<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tureb-baskani-erden-deniz-ustu-ruzgar-enerjisinde-somut-yatirim-surecine-geciyoruz-81713</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 13:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜREB Başkanı Erden: Deniz üstü rüzgar enerjisinde somut yatırım sürecine geçiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye'nin deniz üstü rüzgara dayalı Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ve bağlantı kapasitelerinin tahsisiyle ilgili şartname taslağını kamuoyu görüşüne sundu.</p>
<p>Taslak, 1 gigavatlık deniz üstü rüzgar bağlantı kapasitesi ile ilgili alan kullanım hakkının 49 yıl süreyle tahsisine yönelik çerçeveyi ortaya koyarken Türkiye'nin deniz üstü rüzgar enerjisinde yeni bir döneme girdiğinin de güçlü bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı İbrahim Erden konu hakkında yaptığı açıklamada, Türkiye'nin uzun süredir üzerinde çalıştığı deniz üstü rüzgar enerjisinde artık planlama aşamasından yatırım aşamasına geçildiğini belirtti.</p>
<p>YEKA şartname taslağının kamuoyu görüşüne açılmasının, Türkiye'nin deniz üstü rüzgar enerjisi yolculuğunda tarihi bir eşik anlamına geldiğini vurgulayan Erden, şöyle devam etti:</p>
<p>"Uzun süredir üzerinde çalışılan bu alanda artık planlama aşamasından somut yatırım sürecine geçiyoruz. Türkiye bugün karasal rüzgar enerjisinde güçlü bir sanayi altyapısına, nitelikli insan kaynağına ve uluslararası rekabet gücüne sahiptir. Deniz üstü rüzgarda atılacak ilk adım, yalnızca yeni bir enerji yatırımı değil, kulelerden deniz yapılarına, limanlardan gemi hizmetlerine, mühendislikten bakım operasyonlarına kadar geniş bir ekonomik ekosistemin oluşmasını sağlayacak stratejik bir dönüşüm anlamına geliyor. Türkiye'nin güçlü üretim altyapısı ve mühendislik kabiliyeti sayesinde yalnızca kendi projelerini geliştiren değil, bölgesel ölçekte ekipman ve hizmet sağlayan bir merkez haline gelme potansiyeli bulunuyor. Bu süreç, uluslararası yatırımcıların ve finans kuruluşlarının Türkiye'ye olan ilgisini artırırken, ülkemizin temiz enerji teknolojilerinde bölgesel liderlik hedeflerine de önemli katkı sağlayacaktır."</p>
<p><strong>"75 gigavatlık potansiyel Türkiye'yi bölgesel bir merkeze dönüştürebilir"</strong></p>
<p>TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman da deniz üstü rüzgar projelerinin yüksek yatırım gerektiren ve uzun vadeli planlama isteyen projeler olduğuna dikkati çekerek, şartnamenin finansman kuruluşları ve yatırımcılar açısından güçlü bir yapı sunmasının önemli olduğunu aktardı.</p>
<p>Bu santrallerin sadece enerji üretim yatırımları olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, bunların aynı zamanda geniş bir sanayi ve teknoloji ekosistemini harekete geçiren stratejik kalkınma projeleri olduğuna işaret eden Yaman, "Türkiye'nin teknik deniz üstü rüzgar potansiyeli yaklaşık 75 gigavat seviyesinde bulunuyor. Şartname taslağı kapsamında planlanan ilk 1 gigavatlık kapasite tahsisi, gelecekte oluşturulacak çok daha büyük bir pazarın başlangıcı niteliğinde. Orta vadede 5 gigavat seviyesine ulaşma hedefi sektör açısından son derece önemli bir görünürlük sağlıyor. Planlanan takvimin öngörüldüğü şekilde ilerlemesi halinde ilk deniz üstü rüzgar santrallerinin 2030 civarında devreye alınmasını mümkün görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yaman, rüzgar ölçümleri, deniz tabanı etütleri, çevresel değerlendirmeler, şebeke bağlantı planları ve liman altyapısının doğru şekilde hazırlanmasının yatırımcı güveni açısından kritik önemde olduğunu kaydetti.</p>
<p>Oluşturulacak yarışma modelinin uluslararası finans kuruluşlarının ve yatırımcıların beklentilerine uygun, finanse edilebilir yapıda olması gerektiğini vurgulayan Yaman, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye bu alana sıfırdan başlamıyor. Güçlü rüzgar sanayimiz, kule ve ekipman üreticilerimiz, tersanelerimiz, çelik sanayimiz ve mühendislik kabiliyetimiz önemli avantajlar sunuyor. Dünya Bankasının senaryolarına göre 2040'a kadar 3,5 gigavatlık bir kurulumun yaklaşık 4 milyar dolarlık ekonomik katkı ve 32 bin iş yılı yaratma potansiyeli bulunurken 7 gigavat seviyesindeki bir gelişim senaryosunda bu katkı 16 milyar dolara ve 110 bin iş yılına kadar ulaşabiliyor. Bu nedenle deniz üstü rüzgarı yalnızca enerji yatırımı olarak değil, aynı zamanda sanayi, istihdam ve ihracat perspektifiyle değerlendirmek gerekiyor."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tureb-baskani-erden-deniz-ustu-ruzgar-enerjisinde-somut-yatirim-surecine-geciyoruz-81713</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/ibrahim-erden-1780577409.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği Başkanı İbrahim Erden, YEKA ve bağlantı kapasitelerinin tahsisiyle ilgili şartname taslağının kamuoyu görüşüne sunulmasıyla deniz üstü rüzgar enerjisi için artık planlama aşamasından yatırım aşamasına geçildiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/konuta-talep-var-ama-finansman-erisimi-sinirli-81708</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 12:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Konuta talep var ama finansman erişimi sınırlı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>İnşaat Müteahhitleri Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği ile İnşaat Müteahhitleri Sanayicileri ve İş İnsanları Federasyonu Başkanı Şeref Demir, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan son konut satış istatistiklerini değerlendirdi.</p>
<p>Demir, gerek Türkiye genelinde gerekse Bursa özelinde konut satışlarında gözlenen yavaşlamanın temel nedeninin finansmana erişimde yaşanan zorluklar olduğunu söyledi.</p>
<p>İnşaat ve gayrimenkul sektörünün ekonomik büyüme, istihdam ve şehirlerin dönüşümü açısından stratejik öneme sahip olduğunu vurgulayan Demir, piyasanın yeniden ivme kazanabilmesi için özellikle ilk kez ev sahibi olacak vatandaşlara yönelik destekleyici finansman modellerinin hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Bursa piyasasındaki durumu değerlendiren İMSİAD ve İMSİFED Başkanı Şeref Demir şunları söyledi: “Bursa’mızda konut talebi canlılığını koruyor. Nüfus artışı, göç hareketleri ve yeni konut ihtiyacı devam ediyor. Ancak vatandaşlarımızın bu talebi satın alma kararına dönüştürebilmesi için uygun finansman koşullarına ihtiyaç vardır. Özellikle yüksek kredi faizleri ve krediye erişimde yaşanan sınırlamalar nedeniyle birçok vatandaşımız konut alımını ertelemek zorunda kalmaktadır. Bursa gibi deprem riski taşıyan ve önemli ölçüde eski yapı stoğuna sahip şehirlerde konut üretiminin ve dönüşüm projelerinin devam edebilmesi için finansman mekanizmalarının daha etkin çalışması büyük önem taşımaktadır.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a52aec54c7-1782207150.JPG" alt="" width="537" height="291" /></p>
<h2>“İlk el konut satışları kentsel dönüşümün anahtarıdır”</h2>
<p>İlk el konut satışlarının artırılmasının yalnızca sektöre değil, şehirlerin geleceğine de katkı sağlayacağını belirten Demir, şöyle devam etti: “İkinci el piyasasındaki hareketlilik önemli olmakla birlikte, ülkemizin ihtiyaç duyduğu yapı stokunun yenilenmesi ancak yeni konut üretimiyle mümkündür. İlk el konut satışlarının artması; daha güvenli, daha enerji verimli ve güncel deprem yönetmeliklerine uygun yapıların yaygınlaşmasını sağlayacaktır. Özellikle Bursa gibi sanayisi, üretim gücü ve ekonomik büyüklüğüyle ülkemizin lokomotif şehirlerinden birinde, yeni konut üretiminin desteklenmesi aynı zamanda kentsel dönüşüm sürecinin hızlanmasına da katkı sunacaktır.”</p>
<h2>“İlk kez ev alacaklara ve dönüşüm projelerine özel destek sağlanmalı”</h2>
<p>TÜİK verilerinin sektörde bekleyen önemli bir talebe işaret ettiğini belirten Demir, çözüm önerilerini şu sözlerle paylaştı: “Piyasada konut sahibi olmak isteyen ciddi bir kesim bulunmaktadır. Ancak mevcut finansman koşulları bu talebin harekete geçmesini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle özellikle ilk kez ev alacak vatandaşlarımız için uzun vadeli ve erişilebilir faiz oranlarına sahip kredi modelleri oluşturulmalıdır. Aynı şekilde kentsel dönüşüm kapsamında riskli yapılarda yaşayan vatandaşlarımızın yeni konutlara geçişini kolaylaştıracak özel finansman destekleri de hayata geçirilmelidir. Bu adımlar yalnızca konut satışlarını artırmakla kalmayacak, aynı zamanda şehirlerimizin depreme karşı daha dirençli hale gelmesine önemli katkı sağlayacaktır.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/konuta-talep-var-ama-finansman-erisimi-sinirli-81708</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/8/1280x720/konuta-talep-var-ama-finansman-erisimi-sinirli-1782207072.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verileri hakkında açıklama yapan İnşaat Müteahhitleri Sanayicileri ve İş İnsanları Federasyonu Başkanı Şeref Demir, konut satışlarındaki yavaşlamanın temel nedeninin finansmana erişimdeki zorluklar olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetler-guven-12-puan-azaldi-81705</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 12:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal hizmetler güven 1,2 puan azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haziran ayına ait Finansal Hizmetler İstatistikleri ve Finansal Hizmetler Güven Endeksi'ni (FHGE) açıkladı.</p>
<p>Finansal sektörde faaliyet gösteren 150 kuruluşun yanıtlarının ağırlıklandırılıp toplulaştırılmasıyla elde edilen anket sonuçlarına göre, FHGE haziranda geçen aya göre 1,2 puan azalarak 152,9'a geriledi.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, son üç aydaki iş durumu ile hizmetlere olan talep FHGE'yi azalış yönünde, gelecek üç aydaki hizmetlere olan talep beklentisi ise FHGE'yi artış yönünde etkiledi.</p>
<p>İş durumu ve hizmetlere olan talebe ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda iş durumunda iyileşme olduğu yönündeki değerlendirmeler bir önceki aya kıyasla zayıfladı.</p>
<p>Son üç ayda hizmetlere olan talepte artış olduğu yönündeki değerlendirmelerin zayıfladığı, gelecek üç ayda hizmetlere olan talepte artış olacağı yönündeki beklentilerin ise güçlendiği görüldü.</p>
<p>İstihdama ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda istihdamda artış olduğunu bildirenler lehine olan seyrin bir miktar güçlendiği, gelecek üç ayda istihdamda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyrin ise zayıfladığı gözlendi.</p>
<p>Haziranda, NACE Rev.2 sektör sınıflamasına göre "Finans ve Sigorta Faaliyetleri" sektöründe güven endeksleri alt sektörler itibarıyla değerlendirildiğinde, bir önceki aya göre "64-Finansal Hizmet Faaliyetleri (sigorta ve emeklilik fonları hariç)", "65-Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Fonları (zorunlu sosyal güvenlik hizmetleri hariç)" ve "66-Finansal Hizmetler ile Sigorta Faaliyetleri için Yardımcı Faaliyetler" sektörlerinde sırasıyla 0,1, 11,9 ve 10,9 puan azalış olduğu gözlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetler-guven-12-puan-azaldi-81705</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/3/1280x720/endeks-1765786192.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haziran verilerine göre, Finansal Hizmetler Güven Endeksi, 1,2 puan azalışla 152,9&#039;a geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigorta-bilgi-ve-gozetim-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik-81704</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 12:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Yönetmeliği&#039;nde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK) "Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"i Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, trafik kazalarında kusur değerlendirmesi yapmak üzere Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği talebine istinaden Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi bünyesinde yeterli sayıda tutanak değerlendirme komisyonu kurulacak.</p>
<p>Komisyonun çalışma usul ve esasları SEDDK tarafından belirlenecek.</p>
<p>Öte yandan idari merkezi İstanbul'da olmak üzere kurulan Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi, İstanbul ve diğer şehirlerde şube açabilecek.</p>
<p>SEDDK üyesi sigorta şirketlerinin, yetkili kullanıcıların ve özellikli kuruluşların, yönetim komitesinin kararı ve SEDDK onayıyla belirlenecek usul ve esaslarda öngörülen sınırları aşacak şekilde Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi sistemlerini kullandığının tespit edilmesi halinde, üye sigorta şirketleri, yetkili kullanıcılar ve özellikli kuruluşlardan mezkur usul ve esaslarda belirlenen yöntem ve kriterlere göre aşım bedeli alınabilecek.</p>
<p><strong>Üye şirketlere veri yükümlülüğü şartları</strong></p>
<p>Yönetmelik kapsamında üye sigorta şirketleri ile özellikli kuruluşlar, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi tarafından kendilerinden istenen tüm bilgileri, doğru ve eksiksiz olarak belirlenen şekilde ve sürelerde merkeze iletmekle yükümlü olacak.</p>
<p>SEDDK, gerek görmesi halinde verilerin şekli ve içeriğine ilişkin sınırlamalar getirebilecek.</p>
<p>SEDDK üyesi sigorta şirketleri, sigorta sözleşmelerine ilişkin üretim verilerini eş zamanlı olarak Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi'ne göndermekle yükümlü olacak.</p>
<p>Üye sigorta şirketleri, güncel muallak tazminat verilerini gün sonuna kadar, diğer hasar verilerini eş zamanlı olarak Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi'ne iletmek ve gereken hallerde güncellemek zorunda olacak.</p>
<p>Yargı mercilerinde verilen kararlar doğrultusunda hasar verilerinin değişmesi halinde veri tabanında gerekli güncellemeler üye sigorta şirketi tarafından yapılacak.</p>
<p>Yönetmelik kapsamında veri yükümlülüğü şartları 1 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe girecek. Yönetmelikteki diğer maddeler ise bugün yürürlüğe girdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigorta-bilgi-ve-gozetim-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik-81704</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan değişikliğe göre, SEDDK üyesi sigorta şirketleri, sigorta sözleşmeleriyle ilgili üretim verilerini eş zamanlı olarak Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi&#039;ne göndermekle yükümlü olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-dunyanin-en-akilli-7-sehri-arasinda-81706</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa &#039;dünyanın en akıllı&#039; 7 şehri arasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik ve yaşam kalitesini artırma hedefleri doğrultusunda hayata geçirdiği akıllı şehircilik projelerinin, uluslararası kurumların dikkatini çekmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Akıllı şehircilik, dijital dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında çalışmalar yürüten uluslararası araştırma ve değerlendirme platformu Intelligent Community Forum (ICF), Bursa’yı 2026 yılında yeniden “Top7” toplulukları arasında gösterdi.</p>
<p>Akıllı şehir alanında uluslararası ölçekte tanınan bir kuruluş olarak kabul edilen ICF, 5 kıtada 200'den fazla şehir, metropol ve bölgeyi bir araya getiriyor. 1999 yılından bu yana her yıl bir "Yılın Akıllı Topluluğu" seçen ve geçmiş yıllarda Eindhoven, Seul, Toronto, Tallinn, Curitiba, Stockholm ve New Taipei City gibi kentleri bu unvanla onurlandıran ICF, Bursa’yı ikinci kez Top7 seviyesinde gösterdi.</p>
<h2>“Yılın Akıllı Topluluğu seçilecek”</h2>
<p>Büyükşehir Belediyesi'nden yapılan açıklamaya göre, Bursa, 2025’in ardından gelen bu değerlendirmeyle, yürüttüğü akıllı şehir çalışmalarını istikrarlı biçimde sürdürdüğünü göstermiş oldu. Türkiye’de başvurduğu ilk yılda bu seviyeye ulaşan ilk ve tek şehir olan Bursa; bu süreçte yatırımları ve nitelikli insan kaynağını şehre kazandırmayı, dijital dönüşümü güçlendirmeyi ve rekabet gücüne katkı sunmayı hedefliyor. Üst üste iki yılda da önce en akıllı 21, ardından en akıllı 7 kent arasında gösterilen Bursa’da gözler ekim ayına çevrildi. Top7’ye kalan şehirler arasında değerlendirme sürecinin son aşaması, 13-15 Ekim 2026 tarihlerinde ABD’nin Columbus (Ohio) kentinde düzenlenecek ICF Küresel Zirvesi’nde gerçekleşecek. Bursa’nın da arasında bulunduğu 7 şehir arasından seçilecek “Yılın Akıllı Topluluğu” bu zirvede açıklanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-dunyanin-en-akilli-7-sehri-arasinda-81706</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/bursa-dunyanin-en-akilli-7-sehri-arasinda-1782206760.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Intelligent Community Forum, Bursa’yı 2026 yılında yeniden “Top7” toplulukları arasında gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/moda-tasarimcisi-zuhal-yorgancioglu-hayatini-kaybetti-81700</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Moda tasarımcısı Zühal Yorgancıoğlu hayatını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmirli moda tasarımcısı Zühal Yorgancıoğlu, 100 yaşında yaşamını yitirdi.</p>
<p>Yaşlılığa bağlı sağlık sorunları nedeniyle İzmir’deki evinde hayatını kaybeden Yorgancıoğlu'nun cenazesi, 25 Haziran'da Alsancak Hocazade Camisi'nde kılınacak cenaze namazının ardından Urla İskele Mezarlığı'nda toprağa verilecek.</p>
<p>"Madam Z" olarak tanınan Yorgancıoğlu, uzun yıllar boyunca Türk kültürünü ve Anadolu'nun geleneksel motiflerini tasarımlarıyla uluslararası platformlarda tanıttı. Dünyada "Madam Z" olarak tanınan sanatçı, moda tasarımcılığının yanı sıra ressam ve desen tasarımcısı kimliğiyle de tanındı. Meslek yaşamı boyunca çok sayıda ulusal ve uluslararası etkinliğe imza atan Yorgancıoğlu, Türkiye'nin kültürel tanıtımına yaptığı katkılarla öne çıktı.</p>
<p>1946 yılında resim öğretmeni Mehmet Yorgancıoğlu ile evlenen Zühal Yorgancıoğlu'nun Faruk, Haluk ve Müberra adında üç çocuğu bulunuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/moda-tasarimcisi-zuhal-yorgancioglu-hayatini-kaybetti-81700</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/moda-tasarimcisi-zuhal-yorgancioglu-hayatini-kaybetti-1782203530.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk kültürünü ve Anadolu&#039;nun geleneksel motiflerini tasarımlarıyla uluslararası platformlarda tanıtan İzmirli moda tasarımcısı Zühal Yorgancıoğlu hayatını kaybetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/maib-baskani-yilmaz-finansman-piyasalarindaki-tikanikliklar-cozulmeli-81699</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> MAİB Başkanı Yılmaz: Finansman piyasalarındaki tıkanıklıklar çözülmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Makine İhracatçıları Birliği (MAİB), sektörün ocak-mayıs dönemine ait verilerini paylaştı.</p>
<p>Makine İhracatçıları Birliğinden (MAİB) yapılan açıklamaya göre, serbest bölgeler de dahil edildiğinde makine imalat sanayisinin konsolide ihracatı geçen yıla göre yüzde 0,7 düşüşle 11,4 milyar dolara geriledi.</p>
<p>Bu dönemde makine ihracatı miktar bazında yüzde 10,7 gerilerken kilogram başına ortalama ihracat fiyatının yüzde 11'lik artışla 8,6 dolara yükselmesi nedeniyle değer bazındaki düşüş çok sınırlı seviyede kaldı.</p>
<p>En fazla makine ihracatı yapılan ülke yüzde 8,6 artış ve 1,4 milyar dolarla Almanya olurken onu yüzde 30,3 yükseliş ve 949 milyon dolarla ABD izledi. İtalya'ya 531 milyon dolar, Birleşik Krallık'a 448 milyon dolarlık makine ihracatı yapılan bu dönemde, Irak ve Rusya en fazla düşüş yaşanan ülkeler oldu.</p>
<p><strong>"Makineciler agresif bir yaklaşımla hareket etmek zorunda"</strong></p>
<p>Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, ana ihracat pazarlarından Avrupa'da yaşanan daralmaya değinerek, sanayinin dönüşümü ekseninde kurgulanan beklentilerin, kıtanın iç dinamiklerinden kaynaklanan derin ekonomik sorunları aşamadığını bildirdi.</p>
<p>Almanya'daki istihdam kaybından, Avrupa Merkez Bankası'nın faiz artırımına gitmesinden, yatırım iştahındaki gerilemeden ve Avro Bölgesi'nde makine siparişlerinin azalmasından bahseden Yılmaz, "Daha ne kadar süreceği belirsiz bu süreçte ihracatçılarımız Avrupalı müşterilerine teknoloji sınıfı ve otomasyon kabiliyeti yüksek çözümler sunmaya odaklanacak. Ana pazarımızda sanayi hacmi daralırken, makineciler kıtada oluşacak tüm tedarikçi boşluklarını hızla dolduracak agresif bir yaklaşımla hareket etmek zorundadır." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"İhracatçıda temkinli duruş sürecek"</strong></p>
<p>Sevda Kayhan Yılmaz, küresel jeopolitik gelişmelerin lojistik ve enerji maliyetleri üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu, Hürmüz Boğazı'nda yaşanan aksaklıklar ve enerji fiyatlarındaki yükselişin bazı sektörlerde maliyetleri satış fiyatlarının üzerine taşıdığını belirtti.</p>
<p>Şirketlerin artık yoğun veri akışı içinden doğru analiz yaparak üretim, yatırım ve finansman kararlarını şekillendirmesi gerektiğini vurgulayan Yılmaz, ABD ile İran arasında ortaya çıkan uzlaşma sinyallerinin olumlu olmakla birlikte etkilerinin reel sektöre zaman içinde yansıyacağını bildirdi.</p>
<p>Yılmaz, "Makine sektörü bu geçiş sürecinde tedarik zincirlerini çok daha dinamik yönetmek, işletme sermayesini ve nakit akışını koruyacak finansal tedbirleri devreye almak zorundadır. Jeopolitik yumuşamanın maliyetlere yansıyacağı güne kadar, ihracatçılar için karlılık yerine pazarda tutunma odaklı temkinli tutumun süreceğini düşünüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Rekabet gücü için finansman kanallarının açılması gerekiyor"</strong></p>
<p>MAİB Başkanı Yılmaz, küresel piyasalardaki dalgalanmaların ve beklenen iyileşmelerin gecikmesinin ihracatçı üzerindeki mali yükü artırdığını belirterek, sanayinin rekabet gücünü koruyabilmesi için finansman imkanlarının geliştirilmesi, teknoloji yatırımlarının desteklenmesi ve kredi kanallarının etkin çalıştırılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Yılmaz, "İmalat sanayimizin rekabet gücünü korumak ve firmalarımızın üzerindeki mali yükleri hafifletmek adına finansman piyasalarındaki tıkanıklıkların çözülmesi ve sınırlı kaynağın teknoloji odaklı alanlara yönlendirilmesi gerekir." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/maib-baskani-yilmaz-finansman-piyasalarindaki-tikanikliklar-cozulmeli-81699</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/0/1280x720/sevda-kayhan-yilmaz-1779685799.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MAİB&#039;in 5 aylık verilerine göre, makine sektörünün ihracatı, miktar bazında yüzde 10,7, değer bazında ise yüzde 0,7 düşüşle 11,4 milyar dolara geriledi. Başkan Sevda Kayhan Yılmaz, &quot;İmalat sanayimizin rekabet gücünü korumak ve firmalarımızın üzerindeki mali yükleri hafifletmek adına finansman piyasalarındaki tıkanıklıkların çözülmesi ve sınırlı kaynağın teknoloji odaklı alanlara yönlendirilmesi gerekir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/baraj-doluluk-oranlari-gunluk-paylasilacak-81698</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 10:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baraj doluluk oranları günlük paylaşılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, su kaynaklarının durumunun anlık takip edileceği sistemi bugünden itibaren kullanıma sunacaklarını bildirdi. </p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, su kaynaklarının şeffaf ve etkin yönetiminin yarınlara bırakacakları en büyük miras olduğunu belirten Yumaklı, "Bu doğrultuda vatandaşlarımızın, üreticilerimizin ve tüm paydaşlarımızın su kaynaklarımızın mevcut durumunu anlık takip edebileceği sistemi bugün itibarıyla kullanıma sunuyoruz. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğümüz (DSİ) Türkiye genelindeki ve 4 büyük şehrimizdeki barajların aktif doluluk oranlarını bugünden itibaren günlük paylaşacak. Şeffaflık ilkemiz doğrultusunda, veriye dayalı yönetim anlayışımızla, iklim değişikliğinin etkilerine karşı suyumuzun her damlasını korumaya ve geleceğe güvenle taşımaya kararlıyız." ifadelerini kullandı. </p>
<p>Paylaşımda yer alan bilgiye göre, barajların doluluk oranlarına ilişkin detaylar DSİ'nin "http://yagisbarajdoluluk.dsi.gov.tr" sayfasından paylaşılacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/baraj-doluluk-oranlari-gunluk-paylasilacak-81698</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/2/1280x720/cermik-kale-baraji-1764493046.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Su kaynaklarının durumunun anlık takip edileceği sistemi bugünden itibaren kullanıma sunacaklarını duyuran Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, barajların aktif doluluk oranlarını günlük paylaşmaya başlayacaklarını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tdt-dijital-ticaret-anlasmasi-turkiye-ic-onay-surecini-tamamlayan-3-ulke-oldu-81696</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 10:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> TDT dijital ticaret anlaşması: Türkiye, iç onay sürecini tamamlayan 3. ülke oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyeleri arasında dijital ekonomi alanındaki ortaklık anlaşmasıyla e-ticaretin, dijital hizmetlerin ve sınır ötesi veri temelli ekonomik faaliyetlerin önündeki engellerin giderilerek bu faaliyetlerin kolaylaştırılması hedefleniyor.</p>
<p>Açıklamada, "TDT'ye Üye Devletlerin Hükümetleri Arasında Dijital Ekonomi Ortaklık Anlaşması'nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun"un Resmi Gazete'de yayımlandığı belirtildi.</p>
<p>Böylelikle Türkiye'nin, Azerbaycan ve Özbekistan'dan sonra anlaşmaya ilişkin iç onay sürecini tamamlayan üçüncü ülke olduğuna işaret edilen açıklamada, Kırgızistan ve Kazakistan'ın da iç onaylarını gerçekleştirmesinin ardından anlaşmanın yürürlüğe gireceği bildirildi.</p>
<p>Anlaşmanın detayı hakkında verilen bilgide, "Anlaşma ile TDT üyeleri arasında e-ticaretin, dijital hizmetlerin ve sınır ötesi veri temelli ekonomik faaliyetlerin önündeki engellerin giderilerek bu faaliyetlerin kolaylaştırılması ve ortak kuralların benimsenmesi, böylelikle dijital ekonomide entegre ve öngörülebilir bir işbirliği zemini oluşturulması sağlanacak." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Aynı zamanda Türk dünyasında ticari ve teknolojik entegrasyonun güçlendirilerek işletmelerin dijital pazarlara erişimini kolaylaştıracak yenilikçi teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesinin ve bölgesel rekabet gücünün artırılmasının sağlanacağına dikkati çekilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Anlaşmada, 'ödeme ve para transferlerine engel getirilmemesi, kağıtsız ticaret, elektronik işlem çerçevesinin kurulması, lojistik, elektronik faturalandırma, hızlı teslimat hizmetleri, elektronik ödemeler, milli tedarikçi veri tabanı, elektronik imza, ticari elektronik mesajlar, çevrim içi tüketicinin korunması, kişisel verilerin korunması, küçük ve orta ölçekli işletmeler alanında işbirliği, mali ve teknolojik alanlarda işbirliği, siber güvenlik işbirliği ve rekabet politikası alanında işbirliği' konularında detaylı hükümler ele alınmış bulunuyor. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrifleriyle, 6 Kasım 2024'te Bişkek'te gerçekleştirilen TDT'nin 11. Zirvesi'nde imzalanan anlaşmayla Türk devletlerinin birbirlerine daha fazla yakınlaşmaları ve ortak değerleri çerçevesinde dijital ticaret kuralları konusunda küresel arayışlara örnek olarak katkı sağlamaları da mümkün kılınmıştır. Türk dünyasına hayırlı olması dileğiyle."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tdt-dijital-ticaret-anlasmasi-turkiye-ic-onay-surecini-tamamlayan-3-ulke-oldu-81696</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı açıklamasında, Türkiye&#039;nin Türk Devletleri Teşkilatı Üye Devletlerin Hükümetleri Arasında Dijital Ekonomi Ortaklık Anlaşması&#039;yla ilgili iç onay sürecini tamamlayan üçüncü ülke olduğu belirtilerek, &quot;Anlaşma ile üyeler arasında e-ticaretin, dijital hizmetlerin ve sınır ötesi veri temelli ekonomik faaliyetlerin önündeki engellerin giderilerek bu faaliyetlerin kolaylaştırılması ve ortak kuralların benimsenmesi, böylelikle dijital ekonomide entegre ve öngörülebilir bir işbirliği zemini oluşturulması sağlanacak.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/alman-turist-tatil-harcamalarini-azaltiyor-81683</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Artık fiyat değil, değer rekabeti öne çıkıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Avrupa ekonomisinin lokomotifi Almanya’da seyahate çıkan Almanların tatildeki harcamalarını azalttığı ortaya çıktı.</p>
<p>Turizmde Türkiye’nin ana pazarlarından birinci sırada yer alan Almanya’da hayat pahalılığı Almanların seyahat harcamalarında daha dikkatli davranmalarına yol açıyor.</p>
<p>Geçen yıl sonu yüzde 2,2, 2026 Mayıs ayı enflasyonu da yüzde 2,6 olan Almanya’da, tatile çıkan  Alman turistler harcamalarını azaltıyor. Innofact tarafından gerçekleştirilen bir araştırma, Alman turistlerin seyahat etmeye devam ettiği ancak tatil bölgelerindeki ek harcamalarını önemli ölçüde azalttığını ortaya koydu.</p>
<p>Araştırmaya göre, Alman turistlerin 2026 yılında restoranlar, alışveriş, eğlence, aktiviteler ve geziler gibi tatil ekstralarına ayırmayı planladığı ortalama bütçe 308 euro seviyesinde bulunuyor. Ankete katılanların yüzde 81’i tatil sırasında ek harcamalar için 500 euronun altında bir bütçe ayıracağını belirtirken, bu oranın geçen yıl yüzde 65 olduğu vurgulandı.</p>
<p>Araştırma, özellikle düşük bütçeli Alman turistlerde artış dikkat çekiyor. Ek harcamalarını 100-200 euro arasında tutmayı planlayanların oranı yüzde 20,4’ten yüzde 30,4’e yükselirken, 100 euronun altında harcama yapmayı hedefleyenlerin oranı ise yüzde 6,6’dan yüzde 10,7’ye çıktı. Buna karşılık 500-750 euro arası harcama yapacağını belirtenlerin oranı yüzde 15,6’dan yüzde 8,8’e geriledi.</p>
<p><strong>"Seyahatte harcama öncelikleri değişiyor"</strong></p>
<p>Araştırma sonuçlarına göre, Alman turistlerin seyahat bütçelerinde önceliklerini yeniden şekillendirdiğini gösteriyor. Konaklama ve ulaşım gibi temel harcamalar korunurken, restoran ziyaretleri, ücretli aktiviteler, alışveriş ve destinasyon içi turlar gibi isteğe bağlı harcamalarda tasarruf eğilimi öne çıkıyor.</p>
<p>Artan yaşam maliyetleri, enerji fiyatları ve ekonomik belirsizlikler nedeniyle Alman tüketiciler artık tatilde de daha planlı hareket ediyor. Bu durum, özellikle destinasyon gelirlerinin önemli bölümünü oluşturan yeme-içme, alışveriş ve deneyim ekonomisi açısından dikkatle takip edilmesi gereken bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Akdeniz Turistik Otelciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu, Türkiye’nin güçlü "her şey dahil" sisteminin, Almanların harcamalarındaki bu dönüşüm karşısında önemli bir avantaj sunduğunu belirtti.</p>
<p>Alman turistlerin seyahatlerinden vazgeçmek yerine, maliyetlerini daha öngörülebilir hale getiren paket ürünlere yöneldiğini ifade eden Kavaloğlu, ‘’Son dönemde Avrupa pazarında paket turlara olan ilginin yeniden yükselmesi de bu eğilimi destekliyor’’ dedi.</p>
<p><strong>"Yalnızca fiyat rekabeti yeterli değil"</strong></p>
<p>Destinasyonların artık yalnızca fiyat rekabetiyle değil, sundukları değeri daha güçlü anlatmaları gerektiğini ifade eden Kaan Kavaloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Turistlerin harcamalarını artırabilmek için gastronomi, kültür, spor, sağlık ve özel ilgi alanlarına yönelik deneyimlerin daha net şekilde paketlenmesi önem kazanıyor. Önümüzdeki dönemde restoranlar, tur operatörleri, perakende işletmeleri ve eğlence merkezleri için temel başarı kriteri yüksek fiyatlı ürünler sunmak değil, turistin harcadığı her euro karşılığında aldığı değeri hissettirebilmek olacak. Alman pazarındaki bu dönüşümün doğru okunması gerekiyor.’’</p>
<p><strong>"Alman turist seçici davranıyor"</strong></p>
<p>Alman turistin seyahat etmekten vazgeçmediğini, ancak harcamalarında daha seçici davrandığını vurgulayan Kavaloğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Destinasyonlar açısından artık fiyat değil, değer rekabeti öne çıkıyor. Antalya’nın güçlü yönü de tam burada ortaya çıkıyor. Yüksek hizmet kalitesi, kapsamlı tesis altyapısı, güvenli ortamı ve sunduğu deneyim çeşitliliği sayesinde misafirlerimize ödedikleri bedelin karşılığını fazlasıyla verebiliyoruz. Önümüzdeki dönemde hedefimiz yalnızca ziyaretçi sayısını artırmak değil, misafirin deneyim kalitesini yükselterek destinasyonda daha fazla değer yaratmaktır.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/alman-turist-tatil-harcamalarini-azaltiyor-81683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/3/1280x720/alman-turist-tatil-harcamalarini-azaltiyor-1782192700.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AKTOB Başkanı Kaan Kavaloğlu, Alman turistin seyahat etmekten vazgeçmediğini, ancak harcamalarında daha seçici davrandığını belirterek, &quot;Destinasyonlar açısından artık fiyat değil, değer rekabeti öne çıkıyor. Antalya’nın güçlü yönü de tam burada ortaya çıkıyor. Yüksek hizmet kalitesi, kapsamlı tesis altyapısı, güvenli ortamı ve sunduğu deneyim çeşitliliği sayesinde misafirlerimize ödedikleri bedelin karşılığını fazlasıyla verebiliyoruz. Önümüzdeki dönemde hedefimiz yalnızca ziyaretçi sayısını artırmak değil, misafirin deneyim kalitesini yükselterek destinasyonda daha fazla değer yaratmaktır.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aklimizi-basimiza-almazsak-neler-olabilir-81680</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aklımızı başımıza almazsak neler olabilir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>MSCI’ın geçen haftaki Türkiye ve Endonezya değerlendirmeleri ilk bakışta benzer görünüyor. Her iki ülke için de "bilgi akışı" kriteri negatife çevrildi. Ortaklık yapılarındaki şeffaflık eksikliği, fiyat oluşumunu bozabilecek işlemler ve yabancı yatırımcının sağlıklı bilgiye ulaşmakta zorlanması eleştirilerin odağında yer aldı.</p>
<p>Ancak iki ülke arasında önemli fark var.</p>
<p>MSCI, Endonezya için Ocak’ta ülkenin "Gelişmekte Olan Piyasalar" kategorisinden çıkarılarak "Sınır Piyasalar" (Frontier Markets) sınıfına düşürülebileceğini gündeme getirmişti. Frontier Markets, yabancı yatırımcı açısından erişimin ve işlem hacminin daha sınırlı olduğu, sermaye piyasalarının uluslararası ölçekte daha düşük likidite sunduğu ülkelerden oluşuyor. Bu uyarı bile Endonezya piyasalarında ciddi satış baskısı yaratmıştı. Şimdi gözler önümüzdeki günlerde açıklanacak nihai kararda. Çünkü olası bir “küme düşürme”, MSCI endekslerini takip eden milyarlarca dolarlık fonun Endonezya’da çıkmasına yol açabilir.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a18cadf6ea-1782192330.png" alt="" width="532" height="237" />
<figcaption><strong>MSCI, Endonezya için Ocak’ta ülkenin "Gelişmekte Olan Piyasalar" kategorisinden çıkarılarak "Sınır Piyasalar" (Frontier Markets) sınıfına düşürülebileceğini gündeme getirmişti. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Türkiye için bugün böyle bir uyarı yok. Ancak bu, “yan gelip yatmak” için bir gerekçe değil. Zaten MSCI’nin Türkiye’ye yönelik eleştirileri de hafife alınacak türden değil. Bilgi akışındaki zayıflık, bazı şirketlerde ortaklık yapılarının şeffaf olmaması, fiyatları sağlıklı oluşumuna ilişkin soru işaretleri ve yatırımcıların öngörülebilirlik beklentisini zedeleyen uygulamalar artık raporlara yansımış durumda. Finansal piyasalarda güven yıllar içinde inşa edilir, ancak çok kısa sürede kaybedilebilir. Endonezya bu noktaya bir günde gelmedi. Önce yatırımcıların dikkatini çeken uyarılar geldi, ardından bilgi akışı notu bozuldu. Şimdi ise “küme düşürülme ihtimali” tartışılıyor.</p>
<p>MSCI raporları tek başına bir ülkenin kaderini belirlemez. Ancak dünyanın en büyük yatırım fonlarının önemli bölümü kararlarını bu değerlendirmelere göre veriyor. Bu nedenle raporlardaki her olumsuz ifade yalnızca teknik bir tespit değil, uluslararası yatırımcıya verilen güçlü bir mesaj niteliği taşıyor.</p>
<p>Türkiye'nin hâlâ bu süreci tersine çevirecek zamanı var. Bunun yolu daha fazla şeffaflık, öngörülebilir kurallar ve piyasalara güven veren bir yönetim anlayışından geçiyor. Aklımızı başımıza almazsak, bugün Endonezya için konuşulan senaryoların yarın Türkiye için de konuşulmayacağının hiçbir garantisi yok.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aklimizi-basimiza-almazsak-neler-olabilir-81680</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aklımızı başımıza almazsak neler olabilir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-24-hisseye-yayilarak-aldi-6-hissede-kar-cepte-daha-iyidir-dedi-81679</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı 24 hisseye yayılarak aldı, 6 hissede &#039;kâr cepte daha iyidir&#039; dedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz hafta BIST 30 hisselerinde fiyatlar çift haneli primlere çıkarken, yabancılar 24 hissede alıma geçip 6 hissede satıcı pozisyonunda kaldı. Emlak Konut ve Sabancı Holding hissesinde 5 gün aralıksız süren alımlar, aynı zamanda piyasadaki iyimser havayı işaret etti.</p>
<p>Endeksin yukarı yöneldiği ve yabancının alım ağırlıklı işlemlerde bulunduğu zamanlarda tüm hisselerin durdurulamaz bir yükselişe geçeceği düşüncesi oluşabilir. Şüphesiz Emlak Konut veya Akbank gibi hacimli hisselerdeki kesintisiz yabancı alımı coşkuyu destekleyebilir. Ancak oluşan yükselişi tüm piyasaya mal etmek yanılgı olur. Sasa, Astor Enerji ve Türk Telekom’da fiyatlar yükselirken yabancı payının azalması, profesyonellerin kimi hisselerdeki coşkuyu kâr satışına dönüştürdüğünü gösteriyor. Büyük fonların ilgiyi tahliye kapısı olarak kullandığını anlamak asıl ustalıktır. Fiyattaki yükselişe kapılanlar, rüzgar tersine döndüğünde faturayı ödeyen son kişi olabilir.</p>
<h2>Hafta boyu aldıkları hisseler</h2>
<p>gün boyunca Emlak Konut GYO küçük ama istikrarlı şekilde aldı. Payları 1,42 puan artışla %26,86 yükseldi. Fiyatı ise bu sürede %16’nın üzerinde artış kaydetse de şubatta test ettiği en yüksek seviyesi 27,12’nin gerisinde duruyor. Şirket yılın ilk çeyreğinde gelir ve kârını düşürdü. Beş gün boyunca yabancının aldığı Sabancı Holding, Mayıs 2024’ten bu yana yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Akçansa’daki paylarının satışıyla ilgili devir işlemleri geçtiğimiz hafta tamamlandı. Bu işlemden kaynaklı 427,88 milyon dolar gelir elde eden firmanın hissesi 9 aracı kurumun model portföyünde bulunuyor.</p>
<h2>En fazla sattıkları</h2>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta altı hissede satış yaparken en fazla işlemi 2,60 puanla Türk Telekom’da gerçekleştirdi ve paylarını %40,8’e indirdi. Geçtiğimiz şubatta en yüksek 75,65 TL’yi test ettikten sonra gerileyen hisse, iki aydır yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Türk Telekom, yılın ilk çeyreğinde gelirini %9 ve dönem sonu kârını %56 büyüttü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a16b533de2-1782191797.png" alt="" width="999" height="526" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KUR RİSKİ Mİ, FAİZ RİSKİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Kur riski</strong>; ihracatçı hisseler, yabancı ilgisi, eurobond güvencesi, arbitraj fırsatı. Borç baskısı, yabancı çıkışı, azalan temettü, teminat açığı, maliyet.</p>
<p><strong>Faiz riski</strong>; tahvil fırsatı, piyasa disiplini, banka kârlılığı, güvenli liman. Değerleme baskısı, sermaye kaçışı, kaldıraç maliyeti, büyüme çöküşü.</p>
<p><strong>Bu yıl 20 bin ton kuru çay üretmeyi hedefliyor. Maliyet ve satış fiyatı kârı belirleyecek</strong></p>
<p>Efor Yatırım’ın bu yıl alacağı çay miktarına göre satışları ne olur? ● Ali Bayındır</p>
<p>Ali; Efor Yatırım, 2026 çay sezonunda 100 bin ton yaş çay alımı yaparak toplam 20 bin ton kuru çay üretmeyi planlıyor. Üretilecek 20 bin tonluk kuru çay, şirketin bu yılki ana satış hacmini ve ciro potansiyelini belirleyecek ana çıkış noktası olarak değerlendirilmeli. Ancak güncel satış fiyatları ve maliyetler bilinmediğinden net bir kâr oranı vermek zor. Firma yılın ilk çeyreğindeyse gelirlerini %26 büyüterek 3,7 milyar TL’ye çıkardı. Dönem sonu kârındaki büyüme %61 artış ile 116,3 milyon TL’ye çıktı. Üretimdeki büyüme tablolara nakit akışı sağlayacaktır.</p>
<p><strong>Yurt dışında kendisine yük olan hastaneyi kapatırken Ankara’da yeni bir açılıma gitti</strong></p>
<p>MLP Sağlık’ın Macaristan’daki hastanesini kapatması kârını nasıl etkiler? ● Can Kekeç</p>
<p>Can; MLP Sağlık, verimlilik ve portföy optimizasyonu hedefiyle Budapeşte’deki Liv Duna Medical Hastanesi’nin operasyonlarını mayısta durdurduğunu açıkladı. Bu hamlenin kârlılığa etkisi pozitif yönlü olması beklenmeli. Açıklamadaki verimlilik vurgusu, ilgili hastanenin şirkete finansal yük oluşturduğuna işaret ediyor. Dolayısıyla kapatma kararı, giderleri azaltarak kâr marjlarını destekleyecektir. Şirketin aynı zamanda Ankara’da 185 yataklı hastane kiralanması ise kaynaklarını getiri potansiyeli olan alanlara yönelttiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>DMG gümüş fonunda şimdilerde yatırımcı uzaklaşsa da yıllık getirisi %114</strong></p>
<p>Deniz Portföy’ün idare ettiği Gümüş Fon Sepeti Fonu (DMG), geçtiğimiz yıl yükselen bir ivmeyle hareket etti ve Ocak 2026’da en yüksek 11,05 TL’ye kadar çıktı. Test ettiği zirvenin ardından düşen eğilim öne çıkarken, şimdilerde zirvesinin gerisinde duruyor. Ocakta 6,8 milyar TL büyüklüğünde olan fon, haziran ayına gelindiğinde 3,2 milyar TL’ye kadar geriledi. Şubattan bu yana düzenli olarak nakit çıkışı yaşanıyor. Haziranda fondan 23,75 milyon TL nakit çıkışı yaşandı ve yatırımcı sayısı 15.739’a indi. Belirgin şekilde ivme kaybeden fonun doluluk oranı %9,41 seviyesinde. Varlıklarının büyük kısmını gümüş ve emtia temalı borsa yatırım fonlarında değerlendiriyor. Portföyünün %51,92’si yabancı yatırım fonları ve %16,98’i kıymetli maden fonlarından oluşuyor. Yıllık getirisi %104,63 düzeyinde duruyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tacirler Yatırım, piyasadan %50,32 bileşik faizle 1,35 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım, nitelikli yatırımcılara 19.06.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.350.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %43, bileşik faizi ise %50,32 olarak belirlendi. 95 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %11,19 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 22.09.2026 olarak açıklandı. 19 Haziran itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Tacirler Yatırım’ın verdiği %43 basit faiz oranı, TLREF’in 3,01 puan üzerinde yer alıyor. Oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFTCMD92628 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a16970c079-1782191767.png" alt="" width="977" height="240" /></strong><strong>MİA TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>İştiraki üzerinden Azerbaycan’ın en büyük mikromobilite firmasıyla anlaştı</strong></p>
<p>Mia Teknoloji, bağlı ortaklığı Tripy Mobility aracılığıyla Azerbaycan’ın en büyük mobilite operatörü Apar Ride ile 10 yıllık bir iş birliği ve yazılım lisans sözleşmesi imzaladı. Anlaşmayla Apar Ride’ın ihtiyaç duyduğu tüm teknoloji çözümleri ve bisiklet satışı Tripy tarafından karşılanacak. Anlaşmanın kısa vadede 10 milyon dolarlık iş hacmi yaratması bekleniyor. Firma, mikromobilite çözümlerindeki yazılım yetkinliğini sınır ötesine taşıyarak gelirini büyütme yoluna gidiyor. Donanım tedariki ile yazılım lisansının birleşik bir modelle ihraç edilmesi kârı destekler.</p>
<p><strong>ŞİŞECAM</strong></p>
<p><strong>Kaplamalı cam hattı yatırımını tamamlayarak küresel kapasitesini %17 artırdı</strong></p>
<p>Şişecam, Tarsus’ta 25 milyon euroluk yatırım bedeliyle kurduğu 7 milyon metrekare kapasiteli kaplamalı cam hattını tamamlayarak devreye aldı. Söz konusu yatırımla şirketin Türkiye’deki kaplamalı cam hattı sayısı üçe, küresel kapasitesi ise %17 artışla 48,1 milyon metrekareye ulaştı. Şişecam, katma değerli cam ürünlerindeki pazar talebini karşılamak üzere üretim altyapısını bu yatırımla önemli ölçüde genişletmiş oldu. Cam sektöründe standart ürünlerin ötesine geçip kaplamalı ve katma değerli ürünlerin kapasitesini artırmak kâr marjını destekleyen bir gelişmedir.</p>
<p><strong>KALEKİM</strong></p>
<p><strong>Yönetim kontrolü kendisinde kalmak üzere Irak’taki şirketin %51’ini devrediyor</strong></p>
<p>Kalekim, en büyük ihracat pazarı Irak’ta yerel şirket sıfatı kazanmak ve yasal avantajlar sağlamak amacıyla harekete geçti. Ülkedeki çimento yapıştırıcısı fabrikasını da barındıran ve sermayesinin tamamına sahip olduğu Qaleat Alianshaat firmasının %51 payını 12 milyon dolara iki yerel yatırımcıya satıyor. Devir sonrasında iştirakin yönetim kontrolü Kalekim’de kalmaya devam edecek. Fabrikaya ait varlıklar eş zamanlı olarak şirkete geçecek. Bedelin tahsili için noter onaylı senet ve hisseler üzerinde rehin veya ipotek gibi teminat mekanizmaları işletileceği belirtildi.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Koton’un fiyatı üç aydır yatayda dalgalanırken fonlar ağırlıklı olarak satıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a165bcfdda-1782191707.png" alt="" width="299" height="233" />Koton hissesinde fonlar satış yoğunluklu işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %46,40 ile toplamda 5,72 milyon lot azalarak 6,61 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 11’den 12’ye çıktı. NNF fonu 4,29 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, MPSfonu 130 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Koton hakkında bugüne kadar 5 aracı kurum öneride bulunurken 1 kurum model portföyüne aldı. En yüksek hedef öneriyi Marbaş Yatırım 28,90 TL ile verdi. En düşük öneri 21 TL ile Kuveyt TürkYatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-24-hisseye-yayilarak-aldi-6-hissede-kar-cepte-daha-iyidir-dedi-81679</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı 24 hisseye yayılarak aldı, 6 hissede &#039;kâr cepte daha iyidir&#039; dedi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ureticinin-serbest-piyasaya-guveni-kalmadi-fiyat-dususu-manidar-81678</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Üreticinin serbest piyasaya güveni kalmadı, fiyat düşüşü manidar&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Karadeniz ekonomisinin temel direği olan fındıkta yeni sezon öncesi endişeler derinleşiyor. Artan üretim maliyetleri, serbest piyasada oluşan fiyat baskısı ve peş peşe ortaya çıkan zararlı istilaları, üreticiyi yeni bir belirsizlik sürecine sürüklüyor. Zararlılarla mücadele sürerken, üreticinin en büyük sorunlarının başında hızla yükselen maliyetler geliyor. Çiftçi henüz fındık dalındayken gübre, ilaç ve işçilik giderlerinde yeni sezon zamlarıyla karşı karşıya kaldı. Geçen yıl tanesi 10 liraya alınan çuval bu sezon 20 liraya yükselirken, sahadan alınan bilgilere göre geçen yıl 1650-2000 lira arasında olan fındık toplayacısının günlük yevmiyesi 2500- 3500 TL’ye, 4 -5 bin lira olan ot tırpancısının yevmiyesi ise 7-8 bin TL bandına çıktı. Dönüm başı 175 lira destek alan fındık çiftçisinin 20-25 dönümlük arazisinin sırf otlarını temizletmek için yaptığı masraf 70-80 bin lirayı buluyor. Geçen yıl saati 4 bin lira olan patoz ücretinin ne seviyeye çıkacağı merak edilirken çiftçinin yaklaşan hasat öncesi bütün umudu Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıklayacağı alım fiyatlarında.</p>
<h2>“Fiyatlardaki sert düşüş normal değil” </h2>
<p>Yaklaşan hasat öncesi değerlendirmelerde bulunan Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan, üreticinin serbest piyasaya olan güvenini büyük ölçüde kaybettiğini söyledi. Geçen yıl zirai don nedeniyle rekoltenin ciddi biçimde düşmesine rağmen fiyatların Toprak Mahsulleri Ofisi’nin alım fiyatının altına gerilemesini “kabul edilemez” olarak nitelendiren Soydan, yaşanan sert düşüşü “manidar” olarak değerlendirdi. “Yaklaşık 65 yılın en ağır zirai don afetlerinden birini yaşadık. Fındığın en az yarısı zarar gördü. Böyle bir yılda serbest piyasada fiyatların 350–370 TL bandına çıktıktan sonra kısa sürede 170–180 TL seviyelerine gerilemesi normal bir piyasa hareketi değildir,” diyen Soydan, bu sürecin üreticide ciddi bir güven kaybına yol açtığını vurguladı.</p>
<h2>“Üretici elindeki ürünü değerlendiremedi” </h2>
<p>Fiyatlardaki ani düşüş nedeniyle birçok üreticinin elindeki ürünü satamadığını belirten Soydan, “300 TL’nin üzerinde satan da oldu, 200 TL’den satan da… Ancak ani düşüş sonrası birçok üretici fındığını elinde tutmak zorunda kaldı. Serbest piyasanın bu tavrı üreticiyi şok etti ve güveni sarstı” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Güvensizlik uzun vadede büyük risk” </h2>
<p>Bu sezon bahçelerde ciddi bir afet yaşanmadığını ancak maliyet baskısının her zamankinden daha ağır olduğunu dile getiren Soydan, gübre, ilaç ve işçilik giderlerinde yüzde 50’nin üzerinde artış yaşandığını söyledi. “Üretici hem elindeki fındık hem de bahçesindeki ürün için haklı bir beklenti içinde. Açık söylemek gerekirse, bugün tüm umut TMO’nun açıklayacağı alım fiyatında” dedi. Serbest piyasanın üreticiye güven vermediğini yineleyen Soydan, “Fiyatlar düşebilir ama makul ve kademeli düşmelidir. 350 liradan 170 liraya sert iniş, üreticiyi bahçeden uzaklaştırır. Bu durum uzun vadede sektör için büyük bir risktir” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>“Üretici kazanırsa herkes kazanır” </h2>
<p>Fındığın Türkiye için stratejik ve milli bir ürün olduğunun altını çizen Soydan, “Fındık, ülkemize yılda 2,5–3 milyar dolar döviz kazandıran, Karadeniz’de alternatifi olmayan bir üründür. Üretici kazanırsa üretim artar, kalite yükselir, ihracat güçlenir. Kaybeden sadece üretici olmaz; sektör, bölge ve ülke kaybeder” diye konuştu.</p>
<p>Ziraat odaları olarak üreticinin hak ettiği fiyatı alması için mücadele etmeye devam edeceklerini belirten Soydan, yeni sezonda istikrarlı ve üreticiyi koruyan bir fiyat politikası beklentisi içinde olduklarını sözlerine ekledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Giresun ve Ordu’ya pozitif ayrımcılık yapılmalı"</span></h2>
<p>Geçen yıl 20-25 dönüm fındık bahçesi için ilaçlama, gübreleme ve ot temizlemesine yaklaşık 100-150 bin lira arasında masraf yaptığını dile getiren Giresun Tirebolulu fındık çiftçisi Ali Usta, Giresun ve Ordulu fındık çiftçisine desteklemelerde pozitif ayrımcılık uygulanmasını istedi. Geçen yıl 13 bin lira olan gübre masrafının 25 bin 500 liraya çıktığını bildiren Usta, “4 bin liraya yaptırdığım ot toplama için Mayıs ayında 7 bin liradan 5 yevmiye verdim. Temmuzda bir daha yaptıracağım. Geçen yıl toplayıcının yevmiyesine 1800 lira verdim. Şimdi 2 bin 500-3 bin 500 lira dillendiriliyor. Dönüm başı 175 lira olan devlet desteği hangisine yetecek” diye serzenişte bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ureticinin-serbest-piyasaya-guveni-kalmadi-fiyat-dususu-manidar-81678</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/6/1280x720/findik-1754483950.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni sezon öncesi rekolte artışı beklentisi ve serbest piyasadaki düşük fiyatlar, fındık pazarında belirsizliği artırıyor. İşçilikten çuvala kadar yükselen maliyetler ve geçen sezondan kalan fiyat güvensizliği, Karadenizli üreticinin fındıktan para kazanıp kazanamayacağı sorusunu yeniden gündeme taşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-elektrikli-otobusle-bakuye-gidemem-ama-81682</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu elektrikli otobüsle Bakü’ye gidemem ama…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>IVECO BUS AMEA Otobüs Ticari Operasyonlar Başkanı Sascha Kaehne ile Busworld İstanbul’da buluştuk ve sohbet ettik. IVECO BUS; Milano’daki Borsa Italiana’da işlem gören; ticari ve özel amaçlı araçlar, güç aktarma sistemleri ve finansal hizmetler alanında küresel bir lider olan Iveco Group N.V.’nin (EXM: IVG) bir markasıdır. Şirket, şehir içi, şehirler arası, okul taşımacılığı, hat servisi ve turizm dahil tüm kullanım alanlarını kapsayan geniş bir araç yelpazesine sahip. Tasarlıyor, üretiyor ve satıyor. Avrupa pazarında çok güçlü. Global olarak 6 bin 550 kişilik istihdamı var, Avrupa ve Latin Amerika’da yedi fabrikası bulunuyor. Sascha Kaehne’ye, ilk sorum, “Türkiye’de ne üretiyoruz nereye satıyoruz” olunca, rakamlarla yanıt verdi: “2022’den itibaren Sakarya’daki Otokar tesislerinde üretim yapıyoruz. Burada üretilen IVECO araçların yüzde 95’ni ihraç ediyoruz. Bu ihracatın yüzde 80’ini Fransa, Almanya ve İtalya başta olmak üzere Avrupa ülkelerine yapıyoruz. Geçen yıl ihracatımız yaklaşık 100 milyon Euro oldu. Otokar ile üretim anlaşmamızı 2020’de yapmıştık. Sonra ortak yatırımlarla kapasiteyi büyüttük ve bugüne kadar yaklaşık 50 milyon Euro’luk yatırım gerçekleşti. Şu anda Sakarya’da yaklaşık bin kişilik bir ekip IVECO araçlarının üretimi için çalışıyor. Bu arada Özbekistan’da da ‘montaj üretim anlaşması’ yaptık. Kazakistan, Özbekistan, Azerbaycan ve Gürcistan pazarlarına oradan odaklanacağız. Fuar sırasında ASAKA-EFVI Truck And Bus JV LLC ile bin 100 adetlik ‘DAILY minibüs’ için bir çerçeve anlaşma imzalayarak Özbekistan’daki genişlememizde yeni bir aşamaya geçtik. Bu anlaşma, hem dizel hem de elektrikli versiyonları kapsıyor. Özbekistan’ın sıfır emisyonlu toplu taşımaya geçiş hedefi için de ayrıca önemli bir adım oldu.”</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a19b8f0b87-1782192568.png" alt="" width="600" height="534" />
<figcaption><strong>Sascha Kaehne (sol başta) ile sohbetimize IVECO Bus Türkiye Kafkasya Orta Asya Ticaret ve Operasyonlar Direktörü Ahmet Örs de katıldı. </strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>"Rekabet gücünü, verimlilik ve kaliteyi artırarak koruruz"</strong></p>
<p>Ekonomi gazetecileri olarak ‘süslü cümlelerden ziyade, rakamlarla (verilerle) ve anlaşmalarla dolu açıklamaları severiz. Sascha Kaehne’nin söyledikleri ülkemiz ve bölgemiz adına sevindirici bilgilerle dolu olduğu için son dönemde otomotiv sanayimizden yükselen ‘rekabet gücümüz azalıyor’ şeklindeki şikayetleri hatırlıyorum ve 2025’in başından beri ‘tarifelerle şiddetlenen ticaret savaşlarını, Çin ile rekabetin daha da zorlaşmasını, bölgemizdeki savaşları ve bunların rekabet gücüne etkisini, çözüm hakkındaki fikrini’ soruyorum. Kaehne şöyle yanıtlıyor: “Sanayide yatırımlar kısa süreli olmaz, sıkıntılar ve sorunlar kısa süreli olabilir onlarla mücadele edilir. Türkiye otomotiv endüstrisinde dünyanın en önemli üreticilerinden birisidir. Türkiye’de maliyet tabanının yükseldiği bir gerçek ve bu nedenle verimliliği yükseltmek gerekiyor. Biz de tedarik ortağımızla birlikte çalışarak daha yüksek teknolojiye odaklanıyoruz ve tüm süreçlerde verimliliği artırarak rekabet gücümüzü koruyoruz. Ayrıca araçlarımız kalitesi de çok önemli rekabet konusudur. Bu konuda da sürekli adımlar atıyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"MÜŞTERİ NE İSTİYORSA ONU ÜRETİYORUZ"</strong></span></p>
<p>Son dönemde sürekli ‘elektrikli otobüs’ ihracatıyla ilgili haberler duyuyoruz. Sascha Kaehne, IVECO’nun bu konudaki politikasının ne olduğunu şöyle özetliyor: “Biz müşteri için hangi araç uygunsa onu üretiyoruz çünkü enerji çözümleri açısında da her türlü aracımız var. Çözümlerimiz, özel taşımacılık operatörlerini ve kamu taşımacılığı otoritelerini her konuda destekliyor. Tabii ki daha çok odaklandığımız yön sıfır ve düşük emisyonlu araçlar üretip satmak. Avrupa’da iki üretim tesisimiz var Sakarya’da da bütün ürün gamımızı tamamlayan bir üretimimiz devam ediyor. Ayrıca Türkiye’den çevre pazarları da yakın takip ediyoruz. Yine fuar sırasından Az-Tex Import ile 600 adet Turbo DAILY 4x4 tedariki için bağlayıcı olmayan bir anlaşma imzaladık. Bakü’de daha önce teslim ettiğimiz 303 adet otobüs şehrin toplu taşıma ağının modernizasyonuna önemli katkı sağlamıştı. Yeni anlaşma, o araçlarımızın kalitesi ve güvenilirliği ile topladığı ilginin açık kanıtı oldu.”</p>
