<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tum-dunya-uretim-icin-misirda-konuslaniyor-89584</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 09:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüm dünya üretim için Mısır&#039;da konuşlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’de hazır giyim ve çorap sanayisinin rekabet koşulları ağırlaşırken, üretim yatırımlarının Mısır’a yönelmesi sektörün gündemindeki yerini koruyor.</p>
<p>Çorap Sanayicileri Derneği (ÇSD) Başkanı Ender Doğan, Türkiye’de hazır giyim sektörünün ihracat ve maliyet baskısıyla karşı karşıya olduğunu, Mısır’ın ise yeni yatırımlarla üretim kapasitesini büyüttüğünü söyledi. Türk üreticilerin de Mısır’a yöneldiğine dikkat çeken Doğan, “Şu anda bütün dünya üretim gücüyle orada konuşlanıyor” diye konuştu.</p>
<p>Mısır’ın hazır giyim ihracatı 2022’deki 2,5 milyar dolar seviyesinden 2025’te 3,4 milyar dolara yükseldi. Bu yıl 4 milyar dolara ulaşılmasının beklendiğini aktaran Doğan, yeni fabrikaların devreye girmesiyle önümüzdeki dönemde büyümenin hızlanabileceğini söyledi. Mısır’daki sektör temsilcilerinin ihracatta 13 milyar dolara ulaşma ve Türkiye’yi geçme hedeflerini dile getirdiklerini belirtti. İstanbul Ticaret Odası’nın ekim ayı meclis toplantısında sektörün durumunu değerlendiren ÇSD Başkanı Ender Doğan, ihracattaki gerileme, artan işçilik maliyetleri ve ithalat baskısının üreticileri zorladığını söyledi. Doğan, mevcut üretim modelinin geleceğinin tartışılması ve dönüşümün bir plan dahilinde yönetilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<h2>Hedefleri Türkiye’yi geçmek </h2>
<p>Konuşmasından üç hafta önce gerçekleştirdiği Mısır ziyaretindeki gözlemlerini paylaşan Doğan, ikisi çorap, dördü konfeksiyon alanında faaliyet gösteren altı fabrikayı gezdiğini belirtti. Bu işletmelerin dördünün Türklere, ikisinin Hindistan’a ait olduğunu aktaran Doğan, ülkede devlet desteğinin ve yeni yatırımların dikkat çekici boyuta ulaştığını ifade etti. Doğan, “Şu anda bütün dünya üretim gücüyle orada konuşlanıyor” diye konuştu. Doğan’ın paylaştığı rakamlara göre Mısır’ın hazır giyim ihracatı 2022’deki 2,5 milyar dolar seviyesinden 2025’te 3,4 milyar dolara yükseldi. Bu yıl 4 milyar dolara ulaşılmasının beklendiğini aktaran Doğan, yeni fabrikaların devreye girmesiyle önümüzdeki dönemde büyümenin hızlanabileceğini söyledi. Mısır’daki sektör temsilcilerinin ihracatta 13 milyar dolara ulaşma ve Türkiye’yi geçme hedeflerini dile getirdiklerini belirtti.</p>
<h2>İsrail’den yüzde 10,5’lik alım şartı </h2>
<p>Mısır’ın ABD pazarına erişimde yararlandığı ticari avantajlara da değinen Doğan, Nitelikli Sanayi Bölgeleri (QIZ) düzenlemesi kapsamındaki İsrail girdisi şartına dikkat çekti. Firmaların yüzde 10,5’lik İsrail girdisi koşulunu karşılamak için etiket, koli, ambalaj ve düğme gibi ürünleri bu ülkeden tedarik ettiğini anlatan Doğan, Türkiye’deki boykot yaklaşımıyla Mısır üzerinden oluşan tedarik ilişkileri arasındaki çelişkiyi eleştirdi. Türk tekstilcilerinin yeterli planlama ve öngörü olmadan yurt dışında üretim arayışına girdiğini savundu. Doğan, Türkiye’de ise ihracatın gerilediğini belirterek, hazır giyim ihracatının 2022’deki 21,2 milyar dolar seviyesinden 16,8 milyar dolara, çorap ihracatının da 1,32 milyar dolardan 1,15 milyar dolara düştüğünü aktardı. Çorabın hazır giyim ihracatından aldığı payın yüzde 6,1’den yüzde 6,9’a yükseldiğini söyleyen Doğan, sektördeki teknolojik yatırımların, daha az iş gücüyle üretim yapılabilmesinin ve mevcut kapasitenin kayıpları sınırladığını ifade etti. Ancak bu görece dayanıklılığın sektörün karşı karşıya olduğu sorunları ortadan kaldırmadığını vurguladı.</p>
<h2>İthaller, yerlinin yerini alıyor </h2>
<p>İhracattaki kayba ithalat artışının da eşlik ettiğini belirten Doğan, hazır giyim ithalatının 2,9 milyar dolardan 5 milyar dolar seviyesine çıktığını söyledi. İç pazarda ithal ürünlerin yerli üretimin yerini almasının sektör üzerindeki baskıyı artırdığını dile getirdi. Maliyetler içinde işçiliğin payının yükseldiğine dikkat çeken Doğan, 2022’de yüzde 40 olan bu oranın bu yıl yüzde 55’e ulaştığını, rakip ülkelerde ise yüzde 30 düzeyinde bulunduğunu ifade etti. Orta Vadeli Program’daki öngörülerin gerçekleşmesi halinde işçiliğin maliyet içindeki payının yüzde 60’a çıkabileceğini savunan Doğan, “Türkiye’nin hazır giyim sektörü genel anlamda iyiye gitmiyor ve mevcut şartlarda gitmesi de mümkün gözükmüyor” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fason üretime bağlı modelin sonuna gelindi</span></h2>
<p>Sektörün yalnızca bugünkü maliyetlerle değil, gelecekteki iş gücü koşullarıyla da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Doğan, nüfusun yaşlanmasının emek yoğun üretim açısından stratejik bir sorun oluşturacağını söyledi. Türkiye’nin hangi koşullarda, hangi ürünleri ve nasıl üreteceğine ilişkin uzun vadeli kararlar alması gerektiğini vurguladı. Bu çerçevede Güney Kore ziyaretinden örnekler paylaşan Doğan, fuarda görüştüğü hazır giyim firmalarının üretimlerini iş gücünün daha yoğun olduğu komşu ülkelere taşıdığını anlattı. Güney Kore’nin otomotiv, savunma ve ağır sanayinin yanı sıra kozmetik, sinema ve müzik gibi alanlarda da küresel ölçekte güç kazandığını belirterek, dönüşümün farklı sektörleri kapsayan bir planlamayla ele alınması gerektiğine işaret etti. Türkiye’nin güçlü bir ekonomi için üretim ve ticaret yetkinliklerini birlikte geliştirmesi gerektiğini söyleyen Doğan, yalnızca fason üretime dayalı modelin sınırlarına gelindiğini ifade etti. Sanayicinin daha düşük maliyetle, daha kısa sürede ve daha az enerjiyle üretim yapmaya çalıştığını; ticaretin ise ürünü daha yüksek değerle pazara sunmaya odaklandığını belirten Doğan, küresel pazarları doğru okumanın önemini vurguladı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tum-dunya-uretim-icin-misirda-konuslaniyor-89584</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/4/1280x720/ender-dogan-1791872810.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de hazır giyim sektörünün ihracat ve maliyet baskısıyla karşı karşıya olduğunu, Mısır’ın ise yeni yatırımlarla üretim kapasitesini büyüttüğünü belirten Çorap Sanayicileri Derneği Başkanı Ender Doğan, Türk üreticilerin de Mısır’a yöneldiğini vurguladı. Doğan, “Şu anda bütün dünya üretim gücüyle orada konuşlanıyor” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bursa-is-dunyasinin-yeni-patronu-ozer-matli-89583</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 09:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa iş dünyasının yeni patronu Özer Matlı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO), tarihinin belki de en heyecanlı ve çekişmeli seçimlerinden birini geride bıraktı. Tam 13 yıldır başkanlık koltuğunda oturan İbrahim Burkay ile yine 13 yıldır Bursa Ticaret Borsası Başkanlığı görevini yürüten Özer Matlı’nın yarışından zaferle çıkan taraf, beklentileri altüst eden Matlı ve ekibi oldu. Zaman zaman tansiyonun yükseldiği, tarafların birbirlerini sert biçimde eleştirdiği seçim süreci, 13 yıllık Burkay döneminin sona ermesiyle noktalandı. Artık Bursa iş dünyasının yeni patronu Özer Matlı.</p>
<h2><strong>Burkay’ın hakkını teslim etmek gerek</strong></h2>
<p>Seçim artık geride kaldı. İbrahim Burkay, 13 yıllık başkanlığı boyunca Bursa’ya değer katan çok sayıda projeyi hayata geçirdi. Yönetim tarzı, karar alma biçimi ve oda yönetimindeki yaklaşımı elbette eleştirilebilir. Ancak yapılanları görmezden gelmek de doğru olmaz. Hakkını teslim etmek gerekir. Şimdi gözler Özer Matlı ve ekibinde. BTSO, bugüne kadar oluşturduğu kurumsal yapıyla mı yoluna devam edecek, yoksa Matlı’nın ilk toplantıda dile getirdiği gibi “fabrika ayarlarına” mı dönecek?</p>
<p>TEKNOSAB başta olmak üzere odanın iştiraklerinde ve bağlı kuruluşlarında nasıl bir yönetim değişikliği yaşanacağı merak konusu. Seçim döneminde en çok tartışılan başlıklardan biri olan TEKNOSAB’daki yatırımlar ve tahsislerle ilgili 34 maddelik soruların yanıtları kamuoyuyla paylaşılacak mı? Uludağ’daki Bursa Business School ve Swissôtel’in geleceği nasıl şekillenecek? GUHEM’de ne gibi değişiklikler yapılacak? Bunlar, yeni yönetimin önündeki önemli konular.</p>
<h2><strong>Ticaret ve sanayi odaları ayrılacak mı?</strong></h2>
<p>Belki de en önemli soru bu. Özer Matlı, uzun yıllar sonra ticaret kökenli bir isim olarak BTSO başkanlığına seçildi. Seçim döneminde gündeme getirdiği ticaret ve sanayi odalarının ayrılması meselesi şimdi yeniden tartışmaya açılabilir. Bursa’da ayrı bir sanayi odası kurulması yönünde somut bir adım atılacak mı?</p>
<h2><strong>Burkay neden kaybetti?</strong></h2>
<p>Özer Matlı’nın seçim başarısını takdir ederken, İbrahim Burkay’ın neden kaybettiğini de irdelemek gerekir. Seçim sürecinde Burkay sahada oldukça aktifti. Ancak komite sonuçları, güçlü sanayi sektörlerinde beklenen desteğin sandığa aynı ölçüde yansımadığını gösterdi. Burkay kendi komitesinden seçilerek çıkarken, bugüne kadar kendisini ayakta tutan büyük sanayi kollarının temsil edildiği komitelerde yaşanan kayıplar seçimin sonucuna etki etti. <br />Seçim sonucunda ekonomik koşulların da belirleyici olduğunu düşünüyorum. Son yıllarda yaşanan daralma nedeniyle büyük firmaların çok sayıda tedarikçisiyle yollarını ayırması, iş dünyasındaki dengeleri değiştirdi. Büyük üreticilerle ticari bağları zayıflayan ya da tamamen kopan tedarikçi firmaların sandıkta farklı bir tercih yapmasına şaşırmamak gerekir. Dolayısıyla seçim, yalnızca iki adayın projelerinin yarıştığı bir süreç değildi. Aynı zamanda ekonomik sıkıntıların, tedarik zincirindeki kırılmaların ve birikmiş tepkilerin sandığa yansıdığı bir tablo ortaya çıktı.</p>
<h2><strong>Şimdi söz değil, icraat zamanı</strong></h2>
<p>Gerilimlerin yükseldiği anlar yaşansa da seçim, büyük ölçüde olgunluk içinde tamamlandı. Kazanan Özer Matlı ve ekibi oldu. Kaybeden tarafın da Bursa iş dünyasının bir parçası olduğu unutulmamalı. Matlı, seçim sürecinde ortaya koyduğu projeleri hayata geçirebilecek mi? BTSO üyeleri karar süreçlerinde daha fazla söz sahibi olabilecek mi? Odanın kaynakları ve iştirakleri konusunda beklenen şeffaflık sağlanacak mı? Bursa’nın sanayi ve ticaret potansiyelini büyütecek yeni bir vizyon ortaya konulabilecek mi?<br />Bursa iş dünyası, seçim meydanlarında verilen sözlerin hayata geçirilmesini bekliyor. Özer Matlı, seçim zaferiyle önemli bir sorumluluk üstlendi. Şimdi kendisini destekleyenlerin yanı sıra kendisine mesafeli duranlara da güven verme zamanı. Çünkü seçim kazanmak başka, Bursa ekonomisini ileri taşımak başka…</p>
<p>Matlı için asıl sınav şimdi başlıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bursa-is-dunyasinin-yeni-patronu-ozer-matli-89583</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa iş dünyasının yeni patronu Özer Matlı! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kredi-faizleriyle-enflasyon-ayni-telden-calmiyor-89582</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 09:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kredi faizleriyle enflasyon aynı telden çalmıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İster matematik fark olarak bakılsın ister yüzde değişim olarak bakılsın programın başladığı dönemden bu yana veya enflasyon ve faizlerin zirve yaptığı dönemden bu yana bakılsın tablo şu: Enflasyonla faizler ayrı telden çalıyor. Zirve seviyeden bu yana enflasyonda yüzde 58 düşüş oldu. Kredi faizlerindeki düşüş bu rakamın 4’te birine ancak ulaşıyor. </strong></p>
<p>Bakan Şimşek’in “dezenflasyon programı” başladıktan (Haziran 2023) bu yana enflasyon 6,7 puan düşmüş. Yüzde 38,21’le başlamıştı, Ağustos 2026 itibariyle yüzde 31,51. Fakat, ilginçtir, aynı dönem itibariyle kredi faizleri (ihtiyaç, konut, taşıt, ticari, tüketici) bütün kredi türlerinde programın başladığı dönemin çok çok üzerinde… Düşmek yerine 20, 30, hatta 40 puan artmış!</p>
<p>TCMB’nin akım verilerinde: </p>
<p>▶İhtiyaç kredisi faizi, program başladığında yüzde 40,14 düzeyinde iken, yaklaşık üç yıl sonra halen yüzde 64,14 düzeyinde. Yani başlangıç seviyesinin 24 puan üstünde. <br />▶ KMH (kredili mevduat hesapları) dahil ihtiyaç kredisi faizleri program başladığında yüzde 26,25 düzeyindeydi. Şimdi 63,81 düzeyinde. Enflasyonun 6,7 puan düştüğü aynı süreçte 37,5 puan artmış. <br />▶Taşıt kredisi faizi program başladığında, 2 Haziran 2023 itibariyle yüzde 30,88’di. Şimdi (11.09.2026) yüzde 40,53 düzeyinde. Başlangıç değerinin 9,65 puan üzerinde. <br />▶ Konut kredisi faizleri program başladığında yüzde 18,05 düzeyinde idi. Şimdi, 3 yıl sonra, enflasyon da düşmüş iken 23,88 puan yukarıda, yüzde 41,93 seviyesinde.</p>
<p>Mayıs 2024’te faizler de enflasyon da zirvedeydi Enflasyon son yükseliş dalgasında en yüksek seviyeyi yüzde 85,51 ile 2022 yılı Ekim ayında gördü. Sonra inişe geçti. Program başladığında Haziran 2023’te yüzde 38,21 düzeyindeydi. Program sonrası yükselerek en yüksek seviyeyi yüzde 75,45’le Mayıs 2024’te gördükten sonra inişe geçti. Bu tarih itibariyle kredi faizleri de (taşıt hariç) zirvedeydi. Program döneminde enflasyonun zirve yaptığı tarihi baz alırsak Ağustos 2026’ya kadar 43,94 puanlık düşüş var. Ancak bu büyük düşüş kredi faizlerine yansımış görünmüyor. </p>
<p>Mayıs 2024’ten bu yana;</p>
<p>▶ Enflasyonda 43,94 puanlık düşüşe karşın; <br />▶ İhtiyaç kredisindeki düşüş 11,79 puan, <br />▶ KMH dahil ihtiyaç kredisinde 11,87 puan, <br />▶ Taşıt kredisinde 2 puan, <br />▶Konut kredisi faizinde 3,05 puan, <br />▶Ticari kredi faizinde 10,61 puan, <br />▶ Tüketici kredisinde 9,68 puan düşüş olmuş.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdcd8da2bd7-1791872397.png" alt="" width="977" height="276" />Puan olarak bakıldığında durum böyle. Değişim oranı olarak bakıldığında da durum farklı değil. Zirve seviyeye göre son enflasyon verisi yüzde 58,2 düşüş gösteriyor. Ama faizlerdeki düşüş, yüzde olarak bur rakamdan çok çok uzakta. En yüksek düşüş, oransal olarak ticari kredide, o da yüzde 16,5 düzeyinde. Faiz – enflasyon linkinin kopuşunu ifade eden bu tablonun başlıca nedeni dezenflasyon programının talebi baskılamayı esas alması. Ancak fark ve değişim oranlarının çok çok uzak kalması aşırı sayılabilecek bir tablo ortaya koyuyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kredi-faizleriyle-enflasyon-ayni-telden-calmiyor-89582</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/lira-para-tl-1768737129.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kredi faizleriyle enflasyon aynı telden çalmıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsa-herkese-acik-ama-yaris-esit-mi-89578</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 09:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa herkese açık ama yarış eşit mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsada herkes eşit. Kural kitabı öyle söylüyor. Aynı hisseyi alıp satıyoruz, aynı fiyat ekranına bakıyoruz, aynı emir defterini görüyoruz. Peki gerçekten aynı şartlarda mı yarışıyoruz?</p>
<p>Geçenlerde kolokasyon konusunu konuşurken bu soru aklıma takıldı.</p>
<p>Kolokasyon, işlem yapan kurumların sunucularını Borsa İstanbul’un işlem sistemlerine yakın bir noktaya yerleştirmesi. Amaç belli: Emir borsaya ne kadar hızlı ulaşırsa, algoritmik işlemlerde o kadar avantaj sağlanıyor.</p>
<p>Borsa İstanbul’un 2026 tarifesinde kolokasyon için yüz binlerce liralık ücretler ödeniyor. İşe yarayan, sunucuyu işlem sistemine yaklaştırmak.</p>
<p>Burada kimse kural dışı bir iş yapmıyor. Hizmet açık, ücret belli, teknik şartlar belli.</p>
<p>Bilgisayarınızdan emri gönderdiğinizde, başka bir sistem aynı fiyat değişimini algılayıp emrini sizden çok daha önce borsaya ulaştırabiliyor. İkisi de aynı piyasada. İkisi de aynı fiyatlara bakıyor. Ama yarışın hızı aynı değil.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdcb67f241a-1791871847.png" alt="" width="441" height="344" />Bu sadece Borsa İstanbul’un meselesi de değil. Nasdaq, New York Stock Exchange ve Avrupa’daki büyük piyasalarda da işlemciler borsanın veri merkezlerine yakın konumlanmak için para ödüyor.</p>
<p>Kapitalizmin tuhaflığı da burada galiba. Kural herkes için aynı. Fakat kullanılabilecek imkânlar aynı değil.</p>
<p>Paranız varsa daha hızlı bilgisayar, daha iyi veri akışı satın alabiliyorsunuz. Sunucunuzu borsanın işlem motoruna yaklaştırabiliyorsunuz. Daha hızlı çalışan algoritmalar geliştirebiliyorsunuz.</p>
<p>Bireysel yatırımcı ise fiyatı gördükten sonra düğmeye basıyor.</p>
<p>Elbette borsa bir sosyal eşitlik kurumu değil. Sermayenin ve teknolojinin farklı olması piyasanın doğasında var.</p>
<p>Ama “herkes aynı piyasada işlem yapıyor” ile “herkes aynı şartlarda yarışıyor” aynı şey değil.</p>
<p>Sonra hep birlikte “piyasa herkese açık” diyoruz. Sermaye piyasamızın yaralarını elbirliğiyle sarmaya ve mıntıka temizliğini tamamlamaya çalıştığımız şu günlerde hiç olmazsa kısa süreliğine de olsa bu eşitsizliği ortadan kaldıralım.</p>
<p>Belki de borsada adalet, herkesin aynı hızda işlem yapması değil. En azından hangi avantajın parayla satın alınabildiğinin ve bunun fiyat oluşumunu nasıl etkilediğinin açıkça bilinmesi.</p>
<p>Çünkü bazı işlemlerde kazananı hisseyi doğru seçen değil, emri borsaya önce ulaştıran belirleyebiliyor.</p>
<p>Ve işte o noktada küçük yatırımcıya “piyasaya hoş geldin” demek biraz ironik kalıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsa-herkese-acik-ama-yaris-esit-mi-89578</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa herkese açık ama yarış eşit mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dizel-piyasasina-rus-pansumani-89574</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dizel piyasasına Rus pansumanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6acdc3a68f6e2-1791869862.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Rusya-Ukrayna savaşının enerji altyapısı üzerindeki etkileri, Orta Doğu’daki çatışmalar ve deniz taşımacılığındaki aksamalar küresel dizel piyasasını sıkıştırırken, Washington’dan gelen yeni hamleler fiyatlara nefes aldırdı. Ancak açıklamaların sahada uygulanıp uygulanmayacağı ve yeni arzın ne kadar hızlı piyasaya ulaşacağı belirsizliğini koruyor.</p>
<h2>Piyasanın umudu Rus dizeli </h2>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya’dan ek dizel tedarikini duyurması ve iki ülke arasında enerji ateşkesi ilan etmesine piyasanın tepkisi hızlı oldu. Avrupa’da dizel fiyatları dün sabah yüzde 3 düşerek ton başına yaklaşık 1.437 dolara gerilerken Brent petrol yüzde 0,7 kayıpla varil başına 104 dolar seviyesine indi. Nymex’de vadeli işlem gören ultra düşük kükürtlü dizelin fiyatı varil başına 6,45 dolar düşüşle 96,80 dolara geriledi.</p>
<h2>Orta Doğu riski fiyatları tutuyor </h2>
<p>Rusya’dan ek tedarik beklentisi fiyatları baskılarken Orta Doğu’daki gelişmeler piyasadaki risk primini koruyor. Riyad havaalanına yönelik ölümcül saldırılara rağmen petrol fiyatlarının gerilemesi, yatırımcıların o sırada enerji arzına doğrudan bir darbe gelmemesini ve Rus dizelinin geri dönüş ihtimalini öne çıkardığını gösteriyor. ING Think’e göre Basra Körfezi’nden petrol akışının güçlü seyretmesi de fiyatları aşağı çeken unsurlardan biri. Buna karşılık Hürmüz Boğazı çevresindeki riskler ve petrolün bölgeden taşınmasında yaşanan verimsizlik, tanker navlunlarını yükselterek rafine ürünlerin maliyetini artırıyor.</p>
<p>Analistlerin ortak değerlendirmesi, açıklanan hacimlerin küresel arz açığını tek başına kapatamayacağı yönünde. Dizelde kalıcı fiyat düşüşü için Rusya’dan teslimatların gerçekleşmesi, rafineri üretiminin toparlanması ve Orta Doğu’daki sevkiyat akışının normale dönmesi gerekiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rusya 4.8 milyon ton vadetti</span></h2>
<p>Trump’ın açıkladığı plana göre Rusya, küresel piyasalara hemen 300 bin ton, kasım ayında 500 bin ton ve aralıkta 1 milyon ton dizel tedarik edecek. Rafinerilerin durumuna bağlı olarak 3 milyon tonluk ek teslimat da gündemde. Böylece potansiyel toplam miktar 4,8 milyon tona ulaşabilecek. Ancak Rusya, Trump’ın açıkladığı miktarları ve teslimat takvimini henüz doğrulamadı.</p>
<p>S&amp;P Global verilerine göre Ukrayna’nın saldırıları, eylül sonu itibarıyla Rusya’nın günlük 3,1 milyon varillik rafineri kapasitesini devre dışı bıraktı. Rusya’nın deniz yoluyla dizel ve gazyağı ihracatı da yılın ilk yarısındaki yaklaşık 1 milyon varil/gün seviyesinden temmuz sonrasında ortalama 550 bin varil/güne geriledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fiyatlarda kalıcı düşüş için üç koşul</span></h2>
<p>Rus arzının gerçekleşmesi: Trump’ın açıkladığı 4,8 milyon tonluk potansiyel dizel tedarikinin ne kadarının ve hangi takvimle piyasaya ulaşacağı belirleyici olacak. Teslimatların gecikmesi veya miktarın beklentilerin altında kalması, fiyatlardaki düşüşü sınırlayabilir.</p>
<p>Rafinerilerin toparlanması: Ukrayna’nın saldırıları nedeniyle Rusya’da devre dışı kalan rafineri kapasitesinin yeniden çalışması, dizel ihracatındaki daralmayı hafifletebilir. Ancak üretimin kısa sürede kriz öncesi seviyelere dönmesi beklenmiyor.</p>
<p>Orta Doğu’da normalleşme: Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik risklerinin azalması ve tanker taşımacılığının normale dönmesi, navlun ve teslim maliyetlerini aşağı çekebilir. Bu gelişmeler yaşanmadan Rusya’dan gelecek ek arzın dizel fiyatlarında kalıcı bir düşüş sağlaması zor görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dizel-piyasasina-rus-pansumani-89574</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/0/1280x720/petrol-1761080878.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trump’ın Rusya’dan ek dizel tedariki ve Rusya-Ukrayna arasında enerji ateşkesi açıklamaları fiyatları aşağı çekti. Avrupa ve ABD’de dizel fiyatlarında geri çekilme başladı ancak piyasa kalıcı rahatlama için Ortadoğu’da normalleşme ve Rus rafinerilerinin yeniden devreye girmesini bekliyor. Analistlere göre milyonlarca tonluk tedarik vaadi, küresel arz açığını kapatmak için şimdilik küçük bir pansuman. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabancilar-kari-nakde-cevirirken-71-fon-hissede-pozisyonunu-artirdi-89573</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancılar kârı nakde çevirirken, 71 fon hissede pozisyonunu artırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi geçtiğimiz haftayı %0,4 kayıpla tamamlarken yabancının satış hızı yavaşladı. Endeks kapsamındaki 13 şirkette paylarını azaltan yabancı fonlar, 16 hissede alım yönünde yaklaşım sergiledi. Üç hissede ise piyasanın tersi yönünde güçlü işlemlerle dikkat çektiler.</strong></p>
<p>Bir önceki hafta BIST 30 kapsamındaki 20 hissede satış yapan yabancı, geçtiğimiz hafta frene basarak sattığı hisse sayısını 13’e düşürdü. Borsada fiyatlar taban ararken, yabancı fonların seçici hamleleri öne çıktı. TR Anadolu Metal’in %6,6 ve Türk Altın’ın %1,29 yükseldiği haftada bu hisselerdeki kârın bir kısmını nakde çevirdiler. Petkim ve Anadolu Efes’te payları fiyatla uyumlu biçimde yükselirken, Astor Enerji’nin %7 gerilediği haftada en belirgin alımı gerçekleştirdiler. Yabancının takası, yönelimi göstermesi açısından göz önünde bulundurulsa da asıl önemli olanın şirketin büyümesi olduğu unutulmamalı.</p>
<h2>Kârı nakde döndürdüler</h2>
<p>Yabancı fonlar geçtiğimiz haftanın en yoğun satışını Türk Altın hissesinde gerçekleştirdiler. Paylarını 4,20 puan azaltıp %28,72’ye çektiler. Hissenin fiyatı iki aya yakın süredir düşen bir eğilim sergilese de son günlerde yukarı yönlü bir hareketi söz konusu. 7 Ekim günü piyasadan 3 milyon hisse geri alan şirket, sermayedeki payını %4,74’e çıkarırken desteğini sürdürdü. Ekimde BIST 30 kapsamına alınan TR Anadolu Metal, yabancıların satış tarafında yer aldığı bir diğer hisse oldu. Son hafta fiyatı yükselirken yabancılar paylarını 1,8 puan düşürüp %37,56 seviyesine çekti. Halihazırda 71 fonun hissede pozisyonu bulunuyor. Fonların portföyündeki hisse miktarı %31,76 artarak 12,7 milyon lota yükseldi.</p>
<h2>Düşüşte aldılar</h2>
<p>Astor Enerji’nin fiyatı geçtiğimiz hafta %7 geriledi, yabancılarsa 2,87 puanlık alım gerçekleştirdi. Tasfiyeye tabi fonlardan üçünde toplam 376,6 milyon TL yatırımı olması, hissenin fiyatındaki düşüşü desteklemiş görünüyor. Şirketin ABD pazarına yönelik kurduğu güçlü iş bağlantısı ise çalışmaya devam ediyor. Son olarak 90 milyon dolarlık yeni sipariş aldı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdc32c60fa3-1791869740.png" alt="" width="999" height="552" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>PD/ESAS FAALİYET KÂRI MI, PD/SATIŞ MI?</strong></p>
<p>PD/Esas Faaliyet Kârı; ana iş odağı, finansman yalıtımı, performans, kıyaslama, sürdürülebilirlik. Borç körlüğü, vergi yükü ihmali, yatırım baskısı. PD/Satış; basitlik, satış odağı, istikrar, pazar payı göstergesi, piyasa ilgisi, trend takibi. Kâr körlüğü, maliyet ihmali, marj farklılığı, hacim tuzağı.</p>
<p><strong>Yıl sonunda şirket tarihinde ilk defa 5 milyar doları aşan ciroya ulaşılması bekleniyor</strong></p>
<p>Aselsan hakkındaki son gelişmeleri öğrenebilir miyim? ● Cem Kurt</p>
<p>Cem; Aselsan, sadece ekimin ilk yarısında yaklaşık 3,96 milyar euro ve 352,9 milyon dolarlık iş aldı. Yılbaşından bu yana açıkladığı yeni siparişlerin toplamı ise yaklaşık 541,4 milyar TL seviyesinde bulunurken yıllık gelirinin %255’ini aştı. Aselsan, artarak gelen siparişleri karşılayabilmek adına aynı zamanda üretim kapasitesini artırıyor. Eylülde 56 milyon dolarlık 17.865m2 kapalı alana sahip Güdüm Sistemleri Üretim Merkezi devreye alındı. Tesis otomasyonu güçlendirip teslimat hızını artıracak. Firma, yıl sonunda 5 milyar dolar ciro bekliyor.</p>
<p><strong>Aldığı askeri elektronik teçhizatı siparişi gelirini desteklemesi açısından önemli</strong></p>
<p>Karel’in temmuzda aldığı sipariş kâra döndürür mü? ● Hüseyin Parlak</p>
<p>Hüseyin, geçtiğimiz temmuzda Karel Elektronik yerli bir müşterisiyle savunma sanayisine yönelik askeri teçhizat üretimi için 5,86 milyon dolar tutarında sözleşme imzaladı. Alınan iş geliri desteklemesi açısından önemli. Şirket, yılın ilk yarısında da satışlarını %10 artırarak 10,4 milyar TL’ye çıkardı. Ancak yüksek giderler esas faaliyetlerden zarara yol açıyor. Zarar dönem sonunda 169,1 milyon TL’ye çıktı. Alınan sipariş, şirketin savunma alanındaki gelirini desteklemesi açısından önemli olup, kârlılığa geçişini sağlamaya imkan tanıyabilir.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>ZP6 fonu katılım ilkeleriyle döviz cinsi borçlanma araçlarından %21 kazandırdı</strong></p>
<p>Ziraat Portföy’ün yönetimindeki Sedef Katılım Serbest (Döviz-ABD Doları) Fon (ZP6), düzenli bir yükseliş kaydediyor. Dolardaki iniş ve çıkıştan etkilenen fon, ağustostan itibaren küçülen hacmi daha belirgin şekilde gözlendi. Büyüklüğü ekimin ikinci haftasında 5,09 milyar TL seviyesinde olup önceki aydan bir miktar aşağıda kaldı. Mayıstan bu yana düzenli para çıkışının yaşandığı enstrümandan ekimde çıkan tutar 105,7 milyon TL düzeyinde. Kademeli azalan yatırımcısı şimdilerde 48 kişiye inerek zayıf eğilimini devam ettirdiğini gösteriyor. Temel stratejisi, varlıklarını katılım esasına uygun döviz cinsi borçlanma araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %72,12’si kamu yurt dışı ve %24,53’ü kamu yut içi kira sertifikasından oluşuyor. ZP6, son bir yılda %21,20 getiri ile borsayı geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Turkcell, piyasadan %42,46 bileşik faizle 500 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Turkcell İletişim, 09.10.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 500.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %37, bileşik faizi %42,46 olarak belirlendi. 91 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 08.01.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %9,2 düzeyinde. 9 Ekim itibarıyla TLREF %36,92 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Turkcell’in verdiği %37 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 0,08 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından kabul edilebilir bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFTCEL12717 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdc2f823e9f-1791869688.png" alt="" width="958" height="245" /><strong>AKFEN GAYRİMENKUL</strong></p>
<p><strong>Lojistik deposunun kiralanması için e-ticaret firmasıyla protokol imzaladı</strong></p>
<p>Akfen GYO, Kocaeli Gebze’de geliştirmeyi planladığı lojistik depo projesinin kiralanması amacıyla küresel bir e-ticaret şirketinin Türkiye iştirakiyle münhasırlık sözleşmesi ve ticari şartlar protokolü imzaladı. Temel prensiplerin belirlendiği protokolün ardından, taraflar arasında teknik ve hukuki detayları içeren nihai kira sözleşmesinin görüşüleceği belirtildi. E-ticaret pazarındaki lojistik depo ihtiyacının büyük bir markayla uzun vadeli sözleşmeye dönüştürmesi, portföy karlılığını ve gelecekteki düzenli nakit akışını güçlendirmesi açısından önemli.</p>
<p><strong>SANİFOAM ENDÜSTRİ</strong></p>
<p><strong>Sakarya’daki yeni üretim tesisinin iskanını aldı ve ocakta tam kapasiteye geçiyor</strong></p>
<p>Sanifoam Endüstri, Hendek OSB’de 28 bin metrekare arsa üzerinde inşasını tamamladığı yeni üretim tesisinin yapı kullanım izin belgesini aldı. Toplam 13 bin metrekare kapalı alana sahip yeni üretim tesisin makine kurulumları kademeli olarak artırılacak ve Ocak 2027’de tam kapasite üretime geçilecek. Tesisin tam kapasite devreye alınması, şirketin özellikle otomotiv sektöründe non-woven (dokumasız kumaş) üretim kapasitesini ciddi oranda artırarak operasyonel verimliliğini üst düzeye taşıyacak. Dikey entegrasyonu güçlendiren yatırım ciro potansiyelini güçlendirecek.</p>
<p><strong>EMLAK KONUT</strong></p>
<p><strong>Yurt dışı açılımı kapsamında Umman İskan Bakanlığı ile iyi niyet anlaşmasına gitti</strong></p>
<p>Emlak Konut, Suudi Arabistan ile başlattığı Körfez bölgesine açılma stratejisini Umman Sultanlığı ile devam ettiriyor. Şirket, Umman İskan ve Şehir Planlama Bakanlığı ile sürdürülebilir kentsel gelişim, gelir paylaşımı modelleri ve gayrimenkul projeleri üzerine ortak çalışma fırsatlarını araştırmak üzere Maskat’ta bir iyi niyet anlaşması (MoU) imzaladı. Şimdilik bağlayıcılığı olmayan protokol, şirketin Türkiye’deki proje geliştirme tecrübesini uluslararası platformlara taşıması ve döviz bazlı yeni yatırım sahaları yaratması açısından son derece önemli bir adım.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Aksu Enerji temmuza kadar güçlü yükseliş kaydederken sonrasında hızla geriledi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdc2df725e0-1791869663.png" alt="" width="297" height="241" /></strong>Aksu Enerji’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %27,16 ile toplamda 31,7 bin lot artarak 148,4 bine çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 4’ten 3’e geriledi. KVT fonu 57,6 bin lot ile en fazla alımı yaparken, GNS 25,7 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Aksu Enerji için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede alım yapan Ak Portföy’e ait KVT fonun portföyündeki hisse miktarı 102,6 bin lot olurken, Azimut Portföy’ün BIY fonu payını sıfırladı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabancilar-kari-nakde-cevirirken-71-fon-hissede-pozisyonunu-artirdi-89573</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancılar kârı nakde çevirirken, 71 fon hissede pozisyonunu artırdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yurt-disindaki-askerlik-turkiyede-taninacak-89572</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışındaki askerlik Türkiye’de tanınacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti, yurt dışında yaşayan vatandaşlar için iki ayrı yasal düzenleme hazırlığına başladı. Yurt dışında yaşadıkları ülkelerde askerlik yapan ve çifte vatandaş olan kişilerin askerliklerinin Türkiye’de tanınmasının ve yabancı plakalı araçlarını Türkiye’de uzun süre kullanmalarının önü açılıyor.</p>
<p>Düzenlemelerden biri olan ve yurt dışında yaşayan çifte vatandaşların uzun süredir beklediği askerlik yükümlülüğüne ilişkin kritik düzenlemede taslak çalışma tamamlandı. Yurt dışında yaşadıkları ülkelerde askerlik yapan ve çifte vatandaş olan kişilerin askerliklerinin Türkiye’de tanınması, mükerrer askerlik hizmetini ortadan kal dırmayı amaçlıyor. Hazırlanacak kanun teklifi kapsamında, ikamet ettikleri ve vatandaşı oldukları ülkede zorunlu askerlik hizmetini tamamlamış olan çifte vatandaşlar, Türkiye’de yeniden askerlik yapmakla yükümlü tutulmayacak. Düzenleme, yurt dışındaki Türk vatandaşlarının aynı yükümlülük için iki farklı ülkede tekrar askerlik yapma zorunluluğunu tamamen ortadan kaldıracak.</p>
<p>Söz konusu düzenlemenin önümüzdeki günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunulması bekleniyor.</p>
<p>Gurbetçilere yönelik ikinci düzenleme ise yabancı plakalı araçlarını Türkiye’de uzun süre kullanmalarının önünü açacak. Türk vatandaşlarının geçici ithalat kapsamında yabancı plakalı araçlarını Türkiye’de 2 yıldan fazla kullanabilmelerine yönelik düzenlemeler masaya yatırıldı.</p>
<p>Düzenlemeyle, 2 yıllık sürenin sona ermesinin ardından araçlarını Türkiye’de kullanmaya devam etmek isteyen vatandaşların her ilave yıl için belirlenen vergiyi ödeyerek ek süreye ulaşabilmeleri imkânı getiriliyor. Taslak üzerinde çalışmalar devam ediyor. Tamamlandıktan sonra düzenleme Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında değerlendirilip Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulacak.</p>
<p>Gurbetçilere yönelik iki ayrı düzenleme, geçen hafta AK Parti Merkez Yürütme Kurulu’nda (MYK) gündeme geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulan taslak metnin önümüzdeki günlerde tamamlanması planlanıyor.</p>
<p>Hayata geçirilmesi planlanan bu yasal düzenlemeler, daha önce 14 Mayıs 2023 genel seçimleri öncesinde açıklanan seçim vaatleri arasında yer alıyordu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yurt-disindaki-askerlik-turkiyede-taninacak-89572</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/8/1280x720/ak-parti-1787202033.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti tarafından hazırlanacak düzenlemeyle, yurt dışında yaşadıkları ülkelerde askerlik yapan ve çifte vatandaş olan kişilerin askerlikleri tanınacak, gurbetçilerin yabancı plakalı araçlarını Türkiye’de uzun süre kullanmaları mümkün olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dunya-moda-devlerinin-iyi-ucret-taahhutleri-kagit-ustunde-kaldi-89571</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya moda devlerinin iyi ücret taahhütleri kağıt üstünde kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Küresel moda markalarının tedarik zincirlerinde çalışan işçilere geçim ücreti sağlama konusunda verdiği sözler, uygulamaya aynı ölçüde yansımadı. Temiz Giysiler Kampanyası’nın (Clean Clothes Campaign–CCC) ücret ve şeffaflık izleme projesi Fashion Checker’ın 23 Eylül’de yayımlanan yedinci değerlendirmesi, 110 markanın yalnızca yüzde 4’ünün geçim ücreti konusunda somut ilerleme bildirdiğini ortaya koydu. Kamuya açık taahhütte bulunan markaların oranı ise yüzde 32 oldu. 2026 güncellemesinde markaların geçim ücreti ve tedarik zinciri şeffaflığı puanlarının yanı sıra sektör girişimlerine katılımları, durum tespiti düzenlemeleri ve işçilerin başvurabileceği şikayet mekanizmaları değerlendirildi. Çalışma, markaların kamuya açık açıklamalarını işçi araştırmalarından elde edilen ücret verileri ve çalışanların anlatımlarıyla birlikte ele aldı.</p>
<h2>Türkiye’de araştırmaya katılan işçilerin ücretinde yüzde 66 açık </h2>
<p>Çalışmanın Türkiye’yi de kapsayan bölümü, hazır giyim üretiminde çalışanların kazançları ile temel ihtiyaçları karşılamak için gerekli görülen geçim ücreti arasındaki farkı ortaya koydu. CCC ağındaki kuruluşların 2023–2025 döneminde yürüttüğü araştırmalara göre, Türkiye’de ankete katılan işçilerin kazancı hesaplanan geçim ücretinin yüzde 66 altında kaldı. Bu oran, katılımcıların ücretlerinin belirlenen geçim ücreti düzeyinin yaklaşık yüzde 34’ünü karşıladığını gösteriyor. Aynı araştırmalarda ücret açığı Pakistan’da yüzde 74, Bangladeş’te yüzde 73 ve Sırbistan’da yüzde 63 olarak belirlendi. Veriler, araştırmaya katılan çalışanların durumunu yansıtıyor; Türkiye’deki bütün hazır giyim işçilerinin ulusal ücret ortalamasını veya 2026 yılındaki güncel ücret düzeyini ifade etmiyor.</p>
<p>Geçim ücreti de yasal asgari ücretten farklı olarak, çalışanların ve ailelerinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek gelir düzeyini esas alıyor. </p>
<h2>Tedarikçi açıklanıyor, ücret açıklanmıyor </h2>
<p>Değerlendirme, tedarik zinciri şeffaflığındaki ilerlemenin ücret bilgilerine sınırlı ölçüde yansıdığını gösterdi. İncelenen markaların yüzde 41’i tedarik zincirindeki tesislere ilişkin verileri kamuya açıklarken, bu tesislerdeki ücret seviyelerini paylaşanların oranı yalnızca yüzde 3 oldu. Böylece üretimin nerede yapıldığı konusunda daha fazla bilgi sunulmasına rağmen, çalışanların ne kadar kazandığını izlemek güç olmaya devam etti. CCC’nin açıklamasında Benetton, Levi’s, Adidas, Uniqlo ve H&amp;M, geçim ücreti değerlendirmesinde en düşük puanı alan markalar arasında sıralandı. Bu sonuç, söz konusu markaların geçim ücreti alanındaki performansına ilişkin değerlendirmeyi ifade ediyor.</p>
<h2>4 markadan 1'inde şikayet kanalı yok </h2>
<p>İşçilerin sorunlarını bildirebileceği mekanizmalar da çalışmanın başlıkları arasında yer aldı. İncelenen markaların yüzde 25’inde, çalışanların ücret ihlalleri dahil işyerindeki sorunları güvenli biçimde iletebileceği kamuya açık bir şikâyet mekanizması bulunmadığı belirtildi. Fashion Checker Koordinatörü Aileen Robinson, markaların taahhütlerini ücret artışlarına yönelik somut adımlarla desteklemesi gerektiğini vurguladı. CCC, üretim ülkelerinde sendikaların ücret artışı taleplerinin ve ücret müzakerelerinin desteklenmesi çağrısında bulundu. Türkiye dahil farklı üretim merkezlerinden gelen işçi verileri ise moda sektöründe ücret politikalarının, satın alma kararları ve tedarik zinciri sorumluluğuyla birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koydu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dunya-moda-devlerinin-iyi-ucret-taahhutleri-kagit-ustunde-kaldi-89571</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/3/1280x720/hazir-giyim-tekstil-1770871225.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fashion Checker’ın 2026 sonuçları, geçim ücreti taahhütleri ile uygulama arasındaki açığı ortaya koydu. Markaların yüzde 32’si taahhütte bulunurken, yalnızca yüzde 4’ü somut ilerleme bildirdi. Türkiye’yi de kapsayan işçi araştırmalarında, katılımcıların kazancının hesaplanan geçim ücretinin yüzde 66 altında kaldığı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-gercek-issiz-sayisi-125-milyona-dayandi-89570</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’de gerçek işsiz sayısı 12,5 milyona dayandı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeni Parti Kocaeli milletvekili Mühip Kanko, gerçek işsiz sayısının 12 milyon 340 bine ulaştığını belirterek. “resmi işsiz sayısı 2 milyon 740 bin olarak açıklanırken geniş tanımlı işsiz sayısı 12 milyon 340 bine ulaşmış durumda” dedi.</p>
<p>2026 yılının ilk sekiz ayında işsizlik sigortasına başvuranların sayısının , geçen yılın aynı dönemine göre 24 bin 491 kişi artarak 1 milyon 361 bin 18’e yükseldiğini aktaran Kanko, bu başvuruların yalnızca 645 bin 331’i işsizlik ödeneği almaya hak kazandığını belirtti.</p>
<p>Kanko verileri şu şekilde aktardı: “Yani işini kaybettiği için işsizlik sigortasına başvuran her 100 vatandaşımızdan yalnızca 47’sine ödenek bağlandı. Geçen yıl 49 olan bu oran daha da geriledi. Başvuru sayısı artarken işsizlik ödeneği bağlananların sayısı 11 bin 540 kişi azaldı” diyen Kanko, “resmî işsiz sayısı 2 milyon 740 bin olarak açıklanırken geniş tanımlı işsiz sayısı 12 milyon 340 bine ulaşmış durumda. Buna karşılık eylül ayında işsizlik ödeneği alanların sayısı yalnızca 484 bin 949 kişi.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Süreç yasasından 2 bin 800 örgüt üyesi yararlanacak</strong></span></p>
<p>Gözler, Kasım ayında toplanacak Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısına çevrilmişken, Terörsüz Türkiye sürecinde çıkarılan çerçeve yasadan yararlanacak terör örgütü üyesine ilişken sayı ilk kez açıklandı. Duyuru, MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Feti Yıldız’dan geldi. Yıldız, Milli Güvenlik Kurulu toplantısına işaret ederek, “Kasım sonuna kadar sonuç alınır. Sonra da cezaevinde bulunan terör suçluları için işlemler başlar. Yaklaşık 2 bin 800 kişi yasadan yararlanacak” dedi. MHP’li Feti Yıldız, "Herkesin şunu bilmesi şart. Türkiye’yi yıllarca rahatsız eden terör olayı, emperyalizmin senaryosu. Bizi birbirimize düşürme oyunu” derken şöyle devam etti:</p>
<p>“Meclis’te süreç ile ilgili yasaya verilen 467 kabul oyu, çok önemli bir olay. Milli iradenin çözüm azminin göstergesi. Anayasamızın ilk dört maddesi değiştirilemez, hatta değiştirilmesi teklif bile edilemez.</p>
<p>Kasım sonuna kadar sonuç alınır. Sonra da cezaevinde bulunan terör suçluları için işlemler başlar. Yaklaşık 2 bin 800 kişi yasadan yararlanacak. Ama şunu da herkes bilsin ki terör örgütünün kurucu kadrosu, 1984’ten bugüne kadar, sözde örgütün üst düzey yöneticileri ki sayıları 230 civarında, kanundan faydalanmazlar.”</p>
<p><strong>"Kırmızı çizgilerimiz var" </strong></p>
<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman da, süreçle ilgili “Bu işler konuşarak yapılan işler değil. Susarak yapılan işler. Kırmızı çizgilerimiz var. Bu bir devlet politikası ve millet politikası. Silahlar bir an önce bırakılsın, mağaralar bir an önce boşaltılsın. Eylül ayında yapılan kamuoyu araştırmalarında, sürece verilen destek yüzde 73.4. Terörsüz Türkiye çerçeve yasasının Meclis’te 467 oy ile kabul edilmesi, sürecin sigortasıdır” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-gercek-issiz-sayisi-125-milyona-dayandi-89570</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/0/1280x720/muhip-kanko-1791867979.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni Partili Kanko: Türkiye’de gerçek işsiz sayısı 12,5 milyona dayandı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurum-sandigimiz-kuruluslar-ve-uygulanmayan-yasalar-89569</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurum sandığımız kuruluşlar ve uygulanmayan yasalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir anı</strong></p>
<p>Bankada çalıştığım dönemdeydi. Bir cuma günü Tahsili Gecikmiş Alacaklar Bölümü’nde bir toplantıya davet edildim. İnsan kaynakları ile ilgili bir sorunda yardım isteyecekler sandım. Ama olay bir kredi olayı idi. Banka, eğitim malzemesi üreten bir şirkete kredi vermişti. Şirket, kredi borcunu ödeyememişti; elindeki İngilizce eğitim kasetlerini borcu karşılığı bankaya satmak istiyordu. Peki, benim o toplantıda ne işim vardı? Çünkü bankanın eğitim müdürlüğü bana bağlı idi.  “Kaset örneklerini alalım, inceleyelim. Görüşümüzü önümüzdeki hafta size bildirelim“ dedim. Kasetleri bana teslim ederken firma sahibinin bir sözünü hiç unutmadım. “Uğur Bey, lütfen çabuk inceleyin. Çünkü borcumuzun faizi çalışıyor. Bankadan çıkıp eve gideceksiniz. Faiz yine durmayacak, hafta sonu bile çalışacak“.</p>
<p><strong>Bir örnek olay</strong></p>
<p>Bir vakıf üniversitesinin İngilizce bölümünde çalışan bir öğrencim var. Üniversitede çalışırken MBA sınıfımda idi. Görev anlayışı yüksek, çalışkan bir öğrenci idi. Önceki çalıştığı üniversitede işten çıkarıldı ve mahkemelik oldu. “Ne oldu senin mahkeme işi?“ diye sordum kendisine. Olayı baştan anlattı.</p>
<p>COVID salgını, sorunların başlangıcı olmuş. Üniversite uzaktan eğitime geçmiş ve kendisine ve bazı çalışanlara ayda beş günlük ücretsiz izne çıkarıldıkları bildirilmiş. Beş günlük ücretsiz izin denmiş ama onun iş yükünde bir değişiklik olmamış; o aynı iş yükü ile çalışmış. Çünkü bir öğretim üyesi, örneğin, bir tekstil işçisi gibi değildir. Tekstil İşçisinin işi, çalıştığı fabrikadan çıktığı an biter. Ama bir öğretim üyesinin bulunduğu her yer, “Bize her yer Trabzon“ örneği, çalışma yeridir. Ve de işine düşkün öğretim üyesinin zihni,  yukarda aktardığım anıdaki patronun belirttiği faiz gibidir, durmaz çalışır. Ücretsiz izin bildirimi de boşuna yapılmamış; öğrencimin çalışması eksilmemiş, ama maaşı eksilmiş.</p>
<p>COVID salgını ve aşılar ile birçok kişi sağlık sorunu yaşadı. Ama üniversitedeki yöneticilere faydalı olmuş, zihinlerini açmış, eksik ödeme konusunda ilham vermiş. Salgın bitmiş, ama eksik ödeme bitmemiş. Benim öğrenci dahil, bazı çalışanlara eksik ödeme için ücretsiz izin uygulamasını sürdürmüşler. Ancak salgın bittiği için eksiz ücret için kısa çalışmaya dayanak bulunamamış. Bu kez söz konusu çalışanlardan “Özel sebeplerden dolayı ayda beş gün ücretsiz izin istiyorum” dilekçesi almışlar. Şimdi diyeceksiniz ki:  “Özel sektör bu. İşveren bir maaş teklif eder, bunu kabul eden de bu ücrete çalışır. Böyle hülleye ne gerek var?“.</p>
<p>Neden böyle bir hülleye gerek duymuşlar? Çünkü 15-04-2020 tarihinde Devlet bir kanun çıkarmış. Daha doğrusu mevcut olan 2447 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun Ek 8. maddesine bir fıkra (Ek fıkra: 15/4/2020-7243/11 md.) eklenmiş. O da şöyle: “Vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışan öğretim elemanlarına, unvanlarına göre Devlet yükseköğretim kurumlarında ödenen ücret tutarından az ücret verilemez“. Bunun üzerine söz konusu vakıf üniversitesi yöneticileri yasaya aldırmayıp hülleye devam kararı almışlar.</p>
<p>Karar almışlar ama şikâyet ihtimaline karşı da köylü kurnazlığı mantığı ile oyalamayı, ümitlendirmeyi de ihmal etmemişler. Ücretsiz izne ilişkin uygulamanın son bulacağını ve ücretlerin devletteki emsal öğretim görevlisi maaşlarının brütleri ile eşitleneceği bilgisini vermişler. Söz konusu çalışanlardan bir süre daha ücretsiz izin dilekçesi yazılmasını istemişler. Öğrencim de fiilen tam ay çalışıyor olmasına rağmen, işverenin baskısıyla ücretsiz izin dilekçesini imzalamış ve eksik gün üzerinden maaş almaya devam etmiş.</p>
<p>Bir noktada öğrencimin maaşına iyileştirme yapılmış, ancak birkaç ay sonrasında yeniden izinde gibi gösterilmeye başlanmış ve maaşı yine eksik gün üzerinden yatmış. Öğrencim yine baskı ile imzalatılmaya çalışılan ücretsiz izin dilekçesini imzalamayı bu kez reddetmiş. Yöneticisi “Bunun sonuçları olacak“ demiş. Ve de olmuş. Öğrencimi 2023 yılında işten çıkarmışlar.</p>
<p>Öğrencim de 2024 yılında kurumu mahkemeye vermiş. Yargı süreci hala sonuçlanmamış</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Size bir öğrencimin başına gelmiş bir olayı aktardım. Görülen o ki, bu tür bir olayda öğrencim ve çalıştığı üniversite tek değilmiş. Bu tip olaylara başka vakıf yükseköğretim kurumlarında da rastlanmış. YÖK’ün 20.07.2022 yılında yaptığı bir açıklamaya göre dokuz vakıf yükseköğretim kurumuna Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkanlığı tarafından inceleme başlatılmış. Açıklamada “Söz konusu tespitler çerçevesinde Kurulumuzun yetki ve sorumlulukları çerçevesinde gerekli işlemler yapılmaktadır“ denmiş. Öğrencimin durumundan çıkardığım sonuca göre de sanırım işlemler pek işlememiş.</p>
<p>Elimizdeki bu olay, ülkemizdeki çok boyutlu üzücü tabloyu ortaya koymaktadır. Şimdi bu tabloda gördüğüm önemli noktalara bakalım.</p>
<p>Bu olayda gördüğümüz önemli noktalardan biri, kurum olayıdır. Yükseköğretim “kurumu“  olarak adlandırılan söz konusu üniversitenin aslında kurum olmayı başaramadığını görüyoruz. Sivrisinekten yağ çıkarırcasına bazı çalışanlarının maaşlarından kırpmaya çalışması bir kuruma yakışmaz. Üstelik bir de vakıf üniversitelerinin kâr etme amaçları yoktur. Demek bir de kâr amaçları olsaydı, maaş da vermeyeceklerdi.</p>
<p>Bir kurumu kurum yapan, çalışanlarıdır. Bu nedenle kurumlar nitelikli kişilerle çalışır. Bunun sonucu,  kurumlar çalışanlarına değer verir. Peki, o zaman bir kısım çalışanlarına devlette çalışanlardan daha az ücret vermeye kalkışma açgözlülüğü nedendir?</p>
<p>Kurum deyince akla, sözünde duran, tutarlı, güvenilir bir kişilik gelir. Ücretsiz izne ilişkin uygulamanın son bulacağını söyleyip sonra tekrar tekrar ücretsiz izin dilekçesi imzalamasını istemek tutarlı bir davranış değildir. Yasa dışı bir uygulama için hülle yapmak ve buna yanaşmayan 15 yıldan fazla kıdemi olan bir elemanı işten çıkarmak diğer çalışanların da kuruma olan güven duygusunu zedeler.</p>
<p>Kurum sandığımız, ama kurumlaşamamış kuruluşlar ya da kurumken yozlaşmış kurumlar, ne yazık ki, sadece bu örnekte sözünü ettiğimiz vakıf üniversiteleri değildir. Bu olgu daha yaygındır. Son yaşadığımız fon krizi, finansal bazı kurumlardaki çürümenin bir sonudur.</p>
<p>Bir diğer nokta bu üniversitelerdeki bazı akademisyen yöneticilerin kraldan çok kralcı davranışlarıdır. Bir yöneticinin iki şapkası olmalıdır. Bir şapkası ile çalışanın, bir şapkası ile yönetimin temsilcisidir.  Genelde vakıf üniversitelerindeki bazı yöneticiler çalışan taraftarı şapkalarını giymekten geri durmaktadır. Vakıf üniversitelerinin kurucuları genelde akademik yaşama yabancıdır. Onları bu konuda ortama alıştıracak, gerekirse eğitecek olan, kurumdaki yöneticilerdir. Yöneticiler, koltuklarını riske atmamak için bunu yapmaktan geri durmaktadır. Bu nedenle yukarda anlattığım tatsız durumlar ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Bu konuda değineceğim diğer bir önemli nokta da yasalar konusunda sergilenen tavırdır. Bir zamanlar bu ülkede yanlış yapılan işler içi devletten korkulurdu. Eskiden “Devlet bu, şakası olmaz; yanlış yaparsak canımıza okur„ diye bir inanış vardı. Bir vakıf üniversitesi açıkça yasanın hükmünü uygulamamaktan ve buna kılıf hazırlamaktan çekinmemiştir. Üstelik her şey ayan beyan ortada iken... Kampüse kart basılarak girilmekte ve çıkılmaktadır. İzinli olduğu iddia edilen kişinin çalıştığı resmen ispat edilebilir. Buna rağmen üniversitenin sergilediği bu tavır hem şaşırtıcı, hem de memleketin genel havasını yansıtması bakımından ürkütücüdür.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>Vakıf üniversitelerinde az maaş verilse de bir çalışma barışı vardı. Yüksek Öğretim Kanunu’na o ek fıkra eklenmesi ile çalışma barışı bozuldu ve bu sorunlar yaşandı. Bu yasayı koyan Devlet, bunun uygulanmasını da sağlamalıydı; ama sağlayamadı. Bu olayların bazıları yargıya taşındı. Ülkemizde de yargının hızı ortada. Bakın öğrencim iki yıldır hakkını alamamış durumda.</p>
<p>Bu tür olayların yaşanmamasının yolu, çalışanların örgütlenmesinden,  güçlü sendikalara sahip olmasından geçer.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurum-sandigimiz-kuruluslar-ve-uygulanmayan-yasalar-89569</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurum sandığımız kuruluşlar ve uygulanmayan yasalar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizmcilerden-yabanci-platformlara-esit-rekabet-cagrisi-89580</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizmcilerden yabancı platformlara eşit rekabet çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yabancı dijital konaklama platformlarının Türkiye’deki faaliyetlerini düzenlemeyi amaçlayan kanun teklifi, turizm sektöründe rekabet koşulları üzerinden tartışma yarattı.</p>
<p>TBMM’de ilgili komisyondan geçen ve Genel Kurul gündemine gelmesi beklenen düzenlemeye ilişkin Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), yabancı platformların yerli acentalarla aynı yükümlülüklere tabi tutulmasını istiyor.</p>
<p><strong>“EŞİTSİZLİĞE KARŞIYIZ” </strong></p>
<p>■ TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Davut Günaydın, düzenlemenin bu haliyle "Dijital Kapitülasyon" niteliğinde olduğunu söyleyerek, eşit rekabet koşullarının önemini vurguladı. “Bizim onlarla rekabet edecek gücümüz var. Yabancı platformların Türkiye pazarında faaliyet göstermesine karşı değiliz. Ama eşit şartlarda rekabet etmek istiyoruz” dedi. Günaydın, “Avrupa bu yabancı portallara engel koymaya çalışırken biz önlerine kırmızı halı seriyoruz. Globalleşmeye karşı değiliz. Sadece eşitsizliğe karşıyız” ifadelerini kullandı. TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Eker de haziran ayından bu yana ilgili bakanlıklar ve TBMM komisyon üyeleriyle görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirterek, tüketicinin ve sektörün korunmasının öncelikleri olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“VERGİLENDİRMEDE EŞİTSİZLİK VAR” </strong></p>
<p>■ Jolly Tur YKB Mete Vardar: Kanun teklifi ile vergilendirme konusunda eşitsizlikler gündeme gelecek. Neden yabancı portallar yüzde 2,5 vergi ödesin? Biz ne kadar vergi ödüyorsak yabancı onlar da o vergiyi ödesin. 18 bin seyahat acentası olarak ülke turizmi için çalışıyoruz. Türk tur operatörlerinin sadece iç pazarda değil, uluslararası pazarda da var olması önemli. Bu yabancı şirketler herhangi bir kriz ortamında ülkemizi terk edecekler.”</p>
<p><strong>“EN ÇOK TÜKETİCİ KAYBEDER” </strong></p>
<p>■ Setur Turizm Ürün Yönetimi Direktörü Serhat Günay: “Ben bu yasa düzenlemesine otelcilerin gösterdiği desteğe çok şaşkınım. Avrupa’daki otelciler online seyahat portallarına karşı ayağa kalkmış durumdalar. Açılan birçok dava var. Çünkü bu portallar baskı oluşturup piyasayı domine ediyorlar. Ülkemizde de bu portallar belirleyici olursa en çok tüketici kaybeder. Boğaz hattındaki otellerin, Taksim’deki veya tarihi yarımadadaki otellerin fiyatlarını otel sahipleri değil, portallar belirler.”</p>
<p><strong>“TURİZMDE VERİ DIŞARI ÇIKABİLİR” </strong></p>
<p>■ Prontotour YKB Ali Onaran: “Yasadaki paket tur konusu sıkıntılı. Yasa bize diyor ki, müşteri otel + uçak hizmeti isterse bu paket tur yönetmeliğine girer. Yasada yabancılara bu kural geçerli değil. Bir diğer sıkıntı, biz KVKK’yı uygulamak durumundayız. Ama bu yasayla turizmde bütün veri dışarı çıkabiliyor. Biz otel+uçak satarken sigorta yapmamız gerekiyor. Ama online portallar bunu yapmak zorunda değil. Eşit şartlarda biz onlarla rekabet ederiz” dedi.</p>
<p><strong>“DENETİME TABİ OLMAMALARI SIKINTI” </strong></p>
<p>■ Turna.com Şirket Müdürü Arzu Işik: “Denetime tabi olmayacaklar, bu çok ciddi sıkıntı yaratır. Tüketici sorun yaşadığında karşısında kimseyi bulamayacak. Bu da tüm sektör adına büyük sorun. Yabancı bir portalda otel alıp kapıda kaldığınızda tüketicinin hesap soracağı bir yer yok. Yabancı portallar yüzde 2,5 vergi verirken bölge acentaları yüzde 25 vergi vermesi büyük haksızlık”</p>
<p><strong>“GELİR VE İSTİHDAMDA KAYIP OLACAK” </strong></p>
<p>■ Bookingagora.com Kurucusu Aziz Ciğa:“ Birçok ülke sağlık, eğitim ve ulaşım konularını koruma altına almış. Kabotaj Kanunu gibi korunuyor. Avrupa’da yabancı bir şirketseniz lisans almanız çok zor. Şu an bu firmaların birçoğu ülkemizde çalışıyor, faaliyetleri zaten yasak değil. Ama Türkiye’de faaliyet göstermek için yasalara uymak zorundalar. Bizde en küçük seyahat acentası yüzde 25’ler varan vergi öderken onların beyan üzerinden yüzde 2,5 ödemeleri olmaz.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizmcilerden-yabanci-platformlara-esit-rekabet-cagrisi-89580</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/4/1280x720/konut-hane-kira-1784095473.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı dijital konaklama platformlarına yönelik kanun teklifi, rekabet eşitsizliği tartışması yarattı. TÜRSAB ve sektör temsilcileri, vergi, tüketici hakları ve veri güvenliğinde eşitsizlik doğuracağını savundukları düzenlemenin “dijital kapitülasyon” yaratacağı uyarısında bulunarak teklifin yeniden ele alınmasını istedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ulkemiz-icin-yeni-firsat-veri-merkezi-insaati-89568</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ülkemiz için yeni fırsat: Veri merkezi inşaatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ yatırımları, küresel ölçekte veri merkezi inşaatını milyarlarca dolarlık yeni bir pazara dönüştürüyor. Elektrik, soğutma ve ileri mühendislik altyapısının öne çıktığı bu alanda Türk müteahhitleri, uluslararası deneyimlerini yüksek katma değerli yeni bir ihracat fırsatına dönüştürebilir.</strong></p>
<p>Yapay zekâ denildiğinde aklımıza ChatGPT, büyük dil modelleri veya insansı robotlar geliyor. Oysa bu teknolojik dönüşümün belki de en büyük ekonomik fırsatlarından biri, pek konuşulmayan bir alanda, inşaat sektöründe ortaya çıkıyor. Dünyanın dört bir yanında milyarlarca dolarlık veri merkezleri yükseliyor. Üstelik bunlar bildiğimiz anlamda teknoloji binaları değil; elektrik santrallerini, ileri mühendisliği ve dijital altyapıyı bir araya getiren yeni nesil endüstriyel tesisler.</p>
<p>Yapay zekâ ekonomisini beş katmanlı bir yapı olarak düşünmek mümkün... Sırası ile enerji ve iletişim altyapısı, veri merkezleri, onun üzerinde çipler ve hesaplama donanımları, ardından temel yapay zekâ modelleri ve en üstte son kullanıcıya ulaşan uygulamalar yer alıyor. Bugün yatırımcıların ve medyanın ilgisi daha çok üst katmanlarda ancak, bu piramidin tamamı, en alttaki fiziksel altyapının kapasitesine bağlı…</p>
<p>Geleneksel veri merkezleri ağırlıklı olarak veri depolamak, internet hizmetlerini çalıştırmak ve kurumsal uygulamaları barındırmak için tasarlanıyordu. Yapay zekâ ise çok daha yoğun hesaplama kapasitesi gerektiriyor. Binlerce GPU'nun aynı anda çalıştığı sistemlerde elektrik tüketimi ve ortaya çıkan ısı, bina tasarımını kökten değiştiriyor.</p>
<p>Artık bir veri merkezi projesinde arsanın büyüklüğünden önce elektrik şebekesine erişim konuşuluyor ve geleneksel hava soğutmanın yerini giderek sıvı soğutma sistemleri alıyor. Yedek enerji altyapısı, kesintisiz güç sistemleri, yangın güvenliği ve enerji verimliliği projenin merkezine yerleşiyor. Bazı tesisler yüzlerce megavat kapasiteyle planlanıyor. Bu ölçekte bir yatırım, sıradan bir bina projesinden çok büyük bir endüstrüyel tesis niteliğinde.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı'na göre veri merkezlerinin 2024 yılında yaklaşık 415 teravatsaat olan küresel elektrik tüketiminin 2030'da 945 teravatsaate ulaşması bekleniyor. Bu rakam, Japonya'nın bugünkü yıllık elektrik tüketiminden bile fazla. Yapay zekânın büyümesi artık yalnızca algoritmaların değil, enerji altyapısının da meselesi.</p>
<p>Mordor Intelligence'ın 2026 tahminine göre küresel veri merkezi inşaat pazarı yaklaşık 300 milyar dolar büyüklüğünde. Pazarın 2031'de 431 milyar dolara ulaşması öngörülüyor. Üstelik bu rakam sunucu ve çip alımlarını değil, esas olarak tesislerin inşaatını, elektrik ve mekanik altyapısını kapsıyor.</p>
<p>Kuzey Amerika bugün pazarın yaklaşık yüzde 41'ini oluşturuyor. ABD'de Virginia, Texas ve Ohio gibi bölgeler büyük yatırımları çekiyor. Avrupa'da Frankfurt, Londra, Paris, Amsterdam ve Dublin öne çıkarken enerji erişimi nedeniyle yeni lokasyonlar da gündeme geliyor. Asya-Pasifik ise en hızlı büyümesi beklenen bölge... Hindistan, Malezya, Endonezya ve Tayland önemli yatırım alanlarına dönüşüyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de yapay zekâ yatırımlarıyla veri merkezi kapasitesini büyütmeye çalışıyor.</p>
<p>Bu pazarın talep tarafında Microsoft, Amazon, Google ve Meta gibi teknoloji devleri bulunuyor. Equinix, Digital Realty ve NTT gibi şirketler veri merkezi geliştirme ve işletmeciliğinde önemli oyuncular. İnşaat tarafında ise Turner Construction, DPR Construction, HITT Contracting, Mercury Engineering ve Winthrop Technologies gibi uzmanlaşmış firmalar dikkat çekiyor. Alman HOCHTIEF grubunun Turner ve Dornan üzerinden yürüttüğü yatırımlar, geleneksel müteahhitlik ile ileri teknoloji altyapısının nasıl birleştiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Türk müteahhitleri için yeni bir ihracat alanı</strong></p>
<p>Türkiye, uluslararası müteahhitlikte ciddi bir birikime sahip. Türk şirketleri Orta Doğu'dan Afrika'ya, Orta Asya'dan Avrupa'ya kadar havalimanları, hastaneler, enerji tesisleri ve büyük altyapı projeleri gerçekleştirdi. Veri merkezi inşaatı, bu tecrübenin değerlendirilebileceği yüksek katma değerli bir pazar.</p>
<p>Ancak burada alışılmış müteahhitlik yetkinliklerinin yanında, yüksek yoğunluklu güç dağıtımı, sıvı soğutma, yedekli sistemler ve kritik tesis tasarımı konusunda yetkinliklerin geliştirilmesi gerekiyor. Uptime Institute standartları, TIA-942, enerji verimliliği ve uluslararası test-devreye alma süreçleri şirketlerimizin gündemine girmeli.</p>
<p>İkinci konu, proje teslim modeli… Veri merkezi yatırımcıları yalnızca binanın zamanında tamamlanmasını değil, bütün sistemlerin birlikte ve kesintisiz çalışacağının kanıtlanmasını istiyor. Bu nedenle entegre tasarım, BIM, dijital ikiz, modüler inşaat ve ileri düzey devreye alma yetkinlikleri belirleyici hale geliyor.</p>
<p>Üçüncü konu ise ortaklıklar. Türk müteahhitlerinin uluslararası veri merkezi tasarım firmaları, elektrik-mekanik uzmanları ve ekipman üreticileriyle konsorsiyumlar kurması, pazara giriş süresini kısaltabilir. Özellikle Körfez ülkeleri, Orta Asya ve Doğu Avrupa, mevcut ticari ilişkilerimiz nedeniyle uygun başlangıç pazarları olabilir.</p>
<p>Önümüzdeki yıllarda dünyanın en büyük teknoloji yatırımlarının önemli bir bölümü şantiyelerde gerçekleşecek. Türk inşaat sektörü bu dönüşümü yalnızca yeni bir bina türü olarak görürse fırsatın küçük bir kısmıyla yetinir. Elektrik, mekanik, enerji ve dijital mühendisliği bir araya getirebilirse çok daha büyük bir pazara erişebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ulkemiz-icin-yeni-firsat-veri-merkezi-insaati-89568</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ülkemiz için yeni fırsat: Veri merkezi inşaatı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapitalizmin-turleri-89567</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapitalizmin türleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kültürden, tarih ve coğrafyadan bağımsız soyut kavramlar faydalı oldu mu? Mesela İskandinavya da kapitalist Afrika da kapitalist veya hatta Çin de kapitalist Amerika da demekle oluyor mu? Daha özel, hatta bazen detaylarda gizli faktörlerin yarattığı büyük farklara dikkat etmemeli miyiz? Sadece ekonomi için değil siyaset bilimi için de bu geçerli olabilir. Değerler, tercihler, davranışlar daha az genel nedenlerden kaynaklanmıyor mu?</p>
<p>Mesela ünlü Rus düşünür Berdyaev Dekabr isyanı (1825) sonrası çarlığın muhaliflere nasıl davranacağını pek bilemediğini yazmıştı. Çarlık her zaman çarlıktı ama muhatabın kim olduğuna, zamana, hatta çarın kişiliğine göre çok şey değişebiliyordu. Soylu, eğitimli, yazar, şair muhalifler çarlığın alıştığı bir tür değildi. Çoğunluğu Rusya’nın ve Rusluğun o günkü halinden nefret ediyor olabilirdi. Örneğin Pecherin Katolik olup Roma’ya gitmiş, hatta rahip olmuştu. Yurtdışında, uzun süre İrlanda’da, yaşarken yine de Rusların gelecekte büyük işler yapacaklarını anlatıyordu. Bunu neye dayanarak söyleyebiliyordu? Nedeni bilinmiyor; “Rus ruhu” uzmanları cevap verebilir. Ancak bir tema var: Bugün (gerçeklik)/Gelecek (potansiyel) ayrımı. 1840 Rusya’sı –ve Ruslar- felaketti ama potansiyel büyüktü. Çok az coğrafya böyle düşünen insanlar yaratır.</p>
