dolarlık bir ekonomik büyüklük taşıdığını görürken, şimdi yılda 20 milyar doların üzerinde bir satış geliri elde ediyor Türk savunma ve havacılık sektörü. İhracatımız 248 milyon dolardan 10 milyar doların üzerine çıktı. Türkiye, savunma ve havacılık ihracatında dünyada 11. sıraya yükseldi. Halihazırda 1400'den fazla araştırma geliştirme projesi, Türk savunma sanayisi tarafından icra ediliyor ve 150 milyar dolara yakın bir sözleşme büyüklüğüyle aslında gelecek 20 yılı hedefleyen bir perspektifle savunma ve havacılık sektörü büyümesini sürdürüyor."</p>
<p><strong>"Savunma ve havacılık sektöründeki başarılar altın tepside sunulmadı"</strong></p>
<p>Kacır, bu yolculuğun Türkiye açısından kolay olmadığını, savunma ve havacılık sektöründe elde edilen başarıların başkaları tarafından altın tepside sunulmadığını söyledi. Türkiye'nin bütün alt sistemleri çekirdek teknolojilerine kadar çoğu zaman kendi imkanlarıyla geliştirdiğini anlatan Kacır, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu elbette projelerimizin süresini belki uzattı, belki maliyetlerimizi artırdı ama nihayetinde bize öyle bir kabiliyet kazandırdı ki şimdi Türk savunma sanayisi harp paradigmasını değiştiren pek çok unsurda dünyada ilk 5 ülke arasına girmiş oldu. Bütün bu zorluklar aslında yeni nesil savunma sanayisi teknolojilerinde Türkiye'nin pek çok emsal ülkenin tek başına sahip olmadığı bir kabiliyet seviyesine erişmesini beraberinde getirdi. Hedefimiz, bir yandan savunma sanayisinde bu yolculuğu güçlü şekilde sürdürürken, 1400'den fazla projeyi başarılı şekilde nihayete erdirme gayretine devam ederken, bir yandan da bütün bu imkan ve kabiliyetleri sanayinin diğer sektörleriyle daha etkileşimli hale getirebilmek."</p>
<p><strong>"Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi programının ölçeği 500 milyar lira"</strong></p>
<p>Kacır, yüksek teknoloji yatırımlarını çok daha güçlü şekilde teşvik ettiklerini, Merkez Bankası ile birlikte Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi programını başlattıklarını ve programın ölçeğinin 500 milyar lira olduğunu bildirdi. Şimdiye kadar 77 projeyi, program kapsamında desteklediklerini aktaran Kacır, projelerin toplam büyüklüğünün 400 milyar liranın üzerinde olduğunu vurguladı.</p>
<p>HIT-30 programına değinen Kacır, bu kapsamda 2030'a kadar 30 milyar dolar devlet desteği öngörülen mobilite, sağlıklı yaşam, dijital teknolojiler, haberleşme, uzay, yeşil enerji ve yarı iletkenler gibi başlıklarda, Türkiye'de hayata geçecek büyük ölçekli yatırımların güçlü şekilde desteklendiğini anlattı.</p>
<p><strong>"2026, Türkiye'nin nükleer enerjiden faydalanmaya başladığı bir yıl olacak"</strong></p>
<p>Kacır, navigasyon altyapısının ve harita yazılımlarının yerli ve milli olarak geliştirildiğine işaret ederek, yıl sonu itibarıyla yerli uygulamaların kullanıldığı bir düzeye gelmesini amaçladıklarını söyledi.</p>
<p>Yerli nükleer reaktör geliştirme projesinin sivil alanda attıkları en stratejik adımlardan biri olduğuna dikkati çeken Kacır, Türkiye'nin nükleer enerji hikayesini hatırlattı. Türkiye'nin bu alanda önemli bir adımı Akkuyu Projesi ile attığını anımsatan Kacır, "2026, Türkiye'nin nükleer enerjiden faydalanmaya başladığı bir yıl olacak ve peşinden de Akkuyu'nun ikinci, üçüncü, dördüncü fazları inşallah inşa edilecek ve yine ikinci, üçüncü büyük nükleer enerji santral projelerini inşallah Türkiye hayata geçirecek." diye konuştu.</p>
<p>Kacır, Türkiye'nin 2030'a kadar kendi nükleer modüler reaktörünü geliştirmesi için bir program yürüttüklerini, böylece kendi nükleer enerjisini üretebilen bir ülke olma yolunda çok kritik bir adım atılmış olacağını kaydetti.</p>
<p><strong>"Türk sanayinin gelecek 30 yılki büyüme haritasını oluşturduk"</strong></p>
