<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85093</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canlı - Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Altın, Gümüş ve Petrolde Yükseliş! Piyasa Fiyatlamasında Ne Etkili? | Ekonomi Masası | 11 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/LseA2UB4OJY" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85093</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-uretimi-yillardir-yerinde-sayiyor-85094</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi üretimi yıllardır yerinde sayıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Önce küçük fotoğraf… TÜİK’in dün açıkladığı veriler sanayi üretiminin haziran ayında takvim etkisinden arındırılmış hesaplamayla geçen yıla kıyasla yüzde 1,4 gerilediğini ortaya koydu. Haziran ayı üretimi mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış hesaplamaya göre ise bir önceki ayda gerçekleşen üretimin yalnızca yüzde 0,1 üstüne çıktı.</p>
<p>Biraz daha geniş bir zaman dilimi… Sanayi üretim endeksi bu yılın ilk altı ayının ortalamasında 106,6 oldu. 2021 yılı 100 kabul edilerek oluşturulan endeks geçen yılın ilk yarısında 106 düzeyinde bulunuyordu. Yani sanayi üretimi altı aylık dönemler itibarıyla bu yıl geçen yılın yüzde 0,6 üzerinde gerçekleşti.</p>
<p>Daha büyük fotoğraf… Sanayi üretimi 2022’nin ilk yarısında endeks bazında 102,2 düzeyindeydi. Aradan dört yıl geçti ve üretimde kaydedilen artış yüzde 4,3 oldu. 2026 ile niye 2023’ü değil de 2022’yi kıyasladığım merak edilebilir. Söyleyeyim; 2023’ün ilk yarısı seçimler dolayısıyla ekonomi politikasının, özellikle de faiz ve kurun çok baskı altında tutulduğu ve herhangi bir kıyaslama için baz alınmayacak uç bir dönemdi. Gerekçem bu.</p>
<p>2022’den 2026’ya kadar geçen dört yıl ve ilk yarılar itibarıyla yüzde 4,3’lük sanayi üretimi büyümesi. </p>
<p>Bu oran, her yıl için ortalama yüzde 1 büyüme demek.</p>
<h2>Üstelik genele yayılmadı </h2>
<p>Kaldı ki son dönemde imalat sanayi ve toplam büyümeyi yukarı çekenin yüksek teknolojili çok spesifik ürünler olduğu ortada. Bu ürünler hariç tutularak bir hesaplama yapılsa belki de bu dört yılda hiç artış bile görülmez.</p>
<p>Dolayısıyla herhangi bir ayda hızlı bir üretim artışı sağlansa bile o küçük fotoğrafa takılıp kalmanın alemi yok.</p>
<p>Takılıp kalanlar, orada kalmayı tercih edenler tabii ki var ama onlarınki biraz çaresizlik. Gerçeğin ne olduğunu, üretimin aslında hangi düzeylere çıkması gerektiğini bilmediklerinden mi, tabii ki değil, o düzeylere çıkılmasını sağlayabilecek adımlar atamadıkları için mevcut ve önemsiz sayılması gereken hareketleri büyük gelişmeler olarak lanse etmeye çalışıyorlar, hepsi bu.</p>
<p>Ama güneş balçıkla sıvanmıyor. Sonuç ortada, sanayi üretimi yıllardır adeta yerinde sayıyor. Türkiye son dört yılda yıllık ortalama yüzde 1’lik bir üretim artışı sağlayabilmiş, üstelik o da belli sektörlerin üretiminde kaydedilen hızlı artıştan kaynaklanmış, yani genele yayılan bir iyileşme de yok. Sanayi üretimindeki bu performansla işimiz zor, diye düşünülmesi, bu durumun üzerinde kafa yorulması gerekiyor ama sıra ekonomiye ve ekonomik sorunlara gelirse…</p>
<p>Ama gelir gelir; sandık yaklaşsın, bakın nasıl gelir!</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7aa63f82b50-1786422847.png" alt="" width="424" height="397" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bu getiriye bu tasarruf çok bile!</span></h2>
<p>Finansal yatırım araçlarının son bir yıllık dönemi kapsayan enflasyondan arındırılmış reel getiri oranları bunu söyletiyor:</p>
<p><strong>“Bu getiriye bu tasarruf çok bile!”</strong></p>
<p>Bir ay gibi kısa dönemli getiri ya da kayıp oranları çok önemli değil. Bir ayda genel eğilimi yansıtmayan hareketler görülebilir. Örneğin temmuz ayında olduğu gibi.</p>
<p>Temmuzda mevduat faizinin TÜFE’den arındırılmış reel getirisi yüzde 1,29, devlet iç borçlanma senedinin getirisi ise yüzde 0,89 düzeyinde. Mevduatın getirisinin brüt olduğunu, bundan stopaj kesintisi yapılacağını da unutmamak gerek.</p>
<p>Önemli olan ara dönemler de değil; üç ve altı aylık getirilerin de pek önemi yok. Son bir yılda ne olmuş, ona bakmalı.</p>
<p>Türkiye’de ağırlıklı olarak 32 gün vade ile döndürülen mevduatın bir yıldaki getirisi sıfır bile değil, negatif. Mevduat bir yılda yüzde 1,28 kaybettirmiş. Faiz gelirinden stopaj düşüldüğünde negatif olan bu oran daha da büyüyecek.</p>
<p>Döviz de döviz, diyenler son yılda dolar tutuyorlarsa yüzde 11,16, euroyu tercih ediyorlarsa yüzde 13,15 zarara uğramış.</p>
<p>Son bir yılın en çok kazandıranı savaş dönemindeki kayba rağmen yüzde 8 ile külçe altın.</p>
<p>Borsa yüzde 2,73 ile ikinci sırada, üçüncü sıradaki devlet iç borçlanma senedi de yüzde 1,16 getiri sağlamış.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-uretimi-yillardir-yerinde-sayiyor-85094</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi üretimi yıllardır yerinde sayıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ted-ankara-kolejini-hep-en-buyuk-sansi-gordu-85092</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> TED Ankara Koleji&#039;ni hep en büyük şansı gördü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KURULUŞU </strong>1930 yılına uzanan Zihni Holding’in Onursal Başkanı <strong>Asaf Güneri, </strong>hayatının ve Zihni Denizcilik’in öyküsünün yansıtıldığı <strong>“Bir Hayalin Ötesinde Yol Almak” </strong>adlı belgeseli 2023 yılı Kasım ayında tanıtırken söze şöyle girdi:</p>
<p>-        <strong>Bana hayatımda 3 defa piyango çıktı…</strong></p>
<p>Sonra bunları sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>İlk piyango ilkokul yıllarımdaydı. İlkokul çağında Zonguldak’tan ben ve ablam 1953-1054’te, 6-7 yaşındayken okulun başöğretmeninin yönlendirmesiyle TED Ankara Kolej’e yatılı talebe olarak tayin olduk.</strong></li>
<li><strong>İkinci piyangom, 1963 senesinde liseyi bitirdim. 16 yaşındaydım. 1965 yılında babamı kaybetmemle işlerimizin kötüye gitmesi ve 18 yaşındayken tüm sorumluluğun üstüme kalması, yani işlerin başına geçmem.</strong></li>
<li><strong>Ve </strong>“Lou”<strong>yu </strong>(Kollakis) <strong>tanımam ve </strong>“Andrea” <strong>gemisini kiralamış olmamız. Adamların, </strong>“Mala el koyarız” <strong>diye palavra ve blöflerle bizi kafa kola almaları da hayatımdaki üçüncü piyangodur.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7aa450a3ba1-1786422352.jpg" alt="" width="700" height="477" /></strong>Ardından ekledi:</p>
<p>-        <strong>Bu yaştan sonra başka piyango çıkmaz herhalde… Yolumuza devam edeceğiz.</strong></p>
<p><strong>Asaf Güneri, </strong>aynı tarihlerde şirketin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevin oğlu <strong>Zihni Cömert Güneri</strong>’ye, sosyal sorumluluk projelerini de <strong>Zihni Turgut Güneri</strong>’ye devretti:</p>
<ul>
<li><strong>Şirkette 60 yılı tamamlamışım. Oğlum Cömert’e çok güveniyorum. Zaten işlerin büyük kısmını ona teslim etmiştim. Bundan sonra da o geliştirecek. Kendi prensipleri ve düzenini kuracak. Teknolojiye de ayak uydurarak büyük ilerlemeler kaydedeceğine inanıyorum.</strong></li>
<li><strong>Her iki oğlumdan da son derece memnunum. Bana iki torun bağışladılar. Sosyal sorumluluk projelerinde, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Türk Eğitim Derneği ve ALS Derneği’ndeki çalışmaların başında oğlum Turgut’un olmasını istiyorum.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Asaf Güneri</strong>’yi bugünün İMEAK (İstanbul ve Marmara, Ege, Akdeniz, Karadeniz) Deniz Ticaret Odası’nın ilk kurulduğu dönemde, 1982 yılında Başkan Yardımcısı iken tanıdım.</p>
<p>Armatörlerin yaşadıkları sıkıntıyı yerinde görelim diye bir grup gazeteci arkadaşımla birlikte <strong>Asaf Güneri </strong>ev sahipliğinde <strong>“liman turu”</strong>na çıkmıştık. Zihni Holding’te Kurumsal İlişkiler Müdürü olan <strong>Perran Ersu</strong>’nun organizasyonuyla 3-4 günde Trabzon, Hopa, İskenderun ve Mersin Limanlarını gezmiş, birkaç farklı haber yapmıştık.</p>
<p>O günlerden itibaren denizcilik ve lojistik sektörüyle ilgili haber, yazı çalışmaları yaptığımda başvurduğum önemli haber kaynaklarım arasında yerini aldı.</p>
<p>Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından kısa süre önce, Gürcistan’la Türkiye arasındaki Sarp sınır kapısının açılışında ilk geçiş yapan TIR, Zihni’nin olmuş, o törene de holdingin davetiyle katılmış, tarihi anlara tanıklık etmiştik.</p>
<p><strong>Asaf Güneri, </strong>Deniz Ticaret Odası’nın ilk yıllarında görev almasının yanı  sıra sektörün uluslararası kuruluşları BIMCO ve Intercargo’da Türkiye’yi temsil etti. Deniz Temiz Derneği/TURMEPA’nın kurucuları arasında yer aldı. Türkiye-Yunanistan İş Konseyi, Türkiye-Çin İş Konseyi yönetimlerinde görev üstlendi. </p>
<p>Kökleri Girit’in Hanya kentine uzanan Güneri Ailesi’nin Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurduğu Zihni Vapur Acentesini büyüten <strong>Asaf Güneri, </strong>3 Ağustos 2026 günü Yunanistan’ın Inousses Adası (Koyun Adası) açıklarında, arkadaşın teknesinde geçirdiği kalp krizi sonucu 81 yaşında hayata veda etti.</p>
<p><strong>Asaf Güneri</strong>’nin vefat haberleri üzerine ilk mesaj yazdığım isimlerden biri <strong>Perran Ersu </strong>oldu. <strong>Ersu, </strong>şu yanıtı yazdı:</p>
<p>-        <strong>Tatil dönüşü Çeşme’ye uğrayacaktı ve görüşecektik. Şimdi ben onu uğurlamaya İstanbul’a geleceğim.</strong></p>
<p><strong>Asaf </strong>Bey’e Allah’tan rahmet diliyorum…</p>
<p>Mekanı cennet olsun…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ortak değerlere dayanan bir ömrün hikayesi</span></h2>
<p><strong>ZİHNİ </strong>Şirketler Grubu CEO’su <strong>İlki Bayam</strong>, Grubun Onursal Başkanı <strong>Asaf Güneri</strong>’nin vefatı sonrası sosyal medyada şu başlıkla paylaşım yaptı:</p>
<ul>
<li><strong>Asaf Güneri ile 41 yıl… Ortak değerlere dayanan bir ömrün hikayesi…</strong></li>
</ul>
<p><strong>İlki Bayam</strong>’ın paylaşımı şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>Hayat tesadüfleri seviyor gerçekten. Aynı kentin (Zonguldak) insanı olmak, aynı okulun (TED Ankara Koleji) değerlerini taşımak, hayata benzer bir yerden bakmak. Kol kola, omuz omuza, yürek yüreğe yürüdük. Nice zorlukları birlikte aştık, başarıları birlikte yaşadık.</strong></li>
<li><strong>En karmaşık sorunların çözümünü bulan, en umutsuz anlarda cesaret veren, insanına güvenen gerçek bir liderdiniz.</strong></li>
<li><strong>41 yıl, sadece birlikte çalışılan bir zaman değildir. Birlikte kurulan bir hafızadır, paylaşılan emektir, güven duygusudur.</strong></li>
<li><strong>Böyle bir bağ, fiziksel ayrılıkla sona ermez. Bundan sonra da bir karar alırken, kendime aynı soruyu soracağım: </strong>“<strong>Asaf </strong>Bey olsa ne yapardı?”</li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kendi bedenine hapsolan insanlara yardım eli uzatın</span></h2>
<p><strong>2016 </strong>yılı Haziran ayında Zihni Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Asaf Güneri</strong>’den bir mesaj geldi:</p>
<ul>
<li><strong>Eşim Betigül’ü ALS denilen çaresiz hastalıktan kaybettim. Şimdi ALS Derneğine, hastalara, yakınlarına yardımcı olmaya çalışıyorum. Liv Hospital’daki ALS toplantısına bekliyorum.</strong></li>
</ul>
<p>Toplantıya gittim, sunuculuğu üstlenen <strong>Korhan Abay, Asaf Güneri, </strong>dönemin ALS-MNH Derneği Başkanı <strong>İsmail Gökçek </strong>ve Yardımcısı <strong>Alper Kaya</strong>’yı dinledim.</p>
<p><strong>Abay, </strong>ALS’yi şöyle özetledi:</p>
<p>-        <strong>İnsanın kendi bedenine hapsolması…</strong></p>
<p><strong>Gökçek, </strong>ALS’li yaşamayı şöyle tanımladı:</p>
<p>-        <strong>Sevgiyle bakan bir çift gözün başarısı…</strong></p>
<p><strong>Asaf Güneri, </strong>10 yıldır ALS-MNH Derneği’nin hep yanında oldu, ALS’li hastalara elinden gelen desteği vermeye çalıştı. İşleri oğullarına devrederken, <strong>“sosyal sorumluluk projeleri”</strong>ni emanet ettiği <strong>Turgut Güneri</strong>’ye ALS Derneği’ndeki çalışmaları da emanet etti.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Araştırma kitabıma katkıda bulunsanıza</span></h2>
<p><span style="color: #ba372a;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7aa46953674-1786422377.jpg" alt="" width="700" height="409" /></span><strong>KAMUOYUNUN </strong>52 yıl önce <strong>“Grup Dönüşüm”</strong>ün kurucusu ve solisti, <strong>“Kiziroğlu Mustafa”</strong>yla bizi bizleri buluşturan <strong>Halit Kakınç</strong>’ı 1981 yılı Aralık ayında Tercüman Gazetesi’nde çalışmaya başladığım günlerde tanıdım.</p>
<p>Tercüman Gazetesi’ndeki 2.5 yıllık çalışma dönemimde, <strong>Halit Kakınç </strong>ve eşi <strong>Zeynep Çelikkan Kakınç</strong>’la aynı ortamları paylaşma şansı yakaladım.</p>
<p><strong>Halit Kakınç, </strong>müzisyen, başarılı gazeteci ve yazarlığının yanına sonraki yıllarda eğitimi de ekledi. Bilgi Üniversitesi’nin kurucuları arasında yerini aldı.</p>
<p><strong>“Çok okuyan bir entelektüel” </strong>olan <strong>Halit Kakınç, </strong>14 kitap yazdı:</p>
<ul>
<li><strong>Destansı Kuramcı Sultangaliyev</strong></li>
<li><strong>Struma</strong></li>
<li><strong>Çerkes Aşkı</strong></li>
<li><strong>Kızıl Cebe</strong></li>
<li><strong>Yerkubbe</strong></li>
<li><strong>Geri Sayım Zamanı</strong></li>
<li><strong>Zamanın Ruhu: Zeitgeist</strong></li>
<li><strong>Yazılmamış Bir Tarih</strong></li>
<li><strong>İnsaymun</strong></li>
<li><strong>Deizm</strong></li>
</ul>
<p><strong>Halit Kakınç, </strong>2020 yılında yayınlanan <strong>“İnsaymun”</strong>u kaleme alırken o dönemde yazdığı Oda TV’deki köşesinden okurlarına şu çağrıyı yaptı:</p>
<ul>
<li><strong>Araştırma Kitabıma Katkıda Bulunsanıza!</strong></li>
</ul>
<p><strong>Kakınç</strong>’ın okurlarına çağrısı şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>Sevgili Dostlar…</strong></li>
</ul>
<p><strong>e-mailimi vererek gireyim konuya: </strong>hkakinc@gmail.com</p>
<p><strong>Bir süredir geniş bir araştırma kitabının üzerinde çalışıyorum.</strong> <strong>Adını ilginç bulacaksınız:</strong></p>
<p><strong>İNSAYMUN</strong></p>
<p><strong>İnsanın </strong>“İns”<strong>i… Maymunun </strong>“Aymun”<strong>u.</strong></p>
<p><strong>İnsan ve maymundan farklı, gelecekteki olası melez bir türe verilecek olan isim bu.</strong></p>
<p><strong>Bildiğiniz gibi, evrimsel kromozom yönünden en yakın akrabamız, ŞEMPANZE.</strong></p>
<p><strong>Olay, özetle şu: Stalin </strong>döneminde Sovyetler Birliği’nde başlayıp oradan ABD’ye, Çin’e, İngiltere’ye, Fransa’ya sıçrayan, bilimsel laboratuvar deneyleri ve de doğal olarak bunun felsefi tartışmaları var dünyanın hemen her yanında.</p>
<p><strong>İlk soru belli:</strong></p>
<ul>
<li><strong>Dişi maymun ile erkek insan ya da erkek maymun ile dişi insanın tohum ve yumurtalarının yapay yoldan birleştirilmesi ile yeni bir tür, farklı bir canlı cinsi elde edilebilir mi?</strong></li>
</ul>
<p><strong>“Amaaan!” </strong>deyip de geçmeyin, çok ciddi bir araştırma konusu bu.</p>
<p>Olayın en başından bu yana yapılan bütün denemeleri, varsayımları ve de doğal olarak <strong>“Evrim Kuramı”</strong>nı da irdeliyorum bütün ayrıntıları ile bu çalışmada.</p>
<p>Cevap bekleyen sorularımız belli:</p>
<ul>
<li><strong>Böyle bir şey mümkün olabilir mi?</strong></li>
<li><strong>Acaba mümkün ve de çoktan gerçekleşti de, bizim haberimiz mi yok?</strong></li>
<li><strong>Gerçekleşince böyle yepyeni bir tür, hayvan mı sayılacak, yoksa insan mı?</strong></li>
<li><strong>Etik yönden ne tür sorunlar çıkartacak?</strong></li>
<li><strong>Dini inanç grupları böyle bir gelişmeyi nasıl karşılayacak?</strong></li>
</ul>
<p><strong>Halit Kakınç, </strong>okurlarının cevaplarına Ağustos 2020’de Destek Yayınlarından çıkan <strong>“İNSAYMUN” </strong>kitabında yer verdi…</p>
<p><strong>Halit Kakınç, </strong>74 yaşında hayata veda etti, geçen Pazar günü son yolculuğuna uğurlandı…</p>
<p><strong>Halit Kakınç</strong>’a Allah’tan rahmet, eşi <strong>Zeynep, </strong>çocukları ve ailesine sabır diliyorum…</p>
<p>Mekanı cennet olsun.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ted-ankara-kolejini-hep-en-buyuk-sansi-gordu-85092</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/2/1280x720/asaf-guneri-1786422402.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TED Ankara Koleji&#039;ni hep en büyük şansı gördü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/riskli-yapilandirma-4-yilin-zirvesinde-85091</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Riskli yapılandırma 4 yılın zirvesinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yüksek enflasyonla mücadele için Haziran 2023’ten bu yana uygulanan sıkı para politikası ve makroihtiyati önlemler kredi kompozisyonunda da etkili oldu. Türkiye Bankalar Birliği (TBB) verilerine göre Mart 2026 itibariyle bankacılık sektöründe toplam krediler geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 42, 2025 yılsonuna göre yüzde 8 artarak 24.7 trilyon liraya yükseldi ancak takipteki alacak olma riski taşıyan yakın izlemedeki kredilerin aynı dönemde artışı yüzde 13’e yaklaştı. Toplam krediler içinde yakın izlemedeki kredilerin payı yüzde 9 olurken yakın izlemedeki kredilerde yeniden yapılandırma ya da bir itfa planına bağlanan kredilerin toplam krediler içindeki payı da yüzde 5,2 ile 4 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Tahsili gecikmiş alacak satışında son yılların rekor seviyelerini gören bankacılık sektörü yakın izlemedeki kredileri de yeniden yapılandırmayı tercih ediyor.</p>
<h2>Yakın izlemedeki kredilerde %57 artış </h2>
<p>TBB verilerine göre 1. grupta izlenen standart normal krediler Mart 2026’da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 40, 2025 sonuna göre yüzde 7,3 arttı ve 21,66 trilyon liraya yükseldi. Bu gruptaki kredilerin toplam krediler içindeki payı yüzde 88 oldu ve önceki yıllara paralel bir seyir izledi. Ancak ikinci grup yakın izlemedeki krediler olarak tanımlanan makroekonomik şartlardaki veya borçlunun faaliyet gösterdiği sektörlerdeki veya bunlardan bağımsız olarak borçluya ilişkin olumsuz gelişmeler nedeniyle borçlusunun ödeme gücünde veya nakit akımında olumsuz gelişmeler gözlenen ya da bunun gerçekleşeceği tahmin edilen kredilerdeki artış ise hızlandı. TBB verilerine göre yakın izlemedeki kredi miktarı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 57, 2025 sonuna göre ise yüzde 13 artarak 2 trilyon 293 milyar liraya çıktı. Yakın izlemedeki kredilerin toplam krediler içindeki payı da yüzde 9,3’e çıktı. Sektörün canlı krediler olarak tanımladığı birinci ve ikinci grup krediler 23.96 trilyon lira ile toplam kredilerin yüzde 97’sini oluşturmaya devam etti.</p>
<p>Yakın izlemedeki kredi bakiyesinin yanı sıra bankacılık sektörünün bu kredilerde yeniden yapılandırma ya da yeni bir itfa planına bağladığı krediler de hızlı büyüdü. TBB verilerinden yapılan hesaba göre yeniden yapılandırılan ya da yeni itfa planına bağlanan kredi miktarı geçen yıl sonuna göre yüzde 15,8 arttı. Bu krediler 1 trilyon 276 milyar liraya çıktı ve yüzde 94,2›sini yakın izlemedeki krediler oluşturdu. Yeniden yapılandırılan ya da itfa planına bağlanan kredilerin toplam krediler içindeki oranı Mart 2026 itibariyle yüzde 5,2›ye yükseldi. Geçen yıl sonunda yüzde 4,8, 2024 sonunda yüzde 4,6, 2023 sonunda yüzde 4,5 seviyesindeydi bu oran. Bankacılık sektöründe yakın izlemedeki kredilerin yeniden yapılandırılmasının toplam kredilere oranı son 4 yılın zirvesine çıktı.</p>
<h2>Tahsili gecikmiş alacaklar neredeyse ikiye katlandı</h2>
<p>Sektörde 3,4, ve 5. gruplarda sınıflandırılan tahsil imkanı sınırlı, tahsili şüpheli ve zarar niteliğindeki krediler de geçen yılsonuna göre yüzde 17,6 artarak 648 milyar liraya yükseldi. Böylece takipteki alacak oranı da yüzde 2,6 ile 2021’deki yüzde 3 seviyesine yaklaştı. Bankacılık se ktöründe takipteki alacak bakiyesi geçen yıl mart dönemine göre ise yüzde 95,77 artış gösterdi. Geçen yıl martta bakiye 331 milyar lira seviyesindeydi. Takipteki alacaklara yönelik yeniden yapılandırma ya da itfa oldukça sınırlı kaldı; sadece 75 milyar liralık bir bakiye bu kapsamda değerlendirildi.</p>
<p>Sektörün genel karşılık olarak ayırdığı tutar 361 milyar lira olurken genel karşılıkların yakın izlemedeki kredilere oranı yüzde 16 oldu. Bu oran önceki yıllarda yüzde 20’nin üzerinde bulunuyordu, sektör yeniden yapılandırarak ya da itfa planına bağlayarak bu tarz krediler için ayırdığı karşılık miktarını da azaltmış oldu. Tahsili gecikmiş alacakların yüzde 76’sı oranında özel karşılık ayıran sektör son dönemde çok fazla varlık yönetim şirketine tahsili gecikmiş alacak satışı yaptığı için bu oran da geçen yıllara göre daha düşük kaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/riskli-yapilandirma-4-yilin-zirvesinde-85091</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/lira-para-tl-1761061404.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankacılık sektöründe yakın izlemedeki krediler bir yılda yüzde 57 artarak 2,3 trilyon liraya çıkarken, yeniden yapılandırılan veya yeni itfa planına bağlanan kredilerin toplam kredilere oranı yüzde 5,2 ile son 4 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. TBB verilerine göre Mart 2026 itibariyle toplam krediler içinde yakın izlemeye alınanların payı yüzde 9,3 olarak gerçekleşti. Bu dönemde yeniden yapılandırılan veya itfa planına bağlanan kredilerin tutarı ise yüzde 15,8 artışla 1,28 trilyon liraya ulaştı. Bunun yüzde 94,2’sini yakın izlemedeki krediler oluşturdu. Takipteki alacaklar da 648 milyar liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatci-2026nin-rotasini-cizdi-85090</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçı 2026’nın rotasını çizdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Türkiye, 2025 yılında mal ihracatını yüzde 4,4 artışla 273,3 milyar dolara, hizmet ihracatını ise yüzde 4,6 artışla 122,6 milyar dolara taşıdı. 2026 yılı için ise mal ihracatında 282 milyar dolar, hizmet ihracatında 128 milyar dolar olmak üzere toplam 410 milyar dolarlık hedef belirlendi.</p>
<p>EKONOMİ Gazetesi’nin ihracatçı firmalar, sektörel dernekler ve ihracatçı birliklerinden oluşan 100’ü aşkın temsilciyle gerçekleştirdiği araştırma, sektörlerin yılın ikinci yarısına daha iyimser baktığını ortaya koydu. Yeni siparişler, uzun vadeli ihracat kontratları ve tarım sektöründe hasat döneminin sağlayacağı katkıyla ihracatta büyümenin sürmesi beklenirken, bu beklentinin kalıcı hale gelmesi için rekabet gücünü artıracak yapısal adımların önceliğini koruduğu ifade ediliyor.</p>
<h2>Baz senaryoda 289 milyar dolar öngörüsü </h2>
<p>Araştırmaya katılan sektörlerin büyük bölümü 2026 yılına ilişkin olumlu ancak temkinli bir beklenti taşıyor. Baz senaryoda mal ihracatının 289,3 milyar dolara ulaşacağı öngörülürken, iyimser senaryoda bu rakamın 311,7 milyar dolara çıkabileceği hesaplanıyor.</p>
<p>Küresel talebin zayıf seyretmesi ve jeopolitik risklerin devam etmesi halinde ise ihracatın 270,6 milyar dolar seviyesinde kalabileceği değerlendiriliyor. Sektörlerin ortalama ihracat artış beklentisi baz senaryoda yüzde 5,8 olurken, iyimser tabloda yüzde 14 seviyesine ulaşıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7aa113cc3e9-1786421523.png" alt="" width="656" height="650" /></p>
<h2>Yüksek katma değerli sektörler pozitif ayrışıyor </h2>
<p>Araştırmada, 2026 yılı için en güçlü büyüme beklentisi savunma sanayii ve yüksek katma değerli sektörlerde yoğunlaştı. Baz senaryoda gemi, yat ve hizmetleri sektörü yüzde 70, savunma ve havacılık yüzde 25, fındık ve fındık mamulleri yüzde 20 ihracat artışı öngördü. Bu sektörleri demir ve demir dışı metaller ile yaş meyve sebze yüzde 10, kimyevi maddeler ile maden sektörü yüzde 8 beklentisiyle takip etti.</p>
<p>İyimser senaryoda ise gemi, yat ve hizmetleri sektörünün yüzde 100, savunma ve havacılığın yüzde 50, fındık ve fındık mamullerinin yüzde 30, demir ve demir dışı metaller ile yaş meyve sebzenin yüzde 20, kimya sektörünün ise yüzde 15 büyüme öngörmesi dikkat çekti..</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7aa122b4c4e-1786421538.png" alt="" width="330" height="394" /></p>
<h2>Emek yoğun sektörlerde temkinli görünüm </h2>
<p>Araştırmada emek yoğun sektörler ile geleneksel ihracat kalemlerinde ise daha temkinli bir tablo ortaya çıktı. Baz senaryoda zeytin ve zeytinyağı sektörü yüzde 15, mücevher sektörü yüzde 8, hazır giyim ile meyve-sebze mamulleri yüzde 3, halı sektörü yüzde 2 ihracat daralması öngördü. Çelik, çimento- cam-seramik, deri ve iklimlendirme sektörleri ise mevcut seviyelerini koruyacağı beklentisini paylaştı.</p>
<p>Olumsuz senaryoda tablo daha da belirginleşiyor. Zeytin ve zeytinyağında yüzde 25, mücevherde yüzde 20, çelikte yüzde 15, makine sektöründe yüzde 10, meyve-sebze mamullerinde yüzde 8 ve hazır giyimde yüzde 7 ihracat düşüşü öngörülüyor. Sektör temsilcileri, özellikle emek yoğun alanlarda maliyet baskısı, fiyat rekabetindeki zayıflama ve küresel talepteki yavaşlamanın ihracat performansını sınırlamaya devam edeceği görüşünü dile getiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">410 milyar dolarlık hedefte hizmet ihracatının payı büyüyor</span></h2>
<p>2025 yılında hizmet ihracatı 122,6 milyar dolara ulaşırken, 2026 yılı hedefi 128 milyar dolar olarak belirlendi. Mal ihracatında öngörülen 282 milyar dolarlık hedefle birlikte Türkiye’nin toplam mal ve hizmet ihracatının 410 milyar dolara çıkarılması amaçlanıyor. Turizm, taşımacılık, lojistik, sağlık, eğitim, yazılım ve teknik müşavirlik başta olmak üzere hizmet sektörlerinin toplam ihracat içindeki payının artırılması hedefleniyor. Hizmet ihracatındaki büyümenin cari dengeye katkı sağlamasının yanı sıra, mal ihracatını destekleyen tamamlayıcı bir unsur olarak öne çıkması bekleniyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İhracatın büyüme reçetesinde "rekabetçilik" yazıyor</span></h2>
<p>İhracatta yıl sonu beklentisi ile ilgili EKONOMİ’ye açıklama yapan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, mevcut koşullar dahilinde yıl sonunda yüzde 2 ila 4 arasında bir büyüme beklediklerini söyledi. Birkaç sektörün ihracat artışını desteklediğinin altını çizen Gültepe, yılın ilk yarısındaki 3,8 milyar dolarlık parite katkısının yılın geri kalanında olmayacağına, temmuz ayında da parite nedeniyle yaklaşık 290 milyon dolarlık kayıp yaşadıklarına dikkat çekti. Bunun da büyümeyi negatif etkileyeceğine değinen Gültepe, koşulların olumsuz seyretmesi halinde ihracatta yüzde 1'lik daralma, en iyi senaryoda ise yüzde 8'lik büyüme öngördüğünü belirtti. Gültepe, sözlerine şöyle devam etti: </p>
<p>"İhracatın gidişatını belirleyecek sihirli kelime rekabetçilik. Bugün ihracatçının en büyük sorunu rekabet gücünü kaybetmiş olması. Özellikle emek yoğun sektörler başta olmak üzere sanayimiz yüksek faiz ve finansman maliyetleri nedeniyle ciddi baskı altında. Tam sanayinin olgunlaşma döneminde olmamız gerekirken son dört yılda sanayinin GSYH içindeki payı 7 puan geriledi. Sanayicinin ve ihracatçının yeniden rekabet gücü kazanabilmesi için destek mekanizmalarının bu doğrultuda yeniden şekillendirilmesi gerekiyor. Kısa vadede en önemli beklentimiz döviz dönüşüm desteğinin yüzde 10'a çıkarılması. Müşteri bulma veya yeni pazar kazanma konusunda sektörlerimizin önemli bir sorunu yok, bu konuda zaten başarılılar. Bugün Türk ihracatçısının ihtiyacı yeni pazar bulmaktan ziyade, mevcut pazarlarda rekabet edebileceği maliyet koşullarının yeniden oluşturulmasıdır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatci-2026nin-rotasini-cizdi-85090</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/7/1280x720/ihracat-ithalat-1778239788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ Gazetesi’nin 100’ü aşkın ihracatçı, sektör temsilcisi ve ihracatçı birliğiyle gerçekleştirdiği araştırma, 2026 yılına ilişkin üç farklı senaryo ortaya koydu. Baz senaryoda ihracatın yüzde 5,8 artışla 289,3 milyar dolara, iyimser senaryoda yüzde 14 artışla 311,7 milyar dolara ulaşması beklenirken, olumsuz senaryoda ise yüzde 1 gerileyerek 270,6 milyar dolarda kalacağı öngörülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/edebiyatin-iklim-krizine-kalici-hafiza-olma-gucune-yurekten-inaniyorum-85086</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> edebiyatın, iklim krizine kalıcı hafıza olma gücüne yürekten inanıyorum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>"iş hayatım bana verileri gösterdi; yazarlık ise o verileri insanların bağ kurabileceği hikâyelere dönüştürme imkânı verdi"</strong></p>
<p><em>İyi eğitiminin ardından başladığı profesyonel yöneticilik yolculuğunda uzun ve başarılı mesafeler alan <strong>Hakan Bulgurlu,</strong> 5 yıl aradan sonra ikinci kitabı Buzlar Eriyince ile okurunun karşısına çıktı. İlk kitabı Tehlikeli Tırmanış’ın devamı niteliğinde Buzlar Eriyince ile de geniş kitlelere ulaşması çok uzun sürmeyecek. Her ikisinde de ana tema olarak, insanlığın önündeki en büyük tehdit olan iklim değişikliği konusu ele alınıyor. Hem de en çarpıcı, en çıplak ve en sahici hâlleriyle… İlk kitabıyla, Everest yolculuğu üzerinden iklim krizine dikkat çekme çabasını ortaya koyan Bulgurlu’yu ikinci kitabını yazmaya iten nedeni her yönüyle düşünmek gerekiyor. İlk kitabın ardından geçen süreçte iklim krizinin daha da ilerlediğini  gözlemlediğini ifade ediyor Bulgurlu. “Tehlikeli Tırmanış, Everest yolculuğum üzerinden iklim krizine dikkat çekme çabamdı. Ancak aradan geçen yıllarda iklim krizinin daha da kötüleştiğini ve deniz seviyesi yükselmesi gibi hayati bir tehdit konusunda açık kaynaklarda insanları geleceğe hazırlayacak yeterli bilgi olmadığını fark ettim. İşte bu, benim için kırılma noktası oldu” diyor. Kitaplar, uzun, meşakkatli yolculukların izinde yazılıyor. Bulgurlu, “Everest’e tırmanmak mı, insanları iklim krizi konusunda ikna etmek mi daha zor” sorusuna, “Cevabım ikincisi olur. Everest fiziksel bir meydan okumaydı; insanları harekete geçirmek ise zihinsel ve toplumsal bir dönüşüm gerektiriyor. Bence en zorlu tırmanış da bu” yanıtını veriyor.</em></p>
<p><em><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a12a70bd50-1786385063.png" alt="" width="455" height="491" /></em>Gazeteci-yazar <strong>Cevat Fehmi Başkut</strong>’un klasikleşen iki tiyatro oyunundan ilki, 1948 tarihli <em>Paydos</em>, idealist öğretmen Murteza Bey’in etrafında gelişen olayları anlatır. Yurdun dört bir yanında nice eğitim sevdalısı tarafından yıllarca sahnelenen eser, doğup büyüdüğüm küçük kasabanın sanata gönül veren öğretmenleri tarafından da iki ayrı dönemde, yirmi yılı aşkın bir zaman aralığında seyirciyle buluşmuştu. Piyesin ilk sahnelenişini, oyuncular arasında yer alan ilkokul öğretmeni <strong>Şerafettin Çolak</strong>’ın fotoğraf  karelerinden zihnine yerleştiren ben, 1980’lerin başında yine babasının da yer aldığı, çoğunluğu aynı kadro tarafından sergilenen oyunu bu kez kırpılmayan gözlerle izleyecek, hafızamın derinlikli köşesine kazıyacaktım.</p>
<p>Cevat Fehmi Başkut’un 1964’te kaleme aldığı ikinci tiyatro oyunu <em>Buzlar Çözülmeden</em> de peşinden yüz binleri sürüklemiş, iki kez de sinema filmine konu olmuştu. Eser, bürokrasinin kötü alışkanlıklarını ve çatışmayı anlatıyordu. Olay, bir mevsimlik zaman aralığında cereyan ediyor, zamanla yarış, akışta öne çıkıyordu. Yazarımız, zaman kavramını, buz metaforu üzerinden anlatıyordu. Kış mevsiminin sona ermesiyle birlikte buzlar çözülecek, acı gerçekle karşı karşıya kalacaktı eserin tüm kahramanları ve tabii ki izleyicisi.</p>
<p><strong>Hakan Bulgurlu</strong>’nun ikinci kitabı <em>Buzlar Eriyince</em>’yi elime alıp, ismini ilk gördüğüm an, Cevat Fehmi Başkut’u ve <em>Buzlar Çözülmeden</em> piyesini hatırlamam benim için şaşırtıcı değildi. Ancak kitabı okuduktan sonra, yine bir zamanla yarışın varlığını ve metafor olarak da yine buzun, buzulların kullanıldığını görmem, yukarıdaki satırların yazılmasının önünü açtı. Bu kez buzlar dünyadaki tüm insanlık için çözülmemeliydi. Buzlar erirse, acı gerçek yine ortaya çıkacaktı çünkü. Ve bu kez, dönüş yolunun olmadığı yok edici bir tahribat yaratarak üstelik.</p>
<p>Profesyonel iş yaşamı Koç Holding bünyesinde, ağırlıklı olarak da topluluğun küresel şirketi Arçelik’te geçen Hakan Bulgurlu, beş yıl önce yayımlanan <em>Tehlikeli Tırmanış</em>’ın ardından yazarlık serüvenini geçtiğimiz ay okurla buluşan Buzlar Eriyince ile sürdürüyor. İş dünyasında edindiği deneyimleri, iklim krizi, sürdürülebilirlik ve geleceğe dair kaygılarla harmanlayan Bulgurlu, yalnızca bir yönetici kimliğiyle değil, dünyanın karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan biri üzerine düşünen bir yazar olarak da karşımıza çıkıyor.</p>
<p>KİTAP’ın bu ayki kapak dosyasında, Hakan Bulgurlu ile yalnızca yeni kitabını değil; iklim krizini, sürdürülebilirliği, iş dünyasının dönüşümünü, liderliği, yazarlığı ve geleceğe dair umutlarını konuştuk. KİTAP’ın Yayın Yönetmeni <strong>Faruk Şüyün</strong> ve yazarı <strong>Handan Sema Ceylan</strong> ile birlikte hazırladığımız kapsamlı sorularımıza verdiği içten yanıtları, dergimizin bu ay kapak konusu oluyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>bu kitabı (buzlar eriyince) yazmaktaki amacım insanları korkutmak değil; bilimsel gerçekleri, hikâye anlatımının gücüyle daha görünür kılmak</strong></span></p>
<p><strong>Bir CEO’dan iklim aktivistine, oradan da yazarlığa uzanan sıra dışı bir yolculuğunuz var. Sizi Güney Kutbu’na, dünyanın en yüksek dağlarına ve sonunda Buzlar Eriyince kitabını yazmaya götüren zihinsel dönüşüm nasıl gerçekleşti? Bu kitabı yazarken temel amacınız neydi; insanları uyarmak mı, harekete geçirmek mi, yoksa geleceğe bir tanıklık bırakmak mı?</strong></p>
<p>Beni bu kitabı yazmaya götüren şey, iklim krizini artık bir çevre meselesi değil, insanlığın geleceğini şekillendirecek bir mesele olarak görmeye başlamamdı. İş hayatımda bunun şirketler ve ekonomiler üzerindeki etkilerini gördüm; Everest, Antarktika ve diğer keşiflerimde ise doğanın hem gücüne hem de kırılganlığına bizzat tanıklık ettim. Bu kitabı yazmaktaki amacım insanları korkutmak değil; bilimsel gerçekleri hikâye anlatımının gücüyle daha görünür kılmak ve harekete geçirecek bir farkındalık oluşturmak. Sonuçta mesele, gelecek nesillere nasıl bir dünya bırakacağımız.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a13726a6eb-1786385266.png" alt="" width="455" height="439" /><strong><span style="color: #e03e2d;">kurgu ile gerçeğin dansı</span></strong></p>
<p><strong>Kitabın girişinde Samira ve John karakterleri üzerinden distopik, âdeta bir felaket filmini andıran son derece canlı sahneler okuyoruz. Bir anı-ekoloji kitabında bu tür bir anlatı dilini seçmenizin nedeni neydi? Okuru iklim krizinin bilimsel gerçekleriyle yüzleştirmek için kurgunun gücünden nasıl yararlandınız?</strong></p>
<p>Karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi anlamak ve anlatmak için veriler büyük öneme sahip. Ancak insanların kalbine dokunmanın yolunun hikâyelerden geçtiğine inanıyorum. <em>“Milyonlarca insan yerinden olacak”</em> gibi büyük sayılar zihnimizde çoğu zaman soyut kalıyor veya ürkütücü oluyor. Ama meseleyi evini terk etmek zorunda kalan tek bir ailenin, tek bir insanın hikâyesi üzerinden anlattığınızda, o rakamlar bir anda gerçek hayata dokunuyor.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a13987ede6-1786385304.png" alt="" width="344" height="446" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>antarktika neden dünyanın kalbi?</strong></span></p>
<p><strong>İklim krizinden söz edildiğinde çoğu insanın aklına yangınlar, seller veya kuraklık geliyor. Siz ise gözünüzü Antarktika’ya çeviriyorsunuz. Neden dünyanın geleceğini belirleyecek en kritik coğrafyanın Antarktika olduğunu düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Antarktika, dünyadaki tatlı suyun yaklaşık yüzde 60’ını barındırdığı için kritik bir bölge. Thwaites Buzulu ise bilim insanlarının <em>“Kıyamet Buzulu”</em> dediği, Florida’dan daha büyük bir buz kütlesi. O buzulu kritik yapan şey, Batı Antarktika Buz Tabakası’nı tutan bir <em>“şişe tıkacı” </em>gibi çalışması. Bu yapı zayıflayıp tamamen çökerse, deniz seviyesinde 65 cm, ardından zincirleme etkilerle Batı Antarktika’nın da etkilenmesiyle 3,3 metreye varan yükselişler söz konusu olabilir. Thwaites, kamuoyunun radarında olması gereken yerde değil. Bunun bir nedeni de Thwaites’in dünyanın en uzak noktalarından birinde olması; bugüne kadar bu bölgeye yalnızca 28 kişi ayak basmış. Ancak küresel medya ve bilim insanlarının ilgisi son yıllarda artmış durumda.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>kahramanlar çağı ve edebi miras</strong></span></p>
<p><strong>Kitapta sık sık Scott’ın seferine katılan Apsley Cherry-Garrard’ın </strong><strong><em>The Worst Journey in the World (Dünyanın En Kötü Yolculuğu)</em></strong><strong> adlı klasik eserine ve Antarktika’nın Kahramanlar Çağı’na referanslar veriyorsunuz. Bu edebi miras, sizin modern kâşif ve yazar kimliğinizi nasıl şekillendirdi?</strong></p>
<p>Antarktika’nın Kahramanlar Çağı'nı anlatan eserler, özellikle <em>The Worst Journey in the World,</em> bana keşfin yalnızca fiziksel bir yolculuk değil, aynı zamanda insanın kendisiyle yüzleşmesi olduğunu öğretti. <strong>Cherry-Garrard, Shackleton</strong> ve <strong>Scott </strong>gibi isimler, zorlu koşullar altında bilime ve keşfe duydukları bağlılıkla bana her zaman ilham vermiştir.</p>
<p>Bu miras, benim yazarlığımı da etkiledi. Onlar yaşadıklarını gelecek nesiller için kaleme aldı; ben de iklim krizini yalnızca bilimsel verilerle değil, insanların bağ kurabileceği hikâyelerle anlatmayı seçtim. Çünkü bazen bir hikâye, onlarca rapordan daha güçlü bir etki yaratabiliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>geleceğe bir mektup</strong></span></p>
<p><strong>İzlanda’da yok olan Okjökull Buzulu için hazırlanan ve </strong><strong><em>“Geleceğe Bir Mektup”</em></strong><strong> olarak anılan plaket, kitabın en çarpıcı sembollerinden biri. Sizce </strong><strong><em>Buzlar Eriyince</em></strong><strong> de gelecek kuşaklara bırakılmış bir uyarı mektubu olarak okunabilir mi? Edebiyatın ve yayıncılığın iklim krizine karşı kalıcı bir hafıza oluşturma gücü olduğuna inanıyor musunuz?</strong></p>
<p>Evet, öyle okunabilir. İzlanda'daki Ok Buzulu için dikilen ve <em>“neler olup bittiğini bildiğimizi”</em> kabul eden o plaket gibi, bu kitap da bugün karşı karşıya olduğumuz <em>“yavaş çekim tsunamiyi”</em> ve bilimsel gerçekleri birer insani hikâye olarak kayıt altına alıyor. Kitabı kaleme alırken en büyük motivasyonum, Māori felsefesinden öğrendiğim <em>“iyi bir ata olma” </em>sorumluluğuydu. Amacım, soyut verileri somutlaştırarak, torunlarımız deniz seviyesi yükselmesiyle şekillenmiş bir dünyada yaşamaya başlamadan önce onlara bir vicdan muhasebesi bırakmak.</p>
<p>Edebiyatın iklim krizine karşı kalıcı bir hafıza oluşturma gücüne yürekten inanıyorum. Karmaşık bilimsel veriler ve grafikler çoğu zaman günlük siyasetin ve ekonomik kaygıların gölgesinde kalarak soyutlaşıyor. Ancak hikâye anlatıcılığı, bu verileri insanların kalbine dokunacak ve onları bugün fedakârlık yapmaya teşvik edecek birer zaman kapsülüne dönüştürme kapasitesine sahip. Kitapta bilimsel gerçekleri kurgusal senaryolarla harmanlamamın nedeni tam olarak buydu: Kaybettiklerimizin ve hâlâ kurtarabileceklerimizin kalıcı bir simgesini yaratmak. Bu eser, gelecek kuşaklar geriye baktığında bizim bu krizi inkâr etmek yerine sorumluluk almayı seçtiğimizin bir kanıtı olarak kalacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a141d75020-1786385437.png" alt="" width="700" height="444" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>iklim depresyonu ve ekonomik kırılganlık</strong></span></p>
<p><strong>Kitapta kurguladığınız iklim depresyonu senaryosunda, üst üste gelen çevresel felaketlerin küresel ekonomiyi derinden sarstığını görüyoruz. 2015-2026 yılları arasında Beko (Arçelik) CEO’luğunu üstlenmiş ve Avrupa Beyaz Eşya Üreticileri Birliği başkanlığını yürütmüş bir iş insanı olarak, şirketlerin iklim krizini artık çevresel değil varoluşsal bir mesele olarak görmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Bu dönüşüm iş dünyasında yeterince anlaşılabildi mi?</strong></p>
<p>İş dünyası iklim krizini geçmişe kıyasla çok daha ciddiye alıyor ancak hâlâ gereken hızda hareket ettiğimizi düşünmüyorum. Pek çok iş lideri, iklim krizini hâlâ kurumsal sosyal sorumluluk projeleriyle geçiştirilebilecek çevresel bir sorun olarak görüyor. Oysa bilimsel gerçekler çok daha farklı bir resim ortaya çıkarıyor. Bugün şirketlerin yüzde 40’ından fazlası iklim kaynaklı tedarik zinciri sorunları yaşıyor. Eğer önümüzdeki 20-30 yıllık stratejik planlarınıza iklim risklerini dâhil etmiyorsanız, şirketiniz muhtemelen varlığını sürdüremeyecek.</p>
<p><strong>Kitapta Ernest Shackleton’ın kutba yalnızca 160 kilometre kala geri dönmesini, liderlik tarihinin en önemli kararlarından biri olarak anlatıyorsunuz. Kendi iş hayatınızda ve keşif yolculuklarınızda hırs ile sorumluluk arasındaki çizgiyi nerede çektiniz? Bir liderin en sık yaptığı hata nedir?</strong></p>
<p><strong>Ernest Shackleton</strong>’ın kutba ulaşmak yerine ekibini sağ salim eve döndürmeyi seçmesi, gerçek liderliğin bazen ilerlemek değil, doğru zamanda vazgeçebilmek olduğunu gösteriyor. Onun meşhur <em>“Canlı bir eşek, ölü bir aslandan iyidir.”</em> sözü, gerçek liderliğin hırsı değil, sorumluluğu seçebilmek olduğunu en iyi özetleyen ifadelerden biri.</p>