<p>Benzer bir tema farklı biçimde Moskova üniversitesinin bir araştırmacısının 2012 tarihli makalesinde var. Buna göre Rusya ayrı, Doğu Avrupa ayrı: Batı Avrupa zaten bambaşkaydı. Tarihe ve topluma sistem teorisiyle bakmayı deneyen bu çalışmada bir boyut Rusların tek tek zayıf olmalarının kolektif olarak potansiyelin büyük olmasına engel olmamasıdır. İkinci tema şu: Zayıf (hatta kötü özellikleri olan) bireyler/Güçlü (iyi, adil) kolektif ruh. Makroekonominin –ve makro sosyolojinin- mikro temelleri meselesine gönderiyor. Bunlar varken Putin –ve Dugin, öncesinde Gumilev- Rusya’nın Batı dünyasına yabancı bir etno-siyasi varlık olduğunu, Anglo-Sakson deniz imparatorluğunun karşısında bir kara imparatorluğu olduğunu düşünüyorsa şaşırtıcı olur mu? Bir ekol Rusya’yı bambaşka bir dünya olarak resmediyor ve bu 19. Yüzyıldan bu yana böyle düşünülüyor. Tabii bu tezin aksini savunanlar da oldu.</p>
<p>Belki kapitalizme de böyle, daha incelikli bakılabilir. Kapitalizmi becerikli bireyler mi yarattı? Çok örnek verebilirim ama bir tane olsun. Walter Chrysler ve Billy Durant. Ford’un Amerika’nın bozuk yollarında giden ve adeta tekel oluşturan meşhur arabası Tin Lizzie’yi tahtından indiren şık arabaları tasarladılar. Amerikan Rüyası 101. Yani “iki anahtar”, ev ve araba –ve bunları satmak için krediler. 1921-23 arası başladı ve 1929 depresyonunda ilk kredi dalgası berhava oldu. Güzel ama 1917 tarihli yol yasası olmasaydı, yani devlet asfalt yollar yapıp eyaletleri birbirine bağlamasaydı bu arabalar nerede kullanılacaktı? Yol olmasaydı Tin Lizzie 15 yıl daha tahtından indirilemeyebilirdi. Büyük Depresyonda insanlar evlerini, işlerini kaybetti ve yollara koyulup mevsimlik işler aradılar. Neredeyse on yıl sürdü. Ama sonra yenilenmiş bir kredi sistemiyle geri dönüldü ve bu sefer başarılı oldu. 1950-1975 ABD için altın çağ idi. Nasıl oldu? Devlet mi? Ya da sadece devlet mi?</p>
<p>Çok soyut olarak Aumann (1964)’e bakabiliriz. Klasik bir makaledir. Rekabetçi (küçük) firmalar integrandı değiştirmeyen infinitezimaller olarak modellenirler. Bunlara göre türev alamazsınız yani. Zayıf ve önemsizdirler. Ama diyelim ki Cournot-Walras modellerinde bunların binlercesi bir araya gelince piyasanın yapısını rekabetçi yaparlar ve iddiaya göre optimaliteye ulaştırırlar. Büyük şirketler bir yandayken aynı sektörde binlerce küçük üretici varsa bu model dengenin tam rekabete yakınsayacağını bildirir. Matematiksel olarak çok küçük varlıklar toplu halde mühim bir sonuç veriyorlar gibi. Bu doğru mudur? Bu modele benzeyen bir gerçek piyasa var olmuş mudur? Yoksa teknolojik ilerlemenin büyük, yarı-tekel konumundaki eksik rekabet firmalarından geldiği gibi asıl çözümler –ve belki sorunlar- piyasa kapitalizminin şahikası denen durumlarda bile devletten mi gelir, ondan mı kaynaklanır? Deirdre McCloskey sanayi devriminin küçük sermayeler, küçük borçlar ve küçük girişimcilerin marifeti olduğunu yazmıştı. “Burjuva onuru”. Belki ama ya öncesi ve sonrası? Adam Ferguson, Bernard Mandeville, Adam Smith ve asri zamanlara da teğet geçmek gerekiyorsa, son olarak Aydınlanma değerlerinin “burjuva” değerler” olduğunu savunan Deirdre McCloskey’i yapıtaşları arasına alabiliriz.</p>
<p>Başka temalar da var. Coğrafya ve devrim teması mühimdi –ki aynı zamanda coğrafya ve imparatorluk diyebiliriz- çünkü hem fiziki coğrafya hem de yeni doğan coğrafya bilimi olarak ikili anlamda coğrafya ulus-imparatorlukların kurgulanmasında önemli rol oynamıştı. Mesela Rusya: Temeldeki problem, arazinin genişliğine ve tarımsal ürün/maden çeşitliliğine rağmen ki SSCB dev bir coğrafyaydı, talebin arzı aşmasıydı. Rusya’nın dış sömürgeleri olmadığı için arzulanan sanayileşme hızını yakalayacak yatırımların yapılmasını sağlayacak ve nüfusu aynı anda tümüyle besleyecek kaynaklar yoktu. Ayrıca bu yatırımlar yapılırken teknik seçiminin işgücüne etkisi, işgücünün dönüştürülmesi/eğitilmesi gibi önemli sorunlar da gündemdeydi. İlk karar köylülüğün tasfiyesi oldu. Bu kadar hız ve şiddetle yapılan kalkınma hamlesi, bilinçli tasarımla/planlamayla hedeflenen ‘geç sanayi devrimi’ çoğunluğu köylü olan toplumu darmadağın edecekti ve etti de.</p>
<p>Yani Rusya farklıydı. 1920’lerin sanayileşme tartışması esas olarak fazla köylü nüfusa ne yapılacağı tartışmasıdır çünkü Rusya kırlarının geçimlik mal ve hafif sanayi malı tüketici talebine tam olarak cevap verip aynı anda şehirleri beslemek imkânsızdı. Bu tez ana hatlarıyla doğru görünüyor. Açıkçası kanımızca Rusya’nın köylü sorunu sistemden bağımsız olarak bir toprak/işgücü oranı sorunuydu. İkinci Serfliğe bu oranın yüksekliği yol açmıştı. Araziler genişti ve toprak bol faktördü. İşgücü kıt idi. Bu durumda tarımda reel ücretlerin yükselmesi ve toprak sahibi soyluların arazilerinde çalışacak köylü bulabilmek için birbirleriyle yarışmaları kaçınılmazdı. Çözüm olarak Çarlık toprak sahibi aristokrasiyle el ele 200 yıla yayılan bir sürede –1500-1700 arası- çeşitli kararnamelerle Rus köylüsünü serfleştirdi. Üç asırdan fazla bir süre geçtikten sonra tam tersine işgücünün toprağa göre fazla bol olması sorun olmuştu. Serfliğin 1861’de sona erdirilmesi toprak/işgücü oranındaki eğilimi tersine çevirmeye yetmedi. Stolypin’in başarısız reformu tarımı piyasaya açarak büyük kapitalist çiftlikler yaratıp hem ölçek sorununu hem de fazla nüfus sorununu çözmeye yöneliktir.</p>
<p>Veya mühendislere bakılabilir. Almanya’da mühendis mesleğinin oluşumu <em>Ingenieur </em>teriminin yapılan işin mahiyetine referans verdiği, mezun olunan okula ise gönderme yapmadığı bir bağlamda gerçekleşmiştir. 1850 civarında mühendis doğrudan doğruya sanayide çalışan teknik eleman anlamına geliyordu ve Fransa’nın aksine devlet mühendisliğiyle ilgisi yoktu. Üstelik mühendisin yol, köprü, kanal ve suyolu yapımı ve askerlik ile de ilgisi yoktu. Alman mühendisi özel mülkiyet ve özel ellerde biriken sanayi sermayesinin içine doğmuştu. İngiltere uzun süre dünyada lider ülke, “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” olduğu halde Britanya’da mühendislerin konumu ve eğitimi sürekli tartışma konusu olmuştur. Bu durumun bir nedeni İngiliz kapitalizminin uzun süre gelişmelere ancak kıyıda köşede kalan zoraki bir uyum sağlaması, küçük işletmelere ve aile işletmeleri biçiminin tekelci kapitalizm ve <em>managerial</em> (yönetsel) kapitalizm çağında bile yaygın olmalarıdır. Bunun sonucunda mühendislerin firma yönetimleri için kenarda kalan bir unsur olarak görülmeleri süregelmiş, mühendisler asla bir teknokratik elit kimliğine kavuşamamıştır. Britanya’da sanayinin erken gelişimine rağmen küçük ölçekli endüstriyel işletmelerin yaygınlığı nedeniyle İngiliz mühendislerinin adeta bir “yan sanayi mühendisi” kimliğinden çıkamamaları olgusu başlı başına ilginç sayılabilir. İngiliz mühendisleri bu nedenlerden dolayı beyaz yakalı olsalar bile daima daha geniş tanımlı teknik elemanlar/teknik işçiler kategorisinin içinde veya ona yakın olarak algılanmışlardır. Bu durum İngiltere’de mühendislerin kendilerini işçilere yakın, neredeyse mavi yakalı olarak görmelerine yol açmış olabilir.</p>
<p>Coğrafya farklı, kültür farklı, iş yapma becerisi farklı, siyaset farklı, ekonomik kaynaklar farklı, mühendislik bile farklı iken genel geçer tanımların yararına inanmak güç görünüyor. Bu farklar kapitalizm (veya sosyalizm) etiketi ne derse desin çok önemli sonuçlar doğurmuştur.</p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapitalizmin-turleri-89567</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kapitalizmin türleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-paradoksu-ve-turkiyenin-sanayi-gucu-nerede-birikiyor-89566</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara Paradoksu ve Türkiye’nin sanayi gücü nerede birikiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRKİYE ÜRETİYOR, PEKİ NEYİ BİRİKTİRİYOR? (1)</strong></p>
<p><strong>AYŞEGÜL ÇELİK - </strong><strong>Ankara Sanayi Odası Genel Sekreter Danışmanı</strong></p>
<p>Türkiye’de ihracat 2026’nın ikinci yarısında güçlü seyrini sürdürürken imalatın temel göstergeleri aynı ölçüde olumlu bir tablo çizmiyor. Ağustos itibarıyla yıllıklandırılmış mal ihracatı 280,3 milyar dolarla tarihî zirveye ulaştı. Buna karşılık sanayi üretimi temmuzda yıllık yüzde 0,3 gerilerken, İSO Türkiye İmalat PMI ağustosta 48,1 ile 50 eşik değerinin altında kaldı. Bu tablo sanayicinin sıkça dile getirdiği ‘İhracat yapıyoruz, peki neden kasada para kalmıyor?’ sorusunu yeniden gündeme getiriyor.</p>
<p>İmalat sanayisinin millî gelir içindeki payı 2021’de yüzde 22,2 iken 2025’te yüzde 15,6’ya geriledi. İmalatın ekonomideki ağırlığının azaldığı açık. Fakat buradan doğrudan “Türkiye sanayi gücünü kaybediyor” sonucuna varmak kolay değil.</p>
<p>Çünkü bir ülke sanayisizleşirken zenginleşebilir de yoksullaşabilir de. Gelişmiş ekonomilerde yazılım, mühendislik, tasarım, Ar-Ge, test, lojistik ve bakım gibi faaliyetler uzman şirketlere taşındıkça istatistiklerde hizmetlerin payı büyüdü. Fabrika istihdamı azalırken üretim sistemi daha bilgi yoğun hale gelebildi.</p>
<p>ABD aynı ülke içinde bu iki farklı sonucu gösteriyor. Detroit’te otomotiv sanayiinin gerilemesi fabrika kapanışları, nüfus kaybı ve uzun süreli ekonomik aşınma yarattı. Buna karşılık Boston, Seattle ve San Francisco Körfez Bölgesi gibi merkezlerde biyoteknoloji, havacılık, yazılım, mühendislik ve Ar-Ge yeni bir ekonomik güç oluşturdu.</p>
<p>Türkiye açısından kritik soru da burada başlıyor. Sanayide kaybedilen üretim ve istihdam nereye gidiyor? Perakende, konaklama ve düşük verimlilikli hizmetlere mi, yoksa yazılım, mühendislik, tasarım, test ve teknoloji gibi üretimi daha verimli hale getiren alanlara mı?</p>
<p>Dolayısıyla mesele yalnız imalatın payının düşmesi değil. Üretim gücü nerede birikiyor, kim kontrol ediyor ve oluşan bilgi ekonominin geri kalanına nasıl yayılıyor? Bu yazı dizisinde üç sorunun peşinden gideceğim. Türkiye’nin sanayi gücü hangi işlevlerde birikiyor? Ürünü, teknolojiyi, standardı ve pazarı kim kontrol ediyor? Oluşan bilgi geniş üretici tabanına ne kadar yayılıyor?</p>
<p>Bu soruların ilk karşılığını Türkiye’nin son yirmi yılda değişen ihracat yapısında görmek mümkün… Türkiye’nin toplam mal ihracatı 2002’de 36,1 milyar dolardan 2025’te 273,4 milyar dolara çıktı. Otomotiv 2025’te 41,5 milyar dolar, kimya 31,9 milyar dolar, elektrik-elektronik 17,7 milyar dolar, hazır giyim 16,8 milyar dolar ihracata ulaştı. Makine ihracatı MAİB’in geniş tanımıyla 28,7 milyar dolara, savunma-havacılık ise 10,05 milyar dolara çıktı.</p>
<p>Rakamlar ihracat kapasitesinin büyüdüğünü gösteriyor. Fakat hacmin büyümesi ile teknoloji, tasarım ve karar gücünün içeride birikmesi aynı şey değil.</p>
<p>Savunma-havacılık bu açıdan farklı bir örnek. Sektörün ihracatı 2002’den 2025’e yaklaşık 40 kat artarken proje sayısı 62’den 1.400’ün üzerine çıktı. İhale süreci devam eden projeler de dahil edildiğinde proje hacmi 100 milyar doların üzerine ulaştı. Özgün tasarım, yerlileştirme, Ar-Ge ve kritik teknolojiler uzun yıllardır politika hedeflerinin parçası. Bu nedenle savunmadaki büyüme yalnız daha fazla ihracat değil, tasarım, teknoloji geliştirme ve sistem entegrasyonunda birikmiş bir kapasiteye de işaret ediyor.</p>
<p>Asıl ayrım, hangi sektörlerde yalnız üretim ölçeğini büyüttüğümüz, hangilerinde ürünü geliştirme ve yönlendirme kapasitesini de içeride biriktirdiğimiz.</p>
<p>Bu sorunun Türkiye’deki en ilginç örneklerinden biri Ankara... Temmuz 2026’da Ankara Sanayi Odası tarafından yayımlanan <em>Sanayisizleşme Bağlamında Ankara Paradoksu</em> çalışmamda geliştirdiğim “Ankara Paradoksu” kavramı bu farklılaşmayı anlatıyor. Ankara, Bursa veya Kocaeli kadar yoğun bir klasik imalat merkezi değil. Buna karşılık savunma-havacılık, elektronik, yazılım, mühendislik, test-doğrulama ve sistem entegrasyonu gibi bilgi yoğun üretim işlevlerinde ayrışıyor. Çalışmanın bulguları, Ankara’nın imalat ağırlığının zaman içinde Türkiye ortalamasına yaklaştığını ve özellikle 2018 sonrasında kentin kendi rekabet dinamiklerinin güçlendiğini gösteriyor.</p>
<p>Fakat Ankara Paradoksu’nun asıl sorusu ileri teknoloji kapasitesinin var olup olmadığı değil, bu kapasitenin ne kadar yayıldığı. Ana yüklenicilerde, teknoloji firmalarında ve üretim kümelerinde biriken mühendislik ve Ar-Ge bilgisi daha geniş KOBİ tabanının yaptığı işi değiştiriyor mu? Bir tedarikçi yalnız daha fazla parça mı üretiyor, yoksa zaman içinde tasarım, test ve ürün geliştirme sorumluluğu da üstlenebiliyor mu?</p>
<p><strong>Hangi sektör neyi biriktirdi?</strong></p>
<p>Türkiye son otuz yılda güçlü ve esnek bir üretim altyapısı kurdu. Ancak verilen şartnameye göre üretim yapmakla ürünün tasarımına katılmak, kendi çözümünü geliştirmek ya da test-doğrulama sorumluluğu üstlenmek aynı şey değil. Tasarım ve sistem mimarisi ana firmada kaldığında yerli tedarikçinin karar gücü sınırlı kalabiliyor.</p>
<p>Sektörler de aynı hikâyeyi anlatmıyor. Hazır giyim maliyet baskısıyla gerileyen geleneksel modeli, otomotiv ölçek ve küresel zincirlere entegrasyonu, kimya yüksek hacme rağmen süren girdi bağımlılığını, elektrik-elektronik teknolojiye geçişi, makine mühendislik ve sermaye malı kapasitesini, savunma-havacılık ise tasarım ve sistem entegrasyonunun daha fazla içeride tutulabildiği bir modeli gösteriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdba3d14a39-1791867453.png" alt="" width="900" height="418" />Tablo sektörleri “başarılı” ve “başarısız” diye ayırmıyor. Otomotivde ölçek ve tedarik gücü, makinede mühendislik, hazır giyimde hız ve esneklik, savunmada ise tasarım ve sistem entegrasyonu öne çıkıyor. Dolayısıyla üretim üzerindeki hareket alanımızı yalnız ne ürettiğimiz değil, kime sattığımız da belirliyor.</p>
<p><strong>Savunma sanayii kalkınmanın motoru olabilir mi?</strong></p>
<p>Savunma sanayiindeki birikimin kalkınma açısından asıl önemi, ekonominin geri kalanına ne ölçüde yayıldığında ortaya çıkıyor. Bir ana yükleniciyle çalışan KOBİ yalnız daha fazla sipariş mi alıyor, yoksa tasarım ve mühendislik yeteneği de kazanıyor mu? Savunmada gelişen yazılım, elektronik, sensör ve ileri malzeme bilgisi otomotive, makineye, sağlık teknolojilerine ve enerjiye taşınabiliyor mu?</p>
<p>Bu nedenle savunma sanayiindeki birikimi değerlendirirken yalnız ihracata ve proje büyüklüğüne değil, başka firmaların yaptığı işi ne ölçüde değiştirdiğine de bakmak gerekiyor.</p>
<p>Bir sonraki yazıda sorunun istihdam tarafına geçeceğim: Üretim sistemi dönüşürken Türkiye’de hangi işler kalıyor, çalışanların yaptığı iş ne kadar değişiyor ve sanayide azalan istihdamın yerine hangi tür faaliyetler geliyor?</p>
<p><strong>Kaynak;</strong></p>
<p>Yazıda kullanılan güncel makro göstergeler ve sektörel veriler resmî kurumlar ile ilgili ihracatçı birliklerinin yayımladığı son verilerden derlenmiştir.</p>
<p><strong>- Ticaret Bakanlığı, Ağustos 2026 Dış Ticaret Verileri:</strong> Ağustos 2026 itibarıyla yıllıklandırılmış mal ihracatı 280,3 milyar dolar ile tarihî yüksek seviyeye ulaştı.</p>
<p><strong>- TÜİK, Sanayi Üretim Endeksi, Temmuz 2026:</strong> Sanayi üretimi yıllık yüzde 0,3 azaldı.</p>
<p><strong>- İstanbul Sanayi Odası, Türkiye İmalat PMI, Ağustos 2026:</strong> Manşet PMI 48,1 olarak gerçekleşti ve 50 eşik değerinin altında kaldı.</p>
<p><strong>- TİM, 2025 İhracat Sonuçları:</strong> Türkiye’nin 2025 mal ihracatı 273,4 milyar dolar. Otomotiv 41,5 milyar dolar, kimya 31,9 milyar dolar, elektrik-elektronik 17,7 milyar dolar ihracat gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>- OİB, Otomotiv Endüstrisi 2025:</strong> Otomotiv ihracatı 41,5 milyar dolar. AB ülkelerinin sektör ihracatındaki payı yüzde 72,5.</p>
<p><strong>- İHKİB, 2025 Hazır Giyim ve Konfeksiyon Verileri:</strong> Sektör 2025’i yaklaşık 16,8 milyar dolar ihracatla tamamladı.</p>
<p><strong>- MAİB, Makine Sektörü 2025:</strong> MAİB’in geniş/konsolide sektör tanımıyla makine ihracatı 2025’te 28,7 milyar dolar. Sektör ihracatının yüzde 60’tan fazlası Avrupa ve ABD’ye yapılıyor. Bu veri, TİM’in daha dar “Makine ve Aksamları” sınıflamasıyla bire bir karşılaştırılmamalıdır.</p>
<p><strong>- SSB, Sayılarla Türk Savunma Sanayii:</strong> Savunma ve havacılık ihracatı 2002’de 248 milyon dolardan 2025’te 10,054 milyar dolara yükseldi. Savunma proje sayısı 62’den 1.400’ün üzerine çıktı. İhale süreci devam eden projeler dahil edildiğinde proje hacmi 100 milyar doların üzerinde.</p>
<p><strong>- Ankara Sanayi Odası:</strong> Ayşegül Çelik, <em>Sanayisizleşme Bağlamında Ankara Paradoksu: Düşük Yoğunlukta Yüksek Katma Değer, Fonksiyonel Derinleşme ve Bölgesel Rekabet Dinamikleri</em>, Temmuz 2026.</p>
<p><strong>- OECD, Regions in Industrial Transition 2023:</strong> ABD Rust Belt örneği ve sanayi gerilemesinin bölgesel istihdam, verimlilik ve refah üzerindeki farklılaşan etkileri için kullanılmıştır.</p>
<p><strong>- OECD, Services in Global Value Chains:</strong> İmalat ile hizmetlerin giderek iç içe geçtiği, Ar-Ge, mühendislik, lojistik, yazılım, pazarlama ve benzeri hizmet işlevlerinin imalat üretiminde önemli pay taşıdığı yaklaşımının kaynağıdır. OECD’nin 2026 çalışması da imalat ihracatında tasarım, yazılım, Ar-Ge, lojistik ve diğer iş hizmetlerinin artan rolünü doğrulamaktadır.</p>
<p><strong>Not:</strong> “Güçlü taraf”, “eksik kontrol gücü” ve “risk” başlıkları doğrudan resmî istatistik kategorileri değildir. Bunlar yukarıdaki sektörel veriler, pazar yapısı ve değer zinciri ilişkileri üzerinden yazar tarafından yapılan analitik sınıflandırmadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-paradoksu-ve-turkiyenin-sanayi-gucu-nerede-birikiyor-89566</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Paradoksu ve Türkiye’nin sanayi gücü nerede birikiyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sinirli-sakinleme-firsat-dusunceleri-89565</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sınırlı sakinleme, fırsat düşünceleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel tahvil faizleri, jeopolitik gerginliklerin daha geniş coğrafyalara yayılma ihtimali, yeniden ayarlanan politika faizleri, kuvvetli Amerikan doları, zayıf EURUSD çaprazı, yüksek emtia grubu fiyatlamaları ve marjlar, yaklaşan ara seçimler ve 2026’yı tamamlamaya 2 kala.</p>
<p>Tüm bunlar, global cephedeki fiyatlama hikayesinin özeti ve bir kenarından mutlaka bize yansıması olacak başlıklar.</p>
<p>Geride kalan haftada ABD tahvil faizlerinde sınırlı sakinleme ve bir miktar petrol fiyatlamalarının $105 bölgesi üzerine gitmekte imtina ettiği tablo takip edildi. ABD’de endeksler, teknoloji temasının etrafındaki salınımını devam ettirirken, yaklaşan bilanço dönemi işlemleri ve Fed’in ardından yeniden şekillenen beklentiler yatırımcılar açısından odak noktaları olarak karşımıza çıkıyor. Ara seçimler öncesi Başkan Trump’ın akaryakıt maliyetlerini aşağı çekme çabası, Rusya’dan dizel ihracatına geri dönüş ve Ukrayna ile sınırlı enerji barışı şeklinde yansımalara imkân tanıyor. Yeni haftanın başlangıcında bir miktar vadeli petrol kontratlarında fiyat seviyeleri gerilemiş durumda. Yakından izlenen dizel ve benzin marjları ise Eylül ortasındaki zirvelerinden $20 civarı çekilmiş vaziyette. Sınırlı iyimserliği gölgelen tek şey ise, Orta Doğu’daki gerginliğin Suudi Arabistan’a yayılma ihtimali üzerine emarelerin oluşması ve Husilerin havalimanlarına saldırıları. Traderlar ‘şimdilik’ gün sonunda Hürmüz’den toplam petrol akışına ve bunun arz-talep dengesini nasıl yönlendireceğine odaklanmış durumdalar.</p>
<p>Dışarısı için konuştuklarımız kuşkusuz temkin gerektiren koşullar. Yüksek ABD faizleri dünyanın geri kalanı için benchmark özelliği taşıdığından gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde risk primleri ve faiz hadlerinin de yeniden ayarlanmasına yönelik mecburiyet doğuruyor. Bu da ülkelerin kendilerine has hikayelerinden dış koşulların zorunluluğu kaynaklı ayrışmasını getiriyor. O nedenle, kısa-orta vadeli beklenti ve planlamaları yaparken bir miktar iskonto eklemekte fayda var.</p>
<p>İçeride ise üst kısımdaki başlıklardan ayrışmış bir akış içerisinde ilerliyoruz. Fon krizinin yansımaları; BIST için azalan işlem hacmi, daha temkinli yatırımcı yaklaşımı, tahvil faizlerinde dışarının da etkisiyle bir miktar yükseliş, farklı varlık sınıflarında yabancı çıkışı ve TCMB’ye yönelik faiz indirim beklentilerinin likidite desteği ve ek sıkılaşma oluşan finansal koşulları gevşetme ihtiyacı düşüncesiyle yeniden belirmesi olarak şekilleniyor. Yakın zaman içerisinde başlayacak 3Ç finansallarına yönelik şirketlerle yaptığımız görüşmelere her zamanki gibi bankacılık sektörü ile başladık. İlk izlenimlerimiz, BDDK aylık verilerinin işaret ettiği tabloya paralel bir görüntü. Bankalar, marj genişlemesinde kendi içlerinde ayrışacak gibi görünüyor. Mevduat ve kredi tarafı ise çoğunlukla paralel. Elbette farklılaşma var. Henüz sanayi kesimine bu yazının kaleme alındığı Pazartesi günü itibarıyla çok fazla temas edemedik. Ancak, kendimizde oluşturduğumuz ön düşünceler, iç tüketimde 3Ç ve 4Ç finansallarında ivme kaybı görebileceğimiz. Bunu, makroda oluşan farklı veriler eşliğinde oluşturduğumuzu belirtelim. Haber akışının sakinlemesi, fon tarafındaki ödemelerin genişlemesi, bilanço beklentileri ile biraz daha finansalları ve temel analizi sınırlı da olsa konuşmaya başlayacak olmamız gibi durumlar, sınırlı iyimserlik ve ana hikâyeye dönüş ihtimalini desteklediğinden gelinen fiyat seviyeleri de dikkate alındığında kısmen fırsat pencerelerinin dikkate alınması fikrini öne çıkarıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sinirli-sakinleme-firsat-dusunceleri-89565</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sınırlı sakinleme, fırsat düşünceleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatin-anahtari-nedir-89564</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatın anahtarı nedir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Herhalde en çok karşılaştığım sorulardan en önde gideni budur.</p>
<p>Bu da tek bir cevabı olmayan bir sorudur dersem, pek yanlış olmaz.</p>
<p>Bu soruyu soran pek çok muhatabıma cevap vermeden önce sorduğum soru da genellikle aynıdır.</p>
<p>“<strong>Siz sağlığınızı korumaya çalışırsınız değil mi</strong>?”</p>
<p>Bu soruya “hayır” cevabı verene hiç rastlamadım.</p>
<p><strong>İşletmenin</strong> sağlığı ile <strong>insan</strong> sağlığı <strong>arasında</strong> <strong>benzetmeler yaparak cevap</strong> vermeye çalışayım.</p>
<p><strong>İnsan sağlığı için</strong> değişik besinler almak gerekir ki sağlıklı ve dayanıklı bir bünyemiz olabilsin.</p>
<p>İnsan bedeni için, protein, vitamin, mineral diye başlayıp bir hayli uzatabileceğimiz bir ihtiyaç listesi yapabiliriz. İnsan bedeni, akıl almaz bir düzen içerisinde kendi kendini yönetiyor.</p>
<p>Ancak bünyesini tartıp, onun <strong>ihtiyaçlarına göre beslenen</strong> kişiler ile gelişi güzel beslenenlerin sağlıkları arasındaki fark tartışılmaz biçimde <strong>kendisini belli eder</strong>.</p>
<p>Hele bir de dengeli beslenmenin üzerine, yaşına ve bedenine uygun <strong>spor yapanların farkını</strong> hemen <strong>görürüz</strong>.</p>
<p><strong>İşletme için</strong> ise tüm ihtiyaçları düşünen, kaynakları temin eden ve bunları gereken noktalara tahsis eden <strong>bir yönetici</strong> gerekiyor.</p>
<p>İşletme için gereken besinler ise, finansman ve fiziksel kaynaklar, insan kaynakları, bilgi ve beceri bilgisi (know-how) ile çevre ve çevre ile kurulan ilişkilerdir.</p>
<p>Paranızı kullanarak, <strong>üretim birimi</strong> kuruyorsunuz, üretimi gerçekleştirecek <strong>insan kaynaklarını</strong> temin ediyorsunuz, gereken <strong>bilgi ve beceri bilgisini</strong> (Know-How) kullanıp, mal veya hizmet <strong>üretiyorsunuz</strong>. Sonunda da ürününüzü <strong>pazarlamaya çıkıyorsunuz</strong> ve ihracat bu son noktada, ürününüzü pazarlamak için gereken, çevre yaratmak ve çevre ile ilişki kurmak bölümünde devreye giriyor.</p>
<p>Gelelim sağlıklı bir kişi ile benzetmeye.</p>
<p>Gereken <strong>kaynakları</strong>, içerisinde bulunduğu şartlara <strong>en uygun</strong> bir biçimde <strong>temin eden yönetici</strong>, bünyesini tartıp, onun ihtiyaçlarına göre beslenen kişilere benzer.</p>
<p>Her ikisi de <strong>sağlıklı sonuçlar</strong> elde etmeye çalışan kişilerdir.</p>
<p><strong>İhracata kalkışan yönetici ise spor yapan kişiye benzer. </strong></p>
<p>Nasıl sağlıklı beslenme kişiyi güçlü kılıp, spor buna katkıda bulunuyorsa, ihracat yapılması da işletmelerin daha sağlıklı olmasına yol açar.</p>
<p>Unutulmaması gereken ise, spor yapmak düz yaşamaktan farklıdır.</p>
<p>Beslenmenizde spor için gerekenleri unutmayıp, ona dikkat etmek gerekir.</p>
<p>Spor yapan, yani <strong>ihracat yapan işletmenin</strong> yöneticisi de, işletmenin geneli için <strong>gereken kaynaklardan</strong> <strong>ihracata pay ayıracaktır</strong>.</p>
<p>Bu kaynak tahsisinde gözetilecek denge de, başarıyı doğrudan etkileyecektir.</p>
<p>Açık söylemek gerekirse, <strong>ihracat</strong> yapabilmek <strong>için para ayırmanız</strong> gerekecektir.</p>
<p>İhracatınızla ilgilenip <strong>onu yönetecek</strong>, kendisine ihracatla ilgili her konuda hesap verilecek ve sonunda kendisinden ihracatın hesabı sorulacak <strong>bir yönetici gereklidir</strong>.</p>
<p>Sadece ihracata bakması gerekmez, başka işleri de olabilir.</p>
<p>Ancak sadece <strong>ihracata</strong> bakmak <strong>için</strong> gereken <strong>zamanı</strong> mutlaka <strong>ayırması gerekecektir</strong>.</p>
<p>Bu kişinin <strong>ihracat için gereken bilgi</strong> ile donatılmış olması <strong>gerektiği</strong> kuşkusuzdur.</p>
<p>Bu niteliklere sahip değilse yetiştirilebilir.</p>
<p>Ancak onun yetiştirilebilmesi için gereken zaman size ne kadar engel olacaktır.</p>
<p><strong>İhracat için gereken çevreyi oluşturmak ise zamanınız alacaktır.</strong></p>
<p>Tüm bunların etkin ve etkili bir biçimde yapılabilmesi için gereken de bir iş planı yapmak, her şeyi yazıya dökmek, başarılabilir ve hayali olmayan hedefler belirlemek, başarıyı veya başarısızlığı ölçebilecek kıstaslar koymaktır.</p>
<p>Hepsini yapabilmek için de ihtiyacınız olan tek şey ise “sabır” ile çalışmak.</p>
<p><strong><em>Not:</em></strong><em> Hafta sonu bir sohbette sözünü ettiğim 2009 tarihli eski bir yazımı yeniden yayınlamak istedim…</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatin-anahtari-nedir-89564</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatın anahtarı nedir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isler-nasil-89563</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşler nasıl?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de alım gücü gerilerken, tüketim ve maliyet baskısı artarken şirketler yatırım yapmayı ve büyümeyi sürdürüyor. Restoran zincirlerinden yenilenebilir enerjiye, teknolojiden turizme uzanan örnekler, ekonomideki çelişkili tabloyu gözler önüne seriyor. Peki, işler gerçekten nasıl ve şirketleri zor dönemde yatırıma yönelten ne?</strong></p>
<p>Vahap Munyar hiç durmadan ülkeyi ve dünyayı gezen, fabrikaları adımlayan, toplantıları izleyen, iş insanlarıyla aynı masaya oturup onların hikâyelerini dinleyen bir gazeteci. Türkiye ekonomisini yalnızca rakamlardan, büyüme oranlarından ve enflasyon verilerinden okumuyor; üretim bantlarından, yatırım kararlarından, girişimcilerin hayallerinden ve çalışanların gündelik hayatından da anlamaya çalışıyor. Bence bu tarzıyla türünün tek örneği…</p>
<p>CNBC-e'de Vahap Munyar ile başladığımız <strong>“İşler nasıl?”</strong> podcast serisinin çıkış noktası da buydu. Vahap'ın yazılarına yansıyan şirketleri, girişimcileri ve insan hikâyelerini konuşuyor; ekonominin gerçek durumunu sahadan gelen gözlemlerle anlamaya çalışıyoruz.</p>
<p>İkinci bölüm için hazırlık yaparken haftanın yazılarını yan yana koyduğumuzda ilginç bir tabloyla karşılaştık. Bir tarafta alım gücündeki gerileme, azalan tüketim ve maliyet baskısı var. Diğer tarafta Türkiye'ye gelen uluslararası markalar, şube sayısını artıran restoran zincirleri, üretim kapasitesini büyüten şirketler ve yüz milyonlarca dolarlık yatırım planları…</p>
<p>Peki, gerçekten de işler nasıl? Ekonomi zorlanırken şirketler neden hala yatırım yapıyor?</p>
<p><strong>Kriz herkesi aynı şekilde etkilemiyor</strong></p>
<p>Restoran sektörü, bu çelişkiyi en iyi gösteren alanlardan biri… Tüketicinin dışarıda yemek yeme sıklığının azaldığı, harcamalarını daha dikkatli yaptığı bir dönemde YKT Global, Londra merkezli Burger &amp; Lobster markasını Türkiye'ye getiriyor. Canlı ıstakoz ithalatından izin süreçlerine kadar uzanan zahmetli bir hazırlık, bu yatırımın arkasındaki girişimcilik hikâyesinin yalnızca bir parçası…</p>
<p>Yine Vahap'tan öğrendim; "Dürümle" markasıyla da büyüme alanını genişleten Tavuk Dünyası 500'ü aşkın restoranı, 25,5 milyar liralık cirosu ve 58 milyon müşterisiyle ölçeğini büyütmeye devam ediyor. Şirketin hikâyesinde yalnızca restoran açmak yok. Gebze'deki 20,5 milyon dolarlık fabrika yatırımı; üretim, lojistik ve tedarik zincirinin rekabet gücü açısından önemini gösteriyor.</p>
<p>Bu noktada mesele, tüketicinin ne kadar harcayabildiği kadar şirketlerin bu koşullarda nasıl verimli çalışabildiği... Franchise sistemi, merkezi üretim, soğuk zincir ve operasyonel verimlilik, büyümenin görünmeyen altyapısını oluşturuyor.</p>
<p>Artuk Yakut'un yatırımcı ve girişimci arasındaki duygusal yaklaşım farkına ilişkin değerlendirmesi de bu hikâyenin başka bir boyutunu ortaya koyuyor. Yatırım kararı hesap kitap gerektirirken girişimciliğin arkasında çoğu zaman inanç, heyecan ve risk alma isteği bulunuyor.</p>
<p><strong>Yatırımın sırrı yalnızca sermaye değil</strong></p>
<p>Türkiye'deki yatırım iştahını anlamak için şirketlerin büyüme rakamlarının arkasına da bakmak gerekiyor. Vahap'ın verdiği İstanbul Holding örneği, bu açıdan dikkat çekici. Yaklaşık 100 iş insanının bir araya gelmesiyle başlayan yapı, bugün 250'den fazla şirketi ve 15 bini aşkın çalışanı kapsayan bir ağa dönüşmüş durumda. Holdingin jeotermal sera yatırımı planı, sermayenin bir araya getirildiğinde nasıl yeni yatırım alanları yaratabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Hedeflenen 1 milyon metrekarelik üretim alanı ve 500 milyon dolara kadar ulaşabilecek yatırım büyüklüğü, tarımın da artık geleneksel yöntemlerin ötesinde, teknoloji ve ölçek ekonomisiyle ele alındığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu modelin önemi, finansmana erişimin zorlaştığı bir dönemde daha da artıyor. Her şirketin tek başına üstlenmekte zorlanabileceği yatırımlar, ortak sermaye ve iş birliğiyle mümkün hale gelebiliyor.</p>
<p>Şirketlerin insan kaynağına yaklaşımı da benzer biçimde değişiyor. Tavuk Dünyası'nın haftada iki gün izin uygulamasının çalışan devir hızını düşürdüğüne ilişkin açıklaması, iş gücü maliyetlerinin yükseldiği bir dönemde çalışma koşullarının da rekabet avantajına dönüşebileceğini gösteriyor. Ücret kadar çalışanı elde tutmak, verimliliği artırmak ve kurumsal bağlılık yaratmak da önem kazanıyor.</p>
<p><strong>Türkiye'nin yatırım hikâyesi değişiyor</strong></p>
<p>Yatırım gündemi yalnızca yerli şirketlerle sınırlı değil.</p>
<p>Nordex'in Türkiye'deki üretim yapılanması ve Aliağa için açıkladığı 70 milyon Euro’luk yatırım, ülkenin küresel üretim zincirindeki potansiyelini hatırlatıyor. Menemen'deki kanat ve kule üretimi, Türkiye'nin yalnızca bir pazar değil, uluslararası şirketler için bir üretim üssü olabileceğini gösteren örneklerden biri.</p>
<p>Yine Vahap'ın köşesinde yer alan Citi Türkiye Genel Müdürü Emre Karter'in New York'taki Türkiye Yatırım Konferansı'ndaki değerlendirmeleri de bu tartışmayla örtüşüyor. Türkiye'nin coğrafi konumunu üretim, lojistik ve bölgesel etki gücüyle birleştirmesi gerekiyor. Ancak yatırımcıların ilgisini kalıcı sermayeye dönüştürmek için öngörülebilirlik, finansmana erişim ve rekabetçi maliyetler de belirleyici.</p>
<p>Uber'in Türkiye'ye 500 milyon dolara kadar yatırım planı açıklaması ise teknoloji boyutunu öne çıkarıyor. Trendyol Go ve GetirYemek satın almalarının ardından şirketin teknoloji merkezi, mühendislik kapasitesi ve organik büyüme hedefleri, Türkiye'nin yalnızca tüketici pazarı olarak görülmediğine işaret ediyor.</p>
<p>Batu Aksoy'un ABD'deki gayrimenkul yatırımlarını büyütmesi, Türk Telekom ile ASELSAN'ın Malatya'da yerli telefon projesi üzerinde çalışması da sermayenin ve girişimciliğin farklı yönlere uzandığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Turizmde büyümenin ötesine geçmek</strong></p>
<p>İş dünyasının hikâyeleri yalnızca yeni yatırımlardan ibaret değil. Bir süre önce kaybettiğimiz Naile Göçen Çukurova'nın Kuşadası'ndaki eski tabakhaneleri restore ederek müze, sanat galerisi ve yaşam alanlarına dönüştürmesi, turizmde değer yaratmanın başka bir yolunu anlatıyor. Eğitim ve sanata verdiği destekle de hatırlanan Çukurova'nın yaklaşımı, turizmin yalnızca otel, oda sayısı ve doluluk oranından ibaret olmadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Hilal Suerdem'in uzun yıllara dayanan perakende deneyiminin ardından Pastafino ile hızlı makarna alanına girmesi ve iki yılda 300 franchise hedefine yönelmesi de girişimciliğin farklı dönemlerde yeni fırsatlar aramaya devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>İşler gerçekten nasıl?</strong></p>
<p>Vahap Munyar ile CNBC-e'deki <strong>“İşler nasıl?”</strong> podcastinde bütün bu örnekleri tek tek şirket haberleri olarak ele almak yerine aralarındaki ortak eğilimleri anlamaya çalışıyoruz. Kim, hangi koşullarda yatırım yapıyor? Şirketler tüketimdeki daralmaya nasıl uyum sağlıyor? Türkiye hangi alanlarda küresel üretim ve teknoloji merkezi olma fırsatına sahip? Girişimcileri zor dönemlerde harekete geçiren ne?</p>
<p>Bu soruların kolay ve tek cümlelik yanıtları yok. Çünkü ekonomi, aynı anda hem küçülen bir tüketim bütçesini hem büyümeye çalışan şirketleri hem finansman sıkıntısını hem yeni yatırım planlarını barındırabiliyor.</p>
<p>Önemli olan, bu tabloyu tek bir başlık altında düzleştirmemek... Yatırım iştahının sürmesi, ekonomideki sorunların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Ancak doğru alana odaklanan, ölçek yaratabilen, teknolojiye yatırım yapan ve değişen tüketici davranışlarını okuyabilen şirketlerin zor dönemde de büyüme fırsatları bulabildiğini gösteriyor.</p>
<p>“İşler nasıl?” sorusunun yanıtını da burada, yani fabrikaların içinde, yatırımcıların masasında, girişimcilerin hayallerinde ve çalışanların deneyimlerinde arıyoruz.</p>
<p>Önümüzdeki bölümlerde de Vahap Munyar'ın sahadan taşıdığı başka hikâyeleri <strong>“İşler nasıl?”</strong>da konuşmaya devam edeceğiz. Çünkü bazen Türkiye ekonomisinin nereye gittiğini anlamak için yalnızca göstergelere değil, henüz manşetlere tam olarak yansımamış gelişmelere de bakmak gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isler-nasil-89563</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşler nasıl? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonominin-can-damarinda-son-2-yilin-hasar-raporu-89562</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonominin can damarında son 2 yılın hasar raporu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İmalat sanayiinde son iki yılda reel aktifler yüzde 6,57, özkaynaklar yüzde 17,58 gerilerken borçlar yüzde 5,79 arttı. Net kârda yüzde 63,5’lik kayıp yaşanan sektörde, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı yüzde 69,13’e yükseldi. Ekonominin motoru, büyümeye rağmen bilanço ve kârlılıkta ağır yara aldı.</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın TÜİK ile birlikte hazırladığı sektör bilançoları verileri üzerinden reel sektörün son iki yılda bilanço ve gelir tablosu cephelerinde nasıl bir performans gösterdiğini incelemeye devam ediyoruz. Bu kez ekonominin motor sektörü olan imalat sanayiindeki gelişmeler üzerine odaklanacağız.</p>
<p>- İmalat sanayii, 2025 yılı verileriyle reel sektörde firma sayısı bakımından yüzde 16.17, çalışan sayısı açısından yüzde 29,07 paya sahip. Reel sektörün toplam aktif büyüklüğünün yüzde 26,66’sı, toplam duran varlıkların yüzde 23,90’ı, toplam özkaynakların yüzde 27,19’u imalat sanayiinde yer alıyor. İmalat sanayii reel sektörün toplam net satışlarında yüzde 26,36, faaliyet kârında yüzde 40,25, net kâda ise yüzde 39,06 paya sahip. Bu haliyle imalat sanayii, reel sektördeki gelişme ve eğilimlerde belirleyici bir role sahip.</p>
<p>- 2025 yılı itibarıyla imalat sanayiinde bilanço esasına göre defter tutan firma sayısı 185 bin 933, bu firmalarda çalışanların sayısı ise 4 milyon 182 bin 241 kişi oldu. Sektörde firma başına ortalama istihdam 22,5 kişi ile 12,2 olan tüm reel sektör ortalamasının 1,8 katı oldu.</p>
<p>- İmalat sanayiinde firma başına ortalama çalışan sayısı büyük işletmelerde 548 kişi orta boy işletmelerde 69,2 kişi, küçük işletmelerde 12,8 kişi, mikro işletmelerde ise 2,2 kişi oldu.</p>
<p>- Sektörde 2023-2025 arasındaki iki yıllık sürede istihdam, firma sayısındaki artışa göre çok daha yavaş arttı. İki yıllık toplam firma sayısı artışı yüzde 9,99’u bulurken, istihdam artışı yüzde 1,16 ile sınırlı kaldı. Buna bağlı olarak firma başına ortalama istihdam yüzde 8,03 oranında azaldı.</p>
<p>- Sektörde faaliyet gösteren büyük ölçekli firma sayısı iki yıl öncesine göre yüzde 7,31 azaldı. Bu işletmelerdeki çalışan sayısı da yüzde 1,97 daraldı. Buna karşın orta boy işletme sayısı iki yılda yüzde 39,27, küçük işletme sayısı yüzde 24,33 arttı. Mikro işletme sayısı ise yüzde 0,63’lük minik bir artışla yerinde saydı.</p>
<p>- Sektörde istihdamın arttığı tek grup orta boy işletmeler oldu. Orta boy işletmelerde çalışan sayısı iki yıllık dönemde yüzde 14,83 artarken istihdam küçük işletmelerde yüzde 5,71, mikro işletmelerde yüzde 14,42 azaldı.</p>
<p>- İki yıllık sürede firma başına ortalama istihdam büyük işletmelerde yüzde 5,76 artarken, orta boy işletmelerde yüzde 17,55, küçük işletmelerde yüzde 24,16 ve mikro işletmelerde yüzde 14,95 gibi ciddi bir düşüş kaydetti.</p>
<p>- İmalat sanayiinde son iki yılda hatırı sayılır bir bilanço erimesi yaşandı. Sektörün aktifleri iki yıl öncesine göre TÜİK’in yılsonu TÜFE değerlerine göre reel olarak yüzde 6.57, duran varlıkları yüzde 13.68, özkaynakları ise yüzde 17,58 küçüldü. Buna karşın sektörün toplam borçları reel olarak yüzde 5,79 büyüdü.</p>
<p>- Firma ölçeklerine göre aktif varlıkları reel olarak büyüyen tek kesim orta boy işletmeler oldu. Orta boy işletmelerin toplam aktifleri, iki yılda reel olarak yüzde 17,66 gibi ciddi bir büyüme kaydetti. Ama bu büyüme esas olarak firma sayısındaki artışa bağlı olarak gerçekleşti. Çünkü orta büyüklükteki işletmelerde de firma başına ortalama aktif büyüklüğü yüzde 15,52 gibi ciddi bir küçülme kaydetti.</p>
<p>- Sektördeki büyük işletmelerin toplam aktifleri reel olarak yüzde 9,80, küçük işletmelerin aktifleri yüzde 17,52 ve mikro işletmelerin aktifleri de yüzde 18.51 eridi. Firma başına ortalama aktiflerdeki reel küçülme büyük işletmelerde yüzde 2.68, küçük işletmelerde yüzde 33,66 ve mikro işletmelerde yüzde 19,02 oldu.</p>
<p>- Tüm ölçeklerde borçların toplam kaynaklar içindeki payı, iki yıl öncesine göre hatırı sayılır ölçüde arttı. Sektör toplamında 2023’te borçların toplam kaynaklar içindeki payı yüzde 47,10 iken 202’te yüzde 50 sınırını aşarak yüzde 53,33’e çıktı. Borçların toplam kaynaklar içindeki payı büyük işletmelerde yüzde 46,72’den yüzde 52,74’e, orta boy işletmelerde yüzde 48,48’den yüzde 54,91’e, küçük işletmelerde yüzde 54.20’den yüzde 61.50’ye ve mikro işletmelerde de yüzde 35,36’dan yüzde 40.43’e çıktı.</p>
<p>- Son iki yılda bilanço ile birlikte sektörün gelir ve kâr performansı da bozuldu. 12 aylık ortalama TÜFE ile hesaplanan reel değişime göre son iki yılda imalat sanayii firmalarının net satışları reel olarak yüzde 11,74 düştü. Kârlardaki düşüş çok daha sert oldu ve sektörün toplam faaliyet kârındaki düşüş yüzde 40,22’yi, net kârındaki düşüş ise yüzde 63,5’ü buldu.</p>
<p>- Firma başına ortalama gelir ve kârdaki düşüş oranları, bunların da üzerine çıktı. Firma başına ortalama net satış gelirleri, iki yılda reel olarak yüzde 19,76, faaliyet kârı yüzde 45,65 ve net kâr yüzde 66,81 düştü.</p>
<p>- Sektördeki büyük işletmelerin net satışları reel olarak yüzde 14,16, faaliyet kârı yüzde 46,28, net kârı yüzde 68,25 küçüldü. Firma başına ortalamalara göre reel düşüş net satış gelirlerinde yüzde 7,39, faaliyet kârında yüzde 42.05 ve net kârda yüzde 65.75 oldu.</p>
<p>- Orta işletmelerde net satış gelirleri reel olarak iki yılda yüzde 10,10 artmış olmasına rağmen faaliyet kârı yüzde 3,92, net kârlar yüzde 34,75 azaldı. Firma başına ortalamalara göre ise net satışlar da dahil olmak üzere reel olarak erime yaşandı. Firma başına ortalama net satışlar, reel olarak yüzde 20.94, faaliyet kârı yüzde 31.01 ve net kâr yüzde 58.74 düştü.</p>
<p>- Küçük işletmelerin net satış gelirleri iki yıl öncesine göre reel olarak yüzde 25,80, faaliyet kârı yüzde 25,85, net kâr ise yüzde 34,91 düştü. Firma başına ortalama net satışlar yüzde 40,32, faaliyet kârı yüzde 40,36 ve net kâr yüzde 51.64 eridi.</p>
<p>- Mikro işletmelerin net satış gelirleri iki yılda yüzde 39,5, faaliyet kârı yüzde 87,31, net kârı ise yüzde 56.12 düştü. Firma başına ortalama net satış gelirlerindeki reel düşüş yüzde 39.88, faaliyet kârındaki düşüş yüzde 87,39 ve net kârdaki düşüş yüzde 63,68 oldu.</p>
<p>- Sektörün toplam finansman giderleri, borçluluk oranındaki artışa rağmen iki yılda reel olarak yüzde 7,68 azaldı. Ancak bu azalma büyük işletmelerin finansman giderlerinde yüzde 17,08’i bulan reel düşüşten kaynaklandı. Oysa orta boy işletmelerin finansman gideri reel olarak yüzde 71,28’lik bir sıçrama gösterirken, küçük işletmelerin finansman gideri reel olarak yüzde 13,43, mikro işletmelerin finansman gideri de yüzde 16,99 arttı.</p>
<p>- Buna bağlı olarak finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı iki yılda ciddi ölçüde yükseldi. Sektör genelinde 2023 yılında yüzde 44,77 olan bu oran, 2025’te yüzde 69,13’e çıktı. Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı büyük işletmelerde yüzde 47,46’dan yüzde 73,27’ye, orta işletmelerde yüzde 33,74’ten yüzde 60,14’e, küçük işletmelerde yüzde 28,86’dan yüzde 44,15’e fırladı. Mikro işletmelerdeki finansman maliyeti artışı çok daha dramatik oldu. 2023’te faaliyet kârlarının yüzde 41,48’ini faiz giderleri için harcayan mikro işletmeler, 2025 yılında faaliyet kârlarının 3,86 katı kadar faiz ödemesi yapmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Veriler son iki yılda imalat sanayii firmalarının bilanço ve gelir tablolarının ciddi yaralar aldığına gösteriyor. Üstelik sektörün bilanço ve gelir performansındaki bu bozulma TÜİK”in hesabına göre imalat sanayiinin söz konusu iki yılda toplam yüzde 3,40 büyümüş olmasına rağmen gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonominin-can-damarinda-son-2-yilin-hasar-raporu-89562</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin can damarında son 2 yılın hasar raporu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zeytinde-hasat-sancili-basladi-89561</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinde hasat sancılı başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zeytinde rekor üretim beklentisi, artan maliyetler ve düşen alım fiyatlarıyla krize dönüştü. Akhisar’da üreticiler hasadı bir hafta durdururken, sektörde ihracat kısıtlamaları ve desteklerin azaltılması nedeniyle hem üreticinin hem ihracatçının kaybettiği belirtiliyor. Sektör temsilcileri, yeni sezonda fiyat krizinin derinleşmemesi için acil önlem çağrısı yapıyor. </strong></p>
<p>Zeytin hasadı başladı. Hasatla birlikte üretim bölgeleri de hareketlendi. Bir yanda zeytin ve zeytinyağı ile ilgili etkinlikler, şenlikler, hasat törenleri yapılıyor, diğer yanda üretici eylemleri var.</p>
<p>Üretici, gübre, mazot, ilaçlama, budama ve işçilik giderleri artarken zeytin ve zeytinyağı alım fiyatının düştüğünü belirterek firmaların açıkladığı alım fiyatına tepki gösteriyor. Manisa’nın Akhisar ilçesi Zeytinliova’da bir araya gelen üreticiler 1 hafta süreyle zeytin toplamama(hasat etmeme) eylemi başlattı. Üreticiler, Akhisar’da kalitesine göre 1 kilo zeytinin en yüksek 60 liradan, en düşük fiyatın verildiği yağlık zeytin ise 10 liradan alınıyor. Sadece Akhisar’da değil, zeytin üretim bölgelerinin hepsinde alım fiyatlarına büyük tepki var.</p>
<p><strong>Rekolte henüz belli değil</strong></p>
<p>Zeytinde hasat başladı ancak, bu sezon ne kadar zeytin üretileceği henüz belli değil. Rekolte tespiti yapıldıysa da veriler açıklanmadı. Bilinen tek veri, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı, 2026 yılı Bitkisel Üretim 1. Tahmini. Bu tahmine göre, zeytin üretiminde 2025 yılına göre yüzde 55,7 artış olacak. Geçen yıl 2 milyon 450 bin ton olan zeytin üretiminin 2026’da, 3 milyon 814 bin ton olması bekleniyor.<strong> TÜİK</strong>’in açıkladığı bu ilk tahmin gerçekleşirse zeytin üretiminde rekor kırılacak.</p>
<p>Zeytin hasat tekniği, iklim ve zeytin ağaçlarının çeşidine bağlı olarak üretim bir yıl yüksek olduğunda ertesi yıl daha düşük olur. Üretici, ihracatçı üretimin çok olduğu yılı “var yılı”, üretimin az olduğu yılı ise “yok yılı” olarak adlandırıyor. Bu tanımlamaya göre 2026, zeytinde var yılı. Ama ne kadar var bilmiyoruz.</p>
<p>Son 5 yıllık üretim verilerine bakıldığında, üretimdeki dalgalanma görülüyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2022 yılında zeytin üretimi 2 milyon 976 bin ton olarak gerçekleşirken, 2023 yılında 1 milyon 520 bin ton oldu. 2024 yılında üretim 3 milyon 750 bin tona yükseldi. 2025 yılında 2 milyon 450 bin ton olan üretim, bu yıl yapılan ilk tahmine göre 3 milyon 814 bin ton olacağı öngörülüyor. Ancak bunun ilk tahmin olduğunu belirtmekte yarar var.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdb7aed8f7d-1791866798.png" alt="" width="689" height="500" /><strong>Sadece ağaç sayısına odaklanınca tüketim ve ihracat unutuldu</strong></p>
<p>Yazılarımı okuyanlar mutlaka hatırlayacaktır. Daha önce defalarca yazdım. Eski Tarım Bakanı Mehdi Eker’in döneminde, 2009 yılında zeytincilikte 5 yıllık bir strateji belirlendi. Bu stratejiye göre; Türkiye, 5 yıl içinde yani 2014 yılına kadar zeytin dikim alanını 1 milyon hektara, zeytin ağacı sayısını 180 milyona, sofralık zeytin üretimini 650 bin tona, yağlık zeytin üretimini 2,5 - 3 milyon tona, zeytinyağı üretimini 750 bin tona, kişi başına zeytinyağı tüketimini 5 litreye çıkaracaktı.</p>
<p>Bu hedefler gerçekleştiğinde, Türkiye, sofralık zeytinde dünyada birinci, zeytinyağında İspanya’dan sonra ikinci büyük üretici olacaktı. Belirlenen bu hedeflere 5 yılda değil ama 11-12 yılda ulaşıldı. Zeytin ağacı sayısı 2025 yılı itibariyle 210 milyon 608 bine ulaştı. Zeytin üretimi 2024’te 3,7 milyon ton oldu. TÜİK’in tahmini tutarsa bu yıl 3,8 milyon tona çıkacak. Sofralık zeytinde Türkiye ilk sıraya yükseldi. Zeytinyağı üretiminde İspanya’dan sonra ikinci ülke olma hedefi de gerçekleşti. Kişi başına zeytinyağı tüketimi 5 litre yerine hala 2 litre civarında.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdb7d72f590-1791866839.png" alt="" width="203" height="271" />Bakanlık bu hedefleri belirlediğinde kendi adımıza gerekli uyarıları yaptık. Üretimi artırmak çok önemli ama üretilen zeytin ve zeytinyağını kime yedireceğiz? İç tüketim ve ihracata yönelik tanıtım çalışmaları yapılması gerektiğini defalarca yazdık, anlattık.</p>
<p>Artan zeytin ve zeytinyağı üretimini doğru değerlendiremezsek bunun başa bela olacağını, üreticiye de ülkeye de zarar vereceğini söyledik. Bunu da kâhin olduğumuz için söylemedik. Geçmişte arz fazlası üretimin nasıl sorun yarattığını gördük yaşadık. Yanlış hatırlamıyorsam 1980’lerin sonu 1990’lı yılların başında zeytinyağı stokları şişmiş, askere mi yedirelim, devlet kurumlarına mı satalım tartışması yapılıyordu.</p>
<p>Türkiye, zeytin ve zeytinyağında dışa bağımlı, ithalatçı bir ülke değil. Dolayısıyla ürettiğiniz ürünü ya içerde tüketeceksiniz ya da ihraç edeceksiniz. İçerde tüketmek için tanıtım, pazarlama çalışmaları yapılmalı, fiyatı uygun olmalı. Bunların hiçbiri yapılmadı. Hep ağaç varlığını artırmakla övünüldü.</p>
<p><strong>Destekler kaldırıldı, ihracat yasaklandı</strong></p>
<p>Düşünebiliyor musunuz, kendinize zeytinyağında İspanya’dan sonra dünya ikinciliği hedefi koymuşsunuz ve bu hedefi de gerçekleştirmişsiniz. Elinizde ciddi miktarda zeytinyağı var. İçerde fiyatlar arttı bahanesi ile ihracatı yasaklıyorsunuz. Geçmişte verilen ihracat desteklerini büyük ölçüde kaldırıyorsunuz. İhracatta ortalama 100 bin ton rakamları yakalanmış ve daha da artırılabilecekken bir yandan Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında ithalat yapılması tartışıldı. Suriye’den yağ getirildi. 2021-2023 döneminde tam 4 kez ihracata yasak, kısıtlama, fon, kota gibi engelleyici uygulamalar getirildi. Şimdi elimizdeki yağı ne yapacağız diye karar kara düşünüyoruz.</p>
<p>Tarım Bakanlığı’nın görüşünü alarak ihracatta yasak kararlarını uygulayan Ticaret Bakanlığı’nın 2026 yılı “Zeytin ve Zeytinyağı Raporu”nda ihracattaki dramatik düşüş şöyle ifade ediliyor:</p>
<p>“Türkiye’nin zeytinyağı ihracat verileri incelendiğinde, 2023–2025 döneminde ihracat miktarı ve değerinde dalgalı bir seyir izlendiği görülmektedir. 2023 yılında yaklaşık 152,4 bin ton zeytinyağı ihracatı karşılığında 733 milyon dolar döviz girdisi elde edilirken, 2024 yılında ihracat miktarı yaklaşık olarak 100,8 bin tona, ihracat değeri ise 649 milyon dolara gerilemiştir. 2025 yılı verileri itibarıyla ise ihracatın 45,4 bin ton seviyesinde gerçekleştiği ve yaklaşık 219 milyon dolarlık gelir sağlandığı görülmektedir. Bu durum, son yıllarda küresel arz-talep dengesi, üretim maliyetleri ve uluslararası fiyat hareketlerinin sektör üzerindeki etkisini ortaya koymaktadır.”</p>
<p>Ticaret Bakanlığı’na göre, 2023-2025 döneminde zeytinyağı ihracatı 733 milyon dolardan 219 milyon dolara düştü. Güncel veriler yani 2025-2026 sezonu hesaba katılınca durumun daha da vahim olduğu görülüyor. İhracat geliri 105 milyon dolara düştü.</p>
<p><strong>Zeytinyağı ihracatı yasaklarla yüzde 60 azaldı</strong></p>
<p>Zeytinde ihracat sezonu 1 Ekim’de, zeytinyağında 1 Kasım’da başlıyor. Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği verilerine göre, sofralık zeytinde 1 Ekim 2024-30 Eylül 2025 tarihlerini kapsayan 2024-2025 sezonunda 100 bin 746 ton ihracat yapılırken, 1 Ekim 2025-30 Eylül 2026 dönemini kapsayan 2025-2026 sezonunda ihracat 89 bin 544 tona düştü. Aynı dönemde ihracat geliri ise 255 milyon 15 bin dolardan, 241 milyon 156 bin dolara geriledi.</p>
<p>2024-2025 sezonunda zeytinin kilosu ortalama 2,53 dolardan ihraç edilirken, 2025-2026 sezonunda ortalama fiyat kilo başına 2,69 dolar oldu.</p>
<p>Zeytinyağı ihracatında ise miktar olarak yüzde 60, değer olarak yüzde 57 düşüş kaydedildi. 1 Kasım 2024- 30 Eylül 2025 döneminde Türkiye’nin toplam zeytinyağı ihracatı 49 bin 159 ton olurken, 1 Kasım 2025-30 Eylül 2026 tarihleri arasında bu ihracat yüzde 60 azalarak 19 bin 707 tona geriledi. 2024-2025 sezonunda ilk 11 ayda 243 milyon 870 bin dolar değerinde zeytinyağı ihracatı yapılırken 2025-2026 sezonunda ilk 11 ayda ihracat tutarı 105 milyon 685 bin dolara düştü. 2024-2025 sezonunda zeytinyağının kilosu ortalama 4,96 dolara ihraç edilirken, 2025-2026 sezonunda ortalama fiyat 5,36 dolar oldu. Kim ne derse desin ihracatın bu kadar düşmesinin iki temel nedeni var birincisi ihracat yasakları, ikincisi desteklerin kaldırılması veya azaltılması.</p>
<p><strong>Yanlış politikaların faturası çok ağır</strong></p>
<p>Üretim arttı, tüketim aynı oranda artmadı. İhracat yasaklarla ve desteklerin kesilmesi ile geriledi. Bu arada zeytin ve zeytinyağına verilen fark ödemesi desteği, prim desteği kaldırıldı. Tüketimin artırılması için hiçbir çalışma yapılmadı. Zeytinyağı adı altında tağşişli ürünler piyasayı sardı. Tarım ve Orman Bakanlığı tağşişli(sahte) ürünleri teşhir ediyor. Listede en çok yer alan ürünlerden birisi zeytinyağı. Bakanlık tağşişli ürünleri teşhir etmekle yetiniyor. Zeytinyağında tağşiş önlense tüketim artar.</p>
<p>Bütün bu yanlış politikaların sonucunda bugün üretici, artan maliyetler karşısında zeytin ve zeytinyağı fiyatının düşük olmasına tepkili. Tüketici, zeytin ve zeytinyağı fiyatının yüksek olması nedeniyle alamamaktan şikâyetçi... Sanayici, artan enerji ve finansman maliyetlerinden şikâyetçi... İhracatçı, yasaklar nedeniyle kaybettiği pazarlarda rekabet edememekten şikâyetçi.</p>
<p><strong>AB’den kota alamazken, Amerika’dan ek vergi cezası</strong></p>
<p>Bütün bunlar yaşanırken, Türkiye’nin güçlü bir lobisi olmadığı için Avrupa Birliği’nden gümrüksüz ihracat kotası alamıyor. Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye'ye verdiği gümrüksüz zeytinyağı ihracat kotası sadece <strong>100 ton</strong> iken, Tunus'a verdiği kota <strong>56 bin 700 ton. Kota neden önemli? Kota kapsamında ihracat yaptığınızda ton başına 1245 Euro vergi vermiyorsunuz. Tunus 56 bin 700 ton zeytinyağını bizden 1245 Euro daha ucuza satıyor. Nasıl rekabet edeceksiniz?</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı Amerika Birleşik Devletleri bundan iki ay önce Türkiye’den zeytin ve zeytinyağı ihracatına yüzde 12,5 oranında ek vergi uygulamaya başladı. Tunus bu vergiden muaf…</p>
<p><strong>İhracatçı uyardı, dinleyen olmadı</strong></p>
<p>Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Emre Uygun, geçtiğimiz Nisan ayında birliğin yapılan genel kurul toplantısı sonrasında göreve başlayan yeni yönetim kurulu ile düzenlediği basın toplantısında özetle şu uyarıları yapmıştı:</p>
<p>- “Türkiye, zeytin ve zeytinyağında tarihinin en büyük rekoltelerinden birine hazırlanıyor. Sahadan ve üretim bölgelerinden aldığımız ilk veriler, önümüzdeki sezonda tarihin en güçlü ve en yüksek rekoltelerinden birine şahitlik edeceğimizi net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ağaçlarımızdaki verimlilik ve doğa, bizlere muazzam bir ürün bolluğunun müjdesini vermektedir.</p>
<p><strong>Fiyat krizi çıkabilir</strong></p>
<p>- Bu ürün bolluğu, doğru politikalarla yönetilmediği takdirde üretici için bir fiyat krizine, ihracatçı için ise stok yüküne dönüşebilir. Bu devasa rekolteyi katma değere dönüştürebilmemiz için dökme, varilli veya ambalajlı ayrımı yapılmaksızın tüm ihracat kanallarının açık kalması sektörümüzün geleceği için çok önemlidir. İhracatçının önünü görebilmesi ve uluslararası alıcılarla uzun vadeli büyük tonajlı kontratlar imzalayabilmesi için bu güvence hayati önemdedir.</p>
<p><strong>Desteklerin artırılması kritik öneme sahip</strong></p>
<p>- Bolluk döneminde iç piyasada üretici fiyatlarının maliyetlerin altına düşmesini engelleyecek, aynı zamanda dış pazarlarda rekabetçi fiyatlarla agresif bir pazarlama yapmamızı sağlayacak esnek mekanizmalar devreye alınmalıdır. Bununla birlikte, tarlada zorlu şartlar altında üretim yapan çiftçimizin korunması adına zeytin ve zeytinyağına yönelik üretici desteklerinin acilen artırılması da bu sürecin en kritik parçasını oluşturmaktadır.</p>
<p>- Çok güçlü bir rekolteye doğru ilerlerken, göğüslemek zorunda kaldığımız maliyet artışlarını da göz ardı edemeyiz. Enerji, işçilik, sulama, hasat, ambalaj, lojistik ve finansman giderlerindeki durdurulamaz yükseliş; üreticilerimiz, sanayicilerimiz ve ihracatçılarımız üzerinde ağır bir maliyet baskısı oluşturmaktadır. Bu maliyet artışlarının döviz kuru gelişmeleriyle dengelenemediği dönemlerde, ihracatçılarımızın uluslararası pazarlarda rekabetçi fiyat sunabilmesi imkânsız hale gelmektedir.</p>
<p><strong>Öngörülebilir kur politikası şart</strong></p>
<p>- Özellikle önümüzdeki büyük rekolteyi dünyaya pazarlarken rakiplerimizle fiyat savaşına girebilmemiz için öngörülebilir bir kur politikası şarttır. İhracatçının mevcut pazarlarını koruyabilmesi ve yeni rekolteye pazar bulabilmesi için maliyet-kur dengesinin sektörün ihtiyaçları gözetilerek acilen yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Can suyu kredisine ihtiyaç var</strong></p>
<p>Üyelerimizden ve sahadan bizlere ulaşan en acil, en yoğun talep finansmana erişimin kolaylaştırılması yönündedir. Üretim ve ihracat süreçlerinde yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalan firmalarımızın finansman yükünü hafifletecek, rekabet güçlerini korumalarını sağlayacak destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve döviz dönüşüm desteği gibi can suyu olan uygulamaların artarak devam etmesi en temel beklentimizdir. İhracatçımıza nefes aldıracak bu enstrümanların esnetilmesi ve sektörel ihtiyaçlara göre optimize edilmesi, hem üretim gücümüzün korunmasına hem de ülkemizin döviz arzına çok güçlü bir katkı sağlayacaktır.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Neler yapılmalı?</strong></span></p>
<p>Birçok tarım ürününde olduğu gibi zeytin ve zeytinyağında da sorunlar da çözümler de belli. Kısa vadede ve acil olarak atılacak adımlar var, orta ve uzun vadede yapılması gerekenler var. Hasattan çok önce yapılan uyarılar dikkate alınsa bugün fiyat krizi yaşanmayabilirdi.</p>
<p>Artan maliyet karşısında üreticiye zarar ettirmeyecek, para kazandıracak bir fiyat ve alım politikası uygulanmalı.</p>
<p>2024 yılı itibariyle kaldırılan fark ödemesi, prim sistemi etkin bir şekilde uygulanmalı. Hatırlatmakta yarar var, zeytinyağında 1998’de benzer bir kriz yaşandığında ilk kez zeytinyağında litre başına 40 sent prim desteği verilmişti.</p>
<p>İhracattaki kaybı telafi edecek, Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak yasaksız, ihracatı desteklerle teşvik edecek dış ticaret politikası uygulanmalı.</p>
<p>Zeytinyağı tüketiminin artması için tüketiciyi koruyacak önlemlerin alınması gerekir.</p>
<p>Üreticinin örgütü olan kooperatif birlikleri Marmarabirlik ve Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği bir an önce alım fiyatlarını açıklamalı. Bu birliklere uygun şartlarda finansman desteği sağlanmalı.</p>
<p>Özetle, zeytin ve zeytinyağında üretimi artırmak için belli hedefler konulurken artan üretimin nasıl değerlendirileceği ile ilgili çalışma yapmak bir yana, destekler azaltılarak, ihracat yasaklanarak büyük bir kriz yaratıldı. Bu krizi atlatmak için acil önlemlere ihtiyaç var. Bu önlemler alınırsa zeytin ve zeytinyağında Türkiye yoluna devam eder. Önlemler alınmazsa korkarım memlekette en büyük zeytin kıyımı olur.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zeytinde-hasat-sancili-basladi-89561</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/8/1280x720/zeytin-1786000807.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zeytinde hasat sancılı başladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varligini-korumasi-icin-amerikanin-ukraynayi-korumasi-gerekiyor-89560</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Varlığını koruması için Amerika’nın Ukrayna’yı koruması gerekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ukrayna savaşında beşinci yıl geride kalırken Putin’in toprak kazanma ve Rusya’nın bölgesel gücünü kabul ettirme hedefinden vazgeçmeye niyeti görünmüyor. Ukrayna’nın savunma kapasitesindeki aşınma ve ABD’nin desteğinin geleceği ise savaşın seyrini belirleyecek kritik başlıklar olarak öne çıkıyor.</strong></p>
<p>Ukrayna’daki savaş beşinci yılını tamamladı. İnsanların bu savaş ne zaman son erecek demeleri artık normal karşılanmakla beraber, maalesef o cepheden iyi bir haber vermek mümkün gözükmüyor. Putin ne kadar sürerse sürsün, savaştan mutlaka galip ayrılmak istiyor. Bu tavrını anlamak mümkün çünkü kendisi tüm vaktini, enerjisini ve hatta geleceğini Ukrayna’yı işgale bağlamış bulunuyor. Sanıyorum hatırlamakta zorluk çekmeyeceksiniz, başlangıçtaki hedefleri daha da kapsamlıydı. Bütün Ukrayna’yı ele geçirecek ve böylece Rusya’nın nüfuz bölgesini de genişletmiş olacaktı. Bu hedefe uygun olarak Ukrayna diye bir ülkenin var olduğu fikrini bile reddediyor, böyle ayrı bir ülke olduğunu benimsemiyordu. Ona göre Ukraynaca diye bir dil de yoktu, bir kısım insan Rusçayı yerel aksanla konuşuyorlardı. Şimdilerde bu fikirler üzerinde durmuyor, Rusya’ya sınırdaş bölgelerde yaşayanların Rus kökenli olduğunu ve bu toprakların Rusya’ya ait olmasının tabii olduğunu ileri sürüyor. Bu hususun özellikle Luhansk bölgesi için geçerli olduğunu savunuyor. Nitekim Rusya’nın işgal ettiği bölgelerde hemen Rus yönetimi tesis etti ve halkın Rusya’da yapılan seçimlere iştirakini bile sağladı. Özetlemek gerekirse, bu yaklaşım aynı soydan insanların aynı yönetim altında, aynı toprakları paylaşması gerektiğini ileri süren demode bir anlayışı temsil ediyor, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı öncesi Sudetenland ve Avusturya ile ilgili olarak ileri sürdüğü iddiaları çağrıştırıyor.</p>
<p>Putin Ukrayna’dan toprak elde etmek harekâtını Luhansk’a saldırarak başlatmadı. Belirttiğimiz gibi, daha önceki bir tarihte, 2014 yılında, Kırım’ı işgal etmiş ve Batı dünyasından ciddi bir tepki almamıştı. Kırım’ın Rusya için önemli olduğunu herkes kabul ediyordu. Rus donanması Sivastopol’da üslenmişti. Her ne kadar Kırım Bölgesi Ukrayna’ya ait olsa bile, kiralama yoluyla Ruslar özellikle Sivastopol’da hakim konumda bulunuyorlardı. Kendilerini Sovyetlerin devamı olarak gördüklerinden, onların yerleştiği bölgelerde hak iddia edebiliyorlardı. İkinci bir husus vardı. Kırım Rusya’ya ait olmakla birlikte, 1953 gibi yakın bir tarihte Ukrayna’ya armağan edilmişti. Kırım’ın Rusya’ya ait olduğu tezi ileri sürülebilirdi.</p>
<p>Tabii, bütün bu iddiaların ötesinde bir gerçek daha var. Kırım’ın yerleşik nüfusu aslında Tatarlardan oluşmaktadır. Kırım Tatarlarının yarımadaya egemenlikleri Osmanlı dönemine kadar uzanmakta ve Karadeniz’in bir Osmanlı gölü olmasında Kırım Tatarlarının büyük katkısı olduğu bilinmektedir. Bu ahalinin Ruslarla yakınlaşması Osmanlı egemenliğini kırmak isteyen bölge yöneticisi Girayların gayretleriyle olmuş ancak bilahare Rusya Kırım’a tamamen hakim olmuştur. Bununla beraber, Çarlık Rusya’sının yarımadadaki Tatar egemenliğine karşı hoşgörü ile yaklaştığı, Bahçesaray’ın merkez olarak kabul edilmesinde görülmektedir.</p>
<p>Sovyet döneminde Tatarlar, Stalin tarafından güvenilmez bulunmuşlar ve İkinci Dünya Savaşı esnasında Orta Asya’ya sürülmüşlerdir. Bunda şaşılacak bir husus bulunmadığını da ekleyelim. Sovyet ordusundan kaçan Tatar kökenli subay ve erlerin ülkelerini özgürlüğe kavuşturmak için Hitler’in yanında savaştıklarını hatırlayalım. Tatar nüfus Stalin’in ölümünden sonra ülkelerine geri dönmeye başlamış, ancak geri döndüklerinde ülkelerinin artık Ukrayna toprağı olduğunu görmüşlerdir. Rus olmadıkları için Ukrayna onları benimsemiş, parlamentoda temsil edilmelerine olumlu yaklaşmış ve kamu yönetiminde de önemli görevlere getirmiştir. Bu dönemde Türkiye de Ukrayna’ya destek vermiş, Orta Asya’dan dönenlerin yerleşmesi için evler yapmakta yardımcı olmuş, ayrıca bir eğitim okulu açarak bölgedeki öğretmen ihtiyacını karşılamak maksadıyla katkıda bulunmuştur.  </p>
