<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sorgulanmamis-bir-hayat-83641</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 17:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sorgulanmamış bir hayat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Önemli gerçeklerin farkına ancak ‘neden?’ sorusunu bastırdığımızda varabildiğimiz sıkça görülür.”</p>
<p>Ludwig Wittgenstein, Philosophical Investigations</p>
<p>“Kendine acıma, nefret ve içerlemenin ‘muhafaza edilmiş’ bir biçimidir. Kişi böylece nefretini ‘besleyebilir’; ne kadar zor bir kaderi olduğuna ve ne denli acı çektiğine dair düşüncelerle kendini teselli ederek psikolojik dengesini koruyabilir ve bu konuda herhangi bir şey yapmaktan kaçınabilir.”</p>
<p>Rollo May, Man’s Search for Himself</p>
<p>“Bir hasta, içsel gelişiminin kaçınılmaz doğasını hissetmeye başladığında, artık anlayamadığı türden bir deliliğe çaresizce sürüklendiği korkusuyla paniğe kapılabilir. Hastama, o korkutucu fantezisinin dört yüz yıl önce nasıl tezahür ettiğini göstermek için raflarımdaki bir kitaba uzanmak zorunda kaldığım çok olmuştur. Bu durum yatıştırıcı bir etki yaratır; çünkü hasta böylece, kimsenin anlamadığı tuhaf bir dünyada yalnız olmadığını, aksine kendisinin deliliğinin patolojik bir kanıtı olarak gördüğü şeyleri sayısız kez yaşamış olan o büyük insanlık tarihi akışının bir parçası olduğunu fark eder.”</p>
<p>Carl Jung, The Philosophical Tree</p>
<p>Sokrates, “sorgulanmamış bir hayatın yaşamaya değmeyeceğini” öne sürmüştür. Erken dönem deneyimleri gelişim süreçlerinde büyük farklar yaratır; yine de pek çok insan bunların etkisini aşmayı başarır. Çevreler davranış kalıplarını belirlese de, davranışlarımızı değiştirebiliriz. Değişebilme yeteneği, tıpkı piyasalarda olduğu gibi hayatta da hayati bir beceridir.</p>
<p>Peki, bu potansiyeli nasıl açığa çıkarabiliriz? İnsanlık durumunu ve özellikle de insanın değişim sürecini incelemiş olanlardan, içine sıkışıp kaldığımız o durağan hallerden nasıl kurtulabileceğimize dair neler öğrenebiliriz? Özellikle, pek çok insanın değişim çabaları sırasında düştüğü hatalara odaklanırken, aynı zamanda bu çıkmaz yollardan kaçınmak için pratik alternatifler var mı? Sorunlarımızın üstesinden gelebilmek için kendimiz hakkında neleri bilmemiz gerekir? Sorunlarımızın kökenini anlamak için geçmişin derinliklerine inmek zorunda mıyız, yoksa neden şu anki halimizde olduğumuzu tam olarak anlamadan da ilerleyebilir miyiz?</p>
<p>Sorunlarımızın normal insanlarla dolu bir dünyada yalnız ve deli olduğumuzun birer işareti değil, aksine hepimizin paylaştığı varoluşsal durumun bir yansıması olduğunu kavrayabilirsek, "ne" sorusunu dürüstçe yanıtlamak çok daha kolaylaşır. İşte bu sorunun dürüstçe ele alınması —yani bir bakıma kendini kabullenme süreci— sorunlarımızın üstesinden gelmek adına atılacak hayati önemdeki ilk adımdır belki de.</p>
<p>Türk varlıkları açısından son dönem; merkez bankası beklentilerindeki değişimle birlikte önce düşüp sonra yükselen petrol fiyatları ve küresel piyasalara kıyasla süregelen düşük performans gibi farklı temalar arasında bir güç mücadelesine sahne oldu.</p>
<p>Daha önce de belirttiğimiz gibi, daha saf bir makro güç olan petrol fiyatlarının ılımlı ve olumlu bir yönde seyretmesini; geleneksel risklerin azalmasıyla birlikte Türk varlıklarının daha dar bantlarda hareket etmesini bekliyoruz. “Carry trade yazı”nın devam ettiği bu ortamda, TL favori Türk varlığımız olmayı sürdürüyor.</p>
<p>Türk hisse senetlerinde bir ivme sıfırlanması gözlemlesek de temel göstergeler sağlamlığını koruyor. ABD-İran geriliminin yeniden tırmanmasıyla birlikte hisse senetleri baskı altına girdi. Satış dalgası yoğunlaşsa da temel göstergeler bozulmadan kaldı. Önümüzdeki ikinci çeyrek bilançoları döneminin, piyasa algısını istikrara kavuşturmak ve döngüsel ivmeyi yeniden kazanmak açısından kritik olacağını düşünüyoruz.</p>
<p>Küresel ölçekte piyasa söylemine petrol, yapay zekâ ve merkez bankaları olmak üzere üç ana tema yön veriyor.</p>
<p>Yapay zekâ temasına ilişkin piyasa söyleminin değişmeye devam etmesi muhtemeldir ve bu durum, hisse senedi piyasaları için önemli bir volatilite kaynağı olabilir. Başlıca makro risk ise petrol fiyatlarında kalıcı bir yükselişin sürmesidir. Bu arada, hiper ölçekli (hyperscaler) şirketlerin tahvil arzı, geçici ve teknik bir zorluk olmaktan çıkıp yapısal bir kredi piyasası yüküne dönüşüyor.</p>
<p>Talep / arz oranları keskin bir şekilde düştü; bu da yatırımcıların her yeni ihraç dalgasını absorbe etmek için daha fazla tazminat talep ettiğini gösteriyor. Mevcut giriş oranlarında, yatırım dereceli piyasalar muhtemelen öngörülen arzı sindirebilir, ancak hata payı inceliyor. Risk, yapay zekâ finansmanı ihtiyaçları hızlanırken kredi girişlerinde bir yavaşlama yaşanmasıdır. Bu ortam, portföy yöneticileri için giderek daha zor hale geliyor. Endeks sakin görünüyor, ancak liderlik hızla değiştiği ve performans dağılımı genişlediği için hisse senedi seçimi çok daha zorlaşıyor.</p>
<p>VIX düşük seviyede kalmaya devam ediyor ve yatırımcıların nispeten sakin bir piyasa beklediğini gösteriyor. Ancak bu sakin yüzeyin altında, piyasa koşulları giderek daha istikrarsız hale geliyor.</p>
<p>En büyük uyarı işaretlerinden biri, hisse senetlerinin ne kadar yakın hareket ettiğini ölçen örtük korelasyondur. Yaklaşık 20 yılın en düşük seviyesine düştü. Bu, SPX istikrarlı görünse de bireysel hisse senetlerinin dramatik olarak farklı fiyat hareketleri yaşadığı anlamına gelir. Herhangi bir günde, bazı sektörler büyük ölçüde kırmızıda iken, diğerleri endeks neredeyse hiç hareket etmese bile yükselişe geçiyor.</p>
<p>Bunların hiçbiri piyasanın zirve noktasını tam olarak işaret etmiyor; ancak hata payının çok dar olduğunu gösteriyor. Portföy yöneticisi olsaydık piyasa hareketlerinin peşinden koşmak yerine; hisse senedi ağırlığımızı hedef seviyede tutar, kaliteli şirketlere odaklanır, nakit tamponunu korur ve risk yönetimine daha fazla dikkat ederdik.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sorgulanmamis-bir-hayat-83641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sorgulanmamış bir hayat ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-yillik-yuzde-50-artti-83648</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kartlı ödemeler yıllık yüzde 50 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankalararası Kart Merkezi (BKM), haziran ayına ait verileri paylaştı.</p>
<p>Buna göre, haziran ayı itibarıyla Türkiye'de kredi kartı sayısı 150,4 milyon, banka kartı 221,6 milyon, ön ödemeli kart sayısı 99,7 milyon oldu. Geçen yılın aynı dönemine göre kredi kartı sayısında yüzde 11, banka kartlarında yüzde 3 artış yaşanırken, ön ödemeli kart sayısı yüzde 4 geriledi. Toplam kart sayısı ise yüzde 4 artarak 471,7 milyona ulaştı.</p>
<p>Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla haziranda yapılan toplam ödeme tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 artarak 2 trilyon 867,7 milyar lira oldu. Bu ödemelerin 2 trilyon 463,7 milyar lirası kredi kartları, 396,2 milyar lirası banka kartları, 7,8 milyar lirası ise ön ödemeli kartlarla yapıldı.</p>
<p>Aynı dönemde ödeme tutarı ise kredi kartlarında yüzde 53, banka kartlarında yüzde 37 artarken, ön ödemeli kartlarda yüzde 35 geriledi.</p>
<p>Kartlarla yapılan ödeme sayısı yüzde 14 artarak 1,9 milyara yükseldi. Bunun 1 milyar 132 milyonunu kredi kartları, 776,3 milyonunu banka kartları, 34,9 milyonunu ise ön ödemeli kartlar oluşturdu.</p>
<p>Ödeme adetlerinde büyüme oranı geçen yılın aynı dönemine göre kredi kartlarında yüzde 16, banka kartlarında da yüzde 16 artarken, ön ödemeli kartlarla yapılan ödeme adetleri ise yüzde 28 düştü.</p>
<p><strong>İnternetten kartlı ödemeler 891,6 milyar liraya ulaştı</strong></p>
<p>Geçen ay internetten yapılan kartlı ödeme tutarı yıllık bazda yüzde 60 artarak 891,6 milyar liraya ulaştı. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı yüzde 31 oldu.</p>
<p>Aynı dönemde internetten kartlı ödeme adedi ise yüzde 17 artarak 260,7 milyona yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı yüzde 14 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kartlarla yapılan temassız ödeme sayısı yüzde 13 yükselerek 1 milyar 300,7 milyon oldu. Temassız ödeme tutarı ise aynı dönemde yüzde 45 artarak 939,3 milyar liraya yükseldi. Haziran ayında mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden 4'ü temassız gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-yillik-yuzde-50-artti-83648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/3/1280x720/kartli-vergi-odeme-limiti-5-milyon-liraya-yukseltildi-1741261384.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BKM&#039;nin haziran verilerine göre, kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla yapılan toplam ödeme tutarı geçen yıla kıyasla göre yüzde 50 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozgur-ozel-yeni-partiyi-duyurdu-yarin-ilk-adimini-atarak-kuruyoruz-83645</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgür Özel yeni partiyi duyurdu: Yarın kuruyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Grup Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda, bugünkü konuşmasından farklı ve önemli beklentilerin olduğunu, bu beklentilere yönelik konuşacağını bildirdi.</p>
<p>NATO Ankara Zirvesi öncesinde yapılan bazı tutuklamaları eleştiren Özel, 100'ün üzerinde tutuklu bulunduğunu ve buna yönelik itirazlarını dile getirdiklerini söyledi, "dayanışma" mesajı verdi.</p>
<p>"Bugün bu kürsüye her zamankinden farklı duygularla belki de vakti gelmiş bir vedanın hüznünü taşıyarak çıktım ve huzurunuzdayım" diyen Özel, tarihi bir kavşakta bulunduklarını ifade etti.</p>
<p>Özel, "Bugün buradan tarihi, çok sıra dışı bir konuşma değil, tarihe not düşen, hatırlatan, tarihe emanet edilen cümleleri bırakan samimi, açık açık bir konuşma yapmaya geldim. Tarihi konuşmayı, yapılacak ilk seçimin akşamında hep birlikte yapmak üzere tarihe emanet ediyorum." diye konuştu.</p>
<p>Her şey bittiğinde "asla unutkan olmayacaklarını", yaşananları hep birlikte hatırlayacaklarını belirten Özel, kimsenin, "yapanın yaptığı yanına kar kalır" diye düşünmemesi gerektiğini bildirdi. Özel, "Söz veriyorum, zalimi 'zalim', mazlumu 'mazlum', tembeli 'tembel', emek vereni 'çalışkan', sinip kaçanı 'korkak', sorumluluk alanı birer 'kahraman' olarak, dost olanı 'dost', olmayanın bugünlerdeki tutumunu unutmayarak biz de anacağız, millet de anacak. Tarih kaydediyor, tarih herkesi, bugünlerde nasıl duruyorsa öyle yazacak." sözlerini sarf etti.</p>
<p>Türkiye'de yıllardır "değişmeyen aktörleri millete dayatan" kurgulanmış bir düzenin bulunduğunu ileri süren Özel, bu konuya ilişkin yaptıkları itirazları anımsattı.</p>
<p>Özel, 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023'teki seçimlerin ardından bir tutum takındıklarını anlatarak, "bu noktada bir şeyler yapmalıyız" diyenlerin o gün farklı bir yola girdiğini kaydetti.</p>
<p>Tarihin doğru yerinde durmayı değerli bulduğunu dile getiren Özel, "Önemli olan samimiyettir, doğru yerde durmaktır. Önemli olan bencillik, kendin için bir şey istemek yerine, gerekirse kendini feda etmek, memleketin, partinin önünü açmaktır." dedi.</p>
<p>Tarihte ilk kez mevcut bir genel başkanı yarışmalı seçimle değiştirdiklerini ifade eden Özel, "değişmeyen aktörleri millete dayatan düzenin tekerlerine ilk çomağı orada soktuklarını" söyledi.</p>
<p>O gün aynı zamanda partilerinde ve ülkede yönetim anlayışının da değiştiği değerlendirmesinde bulunan Özel, bugüne dek hiç kimseyi ötekileştirmediklerini belirtti.</p>
<p>Özel, "Partinin adı, logosu değişir. Gün gelir devran değişir, ayrı düşenler birleşir ama bizi, bu birlikteliği bölemezler. Biz bir bütünüz, bu bütünü asla bozamazlar çünkü bu bütün 103 yıllık bir gelenekle birbirinden ayrı durmayan, düşünmeyen bir bütündür." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Bugün yol ayrımındayız"</strong></p>
<p>Özgür Özel, "Bugün yol ayrımındayız, tarihin kritik kavşağındayız" diyerek, "Kurultayı kaybedip hazmedemeyenlerle yerel seçimleri kaybedip hazmedemeyenlerin, büyük kurguyu yapıp, bir memur çocuğuna, bir parasız yatılı öğrenciye, arkasında lobilerin, çıkar gruplarının olmadığı, geçmişinde bağlantıları, geleceğe yönelik taahhütleri olmayan birine ana muhalefeti ki durmaz ki o zaman onlar ana muhalefette, yarının iktidarını ve verecek miyiz, yoksa derin devletin kirli hesabına uyacak bir işbirliği mi yapacağız?' sorusuna verilmiş cevaptır bizim yürüyüşümüz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>"Mutlak butlan" kararının üstünden 61 gün geçtiğini anımsatan Özel, bu süreçte CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na, partiyi kurultaya götürmek için çağrılar yaptıklarını ancak bir sonuç alamadıklarını anlattı.</p>
<p>Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Buradan geçen hafta söyledim. Ne söylediğimi bilerek söyledim. Bir kez daha söylüyorum: 'Partiliyim, CHP'liyim' diyebilene söylüyorum. İster yarıştığımız kongrenin delegesiyle, ister son kongrenin delegeleri ile ister ki en doğrusu odur, 2 milyon üyemizin her birisiyle sandığı koyalım ortaya, karar versinler genel başkana. Yüzde 90'ın altında oyu güvensizlik sayarım, partinin önünü açarım. Hodri meydan. Var mısın? İşte tam bu kararlılığın olduğu noktadayız. Tam buradayız. Tarih bir yerde kırılacaksa burada kırılacak. İnceldiği yerden kopacaksa burada kopacak."</p>
<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin CHP kurultay davasında, "mutlak butlan" nedeniyle Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılması ve Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralması kararını, temyiz incelemesi için Yargıtay'a gönderdiğini hatırlatan Özel, "7 gün içerisinde gönderilecek kararın 59 gün sonra, adli tatilin başlamasından hemen önce Yargıtay'a gönderildiğini" ileri sürdü.</p>
<p>Geldikleri noktada, kendilerine destek verenlere "Ya bir yol bulacağız, ya yeni bir yol açacağız" dediklerini dile getiren Özel, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bugün mecbur bırakılmış, vakti gelmiş, hüzünlü bir vedanın hemen eşiğindeyiz. Ancak yeni bir başlangıcın sarsılmaz umudunu içimizde taşıdığımızı da milletimizle paylaşmak isterim. Bu partinin evlatları CHP'nin bu ülkenin kurucu partisi olduğunun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bu partinin kurucusu olduğunun, bu partinin onun iki eserinden birisi, gurur duyduğu bir eseri ve onun emaneti olduğunun farkındadır. Demokrasi mücadelesinin ağır bedellerini ödemiş bir siyasi partidir bu. Kurulduğu gündeki Milli Mücadele'nin yanında, demokrasi mücadelesinde, il başkanlarının suikastlara feda etmiş, il başkanları hapislere atılmış, işkenceler görmüş, mal varlıklarına el konmuş, darbeler görmüş, saldırılar görmüş bir partidir. Bugün geldiğimiz noktada biz bu büyük bir mirasın her satırına, her emekçisine, her neferine ezbere bildiğimiz hatırasının geçmişteki her gününe sonuna kadar sahip çıkıyoruz. Ancak artık partimiz butlanla, yargı kollarıyla, saray duvarları arasına sıkışmış bir esaretin ve bir işgalin altındadır. İşgal altında olan; Atatürk’ün mirasını korumanın sorumluluğu da artık bu salondadır, bizim omuzlarımızdadır. Biz binayı terk ettik ama çıkarken mirası, emaneti alıp da çıktık. Miras bizdedir, meşruiyet bizdedir, yetki bizdedir, görev bizdedir."</p>
<p><strong>"Ateşten gömleği hep beraber giyiyoruz"</strong></p>
<p>CHP Grup Başkanı Özel, bugünden sonra yapacakları yürüyüşün her adımında "yozlaşmış eski nesil siyaseti geride bıraktıklarını ve yeni nesil siyaseti, yeni bir rekabet ahlakını, özgür ve onurlu insanların ülkesini kurmak için yola çıktıklarını, bu konuda kararlılıkla yürüyen bir anlayışı hayata geçireceklerini" söyledi.</p>
<p>"Kontrollü muhalefet" olmayı asla kabul etmediklerini, kısır tartışmaları, bitmeyen kutuplaşmaları, insanları birbirine düşüren dili, umutsuzluğu geride bıraktıklarını ifade eden Özel, "Bu bir ayrılık, vazgeçiş değil. Bu Türkiye'de daha güçlü şekilde değişimi sürdürme ve iktidara yürüyüşün kararlı adımlarıdır. Hiçbir siyasi parti milletten büyük değildir. Hiçbir siyasi parti kurucusunun gösterdiği hedefe ulaşma azmini terk edemez. Hiçbir makam demokrasiden ileride, hiçbir yapı Cumhuriyet ideallerinden daha büyük önemde değildir. Biz dün olduğu gibi bugün de milletin emrindeyiz. Herkesin haberi olsun, buradan ilan ederiz. Dosta, olmayana, yanımızda olanlara, düne kadar karşımızda olanlara ilan ederiz ki biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz. Biz bu ülkenin yarınları için siyasette ateşten bir gömleği hep beraber giyiyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Özgür Özel, şöyle devam etti:</p>
<p>"Korkanlar, çekinenler, üç günlük dünyada şerefini değil de rahat koltuklarını düşünenler varsınlar geride kalsınlar. Biz demokrasiyi milletin gerçek gücü, adaleti devletin temel vasfı ve umudu bu milletin evlatlarının en büyük hakkı olarak görüyoruz. Bugün seçilmiş il başkanlarımızla, yarın seçilmiş Parti Meclisimiz, MYK'mizle, ardından milletvekillerimizle bir araya geliyoruz, yeni partimizi milletimizin seçtiği, ona yetkisini emanet ettiği milletvekillerimizle ilk adımını atarak kuruyoruz. Teknik işlemlerin ardından milletvekillerimizle birlikte yeni kuracağımız partimizle hiç şüpheniz olmasın ki açık ara farkla TBMM'nin ana muhalefet partisi oluyoruz. Bugün bu kürsüye, CHP'nin grup kürsüsüne veda ederken, ana muhalefet partisi grup kürsüsünü asla bırakmıyoruz. Ancak artık ana muhalefet partisi grup kürsüsüne veda etmenin, iktidar partisi grup kürsüsüne kavuşmanın da gününü sayıyoruz."</p>
<p>Sosyal demokrat olduklarını, "altı ok"a sonuna kadar bağlı kaldıklarını, ülkenin kurucularına, kuruluş kodlarına, ülkenin kuruluşundan beri benimsedikleri CHP'nin ideallerine sahip olduklarını söyleyen Özel, "Atatürk'le, Misakımilli sınırlarıyla, Cumhuriyet'le sorunu olmayan tüm demokratları Türkiye İttifakı'nda kucaklamaya, birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum. Bu davetin sahibiyiz." dedi.</p>
<p><strong>"Ne Ekrem İmamoğlu'nu geride bırakırız, ne Mansur Yavaş'ı"</strong></p>
<p>Başlattıkları yürüyüşün ilk adımını atarken doğru tasarlanmış, doğru hazırlanmış, doğru takvimlenmiş, riskleri doğru analiz edilmiş şekilde büyüyeceklerini ve güçleneceklerini vurgulayan Özel, şöyle konuştu:</p>
<p>"Buradan önemle ricamdır. Bugünlerde bizim bu partiyi milletvekilleri ile kurmamızla birlikte, doğru bir takvimlendirme ve ölçeklendirme içinde iktidar yürüyüşümüze herkes güvensin. Yarın sabah kimse belediye başkanına 'Sen niye geçmedin?' Belediye üyesine 'Hala niye buradasın?' Falanca kişiye 'Daha niye orada değilsin?' demesin. Bir tane kuralımız var. Bir kere kimseyi geride bırakmayacağız, kimseden ayrı ya da uzak değiliz. Şu kadarını söyleyeyim, 'Ben yeni partide yokum. Özgür Özel ile arkadaşlarıyla birlikte değilim' diye kulağınızla duymadığınız herkes, emin olun ki bizimle birliktedir."</p>
<p>"Kimse şundan şüphe etmesin. Bu iktidar yürüyüşünde, bizler, sizler, hepimiz ne Ekrem İmamoğlu'nu geride bırakırız, ne Mansur Yavaş'ı. Ne Zeydan Karalar kalır Adana'da, ne Vahap Seçer Mersin'de" ifadesini kullanan Özel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Selam olsun Edirne'den Iğdır'a, Trabzon'dan Antalya'ya. Bir daha söylüyorum. 'Ben onlarla değilim' diyen diyebilir. Tarihin önünde, milletin gönlünde ayrışabilir. Bu lafı duymadığımız herkes bizimle birliktedir, iktidar yürüyüşündedir. Sahipsiz vatanın, batması haktır. Sen, siz böyle sahip çıktıktan sonra bu vatan batmayacaktır. Bu büyük yürüyüşe, bu yeni yürüyüşe hazır mısınız? Yolları kapattılar, yeni bir yol açmaya var mısınız? Yeni yolu açıyoruz. İktidara yürümeye var mısınız? Haydi bakalım yolunuz açık olsun. Yeni yolda hep birlikte yürüyeceğiz, iktidara yürüyeceğiz. Yürüyelim arkadaşlar."​​​​​​​</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozgur-ozel-yeni-partiyi-duyurdu-yarin-ilk-adimini-atarak-kuruyoruz-83645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/5/1280x720/ozgur-ozel-1784646030.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP Meclis Grup toplantısında konuşan Özgür Özel, &quot;Bugün seçilmiş il başkanlarımızla, yarın seçilmiş Parti Meclisimiz, MYK&#039;mizle, ardından milletvekillerimizle bir araya geliyoruz, yeni partimizi milletimizin seçtiği, ona yetkisini emanet ettiği milletvekillerimizle ilk adımını atarak kuruyoruz.&quot; dedi. Özel, &quot;Teknik işlemlerin ardından milletvekillerimizle birlikte yeni kuracağımız partimizle hiç şüpheniz olmasın ki açık ara farkla TBMM&#039;nin ana muhalefet partisi oluyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ile-havelsandan-simulator-anlasmasi-83647</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY ile HAVELSAN&#039;dan simülatör anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY) ile HAVELSAN arasında 12 uçuş simülatörü için sözleşme imzalandığı bildirildi.</p>
<p>THY İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, anlaşma kapsamında HAVELSAN ile 8'i tam uçuş simülatörü (Full Flight Simulator-FFS) ve 4'ü uçuş eğitim cihazı (Flight Training Device-FTD) olmak üzere 12 yeni simülatörün tedariki sağlanacak.</p>
<p>Anlaşmayla, THY'nin 2026 yılının ocak ayında temeli atılan ve 2027 yılında ilk etabının faaliyete geçmesi planlanan simülatör hangarları ile 2028 yılında tamamlanacak yeni Uçuş Eğitim Merkezi'nin eğitim kapasitesinin artırılması hedefleniyor.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, yerli ve milli imkanlarla tamamı Türkiye'de üretilecek simülatörler, THY'nin büyüyen eğitim altyapısına entegre edilecek. Böylece, ileri seviye pilot eğitim sistemlerinin yerli imkânlarla geliştirilmesi desteklenirken, yüksek teknoloji alanındaki yetkinliklerin güçlendirilmesine de önemli katkı sağlanması bekleniyor.</p>
<p>THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Murat Şeker, "Yeni verilen siparişlerle birlikte 2033 yılında THY Uçuş Eğitim Merkezi üç kampüste hem THY ekiplerinin ihtiyacını karşılayan hem de başka hava yollarına hizmet veren Avrupa'nın en büyük uçuş eğitim merkezlerinden biri haline gelecek. Bu hedefimize yerli ve milli simülatör çözümleriyle değerli katkılar sağlayan HAVELSAN'a teşekkür ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>HAVELSAN Genel Müdürü Dr. Mehmet Akif Nacar ise "Bu sözleşme, geniş gövde uçuş simülasyonu alanına girişimizi temsil etmesi bakımından önemli bir kilometre taşıdır. Uzun soluklu iş ortağımız, ülkemizin bayrak taşıyıcı markası Türk Hava Yollarına, bize duyduğu güven için teşekkür ediyor, pilot eğitimi alanında ileri teknolojiye dayalı, yüksek kaliteli simülasyon çözümleri sunma konusundaki kararlılığımızı sürdürüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Anlaşma kapsamında 8 tam uçuş simülatörü ile 4 uçuş eğitim cihazı teslim alacak olan THY, eğitim merkezlerinde halihazırda HAVELSAN tarafından üretilen ve EASA Seviye D standartlarına göre sertifikalandırılan 3 Airbus A320NEO/CEO, 3 Boeing 737MAX ve 1 Boeing 737NG tam uçuş simülatörünü aktif olarak kullanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ile-havelsandan-simulator-anlasmasi-83647</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/7/1280x720/46346-1784647133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Hava Yolları ile HAVELSAN arasında 12 uçuş simülatörü için sözleşme imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-enerjinin-senegal-yatirimina-57-milyon-euroluk-finansman-83644</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aksa Enerji&#039;nin Senegal yatırımına 57 milyon euroluk finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>8 ülkedeki 15 santral operasyonu ve 3 bin 500 megavatsaatten fazla kurulu gücüyle global bir enerji şirketi konumuna ulaşan Aksa Enerji'nin Afrika'daki yatırımlarını güçlü uluslararası finansman iş birlikleriyle desteklemeye devam ettiği bildirildi. </p>
<p>Şirket, Senegal'de yapımı devam eden 255 megavatsaat kurulu güce sahip doğal gaz kombine çevrim santrali yatırımında kullanılmak üzere Alman Helaba Bank ile 57 milyon euro tutarında kredi sözleşmesi imzaladı. İsviçre'nin resmi İhracat Kredisi Sigorta Kurumu SERV tarafından garanti edilen finansman, 10 yıl vadeli olarak yapılandırıldı.</p>
<p>Finansmanı, kurulumu ve işletmesi Aksa Enerji tarafından üstlenilen Senegal Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali'nde üretilecek elektrik, 25 yıl süreyle, euroya endeksli tarife ve alım garantisi kapsamında şebekeye aktarılacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, yüksek verimli üretim teknolojisine sahip proje, Senegal'in enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesine, artan elektrik ihtiyacının karşılanmasına ve ithal yakıtlara bağımlılığın azaltılmasına katkı sağlayacak. Yatırımın ayrıca yerel istihdamı desteklemesi, yerel tedarik zincirini güçlendirmesi ve ülkedeki teknik kapasitenin gelişimine katkıda bulunması hedefleniyor.</p>
<p>Aksa Enerji, Afrika'da 5 santral ve 725 megavatsaat kurulu güçle faaliyet gösteriyor. Senegal'in yanı sıra Gabon ve Burkina Faso'da devreye alınması planlanan santral yatırımlarını sürdüren şirketin Afrika'daki büyüme programının, uluslararası finans kuruluşlarıyla kurduğu iş birlikleriyle desteklendiği vurgulandı. Aksa Enerjinin, Helaba Bank ve SERV iş birliğiyle sağlanan yeni kaynakla birlikte Afrika yatırımlarının finansman kaynaklarını coğrafi anlamda çeşitlendirmeyi sürdürdüğü belirtildi.</p>
<p>Aksa Enerji CEO'su ve İcra Kurulu Başkanı Naci Ağbal, söz konusu anlaşmanın Senegal yatırımlarında teknik ve ticari gücünün yanı sıra uluslararası finans kuruluşlarının projelerine duyduğu güveni de ortaya koyduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu finansman, uluslararası sermaye piyasalarına erişim kabiliyetimizi güçlendiren ve uzun vadeli büyüme stratejimizi destekleyen önemli bir adım. Senegal Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali'yle enerji arz güvenliğini güçlendiren ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen kritik bir altyapı oluşturuyoruz. Aynı zamanda Avrupa finans ekosistemiyle Afrika'nın büyüyen enerji ihtiyacı arasında uzun vadeli ve güvene dayalı bir yatırım modeli oluşturuyoruz. Aksa Enerji olarak 'Sürdürülebilir Yüksek Büyüme' stratejimiz doğrultusunda finansman kaynaklarımızı coğrafi ve yapısal açıdan çeşitlendirirken, yatırımlarımızı güçlü bir sermaye yapısıyla desteklemeye devam ediyoruz. Senegal'deki yatırımımız da uluslararası finansmana erişim kabiliyetimizi, proje geliştirme yetkinliğimizi ve Afrika’nın enerjide çözüm ortağı olma kararlılığımızı yansıtıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-enerjinin-senegal-yatirimina-57-milyon-euroluk-finansman-83644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/naci-agbal.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 57 milyon euroluk uluslararası finansman hakkında açıklama yapan Aksa Enerji CEO&#039;su ve İcra Kurulu Başkanı Naci Ağbal, &quot;Bu finansman, uluslararası sermaye piyasalarına erişim kabiliyetimizi güçlendiren ve uzun vadeli büyüme stratejimizi destekleyen önemli bir adım. Senegal Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali&#039;yle enerji arz güvenliğini güçlendiren ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen kritik bir altyapı oluşturuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-sigorta-ve-hayat-emeklilikten-ilk-yarida-245-milyar-lira-net-kar-83642</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Sigorta ve Hayat Emeklilik&#039;ten ilk yarıda 24,5 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik'in, yılın ilk yarısında güçlü finansal büyümesini sürdürerek piyasa beklentilerinin üzerinde rekor kârlılığa ulaştığı belirtildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Türkiye Sigorta, yılın ilk yarısına ilişkin net kârını, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 44 artışla 13 milyar 450 milyon liraya, Türkiye Hayat Emeklilik de yüzde 52 artışla 11 milyar 8 milyon liraya yükseltti.</p>
<p>Böylece iki şirket, 1 Ocak–30 Haziran döneminde toplam net kârını yüzde 48 artırarak 24,5 milyar lirayla rekor kârlılığa imza attı.</p>
<p>Türkiye Sigorta, yılın ilk yarısında prim üretimini geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30 artırarak 94 milyar 213 milyon liraya yükseltirken, pazar payını da yüzde 15 seviyesine taşıdı.</p>
<p>Türkiye Hayat Emeklilik ise yılın ilk 6 ayında Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve Otomatik Katılım Sistemi (OKS) fon büyüklüğünü yüzde 49 artışla 525 milyar liraya, katılımcı sayısını da yaklaşık 5 milyona yükseltti.</p>
<p>Şirket, aynı dönemde hayat branşında yüzde 53,4 büyümeyle 20 milyar 270 milyon lira prim üretimine ve yüzde 17,7 pazar payına ulaştı.</p>
<p><strong>Türkiye Sigorta'nın aktif büyüklüğü 193,3 milyar liraya ulaştı</strong></p>
<p>Haziran sonu itibarıyla Türkiye Sigorta'nın aktif büyüklüğü 193,3 milyar liraya, özsermaye büyüklüğü ise 61 milyar liraya ulaşırken, öz kaynak kârlılığı yüzde 48 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Türkiye Hayat Emeklilik'in de aktif büyüklüğü 598,4 milyar liraya, özsermaye büyüklüğü 39,4 milyar liraya ulaşırken, öz kaynak karlılık oranı ise yüzde 62 oldu.</p>
<p>Türkiye Sigorta'nın sermaye yeterlilik rasyosu yüzde 213, Türkiye Hayat Emeklilik'in sermaye yeterlilik rasyosu ise yüzde 377 seviyesinde kaydedildi. Bileşik rasyo oranı, Türkiye Sigorta'da yüzde 88,34, Türkiye Hayat Emeklilik'te yüzde 64,92 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Yıl içerisinde 3 milyar liralık nakit temettü dağıtımı yapmayı planlayan Türkiye Sigorta, yüzde 100 bedelsiz sermaye artırımıyla sermayesini 10 milyar liradan 20 milyar liraya yükseltti.</p>
<p>Aynı dönemde 3 milyar liralık temettü dağıtımı yapacak Türkiye Hayat Emeklilik'in de sermayesi 5 milyar liradan 10 milyar liraya çıkarıldı.</p>
<p><strong>"Dengeli fiyatlamayla sigorta erişilebilirliğine katkı sağlıyoruz"</strong></p>
<p>Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak, yılın ilk yarısında elde ettikleri finansal sonuçların, güçlü bilanço yapısı, etkin gider yönetimi, mali disiplin ve müşteri odaklı büyüme stratejisinin sonucu olduğunu belirtti.</p>
<p>Çakmak, iki şirketin de yılın ilk yarısında başarılı finansal performanslarını sürdürerek tüm paydaşlarına değer üretmeye devam ettiğini vurgulayarak, "İlk çeyrekte hayat ve hayat dışı sektörlerinde Türkiye Sigorta'nın karlılıkta 1. sırada, Türkiye Hayat Emeklilik'in ise 2. sırada yer alması, Şirketlerimizin güçlü finansal performansının en önemli göstergesidir. Hayat ve hayat dışı sektörlerinde adeta birbirleriyle yarışan iki şirketimiz de yılın ikinci çeyreğinde karlılık ve prim üretimindeki lider konumlarını başarıyla sürdürmüştür." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çakmak, başarılarının temelinde enflasyonla mücadele ve sigortanın erişilebilirliğini artırma stratejileri kapsamında uygulamaya aldıkları kampanyalar, etkin risk yönetimi, disiplinli fiyatlama politikaları, operasyonel verimlilik ve değişen ekonomik koşullara hızlı uyum sağlayan yönetim anlayışlarının bulunduğunu kaydetti.</p>
<p>Bu yaklaşımın, hem finansal başarılarını daha da güçlendirdiğini hem de uzun vadeli hedeflerine sağlam bir zemin oluşturduğunu aktaran Çakmak, "2026 yarıyılında rekoru yatırım gelirlerimiz değil, sigortacılığın kendisi yazdı. Sektör ortalamaları yüzde 110'un üzerindeyken bileşik oranımız üst üste 10. çeyrekte yüzde 100'ün altında kaldı ve yüzde 88 ile tarihimizin en iyi seviyesine geriledi." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Enflasyonla mücadele sürecinde şirketlerinin, finansal gücünü korurken, sigortayı ulaşılabilir kılan dengeli fiyatlama yaklaşımıyla hareket ettiğini ifade eden Çakmak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Haziran ayı sonunda TÜFE, yıllık bazda yüzde 32,1 olarak gerçekleşirken sigorta enflasyonu aynı dönem için yüzde 15,5 ile TÜFE'nin önemli ölçüde altında kaldı. Yıllık TÜFE'nin altında gerçekleşen sigorta enflasyonuna sektörümüzde lider ve piyasa belirleyici şirket olarak özellikle bireysel ürün gruplarında aldığımız aksiyonlar, indirimler ve ödeme kolaylığı sunan kampanyalarımızın da etkisiyle katkı sunduk. Yılın ilk 6 ayında sağlık sigortalarında 10,6 milyar lira, kasko branşında da yüzde 30 artışla 9,9 milyar lira prim üretimine ulaşarak rekabetçi fiyatlama ile büyümeyi dengeli bir şekilde yönetme kabiliyetimizi bir kez daha ortaya koyduk. Sigorta enflasyonunun üzerinde reel büyüyerek, bu büyümeyi teknik kara dönüştürerek, yatırım portföyümüzü çeşitlendirerek ve sigorta erişilebilirliğini artırarak 2026'nın ilk yarısında hedeflerimizi her alanda gerçekleştirdik. Enflasyonla mücadele ve herkes için sigorta vizyonumuz doğrultusunda, bazı bireysel ürün gruplarımızda fiyat artışına gitmeden büyümemizi sürdürdük."</p>
<p><strong>"Sigortayı toplumun her kesimi için erişilebilir kılmada önemli mesafe katettik"</strong></p>
<p>Çakmak, etkin fiyatlama yönetimleri sayesinde yalnızca üretimlerini büyütmekle kalmadıklarını, sektör liderliklerini daha da pekiştirdiklerini belirtti.</p>
<p>Bu yaklaşımla daha fazla vatandaşı sigorta güvencesiyle buluşturduklarının altını çizen Çakmak, "Sigortayı toplumun her kesimi için erişilebilir hale getirme hedefimiz doğrultusunda önemli bir mesafe katettik. Sektörün geneliyle karşılaştırdığımızda Türkiye Sigorta olarak ilk 6 aydaki 94 milyar liralık prim üretimiyle en yakın rakibimizle aramızda 18 milyar liralık, sektörün 3. ve 4. şirketleriyle 40 milyar liralık fark oluşması bizleri oldukça gururlandırıyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çakmak, dijitalleşme yatırımlarının, çoklu dağıtım kanallarının ve müşteri deneyimini merkeze alan yaklaşımları sayesinde her kademeden müşterilerine daha hızlı, kolay ve etkin hizmet sunmaya devam ettiklerini vurguladı.</p>
<p><strong>"2026 yılı ilk yarısında kendi rekorlarımızı kırmaya devam ettik"</strong></p>
<p>Sürdürülebilir büyüme ve yüksek karlılık performansıyla bilançolarını güçlendirmeye devam ettiklerini belirten Çakmak, "2026 yılı ilk yarısında kendi rekorlarımızı kırmaya devam ettik. İlk yarıda iki şirketimiz yüzde 48 artışla toplamda 24,5 milyar lira rekor net karlılığa ulaştı. Prim üretim rakamlarımız ise kurumsal performansımızın en somut göstergesi oldu." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Çakmak, yılın ilk yarısında Türkiye Sigorta'nın BIST 50 Endeksi'ndeki tek sigorta şirketi olarak güçlü bir performans sergilediğini ve blok pay satışının güçlü talep gördüğünü ifade etti.</p>
<p>Payların hızlandırılmış talep toplama yöntemiyle uluslararası kurumsal yatırımcılara satışında arz edilen tutarın 4 katından fazla talep topladığına dikkati çeken Çakmak, "Böylece Türkiye Varlık Fonu'nun (TVF) Türkiye Sigorta’daki yüzde 5'lik payı yaklaşık 150 milyon dolar (6,75 milyar lira) karşılığında uluslararası kurumsal yatırımcılardan gelen güçlü taleple tamamlandı. Halka açıklık oranımız yüzde 23,9'a çıkarak likidite ve yabancı yatırımcı erişimimiz arttı." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Çakmak, Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik olarak sadece bugünün değil, geleceğin ihtiyaçlarını da gözeten bir anlayışla hareket ettiklerini belirtti.</p>