<p>Ben de keşif yolculuklarımda sınırlarımı zorladığım ve bunun bedelini ödediğim anlar yaşadım. Bu deneyimler bana, sorumluluğun yalnızca hedefe ulaşmak değil, seni bekleyen ailene ve sana güvenen insanlara sağ salim dönebilmek olduğunu öğretti. İş hayatında da aynı anlayışla hareket ediyorum. Büyümek elbette önemli, ancak bunu gelecek nesillerin yaşam hakkı pahasına yapamayız.</p>
<p>Bence bir liderin en sık yaptığı hata kısa vadeye odaklanmak. Gerçek liderlik sadece bir sonraki çeyreği değil, bir sonraki nesli de düşünme cesaretini gösterebilmektir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a148a2dc11-1786385546.png" alt="" width="700" height="377" /><strong><span style="color: #e03e2d;">2050 yılına kadar iklim mültecilerinin sayısı, 1,2 milyara ulaşacak</span></strong></p>
<p><strong>Kitap boyunca sık sık </strong><strong><em>“iklim mültecileri” </em></strong><strong>kavramına değiniyorsunuz. Sizce önümüzdeki yıllarda dünyayı en çok zorlayacak mesele buzulların erimesi mi, yoksa bu erimenin tetikleyeceği kitlesel göç hareketleri mi olacak?</strong></p>
<p>Bu soruya verdiğim yanıt aslında kitabın temel tezlerinden birini yansıtıyor. Buzulların erimesi fiziksel bir neden olsa da bu durumun tetiklediği kitlesel göç hareketleri ve insani trajedi, önümüzdeki yıllarda dünyayı en çok zorlayacak mesele olacak. 2050 yılına kadar iklim değişikliği ve doğal afetlerin etkisiyle yaklaşık 1,2 milyar insanın yerinden olabileceği öngörülüyor. Bu, modern tarihte eşi benzeri görülmemiş bir göç dalgası ve dünya henüz buna ne hukuki ne de lojistik olarak hazır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>geleceğe baktığımda hissettiğim duygu ne tam bir korku ne de saf bir umut; “gerçekçi bir alarm hali”</strong></span></p>
<p><strong>Kasım 2023’te gerçekleştirdiğiniz Vinson Dağı tırmanışınız ve ardından gelen Güney Kutbu yolculuğunuz sırasında gözünüzün donmasından nefes darlığına kadar çok ağır fiziksel zorluklar yaşadınız. Böyle anlarda sizi ayakta tutan şey neydi? Çadırınızda </strong><strong><em>The Worst Journey in the World</em></strong><strong> dinlemek zihinsel olarak size nasıl bir güç verdi?</strong></p>
<p>Evet, öksürük yolculuğun başından beri peşimi bırakmadı, üstüne Antarktika’nın çöl kuruluğundaki havasıyla birleşince her adımımı bir ıstıraba dönüştürdü. Vinson tırmanışı sırasında da sağ göz kapağım dondurucu fırtınada donup yapıştı. Dünyayı tek gözle, bulanık bir buz perdesinin arkasından izlemek zorunda kalmam, doğanın kudreti karşısında ne kadar kırılgan olduğumuzu bir kez daha gösterdi.</p>
<p>En zor anlarımda aklıma hep çocuklarım, ailem ve bu yolculuğun amacı geliyordu. Kendime, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için bugün bu zorluğa katlanmaya değer olduğunu hatırlatıyordum.</p>
<p>Çadırda <em>The Worst Journey in the World</em>’ü dinlerken onların 24 saatlik zifiri karanlıkta, donan kanvas giysileri ateşle eriterek çıkarabildikleri ve 250 kiloluk kızakları çektikleri o insanüstü çabayı düşünmek, kendi acımı bir lüks gibi görmemi sağladı. O an bir kez daha anladım ki insanı ayakta tutan sadece fiziksel güç değil, inandığı amaçtır.</p>
<p><strong>Kitabı okurken bir yandan büyük bir kaygı hissediliyor, diğer yandan insanlığın çözüm üretebileceğine dair bir umut da korunuyor. Siz bugün geleceğe baktığınızda hangi duygu daha baskın: korku mu, umut mu?</strong></p>
<p>Geleceğe baktığımda hissettiğim duygu ne tam bir korku ne de saf bir umut; ben bunu <em>“gerçekçi bir alarm hâli”</em> olarak tanımlıyorum. Kitapta ve uzmanlarla yaptığım görüşmelerde de vurguladığım gibi, içinde bulunduğumuz durumu Birleşik Krallık İklim Değişikliği Komitesi Üyesi <strong>Swenja Surminski</strong>'nin o meşhur sözüyle ifade edeyim: <em>“Teknoloji bakımından neler yapabileceğimiz konusunda çok iyimserim, ancak gerçekte ne yapacağımız konusunda oldukça kötümserim.”</em></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>iş dünyasına net mesaj…</strong></span></p>
<p><strong>Buzlar Eriyince’de çizdiğiniz tablo, iş dünyası için nasıl bir ekonomik gelecek öngörüyor?</strong></p>
<p>İklim krizi, şirketlerin rekabet gücünü ve varlığını doğrudan etkileyen stratejik bir risk. Kitaptaki yüzde 10’luk küresel ekonomik daralma senaryosu da bu bakış açısının bir uzantısı. Deniz seviyesindeki yükseliş, aşırı hava olayları ve kitlesel göçler birbirini beslediğinde; tedarik zincirlerinden sigorta sistemlerine, limanlardan finans piyasalarına kadar tüm ekonomik düzen etkileniyor. Bu yüzden iş dünyasına mesajım çok net: İklim risklerini önümüzdeki 20-30 yıllık planlarınıza dâhil etmiyorsanız, geleceğin ekonomisine değil, geçmişin koşullarına göre şirket yönetiyorsunuz.</p>
<p><strong>Buzlar Eriyince’yi bitiren okurun aklında tek bir cümle kalacak olsa, bunun ne olmasını isterdiniz?</strong></p>
<p><em> “İyi atalar olmaya hazır mıyız?”</em> Kitabın özü bu soruda yatıyor. İklim krizi sadece eriyen buzulların ya da yükselen denizlerin hikâyesi değil. Aynı zamanda gelecek nesillere nasıl bir miras bırakacağımızı da belirleyecek.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a146ef3b62-1786385519.png" alt="" width="344" height="446" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>bence iyi bir liderlik sadece  rakamları okumak değil, insanlarin hikâyelerini de okuyabilmeyi gerektirir</strong></span></p>
<p><strong>İlk kitabınız </strong><strong><em>Tehlikeli Tırmanış</em></strong><strong> kişisel bir yolculukken, </strong><strong><em>Buzlar Eriyince </em></strong><strong>bir gelecek kurgusu. Sizi bu iki tür arasında geçiş yapmaya iten kırılma noktası ne oldu?</strong></p>
<p><em>Tehlikeli</em><em> Tırmanış</em>, Everest yolculuğum üzerinden iklim krizine dikkat çekme çabamdı. Ancak aradan geçen yıllarda iklim krizinin daha da kötüleştiğini ve deniz seviyesi yükselmesi gibi hayati bir tehdit konusunda açık kaynaklarda insanları geleceğe hazırlayacak yeterli bilgi olmadığını fark ettim. İşte bu, benim için kırılma noktası oldu.</p>
<p><strong>Everest’te yaşadığınız deneyimle Antarktika merkezli distopya arasında nasıl bir zihinsel bağ kuruyorsunuz? İlk kitapta </strong><strong><em>“tanıklık”</em></strong><strong>, ikinci kitapta</strong><strong><em> “uyarı” </em></strong><strong>var. Sizce hangisi daha etkili bir anlatım dili?</strong></p>
<p>Everest’te buzulların geri çekilişini gördüm, Antarktika’da ise bunun gelecekte nelere yol açabileceğini daha net kavradım. Bence tanıklık çok değerli ama artık tek başına yeterli değil. Bu yüzden <em>Buzlar Eriyince</em>’de sadece gördüklerimi anlatmak yerine, bu gidişat değişmezse nasıl bir dünyayla karşılaşabileceğimizi göstermeyi seçtim. Amacım bir distopya yazmak değil, bugünün kararlarının yarını nasıl şekillendireceğini görünür kılmaktı. Eğer okur kitabı bitirdiğinde sadece iklim krizini değil, gelecek nesillere karşı sorumluluğunu da düşünüyorsa o zaman hikâye amacına ulaşmış demektir.</p>
<p><strong>Kitapta yer verdiğiniz zorunlu göç, gıda krizi ve enerji sorunları sizce hangi sektörleri en hızlı dönüştürecek?</strong></p>
<p>Bu süreçten en hızlı etkilenecek sektörlerin başında finans ve sigorta geliyor. Çünkü iklim riski arttıkça bazı bölgeler sigortalanamaz hale gelecek ve bu durum gayrimenkul piyasalarından bankacılığa kadar tüm sistemi etkileyecek. Enerji sektörü de çok büyük bir dönüşüm yaşayacak. Fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye ve düşük karbonlu teknolojilere geçiş artık bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluk. Tarım ve gıda sektörü ise kuraklık, aşırı hava olayları ve su stresi nedeniyle üretim modellerini yeniden tasarlamak zorunda kalacak.</p>
<p><strong>Okurun bu iki kitaptan çıkarmasını en çok istediğiniz ortak mesaj nedir? İnsanlar iklim krizini hâlâ </strong><strong><em>“uzak bir tehdit”</em></strong><strong> olarak mı görüyor? Everest’e tırmanmak mı, yoksa insanları iklim krizi konusunda ikna etmek mi daha zor?</strong></p>
<p>Her iki kitabımdan da okurun çıkarmasını istediğim ortak mesaj, Māori kültüründen öğrendiğim <em>“iyi bir ata olma” </em>anlayışı. İkisinin de ortak amacı, bugünkü kararlarımızın gelecek nesillerin hayatını şekillendireceğini hatırlatmak. Everest’e tırmanmak mı, insanları iklim krizi konusunda ikna etmek mi daha zor derseniz, cevabım ikincisi olur. Everest fiziksel bir meydan okumaydı; insanları harekete geçirmek ise zihinsel ve toplumsal bir dönüşüm gerektiriyor. Bence en zorlu tırmanış da bu.</p>
<p><strong>Bir iş insanı olarak gerçek verilerle hareket etmeye alışkınsınız. Kurgu yazarken sezgileriniz mi yoksa veriler mi ağır bastı?</strong></p>
<p>Bu kitabı yazarken veriler ve sezgiler arasında bir seçim yapmadım. Veriler, kurgumun sınırlarını ve gerçekliğini belirleyen çerçeveyi oluşturdu; sezgilerim ise o çerçeveyi insani duygular, korkular ve umutlarla dolduran ruh oldu.</p>
<p><strong>CEO deneyimiyle baktığınızda, şirketlerin bu distopyayı önlemek için bugün neyi farklı yapması gerekiyor?</strong></p>
<p>Bence şirketlerin bugün yapması gereken en büyük değişiklik, bakış açılarını değiştirmek. İklim krizini artık bir sürdürülebilirlik ya da sosyal sorumluluk meselesi olarak değil, şirketlerin uzun vadeli varlığını belirleyecek stratejik bir risk olarak görmeleri gerekiyor. Bu da kısa vadeli sonuçlardan çok uzun vadeli dayanıklılığa odaklanmayı gerektiriyor. Sermayeyi düşük karbonlu teknolojilere, enerji verimliliğine ve iklim dirençli iş modellerine yönlendirmek artık bir tercih değil, zorunluluk.</p>
<p><strong>Dağcılık deneyiminiz yazarlık disiplininizi nasıl etkiledi?</strong></p>
<p>Dağcılık bana her şeyden önce gözlem yapmayı, sabretmeyi ve doğaya gerçekten tanıklık etmeyi öğretti. Çünkü dağlarda hiçbir şeyi uzaktan anlayamazsınız; onu yaşayarak deneyimlemeniz gerekir. Bu bakış açısı yazarlığımı da şekillendirdi. Dağcılık bana tanıklık etmeyi öğretirken yazarlık da bu tanıklığı başkalarıyla paylaşmanın en güçlü yolu oldu.</p>
<p><strong>Sizi yazmaya teşvik eden kitaplar ya da yazarlar kimler oldu?</strong></p>
<p>Çocukluğumdan beri kâşiflerin hikâyeleriyle büyüdüm. Özellikle Sir <strong>Ernest Shackleton, Robert Scott</strong> ve <strong>Roald Amundsen</strong>’in yolculukları beni derinden etkiledi.</p>
<p>Yazarlık açısından ise en büyük ilham kaynaklarımdan biri <strong>Apsley Cherry-Garrard</strong>’ın <em>The Worst Journey in the World</em> adlı eseriydi. Bunun yanında <strong>Jared Diamond</strong>’ın <em>Collapse </em>kitabı, Grönland’daki Viking kolonilerinin iklim değişikliğine uyum sağlayamayarak çöküşünü anlatarak, medeniyetlerin çevresel değişim karşısındaki kırılganlığını anlamamda önemli bir rol oynadı.</p>
<p><strong>İş dünyası liderlerinin daha fazla edebiyat okuması gerektiğini düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Liderler verilerle karar alır; ancak veriler tek başına insan davranışını anlamaya yetmez. Edebiyat, empati kurmayı, farklı bakış açıları geliştirmeyi ve uzun vadeli düşünmeyi öğretir. Bence iyi bir liderlik sadece rakamları okumak değil, insanların hikâyelerini de okuyabilmeyi gerektirir. Çünkü geleceği şekillendiren kararlar yalnızca akılla değil, vicdanla da alınır.</p>
<p><strong>Günlük hayatınızda okuma rutininiz nasıl?</strong></p>
<p>Bir yandan işim gereği iklim, sürdürülebilirlik ve ekonomi üzerine raporlar ve araştırmalar okuyorum; diğer yandan ise bana farklı bakış açıları kazandıran biyografiler, keşif hikâyeleri ve edebiyat eserlerine zaman ayırıyorum. Yoğun tempom nedeniyle sesli kitapları da çok kullanıyorum.</p>
<p><strong>Kurgu mu, kurgu dışı mı sizi daha çok besliyor? Son dönemde sizi etkileyen bir kitap var mı?</strong></p>
<p>İkisi de beni besliyor ama farklı şekillerde. Kurgu dışı eserler ve bilimsel çalışmalar düşünme biçimimi şekillendiriyor; kurgu ise o bilgiyi insan hikâyelerine dönüştürmenin yollarını gösteriyor. Son dönemde beni en çok etkileyen kitaplardan biri <em>Becoming a Good Ancestor</em> oldu. Özellikle gelecek nesillere karşı sorumluluk, affetme ve bilgelik üzerine yaklaşımı, benimsediğim <em>“iyi bir ata olma”</em> anlayışıyla güçlü bir şekilde örtüşüyor.</p>
<p><strong>Bilim insanlarıyla yaptığınız görüşmelerin dışında, hangi kaynaklar yazım sürecinizi şekillendirdi?</strong></p>
<p>Bilim insanlarıyla yaptığım görüşmelerin yanı sıra, yazım sürecimi şekillendiren en önemli kaynaklar <strong>Apsley Cherry-Garrard</strong>’ın <em>The Worst Journey in the World </em>ve <strong>Jared Diamond</strong>’ın <em>Collapse</em> kitabı oldu. Bunun yanında iklim ekonomisi, finans ve sigorta alanındaki güncel raporlar da kitabın iş dünyası perspektifini oluşturmamda önemli rol oynadı.</p>
<p><strong>Can Yayınları’nın bir markası olan Mundi’den çıktı kitaplarınız, iş insanı olarak yayınevi, editörler, kapak seçimi, nasıl bir süreç yaşadınız?</strong></p>
<p>Mundi, hem ilk kitabım <em>Tehlikeli Tırmanış</em>’ı hem de <em>Buzlar Eriyince</em>’yi okurla buluşturdu. Bir iş insanı olarak planlı ve disiplinli çalışmaya alışkınım; yayıncılık sürecinde ise bu yaklaşımın güçlü bir editoryal bakışla birleştiğini görmek benim için çok değerliydi. Dizi editörüm <strong>Merin Sever</strong> başta olmak üzere tüm ekip, kitabın hem diline hem de anlatımına önemli katkılar sağladı.</p>
<p>Kapak seçimi de benim için en az metin kadar önemliydi. Antarktika’nın büyüleyici ama aynı zamanda kırılgan ruhunu ilk bakışta hissettirecek bir görsel istedik. Kapakta yer alan fotoğraflar ise bu yolculuğu birlikte yaptığım yol arkadaşım <strong>Graham Friend</strong>’e ait. Bu nedenle kapak, benim için sadece bir tasarım değil, aynı zamanda o yolculuğun gerçek bir hatırası.</p>
<p><strong>Arçelik’teki hem yerel hem küresel deneyimleriniz yazarlık bakış açınızı ve iklim konusunu nasıl etkiledi?</strong></p>
<p>Arçelik’te çok farklı coğrafyalarda çalıştım. Bu sırada iklim risklerinin tedarik zincirlerinden üretime, su kaynaklarından tüketici davranışlarına kadar iş dünyasının her alanını etkilediğini yakından gözlemledim. <em>Buzlar Eriyince</em>’de iklim krizini sadece buzulların erimesi üzerinden değil, iş dünyasını, şehirleri ve insan hayatını dönüştüren çok katmanlı bir mesele olarak ele almamın nedeni bu. İş hayatım bana verileri ve büyük resmi gösterdi; yazarlık ise o verileri insanların bağ kurabileceği hikâyelere dönüştürme imkânı verdi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/edebiyatin-iklim-krizine-kalici-hafiza-olma-gucune-yurekten-inaniyorum-85086</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/6/1280x720/hakan-bulgurlu-1786385683.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ iş hayatım bana verileri gösterdi; yazarlık ise o verileri insanların bağ kurabileceği hikâyelere dönüştürme imkânı verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuzey-kafkasya-halklari-kitabi-sizi-sorgulama-merakinin-pesinde-surukler-85087</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> kuzey kafkasya halkları kitabı sizi sorgulama merakının peşinde sürükler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kuzey Kafkasya Halkları / Tarih, Kültür ve Kimlik, imparatorluk bakiyesi coğrafyaların çok sesli hafızasını akademik çalışmalarla görünür kılıyor. Kitap, okuru kulaktan dolma “malumat”ı sorgulamaya; Kafkasya halklarının dilleri, kültürleri ve ortak tarihleri arasında yeni bağlar kurmaya çağırıyor.</p>
<p>Bir ülke <em>“imparatorluk artığı”</em> ise orada çok seslilik, çok kültürlülük, çoklu bağlar, büyüyen özlemler, abartılan anlatımlar, eksik ve yanlış bilgiler olacaktır. İstanbul’da ufka hâkim bir tepede, güneşin isteksizce ufkun ardında saklandığı bir kızıl akşamda geniş bir masada yemekli söyleşi yapıyorsanız, bilin ki, kökleri değişik coğrafyalara uzananlarınız vardır. Yemen’den, Fizan’dan, Magrip’ten, Maşrik’ten, Galıçya’dan, Kırım’dan, Kazan’dan, Arda boylarından, Selanik ufuklarından, Kafkasya’nın iki yüzünün engin derinliklerinden gelen insanlarla bir aradasınız.</p>
<p>Varsayalım ki güneşin ufkun ardına saklandığı o söyleşi ortamında, üstüne çöken karanlık değil, güzelliğin büyüsü olan İstanbul’da saf duygularınızın doruklarında gezindiği o anda sadece Kafkas Dağları’nın kuzeyinden ve güneyinden bu yurda son sığınak olarak göç etmiş insanların torunlarından birisiniz. Söz de köklerinizden açıldı.</p>
<p>Dağıstanlı şair <strong>Hamzatov</strong>’un anlattığı öykünün okyanuslarını kulaçlarsınız:</p>
<p>Tanrı insanlara birer dil vermeye karar vermiş. Elindeki dil torbasından kura çektirerek ilerlemeye başlamış. İngilizler, Fransızlar, Latinler, Araplar, Hintliler, Türkler, Çinliler derken yolu Kafkasya’ya düşmüş. Dağın doruklarına yaklaşırken amansız bir fırtınada göz gözü göremez olmuş. Elindeki dil torbasının içinde ne kadar dil varsa torbasını ters yüz ederek hepsini savurmuş.</p>
<p><strong>Okan Yeşilot</strong> ve <strong>Serdar Oğuzhan Çaycıoğlu</strong>’nun editörlüğünde <strong>Sadık Müfit Bilge, Hayrı Çapraz, Selçuk Sımsım, Gıyas Şüküroğlu, Gökçe Yükselen Peler, Vefa Kurban, Nuri Çümen Aşçı, Murat Topçu, Cabir Osmanlı, Ali Asker, Mehdi Salimov, Oktay Berber, Ufuk Tavkul, İsmail Bülbül, Gülcan İnalcık, Derya Derin Paşaoğlu </strong>ve <strong>Tekin Aycan Taşçı</strong>’nın akademik çalışmaları derlenen kitap var elimizde: <em>Kuzey Kafkasya Halkları/ Tarih, Kültür ve Kimlik</em> kitabının ilk baskısını <strong>VakıfBank Kültür Yayınları, </strong>Aralık 2025’te okura sunmuş.</p>
<p>Tasavvur ettiğimiz İstanbul akşamında köklerini merak eden, ama kulaktan dolma çok sınırlı <em>“malumat”</em>ın ötesinde <em>“bilgisi”</em> olmayanlar bir arada iseniz, kulaktan kulağa aktarılan malumatın önemli bir bölümü aşırı ve noksan değerlendirmenin tuzaklarına düşebilir.</p>
<p><em>Kuzey Kafkasya Halkları</em> kitabındaki akademik çalışmaları okursanız, Kafkasya Dağları’nın çok az geçit veren doruklarını aşar, Terek Irmağı sizi Hazar kıyılarındaki bataklıklara kadar sürükler. Dargilerin kim olduklarını öğrenir, Çeçenlerin tarihi mücadelelerinde gösterdikleri kahramanlıklarla büyülenir; Avarların yetiştirdikleri mücadeleci liderlerin serüveninin rüzgârında bambaşka dünyaların derinliklerinde kendinizi yitirebilirsiniz. İnguşlarla kurduğunuz ahbaplık, dağın güney yamaçlarında Osetlerle zenginleşir. Karaçay, Kabardey ve Balkar halklarının kadim geçmişinde pastanızı tadarken, dünden bugüne aktarılan kültürlerin sizinle ne kadar iç içe olduğunu anlar, ortak bir ulus yaratmanın tadını çıkarabilirsiniz.</p>
<p>Çoğumuzun haberi yoktur ama, yönünüzü batıya dönerseniz, Kafkasya’nın doruklarındaki kar ve buzullardan beslenen Azak Denizi’nde dinginleşen Kuban Irmağı’nın çevresinde Çerkesler’in 19. yüzyılda çektikleri çilenin bir ucunun Anadolu, öteki ucunda Ürdün, Mısır’da Memlükler olduğunu görür; Avarların dil ve kültürü hakkında bilimsel araştırmaya dayalı bilgilerle kendi malumatlarınızı karşılaştırarak kimliğinizin bir parçasına ince ayarlar verebilirsiniz.</p>
<p>Abhazya ve Abhazlar hakkında bildiklerinizin ne denli sığ, öğretici olmaktan uzak olduğunun farkına varmanız yüreğinize acıların tortularını biriktirir; ama Çeçenlerin kim olduklarını öğrenmenin ve bilmenin sevinci bütün üzüntülerinizi unutturabilir.</p>
<p>Kuzey Kafkas halklarının hepsini <em>“Çerkes”</em> saymanın eksik bir bilgi olduğunu anlarsınız. Engin tarihleri, renkli kültürleriyle Çerkes halklarını anlamanın ne büyük bir zihni zenginlik olduğunu kavramak bilmekten doğan sevincinizi artırır.</p>
<p>Azerbaycan’da Dağ Yahudileri ve Tat halkı, Tat dili size Kafkasya coğrafyasının çok dilli ve çok kültürlü yapısı hakkında geniş bir ufka götürebilir. Dargiler, İnguşlar, Kalmuklar, Karaçaylılar ve Malkarlılar, Kumuklar, Lak halkı, Lezgiler ve Nogaylar’ın aynı coğrafyada binlerce yıldır nasıl var olduklarını ve varlıklarını sürdürdüklerini anlamak, zihninize yeni bir aşamaya tırmanma sevincini yaşatır.</p>
<p>İsterseniz Kafkasya’nın güneyine iner Lazlar, Gürcüler, Ermenilerin de bu coğrafyanın bir parçası olduğunu düşünürseniz; mikrocoğrafyaların iç ritimlerini anlamadan tarih hakkında hüküm vermenin ne denli sakıncalı olduğunun farkına varırsınız.</p>
<p><strong>Muazzez İlmiye Çığ</strong>’ın yazdıklarını, yakın coğrafyada yaşamış olan Hititlerin Hitit, Hatti, Hurri, Mitani, Luvi, Palaca, Sümerce ve Akadca gibi dilleri kullandıklarını anımsatır. Dillerin ve kültürlerin çeşitliliğini dayanıklılığın bir bileşeni ya da çatışma kaynağı olarak değerlendirebilmek için büyük okyanuslarda zihinsel sörf yapar, yelkenlerinizi doldurursunuz.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a162f91145-1786385967.png" alt="" width="269" height="349" />İçinde bulunduğumuz coğrafyanın ve yakın coğrafyamızın mekânsal ritminin ürettiği kültürleri bilmenin, bağlantı kurma, ilişki geliştirme, etkileşimle yeni zenginlikler üretme potansiyeli, zihinlerinizdeki heyecanı doruklara taşır.</p>
<p>Kuzey Kafkasya Halkları üzerine çalışmaların derinleştirilmesi ve bilginin paylaşılarak büyümesi sağlıklı bir gelecek inşa etmenin değişkenlerinden biri. Bize düşen elimizin menziline ulaştırılan fırsatlardan sonuna kadar yararlanmak olacaktır. Kafkas Dağları’nın iki yüzünün kopmaz parçalarımız olduğu bilinci yükselecektir.</p>
<p>VakıfBank’ın yapmış olduğu bu <em>“faydalı bilgi üretme” </em>hamlesi çok önemli. Yayınlanan makalelerdeki akademik özen, birincil kaynaklara erişerek değerlendirme yapma ciddiyeti başlı başına takdir edilmesi gereken bir çaba.</p>
<p>Anadolu’yu son kale olarak gören çevre coğrafyalardan gelen halkların dilleri, inançları, gelenekleri, görenekleri, umutları ve kaygıları hakkında ayrıntılı bilginin çoğalması, dayanıklı ilişkileri derinleştirme yollarından biri.</p>
<p><em>Kuzey Kafkas Halkları </em>kitabını başucunuza koyun; sonra özenle okuyun… Kızıl akşamlarda bir tutam güneşin keyifli bir söyleşiyi ısıtarak yarar üretmesine de dış politikada doğru istikamet belirlemede de, evrimin son aşaması olan işbirlikleri yapmanın yol ve yöntemlerini kavramada da adım adım ilerlemenize katkı yapacaktır. Ne kadar az şey biliyormuşum, daha gidecek uzun yol var duygusu sizi bilinmezlerle yüzleşme özgüvenine götürecek, varlığınıza yeni bir değer eklemenizin yolunu açacaktır. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuzey-kafkasya-halklari-kitabi-sizi-sorgulama-merakinin-pesinde-surukler-85087</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/1/1280x720/kitap-kitaplar-1747122420.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuzey Kafkasya Halkları / Tarih, Kültür ve Kimlik, imparatorluk bakiyesi coğrafyaların çok sesli hafızasını akademik çalışmalarla görünür kılıyor. Kitap, okuru kulaktan dolma “malumat”ı sorgulamaya; Kafkasya halklarının dilleri, kültürleri ve ortak tarihleri arasında yeni bağlar kurmaya çağırıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-buyuk-muzesi-binalarda-degil-kitap-sayfalarinda-85088</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> en büyük müzesi binalarda değil, kitap sayfalarında…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Beyaz gecelerin aydınlığında dolaşırken anlıyorsunuz ki St. Petersburg’un gerçek hazinesi yalnızca Ermitaj’ın salonlarında değil; Gogol’ün, Puşkin’in ve Dostoyevski’nin satır aralarında saklı. Bu şehir, roman kahramanlarının hâlâ nefes aldığı ender yerlerden biri.</p>
<p>Kalinka Köprüsü’nün üzerinde olduğumu fark ediyorum… <strong>Gogol</strong>’ün meşhur öyküsü Palto’da düşük rütbeli bir devlet memuru olan yoksul Akakiy Akakiyeviç’in hayaletinin dadandığı köprü… Hani bilirsiniz… Tüm parasını bir palto almak için biriktirip sonra çaldırması üzerine hastalanarak ölmesi, hayalet Akakiy’in paltoyla köprüden geçen kişilere musallat olması… 1840’lı yıllarda Gogol’ün yürüdüğü köprünün üzerindeyim. <strong>Dostoyevski</strong>’ye atfedilen <em>“Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık”</em> sözünün ilham kaynağı yerdeyim. Üstümde palto yok, ince bir yağmurluk… Hayaletten korkmam için sebebim yok!</p>
<p>İki gün kaldığım şehri dört günden fazlaymış gibi yaşadığım beyaz geceler zamanı… Sabah 3.45’te aydınlanan günüm, gece 11.00’e kadar aydınlık. Toplantılardan sonra bana kalan zamanda St. Petersburg’u, uluslararası havacılıkta hâlâ geçerli ismiyle Leningrad’ı geziyorum.</p>
<p>Uzun zamandır böyle masalsı bir yerde olmamıştım. 90’dan fazla nehir, 800’ün üzerinde köprü, gözümün gördüğü her yerde tarihî bina ve benzeri Avrupa kentlerine tezat oluşturan genç nüfus fazlalığı… Şehrin sokakları yalnızca tarihî binaların görkeminden, köprülerin romantizminden ibaret değil elbette. Çarlık Rusyası’nın ihtişamını, devrimlerin ayak seslerini, aristokrasinin çöküşünü ve sıradan insanın yalnızlığını aynı caddelerde buluşturan şehir, yalnızca Rusya’nın değil, dünya edebiyatının da en büyük platolarından biri. Öyle ki birçok romanda St. Petersburg sadece olayların geçtiği bir mekân değil, kahramanların kaderini belirleyen görünmez bir güç.</p>
<p><strong>çeşme salonu, İstanbul köle pazarı ve Puşkin!</strong></p>
<p><strong>1. Petro</strong> tarafından yaptırılan Petergof Sarayı’nda da beni küçük bir sürpriz bekliyordu. I. Petro demişken, evet, bizim Prut Savaşı’nda yaptıkları nedeniyle <em>“Deli”</em> diye andığımız, kendi ülkesinde Büyük Petro olarak bilinen çardan bahsediyoruz.</p>
<p>Versay Sarayı’na öykünen bu sarayda duvarlardaki yağlı boya tablolar beni kendi tarihimize de bir yolculuğa götürüyor. Büyük aynalı salondan sonra ulaştığımız Chesme Hall ismine şaşırıyorum. Çeşme mi? Evet… 1770’te Cebelitarık’ı geçerek gelen ve Karadeniz’den beklediğimiz saldırının tersine bizi Çeşme’de gafil avlayan Rus donanmasının zaferi nedeniyle bu salonda, Alman asıllı ressam <strong>Johann Jakob Philipp Hackert</strong> tarafından resmedilmiş deniz muharebesi… 16 büyük kalyonumuzun, 13 kadırgamızın ve küçük gemilerimizin top atışlarıyla tamamen yok edilmesini anlatan bu resimlere, sanki bugün olmuş gibi yüreğim sıkışarak bakıyorum.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a175001a96-1786386256.png" alt="" width="248" height="327" />İlerlediğim salonlarda bu hava değişiyor, siyahi bir adam görüyorum… Modern Rus edebiyatının kurucusu olarak kabul edilen Puşkin’in dedesi olduğunu öğreniyorum. <strong>Abram Gannibal,</strong> Petro döneminde İstanbul’daki Rus elçisi tarafından —<strong>Tolstoy</strong>’un dedesi— bir köle pazarından alınıyor ve çara hediye ediliyor. Zekâsıyla öne çıkan bu köle, zamanla çarın en iyi dostlarından biri oluyor; askerî zekâsı sayesinde önce özgür bir adam hâline geliyor, sonra generalliğe yükseliyor. Puşkin, kıvırcık siyah saçlarını anne tarafından bu dedesine borçlu. O, Afrika kökenini hiçbir zaman saklamamış; aksine bununla gurur duymuş. Bunu yapıtlarından da anlıyoruz.</p>
<p>Eve döner dönmez <em>Yevgeni Onegin</em>’i yeniden karıştırmak istiyorum. Puşkin’in bu başyapıtı yalnızca Rus aristokrasisini anlatan bir roman değil, modern roman kahramanının da doğmasını sağlayan bir eser. <strong>Onegin</strong>, zengin, eğitimli fakat hayattan sıkılmış bir aristokrattır. Genç <strong>Tatyana</strong>’nın içten sevgisini geri çevirir; yıllar sonra ise bu kararının bedelini ağır bir pişmanlıkla öder.</p>
<p>Eser, Rus edebiyatında <em>“gereksiz insan”</em> tipinin ilk büyük örneklerinden biri kabul edilir ve Tolstoy’dan Dostoyevski’ye uzanan birçok yazarı etkiler. Romanın en çok hatırlanan bölümlerinden biri Tatyana’nın Onegin’e yazdığı mektup. Türkçeye şu şekilde çevrilmiş:</p>
<p><em>“Size yazıyorum; daha ne diyebilirim?</em></p>
<p><em>Bundan sonra ne söyleyebilirim ki?</em></p>
<p><em>Biliyorum, beni küçümsemek elinizde;</em></p>
<p><em>Ama talihsiz yazgıma biraz olsun acırsanız,</em></p>
<p><em>Beni yüzüstü bırakmayacağınıza inanıyorum.”</em></p>
<p>Bu birkaç dize bile Puşkin’in yalın ama derin anlatımını göstermeye yeter. Aradan iki yüzyıl geçmesine rağmen <em>Evgeni Onegin,</em> karşılıksız aşkı, pişmanlığı ve insanın zaman karşısındaki çaresizliğini anlatan en güçlü klasiklerden biri.</p>
<p>Puşkin, yetiştiği aristokrat çevrelere muhalif olmayı bilmiş gerçek bir entelektüeldi. Bu nedenle hiç yurt dışına çıkamadı. Ta ki Osmanlı-Rus savaşlarından biri nedeniyle Erzurum’a gidene kadar. Belki orada ölür diye düşünüldü. Aslında düelloda ölmesi de sadece bir gönül meselesi değildi. Eşine yapılan bilinçli bir saldırının onun onurlu duruşu sayesinde ortadan kaldırılmasına hizmet edecekti.</p>
<p><strong>dostoyevski ile adımlamak…</strong></p>
<p>Tüm bunları düşünerek saraydan çıkıp otelimize vardığımda, kararmayan bir gecede Petersburg’da yürümeye devam ettim. Bugün St. Petersburg’u gezen bir okur için Nevski Bulvarı, Griboyedov Kanalı ya da Sennaya Meydanı yalnızca turistik duraklar değil. Dostoyevski’nin Raskolnikov’unun yürüdüğü sokaklar, Gogol’ün Akakiy Akakiyeviç’inin paltosunu kaybettiği karanlık caddeler ya da Prens Mışkin’in aristokrat salonlarına açılan kapılar hâlâ ziyaretçilerini bekler. Dünyanın en büyük ve en eski müzelerinden Ermitaj’a ev sahipliği yapan St. Petersburg’un en büyük müzesi belki de binaları değil, sayfalarıdır.</p>
<p>Dünya edebiyatında çok az şehir, kahramanlarını bu kadar derinden biçimlendirmiş, onları kendi sokaklarında yeniden yaratmıştır belki. İşte bu yüzden St. Petersburg, Paris gibi aşkın, Londra gibi gizemin ya da New York gibi modernliğin şehri olmaktan öte, insan ruhunun başkenti, değil mi? </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-buyuk-muzesi-binalarda-degil-kitap-sayfalarinda-85088</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/8/1280x720/754-1786386287.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ en büyük müzesi binalarda değil, kitap sayfalarında… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kahramanmaras-bir-kente-yakisan-en-guzel-iki-unvana-sahip-85089</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> kahramanmaraş, bir kente yakışan en güzel iki unvana sahip</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kahramanmaraş’a adına yakışan kahramanlık unvanı, Kurtuluş Savaşı’nın ruhunu yansıtan eşsiz şehir savunması üzerinden verildi. Anadolu’nun kadim şehrinin bir avuç insanı, dillere destan kış ayazında, bir metreyi aşan karla örtülü dar sokaklarında, geceli gündüzlü 22 gün süren direnişin ardından memleketlerini Fransızların elinden almayı başardı. Özgürlüğe atılan adım, peşinden başta Gaziantep olmak üzere çok sayıda şehir için de ilham oldu.</p>
<p>Açlık ve yokluğa rağmen Maraş halkının, devrin en iyi silah ve cephanesiyle donanmış Fransız kuvvetlerine karşı kazandığı büyük zafer, 5 Nisan 1925’te İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. Cumhuriyet’in 50’nci yılında da kentin adı kanunla Kahramanmaraş olarak değiştirildi.</p>
<p>Çok okuyan, çok yazan bir kenttir Kahramanmaraş. Şairleriyle ünlüdür. Az kente nasip olan okuma yazma kültürü, yüzyıllardır babadan oğula, abiden kardeşe, öğretmenden öğrencisine geçen bir gelenektir âdeta. Bu kültürel yapısı, Kahramanmaraş’a yıllar sonra bir önemli ünvanı daha getirdi. UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı üyeliğini elde eden Kahramanmaraş, adı Edebiyat Şehri unvanı ile tescillenen Türkiye'nin ilk şehri oldu. Böylelikle, kentin edebi geleneğinin ilk büyük temsilcisi kabul edilen 16'ncı yüzyıl şairi <strong>Halîlî-i Maraşî</strong> ile başlayan, <strong>Karacaoğlan, Sünbülzâde Vehbî, Kuddûsî Ahmed Efendi, Hâmî-i Abdulgaffar Baba</strong> ve <strong>Hamamcı-zâde Hâfız-ı Maraşî</strong> gibi büyük isimlerle süren, <strong>Sümbülzade Vehbi</strong>’den <strong>Necip Fazıl Kısakürek, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt, Mehmet Akif İnan, Cahit Zarifoğlu, Alaeddin Özdenören</strong> ve tabii ki Yedi Güzel Adam ile yönünü bulan yolculuk; Barcelona, Manchester, Bağdat, Edinburgh, Prag, Taif, Tanca, Wonju'yu da içine alan, 62 edebiyat şehri ile birlikte sonsuza kadar sürecek.</p>
<p>Kahramanmaraş’ın Dünya Edebiyat Şehri unvanının töreni, geçen Haziran’da İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde bir araya gelen coşkulu kalabalığın önünde gerçekleşti. Unvanda pay sahibi olanların konuşmaları ayakta alkışlanırken, her bir sunumun ardından seslendirilen memleket şiirleri, tıklım tıklım dolu salona ünvanın gururunu bir kez daha yaşattı. Turizm Bakanı <strong>Mehmet Nuri Ersoy,</strong> Kahramanmaraş'ın ana dili Türkçe olan şehirler arasında da söz konusu kategoride üyelik alan ilk şehir olduğuna dikkat çekerken, <em>“Bu yönüyle de 'edebiyat şehri olan ilk Türk kenti' olma ayrıcalığına mazhar olmuştur”</em> derken, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Fırat Görgel </strong>de, Kahramanmaraş'ta kültür ve edebiyat hayatını canlı tutmak amacıyla çok sayıda edebiyat dergisine destek verildiğini, Uluslararası Kahramanmaraş Şiir ve Edebiyat Günleri ile Kitap Fuarı'nın her geçen yıl büyüyerek şehrin kültürel kimliğini güçlendirdiğini söyledi. Görgel, <em>“UNESCO Dünya Edebiyat Şehri kimliğimize yakışır yeni müze, kütüphane ve kültür merkezi projelerini Kültür ve Turizm Bakanlığımızla iş birliği içinde hayata geçirmeye hazırlanıyoruz. Edebiyat ve sanat sokakları ile yeni nesil kültür alanlarını şehrimize kazandırarak Kahramanmaraş'ı UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'nın örnek şehirlerinden biri haline getireceğiz"</em> açıklamalarını yaptı.</p>
<p>Dedik ya yazı geleneği Kahramanmaraş’ın kültürel bir duruşu, geçmişinden aldığı, geleceğe yansıttığı bir görev alanı. Biz de yazımıza bu alanda uğraş veren bir kent insanından ve eserinden bahsederek son verelim.</p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Kahramanmaraş Temsilcisi <strong>Ali Eskalen</strong> geçtiğimiz günlerde günlük haber gündemimize bir haber sundu. Kahramanmaraşlı iş insanı,  Şentürk Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Kadir Can Şentürk,</strong> çocuklara sigorta bilincini erken yaşlarda kazandırmak amacıyla <em>"Görünmez Kalkan Sigorta"</em> adlı kitabı kaleme almış, gayretleriyle şehrin yazı kültürüne hizmet eden sessiz kahramanlar arasına katılmıştı. Kitabı ile ilgili tanıtım toplantısında konuşan Şentürk, sigortanın yalnızca ekonomik bir güvence değil, toplumun geleceğini koruyan önemli bir bilinç olduğunu belirterek, bu anlayışın çocukluk döneminde kazandırılması gerektiğini ifade ediyor. <em>"Görünmez Kalkan Sigorta"</em> kitabında sigorta kavramı, Aybars isimli karakter üzerinden anlatılıyor, genç okurların beğenisine sunuluyor.   g</p>
<p><strong>en etkili bitiş sahnesine sahip </strong><strong>filmler listesinde yer bulacaktır</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a1a347137a-1786386996.png" alt="" width="704" height="405" /></strong>Bir sinema filminin başlangıç sahnesi ve bitişi, kritik önem arz eder. Uzmanlarının tarifidir bu. Filmin oluşmasının temel direği çatışma da aynı ölçüde hassasiyet ister. Eseri oluşturan tüm temel unsurlara ilişkin terazisini iyi kuranların sanatıdır sinema.</p>
<p>Enka Açıkhava’da izlediğim, Çinli <strong>Chloé Zhao</strong>’nun yönetmeni ve iki senaryo yazarından biri olduğu Hamnet, birden fazla unutulmaz sahnesiyle, müziğiyle, oyunculuk ve kurgu gücüyle, bir edebiyat eserinin sinemaya uyarlanmadaki yüksek becerisiyle klasikler arasındaki yerini alacaktır bana göre. Kuzey İrlandalı <strong>Maggie O’Farrell</strong>’in 40 dile çevrilen, 2020 yılında yayımlanan aynı adlı romanından uyarlanan, En İyi Drama Filmi ve En İyi Kadın Oyuncu dallarında Altın Küre ve N.Y. Eleştirmenler Birliği Ödüllerini kazanan film, ‘acı’yı en iyi anlatan yapıt olarak da anılacak kuşkusuz.</p>
<p>Anne ve babalık, kardeşlik üzerinden sevgiyi, fedakarlığı, kaybedilen yakınlıkların ardından tutulan yası yüksek duygusallıkla anlatan film, Enka Açıkhava’da büyük bir sessizlik ve hüzünle izlendi. Agnes rolünü üstün başarı ile oynayan <strong>Jessie Buckley</strong>’nin yasına, izleyici döktüğü gözyaşlarıyla eşlik etti.</p>
<p>Shakespeare’in dahiliğine saygı filmi, en çok da son derece etkili bitiş sahneleri ile zihinlerde yer edecek.</p>
<p><strong>mozaik: parça parça ben, çocuk okurunun karşısında</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a19dc6b199-1786386908.png" alt="" width="267" height="346" /></strong>İlk işçi kafilesinin İstanbul Sirkeci Tren Garı’ndan yola çıkışının üzerinden çok zaman geçti. Kasım 1961 tarihiyle başlayan ilk dönem yolculuklarında, serüvenin kısa süreceği hesabıyla, tek başına gurbete çıkan insanlar, zamanla ailelerini de aldı yanlarına. Birkaç nesil geçti, Avrupa’daki geçici ‘gurbetçi’lerimiz, kalıcı oldu. Ancak arada kalma hali, kültürel uyum sorunu azalsa da varlığını hep sürdürdü. Edebiyatın türlü kategorilerine esin olan bu konu, çocuk kitaplarında da karşımıza çıkıyor. İyi ki de çıkıyor. </p>
<p><strong>Hatice Sultan Şamlıoğlu</strong> da bu alana eser kazandıran yazarlarımızdan. 2022 yılında yayımlanan öykü kitabı Göçebe, 39'uncu TÜYAP Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı'nda okurlarla buluştu. 2026 yılında ise ilk çocuk kitabı Mozaik: Parça Parça Ben yayımlandı. En çok çocukların yaşadığı bu önemli meseleye ilişkin aşılamayı, en doğru zamanda çocuk okurlarına yöneltiyor.</p>
<p>1986 yılında Almanya'da doğdu Şamlıoğlu. Eberhard Karls Universität Tübingen'de İngilizce ve Tarih Öğretmenliği alanlarında çift anadal, ardından İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisans yaptı. Türkçe, Almanca, İngilizce ve Lazca bilen yazar, çok kültürlü yaşam deneyimini eserlerine yansıtarak kimlik, aidiyet ve kültürlerarası etkileşim temaları üzerine çalışmalar yürütüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kahramanmaras-bir-kente-yakisan-en-guzel-iki-unvana-sahip-85089</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/9/1280x720/2024te-kitap-dunyasinda-zirveye-cikanlar-1741689533.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ kahramanmaraş, bir kente yakışan en güzel iki ünvana sahip ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanliktan-666-milyar-tllik-kira-sertifikasi-ihraci-85083</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 18:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlıktan 66,6 milyar TL&#039;lik kira sertifikası ihracı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, 66 milyar 589,5 milyon lira tutarında 12 Ağustos 2026 valörlü, 9 Ağustos 2028 itfa tarihli Türk lirası gecelik katılım referans getiri oranına (TLREFK) endeksli kira sertifikası ihracı gerçekleştirildiğini duyurdu.</p>
<p>Bakanlığın internet sitesinde yayımlanan duyuruya göre, kira sertifikası almaya hak kazanan banka veya kamu kurum ve kuruluşlarına, satış tutarları bilgisi Merkez Bankası Ödeme Sistemleri İhale Sistemi vasıtasıyla iletilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanliktan-666-milyar-tllik-kira-sertifikasi-ihraci-85083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/hazine-ve-maliye-1763361678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, 66,6 milyar liralık kira sertifikası ihraç etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sidemir-sivas-ile-kayapali-nilufer-turizm-satiliyor-85081</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 18:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sidemir Sivas ile Kayapalı Nilüfer Turizm satılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sidemir Sivas Demir Çelik Ticari ve İktisadi Bütünlüğü ile Kayapalı Nilüfer Turizm Araçları Ticari ve İktisadi Bütünlüğü ile ilgili satış ilanları Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) ilanlarına göre, ihalelerde kapalı zarf ve açık artırma usulleri birlikte uygulanacak.</p>
<p>Muhammen bedeli 1 milyar 177 milyon lira olarak belirlenen Sidemir Sivas Demir Çelik Ticari ve İktisadi Bütünlüğü'nün ihalesine katılabilmek için 117 milyon 700 bin lira teminat yatırılması ve 1 Eylül saat 16.00'ya kadar teklif verilmesi gerekiyor. İhale, 2 Eylül saat 14.00'te TMSF'nin Esentepe'deki binasında düzenlenecek.</p>
<p>Söz konusu bütünlüğün kapsamı Sidemir Sivas Demir Çelik İşletmeleri AŞ’nin demir çelik üretimine özgülenmiş faaliyetleri ile bağlantılı varlıklardan oluşuyor.</p>
<p>Kayapalı Nilüfer Turizm Araçları Ticari ve İktisadi Bütünlüğü ihalesinde ise muhammen bedel 24 milyon 656 bin lira olarak tespit edildi.</p>
<p>Bütünlüğün kapsamı, Kayapalı Nilüfer Turizm Seyahat ve Otobüs İşletmeciliği Ticaret Limited Şirketi’ne ait 95 adet muhtelif marka ve modeldeki araçtan oluşuyor.</p>
<p>Katılım için 2 milyon 465 bin 600 lira teminat yatırılması gereken ihaleye 25 Ağustos saat 16.00'ya kadar teklif verilmesi şartı konuldu. İhale, 26 Ağustos saat 11.00'de TMSF'nin Esentepe'deki binasında düzenlenecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sidemir-sivas-ile-kayapali-nilufer-turizm-satiliyor-85081</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/tmsf.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMSF, Sidemir Sivas Demir Çelik ile Kayapalı Nilüfer Turizm&#039;i satışa çıkardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsekten-sanayi-uretimi-degerlendirmesi-guclu-artis-ve-iyilesme-donusumun-somut-gostergesi-85036</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 14:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek&#039;ten sanayi üretimi değerlendirmesi: Güçlü artış ve iyileşme dönüşümün somut göstergesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan haziran ayı sanayi üretim endeksi verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Şimşek sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:</p>