<p>Kırım’a el koymasının tepki görmemesi sanıyorum Putin’in Ukrayna’yı ele geçirme girişimine kalkışmasında etkili olmuştur. Gerçekten de Kırım’ı işgal ettiği zaman Batı sesini pek çıkarmamıştı, şimdi niye çıkarsındı. Böylece Putin Kırım’ın işgali konusunda Batı’nın sessiz kalmasını da doğru yorumlayamamış, eylemini ise Rus halkına Ukrayna yönetimindeki faşistleri temizlemek diye açıklamıştır. Buna ek olarak, NATO mensubu ülkelerin çok iyi anlamaları gereken bir gerekçe de sunmuştu. Sovyetler dağılırken, NATO Ruslara Sovyet egemenliği altında kalmış ülkelerin üye yapılmayacağını ifade etmişti. Bu vaadin ihlal edilmesi bir yana, Ukrayna ve Gürcistan gibi sınırdaş ülkelere dahi üye olabilecekleri söylenerek eskiden verilen sözlerin hiçbir anlam taşımadığı adeta ilan edilmiş oldu. Bu kendisini Birleşik Amerika ile aynı seviyede gören ve Avrupa’nın geleceğinde söz sahibi olduğunu düşünen Rusya için kabul edilmesi mümkün olmayan bir davranıştı. Olaya böyle bakılınca, Putin’in kızgınlığı ve Rus kamuoyunu Ukrayna’ya karşı harekete geçirmesi daha kolay anlaşılır hale geliyor. Rus kamuoyu işin başlangıcında Putin’i tamamen desteklemiş, ancak pahalı bir savaşa girildiği ve Rusya’nın sanıldığı kadar güçlü olmadığı anlaşılınca bu destek azalama yoluna girmiştir.</p>
<p>Bay Putin bölgedeki hakim gücün Rusya olduğunu kabul ettirmek için Ukrayna’da mutlaka bir zafer kazanmak zorunda olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla, izlediği siyaseti değiştirmesi ve savaşa son vererek bir barışa yanaşması şu an için imkânsız gözüküyor. Şayet şu an bir barışa yanaşacak olursa, bu kamuoyu tarafından bir yenilgi olarak yorumlanacak ve kendisinin, en iyimser yorumla, siyasetten çekilmesi gerekecektir ki şu an için kendisinin böyle bir düşüncenin sahibi olduğu söylenemez. Bu nedenle kabul edilebilir bulduğu bir zafere kadar savaşmaya devam etmesini bekleyebiliriz. Acaba rüya peşinde mi koşuyor der siniz? Ne de olsa, Ukrayna Rus saldırılarına karşı koyuyor ve saldırıları cevapsız bırakmıyor. Buna karşılık, Ukrayna’nın yavaş yavaş tükenmekte olduğunu da görmezden gelemeyeceğimizi bilmemiz gerekiyor. Özellikle, jet motorlu yeni füzelere karşı Ukrayna hava savunması çaresiz kalmaktadır. Ellerinde bu saldırılarla mücadele edecek hava savunma silahları olmadığı bir yana, genel olarak hava savunma imkânları da neredeyse tükenmiştir. Birçok İHA Kiev’e engelsiz ulaşabiliyor</p>
<p>Bu koşullar altında karşımıza çıkan soru Birleşik Devletler’in Ukrayna savunmasına destek olup olmayacağıdır. Sizlerin de bildiği gibi, daha önceki dönemlerde Başkan Trump Rusya’ya Avrupalı ülkelere kıyasla daha anlayışlı yaklaşmak taraftarıydı. Şu sıralarda fikrini değiştirmiş görünüyor. Bir ihtimal, damadı Jared Kushner ve emlak kralı Steve Wittkopf’un Moskova’dan eli boş dönmüş olmaları tutumunu etkilemiş olabilir. Eğer Ukrayna, Avrupa yanında Amerikan desteğini de almayı başarırsa, Rus saldırılarına karşı koymak için yeterli kaynak edinmiş olacağını söyleyebiliriz. O zaman Bay Putin kararını gözden geçirmek, hatta görevinden ayrılmak mecburiyetinde kalabilir. Demokrasilerden farklı olarak, diktatör konumunda olanları, onun sayesinde mevki sahibi olanlar kolayca bırakmadığı gibi, diktatörlerin kendileri de uzun süren ve onları ezmeyi öngören bir hesap sorma döneminin başlamasından endişe ederler. Dolayısıyla görevlerinden kendi istekleriyle ayrılmaları pek alışılmış değil. Bakalım ne olacak!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varligini-korumasi-icin-amerikanin-ukraynayi-korumasi-gerekiyor-89560</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/0/1280x720/7467-1791870888.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Varlığını koruması için Amerika’nın Ukrayna’yı koruması gerekiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fan-fin-fon-89559</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fan fin fon…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon skandalı patlak verdiğinden bu yana -doğal olarak- ortalık toz duman…</p>
<p>“Nerede bizim paramız” diyen de var, “yatırmasaydın paranı öyle fonlara” diyende…</p>
<p>“Şirkette ödeme yapamadık, bu gidişle yapamayacağız” diyen de var, “biz tedbirliydik bize bir şey olmadı” diyende…</p>
<p>“Ben faiz konusunda hassasım, o yüzden şirket parasını arkadaşlar fona yatırmış” diyen de var, “e baktık, bildik arkadaşlar bizde yatırım yaptık” diyen de..</p>
<p>“Biz de mağduruz” diyen parti yöneticisi de var, “para mühim değil, rencide oldum. Kandırıldık” diyen bakan yardımcısı da…</p>
<p>“Bütün isimleri açıklayacağım” deyip kulağının üstüne yatan muhalefet lideri de var, açıkladığı isim yanlış çıkan milletvekili de…</p>
<p>Yorumculara göre iktidar partisi iki cepheye ayrılmış…</p>
<p>Hemen bütün partililer “Bu mesele bize çok zarar verdi. Daha önceki krizlerden farklı olarak en büyük zararı verdi” diyorlarmış.</p>
<p>Ama izlenecek yol konusunda farklı düşünüyorlarmış. Yöneticiler, “Biz bu krizi zamana yayarak çözebiliriz. Bir anda herkes deşifre olup herkes hesap verecekten ziyade, peyderpey bileti zaman içinde keseriz” diyorlarmış.</p>
<p>Milletvekilleri, il, ilçe yöneticileri, sokakla teması olanlar ise bunun tam tersini söylüyormuş: “Hayır, bu kriz hızla çözülmeli. Rahatsızlık çok büyük... Bunu yavaş yavaş çözelim derseniz vatandaşı tatmin edemezsiniz.”</p>
<p>Başka yorumculara göreyse partinin iki kanadından gelen tepkiler tahmin edilemez de değilmiş, zira onlar "ya çözemezsek sonuçları ne olacak" diye düşünmezler, “nasılsa bir şekilde çözeriz” diye düşünürlermiş.</p>
<p>Fakat asıl mesele, ister hızlı, ister zamana yayarak olsun, bu krizin çözülemez olmasıymış. Çünkü bu krizin asıl niteliği “olabilmiş olması gerçekliği” imiş…</p>
<p>İşte bu karmaşanın ortasında Cumhurbaşkanı Erdoğan (X) hesabından bir paylaşım yaptı:</p>
<p>“Siz önce soyup soğana çevirdiğiniz belediyelerin hesabını vereceksiniz.</p>
<p>Hem şehir şehir, meydan meydan dolaşıp milletin malını çalanlara sahip çıkacaksınız hem bize siyasi etik dersi vermeye kalkacaksınız.</p>
<p>Biz buna müsaade etmeyiz, biz bu rezil siyasete prim vermeyiz.”</p>
<p>Ben bu satırları yazarken paylaşımı açtığımda 3,6 milyon görüntülenme, 17 bin beğeni, 7,4 bin yorum vardı. 10 milyon üyesi olan partide, böyle bir kriz anında yüksek bir destek çıkmıyor olmalıydı ki beğeni sayısı 17 binde kalmıştı. 7,4 bin yorum altında ise (ki neredeyse hepsi olumsuz yorumlardı) 17 binin çok üzerinde beğeni vardı.</p>
<p>Acaba parti kanatlarından “bu kriz hızla çözülmeli. Rahatsızlık çok büyük… Bunu yavaş yavaş çözelim derseniz vatandaşı tatmin edemezsiniz.” diyenler haklı mıydı? Yoksa bizzat bu krizin “olabilmiş olması” her şeyi yerle yeksan mı etmişti? Yahut her iki durum da aynı anda aynı şekilde geçerli miydi?</p>
<p>Bilmiyorum.</p>
<p>Sadece önceki gün yapılan İstanbul 2. Baro seçimlerinin bir işaret olup olmayacağını düşünüyorum.</p>
<p>Malum, İstanbul 2. Baro seçimlerini, TBMM eski Başkanı Mustafa Şentop’un, AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir’in ve MHP’lilerin desteklediği, Akın Gürlek’in avukatı Abdullah Adır’ın da listesinde yer aldığı Ali Kasım Tuna kaybetti.</p>
<p>Milli Görüş kökenli avukatların desteklediği Rıza Saka ise seçimi kazandı.</p>
<p>Ali Kasım Tuna 1016 oy aldı.</p>
<p>Bağımsız İslami grupların ve Milli Görüş kökenli avukatların desteklediği Rıza Saka 1022 oyla baro başkanı seçildi.</p>
<p>Acaba düne kadar AK Parti’yi destekleyen kitleler, örgütler, cemaatler arasında bir kopuş mu yaşanıyor? Bu kopuş, toplumun muhafazakâr kesiminin önemli bir bölümünde karşılık buluyor mu? Yeni arayışlar artık daha mı net? Tahammül eşiği mi aşılmış? Eğer böyleyse AK Parti’nin alternatifi diğer İslami oluşumlar mı? Tıpkı baro seçimindeki gibi DEVA Partisi, Yeniden Refah Partisi ve Saadet Partisi’nin Abdullah Gül’ün akıl hocalığında çıkaracakları bir ortak aday seçimlerin yeni çekim merkezi mi olur? İktidardan kaçan dini bütün vatandaş, çareyi bu yeni ittifakta mı bulur?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fan-fin-fon-89559</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fan fin fon… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/el-eline-bakmadan-yesil-donusum-89558</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> El eline bakmadan yeşil dönüşüm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yeşil dönüşüm, Türkiye için hem yüksek finansman ihtiyacı hem de ihracat pazarlarında rekabet baskısı yaratıyor. Cari açık nedeniyle dış kaynaklara bağımlı olan Türkiye, dönüşümü hızlandırmak için artan borçlanma ihtiyacıyla karşı karşıya kalırken, sürecin yavaşlaması da Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması nedeniyle ihracatı olumsuz etkileyebiliyor.</strong></p>
<p>Tam iki ay olmuş. 13 Ağustos Perşembe günü yayımlanan yazımı “yeşil dönüşüm yüklü yatırım harcaması ve dolayısıyla bir ‘yatırım hamlesi’ gerektiriyor… Dönüp dolaşıp Birleşmiş Milletler Raporu’nda altı çizilen noktaya geliyoruz: Uygun koşullarda ve miktarda finansman nasıl sağlanacak? Devam edeceğim” diye bitirmişim. İki ay olduğuna göre pek de ‘devam etmiş’ sayılmam; ama hazır Antalya’da yapılacak COP31 Konferansı’nın eli kulağında iken, devam faslından kabul edin lütfen bu yazıyı.</p>
<p>Finansman açısından bakıldığında Türkiye’nin en büyük sorunu ne? Büyürken cari işlemler açığı veren bir ülke olduğu için dış borçlanmaya bağımlılığı. İklim değişikliği çerçevesinde yapılacaklar için finansmanla ilgili iki temel sorun var. Birincisi, yeşil dönüşüm sermaye yoğun bir süreç. Ek ithalat demek; dış kaynak (borçlanma) gerektiriyor. Yeşil dönüşümü ne kadar hızlı yapmaya kalkarsanız dış borcunuz kısa sürede o kadar hızlı artacak demek oluyor.</p>
<p>İkinci sorun, ihracat yaptığımız ülkelerin iklim değişikliği uygulamaları ile ilgili. Mesela, ihracatımızın yaklaşık yarıya yakınını Avrupa’ya yapıyoruz. Onların ‘Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM)’ olarak adlandırılan bir uygulamaları var. Ne anlama geliyor? Yeşil dönüşümü ne kadar yavaş yaparsanız SKDM sistemi nedeniyle ihracatınız o kadar olumsuz etkilenecek demek oluyor. Zira karbon ağırlıklı üretimin maliyetini artıran bir uygulama SKDM.</p>
<p>ODTÜ’de yapılmakta olan bir doktora tezinin ‘eş danışmanıyım’. Tezin bir bölümü için doktora adayı ile sözünü ettiğim olguyu merkezine alan bir model üzerinde çalışıyoruz. Bitmesine az kaldı. Değindiğim karşılıklı etkileşim ilginç bir olgu. Zira yeşil dönüşüm süreci, kendisinin yoluna taş koyacak bir dinamiği de içinde barındırıyor. Ekonomik kırılganlıkları artırıyor. ‘Taş’, süreci engellemiyor ama yavaşlatma potansiyeli var. Az da değil.</p>
<p>Peki, bazı çalışmalarda görülen ve vaktiyle ekranlarda yer alan bir yarışma programında sıkça duyulan “bir yardım etseniz Mehmet Bey” sendromuna kapılmadan bu finansman sorunu nasıl hafifletilebilir? Sendrom şu: “Falanca uluslararası kurum bize ucuz ya da sıfır maliyetli kredi versin, başımız derde girince de borç ödemelerimizi ertelesin”. Eleştirel yaklaştım ama özellikle SKDM konusunda tarafların koordinasyon eksikliği dikkate alındığında, bu önerilerin (hafifletilmiş biçimlerinin) en azından müzakere başlangıcı için kullanılabileceklerini belirtmekte yarar var. Daha önemlisi ise ‘el eline bakmadan’ bir finansman aracı tasarlama olanaklarını araştırmak.      </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/el-eline-bakmadan-yesil-donusum-89558</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ El eline bakmadan yeşil dönüşüm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/para-sahibi-olup-da-edep-sahibi-olmamak-89557</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Para sahibi olup da edep sahibi olmamak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Enflasyonun bizzat kendisi; ekonominin hadsizliği, ahlak bozuculuğu, fon yağmacılığı, fiyatların haddi aşması, tüketimin hadden taşması, piyasanın haddini bilmez hadsizlerle dolup taşmasıdır.</strong></p>
<p><strong>Cehalet</strong> giderilebilirdir… <strong>Öğretirsin</strong>; geçer. Ama <strong>cehlinden dahi habersiz hadsiz</strong> için dur durak yoktur. <strong>Hiperenflasyonun çürüttüğü iş ahlakı</strong> içinde böylelerinin hem<strong> sayısı</strong> hem <strong>cüreti</strong> artıyor ne yazık ki… Tanrı <strong>had bilmez yöneticilerden</strong>, ortaklardan, <strong>bakanından</strong>, bakmayanından, <strong>foncusundan</strong> korusun…</p>
<p>Krizleri bahane edip <strong>imkânı olduğu halde borcunu ödemeyen</strong> veya <strong>taahhüdünü yerine getirmeyenlere</strong> dair şikâyetler çoğalıyor. Piyasa şartlarını bahane edip <strong>anlaşmalarını çiğnemek</strong>, verdiği <strong>krediyi geri çağırmak</strong> veya benzeri “<strong>ahlak ve etik dışı</strong>” davranışlar, <strong>bindiği dalı kesmektir</strong>.</p>
<p><strong>ENFLASYON HADSİZLİĞİ KÖRÜKLÜYOR</strong></p>
<p>Fakat temel sorun, iş etiğinin “<strong>yavaşlattığı</strong>”, etik olmayan rakipler karşısında “<strong>rekabet dezavantajı</strong>” oluşturduğu ve “<strong>masraflı</strong>” olduğu yargısıdır. Öyle ya bir yandan vergini ödeyecek, <strong>çalışanını soymayacak </strong>ve müşterini kazılmayacaksın. Para sahibi olman <strong>edebini terk etmeyi</strong> gerektirmez.</p>
<p>Hele bakın ki enflasyonun bu düzeyi ve piyasaların gergin olduğu ortamda, iş etiği ve “<strong>vicdanın</strong>” sözü edilmeyecek “<strong>zor zamanlar</strong>” içinde olduğumuz iddiasında olanlarımızın sayısı artıyor. Serbest piyasa, <strong>kural tanımazlık</strong> boyutuyla kriz doğurur, vahşileşir, <strong>çözdüğünden daha fazla sorun</strong> çıkarır bizlere…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Hadsizliğe dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Had bilmeze haddi bildirilmeli mi?</em></strong></p>
<p>Evet… Böylelerine haddini bildirmek, <strong>erdemli cesaret</strong> gerektirir. Zira hadsiz, nerede duracağını bilmediği gibi <strong>onu uyarana düşmanlık besle</strong>r. Haddini bilmeyene hiç değilse <strong>susarak cevap ver.</strong></p>
<p><strong><em>Hadsizliğin belirtileri nelerdir?</em></strong></p>
<p>Hadsiz, sizin <strong>özelinize girebilir</strong>. Telefonla <strong>dilediği saatte sizi arayabilir</strong> zira buna hakkı olduğunu düşünür<strong>. Ret etseniz dahi ısrar eder</strong> hatta tehdit eder. Mesajlarıyla sizi bunaltır. Uyarırsın anlamaz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İŞ AHLAKINDAKİ ÇÜRÜME HADSİZLİĞİ KÖRÜKLEDİ</strong></p>
<p>Mevlana’ya sormuşlar; “<strong>o kadar okursun, yazarsın, söylersin de ne bilirsin</strong>?” Mevlana’nın cevabı, 800 yıl sonrasında hala gündeme ışık tutar; “<strong>Haddimi bilirim</strong>.” Kısaca her şeyi bilmene gerek yok, <strong>haddini bil, yeter</strong> diyor. <strong>Sadi Şirazi</strong> de ekliyor; “<strong>ne kadar bilirsen bil, bilmediğin haddinse, hiçsin…</strong>”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ENFLASYON LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Hiperenflasyon</strong>: İki haneden başlayarak sürekli yüksek düzeyde seyreden enflasyon</p>
<p><strong>Kamuflasyon</strong>: Kamunun zam yaparak enflasyonu indireceği saplantısı, TÜİK’in de kamuflesi</p>
<p><strong>Shiringflasyon</strong>: Etiketi değiştirmeyip malın miktarını azaltarak alıcıyı kandırma</p>
<p><strong>Stakflasyon</strong>: Yüksek enflasyon ortamında durgunluğun sürmesi hali</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/para-sahibi-olup-da-edep-sahibi-olmamak-89557</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Para sahibi olup da edep sahibi olmamak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89555</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emtia piyasasında son durum ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Altın Düştü, Petrol Yükseldi! Emtia Piyasasında Son Durum Ne? | Ekonomi Masası | 13 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/LFNtwb8wlAQ" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/guldag-berfin-1787719214.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iha-ile-siha-ile-artan-sanayi-uretimi-ayni-sekilde-de-duser-89556</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> İHA ile SİHA ile artan sanayi üretimi aynı şekilde de düşer</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gündem o kadar yoğun ki bazen önemli konulara değinmek ancak birkaç gün sonra mümkün olabiliyor. Örnek mi, sanayi üretimine ilişkin ağustos ayı verileri.</p>
<p>Sanayi üretimi uzun dönemdir pek iyi gitmiyordu. Ancak ağustosta daha olumsuz bir durum ortaya çıktı. Ağustosta ocak ayıyla birlikte yılın en yüksek üretim düşüşü görüldü.</p>
<p>Sanayi üretiminin ağır aksak da olsa ilerlemesini sağlayan zaten yüksek teknolojili ürünler üretimi ve bu çerçevede <strong>“diğer ulaşım araçları”</strong> başlığında yer alan hava araçları, ağırlıkla İHA ve SİHA gibi kalemlerdi. Bu kalemlerdeki üretim ağustosta çok yüksek oranda gerileyince toplam orana etki de büyük oldu.</p>
<p>Ağustosta toplam sanayi üretimi geçen yılın yüzde 1,9 altında kaldı ama imalat sanayindeki gerileme yüzde 2,5’i buldu. İmalat sanayindeki üretim gerilemesini böylesine büyüten en önemli etken <strong>“diğer ulaşım araçları”</strong> imalatındaki yüzde 26’lık düşüş. Bu üretim düşüşü, imalat sanayindeki yüzde 2,5’lik gerilemeye 1,1 puanlık etkide bulundu.</p>
<h2>Küçük ve büyük fotoğraflar…</h2>
<p>Hemen hemen her veride olduğu gibi sanayi üretiminde de aylık veriler eğilim için çok anlamlı olmayabilir. Önemli olan uzun vadeli değerlendirme yapıldığında ortaya çıkan durum.</p>
<p>En iyisi sanayi üretimini kısa vadeliden başlayarak uzun vadeliye doğru değerlendirmek:</p>
<p><strong>-Kısa dönemli değerlendirme:</strong> Ağustos ayındaki üretim, takvim etkisinden arındırılmış hesaplamayla biraz önce de belirttiğim gibi geçen yıla göre yüzde 1,9 geriledi. Takvim ve mevsim etkisinden arındırılmış hesaplamaya göre ise bir önceki aya kıyasla yüzde 1 oranında bir düşüş kaydedildi.</p>
<p><strong>-Orta vadeli değerlendirme:</strong> Sanayi üretimi geçen yıla göre yalnızca ağustos ayında gerilese iyi… Üretim son dört aydır düşüyor. Sanayi üretimi mayıs, haziran ve temmuzda da sırasıyla yüzde 0,1, yüzde 1,3 ve yüzde 0,2 gerilemişti. Zaten sanayide bu yıl geçen yıla göre yalnızca şubat ve nisanda yüzde 2,2 ve yüzde 6,1’lik artış kaydedilmişti.</p>
<p><strong>-Uzun vadeli değerlendirme-1</strong>: Üretim artıyor, azalıyor; tamam da ne kadar üretim yapılıyor, üretimin düzeyi ne, bu da en az değişim oranı kadar, belki çok daha önemli. TÜİK sanayi üretim endeksini 2021 yılını 100 kabul ederek oluşturuyor. 2021 ortalamasında 100 olan üretim düzeyi ya da üretim miktarı bu yılın ağustosunda ancak 105,5 olmuş. Bir başka ifadeyle üretimde beş yılda yaklaşık yüzde 5,5 artış sağlanabilmiş, hepsi hepsi o kadar. Yaklaşık dememin nedeni şu, ağustos ayında 105,5 düzeyinde bulunan endeks 2026’nın ortalamasını göstermiyor çünkü.</p>
<p><strong>-Uzun vadeli değerlendirme-2</strong>: Üretim son beş yıldır nasıl seyrediyor, ona da bakmalı. Aynı dönemleri kıyaslayabilmek adına her yılın ilk sekiz ayındaki ortalama üretim düzeyini esas almak, bunun için de sekiz aylık ortalama endeks üzerinden gitmek gerek. Buna göre 2022’nin ilk sekiz ayının ortalamasında 102 olan endeks, bu yıl 106,9 düzeyinde. Endeksin geçen yılın ilk sekiz ayındaki ortalaması da 106,7 idi. Yani geçen yıldan bu yıla üretim düzeyinde neredeyse hiç değişiklik yok. Bir başka ifadeyle sanayi üretimi yerinde sayıyor.</p>
<p><strong>-Uzun vadeli değerlendirme-3</strong>: Sanayi üretim endeksinde 2021 yılı ortalamasının 100 olduğunu biliyoruz. Peki 2022 yılı başından bu yılın ağustos ayına kadar olan dönemdeki ortalama endeks kaç olmuş, 106,7. Bir başka ifadeyle 2021’in tümünde 100 birim üretim yapılırken sonraki dönemin ortalama üretimi 106,7 düzeyine ancak çıkmış.</p>
<p><strong>-Uzun vadeli değerlendirme-4</strong>: Türkiye 2021 yılında 100 birim üretim yapıyordu, bu yılın ortalaması da ilk sekiz ayda 106,9. Üretimin son aylarda çok arttığını dikkate alarak endeksin 2026 ortalamasında 110 olduğunu varsayalım. 2021’de 100, 2026’da 110. Beş yıl toplamında yüzde 10’luk üretim artışı, yıllık ortalama yüzde 1,9 artış demek. Yüzde 2 bile değil, yalnızca yüzde 1,9. Yılda yüzde 2’yi bile bulmayan bir sanayi üretimi büyümesi Türkiye’ye yeter mi?</p>
<h2>Son dört ayın önemi büyük</h2>
<p>Üretim ilk sekiz ayın yalnızca ikisinde geçen yılın üstünde gerçekleşmiş. Şimdi eylülle birlikte başka bir olumsuzluk ortaya çıktı. İlk bakışta <strong>“Ne ilgisi var”</strong> denilebilir ama şu fon vurgunu herkesin bir anda adeta kabuğuna çekilmesine, herkesin parayı daha az harcama eğilimine girmesine, şirketlerin daha temkinli hareket etmesine yol açtı.</p>
<p>Kaldı ki önümüzdeki dönemde çok daha belirgin hale geleceğine dönük işaretlerin alındığı, en azından algının o yönde pekiştiği bir özel sektör tahvil sorunu var.</p>
<p>Yetmezmiş gibi bazı işletmelerin kısa vadede para kazanmak uğruna paralarını söz konusu fonlara yatırdıkları da biliniyor. Şimdi o işletmeler ödeme güçlüğü içine girdikleri takdirde bu durum dalga dalga yayılan bir olumsuzluğa dönüşebilir.</p>
<p>Dolayısıyla sanayi üretiminin yılın son dört ayında öyle çok daha iyi gideceğine ilişkin bir emare ne yazık ki yok.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdb5aba8906-1791866283.png" alt="" width="800" height="361" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iha-ile-siha-ile-artan-sanayi-uretimi-ayni-sekilde-de-duser-89556</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İHA ile SİHA ile artan sanayi üretimi aynı şekilde de düşer ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gumruk-birligi-guncellensin-turkiye-ile-avrupanin-rekabet-gucu-birlikte-artsin-89554</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümrük Birliği güncellensin, Türkiye ile Avrupa’nın rekabet gücü birlikte artsın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Avrupa İş Konseyleri ve European Business Summit (EBS) işbirliğinde düzenlenen <strong>“II. EU-Türkiye Business Summit” </strong>için Brüksel yolundayken, Türkiye-Almanya İş Konseyi ile Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Başkanı <strong>Mehmet Ali Yalçındağ</strong>’ın önerisiyle gündeme gelen çalışmanın paylaşıldığı toplantının notlarına baktım.</p>
<p><strong>Mehmet Ali Yalçındağ, </strong>21 Mayıs 2026 günü DEİK Başkanı <strong>Nail Olpak</strong>’la birlikte düzenledikleri toplantıda gündeme getirdiği çalışmanın ana konusunu paylaşmıştı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye-Avrupa İş Konseyleri olarak bizim en kısa sürede Avrupa Birliği’ne (AB) tam üyeliği sağlama hedefi ve inancıyla bir yol haritası çizmemiz lazım.</strong></p>
<p><strong>Yalçındağ, </strong>yeni yol hazırlıkları çerçevesinde önce bazı verileri ortaya koymuştu:</p>
<ul>
<li><strong>2025 yılı itibariyle AB ile ikili ticaretimiz 233 milyar dolarla tüm zamanların rekorunu kırdı. AB ile ticaretimizde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 100 olarak gerçekleşti.</strong></li>
<li><strong>Türkiye, AB için stratejik ortaktır. Derin bir üretim entegrasyonu söz konusu. 2024 yılı verilerine göre, Türkiye’deki AB ülkeleri yatırım stoku 122.3 milyar dolar.</strong></li>
<li><strong>Türkiye’den AB ülkelerine giden yatırımlar da 34.2 milyar dolar.</strong></li>
<li><strong>Gümrük Birliği’nin 30’uncu yılında AB, ülkemizin tartışmasız en büyük ticaret ortağı, AB’nin dünya genelindeki en büyük 5’inci ticaret ortağıyız.</strong></li>
<li><strong>Avrupa yollarındaki her 10 ticari araçtan 8’inin parçası veya aracın üretimi Türk sanayisinin imzasını taşıyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Mehmet Ali Yalçındağ, </strong>o gün AB’ye şöyle seslenmişti:</p>
<p>-          <strong>Yeni dünya düzeni oluşurken, AB ile masayı yeniden birlikte kurmak istiyoruz.</strong></p>
<p>Sonra DEİK’in kurumsal ilişkiler ekibinin bu yılki toplantıyla ilgili ön bilgi notlarını okudum. DEİK Başkanı <strong>Nail Olpak, “II. EU-Türkiye Business Summit” </strong>öncesi şu mesajları verdi:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye ve AB, onlarca yılda oluşan ekonomik bağlara, yüksek düzeyde entegre üretim ve değer zincirlerine, karşılıklı yatırımlara sahip iki önemli ortak.</strong></li>
<li><strong>Dünyada ticaretin, üretimin ve yatırım kararlarının yeniden şekillendiği, rekabetçiliğin, ekonomik güvenliğin ve tedarik zincirlerinin giderek daha fazla önem kazandığı bir dönemden geçiyoruz.</strong></li>
<li><strong>Bugün mevcut ilişkiyi korumakla yetinemeyiz. Yeni dönemde Türkiye-AB ekonomik ortaklığını daha iddialı, daha kapsayıcı ve geleceğe dönük bir zemine taşımalıyız.</strong></li>
<li><strong>30 yıllık Gümrük Birliği, Türkiye ile AB arasındaki ekonomik entegrasyonun en önemli kazanımlarından biri. Ancak, bugünün ekonomisi 30 yıl öncesinin ekonomisi değil.</strong></li>
<li><strong>Hizmetler, dijital ticaret, yeşil dönüşüm, sürdürülebilirlik ve yeni nesil değer zincirleri artık küresel ticaretin temel unsurları.</strong></li>
<li><strong>Dolayısıyla Gümrük Birliği’nin güncellenmesini yalnızca mevcut sorunların çözümü olarak değil, Türkiye ve Avrupa’nın küresel rekabet gücünü birlikte artıracak stratejik bir adım olarak görüyoruz.</strong></li>
<li><strong>Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısı, gelişmiş üretim kabiliyeti, yenilenebilir enerji potansiyeli, lojistik bağlantıları, girişimci özel sektörü ve Avrupa değer zincirleriyle mevcut entegrasyonu bu süreç açısından önemli fırsatlar sunuyor.</strong></li>
<li><strong>Yeşil ve dijital dönüşümü de yalnızca bir uyum süreci olarak değil, yeni yatırımları, teknoloji ortaklıklarının ve ortak üretim modellerinin geliştirilebileceği bir rekabetçilik alanı görüyoruz.</strong></li>
<li><strong>Bütün bunları konuşurken iş dünyamızın hâlâ vize süreçlerinde yaşadığı sorunları gündeme getirmek zorunda kalmamız, ekonomik ortaklığımızın ulaştığı seviye ve hedeflediğimiz gelecek ile örtüşmüyor.</strong></li>
</ul>
<p>Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı <strong>Mehmet Ali Yalçındağ, </strong>Türkiye ve AB’nin birlikte oluşturacağı yapının küresel ölçekte güçlü bir çekim merkezi yaratabileceğini vurgulayıp şu noktaların altını çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>İhtiyacımız mevcut ilişkiyi korumak değil, değişen koşullara göre daha ileri bir noktaya taşımak. Doğru adımlar atabilirsek Türkiye ve Avrupa birlikte küresel ölçekte çok daha güçlü bir ekonomik ve stratejik hikaye yazabilir.</strong></li>
<li><strong>Türkiye, AB için daha fazlasını yapmaya hazır. Avrupa’nın rekabet gücünü, enerji güvenliğini, üretim kapasitesini ve stratejik dayanıklılığını güçlendirecek bir Türkiye-AB ortaklığı her iki taraf için de önemli kazanımlar yaratacaktır.</strong></li>
</ul>
<p>DEİK/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri, Brüksel’de bugün <strong>“II. EU-Türkiye Business Summit”</strong>i, <strong>“AB-Türkiye Ekonomik Ortaklığının Potansiyelini Ortaya Çıkarmak” </strong>gündemiyle düzenliyor…</p>
<p>Asıl hedef AB’ye tam üyelik olsa da, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve Türkiye’nin <strong>“Made in EU” </strong>kapsamına AB üyesi ülkelerle eşit düzeyde girmesi ilk sırada yer alıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">AB-Türkiye Ekonomik Ortaklığının potansiyelini ortaya çıkarmak</span></h2>
<p><strong>DEİK/</strong>Türkiye-Avrupa İş Konseyleri’nin European Business Summit (EBS) işbirliği ile düzenlediği <strong>“II. EU-Türkiye Business Summit”</strong>in bu yılki ana başlığı şöyle belirlendi:</p>
<ul>
<li><strong>AB-Türkiye Ekonomik Ortaklığının Potansiyelini Ortaya Çıkarmak…</strong></li>
</ul>
<p>Bugün Brüksel’deki Egmont Sarayı’nda gerçekleşecek zirveye Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat, </strong>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı <strong>Alparslan Bayraktar, </strong>AB Ticaret ve Ekonomik Güvenlikten Sorumlu Komiseri <strong>Maros Sefcovic, </strong>Ticaret Bakan Yardımcısı <strong>Mustafa Tuzcu, </strong>Türkiye’nin AB Nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi <strong>Yaprak Balkan, </strong>Türkiye’nin Belçika Büyükelçisi <strong>Barış Tantekin </strong>katılacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İş ve çalışma hayatında kadın-erkek eşitliği mümkün, gelin değişimi hızlandıralım</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdb2f04a02a-1791865584.jpg" alt="" width="555" height="604" /></span><strong>AYDIN </strong>Doğan Vakfı Başkanı <strong>Arzuhan Doğan Yalçındağ, </strong>Avrupa Birliği (AB) desteğiyle hayata geçirdikleri <strong>“Güçlü Kızlar, Güçlü Yarınlar” </strong>projesi kapsamındaki <strong>“Dünya Kız Çocukları Günü Konferansı”</strong>nda, Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 raporuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Dünya Ekonomik Forumu 2026 raporu, mevcut hızla kadın-erkek tam eşitliğine ulaşmanın 120 yıl süreceğini ortaya koyuyor. 120 yıl beklemek zorunda mıyız? Bizim cevabımız net: Hayır. Değişim mümkündür. Şimdi onu hızlandırma zamanı.</strong></p>
<p><strong>Arzuhan Doğan Yalçındağ, </strong>ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Kız çocuklarımızı yalnızca geleceğin liderleri değil, bugünün değişim aktörleri olarak görme zamanıdır.</strong></p>
<p>ABD’de Beyaz Saray’da geçtiğimiz günlerde çekilen fotoğraf üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Fotoğrafta yapay zeka endüstrisinin 1.3 trilyon dolarlık varlığı temsil eden liderleri vardı. Aralarında hiç kadın yoktu. İleri teknoloji şirketlerinin iş gücünde kadın oranı yüzde 28-29 düzeyinde seyrederken üst düzey yöneticilerde bu oran yüzde 12-14’e düşüyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de son 25 yılda kadınların eğitime katılımında tarihi kazanımlar elde edildiğini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bir kız çocuğunun eğitim alması hikayenin sonu değil başlangıcıdır. Çünkü, asıl soru, bu kız çocuğunun istihdama katılıp katılmayacağı, ekonomik bağımsızlığını kazanıp kazanamayacağı ve ülkenin karar masalarında yer alıp alamayacağıdır.</strong></p>
<p>Ülkemizde 15-24 yaş arasındaki her üç genç kadından birinin ne eğitimde ne de istihdamda yer aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Kadınların istihdama katılımı ise yalnızca yüzde 32.1 seviyesinde.</strong></p>
<p>Aydın Doğan Vakfı’nın yürüttüğü <strong>“İhtiyaç Analizi”</strong>nden veri paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Genç kadınların yüzde 91.4’ü ekonomik zorlukları, yüzde 76.7’si ise toplumsal cinsiyet normlarını liderlik yolundaki en büyük engeller arasında görüyor. AB destekli projeyle 7 bin 632 genç kadının yüzde 99’u liderlik ve fırsatlara erişim farkındalığı kazandı.</strong></p>
<p>Konferansta gençlerle bir araya gelen V Vakfı Kurucusu ve Başkanı <strong>Vuslat Doğan, </strong>medya liderliğinden sanat yolculuğuna uzanan deneyimlerini ve <strong>“cömert dinleme” </strong>kavramını anlatıp, şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Genç kadınlar, belirsizlikler ve toplumsal baskılar karşısında kendi sınırlarınızı kaldırın.</strong></p>
<p>Hayat yolculuğunun en temel kılavuzunun merakı olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Yolculuk değişirken insan yolda dönüştüğü için bunu önceden tanımlamak güç. Ancak, bir pusulanızın olması çok kıymetli. Benim pusulam her zaman merakım oldu. İnsan kendini dinlemeye başladığında zihninde önce bir sürü olumsuz ses ve engeller beliriyor.</strong></p>
<p>Zamanla o seslerin sessizliğe büründüğünü kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Asıl yaratım sürecim de o zaman başlıyor. Ben de ancak kendi üzerime koyduğum sınırları ve olmaz kapılarını kaldırdığımda adımlarımı cesaretle atabildim.</strong></p>
<p>Genç bir kadının bu hayatta kendisine emanet etmesi gereken en değerli şeyin <strong>“kendi iç sesi”, “merakı” </strong>ve <strong>“gitmek istediği yer” </strong>olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bütün kaousun ve belirsizliklerin içinde kimsenin bunu elinizden almasına izin vermeyin. Bu emanete sıkı sıkıya sahip çıkın. En büyük sorumluluğunuz, kendinize duyduğunuz sorumluluktur. Ne istediğinizi bildiğinizde o pusula si</strong><strong>zi</strong><strong> mutlaka doğru yere götürecektir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gumruk-birligi-guncellensin-turkiye-ile-avrupanin-rekabet-gucu-birlikte-artsin-89554</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/4/1280x720/olpak-yalcindag-1779424219.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gümrük Birliği güncellensin, Türkiye ile Avrupa’nın rekabet gücü birlikte artsın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/halka-arz-endeksinin-ucte-ikisi-buharlasti-89553</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arz endeksinin üçte ikisi buharlaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fonu krizinin borsaya etkileri sürerken fon portföylerinde ağırlıklı bulunan hisselerin yer aldığı halka arz endeksi çok sert kayıp yaşadı. 15 Eylül’den dün sabah açılışa kadar halka arz endeksindeki düşüş yüzde 56,30 oldu. Halka arz endeksi 441 bin 947.3 puandan 193 bin 333 puana geriledi. En yüksek ağırlık halka arz endeksinde Destek Finans Faktoring’de ve 15 Eylül’den bu yana hisse taban serisinde. 57 şirketin bulunduğu endekste 15 Eylül'den dün sabah açılışa sadece 5 hisse pozitif kalabildi.</p>
<h2>Taban serileri olumsuz etkiledi </h2>
<p>Tasfiyedeki fonlara ilişkin ara ödeme ile kanun teklifi süreci devam ediyor. 16 Eylül’de likidite kriziyle zirveye çıkan yatırım fonu krizi borsadaki hisse ve endekslere de ağır hasar verdi. Tasfiyeye alınan fonların portföylerinde ağırlıklı olarak yer alan şirket hisse senetlerinin bazısında taban serisi sürüyor. Fon portföylerinde ağırlıklı yer alan hisselerin büyük bir çoğunluğu halka arz endeksi hisselerinden oluşuyor. Halka arz endeksinde 57 hisse bulunuyor. Bu hisseler arasında endeks ağırlığının en yüksek olduğu yüzde 10,69 ile Destek Finans Faktoring hissesi. Aynı hisse tasfiye sürecindeki yatırım fonlarında da yüksek ağırlıkla yer alıyor. Hisse taban taban hareketini sürdürürken 15 Eylül'den bugüne düşüşü yüzde 86,42'yi buldu. Halka arz endeksinde ağırlığı en yüksek ikinci şirket ise Gülermak, endekste yüzde 8,05 oranda etkili. Gülermak 15 Eylül'den bu yana yüzde 16,2 düştü, iki tasfiye fonunda bulunsa da yer aldığı yatırım fonu sayısı oldukça çeşitli ve fazla. Yüzde 5,24 ile Akfen İnşaat geliyor halka arz endeksinde yüksek ağırlıklı şirketler arasında. Akfen İnşaat 15 Eylül'den düne kadar yüzde 20,08 yükselişiyle endeksin daha da sert düşmesine engel olan şirketlerden. Akfen İnşaat hissesi işleme kapatılan üç fonun portföyünde yer alsa da pozitif kaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdb1166d49d-1791865110.png" alt="" width="657" height="690" /></p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdb13bc16a0-1791865147.png" alt="" width="328" height="481" /></h2>
<h2>Çiçeği burnunda şirketlerde düşüş </h2>
<p>Kardemir Çelik henüz 31 Temmuz'da borsada işlem görmeye başladı, yeni halka arz şirketlerinden. Halka arz fiyatı 35 lira olan şirketin hisse fiyatı 15 Eylül'den bugüne yüzde 75,26 düştü. Hissenin halka arz endeksindeki ağırlığı yüzde 4,57. Yeni halka arz şirketi olsa da tasfiye sürecindeki fonların portföyünde yer alan bir hisse Kardemir Çelik. Balsu Gıda yüzde 4 ağırlığıyla halka arz endeksinde ve 15 Eylül'den bu yana yüzde 10,73 yükselişle pozitifte kalabilen hisselerden. Armada Gıda ise yüzde 3,82 ağırlığı olan bir hisse ve 15 Eylül'den bu yana kaybı yüzde 24,8 seviyesinde. Yeni halka arz şirketi 18 Ağustos'tan bu yana borsada işlem gören Çitlekçi Mağazacılık ise yüzde 3 ağırlığıyla endekse yer alıyor. Bu hissenin 15 Eylül'den bu yana düşüşü yüzde 25,47 seviyesinde. Bu şirket de yeni de olsa fonlarda yer alıyordu ve halka arz eden Tera Yatırım idi.</p>
<p>Pasifik Holding yüzde 2,88 ağırlığa sahip halka arz endeksinde ve 15 Eylül'den bu yana düşüşü yüzde 19,38 seviyesinde. Orzak yine yeni şirketlerden, henüz 7 Temmuz'da borsada işlem görmeye başladı. İnfo Yatırım halka arz etmişti şirketi. 15 Eylül'den bu yana gerilemesi yüzde 8,21 seviyesinde bulunuyor. Netcad Yazılım bu yıl 5 Şubat'ta işlem görmeye başladı borsada, 15 Eylül'den bu yana düşüş yüzde 19,59 seviyesinde. İnfo Yatırım'ın halka arz ettiği Netcad Yazılım, tasfiye sürecindeki fonlarda yer alsa da çeşitli portföy yönetim şirketlerinin fonlarında da bulunuyor.</p>
<h2>Halka arz fiyatının altına düştü </h2>
<p>Pasifik Holding yüzde 2,88 ağırlığa sahip halka arz endeksinde ve 15 Eylül'den bu yana düşüşü yüzde 19,38 seviyesinde. Orzak yine yeni şirketlerden, henüz 7 Temmuz'da borsada işlem görmeye başladı. İnfo Yatırım halka arz etmişti şirketi. 15 Eylül'den bu yana gerilemesi yüzde 8,21 seviyesinde bulunuyor. Netcad Yazılım bu yıl 5 Şubat'ta işlem görmeye başladı borsada, 15 Eylül'den bu yana düşüş yüzde 19,59 seviyesinde. İnfo Yatırım'ın halka arz ettiği Netcad Yazılım, tasfiye sürecindeki fonlarda yer alsa da çeşitli portföy yönetim şirketlerinin fonlarında da bulunuyor.</p>
<p>Şara Enerji 17 Temmuz'da borsada işlem görmeye başladı, Tera Yatırım halka arz etti. Halka arz fiyatı 70 lira olan şirket 40 lira seviyesinden işlem görüyor. Şara Enerji hisselerinin 15 Eylül'den bu yana düşüşü yüzde 48,13 ve halka arz endeksindeki ağırlığı da yüzde 2,5. Tasfiye fonlarda yer alıyordu Şara Enerji hisseleri. En fazla düşüş gösteren şirketlerden biri ise Birleşim Grup Enerji, yüzde 86,42 kayıp var taban serisi yaşayan hisselerden. Tasfiyedeki fonların portföyünde bulunan Birleşim Grup Enerji'nin halka arz endeksindeki ağırlığı ise yüzde 2,48. Yüzde 2,46 ağırlığı olan Beta Enerji ise 1 Temmuz'da borsaya girdi. 15 Eylül'den bu yana düşüşü yüzde 25,43, çeşitli yatırım fonları portföyünde bulunuyor şirket.</p>
<h2>Düşük ağırlığı olsa da kayıp yüksek </h2>
<p>Dof Robotik ise yüzde 23,5 düştü, ağırlığı yüzde 2,36 seviyesinde endekste. Hissenin yer aldığı fonlar da çeşitli. Masfen Enerji 15 Eylül'den bu yana pozitif kalabilen hisselerden, bir çok farklı portföy yönetim şirketinin fon portföyünde yer alıyor hisse. Yine Ekim Turizm 9 Temmuz'da borsada işlem görmeye başladı ve endeksteki ağırlığı yüzde 2,15 seviyesinde. Şirket hissesi 15 Eylül'den bu yana yüzde 4,44 yukarıda bulunuyor. Ve 5 pozitif hisseden biri. Ecogreen Enerji yüzde 1,77 ağırlıklı ve yüzde 36,11 düştü 15 Eylül'den bu yana.</p>
<p>Ağırlığı yüzde 0,63 ile görece düşük olsa da Savur GMYO 6 Mart'ta borsada işlem görmeye başladı. Tera Yatırım'ın halka arz ettiği şirketlerden olan Savur GMYO 15 Eylül'den bu yana yüzde 79,16 geriledi. Endekste yüzde 0,55 ağırlığı olan Bin Ulaşım Teknolojileri yüzde 71,3 geriledi 15 Eylül'den bu yana. Yüzde 1,13 endeks ağırlığı olan Teknika Plastik Tera Yatırım tarafından halka arz edilmişti. 15 Eylül'den bu yana düşüşü yüzde 67,82 seviyesinde. Tasfiye sürecindeki fon portföylerinde de yer alıyor. Yüzde 0,67 ağırlığı olan Bulls GSYO yüzde 51,68 geriledi, yüzde 1,21 ağırlıklı Ata Turizm bu yıl 19 Şubat'ta işlem görmeye başladı ve 15 Eylül'den bu yana düşüşü yüzde 51,18 seviyesinde. Bu şirketi de Tera Yatırım halka arz etmişti ve tasfiye sürecindeki fonların bir kısmının portföyünde bulunuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/halka-arz-endeksinin-ucte-ikisi-buharlasti-89553</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/borsa-istanbul-bist-halka-arz-1765361012.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasfiye ve ara ödemi süreci devam eden yatırım fonlarının portföylerindeki bazı şirketler halka arz endeksinde de yer alıyor. Halka arz endeksinde 15 Eylül’den bu yana gerileme yüzde 56,3’ü buldu, endeksin neredeyse üçte ikisi kaybedildi. En çok düşen ise en yüksek ağırlıklı taban serisindeki Destek Finans Faktoring. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-istihdam-ve-degisen-beceriler-89586</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ, istihdam ve değişen beceriler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em><strong>Hazırlayan &amp; Derleyen: Umut Özbağcı - Datassist CEO</strong></em></p>
<p><strong>Eylül ayı enflasyon yansımaları</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, yıllık tüketici enflasyonu Eylül ayında bir önceki aya göre %1,84, bir önceki yılın aynı ayına göre %29,73 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>2030'un en değerli becerisi kod yazmak değil</strong></p>
<p>Yapay zekâ listenin zirvesinde. Ama WEF'in 2030 beceri haritasında programlama "odak dışı" çeyrekte duruyor. İşverenler makineyi kullanabilen insanı değil, makineyle birlikte düşünebilen insanı arıyor.</p>
<p>Çalışanların çekirdek becerilerinin %39'u 2030'a kadar değişiyor. Kazanan tablo net: yapay zekâ ve büyük veri yanında analitik düşünme, dayanıklılık, yaratıcılık ve sürekli öğrenme. Teknoloji kapıyı açıyor, kapıdan geçiren şey insan becerileri. Fiziksel yetenekler ise ilk kez net düşüşte.</p>
<p>İK için mesaj açık: bir sonraki işe alım kriterlerinde "hangi yazılımı biliyor" sorusunun yanına "ne kadar hızlı öğreniyor" sorusunu ekleyin. 2030'da fark yaratan, araç değil öğrenme hızı olacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdd02ebeffd-1791873070.jpg" alt="" width="700" height="818" /><strong>İngiltere hükümeti yapay zekâ kaynaklı iş kayıplarına hazırlanıyor</strong></p>
<p>İngiltere’nin yapay zekâdan sorumlu bakanı, yapay zekânın tetikleyebileceği olası toplu iş kayıplarına karşı ciddi bir acil durum planlaması yapılması çağrısında bulundu. Bu uyarı, hükümetin teknolojinin iş gücü üzerindeki etkisine bakış açısında önemli bir değişim demek.</p>
<p>Yapay zekânın birden fazla sektördeki istihdam etkileri, teknolojinin ortadan kaldırdığından daha fazla iş yarattığına dair önceki iyimser mesajlardan belirgin bir sapma yaratıyor.</p>
<p>Bakanın açıklamaları, yapay zekâ adaptasyonunun çalışanların yeniden eğitim alabilme veya yeni rollere geçiş yapabilme hızından daha hızlı ilerleyebileceğine dair artan endişeleri yansıtıyor. Önceki teknolojik dönüşümlerden farklı olarak yapay zekâ, daha önce otomasyondan etkilenmeyeceği düşünülen bilişsel görevleri de otomatize etme tehdidi taşıyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ kullanımı yaygınlaşıyor, ücretli kullanım hâlâ sınırlı</strong></p>
<p>Yapay zekâ kullanımı hızla yaygınlaşırken, tüketicilerin bu hizmetler için ödeme yapma oranı henüz oldukça düşük seviyede.</p>
<p>Nisan 2026 itibarıyla ABD’deki hanelerin yalnızca yaklaşık %2’si herhangi bir yapay zekâ hizmeti için ödeme yapıyordu. Bu oranın sonrasında yükselde de tüketici tarafında ücretli yapay zekâ kullanımı hâlâ erken aşamada.</p>
<p>Yapay zekânın tüketici pazarındaki potansiyeli henüz tam olarak kullanılmıyor. Teknoloji daha erişilebilir ve yetenekli hale geldikçe, bugün ücretsiz veya deneme amaçlı kullanılan araçlar daha fazla ücretli hizmete dönüşebilir.</p>
<p>Kurumsal tarafta da tablo benzer. S&amp;P 500 şirketlerinin yaklaşık %30’u yapay zekânın ölçülebilir bir etkisi olduğunu belirtirken, bunu takip edilen bir metrikle ortaya koyan şirketlerin oranı yalnızca yaklaşık %2 seviyesinde. Yani yapay zekâ kullanımı yaygınlaşıyor ancak kullanımın ekonomik değer üretme ve bunu ölçme aşaması henüz başlangıç noktasında.</p>
<p><strong>Yapay zekâ iş yerinde karar verirken yeni sınırlar geliyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın iş süreçlerine entegrasyonu hızlanırken, çalışanların yapay zekâ tarafından nasıl değerlendirileceği ve bu teknolojinin hangi kararları verebileceği de yeni bir düzenleme alanına dönüşüyor.</p>
<p>Kaliforniya’da kabul edilen yeni düzenlemeler, işverenlerin yapay zekâyı çalışanların duygusal durumlarını biyometrik veriler üzerinden tahmin etmek için kullanmasını yasaklıyor. Ayrıca yapay zekânın toplu işten çıkarmalarda kullanılması durumunda çalışanlara yazılı bildirim yapılmasını ve işten çıkarma kararlarının yalnızca yapay zekâya dayandırılmasını engelliyor.</p>
<p>Bu gelişme, yapay zekânın İK süreçlerinde yalnızca bir verimlilik aracı olarak değil, aynı zamanda karar alma süreçlerinde sorumluluk ve denetim gerektiren bir teknoloji olarak ele alınmaya başladığını gösteriyor.</p>
<p>Özellikle işe alım, performans değerlendirme, terfi, ücretlendirme ve işten çıkarma gibi doğrudan çalışanları etkileyen süreçlerde şirketlerin önünde yeni bir soru beliriyor:</p>
<p><strong>Yapay zekâ kararı verebilir mi, yoksa yalnızca kararı desteklemeli mi?</strong></p>
<p>Şirketler açısından mesaj net: Yapay zekâ kullanımının yaygınlaşması, insan denetiminin önemini azaltmıyor. Aksine, çalışanları doğrudan etkileyen AI kararlarında şeffaflık, insan onayı ve hesap verebilirlik daha kritik hale geliyor.</p>
<p><strong>Günümüz iş dünyasında beş kuşağı bir arada yönetmek</strong></p>
<p>Bazı kuruluşlarda bugün beş farklı kuşaktan çalışan aynı iş ortamında bulunabiliyor. 1946 öncesi doğan Gelenekselcilerden iş hayatına yeni adım atan Z Kuşağına kadar uzanan bu benzeri görülmemiş yaş çeşitliliği, İK profesyonelleri için hem zorluklar hem de fırsatlar sunuyor.</p>
<p>Kuşak farklılıklarını anlamak, uyumlu ekipler oluşturmanın temel gerekliliklerinden biri haline geldi. Her kuşak, yetiştiği dönemin ekonomik, teknolojik ve sosyal koşullarının şekillendirdiği kendine özgü bakış açıları taşıyor. Bu farklılıkları zararlı kalıp yargıları pekiştirmeden tanımak, etkili yönetimin anahtarını oluşturuyor.</p>
<p>Günümüz iş yerlerinde beş kuşak bir arada çalışıyor: Gelenekselciler, Baby Boomer Kuşağı, X Kuşağı, Y Kuşağı ve Z Kuşağı. Araştırmalar iletişim tercihleri ve çalışma tarzlarında bazı genel eğilimler ortaya koysa da her grup içindeki bireysel farklılıklar çoğu zaman kuşaklar arası farklılıkları aşıyor.</p>
<p>Çatışmalar genellikle gerçek değer farklılıklarından değil, yanlış anlamalardan kaynaklanıyor. Genç çalışanlar dijital iletişimi tercih ederken, daha deneyimli meslektaşları yüz yüze görüşmeleri öncelikli tutabiliyor. Her iki yaklaşım da diğerinden üstün değil ve esnek iletişim politikaları oluşturmak bu uçurumların kapatılmasına yardımcı oluyor. Kuşaklar arası mentorluk programları ise karşılıklı saygıyı güçlendirirken bilgi aktarımını her iki yönde de destekliyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ beceri açığı işgücünde iki kademeli bir gerçeklik yaratıyor</strong></p>
<p>Yapay zekâ araçlarını benimseyen çalışanlar ile benimsemeyenler arasında belirgin bir uçurum var. Yapay zeka yetkinliğinin çalışanların kariyer yolculuklarını ve iş yerindeki konumlarını nasıl algıladıkları da belirleyici bir faktör.</p>
<p>Çalışanlar, daha güçlü yapay zekâ becerilerine sahip meslektaşlarının gerisinde kaldıklarını hissediyor. Bu fark, organizasyonlar içinde yapay zekayı etkili bir şekilde kullanabilenler ile henüz temelleri öğrenenler arasında belirgin katmanlar oluşturuyor.</p>
<p>Ayrıca, yapay zekâ araçlarında yetkinlik geliştiren çalışanlar, istihdam istikrarları ve gelecekteki fırsatlar konusunda kendilerini daha güvende hissediyor.</p>
<p>Bu korelasyon, yapay zekâ okuryazarlığının sahip olunması bir beceriden temel bir iş yeri yetkinliğine hızla dönüştürüyor.</p>
<p><strong>İş arayanlar başvuru sürecinden tükenmişlik yaşıyor</strong></p>
<p>Modern iş arama süreci birçok aday için bir dayanıklılık testine dönüştü. Z kuşağı adayları, uzun başvuru gereksinimleri ve işverenlerden gelen minimum geri bildirimle rekabetçi bir iş piyasasına girerken özellikle zorlu engellerle karşılaşıyor.</p>
<p>İş arayanlar, arama süreçlerinde iki temel tükenmişlik kaynağı belirtiyor:</p>
<ul>
<li>Birincisi, başvurular giderek daha karmaşık hale geldi ve her başvuru için kapsamlı zaman yatırımı gerektiriyor.</li>
<li>İkincisi, bu çabaların ardından gelen sessizlik adayları sinir bozucu bir belirsizlik durumunda bırakıyor.</li>
</ul>
<p>İşverenlerden yanıt gelmemesi, tekrarlanan başvuruların duygusal yükünü daha da ağırlaştırıyor. Birçok aday, şirketlerin başvurularını kabul etmemesi veya herhangi bir durum güncellemesi sağlamaması karşısında motivasyonlarını kaybediyor..</p>
<p>Bu dinamik, başvuru sahiplerinin niceliği nitelkle dengelemek zorunda kaldığı bir döngü yaratıyor. Adaylar çoğunun yanıtsız kalacağını bilerek düzinelerce başvuru gönderiyor.</p>
<p><strong>Özel sektör eylül ayında 90.000 yeni iş ekledi</strong></p>
<p>İşe alım, mayıs ayından bu yana ilk kez hızlandı. Artışta eğitim ve sağlık hizmetleri ile eğlence ve konaklama sektörleri öne çıkarken, finansal faaliyetler ile profesyonel ve ticari hizmetlerde zayıflık görüldü.</p>
<p>ADP Baş Ekonomisti Nela Richardson: “Bu güçlü bir rapor. Üç aylık yavaşlamanın ardından istihdam artışı yeniden hızlandı ve ücret artışı güçlü seyrini korudu.”</p>
<p><strong>Ücret artışı eylül ayında pek değişmedi</strong></p>
<p>İş değiştirmeyen çalışanların ücretleri yıllık bazda %3,0 artarken, iş değiştiren çalışanlarda ücret artışı %4,8 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-istihdam-ve-degisen-beceriler-89586</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ, istihdam ve değişen beceriler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/fon-piyasasi-arac-alim-satimini-da-etkiledi-89542</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 16:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizi araç alım-satımını da etkiledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>arabam.com, 2. el otomobil piyasasındaki fiyat değişimlerini ve ilan eğilimlerini ortaya koyan eylül ayına ilişkin Aylık Fiyat Endeksi'ni paylaştı.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, arabam.com'da yayımlanan 2. el araç ilanlarının fiyatları baz alınarak hazırlanan endekste, ağustosta 913 bin 817 lira olan ortalama ilan fiyatı eylülde 921 bin 307 liraya yükseldi. Enflasyondan arındırılmış reel fiyatlarda ise önceki aya göre yüzde 1 düşüş kaydedildi.</p>
<p>Eylülde 1 milyon lira ve altındaki araçlar, toplam ilanların yüzde 55'ini oluşturdu. Fiyatı 600 bin liraya kadar olan araçların ilanlardaki payı yüzde 29, 600 bin 1 lira ile 1 milyon lira arasındaki araçların payı ise yüzde 26 olarak gerçekleşti.</p>
<p>İlanların yüzde 20'sini 1 milyon 1 lira ile 1 milyon 400 bin lira, yüzde 10'unu 1 milyon 400 bin 1 lira ile 1 milyon 700 bin lira arasındaki araçlar oluştururken, 1 milyon 700 bin lira ve üzerindeki araçların payı yüzde 15 oldu.</p>
<p>İlanlarda en fazla yer alan otomobil markaları sırasıyla Renault, Fiat, Volkswagen, Ford, Opel, Peugeot, Hyundai, Toyota, BMW ve Citroen olarak belirlendi. Model bazında ise Clio, Egea, Megane, Corolla, Astra, Focus, Passat, Civic, Polo ve Corsa ilk 10 sırada yer aldı.</p>
<p>Araçların yaş dağılımı incelendiğinde, 5 yaşa kadar olanların ilanlardaki payı önceki aya göre 0,8 puan artarak yüzde 27,6'ya çıktı. İlanların yüzde 16,6'sını 6-9 yaş, yüzde 30,2'sini 10-15 yaş, yüzde 10,9'unu 16-20 yaş ve yüzde 14,8'ini 20 yaş ve üzerindeki araçlar oluşturdu.</p>
<p>Yakıt türlerine göre dağılımda, dizel araçların payı ağustosa kıyasla 8,9 puan artarak yüzde 46,8'e yükselirken, benzinli araçların payı 14 puan azalarak yüzde 30,4'e geriledi.</p>
<p>Hibrit araçların ilanlardaki payı 1,8 puanlık artışla yüzde 4,3'e ulaştı. Yılbaşından bu yana ilanların ortalama yüzde 2,3'ünü oluşturan hibrit araçlar, eylülde ilk kez yüzde 4,3'lük paya ulaşırken, elektrikli araçların payı yüzde 1,4, LPG'li araçların payı ise yüzde 17,2 olarak kaydedildi.</p>
<p><strong>"Fon piyasasındaki gelişmelerin etkisi bir süre daha devam edebilir"</strong></p>
<p>arabam.com Üst Yöneticisi (CEO) Önder Oğuzhan, yatırım fonlarında yaşanan gelişmelerin hem sıfır hem de ikinci el araç piyasasına yansıdığını belirtti.</p>
<p>Fon piyasasındaki likidite sıkışıklığının tüketicilerin araç alım ve satım kararlarını etkilediğini aktaran Oğuzhan, fonlardaki birikimlerine ulaşamayan yatırımcıların nakit ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla mevcut araçlarını satışa çıkardıklarını tahmin ettiklerini kaydetti.</p>
<p>Oğuzhan, fon yatırımlarından elde edecekleri getiriyi sıfır araç alımında kullanmayı planlayan tüketicilerin de satın alma kararlarını ertelediklerini öngördüklerini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Ayrıca fon piyasasının etkisiyle borsada görülen düşüş ve altın fiyatlarındaki dalgalanmalar yatırımcıların birikimlerini değerlendirme, nakde çevirme ve harcama kararlarını etkiledi. Faiz oranları ve kredi limitlerindeki kısıtlamalar da tüketicileri daha uygun bütçeli ikinci el araçlara yönlendiriyor. Sıfır araç tarafında ise devam eden kampanyaların etkisiyle, imkanı olan tüketicilerin yeni araçlara yönelmesi özellikle 1-3 yaş aralığındaki genç ikinci el araçlar üzerinde baskı oluşturuyor. Öte yandan ilanlarda reel fiyatların düşüş eğiliminin devam ettiğini gözlemliyoruz. Ekim ayında da benzer bir tablonun devam edeceğini, fon ve para piyasalarındaki gelişmelerin otomotiv piyasası üzerindeki etkisinin ise bir süre daha devam edeceğini öngörüyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/fon-piyasasi-arac-alim-satimini-da-etkiledi-89542</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/otomotiv-otomobil-1770179983.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayı 2. el ilan verilerini değerlendiren arabam.com CEO&#039;su Önder Oğuzhan, fon piyasasındaki likidite sıkışıklığının tüketicilerin araç alım ve satım kararlarını etkilediğini belirterek, fonlardaki birikimlerine ulaşamayan yatırımcıların nakit ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla mevcut araçlarını satışa çıkardıklarını, fon yatırımlarından elde edecekleri getiriyi sıfır araç alımında kullanmayı planlayan tüketicilerin de satın alma kararlarını ertelediklerini tahmin ettiklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/9-ayda-193-milyonu-askin-yolcu-hava-yolunu-kullandi-89541</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 15:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> 9 ayda 193 milyonu aşkın yolcu hava yolunu kullandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğünün yılın ocak-eylül dönemine ilişkin hava yolu uçak, yolcu ve yük istatistiklerini değerlendirdi.</p>
<p>Türkiye genelinde eylülde iç hat yolcu trafiğinin 10 milyon 83 bin 933, dış hat yolcu trafiğinin 15 milyon 510 bin 913 olduğunu bildiren Uraloğlu, ay genelinde direkt transit yolcularla birlikte 25 milyon 603 bin 265 kişiye hizmet verildiğini kaydetti.</p>
<p>Uraloğlu, 2025'in aynı ayıyla kıyaslandığında iç hat yolcu trafiğinde yüzde 5,9, dış hat yolcu trafiğinde yüzde 2 ve direkt transit dahil toplam yolcu trafiğinde yüzde 3,4 artış gerçekleştiğini aktardı.</p>
<p>Havalimanları yük trafiğinin de söz konusu ayda iç hatlarda 97 bin 484 ton, dış hatlarda 432 bin 366 ton olduğuna işaret eden Uraloğlu, kargo, posta ve bagajdan oluşan yük trafiğinin 529 bin 850 tona ulaştığını kaydetti.</p>
<p><strong>"Türkiye nüfusunun 2 katından fazla yolcuya hizmet verdik"</strong></p>
<p>Uraloğlu, ocak-eylül döneminde havalimanlarına iniş-kalkış yapan uçak trafiğinin iç hatlarda 757 bin 441, dış hatlarda 706 bin 574 olduğunu, böylece üst geçişlerle birlikte toplam uçak trafiğinin 1 milyon 854 bin 502'ye ulaştığını ifade etti.</p>
<p>İç hat uçak trafiğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,1 artış olduğunu bildiren Uraloğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Türkiye geneli havalimanlarında iç hat yolcu trafiği 81 milyon 709 bin 700, dış hat yolcu trafiği 111 milyon 369 bin 604 oldu. Ocak-eylül döneminde direkt transit yolcularla birlikte toplam 193 milyon 156 bin 231 yolcuya hizmet sunuldu. Böylece yılın 9 ayında Türkiye nüfusunun 2 katından fazla yolcuya hizmet verdik. 2025'in aynı dönemiyle kıyaslandığında iç hat yolcu trafiğinde yüzde 6,7, dış hat yolcu trafiğinde yüzde 0,5 ve direkt transit dahil toplam yolcu trafiğinde yüzde 2,9 artış kaydedildi. 9 ayda havalimanları yük trafiği iç hatlarda 751 bin 779 ton, dış hatlarda 3 milyon 373 bin 40 ton olmak üzere toplam 4 milyon 124 bin 819 tona ulaştı. Geçen yılın ocak-eylül dönemiyle kıyaslandığında iç hat yük trafiği yüzde 5,6, dış hat yük trafiği yüzde 1,7, toplam yük trafiği yüzde 2,4 arttı."</p>
<p><strong>İstanbul Havalimanı 64,5 milyonu aşkın yolcuya hizmet verdi</strong></p>
<p>Uraloğlu, İstanbul Havalimanı'nda eylülde uçak trafiğinin iç hatlarda 10 bin 931, dış hatlarda 38 bin 135 olmak üzere 49 bin 66'ya ulaştığını kaydetti.</p>
<p>Söz konusu ayda bu havalimanında iç hatlarda 1 milyon 631 bin 70, dış hatlarda 6 milyon 222 bin 834 olmak üzere 7 milyon 853 bin 904 yolcuya hizmet verildiğini bildiren Uraloğlu, "Ocak-eylül döneminde İstanbul Havalimanı'nda iç hatlarda 93 bin 677, dış hatlarda 320 bin 876 olmak üzere toplam 414 bin 553 uçak trafiği gerçekleşti. İç hatlarda 13 milyon 565 bin 722, dış hatlarda 50 milyon 937 bin 147 olmak üzere toplam 64 milyon 502 bin 869 yolcuya hizmet verildi." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'na eylülde iniş-kalkış yapan uçak trafiğinin iç hatlarda 11 bin 860, dış hatlarda 14 bin 691 olmak üzere 26 bin 551 olduğunu, yolcu trafiğinin de iç hatlarda 2 milyon 203 bin 910, dış hatlarda 2 milyon 588 bin 317 olmak üzere 4 milyon 792 bin 227 olarak belirlendiğini kaydetti.</p>
<p>Sabiha Gökçen Havalimanı'nda 9 ayda iç hatlarda 95 bin 937, dış hatlarda 119 bin 447 olmak üzere 215 bin 384 uçak trafiği gerçekleştiğini belirten Uraloğlu, iç hatlarda 17 milyon 465 bin 832, dış hatlarda 20 milyon 483 bin 5 olmak üzere 37 milyon 948 bin 837 yolcu trafiğine hizmet verildiğini aktardı.</p>
<p>Uraloğlu, genel havacılık faaliyetlerinin devam ettiği İstanbul Atatürk Havalimanı'nda eylülde 2 bin 120, 9 aylık dönemde de 20 bin 23 uçak trafiği gerçekleştiğini ifade etti.</p>
<p>Dış hat trafiğinin yoğun olduğu turizm merkezlerindeki havalimanlarında hizmet sunulan yolcu sayısına ilişkin verileri de paylaşan Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Turizm merkezlerinde 9 ayda iç hatlarda 16 milyon 322 bin 19, dış hatlarda 33 milyon 308 bin 903 olmak üzere 49 milyon 630 bin 922 yolcuya hizmet verildi. İç hatlarda 121 bin 422, dış hatlarda 206 bin 103 olmak üzere toplam 327 bin 525 uçak trafiği gerçekleşti. 9 aylık dönemde İzmir Adnan Menderes Havalimanı'nda 10 milyon 266 bin 205 yolcuya hizmet sunuldu. Antalya Havalimanı'nda 30 milyon 144 bin 861, Muğla Dalaman Havalimanı'nda 4 milyon 571 bin 445 yolcu trafiği gerçekleşti. Muğla Milas-Bodrum Havalimanı'ndan 3 milyon 918 bin 114, Gazipaşa Alanya Havalimanı'ndan 730 bin 297 yolcu hizmet aldı."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/9-ayda-193-milyonu-askin-yolcu-hava-yolunu-kullandi-89541</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/4/1280x720/istanbul-havalimani-1785581641.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın 9 ayında Türkiye&#039;deki havalimanlarında direkt transit yolcularla birlikte 193 milyondan fazla kişinin ağırlandığını belirten Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Böylece yılın 9 ayında Türkiye nüfusunun 2 katından fazla yolcuya hizmet verdik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-cok-daha-guven-veren-bir-piyasa-yapisi-olusmasi-icin-kurallar-kondu-89538</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 13:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fondaki ana parasını alana ara ödeme yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, fon soruşturmasının ayrıntılarını açıkladı.</p>
<p>Anadolu Ajansı Editör Masası'nda gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Yılmaz, "Ekonomimizin temelleri sağlam. Makroekonomik görünümümüz son derece sağlam. Özellikle de dünyayla mukayese ettiğinizde, büyümemiz devam ediyor." dedi. Yılmaz, istihdam artışının devam ettiğini, 410 milyar dolarlık bir ihracat hacmine ulaşıldığını söyledi.</p>
<p>Yılmaz, cari açığın yönetilebilir düzeyde olduğunu belirterek, "Deprem harcamalarına rağmen, savaşın etkilerine rağmen, savaşın getirdiği bu enerji fiyatlarını sınırlamak için uyguladığımız eşel mobil sistemine rağmen bütçe açığımız oldukça yönetilebilir, iyi seviyelerde. Bankacılık sistemimiz sağlam. Sermaye yeterlilik oranı uluslararası gerekliliklerin ve yasal gerekliliklerimizin oldukça üstünde. Dolayısıyla makroekonomik görünümümüz böyle. Ekonomik temellerimiz sağlam, yolumuza bu şekilde devam ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Fon soruşturmasına ilişkin "Şimdi adli bir süreç devam ediyor. Öncelikle bu adli süreç hangi aşamada? Sorumluların tespiti tam olarak yapıldı mı? Çünkü bu fonları kuranlar, yönetenler var. Bir de denetim ve düzenleme sorumluluğunda olan kurumlar var. Bir de mağdurlar var. Burada hangi aşamadayız? Bütün sorumluluğu olanların tespiti yapıldı mı? Mağdurların tespiti yapıldı mı? Bu süreci bize biraz özetleyin." sorusuna yanıt veren Yılmaz, bu konuda kamunun son bir yıl içinde attığı adımlar olduğunu kaydetti.</p>
<p>Yılmaz, SPK tarafından yayımlanan bir fon rehberinin bulunduğunu belirterek, "Bu fon rehberiyle birlikte, SPK'nin yayımladığı bu rehberle birlikte yeni kurallar, yeni kaideler geldi. Şeffaflık artırıldı, çok daha güven veren bir piyasa yapısı oluşması için kurallar kondu. Bu çok olumlu bir adım aslında. Yani bu şartlara uyan fonlar için, uyan finansal enstrümanlar için çok olumlu bir adım. Bu kurallarla birlikte sorunlu olan yapılar da açığa çıkmış oldular. Sorunlu olan fonlar da açığa çıkmış oldular ve buralarda bir sıkıntı yaşandı." diye konuştu.</p>
<p>Sorunlu fonlara yönelik hızla tedbir alındığını dile getiren Yılmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>"Burada yaşanan, fon piyasasının belli bir alanında yaşanan bu hadisenin genele sirayet etmemesi için, genel yapıya zarar vermemesi için çok hızlı bir şekilde tasfiyelerine karar verildi. Bir anlamda bir karantinaya alınmış oldu bu sorunlu fonlar. Bunu şuna benzetebiliriz: Vücutta bir hastalıklı yapı veya işte ne diyelim, bir sorunlu yapı var, bunu vücuttan almak istiyorsunuz ama vücuda da zarar vermeden bunu başarmanız önemli. Dolayısıyla bunlar karantinaya alındı. 7 şirkete ve bunun altındaki 131 fona tedbir getirilmiş oldu. Tasfiye kararı alınmış oldu. Ondan sonra süreçte de adli mekanizmalar devreye girdiler. Bu işin sorunlu hale gelmesinde, bu süreçte rolü olan, birçok yatırımcının olumsuz etkilenmesine sebebiyet verenler hakkında biliyorsunuz çok etkili bir şekilde adli mekanizmalar işlemeye başladı.</p>