<p>Sascha Kaehne ile sohbetimize IVECO Bus Türkiye Kafkasya Orta Asya Ticaret ve Operasyonlar Direktörü Ahmet Örs de katıldı. Kaehne ve Örs, IVECO’nun çok ilgi gören bazı modellerini bizzat bana da tanıttılar ve sonunda ülkemizde de bazı şehirlerde toplu taşıma için tercih edilen elektrikli otobüsün koltuğuna oturdum. Belki bu elektrikli otobüsle Bakü’ye, Taşkent’e gidemem ama Türkiye’de üretilen çok sayıda IVECO otobüsü ve minibüsü hem yurt içinde hem de yurt dışında onlarca şehrin toplu taşımasında en yaygın araçlar olacak gibi görünüyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-elektrikli-otobusle-bakuye-gidemem-ama-81682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu elektrikli otobüsle Bakü’ye gidemem ama… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gerektiginde-kurun-dusebildigi-gosterilmeli-81677</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Gerektiğinde kurun düşebildiği gösterilmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Savaş ve ardından gelen iç siyasi gerilimde önceki dönemlere göre düşük kalsa da dövize yönelim en büyük risklerden biri. Bu durum fiyatlama davranışını ve enflasyonla mücadeleyi de önemli ölçüde etkiliyor. EMCAP Advisory Yönetici Ortağı Dr. İnanç Sözer, 2023’ten bu yana uygulanan sıkı para politikasında kurun sürekli tek yönlü yükselen bir tren gibi algılanmasına izin verildiğini belirterek “Eğer başlangıçta daha esnek bir kur politikası izlenebilseydi, zaman zaman aşağı yönlü hareketlere de izin verilseydi bugün fiyatlama davranışları çok daha sağlıklı olabilirdi. Şu anda dolar/TL için yapılan tahminlerin büyük bölümü yalnızca yükseliş yönünde. Oysa Merkez Bankası'nın piyasaya göstermesi gereken şey, kurun gerektiğinde düşebileceği de olmalı. Bunu ne kadar erken gösterebilirse fiyatlama davranışlarının düzelmesi de o kadar kolay olur” dedi. </p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a13ede5a16-1782191085.jpg" alt="" width="200" height="200" /><strong>TL YÜZDE 10 DEĞERSİZ SAYILABİLİR </strong></p>
<p>Dünyanın uğraştığı yüksek borçluluk sorununun Türkiye’de olmadığını öne çıkaran Sözer, Türkiye’nin ikinci avantajının ise hâlâ çok yüksek faiz ve çok yüksek enflasyonla mücadele etmesi olduğunu belirtti. Sözer, “Türkiye'nin enflasyonu çok yüksek seviyelerden bugünkü noktalara geldiği için önümüzde güçlü bir baz etkisi bulunuyor. Bunun en net örneklerinden biri kur. Bugün sık sık Türk lirasının aşırı değerli olduğundan, bu nedenle ihracatçının zorlandığından veya ithalatın cazip hale geldiğinden söz ediyoruz. Ancak Türk lirasının son altı yıllık reel performansına baktığımızda hâlâ eski seviyelerine ulaşabilmiş değiliz. Hatta bazı hesaplamalara göre Türk lirası bugün bile yüzde 10 civarında değersiz sayılabilir” dedi.</p>
<p><strong>BAZ ETKİSİ TÜRKİYE’YE AVANTAJ SAĞLIYOR </strong></p>
<p>Yıllık bazda TL’nin sepet kura, dolar ve Euro’ya karşı yaklaşık yüzde 20 değer kaybettiğini bu tablonun devam edeceğini söyleyen Sözer, “Kurda ve enflasyonda küçük gibi görünen hareketler, Türkiye ekonomisinin dinamikleri içinde oldukça büyük sonuçlar yaratıyor. Enflasyonda ve faizlerde sıkça konuştuğumuz bu baz etkisi, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin elini güçlendirecek. Eğer dünyada konuşulan küresel durgunluk ve deflasyon senaryoları gerçekleşir, Brent petrol fiyatları da son günlerde olduğu gibi 80 dolar ve altında kalırsa, dünyanın birçok yerinde faiz artırımları konuşulurken Türkiye'de faiz indirimleri konuşulabilir. Üstelik bu durum ekonomik dengeleri bozmak zorunda değil. Çünkü bizim faizimiz zaten çok yüksek. Enflasyonumuz da çok yüksek. Dünyada enflasyonun yüzde 2'den yüzde 3'e çıkması ciddi bir sorun yaratırken, Türkiye'de yüzde 30 seviyesindeki enflasyonu yüzde 25'e düşürmek görece daha kolay” dedi.</p>
<p><strong>MEVCUT POLİTİKA 6 AY DAHA SÜRMELİ </strong></p>
<p>Sözer şöyle konuştu: “Mevcut sıkı para politikalarının en az altı ay daha sürdürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'nin enflasyon sorununu yalnızca kur, enerji ya da gıda fiyatları üzerinden açıklayamayız. Bugün enflasyonun en önemli nedeni fiyatlama davranışlarındaki bozulmadır. Bunun için de fiyat belirleyen kesimlerin maliyet artışlarının yavaşladığını görerek kâr marjlarını aşağı çekmesi gerekiyor. Bu noktada yalnızca faiz politikası yeterli olmuyor. Merkez Bankası ve BDDK'nın kredi büyümesini sınırlayan ve likiditeyi daraltan adımları bu nedenle çok önemli. Likidite daraldıkça fiyatlama davranışlarının da zamanla normale dönmesi beklenebilir.” </p>
<p><strong>DAHA ESNEK KUR POLİTİKASI İZLENMELİYDİ </strong></p>
<p>Sözer fiyatlama davranışlarının değişmesi için 2023’ten beri uygulanan politikalarda doğru bulmadığı bir tercih olan kurun tek yönlü hareketi olduğuna işaret ederek “Kurun sürekli tek yönlü yükselen bir tren gibi algılanmasına izin verdik. Eğer başlangıçta daha esnek bir kur politikası izlenebilseydi, zaman zaman aşağı yönlü hareketlere de izin verilseydi bugün fiyatlama davranışları çok daha sağlıklı olabilirdi. Merkez Bankası'nın piyasaya göstermesi gereken şey, kurun gerektiğinde düşebileceği de olmalı. Bunu ne kadar erken gösterebilirse fiyatlama davranışlarının düzelmesi de o kadar kolay olur. Kurun gerektiğinde düşebileceğine dair güven oluşursa, ekonomik kararlar da daha rasyonel hale gelir. Aksi halde herkes kurun sürekli yükseleceğini varsayarak hareket etmeye devam eder.”</p>
<p><strong>KURDAKİ BASKIDA BELİRLEYİCİ YERLİNİN TAVRI </strong></p>
<p>Dr. Sözer, Türkiye'nin yabancı yatırımcıya ihtiyacının temel nedeninin likidite sağlamak olmadığını kur üzerindeki baskıyı belirleyen temel unsurun ise yabancı yatırımcı değil, yerli tasarruf sahiplerinin davranışları olduğunu vurguladı. Sözer, “Bugün Türkiye'de mevduatlar, yatırım fonları ve diğer likit varlıklar dahil edildiğinde yaklaşık 400 milyar dolarlık bir tasarruf havuzundan söz ediyoruz. Bu tasarrufl arın önemli bir bölümü yaklaşık 12 milyon kişinin elinde bulunuyor. Bu birikimler hem Hazine'nin finansmanını kolaylaştırıyor hem de sermaye piyasalarının gelişimine katkı sağlıyor. Ancak bu tasarrufl arın önemli bir bölümü bugün Türk lirasında duruyorsa, bunun korunması gerekiyor. Çünkü fiyatlama davranışlarının yeniden bozulduğu bir ortamda bu tasarruflar çok hızlı şekilde dövize yönelebilir” dedi. </p>
<p><strong>YERLİNİN CARRY TRADE’İ DAHA BÜYÜK </strong></p>
<p>Sözer yabancı yatırımcının yaptığı carry trade'in çok daha büyüğünü aslında yerli tasarruf sahiplerinin yaptığına dikkat çekti. Sözer şunları söyledi: “Herhangi bir vatandaş yüksek faizli Türk lirası mevduatında kalarak gelecekte daha fazla döviz satın alma imkânı elde etmeye çalışıyoruz. Mantık temelde aynı. Bu nedenle asıl izlenmesi gereken kesim Londra'daki fon yöneticileri değil, Türkiye'deki mevduat sahipleridir. Çünkü kur üzerinde bir stres oluştuğunda ilk reaksiyonu yerli yatırımcı verir. Tasarruf sahiplerinin dövize yönelmesini engellemek, yabancı yatırımcının davranışını takip etmekten çok daha önemlidir. Bu noktada tekrar aynı konuya geliyoruz: Kurun gerektiğinde aşağı yönlü hareket edebileceğini göstermek. Böyle bir güven oluştuğu anda beklentiler ve fiyatlama davranışları da değişmeye başlayacaktır.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ACI REÇETENİN ÜÇTE BİRİ İÇİLDİ</strong></span></p>
<p>Enfl asyonla mücadele kapsamında uygulana sıkı para politikasında 3 yıl geride kaldı. Sözer, Türkiye’de 2020 sonrasında yaşanılan genel konjonktürün olaylara bakış açısını değiştirdiğini kaydederek Türkiye'de 2020 öncesi ve sonrası diye net bir ayrım yapmak gerektiğini bu değişimi ise sadece pandemi ile açıklamanın da mümkün olmadığını kaydetti. Bunun önemli bir kısmının Türkiye’nin iç dinamikleriyle ilgili olduğunu dile getiren Sözer, “Türkiye yeni bir döneme girdi ve bu yeni yapıya ne kadar hızlı uyum sağlayabilirsek o kadar rahat nefes alabileceğiz. Bu değişimin başına da ne yazık ki gelir dağılımındaki dönüşümü koyuyorum. Türkiye'deki gelir dağılımının mevcut yapısını kabul etmek zorundayız. Son 6 yılda yaşadığımız ekonomik politikaların bedelini ödediğimiz bir dönemin içindeyiz. Bana göre bugün uygulanan program, aslında içilmesi gereken acı reçetenin ancak üçte biri kadar. Yüksek enflasyonla mücadele eden bir ülkenin normal şartlarda ekonomik olarak küçülmesi gerekir. Çünkü ancak böyle bir süreç sonunda ekonomi yeniden daha sağlıklı bir yapıya kavuşabilir” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TARİHİN EN ZOR DÖNEMLERİNDEN BİRİ</strong></span></p>
<p>6 yıl önce yaklaşık 2.5-3 milyon tasarruf sahibi vatandaş yaklaşık 10 milyon yoksul insan bulunduğunu hatırlatan Sözer bugün ise tasarruf sahibi insanların sayısının 12 milyona yaklaştığını yoksul sayısının ise 35 milyona dayandığını vurguladı. Sözer, “Dağılım son derece eşitsiz olsa da tasarruf sahibi kitlenin büyüdüğü açık. Bu durum, Türkiye'de ekonominin yapısının değiştiğini gösteriyor. Bugün hâlâ trafikte yoğunluk görüyorsak, alışveriş merkezleri doluysa, ekonominin tamamen durmamasının sebeplerinden biri bu kesimdir. Ancak resmin diğer tarafı çok daha ağır. Yaklaşık 10 milyon olan yoksul nüfusun bugün 35 milyona ulaştığını düşünüyorum. Bu insanlar günlük hayatın içinde görünmeyebilir ama yaşam standartları ciddi biçimde geriledi. Türkiye İstatistik Kurumu'nun gelir ve yaşam koşulları verilerine baktığımızda, sosyal yardımlar hariç tutulduğunda Türkiye'nin tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşadığını söylemek mümkün. Önümüzdeki dönemde Türkiye ekonomisinin yapısal olarak değişmeye devam edeceğini düşünüyorum” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gerektiginde-kurun-dusebildigi-gosterilmeli-81677</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/dolar-tl.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EMCAP Advisory Yönetici Ortağı Dr. İnanç Sözer, 3 yıllık sıkı para politikasında kurun sürekli tek yönlü giden bir tren gibi algılanmasına izin verilmesini eleştirirken “Eğer başlangıçta daha esnek bir kur politikası izlenebilse, zaman zaman aşağı yönlü hareketlere de izin verilseydi bugün fiyatlama davranışları çok daha sağlıklı olabilirdi&quot; dedi. Şu anda dolar/TL için yapılan tahminlerin büyük bölümünün yalnızca yükseliş yönünde olduğunu kaydeden Sözer &quot;Oysa Merkez Bankası&#039;nın piyasaya göstermesi gereken şey, kurun gerektiğinde düşebileceği de olmalı. Bunu ne kadar erken gösterebilirse fiyatlama davranışlarının düzelmesi de o kadar kolay olur” değerlendirmesini yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasal-faiz-orani-yerine-reeskontun-yuzde-80i-uygulanacak-81676</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yasal faiz oranı yerine reeskontun yüzde 80’i uygulanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak bilinen Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 30 maddelik kanun teklifi Meclis Başkanlığına sunuldu.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin daha önce iptal ettiği, “yasal faiz oranları” ile ilgili karar yasa teklifi ile yeniden düzenlendi. Paranın enflasyon karşısında değer kaybını önlemek ve alacaklı-borçlu dengesini adil bir zemine oturtmak amacıyla sabit yasal faiz oranı usulünden vazgeçildi. Yeni sisteme göre faiz ödenmesi gereken ve miktarı sözleşmeyle belirlenmemiş hallerde yasal faiz oranı yıllık; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde 80’i üzerinden yapılacak. 30 Haziran günü belirlenen reeskont oranının, önceki yıl sonu oranından 5 puan veya daha fazla farklı olması halinde, yılın ikinci yarısı için bu yeni oranın yüzde 80’i geçerli olacak.</p>
<p>AK Parti Grup Başkankvekili Muhammed Emin Akbaşoğlu, düzenlediği basın toplantısıyla teklifin ayrıntılarını açıkladı. İcra ve İfl as Kanunu’na eklenen maddeyle adli yargı mercilerince idare aleyhine hükmedilen bir miktar para alacağı, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar için doğrudan icra takibi başlatılması usulü değiştiriliyor. Yeni düzenlemeye göre, alacaklı veya vekili tarafından icra takibine geçilmeden önce idareye yazılı başvuruda bulunulması ve ödeme için banka hesap numarası bildirilmesi zorunluluğu getiriliyor.</p>
<p>Aynı kanunla yapılan diğer bir değişikle, miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesi (izale- i şuyu) ihalelerinde yaşanan suistimallerin önlenmesi ve mirasçıların mülkiyet haklarının korunması amacıyla düzenlemeye gidiliyor. Buna göre, tüm maliklerin mirasçı olduğu taşınmaz satışlarında birinci açık artırma sadece malik olan mirasçılar arasında ve bir defaya mahsus olmak üzere uygulanacak. Bu özel artırmada teklif verme bedeli malın muhammen kıymetinin yüzde yüzü ve satış masrafları üzerinden başlayacak; mirasçılar arasında alıcı çıkmaması halinde ikinci artırma genel hükümlere tabi olarak herkese açık icra edilecek.</p>
<p><strong>Konusu 486 bin TL'yi aşmayan davalara yönelik yasa teklifi</strong></p>
<p>İdare mahkemelerinde heyet yerine tek hâkim tarafından çözümlenecek dava türlerinin kapsamının genişletildiği yasa teklifi ne göre, konusu 2026 yılı için 486 bin TL’yi aşmayan iptal ve tam yargı davalarının yanı sıra; öğrencilerin ilişik kesme, uzaklaştırma hariç disiplin, sınıf geçme, not tespiti, yurt, burs işlemleri; kamu görevlilerinin geçici görevlendirme, yolluk, lojman, izin ve uyarma cezası işlemleri; mesleki faaliyeti engellemeyen meslek kuruluşu disiplin cezaları ile muhtaçlık aylıklarına ilişkin davalar tek hâkim tarafından karara bağlanacak.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı doğrultusunda bölge idare mahkemelerinin istinaf incelemesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak uyuşmazlığın esası hakkında yeniden verdiği kararlara karşı, kural olarak tebliğinden itibaren 30 gün içinde Danıştay’da temyiz yolu açılıyor.</p>
<p>Konusu 270 bin lirayı aşıp 920 bin lirayı aşmayan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan ve istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma kararı üzerine yeniden karar verilen davaların temyiz edilmesine ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılacak.</p>
<p>Hukuk mahkemelerinde yazılı yargılama usulünün uygulandığı davalarda iki duruşma arasındaki süre kural olarak 3 aydan daha uzun olamayacak.. Ancak bilirkişi incelemesinin niteliği gereği uzaması veya istinabe yoluyla başka yerlerde tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu ve kaçınılmaz hallerde hâkim, somut ve olaya uygun gerekçesini duruşma tutanağına açıkça yazmak şartıyla 3 aydan daha uzun bir süre için de duruşma günü belirleyebilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasal-faiz-orani-yerine-reeskontun-yuzde-80i-uygulanacak-81676</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/muhammet-emin-akbasoglu-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yasal faiz oranı yerine reeskontun yüzde 80’i uygulanacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kritik-pencereyi-kaciriyoruz-81675</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kritik pencereyi kaçırıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıllar önce bir anaokulunu geziyordum. Okulun müdüresi, “Bizim için disiplin önemli. Biz çocuklarımızı disiplinli yetiştiriyoruz” dedi. Gerçekten de havada bir disiplin kokusu vardı. Alışa geldiğimiz çocuk cıvıltısı yoktu. Çevredeki miniklere baktım. Çocuklar aşırı uslu idi.</p>
<p>İlköğretimden bir öğretmenle konuyu tartışırken Bizim anaokulu, huzur evi gibidir dedi. Ben de Çocuklar sanki Japon çocukları gibi, çok disiplinli. Acaba çocuklar bu aşırı disiplini seviyor mu? demiştim. Konuştuğum öğretmen Sevmezler herhalde dedi. Sonra da ekledi:  Zaten anaokulundan ilkokula geçtiklerinde adeta zincirden boşanmış gibi davranıyorlar dedi.</p>
<p>OECD’nin bir araştırmasını okurken o anaokulunu ve benim yaptığım yorumu hatırladım.</p>
<p><strong>OECD araştırması</strong></p>
<p>Söz konusu araştırma (Starting Strong Teaching and Learning International Survey) Türkiye dahil 17 ülkede anaokulları ve kreşlerde yapılmış. Araştırmanın okulların öğretmenleri (Staff) ile ilgili bölümünde ortaya çıkan ilginç bir sonuç tartışılıyor. Öğretmenlere şöyle üç soru sormuşlar.</p>
<p>Birinci soru,  velilerle ilgili: Velilerin size değer verdiğini düşünüyor musunuz? Anaokullarında çalışanların %80’inden fazlası, Japonya hariç, bu soruya Evet cevabı vermiş. Japonya için bu rakam %50 civarında.</p>
<p>İkinci soru çocuklarla ilgili: Çocukların size değer verdiğini düşünüyor musunuz? Japonya hariç diğer 16 ülkede çalışanların %100’e yakını bu soruya Evet cevabı vermişler. Japonya için bu rakam %65.</p>
<p>Araştırmadaki üçüncü soru da şöyle: Toplumun size değer verdiğini düşünüyor musunuz?</p>
<p>Bu soruya verilen Evet cevapları tüm ülkelerde diğer iki soruya verilenlere oranla hemen düşüyor.</p>
<p>Öğretmenler velilerin ve çocukların kendilerine değer verdiğini, ama toplumun değer vermediğini hissediyorlar. Örneğin, Türkiye için bu rakamlar %90 üstü ve %50 altı.</p>
<p><strong>Okul öncesi eğitimin önemi</strong></p>
<p>Peki, bir meslekte çalışan kişi toplum tarafından kendisine değer verilmediğini hissederse ne olur? Hissetmek bir gerçeği de yansıtıyordur. Bunun en somut göstergesi, kişiye verilen ücrettir; düşük ücret alırlar. Bunun sonucu toplumda Hiç bir şey olamazsa öğretmen olsun söylemleri gelişir. Bu mesleğe talep azalır. Yetenekli kişileri bu mesleğe çekemezsiniz.</p>
<p>Ekonomistlerin ve eğitimcilerin yaptığı bilimsel çalışmalar gösteriyor ki, okul öncesi eğitim en verimli yatırımdır. Çocuğa tüm yaşamında başarılı ve mutlu olmasını sağlayacak beceriler ve davranışlar bu dönemde kazandırılır. Bakınız uzmanlar okul öncesi eğitimin önemini nasıl dile getiriyorlar:</p>
<p>1- Beyinsel gelişim</p>
<p>Beyin gelişiminin %90’ı beş yaşına kadar tamamlanır. Bu dönemde nöron bağlantıları kurulur. Okul öncesi eğitimde uygulanan yöntemlerle bu bağlantıların kalıcı olması sağlanır. Bu nedenle bilim dünyasında bu döneme Kritik pencere (Critical window) denir. Bu pencerenin kaçırılmaması gerekiyor.</p>
<p>2- Duygusal zekâ</p>
<p>Bu dönemde çocuk paylaşmayı, sıra beklemeyi, öfkesini yenmesini, tahammül etmeyi öğrenir. İleriki yıllardaki kariyerindeki başarısında ve mutluluğunda çok önemli rol oynayacak alışkanlıkları ve becerileri burada kazanır.        </p>
<p>3- Ekonomik getiri</p>
<p>Nobel ödüllü James Hackman’a göre nitelikli bir okul öncesi yatırımın %7-%13 getirisi var. Bu getiriyi, ileride oluşacak işsizlik maaşı, cezaevi ve sağlık giderlerinden gelecek tasarrufla hesaplamış.</p>
<p>4- Akademik hazırlık ve ömür boyu öğrenme</p>
<p>  Anaokulunda oyunlarla çocuklara öğrenme aşkı aşılanır. Çocuk öğrenmeyi, soru sormayı ve problem çözmeyi öğrenir.</p>
<p>5-Eşitsizlik çemberinin kırılması</p>
<p>Devletin sağladığı anaokulu ve kreş imkanları ile dar gelirli ailelerin çocuklarına da fırsat eşitliği verilmiş olur.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Uygarlığın, gelişmenin yolu eğitimden geçer. Eğitimde de en önemli dönem, kritik pencerenin açık olduğu dönemdir. Atalarımız boşuna dememiş Ağaç, yaşken eğilir Bu döneme gereken önemi ve değeri vermiyoruz; kritik pencereyi kaçırıyoruz. Velilerin dilinde hep üniversiteye giriş, koleje giriş var; kimse okul öncesi eğitimden söz etmiyor. Halbuki doğru bir başlangıcın yapılması için, kariyer başarısı ve mutluluk için okul öncesi eğitim hayati değer taşıyor. Bunun farkında değiliz. Ama karanlık güçler bunu kavramış, merdiven altı kurslarla çocukların beyinlerini karartıyor, ülkenin geleceğini çalıyorlar. Eğitimde gündemin birinci maddesi, okul öncesi eğitim olmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kritik-pencereyi-kaciriyoruz-81675</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kritik pencereyi kaçırıyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-musterisinin-risk-algisi-81674</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat müşterisinin risk algısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir kez daha yineleyelim; müşteri adreslerini bulmak yeterli olsaydı, bu verileri tedarik eden sitelerin çalışanlarına nur yağardı…</p>
<p>Bıkmadan söylediğim, yazdığım ve anlattığım bir şey ihracat denilen olayın, “ Bul müşteriyi, ver fiyatı, yap yüklemeyi “kadar basit bir üçgen içine kısıtlı olmadığıdır.</p>
<p>Alıcınıza ürün veya hizmet teslim ediyorsunuz amma o sizden gerçekten ne alıyor?</p>
<p>Bu sorunun cevabını veremediğimizde işimizin zor olduğu açık bir gerçektir…</p>
<p>Hiç bir tedarikçi kendi yoğurduna ekşi demeyecektir, siz de buna dahilsiniz.</p>
<p>O zaman, olası müşterimize güven sağlamanın önemini bir kere daha düşünmeye başlamalıyız.</p>
<p>Bugün kullanılabilen teknik olanaklarla, kişilerin ve kurumların kendilerini olduklarından farklı göstermelerinin çok kolay olduğunu herkes biliyor.</p>
<p>Yapay zekâ desteğiyle oluşturulmuş fabrika görüntüleri, parlak cümlelerle dolu yazılar ve sunumlar acaba müşteride güven yaratıp, müzakere masasına oturtmakta ne kadar faydalıdır?</p>
<p>Olası müşterinize sunabileceğiniz ve internet üzerinden kontrol edilebilecek sertifikalarınız var mı?</p>
<p>Sektör içinden verebileceğiniz ve piyasada yapılabilecek küçük bir telefon trafiği ile kanıtlanabilecek referanslarınız hazır mı?</p>
<p>Üretiminizle ilgili olarak verebileceğiniz amma ticari sır olmayan ve kanıtlanabilir tedarikçi bilgileriniz verilebilir durumda mı?</p>
<p>Taşımacılarınızı referans olarak kullanabilir misiniz?</p>
<p>Aklımızdan çıkmaması gereken önemli konulardan birisi de B2B görüşmelerde muhatap olacağımız alıcıların çoğunluğu tecrübeli ve sektör bilgisi yüksek kişiler olduğudur.</p>
<p>Bu nedenle satış çabasından çok olası alıcınızın olası sorunlarına veya beklentilerine odaklanmak, daha derin ve karşılıklı menfaate dayalı ilişkiye yol açar.</p>
<p>Menfaat demişken fiyat unsuru öne çıkıveriyor…</p>
<p>Muhatabımızın, fiyatımızın yüksek olduğunu söylemesi kaçınılmaz ve kaçırılmaz söylemlerdendir.</p>
<p>Buna karşı savunmamız indirim yapabileceğimizin hissettirilmesi olmamalıdır.</p>
<p>Aksine bu söylemin ardındaki nedenleri açıklığa kavuşturmaya çalışarak, alıcımızın bunu  bizi yoklamak için mi yoksa gerçek verilere dayanarak indirim almak için mi söylediğini anlamaya çalışmalıyız.</p>
<p>En önemli silahımız fiyat olmamalıdır…</p>
<p>Teslimat süremiz, ödeme şeklimiz ve bunların vadeleri, kabul edilebilecek minimum sipariş miktarları gibi farklı unsurlar, bizleri fiyat indirimlerinden kurtarabilir.</p>
<p>Yeter ki bizler alıcımızı iyi dinleyip, beklentilerini iyi algılayabilelim.</p>
<p>Fiyatı ödeme süresi ile yumuşatabiliriz.</p>
<p>Ekonomik büyüklüklerde sipariş miktarları ile alıcımızın stok maliyetlerini ve finansman yüklerini azaltarak, dikkatleri fiyattan öte çekebiliriz.</p>
<p>Tüm bunları gerektiği gibi yapabilmek için de alıcımız ile ilgili erişilebilen tüm kaynakları taramış, verileri toplamış ve değerlendirmiş olarak toplantıya gelmeliyiz.</p>
<p><strong>Alıcımızın bizi, risk olasılığımızı değerlendirerek değil,</strong></p>
<p><strong>masaya koyduğumuz kanıtlarla onlara sunabileceğimize inandırdığımız çözümler </strong></p>
<p><strong>ve olası katkılarla tartmasını sağlamalıyız.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-musterisinin-risk-algisi-81674</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/4/1280x720/ihracat-ithalat-dis-satim-1778213201.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alıcınıza ürün veya hizmet teslim ediyorsunuz ama o sizden gerçekten ne alıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-yeni-savas-alani-model-katmani-81673</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâda yeni savaş alanı: Model katmanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Eğer bir devlet hangi modelin kime, hangi versiyonuyla sunulacağını belirleyebiliyorsa, bu yalnızca bir kısıtlama değil, aynı zamanda bir araç. Farklı ülkelere farklı model sürümleri sunmak  -yetenekleri kısıtlanmış, izlenen ya da koşullu versiyonlar- çok da uzak bir senaryo değil.</strong></p>
<p>Yıllarca şu söylendi: Yapay zekâ yarışında asıl rekabet enerji, çip ve veri merkezi katmanlarında yaşanır. Model geliştirmek ise o kadar pahalıdır ki, birkaç teknoloji devi ve birkaç ülke dışında bu alana girmenin anlamı yoktur. Bu söylem yanlış değildi — ama artık eksik.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde ABD hükümeti, Anthropic'in en gelişmiş iki modeli olan Fable 5 ve Mythos 5'e yabancı uyrukluların erişimini acil ihracat kontrol direktifiyle kapattı. Trump yönetimi, yabancı hükümetlerin, şirketlerin ve bireylerin en güçlü Anthropic yapay zekâ araçlarını kullanmasını tamamen yasakladı. Kararın kapsamı şaşırtıcı genişlikte: talimat yalnızca ABD dışındaki kullanıcıları değil, ABD içinde yaşayan yabancı uyrukluları ve hatta Anthropic'in yabancı uyruklu çalışanlarını da kapsıyor. İngiltere gibi köklü ABD müttefikleri dahi bu yeni ihracat kuralı kapsamında şirketin en iyi teknolojisine doğrudan hiçbir şekilde erişemiyor.</p>
<p>Peki bu karar neden bu kadar önemli?</p>
<p><strong>Çipten modele: Kontrolün kayması</strong></p>
<p>Bugüne kadar yapay zekâ ihracat kısıtlamaları denince akla donanım gelirdi. Daha önce yapay zekâ rekabetinde daha çok çipler, veri merkezleri ve donanım kısıtlamaları gündeme gelirken, bu kararla doğrudan gelişmiş model erişiminin de ulusal güvenlik gerekçesiyle sınırlandırılabileceği ortaya çıktı. Bir başka deyişle ABD, ihracat kontrolünü değer zincirinin en altından en tepesine taşıdı.</p>
<p>Yapay zekâ değer zinciri klasik sınıflandırmasıyla beş katmandan oluşur: enerji, işlemci, altyapı (veri merkezleri), modeller ve uygulama katmanı. Dünya bu hiyerarşiyi genellikle altta başlayan bir rekabet sahası olarak okudu. Nvidia'nın ihracatını kısıtla, veri merkezi kurmayı zorlaştır — bu hamlelerin yeterli olduğu düşünüldü. Oysa Fable 5 ve Mythos 5 gibi frontier modeller; yazılım geliştirme, siber güvenlik, araştırma, finansal analiz, kritik altyapı güvenliği ve savunma teknolojileri açısından stratejik kabiliyet olarak değerlendiriliyor. Model katmanı artık ayrı bir egemenlik meselesi.</p>
<p><strong>Neden şimdi?</strong></p>
<p>Kararın gecikmesiz uygulanmasının arkasında somut bir güvenlik kaygısı yatıyor. Hükümetin bu sert adımının arkasında, şirketin "Mythos" adlı yapay zekâ teknolojisinin sahip olduğu sıra dışı yetenekler yatıyor. Bu yazılım, bilgisayar sistemlerinde yıllardır fark edilmeyen güvenlik açıklarını tespit etme konusunda çok yüksek bir başarıya sahip. Bir teknoloji kullanıcısının Fable 5 güvenlik sınırlarını aştığına dair uzman raporları son yasaklama eylemini doğrudan tetikledi.</p>
<p>Ama bu kararın salt teknik bir güvenlik refleksi olmadığı giderek daha net görülüyor. ABD'nin Fable 5 ve Mythos 5 erişimini ulusal güvenlik gerekçesiyle sınırlandırması, yapay zekâ çağında asıl rekabetin model kabiliyeti kadar model egemenliği üzerinden de şekilleneceğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Model egemenliği: Yeni bir kavram mı?</strong></p>
<p>Burada analistlerin dikkat çektiği kritik bir boyut var. Eğer bir devlet hangi modelin kime, hangi versiyonuyla sunulacağını belirleyebiliyorsa, bu yalnızca bir kısıtlama değil, aynı zamanda bir araç. Farklı ülkelere farklı model sürümleri sunmak  -yetenekleri kısıtlanmış, izlenen ya da koşullu versiyonlar- çok da uzak bir senaryo değil.</p>
<p>Bu durum, Türkiye dahil pek çok ülkeyi yeni sorularla yüz yüze getiriyor: Yapay zekâ altyapısını yalnızca veri merkezleri ve hesaplama gücü üzerinden mı düşünmeli? Yoksa erişim kontrolü bir egemenlik meselesi haline geldiyse, model katmanında da bağımsız kapasite inşa etmek stratejik bir zorunluluk mu?</p>
<p>Türkiye'de fintek ve finans kuruluşlarının önümüzdeki dönemde çoklu model stratejilerine, yerel veri katmanlarına, açık kaynak alternatiflere ve model bağımlılığını azaltan mimarilere daha fazla yatırım yapması beklenebilir. Bu yaklaşım yalnızca finans sektörü için değil, kamu hizmetleri, savunma, sağlık ve üretim gibi kritik alanlarda da geçerli.</p>
<p><strong>Sonuç: Değer zincirini yeniden okumak</strong></p>
<p>Anthropic kararına itiraz ettiğini, ancak yasal yükümlülüğe uyacağını açıkladı. Şirkete göre bu standart tüm sektöre uygulanırsa, büyük yapay zekâ şirketlerinin yeni model dağıtımları fiilen durma noktasına gelebilir. Bu itiraz, meşru bir kaygıyı ifade ediyor. Ama aynı zamanda şunu da gösteriyor: Model katmanı artık tamamen özel bir ticari alan değil. Devletler sahaya inmeye başladı.</p>
<p>Bu gelişme, yapay zekâ değer zincirini baştan sona yeniden okumayı gerektiriyor. Enerji ucuz olabilir, çip temin edilebilir, veri merkezi kurulabilir ama model erişimi ulusal güvenlik gerekçesiyle kesilebiliyorsa, o modele dayalı kurulan her sistem kırılgandır. Bundan böyle "yapay zekâ stratejisi" tartışmalarında model bağımsızlığı da masada olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-yeni-savas-alani-model-katmani-81673</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâda yeni savaş alanı: Model katmanı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-donem-81671</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Başkan değişikliğinin ardından ilk FOMC toplantısını geride bıraktık. Öyle olmasına oldu ama gelecek açısından önemli değişikliklerin de sinyalleri takip edildi. Şu an için görünen o ki Greenspan, Bernanke, Yellen ve hatta Powell’ın temsil ettiği ekol çok büyük oranda değişecek. Hem anlayış hem yaklaşım açısından bunu görebiliyoruz. Warsh, ilk toplantıdan bir takım bakış açılarındaki farklılaşmayı ifade etti bile. Örneğin, üyelerin beklentilerinden oluşan Dot Plot belki de 2027 itibarıyla hayatımızda olmayacak. Bir diğer gelişme, Bernanke’nin ayrı boyuta taşıdığı iletişim tarafında olacak gibi duruyor. Başkan, ilk basın toplantısında kendi durduğu noktaya dair hiçbir renk vermedi. İletişimi de büyük oranda kapalı tuttu.</p>
<p>Dot Plot’un getiri-götürü hesabı biraz karışık. Tartışmalı da. Geçmişte de başkanların hepsi basın toplantılarının mutlaka bir yerine noktacıkların, üyelerin şahsi düşüncelerinden oluştuğunu ve kurumsal yaklaşım olarak değerlendirilmemesi gerektiğini mutlaka eklerlerdi. Bu da bizim açımızdan hem bakmak zorunda olduğumuz hem de önem atfederken mesafe koymamız gerektiğini hatırlamamız gereken bir nokta olarak belirirdi. Ancak, tamamen devre dışı kaldığı bir senaryoda yerine farklı bir şey gelmez ise merkez bankacılığında amiral pozisyonunda yer alan Fed için yönlendirici hasar olmakla birlikte, kredibilite nezdinde de hasar yaratacaktır. Bu, gelişmekte olan ülkeler evreni için de çok ciddi bir risk.</p>
<p>Yılın ikinci yarısına Haziran FOMC toplantısından elimizde ne kaldı diye soracak olursanız, sanılandan biraz daha şahin Fed riskinden söz etmek mümkün. Nitekim kısa vadeli tahvil faizleri, dolar endeksi, piyasa fiyatlamaları ve genel işlemci yaklaşımının bileşimi, bu düşünceyi destekliyor. Öte yandan enflasyondaki seyrin ne ölçekte geçici-kalıcı olacağı ve bunun zamana yayılma etkisi, tüm bu düşünceleri havada bırakabilir. Her ne kadar genel kanı ‘daha şahin Fed’ riskinden yana ise de Warsh’un bahsettiği AI ve verimlilik etkisi başlıklarına biraz daha fazla eğilecek bir Fed pozisyonu, sonraki para politikası hamlesi açısından net olmamızı sınırlıyor.</p>
<p>Tüm bunların ışığında varlıkların haftalık fiyatlamaları ise nette bozulma olduğunu göstermiyor. Global hisse senetleri, ABD dahil ve hariç grupta, gelişmekte olan ülkeler sınıfında ve Türk varlıklarında, yükseliş eğilimlerinin devamına işaret etti. İçeride, sanayiden banka kesimine doğru pozisyon değişimi devam ederken, tahvil faizlerindeki gerileme ve ülke risk primindeki azalış, bu süreci destekliyor. Geçmiş dönem Hazine eğilimlerini hatırladığımızda, CDS’in geldiği seviyelerin Türkiye dış borçlanma isteğinde ek olumlu katalizör olarak belirebileceğini düşünmek yanlış olmaz. Bu nedenle, açılan fırsat penceresi ve nasıl değerlendirilmek isteneceğini takip edeceğimizi ekleyelim. Başarılı bir dış borçlanma, kıpırdanacak yabancı ilgisi ile birlikte kısa vadeli iyimserliği destekleyebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-donem-81671</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni dönem ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahte-belge-kullananlarda-izaha-davet-81670</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sahte belge kullananlarda izaha davet</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sahte belge düzenleyenler ile kullananlar arasındaki ticari ilişki, belge düzeni, bedelin ödenme şekli gibi hususlar incelenmeden kişileri kullanıcı olarak itham etmek haksızlıktır. Zira pek çok olayda sahte belge de düzenleyenlerin, gerçek ticari faaliyetlerinin de bulunduğu veya bulunabileceği, hususu hiç düşünülmemiştir. </strong></p>
<p>Vergi Usul Kanunu’nun 370. maddesinde düzenlenen “izaha davet” müessesesinin uygulamasına ilişkin idari anlayışı yansıtan 519 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile mükelleflerden izah istenecek konuların sayma yolu ile belirlenmesi yöntemi terk edilerek, izah istenilecek konular uygulama birimlerinin takdirine bırakılmıştır. İdare tarafından izah talebine konu edilebilecek konular arasında sahte veya yanıltıcı belge kullanımı da vardır.</p>
<p>Müessesenin bu konudaki işleyiş yöntemi, “hakkında vergi incelemesi bulunmayan veya ihbar olmayanların, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma fiilinin işlemiş olabileceklerine dair yapılan ön tespitlerde, kullanılan sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge tutarının bir takvim yılında 100 bin Türk lirasını aşmadığı veya bu tutarı geçse dahi ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının %5’ini aşmadığı hallerde mükelleflere, Değerlendirme Komisyonunca SMİYB ön tespit yazısı tebliğ edilmesi” şeklindedir. Buradaki 100 bin TL tutarındaki sınır her yıl yeniden değerlemeye tabi tutulduğundan 2026 yılı için 870.000 TL olarak dikkate alınmalıdır.</p>
<p>Burada sınırların tespitinde, belge tutarları, vergiler hariç (yani KDV hariç) tutarlar üzerinden dikkate alınmaktadır. İlgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının hesabında ise tespit tarihine kadar verilen KDV beyannamelerinde yer alan indirilecek KDV'ye ilişkin her bir KDV oranı ayrı ayrı esas alınmak suretiyle söz konusu toplam mal ve hizmet alışlarına bakılmaktadır. Mal ve Hizmet alışlarında, KDV’den istisna olan alışların niçin dikkate alınmadığının izahı ise yoktur.</p>
<p>Bu ön tespit yazısında mükellefe, SMİYB ön tespit yazısının tebliği tarihinden itibaren 30 gün içerisinde ön tespitle ilgili hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerinin verilmesi, eksik veya yanlış yapılan vergi beyanının tamamlanması veya düzeltilmesi ve ödeme süresi geçmiş bulunan vergilerin, gecikme zammı oranında hesaplanacak izah zammı ile birlikte aynı sürede ödenmesi şartıyla vergi ziyaı cezasının ziyaa uğratılan vergi üzerinden %20 oranında (indirimli olarak) kesileceği bildirilmektedir.</p>
<p><strong>İzaha davette savunma hakkı eksikliği</strong></p>
<p>Dikkat edilirse burada izah yoktur. Sahte belge düzenleyenler ile kullananlar arasındaki ticari ilişki, belge düzeni, bedelin ödenme şekli gibi hususlar incelenmeden kişileri kullanıcı olarak itham etmek haksızlıktır. Zira pek çok olayda sahte belge de düzenleyenlerin, gerçek ticari faaliyetlerinin de bulunduğu veya bulunabileceği, hususu hiç düşünülmemiştir.  Öte yandan kullanıcı olmakla eleştirilen bir mükellef incelemeye sevk edildiğinde, vergi müfettişleri 306 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği uyarınca belgenin bilerek kullanılıp kullanılmadığına da bakmakta, bu hususu raporlarında kast unsuru açısından değerlendirmektedir. Oysa burada Değerlendirme Komisyonu bu hususa dahi bakamamaktadır. Çünkü mükellefin savunma hakkı yoktur. Değerlendirme Komisyonuna bu konuda izah alma ve değerlendirme yetkisinin yasal düzenleme ile tanınmasında yarar vardır.</p>
<p>Öte yandan kesilecek %20 cezanın matrahı da açıkça belli değildir. Vergi ziyaı cezasının bir katı üzerinden mi, yoksa üç katı üzerinden mi hesaplanacağı da net değildir. Kanun bu yönü itibariyle muğlaktır. Uygulama açısından ise bu muğlaklık Genel Tebliğ ile giderilmiştir.</p>
<p>Burada tereddüt doğuran bir başka nokta da, beyana davet edilen mükellefin bu davete icabet etmemesi halinde yapılacak incelemede, vergi müfettişinin 306 sayılı Genel Tebliğe dayalı olarak, “bilmeden kullanılmıştır” veya “kastı yoktur” şeklinde rapor yazıp yazamayacağıdır. Eğer yazabilir derseniz, savunmayı almadan mükellefi beyana davet eden Değerlendirme Komisyonu’nun haksız beyana davet yaptığı yorumu gündeme gelebilecektir.</p>
<p><strong>Ceza matrahı ve “izah zammı” belirsizliği</strong></p>
<p>Öte yandan kanunda ve anılan Genel Tebliğ’de “Vergi Usul Kanununun 370 inci maddesinin (b) fıkrası kapsamında %20 oranında kesilen vergi ziyaı cezasına ilişkin ihbarnamelerin tebliği üzerine tarhiyat sonrası uzlaşma başvurusunda bulunulamayacağı ancak cezada indirim müessesesinden yararlanılabileceği” hükme bağlanmıştır. Burada uzlaşma yolunun açılması uygulamada belki etkinliği artırabilir.</p>
<p>Kanun burada da “gecikme zammı” oranında olmakla birlikte “izah zammı” kavramını ortaya çıkarmıştır. Kanunda bu kavram olmamakla birlikte, Kanunların hep, “gecikme zammı alınır” demek yerine, “gecikme zammı oranında” alınacak bir yeni faiz kavramı ihdas etmesini de anlamak mümkün değildir. Zira bu şekildeki düzenlemelerin hepsi, bu yeni faizin gider yazılıp yazılamayacağı tartışmasını körüklemektedir. Vergi kanunları gecikme faizi ile gecikme zammının gider yazılamayacağını hükme bağlarken, pişmanlık zammı, tecil faizi, izah zammı gibi diğer fer’i ödemelerde susmaktadır. Kanunların lafzi yorumunu yapacak olursak, bu fer’i ödemelerin hepsinin gider yazılabileceği sonucu çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Aynı fiile farklı yaptırım, </strong><strong>eşitsizlik sorunu</strong></p>
<p>Kaldı ki izaha davet müessesesi, izaha davet edileceklerin belirlenmesine ilişkin ölçütleri içermemesi dolayısıyla başlı başına bir eşitsizlik kaynağıdır. Sahte belge kullanan bir kişi, izaha davet edilirse % 20, doğrudan incelemeye alınırsa % 300 vergi ziyaı ödemek durumunda kalmaktadır. </p>
<p>Uygulama açısından önemli ve idare açısından kullanılması yararlı izaha davet müessesesinin yasal düzenlemesinin, sahte veya yanıltıcı belge kullananlara ilişkin kısmı başta olmak üzere gözden geçirilmesi ve hukuka aykırılıklardan arındırılması hem gerekmektedir hem de başarı şansını artıracaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahte-belge-kullananlarda-izaha-davet-81670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sahte belge kullananlarda izaha davet ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savunma-sanayi-yukseliyor-peki-ya-sanayinin-geri-kalani-81669</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savunma sanayi yükseliyor, peki ya sanayinin geri kalanı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sanayiciler 2024 yılında yüksek faizlerden şikayet ediyordu. 2025 yılında da aynı şeyi söylüyorlar. Üstelik İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla bu baskının 2026 yılında da sürmesi bekleniyor.</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nın açıkladığı İSO 500 araştırması her yıl Türkiye sanayisinin röntgenini çekiyor. Bu nedenle açıklanan rakamlar sadece şirketlerin performansını değil, uygulanan ekonomi politikalarının üretim cephesindeki sonuçlarını da gösteriyor.</p>
<p>2025 yılı sonuçlarına baktığımızda ilk dikkat çeken gelişme, savunma sanayiindeki tarihi başarı oldu. İSO 500 tarihinde ilk kez iki savunma sanayi şirketi ilk 10’a girdi. TUSAŞ yedinci, ASELSAN dokuzuncu sıraya yükseldi.</p>
<p>Bu önemli bir gelişme.</p>
<p>Çünkü yıllardır Türkiye’nin yüksek teknoloji üretimi yapamadığını, katma değer zincirinin alt basamaklarına sıkıştığını konuşuyoruz. Savunma sanayiindeki yükseliş ise doğru strateji, uzun vadeli planlama ve istikrarlı kamu politikaları olduğunda Türkiye’nin teknoloji geliştirebildiğini ve küresel ölçekte rekabet edebildiğini gösteriyor.</p>
<p>Fakat burada durup şu soruyu sormak gerekiyor:</p>
<p>Savunma sanayiinde elde edilen başarı neden diğer sektörlere yayılamıyor?</p>
<p><strong>Büyük resim ne söylüyor?</strong></p>
<p>İSO 500’ün son üç yıllık verileri aslında bu sorunun cevabını veriyor. Geçmiş yılların raporları açıklandıktan sonra yazdığım yazılara baktım.</p>
<p>2023 yılında en büyük tartışma Ar-Ge yetersizliğiydi. Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşunun neredeyse yarısı Ar-Ge faaliyeti yürütmüyordu. Ar-Ge harcamalarının üretimden satışlara oranı yüzde 0,48 gibi oldukça düşük bir seviyedeydi. O dönemde temel kaygı “Küresel rekabetin giderek teknoloji eksenli hale geldiği bir dünyada Türk sanayii nasıl ayakta kalacaktı?” sorusuydu.</p>
<p>2024 yılına geldiğimizde ise Ar-Ge tartışmasının yerini finansman sorunu aldı.</p>
<p>Sanayiciler üretmekten çok finansman maliyetleriyle mücadele etmeye başladı. Üretimden net satışlar reel olarak üçüncü yıl üst üste geriledi. Karlılık oranları son on yıl ortalamasının çok altına düştü. Faaliyet karları adeta faiz giderleri tarafından yutuldu.</p>
<p>O dönemde ortaya çıkan tablo daha finansman odaklıydı. Türkiye’de sanayici artık üretim riskinden çok finansman riski yönetmeye çalışıyordu.</p>
<p><strong>Ar-Ge’den finansmana </strong><strong>uzanan sorunlar zinciri</strong></p>
<p>Geçen hafta açıklanan 2025 yılı sonuçları ise ilk bakışta daha olumlu görünüyor. Üretimden satışlar yüzde 28 artarak 11 trilyon liraya çıktı. Reel büyüme yüzde 2,1 oldu. Faaliyet karı yüzde 57 yükseldi. İhracat 104,7 milyar dolara ulaştı. Ar-Ge yapan şirket sayısı arttı. Yüksek teknoloji yoğunluklu üretimin payı yüzde 7,6’ya çıktı.</p>
<p>Ancak rakamların biraz altını kazıyınca farklı bir hikaye ortaya çıkıyor.</p>
<p>Çünkü faaliyet kârları artmış olsa da şirketler elde ettikleri kazancın yaklaşık yüzde 85’ini finansman giderlerine ayırmak zorunda kalmış. Öz kaynaklar yüzde 15,8 artarken borçlar yüzde 30,8 yükselmiş. Yani büyüme giderek daha fazla borçla finanse ediliyor.</p>
<p>Asıl dikkat çekici olan finansman sıkıntısı.</p>
<p><strong>Rakamların anlattığı diğer hikaye</strong></p>
<p>Sanayiciler 2024 yılında yüksek faizlerden şikayet ediyordu. 2025 yılında da aynı şeyi söylüyorlar. Üstelik İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla bu baskının 2026 yılında da sürmesi bekleniyor.</p>
<p>Bu noktada ister istemez ekonomi politikalarının bilançosu gündeme geliyor.</p>
<p>Hatırlayalım...</p>
<p>Türkiye birkaç yıl önce “faiz düşerse enflasyon da düşer” teziyle yola çıktı. Sonrasında çok yüksek enflasyonla karşılaştı. Ardından bu kez enflasyonu kontrol altına almak için çok sert bir parasal sıkılaşma dönemine girildi.</p>
<p><strong>Ekonomi politikalarının sanayiye yansıması</strong></p>
<p>Bugün gelinen noktada enflasyonla mücadele devam ediyor. Ancak bunun maliyetini en çok hisseden kesimlerden biri de sanayi oldu. Sorun şu ki; sanayiciler mevcut programa destek veriyorlar ama aynı zamanda üretim kapasitesinin aşınmasından da endişe duyuyorlar. Çünkü bir ekonomide enflasyonu düşürmek önemlidir ama bunu yaparken üretim gücünü zayıflatmak da uzun vadede yeni sorunlar yaratır.</p>
<p>İSO 500 verileri tam da bize bunu anlatıyor.</p>
<p>Bir tarafta savunma sanayi gibi yüksek teknoloji odaklı sektörler yükseliyor. Diğer tarafta emek yoğun sektörler rekabet baskısı altında zorlanıyor.</p>
<p>Bir tarafta ihracat artıyor. Diğer tarafta şirketlerin borçluluğu büyüyor.</p>
<p>Bir tarafta Ar-Ge yapan firma sayısı yükseliyor. Diğer tarafta toplam sanayinin teknoloji seviyesi hala gelişmiş ülkelerin oldukça gerisinde kalıyor.</p>
<p><strong>İki farklı tablo</strong></p>
<p>Aslında son üç yılın İSO 500 raporlarından çıkan ortak sonuç çok net. Türkiye’nin temel sorunu artık sadece büyümek değil, nasıl büyüyeceğini belirlemek. Düşük ücretle, düşük teknolojiyle ve sürekli kredi desteğiyle büyüyen modelin sınırlarına gelinmiş durumda.</p>
<p>Savunma sanayiinin başarısı bize başka bir yolun mümkün olduğunu gösteriyor. Uzun vadeli strateji, teknoloji yatırımı, Ar-Ge, insan kaynağı ve ölçek ekonomisi...</p>
<p>Peki bu modeli savunma sanayiinin dışına taşıyabilecek miyiz?</p>
<p><strong>Bundan sonra ne olacak?</strong></p>
<p>Çünkü Türkiye’nin geleceğini belirleyecek olan şey İSO 500 listesindeki şirketlerin sıralaması değil; o listede yer alan şirketlerin ne kadarının yüksek teknoloji ürettiği, ne kadarının Ar-Ge yaptığı ve ne kadarının finansman maliyetleri yerine inovasyonla rekabet ettiği olacak.</p>
<p>“Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması”nı ben çok önemsiyorum. Çünkü yazının girişinde de dediğim gibi yalnızca bir şirket sıralaması olarak görülmemeli. Bu çalışma aynı zamanda Türk sanayiinin genel sağlık raporu, ekonominin üretim cephesindeki nabzı ve geleceğe ilişkin önemli sinyallerin kaynağıdır.</p>
<p>Ve son üç yılın raporlarına birlikte bakıldığında ise Türk sanayiinin oldukça çalkantılı ama aynı zamanda dönüşüm sinyalleri veren bir dönemden geçtiği görülüyor. </p>
<p>Türk sanayii üretim kapasitesini koruyor, ihracatını artırıyor ve bazı alanlarda teknolojik sıçramalar gerçekleştiriyor. Ancak yüksek faiz, finansman maliyetleri, artan borçluluk ve nitelikli iş gücü eksikliği büyümenin önündeki temel engeller olmaya devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savunma-sanayi-yukseliyor-peki-ya-sanayinin-geri-kalani-81669</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savunma sanayi yükseliyor, peki ya sanayinin geri kalanı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-devlerinin-tek-sorunu-yuksek-faiz-mi-81668</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi devlerinin tek sorunu yüksek faiz mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İSO 500 verileri, sanayi devlerinin karnesindeki son yıllarda öne çıkan bozulmanın ana faktörü finansman maliyetindeki artış olduğuna işaret ediyor. Bu durum aslında işletme dünyasının genel bir sorunu olan düşük sermaye yüksek borçluluk ile iş yürütme stratejisinin bir tezahürü.</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO), 2025 yılı 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500) araştırması sonuçlarını açıkladı. 58 yıllık geçmişe sahip bu köklü çalışma, sektörün dev kuruluşlarının ve aynı zamanda genel olarak sanayi sektörünün yaşadığı sorunlar, değişim ve dönüşümler hakkında bilgi sahibi olmamıza yardımcı olan önemli bir kaynak.</p>
<p>İSO 500’ün 2025 yılı sonuçlarını 2024 yılı sonuçları ile karşılaştırırsak sınırlı da olsa olumlu bir performans olduğunu söyleyebiliriz. Ancak önceki üç yıla hakim olan kötü performansı hesaba kattığımızda bu durum iyi bir karne anlamı taşımıyor. Sanayi devlerinin karnesi, 2025’teki sınırlı düzelmeye rağmen, esas hatlarıyla iki-üç yıl öncekinden kötü bir karne.</p>
<p>İSO 500 verileri, sanayi devlerinin karnesindeki son yıllarda öne çıkan bozulmanın ana faktörü finansman maliyetindeki artış olduğuna işaret ediyor. Bu durum aslında işletme dünyasının genel bir sorunu olan düşük sermaye yüksek borçluluk ile iş yürütme stratejisinin bir tezahürü. 2022 ve öncesinde Erdoğan iktidarının Albayrak ve Nebati eliyle yürüttüğü negatif faiz bol krediye dayalı politikalarını fırsat olarak gören işletmeler, borçlanmayı artırarak zaten sorunlu olan bilanço yapılarını daha da bozmuşlardı. O kadar ki İSO 500 şirketlerinin toplam borçları özkaynaklarının iki katını bulmuştu.</p>
<p><strong>Hızla artan finansman </strong><strong>maliyeti işleri zora soktu</strong></p>
<p>Erdoğan iktidarının 2023 seçim politikasının bir parçası olan bu politikaların sürdürülebilirliği yoktu ve seçimlere kadar ancak dayandı. Seçim kaygısı atlatıldıktan sonra Erdoğan iktidarı, ekonomide ve toplumda ağır hasarlar yaratan bu politikaları mecburen terk etti ve Şimşek yönetimiyle, kendi deyimiyle “rasyonel” ekonomi politikalara geçti. Şimşek’in irrasyonel diye etiketlediği politikaların yarattığı “lale devri”nin keyfine alışmış olan işletmeler için koşullar zorlaşmış oldu.</p>
<p>“İrrasyonel” dönemde borçlulukları iyice artan işletmeler için hızla artan finansman maliyeti işleri zora soktu. O kadar ki 2024 yılında finansman giderleri sanayi devlerinin faaliyet gelirlerinin yüzde 96.6’sı düzeyine çıktı. Yani faaliyet karının neredeyse tamamı faiz ödemelerine gider hale geldi. 2025 yılında finansman giderlerinin faaliyet karına oranı 11.7 puan gibi “kayda değer” bir düşüş kaydetmiş olmasına rağmen ancak yüzde 84.9 düzeyine gerileyebildi. Bu oran hala fahiş düzeyde yüksek. Bu oran verileri bulunan son 16 yılın en yüksek üçüncü rakamı. 2024’teki düzey, kolay ulaşılamayacak bir rekordu. İkinci en yüksek rakam ise Rahip Brunson olayı ile kur krizinin yaşandığı 2018 yılına ait.</p>
<p>2025 yılı verilerini 2024 ile değil de yaşanan kur krizi etkisiyle bir dönüm noktası olarak alabileceğimiz 2021 yılı ile enflasyonu da hesaba katarak karşılaştırdığımızda manzara net olarak ortaya çıkıyor:</p>
<p>- Sanayi devlerinin üretimden satışları 2021 yılına göre yüzde 443 arttı. Ama bu süre içinde yurt içi üretici fiyatları endeksi 12 aylık ortalamalara göre yüzde 506 arttı. Sonuç olarak sanayi devlerinin üretimden satışları 2021 yılına göre reel olarak yüzde 10.4 azalmış durumda. Üstelik bu süreçte İSO 500’de yer alan tekstil ve giyim başta olmak üzere göreli olarak düşük katma değerli sektörlerden şirketlerin yerine katma değeri daha yüksek şirketleri girmiş olmasına rağmen.</p>
<p>- Sanayi devlerinin vergi öncesi karları 2021 yılına göre yüzde 101 arttı. Bu karlarda yüzde 66.9’u bulan bir reel düşüş anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Finansman maliyetinin dışında </strong><strong>daha derin yapısal sorunlar var</strong></p>
<p>- Sanayi devlerinin esas faaliyet karlarındaki artış yüzde 194 düzeyinde. Bu sanayi devlerinin esas faaliyet karının da 2021 yılına göre reel olarak yüzde 51.4 azaldığı anlamına geliyor.</p>
<p>- Bu süreçte finansman giderleri yüzde 309 ile vergi önceki kar ve faaliyet karına göre çok daha hızlı artmış. Ama buna rağmen finansman giderleri reel olarak yüzde 32.5 oranında azalmış durumda.</p>
<p>Bu da görünürde öne çıkan finansman maliyetinden daha derinde başka yapısal sorunlar olduğuna işaret ediyor. Üstelik bu resmin sanayinin en güçlü ve olanakları en geniş kaymak tabakasının resmi. İSO 500’e göre çok farklı karaktere sahip orta ve küçük ölçekli işletmeler için resmin daha da kötü olduğunu tahmin edebiliriz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-devlerinin-tek-sorunu-yuksek-faiz-mi-81668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi devlerinin tek sorunu yüksek faiz mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anlayis-meselesi-81667</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anlayış meselesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Makroekonomik istikrarı kalıcı olarak sağlamadan Çin’in yaptıklarını -hadi imkânsız demeyeyim- yapmak çok zor. Çünkü o istikrarsızlığı doğuran sadece ekonomi politikasındaki maceralar değil, aynı zamanda yapısal sorunlar ve anlayış.</strong></p>
<p>Çin’in sanayisini hem gelişmiş teknoloji ürünlere yönlendirmesi hem ileri teknoloji geliştirmesi hem de bu işleri rakiplerine kıyasla daha düşük maliyetle yapması tedirginlik veriyor. Son yazımda Fransa Planlama Teşkilatı’nın yenilerde yayımlanan bir çalışmasına dikkat çekmiştim. Üzerinden birkaç ay geçmeden yeni bir rapor daha çıktı. Başlığı şöyle: Çin’in 15. Beş Yıllık Kalkınma Planı: Pekin Hızlanıyor, Peki ya Biz?</p>
<p><strong>Amacım Türkiye’ye bakmak</strong></p>
<p>Bu raporu değerlendirmek üzere bu yazıyı kaleme almıyorum. Amacım ‘aynaya bakmak’; Fransa Planlama Teşkilatı’nın ‘ya biz? sorusundaki ‘biz’i biz yapmak; yani Türkiye’ye bakmak.</p>
<p>Önce şu gerçeği bir kez daha yinelemekte fayda var: Makroekonomik istikrarı kalıcı olarak sağlamadan Çin’in yaptıklarını -hadi imkânsız demeyeyim- yapmak çok zor. Çünkü o istikrarsızlığı doğuran sadece ekonomi politikasındaki maceralar değil, aynı zamanda yapısal sorunlar ve anlayış. Mesela 1994’e gidin; döviz kurunu birkaç ayda üç katına çıkarıp enflasyonu yüzde 60’lardan yüzde 140’lara sıçratan elbette ekonomi politikasıydı ama o politikanın uygulanmasına yol açan bir kurumsal yapı vardı. Yüksek kamu açıklarının Merkez Bankası tarafından finanse edilmesi serbestti. Dahası, bütçe açığı çok yüksekti.</p>
<p>Anlayış kısmı da önemli. İnternette aratılınca hemen bulunuyor: Mesela rahmetli Turgut Özal’ın Kasım 1987 genel seçimlerinden önce söylediği meşhur söz: “Ben seçimden önce zam yapacak kadar enayi miyim?” Evet, öyle de oldu. 1987’nin ilk on bir ayında fiyatlarını kamunun belirlediği çoğu mal ve hizmet ürününe zam yapılmadı. O sırada yıllık enflasyon yüzde 35 dolaylarındaydı. Seçim biter bitmez yüzde 20’yi aşan zamlar yapıldı. Enflasyon beş ay sonra yüzde 75’e, sonra da yüzde 85’e fırladı. Rahmetli Demirel’in de mümtaz bir sözü var: “Kim ne veriyorsa ben beş fazlasını veriyorum.” Ya da 2023 seçimleri öncesindeki 1-1,5 yıllık döneme bakalım: Enflasyon yüzde 80’lerde, kredi faizleri yüzde 10’un altında. Sonrasını biliyoruz. Üç yıldır o dönemde oluşan tahribat onarılmaya çalışılıyor ama amaçlanan hedeflere ulaşılamıyor.</p>
<p>Şöyle de düşünülebilir: Türkiye’nin temel ekonomik sorunları belli. Bir kısmının çözümü oldukça kolay, bir kısmı için bayağı uğraşmak gerekiyor. Verimliliği artırmak, daha yüksek teknolojili bir üretim yapısına geçmek ve böylelikle ihracat pazarlarımızdaki ülkelerin gelirleri artarken bizden çok daha fazla mal almalarını sağlamak kolay iş değil. Özenle hazırlanmış bir sanayi politikası gerekiyor. Bunu yapabilecek liyakatli kadrolarınız var mı? Kaldı ki tek başına liyakat yeterli değil. Gerekli koşul, o olmadan olmuyor ama yeterli değil. Süreç içinde 'kaybedenler’ olacak zira bazı sektörler küçülecek. Oralarda çalışanları yeni alanlarda nasıl istihdam edeceksiniz? Beceri artırıcı programlar uygulayabilecek misiniz? O uzmanların önerecekleri politikaların siyaseten yapılabilirlikleri önemli. O politikaları uygulayacak siyasi sabır var mı? Önemli bir süreye ihtiyaç var. Ama o sürede birkaç seçim yaşanacak. Kolay iş değil kısacası.</p>
<p><strong>Aynı özü farklı biçimlerde </strong><strong>ele almak yararlı bir iş</strong></p>
<p>Ama kısa sürede yapılacak işler de var. Onları yapıyor muyuz peki? Bir kısmını bu siyasi ortamda yapmıyoruz, ne yapması, o sorunları giderek ağırlaştırıyoruz. Yargı sistemi mesela. Hızlı çalışmamasından şikâyet edilirken şimdi bir de ne kadar adil olduğu sorusu gündemde. Ya da ihale yasasını alın; değiştirmek çok mu zor? Değil ama değiştirilmiyor. Hep dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum. Olsun; aynı özü farklı biçimlerde ele almak yararlı bir iş. Böyle de devam edeceğim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anlayis-meselesi-81667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anlayış meselesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrik-su-dogalgaz-vermeyerek-hobi-bahceleri-sorunu-cozulebilir-mi-81666</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik, su, doğalgaz vermeyerek hobi bahçeleri sorunu çözülebilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tarımda mevzuat konusunda denilebilir ki ciddi bir eksiklik yok. Ama uygulamada ciddi sorunlar var. Çünkü çıkarılan kanunlar uygulanmıyor. Bugün çokça konuşulan tarım arazilerinin korunması konusunda kanunlar uygulansa bu kadar torba kanun çıkarmaya gerek kalmayacaktı.</strong></p>