<p>"Zorlu küresel koşullara rağmen sanayi üretimimiz ikinci çeyrekte yıllık yüzde 1,9 büyüdü. Bu dönemde yüksek teknoloji sektörlerinde üretim yüzde 3,9 arttı; orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı haziran itibarıyla yüzde 44,5'e ulaştı.</p>
<p>Katma değerli üretimdeki güçlü artış ve ihracat kompozisyonundaki iyileşme, sanayideki dönüşümün somut göstergeleridir. </p>
<p>Verimlilik odaklı politikalarımızla küresel değer zincirlerinde daha üst basamaklara çıkmayı sürdüreceğiz." </p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Zorlu küresel koşullara rağmen sanayi üretimimiz ikinci çeyrekte yıllık yüzde 1,9 büyüdü. Bu dönemde yüksek teknoloji sektörlerinde üretim yüzde 3,9 arttı; orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı haziran itibarıyla yüzde 44,5'e ulaştı.… <a href="https://t.co/7RbdA9IDtS">pic.twitter.com/7RbdA9IDtS</a></p>
— Mehmet Simsek (@memetsimsek) <a href="https://x.com/memetsimsek/status/2086746261130973682?ref_src=twsrc%5Etfw">August 10, 2026</a></blockquote>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsekten-sanayi-uretimi-degerlendirmesi-guclu-artis-ve-iyilesme-donusumun-somut-gostergesi-85036</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/4/1280x720/simsek-1781329278.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haziran ayına ilişkin sanayi üretim endeksini değerlendiren Bakan Şimşek, &quot;Katma değerli üretimdeki güçlü artış ve ihracat kompozisyonundaki iyileşme, sanayideki dönüşümün somut göstergeleridir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kapeks-kimya-talep-toplamaya-baslayacak-85033</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KAPEKS Kimya talep toplamaya başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Madencilik, taş ocakları ve altyapı sektörlerine yönelik ürün ve mühendislik çözümleri sunan KAPEKS Kimya, 12-13-14 Ağustos'ta pay başına 94 lira sabit fiyatla halka arz için talep toplayacak.</p>
<p>Şirketin halka arz sürecine ilişkin düzenlediği basın toplantısında, tamamı sermaye artırımı yoluyla gerçekleştirilecek halka arzda 25,1 milyon lira nominal değerli payın satışa sunulacağı belirtildi. Halka arz büyüklüğünün yaklaşık 2 milyar 359 milyon lira, halka açıklık oranının ise yüzde 20,06 olması öngörülüyor.</p>
<p>1996'da Ankara'da kurulan şirketin halka arzı, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) ve Ziraat Yatırım liderliğinde, Yatırım Finansman Menkul Değerler eş liderliğinde oluşturulan konsorsiyum aracılığıyla gerçekleştirilecek.</p>
<p>Halka arzdan elde edilecek fonun tamamı şirkete kalacak. KAPEKS, gelirin yaklaşık yüzde 40-50'sini yeni üretim tesisi, yatırım fırsatları ve mevcut hatlardaki otomasyon yatırımlarına, yüzde 50-60'ını ise ham madde tedariki ve işletme sermayesinin güçlendirilmesine ayırmayı planlıyor.</p>
<p>Şirket, yurt içi ve yurt dışında yeni üretim tesisi ve depo yatırımları, şirket satın almaları, kapasite artışı ve ürün geliştirme yatırımlarını da büyüme planları kapsamında değerlendiriyor.</p>
<p>Verilen bilgiye göre şirket, 2025'te 3,84 milyar lira gelir elde ederken, hasılatının yaklaşık yüzde 16'sını ihracattan sağladı. Şirket, Çankırı'nın Şabanözü ilçesindeki tesislerinde ANFO, emülsiyon patlayıcılar, elektriksiz ve elektronik kapsül ile şok tüp üretiminin yanı sıra jeoteknik analiz, patlatma tasarımı, saha izleme ve veri analitiği çözümleri sunuyor.</p>
<p>Şirketin yıllık 28 bin 512 kilometre kapasiteli ilk şok tüp hattında üretim sürerken, 38 bin 800 kilometre ilave kapasite sağlayacak ikinci hat için yatırımlar devam ediyor. İkinci hatta 2026 sonuna kadar üretim denemelerine başlanması hedefleniyor.</p>
<p>KAPEKS, uluslararası faaliyetlerini Liberya ve Özbekistan'daki operasyonlarıyla da sürdürüyor.</p>
<p><strong>"Teknoloji, mühendislik ve insan kaynağını merkeze aldık"</strong></p>
<p>KAPEKS Kimya Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Kaya, halka arz tanıtım toplantısında yaptığı açıklamada, yaklaşık 30 yıldır sivil amaçlı patlayıcı maddeler sektöründe faaliyet gösterdiğini, kariyeri boyunca Orta Asya, Orta Doğu ve Avrupa'da görev yaptığını söyledi.</p>
<p>Şirketin vizyonunda teknoloji, mühendislik ve insan kaynağının temel unsur olduğunu belirten Kaya, "KAPEKS'in en değerli varlığının yöneticileri ve çalışanları olduğunu biliyoruz." dedi. Kaya, yatırım ve büyümenin süreklilik gerektirdiğini, şirketin yeni yatırımlarını sürdürmeyi hedeflediğini kaydetti.</p>
<p><strong>"15'ten fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz"</strong></p>
<p>KAPEKS Kimya İcra Kurulu Başkanı Özkan Düzgün de şirketin bu yıl 30'uncu kuruluş yılını kutladığını belirterek, ana üretim tesislerinin Çankırı'nın Şabanözü ilçesinde yaklaşık 1 milyon metrekarelik alanda bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Düzgün, sivil amaçlı patlayıcı maddelerin madenciliğin yanı sıra baraj, metro, kara yolu tünelleri ve hızlı tren projeleri ile çimento ve agrega üretiminde kullanıldığını, şirketin bu alanlarda mühendislik ve teknoloji desteği de sağladığını kaydetti.</p>
<p>Yenilenebilir enerji yatırımları, yarı iletken ve çip teknolojileri, nadir toprak elementleri, değerli metaller ve savunma sanayisindeki gelişmelerin yer altı kaynaklarına olan ihtiyacı artırdığına dikkati çeken Düzgün, madenciliğin sürdürülebilir üretim açısından kritik önem taşıdığını ifade etti.</p>
<p>Şirketin yurt dışı faaliyetlerine ilişkin de bilgi veren Düzgün, "Yaklaşık 3 kıtada 15'ten fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Satışlarımızın yüzde 15-16'sı şu anda ihracattan oluşuyor." dedi.</p>
<p>Özbekistan'daki yatırımların devam ettiğini belirten Düzgün, Manisa'da yaklaşık 1 milyon 200 bin metrekarelik alanda tesisleşmeyi planladıklarını, ilerleyen dönemde oluşabilecek fırsatlara bağlı olarak teknoloji ve savunma sanayisi alanlarında da yatırımları değerlendirebileceklerini söyledi.</p>
<p><strong>"Halka arzda ortak satışı olmayacak"</strong></p>
<p>TSKB Sermaye Piyasaları Müdürü Aydın Ünüvar ise şirketin net nakit pozisyonunda bulunduğunu ve katılım endeksi kriterlerini karşıladığını belirterek, halka arzın tamamının sermaye artırımı yoluyla yapılacağını ve ortak satışı olmayacağını vurguladı.</p>
<p>Ünüvar, tahsisatın yüzde 50'sinin yurt içi bireysel, yüzde 25'inin yurt içi kurumsal, yüzde 20'sinin yurt dışı kurumsal ve yüzde 5'inin yüksek başvurulu yatırımcılara ayrıldığını, Ziraat Yatırım tarafından 15 gün süreyle fiyat istikrarı işlemlerinin uygulanmasının planlandığını kaydetti.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kapeks-kimya-talep-toplamaya-baslayacak-85033</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/3/1280x720/663-1786362807.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 12 Ağustos&#039;ta talep toplamaya başlayacak olan KAPEKS Kimya&#039;nın halka arz büyüklüğünün yaklaşık 2,4 milyar 359 lira olacağı tahmin ediliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vakif-katilimdan-ikinci-ceyrekte-52-milyar-lira-net-kar-85032</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 13:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vakıf Katılım&#039;dan ikinci çeyrekte 5,2 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vakıf Katılım, yılın ikinci çeyreğine ait finansal sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Sonuçlara göre Vakıf Katılım, yılın ilk yarısında 628,1 milyar lira fon topladı ve ekonomiye nakdi ve gayri nakdi 661,6 milyar lira finansman desteği sağladı.</p>
<p>Yılın ikinci çeyreğinde net kârını 5,2 milyar liraya çıkaran banka, aynı dönemde 922,4 milyar liralık aktif büyüklüğe ulaştı.</p>
<p>Vakıf Katılım söz konusu dönemde aktif büyüklükte 2025 sonuna göre yüzde 17,6'lık bir büyüme sergiledi.</p>
<p><strong>"Ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sağlamaya devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Vakıf Katılım Genel Müdürü Mehmet Ali Akben, yılın ikinci çeyreğini başarılı şekilde tamamladıklarını belirtti.</p>
<p>Banka olarak temel önceliklerinin, topladıkları fonları üretimi, yatırımı ve istihdamı destekleyecek alanlara yönlendirerek reel ekonomiye kalıcı değer üretmek olduğunu vurgulayan Akben, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu kapsamda yılın ilk yarısında toplam 628,1 milyar lira fon toplarken, reel sektöre sağladığımız nakdi ve gayri nakdi finansman desteğini 661,6 milyar lira seviyesine ulaştırdık. Aktif büyüklüğümüzü ise yıl sonuna göre yüzde 17,6 artırarak 922,4 milyar liraya yükselttik. Elde ettiğimiz bu sonuçlar, dengeli büyüme stratejimizin, müşteri odaklı hizmet anlayışımızın ve güçlü operasyonel kabiliyetimizin önemli bir göstergesi niteliğinde.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde de katılım bankacılığının değer odaklı yaklaşımından güç alarak, müşterilerimizin finansal ihtiyaçlarına etkin çözümler sunmaya ve belirlenen Orta Vadeli Plan (OVP) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ekonomi politikaları çerçevesinde ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sağlamaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vakif-katilimdan-ikinci-ceyrekte-52-milyar-lira-net-kar-85032</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/mehmet-ali-akben-1779264183.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vakıf Katılım&#039;ın yılın ikinci çeyreğinde 5,2 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Mehmet Ali Akben, &quot;Elde ettiğimiz sonuçlar, dengeli büyüme stratejimizin, müşteri odaklı hizmet anlayışımızın ve güçlü operasyonel kabiliyetimizin önemli bir göstergesi niteliğinde.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/erdemirin-satis-gelirleri-yuzde-104-artti-85031</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 13:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdemir&#039;in satış gelirleri yüzde 10,4 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çelik üreticisi Erdemir, 2026'nın ilk yarısına ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Buna göre, yüksek üretim disiplini ve operasyonel verimliliğe odaklanan şirket, yılın ilk yarısında tüm temel göstergelerde büyüme kaydetti.</p>
<p>Söz konusu dönemde şirketin satış gelirleri 2025'in aynı dönemine göre yüzde 10,4 artarak 2 milyar 801 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Şirket net kârını, yılın ilk yarısında 2025'in aynı dönemine göre 46 milyon dolardan 201 milyon dolara çıkarırken, ham çelik kapasite kullanım oranında ise yüzde 95'e ulaştı.</p>
<p>Faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr (FAVÖK) marjını yüzde 10 seviyesinde koruyan Erdemir, üretimini 4,3 milyon tona, satışlarını ise 4,2 milyon tona yükseltti. Açıklanan verilere göre şirket, elde ettiği satış hacminin yüzde 14,2'sini doğrudan ihracat hanesine yazdırdı.</p>
<p>Erdemir Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş, yakalanan güçlü performansın sadece kapasiteyle değil, "akıllı üretim" vizyonuyla gerçekleştiğini belirtti.</p>
<p>Yalçıntaş, "Sadece çok değil, akıllı ve verimli üretiyoruz. Başlattığımız 'İş'te Dönüşüm Programı' ile yapay zeka ve ileri veri analitiğini süreçlerimizin merkezine aldık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Özellikle demir üretiminde kullandıkları "Dijital İkiz" modellemeleriyle maliyetleri düşürdüklerini, dünyada örnek gösterilecek bir optimizasyona imza attıklarını aktaran Yalçıntaş, eş zamanlı olarak iş süreçlerini de yapay zeka yetkinlikleriyle donattıklarını vurguladı.</p>
<p>Türk sanayisinin dışa bağımlılığını azaltmayı birincil görev olarak gördüklerinin altını çizen Yalçıntaş, savunma sanayisi ve yeşil dönüşüm hedeflerine ilişkin şunları kaydetti:</p>
<p>"AR-GE gücümüzle Altay Tankı ve Milli Uçak Gemisi gibi gurur projelerimizin ihtiyaç duyduğu çeliği biz üretiyoruz. Tüm bunları yaparken rotamızı net olarak düşük karbonlu, yeşil çelik olarak belirledik. Yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarımızla sektörün lideri olmanın sorumluluğunu taşıyor, ülkemiz sanayisi için güven unsuru olmaya kararlılıkla devam ediyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/erdemirin-satis-gelirleri-yuzde-104-artti-85031</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/1/1280x720/murat-yalcintas-1786362180.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Erdemir&#039;in satış gelirlerinin geçen yıla göre yüzde 10,4 artışla 2,8 milyar dolara yükseldiği bildirildi. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş, &quot;AR-GE gücümüzle Altay Tankı ve Milli Uçak Gemisi gibi gurur projelerimizin ihtiyaç duyduğu çeliği biz üretiyoruz. Tüm bunları yaparken rotamızı net olarak düşük karbonlu, yeşil çelik olarak belirledik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ihracatci-rekor-kiriyor-ama-memnun-degil-85024</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 12:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçı rekor kırıyor ama memnun değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can, yönetim kurulu üyeleriyle birlikte düzenlediği toplantıda Temmuz ayı ihracat rakamlarını değerlendirdi.</p>
<p>Haziran ve Temmuz aylarında peş peşe tüm zamanların ihracat rekorlarının kırıldığını belirten Can, ‘’2026 Temmuz ayında gerçekleşen 291 milyon 164 bin 253 Dolar ihracatla tüm zamanların rekoru kırıldı. Birliğimiz tüm zamanların rekorunu bir önceki ayda yani 274 milyon 266 bin 92 Dolar ihracat gerçekleşen Haziran ayında da kırmıştı. Son iki ayda tüm zamanların rekorunu iki defa ardı ardına kırma başarısı gösterdik. Yılsonu 3 milyar dolar ihracat hedefini yakalarız. TİM’de 13 birlik arasında ilk sıralardayız. Emeği geçen tüm firmalarımızı gönülden kutluyorum’’ dedi.</p>
<p>Yılın 7 aylık döneminde Batı Akdeniz bölgesinden yapılan ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 10,28 artarak 1 milyar 763 milyon 499 bin 520 dolar gerçekleştiğini ifade eden Can, miktar bazında son dört yıldır sürekli düşüş yaşandığına dikkat çekti. Can, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Değer bazında ihracatta rekorlar kırdık ama miktar bazında düşüşler devam ediyor. Maliyetlerin yükselmesi, döviz kurunun baskılanmaya devam edilmesi nedeniyle ihracatçı bu tablodan memnun değil. 1 Ocak - 31 Temmuz 2026 tarihleri arasında ihracat kilogram miktar bazında yüzde 5,89 geriledi. Yaş meyve sebze sektörümüz kilogram miktar bazında yüzde 15,44 oranında düşüş gösterdi. En fazla ihracat yapan 6. sektörümüz hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü kilogram miktar bazında yüzde 33,87, çimento, cam seramik ve toprak ürünleri yüzde 21,21 düştü.’’</p>
<p><strong>"Türkiye pazarlarını kaybediyor"</strong></p>
<p>Yüksek girdi maliyetleri, ABD-İsrail ve İran ile Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşlar maliyetleri çok yüksek rakamlara çıkmasına yol açtığını anlatan Mehmet Ali Can, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Miktardaki azalmanın nedenleri mazot şu an için 80 TL’yi geçti. Paketleme, lojistik ve işçi maliyetleri artıyor. Finansa erişimde güçlük yaşıyoruz. Ülkemizin çevresindeki savaşlar ve döviz kurunun baskılanması, iç piyasa ile ihracat rakamları aynı seviyeye geldi. Ukrayna, Türk domates ve salatalığa anti damping vergisi uyguluyor. İhracatçı fiyat tutturmakta zorlanıyor.  3 yıldır yüksek maliyetlerle boğuşuyoruz. İhracat yapan firma azalıyor.  Süreç böyle giderse Türkiye hızla ‘tarımsızlaşma’ riski ile karşı karşıya. Yaş meyve sebzede ve mermerde pazarı kaybediyoruz. Üretim azalıyor. Türkiye Avrupa’da tedarikçi iken şimdi tamamlayıcı rol alıyor.’’</p>
<p><strong>"Mermerde Çin pazarını da kaybettik, en büyük rakip İran"</strong></p>
<p>BAİB Başkan Yardımcısı Mustafa Küçükyaman da blok mermer satışında Türkiye’nin Çin pazarını kaybettiğini söyledi. Küçükyaman, ‘’Hürmüz Boğazındaki savaş, Çin’in ekonomik önceliklerini de etkiledi. Çin kendi ülkesinde mermer ocaklarını açmaya başladı. Türkiye mermer ihracatının yüzde 80’ini karşılayan Çin pazarında ihracat payımız yüzde 25-30’lara kadar düştü. Savaş sona erdiğinde Mermer de en büyük rakibimiz İran olacak. İran ile Çin arasında sıkı dostluk var. Batı Akdeniz başta olmak üzere birçok mermer ocağı yatırım yapamıyor. Enerji maliyetleri çok yükseldi. Bu nedenle işletmeler vardiya sayılarını azaltmaya başladı. Enerji ve iş gücü maliyetleri en yüksek rakamlarda’’ dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ihracatci-rekor-kiriyor-ama-memnun-degil-85024</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/4/1280x720/ihracatci-rekor-kiriyor-ama-memnun-degil-1786353983.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son üç yıldır ihracat miktarında düşüş yaşanırken değerde rekor kırılıyor, ancak ihracatçılar döviz kuru, maliyetlerin yüksek olması ve savaş gibi nedenlerden dolayı memnun değil. Batı Akdeniz İhracatçı Birliği Başkanı Mehmet Ali Can, ‘’İhracatta rekor kırıyoruz ama ihracatçı menün değil, pazarlarımızı kaybediyoruz’’ uyarısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/emlak-katilimdan-ilk-yarda-89-milyar-lira-net-kar-85030</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emlak Katılım&#039;dan ilk yarda 8,9 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Emlak Katılım, 2026'nın ilk yarısına ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Buna göre, faaliyet alanlarını çeşitlendirmeye devam eden şirket, etkin bilanço yönetimi ve verimlilik odaklı stratejileriyle sürdürülebilir büyümesini desteklerken mali yapısını daha da güçlendirdi.</p>
<p>Şirketin Türkiye ekonomisine katkısının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 75 artışla 362 milyar lira olduğu belirtildi.</p>
<p>Emlak Katılım'ın net kârı bu yılın ilk yarısında 2025'in ilk 6 ayına göre yüzde 17 artışla 8,9 milyar liraya çıktı.</p>
<p>Aktif büyüklüğünü yüzde 56 artışla 464 milyar liraya ulaştıran şirket, toplanan fonlarını yüzde 53 artışla 344 milyar liraya yükseltti.</p>
<p>Kullandırılan fon büyümesi aynı dönemde yüzde 89 düzeyinde gerçekleşen şirketin, yüzde 17,80'lik sermaye yeterliliği oranıyla da sektördeki konumunu pekiştirdiği vurgulandı.</p>
<p>Açıklanan verilere göre sermaye yapısı ve etkin risk yönetimiyle desteklenen operasyonel faaliyetleri sayesinde Emlak Katılım'ın 2026'nın ilk yarısında öz kaynak kârlılığı yüzde 48,70 oldu.</p>
<p>Şirketin 2026'nın ikinci çeyreğinde yurt içinde ihraç ettiği kira sertifikası hacmi, geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 155'lik artışla 26,2 milyar lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Banka, aracılığını üstlendiği şirket sukuku ihraçlarında yılın ikinci çeyreğinde 12,3 milyar liralık ihraç gerçekleştirdi. Emlak Katılım, dolaşımdaki 15,5 milyar lira tutarındaki sukuk bakiyesiyle yüzde 17'lik pazar payını korudu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/emlak-katilimdan-ilk-yarda-89-milyar-lira-net-kar-85030</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/emlak-katilim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emlak Katılım&#039;ın yılın ilk yarısındaki net kârının 8,9 milyar lira olduğu bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tekfen-ile-fernas-ortakligina-544-milyar-liralik-ihale-85021</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 11:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekfen ile Fernas ortaklığına 54,4 milyar liralık ihale</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tekfen Holding'in bağlı ortaklığı Tekfen İnşaat ve Tesisat AŞ'nin Fernas İnşaat AŞ ile oluşturduğu iş ortaklığının, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından 54 milyar 411,6 milyon liralık ihale aldığı bildirildi.</p>
<p>İhale hakkında Kamuyu Aydınlatma Platformuna yapılan açıklamada, şirketin bağlı ortaklığı ​​​​​​​Tekfen İnşaat ve Tesisat AŞ'nin, Fernas İnşaat AŞ ile oluşturduğu iş ortaklığı Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğünce gerçekleştirilen Pursaklar-Esenboğa Raylı Sistem Hattı İnşaat ve Elektromekanik Sistemler Temin, Montaj ve İşletmeye Alma İşi ihalesinde verilen KDV hariç 54 milyar 411 milyon 643 bin 707 lira tutarındaki teklifin geçerli teklifler arasında en yüksek puana sahip ekonomik açıdan en avantajlı teklif olarak değerlendirilmesi sonucunda, ihalenin söz konusu iş ortaklığına ihale edildiği ve İhale Komisyonunca onaylandığı bildirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tekfen-ile-fernas-ortakligina-544-milyar-liralik-ihale-85021</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/tekfen-holding.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekfen İnşaat&#039;ın Fernas İnşaat ile oluşturduğu ortaklık, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından 54 milyar 411,6 milyon liralık ihale aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/en-fazla-aylik-reel-getiri-mevduat-faizinde-85020</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 11:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> En fazla aylık reel getiri mevduat faizinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait "finansal yatırım araçlarının reel getiri oranları"nı açıkladı.</p>
<p>Buna göre, temmuzda aylık en yüksek reel getiri, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 1,55, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 1,29 oranlarıyla mevduat faizinde (brüt) görüldü.</p>
<p>Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde, yatırım araçlarından devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) yüzde 1,15, dolar yüzde 0,23 ile yatırımcısına reel getiri sağlarken avro yüzde 0,62, BIST 100 endeksi yüzde 2,36 ve külçe altın yüzde 4,55 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) yüzde 0,89 ile yatırımcısına reel getiri sağlarken dolar yüzde 0,03, avro yüzde 0,87, BIST 100 endeksi yüzde 2,61 ve külçe altın yüzde 4,79 oranlarında yatırımcısının kaybetmesine yol açtı.</p>
<p>Mevduat faizi (brüt) üç aylık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 3,08, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 4,7 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak hesaplandı.</p>
<p>Aynı dönemde külçe altın Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 14,94, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 13,61 ile yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.</p>
<p>Altı aylık değerlendirmeye göre mevduat faizi (brüt), Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 1,58, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 1,99 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak öne çıktı.</p>
<p>Külçe altın ise Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 20,55, TÜFE ile indirgendiğinde de yüzde 20,22 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı olarak görüldü.</p>
<p><strong>Yıllık en yüksek reel getiri külçe altında</strong></p>
<p>Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde, külçe altın Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 11,37, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 8,05 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.</p>
<p>Yıllık değerlendirmede Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yatırım araçlarından BIST 100 endeksi yüzde 5,88, DİBS yüzde 4,26 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 1,74 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken dolar yüzde 8,43 ve avro yüzde 10,49 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise BIST 100 endeksi yüzde 2,73 ve DİBS yüzde 1,16 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken mevduat faizi (brüt) yüzde 1,28, dolar yüzde 11,16 ve avro yüzde 13,15 oranlarında yatırımcısının kayba uğramasına yol açtı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/en-fazla-aylik-reel-getiri-mevduat-faizinde-85020</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/5/1280x720/lira-para-tl-1768566185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre en yüksek aylık reel getiri, yüzde 1,29 ile mevduat faizinde, en yüksek yıllık getiri ise yüzde 8,05 ile külçe altında gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretiminde-yillik-yuzde-14luk-gerileme-85019</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 11:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi üretiminde yıllık yüzde 1,4&#039;lük gerileme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait sanayi üretim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, söz konusu ayda takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 1,4 geriledi.</p>
<p>Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, haziranda madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,6, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 1,5 azalırken elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 1,1 artış gösterdi.</p>
<p>Arındırılmamış sanayi üretim endeksinde de yıllık bazda yüzde 14,4 artış hesaplandı.</p>
<p><strong>Aylık veriler</strong></p>
<p>Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi, söz konusu ayda bir önceki aya kıyasla yüzde 0,1 arttı.</p>
<p>Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, haziran ayında madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 0,5 azalırken imalat sanayi sektörü endeksi aynı kaldı, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 1,5 yükseldi.</p>
<p>TÜİK, bazı aylara ilişkin verilerde revizyona gitti.</p>
<p>Buna göre sanayi üretim endekslerinin takvim etkisinden arındırılmış yıllık değişim oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yıllar/Aylar</td>
<td>Ocak</td>
<td>Şubat</td>
<td>Mart</td>
<td>Nisan</td>
<td>Mayıs</td>
<td>Haziran</td>
<td>Temmuz</td>
<td>Ağustos</td>
<td>Eylül</td>
<td>Ekim</td>
<td>Kasım</td>
<td>Aralık</td>
</tr>
<tr>
<td>2023</td>
<td>4</td>
<td>-8,8</td>
<td>0,4</td>
<td>-1,4</td>
<td>0,3</td>
<td>0,9</td>
<td>8,3</td>
<td>3,6</td>
<td>5,2</td>
<td>2,6</td>
<td>2</td>
<td>2,3</td>
</tr>
<tr>
<td>2024</td>
<td>1,3</td>
<td>11,2</td>
<td>4,3</td>
<td>-1</td>
<td>0</td>
<td>-5</td>
<td>-3,8</td>
<td>-5</td>
<td>-2,2</td>
<td>-2,9</td>
<td>1,7</td>
<td>7</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>1,1</td>
<td>-2</td>
<td>2,3</td>
<td>3</td>
<td>4,8</td>
<td>8,2</td>
<td>4,9</td>
<td>7,1</td>
<td>3</td>
<td>2,1</td>
<td>2,2</td>
<td>-2,1</td>
</tr>
<tr>
<td>2026</td>
<td>-1,9</td>
<td>2,2</td>
<td>-1,2</td>
<td>6,1</td>
<td>-0,1</td>
<td>-1,4</td>
<td> </td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretiminde-yillik-yuzde-14luk-gerileme-85019</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-sanayii.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre sanayi üretim endeksi, aylık bazda yüzde 0,1 artarken yıllık bazda yüzde 1,4 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyetleri-haziranda-yuzde-045-artti-85018</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 11:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat maliyetleri haziranda yüzde 0,45 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran dönemine ait inşaat maliyet endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, haziranda bir önceki aya kıyasla yüzde 0,45, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,66 yükseldi.</p>
<p>Aylık bazda malzeme endeksi yüzde 1,68 artarken işçilik endeksi yüzde 1,66 azaldı.</p>
<p>Yıllık bazda malzeme endeksi yüzde 27,78, işçilik endeksi yüzde 30,25 artış gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı maliyet endeksi, haziranda bir önceki aya göre yüzde 0,96, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,54 artış kaydetti.</p>
<p>Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 2,44 arttı, işçilik endeksi yüzde 1,49 azaldı. Geçen yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 27,78, işçilik endeksi yüzde 29,87 arttı.</p>
<p>Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksi, haziranda bir önceki aya göre yüzde 1,15 azaldı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 29,06 artış görüldü.</p>
<p>Söz konusu yapılarda bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 0,57, işçilik endeksi yüzde 2,26 azaldı. Malzeme endeksi, haziranda yıllık bazda yüzde 27,79, işçilik endeksi yüzde 31,61 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyetleri-haziranda-yuzde-045-artti-85018</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/7/1280x720/insaat-1768207410.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre inşaat maliyet endeksi aylık bazda yüzde 0,45, yıllık yüzde 28,66 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-ihracat-pazarlari-iklim-endeksi-18-puanlik-yukselis-85017</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 11:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO Türkiye İhracat Pazarları İklim Endeksi&#039;nde 1,8 puanlık yükseliş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye imalat sektörünün ana ihracat pazarlarındaki faaliyet koşullarını ölçen İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi'nin temmuz sonuçları açıklandı.</p>
<p>Endekste eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen tüm rakamlar ihracat ikliminde iyileşmeye, 50'nin altındaki değerler ise bozulmaya işaret ediyor.</p>
<p>Buna göre, haziranda 50,4 olan İSO Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi, temmuzda 52,2'ye yükselerek ihracat pazarlarında talep koşullarının ılımlı şekilde iyileştiğine işaret etti.</p>
<p>Bu, aynı zamanda son sekiz ayın en belirgin iyileşmesi oldu. Böylece ihracat pazarları iklimi Ocak 2024'ten bu yana kesintisiz olarak güçlendi. Temmuzda Türk imalat sektörünün en büyük 10 ihracat pazarından 8'inde ekonomik aktivite arttı, yalnızca Fransa ve Polonya'da ekonomik aktivite geriledi.</p>
<p>En büyük pazar konumundaki Almanya'da üretim, ılımlı düzeyde de olsa son 4 ayda ilk kez büyüme kaydetti. Birleşik Krallık ise yeniden genişlemeye geçti. Bu iki ülkeye yapılan ihracat, Türk imalat sektörünün toplam ihracatının yaklaşık yüzde 15'ini oluşturuyor.</p>
<p><strong>ABD'de ekonomik aktivitedeki büyüme son 9 ayın en yüksek hızına ulaştı</strong></p>
<p>ABD'de ise ekonomik aktivite belirgin şekilde arttı ve büyüme son 9 ayın en yüksek hızına ulaştı. İtalya'da büyüme son 8 ayın en yüksek oranında gerçekleşirken İspanya'da da güçlü seyrederek son 1,5 yılın en yüksek hızında ölçüldü. Romanya'da imalat sanayi üretimi üçüncü çeyreğe ılımlı bir artışla başlayarak temmuzda 25 aylık daralma dönemine son verdi.</p>
<p>Anket kapsamında izlenen ekonomiler içerisinde en sert üretim daralması Mısır'da kaydedildi. Ancak söz konusu daralma, mart ayından bu yana en ılımlı düzeyde gerçekleşti. Buna karşılık, üretimdeki en hızlı artış ise Uganda'da kaydedildi. Bu ülkeyi Tayland ve Singapur yakından takip etti. Ancak üç ekonominin de Türk imalat sanayisi ihracatındaki payı oldukça küçük durumda bulunuyor.</p>
<p>Açıklamada sonuçlara ilişkin değerlendirmeleri yer alan S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye'nin bazı ana ihracat pazarlarından gelen büyüme sinyalleri, küresel ekonominin yılın ikinci yarısına olumlu başladığını açıkça gösteriyor. Önemli ihracat pazarlarının çoğunda ekonomik aktivite temmuzda ya yeniden artışa geçti ya da önceki aya göre ivme kazandı. Bu gelişmeler, imalatçılara yeni iş almak açısından daha fazla fırsat sundu. Öte yandan, Orta Doğu'daki gelişmelere ilişkin devam eden belirsizlik, önümüzdeki aylarda görünümün daha değişken olabileceğine işaret ediyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-ihracat-pazarlari-iklim-endeksi-18-puanlik-yukselis-85017</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/5/1280x720/ihracat-ithalat-1779254330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haziran ayında 50,4 olan İSO Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi, temmuzda 52,2&#039;ye yükseldi. S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, &quot;Türkiye&#039;nin bazı ana ihracat pazarlarından gelen büyüme sinyalleri, küresel ekonominin yılın ikinci yarısına olumlu başladığını açıkça gösteriyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kentsel-donusumun-kilidi-arsa-politikasi-85007</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kentsel dönüşümün kilidi arsa politikası&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’de konut fiyatlarını aşağı çekmenin yolunun yalnızca finansman maliyetlerini veya konut üreticisini konuşmaktan geçmediğini belirten İnşaat Müteahhitleri Sanayicileri ve İş İnsanları Federasyonu (İMSİFED) ile İMSİAD Başkanı Şeref Demir, arsa politikasının yeniden ele alınması çağrısında bulundu.</p>
<p>Konut üretim maliyetlerinde arsanın en önemli kalemlerden biri olduğuna dikkat çeken Demir, imarlı arsaların uzun süre üretime kazandırılmadan bekletilmesinin konut arzını daralttığını ve fiyatları yukarı çektiğini söyledi. Demir, “Arsanın değer kazanması doğaldır ancak yıllarca üretim dışında tutulması hem konut arzını hem de kentsel dönüşümü olumsuz etkiliyor” dedi. İmarlı arsaların yalnızca değer artışı beklenen bir yatırım aracı olmaktan çıkarılarak üretimin parçası haline getirilmesi gerektiğini vurgulayan Demir, yeni bir teşvik modelinin hayata geçirilmesini önerdi. Belirli bir süre içerisinde konut üretimine veya kentsel dönüşüm projelerine kazandırılan imarlı arsalar için vergi avantajları, harç indirimleri ve planlama kolaylıkları sağlanabileceğini belirten Demir, uzun süre tamamen spekülatif amaçlarla üretim dışında tutulan arsalar için ise kamu yararını gözeten mali düzenlemelerin değerlendirilebileceğini ifade etti. Demir, “Üretimi teşvik eden, spekülasyonu azaltan bir modelle hem arsa piyasası daha sağlıklı işler hem de konut üretimi artar” diye konuştu.</p>
<h2><strong>“Kamu arazileri de üretime kazandırılmalı”</strong></h2>
<p>Arsa arzının artırılmasında kamuya da önemli görev düştüğünü dile getiren Demir, atıl durumdaki kamu arazilerinin belirli kriterlerle erişilebilir konut üretiminde değerlendirilmesini önerdi. Şehirlerin gelişim aksları dikkate alınarak altyapısı tamamlanmış yeni yerleşim alanlarının planlanması ve planlı arsa üretiminin artırılması gerektiğini belirten Demir, gelişmiş ülkelerdeki uygulamaların da Türkiye açısından incelenebileceğini söyledi. Demir, “Mülkiyet hakkını sınırlandırmadan, yatırımı engellemeden ve kamu yararını gözeterek Türkiye’nin kendi hukuki ve ekonomik yapısına uygun bir model geliştirilebilir” dedi. Bursa’nın deprem riski nedeniyle kentsel dönüşümün ertelenemez bir gündem olduğunu vurgulayan Şeref Demir, arsa politikasının dönüşüm sürecinden ayrı değerlendirilemeyeceğini söyledi. Demir, “Kentsel dönüşümü hızlandırmak ve vatandaşlarımızı güvenli konutlara kavuşturmak istiyorsak arsa politikalarını da yeniden düşünmek zorundayız” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kentsel-donusumun-kilidi-arsa-politikasi-85007</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/7/1280x720/kentsel-donusumun-kilidi-arsa-politikasi-1786345435.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İMSİFED ve İMSİAD Başkanı Şeref Demir, konut fiyatlarının dengelenmesi ve Bursa’da kentsel dönüşümün hızlanması için arsa politikasının yeniden şekillendirilmesi gerektiğini söyledi. Demir, “Arsa arzı arttıkça fiyatlar dengelenecek, üretim hızlanacak ve vatandaşın konuta erişimi kolaylaşacak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarim-ve-turizmi-tehdit-eden-mikroplastik-kirliligi-uluslararasi-platformlara-tasiniyor-85080</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım ve turizmi tehdit eden mikroplastik kirliliği uluslararası platformlara taşınıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin, Kaleiçi Yat Limanı’nda, kamu kurum ve kuruluş ile yetkililerin de katılımıyla, Akdeniz ve Antalya kıyılarını tehdit eden mikroplastik kirliliği konusunda bilgi verdi.</p>
<p>Antalya kıyılarını tehdit eden mikroplastiklere karşı yürütülen deniz yüzeyi temizliği ve deniz kirliliğiyle mücadele çalışmalarının devam ettiğini belirten Vali Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Son dönemlerde Akdeniz kıyılarımızda gözlenen plastik ve mikroplastik kirliliğini yakından takip ediyor, denizlerimizin ve kıyılarımızın korunması için çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Bakanlık olarak plastik kirliliğini yalnızca kıyılarımıza ulaşan atıklardan ibaret görmüyor, kirliliği kaynağından taşınım yollarına, havzalardan deniz ekosistemine kadar bütüncül bir anlayışla ele alıyoruz. Türkiye Çevre Ajansı ile Akdeniz’de deniz yüzeyinde ve kıyılarımızda biriken plastik atıklara yönelik temizlik çalışmalarımızı gerçekleştiriyoruz.’’</p>
<p><strong>"Denizden 325 bin ton çöp toplandı"</strong></p>
<p>Deniz süpürgesiyle başta plastik parçaları olmak üzere ambalaj atıkları, köpük, odunsu materyaller ve diğer yüzer katı atıkların toparlanarak kontrollü şekilde deniz ortamından uzaklaştırıldığını ifade eden Vali Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’İlk 10 günlük çalışma kapsamında toplam 27 metreküp atık toplandı. Sıfır Atık Mavi girişimiyle de denizlerimizde sürekli bir temizlik çalışması yapıyoruz. Bu kapsamda bugüne kadar denizlerden 325 bin ton fazla deniz çöplüğü topladık. Akdeniz’imizi, kıyılarımızı ve tüm denizlerimizi plastik kirliliğinden korumak için hem kaynağından önlemeye hem de sahada temizlemeye devam edeceğiz. Mavi Vatanımızı korumak için teyakkuz halindeyiz.  Karasal tesislerde de gece gündüz baskın denetimlerler yapılıyor.  Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekipleri başta Alanya Konaklı sahili, Kleopatra Plajı, Payallar Sahili, Avsallar sahili, Kumluca ve Kemer Phaselis sahili olmak üzere ilimiz sahillerinde parçalanmış plastik atıkların bulunduğu ve buna bağlı kirlilik oluştuğuna yönelik şikayetler üzerine denetim ekiplerimizce öncelikle kirliliğin kaynağından tespitine yönelik saha çalışmalarına başlanmıştır. Plastik kırarak geri kazanım faaliyeti gerçekleştiren işletmelere ve ayrıca izinsiz olarak faaliyet gösterdiğinden şüphe duyulan, merdiven altı olarak tanımlanabilecek işletmelere gündüz ve gece saatlerinde habersiz şekilde baskın denetimler gerçekleştirilmiştir.’’</p>
<p><strong>"İddialar araştırılıyor"</strong></p>
<p>Antalya Su ve Atıksu (ASAT) Genel Müdürlüğü’nden atık su arıtma tesislerinin giriş yapılarının kontrol edilmesi ve plastik kırıntı atıklarının tespit edildiği bölgelerde hat boyunca takibinin yapılarak kaynakların tespit edilmesinin istendiğini belirten Vali Hulusi Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü.</p>
<p>‘’İlimizde bulunan merkezi atık su arıtma tesislerinin denetim amaçlı numune alımı işlemlerimiz de devam etmektedir. Alınan  numeneler inceleniyor. Plastik kırıntılarının preslenerek levha haline getirildiği, bu levhalarla eşya taşımaya yönelik palet üretiminin yapıldığı, bu işlemin Ankara, Konya ve Aydın illerimizde yapıldığı yönünde duyumlar alınmıştır. Bu hususta da ilgili illerimizle temas halindeyiz. Ayrıca gemi taşımacılığında kullanım durumuna ilişkin ise liman tesislerimizde inceleme ve denetimlerimiz sürmektedir.’’</p>
<p><strong>"Açık denizde plastik kırıntıları tespit edildi"</strong></p>
<p>Sahil Güvenlik ekiplerinin açık denizde yaptığı denetimler hakkında da bilgi veren Vali Şahin, ‘’Vatandaşlarımızca yoğun şekilde iletilen, teknelerin uzaklaşmasının hemen ardından sahillerde kirliliğin arttığına, teknelerin atıklarını öğüterek denize bıraktığına yönelik hususlar Sahil Güvenlik Komutanlığı görevlilerimizce değerlendirilmektedir. Sahil Güvenlik ekiplerimizle kirliliğin yoğunlaştığı bölgelerde tekne ile bölgelere ulaşılmış ve sahillere vuran plastik kırıntıları ve benzer özellik gösteren atık malzemelerin deniz açığında serbest şekilde bulunduğu tespit edilmiştir" dedi.</p>
<p>-29 Irmak Kirlilikten Korunacak</p>
<p>Teknelerden kaynaklanan kirliliklerle ilgili İl Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Liman Başkanlıklarından oluşan komisyonun Kemer G-Marina, Alanya Limanı ve Alanya Balıkçı Barınağı'nda denetim ve incelemeler gerçekleştirdiğini anlatan Vali Şahin, 29 ırmağın kirlilikten korunacağını söyledi.</p>
<p>Deniz Çöpleri İl Eylem Planı (2025–2030) çerçevesinde dere ağızlarında bariyer sisteminin kurulduğunu anlatan Vali Hulusi Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Deniz çöplerinin önemli bir bölümünün akarsular vasıtasıyla denize taşındığı dikkate alınarak akarsu ağızlarında atıkların denize ulaşmadan tutulmasına yönelik çalışmalar kapsamında Antalya Büyükşehir Belediyesi Finike ilçesindeki Acısu ve Akçay akarsularında atık toplama bariyerlerini kurmuş ve bariyerler aktif olarak kullanılmaktadır. Bu bariyer uygulamalarını artırarak devam ediyoruz ve 29 büyük ırmağımızda tamamlayacağız. Bu konuda da bir komisyon oluşturduk.</p>
<p>Tekne ve ekipman takviyeleri artırılıyor. "Büyükşehir Belediyemizde 1 adet deniz süpürgesi bulunuyor. Deniz Çöpleri İl Eylem Planı çerçevesinde 1 adet yeni deniz süpürgesi temini sürecini de Büyükşehir yürütüyor. Valiliğimiz koordinasyonunda yürütülen Mavi Akdeniz İnisiyatifi Projesi kapsamında, deniz çöpleriyle mücadelede mevcut kapasitenin güçlendirilmesi için başta Büyükşehir Belediyemiz olmak üzere ilgili kurumlara gerekli talimatlar verilmiştir. Ayrıca teknelerden kaynaklı kirliliğin engellenmesi amacıyla atık alım gemisinin Antalya’da bulunması büyük önem arz etmektedir. Büyükşehir Belediyemizin bir tane teknesi var çalışıyor. Çevre Ajansı’ndan bir tekne daha geldi. İkinci tekne de perşembe günü gelecek ve ihtiyaç olduğu sürece de burada kalacak."</p>