<p>Şu anda birçok kişi ya tutuklu ya gözaltında ya soruşturma aşamasında, ifadesi alınan birçok insan var. Dolayısıyla bir adli süreç başlamış durumda ve yürüyor. Mal varlıklarına tedbir konmuş durumda. Yurt dışı yasakları getirilmiş durumda. Yani öyle bu ana sorumlulara baktığınız zaman yurt dışına kaçan, giden pek fazla bir isim hatırlamıyorum ben doğrusu. Şirketlerin sahipleri adli mekanizmada zaten işlem görüyor. Bağlantılı birtakım yapılarla ilgili yine adli mekanizmalar işliyor. İşte çok yüksek, fahiş getiriler elde etmiş veya hukuka aykırı işlemlerle haksız kazanç elde etmiş kişilerle ilgili yine önemli soruşturmalar, incelemeler devam ettiriliyor."</p>
<p><strong>"Çok hızlı aksiyon alındı"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, idari tarafta SPK, BDDK'nin çeşitli kararlar verdiğini anımsatarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başından itibaren bu sürece çok hassas bir şekilde yaklaştığını, hükümetin de bu süreci başından beri çok yakın bir şekilde takibe aldığını vurguladı.</p>
<p>Bu süreçte kurulan Fon Koordinasyon Kurulu'nun 4 kez toplantı yaptığını ve çok önemli prensip kararları aldığını aktaran Yılmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Devlet Denetleme Kurulunun (DDK) görevlendirildiğini anımsattı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, DDK'nin çok geniş yetkilere sahip bir denetleme kurulu olduğunu dile getirerek, "Şu anda, toplam 15 civarında denetmenle, müfettişle Devlet Denetleme Kurulumuz çok yönlü bir şekilde, bütün ilgili kurumları kapsayacak bir şekilde bu çalışmasını sahada başlatmış durumda. Bağımsız finansal otoriteler, bütün bu kurumlar denetim altında incelenecek, soruşturulacak. İdarelerin açıkları da kişilerin sorumlulukları da bu süreçte ortaya konmuş olacak." dedi.</p>
<p>DDK'nin yoğun şekilde sahada çalıştığının altını çizen Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Tabii bu doğrudan görevlendirdiği kişiler, bir de Devlet Denetleme Kurulunun tüm kurumların uzmanlarından istifade etme imkanı da var. Dolayısıyla bu geniş imkanlarla çok güçlü bir şekilde bu süreci idari yönden Devlet Denetleme Kurulumuz da denetliyor. Diğer yandan biliyorsunuz bir kanun hazırlandı. Çok hızlı aksiyon alındı gerçekten. Bu olaydan etkilenen 455 binden fazla yatırımcı var bu sorunlu fonlarda. Toplam baktığınız zaman bu fonlar, 131 fon, toplam fonlarımızın yüzde 4,6'sını oluşturuyor. Toplam fon portföyümüzün yüzde 7,7'sini oluşturuyor. Tekil kişi olarak baktığımızda 455 binden fazla yatırımcı bu fonlarda. İşte bunların hakkını, hukukunu gözetecek şekilde bir kanun teklifi de Fon Koordinasyon Kurulumuzda tartışıldı. Genel prensipler itibarıyla, ana çerçeve itibarıyla. Meclis grubumuzla bunu konuştuk.</p>
<p>Sayın Abdullah Güler de geçtiğimiz cuma günü biliyorsunuz bunu açıkladı. Toplumumuzla paylaştı bu yeni kanun teklifini. Burada da şunu öngörüyoruz: 7 tane şirket ve altında 131 sorunlu fon var. Bunlarla ilgili 3 tane şirket olağan tasfiye koşullarını kabul etti ve tasfiye edildi. 8 Ekim itibarıyla da bu gerçekleşti. 44 bine yakın, bu 455 binden 44 bine yakın vatandaşımızın ödemeleri gerçekleştirildi. Ziraat Bankası bu tarafı yönetiyor. Bu fonlar arasında bir Tera dediğimiz büyük bir fon var. Bir de 6 tane diğer fon var. Tera'nın tasfiyesinin yönetimi İş Bankasında. Çünkü Tera, İş Bankasıyla çalışmış bugüne kadar. Diğer fonların yönetimi Ziraat Bankamızda. Onlar Ziraat Bankasıyla çalışmışlar. Ziraat Bankasının tasfiyesini yönettiği 3 fon olağan şartlarla tasfiye edildi. Ne demek olağan şartlarla? Mevcut kurallarımız içinde. İşte bunların bütün ödemeleri yapılmış oldu yatırımcıların. Oradaki hak ve yükümlülükler yerine getirilmiş oldu. 17 fon böylece devreden çıkmış oldu."</p>
<p><strong>"Üç ayrı kaynak öngörülüyor"</strong></p>
<p>Fonlardan olumsuz etkilenen yatırımcılara yapılacak iadelerde kullanılacak kaynaklara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, bu kapsamda üç ayrı kaynak öngörüldüğünü söyledi.</p>
<p>Bunların fonlarda kalan ve nakde dönüştürülebilecek varlıklar, haksız veya fahiş kazançların iadesiyle oluşturulacak kaynaklar ve sorumlu kişi ya da şirketlerin mal varlıklarının değerlendirilmesinden elde edilecek gelirler olduğunu anlatan Yılmaz, iadelerde herhangi bir kamu kaynağının kullanılmayacağını vurguladı.</p>
<p>Yılmaz, ilgili hesapların açıldığını ve sürecin başladığını belirterek, TBMM'ye sunulan kanun teklifinin kabul edilmesiyle çalışmaların daha sağlıklı bir hukuki zeminde hızlanacağını ifade etti.</p>
<p>Kazançların iade edilmesinin hukuki sorumlulukları ortadan kaldırıp kaldırmayacağına ilişkin soruya da yanıt veren Yılmaz, hukuk dışı işlem yapmak ile fahiş gelir elde etmek arasında ayrım yapılması gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "Fahiş gelirden dolayı hukuk dışı bir işlem yapmamış olsa bile iade olmuşsa orada tabii söyleyecek bir şey yok. Ama hukuk dışı bir işlem söz konusuysa hukuk dışı işlemde sorumluluklar elbette ortadan kalkmaz." dedi.</p>
<p>Piyasa bozucu faaliyetlerin nihai olarak yargı süreçlerinde belirleneceğini aktaran Yılmaz, bağımsız otoritelerin karar ve analizlerinin de sürecin netleşmesinde etkili olacağını belirtti.</p>
<p>Yılmaz, sermaye piyasalarının Türkiye'nin kalkınması, üretimi ve finansmanı açısından büyük önem taşıdığına dikkati çekerek, "Yıllardır, bakın planlarımızda, programlarımızda, hükümet politikalarımızda sermaye piyasalarımızı her zaman öncelikli gördük, destekledik. Bundan sonra da en güçlü şekilde desteklemeye devam edeceğiz." diye konuştu.</p>
<p>Yatırımcılarla piyasa bozucu faaliyetlerde bulunan kişilerin birbirinden ayrılması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, "Yatırımcı ayrı, manipülatör ayrı, spekülatör ayrı. Bunun altını kalın çizgilerle çizmek istiyorum." dedi.</p>
<p>Yılmaz, "Hiç kimse bu piyasalara genel anlamda gölge düşürmesin. Buralara yapılan yatırımı sanki suçmuş gibi göstermesin. Bunu yapanlar bu ülkeye zarar verirler. Bir defa bunun altını çok net çizmek istiyorum. Burada 455 bin insan var. Yatırım yapmışlar. Biz bunlara suçlu diyebilir miyiz hepsine? Böyle bir mantık olabilir mi? Bunlar gelmiş yatırım yapmış. Bir getiri elde etmeye çalışmış. Makul bir getiri elde etmişse de buna da söyleyecek hiçbir şey yok." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Hedeflerinin piyasa bozucu işlem yapan, manipülatif faaliyetlerde bulunan ve yatırımcıların zarar görmesine neden olan hukuka aykırı davranışları ortaya çıkarmak olduğuna işaret eden Yılmaz, yatırımcıların müsterih olması gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yeni Fon Rehberi'yle birlikte, sorunlu fonların bu sistemden çıkmasıyla birlikte, sermaye piyasalarımız eskisinden de daha güçlü bir şekilde yoluna devam edecek, bunda hiç tereddüt yok. Biz hastalıklı bir yapıyı, tabiri caizse bir virüsü sistemden çıkarma gayreti içindeyiz ve bu, bünyeye çok daha güç katacak. Sermaye piyasalarımızı zayıflatmayacak, aksine daha da güçlendirecek. Yeni Fon Rehberi ile birlikte bu yapılar, bu sorunlu yapılar ortaya çıktığı gibi, kalan yapılar için de çok daha ek bir güvence sağlanmış oldu aslında. Şu anki fonlar için, şu anki borsamız için çok daha sağlıklı bir zemin oluşturulmuş oldu. Dolayısıyla şu an biz borsamıza da sermaye piyasalarımıza da güveniyoruz."</p>
<p><strong>"Tasfiye süreçleri borsamızı olumsuz etkilemeyecek şekilde sürdürülecek"</strong></p>
<p>Devlet Denetleme Kurulunun (DDK) yürüttüğü incelemelere de değinen Yılmaz, hazırlanacak raporun hem sorumluların belirlenmesi hem de sistemdeki yapısal eksikliklerin ortaya çıkarılması açısından önem taşıdığını belirtti.</p>
<p>Yılmaz, incelemelerin devlet kurumları ve bağımsız kurumlar dahil ilgili bütün kuruluşları kapsayacağını ifade ederek, rapor doğrultusunda ihtiyaç duyulması halinde yapısal iyileştirmelere yönelik yeni yasal düzenlemelerin de TBMM'nin takdirine sunulabileceğini kaydetti.</p>
<p>Fon Koordinasyon Kurulunda tasfiye süreçlerine ilişkin bir prensip kararı aldıklarını bildiren Yılmaz, olağan ve olağanüstü tasfiye işlemlerinin borsa üzerinde olumsuz etki oluşturmayacak şekilde yürütülmesine önem verdiklerini vurguladı.</p>
<p>Yılmaz, "Borsadaki gelişmelerin tamamını bu fon piyasalarındaki durumla izah etmek mümkün değil ama tabii ki bu fon piyasalarındaki gelişmeler, bunun etrafındaki tartışmalar ister istemez yatırımcı davranışlarına da yansıyabiliyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Borsanın seyrinde birçok gelişmenin etkili olabildiğine işaret eden Yılmaz, küresel faiz oranları ve güvenlik riskleri gibi birçok unsurun da piyasaları etkilediğine dikkati çekti.</p>
<p>Yılmaz, "Borsamızı olumsuz etkilemeyecek bir anlayış içinde bu tasfiye süreçleri sürdürülecektir. Bu konuda Fon Koordinasyon Kurulumuzun da tüm kurumlarımıza yönlendirici bir yaklaşımı söz konusudur." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"1 milyon liranın üzerinde alacağı bulunanlara da ilk aşamada ödeme yapılacak"</strong></p>
<p>TBMM gündemindeki fonların tasfiyesine ilişkin kanun teklifini değerlendiren Yılmaz, düzenlemenin yasalaşması durumunda süreçten olumsuz etkilenen yatırımcılara, küçük yatırımcılar ve para piyasası fonları öncelikli olmak üzere 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılmasının öngörüldüğünü belirtti.</p>
<p>Ödemelerde net yatırım tutarının esas alınacağını belirten Yılmaz, anaparasını daha önce geri alanların uygulamadan yararlanamayacağını, parası fonda kalan yatırımcıların ise 1 milyon liraya kadar olan kısmı alabileceğini ifade etti.</p>
<p>Yılmaz, 1 milyon liranın üzerinde alacağı bulunanların da ilk aşamada bu tutara kadar ödeme alacağını, hesapların büyük bölümünün ise belirlenen sınırın altında olduğunu söyledi.</p>
<p>"Özellikle küçük yatırımcımızın bir an önce bu şartlardan kurtulması için çok hızlı bir aksiyon almış durumdayız." diyen Yılmaz, kanun teklifinin kısa sürede hazırlanarak TBMM'ye sunulduğunu hatırlattı.</p>
<p><strong>"Bu kanun çıkar çıkmaz gereği yapılacaktır"</strong></p>
<p>Teklifin çarşamba günü TBMM Komisyonunda ele alınacağını, ardından Genel Kurulda görüşüleceğini aktaran Yılmaz, yasanın ekim ayında çıkması halinde ödemelerin aynı ay içinde yapılabileceğini değerlendirdiklerini belirtti.</p>
<p>Merkezi Kayıt Kuruluşu, Takasbank, Ziraat Bankası ve İş Bankası dahil ilgili kurumların teknik hazırlıklarını tamamladığını anlatan Yılmaz, "Bu kanun çıkar çıkmaz gereği yapılacaktır, bu ödemeler yapılacaktır." dedi.</p>
<p>Cevdet Yılmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bir iki fonda, birkaç fonda 'Belki 1 milyon ödeyecek para oluşmayabilir.' diye bir endişe var bir taraftan. Yani genelinde bir sorun yok ama bazı fonlarda 'İçi tamamen boş kalmışsa bir sıkıntı olabilir mi?' diye bir tartışma var sadece. Orada da iki tedbirimiz var: Birincisi, bu geriye aldığımız kaynakları bir an önce alıp, o fonlara aktarıp, bu 1 milyona kadar ödemeleri oralarda da gerçekleştirmek. İkincisi, diyelim ki bir fonda yeterli para olmadı, para neyse, orada ulaşabildiğimiz kaynak neyse, onu en düşük alacaklıdan başlayarak yukarıya doğru ödemeleri gerçekleştirmek şeklinde bir yaklaşım söz konusu. Tabii bütün bunlar dediğim gibi kanun Meclis'ten çıktıktan sonra çok daha netleşmiş olacak."</p>
<p>Yılmaz, kanun teklifinin henüz yasalaşmadığını, açıklanan takvimin bu nedenle Meclis'in değerlendirmesine bağlı olduğunu hatırlattı. Tasfiye süreçlerinin dünyadaki örneklerde uzun zaman alabildiğine işaret eden Yılmaz, Türkiye'de özellikle küçük yatırımcıların mağduriyetinin daha kısa sürede giderilmesi için idari hazırlıkların hızlandırıldığını söyledi.</p>
<p>Dördüncü Fon Koordinasyon Kurulu toplantısında kurumlara hazırlık durumlarını ayrıca sorduklarını aktaran Yılmaz, kanun çıkar çıkmaz uygulanabilecek bir mekanizma oluşturduklarını kaydetti.</p>
<p>Kanun teklifinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) bu sürece özgü ilave yetkiler verilmesinin de öngörüldüğünü belirten Yılmaz, el konulan varlıkların daha hızlı değerlendirilerek yatırımcılara ödeme yapılmasının amaçlandığını ifade etti.</p>
<p><strong>"Her iki bakanımız da ithamlara gerekli cevabı verdiler"</strong></p>
<p>Yılmaz, fonlara ilişkin tartışmalarda yapıcı eleştiri ve önerilere açık olduklarını ancak konunun siyasi amaçlarla istismar edilmesini, haksız ithamları ve itibar suikastı girişimlerini doğru bulmadıklarını söyledi.</p>
<p>Yeni Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale'nin iki bakana yönelik iddialarına değinen Yılmaz, Özlale'nin TBMM'de isim vermeden bazı iddialar ileri sürdüğünü, kendisinin ise isimlerin açıklanmasını istediğini anlattı.</p>
<p>Özlale'nin daha sonra isimleri kamuoyuyla paylaştığını belirten Yılmaz, "Her iki bakanımız da çok açık ve net bir şekilde, çok detaylı bir şekilde bu ithamlara gerekli cevabı verdiler." ifadesini kullandı.</p>
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş'ın babasına ilişkin iddianın isim benzerliğinden kaynaklandığını anımsatan Yılmaz, Ticaret Bakanı Ömer Bolat'a yönelik iddiaya yönelik ise şunları kaydetti:</p>
<p>"Ömer Bey'in sukuk hesaplarında bir tasarrufu söz konusu. Bundan çıkmadığı, buradaki yapılan işlemlerin işte yapılan işlemlerin toplanarak birtakım rakamlar hesaplandığı yani bir çarpıtma olduğu ortaya çıkmış oldu. Her iki konuda da gerçekten büyük bir mahcubiyet hissedilmesi gereken bir durum ortaya çıktı. Ama maalesef bir özür bile dilenmediğini gördük."</p>
<p>Özlale'nin daha önce kendisine yönelik bir ithama sert şekilde tepki verdiğini hatırlatan Yılmaz, başkalarına yönelik iddialarda da aynı hassasiyetin gösterilmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>Eleştirinin demokratik toplumlarda gerekli olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Eleştiriye her zaman açığız, onda hiç tereddüt yok." dedi. Yılmaz, olayın ayrıntıları incelenmeden oluşturulan algıların hem kişilerin itibarına hem de piyasalara zarar verebileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>"Suç mahiyetinde bir işlem yapan varsa en yakınımız da olsa gereği yapılır"</strong></p>
<p>AK Parti'nin geniş bir kadroya sahip olduğunu, bu kadrolar içinde yanlış yapan kişilerin de bulunabileceğini anlatan Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu konudaki tutumunun açık ve net olduğunu söyledi.</p>
<p>Yılmaz, bu anlayışın siyasi kimliğe veya kişisel yakınlığa göre değişmeyeceğini, suç teşkil eden davranışlar karşısında herkes için hukukun gereğinin yerine getirilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Suç mahiyetinde bir işlem yapan varsa en yakınımız da olsa, partimizde de olsa, bürokraside de olsa gereği yapılır, AK Parti'nin anlayışı budur." diye konuştu.</p>
<p>Gerçekten detayları bilinen konuların belgeleriyle birlikte adli makamlara intikal ettirilmesini isteyen Yılmaz, "Suçlu kimse, suçlu cezasını görsün. Orada hiç tereddüt yok. Benim yakınımmış, onun yakınıymış, diğeri şu partidenmiş, bu partidenmiş. Hiç fark etmez. Gereği yapılır, yapılmak durumundadır. Suç suçtur, suçlu suçludur." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yatırım yapmakla suç teşkil eden bir faaliyette bulunmanın birbirinden ayrılması gerektiğine işaret eden Yılmaz, yatırımcıların yalnızca fonlarda para bulundurdukları gerekçesiyle suçlanmasının kabul edilemeyeceğini kaydetti.</p>
<p>Yalnızca yatırım yaptığı için kişilerin hedef haline getirilmesine tepki göstererek, borsaya veya sermaye piyasalarına yatırım yapmanın tek başına suç anlamına gelmediğini belirten Yılmaz, yatırımcının kazanç veya kayıp yaşayabileceğini, asıl değerlendirilmesi gerekenin suç teşkil eden bir fiilin bulunup bulunmadığı olduğunu ifade etti.</p>
<p>Suç işlendiğine ilişkin bilgi veya belge bulunduğu takdirde adli makamlara iletilmesi çağrısını yineleyen Yılmaz, "Yani yatırım yapabilir insanlar. Borsaya da yatırım yapar, sermaye piyasalarına da yatırım yapar. Suçunu delillendirerek bir şey ortaya koyarsanız, bir belge koyarsanız eyvallah. Buna kim ne diyebilir? Lütfen bunu da yapın. Yani bir belgesine, bilgisine ulaştığınız suç, suç işlemiş biri varsa iktidar olsun, muhalefet olsun hep birlikte bunun hesabını soralım." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Yılmaz, sermaye piyasalarının ve borsanın bütün ülkeye ait olduğunu vurgulayarak, tartışmalarda hukuki ölçütlerin esas alınması, siyasi çekişmeler nedeniyle ekonomiye ve yatırımcılara zarar verilmemesi gerektiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Enflasyonla mücadele</strong></p>
<p>Enflasyonla mücadele programında 3'üncü yılın geride bırakıldığı hatırlatılarak, enflasyonda gelecek yıl belirgin bir düzelme görülüp görülmeyeceğine ilişkin soruya Yılmaz, eylül ayında enflasyonun yüzde 29,7 olarak açıklandığını anımsattı.</p>
<p>Enflasyonun bu şekilde olmasının savaşa ve enerji piyasalarındaki olağanüstü yükselişe rağmen gerçekleştiğini vurgulayan Yılmaz, bu durumun sevindirici olduğunu söyledi.</p>
<p>Merkez Bankasının ABD-İran savaşının enflasyona 7 puan civarı yansıdığını hesapladığını aktaran Yılmaz, buna rağmen enflasyonun yüzde 30'un altına düştüğünü ifade etti.</p>
<p>Enflasyonu yukarı çekenin hizmet kalemleri olduğunu dile getiren Yılmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>"Orada da bir aşağı doğru gidiş var ama henüz tam arzu ettiğimiz noktada değiliz. Hizmet derken kira ve eğitim gibi kalemler. Eğitim boyutu toplumun yüzde 10'unu aşağı yukarı ilgilendiriyor. Yüzde 90 parasız devlet okullarından istifade ediyor ama o yüzde 10 da olsa eğitimdeki o artışlar 'manşet enflasyon' dediğimiz enflasyonu yukarı çekmiş oluyor. Kira daha geniş bir sosyal boyuta sahip. TÜİK'in yine rakamlarıyla toplumun yüzde 28'i kirada oturuyor. Özellikle metropollerde bu önemli bir unsur. Burada çok yönlü politikalarla mücadelemizi sürdürüyoruz. Özellikle 500 bin sosyal konut ve kiralık sosyal konut projelerimizle bir taraftan para politikası, diğer yandan da arz yönlü politikalarla mücadeleyi devam ettiriyoruz. İnanıyorum ki bir süre sonra kiralarda da çok daha farklı bir döneme geleceğiz.</p>
<p>Gıda konusunda olumlu gelişmeler var. Bu sene çok şükür bereketli bir yıl oldu. Geçen yıl biliyorsunuz hem don hem kuraklık yaşamıştık. Bu da gıda fiyatlarında olumsuz bir etkide bulunmuştu. Büyümemizi de olumsuz etkilemişti. Bu sene ise hem büyüme üzerinde hem de enflasyon üzerinde tarım sektörünün olumlu bir etkisi söz konusu. Gıda fiyatları da oldukça iyi geldi. Son enflasyon rakamının beklentilerin altında oluşmasında gıda fiyatlarındaki düşüş çok etkili bir yere sahip. Bu da sosyal açıdan çok önemli."</p>
<p><strong>"Kararlılığımızdan en küçük bir ödün vermiş değiliz"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, konut, gıda ve kent içi ulaşımın genel enflasyon başlığını ilgilendiren en kritik kalemler olduğunu belirtti.</p>
<p>Kent içi ulaşımın "manşet enflasyonu" yukarı çeken bir husus olduğuna dikkati çeken Yılmaz, "Orada yerel yönetimlerin sorumluluğu söz konusu. Yerel yönetimlerin maliyetlerin ötesinde gerçekleşen kent içi ulaşım fiyatlarındaki artışları da enflasyona olumsuz yansıyor. Bu yönüyle buna 'yönetilen yönlendirilen fiyatlar' da diyoruz. Bu konuda da bir yaklaşımımız var. Burada bir sınır oluşturma, o sınırın ötesine geçmeme. Eğitimde bunu yaptık biliyorsunuz, kurallar kondu. Önümüzdeki döneme ilişkin eğitimde bu anlamda daha olumlu bir süreç bekliyoruz." şeklinde konuştu.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Aslında kent içi ulaşım konusunda da mutlaka birtakım kuralların gelmesi lazım. Enflasyonun çok üstünde artışlar yapılmaması lazım. Bir taraftan bu kurallar, bir taraftan arz yönlü politikalar, diğer taraftan para politikaları.... Bütün bunların bütüncül bir etkisiyle önümüzdeki yıl biz yüzde 21 diye ifade ettik Orta Vadeli Program'da. Orta vadede de tek haneli enflasyona yeniden dönüş. Gerçekçi bir çerçeve çizme gayreti içinde olduk. Çünkü dünyanın hali de bölgemizin hali de ortada. Ama hiçbir şekilde kararlılığımızdan en küçük bir ödün de vermiş değiliz. Bizim enflasyonla mücadele politika çerçevemiz olduğu gibi duruyor. Buna bağlıyız ve istikametimiz belli. Enflasyonu daha düşük seviyelere indirme, halkımızı bu anlamda rahatlatma. Belli bir yere geldik, yüzde 75'lerden şimdi 29 küsurlara gelmiş durumdayız. Daha da iyi bir noktaya gideceğiz. Bundan hiç şüphesi olmasın halkımızın. Kontrolümüz dışında gelişen dünyadan, bölgemizden gelen etkiler söz konusu. Ama her zaman şunun da altını çizmek gerekiyor. Asıl olan programınızdır. Programınız doğruysa, sonuç veriyorsa aşama aşama hedeflerinize yürürsünüz. Dışsal etkiler sizi bir miktar geciktirebilir, bir miktar etkileyebilir ama bu etkiler geçicidir. Sonuçta o etkileri geride bırakırsınız ve istikametinizde yürümeye devam edersiniz."</p>
<p>Enflasyonla ilgili kararlı adımlarla yollarına devam ettiklerini vurgulayan Yılmaz, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından depremin yaralarını sarmak için 5,4 trilyon lira para harcadıklarını dile getirdi.</p>
<p>Bu miktarın 104 milyar dolara denk geldiğine dikkati çeken Yılmaz, "Bu yıl sonu itibarıyla 104 milyar doları Türkiye Cumhuriyeti koca bir bölgenin yeniden inşası için harcamış oldu. Savaşlar bir taraftan, depremin etkileri diğer taraftan. Bütün bunlara rağmen programımız sonuç üretti ve üretmeye devam edecek ve inşallah hedeflerimize ulaşacağız." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Tarihi bir fırsat yakalamış durumdayız"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Terörsüz Türkiye sürecindeki son durumun sorulması üzerine, süreç kapsamında Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un 467 gibi tarihi bir oyla yasalaştığını bildirdi.</p>
<p>Uzun süren bir komisyon çalışmasının ardından Türkiye'ye özgü bir modelin ortaya çıktığını anlatan Yılmaz, "Meclis'imizin iradesi, Cumhurbaşkanı'mızın liderliği ve bu işin bir devlet politikasına dönüşmesi ve bu çerçevede yürütülen çalışmalarla Terörsüz Türkiye, mecrasında ve olumlu bir şekilde ilerliyor." dedi.</p>
<p>Bunun kolay bir konu olmadığını, on yılların birikiminden oluşan bir meseleden söz edildiğini vurgulayan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Türkiye'ye, yaptığımız bir hesaba göre en az 2,3 trilyon dolar maliyeti olan bir sorundan bahsediyoruz ama şimdi tarihi bir fırsat yakalamış durumdayız. Terörün artık gündemden kalıcı bir şekilde çıktığı bir dönemde biz, terörle mücadeleye harcadığımız enerjiyi, kalkınmaya, demokratik standartlarımızı, yaşam standartlarımızı geliştirmeye yönelteceğiz inşallah. Büyük bir fırsat penceresi olarak görüyoruz bunu. Demokrasimiz için, kalkınmamız için yeni bir dönem oluşacak. Türkiye Yüzyılı diyoruz, Cumhurbaşkanı'mız hep altını çiziyor. Türkiye Yüzyılı aynı zamanda huzurun ve kardeşliğin yüzyılı olacak diyoruz.</p>
<p>Bir taraftan da bölgemizdeki gelişmeleri herkes görüyor, tüm vatandaşlarımız görüyor. Yıllardır etnik kimlikler, mezhebi kimlikler ve inançlar üzerinden bölgemizdeki yaşayan topluluklar birbiriyle tabiri caizse karşı karşıya getirilip, çarpıştırılıp, enerjimizi buralara harcamamız sağlanırken emperyalist birtakım güçler gelip bu bölgenin kaynaklarını alıp kendileri istifade ediyorlar. Terörsüz Bölge derken bizim en büyük vurgularımızdan biri budur. Irak'ın kaynaklarını Iraklılar kullansın, Suriye'nin kaynaklarını Suriyeli kardeşlerimiz kullansın. Bütün bölge için bu geçerli. Niye başkaları gelip bu kaynakları götürsün? Niye burada yaşayan insanlar bunlardan mahrum kalsınlar? Bir taraftan Türkiye'nin huzuru, güveni ve iç yapısının kuvvetlendirilmesi, diğer taraftan bu emperyalist tuzakların boşa düşürülüp bölgemizde bir huzur, güven ortamının tesisi ve bölgenin topyekun refahının yükseltilmesi. Bu vizyon işte Türkiye Yüzyılı vizyonudur ve inşallah bunu adım adım hayata geçireceğiz."</p>
<p><strong>"Tam bir başarıya ulaştığında dünyaya da örnek olacak bir başarı hikayesi olacak"</strong></p>
<p>Yılmaz, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun kapsamında kurulan Takip ve Değerlendirme Kurulu kapsamında 4 alt kurulun oluşturulduğunu hatırlattı.</p>
<p>TBMM'de çıkan Kanun'da iki ana aşama bulunduğunun altını çizen Yılmaz, "Birinci aşama silahların bırakılması, bunun sahada tespiti, teyidi ve yine Milli Güvenlik Kurulumuz tarafından bunun teyit edilmesi. Yani silahların bırakıldığının ve örgütün fesholduğunun MGK tarafından teyit edilmesi. İkinci aşama belli suçlarda biliyorsunuz bir geçici denetimli serbestlik dediğimiz bir serbestlik oluşuyor ve gelip bu imkandan faydalanmak mümkün oluyor. Orada da 6 aylık bir süreçte başvurular yapılacak." ifadelerini kullandı.</p>
<p>İkinci aşamada Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu ile Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu'nun devreye gireceğini aktaran Yılmaz, bu kuruluşların ön hazırlıklarını gerçekleştirdiklerini söyledi.</p>
<p>Terörsüz Türkiye sürecinde sahada olumlu gelişmeler gördüklerini belirten Yılmaz, konuşmasına şu sözlerle devam etti:</p>
<p>"Özellikle sınırımızda hassas birtakım bölgelerde bazı mağaraların boşaltılması, buradaki yapıların artık tehdit olmaktan çıkması söz konusu. Bir diğer yandan Sincar dediğimiz bölgenin de yine Irak hükümetinin kontrolüne bırakılması ve Başika kampının artık görevini tamamlaması gibi birtakım sahada olumlu gelişmeler olduğunu görüyoruz. Olumlu yönde bir ilerleme söz konusu ama zor süreçler bunlar. Sonuçta yılların getirdiği süreçler. Burada biraz sabırla bu süreci takip etmek ve adım adım hedefe doğru yürümek gerekiyor. Şunu da unutmamak lazım, bu süreçte sonuçta fesih kararını ve silahları bırakma kararını veren bizzat örgüt, kendisi. 'Ben artık bu yöntemlerle devam etmek istemiyorum.' diyen örgütün kendisi. Dolayısıyla bu adımları aşama aşama atmalarını bekliyoruz. Biz de sahada gelişmeleri teyit edip, tespit edip bunu ilgili kurullarımıza sunacağız. Meclis'imizde de tüm bu süreçleri izleyecek bir yapının oluşmasını bekliyoruz. Meclis Başkanı'mız bu konuda partilerle bir çalışma başlatmış durumda.</p>
<p>Türkiye kendi sorunlarını başka bir güce, başka bir üçüncü göze, uluslararası bir kuruluşa götürmeden kendi içinde çözen bir ülke. Bu inşallah tam bir başarıya ulaştığında dünyaya da örnek olacak bir başarı hikayesi olacak diye inanıyorum. Bu aynı zamanda başka sorunları çözme kapasitemizi de gösteren önemli bir başarı diye inanıyorum. Yani Meclis'imizle, hükümetimizle, sivil toplumla hep birlikte bunu başarmak durumundayız. Bunun partisi yok, bunun siyasi görüşü yok. Bu prangadan ülkemizi kurtarıp yolumuza çok daha güçlü bir şekilde devam edeceğiz. Meclis'imize tekrar şükranlarımı sunuyorum. Keşke başka bazı milli konularda da aynı birlikteliği partilerimiz sergileyebilse... Buna ihtiyacı var bu ülkenin, temel konularda en azından. Şunu anlıyorum, demokratik siyaset, bazen polemikler de olur, sert tartışmalar da olur, bir ölçüde siyasi mücadelelerin tabiatında bu var diyebiliriz ama hiç olmazsa temel milli bazı konularda bütün partilerin katkısıyla süreçlerin yönetilmesi elbette bizim de arzumuz. Bunun örneğini Terörsüz Türkiye'de gördük ve gerçekten tüm toplumumuz da takdir etti. Meclis'imizin gücünü de ortaya koydu bu aslında bütün bu gelişmeler. İnşallah yeni anayasa başta olmak üzere başka alanlarda da bu tavrı partilerden görürüz."</p>
<p><strong>"Türkiye bunu yapabilecek olgunlukta"</strong></p>
<p>Yılmaz, yeni anayasa çalışmaları konusunda daha umutlu olabileceklerini ve Meclis'in temel bazı konularda birlikte hareket edilebileceğini gösterdiğini belirtti.</p>
<p>Yeni anayasa konusunda, 12 Eylül Askeri Darbesi sonucunda oluşmuş bir anayasa ayıbından Türkiye'yi kurtarmak gerektiğini vurgulayan Yılmaz, "Gelecek odaklı bir anayasa yapabilmek ve 21. yüzyılın gerektirdiği anayasal çerçeveyi oluşturmak için bunun zaruret olduğuna inanıyorum." diye konuştu.</p>
<p>Yılmaz, bu konuda kendi iç hazırlıklarını uzun zamandır yaptıklarını belirterek, "Bu sadece AK Parti'nin veya Cumhur İttifakı'nın yapabileceği bir iş değil. Hem Meclis'te hem sosyal, toplumsal düzeyde en geniş mutabakatı gerektiren bir süreç. Türkiye bunu yapabilecek olgunlukta." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yılmaz, Türkiye'nin, "Terörsüz Türkiye" sürecinde bunu gösterdiğinin altını çizdi.</p>
<p>Terör örgütü PKK'nın silah bıraktığının tespit edilmesinin ardından Milli Güvenlik Kurulu tarafından bunun teyit edileceğini belirten Yılmaz, "Önümüzdeki MGK'ye yetişir mi?" sorusu üzerine şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>"Bizim burada önemli gördüğümüz şu. Doğru istikamette gidiyor muyuz, ilerliyor muyuz, olumlu yönde gelişiyor mu bu hadise. Evet, doğru yönde gelişiyor, olumlu yönde gelişiyor, ilerlemeler var ama kesin takvim verip bu takvimde bitecek demek bana doğru gelmiyor. Ne zaman biterse bu olağan MGK toplantısını da beklememiz gerekmiyor doğrusu. Ne zaman bu süreç sona ererse teyit ve tespit süreci bu Milli Güvenlik Kuruluna arz edilebilir ve o zaman da ikinci aşamaya geçilmiş olur. Temenni ederiz ki en kısa süreçte olsun."</p>
<p><strong>"Provokatif söylemlere, eylemlere hiçbirimiz prim vermeyelim"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, bu süreçlerde dezenformasyonun çok olduğunu, provokasyona gelinmemesi gerektiğine işaret ederek, "Vatandaşlarımızı uyarmak isterim. Türkiye'nin bu beladan kurtulmaması için, bu sorunun Türkiye'nin ayağına pranga olarak kalması için gayret eden çeşitli çevreler provokasyonlar yapabilirler. Vatandaşımızın kafasını karıştırmak için dezenformasyonlar yapabilirler. Lütfen bunlara karşı da uyanık olalım. Çok güçlü, tecrübeli bir liderimiz var. Cumhur İttifakı ortağımız Sayın Devlet Bahçeli de son derece tecrübeli, devlet, siyaset insanı. Dolayısıyla yine Meclis'imizin buradaki gözetimi söz konusu. Lütfen provokatif söylemlere, eylemlere hiçbirimiz prim vermeyelim." şeklinde konuştu.</p>
<p>Liderliğin her zaman önemli olduğunu vurgulayan Yılmaz, özellikle sorunların karmaşıklaştığı dönemlerde çok daha önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Bu anlamda Türkiye'nin şanslı konumda olduğunu dile getiren Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çeyrek asra yaklaşan devlet yönetme ve uluslararası tecrübeye sahip olduğunu, ayrıca tecrübeli kadrolar bulunduğunu kaydetti.</p>
<p>Yılmaz, bu çerçevede hiç kimsenin tereddüdünün olmaması gerektiğini, milletin birliği, beraberliği, kardeşliği için ülkenin güç kazanması, dünyada çok daha etkili bir konuma gelmesi için her türlü gayreti sarf etmeye devam edeceklerini vurguladı.</p>
<p><strong>"Yarım asırdan fazla bir süredir Kıbrıs'ta huzur var"</strong></p>
<p>Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nde düzenlenen askeri geçit törenine ABD, Fransa, İngiltere ve Mısır'dan askeri birliklerin katıldığının anımsatılması üzerine Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu çok üzüntü verici bir durum. 1974 Barış Harekatı'yla Türkiye Cumhuriyeti, garantör ülke olarak Kıbrıs'a sadece Türk tarafına değil tüm Kıbrıs'a huzur ve barış getirdi. Yarım asırdan fazla bir süredir Kıbrıs'ta huzur var, güvenlik var. Bu ortam Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yaradığı gibi Rum tarafına da yaradı ve her iki taraf bu süreçte demokrasilerini geliştirdi, kalkınma süreçlerini geliştirdi. Güvenliğin olmadığı yerde ne demokrasi olur ne kalkınma olur. Bütün ada bu süreçten istifade etti ve şu anda geçmişe göre çok daha müreffeh, çok daha gelişmiş bir konumda Kıbrıs adası. Rum tarafı tabii istismar ederek bu süreci Avrupa Birliği adaylığına kadar da uzanmış oldu."</p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Rum tarafının yaptıklarının bütün adanın güvenliğini riske ve tehlikeye atma boyutu taşıdığını belirterek, "Kıbrıs Rum kesimi soykırım suçuyla uluslararası mahkemeler önünde yargılanmakta olan bir yönetimle iş tutuyor. Şu anda yaptıkları o. İsrail Netanyahu hükümeti. Dolayısıyla soykırım suçundan yargılanan bir yönetimle iş tutan bir zihniyetin yarın Kıbrıs Türk'üne nasıl bakacağını herkes tahmin edebilir. Dolayısıyla bir taraftan uluslararası alana çıkıp, 'Biz çözüm istiyoruz, barış istiyoruz.' deyip sonra da adanın tüm adanın güvenliğini riske atacak şekilde birtakım maceralara girmeleri, tutumlar, ilişkiler geliştirmeleri hiçbir şekilde kabul edilemez. Türkiye Cumhuriyeti güçlüdür ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yanındadır ve yanında olmaya da devam edecektir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bu anlamda da endişe edecek hiçbir durum görmediklerini vurgulayan Yılmaz, "Rum kesiminin attığı adımların ne kendilerine ne adaya bir faydası olmadığını, tüm adanın güvenlik risklerini artırdığını bir kez daha ifade etmek istiyorum. Biz, Kıbrıs Türklerinin yanındayız. Kıbrıs Türklerinin ada üzerinde egemen eşit bir devlet olarak varlıklarını savunmaya devam edeceğiz." dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-cok-daha-guven-veren-bir-piyasa-yapisi-olusmasi-icin-kurallar-kondu-89538</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/cevdet-yilmaz-5.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, olağanüstü fon tasfiyesinde net yatırım tutarının esas alınacağını açıkladı. Ana parasını önceden geri alanların 1 milyon liraya kadar ara ödemeden yararlanamayacağını belirten Yılmaz, olağan ve olağanüstü tasfiyelerde kamu kaynağı kullanılmayacağını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sahin-cop31in-teknoloji-gucu-olmaktan-buyuk-gurur-duyuyoruz-89537</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 11:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şahin: COP31&#039;in teknoloji gücü olmaktan büyük gurur duyuyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Teknolojiyi sürdürülebilir geleceğin en güçlü araçlarından biri olarak konumlandıran Türk Telekom'un, "Yarına Sözümüz Var" yaklaşımı doğrultusunda dijital dönüşümdeki öncü rolünü sürdürülebilir dönüşüm vizyonuyla buluşturduğu belirtildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre Türk Telekom, 9-20 Kasım'da Antalya'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı'nda (COP31) destekçilerinden biri olacak.</p>
<p>Türkiye'nin ilk kez ev sahipliği yapacağı COP31'de en üst düzey sponsorluk kategorisi olan "Master Partner" olarak yer alacak Türk Telekom'un, aynı zamanda "Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji" destekçisi rolüyle organizasyonun teknoloji altyapısını sağlayacağı bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, "Güçlü ve kesintisiz iletişim altyapısının yanı sıra enerji ve kaynak verimliliğini destekleyen yeni nesil teknolojileri COP31'e taşıyan şirket, dijitalleşmeyle sürdürülebilirliğin birlikte nasıl hayata geçirilebileceğini gösteren örnek bir teknoloji modeli sunacak. Türk Telekom, COP31 kapsamında üstlendiği sorumlulukla teknoloji gücünü Türkiye'nin sürdürülebilir gelecek hedefleri doğrultusunda kullanacak." denildi.</p>
<p>Organizasyonun dijital ve teknolojik omurgasını oluşturan Türk Telekom'un, yeni nesil teknolojileriyle COP31'i güçlü ve kesintisiz bir altyapıyla buluşturacağı, Türkiye'nin yalnızca COP31'e ev sahipliği yapmasına değil, sürdürülebilir dijital altyapı modeliyle geleceğin COP'larına ilham vermesine de katkı sağlayacağı ifade edildi.​​​​​​​</p>
<p><strong>"Dijital dönüşümün yanında sürdürülebilir dönüşümün de güçlü bir parçasıyız"</strong></p>
<p>Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, teknolojinin yalnızca bugünü dönüştüren değil, daha sürdürülebilir bir geleceği mümkün kılan en güçlü araçlardan biri olduğuna inandıklarını belirtti.</p>
<p>Türkiye'nin en büyük entegre telekom operatörü olarak "Yarına Sözümüz Var" diyerek sürdürülebilirliği iş stratejilerinin merkezine yerleştirdiklerini vurgulayan Şahin, "Ülkemizin dijital dönüşümüne öncülük ederken sürdürülebilir dönüşümün de güçlü bir parçası olarak hareket ediyoruz. Bu vizyonla Türkiye'nin Antalya'da ilk kez ev sahipliği yapacağı COP31'de Master Partner olarak yer almaktan büyük mutluluk duyuyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>COP31'e yalnızca güçlü ve kesintisiz bir teknoloji altyapısı taşımayacaklarını belirten Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>"COP31'in 'Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji' destekçisi olarak bu küresel buluşmanın teknoloji altyapısını sağlayacak, dijital ihtiyaçlarını uçtan uca üstleneceğiz. Güçlü fiber ve mobil altyapımızı, teknoloji alanındaki bilgi birikimimizi ve yetkinliklerimizi COP31'in hizmetine sunacağız. Enerji tüketimini azaltan, kaynakların daha etkin kullanılmasını sağlayan ve sürdürülebilirlik hedeflerini destekleyen yeni nesil teknolojilerimizle örnek bir dijital altyapı modeli kuracağız.</p>
<p>Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31'in, dijital dönüşümle sürdürülebilir dönüşümün birlikte nasıl hayata geçirilebileceğini gösteren öncü bir organizasyon olmasını önemsiyoruz. Ortaya koyacağımız teknoloji yaklaşımının gelecek COP'lara da ilham vermesini hedefliyoruz. COP31'in teknoloji gücü olmaktan ve sürdürülebilirlik yaklaşımımızla 'Geleceğin COP'u' vizyonuna katkı sunmaktan büyük gurur duyuyoruz. Çünkü bizim 'Yarına Sözümüz Var'."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sahin-cop31in-teknoloji-gucu-olmaktan-buyuk-gurur-duyuyoruz-89537</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/ebubekir-sahin-1791802325.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Telekom CEO&#039;su Ebubekir Şahin, &quot;COP31&#039;in teknoloji gücü olmaktan ve sürdürülebilirlik yaklaşımımızla &#039;Geleceğin COP&#039;u&#039; vizyonuna katkı sunmaktan büyük gurur duyuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-2-tarim-ve-hayvancilik-fuarina-hazir-89526</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 11:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa, 2. Tarım ve Hayvancılık Fuarı’na hazır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa, tarım ve hayvancılık sektörünün yerli ve yabancı temsilcilerini bir araya getirecek büyük bir organizasyona hazırlanıyor. Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenecek AgroGreen Bursa 2. Tarım ve Hayvancılık Fuarı, 14-17 Ekim 2026 tarihleri arasında kapılarını ziyaretçilere açacak. Bu yıl 250 binden fazla ziyaretçiyi ağırlamayı hedefleyen organizasyon, tarım sektöründeki yenilikçi teknolojileri üreticilerle buluştururken uluslararası ticaret bağlantılarının geliştirilmesine de katkı sağlamayı amaçlıyor. Türkiye’nin farklı bölgelerinden çiftçilerin katılımının beklendiği fuarda, uluslararası alıcı heyetleri, tarımsal üretime yönelik paneller ve modifiye traktör yarışması gibi etkinlikler öne çıkacak.</p>
<h2>“Bursa'da 250 bini aşkın ziyaretçi hedefi”</h2>
<p>Bursa 2. Tarım ve Hayvancılık Fuarı, bu yıl geniş katılımlı bir organizasyonla sektör temsilcilerini bir araya getirmeye hazırlanıyor. Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi'nde dört gün boyunca devam edecek etkinlikte, 250 bini aşkın ziyaretçiye ulaşılması hedefleniyor. Fuarın temel amaçları arasında çiftçilerin tarım ve hayvancılık alanındaki yeni teknolojilerle tanışması, üreticilerin farklı pazarlarla bağlantı kurması ve sektördeki yeniliklerin daha geniş kitlelere ulaştırılması bulunuyor. Organizasyon, yalnızca tarımsal teknolojilerin tanıtıldığı bir etkinlik olmanın ötesinde, üreticiler ile uluslararası ticaret temsilcilerini aynı platformda buluşturmayı amaçlıyor. Bu yıl büyütülen ulaşım planlaması kapsamında Türkiye'nin 40 farklı şehrinden 460 otobüsle çiftçilerin Bursa'ya taşınması öngörülüyor.</p>
<h2>“Bursa uluslararası alıcı ağırlanacak”</h2>
<p>Bursa 2. Tarım ve Hayvancılık Fuarı’nın dikkat çeken başlıklarından biri de uluslararası ticaret bağlantıları olacak. Organizasyon kapsamında 1.200 uluslararası alıcının Bursa’da ağırlanması planlanıyor. Yurt dışından gelecek alım heyetlerinin katılımıyla tarım ve hayvancılık sektöründeki üreticiler ile uluslararası pazar temsilcilerinin buluşturulması amaçlanıyor. Fuarın uluslararası katılımında bu yıl Gana Cumhuriyeti özel bir yere sahip olacak. Gana, AgroGreen Bursa 2. Tarım ve Hayvancılık Fuarı'na “Konuk Ülke” statüsüyle katılacak. Gana Tarım Bakan Yardımcısı Hon. John Dumelo ve beraberindeki resmi heyetin organizasyonda yer alması bekleniyor. Heyetin katılımıyla Türkiye ile Afrika arasındaki tarımsal iş birliklerinin geliştirilmesi ve iki taraf arasında yeni ticari bağlantıların kurulması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-2-tarim-ve-hayvancilik-fuarina-hazir-89526</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/6/1280x720/bursa-2-tarim-ve-hayvancilik-fuarina-hazir-1791793844.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa, 14-17 Ekim 2026 tarihlerinde tarım ve hayvancılık sektörünün önemli buluşmalarından birine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. AgroGreen Bursa 2. Tarım ve Hayvancılık Fuarı’nda 250 bini aşkın ziyaretçi hedeflenirken, 40 şehirden 460 otobüsle çiftçilerin fuara taşınması ve 1.200 uluslararası alıcının Bursa’da ağırlanması planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-yeni-girisimci-destek-programi-cagrisini-duyurdu-89534</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 11:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Kacır yeni Girişimci Destek Programı çağrısını duyurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, KOSGEB Girişimci Destek Programı kapsamında yeni başvuru dönemi başlayan İş Geliştirme Çağrısı hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, KOSGEB Girişimci Destek Programı'nın önemini vurgulayan Kacır, İş Kurma Desteği ile girişimcilerin platform ve performans giderlerine katkı sunduklarını belirtti.</p>
<p>Kacır, İş Geliştirme Desteği kapsamında 2,5 milyon liraya kadar destek verildiğini ifade ederek, "2024 yılında uygulamaya aldığımız program ile İş Kurma Desteği kapsamında bugüne kadar 31 bin 250 işletmeye 645 milyon lira katkı sağladık. İş Geliştirme Desteği kapsamında ise 4 bin 476 proje için 6,4 milyar lira destekleme kararı aldık ve 2 bin 400 projeye 2,4 milyar lira destek olduk." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Başvuru sürecine ilişkin detayları paylaşan Kacır, şunları kaydetti:</p>
<p>"Girişimcilerimizin üretim, yatırım ve büyüme yolculuklarında yanlarında olmaya devam ediyoruz. İş Geliştirme Çağrısı kapsamında 31 Ekim'e kadar başvuru yapılabilir. Detaylı bilgiye ve başvuruya http://kosgeb.gov.tr internet sitesinden ulaşılabilir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-yeni-girisimci-destek-programi-cagrisini-duyurdu-89534</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/9/1280x720/lira-tl-1771992966.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş Geliştirme Desteği kapsamında 2,5 milyon liraya kadar destek verildiğini belirten Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, başvuruların ekim sonuna kadar yapılabileceğini duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-ciro-endeksi-yillik-yuzde-318-yukseldi-89523</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 10:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toplam ciro endeksi yıllık yüzde 31,8 yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ilişkin ciro endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış toplam ciro endeksi, ağustosta aylık bazda yüzde 3 arttı.</p>
<p>Takvim etkisinden arındırılmış sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplam ciro endeksi, aynı ayda yıllık bazda yüzde 31,8 yükseliş gösterdi.</p>
<p>Sanayide takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, ağustosta yıllık bazda yüzde 32,6 arttı. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi ciro endeksi de bir önceki aya göre yüzde 2,2 artış kaydetti.</p>
<p>İnşaat sektöründe takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, ağustosta yıllık bazda yüzde 19,2 artarken, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış inşaat ciro endeksi temmuza kıyasla yüzde 3,7 azaldı.</p>
<p><strong>Ticaret ve hizmet endeksleri</strong></p>
<p>Takvim etkisinden arındırılmış ticaret ciro endeksi, ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 32,5, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ticaret ciro endeksi bir önceki aya göre yüzde 4,3 arttı.</p>
<p>Hizmet sektöründe takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, ağustosta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 33,6, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış hizmet ciro endeksi bir önceki aya göre yüzde 2,6 artış kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-ciro-endeksi-yillik-yuzde-318-yukseldi-89523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/otel-rezervasyon.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre takvim etkisinden arındırılmış sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplam ciro endeksi, yıllık bazda yüzde 31,8 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/perakende-satis-hacmi-yillik-yuzde-101-artti-89522</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 10:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perakende satış hacmi yıllık yüzde 10,1 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ilişkin ticaret satış hacim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre ticaret satış hacmi, ağustosta bir önceki aya göre yüzde 0,2 yükseldi.</p>
<p>Aynı ayda motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin toptan ve perakende ticareti ile onarımı için satış hacmi yüzde 1, toptan ticaret satış hacmi yüzde 0,2 azalış kaydetti.</p>
<p>Perakende ticaret satış hacmi ise yüzde 1,4 arttı.</p>
<p>Ticaret satış hacmi, ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,6, perakende ticaret satış hacmi yüzde 10,1 yükselirken motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin toptan ve perakende ticareti ile onarımı için satış hacmi yüzde 11,2, toptan ticaret satış hacmi yüzde 1,9 düştü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/perakende-satis-hacmi-yillik-yuzde-101-artti-89522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/7/1280x720/perakendecilerin-omnichanel-notu-100-uzerinden-46-oldu-1741935521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre ticaret satış hacmi yıllık bazda yüzde 0,6, perakende satış hacmi yüzde 10,1 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/otomotivde-rekabetin-yeni-kurali-maliyet-dayaniklilik-ve-donusum-89521</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 10:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivde rekabetin yeni kuralı; maliyet, dayanıklılık ve dönüşüm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Otomotiv sanayisi, bir yandan maliyet ve kârlılık baskısıyla mücadele ederken diğer yandan elektrikli araçlar, dijitalleşme, jeopolitik gelişmeler ve tedarik zincirindeki değişimlerle yeni bir döneme hazırlanıyor. Sektör yöneticilerine göre rekabet gücünü korumak için yalnızca fiyat ve üretim performansına odaklanmak yeterli değil. Öngörülemeyen maliyetlerin yönetilmesi, tedarik zincirinin dayanıklılığının artırılması ve dönüşüm hızının korunması gerekiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc929b34180-1791791771.JPG" alt="" width="566" height="377" /></p>
<p>Karsan Genel Müdür Yardımcısı Ergün Koru, otomotivde gizli maliyetlerin hem şirketlerin bildiği ancak müşteriye tam olarak yansıtamadığı kalemlerden hem de proje başladıktan sonra ortaya çıkan öngörülemeyen giderlerden oluştuğunu söyledi. Alt tedarikçilerin minimum sipariş miktarlarından kaynaklanan stokların ilk gruba örnek oluşturduğunu belirten Koru, üretim planındaki değişiklikler, kalite sorunları, lojistik problemleri, petrol fiyatlarındaki değişimler, acil sevkiyatlar ve sonradan gelen müşteri taleplerinin ise proje başladıktan sonra ortaya çıkan maliyetleri artırdığını ifade etti. Bu maliyetlerin önemli bölümünün üretici üzerinde kaldığını vurgulayan Koru, “Farkında olduğumuz ama müşteriden alamadığımız kısımda üretici ödüyor. Farkında olmadıklarımızı da yine üretici ödüyor” dedi. Koru, proje sonunda fizibilitede öngörülen maliyetlerle gerçekleşen sonuçların karşılaştırılması ve ortaya çıkan farkların sonraki projelerde kullanılacak bir veri tabanına aktarılması gerektiğini de belirtti. Karsan’ın faaliyetleri açısından Avrupa’daki elektrikli araç pazarının önemine de değinen Koru, şirket cirosunun yüzde 95’inin yurt dışı satışlardan geldiğini ve bunun büyük bölümünün Avrupa’daki elektrikli araçlardan oluştuğunu söyledi. Avrupa'da elektrikli araçlara yönelik teşviklerdeki daralmanın ihale ve sipariş imkanlarını etkilediğini belirten Koru, küresel pazarın tamamen daralmasından ziyade talep ve üretimin coğrafi olarak yer değiştirdiğini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc925844879-1791791704.JPG" alt="" width="572" height="381" /></p>
<h2>Arıncı: Birim fiyat değil, toplam maliyet önemli</h2>
<p>Valeo Türkiye Ülke Başkanı ve Bursa Fabrikaları Genel Müdürü Tuna Arıncı, otomotivde üretici ve tedarikçilerin müşteri ile alt tedarikçi arasında adeta bir tampon görevi üstlendiğini söyledi. Covid-19, savaşlar ve tedarik zincirindeki kırılmaların acil hava taşımacılığı, konteyner, ilave stok, çift tedarikçi ve kapasite değişiklikleri gibi ek maliyetler oluşturduğunu belirten Arıncı, bu giderlerin her zaman sözleşmelere yansıtılamadığını ifade etti. Üretimin durmasının otomotiv sektöründe yüksek maliyet yaratabildiğine dikkat çeken Arıncı, dakikalık duruş maliyetlerinin 10 bin ila 50 bin dolar seviyelerine ulaşabildiğini söyledi. Satın alma kararlarında yalnızca birim fiyatın dikkate alınmasının da risk taşıdığını belirten Arıncı, nakliye, gümrük, vergi, kalite sorunları, ilave stok, üretim kayıpları ve çalışanların harcadığı zamanın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Arıncı, bu nedenle “Toplam Sahip Olma Maliyeti” yaklaşımının benimsenmesi gerektiğini vurguladı. Satın alma ve kalite birimlerinin ayrı hedefler yerine şirketin toplam maliyeti ve kârlılığı üzerinden ortak KPI’larla yönetilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc926b71406-1791791723.JPG" alt="" width="620" height="413" /></p>
<h2>Gökçen: 2030’a kadar sektörde önemli değişimler yaşanacak</h2>
<p>BPlas Yönetim Kurulu Başkanı Celal Gökçen, Türkiye otomotiv sanayisinin araç üretme kabiliyetini koruması gerektiğini belirterek, ülkenin Avrupa’ya coğrafi yakınlığı, mevcut üretim birikimi ve tedarikçi altyapısının önemli avantajlar sunduğunu söyledi. Önümüzdeki dört yılda, 2030’a kadar sektörde önemli değişimler yaşanacağını ifade eden Gökçen, dönüşümün yalnızca elektrikli araçlarla sınırlı olmayacağını; çevre ve jeopolitik baskıların yanı sıra elektronik, veri ve dijitalleşmenin de otomotiv sanayisini değiştireceğini kaydetti. Bu süreçte şirketlerin yatırım yapabilme kapasitesini koruması, tasarım kabiliyetini geliştirmesi, dijital dönüşümü sağlaması ve maliyet yapısına hakim olması gerektiğini vurgulayan Gökçen, dönüşüm hızının yüksek olacağını ve sanayicilerin bu değişime uyum sağlamasının önem taşıdığını ifade etti. Gökçen, Türkiye'nin mevcut üretim yetkinlikleri ve Avrupa'ya yakınlığının yanı sıra şirketlerin yeni teknolojilere uyum kabiliyetlerini geliştirmesinin de rekabet açısından önem taşıdığını belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc92835ad0d-1791791747.JPG" alt="" width="551" height="367" /></p>
<h2>Plana: Artık tedarikçinin geleceği de satın alınıyor</h2>
<p>Renault Group Ülke Satınalma Direktörü Önder Plana ise otomotivde satın alma kriterlerinin değiştiğine dikkat çekti. Geçmişte kalite, maliyet ve teslimat performansının temel kriterler olduğunu belirten Plana, bugün bunlara sürdürülebilirlik, dijitalleşme, inovasyon, finans, yapay zekâ ve tedarik zinciri risklerinin eklendiğini söyledi. Plana, sürdürülebilirliğin aynı zamanda risk yönetimi anlamına geldiğini ifade ederek, şirketlerin tedarikçilerini değerlendirirken yalnızca bugün sundukları ürüne ve fiyata değil, gelecekteki kapasite ve dayanıklılıklarına da bakması gerektiğini belirtti. “Artık sadece bir parça almıyoruz. Bir firmanın geleceğiyle beraber alıyoruz” yaklaşımını ortaya koyan Plana, tedarikçilerin beş, 10 ve daha uzun yıllar boyunca projeleri sürdürebilecek yapıya sahip olup olmadığının önem kazandığını söyledi. Türkiye sanayisinin esnek ve hızlı hareket edebilen bir yapıya sahip olduğunu belirten Plana, kritik konunun bu dönüşüm hızının korunması olduğunu vurguladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/otomotivde-rekabetin-yeni-kurali-maliyet-dayaniklilik-ve-donusum-89521</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/8/1280x720/otomotiv-sanayi-1768883996.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotiv yöneticileri, artan maliyet baskısı, tedarik zincirindeki kırılmalar ve elektrikli araç dönüşümünün sektörde yeni bir rekabet düzeni oluşturduğuna dikkat çekti. Yöneticilere göre rekabet gücü; birim fiyattan çok toplam maliyeti yönetme, tedarik zincirini güçlendirme ve dönüşüm hızını koruma kapasitesine bağlı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/meydan-okumasi-olmayan-bir-hayat-insa-ediliyor-89519</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 10:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meydan okuması olmayan bir hayat inşa ediliyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mükemmel bir kapitalist mühendis Elon Musk uyarıyor:</p>
<p>“‘Singülarite-tekillik’ sonrası 8 şok edici gelecek” ile insanları, toplumları uyarıyor.</p>
<p>Technological Singularity, yapay zekânın insan zekâsını aşıp kendi kendini durmaksızın geliştirmesiyle öngörülemez bir geleceğe işaret ediyor.</p>
<p>Musk, 2026’nın ilk aylarında <em>“Tekilliğe girdik”</em> ve <em>“2026 tekilliğin yılıdır”</em> diyerek bu eşiğin artık teorik bir gelecek değil, içinde yaşanan bir gerçeklik hâline geldiğini belirtmişti.</p>
<p>Ve şimdiki açıklamalarında insanlığın yaşayabileceği en ürkütücü çağı işaret ediyor.</p>
<p>“Evrensel temel gelir ile kimse çalışmasa bile herkes yüksek gelir elde edecek.</p>
<p>Ama yaşam amacını kaybeden insanlar isyan edecek ve toplum büyük bir kaosa sürüklenecek.”</p>
<p>Ve sonuçta “MEYDAN OKUMASI OLMAYAN BİR HAYAT” ile insanoğlu, zihni pasifize edilmiş, düşünemeyen bir varlığa dönüşecek.</p>
<p>Elon Musk’ın uyardığı “Singülarite sonrası 8 şok edici gelecek”:</p>
<ol>
<li>Herkes ultra yüksek gelire sahip olacak, ama toplum çökecek</li>
</ol>
<p>Yapay zekâ-AI’nin nimetleriyle çalışmadan zengin bir hayat sürülebilir, ancak yaşam amacını kaybeden insanlar, kaygı ve korkuyla ayaklanmalara yol açacak.</p>
<ol start="2">
<li>Masa başı işlerin yarısı hemen ortadan kalkabilir</li>
</ol>
<p>Fiziksel emek dışındaki bilgisayar işlerinin yarısı zaten AI tarafından halledilebilir durumda. Geriye sadece yaygınlaşma hızı sorunu kaldı.</p>
<ol start="3">
<li>“Para” kaybolup “elektrik” para birimi olacak</li>
</ol>
<p>Gelecekte en değerli şey kâğıt para değil, WATT SAYISI (ENERJİ) OLACAK.</p>
<p>Elektriği kontrol eden dünyayı kontrol eder.</p>
<ol start="4">
<li>Çin, AI hesaplama gücüyle dünyayı ezer</li>
</ol>
<p>Çin, devasa güneş enerjisiyle enerjiyi patlama yaparcasına artırıyor ve AI’yi çalıştıran güçle ABD’yi geride bırakıyor.</p>
<ol start="5">
<li>AI’yi yerleştirmek için “uzay” en ucuz yer olacak</li>
</ol>
<p>Gece ve hava engeli olmayan uzay boşluğunda, sınırsız güneş ışığıyla AI’yi neredeyse bedavaya 24 saat tam kapasite çalıştırabilirsiniz.</p>
<ol start="6">
<li>Dev bataryalarla kullanılabilir elektrik iki katına çıkacak</li>
</ol>
<p>Gece şarj edip gündüz kullanma sistemini tam uygularsanız, yeni santral kurmadan ABD’nin elektrik arzı iki katına ulaşır.</p>
<ol start="7">
<li>Robotlar insanın her arzusunu tatmin edecek</li>
</ol>
<p>AI-ROBOT-NANOTEKNOLOJİ, istediğiniz şeyleri sağlayacak, sağlık sorunlarını çözecek ve maddi yoksunluk yeryüzünden tamamen silinecek.</p>
<ol start="8">
<li>En büyük tehlike “meydan okuması olmayan bir hayat”</li>
</ol>
<p>Zorluğun da hedefin de olmadığı bir dünyada, insanlık WALL-E filmindeki gibi sadece koltuğa yayılıp şişmanlayan, motivasyonsuz bir varlığa dönüşecek.</p>
<p>Sonuç itibarıyla:</p>
<p>“AI-yapay zekâ ile her isteğin karşılandığı, geçim sıkıntısı-para sıkıntısı çekilmeyen bir yaşam gelebilir; ancak zihin düşünce yeteneğini kaybettiği anda, insanlık çalışmanın ve yaşamın anlamını kaybederek motivasyonsuzluğa ya da çılgınlığa sürüklenmek zorunda kalabilir.”</p>
<p><strong>Kaynak:</strong><em> Elon Musk Tesla Grp, Araştırmacı 松田悠玄＠独り起業22年目--Matsuda</em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/meydan-okumasi-olmayan-bir-hayat-insa-ediliyor-89519</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meydan okuması olmayan bir hayat inşa ediliyor! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-yumakli-acikladi-tarsimde-kapsam-genisletildi-89520</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 10:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Yumaklı açıkladı: TARSİM&#039;de kapsam genişletildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 2027 yılında uygulanacak Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) yenilikleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, iklim krizi ve doğal afetlerin tarım üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmeyi hedeflediklerini belirten Yumaklı, üreticilerin emeklerini güvence altına almak adına sigorta kapsamını her geçen yıl daha da büyüttüklerini vurguladı.</p>
<p>Yumaklı, yeni düzenlemeyle birlikte Bitkisel Ürün Sigortası ve Temel Sigorta Paketi'nde teminat kapsamının genişletildiğine dikkati çekerek şunları ifade etti:</p>
<p>"Daha önce kayısı, elma, armut, ayva, şeftali, nektarin, erik, kiraz ve vişne ürünlerinde uygulanan don hadisesi teminatına ceviz, badem, Trabzon hurması, dut, nar, incir, kivi, hünnap, yenidünya, muşmula, kızılcık, kuşburnu, alıç, keçiboynuzu, muz ve kestane olmak üzere 16 ürün daha eklendi. Ayrıca Gelir Koruma Sigortası kapsamında mevcut buğday, arpa ve çavdar ürünlerine ek olarak tritikale de teminat altına alındı. Üreticilerden gelen talepler doğrultusunda pelemir ürünü de TARSİM kapsamına dahil edilirken enginar ürününde çok yıllık yetiştiricilikte dolu paket teminat başlangıç esasları yeniden belirlendi. 2027'den itibaren teminat dönemi öncesi yaşanan don hadisesine karşı kapsama alınan ürün sayısı 9'dan 25'e çıkarıldı, Temel Sigorta Paketi'ne de 16 ürün daha dahil edilerek teminat 25 ürüne yükseltildi."</p>
<p><strong>"Şanlıurfa ve Kayseri'de uygulanmaya başlanacak"</strong></p>
<p>Başta kuraklık olmak üzere üreticilerin Köy Bazlı Verim Sigortası teminatlarında yer alan ürünlerde yaşanan verim kayıplarını parsel bazında güvence altına alan Parsel Bazlı Verim Sigortası'nın pilot olarak Tekirdağ'dan sonra Şanlıurfa ve Kayseri'de de uygulanmaya başlanacağını bildiren Yumaklı, akabinde uygulamanın tüm Türkiye'de hayata geçirileceğini belirtti.</p>
<p>Yumaklı, bunun yanı sıra şeker pancarı tohumluk üretiminde, yaban domuzunun erkek bitkileri yemesi nedeniyle oluşan verim kayıpları ile baraj kapaklarının açılması sonucu meydana gelen sel ve su baskını hasarlarının da teminat kapsamına eklendiğini belirterek, büyükbaş hayvan hayat sigortalarında üretici lehine atılan adımlara ilişkin şu bilgiyi verdi:</p>
<p>"İnfertilite (kısırlık) nedeniyle oluşan mecburi kesim hasarlarında poliçe döneminde buzağılamış olma şartı, poliçe başlangıcından 120 gün öncesine çekildi. Geniş kapsamlı tarifede yetiştiriciler, talepleri halinde buzağılarını birinci günden itibaren sigortalatabilecek. Süreçlerin daha şeffaf ve hızlı takibi için Bakanlığın Güvenli Elektronik Küpe İzleme Sistemi ile TARSİM entegrasyonu sağlandı. Arıcılık sigortasında ise kar yağışından kaynaklı heyelan hasarları teminat kapsamına alınırken kovan bedeli 5 bin 500 liradan 6 bin 500 liraya yükseltildi."</p>
<p><strong>"Seracılara ve gazi yakınlarına indirim"</strong></p>
<p>Bakan Yumaklı, seracılık faaliyetlerini desteklemek amacıyla sera sigortalarında örtü onarım masrafının 6 bin 500 liradan 8 bin 500 liraya çıkarıldığını ifade ederek, "Modernize edilen seralarda poliçe primi üzerinden yüzde 5 prim indirimi uygulanacak olup, risk inceleme çalışmalarındaki ölçüm toleransı yüzde 15'ten yüzde 20'ye yükseltildi. Sosyal destekler kapsamında ise mevcutta şehit yakınları ve gazilere uygulanan indirim imkanı, gazi yakınları için de geçerli hale getirildi." dedi.</p>
<p>Tarımsal üretimin en önemli sacayaklarından tarım sigortaları alanında tüm paydaşlarla güçlü işbirliği içinde sistemin geliştirilmesine, üretici ve yetiştiricilerin faaliyetlerinin devamlılığına katkı sağlamak üzere çalışmalar yürüttüklerini belirten Yumaklı, şunları kaydetti:</p>
<p>"Tarım Sigortaları Kanunu ile 2006'da faaliyetlerine başlayan TARSİM Sistemi, tarım sigortaları alanında dünyadaki en başarılı kamu-özel sektör-STK işbirliği modellerinden biri haline gelmiştir. Sigortalanabilir ve ölçülebilir nitelikteki tüm risklerin kapsama alınması yönünde yoğun çalışmalar gerçekleştirdiğimiz sistemin teminat kapsamı, risk ve ürün bazında her yıl genişletilmektedir. 2027 yılı düzenlemelerimizle şemsiyeyi daha da genişletmiş olduk. Çalışmalarımızda her zaman büyük desteğini gördüğümüz Cumhurbaşkanı'mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a bu vesileyle tüm üreticilerimiz adına teşekkür ediyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-yumakli-acikladi-tarsimde-kapsam-genisletildi-89520</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tarim-tarsim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Devlet destekli Tarım Sigortaları Havuzu&#039;nun kapsamının genişletildiğini açıklayan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, &quot;2027&#039;den itibaren teminat dönemi öncesi yaşanan don hadisesine karşı kapsama alınan ürün sayısı 9&#039;dan 25&#039;e çıkarıldı, Temel Sigorta Paketi&#039;ne 16 ürün daha dahil edilerek teminat 25 ürüne yükseltildi.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/9-ayda-54-ilin-ihracati-artti-89518</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 10:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> 9 ayda 54 ilin ihracatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, ocak-eylül dönemine ait faaliyet illerine göre ihracat verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, İstanbul, geçen ay 5 milyar 736 milyon dolarla en fazla ihracat yapan il oldu. Kentin dış satımı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 27,3 arttı. İstanbul'u, 3 milyar 733 milyon dolar ve yüzde 25,6 yükselişle Kocaeli, 1 milyar 972 milyon dolar ve yüzde 13,1 artışla İzmir takip etti.</p>
<p>Kıymetli veya yarı kıymetli taşlar faslı, 1 milyar 441 milyon 892 bin dolarla İstanbul'un ihracatında ilk sırada yer aldı. Bu faslı, 461 milyon 455 bin dolarla örme giyim eşyası ve aksesuarları, 454 milyon 157 bin dolarla kazanlar-makineler izledi.</p>
<p>Kocaeli'de motorlu kara taşıtları, 1 milyar 470 milyon 764 bin dolarla en fazla dış satım yapılan sektör oldu. Bu faslı, 343 milyon 725 bin dolarla elektrikli makine ve cihazlar, 333 milyon 384 bin dolarla mineral yakıtlar ve yağlar takip etti.</p>