<p>Teknoloji Hamlesi Programı'nın, teşvik sisteminin ana unsurlarının başında geldiğini dile getiren Kacır, bugüne kadar 216 projeyi desteklediklerini ve yaklaşık 200 milyar lira yatırım büyüklüğüne sahip bu projeler tamamlandığında, ticaret dengesine yılda 12 milyar dolar katkı sağlayacağının altını çizdi.</p>
<p>Kacır, yerel kalkınma hamlesine değinerek, tarım, hayvancılık, turizm, sağlık, madencilik gibi farklı sektörlerdeki fırsatların değerlendirilmesi ve gelişmişlik seviyesi daha ileri düzeyde olan şehirlerde yaratıcı endüstriler gibi başlıklarda yeni yatırımların harekete geçmesiyle, 81 ilin topyekun kalkınmasını hedeflediklerini vurguladı.</p>
<p>Geçen yıl ilan ettikleri yeni teşvik sisteminde, her bir projeye 301 milyon liraya kadar finansman desteği sağladıklarını hatırlatan Kacır, doğrudan hibe desteklerini getirdiklerini aktardı. Sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi daha geride olan şehirlerde, istihdamı önceliklendirmeye devam ettiklerini anlatan Kacır, 24 şehirde yapılan yatırımlarda, 14 yıla kadar çalışanların sigorta primlerini bakanlık olarak karşıladıklarını belirtti. Ulaştırma, demir yolu ve liman yatırımlarında pek çok parametreye dikkat ederek Türk sanayinin gelecek 30 yılki büyüme haritasını oluşturduklarına işaret eden Kacır, Türkiye’nin yaklaşık 160 bin hektar planlı sanayi alanı büyüklüğü olduğuna işaret etti.</p>
<p><strong>"Terminal İstanbul'un küçük bir fazını haziranda açacağız"</strong></p>
<p>Kacır, KOSGEB eliyle son dönemde KOBİ'lere çok güçlü destekler vermeye başladıklarını belirterek, "115 bin KOBİ'nin son 2 yılda yaklaşık 64 milyar lira uygun koşullu finansmana erişmelerini mümkün kıldık. Türkiye'de kurulan yeni girişimlere sunduğumuz destekleri birkaç misli artırdık. Son 2 yılda 40 bine yakın girişimciye 3,5 milyar liraya yakın kaynak sağladık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sanayinin son dönemde sıkı para politikası nedeniyle finansmana erişimde yaşayabileceği zorlukları azaltmak için başka programları da devreye aldıklarına değinen Kacır, 15 banka katılımıyla 100 milyar liralık selektif kredi programı ilan ettiklerini, tüm sanayi sektörlerinde 33 puan maliyetlerle 6 ay geri ödemesiz 3 yıla kadar uzanan vadelerle finansman imkanlarını sanayicilere sunduklarını ve gelecek dönemde bu imkanları daha da çeşitlendireceklerini bildirdi.</p>
<p>Kacır, Atatürk Havalimanı terminal binalarını Terminal İstanbul markasıyla dünyanın en büyük teknoloji girişimciliği merkezine dönüştürdüklerini anlatarak, "Küçük bir fazı inşallah mayıs sonunda tamamlayacağız, haziranda açacağız. İnşallah bir yıl sonra Terminal İstanbul projesinin yüzde 50'sini tamamlamış ve hizmete sunmuş, iki yıl içinde de tüm Atatürk Havalimanı terminal binalarını kuluçka ve hızlandırma programları ağırlıklı olarak uygulanacak, Türkiye'nin en büyük teknoparkı ve aynı zamanda dünyanın en büyük teknoloji girişimciliği merkezine dönüştürmüş olacağız." şeklinde konuştu.</p>
<p>Teknoloji girişimleri için yatırım hacminin çok önemli olduğunu vurgulayan Kacır, önceki dönemde, yıllık ortalama 100-150 milyon dolar girişim sermayesi yatırımı gerçekleşmekteyken, son 5 yılda Türkiye'de teknoloji girişimlerine yapılan yatırımların ortalama büyüklüğünün yıllık 1,1 milyar dolara yükseldiğine dikkati çekti.</p>
<p><strong>"Hibrit roket teknolojisinde Türkiye dünyada ilk 4 ülke arasında"</strong></p>
<p>Kacır, Somali'de inşa ettikleri Türk Uzay Limanı'na değinerek, çalışmaların başladığını ve inşaata geçildiğini, ilk etap tamamlandığında limanın hizmet sunmaya başlayacağını aktardı.</p>
<p>Bazı teknolojilerde sahip olunan özgün kabiliyetlerle, yeni fırsatlar oluşturmayı hedeflediklerine dikkati çeken Kacır, şöyle devam etti:</p>