<p><strong>"Mikroplastik kirliliği uluslararası platformlara taşınıyor"</strong></p>
<p>Mikroplastik kirliliğine karşı uluslararası ölçekte de yaklaşıldığını kaydeden Vali Şahin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Bu konuyu çok ciddiye alıyor ve çok sıkı bir şekilde takip ediyoruz. Bunların bir kısmı kendi ülkemiz içerisinde olanlar. Bunlarla ilgili çalışmaları yapıyoruz. Bir kısmı da Akdeniz’in başka bölgelerinden, başka ülkelerinden geliyor. Doğu Akdeniz’den gelen Levant akıntısıyla beraber taşınıyor. Bunları da uluslararası platformlarda taşıyoruz. BM İklim Değişikliği Konferansı (COP31) da  bunun için bizim için büyük bir fırsat olacak, burada da dile getirilecek. İstanbul’da 31 Ağustos - 1 Eylül tarihleri arasında çok geniş katılımlı bir çalıştay yapılacak. Bu çalıştayda ilgili bakanlıklar en üst düzeyde temsil edilecek ve mikroplastikler konusu daha detaylı bir şekilde ele alınacak. Belki birtakım yasal düzenlemeler, uluslararası anlaşmalar ve birtakım ihracat-ithalat düzenlemeleri de söz konusu olabilecek.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarim-ve-turizmi-tehdit-eden-mikroplastik-kirliligi-uluslararasi-platformlara-tasiniyor-85080</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/tarim-ve-turizmi-tehdit-eden-mikroplastik-kirliligi-uluslararasi-platformlara-tasiniyor-1786372855.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son günlerde Akdeniz kıyılarında görülen mikroplastik kirliliği tarım ve turizmin lokomotifi Antalya’da, sektörleri tehdit ederken, Antalya Valiliği, milroplastik kirliliğini uluslararası platformlara taşıyacak. Mikroplastiklerin gemilerle taşındığı yönündeki iddiaların araştırıldığını belirten Vali Hulusi Şahin, ‘’Son dönemlerde Akdeniz kıyılarımızda gözlenen plastik ve mikroplastik kirliliğini yakından takip ediyor, denizlerimizin ve kıyılarımızın korunması için çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/carlos-slimin-turkcelldeki-hisse-payi-yuzde-64-oldu-84995</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Carlos Slim&#039;in Turkcell&#039;deki hisse payı yüzde 6,4 oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsada yabancı yatırımcı ilgisinin azaldığından sıkça söz ediyoruz. Durum gerçekten de öyle. Kimse sermaye piyasasında “mıntıka temizliği”nden, ekonomide de enflasyon ve faizle ilgili olumlu gelişmelerden önce “bıyıklı” olanlarının dışında kayda değer bir yabancı girişi beklemesin. Ancak bazen tek bir yatırımcının adımı bile, raporlarda uzun uzun anlatılanlardan daha güçlü bir mesaj verebiliyor. Dünyanın en tanınmış yatırımcılarından Lübnan asıllı Meksikalı Carlos Slim'in son aylarda Turkcell'deki payını artırması da bunlardan biri. ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu'na (SEC) yapılan bildirimlere göre hem Slim'in hem ailesinin hem de şirketlerinin Turkcell'deki payı mart sonunda yüzde 5,1 düzeyindeyken, haziran sonunda yüzde 6,4'e yükseldi. Alımların New York Borsası'nda işlem gören Turkcell ADR'leri üzerinden yapıldığı görülüyor. Bu oran bugün daha da yukarı çıkmış olabilir.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a79677e81da2-1786341246.jpg" alt="" width="700" height="394" />
<figcaption><strong>Meksikalı milyarder Carlos Slim ve ailesi Turkcell'deki paylarını artırıyorlar.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Carlos Slim sıradan bir finansal yatırımcı değil. Meksika'nın telekomünikasyon devi América Móvil'in patronu olan Slim, onlarca yıldır değeri düşük kaldığını düşündüğü şirketlere uzun vadeli yatırım yapmasıyla tanınıyor. Kısa vadeli fiyat hareketlerinden çok, şirketlerin gelecekte yaratacağı değere odaklanıyor.</p>
<p>Turkcell'in Slim için yalnızca bir borsa yatırımı olma ihtimali de düşük. Çünkü şirketin dijital dönüşüm projelerinde önemli rol üstlenen Etiya'nın en büyük ortağı Kanadalı Quebecor ile Slim'in hem ortaklığı hem de telekomünikasyon dünyasında yıllara dayanan iş ilişkileri var. Doğrudan bir ortaklık olmasa da aynı ekosistemin farklı halkalarında yer alan bu yapılar birbirini yakından tanıyor. Elbette Carlos Slim'in hisse alması tek başına Turkcell hisselerinin hızla yükseleceği anlamına gelmez. Bir yatırımcının tercihi hiçbir zaman kesin bir sonuç garantisi değildir. Ancak dünyanın en deneyimli telekom yatırımcılarından birinin, payını artıracak kadar Turkcell'e güvenmesi göz ardı edilecek bir gelişme de sayılmaz.</p>
<p>Türkiye sermaye piyasalarının uzun zamandır ihtiyaç duyduğu şey tam da bu: Şirketlerin günlük fiyat hareketleriyle değil, uzun vadeli potansiyelleriyle uluslararası yatırımcıların radarına girmesi. Carlos Slim'in yaptığı alımlar belki tek başına dengeleri değiştirmeyecek. Ama küresel sermayenin hâlâ Türkiye'de fırsat gördüğünü göstermesi bakımından önemli bir işaret niteliği taşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/carlos-slimin-turkcelldeki-hisse-payi-yuzde-64-oldu-84995</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Carlos Slim&#039;in Turkcell&#039;deki hisse payı yüzde 6,4 oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/stoktaki-100-bin-ton-donuk-urunde-ihracatin-onu-acilacak-84993</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Stoktaki 100 bin ton donuk üründe ihracatın önü açılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>İç piyasada fiyat istikrarını sağlamak amacıyla getirilen ihracat kısıtlamaları gevşetildi. Ticaret Bakanlığı tarafından Mayıs 2024'te uygulamaya konulan 10 bin tonluk ihracat kotası, 50 bin tona çıkarıldı.</p>
<p>Kota artışının, özellikle uzun süredir stok taşıyan firmalar açısından önemli bir rahatlama olarak değerlendiren sektör temsilcileri, EKONOMİ’ye yaptıkları açıklamada iç piyasada donuk ürünlere yönelik talebin sınırlı olması nedeniyle ihracat kısıtlamasının ciddi miktarda stok birikimine yol açtığını, kotanın artırılmasıyla bu ürünlerin yeniden dövize çevrilmesinin mümkün olacağını ifade etti. Kota ve kısıtlamaların sık sık değiştirilmesinin dış pazarlardaki müşterilerin Türkiye'den uzun vadeli kontrat yapma konusunda çekincelere yol açtığı belirten sektör temsilcileri ihracatta istikrarlı bir politikanın hem üretim hem de yatırım kararları açısından kritik olduğunu vurguluyor.</p>
<h2>Getirilen kısıtlamalar fason üretimi de vuruyor</h2>
<p>“Entegre tesislere fason üretim yapan küçük işletmeler de mağdur. İhracat kısıtlamaları üretim düşüşlerini beraberinde getirdi” diyen Türkiye Beyaz Et Üreticileri Birliği Başkanı Abdullah Koç, üreticilerin son 1,5 yılda girdi maliyetlerinin yaklaşık yüzde 80 yükseldiğini, ancak fiyatlarının yerinde saydığını söyledi. Türkiye’de irili ufaklı birçok işletmenin entegre tesislere üretim yaptıklarının vurgulayan Koç, “İhracat yasağının ardından iç piyasada oluşan arz fazlası üretimi olumsuz etkiledi. Maliyet artışlarını satış fiyatına yansıtamadık. Üretici Ocak 2025’te aldığı fiyatla çalışmaya devam ediyor. Üreticinin sürdürülebilir bir fiyat mekanizmasına ihtiyacı var” diye konuştu.</p>
<h2>Stok eritilmesi için önemli adım</h2>
<p>Kota artışının stoklarda ciddi bir azalma sağlayacağını ve sektör açısından finansal rahatlama yaratacağını belirten Has Tavuk Yönetim Kurulu Başkanı Müjdat Sezer, uygulamanın iç piyasa fiyatlarından ziyade sektörün finansman yükünü hafifleteceğini söyledi. İhracat kotasındaki artışın üretim üzerinde oluşan negatif baskıyı bir nebze de olsa kaldıracağını ifade eden Sezer, “Yıllık yaklaşık 2 milyon 800 bin ton üretim var. Bu üretimin yüzde 20-30’u ihraç ediliyordu. Buda üreticiye finansman sağlıyordu. İhracat kısıtlaması ile bu 20-30’luk kısım arz fazlası oluşturdu. Üreticiye stok maliyeti oluştu. Stok maliyeti oluşmaması için üretim kısıldı. Fiyat istikrarı üretim artışı ile sağlanır. Üretim arttıkça fiyatların daha istikrarlı hale gelecek. ” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Sektöre kısa sürelik nefes aldırır”</span></h2>
<p>Ege Su Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Bedri Girit, tavuk eti ihracatında aylık kotanın 10 bin tondan 50 bin tona çıkarılmasının sektöre kısa vadede önemli bir nefes aldıracağını söyledi. Kotaların ve ihracat yasaklarının sektörün uluslararası pazarlardaki güvenilirliğini zedelediğini belirten Girit, üreticinin önünü göremediği için yatırım ve kapasite artışından kaçındığını vurguladı. İhracat kısıtlamaları nedeniyle stokların 100 bin tonun üzerine çıktığına dikkat çeken Girit, yeni düzenlemeyle bu ürünlerin dövize çevrilmesinin hem firmalar hem de ülke ekonomisi açısından olumlu olduğunu ifade etti. Girit, sektördeki en büyük iki sorunun ise ihracatta öngörülebilirliğin ortadan kalkması ve artan maliyetlerin satış fiyatlarına yeterince yansıtılamaması olduğunu belirterek, üretici ve tüketicinin mevcut tabloda iki büyük mağdur olduğunu söyledi. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/stoktaki-100-bin-ton-donuk-urunde-ihracatin-onu-acilacak-84993</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/2/1280x720/beyaz-et-tavuk-1781596091.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sektör temsilcileri, iç piyasada donuk ürünlere yönelik talebin sınırlı olması nedeniyle ihracat kısıtlamasının ciddi miktarda stok birikimine yol açtığını belirterek beyaz ette kotanın artırılmasıyla bu ürünlerin yeniden dövize çevrilmesinin mümkün olacağını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faize-fren-dolarin-rotasini-degistiriyor-84990</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faize fren doların rotasını değiştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a79624745768-1786339911.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD Doları’nda yön yeniden aşağı dönüyor. Yıl içinde güçlü bir performans sergileyen Amerikan para birimi, son dönemde işgücü piyasasından gelen zayıf sinyaller ve Fed’in faiz artırım ihtimalinin gerilemesiyle değer kaybetmeye başladı. Dolar, yılın en yüksek seviyesinden yaklaşık yüzde 3 gerilerken, son bir aydaki kayıp yüzde 1,45 oldu. Buna rağmen dolar endeksi yıl başına göre halen yüzde 1’in üzerinde artıda bulunuyor. Fakat yıla başladığı seviyelere dönerse, aşağı doğru kırılma yaşanabileceği tahminleri yapılıyor.</p>
<p>Doların bundan sonraki seyrinde ise gözler yalnızca Fed’in kararına değil, karar öncesinde açıklanacak enflasyon ve istihdam verilerine çevrilmiş durumda. Çünkü piyasa artık, “Fed faiz artıracak mı?” sorusundan çok “Fed ne kadar süre daha bekleyecek?” noktasına odaklanıyor..</p>
<h2>İstihdam verisi dengeleri değiştirdi </h2>
<p>ABD’de temmuz ayında ekonominin 23 bin iş kaybetmesi, dolar açısından önemli bir kırılma yarattı Üstelik önceki iki ayın istihdam rakamlarında toplam 103 binlik aşağı yönlü revizyon yapılırken, üç aylık ortalama istihdam artışı yalnızca 20 bin seviyesinde kaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a79635ea217c-1786340190.png" alt="" width="770" height="297" /></p>
<h2>Euro ve yen karşısında zayıflıyor</h2>
<p>Raporun ardından dolar Japonya parası karşısında 157,56 yen seviyesine inerken, euro/dolar paritesi yüzde 1,16 seviyesine doğru hareketlendi. Dolar endeksi ise 100 seviyesinin altında gerilemesini hızlandırdı ve 99,50 seviyesine indi.. Endeks üst üste iki hafta düştü.</p>
<p>ABD tahvil piyasası da doların yönündeki değişimi doğruladı. Fed beklentilerine daha duyarlı iki yıllık tahvil getirisi yüzde 4,245’e, 10 yıllık tahvil getirisi ise yüzde 4,649’a geriledi.</p>
<h2>Faiz artışı ekim ya da aralık ayına kalabilir </h2>
<p>İstihdam verisinin ardından CME FedWatch verilerine göre, piyasaların Fed’in 16 Eylül’de faizleri sabit tutma ihtimaline verdiği ağırlık yüzde 45’ten yüzde 56’ya yükseldi. Macquarie stratejisti Thierry Wizman, zayıf istihdam verisinin Fed’in faiz artırımını eylül yerine ekim veya aralık ayına kaydırabileceği görüşünde.</p>
<p>Ancak Fed’in önünde kritik bir veri takvimi bulunuyor. Eylül toplantısından önce iki enflasyon verisi, yeni istihdam rakamları ve Jackson Hole toplantısı piyasaların yönünü değiştirebilir. ING, temmuz TÜFE’sinde manşet enflasyonun aylık yüzde 0,1, çekirdek enflasyonun ise yüzde 0,2 artmasını bekliyor.</p>
<p>ING’nin daha uzun vadeli senaryosu ise dolar açısından dikkat çekici: Kurum, Fed’in 2027’ye kadar faiz artırmamasını bekliyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dolar, 12 ay içinde kontrollü değer yitirebilir</span></h2>
<p>Fed’in bu yıl faiz artırmaması ve risk iştahının yüksek kalması halinde doların yıl sonuna doğru kademeli olarak zayıflaması öngörülüyor. Örneğin ING’nin euro/dolar tahmini bir ay için 1,16, üç ay için 1,17, altı ay için 1,18 ve 12 ay için 1,20 seviyesinde. Bu tablo, euro karşısında doların önümüzdeki dönemde de kontrollü biçimde değer kaybedebileceğine işaret ediyor. Forex.com ise doların yıl başındaki açılış seviyesine gerilemesi halinde daha güçlü bir tepki hareketi yaşanabileceğine dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Dolar zayıflarsa altın da destek buluyor</strong></p>
<p>Doların gerilemesi yalnızca döviz piyasasında değil, değerli metallerde de etkisini gösteriyor. Dolar endeksindeki düşüşle birlikte spot altın ons başına 4.347,29 dolara yükselerek yüzde 2,55 değer kazandı.</p>
<p>Bu noktada, Fed’in para politikası kritik önem taşıyor. Faiz artırım beklentilerinin azalması, faiz getirisi sağlamayan altının alternatif maliyetini düşürürken, doların zayıflaması da altını diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar açısından daha cazip hale getiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faize-fren-dolarin-rotasini-degistiriyor-84990</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zayıflayan ABD istihdamı, faiz artırım beklentilerini törpülerken dolar üzerindeki baskıyı artırdı. Dolar endeksi üst üste ikinci hafta geriledi. Piyasalar artık Fed’in 16 Eylül toplantısında faiz artışı beklentisini rafa kaldırdı. Bu da doların euro karşısında gerilemesi beklentisi yaratıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haftalik-yuzde-43-getiri-yuz-guldururken-bilancolardaki-zayiflik-ne-anlatiyor-84988</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haftalık yüzde 43 getiri yüz güldürürken bilançolardaki zayıflık ne anlatıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz haftayı %2,39 yükselişle tamamlarken, genele yayılan iyimserlik yatırımcısına umut verdi. İşlem gören 576 hissenin 333’ü haftayı değer artışıyla kapattı. Pazar genelinde 20 şirket %16’nın üzerinde prim yaparken iki hisse %41’i aşan haftalık getiriyle öne çıktı.</strong></p>
<p>Piyasalar alım iştahının güçlendiği ve ana endekslerin yukarı yönlü ivme kazandığı hareketli bir haftayı geride bıraktı. Yeni halka arz edilen enerji ve bilişim şirketleri portföylere hareket kattı. BIST 100 Endeksi %2,39 artışla haftayı kapatırken, pazarın genelinde pozitif rüzgar esti. Haftalık bazda Beta Enerji ve Empa Elektronik yatırımcısına en çok kazandıran şirketler oldu. Tekfen Holding ve Kardemir Çelik gibi güçlü hisselerdeki alımlar da endeksi destekledi. Ancak fiyatlardaki hızlı yükselişlerin şirketlerin mali yapılarıyla her zaman uyuşmayabileceği göz ardı edilmemeli.</p>
<h2>Yeni gelenler hızlı</h2>
<p>Listenin ilk sırasında %43,11 primle Beta Enerji yer alıyor. Borsaya yeni katılan şirketlerden olan firma, yatırımcısından yoğun ilgi görüyor. 1 Temmuz günü işlem görmeye başladığında iki hafta tavan serisi ile hareket etti. Kâr satışlarının ardından geçtiğimiz hafta tekrar hareketlendiği görülüyor. Şirket yılın ilk çeyreğinde satışlarını %32 geriletirken dönem sonu kârı %68 azaldı. Empa Elektronik %41,73 yükselişle haftanın en çok kazandıran ikinci şirketi oldu. Şubatta borsaya gelen şirket Dubai’de kurduğu yeni iştirakiyle satışlarını desteklemeyi hedefliyor. Geçen yıla kıyasla satışlarını %28 artırarak 1 milyar TL’nin üzerine taşıdı. Gelirini büyütse de dönem sonunda 4,8 milyon TL zarar açıklamaktan kurtulamadı.</p>
<h2>Yıllıkta ekside kaldı</h2>
<p>Gıpta Ofis haftalık bazda %17,75 prim yaparak çok kazandıranlar arasına girmeyi başardı. Şirket kısa vadede yüz güldürse de son bir yılda yatırımcısına %42,81 kaybettirdi. Altı aylık bilançosunda satışlar %4 oranında düşüş kaydetti. Artan maliyetlerin etkisiyle dönem sonunda 107 milyon TL zarar yazması yatırımcıları düşündüren bir durum.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a79617be3e9c-1786339707.png" alt="" width="999" height="528" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FİZİKİ ALTIN MI, ALTIN FONU MU?</strong></p>
<p><strong>Fiziki altın</strong>; sistem bağımsızlığı, kayıt dışılık, küresellik, bağımsız sahiplik. Güvenlik sorunu, makas zararı, işçilik kaybı, pasif bekleyiş.</p>
<p><strong>Altın fonu</strong>; hızlı işlem, saklama kolaylığı, ekstra getiri, düşük bütçe, şeffaf denetim. Yönetim masrafı, sistem bağımlılığı, valör engeli, stopaj yükü.</p>
<p><strong>Erzurum’daki yatırımını tamamlayarak devreye aldı. Üçüncü çeyrekte etkisi görülecek</strong></p>
<p>Lila Kağıt’ın Erzurum’daki yatırımının gelire katkısı ne zaman görülür? ● Osman Polat</p>
<p>Osman; Lila Kağıt’ın Erzurum’daki konverting tesisinin yatırımı tamamlanırken geçtiğimiz haziranda üretime hazır hale geldi. Tesisle bölge ihtiyacının karşılanması ve sağlanan lojistik avantajla yakın coğrafyaya yönelik ihracatın artırılması hedefleniyor. Ancak açıklamada herhangi bir tutar paylaşımı olmadı. Üretime geçmiş olması sebebiyle, yeni kapasitenin satış hacmine ve FAVÖK rakamlarına olan ilk somut katkısı yılın üçüncü çeyrek finansal tablolarından itibaren görmeye başlanacak. Şirket yılın ilk yarısında ise gelirini %14 geriletti.</p>
<p><strong>Sattığı iki arsa ile nakit girişi sağlarken finansal borçlarını azaltmaya olanak verdi</strong></p>
<p>Kartonsan’ın arsa satışları borçları ne düzeyde aşağı çekecek? ● Özgür Çakır</p>
<p>Özgür; Kartonsan, finansman yükünü hafifletmek amacıyla geçtiğimiz mayıs ve haziranda iki arsa satışı yaptı. Mayısta 1 milyar TL, haziranda ise 67,5 milyon TL tutarında gerçekleştirilen iki satışla birlikte toplamda yaklaşık 1,07 milyar TL nakit girişi oldu. Şirketin ilk çeyrekte finansal borçları 1,17 milyar TL iken altı aylık bilançosunda %34 azaltarak 779,5 milyon TL’ye indirdi. Gelen nakit firmanın mali yapısını rahatlattığı anlaşılıyor. Ancak yılın ilk yarısında gelirini %19 düşürerek 2,09 milyar TL’ye indirirken dönem sonu kârı sembolik kaldı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YTD yabancı fonlara yönelik yatırımıyla son bir yılda %41 getiri elde etti</strong></p>
<p>Yapı Kredi Portföy idaresindeki Yabancı Fon Sepeti Fonu (YTD), geçtiğimiz mart ile haziran döneminde gerçekleştirdiği çıkışla birlikte 0,99 TL’ye kadar yükseldi. Haziranın son haftasından itibaren aşağı gerilerken geçen sürede zirvesinin altında duruyor. Hacmi temmuzda gerilese de yükselen büyüme sürüyor. Şimdilerde 1,71 milyar TL hacme sahip. Ağustosun ikinci haftası itibariyle fondan 8,1 milyon TL nakit çıkarken yatırımcısı 14.919’u geriledi. Doluluğu ise %3,69 seviyesinde. YTD’nin temel stratejisi, yabancı borsa yatırım fonlarına yatırımda bulunmak üzerine kurulu. Portföyün %89,02’si yabancı BYF ve %9,12’si yerli yatırım fonlarından oluşuyor. Küresel piyasalarda yüksek getiri arayan yatırımcılara hitap ediyor. Son bir yılda %41,1 getiri sağlarken, aynı sürede %25,8 yükselen endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>DK Varlık, piyasadan %45,78 bileşik faizle 2,8 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>DK Varlık, nitelikli yatırımcılara yönelik 07.08.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 2.800.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %39,50, bileşik faizi ise %45,78 olarak belirlendi. 90 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %9,74 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 05.11.2026 olarak açıklandı. 7 Ağustos itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,92 seviyesinde bulunuyor. Fon kullanıcısı Dünya Katırım Bankası olurken, verilen %39,50 basit faiz oranı, TLREF’in 0,42 puan altında yer alıyor. Oran, ihraççı için makul bir seviye olarak değerlendirilebilir. İhraç, kurumun kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılarken, piyasada TRDDKVRK2626 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a79614d00732-1786339661.png" alt="" width="980" height="238" /><strong>SASA POLYESTER</strong></p>
<p><strong>Yatırımlarının sonuçları gözlenirken temmuz ayı cirosunda artış dikkat çekiyor</strong></p>
<p>Sasa, temmuz ayında satış tutarının 178 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini ve bunun 49,5 milyon dolarlık kısmının ihracattan sağlandığını duyurdu. Geçen yılın aynı ayında 111 milyon dolar olan satışlara göre toplam ciroda %60 artış kaydettiği gözleniyor. Şirketin devreye aldığı yeni hatlar ciroda karşılık buluyor. Petrokimya sanayisinde talep daralmalarına karşı ihracat kanallarını aktif kullanabilmesi faaliyet gelirindeki sürdürülebilirliği desteklemekte. Firma, ilk çeyrekte gelirini %36 ve faaliyet kârını %116 artırırken dönem sonu kârını %%7 düşürdü.</p>
<p><strong>CARREFOURSA</strong></p>
<p><strong>Yeni ana ortak borç ve maliyet giderlerini hafifletmek için sermaye avansı verdi</strong></p>
<p>Carrefoursa’nın sermayesinin %89,29’unu alan Yeni Mağazacılık, faizsiz olarak 4,05 milyar TL sermaye avansı verdi. Tutar ilk sermaye artırımı ile birlikte mahsup edilecek. Bu yolla şirket mali yapısını güçlendirebilecek. Yüksek faiz ortamında banka kredileriyle finansman sağlamak yerine, ana ortağın faizsiz sermaye avansıyla mali yapıyı desteklemesi, finansman gider yükünü azaltması açısından tercih edilen bir seçenektir. Carrefoursa ilk çeyrekte 1,75 milyar TL dönem sonu zararı yazarken, finansal borçları bir önceki döneme göre %2 artarak 22,9 milyar TL’ye yükseldi.</p>
<p><strong>HATEKS HATAY TEKSTİL</strong></p>
<p><strong>Çalışan sayısını %12 azaltırken faaliyetini olumsuz etkilemeyeceğini belirtti</strong></p>
<p>Hateks, mevcut ekonomik koşullar altında verimliliği artırmak amacıyla çalışan sayısının mart ayına göre %12 azalarak 431 kişiye düştüğünü duyurdu. Şirket, düzenlemenin üretim kapasitesi ve faaliyetler üzerinde herhangi bir olumsuz etki yaratmayacağını belirtti. Gerileyen iş hacmi ve satışlar karşısından firmaların gider azaltıcı yaklaşımlarda bulunması sıklıkla gözlenen bir durum. Personel çıkarmaları ise daha ziyade orta vadede beklentinin olumsuz olduğu süreçlerde gündeme gelen bir yaklaşım. Şirket ilk çeyrekte gelirini %19 düşürürken dönem sonunda zarar yazdı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Alkim Kimya hazirandan bu yana düşen bir ivme sergilerken fonlar satış tarafında</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a79612f834a4-1786339631.png" alt="" width="304" height="231" />Alkim Kimya’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %8,72 ile toplamda 710,83 bin lot azalarak 7,44 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 18’den 14’e geriledi. FSG fonu 350 bin lot ile en fazla satışı yaparken, NKM fonu 48 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Alkim Kimya hakkında bugüne kadar 1 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Deniz Yatırım 23,00 TL ile “TUT” tavsiyesi ile hedef önerisinde bulundu. Son kapanışa göre %46 potansiyel içeriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haftalik-yuzde-43-getiri-yuz-guldururken-bilancolardaki-zayiflik-ne-anlatiyor-84988</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haftalık yüzde 43 getiri yüz güldürürken bilançolardaki zayıflık ne anlatıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/biskuvi-sektorunde-yeni-rekabet-alani-markalasma-ve-surdurulebilirlik-84986</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bisküvi sektöründe yeni rekabet alanı markalaşma ve sürdürülebilirlik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Türkiye gıda sanayisinin en yüksek katma değer üreten alanlarından biri olan bisküvi ve atıştırmalık sektörü, güçlü üretim altyapısı ve ihracat performansıyla küresel pazarlardaki etkinliğini artırırken, değişen tüketici beklentileri sektörün dönüşümünü de hızlandırıyor. Artık yalnızca üretim kapasitesiyle değil; verimlilik, dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve güçlü marka yönetimiyle öne çıkan şirketler rekabette avantaj sağlıyor.</p>
<p>Oylum Sınai Yatırımlar AŞ Onursal Başkanı Yılmaz Büyüknalbant, sektörün geldiği noktayı değerlendirirken, "Bisküvi ve atıştırmalık sektörü, Türkiye gıda sanayisinin en dinamik ve en yüksek katma değer üreten alanlarından biridir. Güçlü üretim altyapımız, ihracat kabiliyetimiz ve stratejik konumumuz sayesinde dünya pazarlarında önemli bir oyuncuyuz" dedi. Büyüknalbant, günümüzde rekabet anlayışının da değiştiğine dikkat çekerek, "Sektör artık yalnızca üretim kapasitesiyle değil; verimlilik, markalaşma, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik alanlarındaki başarısıyla değerlendiriliyor. Rekabet yalnızca fabrikalarda değil; markalarda, teknolojide ve tüketici güveninde kazanılıyor" diye konuştu.</p>
<p><strong>Tüketici beklentileri üretimi yeniden şekillendiriyor</strong></p>
<p>Sektörde tüketici davranışlarının hızla değiştiğini ifade eden Büyüknalbant, artık ürün tercihinde yalnızca lezzetin belirleyici olmadığını söyledi. "Tüketici artık lezzetin yanında doğal içerik, güvenilir üretim, sürdürülebilirlik ve ulaşılabilir fiyat dengesini de önemsiyor. Bu değişim üreticileri daha yenilikçi olmaya yönlendiriyor" diyen Büyüknalbant, bu dönüşümün sektörün geleceğini şekillendirdiğini belirtti.</p>
<p><strong>Oylum ihracatta büyümesini sürdürüyor</strong></p>
<p>1969 yılından bu yana faaliyet gösteren Oylum'un kalite odaklı üretim anlayışıyla uluslararası pazarlarda büyümesini sürdürdüğünü dile getiren Büyüknalbant, şirketin sahip olduğu BRCGS ve SEDEX sertifikalarıyla dünyanın birçok ülkesine ihracat gerçekleştirdiğini söyledi. 2025 yılı performansını değerlendiren Büyüknalbant, "2025 yılında ihracatımızı ABD doları bazında yaklaşık yüzde 16 artırmayı başardık. Önümüzdeki dönemde hedefimiz, ihracatın toplam ciromuz içindeki payını yüzde 50 seviyesine çıkarmaktır" ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sanayicinin en büyük ihtiyacı öngörülebilirlik</strong></p>
<p>Son yıllarda kur ile enflasyon arasındaki dengenin bozulmasının ihracatçıları zorladığını belirten Büyüknalbant, özellikle enerji ve işçilik maliyetlerindeki artışın rekabet gücünü olumsuz etkilediğini söyledi. Bu süreçte Oylum'un verimlilik yatırımlarına ağırlık verdiğini kaydeden Büyüknalbant, "Biz bu dönemde yalın üretime, enerji yönetimine ve modernizasyon yatırımlarına odaklandık. Elektrik ihtiyacımızın yaklaşık yüzde 65'ini yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılıyor, yaptığımız yatırımlarla birim üretim maliyetlerini azaltıyoruz" dedi.</p>
<p>Kamu tarafından uygulanacak destek mekanizmalarının önemine de değinen Büyüknalbant, finansmana erişimin kolaylaştırılması, ihracat desteklerinin güçlendirilmesi ve yeşil dönüşüm yatırımlarının teşvik edilmesinin sektörün rekabet gücüne katkı sağlayacağını ifade etti. "Sanayicinin bugün en büyük ihtiyacı yalnızca uygun maliyetli finansman değil; öngörülebilirliktir. Yatırımlar ancak güven ortamında hız kazanabilir" diye konuştu.</p>
<p><strong>Hedef, dünyanın güçlü gıda markaları arasında yer almak</strong></p>
<p>Türkiye'nin bugün dünyanın önemli bisküvi üreticileri arasında bulunduğunu belirten Büyüknalbant, üretim kapasitesinin artık güçlü markalarla desteklenmesi gerektiğini söyledi. "Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Amerika pazarlarına güçlü üretim ve lojistik altyapımızla ürün sunuyoruz. Ancak küresel pazarda kalıcı başarı için yalnızca üretmek yeterli değil. Güçlü markalar oluşturmak, inovatif ürünler geliştirmek ve tüketici sadakati yaratmak gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bu doğrultuda Oylum'un uluslararası pazarlardaki marka yatırımlarını sürdürdüğünü ifade eden Büyüknalbant, şirketin dünyanın önemli gıda fuarlarında düzenli olarak yer aldığını, Avrupa ve Amerika pazarlarında markalı ihracatını büyütmeye odaklandığını söyledi. Turquality programını da bu vizyonun önemli bir parçası olarak gördüklerini belirten Büyüknalbant, "Türkiye artık yalnızca dünyanın üretim üssü olmayı değil, dünyanın güçlü gıda markalarını çıkaran ülkelerden biri olmayı hedeflemelidir" dedi.</p>
<p><strong>Dijital dönüşüm rekabetin merkezine yerleşiyor</strong></p>
<p>Bisküvi sektörünün yalnızca maliyet baskısıyla değil, küresel tedarik zincirlerindeki değişim ve tüketici beklentilerindeki dönüşümle de karşı karşıya olduğunu ifade eden Büyüknalbant, un, bitkisel yağ, kakao, şeker ve enerji gibi temel girdilerde yaşanan küresel dalgalanmaların üretim maliyetlerini doğrudan etkilediğini söyledi.</p>
<p>Jeopolitik gelişmeler ve lojistik maliyetlerinin planlamayı zorlaştırdığına işaret eden Büyüknalbant, tüketicinin artık yalnızca fiyatı değil, ürünün güvenilirliğini ve üretim standartlarını da satın aldığını belirtti. Oylum'un bu dönüşüme teknoloji yatırımlarıyla hazırlandığını anlatan Büyüknalbant, "Yeni ürün geliştirme çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyor, dijital dönüşüm, veri yönetimi ve yapay zekâ destekli süreçlerle üretimimizi geleceğe hazırlıyoruz" dedi. Yeni dönemde sektörün rekabet yapısının köklü şekilde değişeceğini belirten Büyüknalbant, sözlerini şöyle tamamladı: "Rekabet; üretim kapasitesi kadar veriyi doğru kullanan, sürdürülebilirliği iş modeline entegre eden ve güçlü marka algısı oluşturan şirketler arasında yaşanacaktır."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/biskuvi-sektorunde-yeni-rekabet-alani-markalasma-ve-surdurulebilirlik-84986</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/6/1280x720/biskuvi-sektorunde-yeni-rekabet-alani-markalasma-ve-surdurulebilirlik-1786339392.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Oylum Sınai Yatırımlar A.Ş. Onursal Başkanı Yılmaz Büyüknalbant, Türkiye&#039;nin dünya bisküvi ve atıştırmalık sektöründe güçlü bir üretim üssü konumunda bulunduğunu belirterek, yeni dönemde rekabetin üretim kapasitesinden çok markalaşma, teknoloji ve sürdürülebilirlik yatırımlarıyla şekilleneceğini söyledi. Büyüknalbant, Oylum&#039;un 2025 yılında ihracatını dolar bazında yaklaşık yüzde 16 artırdığını, hedeflerinin ise ihracatın toplam ciro içindeki payını yüzde 50&#039;ye çıkarmak olduğunu açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odalar-ne-is-yapar-84983</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Odalar ne iş yapar?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş insanlarını ziyaretlerimiz sırasında en sık duyduğumuz sorulardan biri, üretimin ve ticaretin zorlaşmasıyla birlikte son dönemde daha da fazla gündeme geliyor: "Odalar ne iş yapar?"</p>
<p>Hiç şüphesiz Kayseri'de Sanayi Odası, Ticaret Odası ve Ticaret Borsası'nın faaliyetlerini en yakından takip eden yayın organı EKONOMİ Gazetesi'dir. Çoğu zaman basına kapalı gerçekleştirilen toplantılar ve kamu bürokrasisine sunulan raporlar tarafımızdan izleniyor. Reel sektörün sorunlarını ve beklentilerini de en yoğun şekilde gündeme taşıyan yayınlardan biri olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu nedenle yaklaşan oda seçimleriyle birlikte iş insanlarının hem kendi aralarında hem de ziyaretlerimiz sırasında bizlere yönelttiği "Odalar ne iş yapar?" sorusuna ilişkin gözlemlerimi paylaşmanın faydalı olacağını düşündüm.</p>
<p>Odalar, rutin hizmetlerinin yanı sıra şehrin ekonomisini canlandırmaya yönelik projeler geliştiren, kurumlar arası iş birlikleri oluşturan, eğitim programları düzenleyen; komiteler başta olmak üzere iş dünyasından gelen sorun, talep ve önerileri ilgili mercilere taşıyarak bunların çözüme kavuşması için de takipçisi olan kurumlardır. En azından çalışma alanım olan Kayseri özelinde odaların şehrin ekonomik gelişimine öncülük eden bir rol üstlendiğini söyleyebilirim. Bu arada geçtiğimiz yılbaşında Kayseri Ticaret Odası (KTO) meclis toplantısında dikkatimi çeken bir ayrıntı olmuştu; KTO, Türkiye’deki ticaret odaları arasında en az üye aidatı alan odaydı. Ayrıca, KAYSO Başkanı Mehmet Büyüksimitci’nin aynı zamanda TOBB Yönetiminde yer alması da Kayseri iş dünyasının Ankara ile bağlantısı adına büyük bir kazanımdır diye düşünüyorum.</p>
<p>Son yıllarda bürokratların ve bakanlık temsilcilerinin Kayseri iş dünyasıyla bir araya geldiği programların önemli bir bölümü basına kapalı gerçekleştiriliyor. Basın mensupları çoğu zaman yalnızca açılış konuşmalarını takip edebiliyor, ardından salondan ayrılmaları isteniyor. Aslında bu durum yalnızca Kayseri'ye özgü değil; Türkiye'nin genelinde benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Sorunlar, talepler ve çözüm önerileri basının gözetimi dışında dile getirildiğinde, kamuoyuna yansıyan görüntü de doğal olarak eksik kalıyor. Toplumun gördüğü fotoğraf, çoğu zaman bürokratların ve siyasetçilerin odalarda ağırlandığı birkaç kareden ibaret oluyor. Perde arkasında odaların, iş dünyasının beklediği gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmesi için gösterdiği yoğun mesai görünür olmayınca, "Odalar ne iş yapıyor?" sorusu da doğal olarak daha yüksek sesle sorulmaya başlanıyor.</p>
<p>Benim gözlemim şu ki; Kayseri adına oda başkanlarının üstlendiği misyon, çoğu zaman milletvekillerinin ya da bakanların görünür çalışmalarından çok daha kıymetli. İçinde bulunduğumuz ekonomik konjonktürde her sorun kamuoyu önünde yüksek sesle dile getirilmese de, reel sektörün taleplerini ve çözüm önerilerini ilgili mercilere düzenli olarak ileten, sürecin takipçisi olan ve sonuç alınması için mücadele eden yine oda yönetimleri oluyor.</p>
<p>Yazıyı sonlandırmadan sizlerle paylaşmak istedim; geçtiğimiz hafta düzenlenen Kayseri Sanayi Odası (KAYSO) Meclis toplantısında da hem Meclis Başkanı Abidin Özkaya hem de Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci’nin iş dünyası adına üzerinde durduğu en hayati konu ise “finansa erişim” oldu. Reel sektörün uygun maliyetli ve erişilebilir finansman beklentisi öne çıktı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odalar-ne-is-yapar-84983</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Odalar ne iş yapar? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iyi-partiden-cerceve-yasa-teklifi-ne-321-sayfalik-muhalefet-serhi-84984</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> İYİ Parti’den çerçeve yasa teklifine 321 sayfalık muhalefet şerhi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Terörsüz Türkiye hedefinde sürece karşı çıkan İYİ Parti, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ne karşı kapsamlı muhalefet şerhini TBMM’ye sundu. </p>
<p>Şerhte teklifin yalnızca maddelerine değil; adına, hazırlanış yöntemine, siyasi gerekçelerine ve bütününe itiraz edildi. Teklifin terör örgütü mensupları için özel ve ayrıcalıklı bir ceza rejimi oluşturduğu belirtilerek, “Terör örgütü silah bırakabilir fakat Türkiye Cumhuriyeti Devleti devlet olma vasfını bırakamaz” denildi.</p>
<h2>7 bin 563 şehidin adı tek tek kayda geçirildi</h2>
<p>İYİ Parti, ayrıca teklifin Anayasa’ya aykırılıklar taşıdığını, şehit aileleri ve gazilerin sürecin dışında bırakıldığını ve komisyon görüşmelerinin sağlıklı bir yasama sürecinin gerektirdiği şartlarda yürütülmediğini vurguladı.</p>
<p>7 bin 563 şehidin adı, İYİ Parti’nin muhalefet şerhiyle TBMM’nin tarihi kayıtlarına tek tek işlendi.</p>
<p>İYİ Parti, kamuya açık kaynaklarda adına ulaşılamayan şehitler nedeniyle ailelerinden ve yakınlarından af dilerken, hiçbir şehidin hatırasının siyasi hesapların ve yürütülen süreçlerin gölgesinde bırakılamayacağını vurguladı.</p>
<h2>Bölgelere göre ‘söylem’ geliştirilecek </h2>
<p>AK Parti, 14 Ağustos’tan sonra sahalara inerek “Terörsüz Türkiye” ve “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” süreci olarak adlandırılan yeni dönemi ve yasal reformları topluma anlatmak için kapsamlı bir saha ve iletişim stratejisi yürütecek.</p>
<p>AK Partili milletvekilleri, “yasadan sonra cezaevlerinden binlerce terör örgütü tahliye olacak. Biz bunu topluma nasıl anlatacağız” kaygısını taşırken genel merkez yeni bir yol haritası hazırladı. AK Parti de bu kaygılar üzerine, “saha” program stratejisi belirleyecek ve bunlar milletvekillerine anlatılacak.</p>
<h2>AK Parti, yerel teşkilatlar üzerinden sahada aktif bir anlatım programı uygulayacak* </h2>
<p>AK Parti’nin özellikle Karadeniz ve İç Anadolu bölge milletvekillerinin çerçeve yasanın ardından süreci topluma anlatamama kaygısı üzerine, düzenlemelerin idari ve hukuki boyutlarını kamuoyuna en doğru şekilde açıklamak amacıyla yerel teşkilatlar üzerinden de sahada aktif bir anlatım programı uygulayacak. Meclis tatile girmeden milletvekillerine bu konuda hukuki süreç ve strateji anlatılacak.</p>
<p>Meclis’in desteğini alan AK Parti, toplum mutabakatını da sağlamak amacıyla süreci her bölgede hassasiyetlere göre anlatacak. Bölgelere göre söylem geliştirilecek. Doğu ve Güneydoğu illerinde sürece destek oranı yüzde 90’larda. Bu nedenle Doğu ve Güneydoğu illerinde yeni bir dönemin başlayacağı özellikle ekonomi alanında yapılacak atılımlar ve projelerin hayata geçeceği, yerli ve yabancı yatırımcıların artık burayı “güvenli bölge” olarak kabul edecekleri, dolayısıyla istihdamın da artacağı vurgulanacak.</p>
<h2>Özel toplantı ve seminerler düzenlenecek </h2>
<p>Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerinde ise PKK terör örgütünün artık tamamen bittiği, silahların bırakıldığı artık şehit haberleriyle annelerin ağlamayacağı gibi anlatımlar ön plana çıkacak. Milletvekilleri, teşkilatlar, parti yöneticileri yaz aylarında süreci toplumun tüm kesimlerine aktaracak. Özel toplantı ve seminerler düzenlenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iyi-partiden-cerceve-yasa-teklifi-ne-321-sayfalik-muhalefet-serhi-84984</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/tbmm-meclis-1766648669.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İYİ Parti’den çerçeve yasa teklifi ne 321 sayfalık muhalefet şerhi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/polyester-cipsi-merinosu-katlayacak-yapay-zeka-destegi-ile-1-milyar-dolari-yakalayacak-84982</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Polyester Cipsi’ Merinos’u katlayacak, ‘yapay zeka’ desteği ile 1 milyar doları yakalayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERDEMOĞLU </strong>Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>İbrahim Erdemoğlu</strong>’nun davetiyle bir grup meslektaşımla Merinos tesislerini gezmek üzere Gaziantep’e giderken Aralık 2024’teki tur sırasında aldığım notlara dayanan yazıma baktım:</p>
<ul>
<li><strong>ABD’deki her 4 parça, Avrupa’daki her 3 parça halıdan biri bizim ürünümüz…</strong></li>
</ul>
<p>Aralık 2024’te önce Erdemoğlu Holding bünyesindeki Sasa’yı, yeni yatırımlarını gezip, sonra Gaziantep’e Merinos tesislerine geçmiştik.</p>
<p>Aralık 2024’teki tur sırasında bize rehberlik yapan Merinos Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Mehmet Erdemoğlu, </strong>Merinos Halı’nın ulaştığı noktayı şu verilerle anlatmıştı:</p>
<ul>
<li><strong>Bu OSB’de yandaki tesisimizle birlikte 700 bin metrekareyi aşkın bölümü kapalı, 900 bin metrekarelik alana sahibiz.</strong></li>
<li><strong>Yıllık 40 milyon metrekare makine halısı üretiyoruz. Bu, ortalama 4’er metrekareden 10 milyon adet halı anlamına geliyor.</strong></li>
<li><strong>90 ülkeye ihracatımız var. ABD ve Avrupa’daki ünlü zincirlere</strong><strong>,</strong><strong>hem Merinos hem de kendi markalarıyla üretim yapıyoruz.</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a795cc6ef449-1786338502.jpg" alt="" width="700" height="394" />
<figcaption><strong>Erdemoğlu Holding bünyesindeki Merinos Halı'nın Gaziantep'teki tesisleri 700 bin metrekare kapalı alanda faaliyet yürütüyor. Şirket, Çerkezköy'de 150 bin metrekare, Adıyaman'da da 100 bin metrekare kapalı alanda üretim yapıyor..</strong></figcaption>
</figure>
<p>Merinos Halı’da Yönetim Kurulu Başkan Vekili olan <strong>İbrahim Erdemoğlu, </strong>iddiasını şöyle ortaya koymuştu:</p>
<ul>
<li><strong>Üretim tesislerimizin büyüklüğü ile dünyada bir numarayız. Parça makine halısında dünyadaki payımız tek başımıza yüzde 7’yi buluyor.</strong></li>
<li><strong>Makine halısında Çinliler bizimle rekabet edemiyor. Çünkü, biz daha verimli üretim yapıyoruz.</strong></li>
<li><strong>Merinos’un 2024 yılını 530 milyon dolar ciro ile kapatmasını bekliyoruz. Bunun 480 milyon dolarlık bölümü ihracattan sağlanacak.</strong></li>
</ul>
<p>Gaziantep’e giderken <strong>İbrahim Erdemoğlu</strong>’na Sasa Yönetim Kurulu Üyesi Prof. <strong>İbrahim Turhan </strong>ve Berlin Teknik Üniversitesi öğretim üyesi, yapay zeka uzmanı, Sasa Yönetim Kurulu Üyesi Prof. <strong>Şahin Albayrak </strong>eşlik etti.</p>
<p>Merinos’un idari binasında bizi Merinos Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Erdemoğlu, </strong>Başkanvekili <strong>Ali Erdemoğlu, </strong>Genel Müdürü <strong>Ali Yılmaz, </strong>Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Erdoğan Şeker, </strong>Erdemoğlu Holding Kurumsal İletişim Müdürü <strong>Güler Eruğur </strong>ile dışarıdan iletişim danışmanlığı hizmeti veren Momentum’un kurucusu <strong>Mehmet Ali Ergün </strong>karşıladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a795ce82b760-1786338536.png" alt="" width="852" height="354" /><strong>İbrahim Erdemoğlu, </strong>söze grubun kısa tarihçesinden girdi, 1955 yılına uzandı:</p>