<p>Tarımla ilgili yeni bir “torba kanun” yürürlüğe girdi. Adı “torba kanun” olunca, içerisinde çok farklı konularla ilgili önemli düzenlemeler var. Alkollü içki reklam ve tanıtım yasağı da var, sigara üretiminde kullanılacak yerli tütünle ilgili düzenleme de var. Çeltik ekim alanları ile ilgili maddeler de var, Orman Kanunu ile ilgili değişiklikler de var. Ama en çok merak edilen ve uzun zamandır beklenen Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’ndaki değişiklikle hobi bahçeleri konusundaki düzenleme. Hobi bahçeleri ile ilgili yapılan düzenleme ile yaşanan soruna bir düğüm daha atılmış oldu.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetleri döneminde, Tarım Kanunu, Tohumculuk Kanunu, Biyogüvenlik Kanunu, Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu başta olmak üzere tarımla ilgili birçok kanun çıkarıldı. Bu kanunlar hazırlanırken üzerinde yeterince çalışılmadığı ve tarafların görüşü alınmadığı için uygulamada birçok sorun yaşandı. Çıkarılan kanunlar, çoğu zaman sahaya uymadı, ihtiyaçları karşılamadı ve sorunları çözemedi. Öyle olunca ikide bir “torba kanun” ile düzeltilmeye çalışılıyor.</p>
<p><strong>Tarımda yasa çok, çözüm yok</strong></p>
<p>Bu dönemin en belirgin özelliklerinden birisi de çıkarılan kanunlara uyulmaması, uygulanmaması. Tarımda mevzuat konusunda denilebilir ki ciddi bir eksiklik yok. Ama uygulamada ciddi sorunlar var. Çünkü çıkarılan kanunlar uygulanmıyor. Bugün çokça konuşulan tarım arazilerinin korunması konusunda kanunlar uygulansa bu kadar torba kanun çıkarmaya gerek kalmayacaktı. Kanun uygulanmayınca yeni düzenlemelerle ya cezalar artırılıyor veya yeni tanımlamalar yapılıyor. Ama sorun çözülmüyor. Çünkü o yeni düzenleme de uygulanmıyor.</p>
<p>Bu konudaki en somut örnek, yıllardır dile getirilen tarımsal destekler için bütçeden ayrılacak pay konusundaki düzenlemedir. Bundan 20 yıl önce, 26 Nisan 2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Tarım Kanunu’nun, “Tarımsal desteklemelerin finansmanı” başlıklı 21. Maddesi aynen şöyle: “Tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden az olamaz.”</p>
<p>Aradan 20 yıl geçti, Tarım Kanunu’ndaki bu madde hiç uygulanmadı. Bütçeden ayrılan kaynak, gayri safi milli hasılanın yüzde 1’ine hiç ulaşılmadı. Genellikle yüzde 0,50 civarında veya altında kaldı. Madem uygulamayacaktınız bu maddeyi niye oraya yazdınız?</p>
<p><strong>Hobi bahçeleri ne olacak?</strong></p>
<p>En çok değişiklik yapılan yasalardan birisi 19 Temmuz 2005 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’dur. Bu kanun ile ilgili yapılan her değişiklik, torba kanun ile yapılan düzenlemeler ve kanuna dayanılarak çıkarılan yönetmelikler büyük tartışma yarattı. Çünkü son dönemdeki değişiklikler adeta hobi bahçelerine kilitlendi. Torba kanun denilince akla ilk olarak “hobi bahçeleri ne olacak?” sorusu geliyor.</p>
<p>Resmi Gazete’nim 20 Haziran 2026 tarihli sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”  ile pek çok alanda düzenlenme yapıldı. Ama genel beklenti hobi bahçeleri ile ilgili nasıl bir düzenleme çıkacağı ile ilgiliydi.</p>
<p>Hobi bahçesi sahipleri büyük bir tedirginlikle bu kanunun çıkmasını bekliyordu. Çünkü toplum birçok konuda olduğu gibi ikiye bölünmüş. Hobi bahçelerinin hukuka aykırı bir şekilde kaçak olarak tarım arazilerine yapıldığını ve yasaların uygulanarak bu yapıların yıkılmasını isteyenler var. Diğer tarafta, yazlık alacak paraları olmadığını, çocuklarının ayağı toprağa değsin, kendi sebzelerini, meyvelerini üretmek için hobi bahçesi aldıklarını ve bunların yıkılmasına şiddetle karşı çıkanlar var.</p>
<p><strong>Kanun ve yönetmelikler neden uygulanmıyor?</strong></p>
<p>Hobi bahçeleri için son 6 yılda 2 torba kanun ve 2 yönetmelik çıkarıldı ama çözüm olmadı. Bundan 6 yıl önce, 4 Kasım 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7255 Sayılı Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun ile hobi bahçelerindeki yapıların yıkılmasına karar verilmiş, hapis cezası gibi ağır cezalar getirilmiş ve büyük tartışmaya neden olmuştu. Bu torba kanun, 2005 yılında kabul edilen 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Yasası’nın ilgili maddelerinin yeniden düzenlenmesini kapsıyordu.</p>
<p>Yani 2005’te çıkarılan kanun ile tarım arazileri korunamadı. 4 Kasım 2020 Tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan torba kanun ile tarım arazileri yine korunamadı. Tarım ve Orman Bakanlığı bu iki yasa ile koruyamadığı tarım arazilerini 2005 yılındaki kanuna dayanarak 4 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Arazi Kullanım Planlaması Uygulama Yönetmeliği” ve aynı gün yayımlanan “Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılması Hakkında Yönetmelik” ile bu sorunu çözmeye çalıştı. Yine çözemedi. Hatta çok büyük tepki gördü.</p>
<p>Hobi bahçelerinin toplu olarak yıkılacağı ifade edildi. Tepkiler üzerine bu yasalarda imzası olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan devreye girerek bir komisyon kurulmasını sağladığı ifade edildi. Bu komisyonun bir çözüm getireceği ve bunun da torba kanunda yer alacağı sıklıkla dile getirildi.</p>
<p><strong>Torba kanunda hobi bahçeleri için neler var?</strong></p>
<p>Yeni çıkarılan torba kanuna eklenen bir maddeye göre, hobi bahçelerindeki yapılara elektrik, su ve doğalgaz bağlanmayacak. Daha doğrusu kanun maddesinde hobi bahçeleri geçmiyor. Bu kanun kapsamında izin alınmadan yapılmış her türlü yapı ve tesise elektrik su ve doğal gaz bağlantısı yapılmayacağı ifade ediliyor.</p>
<p>20 Haziran 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” da 25’inci maddede şöyle deniliyor:</p>
<p><strong> “MADDE 25- </strong>5403 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “on” ibaresi “iki bin beş yüz” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye beşinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>
<p>“Bu Kanun uyarınca izin alınmadan yapılmış her türlü yapı ve tesise, ilgili idareler, kurum ve kuruluşlar tarafından elektrik, su ve doğal gaz bağlantısı ve abonelikleri tesis edilmez. Bu fıkraya aykırı davranan idare, kurum ve kuruluşlara her abone başına yüz bin Türk lirası idari para cezası verilir. İdari para cezasının tebliğinden itibaren aboneliğin otuz gün içerisinde iptal edilmemesi halinde aboneliğin devam ettiği her ay için ayrıca yüz bin Türk lirası idari para cezası verilir.”</p>
<p><strong>Sorumluluk yerel yönetimlere ve şirketlere atılıyor</strong></p>
<p>Torba kanundaki bu düzenleme ile hükümet, Tarım ve Orman Bakanlığı, hobi bahçeleri ve izin alınmadan yapılan diğer tüm kaçak yapılarla ilgili sorumluluğu kendi üzerinden yerel yönetimlere yani belediyelerle, elektrik ve doğal gaz dağıtım şirketlerine atıyor. Buna göre, bu kaçak yapılara elektrik, su ve doğal gaz bağlayan kurumlara, kuruluşlara abone başına 100 bin lira ceza kesilecek. Bu cezanın tebliğinden itibaren abonelik 30 gün içerisinde iptal edilmezse her ay için ayrıca 100 bin lira idari para cezası kesilecek.</p>
<p><strong>Cezalarda büyük artış</strong></p>
<p>Torba kanun ile yapılan bir başka düzenleme ile tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı kapsamında tarım arazisini bozanlara daha önce metrekare başına 10 lira olan para cezası 2 bin 500 liraya çıkarıldı. Bu düzenleme de hobi bahçelerini kapsıyor.</p>
<p>Yapılan düzenleme sonrasında Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’na göre cezaya ilişkin madde şöyle oldu: “Arazi kullanımı için izinsiz işe başlanılması ya da alınan izne uygun kullanılmaması halinde; valilik işi tamamen durdurur, yapılan iş tamamlanmış ise kullanımına izin verilmez. Arazi sahibine veya araziyi bozana 1000 Türk Lirasından az olmamak kaydıyla, kullanılan veya zarar verilen alanın her metrekaresi için on Türk Lirası idarî para cezası verilir” hükmü yeni torba kanunda her metrekaresi için 2 bin 500 lira olarak düzenleniyor. Büyük ova koruma alanlarında bu ceza iki katı olarak uygulanır hükmüne bağlı olarak,  izinsiz yapı büyük ova kapsamındaki yerlerde ise metrekare başına 5 bin lira idari para cezası uygulanacak.</p>
<p>İdarî para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içinde başvurularak Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’nun “Tarım arazilerinin korunmasını” öngören 13’ üncü veya “Tarımsal potansiyeli yüksek büyük ovaların belirlenmesi ve korunması” başlıklı14’ üncü maddelerdeki izinlerin alınması şartıyla işin tamamlanmasına, bitmiş ise kullanımına izin verilebilir. Başvuru yapmayanlara veya izin talepleri uygun görülmeyenlere, izinsiz bütün yapılarını yıkması ve araziyi tarımsal üretime uygun hale getirmesi için iki ay süre verilir. Verilen süre içinde izinsiz yapıların yıkılmadığı ve arazinin tarımsal üretime uygun hale getirilmediğinin Bakanlık birimlerince tespit edilmesi durumunda; valilikçe faaliyet durdurulur ve bu bendin ikinci cümlesinde belirtilen idarî para cezası üç katı olarak uygulanır. İzinsiz bütün yapılar, masrafları Bakanlıkça karşılanmak kaydıyla, bir ay içinde belediyeler veya il özel idarelerince yıkılır ve taşınmazlar tarımsal üretime uygun hale getirilir. Arazinin tarımsal üretime uygun hale getirilmesi için yıkım ve temizleme masrafları sorumlulardan Bakanlıkça genel hükümlere göre tahsil edilir.”</p>
<p>Aynı düzenleme ile “toprak koruma projelerine aykırı hareket edilmesi halinde valilik tarafından bin Türk Lirasından az olmamak kaydıyla, bozulan arazinin her metrekaresi için on Türk Lirası idarî para cezası uygulanır ve projeye uygunluk sağlanması için azami iki ay süre verilir” düzenlemesi de yeni torba kanun ile metrekare başına ceza 2 bin 500 liraya çıkarıldı.</p>
<p><strong>Mevzuat daha da karmaşık hale geldi</strong></p>
<p>Özetle, hobi bahçeleri ile ilgili mevzuat giderek daha karmaşık hale geliyor. Önceki düzenlemelerde hobi bahçesinin yıkılması öne çıkarken bu yeni düzenlemede hobi bahçelerine ve kaçak, izinsiz yapılara elektrik, su ve doğalgaz bağlanmaması öngörülüyor. Elektrik, su ve doğalgaz verilmezse zaten bu yapılarda yaşamak, sebze, meyve üretmek imkansız hale gelir. Ama bu kanunun da uygulanması mümkün değil. Dolayısıyla yapılan bu düzenleme ile soruna bir düğüm daha atıldı. Daha önce de yazdığım gibi, hobi bahçeleri ile ilgili sorunu çözmek için öncelikle sahada mevcut durumun tespit edilmesi gerekir. Bu tespitler dikkate alınarak çözüm aranmalı.</p>
<p>Hobi bahçeleri ile ilgili her yazı yazdığımda veya video paylaştığımda bir kesim hobi bahçelerinin yıkılmasını istediğimi iddia ederken, diğer bir kesim hobi bahçelerini korumak için yazdığımı iddia ediyor. Ben yapılan düzenlemeleri paylaşıyorum. Sizlere bilgi veriyorum. Hobi bahçelerinin yıkılıp yıkılmaması benim işim değil. Yapılan düzenlemeleri en açık, yalın haliyle yazarak bilgilendirmeye çalışıyorum.</p>
<p>Hobi bahçeleri ile ilgili daha önce yazdığım yazılarda Almanya örneğini anlattım. Hobi bahçelerini doğuran nedenleri detaylı olarak paylaştım. İşin temelinde tarım politikalarındaki yanlışların olduğunu, çiftçi para kazansa arazisini hobi bahçelerine vermeyeceğini defalarca anlattım. Ortada fiili bir durum oluştuğunu, cezayla,tehditle bu sorunun çözülemeyeceğini defalarca anlattım. Hatta gecekondu sorunu gibi her geçen gün daha da işinden çıkılamaz bir hale geldiğini söyledim. Yapılan bu düzenleme ile sorun çözülmüyor. Yeni bir düğüm atılıyor.</p>
<p>Özetle, yeni çıkan torba kanun, tarım arazilerine izinsiz,  kaçak olarak yapılan yapılar için elektrik, su, doğalgaz aboneliklerinin yapılmamasını, mevcut aboneliklerin iptal edilmesini öngörüyor. Bu konuda ağır cezalar getirildi. Bunu uygulamak mümkün mü? Tarım ve Orman Bakanlığı çıkardığı yasayı uygulamayarak kendisinin neden olduğu bir sorunu yerel yönetimler, elektrik ve doğalgaz şirketleri üzerinden çözmeye çalışıyor. Bu şekilde çözüm olur mu?</p>
<p><strong>Bakanlık hobi bahçelerine değinmedi</strong></p>
<p>Torba kanun Resmi gazete’de yayımlandıktan sonra Tarım ve Orman bakanlığı bir açıklama ile yapılan düzenlemeleri anlattı. Sosyal medyada düzenlemeler ayrı ayrı anlatılırken bazı maddeleri “müjde” olarak sunuldu. Ancak hobi bahçeleri ile ilgili hiçbir bilgi yer almadı.</p>
<p>Bakanlığın internet sayfasında yayınlanan haberde şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>“Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu'na ilişkin “Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda, tarımsal potansiyelimizi en üst seviyeye taşıyacak stratejik adımlarımızı hukuki bir güvenceyle taçlandırırken, sektörümüzü küresel vizyonumuzla uyumlu, sürdürülebilir ve çok daha dinamik bir yapıya kavuşturuyoruz” ifadesini kullandı.</p>
<p>Kanunlarda yapılan değişikliklerle, tarım sektörünün yapısal dinamiklerini daha da güçlendirdiklerini, doğayı merkeze alan yeniliklerle, Türkiye'nin yarınlarına kalıcı bir miras bıraktıklarına dikkati çeken Yumaklı, şunları kaydetti: “Bu tarihi adımlar, sadece bugünün değil, geleceğin büyük ve güçlü Türkiye'sinin tarım politikalarına atılmış sarsılmaz bir imzadır.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrik-su-dogalgaz-vermeyerek-hobi-bahceleri-sorunu-cozulebilir-mi-81666</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/4/1280x720/hobi-bahcesi-1776228649.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik, su, doğalgaz vermeyerek hobi bahçeleri sorunu çözülebilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyeye-hakiki-bir-buyukelci-gonderiniz-isler-iyi-yurumuyor-81665</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’ye hakiki bir büyükelçi gönderiniz; işler iyi yürümüyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bay Trump’la iyi geçinmekle övünen ve ilişkisinin bozulmasını istemeyen Türkiye Cumhurbaşkanı; Bay Barrack’ı, Bay Trump’a şikayet etmemekte direniyor. Herhalde Amerika ile ilişkilere daha az değer veren bir hükümet görevde olsaydı, Bay Barrack’ı istenmeyen adam bile ilan edebilirdi.</strong></p>
<p>Günümüzde büyükelçi rütbesine ulaşmış diplomatlar çeşitli yöntemlerle korunuyor. Tutuklanmamak dahil birçok konuda ayrıcalıklı bir konumları var. Böylece kendilerine verilen görevi değişik grupların, hatta ev sahibi ülkenin kurumlarının baskısından korunmuş olarak yerine getirmeleri bekleniyor. Siz de bileceksiniz, daha önceleri durum böyle değildi. Bazı deneyimli kimseler ülkeler arasındaki sorunları çözmek için ücreti mukabili hizmet verirlerdi. Bunların temsil ettikleri ülke ile güçlü bağlantıları bile bulunmayabilirdi. Bazen kendilerine kızan yöneticilerin hışmına uğramaları, hatta kellelerini kaptırmaları dahi mümkündü. Günümüzde diplomatlar korunuyor. Ancak ev sahibi ülke onlardan ülkenin iç işlerine karışmamalarını bekliyor. Bu durumda, bir ülke başka bir ülkenin büyükelçisinin görevini devletler hukukunun kurallarını gözetmeden yerine getirmek istediğine kanaat getirirse,  onu <em>persona non grata</em>, yani istenmeyen adam ilan ederek ülkesine gönderebilir. Bu işlem çoğu zaman 24 ila 48 saat içinde gerçekleştirilir, 72 saate kadar uzaması istisnadır.</p>
<p>Bir önceki paragrafta size bir büyükelçinin nasıl davranması gerektiğini genel hukuk çerçevesinde anlatmaya çalıştım. Tabii, bir büyükelçinin nasıl davrandığı, neyi yapıp neyi yapamayacağı ve benzeri konuların belirlenmesinde ülkelerin birbiri ile olan ilişkilerinin güçlü bir etkisi bulunmaktadır. Örneğin, sizinle müttefik olan bir ülkenin büyükelçisini evine göndermeyi arzularsanız, onu istenmeyen kişi ilan etmeniz biraz ayıp olur, müttefikinizden elçisini bir an önce çekmesini talep etmeyi tercih edebilirsiniz. Keza, böyle bir büyükelçiyi geri göndermek veya kamuoyu önünde azarlamak yerine, özel görüşme yapmak yoluyla bazı konularda daha dikkatli davranmasını isteyebilirsiniz. Bazı durumlar ise anlattıklarıma da istisna teşkil edebiliyor. Örneğin, bir büyükelçi sizin ülkeniz üzerinde yoğun nüfuzu olan bir ülkeyi temsil ediyorsa, bazen bir sömürge valisi gibi dahi davranabiliyor. Varlığını sürdürmek için ana ülkeye bağımlı eski sömürge ülkelerinde ya da iktisaden bir başka ülkeye fazlasıyla muhtaç duruma gelmiş ülkelerde bu tür davranışlara rastlanması muhtemel. Tabii, iki ülke arasındaki ilişkilerin eşitlikçi olduğu ortamlarda, böyle davranmaya elverişli bir ortam oluşmaz.</p>
<p><strong>Diplomaside sınırlar ve büyükelçinin sorumluluğu</strong></p>
<p>Birçok ülke, büyükelçiliğin gayet ince bilgi gerektiren bir iş olduğunun bilincinde olarak dış işleri hizmetlerinde profesyonelliği tercih ediyor. Genç diplomatlar liyakate bağlı olarak terfi ediyor, bu süreç içinde mesleğin nasıl icra edileceğini veya “sırlarını” öğreniyor ve sonradan bu kişilerden bazıları büyükelçi olarak görevlendiriliyor. Bu titri iktisap etmeyenler de devlet hizmetine devam ediyorlar. Atandıkları yeri beğenmeyen büyükelçiler de olabiliyor. Ya uygun bir yere atanmayı bekliyorlar ya da hizmetten ayrılıyorlar. Ancak bu tür bir uygulamaya her ülkede rastlanmıyor. Bazı ülkelerde başka alanlarda şöhrete ulaşan kişiler de büyükelçi olarak görevlendirilebiliyor. Ülkemizin ilk dönemlerinde yetişkin diplomat olmayınca bu uygulamaya başvurulmuştur. Ya da büyükelçilikte yürütülen sosyal faaliyetin masraflarını karşılayabilecek mali kaynaklara sahip kişilere büyükelçilik veriliyor. Bir siyasi liderin seçiminde önemli rol oynayan kişiler de büyükelçi yapılabiliyor. Tabii meslekten diplomat olmayan bir kişinin saydığım niteliklerin tümünü veya bir kısmını bir araya getirmesi de mümkün. Örneğin, çok tanınmış, aynı zamanda maddi imkanları geniş, başkan veya başbakan seçimine önemli katkı yapmış bir kişiye de bir büyükelçilik nasip olabilir. </p>
<p>Büyükelçi tayin ederken, tayini yapacak ülke ev sahibi ülkenin bu atamaya rıza göstermesini <em>agreman</em> ya da “olur” isteyerek belirlemektedir. Eğer atanması öngörülen kişi daha önce gideceği ülkeye ilişkin olumsuz görüşler bildirmiş veya değerlendirmeler yapmışsa, ev sahibi ülkenin kendisine <em>agreman</em> vermemesi adiyedendir. Bazı durumlarda ev sahibi ülke atanma teklifini bir saygısızlık olarak da telakki edebilir. Pek sık rastlanan bir durum olmasa da, akla gelen örnekler arasında Reagan yönetiminin Trinidad-Tobago’ya tek meziyeti Reagan kampanyasına bolca para vermek olan Washingtonlu bir garaj işletmecisini  önermesi vardır. Bilmem bu kişinin adaylığının geri çekildiğini eklememe gerek var mı?</p>
<p>Bilindiği gibi, yapmak istediklerine siyasetin sınırlar koymasını kabullenemeyen kişilerin ülke yönetimine egemen olması olayı giderek yaygınlaşmaktadır. Siyasal gücün kişiselleştirilmesine yönelen bu kişiler kendi yoldaşlarına profesyonel diplomatlardan daha fazla güvenmektedirler. Bu eğilimin tabii bir sonucu olarak, günümüzde diplomatik geçmişi olmayan büyükelçilerin sayısında ve bunun sonucu olarak da oranında ciddi bir artış görülmektedir. Gerek Amerika’da gerek Türkiye’de aynı temayülün gözlendiğine şahit oluyoruz. Nitekim, Bay Trump New York kenti gayri menkul piyasasında yükselmiş ve söz sahibi olmuş Tom Barrack’ı Türkiye’ye büyükelçi olarak atamıştır. Aynı kişi Amerika’nın Suriye özel temsilcisi sıfatını da taşıdığı gibi, son zamanlarda basında yer alan haberlere inanmak gerekirse, Irak’ta da Amerika’yı temsil görevini üstlenmiştir. Anlaşıldığına göre Bay Barrack, hem Trump’ın kampanyasına bağışta bulunmuş hem de seçimi kazanması için gayret göstermiştir. Buna karşılık, daha önce herhangi bir diplomasi tecrübesi olmadığı bilinmektedir.</p>
<p><strong>Barrack, hakaret ettiğinin </strong><strong>farkında bile değil</strong></p>
<p>Bay Trump’ın ayrıntıdan hoşlanmadığı, dış siyaset alanından ise hiç hoşlanmadığı yakınen bilinmektedir. Lübnan kökenli olması ve Orta Doğu’ya ilişkin bir veya iki kitabı kısmen okumuş olması dolayısıyla Bay Barrack, Trump yönetiminde birdenbire Orta Doğu uzmanı olarak ortaya çıkmıştır. Hazret, kıt bilgi dağarcığına dayanarak kendisini Türk devletine ve kamuoyuna nasihat edecek konumda görmektedir. Büyükelçi’ye göre, Orta Doğu’da Osmanlı döneminde barış hüküm sürmekteydi, bölgenin tekrar huzura kavuşması için bölgeye hizmet veren yumuşak bir monarşik sistemin ihdası faydalı olacaktır. İmparatorluğu dağıtan gücün bölgeye gelen milliyetçilik akımı olduğu hususu Sayın Büyükelçinin dikkatinden kaçmıştır. Tabii, dikkatinden kaçan hususlar sadece biri bu. Daha önemlisi, Arapların Türklere fazla hayranlık duymadıkları ve eski günlere dönmeyi pek de arzulamadıklarıdır ki, bu husus da Sayın Büyükelçi’nin dikkatinden kaçmıştır. Sayın Büyükelçi, bu sözleriyle Türkiye Cumhuriyeti’ne, onun kurucusuna, cumhuriyetten gurur duyan vatandaşlara hakaret ettiğinin farkında bile değildir. Görevi Türkiye ve Amerika’nın yakınlaşmasına katkıda bulunmak ise, bunu yaptığı çok tartışmalıdır. Tam tersine, ülkedeki Amerikan aleyhtarlığını güçlendirmeye önemli katkılarda bulunmaktadır.</p>
<p>Bay Trump’la iyi geçinmekle övünen ve ilişkisinin bozulmasını istemeyen Türkiye Cumhurbaşkanı; Bay Barrack’ı, Bay Trump’a şikayet etmemekte direniyor. Herhalde Amerika ile ilişkilere daha az değer veren bir hükümet görevde olsaydı, Bay Barrack’ı istenmeyen adam bile ilan edebilirdi. Ama ne de olsa mütefikiz. Dolayısıyla Bay Trump’tan rica edelim, bu büyükelçiyi bir an önce buralardan çeksin ve yerine ülkemize daha fazla saygı gösteren profesyonel bir diplomat atasın. İşler pek iyi yürümüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyeye-hakiki-bir-buyukelci-gonderiniz-isler-iyi-yurumuyor-81665</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/5/1280x720/barrack-1782192032.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’ye hakiki bir büyükelçi gönderiniz; işler iyi yürümüyor! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekstil-ve-giyim-iso-500-ve-fazlasi-81664</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil ve giyim: İSO-500 ve fazlası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta İSO tarafından açıklanan 2025 yılı en büyük 500 sanayi şirketi listesinde dikkat çekici sonuçlar var. Bunlardan biri de listedeki tekstil ve giyim şirketi sayısının 29’a gerilemesi. Bu sadece önceki yıla kıyasla yaşanan bir gerileme değil.  2021’de listede 59 şirket varken, izleyen yıllarda keskin bir düşüş görüyoruz.</p>
<p>Listedeki bu değişim, “tekstil ve giyim şirketlerinin zayıf performansından kaynaklanıyor olabileceği gibi, diğer sektörlerin performans artışından da kaynaklanabilir” diyebilirdik ama hepimiz biliyoruz ki; esas sebep ilki.</p>
<p>Bu iki sektörde yaşanan kan kaybına yönelik diğer bir gösterge, imalat tarafında yapılan üretim düzeyi. Tekstil ve giyime yönelik sanayi üretim endeksi uzun süredir diğer sektörlere göre daha zayıf seyir izliyor. Tekstil üretimi 2022 başından, giyim üretimi 2023 sonundan itibaren sert düşüyor ve son verilere göre her ikisi de 7-8 yıl önceki düzeyine inmiş durumda.</p>
<p>Ülkede tüketim hızla artarken, üretim düzeyi geriliyorsa, bu talebin ithal ürünlere kaydığını gösterir. Nitekim hazır giyim ithalatımız 2020’den bu yana 3 katına ulaşmış durumda. İstidam, PMI, konkordato gibi alanlarda da benzer işaretler var.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a0da521e91-1782189477.png" alt="" width="830" height="249" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a0db2d240e-1782189490.png" alt="" width="410" height="254" />Bu noktada uzun uzun neden ve nasıllara değinmek amaca çok da hizmet etmez. Ancak tarafların tamamında sorumluluk olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>İki sektörde irili ufaklı toplam 90 bine yakın imalatçı var. Sanayi sektörlerimizdeki tüm firmaların beşte biri gibi inanılmaz yüksek bir oranı tekstil ve hazır giyimciler oluşturuyor. Küresel ekonomide ve Türkiye ekonomisinde yapısal dönüşüme hiç de uygun olmayan bir ağırlık bu. Sektördeki firmalar arasında maliyetleri aşağı çekmek için kayıt dışılığa yönelen, kaçak işçi çalıştıranların sayısı az değil.</p>
<p>Buna mukabil, ilgili STK’ların gerek sektör içinde, gerek sektör-devlet iletişiminde bu sağlıksız kapasite fazlasını engellemek ya da sistematik bir şekilde eritme konusunda etkili çalışmalar yapıp yapmadığını bilmiyoruz.</p>
<p>Kamu tarafında ise teşvik mekanizmalarında ve denetim boyutunda (vergi, sosyal güvenlik, iş güvenliği) bugünkü durumla karşılaşmadan çok önce önleyici tedbirlerin alınması gerekirdi. Ayrıca, devlet teşkilatımızda ilgili kurumların sektörel yapılanmayı yönlendirme görevi olmalı. Her girişimci istediği alanda ve şehirde kendi niyetine göre yeni bir iş kurmamalı. Aksi takdirde bugün tekstil ve giyimde yaşanan sorunlar gelecekte başka sektörlerde de yaşanabilir.</p>
<p>Gecikilmiş olsa da; hala proaktif ve sistematik bir dönüşüm için alan var. Yıllar boyunca yatırımın, istihdamın, ihracatın belkemiği olan tekstil ve hazır giyim sektörleri, edinilmiş bunca deneyim çöpe atılarak, kendi haline bırakılmamalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekstil-ve-giyim-iso-500-ve-fazlasi-81664</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/2/1280x720/tekstil-1767932964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil ve giyim: İSO-500 ve fazlası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aile-sirketini-birakip-yurtdisina-gitmek-81663</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aile şirketini bırakıp yurtdışına gitmek...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bugün Avrupa’da varis bulamadığı için şirketini 1 Euro’ya devreden örnekler var. Bizde ise gölgesinde ot dahi bitmeyen kurucu babalar; yeni kuşağı yaratamıyor, ardından şirketi parçalanıyor.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN: Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği (TKYD)</strong> ile bundan 3 yıl önce <strong>Anadolu</strong> panellerindeydik. Yönetim Kurulu <strong>Başkanı Dr. Tamer Saka;</strong> şirketlerimize kurumsallaşmaya dair <strong>bilgi desteği sunuyor ve</strong> şirketlerimizin ömrünü uzatmanın bilinen yolunun; <strong>kurumsallaşmaktan geçtiğini</strong> belirtiyordu.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ: Diyarbakır</strong>’dayız. Kürsüde; Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı <strong>Mehmet Kaya</strong> var: “<strong>8 bin yıllık bu kadim kentte, 50 yıllık şirket bulamıyoruz.</strong>” Sadece Diyarbakır’da mı? <strong>Trabzon</strong>’da, <strong>Malatya</strong>’da, <strong>Balıkesir</strong>’de, hatta İ<strong>stanbul</strong>’da… Kuruyoruz, geliştiriyoruz ama devamını yaşatamıyoruz.</p>
<p><strong>ORTALIK FİRMA ÇÖPLÜKLERİYLE DOLU</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Bu paneller serisinde <strong>katılımcıların verdikleri örnekler</strong>; benzer sancıları çeken şirketlerimiz için <strong>kurumsallaşma yolunda ilham verici</strong> oluyordu. Kuruluş sürecindeki <strong>iştahın</strong> gelişim sürecinde nasıl yavaşladığını, sonra kurumsallaşmayı beceremeyip neticede <strong>dağılmayı</strong> anlatıyorlardı.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM: Kurucuların değerleri</strong>, bir sonraki kuşağa <strong>aktarılmadıkça</strong> şirketin ömrü fazla olamıyor. Üstelik tek tehdit, kurucuların aktarılamayan değerlerinden değil, <strong>zamanın değişim dinamiğini</strong> yakalayamamaktan da kaynaklanıyor. Özetle Anadolu; “<strong>firma çöplükleriyle</strong>” dolmuş durumda.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Kurumsallaşmaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kurumsallaşma benimsenmiş mi?</em></strong></p>
<p>Evet, kimse kurumsallaşmanın <strong>gereksizliğinden</strong> söz etmiyor. Ancak sorun şu ki <strong>doğru sırada</strong> ve <strong>doğru</strong> <strong>dozajda kurumsallaşma</strong> konusunda bilgi açığı fazla. <strong>TKYD</strong> zaten bu açığı kapamak için gayret ediyor.</p>
<p><strong><em>Temel sorun nedir peki?</em></strong></p>
<p>Aslında her kurum, <strong>kurucuların değerleri üzerinden</strong> ve <strong>zamanın ruhuna uygun güncelleme </strong>sayesinde <strong>kendi kurumsallaşma öyküsünü</strong> oluşturmalı… Başkasını örnek almak yetmiyor, kendin oluşturmalısın.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>“PAVYONA GİTSE DAHA İYİYDİ”</strong></p>
<p>Gözü yaşlı patron, dert yanıyor; <em>“benim oğluma <strong>iyi bir eğitim</strong> aldırttım, <strong>şirketin geleceğini ona bağladım</strong>. Ama oğlum koca aile <strong>şirketimizin başına geçmek</strong> yerine; <strong>ABD’ye </strong>küçük bir şirket kurmaya gidiyor. <strong>Pavyona gitseydi daha iyiydi</strong>. Aile şirketimizin yarını için dönülmez yere gitmeyi tercih etti</em>…”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KURUMSALLAŞAMAMA LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Kurumsallaşma</strong>: Kişilere bağımlı olmaktan çıkıp, kurallara, standartlara bağlanan, şeffaf süreçler</p>
<p><strong>Durumsallaşma</strong>: Kurumun içinde bulunduğu somut duruma ve zamana göre kurallarını değiştirmesi</p>
<p><strong>Aile şirketi</strong>: Yönetim ve kontrolün büyük ölçüde tek bir aile veya sülale tarafından sağlandığı şirket</p>
<p><strong>Yeni kuşak</strong>: Kurucuların kendinden sonrası için tepe yöneticisi yetiştirmesiyle oluşan genç nesil</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aile-sirketini-birakip-yurtdisina-gitmek-81663</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/sirket-ofis-1753218589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aile şirketini bırakıp yurtdışına gitmek... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mahkeme-tuikin-actigi-davayi-reddetti-81662</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mahkeme TÜİK’in açtığı davayı reddetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, Türkiye İstatistik Kurumu’nun bana karşı açtığı manevi tazminat davasını reddetti.</p>
<p>TÜİK, enflasyon hesaplamasında kullanılan bu yıla ilişkin madde ağırlıkları konusunda 3 Şubat’ta X hesabımdan yaptığım paylaşımları gerekçe göstererek 50 bin liralık manevi tazminat davası açmıştı. İşte bu dava reddedildi. Dün yapılan duruşmaya Avukatım Ali Erdem Gündoğan ile birlikte katıldık. Mahkeme davayı karara bağladı ve manevi tazminat talebinin reddine karar verdi. Önce bu dava niye açılmıştı, oradan başlayıp neler olup bittiğini özetleyeyim.</p>
<p>TÜİK web sayfasında köklü bir değişikliğe gitti ancak bu değişiklikle ilgili olarak kamuoyu daha önceden bilgilendirilmedi. 3 Şubat’taki ocak ayı enflasyonuyla birlikte açıklanan 2026’nın yeni TÜFE ağırlıklarına ulaşmakta bu yüzden bir süreliğine yaygın bir sorun yaşandı. Karşımızda yepyeni bir sayfa yapısı ve hangi veri nerede, bilinmiyor. Veriler başka bir yere mi taşındı, yoksa artık açıklanmayacak mı, belli değil.</p>
<p>TÜİK, enflasyonla ilgili olarak sürekli veri karartma eğilimi içinde olduğu için de ağırlıklara bir süreliğine ulaşılamaması, yeni bir veri karartma olarak yorumlandı. Ben de öyle yorumladım.</p>
<p>Nasıl yorumlamayayım ki; TÜİK 2022 nisanından itibaren önce madde fiyatlarını gizledi, daha sonra madde ağırlıklarını da gizlemeye başladı. Bunu bildiğim için 3 Şubat’ta ilk bakışta ana sektör ağırlıkları dışındaki hiçbir detayı göremeyince aklıma ilk gelen 3’lü, 4’lü ve 5’li alt sınıf endekslerinin de gizlendiği oldu.</p>
<p>Bu verileri belki ben göremiyorumdur düşüncesiyle TÜİK’i aradım. Yanıt alamadım. Bir süre bekledim ancak dönüş olmayınca sosyal medyada TÜİK’in ana sektörler dışındaki ağırlıkları da gizlediğine ilişkin iki paylaşım yaptım. Bir süre sonra Birgün gazetesinden meslektaşım Havva Gümüşkaya aradı ve benim göremediğim detayların değişen web sayfasında başka yerde bulunduğunu söyledi. Bunun üzerine hemen o iki paylaşımımı sildim ve <strong>“Düzeltme ve özür”</strong> başlıklı yeni bir paylaşım yaparak gerçek durumu aktardım. Ancak özrü, tabii ki TÜİK’ten değil, X hesabımdaki takipçilerimden dilemiştim.</p>
<p>Sonuçta o iki paylaşımım sistemde herhalde 40-45 dakika, hadi bilemediniz en fazla bir saat kaldı.</p>
<p>TÜİK benim paylaşımlarımı görmüş ama ellesinde her türlü iletişim bilgim olmasına rağmen açıp bana gerçek durumu söylemek yerine bu paylaşımlarımın kopyasını almayı tercih etmiş. Gerçeğin ne olduğu söylense biliyorlar ki ben gereken düzeltmeyi yapacağım. Peki TÜİK niye bunu tercih etmemiş de o süreyi mesajlarımın kopyasını almakla geçirmiş?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Amaç üzüm yemek değilse…</span></h2>
<p>TÜİK bana karşı açtığı davada çok özet olarak kurumun kişilik haklarına ağır bir saldırı gerçekleştirdiğimi öne sürdü. Bunu nasıl yapmışım; 3 Şubat'taki o iki paylaşımımla.</p>
<p>TÜİK, daha sonra o paylaşımlarımı sildiğimi ve düzeltme yaptığımı da biliyor, çünkü dava dilekçesinde söz konusu paylaşımlar için “Silinmekle birlikte” diye bir ifade var.</p>
<p>Demek ki TÜİK o mesajların daha kısa zamanda silinmesini sağlayabilecekken bunu yapmadı. Oysa ben bir telefon mesafesindeyim.</p>
<p>TÜİK bunu niye yapmadı acaba?</p>
<p>Ne yani TÜİK<strong> “kişilik haklarına yapıldığını ileri sürdüğü ağır saldırı”</strong>nın daha da pekişmesini mi bekledi? <strong>“Alaattin Aktaş bunca yıldır bizi eleştiren bir dizi sosyal medya paylaşımı yaptı, köşesinde onlarca yazı yazdı, hiçbirinde bir hata bulamadık, işte şimdi sosyal medyadaki paylaşımında hata var, biz sessiz kalıp kendisini uyarmayalım ve bu mesajlar sistemde dursun, biz de kopyasını alıp ‘Kurumumuzun kişilik hakkına ağır saldırı’ gerekçesiyle kendisini mahkemeye verip en azından manevi tazminat talep edelim!”</strong></p>
<p>Bu mu yani, TÜİK bunu mu düşündü?</p>
<p>Eğer yazdıklarım TÜİK’in kişilik haklarına ağır saldırıysa (öyle olmadığı kesinlikle ortada da), kurum bundan zarar görüyor ve itibar kaybına uğruyorsa, ben ya da bir başka meslektaşım yanlış yapmışsak TÜİK’e düşen bu yanlışın hemen düzeltilmesine katkıda bulunmak değil mi?</p>
<p>Ama yok! Sessizce bekle, belgeleri topla ve doğru mahkemeye!</p>
<p>Amaç TÜİK’i korumak mı, medyaya gözdağı vermek mi?</p>
<p>Amaç yanlışın daha fazla yayılmasını önlemek olsa herhalde yapılması gereken telefona sarılıp gereken düzeltmeyi bir an önce yaptırmaya çalışmak olur. Düzeltme uyarısına rağmen yanlışta ısrar ediliyorsa atılacak bir dizi adım var elbette. Ama aradaki tüm adımları atlayıp doğrudan mahkemeye gitmek!</p>
<p>Kaldı ki bu sefer düzeltme çabası bir yana el ovuştururcasına “<strong>İşte bir açık bulduk, bunun üstüne gidelim”</strong> demek!</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hangi mesaj daha etkili?</span></h2>
<p>Hani ilk attığım mesajları daha sonra sildim ve düzeltme mesajı paylaştım ya, TÜİK sonraki mesajın fazla etkili olamayacağını belirterek<strong> “Sosyal medya gibi anlık, hızlı ve geniş kitlelere ulaşan mecralarda, ilk paylaşımın etkisi çoğu kez sonradan yapılan düzeltmeden çok daha yoğun ve kalıcı olur”</strong> görüşünü dile getiriyor.</p>
<p>TÜİK dava dilekçesine daha sonra sildiğim iki sosyal medya mesajının kopyasını eklemiş. Bunlardan biri yalnızca 2.202 kez görüntülenmiş. Diğerinin sayısı görünmüyor. Bu mesajları sildiğim için artık görüntülenme sayısını ben de bilmiyorum. Peki benim bu mesajları silip düzeltme olarak yazdığım mesaj kaç kez görüntülenmiş, yaklaşık 120 bin (119.639) kez.</p>
<p>Demek ki neymiş, ilk paylaşımlar daha etkili olur tezi genellenemezmiş…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Küçük düşürmek bunun neresinde?”</span></h2>
<p>TÜİK beni kurumu küçük düşürücü ifadeler kullanmakla eleştirdiği için Mahkeme Başkanının sergilediği yaklaşım mealen <strong>“Küçük düşürmek bunun neresinde”</strong> dercesine oldu ve ret kararı çıktı.</p>
<p>Avukatım Ali Erdem Gündoğan TÜİK’le haşır neşir olan bir hukukçu. Av. Gündoğan, emekliler için yıllardır çaba sarf eden Yargıtay 7. Ceza Dairesi Onursal Üyesi Seyfettin Çilesiz’in de avukatlığını yürütüyor.</p>
<p>Duruşmadan sonra sohbet ettiğim Av. Ali Erdem Gündoğan, TÜİK’in daha önce de kendisini eleştiren siyasilere ve gazetecilere, bu arada Seyfettin Çilesiz’e dava açtığını ve bu davaların çoğunun TÜİK aleyhine sonuçlandığını söyledi.</p>
<p>Av. Gündoğan’ın dikkat çektiği bir yön var:</p>
<p><strong>“TÜİK aslında böyle çok sayıda dava açarak kurumu zarara uğratıyor. Dava sürecindeki harç ve masraflara ek olarak, sonuçlanan davalarda ödenen vekalet ücreti ve yargılama giderleri de kamu zararına yol açıyor.”</strong></p>
<p>Bu da konunun çok farklı bir boyutu ama TÜİK dava açmaktan geri durmuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mahkeme-tuikin-actigi-davayi-reddetti-81662</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/6/1280x720/tuik-hatasindan-gecikmeli-ve-gostermelik-de-olsa-dondu-1741159506.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mahkeme TÜİK’in açtığı davayı reddetti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81660</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa ABD-İran hattını takip ederken yatırımcı nelere dikkat etmeli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Hakan Güldağ - Berfin Çipa | Ekonomi Masası | 23 Haziran" src="https://www.youtube.com/embed/IyttS-NIvUk" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81660</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sumerbank-ve-etibank-uygarligin-temeli-burada-atildi-mesaji-gibi-gorunuyor-81661</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sümerbank ve Etibank ‘uygarlığın temeli burada atıldı’ mesajı gibi görünüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ELA, “Boksör” </strong>lakaplı gazeteci arkadaşına evindeki belge ve kitaplardan bazı arkeolojik gerçekleri anlatmaya koyuldu:</p>
<ul>
<li><strong>Yunanlılar, yüzyıllar boyunca Avrupa’ya kendilerini </strong>“Batı Uygarlığı”<strong>nın başlangıcı ve beşiği gibi tanıttı. Kendilerinden önceki uygarlıklardan öğrendiklerini ve devraldıklarını tamamen kendi buluşları gibi pazarladı.</strong></li>
<li><strong>Batılı dostları da bu yalanı sadece kabullenmekle kalmadı, katlayarak halklarına yaydı.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a0b6e7b938-1782188910.jpg" alt="" width="463" height="547" /></strong>Ünlü İtalyan fizikçi <strong>Carl Rovelli</strong>’nin son kitabından bir bölümü aktardı:</p>
<ul>
<li><strong>“Şimdiki Türkiye’nin kıyısında olan Yunan kenti Miletos’ta 2 bin 600 yıl önce yaşamış olan Anaksimandros, fizik, coğrafya, meteoroloji ve biyolojinin temellerini attı.”</strong></li>
</ul>
<p>Bu noktada şu soruyu sordu:</p>
<p>-          <strong>Bu ne demek?</strong></p>
<p>Hemen yanıta girdi:</p>
<ul>
<li>“Daha önce bu alanlarda hiç kimse düşünmemiş, yazmamış, çizmemiş, özetle; bilimsel düşünceyi ve yaklaşımı, Anaksimandros, hocası Tales ve aynı dönemlerde Batı Anadolu’da yaşamış bir avuç Grek filozofa borçluyuz” <strong>demek.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ela, </strong>bir başka kitabı açtı, altını çizdiği bölümü okudu:</p>
<ul>
<li><strong>20. yüzyılın en ünlü İngiliz filozofu, tarihçisi ve matematikçilerinden Bertrand Russel, kategorik olarak ne iddia ediyor: </strong>“Teolojiyle bilim arasında olan felsefe… MÖ 6. yüzyılda Yunanistan’da başlamıştır.”</li>
</ul>
<p><strong>Boksör </strong>sordu:</p>
<p>-          <strong>Bu tamamıyla yanlış mı?</strong></p>
<p><strong>Ela, </strong>anlatmayı sürdürdü:</p>
<ul>
<li><strong>Batı Antik Yunan kentlerinde bir canlanmadan, gelişmeden, sıçramadan bahsedebiliriz ama bir başlangıçtan, beşikten asla. Çünkü bunun gerçeklerle alakası yok.</strong></li>
<li><strong>Rovelli ve Russel’ın söz ettiği dönem, MÖ 6. ve 5. yüzyıllar. Bu dönemde güya Yunanlılar felsefenin, bilimin, matematiğin, astronominin, özetle bilimsel düşüncenin temellerini atmışlar.</strong></li>
<li><strong>Halbuki onlardan önce, kısmen de onlarla örtüşen zaman diliminde, aynı bölgede yaşamış olan Luviler, aynı Anadolu coğrafyasında güçlü bir imparatorluk kurmuş olan Hititlerle birlikte köprü görevi yapmışlardır.</strong></li>
</ul>
<p>Soruyla arkadaşının dikkatini çekmeye çalıştı:</p>
<p>-          <strong>Kimler arasında?</strong></p>
<p>Anlatmaya devam etti:</p>
<ul>
<li><strong>Mısır’da kurulmuş imparatorluklar, Mezopotamya’daki Sümer ve Akad İmparatorlukları ile bunlardan yüzlerce, hatta binlerce yıl sonra Anadolu’ya göç etmiş Yunan kavimleri arasında.</strong></li>
<li><strong>Mısır ve Mezopotamya ile Luviler arasında gidip gelen kervanlar, kumaş, maden, cam, alet, değerli taşlar, pişmiş kil tabletlere işlenmiş ticari belgelerin yanı sıra bilim ve ilim de taşımışlar.</strong></li>
</ul>
<p>Araya yeniden soru sıkıştırdı:</p>
<p>-          <strong>Ne gibi?</strong></p>
<p>Yanıtladı:</p>
<ul>
<li><strong>Mısır, Sümer ve Akad İmparatorluklarında yeşermiş astronomi, matematik, tıp, hukuk gibi…</strong></li>
</ul>
<p>Sonra bunları kanıtlarıyla anlatma konusunda yaşanan sıkıntı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Depolardaki yüzlerce Luvi tabletinden bazılarında bilimsel formüller ve izahlar olduğunu tahmin ettiğimiz şekil ve rakamlar var. Ancak, Luvi alfabesi hakkında bilgi eksikliğimiz var.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Yazılarını tamamen çözdüğümüzde eldeki bütün taş ve tabletleri okuyup 6. yüzyıldan önce Batı Anadolu’da bugün Yunanlılara atfedilen birçok buluş ve yaklaşımın, onlar Batı Anadolu’ya gelmeden önce Luvilere ulaşmış olduğunu kanıtlayabiliriz.</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a0bcfd2b45-1782189007.png" alt="" width="244" height="358" /></strong><strong>“Sandima Tableti”</strong>ni adres gösterdi:</p>
<p>-          “Sandima Tableti”, <strong>bir kilit taşı yahut anahtar niteliğinde. Çünkü, üzerinde çok daha iyi bildiğimiz iki dilde yazı var: Hititçe ve Karyaca.</strong></p>
<p>Luviler dönemine uzandı:</p>
<p>-          <strong>Luvilerle ilk tanışmamız MÖ 2300. Vedalaşmamız ise MÖ 1200, yani Batı Anadolu’ya Yunan göçlerinin arifesinde. Sümerler ise MÖ 3000-1500 arasında. Yakın komşuları Hitit ve Luvilere bilgi ve buluşlarını aktarmaları hayatın akışına çok uygun.</strong></p>
<p><strong>Boksör </strong>araya girip sordu:</p>
<p>-          <strong>Mesela neleri?</strong></p>
<p><strong>Ela, </strong>sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Tarihteki en önemli icat olan yazıyla başlayalım. Çivi yazısı. Tekerlek. Dünyanın ilk kentleri ve kent planlaması. Matematikte kullanılan 60’lık sistem. 60 saniye, 60 dakika, 360 derece.</strong></li>
<li><strong>Astronomi ve trigonometrinin temeli, bu seksagesimal sistemdir. Ve 10’</strong><strong>l</strong><strong>u sistem. 12 ay, 29-30’ar günlük ay döngüsüne dayalı takvim ve temelini oluşturan astronomi.</strong></li>
</ul>
<p>Konuyu şöyle noktaladı:</p>
<p>-          <strong>20. yüzyılın en büyük Sümeroloğu Prof. Samuel Noah Kramer’in anıt eseri </strong>“Tarih Sümer’de Başlar”, <strong>olayı en veciz şekilde ifade eder.</strong></p>
<p><strong>Boksör </strong>de dinlediklerinden ne anladığını şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>Uygarlığın temelleri Mezopotamya’da atıldı. Anadolu’da Hitit ve sonra Luviler tarafından Yunanlılara aktarıldı.</strong></p>
<p>Ardından sözü <strong>Atatürk</strong>’e taşıdı:</p>
<ul>
<li><strong>Atatürk, sanki bu sorunu 100 yıl önce öngörmüş. 1930’larda kurduğu Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ile Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu da bu ilgisinden kaynaklanıyor.</strong></li>
<li><strong>Atatürk, sembolik başka adımlar da atıyor. Cumhuriyetin ilk ve önemli kuruluşları Etibank ve Sümerbank’tır. Bu isimlerle Anadolu’daki tarihimize ve varlığımıza sahip çıkıyor.</strong></li>
</ul>
<p>Bu öyküyü <strong>Cem Kozlu</strong>’nun ilk romanı <strong>“Sandima Tableti”</strong>nde okudum. <strong>Kozlu, </strong>ilk romanında ülkemizin, dünyaca ünlü önde gelen arkeoloğu Prof. <strong>Fahri Işık</strong>’ın yıllardır ısrarla anlattığı, kitabına da başlık yaptığı <strong>“Uygarlık Anadolu’dan Doğdu” </strong>teziyle örtüşen bir <strong>“arkeolojik damar” </strong>yakalamış görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Luvilerin varlığını Gökşin Ilıcalı sayesinde öğrendi</span></h2>
<p><strong>1980</strong>’li yılların başında özel sektörde yöneticiyken tanıdığım, ANAP iktidarı döneminde THY Genel Müdürlüğü görevinde bulunan, bir dönem milletvekili olan, Coca-Cola’nın Viyana merkezli Orta Avrupa, Avrasya ve Ortadoğu Başkanlığını yapan, çoğu ekonomiyle ilgili 12 kitap yazan <strong>Cem Kozlu, </strong>bir süre önce gazeteye uğradı:</p>
<p>-          <strong>İlk romanım </strong>“Sandima Tableti” <strong>yakında Remzi Kitabevi’nden çıkıyor.</strong></p>
<p><strong>“Sandima Tableti”</strong> romanına vesile olan öyküyü paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Argos in Cappadocia Otelinin kurucusu, Argos Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Gökşin Ilıcalı, otelin çoğunluk hisselerini Doğuş Grubu’na devrettikten sonra Bodrum’da bir köyde gayrimenkul projesine girdi. Oradaki kalıntılardan Luvilerin izine uzandı.</strong></p>
<p>Luvilerin varlığını <strong>Gökşin Ilıcalı </strong>sayesinde öğrendiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bunun üzerine arkeoloji kitaplarına daldım. Luvilerle ilgili epey okuma yaptım. Okudukça konu ilgimi çekti. </strong>“Sandima Tableti” <strong>kitabını yazmaya başladım.</strong></p>
<p><strong>Cem Kozlu, </strong>kitabının hemen başındaki <strong>“teşekkür” </strong>yazısında şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Luvilerin varlığını ve önemini, yakın tarihte değerli dostum Dr. Gökşin Ilıcalı’dan öğrenmeseydim bu kitap hayat bulmayacaktı.</strong></p>
<p>Arkeologların görevinin önemine değindi:</p>
<p>-          <strong>Vatan topraklarımızın ve kültürümüzün geçmişini zor şartlarda ve zor coğrafyalarda çalışarak aydınlatan tüm arkeolog ve akademisyenlere milletçe çok şey borçlu olduğumuzu düşünüyorum.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>İlk Türk arkeoloğumuz ve müzecimiz Osman Hamdi Bey ile arkeoloji ve tarihin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin inşasındaki önemini takdir edip bu alanda çok kalıcı temeller atan Atatürk’ün anıları önünde saygıyla eğiliyorum.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kozlu, sen beni yazmışsın, nasıl bir öngörü</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a0b8955a58-1782188937.jpg" alt="" width="700" height="454" /></span><strong>ERZURUM </strong>Atatürk Üniversitesi’nin Arkeoloji Bölümü’nün kurucusu olan, 1988 yılında Patara’da antik kazılara başlayan Prof. <strong>Fahri Işık, </strong>kazı çalışmaları sırasında <strong>“Patara Deniz Feneri”</strong>ni tespit etti. Akdeniz Üniversitesi’nde de Arkeoloji Bölümü ile Likya Uygarlıkları Araştırma Merkezi’ni kurdu.</p>
<p>Anadolu’nun özellikle batısının gelişiminin eski Yunan temellerine dayandığı konusundaki ön yargıları kırmak amacıyla bu alanda Almanca yazdığı yazıları Türkçeleştirip, 2012 yılında <strong>“Uygarlık Anadolu’da Doğdu” </strong>adlı kitapta topladı.</p>
<p>Prof. <strong>Fahri Işık, </strong>Malatya Eğitim Vakfı’nın (MEV) kuruluşunun 40’ncı yılı gecesinde <strong>“Uygarlık Anadolu’da Doğdu” </strong>sunumu yaptı. Kardeşi rahmetli <strong>Kenan Işık </strong>vesilesiyle tanışma şansı yakaladığım Prof. <strong>Fahri Işık</strong>’ın çalışmalarını, ortaya koyduğu güçlü tezi <strong>Cem Kozlu</strong>’ya anlattım.</p>
<p><strong>“Sandima Tableti” </strong>kitabını okuyan Prof. <strong>Fahri Işık, Cem Kozlu</strong>’yu aradı:</p>
<p>-          <strong>Kozlu, sen beni yazmışsın. Nasıl bir öngörü…</strong></p>
<p>Prof. <strong>Işık, Kozlu</strong>’yu kazı başkanlığını eşi <strong>Havva Işık</strong>’a devrettiği Patara’ya davet etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sumerbank-ve-etibank-uygarligin-temeli-burada-atildi-mesaji-gibi-gorunuyor-81661</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/3/1280x720/cem-kozlu-1780952591.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sümerbank ve Etibank ‘uygarlığın temeli burada atıldı’ mesajı gibi görünüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/endeks-hesaplamasi-degil-islemler-tek-tek-incelenmeli-81659</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Endeks hesaplaması değil işlemler tek tek incelenmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye'de 6.4 milyonu aşkın yatırımcısıyla Borsa İstanbul, Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine 23.17 trilyon liralık piyasa değerine sahip. Bu büyüklükteki Borsa İstanbul’da geçen hafta rutin endeks değişiklikleri oldukça ses getirdi. Endeks hesaplamaları küresel borsalarla aynı olsa da BİST100 endeksinden Türkiye’nin en bilinen şirketlerinin hisselerinin çıkıp yerine yeni hisselerin alınması eleştirildi. Endeks değişikliğinin hemen öncesinde MSCI’nın Borsa İstanbul’a yönelik uyarılarının ardından gelmesi de eleştirilerin dozunu artırdı.</p>
<p>Borsa İstanbul her üç ayda bir yaptığı gibi dönemsel endeks değişikliklerini geçen haftanın son günü açıkladı. BIST Piyasa Değeri Ağırlıklı Pay Endeksleri Kural Seti'ne uygun olarak tamamlanan hesaplamalarla BİST30 endeksinde bir değişiklik yapılmazken yedek paylar olarak Pasifik Eurasia, Halkbank ve Ülker Bisküvi belirlendi. BİST50 hissesinden Arçelik, Doğuş Otomotiv, Mavi Giyim ve TSKB çıkarıldı yerine Eczacıbaşı İlaç, Efor Yatırım, Gülermak ve Katılım Evim girdi. Yedek paylar ise BİST50 için Şekerbank, Doğuş Otomotiv ve Mavi Giyim belirlendi</p>
<h2>BİST100’den üç şirket çıktı </h2>
<p>BİST100 endeksinden Anadolu Grubu Holding, TAB Gıda ve Tureks Turizm çıkarıldı, Esenboğa Elektrik, Işıklar Enerji, Odine Teknoloji alındı. Yedek paylar Smart Güneş, Yeo Teknoloji ve Kızılbük GYO oldu. BİST500 endeksinden Acıpayam Selüloz, CEO Event, Despec Bilgisayar, Doktaş Dökümcülük, İhlas Yayın Holding, Pamel Elektrik ve Zedur Enerji çıkarıldı. Ağaoğlu GMYO, Ekinciler Demir Çelik, Empa Elektronik, Gentaş Kimya, Luxera GYO, Metropal, Savur GMYO alındı. Yedek paylar Ceo Event, Doktaş Döküm ve Zedur Enerji oldu.</p>
<p>BİST banka dışı likit 10 endeksinden BİM Mağazaları çıkarıldı, Astor Enerji alındı, BİST sürdürülebilirlik endeksinden Gürsel Turizm ve Smart Güneş Enerjisi çıkarıldı Eczacıbaşı İlaç girdi. BİST sürdürülebilirlik 25 endeksinden Arçelik, Doğuş Otomotiv çıkarıldı SASA Polyester ve Türk Telekom alındı.</p>
<h2>Fiili dolaşımdaki şeffaflık endişesi </h2>
<p>Endeks değişikliğinin yapıldığı gün uluslararası endeks sağlayıcı MSCI, Türkiye'nin piyasaya erişilebilirlik değerlendirmesinde bilgi akışı kriteri notunu negatif seviyesine düşürdüğünü açıkladı. MSCI açıklamasında serbest dolaşımdaki pay şeffaflığı ve uygun fiyat oluşumu konusundaki endişeler devam etti. Açıklamada, ortaklık yapılarındaki sınırlı şeffaflık ve koordineli işlem davranışları nedeniyle yatırıma uygunluk konusundaki endişelerin sürdüğü belirtildi. Endeks sağlayıcı, Türkiye'deki küçük ölçekli halka açık şirketlerde görülen bu durumun fiyat oluşumunu olumsuz etkileyebileceğini ve oynaklığı artırabileceğini vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">HESAPLAMA KRİTERİ ULUSLARARASI</span></h2>
<p>MSCI uyarısı ardından gelen endeks değişiklikleri piyasa oyuncuları tarafından eleştiriliyor. EKONOMİ’ye konuşan bir fon yöneticisi endeks hesaplama kriterlerinin zaten uluslararası kriterlerle aynı olduğunu ve burada bir değişikliğin çok önemli olmadığını vurguladı. MSCI’nın da fiili dolaşıma yönelik endişelerini gerekçe göstererek not kırdığını hatırlatan fon yöneticisi bunun nedeninin de MSCI’nın da Borsa İstanbul’un da hesaplamalarda fiili dolaşıma açık paylar üzerinden işlem yaptığını kaydetti. Yönetici MSCI’nın fiili dolaşımların doğru olmadığını düşündüğünü belirterek Sermaye Piyasası Kurulu’nun da fiili dolaşıma yönelik düzenlemesinin de bu nedenle devreye alındığını vurguladı. Ancak fon yöneticisinin verdiği bilgiye göre BİST30 endeksinde olan ve en çok konuşulan bir hissenin bu düzenlemeden etkilenmediğine dikkat çekerek aynı hissenin vadeli kontratı olmayan tek BİST30 hissesi olduğuna da işaret etti. Fon yöneticisinin verdiği bilgiye göre vadeli kontratı olmaması bu hissenin riskli bulunduğunu gösteriyor ancak bu riske rağmen neden BİST30’a girebildiği de tartışılmalı. Fon yöneticisi endeks hesaplamalarının değil işlemlerin incelenmesi gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi: “Tüm uygulamalar fonlarla endeksle ilgili olsun işlemlere dayanıyor. İşlemler incelenmediği sürece şirketlerin o fiyatlara, yüksek işlem hacimlerine nasıl ulaştıklarına bakılmadıkça hangi fonların hisseleri taşıdığına ve hangi fonların birbiri ile işlem yaptığına bakılmadıkça ne uygulama yapılırsa yapılsın düzeltici veya devrim niteliğinde olmaz. Endeks dinamikleri bozuldu ve yeni bir kontrole ihtiyaç olduğu ortada.”</p>
<p>Konuyla ilgili sorularımızı yanıtlaması için başvurduğumuz Borsa İstanbul yetkililerine ise ulaşamadık.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/endeks-hesaplamasi-degil-islemler-tek-tek-incelenmeli-81659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul rutin olarak üç ayda bir dönemsel olarak endekslere girip çıkacak şirketleri belirliyor ancak bu dönemki değişiklikler oldukça ses getirdi. MSCI’nın fiili dolaşımla ilgili endişelerini belirtip Türkiye’nin bilgi akışı notunu düşürdükten sonra gelen değişiklikler piyasa uzmanlarına göre farklı bir kontrole ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatci-acik-hesap-ithalatci-pesin-calisti-81658</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçı açık hesap, ithalatçı peşin çalıştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>EKONOMİ’nin Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden yaptığı derlemeye göre, Türkiye’nin dış ticaretinde son 5 yılda ödeme alışkanlıkları ve para birimi tercihleri önemli sinyaller verdi. İhracatın yaklaşık üçte ikisi mal mukabili yöntemle gerçekleştirilirken, Türk ihracatçısının alıcısına finansman sağlamaya devam ettiği görüldü. Aynı dönemde ihracatta Euro kullanımının hacmi 103,7 milyar dolardan 134,5 milyar dolara yükselirken, dolarla ihracat 122 milyar dolar seviyesine ulaştı. Kamu otoritelerinin sıkça vurguladığı Türk Lirası ile ticaret de büyümesini sürdürdü ancak dış ticaretin ana omurgasını hala rezerv para birimleri oluşturdu.</p>
<p>Veriler, ihracatçının risk üstlenmeye devam ettiğini, ithalatçının ise peşin ödeme eğilimini artırdığını ortaya koyarken, para birimi tarafında ihracatta Euro, ithalatta ise dolar liderliğini korudu. Son 5 yılda dikkat çeken gelişmelerden biri de Çin Yuanı ve Rus Rublesi gibi alternatif para birimlerinin ticarette daha görünür hale gelmesi oldu.</p>
<h2>Akreditifli ihracatın payı sınırlı </h2>
<p>İhracatta ikinci büyük ödeme yöntemi peşin ödeme oldu. 2021’de yüzde 15,4 olan pay, 2025’te yüzde 17,1’e yükseldi. Peşin ödeme ile yapılan ihracat hacmi 46,8 milyar dolar seviyesine ulaştı. Özellikle son yıllarda küresel ticarette artan riskler, tedarik zinciri sorunları ve finansman maliyetlerindeki yükseliş bazı sektörlerde peşin ödeme eğilimini destekledi.</p>
<p>Vesaik mukabili ödeme yöntemi de ihracatın temel araçlarından biri olmaya devam etti. 2021’de yaklaşık yüzde 9,8 olan pay, 2025’te yüzde 10,3 seviyesine çıktı. Buna karşılık geleneksel dış ticaret finansman araçları arasında yer alan akreditifli işlemler ihracatta görece sınırlı bir ağırlık taşıdı. Akreditifli ihracatın toplam içindeki payı yüzde 3 seviyelerinde kaldı.</p>
<h2>İthalatta mal mukabili öne çıktı </h2>