<p>"Hibrit roket teknolojisinde Türkiye, dünyada ilk 4 ülke arasında. Eğer, bu teknolojiyi uzayda farklı uygulamalarda değerlendirebilir, bu teknolojiye tarihçe kazandırabilirsek, uyduların yörüngeler arası transferini sağlayacak uzay araçlarını rekabetçi şekilde üretebilir ve dünyaya pazarlayabiliriz. Hem bu araçları, hem bu hizmetleri pazarlayabiliriz. Burada, stratejik kazanımların yanında, ekonomik olarak da büyük bir değer var. Uzay ekonomisi, yılda 1 trilyon dolara yaklaşacak. Türkiye'nin, bu alanda iddialı bir oyuncu olmasını sağlamak için başkalarının yaptıklarından farklı işler yapması ve yeni teknolojilerde fark yaratabilmesi lazım."</p>
<p>Kacır, yapay zeka stratejisine ilişkin son gelişmeleri de paylaşarak, "2030 Yapay Zeka Stratejimizi inşallah haziranda kamuoyuyla paylaşacağız. Toplumun da bu sürece katılımı için çağrı yapmıştık ve dün o çağrımız tamamlandı, muazzam ilgi gördü. Binlerce fikir, proje paylaşıldı. Onları da etkin şekilde değerlendireceğiz ve Türkiye'nin yeni yapay zeka yol haritasını, altyapı, insan kaynağı, sektörel uygulama perspektifi, özgün büyük dil modelleri gibi başlıkları içerecek şekilde özellikle yapay zeka girişimlerini daha güçlü şekilde destekleyeceğimiz yeni fon yapılarını da kamuoyuyla paylaşarak inşallah duyuracağız." dedi.<br /><br /></p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kacir-sanayi-uretim-duzeyi-pandemi-oncesinin-yuzde-31-daha-yukarisinda-76831</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/1/1280x720/kacir-1775919404.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası Ekonomi Zirvesi&#039;nde konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır, &quot;Türkiye&#039;de sanayi üretim düzeyi 2020 yılı ocak ayının, yani pandemi öncesinin yüzde 31 daha yukarısındadır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/husamettin-cindoruk-hayatini-kaybetti-76825</guid>
            <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 13:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hüsamettin Cindoruk yaşamını yitirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk, çeşitli rahatsızlıklar nedeniyle tedavi gördüğü Koç Üniversitesi Hastanesi'nde hayatını kaybetti.</p>
<p>Türk hukukçu ve siyasetçi Cindoruk, 1933 yılında İzmir'de doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmesinin ardından avukatlık mesleğini icra etmeye başlayan Cindoruk siyasi kariyerine ilk adımını Demokrat Partide attı.</p>
<p>DYP Genel Başkanlığına 1985'te seçilen Hüsamettin Cindoruk, 1987'de siyasi yasakların kalkmasının ardından genel başkanlığı Süleyman Demirel'e bıraktı. 16 Kasım 1991'de TBMM Başkanı seçilen Cindoruk, 1 Ekim 1995'e kadar TBMM Başkanlığı yaptı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümünün ardından 17 Nisan 1993 ila 16 Mayıs 1993 tarihlerinde vekaleten Cumhurbaşkanlığı görevini üstlendi.</p>
<p>Süleyman Demirel cumhurbaşkanı seçilince Tansu Çiller'in Doğru Yol Partisi Genel Başkanı olmasının ardından Cindoruk, Demokrat Türkiye Partisini kurdu.</p>
<p>Parti 1999 genel seçimlerinde barajı aşamayarak Meclis dışında kaldı. Cindoruk, bu seçimin ardından Demokrat Türkiye Partisi Genel Başkanlığından ayrıldı.</p>
<p>Cindoruk, 16 Mayıs 2009 tarihinde yapılan Demokrat Parti 5. Olağanüstü Büyük Kongresi'nde, 3. turda 559 oy alarak partinin genel başkanlığına seçildi, Demokrat Parti ile Anavatan Partisi'nin birleşme sürecinde rol aldı.</p>
<p>İki parti 31 Ekim 2009 tarihinde Demokrat Parti çatısı altında bütünleşti ve Hüsamettin Cindoruk da bu bütünleşmenin başındaki isim oldu. Siyasi kariyerini Demokrat Parti Genel Başkanı olarak Ocak 2011'e kadar sürdürdü.</p>
<p><strong>Özel'den taziye</strong></p>
<p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cindoruk için taziye dileklerini iletti.</p>