<ul>
<li><strong>Rahmetli babam, </strong>“Besni’li Bilge” <strong>Mehmet Erdemoğlu, 1955 yılına kadar 6 yıl dokuma işçiliği yapmış. Motorlu tezgahlar çıkınca çerçiliğe başlamış. Gaziantep’ten aldığı havlu, pike, kilimi farklı illeri dolaşarak satmış. Bu işi de 11 yıl sürmüş.</strong></li>
<li><strong>1970’te Gaziantep’te iki kilim tezgahı ile üretime girişmiş. 1983’te halı tezgahı ile üretime geçmişti. 1991’de ilk fabrika derken 2004 yılında şu anda bulunduğumuz OSB’ye taşındık.</strong></li>
</ul>
<p>Merinos’un büyümesinin tesadüfi olmadığını, yıllardır uyguladıkları strateji sayesinde gerçekleştiğini belirtip, şu kronolojiyi çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>Babam tek tezgahla üretime başladığında yıllık ciro 250 bin dolardı.</strong></li>
<li><strong>1993 yılında Merinos’un cirosu 3 milyon dolara çıktı.</strong></li>
<li><strong>2003 yılında ciro 10’a katlandı, 30 milyon dolar oldu.</strong></li>
<li><strong>2013 yılında grup ciromuz 300 milyon doları yakaladı.</strong></li>
<li><strong>2023 yılında grup ciromuz 3 milyar dolara ulaştı.</strong></li>
</ul>
<p>Mevcut grup cirosunu merak ettik, Erdemoğlu Holding’de Yönetim Kurulu Üyesi olan <strong>Mehmet Erdemoğlu </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>2026 yılı grup ciromuzun 5 milyar dolar olacağını öngörüyoruz.</strong></p>
<p><strong>İbrahim Erdemoğlu, </strong>başarının en önemli unsurlarından birincisinin ailedeki birlik-beraberlik olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>İkinci unsur da 1990 yılından itibaren aile anayasamıza uygun hareket etmemiz. Aile anayasamıza göre, şirketlerimizin toplam kârının en fazla yüzde 10’unu şahıslar harcayabilir. Maaşlar da bunun içinde. Yüzde 90’ı da yatırıma gider.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Bana göre en önemli konulardan biri bu. Çünkü, kazandığımız parayı tekrar işe yatırdık.</strong></p>
<p>Merinos’un güçlü nakit üreten bir yapı olduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bunun en somut örneği, Sasa’nın satın alınmasıdır. Merinos’un oluşturduğu nakit gücüyle finanse edilmiştir. Bugün herkes Sasa’ya bakıyor ama ana köken Merinos’tur.</strong></p>
<p>Merinos Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Erdemoğlu, </strong>tesisleri gezerken inşaatı tamamlanmak üzere olan <strong>“polyester cipsi” </strong>tesisini gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Merinos bir halı şirketinden daha fazlasıdır. Halıyla başladık ama entegre tesise dönüştü. Halının ipliğini, boyasını da kendisi üretiyor. İpliğin hammaddesi </strong>“polyester cipsi”<strong>ni de 1 Ekim 2026’dan itibaren burada üreteceğiz. Bu tesise 270 milyon dolar yatırım yaptık</strong><strong>.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Erdemoğlu, </strong>bu yatırımı şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Yıllık üretimi 330 bin ton olacak </strong>“polyester cipsi” <strong>tesisi, Merinos’a bir Merinos eklemek gibi olacak. Yıllık cirosunun 400 milyon dolar olmasını bekliyoruz. Merinos’un cirosunun da yakın dönemde 1 milyar doları bulabileceğini öngörüyoruz.</strong></p>
<p>Tesisi birlikte gezdiğimiz Berlin Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi, yapay zeka uzmanı Prof. <strong>Şahin Albayrak</strong>’ı işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Berlin Teknik Üniversitesi bünyesindeki ZEKI (Center for Tangible AI and Digitalization) ile stratejik işbirliği başlattık. Amacımız yapay zekayı tasarım ve üretim süreçlerimize entegre ederek sektörümüzde yeni bir dönüşüm başlatmak.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Erdemoğlu</strong>’na Aralık 2024’teki tesis gezimiz sırasındaki sohbetten Merinos’u halka açma niyetlerini anımsattık, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Halka arz niyeti çerçevesinde Dinarsu’yu Merinos’la birleştirdik. Dinarsu marka olarak devam ediyor.</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’un önceki Başkanlarından olan Prof. <strong>İbrahim Turhan </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Aslında Merinos, 30 Haziran 2026 finansallarıyla halka arza hazır. SPK’ya henüz başvuru yapılmış değil. En uygun zamanda SPK’ya başvuru yapılacak.</strong></p>
<p>Merinos’un mevcut cirosunu öğrenmek istedik, <strong>Mehmet Erdemoğlu </strong>aktardı:</p>
<p>-          <strong>2025 yılını 472 milyon dolar ciro ile kapattık. Bu yılın ilk 7 ayında ciromuz 270 milyon dolar oldu. Bunun 245 milyon doları ihracattan geldi. Bu yıl ciromuz 500 milyon doları aşabilir.</strong></p>
<p><strong>“Besni’li Bilge”</strong>nin 1970’te iki kilim tezgahıyla başladığı üretim serüveni Merinos Halı’yı 56 yılda dünya devine dönüştürdü…</p>
<p><strong>Erdemoğlu </strong>Ailesi, Merinos Halı’yı global oyunculuğuna yakışır bir modelle halka arz için kolları sıvıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Halka arzda en az yüzde 50 pay yabancıya satılacak, sermaye girişi sağlanacak</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a795d1f48312-1786338591.png" alt="" width="500" height="327" /></span><strong>MERİNOS </strong>Halı Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Erdemoğlu, </strong>halka arza hazırlık çalışmaları çerçevesinde Prof. <strong>İbrahim Turhan </strong>ve oluşturdukları ekiple birlikte Londra ve New York’ta <strong>“road show”</strong><strong>a</strong> (tanıtım turu) çıktıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Road show sırasında yabancı yatırımcılara şu mesajı verdik: </strong>“Merinos bir halı şirketinden daha fazlasıdır. Normalde sektörümüzde FAVÖK (faiz, vergi, amortisman öncesi kâr) yüzde 10-12 arasında değişirken Merinos’ta yüzde 20 civarında.”</p>
<p>Prof. <strong>İbrahim Turhan, </strong>Merinos Halı’nın son yılların ilk uluslararası halka arzı olacağını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Hatırladığım, en son uluslararası halka arzı 2017 yılında Mavi yaptı. Uluslararası halka arzda, halka açılan hisselerin en az yarısının yabancı yatırımcılara ayrılması gerekiyor.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Turhan, </strong>SPK’ya başvuru sırasında halka arz edilen hisselerin en az yarısının yabancılara satılacağı konusunun kayıtlara gireceğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Henüz kesin olmamakla birlikte Merinos’un yüzde 20-30’u halka arz edilecek. Bu hisselerin 3’te 2’sinin yabancı yatırımcılara satışı söz konusu olacak. Yani, bu halka arzla ülkemize önemli bir yabancı sermaye girişi sağlamış olacağız.</strong></p>
<p>Merinos’un piyasa değerini sorduk, Prof. <strong>Turhan </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>SPK’ya başvuru yapılmadan bir değer telaffuz edemeyiz. Ancak, son yılların en büyük halka arzlarından biri olacağını söyleyebiliriz.</strong></p>
<p>Halka arzın yapısını merak ettik, Prof. <strong>Turhan </strong>anlattı:</p>
<p>-          <strong>Halka arzın en az yarısının sermaye artırımı şeklinde planlanması söz konusu olacak. Elbette bir miktar ortak satışı da gerçekleşecek.</strong></p>
<p>Halka arzdan sağlanacak kaynağın nasıl kullanılacağını da şöyle açtı:</p>
<p>-          <strong>Halka arzdan sağlanacak kaynağın bir kısmı Sasa’nın sermaye tabanını desteklemek için kullanılacak. Sasa, borçluluk açısından rahatlayacak.</strong></p>
<p>Merinos Halı Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Erdemoğlu, </strong>halka arz gelirlerinin değerlendirilmesiyle ilgili şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Teknik olarak halka arz gelirlerinin iki temel kullanım alanı bulunuyor. Birincisi yatırımların finansmanı ve ilgili yükümlülüklerin dengelenmesi, ikincisi grup şirketlerinin sermaye yapısının güçlendirilmesi olacak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Merinos’u bugün sıfırdan kurmaya kalksanız yatırım 3 milyar doları bulur</span></h2>
<p><strong>ERDEMOĞLU </strong>Holding Yönetim Kurulu Başkanı, Merinos Yönetim Kurulu Başkanvekili <strong>İbrahim Erdemoğlu, </strong>Merinos’un üretim yaptığı alanları sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Gaziantep’te 700 bin metrekareyi aşan kapalı alanımız var.</strong></li>
<li><strong>Çerkezköy’de (Tekirdağ) 150 bin metrekarelik kapalı alana sahibiz.</strong></li>
<li><strong>Ayrıca Besni’de (Adıyaman) de 100 bin metrekarelik kapalı alanda üretim yapıyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Merinos Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Erdemoğlu, </strong>bu noktada Erdemoğlu Holding’in toplam üretim alanlarının büyüklüğünü paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Sasa dahil kapalı üretim alanlarımızın toplamı 2.4 milyon metrekareyi buluyor.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Erdemoğlu, </strong>Merinos’un entegre yapısı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Merinos, üretimdeki kritik bileşenleri kendisi üretiyor. Bu yapı, maliyet avantajı, tedarik güvenliği, hız, özellikle kriz dönemlerinde yüksek esneklik sağlıyor.</strong></p>
<p>Merinos’un rakipleri karşısında avantajlarını ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Sektörün en yüksek üretim kapasitesi bizde. En yakın rakibimizin 3 katı kapasiteye sahibiz. Tam entegre üretim yapısı, dünyanın en güçlü müşterileriyle uzun yıllara dayanan ilişki.</strong></p>
<p>Yıllık 80 milyon metrekarelik üretim kapasitesine sahip olduklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>100’ü aşkın ülkeye ihracatımız var. Ciromuzun yüzde 92’si ihracattan sağlanıyor.</strong></p>
<p>İhracatla ilgili şu stratejilerine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Bugün ilk 10 müşterimizin toplam ihracattaki payı yüzde 46’dır. En büyük müşterimizin tek başına payı yüzde 10-12 dolayındadır. Hiçbir müşteriye aşırı bağımlı olmamaya özen gösteriyoruz.</strong></p>
<p>Bu noktada Merinos’un toplam yatırım büyüklüğünü merak ettik, <strong>İbrahim Erdemoğlu </strong>geçmiş dönem rakamlarıyla 1 milyar doların üzerinde olabileceğini belirtti.</p>
<p>Sohbet sırasında Aralık 2024’te <strong>İbrahim Erdemoğlu</strong>’nun benzer soruya verdiği yanıta baktım:</p>
<p>-          <strong>Merinos’un varlık değeri 2 milyar dolar seviyesinde. Ancak, şirketle ilgili henüz resmi değerleme yaptırmış değiliz.</strong></p>
<p>Prof. <strong>İbrahim Turhan </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Merinos’un bugünkü haliyle sıfırdan kurulmasının yatırım değeri 3 milyar doları bulur.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/polyester-cipsi-merinosu-katlayacak-yapay-zeka-destegi-ile-1-milyar-dolari-yakalayacak-84982</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/2/1280x720/mehmet-erdemoglu-1786338706.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Polyester Cipsi’ Merinos’u katlayacak, ‘yapay zeka’ desteği ile 1 milyar doları yakalayacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbonun-otesinde-avrupada-sanayi-politikasi-geri-donuyor-84981</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karbonun ötesinde: Avrupa&#039;da sanayi politikası geri dönüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AYÇA TEKİN-KORU</strong></p>
<p>Avrupa Birliği'nde son haftalarda karbon politikalarıyla ilgili önemli bir düzenleme tartışılıyor.</p>
<p>17 Temmuz’da sunulan bu değişiklik önerisi, ilk bakışta oldukça teknik görünüyor. Oysa asıl hikâye karbon değil. Asıl hikâye, Avrupa'nın devlet ile piyasa arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamaya başlaması.</p>
<p>Önce meseleyi en basit haliyle anlatalım.</p>
<p>Avrupa Birliği yaklaşık yirmi yıldır <u>Emisyon Ticaret Sistemi</u>'ni (ETS) uyguluyor. Bu sistemde belirli sektörlerde faaliyet gösteren şirketler atmosfere saldıkları karbon için bedel ödüyor. Daha az karbon salan şirketler avantaj kazanırken, daha fazla salanlar ilave emisyon hakkı satın almak zorunda kalıyor.</p>
<p>Ancak sistemin başından beri önemli bir sorun vardı. Avrupa'daki üretici karbon maliyetine katlanırken, aynı ürünü karbon maliyeti olmayan ülkelerde üreten firmalar daha avantajlı hâle gelebiliyordu. Bu durum üretimin Avrupa dışına kaymasına yol açabilirdi. Avrupa Birliği bu riski azaltmak amacıyla <u>Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması</u>'nı (SKDM) geliştirdi. Amaç, Avrupa'ya ithal edilen ürünlerin de benzer bir karbon maliyetine katlanmasını sağlamaktı.</p>
<p><strong><em>AB, </em></strong><strong>"Dönüşüm için yatırım </strong><strong>yaparsan seni desteklerim" diyor</strong></p>
<p>Bugün tartışılan değişiklik ilk bakışta ücretsiz emisyon tahsislerinin kaldırılma takvimine ilişkin teknik bir düzenleme gibi görünüyor. Ücretsiz tahsislerin tamamen kaldırılacağı tarihin 2034’ten 2038’e ötelenmesi gündemde.</p>
<p>Ama satır aralarına bakıldığında çok daha önemli bir değişim dikkat çekiyor. Eskiden ücretsiz tahsisler büyük ölçüde Avrupa sanayisinin rekabet gücünü korumak amacıyla veriliyordu. Yeni öneride ise bu tahsislerden tam olarak yararlanabilmek için şirketlerin karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik yatırım yaptıklarını göstermeleri bekleniyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle Avrupa Birliği artık yalnızca, <em>"Kirletiyorsan bedelini öde"</em> demiyor. Şunu da söylüyor: <em>"Dönüşüm için yatırım yaparsan seni desteklerim."</em></p>
<p>İşte asıl haber burada.</p>
<p><strong>Bu değişiklik neden önemli?</strong></p>
<p>Çünkü bu düzenleme yalnızca karbon politikasını değiştirmiyor.</p>
<p>Devlet ile piyasa arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağına dair anlayışın da değiştiğini gösteriyor.</p>
<p>Bunu anlayabilmek için epeyce geriye gitmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Otuz yıl boyunca hâkim düşünce neydi?</strong></p>
<p>1989 yılında iktisatçı John Williamson'ın <em>Washington Uzlaşısı</em> adını verdiği yaklaşım, uzun yıllar ekonomi politikalarına yön verdi.</p>
<p>Temel mesaj oldukça açıktı: Piyasalar kaynakları en etkin şekilde dağıtır. Devlet ekonomiye mümkün olduğunca az müdahale etmelidir. Serbest ticaret refah yaratır. Özelleştirme, serbestleşme ve mali disiplin büyümenin temelidir.</p>
<p>Sanayi politikası ise çoğu zaman devletin "<em>kazanan seçmeye</em>" çalıştığı ve kaynak israfına yol açan bir yaklaşım olarak görülüyordu.</p>
<p>Bu anlayış yalnızca gelişmiş ülkelerde değil, gelişmekte olan ülkelere yönelik uluslararası politika önerilerinde de etkili oldu.</p>
<p><strong>İlk büyük kırılma 1997'de yaşandı.</strong></p>
<p>1997 Asya Finansal Krizi, serbest sermaye hareketlerinin ve hızlı finansal serbestleşmenin her zaman beklenen sonuçları üretmediğini gösterdi.</p>
<p>Kriz yalnızca Asya’nın gelişmekte olan ekonomileri sarsmadı. Ekonomi politikalarına ilişkin temel kabulleri de sorgulatmaya başladı.</p>
<p>O dönemde Dünya Bankası'nın baş iktisatçısı olan Joseph Stiglitz, güçlü kurumların, iyi yönetişimin ve devlet kapasitesinin önemini vurgulayarak Washington Uzlaşısını eleştiren en önemli isimlerden biri oldu.</p>
<p>Böylece literatürde <em>Washington Sonrası Uzlaşı</em> olarak anılan yeni yaklaşım şekillenmeye başladı. Bu yeni yaklaşım piyasayı reddetmiyordu. Ama piyasanın tek başına yeterli olmadığını söylüyordu. Kurumlar önemliydi. Devlet önemliydi. Kamu politikalarının niteliği önemliydi.</p>
<p><strong>2008 ise tartışmayı bitirdi.</strong></p>
<p><em>2008 Küresel Finans Krizi</em> yalnızca bankaları değil, eski düşünceyi de sarstı.</p>
<p>Dünyanın en gelişmiş ekonomileri bile finansal sistemi ayakta tutabilmek için devasa kamu müdahalelerine başvurdu.</p>
<p>Birçok siyasetçi ve iktisatçı için bu kriz, Washington Uzlaşısının sonu olarak görüldü. Artık tartışma,</p>
<p><em>"Devlet ekonomiye müdahale etmeli mi?" </em>değil, <em>"Devlet ekonomiye nasıl müdahale etmeli?" </em>sorusuna dönüşmüştü.</p>
<p><strong>Sonra dünya yeniden değişti.</strong></p>
<p>Pandemi küresel tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Maske bulunamadı. Çip bulunamadı. İlaç bulunamadı. Limanlar durdu. Nakliye maliyetleri katlandı. Bir anda en düşük maliyet tek hedef olmaktan çıktı. Dayanıklılık da en az verimlilik kadar önemli hâle geldi.</p>
<p>Ardından Rusya-Ukrayna Savaşı enerji güvenliğini yeniden gündemin merkezine taşıdı.</p>
<p>Çin'in kritik mineraller, bataryalar ve temiz teknolojilerde ulaştığı kapasite ise stratejik bağımlılık tartışmalarını hızlandırdı.</p>
<p>Ekonomi ile jeopolitik artık birbirinden ayrı düşünülemiyordu.</p>
<p><strong>Devlet yeniden sahnede.</strong></p>
<p>Üstelik eski yöntemlerle değil. Bugün devletler yalnızca üretimi korumaya çalışmıyor. Dönüşümü yönlendirmeye çalışıyor. Temiz teknolojileri destekliyor. Stratejik sektörleri teşvik ediyor. Kritik hammaddelere erişimi güvence altına almaya çalışıyor. Karbon politikalarını da bu dönüşümün bir parçası olarak kullanıyor.</p>
<p>Aslında bu dönüşümün işaretleri uzun süredir vardı. Başta Dani Rodrik olmak üzere birçok iktisatçı, devletin üretken dönüşümde, teknoloji geliştirmede ve kurumsal kapasite oluşturmada yeniden etkin bir rol üstlenmesi gerektiğini yıllardır savunuyordu.</p>
<p>Bugün Avrupa Birliği'nin izlediği yol, bu tartışmaların uygulamadaki yansımalarından biri olarak okunabilir:</p>
<p>ETS’de önerilen son değişiklik de bu nedenle önemli. Çünkü karbon fiyatlaması artık tek başına bir çevre politikası değil. Aynı zamanda bir sanayi politikası aracı.</p>
<p><strong>Bu korumacılık mı?</strong></p>
<p>Kısmen.</p>
<p>Ama eksik bir tanım olur. Bugün tanık olduğumuz dönüşüm, klasik ithal ikameci sanayi politikalarının geri dönüşü değil. Daha çok, belirli hedeflere bağlı, performansı esas alan ve dönüşümü teşvik eden yeni nesil bir sanayi politikası.</p>
<p>Devlet yeniden ekonomide. Ama eski araçlarla değil. Yeşil dönüşümü, teknolojik gelişmeyi, stratejik özerkliği ve ekonomik dayanıklılığı birlikte gözeten yeni araçlarla.</p>
<p><strong>Türkiye hangi soruyu sormalı?</strong></p>
<p>Türkiye'de tartışmalar çoğu zaman şu soruya sıkışıyor:</p>
<p><em>"SKDM ihracatımızı ne kadar etkileyecek?"</em></p>
<p>Bu önemli. Ama yeterli değil. Asıl soru şu olmalı:</p>
<p><em>“Avrupa'nın sanayi politikası kalıcı olarak değişiyorsa, Türkiye bu yeni döneme nasıl hazırlanacak?”</em></p>
<p>Çünkü Avrupa artık yalnızca karbon emisyonlarını azaltmaya çalışmıyor. Aynı zamanda geleceğin üretim yapısını da şekillendiriyor.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>Belki de bugün yaşadığımız değişim, serbest ticaretin sonu değil.</p>
<p>Daha doğru ifadeyle, serbest ticaretin yeniden tanımlandığı bir dönemin başlangıcı.</p>
<p>İklim politikası, sanayi politikası, teknoloji politikası ve jeopolitik artık birbirinden ayrı değil.</p>
<p>Bu nedenle Avrupa'da bugün tartışılan ETS değişikliklerini yalnızca teknik bir karbon düzenlemesi olarak okumak eksik kalır. Asıl değişim çok daha büyük. <strong>Karbonun ötesinde, Avrupa'da devlet yeniden sanayi politikası yapıyor.</strong></p>
<p>Ancak burada bir uyarıyı da unutmamak gerekir. Devletin ekonomide daha etkin rol üstlenmesi tek başına başarı garantisi değildir.</p>
<p>Geçmişte pek çok başarısız sanayi politikaları da gördük. Başarılı örnekler de.</p>
<p>Farkı yaratan, devletin ekonomiye müdahale edip etmemesi değil; bunu hangi kurumlarla, hangi kurallarla ve hangi hesap verebilirlik mekanizmalarıyla yaptığıdır.</p>
<p>Önümüzdeki yıllarda asıl tartışma da büyük olasılıkla burada yoğunlaşacak.</p>
<p><em>* Bu yazı, yeni küresel ekonomi politiğin dönüşümünü farklı boyutlarıyla ele almayı amaçlayan bir yazı dizisinin ilk halkasıdır. Bir sonraki yazıda, serbest ticaret anlayışının neden “stratejik özerklik” ekseninde yeniden şekillendiğini ve bunun küresel ticaret sistemi ile Türkiye açısından ne anlama geldiğini ele alacağım.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbonun-otesinde-avrupada-sanayi-politikasi-geri-donuyor-84981</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/1/1280x720/677-1786340506.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karbonun ötesinde: Avrupa&#039;da sanayi politikası geri dönüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/banu-hizli-turkiyenin-musteri-deneyimi-yonetiminde-kuresel-rekabet-potansiyeli-cok-buyuk-85085</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Banu Hızlı: Türkiye&#039;nin müşteri deneyimi yönetiminde küresel rekabet potansiyeli çok büyük</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Müşteri Deneyimi Yönetimi ve Teknolojileri Derneği (MDYD) Yönetim Kurulu Başkanı Banu Hızlı, müşteri deneyimi yönetiminin, günümüz rekabetçi pazarında şirketler için hayati önem taşıdığını söyledi. Hızlı, “Bugün gelinen noktada ürün ve hizmetler arasındaki fark çok azaldı. Artık farkı yaratan unsur, markanın müşteriye yaşattığı deneyim oluyor. Dernek olarak Türkiye’yi müşteri deneyimi yönetimi dendiğinde ilk akla gelen ülke haline getirmek gibi bir misyon üstlenmiş durumdayız" dedi. Türkiye’nin müşteri deneyimi yönetimi alanında bir hub haline gelmesi için uluslararası derneklerle iş birliği yaptıklarını dile getiren Banu Hızlı, "Özellikle Almanya gibi ülkelerdeki iş gücü ve know-how eksikliğini Türkiye’nin gelişmiş ürün ve hizmetleriyle kapatma potansiyelini değerlendiriyoruz. Çünkü mükemmel müşteri deneyimi, verim ve kaliteyi yukarı taşırken kaynakların israf edilmemesi anlamına da geliyor. Bu da pek çok açıdan ülke ekonomisine katkı sağlıyor. Bu yüzden iş gücüne ihtiyacı olan bir ülkeye bu hizmeti sunmak bizim için çok değerli çünkü onların sorunu bizim için bir fırsat olabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>"Teknolojik dönüşüm insan </strong><strong>gücünü daha katma değerli </strong><strong>alanlara yönlendirecek"</strong></p>
<p>Yapay zekâ teknolojilerinin günümüzde her alanda olduğu gibi müşteri deneyimi yönetimi stratejilerinin merkezinde yer aldığına değinen Hızlı, şu değerlendirmeyi yaptı: ”Yapay zekâ müşteriyle temas noktasında insanın yerine geçerek sorunları çözerken diğer yandan da hizmeti sunan insanı güçlendirerek bilgiye erişmesini daha kolay hale getiriyor. Ekosistemde görev alan yüz binlerce çalışanın arkasındaki planlama, kalitenin ölçülmesi ve proaktif aksiyonların alınmasında da yapay zekâ öncü bir rol üstleniyor. Diğer yandan günümüzde deneyimlenen birçok yapay zekâ uygulaması eski teknolojiye dayalı ancak gelecekte insan gibi düşünebilen ve aksiyon alabilen yeni nesil yapay zekâ sistemleri hayatımıza daha fazla girecek. Bu teknolojik dönüşüm de istihdamı azaltmak yerine insan gücünü daha katma değerli alanlara yönlendirecek.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/banu-hizli-turkiyenin-musteri-deneyimi-yonetiminde-kuresel-rekabet-potansiyeli-cok-buyuk-85085</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/5/1280x720/banu-hizli-1786384576.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Müşteri Deneyimi Yönetimi ve Teknolojileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Banu Hızlı, “Mükemmel müşteri deneyimi, verim ve kaliteyi yukarı taşırken kaynakların israf edilmemesi anlamına da geliyor.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/surec-yasasi-bugun-genel-kurula-geliyor-84999</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süreç yasası Genel Kurul’a geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Çerçeve yasa nasıl uygulanacak? Yasal düzenlemeyle, üst sınırı 15 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl süreyle ertelenecek. 15 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturmalar ise 10 yıl süreyle ertelenecek. Ancak, çerçeve yasada örgüt üyelerine getirilen ceza erteleme uygulaması hemen gerçekleşmeyeceği gibi birkaç aşamadan geçecek ve birkaç ay sürecek. Cumhurbaşkanlığı’nda ve Meclis’teki kurulların oluşturulması ise Resmi Gazete’de yayımlanması ile başlayacak.</p>
<p><strong>Ceza erteleme, teyit ve tespit sonrası hayata geçecek</strong></p>
<p>Yasanın yürürlüğe girmesi, tamamının hemen uygulanması anlamına gelmiyor. Ceza erteleme, yani ceza infaz kısmı teyit tespite bağlı olacak. Kanunun Resmi Gazete’de yayımlanması nedeniyle re’sen ceza ertelemeyi düzenleyen 3. madde (ceza erteleme) hükümlerine göre hemen işlem yapılması söz konusu olmayacak.</p>
<p>Örgüt üyelerine getirilen ceza erteleme, PKK/KCK ve bağlantılı tüm oluşumların fiili varlığına son verdiğinin ve elindeki tüm silah ile mühimmatın teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi, bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararıyla teyit edilerek Resmi Gazete’de yayımlanması şartına bağlanıyor. Örgüt üyelerine kanunda belirtilen ceza ertelemenin ilk aşaması teyit-tespitle olacak.</p>
<p>Milli Güvenlik Kurulu’nun kararı, Cumhurbaşkanı’nın onayı ve Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından örgüt üyelerinin yazılı başvurusu gerçekleşecek. Başvurular için 6 ay süre öngörülüyor. İkinci aşama olan yazılı başvurunun ardından mahkemeler devreye girecek. Erteleme kararı soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili bölge ağır ceza mahkemelerinde değerlendirilecek.</p>
<p>Üçüncü aşama olan bu incelemenin ise birkaç ay sürmesi öngörülüyor. Koşullarının bulunması halinde tedbirlerin kaldırılmasına karar verilecek. Örgüt üyelerinin cezalarının ertelenmesi bu aşamalardan geçecek. Bu koşul gerçekleşmeden soruşturmaların ertelenmesi veya infazların durdurulması mümkün olmayacak. 5 yıl cezası ertelenenler 2 yıl sonra, 10 yıl cezası ertelenenler ise 3 yıl sonra (hak yoksunluğu) seçme seçilme hakları için cumhurbaşkanı yardımcısının başkanlığındaki kurula başvuracak.</p>
<p>Kurulun uygun görmesi halinde hak yoksunluklarının kaldırılması için ilgili mahkemeye veya infaz hakimliğine başvurabilecek. Cumhurbaşkanlığı’nda ve Meclis’teki kurulların oluşturulması ise Resmi Gazete’de yayımlanması ile başlayacak.</p>
<p>Sürecin takip edilmesi, koordinasyonunun sağlanması ve Kanun hükümlerinin uygulanmasına ilişkin, Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve MSB Genel Sekreterinden oluşacak kurulun atamaları ve çalışmaları hemen başlayacak.</p>
<p>Meclis Başkanı’nın başkanlığında ve milletvekillerinden oluşacak kurulda görev alacak milletvekilleri de yasanın Resmi Gazete’de yayımlanması ise belirlenecek.</p>
<p>Genel Kurulu’nda bugün görüşmeleri başlayacak yasal düzenleye. İYİ Parti’nin sert muhalefet yapması bekleniyor. Öte yandan yasanın 400’ün üzerinde bir oyla geçmesi tahmin ediliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/surec-yasasi-bugun-genel-kurula-geliyor-84999</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/9/1280x720/tbmm-meclis-1786342941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Barış ve Demokratik Toplum&quot; olarak adlandırılan sürecin hukuki altyapısını oluşturmak amacıyla hazırlanan 12 maddelik Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun teklifinin görüşmelerine bugün Genel Kurul’da başlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-turk-lirasi-icin-hukuki-altyapi-hazir-mi-84980</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital Türk Lirası için hukuki altyapı hazır mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DTL, banknotun dijital karşılığı mı yoksa farklı bir hukuki statüye sahip elektronik bir varlık mı olacak? Türkiye’nin önündeki en önemli gündem maddelerinden biri, DTL’yi açıkça tanımlayan, hukuki statüsünü belirleyen ve kullanıcı haklarını güvence altına alan kapsamlı bir mevzuat altyapısının oluşturulması. Hukuki hazırlığın, teknolojik hazırlığın gerisinde kalmaması gerekiyor.</strong></p>
<p>Dijital Türk Lirası (DTL) projesi teknik açıdan önemli bir mesafe kat etti. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yürütülen pilot çalışmalar devam ederken, kamuoyundaki tartışmalar büyük ölçüde teknolojik altyapıya ve siber güvenliğe odaklanıyor. Oysa DTL’nin tedavüle girdiği gün sorulacak ilk soru teknik değil hukuki olacak: Mevcut mevzuatımız bu dönüşüme hazır mı?</p>
<p>Para, bir değişim ve değer saklama aracı ve hesap birimi olarak işlev görür. Bugün yürürlükte bulunan hukuki çerçeve büyük ölçüde fiziksel para üzerine kurulu. TCMB Kanunu’nda banknot ihracı ve kanuni ödeme aracı niteliği ayrıntılı biçimde düzenleniyor; fakat “dijital Türk lirası” veya “dijital banknot” kavramlarına ilişkin bir tanım bulunmuyor. Bu durum, DTL’nin teknik olarak işler durumda olması ile hukuken para niteliği kazanması arasındaki boşluğu ortaya koyuyor.</p>
<p>Anayasa’nın 87. maddesi uyarınca para basma yetkisi TBMM’ye ait olup bu yetki kanunla TCMB’ye devredilmiş durumda. DTL’nin yasal bir ödeme aracı olarak kabul görmesi için bu anayasal güvence zincirinin dijital formu da kapsaması gerekiyor. Bunun yolu ise bir ikincil hukuki düzenleme değil, kanun seviyesinde açık bir tanımlama yapılması.</p>
<p>Bu tartışma yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Avrupa Komisyonu, Haziran 2023’te dijital Euro’nun fiziksel Euro ile aynı hukuki statüye sahip bir kanuni ödeme aracı (<em>legal tender</em>) olarak tanımlanmasını öngören bir yasa teklifi yayımladı. Benzer şekilde İngiltere’de Bank of England ve Hazine, herhangi bir dijital sterlin uygulamasının ancak Parlamento’dan geçecek birincil mevzuatla (<em>primary legislation</em>) hayata geçirilebileceğini açıkça ifade ediyor. Her iki örnekte de odak yalnızca ihraç yetkisi değil; kullanıcı hakları, veri mahremiyeti ve dijital cüzdanlardaki varlıkların hukuken korunması.</p>
<p>Türkiye açısından temel soru şu: DTL, banknotun dijital karşılığı mı yoksa farklı bir hukuki statüye sahip elektronik bir varlık mı olacak? Bu tercih yalnızca ihraç yetkisini değil; dijital paranın işletilme şeklini, saklanmasını ve aracılık edecek kuruluşların yükümlülüklerini de kapsayacak bir düzenleme gerektiriyor. Ayrıca, Türk Borçlar Kanunu’na göre bir para borcunun Türk lirası ile ifası mümkün; ancak DTL ile yapılan ödemeyi alacaklının kabul etmek zorunda olup olmayacağı, DTL’nin kanuni ödeme aracı olarak tanımlanmasına bağlı. Benzer şekilde dijital cüzdanların haczi, DTL bakiyelerinin mirasçılara intikali veya şirket tasfiyelerinde dijital varlıkların dağıtımı gibi konular da doğrudan DTL’nin hukuki statüsü meselesine dayanıyor.</p>
<p>Mevcut sistemde TCMB’nin banknot ihraç tekeli açık biçimde düzenleniyor. Ancak dijital para ihracının hangi hukuki yetkiye dayanacağının ve DTL’nin dağıtımında rol üstlenecek banka ve ödeme kuruluşlarının hukuki sorumluluk rejiminin ayrıca belirlenmesi gerekiyor. Dijital paranın doğası gereği işlem anonimliği ortadan kalkıyor veya sınırlanıyor. İşlemlerin hangi ölçüde izlenebileceği, hangi kamu kurumlarının verilere erişebileceği ve saklama süresi gibi hususlar açık kanuni dayanaklara bağlanmalı. Aksi hâlde finansal suçlarla mücadele ile bireylerin mahremiyet beklentisi arasındaki dengeyi kurmak zorlaşabilir.</p>
<p>Sonuç olarak, DTL artık yalnızca bir teknoloji projesi değil. Tedavüle girdiği gün ortaya çıkacak soruların büyük bölümü yazılım kodlarıyla değil, hukuk kurallarıyla cevaplanacak. Türkiye’nin önündeki en önemli gündem maddelerinden biri, DTL’yi açıkça tanımlayan, hukuki statüsünü belirleyen ve kullanıcı haklarını güvence altına alan kapsamlı bir mevzuat altyapısının oluşturulması. Hukuki hazırlığın, teknolojik hazırlığın gerisinde kalmaması gerekiyor.</p>
<p><strong><em>Stj. Av. Deniz Onuk’un katkılarıyla</em></strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-turk-lirasi-icin-hukuki-altyapi-hazir-mi-84980</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital Türk Lirası için hukuki altyapı hazır mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spacex-nereye-ucuyor-84979</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> SpaceX nereye uçuyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şu anda, dünya üzerinde en önemli ilgi alanlarından biri olan uzaya gitmeyi Mars’a yerleşme teması ile birleştirerek önemli bir beklenti yaratan Musk, SpaceX’in birincil halka arzını gerçekleştirmeden önce bir uzay ve yapay zekâ şirketi haline getirerek daha da büyük bir beklenti yaratmayı bildi. Peki, Musk bunları insanların ilgisini çekmek için mi yaptı yoksa gerçekten doğru olduğunu düşündüğü şeyi mi yapıyordu?</strong></p>
<p>Elon Musk’ın kurucusu olduğu SpaceX’in hisse senedi değerinin geçen haftaki dalgalanması, Musk’a gıcık olanları sevindirmiş olabilir ancak bu yazı yazılırken (9 Ağustos Pazar günü) son beş günlük seyrine baktığım hissenin değerinin oran olarak yüzde 25,77 ve büyüklük olarak da 27,27 dolar arttığı görülüyordu. Ancak ben piyasa değeri ile değil, Musk ile ilgiliyim.</p>
<p>Şu anda, dünya üzerinde en önemli ilgi alanlarından biri olan uzaya gitmeyi Mars’a yerleşme teması ile birleştirerek önemli bir beklenti yaratan Musk, SpaceX’in birincil halka arzını gerçekleştirmeden önce bir uzay ve yapay zekâ şirketi haline getirerek daha da büyük bir beklenti yaratmayı bildi. Peki, Musk bunları insanların ilgisini çekmek için mi yaptı yoksa gerçekten doğru olduğunu düşündüğü şeyi mi yapıyordu?</p>
<p>Son beş-10 yıl içinde Musk’ın dikkatimi çeken iki hareketinden bahsetmek istiyorum.</p>
<p>Birincisi, Musk’ın Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) Direktörü David Beasley ile girdiği polemik. Beasley’in, Elon Musk'ın servetinin çok küçük bir kısmıyla (yaklaşık 6 milyar dolarla) dünyadaki açlık sorununun çözülebileceğini iddia etmesi üzerine Elon Musk sosyal medya üzerinden bir çıkış yapmıştı. Bunu Gemini bizim için maddeler halinde özetledi.</p>
<p>- <strong>BM'nin çağrısı:</strong> David Beasley, milyarderlerin (özellikle Elon Musk ve Jeff Bezos gibi isimlerin) servetlerinin çok küçük bir yüzdesini vererek acil kriz içindeki milyonlarca insanın açlıktan ölmesini engelleyebileceğini belirtmiştir.</p>
<p><strong>- Elon Musk'ın yanıtı:</strong> Musk, bu iddiaya meydan okuyarak "WFP, 6 milyar doların dünyadaki açlığı nasıl çözeceğini bu Twitter (X) thread’inde tam olarak açıklayabilirse, Tesla hisselerini hemen şimdi satacağım ve bunu yapacağım" şeklinde bir açıklama yapmıştır.</p>
<p><strong>- Şeffaflık talebi:</strong> Musk, Birleşmiş Milletler veya ilgili yardım kuruluşlarının paranın tam olarak nereye harcanacağını, şeffaf bir muhasebe sistemiyle ve açık kaynaklı bir şekilde kanıtlamasını talep etmiştir.</p>
<p>Bu çarpıcı bir tartışma. Buna benzer bir tartışmayı ABD sağlık sistemindeki bütçe harcamaları konusunda okuduğumu hatırlıyorum. Fortune Türkiye’de çalıştığım dönemde bize gönderilen ABD Fortune dergilerini ince ince okurdum. ABD sağlık sisteminde atıl harcamaların getirdiği yükün 1 trilyon doları bulduğu gibi bir veri hatırlıyorum ancak elimde arşiv olmadığı için bu konuda yazacak bir şey bulamadım. Ben de Gemini’a sordum.</p>
<p>Fortune dergisi ve ekonomi çevreleri, ABD sağlık sistemindeki devasa idari maliyetleri ve bürokrasiyi genellikle "sistemin en büyük kara deliği" veya "görünmeyen maliyet krizi" olarak ele almaktadır. İşte yanıtı:</p>
<p>Yayınlanan analizlerde ve ekonomi bültenlerinde öne çıkan temel yaklaşımlar şunlardır:</p>
<p><strong>- Trilyon dolarlık yük:</strong> Fortune ve benzeri finans platformları, ABD'nin sağlık bürokrasisine (sigorta onay süreçleri, fatura karmaşası, uyumluluk maliyetleri) yıllık yaklaşık 1 trilyon dolar harcadığını, bunun da toplam sağlık harcamalarının neredeyse üçte birine denk geldiğini vurgular.</p>
<p><strong>- Gereksiz israf (Administrative Waste):</strong> Ekonomi yazarları ve sağlık analistleri, bu bürokratik harcamaların büyük bir kısmının "değer üretmeyen" (non-value-added) israf olduğunu belirtir. Çoklu sigorta sistemi (multi-payer system) ve karmaşık poliçe ağları yüzünden hastanelerin ve doktorların sırf fatura kesmek ve onay almak için devasa idari departmanlar beslemek zorunda kaldığına dikkat çekilir.</p>
<p><strong>- Küresel rekabet dezavantajı:</strong> Fortune'daki makalelerde ve ekonomik değerlendirmelerde, ABD'li şirketlerin çalışanlarına sağladığı özel sağlık sigortası primlerinin bu aşırı bürokrasi yüzünden katlanarak arttığı, bunun da Amerikan şirketlerinin küresel rekabet gücünü olumsuz etkileyen gizli bir maliyet unsuru olduğu ifade edilir.</p>
<p>Musk’ın tavrı, buradaki bakış açısına paralel göründü ancak bunun SpaceX’in hissesi ile doğrudan bir ilgisi yok. Ancak gerçek sorunu tanımlama ve buna nişan almanın bir ilgisi var. ABD’nin karanlık bir suikasta kurban giden başkanı John F. Kennedy de Sovyetler Birliği ile ülkesi arasındaki uzay rekabetinde hedefi uzaya çıkmaktan aya gitmeye çevirdiği için ABD uzay programının gelişmesine ve toplumun bu hedefe dahil olmasını sağlamıştı. Çok daha uzun süre önce Jules Verne’in Aya Yolculuk kitabı ile konuyu işlemesini de unutmayalım. Bunların hepsi hedefe inanıp bunun için çalışan bir ekosistem yaratmakla ilgili.</p>
<p><strong>Mars’a gideceksen dünyada zengin evine ihtiyacın yok</strong></p>
<p>Musk’ın bir diğer önemli hareketi gayrimenkulleri ile ilgili. Sürekli radyosu açık olan bir taksi şoförü bir gün bana “Ağabey, bunların hepsi cennete gitmek istiyor, hiçbiri ölmek istemiyor” demişti. Hâlâ görüşüyor olsam o taksi şoförüne Musk’ın gayrimenkullerini satmasını sormak isterdim. O olmayınca ben de felsefeyi bırakıp Musk’ın gerçekten gayrimenkullerini satıp satmadığını sordum. Gemini farklı kaynaklardan topladığı bilgiyi analiz ederek yanıtladı:</p>
<p>Evet, Elon Musk ana gayrimenkullerinin neredeyse tamamını sattı.</p>
<p>2020 yılının Mayıs ayında sosyal medya üzerinden yaptığı sürpriz bir açıklamayla "Neredeyse tüm fiziksel varlıklarımı satacağım, hiç evim olmayacak" demiş ve bu sözünü yerine getirmek için geniş çaplı bir gayrimenkul tasfiye sürecine girmiştir.</p>
<p>Bu süreçle ilgili öne çıkan detaylar şunlardır:</p>
<p><strong>- Malikanelerin elden çıkarılması:</strong> Musk, California'nın Los Angeles (Bel-Air) ve San Francisco bölgelerinde sahip olduğu lüks malikâneleri ve tarihi evleri (ünlü oyuncu Gene Wilder'ın eski evi dahil olmak üzere) sırayla elden çıkardı. 2021 yılının sonuna doğru son mülkünü de satarak portföyündeki ana evlerin tamamını elden çıkararak "evsiz milyarder" unvanını aldı.</p>
<p><strong>- Satışın gerekçesi:</strong> Musk, bu kararın arkasında Mars'a kolonileşme projelerine ve SpaceX ile Tesla'nın çalışmalarına odaklanma isteği olduğunu, ayrıca mülk sahibi olmanın insana "zaman ve dikkat dağınıklığı" yüklediğini ifade etmişti.</p>
<p><strong>- Küçük ev (Tiny House) yaşamı:</strong> Büyük mülklerini sattıktan sonra, Texas’ta SpaceX tesislerinin bulunduğu Boca Chica yakınlarında, Boxabl üretimi olan yaklaşık 37-38 metrekarelik taşınabilir modüler bir "küçük ev" (tiny house) kiralayarak yaşamaya başladığı biliniyor.</p>
<p>Bu iki hareket, benim SpaceX hissesinin önce yükseltilip sonra düşürülmesi ile ilgili piyasa hareketi ile ilgili olarak Gemini ile yaptığım analizi hemen sosyal medyada yazmak yerine bugüne kadar bekletme cesaretini bulmamı sağladı. Bu analizi şimdi paylaşmak istiyorum.</p>
<p><strong>SpaceX hisselerine geçen hafta ne oldu?</strong></p>
<p>Gemini’ın bu konudaki özet değerlendirmesi, hedefe inanan Musk ile yatırımcılar arasındaki ayrımı çok net ortaya koyuyor. Önce bunu aktarıp sonra bütün metne yer vermek istiyorum:</p>
<p><em>Özet değerlendirme;</em></p>
<p>SpaceX, yapay zekâyı sadece yazılımsal bir ürün (Grok) olarak değil, fiziksel altyapı, çip kümeleri ve veri merkezi ekseninde ele alan en agresif küresel güçlerden biridir. Şirket, trilyonlarca dolarlık vizyonunu gerçeğe dönüştürmek için milyarlarca doları eritmekte (nakit yakmakta) sakınca görmezken; piyasa bu harcamaların kısa vadede yaratacağı finansal baskı ile uzun vadede getireceği devasa teknolojik tekel konumu arasında gidip gelmektedir.</p>
<p><em>Şimdi de tam metin:</em></p>
<p>SpaceX'in yapay zekâ odağı ve bu alandaki harcamaları, şirketin 2026 yılındaki devasa halka arzı ve sonrasındaki ilk halka açık bilanço döneminde Wall Street'in en çok odaklandığı ana gündem maddesi haline gelmiştir. Elon Musk'ın yönetiminde roket ve uydu teknolojilerinin ötesine geçerek küresel bir yapay zekâ ve altyapı devine dönüşen SpaceX'in AI stratejisi ve maliyet dengesi şu dinamikler üzerinden okunabilir:</p>
<ol>
<li><strong> Yapay zekâ odak alanları ve yapısal entegrasyon</strong></li>
</ol>
<p><strong><em>- xAI / SpaceXAI konsolidasyonu</em></strong><em>:</em> xAI bünyesindeki tüm varlıkların (Grok modelleri, sosyal ağ altyapısı ve devasa veri merkezleri) SpaceX bünyesine katılmasıyla şirket içinde SpaceXAI departmanı kurulmuştur. Yapay zekâ artık SpaceX'in gelirlerinin ve vizyonunun çekirdek bileşenlerinden biridir.</p>
<p><strong><em>- Colossus ve dev veri merkezleri:</em></strong> Memphis’teki Colossus süper bilgisayar kümesi başta olmak üzere, hem yeryüzünde (terrestrial) hem de gelecekte yörüngede (orbital) devasa hesaplama kapasiteleri inşa edilmektedir.</p>
<p>- Grok ve Model Geliştirme: Şirket, yapay zekâ modellerini (Grok serisi) rekabette öne geçirmek ve devasa veri setlerini işlemek için eşi benzeri görülmemiş bir çip ve sunucu yoğunluğuna odaklanmıştır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Harcama ve yatırım boyutu (capex çılgınlığı)</strong></li>
</ol>
<p>SpaceX'in yapay zekâ yatırımları, teknoloji tarihinde benzeri görülmemiş bir hızda ve ölçekte nakit çıkışına yol açmaktadır:</p>
<p><strong><em>- Devasa çeyreklik harcamalar:</em></strong> Şirketin açıkladığı ilk halka açık çeyrek bilançosuna göre, toplam 18,4 milyar dolarlık sermaye harcamasının (Capex) 15,8 milyar doları doğrudan yapay zekâ çalışmalarına ayrılmıştır. Bu oran, toplam yatırımların %86'sının AI altyapısına gittiğini göstermektedir.</p>