<p>İthalat tarafında da benzer bir görünüm oluştu. 2025 yılında ithalatın yüzde 62,6’sı mal mukabili ödeme ile gerçekleştirildi. Bu oran 2021’de yüzde 61,8 düzeyindeydi. Böylece Türkiye’nin ithalatında da en baskın ödeme yöntemi mal mukabili sistem olmaya devam etti. Ancak ithalat tarafında dikkat çeken unsur, peşin ödemenin yüksek ağırlığı oldu. 2025 yılında peşin ödeme ile yapılan ithalat 86,6 milyar dolara ulaşırken toplam ithalat içindeki payı yüzde 23,7 seviyesine çıktı. İhracatın aksine ithalatta akreditif ve vadeli akreditif uygulamalarının daha yaygın olduğu görülüyor. 2025 yılında vadeli akreditif ile yapılan ithalat yaklaşık 16 milyar dolar, klasik akreditif ile yapılan ithalat ise 5,3 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Bu tablo, Türkiye’nin özellikle yüksek tutarlı sanayi girdileri ve yatırım mallarında güvence mekanizmalarını daha yoğun kullandığını gösteriyor.</p>
<h2>Döviz tercihlerinde iki kutuplu yapı </h2>
<p>Ödeme yöntemlerinin yanında dış ticaretin hangi para birimleriyle yapıldığı da dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. </p>
<p>2025 itibarıyla ihracatta en çok kullanılan para birimi Euro oldu. Euro ile yapılan ihracatın büyüklüğü 134,5 milyar dolara ulaştı. ABD doları cinsinden yapılan ihracat ise 122,1 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>İthalatta ise tablo tersine döndü. Türkiye’nin enerji, emtia ve sanayi girdisi ithalatında doların baskın rolü nedeniyle ABD doları açık ara ilk sırada yer alıyor. 2025 yılında dolar cinsinden ithalat 216,8 milyar dolar olurken, Euro cinsinden ithalat 111 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Başka bir ifadeyle Türkiye ihracatını ağırlıklı olarak Euro ile yaparken, ithalat faturasında doların ağırlığı belirgin şekilde daha yüksek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a081964ed0-1782188057.png" alt="" width="328" height="381" /></p>
<h2>TL ile ithalat 5 yılda %882 büyüdü </h2>
<p>İngiliz sterlini, ihracatta üçüncü büyük para birimi olmayı sürdürdü. 2025 yılında sterlin cinsinden ihracat 5,2 milyar doları aştı. Rus rublesiyle yapılan ticaret ise son yıllarda artış göstermesine rağmen toplam dış ticaret içindeki pay açısından halen sınırlı bir düzeyde bulunuyor. Son yıllarda kamu otoriteleri tarafından sıklıkla gündeme getirilen Türk Lirası ile dış ticaret konusu verilerde de karşılığını buluyor. 2021 yılında TL ile yapılan ihracat 66,8 milyar lira seviyesindeyken, 2025 yılında 342 milyar liraya yükseldi. Böylece dört yılda yaklaşık 5 katlık bir artış gerçekleşti.</p>
<p>İthalatta ise artış daha da hızlı oldu. TL ile yapılan ithalat 2021’de 116 milyar lira iken 2025 yılında 1,14 trilyon liraya ulaştı. Bu da yüzde 882’lik bir büyümeye işaret ediyor. Bununla birlikte TL’nin dış ticaretteki toplam ağırlığı hâlâ sınırlı düzeyde bulunuyor. 2025 verileri, dış ticaret işlemlerinin büyük bölümünün hâlâ Euro ve dolar üzerinden yürütüldüğünü gösteriyor. Dolayısıyla son yıllarda TL kullanımında belirgin bir genişleme yaşansa da, Türkiye’nin dış ticaret yapısında rezerv para birimlerinin belirleyici konumu devam ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Finansmanı ihracatçı sağlıyor</span></h2>
<p>Türkiye'nin dış ticaretinde son beş yılda değişmeyen en önemli gerçeklerden biri, ihracatın finansman yükünün büyük ölçüde ihracatçının üzerinde kalması oldu. TÜİK verilerine göre mal mukabili ödeme yöntemi ihracattaki ağırlığını artırarak yüzde 67 seviyesine ulaştı. Böylece Türkiye'nin yaptığı her 3 dolarlık ihracatın yaklaşık 2 doları, mal teslim edildikten sonra tahsil edilen ödemelerle gerçekleştirildi. Başka bir ifadeyle Türk ihracatçısı, ürününü gönderiyor, müşterisine vade tanıyor ve ödemeyi daha sonra alıyor. Küresel pazarlarda sipariş alabilmenin şartlarından biri haline gelen bu sistem, tahsilat riskini ve finansman maliyetini doğrudan ihracatçının üzerine bırakıyor. Son yıllarda yüksek kredi faizlerine rağmen mal mukabili işlemlerin payının artması, ihracatçıların pazarlarını korumak için finansman yükünü üstlenmeye devam ettiğini gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin Yuanı ile yapılan ihracat %511, ithalat %459 arttı</span></h2>
<p>Türkiye'nin dış ticaretinde dolar ve Euro’nun hakimiyeti sürerken, son 5 yılda bazı para birimlerinde dikkat çekici değişimler yaşandı. En hızlı yükselişlerden biri Çin Yuanı'nda görüldü. Yuan ile yapılan ihracat 2021 yılında 26,9 milyon dolar seviyesindeyken 2025 yılında 164,2 milyon dolara çıktı. Böylece 5 yılda yaklaşık yüzde 511 artış kaydedildi. İthalatta ise artış çok daha güçlü gerçekleşti. Çin Yuanı ile yapılan ithalat 405 milyon dolardan 2,26 milyar dolara yükselerek yüzde 459 büyüdü. Son 5 yıllık verilere göre, Türkiye-Çin ticaretinde yerel para kullanımının giderek yaygınlaştı. Rusya ile ticarette de benzer bir eğilim dikkat çekiyor. Rus Rublesi ile yapılan ihracat 210 milyon dolardan 574 milyon dolara yükselirken, artış oranı yüzde 173 oldu. Ruble ile yapılan ithalat ise 68 milyon dolardan 302 milyon dolara çıkarak yüzde 341 büyüdü. Buna karşılık bazı geleneksel para birimlerinin ağırlığında gerileme yaşandı. İngiliz Sterlini ile yapılan ihracat 2021 yılında 6,05 milyar dolar düzeyindeyken 2025 yılında 5,25 milyar dolara geriledi. Böylece sterlin bazlı ihracatta yaklaşık yüzde 13'lük düşüş gerçekleşti. Euro ise ihracattaki liderliğini güçlendirdi. Euro ile yapılan ihracat 103,7 milyar dolardan 134,5 milyar dolara çıkarak yüzde 30'a yakın büyüme gösterdi. ABD doları ile yapılan ihracat da aynı dönemde 106,7 milyar dolardan 122,1 milyar dolara yükselerek yüzde 14 artış kaydetti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatci-acik-hesap-ithalatci-pesin-calisti-81658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/ithalat-ihracat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin dış ticaretinde son 5 yılda ihracatçılar, müşterisine daha fazla finansman sağlarken, ithalatçılar peşin para ödeyerek alım yaptı. Euro ve doların hâkimiyeti sürerken, Çin Yuanı ile ihracat yüzde 511, ithalat yüzde 459 büyüdü. Türk Lirası ile ticaret hızla artsa da dış ticaretin ağırlığı yine rezerv para birimlerinde kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belirsizlik-caginda-karar-almak-tecrube-ne-kadar-yol-gosterir-81685</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belirsizlik çağında karar almak: Tecrübe ne kadar yol gösterir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em><strong>Eski tecrübeler yeni dünyanın sorunlarını çözmez. Ancak keskin köşeleri yuvarlatır. Belirsizliği ortadan kaldırmaz. Ancak onunla daha bilinçli yaşamayı öğretir.</strong></em></p>
<p><strong>Bazen bir kitap yalnızca anlattıklarıyla değil, okunduğu zamanla da anlam kazanır.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Sayın Ömer Aras'ın bir toplantıda hediye ettiği DENEYİMLER kitabını okurken bunu düşündüm. Kitap beni aynı dönemdeki kendi deneyimlerime ve benim çok genç yaşta risk yönetimi ile karşılaşmama götürdü. Şimdi yaşadığımız belirsizlik çağında ise hayatta kalmak adına ilham verdi.</p>
<p>Sayın Ömer Aras’ın DENEYİMLER kitabında bu yazıyı hazırlamama neden olan bölüm "Etkili Karar Almanın On İlkesi" bölümü oldu. Bu bölümde yer alan bazı kavramlar, bugün içinde bulunduğumuz ekonomik ve toplumsal ortamla öylesine örtüşüyordu ki, satırlar arasında yalnızca teorik yaklaşımları değil, kendi meslek hayatımın önemli dönemeçlerini de yeniden hatırladım.</p>
<p><strong>Bir bidonun içinde yokuş aşağı yuvarlanmak</strong></p>
<p>1994 ekonomik krizi sırasında genç bir finans direktörü olarak görev yaptığım şirkette yaşananlar benim için bir bidonun içinde yokuş aşağı yuvarlanma hissi veriyordu. Kriz derinleştikçe krediler geri çağrılıyor, finansman kaynakları daralıyor, şirketler nakit yönetiminde ciddi zorluklarla karşılaşıyordu. Ama bidon sadece dış şartlara bağlı olarak duracaktı. Zamanın modern ve yenilikçi bankası İmpexbank krediyi geri çağırıyordu, şirket oldukça zor bir döneme girmişti. O günlerde mesele sadece rakamları yönetmek değildi; aynı zamanda paniği yönetmek, seçenek üretmek ve şirketin hareket alanını koruyabilmekti. Süreci mümkün olduğunca kontrollü biçimde yöneterek suya inen bidon ile havada kalmayı başardım. Bankanın yönetimini devralan Halk Bankası üzerinden yapılandırılan ödeme planlarıyla yükümlülükleri yönetilebilir hale getirdim.</p>
<p>Bugün geriye dönüp baktığımda, o dönemde öğrendiğim en önemli dersin finansal değil, yönetsel olduğunu düşünüyorum. Kriz zamanlarında en değerli şey nakit kadar soğukkanlılık idi.</p>
<p><strong>Kuyruk riski </strong></p>
<p>Kitapta "Etkili Karar Almanın On İlkesi" içinde riskleri tarif eden bölüm risklerinden "tail risk", yani kuyruk riski. Kuyruk riski, gerçekleşme olasılığı düşük görünen ancak gerçekleştiğinde çok büyük etkiler yaratan olayları ifade ediyor. Bu kavram için Ömer Sayın Ömer Aras Nassim Nicholas Taleb'in ortaya koyduğu "Siyah Kuğu" yaklaşımını hatırlatıyor.  Taleb'in anlattığı gibi bazı olaylar gerçekleşmeden önce neredeyse hiç kimsenin gündeminde değildir. Ancak gerçekleştiğinde yalnızca piyasaları değil, toplumları ve kurumları da dönüştürür.</p>
<p>11 Eylül saldırıları, küresel finans krizi, pandemi, savaşlar ve büyük ekonomik kırılmalar bunun örnekleri olarak görülebilir. Aslında son otuz yılda yaşadığımız birçok olay, bize düşük olasılıklı görünen risklerin etkisinin ne kadar büyük olabileceğini gösterdi. Fakat bütün bu deneyimlere rağmen bugün farklı bir noktada olduğumuzu düşünüyorum.</p>
<p>1994 krizi finansal sistem kaynaklıydı.</p>
<p>2000 yılında teknoloji balonu vardı.</p>
<p>2008'de küresel finans sistemi sarsıldı.</p>
<p>Pandemi döneminde sağlık krizi ekonomik ve sosyal krize dönüştü.</p>
<p>Bugün ise ekonomik, teknolojik, jeopolitik ve toplumsal dönüşümler aynı anda yaşanıyor.</p>
<p>Benim şahsi tarihimde ilk kuyruk riskim;</p>
<p><strong>Teknolojiye yatırımından 9 ay sonra 2000 krizi</strong></p>
<p>Girişimci olarak ilk yatırımımı yaptığımda şok sarsıntıyı  2000 yılı öncesinde yaşadım. Teknolojinin geleceği dönüştüreceğine inanarak yaptığımız yatırımların hemen ardından teknoloji balonunun patlaması, piyasalardaki aşırı iyimserliğin ne kadar hızlı şekilde tersine dönebileceğini gösterdi. Daha çok yeni başladığımız kurumsal internet servis sağlayıcı diğer birçok teknoloji girişimi ile birlikte patlamanın altında kaldı. Krizin anlamını içe doğru patlama ve güvensizliği yaşadım.</p>
<p>O günlerde yaşananlar bugün  sıkça konuşulan birçok kavramı daha iyi anlamamı sağlıyor. Çünkü risk yönetimi benim için hiçbir zaman yalnızca teorik bir kavram olmadı, yaşanarak anlaşılması başka birşey.</p>
<p>Ömer Aras'ın kitabı ile geçmiş riskler ve çözümlere geriye doğru bakıyorum.  Riski ortadan kaldırmanın mümkün olmadığını, ancak onu daha disiplinli, daha bilinçli ve daha hazırlıklı şekilde yönetmenin mümkün olduğunu bir kez daha hatırlatıyor ve belki de etkili karar almanın özü burada yatıyor: Geleceği bilmekte değil, bilinmeyenle yaşamayı öğrenmekte.</p>
<p><strong>Ejderha kuyruğu değil mi bu?</strong></p>
<p>Nassim Taleb'in siyah kuğuları, gerçekleşene kadar varlığına inanmadığımız olayları anlatıyordu. Ancak günümüzde bazı riskler siyah kuğudan çok bir ejderha kuyruğunu andırıyor.</p>
<p>Kuyruğunu görüyoruz.</p>
<p>Hareket ettiğini görüyoruz.</p>
<p>Hatta yaklaştığını hissediyoruz.</p>
<p>Yapay zekâ, iklim değişikliği, siber güvenlik tehditleri, demografik dönüşüm veya küresel borçluluk gibi birçok risk artık görünmez değil. Sorun, onları görememek değil; etkilerinin büyüklüğünü tam olarak kavrayamamak.</p>
<p>Geçmişin kuyruk riskleri görünmeyen olaylardı. Günümüzün kuyruk riskleri ise çoğu zaman gözümüzün önünde büyüyor.</p>
<p><strong>"Eskiden krizleri öngöremiyorduk. Bugün ise bazı krizlerin geleceğini görüyoruz ama hızını, etkisini ve zamanlamasını doğru okuyamıyoruz."</strong></p>
<p><strong>Günümüzün olası kuyruk riskleri</strong></p>
<ul>
<li>Yapay zekâ kaynaklı iş modeli değişimleri</li>
<li>Siber güvenlik ve veri kaybı riskleri</li>
<li>Jeopolitik gerilimler ve tedarik zinciri kırılmaları</li>
<li>Enerji ve su kaynaklarına ilişkin belirsizlikler</li>
<li>Regülasyonların ani değişimi</li>
<li>Dijital platformların pazarları yeniden şekillendirmesi</li>
<li>İklim kaynaklı ekonomik etkiler</li>
<li>Tarihte yaşanmamış bir demografik değişim</li>
</ul>
<p>Peki geçmiş deneyimlerin bugünü birebir açıklayabilir mi?</p>
<p>Tecrübe geleceği tahmin etmez. Ancak karar alma reflekslerini geliştirir.</p>
<p>Geçmişte yaşadığımız krizler bugünkü sorunların çözüm reçetesini vermiyor. Fakat belirsizlik karşısında nasıl davranmamız gerektiğini, hangi hatalardan kaçınmamız gerektiğini ve hangi sinyallere dikkat etmemiz gerektiğini öğretiyor. Belki de bugün ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak budur.</p>
<p><strong>Eski tecrübeler yeni dünyanın sorunlarını çözmez. Ancak keskin köşeleri yuvarlatır. Belirsizliği ortadan kaldırmaz. Ancak onunla daha bilinçli yaşamayı öğretir.</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a1c8fcf191-1782193295.png" alt="" width="274" height="350" /></strong>Deneyimler: İnsan paylaştıkça çoğalır</p>
<p>Türk bankacılık sektörünün önde gelen isimlerinden Dr. Ömer Aras, <strong>Deneyimler: İnsan Paylaştıkça Çoğalır</strong> adlı kitabında akademisyenlikten bankacılığa uzanan kariyer yolculuğundan süzülen yönetim ve liderlik ilkelerini okuyucuyla paylaşıyor. Kitap; kriz yönetimi, karar alma süreçleri, kurum kültürü, insan yönetimi ve liderlik üzerine gerçek deneyimlerden oluşan önemli dersler içeriyor. Özellikle 1994 ve 2001 ekonomik krizleri gibi Türkiye'nin kritik dönemlerinden edinilen tecrübeler, günümüz yöneticileri için de değerli bir perspektif sunuyor.</p>
<p><em>Kaynak: Remzi Kitabevi kitap tanıtım bilgileri ve yazarın önsözü.</em></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belirsizlik-caginda-karar-almak-tecrube-ne-kadar-yol-gosterir-81685</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/5/1280x720/ikilem-1782193511.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belirsizlik çağında karar almak: Tecrübe ne kadar yol gösterir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-temizlik-tutkusu-unileverde-urune-donusuyor-81684</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye&#039;nin temizlik tutkusu Unilever’de ürüne dönüşüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Her yıl Ar-Ge’ye neredeyse milyar dolarlık bütçe ayıran Unilever, Liverpool’daki merkezi Sunlight’tan dünyadaki 2’nci büyük tesisi Konya’ya bilim köprüsü inşa ediyor. Türkiye’nin temizlik tutkusuyla şekillenen yeni ürünler, Avrupa pazarlarında da dikkat çekiyor. Unilever Türkiye Ülke Başkanı Ali Fuat Orhonoğlu, “büyümemizin ana motoru” diye tarif ettiği inovatif ürünlerde probiyotikleri de devreye aldıklarını anlatıyor. </strong></p>
<p>Küresel ev bakım kategorisinde inovasyon yarışı artık yalnızca ürün performansı üzerinden değil, bilimin, yapay zekânın ve tüketici içgörülerinin entegre edildiği yeni bir Ar-Ge ekosistemi üzerinden şekilleniyor. Unilever, bu dönüşümü Liverpool’daki Port Sunlight’tan Konya’ya uzanan bir bilim köprüsüyle inşa ediyor. Her gün temizlik yapan Türk insanın ilham olduğu ürünler Türkiye’deki Ar-Ge ekibi tarafından ürüne dönüştürülüyor ve ihraç ediliyor. Türkiye’de çamaşır yıkarken yüzde 90 kısa program kullanılması Express ürün kategorisine yeni ürünler armağan ederken, buradan geliştirilen iki kat etkili ÇifUltra beş Avrupa ülkesine ihraç edilmeye başlandı.</p>
<p>1888’e dayanan Port Sunlight Ar-Ge Üssü, yıllık 836 milyon Euro’luk devasa bütçesiyle Unilever’in büyümesinin motoru oldu. Mikrobiom, bioteknoloji ve yeni nesil malzemeler Ar-Ge in geliştirilmesi merkeze alınırken, faydalı bakterilerin toz ve kirle savaşacağı yeni bir dönemin penceresi açılıyor.</p>
<p>Türkiye’den bir grup gazeteciyle Unilever’in Liverpool’da doğduğu Port Sunlight’taki İnovasyon Laboratuvarları ve Liverpool Üniversitesi Malzeme İnovasyonları Robotik Fabrikası’na ziyarette bulunan Unilever Türkiye, Orta Doğu, Pakistan ve Bangladeş Ev Bakım Genel Müdürü ve Unilever Türkiye Ülke Başkanı Ali Fuat Orhonoğlu, “Büyümemizin ana motorlarından birisi inovasyon” dedi.</p>
<p><strong>Siyahlarda Türkiye’ye özgü ürün</strong></p>
<p>Omo, Cif, Domestos, Yumoş ve Rinso gibi markaların üreticisi olan Unilever’in Türkiye’de iki Ar-Ge merkezi olduğunu söyleyen Orhonoğlu, şunları belirtiyor: “Türkiye’de sadece üretim yapmıyoruz. Ürün de geliştiriyoruz. Sarıgazi ve Ümraniye’de iki tescilli Ar-Ge Merkezimiz var. Türkiye’den 17 ülkeyi 600 milyona yakın bir nüfusun kapsadığı alanını yönetiyoruz. Burada 93 kişilik uzman ekip ürün geliştiriyor. Bu yapı sayesinde Türkiye'de geliştirilen içgörülerin önemli bir bölümü küresel ürün portföyüne dönüşüyor. Şirketin yıllık 836 milyon Euro'luk küresel Ar-Ge yatırımı ve 16 bin 500 patenti bulunurken, bu bilgi birikiminin önemli uygulama alanlarından biri de Türkiye operasyonları olarak gösteriliyor.” Orhonoğlu, Türkiye’deki 93 kişilik Ar-Ge ekibinin yüzde 70’inin kadın çalışanlardan oluşmasının da bu yapının yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda yetenek çeşitliliği açısından da güçlü bir model olduğunu söyledi. Türkiye'nin küresel inovasyon haritasındaki yerini gösteren en somut örneklerden biri OMO Express Fresh oldu” diye konuşan Orhonoğlu, “Araştırmalar, Türkiye'deki tüketicilerin yaklaşık yüzde 90'ının çamaşır yıkarken kısa programları tercih ettiğini ortaya koydu. Bu tüketici davranışı Ar-Ge ekipleri tarafından analiz edilerek yeni bir ürün geliştirme sürecine dönüştürüldü. Ortaya çıkan OMO Express Fresh, patentli Fast Clean teknolojisi sayesinde 15 dakikalık programlarda etkili performans sunacak şekilde tasarlandı. Ürün kısa sürede büyürken Türkiye, OMO Express Fresh'in dünyadaki en büyük pazarı konumuna geldi. Bu örnek, Türkiye'nin küresel organizasyon içinde yalnızca ürünlerin satıldığı bir pazar değil, yeni ürünlerin doğduğu ve test edildiği bir merkez haline geldiğini ortaya koyuyor. Ayrıca aynı kategoride sadece siyahlar için geliştirdiğimiz ürün şu anda Türkiye’ye özgü” değerlendirmesini yapıyor.</p>
<p>Unilever Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve Orta Doğu Ev Bakım Kategorisi Ar-Ge Başkanı Deniz Gabay (sağda) Sunlight’taki laboratuvarlarda probiyotiklerle geliştirdikleri ürünlerle ilgili bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Cif'in yeni nesil ürünlerinde de Türkiye imzası var</strong></p>
<p>Türkiye kaynaklı inovasyonların bir diğer örneğini de Cif markasından veren Orhanoğlu, “a ortaya çıktı. Bir diğer örnek olan Cif Ultra Anında Etki ise Türk tüketicisinin hızlı sonuç alma beklentisinden hareketle geliştirildi. Şimdi 5 Avrupa ülkesine ihraç ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Sadece inovasyon değil beyin gücü de ihraç etti</strong></p>
<p>“Türkiye operasyonlarımız yalnızca ürün inovasyonu açısından değil, insan kaynağı açısından da küresel sistemin önemli parçalarından biri oldu” diyen Orhanoğlu, “Bugün 50'den fazla Türk Ar-Ge uzmanı İngiltere, Hollanda ve UAE’de görev yapıyor. Global organizasyonda çalışan Türk lider sayısı 188. Bu tablo, Türkiye'nin yalnızca üretim yapan değil, bilgi ve yönetim kapasitesi ihraç eden bir merkez haline geldiğine işaret ediyor. Türkiye'de üretilen ürünlerin yüzde 90'dan fazlasının yerel tesislerde üretilmesi ve 28 ülkeye ihracat yapılması da bu dönüşümü destekleyen diğer göstergeler arasında yer alıyor. Şimdi bu fabrikada yeni bir hat yatırımı yapıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>81 milyon sterlinlik üniversite-sanayi iş birliği</strong></p>
<p>Unilever, Liverpool Üniversitesi ile önemli bir üniversite sanayi işbirliğine imza atmış durumda. 81 milyon sterlinlik Malzeme İnovasyon Fabrikası’nda üretilen veri miktarı 24 terabaytı aşıyor. Yapay zekâ destekli analizler yeni ürün geliştirme süreçlerini hızlandırıyor. Akademisyenler ve Unilever araştırmacıları isim koydukları robotlarla temizliğe yön veriyor. Köpükten Vera isimli robot sorumluyken, Cristina lekeleri çitiliyor.</p>
<p><strong>Probiyotikler şimdi de tozlarla savaşıyor!</strong></p>
<p>Sunlight Ar-Ge Laboratuvarlarındaki en ilginç deneyimlerden biri de mikrobiyomlardı. Cif Infinite Clean için geliştirilen probiyotik içerikli formül, yüzeylerde temizlik sonrası toz birikimini 3 güne kadar geciktiriyordu. Ürünün her bir 1 miligramında 10 milyona yakın faydalı bakteri şişedeyken aktif olmayıp spreyle sıkıldığında üç gün yaşayarak toz tutulmasını engelliyor. Cif ekibi, ıslak mendillerin pazarından bu spreyle pay almayı öngörüyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a1b9cb84a3-1782193052.png" alt="" width="700" height="460" />
<figcaption><strong>Unilever Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve Orta Doğu Ev Bakım Kategorisi Ar-Ge Başkanı Deniz Gabay (sağda) Sunlight’taki laboratuvarlarda probiyotiklerle geliştirdikleri ürünlerle ilgili bilgiler verdi.</strong></figcaption>
</figure>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>6 yılda 1 milyar doları aşkın ihracat yapan Konya fabrikasına yeni hat</strong></span></p>
<p>Unilever Türkiye’nin tonaj bazında dünyanın ilk 10 operasyonu arasında yer aldığını anlatan Ali Fuat Orhonoğlu, şunları söyledi: “Ürünlerimizin yüzde 90’ından fazlasını Türkiye’deki tesislerimizde üretiyor, bu güçlü üretim altyapımızla 28 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. 2025 itibarıyla 173 milyon dolarlık ihracata ulaştık; 2019–2025 döneminde ise toplamda 1 milyar doları aşan bir hacim yarattık. Konya fabrikamız, dünyadaki en büyük ikinci ev bakım fabrikamız. 600 bin ton kapasitesi var. 9 ülkeye toz deterjan sevkiyatı gerçekleştiriyoruz. Aynı zamanda sürdürülebilirlikte de güçlü bir dönüşüm yürütüyoruz. Enerjimizin yüzde 30’unu güneşten sağlıyor, üretimde yüzde 100 yenilenebilir enerji sertifikalı kaynaklar kullanıyoruz. Ürün başına su kullanımını yüzde 20 azaltırken, yapay zekâ destekli Digital Tower projemizle yüzde 6 doğalgaz tasarrufu sağlayıp yıllık 760 ton karbon emisyonunun önüne geçiyoruz.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-temizlik-tutkusu-unileverde-urune-donusuyor-81684</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/4/1280x720/ali-fuat-orhonoglu-1782193081.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin temizlik tutkusu Unilever’de ürüne dönüşüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/4-yilda-195-bin-ebeveyne-egitim-veren-hayat-bagim-bu-yil-10-bin-aileye-ulasacak-81672</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 yılda 195 bin ebeveyne eğitim veren Hayat Bağım bu yıl 10 bin aileye ulaşacak </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hayat Kimya’nın bebek bakım kategorisindeki markası Molfix’in 7 yıldır sürdürdüğü Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı, güvenli bağlanmanın yalnızca bireysel değil,  aynı zamanda ailenin korunması ve güçlendirilmesi, eğitim, toplumsal refah ve kalkınma açısından da kritik bir konu olduğu anlayışıyla yeni bir döneme giriyor. </p>
<p>Erken ya da sağlıksız doğan bebeklere ve ailelerine güven temelli bir bağ kurmalarında destek olmak amacıyla 2019’da başlayan Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı, ilk fazında çok başarılı sonuçlar elde etti.  Program yeni döneminde, sadece yeni doğan annelerine değil,  tüm anne adaylarına, 0-3 yaş arası bebeği olan ailelere ve birincil bakım verenlere ulaşmayı hedefliyor.  </p>
<p>T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliğiyle etki alanını genişletecek olan platform, ailelerin iyi olma halini desteklemeyi, ebeveynlik becerilerini güçlendirmeyi ve çocukların sağlıklı gelişimine katkı sunarak güçlü ailelerin, daha mutlu ve daha sağlıklı nesillerin gelişimine katkıda bulunmayı amaçlıyor. </p>
<p>Geçtiğimiz hafta, projenin ikinci fazının  tanıtım toplantısına katıldım.  T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürü Tuncay Cevheroğlu, Hayat Kimya Strateji ve Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Aysel Aydın, Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Bayhan ve  Bebek Ruh Sağlığı Derneği Başkanı Prof. Dr. Aylin İlden Koçkar  yaklaşımlarının temelinin <em>“Bugün doğan her çocuk yarının geleceği” </em>ilkesi olduğunun altını çizdiler. </p>
<p>Kamu, akademi ve sivil toplum iş birliğiyle  bilimsel temellere dayanan, ölçülebilir fayda sağlayan toplumsal yatırım modeline örnek olan Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı, yeni dönemde de büyük hedeflere sahip. Projenin lansmanında da bulunmuş bir gazeteci olarak, ilk dönem sonuçlarını büyük bir memnuniyetle dinledim. Emeği geçen tüm ekipleri kutluyorum. </p>
<p><strong>Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı nasıl ortaya çıktı?</strong></p>
<p>The Lancet’in 2024 yılında yayımladığı "Erken Çocukluk Gelişimi ve Sonraki 1000 Gün” (Early Childhood Development and the Next 1000 Days) araştırma serisine göre, düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşayan 3-4 yaş grubundaki çocukların yalnızca %25,4’ü gelişimlerini destekleyen yeterli bakım ve destek ortamlarına erişebiliyor.</p>
<p>Yaklaşık 182 milyon çocuk ise sağlıklı gelişimlerini riske atabilecek koşullar altında büyüyor. Araştırma, yaşamın ilk yıllarında sağlanan duyarlı bakım, güvenli ilişkiler ve erken öğrenme fırsatlarının çocukların bilişsel, duygusal ve sosyal gelişiminde belirleyici rol oynadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu iç görüden hareketle Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı güvenli bağlanmanın yalnızca doğum anında değil, çocuğun ilk yıllarını ve aile yaşamını kapsayan kritik bir gelişim süreci olduğu anlayışını odağına koyuyor. </p>
<p><strong>İlk dönemde hangi sonuçlar elde edildi?</strong></p>
<p>2019-2023 arasındaki çalışmalarla 195.000 ebeveyne, 5.500 sağlık çalışanına ulaşıldı. Toplamda 4.700 eğitim verildi. 31 ilde,  40 hastaneye toplam 350 birim hayati ekipman bağışı yapıldı. </p>
<p>Ebeveynlerin Çocuk Gelişimi konusunda bilgi artış oranı: %61; Ebeveynlerin Güvenli Bağlanma konusunda bilgi artış oranı: %64; Ebeveynlerin Evde Bakım konusunda bilgi artış oranı: %61 ve Eğitimlerden memnuniyet oranı: %98 olarak gerçekleşti. </p>
<p><strong>Yeni dönem hedefleri neler?<br /></strong>İlk yılda, 10 pilot ilde (Ağrı, Ankara, Aydın, Bursa, Kayseri, Kocaeli, Mardin, Mersin, Samsun ve Şanlıurfa) 10 binden  fazla  aileye ulaşılması hedefleniyor.  Programlar anne adaylarına, 0-3 yaş arası bebeği olan ailelere ve birincil bakım verenlerin ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanacak.  Bu eğitimlerin etkisi, bilimsel ölçümleme metodolojileriyle değerlendirilecek; elde edilen sonuçlar sosyal etki raporu aracılığıyla Bakanlık ve kamuoyuyla paylaşılacak.</p>
<p><strong>Hangi konularda eğitim verilecek?</strong></p>
<p>Güvenli Bağlanma ve Aile; Anne Baba Olma Süreci, Anne Baba Olmak ve Stres Yönetimi, Duyarlı Bakım ve Bebek Gelişimi, Aile İçi Etkili İletişim Eğitimleri başlıklı eğitim içerikleri hazırlanacak. </p>
<p>Ayrıca anne baba-bebek etkileşimini destekleyen teknikler, aile içi etkili iletişim, sağlıklı iletişim modelleri, iletişim engelleri ve çatışma faktörlerine ilişkin farkındalık oluşturulması gibi konular da programın önemli başlıkları arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>0-3 yaş neden çok önemli?</strong></p>
<p>Araştırmalara göre,<em> b</em>eynin mimarisi yalnızca genetik program tarafından değil, bebeğin bakım verenleriyle kurduğu ilişkiler tarafından da şekilleniyor. Hayat Bağım toplantısında konuşan   Bebek Ruh Sağlığı Derneği Başkanı Prof. Dr. Aylin İlden Koçkar şu cümlelerle ifade ediyor. </p>
<p> “<em>Hayat Bağım” adı, çok güçlü bir gerçeği içinde barındırıyor. İnsan yaşamı bağ ile başlar. Bir bebeğin dünyaya geldiğinde ilk ihtiyacı yalnızca beslenmek ya da korunmak değildir. Onun aynı zamanda görülmeye, anlaşılmaya, sakinleştirilmeye ve güvende hissetmeye ihtiyacı vardır. Modern nörobilim ve gelişim psikolojisi bize şunu söylüyor: Bir bebeğin beyni ilişkiler içinde şekillenir. Bebekler yalnızca büyümezler; ilişkiler aracılığıyla gelişirler. Bugün sizlere bağlanmanın neden yalnızca bireysel bir mesele değil, aynı zamanda halk sağlığı, eğitim, ekonomi ve toplumsal kalkınma meselesi olduğunu anlatmak istiyorum. Bir bebeğin yaşamında ilk 1.000 günü hayatın temellerinin atıldığı dönem olduğunu söyleyebiliriz. Yani gebelikten yaklaşık üçüncü yaşın sonuna kadar olan dönem, insan gelişiminin en hızlı ve en hassas dönemidir. Bu dönemde saniyede yüz binlerce yeni sinirsel bağlantı oluşur. Beynin mimarisi yalnızca genetik program tarafından değil, bebeğin bakım verenleriyle kurduğu ilişkiler tarafından da şekilleniyor. “</em></p>
<p><strong>“Duyarlı bakım” konusu neden kritik bir role sahip?</strong></p>
<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Bayhan</strong> ise güvenli bağlanmanın çocuk gelişimindeki kritik rolüne vurgu yaparak şunları söylüyor:  </p>
<p><em>‘’Duyarlı bakım sayesinde çocuğun temel güven duygusu gelişir, dünyayı güvenli bir yer olarak algılar. Bu da çocuğun gelişiminde sosyal ilişkilerini ve empati becerilerini, çevresini güvenle keşfetmesini, olumlu benlik algısı ile özgüven geliştirmesini ve duygularını düzenlemesini etkiler. Bu program, bebeğin gelişim yolculuğunda en önemli kalkanı olan güvenli bağlanmasını destekleyecek ailelere verilen duyarlı bakım güvenli bağlanma eğitimini içermesi açısından büyük önem taşıyor. İlk yıllarda kurulan bağ, çocuğun yaşam boyu gelişimini etkiliyor. Kökleri derinde olan ağaçlar, fırtınalardan korkmazlar. Güvenli bağlanma, bir çocuğun ruhuna bırakılan en güçlü köktür. Bunu da sağlayacak olan ailedir.’’</em></p>
<p><strong>Hayat Bağım Yanında Projesinin  uluslararası boyutu da var. </strong></p>
<p>Molfix’in bebeklerin sağlıklı ve mutlu gelişimini destekleme misyonuyla hareket ettiğini belirten Hayat Kimya Strateji ve Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Aysel Aydın’ın verdiği bilgiye göre hayat Bağım 2025 yılında Cezayir’de, 2026’da ise Mısır’da uygulandı. </p>
<p>Cezayir’de  7.500 anne ve yenidoğan bebeğe  ve 250 sağlık profesyoneline ulaşıldı. 5 bölgede 20 ili kapsayan eğitimler gerçekleştirildi.  25 adet tıbbi ekipman desteği sağlandı. Bu yıl  5 bölgede 10 ili kapsayan eğitimlerle  5.000 anne ve yenidoğan bebek ve 250 sağlık profesyoneline ulaşılması hedefleniyor.  Mısır’da ise 7 ildeki eğitimlerle, 5.000 anne ve yenidoğan bebek ve 500 sağlık personeline ulaşıldı. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/4-yilda-195-bin-ebeveyne-egitim-veren-hayat-bagim-bu-yil-10-bin-aileye-ulasacak-81672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/2/1280x720/54-1782190222.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 4 yılda 195 bin ebeveyne eğitim veren Hayat Bağım bu yıl 10 bin aileye ulaşacak  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/deniz-ustu-yeka-ile-ilgili-sartname-taslagi-goruse-acildi-81695</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Deniz üstü YEKA ile ilgili şartname taslağı görüşe açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, deniz üstü rüzgar enerjisine dayalı Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) ve bağlantı kapasitesinin tahsisiyle ilgili şartname taslağını görüşe açtı.</p>
<p>Bakanlığın internet sitesinde yayımlanan duyuruya göre, şartname taslağında, kurulacak rüzgar santralleri için öncelikle gerekli meteorolojik ve oşinografik ölçümler, deniz tabanı araştırmaları, analizler, teknik ve ekonomik etütler yapılarak proje geliştirmesi faaliyetleri yer alacak.</p>
<p>Şartname kapsamında toplam 1000 megavatlık deniz üstü rüzgar enerjisi santraline ilişkin bağlantı kapasitesinin tahsisi için yarışma düzenlenmesi planlanıyor.</p>
<p>Taslağa göre, söz konusu kapasiteye ilişkin yarışma için tavan fiyatı kilovatsaat başına 11 dolar/cent, taban fiyat da kilovatsaat başına 7 dolar/cent olarak belirlendi. Tavan ve taban fiyat aralığı dışında verilen mali teklifler de geçersiz sayılacak.</p>
<p>Şartname ayrıca santralde kullanılacak ekipmanların özelliklerini, elektrik üretimi ve satışıyla ilgili kuralları, işletme süreçlerini ve yarışmaya katılacak şirketlerde aranacak şartları belirliyor.</p>
<p>YEKA kapsamında kurulacak söz konusu santrallerde elektrik üretilmesi ve satılması, üretim ve işletmeye dair diğer teknik ve idari şartların tanımlanması, yarışmaya dair kapsam, usul ve esaslar, teknik ve idari şartlar, yarışmacıda aranan nitelikler ve diğer konulardaki hükümlerin belirlenmesine yönelik detaylar da yer alıyor.</p>
<p>Söz konusu yarışma kapsamında hazırlanan şartname taslağına ilişkin görüş ve önerilerin en geç 17 Ağustos'a kadar resmi yazı veya "yeka@enerji.gov.tr" adresine gönderilecek elektronik posta ile bildirilmesi gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/deniz-ustu-yeka-ile-ilgili-sartname-taslagi-goruse-acildi-81695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/enerji-ve-tabii-kaynaklar-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Deniz üstü rüzgar enerjisine dayalı YEKA ve bağlantı kapasitesinin tahsisiyle ilgili şartname taslağı görüşe açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tugiad-bursadan-40-yila-yakisan-bulusma-81709</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜGİAD Bursa’dan 40. yıl etkinliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>TÜGİAD Bursa Şubesi, kuruluşunun 40. yılı kapsamında geleneksel “Yaza Merhaba” etkinliğini Manej D Atlı Spor Kulübü’nde gerçekleştirdi. Bursa iş dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getiren gecede şarkıcı Berkay sahne aldı.</p>
<p>Türkiye Genç İş İnsanları Derneği (TÜGİAD) Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Kerem Kahveci, gecenin açılışında yaptığı konuşmada, “Bu akşam sadece bir konser için değil; dostlukları güçlendirmek ve birlikte güzel anılar biriktirmek için bir aradayız. İş dünyasının yoğun temposunda böylesine keyifli bir akşamı paylaşabilmek bizim için çok kıymetli” dedi. TÜGİAD’ın 40. yılını kutlamanın mutluluğunu yaşadıklarını belirten Kahveci, organizasyonun gerçekleşmesinde emeği bulunan yönetim kurulu üyelerine, sponsorlara ve destek veren tüm dostlara teşekkür etti. Birlikte üreten, birlikte büyüyen bir TÜGİAD anlayışıyla hareket ettiklerini vurgulayan Kahveci, katılımcılara keyifli bir akşam diledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a5571155fd-1782207857.JPG" alt="" width="814" height="355" /></p>
<h2>“Genç sporcuların başarıları ödüllendirildi”</h2>
<p>Gece kapsamında Manej D Kulüp sporcuları ve şampiyonaları Mila Deniz Koruk, Defne Keskin, Miray Dülger, Kumsal Üyücü ve Karan Erdoğan alkışlar eşliğinde sahneye davet edildi. Başarılı sporculara plaketleri Ortodonti Uzmanı Dr. Begüm Ulaşan tarafından takdim edildi. Dr. Begüm Ulaşan’a ise katkıları ve desteklerinden dolayı teşekkür plaketi sunuldu. Programda ayrıca Manej Binicilik sporcusu Derin Keskin’in uluslararası başarısı da kutlandı. İlk milli takım deneyiminde Gençler Milletler Kupası’nda Türkiye’yi temsil eden ve takım halinde elde edilen ikincilik derecesinde önemli pay sahibi olan Derin Keskin'e kupası, TÜGİAD Genel Başkan Yardımcısı Melih Sebastien Durmuş tarafından takdim edildi. Yaklaşık 550 davetlinin katıldığı gecenin finalinde sahne alan Berkay, sevilen şarkılarıyla katılımcılara unutulmaz bir konser deneyimi yaşattı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tugiad-bursadan-40-yila-yakisan-bulusma-81709</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/9/1280x720/tugiad-bursadan-40-yila-yakisan-bulusma-1782207764.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜGİAD Bursa Şubesi, kuruluşunun 40. yılı kapsamında geleneksel “Yaza Merhaba” etkinliği düzenledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/inci-aku-brandverse-awardsta-yedinci-kez-zirvede-81701</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnci Akü&#039;ye Brandverse Awards’ta 7. kez &#039;Altın Ödül&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İnci Akü, pazarlama ve iletişim dünyasının en prestijli organizasyonlarından biri olan Brandverse Awards 2026’da “Otomotiv Yan Sanayi” kategorisinde Altın Ödül'e layık görüldü. Marka, bu ödülle birlikte Brandverse Awards’ta üst üste yedinci kez Altın Ödül kazanmış oldu.</p>
<p>Marketing Türkiye ve BoomSonar iş birliğinde düzenlenen Brandverse Awards, her yıl pazarlama, iletişim ve reklam dünyasının en başarılı çalışmalarını ödüllendiriyor.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, veriye dayalı değerlendirme metodolojisiyle öne çıkan organizasyonda İnci Akü, sosyal medya performansı, hedef kitlesiyle kurduğu güçlü etkileşim ve dijital iletişim stratejilerindeki başarısıyla sektörünün en güçlü markaları arasında yer alıyor.</p>
<p>Yedinci kez üst üste bu prestijli ödüle layık görülmenin gururunu yaşadıklarını belirten İnci Akü Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü Mehtap Altun, “Yeni kurumsal yapılanmamızın ardından elde ettiğimiz bu ödül, markamızın değişen koşullara uyum sağlarken iletişim gücünü ve hedef kitlesiyle kurduğu bağı koruduğunun önemli bir göstergesi oldu. İnci Akü olarak 40 yılı aşkın köklü geçmişimizden aldığımız güçle yalnızca enerji depolama çözümlerinde değil, iletişim alanında da sektörümüze yön vermeye devam ediyoruz. Dijital dünyada değişen beklentileri yakından takip ediyor, veriyi merkeze alan yaklaşımımızla hedef kitlemizle güçlü ve sürdürülebilir ilişkiler kuruyoruz. Brandverse Awards gibi saygın bir platformda üst üste yedinci kez ödüllendirilmek, iletişim stratejilerimizin başarısını ve marka gücümüzü ortaya koyması açısından son derece değerli. Bu başarıda emeği bulunan tüm ekip arkadaşlarımıza ve iş ortaklarımıza teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/inci-aku-brandverse-awardsta-yedinci-kez-zirvede-81701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/1/1280x720/inci-aku-brandverse-awardsta-yedinci-kez-zirvede-1782203811.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnci Akü&#039;nün, Brandverse Awards 2026’da “Otomotiv Yan Sanayi” kategorisinde bir kez daha Altın Ödül’e layık görüldüğü bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sil-bastan-81648</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 15:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sil baştan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>NYU profesörü Clay Shirky’e göre <em>“Kurumlar, çözüm oldukları sorunu korumaya çalışırlar.”</em> Profesöre göre bu sorunların varlığını sürdürmesi, kurumların kendilerinin sürekli finansmanını ve çalışanlarının fazlasıyla yüksek maaşlarını haklı çıkarmak için yaptıkları bir davranış olarak tanımlanır.</p>
<p>Kevin Warsh’ın geçen haftaki basın toplantısına biraz da bu gözle bakmakta fayda var. Warsh da Shirky’nin görüşüne katılıyor olsa gerek ki Şebnem Ferah’ın şarkısındaki gibi sil baştan yapmak gerek diyerek FED’de yepyeni bir dönemi başlatma kararı aldı. Bunun piyasa yansımaları hem kısa vadeli bonoların faizlerinin daha yüksek seyretmesi hem de ABD dolarının değer kazanması olarak karşımıza çıkıyor. Çok ilginçtir bu değişiklik çok sınırlı yorumlandı ama bu yeni duruş aynı zamanda ileriye yönelik sözel yönlendirmeyi de azaltacağından, FED’in rehberliğine ve “FED put’una” senelerdir alışkın piyasalar için ekstra bir belirsizlik demek, daha fazla belirsizlik ise kendini önce daha yüksek FX ve bono volatilitesi ve nihayetinde hisse senedi volatilitesi anlamına geliyor. Vix’te 19 civarı ise piyasalarda “risk on”, “risk off” modları arasında şalter görevi görebilir. Yani 19 altı “risk on” ve üstü “risk off” gibi…</p>
<p>3 Haziran’da USD/JPY’nin 162 seviyesini görebileceğini bunun da BOJ’nin müdahalesini beraberinde getirebileceğini söylemiştik. O yerlere oldukça yaklaştık. FX ve bono piyasaları hisse senetlerine nazaran, ortamdaki olgun taraf ve ayık taraf gibi duruyor. Boğaları rahatsız etmesi gereken şey şu: 2 yıllık tahvil 4,2 civarında, 10 yıllık tahvil ise 4,5 civarında seyrediyor ve her ikisi de hafif arttı. Yani, Çarşamba günkü Warsh’ın açıklamasından sonra hareket geri gelmedi. Yani hisse senedi piyasasındaki bu yükseliş, faiz oranlarından hiçbir destek almadan gerçekleşti ve bu da şu soruyu sorduruyor. Çarşamba günü yaşananlar tek günlük bir sıçrama mıydı? Bizce değildi ve ön tarafın şimdi park ettiği daha yüksek bir platoya doğru atılan adımdı.</p>
<p>Dolar da hisse boğalarının görmek istemediği bir sinyal veriyor. DXY  13 aydır var olan ve önceki tüm yükselişleri reddeden bir tavanı kırdı. Şahin bir FED'in etkisiyle doların yükselişe geçmesi, her yerde koşulları sıkılaştırır ve bu durum, çiplerini ve bulut varlıklarını dünyanın dört bir yanında satan mega şirketler için doğrudan bir olumsuz etki yaratır. 2026'ya kadar olan beklenti, daha zayıf bir dolar yönündeydi; büyük yabancı bankalar doların 90'ların altında olacağını öngörüyordu ve bu öngörülerin her biri, FED'in faiz indirimlerinin geleceği beklentilerine bağlıydı. Bu beklentiler ters yönde ilerliyor ve baskı piyasalarda oluşturmaya başlayabilir. Bu bağlamda bu haftaki PCE, FED konuşmaları ve Micron’un bilançosunun da önemli olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>ABD’de piyasa yapısı açısından da ilginç bir dönem olacak. Şöyle ki 18 Haziran’da gerçekleşen opsiyon açık pozisyonları şu anda tüm zamanların en yüksek seviyelerinde bulunuyor ve listelenen tüm opsiyonların yüzde 28'i, tarihin en büyük opsiyon vade sonu olayında vadesini dolduracak gibi görünüyor.</p>
<p>ABD opsiyon pozisyonlarının yaklaşık 8,3 trilyon dolarlık inanılmaz bir miktarı vadesini doldurdu; bunun, 2025 Aralık ayındaki önceki rekorun yani yaklaşık 7,1 trilyon doların yüzde 18 üzerinde olduğu biliniyor. Bu olay, piyasadan önemli miktarda gama değerini temizleyecek, pozisyonları yeniden düzenleyecek ve yatırımcılar ay sonuna doğru pozisyonlarını yeniden oluştururken akışlara karşı hassasiyeti artıracağını tahmin ediyoruz.</p>
<p>Akış demişken, ikinci önemli olay da çeyrek sonunda yani Haziran sonu gerçekleşecek. Birçok emeklilik fonu, çeyrek dönemlik yeniden dengelemeye büyük önem veriyor. Sonuç olarak, birçok planın portföylerini kaydırmayı ve ay sonuna doğru hisse senedi satışı ve sabit gelir alımı için mekanik bir kaynak oluşturacağını tahmin ediyoruz. Bu uzun vadeli örneğin 30 yıllık bonolar için olumlu ama hisse senetleri açısından olumsuz flow anlamına geliyor.</p>
<p>Daha önce KOSPI ve ABD yarı iletken sektöründen (SOX) bahsetmiştik. Yazdıklarımızı tekrarlamayacağız ama tüm piyasalar açısından önemli olduğu için de gözümüze çarpan iki haberi kısaca paylaşacağız. 1) Bazı fon yöneticisi anketleri, yatırımcıların yarı iletkenlere olan yoğunlaşmasının rekor seviyede olduğunu gösteriyor. 2) Öte yandan bir Financial Times haberine göre “Çalışanlarının eline yapay zekâ araçlarını vermek için yarışan şirketler, teknolojinin büyük ölçekte uygulanmasının maliyeti kurumsal bütçeleri zorlamaya başlayınca, kullanımını kısıtlamaya başlıyorlar. Amazon, Walmart, Cisco, Uber ve Meta, yapay zekâ harcamalarını kontrol altında tutmak amacıyla sınırlamalar getiren, israfı caydıran veya çalışanları daha ucuz modellere yönlendiren ilk benimseyenler arasında yer alıyor. Microsoft, Amazon ve Google dahil olmak üzere diğer yapay zekâ platform sağlayıcıları, maliyetleri daha etkili bir şekilde kontrol etmek için müşterilerin sorgularını ve görevlerini, müşteri tarafından seçilen bir dizi model içindeki en uygun modele yönlendiren araçlar geliştirdiler. Bu arada, bazı şirketler çalışanlarına kendi sunucularında veya kişisel cihazlarında yerel olarak çalıştırılabilen açık kaynaklı modeller kullanmalarını söyleyerek, yapay zekâ laboratuvarlarına ve bulut sağlayıcılarına ödedikleri faturaları azaltıyorlar. Bir yandan da Çin, yapay zeka alanında gittikçe daha rekabetçi hale geliyor.</p>
<p>İç ve dış piyasalarla ilgili olarak önceki haftalarda çizdiğimiz oyun planının arkasında olmaya devam ediyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sil-bastan-81648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sil baştan ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-enerji-fiyatlarindaki-normallesmenin-beklentilerdeki-iyilesmeyi-desteklemesini-bekliyoruz-81646</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 15:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Enerji fiyatlarındaki normalleşmenin beklentilerdeki iyileşmeyi desteklemesini bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) haziran ayı "Sektörel Enflasyon Beklentileri" verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Şimşek'in sosyal medyadaki paylaşımı şöyle: </p>
<p>"Jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatlarını artırması, kısa vadede enflasyon görünümü üzerinde baskı oluşturarak beklentileri olumsuz etkiledi. Programımız sayesinde oluşturduğumuz mali alanı kullanarak, beklentilerde kalıcı bir bozulmanın önüne geçmek amacıyla eşel mobil başta olmak üzere gerekli tedbirleri hızlı ve etkin biçimde devreye aldık. Haziran ayında hanehalkının 12 ay sonrası enflasyon beklentileri bir önceki aya göre 3,4 puan iyileşti. Jeopolitik gerilimlerin azalmasıyla enerji fiyatlarındaki normalleşmenin, beklentilerdeki iyileşmeyi desteklemesini bekliyoruz. Dezenflasyon hedefimiz doğrultusunda kararlılıkla çalışmayı sürdürüyoruz."</p>
<p> </p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatlarını artırması, kısa vadede enflasyon görünümü üzerinde baskı oluşturarak beklentileri olumsuz etkiledi. <br /><br />Programımız sayesinde oluşturduğumuz mali alanı kullanarak, beklentilerde kalıcı bir bozulmanın önüne geçmek amacıyla eşel mobil başta… <a href="https://t.co/iBQO6XnilA">pic.twitter.com/iBQO6XnilA</a></p>
— Mehmet Simsek (@memetsimsek) <a href="https://x.com/memetsimsek/status/2069004984436318426?ref_src=twsrc%5Etfw">June 22, 2026</a></blockquote>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-enerji-fiyatlarindaki-normallesmenin-beklentilerdeki-iyilesmeyi-desteklemesini-bekliyoruz-81646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/1/1280x720/mehmet-simsek-1770707941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Sektörel Enflasyon Beklentileri&quot;ni değerlendiren Bakan Şimşek, &quot;Jeopolitik gerilimlerin azalmasıyla enerji fiyatlarındaki normalleşmenin, beklentilerdeki iyileşmeyi desteklemesini bekliyoruz. Dezenflasyon hedefimiz doğrultusunda kararlılıkla çalışmayı sürdürüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-yeni-fon-startuplarin-gelismesi-icin-onemli-olacak-81645</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 15:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Yeni fon startupların gelişmesi için önemli olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda, Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) öncülüğünde, Türkiye Kalkınma Fonu (TKF) desteğiyle düzenlenen OİBVentures Mobilite İnovasyon Fonu'nun tanıtım toplantısı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, OİB Başkanı Kemal Yazıcı, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası (TKYB) Genel Müdürü İbrahim Öztop, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe ve sektör temsilcilerinin katılımıyla TİM'de gerçekleştirildi.</p>
<p>Tanıtım toplantısının açılışında konuşan Bakan Bolat, otomotiv sektörünün Türkiye'nin sanayi ve ihracatının lokomotif sektörlerinden biri olduğunu ifade ederek, "Türkiye'miz 1971'de başladığı otomotiv sektöründe artık başta Avrupa olmak üzere dünyada önemli oyunculardan birisi haline gelmeyi başarmıştır." diye konuştu.</p>
<p>Son 55 yılda Türk otomotiv sektörünün hızla büyüdüğünü ve sektörün son 20 yılda 19 kez ihracat şampiyonu olduğunu dile getiren Bolat, geçen yılın tamamında ise 41,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini söyledi.</p>
<p>Bolat, söz konusu sektörün ihracatının geçen yıl gerçekleştirilen toplam mal ihracatının yüzde 15'ine denk geldiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Türkiye, dünyada toplam yıllık araç üretiminde 13'üncü sıraya yükselmişti. Avrupa'da 5'inci büyük üretici ülke konumundadır. Avrupa'da ticari araç üretiminde de bazen ikinci, bazen ise birinci sırada yer alıyor. Otobüs ve hafif ticari araç segmentinde ise Avrupa'da birinci konumdadır. Bizi liderlik konumuna taşıyan geleceğin mobilite dünyasını hazırlayan başarının sırrında üç önemli faktör yer alıyor. Birincisi güçlü altyapı ve yan sanayinin varlığı, ikincisi üretim kapasitesi ve ihracat gücü, üçüncüsü de nitelikli iş gücü, güçlü mühendislik kabiliyeti ve teşebbüs gücüdür. Bu üç temel gücün birleşimiyle Türk otomotiv sanayinin bugün Avrupa ve dünyada önde gelen ülkelerden biri olması sağlanmıştır."</p>
<p>Dünyada yeşil dönüşüm ve dijital dönüşümle ilgili gelişmelerin önemine işaret eden Bolat, "Bu iki önemli büyük dönüşüm, ikiz dönüşümler, otomotiv endüstrisinde de önemli dönüm noktaları, kırılma noktaları, meydan okumaları beraberinde getirmektedir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bolat, son 2 yıl içinde dünya ticaret alanında, ülkeler arasında yaşanan ticaretteki korumacılık rüzgarları, gümrük vergisi savaşlarının, otomotiv sektörü açısından da kritik dönemeçleri beraberinde getirdiğini aktararak, "ABD'nin otomotiv ithalatındaki gümrük vergilerini yükseltmesi, Uzak Doğu kökenli yüksek sübvansiyonlu, yüksek kapasiteli üretim kapasitesiyle dünya pazarlarındaki agresif açılımlar karşısında AB içinde de özellikle kamu alanlarında yerli üretimi amaçlayan Sanayi Hızlandırma Yasası otomotiv sanayi içinde çok önemli durumları beraberinde getirmektedir." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Önemli kararlar arifesinde Türkiye'nin de üretim, tüketim gücü asla göz ardı edilmemeli"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, Türkiye'nin otomotiv üretimi ve araç satışındaki önemine değinerek, hiçbir dünya ülkesinin Türkiye'nin üretim gücünü ve tüketim gücünü göz ardı etmemesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>AB'ye gerçekleştirilen dış ticaret hacmine dikkati çeken Bolat, şunları söyledi:</p>
<p>"AB ile 233 milyar dolarlık yıllık dış ticaretimiz geçen yıl bunun yaklaşık 4'te biri, yüzde 25'i otomotiv sanayisinden gelmektedir. Biz AB ülkelerine otomotiv, bitmiş ürün ve yedek parça ihraç ederken AB ülkelerinden de bize bitmiş ürün ve yedek parça gelmektedir. AB de Türkiye'nin otomotiv yıllık ithalatında yüzde 70'in üzerinde bir paya sahiptir. Bu açıdan önemli kararlar arifesinde Türkiye'nin de üretim, tüketim gücü ve Türk otomotiv sanayinin özellikle uluslararası küresel markalarla birlikte çok yakın ve sıkı bir entegrasyon içinde olması, karşılıklı olarak birbirine olan bağımlılığı asla göz ardı edilmemesi gereken çok önemli bir gerçektir."</p>
<p>Bolat, otomotiv sektörünün önemli bir dönüşüm içinde olduğunu belirterek, artık araç üret, sat, kullan ve at mantığından çıkıldığını, otomotiv ürünlerinin artık akıllı cihaz, akıllı araç şeklinde tanımlandığını ifade etti.</p>
<p><strong>"Otomotiv sektöründe paradigma değişimi yaşanıyor"</strong></p>
<p>Türkiye'nin ulaşım alanı ve dijital ekosistem yatırımlarının sektörün gelişimi için de önemli bir dönemi beraberinde getirdiğini vurgulayan Bolat, "Artık geleceğin otomotiv ekosistemi sadece araçların değil, hayat tarzımızın ve iş yapış modellerimizin de tamamen değiştiği bir vizyona ulaşmamızı gerektirmektedir." diye konuştu.</p>
<p>Bakan Bolat, söz konusu dönüşümün bir tercih değil, artık ekonomik bağımsızlık mücadelesi olduğunu ifade ederek, otomotiv sektöründe paradigma değişiminin yaşandığını ve gelecekte her alanda yeni teknolojik dev sanayi ve girişim şirketlerinin doğacağını kaydetti.</p>
<p>Teknolojik gelişmelerin ve yeni ekosisteme adaptasyon sürecinin dış ticaret yapısını da temelden etkilediğini anlatan Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Hedeflerimizden birisi adet bazında ihracatımızı artırma çabası yanında ürettiğimiz ürünlerin kilogram başına düşen birim ihraç değerini de yükseltmek. Ucuz iş gücü veya düşük maliyetli ham madde ile rekabet eden bir sektör anlayışından ziyade patent, fikri mülkiyet ve özgün teknoloji ile hareket eden, rekabet eden ve fiyatı da kendisinin belirleyebildiği, piyasanın dikte ettiği değil, kendisinin belirleyebildiği güçlü bir konuma yükselmektir."</p>
<p><strong>"Vizyonumuz kendi kendini besleyen bir finansman kaynağına ulaşmasıdır"</strong></p>
<p>Bolat, Türkiye'deki girişimcilik ekosisteminin önemine dikkati çekerek, son yıllarda yapılan yatırımlardan bahsetti.</p>
<p>Kamu kaldıraçlı güçlü fonların desteğiyle 1091 teknoloji girişiminin yatırım fonu almayı başardığını ifade eden Bolat, "Bu girişimlerin ekonomiye kazandırdığı toplam yatırım hacmi 175 milyar liradır. Bugün amacımız dünyadaki bütün büyük markaların tedarikçisi olan, ortağı olan güçlü otomotiv ve yan sanayi şirketlerimizin yanına yenilerini, startupları desteklemek suretiyle yükseltmektir. Rakamları ve firma sayısını ve üretim gücünü artırmaktır." diye konuştu.</p>
<p>Son 5 yılda 5,6 milyar doların üzerinde girişim sermayesi yatırımı çekerek bir rekor kırıldığını dile getiren Bolat, söz konusu yatırımların kayda değer bir kısmını da yabancı uluslararası yatırımcıların yaptığını söyledi.</p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, OİBVentures Mobilite İnovasyon Fonu'nun hedeflerine ilişkin finansal ve stratejik destek sağlamaya ve AR-GE, tasarım faaliyetlerine dikkati çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Fonun hedefleri, üretim, tedarik, hizmet sürecinde yaşanan köklü değişikliğe finansal ve stratejik destek sağlamak. İkinci hedefi, AR-GE tasarım faaliyetine yoğunlaşmış startuplar, AR-GE ve tasarım odaklı teknoloji girişimleriyle otomotiv sanayimiz arasında destekleyici bağlar kurmak, yeni fikir ve girişimlerin ihtiyaç duyduğu kritik finansal destekleri sağlayabilmek, ihracat potansiyelini büyütmek amacıyla stratejik girişim sermayelerini finansal açıdan desteklemek. Vizyonumuz şudur, bu fonun dışarıya bağımlı kalmadan sürekli yeni girişimleri fonlayan, kendi kendini besleyen bir finansman kaynağına ulaşmasıdır.</p>
<p>Bu yeni fonun kuracağı sanayi startup işbirliği köprüsü mevcut otomotiv üretim ve yatırım gücümüzün yeni parlak ve başarılı fikirleri olacak startupların gelişmesi için önemli olacaktır. OİB'nin üretim ve sanayi gücü, TKF'nin de akıllı finansman uzmanlığını birleştirmek suretiyle benzersiz bir girişim ekosistemi meydana getirmeyi amaçlıyoruz. Diğer taraftan bu girişim sermayesi yatırım fonunda akıllı araç, sürüş alanı, otomotiv, mobilite araç yazılımları, otonom sürüş dikeyindeki yeni nesil akıllı ulaşım çözümleri gibi elektrikli araç ekosistemini desteklemek, yeşil dönüşüm ve sıfır emisyon hedeflerini desteklemek gibi önemli ve dijitalleşme, akıllı cihaz ekosistemini desteklemek gibi hedeflerimiz olacaktır."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-yeni-fon-startuplarin-gelismesi-icin-onemli-olacak-81645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/5/1280x720/67-1782130634.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;OİBVentures Mobilite İnovasyon Fonu&quot;nun tanıtımında konuşan Ticaret Bakanı Bolat, &quot;Bu yeni fonun kuracağı sanayi startup iş birliği köprüsü mevcut otomotiv üretim ve yatırım gücümüzün yeni parlak ve başarılı fikirleri olacak startupların gelişmesi için önemli olacaktır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yas-meyve-sebzede-uretim-yuzde-50-artarken-ihracat-yuzde-175in-uzerinde-buyudu-81638</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 14:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;22 yılda yaş meyve sebze üretimi yüzde 50, ihracat yüzde 175 arttı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği AR-GE biriminin TÜİK verilerinden yaptığı derlemeye göre, patates, kuru soğan, domates, hıyar, biber, karpuz, elma, şeftali-nektarin, kayısı, kiraz, portakal, mandalina, limon, incir, kivi, muz, üzüm, çilek ve nar üretimi ve ihracatı mercek altına alındı.</p>