<p>Özel, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Türk siyasetinin müstesna ismi, TBMM Başkanlığı ve vekaleten Cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunmuş Hüsamettin Cindoruk'un vefatını derin bir üzüntüyle öğrendim. Bir ömrü hukuka, Meclisin itibarına ve demokratik siyaset geleneğine adayan Sayın Cindoruk; makamların ağırlığını, emaneti taşımasını ve zamanı gelince devretmesini bilen bir devlet adamıydı. Genç yaşta hukukçu olarak başladığı yolculukta, darbe dönemlerinin gölgesine rağmen demokratik meşruiyetten yana duruş sergilemesi, hayatındaki en kıymetli izlerden biri olarak hatırlanacaktır. Mekanı cennet olsun." ifadelerini kullandı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/husamettin-cindoruk-hayatini-kaybetti-76825</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/5/1280x720/husamettin-cindoruk-1775902626.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haftanin-en-cok-kazandirani-borsa-76824</guid>
            <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 13:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haftanın en çok kazandıranı borsa</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 8,79 yükselişle 14.073,79 puandan tamamladı. Endeks, hafta içinde en düşük 12.876,31 puanı, en yüksek 14.073,79 puanı gördü.</p>
<p>Borsa İstanbul'da aynı dönemde teknoloji endeksi yüzde 15,74 artışla 46.439,95 puana, mali endeks yüzde 7,81 artışla 19.502,42 puana, hizmetler endeksi yüzde 7,74 yükselişle 12.931,07 puana ve sanayi endeksi yüzde 4,70 kazançla 17.169,51 puana yükseldi.</p>
<p><strong>Ral Yatırım en çok prim yapan hisse</strong></p>
<p>Borsa İstanbul'da bu hafta en çok yükselen hisseler arasında yüzde 30,40 ile Ral Yatırım Holding ilk sırada yer aldı. Ral Yatırım Holding'i yüzde 27,59 ile Gülermak Ağır Sanayi ve yüzde 24,58 ile Kontrolmatik Teknoloji Enerji ve Mühendislik izledi.</p>
<p>En çok değer kaybeden hisseler ise yüzde 27,25 ile Efor Yatırım Sanayi ve Ticaret AŞ, yüzde 16,13 ile DAP Gayrimenkul Geliştirme AŞ ve yüzde 9,93 ile Kiler Holding oldu.</p>
<p>Borsa İstanbul'da hisseleri işlem gören en değerli şirketler, 1 trilyon 617 milyar 160 milyon lirayla ASELSAN, 613 milyar 200 milyon lirayla Enka İnşaat ve Sanayi AŞ ve 589 milyar 680 milyon lirayla Garanti BBVA oldu.</p>
<p><strong>Altın ve döviz yükseldi</strong></p>
<p>24 ayar külçe altının gram fiyatı geçen hafta sonuna göre yüzde 2,28 artışla 6 bin 858 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı yüzde 2,27 yükselişle 46 bin 199 liraya çıktı. Çeyrek altının satış fiyatı da yüzde 2,28 değer kazanarak 11 bin 487 lira oldu.</p>
<p>Doların satış fiyatı yüzde 0,15 artarak 44,6590 liraya yükselirken, euronun satış fiyatı da yüzde 1,69 artışla 52,4150 lira oldu.</p>
<p>Geçen hafta 59,065 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 1,89 artışla 60,1800 liraya yükseldi.</p>
<p>İsviçre frangı da yüzde 1,54 artışla 56,818 liradan alıcı buldu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haftanin-en-cok-kazandirani-borsa-76824</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/borsa-istanbul-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul&#039;da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 8,79 yükselişle tamamladı. 24 ayar külçe altının gram fiyatı yüzde 2,28, cumhuriyet altınının satış fiyatı yüzde 2,27, çeyrek altının satış fiyatı da yüzde 2,28 arttı. Doların satış fiyatı yüzde 0,15, euronun da yüzde 1,69 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mg-international-sponsorlugunda-marie-claire-odulleri-ilk-kez-turkiyede-duzenlendi-76857</guid>
            <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Marie Claire Ödülleri ilk kez Türkiye’de düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>Kocaeli</h2>