<p>Güçlü kurumsal yapılarını sürdürülebilir karlı büyüme hedefiyle desteklemeye devam edeceklerini vurgulayan Çakmak, gelecek dönemde de ürün çeşitliliğini artırmaya, hizmet kalitesini geliştirmeye ve ülkenin ekonomik kalkınmasına katkı sunarken, sigortacılığı daha geniş kitlelerle buluşturmaya kararlılıkla devam edeceklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-sigorta-ve-hayat-emeklilikten-ilk-yarida-245-milyar-lira-net-kar-83642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/Turkiye-Sigorta-Genel-Muduru-Taha-Cakmak-.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik&#039;in yılın ilk yarısında 24,5 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak, &quot;Şirketlerimiz, bu yılın ilk yarısında da başarılı finansal performansını sürdürerek tüm paydaşlarına değer üretmeye devam etti.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-yillik-yuzde-077-artti-83624</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 11:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> LPG ithalatı yıllık yüzde 0,77 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) mayıs ayına ait "Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Sektör Raporu"nu yayınladı.</p>
<p>Buna göre, rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince en fazla LPG ithalatı yapılan ülkeler, sırasıyla Cezayir, Rusya, Suudi Arabistan, İtalya, ABD, Nijerya, Kazakistan, Hırvatistan ve Mısır olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>LPG ithalatı, mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,77 artarak 283 bin 155 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince bu dönemde gerçekleştirilen LPG ihracatı ise yüzde 15,82 azalarak 45 bin 910 ton oldu.</p>
<p>Türkiye, söz konusu dönemde Birleşik Arap Emirlikleri, Ukrayna, Bangladeş, Bulgaristan, KKTC, İngiltere, Romanya, Lübnan ve Türkiye Serbest Bölge olmak üzere 9 farklı ülke ve bölgeye LPG ihraç etti.</p>
<p><strong>Satışlarda otogaz ilk sırada</strong></p>
<p>LPG üretimi ise yüzde 19,69 artarak 101 bin 426 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Dağıtıcı lisansı sahiplerince mayısta geçen yılın aynı ayına göre yapılan toplam LPG satışı 336 bin 830 ton olarak hesaplandı.</p>
<p>Satışlarda yüzde 85,69 pazar payıyla otogaz birinci sırada yer aldı. Bunu yüzde 11,80 ile tüplü LPG ve yüzde 2,51 ile dökme LPG satışları izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-yillik-yuzde-077-artti-83624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/6/1280x720/lpg-1761647312.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mayıs verilerine göre LPG ithalatı, yıllık bazda yüzde 0,77 artışla 283 bin tonu aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-49-geriledi-83622</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik üretimi yıllık yüzde 4,9 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) mayıs ayına ait "Elektrik Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, lisanslı elektrik üretiminin yüzde 48,89'u hidrolik, yüzde 12,48'i doğal gaz, yüzde 11,88'i linyit, yüzde 9,86'sı rüzgar, yüzde 4,54'ü ithal kömür ve yüzde 4,12'si jeotermal santrallerinden yapıldı. Bu kaynakları sırasıyla biyokütle, güneş, taş kömürü, asfaltit ve fuel-oil izledi.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik üretimi mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 4,91 azalışla 23 milyon 939 bin 965 megavatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Faturalanan elektrik tüketim miktarı ise aynı dönemde yüzde 7,77 azalarak 20 milyon 909 bin 586 megavatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Tüketimin yüzde 42'si sanayi, yüzde 26,94'ü mesken ve yüzde 26,79'u kamu ve özel hizmetler sektörü ile diğer aboneler tarafından yapıldı. Tüketimde aydınlatmanın payı yüzde 1,87, tarımsal faaliyetlerin payı ise yüzde 2,41 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Tüketici sayısı ve kurulu güç arttı</strong></p>
<p>Elektrikte tüketici sayısı, mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,51 artarak 52 milyon 408 bin 49'a ulaştı.</p>
<p>Bu dönemde, sanayi tüketicilerinin sayısında yüzde 0,30, mesken tüketicilerinin sayısında yüzde 2,53, aydınlatma tüketicilerinin sayısında yüzde 2,45, kamu ve özel hizmetler sektörü ve diğer tüketicilerin sayısında yüzde 2,56 ve tarımsal faaliyet tüketicileri sayısında yüzde 1,35 artış görüldü.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik kurulu gücü de bu dönemde yüzde 3 artarak 100 bin 647 megavat oldu.</p>
<p>Kurulu gücün yaklaşık yüzde 24,44'ünü doğal gaz, yüzde 23,71'ini barajlı hidrolik, yüzde 14,79'unu rüzgar, yüzde 10,39'unu ithal kömür ve yüzde 10,16'sını linyit santralleri, kalan bölümünü ise diğer enerji kaynaklarından elektrik üreten tesisler oluşturdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-49-geriledi-83622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/adm-elektrik-1779774227.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mayıs verilerine göre lisanslı elektrik üretimi, geçen yıla kıyasla yüzde 4,9 azalarak 23,9 milyon megavatsaat oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-ayda-86-milyon-lira-guvensiz-urun-cezasi-83621</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 10:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> 6 ayda 8,6 milyon lira &#039;güvensiz ürün&#039; cezası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, tüketicilerin sağlık ve güvenliğinin korunması amacıyla bakanlık tarafından yürütülen piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetlerinin, yılın ilk yarısında etkin ve kararlı şekilde sürdürüldüğünü bildirdi.</p>
<p>Bu kapsamda, tekstil, ayakkabı, mobilya, kırtasiye, çocuk bakım ürünleri, oyuncak ve deterjan başta olmak üzere, tüketici ürünlerine yönelik denetimlerin gerçekleştirildiği aktarılan açıklamada, riskli ürünlerin tespit edildiği ve piyasaya arzının önlenmesine yönelik çalışmaların titizlikle yürütüldüğü vurgulandı.</p>
<p>Denetimlerde özellikle hassas tüketici grubu olarak değerlendirilen bebek ve çocuklara yönelik ürünlere öncelik verildiğine dikkati çekilen açıklamada, "Hazırlanan analizler doğrultusunda oluşturulan denetim planları kapsamında, risk ihtimali yüksek ürünler incelemeye alınmıştır. Ürünler, kimyasal, fiziksel ve mekanik risklerin yanı sıra, tüketicilerin doğru bilgilendirilmesini sağlamak amacıyla etiketlerde bulunması zorunlu bilgilerin mevzuata uygunluğu açısından da denetlenmiştir." ifadesi kullanıldı.</p>
<p><strong>Çocuk mobilyaları, giysileri ve oyuncakları öncelikli incelendi</strong></p>
<p>Yıllık denetim planı doğrultusunda, özellikle üretici ve ithalatçılar nezdinde gerçekleştirilen denetimlerde, yılın ilk yarısında çocuk güvenliği temalı denetim yaklaşımının benimsendiğine işaret edilen açıklamada, bu çerçevede çocuk mobilyaları, giysileri, ayakkabıları ve oyuncakları öncelikli incelendiğinin altı çizildi.</p>
<p>Dönemsel tüketim alışkanlıklarının dikkate alındığına değinilen açıklamada, "Haziranda yazlık giysiler, terlik ve sandalet gibi mevsimsel ayakkabılar, plaj havluları, su ve kum oyuncakları ile yüzme yardımcılarına yönelik denetimler yoğunlaştırılmıştır." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p>Bu yılın ilk 6 ayında gerçekleştirilen denetimlere ilişkin bilgi verilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Çalışmalar kapsamında, bu yılın ilk yarısında ülke genelinde 4 bin 704 firmada denetim ve mevzuata uyum konusunda bilgilendirme faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Mevzuata aykırı olduğu tespit edilen ürünler hakkında piyasaya arzın yasaklanması, piyasadan toplatılması ve risk duyurusunda bulunulması gibi idari tedbirler uygulandı. Söz konusu ürünleri piyasaya arz edenler hakkında, toplam 8,6 milyon lira idari para cezası kesildi. Bakanlığımız, piyasaya güvensiz ürün arz edilmesini önlemek amacıyla gerekli tüm tedbirleri almaya ve denetim faaliyetlerini 'Güvensiz Ürüne Karşı Sıfır Tolerans' ilkesi doğrultusunda, kararlılıkla sürdürmeye devam etmektedir. Bununla birlikte, tüketicilerimizin alışveriş yaparken ürün etiketlerinde yer alan bilgileri dikkatle incelemeleri ve güvensiz ürünlere ilişkin bildirimleri 'guvensizurun.ticaret.gov.tr' adresinden takip etmeleri önem arz etmektedir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-ayda-86-milyon-lira-guvensiz-urun-cezasi-83621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/ticaret-bakanligi-1752063094.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, yılın ilk yarısında yapılan denetimlerde mevzuata aykırı olduğu tespit edilen ürünleri arz edenlere 8,6 milyon lira idari para cezası uygulandığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-saffa-fonuna-katildi-83623</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY, SAFFA Fonu&#039;na katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları'nın (THY), sürdürülebilir havacılık yakıtı (SAF) gelişimini desteklemek amacıyla Burnham Sterling Asset Management'in (BSAM) yönettiği SAFFA Fund I LP (SAFFA Fonu) ünvanlı fona katılımına yönelik sözleşme imzaladığı duyuruldu.</p>
<p>THY İletişim Başkanlığı, şirketin fona katılımı sürdürülebilir havacılık yakıtlarına erişimi desteklemenin yanı sıra sektörün geleceğini şekillendiren yatırım, ham madde geliştirme ve teknoloji projelerine daha yakın konumlanmasını sağlayacağını bildirdi.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, SAFFA Fonu'na katılım, fonun ana yatırımcısı Airbus ile sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir havacılık yakıtlarına yönelik tedarik güvenliği alanlarındaki iş birliğini daha da ileri taşırken, sektörün dönüşümüne yönelik ortak vizyonu da güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p>THY Genel Müdür Yardımcısı Levent Konukcu, havacılık sektöründeki işbirlikleri, uzun vadeli planları ve sürdürülebilir havacılık hedefleri doğrultusunda, SAFFA Fonu'na katılımlarını duyurmaktan memnuniyet duyduklarını ifade etti.</p>
<p>Konukcu, "Bu yatırım ile yalnızca sürdürülebilir havacılık yakıtı ekosisteminin gelişimine katkı sağlamayı değil, aynı zamanda sektörün geleceğini şekillendiren yenilikçi projelerin desteklenmesinde aktif rol üstlenmeyi hedefliyoruz. SAFFA Fonu aracılığıyla kurulan güçlü uluslararası işbirlikleri, sürdürülebilir havacılık yakıtlarına erişimimizi desteklerken, tedarik güvenliğimizi güçlendirmemize ve küresel havacılık sektörünün dönüşümüne katkıda bulunmamıza imkan sağlayacaktır. THY olarak sürdürülebilir büyüme vizyonumuz doğrultusunda sektörümüze değer katmaya ve küresel havacılığın geleceğinde öncü rol üstlenmeye devam edeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Burnham Sterling Asset Management LLC İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Michael Dickey Morgan ise SAFFA Fonu'nun, farklı yatırım türleri ve coğrafyalardaki Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) projelerine sermaye yönlendirmek amacıyla oluşturulduğunu belirterek, "THY'nin yatırımı, bu stratejinin ölçeğini büyütürken, aynı zamanda fon katılımcılarının bu varlık sınıfına duyduğu güveni de ortaya koyuyor. THY'nin SAFFA Fonu'na yaptığı taahhüt, dünyanın önde gelen hava yolu şirketlerinin bu dönüşümü uzun vadede vazgeçilmez gördüğünün güçlü bir göstergesidir. Bu ilerlemeye katkı sağlamaktan gurur duyuyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>SAFFA Fonu</strong></p>
<p>Aralık 2023'te kurulan SAFFA Fonu, sürdürülebilir havacılık yakıtlarının üretim kapasitesini artırmak ve havacılık sektörünün karbon azaltma hedeflerini desteklemek amacıyla oluşturuldu.</p>
<p>Fon, teknolojik olgunluğa ulaşmış SAF projelerine yatırım yaparken, farklı üretim teknolojileri ve coğrafi bölgelerde çeşitlendirilmiş portföy yapısıyla sürdürülebilir yakıt arzının gelişimine katkı sağlamayı hedefliyor.</p>
<p>Yönetimi BSAM tarafından üstlenilen ve Airbus'ın ana yatırımcı konumunda bulunduğu fona, önde gelen küresel havacılık ve finans kuruluşları katılım sağlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-saffa-fonuna-katildi-83623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/4/1280x720/thy-1761828657.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Hava Yolları, sürdürülebilir havacılık yakıtı gelişimini desteklemek amacıyla kurulan SAFFA Fonu&#039;na katıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diyarbakirda-kamulastirma-karari-83620</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyarbakır&#039;da kamulaştırma kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün (MAPEG) istimlake müteallik kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın (TPAO) başvurusunu değerlendiren MAPEG, petrol işlemi için gerekli olan ve kamulaştırılmasında kamu yararı bulunan, rayiç haddin üzerinde bedel talep edilmesi gerekçesiyle anlaşma yoluyla satın alınması mümkün olmayan ve üzerinde acele el koyma kararı bulunan Diyarbakır sınırları içindeki çeşitli parsellerin kamulaştırılmasına karar verdi.​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diyarbakirda-kamulastirma-karari-83620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tpao.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, Diyarbakır&#039;da acele el koyma kararı olan parselleri kamulaştıracak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hayvan-kesimhanelerinde-kamera-sistemi-zorunlu-oldu-83618</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayvan kesimhanelerinde kamera sistemi zorunlu olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığının hazırladığı Hayvansal Gıdalar İçin Özel Hijyen Kuralları Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, canlı hayvanlar, karkaslar, yan ürünler ile personel hareketlerinin izlenmesine yönelik olarak hayvan bekleme ve kesim yeri ile muamelenin yapıldığı alanlarda, geniş açıdan görüntü alma özelliğine sahip, çözünürlüğü yüksek ve en az bir ay kayıt yapabilen görüntüleme sistemleri (kamera) kurulumu zorunlu hale getirildi. Uygulama 1 Ocak 2027'den itibaren zorunlu olacak.</p>
<p><strong>Hayvanlar bilinçli haldeyken ayaklarından asılamayacak</strong></p>
<p>Kesimhanelerde hayvana aşırı basınç uygulamayan, zemini kaygan olmayan, sessiz çalışan ve ani hareket etmeyen, hayvanlara zarar verebilecek keskin kenarları olmayan, uygun konumlandırılmış sabitleme ekipmanının bulunması da zorunlu hale getirildi. Hayvanlar bilinçli haldeyken ayaklarından asılamayacak.</p>
<p>​​​​​​​Kesimhanelerde kesilen hayvanların elektronik küpe uygulaması üzerinden dijital takibinin yapılabilmesi için (dijital sayım ve takip cihazı) gerekli altyapı oluşturulacak. Kesilen hayvanlara ilişkin izlenebilirlik kayıtlarıyla çiftliklerdeki hastalık ve veteriner ilaç takibi ile hayvan hareketlerinin kontrol altında tutulması hedefleniyor. Böylece güvenli et üretimi sağlanacak.</p>
<p>Hayvansal Gıdalar İçin Özel Hijyen Kuralları Yönetmeliği'ne eklenen hususlar 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hayvan-kesimhanelerinde-kamera-sistemi-zorunlu-oldu-83618</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/0/1280x720/hayvan-yemi-hayvancilik-1769933265.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğle, canlı hayvanlar, karkaslar, yan ürünler ile personel hareketlerinin izlenmesi amacıyla hayvan bekleme ve kesim yeri ile muamelenin yapıldığı alanlarda en az bir ay kayıt yapabilen görüntüleme sistemleri kurulması gerekecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/liderin-ruh-hali-sirketin-stratejisi-olmamali-83606</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Liderin ruh hâli, şirketin stratejisi olmamalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Güçlü şirketler yalnızca finansal kontrol mekanizmaları kurmaz. Liderlik için de kontrol ve denge mekanizmaları kurarlar.</strong></p>
<p>Bir organizasyonun performansını bozan birçok neden vardır. Ama bunların en yıkıcılarından biri, negatif, öngörülemez ve sürekli suçlayıcı bir liderdir.</p>
<p>Çünkü insanlar zamanla işlerini yönetmeyi bırakır, liderin ruh hâlini yönetmeye başlar.</p>
<p>Toplantıdan önce aynı soru dolaşır:</p>
<p><em>"Bugün nasıl?"</em></p>
<p>Keyfi yerinde mi?</p>
<p>Yoksa yine birileri gereksiz yere azar mı işitecek?</p>
<p>İşte o anda organizasyonun odağı müşteriden, üretimden ve sonuçlardan uzaklaşır; tek bir şeye odaklanır:</p>
<p><strong>Liderin o günkü ruh hâline.</strong></p>
<p>Liderler de insandır. Onların da aileleri ve zorlu çocuklukları vardır. Oradan taşıdıkları deneyimler, başarıları, hayal kırıklıkları, korkuları, çözülememiş öfkeleri ve hayatın yükü vardır.</p>
<p>Bütün bunlar insanidir. Ancak çalışanlar, bir liderin çocukluk travmalarını, onaylanma ihtiyacını ya da çözülememiş kişisel meselelerini taşımak için işe gelmez.</p>
<p>Şirketler terapi odası değildir. Lider olmak, her şeyden önce kendini yönetebilmektir. Ancak burada bir yanlış anlaşılmayı da önlemek gerekir: Bugün liderlik belki de hiç olmadığı kadar zor; ekonomik belirsizlikler, yapay zekâ, jeopolitik gelişmeler...</p>
<p>Bir sabah doğru görünen karar, ertesi gün tamamen yanlış hâle gelebiliyor. Böyle dönemlerde liderler bazen sert kararlar almak zorundadır. Yollar dönemeçli bir hale gelmeye başladı, hedef artık herkesin görebildiği bir yerde değil.</p>
<p>Bazen ani dönüş yapmak gerekir.</p>
<p>Bazen frene basmak...</p>
<p>Bazen gaza yüklenmek...</p>
<p>Bazen de kimsenin hoşuna gitmeyecek kararları uygulamak gerekir.</p>
<p>Özellikle her geri bildirimi kişisel algılayan ya da değişime direnç gösteren çalışanları kırmamak adına gerekli kararları ertelemek de doğru değildir. Liderin görevi kırılgan çalışanları üzmemek değil tabi ki. Liderin görevi organizasyonu geleceğe taşımaktır.</p>
<p>Ancak burada kritik bir ayrım vardır.</p>
<ul>
<li>Sert karar almak başka şeydir.</li>
<li>Sert davranmak başka şeydir.</li>
<li>Aciliyet yaratmak başka şeydir.</li>
<li>Sürekli korku yaratmak başka şeydir.</li>
</ul>
<p>Bir lider bazen eksik bilgiyle öfkelenebilir, yoğun stres altında yanlış tepki verebilir, farkında olmadan kendi ruh hâlini organizasyona da yansıtabilir. Sorun, bunun istisna olmaktan çıkıp yönetim tarzına dönüşmesidir. İşte o zaman insanlar hata yapmaktan değil, tepki görmekten korkmaya başlar. Kötü haberler saklanır, farklı fikirler dile getirilmez, yaratıcılık azalır, riskler konuşulmaz.</p>
<p>Ve organizasyon, zamanla yalnızca liderin duymak istediklerini söyleyen insanların oluşturduğu bir <strong>yankı odasına (echo chamber)</strong> dönüşür.</p>
<p>Liderlerin de kör noktaları vardır. Aslında hepimizin vardır. Deneyimlerimiz, önyargılarımız, kişisel tercihlerimiz ve geçmişimiz; farkında olmadan kararlarımızı etkiler. İyi lider olmak, kör noktalarının olmaması değildir. İyi lider olmak, o kör noktaları gösterecek insanları yanında tutabilmektir.</p>
<p>Bu nedenle güçlü şirketler yalnızca finansal kontrol mekanizmaları kurmaz. Liderlik için de kontrol ve denge mekanizmaları kurarlar.</p>
<p>Liderin kararını sorgulayabilen insanlar...</p>
<p>"Bu konuda eksik bilgi olabilir." diyebilen yöneticiler...</p>
<p>Gerçeği söylemekten korkmayan ekipler...</p>
<p>İşte bunlar kurumları güçlü yapan görünmez güvenlik sistemleridir.</p>
<p>Çünkü lideri asıl tehlikeye atan şey hata yapması değildir. <strong>Asıl tehlike, hata yaptığında bunu kimsenin söyleyememesidir.</strong> Belki de günümüz liderliğinin en önemli becerisi budur.</p>
<p>Belirsizlik içinde cesur kararlar alırken, kendi öfkesinin, kişisel yüklerinin ve kör noktalarının organizasyonu yönetmesine izin vermemek.</p>
<p>Çünkü şirketler liderlerin karakterini değil, kararlarını yaşar.</p>
<p>Ve o kararların kalitesini belirleyen şey, çoğu zaman liderin kendini ne kadar iyi yönettiğidir.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5f053536691-1784612149.jpg" alt="" width="700" height="700" />
<figcaption><strong>Şirketler liderlerin karakterini değil, kararlarını yaşar. Ve o kararların kalitesini belirleyen şey, çoğu zaman liderin kendini ne kadar iyi yönettiğidir.</strong></figcaption>
</figure>
<h2><span style="color: #7e8c8d;">Bisiklet tehlikeli bir spor olabilir!</span></h2>
<p>Son günlerde ilginç bir haber gündemdeydi. Bir valinin bisiklet sporu yaparken bisiklet taytı giymesi ve bunu sosyal medya paylaşımlarında kullanması nedeniyle görevden alındığı yönünde tartışmalar yapıldı.</p>
<p>Bu haber bana yıllar önce liderlik koçu Kate Lye'nin anlattığı bir hikâyeyi hatırlattı.</p>
<p>Bir CEO tam anlamıyla bir bisiklet tutkunu. Gittiği her şirkette üst yönetimin önemli bir kısmının bisiklete meraklı olduğunu fark ediyor ve sonra gerçeği anlıyor.</p>
<p>Yöneticiler bisikleti sevdikleri için değil, CEO'nun güvenini kazanmanın yolunun onun hobisini paylaşmaktan geçtiğini düşündükleri için bisiklete ilgi gösteriyor ve üst yönetimin toplu bisiklet aktiviteleri yapması bir şirket geleneği oluyor.</p>
<p>Bir tarafta bisiklet yüzünden eleştirilen bir yönetici...</p>
<p>Diğer tarafta bisiklet sayesinde lidere yakınlaşmaya çalışan yöneticiler...</p>
<p>Demek ki bazı kurumlarda bisiklet gerçekten tehlikeli olabiliyor.</p>
<p><strong>Kurumları çoğu zaman kötü kararlar değil, liderlerin kişisel tercihlerinin kurumsal ilkeye dönüşmesi zayıflatır.</strong></p>
<p>Sorun bisiklet değildir.</p>
<p>Sorun; liderin hobisinin, tuttuğu takımın, mezun olduğu okulun, hemşehrilik bağının, cinsiyet tercihinin ya da kişisel sempatisinin farkında olmadan kararlarına yön vermesidir.</p>
<p>Bir kadın lider yalnızca kadın çalışanlara daha fazla güvenebilir. Ya da tersi.</p>
<p>Hemşeriler birbirini tutabilir ki bizim ülkemizde çok yaygın bir durumdur.</p>
<p>Kendi tuttuğu futbol takımını tutanlarla daha kolay bağ kurabilir.</p>
<p>Bunların hiçbiri bilinçli olmak zorunda değildir.</p>
<p>Tam tersine...</p>
<p>En tehlikeli olanlar, bilinçli yapmadığımız tercihlerimizdir.</p>
<p>Psikolojide buna <strong>blind spot</strong> yani <strong>kör nokta</strong> denir.</p>
<p>İyi lider olmak, bu kör noktaların hiç olmaması değil, hepimizin kör noktası ve eksik bilgilendirilmesi söz konusu.</p>
<p>İyi lider olmak, onların kararlarını etkileyebileceğini kabul etmek ve sizi gerektiğinde uyarabilecek, size HAYIR deme cesaretini gösteren insanları yanınızda tutabilmek.</p>
<p><strong>Çünkü güçlü liderler yalnızca şirketlerini yönetmez. Önce kendilerini yönetirler.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/liderin-ruh-hali-sirketin-stratejisi-olmamali-83606</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/6/1280x720/bisiklet-1784612196.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Liderin ruh hâli, şirketin stratejisi olmamalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasinin-ekonomik-bilancosu-83603</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Kupası’nın ekonomik bilançosu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Turnuva öncesinde FIFA’nın yayımladığı sosyoekonomik etki analizinde organizasyonun ABD, Kanada ve Meksika ekonomilerinde 100 milyarlarca dolarlık ekonomik hareketlilik yaratacağı, yüz binlerce kişiye istihdam sağlayacağı ve milyonlarca ziyaretçiyi bölgeye çekeceği öngörülüyordu. İlk veriler de bu beklentilere önemli ölçüde yaklaşıldığını gösteriyor.</strong></p>
<p>2026 Dünya Kupası sona erdi. Saat farkı ve A Milli Takım’ın turnuvaya erken veda etmesi nedeniyle Türkiye’de biz belki organizasyonun havasına tam olarak giremedik. Ancak dünyanın birçok ülkesi için yaklaşık bir ay boyunca gündemin merkezinde Dünya Kupası vardı. Kupayı İspanya kazandı ama turnuvanın asıl muhasebesi şimdi başlıyor.</p>
<p>Dünya Kupası artık yalnızca futbolun en büyük organizasyonu değil; aynı zamanda milyarlarca dolarlık küresel bir ekonomi. Bu ekonominin büyümesi için futbol kalitesi düşmesi pahasına, katılacak takım sayısı 32’den 48’e yükseltilirken, oynanan maç sayısı ise 64’ten 102’ye çıkarıldı. Dolayısıyla “Kazanan kim?” sorusunun cevabı yalnızca saha içindeki sonuçlarda aranmalı. Modern dünya kupaları artık iki farklı bilanço üretiyor. Birincisi sportif bilanço. Yani kupayı kaldıran takım, yıldızlaşan oyuncular ve teknik başarılar. İkincisi ise ekonomik bilanço; organizasyonun kimlere ne kazandırdığı, maliyetin kimlerin üzerinde kaldığı ve geriye nasıl bir miras bıraktığı.</p>
<p><strong>Kupanın iki ayrı bilançosu</strong></p>
<p>Takımların kazandığı öyle aman aman bir para değil. CNBC-e’nin dünkü bir haberine göre Dünya Şampiyonu olan İspanya 51 milyon dolar ve ikinci Arjantin 34 milyon dolar alacak. Bizim gibi ilk aşamada elenenlere ise 12,5 milyon dolar verilecek.</p>
<p>Turnuva öncesinde FIFA’nın yayımladığı sosyoekonomik etki analizinde organizasyonun ABD, Kanada ve Meksika ekonomilerinde 100 milyarlarca dolarlık ekonomik hareketlilik yaratacağı, yüz binlerce kişiye istihdam sağlayacağı ve milyonlarca ziyaretçiyi bölgeye çekeceği öngörülüyordu. İlk veriler de bu beklentilere önemli ölçüde yaklaşıldığını gösteriyor. Milyonlarca taraftarın oluşturduğu hareketlilik otellerden restoranlara, ulaşımdan perakendeye kadar pek çok sektörde canlılık yarattı. Ev sahibi şehirler uluslararası görünürlüklerini artırırken turizm gelirlerinde de dikkat çekici artışlar yaşandı.</p>
<p>Ancak Dünya Kupası ekonomisinin en önemli özelliği, yaratılan değerin eşit paylaşılmaması. Organizasyonun ekonomik modeli aslında iki ayrı gelir tablosu oluşturuyor.</p>
<p><strong>En büyük kazanan yine FIFA</strong></p>
<p>İlk tablo FIFA’nın bilançosu. Yayın hakları, küresel sponsorluk anlaşmaları, lisans gelirleri, bilet satışları ve ağırlama paketlerinden oluşan dev ticari gelirlerin büyük bölümü FIFA’nın kasasına giriyor. Futbolun ekonomisini en iyi analiz eden isimlerden biri olan Tuğrul Akşar, dün Şafak Tükle ile sohbetinde,  FIFA’nın sadece su molalarından 1 milyar dolar gelir sağladığına dikkat çekiyordu.</p>
<p>Reuters’in bir değerlendirmesine göre 2026 Dünya Kupası’nın FIFA’ya yaklaşık 13 milyar dolar gelir sağlaması bekleniyordu. Bu rakam, organizasyonu yalnızca spor dünyasının değil, küresel eğlence sektörünün de en kârlı etkinliklerinden biri haline getiriyor. Kumarhaneler için kullanılan “Masa her zaman kazanır” sözü burada da geçerli görünüyor. Dünya Kupası’nın ekonomik masasında da en büyük kazanan yine FIFA oluyor.</p>
<p><strong>Peki ya ev sahibi?</strong></p>
<p>İkinci bilanço ise ev sahibi şehirlerin ve ülkelerin mali tablosu. Burada işler çok daha karmaşık. Yerel yönetimler güvenlik, ulaşım, kamu hizmetleri, organizasyon altyapısı ve şehir içi düzenlemeler için milyarlarca dolarlık harcamalar yaparken, ekonomik kazanç daha çok özel sektöre yayılıyor. Konaklama, yiyecek-içecek, ulaşım, perakende ve eğlence sektörleri gelir artışı yaşarken, kamu kesiminin üstlendiği maliyetlerle elde ettiği doğrudan gelir arasında her zaman sağlıklı bir denge kurulamıyor.</p>
<p>Aslında bu yeni bir tartışma değil.</p>
<p>Uzun yıllardır Dünya Kupaları ve Olimpiyat Oyunları için “Kazanan FIFA veya IOC, faturayı ödeyen ev sahibi şehirler” eleştirisi yapılıyor. Brezilya’nın 2014 Dünya Kupası için inşa ettiği bazı statlar bugün düşük kapasiteyle kullanılıyor. Katar ise 2022 Dünya Kupası için yaklaşık 220 milyar dolarlık yatırım yaparak tarihin en pahalı spor organizasyonuna imza attı. Bu harcamaların ekonomik geri dönüşü hâlâ tartışılıyor.</p>
<p><strong>Paris Olimpiyatları örneği</strong></p>
<p>Benzer bir örnek olimpiyatlarda da yaşandı. İki yıl önce Paris Olimpiyatları sırasında yine bu köşede aynı örneği vermiştim.</p>
<p>2004 Atina Olimpiyatları için Yunanistan yollar, spor tesisleri ve ulaşım altyapısına milyarlarca Euro yatırım yaptı. Turnuva sırasında turizm gelirleri arttı, perakende satışları yükseldi ve ülke küresel vitrinde önemli bir görünürlük elde etti. Ancak oyunlar sonrasında birçok tesis atıl kaldı, kamu borcu büyüdü ve olimpiyat harcamalarının Yunanistan’ın mali kırılganlığını artırdığı yönünde güçlü ekonomik değerlendirmeler yapıldı.</p>
<p>Kısacası; olimpiyatların tek başına krizin nedeni olduğunu söylemek mümkün olmasa da, zaten zayıf olan kamu maliyesi üzerindeki yükü ağırlaştırdığı konusunda geniş bir görüş birliği bulunuyor.</p>
<p><strong>2026 daha mı farklıydı?</strong></p>
<p>Gördüğüm kadarıyla 2026 Dünya Kupası için ise durum biraz daha farklı.</p>
<p>ABD, Kanada ve Meksika önceki organizasyonlardan önemli dersler çıkarmış görünüyor. Katar, Brezilya ve Rusya’nın aksine yeni stadyumlar inşa edilmedi. Büyük ölçüde mevcut tesisler kullanıldı. Yatırımlar daha çok ulaşım bağlantılarının güçlendirilmesi, güvenlik sistemlerinin geliştirilmesi ve mevcut altyapının iyileştirilmesine yöneltildi. Böylece turnuva sonrasında kullanılmayan potansiyel atıl yatırımlarının önüne geçilmeye çalışıldı. Anlayacağımız, büyük spor organizasyonlarında artık gösterişli inşaatlardan çok mevcut altyapının verimli kullanılması anlayışı öne çıkıyor.</p>
<p>Buna rağmen beklentiler ile gerçekleşmelerin tam olarak örtüşmediğini görüyoruz.</p>
<p>Bağımsız analizler restoran ve eğlence sektöründe belirgin gelir artışları yaşandığını gösterirken, beklenen istihdam etkisinin sınırlı kaldığına işaret ediyor. Los Angeles, New York ve Miami gibi zaten yüksek turist çeken şehirlerde Dünya Kupası’nın yeni turist yaratmaktan çok mevcut turist profilini değiştirdiği değerlendiriliyor. Benzer eleştiriler Paris Olimpiyatları için de yapılmıştı. Başka bir ifadeyle organizasyon bazı şehirlerde ekonomik pastayı büyütmekten çok mevcut harcamaların zamanını ve yönünü değiştirmiş olabilir.</p>
<p>Elbette Dünya Kupası’nın ekonomik etkisini yalnızca kısa vadeli gelir-gider hesabıyla değerlendirmek doğru olmaz. Kent markasının güçlenmesi, uluslararası tanıtım, yatırımcı ilgisi ve spor ekonomisinin gelişmesi gibi uzun vadeli kazanımların parasal karşılığını ölçmek kolay değildir. Nitekim 1994 Dünya Kupası’nın ardından ABD’de Major League Soccer’ın kurulması ve futbol ekonomisinin büyümesi, organizasyonların uzun dönemli etkilerine verilebilecek başarılı örneklerden biridir.</p>
<p><strong>Gelir paylaşımı gözden geçirilmeli</strong></p>
<p>Ancak bütün bunlar başka bir gerçeği de ortaya koyuyor: Mega spor organizasyonlarının finansman modelinin yeniden düşünülmesi gerekiyor. FIFA ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi, ticari gelirlerden çok daha büyük pay alırken, organizasyonun mali riskinin önemli bölümü ev sahibi ülke ve şehirlerin üzerinde kalıyor. Oysa gelir paylaşımının daha dengeli hale gelmesi, güvenlik ve altyapı yatırımlarına uluslararası kuruluşların daha fazla katkı vermesi, adaylık ve ev sahipliği süreçlerinde şeffaflığın artırılması artık kaçınılmaz görünüyor.</p>
<p>Sonuç olarak 2026 Dünya Kupası, ekonomik açıdan önceki organizasyonlara göre daha rasyonel ve daha sürdürülebilir bir model ortaya koysa da böyle organizasyonlar güçlü altyapıya ve sağlam kamu maliyesine sahip ülkeler için fırsat olabilir. Ama finansmanı zayıf ekonomiler için uzun yıllar taşınacak ağır bir yük haline de gelebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasinin-ekonomik-bilancosu-83603</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/3/1280x720/55-1784611574.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Kupası’nın ekonomik bilançosu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrolde-90-dolar-borsanin-aklini-karistirdi-83602</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrolde 90 dolar borsanın aklını karıştırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5effdf56345-1784610783.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD ve İran karşılıklı saldırılara devam ediyor. Bu gerilim kontrol altına alınmazsa, Basra Körfezi genelinde geniş çaplı saldırı ortamına geri dönülebileceği endişesi yaşanıyor. Hürmüz’de gemi trafiği neredeyse tamamen durdu. Bu ortamda Brent petrolün varil fiyatı yeniden 90 doların üzerini test ederek küresel piyasalarda risk iştahını hızla tersine çevirdi. Washington ile Tahran arasındaki çatışmanın yeniden tırmanması ve Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi, enerji piyasalarını son yılların en sert şoklarından biriyle karşı karşıya bıraktı. Temmuz ayında yaklaşık yüzde 20 yükselen Brent, Mart ayından bu yana en güçlü aylık performansını sergiledi.</p>
<h2>Asya’da sert satış dalgası </h2>
<p>Petrol fiyatlarındaki sıçrama ilk etkisini Asya borsalarında gösterdi. Hindistan’ın Sensex endeksi gün içinde 600 puandan fazla gerilerken, bankacılık hisseleri düşüşe öncülük etti. Japonya’da Nikkei yüzde 4 değer kaybederek son zirvesinin yaklaşık yüzde 12 altına indi. MSCI Asya-Pasifik endeksi de yüzde 2,7 düşüşle haftaya başladı.</p>
<p>Yatırımcılar yalnızca enerji maliyetlerinden değil, bu maliyetlerin yeniden enflasyonu yukarı çekerek merkez bankalarını daha uzun süre sıkı para politikasına zorlamasından endişe ediyor. Tahvil getirilerindeki yükseliş ve savunma amaçlı varlıklara yönelim, piyasalardaki “riskten kaçınma” havasını güçlendirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5f00c0c22a1-1784611008.jpg" alt="" width="800" height="457" /></p>
<h2>Çip hisseleri ikinci darbeyi aldı </h2>
<p>Küresel teknoloji piyasaları zaten kırılgan bir görünüm sergiliyor. Philadelphia Yarı İletken Endeksi, son zirvesinden yüzde 20’den fazla gerileyerek teknik olarak ayı piyasasına girdi. Yapay zeka yatırımlarının sürdürülebilirliği konusundaki soru işaretleri, Çinli Moonshot’un yeni açık ağırlıklı yapay zekâ modeli Kimi K3’ü tanıtmasıyla daha da arttı.</p>
<p>Bu nedenle petrol şoku, teknoloji hisseleri üzerindeki baskıyı katladı. Nasdaq ve S&amp;P 500 vadeli işlemleri dalgalı seyrederken, yatırımcılar bu hafta açıklanacak Alphabet ve diğer büyük bulut şirketlerinin sonuçlarını bekliyor. Piyasalar, bu şirketlerin yapay zekâ altyapısına yönelik devasa sermaye harcamalarını sürdürüp sürdüremeyeceğine odaklanmış durumda.</p>
<h2>Borsalarda iki faktör etkili </h2>
<p>Kısa vadede piyasanın kaderini iki başlık belirleyecek: Ortadoğu’daki çatışmanın yayılıp yayılmayacağı ve büyük teknoloji şirketlerinin bilançolarının yapay zeka harcamalarını destekleyip desteklemeyeceği. Özellikle Asya piyasaları, hem enerji ithalat maliyetleri hem de teknoloji sektöründeki zayıflık nedeniyle çift yönlü baskı altında kalmaya devam edecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hürmüz alarmı: Tanker trafiği çöktü</span></h2>
<p>LSEG verilerine göre Hürmüz Boğazı’ndan geçen tanker trafiği kritik seviyelere geriledi; bazı saatlerde yalnızca iki çıkış yapan tanker görüldü, giriş yapan gemi kaydedilmedi.</p>
<p>İran’ın Bab el-Mendeb hattını da baskı altına alabileceği iddiaları gündemde. Suudi Arabistan, ihracatın büyük bölümünü Kızıldeniz’deki Yanbu limanına yönlendirdi. Bu rota Asya sevkiyatlarını daha uzun ve daha maliyetli hale getiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">90 dolar kritik eşik</span></h2>