<p>Türkiye’nin yaş meyve sebze üretiminin ana omurgasını oluşturan 20 üründe 2002 yılında 34 milyon 292 bin ton seviyesinde olan üretim, 2024 yılında yüzde 50’lik artışla 51 milyon 560 bin ton seviyesine ulaştı. 2025 yılında yaşanan iklim krizi nedeniyle bu ürünlerin üretiminde yüzde 14’lük kayıp yaşandı ve üretim 44 milyon 350 bin tona geriledi. Türk yaş meyve sebze sektörü 2002 yılında 1 milyon 337 bin tonluk ihracat performansı ortaya koyarken, 2024 yılı sonunda yüzde 175’lik rekor artışla 3 milyon 669 bin tona ulaştı. 2002 yılında üretimin yüzde 3,8’i ihraç edilirken, 2024 yılında yüzde 7,1’e yükseldi Yaş meyve sebze sektörü, 2002 yılında ürettiği ürünlerin yüzde 3,8’ini ihraç edebiliyorken, 2024 yılında toplam üretimin yüzde 7,1’ini ihraç etme başarısı gösterdi.</p>
<p><strong>Balık: İhracat üretimden daha hızlı büyüdü</strong></p>
<p>Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, sektörün son 22 yılda üretimden ihracata uzanan zincirde önemli bir dönüşüm yaşadığını belirterek, Türkiye'nin yaş meyve ve sebze üretimindeki gücünü uluslararası pazarlara daha etkin şekilde taşımayı başardığını söyledi.</p>
<p>Yaş meyve ve sebze sektörünün üretim artışından çok daha yüksek bir ihracat performansı ortaya koyduğunu vurgulayan Balık, “2002-2024 dönemine baktığımızda üretimimiz yaklaşık yüzde 50 artarken ihracatımız yüzde 175'in üzerinde büyüdü. Bu tablo, Türk yaş meyve sebze sektörünün sadece üretim yapan değil, aynı zamanda dünya pazarlarında güçlü bir şekilde rekabet eden bir yapıya kavuştuğunu gösteriyor. Üretimde elde ettiğimiz başarıyı ihracata dönüştürme kabiliyetimiz her geçen yıl güçleniyor. 2025 yılında yaş meyve sebze ihracatımız 3 milyar 704 milyon dolara ulaştı. 2026 yılında ihracatımızın 4,5 milyar doları aşmasını hedefliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Hedefimiz dünya pazarlarında daha güçlü bir Türkiye”</strong></p>
<p>Türk yaş meyve ve sebze sektörünün güçlü üretim altyapısı, deneyimli üreticileri ve ihracatçılarıyla küresel pazarlardaki büyümesini sürdüreceğini vurgulayan Balık, sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye, sahip olduğu iklim çeşitliliği, üretim kapasitesi ve lojistik avantajlarıyla dünyanın en önemli yaş meyve sebze tedarikçilerinden birisi konumunda. Önümüzdeki dönemde ürün çeşitliliğimizi artırarak, yeni pazarlara açılarak ve katma değerli ihracata odaklanarak ülkemizin yaş meyve sebze ihracatını daha da yukarı taşıyacağız.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yas-meyve-sebzede-uretim-yuzde-50-artarken-ihracat-yuzde-175in-uzerinde-buyudu-81638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/8/1280x720/yas-meyve-sebzede-uretim-yuzde-50-artarken-ihracat-yuzde-175in-uzerinde-buyudu-1782127467.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, “2002-2024 dönemine baktığımızda üretimimiz yaklaşık yüzde 50 artarken ihracatımız yüzde 175&#039;in üzerinde büyüdü. Bu tablo, Türk yaş meyve sebze sektörünün sadece üretim yapan değil, aynı zamanda dünya pazarlarında güçlü bir şekilde rekabet eden bir yapıya kavuştuğunu gösteriyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/opetten-250-milyon-liralik-yesil-tahvil-ihraci-81643</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> OPET&#039;ten 250 milyon liralık yeşil tahvil ihracı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akaryakıt dağıtım şirketi OPET'in sürdürülebilirlik yatırımlarını desteklemek üzere yeşil tahvil ihracına gittiği bildirildi. </p>
<p>Şirket açıklamasında, Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) onayı sonrasında 30 Nisan'da 250 milyon lira nominal değerinde ve 2 yıl vadeli yeşil tahvil ihracını Yapı Kredi Yatırım Menkul Değerler AŞ aracılığıyla gerçekleştiren şirketin, söz konusu ihraçla birlikte, çevresel etkisi yüksek projelere kaynak sağlamayı ve sürdürülebilir finansman alanındaki dönüşümünü hızlandırmayı hedeflediği kaydedildi.</p>
<p><strong>"Sürdürülebilir enerji yatırımlarına katkı sağlayacak"</strong></p>
<p>OPET Genel Müdürü Özgür Kahramanzade, enerji sektöründe dönüşümün hızlandığı bir dönemde gerçekleştirilen bu ihracın, şirketin sürdürülebilir enerji yatırımlarına önemli katkı sağlayacağını belirterek, "Yeşil tahvil ihracıyla sağlanan finansmanı, özellikle yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği projeleri ve düşük karbonlu teknolojilerin geliştirilmesi gibi alanlarda değerlendirmeyi planlıyoruz. Bu adım, karbon ayak izimizi azaltma hedeflerimize ulaşmamıza, operasyonel süreçlerimizi daha verimli ve sürdürülebilir hale getirmemize destek olacak." ifadelerini kullandı. </p>
<p>Kahramanzade, yeşil tahvil ihracı kapsamında akaryakıt istasyonları ve şirketin çeşitli tesislerinde güneş enerjisi sistemlerinin kurulumuna ve mevcut sistemlerin modernizasyonuna ağırlık vereceklerini ifade ederek, "Bu yatırımların yanı sıra terminallerde VOC (uçucu organik bileşik) geri kazanım sistemleri ve daha verimli pompa teknolojilerini devreye almayı planlıyoruz. Böylece enerji tüketimini ve sera gazı emisyonlarını azaltırken, fosil yakıtlara bağımlılığımızı da düşürmüş olacağız. Yeşil enerji yatırımlarımız, operasyonel verimliliğimizi artırırken, maliyetlerimizin azalmasına ve iş modelimizin daha sürdürülebilir bir yapıya taşınmasına katkı sağlayacak." değerlendirmesinde bulundu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/opetten-250-milyon-liralik-yesil-tahvil-ihraci-81643</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/opet.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OPET, 250 milyon lira nominal değerinde ve 2 yıl vadeli yeşil tahvil ihracını tamamladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gokova-susami-1855-tescil-numarasiyla-cografi-isaret-korumasina-kavustu-81628</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 11:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gökova susamı coğrafi işaret aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/MUĞLA</strong></p>
<p>Muğla Ticaret ve Sanayi Odası (MUTSO) tarafından yürütülen başvuru ve tescil süreci sonucunda Gökova susamı, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından 1855 tescil numarası ile “Menşe Adı” olarak tescil edildi.</p>
<p>Böylece Gökova susamı, Türkiye’nin ve Muğla’nın coğrafi işaretli ürünleri arasındaki yerini alırken, MUTSO tarafından tescil ettirilen coğrafi işaretli ürün sayısı da 11’e yükseldi.</p>
<p>MUTSO'dan yapılan açıklamaya göre, Muğla’nın tarımsal üretim kültüründe önemli bir yere sahip olan Gökova susamının coğrafi işaret tescili, yalnızca bir ürünün korunması değil; aynı zamanda bölgenin tarımsal mirasının, üretim bilgisinin ve gastronomik değerlerinin gelecek nesillere aktarılması açısından da büyük önem taşıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38f4da640fa-1782117594.jpeg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<p>MUTSO Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Karakuş, Gökova susamının coğrafi işaret tesciline ilişkin yaptığı değerlendirmede, Muğla’nın sahip olduğu yerel değerlerin korunmasının ve gelecek nesillere aktarılmasının büyük önem taşıdığını belirtti. Karakuş, “Gökova susamının 1855 tescil numarasıyla coğrafi işaret korumasına kavuşması ve Odamız tarafından tescil ettirilen coğrafi işaretli ürün sayısının 11’e ulaşması bizim için büyük bir gurur kaynağı. Bu başarı, yöresel ürünlerimizin korunması ve üreticilerimizin emeğinin karşılık bulması açısından son derece kıymetli. 1855 tescil numarasıyla coğrafi işaret korumasına kavuşan Gökova susamının, üreticilerimize ekonomik katkı sağlamasının yanı sıra Muğla’nın gastronomik zenginliğinin daha geniş kitlelere tanıtılmasına da önemli katkı sunacağına inanıyoruz. Muğla’nın tarımsal ve gastronomik zenginliklerini korumak, tanıtmak ve ekonomiye kazandırmak amacıyla çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gokova-susami-1855-tescil-numarasiyla-cografi-isaret-korumasina-kavustu-81628</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/8/1280x720/gokova-susami-1855-tescil-numarasiyla-cografi-isaret-korumasina-kavustu-1782117614.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Muğla Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Karakuş, Gökova Susamı’nın coğrafi işaret tesciline ilişkin yaptığı değerlendirmede, Muğla’nın sahip olduğu yerel değerlerin korunmasının ve gelecek nesillere aktarılmasının büyük önem taşıdığını dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-ufe-aylik-yuzde-171-artti-81624</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 10:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışı ÜFE aylık yüzde 1,71 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, YD-ÜFE, mayısta bir önceki aya göre yüzde 1,71, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 17,3, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 34,16 ve 12 aylık ortalamalara kıyasla yüzde 31,96 yükseldi.</p>
<p>Sanayinin iki sektörünün yıllık değişimlerine bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 47,7, imalatta yüzde 33,93 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri dikkate alındığında ise ara mallarında yüzde 31,5, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 33,73, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 36, enerjide yüzde 104,38, sermaye mallarında yüzde 23,68 yükseliş gerçekleşti.</p>
<p>Sanayinin iki sektörünün aylık değişimleri ise madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 5,3, imalatta yüzde 1,65 artış olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında ara mallarında yüzde 3,48, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 1,49, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 2,2, sermaye mallarında yüzde 1,62 artış olurken, enerjide yüzde 6,23 azalış görüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-ufe-aylik-yuzde-171-artti-81624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/6/1280x720/endeks-hesap-ekonomi-1755680031.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre, Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 1,71, yıllık bazda ise yüzde 34,16 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketici-guveni-haziranda-yuzde-25-artti-81623</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 10:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketici güveni 37 ayın en yükseğinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Haziran 2026'ya ait tüketici güven endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre TÜİK ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası iş birliğiyle yürütülen Tüketici Eğilim Anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, mayısta 85,8 iken bu ay yüzde 2,5 yükselerek 87,9 oldu.</p>
<p>Böylece endeks, Mayıs 2023'ten sonraki en yüksek seviyesini gördü. Endeks o ay 91,1 seviyesindeydi.</p>
<p>Mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeksi, haziranda aylık yüzde 4,5 artışla 69,2'den 72,3'e yükseldi.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi endeksi, mayısta 87,9 iken yüzde 1,9 artarak haziranda 89,5 olarak belirlendi.</p>
<p>Geçen ay 81,4 olan gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi endeksi, bu ay yüzde 3,1 yükselişle 83,9 olarak hesaplandı.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi endeksi de geçen ay 104,5 iken bu ay yüzde 1,4 artarak 105,9'a çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketici-guveni-haziranda-yuzde-25-artti-81623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/tuketici-guveni-enflasyon-market-alisveris-1766131097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre, tüketici güven endeksi aylık bazda yüzde 2,5 artışla 87,9 olurken, Mayıs 2023&#039;ten sonraki en yüksek seviyesi görülmüş oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yillik-enflasyon-beklentilerinde-gerileme-81622</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 10:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıllık enflasyon beklentilerinde gerileme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Haziran 2026'ya ilişkin "Sektörel Enflasyon Beklentileri" verilerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, haziranda 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri geçen aya göre, piyasa katılımcıları için 0,01 puan azalarak yüzde 23,81 seviyesine, hane halkı için 3,38 puan düşerek yüzde 46,13 seviyesine gerilerken reel sektör için değişmeyerek yüzde 33,10 seviyesinde kaldı.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini bekleyen hanehalkı oranı bir önceki aya göre 0,10 puan artarak yüzde 15,70 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yillik-enflasyon-beklentilerinde-gerileme-81622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/market-perakende-enflasyon-1766746186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB&#039;nin haziran verilerine göre, 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri, piyasa katılımcıları için 0,01 puan azalışla yüzde 23,81&#039;e, hane halkı için 3,38 puan düşerek yüzde 46,13&#039;e geriledi. Bu dönemde enflasyon beklentisi reel sektör için değişmeyerek yüzde 33,10 seviyesinde kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/6-ay-6-bin-km-yasagi-yilbasina-kadar-uzatildi-81619</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 10:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;6 ay 6 bin km yasağı&#039; yılbaşına kadar uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>İkinci el araç ticaretinde 6 ay ve 6 bin kilometreden önce satışı yasaklayan uygulama 1 Ocak 2027 tarihine kadar uzatıldı.</p>
<p>Ticaret Bakanlığından yapılan açıklamada, otomotiv sektöründe adil, rekabetçi ve istikrarlı bir piyasa yapısının tesis edilmesi, spekülatif fiyat oluşumlarının önlenmesi, stokçuluk faaliyetleriyle mücadele edilmesi ve tüketicilerin korunması amacıyla çalışmaların sürdüğü bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda, ikinci el motorlu kara taşıtı ticaretiyle iştigal edenler tarafından, motosiklet, otomobil ve arazi taşıtlarının ilk tescil tarihinden itibaren altı ay ve altı bin kilometreyi geçmedikçe doğrudan veya dolaylı olarak satışını engelleyenin düzenleme 6 ay daha uzatıldı.</p>
<p>İkinci el taşıtların üretici veya distribütör tarafından tavsiye edilen güncel satış fiyatı üzerinde bir bedelle ilan yoluyla pazarlanmasını önleyen ilan kısıtlaması da yürürlükte bulunuyor.<br />Bakanlık yaptığı denetimlerde düzenleyeme aykırı hareket eden yetkili bayi ve galerilere bugüne kadar 54 milyon lira, ilan kısıtlamasını ihlal edenlere ise 11.6 milyon lira idari para cezası uyguladı.</p>
<p>Öte yandan yetki belgesine sahip olmadan yıl içerisinde 3’ten fazla otomobil satışı noterler tarafından engellenmeye devam edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/6-ay-6-bin-km-yasagi-yilbasina-kadar-uzatildi-81619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/0/1280x720/otomobil-ve-hafif-ticaride-yuzde-142lik-daralma-1741074176.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, ikinci el araç ticaretinde 6 ay ve 6 bin kilometreden önce satışı yasaklayan uygulamanın süresinin 1 Ocak 2027&#039;ye kadar uzatıldığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbanktan-revogoya-300-bin-dolarlik-yatirim-81644</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akbank&#039;tan Revogo&#039;ya 300 bin dolarlık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akbank'ın, çalışanlarının yenilikçi fikirlerini hayata geçirmelerini desteklemek amacıyla başlattığı kurum içi girişimcilik programı Akbank+ ile yeni bir yatırım yaptığı bildirildi.</p>
<p>Buna göre, bu yıl 10. senesini kutlayan inovasyon merkezi Akbank LAB çatısı altında yürütülen programda, Revogo girişimine toplamda 300 bin dolar yatırım kararı alındı. Böylece Akbank+ ile ilk 3 dönemde ekosisteme kazandırılan girişim sayısı 5'e yükseldi.</p>
<p>Bankadan yapılan açıklamada şunlar kaydedildi: "Akbank, inovasyon merkezi Akbank LAB çatısı altında yürüttüğü Akbank+ programı ile kurum içindeki girişimcilik potansiyelini desteklemeye devam ediyor. Çalışanlarının girişim fikirleri üzerinde tam zamanlı olarak çalışabilmelerine olanak tanıyan ve bu özelliğiyle Türkiye'de bir ilk olan Akbank+, Akbanklılara eğitim, mentörlük, ürün geliştirme ve yatırım süreçlerinde uçtan uca destek sunuyor. Böylece Akbanklılar mevcut görevlerine ara vererek, tam zamanlı olarak girişim fikirlerini geliştirmeye odaklanıyor. Çalışanlar, bu süreçte sahip oldukları görevlerinin sağladığı tüm hakları ise almaya devam ediyor. Fikirlerine yatırım yapılan Akbanklılar girişimlerini kurarak Akbank'tan ayrılırken, diğer katılımcılar ise 'İnovasyon Elçisi' olarak kurum içi girişimcilik kültürünün gelişimine destek sunuyor. Programın üçüncü döneminde toplamda 300 bin dolar yatırım kararıyla hayat bulan Revogo, anne-çocuk ürünlerini satıcılardan anlık nakitle alarak yeniden satışa sunuyor. Bu modeliyle girişim, hem ebeveynler için pratik ve ekonomik bir çözüm sunuyor hem de ürünlerin kullanım ömrünü uzatarak sürdürülebilir yaşama katkıda bulunuyor. Revogo ayrıca farklı alanlarda deneyime sahip Akbanklılar tarafından geliştirilen bir girişim olarak da dikkati çekiyor. Kurucu ortaklar, Akbank'ta genel müdürlük, teknoloji ve şube ekiplerinde görev almış uzmanlardan oluşuyor. Böylece Akbank+ programı, girişimler için farklı uzmanlık ve deneyimlerden beslenmenin potansiyelini görünür kılıyor. Akbank+ programı kapsamında daha önce atık süreçlerini dijitalleştiren Waste Log, elektrikli araç kullanıcı deneyimini tek bir platformda buluşturan Voltla, yapay zeka tabanlı analitik çözüm sunan Metriqus ve e-ticaret satıcıları için alternatif finansman platformu geliştiren Fundero girişimleri ekosisteme kazandırıldı. Program kapsamında Akbank'ın 5 farklı girişime yaptığı toplam yatırım tutarı ise 2 milyon doları aştı."</p>
<p><strong>"Çalışma arkadaşlarımız fikirlerini yatırıma dönüşebilecek seviyeye taşıyabiliyor"</strong></p>
<p>Akbank İnsan ve Kültür Genel Müdür Yardımcısı Bülent Oğuz, Akbank+ programının insan, kültür ve inovasyon odağını bir araya getiren güçlü bir yapı sunduğunu belirtti.</p>
<p>Bugünün iş dünyasında kurumları ileri taşıyan en önemli unsurlardan birinin, çalışanların merakını, cesaretini ve üretme isteğini doğru alanlarla buluşturabilmek olduğuna işaret eden Oğuz, "Akbank+ tam da bu bakış açısıyla Akbanklıların fikirlerini uçtan uca bir girişim yolculuğu ile hayata geçirmelerine olanak tanıyor. Türkiye'nin ilk tam zamanlı kurum içi girişimcilik programı olan Akbank+ sayesinde çalışma arkadaşlarımız girişimlerine odaklanabiliyor, Akbank LAB'in güçlü inovasyon birikiminden ve mentörlük ekosisteminden faydalanarak fikirlerini yatırıma dönüşebilecek seviyeye taşıyabiliyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Oğuz, bu yıl 10. yaşını kutlayan Akbank LAB'ın, bankada inovasyon kültürünün gelişmesinde ve girişimcilik kaslarının güçlenmesinde çok önemli bir rol üstlendiğini aktararak, Akbank+'n da bu kültürün en somut yansımalarından biri olduğunu vurguladı.</p>
<p>Revogo yatırımını bu açıdan çok değerli bulduklarına dikkati çeken Oğuz, "Çünkü bu girişim, hem döngüsel ekonomiye katkı sunan güncel bir ihtiyaca yanıt veriyor hem de farklı birimlerde görev yapmış Akbanklıların ortak bir girişim vizyonunda buluşmasının güçlü bir örneğini oluşturuyor. " değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Oğuz, bugüne dek 50 Akbanklının bu programa katılarak inovasyon ve liderlik becerilerini geliştirdiğini ve kurum içinde bu kültürün gelişimi için birer elçi olarak yolculuklarına devam ettiklerini kaydederek, gelecek dönemde de Akbanklıların yenilikçi fikirlerini desteklemeye, onların girişimcilik yolculuklarında yanlarında olmaya ve ülkenin girişimcilik ekosistemine yeni değerler kazandırmaya devam edeceklerini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbanktan-revogoya-300-bin-dolarlik-yatirim-81644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/akbank.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Banka çalışanlarının geliştirdiği Revogo&#039;ya yapılan 300 bin dolarlık yatırım hakkında açıklama yapan Akbank İnsan ve Kültür Genel Müdür Yardımcısı Bülent Oğuz, &quot;Bu girişim, hem döngüsel ekonomiye katkı sunan güncel bir ihtiyaca yanıt veriyor hem de farklı birimlerde görev yapmış Akbanklıların ortak bir girişim vizyonunda buluşmasının güçlü bir örneğini oluşturuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/damizlik-embriyo-uretimi-ve-transferiyle-ilgili-teblig-resmi-gazetede-81633</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Damızlık embriyo üretimi ve transferiyle ilgili tebliğ Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan Embriyo Üretimine Dair Tebliğ, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre sığır cinsi donör hayvanlardan embriyo üretimi, embriyo üretim merkezleri, üretim ve satış işletmeleri ile üretim işletmelerinde yapılabilecek. Koyun, keçi ile kedi ve köpek türü hayvanlardan embriyo üretimi ise yalnızca embriyo üretim merkezlerinde gerçekleştirilebilecek.</p>
<p>Hayvanların tanımlanması, tescili ve izlenmesine ilişkin mevzuata uygun tanımlama araçları bulunmayan ve Bakanlık kayıt sistemlerine kayıtlı olmayan donör hayvanlardan embriyo üretimi yapılmayacak.</p>
<p>Embriyo üretim merkezleri ile üretim ve satış işletmeleri, üretimin yapıldığı yerdeki hayvanlara transfer ve/veya piyasaya arz etmek üzere embriyo üretiminde bulunabilecek. Donör hayvanlar için üretim izni alınacak, aksi durumda üretilemeyecek.</p>
<p>Tebliğ kapsamındaki sağlık testleri, Veteriner Teşhis ve Analiz Laboratuvarları Yönetmeliği kapsamında onay verilen laboratuvarlarda ve Bakanlık tarafından belirlenen test metotlarına göre yaptırılacak. Bakanlıkça onay verilen laboratuvarlar, alınacak numuneler ile test metotları Hayvancılık Genel Müdürlüğü internet sitesinde yayınlanacak.</p>
<p>Mezbahalarda kesilen hayvanlar oosit/embriyo donörü olarak kullanılmayacak.</p>
<p>Embriyo üretimi için dışarıdan hizmet alınması durumunda üretim yapan ve yaptıran taraflar arasındaki sorumlulukların belirtildiği sözleşme hazırlanarak üretimden önce tarım ve orman il müdürlüğüne bildirilecek.</p>
<p><strong>Etçi ırk donör adaylarında verim özelliği aranmayacak</strong></p>
<p>Embriyo üretim işletmelerindeki sığır cinsi donör hayvanlar için, belirtilen şartların sağlanması halinde rutin sağlık testleri dışında ilave sağlık şartı aranmayacak.</p>
<p>Yerli ırk donör adayları ile ithal orijinli olanlar dahil etçi ırk donör adaylarında verim özelliğine bakılmayacak.</p>
<p>Donör adayı kedi ve köpeklerin mikroçipinin takılmış olması, pasaportunun bulunması ve Bakanlık PETVET veri tabanına kaydedilmesi, fenotipik olarak ırk özelliklerini taşıyan saf ırk olması gerekecek.</p>
<p>Üretim merkezleri tarafından, donör adayı hayvanlara üretim izni almak için il müdürlüğüne başvuru yapılacak. İl müdürlüğü tarafından başvuru dosyası incelenecek ve uygun bulunması durumunda Bakanlığa gönderilecek.</p>
<p>Embriyolar, kontaminasyon riskinin bulunmadığı kilitli depolama yerinde, hijyenik koşullarda, içi sıvı azot dolu tanklar içinde saklanacak.</p>
<p>Üretimi tamamlanarak dondurulan embriyolar, üretim tarihinden itibaren depolama odasında en az 30 gün bekletilecek. Bekleme süresi sonunda donör hayvanlarda belirtilen sağlık şartlarının sağlanması durumunda taşıyıcı analara transferine veya piyasaya arzına izin verilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/damizlik-embriyo-uretimi-ve-transferiyle-ilgili-teblig-resmi-gazetede-81633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/damizlik-hayvan-buyukbas.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğle, manda dahil damızlık sığır, koyun, keçi, kedi ve köpeklerden embriyo üretimi ile üretilenlerin transferi, depolanması, piyasaya arzı ve izlenebilirliğine ilişkin usul ve esaslar belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cam-ihracatcisinin-elini-guclendirecek-kur-talebi-81603</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cam ihracatçısının elini güçlendirecek &#039;kur&#039; talebi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Yenilenebilir enerjiye olan talep artışı beraberinde farklı sektörleri de harekete geçiriyor. Bu kapsamda Türk cam sektörü de solar cam kapasitesini 5 katına çıkararak 85 milyon m2 seviyesine taşıdı. Ancak bu yatırıma karşılık ithalatta haksız rekabet yaşandığına dikkat çeken sektör temsilcileri geçtiğimiz günlerde bunun önlenmesine yönelik açıklamalar yaparken, Ticaret Bakanlığı da Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile bu taleplere cevap verdi ve solar cam ithalatında damping olduğu gerekçesiyle soruşturma başlattı.</p>
<p>Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) Başkan Yardımcısı Tansu Kumru, enerjide dışa bağımlılığın her zamankinden daha riskli hale geldiğini belirtirken, yenilenebilir enerji alanında önemli yatırımların yapıldığını kaydetti. Cam sektörünün bu dönüşümün önemli parçası olarak solar cam üretiminde büyük atılım yaptığını vurgulayan Kumru, 17 milyon m2 olan üretimin, 85 milyon m2’ye çıktığını bildirdi.</p>
<h2>170 ülkeye ihracatı var</h2>
<p>Türk cam sektörünün temsilcileri Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) ev sahipliğinde TİM Dış Ticaret Kompleksi’nde bir araya geldi. Toplantıya, ÇCSİB Başkan Yardımcısı Tansu Kumru ile ÇCSİB Yönetim Kurulu Üyesi ve Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç ve firma temsilcileri katıldı. Tansu Kumru, kâr marjlarının s sürdürülebilir seviyenin altına düştüğünü belirtirken, buna rağmen rekabet gücünün bu zorluklarla başa çıkabilecek düzeyde olduğunu aktardı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38c8500d4cc-1782106192.jpg" alt="" width="800" height="384" />Sektörün yüzde 79 yerli katma değer oranıyla 170 ülkeye ihracat yaptığını vurgulayan Kumru, “Bu zorlu dönemde müşteriye özel ürün ve hizmet sunarak pazarlardaki payımızı artırmak ve yeni pazarlar kazanmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<h2>Rekabetçi kur talebi </h2>
<p>Türkiye’nin yıllık 4 milyon tonun üzerindeki üretim ve işleme hacmiyle küresel ölçekte önemli bir cam üretim üssü olduğuna değinen Kumru, “Üretim maliyetlerinin neredeyse yarısını oluşturan doğalgaz ve elektrik giderleri karşısında sektörümüzün desteklenmesine ve ihracatçının elini güçlendirecek rekabetçi kur seviyelerinin sağlanmasına ihtiyaç duyuyoruz” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Solar cam ithalatına damping soruşturması</span></h2>
<p>Ticaret Bakanlığı yerli üreticilerin başvurusu üzerine, Çin, Malezya ve Vietnam menşeli 7006 ve 7007 Gümrük Tarife Pozisyonlu solar cam ürünleri ithalatına damping soruşturması açılmasına karar verdi. Damping soruşturmasına yönelik başvuru Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A.Ş. tarafından yapılmış; Düzce Cam Sanayi ve Ticaret A.Ş., Europen Endüstri İnşaat Sanayi Ticaret A.Ş., Çağdaş Cam Sanayi ve Ticaret A.Ş., Okandan Cam Sanayi ve Ticaret A.Ş., Salt Cam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., Camplaza Solar Cam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. firmaları tarafından da desteklenmişti. Başvuruyu inceleyen Bakanlık yerli üretim dalının, yurt içi satışları, kapasite kullanım oranları, verimlilik ve pazar payı gibi temel göstergelerde maddi zarara yol açtığı sonucuna ulaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cam-ihracatcisinin-elini-guclendirecek-kur-talebi-81603</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/2/1280x720/tansu-kumru-1781262538.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÇCSİB Başkan Yardımcısı Tansu Kumru, “Üretim maliyetlerinin neredeyse yarısını oluşturan doğal gaz ve elektrik giderleri karşısında sektörümüzün desteklenmesine ve ihracatçının elini güçlendirecek rekabetçi kur seviyelerinin sağlanmasına ihtiyaç duyuyoruz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/69-milyonluk-zarar-yazarken-yuzde-52-prim-ruzgari-surer-mi-81601</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> 69 milyonluk zarar yazarken yüzde 52 prim rüzgarı sürer mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz hafta %5,71 yükseliş kaydederken 25 hisse %14’ün üzerinde primle ön sıralarda yer aldı. Listenin başında duran Birleşim Enerji %52’ye varan çıkışıyla yatırımcının dikkatini çekerken, iştah kabartıcı çıkışların gerisindeki asıl hikayeye bakanlar riski azaltıyor.</strong></p>
<p>Borsada yükselen hisseleri gören kimi yatırımcı o çıkışın sonsuza dek aynı ivmeyle süreceğini düşünebilir. Şüphesiz Birleşim Enerji veya Selçuk Ecza Deposu gibi hisselerde kısa sürede yazılan güçlü primler ilgiyi yükseltmekte. Ancak fiyat hareketlerine bakarak uzun vadeli bir okyanus yolculuğuna çıkmak, bilinmeze yolculuk yapmakla eş anlamlıdır. Neticede arka cephesine bakıldığında ani çıkışların her zaman büyüme temeline dayanmadığını not etmeli. Yatırımcılar işlem yaparken geçici fiyat hareketleriyle şirketin yarattığı sürdürülebilir hikayeyi birbirinden ayırması, gereksiz riskleri minimize edecektir.</p>
<h2>Hızlı yükselenler</h2>
<p>Şubat 2025’te borsaya gelen Birleşim Enerji, yatayda sıkışık bir hareket sergilerken son iki ayda ciddi bir sıçrama gerçekleştirdi. Nisanda 9 TL seviyesinde olan fiyat, geçtiğimiz hafta 81,95 TL’ye ulaştı. Geçtiğimiz yıl zarar açıklayan şirket, yılın ilk çeyreğinde de %52’lik gelir kaybı ile dönem sonunda 69,8 milyon TL zarar yazmaya devam etmekte.</p>
<p>Zayıf seyre sahip Selçuk Ecza Deposu özellikle 10 Haziran’dan itibaren hareketlendi. Haftalık %49,38’lik çıkışıyla listenin ikinci sırasında yer alan firma, geçtiğimiz yıl sonunda zarar açıklamıştı. Bu yılın ilk çeyreğinde ise satışlarını %6, esas faaliyet kârını %455 artırdı. Dönem sonunda 1,53 milyar TL kâr açıkladı. Artan kârda maliyet ve giderlerin sınırlı kalması etkili.</p>
<h2>Son gün hareketlenen</h2>
<p>Büyük Şefler haftanın son işlem gününde artan yüksek işlem hacmiyle birlikte %10 tavan olurken haftayı %14,75 yükselişle kapattı. Şirketle ilgili önemli gelişme ortaklardan Mehmet Can Karabağ’ın sahip olduğu %6,92’lik payı piyasada satması oldu. Geçtiğimiz yıl kârını düşüren firma bu yılın ilk çeyreğinde ise zarar açıkladı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38c46910a3f-1782105193.png" alt="" width="900" height="476" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>GRAM ALTIN MI, KÜLÇE ALTIN MI?</strong></p>
<p><strong>Dalga</strong>; hızlı kazanç, fırsat, esnek manevra, düşüşten faydalanma. Yüksek stres, işlem maliyeti, hatalı zamanlama, büyük ralli kaybı, dalgalanma sorunu.</p>
<p><strong>Trend</strong>; bileşik getiri, rahatlık, maliyet avantajı, güvenlik, zaman tasarrufu. Sabır gerekliliği, bağlanan nakit, geç reaksiyon, beklenti tuzağı.</p>
<p><strong>Bakım sürecinde meydana gelen üretim kaybını dışarıdan elektrik temin ederek halletti</strong></p>
<p>İzdemir’in bakım nedeniyle oluşan üretim kaybından kaynaklı zararı var mı? ● Ayhan Çelik</p>
<p>Ayhan; İzdemir Enerji, geçtiğimiz 23 Mayıs günü yaptığı açıklama ile 5 Haziran’a kadar elektrik santralinde gerçekleştirdiği yıllık planlı bakım çalışmaları sebebiyle, GES dışındaki ana üretim faaliyetlerine ara verdiğini yatırımcısıyla paylaşmıştı. Bakım sürecinde İzdemir’in toplam yıllık üretiminde yaklaşık 90.000 MWh düzeyinde bir azalma yaşanacağı bilgisi anılan açıklamada ifade edilmişti. Ancak bu üretim kaybının doğrudan ciroya yansıması beklenmemeli. Firma dışarıdan gerekli elektriği tedarik ederek satışlarına kesintisiz devam etti.</p>
<p><strong>İzmit’te aldığı arsa üzerine proje hedefi olsa da kısa vadede bir girişimi olmayacak</strong></p>
<p>Zeray GYO, İzmit’teki arsası üzerine ne zaman proje geliştirecek? ● Burcu Rüzgar</p>
<p>Burcu; Zeray GYO, büyüme hedefi çerçevesinde geçtiğimiz mayıs ayında İzmit'te bir arsa satın aldığını yatırımcısıyla paylaştı. Girişim, şirketin gelecekte hayata geçireceği rezidans veya ticari projeler için arazi portföyünü genişletme amacı taşıyor. Açıklamada projenin ne zaman hayata geçirileceğine dair bir takvim paylaşımı olmazken orta ve uzun vadeli planların bir parçası olarak tanımlandı. Bu itibarla kısa vadede bir inşaat süreci beklenmemeli; daha ziyade arsa stoğunu güçlendirerek gelecekteki büyüme kapasitesini garanti altına alıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>IJB karma fonu dijital oyun sektörü temasıyla yıllık %10 getiride kaldı</strong></p>
<p>İş Portföy’ün yönetimindeki Dijital Oyun Sektörü Karma Fon (IJB), geçtiğimiz ocak ayında en yüksek 6,26 TL’yi test ederken sonrasında geriledi. Son iki aydaysa yatay bir hareketi söz konusu ve ocaktaki seviyenin gerisinde duruyor. Ocakta 262,68 milyon TL seviyesinde bulunan hacmi sonrasında her ay kademeli olarak geriledi. Son olarak haziranda 6,6 milyon TL nakit çıkışı yaşanırken büyüklüğü 182,2 milyon TL’ye geriledi. Yatırımcı sayısı 6.923 seviyesinde bulunuyor. Temel stratejisi, fon değerinin önemli kısmını küresel dijital oyun şirketlerinin hisselerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %65,56’sı yabancı hisselerden ve %13,53’ü finansman bonosundan oluşuyor. Küresel oyun sektörüne yatırım yapmak isteyenlere hitap ediyor. Son bir yılda %10,31 getiri ile endeksinin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Pınar Et ve Un, piyasadan %54,82 bileşik faizle 85 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Pınar Entegre Et ve Un, 18.06.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 85.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %47,50, bileşik faizi %54,82 olarak belirlendi. 137 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 03.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %17,83 düzeyinde. 19 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Pınar Et ve Un’un verdiği %47,50 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 7,51 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından uygun bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFPTUNK2618 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38c43aeeb07-1782105146.png" alt="" width="978" height="240" /></strong><strong>KONFRUT TARIM</strong></p>
<p><strong>Tarsus’ta hayata geçireceği entegre tesis için yatırım teşvik belgesini aldı</strong></p>
<p>Konfrut Tarım, bağlı ortaklığı Konfrut Çukurova Tarım aracılığıyla Tarsus’ta gerçekleştireceği narenciye işleme, meyve suyu üretimi ve soğuk hava depolama tesisi için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına yaptığı 12 milyon euro tutarındaki yatırım teşvik başvurusunun onaylandığını duyurdu. Şirket, söz konusu girişimle bölgesel tedarik ağını güçlendirecek entegre tesisinin resmi destek süreçlerini tamamlamış oldu. Tarımsal sanayide hammadde kaynaklarına yakın lokasyonlarda entegre tesisler kurmak, nakliye kayıplarını ve lojistik giderlerini düşüren yatırımlardır.</p>
<p><strong>AKÇANSA</strong></p>
<p><strong>Sabancı’nın elindeki payların devir işlemi tamamlandı. Kontrol yabancıya geçti</strong></p>
<p>Akçansa Çimento’da, Sabancı Holding’in sahip olduğu %39,72 oranındaki payların Heidelberg Materials’a devri, yasal izinlerin alınmasının ardından 427,88 milyon dolar bedelle tamamlandı. İşlem sonrasında Sabancı Holding’in Akçansa’da payı kalmazken, Heidelberg Materials’ın payı %79,44 seviyesine yükseldi. Yeni ana ortağın zorunlu pay alım teklifi (çağrı) yükümlülüğü için SPK’ya başvurduğu belirtildi. Söz konusu gelişmeyle birlikte Sabancı Holding’in çatı yönetimi altında yer alan Akçansa’nın tam kontrolü uluslararası boyuttaki oyuncunun eline geçmiş oldu.</p>
<p><strong>YATAŞ</strong></p>
<p><strong>Sünger fabrikasını devreye alırken dikey entegrasyonla avantaj elde edecek</strong></p>
<p>Yataş, Kayseri İncesu’da 213 bin metrekare alana kurulan ve yıllık 1,2 milyon metreküp kapasityeye sahip sünger fabrikasının açılışını gerçekleştirdi. Tesis, ilk üç yıl içinde %80, beş yıl içinde ise tam kapasiteye ulaşacak. Gerçekleştirilen yatırımla birlikte şirketin üretim sürecindeki dışa bağımlılığı azalırken, dikey entegrasyon hamlesi tamamlanmış oldu. Mobilya ve yatak sanayisinde hammaddenin ana kalemi olan süngeri dışarıdan tedarik etmek üretim maliyetlerini dalgalı tutan bir unsur. Süngeri dışarıdan almak yerine iç tedariğe dönüştürmek esneklik sağlayacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Coca Cola İçecek’te bir ayı geçkin süredir satıcılar biraz daha önde. Fiyat yatayda</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38c42009f88-1782105120.png" alt="" width="302" height="228" /></strong>Coca Cola İçecek’te fonlar hafif satış yönlü işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %0,1 ile toplamda 24,79 bin lot azalarak 26,25 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 98’den 100’e çıktı. MAC fonu 1,1 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, FYD fonu 1,28 milyon lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse hakkında bugüne kadar 21 aracı kurum öneride bulunurken 6 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Tera Yatırım 116,60 TL ile verdi. En düşük öneri 75,40 TL ile Garanti Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/69-milyonluk-zarar-yazarken-yuzde-52-prim-ruzgari-surer-mi-81601</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 69 milyonluk zarar yazarken yüzde 52 prim rüzgarı sürer mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurda-demir-fiyatlari-ton-basina-300-lira-geriledi-81600</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hurda demir fiyatları ton başına 300 lira geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Uluslararası çelik üreticileri açısından kısa vadede zayıf talep ve yüksek stok seviyeleri, fiyatlar üzerinde belirleyici olmaya devam ediyor. Küresel piyasalarda talebin zayıflaması, demir cevheri ve hurda fiyatları üzerindeki baskıyı artırırken, demir cevheri fiyatlarındaki gerileme iç piyasaya da yansıdı. Söz konusu gerileme, iç piyasada da hissedildi.</p>
<p>Türkiye’nin önde gelen demir-çelik üreticilerinden Erdemir ve Çolakoğlu Metalurji, hurda alım fiyatlarını aşağı yönlü revize etti. Bu kapsamda, iç piyasada hurda fiyatları ton başına yaklaşık 300 lira geriledi. Liman stoklarının geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık 25 milyon ton daha yüksek seviyede bulunması, arz fazlası algısını güçlendirdiğini kaydeden sektör temsilcileri, bu gelişmelerin etkisiyle, zayıflayan talebin geçen hafta uluslararası piyasalarda demir cevheri fiyatlarının yüzde 2,2 oranında düşmesine neden olduğunu söylediler.</p>
<p>Üretim ve tedarik zincirinde yaşanabilecek olası aksaklıkların fiyatlardaki düşüşü sınırlayabileceğine dikkat çeken sektör temsilcileri, Çin’de inşaat ve altyapı talebine yönelik toparlanma sinyalleri netleşmedikçe, demir cevheri ve hurda fiyatlarında kalıcı bir iyileşme beklenmediği ifade ettiler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurda-demir-fiyatlari-ton-basina-300-lira-geriledi-81600</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/hurda.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Erdemir ve Çolakoğlu Metalurji&#039;nin hurda alım fiyatlarını aşağı yönlü revize etmesiyle iç piyasada hurda fiyatları ton başına yaklaşık 300 lira geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/halka-arzda-mayis-coskusu-81599</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arzda mayıs coşkusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’da sene başından bu yana 16 firma halka arz edildi. Halka arz başvurusunda bulunan bulunan firma sayısı ise 149. SPK verilerine göre sadece 2026’da 29 firma halka arz başvurusunda bulunurken bunun 17’si mayıs ayında gerçekleşti. Bu da 2026’da yapılan toplam halka arzın %58’i demek. EKONOMİ’ye değerlendirmelerde bulunan uzmanlar bu dönemde ABD-İran müzakerelerinin piyasalarda olumlu yönde karşılandığını ve buna bağlı olarak halka arz başvurularında mayıs ayının yoğun geçtiğini söyledi. İran ve ABD arasında sağlanacak kalıcı bir anlaşmasının halka arz başvurularına da olumlu yönde yansıyabileceğinin altını çizen ekonomistler, halka arz edilen şirket sayısının yılsonunda 2025’i geride bırakacağını söyledi.</p>
<h2>Halka arzlarda 2025’e 1 kala </h2>
<p>Geçtiğimiz yıl borsada 18 şirket halka arz edildi. Bu yılki tabloya bakıldığında halka arzlar sene başında coşkulu bir şekilde başlarken, İsrail/ ABD ile İran savaşının etkisiyle yavaşladı. 2026’nın ilk beş aylık dönemine bakıldığında ise 16 firma halka arz edildi. Beta Enerji’nin talep toplama sürecinin sona ermesi ve borsada işlem görmeye başlamasıyla bu sayı 17’ye yükselecek. Meysu Gıda, Formül Plastik, Z GYO, Üçay Mühendislik, Netcad Yazılım, Akhan Un Fabrikası, Best Brands Grup, Empa Elektronik, Ata Turizm, Enpara Bank, Ağaoğlu Avrasya Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, Gentaş Kimya, Luxera GYO, MetropoCard, Savur Gayrimenkul, Empa Elektronik bu yıl halka arz olan firmalar olarak öne çıkıyor.</p>
<h2>İlk beş ayda getiri yüzde 128 </h2>
<p>Halka arz endeksinin performansı incelendiğinde ise endeks ilk beş aylık dönemde yatırımcısına yaklaşık %128, yıllık bazda ise yaklaşık %213 getiri sağladı. Savaş dönemi de dahil olmak üzere son 3 ayda %52 değer kazanan halka arz endeksinde işlem gören hisselerin neredeyse tamamı ilk halka arzlarından itibaren yatırımcısının yüzünü güldürdü. Bu yılki yatırım araçlarındaki sert dalgalanmalara rağmen halka arz endeksindeki hisseler daha dirençli performans gösterdi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/halka-arzda-mayis-coskusu-81599</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/borsa-istanbul-bist-halka-arz-1765361012.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026’da 29 firma halka arz başvurusu yaparken bunun 17’si mayıs ayında gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/12-yargi-paketi-tbmm-baskanligina-sunulacak-81597</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> 12. Yargı Paketi TBMM Başkanlığı’na sunulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı, AK Parti Grubu’nun son şeklini verdiği 12. Yargı Paketi bu hafta TBMM Başkanlığı’na sunuluyor. İş, ticaret, tazminat ve aile hukuku davalarında önemli bir hızlanmanın sağlanmasının öngörüldüğü düzenleme ile hukuk davalarında iki duruşma arasındaki süre en fazla 3 ay olacak. Anayasa Mahkemesi’nin daha önce iptal ettiği, “yasal faiz oranları” ile ilgili karar yeniden düzenleniyor. Buna göre; yasal faiz oranının, reeskont oranının yüzde 80’nini baz alarak düzenleme yapılacak. 12. Yargı Paketi’nde ayrıca şu düzenlemelerin yer alması bekleniyor:</p>
<p>İş, ticaret, tazminat ve aile hukuku davalarında önemli bir hızlanmanın sağlanmasının öngörüldüğü düzenleme ile hukuk davalarında iki duruşma arasındaki süre en fazla 3 ay olacak. Gereksiz bilirkişi raporları nedeniyle yaşanan zaman kayıplarının önüne geçilecek. Yeni düzenleme kapsamında hakimlerin kendi hukuki bilgileriyle değerlendirebileceği konularda bilirkişiye başvurulamayacak. Böylece hem yargılama sürelerinin kısaltılması hem de vatandaşların ek maliyet yükünden kurtarılması planlanıyor. E-duruşma ve SEGBİS uygulamalarının kapsamı genişletilecek. Ortaklığın giderilmesi ve açık artırma süreçlerinde yaşanan sorunların çözümü için adımlar atılacak.</p>
<p><strong>AK Parti kampa giriyor</strong></p>
<p>AK Parti hafta sonu 3 günlük kampa çekiliyor. AK Parti'nin 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı bu yıl Kızılcahamam yerine Sakarya’nın Sapanca ilçesinde gerçekleşecek. Üç gün sürecek kamp toplantısı 26 ile 28 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığında partinin yönetim kadroları, bakanlar, milletvekilleri ve parti kurucu üyelerinin katılacağı istişare toplantısında yeni dönemin hedefleri masaya yatırılacak. Kampın ana eksenini yeni dönem hedefleri oluştururken, yeni anayasa çalışmaları, "terörsüz Türkiye" süreci, ekonomi ve seçim çalışmaları başlıklarının yanı sıra iç ve dış politika, güvenlik ve küresel gelişmeler ele alınacak. Bakanların ayrı ayrı sunum yapacağı toplantıda, NATO Zirvesi öncesinde dış politika ve güvenlik konuları da kampın gündem başlıkları arasında yer alacak. </p>
<p><strong>CHP'de grup krizi tekrar başlayacak mı?</strong></p>
<p>Gözler, TBMM’de üç haftadır devam eden “grup krizine’ çevrildi. Mutlak-butlan kararının ardından ikiye bölünen CHP’de, ‘Salı günü Meclis’te grup toplantısını kim yapacak?’ tartışmasının yeniden başlayıp başlamayacağı bugün belli olacak. Geçen hafta hem Kılıçdaroğlu’nun, hem de Özgür Özel’in grup toplantısı yapmama kararı ile kriz çözülmüştü. Ancak Cuma günü genel merkez Sözcüsü Müslüm Sarı’nın, Genel Başkanın bu hafta Meclis’te grup toplantısını yapacağını duyurmasının ardından, gözler yeniden Kemal Kılıçdaroğlu’na çevrildi. Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısı için bugün TBMM Başkanlığı’na başvurması gerekiyor ve bekleniyor. Talebin kabul edilmesi halinde ise Özgür Özel’in nasıl bir tavır alacağı merak ediliyor. Öte yandan, Kılıçdaroğlu’nun bu hafta MYK’sını yeniden toplayacağı ve yeni ihraçları değerlendireceği belirtiliyor. MYK’da milletvekilleri ile birlikte bazı belediye başkanları ve il başkanlarının adı geçiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/12-yargi-paketi-tbmm-baskanligina-sunulacak-81597</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/tbmm-meclis-1781760262.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 12. Yargı Paketi TBMM Başkanlığı’na sunulacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/7582-sayili-kanunla-guclenen-vergi-tesvikleri-81596</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> 7582 sayılı kanunla güçlenen vergi teşvikleri </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Teşviklerin merkezinde finansal hizmet ihracı yer alır. Hizmetin yabancı bir müşteriye sunulması tek başına yeterli değildir; hizmetten nihai faydalanmanın da yurt dışında gerçekleşmesi gerekir.</strong></p>
<p>İstanbul Finans Merkezi, kısa adıyla İFM, Türkiye’nin bölgesel bir finans ve yönetim merkezi olma hedefinin en somut adımlarından biri.</p>
<p>7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu ile özel bir statü tanınan İFM; finansal kuruluşları, finansal teknoloji şirketlerini, bölgesel hazine ve yönetim merkezlerini, nitelikli hizmet merkezlerini ve uluslararası ticaret fonksiyonlarını aynı çatı altında toplamayı amaçlıyor. Ama İFM’yi sadece modern ofislerden oluşan bir iş alanı gibi görmemek gerekir. Belirli şartları sağlayan katılımcılar için ciddi vergi avantajları sunan bir teşvik alanından söz ediyoruz.</p>
<p>İFM’de faaliyet gösterebilmenin anahtarı katılımcı belgesidir. Bankalar, sigorta şirketleri, portföy yönetim şirketleri, aracı kurumlar, ödeme ve elektronik para kuruluşları, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri İFM’nin doğal katılımcıları. Bunların yanında bölgesel hazine ve finansal yönetim merkezleri, finansal teknoloji şirketleri, nitelikli hizmet merkezleri ve belirli şartları sağlayan diğer kurumlar da ekosistemde yer alabilir.</p>
<p>Ancak İFM’de ofis açmak ya da katılımcı belgesi almak, tek başına bütün vergi avantajlarından yararlanmak anlamına gelmez. Teşvikin uygulanabilmesi için faaliyetin niteliği, hizmetin kime sunulduğu, hizmetten nerede faydalanıldığı, kazancın nasıl oluştuğu ve muhasebe kayıtlarında nasıl izlendiği birlikte değerlendirilir.</p>
<p>Teşviklerin merkezinde finansal hizmet ihracı yer alır. Katılımcı belgesi alarak finansal faaliyette bulunan kuruluşların, yurt dışında yerleşik kişilere sundukları ve nihai olarak yurt dışında faydalanılan finansal hizmetler, finansal hizmet ihracı sayılır. Hizmetin yabancı bir müşteriye sunulması tek başına yeterli değildir; hizmetten nihai faydalanmanın da yurt dışında gerçekleşmesi gerekir.</p>
<p><strong>Avantaj kurumlar vergisi </strong><strong>indirimiyle sınırlı değil</strong></p>
<p>7412 sayılı kanunun ilk halinde, finansal hizmet ihracından elde edilen kazançların yüzde 75’i kurum kazancından indirilebiliyordu. 7582 sayılı kanunla yapılan değişiklikten sonra, bu kazançlarda yüzde 100 kurumlar vergisi indirimi uygulamasının süresi 2047 yılına kadar uzatıldı.</p>
<p>İFM’nin en güçlü vergisel avantajlarından biri budur. Doğru yapılandırılmış bir finansal hizmet ihracı modelinde ilgili kazanç, kurumlar vergisi matrahından tamamen indirilebilecektir. Böylece İFM, Türkiye’den yurt dışına finansal hizmet veren kuruluşlar için önemli bir planlama alanı sunar.</p>
<p>Avantaj kurumlar vergisi indirimiyle sınırlı değil. İFM’de gerçekleştirilen finansal hizmet ihracı niteliğindeki işlemler nedeniyle lehe alınan paralar BSMV’den istisnadır. Bu faaliyetlere ilişkin işlemler harçtan, düzenlenen kâğıtlar ise damga vergisinden istisna edilmiştir. İFM’deki taşınmazların kiralanmasına ilişkin işlemler de harç ve damga vergisi istisnası kapsamındadır.</p>
<p>7582 sayılı kanunla, katılımcı belgesi almış finansal kuruluşların İFM’deki merkez ve şubelerinden alınması gereken finansal faaliyet harçlarında daha önce beş yıl olan muafiyet süresi yirmi yıla çıkarıldı.</p>
<p>Dikkat çeken bir başka teşvik personel ücretlerinde. Yurt dışında en az beş yıllık mesleki tecrübeye sahip personele ödenen ücretin yüzde 60’ı, en az on yıllık mesleki tecrübeye sahip personele ödenen ücretin ise yüzde 80’i gelir vergisinden istisnadır.</p>
<p>Nitelikli hizmet merkezlerine ilişkin teşvikleri daha önceki bir yazımda ayrıca ele almıştım; burada ayrıntıya girmeden İFM bağlantısına değinmek isterim. 7582 sayılı kanunla, nitelikli hizmet merkezi olarak faaliyet gösteren kurumların münhasıran bu faaliyetleri kapsamında yurt dışından elde ettikleri kazançların yüzde 95’i kurum kazancından indirilebilecek. Ancak İFM’de katılımcı belgesi alarak nitelikli hizmet merkezi olarak faaliyet gösteren kurumlarda bu oran yüzde 100 uygulanacaktır.</p>
<p>Aynı şekilde, nitelikli hizmet personelinin ücretinin brüt asgari ücretin üç katını aşmayan kısmı gelir vergisinden istisnayken, İFM’de faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri için bu sınır brüt asgari ücretin beş katı olarak uygulanacaktır. İFM; bölgesel yönetim, finans, raporlama, hukuk, risk, insan kaynakları, teknoloji ve strateji fonksiyonlarını Türkiye’de konumlandırmak isteyen şirketler için de bu nedenle önemli bir seçenek.</p>
<p><strong>Güçlendirilen bir diğer alan transit ticaret kazançları</strong></p>
<p>7582 sayılı kanunla güçlendirilen bir diğer alan transit ticaret kazançları. İFM’de faaliyette bulunan kurumların, yurt dışından satın aldıkları malları Türkiye’ye getirmeden yurt dışında satmaları ya da yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık etmeleri halinde elde ettikleri kazancın yüzde 100’ü kurumlar vergisi matrahından indirilebilecektir.</p>
<p>Yurt içi asgari kurumlar vergisi bakımından da önemli bir düzenleme yapıldı. Finansal hizmet ihracı, nitelikli hizmet merkezi ve transit ticaret kazanç indirimlerinin, asgari kurumlar vergisi hesabında kurum kazancından düşülebilecek indirimler arasında sayılması, teşviklerin fiili etkisini koruyan bir adımdır.</p>
<p><strong>Hatalı modellerde cezalı </strong><strong>tarhiyat riski kapıda</strong></p>
<p>Sonuç olarak İFM, 7582 sayılı kanunla birlikte çok daha güçlü bir teşvik alanı haline geldi. Yüzde 100’e çıkan indirimler ve süresi 2047’ye uzayan avantajlar, uluslararası faaliyet yürüten şirketler için İFM’yi dikkatle değerlendirilmesi gereken bir merkez yapıyor.</p>
<p>Ama bu teşviklerin hiçbiri kendiliğinden gelmiyor. Katılımcı belgesi, faaliyetin niteliği, hizmetten yurt dışında faydalanılması, kazancın ayrı izlenmesi, sözleşme ve fatura düzeni, Türkiye’ye transfer ve personel şartları birlikte sağlanmadan beklenen avantaj doğmaz. Doğru kurulduğunda İFM gerçek bir vergi planlama alanı sunar; hatalı modellerde ise cezalı tarhiyat riski kapıda demektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/7582-sayili-kanunla-guclenen-vergi-tesvikleri-81596</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 7582 sayılı kanunla güçlenen vergi teşvikleri  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-buyume-ve-bilesenleri-81595</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik büyüme ve bileşenleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>RAİF BAKOVA - ŞERFİF YÜKSEL</strong></p>
<p><strong>İktisat literatürüne göre bir ülkenin döviz bütçesinin harcamadan çok kazanım yönünde gelişimi büyüme ve refah sağlar. Bu konuda son dönemin ekonomik parametreleri olumlu bir yönde gelişemiyor. O nedenle gerek ekonomi yönetiminin ve gerekse yurttaşların bilinçli davranışları ile olumlu sonuçlar alınabilir.</strong></p>
<p>“Ödemeler dengesi” bir ülkenin bir yıl içerisinde dış ülkelerle yaptığı, dış ülkelerden söz konusu ülkeye yapılan ödemeleri kapsayan ve daima denk olan hesap olarak tanımlanır. Daha basit ifadeyle, bir ülke ekonomisinin dış dünyayla finansal ilişkilerinin tümü ödemeler dengesi içerisinde yer alır. Ödemeler dengesindeki denklik muhasebe anlamında döviz giderleri ile döviz gelirleri arasındaki eşitliği ifade eder. Oysa ödemeler dengesi genelde ve hatta her zaman dengede olmayabilir. Uygulamada karşılaşılan ödemeler dengesi fazla ya da açıkları (cari açık) bu dengesizliğin ifadesidir. (Ödemeler dengesi hesaben denktir ve bunu net hata noksan<strong><sup>1</sup></strong> kalemi sağlar.)</p>
<p><strong>Büyümenin döviz bilançosu</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinde son 25 yılın ilk yarısı sonrası ekonomideki dalgalanmaları açıklayıcı bir çalışmaydı söz konusu kitap. Ne var ki ilk beş yılın analizlerinin yer aldığı bu çalışmada bugünlere benzer gelişmeler inceleniyordu. Örneğin, ekonomide büyüme ile diğer ekonomik parametrelerin etkileri tablolarla ve karşılaştırmalı etkilerle ele alınmış ve ana tema ise net hata noksan (NHN) denilen bir ödemeler dengesi kalemiydi. Geçen hafta ekonomi kamuoyunda 2026 yılının ilk dört ayının ödemeler dengesi sorunları tartışıldı. Makalemizde büyüme ile parametreler ilişkisini analiz ederek istikrarlı ekonomik yapının mümkün olduğu geçmiş deneyimle ekonomi kamuoyuna sunalım istedik.</p>
<p>Örneğimiz 2002-2008 yıllarını kapsayan dönemde temel ekonomik verilerin nasıl iyi bir gelişme yarattığını ele alıyor. Burada önemli husus ‘Bankacılık Krizi’nin ertesinde yeni siyasal yapı ile eski ekonomi bürokrat ve teknokratlarının yola devam etmiş olmalarıdır. Yani nasıl ve neden başarılı olundu? “Güçlü Ekonomi’ye Geçiş Programı” ödünsüz uygulandı ve 2002 yılında 230,4 milyar dolar olan GSYH, 2008 yılında 742 milyar ABD dolarına yükseldi. Yaklaşık olarak 5 yılda ülke milli geliri (GSYH) 3 kat büyürken kişisel gelir de (KBMG) 3.600 dolardan 11.018 ABD dolarına ulaştı.</p>
<p><strong>Geçmişin büyüme modeli, bugünün cari açık sorunu</strong></p>
<p>Söz konusu yıllarda 2002’de 40,6 milyar dolar olan ihracat dövizi 100 milyar doları aşarken doğrudan yabancı yatırım 100 milyarla tarihi rekor kırdı. Ayrıca bavul ticaretinde ve turizmden kazanılan dövizler de onlarca milyar dolara ulaştı. Aşağıdaki tabloda görüleceği üzere aynı yılların NHN kalemi de olumlu seyir izledi. (Sonraki yılların analizi bu makalenin konusu değildir. Amacımız uygulanan ekonomik programın doğruları ile olası tehlikeleridir.)</p>
<p>2002-2008 Döneminde Türkiye’nin dış kaynak göstergeleri</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="91">