<p>Parfüm dünyasının küresel ölçekte en prestijli organizasyonlarından biri olan Marie Claire Fragrance Awards, MG International Fragrance Company’nin platin sponsorluğunda bu yıl ilk kez Türkiye’de düzenlendi. İstanbul’da gerçekleştirilen Marie Claire Türkiye Parfüm Ödülleri, uluslararası standartları Türkiye’nin köklü koku kültürüyle buluşturarak sektör açısından önemli bir dönüm noktası oldu.</p>
<p>Kokunun hafıza üzerindeki güçlü etkisinin vurgulandığı gecede, Türkiye’nin bu alandaki birikimi ilk kez bu ölçekte uluslararası bir platformda sahneye taşındı. Organizasyonun, Türkiye’nin koku sektöründeki potansiyelini küresel ölçekte görünür kılarken, sektörde yeni bir dönemin kapısını araladığı belirtildi.</p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/12/whatsapp-image-2026-04-12-at-17-vtpc.jpg" alt="" width="1280" height="853" /></p>
<p>İstanbul’da düzenlenen ödül töreni; gelenek ile inovasyonu, yerel miras ile küresel vizyonu bir araya getiren çok katmanlı bir atmosfer sundu. Türkiye’nin köklü kolonya markalarından niş parfüm evlerine, yaratıcı parfümörlerden uluslararası koku otoritelerine kadar sektörün farklı temsilcileri aynı çatı altında buluştu. Organizasyon, koku dünyasının dikkatini İstanbul’a çekerken, Türkiye’nin küresel koku pazarındaki konumunu güçlendiren simgesel bir buluşma olarak öne çıktı.</p>
<p>Gecenin öne çıkan anlarından biri, Fransız koku tarihinin saygın isimlerinden, şövalye nişanlı tarihçi ve koku uzmanı Élisabeth de Feydeau’nun sahneye çıkmasıyla yaşandı. Feydeau, Türk parfüm sektörünün gelişiminde önemli rol oynayan MG International Onursal Başkanı Mişel Gülçiçek’e “Yaşam Boyu Hizmet Ödülü”nü takdim etti.</p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/12/whatsapp-image-2026-04-12-at-17-lnwg.jpg" alt="" width="1280" height="853" /></p>
<h2>“Koku kültürümüzü global ölçekte yeniden konumlandıran bir organizasyon”</h2>
<p>MG International Kurumsal İletişim Direktörü Duygu Beşbıçak, “Marie Claire Türkiye Parfüm Ödülleri’nin ülkemizde ilk kez hayata geçirilmesi, Türkiye’nin köklü koku mirasının ve güçlü üretim kapasitesinin uluslararası alanda hak ettiği görünürlüğe ulaşması açısından son derece değerli ve stratejik bir adım. Bu organizasyon, koku kültürümüzü global ölçekte yeniden konumlandıran güçlü bir vitrin sunuyor. MG International olarak, bu zengin mirası global vizyonumuzla ileriye taşımayı önceliğimiz olarak görüyoruz. Bu tür platformların, Türkiye’nin koku alanındaki benzersiz hikâyesini daha geniş kitlelere ulaştıracağına ve katma değer sağlayan yeni iş birliklerine zemin hazırlayacağına inanıyoruz. Ayrıca birlikte çalıştığımız değerli markaların bu prestijli platformda ödüllendirilmesinden büyük mutluluk duyuyor, başarılarını tebrik ediyoruz. Bu buluşmanın Türkiye’yi dünya koku sahnesinde daha güçlü bir konuma taşıyacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/12/whatsapp-image-2026-04-12-at-17-rh9o.jpg" alt="" width="1066" height="1600" /></p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/12/whatsapp-image-2026-04-12-at-17-khsr.jpg" alt="" width="1066" height="1599" /></p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/12/whatsapp-image-2026-04-12-at-17-e6ii.jpg" alt="" width="1066" height="1600" /></p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/12/whatsapp-image-2026-04-12-at-17-dn1f.jpg" alt="" width="1066" height="1599" /></p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/12/whatsapp-image-2026-04-12-at-17-mdqh.jpg" alt="" width="1066" height="1600" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mg-international-sponsorlugunda-marie-claire-odulleri-ilk-kez-turkiyede-duzenlendi-76857</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/7/1280x720/mg-international-sponsorlugunda-marie-claire-odulleri-ilk-kez-turkiyede-duzenlendi-1776026030.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Parfüm dünyasının prestijli organizasyonlarından Marie Claire Fragrance Awards, ilk kez Türkiye’de gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kamu-bankalarinin-yonetim-kurulu-uyelerinin-yakinlarina-kredi-kullandirmasina-yeni-sinirlama-76820</guid>