<p>İzmir'in ihracatında mineral yakıtlar ve yağlar, 333 milyon 602 bin dolarla ilk sırada yer aldı. Söz konusu faslın ardından 193 milyon 138 bin dolarla kazanlar-makineler, 164 milyon 621 bin dolarla tütün ve tütün yerine geçen işlenmiş maddeler geldi.</p>
<p><strong>İlk 3 ilin en fazla ihracat yaptığı ülkeler</strong></p>
<p>İstanbul'un ihracatında 768 milyon 256 bin dolarla İsviçre ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi, 483 milyon 169 bin dolarla ABD ve 329 milyon 139 bin dolarla Almanya izledi.</p>
<p>Kocaeli, en fazla ihracatı 422 milyon 237 bin dolarla İngiltere'ye yaptı. Bu ülkenin ardından 356 milyon 425 bin dolarla Almanya ve 210 milyon 151 bin dolarla ABD geldi.</p>
<p>İzmir'in en fazla ihracat yaptığı ülke, 203 milyon 913 bin dolarla Almanya oldu. Bu ülkeyi, 177 milyon 673 bin dolarla İspanya, 169 milyon 5 bin dolarla ABD takip etti.</p>
<p><strong>İhracatını tutar bazında en çok artıran iller</strong></p>
<p>Eylülde, yıllık bazda ihracatını en fazla artıran iller sıralamasında İstanbul 1 milyar 231 milyon dolarlık artışla ilk sırada geldi. İstanbul'u, 761 milyon dolarla Kocaeli, 311 milyon dolarla Mersin izledi.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde 28 il 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptı, 54 il de dış satımını artırdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/9-ayda-54-ilin-ihracati-artti-89518</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/ithalat-dis-alim-1768549493.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının 9 aylık verilerine göre 28 ilin ihracatı 1 milyar doları aşarken, 54 ilin de ihracatı arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeden-su-urunleri-ve-hayvansal-mamuller-ihracati-9-ayda-15-milyar-dolari-asti-89512</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 10:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege’den su ürünleri ve hayvansal mamuller ihracatı 9 ayda 1,5 milyar doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, 2026’nın ilk 9 ayında ihracatını yüzde 15 artırarak 1 milyar 509 milyon dolara taşıdı. Eylül ayında 193 milyon dolarlık ihracata imza atan Birlik, Ege İhracatçı Birlikleri çatısı altında tarihinde ilk kez ayın ihracat şampiyonu oldu. Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ufuk Atakan Demir, “Hedefimiz zirveye çıkmakla yetinmeyip zirveye demir atmak” dedi.</p>
<p>Ağustos ayında son 12 aylık ihracatı ilk kez 2 milyar dolar barajını aşan Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, eylül ayında gerçekleştirdiği 193 milyon dolarlık ihracatla Ege İhracatçı Birlikleri bünyesindeki 12 ihracatçı birliği arasında ilk kez ayın ihracat lideri oldu. Birlik, 2026 yılının ocak-eylül döneminde ihracatını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15 artırarak 1 milyar 313 milyon dolardan 1 milyar 509 milyon dolara çıkardı ve yeni bir rekora imza attı.</p>
<h2>“Hedefimiz zirveye demir atmak”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc87cc47e25-1791789004.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p>Eylül ayında Ege İhracatçı Birlikleri bünyesinde ilk kez en fazla ihracat gerçekleştiren birlik olmanın gururunu yaşadıklarını belirten Demir, sektörün 25 yıllık dönüşümüne dikkat çekti. Su ürünleri sektörünün ihracatın lokomotifi olmayı sürdürdüğünü belirten Demir, 2026 yılının ocak-eylül döneminde su ürünleri ihracatının 1 milyar 222 milyon dolara ulaştığını söyledi. Su ürünlerinin Birliğin toplam ihracatındaki payının yüzde 81'e yükseldiğini kaydeden Demir, levrek, çipura ve Türk somonunun uluslararası pazarlardaki güçlü konumunun ihracat performansına önemli katkı sağladığını vurguladı.</p>
<h2>Yumurta ihracatında yüzde 79 artış</h2>
<p>Su ürünlerinin yanı sıra diğer ürün gruplarında da ihracat artışlarının yaşandığını belirten Demir, “Yumurta ihracatımız 2026 yılının ocak-eylül döneminde yüzde 79 artışla 71 milyon dolardan 128 milyon dolara yükseldi. Böylece yumurta, su ürünlerinin ardından en fazla ihracat gerçekleştirdiğimiz ürün gruplarından biri oldu. Aynı dönemde kanatlı sektörümüz 93 milyon dolar, süt ürünleri sektörümüz 27 milyon dolar, bal sektörümüz 10,6 milyon dolar, diğer ürün gruplarımız ise 24 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. Tüm ürün gruplarımızın katkısıyla ihracatımızı 2027 yılında 2,3 milyar dolara taşımayı hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeden-su-urunleri-ve-hayvansal-mamuller-ihracati-9-ayda-15-milyar-dolari-asti-89512</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/2/1280x720/egeden-su-urunleri-ve-hayvansal-mamuller-ihracati-9-ayda-15-milyar-dolari-asti-1791789029.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos ayında son 12 aylık ihracatı ilk kez 2 milyar dolar barajını aşan Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, eylül ayında gerçekleştirdiği 193 milyon dolarlık ihracatla Ege İhracatçı Birlikleri bünyesindeki 12 ihracatçı birliği arasında ilk kez ayın ihracat lideri oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/2-bin-116-ton-bugday-ihale-ile-satilacak-89517</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 bin 116 ton buğday ihale ile satılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) Polatlı Tarım İşletmesi Müdürlüğünün Resmi Gazete'de yayımlanan ilanına göre işletme, 2026 yılı istihsali 2 bin 116 ton mahsul buğdayı borsa şartlarında açık artırma usulüyle 4 parti halinde satacak.</p>
<p>İhale, 20 Ekim saat 14.00'te Lüleburgaz Ticaret Borsası'nda gerçekleştirilecek.</p>
<p>Konuya ilişkin şartname, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile Polatlı Tarım İşletmesinde mesai saatlerinde görülebilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/2-bin-116-ton-bugday-ihale-ile-satilacak-89517</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tarim-urun-bugday.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİGEM Polatlı Tarım İşletmesi Müdürlüğü, 2 bin 116 ton mahsul buğdayı açık artırma ile satacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/osdden-cagri-cinlilerin-agresif-politikalarina-karsi-turkiye-disarda-kalmasin-89501</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 08:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> OSD&#039;den çağrı: Çinlilerin agresif politikalarına karşı Türkiye dışarda kalmasın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DERYA TAHMAZ KARAYAĞIZ</strong></p>
<p>Türkiye otomotiv sanayisinin gündeminde Avrupa Birliği’nin “Made in Europe” yaklaşımı ve bu kapsamda şekillenecek yeni yatırım kuralları var.</p>
<p>Otomotiv Sanayii Derneği'nin (OSD) 2026’nın ilk dokuz ayına ilişkin verileri açıkladığı toplantıda konuşan OSD Başkanı Cengiz Eroldu, Avrupa’nın Çin’in agresif ihracat politikalarına karşı kendi sanayisini koruma çabasını anladıklarını ancak daha rekabetçi bir Avrupa otomotiv sanayisinin Türkiye’yi dışarıda bırakarak kurulamayacağını söyledi. Türkiye’nin Avrupa otomotiv değer zincirinin önemli bir parçası olduğunu vurgulayan Eroldu, iki tarafın benzer politikalar izlemesi gerektiğini belirtti. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/cengiz-eroldu.jpg" width="700" /></p>
<h2>“Yeni montaj fabrikalarına ihtiyacımız yok” </h2>
<p>Türkiye'deki otomotiv STK'ları olarak geçen ay bir ortak pozisyon belgesi yayınladıklarını anımsatan Eroldu, "Bu belgenin arkasında OSD, OİB ve TAYSAD var. Biz daha güçlü bir Avrupa otomotiv sanayinin Türkiye’siz olmayacağına ama bunun için de benzer politikaları benimseyen bir değer zincirinin olması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye'nin AB'nin rekabetçiliğine önemli bir katkısı var. AB’nin buradaki ana amacı Çinlilerin agresif politikalarına karşı kendi sanayilerini ve kendi sistemlerini korumak, bunu anlıyoruz. Ama bunu daha güçlü bir Avrupa otomotiv sanayi kurulmak isteniyorsa bunun için Türkiye'nin de muhakkak bunun bir parçası olması lazım" dedi. Avrupa’daki bürokrat ve parlamenterlerle temaslarını sürdürdüklerini belirten Eroldu, Türkiye’nin yarattığı katma değerin ve sanayi entegrasyonunun yeterince bilinmediğini söyledi.</p>
<p>Made in Europe tartışmasının önemli başlıklarından biri de Çinli üreticilerin Avrupa ve Türkiye’de yapacağı yatırımlar. Eroldu, yabancı yatırımlara karşı olmadıklarını ancak bu yatırımların Türkiye’ye teknoloji ve katma değer kazandırması gerektiğini vurguladı. “Türkiye’nin yeni montaj fabrikalarına ihtiyacı yok. Türkiye’ye teknoloji getirecek, Türkiye’de Ar-Ge yapacak yatırımlara ihtiyaç var” diyen Eroldu, yeni yatırımların yerli tedarik sanayisini geliştirmesini ve rekabet gücünü artırmasını beklediklerini kaydetti.</p>
<h2>Çin’in Avrupa’daki payı yüzde 10’a çıktı </h2>
<p>Çin’in üretim kapasitesini değerlendirmek için ihracata daha agresif yöneldiğine dikkat çeken Eroldu, Çin’in ilk sekiz aylık otomotiv ihracatının 7,1 milyon adede ulaştığını ve geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 67 arttığını aktardı. Sunumda paylaşılan verilere göre Çinli araçların Avrupa pazarındaki payı da geçen yılın ilk sekiz ayında yüzde 6 iken bu yıl yüzde 10’a yükseldi. Eroldu, Avrupa Birliği’nin 2025’te Çin ile ticaretinde 304 milyar dolarlık açık verdiğini, otomotivdeki açığın ise 17 milyar Euro olduğunu belirtti. Türkiye’nin Çin ile dış ticaret açığının da 33 milyar Euro seviyesinde bulunduğunu kaydeden Eroldu, Çin’den ithalatın yüksek, bu ülkeye ihracatın ise sınırlı kalmasının sürdürülebilir bir denge oluşturmadığını söyledi. Türkiye’de Çinli araçların pazar payının geçen yılın ilk dokuz ayında yüzde 8,7 iken bu yıl yüzde 5,8’e gerilediğini belirten Eroldu, ek vergilerin bu tabloda etkili olduğunu ifade etti.</p>
<h2>Üretim düştü, ihracat geliri arttı </h2>
<p>OSD’nin 2026’nın ilk dokuz ayına ilişkin verileri, sektörde üretim ve adet bazında ihracat gerilerken ihracat gelirinin arttığını ortaya koydu. Toplam otomotiv üretimi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 azalarak 971 bin 159 adet oldu. Otomobil üretimindeki düşüş ise yüzde 17’ye ulaştı ve üretim 528 bin 366 adet olarak gerçekleşti. Traktör üretimi dahil toplam üretim 986 bin 584 adede çıktı. Toplam otomotiv ihracatı adet bazında yüzde 11 gerileyerek 685 bin 671 adet olurken otomobil ihracatı yüzde 27 düşüşle 317 bin 970 adette kaldı. Buna karşılık sektörün ihracat geliri yüzde 3 artarak 31,1 milyar dolara yükseldi. Böylece sektör, Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 17’sini gerçekleştirerek liderliğini korudu. Eroldu, ihracat gelirindeki artışta daha yüksek değerli, hibrit ve teknolojik açıdan gelişmiş araçların payının yükselmesinin etkili olduğunu belirtti. Üretimdeki gerilemenin ise ağırlıklı olarak otomobil grubundan kaynaklandığını söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yatırımlar son çeyrekte sonuç verecek</span></h2>
<p>Otomotiv sanayisinin önemli bir yatırım döneminden geçtiğini belirten Eroldu, üretim ve ihracattaki düşüşün kalıcı bir zayıflık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savundu. Erdoğdu, yatırımların devreye girmesiyle ilk dokuz ayda görülen zayıf tablonun yılın son çeyreğinde kısmen toparlanmasını beklediklerini kaydetti. Toplam otomotiv pazarı ilk dokuz ayda yüzde 13 daralarak 832 bin 521 adede geriledi. Otomobil pazarı yüzde 15 düşüşle 627 bin 977 adet olurken ticari araç pazarındaki gerileme yüzde 5 düzeyinde kaldı. Buna karşın yerli üretim araçların pazardaki payı arttı. Otomobilde yerli araç payı yüzde 29’dan yüzde 35’e, hafif ticari araçlarda yüzde 21’den yüzde 24’e, kamyonlarda yüzde 59’dan yüzde 64’e çıktı. Eroldu, son aylarda pazarda görülen zayıflamaya ve finansal koşulların etkisine rağmen pazarın 1 milyon adedin altına düşmeyeceği görüşünü dile getirdi. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/osdden-cagri-cinlilerin-agresif-politikalarina-karsi-turkiye-disarda-kalmasin-89501</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/0/1280x720/otomotivde-ihracatin-rotasi-ticariye-dondu-1789107961.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotiv Sanayii Derneği Başkanı Cengiz Eroldu, Avrupa’nın Çin’in agresif ihracat politikalarına karşı kendi sanayisini koruma çabasını anladıklarını ancak daha rekabetçi bir Avrupa otomotiv sanayisinin Türkiye’yi dışarıda bırakarak kurulamayacağını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ayakkabi-ihracatina-cin-seddi-89500</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 08:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ayakkabı ihracatına Çin Seddi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türk ayakkabı sektörü, ihracat pazarlarında artan maliyetlerin yanı sıra Çin’in alıcılara sunduğu düşük faizli finansmanın baskısıyla karşı karşıya. Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD) Başkanı Berke İçten, Çin’in kendi ürünlerini satın alan yurt dışındaki firmalara kredi sağlayarak rekabeti fiyatın ötesine taşıdığını söyledi. Türk üreticilerin maliyet artışlarıyla mücadele ettiği ve yüzde 50-55 gibi bir maliyet ile borçlandığı bir dönemde, alıcıların uygun fiyat ve yüzde 1 gibi maliyetli finansman imkanını bir arada sunan Çin’e yöneldiğini belirten İçten, bu durumun ihracattaki gerilemenin önemli etkenlerinden biri olduğunu ifade etti.</p>
<h2>Dünya sıralamasında 6'dan 10'a düştük </h2>
<p>Bilindiği üzere Türkiye ayakkabı sektörü, 2022 yılından bu yana yüksek üretim maliyetlerinin yanı sıra yine uzun süredir devam eden finansman maliyetleri nedeni ile zorlu bir dönemden geçiyor. Aradan geçen 3 yılda bu nedenle istihdamda 150 bin kişilik kayıp yaşanırken binlerce üretim tesisi de kapısına kilit vurdu. Türkiye'nin ayakkabı üretimi 2025'te yaklaşık yüzde 14 azalarak 391 milyon çifte inerken, dünya üretimindeki payı yüzde 1,6'ya geriledi. İhraç edilen ayakkabı miktarı 184 milyon çifte düştü, Türkiye dünya ihracat sıralamasında 6'ncılıktan 10'unculuğa indi. Tüm bunların sebebi sadece Türkiye’nin özgü şartlarından kaynaklanmadı; ayakkabı üretim ve ihracatında agrasif bir politika izleyen Çin gibi ülkelerin uygulamaları yer aldı. TASD Başkanı Berke İçten, bu dönemde Çin’in sadece düşük üretim maliyetleri ile değil, uyguladığı düşük faizli kredi ile de rakiplerinden pay kaptığını anlattı. İçten,“Çin, bizim çalıştığımız pazarlardaki alıcılara ‘Yeter ki Çin’den mal al, Yuan ile ödeme yap, sana yüzde 1 faizle kredi vereyim’ diyor. Biz yüzde 50-55 maliyetle borçlanırken alıcıya hem uygun fiyat hem de düşük maliyetli finansman sunuluyor” dedi. İçten, ihracat pazarlarındaki kayıplarda Türkiye’de yükselen üretim maliyetlerinin yanı sıra Çin’in satın almayı kolaylaştıran bu yaklaşımının da önemli bir etken olduğunu söyledi.</p>
<h2>Rekabet artık sadece fiyatla değil</h2>
<p>İçten’in verdiği bilgiye göre Çin’in bu politikası özellikle Orta Asya, Arap ülkeleri ve Afrika’da öne çıkarken, Doğu Avrupa’da da benzer uygulamalarla karşılaşılıyor. Afrika’da kurulan depolarla ürünün alıcıya yakınlaştırıldığını belirten İçten, rekabetin yalnızca fabrikadan çıkan ayakkabının fiyatıyla sınırlı kalmadığını, finansman ve teslimat olanaklarının da satın alma kararını etkilediğini anlattı. Çin’den ürün alımının yuan ile yapılmasının teşvik edildiğini kaydeden İçten, bu yaklaşımın Çin para biriminin uluslararası ticarette kullanımını da desteklediğini ifade etti. Böylece Türk üreticiler, kendi maliyetlerindeki artışın yanında müşterilerine sunulan finansman avantajıyla da rekabet etmek zorunda kalıyor. İçten, Çin’in uygulamalarının müşteri kayıpları üzerindeki etkisini tek başına sayısallaştırmanın mümkün olmadığını, ancak fiyat ve satın alma kolaylığının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Avrupa’da da işletmelerin krediye erişiminin her zaman kolay olmadığına dikkat çeken İçten, uygun fiyatlı ürüne düşük faizli finansmanın eklenmesinin alıcı açısından güçlü bir tercih nedeni oluşturduğunu belirtti. Bu rekabet, Türkiye’ye gelen siparişlerin niteliğini de değiştiriyor. İçten, yüksek adetli alımların giderek Çin ve diğer Uzakdoğu üreticilerine yöneldiğini, Türkiye’nin ise daha küçük siparişler ve hızlı teslimat gerektiren işlerde öne çıkmaya çalıştığını anlattı. “Kimse gelip ‘Senden beş konteyner mal alacağım, bana fiyat ver’ demiyor. Beş konteyner mal alacak olan Çin’e, Uzakdoğu’ya gidiyor. Bize bir modelden 50 çift, diğerinden 30 çift, bir başkasından 40 çift sipariş geliyor” diyen İçten, bu talebin ağırlıklı olarak yüksek katma değerli ürünlerde oluştuğunu söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TÜRKİYE’DEN ALIMI BIRAKAN GRUPLAR VAR</span></h2>
<p>Büyük alım gruplarının Türkiye’deki tedarik faaliyetlerinde de gerilemeye yol açtı. Inditex ve Tamaris grubu Türkiye’den alımlarını sonlandıran gruplar arasında yer alırken Deichmann da alımını oldukça düşüren gruplar arasında yer aldı. İçten bu kararları tek başına Çin’in kredi politikasına bağlamadı. Üretim maliyetleri, fiyat rekabeti ve satın alma koşullarının birlikte etkili olduğunu vurguladı. “Çift başına 40, 50, 60 dolarlık ayakkabılar satarak en azından pazarı tutabilir miyiz diye çalışıyoruz” diyen İçten, AYMOD fuarının daha butik bir yapıya kavuşmasının arkasında bu arayışın bulunduğunu ifade etti. Ancak İçten, fuar özelindeki bu yönelimin sektörün tamamı için uygulanabilecek bir çözüm olmadığının altını çizdi. Deri ayakkabının toplam üretimde adet bazındaki payının yaklaşık yüzde 15 olduğunu, üretimin yaklaşık yüzde 80’inin ise orta ve düşük segmentteki ürünlerden oluştuğunu belirtti. Daralma, bazı işletmeleri üretimi küçültmeye, bazılarını ise üretimden ticarete yönelmeye itiyor. İçten, kendi markası ve satış ağı bulunan firmaların Çin’den ya da başka ülkelerden ürün getirerek pazardaki varlığını sürdürmenin yollarını araştırdığını söyledi. Üretime ara veren işletmelerin bir kısmının makinelerini beklemeye aldığını, bir kısmının ise satılması için makinecilere teslim ettiğini belirten İçten, atıl kalan ekipmanın da beklenen değeri bulamadığını ifade etti. Çin’de üretilen yeni makinelerin fiyatlarının, Türkiye’deki bazı ikinci el makinelerden daha uygun olmasının bu kaybı derinleştirdiğini anlattı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ayakkabi-ihracatina-cin-seddi-89500</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/TASD-Baskani-Berke-Icten.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TASD Başkanı Berke İçten, Türk ayakkabı üreticileri yüzde 50-55 maliyetle borçlanırken Çin’in kendi ürünlerini alan yabancı firmalara yüzde 1 faizli kredi sunarak ihracat pazarlarında pay kazandığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/celik-sektorunun-hedefi-rusyadan-bosalan-baltik-pazarinda-ihracati-ikiye-katlamak-89496</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çelik sektörünün hedefi Rusya&#039;dan boşalan Baltık pazarında ihracatı ikiye katlamak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Küresel çelik piyasalarında kartlar yeniden dağıtılırken, Türk çelik sektörü ticaret savaşları, AB kotaları ve Çin’in pazar üzerindeki ağır baskısına karşı alternatif pazar arayışlarını hızlandırdı. Sektörün en büyük pazarı konumundaki Avrupa Birliği’nin korumacı önlemlerini sıkılaştırması ve kotaları aşağı çekmesi üzerine Türk ihracatçısı, sanayisinde çelik üretimi bulunmayan ve Rusya-Ukrayna savaşı sonrası tedarik kanalları değişen Baltık ülkelerine odaklandı.</p>
<p>Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB), 4-9 Ekim 2026 tarihlerinde Letonya ve Litvanya’ya kapsayıcı bir sektörel ticaret heyeti düzenledi. Riga ve Vilnius’ta gerçekleştirilen ikili iş görüşmelerine Türkiye’den 19 çelik üreticisi ve ihracatçısı katılırken, bölgeden 70’i aşkın ithalatçı ve tüccar firma temsilcisiyle 300’ün üzerinde iş görüşmesi yapıldı. Temaslarda 100 milyon dolara yakın doğrudan iş hacminin temelleri atıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc72016e2d9-1791783425.png" alt="" width="800" height="279" /></p>
<h2>Rusya'nın payına Türkiye aday </h2>
<p>Saha gezisi ve ikili görüşmeleri değerlendiren ÇİB Denetim Kurulu Üyesi Yavuz Kılıç, Baltık ülkelerinde yerel bir çelik üretiminin bulunmadığına ve bölgenin tamamen ithalata bağımlı olduğuna dikkat çekti. Rusya-Ukrayna savaşı öncesinde bölgenin en büyük tedarikçisinin Rusya olduğunu hatırlatan Kılıç, “Savaşın ardından sınırların kapanması ve metalürji ürünlerinin Rusya ile Ukrayna’dan gelmeyişi, Türk çelik üreticileri için ticaret akışlarının yönünü değiştirebilecek önemli bir kapı araladı. Letonya’nın savaştan önce Rusya’dan çelik ithalatı oranı yüzde 60-65 seviyelerindeydi. Şimdi bu pazarın yeni ve güvenilir tedarikçilere ihtiyacı var” diye konuştu.</p>
<p>Bölgeye ilişkin istatistikler de dönüşümü net bir şekilde ortaya koyuyor. ÇİB verilerine göre Litvanya, 2025 yılında 1,45 milyon tonluk çelik ithalatı gerçekleştirirken, Türkiye 148 bin 404 tonluk satışla ülkenin toplam ithalatında yüzde 10,2 pay alarak Polonya’nın ardından ikinci sıraya yerleşti. Letonya ise 2025’te 719 bin ton çelik ithal ederken, Türkiye’den doğrudan 22 bin tonun üzerinde alım yaptı. Litvanya üzerinden bölgeye giren sirkülasyon da dikkate alındığında, Türk ihracatçısı Letonya ve Litvanya pazarındaki toplam varlığını orta vadede iki katına çıkarmayı hedefliyor. Bölgede en çok talep gören ürün gruplarının başında ise inşaat çeliği, dikişli boru ve yassı sıcak ürünler geliyor.</p>
<h2>Kotalar Avrupalı alıcıları da vurdu </h2>
<p>Sektörün karşı karşıya olduğu en büyük engel ise AB’nin korumacı koruma önlemleri ve daralan kotalar... AB’nin toplam ithalat kotasını 35 milyon tondan 18,5 milyon tona kadar düşürdüğünü vurgulayan ÇİB yetkilileri, bu durumun Türkiye’nin AB’ye olan genel ihracat hacmini neredeyse yüzde 50 oranında kısıtlama riski taşıdığını ifade ediyor. Türkiye’nin AB’ye çelik satmakla ilgili bir kalite veya pazar sorunu olmadığını belirten Yavuz Kılıç, “Asıl meselemiz satamamak değil, kotasızlık nedeniyle daha fazla satamamak. Avrupa Birliği’nin bize verdiği kotalar hızla doluyor. Hatta kotaların düşmesi Avrupa’daki üreticilerin termin sürelerini 3-4 aya kadar uzattı ve fiyatları tırmandırdı. Avrupalı alıcılar kota aşımında vergi ödeyerek dahi Türkiye’den mal almak zorunda kalacak bir noktaya gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bunun yanı sıra Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) belirsizlikleri ve akreditasyon süreçlerinin sektörü zorladığını aktaran Kılıç, Türk çelik sektörünün hurdadan üretim yapması (EAF tesisleri) nedeniyle yeşil dönüşümde Uzak Doğu’lu rakiplerine göre çok daha avantajlı ve hazır olduğunun altını çizdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin’in 160 milyon tonluk ihracat baskısı</span></h2>
<p>Çelik sektörünün bir diğer küresel tehdidi ise Çin’in agresif ihracat stratejisi. ABD ve Avrupa pazarlarının korumacı duvarlarla kapanması üzerine Çin’in diğer açık pazarlara yüklendiğini kaydeden Yavuz Kılıç, “Çin’in küresel pazara sunduğu ihracat miktarı 160 milyon ton seviyelerine kadar çıktı. Türkiye’nin toplam yıllık çelik ihracatı ise 19,2 milyon ton. Aradaki ölçek farkı çok büyük. Çin, yüksek üretim adetleri ve fi yat baskısıyla piyasayı zorluyor. Biz hıza, esnekliğe, lojistik yakınlığa ve kaliteye odaklanarak bu baskıyı göğüslüyoruz. Nitekim tüm engellere rağmen 2025’te üretimimizi yüzde 3,3 artırarak 38,1 milyon tona çıkardık; ham çelik üretiminde Avrupa birinciliğimizi korurken dünyada 7’nci, ihracatta ise 5’inci sıradaki yerimizi tahkim ettik” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çelik sektörünün ‘Davos’u İstanbul’da olacak</span></h2>
<p>Türk çelik sektörü, küresel ticaretteki tıkanıklıkları aşmak ve uluslararası arena için bir diyalog zemini oluşturmak amacıyla dev bir organizasyona hazırlanıyor. ÇİB organizasyonunda 25- 27 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul’da Çırağan Palace Kempinski ve Swissotel The Bosphorus’ta gerçekleştirilecek olan "Steel Networking Summits", dünya çelik devlerini bir araya getirecek. Sektörün "Davos"u olarak nitelendirilen etkinliğe 50’den fazla ülkeden 500’e yakın üst düzey temsilcinin katılması bekleniyor. ArcelorMittal ve Tata Steel gibi küresel üreticilerin yanı sıra Eurofer ve Eurometal başkanlarının da katılacağı zirvede, ticaret savaşları, yeşil dönüşüm, yapay zeka ve küresel tedarik zincirleri masaya yatırılacak. Zirve kapsamında düzenlenecek alım heyetleriyle de en az 1 milyar dolarlık iş hacminin temellerinin atılması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/celik-sektorunun-hedefi-rusyadan-bosalan-baltik-pazarinda-ihracati-ikiye-katlamak-89496</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/demir-celik-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yükselen korumacılık duvarları, AB kotaları ve Çin&#039;in agresif fiyatlama baskısıyla mücadele eden Türk çelik sektörü, Rusya’dan boşalan Baltık pazarında Türk çeliğinin ihracat payını iki katına çıkarmayı planlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/fuzeler-s-arabistan-ekonomisini-de-vuruyor-89495</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 08:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Füzeler, Suudi Arabistan ekonomisini de vuruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6acc6e61c85c1-1791782497.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Suudi Arabistan’ın ekonomik geleceği için kritik önemdeki büyüme ve çeşitlenme hamlesi, savaşın gölgesinde yeni bir darbe aldı. Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıkların petrol ihracatını sınırladığı bir dönemde ülkenin, havaalanlarına yönelik art arda saldırılar krizin boyutunu genişletti. Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlenen ve en az 12 kişinin öldüğü, 300’den fazla kişinin yaralandığı Husi saldırıları güvenlik endişelerini ekonomik toparlanmanın merkezine taşıdı. </p>
<h2>Borsa yılın en düşük seviyesinde </h2>
<p>Suudi Arabistan borsasının gösterge endeksi TASI’de parşemba günü başlayan düşüşler dün devam etti. Borsa yılın en düşük seviyesine indi. Ülkenin en büyük bankalarından Saudi National Bank ve enerji devi Saudi Aramco hisseleri sert geriledi.</p>
<h2>Petrol geliri var toparlanma garantisi yok </h2>
<p>Suudi ekonomisi, savaşın ilk aşamalarında yüksek petrol fiyatları ve alternatif ihracat altyapısı sayesinde kayıplarını sınırlayabileceği umudunu koruyordu. Hürmüz Boğazı’ndaki sorunlara karşı Doğu-Batı petrol boru hattı, ham petrolün Kızıldeniz üzerinden taşınmasına imkân tanıyordu. Ancak boru hattının saldırılar sonrasında devre dışı kalması, bu güvenlik supabını da zayıflattı. Suudi petrol üretimi şubattaki günlük 10,9 milyon varil düzeyinden ağustosta 6,2 milyon varile geriledi. Boru hattındaki kesintinin uzaması, ihracat kapasitesini ve petrol gelirlerinin sürekliliğini tehdit ediyor.</p>
<p>Son olarak havaalanlarının hedef alınması, enerji sektörünün dışındaki faaliyetleri de tehdit ediyor. Uçuşların aksaması, seyahat uyarıları ve artan sigorta maliyetleri iş dünyasının hareketliliğini sınırlarken, turizm için kayıp anlamına geliyor ve şirketlerin yatırım kararlarını ertelemesine yol açabilir.</p>
<h2>Yatırımcı güvenine çifte baskı </h2>
<p>Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu, petrol dışı sektörleri büyütme, turizmi geliştirme ve ülkeyi uluslararası yatırımın merkezlerinden biri haline getirme hedefleri üzerine kurulu. Bu stratejinin başarısı yalnızca kamu yatırımlarına değil, yabancı şirketlerin uzun vadeli güvenine de bağlı. Riyad ve Abha havaalanlarına yönelik saldırıların tekrarlanması, ülkeye ulaşımın güvenilirliği ve iş yapma koşulları hakkındaki soru işaretlerini artırıyor. Uluslararası etkinliklerin düzenlenmesi planlansa da uçuş iptalleri, seyahat uyarıları ve katılımcıların güvenlik kaygıları, toplantıların ekonomik etkisini azaltabilir.</p>
<p>Uzmanlara göre, önümüzdeki dönemde piyasalar üç göstergeye odaklanacak: petrol üretimi ve ihracatının ne hızla normale döneceği, hava ulaşımındaki aksaklıkların kalıcı hale gelip gelmeyeceği ve yabancı yatırımcıların planlarını değiştirip değiştirmeyeceği. Güvenlik riskinin kontrol altına alınması toparlanma beklentilerini yeniden güçlendirebilir. Buna karşılık saldırıların enerji tesislerinden sivil altyapıya yayılması ülkenin risk primini yükseltip yatırımları olumsuz etkileyebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Büyüme tahminlerinde sert ayrışma</span></h2>
<p>Suudi Arabistan'daki Doğu-Batı petrol boru hattına ve diğer hedeflere yönelik saldırılar, krallıkta bu yıl beklenenden daha büyük bir ekonomik daralmaya yol açabilir. Arab Gulf States Institute, reel gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) 2026'da yüzde 6,5 oranında daralabileceği tahmininde bulundu. Bu, birkaç ay öncesine göre önemli ölçüde daha zayıf bir sonuç .Tahmindeki en büyük değişiklik, petrol üretiminin daha olumsuz bir görünüm sergilemesi, ve petrol dışı büyümenin de daha önce düşünüldüğünden daha fazla zayıf1laması beklentisine dayanıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Petrol dışındaki büyüme motoru da riskte</span></h2>
<p>Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşüm programı; turizm, havacılık, eğlence, spor organizasyonları ve uluslararası yatırım etkinliklerini petrol dışı büyümenin önemli unsurları haline getirmeyi amaçlıyor. Ancak havaalanlarına yönelik saldırılar ve seyahat uyarıları, bu sektörlerin ihtiyaç duyduğu güven ve erişilebilirliği zedeliyor. Uçuşların aksaması ziyaretçi sayısını azaltabilir; şirketlerin seyahatlerini ertelemesi konferans ve organizasyonlardan beklenen ekonomik getiriyi düşürebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/fuzeler-s-arabistan-ekonomisini-de-vuruyor-89495</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/5/1280x720/suudi-arabistan-1791782935.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Husiler tarafından havaalanlarını hedef alan saldırılar Suudi Arabistan’ın ekonomik toparlanma umutlarını ve yatırımcı güvenini hedef aldı. Petrol üretimi, ihracat rotaları ve hava ulaşımındaki aksamalar ekonomiyi baskı altına alıyor. Ekonomi, enerji gelirindeki azalmanın yanında şimdi turizmden yabancı sermayeye uzanan yeni bir riskle karşı karşıya. Riyad borsasında satışlar hızlanırken Vision 2030 hedeflerinin finansmanı da daha zorlu bir sınavdan geçiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bilancodaki-kopuk-gelir-unutuldu-hisse-bir-haftada-yuzde-60-cikti-89494</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bilançodaki köpük gelir unutuldu hisse bir haftada yüzde 60 çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>zEU9zTutcf4Ax7bYBorsa geçtiğimiz haftayı %0,03 gibi sınırlı bir kayıpla yatay kapatırken, asıl hareketlilik yan tahtalarda yaşandı. BIST TÜM-100 Endeksi’nin %4,43 değer yitirdiği haftada 14 hisse %40 üzeri düştü. Haftalardır tabanla açılışı yapan kimi hisseler, hafta boyunca tavan açılışa döndü.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta borsada geri çekilme sınırlı kalsa da hisse bazlı fiyat oynaklığı tepe noktasına ulaştı. BIST Tüm kapsamındaki 582 hissenin 320’s i haftayı kayıpla tamamladı;14 hissedeki erime %40’ı geçti. Hedef Holding, Lydia Yeşil Enerji ve Creditwest Faktoring’te haftalardır süren satış paniği bir anda yerini şaşırtıcı biçimde tavan serisine bıraktı. Yatırımcı psikolojisinin hızla yön değiştirebildiği bir ortamda, ekrandaki anlık yükselişin cazibesine kapılmak zarar ettirebilir. İşlem yapmadan önce firmanın gerçek kâr üretme gücünü kontrol etmeli.</p>
<h2>Tavanda risk devam ediyor</h2>
<p>Ağustostan bu yana düşen Hedef Holding, alıcıların gelmesiyle haftayı %60,66 artışla kapattı. Altı aylıkta görünen 810,6 milyon TL gelirin 778,7 milyon TL’si elindeki hisse değer artışından kaynaklı. Portföydeki hisselerin değer kaybı gelirini aşağı çekme olasılığını artırıyor. Bu durum makul seviyelere yaklaşan çarpanları dokuz aylıkta tekrar marjinalleştirmesi beklenmeli. 17 Eylül’den beri taban gören Lydia Yeşil Enerji, geçtiğimiz hafta beş tavanla% 60,91 yükseldi. Fon krizine yönelik yürütülen soruşturmada şirket yönetim kurulu başkanının ifadesine başvurulması tahtada satış baskısını artırırsa da, geçen sürede yatırımcısının risk algısının değiştiği anlaşılıyor. Firma, ilk yarıda 26 milyon TL ile gelir üretmede zorlanırken, 691 milyon TL zarar yazdı.</p>
<h2>Düşüş dalgası kırılmadı</h2>
<p>Ağustosta fiyatı 195,90 TL’yi gören Birleşim Enerji, taban açılışlarla düşüşünü sürdürüyor. Haftayı %40,91 kayıpla kapatan şirketin hisselerinde sular henüz durulmadı. Dokuz fonda 63,3 milyon lot hisse görünüyor. Bunun 62,5 milyon lotu Tera Portföy’ün yönettiği fonlarda olması hissedeki satış baskısının gerekçesini izah ediyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc6e0966132-1791782409.png" alt="" width="900" height="494" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SABİT KUPON MU, DEĞİŞKEN KUPON MU?</strong></p>
<p><strong>Sabit kupon</strong>; öngörülebilirlik, düşen faiz avantajı, teminat gücü, risksiz liman. Enflasyon zararı, artan faiz tuzağı, fırsat maliyeti, durağanlık.</p>
<p><strong>Değişken kupon</strong>; faizden korunma, enflasyon uyumu, fiyat istikrarı, dinamik getiri, esneklik. Belirsizlik, düşen faiz zararı, takip zorunluluğu.</p>
<p><strong>Arnavutköy’da aldığı arsanın üzerine kapasitesini dörde katlayacak tesis kuracak</strong></p>
<p>Dof Robotik’in Arnavutköy’deki yeni fabrika projesi ne durumda? ● Nihat Bayraktar</p>
<p>Nihat; geçtiğimiz mayıs ayında Arnavutköy’de 157,4 milyon TL’ye 5.686 m2 büyüklüğündeki arsayı alan Dof Robotik, bu alanda 20 bin metrekarelik DOF TECH adında entegre bir robot üretim tesisi kurmayı planlıyor. Tesisin 2028 yılı içinde faaliyete geçmesi hedefleniyor. Yeni yatırımla birlikte şirketin mevcut üretim kapasitesinin dört kat artması bekleniyor. Seri üretim kabiliyetini güçlendirecek girişim, uzun vadede şirketin operasyonel verimliliğini destekleyecek. Firma, yılın ilk yarısında gelirini %69, dönem sonu kârını da %420 oranında artırdı.</p>
<p><strong>Depo yatırımına ağırlık vererek inşaat sayısını 20’ye çıkardı. Kâr hedefi 5 milyar TL</strong></p>
<p>Reysaş GMYO’nun depo yatırımları kârlılığı ne oranda büyütecek? ● Haluk Koca</p>
<p>Haluk, Reysaş GMYO, depo alanındaki büyümesini sürdürüyor. Şirket 2027 sonuna kadar 400 milyon dolarlık depo yatırımı planlıyor. İzmir Menderes’te 278,2 milyon TL’ye alınan arsa gibi yatırımlarla mevcut inşaat sayısı 20’yi aştı. Yılın ilk yarısında satışları yüzde 4 azalan firmanın brüt kârı ise yüzde 5 artış gösterdi. Dönem sonunda 1,99 milyar TL kâr elde eden Reysaş, yıl sonunda bu tutarı 5 milyar TL’ye taşımayı hedefliyor. Kapasite artışıyla oluşacak yeni kira gelirleri, düzenli nakit akışını ve bilanço büyümesini olumlu yönde desteklemesi beklenmeli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>DNK katılım ilkelerine uygun hisselere yönelerek yıllık yüzde 22 getirdi</strong></p>
<p>Tacirler Portföy’ün idaresindeki Denge Katılım Serbest Fon (DNK), Şubat 2025’ten bu yana işlem görüyor. Kuruluşunun ilk yılında istikrarlı bir yükseliş kaydeden fon, geçtiğimiz şubat ayından itibaren söz konusu istikrarı bozdu. Marttan itibaren de dalgalı ancak aşağı yönlü bir hareket öne çıktı. Toplam büyüklüğü 593,6 milyon TL seviyesinde olup geçtiğimiz aydan bir miktar yukarıda duruyor. Ağustostan bu yana düşük de olsa para çıkışı var. Ekimde çıkan nakit 252 bin TL. Yatırımcı sayısı düzenli olarak azalırken ilgide zayıflama belirgin. Temel stratejisi, varlıklarını katılım esasına uygun hisse senetlerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %89,54’ü hisse senedi ve %5,54’ü BYF katılım paylarından oluşuyor. Yıllık bazda %22,28 getiri sağlayan portföy, aynı sürede %14,04 yükselen borsayı geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>İstanbul Memorial, %44,36 bileşik getiriyle 250 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>ZKB Varlık Kiralama, 09.10.2026 günü kira sertifikası ihraç etti. Toplam tutarı 250.000.000 TL olan sertifikanın, yıllık basit getirisi %39, bileşik getirisi %44,36 düzeyinde. Tek kupon ödemeli enstrüman 119 gün vadeli olup, ödeme tarihi 05.02.2027 olarak belirlendi. Kupona isabet eden getiri oranı ise %12,72 olacağı açıklandı. 9 Ekim tarihli Türk Lirası Gecelik Katılım Referans Getiri Oranı (TLREFK) %36,71 seviyesinde. İstanbul Memorial’ın fon kullanıcısı olduğu kira sertifikası yıllık %39 basit getirisi, TLREFK’nın 2,29 puan üzerinde yer alıyor. Verilen getiri, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcıları için uygun bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Kira sertifikası piyasada TRDZKBV22716 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc6ddfe3c0a-1791782367.png" alt="" width="964" height="241" /><strong>SKYALP FİNANSAL</strong></p>
<p><strong>Borsa ve Takasbank, veri depolama hizmet sözleşmesini tek taraflı olarak feshetti</strong></p>
<p>Skyalp Finansal, geçtiğimiz ağustos ayında Borsa İstanbul ve Takasbank ile imzaladığı veri depolama kurulum ve bakım sözleşmelerinin ilgili kurumlar tarafından feshedildiğini duyurdu. Şirket, ürünlerin ilgili kurumlara teslim edildiğini ve an itibarıyla iade durumu olmadığını belirtti. Firmanın açıklamalardan belirsizlik bulunmakla birlikte ürün teslimine rağmen bakım aşamalarını kapsayan kısmın sonlandırılması öne çıkıyor. Yaşanan bu gelişme, firmanın gelecekteki düzenli hizmet gelirlerinde azalmaya yol açarak kârlılık beklentisini aşağı baskılayabilir.</p>
<p><strong>HİDROPAR HAREKET</strong></p>
<p><strong>Savunma ve denizcilik alanında faaliyet yürütmek amacıyla yeni bir şirket kurdu</strong></p>
<p>Hidropar Hareket, yeni faaliyet alanlarında büyüme hedefi doğrultusunda savunma sanayii ve denizcilik sektörüne yöneldi. Merkezi Ankara’da 50 milyon TL sermayeli HKTM Savunma ve Denizcilik ünvanlı yeni bir iştirak kurma kararı aldı. Tamamı kendisine ait olacak iştirak; insansız deniz sistemleri, gemi inşası ve mekatronik gibi yüksek katma değerli alanlara odaklanacağı ifade edildi. Savunma sektörüne yönelik gerçekleştirilen girişim, firmanın gelir çeşitliliğini desteklemesine olanak verebilecek. Dört yıldır zarar eden firma, altı aylık dönemde de zararını sürdürdü.</p>
<p><strong>BEST BRANDS ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Halka arzdan sağlanan gelir yatırıma hazır şekilde şirket bünyesinde tutuluyor</strong></p>
<p>Best Brands Enerji, hisselerinde gözlenen hareketlilik ve sermaye piyasasındaki son gelişmeler üzerine yatırımcılarını bilgilendirdi. Şirket, halka arzdan elde edilen nakdin tasfiye edilen 7 portföy yönetim şirketine ait hiçbir fonda bulunmadığını ve gelirin tamamının şirket bünyesinde güvenle korunduğunu vurguladı. Mevcut likiditenin yakın zamanda araç muayene istasyonları yatırımlarında kullanılacağı belirtildi. Şubat 2026’da halka açılan Best Brands, yılın ilk yarısında gelirini %17 geriletip esas faaliyetten zarar yazdı. Dönem sonu kârı ise 291 milyon TL oldu.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Berkosan’ın şubattan bu yana aşağı yönlü eğilimi son bir ayda artan ivmeyle sürdü</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc6dc61a242-1791782342.png" alt="" width="300" height="242" />Berkosan Yalıtım’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %68,41 ile toplamda 805,2 bin lot azalarak 371,8 bine indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 3’ten 2’ye geriledi. NUH fonu 805,2 bin lot ile satış yaparken, alan olmadı. Berkosan’ı öneren herhangi bir aracı kurum bulunmuyor. Neo Portföy’ün yönettiği NUH fonu gerçekleştirdiği satış ile portföyündeki hisseyi sıfırladı. Pozisyonu devam eden İnveo Portföy’ün GPG 281,8 bin lot ile en fazla paya sahip fon olarak öne çıkıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bilancodaki-kopuk-gelir-unutuldu-hisse-bir-haftada-yuzde-60-cikti-89494</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bilançodaki köpük gelir unutuldu hisse bir haftada yüzde 60 çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/cocuklara-sosyal-medya-yasagi-kasimda-basliyor-89493</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocuklara sosyal medya yasağı kasımda başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Resmi Gazete’de yayımlanan kararla, 15 yaş altı sosyal medya düzenlemesi 1 Kasım’da yürürlüğe girecek. Sosyal ağ sağlayıcısı 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamayacak. Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanlığı’nca hazırlanan yönetmelikle, sosyal ağ sağlayıcı tarafından sunulan hizmetlere erişimde yaş doğrulamaya, 15 yaşını doldurmuş çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet sunulmasına ve ebeveyn kontrol araçlarına ilişkin usul ve esaslar belirlendi. Teklif, nisan ayında TBMM’de kabul edilerek yasalaşmıştı.</p>
<p>1 Kasım’da yürürlüğe girecek düzenleme ile; </p>
<p>■ Sosyal ağ sağlayıcı, 15 yaşını doldurmuş çocuklara yönelik ayrıştırılmış hizmet sunumunda ise çocuğun yüksek yararı ile fiziksel, zihinsel, psikolojik, sosyal ve duygusal gelişim ihtiyaçlarını gözeterek gerekli tedbirleri alacak.</p>
<p>■ Yaş doğrulama süreçlerinde kişisel verilerin korunması esas olacak. </p>
<p>■ Kimlik tespiti yerine yalnızca yaş eşiğinin belirlenmesine imkan tanıyan yöntemler kullanılacak.</p>
<p>■ Sosyal ağ sağlayıcıları, yeni hesap oluşturma aşamasında kullanıcıların yaşını kontrol etmekle yükümlü olacak. </p>
<p>■ Yaş tespiti, e-Devlet Kapısı üzerinden sunulacak teknik belirteç vasıtasıyla gerçekleştirilecek. </p>
<p>■ Paylaşılan teknik belirteçte kullanıcının kimlik bilgileri saklı tutulacak; yalnızca kişinin 15 ve 18 yaş sınırlarını karşılayıp karşılamadığı bilgisi platforma aktarılacak. </p>
<p>■ Yaş doğrulama yöntemleri, gerçeğe aykırı beyan ve manipülasyon girişimlerine karşı teknik yönden sağlam ve güvenilir bir altyapıya sahip kılınacak. </p>
<p>■ Yaş doğrulaması sonucunda 15 yaşını doldurmadığı tespit edilen çocukların hesap açılış talepleri onaylanmayacak. 15 yaş üstü ise “çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet” esaslarına tabi tutulacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/cocuklara-sosyal-medya-yasagi-kasimda-basliyor-89493</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/meb-arastirmasi-lise-ogrencilerinin-yarisi-en-az-bir-kez-sosyal-medya-siddetine-maruz-kaldi-1741172104.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 15 yaş altı çocuklara sosyal medya yasağı 1 Kasım tarihinden itibaren başlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kimlikle-sigara-satisina-ilk-tepki-kulliyeden-geldi-89492</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kimlikle sigara satışına ilk tepki Külliye’den geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun sigara satışıyla ilgili projesi tepki çekti. Bakan Memişoğlu, “Sigara satışı kimlikle olacak. Kimlik numarası şartı olacak. İlgili kanun teklifini birkaç hafta içinde Meclis’e sunacağız” ifadeleriyle sigara satışlarında yeni döneme işaret etti. Ancak tepkiler gecikmedi. Cumhurbaşkanı’nın başdanışmanlarından Oktay Saral, tepkisini Külliye’den açıkladı.</p>
<p>Saral, sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı: “Sigara içmenin zararlı olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak vatandaşlardan sadece bir paket sigara satın almak için T.C. kimlik numaralarını vermelerini istemek kabul edilebilir bir uygulama olarak görülmemelidir. Vatandaşların zihninde soru işaretleri yaratacak ve gizlilik endişelerine yol açacak kararlar alınmadan önce bir kez daha gözden geçirilmelidir. Değerli Cumhurbaşkanımız bir yandan ülkemizin sorunlarıyla boğuşurken, diğer yandan kamuoyunun tepkisini çekecek kararların ağırlığıyla da yüklenmemelidir. Cumhurbaşkanımızı desteklemek, yükünü artırmakla değil, halkın kalbini kazanacak doğru adımları atmakla mümkündür. Bu konuda milletimizin sesini duymak ve sağduyuyla hareket etmek gereklidir.”</p>
<p>Sigara içilen yerlerde yemek servisi yapılmaması gündemde Önümüzdeki günlerde Meclis gündemine gelecek yasal düzenlemeyle Türkiye’de sigara kullanımına yönelik yeni kısıtlamalar getirilmesi gündemde. AK Parti tarafından hazırlıkları sürdürülen sağlık paketinde, kafe ve restoranların açık alanlarından hastane ve okul çevrelerine kadar birçok noktada yeni kurallar getirilmesi planlanıyor. Düzenlemeyle sigara içilen bölümlerde yiyecek ve içecek servisine sınırlama getirilmesi de öngörülüyor.</p>
<p>Sigara kullanımına ilişkin mevcut kuralların genişletilmesi ve denetimlerin artırılması amacıyla yeni bir yasal düzenleme üzerinde çalışılıyor. AK Parti’nin hazırladığı sağlık paketiyle özellikle toplu kullanım alanlarında sigara içilen ve içilmeyen bölümler arasındaki sınırların daha belirgin hâle getirilmesi hedefleniyor. Yeni düzenlemenin en dikkat çekici başlıklarından birini kafe ve restoranların açık alanlarında sigara kullanımı oluşturuyor.</p>
<p>Özellikle kış aylarında işletmelerin açık bölümlerini ısıtıcılarla donatması ve çevresini açılır kapanır sistemlerle kapatması, bu alanların açık mı yoksa kapalı mekân mı sayılacağı konusunu yeniden gündeme getirdi.</p>
<p>Üzerinde çalışılan düzenlemede, sigara kullanımına ayrılan bölümlerde yiyecek ve içecek servisi yapılmaması seçeneği de bulunuyor. Buna göre işletmelerin sigara içilebilen alanları, yemek ve içecek tüketiminin gerçekleştirildiği bölümlerden ayırması gündeme gelebilecek. Böylece yalnızca kapalı alanlarda değil, açık alanlarda da sigara dumanına maruz kalmanın azaltılması amaçlanıyor.</p>
<p>Sigara içme yasağının kaç metrelik bir mesafeyi kapsayacağı belli değil Düzenlemeyle kamuya açık alanlarla ilgili yeni kısıtlamalar da değerlendiriliyor. Bu alanlarda sigara içme yasağının kaç metrelik bir mesafeyi kapsayacağı ise henüz belirlenmedi. İlgili kurumların görüşleri doğrultusunda sınırların netleştirilmesi bekleniyor. Kurallara uymayan işletmelere yönelik denetimlerin sıklaştırılması ve mevcut yaptırımların daha etkin uygulanması da üzerinde durulan konular arasında bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kimlikle-sigara-satisina-ilk-tepki-kulliyeden-geldi-89492</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kimlikle sigara satışına ilk tepki Külliye’den geldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/armatorler-uzun-vadeli-finansman-ihtiyaclarina-ivedi-cozum-bekliyor-89499</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Armatörler uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına ivedi çözüm bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Koster Armatörleri ve İşletmecileri Derneği (KOSDER) tarafından gerçekleştirilen The Shipping Route Istanbul 2026 etkinliği denizcilik sektöründeki ulusal ve uluslararası ölçekteki oyuncuları bir araya getirdi. Zirvenin bu yılki misafir ülkesi Almanya oldu. KOSDER Başkanı Neslihan Torlak, Türkiye’nin yaklaşık 8 bin 400 kilometrelik kıyı şeridiyle denizcilikte önemli bir merkez olduğuna vurgu yaparak, “Bu denizcilik mirasının kalbinde, kıtaları ve ticaret rotalarını birbirine bağlayan büyük bir liman kenti olan İstanbul yer almaktadır. Bu mirası geliştirmek ve Türkiye'nin tam denizcilik potansiyelini gerçekleştirmesini desteklemek hepimizin ortak sorumluluğudur” dedi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc756aa31b2-1791784298.png" alt="" width="800" height="487" /></p>
<h2>Eski gemilerin bakımı pahalılaşıyor yeni nesil gemilere talep artıyor </h2>
<p>EKONOMİ’ye değerlendirmelerde bulunan Ulusal Gemi Brokerleri ve Acenteleri Dernekleri Federasyonu (FONASBA) Başkanı Fulvio Carlini, denizcilik sektörünün Türkiye’de dinamik bir yapıya sahip olduğuna vurgu yaparak, “Türkiye’deki brokerler, acenteler, armatörler ve işletmeciler hem Akdeniz- Karadeniz pazarını hem de Avrupa, Asya ve geniş dünya arasındaki bağları çok iyi analiz ediyor. Bu nedenle FONASBA'nın Türk denizcilik sektörü ile olan ilişkisi geleceğimiz için stratejik öneme sahip” dedi. Carlini, Karadeniz ve Orta Doğu’daki gelişmeleri de yakından takip ettiklerini ve bölgedeki taşımaların olumsuz yönde etkilediğini söyledi.</p>
<p>Sipariş edilen bir geminin 25 ila 30 yıl çalışabileceği bir ortamda, armatörlerin önümüzdeki beş ayı tahmin etmekte zorlandığını kaydeden Carolini, “Şartların zor olduğu koşullarda armatörler uzun vadeli yatırımlarda karar vermek zorundalar. En büyük zorluklardan biri koster filosunun yaşı. Avrupa, Akdeniz ve koster ticaretine hizmet veren önemli sayıda gemi, yenilenmenin gerekli olduğu noktaya yaklaşmış vaziyette. Eski gemilerin bakımı giderek pahalılaşırken, bu hususta finansman da armatör için önemli bir hale geliyor” dedi.</p>
<h2>Karadeniz'in bir gecede savaş bölgesi olmasının mağduriyetini sektör çekiyor</h2>
<p>Karadeniz’deki ticari gemilere düzenlenen saldırıların bölgedeki ticareti durdurma noktasına getirdiğini kaydeden İMEAK Deniz Ticaret Odası Başkanı Tamer Kıran, “Ticaret gemisi askeri hedef değildir. Müşterek Harp Komitesi’nin Karadeniz'in tamamını savaş bölgesi ilan etmesi buradaki ticareti neredeyse imkansız hale getirerek yüksek işletme maliyetlerine, sigorta primlerine ve navlun oranlarına yol açmıştır” dedi. Kapsamlı yaptırımlar, ticaret kısıtlamaları, ihracat kontrolleri ve bir gecede yürürlüğe giren kararların denizcilik operasyonlarına ciddi yük getirdiğine işaret eden Kıran, “Karadeniz'in bir gecede savaş bölgesi ilan edilmesi gibi kararların mağduriyetini sektör çekmektedir. Ticaret gemileri ve denizciler asla hedef alınmamalıdır. Politika yapıcılar ateşkes görüşmelerini engellemek yerine teşvik etmelidir” şeklinde konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sermayeye güvenilir erişim olmadan filonun yenilenmesi mümkün değil </span></h2>
<p>Armatörlerin giderek daha az öngörülebilir hale gelen pazarlarda kararlar aldığını kaydeden Alman Armatörler Birliği Başkanı Gaby Bornheim, “Bu nedenle sektörümüzün hem riskini hem de uzun vadeli karakterini anlayan finansman çözümlerine ihtiyacımız var. Sermayeye güvenilir erişim olmadan filoların yenilenmesi, daha fazla dayanıklılık ve başarılı bir enerji dönüşümü gerçekleşmeyecektir” şeklinde konuştu. Armatörlerin öngörülebilir, uluslararası düzeyde uyumlu ve teknolojik olarak açık kurallara ihtiyacı duyduğuna vurgu yapan Bornheim, “Ayrıca yeterli miktarda uygun fiyatlı alternatif yakıta ve limanlarda gerekli altyapıya ihtiyaç duymaktadırlar” değerlendirmesinde bulundu. Almanya Federal Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Regine Grienberger de Karadeniz, Hürmüz Boğazı, Tayvan Boğazı, Baltık Denizi ve Kuzey Denizi'nde artan oynaklıkların seyrüsefer serbestisinin temel ilkesini sarstığını söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/armatorler-uzun-vadeli-finansman-ihtiyaclarina-ivedi-cozum-bekliyor-89499</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/gemi-ihracat-kargo.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulusal ve uluslararası denizcilik sektörü belirsizlik ve riskleri ele almak için KOSDER tarafından İstanbul’da düzenlenen denizcilik zirvesinde bir araya geldi. Zirvede, artan belirsizlik ve koster filosundaki yaşlanmaya bağlı olarak armatörlerin uzun vadeli finansmana ihtiyaç duyduğuna dikkat çekildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-imalat-55-ayin-zirvesinde-turkiye-30-aydir-esigin-altinda-89491</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel imalat 55 ayın zirvesinde, Türkiye 30 aydır eşiğin altında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUSTAFA ADIGÜZEL - Finera Veri Analizi Genel Müdürü </strong></p>
<p>Küresel imalat sanayi dört buçuk yılın en güçlü toparlanmasını yaşıyor, Türkiye imalatı ise 30 aydır büyüme eşiğinin altında. Küresel imalat PMI'ı Eylül'de 52,3'ten 53,0'a çıkarak 55 ayın zirvesine ulaştı. Türkiye imalat PMI'ı aynı ay 48,1'den 47,9'a gerileyerek 50 eşiğinin altında 30. ayını tamamladı. Aynı dönemde Türkiye'nin ana ihracat pazarlarının iklimini ölçen İSO endeksi Ocak 2024'ten bu yana kesintisiz olarak 50'nin üzerinde kaldı.</p>
<p>Finera'nın küresel PMI raporu ile imalat sanayi öncü göstergeler raporu bu ayrışmayı birlikte okuyor. Ortaya çıkan tablo kısaca şöyle: dünya talebi var ama dar bir tabandan geliyor, Türkiye'de algı iyileşiyor ancak bu iyileşme sipariş, üretim ve yatırıma dönüşmüyor, maliyet baskısı ise talebin zayıf olduğu bir ortamda artıyor.</p>
<p><strong>Dünya talebi güçlü ama dar tabanlı</strong></p>
<p>Küresel toparlanmanın ayrıntısı manşetten farklı, S&amp;P Global'in ürün grubu verilerine göre Almanya'da yatırım malları yeni siparişleri 59,2 ile güçlü, tüketim malları ise 40,1 ile derin daralma bölgesinde. Aradaki 19 puanlık fark, incelenen yedi ülkenin en geniş ayrışması. Birleşik Krallık'ta yatırım malları üretimi 61,0 iken ara mallar 47,6'da. S&amp;P Global yayınları bu tabloyu yapay zeka altyapısı ve savunma ekipmanı harcamalarıyla, bir de fiyat ve tedarik endişesiyle yapılan stok alımlarıyla ilişkilendiriyor.</p>
<p>Bu, manşetin yükselmesinin tüketiciye çalışan üretici için daha fazla iş anlamına gelmediği demek. Fransa ve İtalya'da manşet PMI 50'nin üzerinde olsa da yeni siparişler 48,3 ve 49,4 ile daralıyor. ABD'de yeni siparişler 56,1 iken yeni ihracat siparişleri 48,8; ülkenin güçlü görünümü iç pazardan besleniyor.</p>
<p>Türkiye'nin gözünden en önemli gösterge yeni ihracat siparişleri... Almanya'da 54,2, Çin'de 53,8, Japonya'da 55,6 olan bu endeks Türkiye'de 46,6'ya geriledi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6acc68f2eab68-1791781106.png" alt="" width="578" height="341" />
<figcaption><strong><em>Kaynak: S&amp;P Global aylık imalat PMI verileri, 2 Ekim 2026. Euro Bölgesi bir karşılaştırma ölçütüdür, üye ülkelerle toplanmaz.</em></strong></figcaption>
</figure>
<p>Listedeki 13 ekonomiden dördü 50'nin altında kalıyor: Türkiye, ABD, Fransa ve İtalya.</p>
<p><strong>Türkiye'de üç gösterge, üç ayrı hikâye</strong></p>
<p>Eylül'de PMI geriledi, kapasite kullanımı yükseldi, güven endeksi yatay seyretti; üçü de bir yıl öncesinin üzerinde, ama hiçbiri güçlü bir toparlanmaya işaret etmiyor.</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td width="196">
<p>Gösterge</p>
</td>
<td width="85">
<p>Eylül 2026</p>
</td>
<td width="93">
<p>Ağustos 2026</p>
</td>
<td width="125">
<p>Karşılaştırma ölçüsü</p>
</td>
<td width="125">
<p>Yıllık değişim</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td width="196">
<p>İSO imalat PMI</p>
</td>
<td width="85">
<p>47,9</p>
</td>
<td width="93">
<p>48,1</p>
</td>
<td width="125">
<p>50 eşiği, 30 aydır altında</p>
</td>
<td width="125">
<p>+1,2 puan</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="196">
<p>Kapasite kullanım oranı, mevsimsellikten arındırılmış</p>
</td>
<td width="85">
<p>%74,1</p>
</td>
<td width="93">
<p>%73,5</p>
</td>
<td width="125">
<p>Tarihsel ortalama %75,95</p>
</td>
<td width="125">
<p>+0,3 puan</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="196">
<p>Reel kesim güven endeksi</p>
</td>
<td width="85">
<p>102,5</p>
</td>
<td width="93">
<p>102,4</p>
</td>
<td width="125">
<p>100 eşiği, tarihsel ortalama 103,42</p>
</td>
<td width="125">
<p>+1,7 puan</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>PMI'da yeni siparişler 46,9'a, üretim 47,6'ya indi ve on sektörün dokuzunda üretim azaldı; tek istisna 52,4 ile gıda oldu. İstihdam endeksi 47,6'ya toparlandı, ama on sektörün sekizinde istihdam hâlâ azalıyor.</p>
<p>Kapasite kullanımı, 2024 başından bu yana en düşük seviye olan Ağustos'taki yüzde 73,5'ten yüzde 74,1'e çıktı. Ancak oran 2026'nın tamamında yüzde 73,5 ile yüzde 74,4 arasındaki dar bantta kaldı ve tarihsel ortalamanın 1,85 puan altında. Güven endeksi beş aydır 100 eşiğinin üzerinde.</p>
<p>Algıyı ölçen gösterge en çok, faaliyeti ölçen gösterge en az iyileşti. Güven endeksini yukarı çeken kalemler mevcut durum değerlendirmeleri: genel gidişat 86,7'den 90,4'e, mevcut sipariş düzeyi 84,8'den 87,8'e çıktı, ikisi de 100 eşiğinin altında. Aşağı çeken kalem ihracat sipariş beklentisi oldu, 118,4'ten 113,0'a düştü. Beklenti ile gerçekleşme arasındaki makas daraldı, ama gerçekleşmenin güçlenmesiyle değil, beklentinin gerilemesiyle.</p>
<p><strong>İhracat kanalı daraldı, talep farklı kapılara yöneliyor</strong></p>
<p>Eylül'ün en önemli sinyali ihracat kanalında. Yeni ihracat siparişleri 48,0'dan 46,6'ya geriledi ve ihracat siparişlerini artıran sektör sayısı beşten ikiye düştü. Genişleyen iki sektör gıda, 51,9, ve kara ve deniz taşıtları, 50,5. Küresel talebin yöneldiği yatırım malları ve teknoloji ürünlerine en yakın sektörlerde ise ihracat siparişleri daralıyor: makine ve metal ürünlerde 44,6, elektrikli ve elektronikte 47,3, ana metalde 42,9.</p>
<p>İhracat pazarlarının genel iklimi ise bu tabloyu yansıtmıyor. İSO Türkiye İhracat Pazarları İklim Endeksi, Türkiye'nin ana ihracat pazarlarındaki üretim koşullarını ihracat paylarıyla ağırlıklandırarak ölçüyor ve Ocak 2024'ten bu yana kesintisiz olarak 50 eşiğinin üzerinde. Endeks Temmuz'daki 52,2'den Ağustos'ta 52,7'ye çıkarak üst üste dördüncü ay yükseldi ve Mayıs 2024'ten bu yana en belirgin iyileşmeyi kaydetti; büyümeyi ABD ve Orta Doğu sürükledi. Türkiye'nin yeni ihracat siparişleri ise son 12 ayda yalnızca Mayıs'ta, 51,0 ile 50'nin üzerine çıkabildi. İki gösterge farklı şeyleri ölçüyor: biri pazarlardaki üretimi, diğeri Türk firmalarının aldığı yeni dış siparişi. Ama aradaki makas, pazarlardaki iyileşmenin Türk ihracatçısının sipariş defterine kendiliğinden yansımadığını gösteriyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6acc6939e70fb-1791781177.png" alt="" width="578" height="299" />
<figcaption><strong>Kaynak: İSO Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi, Ekim 2025 ile Ağustos 2026; İSO Türkiye İmalat PMI yeni ihracat siparişleri alt endeksi, Ekim 2025 ile Eylül 2026. İklim endeksi ihracat pazarlarının üretim koşullarını ölçer, sipariş ölçmez.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Tek aylık kesit de yanıltıcı olabilir. Gıdanın Eylül'deki 51,5'lik PMI'ı bir sıçrama: sektörün üç aylık ortalaması 48,2 ve önceki üç aya göre yalnızca 0,2 puan yüksek. Buna karşılık giyim ve deride Eylül ihracat siparişleri 47,3 ile eşiğin altında görünse de üç aylık ortalama 52,4 ile on sektörün en yükseği. On sektörün yedisinde üç aylık ortalamalar ihracat siparişlerinin iyileştiğini gösteriyor. Kısacası Eylül zayıf, yön ise daha karışık…</p>
<p>Veri, hem pazar iklimi ile Türkiye'nin sipariş defteri arasındaki makasın hem de talebin yöneldiği ürün grupları ile Türkiye'nin ihracat sepeti arasındaki kopukluğun nedenini söylemiyor. Ürün yapısı, fiyat rekabeti, kur ve finansman koşulları PMI'ın kapsamı dışında kalıyor.</p>
<p><strong>Maliyet artıyor, fiyat yansıtma gücü zayıflıyor</strong></p>
<p>Maliyet cephesi yeni bir risk ekliyor. Girdi fiyatları endeksi 60,6'dan 66,2'ye çıkarak son dört ayın en yüksek artış hızına ulaştı. Ürün fiyatları endeksi 56,0'dan 57,0'a yükseldi. İki endeks arasındaki fark bir ayda 4,6 puandan 9,2 puana açıldı ve grafikteki iki yılın en geniş seviyesine çıktı. S&amp;P Global'e göre yakıt, petrol ve taşımacılık maliyetleri ile hammadde fiyatları baskıyı besliyor ve firmalar bunu Orta Doğu'daki savaşa bağlıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6acc696c5319e-1791781228.png" alt="" width="578" height="300" />
<figcaption><strong>Kaynak: S&amp;P Global ve İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI, Eylül 2024 ile Eylül 2026. Endeksler fiyat artışı bildiren firmaların net ağırlığını gösterir, fiyat artış oranını göstermez.</strong></figcaption>
</figure>
<p> </p>
<p>Bu fark doğrudan bir kâr marjı ölçüsü değil, çünkü endeksler fiyat artış oranını değil, artış bildiren firmaların net ağırlığını gösteriyor. Ama firmaların maliyet artışını fiyata yansıtma gücünün zayıfladığına işaret ediyor. Ana metal bunun en açık örneği: satış fiyatlarını on sektör arasında en hızlı artıran sektör oldu ve aynı ay yeni siparişleri 43,3'e geriledi.</p>
<p>Avrupa ile karşılaştırma önemli bir ayrım gösteriyor. Girdi fiyatı endeksi Almanya'da 71,0, İtalya'da 71,2, Euro Bölgesi'nde 70,9; Türkiye'deki 66,2'nin üzerinde. Yani Türkiye'nin maliyet baskısı Avrupa'dan yüksek değil. Fark baskının görüldüğü sipariş ortamında: Almanya'da yeni siparişler 54,4 ile genişlerken Türkiye'de 46,9 ile daralıyor. Bu birlikteliğin kâr marjlarına etkisi PMI verisinden çıkarılamıyor.</p>
<p><strong>Kapasite kullanımı: yatırım malları sıçradı, tüketim malları geride</strong></p>
<p>Kapasite kullanımı sektörlere göre ayrışıyor. Yatırım malları yüzde 69,7'den yüzde 73,1'e çıkarak 3,4 puanla en büyük artışı kaydetti. Önceki iki yılın ağustostan eylüle geçişlerinde bu grup 4,2 ve 2,6 puan arttığı için hareketin büyük bölümü döngüsel görünüyor. Dayanıklı tüketim malları ise yüzde 68,2'den yüzde 66,4'e inerek yıllık bazda 3,9 puan düşük kaldı.</p>
<p>Otomotivde kapasite kullanımı yüzde 65,9'dan yüzde 75,9'a sıçradı, ancak önceki iki yılın aynı geçişlerinde 10,2 ve 6,6 puanlık artış görüldüğünden sıçramanın büyük bölümü mevsimsel. Aynı sektörde yeni siparişler 34 aydır geriliyor ve nihai ürün stokları son üç buçuk yılın en yüksek hızında arttı. Bu nedenle kapasite artışını siparişlerden çok stok birikimiyle birlikte izlemek gerekiyor.</p>
<p><strong>Firmalar için ne anlama geliyor</strong></p>
<p>Avrupa'nın yatırım malları zincirine çalışan üretici için izlenecek gösterge grup manşeti değil, müşterinin ülkesindeki yatırım malları siparişleri. Bu gösterge Almanya'da 59,2, Birleşik Krallık'ta 54,8, İtalya'da 52,2 iken Fransa'da 43,2, İspanya'da 44,1. Kapasite artışı kararı bu nedenle grup endeksine değil, teyit edilmiş müşteri siparişine bağlanmalı.</p>
<p>Tüketim malları satan üretici için tablo ters: Almanya'da tüketim malları siparişleri 40,1. Türkiye'nin giyim ve deri sektöründe ihracat siparişleri son üç ayda ortalama 52,4 ile direniyor, ancak zayıf talepte biriken stok işletme sermayesini bağlar. Ana metal ve kimya gibi ara malı üreticileri için ise dış talep iyileşmesinin bu sektörlere ulaştığına dair veri yok; fiyatlama ve nakit akışı planı teyit edilmiş siparişe dayanmalı.</p>
<p><strong>Ekim için üç izleme değişkeni</strong></p>
<p>Finera'nın Ekim izleme listesi üç soruya dayanıyor:</p>
<ol>
<li>Mevcut durum algısındaki iyileşme PMI yeni siparişlerine yansıyacak mı?</li>
<li>Kapasite kullanım oranı 2026 boyunca korunan yüzde 73,5 ile yüzde 74,4 bandının dışına çıkacak mı?</li>
<li>Girdi ve ürün fiyatı endeksleri arasındaki fark kapanacak mı?</li>
</ol>
<p>Bunlara dördüncü bir soru eşlik ediyor: ihracat kanalı gıda ile kara ve deniz taşıtlarının dışına yayılabilecek mi?</p>
<p>Analizin sınırları da belli. PMI ve güven endeksleri yön ve algı verir, üretim hacmi veya ihracat tutarı vermez. Kur, finansman maliyeti ve rekabet gücü bu verilerin kapsamı dışında kalıyor; Türkiye'nin neden geride kaldığı sorusuna bu veri tek başına cevap vermiyor. Okura önerimiz, kararı manşet göstergeye değil, kendi tedarik ve müşteri zincirinin verisine bakarak vermek. Ürün ve ülke bazında talep analizleri ve modelleri oluşturmal.</p>