<p>Piyasa uzmanlarına göre 90 dolar seviyesi yalnızca psikolojik bir eşik değil. Bu seviyenin kalıcı hale gelmesi durumunda akaryakıt, lojistik ve sanayi maliyetleri üzerinden küresel enflasyona yeni bir ivme kazandırabilir. Özellikle Avrupa’nın doğalgaz depolarının geçen yılın belirgin şekilde altında olması, enerji şokunun kış aylarına taşınabileceği endişesini artırıyor. Uzmanlar, Hürmüz’deki aksamanın kısa süreli kalmaması halinde petrol piyasasının stratejik rezerv destekleri olmadan çok daha kırılgan hale geleceğini belirtiyor. ABD’nin stratejik petrol rezervlerinden yaptığı salımların ay sonunda sona erecek olması da piyasayı savunmasız bırakıyor. Ülkenin 43 günlük petrol stoku olduğu hesaplanıyor. bu da son yılların en düşük seviyesi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrolde-90-dolar-borsanin-aklini-karistirdi-83602</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/2/1280x720/petrol-1780291724.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Brent petrolün yeniden 90 doları görmesi küresel piyasalarda yeni bir “enflasyon ve yüksek faiz” dalgası korkusunu tetikledi. Çip hisselerindeki sert satışlarla zaten baskı altında olan borsalar, enerji maliyetlerindeki sıçramayla birlikte haftaya sarsıntılı bir başlangıç yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bist-30-endeksi-393-gerilerken-14-hissede-yabanci-alimi-surer-mi-83600</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> BIST 30 Endeksi %3,93 gerilerken 14 hissede yabancı alımı sürer mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi’nin %3,93 değer kaybettiği geçtiğimiz haftada, yabancıların 14 hissede paylarını artırması zihinlerde soru işareti bırakıyor. Ekrandaki düşen fiyatlara bakıp satışa yönelenler, arka planda işleyen toplama stratejisinin hareketlerini gözden kaçırıyor olabilir. </strong></p>
<p>Borsada fiyatlar gerilediğinde, piyasanın bozulduğunu düşünenler hemen satış planlarını gözden geçirir. BIST 30 Endeksi geçtiğimiz hafta %3,93 düşerken, fiyatların çoğunda oluşan satış havası kimi yatırımcıyı satmaya yöneltti. Fiyat düşüşü şirketin zayıflaması olarak okunurken, fonların planı farklı çalıştı. Yabancı fonlar için belli hisselerdeki fiyat düşüşü zayıflık göstergesi olmak yerine, iskonto fırsatı olarak değerlendirildi. Sadece yüzeydeki düşüşlere odaklanıp arka plandaki paranın hareketini göremeyenler, hisselerini düşük fiyatla fonlara teslim etti.</p>
<h2>Fiyatlar düşerken alınanlar</h2>
<p>Takas verileri incelendiğinde fiyat baskısı ile yabancı fonların iştahı arasındaki büyük çelişkiyi hemen görmek mümkün. Mayıstan bu yana gerileyen Gübre Fabrikaları’nda fiyat geçtiğimiz hafta %5,60 değer kaybetti. Düşüşe bakan yatırımcı moral bozukluğu yaşarken, yabancı fonlar 5 gün boyunca kesintisiz alım yaparak paylarını 1,90 puan yukarı çekip %16,81 seviyesine taşıdı. Benzer bir durum İş Bankası (C) hissesinde de gözlendi. Hisse geçtiğimiz hafta %0,73 gerilerken yabancı fonlar dört işlem gününde paylarını düşük miktarlarla artırarak toplamda %33,08’e yükseltti. Geride kalan iki yılda yatayda dalgalı bir seyir izleyen hissenin 13 TL bölgesindeki teknik desteği öne çıkıyor. Fiyat gerilediğinde destek hareketleniyor.</p>
<h2>Kardemir’e artan ilgi</h2>
<p>Kardemir (D) geçtiğimiz hafta %13,18 prim yaparken yabancıların payı 2,86 puan artarak %20,09’a yükseldi. Uzun süre yatayda dalgalı bir seyir izleyen hisse, özellikle Kasım 2025’ten itibaren artan bir ivmeyle yönünü yukarı çevirdi. Mayısın ikinci haftasından itibaren fiyatı zayıflasa da son günlerdeki artan ilgi ile tekrar yönünü yukarı çevirdiği görülüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5eff61c2fb4-1784610657.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FVÖK MÜ, FAVÖK MÜ?</strong></p>
<p><strong>FVÖK</strong>; gerçekçi maliyet, yatırım disiplini, karşılaştırma, planlama, temettü sinyali. Yanılgı, perdeleme, sektörel dezavantaj, körlük, çarpan zorluğu.</p>
<p><strong>FAVÖK</strong>; nakit üretimi, kıyas, değerleme, borç ödeme kapasitesi, büyüme. Yanıltıcı kârlılık, sermaye tüketimi, risk, körlük, yönetim istismarı.</p>
<p><strong>ABD’deki yatırımları önümüzdeki yıl üçüncü çeyrekte gelir üretmeye başlayacak</strong></p>
<p>Sabancı Holding’in ABD’deki yatırımları ne zaman gelire dönüşecek? ● Nimet Hilal</p>
<p>Nimet, Sabancı Holding’in ABD Teksas’ta yürüttüğü Lucky 7 ve Pepper güneş enerjisi projelerinin gelir üretmeye başlama tarihi belirginleşmiş görünüyor. Toplam 286 MW kurulu güce sahip olacak santraller için toplamda 533 milyon dolarlık finansman paketi sağlandı. Finansmana ilişkin çözümü tamamlanan tesisler 2027’nin üçüncü çeyreğinde devreye alınacak. Santraller üretime başladığında da holdingin ABD’deki yenilenebilir enerji portföyü 790 MW seviyesine çıkacak. Sabancı bu tarihten itibaren iştirakleri üzerinden döviz bazlı gelir sağlayacak.</p>
<p><strong>Romanya’daki firmayı satın alarak yerelde üretim taahhüdünü yerine getirecek</strong></p>
<p>Romanya’daki şirketi almakla YATIRIM FONLARI TAHVİL Otokar’ın sorunları bitti mi? ● Barış Toprak</p>
<p>Barış, Otokar’ın Romanya merkezli savunma şirketi Automecanica’nın %96,77’lik payını satın alma işlemi geçtiğimiz haziranda tamamlandı. Böylece firma Otokar’ın bağlı ortaklığına dönüştü. Toplam satın alım bedeli yaklaşık 81,7 milyon euro olurken, Otokar, kapanışa kadar toplam 56,7 milyon euro ödedi. Kalan 25 milyon euroyu teminat olarak tutarak üç yıllık taksitle ödeyecek. Alımla birlikte Romanya’daki 4x4 zırhlı araç ihalesi kapsamındaki üretim ve operasyon faaliyetleri bu tesis üzerinden yürütülürken yerelde üretim taahhüdü gerçekleşmiş oldu.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YNK kâr payı ödeyen döviz fonu son bir yılda %17 getiriyle endeksin gerisinde</strong></p>
<p>Yapı Kredi Portföy’ün idare ettiği Nişantaşı Kar Payı Ödeyen Serbest (Döviz) Fon (YNK), sınırlı olsa da istikrarlı bir büyüme sergiliyor. Hacmi düşük miktarlarda da olsa kademeli olarak büyüyor. Temmuzda büyüklüğü 19,38 milyar TL seviyesine çıktı. Ancak nisandan bu yana aylık bazda farklı miktarlarda da olsa para girişi yaşayan fondan temmuz ayında 18,74 milyon TL nakit çıkışı yaşandı. Yatırımcı sayısında belirgin bir değişim gözlenmezken şimdilerde sayı 1.170 seviyesinde bulunuyor. YNK’nın temel stratejisi, varlıklarını döviz bazlı serbest fon araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %95,08’i özel sektör dış borçlanma araçlarından ve %3,99’u ters repodan oluşuyor. Döviz cinsi getiri arayanlara hitap eden fon, son bir yılda %17,06 getiride kaldı. Aynı sürede endeks %38,13 yükseldi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Escar Filo Kiralama, piyasadan TLREF + %4,50 faizle 1 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Escar Filo, nitelikli yatırımcılara yönelik 17.07.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1 milyar TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,50 olarak belirlendi. 364 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 16.07.2027 olarak açıklandı. 17 Temmuz itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı %39,91 seviyesinde bulunuyor. Escar Filo’nun verdiği %4,50 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFESCR72710 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5eff0930457-1784610569.png" alt="" width="973" height="241" /><strong>TÜRK ALTIN İŞLETMELERİ</strong></p>
<p><strong>Diyadin’deki maden sahasında ilk altın dökümü gerçekleşti. Yıl sonu hedefi yüksek</strong></p>
<p>Türk Altın İşletmeleri, Ağrı Diyadin’de bulunan Mollakara Altın Madeni Projesi’nde ilk üretimin başarıyla gerçekleştirildiğini ve 7.474 ons altın elde edildiğini duyurdu. Projenin 2026 yılı sonunda yaklaşık 32.000 ons altın üretimine ulaşması bekleniyor. Mollakara’nın toplam görünür ve muhtemel rezervinin 471.000 ons olduğu; güncel ons fiyatı (4.000 dolar) üzerinden hesaplandığında bu rezervin şirkete yaklaşık 1,88 milyar dolarlık bir hasılat potansiyeli sunduğu ifade edildi. Şirket, 2026’nın ilk çeyreğinde gelirini %61 artırırken kârı %143 artışla 1,6 milyar TL oldu.</p>
<p><strong>ÜÇAY MÜHENDİSLİK</strong></p>
<p><strong>Sancaktepe Şehir Hastanesi işinde iki ayrı sözleşmeyle güçlü gelir sağlayacak</strong></p>
<p>Üçay Mühendislik, İstanbul Sancaktepe Şehir Hastanesi projesinin hem mekanik hem de elektrik işlerini üstlenmek üzere iki ayrı sözleşme imzaladı. Mekanik işler için KDV hariç yaklaşık 801,8 milyon TL, elektrik işleri için ise KDV hariç yaklaşık 545,5 milyon TL tutarlı anlaşmalar yapıldı. Her iki projenin bitiş tarihi Nisan 2028 olarak belirlenirken, şirket sözleşmeler gereği yaklaşık 174,4 milyon TL teminat mektubu karşılığı avans tahsil edeceğini bildirdi. Ocak 2026’da borsada işlem görmeye başlayan firma, yıl başından bu yana yıllık gelirinin %96’sı düzeyinde iş bağladı.</p>
<p><strong>ÇİMSA</strong></p>
<p><strong>Mersin’deki yeni CAC tesisini devreye alarak küresel gücünü büyütmeyi hedefliyor</strong></p>
<p>Çimsa, sürdürülebilir yapı malzemeleri alanında katma değerli ürün kapasitesini genişletme stratejisi doğrultusunda Mersin fabrikasında kalsiyum alüminat çimentosu (CAC) üretimi için kurduğu yeni tesisin deneme ve test süreçlerini tamamlayarak devreye aldı. Bu yatırımla birlikte şirketin yıllık CAC klinkeri üretim kapasitesi 131 bin tondan 197 bin tona yükseldi. Söz konusu yatırımla Çimsa›nın global CAC pazarındaki en büyük üçüncü üretici konumunu daha da güçlenmiş oldu. Şirket, girişimiyle yüksek katma değerli çimento segmentindeki operasyonel gücünü yukarı taşıdı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Gelecek Varlık’ta fonlar satarken hisse aralıktan bu yana düşüşünü sürdürüyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5eff2f3d397-1784610607.png" alt="" width="309" height="241" /></strong>Gelecek Varlık’ta fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %3,52 ile toplamda 95,29 bin lot azalarak 2,61 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 19’dan 20’ye çıktı. NPH fonu 50 bin lot ile en fazla satışı yaparken, DGF fonu 10 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Gelecek Varlık için bugüne kadar 4 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Yüksek öneriyi Pusula Yatırım 125,60 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 107 TL ile Yatırım Finansman’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bist-30-endeksi-393-gerilerken-14-hissede-yabanci-alimi-surer-mi-83600</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BIST 30 Endeksi %3,93 gerilerken 14 hissede yabancı alımı sürer mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/misirda-hazir-giyim-gocu-degil-kontrollu-bir-buyume-yasaniyor-83599</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Mısır’da hazır giyim göçü değil, kontrollü bir büyüme yaşanıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Mısır, düşük üretim maliyetleri, ABD pazarına sağladığı gümrük avantajları ve yatırım teşvikleriyle son yıllarda cazibesini artırsa da Türkiye’den bu ülkeye kitlesel bir hazır giyim yatırım göçü yaşandığını söylemek mümkün değil. Ülkede faaliyet gösteren 15-20 Türk tekstil ve konfeksiyon firması, Mısır’ın toplam tekstil ve hazır giyim ihracatının yaklaşık yüzde 40-50’sini gerçekleştirirken, bu yatırımların yaklaşık yüzde 80’i sanıldığının aksine son yıllarda değil, 2007 döneminde ülkeye giden şirketlerden oluşuyor. Bu nedenle Mısır’daki üretim ve ihracat artışının temelini yeni yatırımlardan çok, yıllar önce yapılan Türk yatırımlarının kapasite artışları oluşturuyor. DEİK/ Türkiye-Mısır İş Konseyi Başkanı Mustafa Denizer de son 3-4 yılda Türkiye’nin yaşadığı 15-20 milyar dolarlık üretim ve ihracat kaybının yalnızca 300-500 milyon dolarlık bölümünün Mısır’a kaydığını vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5efd8187f1e-1784610177.png" alt="" width="465" height="252" /></p>
<h2>Alternatif üretim merkezi </h2>
<p>Hazır giyim ve tekstilde alternatif üretim merkezlerine yönelen markalar için Mısır, son yıllarda gerek düşük üretim maliyetleri gerekse coğrafi yakınlık ve gümrük avantajları nedeni ile önemli bir alternatif üretim merkezlerinden biri olarak öne çıktı. Ancak bunun adeta bir yatırım göçü olarak adlandırılması gerçeklikten uzak bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor. DEİK/ Türkiye-Mısır İş Konseyi Başkanı Mustafa Denizer, Mısır'daki ana Türk yatırımlarının tekstil ve konfeksiyon üzerine olduğunu ancak bunların da 2007 senesinden itibaren oraya giden yatırımlardan oluştuğunu söyledi. Denizer, “Zaten o gün ülkeye giden yatırımlar da bugün toplam yatırımın en az yüzde 70-80'ini oluşturuyor. 15-20 tane Türk firması Mısır'ın toplam tekstil ve konfeksiyon ihracatının neredeyse yüzde 40-50'sini kontrol eder durumda. 100 bin kişiye yakın da istihdam sağlıyor. O dönemde gidenler yatırımlarını büyüterek devam ettiler” açıklamasında bulundu.</p>
<h2>3-5 tane önemli yatırım var </h2>
<p>Denizer, şöyle devam etti: “2022'den sonra 3-5 tane önemli yatırım var. Bunların birkaç tanesi konfeksiyon, birkaç tanesi çorap sektörü. Ama diğer yatırımlar belki 20-30 tane de ufak, 50 kişilik, 100 kişilik atölye tarzı dediğimiz yatırımlar var özellikle örme sektöründe. Ama esas ana yatırımlar eski giden yatırımlardı. Onların zaten hacmi hâlâ çok büyük.” Son dönemde dile getirilen “Mısır’a giden firmalar başarısız oldu ve geri dönüyor” yönündeki değerlendirmelere de karşı çıkan Denizer, mevcut yatırımcıların büyümeyi sürdürdüğünü söyledi. Denizer, “Gidenler büyüyor. Şu an birçok ufak firma deneme üretimi yapıyor. Bir yer kiralamış, bir iki kişi bir Mısırlı ile hafif bir ortaklık yapmış. Bunların meyvesini vermesi tabii ki 3-5 sene sürer. Ama greenfield dediğimiz öyle büyük, 10-20-30 milyon dolarlık büyük yatırım birkaç tane var; onlar da zaten şu an inşaat aşamasında...” dedi.</p>
<p>Mısır’ın konfeksiyon sektörü ihracatı 2025 yılında yüzde 20’nin üzerinde artarak 3,4 milyar dolara ulaşırken bunun 389 milyon dolarlık kısmı Türkiye’ye gerçekleştirildi ve Türkiye ülke ihracatından yaklaşık yüzde 11,5 pay aldı. Denizer, “Türkiye'ye de ürün gidiyor. Ama Türkiye'nin oraya sattığı tekstilin yanında oradan gelen konfeksiyonu karşılaştırdığınız zaman neredeyse çok dengeli. Yani Türkiye son 3-4 yılda iç piyasa ve ihracat dâhil 15-20 milyar dolar ve 400 bin istihdam kaybı yaşarken Mısır bu payın anca 300-500 milyon dolarını almıştır. Daha fazlasını değil, esas kayıp diğer ülkelere gitti. Bunu da özellikle belirtmek isterim.”</p>
<h2>Doğrudan yatırım 4 milyar doları buldu </h2>
<p>Denizer, Mısır’ın yatırımcılar açısından en önemli avantajının düşük üretim maliyetleri olduğuna dikkat çekti. Özellikle konfeksiyonda işçilik maliyetlerinin Türkiye’nin yaklaşık sekizde biri seviyesinde olduğunu belirten Denizer, Avrupa Birliği, ABD ve Mercosur başta olmak üzere birçok ülkeyle serbest ticaret anlaşmasına sahip olmasının ihracat açısından önemli avantaj sağladığını vurguladı. Denizer, “Mısır Devleti çok özel bir teşvik vermiyor. Her şeyi parayla; arsanı da parayla alıyorsun, binanı da parayla yapıyorsun. Ama hani enerji maliyetleri, işçilik maliyetleri tabii ki düşük. Bunun yanında işler iyi giderse 3-5 sene sonra düzgün bilançosu olan şirketler, Mısır'ın yerel bankalarından da kredi kullanabiliyor. Türklerin Mısır'a direkt yatırımı 3,5-4 milyar dolar oldu Bunun çok önemli bir kısmı tekstildir. Ama bunun yanında 1,2 milyar dolar da oradaki yatırımcılarımız Mısır bankalarından kredi kullanıyor.</p>
<p>Mısır'ın finans kaynaklarıyla, Mısır'daki Türklerin yatırımları büyüyerek devam ediyor. Ancak bu göç konusu gerçekten yanlış. Evet, çok fizibilite yapılıyor çünkü orada başarılı olan şirketler bir benchmark oluşturuyor. Öyle gidip bakan çok, araştırma yapan çok. Ama fiilen bunu yatırıma döken şirket sayısı irili ufaklı 100- 150 tanedir. Bunlar arasında pimapenden porselene, tekstilden inşaata kadar çok farklı sektörler var. Orada bir şekilde deneme üretimi yapmaya başlamıştır; ama dediğim gibi bu bir göç değil. Onların toplam yatırımı 2007 sonrasında giden Türklerin toplam yatırımının yanında hâlâ çok ufak. Öte yandan Mısır'ın konfeksiyon üretiminde çok çeşitlilik yok. Penye grubunda basit ürünler, basic ürünler, denim grubu var. Ama öyle kadın abiyeydi, erkek klasikti, çoraptı gibi ürünler henüz mevcut değil” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Paşahan: Mısır göçü gerçeği yansıtmıyor</span></h2>
<p>İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Paşahan da son dönemde sıkça gündeme gelen Mısır'a üretim kaçıyor tartışmalarının gerçeği yansıtmadığını savundu. Mısır yatırımlarının büyük bölümünün 2004-2012 döneminde gerçekleştiğini belirten İHKİB Başkanı Paşahan, son dönemde giden fi rma sayısının bir elin parmaklarını geçmeyecek düzeyde olduğunu söyledi. Paşahan, “Bana soracak olursanız bu yazılanların yüzde 98'i yalan. Bu kadar net söylüyorum. Bunu söyleyen, bunları ortaya koyan kişi gelsin bana anlatsın. Mısır'a kaç tane fi rma gitmiş? Mısır meselesi zaten bugün başlayan bir mesele değil. Mısır meselesi daha çok 2004-2007 yılları arasında giden firmalardan oluşuyor. Onlar orada büyümüştür, doğrudur. Bugün yeni firmalardan gidenler de bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar sayıdadır” dedi. Üretimini yurt dışına taşıyan firmaların da bunu isteyerek değil, maliyet baskısı nedeniyle yaptığını ifade eden Paşahan, “Bir firma gidiyorsa bunun sebebi maliyetleri tutturamamasıdır. Kimse keyfinden üretimini başka ülkeye taşımıyor. Maliyetleri tutturamadığında müşteri zorluyor ve bu firmamız buraya kendi isteğiyle değil mecburiyetten gidiyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/misirda-hazir-giyim-gocu-degil-kontrollu-bir-buyume-yasaniyor-83599</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/hazir-giyim-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mısır, düşük maliyet ve gümrük avantajlarıyla hazır giyim yatırımlarında öne çıksa da sektör temsilcilerine göre Türkiye’den bu ülkeye kitlesel bir üretim göçü yaşanmıyor. DEİK/Türkiye-Mısır İş Konseyi Başkanı Mustafa Denizer, Türkiye’nin son yıllarda kaybettiği üretim ve ihracatın yalnızca 300-500 milyon dolarlık bölümünün Mısır’a kaydığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tbmm-baskani-kurtulmus-cerceve-yasa-turuna-cikiyor-83598</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> TBMM Başkanı Kurtulmuş, ‘çerçeve yasa’ turuna çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Terörsüz Türkiye hedefinde yeni bir eşik daha aşılıyor. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Terörsüz Türkiye hedefinde, sürecin alt yapısını oluşturmak amacıyla AK Parti tarafından hazırlanan yasa teklifine görüş ve önerilerini almak için bugün siyasi parti genel başkanlarını ziyaret edecek. Kurtulmuş bugün, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile DEM Eş Genel Başkanlarını yarın da AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler ile görüşecek. Öte yandan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un parti genel başkanlarına yapacağı ziyaret turunda henüz Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel’e gitmiş bir talep olmadığı öğrenildi.</p>
<h2>Ortak metin ve çalışma grubu önerisi </h2>
<p>Kurtulmuş’un, sürecin ilk yasa teklifi için siyasi parti genel başkanlarına, metnin ortak imza ile sunulması, gerekirse yeni bir çalışma grubu oluşturularak teklifin üzerinden geçirilmesi önerisini götüreceği belirtiliyor. Partilerin görüş ve önerilerinin ardından teklifin ne zaman ve nasıl sunulacağı karara bağlanacak.</p>
<h2>DEM Heyeti İmralı’ya gidiyor </h2>
<p>Geçen hafta AK Parti yöneticileri ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüşen heyet bu hafta içinde de İmralı’ya gidecek. Yasal süreç aşamasında, İmralı’dan bir açıklama yapılması da bekleniyor. Özellikle silahların tamamen bırakılması konusunda çağrı yapacağı da konuşuluyor. Süreç trafiği hızlanırken, gözler nasıl bir yasa teklifinin ortaya çıkacağına çevrildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tbmm-baskani-kurtulmus-cerceve-yasa-turuna-cikiyor-83598</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/4/1280x720/numan-kurtulmus-1748986048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM Başkanı Kurtulmuş, ‘çerçeve yasa’ turuna çıkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siz-hangi-camlari-silmiyorsunuz-83597</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Siz hangi camları silmiyorsunuz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Benim lüksüm de bu olsun</strong></p>
<p>“Bir pazar günü oturdum bütün kredi kartlarımı kesip çöpe attım. Ne kadar da çok varmış. Makası tutan elim bir hafta ağrıdı” demişti. Gerçekten de kartlar çokmuş. Çünkü bankaların yanı sıra büyük mağazaların da kredi kartlarını almış ve kullanmış. Ama bir noktaya gelmiş, kredi kartı borçlarını ödeyememiş. Alacaklılar mahkeme celplerini yollayınca iki doktor ağabey devreye girip kız kardeşlerinin borçlarını ödemişler. Öderken de şöyle demişler : “Bize söz ver; kredi kartlarından kurtulacaksın ve bir daha kullanmayacaksın”. O da sözünü tutmuş.</p>
<p>Bu öykümüzdeki kişi bir hemşire idi.O dönem Amerika’da yakıt istasyonunda arabana yakıtı sen koyarsan fiyatı indirimli idi. Bu geliri kısıtlı hemşire şöyle derdi “Ben yakıtımı kendim koymam. Onların ne işi var, koysunlar. Efendim daha ucuzmuş, benim lüksüm de bu olsun”.</p>
<p><strong>Cam silmem</strong></p>
<p>Yakıt istasyonunda pompaya yanaştım. Pompacı kız “Dolacak mı” diye sordu. “Dolacak” dedim, sonra da ekledim “Lütfen, camları da silelim”. Arabayı kitleyip tuvaletlere yöneldim. Döndüğümde depo dolmuştu. Ama arabanın camları silinmemişti. Tekrar hatırlattım pompacı kıza “Camlar”  dedim. Pompacı kız çok net biçimde ifade etti “Ben cam silmem. Onu karşıdaki pompacı erkekten isteyeceksiniz. Belki o silebilir. Hem benim boyum da kısa”. Demek iş bölümünde uzmanlaşmışlar diye düşündüm. Camları silen pompacılar, silmeyen pompacılar diye bölüşüm var. Merak edip istasyona geri gidip sordum: “Bu pompacı kız, istasyon sahibinin kızı mı, ya da patron mu?”.  “Yok abi, bizim gibi bir çalışan” diye bir koro yükseldi.</p>
<p><strong>Tercihler değişik</strong></p>
<p>Bu olayı yaşayınca yukardaki hemşirenin hikayesi aklıma geldi. İnsanların tercihleri ve lüks anlayışları değişik. Ama bazı şeyler bana ters geliyor. Kredi kartının borcunu ödeyemeyen biri, daha ucuza benzin almak varken arabasına benzin doldurmaktan kaçınıyor. Kredi kartı borçlarını abileri ödemeseydi sorun yoktu, ama faturayı başkalarının ödediği yerde “Bu da benim lüksüm” demek bana ters geliyor.</p>
<p>Pompacı kızın tavrı daha ilginç geldi. Böyle bir işte çalıştığına göre yüksek bir gelir seviyesine sahip değildi. Büyük bir ihtimalle asgari ücretle çalışıyordu. Cam silerek bahşişlerle biraz daha kazanabilirdi. Ama o bunu tercih etmiyordu. Acaba zor mu geliyordu, yoksa cam silmeyi onur kırıcı bir iş olarak mı görüyordu? Belki işe girerken patron ile öyle anlaşmıştı;  “Cam silmem bak, onu peşin söyleyeyim” deyip işe girmişti. Ya da patronun bu durumdan haberi yoktu.</p>
<p>Bu cam silmem tavrı sanki üniversal gibi. Örneğin,  Amerika’da deyimlere girmiş bir meseledir. 1960’lı yıllarda evlere temizliğe gelenler ve hizmetçilerden bazıları,    “Camları silmem” (I don’t do windows) derlermiş. Cam silmek uğraştırıcı, zor bir iş olarak görülürmüş. Sonra bu terim tüm iş kollarında da görülmeye başlamış. Yaptıkları işe bir sınır çizmek amacıyla çalışanların tekrarladığı bir terim olmuş.        </p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Pompacı kızın tavrı beni düşündürdü. Şu anda çalışmıyorum. Ama o yakıt istasyonunda pompacı olarak çalışıyor olsam acaba ben de cam silmem der miydim diye düşündüm; demezdim. Cam silmeyi onur kırıcı bulmazdım, zevkle silerdim. Düşünün çeşit çeşit markalar ve modeller önünüze geliyor, onlara dokunuyorsunuz ve onların camlarını siliyorsunuz. Sürücülerin önlerini daha rahat görmelerini, bu şekilde arabaları daha güvenli sürmelerini sağlıyorsunuz. Bir de üstüne para alıyorsunuz. Bir de bunun üstüne kişileri analiz etme fırsatınız oluyor. Bakalım bu sürücü bu cakalı duruşuna göre ne kadar bahşiş verecek? Acaba bu tip teşekkür edecek mi?</p>
<p>Çalıştığım işlerde iş tanımında yer alan bazı işleri yapmamak üzere anlaşmalar yapsaydım, acaba neleri çıkarırdım diye hayal ettim. Örneğin, insan kaynakları yöneticisi olarak çalıştığımda şöyle mi söyleseydim: “İş akitlerini feshetmem, onu baştan söyleyeyim”. Ya da öğretim üyesi olarak çalıştığımda “Sınav okumam, not vermem.”</p>
<p>Bunlar tabi birer fantezi. Yaşamda her şey bir paket olarak geliyor. Bir işe girdiğinizde o işin tüm boyutlarını görerek, bunu kabul ederek giriyorsunuz. Sevdiğiniz kısımları yapıp, sevmediklerinizi yapmama şansınız yok.</p>
<p>Düşünün bakalım, elinizde fırsatınız olsa çalıştığınız işte neleri yapmak istemezdiniz? Sizin de silmek istemediğiniz camlar var mı?</p>
<p>           </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siz-hangi-camlari-silmiyorsunuz-83597</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Siz hangi camları silmiyorsunuz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/carlik-duserken-83596</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çarlık düşerken</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çarlık Rusya’sının son yılları Amerikan Devrimi öncesinin son yıllarına benzetilebilir. Doğrudur, bağımsızlık öncesi Amerikan kolonilerinde Fransız-Kızılderili Savaşı yaşandı; Rusya ise Japonya ile savaştı. Ancak Rusya kaybederken koloniler savaşı kazandı. Doğrudur, Amerika’da kuzey kolonileri ticaret, manüfaktür ve deniz taşımacılığı gibi işlere yoğunlaşırken güney ağırlıklı olarak köle tarımına dayalıydı. Ancak dönemler tarihsel olarak farklıydı. Rusya’da serfliğin kaldırılmasıyla ABD’de köleliğin kaldırılması aşağı yukarı aynı tarihlere denk geldi. Sanayi devrimi tamamlanmış ve yerini bazen İkinci Sanayi devrimi denilen olguya bırakmıştı. Witte’yi öne çıkaran demiryolu yapımı Rusya için çok önemliydi ki 20-25 yıl öncesinde ABD için de çok önemli olmuştu. 1900 yılına gelindiğinde Rusya coğrafi olarak da sektörler itibariyle de eşitsiz biçimde ve kısmen –ama hızla- sanayileşiyordu.</p>
<p>Gümrük tarifeleriyle korunmaya çalışılan genç Rus sanayisi arlık tarafından Friedrich List’in 1841 tarihli “bebek endüstri” tezine uygun şekilde Avrupa emperyalizminin yıkıcı rekabetinden korunmaya çalışılıyordu. List’in gerçekte ne söylediği tartışmasından bağımsız olarak, ilginç biçimde, “kurucu babalardan” Hamilton’un 5 Aralık 1791 tarihinde Kongre’ye sunduğu “üçüncü raporda” yeni kurulan sanayilerin devlet tarafından korunması gerektiğinden ve bu amaçla uygulanacak korumacı tarifelerin niteliğinden bahsetmiş olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Witte korumacılığın dışında rubleyi altın standardına bağlamak ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını Rusya’ya çekmek amaçlarını da güdüyordu.</p>
<p>Bir nokta daha var. Çeşitli dönemlerde zayıf para birimlerini dönemin geçerli uluslararası altın standardına bağlayarak para birimine güven yaratmak hem bağımsızlık hem de ticaretin ve yatırımların –yabancı sermaye yatırımları dâhil- canlanması açılarından doğru bir karar olarak görülüyordu. Genellikle olumlu sonuç veren bu hamleyi Rusya tarihsel koşulların farklılığından dolayı oldukça geç bir tarihte Witte aracılığıyla düşünebildi. Oysa ABD’de Alexander Hamilton’un Hazine Müsteşarı olduğu dönemde, tam olarak 2 Nisan 1792’de George Washington’un desteğiyle Kongre’ye kabul ettirdiği Coinage Act –veya Mint Act- değersiz bir para olan –aslında 13 kolonide ortak dolaşan bir dolardan bahsetmenin dahi güç olduğu bir zamanda- doları altın standardına bağlıyordu. Arada 105 yıl var çünkü Witte rubleyi altın standardına ancak Ocak 1897’de sokabilmişti.</p>
<p>Ancak Witte de Hamilton gibi inanılmaz ölçüde başarılı oldu. Rus proletaryası böyle doğabildi çünkü yabancı sermaye yatırımları 1880’de 80 milyon rubleden 1900’de 911 milyon rubleye yükseldi. Elbette yabancı sermaye yatırımlarının çoğu Witte’nin uzmanlık alanı olan demiryollarına yapıldı ki bu politikanın merkezinde Trans-Sibirya demiryolu bulunuyordu. Demiryolu yapımı ağır sanayi yatırımlarının olmazsa olmazı, ön hamlesiydi. Yabancı sermaye yatırımları sayesinde yoğunlaşmış bir işçi sınıfı oluşabildi. Bu olmasaydı arkaik bir tarım imparatorluğunda işçi hareketi ortaya çıkamazdı ve tabii Ekim Devrimi de olamazdı. Çar muhtemelen her durumda gidecekti ve zaten Şubat 1917 isyanı sonrası tahtı bırakmak zorunda bırakılmasının ne işçilerle ne Bolşeviklerle ilgisi vardı.</p>
<p>Ancak işler bu kadarla kalacaktı. Muhtemelen zorunlu toprak reformuyla ve 1918 sonrası Almanya benzeri bir parlamenter dönemle ilerleyecek olan Rusya’da sonra ne olurdu bilinmez. Belki İran’a benzeyecek, yani Çarlar gelip gidecek, meclis ve çar arasında onlarca yıl süren bir gelgit yaşanacaktı. Belki de bugün Hindistan benzeri bir coğrafyadan bahsedebilecektik çünkü nüfus iki katı ve çok daha fakir olacaktı. Hitler saldırmazdı diye düşünürsek bu böyle tabii çünkü Hitler 27 milyon Sovyet vatandaşını öldürdü ve nüfusta büyük kırılma yarattı. Ama SSCB olmasaydı herhalde Hitler de olmazdı veya kimse Hitler’e yol vermezdi. Öte yandan Stalin tarafından erken ölüme dolaylı veya doğrudan yollananların sayısı bunu yarısı kadardır. Elbette o da demografik fark yarattı. On yılda 41 milyon erken ölüm 175 milyonluk bir nüfusun bütün geleceğini, demografik projeksiyonunu değiştirir. Bir de bu var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/carlik-duserken-83596</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çarlık düşerken ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-ici-satis-karsisinda-ihracat-83595</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt içi satış karşısında ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kimisi der ki “<strong>İhracat bizim boyumuzu aşar.</strong>”</p>
<p>Öteki “<strong>Müşteri varsa gerisi kolay</strong>” diye mırıldanır.</p>
<p>Sizlere sorsam ne dersiniz?</p>
<p>Rivayet muhtelif amma sakın ve lütfen, ne olursunuz “<strong>Nasıl ihracatçı olunur?</strong>” hurafeleri ve saçmalıkları gündeme gelmesin.</p>
<p>Rastladığım ihracat eğitim programları arasında beni bunun kadar rahatsız eden ikinci bir başlık olmamıştır.</p>
<p>İş insanlarımızın ihracat yapabilmek için gerek duydukları önemli konuları anlatmak yerine, ne yazık ki laf salatası dolu içerikleri de seslendirenler olabiliyor.</p>
<p><strong>İhracata yönelmek isteyen</strong> veya düzensiz ve az olan ihracatlarını, düzenli hale getirmek ve arttırmak amacı taşıyan işletme <strong>sahipleri ve yöneticilerinin</strong> bir numaralı <strong>ihtiyacının</strong>, ihracat ile iç piyasada yaptıkları işlerin <strong>benzerlikleri ve farklılıklarının öğrenilmesi</strong> olduğunu biliyorum.</p>
<p>Danışmanlık verdiğim yüzlerce firmanın her birinde geçirdiğim süre en az beş altı ay arasında ve bazılarında yıllarca olunca, biliyorum diye gönül rahatlığı ile söyleyebiliyorum.</p>
<p><strong>İhracat ile iç piyasada iş yapmak arasında, hedef pazar belirleme ve operasyonel farklılıklar dışında neredeyse fark yoktur.</strong></p>
<p>“Olası müşteri bulma işi ne olacak?” derseniz, zaten siz bu işi yurt içinde de yapmıyorsanız, yarınınızdan ciddi boyutta şüphe ediyorum diyebilirim.</p>
<p><strong>İşletmeniz</strong>, iç piyasada <strong>şikâyet</strong> sayısı <strong>çok</strong> ve ürünleri <strong>kalite konusunda sıkıntılı</strong> bir firma ise <strong>ihracatın yanına yaklaşmayın</strong> derim.</p>
<p>Çünkü siz daha iç piyasada rüştünüzü ispat etmeden yurtdışına açılmaya çalışırsanız, başınızı ağrıtan olaylar, bütün bedeniniz saracak ağrılara dönüşüp, kriz yaratacaktır.</p>
<p>İç piyasada iyi yönetilemeyen bir işletmenin, ilave ve farklı çabalarla birlikte, dikkatle izlenmesi gereken işlemler gerektiren ihracat pazarlarında sıkıntı çekmesi kaçınılmazdır.</p>
<p><strong>Öyle ise nelere öncelik tanıyalım?</strong></p>
<p>Bence önceliği “ <strong>Hangi ürün veya ürünlerimizi ihracata verelim</strong> “ konusuna tanımalıyız…</p>
<p>Çünkü, müşteri memnuniyeti kazanmış, kalite sorunu en az seviyede, işletmemize para kazandıran bir ürünümüz yoksa bir durup düşünelim.</p>
<p>Böyle bir ürünümüz yoksa bile mevcut ürün yelpazemizden hangi birini bu seviyeye getirebiliriz diye düşünelim.</p>
<p>Hedef pazarlarımızı belirlerken, pazara sorun yaşamadan girebilmemiz ve kalıcı olabilmemiz için yapacağımız çalışmaların ana ekseninin, ihraç pazarlarına vereceğimiz bu ürünümüzün niteliklerinin olacağı tartışmasız bir konudur.</p>
<p><strong>O zaman soru şu olacaktır:</strong></p>
<p><strong>Ürünümüz ihracata hazır mı?</strong></p>
<p>Bunun cevabını verebilmek için de ya ürün gönlümüzde yatan pazara uygun mudur diye bakacağız ya da ürünümüze uygun Pazar bulmaya çalışacağız.</p>
<p><strong>İşletmelerimizin</strong> epeyce çoğunun <strong>yaptığı yanlış…</strong></p>
<p><strong>“ Ürünüm iç piyasada iyi satılıyor, dış pazarlarda da satılır…“</strong></p>
<p>Artık, aynı ürün için farklı pazarların farklı nitelikler aradığını bilmeyen kalmamıştır.</p>
<p>Ürünümüz için, hedef pazarların aradığı spesifik nitelikler ve diğer yasal veya teknik gereksinimleri belirlemekle kalmamalıyız.</p>
<p>Farklı pazarların gereksinimlerini de karşılaştırarak, pazar seçeneklerimizi artırmalıyız.</p>
<p>Sonuçta, ürünümüze en uygun olabileceğini düşündüğümüz pazar veya pazarları bir öncelik listesi ile sıralamalıyız.</p>
<p>Amma siz “<strong>Ben bugün satayım yarın olsun düşünürüz</strong>…” diyorsanız.</p>
<p>O zamana sizin <strong>ne derse ne de danışmana ihtiyacınız yok</strong>.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-ici-satis-karsisinda-ihracat-83595</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurtiçi satış karşısında ihracat ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-patinaj-83594</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniden patinaj</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2026’nın temasına ayak uyduruyoruz. Bu köşede daha önce konuşmadığımız ölçekte piyasa üzerine yazıp çizmeye devam ediyoruz. Zira koşullar ve gündem bunu gerektiriyor. Bu yıl, piyasa fiyatlamaları diğer her şeyin önünde seyrediyor. Onun da belirleyicisi malum; siyaset ve ağırlıklı jeopolitik.</p>
<p>Yılın ‘siyah kuğusu’ yeniden ağırlığını koymaya başladı. “Bitti mi, biter mi, biter gibi olur ama tam olarak da bitmez” dediğimiz çatışma süreci şimdilerde yeniden belirdi. ABD, Başkan Trump’ın Ankara ziyaretinden bu yana İran’ı, İran da bölge ülkelerini vuruyor. İkisinin neticesinde emtia fiyatları petrol fiyatları önderliğinde yükseliyor, Brent’in vadelileri $90 civarında 1 ayın ardından yeniden işlem görüyor. Doğal bir sonuç olarak da diğer etkilenen gruplar, petrokimya, gübre gibi kalemlerde yüksek fiyatlamalar ve olası arz problemleri tartışılıyor. Fed Başkanı Warsh’un oyuna oldukça şahin ve bir o kadar da belirsizliği destekler şekilde dahil olmasının ardından tek ayın enflasyon verisi ile sönümlenen kaygılar, yeniden olası ilk faiz artırımına yönelik fiyatlamalar içerisine dahil olmaya çalışıyor. Gün sonunda ABD ve Güney Kore’de teknoloji sınıfları baskılanıyor, aşırı yüksek seviyelere ulaşan pozisyon karları realize ediliyor, risk algısı iki ileri bir geri şeklinde kendisine yön arıyor.</p>