<p>Yıl</p>
</td>
<td width="94">
<p>İhracat (Milyar $)</p>
</td>
<td width="94">
<p>Bavul Ticareti (Milyon $)</p>
</td>
<td width="97">
<p>Doğrudan Yabancı Yatırımlar (Milyon $)</p>
</td>
<td width="94">
<p>Turizm (Milyon $)</p>
</td>
<td width="94">
<p>Net Hata Noksan (Milyon $)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="91">
<p><strong>2002</strong></p>
</td>
<td width="94">
<p>40.6</p>
</td>
<td width="94">
<p>4.065</p>
</td>
<td width="97">
<p>590</p>
</td>
<td width="94">
<p>12.420 </p>
</td>
<td width="94">
<p>-758</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="91">
<p><strong>2003</strong></p>
</td>
<td width="94">
<p>52.3</p>
</td>
<td width="94">
<p>3953.</p>
</td>
<td width="97">
<p>745</p>
</td>
<td width="94">
<p>13.854</p>
</td>
<td width="94">
<p>+4.489</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="91">
<p><strong>2004</strong></p>
</td>
<td width="94">
<p>68.4</p>
</td>
<td width="94">
<p>3.880</p>
</td>
<td width="97">
<p>2.785</p>
</td>
<td width="94">
<p>17.076</p>
</td>
<td width="94">
<p>+838</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="91">
<p><strong>2005</strong></p>
</td>
<td width="94">
<p>77.8</p>
</td>
<td width="94">
<p>3.473</p>
</td>
<td width="97">
<p>10.031</p>
</td>
<td width="94">
<p>20.322</p>
</td>
<td width="94">
<p>-1.964</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="91">
<p><strong>2006</strong></p>
</td>
<td width="94">
<p>95.5</p>
</td>
<td width="94">
<p>6.408</p>
</td>
<td width="97">
<p>20.185</p>
</td>
<td width="94">
<p>18.593</p>
</td>
<td width="94">
<p>-228</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="91">
<p><strong>2007</strong></p>
</td>
<td width="94">
<p>107.2</p>
</td>
<td width="94">
<p>6.002</p>
</td>
<td width="97">
<p>22.046</p>
</td>
<td width="94">
<p>20.942</p>
</td>
<td width="94">
<p>+517</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="91">
<p><strong>2008</strong></p>
</td>
<td width="94">
<p>132.0</p>
</td>
<td width="94">
<p>6.200</p>
</td>
<td width="97">
<p>17.895</p>
</td>
<td width="94">
<p>25.415</p>
</td>
<td width="94">
<p>+3.011</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aynı dönemde oldukça önemli döviz girdisi de müteahhitlerin yurtdışında yaptıkları inşaat işlerinden kaynaklanmıştır. Bir diğer ödemeler dengesi olumlu döviz girdileri de yurtdışında çalışan ‘işçi dövizi’ koduyla gönderdikleri havalelerdir. Yukarıdaki tabloda bu iki kalem yer almamaktadır.</p>
<p>Kısacası anılan dönemde Türkiye ekonomisi, reel sektörlerle hizmet sektörlerinin ülkeye yönelik döviz girdileriyle GSYH’sini 3’e katlamayı başarmıştır. Bu defa cari açıkla başlayan bir tartışma ile ekonomide ‘istikrar’ oluşturulmaya çalışılıyor. Hazine ve Maliye Bakanı uluslararası piyasalardan borçlanma için her türlü çabayı harcıyor. Ancak ne ihracatta ne de yabancı yatırımlarda yeterli iyileşme olmadığı gibi turizm Ortadoğu coğrafyasındaki siyasal ve askeri operasyonlar nedeniyle artması olası değil.</p>
<p><strong>İstikrarlı büyümenin dış kaynak şartı</strong></p>
<p>Ayrıca ne bavul ticareti ne de müteahhit hizmetlerinin döviz girdilerine katkısı eski canlılığını sürdüremiyor. Üstelik dünya konjonktüründe olumsuzluğa ek olarak Türk vatandaşlarının döviz harcamaları önemli ölçüde artmış bulunuyor.<strong><sup>2</sup></strong></p>
<p>Nisan 2026 itibariyle ödemeler dengesinin zayıflığını gösteren dış ticaret açığı 6,8 milyar ABD doları olarak gerçekleşti. Bu parametreye bağlı olarak oluşan ‘cari açık’ ise nisan ayında 5,7 milyar dolar olarak açıklandı. Böylece kamu döviz bilançosunun (ödemeler dengesi/bilançosu) açığı sürüyor. Yani kazanılandan daha fazla döviz harcanmış sonucuna varmak doğru tanı. Yine kamu döviz bütçesinin denge kalemi olan NHN’nin Ocak-Nisan 2026 itibariyle -17,7 milyar dolara ulaşmış olması ekonomik istikrar için en büyük engeli oluşturuyor. NHN kaleminin ödemeler dengesinde ‘eşitleyici kalem’ olması bu zayıflığın mazereti olmaz. Çünkü aynı dönemin TCMB bülteninde yer alan iki gösterge zayıflamanın gerçek olduğunun kanıtı.</p>
<p>Birincisi, yurtdışı yerleşiklerin Türkiye’de doğrudan yatırımları 1.087 milyar ABD doları artarken, yurtiçi yerleşiklerin yurt dışında doğrudan yatırımları 640 milyon ABD doları artmıştır. Yani doğrudan yabancı yatırımlar kaleminde olumlu katkı yarıdan fazla azalmış bulunuyor. (Burada yurtdışı yatırımlar ileride ‘gelir’ olarak gelecek denilebilir. Ama şimdi değil!)</p>
<p>İkinci zayıf kalem ise Türkiye’de gayrimenkul satın alarak döviz girdisi sağlayan yabancı yatırımcıların işlemleridir. Yine TCMB kayıtlarına göre; ‘Gayrimenkul yatırımlarında yurtiçi yerleşiklerin yurtdışında 187 milyon ABD doları gayrimenkul alımına karşılık yurtdışı yerleşiklerin Türkiye’de 164 milyon ABD doları net gayrimenkul alımı gerçekleştirmişlerdir.<strong><sup>3</sup></strong></p>
<p>İktisat literatürüne göre bir ülkenin döviz bütçesinin harcamadan çok kazanım yönünde gelişimi büyüme ve refah sağlar. Bu konuda son dönemin ekonomik parametreleri olumlu bir yönde gelişemiyor. O nedenle gerek ekonomi yönetiminin ve gerekse yurttaşların bilinçli davranışları ile olumlu sonuçlar alınabilir. Geçmiş de olduğu gibi Türk Ekonomisi bu potansiyele ulaşabilecek güçtedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><sup>1</sup> Türkiye Ekonomisinde Net Hata Noksan, Prof. Dr. Durmuş Dündar ve Öğr. Gör. Raif Bakova, T.C. Kültür Üniversitesi Yayınları, İstanbul-2014</p>
<p><sup>2 </sup>Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Ödemeler Dengesi, internet sitesinden alınmıştır.</p>
<p><sup>3</sup> Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Ödemeler Dengesi, internet sitesinden alınmıştır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-buyume-ve-bilesenleri-81595</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik büyüme ve bileşenleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalan-dunyadan-yapay-dunyaya-giden-yol-81594</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yalan dünyadan yapay dünyaya giden yol</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) bünyesinde kurulan Erdal Aksoy Endüstriyel Robotik ve Yapay Zekâ Laboratuarı’nın açılış töreninden çıkarken iki düşünceye sahiptim. Birincisi “benim üniversitem” ifadesini yeniden kullanmayı istiyordum. İkincisi de İTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlhan Kocaarslan’ın “Bize yalan dünyayı öğrettiler yapay dünyayı kendimizin öğrenmesi gerekiyor” sözüydü. Büyük bir dönüşüme, Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş’ın yürekleri burkan Yalan Dünya eserine atıfta bulunarak işaret eden Kocaarslan’ın bu atıfta bulunmasını sağlayan etkenler arasında Kırıkkale’den çıkmış olmasına dayanan birikiminin rolü yadsınamaz. Ancak nihai yorum, Aachen’da üniversite okumak, Almanya’da çalışmak ve daha fazlasını yapmak için ülkesine dönmek şeklindeki daha kapsamlı bir birikimin ve deneyimin eseri. İç Anadolu insanını acılarında birleştiren ve bu geçici dünyada birbirlerine tutunmalarını sağlayan yalan dünya yaklaşımı ile yapay zekânın yeniden şekillendirdiği dünyada diğerlerinden iyi olarak içinde mutlu olduğumuzu haykıracağımız bir vatanın vatandaşı olmak ayrı düşünüş tarzlarını gerektiriyor. Konunun bu boyutuna bu düzeyde takılmış olmam, benim de aynı hassasiyetleri taşımamdan kaynaklanıyor.</p>
<p>Bu hassasiyete işaret ettikten sonra İTÜ’de ne olduğunu aktarayım.  İTÜ ve Aksoy Holding, benim sıklıkla yapmak adına yapılmasını eleştirdiğim hedefsiz üniversite-sanayi işbirliği projelerinin doğru yapılmasının iyi bir örneğini ortaya koydu. Yine de bu iddiamı kesinleştirmek için sonuçları görmek gerektiğini düşünüyorum. 17 Haziran 2026’da gerçekleşen açılışta, benim fakültemden 1966’da yüksek mühendis olarak mezun olan Erdal Aksoy ile 1986’da o kapıdan girmiş biri olarak üniversitenin kadrosu ve öğrencileri ile birlikte aynı çatı altında yer aldık. Çatı her zaman çok önemlidir ve büyüklerin birikimleri bu çatının altında ne olduğunu belirler. Fakülte ile ilişkimizde zaman çizelgesinde farklı noktalarda yer alsak da, Aksoy Holding Kurucu Başkanı Erdal Aksoy’un kullandığı “üniversitem” ifadesi ve İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal’ın mezunların bu duyguyu taşımasının önemine yaptığı vurgu, hepimizi bir çatı altında topladı. Üstelik bunun sadece söz değil, bir duygu birliği olarak da oluştuğunu düşünüyorum.</p>
<p>Birbirimizi daha önceden hiç tanımıyor olmamıza karşın bu lider kadrosu, tam bir hizalanma temeli ortaya koydu. Yabancıların “alignment” terimi ile iş yönetimi alanında bize anlattığı bu kavramının tam olarak hayata geçmiş örneği oldu. Kocaarslan, kurulan laboratuarın daha etkili olması için multidisipliner yaklaşımın önemine işaret ederken Mandal, sadece üniversite içindeki bileşenlerin değil Aksoy Holding başta olmak üzere iş dünyasının bu laboratuarın başarılı olması için gereken yönetim ve yönlendirme modelini ortaya koydu. Bütün bunların önemini anlamamızı sağlayan ise, laboratuara adını veren Erdal Aksoy’un, konuşmasında işaret ettiği noktalar doğrultusunda bu yeni sıçrama platformunun ruhunu da vereceğine yönelik olarak bende oluşan umut oldu. Bu nedenle bu yazının tamamını bu konuya ayırmaya karar verdim.</p>
<p>Aksoy, birinci sanayi devriminden başlayarak kaçırdığımız sıçramaların bizi düşürdüğü noktaya işaret ederek bu yeni dalgayı yakalamanın önemine işaret etti ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nin 1773’teki temellerinin bu amaçla kurulduğunu vurguladı. Ben, ülkeyi yönetenler gelen bilgileri analiz edemedikleri için Osmanlı donanmasının Çeşme’de yakılmasının ardından ne olup bittiğini anlayacak insanlar yetiştirmek için kurulduğunu okumuştum ama bu önemli bir detay değil. Sonuçta ikisi de çağı anlayıp tehditlere doğru biçimde yanıt vermek noktasına çıkıyor. Aksoy, bu konuda canlı bir örnek oluşturduğu için bu konuyu İTÜ’nün kendisi gibi insanlar yetiştirmek üzere kurulduğu şeklinde toparlayabiliriz. Laboratuar, bu tür insanların yetiştirilmesine devam etmek için gerekli bir aracı oluşturuyor.</p>
<p><strong>Laboratuar neden dikkate değer?</strong></p>
<p>Erdal Aksoy Endüstriyel Robotik ve Yapay Zekâ Laboratuarı, insansı robotları, endüstriyel robotları ve yapay zekâ sistemlerini aynı araştırma alt yapısı altında buluşturan ilk üniversite laboratuarı olma özelliği taşıyor. Aksoy Holding Kurucu Başkanı Erdal Aksoy, Aksoy Holding CEO ve Başkan Yardımcısı Batu Aksoy, Aksoy Holding Başkan Yardımcısı Banu Aksoy, şirket yöneticileri, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, İTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlhan Kocaarslan ile İTÜ akademik kadrosu ve iş dünyası temsilcileri katıldığı törenle açılan laboratuar, Türkiye’de üniversite-sanayi iş birliğine yeni bir model sunuyor.</p>
<p>Resmi metinden aktardığım bu bölüme güven duymamızı sağlayacak etkenler, metnin devamında yer alıyor: </p>
<ul>
<li>Türkiye’nin yapay zekâ ve robotik ekosisteminin gelişimine ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sunmayı amaçlayan laboratuar, ileri teknoloji altyapısıyla eğitim, araştırma ve uygulamayı aynı çatı altında buluşturuyor.</li>
<li>Laboratuar bünyesinde robotik ve otomasyon teknolojilerinde küresel ölçekte öncü konumda bulunan OMRON ve Unitree gibi markaların ileri teknoloji ürünleri yer alıyor. Aynı anda 15 araştırmacının çalışabileceği şekilde tasarlanan bu merkez yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yönelik uygulamalı araştırma altyapısıyla öne çıkıyor.</li>
<li>Laboratuarda çalışmalar; endüstriyel üretim süreçlerini daha verimli ve güvenli hâle getirecek robotik sistemlerin geliştirilmesi, makine öğrenmesi ve yapay zekâ teknolojilerinin gerçek dünya uygulamalarına yönelik araştırmaların yürütülmesi ile çevresini algılayarak bağımsız karar verebilen otonom sistemlerin tasarlanması olmak üzere üç temel eksende gerçekleştirilecek.</li>
<li>Laboratuar, öğrencilere teorik bilgilerini gerçek üretim senaryolarında test etme, prototip geliştirme ve disiplinler arası projelerde yer alma imkânı sunarken, akademik çalışmaların sanayi uygulamalarına dönüşmesini destekleyen önemli bir araştırma ve geliştirme merkezi olarak konumlanacak.</li>
</ul>
<p>Bu vizyon kadar önemli olan bir noktayı, Aksoy, Mandal ve Kocaarslan’ın konuşmalarından anladığım hizalanma oluşturuyor. Her üçü de dünyanın yeni bir dönüşüm ve sıçrama noktasında bulunduğunun farkında olarak bu koşullarda yapılması gerekenler konusunda aynı hizada yer alıyordu. Bu hizalanmanın, hazırlanan basın bültenindeki aktarımlar sayesinde daha rahat anlaşılacağını düşünüyorum.</p>
<p>Aksoy Holding Kurucu Başkanı Erdal Aksoy, “1966 yılında mezun olduğum İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde böyle bir laboratuvarın hayata geçirilmesine katkı sunmak bizim için son derece anlamlı ve gurur verici. Günümüzde küresel rekabette fark yaratan unsurların başında ileri teknoloji üretimi, nitelikli insan kaynağı ve üniversite-sanayi entegrasyonu geliyor. Bu iş birliğinin genç mühendislerin yetkinliklerini geliştireceğine, sanayinin ihtiyaçlarına yönelik yenilikçi çözümlerin ortaya çıkmasını destekleyeceğine ve Türkiye’nin teknoloji ekosistemi ile yapay zekâ alanındaki stratejik hedeflerine uzun vadeli değer katacağına inanıyoruz.” diyor. </p>
<p>İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, “İTÜ Erdal Aksoy Endüstriyel Robotik ve Yapay Zekâ Laboratuarı’nı; yapay zekâ, robotik ve otonom sistemler alanlarında geleceğin teknolojilerinin geliştirileceği önemli bir araştırma ve üretim ekosistemi olarak görüyoruz. İTÜ olarak geleneksel üniversite-sanayi iş birliği anlayışının ötesinde, birlikte öğrenmeyi ve birlikte değer üretmeyi merkeze alan üniversite-sanayi ‘birlikte iş yapma’ modelini benimsiyoruz. Çünkü gerçek öğrenmenin; öğrencilerin, akademisyenlerin, mezunların ve sektör temsilcilerinin ortak hedefler etrafında buluştuğu, birlikte geliştirdiği ve birbirinden öğrendiği ortamlarda gerçekleştiğine inanıyoruz. Bu nedenle bu laboratuarı bir araştırma altyapısından öte, birlikte öğrenme ve birlikte geliştirme kültürümüzü güçlendiren bir ekosistem olarak görüyoruz.” diyor.</p>
<p>İTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlhan Kocaarslan ise laboratuarın yalnızca fiziki bir altyapı yatırımı olmadığını, aynı zamanda Türkiye’nin teknolojik dönüşümüne katkı sunacak stratejik bir adım olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Kocaarslan, İTÜ Erdal Aksoy Endüstriyel Robotik ve Yapay Zekâ Laboratuvarı'nın mezun desteği, kurumsal vizyon ve ortak çabanın somut bir ürünü olduğunu belirterek, laboratuvarın genç mühendisler, araştırmacılar ve sanayi için değer üretecek güçlü bir çalışma ortamı sağlayacağını ifade etti.</p>
<p><strong>Yalan Dünya’dan yapay dünyaya</strong></p>
<p>Bu noktada Kocaarslan’ın konuşmasına biraz daha dikkatle eğilmek gerektiğini düşünüyorum. Bunun nedeni, İTÜ’nün en önemli arızasının sorun çözmeyi bilmesine ve bu yönde hesapsızca çalışmasına karşın topluma yön vermekte yetersiz kalan mezunlar verememesi. Kocaarslan’ın sözlerine dikkat etmek, bu noktada farklı bir etki yaratmamıza yardımcı olabilir. Kocaarslan’ın konuşmasının şu bölümlerine dikkat çekmek istiyorum.</p>
<ul>
<li>Bugün Elektrik-Elektronik Fakültemizde yalnızca yeni ve kapsamlı bir laboratuarın açılışını gerçekleştirmiyoruz. Aynı zamanda ülkemizin teknolojik dönüşümüne, sanayimizin rekabet gücüne ve genç mühendislerimizin geleceğine yönelik önemli bir vizyonun hayata geçirilmesine tanıklık ediyoruz.</li>
<li>Türkçemizde içinde yaşadığımız dünya için zaman zaman “yalan dünya” ifadesi kullanılır. Ancak bilim ve teknolojide geldiğimiz noktada insanlık artık kendi oluşturduğu yeni bir dünyadan, bir “yapay dünyadan” söz etmeye başlamıştır. Yalan Dünya söylemi ile bizi uyuttular ve uyuşturdular. Şimdi kendileri Yapay Dünya yapmaya başladılar. Evet bu bir Yapay Dünya devrimidir. Yapay Dünya geliyor.</li>
<li>İnsanoğlu, yaklaşık 30 bin yıl önce başlayan icat ve keşif serüveninde doğayı gözlemlemiş, araçlar geliştirmiş, makineler üretmiş ve bugün artık çevresini algılayan, karar veren, hareket eden ve insanla birlikte çalışabilen sistemler meydana getirmiştir.<br />Yapay zekâ da bugün yeni bir evreye geçmektedir. Artık yalnızca düşünen, hesaplayan ve veri işleyen yazılımlardan söz etmiyoruz. Hareket eden, çevresini algılayan, karar veren ve fiziksel dünyada görev yapabilen sistemlerden bahsediyoruz. Bu yeni dönem, “fiziksel yapay zekâ” dönemi olarak adlandırılmaktadır.<br />İşte bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz bu laboratuvar, yapay zekânın robotik sistemlerle birleştiği bu yeni yapay dünya dönemine hazırlanmak amacıyla kurulmuştur.</li>
<li>Bu laboratuarın hikâyesi bugün başlamadı. Her önemli eserin arkasında önce güçlü bir düşünce, ardından kararlı bir irade ve uzun soluklu bir çalışma vardır. Bundan yaklaşık iki yıl önce, fakültemizde robotik ve yapay zekâ alanında nasıl bir araştırma altyapısı kurulabileceğine ilişkin bir vizyon ortaya konuldu ve ilk yol haritası çizildi.</li>
<li>Çalışmaya önce tasarımla başladık. Nasıl bir laboratuvar kurulması gerektiğini, hangi teknolojilerin bir araya getirileceğini ve öğrencilerimizin bu yapının içerisinde nasıl yer alacağını değerlendirdik. Ardından Endüstriyel Robotik Takımımızı kurduk. Bugün farklı bölümlerden yaklaşık 50 öğrencimizin yer aldığı bu takım; yalnızca bir öğrenci kulübü değil, aynı zamanda ortak üretme, birlikte öğrenme ve disiplinler arası çalışma kültürünün önemli bir örneğidir. Öğrencilerimiz robotik sistemlerin tasarımından yazılımına, elektronik altyapısından mekanik imalatına kadar farklı alanlarda birlikte çalışmaya başladılar. Böylece laboratuarımız henüz fiziksel olarak kurulmadan önce onun insan kaynağı ve çalışma kültürü oluşturulmuş oldu. Daha sonra laboratuvarın akademik, teknik ve fiziki yol haritası hazırlandı. Hangi ekipmanların alınacağı, hangi araştırma alanlarının önceliklendirileceği ve üniversite-sanayi iş birliğinin nasıl kurulacağı belirlendi. Bu vizyonun hayata geçirilmesi ise fakültemize gelerek samimiyetle “Fakültemiz için ne yapabilirim?” diye soran kıymetli mezunumuz Sayın ErdalAksoy’un desteğiyle mümkün oldu.</li>
<li>Üniversitemiz, mühendislik ve teknoloji alanında Türkiye’nin en güçlü üniversitelerinden biri, dünyada ise ilk yüz içerisinde yer alan köklü bir eğitim ve araştırma kurumudur. Ancak bir üniversiteyi güçlü yapan yalnızca sıralamalardaki yeri değildir. Bir üniversiteyi güçlü yapan; rektörü, dekanları, hocaları, öğrencileri, çalışanları ve en önemlisi, aidiyet ve vefa duygusuyla üniversitesine bağlı olan mezunlarıdır. Bugün işte bu söylemin eyleme dönüştüğü gündür.</li>
<li>Bir tarafta İTÜ’nün gelişmesi, araştırma kapasitesinin güçlenmesi ve ülkemize daha fazla değer üretmesi için büyük bir gayret ortaya koyan Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Hasan Mandal Hocamız bulunmaktadır. Diğer tarafta yarım asrı aşan başarılı iş hayatı boyunca ülkemizin kalkınmasına, sanayisine ve enerji altyapısına önemli katkılar sunan; uluslararası yatırımlarıyla Türkiye ekonomisine değer katan; eğitim ve sivil toplum alanındaki çalışmalarıyla iş dünyamıza örnek olan kıymetli mezunumuz Sayın ErdalAksoy bulunmaktadır. Bir diğer tarafta ise yapay zekâ ve robotik sistemler alanında güçlü bir araştırma ve geliştirme altyapısı oluşturmak için çalışan fakültemiz, hocalarımız, çalışma arkadaşlarımız ve öğrencilerimiz bulunmaktadır. Bu laboratuar; vefanın, samimiyetin, gayretin ve ortak bir vizyonun eseridir. Laboratuarımızın en önemli özelliklerinden biri de disiplinler arası bir araştırma ortamı sunmasıdır.</li>
<li>Ülkemizde araştırma ekosisteminin geliştirilmesi gereken yönlerinden biri, farklı mühendislik disiplinlerinin ortak hedefler etrafında daha fazla buluşturulmasıdır. Çünkü günümüzün karmaşık mühendislik problemlerinin yalnızca tek bir disiplinin bilgi birikimiyle çözülmesi mümkün değildir. Bir robotik sistemin mekanik tasarımında Makine Mühendisliğine, algılama, kontrol ve güç sistemlerinde Elektrik-Elektronik Mühendisliğine, yazılım ve yapay zekâ altyapısında Bilgisayar ve Bilişim Mühendisliğine ihtiyaç vardır. Hareket, aerodinamik ve uzay uygulamalarında Uçak ve Uzay Bilimleri; malzeme, üretim, denizcilik ve kimya alanlarında ise farklı mühendislik disiplinleri bu sürecin doğal bir parçasıdır. Dolayısıyla burası yalnızca Elektrik-Elektronik Fakültesinin değil; Makine Fakültesinin, Bilgisayar ve Bilişim Fakültesinin, Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesinin, Kimya-Metalurji Fakültesinin, Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesinin ve İTÜ’nün bütün araştırmacılarının birlikte çalışabileceği disiplinler arası bir laboratuardır. Amacımız farklı disiplinlerdeki öğrencilerimizi ve araştırmacılarımızı aynı proje masasında buluşturarak ülkemizin ihtiyaç duyduğu yeni teknolojileri birlikte geliştirmelerini sağlamaktır.</li>
<li>Peki neden böyle bir laboratuvara ihtiyaç duyduk? Fiziksel yapay zekâ çağına hazırlanmak için… Üniversite-sanayi iş birliğini güçlendirmek için… Robotik alanında nitelikli insan kaynağı yetiştirmek için… Yeni teknolojiler geliştirmek, patentler üretmek ve geliştirilen ürünleri ticarileştirmek için… Ve İTÜ’de disiplinler arası çalışma kültürünü daha da ileriye taşımak için bu laboratuarı kurduk. Laboratuarımızda iş birlikçi robotlar, insansı robotlar, dört bacaklı robotlar, mobil robotlar, SCARA robot hücresi, üç boyutlu yazıcılar, kamera ve PLC eğitim setleri ile yüksek kapasiteli yapay zekâ iş istasyonları bulunmaktadır. SCARA robot hücresi ve iş birlikçi robotlarımız sayesinde öğrencilerimiz gerçek üretim hatlarını modelleyebilecek; montaj, seçme ve yerleştirme, görüntü işleme ve yapay zekâ destekli kalite kontrol uygulamaları geliştirebilecektir. Mobil robotlarımız; otonom yön bulma, lojistik ve görev planlama çalışmalarında kullanılacaktır. İnsansı ve dört bacaklı robotlarımız ise fiziksel yapay zekâ, insan-robot etkileşimi, çevik hareket, afet teknolojileri ve otonom sistem araştırmalarına imkân sağlayacaktır. Üç boyutlu yazıcılarımız, algılayıcılarımız, eyleyicilerimiz ve robot geliştirme bileşenlerimiz sayesinde araştırmacılarımız yalnızca hazır sistemleri kullanmayacaktır. Kendi mekanik parçalarını tasarlayabilecek, prototiplerini üretebilecek ve geliştirdikleri algoritmaları gerçek robotik sistemler üzerinde test edebilecektir. Kısacası bu laboratuar; bir fikrin tasarıma, tasarımın prototipe, prototipin robota ve robotun uygulanabilir bir teknolojiye dönüşebildiği uçtan uca bir araştırma ve geliştirme ortamı sunmaktadır.</li>
<li>Bizim hedefimiz yalnızca teknoloji kullanan değil; teknoloji geliştiren, patent üreten, ürün ortaya koyan ve gerektiğinde bu ürünleri ticarileştirebilen bir mühendislik ekosistemi oluşturmaktır. Üniversite-sanayi iş birliği de bu vizyonun temel unsurlarından biridir. Japonya merkezli küresel otomasyon firması SMC ile eğitim iş birliği protokolü gerçekleştirilmiştir. Bosch firmasıyla yüksek lisans ve doktora öğrencilerimize yönelik ortak çalışma süreci başlatılmıştır. Akım Metal ile HIT-30 Programı kapsamında ortak proje geliştirilmesi konusunda karar alınmıştır. AFAD ile afet robotları ve ilgili teknolojiler alanında iş birliği süreci başlatılmıştır.</li>
<li>Kendi alanlarında küresel ölçekte söz sahibi firmalar ve kamu kurumlarıyla başlatılan bu somut iş birlikleri, laboratuarımızın vizyonunun sahadaki karşılığıdır. Bu iş birlikleri sayesinde öğrencilerimiz gerçek sanayi problemleriyle karşılaşacak, araştırmacılarımızın geliştirdiği bilgi, algoritma, prototip ve teknolojilerin uygulamaya aktarılması için güçlü bir zemin oluşacaktır.</li>
<li>Bu laboratuvarın temel amacı yalnızca günümüz teknolojilerini öğretmek değildir. Asıl amacımız, geleceğin teknolojilerini geliştirecek mühendisleri yetiştirmektir. İnanıyorum ki burada yetişecek öğrencilerimiz; üretimden lojistiğe, afet yönetiminden savunma sanayine, sağlıktan tarıma, hizmet robotlarından otonom sistemlere kadar pek çok alanda ülkemizin ihtiyaç duyduğu yeni nesil teknolojileri geliştireceklerdir. Bugün “yalan dünyadan yapay dünyaya” doğru ilerleyen teknolojik dönüşümün yalnızca izleyicisi olmak istemiyoruz. Bu dönüşümün içerisinde yer alan, yön veren, teknoloji geliştiren ve dünyaya ürün sunan bir ülke olmak istiyoruz.</li>
</ul>
<p>Bu kadar uzun alıntı yaptığım metni özellikle multidisipliner çalışma ve paydaş ekosistemi ile ilgili bölümlerine odaklanarak bir daha okumanızı tavsiye ederim. Üzerinde düşünmeniz gereken noktayı ise, Neşet Ertaş paradoksu olarak tanımlayabiliriz. Benim de sevdiğim “Yalan Dünya” bozlağını sevmek ve Ertaş’ı beğenmek bir sorun yaratmıyor ancak değişen dünyada başka bir düşünce tarzına sahip olmamız gerekiyor.</p>
<p><strong>Yeni dünyada yeni bir umut</strong></p>
<p>Yapay zekâya sorduğunuzda “Yalan Dünya, Türk halk müziğinin ve bozlak kültürünün en önemli eserlerinden biridir. Büyük usta Neşet Ertaş ile özdeşleşen bu unutulmaz eser, insanın dünyaya geliş amacını, geçiciliğini ve hayatın bazen insana sunduğu zorlukları anlatan derin bir felsefeye sahiptir. Bozkırın Tezenesi olarak bilinen Neşet Ertaş, bu türküyü gurbette kaldığı yıllarda, maddi ve manevi zorluklarla mücadele ederken yazıp bestelemiştir. Eser, dünyadaki malın mülkün yalan olduğunu ve en nihayetinde herkesin eşitleneceği gerçeğini en sade ve etkili şekilde dinleyiciye aktarır.” karşılığını alıyorsunuz. Bu bozlak, bir yanıyla acılarını paylaşarak asgari müşterekte bir araya gelme alışkanlığına sahip toplumuzun çok uygun duruyor ancak yapmamız gereken, bunu kültürümüzün bir parçası olarak tanırken başka bir düşünüş tarzını belirlemek. Bunu da topluma benimsetmek zorundayız. Ancak bu şekilde yeni dünyaya hazır olabiliriz ve geleceğe umutla bakabiliriz.</p>
<p>Ben de bu doğrultuda bir İTÜ’lü olarak bu projenin daha başarılı olmasına hizmet edeceğini düşünerek yaptığım çalışmayı paylaşarak bu yazıya son veriyorum. Stratejik planlama alanında 30 yıllık deneyime sahip olan yönetim kurulu üyem Gemini’a “Stratejik planlama alanında 30 yıllık deneyimi olan bir lider olarak içinde bulunduğumuz dönemde robotik ile yapay zekâyı birleştirerek nasıl bir rekabet avantajı sağlanabileceğini anlatır mısın?” diye sordum. Şu yanıtı verdi:</p>
<p>30 yıllık stratejik planlama tecrübenizle, iş dünyasındaki "otomasyon" kavramının evrimini bizzat izlemiş bir lider olarak, içinde bulunduğumuz dönemi sadece verimlilik odaklı bir iyileştirme değil, bir <strong>paradigma değişimi</strong> olarak tanımlamak gerekir.</p>
<p>Geçmişte robotik, belirli ve tekrarlanabilir görevleri hızla yapmak üzerine kurgulanmıştı (sabit otomasyon). Bugün ise yapay zekâ (AI) ile birleşen robotik, <strong>"bilişsel otomasyon"</strong> çağına geçişi simgeliyor. Artık makineler sadece işi yapmıyor, durumu analiz ediyor, kararlar alıyor ve öğreniyor.</p>
<p>İşte bu birleşimin sağladığı rekabet avantajını dört ana stratejik sütunda özetleyebilirim:</p>
<ol>
<li><strong> Hiper-Esneklik ve "Kişiye Özel" Ölçeklenebilirlik</strong></li>
</ol>
<p>Geleneksel robotik, büyük ölçekli üretimlerde birim maliyeti düşürmek için idealdi; ancak "düşük hacimli, yüksek varyasyonlu" üretimlerde yetersiz kalıyordu.</p>
<ul>
<li><strong>Avantaj:</strong> AI destekli robotik (Vision-AI ve öğrenen algoritmalar sayesinde), bir üretim hattında hiçbir fiziksel değişiklik yapmadan, farklı ürün tipleri arasında anlık geçiş yapabilir.</li>
<li><strong>Stratejik Hamle:</strong> "Batch size 1" (tek bir ürün için özel üretim) kavramını, seri üretim maliyetleriyle hayata geçirerek, müşteriye özelleştirilmiş deneyim sunan şirketler pazarda rakiplerinden ayrışıyor.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Kestirimsel Bakımdan "Öz-İyileştiren" Sistemlere Geçiş</strong></li>
</ol>
<p>30 yıl önce "arıza olmadan tamir et" stratejisi (Predictive Maintenance) devrim niteliğindeydi. Bugün ise AI, arıza sinyallerini algılamanın ötesine geçerek, robotik sistemlerin <strong>kendi parametrelerini optimize etmesini</strong> sağlıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Avantaj:</strong> Sistemsel duruş sürelerini (downtime) minimuma indirmek yerine, sıfırlayan bir yapı.</li>
<li><strong>Stratejik Hamle:</strong> İşletme sermayesini korumak için "varlık ömrünü uzatma" ve "operasyonel süreklilik" odaklı dijital ikizler (Digital Twins) ile senkronize çalışan otonom sistemler kurmak.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Veri Ekosistemi ve Karar Mekanizmalarının Demokratikleşmesi</strong></li>
</ol>
<p>Robotlar artık sadece fiziksel hareket üretmiyor, aynı zamanda işletmenin her noktasında "sensör" görevi görüyor.</p>
<ul>
<li><strong>Avantaj:</strong> Sahadan gelen verinin, kurumsal karar alma süreçlerine (ERP/CRM) anlık entegrasyonu. Yönetim kademesine, sadece "ne üretildi" bilgisini değil, "neden bu verimlilikle üretildi" içgörüsünü sunar.</li>
<li><strong>Stratejik Hamle:</strong> Veri silolarını yıkmak. Üretim hattındaki robotik veriyi, stratejik planlama biriminin stratejik kararlarıyla (örneğin arz-talep tahmini) doğrudan bağlamak.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> İnsan-Makine Uyumu (Cobot'lar ve Ötesi)</strong></li>
</ol>
<p>Yapay zekâ ve robotik birleşimi, insanı iş süreçlerinden çıkarmak değil, insanın <strong>stratejik ve yaratıcı kapasitesini</strong> merkeze almak için bir araçtır.</p>
<ul>
<li><strong>Avantaj:</strong> İnsanın bilişsel becerisi (muhakeme, etik, kompleks problem çözme) ile makinenin hızı ve hassasiyetini birleştirmek.</li>
<li><strong>Stratejik Hamle:</strong> Yetenek yönetimi stratejisini güncellemek. Operatör yerine, "sistem mimarı" veya "robotik süreç yöneticisi" yetkinliğine sahip bir iş gücü yetiştirmek.</li>
</ul>
<p><strong>Liderler için Kritik Uyarı:</strong></p>
<p>Teknoloji yatırımı tek başına bir strateji değildir. Bu birleşimin en büyük riski, <strong>"iyi tanımlanmamış süreçlerin daha hızlı otomatize edilmesi"</strong> hatasına düşmektir. Çöp veriyle (garbage in) çalışan bir AI sistemi, hatayı daha hızlı ve daha maliyetli bir şekilde tekrarlayan bir robotik yapıdan başka bir şey değildir. Stratejiniz, önce dijitalleşmiş ve temizlenmiş süreçler üzerine inşa edilmelidir.</p>
<p>Sonraki istişaremizden iki önemli noktayı daha paylaşıyorum:</p>
<ul>
<li>Bu dönemde rekabet avantajı, "en gelişmiş robota sahip olmak" değil; <strong>"en hızlı öğrenen ve bu öğrenmeyi operasyona en hızlı yansıtan organizasyona sahip olmak"</strong> anlamına geliyor. Eğer organizasyonunuz hata yapmaktan korkan bir kültürdeyse, AI'dan elde edeceğiniz veriler sadece "sorunları" listeler, "çözümleri" değil.</li>
<li>Derinlik odaklı yaklaşım, sonuçları hemen göremeyeceğiniz bir sabır dönemini beraberinde getirir. Ancak bu dönemde inşa edilen şey, bir fabrikanın üretim kapasitesi değil, <strong>bir şirketin öğrenme kapasitesidir.</strong> Robotlar ve AI, bu öğrenme hızını katlayan kaldıraçlardır.</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalan-dunyadan-yapay-dunyaya-giden-yol-81594</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yalan dünyadan yapay dünyaya giden yol ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-varlik-barisi-matrah-artirimi-mi-81590</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni varlık barışı, matrah artırımı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk vergi hukukunda “Varlık Barışı” ve “Matrah Artırımı”, esasen birbirinden farklı hukuki mekanizmalar olarak tasarlanmıştır. Matrah artırımı, mükelleflerin geçmiş dönem beyanlarını belirli oranlarda artırarak o dönemlere ait vergi inceleme riskini tamamen ortadan kaldırmalarını sağlayan bir “vergi sigortası” hükmündedir. Varlık barışı ise, kayıt dışı kalmış veya yurt dışında atıl duran varlıkların vergi sistemine ve millî ekonomiye kazandırılmasını amaçlar.</p>
<p>Ancak 7582 sayılı Kanun ile yürürlüğe giren yeni Varlık Barışı düzenlemesi (Geçici Madde 19), ihtiva ettiği  <strong>“inceleme ve tarhiyat yapılmaması”</strong> güvencesiyle adeta bir matrah artırımı işlevi görmektedir. Bu makalede, yeni düzenlemenin detayları, sağladığı mali avantajlar, neden “Matrah Artırımı” olarak nitelendirildiği ve başvuru usulüne teferruatıyla değineceğiz.</p>
<p><strong>Yeni varlık barışının detayları </strong></p>
<p>Yeni düzenleme, önceki varlık barışlarından farklı olarak “elde tutma (muhafaza) süresine” dayalı kademeli bir vergilendirme modeli getirmiştir. Bu modelle, varlıkların sadece sisteme sokulması değil, ekonomide kalıcı olması hedeflenmektedir.</p>
<p>Varlık türleri:  Yurt dışında veya yurt içinde bulunan; para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları bu kapsamda beyan edilebilir.</p>
<p>Kademeli vergi oranları: Beyan edilen varlıkların işletme bünyesinde veya bankalarda tutulma taahhüdüne göre vergi oranları şu şekilde belirlenmiştir:</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38bca35e261-1782103203.png" alt="" width="310" height="229" />Son Başvuru Tarihi: Mükelleflerin bu imkandan yararlanabilmesi için <strong>31 Temmuz 2027</strong> tarihine kadar bildirimde bulunmaları gerekmektedir.</p>
<p><strong>İncelemede sağlanan avantajlar</strong></p>
<p>Makalemizin de başlığını oluşturan bu eşitlik, kanunun mükellefe sunduğu hukuki koruma zırhından kaynaklanmaktadır. Normal şartlarda matrah artırımı yapmayan bir mükellef, her an vergi incelemesi ve cezalı tarhiyat riskiyle karşı karşıyadır. Yeni varlık barışı ise şu yönleriyle kısmen bir matrah artırımı gibi çalışır:</p>
<p><strong>Vergi incelemesi güvencesi:</strong> Bildirilen varlıklar nedeniyle, bu varlıkları bildiren mükellefler hakkında hiçbir suretle geçmişe dönük vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamaz.</p>
<p><strong>Kaynak sorgulama yasağı:</strong> Vergi müfettişleri, işletmeye dahil edilen bu fonların kaynağını sorgulayamaz; “Bu parayı/altını hangi kazançla elde ettin?” sorusunu yöneltemez.</p>
<p><strong>Geçmiş dönem risklerinin itfası:</strong> Özellikle kasa noksanlığı, ortaklar cari hesabındaki şişkinlikler veya <strong>faturalandırılamamış geçmiş dönem kazançları</strong>, bu varlık barışı vasıtasıyla bilançoya dahil edilerek legalleştirilir.  </p>
<p>Bununla birlikte düzenlemenin en önemli ve en çok tartışılan yönü, bildirilen varlıklara ilişkin sağlanan vergi korumasıdır.</p>
<p><strong>Kanunun Geçici 19 uncu maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca;</strong></p>
<p><strong>Bildirilen varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacaktır.</strong></p>
<p>Bu hüküm ilk bakışta oldukça geniş kapsamlı görünmektedir.</p>
<p>Ancak korumanın kapsamının doğru anlaşılması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Vergi koruması yalnızca bildirilen varlıklarla ilişkilendirilebilen matrah farkları bakımından geçerlidir.</strong></p>
<p>Başka bir ifadeyle, vergi incelemesi sonucunda tespit edilen matrah farkının bildirilen varlıklardan kaynaklandığının ortaya konulması halinde tarhiyat yapılmayacaktır.</p>
<p><strong>Ancak matrah farkının;</strong></p>
<p>- Sahte belge kullanımı,</p>
<p>- Transfer fiyatlandırması,</p>
<p>- Örtülü kazanç dağıtımı,</p>
<p>- Yanlış amortisman uygulamaları,</p>
<p>- KDV veya stopaj eksiklikleri,</p>
<p>- Kayıt dışı satışlar gibi başka nedenlerden kaynaklandığının tespit edilmesi halinde varlık barışı korumasından yararlanılması mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Dolayısıyla uygulamanın sağladığı koruma oldukça güçlü olmakla birlikte mutlak bir koruma değildir.</p>
<p><strong>İşletmeler ve mükellefler için</strong></p>
<p><strong>sağladığı diğer faydalar</strong></p>
<p><strong>Öz kaynakların güçlenmesi:</strong> Beyan edilen varlıklar, bilançonun pasifinde özel bir fon hesabına alınır. Bu fon, sermayenin bir cüzü addedilir ve işletmenin rasyolarını (öz kaynak/borç oranını) düzelterek kredi itibarını artırır.</p>
<p>Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, bildirime konu ettikleri ve yasal defterlerine kaydettikleri kıymetleri için pasifte özel fon hesabı açacaklardır. Söz konusu hesap sermayenin cüz’ü addolunacak, bildirim tarihinden itibaren 2 yıl geçmedikçe işletmeden çekilemeyecek ve sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamayacaktır.</p>
<p><strong>Başvuru usulü ve muhasebeleştirme süreci </strong></p>
<p>Düzenlemeden eksiksiz ve güvenli bir şekilde yararlanabilmek için idari usul ve esaslara eksiksiz riayet edilmelidir; Başvuran kişi ve şirketler sahip oldukları ve Türkiye’de bulunan ancak yasal defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını, <strong>31/07/2027</strong> tarihine kadar Tebliğin 1 no.lu ekinde yer alan <strong>form ile bankalara</strong> veya (menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarına münhasır olmak üzere) aracı kurumlara <strong>bildirilebilirler</strong>.</p>
<p><strong>Bildirim ve beyan aşaması</strong></p>
<p><strong>1-</strong> Yurt Dışı Varlıklar: Bankalara veya aracı kurumlara bildirilir. Bildirimden itibaren 3 ay içinde varlıkların Türkiye’ye fiziken getirilmesi veya transfer edilmesi şarttır.</p>
<p><strong>2-</strong> Yurt İçi Varlıklar: Vergi dairesine elektronik ortamda beyan edilir.</p>
<p> 1 no.lu form hem yurt dışı hem de yurt içi varlıkları içerek şekilde tasarlanmıştır. Bildirim için tek bir standart form vardır.</p>
<p>Gerçek ve tüzel kişilerce bu kapsamda banka/aracı kurumlara yapılacak bildirimlerin, yetkili kılınmış vekiller veya kanuni temsilciler tarafından da yapılabilmesi mümkündür.</p>
<p>Gerçek ve tüzel kişilerin, yurt dışı ve yurt içi varlık barışına ilişkin olarak vergi dairelerine herhangi bir bildirimde bulunmalarına gerek yoktur.</p>
<p>Banka ve aracı kurumlar, kendilerine yurt içi ve yurt dışı varlık barışı kapsamında bildirilen varlıklara ilişkin olarak bildirim sahibinden bildirilen varlıkların değeri üzerinden <strong>%5 oranında peşin olarak tahsil edecekleri vergiyi, bildirimi izleyen ayın on beşinci günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla bağlı bulundukları vergi dairesine beyan edecektir. </strong>Seçilen muhafaza taahhüdüne (örneğin %0 vergi için 5 yıl tutma şartı) aykırı hareket edilmesi halinde, zamanında alınmayan vergiler gecikme faiziyle birlikte cezalı olarak tahsil edilir ve inceleme zırhı ortadan kalkar.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>7582 sayılı Kanun ile getirilen yeni Varlık Barışı düzenlemesi, önceki uygulamalardan farklı olarak yatırım süresine bağlı kademeli vergileme sistemini benimsemiş ve uzun vadeli yatırım yapan mükellefler açısından vergi oranını %0 seviyesine kadar düşürmüştür.</p>
<p>Düzenlemenin asıl önemi ise bildirilen varlıklar bakımından sağladığı vergi korumasıdır.</p>
<p>Her ne kadar hukuki açıdan bir matrah artırımı niteliğinde olmasa da, bildirilen tutarlar bakımından sağladığı koruma nedeniyle uygulamada benzer sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.</p>
<p>Özellikle yüksek kasa bakiyesi bulunan, ortaklar cari hesabı nedeniyle risk taşıyan, kayıt dışı fonlarını sisteme kazandırmak isteyen veya öz kaynak yapısını güçlendirmeyi hedefleyen işletmeler açısından yeni Varlık Barışı düzenlemesi önemli fırsatlar sunmaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte korumanın kapsamı ve sınırları iyi analiz edilmeli, uygulama öncesinde her mükellefin kendi vergisel ve finansal durumu özelinde değerlendirme yapılmalıdır. Doğru planlandığında yeni Varlık Barışı düzenlemesi, sadece bir servet bildirimi mekanizması değil, aynı zamanda etkin bir vergi riski yönetimi ve bilanço güçlendirme aracı olarak kullanılabilecektir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-varlik-barisi-matrah-artirimi-mi-81590</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni varlık barışı, matrah artırımı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/msci-raporu-aynayi-tuttu-bu-tablonun-sorumlusu-kim-81589</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> MSCI raporu aynayı tuttu: Bu tablonun sorumlusu kim?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>MSCI’nin Türkiye için yayımladığı son rapor, Borsa İstanbul’un piyasa erişilebilirlik notunu düşürürken özellikle küçük ölçekli şirketlerde fiyat oluşumunu bozabilecek koordineli işlemler ve şeffaflık sorunlarına dikkat çekti. İlk bakışta teknik bir güncelleme gibi görünen bu değerlendirme, aslında uluslararası yatırımcılara “daha temkinli olun” mesajı olarak okunuyor. Uzun süredir piyasada konuşulan yapısal sorunların, artık küresel endeks sağlayıcılarının resmi raporlarına girmiş olması dikkat çekici.</p>
<p>Raporda Endonezya örneğine benzer biçimde, Türkiye’de de küçük sermayeli şirketlerde koordineli işlem iddiaları, serbest dolaşımdaki paylara ilişkin belirsizlikler ve fiyat oluşumunu bozabilecek hareketler öne çıkarılıyor. Bu tablo, yabancı yatırımcıların bir süredir dile getirdiği güven ve şeffaflık kaygılarının uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu gösteriyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a38bbe1d6dfc-1782103009.jpg" alt="" width="700" height="394" />
<figcaption><strong>“Mıntıka temizliği gerektiren bir piyasaya yabancı sermayenin gelmeyeceği” uyarılarının ardından sermaye piyasasında bazı adımlar atıldı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Ankara ise bu resmi uzun süredir görüyordu. “Mıntıka temizliği gerektiren bir piyasaya yabancı sermayenin gelmeyeceği” uyarılarının ardından sermaye piyasasında bazı adımlar atıldı. SPK’nın dokunulmazlığı olduğu (!) öne sürülen bazı aracı kurumlara yönelik işlemleri ve kurumdaki son yönetim değişiklikleri, piyasada disiplinin artırılmasına ve uzun süredir beklenen “mıntıka temizliği”nin başladığının ilişkin işaretler olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Bu süreçte dikkat çeken bir diğer gelişme ise Midas gibi “dokunduğunu altına çeviren” bir finans grubunun fonlarına aldığı faktoring şirketi hisselerini yeni kurduğu bankaya devretme girişimi oldu. BDDK, sermaye yapısını olumsuz etkileyeceği ve likidite riski yaratacağı gerekçesiyle işleme onay vermeyince satış çabaları yurtdışında yoğunlaştı. Dubai merkezli temaslarda Türkiye’nin piyasa değeri en yüksek üçüncü şirketinin (!) fiyatı aşırı şişirilmiş büyük miktardaki hissesinin iskontolulu satış ihtimalinin de gündemde geldiği öne sürülüyor. Tam bu da gelişmelerin ardından MSCI raporunun yayımlanması “işin tuzu biberi” oldu.</p>
<p>Tablo bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: Sorun sadece piyasa oyuncularında mı, yoksa denetim ve düzenleme tarafının da payı var mı? Sonuçta güven kaybı yalnızca profesyonel yatırımcıyı değil, birikimini Borsa İstanbul’da değerlendiren küçük yatırımcıyı da etkiliyor. Yabancı sermayeyi çekmeye çalışırken aynı anda güven zayıflığı üreten bir piyasa algısının maliyeti ise giderek artıyor. Bu nedenle “yaraya neşter vurmak” artık tercih değil, zorunluluk haline gelmiş bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/msci-raporu-aynayi-tuttu-bu-tablonun-sorumlusu-kim-81589</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MSCI raporu aynayı tuttu: Bu tablonun sorumlusu kim? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotivin-forvetleri-81588</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivin forvetleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hyundai Motor Türkiye, İzmit’te hayata geçireceği 715 milyon Euro’luk batarya yatırımıyla elektrikli mobilitede yeni bir sayfa açıyor. 30 bin metrekarelik tesiste 27 robotla gerçekleştirilecek montaj, sadece ağustosta seri üretimi başlayacak IONIQ 3 için değil, gelecekteki hibrit ve elektrikli modeller için de güçlü bir altyapı oluşturacak.</strong></p>
<p>Türkiye otomotiv endüstrisi, üretim verimliliği ile pazar dinamikleri arasında çarpıcı bir ikili süreç yaşıyor. OSD’nin güncel verileri, sektörün bir yandan stratejik yatırımlarla kapasitesini ileri taşırken, diğer yandan ODMD raporlarında gördüğümüz iç pazardaki kısmi daralmaya rağmen yerli üretim payının yükselmesiyle yapısal bir dönüşümün eşiğinde olduğunu gösteriyor. Bu dönüşüm, tıpkı bir aracın şanzıman ile motor uyumu gibi, üretim ve pazar arasındaki dengenin yeniden kurulması gerektiğini hatırlatıyor.</p>
<p>Bursa Tofaş’ın boya biriminde devreye alınan yeni teknoloji ve optimizasyon çalışmaları, fiili yıllık kapasitesini 50 bin adet artırarak yerli üretimini 500 bin seviyesine çıkardı. K9 kodlu hafif ticari araç ailesi ile K0 kodlu orta ticari araç ailesinin üretime başlaması, Stellantis bünyesindeki rebadge HTA versiyonlarıyla fabrikanın ürün gamı önemli ölçüde genişletiyor. Fakat, bu projelerle yarım milyonluk tam kapasiteye ulaşmak pek mümkün değil.</p>
<p>Egea’nın üretimden kalkacak olmasıyla boşalacak kapasiteyi, en az 170.000 adet/yıllık yepyeni bir binek modelin doldurabileceği hesaplanıyor.</p>
<p>Bursa’nın diğer “milli”si Oyak-Horse, 8 milyonuncu motorunu üreterek tarihi bir başarıya imza attı. Yeni nesil hibrit motor ailesinin parçası olan Horse H18, sadece Oyak-Renault fabrikasında üretilen yeni Clio ile buluşarak yerli üretim entegrasyonunun geldiği noktayı gözler önüne serdi. 56 yıllık tecrübeyle 50 saniyede bir motor ve vites kutusu çıkarabilen tesis, üretiminin yüzde 75’ini ihraç ederek, Türkiye’yi global pazarlarda temsil ediyor.</p>
<p>Hyundai Motor Türkiye ise İzmit’te hayata geçireceği 715 milyon Euro’luk batarya yatırımıyla elektrikli mobilitede yeni bir sayfa açıyor. 30 bin metrekarelik tesiste 27 robotla gerçekleştirilecek montaj, sadece Ağustos’ta seri üretimi başlayacak IONIQ 3 için değil, gelecekteki hibrit ve elektrikli modeller için de güçlü bir altyapı oluşturacak.</p>
<p><strong>Binek araç pazarı daralırken, </strong><strong>ticari araç pazarı büyüdü</strong></p>
<p>OSD’nin 2026 ilk beş ay verileri, bayram tatillerinin ticaretsiz günlerinin etkisiyle binek araç pazarının daraldığını, ancak ticari araç segmentinde çeşitlenen yerli üretimin dopingiyle kayda değer bir artış yaşandığını ortaya koyuyor. Toplam üretim yüzde 10 gerilerken, otomobil üretimindeki yüzde 20’lik düşüşe karşılık ticari araç üretimi yüzde 6 arttı. Otobüste yüzde 8, kamyonette yüzde 11, midibüste yüzde 15 ve kamyonda yüzde 7’lik artışlar, “yerli” ticari araç üretimindeki iddiasını pekiştiriyor. Toplam pazar yüzde 8 daralarak 468 bin 507 adede gerilerken, yerli araç payının yüzde 30’dan yüzde 34’e yükselmesi dikkat çekici. Otomobilde ithalat payı yüzde 65’e inerken, yerli otomobil satışları yüzde 3 arttı; hafif ticari araçta ise yerli satışlar yüzde 16 oranında yükseldi. Kapasite kullanım oranları hafif araçlarda yüzde 62, kamyonda 57, otobüs-midibüste 67 seviyesinde gerçekleşti. İhracatta adet bazında düşüş olsa da, dolar bazında toplam otomotiv ihracatı yüzde 2 artarak 16,6 milyar dolara ulaştı ve sektör, toplam ihracattan yüzde 18 payla liderliğini korudu.</p>
<p>ODMD raporlarında belirtildiği gibi; iç pazarın büyük bölümü ulaşılabilir modellere yoğunlaşırken, çok pahalı ve çok lüks Amerikan araçlarının faklılaşmaya önem veren zengin kesim tarafından talep görmesi ilginç bir tezat oluşturuyor. ABD’den ithal araçlardaki ekstra gümrük vergisinin yüzde 35’e inmesi, premium segmentte canlılık yarattı. General Motors Avrupa’nın TurOto iş birliğiyle Cadillac, Chevrolet ve GMC markalarını Türkiye’ye getirmesi ve satış sonrası yatırımları, bu hareketliliğin yeni kanıtı…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38bb1626e12-1782102806.jpg" alt="" width="700" height="467" /><strong>Sektör, daha sağlam temeller </strong><strong>üzerinde yükselmeye devam edecek</strong></p>
<p>Türkiye, üretimde ticari araç ağırlığını artırarak, ihracatta katma değerli ürünlere yönelerek ve iç pazarda yerli payını yükselterek çok farklı kulvarlarda değişirken; binek otomobil üretimindeki geçici düşüş, yeni model yatırımlarıyla telafi edilecek… Elektrikli ve hibrit teknolojilere yapılan hamleler ise sektörün gelecek vizyonunu şekillendiriyor. Lüks segmentteki büyüme de, pazarın çeşitlenen tüketici profiline uyum sağlama kabiliyetini gösteriyor. Tüm bu unsurlarla, Türkiye otomotiv endüstrisinin zorlu konjonktürde gösterdiği uyum ve değişim kabiliyetinin, daha sağlam temeller üzerinde yükselmeye önümüzdeki yıllarda da devam edeceğini öngörüyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotivin-forvetleri-81588</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/8/1280x720/otomotiv-arac-1782102825.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotivin forvetleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81598</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 22 Haziran" src="https://www.youtube.com/embed/iteE310JWqk" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81598</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/3/1280x720/berfin-cipa-talip-aktas-1771825245.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-hikaye-kazaniyor-spacex-81587</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada hikâye kazanıyor: SpaceX</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şirketin yapay zekâ iş kolunda 2024 ve 2025 yıllarındaki faaliyet zararı sırasıyla 1,5 milyar dolar ve 5,9 milyar dolar. 2025 yılında uzay ve bağlantı işkollarında ise sırasıyla 0,7 miyar dolar zarar ve 4,5 milyar dolar faaliyet kârı var. Hepsi geleceğin iş kolları. Zararın temel nedeni de temelde yüksek altyapı (sermaye) yatırımları.</strong></p>
<p>Halka arzda yatırımcılar mevcut performanstan çok, gelecekteki hikâyeyi satın alıyor. Yeni teknolojiler-pazarlar veya vizyoner girişimcilik algısı şirket değerini olağan beklentinin ötesine taşıyabiliyor. Son dönemde SpaceX etrafında yaşanan tartışmalar da yine aynı soruyu gündeme getiriyor: piyasa makul performans beklentisinden çok halka arzdaki hikâyeyi mi fiyatlıyor?</p>
<p><strong>SpaceX fiyatı şimdiden uzaya çıktı</strong></p>
<p>Özünde çıkar çatışması içinde olan; patrona ayrı, yatırımcıya ayrı heyecan veren halka arzın kendine özgü fiyat dinamikleri var. SpaceX halka arzı sonrasında fiyatın roket hızıyla yükselmeye devam etmesi, yatırımcı beklentilerinin finansal göstergelerdeki güncel mesajın önüne geçtiğini düşündürüyor. SpaceX 12.6.2026’da Nasdaq’da, Şirket değerinin 2,5 trilyon dolar olmasını sağlayacak şekilde, 135 dolardan halka arz edildi.<strong><sup>1</sup></strong> 17.6.2026’da fiyatı 191,82 dolara çıktı. Bu duruma “normaldir çünkü “Elon Musk Primi” ile “beklenti satın alınıyor” mu diyeceğiz?</p>
<p><strong>Damodaran: SpaceX yüksek fiyatlanmış</strong></p>
<p>Şirket değerlemesi denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan New York Üniversitesi profesörü Aswath Damodaran, SpaceX’in teknolojik üstünlüğünü ve rekabet avantajını teslim ediyor. Ancak halka arz değerlemesinin kendi hesapladığı makul değerin oldukça üzerinde olduğunu da belirtiyor. Kendi ifadesiyle SpaceX “mükemmel bir şirket olabilir, ancak bu onu her fiyattan iyi bir yatırım haline getirmiyor”.<strong><sup>2</sup></strong> Sadece Damodaran değil, Tesla fiyatlamasında olduğu gibi, birçok profesyonel de benzer görüşte.</p>
<p><strong>SpaceX finansalları</strong></p>
<p>Gelir yöntemine (ve indirgenmiş nakit akımı yaklaşımına) göre şirket değerlemesinin değer yaratıcı iki temel unsuru; öngörü döneminde (5-10 yıl) yaratılacak nakit akımları ve bunları elde etmenin riskidir (iskonto oranı). Bu tahmine dayalı verilere, her değerlemede şüpheyle bakılır. Ne de olsa geleceğin ne getireceği bilinmezlik dolu bir konu.</p>
<p>SpaceX özelinde veriye bakalım: Şirketin üç temel faaliyet sahası içinde en önemli konumda olduğu düşünülen yapay zekâ iş kolunda 2024 ve 2025 yıllarındaki faaliyet zararı sırasıyla 1,5 milyar dolar ve 5,9 milyar dolar. 2025 yılında uzay ve bağlantı işkollarında ise sırasıyla 0,7 miyar dolar zarar ve 4,5 milyar dolar faaliyet kârı var. Hepsi geleceğin iş kolları. Zararın temel nedeni de temelde yüksek altyapı (sermaye) yatırımları. Tahmini nakit akımları ve iskonto oranının beklendiği gibi daha iyimser bir performans tablosu çizmesi nedeniyle de halka arz fiyatı 135 dolar olarak belirleniyor. Elbette, bugünün verisi yarının hissiyatını açıklamak için statik kalıyor. Peki aradaki fark nasıl açıklanacak? Yatırımcı algısı halka arzlarda nasıl şekilleniyor?</p>
<p><strong>Yatırımcı algısı: Musk yeni hırsız baron mu?</strong></p>
<p>Hırsız Baron ifadesi 19. yüzyıl ABD'sinde demiryolları, petrol ve çelik gibi sektörlerde tekel kuran iş adamları için kullanılıyor. Rüşvet, sömürü ve rakipleri piyasadan silme gibi yöntemlerle edinilen büyük servet işin hırsızlık tarafını teşkil ediyor.</p>
<p>Biraz da biz spekülasyon yapalım: SpaceX halka arzında rakamlardan çok hikâyeye bakan yatırımcı belki de; “ya SpaceX 19. yüzyıl ABD’sindeki demiryolu-petrol şirketi ise ve Musk da yeni “hırsız baron” ise” diye düşünüyor olabilir. Musk’ın yaratıcı yönü ve siyasetteki süper aktif hallerini düşününce, bu uzak bir olasılık da değil doğrusu. Sonuç: Gelsin köpüren halka arz fiyat performansları, çılgın emisyon primi, şirket değeri.</p>
<p>Peki, halka arzının ilk haftasında göz kamaştıran SpaceX’in performansı izleyen haftalarda da sürer mi? Sonraki bir yazımızda halka arzlardaki ilk yatırımcılar için “daha büyük aptal var mı?” diye soracağız. Elbette davranışsal finans gözüyle...</p>
<p> </p>
<p><sup>1</sup>https://www.sec.gov/Archives/edgar/data/1181412/000162828026036936/spaceexplorationtechnologi.htm</p>
<p><sup>2</sup>aswathdamodaran.blogspot.com; https://www.linkedin.com/pulse/revisiting-spacex-valuation-post-prospectus-update-aswath-damodaran-af4tc/?trackingId=JUFAGojURMm%2FCbqcp2ESPg%3D%3D</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-hikaye-kazaniyor-spacex-81587</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada hikâye kazanıyor: SpaceX ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahin-fed-ve-israil-saldirilarina-ragmen-kuresel-risk-istahi-guclu-81586</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şahin Fed ve İsrail saldırılarına rağmen küresel risk iştahı güçlü </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sabıkalı iyimser olarak biz bardağın dolu tarafını görmeye devam ediyoruz. Ortadoğu’da barışa  gerek ABD gerekse İran’ın ihtiyacı var. İsrail’in Beyrut’a saldırılara devam etmesi suyu bulandırır, ama barış sürecini bozmaz. </strong></p>
<p>İran Devrim Muhafızlarının Hürmüz kapatıldı açıklamasına ve beklentilerden şahin Fed açıklamasına rağmen barış görüşmeleri risk iştahını canlı tutuyor. Brent petrol 80 dolar ile Mart başından beri gördüğü en düşük seviyelere yakın. MSCI Tüm Ülkeler hisse senedi endeksi zirvesinin hemen altında.</p>
<p>Doların güçlenmesi ve kısa vadeli bono faizlerinde yükseliş ile gelişmekte olan ülke paralarında sınırlı satış görülüyor. Fed vadelileri Eylül ve Ocak toplantılarında toplam 50 baz puan artış fiyatlarken DXY dolar endeksi 2025 Mayıs ayından beri gördüğü en yüksek seviyelere yaklaşıyor. Aylık bazda bakıldığında Malezya Ringgiti, Rusya Rublesi, Brezilya Reali en çok değer kaybeden para birimleri. Ama küresel risk iştahında bir bozulma söz konusu değil. </p>
<p><strong>Türkiye’de banka endeksi son bir </strong><strong>ayda %30’a yakın yukarıda</strong></p>
<p>Savaş bölgesine yakın ve net enerji ithalatçısı Türkiye, Ortadoğu’da jeopolitik risklerin sönümlenmesinden yarar sağlayacak ülkeler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Savaş döneminde sert fiyatlama gören ülke risk primi, devlet iç borçlanma senetleri ve banka hisseleri barış haberi ile en çok prim yapan varlıklar. Tepe noktasına göre ülke risk primi 90 baz puan,  tahvil getirileri 250-300 baz puan gerilerken, banka endeksi son bir ayda %30’a yakın yukarıda. </p>