            <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamu bankalarının yönetim kurulu üyelerinin yakınlarına kredi kullandırmasına yeni sınırlama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kamu bankalarında yönetim kurulu üyelerinin yakınlarının kredi kullanımına ilişkin sınırlama genişletilerek ikinci dereceye kadar akrabaları da kapsama dahil edildi.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığından edinilen bilgiye göre, kamu bankaları arasında yer alan Ziraat Bankası, Halkbank ve VakıfBank'ın olağan genel kurulları 9 Nisan'da İstanbul'da gerçekleştirildi.</p>
<p>Genel kurullarda yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerinin seçiminin yanı sıra yönetim kurulu üyelerinin yakınlarının bu bankalardan kredi kullanımına ilişkin bir sınırlamaya da yer verildi.</p>
<p>Bankacılık Kanunu (5411 sayılı) uyarınca banka yönetim kurulu üyeleri ile eşleri ve velayetleri altındaki çocuklarının, ilgili bankadan kredi ve kredi kartı kullanımında belirli sınırlamaları bulunurken, bu kişiler yönetim kurulu üyelerinin aylık net ücretinin 5 katını aşmamak üzere kredi kullanabiliyor. Ayrıca, aylık net ücretlerin 3 katını aşmamak üzere de çek karnesi ve kredi kartı kullanabiliyor.</p>
<p>Dün gerçekleştirilen genel kurullarda söz konusu sınırlama, eş ve velayet altındaki çocuklarla birlikte ikinci dereceye kadar akrabaları da kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece yönetim kurulu üyelerinin anne, baba, kardeş gibi yakınları da kişinin yönetim kurulunda bulunduğu bankadan kanundaki sınırlar çerçevesinde kredi, çek karnesi ve kredi kartı kullanabilecek. Belirtilen kişilerce bu sınırların üzerinde kullanım yapılması mümkün olmayacak.</p>
<p>Değişikliğin kapsamına Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından sübvanse edilen Hazine faiz destekli krediler dahil edilmedi. Bilindiği üzere tarımsal üreticilere bu krediler Ziraat Bankası, Ziraat Katılım Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla, esnaf ve sanatkarlara ise Halkbank tarafından sunuluyor. Söz konusu kredilerin sadece belirli kamu bankaları tarafından kullandırılması dikkate alınarak kişilerin bu kredilere erişiminin kısıtlanmaması da gözetilmiş oldu.</p>
<p>Genel kurullarda yapılan söz konusu değişiklik, Hazine ve Maliye Bakanlığının kurumsal yönetimin dayandığı temel ilkeler olan hesap verebilirlik, sorumluluk ve şeffaflık ilkelerini kamu işletmelerinde daha üst noktalara çıkarma çabasının bir göstergesi olarak yorumlanıyor.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kamu-bankalarinin-yonetim-kurulu-uyelerinin-yakinlarina-kredi-kullandirmasina-yeni-sinirlama-76820</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/3/1280x720/lira-tl-kredi-1759492281.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, kamu bankalarında yönetim kurulu üyelerinin yakınlarına yönelik kredi kullanımına ilişkin sınırlama genişletilerek ikinci dereceye kadar akrabaların da kapsama dahil edildiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tukid-kirtasiyede-guvenli-urun-orani-ilk-kez-yuzde-9933e-cikti-76818</guid>
            <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜKİD: Kırtasiyede güvenli ürün oranı ilk kez yüzde 99,33&#039;e çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD) uzun süredir öncü rol üstlendiği "güvenli ürün" yaklaşımının sahadaki yansımalarının güçlü şekilde alındığını bildirdi.</p>