<p>Global hisse senetleri ABD’yi dahil ettiğinizde 2 haftanın ardından ilk kez eksiye geçerken, çıkardığınızda ise ikinci haftayı da ekside geçiriyor. Yani, analizin temeli ve çıkış noktası, ölçümleme kısmında bir kez daha ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Tüm bu konuştuklarımız, vade ayrımı yapmaksızın önemli gelişmeler. Petrol, bugün $90, belki 1 hafta sonra yeniden $75 olacak. Kestirmek güç. Ancak, bizimle yaşamaya devam eden yegane şey, yüksek belirsizlik ve tahminlemede yaşanan güçlük. Bu da yatırım evreninin vadesinde kısalmaya, paranın çok daha yüksek şiddette ‘gir-çık’ eğilimi ile hareket etmesine ve kendisine 2010’lu yılların ilk evresindeki gibi “risk neredeyse getiri de oradadır” yaklaşımını benimsemesinden ziyade daha güvenli limanlara park ve son derece kısa süreli hareketler aramasına zemin hazırlıyor.</p>
<p>Nette Türkiye açısından da negatif başlıklardan söz ettiğimizi ekleyelim. Elbette gelişmekte olan ülkeler evreni ile paralel şekilde. Küresel enflasyon risklerini tehdit eden her türlü gelişme, reel faiz vermek zorunda olan dış finansman ihtiyacı yüksek ülkeler açısından problem unsuru olarak konumlanıyor. Türk para politikası Mayıs 2023’ten bu yana faizin yeniden doğru seviyelerde oluşturulmasına yönelik politika çerçevesi ile finansal istikrar ile fiyat istikrarını birlikte yürütmek üzerine kurgulanmış durumda. Hangi istikrar başlığının diğerine göre ağır bastığının yanıtı, dönemsel gelişmelere göre değişiyor. Gayet normal. Çünkü yakın geçmişteki politika farklılaşması kimi dengelerde dengesizlik yaratmış ve sonucunda yeniden optimum noktaya ulaşma süresini uzatmıştı. Şimdi bu denge arayışı sürecinde dış konjonktür bize ne kadar yardımcı oluyor sorusunun yanıtı kolay değil. Jeopolitik risklerdeki artış, ithal girdi maliyetleri üzerinden bizi etkiliyor ve bu da para ve maliye politikalarını zorluyor. TCMB kısmı biraz daha sıkılaşmak zorunda kalırken (haftalık repo ile AOFM arasındaki fark genişliyor), Maliye kısmı maliyetlerdeki artışın bir kısmını üstüne alarak borçlanma programını olabildiğince azaltmaya çalışıyor. Zorlanma kısmı da burada başlıyor. Tüm bunların bir çıktısı olarak da BIST’te işlem gören şirketlerin finansalları farklı diğer başlıkların da etkisiyle zorlanıyor ve alternatif getirilerdeki yüksek ağırlık nedeniyle performans olarak geride kalıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-patinaj-83594</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniden patinaj ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-urettigi-servet-kime-ait-83593</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekânın ürettiği servet kime ait?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Nvidia'nın piyasa değeri 2026'da 5 trilyon doları aştı. Yapay zekâ milyarderlerinin birleşik serveti 2,9 trilyon dolar seviyesinde; bu rakamla egemenlik ilan etseler dünyanın beşinci büyük ekonomisi olurlardı. OpenAI'nin yıllık geliri 13 milyar dolara dayandı; şirket henüz kârlı olmasa da değerlemesi 300 milyar doları geçiyor.</strong></p>
<p><em>Silikon Vadisi'nin yeni zenginleri ile dünyanın geri kalanı arasındaki gerilim, ekonomi tarihinin kritik tartışmalarından birine dönüşüyor.</em></p>
<p>Birkaç hafta önce ABD'de yayımlanan bir anket, teknoloji dünyasını derinden sarstı. Bağımsız araştırma şirketi Verasight'ın 1.690 yetişkinle yürüttüğü araştırmada katılımcıların yüzde 69'u şunu söyledi: OpenAI, Anthropic, Google DeepMind gibi büyük yapay zekâ şirketlerinin hisselerinin yarısı bir kamu egemenlik fonuna devredilmeli. Bu oran şaşırtıcı derecede yüksek bir oran. Ama asıl çarpıcı olan şu: Politikanın Senatör Bernie Sanders'la ilişkilendirildiği söylendiğinde dahi destek yalnızca yüzde 64'e düşüyor. Yani, anketi cevaplayanların ideolojik bir refleks gösterdiği düşünülmüyor. Yapay zekânın yarattığı servetin dağılımına dair köklü ve geniş tabanlı bir rahatsızlığın ifadesi.</p>
<p>Peki bu rahatsızlık nereden geliyor?</p>
<p>Yapay zekâ sektörünün yarattığı servet konsantrasyonu, ekonomi tarihinde eşi görülmemiş bir hıza ulaştı. Nvidia'nın piyasa değeri 2026'da 5 trilyon doları aştı. Yapay zekâ milyarderlerinin birleşik serveti 2,9 trilyon dolar seviyesinde; bu rakamla egemenlik ilan etseler dünyanın beşinci büyük ekonomisi olurlardı. OpenAI'nin yıllık geliri 13 milyar dolara dayandı; şirket henüz kârlı olmasa da değerlemesi 300 milyar doları geçiyor.</p>
<p>Bu serveti kimin ürettiğine baktığımızda ise şunu görüyoruz. Yapay zekâ modelleri, milyarlarca insanın yarattığı verilerle besleniyor: internet yazıları, kitaplar, müzikler, görseller, kodlar. SZA dahil pek çok sanatçı, yapıtlarının izin alınmadan eğitim veri kümelerine eklendiğini kamuoyu önünde dile getirdi. İşin diğer boyutuna gelirsek, Goldman Sachs'ın hesaplamalarına göre yapay zekâ önümüzdeki 10 yılda 15 milyon Amerikalının işini tehdit edecek. Teknoloji sektöründe 2026'da şimdiye kadar 166.000 işten çıkarma yaşandı; yıl sonuna kadar bu rakamın 312.000'e ulaşması bekleniyor.</p>
<p>Özet şu: Toplumun birikimiyle oluşturulmuş ve toplumun işini dönüştüren bir teknoloji, servetini son derece dar bir çevrede biriktiriyor.</p>
<p><strong>Norveç modeli mi, yoksa </strong><strong>başka bir şey mi?</strong></p>
<p>Senator Sanders'ın önerdiği Amerikan Yapay Zekâ Egemen Varlık Fonu Yasası (American AI Sovereign Wealth Fund Act), bu çelişkiye bir çözüm arıyor. Yasa, en büyük yapay zekâ şirketlerinin hisselerinin yüzde 50'sini kamuya devrederek 7 trilyon dolarlık bir kamu fonu oluşturmayı hedefliyor. Model olarak Norveç'in petrol gelirlerine dayanan egemenlik fonu gösteriliyor.</p>
<p>Fikir, ilk bakışta radikal görünebilir. Ancak düşünce tarihi açısından o kadar da yeni değil. "Evrensel Temel Sermaye" kavramını yıllardır tartışıyor: Emek geliri azaldıkça, sermaye sahipliğini tabana yaymak toplumsal istikrarın tek güvencesi haline gelir. Sorun, sermaye sahipliğinin kıtlıktan değil yapısal mekanizmalardan dolayı belirli ellerde yoğunlaşmasıdır.</p>
<p>Tabii bu yasa önerisine yoğun eleştiriler de var: "AI destekli bir egemenlik fonu tehlikelidir" diyenler, siyasi motivasyonlu müdahalelerin inovasyon dinamiklerini bozabileceğini, zorunlu hisse devrine dayalı politikanın uluslararası yatırımları kaçırabileceğini öne sürüyor. Meşru itirazlar. Ne var ki mevcut seyrin de bedelsiz olmadığı açık.</p>
<p><strong>Küresel boyut: Fırsat uçurumu</strong></p>
<p>Bu tartışma salt Amerikan meselesi değil. BM'nin Cenevre'de düzenlediği Küresel Yapay Zekâ Yönetişimi Diyaloğu, sorunu uluslararası bir zemine taşıdı. IMF verilerine göre yapay zekânın ekonomik büyümeye katkısı, gelişmiş ekonomilerde düşük gelirli ülkelere kıyasla iki kattan fazla olacak. Bir başka deyişle yapay zekâ, ülkeler arasındaki uçurumu da derinleştiriyor.</p>
<p>Abu Dabi'nin MGX fonu Temmuz 2026'da 49 milyar dolarlık yapay zekâ yatırımını kapattı. Suudi Arabistan, BAE, Singapur gibi ülkelerin egemenlik fonları son 18 ayda 404 milyar dolar harcadı; bunun üçte biri yapay zekâya gitti. Güney yarım küre ise büyük ölçüde seyirci konumunda. Dijital altyapısı zayıf, nitelikli işgücü kıt ve veri egemenliği belirsiz. Yapay zekânın ekonomik kazanımları belirli ülkelere ve belirli şirketlere akarken, riskleri ve dönüşüm maliyetleri küresel ölçekte paylaşılıyor.</p>
<p>Tarih bize, diğer büyük dönüşümlerdekine benzer bir şekilde şunu gösteriyor: Dönüştürücü teknolojiler, dağılım meselesini geç çözerse toplumsal maliyetler katlanarak büyür. Sanayi Devrimi'nin ilk on yıllarında "önce büyüyelim, sonra paylaşırız" anlayışı; on yıllar süren sınıf çatışmalarını, işçi hareketlerini ve sosyal devlet arayışlarını beraberinde getirdi. Yapay zekâ devrimi bu döngüyü çok daha hızlı yaşıyor.</p>
<p>Amerikalıların yüzde 69'unun bir politikayı desteklemesi, o politikanın doğru olduğunu kanıtlamaz. Ama bu oranın ne anlama geldiğini ekonomistlerin ve politika yapıcıların ciddiye alması gerekir: Teknolojinin yarattığı değerin meşruiyeti sorgulanıyor ve mevcut dinamiklerin de bu değeri makul bir şekilde dağıtacağına dair inanç yüksek değil.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-urettigi-servet-kime-ait-83593</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekânın ürettiği servet kime ait? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sadece-trumpa-dayali-bir-dis-siyaset-olmaz-83592</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sadece Trump’a dayalı bir dış siyaset olmaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şu andaki tespitler, seçmen tercihlerinin pek de Trump’ın lehine gelişmediği merkezindedir. Bu durumda Trump’ın pozisyon değiştirmesi, seçmenin destekleyeceğini sandığı tutumlar benimsemesi hiç de şaşılacak bir olay olmayacaktır. Bu tutumların bir kısmı Türkiye’yi memnun edecek türden olmayabilir.</strong></p>
<p>Türk hükümeti kısa süre önce Ankara’da gerçekleşen NATO hükümet ve/veya devlet başkanları toplantısında Sayın Trump’ın katılmaya ilişkin beyanlarını ve Türkiye ile ilişkilerde sorun yaratan konuları çözeceğine dair vaatlerini Türk kamuoyuna güçlü biçimde aktarmaya devam ediyor. Hatırlanacağı gibi Trump, şayet Sayın Erdoğan’a derin bir saygı duymasa ve onu iyi bir arkadaşı olarak telakki etmese, belki de toplantıya katılmayacağını ifade etmiş, buna ek olarak Amerikan Kongresi’nin Türkiye’ye uyguladığı boykotları sona erdirmeyi vaat etmişti. Bu tür açıklamaları esas kabul eden Türkiye hükümeti ise bir yandan Amerikan başkanı ile iyi ilişkiler kurmanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamağa devam ederken, diğer yandan da Türkiye liderinin böyle bir ilişki kurmayı başardığına işaret ediyor.</p>
<p>Başka ülkeler ile ilişki kurulması söz konusu olduğu zaman, bir ülkenin diğer ülkenin kendisi ile iş birliği yapmaya hazır kurumları ile iş birliği yapması ve işini böyle yürütmeye çalışmasını anlayışla karşılamak gerekir. Şu sıralarda Amerikan siyasi sisteminde aralarında başkanın da yer aldığı yürütmenin bir bölümü dışında Türkiye’nin dostu bulunmuyor. Yürütme içinde hâlâ Irak’ta Türklerin ihanetine uğradıklarını düşünen bir dizi asker var. Yasamanın temsilcisi Kongre’de her ülkenin kurduğu dostluk grupları varken, Türkiye ile dostluk grubu kurmak bile bir mesele olmakta. Eskiden Rum ve Ermeni lobilerine karşı Musevi lobisi Türklerin yanında yer alırdı ama bu tür bilgiler çoktan tarihe karışmış bulunuyor. Anlaşıldığına göre, kuruluşu pek de eski olmayan Hint lobisi bile kategorik biçimde Türkiye karşıtı.</p>
<p><strong>Siyasa yapımında rol alan her türlü </strong><strong>kurumla temas etmek zorunlu</strong></p>
<p>Yine de, kim sizle iş birliği yapmak istiyorsa onunla çalışınız şeklinde özetleyeceğimiz genel kural, siyasa yapımında rolü olan diğer kurumların tamamen görmezden gelinmesi ve onlarla herhangi bir temas kurulmaması anlamına gelmemektedir. Bir hükümetin başka bir ülkede dış siyasa yapımına katılan diğer tüm kurumlarla da irtibat halinde olması gereklidir.  Bu tür kurumların her zaman bilgiye ihtiyacı olabileceği gibi, bazı durumlarda rakip kurumların aşırı baskısı karşısında kendilerini sizin desteğinize muhtaç hissetmeleri de söz konusu olabilir. Kısacası, siyasa yapımında rol alan her türlü kurumla şu veya bu şekilde temas etmek zorunludur. Bu kurumların içinde müttefik olarak görebileceğiniz kaynaklar bulunuyorsa, tabii bu da ayrı bir mutluluk kaynağıdır.</p>
<p>Dış siyaset sorunlarına ilgi duyan toplulukların lobi olarak örgütlenmeleri de yaygın rastlanan bir olgudur. Ancak lobiciliğin her ortamda aynı anlayışla karşılandığını söylemek güçtür. Örnek vermek gerekirse, lobicilik Birleşik Devletler de siyasa yapımının olağan bir parçası olarak görülmekle birlikte, çoğu Avrupa ülkesinde iyi karşılanmamaktadır. Sözlerimizden Avrupa veya benzer diyarlarda lobilerin faaliyet göstermediği sonucu çıkarılmamalı, sadece lobilerin içinde bulundukları ortama bağlı olarak istediklerini elde etmek için farklı yollar izledikleri hatırlanmalıdır.</p>
<p>Olaya tarihi olarak yaklaşacak olursak, Türkiye’nin ülkeler arasındaki ilişkileri, devletler arasındaki ilişki olarak gördüğünü, buna karşılık son yıllarda, belki kendisinin de demokratik yönetimin tadını aldıktan sonra, dış siyasetin sadece yürütme tarafından yapılmadığını idrak ettiğini söylememiz mümkündür. Dış siyasetin daha ziyade yürütmeye ait bir faaliyet olarak görüldüğü demokratik ülkelerde, yine de yürütmenin yasama kurumuna egemen olan duyguları ve tercihleri görmezden gelerek hareket etmesi düşünülemez. Buna ek olarak, görevde kalmak ya da görevine devam etmek isteyen bir hükümetin seçmen tercihlerini tamamen görmezden gelmesinin mümkün olmadığı da açıktır. </p>
<p>Şu anda görevde bulunan Türkiye hükümeti, belki tamamen tek liderin egemenliğinde olması ve hükümetin diğer dallarının yürütmeye tabi kılınmış bulunması nedeniyle, yürütme başkanları arasındaki ilişkilerin önemine özellikle inanmaktadır.  Bu inanca bağlı olarak, diğer branşların siyasa yapımında önem taşımadığını, dolayısıyla onların ne düşündüğünün pek de önemli olduğunu düşünüyor olabilir.  Trump ile iyi ilişkiler içinde olmak da bu yaklaşımın tabii bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Eğer gerekiyorsa, Trump diğer branşları hizaya getirecektir. Aslında Trump çok duygusal bir kişiliğe sahip olması bir yana, doğru olduğunu düşünmediği davranışlar karşısında çok çabuk alınganlık da sergileyebilmektedir. Dolayısıyla, en yakınındakiler bile “doğru” davranmanın ne olduğunu kestirmekte güçlük çekmektedirler. Kısacası, Başkan Trump’la iyi geçinmek kolay olmadığı gibi, sadece muhatplarının kendi b aşlarına belirleyeceği bir tutum olmaktan uzaktır.</p>
<p><strong>Seçim baskısı Trump’ın </strong><strong>tutumunu değiştirebilir</strong></p>
<p>Karakter tahlilleri bir yana, Trump’ın siyaset alanında cereyan eden gelişmelere karşı tamamen kayıtsız kaldığını ileri sürmek mümkün değildir. Kasım ayında Birleşik Devletler de seçimler vardır, Temsilciler Meclisi’nin tümü, Senato’nun da üçte biri yenilenecektir. Şu andaki tespitler, seçmen tercihlerinin pek de Trump’ın lehine gelişmediği merkezindedir. Bu durumda Trump’ın pozisyon değiştirmesi, seçmenin destekleyeceğini sandığı tutumlar benimsemesi hiç de şaşılacak bir olay olmayacaktır. Bu tutumların bir kısmı Türkiye’yi memnun edecek türden olmayabilir. Bir örnek verecek olursak, Trump ülkemizi ziyaret ederken liderlerimize CAATSA kısıtlamalarını kaldırtacağını söylemiştir. Bilindiği gibi, bu kısıtlamaların konulması ve kaldırılması Kongre’ye ait bir yetkidir. Liderlerimiz Trump’ın söylediklerine inanmışlar. Buna karşılık Trump, ayrıldıktan sonra sözlerini değiştirmiş (bizim liderlerimiz öyle söylüyorlar) ve sadece böyle bir değişiklik yapılmasını düşündüğünü beyan etmiştir.</p>
<p><strong>Dış bağlantılarda </strong><strong>demokrasi açmazı</strong></p>
<p>Bir toplumun bir diğerini etkileyebilmesi için o toplumdaki mevcut grupların ve kuruluşların hedef ülkedeki benzerleriye bağlantılar kurması gerekmektedir. Tahmin edilebileceği gibi, böyle bir şeyin gerçekleşmesi için ülkedeki bir grubun başka bir ülkedeki grupla rahatça ilişki kurabilmesi, kendini herhangi bir biçimde kısıtlanmamış hissetmesi gerekmektedir. Ancak bu denklemin bozulması pek zor değildir. Eğer bir ülkedeki bir grup ülke dışındaki benzerleriyle ilişki kurmakta kendini kısıtlanmış hissediyorsa, ya da daha vahim olarak, dış bağlantıyı kendi ülkesinde demokrasinin ilerlemesi için bir araç olarak görüyor ve dış dünyadan böyle taleplerde bulunuyorsa denklem bozulur. Kanımca, Türk kuruluşlarının Amerika’daki benzerleriyle ilişki kurmasında sözünü ettiğim bu sıkıntılar devreye girmektedir. Aynı sorun başını Avrupa ülkelerinin çektiği diğer demokrasiler için de geçerlidir. Çoğu Türk örgütü, ülke dışındaki benzerleriyle ya ilişkiden kaçınmakta, ya da onları Türkiye’de demokrasinin genişlemesi için birlikte gayret göstermeye davet etmektedir. </p>
<p>Sizlerin de gördüğü gibi, anlatılan hikaye herhangi bir ülkenin dış ilişkilerini değerlendirmemizde bize yardımcı olacaktır. Ancak şu sıralarda Türkiye’yi ilgilendiren kısım Türk hükümetinin Trump ile iyi geçinmeyi Amerika ile iyi geçinmenin temel taşı yapmasıyla ilgilidir. Bu siyasetin sürdürülebilirliği onun görevde kalması ve düşüncesini değiştirmemesi ile kaimdir. Sizce bu yaklaşım doğru mu dur?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sadece-trumpa-dayali-bir-dis-siyaset-olmaz-83592</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/2/1280x720/54-1784611360.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sadece Trump’a dayalı bir dış siyaset olmaz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-destekleri-83591</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi destekleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sanayi destekleri küresel piyasaları önemli ölçüde şekillendiriyor. “2005-2023 arasında büyüyen şirketlerin küresel piyasa paylarındaki artışın yaklaşık yüzde 22’si bu desteklerle açıklanabilir” diyor OECD raporu. Bu oranın Çin şirketleri için yüzde 60 olduğu hesaplanıyor.</strong></p>
<p>Haziranda OECD ‘sanayi desteklerinin sihirli veri tabanı’ başlığını taşıyan bir rapor yayımladı. Rapor, 2005-2024 döneminde ülkelerin sanayilerine ne tür destekler verdiklerine odaklanıyor. Üç çeşit sanayi desteğini dikkate alıyor: Devlet hibeleri, şirket vergi oranlarında indirim ve piyasa faizinin altında borçlanma faizleri. Rapor 15 sektörü kapsıyor: Savunma ve havacılık, çelik, alüminyum, çimento ve diğer inşaat malzemeleri, kimyasallar, gübre, cam ve seramik, ağır makine, yarı iletkenler, gemi yapımı, güneş enerjisi sistemleri, haberleşme, rüzgâr türbinleri ile demiryolu taşıtları ve sinyal sistemleri. Raporun ana bulguları şöyle:</p>
<p><strong>Çinli şirketler, diğer ülkelerdeki </strong><strong>şirketlerden daha fazla destek alıyor</strong></p>
<p>Birincisi, küresel krizden bu yana ülkelerin verdiği destek 2024’te zirveye ulaşmış. Bu değer, OECD, şirketlerin satış hasılalarının yüzde 1,3’ü kadar. İkincisi, Çinli şirketler diğer ülkelerdeki şirketlere kıyasla daha fazla destek alıyorlar. 2005-2024 döneminde OECD ülkelerindeki şirketlere kıyasla 3-8 kat daha fazla destek almışlar –ki bunun muhafazakâr bir tahmin olduğunu belirtiyor rapor. Üçüncüsü, yenilenebilir enerji makineleri, yarı iletkenler ve ağır sanayi (alüminyum, çelik ve gemi yapımı) sektörlerinin diğerlerine kıyasla daha fazla destek aldıkları saptaması var. Kamu teşebbüsleri hem destek alan hem de veren olarak özel bir rol oynuyorlar.</p>
<p>Dördüncüsü, sanayi destekleri küresel piyasaları önemli ölçüde şekillendiriyor. “2005-2023 arasında büyüyen şirketlerin küresel piyasa paylarındaki artışın yaklaşık yüzde 22’si bu desteklerle açıklanabilir” diyor rapor. Bu oranın Çin şirketleri için yüzde 60 olduğu hesaplanıyor. Beşincisi, düşük faizli borçlanma desteği daha çok ekonomi resesyona girdiğinde ve/veya bir sektör zor duruma düştüğünde devreye giriyor. İki çok bilinen örnek: ABD’nin 2009’da araç sektörüne ve Çin’in 2015-16’da ağır sanayi sektörüne yönelik uygulamaları.</p>
<p>Altıncısı, destek tipleri ülkelere göre farklılık gösteriyor. ABD, Kore ve Japonya’da destekler ağırlıklı olarak vergi indirimleri şeklinde. Bu indirimler özellikle araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile fiziki yatırımlar için geçerli oluyor. Buna karşılık Avrupa’daki şirketler ağırlıklı olarak devlet hibelerinden bir ölçüde de düşük faizli kredilerden yararlanıyorlar. Buna karşılık, Çin’de ağırlık düşük faizli kredilerde. Bunun hayata geçmesindeki temel neden olarak Çin finans sektörünün kamu ağırlıklı yapısına vurgu yapıyor rapor.</p>
<p><strong>Teknoloji şirketleri, hisse ihracı </strong><strong>ile yatırımları finanse ediyor</strong></p>
<p>Yedincisi, ağır sanayi sektörlerindeki şirketler ağırlıklı olarak düşük faizli kredilerden yararlanıyorlar. Kredi ağırlıklı finansman nedeniyle bilançolarında borç çok fazla ve bu nedenle şirketlerin kredi notları diğerlerine kıyasla daha düşük. Buna karşılık, yarı iletkenler ve haberleşme sistemleri sektörleri gibi teknoloji yoğun sektörler daha çok vergi indirimlerinden yararlanıyorlar. Bunlar diğerlerine göre daha çok araştırma ve geliştirme yapan sektörler. Bunun arkasındaki temel nedenin devletin üretilen teknolojinin stratejik sektörlere de yayılması isteği olduğu belirtiliyor.  Bu sektörlerde düşük faizli kredi kullanımı ağır basmıyor; zira daha çok hisse ihracı ile yatırımlarını finanse ediyorlar. Bazı devletler bu şirketlere hisse alarak destek veriyorlar.</p>
<p>Bu rapora Çin’in CF40 Başkanı’nın iki ayrı mecrada itirazı yayımlandı. Kısa olanı Project Syndicate’de, uzunu ise CF40’ın internet sayfasında. Perşembe PPK toplantısına ilişkin yazacağım. Önemli itirazı ize salı günü ele alacağım. Önemli, çünkü Çin’deki gelişmeye sadece destek merceğinden bakmanın doğru bir bakış olmayacağını vurguluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-destekleri-83591</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi destekleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anayasa-degisikligi-yari-baskanligi-icerir-mi-83590</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anayasa değişikliği yarı başkanlığı içerir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AK Parti cephesinden gelen bilgiler, hem parlamentoyu yeniden oyuna sokacak hem de iktidarın iktidar kalmasını sağlayacak değişikliklerin hararetle tartışıldığı yönünde. Yarı başkanlık sistemi ile parlamentoyu güçlendirmek ve bu parlamento içinde çoğunluğa sahip olabilmek için dar bölge seçim sistemine geçmek tartışma başlıklarından biri.</strong></p>
<p>Gündem ağırlıkla CHP’li belediye başkanlarına yönelik “yolsuzluk” operasyonlarıyla, Özgür Özel’in “Yeni Parti”yi ne zaman kuracağına dönük yorumlarla, eylül ayında gündeme geleceği iddia edilen milletvekili tutuklamaları ile dolu…</p>
<p>O tartışmalara, yorumlara, değerlendirmelere de geliriz, fakat gözümüzü bir de iktidar tarafına çevirmekte fayda var…</p>
<p>Malum AK Parti kanadında yeni anayasaya ilişkin hazırlıkların tamamlandığı, hatta konunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da sunulduğu haberleri kamuoyuna yansıdı…</p>
<p>İktidar kanadından henüz detaylı bir açıklama gelmedi ama Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kaç konuşmasında bu konuya değindi.</p>
<p>Hatırlayacaksınız, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de geçen yıl yaptığı bir değerlendirmede, “Darbeler anayasası terk edilmeli” demiş ve siyasi partiler kanunu ve seçim sisteminin gözden geçirilmesi gerektiğini söylemişti.</p>
<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı da birkaç gün önce yaptığı konuşmada mevcut Anayasa’nın yamalı bohçaya dönüştüğünü vurgulayarak, “Bütün bu değişikliklerle birlikte anayasa yamalı bohçaya dönüşmüş. Olması gereken kurumlar var, kurallar var, yer almamış. Olmaması gerekenler var, yer almış; bunların örnekleri var. Dolayısıyla bu millet baştan sona yepyeni bir anayasa yapma hakkını artık kullanmalıdır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İktidar kanadında </strong><strong>yeni sistem arayışı</strong></p>
<p>Dönelim konuya…</p>
<p>AK Parti cephesinden gelen bilgiler, hem parlamentoyu yeniden oyuna sokacak hem de iktidarın iktidar kalmasını sağlayacak değişikliklerin hararetle tartışıldığı yönünde.</p>
<p>Yarı başkanlık sistemi ile parlamentoyu güçlendirmek ve bu parlamento içinde çoğunluğa sahip olabilmek için dar bölge seçim sistemine geçmek tartışma başlıklarından biri.</p>
<p>Ya da şöyle düşünelim, eğer söylendiği gibi AK Parti genel başkanlığı aile içinde el değiştirecekse, böyle bir yapı yeni genel başkana ve partiye avantaj sağlar mı?</p>
<p>Düşünülen / tartışılan değişiklikler yapılabilir mi?</p>
<p>Olur mu?</p>
<p>Bilemem…</p>
<p><strong>Parlamenter sisteme </strong><strong>dönüş ihtimali masada mı?</strong></p>
<p>Ama mesela Kısa Dalga’da Sedat Bozkurt şöyle yazdı:</p>
<p>“Önemli sivil toplum kuruluşlarından biri olan Türk Demokrasi Vakfı yönetimi bir süre önce Erdoğan’ı Külliye ’de ziyaret etti. Vakfın yönetiminde AKP Antalya Milletvekili Serap Yazıcı Özbudun da var. Yazıcı hem misafir hem de ev sahibiydi yani. Konu cumhurbaşkanlığı ve parlamenter sistem kıyasına gelince Yazıcı, doktora tezinin parlamenter sistem olduğunu hatırlatır ve ‘Başından beri ben parlamenter sistemi savunageldim, bugün de aynı noktadayım. Bir yolunu bulsak da tekrar parlamenter sisteme dönebilsek’ dedi ve ekledi; ‘Anayasa’ya geçici bir madde koysak ve siz kaydı hayat şartıyla cumhurbaşkanı kalsanız?’</p>
<p>Heyet de Erdoğan da şaşırdı doğal olarak. Ama hemen devreye giren Erdoğan, Serap Yazıcı’ya dönerek, ‘bunları sonra konuşuruz’ dedi ve konuyu hemen kestirip attı. Burada Yazıcı’nın bir anayasa hukuku profesörü olarak bunu söylemesinin arkasında ne olduğunu doğal olarak merak etmemek elde değil. Demokrasi açısından parlamenter sistemi Erdoğan’ın karşısında sıkı bir biçimde savunduktan sonra bu önerisinin mantıklı bir gerekçesi vardır sanırım.</p>
<p>Ama burada asıl haber değeri olan konu Erdoğan’ın, ‘parlamenter sisteme geçilmeli’ önerisine cepheden ve kararlı bir biçimde karşı çıkmak yerine ‘bunu sonra konuşuruz’ demesi. Artık, parlamenter sisteme dönme meselesi Erdoğan açısından da konuşulabilir bir mesele haline gelmiş demek ki.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anayasa-degisikligi-yari-baskanligi-icerir-mi-83590</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anayasa değişikliği yarı başkanlığı içerir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabancilar-2022-sonrasi-hizli-kar-artisini-neye-borclular-83589</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancılar 2022 sonrası hızlı kâr artışını neye borçlular?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2025 yılında doğrudan yatırım ve sıcak para olarak yabancıların getirdiği kaynak miktarı 28,1 milyar dolar oldu. Buna karşın yabancıların kâr transferi olarak yurtdışına çıkardıkları kaynak miktarı 32,61 milyar doları buldu. Yani yabancılar doğrudan yatırım ve sıcak para olarak getirdikleri kaynağın yüzde 16 daha fazlasını kâr transferiyle çıkardılar.</strong></p>
<p>Ödemeler dengesi yabancı sermaye hareketlerinin son dönemde iyice öne çıkan bir stratejisi var: Vur-kaç taktiğiyle kârına kâr katmak.</p>
<p>Yabancı sıcak para aslında enflasyon, büyüme, işsizlik gibi ekonominin temel sorunlarından çok, kur ve faiz makasıyla ilgileniyor. Ona, kurlar kontrol altında tutulurken kur artışının üstünde bir faiz kazancı fırsatı sunuluyorsa enflasyonun ne kadar olduğuna pek bakmıyor. Buna bağlı olarak kurlarda artışın hızlanabileceğini sezdiği anda hızla çıkıp kârını hesabına yazıyor. Durumun sakinleştiğini, kur artışına göre faiz kazancının yüksek olacağını gördüğü zaman da hızla geri geliyor. Sıcak para bu vur-kaç taktiğiyle hem çıkarken hem de girerken kazanma fırsatı elde ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5f01933191e-1784611219.png" alt="" width="654" height="379" /><strong>Dış kredi borçlanmasının </strong><strong>maliyeti yüksek oluyor</strong></p>
<p>Bu oynaklık ekonominin kırılganlığının kalıcı olmasına yol açarken, oynaklığı dengelemek için dış kredi borçlanmasına yüklenme sonucu doğuruyor. Bunun da maliyeti yüksek oluyor.</p>
<p>Bu çarpık durumun sonuçlarını 2023 yılından itibaren çok daha belirgin ve yakıcı bir şekilde hissetmeye başladık. Bunu sayfadaki grafikte yabancıların kâr transferi çizgisinin 2022 yılından sonra dikleşen eğiliminde net bir şekilde görüyoruz.</p>
<p>2025 yılında yabancıların gerçekleştirdikleri kâr transferinin miktarı, aynı yıl içinde doğrudan yatırım ve sıcak para olarak getirdikleri sermaye miktarını aştı. 2025 yılında doğrudan yatırım ve sıcak para olarak yabancıların getirdiği kaynak miktarı 28,1 milyar dolar oldu. Buna karşın yabancıların kâr transferi olarak yurtdışına çıkardıkları kaynak miktarı 32,61 milyar doları buldu. Yani yabancılar doğrudan yatırım ve sıcak para olarak getirdikleri kaynağın yüzde 16 daha fazlasını kâr transferiyle çıkardılar.</p>
<p>Böyle bir durum daha önce 1990’lardaki ve 2001’deki ekonomik kriz dönemlerinde ortaya çıkmıştı. Bu durum, ekonominin kırılganlığının iyice arttığı dönemlerde sıcak paranın gönlünü hoş tutmak için daha fazla tavizler verilmesinin bir ürünü.</p>
<p>Yabancı doğrudan yatırım miktarı ile yabancıların kâr transferi miktarının birbirine yaklaştığı diğer dönemler de 2009 ve 2018 gibi yine ekonomik kriz dönemleri oldu. 2025 yılının fotoğrafı, bu açıdan 2009 ve 2018’den daha ağır bir duruma işaret ediyor.</p>
<p>Grafik, Türkiye’ye yabancı sermaye girişinin ne kadar oynak ve aşırı dalgalı olduğunu da sergiliyor. Bu durum hem ekonomideki kırılganlığın bir sonucu, hem de bu kırılganlığı artıran ve kalıcı kılan bir faktör.</p>
<p>Grafik yabancı sermaye girişlerinin global ekonomik ve finansal gelişmelerin yanısıra Türkiye’deki siyasi gelişmelerden aşırı ölçüde etkilendiğini de yansıtıyor. Yabancı sermaye girişi, Erdoğan yönetiminin 2001 IMF programını uyguladığı dönemde artarken, sonrasında azalıyor ve 2008-2009 krizi ile dip yapıyor. Sonra global para genişlemesi ile hızla artıyor. Gezi olayları sonrasında Türkiye’de yaşanan siyasi kırılganlıklarla tekrar inişe geçiyor ve 2015’e kadar sert bir iniş yaşanıyor. 2015 sonrasında yabancı sermaye girişi kâr transferindeki artışa paralel bir artış eğilimi gösteriyor.</p>
<p><strong>Siyasi belirsizlik kâr </strong><strong>transferini hızlandırdı</strong></p>
<p>2023 ve sonrası kâr transferinin hızla artmaya başlaması ise 2023 seçimleri öncesinde izlenen ekonomi politikasının duvara dayanmasıyla Erdoğan yönetiminin nas politikasından yüksek faiz politikasına geçmesiyle sıcak paraya yeni fırsatlar sunulmasının bir sonucu. Bu eğilimin daha sonra iyice hızlanması ise Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve CHP’ye yönelik siyasi operasyonlarla ortaya çıkan siyasi ortamın bir ürünü.</p>
<p>Özetle yabancılar vur-kaç taktiğiyle bu kadar güzel kârlar elde edebilmelerini ekonomideki süregiden kırılganlıkların yanında iç siyasetteki uygulamalara da borçlular.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabancilar-2022-sonrasi-hizli-kar-artisini-neye-borclular-83589</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancılar 2022 sonrası hızlı kâr artışını neye borçlular? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sektorelbolgesel-asgari-ucret-care-mi-83588</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sektörel&amp;bölgesel asgari ücret çare mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gizli amaç; asgari ücreti düşürme aracı mı üretmektir? MÜSİAD’ın ısrarı her ne kadar satın alma gücünü arttırmak üzerine olsa da çözdüğünden daha fazla sorun üreteceği kesin bir çalışma bu.</strong></p>
<p><strong>MÜSİAD</strong>’ın periyodik olarak gündemde tuttuğu <strong>sektörel ve bölgesel asgari ücret</strong> konusunda hazırlıklar yürütülüyor. Önerinin savunduğu; “<em>çalışanların satın alma gücünün korunması ile üretimin ve istihdamın sürdürülebilir şekilde desteklenmesi…</em>” Akla yakın(<strong>!</strong>) ve mantıklı(<strong>!</strong>) görünüyor değil mi?</p>
<p>Ancak bizim bu alanda <strong>tecrübemiz</strong> var. <strong>1951-1974</strong> arası <strong>bölgesel asgari ücreti uyguladık</strong>, yaşadığımız sorunlar yüzünden <strong>terk ettik</strong>, ulusal asgari ücrete döndük. Biliyoruz ki <strong>üniter devletlerin çoğunda</strong> (<em>AB misal</em>) ulusal düzeydedir de <strong>eyaleti sitemi</strong> olan <strong>ABD,</strong> <strong>Kanada</strong>, <strong>Çin</strong> gibi ülkelerde dahi sorunlar üretir.</p>
<p><strong>ZATEN BOZUK OLAN GELİR DAĞILIMINI DAHA DA BOZACAK</strong></p>
<p>Öncelikle <strong>coğrafi temelli</strong> ücret ayrımı, <strong>eşitlik ilkesine</strong> aykırıdır, <strong>hukuki</strong> ve <strong>anayasal</strong> tartışmalar üretir. Asgari ücretin özü; “<strong>en düşük ücret</strong>” olmasıdır, bölgesel uygulama bu tanımı bozar ve <strong>bazı bölgelerde daha düşük ücret,</strong> bir düzey oluşturmasını sağlar. <strong>Kayıt dışı istihdamı</strong> teşvik eder <strong>vergi kaybı</strong> üretir.</p>
<p><strong>Düşük yaşam maliyetli bölgelerde</strong> asgari ücret daha düşük belirlenirse, o bölgelerdeki <strong>yoksulluk</strong> ve <strong>gelişmişlik farkı</strong> artar. Zengin bölgeler (<em>İstanbul, Ankara</em> vb.) daha yüksek ücret alırken, az gelişmiş bölgeler <strong>daha da geride</strong> kalır. Bu da zaten bozuk olan <strong>gelir dağılımı adaletsizliğini</strong> çok daha büyütür.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Sektörel&amp;coğrafi ücret farkına dair…</strong></span></p>
<p><strong>Yoğun göç ve büyük şehir sorunları?</strong></p>
<p>Düşük ücretli bölgelerden <strong>yüksek ücretli metropollere</strong> (özellikle İstanbul’a) göç artışı beklenir. Bu durum, <strong>konut fiyatlarını</strong> ve <strong>kiraları</strong> daha da yükseltir; <strong>trafik</strong>, <strong>altyapı</strong>, <strong>eğitim</strong>, <strong>sağlık</strong> hizmetine yüktür.</p>
<p><strong>İdari ve uygulama zorlukları nelerdir?</strong></p>
<p><strong>Bölgeleri nasıl tanımlayacaksınız</strong>? İller mi, il içindeki <strong>semtler</strong> mi? Aynı il içinde bile yaşam maliyeti çok farklıdır (İstanbul’da <strong>Şişli</strong> ile <strong>Sultanbeyli</strong>, Ankara’da <strong>Çankaya</strong> ile <strong>Sincan</strong>). Sınıflı toplum üretebilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İŞVERENLER TAŞINIRSA DENGESİZ KALKINMA HORTLAYABİLİR</strong></p>
<p>İşverenler maliyetleri düşürmek için <strong>üretimlerini düşük ücretli bölgelere</strong> taşıyabilir. Bu da yüksek ücretli bölgelerde <strong>istihdam kaybına</strong>, düşük ücretli bölgelerde ise <strong>düşük katma değerli işlerin yoğunlaşmasına</strong> yol açar. <strong>SGK prim yükünde</strong> fark doğar. Kaldı ki <strong>hangi bölge daha az gelişmiş sayılacak</strong>?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SEKTÖREL ÜCRET FARKI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İşgücü hareketliliği</strong>: Daha fazla ücret ödeyen sektörlere doğru akım, diğerlerini istihdamsız bırakabilir</p>
<p><strong>İşçisi pahalı sektör</strong>: Katma değer mi, yoksa ciro, ihracat ve kârlılık mı pahalı istihdamı belirleyecek?</p>
<p><strong>Bölgesel farklılık</strong>: Aynı bölgedeki doğal, çevre ve kaynaklar, binlerce farklı bölge tanımayacaktır</p>
<p><strong>Hukuki sorunlar</strong>: Eşitlik, liyakat gibi farklılıklar, çalışan sözleşmelerinde adaleti zedeleyebilecektir</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sektorelbolgesel-asgari-ucret-care-mi-83588</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sektörel&amp;bölgesel asgari ücret çare mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-tahmini-yukari-buyume-asagi-83587</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon tahmini yukarı, büyüme aşağı…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası’nın piyasa katılımcıları olarak bilinen ağırlıkla finans kesimi temsilcilerini kapsayacak şekilde yaptığı anket, bu yıl aylar itibarıyla enflasyon ve cari açık tahminlerinin neredeyse sürekli yukarı gittiğini, buna karşılık büyümeye ilişkin tahminin ise belirgin bir şekilde gerileme eğiliminde olduğunu gösteriyor. Ancak cari açık revizyonunun özel bir nedeni var, yazımın son bölümünde onu açıklıyorum.</p>