<p><em>Kaynak: Finera Küresel PMI Raporu, Eylül 2026; Finera İmalat Sanayi Öncü Göstergeler Raporu, 2 Ekim 2026; S&amp;P Global PMI verileri; İstanbul Sanayi Odası ve S&amp;P Global İhracat Pazarları İklim Endeksi; TCMB kapasite kullanım oranı ve reel kesim güven endeksi verileri.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-imalat-55-ayin-zirvesinde-turkiye-30-aydir-esigin-altinda-89491</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel imalat 55 ayın zirvesinde, Türkiye 30 aydır eşiğin altında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-bekleyen-paranin-faturasi-89490</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlarda bekleyen paranın faturası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERYEM KENAN - Rota Portföy Kurumsal İletişim Direktörü</strong></p>
<p><em>Fon piyasasında yaşanan sıkışmanın ekonomiye etkisini, olası kayıplar kadar paraya erişim süresi de belirleyebilir. Ödeme takvimi belirsiz kaldıkça, yatırımcının bekleyişi işletmenin finansman maliyetine, tedarikçinin alacağına ve üretim kararlarına yansıyabilir.</em></p>
<p>Para fonda bekleyebilir; maaş günü, vergi takvimi ve tedarikçinin vadesi beklemiyor. Fon piyasasında yaşanan gelişmelerin ekonomiye etkisini değerlendirirken, büyük rakamların yanında bu gündelik gerçeğe de bakmak gerekiyor.</p>
<p>Önce rakamı doğru yere koyalım. 826 milyar lira, kesinleşmiş zarar değil. Tamamı borsada satılacak hisse tutarı da değil. Yatırımcıya dönecek tutar, varlıkların hangi koşullarda paraya çevrilebildiğine bağlı olacak.</p>
<p>Ölçeğe baktığımızda, 826 milyar lira ağustos sonundaki yatırım fonu büyüklüğünün yaklaşık yüzde 7,5’ine karşılık geliyor. Aynı tutar, 2025 milli gelirinin yüzde 1,3’ü; 2026 için öngörülen milli gelirin ise yaklaşık yüzde 1’i kadar. Bu karşılaştırma, sorunu ekonominin bütünü içindeki boyutuyla görmemizi sağlıyor. Ancak milli gelirin bu oranlarda azalacağı söylenemez.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc68190adba-1791780889.png" alt="" width="308" height="255" /></p>
<p>Asıl dikkat isteyen, sıkışmanın belirli hisselerde ve işletmelerde yoğunlaşması. Alıcısı sınırlı hisselerde büyük miktarda satış gerektiğinde, ekrandaki fiyatı korumak zorlaşabilir. Fonun varlığı olsa bile bunu kısa sürede nakde çevirememesi, yatırımcının bekleyişini uzatabiliyor.</p>
<p>Bu mekanizmanın reel ekonomiye uzanan tarafı ise nakit akışı. Parasına ulaşamayan bir işletme, ödemelerini karşılamak için kredi kullanabilir; bunun bedeli ek faiz olur. Krediye erişemiyorsa tedarikçisine ödemeyi geciktirebilir. Böylece fonda hiç parası bulunmayan bir şirket de sıkışıklıktan etkilenebilir. Etkinin büyüklüğünü, bekleyen paranın kimde ve hangi ihtiyaç için tutulduğu da belirleyecektir.</p>
<p>Basit bir hesap, zamanın maliyetini somutlaştırıyor. Başlangıçta 20 milyon lira kredi kullanan bir işletmenin, yıllık yüzde 41 basit faiz varsayımıyla 90 günlük faiz yükü yaklaşık 2,02 milyon lira. Alacağının yarısını 30’uncu günde tahsil edip kredisini azaltabilirse bu tutar 1,35 milyon liraya iniyor. <strong>Yaklaşık 674 bin liralık fark, yalnızca ödeme zamanından kaynaklanıyor.</strong> Bu, gerçekleşmiş bir kayıp veya ödeme tahmini değil; erken ödemenin olası etkisini gösteren varsayımsal bir örnek.</p>
<p>Öte yandan, tabloyu ekonominin tamamına yayılan bir finansal tıkanma olarak değerlendirmek için mevcut veriler yeterli görünmüyor. Eylülün ikinci yarısında mevduatın artması ve kredi akışının sürmesi olumlu işaretler. Bunlar, sıkışmanın belirli alanlarda kalabileceğini düşündürüyor. Yine de toplam göstergelerdeki dayanıklılık, parasına erişemeyen işletmenin ödeme güçlüğünü ortadan kaldırmıyor.</p>
<p>Bundan sonraki aşamada ödeme takvimi öne çıkıyor. SPK’nın 30 Eylül kararıyla belirli fonlarda yatırımcı başına, her fon için ayrı ayrı en fazla 1 milyon liralık ara ödeme yolu açıldı. Ancak ödemelerin başlayacağı tarih henüz açıklanmadı.</p>
<p>Fonlarda paranın beklemesi de yatırımcı için maliyet yaratıyor. Bu nedenle ne kadar ödeme yapılacağı kadar, paranın ne zaman döneceğinin netleşmesi de güven açısından önemli.</p>
<p>Son olarak, sermaye piyasalarının birikimleri üretime ve yatırıma taşıyabilmesi güvene bağlı. Bugün bu güveni korumak, yarının yatırımlarını da korumak demek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-bekleyen-paranin-faturasi-89490</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fonlarda bekleyen paranın faturası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-numara-vizyon-100-ve-vestel-89489</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 numara Vizyon 100 ve Vestel</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vizyon 100 toplantısı bundan daha iyi bir zamana denk gelemezmiş. Bir önceki yazımda anlatmaya başladıklarım rekabet gücü ve ihracata odaklıydı. BASBAŞ Yürütme Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Dr. Faruk Güler’e daha geniş yer ayırabilmek için yazıyı ikiye bölmüştüm. Aradan geçen birkaç günde elektronik ihracatındaki güçlü oyuncumuz Vestel’e yeni CFO atanması başta olmak üzere yaşanan gelişmeler, Vizyon 100’de ele alınan konuların ne kadar doğru odaklanmış olduğunu gösteriyor. Networking &amp; Collaboration-Shaping The Future Together (Yeni Bağlantılar ve İş Birliği-Geleceği Birlikte Şekillendirmek) teması benim hayatımda müthiş hız kazanmış durumda.</p>
<p>15 yaşına altındakilere sosyal medyaya erişim yasağı getirilirken EDAM Direktörü Sinan Ülgen’den farklı ülkelerdeki uygulama örneklerini dinleme ve bazı sorular sorma fırsatım oldu. Networking taş gibiydi, pratik sallanmakta. Bu sürecin nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda mühendis olarak net bir bakış oluşturdum ama bu işi yapmakla ilgili bir görevim olmadığı için abesle iştigal oldu. Raporu ve konuyu gelecek yazılardan birinde yorumlayacağım. Habercilere göre biraz gecikmiş olacağız ama zaten bizim odağımız koroda şarkı söylemek değil ülkemizin geleceğine katkıda bulunmak. Bu iş böyle yapılırdı yapılmazdı tartışmasına girmiyorum ancak internetteki suçla mücadeleye odaklanmak yerine çocukları kapatmak doğru bir politika mı diye sormak gerekiyor. 15 yaşına kadar sosyal medyaya girmeyenler daha sonra sosyal medyaya aşamalı olarak girdiklerinde Köyden İndim Şehre filmindeki gibi garabetler yaşanmayacak mı? Ya da kaçak olarak sosyal medya kullananlar bunu yapmanın kendilerine sağladığı güvenle gücün karanlık tarafına geçmeye daha eğilimli olmayacaklar mı? Yapay zekâ çağında ulaşabildiği kaynakları kullanarak kendisini sürekli geliştiren yapay zekâ ile çalışırken annelerinin “tanımadığın insanlarla konuşma” diye tembihlediği çocukların benzerleri gelecekte “problemli apartman çocuğu” olarak başımıza bela olmayacak mı? Bir düşünün, konuyu ele alacağım.</p>
<p><strong>Vestel’in hikâyesi ve finansı</strong></p>
<p>Bir diğer önemli gelişme halka açık bir şirket olan Vestel’e yeni CFO atanması oldu. Bu konuyu değerlendirirken kendi belleğimle networking yaptım. Güncel gelişme Zeynep Sarsan’ın bu göreve atanmasıydı. Biz şirketi var eden vizyonun sahibi olarak İTÜ’deki arkadaşlarla hep Cengiz Ultav’ı gördük. Kendisi bir dönemin teknoloji ile işi (business) birleştirmeyi bilen kuşağının değerli temsilcilerinden biridir. O kuşak artık iş hayatından çekiliyor ve Türkiye’de bir işi yapmak için gereken teknoloji ile iş modelini birleştirebilen insan sayısı azalıyor. Yeni hikâyemiz bir işi çözmek için kestirmeden giderken uçurumdan aşağı uçmak şeklinde özetlenebilir. Vestel hikâyesi Türkiye’nin Turgut Özal döneminde her sınıfa bir televizyon kampanyası yapıp markaya güçlü bir zemin sağlamasıyla başlar. Bu sağlam zemin üzerinde Avrupa’ya televizyon başta olmak üzere elektronik ihracatının önemli oyuncusu haline gelen ve bunu Manisa’da yaptığı önemli yatırımla güçlü bir üretim zeminine taşıyan Vestel’in beni en fazla etkileyen yanı alt markası Regal’in etiketini taşıyan televizyonun Almanya’daki bir marketin alt katında çok uygun fiyatla satıldığını görmek olmuştu. Dünya düz ekran devrimini yaşarken Vestel çok iyi bir niş yakalayarak tüplü televizyonları üretme işinde pazar payı elde etmişti. O dönemde OEM ve ODM (orijinal ekipman ve cihaz üretimi) işleri de yapan Vestel’in adını daha sonra Venüs markasıyla cep telefonu işinde duyduk. Zorlu Grubu ise TOGG ile otomobil ve daha öncesinde bizim görüşeceğimiz gün yurtdışına ani bir seyahat etmesini gerektirecek kadar önemli enerji işi ile duyduk. Bu arada tabii ki Zorlu Center da var. Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) kullanılamaz hale getirildiği dönemde metro mesafesinde bunu aratmayacak kalitede bir sanat merkezini de içerecek şekilde hayata geçen Zorlu Center, hâlâ İstanbul’un önemli bir yaşam ve iş alanı ancak yürüyen yolların kaldırılması da dahil olmak üzere yapılanlar artık kamu yönetimlerince pek desteklenen bir varlık olmadığını gösteriyor. Kendisi ile Türkiye Bilişim Derneği’nin (TBD) bir etkinliğinde sohbet ederken Vestel’deki teknoloji ve inovasyonu sormuştum. Yanıtı ilgi çekiciydi: “Herkes Vestel’den bahsediyor ama ben teknolojiyi asıl tekstil işinde kullanıyorum.” demişti.</p>
<p>Enerji temalı beklenmedik seyahati nedeniyle yapamadığımız görüşmede bunu ele alacaktık. Bunu yapamasak da Vestel’in Manisa’daki televizyon üretim tesisinin açılışında modeli net bir biçimde anlama fırsatım oldu. Mühendis gözü karalığı ile sohbet ede ede tesisin derinliklerine yolumu açtığımda Samsung markalı panelleri gördüm. Üretim modeli, Güney Kore’den ithal edilen panellerin üzerine tunerlerin burada eklenmesine dayanıyordu. Bu, bir yandan televizyon ithal etmek yerine panel ithal etmeye dayanan bir vergi avantajı yaratıyor; diğer yandan da ithal edilen televizyonlardaki aylar süren test süreçlerini devreden çıkararak piyasaya çıkma süresini kısaltıyordu. Bazıları imtiyaz sağlama gibi değerlendirse de aslında muazzam ve rekabetçi bir iş modeliydi.</p>
<p>O dönemde Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Vestel’in panelini ürettiği ve Şişecam’ın da ekranını ürettiği televizyon üretme vizyonunu ortaya koyuyordu. Bu proje ile Türkiye’nin düz ekran televizyonlarda dışa bağımlılığının azalacağı düşünülüyordu. Ancak o dönemde bir panel fabrikası kurmak için 4 milyar dolarlık yatırım yapmak ve iki yılda bir de 2 milyar dolarlık yatırımla bunları yeni teknolojilere göre yeniden yapılandırmak gerekiyordu. Bunu dikkate almadan yapılan planlamanın benzerleri içinde yer alması Vestel’i ve Zorlu Grubu’nu bu hızlı teknolojik dönüşüm ve sürekli yeni yatırım yapmaya dayanan yeni normalde sıkıntıya sokmuş görünüyor. O zamanlar yanılmıyorsam beş tane olan panel üreticisi sayısı da izleyen dönemde zaten konsolide oldu.</p>
<p>Ben bu konuyu pratikte akıllı telefonuma indirdiğim Total Battle oyununda yaşıyorum. Oyuna girdikten sonra çok hızlı ilerlerken bu kadar basit işler için neden 250 liradan 2.500 liraya kadar fiyatlarla satılan paketleri alayım diye düşünüyordum. Hammadde olarak ahşap, demir ve taşın yanı sıra altın ve gümüş kullanarak oynanan oyunca başlangıçta tesisleri 50-100 birimlik kullanımlarla –yatırım da diyebiliriz- kurup güncellerken kısa sürede bu rakamlar bin, 5 bin, 10 bin 30 bin derken 100 bine kadar yükseldi. Esir düşen bir komutanımı kurtarmak için şehir binasını yükseltmem gerekiyor ve bunun maliyeti 100’er bin ahşap, demir ve taş kullanmam gerekiyor ama böyle bir kaynağım yoktu. 15 binlerde kaynaklarım vardı. Sonra yaptığım işlerle bağlantılı teşvik ve vergi iadesi benzeri getirilerle bu kaynağı elde edebileceğimi şans eseri anladım. Bunlar faaliyet kârı diyebileceğimiz getirilerdi. Böylece komutanımı kurtarırken yeni altın ve gümüş kazanacak işleri yapabileceğim. Bu arada ordumu sefere gönderip hem ganimet elde etmemin hem de yeterli gelmeyen gıda üretimimi azalan asker sayısı için yeterli hale getirmemin de yolu açıldı. Acımasız boyutları da dahil olmak üzere oyunun kurallarını öğreniyor ve adapte oluyorum. Bunun bir başka boyutu da gerçek hayatta karşıma çıktı. </p>
<p>Bu yazıyı yazarken Antalya Belek’teki Granada otelinde Mağazanolsun’un davetlisi olarak bulunuyorum. Buradaki e-ticaret erbabı ile işleri konuşma fırsatımız oluyor. Şu andaki gündem e-ihracat ve Hollanda üzerinden yeni bir akın başlattığımız anlaşılıyor. Daha önce Fornium (fornium.uk) markası ile İngiltere’ye açılan Mağazanolsun’un ekosisteminin adını Hollanda’da da ve bu ülke üzerinden Avrupa’nın farklı yerlerinde de duyacaksınız. Avrupa pazarı için ürün seçmek için Denizli’ye gidenlerle konuştuğumda bizim de çok beğendiğimiz havlu ve peştamalları e-ihracat için seçmişler. Ancak yerel üreticilerle konuştuklarında bunların İngiltere pazarında tutmadığını ve bizim zevkimize çok uymayan başka ürünleri tercih etmek gerektiğini öğrenmişler.     </p>
<p>Bu, Ahmet Nazif Zorlu’yla Faruk Güler arasında bağlantı kurarak anlatacağım hikâye için gerekiyor. Aslen Denizlili olan Ahmet Nazif Zorlu, 15 yaşında amcasıyla birlikte Trabzon’a giderek ticaret hayatına atılıyor. Bu yolculuk olmasa, Zorlu muhtemelen tekstil işinden teknoloji işine doğru uzanan yolculuğu da gerçekleştiremeyecekti. Zorlu’nun yaşadıklarını bugün Türkiye’nin e-ihracat hikâyesini yazmaya çalışanların dikkatlice okuması gerekiyor. Bu sadece başarıya ulaşmak için değil, başarısızlık anında da yeniden ayağa kalkmak için yardımcı olacaktır. 1944 doğumlu olan Ahmet Nazif 1959 sonunda Trabzon’un Ortahisar ilçesi Kemeraltı Terziler Sokağı’nda amcasıyla birlikte küçük bir dükkân açıyor. Yapay zekâ bu hikâyeyi “Trabzon’daki ilk ticari girişimi senetlerin ödenmemesi ve iflas nedeniyle zarara uğramış, ancak pes etmeyerek kalan mallarla ticarete devam etmiştir. Trabzon’u “ikinci memleketi” olarak gören iş insanı, kentin ilk 5 yıldızlı oteli olan Zorlu Grand Otel'i açmış, bu oteli Ağustos 2026'da 37 milyon Euro karşılığında Usta ailesine satmıştır.” diye anlatıyor. Kendisinin de kulağına gitmiştir; “havlucu teknolojiden ne anlar” diyorlardı ama işler şöyle ya da böyle bugüne kadar geldi. Düşük kur, yüksek enflasyon tercihi olmasaydı ve babayiğit dolduruşuna gelinmeseydi belki daha ileri de giderdi ama iş hayatında belki kavramına yer olmadığını hepimiz biliyoruz.</p>
<p><strong>Günümüzde serbest bölge kozunu çekmek</strong></p>
<p>Coğrafi ve yapılan işle ilgili farklı alanlara göçün bir benzerini, BASBAŞ Yürütme Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Dr. Faruk Güler tavsiye ediyor. Serbest bölgelerde üretimi teşvik eden Güler, dost acı söyler tadında bir ifadeyle sermaye problemine dikkat çekerek dünyaya KOBİ penceresinden bakma yaklaşımının ötesinde bir vizyonu ortaya koyuyor. Güler, “KOBİ’lerde hadi bir kooperatif yapalım, KOBİ’ler bir olsun yaklaşımı yürümez. Hem Türkiye’de hiç yürümez. Neden? Türkiye’de hepimiz kendi işimizi severiz. En iyi biz biliriz. Benim şirketim benim olsun, ağabey. Küçük olsun, benim olsun. Bu kültüre hadi birleşelim de çözüm bulamayız. Yapacağımız şey şu: Herkes kendi şirketinin sahibi olsun. Herkes kendi işini yapsın. Ama nereye gideceğiz, ağabey? Bu şirketleri nasıl organize edeceğiz de bunların bilgi birikimiyle, bunların enerjisini, bunların yaptığı işleri bir araya getirip, sonunda ben bunu yapacağım ve dünyada da bu işi yapacağım dedirteceğiz. Burada rekabetçi olacağım diyeceğimiz sistemi organize etmek kalıyor. Bu bir iki kişinin yapabileceği şey değil; hakikaten iyi bir organizasyon lazım.” diyor.</p>
<p>Söyleyene değil, söyletene bak dersek, Güler’in bunları söylemesinde benim Ferrero’nun fındık ekseninde kurduğu sisteme atıfta bulunmamın da rolü var. Güler şöyle devam ediyor: “Bunun en güzel örneğini fındık oluşturuyor. Fındık üreticilerinin hepsi, herkes çalışsın. Herkes kendi bir dönüm, beş dönüm, 10 dölümlük fındık bahçesinden devam etsin. Ama fındığı gidip de 3 kuruşa satmayalım kardeşim. Bunun organizasyonunu bile yapamıyoruz. milyon tane öyle örnek var.”</p>
<p>Bundan sonrasını araya girmeden aktarıp yazıyı bitireceğim. Güler şöyle diyor: “İnsanoğlu zora gelmeden bir şey yapmıyor. Yapmak zorunda kalıyoruz. Vizyon 100 onun için işte gelin arkadaşlar birlikte olalım. Gelin arkadaşlar sen fındık yapıyorsan ben de bak fındık yağı yapıp satıyorum. Şurada hepsini hepimiz birleşelim de beraber yapalım. Beraber konuşalım bunları. Aklımızı başımıza da alalım toplantıları yapıyoruz aslında: Fırsat ve iş ortamını buluşturmaya çalışıyoruz. Ben 60 yıldır iş içindeyim. Her zaman kötü. Her gün kötünün daha kötüsü oluyor ama fırsatların bittiği bir dönem de olmuyor.</p>
<p>1. Dünya Savaşı zamanında da fabrikalar kuruluyordu. II. Dünya Savaşı’ndan sonra da iş vardı. Bugün de bir takım insanlar iş yapıyor. Bugün de bir takım, bir takım sektörler büyüyor. Bir takımları da yok oluyor. Dolayısıyla işadamının nerede ne yapacağını bilmesi lazım. Devlet ve kurumların kamu da bunu yönlendirmesi lazım. Şimdi Kürşat Tüzman döneminden bahsettiniz. Hâlâ görüştüğümüz, dostluğumuzun devam ettiği bir bakanımızdır eski. Rahmetli Özal serbest bölgeleri 1985 yılında niye gündeme getirdi? Kendisi DPT'den geldi biliyorsunuz. Başbakan olduğunda diyor ki, ‘Ya memlekete yatırım yapılacak şey yok.” Çoğu bilmez; cebinizde dövizle yakalanırsanız hapse atılırdınız. Yedek parça bile alıp getiremezsiniz. İşçinizin sanayi ile hiçbir alakası yok. Sanayici yok. Bunların hepsinin en kötü dönemi Atatürk dönemiydi ama 1985’e geldiğimizde de fazla bir şey yoktu. O zaman diyor ki Özal, ya dünyada serbest bölge diye bir şey var. Herkes gidiyor orada yatırım yapıyor. İlk ikisini Antalya ve Mersin’de devlet DPT eliyle kuruyor.</p>
<p>Artık insanlar aynı zamanda bu kümelenmeyi yapabildikleri için daha gelişmiş fırsatlar var. Neyi ne şekilde yaparsam mevcut şartlarda iyi yapabilirimi araştırmak durumundalar. Serbest bölgeye gelin kurun şirketinizi üretin; devlete verdiğiniz gelir vergisini devlet almıyor. Ne demek? Sizin işçiniz maliyetleriniz ortalama yüzde 27 azaldı demek. Büyüme ihtiyacı var. Fiziken var. Görüyoruz. Yeni yatırım yapan şirketler var. Bina yatırımı yapmayalım, arazi almayalım diyene binayı biz yapıyoruz. ‘Binayı da gel, al, yap, çalıştır’ diyoruz. Bunun gibi fırsatlar da var. Zorlukları anlıyorum. Hepimiz yaşıyoruz, hepimiz dinliyoruz. Fakat işte bu birliktelikler bunu sağlıyor. Ben onun için buradayım.”</p>
<p>78 yaşındaki duayen insanlarla bu konuları tartışmak için sahaya çıkıyorsa bizim de bunu aktarmak görevimiz diye düşündüm. Ancak gerçek sorunları samimiyetle tespit edip onları çözmediğimiz takdirde bu iyi niyetli çabaların da sonuç alması zor görünüyor. Daha önce defalarca yazdığım esnekliği üretimden başlayarak her alanda yeniden inşa etmeli ve kırılmalara neden olmadan ülkeyi ileri taşımalıyız. Bu da tercih yapmakla başlayan bir süreç olmak zorunda ki bu noktada katı olmak zorundayız. İonna Kuçuradi’nin sözünü biraz değiştirirsem, insanlara saygı duyabilmek için fikirleri acımasızca tartışmak zorundayız.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-numara-vizyon-100-ve-vestel-89489</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 10 numara Vizyon 100 ve Vestel ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknoloji-fonlarinda-asil-mesele-para-toplamak-degil-yatirimi-yonetmek-89488</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknoloji fonlarında asıl mesele: Para toplamak değil, yatırımı yönetmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. KEMAL OĞUZ KALAFAT - </strong><strong>TSI ABD Yön. Krl.Üyesi - </strong><strong>TSI Türkiye Yön. Krl. Başkanı</strong></p>
<p>Türkiye’nin teknolojiye, biyoteknolojiye ve girişim sermayesine daha fazla kaynak ayırması gerektiğine inanıyorum. Ancak son yıllarda yaşanan tecrübeler bize önemli bir gerçeği de hatırlatıyor: Teknolojiye yatırım yapmak ile teknoloji yatırımcılığı yapmak aynı şey değildir.</p>
<p>2012’den bu yana ABD’de özellikle life sciences yatırımlarının içinde bulunan bir yönetici olarak Amerika’da öğrendiğim en önemli prensiplerden biri şudur: Venture capital’ın başarısı ne kadar para topladığınızla değil, size emanet edilen sermayeyi hangi disiplinle yönettiğinizle ölçülür.</p>
<p>Bir fonun 500 milyon dolar veya milyarlarca lira büyüklüğe ulaşması tek başına başarı sayılamaz. Asıl üzerinde durulması gereken; bu sermayenin hangi şirketlere, hangi değerlemelerden ve hangi teknik incelemelerden sonra yatırıldığı, yatırımların ne kadarının yatırımcıya nakit olarak geri döndüğü ve fon yöneticisinin aldığı riskin yatırımcıya yeterince açıklanıp açıklanmadığıdır.</p>
<p><strong>Her start-up yatırım yapılabilir şirket değildir</strong></p>
<p>ABD’de profesyonel venture capital yatırımcısı yalnızca girişimcinin sunumuna bakmaz. Teknolojiyi, fikri mülkiyeti, yönetim ekibini, pazarı, rekabeti, sermaye ihtiyacını ve muhtemel çıkış yollarını inceler. Life sciences’ta süreç daha da ağırdır. Bir biyoteknoloji şirketine yatırım yapıyorsanız bilanço okumak yetmez. Bilimsel hipotezi, preklinik ve klinik verileri, patentleri, FDA sürecini, üretilebilirliği, geri ödeme ihtimalini ve rakip molekülleri anlayabilecek ekibe ihtiyacınız vardır.</p>
<p>Dolayısıyla teknoloji fonlarında sektörel uzmanlık bir tercihten çok, risk yönetiminin temel unsurudur. ABD’deki sistemin önemli özelliklerinden biri de yatırım yapıldıktan sonra başlayan kurumsal disiplindir. Yatırım sözleşmeleri yalnızca ne kadar para yatırılacağını değil, yatırım sonrasında şirket ile yatırımcı arasındaki ilişkinin nasıl yürütüleceğini de belirler. Yatırımcı gerektiğinde yönetim kurulunda temsil veya gözlem hakkı alır; düzenli finansal bilgi ister; önemli sermaye işlemlerinde söz hakkı kazanabilir; sonraki yatırım turlarında payını koruyacak haklar talep edebilir. Preferred shares, liquidation preference ve benzeri mekanizmalar yatırım yapılırken belirlenir.</p>
<p>Amaç girişimciyi kontrol etmek değildir. Sermayeyi veren ile kullanan arasındaki ilişkinin kurallarını yatırım yapılmadan önce belirlemektir.</p>
<p><strong>Değerleme ile gerçek getiriyi karıştırmamalıyız</strong></p>
<p>Teknoloji fonlarında en tehlikeli yanılgılardan biri de budur.</p>
<p>Bir start-up’ın son yatırım turunda 100 milyon dolar değerleme alması, şirketin bugün 100 milyon dolar nakit değeri olduğu anlamına gelmez. Küçük bir yatırım yüksek bir değerleme üzerinden yapılmış olabilir. Hisselerin ekonomik hakları farklı olabilir. Üstelik şirketin bu değerlemeyle satılabileceğinin garantisi de yoktur.</p>
<p>Bu nedenle profesyonel fon dünyasında yalnızca şirket değerlemelerine değil; DPI, TVPI, RVPI ve IRR gibi performans ölçülerine bakılır. Özellikle DPI önemlidir: yatırımcıya gerçekten ne kadar para geri dönmüştür?</p>
<p>Kâğıt üzerindeki kazanç ile yatırımcının banka hesabına dönmüş kazancı birbirinden ayırmak gerekir.</p>
<p><strong>Türkiye ne yapmalı?</strong></p>
<p>Türkiye’de girişim sermayesi yatırım fonları için hâlihazırda bir mevzuat ve kurumsal çerçeve bulunmaktadır. Dolayısıyla mesele Türkiye’de düzenleme bulunmaması değildir. Bundan sonraki aşamada kalite, şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını yükseltmemiz gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>- İlk olarak,</strong> teknoloji fonlarında yatırım kararını veren ekiplerin sektörel yetkinliği daha görünür hale gelmeli. Bir biyoteknoloji fonunun yatırım komitesinde bilimi ve klinik geliştirmeyi anlayabilecek kişiler; bir yapay zekâ fonunda ise teknolojiyi değerlendirebilecek uzmanlar bulunmalı.</p>
<p><strong>- İkinci olarak,</strong> fon performansında ortak bir şeffaflık standardı oluşturulmalıdır. Yatırımcı fonun yalnızca toplam portföy değerini değil; yatırılan sermayeyi, gerçekleşmiş çıkışları, zarar yazılan yatırımları ve DPI, TVPI ve IRR gibi temel göstergeleri mümkün olduğunca standart bir formatta görebilmelidir.</p>
<p><strong>- Üçüncü olarak,</strong> gerçekleşmiş ve gerçekleşmemiş kazanç kesin biçimde ayrılmalı. Son yatırım turundaki değerleme üzerinden yaratılan kâğıt üzerindeki performans, nakit getiri gibi sunulmamalı.</p>
<p><strong>- Dördüncü olarak</strong>, değerleme süreçlerinde bağımsızlık güçlendirilmelidir. Özellikle likit olmayan start-up hisselerinin değerlemesinde kullanılan metodoloji yatırımcı tarafından anlaşılabilir olmalı; yüksek değerlemelerin fon performansını yapay biçimde yükseltmesine izin verilmemelidir.</p>
<p><strong>Beşinci olarak,</strong> fon yöneticilerinin yatırım yaptıkları şirketlerle veya yatırımcılarla oluşabilecek çıkar çatışmaları açık biçimde raporlanmalıdır. Yönetici veya ilişkili tarafların ekonomik menfaatleri şeffaf olmalıdır.</p>
<p><strong>Altıncı olarak,</strong> büyük teknoloji yatırımlarında milestone-based financing, yani sermayenin aşamalı aktarılması daha fazla kullanılmalıdır. Şirkete ihtiyaç duyacağı bütün sermayeyi ilk gün vermek yerine, teknik ve ticari kilometre taşlarına bağlı yatırım dilimleri hem yatırımcıyı hem şirketi koruyabilir.</p>
<p><strong>- Yedinci ve belki de en önemlisi,</strong> fon yöneticisinin de yatırımcıyla aynı ekonomik riski taşıdığı modeller teşvik edilmelidir. Başarılı venture capital sistemlerinin temel prensiplerinden biri alignment of interests, yani çıkarların mümkün olduğunca aynı yönde olmasıdır.</p>
<p><strong>Amaç teknoloji yatırımlarını azaltmak olmamalı</strong></p>
<p>Türkiye’nin teknoloji fonlarına ihtiyacı var. Hatta bugün olduğundan çok daha fazla girişim sermayesine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Ancak yatırımcı güvenini kaybedersek bunun bedelini yalnızca kötü yönetilen fonlar ödemez. Gerçek teknoloji şirketleri de sermayeye ulaşamaz; iyi girişimciler ve bilim insanları da zarar görür.</p>
<p>Amerikan venture capital sisteminden alınması gereken ders, Amerika’nın riski ortadan kaldırdığı değildir. Private-market yatırımları doğaları gereği yüksek risklidir.</p>
<p>Amerika’nın yaptığı, risk sermayesinin çevresine zaman içerisinde profesyonel bir ekosistem kurmaktır: uzman yatırımcılar, güçlü hukuk altyapısı, standardize edilmiş yatırım sözleşmeleri, yönetim kurulları, teknik due diligence, performans ölçümü ve sermaye piyasaları.</p>
<p>Türkiye’nin de ihtiyacı daha az risk almak değil, riski daha profesyonel yönetmektir.</p>
<p>Çünkü iyi teknoloji yatırımcılığı en heyecan verici hikâyeyi bulmak değildir.</p>
<p>Doğru teknolojiyi bulmak, doğru değerlemeyle yatırım yapmak, yatırım sonrasında şirketi profesyonel biçimde izlemek ve en sonunda kendisine emanet edilen sermayenin hesabını yatırımcıya verebilmektir.</p>
<p>Türkiye teknoloji fonlarında yeni bir döneme girecekse, tartışmamız gereken temel standart da bu olmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknoloji-fonlarinda-asil-mesele-para-toplamak-degil-yatirimi-yonetmek-89488</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknoloji fonlarında asıl mesele: Para toplamak değil, yatırımı yönetmek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ponzi-neydi-ponzi-emekti-89485</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ponzi neydi, ponzi emekti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yatırım fonu krizi (2)</strong></p>
<p><strong>Yatırım fonlarında yaşanan kriz, finansal dolandırıcılığın yeni boyutlarını ve Ponzi benzeri yapıların yaratabileceği riskleri yeniden gündeme taşıdı. Geçmişteki banker ve aracı kurum krizleriyle karşılaştırılan süreçte, yatırımcı mağduriyetinin önlenmesi kadar finansal sistemin bulaşıcı risklere karşı korunması da önem taşıyor.</strong></p>
<p>Son yıllarda ortaya çıkan türlü finansal dolandırıcılık olayları sonrasında fon piyasasında yaşananlar, finansal sahteciliğin birçok açıdan sınıf atladığını ortaya koyuyor. Henüz boyutlarına tam olarak vakıf olamadığımız yatırım fonu krizi 1980 sonrasında sermaye piyasalarında yaşanan üçüncü büyük krizdir. Ortaya çıkan finansal başarısızlığın boyutları Banker Krizi (1982-1985) dönemindeki banker iflaslarıyla karşılaştırılabilecek düzeyde olmasa bile, 1994 Krizi'ndeki aracı kurum iflaslarıyla paralellik kurulabilecek düzeye gelebilir. Umarız mevcut çalışmalar iyi yönde ilerler ve ne yatırımcılarımız, ne de kurumlarımız bu süreçte daha fazla yıpranmaz.</p>
<p>Yatırım fonu krizinde “Ponzi” sözcüğü de yeniden dolaşıma girdi. Financial Times yaşananları “Ponzi benzeri” diye nitelendirmişti.<strong><sup>1</sup></strong> Sahtecilikle örülü ponzi finansmanı Türkiye’de pek de yabancısı olmadığımız bir konu aslında. Daha önce de gördük, bugünden sonra da çeşitli formlarda karşımıza çıkabilir.</p>
<h2>Ponzi finansmanı neydi?</h2>
<p>Klasik Ponzi kurgusunda yatırımcıya sunulan getiri, yatırım faaliyetinin yarattığı gelirle değil, sisteme sonradan giren yeni yatırımcıdan temin edilen kaynaklarla finanse edilir. Bu nedenle düzenin sürekliliği varlıkların ekonomik performansına değil, yeni kaynak girişinin sürmesine bağlıdır. Bakınız, ABD SPK’sı (SEC) <strong>Ponzi düzeneği olabilecek olayları nasıl belirlemiş? </strong>Düşük riskle yüksek getiri vaadi, piyasa koşullarından bağımsız biçimde sürekli pozitif getiri, mevzuata aykırı yatırım biçimleri, yetkisiz aracılı işlemler, açıklanamayan karmaşık stratejiler, hesap dökümlerindeki tutarsızlıklar ve yatırımcının parasını geri almakta güçlük çekmesi.<strong><sup>2</sup></strong></p>
<h2>Ponzi “sistemin” başına iş açar mı?</h2>
<p>“Efendim, parası olan akıllı olsun, öyle tamahkâr da olmasın”, demeyin. İnsan doğası bu: Beşer şaşar. Bu noktada yatırımcının yatırım konusunda bilgi ve deneyimini geliştirmeyi hedeflemek kadar, sistemin de zarar görmemesini kurgulamak gerekiyor. Zira <strong>tekil risk</strong> kaynak girişi kesildiğinde yatırımcıların ve ilgili finansal aracının zarara uğramasını gündeme getirirken, <strong>sistemik risk</strong> ise bulaşıcı karakteri olabilecek tekil risklerin sisteme zarar vermesini gündeme getiriyor. IMF (2022)<strong><sup>3</sup></strong> diyor ki; “likiditesi düşük varlıkları portföylerinde tutarken yatırımcılara günlük geri alım imkânı sunan fonlar, yatırımcıların topluca fondan çıkması ve varlıkların zorunlu satışlarla elden çıkarılması olasılığını artırarak olumsuz şokların etkisini büyütebilir. Bu durum, varlık piyasalarındaki oynaklığı artırır ve finansal istikrarı tehdit edebilir.”</p>
<p>Dolayısıyla, bir yapının “Ponzi benzeri” olması, bunun tek başına sistemik krize neden olabileceği anlamına gelmez. Ancak risklerin bulaşıcılığına ve sistem geneline yayılma ihtimaline de bakmak gerekiyor. Bu noktada Türkiye’nin banka odaklı bir ekonomi olmasını ve bankaların sermaye piyasası faaliyetlerinden kaynaklanan risklerinin (sınırlı ve) iyi yönetilmesini de bir şans olarak görmek gerekiyor. En azından şimdilik durum böyle.</p>
<h2>Ponzi: Sahtekârlık da emek istiyor</h2>
<p>Ponzide sistemi kurtarmak kadar yatırımcı mağduriyetini önlemek de önemli. Yatırımcılar Ponzi finansmanındaki sahtekârın emeği zamanında fark etmelidir. Zira Ponzi düzeni kendiliğinden kurulmuyor. Önce bir ekip toplanıyor, kulağa makul gelen bir yatırım hikâyesi yazılıyor. Başarılı işlemler yapılıyor, ilk ödemeler aksatılmıyor. Rakamlar konuşmaya başlayınca reklamlar devreye giriyor, kazananlar da çevrelerine durumu anlatıyor. Getiri tablosu her yeni yatırımcıyla biraz daha inandırıcı hâle geliyor. Bir süre sonra kimse “Bu getiri nereden geliyor?” diye sormuyor. Olağan dışı performans, beklenen performansa dönüşüyor. Derken sahtekârın emeği de yat-kat olarak karşılık buluyor.</p>
<h2>Ne yapmalı?</h2>
<p>Ponzi kurbanı yatırımcının önce şüphe etmeyi öğrenmesi gerekiyor. “Denetlenen kurumdur dedim, patronu çok samimi buldum, reklamı aklımı aldı veya pazarlamacı çok tatlı dilliydi” ile yatırım o-la-maz. Yatırımcı, yatırım işine ponzicinin gösterdiği emek kadar emek vermek zorunda. Gerçek olamayacak kadar iyi görünen bir şeyin, muhtemelen gerçek olmadığını akıldan hiç çıkarmamak gerekiyor.</p>
<p>----</p>
<p>[1] <em>Financial Times</em>, 18 Eylül 2026, “Turkey moves to liquidate funds at centre of ‘Ponzi-like scheme’”</p>
<p>2 https://www.investor.gov/protect-your-investments/fraud/types-fraud/ponzi-scheme?utm_source=</p>
<p>3 https://www.elibrary.imf.org/display/book/9798400219672/CH003.xml?utm_source=</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ponzi-neydi-ponzi-emekti-89485</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ponzi neydi, ponzi emekti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sikintilara-alismamaliyiz-89484</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıkıntılara alışmamalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Otomotivde yılın ilk dokuz ayında pazar yüzde 13,4, üretim yüzde 6, ihracat adet bazında yüzde 10,5 daraldı. Ticari araç ihracatı ve toplam ihracat gelirindeki artış kayıpları sınırlarken, sektör yılın son çeyreğine finansman sıkışıklığı ve artan rekabet baskısıyla giriyor. Türkiye AB değer zincirindeki yerini korursa yıl sonu ve 2027’de kısmi toparlanma öngörülebilir.</strong></p>
<p>2026’nın ilk dokuz ayı geçse de Türkiye otomotiv piyasası, distribütör ve üretici tarafında aynı eksi yönü gösteriyor… Beklentilerin yüksek olduğu son üç aya girerken talep halen daralırken, üretim ve ihracat adetleri geriliyor, buna karşılık sadece ticari araçlar ve ihracat tutarı direnç gösteriyor… ODMD’ye göre Ocak-Eylül’de otomobil ve hafif ticari araç pazarı yüzde 13,39 küçülerek 803.465 adede indi. Otomobil satışları yüzde 15,45 azalışla 627 bin 977, hafif ticari araç pazarı yüzde 5,12 azalışla 175 bin 488 adet oldu. En sert daralma ise Eylül ayında toplam pazar yüzde 24,33, otomobil yüzde 27,80, hafif ticari araç yüzde 10,42 geriledi. Buna rağmen Eylül, beş yıllık ortalamaya göre toplamda yüzde 0,8, on yıllık ortalamaya göre toplamda yüzde 17,8 yukarıda görünüyor. Yani sorun pazar hacminin erimesi değil; son iki yılda yakalanan yüksek bazın, finansman koşulları ve maliyet gerçekleriyle hızla aşağı çekilmesi.</p>
<p>Talep cephesinde belirleyici olan, tüketicinin satın alma gücüyle araç fiyatları arasındaki makas. OSD Başkanı Cengiz Eroldu’nun aktardığı gibi iç pazar son üç aydır yüzde 25’in üzerinde daralıyor; kredi limitleri, fonlama sıkışması ve katılım finansmanına dönük soru işaretleri talebi aşağı çekiyor. Satın alma imkânları yansıtan ODMD verileri pazarın yüzde 84,7’sinin A, B ve C segmentlerinden oluştuğunu gösteriyor; C yüzde 56,1, B yüzde 28,3 pay alıyor. Gövde tipinde SUV yüzde 66,2’ye çıkarken sedan yüzde 19,9’a, hatchback yüzde 13,2’ye geriledi. Motor tipinde benzinli yüzde 41,2, hibrit yüzde 32,6, elektrikli yüzde 19,3, dizel yüzde 5,5. Elektrikli araçta 160 kW altı yüzde 7,9 artarken 160 kW üstü yüzde 59 azaldı. Otomatik şanzımanlı araçların payı yüzde 97,2’ye ulaştı.</p>
<p>OSD verileri ise sanayi tarafında pek keyifli değil… Ocak-Eylül’de toplam üretim yüzde 6 azalarak 971.159 adede, otomobil üretimi yüzde 17,1 azalarak 528.366 adede indi. Ticari araç üretimi yüzde 12, hafif ticari araç yüzde 13, ağır ticari araç yüzde 7 artmış olsa da; ihracat adette yüzde 10,5 azalışla 685 bin 671’e, otomobil ihracatı yüzde 26,7 düşüşle 317.970’e geriledi. Sadece ticari araç ihracatı yüzde 10,8, traktör ihracatı yüzde 12,5 arttı. Dolar bazında toplam otomotiv ihracatı yüzde 2,8 artışla 30,5 milyar doları aşarken; otomobil ihracatı yüzde 7,8 azalarak 7,8 milyar dolarda kaldı. Adet azalırken tutarın artması, aslında hep ümit edilen, ihraç edilen araçların teknolojik içeriğinin yükseldiğini gösteriyor.</p>
<p>Üretimdeki düşüşte model değişimlerin de etkili olduğunu hatırlatalım… Hyundai’nin elektrikli Ioniq 3’ü, Oyak Renault’nun Striker’ı, Tofaş’ın K9’u ve Otokar’ın Mercedes-Benz otobüs üretimi orta vadede kapasiteyi yukarı çekecek; ancak devreye alma süreçleri sebebiyle yaz aylarında otomobil üretim ve ihracatı aşağıda kaldı. Kapasite kullanımı yüzde 61’e, hafif araçlarda yüzde 62’ye, kamyonda yüzde 59’a, otobüs-midibüste yüzde 67’ye, traktörde yüzde 27’ye geriledi. Traktörde Ocak-Ağustos pazar daralması yüzde 46’ya, üretim azalışı yüzde 29’a ulaştı.</p>
<p>Baskıyı artıran dış ticaret ve rekabet verileri ise; otomobilde ithalatın payı yüzde 65, hafif ticari araçta yüzde 76; yerli üretim payı otomobilde yüzde 35-36, hafif ticaride yüzde 24, toplamda yüzde 34. Çinli markaların Türkiye pazar payı dokuz ayda yüzde 8,7’den yüzde 5,8’e gerilerken AB pazarında yüzde 6’dan yüzde 10’a çıktığı tabloda OSD, yabancı yatırıma karşı olmadan, ancak yatırımın montajla sınırlı kalmayıp Ar-Ge, teknoloji ve yerel tedarik içermesi gerektiğini savunuyor. Diğer yanda; AB’nin Made in Europe ve Union Origin tartışmaları, Türkiye’nin değer zincirinde kalması stresini büyütmeye devam ediyor.</p>
<p>İç talep ve üretim aşağı yönde ilerlerken, ticari araç ihracatı ve daha değerli araç kompozisyonu dengeyi kısmen korumaya çalışıyor. Finansman gevşerse, yeni yatırımlar devreye girerse ve Türkiye AB değer zincirindeki yerini korursa yılsonu ve 2027’de kısmi toparlanma öngörülebilir. Pazarın yılsonunda 1,1 milyon bandında tutunacağını, üretim ve ihracattaki adet kaybının da artan teknolojik içerikle dengelenmeye devam edeceğini tahmin ediyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sikintilara-alismamaliyiz-89484</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıkıntılara Alışmamalıyız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trumpin-secim-panigi-skandallar-petrol-ve-putin-89483</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump&#039;ın seçim paniği; skandallar, petrol ve Putin...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD Başkanı Donald Trump, kasım ara seçimlerine yolsuzluk ve çıkar çatışması iddiaları, enerji krizi ve Rusya politikasıyla ilgili tartışmaların gölgesinde hazırlanıyor. Ekonomik sıkıntıları hafifletmeye çalışan Beyaz Saray, bir yandan yakın isimlere yönelik soruşturmalarla, diğer yandan Kongre’deki çoğunluğu koruma mücadelesiyle karşı karşıya.</strong></p>
<p>Türkiye’de iktidara yakın isimlerin de anıldığı fon skandalı tartışılırken, ABD’de Donald Trump yönetimi de yolsuzluk ve çıkar çatışması iddialarıyla karşı karşıya. Trump’ın bizzat görevlendirdiği isimler hakkındaki soruşturmalar, İran savaşıyla ağırlaşan enerji krizi ve Rusya politikasındaki ani değişiklik, Beyaz Saray’ın kasım seçimleri öncesinde birden fazla cephede mücadele verdiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimleri yaklaşırken Trump’ın önceliği giderek belirginleşiyor:</p>
<p>- Ekonomik sıkıntılardan bunalan seçmene rahatlama sağlayacak adımlar atmak,</p>
<p>- Yönetimi hakkındaki tartışmaların siyasi maliyetini sınırlamak,</p>
<p>- Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluğunu korumak.</p>
<p>Ancak bu hedefler için atılan adımların bazılarının Trump’ın bugüne kadar savunduğu politikalarla çelişiyor olması da oldukça dikkat çekici.</p>
<h2>Washington'da büyüyen “etik” tartışmaları</h2>
<p>Trump yönetimini zorlayan gelişmelerin başında, kendisine yakın isimler hakkındaki çıkar çatışması ve yolsuzluk iddiaları geliyor. ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi-Trump'ın oğlu Don Jr Trump'ın eski nişanlısı- Kimberly Guilfoyle hakkında ABD Dışişleri Bakanlığı yolsuzluk soruşturması başlattı. Soruşturma, Trump’ın uzun süredir destekçisi olan bağışçı Eric Deters'in Guilfoyle’un 2025’teki Senato onay süreci öncesinde 100 bin dolarlık American Express borcunun ödenmesini istediğini yolundaki iddiaları üzerine tetiklendi. Deters’ın iddiasına göre Guilfoyle, kredi kartı borcunun ödenmesine karşılık işadamına, Trump yönetimindeki üst düzey isimlere erişim sağlama sözü verdi. Deters, para transferinin iz bırakmayacak biçimde yapılmasını istediğini ileri sürdüğü Guilfoyle’a ait mesajları da kamuoyuyla paylaştı. İddialar henüz kesinleşmiş değil. Ancak büyükelçi ve yönettiği diplomatik temsilcilik hakkında soruşturma açılması, konunun kişisel bir anlaşmazlığın ötesine geçtiğini gösteriyor. ABD’de Demokrat siyasetçiler, iddiaların Kongre tarafından da incelenmesini istiyor.</p>
<h2>Tom Barrack hakkındaki iddialar...</h2>
<p>Bir diğer tartışma da, yine Trump'ın yakın arkadaşlarından ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye özel temsilcisi Thomas Barrack hakkında;</p>
<p>Reuters’ın 9 Ekim tarihli haberine göre Barrack, uzun süredir iş ilişkisi bulunan Ziad Ghandour’un yönettiği TI Capital şirketinin Irak ile Suriye arasındaki petrol boru hattının yeniden geliştirilmesi projesine katılması için bizzat araya girdi.</p>
<p>Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakması hedeflenen yaklaşık 15 milyar dolarlık proje için Irak ve Suriye, aralarında TI Capital, Chevron ve Katarlı UCC Holding’in bulunduğu konsorsiyumla teknik ve finansal çalışmalar yapılmasına yönelik mutabakatlar imzalamıştı. Reuters’ın haberine göre Barrack’ın, TI Capital tarafından yürütülen bir gayrimenkul girişiminden kâr payı alma hakkı bulunuyor.</p>
<p>Etik uzmanları, Barrack'ın iş ortağının şirketinin projeye katılması için diplomatik nüfuzunu kullanmasının çıkar çatışması yaratabileceğine dikkat çekiyor. ABD Dışişleri Bakanlığı ise Barrack’ın etik kurallara uygun hareket ettiğini savunuyor ve kendisinin doğrudan boru hattı projesinde mali çıkarı bulunduğu iddiasını reddediyor.</p>
<h2>Trump Nobel'i alamadı; alan hakimin kurumuna yaptırım uyguladı...</h2>
<p>Trump yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yönelik yaptırımları da Beyaz Saray’ı yalnızca iç politikada değil, uluslararası alanda da sert bir tartışmanın içine çekmiş durumda. Norveç Nobel Komitesi’nin 2026 Nobel Barış Ödülü’nü eski UCM yargıcı Navi Pillay’a verdiğini açıklamasından saatler sonra Washington, mahkemeye yönelik kurumsal yaptırımları duyurdu. Yaptırımların hedefinde mahkemenin finansal hizmetlere ve teknoloji altyapısına erişimi de bulunuyor. Washington, ABD vatandaşlarının UCM tarafından yargılanmasına karşı olduğunu uzun süredir dile getiriyordu. Atılan bu son adım ise ABD yönetiminin, uluslararası mahkemenin faaliyetlerini daha geniş ölçekte sınırlandırmayı amaçladığını gösteriyor.</p>
<p>Nobel barış ödülünü “en çok hak eden kişinin kendisi olduğunu” sürekli ifade eden Trump, ödülün UCM'nin eski yargıcına verilmesine de sosyal medyadan sert tepki gösterdi. Ortaya çıkan tablo, Washington’ın uluslararası yargı kurumlarıyla çatışmasının derinleştiğini gösteriyor.</p>
<h2>Amerikan ekonomisi alarm veriyor</h2>
<p>Trump açısından asıl siyasi risk, bütün bu tartışmaların enerji fiyatlarındaki yükseliş ve yaşam maliyeti sorunuyla aynı döneme denk gelmesi;</p>
<p>İran savaşı küresel enerji piyasalarını sarsarken ABD’de özellikle dizel fiyatları çiftçiler, nakliyeciler ve ticari taşımacılık sektörü üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Trump da, Amerikalıların daha düşük benzin ve dizel fiyatlarıyla yaşamalarının siyasi öncelikleri arasında olduğunu sürekli ifade ediyor. Ancak seçmen açısından önemli olan açıklamaların çokluğu ve kelimelerin hamaseti değil, pompaya ve günlük harcamalara ne ölçüde yansıdığı.</p>
<p>İşte tam bu noktada Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından beklenmedik bir adım attı;</p>
<p>Rusya’nın küresel piyasalara hemen 300 bin tondan fazla dizel sağlayacağını, Kasım ayında 500 bin ton daha göndereceğini ve sonraki aşamalarda ilave sevkiyatlar yapılacağını duyurdu. Açıklanan planın ilerleyen bölümünde 1 milyon ton ve kısa süre içinde 3 milyon tona kadar ek tedarik sağlanacağı bilgisi de yer aldı.</p>
<p>ABD Hazine Bakanlığı da Rus dizelinin satışına ve sevkiyatına belirli koşullar altında izin veren geçici bir yaptırım muafiyeti yayımladı. 9 Ekim’de açıklanan düzenleme, kapsamına giren sevkiyatlar bakımından yaptırım engelini 7 Nisan 2027’ye kadar kaldırıyor.</p>
<p>Trump, geçen ay Rusya’nın petrol ve doğal gaz gelirlerini hedefleyen yeni bir yaptırım yasasını imzalamıştı. Şimdi ise aynı yönetim, enerji fiyatlarını düşürmek amacıyla Moskova’nın yakıt ihracatını kolaylaştırıyor.</p>
<h2>Putin'in dizeli Trump'ı kurtarabilir mi?</h2>
<p>Trump'ın Putin ile telefonda “kotardığı” anlaşmanın siyasi mantığı açık:</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki yükselişin seçmen üzerindeki etkisini hafifletmek ve yaklaşan Kasım ara seçimleri öncesinde Trump’ın ekonomik sorunlara çözüm üretebildiği mesajını vermek.</p>
<p>Ancak açıklanan miktarların büyüklüğü, Rusya’nın mevcut üretim ve ihracat kapasitesiyle birlikte değerlendirilmek zorunda… Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırıları üretimi olumsuz etkilediği için bizzat Moskova, iç piyasadaki ihtiyacı karşılamak için Temmuz ayından itibaren dizel ihracatını kısıtlama kararı almıştı. Uluslararası Enerji Ajansı’na dayandırılan veriler de Rusya’nın dizel üretiminde ciddi düşüş yaşandığına işaret ediyor.</p>
<p>Bu nedenle Trump’ın duyurduğu sevkiyatların ne kadarının, hangi tarihlerde ve hangi koşullarda gerçekleştirileceği belirsizliğini koruyor. Beyaz Saray'ın da yakıtın bedelini kimin ödeyeceği ve teslimatların takvimi konusunda ayrıntılı bilgi vermemesi ayrıca dikkat çekici.</p>
<p>Üstelik küresel enerji piyasasında fiyatları yalnızca bir ülkenin sağlayacağı ek miktar belirlemiyor; Rus dizelinin yeni pazarlara yönelmesi, mevcut müşterilerin başka tedarikçilere gitmesine yol açabilir. Böyle bir durumda küresel arz üzerindeki net etki sınırlı kalabilir.</p>
<p>Enerji uzmanlarının değerlendirmeleri de anlaşmanın ABD'deki dizel ve benzin fiyatlarını hızla düşüreceğinin garanti olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla Trump’ın duyurduğu büyük miktarlar, tek başına ABD’deki enerji maliyetlerinin kısa sürede gerileyeceği anlamına gelmiyor.</p>
<h2>Zelensky'den sert tepki, Washington'da çatlak...</h2>
<p>Anlaşma, Ukrayna yönetiminin sert tepkisini de çekmiş durumda; Rus Lider Zelensky, kararı “güçlü ortaklardan gelen zayıf bir karar” olarak nitelendirdi. Rusya’nın elde edeceği gelirin savaşın sürmesine katkı sağlayacağını savunan Ukrayna lideri, Washington’ın yaklaşımının Moskova’nın elini güçlendirdiğini belirtti.</p>
<p>Tepkinin zamanlaması da önemli. Trump’ın Rusya’dan dizel tedarikini duyurduğu sırada özel temsilcisi Steve Witkoff ile damadı Jared Kushner, Miami’de Ukraynalı yetkililerle savaşı sona erdirmeye yönelik bir öneriyi görüşüyordu. Zelensky, Ukrayna heyetinin bu süreçte bir tür perdeleme aracı olarak kullanılmasından duyduğu rahatsızlığı da dile getirdi.</p>
<p>ABD’de Demokrat senatörler Chuck Schumer, Jeanne Shaheen ve Elizabeth Warren da kararı Ukrayna’ya, Avrupa müttefiklerine ve ABD’nin ulusal güvenliğine zarar verebilecek bir adım olarak eleştirdi. Senatör Richard Blumenthal ise anlaşmanın Rusya’nın savaş kapasitesini destekleme riski taşıdığını savundu. Tartışmanın merkezinde yalnızca dizel ticareti yok. ABD’nin Ukrayna politikasında hangi önceliğin ağır basacağı sorusu var: Enerji fiyatlarını kısa vadede aşağı çekmek mi, yoksa Rusya’nın savaş ekonomisini sınırlamak mı?</p>
<p>Trump yönetimi bu iki hedefin bir arada yürütülebileceğini savunabilir. Ancak Rusya’nın gelirlerini artırabilecek bir düzenleme ile Moskova üzerindeki baskıyı sürdürme hedefi arasında açık bir gerilim bulunduğu da açık.</p>
<h2>Asıl sınav sandıkta…</h2>
<p>Kasım seçimleri, Trump’ın başkanlığını sona erdirmeyecek. Ancak Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluğunu kaybetmesi, yönetimin yasa çıkarma, bütçe belirleme ve siyasi gündemini uygulama kapasitesini sınırlayabilir. Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde etmesi halinde yönetim üzerindeki Kongre denetiminin ve soruşturmaların yoğunlaşması da mümkün. Yolsuzluk ve çıkar çatışması iddiaları, bu süreçte Cumhuriyetçilerin savunmak zorunda kalacağı başlıklardan biri olabilir. Bununla birlikte seçmenin tercihini yalnızca bu iddiaların belirleyeceğini varsaymak doğru olmaz. Enerji maliyetleri, enflasyon, istihdam ve İran savaşının ekonomik sonuçları da seçim gündeminin önemli parçaları…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD'deki kasım seçimlerinden Türkiye nasıl etkilenebilir?</span></h2>
<p>ABD’de kasım seçimlerinin sonuçları, Türkiye açısından yalnızca Washington’daki siyasi dengeler üzerinden değil, savunma işbirliği, yaptırımlar, enerji politikaları ve bölgesel güvenlik başlıkları üzerinden de önem taşıyor. Kongre’de çoğunluğun değişmesi, Trump yönetiminin dış politika kararlarını uygulama alanını daraltabilir; özellikle Rusya, İran ve Suriye politikalarında yeni tartışmaların önünü açabilir.</p>
<p>Cumhuriyetçilerin güç kaybetmesi halinde, Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde Kongre kaynaklı baskıların artması ihtimali göz ardı edilemez. Savunma sanayii işbirliği, Türkiye’nin F-35 programına dönüşü, CAATSA yaptırımları ve Suriye’deki gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkilerin temel sınav alanları olmaya devam edecek. Ancak seçim sonuçlarının bu dosyalarda otomatik bir değişim yaratması beklenmemeli; belirleyici olan, Kongre’deki güç dağılımının yönetimin tercihleriyle nasıl etkileşeceği olacak.</p>
<p>Enerji cephesinde ise Trump’ın Rusya’dan dizel tedarikine yönelik adımı, Türkiye için hem fırsat hem risk barındırıyor. Rus enerji ürünlerinin küresel piyasalara daha fazla yönelmesi fiyatları etkileyebilir; ancak yaptırım rejimindeki belirsizlikler, Türkiye’nin enerji ticareti ve finansal işlemleri bakımından yeni hassasiyetler yaratabilir.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye açısından asıl mesele, seçim sonucundan çok, Washington’ın seçim sonrasında hangi dış politika önceliklerini öne çıkaracağı olacak gibi...</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trumpin-secim-panigi-skandallar-petrol-ve-putin-89483</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/3/1280x720/786-1791780179.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trump&#039;ın seçim paniği; skandallar, petrol ve Putin... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecegin-seralari-89482</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geleceğin seraları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tarım artık yalnızca doğanın değil; enerjinin, verinin ve küresel sistemlerin belirlediği bir alan. İthal teknoloji ve yüksek maliyetli enerjiyle kurulan sistemler sürdürülebilir olmayabilir. Buna karşılık yerli teknoloji geliştirme, yenilenebilir enerji entegrasyonu ve yüksek katma değerli ürün stratejisiyle desteklenen bir model, yeni bir rekabet avantajı yaratabilir.</strong></p>
<p>“Geleceğin seraları” üzerine Virginia Tech Üniversitesi’nin yaptığı çalışma, büyük bir dönüşümün habercisi niteliğinde. Tarım, sessiz ama köklü bir değişim geçiriyor: Toprağa, mevsime ve coğrafyaya bağımlı bir faaliyet olmaktan çıkıp; enerjiye, veriye ve mühendisliğe dayalı bir üretim sistemine evriliyor. Bugün “seracılık” dediğimiz yapı, klasik anlamını büyük ölçüde yitirmiş durumda. Güneş enerjisiyle çalışan kapalı sistemler, hidroponik ve aeroponik üretim teknikleri, sensör destekli iklim kontrolü ve hatta genetik ya da besin çözeltisi üzerinden tadı optimize edilen ürünler artık bu alanın parçası. Bu gelişmeler, tarımın doğadan koparak kontrollü, ölçülebilir ve programlanabilir bir sürece dönüştüğünü gösteriyor. Başka bir ifadeyle tarım, giderek bir endüstriyel üretim platformuna dönüşüyor.</p>
<p>Bu dönüşümü tetikleyen koşullar net. Küresel ölçekte tarımsal su kullanımının toplam su tüketiminin yaklaşık %70’ini oluşturması, su kıtlığını kritik bir mesele haline getiriyor. İklim değişikliği, üretim takvimlerini ve verimliliği belirsizleştirirken; küresel tedarik zincirleri giderek daha kırılgan hale geliyor. Bu bağlamda kontrollü tarım yalnızca bir alternatif değil, birçok durumda zorunlu bir çözüm olarak öne çıkıyor. Daha az su kullanımı (bazı hidroponik sistemlerde %80-90’a varan tasarruf), daha düşük arazi ihtiyacı ve yıl boyunca kesintisiz üretim imkânı, özellikle hızlı şehirleşme çağında önemli avantajlar sağlıyor.</p>
<p>Ancak bu modelin kritik eşiği enerji. Geleneksel tarımda belirleyici unsur toprakken, kontrollü sistemlerde bu rolü enerji üstleniyor. Aydınlatma, iklimlendirme ve otomasyon sistemleri ciddi enerji talebi yaratıyor. Eğer enerji ucuz ve temiz kaynaklardan sağlanabiliyorsa, bu model verimli ve sürdürülebilir olabilir. Aksi halde maliyetler yükselir, çevresel kazanımlar sorgulanır. Bu nedenle tarım ve enerji politikaları artık ayrıştırılamaz bir bütün oluşturuyor. Bir ülkenin tarımsal gücü giderek “toprak büyüklüğünden” çok “erişilebilir temiz ve ucuz enerji kapasitesi” ile ölçülüyor.</p>
<p>Bu değişim, küresel ticaretin coğrafyasını da yeniden şekillendiriyor. Bugüne kadar iklim avantajı olan ülkeler, mevsim dışı üretimle önemli ihracat gelirleri elde etti. Ancak üretimin şehir içine taşınabildiği, mevsim bağımlılığının azaldığı ve lojistik maliyetlerin düştüğü bir dünyada bu avantajlar aşınıyor. Özellikle raf ömrü kısa ürünlerde “yakında üret, az taşı” yaklaşımı güç kazandıkça, geleneksel ihracat modelleri yerel üretimle daha yoğun rekabet etmek zorunda kalacak.</p>
<p>Asıl kırılma ise değer zincirinde yaşanıyor. Tarımsal katma değer artık sadece üründe değil; o ürünü mümkün kılan sistemde yoğunlaşıyor. Tohum teknolojilerinden sensörlere, veri analitiğinden otomasyon yazılımlarına uzanan bu yapı, tarımı yüksek teknolojiyle iç içe geçiriyor. Çiftçi giderek bir üreticiden çok sistem operatörüne dönüşürken; katma değer, ekipman ve teknoloji sağlayıcılarına kayıyor. Tarım, fark edilmeden bir “dijital-sanayi kompleksinin” parçası haline geliyor. Bu durum yeni bir rekabet alanı doğuruyor. Önümüzdeki dönemde ülkeler yalnızca tarım ürünüyle değil; tarım teknolojisi geliştirme kapasitesi, enerji verimliliği, su yönetimi ve karbon ayak izi standartları üzerinden rekabet edecek. Yani mesele artık yalnızca “ne ürettiğiniz” değil, “nasıl ürettiğiniz”.</p>
<p>Elbette bu dönüşümün çift yönlü etkisi var. Su ve arazi kısıtı yaşayan ülkeler için önemli bir fırsat sunarken; teknoloji ve sermayeye erişimi sınırlı ülkeler için yeni bağımlılık riskleri yaratıyor. Çünkü bu modelde üretim, fiziksel olduğu kadar teknolojik ve finansal bir süreç. Bu da tarımsal değerin üreticiden çok teknoloji sağlayıcılarında toplanmasına yol açabilir.</p>
<p>Türkiye gibi ülkeler açısından tablo daha da kritik. Güçlü bir seracılık geleneğine rağmen artan enerji maliyetleri ve su stresi önemli bir baskı oluşturuyor. Bu noktada asıl soru kontrollü tarımın yapılıp yapılmayacağı değil, nasıl kurgulanacağı. İthal teknoloji ve yüksek maliyetli enerjiyle kurulan sistemler sürdürülebilir olmayabilir. Buna karşılık yerli teknoloji geliştirme, yenilenebilir enerji entegrasyonu ve yüksek katma değerli ürün stratejisiyle desteklenen bir model, yeni bir rekabet avantajı yaratabilir.</p>
<p>“Geleceğin seraları”, basit bir tarımsal inovasyondan öte; gıda üretiminin yeniden sanayileşmesi anlamına geliyor. Tarım artık yalnızca doğanın değil; enerjinin, verinin ve küresel sistemlerin belirlediği bir alan. Önümüzdeki dönemde asıl belirleyici soru şu olacak: Güç, daha çok gıda üretenlerde mi, yoksa gıdayı üreten sistemi kontrol edenlerde mi olacak?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecegin-seralari-89482</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geleceğin seraları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dezenflasyon-surecinde-sanayinin-yukselenleri-ve-dusenleri-89481</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dezenflasyon sürecinde sanayinin yükselenleri ve düşenleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de sanayi üretimi son üç yılda yalnızca yüzde 2,2 artarken, sektörler arasındaki ayrışma derinleşti. Savunma sanayii ve elektronik üretimi yükselişle öne çıkarken giyim, deri ve makine başta olmak üzere birçok sektörde sert düşüşler yaşandı. Üretimdeki durgunluk, sanayinin geniş bir kesimini etkiliyor.</strong></p>
<p>Kısa dönemli ekonomik göstergeleri aylık bazda değerlendirmek genellikle eksik bir algı oluşmasına neden oluyor. Bu nedenle, bazı verileri uzun dönemli değişimleri ile analiz etmek daha doğru ve bütüncül bir yorum yapmamızı sağlayabilir. Bunlardan biri de sanayi üretim endeksi. Türkiye'de sanayi üretimi, mevsimsel dalgalanmaları göz ardı edersek, son yıllarda yatay bir seyir izliyor. Ancak üretimi bir bütün olarak değil de; sektörler bazında ele aldığımızda, bazılarında ciddi artışlar, bazılarında ise sert düşüşler yaşandığını görüyoruz.</p>
<p>Karşılaştırmamızı 2023-2026 dönemi için yapalım. Dezenflasyon sürecinin başladığı dönem referans noktamız olsun. 2023’ün Mayıs-Haziran-Temmuz ortalaması ile bu yılın aynı aylarının ortalamasını kıyaslayalım. Bir dipnot: Referans noktası olarak dezenflasyon sürecinin başladığı dönemi almak, sonuçları sadece bu politikalara mal etmek anlamına gelmiyor. Evet, faizlerin uzun süre yüksek kalması ve kredi sınırlamaları finansman açısından sanayicileri çok zorladı ancak, TL’de reel değerlenme, ithalattaki artış, çevremizdeki savaşlar, sanayimizin sektörel dağılımındaki bozukluk, hedef pazarlarda gümrük vergilerindeki artışlar, Asya ülkelerinin ihracat atakları gibi faktörler de az sonra göreceğiniz tablo üzerinde etkili olmaya devam ediyor.</p>
<p>Son üç yılda ülkemizde sanayi üretimi yalnızca yüzde 2,2 yükseldi. İmalat sanayi üretimindeki artış ise yüzde 1,3 oldu. “Yerinde saydı” diyebileceğimiz bu tablonun alt satırlarında çarpıcı veriler var.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc6438ea600-1791779896.png" alt="" width="324" height="644" /></p>
<p>Önemli bölümünü savunma sanayii ürünlerinin oluşturduğu “diğer ulaşım araçları” sektörünün üretimindeki artış yüzde 32,8, bilgisayar ve elektronik ürünler imalatındaki artış yüzde 19,6 oldu. Makine kurulum ve onarımı, ana metal, kömür-petrol imalatı çift haneli yükseliş kaydeden diğer sektörler. Gıda, fabrikasyon metal ürünleri, metalik olmayan mineral üretiminde daha ılımlı artış oranları var.</p>
<p>Üretiminde gerileme olan sektörler arasında motorlu kara taşıtları, mobilya, plastik, makine, tekstil, giyim, basım ve deri dikkat çekiyor. Giyim ürünleri imalatında üç yılda yaşanan düşüş yüzde 28,5. Makine imalatında yüzde 19,2, deri ürünlerinde yüzde 19,3, daralma yaşanmış.  Plastik, mobilya, motorlu kara taşıtları ve tekstil ürünleri imalatında yüzde 5 ila 8 arasında gerileme var.</p>
<p>Dolayısı ile sektörlerin aşağı yukarı yarısında üretim artışı kaydedilirken, diğer yarısında üretim kaybı ile karşı karşıyayız. Bu verilere bir de, sektörlerdeki oyuncu sayısını ekleyelim. En sert artışın yaşandığı diğer ulaşım araçları imalatında 2265, bilgisayar-elektronik ürün imalatında 2896 girişim faaliyet gösteriyor. Sanayimizdeki girişimlerin sadece yüzde 1’i bu iki sektörde. Üretim düşüşünde başı çeken giyim, deri ve makine sektörlerindeki girişim sayısı 90 binin üzerinde. Sanayimizin yüzde 20’sine yakın bir kitle.</p>
<p>Toplulaştırarak ifade etmek gerekirse, üretiminde artış kaydedilen sektörlerde 228 bin, daralma kaydedilen sektörlerde 251 bin girişimimiz var. Fakat bu üç yıllık süreçte oyuncu sayısının yüksek olduğu sektörlerdeki üretim artışının pek de kuvvetli olmadığını da gözden kaçırmamak gerekiyor.</p>
<p>Sözün özü:</p>
<ul>
<li>Yakın geçmişte sanayi üretimimiz zayıf bir performans gösteriyor.</li>
<li>Sektörlerin performansı birbirinden oldukça sapma gösteriyor.</li>
<li>Üretimde güzel artışlar gördüğümüz sektörlerdeki girişim sayısı son derece düşük.</li>
<li>Firmaların yoğunlaştığı sektörlerin önemli bölümünde üretim kaybı var.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dezenflasyon-surecinde-sanayinin-yukselenleri-ve-dusenleri-89481</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dezenflasyon sürecinde sanayinin yükselenleri ve düşenleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nereden-cikti-bu-cop31-simdi-89480</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nereden çıktı bu COP31 şimdi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde yeşil dönüşümün yalnızca elektrikli araçlara geçişle sınırlı kalamayacak. Elektrikli otomobillerin yanı sıra kamyon filolarının da dönüşmesi, Türkiye’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kaynaklı maliyetlerini azaltabilir. Ancak yeşil dönüşümün başarıya ulaşması için nadir metal madenciliğinin biyoçeşitlilik üzerindeki etkilerinin gözetilmesi ve kömürden çıkışı da kapsayan somut bir enerji planının hazırlanması gerekiyor.</strong></p>
<p>Şimdi bu iklim değişikliği tartışmaları ve tedbirleri size son günlerin icadı gibi gelebilir, ama değildir. İklim değişikliği gündemli taraflar konferansı, COP 31, bu yıl Antalya’da düzenlenecek. “Nereden çıktı bu COP 31 şimdi?” diye merak ediyorsanız söyleyeyim, 1992 yılında Rio’dan çıktı.</p>
<p><strong>Yine Süleyman Demirel, COP 31’de de Süleyman Demirel imzası</strong></p>
<p>O vakitler, daha Demirel başbakandı. Rahmetli Süleyman Demirel’in son başbakanlık dönemi 1991 seçimleri sonrasındaydı. DYP-SHP koalisyon Hükümeti dönemi…</p>
<p>Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı (UNCED) 1992 yılında Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde toplandı. O günkü adıyla bu Dünya Zirvesi’ne (Earth Summit) Türkiye’den katılan heyete Demirel başkanlık etmişti.</p>
<p>Demirel’in o tarihlerde günün mana ve ehemmiyetine uygun bir biçimde “Kalkınma ile çevre birbirinden ayrılamaz; bu meseleleri birlikte ele almak gerekir” demişliği de var, bakın onu da belirteyim. Zaten Rio’dan çıkan Gündem 21’in (Agenda 21) temel şiarı da buydu. "Küresel Düşün, Yerel Hareket Et" felsefesi o vakitlerden kalma.</p>
<p>İklim değişikliği sürecinin etkileri daha bugünkü kadar somut, gözle görülebilir bir biçimde hissedilmiyordu. Ama sürece müdahale etme amaçlı girişimler ta o zamanlarda başlamıştı. İyi ki. Ben o vakit daha Sermaye Piyasası Kurulu’ndaydım, doğrusu ya, Süleyman Bey’in bu açıklamalarını pek uzaktan dinliyorduk, derdimiz bir başkaydı.</p>
<p>Rio’daki Dünya Zirvesi’nden üç temel sözleşme çıktı aslında, Rio Sözleşmeleri diyelim. Dünya çapında iklim değişikliği meseleleriyle mücadele etmek için üç kritik uluslararası anlaşma.</p>
<p>Birincisi, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, UNFCC. İkincisi, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, CBD. Üçüncüsü ise Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi, UNCCD.</p>
<p>Ama bu yıl bu üç kardeş sözleşme için düzenlenen toplantılar hep bizim coğrafyamızda yer alıyor. UNCCD’ye dayalı Çölleşmeyle Mücadele COP 17 Taraflar Konferansı 17-28 Ağustos tarihleri arasında Ulan Bator, Moğolistan’da toplandı.</p>
<p>CBD kaynaklı Biyoçeşitlilik COP 17 Taraflar Konferansı ise önümüzdeki haftalarda, 19-30 Ekim tarihleri arasında Erivan, Ermenistan’da toplanacak. Sonra sıra Antalya’daki COP31’e gelecek. </p>
<p>UNFCC, ilerleyen yıllarda Kyoto Protokolü ile Paris Anlaşması’na zemin hazırladı. Türkiye tüm bu süreçlerde vardı. İşte COP 31, UNFCC çerçevesinde yürütülen temaslar ve müzakereler neticesinde düzenlenen taraflar konferanslarının otuz birincisi olacak. COP 31 toplantısı 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da yapılacak. </p>