<p>Dernekten yapılan açıklamaya göre, Ticaret Bakanlığının geçen eğitim sezonu öncesinde gerçekleştirdiği kapsamlı denetimlerin ortaya koyduğu tablo, kırtasiye sektöründe kalite ve güvenlik standartlarının sürdürülebilir biçimde yükseldiğini gösterdi. Bu kapsamda 2025'te 81 ilde yürütülen denetimlerde 5 bin 50 kırtasiye reyonundaki 722 bin 528 ürün incelendi, güvenli ürün oranı yüzde 99,33 seviyesine ulaştı.</p>
<p>Türkiye kırtasiye pazarının geçen yıl nominal büyümesini sürdürdüğü belirtilen açıklamada, büyümenin yazım gereçleri, okul ve ofis kırtasiyesi ile kağıt ürünleri kategorilerinde yoğunlaştığı ve sektörün çok kanallı yapısıyla daha esnek ve dirençli görünüm kazandığı ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, "Kırtasiye sektöründe talep, artık yalnızca okul sezonuna sıkışmıyor, yıl geneline yayılan daha dengeli tüketim eğilimi öne çıkıyor. Türkiye genelinde yaklaşık 10 bin kırtasiyeci hem bireysel hem de kurumsal müşterilere hizmet veriyor." denildi.</p>
<p><strong>"Güvenli ürün, kalıcı bir sektör standardı"</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69da09a1807cf-1775896993.jpg" alt="" width="675" height="497" /></strong>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan TÜKİD Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, güvenli ürün konusunun dönemsel bir gündem değil sektörün temel önceliği olduğunu belirtti.</p>
<p>Güvenli ürün anlayışının sektör için kampanya değil kalıcı sektör standardı olduğunu vurgulayan Keresteci, "Üretici ve tedarikçilerimizle birlikte yürüttüğümüz çalışmaların sahada karşılık bulduğunu görmek son derece kıymetli. Bugün geldiğimiz noktayı yeterli görmüyor, bu standardı daha da ileri taşımayı hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Keresteci, kamu kurumlarıyla kurulan işbirliğinin önemine dikkati çekerek, ürün güvenliği konusunda ilgili tüm kamu otoriteleriyle koordinasyon halinde çalıştıklarını, denetim mekanizmalarının etkinliği arttıkça sektörün genel kalite seviyesinin yukarı taşındığını ve nihai hedeflerinin, güvenli ürün oranının tam uyum seviyesine ulaştırmak olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>"Sektörümüzün sürdürülebilir büyümesine katkı sunmayı hedefliyoruz"</strong></p>
<p>Keresteci, 2026 yılında da güvenli ürün yaklaşımını merkeze almaya devam edeceklerini vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Önümüzdeki dönemde odağımızda sürdürülebilir rekabetin güçlendirilmesi, yerli üretimin katma değerinin artırılması, ihracatta pazar çeşitliliğinin genişletilmesi ve kırtasiyecilerimizin dijital çağda daha güçlü bir konuma taşınması yer alıyor. Bu doğrultuda sektör paydaşlarımızla işbirliğimizi daha da derinleştirerek kırtasiye sektörümüzün sürdürülebilir büyümesine katkı sunmayı hedefliyoruz. Ayrıca bu vizyonun önemli bir yansıması olarak, 10 yıl aranın ardından İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleşecek İstanbul Kırtasiye Fuarı’nda da belirli kalite ve güvenlik standartlarını karşılayan ürünlerin yer almasına özen gösterilecek. Fuar, güvenli ürün yaklaşımının sektörel ölçekte görünür kılındığı önemli bir platform olacaktır."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tukid-kirtasiyede-guvenli-urun-orani-ilk-kez-yuzde-9933e-cikti-76818</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/kirtasiye.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının 2025&#039;teki denetimlerinde güvenli ürün oranının ilk kez yüzde 99,33’e yükseldiği bildirildi. TÜKİD Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, &quot;Üretici ve tedarikçilerimizle birlikte yürüttüğümüz çalışmaların sahada karşılık bulduğunu görmek son derece kıymetli. Bugün geldiğimiz noktayı yeterli görmüyor, bu standardı daha da ileri taşımayı hedefliyoruz.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