<p>Bu yıla ilişkin dolar kuru tahmininde aydan aya çok belirgin bir artış yok ama 2027’ye dönük tahminde çok daha hızlı bir tahmin değişimi olduğu da dikkati çekiyor.</p>
<p>Merkez Bankası bu anketi çok az sayıda katılımcıyla yapıyor. Örneğin temmuz ayı anketine 50’si finans sektöründen, 15’i de reel sektörden olmak üzere toplam 65 kişi katıldı. Bu ankete verilen yanıtların, Merkez Bankası’nın reel sektör ve hanehalkını kapsayacak şekilde yaptığı anketlere göre çok daha iyimser bir tablo sergilediğini de vurgulamak gerekiyor.</p>
<h2>TCMB’den daha az kötümserler</h2>
<p>Piyasa katılımcıları bu yıla ilişkin enflasyon tahminlerini revize ederken Merkez Bankası’ndan daha az kötümser olduklarını ortaya koydu.</p>
<p>Merkez Bankası 2026 enflasyonunu yüzde 16 olarak öngörüyordu, daha sonra bu oran yüzde 24’e revize edildi. Yani 8 puanlık bir revizyon söz konusu.</p>
<p>Piyasa katılımcıları ise ocak ayında yüzde 23,23 olan tahminlerini yüzde 29,21’e çıkardı. Revizyon 6 puan bile değil.</p>
<p>Ama yine de düzey olarak Merkez Bankası’nın hem hedef, hem tahmininin üstünde bulunulduğu ortada. Bu yıl için piyasa katılımcılarının dile getirdiği yüzde 29,21 ile Merkez Bankası’nın hedef ve tahmini arasında 5 ve 3 puanlık bir fark var. Ama sonraki yıllardaki tahminlerde fark çok daha büyük.</p>
<p>Merkez Bankası’nın son güncellemesine göre 2027 yılı enflasyon hedefi yüzde 15. Oysa piyasa katılımcılarının tahmini yüzde 21,47 düzeyinde. Arada neredeyse yüzde 50’ye yakın fark var.</p>
<p>Piyasa katılımcılarının iki yıl ve beş yıl sonrası için dile getirdikleri tahmin de Merkez Bankası’nın öngördüğü oranların çok çok uzağında.</p>
<p>Piyasa katılımcıları Türkiye’nin beş yıl sonra bile, yani ta 2031’de bile tek haneli enflasyona inemeyeceği görüşünde.</p>
<p>Piyasa katılımcıları bu görüşteyse varın siz diğer kesimlerin; reel sektörün ve hanehalkının ne beklediğini düşünün!</p>
<h2>Temmuz tahmini yüzde 1,68</h2>
<p>Merkez Bankası’nın anketine yanıt veren katılımcılar bu ayın enflasyonunu yüzde 1,68 olarak tahmin etti.*** Piyasa katılımcılarının tahminleri ile gerçekleşen oran arasında tabii ki bir miktar fark oluyor. Piyasa katılımcılarının bu yılki aylık tahminleri şöyle: (Parantez içindeki oranlar TÜİK’in açıkladığı TÜFE artışı.)</p>
<p><strong>“Ocak yüzde 3,76 (4,84), şubat yüzde 2,54 (2,96), mart yüzde 2,18 (1,94), nisan yüzde 2,93 (4,18), mayıs yüzde 1,89 (1,71), haziran yüzde 1,36 (0,99).”</strong></p>
<p>İlk altı aydaki enflasyon TÜİK’e göre yüzde 17,76 oldu. Piyasa katılımcılarının tahmini ise yüzde 15,57’de kaldı. Dedim ya, piyasa katılımcıları biraz iyimser…</p>
<h2>Faizde sınırlı düşüş </h2>
<p>Ankete katılanlar perşembe günü yapılacak PPK toplantısında faizin değişmeyeceği görüşünde. Ancak eylül ayında yapılacak toplantıda yüzde 37 düzeyindeki politika faizinin yüzde 36,55’e ineceği tahmin ediliyor.</p>
<p>Faizin ekim ayında yüzde 35,73’e indirileceğini tahmin eden piyasa katılımcıları aralık ayında yapılacak PPK toplantısı içinse yüzde 34,70 düzeyinde bir faiz tahmininde bulundu.</p>
<p>Yani halen yüzde 37 olan ama fiilen uygulanmayan faizin yıl sonuna kadar 2 puan kadar aşağı çekileceği beklentisi var. Bu ankette küsuratlı oranlar çıkması ortalama alınmasından kaynaklanıyor, yoksa Merkez Bankası faizi indirse bile tabii ki böyle düzeyler belirlemeyecektir.</p>
<p>Faizin yıl sonunda 35 dolayına ineceği bekleniyor ama fiilen uygulanan faiz acaba kaç olacak? Fiili faizin 35’e inmesi pek olabilecek gibi görünmüyor. Bir kere böyle bir tahmin, yüzde 29’un üstünde beklenen enflasyonla pek uyuşmaz.</p>
<h2>Cari açık makul görünüyor </h2>
<p>Piyasa katılımcılarının başlıca tahminleri arasında ocak ayından temmuza kadarki dönemde en belirgin değişikliğin cari açıkla ilgili olarak yaşandığı ortada. Ama bu değişiklik gayet normal ve gerçek anlamda bir tahmin revizyonuna işaret etmiyor.</p>
<p>Bir kere ilk iki ayda yapılan cari açık tahminlerinin hiçbir anlamı yoktu. Çünkü Merkez Bankası mart ayının ortasında 2025 ve önceki birkaç yılın verisini revize etti. Bu çerçevede 2025 yılı açığı 25 milyar dolardan 30 milyar dolara çıkarıldı. Dolayısıyla ocak ve şubatta, hatta martta dile getirilen tahminlerin bir önemi bulunmuyor.</p>
<p>Cari açık tahmini nisanla birlikte 44 milyar dolara çıkarıldı ve bunda tabii ki savaşın da etkisi var. Son tahmin 49 milyar dolar.</p>
<p>İlk beş ayda 30, mayıs sonunda 37 milyar dolar olan açığa göre yılın tümü için 49 milyar dolarlık tahmin biraz iyimser gibi görünse de bu düzey çok fazla aşılmayabilir. Gidişatı tabii ki büyük ölçüde savaş ve enerji fiyatları belirleyecek.</p>
<h2>Büyümede 1 puana yakın revizyon</h2>
<p>Büyüme tahmini ise belirgin olarak aşağı çekiliyor. Ocak ve şubatta yüzde 3,9 dolayında olan büyüme tahmini, her ay düzenli olarak aşağı çekilerek temmuzda yüzde 3,12’ye indirildi.</p>
<p>Türkiye geçen yıl yüzde 3,6 büyümüş, bu yılın büyüme hedefi ise yüzde 3,8 olarak belirlenmişti. Ancak savaş, savaşın yol açtığı dış pazar daralması, yine savaşın etkisiyle faiz artırımına gidilmesi büyümenin revize edilmesini kaçınılmaz hale getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5ef9740b192-1784609140.png" alt="" width="652" height="290" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-tahmini-yukari-buyume-asagi-83587</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon tahmini yukarı, büyüme aşağı… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ataturkun-kurdugu-banka-diye-gururlandi-zoraki-bankaci-zordayi-beraat-edince-yazdi-83586</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Atatürk’ün kurduğu banka diye gururlandı, ‘Zoraki Bankacı Zorda’yı beraat edince yazdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRKİYE</strong>’nin en eski Kamu İktisadi Topluluğu’nun bankası Sümerbank, 11 Eylül 1995 günü özelleştirildiğinde bankacı <strong>Metin Berk, </strong>sektörden soğuduğu için Tamek Grubu’na ait reklam şirketinin genel müdürlüğünü yürütüyordu.</p>
<p><strong>Hayyam Garipoğlu, </strong>103.4 milyon dolarlık teklifiyle Sümerbank’ı aldıktan sonra Genel Müdürlük görevi için <strong>Şükrü Karahasanoğlu</strong>’nu transfer etmişti. <strong>Karahasanoğlu, </strong>2 Ocak 1996’da <strong>Metin Berk</strong>’i davet etti:</p>
<p>-          <strong>Metin Bey, bankamızın dış işlerinden sorumlu genel müdür yardımcısı olmanızı çok isterim.</strong></p>
<p><strong>Metin Berk, </strong>bankacılık sektöründen soğumuş olmasına rağmen şöyle düşündü:</p>
<p>-          <strong>Bu teklif benim için gurur verici. Atatürk’ümüzün kurduğu ve Cumhuriyet döneminde sanayileşmede büyük katkıları olmuş bir banka, artık özel bir banka olarak da önemli görevler üstlenecek. Bu çorbada benim de tuzum olmalı…</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5ef78f05a34-1784608655.jpg" alt="" width="700" height="582" /></strong><strong>Metin Berk, </strong>sonradan Sümerbank’ta yaşanan olayları, yönetim kademesinin ağır cezalık ve DGM’lik olacağını tahmin etmek bir yana aklının ucundan bile geçmemişti.</p>
<p><strong>Berk, </strong>Haziran 1999’da Sümerbank’tan ayrılmayı gündemine aldı. Haziran 1999’da Bankalar Kanunu’na yapılan yeni eklemeler, ağırlaşan hükümler getirmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Örneğin, 3 ayda bir kredi faizini ödemekte zorlanan bir borçlunun vadesini uzatmak veya kredisini ödenebilir bir yapılanmaya sokmak, yöneticilerin doğrudan zimmet suçu ile yargılanmasına yol açabilecekti.</strong></li>
</ul>
<p>Ayrıca 1998 yılında bankanın patronu <strong>Hayyam Garipoğlu</strong>’nun bir şirketine büyük meblağlı bir kredi verilmiş, banka yeminli murakıplarının uyarısıyla önemli bir kısmı geri ödetilmiş, yeni riske girilmemesi talimatı verilmişti.</p>
<p>Buna rağmen kredilere bakan yönetici söz konusu şirkete yeniden kredi çıkarmak için <strong>Metin Berk</strong>’ten yardım istedi. <strong>Berk</strong>’in yanıtı çok sert oldu:</p>
<p>-          <strong>Siz beni zimmet suçu ile içeri mi attırmak istiyorsunuz? Bu önerinizi yönetim kuruluna getirmeyin. Getirirseniz imzalamayacağım. Diğer yönetim kurulu üyelerini de imza atmamaları konusunda uyaracağım.</strong></p>
<p><strong>Metin Berk, </strong>o günlerden itibaren bankaya daha az uğramanın yanı sıra yönetim kurulu kararlarına da imza atmayı kesti. Derken 13 Ekim 1999 günü Sümerbank’tan ayrıldı.</p>
<p>22 Aralık 1999 gecesi 4 küçük banka ile birlikte Sümerbank’a da devlet tarafından el konuldu. Sümerbank’tan ayrılmasından bir yıl sonra <strong>Metin Berk</strong>’in korktuğu başına geldi:</p>
<p>-          <strong>Uzatılmasına karşı çıktığım, ne sözlü, ne yazılı hiçbir şekilde onay vermediğim kredi</strong><strong>yle ilgili,</strong><strong> bankadan ayrılmamdan 10 gün önce kredilerden sorumlu arkadaşın meblağı artırıp vadeyi de uzattığını açılan </strong>“zimmet davası” <strong>dosyasına girince öğrendim.</strong></p>
<p>2000 yılı başından itibaren Sümerbank’ın bazı eski yöneticileriyle birlikte <strong>Metin Berk </strong>hakkında da davalar açılmaya başlandı. Bankanın eski sahibi <strong>Hayyam Garipoğlu </strong>cezaevine girmiş, bazı yöneticiler için de tutuklu yargılanma yolu görünmüştü.</p>
<p>Sümerbank’tan ayrılıp Etibank’ın başına geçmiş olan <strong>Şükrü Karahasanoğlu, </strong>o günlerde <strong>Metin Berk</strong>’i ofisine davet etti:</p>
<p>-          <strong>Metin Bey, Sümerbank’la ilgili hakkımızda açılan davalar DGM’ye (Devlet Güvenlik Mahkemesi) doğru gidiyor.</strong></p>
<p>Nitekim 7 Kasım 2000’de <strong>Şükrü Karahasanoğlu, İsmail Emen </strong>ve <strong>Metin Berk</strong>’in de aralarında olduğu eski Sümerbank yöneticileri hakkında gıyabi tutuklama kararı alındı.</p>
<p><strong>Şükrü Karahasanoğlu, </strong>soluğu İtalya’da, <strong>İsmail Emen </strong>de ABD'de almıştı. <strong>Karahasanoğlu, </strong>27 Mayıs 2002’de Türkiye’ye döndü, 10 gün tutuklu kalıp tahliye edildi. <strong>Emen </strong>de 14 Ocak 2003’te döndü, 6 gün tutukluluk sonrası tahliye kararı çıktı.</p>
<p><strong>Metin Berk </strong>ise açılan davalarla birlikte gözaltı ve 37 gün süren cezaevi süreci yaşadı. 8 Aralık 2000 gecesi tahliye kararıyla evine kavuştu.</p>
<p>2013 yılının ikinci yarısında <strong>Berk</strong>’ten bir mesaj aldım:</p>
<p>-          <strong>Bankacılık sektöründeki anılarımın 1970-1995 yıllarını kapsayan dönemini </strong>“Zoraki Bankacı” <strong>adlı kitapta topladım. Kitabın arka kapağı için bir küçük mesaj yazar mısınız?</strong></p>
<p><strong>Berk</strong>’in <strong>“Zoraki Bankacı” </strong>kitabı Nisan 2014’te çıktı. Peş peşe 4 baskı yaptı. <strong>Berk</strong>’in anılarının 1996-2014’ü kapsayan dönemiyle ilgili <strong>“Zoraki Bankacı Zorda” </strong>kitabı da Haziran 2015’te yayınlandı.</p>
<p><strong>Berk, “Zoraki Bankacı Zorda”</strong>nın önsözünde şu ayrıntının altını çizdi:</p>
<p>-          “Zoraki Bankacı Zorda”<strong>yı hakkımda açılan davalardan aklanarak kurtulmayı beklediğim için 2015 yılında yayınladım. Çok şükür ki, aleyhime açılan ağır ceza ve ticari mahkemelerdeki davaların tümünden aklandım.</strong></p>
<p><strong>Metin Berk</strong>’in vefatını kızı <strong>Meltem Berk</strong>’in sosyal medyadaki paylaşımından öğrendim.</p>
<p><strong>“Zoraki Bankacı Zorda”</strong>yı yeniden gözden geçirdim. <strong>“Zoraki Bankacı” </strong>kitabının arka kapağına yazılan mesajları okudum…</p>
<p><strong>Metin </strong>Bey’e Allah’tan rahmet diliyorum…</p>
<p>Mekanı cennet olsun…</p>
<h2>İnsanı oynatmaz, olduğunu iyi olurdu</h2>
<p><strong>PROF. Murat Belge, “Zoraki Bankacı” </strong>kitabının arka kapağında yer alan mesajında <strong>Metin Berk</strong>’i şöyle anlattı:</p>
<ul>
<li><strong>Metin Berk ile okul arkadaşıyım. Artık olmayan English High School’da yatılı öğrenciydik. O benden iki sınıf büyüktü.</strong></li>
<li><strong>Hakkında ilk bilgi olarak şunu vereyim: </strong>Okullarda büyükler küçüklere zulmeder, adettendir. <strong>Metin</strong>’den bunu akla getirecek hiçbir şey görmedim.</li>
<li><strong>İki şey daha söyleyeyim:</strong>Hep güvenmişimdir ona. Yapabileceğini yapar, yapamayacaksa yapamayacağını söyler. İnsanı oynatmaz, oyalamaz.</li>
<li><strong>İkincisi, mizah duygusu vardır.</strong>Durumda gülünecek bir şey varsa, gülmeyi ihmal etmez.</li>
<li><strong>Kitabın başında, </strong>“Zoraki Bankacı” <strong>olduğunu yazmış. Bence başka birçok şey olabilirdi. Ama olduğunu iyi olurdu.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Cehennemin içine düştü, o cehennemden kurtuldu</span></h2>
<p><strong>DÖNEMİN </strong>Hürriyet Gazetesi yazarı <strong>Tufan Türenç, </strong>Nisan 2014’te yayınlanan <strong>“Zoraki Bankacı” </strong>kitabının arka kapağına şu notları düştü:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye gibi karmaşıklıklar içinde yuvarlanan bir ülkede zaman zaman namuslu insanlar da yanıp kavrulurlar. Boş yere çile çekerler, hapis yatarlar.</strong></li>
<li><strong>Metin Berk de bir bankacı olarak bankalar cehenneminin içine düşmüş. Suçsuzluğunu anlatamamış ve üzücü, kahredici yıllar yaşamış.</strong></li>
<li><strong>Sonunda suçsuzluğu kanıtlanmış ve bu cehennemden kurtulmuş. Yaşam dersleriyle dolu, soluksuz okunacak şaşırtıcı bir kitap.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">O badireden beraatle çıktı</span></h2>
<p><strong>NİSAN </strong>2014’te yayınlanan <strong>“Zoraki Bankacı” </strong>kitabının arka kapağında yer alan bana ait notlar da şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>Metin Berk’i 1980’lerin başlarında tanıdım. Bankalarda bulunduğu konumlar dolayısıyla haber kaynağı-gazeteci ilişkisi çerçevesindeki görüşmelerimiz yıllarca sürdü.</strong></li>
<li><strong>Sümerbank’a el konulması sonrası mahkemelere sürüklendi ama o badireden beraatle çıktı.</strong></li>
<li><strong>Berk, bankacılık anılarını aktarırken, çok sayıda şirketle ilgili önemli ayrıntıları da paylaşıyor.</strong></li>
<li>“Zoraki Bankacı”<strong>yı heyecanla okudum, çok şey öğrendim.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yakında af çıkacak, en fazla bir ay yatar çıkarız</span></h2>
<p><strong>METİN Berk, “Zoraki Bankacı Zorda” </strong>kitabında gözaltı ve tutukluluk günlerini tek tek notlarından aktardığı bölümde 7 Kasım 2000 tarihinde şu ayrıntıları anlattı:</p>
<ul>
<li><strong>Saat 14.00’e doğru savcılık kararı tebliğ edilecek. Baş Komiser Bülent, Hayyam Garipoğlu’ndan başlayarak ben dahil 11 kişinin ismini okudu: </strong>“Bu kişiler tutuklu yargılanacaklar.”</li>
<li><strong>Adeta nefesim kesiliyor.</strong><strong>Her yanım titriyor. Bu kadar acayip iş olamaz. Bu kadar işin içinde olmuş bir sürü kişi tutuksuz, ben tutuklu yargılanacağım.</strong></li>
<li><strong>Hayyam hariç, geri kalan hepimiz korku ve endişe içinde titriyoruz.</strong><strong>Hayyam pişkin bir ifadeyle, </strong>“Hakim baba adam, sen konuş anlat <strong>Metin </strong>Bey” <strong>diyor.</strong></li>
<li><strong>Sunturlu bir küfür çıkıyor ağzımdan.</strong><strong>Neredeyse üstüne yürüyüp paralayacağım. Polisler hemen araya giriyorlar.</strong></li>
<li><strong>Hayyam hiç bozuntuya vermiyor, </strong>“Ne var, yakında af çıkacak, en fazla bir ay yatar çıkarız” <strong>diyerek hepimize kendince moral veriyor.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kimin parasını kime veriyorsun</span></h2>
<p><strong>METİN Berk, </strong>2 Kasım 2000’de Sümerbank soruşturmaları nedeniyle gözaltına alındığında kendisine sorulan sorular ve yanıtlarıyla ilgili şu notları <strong>“Zoraki Bankacı Zorda” </strong>kitabında aktardı:</p>
<ul>
<li><strong>Genç bir polis bana sordu: </strong>Açık kredi nedir?</li>
<li><strong>Ben de şöyle anlattım:</strong>“Bakın, <strong>Rahmi Koç </strong>bana gelse ve <strong>Metin </strong>Bey, <strong>‘Benim 5 milyon dolara ihtiyacım var’ </strong>dese, ben <strong>“Tabi Rahmi Bey, lütfen şu kredi sözleşmesini imzalayın, krediniz hazır’ </strong>derim.</li>
<li><strong>Bunu dememle genç polis çok sinirli şekilde yerinden fırladı:</strong>“Kimin parasını kime veriyorsunuz, ipotek filan almadan.”</li>
<li><strong>Ne diyeceğimi şaşırıyorum.</strong><strong>Meğer Bankacılık 101 dersinden sınıfta kalmışım…</strong></li>
</ul>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ataturkun-kurdugu-banka-diye-gururlandi-zoraki-bankaci-zordayi-beraat-edince-yazdi-83586</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/6/1280x720/metin-berk-1784608683.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Atatürk’ün kurduğu banka diye gururlandı, ‘Zoraki Bankacı Zorda’yı beraat edince yazdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83584</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2. çeyrek bilanço döneminin BIST100’e etkisi ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="İkinci Çeyrek Bilanço Dönemi Başladı! BIST100’e Etkisi Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 21 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/vEI-LCZUrB0" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83584</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlamada-gevseme-beklentisi-zayifladi-83585</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlamada gevşeme beklentisi zayıfladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) faiz kararını perşembe günü açıklayacak. Piyasada beklentiler yüzde 37 seviyesindeki politika faizinin sabit bırakılması ancak üst banttan fonlamanın politika faizine çekilerek normalleştirilmesi yönünde. Ancak Orta Doğu’da gerilimin artması ve petrol fiyatlarındaki yükseliş TCMB’yi bu kararında da zorlayacak gibi görünüyor. Uzmanlar politika faizinde ilk indirimi en erken eylülde beklerken eşel mobil sisteminden çıkış hazırlığı ise son çeyrekte enflasyon açısından risk yaratma ihtimali taşıyor.</p>
<h2>Yüzde 37 seviyesinde sabit bırakılacak </h2>
<p>Bu yıl sadece ocak ayındaki PPK toplantısında 100 baz puanlık indirim yapan TCMB diğer üç toplantıda pas geçti, savaşın etkilerini azaltmak için ise piyasayı üst banttan yüzde 40’tan fonlamaya başladı haftalık repo ihalelerine ara verdi. Matriks Haber'in anketine göre ekonomistler, TCMB’nin bu ay politika faizini değiştirmeyerek yüzde 37 seviyesinde sabit bırakmasını bekliyor. Ankette 8'i yabancı, 25'i yerli olmak üzere 33 aracı kurum ve banka tahminine yer verildi. Temmuz 2026 toplantısı için tahmin veren 33 ekonomistin 32'si haftalık repo faizinin sabit bırakılacağı tahmininde bulundu. 1 ekonomist ise politika faizinin 300 baz puan indirilerek yüzde 34 seviyesine düşürüleceğini öngördü. Böylece politika faizine ilişkin medyan tahmin yüzde 37 olurken, ortalama tahmin yüzde 36,91 seviyesinde gerçekleşti. Ankete göre, borç alma ve borç verme faizlerinin de değiştirilmeyeceği ve yüzde 35,50-yüzde 40,00 bandında bırakılacağı tahmin edildi.</p>
<h2>Enflasyon ve petrol elini zayıflatıyor </h2>
<p>Uzmanlara göre TCMB’nin son 1 ayda yaptığı döviz alımlarıyla rezervlerini güçlendirmesi güçlü yönü olarak öne çıksa da hem haziran enflasyonunun beklentilerin üzerinde gelmesi hem de petrol fiyatlarının yeniden 85 doların üzerine tırmanması elini zayıflatıyor. Ateşkes devam ederken piyasa aktörleri TCMB’nin savaşın başlamasıyla ara verdiği haftalık repo ihalelerine yeniden başlayacağını duyurmasına kesin gözüyle bakarken şimdi yeniden başlasa da göstermelik olarak devam edeceği öngörüleri daha güçlü.</p>
<h2>Temmuz enflasyonu yüzde 1,5’i aşabilir </h2>
<p>Eşel mobil sisteminden çıkış hazırlıklarının başlamasının da petrol fiyatlarındaki dalgalı seyir sürerken enflasyonla mücadeleye bir risk oluşturduğunu belirten uzmanlar, temmuzda süt fiyatlarına gelen zammın aylık enflasyonu yüzde 1,5’in üzerine taşımayabileceğini belirtti. Hizmetler tarafında tatil nedeniyle yükselişler olacağını kaydeden uzmanlar tüm bu sıkıntıların TCMB’nin gevşemesini ertelediğini vurguladı. TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi’nde de temmuz ayına ilişkin aylık enflasyon beklentisi bir önceki anketteki yüzde 1,5 seviyesinden yüzde 1,68’e yükselmiş durumda.</p>
<p>TCMB’nin erken gevşemesini beklemeyen uzmanlar haftalık repo ihalelerine bile başlanmama ihtimali bulunduğuna da dikkat çekti. Ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti uzun süredir yüzde 40 seviyesinde üst banttan devam ediyor. Olur da haftalık repo ihaleleriyle yüzde 37’den fonlamaya başlasa bile uzmanlar gerekli gördüğünde TCMB’nin yeniden yüzde 40’tan fonlamaya geçebileceğine işaret etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fitch’ten sert bir gevşeme riski uyarısı</span></h2>
<p>Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings de geçen haftanın son işlem günü açıkladığı Türkiye değerlendirmesinde Türkiye'nin kredi notunu ''BB-''düzeyinde sabit bırakırken, son olarak 10 Nisan 2026 tarihinde 'Pozitif'ten 'Durağan'a revize ettiği not görünümünü değiştirmedi. Açıklamada, Türkiye'nin düşük kamu borcu, büyük ve çeşitlendirilmiş ekonomisi, "BB" not grubundaki ülkelerin medyanına kıyasla yüksek kişi başına düşen geliri, stres dönemlerinde dış finansmana erişimini sürdürme geçmişi ve dayanıklı bankacılık sektörünün kredi notunu destekleyen unsurlar arasında yer aldığı belirtildi. Fitch, enflasyonun hazirandaki yüzde 32 seviyesinden 2026 sonunda yüzde 29,5'e ve 2028 sonunda yüzde 18'e gerileyeceğini öngörerek "Bu oranlar, kuruluşun derecelendirdiği ülkeler arasındaki en yüksek seviyeler olmaya devam ediyor. Enflasyon beklentilerinin yüksek seyretmesi, sert bir politika gevşemesinin enflasyonist baskıları, makroekonomik baskıları ve dış baskıları ciddi şekilde şiddetlendirme riskini artırıyor" dedi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) fonlama maliyetini 300 baz puan artırması ve kredi limitlerini sıkılaştırıcı son adımlarının, ABD-İran çatışmasının ilk döneminde lirayı istikrara kavuşturmak amacıyla gerçekleştirilen döviz müdahalelerinin ardından uluslararası rezervlerde kısmi toparlanmayı desteklediği belirtilen açıklamada, brüt döviz rezervlerinin 2026 sonunda 167 milyar dolara ulaşmasının beklendiği kaydedildi. Açıklamada, özellikle dış finansman ihtiyacındaki sürdürülebilir azalmayla birlikte ülkenin dış tamponlarının kayda değer şekilde güçlenmesi ve enflasyondaki düşüşü destekleyen sıkı politika duruşunun korunacağına yönelik güvenin artmasının, kredi notunda yükselişe yol açabileceğine işaret edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlamada-gevseme-beklentisi-zayifladi-83585</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’da ateşkesin devam ettiği süreçte, bu haftaki PPK’da TCMB’nin yeniden yüzde 37 politika faiziyle fonlamaya dönmesi beklentisi oldukça güçlüydü. Ancak ABD ve İran arasındaki iplerin yeniden kopma noktasına gelmesiyle petrol çıkışa geçti, temmuz enflasyon beklentilerinin yukarı yönlü artması TCMB’nin elini bağlayabilir gibi görünüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-ihracati-baski-altinda-83583</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’nin ihracatı baskı altında&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Goldman Sachs, "Türkiye İhracat Yavaşlamasının Anatomisi" başlıklı raporunda Türkiye ekonomisine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Raporda, ihracattaki ivme kaybının nedenleri, cari denge üzerindeki etkileri ve ekonomi politikalarına olası yansımaları ayrıntılı şekilde ele alındı. Analize göre Türkiye, 2009-2019 yılları arasında gelişmekte olan ekonomiler arasında reel ihracatta en güçlü büyüme performanslarından birini sergiledi. Ancak bu görünüm son yıllarda değişti. Raporda, 2022-2024 döneminde reel ihracatın büyük ölçüde yatay bir seyir izlediği, 2025'in ikinci yarısından itibaren ise aşağı yönlü bir eğilime girdiği belirtildi. Goldman Sachs, ihracattaki zayıflamanın cari işlemler dengesini olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, 2026 yılı sonunda cari açığın yaklaşık 60 milyar dolar seviyesine ulaşacağını ve bunun gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yaklaşık yüzde 3,5'ine karşılık geleceğini öngördü. Goldman Sachs raporunda, ihracat performansındaki zayıflığın ürün grupları ve hedef pazarlar bazında ayrıntılı şekilde analiz edildi. Rapora göre, ihracattaki yavaşlama ilk olarak ara mallarında başladı, daha sonra tüketim mallarına yayıldı. Sermaye malları ise diğer ürün gruplarına kıyasla daha dirençli bir görünüm sergiledi. Analizde, Türkiye'nin ara malı ihracatındaki pazar payı kayıplarının büyük ölçüde Çin kaynaklı olduğu, Avrupa dışındaki pazarlarda da rekabet gücünün zayıfladığı ifade edildi. Tüketim mallarında ise pazar payı kayıplarının ağırlıklı olarak Çin dışındaki ihracatçılar, özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri, tarafından Avrupa pazarında doldurulduğu belirtildi. Raporda ayrıca, Avrupa ve Orta Doğu ekonomilerindeki büyüme ivmesinin zayıflamasının, Türkiye'nin bu bölgelere yönelik ihracatını son dönemde olumsuz etkileyen başlıca unsurlar arasında yer aldığı vurgulandı.</p>
<h2>Çin rekabeti sert vuruyor</h2>
<p>Goldman Sachs, Çin kaynaklı rekabetin yalnızca Türkiye'yi değil birçok ülkeyi etkilediğini, ancak Türkiye'nin ara ve tüketim mallarına dayalı ihracat yapısı nedeniyle bu rekabetten daha fazla etkilendiğini değerlendirdi. Raporda, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin de benzer bir ihracat profiline sahip olduğu belirtilirken, bu ülkelerin ihracatının daha çok belirli pazarlara yoğunlaşmasının rekabet baskısını kısmen sınırladığı ifade edildi. Analizde ayrıca, Türkiye'nin ihracat fiyatlarının özellikle 2019'dan bu yana Polonya ve Mısır gibi rakip ülkelere kıyasla daha hızlı yükseldiğine dikkat çekildi.</p>
<h2>Cari açıkta risk artıyor</h2>
<p>Raporda, rekabet gücündeki zayıflamanın cari işlemler açığını artırdığını ve bunun uygulanan dezenflasyon programı açısından önemli risklerden biri olduğunu değerlendirdi. Raporda, ekonomi yönetiminin dış dengedeki baskının farkında olduğu belirtilirken, önceki dönemlerden farklı olarak politika ayarlamaları yapabilecek daha geniş bir hareket alanına sahip olduğu ifade edildi. Kuruluş, mevcut politika önceliğinin dış dengeyi yeniden istikrara kavuşturmak olduğunu, ancak bu sürecin enflasyondaki düşüş hızını sınırlayabileceğini öngördü.</p>
<p>Goldman Sachs ayrıca, finansal istikrarın korunabilmesi için ekonomide devam eden dolarizasyondan uzaklaşma eğiliminin sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Raporda, Türk lirasında daha hızlı değer kaybı yaşanması halinde politika faizlerinin piyasa beklentilerinin üzerinde seviyelerde tutulmasının gerekebileceği belirtildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-ihracati-baski-altinda-83583</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/7/1280x720/ihracat-ithalat-1778239788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Goldman Sachs’ın araştırma notuna göre, Türkiye ihracatı son bir yılda aşağı yönlü bir eğilim gösteriyor. Kuruluşun “Türkiye- İhracat Yavaşlamasının Anatomisi” başlıklı yatırımcı notunda, reel ihracatın 2022-2024 döneminde büyük ölçüde yatay kaldıktan sonra 2025’in ikinci yarısından itibaren gerileme eğilimine girdiği ifade edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayici-karini-faize-harcadi-83582</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayici kârını faize harcadı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından açıklanan ve “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500)” araştırmasının devamı niteliğindeki “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” çalışması, tıpkı devler gibi orta ölçekli firmaların da kârlılık baskısını kıramadığını, kazandığını da faize kaptırdığını ortaya koydu. Araştırmanın sonuçlarına göre, İSO İkinci 500’ün üretimden satışları, 2025’te yüzde 25,7 artışla 1 trilyon 750 milyar liraya yükselirken, söz konusu artış 2020 sonrasındaki en düşük oran olarak dikkat çekti. Buna karşılık 2025’te yüzde 25,4 olan yıllık ortalama Yurt İçi Üretici Fiyatları Endeksi (Yİ-ÜFE) ile arındırıldığında; üretimden satışların reel olarak binde 2 ile çok sınırlı bir artış kaydettiği görüldü. İSO 500’de ise nominal artış yüzde 28, reel artış ise yüzde 2,1 olmuştu. Yanı sıra tıpkı İSO 500’de olduğu gibi reel düşüş eğilimi son 3 yılın ardından İSO İkinci 500’de de son bularak çok ılımlı düzeyde de olsa artışa döndü.</p>
<p>Üretimden satışlar baz alınarak yapılan 2025 yılı İSO İkinci 500 sıralamasına göre, Teksan Jeneratör 5 milyar 317 milyon TL ile ilk sırayı aldı. Onu 5 milyar 308 milyon TL ile Norm Salihli Vida ve Cıvata takip ederken, Biska Tekstil 5 milyar 306 milyon TL ile üçüncü oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5ef2e79e45d-1784607463.png" alt="" width="830" height="335" /></p>
<h2>İhracatta negatif ayrıştı</h2>
<p>İSO İkinci 500’ün ihracat performansı da 2025’te çok iç açıcı olmadı. Türkiye ihracatının yüzde 4,4; sanayi malları ihracatının yüzde 4,5; İSO 500’ün ihracatının ise yüzde 8,4 arttığı 2025 yılında, İSO İkinci 500’ün ihracatı yüzde 0,3 düşerek 15,9 milyar dolara indi. Böylece İSO İkinci 500’ün Türkiye sanayi ihracatı içindeki payı 2025 yılında 0,3 puan azalarak yüzde 6’ya geriledi. Bu durum ihracatçıların yüksek maliyet ve baskılanan kur nedeniyle fiyat rekabetçiliğini kaybederek pazarlarını korumakta zorlandığını ortaya koydu. Araştırmaya göre, ihracattaki payı yüzde 1’in üzerinde olan sektörler arasında ihracatını en fazla artıran yüzde 23,3 ile makine ve ekipman olurken, en fazla kayıp yaşayan ise yüzde 82,9 daralmayla bilgisayarların, elektronik ve optik ürünlerin imalatı oldu.</p>
<p>İSO 500’e benzer şekilde İSO İkinci 500’de de sanayi kuruluşlarının karları, 2024 yılındaki sert düşüşlerin ardından 2025’te güçlü nominal artışlar kaydetti. An cak bu iyileşmede, 2024 yılı karlılık büyüklüklerinin oldukça düşük seviyelerde gerçekleşmesinin yarattığı baz etkisi belirleyici oldu. Bununla birlikte, 2025 yılında tüm karlılık rasyoları 2015-2024 ortalamasının altında kaldı. 2024’ten 2025’e İSO İkinci 500’ün faaliyet karı yüzde 35,4 oranında artarak 118 milyar liradan 160 milyar liraya; faaliyet karlılığı oranı da yüzde 7,3’ten yüzde 7,7’ye yükseldi. Ancak bu oran, son 10 yıl ortalaması olan yüzde 10,9’un oldukça altında kaldı. İSO 500 ise faaliyet karlılığını 2025’te yüzde 57,1 ile daha yüksek oranda artırırken, faaliyet karlılığı oranı yüzde 7,7 ile benzer gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5ef2f6ccfec-1784607478.png" alt="" width="543" height="558" /></p>
<h2>Kârlılık artışları sınırlı kaldı </h2>
<p>Aynı dönemde İSO İkinci 500’ün vergi öncesi kar ve zarar toplamı yüzde 34 artışla 46 milyar liraya; vergi öncesi dönem karlılığı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye sınırlı artarken, bu oran da 2015-2024 ortalaması olan yüzde 6,6’ya göre çok daha düşük gerçekleşti. Bir diğer önemli karlılık göstergesi olan faiz, amortisman ve vergi öncesi kar/ zarar toplamı ise yüzde 28,8’lik artışla 205 milyar liradan 264 milyar liraya; FAVÖK karlılığı oranı da 0,1 puan artışla yüzde 12,7’den yüzde 12,8’e yatay seyretti. Söz konusu bu oran da son 10 yıl ortalaması olan yüzde 14’ün altında seyretti. Öte yandan İSO İkinci 500’ün satış karlılığı 0,1 puan artışla yüzde 2,2 olurken, aktif karlılığı da 2025’te yatay seyrederek yüzde 1,9 oldu. Özkaynak karlılığında da 0,6 puan artış ile sınırlı yüzde 3,9’a çıkarak sınırlı bir iyileşme yaşandı. Yanı sıra İSO İkinci 500’de vergi öncesi dönem karı/zararı büyüklüğüne göre zarar eden kuruluş sayısı azalarak 155’e geriledi. Ancak yine de bu sayı, 2008 küresel kriz yılından bu yana ikinci en yüksek değer olarak dikkat çekti. İSO 500’de ise zarar eden kuruluş sayısı 152 olarak hesaplanmıştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5ef30523de5-1784607493.png" alt="" width="548" height="364" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Borçların özkaynaklara oranı yüzde 107,5’e yükseldi</span></h2>
<p>İSO İkinci 500’ün bilançosunda aktif tarafta dönen varlıklar yüzde 36,8 artarken, duran varlıklar yüzde 22,6 oranında büyüdü. Böylece aktif toplamındaki artış yüzde 29,9 olarak gerçekleşti. Pasif tarafta ise özkaynaklar yüzde 13,3 ile sınırlı bir artış gösterirken, toplam borçlardaki artış yüzde 50,2 ile çok daha yüksek seyretti. Borçların aktifl er içindeki payı 2025’te 7 puanlık artışla yüzde 51,8’e yükselirken, özkaynakların payı yüzde 48,2’ye geriledi. Borçların özkaynaklara oranı ise yüzde 107,5’e çıktı. İSO İkinci 500’de 2024’te yüzde 32,2 artan toplam borçlar, 2025’te yüzde 50,2 ile daha hızlı büyüdü ve 1 trilyon 273,7 milyar TL’ye ulaştı. Alt kalemler incelendiğinde; 2024’te yüzde 45,1 olan mali borçlardaki artış, 2025’te yüzde 52,1’e yükseldi. Diğer borçlar ise yüzde 48,2 ile hızlı arttı. 2025’te tüm borçlanma türlerinde artışın hızlanması, kredi maliyetlerindeki yükselişe rağmen nispeten daha küçük ve orta ölçekli kuruluşların finansal ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla borçlanmak zorunda kaldığına işaret etti. Yanı sıra kısa vadeli mali borçların toplam mali borçlar içindeki payı üst üste üçüncü yıl azalarak 2025’te yüzde 54’e geriledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İSO İkinci 500’ün finansman gideri 138 milyar lira</span></h2>
<p>İSO İkinci 500’ün finansman gideri yükü de ağırlaşıyor. Buna göre, İSO İkinci 500’ün finansman giderleri yüzde 45,2 oranında artarak 138 milyar TL’ye yükselirken, aynı yılda faaliyet karı ise yüzde 35,4 artışla 160 milyar TL’ye yaklaştı. Böylece finansman giderlerinin faaliyet karına oranı 5,8 puan daha artarak yüzde 86,7’ye yükseldi. Bu oranın 2015-2024 ortalamasının yüzde 47,3 olduğu düşünüldüğünde, yıllardan beri hep işaret edildiği üzere sanayiciler ana faaliyetlerinden elde ettiği karın çok büyük bir bölümünü finansman giderlerine ayırma gerçeğinden uzaklaşamadı. Öte yandan, net kambiyo zararı geçen yıla göre yüzde 400 artarak 26 milyar TL’ye yükselirken, kambiyo zararı dışındaki diğer faaliyetlerden elde edilen net kar 55 milyar TL düzeyine çıktı. 28 milyar TL’lik üretim faaliyeti dışı net gelir elde edilirken, bu rakamın net satışlara oranı da yüzde 0,9’dan yüzde 1,4’e yükseldi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5ef312d52f0-1784607506.png" alt="" width="564" height="1115" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yüksek teknoloji artışa geçti</span></h2>