<p><strong><em>- Yıllık projeksiyonlar:</em></strong> Analist kurumları (Morgan Stanley vb.), SpaceX'in sadece AI ve veri merkezi yatırımları nedeniyle yıllık sermaye harcamasının 64 milyar dolar seviyesine ulaşabileceğini öngörmektedir.</p>
<p><strong><em>- Nakit yakımı ve borçlanma</em></strong>: Hızlı büyüme ve altyapı inşası milyarlarca dolarlık nakit yakımına yol açarken, şirket bu devasa bütçeyi finanse etmek için haziran ayında 25 milyar dolarlık dev bir tahvil ihraç programı gerçekleştirmiştir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Gelir modeli ve finansal geri dönüş stratejisi</strong></li>
</ol>
<p>Wall Street'in SpaceX'in yapay zekâ harcamalarından ürkmesine karşın, şirket yönetimi bu harcamaların sürdürülebilirliğini farklı gelir modelleriyle savunmaktadır:</p>
<p><strong><em>- Bulut ve hesaplama gücü kiralama (Compute-as-a-Utility):</em></strong> SpaceX, sahip olduğu devasa GPU kümelerinin (Colossus vb.) bir kısmını veya fazlasını Anthropic ve Google gibi yapay zekâ oyuncularına kiralayarak milyarlarca dolarlık bulut servis sözleşmeleri imzalamaktadır (örneğin açıklanan son dönemde milyarlarca dolarlık kurumsal bulut anlaşmaları yapılmıştır).</p>
<p><strong><em>- Hızlı geri ödeme (payback period) iddiası</em></strong><em>:</em> Şirket yönetimi, AI bilişim kapasitesi yatırımlarının dışarıya yapılan satışlar ve bulut gelirleri sayesinde bir yıldan kısa bir sürede (less than a one-year payback) maliyetini çıkarma potansiyeli taşıdığını belirtmektedir.</p>
<p><strong><em>- Starlink ve uzay entegrasyonu:</em></strong> Uzaydaki Starlink uydu ağı ile yeryüzündeki AI veri merkezleri arasında kurulan veri köprüleri, gelecekte küresel ölçekte kesintisiz ve milisaniyelik yapay zekâ servisleri sunma altyapısını hazırlamaktadır.</p>
<p><em>Özet değerlendirme;</em></p>
<p>SpaceX, yapay zekâyı sadece yazılımsal bir ürün (Grok) olarak değil, fiziksel altyapı, çip kümeleri ve veri merkezi ekseninde ele alan en agresif küresel güçlerden biridir. Şirket, trilyonlarca dolarlık vizyonunu gerçeğe dönüştürmek için milyarlarca doları eritmekte (nakit yakmakta) sakınca görmezken; piyasa bu harcamaların kısa vadede yaratacağı finansal baskı ile uzun vadede getireceği devasa teknolojik tekel konumu arasında gidip gelmektedir.</p>
<p><strong>Yatırımcılar neden korktu?</strong></p>
<p>Bu harekete neden olan yatırımcıları da analiz etmek gerekiyor. Mars’a gitmek dahil olmak üzere SpaceX’in hedeflerini değil de piyasa değerini paylaşmak isteyen bu kesimin endişesine neden olan koşulları da Gemini ile masaya yatırdık. Bunun merkezinde 116 milyar dolarlık hissenin satış yasağının kalkması yer alıyor.</p>
<p>Bahsi geçen 116 milyar dolarlık satış yasağı (lock-up expiration), halka arz edilen şirketlerin erken dönem yatırımcılarının, kurucularının ve çalışanlarının ellerindeki hisseleri borsada satabilmelerini belirli bir süreyle engelleyen yasal kısıtlamanın sona ermesidir.</p>
<p>SpaceX özelinde bu olay, Wall Street ve borsa tarihinin en büyük hisse serbest bırakılma (lock-up açılması) operasyonu olarak kayıtlara geçmiştir. Detayları ve piyasa üzerindeki etkileri şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong> Kısıtlamanın kapsamı ve büyüklüğü</strong></li>
</ol>
<p>- Tarih: Şirketin ilk çeyrek bilançosunu açıklamasından iki gün sonra, 6 Ağustos 2026 tarihinde devreye girmiştir.</p>
<p>- Miktar ve değer: Erken dönem fonlar, risk sermayedarları ve çalışanlarca tutulan yaklaşık 911,5 milyon adet hisse serbest kalmıştır. Hissenin o dönemki piyasa fiyatıyla bu kütlenin toplam büyüklüğü 116 milyar dolar civarındadır. Bu rakam, normal büyük ölçekli halka arzların ortalama lock-up hacimlerinin katbekat üzerindedir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Neden böyle bir mekanizma kuruldu?</strong></li>
</ol>
<p>SpaceX, halka arz edildiğinde (Haziran 2026) piyasaya görece çok az sayıda hisse sürmüştü (dar bir public float bırakmıştı). Bu durum hisse fiyatının kısa sürede yapay bir kıtlıkla sert dalgalanmasına yol açmıştı. Şirket ve sigortacı bankalar, piyasanın aniden mahvolmasını önlemek için kısıtlamayı tek seferde kaldırmak yerine kademeli bir takvime (staggered release) bağlamıştır:</p>
<p>- 6 Ağustos'taki ilk dilim: Kilidi açılan 911,5 milyon hisse, toplam kilitli havuzun ilk %20'lik dilimidir.</p>
<p>- Fiyata bağlı şartlar: Daha üst kademelerin açılması için hisse fiyatının belirli eşiklerin (örneğin 175,50 dolar) üzerinde kalması şartı konmuştu; ancak hisse fiyatı bu seviyelerin altında kaldığı için o ek dilimler devreye girememiştir.</p>
<p>- Elon Musk’ın durumu: Şirketin CEO'su Elon Musk ve üst düzey yöneticilerin hisseleri tam 1 yıl boyunca (Haziran 2027'ye kadar) bu kısıtlamaya tabidir; yani 6 Ağustos'ta satılanlar sadece erken yatırımcılar ve çalışanların paylarıdır.</p>
<ol start="3">
<li><strong> piyasaya ve hisse fiyatına etkisi</strong></li>
</ol>
<p>- Arz Tazyiki: Piyasada işlem gören halka açık toplam hisse miktarının aniden %140 oranında artacak olması, "piyasaya çok fazla mal satılacak ve fiyat düşecek" kaygısını beraberinde getirmiştir.</p>
<p>- Satış Baskısı: İlk çeyrekte açıklanan devasa yapay zekâ harcamaları ve zarar tablosuyla birleşince, yatırımcılar 6 Ağustos'taki bu dev arz dalgasından kaçınmak ya da önceden pozisyon kapatmak istemiş; bu durum 5 Ağustos seansındaki %13'lük sert düşüşün ana tetikleyicilerinden biri olmuştur.</p>
<p><strong>İş Bankası’nın yeni genel müdür ataması ve yapay zekâ</strong></p>
<p>Türkiye İş Bankası’nda 1 Eylül 2026 itibariyle genel müdürlük görevini devralacağı açıklanan Cahit Çınar ile ilgili karar “grubun, üst yönetiminde, ikinci yüzyıl vizyonu ve stratejisi doğrultusunda alınan Yönetim Kurulu kararı uyarınca, grubun bankacılık, finans ve sanayi alanındaki rekabet gücünün ve verimliliğinin artırılması ile yapay zekâ çağının fırsatlarının en iyi şekilde değerlendirilmesi amacıyla görev değişiklikleri yapıldı.”ifadeleriyle duyuruluyor. Bu açıklama bütün bu yazıyı yeniden kurgulamama neden oldu.</p>
<p>Sonuçta SpaceX ve yatırımcıları bu çağın iki önemli karakter örneği. Bakalım Çınar, Türkiye İş Bankası’nı hangi doğrultuda götürecek. Gemini’a olmayanı uydurmasın diye beklenti sormadım ama bir Cahit Çınar analizi yapmasını istedim. Sonucu sizinle paylaşayım:</p>
<p>Türkiye İş Bankası'nda bayrak değişimi süreci kapsamında, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) onay süreçlerinin ardından 1 Eylül 2026 itibarıyla Genel Müdürlük görevini devralması beklenen H. Cahit Çınar, bankanın ikinci yüzyıl vizyonu ve stratejileri doğrultusunda yapay zekâ ve teknoloji çağının fırsatlarına odaklanmaktadır.</p>
<p>İş Bankası'nın Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) yaptığı bildirimlerde ve grup yönetimindeki stratejik değişim kararlarında, yapay zekâ eksenindeki temel beklentiler ve yaklaşımlar şu çerçevede şekillenmektedir:</p>
<p><strong>- Rekabet gücü ve verimlilik:</strong> Grubun bankacılık, finans ve sanayi alanlarındaki rekabet gücünü artırmada yapay zekânın kaldıraç rolü oynaması hedeflenmektedir. Süreçlerin daha verimli yönetilmesi için yapay zekâ tabanlı otomasyonlar önceliklendirilmektedir.</p>
<p><strong>- İştirakler ve teknoloji ekosistemi entegrasyonu:</strong> Cahit Çınar'ın geçmişte bankacılık operasyonlarının yanı sıra enerji, dijital ödeme sistemleri ve iştirak yönetiminde (Maxi Digital, Trakya Yatırım Holding, İş Enerji vb.) üstlendiği aktif yönetim rolleri, yapay zekâ teknolojilerinin sadece banka içi operasyonlara değil, grubun geniş iştirak ekosistemine de entegre edilmesinde aktif bir rol oynayacağını göstermektedir.</p>
<p><strong>- Yapay zekâ çağının fırsatları:</strong> Bankanın uzun süredir teknoloji ve dijitalleşme ekseninde yürüttüğü dönüşüm kültürünün sürdürülmesi, veri analitiği, müşteri deneyiminin kişiselleştirilmesi ve operasyonel süreçlerde yapay zekâ araçlarının derinlemesine kullanılması beklenmektedir.</p>
<p>Benim için Türkiye İş Bankası’nın Cumhuriyetin İkinci Yüzyılındaki yeni hikâyesi, ODTÜ Bilgisayar mezunu Hakan Aran’ın “yazılım ve teknoloji” uzmanı olarak bankanın başına geçmesi ile değil, Adnan Bali’nin, genel müdürlüğü sırasında sponsorluk bütçesini 15 dakika içinde İTÜ liderliğindeki Arktik Araştırma Seyahati için yakması ile başlamıştır. Bu nedenle SpaceX hikayesini bu kadar ayrıntılı yazmak istedim.   </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spacex-nereye-ucuyor-84979</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SpaceX nereye uçuyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-kredilerinin-dis-ticaretteki-performansi-nedir-84977</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat kredilerinin dış ticaretteki performansı nedir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İhracat finansmanını yalnızca "kredi hacmi" üzerinden değerlendirmek yerine, bu kredilerin üretim yapısına, verimliliğe ve dış ticaret performansına katkısını da birlikte analiz etmek gerekmektedir.</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyümesi açısından ihracatın artırılması stratejik bir öneme sahiptir. Bu doğrultuda bankacılık sektörü tarafından ihracatçı firmalara sağlanan finansman imkânları son yıllarda önemli ölçüde genişlemiştir. Ancak asıl cevaplanması gereken soru şudur: <strong>İhracata ayrılan finansman arttıkça, dış ticaret performansı da aynı ölçüde iyileşiyor mu?</strong></p>
<p>Bu soruya cevap aramak amacıyla BDDK tarafından yayımlanan <strong>İhracat kredileri</strong> ile <strong>İhracat garantili yatırım kredileri</strong> toplamı esas alınmış, bu tutarın toplam nakdi krediler içerisindeki payı hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar, aynı dönemlerin TÜİK dış ticaret verilerinden hesaplanan <strong>ihracatın ithalatı karşılama oranı</strong> ile birlikte değerlendirilmiştir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7964e840bf8-1786340584.png" alt="" width="793" height="262" />Tablo incelendiğinde dikkat çekici üç sonuç ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>İlk olarak, <strong>2011–2015 döneminde</strong> ihracat odaklı kredilerin toplam krediler içindeki payı <strong>%5,46</strong> ile en düşük seviyesine gerilerken, ihracatın ithalatı karşılama oranı da <strong>%62,86</strong> ile en düşük dönemlerden biri olmuştur.</p>
<p>İkinci olarak, <strong>2016–2020 döneminde</strong> ihracat odaklı kredi payı <strong>%6,21'e</strong> yükselmiş, aynı dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı <strong>%76,35</strong> ile incelenen dönemlerin en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu görünüm, ihracata yönelik finansmanın dış ticaret performansını destekleyebileceğine işaret eden olumlu bir tablo ortaya koymaktadır.</p>
<p>Ancak <strong>2021–2025 döneminde</strong> farklı bir görünüm oluşmaktadır. İhracat odaklı kredilerin toplam krediler içindeki payı yaklaşık iki kat artarak <strong>%12,21'e</strong> yükselmesine rağmen, ihracatın ithalatı karşılama oranı <strong>%74,42'ye</strong> gerilemiştir.</p>
<p>Bu bulgu önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır:</p>
<p><strong>İhracat finansmanının artırılması tek başına dış ticaret performansını belirlememektedir.</strong></p>
<p>Çünkü dış ticaret dengesi yalnızca kredi miktarına bağlı değildir. İhracatın yüksek ithal girdi bağımlılığı, enerji ithalatı, küresel emtia fiyatları, döviz kuru gelişmeleri, uluslararası talep koşulları ve üretilen katma değer gibi birçok yapısal unsur da dış ticaret performansını doğrudan etkilemektedir.</p>
<p>Dolayısıyla ihracat kredilerindeki artış, gerekli bir politika olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Asıl önemli olan, bu finansmanın hangi alanlara yönlendirildiğidir.</p>
<p>Yüksek katma değerli üretimi destekleyen, yerli ara malı kullanımını artıran, teknoloji yoğun sektörleri geliştiren ve ithal girdi bağımlılığını azaltan yatırımların finansmanı, ihracat kredilerinin ekonomik etkisini önemli ölçüde güçlendirecektir.</p>
<p>Sonuç olarak, ihracat finansmanını yalnızca "kredi hacmi" üzerinden değerlendirmek yerine, bu kredilerin <strong>üretim yapısına, verimliliğe ve dış ticaret performansına katkısını</strong> da birlikte analiz etmek gerekmektedir. Türkiye'nin sürdürülebilir dış ticaret başarısı, yalnızca daha fazla kredi kullandırılmasına değil; bu kredilerin daha yüksek katma değer üreten sektörlere yönlendirilmesine bağlıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-kredilerinin-dis-ticaretteki-performansi-nedir-84977</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat kredilerinin dış ticaretteki performansı nedir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gayrimenkul-sektorunun-surdurulebilirlik-gundemi-cop31-84976</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gayrimenkul sektörünün sürdürülebilirlik gündemi: COP31</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Binalar ve inşaat sektörü, iklim krizinin merkezinde yer alıyor. COP31 sonrasında gayrimenkul sektörünün önünde artık ertelenemeyecek bir dönüşüm gündemi var. Mevcut yapı stokunun enerji performansı iyileştirilmeli. Yeni projelerde ise yaşam döngüsü analizi, iklim dayanıklılığı ve döngüsel ekonomi kriterleri daha tasarım aşamasından itibaren dikkate alınmalı</strong></p>
<p>Kasım ayında Türkiye, küresel iklim gündeminin en önemli organizasyonlarından birine ev sahipliği yapacak. 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya'da düzenlenecek COP31 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı), çok sayıda ülkenin kamu temsilcilerini, yatırımcılarını, uluslararası kuruluşlarını ve iş dünyasını bir araya getirecek. İlk bakışta çevre politikalarının tartışıldığı teknik bir zirve gibi görünse de COP toplantıları artık çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu zirveler yatırım kararlarını, finansman akımlarını, şirketlerin rekabet gücünü ve ülkelerin kalkınma stratejilerini etkileyen küresel politika platformları niteliğinde.</p>
<p><strong>Gayrimenkul sektörünün sürdürülebilirlikle imtihanı</strong></p>
<p>COP31’in Türkiye açısından önemli sonuçlarından biri, iklim gündeminin gayrimenkul sektörünü doğrudan ilgilendiren boyutunun daha görünür hâle gelmesi olacak. Binalar ve inşaat sektörü, iklim krizinin merkezinde yer alıyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'na göre binalar ve inşaat sektörü küresel enerjinin yaklaşık üçte birini tüketiyor ve küresel CO₂ emisyonlarının yaklaşık %34'ünden sorumlu. Çimento ve çelik gibi yapı malzemeleri ise tek başına küresel emisyonların %18'ini oluşturuyor ve önemli bir inşaat atığı kaynağı.<strong><sup>1</sup></strong></p>
<p>Bu rakamlar, gayrimenkul sektörünün önündeki dönüşümün neden yalnızca “daha çevreci bina” üretmekten ibaret olmadığını gösteriyor. Bugün verilen tasarım, yatırım ve finansman kararları, gelecek on yılların enerji tüketimini ve karbon emisyonlarını belirleyecek. Enerji verimliliği, su kullanımı, iklim dayanıklılığı ve karbon emisyonları artık varlık değerini, kira gelirlerini, işletme giderlerini ve finansmana erişimi etkileyen ekonomik değişkenler hâline geliyor.</p>
<p><strong>COP31 neyi değiştirir?</strong></p>
<p>COP31’in gayrimenkul sektörü açısından önemi, iklim hedeflerinin bir kez daha ilan edilmesinden ziyade, bu hedeflerin nasıl uygulanacağına odaklanmasında yatıyor. Ülkemizdeki sürdürülebilirlik raporlamasına ilişkin yeni düzenlemeler bu dönüşümün önemli bir parçası. Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’nın (TSRS), şirketlerin iklimle ilgili risk ve fırsatlarını finansal raporlama süreçleriyle ilişkilendirmesi, sürdürülebilirliği finansal kararların bir parçası hâline getiriyor.</p>
<p>Gayrimenkul-inşaat şirketleri için bunun anlamı açık: iklim riski artık yalnızca çevresel bir konu değil. Bir gayrimenkulün bulunduğu bölgenin sel veya sıcaklık riski, binanın enerji performansı, dönüşüm maliyeti ve karbon düzenlemelerine uyumu, yatırım kararlarının ve değerleme süreçlerinin bir parçası hâline geliyor.</p>
<p><strong>Sektörün ev ödevleri</strong></p>
<p>COP31 sonrasında gayrimenkul sektörünün önünde artık ertelenemeyecek bir dönüşüm gündemi var. Mevcut yapı stokunun enerji performansı iyileştirilmeli. Yeni projelerde ise yaşam döngüsü analizi, iklim dayanıklılığı ve döngüsel ekonomi kriterleri daha tasarım aşamasından itibaren dikkate alınmalı.</p>
<p>Sürdürülebilirlik hedefleri finansman ve değerleme süreçleri ile ilişkilendirilmeli. Bu noktada “yeşil bina” sertifikasının da tek başına yeterli olmadığını belirtmek gerek. Önemli olan, sürdürülebilirliğin daha düşük enerji tüketimi, daha düşük risk ve daha yüksek uzun dönemli değer üretip üretmediği. Bunun için sürdürülebilirlik verilerinin ölçülebilir, karşılaştırılabilir ve güvenilir olması gerekiyor.</p>
<p>Türkiye’nin COP31 ev sahipliği bu dönüşüm için önemli bir fırsat sunuyor. Ancak başarı, Antalya’da verilen mesajlarla değil, sonrasında kaç binanın dönüştürüldüğü ve gayrimenkul finansmanının bu dönüşümü ne ölçüde desteklediğiyle ölçülecek. İklim riskini bugün fiyatlamayan gayrimenkul piyasası, bu maliyeti yarın çok daha yüksek bir bedelle ödeyebilir.</p>
<p> </p>
<p>[1] https://www.unep.org/resources/report/global-status-report-buildings-and-construction-20242025<em>; </em>https://www.iea.org/reports/demand-and-supply-measures-for-the-steel-and-cement-transition/executive-summary<em>   </em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gayrimenkul-sektorunun-surdurulebilirlik-gundemi-cop31-84976</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gayrimenkul sektörünün sürdürülebilirlik gündemi: COP31 ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/podyumda-otomobil-faturada-abonelik-84975</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Podyumda otomobil, faturada abonelik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Artık otomobil yalnızca bir kez satılan bir araç değil, satış sonrasında da düzenli gelir üreten dijital bir platforma dönüşüyor. Hyundai’nin yenilenen Ioniq 6 modeli üzerinden Bluelink bağlantı hizmetleri, donanım paketleri ve V2L teknolojisi bu dönüşümün ipuçlarını verirken, otomotiv sektöründe “podyumda otomobil, faturada abonelik” dönemi başlıyor.</strong></p>
<p>Otomotivin yeni trendi, dijital uygulama aboneliğinden bahsettiğimizde, mühendislik ve tasarım vitrinde alkış topluyor, asıl para ise her ay kesilen dijital faturada birikiyor, demeye başlayacağız. Moda dünyasındaki "defile vitrin, aksesuar kasa" ikiliği, otomotive geçiyor; üstelik "abonelik" kelimesiyle connected çağın tekrarlayan gelir modeli başlıyor.</p>
<p>Telefonun kendisine değil, kılıfına 250 dolar ödendiği bir “logo havası” dönemine girerken; örneğin yeni Ioniq 6'nın Bluelink aboneliği de, ölçek farkı dışında aynı paralel stratejiye sahip.. İkisi de çok benzer bir ticari soruya cevap arıyor; münhasırlığı bozmadan, etiket fiyatını aşağı çekmeden, müşteriyi ekosistemde tutarak geliri nasıl maksimize ederiz? Gucci'nin gelirinin yüzde 60'ını deri ürünlerden ve ayakkabılardan elde etmesi, podyumdaki haute couture'ün aslında bir vitrin, gerçek paranın ise markanın logosunu taşıyan "küçük" ürünlerde olduğunu çoktan kanıtladı.</p>
<p>Otomotiv, bu dersi gecikmeli ama son derece kararlı bir biçimde okuyor.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta Türkiye'de satışa sunulan yenilenmiş Ioniq 6, bu konunun en taze örneği… 0,21 Cd'lik sürtünme katsayısı, 800V mimarisi, E-GMP platformu, 18 dakikada yüzde 10'dan 80'e dolan bataryası ve 680 kilometrelik menziliyle yollara çıkan güncellenmiş elektrikli Hyundai, elektrikli mobilite yarışında podyumdayız mesajı veriyor. Tıpkı bir moda evinin avangart defilesi gibi. Ancak asıl ekonomi hikâyesi, bu mühendislik gösterisinin etrafında örülen katmanlarda saklı...</p>
<p>Fiziksel aksesuar katmanlarını Advance ve Progressive donanım seviyeleri oluştururken; daha büyük batarya, daha güçlü motor, daha zengin kabin içi; baz fiyatı düşürmeden geliri yukarı taşıyan modacıların klasik "kemer ve çorap" stratejisi... Çift 12,3 inç ekran, Parametric Pixel LED aydınlatmalar, yeniden şekillendirilen difüzör ve "Pure Flow, Refined" tasarım dili; markanın logosunu taşıyan, marjı yüksek detaylar. Müşteri aynı gövdeye daha fazla ödeyerek "daha üst" bir deneyime terfi ediyor; marka ise tek bir baz fiyatla iki ayrı kar havuzu yaratıyor.</p>
<p>Asıl kırılma noktası ise dijitalde... Hyundai'nin Türkiye'de Ioniq 6 ile birlikte devreye aldığı Bluelink bağlantı hizmeti; OTA yazılım güncellemeleri, Dijital Anahtar, bulut tabanlı navigasyon, gerçek zamanlı rota optimizasyonu, uzaktan araç kontrolü ve şarj istasyonu planlamasını tek bir çatı altında topluyor. Küresel pazarlarda bu hizmetlerin önemli bir bölümü, Bluelink Pro gibi ücretli abonelik katmanları aracılığıyla sunuluyor. Donanım zaten aracın içinde; yazılım kilidini açmak yeterli. Marjinal üretim maliyeti neredeyse sıfır, kâr marjı ise fiziksel aksesuarların bile çok ötesinde.</p>
<p>Bir otomobil bir kez satılır; Bluelink aboneliği her ay fatura keser.</p>
<p>McKinsey projeksiyonları, yazılım tanımlı araç gelirlerinin 2030'a kadar küresel otomotiv kar havuzunun dörtte birini aşacağını öngörüyor. Üstelik bu dijital katman, müşteriyi markanın ekosistemine kilitleyen bir "gateway" işlevi görüyor. Bugün Ioniq 6 Advance alıp Pro aboneliğini ücretsiz başlatan bir müşterinin, üç yıl sonra sistem ücretli hale gelse de ve daha büyük bir Hyundai’ye terfi ettiğinde dijital alışkanlıkları ve sadakati çoktan inşa edilmiş oluyor.</p>
<p>Bir ceketi her gün giymek istemezsiniz, ama telefon kılıfını her gün kullanırsınız. Bluelink de böyle; araç park halindeyken bile marka, müşterinin avucundaki ekranda yaşamaya devam ediyor.</p>
<p>V2L teknolojisi de bu hikâyeyi ayrıca yaşam tarzına taşıyor. Ioniq 6'nın bataryası bir kamp ekipmanını, bir dizüstü bilgisayarı, bir kahve makinesini beslediğinde otomobil, ulaşım aracının ötesine geçip kişisel ifadenin bir parçasına dönüşüyor. Moda dünyasının "insanlar kişisel tarzlarının her unsurunun ifade dolu olmasını ister" ilkesi, elektrikli otomobilin bagajından çıkan uzatma kablosuyla da karşımıza çıkıyor…</p>
<p>Sonuçta mesele, 250 dolarlık bir kılıf ya da aylık 15 Euro’luk bir connected aboneliği değil... Mesele, otomobilin bir kez satılan bir metal yığını olmaktan çıkıp, sürekli gelir üreten bir dijital platforma dönüşmesi!.. Birçok premium marka gibi Hyundai de, Ioniq 6 ile bu dönüşüme Türkiye'deki ilk adımını atıyor. Ve asıl soru giderek netleşiyor; markalar birer otomobil üreticisi mi, yoksa podyumda otomobil gösterirken ultra lüks aksesuar ve dijital hizmetler satan şirketler mi olacak? Şimdilik bu bağlantı hizmetlerini ücretsiz sunan Hyundai'nin cevabı, gelecekteki OTA güncellemelerinde gizli…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/podyumda-otomobil-faturada-abonelik-84975</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/5/1280x720/oto-1786337646.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Podyumda otomobil, faturada abonelik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zayif-veri-guclu-piyasa-ikilisi-84974</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zayıf veri güçlü piyasa ikilisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Teknoloji karnesi zayıf olan Borsa İstanbul son dönemdeki yapay zeka yükselişinden yararlanamadı. Ama beklentilerin altında gelen enflasyon verisi ve Fed’in faiz artırmakta aceleci olmayacağını gösteren ABD verileri ile toparlanan endeks 13,800 direncinin hemen altında kapattı.</strong></p>
<p><strong> </strong>Beklentilerden zayıf gelen ABD verisine piyasalar hisse senedi ve tahvil piyasalarında eş anlı bir alım dalgası ile cevap verdi. Fed vadeliler Eylül toplantısı için faiz artış beklentisini düşürürken, Aralık toplantısında faiz indirimi %80’e yakın ihtimalle hakim görüş olarak korundu.</p>
<p>Hisse senedi piyasası zayıf veriyi Fed’in faiz artışını geciktiren ve sınırlayan pozitif bir gelişme olarak okudu. Yarı iletkenler ile başlayan ve muhteşem yedi hisselerinin katılımı ile zenginleşen yükseliş küçük adımlarla da olsa sürüyor. En iyi yapay zeka uzmanı ayrılan Alphabet negatif ayrışmaya devam ediyor. Haftanın yıldızı dip seviyeden sert geri dönen SpaceX.</p>
<p>Enerji piyasası İran ve Umman’ın anlaştığı, Hürmüz’ün kademeli olarak açıldığı bir senaryoyu satın alıyor. Boğazdan geçen gemilerin İran tarafından hedef alınması ile dip seviyelerden 4 dolara yakın bir yükseliş ile Brent petrol 83 dolara ulaşsa da, Hürmüz ve Kızıldeniz’in eş anlı olarak kapatıldığı 100 doların üzerini işaret eden kötü senaryodan çok uzağız.</p>
<p>İran’ın Hürmüz ve Kızıldeniz enerji ticaretini kontrol etmek için saldırganlığın dozunu artırması Ortadoğu’da güç dengesinin değiştiğini gösteriyor. Savaşın başında saldıran taraf ABD iken, son dönemde İran daha güçlü konumda.</p>
<p>İran’ın askeri başarısının ardında Çin ve Rusya’nın sağladığı ileri seviye füzeler mi, yoksa ABD’nin mühimmatının azalması mı etkili bilemiyoruz. Ama sahada güç dengesi İran lehine değişti. Mevcut şartlarda, ABD’nin kendini galip ilan edeceği bir anlaşma mümkün gözükmüyor.</p>
<p>Teknoloji karnesi zayıf olan Borsa İstanbul son dönemdeki yapay zeka yükselişinden yararlanamadı. Ama beklentilerin altında gelen enflasyon verisi ve Fed’in faiz artırmakta aceleci olmayacağını gösteren ABD verileri ile toparlanan endeks 13,800 direncinin hemen altında kapattı.</p>
<p>Genele yaygın bir yükselişten çok K tipi bir toparlanma söz konusu. Endeks ağırlığı yüksek savunma ve rafineri hisseleri yükselişte başrolü paylaşırken, havacılık hisseleri satışta başı çekiyor.</p>
<p>Bankalar altı haftalık satış sonrasında enflasyon verisiyle birlikte dipten dönüyor. İkinci çeyrek sonuçları genelde zayıf gelen, üçüncü çeyrek rakamlarının da iyi gelmesinin beklenmediği bankalarda dipten dönüş karlılık gelişmelerinden çok pozisyonlanma kaynaklı. Kötü beklentiyi satan yatırımcılar, kâr rakamları sonrasında kademeli alışa geçti.</p>
<p>Piyasalar için taktiksel iyimser görüşümüzü koruyoruz. Türk Lirası ve orta vadeli DİBS için 2023 sonunda verdiğimiz pozisyon artır görüşümüzü değiştirmedik. Eurobond için verim eğrisinin tamamında sabıkalı iyimseriz. Hisse senedi piyasasında endeksten farklılaşan seçici bir portföyle alfa yaratılabileceğine inanıyoruz. Ortadoğu’da savaşın sertleşmesi ve inatçı enflasyon piyasalar için pozitif görüşümüzün önündeki temel riskler.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zayif-veri-guclu-piyasa-ikilisi-84974</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zayıf veri güçlü piyasa ikilisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/celigin-golgesinde-yeni-ticaret-duzeni-abd-neyi-koruyor-84973</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çeliğin gölgesinde yeni ticaret düzeni: ABD neyi koruyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çelik, alüminyum ve bakır gibi metaller yalnızca geleneksel sanayinin girdileri değil; aynı zamanda savunma sanayii, enerji dönüşümü, elektrikli araçlar ve altyapı yatırımları için de kritik öneme sahip. Bu nedenle Washington, Pekin'e karşı yürüttüğü rekabeti yalnızca teknoloji şirketleri üzerinden değil, temel sanayi ürünleri üzerinden de sürdürüyor.</strong></p>
<p>Küresel ekonomi son yıllarda yalnızca enflasyon, faiz oranları ve jeopolitik krizlerle değil, aynı zamanda yeniden yükselen korumacılık dalgasıyla da şekilleniyor. Bu dalganın en dikkat çekici örneklerinden biri ise ABD'nin çelik, alüminyum ve bakır ithalatına yönelik son tarife düzenlemeleri oldu. Haziran 2026'da Beyaz Saray tarafından yayımlanan karar, ilk bakışta teknik bir gümrük düzenlemesi gibi görünse de aslında çok daha büyük bir dönüşümün işaretlerini taşıyor: Serbest ticaret çağından stratejik sanayi politikalarına geçiş.</p>
<p>Bugün Washington'un çelik meselesine yaklaşımını anlamak için yalnızca güncel ekonomik verileri değil, Amerikan sanayisinin tarihsel hafızasını da okumak gerekiyor.</p>
<p><strong>Amerikan Gücünün Temelinde Çelik Vardı</strong></p>
<p>On dokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren ABD'nin yükselişi büyük ölçüde çelik üretim kapasitesine dayanıyordu. Pittsburgh'dan Ohio Vadisi'ne uzanan sanayi kuşağı, yalnızca Amerikan ekonomisinin değil, dünyanın da en büyük çelik merkezlerinden biri haline gelmişti. On dokuzuncu yüzyılın ortalarına gelindiğinde ABD, küresel çelik üretiminin yaklaşık yarısını gerçekleştiriyordu. İkinci Dünya Savaşı sırasında savaş gemilerinden tanklara, demiryollarından köprülere kadar her alanda Amerikan çeliği stratejik üstünlüğün temel unsurlarından biri olmuştu. Ancak bu üstünlük kalıcı olmadı. Önce Japonya, ardından Güney Kore ve Avrupa'nın yeniden sanayileşmesi Amerikan üreticilerinin küresel payını daralttı. 2000'li yıllarla birlikte ise Çin'in olağanüstü büyümesi dengeleri tamamen değiştirdi. Devlet destekleriyle büyüyen Çinli üreticiler kısa sürede dünyanın en büyük çelik üreticileri haline geldi. Bugün dünya çelik üretiminin yarısından fazlası Çin tarafından gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Bu gelişme ABD açısından yalnızca ekonomik bir rekabet sorunu olarak görülmedi. Washington'da giderek güçlenen görüşe göre mesele aynı zamanda bir ulusal güvenlik meselesiydi.</p>
<p><strong>Çelikten Ulusal Güvenliğe</strong></p>
<p>ABD'nin son yıllarda uyguladığı tarifelerin hukuki dayanağı, 1962 tarihli Ticaretin Genişletilmesi Yasası'nın 232. maddesi. Bu düzenleme başkana, ulusal güvenliği tehdit ettiği düşünülen ithalata karşı önlem alma yetkisi veriyor. Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde 2018 yılında devreye alınan çelik ve alüminyum tarifeleri, bu yetkinin en dikkat çekici kullanım örneklerinden biri oldu.</p>
<p>Trump yönetiminin temel argümanı açıktı:</p>
<p>"Eğer Amerika kendi çeliğini üretemez hale gelirse, savaş zamanında ihtiyaç duyduğu sanayi kapasitesini de kaybeder."</p>
<p>Bu yaklaşım, yıllarca savunulan serbest ticaret anlayışından belirgin bir kopuş anlamına geliyordu.</p>
<p>2025 ve 2026 yıllarında alınan yeni kararlarla bu yaklaşım daha da güçlendirildi. Çelik, alüminyum ve bakır ürünlerine yönelik yüksek tarifeler korunurken bazı alanlarda oranlar artırıldı. Haziran 2026 tarihli son düzenleme ise sistemi daha seçici hale getirdi. Tarım makineleri ve bazı sanayi ekipmanları için vergi oranları düşürülürken, yerli metal kullanımını teşvik eden yeni mekanizmalar getirildi. Burada  mesaj net: Amerika yalnızca üretimi değil, üretimin kaynağını da kendi sınırları içinde tutmak istiyor.</p>
<p><strong>Çin faktörü</strong></p>
<p>ABD'nin son ticaret politikalarının merkezinde Çin bulunuyor. Washington'un değerlendirmesine göre Çin'in oluşturduğu dev üretim kapasitesi küresel piyasalarda fiyatları baskılıyor ve birçok ülkede yerli üreticilerin rekabet gücünü zayıflatıyor.               </p>
<p>Çin ise bu eleştirileri reddediyor ve ticaret kısıtlamalarının küresel ekonomiye zarar verdiğini savunuyor. Ancak tartışmanın özünde ekonomik verilerden daha büyük bir mesele yatıyor: Teknolojik ve endüstriyel liderlik mücadelesi. Çelik, alüminyum ve bakır gibi metaller yalnızca geleneksel sanayinin girdileri değil; aynı zamanda savunma sanayii, enerji dönüşümü, elektrikli araçlar ve altyapı yatırımları için de kritik öneme sahip. Bu nedenle Washington, Pekin'e karşı yürüttüğü rekabeti yalnızca teknoloji şirketleri üzerinden değil, temel sanayi ürünleri üzerinden de sürdürüyor.</p>
<p><strong>Korumacılığın bedeli</strong></p>
<p>Elbette korumacılık politikalarının destekçileri kadar eleştirmenleri de bulunuyor. Tarifeler yerli üreticileri koruyabilir, yeni yatırımları teşvik edebilir ve stratejik sektörlerde kapasiteyi artırabilir. Ancak aynı zamanda ithal girdilerin maliyetini yükselterek diğer sektörler üzerinde baskı oluşturabilir. Örneğin çelik fiyatlarının yükselmesi, otomotivden beyaz eşyaya, inşaattan makine üretimine kadar çok sayıda sektörü etkileyebilir. Bu nedenle ekonomistler uzun süredir şu soruyu tartışıyor:</p>
<p>Bir sektörü korurken diğer sektörlerde oluşan maliyet artışları toplam refahı azaltıyor mu? Bu soruya kesin bir cevap vermek kolay değil. Ancak görünen o ki Washington artık bu maliyetleri göze almaya hazır. Çünkü karar vericiler açısından mesele yalnızca ekonomik verimlilik değil; stratejik dayanıklılık ve üretim güvenliği.</p>
<p><strong>Yeni dönemin habercisi</strong></p>
<p>Asıl önemli olan ise bu kararların tek başına değerlendirilmemesi gerektiği. ABD'nin attığı adımlar Avrupa Birliği'nin kritik hammaddeler stratejisiyle, Çin'in sanayi sübvansiyonlarıyla ve birçok ülkenin yerli üretimi destekleyen politikalarıyla birlikte okunmalı. Dünya ekonomisi uzun yıllar boyunca maliyet minimizasyonuna dayalı küresel tedarik zincirleri üzerine kuruldu. Şimdi ise ülkeler maliyet kadar güvenliği, verimlilik kadar dayanıklılığı da hesaba katıyor. Bu nedenle çelik tarifeleri yalnızca ticaret politikası değil, küreselleşmenin yeni evresine ilişkin güçlü bir işaret.</p>
<p>Belki de bugün tanık olduğumuz şey, serbest ticaret çağının sonu değil; fakat artık tek başına belirleyici olmadığı yeni bir dönemin başlangıcı ve bu yeni dönemde çelik, yalnızca bir sanayi ürünü değil; ekonomik egemenliğin, stratejik gücün ve küresel rekabetin sembollerinden biri haline gelmiş durumda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/celigin-golgesinde-yeni-ticaret-duzeni-abd-neyi-koruyor-84973</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/2/1280x720/celik-fabrika-1770185234.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çeliğin gölgesinde yeni ticaret düzeni: ABD neyi koruyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/inislerim-cikislarim-ayni-ekonomiye-bakan-iki-farkli-ruh-hali-84972</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnişlerim Çıkışlarım*: Aynı ekonomiye bakan iki farklı ruh hali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Üretici ve tüketici güveni arasındaki makas son yılların en düşük seviyesine gerilerken, ekonomiye bakışta dikkat çekici bir ayrışma ortaya çıktı. Temmuz ayında tüketici güveni son yılların en yüksek düzeylerine yaklaşırken üretici güveni geriledi.</strong></p>
<p>Sizlerin şimdiye dek ilgisini çekmediğini düşündüğüm ancak önemli olduğuna inandığım bir konuyu dikkatinize sunmak isterim.</p>
<p>TÜİK ve TCMB tarafından her ay sektörlerin güven düzeyini ölçen endeksler açıklanıyor. TÜİK, hizmet, perakende ve inşaat sektörleri için, TCMB ise reel sektör için bu araştırmaları yapıyor. Bu endeksler mal ve hizmet üretim sektörlerini kapsıyor. Bir de yine TÜİK tarafından açıklanan tüketici güven endeksi var biliyorsunuz. Tüm bu endekslerin ağırlıklandırılması ile bir de ekonomik güven endeksi ilan ediliyor. Ama bugün işimiz onunla değil.</p>
<p>Sektörlerin büyüklükleri aynı olmasa da biz şimdilik kolay yolu seçelim: Üretim tarafındaki endekslerin basit ortalamasını alalım ve buna “üretici güven endeksi” diyelim. Diğer yanda da tüketici güven endeksi olsun. Biri iş dünyasının güven düzeyini, diğeri vatandaşın güven düzeyini göstersin.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a79582a27623-1786337322.png" alt="" width="655" height="206" />Üretici tarafında güven düzeyi sürekli olarak (COVID-19 dönemi hariç), tüketici güveninin üzerinde.</p>
<p>İki veri arasındaki fark 2021 sonunda hızla açılmaya başlamış. Tüketici güveni gerilerken, üretici güveni yatay-pozitif kalmış ve fark Haziran 2022’de 43 puana ulaşmış.</p>
<p>Bu yılın Temmuz’unda tüketici güveni Mayıs 2023’ten sonraki en yüksek ve son 8 yılın ikinci en yüksek düzeyine çıkmış.</p>
<p>Üretici güveni 2021’in sonlarından itibaren gerilemeye başlamış.</p>
<p>Temmuz 2026’da üretici ve tüketici güveni arasındaki fark 12 puanla, Covid-19 salgınından bu yana en düşük düzeyine inmiş.</p>
<p>Bildiğiniz gibi bu endekslerde 100’ün üzeri iyimserlik-pozitif güven düzeyi, altı ise kötümserlik-güvensizliğe işaret ediyor. Bugün itibarı ile iş dünyasındaki güven düzeyi hafif pozitif ancak yön aşağı. Tüketici tarafında ise hafif negatif ancak yön yukarı.</p>
<p>Üreticilerin güven düzeyinin geriliyor olması pek de şaşırtıcı bir durum değil. Ancak tüketici güvenindeki yükselişi anlamlı bulmak bazıları için zor olabilir. Örneğin şu sorulmayı hak eden bir soru: “Hayat pahalılığı artarken, asgari ücret yoksulluk ve açlık sınırının altında iken tüketici güveni nasıl iyileşebilir? Bunun birkaç cevabı var.</p>
<p>1- Tüketici güven endeksi tüm hanelerin ortalamasını yansıtıyor. Türkiye'de ücretli çalışanlar nüfusun önemli bir bölümünü oluştursa da, esnaf, serbest meslek sahipleri, çiftçiler, işverenler ve yüksek gelir grupları da ankete dahil. Dolayısıyla düşük gelirlilerin yaşadığı sıkıntı endekse bire bir yansımaz.</p>
<p>2- Devletin, yerel yönetimlerin ve STK’ların sosyal yardımları, geçim sıkıntısını hafifleten bir olgu.</p>
<p>3- Endeks sadece mevcut durumu değil, beklentileri de ölçüyor. İnsanlar "Bugün zor durumdayım ama önümüzdeki altı ayda maaşlar artacak, faizler düşecek veya enflasyon gerileyecek." diye düşünüyorsa güven endeksi yükselebilir. Örneğin bizim durumumuzda hane halkının enflasyon beklentileri ile tüketici güveni arasında güçlü bir ilişki var ve hane halkı enflasyon beklentileri son 5 yılın en düşük seviyesine geriledi.</p>
<p>4- Herkes aynı ölçüde tüketmiyor. Gelir dağılımı pek de iyi olmadığı için toplam tüketimin önemli bir kısmı orta ve üst gelir gruplarından geliyor. Bu kesimin beklentileri iyileşirse tüketici güveni de yükselebilir.</p>
<p>5- Tüketici güvenini belirleyen önemli faktörlerden biri de döviz kurları ve kurlar uzunca bir süredir stabil bir seyir izliyor.</p>
<p>Son olarak tüketici güvenini oluşturan dört alt endeksin seyrini inceleyelim.</p>
<p>Veriler şunları söylüyor:</p>
<p>- Mevcut dönemde hanenin maddi durumu pandemi öncesi düzeyine gelmiş.</p>
<p>- Gelecek 12 ayda haneye yönelik ve genel beklentiler Mayıs 2023’ten sonraki en yüksek düzeye çıkmış.</p>
<p>- Gelecek 12 ayda tüketim malı alma düşüncesi ise 2012’den bugüne ilk kez kalıcı olarak iki yıldır 100’ün üzerinde seyrediyor. Yani güçlü bir tüketim var ve bu yöndeki niyet devam ediyor.  Perakende satış verilerindeki güçlü reel artış da bunu teyit ediyor.</p>
<p><em><strong>*İnişlerim çıkışlarım: Fikret Kızılok-1989</strong></em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/inislerim-cikislarim-ayni-ekonomiye-bakan-iki-farkli-ruh-hali-84972</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnişlerim Çıkışlarım*: Aynı ekonomiye bakan iki farklı ruh hali ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cerceve-yasadan-mekke-ittifakina-orta-doguda-yeni-guvenlik-denklemi-84971</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çerçeve Yasa’dan Mekke ittifakına: Orta Doğu’da yeni güvenlik denklemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Orta Doğu’da güvenlik dengeleri yeniden kuruluyor. Irak’taki milislerin tasfiyesi, Suriye’de ordunun yeniden yapılandırılması, Türkiye’de PKK’nın silahlı varlığını sona erdirmeye yönelik Çerçeve Yasa hazırlığı ve Mekke’de Türkiye, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşması, bölgesel güvenlikte devlet merkezli yeni bir dönemin işaretlerini veriyor.</strong></p>
<p>Orta Doğu hem diplomasi, hem de çatışma açısından çok hareketli. On yıllar boyunca teröre, etnik ya da mezhep çatışmalarına sahne olan bölgede çok ciddi bir dönüşüm yaşanıyor. </p>
<p>Dönüşümün özeti net; silahlı güç yeniden devletler merkezinde toplanıp, “vekil güçler” birer birer ortadan kaldırılıyorlar. </p>
<p><strong>Irak’ta 30 Eylül kritik eşik</strong></p>
<p>Irak bu dönüşümün en hassas cephelerinden biri…</p>
<p>Bağdat, devlet dışı silahlı grupların silahlarını teslim etmesi ve güvenlik faaliyetlerini devlet kurumlarının emir-komuta zinciri içine alması için 30 Eylül 2026’yı kritik tarih olarak belirledi. Bu tarihten sonra devletin resmi güvenlik kurumları dışında silahlı faaliyet yürüten yapıların çok daha sert biçimde hedef alınması bekleniyor.</p>
<p>Asıl mesele ise İran bağlantılı milisler: Haşdi Şabi çatısı altında bulunan bazı büyük yapılar devletle uyumlu bir dönüşüme açık mesajlar verirken, Kataib Hizbullah gibi daha radikal gruplar “direniş silahı” olarak tanımladıkları silahlarını bırakmayacaklarını açıkladı.</p>
<p>Devlet dışı aktörler silahlarını teslim etmez veya farklı isimler altında yeniden örgütlenirse, Bağdat’ın yeni bir çatışma döngüsüne sürüklenmesi ihtimali oldukça yüksek. Bu nedenle 30 Eylül, Irak açısından “devlet otoritesinin” yeniden tanımlanacağı kritik bir eşik.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan’ın Irak’a müdahalesi </strong></p>
<p>Bu süreci çok daha dikkat çekici hale getiren gelişme ise ABD ve Suudi Arabistan’ın Irak’taki İran bağlantılı hedeflere yönelik ortak hava operasyonu oldu. </p>
<p>Suudilerin böyle bir operasyona doğrudan katılması, Riyad’ın Irak’taki milis meselesini artık yalnızca Irak’ın iç güvenlik sorunu olarak görmediğini, İran bağlantılı silahlı grupların bölgedeki faaliyetlerini Körfez güvenliğinin de parçası kabul ettiğinin göstergesi. </p>
<p>Orta Doğu’daki yeni güvenlik mantığının tam da burada ortaya çıktığı açık; </p>
<p><strong>Devlet dışı silahlı aktörlerin faaliyet alanı daraltılırken, devletler artık “birbirlerinin güvenliğine müdahale etmeye” başlıyor. </strong></p>
<p><strong>Mekke’de kurulan yeni savunma paktı</strong></p>