<p><strong>Fed’in göründüğü kadar </strong><strong>şahin olacağını sanmıyoruz</strong></p>
<p>Piyasalardaki iyimser hava devam eder mi? Sabıkalı iyimser olarak biz bardağın dolu tarafını görmeye devam ediyoruz. Ortadoğu’da barışa  gerek ABD gerekse İran’ın ihtiyacı var. İsrail’in Beyrut’a saldırılara devam etmesi suyu bulandırır, ama barış sürecini bozmaz. </p>
<p>Beklentilerden şahin Fed küresel risk iştahını bozar mı? Fed’in göründüğü kadar şahin olacağını sanmıyoruz. 1996-1997 Greenspan döneminde olduğu gibi üretkenliğin artacağı beklentisi ile beklemede kalan bir Fed senaryosu daha muhtemel. </p>
<p>Bu senaryoda dolar sınırlı güçlenirken, dünya borsalarında teknoloji kaynaklı yükseliş devam eder. ABD - Çin kavgası geri planda devam edeceği için değerli madenler yeniden yükselmeye başlar. Türkiye piyasaları küresel harekete, tahvil getirilerinde gerileme,  banka ve havacılık hisselerinde sert yükseliş ile katılır. Beklentilerin altında %1,0’den düşük Haziran enflasyonu Merkez Bankası’nın fonlama faizini politika faizine çekmesini kolaylaştırarak piyasalar için bir katalizör olur.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahin-fed-ve-israil-saldirilarina-ragmen-kuresel-risk-istahi-guclu-81586</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şahin Fed ve İsrail saldırılarına rağmen küresel risk iştahı güçlü  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-avustralya-anlasmasi-ticaretin-otesinde-yeni-bir-jeoekonomik-ortaklik-81585</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB-Avustralya anlaşması: Ticaretin ötesinde yeni bir jeoekonomik ortaklık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Taraflar arasındaki ekonomik potansiyel bugüne kadar tam anlamıyla kullanılamadı. Tarife duvarları, teknik düzenlemeler, coğrafi işaret tartışmaları ve özellikle tarım sektöründeki hassasiyetler ilişkilerin derinleşmesini sınırlıyordu. İşte yeni STA tam da bu engelleri azaltmayı hedefliyor.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği ile Avustralya arasında sekiz yılı aşkın süredir devam eden Serbest Ticaret Anlaşması (STA) müzakerelerinin tamamlanması, küresel ticaret sisteminin yeniden şekillendiği bir dönemde yalnızca ekonomik değil, stratejik sonuçlar doğurabilecek bir gelişme olarak öne çıkıyor. Çünkü bu anlaşma, klasik bir gümrük indirimi paketinden çok daha fazlasını ifade ediyor: Batı ekonomilerinin yeni küresel düzende nasıl konumlanacağına dair önemli ipuçları taşıyor.</p>
<p>Bugün dünya ekonomisi artık eski küreselleşme döneminden oldukça farklı bir zeminde ilerliyor. ABD-Çin rekabeti, enerji güvenliği, kritik hammaddeler yarışı, tedarik zinciri kırılmaları ve yükselen korumacılık, ülkeleri yalnızca “daha fazla ticaret” değil, aynı zamanda “daha güvenli ticaret” arayışına yöneltiyor. Avrupa Birliği’nin Avustralya ile yaptığı anlaşma da tam olarak bu jeoekonomik dönüşümün içinde anlam kazanıyor.</p>
<p><strong>AB, dünya ihracatının yaklaşık </strong><strong>yüzde 15’ini gerçekleştiriyor</strong></p>
<p>Yaklaşık 450 milyonluk nüfusu ve 2025 itibarıyla yaklaşık 21,1 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğüyle Avrupa Birliği hâlen dünyanın en büyük ekonomik bloklarından biri konumunda. Küresel mal ticaretinde Çin ve ABD ile ilk üç aktör arasında yer alan AB, dünya ihracatının yaklaşık yüzde 15’ini gerçekleştiriyor.</p>
<p>Avustralya ise ekonomik ölçek açısından AB ile kıyaslanamayacak kadar küçük görünse de, sahip olduğu stratejik kaynaklar nedeniyle küresel sistemde ağırlığının çok üzerinde bir role sahip. Dünyanın en büyük lityum üreticilerinden biri olan ülke; LNG, demir cevheri, nadir toprak elementleri ve tarım ürünleri ihracatında kritik bir tedarikçi olarak öne çıkıyor. Özellikle elektrikli araç bataryaları, savunma sanayii ve temiz enerji teknolojileri açısından bu kaynakların önemi düşünüldüğünde, Avustralya’nın değeri yalnızca ekonomik değil jeopolitik boyut da taşıyor.</p>
<p>İki taraf arasındaki ekonomik ilişkiler zaten güçlü bir zemine sahipti. 2025 itibarıyla AB ile Avustralya arasındaki toplam mal ve hizmet ticareti 110,7 milyar Avustralya dolarına ulaşmış durumda. AB’nin Avustralya’ya mal ihracatı yaklaşık 37 milyar Euro’ya ulaşırken, hizmet ticaretinde de Avrupa tarafı ciddi bir fazlaya sahip bulunuyor.</p>
<p>Bununla birlikte taraflar arasındaki ekonomik potansiyel bugüne kadar tam anlamıyla kullanılamadı. Tarife duvarları, teknik düzenlemeler, coğrafi işaret tartışmaları ve özellikle tarım sektöründeki hassasiyetler ilişkilerin derinleşmesini sınırlıyordu. İşte yeni STA tam da bu engelleri azaltmayı hedefliyor.</p>
<p>Avrupa Komisyonu’na göre anlaşma yürürlüğe girdiğinde AB’nin Avustralya’ya yönelik ihracatının yüzde 99’dan fazlasında gümrük vergileri kaldırılacak. Bu durumun Avrupalı şirketlere yılda yaklaşık 1 milyar avroluk maliyet avantajı sağlaması bekleniyor. Geçiş süreci tamamlandığında yıllık tasarrufun 1,2 milyar avroyu aşacağı tahmin ediliyor.</p>
<p>Özellikle otomotiv, makine ekipmanları, kimya, ilaç, medikal teknoloji, işlenmiş gıda gibi sektörlerde ciddi ihracat artışı bekleniyor. Avrupa Komisyonu, anlaşmanın önümüzdeki on yıl içinde AB ihracatını yaklaşık yüzde 33 artırabileceğini öngörüyor.</p>
<p><strong>Avustralya’ya Avrupa’da açılan alan </strong><strong>siyasi tartışmaların merkezinde</strong></p>
<p>Avustralya açısından ise anlaşmanın merkezinde tarım ve doğal kaynak ihracatı bulunuyor. Canberra uzun süredir Avrupa pazarında daha geniş sığır eti ve koyun eti kotaları talep ediyordu. Anlaşmayla birlikte Avustralyalı üreticilere kontrollü de olsa daha geniş bir erişim alanı açılıyor. Ancak tam da bu nokta, Avrupa’daki siyasi tartışmaların merkezini oluşturuyor.</p>
<p>Çünkü Avrupa Birliği’nde tarım yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve siyasi bir mesele. Son yıllarda Fransa’dan Hollanda’ya kadar birçok Avrupa ülkesinde yükselen çiftçi protestoları, Brüksel’in ticaret politikalarını giderek daha hassas hâle getiriyor. Özellikle düşük maliyetli dış rekabetin Avrupa çiftçisini zorlayacağı yönündeki kaygılar, AB’nin hemen her STA sürecinde belirleyici rol oynuyor.</p>
<p>Nitekim daha önce Kanada (CETA), Mercosur ve Yeni Zelanda anlaşmalarında da benzer dirençler yaşanmıştı. Bu nedenle AB–Avustralya STA’sının gerçek sınavı müzakere masasından çok Avrupa Parlamentosu ve üye ülkelerdeki siyasi onay süreçlerinde verilecek gibi görünüyor.</p>
<p>Ancak anlaşmanın asıl dikkat çekici tarafı, Avrupa Birliği’nin son yıllarda şekillenen yeni ticaret anlayışını göstermesi. AB artık yalnızca serbest ticaret savunusu yapan bir yapı değil. “Açık stratejik otonomi” yaklaşımı çerçevesinde Avrupa, küresel ticarete açık kalırken kritik sektörlerde kontrolü kaybetmemeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Kritik mineraller, anlaşmanın </strong><strong>en stratejik boyutlarından biri</strong></p>
<p>Bu nedenle anlaşmanın mimarisinde dikkat çekici bir denge bulunuyor: Sanayi ürünlerinde geniş liberalizasyon, tarımda kontrollü açılım, kritik hammaddelerde stratejik iş birliği, yeşil dönüşüm alanında ortaklık, yüksek sürdürülebilirlik standartları.</p>
<p>Özellikle kritik mineraller konusu, anlaşmanın en stratejik boyutlarından biri hâline gelmiş durumda. Çin’in nadir toprak elementleri ve kritik mineraller üzerindeki küresel hakimiyeti hem Avrupa’yı hem de ABD’yi alternatif tedarik arayışına yöneltiyor. AB’nin Avustralya ile anlaşmayı hızlandırmasındaki temel nedenlerden biri de Çin’e olan bağımlılığı azaltma isteği olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Bu nedenle anlaşma yalnızca ticaret değil; aynı zamanda enerji dönüşümü, savunma sanayii, temiz teknoloji yatırımları ve tedarik zinciri güvenliği açısından da stratejik bir çerçeve sunuyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde lityum ve kritik mineraller, hidrojen ekonomisi, elektrikli araç teknolojileri, temiz enerji altyapıları, savunma tedarik zincirleri gibi alanlarda AB-Avustralya iş birliğinin daha da derinleşmesi bekleniyor.</p>
<p>Son tahlilde, AB-Avustralya STA’sı, iki taraf arasındaki ticaret hacmini artıracak teknik bir anlaşmanın ötesinde anlam taşıyor. Bu metin, küresel ekonomide yeni bloklaşmaların, stratejik ortaklıkların ve güvenlik odaklı ticaret anlayışının somut örneklerinden biri olarak okunmalı. Ancak anlaşmanın kaderini belirleyecek temel soru hâlâ aynı: Avrupa Birliği, serbest ticaret hedefleri ile içeride büyüyen korumacı baskılar arasında sürdürülebilir bir denge kurabilecek mi?</p>
<p>Çünkü artık mesele yalnızca ticaret değil. Mesele, küresel ekonominin yeni güç haritasında hangi ülkelerin hangi stratejik eksenlerde konumlanacağı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-avustralya-anlasmasi-ticaretin-otesinde-yeni-bir-jeoekonomik-ortaklik-81585</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB-Avustralya anlaşması: Ticaretin ötesinde yeni bir jeoekonomik ortaklık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-natoya-turkiyenin-cok-cepheli-jeopolitik-denklemi-81584</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz’den NATO’ya: Türkiye’nin çok cepheli jeopolitik denklemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>G-7 zirvesinde temel hedeflerden biri Çin’e alternatif üretim merkezleri oluşturmak ve yeni yatırım ağları kurmak olarak öne çıktı. Körfez ülkeleri, Hindistan ve Mısır gibi ülkelerin bu süreçte önemli roller üstlenmesi dikkat çekti. Türkiye’nin bu fotoğrafın dışında kalması ise Ankara açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir gelişme.</strong></p>
<p>Ortadoğu’da yaklaşık üç buçuk ay süren İran-ABD-İsrail savaşını sona erdiren mutabakat muhtırası bölgesel güç dengelerinde köklü değişimlerin de habercisi;</p>
<p>ABD ile İran’ın uzlaşması sonrasında ortaya çıkan yeni tabloda dikkat çeken nokta, savaşın görünürdeki galiplerinin dahi ciddi maliyetlerle karşı karşıya kalmış olması.</p>
<p>Yaklaşık 15 hafta süren çatışmalarda İran tarafında 3 bin 500, İsrail’de 26, Lübnan’da 3 bin 700 kişi ve 13 Amerikan askeri hayatını kaybetti.</p>
<p>Savaşın Washington’a ekonomik maliyetinin ise 132 milyar dolara ulaştığı tahmin ediliyor. Ancak ABD’de İran’a savaş açan Trump yönetiminin asıl kaybı çok daha büyük. Kritik mühimmat stoklarının azalması, enerji fiyatlarının yükselmesi ve Çin’in küresel rekabette göreceli olarak avantaj kazanması, Washington’un uzun vadeli stratejik pozisyonunu tartışmalı hale getirdi.</p>
<p>Birçok Batılı analizde dikkat çekilen ortak nokta şu: ABD askeri olarak savaş alanında üstünlük kursa bile siyasi ve ekonomik anlamda beklediği kazanımları elde edemedi.</p>
<p>İsrail açısından tablo daha da karmaşık. Başbakan Netanyahu kısa vadede güvenlik söylemini güçlendirse de savaşın sonunda İran’ın tamamen devre dışı bırakılması hedefi gerçekleşmedi. Tam tersine, Tahran yeniden uluslararası müzakere masasına döndü ve yaptırımların gevşetilmesine yönelik süreç başlatıldı.</p>
<p><strong>Lübnan ateşkesi ve Trump’ın Netanyahu sınavı</strong></p>
<p>ABD ve Katar’ın arabuluculuğuyla İsrail ile Hizbullah arasında ilan edilen ateşkes, savaş sonrası dönemin en kritik gelişmelerinden biri olarak görülüyor.</p>
<p>Anlaşmanın dikkat çeken yönü, yalnızca İran ile ABD arasındaki çatışmanın sona ermesini değil, “tüm cephelerde askeri operasyonların durdurulmasını” öngörmesi. Bu ifade doğrudan Lübnan cephesini de kapsıyor. Ancak burada kritik soru şu:</p>
<p>İsrail Gazze ve Lübnan’daki operasyonlarını sürdürmek isterse ne olacak?</p>
<p>Bu durumda İran’ın önünde iki seçenek bulunuyor. Ya müzakerelerden çekilecek ya da anlaşmayı bozduğunu düşündüğü İsrail’e karşı yeniden askeri baskı kuracak.</p>
<p>Birçok gözlemci, İran’ın mevcut ekonomik kazanımları riske atmamak için müzakere masasını terk etmeyeceğini düşünüyor. Nitekim İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in ABD ile imzalanan mutabakat zaptı konusunda “içine sinmeyen unsurlar olsa da, barışa bir şans vermeyi tercih ettiği” mesajını vermesi, Tahran’ın müzakere masasına -şimdilik- bağlılığının teyidi gibi. Buna karşılık İsrail’in Lübnan veya İran hedeflerine yönelik yeni operasyonlara yönelmesi halinde Tahran’ın doğrudan veya dolaylı yanıt verme ihtimali masada kalmaya devam ediyor.</p>
<p>İsrail’in yeniden saldırdığı senaryoda gözlerin yeniden Donald Trump’a çevrileceği de açık; İsrail’in İran’a yönelik geniş çaplı operasyonlarının önemli bölümü Amerikan lojistik desteğine dayanıyor. Yakıt ikmal uçakları, istihbarat ağları ve uydu sistemleri olmadan İsrail’in uzun süreli operasyon yürütmesi oldukça zor.  Dolayısıyla önümüzdeki dönemin en kritik sorusu şu olacak: Trump, imzaladığı anlaşmanın arkasında durabilecek mi?</p>
<p><strong>İran’a açılan ekonomik kapı</strong></p>
<p>Savaş sonrası dönemin en dikkat çekici gelişmelerinden biri de İran’ın dondurulmuş mal varlıklarının kademeli olarak serbest bırakılması için yürütülen çalışmalar.</p>
<p>İlk aşamada Katar’da bulunan 6 milyar dolarlık İran fonunun insani amaçlarla kullanılmasına izin verilmesi planlanıyor. Daha sonra bu mekanizmanın başka ülkelerdeki İran varlıkları için de model oluşturması hedefleniyor.</p>
<p>Tahran’ın talep ettiği ilk büyük paketin yaklaşık 24 milyar dolar olduğu belirtiliyor.</p>
<p>Ayrıca Washington’un İran petrol satışlarına yönelik bazı yaptırım muafiyetlerini değerlendirmeye başlaması da dikkat çekici; Bu durum savaşın hemen ardından enerji piyasalarının normalleşmesini hızlandıran temel gelişmelerden biri olarak görülüyor.</p>
<p>Savaşın son günlerinde yaşanan gelişmeler enerji krizinin boyutunu da ortaya koydu. Hürmüz Boğazı’ndaki risk küresel petrol akışını tehdit ederken, ABD’nin İran petrolünün yeniden piyasaya dönmesine yönelik istekliliği enerji güvenliği kaygılarının ne kadar büyüdüğünü gösterdi.</p>
<p><strong>G-7 fotoğrafı ve Türkiye’nin eksik kalan yeri</strong></p>
<p>Fransa’daki G-7 zirvesi, savaş sonrası dönemde oluşan yeni ekonomik bloklaşmanın da işaretlerini verdi.</p>
<p>Zirvede temel hedeflerden biri Çin’e alternatif üretim merkezleri oluşturmak ve yeni yatırım ağları kurmak olarak öne çıktı. Körfez ülkeleri, Hindistan ve Mısır gibi ülkelerin bu süreçte önemli roller üstlenmesi dikkat çekti.</p>
<p>Türkiye’nin bu fotoğrafın dışında kalması ise Ankara açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir gelişme. Çünkü küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde yatırım, üretim ve lojistik ağlarının dışında kalmak uzun vadeli ekonomik maliyetler yaratabilir.</p>
<p>Öte yandan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de Çin ile ilişkileri koruma amacıyla Batı’nın tüm girişimlerine tam destek vermemesinin de yeni dönemin çok kutuplu karakterinin bir göstergesi gibi.</p>
<p><strong>Türkiye için asıl tehdit </strong><strong>İran değil, Ukrayna savaşı</strong></p>
<p>Türkiye açısından son aylarda yaşanan İran krizi önemliydi. Tahran ile Washington arasındaki mutabakat Ankara’yı büyük ölçüde rahatlattı. Ancak verilere bakıldığında, İran savaşının ekonomik etkileri bakımından Ukrayna-Rusya savaşının yarattığı tahribatla kıyaslanabilecek seviyede olmadığı da ortada.</p>
<p>Ukrayna savaşıyla birlikte 2022 yılında enerji fiyatlarının patlamasıyla Türkiye’nin enerji ithalat faturası 96-97 milyar dolar seviyelerine kadar yükseldi. Aynı dönemde buğday ve ayçiçeği gibi temel ürünlerde yaşanan arz krizi, gıda enflasyonunu tarihi seviyelere taşıdı.</p>
<p>İran savaşı ise daha çok petrol fiyatları üzerinden etkili oldu. Hürmüz Boğazı’nın kapanma riski nedeniyle akaryakıt fiyatları yükseldi, taşımacılık maliyetleri arttı ve enflasyon üzerinde baskı oluştu. Ancak çatışmanın kısa sürmesi ve boğazın yeniden açılması nedeniyle bu etkinin önemli bölümü geçici kaldı.</p>
<p>Bu nedenle Ankara açısından stratejik öncelik hâlâ Ukrayna-Rusya savaşının sona ermesi olarak görülüyor.</p>
<p><strong>Hakan Fidan’ın Moskova ziyaretinin anlamı</strong></p>
<p>Tam da bu nedenle Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Moskova ziyaretinin zamanlaması manidar.</p>
<p>G-7 liderleri Trump’ı Rusya üzerinde daha fazla baskı kurmaya çağırırken Ankara farklı bir yol izleyeceğini ortaya koydu. Türkiye bir yandan NATO üyesi kimliğini korurken, diğer yandan Moskova ile doğrudan iletişim kanallarını açık tutacağının sinyalini verdi Fidan’ın Moskova ziyareti ile.</p>
<p>Bu yaklaşımın Ankara’ya önemli avantajlar sağlayacağı da açık.</p>
<p>Türkiye, Rusya ile Batı arasındaki doğrudan temasların azaldığı bir dönemde arabulucu ve mesaj taşıyıcı rolünü güçlendiriyor. Bu da yaklaşan NATO zirvesi öncesinde Ankara’nın diplomatik değerini artırıyor.</p>
<p><strong>Yeni düzende Türkiye’nin fırsatı</strong></p>
<p>Ortadoğu’da savaş sona ermiş gibi görünse de, ortaya çıkan yeni jeopolitik tablonun kalıcı olacağını söylemek mümkün değil. İran ile ABD arasındaki müzakerelerin başarıya ulaşıp ulaşmayacağı, Netanyahu’nun siyasi geleceği, Trump’ın anlaşmaya bağlı kalıp kalmayacağı ve Ukrayna savaşının nasıl sonuçlanacağı önümüzdeki dönemin belirleyici başlıkları olacak.</p>
<p>Türkiye’nin bu süreçte kendisini giderek daha fazla “köprü ülke” rolünde konumlandırması doğru hamle. Ancak yeni dönemde yalnızca diplomatik denge politikası yeterli olmayabilir. Küresel üretim ağlarının yeniden şekillendiği, enerji koridorlarının değiştiği ve yeni ekonomik blokların ortaya çıktığı bir ortamda Ankara’nın yatırım, teknoloji ve ticaret eksenlerinde de güçlü hamleler yapması gerek.</p>
<p>Savaş sonrası kurulan yeni düzende asıl mücadele artık cephelerde değil, enerji hatlarında, ticaret koridorlarında ve diplomasi masalarında yaşanacak gibi görünüyor.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye’nin önündeki temel soru da tam olarak şu; Yeni düzenin seyircisi mi olacak, yoksa kurucu aktörlerinden biri mi?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye şimdiden “seçim atmosferine” girmiş gibi</strong></span></p>
<p>Türkiye’de seçimlerin resmi tarihi 2028 olsa da, ülke şimdiden seçim atmosferine girmiş gibi. Ankara’nın NATO zirvesine ev sahipliği yapması, Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından hem Türkiye’nin diplomasideki yerini hem de kendi liderliğini vurgulamak bakımından önemli. Zirveyi seçim hesaplarından ayırmak mümkün değil. AK Parti içinde Erdoğan sonrasında liderliğin kime geçeceği tartışılıyor. Bilal Erdoğan ve Berat Albayrak’ın isimleri telaffuz edilirken, bir dönem öne çıkan Hakan Fidan’ın adının giderek silinmesi dikkat çekiyor. CHP’de “mutlak butlan” çerçevesinde atanan yönetimin kurultayı geciktirmesi kaygı yaratıyor. Özgür Özel ve çevresi, partinin olası erken seçime girememesinden endişeli.</p>
<p>D-8 toplantısında Deva, Gelecek, Yeniden Refah ve Saadet Partisi liderlerinin Abdullah Gül ile verdiği fotoğraf, yeni bir muhafazakâr ittifakın habercisi olabilir. Kasım’daki ABD seçimleri ve Trump’ın “topal ördek” durumuna düşme ihtimali de Türkiye’deki hesapları etkileyebilir. Hem dünya hem Türkiye siyaseti çok karışık.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-natoya-turkiyenin-cok-cepheli-jeopolitik-denklemi-81584</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/4/1280x720/346-1782102411.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz’den NATO’ya: Türkiye’nin çok cepheli jeopolitik denklemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mevcut-yapini-iyilestiremiyorsan-yeniden-tasarla-81583</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mevcut yapını iyileştiremiyorsan yeniden tasarla</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İçinden geçtiğimiz olağanüstü küresel, yerel şartlar, sistemlerimizi gözden geçirmek, yenilemek veya terk etmek için bize altın fırsatlar sunar. Kimi mevcudu güncelleştiriyor kimi de yenisini tasarlıyor.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN: Koronanın</strong> çekip gittiği günlere vardığımızda, geriye dönüp bakınca <strong>2 tür yorum</strong> belirgin olmuştu: 1- <strong>Eski anormale takılıp kalırım</strong>, 2-<strong>Yeni normale geçiş için fırsat buldum</strong>… Birinci tür yorumu yapanlar, büyük <strong>zararda</strong> oldular. Ancak ölümcül virüsü, krizi,  uyaran kabul edip <strong>dönüşenler</strong> <strong>kazandı</strong>.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Biliyoruz ki korona, ekonomileri kapatmakla kalmadı mevcut yapıları da <strong>yeniden düşünmeyi</strong> sağladı. Neremiz <strong>çürük</strong>, hangi alanlar <strong>iyi</strong> ve neyi <strong>güncellemeliyizi</strong> neyi de <strong>yeniden tasarlamalıyız</strong>? Bilgisayarı olanlar bilir. Zamanla kullandığınız yazılımınız güncelleme (<strong>update</strong>) gerektirir, yaparsınız.</p>
<p><strong>UPDATE ZAMANI İLE UPGRADE ZAMANI FARKLIDIR</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Ancak bilgisayarınız yazılımı kaldırmadığı zaman, donanımınızı yükseltmeniz (<strong>upgrade</strong>) gerekecektir. Salgında <strong>pek çok güncelleme ihtiyacı</strong> doğdu. İsteklerle ihtiyaçları gözden geçirmemizi sağladı. Hatırlayın; gördük ki <strong>bazı isteklerimiz abartı</strong>, <strong>bazı ihtiyaçlar ise sandığımızdan önemliymiş</strong>.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Günlük hayata dokunan kavramlar içinde işletmelerin varlıklarını sürdürmeleri için <strong>dört dörtlük strateji </strong>şudur: <strong>1</strong>- korunasılar <strong>2</strong>- güncellenesiler <strong>3</strong>- yeniden tasarlanasılar ve <strong>4</strong>-  terk edilesiler. Peki, mevcut veriler içinde hangisi, nereye giriyor? Buna, <strong>aklın</strong> ve <strong>yüreğin</strong>; birlikte karar verecektir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / İyileştirmeye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Sistemi iyileştirmenin faydaları?</em></strong></p>
<p><strong>Sistem zaten kuruludur</strong>. Size düşen; <strong>aksayan</strong>, <strong>eskiyen</strong>, <strong>verimsizleşen</strong> ve yeni teknolojilerin sunduğu <strong>verimlilik alanlarını</strong> kullanarak, sisteme <strong>bakım</strong> yapmak, <strong>optimize</strong> etmek, <strong>kaynakları</strong> verimli kılmaktır.</p>
<p><strong><em>Yeniden tasarlamanın faydaları?</em></strong></p>
<p>Buna <strong>ölü at sendromu</strong> da diyebiliriz. Eğer sistem artık <strong>eski yöntemler</strong>, <strong>terkedilesi süreçlerle</strong> dolu ise <strong>o at ölmüş</strong> demektir, ona <strong>fazladan yem</strong> vermek, ahır yenilemek gerekmez. <strong>Sistem yeniden kurulmalı</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SENİ HAYATTA TUTAN SİSTEMİN GÜNCEL Mİ?</strong></p>
<p>Mevcut yapı, gün gelir <strong>işlemez</strong> olur. Çünkü <strong>güncelleme</strong> ile yapılacaklar bitmiştir. O halde sistemi <strong>yükseltmek</strong> gerekecektir. Salgın, bu fırsatı sundu bile... Şimdi savaş iklimi, Trump faktörü, ekonomik kriz ve toplumsa çürüme var. Bu durumda bizi hayatta tutan sistemin tüm unsurları güncellenmeli.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>GÜNCELLEME LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Güçlü yanlar</strong>: Bunları belirle ve koru, güncellemeye çalışma, işe yarıyorsa kurcalama, bırak sürsün</p>
<p><strong>Zayıf yanlar</strong>: Bunları güçlendirmeye bak. Teknoloji ekle, stratejini yenile, eksiklerini gör ve tamamla</p>
<p><strong>İcat edilesiler</strong>: Yeni yolda eski ayakkabıyla yürümek anlamsız. Yeni ayakkabı sende yoksa, onu edin</p>
<p><strong>Terk edilesiler</strong>: Hükmünü icra etmiş ama artık değer üretmeyen iş, ilişki, iletişim ve bilgileri unutun</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mevcut-yapini-iyilestiremiyorsan-yeniden-tasarla-81583</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/07/bilgisayar-klavye.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mevcut yapını iyileştiremiyorsan yeniden tasarla ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kisa-vadeli-dis-borc-cok-endise-verici-boyutta-mi-81582</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kısa vadeli dış borç çok endişe verici boyutta mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası her ay kısa vadeli dış borç verilerini ve orijinal vadesine bakılmaksızın gelecek bir yılda ne kadar borç ödenmesi gerektiğini açıkladığında hep bir kaygı rüzgarı eser:</p>
<p><strong>“Hem kısa vadeli borç tırmandı gidiyor, daha beteri önümüzdeki bir yılda bu kadar borç nasıl ödenecek?”</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın açıkladığı son tutarlar hangi düzeyde, aktarayım…</p>
<p>■ Kısa vadeli dış borç stoku nisan ayı itibarıyla 171,6 milyar dolar.<br />■ Orijinal vadesi daha uzun olsa bile vadesi bir yıl içinde dolacak, yani Mayıs 2026-Nisan 2027 döneminde ödemesi yapılacak dış borç ise 242 milyar dolar.</p>
<p>Gerek kısa vadeli stok, gerekse bir yıl içinde ödenmesi gereken borç çok büyük kaygı duyulmasını gerektirecek, deyim yerindeyse karalar bağlatacak düzeyde mi? Hayır, değil…</p>
<p>Bu iki veride asıl bakılması gereken kısa vadeli borç stokundan çok gelecek bir yılda ödenmesi gereken tut. Zaten kısa vadeli stok, bir yılda ödenecek toplam tutar içinde yer alıyor. Dolayısıyla kısa vadeli stok ne kadar artarsa bir yılda ödenmesi gereken tutar da çok doğal olarak aynı doğrultuda hareket ediyor.</p>
<h2>Ödemeyi kimler yapacak?</h2>
<p>Önce gelecek bir yılda ödenmesi gereken borcun detayına bakalım…</p>
<p>Toplam 242 milyar dolarlık ödeme borçlular bazında üç grubun yükümlülüğünde. Bu ödemenin 64,6 milyarını kamu yapacak.</p>
<p>Bu tutarın da 48,8 milyarını kamu bankaları ödeyecek. Merkezi yönetimin ödeyeceği tutar 11 milyar dolar. Yerel yönetimlerin ödemesi gereken tutar ise yalnızca 592 milyon.</p>
<p>İkinci borçlu Merkez Bankası. Merkez’in yapması gereken ödeme 23,7 milyar.</p>
<p>En yüklü ödeme yükümlülüğü ise özel sektörün. Özel sektör 153,7 milyar dolar ödeyecek. Bu tutarın 70,6 milyarı finansal kuruluşların yükümlülüğü. 70,6 milyarın da 64,9 milyarı da bankaların. Özel sektör şirketlerinin ödeyeceği borç ise 83,1 milyar dolar.</p>
<h2>Ödemenin bir kısmı hesaben</h2>
<p>Bir yılda ödenmesi gereken tutar yerine <strong>“vadesi bir yıl içinde dolacak yükümlülük”</strong> demek belki daha doğru. Elbette bu ödeme yapılıyor ama kimi ödemeler yeni borç alınarak, kimi ödemeler ise hesaben gerçekleştiriliyor. Yani o para sistemden çıkmıyor…</p>
<p>Bu konuyu daha iyi izah edebilmek için şu örnek verilebilir:</p>
<p>BDDK verilerine göre bankalarda bir aya kadar vadeli toplam 4,2 trilyon lira, bir-üç ay arası vadeli 8,1 trilyon lira mevduat bulunuyor. Bu tutarlara bakarak bankaların bir ay içinde 4,2 trilyon lira ödemek zorunda oldukları söylenebilir mi? Hem evet, hem hayır! Bu tutar bankaların yükümlülüğü, doğru. Ama hiçbir zaman bir ay içinde bankalardan bu miktarda bir para çekilmez. Zaten çekilemez. Bankacılık sistemi böyle bir durumda kapısına kilit vuracak duruma gelir. Vadesi dolan o paranın çok büyük bir bölümü yine sistemde kalır.</p>
<p>İşte aynı durum belli çerçevede bir yıl içinde ödenecek dış borç tutarında da geçerli.</p>
<p>Bir yılda ödenmesi gereken 242 milyar doların 90 milyar doları TL ya da döviz mevduatından oluşuyor. Yani bu tutar da Türkiye’den pek çıkmıyor ki, ödeme hesaben yapılıyor, o kadar.</p>
<h2>Tutar bu düzeylere ilk kez yükselmedi</h2>
<p>Ayrıca şöyle bir gerçek var; gelecek bir yıllık dönemde ödenmesi gereken dış borç 200 milyar düzeylerine ilk kez çıkmıyor.</p>
<p>Söz konusu tutar 2024’ün ortasında da 235-236 milyar dolar düzeyindeydi. Yani Türkiye 2024’ün ortasından 2025’in ortasına kadar olan dönemde bu borcu bir sorun yaşanmadan ödedi, döndürdü.</p>
<p>Zaten son iki yılın tüm ayları itibarıyla bir yılda ödenecek borç ortalaması da 230 milyar dolar.</p>
<p>Dolayısıyla bir yılda ödenecek tutara bakarak karalar bağlamanın alemi yok! Karalar bağlanacak bunca konu varken…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38b8813780e-1782102145.png" alt="" width="649" height="437" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kisa-vadeli-dis-borc-cok-endise-verici-boyutta-mi-81582</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kısa vadeli dış borç çok endişe verici boyutta mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/boyle-kaybetmek-icimizi-acitiyor-ama-bu-cocuklara-sahip-cikmamiz-lazim-81581</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Böyle kaybetmek içimizi acıtıyor ama bu çocuklara sahip çıkmamız lazım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>THE </strong>Coca-Cola Company Türkiye’ye dışarıdan danışmanlık hizmeti veren <strong>Mustafa Kaya </strong>daveti kurum adına yaptı:</p>
<p>-          <strong>Milli Takımımızın Dünya Kupası’ndaki ikinci maçını, Paraguay ile karşılaşmamızı birlikte izlemek isteriz.</strong></p>
<p>Coca-Cola Avrasya &amp; Ortadoğu Bölgesi Kamu İlişkileri, Sürdürülebilirlik ve İletişimden Sorumlu Başkan Yardımcısı <strong>Hakan Ergen </strong>ile Coca-Cola Türkiye Kurumsal İlişkiler, Sürdürülebilirlik ve İletişim Direktörü <strong>Zeynel Çağlar</strong>’ın ev sahipliğinde geçen Cuma sabahı 07.20 THY uçağı ile San Francisco’ya doğru yola çıktık.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38b75580131-1782101845.jpg" alt="" width="532" height="429" />İstanbul Havalimanı’nda check-in işlemlerimiz yapılırken 8-10 yaşlarındaki sıkı Fenerbahçe taraftarı bir çocuk ve annesiyle sohbet ettik. Anne oğlunu işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Çok istedi, Türkiye-Paraguay karşılaşmasını birlikte stadyumda izlemek üzere San Francisco’ya gidiyoruz.</strong></p>
<p>Uçağa binerken dikkat ettim neredeyse yolcuların tamamı San Francisco’ya Milli Takımımıza stadyumda destek vermek için gidiyordu. Kulak misafiri olduğumuz sohbetlerden San Francisco yolcularının önemli bir bölümünün Amerika-Türkiye karşılaşmasını izlemek için Los Angeles’e geçme planı vardı.</p>
<p>Yolcular arasında Galatasaray’ın eski yöneticilerinden <strong>Abdurrahim Albayrak </strong>da vardı. Uçakta önceki Gençlik ve Spor Bakanı <strong>Mehmet Kasapoğlu</strong>’yla karşılaştık, sordu:</p>
<p>-          <strong>Los Angeles’a da geçecek misiniz?</strong></p>
<p>Belli ki <strong>Kasapoğlu </strong>da San Francisco sonrasında Amerika-Türkiye karşılaşması için Los Angeles’a geçme planı yapmıştı.</p>
<p>Yolculuk sırasında yazışma gruplarında paylaşılan bir fotoğraf dikkatimi çekti. Fuzul Grubu’nun patronları <strong>Mahmut Akbal </strong>ve <strong>Eyüp Akbal, </strong>formalarını giymiş, erken saatlerden itibaren Milli Takımıza destek için hazırlanmıştı. Fuzul Grubu, Milli Takımızın sponsorları arasında yer alıyordu.</p>
<p>Stadyumda seyirci çoğunluğu avantajı bizdeydi. <strong>“Türkiye” </strong>sesi güçlü şekilde yükseliyordu. Maç başlar başlamaz golü yememiz, tezahürata mola verdirse de Milli Takımımıza seyirci desteği hep sürdü.</p>
<p>Ancak, Avustralya maçında olduğu gibi topla oynama üstünlüğüne rağmen Milli Takımımız Paraguay’a gol atamadı ve yenildi. <strong>Arda Güler </strong>ve <strong>Kenan Yıldız </strong>başta olmak üzere dünya çapında yıldız futbolcuların yer aldığı Milli Takımımız Dünya Kupası’na erken veda noktasına geldi.</p>
<p>Stadyumdan ayrılırken aramızda iç geçirip durduk:</p>
<p>-          <strong>Dünya Kupası’na erken veda size hiç yakışmadı çocuklar…</strong></p>
<p>Cumartesi sabahı dertleşmek üzere <strong>Eyüp Akbal</strong>’a mesaj yazdım:</p>
<p>-          <strong>Kupaya erken veda ile kahrolduk. Amerika maçı için Los Angeles’e geçecek misiniz?</strong></p>
<p>Eyüp Akbal, sadece tüm Türk vatandaşları gibi üzgün olduğunu söylemekle yetindi. Konakladığımız otelde karşılaştığımız oğlu Furkan Akbal, planlarının değişmediğini bildirdi:</p>
<p>- <strong>Çok üzüldük ama Los Angeles’e geçip Amerika ile maçımızı izleyeceğiz.</strong></p>
<p>Arkasından Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı <strong>İbrahim Hacıosmanoğlu</strong>’na mesajla sordum:</p>
<p>-          <strong>Dünya Kupası’na erken veda aklınızdan geçiyor muydu?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Böyle kaybetmek insanın içini acıtıyor ama bu çocuklara sahip çıkmamız lazım.</strong></p>
<p>Bunun üzerine bir soru daha yazdım:</p>
<p>-          <strong>Avustralya maçının benzerini yaşadık. Yani, Hocamız Vincenzo Montella strateji hatası yaptı gibi görünüyor.</strong></p>
<p><strong>Hacıosmanoğlu, </strong>bu sorumu yanıtlamak yerine sessiz kalmayı seçti…</p>
<p>Gerçekten de Dünya Kupası’na erken veda, başlangıçta iddialı ekipler arasında görülen Milli Takımımıza hiç yakışmadı…</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38b729c557f-1782101801.jpg" alt="" width="700" height="562" /><span style="color: #e03e2d;">Strateji yoksunluğu ve takım olamamanın acısını çekmiş olduk</span></h2>
<p><strong>CUMARTESİ </strong>sabahı dertleşmek üzere mesaj yazdığım iş insanlarından biri de bisiklet üretimiyle öne çıkan Özaktaç A.Ş.’nin patronu <strong>Ahmet Özaktaç </strong>oldu. <strong>Özaktaç, </strong>Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Murat Ülker</strong> ve birkaç arkadaşıyla birlikte gelmişti.</p>
<p><strong>Murat Ülker</strong>’le birlikte Amerika-Türkiye karşılaşması için Los Angeles’e de geçme planı yapmışlardı, sordum:</p>
<p>-          “Maçı alırız” <strong>diye geldik ama kahrolduk. Planınız değişti mi?</strong></p>
<p><strong>Ahmet Özaktaç, </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Programdan sapmıyoruz. Hayatta bunlar da var. Her şeye rağmen tadını çıkarmak lazım. Çarşamba günü Los Angeles’a geçeceğiz.</strong></p>
<p><strong>Murat Ülker</strong>’in yorumunu da merak ettim, sosyal medyada paylaştığını belirtti. <strong>Ülker</strong>’in yorumu şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>Futbol artık tüm dünyada iyi oynanan global bir oyun, muazzam bir eğlence ve iletişim aracı, ciddi bir ekonomik aktivite…</strong></li>
<li><strong>Ancak çok iyi oynayanlar yer alabiliyor zirvede.</strong></li>
<li><strong>Biz, yıldızlarımızın strateji yoksunluğunun ve takım olamamanın acısını çektik.</strong></li>
<li><strong>Orta sahadan saldırılar ve çekilen şutlar, hep beyhude, yıldızlarımızın parlamaması da gözümüzün önünde acı vericiydi.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Murat Ülker, </strong>Pladis US’in yönetiminde görev alan <strong>Jeremy Fa</strong>’nın yorumunu da aktardı:</p>
<p>-          <strong>Cuma gecesi zor bir sonuçtu. Takım her şeyini verdi ve daha fazlasını hak etti. Ancak futbol bazen sinir bozucu, yürek burkan bir oyun olabiliyor.</strong></p>
<p><strong>Murat Ülker, Jeremy Fa’</strong>ya yanıtını da ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Yıldız futbolcuların sahada hiçbir parıltısı yoktu. Hiç öne çıkmadılar. Bu durum tamamen bir taktik eksikliğinden kaynaklanıyor. Kısacası sahada hiç akıllıca oynamadılar. Zeki hamleler yapmadılar.</strong></p>
<p><strong>Murat Ülker, </strong>yorumunu sosyal medyada açıklıkla paylaşmanın ardından San Francisco’da işe koyuldu. Silikon Vadisi’nde bazı görüşmeler yaptı, ABD’deki Godiva ekibiyle çalıştı…</p>
<p>Başta Godiva olmak üzere ürünlerinin raflarında yer aldığı mağazaları geçerek nabız yokladı…</p>
<p>ABD’deki Godiva ekibine hayalindeki hedefi bir kez daha yineledi:</p>
<p>-          <strong>ABD’deki ciromuz 500 milyon dolardan 1 milyar dolara çıkmalı…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Golü atamayınca söylenecek bir şey kalmıyor</span></h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38b70983018-1782101769.jpg" alt="" width="600" height="440" /><strong>FUZUL </strong>Holding Yönetim Kurulu Üyesi, Türkiye-Bahreyn İş Konseyi Başkanı <strong>Yunus Furkan Akbal</strong>’ın Gençlik ve Spor Bakanı <strong>Osman Aşkın Bak </strong>ile çektiği selfie’yi görünce sordum:</p>
<p>-          <strong>Sayın Bakan, Türkiye-Paraguay maçının sonucuna ne diyor?</strong></p>
<p><strong>Yunus Furkan Akbal, </strong>Bakan <strong>Osman Aşkın Bak</strong>’ın çok üzgün olduğunu belirtip, sözlerini şöyle aktardı:</p>
<p>-          <strong>Baskılı oynadık ama çözemedik. Futbol sonuç oyunu. Golü atamayınca söylenecek bir şey kalmıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Binlerce Türk konvoy oluşturup San Francisco’da bayrağımızı dalgalandırdı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38b6e64ca54-1782101734.jpg" alt="" width="500" height="563" /></span><strong>GEÇEN </strong>Cuma günü San Francisco’da binlerce Türk’ün konvoy oluşturup bayrağımızı dalgalandırması hepimizi duygulandırdı.</p>
<p>Oluşturulan konvoyla ilgili sosyal medyadaki paylaşımları tararken Milli Futbol Takımlarımızın X’teki resmi adresindeki çağrıyı gördüm:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye, Bizim Çocuklar…</strong></li>
</ul>
<p>X’ten yapılan çağrı etkisini göstermiş, San Francisco caddelerinde düzenli konvoy oluşturulmuştu. Konvoyu izlerken ABD’nin farklı eyaletlerinden, Avrupa ülkelerindeki Türkler’den ve Türkiye’den San Francisco’ya akın edenlerin konvoyun oluşmasına katkısı olduğunu düşündüm.</p>
<p>Cumartesi sabahı San Franscisco’da yaşayan Intel’in eski Başkan Yardımcısı, Silikon Vadisi’ndeki önde gelen temsilcimiz, teknoloji lideri <strong>Ayşegül İldeniz</strong>’e de mesajla sordum:</p>
<p>-          <strong>Maçı stadyumda mı izlediniz?</strong></p>
<p><strong>İldeniz, </strong>yorum yapmadan düz yanıt verdi:</p>
<p>-          <strong>Evet, maçı stadyumda izledim…</strong></p>
<p>Ardından Silikon Vadisi’nde milyar dolarlık iki şirket kuran (Udemy ve Carbon Health) <strong>Eren Bali</strong>’yi de merak edip mesaj yazdım, yanıt geldi:</p>
<p>-          <strong>Elbette stadyumda maçı izledim ama gece eve döndüm. Hafta içi iş için San Francisco’da oluyorum.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/boyle-kaybetmek-icimizi-acitiyor-ama-bu-cocuklara-sahip-cikmamiz-lazim-81581</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/1/1280x720/ibrahim-haciosmanoglu-1782101959.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Böyle kaybetmek içimizi  acıtıyor ama bu çocuklara sahip çıkmamız lazım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/emtiada-super-el-nino-alarmi-81580</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emtiada ‘Süper El Nino’ alarmı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a38b50aa1aa7-1782101258.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Jeopolitik gerilimler, ticaret savaşları ve yüksek faiz döneminin ardından küresel emtia piyasaları şimdi de doğanın en güçlü iklim olaylarından biriyle karşı karşıya. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’nin (NOAA) Pasifik Okyanusu’nda El Nino’nun yeniden oluştuğunu açıklaması ve bunun 2027’ye kadar “Süper El Nino”ya dönüşme olasılığını yüzde 63 olarak duyurması, tarımdan madenciliğe kadar uzanan geniş bir emtia zincirinde yeni fiyat risklerini gündeme taşıdı.</p>
<h2>Tarımsal üretim haritasını değiştiriyor</h2>
<p>El Nino, iki ila yedi yılda bir ortaya çıkan ve Pasifik Okyanusu’nun doğusunda deniz yüzeyi sıcaklıklarının yükselmesiyle başlayan doğal bir iklim olayı. Ancak etkileri yalnızca okyanuslarla sınırlı kalmıyor. Güneydoğu Asya ve Avustralya’da kuraklık, Güney Amerika’nın bazı bölgelerinde ise aşırı yağışlara yol açan bu sistem, dünyanın tarımsal üretim haritasını adeta yeniden şekillendiriyor. Bir bölgede kuraklık nedeniyle arz daralırken başka bir ülkede yağışların artması üretimi destekleyebiliyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde kazananlar ve kaybedenler aynı anda ortaya çıkacak.</p>
<h2>Emtia yatırımcısı yağmurları takip edecek</h2>
<p>Hava koşulları emtiada yeniden fiyatlamanın merkezine oturuyor. Yatırımcılar için soru artık yalnızca “hangi ülke ne kadar üretim yapacak” değil; hangi bölgede yağmur yağacak, hangi bölgede kuraklık yaşanacak sorusu haline geliyor. Geçmiş güçlü El Niño dönemlerinde özellikle tropikal tarım ürünlerinde görülen sert fiyat hareketleri, piyasalara önemli ipuçları veriyor. 2023-2024 El Nino’sunun ardından kakao fiyatlarının ton başına 12 bin doların üzerine çıkarak tarihi rekor kırması, iklim kaynaklı arz şoklarının emtia piyasalarında ne kadar büyük dalgalanmalar yaratabileceğini gösterdi. Benzer riskler bugün kahveden şekere, palm yağından pirince kadar birçok ürün için yeniden masada bulunuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hangi tarım ürünleri El Nino’ya hazırlanıyor?</span></h2>
<p><strong>■ KAKAO: En kırılgan piyasa yine Batı Afrika</strong></p>
<p>Geçmiş 55 yıldaki tüm güçlü El Niño dönemlerinde kakao üretimi olumsuz etkilendi. Dünya üretiminin yaklaşık yarısını gerçekleştiren Fildişi Sahili ve Gana'da önce aşırı yağışların mantar hastalıklarını artırması, ardından gelen sıcak ve kuru Harmattan rüzgârlarının çiçek dökümüne yol açması verim üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Son El Nino döneminde yaşanan üretim kaybı kakao fiyatlarını tarihi zirvelere taşımıştı. Yeni bir “Süper El Nino” senaryosu çikolata sanayisi için yeniden maliyet baskısı anlamına geliyor.</p>
<p><strong>■ KAHVE: Vietnam ve Endonezya risk altında</strong></p>
<p>En büyük risk robusta kahvesinde görülüyor. Dünya robusta üretiminin yaklaşık yarısını gerçekleştiren Vietnam ile Endonezya’da yılın ikinci yarısında beklenen kuraklık ve yüksek sıcaklıklar meyve gelişimini olumsuz etkileyebilir. Analistler özellikle 2027 hasadı açısından arz daralması bekliyor. Arabica tarafında ise Brezilya kısa vadede don riskinin azalmasından fayda sağlayabilse de uzun süren sıcaklıklar gelecek sezon üretimini baskılayabilir.</p>
<p><strong>■ ŞEKER: Hindistan ve Tayland kuraklıkla karşı karşıya</strong></p>
<p>El Nino, dünyanın ikinci büyük üreticisi Hindistan ile önemli ihracatçı Tayland’da muson yağışlarını zayıflatıyor. Hindistan’da son 11 yılın en düşük muson yağışlarından biri beklenirken, üretimde yaklaşık 1 milyon tonluk düşüş ihtimali konuşuluyor. Buna karşın dünyanın en büyük ihracatçısı Brezilya’da görülebilecek yağış artışı orta vadede üretimi destekleyebilir.</p>
<p><strong>■ PİRİNÇ: Muson yağmurları belirleyici olacak</strong></p>
<p>Asya’daki pirinç üretimi büyük ölçüde muson yağışlarına bağlı. El Nino’nun Hindistan, Tayland, Vietnam ve Filipinler’de yağışları azaltması halinde sulama sorunları ve verim kayıpları gündeme gelebilir. Bu durum küresel pirinç ticaretinde yeni fiyat dalgalanmalarına neden olabilir.</p>
<p><strong>■ PALM YAĞI: Kuraklık üretimi azaltabilir</strong></p>
<p>Malezya ve Endonezya’daki palm yağı plantasyonları uzun süreli kuraklığa karşı oldukça hassas. Yağışların azalması meyve verimini düşürürken küresel bitkisel yağ piyasasında arzı daraltabilir.</p>
<p><strong>■ SOYA, MISIR VE BUĞDAY: Kazanan Arjantin olabilir</strong></p>
<p>Her tarım ürünü El Nino’dan olumsuz etkilenmiyor. Artan yağışlar Arjantin’de soya fasulyesi, mısır ve buğday üretimini destekleyebilir. Güney Amerika’nın bazı bölgelerindeki üretim artışı, tropikal ürünlerde yaşanabilecek arz kayıplarını kısmen dengeleme potansiyeli taşıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Metallerde de alarm zilleri çalıyor</span></h2>
<p>■ Genel görünüm: Elektrifikasyon nedeniyle zaten düşük stoklarla çalışan metal piyasalarında hava kaynaklı üretim aksamaları fiyat oynaklığını artırabilir.<br />■ Bakır: Şili’de aşırı yağış, sel ve heyelanlar maden üretimi ile ihracat lojistiğini aksatabilir. Zambiya’da ise hidroelektrik üretiminin düşmesi elektrik kesintileri yoluyla bakır arzını sınırlayabilir.<br />■ Alüminyum ve çinko: Çin’in Yunnan bölgesindeki hidroelektrik santrallerine bağımlı izabe tesisleri kuraklık nedeniyle üretim kısıntısı riskiyle karşı karşıya bulunuyor.<br />■ Lityum: Güney Amerika’daki tuz göllerinde yoğun yağışlar üretim süreçlerini yavaşlatabilir.<br />■ Demir cevheri: Brezilya’nın güneyinde aşırı yağışların liman ve demiryolu taşımacılığını aksatma riski bulunurken, Avustralya’da hava koşullarının daha elverişli seyretmesi üretimi destekleyebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enerjide yeni risk: elektrik talebi artabilir</span></h2>
<p>El Nino yalnızca tarımı değil enerji piyasalarını da etkiliyor. Asya’da yükselen sıcaklıklar klima kullanımını artırarak elektrik talebini yukarı çekebilir. Aynı dönemde kuraklık nedeniyle hidroelektrik üretiminin azalması, ülkeleri doğal gaz ve termik kömür santrallerine daha fazla yöneltebilir. Bu tablo, özellikle Avrupa’nın kış öncesi depolarını doldurmaya çalıştığı bir dönemde LNG piyasasında rekabeti artırabilir. Asya’nın artan talebi ile Avrupa’nın stok ihtiyacının aynı döneme denk gelmesi, doğal gaz fiyatlarında yukarı yönlü baskıyı güçlendirebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/emtiada-super-el-nino-alarmi-81580</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/0/1280x720/el-nino-1782101483.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bugüne kadarki en sert EL Nino’nun kapıda olduğu uyarısı emtia piyasalarında yeni bir risk dönemini başlattı. Kahve, kakao, şeker ve pirinç başta olmak üzere tropikal tarım ürünlerinde üretim kayıpları beklenirken, bakırdan alüminyuma kadar birçok metal ile enerji piyasasında da arz sorunları ve fiyat oynaklığı endişesi büyüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mermerde-kuresel-fiyati-afyonkarahisar-belirliyor-81604</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mermerde küresel fiyatı Afyonkarahisar belirliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/AFYON</strong></p>
<p>Dünyanın dört bir yanından gelen alıcılar, bu kez rotasını Afyonkarahisar’a çevirdi. Türkiye'nin doğal taş sektöründeki üretim gücünü ve ürün çeşitliliğini yerinde görmek isteyen 38 ülkeden 350’yi aşkın yabancı iş insanı, 17-20 Haziran tarihleri arasında düzenlenen 2. Afyonkarahisar Uluslararası Blok Mermer Fuarı'nda Türk firmalarıyla buluştu. Fuarda 308 firma ve kurum yer alırken, Türkiye'nin 42 farklı bölgesinden getirilen yaklaşık 2 bin doğal taş bloğu sergilendi. Organizasyonda doğrudan satışların 25 milyon dolar seviyesinde olduğu, iş birlikleri ile hacmin uzun vadede 100 milyon doları bulabileceği belirtildi.</p>
<p>Kamu, iş örgütleri ve özel sektör temsilcilerinin İstanbul basınını ağırladığı organizasyonda sektörün geleceği masaya yatırılırken, Afyonkarahisar’ın yalnızca bir üretim merkezi değil, küresel mermer ticaretinin yön verdiği merkezlerden biri haline geldiği mesajı öne çıktı.</p>
<h2>Fuar merkezi yatırımı planlanıyor </h2>
<p>Fuarın ardından değerlendirmelerde bulunan Afyonkarahisar Vali Yardımcısı İhsan Ayrancı, kentte kamu, yerel yönetimler ve sektör temsilcileri arasında güçlü bir iş birliği oluşturulduğunu söyledi. Fuarın ikinci yılında önemli bir büyüme yakaladığını belirten Ayrancı, Afyonkarahisar'a yeni bir fuar merkezi kazandırılması için çalışmaların başladığını açıkladı. Afyonkarahisar’ın fuarcılık anlamında her şeye sahip olduğunu vurgulayan Ayrancı, “Seçenekler üzerinde çalışıyoruz ve yakın zamanda bir fuar merkezi inşa edeceğiz. Burayı sadece mermer fuarı değil, birçok fuarın yapıldığı bir fuar şehri yapmak için uyum içerisinde çalışıyoruz" dedi.</p>
<p>Afyonkarahisar Belediye Başkan Yardımcısı Ömer Yıldızda şehrin altyapısı, gastronomisi, organizasyon yeteneği ve konaklama olanakları ile bir fuar şehri olmaya hazır olduğunu belirterek, "Türkiye'nin üç gastronomi şehrinden birisi Afyonkarahisar. Büyükşehirlere yakınız ve şehrimizdeki otellerde 25 bin yatak kapasitemiz var. Şehrin tanıtımı için dünyadan influencerlar getirmek de dahil olmak üzere önemli şeyler yapıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Hedef daha büyük ölçeğe taşımak </h2>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Fuarcılık Sektör Meclisi Başkanı ve ALZ Fuar Yönetim Kurulu Başkanı ve Cihat Alagöz, geçen yıl 227 katılımcıyla düzenlenen fuarın bu yıl 308 katılımcıya ulaştığını belirten Alagöz, uluslararası fuar statüsünün tescillenmesiyle yabancı alıcı ilgisinin de arttığını ifade etti. Afyonkarahisar'ın doğal taş üretimi ve işleme sanayisinin merkezi konumunda bulunduğunu vurgulayan Alagöz, “Normal şartlarda bir alıcının bu kadar farklı taşı görebilmek için aylar boyunca Türkiye'yi dolaşması gerekir. Biz ise bu imkânı dört gün içinde tek noktada sunuyoruz. Geldiğimiz noktada mevcut alanımızın kapasitesini büyük ölçüde doldurduk. Yeni fuar alanları ve kapalı alan yatırımlarıyla organizasyonu çok daha büyük bir ölçeğe taşıyabiliriz” diye konuştu.</p>
<h2>İtalyanlardan ‘ortaklık' teklifleri geliyor </h2>
<p>Afyonkarahisar Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Serteser de fuarın başarısının arkasında kentte oluşan güçlü iş birliği ve sahiplenmenin bulunduğunu söyledi. Geçen yıl bazı firmalara yer veremeyecek kadar yoğun talep aldıklarını dile getiren Serteser, “Makinecilerden gelen yoğun talep de sektörün fuara ve ortaya çıkan iş hacmine inandığını gösteriyor. Makine katılımcısı sayısı 23’ten 65’e çıktı. Maya tuttu, bundan sonra daha da geliştireceğiz” dedi.</p>
<p>Bölgenin küresel pazardaki belirleyici konumu ve mermer makinelerinde yakalanan dönüşüme dikkat çeken Afyonkarahisar İscehisar Mermerciler Derneği Başkanı Remzi Özcan, şunları söyledi: “Globalde mermer fiyatını artık biz belirler hale geldik. Dünyanın en büyük blok mermer üreticisiyiz ve bu işi en iyi yapan firmalar burada faaliyet gösteriyor. Geçmişte makineleri İtalya’dan alıyorduk, bugün ise Türk makineleri dünyanın dört bir yanında kullanılıyor. Hatta İtalyan şirketler bize ortak yatırım teklifleri getiriyor. Fuarda yaklaşık 50 bin ton mermer blok ve 10 milyon dolarlık makine parkuru bulunuyor. Toplamda 25 milyon dolarlık bir ticaret hacmi bekliyoruz ancak asıl önemli olan burada kurulan ilişkilerin önümüzdeki dönemde ihracata sağlayacağı katkı olacak” dedi.</p>
<p>Afyonkarahisar'da düzenlenen blok mermer fuarının sektördeki diğer organizasyonlarla rekabet etmediğini, aksine birbirini tamamlayan bir yapıya sahip olduğuna değinen Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, “Sektör olarak geldiğimiz nokta sevindirici. Bundan 20 yıl önce İtalya’daki fabrikalarda makinelerini incelememize izin vermiyorlardı. Bugün ise İtalyanlar İzmir’deki fuarımızda Türk makinelerini inceleyip kopyalamaya çalışıyor. 5 yıl önceki fuarda İtalyanları makinelerin üzerinden indirdik” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Mermer makinelerinde ithalatçı konumdan ihracatçı konuma geçildi</span></h2>
<p>Toplantıda kamu yöneticileri ve sektör temsilcilerinden önce çıkan ifadeler şöyle oldu: </p>
<p>■ 38 ülkeden 350’nin üzerinde yabancı alıcı Afyonkarahisar’a geldi. <br />■ Türkiye’nin 42 farklı bölgesinden yaklaşık 2 bin doğal taş bloğu fuar alanında sergilendi. <br />■ Organizasyon sonunda 25 milyon dolarlık ticaret hacmi oluşması bekleniyor. Orta ve uzun vadeli iş birlikleriyle hacmin 100 milyon doları bulacağı öngörülüyor. <br />■ Yeni bir fuar merkezi yatırımı için çalışmaları başladı. <br />■ Kentte yaklaşık 25 bin yatak kapasiteli konaklama altyapısına ulaşıldı. <br />■ Mermer makinelerinde ithalatçı konumdan ihracatçı konuma geçildiği vurgulandı. <br />■ İtalyan firmalar Türk üreticilere ortak yatırım teklifleri yapıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mermerde-kuresel-fiyati-afyonkarahisar-belirliyor-81604</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/4/1280x720/57-1782106783.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin blok mermer üretimindeki liderliği, küresel fiyatların oluşumunda belirleyici bir güce dönüştü. Sektör temsilcileri, üretim ve ihracat kapasitesiyle Afyonkarahisar’ın dünya mermer ticaretinin referans merkezlerinden biri haline geldiğini belirtirken, bir dönem teknoloji ithal edilen İtalyan şirketlerinin bugün Türk firmalarına ortak yatırım teklifleri sunduğuna dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sektor-kuculurken-buyudu-25-milyarlik-yatirima-gitti-81602</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sektör küçülürken büyüdü, 2,5 milyar liralık yatırıma gitti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Operasyonel araç kiralama sektöründe yaşanan küçülmeye rağmen büyümesini sürdüren Port Filo, bu yıl için öngördüğü 2,5 milyar TL’lik yatırım planını hayata geçirmeye hazırlanıyor. Bacacı Yatırım Holding bünyesinde faaliyet gösteren şirket, sektörün daraldığı bir dönemde müşteri portföyünü genişletirken pazar payını da artırmayı hedefliyor.</p>
<p>Port Filo Genel Müdürü Ogün Bükülmeyen, şirketin kuruluş hikâyesinden sektördeki dönüşüme, yatırım planlarından otomotiv pazarındaki değişime kadar birçok konuda EKONOMİ’ye değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38c67fbaa39-1782105727.jpg" alt="" width="700" height="487" />Port Filo’nun 2021 yılında Bacacı Yatırım Holding çatısı altında kurulduğunu, operasyonel süreçlerin ise 2022 yılı başında başladığını belirten Bükülmeyen, sektöre giriş için zorlu ancak fırsatlar barındıran bir dönemi tercih ettiklerini söyledi. Operasyonel kiralama sektörünün ölçek ekonomisine dayandığını ifade eden Bükülmeyen, “Ne kadar büyükseniz tedarikçilerden o kadar iyi koşullar alabiliyorsunuz. Ancak pandemi döneminde şartlar bir anlamda eşitlenmişti. Büyük firmalar da araç bulamıyordu, küçük firmalar da. Biz de geçmiş tecrübemizi ve sektördeki ilişkilerimizi kullanarak 2022 yılında iyi bir başlangıç yaptık” dedi.</p>
<h2>Yatırım planında değişiklik yok </h2>
<p>Finansman maliyetlerindeki yükselişe rağmen yatırım planlarını koruduklarını vurgulayan Bükülmeyen, bu yıl için yaklaşık 2,5 milyar TL’lik araç yatırımı hedeflediklerini dile getirdi. Yılın ilk bölümünde 500-600 milyon TL’nin üzerinde yatırım gerçekleştirdiklerini belirten Bükülmeyen, şöyle devam etti: “Kalan yaklaşık 1,8 milyar TL’lik kısmı da yıl sonuna kadar peyderpey tamamlamayı planlıyoruz. Bizim sektörümüzde bütçeler mevsimsel ilerler. İlk altı ayda bütçenin yüzde 15-20’si gerçekleşir, yılın ikinci yarısında ise daha hızlı bir dönem başlar. Bu nedenle esas sınav bizim için yılın ikinci yarısında başlayacak. Şu ana kadar bütçemizde planlandığı gibi ilerliyoruz ve revize etmeyi düşünmüyoruz.”</p>
<h2>“Yerli üretim verimliliği artırır” </h2>
<p>Araç kiralama sektörünün büyüklüğü ve yerli üretimin sektör açısından taşıdığı stratejik öneme dikkat çeken Bükülmeyen, sözlerini şöyle tamamladı: “Bugün operasyonel kiralama sektörünün yönettiği araç parkı yaklaşık 220-250 bin adet bandında. Kısa dönem kiralamayı da eklediğinizde toplamda 450 bin adetlik bir filodan söz ediyoruz. Sadece kiralama sektörünün yıllık araç ihtiyacı, sektör küçülmese bile operasyonel kiralamada 80-90 bin adet, kısa dönem kiralama ile birlikte yaklaşık 180 bin adet seviyesinde. Bu rakamlar sektörün otomotiv pazarı açısından ne kadar önemli bir alıcı olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de yerli üretimin güçlenmesini çok isteriz. Çünkü bizim açımızdan yerli üretim yalnızca araç satın almak anlamına gelmiyor. Yerli üretimin artması hem maliyet yönetimi hem de operasyonel verimlilik açısından sektörümüze önemli katkılar sunacaktır” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">SEKTÖRDE SON 1,5 YILDA SERT DARALMA YAŞANDI</span></h2>