<p>İSO İkinci 500’de teknoloji yoğunluklarına göre yaratılan katma değer dağılımına bakıldığında, 2013’ten bu yana olduğu gibi 2025 yılında da yaratılan katma değer itibarıyla en yüksek pay, yüzde 40,8 ile düşük teknoloji yoğunluklu sanayilere ait olurken, bu grubun payı geçen yıla göre 0,2 puan düştü. Orta-düşük teknoloji yoğunluklu sanayilerin payı 0,6 puan azalışla yüzde 27,1’e; orta-yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin payı ise 0,8 puan azalışla yüzde 27,2’ye geriledi. Buna karşılık yüksek teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun payı ise yüzde 3,3’ten yüzde 4,9’a çıkarak 2015 sonrasındaki en yüksek düzeyine ulaştı. Böylece ortayüksek ve yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin toplam payı, 2025’te yüzde 32,1 ile rekor seviyesine çıktı. Öte yandan, listede Ar-Ge harcaması yapan kuruluş sayısı 2025’te 238’den 229’a geriledi. İSO İkinci 500’ün toplam Ar-Ge harcamaları ise yüzde 16 artışla 10 milyar TL’ye yükseldi. Ar-Ge harcamalarının üretimden satışlara oranı da yüzde 0,62’den yüzde 0,57’ye gerileyerek hafif ivme kaybetti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Firmaların istihdamı yüzde 2 azaldı</span></h2>
<p>2025 yılında İSO İkinci 500 istihdamı yüzde 2,2 düşüşle 285 bin kişiye geriledi. Aynı yılda tam istihkak olarak ödenen brüt maaş ve ücretler yüzde 37,3 oranında artarken, bu artış yüzde 2,2’lik istihdam düşüşü ile birlikte değerlendirildiğinde, çalışan başına ödenen brüt maaş ve ücretlerdeki artış yüzde 40,4’e çıkıyor. Öte yandan, İSO İkinci 500’de halka açık kuruluşların sayısı 4 adet artarak 43 ile en yüksek düzeyine ulaştı. İSO İkinci 500’de yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısında 2018-2021 arasında yaşanan artış eğilimi, 2022’den itibaren tersine dönmüş gözüküyor. 2024’teki yatay seyrin ardından yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısı, 2025’te 5 adet daha azalarak 62’ye gerilemiş durumda. İSO İkinci 500’ün 10’lu sektör gruplandırmasına göre dağılımına bakıldığında, 2025’te firmaların yaklaşık yüzde 62’sinin 4 sektör grubunda toplandığı görülüyor. İlk sırada 107 firma ile “gıda ürünleri sanayi” yer alırken, bu sektörü 76 firma ile “kimyasal ürünler, plastik ve kauçuk ürünleri sanayi”, 70 firma ile “ana metaller ve makine imalat sanayi”, 56 firma ile “tekstil ürünleri sanayi” takip ediyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">“Sanayicinin en ağır yükü finansman maliyetleri”</span></h2>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, İSO İkinci 500 araştırmasının sonuçlarına ilişkin yaptığı açıklamada, 2025 yılının küresel talebin zayıfladığı, finansmana erişimin zorlaştığı, yüksek faiz ortamının üretim üzerinde ciddi baskılar oluşturduğu zorlu bir dönem olduğuna işaret etti. Araştırmanın sonuçlarının da bu gerçekliği bütün açıklığıyla ortaya koyduğuna dikkat çeken Bahçıvan, üretimden satışların üç yıllık reel gerilemenin ardından 2025’te ancak yüzde 0,2 gibi son derece sınırlı bir reel artış gösterebildiğini; İSO İkinci 500’ün ihracatında ise İSO 500’de gözlenen güçlü ihracat performansının aksine, yaşanan yüzde 0,3’lük gerilemenin toplam satışları sınırlandırdığını dile getirdi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5f06ea39593-1784612586.jpg" alt="" width="700" height="394" />Üretim çarkları durmadı Araştırmanın ortaya koyduğu bir diğer önemli gerçeğin ise sanayicinin en ağır yükünün finansman maliyetleri olduğuna işaret eden Bahçıvan, “Finansman giderlerinin faaliyet karına oranının yüzde 87'ye yükselmesi, sanayicimizin kazandığının önemli bir bölümünü finansman maliyetlerine ayırmak zorunda kaldığını göstermektedir. Bu tablo, tıpkı İSO 500 sonuçlarında olduğu gibi, içinde bulunduğumuz dönemin ekonomik yükünü bir kez daha sanayi sektörümüzün omuzladığını açık biçimde ortaya koymaktadır” dedi. Söz konusu olumsuzluklara rağmen, sanayi kuruluşlarının üretim çarklarını durdurmadığını, yatırım arzusunu koruduğunu ve Türkiye ekonomisinin omurgası olmayı sürdürdüğünü aktaran Bahçıvan, şu değerlendirmelerde bulundu: “Bu kararlılık, Türk sanayisinin en önemli gücüdür. Finansman baskıları, daralan dış talep ve artan maliyetler karşısında mücadeleyi yılmadan sürdüren kuruluşlarımız, yalnızca ekonomik bir başarıya değil, ülkemiz adına güçlü bir sorumluluğa da imza atmaktadır. Çünkü sanayici yalnızca mal üretmez; istihdam üretir, ihracat gerçekleştirir, teknoloji geliştirir ve ülkesinin geleceğine güven kazandırır. Türkiye'nin sürdürülebilir büyümesi, enflasyonla kalıcı mücadelesi, rekabet gücünü artırması ve toplumsal refahını yükseltmesi ancak güçlü bir sanayi yapısıyla mümkündür. Sanayinin yükünü artıran değil; üretimi, yatırımı, ihracatı, verimliliği ve teknolojik dönüşümü destekleyen politikalar, ülkemizin geleceği açısından stratejik bir zorunluluktur.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayici-karini-faize-harcadi-83582</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/Imalat.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek maliyet ve faiz ablukasındaki sanayicinin kâr çıkmazı İSO İkinci 500’de de ayyuka çıktı. Daha çok orta ölçekli kuruluşların yer aldığı İSO İkinci 500’de üretimden satışlar nominal olarak yüzde 25,7; reel olarak ise sadece yüzde 0,2 büyüdü. Tüm karlılık göstergeleri 10 yıllık ortalamaların altında kalırken, sanayici kazandığının yüzde 87’sini faize kaptırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bilginin-tekeli-10-yil-icinde-coktu-83628</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bilginin tekeli 10 yıl içinde çöktü!&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bunu söyleyen yenilikçi fikirleri ile çağımıza yön veren, geleceği şekillendiren, SpaceX'in kurucusu, CEO'su ve baş mühendisi,  Elon Musk.</p>
<p>‘Bilginin tekeli on yıl içinde çöktü.</p>
<p>Sistemin sana eğitim vermesine gerek yok, evcilleştirilmen gerekiyor’ diyen Elon Musk,</p>
<p>Üniversitelerde ki eğitim ve itaatin bedelini 200.000 Dolar olarak belirledi.</p>
<p>Çünkü bilginin tekeli on yıl içinde çöktü ama kimse fiyat etiketini güncellemedi’.</p>
<p>Musk “Üniversiteler temelde eğlenmek ve ödevlerinizi yerine getirebileceğinizi göstermek içindir.</p>
<p>Ama öğrenmek için değildir.</p>
<p>Kendi deneyimlerime dayanarak şunu da ekleyeyim: <strong>Bağlantılar kurmak.</strong></p>
<p><strong>Üzerindeki sarmaşığı ve markayı söküp çıkarırsan, geriye dört yıllık bir itaat sınavı kalır. </strong></p>
<p>Bu kişi, nedenini sormadan bir programa göre talimatları uygulayabilir mi?</p>
<p>Musk, “Üniversitelerin bir değeri var:</p>
<p><strong>Birinin, bir konuda çaba gösterip gösteremeyeceğini, hatta bir sürü ağır ödevi üstlenip yine de bunları yerine getirip getiremeyeceğini test etmek.</strong></p>
<p><strong>İşte altı haneli rakamlı değer önerisi tam da budur.</strong></p>
<p>Ne bildiğin ya da ne inşa edebileceğin değil...</p>
<p><strong>Yönetilebilir olup olmaman ön planda. </strong></p>
<p><strong>Sistemin sana eğitim vermesine gerek yok, evcilleştirilmen gerekiyor.</strong></p>
<p>Olağanüstü bir şey yapmaya çalışıyorsan, olağanüstü bir yeteneğin olduğuna dair kanıtların olmalı.</p>
<p>Üniversiteye gitmeyi olağanüstü bir yeteneğin kanıtı olarak görmüyorum.</p>
<p>Sistem olağanüstü insanlar yetiştirmez, olağanüstü insanlar sistemden kaçar.</p>
<p><strong>Sistem, yönetilebilir insanlar yetiştirir.</strong></p>
<p>Hayatının en yaratıcı ve üretken yıllarını alır ve sana talimat beklemeyi öğretir...</p>
<p>Bu eğitim değil, boyun eğdirmedir.’’</p>
<p>(<strong>Musk) “Bill Gates oldukça zeki bir adam; üniversiteyi bıraktı. Steve Jobs çok zekiydi; üniversiteyi bıraktı. Larry Ellison, bir başka zeki adam; üniversiteyi bıraktı.</strong></p>
<p>Onlar, çökmekte olan eğitim sisteminin temposuna ayak uyduramadıkları için ayrılmadılar, tavanın yerin altında olduğu için ayrıldılar...</p>
<p>Bugün, 8 milyar insan cebinde, bu kurumların erişim için bir ömür boyu borçlanmaya zorladığı kütüphanenin aynısını taşıyor.</p>
<p>Günümüzde başarının gerçek anahtarı budur.</p>
<p>Bu nedenle, herkes her yerden ve her an başarıya ulaşabilir; tek yapması gereken bunu istemektir.</p>
<p>Üniversitelerin hâlâ sattığı ve boyun eğenlerin hâlâ satın aldığı tek ürün, buna ihtiyacınız olduğu inancıdır.</p>
<p>Eğer sizi köleleştirmeye çalışan bu sistemden kurtulmak istiyorsanız, yapmanız gereken ilk şey, gerçekten başarı, zenginlik ve özgürlük getirecek bir fikirle kendi işinizi kurmaktır’’.</p>
<p> </p>
<p>Bu açıklamalarda anlaşılacağı üzere,</p>
<p>Musk’ın üniversite eğitimi ve geleneksel diplomalar hakkındaki düşünce özeti;</p>
<ul>
<li><strong>Bilgiye Erişim:</strong> İnternetin hayatın her alanında<strong>.</strong>İstenen her konunu ücretsiz olarak öğrenilebilir.</li>
<li>Gerçek hayatta uygulayabilecekleri yararlı becerilere sahip olamadıklarını belirtmektedir.</li>
<li><strong>Fabrika Tipi Eğitim Modeli:</strong> Her öğrencinin aynı şeyi, aynı hızda ve aynı sırada öğrenmeye zorlanmasını eleştirmektedir. İnsanların montaj bandındaki nesneler olmadığını, bu modelin artık var olmayan eski fabrika ekonomisi için tasarlandığını savunmaktadır</li>
<li><strong>İşe Alım Kriterleri:</strong></li>
</ul>
<p>Musk, işe alımlarda da diploma yerine adayların olağanüstü yeteneklere ve somut başarı geçmişine sahip olup olmadığına bakmaktadır.</p>
<p>Tesla ve SpaceX gibi şirketlerinde çalışmak için üniversite diplomasının şart olmadığını belirtir.</p>
<p>Yeteneği ve yaratıcılığı diplomadan çok daha üstün tutar.</p>
<ul>
<li><strong>Disiplin Göstergesi:</strong> Üniversiteye gitmenin bir işe yaramadığını tam olarak söylemese de, bunun sadece kişinin "can sıkıcı işleri tamamlama" ve belirli bir yaş grubuyla sosyalleşme becerisini gösteren bir süreç olduğunu ifade eder.</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p>Genel bağlamda ,kendi yaşam yolculuğumuzu sorgularsak,</p>
<p>İleri teknoloji kullanımı ile geldiğimiz bu noktada;</p>
<p>Bir şeyler öğrenmek için üniversiteye %100 ihtiyaç olmayabilir, bazı meslek dalları hariç</p>
<p>Her şey ücretsiz olarak sistemde mevcut.</p>
<p>İstediğimiz her şeye ücretsiz ulaşabilir ve öğrenebilir bir konumdayız.</p>
<p>Yazılmış her ders, her ders kitabı, her yöntem vs....</p>
<p>Hepsi ücretsiz; herhangi bir ekranda, herhangi bir ülkede, istediğin yerde ve zamanda.</p>
<p>O halde geriye kalan ve bize gerekli olan soft skills becerilerimizi  arttırmak.</p>
<p>(Soft Skills; Sadece teknik bilgilerin yeterli olmadığı günümüzde her yönetim ve iletişim alanında  öne çıkmak, rekabet edebilmek için gerekli  olan sosyal becerileri temsil eder.)</p>
<p>Yeteneğe , problem çözme becerisine, öz disipline sahip olmak,empati kurabilmek, liderlik, Dengeli Zihin Kullanımı, sabırlı, yaratıcı olmak, dinlemeyi bilmek, sorun çözücü olmak, kendi kendine öğrenebilmek, pratik becerilerimizi arttırmak… gibi özellikler.</p>
<p>Kısacası, bizi insan yapan ve bir makineden ayıran özelliklerimizi ön plana çıkarmak.</p>
<p>Makinaların ve kimsenin yapamayacağı işlerde beceri kazanmak, deneyime dökmek.</p>
<p>Konusunda ‘uzman-usta’ olmak.</p>
<p><strong>Kaynaklar; </strong>The Guardian,Forbes,@NuriaBarsan</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bilginin-tekeli-10-yil-icinde-coktu-83628</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Bilginin tekeli 10 yıl içinde çöktü!” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-tuncay-ozilhan-olamaz-83605</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Herkes Tuncay Özilhan olamaz!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Temmuzda 12 şirket halka açılmış olacak. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) son dönemde izinleri kolayca verip “iyi şirketi finansal okur yazarlığı şüpheli(!) yatırımcı seçsin” diyor. Bu durumda hem sermaye piyasasının güçlenmesi, hem de birkaç kuruş kazanmak için gelen küçük yatırımcının yanmaması için esas görev şirket sahiplerine düşüyor.</p>
<p>Para kazanmak için katıldığı halka arzın ilk gününde zararına satacağı aşikar yatırımcıya (!) hisse vermemek, fiyat tespitini ve bilgilendirmeyi doğru yapmak onların görevi. Hisseler düşünülenden az ilgi görmüşse talebi şişirmemek de.</p>
<p>“Hem küçük yatırımcıyı hem de piyasayı düşünen patron nasıl olunur”un cevabını 2004’teki Coca Cola İçecek halka arzı ve şirketin yönetim kurulu başkanı Tuncay Özilhan’ın hikayesini anlatarak vereyim:</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5f0397af913-1784611735.png" alt="" width="393" height="272" />
<figcaption><strong>Özilhan, “Talep arzı karşılayacak düzeyde olmasına karşın, şirketimiz halka açılmanın en mükemmel şekilde gerçekleşmesini istediği için erteleme kararı almıştır” demişti.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Coca-Cola İçecek 2004 yılında 250 milyon dolarlık halka arz için talep topladı. Hisselere 260 milyon dolar talep geldi. Teknik olarak arz yapılabilirdi ama Özilhan, “Talep miktarı halka arzı karşılayacak düzeyde olmasına karşın, şirketimiz halka açılmanın en mükemmel şekilde gerçekleşmesini istediği için erteleme kararı almıştır” diyerek borsa tarihinin ilk iptaline imza attı.</p>
<p>Özilhan basına, “Yurtiçi ve yurtdışından gelen toplam talep halka arzı karşılayacak düzeyde oluştu. Ancak talep miktarının halka arzdan sonra borsada fiyat istikrarını sağlayacak düzeyde olmadığı öngörüldü ve arz ertelendi. Karar, özellikle yurtiçindeki küçük yatırımcıyı korumak amacıyla alındı.” dedi.</p>
<p>İşte böyle adam olunur! Piyasaya mal çakıp kaçmak yerine yatırımcıyı kollayan, paraya değil insana ve güvene değer veren lider duruşudur bu. Toplanan paralar da bir günlük faiziyle birlikte hemen iade edildi. Aradan iki yıl geçti. Şirket 2006'da yeniden yatırımcının karşısına çıktı. 252 milyon dolarlık arza tam 3,1 milyar dolarlık dev talep geldi. O gün hisse alanlar, geçen 20 yılda bedelsizler ve temettülerle Borsa İstanbul'un en kazançlı yatırımını yaptı.</p>
<p>Bugün bazı patronlar yeterli ilgi görmeyen arzları ne pahasına olursa olsun tamamlamaya çalışıyor, arkalarında mağdur yatırımcılar bırakıyorlar. Özilhan ise kısa vadede para toplamayı değil, güveni tercih etti. Bugün dönüp baktığımızda geriye sadece başarılı bir arz değil, sermaye piyasalarına verilmiş çok güçlü bir güven dersi kalmış bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-tuncay-ozilhan-olamaz-83605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Herkes Tuncay Özilhan olamaz! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guhem-havacilik-ve-uzay-teknolojileri-lisesi-milli-teknoloji-hamlesinin-liderlerini-yetistirecek-83629</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Lisesi, milli teknoloji hamlesinin liderlerini yetiştirecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) öncülüğünde, TÜBİTAK iş birliğinde kente kazandırılan Gökmen Uzay Havacılık Eğitim Merkezi'nin (GUHEM), Türkiye’nin havacılık ve uzay alanındaki nitelikli insan kaynağı ihtiyacına katkı sağlayacak yeni bir eğitim modelini hayata geçireceği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Bursa İl Millî Eğitim Müdürlüğü koordinasyonunda faaliyet gösterecek GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, öğrencileri akademik eğitimin yanı sıra uygulamalı, proje temelli ve sektör odaklı bir programla geleceğin mesleklerine hazırlayacak. Eğitim programı kapsamında öğrenciler, GUHEM’in interaktif eğitim alanlarından, uygulama laboratuvarlarından, havacılık ve uzay simülasyonlarından, prototipleme ve üretim atölyelerinden yararlanacak. Havacılık ve Uzay Teknolojisi alanında eğitim görecek öğrenciler; Tasarım ve İmalat, İtki Sistemleri ve Elektronik Sistemler dallarında uzmanlaşacak. </p>
<h2>“Türkiye’nin geleceğine yapılmış stratejik bir yatırım”</h2>
<p>BTSO ve GUHEM Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, GUHEM’in mesleki eğitimle bütünleşmesinin Türkiye’nin teknoloji odaklı kalkınma hedefleri açısından önemli bir adım olduğunu söyledi. Havacılık ve uzay teknolojilerinde sürdürülebilir başarının nitelikli insan kaynağıyla mümkün olacağını vurgulayan Burkay, “Gökmen Projesi’ni hayata geçirirken en önemli hedefimiz, gençlerimizin havacılık ve uzay teknolojilerine olan ilgisini artırmak ve bu alanlarda yeni nesil yetkinliklere sahip insan kaynağı yetiştirmekti. Bugün GUHEM’in güçlü altyapısını mesleki eğitimle buluşturarak bu vizyonu ileri bir aşamaya taşıyoruz. Burada eğitim görecek gençlerimiz teorik bilginin yanında uygulama, tasarım, üretim ve proje geliştirme kültürüyle yetişecek. Havacılık ve uzay teknolojilerinde söz sahibi olmak isteyen ülkelerin en büyük gücü, iyi yetişmiş gençleridir. Bu okul, Türkiye’nin geleceğine ve teknoloji bağımsızlığına yapılmış stratejik bir yatırımdır. İlk öğrencilerimizin yeni eğitim döneminde GUHEM çatısı altında eğitime başlayacak olmasından büyük bir heyecan duyuyoruz.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5f43ef3dfaa-1784628207.jpg" alt="" width="742" height="493" /></p>
<h2>“Eğitim ile sektör arasında güçlü bir köprü kuruyoruz”</h2>
<p>Okulun sektörün gerçek ihtiyaçlarına göre şekillendirilen bir eğitim modeli sunacağını belirten Başkan Burkay, öğrencilerin Bursa’nın üretim gücüyle doğrudan temas kuracağını ifade etti. “Öğrencilerimizi Erasmus+ ve uluslararası okul iş birlikleri sayesinde Avrupa’nın önde gelen havacılık ve uzay eğitim merkezleriyle buluşturmak, güçlü İngilizce eğitimiyle onları dünyanın her yerinde çalışabilecek donanıma ulaştırmak en önemli hedefimiz” diyen Burkay, gençlerin okul yıllarından itibaren iş dünyasının bilgi, deneyim ve teknoloji birikiminden yararlanacağını belirtti. Burkay, “Bursa, otomotivden makineye, uzay havacılık savunma sanayiinden ileri malzeme teknolojilerine kadar güçlü bir üretim kabiliyetine sahip. GUHEM’i tercih eden öğrencilerimiz, BTSO’nun geniş proje, eğitim ve sektör ağına dâhil olacak. Bursa Uzay Havacılık Savunma Kümelenmesi BASDEC bünyesindeki firmalarımızda sektör içi eğitim, uygulama ve staj imkânlarından yararlanacaklar. Alanında uzman isimlerden mentorluk ve teknik destek alarak kariyerlerini daha okul yıllarında şekillendirecekler. Mezunlarımıza istihdamda önemli avantajlar sunmayı hedefliyoruz. Böylece eğitim ile sektör arasında güçlü, sürdürülebilir ve sonuç odaklı bir köprü kurmuş olacağız” ifadelerini kullandı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a5f4be6e44d6-1784630246.jpg" alt="" width="700" height="517" /></p>
<h2>“Gençlerimize küresel bir vizyon kazandıracağız”</h2>
<p>Başkan Burkay, okulun başarılı öğrenciler için burs, şehir dışından gelen öğrenciler için ise konaklama desteği sunacağını söyledi. Öğrencilerin ulusal ve uluslararası organizasyonlara, teknoloji yarışmalarına ve proje geliştirme çalışmalarına katılacağını belirten Burkay, “Gençlerimizin yeteneklerini erken yaşta keşfetmelerini ve doğru alanlara yönelmelerini çok önemsiyoruz. Başarılı öğrencilerimize yüzde 100 burs imkânı sunarken, şehir dışından gelen öğrencilerimizin konaklama ihtiyaçlarına da destek sağlayacağız. Öğrencilerimiz ulusal ve uluslararası yarışmalarda, teknoloji geliştirme projelerinde ve bilimsel organizasyonlarda yer alacak. İngilizce eğitimiyle birlikte gençlerimize küresel ölçekte çalışma ve iletişim kurma yetkinliği kazandıracağız. Amacımız, kendi teknolojisini geliştiren, üreten ve dünyayla rekabet eden bir gençlik yetiştirmektir. GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Bursa’dan Türkiye’nin havacılık ve uzay yolculuğuna güçlü bir insan kaynağı kazandıracak” dedi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5f4445d334b-1784628293.jpg" alt="" width="697" height="394" /></p>
<h2>İlk dersler bu yıl başlıyor</h2>
<p>Yeni eğitim döneminde ilk öğrencilerini kabul edecek GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde iki sınıfta toplam 48 öğrencinin eğitim görmesi planlanıyor. Başarılı öğrencileri geleceğin teknolojilerine hazırlayacak okulun, güçlü akademik eğitimi uygulamalı ve sektör odaklı mesleki eğitimle buluşturacağı belirtildi. Proje ile Türkiye’nin havacılık, uzay ve savunma sanayisindeki nitelikli teknik insan kaynağının güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guhem-havacilik-ve-uzay-teknolojileri-lisesi-milli-teknoloji-hamlesinin-liderlerini-yetistirecek-83629</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/9/1280x720/guhem-havacilik-ve-uzay-teknolojileri-lisesi-milli-teknoloji-hamlesinin-liderlerini-yetistirecek-1784628165.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin Türkiye’nin havacılık ve uzay alanındaki nitelikli insan kaynağı hedeflerine güçlü katkı sağlayacağını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-alacaklari-2534-milyar-lira-83614</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine alacakları 253,4 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, 30 Haziran itibarıyla Hazine alacaklarına ilişkin verileri açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Hazine alacakları, haziran sonu itibarıyla 253,4 milyar lira oldu. Alacak stoku içindeki en yüksek payı 217,9 milyar lirayla Türkiye Varlık Fonu oluşturdu.</p>
<p>Söz konusu tarihe kadar Hazine alacaklarından 7,4 milyar lira tahsil edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-alacaklari-2534-milyar-lira-83614</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/hazine-ve-maliye-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının haziran verilerine göre, hazine alacakları 253,4 milyar lira oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/brut-borc-stoku-15-trilyon-lira-83613</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Brüt borç stoku 15 trilyon lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, 30 Haziran itibarıyla merkezi yönetim brüt borç stoku verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, merkezi yönetim brüt borç stoku, haziran sonu itibarıyla 14 trilyon 992,5 milyar lira oldu.</p>
<p>Borç stokunun 7 trilyon 263,7 milyar liralık kısmı Türk lirası, 7 trilyon 728,8 milyar liralık kısmı ise döviz cinsi borçlardan oluştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/brut-borc-stoku-15-trilyon-lira-83613</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/3/1280x720/para-tl-1767355285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının haziran verilerine göre merkezi yönetim brüt borç stoku, 14 trilyon 992,5 milyar lira olarak belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunyada-antalya-markasi-yaratan-yatcilik-sektoru-kaliteden-odun-vermiyor-83581</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 23:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sektörde kârlılık gittikçe düşüyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye’nin ilk serbest bölgelerinden olan Antalya Serbest Bölgesi'nin, döviz kurunun baskılanması, ihracatta rekabette zorlanmasına rağmen yılın ilk altı ayında büyük bir başarıya imza atarak ticaret hacminde yüzde 9 büyüme gösterdiği belirtildi. Dünyada "Antalya Markası" yaratan lüks yat sektörünün, kârlılıkta düşüş sıkıntısı yaşamasına rağmen kaliteden ödün vermediği vurgulandı. </p>
<p>Antalya Serbest Bölge Yatırımcı ve İşleticisi AŞ (ASBAŞ) Genel Müdürü Zeki Gürses, 2026 yılı ilk 6 ay ticaret hacmi rakamlarını değerlendirdi.</p>
<p>Gürses, lüks yat üretim, bakım ve onarımında 26 yılda kalitesi ile dünyada "Antalya Markası" yaratan Antalya Serbest Bölgesi’nde yılın ilk altı ayında ticaret hacminin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9 artış gösterdiğini ve 598 milyon 643 bin 917 dolara ulaşıldığını bildirdi.</p>
<p>Antalya Serbest Bölgesi’nde büyük çoğunluğu lüks yat üretim ve bakım-onarım olmak üzere 79 firmanın faaliyette bulunduğunu ifade eden Gürses, bu işletmelerde 7 bin 109 çalışanın istihdam edildiğini söyledi.</p>
<p>Serbest bölgede ticaretin yüzde 55’inin OECD ülkelerine yapıldığını ve bu ülkelere 328 milyon 166 bin 3541 dolarlık işlem gerçekleştirildiğine dikkat çeken Gürses, sanayi grubu mamulün de yüzde 97’sini kapsadığını ve 583 milyon 457 bin 253 doları bulduğunu söyledi.</p>
<p>ASBAŞ’ın geçmiş yıllarda yaptığı yatırımlarla birlikte Serbest Bölge'de 70 metre ve daha büyük yatların bakım onarım ve üretimin yapılabildiğine dikkat çeken Zeki Gürses, 2026 yılı ilk altı ayında toplam uzunluğu 490,85 metreye ulaşan 19 adet ultra lük yatın sahiplerine teslim edildiğini kaydetti.</p>
<p>2026 yılı ilk altı ayında ise başta Ortadoğu ve Avrupa ülkeleri iş insanlarına ait 19 adet yatın bakım ve onarımı yapıldığını, bugüne kadar ise 226 yatın onarımdan geçirildiğini anlatan Gürses, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Lüks yat üretiminin başladığı milenyumdan bu yana yat ihtisas bölgesi haline gelen Antalya Serbest Bölgesi'nde 2026 yılının ilk altı ayına kadar toplam 15 bin 596 metre boyunda olan 851 adet ultra lüks yat üretimi gerçekleştirilerek aralarında dünyaca ünlü iş insanları ve sporcuları olmak üzere sahiplerine teslim edildi. Antalya Serbest Bölgesi lüks yat üretiminin yanında Akdeniz ülkeleri arasında da yat bakım onarım merkezi haline geldi.’’</p>
<p><strong>"Maliyetler artıyor, yat sektörü kaliteyi korumaya çalışıyor"</strong></p>
<p>İhracatçı ve turizmcilerle birlikte lüks yat üretici ve bakım-onarım sektörü de döviz kurunun baskılanmasından dolayı sıkıntı yaşıyor. Maliyet artışlarından dert yanan sektör temsilcileri, ‘Antalya Markası’ ve Türk kalitesini korumaya çalıştıklarını belirtti.</p>
<p>Antalya Serbest Bölgesi’nde bir yat firmasının üst düzey yöneticiliğini yapan ASBAŞ önceki Genel Müdürlerinden Fikri Bayhan, dünya ekonomisinde yaşanan ekonomik krizin Türkiye’ye de olumsuz yansıdığını söyledi.</p>
<p>Dünya yat sektöründe ‘Antalya Markası’ yaratan Antalya Serbest Bölgesi’nde faaliyette bulunan yat firmalarının mevcut almış oldukları projeleri tamamlamaya çalıştıklarını belirten Bayhan, ‘’Birçok yat üretici firmamız yeni siparişler için arayış içinde. Türkiye’de dövizin baskılanması ve maliyetlerin artması rekabet şansını azaltıyor ama sektör  ‘Antalya Markası’ ve ‘Türk Kalitesi’ algısını korumaya çalışıyor. Sektörde kârlılık gittikçe düşüyor’’ dedi. </p>
<p>Antalya Serbest Bölgesi Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ASBİAD) Başkanı Cenk Taşkent de, yat üretim sektöründe işlerin şimdilik rayında gittiğini, uzun vadeli alınan proje siparişlerinin devam ettiğini bildirdi. Taşkent, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Her sektörde olduğu gibi yat üretiminde de bazı sıkıntılar var. Sıkıntılar olsa bile Antalya Serbest Bölgesi’nde Türk tat kalitesinin yükselişi sürüyor. Şimdilik, yükseliş devam ediyor. Firmalarımız daha önce aldıkları projelerini gerçekleştirmeyi devam ettiriyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunyada-antalya-markasi-yaratan-yatcilik-sektoru-kaliteden-odun-vermiyor-83581</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/1/1280x720/dunyada-antalya-markasi-yaratan-yatcilik-sektoru-kaliteden-odun-vermiyor-1784577762.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASBAŞ önceki Genel Müdürlerinden Fikri Bayhan, &quot;Birçok yat üretici firmamız yeni siparişler için arayış içinde. Türkiye’de dövizin baskılanması ve maliyetlerin artması rekabet şansını azaltıyor ama sektör ‘Antalya Markası’ ve ‘Türk Kalitesi’ algısını korumaya çalışıyor. Sektörde kârlılık gittikçe düşüyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskan-adayi-resat-guney-nitelikli-personel-antalyada-tutunamiyor-83580</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 22:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reşat Güney: Nitelikli personel Antalya’da tutunamıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkan adayı Reşat Güney, artan konut ve yaşam maliyetlerinin Antalya'da işletmelerin nitelikli personel bulmasını zorlaştırdığını belirterek, ‘’Çalışan barınamıyor, şehirde kalamıyor. Sorun ne kadar ekonomik olsa da sosyal bir krize dönüştü’’ dedi.</p>
<p>Kentte giderek büyüyen konut ve yaşam maliyetlerinin iş dünyasını doğrudan etkilediğine dikkat çeken Güney, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Artık işletmelerin en büyük sorunlarından biri nitelikli personel bulmak oldu. Çalışanlar yüksek kira ve yaşam giderleri nedeniyle Antalya'da tutunamıyor. Bu durum üretimden hizmet sektörüne kadar birçok alanda olumsuz sonuçlar doğuruyor. Antalya'da son dönemde hızla yükselen kira fiyatları, iş dünyasının personel sorununu daha da derinleştiriyor. Piyasa verilerine göre kent genelinde ortalama konut kirası 30 bin TL seviyesine ulaşırken, Konyaaltı'nda ortalama kira 38 bin TL, Muratpaşa'da ise 35 bin TL seviyelerinde bulunuyor. Öte yandan Merkez Bankası verilerine göre, Antalya, Burdur ve Isparta'yı kapsayan bölgede yeni kiracı kira endeksi son bir yılda yüzde 31,1 arttı.’’</p>
<p>Barınma sorununun kritik seviyeye ulaştığını vurgulayan Güney, "Çalışan barınamıyor, şehirde kalamıyor. İş gücü yüksek maliyetler nedeniyle başka kentlere yöneliyor. Bu yalnızca çalışanların değil, işletmelerin de geleceğini tehdit ediyor. Personel bulmakta zorlanan birçok işletmenin hizmet ve üretim kapasitesinin olumsuz etkileniyor’’ dedi.</p>
<p>Konut krizinin artık yalnızca iş dünyasının sorunu olmadığını ifade eden Reşat Güney sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Yaşanan bu süreç tüm kenti ilgilendiren sosyal bir meseleye dönüştü. Yerel yönetimler, kamu kurumları ve özel sektörün ortak hareket etmesi gerekiyor. Çalışanların yaşam koşulları iyileştirilmeden üretimde verimlilik ve sürdürülebilir büyüme sağlanamaz. Sorunun çözümü için tüm paydaşlar aynı masada buluşmalı. Antalya'nın büyümesini sürdürebilmesi için çalışanların kentte yaşayabilecek koşullara kavuşması şart oldu. İş dünyası tek başına bu yükün altından kalkamaz. Kalıcı çözümler için kamu ve yerel yönetimlerle ortak projelerin geliştirilmeli.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskan-adayi-resat-guney-nitelikli-personel-antalyada-tutunamiyor-83580</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/0/1280x720/atso-baskan-adayi-resat-guney-nitelikli-personel-antalyada-tutunamiyor-1784577643.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan adayı Reşat Güney, başta devlet memurları olmak üzere nitelikli personelin yüksek kira giderleri nedeniyle Antalya’da tutunamadığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarim-girdi-maliyet-artis-hizinin-atesi-dusmuyor-83579</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 22:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tarım girdi maliyetindeki artış hızının ateşi düşmüyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası (ATB) ve Antalya Tarım Konseyi (ATAK) Başkanı Ali Çandır, TÜİK’in açıkladığı Mayıs 2026 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’ni (Tarım-GFE) değerlendirdi.</p>
<p>Mayıs ayı için açıklanan tarımsal girdi fiyatları enflasyonunun bir önceki aya göre aylıkta ve yıllıkta son 3 yılın mayıs aylarının altında ilan edildiğini belirten Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’10 yıllık mayıs ayı ortalamalarına göre bakıldığında ise aylıkta ortalamanın altında, yıllıkta ortalamanın üzerinde bir artış gerçekleşmiştir. Tarım-GFE mayıs ayında aylık yüzde 0,44 ilan edildi. Bu rakam, endeksin ölçülmeye başlandığı 2015 yılından itibaren mayıs ayları ortalamasının yüzde 1,48 olan seviyesinin yüzde 33 altında ilan edilmiştir. Tarım-GFE Mayıs ayında yıllık yüzde 36,65 düzeyinde açıklandı. Bu yıllık rakam, son 10 yılın mayıs ayları ortalaması olan yüzde 32,71’in yüzde 15 üzerine çıkmıştır.”</p>
<p><strong>Gübrede yıllık artış yüzde 63,56</strong></p>
<p>Mayıs ayı Tarım-GFE’nin alt kalemlerini de değerlendiren Çandır, tarımda kullanılan mal ve hizmetlerin fiyatlarında aylık yüzde 0,35, yıllık ise yüzde 39,29 artış ilan edildiğine dikkat çekti. Aylık artışın son 3 yılın en düşük artışı olduğunu, yıllık artışın ise geçen yılın üzerinde ilan edildiğine dikkat çeken Ali Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Tohumda aylık yüzde 0,71, enerjide yüzde -4,39, gübrede yüzde 1,28, ilaçta yüzde 1,92, veteriner hizmetlerinde yüzde 0,18, yemde yüzde 1,61 ve diğer kalemlerde yüzde 1,28 değişim açıklandı. Yıllık değişimlerde ise tohumda yüzde 34,94, enerjide yüzde 40,75, gübrede yüzde 63,56, ilaçta yüzde 22,72, veteriner hizmetlerinde yüzde 36,02, yemde yüzde 35,49 ve diğer kalemlerde yüzde 34,70 artış gerçekleşti. Gübre yüzde 63,56 ile en yüksek artışın yaşandığı girdi kalemi oldu.’’</p>
<p><strong>"Üretici fiyatları maliyetleri girdi maliyetlerini karşılamıyor"</strong></p>
<p>TÜİK tarafından Mayıs ayı Tarımsal Üretici Fiyat Endeksi’nin (Tarım-ÜFE) aylık yüzde 0,61 olarak ilan edildiğini anımsatan Çandır, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Geçmiş 15 yıllık mayıs ayları ortalaması olan yüzde -0,33 ile karşılaştırıldığında ortalamanın üzerinde bir artış söz konusu olmaktadır. Ancak tarımsal girdi maliyetlerinin aynı dönemdeki yüzde 1,48’lik ortalama artışıyla karşılaştırıldığında, üretici kesimin uzun yıllar ortalaması itibarıyla aylık göstergelerde ne kadar zararda olduğu kolaylıkla görülebilir. Tarım-ÜFE yıllık yüzde 43,08 oldu. Geçmiş 15 yıllık mayıs ayları ortalaması olan yüzde 25,90 ile karşılaştırıldığında ortalamanın üzerinde bir artış söz konusu olmaktadır. Ancak tarımsal girdi maliyetlerinin aynı dönemdeki yüzde 32,71’lik ortalama artışıyla karşılaştırıldığında, tarımsal faaliyette bulunanların yıllık kayıpları açıkça ortaya çıkmaktadır” dedi.</p>
<p>Mart ayından bu yana yaşanan küresel olayların tarımsal üretim maliyetleri üzerindeki etkilerine dikkat çeken Çandır, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Mart ayından bu yana yaşanan küresel olaylar dikkate alındığında, özellikle enerji ve gübre kalemleri başta olmak üzere tarımsal girdi kalemlerinde ciddi artışların yaşanma riski gerçekleşmeye başlamıştır. Ancak burada önemli olan, küresel ortalama düzeyin neresinde kalabileceğimiz konusudur.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarim-girdi-maliyet-artis-hizinin-atesi-dusmuyor-83579</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/9/1280x720/tarim-girdi-maliyet-artis-hizinin-atesi-dusmuyor-1784577534.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Hürmüz Boğazı&#039;nda ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş küresel ekonomiyi de olumsuz etkilerden, alınan önlemlere rağmen Türkiye’de tarım girdi maliyet artış hızındaki ateşin bir türlü düşürülemediğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretici-fiyatlari-yillik-yuzde-9-artti-83575</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 17:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi üretici fiyatları yıllık yüzde 29 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait toplam sanayi üretici fiyat endeksi göstergelerini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, endeks geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 1,37, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,78, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 16,63 ve 12 aylık ortalamalara kıyasla yüzde 28,74 yükseldi.</p>
<p>Sanayinin alt sektörlerinin yıllık değişimlerine bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 52,36, imalatta yüzde 29,8, elektrik, gaz, buhar ile iklimlendirme üretimi ve dağıtımında yüzde 4,12, su temini, kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetlerinde yüzde 29,26 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri dikkate alındığında, ara mallarında yüzde 28,72, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 29,86, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 32,11, enerjide yüzde 30,13 ve sermaye mallarında yüzde 21,87 yükseliş gerçekleşti.</p>
<p><strong>Aylık veriler</strong></p>