<p>Bu açıdan bakınca, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Mekke’de imzaladığı savunma anlaşmasının amacını da görmek kolaylaşıyor.</p>
<p>Üç ülkenin güvenlik ilişkilerini yeni bir seviyeye taşıyan anlaşmanın, “bir ülkeye yönelik silahlı saldırının, üçüne yönelik saldırı olarak değerlendirileceği” resmen açıklandı. Bu ifade doğal akla doğrudan NATO’nun 5. maddesini getirse de, henüz böyle bir karşılaştırma için erken. Mekke Anlaşması’nın - şimdilik-  NATO benzeri ortak komuta yapısı, otomatik askeri müdahale mekanizması veya ortak nükleer kuvvet oluşturduğunu söylemek mümkün değil. Nitekim, Türkiye’de AK Parti iktidarının ilk yıllarında, 2000’li yılların başında yine Suudi Arabistan’ı merkez alan bir “İslam ordusu” yapılanması için ilk adımlar atılmış, ancak bu süreç daha ilk haftalarında, hiçbir gelişme sağlanamadan dağılmıştı. </p>
<p>Yine de Mekke’de Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin, birbirinden farklı, ancak birbiri tamamlayan yönleri göz önüne alındığında, imza koyulan  anlaşmanın stratejik ağırlığını da küçümsemek yanlış olur.</p>
<p>Pakistan nükleer silaha sahip tek Müslüman ülke; Türkiye güçlü ve giderek daha bağımsız bir savunma sanayii ile büyük bir askeri kapasiteye sahip; Suudi Arabistan ise enerji kaynakları, finansal gücü ve Körfez’deki stratejik konumuyla ekonomik ağırlık sağlıyor.</p>
<p>Kısacası, <strong>Pakistan oluşturulan yeni pakta Ukrayna savaşıyla birlikte yeniden küresel gündeme giren “nükleer stratejik caydırıcılığı”, Türkiye teknoloji ve askeri kapasite ile kalabalık ve güçlü orduyu, Suudi Arabistan ise ekonomik ve jeopolitik gücü getiriyor. </strong></p>
<p><strong>Anlaşmanın gerçek testi İran olacak</strong></p>
<p>Orta Doğu’da istikrar için devletlerin ellerini taşın altına koymaya başladıklarını gösteren Mekke anlaşmasının en zor sınavı ise İran konusunda yaşanacak gibi görünüyor. Ortada altına imza konulan bu pakt dolayısıyla cevaplanması çok güç pek çok soru bulunuyor; </p>
<p>Örneğin İran veya İran bağlantılı bir aktör Suudi Arabistan’ın enerji altyapısına büyük çaplı bir saldırı düzenlerse Ankara ve İslamabad nasıl hareket edecek?</p>
<p>Ya da, Pakistan ile Hindistan’ın yeniden savaşın eşiğine gelmesi halinde, Türkiye ve Suudi Arabistan gerçekten Pakistan’ın yanında askeri olarak yer alacak mı?</p>
<p>Bugün bu soruların kesin bir cevabı yok. Zaten anlaşmanın gerçek değeri de böylesi durumlarda ortaya çıkacak. Çünkü Mekke Paktı’nın c<strong>aydırıcılık gücü, imza metninde ne olduğundan çok, karşı tarafın bu ittifakın kriz anında gerçekten harekete geçeceğine inanıp inanmamasına bağlı.</strong></p>
<p>Bölgesel stratejisinin önemli unsurlarından biri devlet dışı silahlı ortaklara dayanan İran’ın Mekke Paktı’nın kurulmasını en çok eleştiren ülke olarak öne çıkması da şaşırtıcı değil. Irak’taki Şii milisler, Lübnan’daki Hizbullah ve Yemen’deki Husiler İran’ın dini mezhebe dayalı “vekil güç” stratejinin farklı parçalarını oluşturuyorlar. Şimdi ise bölgedeki eğilim tersine dönüyor: <strong>Devletler güçlenirken devlet dışı silahlı aktörlerin alanı daraltılmaya çalışılıyor.</strong></p>
<p><strong>ABD memnun görünüyor</strong></p>
<p>Mekke Anlaşması’yla Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan kendi güvenlik alanlarını genişletirken, Washington’dan gelen olumlu mesajlar da durumu özetler nitelikte.</p>
<p>Paktı kuran üç ülkenin üçü de ABD’nin güvenilir ortakları arasında; </p>
<p>Türkiye NATO üyesi. Suudi Arabistan ABD’nin uzun yıllardır bölgedeki en önemli güvenlik ortaklarından biri. Pakistan ise Washington açısından İran’la savaşın bitirilmesi için arabuluculuk yapabilecek kadar saygın. </p>
<p>Dolayısıyla ortaya çıkan modeli ABD’nin Orta Doğu politikasından tamamen bağımsız yeni bir askeri bloktan çok, <strong>bölgesel güçlerin kendi stratejik manevra alanlarını genişletme çabası</strong> olarak görmek daha mantıklı. Türkiye’nin bölgesel güvenlikte daha fazla sorumluluk üstlenmesi, Suudi Arabistan’ın güvenlik ortaklarını çeşitlendirmesi ve Pakistan’ın stratejik ağırlığını kullanması, ABD’nin yıllardır istediği “bölgesel yük paylaşımı” anlayışıyla uyumlu. </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TÜRKİYE’DEKİ “ÇERÇEVE YASANIN” ZAMANLAMASI</strong></span></p>
<p>Orta Doğu’nun çeşitli köşelerinde “devletin silahlı gücü tekelleştirmesine” yönelik adımlara Ankara’daki son gelişmeleri de eklemek gerek elbette; </p>
<p>Türkiye de bugünlerde kendi içinde yıllara yayılmış bir çatışma sürecini bitirmeye çalışıyor; PKK terör örgütünün dağıtılması sürecinde “çerçeve yasa” ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti de resmi adımları atma yoluna girdi. </p>
<p>- Ankara’nın PKK’nın silahlı ve örgütsel varlığını sona erdirmeye yönelik Çerçeve Yasa hazırlaması, </p>
<p>- Irak’ın devlet dışı silahlı grupları tasfiye etmeye çalışması, </p>
<p>- Suriye’de Colani/El Şara rejimi “orduyu yeniden yapılandırmak” adı altında, ileride dert olabilecek başına buyruk silahlı grup ve komutanlardan kurtulmasının aynı ana denk gelmesini, tek bir bütünün parçaları olarak görmek mümkün; </p>
<p>Orta Doğu’da silahlı <strong>güç üzerindeki nihai egemenlik devlete dönüyor.</strong></p>
<p><strong>Belli ki, </strong>Orta Doğu’daki ABD müttefikleri, Washington yönetimi küresel düzeydeki asli rakibi Çin’e yüzünü dönmeden önce “vaziyet alıyorlar”. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cerceve-yasadan-mekke-ittifakina-orta-doguda-yeni-guvenlik-denklemi-84971</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/1/1280x720/565-1786337126.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çerçeve Yasa’dan Mekke ittifakına: Orta Doğu’da yeni güvenlik denklemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halit-kakinc-gozumuzden-gonlumuze-akti-84970</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halit Kakınç gözümüzden gönlümüze aktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hayali bey; “Cûylar çün erdiler deryâya hâmûş oldular” der. O coşkun nehirler ki denize ulaşınca suskunluğa bürünürler. Tıpkı coşkun zihinli Halit Kakınç’ın semti hamuşan’a ulaşması gibi…</strong></p>
<p><strong>Halit Kakınç</strong>'ı tam 52 yıl önce <strong>Kiziroğlu Mustafa</strong> olarak tanıdım. Devrin Sabah gazetesinde, mesleğe birlikte başladık. <strong>Grup Dönüşüm</strong>'ün genç solistiydi. Sonra <strong>gazeteciliği</strong> seçti Halit. Yılların kariyer yolculuğunda akademisyenlikten sporculuğa koşarken, Halit'i karşımda <strong>Sultan Galiyev</strong> olarak buldum.</p>
<p>Araştırmalarıyla yakın tarihe ayna tutuyordu <strong>14 kitap</strong> yazdı. Başlıcaları;  <strong>Destansı Kuramcı Sultangaliyev</strong>, Struma, <strong>Çerkes Aşkı</strong>, Kızıl Cebe, <strong>Yerkubbe</strong>, Geri Sayım, Zamanın Ruhu: <strong>Zeitgeist</strong>, Yazılmamış Bir Tarih, <strong>İnsaymun</strong>, Deizm,  <strong>Tanrı Var Mıdır</strong>? / Russell’in Göksel Çaydanlığı <strong>ve diğerleri</strong>…</p>
<p><strong>STRUMA; BİR İNSANLIK DRAMININ EN DERİN ANLATISI</strong></p>
<p>Beni en çok etkileyen; <strong>Struma kitabı</strong> oldu. 1940'ların başında İstanbul açıklarında <strong>72 gün</strong> boyunca ölüme terk edilen <strong>769 Yahudi'nin dramını</strong> anlatıyordu. <strong>Struma</strong> bu teknenin adıydı ve karaya çıkmalarına izin vermediğimiz insanların <strong>Sovyet denizaltısıyla batırılışını</strong> belgeleriyle aktarıyordu bize.</p>
<p>O kitabın tanıtımında <strong>Rahmetli İshak Alaton</strong> ileydik. Alaton da günlerce <strong>gemidekilere yemek taşıyan </strong>bir gençti. <strong>Halit Kakınç</strong> bu kitabı ve diğer yazdıklarıyla <strong>sadece gazetecilik yapmadı</strong>, aynı zamanda araştırmacı kimliğiyle <strong>tarihteki bazı kişiliklere</strong>, kavramlar <strong>detaylı açıklık</strong> getirdi, onları tanıttı eleştirdi.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Halit Kakınç’a dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Müzisyen kimliği?</em></strong></p>
<p><strong>Grup Dönüşüm</strong>’ün kurucusu ve solistiydi. <strong>Kiziroğlu Mustafa Bey</strong>, Seyid Osman, <strong>Kızılırmak</strong>, Sevsem Öldürürler, <strong>Kıbrıs’ım,</strong> Yar Hasreti<strong>, Osman Pehlivan</strong>, Hey Dost, <strong>Hekimoğlu</strong>, Estergon Kalesi ve diğerleri.</p>
<p><strong><em>Gazeteci kimliği?</em></strong></p>
<p><strong>Babiali’de Sabah</strong>’ta başladık, <strong>Meydan</strong> gazetesini kurduk. <strong>Yeni Ortam</strong>, Son Havadis, <strong>Tercüman</strong>, Yeni Asır’da yazı İşleri müdürlüğü, <strong>Star</strong>, Akşam, <strong>Sabah</strong>, Oda TV<strong>… Bilgi üniversitesi kuruculuğu</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HEZARFEN KÜLTÜRÜ MÜ RÖNENAS İNSANI MI DERSİNİZ; İŞTE HALİT KAKINÇ</strong></p>
<p><strong>Moda Spor</strong>’da <strong>tekvando</strong> yıllarımızı hatırlıyorum. <strong>3’üncü dan</strong> derecesinde sporcu, <strong>Almanca</strong> ve <strong>İngilizce</strong> çeviriler yapan bir mütercim, <strong>felsefeden müziğe</strong> dek her alanda nitelikli sözü olan, <strong>çok okuyan</strong> bir <strong>entelektüel</strong>… Beni akademisyenliğe yönlendiren de oydu, Bilgi Üniversitesi’ni kuranlardan biri de…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>HALİT KAKINÇ LÜGATI</strong></span></p>
<p><strong>Grup Dönüşüm</strong>: Halit’in kurduğu ve solistliğini yaptığı, 45’lik plak çağının en beğenilen müzik grubu</p>
<p><strong>Sultan Galiyev</strong>: Bu tarihi şahsiyet hakkında en detaylı araştırmaları Halit Kakınç yapmıştı, takıntısıydı</p>
<p><strong>Akil adam</strong>: Her konuda fikir edinmeye çalışırken çok anlamak ama az yargılamak prensibi sahibi</p>
<p><strong>Vefalı dost</strong>: Hayatımda büyük yer kaplayan 5 dostumdan ilkiydi ve hep bu özelliğini muhafaza etti</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halit-kakinc-gozumuzden-gonlumuze-akti-84970</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/0/1280x720/halit-kakinc-1786342410.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halit Kakınç gözümüzden gönlümüze aktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iste-yasiniz-iste-kalan-zamaniniz-84969</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşte yaşınız, işte kalan zamanınız!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şu an ne yapıyorsanız ve ara verebilecek durumdaysanız kısa bir süreliğine ara verin ve etrafınıza bakarak şunu düşünün:</p>
<p><strong>“Şu an etrafımda gördüğüm insanların kaçı 100 yıl önce yaşıyordu?”</strong></p>
<p>Yok değil mi, kimse yok. Peki 75 yıl önce yaşayanlar?</p>
<p>Bir de tersini yapın ve şöyle düşünün:</p>
<p><strong>“Şu an gördüğüm insanların kaçı 100 yıl sonra hâlâ yaşıyor olacak?”</strong></p>
<p>Yine kısaltın süreyi ve 75 yıl sonra hâlâ yaşayabilecek olanları düşünmeye çalışın.</p>
<p>Biraz sinir bozucu bir durum değil mi…</p>
<p>Tabii ki 100 yıl ya da 75 yıl sonra yaşayacaklar arasında kendiniz de yoksunuz. Belki 50 yıl sonra yaşayacaklar arasında da…</p>
<p>Uğraştığınız şeyler bir anda anlamsız gelmiş olabilir. Belki gelmeli de zaten.</p>
<h2>Ortalama ömür 78,5 yıl </h2>
<p>TÜİK’in 2023-2025 dönemine ilişkini hayat tabloları verilerine göre doğuşta beklenen yaşam süresi 78,5 yıl.</p>
<p>Bu süre erkeklerde 75,9 yıl, kadınlarda ise 81,1 yıl. Beklenen bir ömür var da, bunun ne kadarı sağlıklı geçecek, önemli olan o. Toplam ömür beklentisi kadınlarda daha uzun ama sağlıklı ömür beklentisinde erkekler daha avantajlı durumda. Doğuşta beklenen sağlıklı ömür ortalamada 58 yıl, bu süre erkeklerde 59,1, kadınlarda 56,9 yıl</p>
<h2>Yaş 35, yolun yarısı değil!</h2>
<p>Cahit Sıtkı Tarancı’nın <strong>“Otuz Beş Yaş”</strong> şiirindeki o harika dizeler artık günümüze pek uymuyor.</p>
<p><strong>Yaş otuz beş yolun yarısı eder</strong><br /><strong>Dante gibi ortasındayız ömrün</strong></p>
<p>Artık 35 yaşta yolun yarısına gelinmiyor.</p>
<p>Hayat istatistiklerine göre 35 yaşındaki bir erkeğin 43,1 kadının ise 47,8 yıl daha ömrü var.</p>
<h2>Emekliye bir de bu gözle bakın!</h2>
<p>Yaş 65’e gelmiş, doldurulmuş bu yaş, artık emekli de olunmuş. Kamuda zaten istense de çalışmak mümkün değil.</p>
<p>Tahmini ömür olarak ne kalmış; 18,4 yıl... Üstelik bu sürenin ancak 6-7 yılının sağlıklı geçmesi bekleniyor. 18 yıl ömür var ama bunun en az 10 yılı hafif ya da ağır sağlık sorunlarıyla boğuşarak geçirilecek. Zaten o sağlık sorunları da çoktan baş gösterdi.</p>
<p>Şöyle rahat ve huzur içinde bir emeklilik istiyorsunuz haklı olarak. Ama nerede! Öyle düşük bir emekli maaşınız var ki, her gün üç kuruşun hesabını yapmanız gerekiyor; birkaç lira ucuza ekmek almak için sabahın köründe, kışın ayazında kuyruğa girmek durumunda kalıyorsunuz.</p>
<p>Kalmış ortalama 18 yılınız... Böyle sorunlarla boğuşuyor ama diğer yandan da siyasetçinin bitmek bilmeyen <strong>“Biz emeklimizi enflasyona hiçbir zaman ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz”</strong> şeklindeki açıklamalarını dinliyorsunuz.</p>
<h2>Peki onların hırsı?</h2>
<p>Ölümde ayrıcalık yok, neyse ki yok! Elbette birileri daha çok paraları olduğu için daha rahat bir hayat sürüyor, belli bir yaşa gelenler daha iyi tedavi olup ömürlerini belki biraz uzatabiliyor, o kadar. Son aynı!</p>
<p>Bunu bildiği halde, dünyalar kadar para kazanmış ve servet edinmiş olanlar… Ya onların hırsına ne demeli?</p>
<p>Yaş 65, kalmış ortalama 18 yıl...</p>
<p>Yaş 75, kalmış ortalama 11 yıl...</p>
<p>İş insanları görüyoruz; bazıları arkalarından konuşulmasını, tabii ki kötü konuşulmasını umursamadan gidiyor. Bunlar ormanı, doğayı katlederek parasına para ekleme çabasından sıyrılamıyor; bazı isimler ise yıllar sonra bile büyük bir saygı ile anılmaya devam ediliyor.</p>
<p>Büyük bir iş insanı olmuşsunuz, çok para kazanmışsınız, yeni bir şeyler yapmasanız da para oluk gibi akıyor zaten, belli bir yaşa da gelmişsiniz, artık önünüzde yaşayacağınız, hele hele sağlıklı yaşayacağınız belki 3-5 yılınız kalmış. Arkanızdan iyi konuşulması da elinizde, aksi de... </p>
<h2>Öleceğini bilen tek canlı </h2>
<p>İnsan doğada öleceğini bilen tek canlı. Bazı canlılar ölüme yaklaştıklarını hissediyor ama bunu en baştan bilmiyor, öyle olduğu varsayılıyor. Peki öleceğini çocukluktan beri bilen insan ne yapıyor, hele hele o ana yaklaştığı halde.</p>
<p>Dedim ya kimi bitmek bilmez bir para hırsıyla doğayı katlediyor, milyonlarca ağacı kestiriyor, köylüyü yerinden ediyor ve bundan hiç mi hiç rahatsızlık duymuyor.</p>
<p>Kimilerinin para için doğayı katletmesi bir de bakıyorsunuz başkalarının yaptıklarının yanında masum kalıyor.</p>
<p>O başkaları, bulundukları coğrafyaya ya da dünyaya damga vurmak isteyen siyasetçiler. Onlar belki bilinçli olarak, belki de farkına varmadan çok geniş bir coğrafyaya zarar verebiliyor.</p>
<p>Amerikalı ünlü düşünür, yazar ve filozof Ralph Waldo Emerson’ın çok bilinen, yalın ama çok derin anlamı olan bir sözü var:</p>
<p><strong>“Mutluluk varılacak bir hedef değil, yolun ta kendisidir.”</strong></p>
<p>Belki de bu söz herkes için geçerli değil. Belki de bazı isimler kalan ömürlerini daha iyi geçirmek değil, kendilerinden sonraya tabii ki kendi açılarından doğru olan bir iz bırakmak peşinde. İşte bu yüzden zaman zaman bu sözün belli bir kesim için çok da doğru olmadığı düşüncesine kapılıyor insan.</p>
<p>Kastettiğim kesim tahmin edileceği gibi siyasetçiler… Ajandası dolu olan siyasetçiler…</p>
<p>Yalnızca Türkiye’de değil, tüm dünyada ajandası öylesine yüklü o kadar çok siyasetçi var ki, sanırsınız onlar ölümsüz ya da ölümsüz olduklarını düşünerek yaşıyor. Belki de çok önemli bir misyon üstlenmişler ve bulundukları coğrafyaya ve ülkeye damga vurmak istiyorlar.</p>
<p>Kim bilir acele etmeleri biraz da zamanlarının çok azaldığını bilmelerinden kaynaklanıyordur.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7955fec1de0-1786336766.png" alt="" width="560" height="528" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a795608d019d-1786336776.png" alt="" width="345" height="493" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iste-yasiniz-iste-kalan-zamaniniz-84969</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/yasli-insanlar.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşte yaşınız, işte kalan zamanınız! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84968</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 10 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/jppLOsjy94w" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84968</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/karton-ambalajda-gozetim-uyarisi-84967</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karton ambalajda gözetim uyarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Yüksek faiz ortamı nedeniyle işletme sermayesi ihtiyacı artan, krediye erişimde sıkıntı yaşayan ve kurların enflasyonun gerisinde kalmasıyla dış pazarlarda marj erimesi yaşayan karton ambalaj sanayisi, şimdi de ham maddede uygulanması beklenen gözetim ve koruma önlemlerinin riskleriyle karşı karşıya. Karton Ambalaj Sanayicileri Derneği (KASAD) Başkanı Alican Duran ile bir araya gelerek reel sektörün karlılık dinamiklerini, finansman yükünü ve dış ticaretteki son eğilimleri konuştuk.</p>
<p>Sektörün iç pazarda tonaj kaybı yaşamamasına rağmen karlılık tarafında ciddi bir erimeyle yüzleştiğini vurgulayan Duran, TL giderler ile döviz gelirleri arasındaki makasın açıldığına dikkat çekti. Girdi maliyetlerindeki artışın kurlara yansımamasının ihracatçıyı zora soktuğunu belirten Duran, "Sektörde tarihsel olarak çift haneli seviyelerde seyreden karlılıklar, bugün yüksek finansman giderleri ve kur-enflasyon uyumsuzluğu nedeniyle tek haneliler ile çift hanelerin hemen başı arasındaki seviyelere geriledi. TL giderlerimiz yüzde 50 artarken dövizdeki artış yüzde 20-30 seviyelerinde kaldığında, aradaki fark doğrudan sanayicinin cebinden gidiyor. Mevcut pariteye baktığımızda ihracatçının nefes alabilmesi için kurlar en az yüzde 20 daha yukarıda olmalı. Türkiye artık ucuz işçilik ülkesi değil; işçilik maliyetlerimiz Doğu Avrupa’yı geçti. Bu maliyet yapısıyla ve yüzde 50’yi aşan finansman yüküyle sürdürülebilir bir karlılık sağlamak imkansız" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>TL gideri ile döviz geliri makası açıldı </h2>
<p>Ham maddede yerli üreticiyi korumaya dönük adımların nihai ihracatçıyı zora sokmaması gerektiğini söyleyen (KASAD) Başkanı Alican Duran, geri dönüştürülmüş karton ile Türkiye'de üretimi bulunmayan selülozlu karton arasındaki kritik ayrıma dikkat çekti. Duran, "Biz ambalajcılar olarak asıl katma değeri satıyoruz. Ham maddenin tonu dünyada 500 Euro bandında bir emtia. Bizim onu işleyip sattığımız ambalajın tonu ise 2 bin ila 3 bin Euro. Türkiye’de üretimi hiç olmayan yüzde 100 selülozlü kartona ek yük getirmek, bu girdiyi kullanarak AB’ye mal satan binlerce şirketi yakmak demekti. Bakanlığa gittik anlattık, ‘Üretilmeyen ürüne koruma konulmaz’ dedik. Neyse ki anladılar ve selülozlu kartonu GTİP olarak ayırdılar. Geri dönüşümlü karton tarafında ise yerli üreticiyi koruyalım ama bunu AB ile savaşa girmeden, rasyonel bir taban fiyatla yapalım. Yoksa ana pazarımız olan Avrupa bize misilleme yapar, olan bizim 1,6 milyar doları aşan katma değerli ambalaj ihracatımıza olur" ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/karton-ambalajda-gozetim-uyarisi-84967</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/alican-duran.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ham maddede koruma ve gözetim beklentileri, zayıf talep ve yüksek maliyetlerle rekabet baskısı yaşayan karton ambalaj sektöründe endişe yarattı. KASAD Başkanı Alican Duran, “Hammaddenin tonu 500 Euro, ihraç ettiğimiz ürünün tonu 3 bin Euro. Bu maliyet yapısı ve yüzde 50’yi aşan finansman yüküyle sürdürülebilir bir karlılık sağlamak imkansız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donusumun-teknolojisi-de-yerli-olmali-84966</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dönüşümün teknolojisi de yerli olmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye sanayisi 70 milyar dolarlık yeşil dönüşüme hazırlanırken, bugünün asıl gündemi bu yatırımın ne kadarının yerli teknoloji ve yeni girişimlere dönüşeceği. İklim finansmanında yeni kaynaklar devreye girerken hedef, yeşil dönüşümün yeni bir ithalat faturası değil, Türkiye için yeni bir teknoloji ve ihracat hamlesi yaratması. </strong></p>
<p>Türkiye sanayisi, Avrupa’daki karbon düzenlemeleri ve 2053 net sıfır hedefiyle birlikte tarihinin en büyük dönüşümlerinden birine hazırlanıyor. Yalnızca çelik, alüminyum, çimento ve gübre sektörlerinde 2053’e kadar 70 milyar dolarlık yatırım ihtiyacı hesaplanıyor. Bu noktada, yeşil yatırımlar kadar, yeşil teknolojilerin de nerede üretileceği önem kazanıyor.</p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Yeşil dönüşüm, teknoloji ithalatını büyüten yeni bir cari açık kalemine değil, yeni teknoloji şirketleri ve ihracat alanları yaratan bir sanayi hamlesine dönüşmeli” diyor.</p>
<p>Bakan Kacır’ın açıkladığı yeşil teknoloji girişimlerine yönelik yeni destek programı ve İklim Yatırım Fonu kapsamında hazırlanan Sanayi Karbonsuzlaştırma Yatırım Planı, yeni dönemin iki önemli adımı. Bakan Kacır, Türkiye’nin önümüzdeki 20-30 yılda yapacağı yeşil dönüşüm yatırımlarının, aynı zamanda yerli teknoloji şirketlerinin büyümesini sağlayacak bir kaldıraç olarak kullanılması gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Sıfır Atık Vakfı’nın ev sahipliğinde düzenlenen basın buluşmasında Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın verdiği rakamlar, dönüşümün ölçeğini ortaya koyuyor. Türkiye’nin çelik, alüminyum, çimento ve gübre sektörleri için hazırladığı yol haritaları kapsamında 2053’e kadar yaklaşık 70 milyar dolarlık yatırım öngörülüyor. Bakanlık bu sektörler için Ar- Ge ve ürün geliştirme planlarını da hazırlamış durumda.</p>
<p>70 milyar dolar, aynı zamanda devasa bir teknoloji talebi anlamına geliyor. Dolayısıyla bu yatırımların finansmanını bulmak kadar, bu kaynağın ne kadarının Türkiye’de teknoloji, üretim kapasitesi, fikri mülkiyet ve yeni şirketler yaratacağını da bugünden düşünmek gerekiyor.</p>
<p>Avrupa’ya ihracat karbonla birlikte okunacak<br />Türkiye açısından zamanlama kritik. İhracatın yüzde 43’ü AB ülkelerine yapılıyor. Bu nedenle Avrupa’nın çevre ve dış ticaret politikalarındaki değişim doğrudan Türk sanayisinin rekabet gücünü etkiliyor. Kacır, Avrupa değer zincirlerinin parçası olan Türkiye’nin, Avrupa politikalarını yakından takip etmesinin ihracat açısından kritik olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>Avrupa açısından yeşil dönüşümün bir çevre politikasından çok sanayi ve rekabet politikası haline geldiğini ifade eden Kacır, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın bunun en somut araçlarından biri olduğunu söylüyor.</p>
<p>Bakan Kacır’a göre, Türkiye’nin önünde iki eşzamanlı görev var: Mevcut sanayiyi düşük karbonlu üretime geçirmek ve bu dönüşümün ihtiyaç duyduğu teknolojileri mümkün olduğunca kendi ekosistemi içinde geliştirmek. Kacır, aksi takdirde, yeşil dönüşümün Türkiye’nin dış ticaret dengesinde yeni bir baskı yaratabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<h2>Yeşil girişimlere 6,5 milyon liralık hızlandırma desteği</h2>
<p>Bakan Kacır, yeşil dönüşümün ihtiyaç duyduğu teknolojilerin Türkiye’de geliştirilmesi ve bu alanda yeni girişimlerin büyütülmesi amacıyla KOSGEB aracılığıyla yeni bir destek programının devreye alınacağını açıkladı. “COP31 Odaklı Hızlandırma Desteği Çağrısı” kapsamında, yeşil teknoloji girişimlerinin gelişmesine, ölçeklenmesine ve pazara erişimine katkı sağlayacak TEKMER işletici kuruluşları ile girişim ofisi bulunan teknopark yönetici şirketlerine 6,5 milyon liraya kadar destek verilecek. Program, Türkiye’nin yeşil dönüşüm yatırımlarını yerli teknoloji ve girişimcilik ekosistemiyle buluşturması açısından da önem taşıyor.</p>
<h2>Yeşil dönüşümde finansman kanalları genişliyor</h2>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, sanayinin yeşil dönüşümünü hızlandırırken finansman imkanlarını çeşitlendirmenin öncelikli başlıklardan biri olduğunu söylüyor. Türkiye’nin uluslararası kuruluşlarla yürüttüğü programlara dikkat çeken Kacır, COP31 sürecini de yeni finansman kaynaklarına erişim ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmek açısından önemli bir fırsat olarak gördüklerini ifade ediyor.</p>
<p>Bu çerçevede yeni bir adım da İklim Yatırım Fonu (CIF) kapsamında atıldı. CIF tarafından finanse edilmesi planlanan Sanayi Karbonsuzlaştırma Programı için Türkiye’nin Yatırım Planı görüşe açıldı. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Asya Kalkınma Bankası (AKB), Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD), Uluslararası Finans Kurumu (IFC), Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı arasındaki istişareler sonucunda hazırlanan planın, Temiz Teknoloji Fonu Sanayi Karbonsuzlaştırma Programı’na sunulması öngörülüyor. Sektör paydaşları plana ilişkin görüşlerini 20 Ağustos 2026’ya kadar iletebilecek.</p>
<p>İklim Yatırım Fonu, Türkiye’nin yeşil sanayi dönüşümü için devreye aldığı uluslararası finansman mekanizmalarına yeni bir halka ekliyor. Kacır’ın verdiği bilgilere göre, halihazırda yürütülen Türkiye Yeşil Sanayi Projesi’nin toplam bütçesi 450 milyon dolar. KOSGEB aracılığıyla 250 milyon dolarlık kaynak sanayi KOBİ’lerinin güneş enerjisi, döngüsel ekonomi ve dönüşüm yatırımlarına yönlendirilirken, TÜBİTAK da 175 milyon dolarlık bütçeyle yeşil Ar-Ge projelerini destekliyor. Bu kapsamda bugüne kadar 291 projede 2,8 milyar liralık yeşil dönüşüm yatırımının hayata geçirilmesi sağlandı.</p>
<p>Finansman desteğinin bir diğer ayağını organize sanayi bölgeleri oluşturuyor. Kacır, Dünya Bankası ile yürütülen 250 milyon Euro büyüklüğündeki Türkiye OSB Projesi kapsamında 13 yıl vadeli altyapı kredileri sunulduğunu belirtiyor. İslam Kalkınma Bankası ile de ilk kez bu alanda iş birliğine gidildiğini açıklayan Kacır, 250 milyon dolarlık bütçeyle dokuz projenin hayata geçirileceğini söylüyor.</p>
<h2>Anadolu’da döngüsel ekonomide “sessiz devrim”</h2>
<p>Bakan Kacır, yeşil dönüşüm ve sıfır atık yatırımlarının yerel kalkınma politikalarında da öncelikli hale geldiğini söylüyor. Türkiye’deki 26 kalkınma ajansı aracılığıyla sıfır atık alanında 161 projeye 913 milyon lira destek sağlanarak 1,7 milyar liralık yatırım hacmi oluşturulduğunu belirten Kacır, yeşil dönüşüm kapsamında ise 787 projeye 4,9 milyar lira katkıyla 8,3 milyar liralık yatırımın hayata geçirildiğini ifade ediyor.</p>
<p>Yerel Kalkınma Hamlesi de dönüşümün Anadolu’ya yayılmasında önemli bir rol üstleniyor. Kacır, 81 il için belirlenen 324 yatırım başlığının önemli bir bölümünün döngüsel ekonomi ve sıfır atık alanlarından oluştuğunu, ilk çağrıda desteklenen 33 projenin toplam 12,7 milyar liralık yatırım büyüklüğüne ulaştığını söylüyor.</p>
<p>Projeler, bölgelerin kendi kaynak ve atık potansiyelini ekonomik değere dönüştürmeye odaklanıyor. Ankara’da elektronik atıkların geri dönüşümünden Bursa’da biyopolimer üretimine, Edirne’de biyokömürden Giresun’da fındık kabukları ve çay atıklarından aktif karbon üretimine kadar farklı yatırımlar hayata geçiriliyor. Hatay’da yıkıntı atıklarının geri kazanılması, Sakarya’da meyve atıklarının katma değerli ürünlere dönüştürülmesi de desteklenen başlıklar arasında yer alıyor.</p>
<p>Kacır, yıkıntı atıklarının geri kazanılarak 3 boyutlu yazıcılarla düşük maliyetli yapılara dönüştürülmesine yönelik çalışmalar yürüttüklerini de belirterek, bu teknolojiyi savaş sonrası yeniden yapılanma ihtiyacı olan coğrafyalara da taşımayı hedeflediklerini belirtiyor.</p>
<p>Sıfır atık yatırımlarının 2026’da güçlü bir ivme kazandığını belirten Kacır, bu alandaki toplam yatırım büyüklüğünün 15 milyar liraya ulaştığını ifade ederek, “Döngüsel ekonomi ve sıfır atık alanında Anadolu’da bir sessiz devrim gerçekleşiyor” diyor. Tüm yeşil dönüşüm projelerine sağlanan desteğin 32 milyar liraya ulaştığını kaydeden Kacır, sanayicilerin de dönüşüme yönelik hazırlığının hızlandığına dikkat çekiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sıfır Atık Vakfı: Atıktan yeni bir üretim modeline</span></h2>
<p>● Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş’a göre sıfır atık artık yalnızca çevre veya belediyecilik politikası olarak ele alınamayacak kadar geniş bir alan. 2017’de Emine Erdoğan liderliğinde başlayan Sıfır Atık Hareketi’nin bugün Türkiye’nin 81 iline yayıldığını ve küresel ölçekte karşılık bulan bir harekete dönüştüğünü söyleyen Ağırbaş, yaklaşımı “multidisipliner” olarak tanımlıyor. Ağırbaş’ın paylaştığı verilere göre Türkiye dünya ortalamasının yüzde 44 üzerinde plastik atık üretiyor. Vakıf, özellikle atık ithalatında çok daha güçlü izlenebilirlik ve denetim talep ediyor. Ağırbaş, sanayinin ham madde ihtiyacı için geri kazanılabilir malzeme ithalatına karşı olmadıklarını ancak kullanılamayan bölümün nehir ve denizlere bırakılmasına izin verilmemesi gerektiğini vurguluyor. Buradaki yaklaşım plastik sektörünü ortadan kaldırmak değil, dönüştürmek. Türkiye’de plastik sektöründe yaklaşık 360 bin kişinin çalıştığını hatırlatan Ağırbaş, biyobozunur plastik üretiminin teşvik edilmesini ve mevcut üreticilerin yeni malzemelere yönlendirilmesini savunuyor. Bu yaklaşım yeşil dönüşümün sosyal boyutuna da işaret ediyor. Dönüşümün amacı mevcut sektörleri tasfiye etmek değil; teknoloji ve teşvik politikalarıyla yeni üretim alanlarına taşımak. Vakfın bir sonraki önemli adımı 31 Ağustos- 1 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek plastik çalıştayı olacak. Ağırbaş’ın verdiği bilgiye göre 14 bakanlığın yanı sıra üniversitelerin de katılacağı çalıştayda plastik atık sorununa yönelik somut kararlar alınması hedefleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kutuplarda Sıfır Atık kitabı tanıtıldı</span></h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a795038343a4-1786335288.jpg" alt="" width="700" height="467" />Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Sıfır Atık Vakfı ile TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü iş birliğinde hazırlanan “Kutuplarda Sıfır Atık” kitabının tanıtım törenine katıldı.</p>
<p>Kacır, 2017 yılında başlayan Sıfır Atık Hareketi ile Türkiye’nin kutup bilim seferlerinin kitap vesilesiyle aynı projede buluştuğunu söyledi. Sanayide yeşil üretim, döngüsel ekonomi ve sıfır atık yaklaşımını önceliklendirdiklerini belirten Kacır, kutup araştırmalarının da iklim değişikliğinin etkilerini anlamak açısından kritik önemde olduğunu ifade etti.</p>
<p>Türkiye’nin 2017’den bu yana 10 Antarktika ve 6 Arktik bilim seferi gerçekleştirdiğini belirten Kacır, bu seferlere 300’den fazla bilim insanının katıldığını söyledi. Kacır, Türkiye’nin Antarktika Danışma Konseyi’nde tam üyelik hedeflediğini, Horseshoe Adası’nda kalıcı Türk bilim üssü kurulmasına yönelik proje ve çevresel etki değerlendirme çalışmalarının da tamamlandığını ifade etti.</p>
<p>“Kutuplarda Sıfır Atık” kitabının, sıfır atık yaklaşımı ile Türkiye’nin kutup araştırmalarındaki bilimsel birikimini aynı çerçevede buluşturması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donusumun-teknolojisi-de-yerli-olmali-84966</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/6/1280x720/346-1786335368.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dönüşümün teknolojisi de yerli olmalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatcinin-gozu-karbon-ayarinda-84965</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçının gözü karbon ayarında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Avrupa Birliği, ihracatçıları yakından ilgilendiren Karbon Sınırda Düzenleme Mekanizması’nda (SKDM) maliyet baskısını dolaylı olarak azaltabilecek önemli bir adım attı. Avrupa Komisyonu’nun 17 Temmuz’da açıkladığı Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) revizyon taslağı, karbon piyasasında sanayiyi rahatlatacak kapsamlı değişiklikler içeriyor. Taslağın yasalaşması halinde, AB’ye ihracat yapan Türk firmalarının ödeyeceği karbon maliyetlerindeki artışın daha sınırlı kalması öngörülüyor. Türkiye açısından en kritik düzenleme, ETS kapsamında karbon izinlerinin piyasadan daha yavaş çekilecek olması. Komisyon, 2031-2035 döneminde yıllık emisyon üst sınırı azaltım oranını yüzde 4,3’ten yüzde 3,7’ye, 2036-2040 döneminde ise yüzde 1,7’ye indirmeyi öneriyor. Böylece piyasadaki karbon izin arzı daha yavaş daralacak ve karbon fiyatları üzerindeki yukarı yönlü baskı azalacak.</p>
<p>Bu değişiklik Türkiye açısından doğrudan önem taşıyor. Çünkü SKDM sertifikalarının fiyatı, AB ETS karbon fiyatlarına göre belirleniyor. ETS’de karbon izinleri bugünlerde yaklaşık 82 Euro/ton seviyesinde işlem görürken, Avrupa Komisyonu’nun açıkladığı resmi SKDM sertifika fiyatı 2026’nın ikinci çeyreği için 75,28 Euro/ton olarak uygulanıyor. Dolayısıyla ETS fiyatlarındaki yükselişin yavaşlaması, Türk ihracatçılarının ödeyeceği SKDM maliyetlerinin de daha kontrollü artmasını sağlayabilecek.</p>
<h2>Ücretsiz tahsisler 2038›e uzuyor </h2>
<p>Taslağın Türkiye açısından ikinci önemli başlığı ise ücretsiz karbon tahsislerinin uzatılması oldu. Mevcut düzenlemeye göre 2034 yılında tamamen kaldırılması planlanan ücretsiz tahsislerin dört yıl daha uzatılarak 2038’e kadar devam etmesi öneriliyor. Bu değişiklik, SKDM kapsamındaki sektörlerde faaliyet gösteren AB’deki üreticilerin karbon maliyetlerini sınırlarken, mekanizmanın tam maliyet etkisinin de daha uzun bir döneme yayılması anlamına geliyor. Böylece Türk ihracatçılarının rekabet gücü üzerindeki ani maliyet baskısının azaltılması hedefleniyor.</p>
<h2>Tüm sektörleri ilgilendiriyor </h2>
<p>Revizyon özellikle SKDM kapsamındaki çelik, demir, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen sektörleri açısından kritik önem taşıyor. Bu sektörlerde AB’ye ihracat yapan Türk firmaları, ürünlerin gömülü karbon emisyonuna göre SKDM sertifikası satın almak zorunda kalacak. Komisyon ayrıca 2026- 2030 döneminde SKDM kapsamındaki sektörler için genel kriterler yerine sektöre özgü benchmark uygulanmasını öneriyor. Böylece ücretsiz tahsisatların daha yüksek seviyede korunması ve ilgili sektörlere yaklaşık 6 milyar avroluk ilave destek sağlanması planlanıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TÜRK İHRACATÇISI İÇİN KRİTİK SÜREÇ</span></h2>
<p>Taslak henüz yürürlüğe girmedi. Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’ndeki müzakerelerin ardından nihai halini alacak. Ancak düzenleme, AB’nin iklim hedeflerinden vazgeçmeden sanayinin rekabet gücünü korumaya yöneldiğini gösteriyor. Bu nedenle teklif, 2027 itibarıyla SKDM kapsamında mali yükümlülük üstlenecek Türk ihracatçıları açısından son yılların en kritik düzenlemelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Revizyonun kabul edilmesi halinde karbon fiyatlarındaki yükselişin yavaşlaması, özellikle çelik, alüminyum, çimento ve gübre gibi sektörlerde faaliyet gösteren firmaların AB pazarındaki maliyet baskısını azaltabilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatcinin-gozu-karbon-ayarinda-84965</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/3/1280x720/uibten-temmuz-ayinda-39-milyar-dolarlik-ihracat-1785912415.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB Komisyonu, karbon piyasasında sanayiyi rahatlatacak kapsamlı bir revizyon önerdi. Ücretsiz karbon tahsislerinin 2038’e uzatılması, karbon izinlerinin daha yavaş azaltılması ve ETS fiyatlarındaki yükselişin frenlenmesiyle, AB’ye ihracat yapan Türk firmalarının SKDM kapsamındaki maliyet artışının yavaşlaması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekmegin-atesin-ve-sofranin-dokuz-bin-yili-84978</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekmeğin, ateşin ve sofranın dokuz bin yılı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aynı ekmeği bölüşmek, aynı sofranın insanı olmak demektir. Belki de bu nedenle ekmeğin kokusu, hepimize başka başka anıları hatırlatır. Kimi için çocukluğun mutfağıdır, kimi için mahalle fırınının önü, kimi için kalabalık bir aile sofrası… Bir lokma ekmek, yalnızca undan, sudan ve mayadan oluşmaz; içine emek, bekleyiş, bereket ve hafıza da karışır.</p>
<p><strong>Çatalhöyük’ten bugüne</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde benim için özel kentlerden biri olan Konya’daydım… Bu kez yolum, insanlığın kadim yürüyüşünün en önemli duraklarından Çatalhöyük’e uzandı. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Uğur İbrahim Altay</strong>, 3-6 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek 4. Konya Gastronomi Festivali’nin tanıtımı için davetli konuklarını, Çatalhöyük Tanıtım ve Karşılama Merkezi’nde ağırladı.</p>
<p>Doğrusu, bu buluşma için daha anlamlı bir yer düşünülemezdi. Çünkü Çatalhöyük yalnızca geçmişin izlerini taşıyan arkeolojik bir alan değil; insanın toprağa yerleşmesinin, üretmeye başlamasının, ateşin çevresinde toplanmasının ve elindekini başkalarıyla paylaşmasının da hikâyesi…</p>
<p>Bir başka deyişle, sofra kültürünün ilk sayfalarından biri burada yazılmış.</p>
<p>Çatalhöyük’teki kazılarda gün ışığına çıkarılan ve yaklaşık 8 bin 600 yıllık geçmişiyle dünyanın bilinen en eski mayalı ekmek kalıntısının hikâyesini dinlerken, insan düşünmeden edemiyor: Binlerce yıldır neler değişti, neler değişmedi?</p>
<p>Evlerimiz, kullandığımız araçlar, üretim biçimlerimiz, kentlerimiz, sofralarımız değişti. Ama ekmeğin ve ateşin çevresinde buluşma ihtiyacımız değişmedi. Dün bir ocağın başında bölüşülen ekmek, bugün de aile sofralarının, dost buluşmalarının, uzun sohbetlerin ortasında duruyor.</p>
<p>Bu nedenle GastroFest’in bu yılki temasının <em>“ekmek”</em> olarak belirlenmesi, yalnızca gastronomik bir tercih değil; geçmişle bugün arasında kurulan güçlü bir kültür köprüsü.</p>
<p>Ekmek, bizim kültürümüzde herhangi bir yiyecek değil.</p>
<p>Yere düştüğünde kaldırır, öper, yüksekçe bir yere koyarız. Geçimimizi anlatırken <em>“ekmek parası”,</em> emeğimizi tarif ederken <em>“ekmeğini taştan çıkarmak”,</em> dostluğumuzu dile getirirken <em>“ekmeğini yedim”</em> deriz. Aynı ekmeği bölüşmek, aynı sofranın insanı olmak demektir. Belki de bu nedenle ekmeğin kokusu, hepimize başka başka anıları hatırlatır. Kimi için çocukluğun mutfağıdır, kimi için mahalle fırınının önü, kimi için kalabalık bir aile sofrası… Bir lokma ekmek, yalnızca undan, sudan ve mayadan oluşmaz; içine emek, bekleyiş, bereket ve hafıza da karışır.</p>
<p>Çatalhöyük’te başlayan bu düşünce yolculuğu, doğal olarak Konya mutfağına uzanıyor.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Sokaksız bir kentin eşiğinde</strong></p>
<p>Konya GastroFest vesilesiyle ziyaret ettiğim Çatalhöyük Tanıtım ve Karşılama Merkezi, yalnızca bir sergi alanı değil; insanlık tarihinin en köklü sayfalarına adım atmadan önce zihni ve ruhu hazırlayan bir eşik.</p>
<p>Böylesine devasa bir arkeolojik mirası bugünün insanına anlatmak kolay değil. Bir tarafta dokuz bin yılı aşan bir zaman dilimi, diğer tarafta bu mirası anlaşılır ve etkileyici bir dille buluşturma sorumluluğu... UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve Çumra ilçesinin 10 kilometre doğusunda yükselen Çatalhöyük; yerleşik yaşama geçişi, ilk evleri, inançları ve toplumsal düzeniyle dünyanın en önemli merkezlerinden biri.</p>
<p>Burayı benzersiz kılan yalnızca yaşı değil; gündelik hayatın en küçük ayrıntılarında bile okunabilen yaşam düzeni. Karşılama Merkezi de ziyaretçiyi tam olarak bu pencereden bakmaya davet ediyor.</p>
<p>Teğet Mimarlık imzası taşıyan yapı, 26 bin 500 metrekarelik bir alanda 4 bin 500 metrekarelik kapalı alanıyla hizmet veriyor. Türkiye’nin en büyük ahşap konstrüksiyonlu kamu binası olma unvanını taşısa da yapıyı özel kılan büyüklüğü değil; tarihsel miras karşısındaki alçakgönüllü duruşu.</p>
<p>Tarihi bir alanın yanı başında mimari üretirken en büyük tuzak, geçmişle yarışmaya kalkışmak veya onu taklit etmektir. Karşılama Merkezi bu tuzağa düşmüyor. Ahşap taşıyıcı sistem, toprağa olabildiğince az temas eden hafif yapısıyla Çatalhöyük’ün kerpiç dokusunu taklit etmiyor; onunla zarif bir zıtlık kuruyor. Bugüne ait olduğunu gizlemeden, geçmişin yanında saygıyla duruyor. İyi mimarinin özü de budur: Bulunduğu yeri ezmeden ona değer katabilmek...</p>
<p>Merkez, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından, Mevlânâ Kalkınma Ajansı iş birliği ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle hayata geçirilmiş. Alanın hazırlanması ve kamulaştırılması sürecine ise Çumra Belediyesi katkı sunmuş. Konya Büyükşehir Belediyesi bugün de merkezin işletilmesi, tanıtılması ve kültürel etkinliklerle yaşayan bir buluşma noktasına dönüştürülmesi sorumluluğunu üstleniyor.</p>
<p><strong>Meram’da bir ev, binlerce kitap, nice hikâye</strong></p>
<p>Tanışalı uzun yıllar oldu Avukat <strong>Ahmet Ergun</strong>’la… Konya’nın, hatta Türkiye’nin yaşayan ansiklopedilerinden biri diyebileceğim ölçüde geniş bir bilgi birikimine sahip. Her buluştuğumuzda hukuktan tarihe, edebiyattan tiyatroya, gastronomiden kent kültürüne uzanan sohbetlerinde konular birbirini açıyor; bir isim başka bir hatıraya, bir eşya yıllar öncesinin Konya’sına bağlanıyor.</p>
<p>Bunca bilgiyi gösterişe dönüştürmeyen, anlatırken karşısındakini yormayan, entelektüel birikimini mütevazı kişiliğinin ardında taşıyan insanlardan…</p>