<p>Doğrusu ya, toplantıların ve de sözleşmelerin üçünü birden değerlendirmek, insana hem daha daha geniş bir perspektif kazandırıyor hem de daha ne kadar çok işimiz olduğunu görmemizi sağlıyor.</p>
<p><strong>Yeşil dönüşüm daha çok EV ve hatta elektrikli kamyon demektir</strong></p>
<p>COP 31 gündemi dendiğinde benim aklıma hemen elektrifikasyon geliyor. Türk sanayisinin yeşil dönüşümü söz konusu olduğunda da akla ilk elektrifikasyon geliyor. Aynı Sovyet Devrimi sırasında Lenin’in “Sosyalizm elektrifikasyon demektir” şiarı gibi, yeşil dönüşüm söz konusu olduğunda da ilk aklımıza gelen mesele elektrifikasyon.</p>
<p>Şimdilerde üretim sürecinin elektrifikasyonundan birdenbire gündelik yaşamın elektrifikasyonuna geçiverdik. Halbuki üretim sürecinin elektrifikasyonu zaten kocaman bir mesele. Hem üretim sürecinde ısıtma ve soğutmanın elektrifikasyonu hem de iş sürecinin her aşamasında dijitalleşme ve yapay zekâ çözümlerinin gerektireceği elektrifikasyon.</p>
<p>Bu noktada çok işimiz olduğu ortada. Ancak bir de yoğun olarak gündemimize giren gündelik yaşamın elektrifikasyonu meselesi var. Artık ulaştırmada, içten yanmalı motorlara dayalı taşımacılıktan elektrifikasyona dayalı taşımacılığa geçme zamanı. Ne demek? Yollarımızda ağırlık elektrikli vasıtalara (EV) geçecek demek.</p>
<p>Zaten Enerji Bakanı Alpaslan Bayraktar da daha geçenlerde 2035 yılına kadar yollarımızda 8 ila 10 milyon EV bulunmasını hedeflediklerini söyledi geçenlerde. AB zaten 2035’ten itibaren yollara içten yanmalı motora dayalı yeni vasıta çıkartmayacağını açıklamıştı. Gerçi AB şimdi o eski kararını revize etmeyi tartışıyor ama Türkiye’nin bir yanından konuya müdahil olması hoş bir yenilik aslında.</p>
<p>EV’ye dayalı taşımacılık deyince, ülkenin kamyon filosunu da elden geçirmek gerekecek elbette. Türkiye’nin devasa bir kamyon filosu var. Şimdi bir an önce bu filomuzu elektrikli kamyona çevirmek, EV’leştirmek gerekiyor. Neden?</p>
<p>Şimdilerde katlanmaya başladığımız Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında firmalarımızın katlanacağı maliyetin önemli bir bölümü Türkiye’nin lojistik altyapısının yüzde 85-90’ının karayolu taşımacılığına dayalı olmasından kaynaklanıyor. Firmalarımızın karbon maliyetini azaltmanın ilk elden düşünülmesi gereken tedbirlerinden birinin kamyon filosunun EV’leştirilmesi olduğu ayan beyan ortada.</p>
<p>Yollarda yalnızca otomobillerin değil, kamyonlarında EV’leştirileceği bir sürecin içinde olacağız. Bu çerçevede, memlekette EV üretimi kapasite inşası önem taşıyor. Böyle bakıldığında Türkiye’nin ilk EV’si TOGG ile atılan adım da doğrusu manalı duruyor. Memlekette EV üretimi konusunda bir kapasite inşası bu çerçevede başlamış oldu.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde yalnızca Türkiye’nin değil, tüm ülkelerin kamyon filolarını elden geçirmesi gerektiğini düşünürseniz EV konusunda ön almanın önemini daha iyi görebilmek mümkün aslında.</p>
<p><strong>Elektrifikasyon iyi, peki ya nadir metal madenciliği?</strong></p>
<p>Bu çerçevede bakarsanız elektrifikasyon COP 31 için iyi. Ama COP 31 için iyi olan COP 17’ler için ne kadar iyi, doğrusu tartışılır. Neden?</p>
<p>Sadece AB’nin 2035 hedeflerine uygun olarak, yalnızca elektrikli vasıtaların pilleri için dünyanın çeşitli bölgelerinde dört yüz yeni madenin (97 adet doğal grafit, 74 tane lityum ve 72 tane de nikel madeni) açılması gerekiyor yapılan analizlere göre. Elektrifikasyon lityumdan başlayarak nadir metal madenciliği ihtiyacını büyütüyor. Nadir metal madenciliği ise dünyanın yoksul bölgelerini daha da yoksullaştırıyor.</p>
<p>“Sıfır karbon salımına sahip” SUV’lara binebilelim ve dünyanın geleceği için içimiz rahat dolaşabilelim diye, Türkiye dahil sayıları giderek artan gelişmekte olan ülkelerin nadir toprak elementlerini çıkarma telaşının ekolojik maliyetini üstlenmesi gerekiyor, bir nevi.  </p>
<p>Nedir? İklim değişikliğiyle mücadele için elektrifikasyona ağırlık vermeye başladığımızda, EV’leşme süreci için gereken ek maden ihtiyacını biyoçeşitliliği koruma ve çölleşmeyle mücadele hedeflerine uygun olarak gerçekleştirmek için ek tedbir almamız gerekir.</p>
<p>Bu ne demek? COP 31’i tek başına değil, COP 17’ler ile birlikte değerlendirmekte fayda var. SKDM olmasa bile, Made in Europe müzakerelerinde herhalde bu konunun da gündemde olması yararlı olabilir.</p>
<p>Çin’in nadir metal elementleri işleme konusundaki egemenliği dikkate alındığında, bu konunun Türkiye ile ilgili olarak nasıl müzakere edilebileceğini şimdiden düşünmeye başlamakta gerekiyor.</p>
<p>Gerçi elektrifikasyon söz konusu olduğunda Türkiye’nin öncelikle elektriği nasıl üreteceğine bir daha bakması lazım… Son günlerin en güzel şakası, benim için, ortalıkta dolaşmaya başlayan Adil Geçiş Stratejisi (AGES)  taslağı oldu doğrusu. Türkiye’nin “içinde kömür geçse de kömür bölgeleri sıralansa da kömürden çıkış tarihine ve bunun planlamasına hiç değinmeyen, buna kör kalan” bir AGES dokümanı var. Şaka gibi.</p>
<p>Bir yandan COP 31 çerçevesinde, iklim değişikliğiyle mücadele için, yolları EV ile doldurmaktan bahseden, öte yandan yine iklim değişikliğiyle mücadele için, yatırımcılara yol gösterecek, kömürden çıkış tarihini açıklamayı bir türlü beceremeyen bir enerji bakanımız var. Şaka gibi işte...</p>
<p>İspanya’daki Adil Geçiş Enstitüsü’ndekilerle yıllar önce konuştuğumda, bana ilk sordukları soru şuydu: “Elektriğin ne kadarını kömürü yakarak üretiyorsunuz?”. Ben “yaklaşık yüzde 35’i” deyince, “çokmuş” demişti oradaki yetkililer. “Biz” dediler “geçişe başladığımızda yüzde 12’lerdeydik ve zor oldu.”</p>
<p>Sonra hemen ikinci soruya geçtiler. “Peki, bu iş için ne kadarlık bir bütçeniz var? Malum bu kaybedenleri telafi etmeden, yeni yatırımları da desteklemeden olmuyor. Tabii ben kem küm.</p>
<p>Türkiye garip bir biçimde sorunlarının adını koymaktan ısrarla kaçınıyor. Enerji Bakanlığı’nda gördüğüm de bu. Ortada bir plan yok. Çözüme odaklanmayı reddediyor. Dedikoduyla vakit geçiriyor. Bodrumdaki odunlukta kaybettiğini, öylesi kolayına geldiği için, bahçedeki aydınlıkta boş yere arıyor. Odunlukta kaybettiğinizi ancak odunlukta bulabilirsiniz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nereden-cikti-bu-cop31-simdi-89480</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/0/1280x720/78867-1791779730.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nereden çıktı bu COP31 şimdi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firtina-sonrasi-firsatlar-89479</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fırtına sonrası fırsatlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tahvil fırtınasının sakinleştiği ve doların yükselişinin durduğu bir ortamda haftaya başlıyoruz. Uzun dönemli Hazine ihalelerine gelen güçlü talep sonrası, 10 ve 30 yıllık ABD tahvilleri ile başlayan hareket Fransa, İngiltere gibi Avrupa’nın sorunlu halkalarına da yayılıyor. Dolar sterlin ve yene karşı kazancının küçük bir kısmını geri verdi. Euro küresel olarak gerilemeye devam ediyor.</p>
<p>Dünya borsaları tahvil fırtınasının sakinleşmesi sayesinde tepki alışları ile haftayı bitirdi. Son dönemin yıldızı yarı iletkenlerden çıkıp gayrimenkul, madencilik, otomotiv, perakende, sağlık, yazılım gibi sektörlere geçiş öne çıkıyor. Yapay zekâ hisselerinde geri çekilmeyi fırsat olarak görürüz.</p>
<p>Başkan Trump’ın ABD seçimleri öncesi İran’ı vurmayacağız açıklamasına rağmen Brent petrol son iki günde %5’e yakın yükselişle 105 doların hemen altında kapattı. Husilerin Suudi Arabistan'ın uluslararası havalimanını vurması, ABD'nin Roosevelt uçak gemisi ve 10 bin askeri bölgeye yönlendirmesi ve İran’ın Ekim başından beri Körfez’de 10 gemiye saldırması, enerji fiyatlarındaki yükselişin arkasındaki temel gerekçeler.</p>
<p>Türkiye varlıkları küresel tahvil fırtınası ve enerji şokuna karşı farklı tepkiler veriyor. Türk lirası, Brezilya Reali ile birlikte fonlama sonrası pozitif getiri yaratabilen az sayıda gelişmekte olan ülke parası arasında yer alıyor. Türk Lirası tahvillerde kısa-orta vade getirileri faiz indirim beklentisi ile gerilerken, uzun vade getirisi küresel fırtına ile yükseliyor. Eurobond verim eğrisi dikleşiyor. Borsa İstanbul Ankara’nın sorunlu fonların tasfiye sürecini sistematik risk yaratmadan çözecek adımları sayesinde sınırlı pozitif ayrışıyor. Jeopolitik riskten yararlanan enerji ve petrokimya hisseleri, faiz indiriminden yararlanacak bankalar pozitif ayrışıyor.</p>
<p>Bu hafta piyasaların yönünü belirlemekte Ortadoğu’daki gelişmeler, Çarşamba günü açıklanacak ABD enflasyonu ve fon tasfiyesi sürecinde atılacak somut adımlar etkili olacak. Salı günü açıklanacak IMF’nin Dünya Ekonomisinin Görünümü raporu önemli bir piyasa etkisi yaratmaz.</p>
<p>Husilerin Suudi Arabistan'a, İran’ın Hürmüz’de gemilere saldırısı devam ederse enerji, petrokimya varlıkları değer kazanırken havacılık ve banka hisseleri değer kaybeder.</p>
<p>S&amp;P’nin Türkiye’nin kredi notunda bir değişikliğe gitmesini beklemiyoruz. Merkez Bankası’nın Ekim ayında 100 baz puan faiz indirmesini beklemeye devam ediyoruz. Tersini düşünen oyuncuların satışı zaman zaman piyasayı dalgalandırırsa, alım için fırsat olarak görürüz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firtina-sonrasi-firsatlar-89479</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fırtına sonrası fırsatlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerjide-bagimsizligin-maliyeti-yukseliyor-89506</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjide bağımsızlığın maliyeti yükseliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB), 75. Yıl Ana Sınıfı Projesi kapsamında Van Türk Eczacılar Birliği İlkokulu’nda iki yeni ana sınıfını hizmete açtı. Kilis, Malatya, Elazığ ve Kars’ın ardından Van’a uzanan projeyle beş ilde toplam dokuz ana sınıfına ulaşıldı. Okul öncesi eğitime erişimi kolaylaştırmayı ve kadın istihdamını desteklemeyi amaçlayan projenin açılışında sorularımızı yanıtlayan TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar, küresel enerji politikalarındaki değişimi değerlendirdi. Enerjide arz güvenliği ve kaynak çeşitlendirmesinin öncelik kazandığını belirten Uyar, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltma çabasının teknoloji, ekipman ve kritik mineral tedarikinde yeni bağımlılıklar yaratabildiğine dikkat çekti.</p>
<h2>Dönüşüm yeni bağımlılıklar getirebiliyor </h2>
<p>Küresel enerji politikalarında arz güvenliği ve kaynak çeşitlendirmesi öncelik kazanırken, maliyetler görece geri planda kalıyor. Ozan Uyar, bu değişimi “Arz güvenliği birincil öncelik oldu. Çeşitlendirme öncelik oldu” sözleriyle özetledi. Ancak enerji kaynaklarını çeşitlendirmek, dışa bağımlılığı tamamen ortadan kaldırmıyor. Yenilenebilir enerji yatırımları ve elektrifikasyon, fosil yakıt ithalatını azaltırken teknoloji, üretim kapasitesi ve kritik mineral tedarikinde yeni bağımlılıklar ortaya çıkıyor. Çin’in güneş paneli üretimi ve kritik minerallerdeki ağırlığına dikkat çeken Uyar, Avrupa’nın daha bağımsız bir tedarik politikası izlemesinin yatırım maliyetlerini artırabileceğini belirtti. Çin ekipmanı kullanılmaması halinde Avrupa’da güneş enerjisi santrali kurulum maliyetlerinin yüzde 20-25 artabileceğini söyledi. Benzer maliyet baskılarının rüzgar yatırımlarında da ortaya çıkabileceğini ifade eden Uyar’a göre, önümüzdeki dönemde enerji yatırımlarının maliyetini korumacılık politikaları ve ticaret savaşlarının seyri de belirleyecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc7c3d15190-1791786045.jpg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<h2>İletim ve dağıtım şebekeleri şart </h2>
<p>Enerjide dışa bağımlılığı azaltma arayışına artan elektrik talebi de eşlik ediyor.</p>
<p>Yapay zeka uygulamaları, veri merkezleri ve iklimlendirme ihtiyacındaki artışın enerji tüketimini hızlandıracağını belirten Uyar, önümüzdeki 10 yılda dünyadaki mevcut enerji tüketiminin yüzde 40 artmasının beklendiğini aktardı. Bu nedenle yenilenebilir enerji yatırımlarının hızla sürmesi gerektiğini, ancak fosil yakıtların da enerji sistemindeki yerini koruyacağını söyledi. Artan talebin karşılanması için yalnızca yeni santrallerin kurulması yeterli değil. Üretilen elektriğin tüketim noktalarına ulaştırılması için iletim ve dağıtım şebekelerinin de geliştirilmesi gerekiyor. Türkiye’nin kurulu kapasite hedefleri doğrultusunda altyapı yatırımlarına duyulan ihtiyacın büyüdüğünü belirten Uyar, bu alanda daha önce 60 ve 80 milyar dolar seviyelerinde konuşulan tutarın bugün 100 milyar dolara kadar çıktığını söyledi. Söz konusu harcamaların yeni elektrik üretim yatırımlarına ilave olduğuna dikkat çekti.</p>
<h2>Enerji maliyetleri yatırım kararlarında belirleyici </h2>
<p>Enerji maliyetleri ve altyapı ihtiyacı, Türkiye’nin büyüyen veri merkezi pazarından alabileceği pay açısından da önem taşıyor. Türkiye’nin bölgesel bir veri merkezi üssü haline gelme potansiyeline ilişkin sorumuzu yanıtlayan Uyar, yatırımların küresel ölçekte uygun maliyetli enerjiye erişilebilen bölgelere yöneldiğini söyledi. Türkiye’nin enerji fiyatları bakımından avantajlı bir konumda olduğuna dikkat çeken Uyar, “Bu politikaları devam ettirebilirsek veri merkezleri gelir” dedi. Bankanın hâlihazırda finansman sağladığı veri merkezi projeleri bulunduğunu, yeni yatırımları da değerlendirdiklerini açıkladı. Ancak yatırımların ne ölçüde büyüyeceğinin talebe bağlı olduğunu belirterek, Türkiye’nin diğer ülkelere veri merkezi hizmeti sunabilmesinde bağlantı altyapısı ve coğrafi mesafenin de önem taşıdığını vurguladı.</p>
<h2>2 milyar doların üzerinde kredi hedefi </h2>
<p>Küresel ölçekte yükselen finansman maliyetlerine rağmen Türkiye’de yenilenebilir enerji yatırımlarının devam etmesi bekleniyor. Uyar, yatırımcı, finansör ve kamunun birlikte yer aldığı modelin bu alandaki yatırımları desteklediğini belirtti. YEKA ve YEKDEM gibi mekanizmaların projelerin finansmanını kolaylaştırdığını ifade ederek, “Bu üçlü denklemde Türkiye’de yenilenebilir enerji hikâyesi ve yatırımları kesinlikle devam edecektir” dedi. TSKB’nin de enerji yatırımlarındaki finansman rolünü sürdürdüğünü aktaran Uyar, bankanın Türkiye’deki yenilenebilir enerji kurulu kapasitesinin yüzde 15’inin finansmanında pay sahibi olduğunu söyledi. Yenilenebilir enerjinin hem toplam kredi portföyünde hem de yeni kredi kullandırımlarında yüzde 30 paya sahip olduğunu açıkladı. Bankanın 2026 yılı için 2 milyar doların üzerinde yeni kredi kullandırma hedefi bulunduğunu hatırlatan Uyar, yıl sonu hedeflerinde herhangi bir sapma öngörmediklerini belirtti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Beş ilde dokuz ana sınıfı, 14 okulda kütüphane</span></h2>
<p>TSKB’nin 75. yılı kapsamında başlattığı ana sınıfı projesi, okul öncesi eğitime erişimi kolaylaştırmayı ve kadın istihdamını desteklemeyi amaçlıyor. Proje kapsamında Van Türk Eczacılar Birliği İlkokulu’nda iki yeni ana sınıfının açılmasıyla beş ilde toplam dokuz ana sınıfına ulaşıldı. Daha önce Kilis Öncüpınar İlkokulu’nda iki, Malatya Söğüt İlkokulu’nda bir, Elazığ’ın Yenice ve Muratçık ilkokullarında birer, Kars Başbakanlık TOKİ İlkokulu’nda ise iki ana sınıfı hizmete açılmıştı. Proje kapsamında şu ana kadar 160 çocuğun okul öncesi eğitimine katkı sağlandı. Van’da açılan yeni ana sınıfları, çocukların motor becerilerini ve hayal güçlerini geliştirmeye yönelik oyun alanları, eğitici materyaller ve grup çalışması köşeleriyle donatıldı. Açılışta konuşan TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar, “Van’da açtığımız bu dokuzuncu ana sınıfıyla bir yandan çocuklarımızın eğitim imkanlarına erişimini güçlendirirken, diğer yandan bölgemizdeki kadın istihdamına katkı sunmaya devam ediyoruz” dedi. TSKB’nin eğitim alanındaki çalışmaları arasında okul kütüphaneleri de yer alıyor. Depremden etkilenen 11 ilde başlatılan kütüphane projesi, bu yıl Nevşehir, Aksaray ve Niğde’nin de eklenmesiyle 14 okula ulaştı. TSKB verilerine göre proje kapsamında bugüne kadar 8 binden fazla öğrenciye 60 binin üzerinde kitap sunuldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerjide-bagimsizligin-maliyeti-yukseliyor-89506</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/6/1280x720/5686-1791786034.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TSKB, okul öncesi eğitimi ve kadın istihdamını desteklemek amacıyla başlattığı ana sınıfı projesini Van’a taşıdı. Proje kapsamında beş ilde açılan ana sınıfı sayısı dokuza ulaştı. TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar, enerji yatırımlarını da değerlendirerek, arz güvenliğinin öncelik kazandığını, dışa bağımlılığı azaltma arayışının ise yatırım maliyetlerini yükseltebileceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isonun-akil-merkezi-ne-vaat-ediyor-89478</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO’nun Akıl Merkezi ne vaat ediyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ender Yılmaz; seçilmesi halinde İSO’da Akıl Merkezi kuracak ve bu sayede proaktif, veriye dayalı, uzun vadeli düşünen bir yapı oluşturacak. Bu da sanayisizleşme sürecinde İSO’ya can simidi olabilecek.</strong></p>
<p><strong>İstanbul Sanayi Odası</strong> Yönetim Kurulu Başkan Adayı <strong>Ender Yılmaz</strong>’ı dinliyoruz; Yılmaz, odanın 74 yıllık birikimi ile hedeflerinin “<strong>Güçlü Sanayi, Güçlü Türkiye</strong>” olduğuna dikkat çekerek; “<strong>sorunları sadece konuşan değil, çözen ve geleceği inşa eden İSO istiyoruz</strong>” diyor, <strong>İSO AKIL MERKEZİ</strong> çözümü öneriyor.</p>
<p>Akıl Merkezi’nde, <strong>İSO</strong>’nun, <strong>TOBB</strong>’un, <strong>DEİK</strong>’in, <strong>TİM</strong> yanı sıra <strong>STK</strong>’ların da yer alacağını söylüyor <strong>Ender bey</strong>; “<em>bu merkezde, sanayie dair bilgi birikimi olan gençler, kadınlar da olacak</em>.” Bana göre harika bir kurum zira <strong>kadını, gençleri</strong> dışarıda bırakan hiçbir <strong>ekonomik-sosyolojik çözüm</strong>, sürdürülebilir olmaz.</p>
<p><strong>ENDER YILMAZ’DAN İSO’YA STRATEJİK KATKI</strong></p>
<p><strong>Akıl merkezi</strong>; kurum veya işletmenin “<strong>beyni</strong>” gibi çalışan, <strong>stratejik düşünce</strong>, analiz, <strong>öngörü</strong> ve <strong>karar destek</strong> birimidir. <strong>Think tank (</strong>düşünce kuruluşu), <strong>stratejik istihbarat</strong>/analiz merkezi, <strong>ortak akıl</strong> platformu, <strong>strateji ofisi</strong> formatıdır. <strong>Proaktif</strong> (sorun ortaya çıkmadan öngören) yaklaşımı öne çıkarır.</p>
<p><strong>Ender Yılmaz’ın kazanınca kuracağı akıl merkezi</strong>, şu açılardan kritiktir<strong>; Proaktif yönetim</strong> sağlar. Sorunlara tepki vermek yerine <strong>riskleri</strong> ve <strong>fırsatları</strong> önceden görür, hazırlık yapar. Reaktif “<strong>itfaiyecilik</strong>” yerine <strong>planlı</strong>, <strong>öngörülü</strong> hareket eder. <strong>Daha nitelikli kararlar</strong> üretir. <strong>İSO’yu iyi-doğru veri ile yönetir</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / İSO Akıl Merkezi’ne dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>İSO’nun kolektif zekâsını tetikler mi?</em></strong></p>
<p>Bilişsel önyargıları azaltır, üyelere rekabet avantajı yaratır, pazar, teknoloji, rakip, regülasyon ve jeopolitik trendleri erken yakalar; uzun vadeli konumlanmayı güçlendirir. Bilgiyi toplar ve paylaşır.</p>
<p><strong><em>Sanayinin dayanıklılığına çare mi?</em></strong></p>
<p>Ender Yılmaz’ın kuracağı İSO Akıl Merkezi, <strong>üyeler arasında hizalanma</strong> ve <strong>koordinasyon</strong> sağlayacak, farklı birimlerin <strong>otak strateji etrafında</strong> <strong>çalışmasını</strong> kolaylaştıracak, <strong>belirsizlikte yol aldırabilecek</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SANAYİ AKLI, TIPKI DEVLET AKLI GİBİ DERİN, KÖKLÜ SORUNLARA STRATEJİK YAKLAŞACAK</strong></p>
<p><strong>Ender Yılmaz</strong>’ın dile getirdiği “<strong>Proaktif Akıl Merkezi</strong>” fikri; sanayi sorunlarına yönelik çalışmalar, paydaş katılımı (<strong>TİM</strong>, <strong>DEİK</strong> vb.) ve <strong>öngörülebilir</strong> uzun vadeli yol haritası oluşturmayı hedefliyor. <strong>Devlet düzeyinde</strong> benzer yapılar “<strong>devlet aklı</strong>” ve stratejik bilgi merkezleriyle ilişkilidir ve <strong>fayda</strong> sağlar.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>AKIL MERKEZİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İSO Akıl Merkezi</strong>: İSO Yönetim Kurulu Başkan Adayı Ender Yılmaz’ın kuracağı stratejik karar birimi</p>
<p><strong>Stratejik akıl</strong>: Mevcut durumu bütüncül biçimde analiz ederek senaryolar öngörmek, çözüm üretmek</p>
<p><strong>Sanayici aklı</strong>: Üretim, verimlilik, sürdürülebilirlik, değer yaratma odaklı düşünme ve yönetim biçimi</p>
<p><strong>DPT</strong>: Devlet Planlama Teşkilatı, ülkemizin akıl merkezi gibi çalışıyordu ama maalesef yok ettiler</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isonun-akil-merkezi-ne-vaat-ediyor-89478</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/2/1280x720/ender-yilmaz-1791611578.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO’nun Akıl Merkezi ne vaat ediyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89475</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 12 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/e1_zbnumVXQ" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89475</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1778218088.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doviz-hesaplari-eylulde-net-59-milyar-dolar-artti-89477</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döviz hesapları eylülde net 5,9 milyar dolar arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şeytan ayrıntıda gizlidir sözünde olduğu gibi gerçekler de bazen ayrıntıya girmeden anlaşılamıyor ve görünen verilerle yetinilerek yapılan analizler yanlış yorumlara yol açabiliyor.</p>
<p>Fon vurgunuyla birlikte tasarruflarda adeta bir yalpalanma oldu. Hani çok sert olmayan geniş bir plastik leğene su koyduğunuzda sağa sola eğilir ve dengede tutmakta zorlanırsınız ya, bu vurgundan hemen sonra vatandaş da tasarrufları konusunda böyle bir dengesizlik yaşadı.</p>
<p>Trilyona yakın bir tutar şimdilik malum fonlarda kaldı ama diğer fonlarda yatırımı bulunan tasarruf sahiplerinin aklından da ister istemez <strong>“Benim paramın bulunduğu fona da bir şey olur mu”</strong> düşüncesi, kaygısı geçti. İllegal yollara başvurmayan hiçbir fonda benzeri bir durum yaşanmaz ama vatandaşın bu kaygıyı duyması da şaşırtıcı değil. Vatandaş TEFAS fonlarına bir süre mesafeli yaklaşacaktır, bu normaldir.</p>
<h2>Para nereye gidiyor? </h2>
<p>Türk parası cinsi mevduatın zaman zaman dalgalanmalar olsa da sürekli yükselmesi zaten normal bir durum. Bu enflasyonist ortamda başka ne olabilir ki.</p>
<p>Ama daha önemli hareket döviz tevdiat hesaplarında yaşanıyor. Gerçi toplam döviz tevdiat hesabı açısından bakınca bir artış yok. Ama girişte de belirttiğim gibi toplam tutara bakmakla yetinmek çok yanıltıcı.</p>
<p>Merkez Bankası verilerine göre ağustos sonunda 231,4 milyar dolar olan toplam döviz hesabı eylül sonunda 230,1 milyara inmiş ve 1,2 milyardan fazla azalmış.</p>
<p>Hatta gerçek kişilerin yani vatandaşın hesabında 4,7 milyar dolar azalma olmuş, tüzel kişilerin hesabında ise 3,4 milyar dolarlık artış kaydedilmiş.</p>
<p>Bu verilere bakan ve bardağın yalnızca dolu tarafını görmek isteyen biri <strong>“Fon vurgunu piyasada hiçbir dalgalanma yaratmadı, dövize yönelme gibi bir durum da kesinlikle söz konusu değil, işte veriler ortada, döviz hesapları artmak bir yana azalmış”</strong> dese başı ağrımaz.</p>
<h2>Gerçek durum ne? </h2>
<p>Döviz hesaplarının bakiyesi çoğu kez yanıltıcı olabiliyor. Bu yüzden de parite etkisini dikkate almak gerekiyor. DTH eylül ayında görünürde 1,2 milyar dolar azaldı ama bu azalma parite etkisinden kaynaklandı.</p>
<p>Bir not; burada parite etkisi diye ifade edilen kavram yalnızca doların diğer paralar karşısındaki değer değişiminden ibaret değil. Kıymetli maden depo hesaplarının dolar karşılığı da fiyat değişiminden dolayı çok farklılık gösterebiliyor.</p>
<p>İşte parite etkisi döviz hesaplarının eylül ayında 7,1 milyar dolar daha düşük görünmesine yol açtı. Ekim ayının ilk haftasındaki parite etkisi de yine toplam hesabın 2,5 milyar dolar daha düşük görünmesi sonucunu doğurdu.</p>
<h2>Gerçek artış 5,9 milyar</h2>
<p>Parite etkisi biraz önce belirttiğim gibi DTH’nin eylülde 7,1 milyar düşük görünmesine yol açtı.</p>
<p>Oysa DTH’deki görünür düşüş 1,2 milyar dolar.</p>
<p>Yani DTH eylülde gerçekte düşmedi, tam tersine 5,9 milyar dolar arttı.</p>
<p>Özellikle 18 ve 25 Eylül’de biten haftalarda sırasıyla 3 milyar ve 1,3 milyar artış kaydedildi.</p>
<h2>Artış hızı düşüyor </h2>
<p>Bankalardaki döviz hesapları bir ayda 5,9 milyar dolar arttı ama bir de yastık altına giden döviz var. O tutarı hiç kimse bilmiyor. </p>
<p>Şimdi döviz hesaplarındaki bu artıştan çok fazla kaygı duymak gerekir mi? Sanmıyorum.</p>
<p>Şunu biliyoruz ki, tasarruf sahibi nedeni ne olursa olsun gidişatı belirsiz gördüğünde genellikle dövize yönelir. Bu geçmişte de böyle olmuştur.</p>
<p>Dolayısıyla bir aydaki 5,9 milyarlık artış çok büyük kaygı uyandıracak bir tutar değil. Kaldı ki tutar haftadan haftaya azalma eğiliminde.</p>
<p>Fon vurgununun patlak verdiği hafta 3 milyar dolarla zirveye ulaşan DTH artışı, izleyen iki hafta düzenli olarak geriledi. Bu eğilim sürecek gibi görünüyor.</p>
<h2>Bu yılın rekoru </h2>
<p>Eylüldeki 5,9 milyar dolarlık bu artış, DTH’nin bu yılki en yüksek aylık artışı. </p>
<p>Son dönemde en yüksek aylık artış 8,6 milyar dolarla İBB operasyonunun yapıldığı geçen yılın mart ayında kaydedilmişti. 2025’in şubatında da 5,7 milyar dolarlık bir artış olmuştu.</p>
<h2>Dokuz ayda 17 milyar </h2>
<p>Döviz tevdiat hesabında yılbaşından 2 Ekim’e kadar olan dönemde parite etkisinden arındırılmış hesaplamayla net 17 milyar dolar artış kaydedildi. </p>
<p>Döviz hesaplarının bu dönemdeki görünür artışı ise yalnızca 7 milyar dolar.</p>
<h2>TL mevduattaki eğilim </h2>
<p>Eylül ayında TL mevduatta da artış kaydedildi ama bu düzeyde artışlar daha önce de yaşandı. </p>
<p>TL mevduatta eylüldeki artış 576 milyar lira düzeyinde. </p>
<p>Bu tutarın 201 milyarı gerçek kişilerin, 375 milyarı ise tüzel kişilerin mevduatındaki artıştan oluştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc62678989d-1791779431.png" alt="" width="488" height="687" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doviz-hesaplari-eylulde-net-59-milyar-dolar-artti-89477</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/3/1280x720/dolar-dollar-1768292317.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Döviz hesapları eylülde net 5,9 milyar dolar arttı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savasin-enflasyon-faturasi-turkiyede-neden-10-kat-daha-yuksek-89476</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaşın enflasyon faturası Türkiye’de neden 10 kat daha yüksek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TCMB eski Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara’nın paylaşımı önemli bir soruyu gündeme getiriyor. Kara, Merkez Bankası sunumunda savaşın küresel enflasyona etkisinin 0,7 puan, Türkiye’de ise 7 puan olarak hesaplandığını söylüyor. Bu fark, Türkiye’deki enflasyon baskısının nedenini sorgulatıyor.</p>
<p>Ukrayna yıllardır savaşın içinde; üretim tesisleri, enerji altyapısı ve ulaşım hatları saldırılardan etkileniyor. İran da çatışmalar ve enerji ticaretindeki aksaklıklarla gündemde. Rusya ise savaşın tarafı olmasının yanı sıra dünyanın önde gelen petrol ve doğalgaz üreticilerinden biri. Savaş ve yaptırımlar, Rusya’nın enerji ticaretinin rotalarını değiştiriyor; arz güvenliği kaygılarını ve fiyat dalgalanmalarını artırıyor. Rusya ihracat gelirini sürdürürken enerji ithalatçıları yükselen fiyatların faturasını ödüyor. Türkiye de bu fiyat artışlarından etkileniyor.</p>
<p>Türkiye savaş alanı dışında olsa da enerji fiyatlarındaki yükselişten kaçamıyor. Petrol ve doğalgaz ihtiyacının önemli bölümünü dışarıdan karşılayan ülkenin ithalat faturası büyüyor. Akaryakıttan ulaşıma, tarımdan sanayiye kadar maliyetler artıyor. Ancak enflasyon etkisini yalnızca enerji ithalatıyla açıklamak mümkün değil.</p>
<p>Asıl fark, ekonominin kırılganlıklarında aranmalı. Döviz kurunun fiyatlara yansıması, enflasyon beklentilerinin bozulması ve geçmiş zamların yeni artışlara gerekçe yapılması süreci besliyor. Ücretler, kiralar ve hizmet fiyatları da yükseldiğinde maliyet şoku kalıcı hale gelebiliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc607a2f4c2-1791778938.png" alt="" width="385" height="327" /><strong>Fiyatların eski seviyesine dönmesi beklenemez</strong></p>
<p>Enerji şoku ithalatçının faturasını büyütüyor; Türkiye’de enflasyonun fiyatlamaya yerleşmesi bu etkiyi artırıyor.</p>
<p>Savaşın yarattığı maliyet baskısı geçici olsa bile fiyatların eski seviyelerine dönmesi beklenemez. Enerji fiyatları gerilese de bir kez yükselen fiyatlar kolay kolay geri gelmiyor. Asıl mesele, geçici bir dış şokun neden kalıcı bir enflasyon sorununa dönüştüğüdür.</p>
<p>Savaşı enflasyonun açıklaması olarak sunmak kolay. Zor olan, aynı savaşın Türkiye’de neden bu kadar büyük bir fiyat baskısına dönüştüğünü anlatmak. Dışarıdaki savaşı bitirmek Türkiye’nin elinde olmayabilir. Ama savaşın içeride neden bu kadar büyük bir enflasyon etkisi yarattığını anlamak ve önlem almak ekonomi yönetiminin sorumluluğundadır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savasin-enflasyon-faturasi-turkiyede-neden-10-kat-daha-yuksek-89476</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşın enflasyon faturası Türkiye’de neden 10 kat daha yüksek? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/super-yatta-dunya-ikincisiyiz-ama-yuzde-296lik-vergi-iceride-filo-yenilemeye-darbe-vuruyor-89474</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süper yatta dünya ikincisiyiz ama yüzde 29.6’lık vergi, içeride filo yenilemeye darbe vuruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YAT </strong>ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Murat Bekiroğlu, </strong>17-25 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul Ataköy Marina’da düzenleyecekleri <strong>“Bosphorus Boat Show” </strong>öncesi sektörü değerlendirirken söze, Türkiye’de oluşan üretim gücünden girdi:</p>
<p>-          <strong>Son yıllarda yat üretiminde önemli bir ivme yakaladık. </strong>“Global Order Book 2026” <strong>verilerine göre 24 metre ve üzeri süper yat üretiminde İtalya’nın ardından dünya ikincisi olduk.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc5f68b8853-1791778664.png" alt="" width="700" height="266" /></strong>Türk yat üretimi sektörünün birkaç yıl öncesine kadar dünyada 3’üncü sırada olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Hollanda ikinci sıradaydı. Halen ülkemizdeki yat-tekne üreticilerinin elindeki 141 projeyle dünyada ikinci sıradaki yerimizi koruyoruz. İtalya, 562 projeyle liderliğini sürdürüyor.</strong></p>
<p>YATED Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Murat Bekiroğlu </strong>ile <strong>“Bosphorus Boat Show”</strong>u ve sektörü konuşmak üzere buluştuk. <strong>Bekiroğlu</strong>’na YATED Genel Sekreteri <strong>Orhun Şentürk, </strong>Genel Müdürü <strong>Kadir Karakaya, </strong>YATED Fuarcılık A.Ş. Genek Müdür Yardımcısı <strong>Seda Zeynep Boyraz, </strong>YATED Kurumsal İletişim ve Pazarlama Sorumlusu <strong>Aysima Soybaş Aydeğer </strong>eşlik etti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6acc5f74cbbe5-1791778676.png" alt="" width="500" height="596" />
<figcaption><strong>Murat Bekiroğlu</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Bekiroğlu, </strong>esnek üretim kabiliyeti, kaliteli işçilik, özel üretim gücü ve Avrupa pazarlarına yakınlığın Türkiye’yi rakiplerinden ayırdığını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu konumu koruyup daha da güçlendireceğimize inanıyoruz. Özellikle süper yat üretiminde büyük ölçüde ihracata yönelik çalışılıyor. Sektör, ülkemize doğrudan döviz kazandırıyor. Bundan sonra daha fazla tekne üretmeyi değil, katma değeri yükseltmeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Türkiye’nin gemi, yat ve bu alandaki hizmet ihracatının 2025 yılında 2 milyar 340 milyon dolar seviyesinde olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>2026 yılı ihracatının da aynı düzeyde gerçekleşmesini bekliyoruz. İhracat verisinde gemi, yat üretimi, bakım-onarım ve diğer hizmetler birlikte değerlendiriliyor.</strong></p>
<p>Yat-tekne ihracat verisini merak ettik, <strong>Murat Bekiroğlu </strong>tahminini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>İhracat verilerinde yat-tekne ayırımı yapılmıyor. Bizim tahminimiz yat-tekne ihracatımız 400-500 milyon dolar düzeyinde bulunuyor. Türkiye’den yat-tekne alan ülkelerin başında ABD geliyor. Avrupa ülkeleri de önde gelen pazarlarımız arasında yer alıyor.</strong></p>
<p>Bu noktada yat-tekne sektörünün iç pazardaki durumu üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>İç pazarda daralma yüzde 40’ları buldu. Bu daralma özellikle 5-15 metre tekne üretenleri daha çok etkiliyor. Yüksek üretim maliyetleri, döviz kuru ile maliyetler arasındaki uyumsuzluk, vergi yükü ve finansmana erişim sıkıntının nedenlerini oluşturuyor.</strong></p>
<p>2017 yılına uzandı:</p>
<p>-          <strong>2017 yılında sektör temsilcilerinin girişimleriyle hükümet tekne-yat satışlarında ÖTV’yi sıfırlamış, KDV'yi yüzde 1’e indirmişti. Bu adım, iç pazarı canlandırmış, Türk Bayrağına geçişler artmıştı.</strong></p>
<p>2025 yılında tekne satışlarına yeniden yüzde 8 ÖTV konulduğunu, KDV’nin yüzde 20’ye yükseltildiğini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>KDV, ÖTV’li fiyattan hesaplandığı için toplam vergi yükü yüzde 29.6’ya ulaşıyor. Bu durum yerli tekne müşterisini yurt dışında satın almaya yöneltiyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>2017 yılında yapılan vergi indirimi kamu gelirlerini azaltmadı. Aksine ekonomik faaliyetlerin artmasıyla vergi gelirlerinde artış oldu. Tekne satışları artınca bu kurumlar vergisine yansıdı. Türk Bayrağına geçen teknelerde çalışanlar kayda girdi.</strong></p>
<p>2017 yılındaki vergi indirimleri sonrası Türk Bayrağına geçen tekne sayısının 7 bin 500’ü aştığına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bu tekneler büyük ölçüde Türk Bayrağında kaldı. Ancak, yeni tekne alımları için yurt dışı tercihi arttı. Yeniden yabancı bayrakta da artış başladı. Tekne ve yatların uluslararası hareket kabiliyeti yüksek. Vergi avantajı sağlayan ülkelere kolaylıkla kayılabiliyor.</strong></p>
<p><strong>Bekiroğlu, </strong>vergi düzenlemesinin ticari tekne kiralama sektörünü ciddi şekilde etkilediğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong> 20 teknelik bir charter filosu olan şirket, 10 milyon Euro’luk yatırımla filosunu yenilemeye kalksa karşısına 3 milyon Euro’luk vergi yükü çıkıyor. Bu durumda ülkemizdeki charter şirketleri filolarını yenilemekte zorlanıyor.</strong></p>
<p>Charter turizminde rakiplerin Yunanistan, Hırvatistan, İtalya ve Fransa olduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Rakip ülkelerde vergi avantajları, teşvikler ve finansman destekleri sağlanırken ülkemizde yatırım maliyetleri yükseliyor. Charter hizmetlerinde fiyatlar uluslararası rekabet nedeniyle istenildiği kadar da artırılamıyor.</strong></p>
<p><strong>Bekiroğlu, </strong>tekne satışları üzerindeki vergi oranlarının yeniden gözden geçirilmesi çağrısı yaptı:</p>
<p>-          <strong>Vergi gelirlerine yalnızca tekne satışları üzerinden değil, sektörün tetiklediği ekonomik hareketliliğin yarattığı gelirler üzerinden bakılmasında fayda var. Yerli üreticilerin korunmasının sektörün ekosistemi açısından kritik önemi var.</strong></p>
<p>Süper yat üretiminde dünya ikincisi olmak sektörün göğsünü kabartıyor…</p>
<p>Ancak iç pazardaki daralma, tur şirketlerinin filo yenilemesini frenleyen vergi yükü, yat-tekne sektörüne, özellikle 5-24 metre segmentinde üretim yapanlara sıkıntı yaşatıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Monaco’da gecesi 650, Göcek’te 2 bin Euro, 26 bin olan marina kapasitesi en az ikiye katlanmalı</span></h2>
<p><strong>YAT </strong>ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Murat Bekiroğlu, </strong>sektörün büyümesi konusundaki en önemli başlıklarından birinin marina ve bağlama kapasitesi olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’deki marinaların toplam yat-tekne bağlama kapasitesi 26 bin. Ülkemizde bu konuda arz yetersizliği var. Bağlama kapasitesinin en az iki katına yükseltilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Bağlama kapasitesi yetersizliğinin marinalarda fiyatları yukarı taşıdığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Marina bağlama ücretleri son 5 yılda 60 Euro’dan 450 Euro’ya yükseldi. Bağlama bedeli teknenin uzunluğu ve genişliğinin çarpımıyla ortaya çıkan büyüklük üzerinden hesaplanıyor. 12-13 metrelik bir teknenin yıllık bağlama ücreti 20 bin Euro’yu buluyor.</strong></p>
<p>150-200 bin Euro’ya alınabilen bir tekneye 20 bin Euro’luk yıllık bağlama bedelinin çok yüksek olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu bedellere elektrik, su ve hizmetler eklenince bağlama maliyeti daha da yükseliyor.</strong></p>
<p>Gecelik bağlama ücreti konusunda şu karşılaştırmayı yaptı:</p>
<p>-          <strong>42 metrelik bir teknenin Monaco Port Hercule’deki yüksek sezondaki gecelik bağlama ücreti 650 Euro. Düşük sezonda bu ücret 350 Euro’ya inebiliyor. Göcek’te ise aynı boyutta teknenin gecelik bağlama ücreti 1800-2 bin Euro’yu bulabiliyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de 85 marinanın olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de irili ufaklı 135 bin tekne var. Marinaların bağlama kapasitesi ise 26-27 bin dolayında. Yani, bağlama kapasitesi talebin çok gerisinde. Fransa’da marina kapasitesi bizdekinin 9-10 katı, İtalya’da 8 katı, İspanya’da ise 6-7 katı düzeyinde.</strong></p>
<p>Türkiye’deki marina fiyatlarının daha uygun hale gelmesi için yeni kapasite eklenmesi gerektiğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Kapasite eksikliğinin hızlı çözümü için balıkçı barınaklarının küçük teknelere açılmasında fayda var.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">120 firma, 200 tekne sergilenecek, sektörün buluşma noktası olacak</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc5f9628071-1791778710.png" alt="" width="473" height="395" /></span><strong>YAT </strong>ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Murat Bekiroğlu, </strong>17-25 Ekim 2026 tarihlerinde Ataköy Marina’da gerçekleşecek <strong>“Bosphorus Boat Show”</strong>a 120 firmanın katılacağını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Fuarımızda 200 tekne sergilenecek, 500’ün üzerinde marka bir araya gelecek. Amacımız fuarın sektörümüzün tüm paydaşlarının buluşma noktasına dönüşmesi.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’dan sektör temsilcilerini ve potansiyel alıcıları İstanbul’da buluşturarak yeni ticari bağlantıların kurulmasına katkı sağlamayı amaçlıyoruz. 9 gün boyunca 40 bin ziyaretçi bekliyoruz.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Fuarda sürdürülebilir denizcilik teknolojilerinin de öne çıkacağını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Güneş panelleri, batarya sistemleri ve hibrit çözümler başta olmak üzere çevreye duyarlı teknolojiler ziyaretçilerle buluşacak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bir teknenin ekonomiye katkısı 30 yıl sürebiliyor</span></h2>
<p><strong>YAT </strong>ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Murat Bekiroğlu, </strong>yat-tekne işinin sadece üretimden ibaret olmadığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bir yat üretildiği andan itibaren farklı alanlarda ekonomiye katkıya vesile oluyor. Marina, bakım-onarım, refit, akaryakıt, sigorta, kumanya, ulaşım ve konaklama gibi bir çok sektörü besliyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin yat turizminde önemli potansiyeli olduğuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Bir yatın ekosisteme katkısı 20-30 yıl sürüyor.</strong></p>
<p>Tekne-yat turistinin harcama potansiyeli üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’ye teknesiyle gelen bir turist, normalin 10 katı düzeyinde harcama yapıyor. Yani, 10 bin dolarlık harcama söz konusu olabiliyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/super-yatta-dunya-ikincisiyiz-ama-yuzde-296lik-vergi-iceride-filo-yenilemeye-darbe-vuruyor-89474</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/yat-tekne.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Süper yatta dünya ikincisiyiz ama yüzde 29.6’lık vergi, içeride filo yenilemeye darbe vuruyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-teklifinin-etki-analizi-cikarildi-89473</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon teklifinin etki analizi çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Fon teklifinin etki analizine göre SPK ve YTM yaklaşık 1.500 davayı takip ediyor. Para piyasası fonlarında 199 bin kişinin yatırımı 1 milyon liranın altında. Analizde, 8 Eylül itibarıyla 189 kişi hakkında el koyma tedbiri uygulandığı belirtildi.</p>
<p>Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi’nin etki analizi çıkarıldı.</p>
<p>MKK verilerine göre, 17 Eylül itibarıyla tasfiye kapsamındaki fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. Tasfiye hâlindeki 131 fon, toplam fon sayısının yüzde 4,6’sını, toplam portföy değerinin ise yüzde 7,7’sini oluşturuyor.</p>
<p>Düzenleme, SPK’nın 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen ve kanun yürürlüğe girdiğinde tasfiyesi tamamlanmamış fonlarla sınırlı olacak. Fon pay sahiplerine yapılacak ödemelerde kamu kaynakları ve bütçe imkânları kullanılmayacak.</p>
<p>T.C. Ziraat Bankası AŞ’nin ilettiği bilgilere göre, 8 Eylül 2026 itibarıyla 17 fondaki 43.643 yatırımcının ödeme işlemleri tamamlandı.</p>
<h2>Teklifin etki analizinde tanımlara yer verildi </h2>
<p>“Geri kazanım hesabı”, farklı hukuki kaynaklardan tahsil veya iade edilen değerlerin TMSF nezdinde, TMSF’nin kendi mal varlığından ayrı, fon bazında izlendiği özel hesap olarak tanımlandı. “Fon pay sahibi” tanımı, tek bir kurum kaydına değil, MKK, Takasbank, portföy saklama kuruluşları, dağıtım kuruluşları ve tasfiye ile görevli kuruluşların kayıtlarının mutabakatına dayandırıldı. “Tasfiye mal varlığı” kavramına, mevcut varlıkların yanı sıra kanun uyarınca geri kazanılan değerler ile üçüncü kişilerden olan iade, tazmin ve diğer alacaklar da dâhil edilerek tasfiye sonunda yatırımcıya dağıtılabilecek ekonomik değerlerin bütüncül izlenmesi amaçlanıyor.</p>
<h2>En yüksek ekonomik değerin elde edilmesi amaçlanıyor </h2>
<p>Fon varlıklarının satışında yalnızca hız değil, pay sahiplerinin ortak menfaati gözetilerek mümkün olan en yüksek ekonomik değerin elde edilmesi esas alınacak. Borsa fiyatının gerçek ekonomik değeri yansıtmadığı veya olağan satışın tasfiyeyi gereksiz biçimde geciktirdiği durumlarda geri alım, hâkim ortağa satma hakkı, toptan satış, özel işlem bildirimi, geçici farklı fiyat marjı ve mevzuattaki diğer yöntemler kullanılabilecek.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kanunu’na aykırı hareket ettiği Kurulca tespit edilen kişi ve kurumlar, kanuna özgü tasfiye ve geri kazanım mekanizmasından ödeme alamayacak.</p>
<h2>Nakit yetersizliğinde hangi önlemler alınacak?</h2>
<p>Etki analizinde, fon mal varlığının tüm pay sahiplerine ödeme yapmaya yetecek ölçüde nakde dönüşmemesi hâlinde uygulanacak sistem şöyle açıklandı: </p>
<p>■ Kâğıt üzerindeki veya gerçeğe aykırı geçmiş değer yerine, yatırımcının fona fiilen koyduğu ekonomik değer esas alınacak. </p>
<p>■ Net yatırım tutarı, fon pay sahibinin nakit giriş ve çıkışlarının tasfiye tarihine kadar TÜFE ve Yİ-ÜFE değişim oranlarının aritmetik ortalamasıyla güncellenmesi ve çıkışların “ilk giren ilk çıkar” yöntemiyle mahsubu sonucu MKK tarafından hesaplanacak. </p>
<p>■ Net yatırım tutarı ile hak ve alacak tutarları aşılmadan kişi başına en fazla 1.000.000 TL ara ödeme yapılabilecek. Nakit yetmezse her yatırımcının ara ödemeye esas tutarının toplam içindeki oranı korunarak dağıtım yapılacak.</p>
<h2>69 kişi hakkında suç duyurusunda bulunuldu </h2>
<p>SPK, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na 7 yazılı başvuru dilekçesiyle 69 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu. Analizde, Kurul’un belirleyeceği alacakların TMSF aracılığıyla takip ve tahsiliyle tasfiye kaynaklarının artırılması, yatırımcıların karşılanamayan alacaklarının azaltılması ve hukuka aykırı işlemlerin ekonomik sonuçlarının sorumlular üzerinde bırakılmasının amaçlandığı belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-teklifinin-etki-analizi-cikarildi-89473</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/3/1280x720/para-tl-1767355285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım fonlarının tasfiyesine ilişkin kanun teklifinin etki analizi hazırlandı. Buna göre 455 bin 758 yatırımcının bulunduğu 131 fon, toplam portföy değerinin yüzde 7,7’sini oluşturuyor. Kamu kaynakları kullanılmadan yürütülecek tasfiyede kişi başına 1 milyon liraya kadar ara ödeme olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/50-bin-yatirimci-hisse-portfoyunu-sifirladi-89472</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> 50 bin yatırımcı hisse portföyünü sıfırladı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fonlarında yaşanan kriz hem fon, hem de hisse yatırımcısını olumsuz etkiledi. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre hisse senedinde portföyünü boşaltan yatırımcı sayısı 1 ayda 50 bin kişi arttı, bu sayı yatırım fonlarında ise bin 133 oldu. Portföy büyüklüğü yatırım fonlarda toplamda 1.2 trilyon lira eriyerek 9.26 trilyon liraya indi, hisse senetleri piyasasında ise başta sert düşüşlerin değer kaybı nedeniyle portföy büyüklüğü yüzde 22,83 eridi ve 7.34 trilyon liraya geriledi.</p>
<p>MKK verilerine göre ağustosta 10 trilyon 436 milyar 653 milyon lira olan yatırım fonları portföy büyüklüğü eylül sonunda yüzde 11,23 geriledi ve 9 trilyon 264 milyar 833 milyon lira oldu. Portföy büyüklüklerine göre değişimler incelendiğinde yatırımcı sayısının 0-1 portföy büyüklüğünde arttığı, portföy değeri kaybında ise 10 milyon üstünün öne çıktığı görülüyor. MKK verilerine göre eylülde portföy büyüklüğü 0-1 arasında olan yani hesabı duran ancak portföyünü boşaltmış olan yatırımcı sayısı 1.133 arttı yani yüzde 1,79 büyüdü 64 bin 378’e çıktı. 2-10 bin lira portföy büyüklüğüne sahip olan yatırımcılarda ise artış 13 bin 150 oldu ve portföy büyüklükleri yüzde 1,09 arttı. Yani portföyünü sıfırlamasa da küçülten yatırımcı sayısı büyüdü. Bu gruptaki yatırımcılar toplam yatırımcıların da yüzde 60’ını oluşturdu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc5c9f8e81a-1791777951.png" alt="" width="604" height="576" /></p>
<h2>10 milyon lira üzeri portföyde sert kayıp </h2>
<p>10-50 bin lira arası portföy büyüklüğüne sahip yatırımcı sayısı yüzde 4,66 azalırken portföy büyüklüklerindeki düşüş ise yüzde 5,17 oldu. 50-100 bin lira arası portföyü olan yatırımcıların yüzde 6,54, portföy değerleri ise yüzde 6,66 geriledi, 100-250 bin lira arası portföyü olanlarında sayısı yüzde 7,39 azalırken portföy değerlerindeki kayıp yüzde 7,29 oldu. 250-500 bin liralık portföye sahip yatırımcı sayısındaki düşüş yüzde 6,51, portföy değerlerindeki azalma yüzde 6,70, 500 bin -1 milyon lira portföyü olanlarda azalma yüzde 7,36 portföy değerlerinde gerileme yüzde 7,59 hesaplandı. 1-5 milyon liralık portföye sahip yatırımcılar yüzde 8,48 geriledi, portföy değerleri de yüzde 8,84 düştü, 5-10 milyon lira portföye sahip yatırımcılarda ise yüzde 9,53 azalma ile portföy değerlerinde yüzde 9,72 kayıp gerçekleşti.</p>
<p>Toplam yatırım fonu portföyünün yüzde 79,56’sını oluşturan 10 milyon lira ve üzeri portföy değerine sahip yatırımcıların portföy değerlerinde sert düşü gerçekleşti. MKK verilerine göre ağustosta 10 milyon üzeri portföyü olan yatırımcı sayısı yüzde 9,19 düştü. Portföy değeri ise yüzde 14,39 gerilemeyle 8.84 trilyon liradan 7.56 trilyon liraya indi. Bu portföy değeri kaybı yine yaşanan krizin sermaye piyasası araçlarında yarattığı etkiden kaynaklanırken toplam portföy değeri içindeki payları da ağustos ayına göre 1 puan düştü.</p>
<h2>Hiçbir dönemde böylesi görülmedi </h2>
<p>Hisse senedi piyasası ve yatırımcıları yaşanan krizin etkilerin yoğun hissetti eylülde. MKK verilerine göre toplam hisse senedi portföy değeri eylülde ağustosa göre 2 trilyon 172 milyar 799 milyon lira azaldı ve 7 trilyon 343 milyar 88 milyon liraya indi. Bu kaybın büyük çoğunluğu fon krizi nedeniyle hisse senetlerindeki taban serileri ve sert satışlardan kaynaklandı. Yatırımcı sayısı da krizin etkilerini gösterdi. Hisse senedi piyasasında portföyü 0-1 lira arasında olan yatırımcı sayısı eylülde ağustosa göre 50 bin 234 arttı. Bu rakam portföyünü boşaltan ancak hesabı açık kalan yatırımcıları gösteriyor. Bu durumdaki yatırımcı sayısında denli güçlü artış ne geçen yıl yaşanan siyasi krizde ne de bu yıl şubat sona başlayan savaş döneminde görüldü.</p>
<h2>Yabancının fon portföyü %54 azaldı </h2>
<p>Hem portföy büyüklüğü hem de yatırımcı sayısı çift haneli azalan grup ise 500 bin lira ve üzeri portföye sahip olan yatırımcılarda gerçekleşti hisse senedi piyasasında. MKK verilerine göre 500 bin -1 milyon lira arası portföy büyüklüğüne sahip yatırımcı sayısı yüzde 13,76 azaldı, portföy değerindeki düşüş yüzde 13,95 oldu. 1-5 milyon lira portföyü olan yatırımcılardaki düşüş yüzde 20'yi aşarken portföy değerlerindeki kayıp da yüzde 21,07 gerçekleşti. 5-10 milyon lira arası portföyü olan yatırımcıların sayısı yüzde 24,47 azaldı, portföy değeri yüzde 24,46 düştü. Toplam portföy değerinin yüzde 85,77'sini oluşturan 10 milyon lira üzeri portföye sahip yatırımcıların sayısında yüzde 23,09 azalma gerçekleşti. Bu yatırımcıların portföy büyüklüğü ise yüzde 23,57 azalarak 6.3 trilyon liraya geriledi.</p>
<p>Bu arada yatırım fonlarındaki yabancı yatırımcıların portföy değeri ve sayısı da eylülde azaldı. Ağustosta 532 milyar 588 milyon lira olan portföy değeri eylülde 245 milyar 28 milyon liraya indi. Bu yüzde 54’lük sert kayıpta krizin yanı sıra özellikle para piyasası fonlarına giren carry trade parasına getirilen yüzde 10 stopaj da etkili oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/50-bin-yatirimci-hisse-portfoyunu-sifirladi-89472</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/Hisse-borsa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırımcılar eylülde en sert şekilde yaşanan yatırım fonu krizinde kaçışı tercih etti. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre fonlarda hesabını boşaltan yatırımcı sayısı bin 133, hisse senetlerinde ise 50 bin 234 kişi arttı. Özellikle hisse senetlerinde böyle bir azalma eğilimi ne savaşta ne de iç siyasi krizlerde görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ankara-turizm-dernegi-kuruldu-89540</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATD&#039;den &#039;Bir gün daha Ankara&#039; kampanyası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara Turizm Derneği (ATD) Ankara’nın ilçeleriyle birlikte turizmini geliştirmek amacıyla kampanya başlattı.</p>
<p>Nisan 2026’da konaklama, yeme-içme, ulaştırma, kültür hizmetleri, tur operatörleri ve akademisyenlerden oluşan Ankara Turizm Derneği kuruldu.</p>
<p>Faaliyetleri hakkında bilgi vermek amacıyla basın toplantısı düzenleyen ATD Başkanı Berker Bülbüloğlu, Ankara’ya gelişlerin iş seyahatlerinde yoğunlaştığını hatırlatarak, buna turizmi de eklemek istediklerini, hem yerli-yabancı turizm amaçlı seyahatleri hem de iş için gelenlerin kalış sürelerini uzatarak merkez ve ilçeleri ziyaret etmelerini hedeflediklerini kaydetti. </p>
<p>“Ankara’da ve ilçelerinde çok ilgi çekici, görmeye değer yerler var. Gordion, Sakarya Meydan Savaşı bölgesi, volkanik kraterler, Beypazarı... Bütün bu yerleri gezmeye imkan sağlayan rotalar hazırlıyoruz” diyen Berker Bülbüloğlu, gastronomi, müze ve kültür açısından da zengin bir turistik potansiyel bulunduğunun altını çizdi. </p>
<p>Derneğin, bir festival hazırlığında olduğunu, sağlık ve kongre turizmi gibi geniş kapsamlı turistik operasyonlar için de çalışmalara başladıklarını belirten Bülbüloğlu, “Geniş bir alan olduğunu biliyoruz. Bu nedenle 9 komite kurduk. Her biri, belirli bir alanda çalışıyor” diye konuştu. </p>
<p>Ankara’nın başkent oluşundan kaynaklı olarak, bu başlıklara diplomasiyi de eklediklerini açıklayan Berker Bülbüloğlu, uluslararası kongreler için de çalışacaklarını söyledi. </p>
<p>Ankara ilinin, Cumhuriyet’in başkenti olarak tarihi varlığının, ilk çağlardan günümüze kadar önemli bir tarihi yerleşim olduğunu anlatan Bülbüloğlu, bunun değerlendirileceğini anlattı. </p>
<p>Ankara’nın konaklama, ulaştırma başta olmak üzere turizm altyapısının yeterli olduğunu belirten Ankara Turizm Derneği Başkanı Berker Bülbüloğlu, “Oteller çoğu zaman yarı kapasitede çalışıyor. Bu doluluk arttığında tüm şehir faydalanacak” diye konuştu. </p>
<p><strong>Turizmde Yapay Zeka zirvesi yapılıyor, festival için hazırlık başladı</strong></p>
<p>ATD Turizm ve Yapay Zekâ Zirvesi’nin hazırlığının tamamlandığını belirten Berker Bülbüloğlu, turizm hareketliliğinde, tanıtımdan planlamaya, rezervasyona kadar yapay zeka araçlarının kullanıldığını, bunu da Ankara’daki paydaşlara tanıtmak amacıyla zirveyi yaptıklarını kaydetti. ATD olarak gstronomi ağırlıklı bir festival için de çalıştıklarını anlatan Bülbüloğlu, bunun da 2027 içinde ilkini gerçekleştirmek istediklerini söyledi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ankara-turizm-dernegi-kuruldu-89540</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/0/1280x720/berker-bulbuloglu-1791809741.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizmi geliştirmek için bütün paydaşların katılımıyla kurulan Ankara Turizm Derneği, “Bir gün daha Ankara” kampanyası başlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/kasiad-5-odul-toreni-20-ekimde-gerceklestirilecek-89536</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KASİAD 5. Ödül Töreni 20 Ekim’de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Sanayici ve İş İnsanları Derneği (KASİAD), kentte başarılarıyla öne çıkan, ekonomik ve sosyal gelişime katkı sunan kişi, kurum ve kuruluşları onurlandırmak amacıyla 5. KASİAD Ödül Töreni’ni düzenliyor.</p>
<p>KASİAD üyelerinin değerlendirmeleri ve oyları doğrultusunda belirlenecek ödüller, 20 Ekim günü düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak. Kahramanmaraş iş dünyasının temsilcilerini ve kentin önde gelen isimlerini buluşturacak organizasyonun, şehirdeki başarılı çalışmaları görünür kılması ve örnek girişimleri teşvik etmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>Kahramanmaraş’ın başarıları ödüllendirilecek</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimine katkı sunan çalışmaları desteklemeyi amaçlayan KASİAD, düzenlediği ödül töreniyle kentte değer üreten kişi ve kuruluşların başarılarını kamuoyuyla paylaşmayı hedefliyor.</p>
<p>Sanayi ve ticaret başta olmak üzere farklı alanlarda ortaya konulan başarıların takdir edileceği gecede, Kahramanmaraş’ın gelişimine katkı sağlayan isimler bir araya gelecek. Törenin, iş dünyası arasındaki iletişim ve iş birliğinin güçlendirilmesine de katkı sunması bekleniyor.</p>
<p>KASİAD üyelerinin oylarıyla belirlenecek ödül sahiplerinin açıklanacağı organizasyon, kentin üretim, girişimcilik ve toplumsal gelişim alanlarındaki başarılarını ön plana çıkaracak.KASİAD Yönetim Kurulu tarafından düzenlenen 5. KASİAD Ödül Töreni, 20 Ekim 2026 Salı günü saat 18.00’de Grand Flora’da gerçekleştirilecek.</p>
<p>Kahramanmaraş’ın başarı hikâyelerinin öne çıkacağı gece, kent ekonomisine ve toplumsal yaşama katkı sağlayan kişi ve kuruluşların onurlandırılmasına ev sahipliği yapacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/kasiad-5-odul-toreni-20-ekimde-gerceklestirilecek-89536</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/6/1280x720/kasiad-1791802570.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş’ın ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimine katkı sağlayan kişi, kurum ve kuruluşlar, KASİAD tarafından düzenlenecek 5. Ödül Töreni’nde ödüllendirilecek. İş dünyasının önemli temsilcilerini bir araya getirecek tören, 20 Ekim&#039;de gerçekleştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-buyukkilic-kayseri-mutfagini-gecmisten-gelecege-tasiyoruz-89528</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başkan büyükkılıç: Kayseri mutfağını geçmişten geleceğe taşıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri’nin gastronomi kültürünün yalnızca birkaç tescilli ürünle sınırlı olmadığını belirten Başkan Dr. Memduh Büyükkılıç, kentin geleneksel mutfağının Anadolu’nun zengin kültürel birikiminin önemli bir yansıması olduğunu ifade ederek şöyle konuştu: “Kayseri mutfağımız, şehrimizin tarihini, kültürünü ve yaşam biçimini yansıtan önemli bir değerimizdir. Mantımız, yağlamamız, pastırmamız, sucuğumuz, Nevzine’miz ve daha birçok yöresel ürünümüz bu zenginliğin parçalarıdır. Biz bu değerleri koruyarak gelecek nesillere aktarmayı ve Kayseri’nin gastronomi potansiyelini daha geniş kitlelere tanıtmayı önemsiyoruz.” UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Kreatif Şehirler Ağı Ulusal Listesi’nde yer alan Kayseri, bu alandaki çalışmalarını kalıcı merkezler ve hizmet noktalarıyla da güçlendiriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acca0449f14b-1791795268.jpeg" alt="" width="563" height="375" /></p>
<p><strong>Mutfak Sanatları Merkezi ile gelenek yaşatılıyor</strong></p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi içerisinde faaliyet gösteren Mutfak Sanatları Merkezi, Kayseri mutfağının geleneksel üretim yöntemlerinin yaşatıldığı önemli merkezlerden biri olarak öne çıkıyor. Merkezde mantı başta olmak üzere yöresel ürünlerin geleneksel yöntemlerle üretimi gerçekleştirilirken, et ürünleri de hijyen ve gıda güvenliği standartlarına uygun özel alanlarda hazırlanıyor. Kayseri Mutfak Akademisi ise gastronomiye ilgi duyan vatandaşlara eğitim imkânı sunarak bu kültürün yeni kuşaklara aktarılmasına katkı sağlıyor.</p>
<p><strong>KAYTUR, Kayseri mutfağını şehrin dört yanına taşıyor</strong></p>
<p>Büyükşehir Belediyesi iştiraki KAYTUR A.Ş. de gastronomi kültürünün günlük hayatın içerisinde yaşatılmasına katkı sağlıyor. Kent genelindeki 15 kafe, 8 restoran ve 57 Kaytur ekmek satış noktasıyla hizmet veren KAYTUR, Kayseri mutfağının yöresel lezzetlerini vatandaşlar ve ziyaretçilerle buluşturuyor. KAYTUR restoranlarında mantı, yağlama, pastırma, sucuk ve Nevzine gibi geleneksel tatların yanı sıra farklı yemek ve tatlı seçenekleri sunuluyor. Kayseri Kalesi içerisindeki Mülhem Kayseri Mutfağı ise tarihi atmosfer içerisinde yöresel lezzetleri ziyaretçilere ulaştırıyor.</p>
<p><strong>Gastronomi günleri, lezzet buluşmasına sahne olacak</strong></p>
<p>Kayseri’nin gastronomi kültürünü daha geniş kitlelere taşımak amacıyla düzenlenen 4. Kayseri Gastronomi Günleri, bu yıl 22-25 Ekim 2026 tarihleri arasında Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi’nde gerçekleştirilecek. Dört gün boyunca düzenlenecek etkinliklerde Kayseri’nin coğrafi işaretli ürünleri ve geleneksel lezzetleri öne çıkarılırken, Türkiye’nin farklı bölgelerinden gastronomi dünyasının önemli isimleri Kayserililer ve ziyaretçilerle bir araya gelecek. Şef buluşmaları, atölye çalışmaları, söyleşiler ve yemek sunumlarıyla Kayseri mutfağının farklı yönleri ele alınacak.</p>
<p>Başkan Büyükkılıç, Gastronomi Günleri’nin Kayseri’nin mutfak kültürünü tanıtmak açısından önemli bir buluşma olduğunu belirterek, “Kayseri’nin gastronomi değerlerini hemşehrilerimizle ve şehrimizi ziyaret eden misafirlerle buluşturuyoruz. Gastronomi Günleri ile geleneksel lezzetlerimizi, üretim kültürümüzü ve mutfak mirasımızı daha geniş bir kitleye anlatmayı amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Gastronomi ve turizm birlikte gelişiyor</strong></p>
<p>Kayseri’nin gastronomi çalışmalarını turizm potansiyelinden ayrı düşünmediklerini vurgulayan Büyükkılıç, KAYTUR aracılığıyla kentin önemli turizm noktalarında da ziyaretçilere yeme-içme hizmeti sunduklarını belirtiyor. Koramaz Vadisi, Sultan Sazlığı, Tomarza Böke Kano Alanı ve Erciyes Kayak Merkezi gibi destinasyonlarda hizmet veren tesisler, Kayseri’nin doğal ve turistik değerlerini yöresel mutfağıyla buluşturuyor. Büyükkılıç, “Kayseri’ye gelen misafirlerimizin şehrimizin tarihini, doğasını ve kültürünü tanırken mutfağımızı da keşfetmesini istiyoruz. Gastronomi, turizmin tamamlayıcı unsurlarından biri. Bu nedenle Kayseri’nin mutfak değerlerini şehrimizin farklı noktalarında tanıtmaya devam ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Gelenekten geleceğe uzanan bir mutfak</strong></p>
<p>Başkan Büyükkılıç, Kayseri gastronomisinde temel hedeflerinin, geleneksel değerleri korurken bu mirası çağın imkânlarıyla daha geniş kitlelere ulaştırmak olduğunu belirterek, sözlerini şöyle noktaladı: “Bizim için gastronomi, geçmişten geleceğe uzanan bir kültür köprüsüdür. Geleneksel tariflerimizi, yöresel ürünlerimizi ve üretim kültürümüzü korurken eğitimden tanıtıma, turizmden sosyal belediyeciliğe kadar farklı alanlarda çalışmalar yürütüyoruz. Kayseri mutfağının hak ettiği şekilde tanınması ve gelecek nesillere aktarılması için gayret göstermeye devam edeceğiz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-buyukkilic-kayseri-mutfagini-gecmisten-gelecege-tasiyoruz-89528</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/8/1280x720/baskan-buyukkilic-kayseri-mutfagini-gecmisten-gelecege-tasiyoruz-1791795321.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, kentin yüzyıllara dayanan mutfak kültürünü koruyarak gelecek kuşaklara aktarmak ve Kayseri’yi gastronomi alanında daha güçlü bir şehir markası haline getirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Mantıdan yağlamaya, pastırmadan sucuğa, Nevzine’den gacer unlu ekmeğe uzanan geleneksel lezzetler; Mutfak Sanatları Merkezi, Kayseri Mutfak Akademisi, KAYTUR ve gastronomi etkinlikleriyle daha geniş kitlelerle buluşturuluyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gemlik-tsoda-hamaloglu-yeniden-baskan-secildi-89524</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gemlik TSO’da Hamaloğlu yeniden başkan seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Gemlik Ticaret ve Sanayi Odası (GTSO) seçimlerinde beyaz listeyle yarışan Hasan Hamaloğlu, 27 meclis üyeliğinin 19’unu kazanarak üyelerden bir dönem daha görev aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc9601ec761-1791792641.jpg" alt="" width="355" height="474" /></p>