<p>Sanayinin alt sektörlerinin aylık değişimleri incelendiğinde ise madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 7,03, imalatta yüzde 0,82, su temini, kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetlerinde yüzde 1,97, elektrik, gaz, buhar, iklimlendirme üretimi ve dağıtımı yüzde 7,1 arttı.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 2, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 0,48, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,51, sermaye mallarında yüzde 1,21 artarken, enerjide yüzde 0,3 azalış kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretici-fiyatlari-yillik-yuzde-9-artti-83575</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-sanayii.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre toplam sanayi üretici fiyat endeksi, aylık bazda yüzde 1,37, yıllık bazda yüzde 28,78 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-yuzde-295-artti-83574</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 17:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğal gaz ithalatı yüzde 2,95 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) mayıs ayına ait "Doğal Gaz Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, ithalatın 3 milyar 256 milyon metreküpü boru hatlarıyla, 387 milyon metreküpü de sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisleri aracılığıyla yapıldı.</p>
<p>Toplam doğal gaz ithalatı, söz konusu dönemde yıllık bazda yüzde 2,95 artışla yaklaşık 3 milyar 644 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Söz konusu dönemde en fazla boru gazı ithalatı 1 milyar 271 milyon metreküple Rusya'dan yapıldı. Bunu 1 milyar 34 milyon metreküple Azerbaycan ve 951 milyon metreküple İran takip etti.</p>
<p>Bu dönemde LNG ithalatında ise Cezayir 282 milyon metreküple ilk sırada yer aldı. Cezayir'i 105 milyon metreküple ABD takip etti.</p>
<p><strong>Konutlarda gaz tüketimi 1 milyar 778 milyon metreküpe ulaştı</strong></p>
<p>Ülkede toplam doğal gaz tüketimi, mayısta yıllık bazda yüzde 0,13 artarak yaklaşık 4 milyar 95 milyon metreküp oldu.</p>
<p>Sanayi sektörünün doğal gaz tüketimi 1 milyar 76 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti. Elektrik üretimini de kapsayan dönüşüm/çevrim sektöründe doğal gaz tüketimi ise 620 milyon metreküp oldu.</p>
<p>Konutlarda doğal gaz tüketimi bu dönemde 1 milyar 778 milyon metreküpe ulaştı.</p>
<p>Türkiye'de doğal gaz stok miktarı mayıs sonunda 4 milyar 674 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Doğal gaz stokunun 4 milyar 354 milyon metreküpü yer altı depolama tesislerinde, 320 milyon metreküpü ise LNG terminallerinde depolandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-yuzde-295-artti-83574</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/dogalgaz-3.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mayıs verilerine göre doğal gaz ithalatı, yıllık bazda yüzde 2,95 artışla 3 milyar 644 milyon metreküpe yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-mayista-yuzde-3-artti-83573</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 16:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol ithalatı yıllık yüzde 3 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun (EPDK) "Mayıs 2026 Petrol Piyasası Sektör Raporu"nu yayınladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin toplam petrol ithalatı içinde en büyük kalemi oluşturan ham petrol ithalatı yüzde 7,29 artarak 2 milyon 665 bin 665 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde motorin türlerinin ithalatı ise yüzde 27 azalarak 845 bin 903 ton oldu. İthalatın kalan kısmını havacılık ve denizcilik yakıtları ile diğer ürünler oluşturdu.</p>
<p>Böylece toplam ithalat, mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,97 artarak 4 milyon 85 bin 229 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>En fazla ham petrol ve petrol ürünleri ithalatı, 1 milyon 650 bin 193 tonla Rusya'dan yapılırken, bu ülkeyi 515 bin 691 tonla Kazakistan ve 348 bin 879 tonla ABD izledi.</p>
<p>Yurt içi benzin satışları mayısta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 11,43 artarak 521 bin 965 ton oldu. Toplam petrol ürünü satışları yüzde 10,49 azalarak 2 milyon 625 bin 231 ton, motorin satışları ise yüzde 15,73 azalarak 1 milyon 960 bin 637 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Petrol piyasasında ihracat yüzde 1,07 azaldı</strong></p>
<p>Aynı dönemde petrol piyasasında toplam ihracat yüzde 1,07 azalışla 1 milyon 267 bin 339 ton oldu.</p>
<p>Türkiye'nin denizcilik yakıtları ihracatı yüzde 45,20 artarak 130 bin 503 ton olarak belirlenirken, motorin türleri ihracatı yüzde 36,37 azalarak 226 bin 464 ton olarak kaydedildi.</p>
<p>Havacılık yakıtları ihracatı yüzde 33,73 artarak 691 bin 981 ton, benzin türleri ihracatı ise yüzde 63,11 artarak 12 bin 255 ton oldu.</p>
<p>Aynı dönemde toplam rafineri petrol ürünleri üretimi yüzde 1,94 azalışla 3 milyon 293 bin 733 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Havacılık yakıtları üretimi mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,47 azalarak 571 bin 563 ton, benzin türleri üretimi yüzde 6,97 artarak 500 bin 111 ton oldu. Motorin türlerinin üretimi ise yüzde 3,53 artarak 1 milyon 468 bin 603 ton olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-mayista-yuzde-3-artti-83573</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/akaryakit.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mayıs verilerine göre, toplam petrol ve petrol ürünleri ithalatı, yıllık bazda yaklaşık yüzde 3 artışla 4 milyon 85 bin tonu aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-butce-aciginin-milli-gelire-oraninin-yuzde-25e-geriledigini-tahmin-ediyoruz-83571</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 13:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 2,5&#039;e gerilediğini tahmin ediyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye'nin bütçe performansını değerlendirdi.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, jeopolitik gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkilerini sınırlamak amacıyla bazı vergi gelirlerinden vazgeçmemize rağmen yılın ilk yarısında faiz dışı bütçe fazlası 521 milyar TL'ye ulaşırken bütçe açığının geçen yılın ilk yarısına göre 38 milyar TL iyileştiğini belirten Şimşek şunları kaydetti: "Kayıt dışılıkla mücadele, gönüllü uyumu artırmaya yönelik politikalarımız ve kamu harcamalarındaki disiplin sayesinde 2025 yılında yüzde 2,9 olan bütçe açığının milli gelire oranının, haziran itibarıyla yıllıklandırılmış olarak yaklaşık yüzde 2,5'e gerilediğini tahmin ediyoruz. Bütçe performansının da katkısıyla iç borç çevirme oranları geçen yılın ve öngörülerimizin altında seyrediyor. Ekonomimizin dayanıklılığını artıran bütçe disiplini programımızın temel amacı olan fiyat istikrarı açısından da kritik önem taşımaktadır. Mali disiplini koruyarak dezenflasyon hedefimiz doğrultusunda politikalarımızı sürdüreceğiz."</p>
<p> </p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Jeopolitik gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkilerini sınırlamak amacıyla bazı vergi gelirlerinden vazgeçmemize rağmen yılın ilk yarısında faiz dışı bütçe fazlası 521 milyar TL'ye ulaşırken bütçe açığı geçen yılın ilk yarısına göre 38 milyar TL iyileşti.<br /><br />Kayıt dışılıkla… <a href="https://t.co/p6asdtJpA6">pic.twitter.com/p6asdtJpA6</a></p>
— Mehmet Simsek (@memetsimsek) <a href="https://x.com/memetsimsek/status/2079120599889133591?ref_src=twsrc%5Etfw">July 20, 2026</a></blockquote>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-butce-aciginin-milli-gelire-oraninin-yuzde-25e-geriledigini-tahmin-ediyoruz-83571</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/simsek-1776501507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Şimşek, &quot;Kayıt dışılıkla mücadele, gönüllü uyumu artırmaya yönelik politikalarımız ve kamu harcamalarındaki disiplin sayesinde 2025&#039;te yüzde 2,9 olan bütçe açığının milli gelire oranının, haziran itibarıyla yıllıklandırılmış olarak yaklaşık yüzde 2,5&#039;e gerilediğini tahmin ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-2-500-belli-oldu-ekonomik-yuku-yine-sanayi-omuzladi-83570</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İSO 2. 500&#039; belli oldu: Ekonomik yükü yine sanayi omuzladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından 17 Haziran'da açıklanan "İSO Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025" araştırmasının ardından, daha çok KOBİ niteliğindeki kuruluşları kapsayan "İSO Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025" araştırmasının sonuçları kamuoyuyla paylaşıldı.</p>
<p>Buna göre, 2025, sanayi firmalarının artan finansman maliyetleri, zayıflayan iç talep, kur ve maliyet dengesi, yatırım iştahındaki yavaşlama ve rekabet gücünü koruma ihtiyacı arasında zorlu bir denge kurmaya çalıştıkları bir yıl oldu.</p>
<p>İkinci 500'ün üretimden satışları yüzde 25,7 artışla 1 trilyon 750 milyar liraya yükselirken, artış oranı 2020 yılından sonraki en düşük oran olarak dikkati çekti. Buna karşılık 2025'te yüzde 25,4 olan yıllık ortalama Yurt İçi Üretici Fiyatları Endeksi (Yİ-ÜFE) ile arındırıldığında, üretimden satışların reel olarak binde 2 ile çok sınırlı bir artış kaydettiği görülüyor.</p>
<p>Böylece 2022'de yüzde 10,4, 2023'te yüzde 5,2 ve 2024'te binde 1 olan üretimden satışlardaki reel düşüş eğilimi, İSO 500'de olduğu gibi İSO İkinci 500'de de 3 yılın ardından çok ılımlı düzeyde de olsa artışa döndü.</p>
<p><strong>İSO İkinci 500'ün şampiyonları</strong></p>
<p>Geçen yıl İSO İkinci 500'de ilk sırayı 5 milyar 317 milyon liralık üretimden satışla Teksan Jeneratör alırken, onu 5 milyar 308 milyon lirayla Norm Salihli Vida ve Cıvata, 5 milyar 306 milyon lirayla Biska Tekstil izledi.</p>
<p>İlk 10'da yer alan diğer şirketler sırasıyla Vatan Plastik, Şenocak Gıda Fındık Entegre, Frimpeks Kimya ve Etiket, Chryso-Kat Katkı Malzemeleri, Verde Yağ Besin Maddeleri, Traçim Çimento ile Johnson Electric Otomotiv Ürünleri oldu.</p>
<p>İkinci 500 sıralamasına üretimden satışları 5 milyar 317 milyon lira ile 2 milyar 220 milyon lira arasında kalan şirketler girebildi.</p>
<p>Geçen yıl 69 yeni kuruluş listede yer alma başarısı gösterirken, 26 işletme İSO 500'den İSO İkinci 500'e geriledi. 405 kuruluş ise son iki yılda da İSO İkinci 500 sıralamasında yer aldı.</p>
<p>İSO İkinci 500'ün ihracatı yıllık bazda yüzde 0,3 düşüşle 15,9 milyar dolara gerilerken, listedeki şirketlerin Türkiye'nin sanayi ihracatı içindeki payı 0,3 puan azalarak yüzde 6’ya indi.</p>
<p>Geçen yıl uygulanan dezenflasyon politikaları ve dış pazarlardaki durgunluk satış gelirleri üzerinde baskı yaratırken, yüksek faiz oranları ve artan finansman yükleri karlılık göstergelerini sınırlamaya devam etti. Buna karşılık, şirketlerin maliyet yönetiminde sağladığı göreli başarı, karlılığın ılımlı düzeyde de olsa korunmasında etkili oldu.</p>
<p>İSO İkinci 500'deki sanayi şirketlerinin karı 2024 yılındaki sert düşüşlerin ardından 2025'te güçlü nominal artışlar kaydetti. Ancak bu iyileşmede, 2024 yılı karlılık büyüklüklerinin oldukça düşük seviyelerde gerçekleşmesinin yol açtığı baz etkisi belirleyici oldu.</p>
<p>İkinci 500'ün faaliyet karı yüzde 35,4 artarak 160 milyar liraya yükselirken, faaliyet karlılığı oranı yüzde 7,3'ten yüzde 7,7'ye çıktı. Söz konusu oran, son 10 yılın ortalaması olan yüzde 10,9'un oldukça altında kaldı.</p>
<p>Aynı dönemde vergi öncesi kar ve zarar toplamı yüzde 34 artışla 46 milyar liraya çıktı. Vergi öncesi dönem karlılığı yüzde 2,1'den yüzde 2,2'ye yükselirken, bu oran da 2015-2024 ortalaması olan yüzde 6,6'ya göre çok daha düşük gerçekleşti.</p>
<p>Faiz, amortisman ve vergi öncesi kar/zarar toplamı ise yüzde 28,8'lik artışla 264 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>İSO İkinci 500'de vergi öncesi dönemde kar eden kuruluş sayısı 341'den 345'e yükselirken, zarar eden işletme sayısı 159'dan 155'e geriledi. Faiz, amortisman ve vergi öncesi kar/zarar büyüklüğünde zarar eden firma sayısı 3 adet azalarak 27’ye indi.</p>
<p><strong>Elde edilen karların büyük kısmı finansman giderlerine ayrıldı</strong></p>
<p>Şirketlerin net kambiyo zararı 2025'te önceki yıla göre 4 kat artarak 26 milyar liraya yükselirken, kambiyo zararı dışındaki diğer faaliyetlerden elde edilen net kar 55 milyar lira düzeyine çıktı. Sonuçta 28 milyar liralık üretim faaliyeti dışı net gelir elde edilirken, bu rakamın net satışlara oranı da yüzde 0,9'dan yüzde 1,4'e yükseldi.</p>
<p>İSO İkinci 500'ün finansman giderleri yüzde 45,2 artarak 138 milyar liraya ulaşırken, faaliyet karı yüzde 35,4 yükselişle 160 milyar liraya çıktı. Böylece finansman giderlerinin faaliyet karına oranı 5,8 puan artarak yüzde 86,7'ye yükseldi. Bu rakamlar, sanayicilerin ana faaliyetlerinden elde ettiği karın büyük bir bölümünü finansman giderlerine ayırdığı gerçeğini ortaya koydu.</p>
<p>Şirketlerde aktif tarafta dönen varlıklar yüzde 36,8, duran varlıklar yüzde 22,6 büyüdü. Böylece aktif toplamındaki artış yüzde 29,9 olarak gerçekleşti. Pasif tarafta ise özkaynaklar yüzde 13,3 ile sınırlı artarken, toplam borçlardaki yükseliş yüzde 50,2 ile daha yüksek seyretti.</p>
<p>Borçların aktifler içindeki payı 7 puanlık artışla yüzde 51,8'e yükselirken, özkaynakların payı yüzde 48,2'ye geriledi. Zayıf seyreden karlılık performansı özkaynak artışını sınırlarken, hızlı borçlanma eğiliminin sürmesi nedeniyle kaynak yapısı yeniden hafif borç ağırlıklı hale geldiğini gösterdi.</p>
<p>İSO İkinci 500'de 2024 yılında yüzde 32,2 artan toplam borçlar, 2025'te yüzde 50,2 ile daha hızlı büyüdü. Mali borçlar yüzde 52,1, diğer borçlar yüzde 48,2 arttı. 2025'te tüm borçlanma türlerinde artışın hızlanması, kredi maliyetlerindeki yükselişe rağmen nispeten daha küçük ve orta ölçekli kuruluşların finansal ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla borçlanmak zorunda kaldığına işaret etti.</p>
<p>Kısa vadeli mali borçların toplam mali borçlar içindeki payı yüzde 54'e geriledi. Şirketlerin devreden KDV yükü ise yüzde 25,2 artarak 22 milyar liraya yaklaştı.</p>
<p><strong>Orta-yüksek ve yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin payı rekor seviyede</strong></p>
<p>İSO İkinci 500 yaratılan katma değer açısından değerlendirildiğinde en yüksek payın yüzde 40,8 ile düşük teknoloji yoğunluklu sanayilere ait olduğu görüldü. Orta-düşük teknoloji yoğunluklu sanayilerin payı 27,1, orta-yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin payı ise yüzde 27,2 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Yüksek teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun payı ise yüzde 3,3'ten yüzde 4,9'a çıktı ve 2015 sonrasındaki en yüksek düzeyine ulaştı. Orta-yüksek ve yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin toplam payı 0,8 artarak yüzde 32,1 ile rekor seviyeye çıktı.</p>
<p>İSO İkinci 500'de AR-GE harcaması yapan kuruluş sayısı 238'den 229'a gerilerken, AR-GE harcamaları yüzde 16 artarak 10 milyar liraya yükseldi. Buna rağmen AR-GE harcamalarının üretimden satışlara oranı yüzde 0,62'den yüzde 0,57'ye geriledi.</p>
<p>Söz konusu şirketlerin istihdamı yüzde 2,2 düşüşle 285 bin kişiye düştü. Tam istihkak olarak ödenen brüt maaş ve ücretler yüzde 37,3 artarken, bu artış yüzde 2,2'lik istihdam düşüşü ile birlikte değerlendirildiğinde, çalışan başına ödenen brüt maaş ve ücretlerdeki artış yüzde 40,4'e çıktı.</p>
<p><strong>Halka açık işletme sayısı rekor seviyede</strong></p>
<p>İSO İkinci 500'de halka açık kuruluşların sayısı 4 artarak 43'e yükseldi ve en yüksek düzeyine ulaştı. Yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısı ise 5 azalarak 62'ye geriledi.</p>
<p>Son yıllardaki düşüş eğilimine rağmen İstanbul Sanayi Odası, 2025'te İSO İkinci 500 içindeki üye sayısını 9 adet artırarak 144 kuruluşla sıralamada en büyük paya sahip olmayı sürdürdü. İstanbul'u 36 şirketle Ege Bölgesi Sanayi Odası, 34 ile Kocaeli Sanayi Odası, 33 ile Gaziantep Sanayi Odası, 23 ile Bursa Ticaret ve Sanayi Odası, 20 ile Ankara Sanayi Odası izledi. Bu odaların tümünde İSO İkinci 500'de yer alan üye sayısı düşerken, Konya, Kayseri ve Adana sanayi odalarının üye sayısı arttı.</p>
<p>Sektör gruplandırmasına göre dağılımına bakıldığında firmaların yüzde 62'sinin 4 sektör grubunda toplandığı görüldü. 107 firmayla "gıda ürünleri sanayisi" ilk sırada yer alırken, onu 76 firmayla "kimyasal ürünler, plastik ve kauçuk ürünleri sanayisi", 70 işletmeyle "ana metaller ve makine imalat sanayisi", 56 şirketle "tekstil ürünleri sanayisi" takip etti. Ana metal ve makine sektörü firmalarının sayısı 9 artarken, tekstil firmalarının sayısı ise 12 azaldı.</p>
<p><strong>"Sanayicinin üzerindeki en ağır yük finansman maliyetleri"</strong></p>
<p>İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, yaptığı yazılı açıklamada, "İSO Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025" araştırmasının sonuçlarını değerlendirdi.</p>
<p>İSO İkinci 500 araştırmasının 2025 sonuçlarının yalnızca sanayi kuruluşlarının performansını değil, aynı zamanda Türk sanayisinin direncini, üretim azmini ve geleceğe dair potansiyelini de ortaya koyduğunu belirten Bahçıvan, "Bu araştırma, yarının İSO 500'üne girmeye aday şirketlerimizin bugün hangi şartlar altında yoluna devam ettiğini göstermesi bakımından son derece kıymetlidir." ifadesini kullandı.</p>
<p>Bahçıvan, geride bırakılan yılın küresel talebin zayıfladığı, finansmana erişimin zorlaştığı, yüksek faiz ortamının üretim üzerinde ciddi baskılar oluşturduğu zorlu bir dönem olduğunu belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>"Araştırmamızın sonuçları da bu gerçekliği bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır. Üretimden satışlar, üç yıllık reel gerilemenin ardından 2025'te ancak yüzde 0,2 gibi son derece sınırlı bir reel artış gösterebilmiştir. İSO 500'de gözlenen güçlü ihracat performansının aksine, İSO İkinci 500'ün ihracatında yaşanan yüzde 0,3'lük gerileme toplam satışları sınırlandırırken, küresel talepteki zayıflığın ve sıkı finansman koşullarının sanayi üzerindeki etkilerinin devam ettiğini göstermektedir."</p>
<p>Erdal Bahçıvan, araştırmanın, "sanayicinin üzerindeki en ağır yükün finansman maliyetleri olduğunu" gösterdiğini kaydederek, "Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranının yüzde 87'ye yükselmesi, sanayicimizin kazandığının önemli bir bölümünü finansman maliyetlerine ayırmak zorunda kaldığını göstermektedir. Bu tablo, tıpkı İSO 500 sonuçlarında olduğu gibi içinde bulunduğumuz dönemin ekonomik yükünü bir kez daha sanayi sektörümüzün omuzladığını açık biçimde ortaya koymaktadır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yaşanan olumsuzluklara rağmen, sanayi kuruluşlarının üretim çarklarını durdurmadığını, yatırım arzusunu koruduğunu ve Türkiye ekonomisinin omurgası olmayı sürdürdüğünü vurgulayan Bahçıvan, bu kararlılığın, Türk sanayisinin en önemli gücü olduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>"Sanayiye sahip çıkmak, Türkiye'ye sahip çıkmaktır"</strong></p>
<p>İSO Yönetim Kurulu Başkanı Bahçıvan, finansman baskıları, daralan dış talep ve artan maliyetler karşısında mücadeleyi yılmadan sürdüren kuruluşların, yalnızca ekonomik bir başarıya değil, aynı zamanda ülke adına güçlü bir sorumluluğa da imza attığını belirterek, açıklamasını şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Çünkü sanayici yalnızca mal üretmez, istihdam üretir, ihracat gerçekleştirir, teknoloji geliştirir ve ülkesinin geleceğine güven kazandırır. Elbette bugün üretim kapasitesini korumak tek başına yeterli değildir. Sanayimizin verimlilik, yüksek katma değer, teknoloji üretimi ve küresel rekabet gücü açısından daha güçlü bir yapıya kavuşabilmesi için dönüşüm yatırımlarının ve uygun finansman imkanlarının desteklenmesi stratejik önem taşımaktadır."</p>
<p><strong>"Sonuçlar güçlü bir sanayi yapısının önemini bir kez daha ortaya koydu"</strong></p>
<p>Erdal Bahçıvan, açıklanan sonuçların Türkiye'nin sürdürülebilir büyümesi, enflasyonla kalıcı mücadelesi, rekabet gücünün artırılması ve toplumsal refahın yükseltilmesi açısından güçlü bir sanayi yapısının önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>"Sanayinin yükünü artıran değil, üretimi, yatırımı, ihracatı, verimliliği ve teknolojik dönüşümü destekleyen politikalar, ülkemizin geleceği açısından stratejik bir zorunluluktur. Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve ekonomi yönetiminin sanayimizin finansman ihtiyacını öncelikli gündem başlıkları arasına almasını ve güçlü bir finansman teşvik paketini açıklamasını bu bağlamda son derece önemli ve değerli buluyoruz. Bu yaklaşımın, Türkiye'nin üretim gücüne ve sanayinin stratejik rolüne verilen önemin güçlü bir göstergesi olduğuna inanıyoruz."</p>
<p>Bahçıvan, rekabet gücünü ve üretim kapasitesini destekleyecek bu yöndeki adımların sürmesini temenni ederek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Sayın Cumhurbaşkanımıza ve ekonomi yönetimimize sanayimizin sesine verdikleri destek için bir kez daha teşekkür ediyoruz. Çünkü her zaman ifade ettiğimiz gibi, sanayiye sahip çıkmak, Türkiye'ye sahip çıkmaktır. Çünkü sanayiye sahip çıkmak, üretime, istihdama, ihracata, teknolojiye ve gençlerimizin geleceğine sahip çıkmaktır. İSO İkinci 500 sonuçları, bütün zorluklara rağmen üretmeye devam eden sanayicimizin ülkemize olan inancını ortaya koymaktadır. Bu inancı güçlendirmek, sanayicimizin nefes almasını sağlayacak koşulları oluşturmak ve üretim ekonomisini desteklemek ise artık hepimizin ortak sorumluluğudur."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-2-500-belli-oldu-ekonomik-yuku-yine-sanayi-omuzladi-83570</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/1/1280x720/erdal-bahcivan-1764172584.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO&#039;nun &quot;Türkiye&#039;nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025&quot; araştırmasına göre, Türkiye&#039;nin ikinci 500 büyük sanayi kuruluşunun üretimden satışları geçen yıl 2024&#039;e göre yüzde 25,7 artışla 1 trilyon 750 milyar liraya ulaştı. Listede ilk sırayı Teksan Jeneratör alırken, Norm Salihli Vida ve Cıvata 2., Biska Tekstil 3. sırayı aldı. Listeyi değerlendiren İSO Yönetim Kurulu Başkanı Bahçıvan, &quot;Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranının yüzde 87&#039;ye yükselmesi, sanayicimizin kazandığının önemli bir bölümünü finansman maliyetlerine ayırmak zorunda kaldığını göstermektedir. Bu tablo, tıpkı İSO 500 sonuçlarında olduğu gibi içinde bulunduğumuz dönemin ekonomik yükünü bir kez daha sanayi sektörümüzün omuzladığını açık biçimde ortaya koymaktadır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alacer-goldda-murat-guresci-donemi-83564</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 12:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alacer Gold&#039;da Murat Güreşçi dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cengiz Holding'in, madencilik sektöründeki uzun yıllara dayanan tecrübesini Alacer Gold Madencilik'e de taşıdığı bildirildi.</p>
<p>Murat Güreşçi'nin Alacer Gold Madencilik'in yeni genel müdürü olarak atandığı duyuruldu.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, madencilik sektöründe 25 yılı aşkın tecrübesi bulunan Murat Güreşçi, Hacettepe Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölümünden 1999 yılında mezun oldu. Çayeli Bakır İşletmeleri'nde çalışmaya 2003 yılında başlayan Güreşçi, 23 yıl boyunca Çayeli Bakır'da çeşitli görevler üstlenerek, 2017 yılından itibaren şirketin Genel Müdürlüğü görevini yürüten ilk Türk yönetici oldu. Önceki görevinde güçlü bir iş sağlığı ve güvenliği kültürünün geliştirilmesine, operasyonel performansın iyileştirilmesine, arama faaliyetleriyle maden ömrünün uzatılmasına, çevresel, sosyal ve yönetişim performansının güçlendirilmesine liderlik eden Güreşçi, yeni dönemde Alacer Gold Madencilik'in Genel Müdürü olacak.</p>
<p>Güreşçi, aynı zamanda Türkiye Madenciler Derneği ikinci başkanı olarak görev yapıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alacer-goldda-murat-guresci-donemi-83564</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/4/1280x720/murat-guresci-1784548118.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cengiz Holding grup şirketi Alacer Gold Madencilik&#039;in Genel Müdürlüğüne Murat Güreşçi atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbank-ile-kgfden-kobiler-icin-is-birligi-83572</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akbank ile KGF&#039;den KOBİ&#039;ler için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kredi Garanti Fonu (KGF) ve Akbank, KGF kefaletli kredi başvurusunu dijital kanala taşıyan yeni iş birliğini imza töreniyle duyurdu.</p>
<p>İstanbul'da düzenlenen imza törenine, Akbank Genel Müdürü Kaan Gür ile KGF Genel Müdürü Hasan Basri Kurt katıldı.</p>
<p>Törende duyurulan iş birliğiyle KGF kefaletli kredi, uçtan uca dijital kanala taşındı. Yapılan açıklamaya göre, Akbank'ın Dijital KGF Kredisi sayesinde KOBİ'ler, daha önce yalnızca şubeden yürütülebilen KGF kefaletli kredi süreçlerini artık Akbank Mobil'den tamamlayabilecek.</p>
<p>Açıklamada, "Yeni uygulama, özellikle teminat desteğine ihtiyaç duyan KOBİ'lerin krediye hızlı ve uçtan uca dijital bir süreçle erişmesini sağlayarak önemli bir kolaylık sunuyor. Şahıs firmaları 2,2 milyon liraya, tüzel firmalarsa 5 milyon liraya kadar sunulan kredilerden 36 aya varan vade imkanıyla Akbank Mobil üzerinden yararlanabiliyor." denildi. </p>
<p>Etkinlikte konuşan Akbank Genel Müdürü Gür, teknolojiyi, işletmelerinin hayatını kolaylaştırmak için kullandıklarını söyledi.</p>
<p>Gür, son yıllarda attıkları adımlarla Akbank Mobil'i KOBİ'lerin günlük iş akışının doğal bir parçası haline getirdiklerini ve birçok süreci uçtan uca dijitalleştirdiklerini dile getirdi.</p>
<p>İş birliğiyle müşterilerinin Dijital KGF kredisine Akbank Mobil üzerinden dakikalar içinde ulaşabildiğine dikkati çeken Gür, böylece KGF kefaletli kredinin Türkiye'de ilk kez tamamen dijital bir süreçle sunulduğunu anlattı.</p>
<p>Gür, KGF'nin bu yenilikçi uygulamayı hayata geçirirken ilk iş birliğini Akbank ile gerçekleştirmesinden dolayı büyük bir mutluluk duyduklarının altını çizdi. ​​​​​​​</p>
<p>KGF Genel Müdürü Hasan Kurt da temel ödevlerinin KOBİ'lerin finansmana etkin erişimini sağlamak olduğunu söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin istihdam ve büyümede bel kemiğini oluşturan işletmelerin hem yatırım hem de işletme sermaye ihtiyaçlarını karşılamak üzere bankalarla yoğun bir çalışma yürüttüklerini vurgulayan Kurt, uçtan uca dijital bir kefalet sürecini Akbank ve KGF iş birliği ile hayata geçirmenin mutluluğunu yaşadıklarını kaydetti.</p>
<p>Kurt, yoğun ve titiz bir çalışma sürecini birlikte yürüttüklerini ve bu sonucun ortaya çıktığını dile getirerek, karşılıklı güven ve profesyonel sorumluluk içinde yürüyen süreçte Akbank Genel Müdürü Gür'ün konunun her adımının takipçisi olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbank-ile-kgfden-kobiler-icin-is-birligi-83572</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/2/1280x720/54-1784555859.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KGF kefaletli kredi başvurusu için yapılan iş birliği hakkında açıklama yapan Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, &quot;Son yıllarda attığımız adımlarla da Akbank Mobil&#039;i KOBİ&#039;lerimizin günlük iş akışının doğal bir parçası haline getirdik ve birçok süreci uçtan uca dijitalleştirdik.&quot; dedi. KGF Genel Müdürü Hasan Basri Kurt da, &quot;Ülkemizin istihdam ve büyümede bel kemiğini oluşturan işletmelerin hem yatırım hem de işletme sermaye ihtiyaçlarını karşılamak üzere bankalarımızla yoğun bir çalışma yürütüyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasanin-yil-sonu-enflasyon-beklentisi-artti-83556</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasanın yıl sonu enflasyon beklentisi arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), reel ve finansal sektör temsilcileri ile profesyonellerden oluşan 65 katılımcıyla gerçekleştirdiği temmuz ayı Piyasa Katılımcıları Anketi'ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, geçen ay yüzde 1,57 olan temmuz ayı Tüketici Fiyat Endeksi'nde (TÜFE) artışı beklentisi, bu anket döneminde yüzde 1,68'e çıktı.</p>
<p>TÜFE'de artış beklentisi yıl sonu için yüzde 29,14'ten yüzde 29,21'e, 12 ay sonrası için yüzde 23,81'den yüzde 23,95'e yükselirken, 24 ay sonrası için ise yüzde 18,29'dan yüzde 17,83'e geriledi.</p>
<p>Katılımcıların yıl sonu dolar/TL beklentisi 51,4692'den 51,5537'ye yükselirken, 12 ay sonrası dolar/TL beklentisi ise 55,7196'dan 55,6920'ye indi.</p>
<p>Bir önceki anket döneminde 49,2 milyar dolar olan yıl sonu cari işlemler açığı beklentisi aynı kalırken, gelecek yıl için ise 42,5 milyar dolardan 43,3 milyar dolara yükseldi.</p>
<p><strong>Cari yıl için büyüme beklentisi yüzde 3,1'e geriledi</strong></p>
<p>Ankette cari yıl için Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) artış beklentisi yüzde 3,2'den yüzde 3,1'e gerilerken, gelecek yıl için yüzde 4,1 oldu.</p>
<p>Ankette TCMB'nin politika faizine ilişkin ilk toplantı beklentisi yüzde 37 olurken, ikinci toplantı beklentisi yüzde 36,55'e, üçüncü toplantı beklentisi yüzde 35,73'e, 12 ay sonrası için politika faizi beklentisi ise yüzde 29,44'e geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasanin-yil-sonu-enflasyon-beklentisi-artti-83556</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın temmuz ayı Piyasa Katılımcıları Anketi&#039;ne göre, enflasyonda yıl sonu artış beklentisi yüzde 29,14&#039;ten yüzde 29,21&#039;e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/net-uyp-mayista-eksi-3917-milyar-dolar-83555</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 11:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Net UYP mayısta eksi 391,7 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Mayıs 2026 dönemine ait Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mayıs ayı itibarıyla Türkiye'nin yurt dışı varlıkları, bir önceki aya göre yüzde 0,5 azalışla 403,7 milyar dolar, yükümlülükleri ise yüzde 2,4 azalışla 795,4 milyar dolar oldu. Rezerv varlıklar, 6,3 milyar dolar azalarak 159,2 milyar dolara geriledi.</p>
<p>Böylece ülkenin UYP'si mayıs ayı itibarıyla eksi 391,7 milyar dolar oldu.</p>
<p>Varlık kalemleri bir önceki aya göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi yüzde 0,9 artarak 80,1 milyar dolar, diğer yatırımlar kalemi yüzde 2,3 artarak 154,2 milyar dolar, bankaların yabancı para efektif ve mevduat varlıkları da yüzde 4,6 artarak 49,4 milyar dolara çıktı.</p>
<p>Portföy yatırımları alt kalemlerinden Hisse Senetleri ve Yatırım Fonu Payları bir önceki aya göre yüzde 8,6 azalarak 47,2 milyar dolara geriledi.</p>
<p>Yükümlülükler alt kalemleri bir önceki aya göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi yüzde 6,8 azalışla 230,4 milyar dolar, Portföy yatırımları kalemi yüzde 2,9 azalarak 149,7 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Diğer yatırımlar kalemi ise yüzde 0,4 artarak 415,3 milyar dolar oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/net-uyp-mayista-eksi-3917-milyar-dolar-83555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/9/1280x720/dolar-dollar-1777267603.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın mayıs verilerine göre Türkiye&#039;nin net Uluslararası Yatırım Pozisyonu, eksi 391,7 milyar dolar oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehirden-4-firma-iso-ikinci-500-listesinde-yer-aldi-83550</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 11:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eskişehir&#039;den 4 firma İSO İkinci 500 listesinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) "Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025" araştırmasının sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Eskişehir'den 4 firma listeye girmeyi başardı. Kentten üç firma sıralamasını yükseltirken, bir firma ise isminin açıklanmasını istemedi.</p>
<p>Araştırmaya göre, Gold Harvest Kuruyemiş Gıda ve Tarım Ürünleri San. ve Tic. A.Ş., geçen yıla göre 88 basamak yükselerek 107. sıraya yerleşti.</p>
<p>Refrakter sektöründe faaliyet gösteren RHI Magnesita Turkey Refrakter Ticaret A.Ş. ise 107 sıra birden yükselerek 125. sıraya çıktı ve listede en fazla yükseliş gösteren Eskişehir firmalarından biri oldu. Seramik sektörünün önemli üreticilerinden Yurtbay Seramik San. ve Tic. A.Ş. de performansını artırarak 18 basamak yükseldi ve 170. sırada yer aldı. İSO'nun açıkladığı araştırmada Eskişehir'den listeye giren dördüncü firmanın ise isminin kamuoyuyla paylaşılmasını istemediği belirtildi.</p>
<p><strong>Sanayide yükseliş dikkat çekti</strong></p>
<p>İSO'nun her yıl hazırladığı "Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu" araştırması, üretimden satışlar başta olmak üzere şirketlerin ekonomik performanslarını ortaya koyarken, Eskişehir'den üç firmanın sıralamasını yükseltmesi, kentin sanayi üretimindeki istikrarlı gelişimini de gözler önüne serdi. Araştırmada yer alan sonuçlar, Eskişehir'in gıda, refrakter ve seramik sektörlerinde Türkiye sanayisindeki güçlü konumunu koruduğunu ortaya koydu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehirden-4-firma-iso-ikinci-500-listesinde-yer-aldi-83550</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/0/1280x720/eskisehirden-4-firma-iso-ikinci-500-listesinde-yer-aldi-1784534846.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO tarafından açıklanan &quot;Türkiye&#039;nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025&quot; araştırmasında Eskişehir&#039;den 4 firma yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimsal-girdi-fiyatlari-yillik-yuzde-3665-artti-83552</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 11:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarımsal girdi fiyatları yıllık yüzde 36,65 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait Tarımsal girdi fiyat endeksi (Tarım-GFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, mayısta bir önceki aya kıyasla yüzde 0,44, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 18,01, Mayıs 2025'e göre yüzde 36,65 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 34,20 yükseldi.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 0,35, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 1,04 artış kaydedildi.</p>
<p>Geçen yılın aynı ayına göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 39,29, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 21,52 yükseliş görüldü.</p>
<p><strong>Alt gruplar</strong></p>
<p>Yıllık Tarım-GFE'ye göre 9 alt grup daha düşük, 2 alt grup daha yüksek değişim gösterdi.</p>
<p>Mayısta yıllık bazda artışın en az olduğu alt gruplar, yüzde 20,51 ile malzemeler, yüzde 22,72 ile tarımsal ilaçlar oldu. Yıllık artışın en yüksek olduğu alt gruplar ise yüzde 40,75 ile enerji ve yağlayıcılar, yüzde 63,56 ile gübre ve toprak geliştiriciler olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Aylık Tarım-GFE'ye göre 2 alt grup daha düşük ve 9 alt grup daha yüksek değişim sergiledi.</p>