<p>Bu yıl GastroFest tanıtım etkinliği nedeniyle yeniden Konya’ya gidince sohbetimiz daha dün ayrılmışız gibi kaldığı yerden devam etti. Hatta daha da derinleşti. Eşi <strong>Mahiye Hanım</strong>’la birlikte özenle koruyup yaşattıkları o özel dünyanın kapıları bir kez daha açıldı.</p>
<p>Meram’daki asırlık Konya evinden söz ediyorum…</p>
<p>Ama “ev” deyip geçmek mümkün değil. Burası bir aile yuvası olmanın yanında özel bir kütüphane, küçük bir müze, sanatçıların ve edebiyatçıların buluşma noktası, Konya’nın kaybolmaya yüz tutmuş hafızasının korunduğu bir kültür mekânı…</p>
<p>Bir de bahçesi var ki kat kat yükselen yeşilliği, ağaçları ve sebzeleriyle Meram’ın içinde saklanmış gizli bir cenneti andırıyor.</p>
<p><strong>Konya’da bir lokmadan fazlası</strong></p>
<p>Konya’da geçirdiğim günlerde sabah kahvaltılarımın ve öğle yemeklerimin değişmez adresi, şehre her yolum düştüğünde mutlaka uğradığım Lokmahane lokantaları oldu. Meram’da ve tarihi Mengüç Caddesi’ndeki bu mekânlarda beni, şehrin gastronomi kültürünü tutkuyla yaşatan önemli bir isim; Lokmahane’nin kurucusu ve şefi sevgili <strong>Harun Raşit Dönmez</strong> ağırladı.</p>
<p>Aynı sofraya çok kez oturunca bir lokantayı yalnızca tabaklarıyla değil; mutfağa bakışı, misafirini karşılama biçimi ve taşıdığı hikâyeyle de tanımaya başlıyorsunuz. Lokmahane’nin hikâyesi aslında adında saklı. Harun Raşit Dönmez, <em>“lokma”</em> sözcüğünü yalnızca damağa dokunan bir yiyecek parçası olarak görmüyor. Ona göre lokma; bulduğunu paylaşmak, olmayana vermek, dostuna ve misafirine ikram etmek demek. Anadolu’da, özellikle de Mevlevi kültüründe lokma; rızkın, nimetin, şükrün ve cömertliğin adı... Dervişlerin <em>“bir lokma, bir hırka” </em>felsefesinde de tamah değil; yetinme, şükretme ve paylaşma bilinci yatar.</p>
<p>Doğrusu, Konya’da bu kelimenin anlamı daha da derinleşiyor. Çünkü burada yemek, bir tabak dolusu lezzetten ibaret değil; sohbeti uzatmanın, birlikte oturmanın ve nimete hürmet göstermenin de bir yolu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekmegin-atesin-ve-sofranin-dokuz-bin-yili-84978</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekmeğin, ateşin ve sofranın dokuz bin yılı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/sehit-aileleri-ve-gazi-haklariyla-ilgili-duzenlemeleri-de-iceren-teklif-kabul-edildi-85000</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şehit aileleri ve gazi haklarıyla ilgili düzenlemeleri de içeren teklif kabul edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TBMM Genel Kurulunda, şehit aileleri ve gazilerin haklarına yönelik düzenlemeleri içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Genel Kurulda kabul edilerek yasalaştı.</p>
<p>Kanunla, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nda değişiklik yapıldı. Buna göre, kapsama ilişkin sınırlamalar kaldırılarak kategorik bir ayrıma gitmeksizin tüm vazife malullerinden hayatını kaybedenlerin ana ve babalarına bağlanacak toplam aylık tutarının bir aylık asgari ücretin net tutarından az olmaması yasal güvenceye alınacak.</p>
<p>Kanundaki bir diğer düzenlemeyle, bakıma muhtaç gazi ve malullere net asgari ücretin 2 katı olarak yapılan ödeme, net asgari ücretin 2,5 katına çıkarılacak.</p>
<p>Vazife malulü erbaş ve erler ile güvenlik korucuları, öğrenciler ve sivillerin aylıklarında artış yapılması amacıyla Terörle Mücadele Kanunu'nda da değişikliğe gidildi.</p>
<p>Buna göre, ilgili kanun hükümleri kapsamında bağlanacak aylıklar, bitirmiş oldukları okullar neticesinde hak kazandıkları unvanlar üzerinden yürütmüş oldukları kamu görevleri sebebiyle daha yüksek aylık bağlanmasına ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla en az 4 yıllık yükseköğrenim mezunu olanlar sekizinci derecenin birinci kademesindeki, diğerleri ise eğitim durumlarına bakılmaksızın onuncu derecenin birinci kademesinde bulunanların emekli keseneğine esas aylıkları üzerinden hesaplanacak vazife malullüğü aylığı tutarından düşük olamayacak ve bunlar için Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ilgili fıkrasına göre yapılacak yükseltmelerde aynı derece başlangıç olarak esas alınarak artırılacak. Derece yükselmelerinde yükseköğrenim mezunu gibi işlem yapılacak ve dördüncü dereceye yükselenler için 2 bin 100, üçüncü dereceye yükselenler için 2 bin 200, ikinci dereceye yükselenler için 3 bin, birinci dereceye yükselenler için ise 3 bin 600 ek gösterge rakamı esas alınacak.</p>
<p>Bu hüküm kapsamındakilere bağlanacak aylığın toplam tutarı, 35 bin 398 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutardan, hak sahiplerinin aylık tutarı ise bulunacak tutarın hisseleri oranı esas alınarak tespit edilecek tutardan az olamayacak. Hüküm uyarınca ilgililere fazla olarak yapılan ödemeler, faturası karşılığı Sosyal Güvenlik Kurumunca Hazineden tahsil edilecek.</p>
<p>Terörle Mücadele Kanunu'ndaki diğer bir düzenlemeyle, terör eylemleri nedeniyle yaralanmış olmakla birlikte ilgili mevzuata göre malul sayılmayan ancak Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılan kişilerin gösterge tablosu güncellenerek bağlanan aylık miktarları artırılacak.</p>
<p>Ayrıca 15 Temmuz darbe girişiminde ve ayrıca terörle mücadele kapsamında yaralanıp malul sayılmamakla birlikte derece tespiti yapılanların aylıklarına esas gösterge rakamları yükseltilecek. Muharip gazilere tanınan ücretsiz seyahat, elektrik ve su kullanımına yönelik ücretlerde de indirim gibi diğer haklar tanınacak.</p>
<p>Bu düzenlemeler yayımını takip eden ödeme döneminden geçerli olmak üzere yürürlüğe girecek.</p>
<p><strong>Mevcut mevzuata göre malul sayılmayan personele yönelik düzenleme</strong></p>
<p>Terörle Mücadele Kanunu'na eklenen geçici madde ile terörle mücadele görevlerinin ifası sırasında yaralanan ancak mevcut mevzuata göre malul sayılmayan personele 17 bin 135 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık bağlanması esası getirilecek.</p>
<p>Düzenleme ile Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının erbaş ve erler dahil askeri personeli, Milli İstihbarat Teşkilatı mensupları, Emniyet Hizmetleri Sınıfı personeli, askeri öğrenciler ve güvenlik korucuları kapsama alınacak. Terör eylemleri sonucu ateşli silah mermi çekirdeği, şarapnel veya patlayıcı mühimmatın (EYP, mayın, havan, roket, el bombası vb.) vücutta penetran yaralanmaya neden olması, bunların blast (patlama basıncı) ve termal etkileriyle yaralanması ya da terör örgütü mensuplarının kesici, delici, ezici yakın muharebe saldırıları sonucu meydana gelen yaralanmalar da kapsama dahil edilecek.</p>
<p>Olay tarihindeki yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmaması ve olay ile yaralanma arasında illiyet bağı bulunduğunun en az bir adli tıp uzmanının yer aldığı sağlık kurulu raporuyla tespitiyle Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 17 bin 135 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık bağlanacak. Yapılan ödemeler fatura karşılığı Hazinece SGK'ye aktarılacak ve bu kişiler aylık hükümleri hariç 1005 sayılı Kanun kapsamındaki gazilere sağlanan diğer sosyal ve özlük haklarından yararlanabilecek.</p>
<p>Düzenleme, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olaylar bakımından bir defaya mahsus uygulanacak. Başvuruların kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içinde olay tarihindeki kurumlara yapılması gerekiyor. İlgililerin sonradan malul olduklarının tespiti halinde ise vazife malullüğü hükümleri uygulanarak bu maddeye göre bağlanan aylıkları kesilecek.</p>
<p>Bu düzenlemeler 1 Eylül 2026'dan itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.</p>
<p><strong>Er ve erbaşların yeniden muayene hakkına ilişkin yaş haddine yönelik düzenleme</strong></p>
<p>Düzenlemeyle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda yapılan değişiklikle, er ve erbaşların yeniden muayene hakkına ilişkin yaş haddi, 55 yaşını doldurdukları tarih esas alınarak düzenleniyor.</p>
<p>FETÖ'nün 15 Temmuz'daki darbe teşebbüsü ve terör eylemi ile bu eylemlerin devamı niteliğindeki eylemlerin ortaya çıkarılması, etkilerinin azaltılması veya bertaraf edilmesinin sağlanmasında yardımcı ve faydalı oldukları sırada yaralanan kamu görevlileri ve sivillerden malul sayılmayan veya Vazife Malullüklerinin Nevileri ile Dereceleri Hakkında Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılmayanlara bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren 17 bin 135 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık bağlanacak.</p>
<p>Bu aylıklar hakkında uygulanacak kanun da belirlendi. Bu düzenleme kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumunca ödenen aylıklar, fatura karşılığında iki ay içerisinde Hazineden tahsil edilebilecek.</p>
<p>Bu düzenleme yayımını takip eden ödeme döneminden geçerli olmak üzere yürürlüğe girecek.</p>
<p>Düzenlemenin Genel Kurulda kullanılan 382 oyun tamamını alarak yasalaşmasının ardından gündemdeki diğer kanun tekliflerinin isimlerini okutan TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, komisyonun yerini almaması üzerine birleşimi, saat 11.00'de toplanmak üzere kapattı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/sehit-aileleri-ve-gazi-haklariyla-ilgili-duzenlemeleri-de-iceren-teklif-kabul-edildi-85000</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/tbmm-meclis-1786343285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM&#039;de kabul edilen kanun teklifine göre, tüm vazife malullerinden hayatını kaybedenlerin ana ve babalarına bağlanacak toplam aylık tutarının bir aylık asgari ücretin net tutarından az olmaması yasal güvenceye alınacak. Bakıma muhtaç gazi ve malullere net asgari ücretin 2 katı olarak yapılan ödeme, net asgari ücretin 2,5 katına çıkarılacak. FETÖ&#039;nün 15 Temmuz&#039;daki darbe teşebbüsü ve terör eylemi ile bu eylemlerin devamı niteliğindeki eylemlerin ortaya çıkarılması, etkilerinin azaltılması veya bertaraf edilmesinin sağlanmasında yardımcı ve faydalı oldukları sırada yaralanan kamu görevlileri ve sivillerden malul sayılmayan veya derece tespiti yapılmayanlara aylık bağlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-sekerde-olagan-mali-genel-kurul-yapildi-84991</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İthal kimyasal tatlandırıcı, doğal şekerde stok yarattı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Şeker Fabrikası AŞ'nin Olağan Mali Genel Kurul Toplantısı, şirket ortaklarının elektronik ve fiziki katılımıyla gerçekleştirildi. </p>
<p>Kayseri Şeker 15 Temmuz Şehitleri Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen Olağan Mali Genel Kurul Toplantısı’na Kayseri Şeker Yönetim Kurulu Başkanı Harun Halıcı başkanlık etti. Gündem maddeleri tek tek okunarak ortakların oyuna sunulurken, dönem içerisinde boşalan Yönetim Kurulu üyeliği için gerçekleştirilen seçimle yeni üye belirlendi.</p>
<p>Genel kurulda söz alan Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, şeker sektörünün son yıllarda ekonomik ve finansal açıdan ciddi sıkıntılar yaşadığını belirterek, sektörün karşı karşıya bulunduğu sorunların şirket yönetimlerinden değil, uygulanan politikalardan kaynaklandığını ifade etti.</p>
<p>Türkiye'de şeker üretiminin Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından belirlenen üretim kotaları doğrultusunda yapıldığını hatırlatan Akay, buna rağmen son iki yıldır planlanan tüketimin gerçekleşmemesi nedeniyle piyasada şeker fazlası oluştuğunu söyledi. Bu durumun en önemli nedenlerinden birinin nişasta bazlı şeker ve kimyasal tatlandırıcı ithalatı olduğunu dile getiren Akay, bu ürünlerin gıda sektöründe yaygın şekilde kullanılmasının pancardan üretilen doğal şekerin tüketimini olumsuz etkilediğini kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7963a82272b-1786340264.jfif" alt="" width="431" height="318" /></p>
<p>Doğal şeker yerine kimyasal tatlandırıcıların tercih edilmesinin hem üreticiye hem de ülke ekonomisine zarar verdiğini vurgulayan Akay, yetkililere sektöre sahip çıkılması çağrısında bulundu. Şeker pancarı üretiminin Türkiye'nin 58 ilinde binlerce ailenin geçim kaynağı olduğuna dikkat çeken Hüseyin Akay, sektörün zayıflamasının kırsal kalkınmayı da olumsuz etkileyeceğini ifade etti.</p>
<p>Anadolu'da birçok köyün şeker pancarı üretimi sayesinde ayakta kaldığını belirten Akay, sektörün göz ardı edilmesinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal sonuçlar da doğuracağını söyledi. Şeker pancarı üretiminin stratejik öneme sahip olduğunun altını çizen Akay, üreticinin desteklenmesinin ülke tarımı açısından büyük önem taşıdığını da dile getirdi.</p>
<p>2026 üretim sezonunun verim açısından umut verici geçtiğini, şeker oranları ile rekoltenin geçen yıla göre daha yüksek beklendiğini belirten Akay, üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi için sektördeki yapısal sorunların çözülmesi gerektiğini söyledi. Şeker pancarının yüksek maliyetle üretilmesine rağmen fiyatların üreticiyi memnun edecek seviyede olmadığını söyleyen Akay, bu konuda gerekli adımların atılması çağrısında bulundu.</p>
<p>Konuşmasının sonunda Kayseri Şeker'in 70 yılı aşkın geçmişe sahip köklü ve güçlü bir kuruluş olduğunu vurgulayan Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, şirketin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da üreticisiyle birlikte yoluna güçlü şekilde devam edeceğine inandığını belirtti. Akay, 2026 üretim sezonundan umutlu olduklarını ifade ederek, "Kayseri Şeker'in tecrübesi, üretim gücü ve ortaklarının desteğiyle geleceğe güvenle baktığını düşünüyoruz. Genel kurulda alınan kararların şirketimiz, ortaklarımız ve tüm üreticilerimiz için hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum" dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-sekerde-olagan-mali-genel-kurul-yapildi-84991</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/1/1280x720/kayseri-sekerde-olagan-mali-genel-kurul-yapildi-1786340247.jfif" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, nişasta bazlı şeker ve kimyasal tatlandırıcıların gıda sektöründe yaygın şekilde kullanılmasının pancardan üretilen doğal şekerin tüketimini olumsuz etkilediğini söyledi. Doğal şeker yerine kimyasal tatlandırıcıların tercih edilmesinin hem üreticiye hem de ülke ekonomisine zarar verdiğini belirten Akay, yetkililere sektöre sahip çıkılması çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-sanayi-uretimi-haziran-ayinda-aylik-bazda-yuzde-01-ile-sinirli-artis-gosterdi-85051</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu &quot;Sanayi üretimi haziran ayında aylık bazda yüzde 0,1 ile sınırlı artış gösterdi&quot;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>Kocaeli/Ekonomi</h2>
<p>Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, TÜİK' in açıkladığı haziran ayı sanayi üretim endeksini değerlendirdi. Zeytinoğlu, “Sanayi üretimi haziran ayında aylık bazda yüzde 0,1 ile sınırlı artış gösterirken, yıllık bazda yüzde 1,4 azaldı. İmalat sanayinde ise aylık bazda değişim olmazken, yıllık yüzde 1,5 gerileme gerçekleşti. Yıllık bazdaki bu gerilemelerde, rekabet gücümüzü zorlayan kur baskısının etkilerini de görüyoruz”diye konuştu.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Sermaye malı üretiminde aylık yüzde 5,1’lik artışı olumlu bulmakla birlikte, yıllık bazda yüzde 4,8’lik gerilemenin devam ettiğini görüyoruz. Yatırım ve üretim kapasitesi açısından önemli olan bu grupta, önümüzdeki aylarda daha güçlü ve kalıcı artışlar görmeyi temenni ediyoruz. Yüksek teknoloji üretimindeki yıllık yüzde 20,3’lük gerilemede ise, savunma sanayindeki proje bazlı ve sezonsal satışların etkili olduğunu düşünüyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Temmuz ayında ihracatımız 25 milyar 621 milyon dolara ulaşmıştı. Önümüzdeki dönemde ihracattaki artışların üretime daha güçlü yansımasını bekliyoruz. Bununla birlikte, kur baskısının ithalatı kolaylaşırken, ihracatçılarımızın rekabet gücünü zorladığını görüyoruz. Bu noktada, üretim ve ihracatın sürdürülebilir şekilde artması için sanayicilerimizin rekabet gücünü destekleyecek kur ve finansman koşullarını önemli buluyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-sanayi-uretimi-haziran-ayinda-aylik-bazda-yuzde-01-ile-sinirli-artis-gosterdi-85051</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/6/1280x720/kocaeli-sanayi-odasi-baskani-ayhan-zeytinoglu-isgucu-verilerini-degerlendirdi-1769696651.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, haziran ayı sanayi üretim endeksi ile ilgili açıklamalarda bulundu. Zeytinoğlu, sanayi üretiminin haziran ayında aylık bazda yüzde 0,1 ile sınırlı artış gösterdiğini, yıllık bazda ise yüzde 1,4 azaldığını ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/proje-bazli-devlet-yardimi-kararinda-degisiklik-85015</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Proje bazlı devlet yardımı kararında değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>"Yatırımlara Proje Bazlı Devlet Yardımı Verilmesine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanı Kararı", Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, kararın 4. maddesinin başlığı "müracaat süresi ve müracaatta aranacak belgeler" şeklinde değiştirildi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, belirlediği yatırım konusunda bir veya birden fazla firmayı yatırım için mektupla davet edebilecek.</p>
<p>Bakanlık, resmi internet sitesi veya dijital platformları üzerinden resmi hesaplarla duyuru yaparak çağrıda bulunabilecek, çağrı veya davet mektubunda özel koşullar belirleyebilecek.</p>
<p>Bakanlığa başvurmak isteyen yatırımcı, kalkınma ve yatırım bankalarınca hazırlanan fizibilite raporu ve dilekçeyle müracaat edecek. Teknoloji Hamlesi Programı kapsamında değerlendirilecek yatırım başvurularında bu kurallar aranmayacak.</p>
<p>Projelerin karar kapsamında değerlendirmeye tabi tutulabilmesi için öncelikli ürün listesindeki ürünlerin üretimine yönelik olan ve Teknoloji Hamlesi Programı kapsamında desteklenmesine karar verilen yatırımlar için asgari sabit yatırım tutarı 100 milyon lira olacak. Diğer yatırımlar için asgari sabit yatırım tutarı ya da AR-GE harcaması ise 2 milyar lira olarak belirlendi.</p>
<p>Desteklenmesine karar verilen ve Bakanlığın uygun bulduğu yatırım projeleri, Cumhurbaşkanı'na sunulacak, Cumhurbaşkanı tarafından desteklenmesi uygun görülen projelere destek verilecek ve Bakanlıkça yatırım teşvik belgesi düzenlenecek.</p>
<p><strong>Bakanlığa 5 yıl boyunca yılda bir kez faaliyet raporu zorunluluğu</strong></p>
<p>Yatırımcı, yatırımı tamamlama vizesini takiben 5 yıl boyunca yılda bir kez yararlanılmaya devam edilen destek miktarlarını içeren faaliyet raporunu Bakanlığa sunacak.</p>
<p>Mücbir sebep ve fevkalade hal durumu nedeniyle yatırıma başlamayanlar hariç olmak üzere, destek kararının yürürlük tarihinden itibaren üç yıl içinde kararda belirtilen yatırıma başlama tarihinden sonra gerçekleştirilmiş asgari 200 milyon lira veya yatırım tutarının yüzde 10'u kadar yatırım harcaması gerçekleştirildiği belgelenecek.</p>
<p>Yatırımcı tarafından talep edilmesi halinde yatırımın kısmen işletmeye geçişinin Bakanlıkça görevlendirilen en az iki eksperce yerinde tespit edilmesiyle, yatırım tamamlama vizesi yapılarak tamamen işletmeye geçilmesini takiben enerji desteği veya sigorta primi işveren hissesi desteği uygulaması başlatılabilecek.</p>
<p>Yatırım tamamlama vizesinden önce yararlanılabilecek toplam enerji desteği, belirlenen azami enerji desteği tutarının yüzde 50'sini geçmeyecek.</p>
<p>Teknoloji Hamlesi Programı'nda olup karar kapsamında desteklenen yatırımlar, KOSGEB veya TÜBİTAK tarafından doğrudan desteklenebilecek.</p>
<p>Asgari 5 milyar lira sabit yatırım tutarında ve komple yeni yatırım niteliğindeki yatırım projelerinde Bakanlık, yatırımcılar veya paylarının tamamı yatırımcılara ait iştiraklerle sözleşme imzalayabilecek.</p>
<p>Kararın faaliyet raporu düzenlemesini içeren maddesi, 26 Kasım 2016'dan itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girerken diğer maddeleri bugünden itibaren geçerli olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/proje-bazli-devlet-yardimi-kararinda-degisiklik-85015</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan karara göre, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, asgari 5 milyar lira sabit yatırım tutarında ve komple yeni yatırım niteliğindeki yatırım projelerinde yatırımcılar veya paylarının tamamı yatırımcılara ait iştiraklerle sözleşme imzalayabilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buttim-trend-alanlari-ile-yil-boyu-ticaret-modeline-geciyor-85003</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BUTTİM, Trend Alanları ile yıl boyu ticaret modeline geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Modern bir sergileme konseptiyle tasarlanan Trend Alanları’nda yer alan ürünler üzerindeki firma ve ürün etiketleri sayesinde ziyaretçiler, beğendikleri ürünün üreticisinin BUTTİM’deki mağaza veya showroomuna doğrudan yönlendiriliyor. Böylece sergileme alanı, firmalara sürekli görünürlük sağlayan ve ziyaretçiyi doğrudan satış noktasına taşıyan bir ticaret platformu işlevi görüyor. BUTTİM Yönetim Kurulu Başkanı Gülten Demir Varol, ortak kullanım alanlarının yeniden değerlendirilmesi sürecinde geliştirilen projenin, merkezin ticari yapısını güçlendirecek önemli bir adım olduğunu söyledi. Varol, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay’ın önerisiyle şekillenen proje kapsamında ortak alanların yalnızca yenilenmediğini, yılın 365 günü yaşayan bir ticaret ve tanıtım alanına dönüştürüldüğünü belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a79754c61441-1786344780.jpeg" alt="" width="630" height="354" /></p>
<h2>“Yeni nesil bir ticaret alanı”</h2>
<p>Trend Alanları’nın konsept, mimari tasarım ve stant planlamasının BTSO tarafından görevlendirilen uzman ekiplerce yürütüldüğünü ifade eden Varol, projenin BUTTİM’i sadece fuar dönemlerinde hareketlenen bir merkez olmaktan çıkararak yıl boyunca ziyaretçi çeken yeni nesil bir ticaret alanına dönüştürmeyi amaçladığını kaydetti. Varol, uygulamanın BUTTİM’de faaliyet gösteren firmalara sürekli tanıtım imkânı sunacağını belirterek, sektör profesyonelleri, alım heyetleri, toptan ve perakende alıcıların sergilenen ürünler üzerinden doğrudan üretici firmalara ulaşabileceğini ifade etti. Projeyle birlikte BUTTİM’in hem Bursa’nın ticaret kapasitesine katkı sağlaması hem de ulusal ve uluslararası alıcılar açısından daha güçlü bir çekim merkezi haline gelmesi hedefleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buttim-trend-alanlari-ile-yil-boyu-ticaret-modeline-geciyor-85003</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/buttim-trend-alanlari-ile-yil-boyu-ticaret-modeline-geciyor-1786344756.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Uluslararası Tekstil Ticaret Merkezi (BUTTİM), ticareti fuar dönemleriyle sınırlı kalmaktan çıkaracak yeni bir uygulamayı hayata geçirdi. “Trend Alanları” projesinin ilk etabı ziyaretçilere açılırken, projenin tamamlanmasıyla BUTTİM&#039;de faaliyet gösteren firmaların en güncel ürünlerinin sergilenmesi ve alıcılarla doğrudan buluşturulması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapi-krediden-gelecege-yatirim-yarinlara-kartopu-buyuyor-84996</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapı Kredi’den geleceğe yatırım: Yarınlara Kartopu büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bilim, çocukların geleceğini belirleyen temel becerilerin yaşamın ilk yıllarında şekillendiğini söylüyor. Yapı Kredi’nin Yarınlara Kartopu projesi de tam bu gerçekten hareket ediyor. Yaklaşık 620 bin kullanıcıya ulaşan proje, erken çocukluk yatırımını sosyal faydanın ötesine taşıyarak Türkiye’nin gelecekteki beşeri sermayesine yapılan uzun vadeli bir yatırıma dönüştürüyor.</strong></p>
<p>Bir ülkenin geleceğine yapılan yatırım, çoğu zaman eğitim, teknoloji ya da gençlerin yeni beceriler kazanması üzerinden konuşuluyor.</p>
<p>Oysa bu yatırım çok daha erken, bir çocuğun henüz okulla tanışmadığı yıllarda başlıyor. Çünkü yaşamın ilk yılları, gelecekteki öğrenme kapasitesinin, problem çözme becerisinin, sosyal ilişkilerin ve duygusal gelişimin temellerinin atıldığı dönem. Bu nedenle erken çocukluk, eğitim politikalarının olduğu kadar, fırsat eşitliği ve uzun vadeli kalkınmanın da önemli başlıklarından biri. Yapı Kredi’nin Cumhuriyet’in 100. yılında hayata geçirdiği Yarınlara Kartopu projesi de bu konuya odaklanıyor.</p>
<p>Prof. Dr. Selçuk Şirin ve uzman proje ekibinin katkılarıyla geliştirilen proje, erken çocukluk dönemindeki çocukların ebeveynlerini bilimsel ve güvenilir bilgiyle buluşturuyor. Modelin önemli farklarından biri, dijital platformla sınırlı kalmaması. Eğitim videoları ve materyalleri, gönüllülük programları ve Türkiye’nin farklı şehirlerinde gerçekleştirilen yüz yüze çalışmalarla destekleniyor.</p>
<p><strong>620 bin kullanıcı, 38 yıllık öğrenme</strong></p>
<p>Yarınlara Kartopu platformunda alanında uzman akademisyenler tarafından hazırlanan toplam süresi 18 saati aşan 212 eğitim videosunun yanı sıra podcastler ve eğitim materyalleri ücretsiz olarak sunuluyor. Bugüne kadar yaklaşık 620 bin kullanıcı platforma üye olmuş. Fakat daha da önemlisi, kullanıcı sayısından çok, ailelerin bu içeriklerle kurduğu ilişki.</p>
<p>Eğitim içeriklerinde geçirilen toplam süre 13 bin 824 gün. Başka bir ifadeyle aileler Yarınlara Kartopu içeriklerinde yaklaşık 38 yıllık bir zamanı öğrenmeye ayırmış durumda. Kullanıcı başına ortalama süre ise 32 saat.</p>
<p>Platforma kaydedilen çocuk sayısı 320 bini aşarken, projeye dahil olan çocukların yaş ortalaması 2,87. Yaklaşık 86 bin çocuk ise bugün altı yaşını geçmiş durumda. Bu rakamlar önemli bir ihtiyaca işaret ediyor: Ebeveynler çocuklarının gelişimini desteklemek istiyor, ancak bunun için güvenilir, anlaşılır ve günlük hayata uygulanabilir bilgiye ihtiyaç duyuyor.</p>
<p><strong>Fırsat eşitliği aileyi güçlendirmekten geçiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Selçuk Şirin’in dikkat çektiği nokta da bu. Şirin, beynin gelişiminin büyük bölümünün yaşamın ilk altı yılında tamamlandığını; dil gelişiminden problem çözmeye, sosyal ve duygusal gelişimden öğrenme kapasitesine kadar yaşam boyu kullanılan pek çok becerinin temelinin bu dönemde atıldığını söylüyor.</p>
<p>Dolayısıyla erken çocukluk dönemindeki eşitsizlik, çocuk okula başladığında ortaya çıkan bir sorun değil. Çoğu zaman o güne kadar birikmiş farklılıkların sonucu. Burada ebeveynlerin rolü belirleyici hale geliyor.</p>
<p>Şirin’in ifadesiyle çocukların “ilk ve en önemli öğretmenleri” ebeveynleri. Ailenin çocuğuyla nasıl iletişim kurduğu, oyun oynadığı, konuştuğu ve öğrenme süreçlerini nasıl desteklediği çocuğun gelişimini etkiliyor. Bu nedenle fırsat eşitliği tartışması çocukların eğitime erişimi ile sınırlı değil.</p>
<p>Aynı zamanda, ebeveynlerin doğru bilgiye erişimi de büyük önem taşıyor. Yarınlara Kartopu’nun ücretsiz ve dijital yapısı, bilgiyi akademinin sınırlarından çıkarıp evin içine taşıyor. Üstelik erişim yalnızca büyük şehirlerle sınırlı değil. İstanbul, Ankara ve İzmir kullanıcı sayısında ilk sıralarda yer alırken Gaziantep, Adana, Hatay, Diyarbakır ve Şanlıurfa da en fazla üyeye sahip ilk 10 şehir arasında.</p>
<p>Dijitalden sahaya yayılan model</p>
<p>Projenin ikinci önemli ayağı ise dijital içeriğin sahaya taşınması. 30 Temmuz’da Kars’ta gerçekleştirilen buluşmada Prof. Dr. Selçuk Şirin ve okul öncesi eğitmeni Derya Şirin çocuklar ve ailelerle bir araya geldi. Oyun temelli öğrenmeden çocukların bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimine kadar farklı konular, ebeveynlerin günlük yaşamlarında uygulayabilecekleri yöntemlerle ele alındı.</p>
<p>Yapı Kredi Gönüllüleri de projenin yaygınlaşmasında rol üstleniyor. Bugüne kadar bin gönüllünün eğitim aldığı program kapsamında 200’ü aşkın atölye gerçekleştirildi. Böylece dijital ortamda oluşturulan bilgi havuzu, yüz yüze temasla desteklenen bir modele dönüşüyor.</p>
<p><strong>Çocukluk dönemine yapılan yatırım bir kalkınma meselesi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a79687b8aa75-1786341499.jpg" alt="" width="700" height="467" /></strong>Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü Arda Öztaşkın, erken çocukluk dönemine yapılan yatırımı doğrudan ülkenin geleceğine yapılan yatırım olarak tanımlıyor. Öztaşkın, Yarınlara Kartopu’nun yüz binlerce aileye ulaşan bir sosyal etki platformuna dönüştüğünü belirterek, ailelerin platformda geçirdiği sürenin projenin etkisini gösteren önemli göstergelerden biri olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>Aslında Yarınlara Kartopu’nun ortaya koyduğu yaklaşım daha geniş bir tartışmaya da kapı açıyor. Bugün iş dünyasının en önemli gündemlerinden biri yetenek açığı. Şirketler geleceğin çalışanlarının hangi becerilere sahip olması gerektiğini tartışıyor; eleştirel düşünme, yaratıcılık, iletişim, problem çözme ve uyum yeteneği giderek daha değerli hale geliyor.</p>
<p>Fakat geleceğin becerilerini konuşurken çoğu zaman geleceğin çalışanlarına çok geç ulaşıyoruz. Bir çocuğun merak etmesini, soru sormasını, kendisini ifade etmesini, başkalarıyla ilişki kurmasını ve öğrenmekten keyif almasını desteklemek üniversitede başlayan bir süreç değil. Çok daha önce, evde başlıyor. Bu nedenle erken çocukluk dönemine yapılan yatırım, eğitimden istihdama, verimlilikten toplumsal eşitliğe uzanan çok daha büyük bir kalkınma meselesi olarak ön plana çıkıyor.</p>
<p>Bir kartopunun büyümesi gibi, küçük yaşta yapılan doğru bir müdahalenin etkisi de yıllar içinde büyüyor. Yapı Kredi’nin yaptığı gibi, Türkiye’nin gelecekte ihtiyaç duyacağı nitelikli insan kaynağını konuşurken soruyu değiştirmek gerekiyor: Geleceğin yeteneklerini nasıl bulacağız değil, onları bugünden nasıl yetiştireceğiz?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapi-krediden-gelecege-yatirim-yarinlara-kartopu-buyuyor-84996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapı Kredi’den geleceğe yatırım: Yarınlara Kartopu büyüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/tasarruf-finansman-sirketlerine-ilave-sikilasma-getirildi-84985</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasarruf finansman şirketlerine ilave sıkılaşma getirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, son yıllarda hızlı büyümeye imza atan tasarruf finansman şirketlerinde fonların değerlendirilmesine ilişkin kuralları sıkılaştırırken, yüksek tutarlı sözleşme limitlerini güncelledi ve risk yoğunlaşmasını önleyici düzenlemeler yaptı.</p>
<p>Kurumun Finansal Kurumlar Birliği Başkanlığı’na gönderdiği talimata göre, tasarruf fon havuzları ile şirket hesaplarında biriken tutarların değerlendirilebileceği alanlar sınırlandırılarak, riskli varlıklara yatırım yapılmasının önüne geçilmesi ve bu kaynakların hızla likit olabilecek görece risksiz varlıklarda değerlendirilmesi amaçlandı.</p>
<p>Buna göre, tasarruf finansman şirketleri söz konusu varlıklarını sadece katılım bankalarında açılacak Türk Lirası cinsi özel cari hesaplar veya katılma hesaplarında, Hazine ve Maliye Bakanlığınca ihraç edilen ve altına dayalı olmayan Türk lirası cinsi yurt içi kira sertifikalarında (sukuk) ya da risk değeri 1 veya 2 olan ve Türk Lirası cinsinden ihraç edilen katılım esaslı yatırım fonlarında değerlendirebilecek. Hem tasarruf fon havuzları için hem de şirket hesapları için daha ihtiyatlı kısıtlamalar getirildi.</p>
<p>Tasarruf fon havuzlarında nemasız kalan tutarların sınırlandırılması amacıyla günlük getirisiz bakiyenin, şirketin bir önceki ay sonu itibarıyla hesaplanan tasarruf fon havuzunun binde 2’sini aşmaması kararlaştırıldı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Elektronik Fon Transferi (EFT) sisteminin kapanış saatinden sonra havuza aktarılan tutarların bir sonraki gün hesaplamaya dahil edileceği bildirildi.</p>
<h2>“Yüksek tutarlı” kapsamı için limit 5 milyon liraya çıktı </h2>
<p>Yüksek tutarlı sözleşmelere ilişkin limitler de artırıldı. Sözleşmelerin “yüksek tutarlı” kapsamına alınması için limit 2 milyon 509 bin 800 liradan 5 milyon liraya, konut veya çatılı iş yeri finansmanı sözleşmelerinde ise 6 milyon 274 bin 500 liradan 12 milyon 500 bin liraya yükseltildi. Ayrıca, yüksek tutarlı sözleşmelerin toplam tutarının ilgili dönemdeki toplam sözleşme tutarına oranı yüzde 5 ile sınırlandırıldı. Ancak 1 Ocak 2025’ten sonra kurulan şirketler için kademeli geçiş öngörülerek bu oranın 30 Haziran 2027’ye kadar yüzde 15, 1 Temmuz-31 Aralık 2027 döneminde ise yüzde 10 olarak uygulanmasına karar verildi.</p>
<p>Kurul kararıyla risk yoğunlaşmasının önüne geçilmesi amacıyla bir gerçek veya tüzel kişi ya da aynı risk grubundaki taraflarla yapılabilecek sözleşme sayısı da sınırlandırıldı. Bu kapsamda bir kişi aynı tasarruf finansman şirketiyle en fazla bir taşıt ve bir konut veya çatılı iş yeri finansmanı sözleşmesi olmak üzere toplam iki sözleşme imzalayabilecek.</p>
<h2>Yeni kurallar 1 Ekim itibarıyla uygulanacak </h2>
<p>Kararla kişi veya risk grubu bazında sözleşme tutarı sınırları da güncellendi. Taşıt finansmanı için azami sözleşme tutarı 6 milyon 250 bin liraya, konut veya çatılı iş yeri finansmanı için ise 62 milyon 500 bin liraya yükseltildi. Bir kişi veya risk grubuna ait tüm sözleşmelerin toplam tutarı da 62 milyon 500 bin lirayla sınırlandırıldı.</p>
<p>BDDK, söz konusu düzenlemelere uyum sağlanabilmesi amacıyla şirketlere geçiş süresi tanırken, yeni kuralların 1 Ekim itibarıyla uygulanacağını bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/tasarruf-finansman-sirketlerine-ilave-sikilasma-getirildi-84985</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/bddk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK, Finansal Kurumlar Birliği Başkanlığı’na gönderdiği talimatla, tasarruf fon havuzları ile şirket hesaplarında biriken tutarların değerlendirilebileceği alanları sınırlandırarak, riskli varlıklara yatırım yapılmasının önüne geçmeyi amaçlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/27-sirkete-lisans-85014</guid>
            <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 21:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 27 şirkete lisans</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, elektrik piyasasında 23 üretim lisansı, 1 tedarik lisansı ve 1 dağıtım lisansı, 1 şarj ağı işletmeci lisansı verildi. Aynı piyasada 4 şirketin üretim lisansı, 2 şirketin de şarj ağı işletmeci lisansı sona erdirildi.</p>
<p>Petrol piyasasında 1 şirkete ihrakiye teslimi lisandı verildi. Aynı piyasada 1 şirketin depolama, 1 şirketin iletim ve 1 şirketin madeni yağ lisansı uzatıldı.</p>
<p>LPG piyasasında ise 1 depolama lisansı sona erdirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/27-sirkete-lisans-85014</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/epdk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK, 27 şirkete lisans verirken 7 şirketin ise lisansını sonlandırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kosbi-yeni-yatirimlarla-uretimde-verimliligi-ve-ulasim-guvenligini-artirmayi-hedefliyor-84962</guid>
            <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 13:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOSBİ, yeni yatırımlarla üretimde verimliliği ve ulaşım güvenliğini artırmayı hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesinin (KOSBİ), sanayicilere daha güvenli, modern ve sürdürülebilir bir üretim ortamı sunmak amacıyla altyapı ve üstyapı yatırımlarını sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre tamamlanacak yatırımlarla birlikte sanayi bölgesinde ulaşım güvenliği ve konforu artırılırken, üretim süreçlerinin daha verimli şekilde sürdürülmesine katkı sağlanması hedefleniyor.</p>
<p>Devam eden çalışmalar kapsamında, 2. Etap Derivasyon Kanalı Yapım İşi ile 1275 metre uzunluğunda betonarme derivasyon kanalı inşa ediliyor. Proje sayesinde yağmur suyu yönetiminin daha etkin hale getirilmesi ve bölgenin altyapısının güçlendirilmesi amaçlanıyor. Öte yandan 2. Etap 610 Sokak üstyapı ve asfalt işleri kapsamında 3000 metre uzunluğundaki güzergâhta yaklaşık 17 bin ton sıcak asfalt serimi gerçekleştirilecek. Bunun yanı sıra 3. Etap Gazi Bulvarı Üstyapı ve Asfalt İşleri kapsamında ise 1.710 metre uzunluğundaki yolda 18 bin 300 ton sıcak asfalt uygulaması yapılacak. Çalışmalar tamamlandığında sanayi bölgesindeki ulaşım daha güvenli, konforlu ve kesintisiz hale gelecek.</p>
<p>KOSBİ’de güçlenen altyapı ile birlikte sanayicilerin üretim süreçlerinin daha verimli işlemesi, lojistik faaliyetlerin kolaylaşması ve bölgenin rekabet gücünün artırılması amaçlanıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kosbi-yeni-yatirimlarla-uretimde-verimliligi-ve-ulasim-guvenligini-artirmayi-hedefliyor-84962</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/2/1280x720/kosbi-yeni-yatirimlarla-uretimde-verimliligi-ve-ulasim-guvenligini-artirmayi-hedefliyor-1786269788.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışmaları süren projeler tamamlandığında sanayi bölgesindeki ulaşımın daha güvenli, konforlu ve kesintisiz hale geleceği belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sofralik-uzum-ihracatinda-hedef-yuzde-20-buyume-84961</guid>
            <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 12:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sofralık üzüm ihracatında hedef yüzde 20 büyüme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye'nin önemli ihracat ürünleri arasında yer alan sofralık üzümde yeni sezon umutlu başladı. Sektör temsilcileri, bu yıl hem ürün kalitesinden hem de verimden memnun olduklarını belirtirken, ihracatta geçen sezona göre yaklaşık yüzde 20'lik artış bekliyor.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı Ege Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü Başkanlığı bünyesinde oluşturulan "Sultani Çekirdeksiz Sofralık Üzüm Çeşidi ve Mevlâna (Razaki Tipi) Sofralık Üzüm Çeşidinin Kesim ve İhraç Tarihlerinin Belirlenmesi Komisyonu", Manisa ve ilçelerindeki emsal bağlarda gerçekleştirdiği incelemelerin ardından 2026 yılı kesim ve ihracat takvimini belirledi. Komisyon kararı doğrultusunda, Sultani Çekirdeksiz Sofralık Üzüm ile Mevlâna (Razaki Tipi) Sofralık Üzüm çeşitlerinde 11 Ağustos 2026 tarihinde kesime, 12 Ağustos 2026 tarihinde ise ihracata başlanmasına izin verildi.</p>
<h2>Hayrettin Uçak: Hedefimiz pazar çeşitliliğini arttırmak</h2>
<p>Bu yıl sofralık üzümde hem rekolte hem de kalite açısından olumlu bir tablo beklediklerini ifade eden Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, "Bu sezon tüm meyve gruplarında olduğu gibi üzümde de verim yüksek görünüyor. Bundan sonra olumsuz bir afet yaşanmadığı takdirde hem rekoltenin hem de kalitenin iyi olacağını düşünüyoruz. Geçen yılın üzerine çıkmayı hedefliyoruz ve ihracatta en az yüzde 15-20'lik artış bekliyoruz. Rusya ana pazarımız olmayı sürdürürken, Polonya, İngiltere, Romanya ve Irak başta olmak üzere birçok ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Avrupa Birliği pazarında özellikle Almanya'daki vergi uygulamaları nedeniyle zaman zaman zorluk yaşasak da pazar çeşitliliğimizi artırmaya devam ediyoruz. Yaş meyve ve sebze ihracatında yakaladığımız ivmenin sofralık üzümde de sürmesini bekliyoruz” dedi.</p>
<p> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a786155b6c36-1786274133.jpg" alt="" width="700" height="406" /></p>
<h2>Cengiz Balık: Gümrük vergisi Avrupa'da rekabeti zorlaştırıyor</h2>
<p>Bu yıl üzüm sezonunda yaklaşık 10-15 günlük bir gecikme yaşandığını belirten Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, “Şu anda rekolte kötü görünmüyor. Üzümler olgunlaşma döneminde olduğu için kaliteyi değerlendirmek için henüz erken. Bir hafta içinde olgunlaşma süreciyle birlikte tablo daha net ortaya çıkacak. Buna rağmen tonajda büyük bir sıkıntı beklemiyoruz ve geçen yılın üzerinde bir rekolte öngörüyoruz. Sofralık üzümde ihracat için kalite standartları büyük önem taşıyor. Ayrıca üretici açısından kurutmalık ve alkollük üzüm fiyatlarının da netleşmesi gerekiyor. Tüm bu belirsizliklere rağmen iyi bir sezon geçirmeyi umut ediyoruz” dedi.</p>
<p> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/07/23/cengiz-balik-igyr.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Avrupa pazarında kur ve yüzde 14,1'lik gümrük vergisi nedeniyle rekabet etmekte zorlandıklarını belirten Balık, “Avrupa Birliği pazarında İtalya, İspanya ve Yunanistan'a karşı yüzde 14,1 gümrük vergisi dezavantajıyla mücadele ediyoruz. Bu nedenle Avrupa'da rekabetimiz oldukça çetin geçiyor. Rusya ve Ukrayna pazarlarında ise İran, Özbekistan ve Azerbaycan önemli rakiplerimiz. Buna rağmen bu sezon kalite ve kalıntı konusunda sorun yaşanmaz, fiyatlar da makul seviyelerde kalırsa geçen yıla göre daha başarılı bir ihracat sezonu geçireceğimizi düşünüyorum. İhracatta yaklaşık yüzde 20'lik artış bekliyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sofralik-uzum-ihracatinda-hedef-yuzde-20-buyume-84961</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/1/1280x720/sofralik-uzum-ihracatinda-hedef-yuzde-20-buyume-1786269616.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sultani Çekirdeksiz ve Mevlâna sofralık üzümlerinde kesim ve ihracat tarihleri netleşirken, sektör temsilcileri bu yıl kalite ve rekolteden memnun. İhracatta yüzde 15-20 artış beklenirken, Avrupa pazarındaki vergi dezavantajı sektörün en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