<p>Seçim sonuçlarının, hayata geçirmeyi hedefledikleri projelere duyulan güveni gösterdiğini belirten Hamaloğlu, yeni dönemde devam eden projeleri tamamlayarak Gemlik’in gelişimine katkı sunmayı hedeflediklerini ifade etti. Seçimlerin ardından değerlendirmelerde bulunan Hasan Hamaloğlu, özellikle Gıda OSB ve Yat Limanı projeleri kapsamında yürüttükleri çalışmaların üyeler nezdinde karşılık bulduğunu söyledi. Yeni dönemde yatırım, üretim, istihdam ve ihracatı artıracak projelere odaklanacaklarını vurgulayan Hamaloğlu, hedeflerinin Gemlik’in ekonomik gelişimini hızlandırmak olduğunu kaydetti. Projelerini kentin geleceğine yönelik vizyon çalışmaları olarak nitelendiren Hamaloğlu, “Yatırım, üretim, istihdam ve ihracatı artıracak, Gemlik’in gelişimine ciddi anlamda katkıda bulunacak, kentin 21. yüzyılını temsil edecek projelerle yola çıktık. Üyelerimizin desteğiyle seçimi kazandık. Bundan sonra da üyelerimize layık olmak için daha çok çalışmamız gerekiyor” diye konuştu. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gemlik-tsoda-hamaloglu-yeniden-baskan-secildi-89524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/4/1280x720/gemlik-tsoda-hamaloglu-yeniden-baskan-secildi-1791792668.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gemlik Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde beyaz listeyle yarışan Hasan Hamaloğlu, 27 meclis üyeliğinin 19’unu kazanarak seçimleri önde tamamladı. Hamaloğlu, yeni dönemde Gıda OSB ve Yat Limanı projeleri başta olmak üzere yatırım, üretim, istihdam ve ihracatı artıracak çalışmalara ağırlık vereceklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskani-matli-turkiye-yuzyili-hedeflerine-bursadan-guclu-katki-sunacagiz-89509</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTSO Başkanı Matlı: Türkiye Yüzyılı hedeflerine Bursa’dan güçlü katkı sunacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT / BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Hizmet Binası’nda gerçekleştirilen Yönetim Kurulu Başkanı ve üyelerinin seçiminin ardından Ekonomi Gazetesi Bursa Bölge Temsilcisi Ömer Faruk Çiftçi'ye açıklamalarda bulunan Başkan Özer Matlı, kendisine duyulan güven için teşekkür etti. Seçim sürecindeki rekabetin geride kaldığını belirten Matlı, yeni dönemde ortak akıl ve iş birliğiyle Bursa ekonomisinin gelişimine odaklanacaklarını söyledi. 60 bin üyenin tamamına eşit mesafede hizmet vereceklerini vurgulayan Matlı, şeffaf ve kapsayıcı bir yönetim anlayışı benimseyeceklerini ifade etti. Dört yıllık görev sürecini hesap verebilir bir anlayışla tamamlamayı hedeflediklerini kaydeden Matlı, eksik veya yanlış gördükleri uygulamaları sorgulayarak gerekli düzeltmeleri yapacaklarını dile getirdi. Cumhurbaşkanı’nın ortaya koyduğu Türkiye Yüzyılı hedeflerine dikkat çeken Matlı, “Devletimizin kurumlarıyla, yerel yönetimlerimizle, yerel kamu kuruluşlarımızla ve sivil toplum kuruluşlarımızla iş birliği içinde çalışacağız. Bursa’nın üretim gücünü ve ticaretini geliştirmek, ülkemizin kalkınmasına katkı sunmak için kurumlarımızın birikimini ve desteğini önemsiyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc85743e421-1791788404.jpeg" alt="" width="695" height="463" /></p>
<h2><strong>Şeffaflık ve hesap verebilirlik öncelikli</strong></h2>
<p>Matlı’nın yeni döneme ilişkin önceliklerinin başında şeffaflık ve hesap verebilirlik geliyor. Üyelerin ödedikleri aidatların karşılığını sorgulayabilmesinin ve yönetimden hesap sorabilmesinin önemine işaret eden Matlı, BTSO kaynaklarının üyelerin yararına kullanılacağını ve faaliyetlerin açık biçimde paylaşılacağını belirtti. Ekonomik koşulların işletmeler üzerindeki baskısına da değinen Matlı, kaynakların kullanımında tasarruflu davranılması gerektiğini ifade ederek, BTSO’nun KOBİ’lerin ve ticaret erbabının ihtiyaçlarına da odaklanacağını söyledi. Yeni dönemde oda aidatlarının azaltılması, finansmana erişimin kolaylaştırılması, KOBİ’lerin desteklenmesi, oda hizmetlerinin üyelerin bulunduğu noktalara taşınması ve Bursa içindeki ticaretin güçlendirilmesi öncelikli çalışma alanları arasında yer alacak. Bursa sanayisinin gelişimi açısından üretim alanlarına erişimin önemine dikkat çeken Matlı, özellikle fiziki koşulları yetersiz kalan ve büyümek isteyen işletmelerin sorunlarının çözülmesi gerektiğini belirtti. TEKNOSAB’daki mevcut alanların değerlendirilmesi ve KOBİ’lerin üretim ihtiyaçlarının karşılanması konularını gündeme getiren Matlı, sanayi bölgelerinde mevzuata uygun hareket edilmesinin önemini vurguladı. Üretim ve ihracat potansiyeli bulunan işletmelerin önünü açacak çözümler geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<h2><strong>“Bursa’nın potansiyeli sanayiyle sınırlı değil”</strong></h2>
<p>Bursa’nın ekonomik gelişiminin yalnızca sanayiyle sınırlı olmadığını belirten Matlı, turizm, kültür, sanat ve tarım alanlarındaki potansiyelin de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “Sadece sanayide değil, sanayinin yanında turizmiyle, kültürüyle, tarımıyla büyük bir ekosistemin parçası olduğunu hep hatırlattık” diyen Matlı, yeni dönemde bu alanların gelişimine de katkı sunmayı hedeflediklerini belirtti.</p>
<h2><strong>BTSO’nun yeni yönetimi</strong></h2>
<p>Özer Matlı başkanlığındaki yeni Yönetim Kurulunda Abidin Şakir Özen, Sinan Topuk, Murat Çağlar, Osman Güler, Safa Yaşar Çelik, Seyfullah Baylan, Savaş Keskin, Mehmet Zahit Yanar, Elif Özhan ve Zeki Eker yer aldı. BTSO Meclis Başkanlığına Erol Dağlıoğlu seçilirken, Meclis Başkan Yardımcılıklarına Gülçin Güleç ve İbrahim Kahraman, Meclis Divan Katipliklerine ise Atilla Kaan Aslanoba ve Gökhan Dinçer getirildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskani-matli-turkiye-yuzyili-hedeflerine-bursadan-guclu-katki-sunacagiz-89509</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/9/1280x720/btso-baskani-matli-turkiye-yuzyili-hedeflerine-bursadan-guclu-katki-sunacagiz-1791788443.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanlığına seçilen Özer Matlı, seçimlerin ardından birlik ve beraberlik mesajı verdi. Matlı, oda aidatlarının azaltılması, KOBİ’lerin finansmana ve üretim alanlarına erişiminin kolaylaştırılması ile şeffaf yönetimi öncelikli gündem olarak belirlediklerini, 60 bin üyeye hesap verebilir bir yönetim anlayışıyla Bursa’nın üretim ve ticaret gücünü artırmayı hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yalova-veri-merkezi-ve-savunma-sanayii-yatirimlarinin-yeni-adresi-olacak-89504</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yalova, veri merkezi ve savunma sanayii yatırımlarının yeni adresi olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>EKONOMİ gazetesi, Yalova Makine İhtisas OSB ve Yalova Valiliği’nin ev sahipliğinde bu yıl ilki düzenlenen Yalova Ekonomi Zirvesi yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. İDO, Tersan Tersanesi, Beşiktaş Tersane, Sefine Tersanesi, Hatsan Tersanesi, Avrasya OSB ile Xpress Mutfak Catering ve Restoran’ın destekleriyle yapılan zirvede, kentin sanayi ve tarımdaki potansiyeli ile yeni yatırımlar mercek altına alındı.</p>
<p>Yalova Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Meltem Danışman, reel ekonomide daha fazla yer alması gerektiğine vurgu yaparak, “Kadınların üretim ve istihdam ekosisteminde daha fazla yer alması hem üretim hem de verim tarafında önemli girdilerin elde edilmesine katkı sağlıyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc7aac8b7e9-1791785644.png" alt="" width="404" height="319" />Yalova Valisi Dr. Ahmet Hamdi Usta kentin Marmara Bölgesi’nde üretim ve lojistik kavşağı olduğuna vurgu yaparak, şehrin yeni yatırımlarla birlikte önemli bir sıçrama gerçekleştirdiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc7a917f8e5-1791785617.png" alt="" width="405" height="382" />Ar-Ge merkezleri, yeşil sanayi hamleleri, sıfır emisyon hedeflerine yönelik attığı adımlarla Yalova’nın dünya standartlarında rekabet edebilecek akıllı altyapılar kurduğuna vurgu yapan Hamdi Usta, “Girişimcilerimizin, sanayicilerimizin, üreticilerimizin önünü açmaya, devletimizin tüm imkanlarıyla onların en güçlü paydaşı ve destekçisi olmaya kararlılıkla devam edeceğiz” şeklinde konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc7a1a5c5bc-1791785498.png" alt="" width="800" height="363" /></p>
<h2>Kentteki sanayi yatırımları artıyor </h2>
<p>EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Sanayide Yükselen Yalova” panelinde kentin sanayi envanteri, istihdam yapısı ve devam eden yatırımlar mercek altına alındı. Yalova Sanayi ve Teknoloji İl Müdürü İlhan Aydın, kentte 4 tane ihtisas OSB’nin bulunduğuna dikkat çekerek, “Bu 4 OSB’mizin yanında 6 tane küçük sanayi sitemiz var. 580 sanayi sicil belgemiz, 37 tane tersanemiz, 4 Ar-Ge merkezimiz, iki tane tasarım merkezi, bir de teknoparkımız bulunuyor. Tabii bunları toplu düşündüğümüz zaman, 2025 yılında 2,6 milyar dolar ihracat, 2,2 milyar dolar ithalat ilk kez cari fazlamız oldu” dedi. Aydın, mevcut projeksiyonun 2026 sonunda da devam edeceğini söyledi. Aydın, kentteki sanayici sayısının son bir yılda 500’den 580’e yükseldiğini bu firmalarda da toplam 25 bin kişinin istihdam edildiğini de ifade etti.</p>
<h2>Google, Amazon, Netflix, YouTube’la görüşmeler belli bir noktaya getirildi</h2>
<p>Avrasya OSB Başkanı Hüseyin Çelik, bugün itibarı ile bölgelerinde 4 firmanın faaliyete geçtiğini toplam istihdamın ise 3 bin dolayında yer aldığına dikkat çekerek, “15 firmamızın işlemleri de ruhsat aşamasında. 15 tane de inşaatı devam eden tesisimiz var” dedi. Savunma sanayiine yönelik bölgede bir kümelenme çalışması yaptıklarının altını çizen Çelik, “Savunma Sanayii Başkanlığı ile bu konuyla ilgili görüştük. Valimizin de öncülüğünde kentte bir savunma sanayii kümelenmesi oluşturmayı hedefliyoruz" dedi. Ortadoğu’daki savaşın yeni yatırımlar konusunda Türkiye’yi öne çıkardığını kaydeden Çelik, “Geçtiğimiz haftalarda Google, Amazon, Netflix, YouTube gibi firmalarla birebir bölgemize yatırım yapmakla alakalı ciddi görüşmelerimiz oldu. Bir noktaya da getirdik” diye konuştu.</p>
<p>Yalova Makine İhtisas OSB Başkanı Direnç Özdemir bölgelerinde 16 firmanın üretim yaptığına vurgu yaparak, “İnşaat halinde olanları bitiriş terminlerini gözettiğimizde önümüzdeki yıl 60 tesisin üretimde olacağını öngörüyoruz” dedi.</p>
<h2>Airbus’la görüşmeler devam ediyor </h2>
<p>OSB’leri içerisindeki tüm tesislere yeşil bina sertifikasını zorunlu hale getirdiklerini kaydeden Özdemir, “Dolayısıyla biz arsa tahsisi peşinde olan bir yapılanma değil, eksik oyuncunun peşinde olan bir OSB’yiz. Şimdi rakamsal olarak söylemek gerekirse geçen yıl 69 olan tahsis sayımızı bu sene 90’a çıkardık. Oransal olarak alansal ve de sayısal bazda yüzde 25 artış kaydettik” ifadelerini kullandı. Yeni yatırımlar konusunda uluslararası havacılık şirketi Airbus’la görüşmelerin sürdüğünü kaydeden Özdemir, “Tosyalı ve BMC’nin yatırım süreçleri devam ediyor. Şirketin kirpi, akrep ve otobüs imalatını burada realize olması yönünde bir irade oluştu. Önümüzdeki dönemde bu yatırımların hayata geçmesini bekliyoruz” açıklamalarında bulundu.</p>
<h2>“Tersanelerimiz İspanya’ya nazaran daha pahalı kaldı” </h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc7a4f51c1e-1791785551.png" alt="" width="800" height="383" />Ekonomi Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Şeref Oğuz’un moderatörlüğünde “Gemi İnşa ve Tamir Bakımın Yeni Merkezi” oturumu gerçekleşti. Oturumda kenti gemi inşa ve tamir bakım alanındaki mevcut konumu ele alındı. Yalova Altınova Tersane Girişimcileri A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Fazıl Uzun, Yalova’da yapılan gemilerin yüzde 99,9’unun ihraç edildiğine dikkat çekerek, “En teknolojik, en modern gemi ihracatının yaklaşık yüzde 90’ı burada inşa ediliyor” dedi. Türkiye’nin gemi inşada rakip ülkelere nazaran yüzde 15- 20 pahalı kaldığını kaydeden Uzun, “İspanya’ya göre 3-4 yıl evvel daha ucuzken şimdi daha pahalıyız. Özellikle işletme sermayesi konusunda birçok tersanemiz sorunlar yaşıyor. Finansmana erişim de karşılaşılan zorluklar arasında” dedi. Öte yandan çalışma veriminin de ciddi şekilde düştüğünü söyleyen Uzun, bu durumun üretim süreçlerini de etkilediğini kaydetti.</p>
<h2>Türkiye gemi tamir bakımda 2’nci sırada </h2>
<p>Türkiye’nin tamir bakım konusunda dünyada Çin’den sonra ikinci sırada yer aldığına vurgu yapan Beşiktaş Tersane Müdürü Murat Bener, ”Endonezya ve Güney Kore’nin toplamı Türkiye kadar değil. Yanı sıra Doğu Akdeniz havzası özellikle Süveyş Kanalı’nın girişine yakın olma konumuyla Türkiye tamir bakım konusunda avantajlı bir yere sahip. Bunun haricinde Türkiye’nin gerçekteki en büyük şansı Tuzla ve Yalova’nın birbirine çok yakın olması. Bu durum birçok konuda önemli avantajlar sunuyor” diye konuştu. Dünyada üretilen gemilerin yüzde 65’inin Çin’de inşa edildiğini kaydeden Bener, Türkiye’nin bu pastadan 0,2 düzeyinde pay aldığını söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Süs bitkisi sektörü KDV ve çeşit düzenlemesi istiyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc7ad06cb8d-1791785680.png" alt="" width="800" height="203" /></span>“Tarımda Katma Değerli Üretim” oturumunun moderatörlüğünü yapan Ekonomi Gazetesi Başdanışmanı Rüştü Bozkurt, öncülüğünde ise bu alandaki yeni fırsatlar ve gelişmeler ele alındı. Süs Bitkileri Üreticileri Alt Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Dündar, Türkiye’nin süs bitkisi ihracatını 7 yılda 2 kat artırdığına vurgu yaparak, “Yalova’da da Türkiye’de de bu üretim geliştiği sürece bizim ithalatımız azalıyor, ihracatımız artıyor. Avrupa bölgesinde İtalya, Almanya, Hollanda bizim en büyük pazarımız. Bunun yanında Türk Cumhuriyetleri güçlendiğimiz pazarlar arasında” dedi. Süs bitkisi ihracatında gönderilen ürünlerin çeşitten ziyade hacme göre alınması gerektiğini kaydeden Dündar, “Bizim bugün üreticimiz Yalova’dan ihracat yaparken bir tırda 20 ürün bulunuyor. Bunun her birinin analiz ücreti 11 bin 250 lira 20 tane olduğu zaman bu rakam 225 bin lirayı buluyor. Bir tır kivide analiz ücretiniz 11 bin 250 lira Bu kimseye dokunmaz. Kimse de buna itiraz etmez. Ancak 20 çeşit ürün olunca doğası gereği bu. Böyle süs bitkilerinin burada ayrı değerlendirilmesi gerekiyor” dedi. Dündar, Avrupa’da süs bitkisinde alınan KDV’nin yüzde 1 seviyesinde olduğunu, Türkiye’de ise bu oranın yüzde 20 olduğuna vurgu yaparak, bu alanda da düzenleme yapılması gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>Sofralık üzümde yeni çeşitler için sona gelindi </strong></p>
<p>Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürü Halil İbrahim Tuzlacı, enstitü bünyesinde devam eden projeler hakkında bilgiler verdi. Tuzlacı, “Çekirdeksiz sofralık üzüm üzerine çalışmalarımız devam ediyor. Bu hususta önemli bir noktaya geldik. Ancak bundan daha önemlisi, üreticilerin üretimle alakalı olarak, dalında uzun süre muhafaza etmesiyle ilgili elde ettiğimiz bulgular var. Örtü altında bizim ocak ayına kadar dalından hasat ettiğimiz çeşitlerimiz var. Bu anlamda tabii ki önemli çalışmalar var. Bunların bir an önce il müdürlüğümüz eliyle de piyasaya bu bilgilerin aktarılması, üreticilerimize aktarılmasıyla ilgili önemli çalışmalar planlıyoruz” dedi. Tuzlacı, Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’nün bugüne kadar yüzlerce çeşit geliştirdiğini ve hem Yalova ve Türkiye’nin tarım ekosistemine önemli katkılar sağladığını kaydetti.</p>
<p><strong>Balıkçılıkta da önemli bir oyuncu konumunda </strong></p>
<p>Yalova İl Tarım Müdürü Mustafa İlmeç, kentin ıslah çalışmaları başta olmak üzere tarımda önemli bir sıçrama gerçekleştirdiğini söyledi. Yeni çalışmaların da devam ettiğini kaydeden İlmeç, tarımın yanı sıra balıkçılığın kentin önemli faaliyet alanları arasında yer aldığını kaydetti. Yalova’nın 123 kilometrelik kıyı şeridine sahip olduğuna dikkat çeken İlmeç, “Tarım ve balıkçılık alanında kentimiz önemli bir potansiyele sahip. 146 ticari balıkçı gemimiz uluslararası sularda avcılığa gidiyor. Buradaki hacmin güçlenmesi için yatırımlarımız devam ediyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yalova-veri-merkezi-ve-savunma-sanayii-yatirimlarinin-yeni-adresi-olacak-89504</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/yalova.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Stratejik konumuyla her geçen dönem yatırım hacmini artıran Yalova, uluslararası şirketlerin de radarına girdi. Google, Amazon, Netflix ve YouTube gibi firmaların kente veri merkezi yatırımı yapması gündemde. Savunma sanayii alanında da yeni bir atılıma hazırlanan kent, Konya ve Karaman’daki modele benzer bir yapı oluşturmak istiyor. Konuyla ilgili Savunma Sanayii Başkanlığı’yla görüşmeler yapıldığı ifade edilirken somut adımlarında yakında atılacağına dikkat çekiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beko-teknolojisi-simdi-de-evcil-hayvanlarin-hayatina-kolaylik-ve-konfor-getiriyor-89487</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beko teknolojisi şimdi de evcil hayvanların hayatına kolaylık ve konfor getiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ülkemizin en önemli kurumsal markalarından Beko, teknolojiye ve Ar-Ge yatırımlarına büyük kaynak ayırarak küresel rekabetteki gücünü koruyor. Kuruluş son olarak akıllı mama ve akıllı su kabıyla evcil hayvan ürünleri kategorisine adım attı.  Hava temizleyici, robot süpürge ve tüy toplama teknolojili kurutma makinesiyle birlikte evcil hayvanlarla yaşamın farklı ihtiyaçlarına yanıt veren beş bağlantılı ürünü bir araya getirdi.  Bir anlamda, Patili dostlarımızın sağlıklı beslenmesi, bizlerinse daha temiz hava soluması bir eko-sistem oluşturdu. </p>
<p>Sektör verilerine göre 2025 yılında 9,2 milyar dolara ulaşan küresel evcil hayvan teknolojileri pazarının 2033 yılında 23,5 milyar doları aşacak. Dolayısıyla, çok geniş bir potansiyel söz konusu… Beko’nun yeni ürünleri ilk aşamada Türkiye’de pazara sunuldu.  Önümüzdeki dönemde küresel pazarlarda da satılması için incelemeler sürüyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acc9231689f1-1791791665.JPG" alt="" width="720" height="480" /></p>
<p>Beko’nun bu yeni evcil hayvan ürünlerini Abdülmecid Efendi Korusu’nda düzenlenen etkinlikte görme fırsatı bulduk. Düzenlenen panelde, Arçelik Global İletişim Direktörü Selin Güler’in moderatörlüğündeki buluşmada; Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural, Arçelik Türkiye Pazarlama Kıdemli Direktörü Mehmet Tüfekçi, Koç Üniversitesi Hastanesi Çocuk Alerji ve İmmünoloji Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Betül Büyüktiryaki ve VetAmerikan Başhekimi Uzman Veteriner Hekim Dr. Onur Ülgenalp’i  dinledik.   Panelde evcil hayvanlarla birlikte yaşam; günlük bakım ve teknolojinin sunduğu çözümlerin yanı sıra, insan ve hayvan sağlığı açısından da ele alındı.  Basın buluşmasının konukları arasında SemtPati Vakfı iş birliği kapsamında sahiplendirilmeyi bekleyen köpekler de vardı.  “Birlikte Yaşamanın Teknolojisi” temasıyla düzenlenen etkinlikte, Michelin Yeşil Yıldızlı Telezzüz’ün şefi Bahtiyar Büyükduman’ın hazırladığı vegan ikramlar sunuldu.</p>
<p>Beko’nun evcil hayvanlarla yaşamı kolaylaştıran ürünlerinde 7–15 Ekim tarihleri arasında çeşitli oranlarda indirimler uygulanacak. Kampanya kapsamında Beko Akıllı Evcil Hayvan Su Kabı, Beko Akıllı Evcil Hayvan Mama Kabı, Beko Havamis BK APP 600 H13 Hava Temizleyici ve tüy toplama teknolojisine sahip yeni kurutma makineleri yer alacak. Ayrıca satın alınan her pet ürünü için hayvan barınaklarına; hayvanların sağlığı, korunması ve sahiplendirilmesi projelerine de bağış yapılacak. </p>
<p><strong>Evcil hayvan bakımında güvenle tercih edilen bir marka olma hedefi</strong></p>
<p>Panelde konuşan Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural, evcil hayvanların bakımının pek çok hanede günlük hayatın doğal bir parçasını oluşturduğunu, tüketicilerin, yoğun programları arasında evde olmadıkları zamanlarda da evcil dostlarının bakımının aksamadan sürmesini ve temel ihtiyaçlarını uzaktan takip edebilmeyi önemsediklerini ifade etti.  Ve ekledi:  <em>“Bu beklenti, evcil hayvanların günlük bakımını destekleyen teknolojilere yönelik ilgiyi de artırıyor. Biz de yıllardır insanların evdeki hayatını, değişen alışkanlıklarını ve ihtiyaçlarını anlamaya odaklanan bir şirket olarak bu değişimi yakından takip ediyoruz. Sektör verilerine göre 2025 yılında 9,2 milyar dolara ulaşan küresel evcil hayvan teknolojileri pazarının 2033 yılında 23,5 milyar doları aşması bekleniyor. Bu büyüyen alanda, ev yaşamındaki uzmanlığımız ve 35 yılı aşkın ar-geve mühendislik birikimimizle yeni bir adım atıyoruz. Türkiye genelindeki yaygın satış ağımız ve köklü hizmet deneyimimiz sayesinde bu yeni kategoride de ürünlerimize erişimden satış sonrası hizmetlere kadar kullanıcılarımızın yanında olacağız. Önümüzdeki dönemde de ürün gamımızı yeni çözümlerle genişletmeyi ve Beko’yu evcil hayvan bakımında da güvenle tercih edilen bir marka haline getirmeyi hedefliyoruz.” </em></p>
<p><strong>Evcil dostlarıyla aynı evi paylaşan tüketiciler için bütünleşik bir deneyim</strong></p>
<p>Tüketicilerin farklı yaşam düzenlerini ürün geliştirme süreçlerinin merkezine aldıklarını ifade eden Arçelik Türkiye Pazarlama Kıdemli Direktörü Mehmet Tüfekçi’nin paylaştığı araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’de yaklaşık 5 milyon evcil kedi ve 1,5 milyon evcil köpek bulunuyor.  Evcil hayvan sahibi hanelerin %40’ında  ise birden fazla  hayvan var.  Türkiye’de özel mama dışındaki ürünlerin perakende satışlarının 2026 yılı sonunda 18 milyar TL’yi aşması bekleniyor. </p>
<p>Panelde söz alan Mehmet Tüfekçi verilerin bu alandaki ihtiyaçların hem ölçeğine hem de çeşitliliğine işaret ettiğine dikkat çekerek şu yorumu yaptı:  “<em>Biz de yeni ürünlerimizi geliştirirken farklı yaşam ve bakım düzenlerini dikkate alarak evcil dostlarımızın günlük ihtiyaçlarıyla onlarla paylaşılan evin bakımını birlikte ele aldık. Beslenme ve su düzeninden hava, zemin ve giysi bakımına uzanan beş yeni ürünümüzle evcil dostlarla yaşanan haneler için bütünleşik ve bağlantılı bir deneyim sunmayı hedefledik. Kullanıcı içgörülerinden beslenerek evcil dostlarımızla yaşamın farklı ihtiyaçlarını bir arada ele alan bu deneyimi geliştirmeyi sürdüreceğiz</em>.”</p>
<p><strong>Elektrik kesintisinde de besleme programı devam ediyor, su akışı ihtiyaca göre ayarlanıyor </strong></p>
<p>Beko Akıllı Evcil Hayvan Mama Kabı, HomeDirect uygulaması üzerinden beslenme saatleri ile porsiyonların planlanmasına, planlanan ve gerçekleşen beslemelerin takip edilmesine imkân tanıyor. Hareket algılama ve gece görüşü özelliğine sahip 3MP/2K çözünürlükteki kamerasıyla beslenme alanının uzaktan izlenebilmesini sağlayan ürün, mama miktarı azaldığında veya güç kesintisi yaşandığında kullanıcıya bildirim gönderiyor. 6 litrelik geniş kapasite ve mamanın sunulduğu bölümde daha hijyenik bir malzeme olan gıda sınıfı SUS 304 paslanmaz çelik malzemeye sahip cihaz, yedek pil sistemi ile elektrik kesintilerinde önceden tanımlanan besleme programını sürdürerek evcil hayvanların beslenme programının aksamasını önlüyor. 2.4 Ghz ve 5 Ghz çift bant bağlantı desteği sunan cihaz, çift yönlü gerçek zamanlı sesli iletişim özelliği de sunuyor.</p>
<p><strong>Güvenlik ve hijyen ön planda</strong></p>
<p>3 litre kapasiteye sahip Beko Akıllı Evcil Hayvan Su Kabı, sensörlü, aralıklı, sürekli ve akıllı olmak üzere dört farklı su dağıtım modu sunuyor. Filtreleme yoluyla evcil hayvanların her zaman temiz suya erişimini kolaylaştıran su kabının sensörlü modu, evcil hayvan cihaza yaklaştığında devreye girerken, aralıklı modu belirli zaman dilimlerinde su akışı sağlıyor. Akıllı mod bu iki seçeneği birlikte çalıştırıyor; sürekli mod ise ürün adaptöre bağlıyken kesintisiz su akışı sunuyor. Adaptörün yanı sıra şarj edilebilir bataryayla da kullanılabilen ürünün su seviyesi ve cihaz durumu HomeDirect üzerinden takip edilebiliyor; temizlik ve filtre değişimi için hatırlatmalar oluşturulabiliyor. Gelişmiş akışkan yapı sayesinde 24 dB düşük ses seviyesinde çalışan cihazda suyun sunulduğu yüzeyde gıda sınıfı SUS 304 paslanmaz çelik malzeme kullanılıyor. Güvenlik için su ve elektrik ayrı tasarıma sahip su kabı, su azaldığında otomatik kapanma özelliği de barındırıyor.</p>
<p><strong>Hava, zemin ve giysi bakımına yönelik üç yeni ürün</strong></p>
<p>Beko Havamis BK APP 600 H13 Hava Temizleyici, karbon ve HEPA13 filtresinin yanı sıra sahip olduğu evcil hayvanlara özel filtresi ve evcil hayvan moduyla öne çıkıyor. Cihazda bulunan karbon filtre kokuların azaltılmasına, HEPA13 filtre ise havadaki toz, polen ve alerjen benzeri hava kaynaklı kirleticileri filtrelenerek daha temiz ve ferah bir yaşam alanı oluşmasına yardımcı olurken, statik yapıdaki evcil hayvan filtresi, tüylerin filtre yüzeyine tutunmasını sağlıyor ve hava temizleme özeliğini destekliyor. HomeDirect uygulaması üzerinden kontrol edilebilen cihaz, uygulama üzerinden hava kalitesi ve filtre durumunu takibine de imkân tanıyor. Cihazın uyku modu, fan hızını ve ekran aydınlatmasını minimum seviyeye indirerek diğer modlara göre daha sessiz bir çalışma ortamı oluşturuyor. Aroma difüzörüne sahip cihaz ile aromatik yağ veya esans eklenerek istenilen kokunun ortama yayılması da sağlanabiliyor.</p>
<p>Beko Robo-X Pro, 26.000 Pa yüksek emiş gücünü saç ve tüy dolaşmasını azaltan TangleSafe teknolojisine sahip dolaşma önleyici çift fırçayla bir araya getiriyor. Çift kamerası sayesinde partikülleri algılayarak emiş gücünü otomatik olarak artıran ürün, üst sensörünü gövde seviyesine indirerek koltuk ve yatak altı gibi dar alanlara da girebiliyor.</p>
<p>Beko’nun tüy toplama teknolojisine sahip yeni kurutma makineleri, evcil hayvanlarla paylaşılan evlerde kıyafetlere tutunan tüy ve havların giderilmesine yönelik özel bir program sunuyor. Tambur içindeki hazneye su eklendikten sonra kuru olarak yerleştirilen kıyafetler, program sırasında kontrollü biçimde nemlendiriliyor ve kurutuluyor. Böylece kumaşa tutunan tüy ve havların kıyafetlerden ayrılarak filtrede toplanması sağlanıyor. Farklı hane ihtiyaçlarına yönelik 11 ve 12 kilogram kapasiteli iki seçenekle sunulan ürün, evcil hayvan tüylerinin giysi bakımında oluşturduğu ek iş yükünü azaltmayı amaçlıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beko-teknolojisi-simdi-de-evcil-hayvanlarin-hayatina-kolaylik-ve-konfor-getiriyor-89487</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beko teknolojisi şimdi de evcil hayvanların hayatına kolaylık ve konfor getiriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gecmisin-izleri-yasamin-renkleri-89486</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geçmişin izleri, yaşamın renkleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir pencere kaç hayatı hatırlatır?</strong></p>
<p>Eski bir evi hatırlarken bazen önce penceresi gelir gözümüzün önüne. Önünde oturduğumuz, sokağı seyrettiğimiz, birinin gelişini beklediğimiz pencere… Perdesi, ahşabının rengi, kapanırken çıkardığı ses bile hafızamızda yer edebilir. O evden ayrılırız, sokak değişir, belki bina da ortadan kalkar; ama dünyaya bir zamanlar baktığımız o çerçeve, zihnimizde durur.</p>
<p>Bir evden sökülmüş pencerenin karşısında bu yüzden biraz daha uzun kalabiliriz. Kimin odasına ışık verdiğini bilmesek de kendi hayatımızdan bir şey buluruz onda. Ahşabındaki aşınma, üst üste sürülmüş boyalar, bir köşesinde kalmış kullanım izi, zamanın elle tutulur hâlidir.</p>
<p><strong>Tunca</strong>’nın Kahve Dünyası’nın güncel sanat projesi Yanköşe için hazırladığı <em>Yan Yana</em>, bu izleri Kabataş’ta, 260 metrekarelik bir duvarda buluşturuyor. Projenin on ikinci çalışmasında kullanılan ahşap çıkma pencereler, sanatçının Ayvalık ve çevresinden topladığı parçalardan oluşuyor. Bir zamanlar farklı evlere ait olan çerçeveler, şimdi aynı yüzeyde birbirine komşu.</p>
<p>Pencerelerin geldiği yapılar, restore edilmek ya da yıkılmak üzere olan eski evler. Tunca, onları toplarken üzerlerinde kalan geçmişle ilgileniyor. Her birinin ölçüsü, biçimi, ahşabı, boyası ve eskime şekli farklı. Bu farklılıklar, yerleştirmenin nasıl kurulacağını da belirliyor.</p>
<p>Proje broşüründe <strong>Tuna Ortaylı</strong> ile yaptığı söyleşide, üretim sürecini bir tür arşivleme olarak anlatıyor sanatçı. Toplamak, sınıflandırmak, parçalar arasındaki ilişkileri görmek ve onları yeni bir bütün içinde bir araya getirmek… Burada arşivin malzemesi, bir zamanlar evlerin gündelik hayatına katılmış mimari parçalar.</p>
<p>Tunca’nın yaklaşımını şu sözleri açıklıyor: <em>“Bir anlamda restore ederek geçmişlerini temizlemek yerine, üzerlerindeki izlerle birlikte var olmalarına izin verdim.”</em> Ahşabın yıpranmışlığı, boyanın dökülmesi, kullanımın bıraktığı izler eserin içinde korunuyor. Pencerelerin geçmişi, yüzeylerinden okunmaya devam ediyor.</p>
<p>Bu düşünceyi önemsiyorum. Eski bir nesneyi korurken bazen onu mümkün olduğunca yeni göstermeye çalışıyoruz. Oysa eskimenin de anlattıkları var. Yıllar boyunca açılıp kapanmış bir pencerenin üzerindeki iz, o evde sürmüş hayatın küçük bir kaydı olabilir.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Bir filmden çıkıp diğerine yetişmek</strong></p>
<p>Bir festival programını açmanın kendine özgü bir keyfi vardır. Önce tanıdığımız yönetmenlerin isimlerini ararız. Sonra bir filmin konusu ilgimizi çeker, başka birinin oyuncuları… İzlemek istediklerimizin yanına işaretler koyar, seans saatlerini karşılaştırırız. Birbirine denk gelen gösterimler arasında karar vermek zorlaşır. Daha ilk film başlamadan, günlerimizi sinemaya göre düzenlemeye koyuluruz. Filmekimi, yıllardır ekim ayına böyle bir hareket getiriyor. Bir filmden çıkıp diğerine yetişmek, aradaki zamanda bir kahve içmek, az önce izlediğimiz sahneyi konuşmak… Kimi filmler üzerine hemen söyleyecek sözümüz olur; kimilerini ise biraz içimizde taşımak isteriz. Günler sonra yeniden düşündüğümüz, bir dostla konuşurken anlamı değişen filmler de vardır.</p>
<p>İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın Paribu sponsorluğunda düzenlediği Filmekimi, bu yıl 25. kez seyirciyle buluşuyor. İstanbul gösterimleri başladı, 18 Ekim’e kadar sürüyor. Programda 43 film bulunuyor; Cannes, Venedik ve Toronto gibi festivallerden gelen yapımlar, farklı sinema anlayışlarını aynı seçkide bir araya getiriyor.</p>
<p><strong>Kırk yılın içinden geçen kırk saat</strong></p>
<p>Bir saat var karşımızda… Kırka kadar ilerliyor, sonra geriye dönüyor. <strong>Barış Kıralioğlu</strong>, sergisini anlatmaya bu saatten başlıyor. Hayatın dönemlerini renklerle ayırmış. İlk on yıl beyaz; ardından renkler değişiyor. Okulun bitişi, meslek seçimi, insanın hayatta kendine yer açma çabası… Yirmili yaşlardan otuzlara uzanan bu uğraş, onun anlatımında kırka doğru biraz hafifliyor. Sonra yeni bir döngü başlıyor. İkinci kırk yılın da kendi renkleri, aydınlık ve koyu bölümleri var. Üçüncü döngüye gelince, gülerek o günlere bırakıyor sözü.</p>
<p>Kırkıncı yaşını karşıladığı buluşmaya <em>“Barış Müzesi”</em> adını vermiş. 26 Eylül’de Fular’t Galeri’de açılan serginin davetiyesinde, oyuncaklarla saatlerin, bir zürafayla trenin arasında şu cümle yer alıyor:</p>
<p><em>“Kırk yıl biriktirdiklerim kırk saatliğine sizlerle.”</em></p>
<p>Resimler arasında ilerledikçe bu birikimin parçalarıyla tanışıyoruz. Çocukken izlediği çizgi filmler, gençliğinde okuduğu mizah dergileri, sevdiği sanatçılar, oynadığı roller ve yıllardır topladığı saatler… Her birinin burada anlatılacak bir hikâyesi var.</p>
<p><strong>Bir şehrin hatırası sofrasında saklı</strong></p>
<p>Bir şehri bazen bir yemekle hatırlarız. Adını duyduğumuzda gözümüzün önüne bir tabak gelir; ardından o yemeği yediğimiz masa, yanımızdaki insanlar, sofrada konuşulanlar… Afyonkarahisar’ın böyle güçlü çağrışımları var. Kaymak, sucuk, lokum hemen akla geliyor. Biraz daha zaman ayırınca hamur işleri, sebze yemekleri, çorbalar ve özel gün sofralarıyla genişleyen bir mutfakla karşılaşıyoruz.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde, sekizincisi düzenlenen Uluslararası GastroAfyon Turizm ve Lezzet Festivali için Afyonkarahisar’daydım. Afyonkarahisar Motor Sporları Merkezi’nde gerçekleştirilen buluşmanın teması <em>“Lezzetin Hafızası Anadolu”</em> olarak belirlenmişti. Valilik himayelerinde, belediye koordinasyonunda düzenlenen festival, şehrin yemeklerini Anadolu’nun farklı mutfaklarıyla aynı çerçevede ele alıyordu. Bu tema üzerinde durmaya değer. Bir yemeğin hafızası nerede saklanır? Yazılı tarifinde, kullanılan malzemede, onu hazırlayan kişinin elinde… Bir de hangi gün yapıldığında, kiminle yenildiğinde, sofraya hangi sırayla getirildiğinde. Yemeğin hikâyesi bunların hepsini içine alıyor. Afyonkarahisar mutfağı da bu gözle bakıldığında, insanı tariflerden hayatın içine götürüyor.</p>
<p><strong>İstanbul’da bir Fransız sofrasına oturmak</strong></p>
<p>Bazı yemeklerin adı, daha sofraya gelmeden bir şeyler hatırlatır. Soğan çorbasını okurken üzerindeki peynirli ekmeği, Crêpes Suzette’i görünce portakalı düşünürüz. Daha önce tattığımız bir yemeğin hafızamızdaki yeriyle, biraz sonra önümüze gelecek tabak arasında bir bağ kurulur. Klasik yemekler hazırlayan bir lokantada masaya oturmanın keyiflerinden biri de bu beklentidir.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Grand Hyatt İstanbul’daki L’Entrecôte at Library’de akşam yemeğindeydim. Otelin Library Bar alanında yer alan restoran, menüsünü Fransız mutfağının bilinen yemekleri etrafında kurmuş. Soğan çorbasından dil balığı meunière’e, antrikottan crème brûlée’ye uzanan bir seçki var. İstanbul’da bir akşamı Fransız yemeklerine ayırmak isteyenler için, menüsünü bu yönde belirlemiş bir adres.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gecmisin-izleri-yasamin-renkleri-89486</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçmişin izleri, yaşamın renkleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oylum-yeni-gofret-ve-kraker-cesitleriyle-urun-yelpazesini-genisletiyor-89531</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Oylum CEO&#039;su Büyüknalbant: Katma değerli ürün portföyünü genişletmeye odaklandık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Atıştırmalık sektöründe 1969 yılından bu yana faaliyet gösteren Oylum, yeni ürünlerini piyasaya sundu. Yapılan açıklamaya göre bisküvi, gofret ve kraker kategorilerinde ürün geliştirme çalışmalarını sürdüren şirket, 2025 yılında pazara sunduğu tam buğdaylı bisküvi ve kraker çeşitlerinin ardından bu yıl Türk kahveli küp gofret ile mandalina ve nar aromalı gofret çeşitlerini tüketicilerle buluşturdu. Şirketin, ürün çeşitliliğini artırırken reçetelerinde kullandığı malzemelerle de farklılaşmayı amaçladığı belirtildi.</p>
<p>Oylum CEO’su Yener Büyüknalbant, katma değerli ürün portföyünü genişletmeye odaklandıklarını belirterek ürün geliştirme çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. Türk kahveli küp gofret ile mandalina ve nar aromalı gofret çeşitlerinin bu çalışmaların güncel örnekleri olduğunu ifade eden Büyüknalbant, yeni ürünlerin büyük zincir marketlerde listelenmeye başladığını kaydetti. Oylum, yeni ürünleriyle hem iç pazarda tüketiciye ulaşmayı hem de ihracatta katma değerli ürünlerin payını artırmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>"İhracatta markalaşma ve katma değerli ürün odağı"</strong></p>
<p>1985 yılından bu yana ihracat yapan Oylum, orta vadede ihracatın toplam ciro içindeki payını yüzde 50’ye çıkarmayı hedefliyor. Bu doğrultuda Almanya, Romanya, Avusturya, ABD ve Dominik Cumhuriyeti’ni öncelikli pazarlar olarak belirleyen şirket, pazarlama ve markalaşma çalışmalarıyla bu ülkelerdeki varlığını güçlendirmeyi planlıyor.</p>
<p>Büyüknalbant, Oylum markalı ürünlerin söz konusu pazarlardaki ihracatının olumlu ilerlediğini belirterek, “Pazarlama ve markalaşma destekleri sağlayarak bu pazarlardan başlamak suretiyle ihracatımızı artıracağız. Katma değerli ürünlerin de bu pazarlarda ciddi karşılığı olacaktır” dedi.</p>
<p>Gulfood, PLMA, WorldFood İstanbul, Anuga, SIAL ve ISM gibi uluslararası fuarlara katılan şirket, özellikle Avrupa ve Amerika kıtalarındaki hedef müşterilere ulaşmayı amaçlıyor. Büyüknalbant, TURQUALITY marka desteğine yönelik çalışmalarla da hedef pazarlarda Oylum’un görünürlüğünü ve bilinirliğini artırmak istediklerini ifade etti.</p>
<p><strong>Verimlilik ve yenilenebilir enerji yatırımları</strong></p>
<p>2026 yılı başında dijitalleşme ve sürdürülebilirliği önceliklendiren üç yıllık stratejik plan hazırladıklarını belirten Büyüknalbant, uzun vadeli değer yaratmaya odaklandıklarını söyledi. Türk lirası cinsinden giderlerdeki artış ile döviz kurlarının seyri arasındaki farkın ihracatta rekabeti zorlaştırdığını ifade eden Büyüknalbant, bu süreçte yeşil sanayi dönüşümü ve verimlilik odaklı üretim yönetimine ağırlık verdiklerini kaydetti.</p>
<p>Büyüknalbant, üretimde kullanılan elektrik ihtiyacının yüzde 65’ini yenilenebilir enerji kaynaklarından kendilerinin karşıladığını belirtti. Makine ve ekipmanların enerji verimliliğini gözden geçirdiklerini, modernizasyon yatırımlarını sürdürdüklerini ve kurdukları Yalın Üretim Ofisi aracılığıyla kaynak verimliliğini artırmaya çalıştıklarını ifade etti. Atık yönetimi ve üretkenliği artıran uygulamaların da şirketin rekabet gücünü desteklediğini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oylum-yeni-gofret-ve-kraker-cesitleriyle-urun-yelpazesini-genisletiyor-89531</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/4/1280x720/yener-buyuknalbant-1785405617.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Katma değerli ürün portföyünü genişletmeye odaklandıklarını belirten Oylum CEO’su Yener Büyüknalbant, ürün geliştirme çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. Büyüknalbant, pazarlama ve markalaşma çalışmalarıyla Almanya, Romanya, Avusturya, ABD ve Dominik Cumhuriyeti&#039;ndeki varlıklarını güçlendirmeyi planladıklarını ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-pastirmasi-anavatanini-tescilledi-89530</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Pastırması, anavatanını tescilledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri’nin yüzyıllardır süregelen gastronomi kültürünün en önemli ürünlerinden biri olan Kayseri Pastırması, Avrupa Birliği coğrafi işaret tescilinin ardından uluslararası arenada yeni bir döneme girdi. Tescilin alınmasında önemli rol üstlenen Kayseri Ticaret Odası, şimdi bu kazanımın ihracat, markalaşma ve e-ticaret kanallarıyla daha geniş pazarlara taşınmasına odaklanıyor.</p>
<p>Kayseri Pastırması’nın coğrafi işaret yolculuğu Türkiye’de 2002 yılında başladı. Kayseri Ticaret Odasının (KTO) girişimleriyle Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillenen ürün, Türkiye’de coğrafi işaret alan ilk pastırma oldu. Ürünün Avrupa Birliği’nde tescillenmesi için ise 5 Nisan 2023’te başvuru yapıldı. Başvuru, 9 Şubat 2024’te Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlandı. Yayın sürecinde Bulgaristan tarafından yapılan itirazın ardından Kayseri Ticaret Odası bünyesinde teknik bir ekip oluşturuldu. Türk Patent ve Marka Kurumu, TOBB ve Avrupa’daki ilgili ekiplerle yürütülen çalışmalar sonucunda yaklaşık iki yıllık hukuki ve diplomatik sürecin ardından Kayseri Pastırması, 25 Mart 2026’da Avrupa Birliği’nde coğrafi işaret tescili aldı.</p>
<p>Kayseri Ticaret Odası Başkanı Ömer Gülsoy, tescil sürecinin yalnızca bir belge alma çalışması olmadığını belirterek, Kayseri’nin gastronomi ürünlerinin uluslararası alanda korunması ve tanıtılması açısından önemli bir kazanım elde edildiğini ifade etti. Gülsoy, Kayseri Pastırması’nın AB’de tescilli ürünler arasında kendisine yönelik itiraz davası açılan ilk ve tek ürün olduğunu belirterek, süreçte yoğun bir çalışma yürütüldüğünü vurguladı.</p>
<p><strong>“Biz şehirlerle değil, ülkelerle mücadele ettik”</strong></p>
<p>Gülsoy, Kayseri Pastırması’nın AB tesciliyle ilgili değerlendirmesinde, “AB’den tescilli ürünlerimiz içinde hakkında itiraz davası açılan ilk ve tek ürün Kayseri Pastırması. Perde arkasındaki emek çok büyük. Biz şehirlerle değil, ülkelerle mücadele ettik. Kayseri’nin binlerce yıllık emeği, tüccarımızın alın teri uluslararası arenada mühürlendi” ifadelerini kullandı. Tescille birlikte Kayseri Pastırması’nın Avrupa pazarında daha güçlü bir konuma ulaşmasının önü açılırken, ürünün uluslararası pazarlarda tanıtılması ve markalaştırılması da öncelikli başlıklar arasında yer alıyor. Gülsoy, Kayseri’nin sahip olduğu gastronomi değerlerinin dış pazarlarda daha fazla tanıtılması gerektiğine dikkat çekerek, “Bu topraklardan çıkan ürünlerin değerini önce biz bilmezsek, dış pazarlara anlatamayız” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Hedef dünya mutfakları</strong></p>
<p>Gülsoy, Kayseri Ticaret Odası’nın coğrafi işaret çalışmalarının yalnızca pastırmayla sınırlı olmadığını belirtirken, kent mutfağına ait çok sayıda ürünün de tescillenmesi için çalışmalar yürütüldüğünü söyledi. Kayseri Yağlaması, Kayseri Katmeri, Kayseri Tandır Böreği, Kayseri Yağ Mantısı, Kayseri Nevzinesi, Kayseri Börek Aşı, Kayseri Kurşun Aşı Çorbası, Kayseri Fırınağzı Kebabı, Kayseri Çemeni, Kayseri Tepsi Mantısı, Kayseri Gül Baklavası ve Kayseri Sucuk İçi’nin de aralarında bulunduğu ürünlerin tescilinin gerçekleştirildiğini belirten Gülsoy, son dönemde Kayseri Pöç Kebabı ve Kayseri Purov Mantısı’nın da tescilini alarak Kayseri Ticaret Odası adına tescilli ürün sayısının 17’ye, Kayseri genelindeki coğrafi işaretli ürün sayısının ise 34’e ulaştığını ifade etti. Kayseri Kuru Böreği ve Kayseri Pehlisi için yapılan coğrafi işaret başvurularının ise şu anda değerlendirme aşamasında olduğunu söyledi. Gülsoy, coğrafi işaretlerin ekonomik değere dönüştürülmesinin önemine dikkat çekerek, “Tescilli ürünlerin e-ticaret ve ihracat kanallarıyla dünya pazarlarına taşınmasını sağlamalıyız. Bize düşen görev bu tescilli gücü e-ticaretin hızıyla birleştirip dünyanın her mutfağına ulaştırmak” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-pastirmasi-anavatanini-tescilledi-89530</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/0/1280x720/kayseri-pastirmasi-anavatanini-tescilledi-1791795600.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Pastırması’nın Avrupa Birliği’nden coğrafi işaret tescili almasıyla birlikte gözler ürünün uluslararası pazarlardaki yolculuğuna çevrildi. Kayseri Ticaret Odası Başkanı Ömer Gülsoy, yaklaşık iki yıl süren hukuki ve diplomatik çalışmaların ardından alınan tescilin, Kayseri pastırmasının dünya markası haline gelmesi için önemli bir fırsat oluşturduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocasinan-belediyesi-glutensiz-kayseri-mutfagini-turkiyeye-tasidi-89529</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocasinan Belediyesi, &#039;Glütensiz Kayseri Mutfağı&#039;nı Türkiye’ye taşıdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Türkiye’de birçok belediye çölyaklı bireylere yönelik projeler yürütürken, Kayseri’nin merkez ilçelerinden Kocasinan Belediyesi bu alandaki çalışmalarına 2017 yılında başladı. İlçede yaşayan 257 çölyaklı aile için hayata geçirilen destek programıyla dikkat çeken belediyenin, toplam 8 bin 801 çölyak paketini ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bildirildi.</p>
<p>Kocasinan Belediyesi, sosyal destek çalışmalarını zaman içerisinde üretim odaklı bir modele dönüştürerek “Glütensiz Kayseri Mutfağı” projesini hayata geçirdi. Proje kapsamında mantı, erişte ve boş mantı başta olmak üzere Kayseri’ye özgü birçok ürün glütensiz şekilde endüstriyel olarak üretilip Türkiye’nin farklı noktalarındaki satış kanallarına ulaştırılıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acca0de8a8e7-1791795422.jpg" alt="" width="431" height="443" /></p>
<p>Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar, Türkiye’de ilk kez uygulanan bir modeli hayata geçirdiklerini belirterek, “Kayseri’nin yöresel yemekleri olan mantı, yağlama, nevzine, yağ mantısı ve erişte gibi ürünleri tesisimizde üretiyoruz. Kayseri mantısı gibi ürünler Türkiye’de yalnızca burada glütensiz olarak üretiliyor. Bu durum hem Kayseri hem de Kocasinan adına gurur verici” dedi. Tesisin hem restoran hem de paket servis hizmeti verdiğini ifade eden Çolakbayrakdar, glütensiz yaşamı tercih eden vatandaşların ürünlere kolay erişim sağlayabildiğini söyledi. Üretilen ürünlerin Türkiye’nin dört bir yanına gönderildiğini kaydeden Çolakbayrakdar, belediyecilik anlayışlarının vatandaşların yaşamını kolaylaştırmaya dayandığını vurguladı ve Türkiye’nin farklı şehirlerinde yaşayan çölyak hastalarına da, Kayseri mutfağını, Glütensiz Kayseri Mutfağı üzerinden rahatlıkla tadabilecekleri çağrısında bulundu.</p>
<p><strong>“8 bin 801 çölyak paketi dağıtıldı”</strong></p>
<p>Glütensiz Kayseri Mutfağı Projesi’nin çıkış noktasının ilçede yaşayan çölyak hastaları olduğunu belirten Başkan Çolakbayrakdar, ilk etapta çölyaklı bireylerin sağlıklı beslenmesine katkı sunmayı hedeflediklerini söyledi. Ailelerdeki çölyaklı birey sayısı ve gelir durumuna göre düzenli destek sağladıklarını ifade eden Çolakbayrakdar, “2017 yılında başlattığımız ve Türkiye’de diğer belediyelere de örnek olan uygulama kapsamında ilçemizde yaşayan 257 çölyaklı aileye bugüne kadar toplam 8 bin 801 çölyak paketi ulaştırdık” diye konuştu.</p>
<p>Çolakbayrakdar, yıllara göre dağıtım rakamlarının ise 2017’de 264 koli, 2018’de 528 koli, 2019’da bin 163 koli, 2020’de 960 koli, 2021’de 808 koli, 2022’de 952 koli, 2023’te 960 koli, 2024’te bin 265 koli, 2025’te bin 405 koli ve 2026’nın ilk dört ayında 396 koli olarak gerçekleştiğini aktardı.</p>
<p>Kocasinan Belediyesi Sosyal Hizmetler Müdürlüğü tarafından hazırlanan glütensiz ürün paketlerinde kek unu, hamur işi unu, nişastalı karışım, kakaolu çıtır top, burgu makarna, spagetti, şehriye, köftelik bulgur, fındık ezmesi, portakallı mini kek ve susamlı çubuk kraker gibi ürünler yer alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocasinan-belediyesi-glutensiz-kayseri-mutfagini-turkiyeye-tasidi-89529</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/9/1280x720/kocasinan-belediyesi-glutensiz-kayseri-mutfagini-turkiyeye-tasidi-1791795485.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocasinan Belediyesi’nin 2017 yılında çölyaklı bireyler için başlattığı sosyal destek çalışmalarının glütensiz yöresel ürünlerin üretildiği ve Türkiye geneline ulaştırıldığı bir modele dönüştüğü belirtildi. Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar, “Kayseri’nin yöresel yemekleri olan mantı, yağlama, nevzine, yağ mantısı ve erişte gibi ürünleri tesisimizde üretiyoruz. Kayseri mantısı gibi ürünler Türkiye’de yalnızca burada glütensiz olarak üretiliyor. Bu durum hem Kayseri hem de Kocasinan adına gurur verici” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uluslararasi-kocaeli-kitap-fuari-1-milyon-59-bin-ziyaretciyle-rekor-kirdi-89510</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı 1 milyon 59 bin ziyaretçi ağırladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli’nin gelenekselleşen kültür buluşması Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı, “Ağaçlar Kitap Açtı” etkinliğiyle verilen fuar müjdesinin ardından 16’ncı kez kapılarını açarak kenti edebiyat dünyasıyla buluşturdu. Bu yıl 16’ncısı düzenlenen Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı, 1 milyon 59 bin 347 ziyaretçiyi ağırlayarak tüm zamanların rekoruna ulaştı.</p>
<p>Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar’ın onur konuğu olduğu fuar, “Romanların ve Hatıratların İzinde” temasıyla düzenlendi. 515 yayınevinin katıldığı organizasyonda 1.065 etkinlik, söyleşi ve ziyaretçi sayısıyla Türkiye’nin en büyük kitap fuarı olma özelliğini taşıyan organizasyon, 9 gün boyunca gördüğü yoğun ilgiyle kapılarını kapattı. Fuar, ulaştığı ziyaretçi sayısıyla Kocaeli’nin kültür ve sanat yaşamına katkı sunarken kitap okuma kültürünün yaygınlaşmasına da destek oldu.</p>
<p>Fuarın kapanış programında Büyükşehir personeliyle bir araya gelen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Dr. Hayri Baraçlı, “16’ncısını düzenlediğimiz Kocaeli Kitap Fuarı, önemli bir marka haline geldi. Bini aşkın çalışanımızla büyük bir özveriyle 10 gün geçirdik. Bu sürede Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nı 1 milyon 59 bin 347 kişinin ziyaret etti. Bu heyecanı en alttan en üste tüm yöneticilerimizle birlikte yaşadık. Heyecanımız çok büyük. Yine önemli bir rekora imza attığımızı düşünüyorum. Türkiye’de bu çapta bir fuarın parçası olmaktan gurur duyuyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/10/12/whatsapp-image-2026-10-12-at-08-idyc.jpg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<h2>Dünya edebiyatının önemli isimleri Kocaeli’de buluştu</h2>
<p>Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nda söyleşilerin ardından imza alanlarında oluşan uzun kuyruklar, bu yıl da fuarın değişmeyen görüntüleri arasında yer aldı. Sevdikleri yazarlarla tanışmak, kitaplarını imzalatmak ve söyleşilere katılmak isteyen kitapseverler salonları doldururken, fuar dünya edebiyatının önemli isimlerini de Kocaelililerle buluşturdu. Bu isimler arasında yer alan Amerikalı yazar John Perkins, Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları kitabıyla ele aldığı küresel ekonomik sistemdeki güç ilişkilerini, “Kurgu Gibi Bir Dünya: Güç, Borç ve Ekonomik İmparatorluklar” başlıklı söyleşisinde okurlarıyla paylaştı. Türkiye hakkında bir kitap yazması durumunda eserine “Kilit Taşı” adını vereceğini belirten Perkins, Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı’nda yer almaktan onur duyduğunu ifade etti.</p>
<p>Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı, yabancı yazarları da Kocaelili okurlarla buluşturdu. Fuara katılan İngiliz tarihçi ve yazar Roger Crowley, söyleşisinin ardından kamera gözlüğüyle fuar alanını gezdi. Organizasyona ilişkin izlenimlerini paylaşan Crowley, “Böyle bir fuara daha önce rastlamadım” dedi. Fuar kapsamında ayrıca Soyoung Park, Paola Peretti, Silvana Paternostro ve Amina Seçeroviç de okurlarıyla bir araya geldi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/10/12/whatsapp-image-2026-10-12-at-08-yoa2.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>Gazze söyleşisi ve tarihi eser müzayedesi ilgi gördü</h2>
<p>Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nda Gazze’ye yönelik duyarlılık da etkinlik programında yer buldu. 7 Ekim saldırılarının yıl dönümünde fuarın konukları Nour Alhila, Samir Atiye ve Peren Birsaygılı Mut, “7 Ekim Gazze Özel Etkinliği” kapsamında düzenlenen söyleşide bir araya geldi. Anadolu Ajansı tarafından hazırlanan, İsrail’in Gazze’deki savaş suçları ve soykırım iddialarına ilişkin kanıtları ele alan Kanıt belgeselinin gösteriminin ardından gerçekleştirilen söyleşide Gazze’de yaşananlar konuşuldu. Fuarın öne çıkan etkinliklerinden biri de “Değerli Eserler Müzayedesi” oldu. İki seansta düzenlenen müzayedede farklı dönemlere ait yaklaşık 45 kitap, mecmua, harita ve tarihi belge koleksiyon meraklılarının beğenisine sunuldu. Türk edebiyatının önemli eserlerinin yanı sıra tarih, sanat, düşünce ve kültür alanlarından yayınların da yer aldığı müzayedede açılış fiyatları 5 TL ile 7 bin 500 TL arasında değişirken katılımcılar, ilgilendikleri eserleri koleksiyonlarına katmak için teklif verdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/10/12/whatsapp-image-2026-10-12-at-08-mhci.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>Kocaeli’nin kültürel mirası yeni eserlerle geleceğe taşınıyor</h2>
<p>Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı kapsamında, tarihi ve kültürel mirasın korunması ile yerel sanatçıların üretimlerinin desteklenmesini amaçlayan Kültürel Değerler Destek Projesi (KÜDEP) tanıtıldı. Programda ayrıca Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan “Uluslararası Kocaeli Spor Tarihi Sempozyumu VII / Bildiriler Kitabı”, “Spor Kenti Kocaeli: Dünden Bugüne”, “Soyut Vatan”, “Geçmişi Kim Anlatır: Tarih, Roman, Hafıza” ve “Aslı Gibidir” adlı beş eserin lansmanı gerçekleştirildi. Kentin kültür, tarih ve spor birikimini ele alan eserler, Kocaeli’nin şehir hafızasının gelecek kuşaklara aktarılmasına katkı sunmayı amaçlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uluslararasi-kocaeli-kitap-fuari-1-milyon-59-bin-ziyaretciyle-rekor-kirdi-89510</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/0/1280x720/uluslararasi-kocaeli-kitap-fuari-1-milyon-59-bin-ziyaretciyle-rekor-kirdi-1791788946.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı, 515 yayınevi ve 1.065 etkinlik ve söyleşiyle 1 milyon 59 bin 347 ziyaretçiyi ağırladı. Yabancı yazarları Kocaelili okurlarla buluşturan fuarda Gazze söyleşisi, tarihi eser müzayedesi ve kentin kültürel mirasını geleceğe taşıyan eserlerin tanıtımı da gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findik-ihracati-miktarda-azaldi-degerde-artti-89516</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fındık ihracatı miktarda azaldı, değerde arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>​​​​​​​Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, 1 Ocak-30 Eylül 2026 ihracat dönemi hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Açıklamaya göre bu dönemde yurt dışına 152 bin 543 ton fındık satıldığı, karşılığında 1 milyar 919 milyon 691 bin dolar girdi sağlandığı belirtildi.</p>
<p>Geçen yılın aynı döneminde gerçekleştirilen 187 bin 618 ton fındık ihracatından ise 1 milyar 600 milyon 204 bin dolar gelir elde edildiği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findik-ihracati-miktarda-azaldi-degerde-artti-89516</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/6/1280x720/findik-1787577942.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçen yılın ocak-eylül döneminde 187,6 bin ton fındık ihracatından 1,6 milyar dolar gelir elde edilirken, bu yıl 152,5 bin tondan 1,9 milyar dolarlık gelir elde edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-dunyasi-sigorta-birliginin-yeni-baskani-atilla-benli-89515</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk Dünyası Sigorta Birliği&#039;nin yeni başkanı Atilla Benli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Dünyası Sigorta Birliği Başkanlığı'na Atilla Benli seçildi.  </p>
<p>Türk devletleri arasındaki tarihi, kültürel ve ekonomik bağları sigortacılık sektöründe somut ve sürdürülebilir işbirliklerine dönüştürmek amacıyla 14 Eylül 2025 tarihinde Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) çatısı altındaki ülkelerin temsilcilerini bir araya getirmek için Türk Dünyası Sigorta Birliği kuruldu.</p>
<p>Bu kapsamda Türk dünyasının çeşitli ülkelerinden sigorta sektörünün üst düzey temsilcilerini ve karar vericilerini buluşturmak amacıyla organize edilen Türk Dünyası Sigorta Birliği 1. Genel Kurulu, Azerbaycan'ın Şuşa şehrinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Bu yıl Birliğin 2. Genel Kurulu Türkiye Sigorta Birliğinin (TSB) ev sahipliğinde Gaziantep'te gerçekleştirilirken, genel kurulun ardından TSB Hayat ve Emeklilik Yönetim Komitesi Üyesi, Zurich Yaşam ve Emeklilik Genel Müdürü olan Atilla Benli, Türk Dünyası Sigorta Birliğinin yeni başkanı oldu.</p>
<p><strong>"Artık somut adımlar atacağız"</strong></p>
<p>Atilla Benli, yaptığı değerlendirmede, TDT çatısı altındaki ülkelerin bir araya gelerek Türk Devletleri Sigorta Konseyini kurduğunu anımsattı.</p>
<p>Önce iyi niyet belgesine dayalı bir başlangıç belgesinin imzalandığını, ardından Türk Dünyası Sigorta Birliğinin 1. Genel Kurulu ile Birliğin resmi hale geldiğini belirten Benli, "Türkiye, Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan ve Kazakistan olmak üzere 5 kurucu ülke var. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Türkmenistan ve Macaristan, gözlemci üye ülkeler olarak yer alıyorlar." diye konuştu.</p>
<p>Birlikte 1 yıl boyunca başkanlık yapacağını belirten Benli, genel kurulda yapılan konuşmalar ve panellerden edinilen izlenimler doğrultusunda bütün üyelerin kendi ülkelerinde çalışma yapacağını, ardından çıkacak sonuçlara göre atılması gereken adımlara ilişkin aksiyon alınacağını kaydetti.</p>
<p>Benli, Birliğin birbirini tanıma döneminin artık bittiğini ifade ederek, "Türk Dünyası Sigorta Birliği olarak artık somut adımlar atacağız. En önemli başlığımız reasürans. Ortak Türk devletlerinin birlikte çalışabileceği havuz kurulması. Türkiye, en fazla potansiyele ve bilgi birikime sahip ülke, kapasite kullanım ve reasürans anlamında öncü rol oynayarak en önemli adımımızı bu tarafta atacağız." açıklamasını yaptı.</p>
<p>Çin ile Avrupa arasındaki ticaret süresini kısaltmayı amaçlayan Orta Koridor'un da üye ülkelerin topraklarından geçeceğini hatırlatan Benli, bu alanda yapılacak yatırımların güvence ve korunmaya ihtiyacı olduğunu söyledi.</p>
<p>Benli, Türk dünyasının coğrafyadaki risklerinin hep birlikte sigortacılık açısından ölçülmesi ve modellenmesinin, öncelikle doğal afetler ve zorunlu sigortalar üzerinden devam ettiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Şimdi parametrik sigortalarla ilgili hem akademik hem de sigorta tekniği açısından birlikte komiteler kurarak ölçümleyeceğiz. Bu modelleri sigorta riskini hesaplamakta ve fiyatlamakta kullanıp kendi coğrafyamızda mümkün olduğunca sigortayla daha az kaynağı dışarı çıkararak çok daha büyük kapasitelerle güvence sağlamaya çalışacağız. Şu anda birbirimizden ayrı olarak yapamadıklarımızı birlikte hizalanarak yapacağız. Türk coğrafyasında sigorta koruması için yaklaşık 30 trilyon liralık bir potansiyel var."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-dunyasi-sigorta-birliginin-yeni-baskani-atilla-benli-89515</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/5/1280x720/6663-1791790585.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Dünyası Sigorta Birliği Başkanlığı&#039;na seçilen Atilla Benli, &quot;Türkiye, en fazla potansiyele ve bilgi birikime sahip ülke, kapasite kullanım ve reasürans anlamında öncü rol oynayarak en önemli adımımızı bu tarafta atacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/e-tebligat-sisteminde-sartlar-belirlendi-89514</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> e-Tebligat sisteminde şartlar belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan "Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Tebliğle, daha önce bu alanda yapılan kanun değişikliği doğrultusunda elektronik tebligat (e-Tebligat) sistemine ilişkin usul ve esaslar yeniden belirlenirken, düzenleme kapsamında sisteme dahil olması gereken mükelleflerin, başvuru süreleri ve sistemden çıkış şartları tespit edildi.</p>
<p>Bakanlıktan edinilen bilgiye göre, kurumlar vergisi mükellefleri, ticari, zirai ve mesleki kazançları dolayısıyla gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri, kolektif şirketler, adi komandit şirketler ile ÖTV Kanunu'na ekli (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabında adına tescil yapılan gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan teşekküller, belirlenen şart ve sürelerde e-Tebligat sistemine dahil olacak.</p>
<p>Buna göre, 1 Temmuz'dan önce ilgili kanun maddesi kapsamında e-Tebligat sistemine dahil olanlar, yeni bir başvuru yapmadan mevcut kullanıcı kodu ve şifreleriyle sistemi kullanmaya devam edebilecek.</p>
<p>Sisteme dahil olması gereken mükellefler, başvurularını Dijital Vergi Dairesi üzerinden elektronik ortamda veya durumlarına uygun "Elektronik Tebligat Sistemine Dahil Olma Talep Bildirimi" ile ilgili vergi dairesine yapabilecek.</p>
<p>11 Ekim'den önce elektronik tebligat sistemine dahil olması gerektiği halde henüz dahil olmayan kurumlar vergisi mükellefleri, ticari, zirai ve mesleki kazançları dolayısıyla gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri ile kolektif ve adi komandit şirketlerin 30 Kasım'a kadar sisteme dahil olması gerekiyor.</p>
<p>Söz konusu tarihten sonra mükellefiyet tesis ettiren ve sisteme dahil olması zorunlu olan bu mükelleflerin ise işe başlama tarihini takip eden 15 gün içinde sisteme dahil olmaları önem taşıyor.</p>
<p>ÖTV Kanunu kapsamındaki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabında adına tescil yapılacak kişilerin ise ilk iktisaba ilişkin kayıt veya tescil işlemi tamamlanmadan önce sisteme dahil olmaları zorunlu olacak.</p>
<p><strong>e-Tebligatlar, Dijital Vergi Dairesi ve e-Devlet üzerinden görüntülenebilecek</strong></p>
<p>Bu kapsamda tebliği gereken ve e-imza ile imzalanan evrak, e-Tebligat sistemi aracılığıyla muhatabına elektronik ortamda iletilecek. Mükellefler bu tebligatlarına Dijital Vergi Dairesi veya e-Devlet Kapısı üzerinden erişebilecek.</p>
<p>Elektronik imzalı tebliğ evrakı, sisteme ulaştığı tarihi izleyen 5'inci günün sonunda tebliğ edilmiş sayılacak. Mükellefler, kendilerine e-Tebligat iletildiğine ilişkin kısa mesaj veya e-posta yoluyla bilgilendirme yapılmasını talep edebilecek. Ancak bu bilgilendirmenin herhangi bir nedenle yapılamamış olması, e-Tebligatın geçerliliğini ve tebliğ süresini etkilemeyecek.</p>
<p>Tebliğle e-Tebligat sisteminden çıkışa ilişkin hükümler de belirlendi. Buna göre, tüzel kişilerin ilgili sicil kayıtlarının silinmesi veya gerçek kişilerin ölümü ya da gaipliğine karar verilmesi gibi durumlarda sistemden çıkış yapılacak.</p>
<p>Belirli şartları taşıyan zorunlu ve isteğe bağlı kullanıcılar ise başvuruları üzerine sistemden çıkabilecek. 65 yaşını doldurmuş kişiler de başvurmaları halinde sisteme dahil olma zorunluluğunu gerektiren başka bir durum bulunmaması şartıyla sistemden çıkarılabilecek.</p>
<p>Kısıtlı olma, ceza infaz kurumuna girme veya askerlik hizmeti gibi nedenlerle sistemi kullanma imkanı ortadan kalkanlara ilişkin geçici çıkış hükümleri de tebliğ kapsamında düzenlendi.</p>
<p><strong>Mükelleflerin dikkat etmesi gereken hususlar</strong></p>
<p>Ayrıca, e-Tebligat sistemini kullanan mükelleflerin, bildirimlerini süresinde, tam ve doğru şekilde yapmaları, bilgilerinde meydana gelen değişiklikleri vergi dairesine bildirmeleri ve kendilerine tahsis edilen kullanıcı kodu ile şifreyi korumaları gerekiyor.</p>
<p>Kullanıcı bilgilerinin veya şifrenin üçüncü kişilerin eline geçtiğinin öğrenilmesi halinde durumun derhal ilgili vergi dairesine bildirilmesi önem taşıyor. Yükümlülüklere uymayanlar hakkında ilgili kanun kapsamındaki ceza hükümleri uygulanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/e-tebligat-sisteminde-sartlar-belirlendi-89514</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğe göre, kurumlar vergisi ve ticari, zirai, mesleki kazançları dolayısıyla gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri ile kolektif ve adi komandit şirketler gibi tüzel ve gerçek kişiler, elektronik tebligat sistemine dahil olacak. Kapsamda olmasına rağmen sisteme henüz girmeyen mükelleflerin 30 Kasım&#039;a kadar uygulamaya dahil olması gerekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