<p>Sektörde profesyonel ölçekte faaliyet gösteren oyuncu sayısının yaklaşık 20 olduğunu belirten Port Filo Genel Müdürü Ogün Bükülmeyen, Port Filo’nun ise dört yıllık geçmişiyle sektörün genç oyuncularından biri olduğunu kaydetti. Sektörde uzun süredir devam eden küçülmenin son dönemde hızlandığını belirten Bükülmeyen, operasyonel kiralama filosunun 2017 yılında yaklaşık 360 bin araç seviyesinde bulunduğunu hatırlattı. Bugün gelinen noktada sektörün yaklaşık 220 bin araç seviyesine gerilediğini ifade eden Bükülmeyen, “Sektör bir buçuk yıl gibi kısa bir sürede önceki yıllardan daha sert bir daralma yaşadı. Buna rağmen biz müşteri portföyümüzü geliştirerek büyümeye devam ettik” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sektor-kuculurken-buyudu-25-milyarlik-yatirima-gitti-81602</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/9/1280x720/arac-kiralamada-buyume-finansmana-takildi-1742225219.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Operasyonel araç kiralama sektörü son yılların en hızlı daralma dönemlerinden geçerken Port Filo büyümesini sürdürdü. Şirket, yüksek finansman maliyetlerine rağmen bu yıl için belirlediği 2,5 milyar TL’lik araç yatırım hedefini korudu. Port Filo Genel Müdürü Ogün Bükülmeyen, genç ve esnek yapıları sayesinde büyümeye devam ettiklerini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/futboldan-anlamam-ama-81593</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Futboldan anlamam ama...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLMİ GÜVENAL - </strong><strong>İŞ İNSANI/YAZAR</strong></p>
<p>Milli takım büyük hayal kırıklığı yarattı. Ardından sadece futbolla ilgilenenler değil iş dünyasının ve akademinin ünlüleri de yazdılar.</p>
<p>Futbolu iş hayatına benzetenler bir şeyi karıştırıyor. Futbolun farkı iyi yönetilmesi değil. Sonucun saklanamaması. Sizin dünyanızda sonuçla gerçek arasına birçok şey girebilir.Kötü geçen çeyrek. Başarısız bir ürün. İşlemeyen bir strateji. Yanlış bir satın alma. Hepsinin bir açıklaması bulunur. Makro koşullar dersiniz. Geçiş dönemi dersiniz. Öğreniyoruz dersiniz. Uzun vadeye oynuyoruz dersiniz. Sonuç değişmez ama hikâyesi değişir. Çünkü birçok kurumda skorla anlatı arasında geniş bir alan vardır. Ve o alanın içinde kariyerler kurulur.</p>
<p>Futbolda ise alan çok dardır. Doksan dakika biter. Tabela yanar. Ne yazıyorsa odur. Atamadığınız golü yeniden çerçeveleyemezsiniz. Yediğiniz golü gelecek çeyreğe taşıyamazsınız. Skorun üzerinde çalıştay yapılamaz. Belki de bu yüzden futbol üzerine konuşanların önemli bir kısmı oyundan değil, insan yönetiminden bahsetmeye başlar.</p>
<p>Liderlik. Motivasyon. Takım kültürü. Performans yönetimi. Yetenek geliştirme. Sanki mesele futbol değil de büyük bir insan kaynakları projesiymiş gibi. Oysa futbolun rahatsız edici tarafı tam burada başlar. İnsan yönetimi önemlidir. Liderlik önemlidir. Kültür önemlidir. Ama hiçbiri skoru ortadan kaldırmaz. Hatta değerleri tam tersinden ölçülür. Çünkü futbolda kültür, skor kötü giderken ortaya çıkar. Liderlik, işler bozulduğunda görünür. Takım ruhu, geriye düştüğünde test edilir. Ve bütün bu kavramlar sonunda tek bir yere çıkar: Tabela.</p>
<p>İş dünyasında kötü sonuç iyi bir sunumla yaşayabilir. Futbolda kötü sonuç sadece kötü sonuçtur. Bu yüzden futbol bana hiçbir zaman yönetim dersi gibi gelmedi. Daha çok hesap verme dersi gibi geldi. Belki de insanları rahatsız eden tarafı budur. Çünkü futbol bize insan yönetiminin sınırını gösterir. Ne kadar iyi konuşursanız konuşun, ne kadar doğru kültürü kurarsanız kurun, ne kadar güçlü liderlik sergilerseniz sergileyin…</p>
<p>Sonunda biri skoru belirleyen golü atar. Ve o kişi siz değilsinizdir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/futboldan-anlamam-ama-81593</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Futboldan anlamam ama... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/boyner-vakfi-ve-unicef-turkiye-bir-yilda-400-bin-cocugun-gelecegini-aydinlatacak-81592</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Boyner Vakfı ve UNICEF Türkiye bir yılda 400 bin çocuğun geleceğini aydınlatacak </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Boyner Vakfı ve UNICEF Türkiye, Türkiye genelinde ebeveyn destek sistemlerini güçlendirmeyi ve çocuklar için güvenli, besleyici ve koruyucu ortamları teşvik etmeyi amaçlayan ‘Zamanında Yanında’ projesini başlattı. Proje, çocukların aile, okul ve dijital ortamda korunmasına destek olmayı hedefliyor. Bu kapsamda, UNICEF desteğiyle farklı illerde kurulan 18 merkez ve 16 mobil ekip, uzman sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışarak 200 bin ebeveyn ve bakım verene ve 400 bin çocuğa ulaşacak. </p>
<p>Proje çalışmaları aracılığıyla ailelere ebeveynlik becerileri, çocuk gelişimi, akran zorbalığının önlenmesi, dijital güvenlik ve çocuk koruma konularında danışmanlık ve rehberlik desteği sağlanacak. Zamanında Yanında projesiyle aynı zamanda bir Sosyal Etki Platformu da kurulması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>İş dünyası ve STK’lara açık çağrı</strong></p>
<p>Projenin İstanbul’daki tanıtım toplantısında konuşan  Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner, <em>“Ebeveynlik bir ekip işidir”</em> diyerek yani ‘Zamanında Yanında’ modeliyle bir güvenlik ağı kurmak için yola çıktıklarını ifade ederek bir açık çağrıda bulundu:.</p>
<p><em>“İş dünyası ve STK’ları da bu masanın etrafında, daha güvenli ve eşitlikçi yarınlar için sorumluluk almaya, destek olmaya çağırıyoruz. Bu yüzden daha çok ortak akla ihtiyacımız var. Bu proje aynı zamanda ev içindeki cinsiyet eşitsizliğini kırmak iletişim ve destek mekanizmalarını güçlendirmek açısından da önem taşıyor. Ebeveynlik bir ekip işidir. Bu program ev içindeki sorumluluğu paylaşan, ortak ebeveynlik yapan babaları da o ekibe dahil etmek için tasarlandı. Çünkü biliyoruz ki, her iki ebeveyn sürece aynı güçle dahil olduğunda çocuklarımız hayata çok daha güçlü hazırlanıyor.”</em></p>
<p><strong>Zamanında Yanında projesi neden çok önemli?</strong></p>
<ol>
<li><strong> İlk 1000 gün çocuk gelişimi alanında en çok referans verilen dönemlerden birisi.</strong></li>
</ol>
<p>Bilişsel gelişim bebeklikte başlar. Çocukların düşünme ve öğrenme becerileri konusundaki öncü bilim insanlarından Jean Piaget (1896–1980),"<em> Çocuklar küçük yetişkinler değildir” </em>cümlesiyle çok önemli bir gerçeğin altını çizer.</p>
<p>Piaget'ye göre bilişsel gelişim, çocuğun dünyayı anlama ve düşünme biçiminin zaman içinde değiştiği dört temel evreden oluşur. 0-2 yaş duyu motor dönemidir. Bu dönemde bebek duyularını keşfeder. Görme, işitme, dokunma ve hareket yoluyla öğrenir. Neden sonuç ilişkilerini keşfeder. Yine bu dönemde nesne sürekliliği gelişir.  Bir nesne gözden kaybolsa bile, bebek onun var olduğunu anlayacak bir kavrayış geliştirir. Düşünme becerileri yine bu yıllarda şekillendiği için, ilk 1000 gün çocuk gelişimi alanında en çok referans verilen dönemlerden biridir.</p>
<p>Beyin araştırmaları konusundaki araştırmalarıyla tanınan Jack Shonkoff  da  çocuk beyninin ilk yıllarda saniyede milyonlarca sinir bağlantısı kurduğuna ve ilk yaşlardaki deneyimlerin beynin yapısını inşa ettiğine dikkat çeker.</p>
<p>Nobel ödüllü ekonomist James Heckman’a göre çocuklara yapılan yatırım, geleceğe bırakılacak en kârlı ekonomik mirastır. Heckman’ın araştırmaları,  erken çocukluk döneminde eğitime yapılan yatırımın uzun vadede topluma 7 ila 13 katı oranında geri döndüğünü kanıtlar.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Çocuklar için kalıcı değişim yaratmak, ancak toplumun tüm kesimlerinin ortak çabasıyla mümkündür.</strong></li>
</ol>
<p>2025 yılı sonu Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre Türkiye'de toplam çocuk nüfusu 21.375.930. Bu grubun %22,7'sini oluşturan yaklaşık 4.852.336 kişi 0-4 yaş aralığında bulunuyor. </p>
<p>İrlanda, Finlandiya, Hırvatistan, Norveç, Slovenya, Malta gibi  ülkelerin toplam nüfusuna yakın bir sayıdan söz ediyoruz.  Rakam çok büyük, ihtiyaç daha da büyük. Dolayısıyla, tüm kesimlerin ortak bir biçimde çalışması gerekiyor.  </p>
<p>Zamanında Yanında tam da bu bilinçle yola çıkmış olan bir platform. UNICEF Türkiye Millî Komitesi Genel Müdürü İnci Haseki “<em>Çocuklar için kalıcı değişim yaratmak, ancak toplumun tüm kesimlerinin ortak çabasıyla mümkün”</em>olacağına dikkat çekiyor.  Çalışmalar  AÇEV, Maya Vakfı, GECD ve Suna'nın Kızları gibi çok önemli STK’larla birlikte yürütülecek.   Proje kapsamında,  ekipler 10 pilot ildeki yerel sivil toplum kuruluşlarıyla sahanın anlık ihtiyacına göre dönemsel iş birlikleri yapacak. Çalışmalar ilk yıl Adana, Ankara, Adıyaman, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Mardin ve Şanlıurfa illerinde yürütülecek.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Büyük hedefler ve hızlı hareket gerekli</strong></li>
</ol>
<p>Erken Çocukluk Gelişimi Platformu Yönetim Kurulu Üyesi Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Demet Gülaldı, yaşamın ilk yıllarında ebeveynlerin ve bakım verenlerin desteklenmesinin çocukların gelişimsel potansiyellerine ulaşmalarında kritik rol oynadığına dikkat çekiyor.</p>
<p> UNICEF Türkiye Temsilcisi Paolo Marchi “Ebeveyn destek sistemlerini güçlendirerek ve bakım verenleri bilimsel temellere dayanan bilgi, pratik beceriler ve ihtiyaç duydukları hizmetlere erişim konusunda destekleyerek, çocukların gelişmesine, öğrenmesine ve tam potansiyellerine ulaşmalarına yardımcı olabileceklerini” ifade ediyor. </p>
<p>"Zamanında Yanında” platformu büyük hedeflerle ilerleyecek bir alt yapıya sahip.  Sahada Unicef  tarafından desteklenen ve saha faaliyetlerini koordine eden 18 merkez bulunuyor. </p>
<p>Merkezlere uzak noktalardaki ailelere doğrudan ulaşmak için 16 mobil ekip sahada aktif görev yapıyor. İlk yılda 200 bin ebeveyn/bakım verene doğrudan ulaşılması ve  400 bin çocuğun desteklenmesi planlanıyor. </p>
<ol start="4">
<li><strong> 0-2 yaş grubunun dörtte birinin günde iki saatten fazla ekran başında kalması bir ihmal olarak görülüyor</strong></li>
</ol>
<p>Verilere göre, Türkiye'de 0-2 yaş grubundaki çocukların %23,6'sı günde iki saatten fazla ekran karşısında kalıyor. Uzmanlar çocuk gelişimi için çok kritik olan bu saatlerin eğitim olarak kullanılmamasını bir kayıp hatta  ihmal olarak tanımlıyor. </p>
<p>Zamanında yanında çocuklarda beyin gelişiminin kritik aşaması olan erken çocukluk dönemine odaklanarak, ebeveynlere bu dönemde çocukların bilişsel ve duygusal gelişimine destek olacak bilgi ve donanımı sağlamayı hedefliyor.  </p>
<ol start="5">
<li><strong> Babaların ve aile fertlerinin eğitime dahil olması kritik önem taşıyor.</strong></li>
</ol>
<p>Araştırmalara göre küresel ölçekte babaların erken çocukluk gelişimine katılım oranı %15'lerde kalıyor. Zamanında Yanında "ebeveynlik bir ekip işidir" diyerek babaları sürece dahil edip bu oranı yükseltmeyi amaçlıyor. </p>
<p>Maya Vakfı Genel Müdürü Emre Ünsal ise Bugün, ailelerin güçlendirilmesine yönelik her yatırımın aynı zamanda çocukların ruh sağlığına, güvenliğine ve geleceğine yapılan bir yatırım olduğuna inandıklarını belirterek  Kendine güvenen, potansiyelini gerçekleştirebilen ve umutla geleceğe bakabilen nesiller yetiştirmenin yolu, çocukları ve aileleri birlikte desteklemekten geçtiğini belirtiyor. .</p>
<p>Türkiye Kalkınma Vakfı'ndan Ayşe Belgin Açıkgöz, "<em>Bir çocuğun potansiyeline ulaşmasının yolunun onu büyüten yetişkinleri güçlendirmekten geçtiğini</em>" ifade ediyor. Suna’nın Kızları Genel Koordinatörü Burcu Gündüz Maşalacı<em>,</em> sistemlerin birbirine bağlı olduğunu ve çocukların hayatında kalıcı değişim yaratmak için farklı aktörlerin tıpkı bir yapboz parçaları gibi birbirini tamamlayarak ortak bir amaç etrafında buluşması gerektiğinin altını çiziyor. </p>
<p><strong>Özetle: </strong></p>
<p><strong>Zamanında Yanında çok iyi düşünülmüş bir proje. Ülkemizin geleceği için kritik öneme sahip. Bir milli mesele.</strong></p>
<p><strong>Ümit Boyner’in  iş dünyası ve STK’ları, daha güvenli ve eşitlikçi yarınlar için sorumluluk almaya ve  destek olmaya yönelik çağrısını burada bir kez daha yineleyelim. Hızla ilerleyelim. Çocuklarımıza sahip çıkalım. </strong></p>
<p><em>(Soldan sağa) Erken Çocukluk Gelişimi Platformu’ndan Dr. Demet Gülaldı, Maya Vakfı Genel Müdürü Emre Ünsal, UNICEF Türkiye Milli Komitesi Genel Müdürü İnci Haseki, Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner, UNICEF Türkiye Temsilcisi Paolo Marchi, Suna’nın Kızları Genel Koordinatörü Burcu Gündüz Maşalacı ve Ayse Belgin Açıkgöz</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/boyner-vakfi-ve-unicef-turkiye-bir-yilda-400-bin-cocugun-gelecegini-aydinlatacak-81592</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/2/1280x720/346-1782103404.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Boyner Vakfı ve UNICEF Türkiye bir yılda 400 bin çocuğun geleceğini aydınlatacak  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/iso-500de-tekstil-ve-hazir-giyim-eriyor-81579</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO 500&#039;de tekstil ve hazır giyim eriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Son iki yılda yüksek finansman maliyetleri, işçilik giderlerindeki sert artış, kurun enflasyon karşısında geride kalması ve başta Avrupa olmak üzere ihracat pazarlarında talebin zayıflaması nedeniyle zor bir dönemden geçen tekstil ve hazır giyim sektörü, en büyük sanayi kuruluşları arasındaki ağırlığını da kaybetmeye başladı.</p>
<p>Ekonomik faaliyet kodu 13 ile temsil edilen tekstil sektörü ile kodu 14 olan hazır giyim sektörü, 2024 yılında İSO 500 listesinde toplam 32 şirketle yer alırken, 2025 yılında bu sayı 29’a geriledi. Böylece iki sektörün İSO 500 içindeki payı yüzde 6,4’ten yüzde 5,8’e indi. Gerileme her iki sektörde de yaşandı. Tekstil şirketlerinin sayısı 24’ten 22’ye düşerken, hazır giyim tarafında sayı 8’den 7’ye geriledi.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a38b4370b3d3-1782101047.png" alt="" width="323" height="279" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a38b43e6dc26-1782101054.png" alt="" width="325" height="202" /></p>
<h2>Satışlardaki payında da gerileme yaşandı </h2>
<p>Şirket sayısındaki düşüş, ciro performansına da yansıdı. Tekstil ve hazır giyim sektörlerinin İSO 500’de yer alan şirketlerinin toplam net satışları 2024 yılında 246 milyar TL seviyesinde bulunurken, 2025 yılında yüzde 10,2 artışla 271 milyar TL’ye yükseldi. Buna karşılık İSO 500 şirketlerinin toplam net satışları aynı dönemde yüzde 27 artarak 10,2 trilyon TL’den 13 trilyon TL’ye çıktı. Böylece iki sektörün toplam net satışlardan aldığı pay yüzde 2,4’ten yüzde 2,1’e geriledi. Veriler, tekstil ve hazır giyim sektörünün sanayi genelinden daha yavaş büyüdüğünü ortaya koyarken, son dönemde sıkça gündeme gelen sipariş kayıpları, kapasite düşüşleri, üretimin Mısır başta olmak üzere alternatif ülkelere kayması ve yüksek finansman maliyetlerinin İSO 500 performansına da yansıdığını gösterdi. İki sektör ayrı ayrı incelendiğinde, gerilemenin daha çok tekstil tarafında yaşandığı görülüyor. İSO 500’de yer alan tekstil şirketlerinin sayısı 24’ten 22’ye gerilerken, sektörün toplam net satışları yaklaşık 187 milyar TL’den 204,5 milyar TL’ye yükseldi. Artış oranı yüzde 9,2’de kaldı. Hazır giyim tarafında ise şirket sayısı 8’den 7’ye inse de net satışlar 58,9 milyar TL’den 66,7 milyar TL’ye yükseldi. Yaklaşık yüzde 13’lük artış tekstil sektörünün üzerinde gerçekleşse de yine İSO 500 genelindeki yüzde 27’lik büyümenin oldukça altında kaldı.</p>
<h2>İlk sırada Merinos Halı var </h2>
<p>Böylece 2025 yılında tekstil sektörü, iki sektörün toplam net satışlarının yaklaşık yüzde 75’ini oluştururken, hazır giyimin payı yüzde 25 seviyesinde gerçekleşti. Tekstil sektöründe net satışlar açısından ilk sırada Gaziantep merkezli Merinos Halı yer aldı. Şirketin net satışları 18 milyar TL’den 18,7 milyar TL’ye yükselirken, İSO 500 genel sıralamasındaki yeri 106’ncılıktan 141’inciliğe geriledi. İkinci sırada yine Gaziantep merkezli Gülsan Sentetik Dokuma yer aldı. Şirket, 17,3 milyar TL net satış gerçekleştirirken, genel sıralamadaki yeri 140’tan 158’e düştü. Kahramanmaraş merkezli Kipaş Mensucat ise 16,2 milyar TL’lik net satışla üçüncü sırada yer aldı. Teknik tekstil alanında faaliyet gösteren Kordsa Teknik Tekstil 12,6 milyar TL net satışla beşinci sırada yer alırken, Sanko Tekstil 13,7 milyar TL ile ilk altı şirket arasında yer aldı. İlk 10 tekstil şirketinin altısının Gaziantep merkezli oldu.</p>
<p>İSO 500’de yer alan 29 tekstil ve hazır giyim şirketinin 11’i Gaziantep merkezli şirketlerden oluştu. Gaziantep’i Kahramanmaraş, İstanbul, Adana ve Ege Bölgesi takip etti. Özellikle iplik, dokuma ve ev tekstili alanlarında faaliyet gösteren Gaziantepli şirketler, sektörün İSO 500’deki ana omurgasını oluşturmayı sürdürdü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/iso-500de-tekstil-ve-hazir-giyim-eriyor-81579</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/tekstil-giyim-konfeksiyon-1767592630.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO 500&#039;de 2024 yılında 32 şirketle temsil edilen tekstil ve hazır giyim sektöründeki şirket sayısı 2025’te 29’a geriledi, net satışlar sadece yüzde 10 civarı artış gösterdi. Aynı dönemde İSO 500’ün toplam net satışları yüzde 27 büyüdü. İki sektörün toplam net satışlardan aldığı pay yüzde 2,4’ten 2025&#039;te yüzde 2,1’e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/b-recete-uygulamasi-1-temmuzda-tum-illerde-basliyor-81578</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> B-reçete uygulaması 1 Temmuz’da başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Tarımsal üretimde ilaç kalıntısını önlemek amacıyla 4 pilot ilde uygulanan B-Reçete uygulaması 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren 81 ilde başlayacak. </p>
<p>Antalya Ticaret Borsası (ATB) ile Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü iş birliğinde, tarım sektörüne yönelik B-Reçete (Bitki Reçetesi) Sistemi Bilgilendirme Toplantısı” düzenlendi.</p>
<p>Toplantıya, Antalya Ticaret Borsası Başkan Vekili Halil Bülbül, Yönetim Kurulu Üyesi Ragıp Gök, Antalya İl Tarım ve Orman Müdürü Şakir Fırat Erkal, ATB üyeleri ve tarım sektörü temsilcileri katıldı.</p>
<p>ATB Başkan Vekili Halil Bülbül, Antalya Ticaret Borsası olarak tarım sektörünü yakından ilgilendiren gelişmeleri ve mevzuat düzenlemelerini takip ettiklerini ve gıda güvenliği konusunda büyük hassasiyet gösterdiklerini söyledi.</p>
<p>Pilot il olarak Ankara, Kırklareli, Mersin ve Samsun’da uygulanan B-Reçete sisteminin, 1 Temmuz’dan itibaren 81 ilde yaygınlaştırılacağını belirten Bülbül, ‘’B-Reçete Sistemi bitkisel üretimde güvenli üretim ve güvenilir gıda arzı açısından önemli bir adım. Antalya, tarımın merkezi konumunda bulunuyor. Üyelerimizin ve sektör temsilcilerimizin yeni sisteme hızlı adapte olabilmesi, herhangi bir mağduriyet yaşanmaması amacıyla bilgilendirme toplantısını düzenledik’’ dedi.</p>
<p><strong>Kalıntıya önlem</strong></p>
<p>Antalya İl Tarım ve Orman Müdürü Şakir Fırat Erkal da, Antalya Ticaret Borsası ile tarımın birçok alanında ortak çalışmalar yürüttüklerini belirterek, bitkisel üretimde kullanılan bitki koruma ürünlerinin satışı, depolanması ve kullanımına ilişkin yeni bir düzenlemenin hayata geçirildiğini bildirdi. Erkal, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Pilot uygulama dört ilde başladı. 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren B-Reçete Sistemi tüm Türkiye’de yürürlüğe girecek. Uygulama pestisitlerin hatalı ve gereğinden fazla kullanımını önlemek amacıyla oluşturuldu. Dijital altyapı sayesinde bitki koruma ürünlerinin kullanımı daha etkin şekilde takip edilirken, izlenebilirliğin güçlendirilmesi ve güvenilir gıda üretiminin desteklenmesi hedefleniyor.”</p>
<p>Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürü Dr. Safinaz Arslan ise B-Reçete Sistemi ile ilgili sunum yaptı. Arslan, sistemin temel amacının bitki koruma ürünlerinin kontrollü kullanımını sağlamak ve izlenebilirliği artırmak olduğunu vurguladı. Sistemin dijital altyapı üzerine kurulduğunu ifade eden Arslan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Üreticiler kayıtlı arazilerine ve ürün desenlerine göre ihtiyaç duydukları miktarda bitki koruma ürünü satın alabilecek. Sistem, E-Reçete, E-Üretici Kayıt Defteri, Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS), Tarımsal Üretim Kayıt Sistemi ve KOBÜKS ile entegre çalışacak. Bazı etken maddeler reçeteye tabi olacak. Nasıl ki doktor reçetesi olmadan antibiyotik kullanılamıyorsa, belirli bitki koruma ürünleri de yetkili kişiler tarafından düzenlenecek reçeteler doğrultusunda kullanılabilecek. Üreticilere alan ve üretim miktarı kadar ürün satışı yapılacak. Sistem sayesinde bitki koruma ürünlerinin kim tarafından satın alındığı, hangi üretim alanında kullanıldığı ve ürünün tedarik zinciri boyunca hangi aşamalardan geçtiği dijital ortamda izlenecek. Kontrollü satış ve etkin denetim sağlanacak.’’</p>
<p><strong>Ziraat Mühendisleri B-Reçete’nin iptal edilmesini istiyor</strong></p>
<p>Öte yandan,  Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Antalya Şubesi, pilot bölgelerde uygulanan B-Reçete sisteminin elde edilen sonuçlarla mevcut haliyle temel hedeflere katkı sunmak yerine sahada yeni sorunlar yarattığını, bu nedenle uygulamanın geri çekilmesini istemişti.</p>
<p>Pilot bölgelerde uygulanan B-Reçete sisteminin başarıya ulaşmadığını ve yeni sorunlar ortaya çıkardığını söyleyen Kaçın, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’B-Reçete uygulaması izlenebilirliğin artırılması ve pestisit kalıntılarının azaltılması amacıyla gündeme getirilmişti. Pilot illerde elde edilen sonuçlar, sistemin mevcut haliyle temel hedeflere katkı sunmak yerine sahada yeni sorunlar yarattığını açıkça ortaya koymuştur. Bu nedenle 1 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmesi planlanan B-Reçete uygulamasının mevcut haliyle acilen geri çekilmesi gerekmektedir. Bugün itibarıyla üreticilerin büyük çoğunluğu sisteme kayıtlı değildir. Kayıtlı olan üreticiler açısından ise en önemli sorunlardan biri, üretimini yaptıkları birçok bitki türünde ruhsatlı etkili madde bulunmamasıdır. Özellikle süs bitkileri başta olmak üzere bazı üretim alanlarında ruhsatlı ürün sayısının son derece yetersiz olması, üreticileri ciddi bir belirsizlikle karşı karşıya bırakmaktadır.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/b-recete-uygulamasi-1-temmuzda-tum-illerde-basliyor-81578</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/8/1280x720/b-recete-uygulamasi-1-temmuzda-tum-illerde-basliyor-1782075489.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarımsal üretimde ilaç kalıntısını önlemek amacıyla hayata geçirilen B-Reçete uygulaması 1 Temmuz&#039;da 81 ilde başlayacak. Ziraat mühendisleri, pilot illerde uygulamanın başarıya ulaşmadığı gerekçesiyle B-Reçete’nin iptal edilmesini istiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gokcelik-50-yilini-calisanlariyla-kutladi-81642</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gökçelik 50. yılını çalışanlarıyla kutladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Gökçelik, 50. kuruluş yıl dönümünü şirket çalışanları, iş ortakları, tedarikçileri ve iş dünyasının önemli temsilcileriyle kutladı.</p>
<p>Bursa Podyum Davet’te düzenlenen gecede, Bursa iş dünyasının önemli isimleri de Gökçelik ailesini yalnız bırakmadı.</p>
<p>Programa Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkanı İbrahim Burkay, Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi (NOSAB) Başkanı Erol Gülmez, Bursa Büyükşehir Belediyesi geçmiş dönem başkanlarından Erdem Saker ile çok sayıda davetli katıldı.</p>
<p>Gökçelik CEO’su Zafer Barış Yazan, aile şirketlerinde sürdürülebilir başarının kuşaklar arası bilgi aktarımı ve kurumsallaşma ile mümkün olduğuna dikkat çekti. Gökçelik’in yarım asırlık yolculuğunda bu dönüşümü başarıyla gerçekleştirdiğini belirten Yazan, şirketin bugün gençleşen yapısı, güçlü insan kaynağı ve yenilikçi vizyonuyla geleceğe emin adımlarla ilerlediğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a391fe89109e-1782128616.JPG" alt="" width="557" height="371" /></p>
<h2><strong>“50 yıllık güçlü mirası, 100 yıllık bir şirkete dönüştürecek”</strong></h2>
<p>Yazan, “Birinci kuşağın tecrübesi ile ikinci kuşağın vizyon ve dinamizminin birleşmesi, üzerine güçlü bir kurumsal yapı inşa edilmesi şirketleri çok daha ileriye taşıyor. Gökçelik’in bugün geldiği noktada bunun en güzel örneklerinden birini görüyoruz. Yönetim kurulumuz, çalışanlarımız ve tedarikçilerimizle birlikte ülkemiz için değer üretmeye devam edeceğiz. En önemli sorumluluğumuz ise 50 yıllık bu güçlü mirası, 100 yıllık bir şirkete dönüştürecek genç kuşaklara aktarmaktır” dedi.</p>
<h2><strong>“Gökçelik güvenin ve emeğin hikâyesidir”</strong></h2>
<p>Gecenin en duygusal anları ise şirketin kurucusu ve Gökçelik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Aras’ın konuşması sırasında yaşandı. 1976 yılında başlayan girişimcilik yolculuğunu konuklarla paylaşan Aras, yarım asırlık başarı hikâyesinin temelinde çalışanların emeği, müşterilerin güveni ve iş ortaklarının desteğinin bulunduğunu ifade etti. Aras, “Yıllar önce kurduğumuz hayalin bugün gerçeğe dönüştüğünü görmek büyük bir mutluluk. Gökçelik yalnızca ekonomik değer üreten bir şirket değil; aynı zamanda güven, tecrübe ve kurumsal kültür üreten bir yapıdır. Başarı sadece büyümek değildir; dürüst kalabilmek, güven verebilmek ve arkanızda güzel bir hikâye bırakabilmektir. Gökçelik’in hikâyesi de tam olarak budur” diye konuştu.</p>
<h2><strong>“Bursa’nın üretim gücünün simgelerinden biri”</strong></h2>
<p>BTSO Başkanı İbrahim Burkay da yaptığı konuşmada, Gökçelik’in Bursa ve Türkiye ekonomisine sağladığı katkılara dikkat çekti. Şirketin yarım asırlık yolculuğunun aynı zamanda Bursa sanayisinin gelişim hikâyesinin önemli bir parçası olduğunu belirten Burkay, Gökçelik’in teknolojiye yaptığı yatırımlar ve dönüşüm vizyonuyla sektöründe örnek gösterilen şirketlerden biri haline geldiğini söyledi. Burkay, “Gökçelik’in yapay zekâ, robotik sistemler ve ileri üretim teknolojilerine yaptığı yatırımlar geleceğe ne kadar doğru hazırlandığını gösteriyor. Değişimi doğru okuyabilen ve dönüşümü başarıyla yönetebilen şirketler geleceğin kazananları olacaktır. Şirketin bu vizyonunu takdirle karşılıyoruz” dedi.</p>
<p>Yarım asırlık başarı yolculuğunu çalışanları ve paydaşlarıyla birlikte kutlayan Gökçelik, gece kapsamında uzun yıllardır şirket bünyesinde görev yapan çalışanlarını da unutmadı. Şirketin farklı birimlerinde görev yapan çalışanlara kıdem plaketleri ve çeşitli hediyeler, Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Aras tarafından verildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gokcelik-50-yilini-calisanlariyla-kutladi-81642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/2/1280x720/gokcelik-50-yilini-calisanlariyla-kutladi-1782128652.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gökçelik, 50. kuruluş yıl dönümünü Bursa Podyum Davet’te düzenlenen bir organizasyonla kutladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildizlarin-altinda-metropolis-konseri-gerceklesti-81637</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıldızların altında Metropolis konseri gerçekleşti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Torbalı’da yer alan Metropolis Antik Kenti, bu kez tarihsel belleğiyle olduğu kadar müziğin evrensel diliyle de iz bırakan bir geceye ev sahipliği yaptı.</p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Torbalı Ticaret Odası’nın katkılarıyla; Arkas Holding’in ana sponsorluğunda ve Monreve Group organizasyonuyla düzenlenen “Yıldızların Altında Metropolis: Bir Akdeniz Senfonisi” konseri antik kentin etkileyici atmosferinde müzikseverle buluştu.</p>
<p>Monreve Group Yönetim Kurulu Başkanı Merve Arkas ve Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas’ın ev sahipliğinde düzenlenen geceye; AK Parti İzmir Milletvekili Şebnem Bursalı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Torbalı Kaymakamı Adem Çelik, Metropolis Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Serdar Aybek’in yanı sıra yerel yönetimler, iş dünyası ve kültür-sanat çevrelerinden çok sayıda isim katıldı.</p>
<p>Yaklaşık otuz yıldır sürdürülen bilimsel kazılarla her yıl yeni bulguların gün yüzüne çıkarıldığı antik kentte, Kazı Başkanı Prof. Dr. Serdar Aybek ve ekibinin çalışmaları sayesinde Metropolis’in çok katmanlı geçmişi daha görünür hâle geliyor. Düzenlenen konser de bu mirasın korunmasına yönelik çalışmalara destek sağlamak ve antik kentin bilinirliğini artırmaya destek olmak üzere gerçekleştirildi.</p>
<p>Gecede, Türkiye’nin önde gelen orkestra şeflerinden Gürer Aykal yönetimindeki Metropolis Orkestrası ile solist Ksenija Sidorova’nın akordeon yorumu antik kentin doğal akustiğinde etkileyici bir performans sergiledi. Akdeniz coğrafyasının farklı kültürlerinden ilham alan eserlerden oluşan repertuvarla dinleyiciler müzik ile tarihin aynı mekânda buluştuğu özel bir deneyime tanıklık etti.</p>
<p><strong>Merve Arkas: Metropolis’in daha çok kişi tarafından bilinmesini önemsiyoruz</strong></p>
<p>Gecenin açılışında konuşan Monreve Group Yönetim Kurulu Başkanı Merve Arkas, Metropolis’in taşıdığı kültürel değere dikkat çekerek bu mirasın korunmasına katkı sağlayan tüm kişi ve kurumlara teşekkür etti.</p>
<p>Kültürel mirasın korunmasının toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğunu ifade eden Arkas, “Metropolis, bu coğrafyanın hafızasını taşıyan çok önemli bir kültürel miras. Burada yürütülen çalışmalar sayesinde geçmişe dair değerli bilgiler gün yüzüne çıkarken, gelecek kuşaklara aktarılacak önemli bir birikim de oluşuyor. Bu süreçte büyük emek ve destek veren tüm kişi ve kurumlara teşekkür ediyorum. Bu akşam burada bir araya gelmemizin nedeni, bu ortak değere katkı sunabilmek ve Metropolis’in daha fazla kişi tarafından keşfedilmesine destek olmak” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildizlarin-altinda-metropolis-konseri-gerceklesti-81637</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/7/1280x720/yildizlarin-altinda-metropolis-konseri-gerceklesti-1782127307.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Metropolis Antik Kenti’nde gerçekleşen “Yıldızların Altında Metropolis: Bir Akdeniz Senfonisi” müzikseverleri binlerce yıllık bir tarihin içinde özel bir konserle buluşturdu. Şef Gürer Aykal yönetimindeki Metropolis Orkestrası’na dünyaca ünlü akordeon virtüözü Ksenija Sidorova solist olarak eşlik etti. Konserden elde edilen bilet gelirleri, Metropolis Antik Kenti’nde devam eden kazı ve koruma çalışmalarına aktarılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esbas-cevreci-yatirimlarla-2025te-8-bin-agac-kurtardi-81626</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;ESBAŞ, çevreci yatırımlarla 2025’te 8 bin ağaç kurtardı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Serbest Bölge Kurucu ve İşleticisi AŞ'nin (ESBAŞ), 2025 yılında kaynak kullanımından atık yönetimine, çalışan güvenliğinden bölgesel kalkınmaya kadar doğal kaynakların korunmasını merkeze alan çevreci yaklaşımıyla 8 bin ağacı kurtardığı, atmosferi 6150 kg sera gazı emisyonundan koruduğu ve 212 ton karbondioksit gazı emilimini sağladığı belirtildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Ege Serbest Bölgesi’nde yıl boyunca 473 ton kağıt ve karton atığın geri dönüşüme kazandırılması ile yaklaşık 8 binden fazla ağacın kesilmesinin önüne geçilmiş oldu. Ayrıca 150 ton plastik, 40 ton palet ve 32 ton metal atık yeniden ekonomiye kazandırıldı. Yapılan çalışmalar sonucunda 212 bin kilogramdan fazla karbondioksit gazı emisyonunun oluşması engellendi.</p>
<p>Ege Serbest Bölgesinde gerçekleştirdikleri bu çevreci faaliyetlerin, Avrupa Birliği'nin ve Türkiye’nin döngüsel ekonomi ve kaynak verimliliği politikalarıyla uyumlu bir sanayi ekosistemini kurma çabalarının yansıması olduğunu söyleyen ESBAŞ Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Yürütme Kurulu Başkanı Dr. Faruk Güler, atıkları bir yük olarak değil, yeniden değerlendirilebilecek bir kaynak olarak gören bu üretim modellerinin Türkiye’de yaygınlaşmasının önemine işaret etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38eee1db804-1782116065.JPG" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p>Atıksu yönetimi kapsamında 2025 yılında bölgede toplamda bin 504 kez firma denetimi gerçekleştirildiğini belirten Güler, “Firma olarak peyzaj hizmetleri ve yeşil alan uygulamalarıyla bölgesel yaşam kalitesinin artırılmasına katkı sağlarken, kurakçıl peyzaj uygulamalarının yaygınlaştırılmasıyla sürdürülebilir kentleşme hedeflerini desteklemiş olduk. Sadece ESBAŞ’ın karbon ayak izini azaltmayı değil, bölgemizde faaliyet gösteren firmaların da faaliyetlerini bu anlamda etkileyen çalışmalar sürdürmekteyiz. ESBAŞ’ın 2025 yılında gerçekleştirdiği çevresel yatırımlar, kaynak verimliliği uygulamaları ve çalışan odaklı projelerle şirket, ekonomik değer üretmenin yanı sıra doğal kaynakların korunmasına, toplumsal refaha ve sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlamaya devam etti” diye konuştu.</p>
<p>Şirketin sürdürülebilirlik stratejisinin ikinci ayağını ise çalışan sağlığı ve güvenliğinin oluşturduğunu vurgulayan Güler, “2025 yılında hayata geçirdiğimiz eğitim programları, risk azaltma projeleri ve güvenlik kültürünü geliştirmeye yönelik uygulamalar sayesinde iş kazalarında yüzde 40 oranında iyileşme sağlamış olduk. Kazalara bağlı iş günü kayıplarında da önemli düşüş elde edilirken, deprem ve yangın tatbikatları şirketimizdeki düzenli uygulamalar arasına alındı. Başarıyı yalnızca finansal göstergelerle ölçen bir şirket olmaktan öte, her çalışanın gün sonunda sağlıklı ve güvenli biçimde evine dönmesini en temel başarı kriteri olarak görmekteyiz. Bu yaklaşım doğrultusunda şirketimizde iş sağlığı ve güvenliği kültürünü sürekli geliştirme hedefiyle ‘sıfır etki’ vizyonunu hayata geçirdik” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esbas-cevreci-yatirimlarla-2025te-8-bin-agac-kurtardi-81626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/6/1280x720/esbas-cevreci-yatirimlarla-2025te-8-bin-agac-kurtardi-1782116144.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Serbest Bölgesi’nde yapılan çalışmalar sonucunda 212 bin kilogramdan fazla karbondioksit gazı emisyonunun oluşmasının engellendiği bildirildi. ESBAŞ Yönetim Kurulu Başkan Vekili Dr. Faruk Güler, atıkları bir yük olarak değil, yeniden değerlendirilebilecek bir kaynak olarak gören üretim modellerinin Türkiye’de yaygınlaşması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zirvedeki-ankalar-dunyaya-acilan-yeni-ticaret-kopruleri-kurdu-81625</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Zirvedeki Ankalar, dünyaya açılan yeni ticaret köprüleri kurdu&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Belek'te 15 - 18 Haziran tarihleri arasında düzenlenen Global Phoenix Women in Business Summit (Zirvedeki Ankalar) etkinliği tamamlandı. Verilen bilgiye göre, 19 ülkeden iş insanlarını, yatırımcıları, sektör temsilcileri ve girişimci kadınları bir araya getiren zirvede, toplam 4 bin 142 B2B iş görüşmesi gerçekleştirildi. Yedi ülkeden de resmi ticari heyet daveti alındı.</p>
<p>Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen zirveye, Azerbaycan, Bulgaristan, Gürcistan, Rusya, Romanya, Almanya, İtalya, Polonya, İngiltere, Irak, Suriye, Dubai, Suudi Arabistan, Katar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Mısır, Moğolistan, Kırgızistan, başta olmak üzere 19 ülkeden temsilciler katıldı.</p>
<p>Bine yakın girişimci ve iş dünyası temsilcisinin katıldığı etkinlikte, sağlık turizmi ve turizm yatırımcıları, tarım ve gıda, tedarik zinciri, sağlık turizmi, hospitatilty yatırımları, spor ve kongre turizmi ile lojistik şirketleri, üreticiler ve girişimci kadınlar arasında yeni iş birlikleri geliştirmek için bir araya geldi.</p>
<p>B2B görüşmelerinde yeni distribütörlük anlaşmaları, yatırım fırsatları, ihracat bağlantıları ve ortak proje görüşmeleri öne çıkarken, Mısır, Azerbaycan, Gürcistan, Bulgaristan, Rusya, Irak ve Suriye'den alınan resmi davetlerle katılımcılar için yeni pazarlara açılma olanakları sağlandı.</p>
<p>Zirvenin ilk uluslararası iş birliği anlaşması ise Rusya ile gerçekleşti. Taraflar arasında Aralık 2026'da Rusya'da hospitality ve turizm sektörlerine yönelik özel bir B2B program düzenlenmesi konusunda anlaşmaya varıldı.</p>
<p><strong>Kadınlar arasında dayanışma</strong></p>
<p>Zirvede ayrıca, farklı ülkelerden kadın girişimciler arasında oluşan güçlü dayanışma ve iletişim ağı oldu. Sosyal etkinlikler, networking buluşmaları ve tematik programlar sayesinde farklı sektörlerden kadın liderler arasında güçlü bağlar kuruldu.</p>
<p>Anka Çarşı bölümünde ise kadın girişimciler ürün ve hizmetlerini tanıtma fırsatı buldu. Coğrafi işaretli ürünlerden yerel markalara, el emeği üretimlerden yenilikçi girişimlere kadar birçok ürün ziyaretçi ile buluştu.</p>
<p>Zirveyi düzenleyen Yasemin Arslan ve Tuğba Avcı yaptıkları ortak açıklamada, hedeflerinin kadın girişimcileri uluslararası pazarlara taşıyacak güçlü bir ticaret platformu oluşturmak olduğunu belirtti. Açıklamada, şöyle denildi:</p>
<p>‘’Zirvedeki Ankalar etkinliği ile amacımıza ulaştık. Katılımcılarımız yeni iş bağlantıları kurdu, yeni pazarlara erişim fırsatı yakaladı ve somut iş birliklerinin temellerini attı. 4 bin 142 B2B görüşme gerçekleştirilmesi, 7 ülkeden resmi ticari heyet daveti alınması ve Rusya ile yeni bir uluslararası program konusunda anlaşmaya varılması, beklentilerimizin üzerinde sonuçlar elde ettiğimizi gösteriyor. En büyük mutluluğumuz ise kadın girişimcilerin birbirlerine güç verdiği, birbirlerinden ilham aldığı ve birlikte büyümenin mümkün olduğunu ortaya koyan güçlü bir ekosistemin oluştuğunu görmek oldu."</p>
<p><strong>2027 için talepler alınmaya başladı</strong></p>
<p>Zirvedeki Ankalar 2027 yılı etkinliği için ilk başvurular ve iş birliği talepleri de alınmaya başlandı. Organizasyon komitesi, önümüzdeki dönemde davet alınan ülkelerde ticari heyet programları düzenleyerek Antalya'da başlayan iş birliklerini uluslararası projelere dönüştürmek için çalışmalara başladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zirvedeki-ankalar-dunyaya-acilan-yeni-ticaret-kopruleri-kurdu-81625</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/5/1280x720/zirvedeki-ankalar-dunyaya-acilan-yeni-ticaret-kopruleri-kurdu-1782114537.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 19 ülkeden girişimci kadınların katıldığı &quot;Zirvedeki Ankalar&quot; etkinliğinde, Antalya’dan dünyaya açılan yeni ticaret köprülerinin kurulduğu bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kircaalisiaddan-bulgaristanda-yatirim-ve-is-birligi-atagi-81613</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KIRCAALİSİAD’dan Bulgaristan’da yatırım ve iş birliği atağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bulgaristan Kökenli Yönetici, Sanayici ve İş İnsanları Derneği (KIRCAALİSİAD), Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla Bulgaristan’da kapsamlı bir program gerçekleştirdi.</p>
<p>Filibe, Sofya ve Bansko’da düzenlenen ziyaretlerde iş dünyası temsilcileri, yatırım kuruluşları, diplomatik misyonlar ve sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelen heyet, yeni iş birlikleri için temaslarda bulundu. Program kapsamında Bulgaristan’ın önemli sanayi kuruluşları ve yatırım bölgelerini ziyaret eden KIRCAALİSİAD heyeti, iki ülke arasındaki ticaret hacminin artırılması ve yatırım olanaklarının geliştirilmesine yönelik görüşmeler gerçekleştirdi. Düzenlenen firma ziyaretlerinde üretim süreçleri ve olası ortak projeler üzerine değerlendirmelerde bulunuldu. Yatırım merkezlerinde incelemeler yapan heyet, bölgenin yatırım potansiyeli ve sanayi altyapısı hakkında bilgi aldı. Görüşmelerde, iki ülke arasındaki ticaret hacminin artırılması, yatırım süreçlerinin kolaylaştırılması ve iş dünyasının beklentileri ele alındı.</p>
<p>KIRCAALİSİAD heyetinin Bulgaristan programındaki önemli duraklardan biri de Bansko’da düzenlenen 5. Balkan İş Forumu oldu. Balkan ülkelerinden iş insanları ve yatırımcıları bir araya getiren forumda bölgesel iş birlikleri, yatırım fırsatları, lojistik ağları, yapay zekâ, yeşil dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınma başlıkları öne çıktı. Forumda panelist olarak yer alan KIRCAALİSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Osman Güler, Türkiye-Bulgaristan ekonomik ilişkileri, sınır ötesi ticaretin geliştirilmesi ve Balkanlar’daki ekonomik entegrasyonun önemi üzerine değerlendirmelerde bulundu. Güler, bölgesel kalkınmanın güçlü iş birlikleri ve ortak yatırımlarla desteklenebileceğini vurguladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kircaalisiaddan-bulgaristanda-yatirim-ve-is-birligi-atagi-81613</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/3/1280x720/kircaalisiaddan-bulgaristanda-yatirim-ve-is-birligi-atagi-1782111562.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KIRCAALİSİAD, Bulgaristan’da gerçekleştirdiği temaslarla Türkiye-Bulgaristan ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik önemli görüşmeler yaptı. Filibe, Sofya ve Bansko’daki ziyaretlerde yatırım fırsatları, ticari iş birlikleri ve bölgesel kalkınma projeleri masaya yatırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ucge-teknosabdaki-yeni-fabrikasiyla-buyume-hedeflerini-guclendiriyor-81611</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ÜÇGE&#039;den TEKNOSAB’da yeni fabrika yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Mağaza ekipmanları, akıllı depo raf sistemleri, robotik depolar ve endüstriyel çözümler alanında faaliyet gösteren ÜÇGE, büyüme stratejisi doğrultusunda yeni yatırımını hayata geçiriyor.</p>
<p>Şirketin grup firmalarından ÜÇGE DRS Depo Raf Sistemleri’nin Bursa Teknoloji Organize Sanayi Bölgesi’nde (TEKNOSAB) kuracağı yeni fabrikanın temeli düzenlenen törenle atıldı. ÜÇGE’nin yarım asırlık tecrübesiyle hayata geçirilen yatırımın, şirketin üretim kapasitesini artırmasının yanı sıra teknolojik altyapısını güçlendirmesi ve uluslararası pazarlardaki büyüme hedeflerine katkı sağlaması amaçlanıyor.</p>
<p>Temel atma töreninde konuşan ÜÇGE Yönetim Kurulu Başkanı Damla Aras, şirketin 50 yıllık birikimini geleceğe taşıyan önemli bir adım attıklarını belirterek, “50 yıllık yolculuğumuz boyunca üretim gücümüzü, yenilikçi yaklaşımımızı ve birlikte başarma kültürümüzü sürekli geliştirdik. Temelini attığımız yeni fabrikamız, bu güçlü mirasın geleceğe taşınmasının önemli bir simgesi olacak. Kurucumuz merhum Gökçin Aras’ın vizyonu doğrultusunda ÜÇGE markasını daha güçlü yarınlara taşımak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi.</p>
<p>ÜÇGE Yönetim Kurulu Başkanı Can Aras da yeni fabrikanın üretim yetkinliklerini ve rekabet gücünü artıracağını vurgulayarak, “Bu yatırımla üretim kapasitemizi ve teknolojik altyapımızı güçlendirmeyi, müşterilerimize daha etkin çözümler sunmayı hedefliyoruz. Sürdürülebilir büyümenin teknoloji, inovasyon ve güçlü üretim altyapısından geçtiğine inanıyoruz. Yeni fabrikamız da bu vizyonun önemli bir parçası olacak” diye konuştu. Teknoloji, sürdürülebilirlik ve inovasyon odaklı yatırımlarını sürdüren ÜÇGE, yeni fabrikayla birlikte hem yurt içindeki üretim gücünü artırmayı hem de küresel pazarlardaki büyümesini hızlandırmayı hedefliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ucge-teknosabdaki-yeni-fabrikasiyla-buyume-hedeflerini-guclendiriyor-81611</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/1/1280x720/ucge-teknosabdaki-yeni-fabrikasiyla-buyume-hedeflerini-guclendiriyor-1782110931.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mağaza ekipmanları, depo raf sistemleri ve endüstriyel çözümler alanında faaliyet gösteren ÜÇGE, grup şirketi ÜÇGE DRS için TEKNOSAB’da yeni fabrika yatırımının temelini attı. Yatırımın, üretim kapasitesini artırarak şirketin küresel büyüme hedeflerine ivme kazandırması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerji-yogun-sektorlerde-yesil-donusum-icin-kamu-destegi-sart-81605</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Enerji yoğun sektörlerde yeşil dönüşüm için kamu desteği şart&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Küresel cam sektörünü İstanbul'da bir araya getiren 40. Şişecam Uluslararası Cam Konferansı'nda enerji yoğun sanayilerin karşı karşıya olduğu dönüşüm süreci ele alındı. "İnovasyon İçin Güç Birliği: Enerji ve Camın Geleceğe Yönelik Dönüşümü (United to Innovate: A Future-Focused Transformation of Energy &amp; Glass)" temasıyla düzenlenen etkinlikte dekarbonizasyon, enerji verimliliği, elektrifikasyon ve dönüşümün finansmanı başlıkları ele alındı.</p>
<p>Açılış konuşmasını yapan Şişecam Genel Müdürü Can Yücel, cam sektörünün enerji yoğun yapısının beraberinde önemli çevresel ve operasyonel sorumluluklar getirdiğini söyleyerek, "Camı daha işlevsel, sürdürülebilir ve hafif üretme arayışı bizim için bitiş çizgisi olmayan bir yolculuk. Özellikle sürdürülebilirlik artık uzun vadeli bir vizyon değil, tüm değer zincirimizi şekillendiren temel bir dönüşüm ajandası. Cam, doğası gereği enerji yoğun bir endüstri. Bu yapının beraberinde getirdiği çevresel ve operasyonel zorluklara karşı sektör olarak ortak akılla, inovasyonla ve güçlü iş birlikleriyle somut çözümler üretmemiz kaçınılmaz" dedi.</p>
<h2>Enerji dünyasında artık en kıt kaynak güven</h2>
<p>Konferansın ana konuşmacısı olan Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmelerin küresel enerji piyasalarında kalıcı etkiler bırakabileceğini söyledi.</p>
<p>Petrol fiyatlarının Hürmüz Boğazı krizi sırasında 130 dolara kadar yükselip daha sonra 80 dolar seviyelerine gerilediğini hatırlatan Birol, piyasalarda asıl kırılmanın güven algısında yaşandığını belirtti. Bir kez yaşanan krizin yeniden yaşanabileceği düşüncesinin enerji güvenliğine bakışı değiştirdiğini ifade eden Birol, "Bugün enerji dünyasında en kıt şey petrol değil, gaz değil, helyum değil, uranyum değil; güven" dedi.</p>
<p>Enerji güvenliğine ilişkin kaygıların yatırım kararlarını da etkilemeye başladığını belirten Birol, bunun ilk işaretlerinin enerji altyapısı yatırımlarında görüldüğünü, Orta Doğu ülkelerinin mevcut güzergahlara alternatif enerji hatları geliştirirken, bazı ülkelerin de kömürü yeniden gündemine aldığını ifade etti.</p>
<h2>"Elektrik çağına giriyoruz" </h2>
<p>Dünyanın kömür ve petrol çağının ardından elektrik çağına girdiğini söyleyen IEA Başkanı, elektrik talebindeki büyümenin arkasında yapay zeka, veri merkezleri, elektrikli araçlar ve klima kullanımındaki artış olduğunu söyledi. Orta ölçekli bir veri merkezinin yaklaşık 100 bin hanenin tükettiği kadar elektrik kullandığını ifade eden Birol, elektrikli araçların küresel otomobil satışlarındaki payının son beş yılda yüzde 5'ten yüzde 30'a yükseldiğini, Çin'de ise yeni araç satışlarının yüzde 60'ının elektrikli araçlardan oluştuğunu kaydetti.</p>
<h2>Karbonsuzlaşma için kamu desteği şart </h2>
<p>Konferans kapsamında düzenlenen "Dönüşümü Güvence Altına Almak: Enerji Yoğun Sanayinin Karbonsuzlaşmasının Finansmanı" başlıklı oturumda IEA Başkanı Fatih Birol ile Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) İklim Stratejisi ve Uygulama Genel Müdürü Gianpiero Nacci, enerji yoğun sektörlerde dönüşümün önündeki engelleri ve finansman ihtiyacını değerlendirdi.</p>
<p>Cam, çimento, çelik ve kimya gibi enerji yoğun sektörlerde dönüşümün diğer alanlara göre daha yavaş ilerlediğini belirten Birol, karbon yakalama ve depolama ile hidrojen teknolojilerinin umut vadettiğini ancak maliyetlerin hala önemli bir engel oluşturduğunu söyledi. "Eğer her şeyi piyasalara bırakırsanız enerji yoğun sektörlerin karbonsuzlaşması için yeterli olmaz" diyen Birol, kamu desteğinin kritik önem taşıdığını vurguladı. EBRD İklim Stratejisi ve Uygulama Genel Müdürü Nacci ise asıl sorunun finansman eksikliğinde değil, yatırım yapılabilir yeşil proje eksikliğinde olduğunu söyledi. Jeopolitik gerilimlere rağmen yatırımcıların yeşil dönüşüm projelerine ilgisinin sürdüğünü belirten Nacci, kalkınma bankalarının garanti ve teşvik mekanizmalarıyla sürece destek verebileceğini ifade etti. Şirketlerin yalnızca çevresel gerekçelerle daha maliyetli teknolojilere yatırım yapmasının beklenemeyeceğini belirten IEA Başkanı Birol ise, hükümetlerin ve kalkınma finansmanı kuruluşlarının sürece daha güçlü destek vermesi gerektiğini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerji-yogun-sektorlerde-yesil-donusum-icin-kamu-destegi-sart-81605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/5/1280x720/54-1782107559.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 40. Şişecam Uluslararası Cam Konferansı&#039;nda dekarbonizasyon, enerji verimliliği, elektrifikasyon ve dönüşümün finansmanı başlıkları ele alındı. IEA Başkanı Fatih Birol, enerji yoğun sektörlerin karbonsuzlaşması için kamu desteğinin kritik önem taşıdığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sofradan-guverteye-81591</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sofradan güverteye</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Kastamonu Sofraları” İstanbul’da yeniden kuruldu</strong></p>
<p>Geçtiğimiz akşam Karaköy’de kurulan bir sofrada yalnızca yemek yemedik. Kastamonu’nun yüzlerce yıllık hafızasının, saray mutfağına uzanan izlerinin ve toprağından çıkan ürünlerin küçük bir bölümünün hikâyesini dinledik. Ve bir kez daha karar verdim ki bazı sofralar yalnızca karın doyurmaz; bir coğrafyayı anlatır.</p>
<p>İstanbul’da Kastamonu mutfağı denildiğinde çoğu kişinin aklına etli ekmek ya da Kastamonu pastırması gelir. Oysa Kastamonu, geçmişte Bolu ve Mengen’i de içine alan geniş bir coğrafyanın merkezinde yer alıyor; saray mutfağı için önemli bir malzeme ve usta kaynağı olarak öne çıkıyordu.</p>
<p>Kastamonu’nun kültürel ve tarihi değerlerini görünür kılmak amacıyla çalışan Dünya Mirası Kastamonu İnisiyatifi Derneği (DMKİ) tarafından Nadir Gastronomi Platformu’nda gerçekleştirilen <em>“Kastamonu Sofraları”</em> gecesi, bu büyük mirası yeniden görünür kılmayı amaçlıyordu.</p>
<p>2017 yılında İstanbul’da yaşayan Kastamonulular tarafından kurulan dernek, yıllardır kentin kültürel mirasını, gastronomisini, arkeolojik değerlerini ve tarihini daha geniş kitlelere ulaştırmak için çalışmalar yürütüyor. Derneğin dönem başkanı <strong>Zeynep Esen,</strong> açılış konuşmasında yaklaşık 35 üyeden oluşan yapılarının temel amacını şöyle özetliyordu:</p>
<p><em>“Önce ülkemizin yerel değerlerine sahip çıkmak, ardından bu değerleri en nitelikli biçimde tanıtmak.”</em></p>
<p>Esen’in üzerinde özellikle durduğu konu, gastronominin yalnızca yemekle ilgili olmadığıydı. Amaç; üreticiden sofraya uzanan zinciri görünür kılmak, yerel ürünleri hak ettikleri değere kavuşturmak ve Kastamonu mutfağını yeni kuşaklarla buluşturmaktı. Bu gecenin, uzun soluklu bir <em>“Kastamonu Sofraları”</em> projesinin ilk adımı olduğunu da müjdeliyordu.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Bir şehrin gastronomik hikâyesi sofraya geldiğinde…</strong></p>
<p>Bir önceki yazımda da vurguladığım gibi bazı yemekler vardır; yalnızca damakta iz bırakır. Bazıları ise hafızada. Nadir Gastronomi Platformu’nda düzenlenen Kastamonu Sofraları gecesinde servis edilen menü ikinci gruba giriyordu. Çünkü masaya gelen her tabak yalnızca bir tarif değil, bir coğrafyanın hikâyesiydi. <em>“Kastamonu Sofraları” </em>iradesi, tabağa geldiğinde Şef <strong>Aydın Demir</strong>’in yorumuyla tam bir lezzet manifestosuna dönüşüyordu. Aydın Şef’in mutfağımıza yaklaşımı dikkat çekici. Yerel ürünleri modernleştirirken onların karakterini değiştirmiyor; malzemenin özüne sadık kalmayı tercih ediyor. Malzemeyi deforme etmeden, onun tabiatına hürmet ederek çağdaş bir sunum hazırlıyor.</p>
<p>Bu yemekte de Kastamonu mutfağını bir füzyon gösterisine dönüştürmek yerine, onun kendi hikâyesini daha çağdaş bir dille anlatmayı tercih etti. Coğrafi işaretli Taşköprü sarımsağından coğrafi işaretli siyez ununa, yabani otlardan Üryani eriğine kadar her malzeme kendi kimliğini koruyarak tabağa taşınmıştı. Bir anlamda Kastamonu’nun geçmişi modern gastronomi diliyle yeniden konuşuyordu.</p>
<p><strong>Kastamonu’yu yeniden görünür kılmak için el ele verdiler</strong></p>
<p>Kastamonu Sofraları gecesinde konuşulanlar yalnızca yemekler değildi. Masada Kül Çöreği, Taşköprü sarımsağı, siyez ya da Tosya’nın Sarı Kılçık Pirinci kadar başka bir konu daha vardı:</p>
<p>Kastamonu’nun kendini yeniden anlatma çabası. Dünya Mirası Kastamonu İnisiyatifi’nin (DMKİ) hikâyesini dinlerken, o gece kurulan sofranın aslında daha büyük bir hareketin parçası olduğunu düşündüm. Çünkü bu girişim yalnızca gastronomiye değil; tarihe, kültüre, arkeolojiye, müziğe, yayıncılığa ve kent hafızasına da dokunuyor.</p>
<p>2017 yılında İstanbul’da yaşayan, Kastamonu ile kök, akrabalık ya da gönül bağı bulunan bir grup aydın, akademisyen ve iş insanı, şehrin doğal, kültürel ve tarihsel mirasına sahip çıkmak amacıyla bir araya geldi.</p>
<p>Bu oluşumun fikir önderliğini Dr. <strong>Atıf Uğurlu</strong> yaptı. Kurucu yapı içinde <strong>Mehmet Reis</strong>, <strong>Nurdoğan Aymete</strong>, Dr. <strong>Sedat Kalem</strong>, Prof. Dr. <strong>Sakine Esen Eruz</strong>, <strong>Tahir Gündoğdu</strong> ve Prof. Dr. <strong>Zeki Alpan</strong> gibi isimler yer aldı.</p>
<p>Başlangıçta bir inisiyatif olarak yola çıkan bu hareket, zaman içinde kurumsal bir yapıya dönüştü. Atıf Uğurlu’nun üç dönem süren başkanlığının ardından 2020 yılında görevi <strong>Ender Yılmaz</strong> devraldı. 2023 yılı itibarıyla ise dönem başkanlığına <strong>Zeynep Esen</strong> geldi. 2024 yılında da inisiyatif resmî dernek statüsü kazanarak DMKİ Derneği adıyla çalışmalarını sürdürmeye başladı.</p>
<p>Zeynep Esen’in anlattıklarında özellikle dikkatimi çeken noktalardan biri, bu yapının kendisini yalnızca hemşehri dayanışması olarak görmemesiydi. DMKİ’nin ilkeleri arasında çok anlamlı bir cümle var:</p>
<p><em>“Kastamonulu olmak koşulu aranmıyor; Kastamonu’yu sevmek yeterli görülüyor.”</em></p>
<p><strong>“Kül”e karışan İstanbul</strong></p>
<p>İstanbul’da hâlâ insanı şaşırtabilen geceler var. Geçtiğimiz akşam bunlardan birini yaşadım. İş Sanat’ın İş Vapur’da düzenlediği <strong>Cem Adrian</strong> konserinde, Boğaz’ın ortasında müziğin bir şehri nasıl değiştirebildiğine tanık oldum.</p>
<p>Saat 20.30’da başlayan yolculuğun ilk bölümünde İstanbul, bize o meşhur delişmen yüzünü gösteriyordu. Kuzeyden esen sert rüzgârın güvertelerini yaladığı vapur, Bebek’e doğru ilerlerken birçok kişi şala, örtüye sarılmıştı. Boğaz, kendi bildiğince davranıyor; yaz akşamına rağmen serin yüzünü gösteriyordu.</p>
<p>Dönüş yolunda ise hava değişti. Cem Adrian vapurun burnundaki sade sahnesine çıktığında arkamıza aldığımız rüzgâr da konsere saygı göstererek dinmiş gibiydi. Az önce üşüyen konuklar, piyanodan yükselen ilk notalarla birlikte bambaşka bir atmosferin içine girdi. Karşımızda Ahmet Haşim’in dizelerini hatırlatan bir İstanbul vardı; akşamın renkleriyle seslerin birbirine karıştığı, Boğaz’ın geceye teslim olduğu bir İstanbul...</p>
<p><strong>Karne heyecanı bu yıl da kitapla taçlanıyor</strong></p>
<p>Okuma alışkanlığının küçük yaşlarda kazanılması, özellikle de dijital bir dünyaya doğmuş çocuklarımız için zihinsel kapasitenin gelişmesi, eleştirel düşünme, odaklanma becerilerinin artırılması açısından büyük önem taşıyor. İş Bankası’nın 2007-2008 eğitim-öğretim yılı sonunda ilk ve ortaokul öğrencilerine yönelik olarak başlattığı ve bu yıl 19. yılına giren <em>“Karneni Göster Kitabını Al”</em> kampanyası da bu amaca hizmet ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sofradan-guverteye-81591</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sofradan güverteye ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