<p>Mayısta bir önceki aya göre enerji ve yağlayıcılarda yüzde 4,39 azalış görülürken, yüzde 0,18 ile veteriner harcamaları da en az artış gösteren alt grup oldu.</p>
<p>Buna karşılık, aylık artışın en yüksek olduğu alt gruplar, yüzde 2,22 ile bina bakım masrafları, yüzde 3 ile makine bakım masrafları olarak hesaplandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimsal-girdi-fiyatlari-yillik-yuzde-3665-artti-83552</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/tarim-ufe-subatta-yuzde-27-artti-1742205120.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre, tarımsal girdi fiyat endeksi, yıllık bazda yüzde 36,65, aylık bazda yüzde 0,44 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-ufede-yillik-yuzde-3033-artis-83553</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışı ÜFE&#039;de yıllık yüzde 30,3&#039;lük artış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, YD-ÜFE, haziranda bir önceki aya göre yüzde 0,46, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 17,85, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 30,33 ve 12 aylık ortalamalara kıyasla yüzde 32,07 yükseldi.</p>
<p>Sanayinin iki sektörünün yıllık değişimlerine bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 45,13, imalatta yüzde 30,08 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri dikkate alındığında, ara mallarında yüzde 30,85, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 31,79, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 33,96, enerjide yüzde 61,56 ve sermaye mallarında yüzde 20,69 yükseliş gerçekleşti.</p>
<p>Sanayinin iki sektörünün aylık değişimleri ise madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 0,26, imalatta yüzde 0,47 artış olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 2,32, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 1,02, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,75, sermaye mallarında yüzde 0,84 artış, enerjide yüzde 13,08 azalış görüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-ufede-yillik-yuzde-3033-artis-83553</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/imalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre, Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 0,46, yıllık bazda ise yüzde 30,3 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/oib-baskani-yazici-ilk-10-pazarin-8inde-buyumeyi-surdurduk-83538</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 10:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> OİB Başkanı Yazıcı: İlk 10 pazarın 8&#039;inde büyümeyi sürdürdük</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye otomotiv endüstrisi, haziran ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13 artışla 3 milyar 837 milyon dolarlık ihracata imza atarken, sektörün büyümesine en güçlü katkıyı tedarik sanayi verdi. Yüzde 18'lik artışla 1 milyar 393 milyon dolarlık ihracat gerçekleştiren tedarik endüstrisi, toplam otomotiv ihracatının yüzde 36,3'ünü tek başına gerçekleştirerek sektörün en büyük ürün grubu olmayı sürdürdü. Ocak-haziran döneminde de tedarik sanayinin yükselişi devam etti. İlk altı ayda yüzde 5 büyüyen yan sanayi ihracatı 8 milyar 86 milyon dolara ulaşırken, toplam otomotiv ihracatındaki payı yaklaşık yüzde 39 olarak gerçekleşti. Veriler, küresel pazarlardaki rekabet gücünün korunmasında tedarik sanayinin belirleyici rolünü bir kez daha ortaya koydu.</p>
<h2>Ticari araçlar büyümeyi destekledi</h2>
<p>Haziran ayında tedarik sanayinin yanı sıra ticari araç gruplarında da güçlü bir performans görüldü. Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıt ihracatı yüzde 15 artışla 721 milyon dolara, çekici ihracatı yüzde 26 yükselişle 227 milyon dolara, otobüs, minibüs ve midibüs ihracatı ise yüzde 6 artışla 311 milyon dolara ulaştı. Buna karşılık binek otomobil ihracatındaki artış yüzde 2,5 ile sınırlı kalarak 1 milyar 123 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. İlk altı aylık verilere göre de ihracatın ağırlık merkezi ticari araç ve yan sanayiye kaydı. Bu dönemde binek otomobil ihracatı yüzde 5 gerilerken, eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlarda yüzde 7, otobüs-minibüs-midibüs grubunda yüzde 16,5, çekicilerde ise yüzde 25 artış kaydedildi.</p>
<h2>Yazıcı: Rekabet gücümüzü koruyoruz</h2>
<p>Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, haziran ayı performansının sektörün küresel pazarlardaki dinamizmini ortaya koyduğunu belirterek, tüm ana ürün gruplarında ihracat artışı yaşandığını söyledi. Tedarik endüstrisi, eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar ve çekici gruplarında çift haneli büyümeler kaydedildiğine dikkat çeken Yazıcı, “Haziran ayında tüm ana ürün gruplarımızda ihracat artışı yaşandı. Tedarik Endüstrisi, Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlar ve Çekiciler gruplarımız çift haneli büyüme kaydetti. En fazla ihracat yaptığımız ilk 10 pazarın sekizinde ihracatımızın artması, küresel pazarlardaki rekabetçiliğimizin ve dinamizmimizin sürdüğünü net şekilde gösteriyor” dedi.</p>
<h2>AB ana pazar olmayı sürdürdü</h2>
<p>Haziran ayında en fazla ihracat yapılan ülke 624 milyon dolarla Almanya olurken, bu ülkeye ihracat yüzde 15 arttı. Fransa'ya ihracat yüzde 10 artışla 479 milyon dolara, İtalya'ya ise yüzde 19 artışla 393 milyon dolara yükseldi. Avrupa Birliği ülkeleri, yüzde 74'lük pay ve 2 milyar 838 milyon dolarlık ihracatla sektörün en büyük pazarı olmayı sürdürürken, AB'ye yönelik ihracat haziranda yüzde 12 arttı. Otomotiv endüstrisinin ocak-haziran dönemi toplam ihracatı ise yüzde 4 artışla 20 milyar 840 milyon dolara ulaşarak Türkiye ihracatındaki liderliğini korudu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/oib-baskani-yazici-ilk-10-pazarin-8inde-buyumeyi-surdurduk-83538</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/8/1280x720/oib-baskani-yazici-ilk-10-pazarin-8inde-buyumeyi-surdurduk-1784531190.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haziranda yüzde 13 artışla 3,8 milyar dolara ulaşan otomotiv ihracatında büyümenin lokomotifi tedarik sanayi oldu. Yan sanayi ihracatı yüzde 18 artarak 1,4 milyar dolara yükselirken, OİB Başkanı Kemal Yazıcı, ana ürün gruplarında yakalanan çift haneli büyümenin sektörün küresel rekabet gücünü ortaya koyduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/performans-giyim-sektorunde-dogal-liflere-donus-basladi-83528</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 08:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Performans giyim sektöründe &#039;doğal liflere&#039; dönüş başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Son yıllarda artan sağlıklı yaşam bilinci ile yükselen spor ve outdoor pazarında önemli bir paradigma değişimimi yaşanıyor. Türkiye’nin de önemli üreticileri arasında yer aldığı ve geçen yıl sadece spor giyimde 400 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdiği performans giyim pazarında sentetik elyaf kullanımı azalıyor. Tekstil ve hazır giyim sektörüne yönelik bağımsız araştırma, analiz ve pazar raporları hazırlayan İngiltere merkezli bir araştırma ve yayın kuruluşu olan Textiles Intelligence'ın yayınladığı bir rapora göre, mikroplastik kirliliği, karbon emisyonu ve yeni çevre düzenlemeleri nedeniyle markalar polyester ve naylon gibi petrol türevli sentetik liflerin yerine doğal ve selülozik bazlı alternatiflere yöneliyor.</p>
<h2>Çevre dostu ürün talebi </h2>
<p>Raporda, performans tekstillerinde sentetik liflerin bugüne kadar düşük maliyet, dayanıklılık, hızlı kuruma ve nem yönetimi gibi avantajları sayesinde vazgeçilmez olduğu belirtiliyor. Ancak mikroplastik kirliliği, karbon ayak izinin azaltılmasına yönelik küresel baskılar ve tüketicilerin çevre dostu ürün talebindeki artışın bu dengeyi değiştirdiği vurgulanıyor. Son yıllarda hem maliyet, hem yüksek performans özelliği, hem de fast fashion markaların etkisi ile petrol bazlı sentetik elyaf kullanımı önemli oranda artmıştı. Başka bir kuruluş olan Textile Exchange’in her yıl yayınladığı küresel malzeme raporuna göre 2024 yılı itibarıyla toplam 132 milyon tonluk elyaf üretiminin yaklaşık yüzde 69'unu sentetik lifler oluştururken, bitkisel liflerin payı yüzde 24, insan yapımı selülozik liflerin payı yüzde 6, hayvansal liflerin payı ise yalnızca yüzde 1 seviyesinde bulunuyordu.</p>
<h2>Performans tanımı değişiyor </h2>
<p>Textiles Intelligence'ın araştırmasına göre performans giyiminde artık yalnızca dayanıklılık ve ter yönetimi yeterli görülmüyor. Isı konforu, yumuşaklık, doğal koku kontrolü ve ürünün çevresel etkisi de tüketicilerin satın alma kararlarında belirleyici kriterler haline geliyor. Bu nedenle doğal lifler ve selülozik bazlı malzemeler performans ürünlerinde daha geniş kullanım alanı buluyor. Rapor, uzun yıllar performans ürünlerinde geri planda kalan pamuğun da teknolojik gelişmeler sayesinde yeniden güç kazandığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Under Armour ve Nike gibi şirketlerin geliştirdiği teknolojiler, pamuğun spor giyimde daha etkin kullanılmasını sağlıyor.</p>
<h2>Merinos yünü ve lyocell öne çıkıyor</h2>
<p>Dış giyim ve aktif spor pazarında merinos yününün yükselişi de raporun dikkat çektiği başlıklardan biri oldu. Doğal ısı düzenleme, nem yönetimi ve koku oluşumunu engelleme özellikleri sayesinde merinos yünü, icebreaker, Ortovox ve Smartwool gibi markaların koleksiyonlarında daha fazla yer almaya başladı. Aynı dönemde lyocell, modal ve viskon gibi insan yapımı selülozik lifler de yumuşaklık, nefes alabilirlik ve biyolojik olarak parçalanabilme özellikleri nedeniyle performans giyiminde kullanımını artırıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dönüşüm sentetikten değil, kaynağından geliyor</span></h2>
<p>Textiles Intelligence raporunun işaret ettiği dönüşüm, büyük performans giyim markalarının sürdürülebilirlik raporlarına da yansıdı. Ancak veriler, sektörün henüz polyester ve naylon gibi sentetik elyaflardan vazgeçmediğini, asıl değişimin bu malzemelerin üretim kaynağında yaşandığını gösteriyor. Nike’ın 2024 verilerine göre şirketin en fazla kullandığı malzeme 183,6 bin tonla polyester olurken, bunu 125,3 bin tonla pamuk izledi. Adidas kullandığı polyesterin yüzde 99’unu geri dönüştürülmüş kaynaklardan sağladığını açıklarken, lululemon satın aldığı malzemelerin yüzde 33’ünün polyester olduğunu, kullandığı polyesterin ise yüzde 77’sinin geri dönüştürülmüş olduğunu bildirdi. Puma da 2025 yılında kullandığı 53,9 bin ton polyesterin büyük bölümünü geri dönüştürülmüş kaynaklardan temin ettiğini açıkladı. Markaların raporları, merinos yünü, lyocell ve modal gibi doğal ve selülozik liflerin kullanımının arttığını ortaya koysa da bu malzemeler henüz ana üretim hammaddesi konumuna ulaşmış değil…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/performans-giyim-sektorunde-dogal-liflere-donus-basladi-83528</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/kot-pantolon.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Textiles Intelligence tarafından yayınlanan rapora göre, mikroplastik kirliliği, karbon emisyonu ve yeni çevre düzenlemeleri nedeniyle markalar polyester ve naylon gibi petrol türevli sentetik liflerin yerine doğal ve selülozik bazlı alternatiflere yöneliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/almanya-sanayisinin-kalbi-otomotiv-alarm-veriyor-83524</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Almanya sanayisinin kalbi &#039;otomotiv&#039; alarm veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5db0ae5c512-1784524974.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Alman otomotiv endüstrisi uzun yıllar boyunca ülke ekonomisinin büyüme motoru olarak görüldü. Ancak bugün sektör sancı içinde. Bir tarafta yüksek enerji fiyatları ve pahalı iş gücü maliyetleri, diğer tarafta Çin’in hızla büyüyen elektrikli otomobil üreticileri Alman markaların rekabet gücünü sınıyor. Bunun üzerine ABD’nin uyguladığı gümrük vergileri ve küresel ticarette artan korumacılık da eklenince üreticiler maliyetleri düşürmek için fabrikalarını Almanya dışına taşımaya başladı </p>
<h2>Mercedes’e Çin üretimi motor </h2>
<p>Mercedes’in yeni CLA modelinde Çin üretimi motor kullanmaya başlayacağı yolundaki haberler dikkatleri Alman otomotiv sektörüne çekti. Bu hamle, Aman sanayisinin kalbi olarak nitelenen otomotivdeki dönüşümün en çarpıcı sembollerinden biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Sektör temsilcilerine göre yaşananlar geçici bir daralma değil, Almanya’nın onlarca yıldır üzerine inşa ettiği sanayi modelinin yeniden şekillenmesi anlamına geliyor. Alman Otomotiv Sanayi Birliği’nin (VDA) 2026 tarihli bir araştırmasına göre tedarikçi şirketlerin yüzde 72'si Almanya'daki yatırımlarını azaltmayı planlıyor. Şirketlerin önemli bölümü yatırımlarını doğrudan yurt dışına taşırken, üçte ikisi ise son bir yıl içinde işten çıkarmaya gitti.</p>
<h2>İstihdam 16 yılın en düşük seviyesinde </h2>
<p>Resmi veriler de alarmın boyutunu ortaya koyuyor. Almanya’da otomotiv sektöründeki istihdam 2011 yılından bu yana en düşük seviyeye inerken, son beş yılda sektördeki çalışan sayısı yüzde 8 azaldı. Aynı dönemde genel istihdam ise artış göstermeyi sürdürdü.</p>
<h2>Çin dengeleri değiştirdi </h2>
<p>Alman üreticilerin en büyük darbeyi aldığı pazar ise uzun yıllar büyümenin lokomotifi olan Çin oldu. Mercedes, BMW ve Audi yıllarca lüks segmentte rakipsiz görünürken, BYD, Geely, Xpeng ve benzeri Çinli markaların yazılım, batarya ve fiyat avantajıyla pazarı hızla ele geçirmesi dengeleri değiştiriyor.</p>
<p>Bugün Alman markaları maliyetlerini koruyabilmek için üretim anlayışlarını gözden geçiriyor, Araştırma merkezlerini Çin’e taşıyor, yerel teknoloji şirketleriyle ortaklık kuruyor, araçlarını Çinli tüketicilerin beklentilerine göre yeniden tasarlıyor ve yazılım geliştirme süreçlerini Çin’e kaydırıyor. Mercedes’in yeni CLA modelinde Çin üretimi motor kullanmaya başlaması ise bu dönüşümün en çarpıcı sembollerinden biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<h2>Almanya yazılım ve Ar-ge üssü olacak, üretim sınır ötesine kayacak </h2>
<p>Uzmanlara göre bundan sonraki süreçte Almanya daha çok yüksek katma değerli mühendislik, yazılım ve Ar-Ge merkezi olmayı hedeflerken, seri üretim giderek Macaristan, Slovakya, Çekya, Meksika, ABD ve Çin gibi maliyet avantajı sunan ülkelere kayacak. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda sektörün yeniden yapılanması ve istihdam kayıplarının devam etmesi bekleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">EV geçişi belirsizlikleri artırıyor</span></h2>
<p>Elektrikli otomobillere geçişte yaşanan belirsizlik de Alman üreticileri zor durumda bıraktı. Birçok şirket tamamen elektrikli modellere yönelirken beklenen satışlara ulaşamadı. Bunun üzerine Porsche başta olmak üzere bazı üreticiler yeniden içten yanmalı motor yatırımlarına dönme kararı aldı. Ancak bu kez de üretimin önemli bölümü Almanya yerine daha düşük maliyetli ülkelerde gerçekleştiriliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dev markalar fabrikalarını tek tek yurt dışına taşıyor</span></h2>
<p>Son yıllarda şirketlerin üretimlerinde yaşanan yer değişikliğini bazı örnekleri şöyle: </p>
<p>■ Volkswagen Passat üretimi Almanya’nın Emden kentinden Çekya'daki Skoda tesislerine kaydırıldı. <br />■ Volkswagen Transporter, Hannover yerine Ford’un Türkiye’deki fabrikasında üretilecek. <br />■ Golf modelinin içten yanmalı versiyonu artık Meksika’da üretilecek. Almanya’da yerini Portekiz üretimi T-Roc alıyor. <br />■ Audi Q3 ile plug-in hibrit versiyonlarının üretimi Macaristan’ın Györ kentinde gerçekleştiriliyor. <br />■ Mercedes A-Serisi üretimi Rastatt’tan Macaristan’ın Kecskemet tesisine taşındı. GLB modelleri de burada üretiliyor. <br />■ Yeni Mercedes CLA hibrit modellerinde kullanılan benzinli motorlar Çin’de üretilecek. <br />■ BMW’nin büyük SUV modelleri ile Mercedes’in GLE ve benzeri lüks araçlarının önemli bölümü ABD’deki fabrikalarda üretiliyor. <br />■ Volkswagen Touareg, Porsche Cayenne ve Audi Q7-Q8 gibi modeller Slovakya’nın Bratislava kentindeki tesislerde banttan iniyor. <br />■ Alman üreticileri Çin pazarını kaybetmemek için Ar-Ge, yazılım geliştirme ve mühendislik merkezlerini de hızla Çin’e taşıyor. <br />■ VDA araştırmasına göre şirketlerin %72’si Almanya’daki yatırımlarını azaltmayı, yaklaşık üçte ikisi ise iş gücünü küçültmeyi planlıyor ya da bu adımları atmış durumda.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/almanya-sanayisinin-kalbi-otomotiv-alarm-veriyor-83524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/4/1280x720/almanya-oto-industry-1784526729.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alman otomotiv sektörü üzerinde kara bulutlar dolaşıyor. Artan enerji ve işçilik maliyetleri, Çinli üreticilerin yükselişi, elektrikli araç dönüşümü ve ticaret savaşları, Alman şirketleri üretimlerini ülke dışına taşımaya zorluyor. Volkswagen’den Mercedes’e, Audi’den BMW’ye kadar sektörün devleri fabrikalarını farklı ülkelere kaydırırken, Almanya’da on binlerce kişiyi etkileyen işten çıkarmalar artık sektörün yeni gerçeği haline geliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/endeksin-haftalik-kaybi-238-7-tavanli-77-getiri-nasil-olustu-83523</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Endeksin haftalık kaybı %2,38, 7 tavanlı %77 getiri nasıl oluştu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 100 Endeksi geçtiğimiz haftayı %2,38 kayıpla tamamlarken, 333 hissenin gerilediği bir atmosferde halka arz ya da sığ tahtalardaki kimi hisseler %46’ya varan getiriler yaşadı. Düşen piyasada gerçekleşen getiriler ilgi çekici olsa da yükselişlerin dayanakları göz ardı edilmemeli.</strong></p>
<p>Yatırımcılar her zaman yükselen şirketleri ilgiyle takip eder. Düşen piyasada yükselen hissenin iyi bir tercih olacağı düşüncesi yaygındır. Endeks %2,38 kan kaybederken, Golda Gıda veya Işık Plastik gibi hisselerin sergilediği çift haneli yükselişler yatırımcının dikkatini çekebilmekte. Ancak sadece ekrandaki fiyat yükselişine bakıp hissenin çıkışının süreceğini sanmak, depodaki yakıtına bakmadan arabanın yol almaya devam edeceğini ummak gibidir. Borsada 244 hissenin pozitif kapattığı bu ortamda, yükselen hisselerin başarısı her zaman operasyonel bir performanstan kaynaklanmaz.</p>
<h2>Halka arzın gücü</h2>
<p>Borsada bir hissenin yükselmesi için şirketin arka tarafta güçlü şekilde çalışan bir faaliyet kârı üretmesi gerekmiyor. Geçtiğimiz 8 Temmuz günü borsada işlem görmeye başlayan Golda Gıda, ilk 7 işlem gününü tavan serisiyle tamamladı. Son iki gündeki yüksek işlem hacmi kısa sürede oluşan ve %77’ye varan getirilerin yeterli görülerek realize edildiğini gösteriyor. Geçtiğimiz yılın ikinci yarısında güçlü çıkış sergileyen Işıklar Plastik, Mayıs 2026’da en yüksek 23,80 TL’ye kadar çıktı. Tepeden gelen satışlarla hızla gerileyen hisse, temmuzun ilk haftası tutunmaya çalıştı. Geçtiğimiz hafta ise yönünü yukarı çevirerek %39 yükseldi. İlk çeyrekte kârı sadece %1 büyüyen firmanın çarpanları, fiyatın yüksek olduğunu söylüyor.</p>
<h2>Sığ hisseleri hareketlendiren nakit</h2>
<p>Alt Pazar’da işlem gören Doğusan, 33 milyon TL’nin yukarısına çıkan işlem hacmiyle hafta içi iki gün tavan oldu. Benzer şekilde İş B de düşük işlem hacmiyle tavan yaptı. Alt Pazar ya da Ana Pazar’a yönelen spekülatif sermaye sığ tahtalarda kümelenirken hisselerde yukarı yönlü hızlı çıkışların oluşmasında belirleyici olabiliyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5db04a39ee8-1784524874.png" alt="" width="999" height="547" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KISA VADE Mi, SAKİN YATIRIM MI?</strong></p>
<p><strong>Kısa vadeli işlem</strong>; hız, fırsat bolluğu, esneklik, piyasa bağımsızlığı, verimlilik. Stres, işlem maliyeti, hatalı sinyal, ralli kaçırma, zaman tüketimi.</p>
<p><strong>Sakin yatırım</strong>; dinginlik, bileşik getiri, maliyet avantajı, temettü, trend ortaklığı. Sermaye kilitlenmesi, sabır, kriz ve enflasyon riski, körlük.</p>
<p><strong>Kâr artış beklentisi hem hacme hem de elektrik fiyatındaki yükselişe dayanıyor</strong></p>
<p>Aydem’in gelirinin büyümesi için fiyat mı yoksa miktar mı artmalı? ● Hasan Ay</p>
<p>Hasan, Aydem’in gelişmelere karşı farklı senaryoları söz konusu. Zayıf elektrik fiyatları senaryosunda, güçlü hidrolojinin kârlılığı tek başına taşıması zordur. Yönetim, kar birikimi ve kuvvetli hidrolojiyle üretimin geçen yılı aşmasını beklemekte. Ancak Aydem’in temel kârlılık senaryosu sadece hacme değil, elektrik fiyatlarının haziran ayından itibaren yükselmesine dayanıyor. Nisan-mayıs aylarında baskılanan fiyatların zayıf seyretmesi durumunda, hedeflenen FAVÖK büyümesi ve nakit yaratımı zorlanacaktır. Toparlanma için fiyat güçlenmeli.</p>
<p><strong>Geçen yıl oluşan zarar ilk çeyrekte de sürdü. Bedellinin bir kısmı borca gidecek</strong></p>
<p>İmaş Makina’nın bedellisi hisseyi baskılayacak bir durum mudur? ● Yunus Erler</p>
<p>Yunus; İmaş Makina, çıkarılmış sermayesini %115 artırarak 925 milyon TL’den yaklaşık 1,99 milyar TL’ye yükseltecek. Şirket, bu girişimiyle yaklaşık 1,06 milyar TL kaynak sağlayacak. Fonun 615 milyon TL’sini bina ve makine yatırımına, 444,7 milyon TL’sini borçların azaltılması ve işletme sermayesinde değerlendirecek. Bu itibarla dengeli bir dağılım söz konusu. Fiyatı, Kasım 2025’ten bu yana düşen eğilim sergiliyor. 2025’te zarar üreten firma ilk çeyrekte de zararı sürdürmesi hisseye ilgiyi zayıflatırken bedelliye karşı mesafeli duruşa yol açacaktır.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>BNH bankacılık fonu, bankacılık sektörüne odaklanırken son bir yılda %4’te kaldı</strong></p>
<p>İstanbul Portföy’ün yönettiği Bankacılık Sektörü Hisse Senedi Serbest (TL) Fon (BNH), Haziran 2025’ten bu yana işlem görüyor. 2025’in son çeyreğindeki artışla Şubat 2026’da 1,51 TL’ye kadar yükseldi. Sonrasında dalgalı bir seyirle geriledi. Halihazırda şubattaki zirvesinin altında işlem görüyor. Şubattan bu yana hacmi küçülürken şimdilerde büyüklüğü 66,3 milyon TL seviyesinde. Şubattan bu yana nisan hariç fondan sürekli nakit çıkışı yaşandı. Temmuzda çıkan tutar 5,9 milyon TL. Yatırımcı sayısı temmuzda 189 kişiye inerken doluluk oranı %5,54 seviyesinde. Stratejisi, varlıklarını bankacılık sektöründe değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %97,29’u hisse senedi ve %2,71’i para piyasası enstrümanlarından oluşuyor. Son bir yılda ancak %3,63 prim yaptı. Aynı sürede BIST 100 Endeksi %38,13 yükseldi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Loras Holding, piyasadan TLREF + %7 faizle 175 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Loras Holding, nitelikli yatırımcılara yönelik 17.07.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 175.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%7 düzeyinde bulunuyor. 119 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 13.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 17 Temmuz itibarıyla TLREF %39,91 seviyesinde bulunuyor. Loras Holding’in verdiği %7 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, bunun yanı sıra piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için uygun bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFITFKK2619 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5db01c70315-1784524828.png" alt="" width="963" height="243" /><strong>ÖZATA DENİZCİLİK</strong></p>
<p><strong>İki müşteriden aldığı işleri tamamladı. İlavelerle tutar 4,25 milyon dolar oldu</strong></p>
<p>Özata Denizcilik, yurt dışı merkezli iki müşteriyle gemi tamir, bakım ve onarımına yönelik imzaladığı sözleşmeleri tamamladı. Başlangıçta 3,7 milyon dolar olan anlaşma bedeli, ilave talepler doğrultusunda revize edilerek 4,25 milyon dolara (yaklaşık 198,9 milyon TL) ulaştı. Şirket, operasyonel süreçlerini genişleterek teslimatlarını gerçekleştirmiş oldu. Gemi onarım sektöründe sipariş büyüklüklerinin müşteri talepleriyle artış göstermesi, faaliyet kârlılığını doğrudan destekleyen bir unsurdur. Firmanın performansının devamlılığı, yeni işlere bağlı olacak.</p>
<p><strong>KALEKİM</strong></p>
<p><strong>İştiraki Trabzon’da 50 bin ton kapasiteli tesisi devreye alarak seri üretime geçti</strong></p>
<p>Kalekim’in bağlı ortaklığı Kalekim Lyksor Kimya, Trabzon şubesinde deneme üretimini tamamladı. İştirakin 50 bin ton üretim kapasiteli yeni tesisi seri üretime geçerek sevkiyatlara başladı. Şirket, bu girişimiyle Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyindeki pazar payını artırmak için önemli bir adımı hayata geçirmiş oldu. Yapı kimyasalları sektöründe lojistik giderler, operasyonel kârlılığı yakından etkiler. Ürünleri tek bir merkezden uzak bölgelere sevk etmek yerine, hedef pazara yakın konumda yeni bir üretim üssü kurmak nakliye maliyetlerini düşüren bir gelişmedir.</p>
<p><strong>PETKİM</strong></p>
<p><strong>Master plan dahilindeki FEED süreci yılın üçüncü çeyreği itibariyle başlayacak</strong></p>
<p>Petkim, etilen, polipropilen ve polietilen ünitelerinin kurulmasını ve mevcut tesislerin modernizasyonunu içeren Master Plan kapsamındaki Pre-FEED (Ön Uç Mühendislik Tasarımı Hazırlığı) aşamasını tamamladı. FEED sürecine geçiş için SOCAR ile Technip Energies Italy arasında İyi Niyet Anlaşması imzalandı. Şirket yılın üçüncü çeyreğinde çalışmalara başlamayı hedefliyor. Petrokimya sanayisinde büyük kapasite artışları ve modernizasyon yatırımları uzun mühendislik hazırlıkları gerektirir. Projelendirmeyi uluslararası standartlarda yapmak, doğru bir yaklaşımdır</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Torunlar GYO’da fonlar satsa da yılbaşından bu yana yükselişiyle öne çıkıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5daffb7685e-1784524795.png" alt="" width="299" height="237" />Torunlar GYO’da satış ağırlıklı işlemler önde. Portföylerindeki miktar %13,81 ile toplamda 912,6 bin lot azalarak 5,70 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 49’dan 46’ya geriledi. TKF fonu 400 bin lot ile en fazla satışı yaparken, TGA ise 100 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse için bugüne kadar 11 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi İş Yatırım 156,97 TL ile verdi. En düşük öneri 97 TL ile HSBC Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/endeksin-haftalik-kaybi-238-7-tavanli-77-getiri-nasil-olustu-83523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Endeksin haftalık kaybı %2,38, 7 tavanlı %77 getiri nasıl oluştu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayinin-tukettigi-elektrik-nisan-ayinda-yuzde-739-artti-83522</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayinin tükettiği elektrik nisan ayında yüzde 7,39 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>EPDK verilerine göre, nisan ayında sanayinin tükettiği elektrik bir önceki yıl aynı aya göre yüzde 7,39 arttı. Aylık güncellemelerle birlikte, ocak-nisan döneminde sanayinin tükettiği ve faturalanan elektrik miktarı, bir önceki yıl aynı döneme göre yüzde 2,38 artarak, 38 milyon 855 bin KWh düzeyine geldi.</p>
<p>Faturalanan elektrik, öz tüketim ve elektrik üretim tesislerinin kendi ihtiyaçları için sistemden çektiği elektriği kapsamadığı için, sanayi üretimi açısından net bir fikir vermese de genel eğilimi kapsıyor. Ayrıca, genellikle yenilenebilir enerjiye dayalı olan öz tüketim tesislerinin elektrik üretimi çevre koşullarına bağlı olduğu için kısa dönemlerde değişiklik gösterebiliyor. Bunun yanında dağıtım şirketlerince faturalamalarda güncellemeler, dönemsel kaymalar nedeniyle de güncellemeler olabiliyor. Yine de faturalanan elektrik verileri genel eğilimi göstermesi açısından önem taşıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5daed024dd5-1784524496.png" alt="" width="667" height="306" /></p>
<h2>Tarımsal sulamada azalış var</h2>
<p>EPDK verilerine Nisan ayı verilerine göre, tarımsal sulamada kullanılan elektrikte bir önceki yıl aynı aya göre yüzde 51,35’lik düşüş gerçekleşti.</p>
<p>Tarımsal sulama, kaçak elektriğin en yoğun olduğu alan olmakla birlikte, toplam tüketim içindeki ağırlığı yüzde dönemsel olarak yüzde 1 ile yüzde 3 arasında değişiyor. Son iki yıldır, hem yağışlar nedeniyle, hem de denetimlerin yoğunlaşması ile tarımsal sulamadaki elektrik kullanımında hızlı artış ve azalış yönünde değişimler oldu. Ocak-Nisan döneminde de tarımsal sulamada kullanılan elektrik yüzde 33,65 azaldı.</p>
<p>Genel verilere bakıldığında ise Türkiye’de elektrik tüketimi Ocak-Nisan döneminde bir önceki yıl aynı döneme göre yüzde 4,1 oranında arttı. Artış, en yüksek payı oluşturan sanayi, mesken ve ticaret-hizmet grubundaki tüketim artışından geldi. Bu dönemde, sokak aydınlatması için tüketilen elektrik de azaldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayinin-tukettigi-elektrik-nisan-ayinda-yuzde-739-artti-83522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/9/1280x720/sanayi-1776403586.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ocak-mart döneminde, iki yıl önceki seviyelerde seyreden sanayinin tükettiği dağıtım şirketlerince faturalanan elektriğin miktarı, nisan ayındaki artışla dönemsel olarak da yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/146-milletvekili-hakkinda-bin-190-dosya-var-83521</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> 146 milletvekili hakkında bin 190 dosya var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Anayasa, Adalet Komisyonları ve Adalet Anayasa komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyonu her yasama yılı sonunda yaz aylarında çalışma kararı alır ve bu karar da Resmi Gazete’de yayımlanır. Bu değişmeyen karar ise bu dönem tartışmaları da beraberinde getirdi. Muhalefet partilerine göre uzun süredir iddia edilen Özgür Özel ve bazı CHP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına yönelik atılan adım olarak değerlendiriliyor.</p>
<h2>Muhalefet tepki gösterirken AK Parti, "Rutin karar" diyor </h2>
<p>İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, dokunulmazlıkların kaldırılmasını görüşen Karma Komisyonu’nun çalışma kararı almasına tepki gösterdi. Çömez’e göre, bazı milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için yaz aylarında çalışma kararı alındığını öne sürdü. AK Parti kaynakları muhalefetin iddiaları üzerine, “Bu yıl alınan bir karar değil. Her yasama yılı sonunda rutin olarak alınan bir karar. Bu komisyonlar ilk kez çalışma kararı almıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>146 milletvekili hakkında bin 190 dosya bulunuyor </h2>
<p>Muhalefet partileri, yaz aylarında bazı milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılacağı iddiasında bulunurken Özgür Özel hakkındaki dosya sayısı ise 60’ı geçti. TBMM Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu'nda 28'inci dönemde 146 milletvekili hakkında bin 190 dosya bulunuyor. Bu dosyalardan 692’si 27. dönemden; 498’i ise bu dönem gelen dosyalar... Fezlekeler arasında en fazla DEM ve CHP milletvekillerine ait dosya bulunuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/146-milletvekili-hakkinda-bin-190-dosya-var-83521</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/1/1280x720/ozgur-ozel-1767771702.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özgür Özel ve bazı CHP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılacağı iddiaları hız kesmeden devam ederken, her yıl düzenli olarak, Resmi Gazete’de yayımlanan bazı komisyonların çalışma kararı kulisleri hareketlendirdi. Özgür Özel hakkındaki dosya sayısı 60’ı geçerken, 146 milletvekili hakkında bin 190 dosya bulunuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizmde-verilen-sigorta-prim-destegi-12-aya-cikarilmali-83520</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Turizmde verilen sigorta prim desteği 12 aya çıkarılmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>TBMM’de bu hafta görüşülecek torba kanunda yer alan düzenlemeyle Kültür ve Turizm Bakanlığından turizm işletmesi belgesi almış konaklama tesislerine 2026 yılı Mayıs-Aralık döneminde, işyerinden bildirilen kapsamdaki sigortalıların prim ödeme gün sayısı esas alınarak günlük 116.67 lira, aylık yaklaşık 3.500 lira tutarında prim desteği getiriliyor. </p>
<h2>Savaş, maliyetler ve kur… </h2>
<p>Yasa teklifinin Plan Bütçe Komisyonundaki görüşmelerinde Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) temsilcisi Hakan Arslan, verilecek desteği olumlu karşıladıklarını ancak sektörün zor bir dönemden geçtiğini belirterek destek süresinin uzatılmasını istedi. Arslan, “Coğrafyamızda yer alan savaşlar kuzeyde Rusya-Ukrayna, güneyde Amerika-İran ve İsrail ekseninde gelişen savaş iklimi bizi de çok olumsuz yönde etkiledi. Yine, yaşadığımız diğer önemli sıkıntılardan bir tanesi de artan maliyetlerimiz ve dövizle alakalı olarak kurun yeterince maliyetleri karşılamamasıyla ilgili sorunlar. Tabii ki bununla birlikte, turizm sadece bir sektörden ibaret değil ilişkide bulunduğu birçok sektör söz konusu. Burada uluslararası pazarda rekabet ettiğimiz diğer ülkeleri düşündüğümüzde, evet, gelirlerimiz artıyor ama aynı oranda maliyetlerimiz de çok yüksek; bu teklifi çok önemli buluyoruz. Bizim TÜROB olarak beklentimiz sadece mayıs ayı itibarıyla değil yılbaşı itibarıyla bunun yansıtılmasını talep ediyoruz” dedi.</p>
<h2>İşsizlik Fonu’ndan karşılanacak </h2>
<p>Komisyonda bir değişiklik yapılmadan kabul edilen düzenlemeye göre; Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı turizm işletmesi belgesine sahip tesislerde, bu yılın mayıs ila aralık döneminde günlük 116.67 lira, aylık yaklaşık 3.500 lira tutarında prim desteği sağlanacak. Konaklama tesisinin faaliyette olduğu aylar veya dönemler için destek verilecek. Prim teşviki İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacak. SGK’ya prim, idari para cezası, gecikme cezası olanlar ile çalışanların primlerini zamanında ödemeyen işyerleri prim teşvikinden yararlandırılmayacak. Daha önceki yasal düzenlemelerde borçlarını yapılandıranlar prim desteği alabilecek. Yapılan etki analizine göre, 2026 yılı Mayıs-Aralık döneminde toplam 1 milyon 733 bin 147 sigortalı üzerinden yaklaşık 5.36 milyar lira maliyet öngörülüyor. SGK’nın 2026 yılı Mart ayı verilerine göre konaklama sektöründe sigortalı başına ortalama maliyet aylık 75 bin 676 lirayı bulurken, sağlanacak desteğin çalışan maliyetinin yaklaşık yüzde 4.6’sını karşılayacağı belirtiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizmde-verilen-sigorta-prim-destegi-12-aya-cikarilmali-83520</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/6/1280x720/turizm-turistjpg-1755529499.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizm sektörü, mayıs–aralık döneminde sektöre sağlanacak sigorta prim desteğinin bu yıl başından geçerli olmak üzere tüm yılı kapsamasını istedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansal-sistem-yeniden-tasarlaniyor-83531</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal sistem yeniden tasarlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye, 2026-2029 dönemini kapsayan Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ile yeşil yatırımlara giden paranın kurallarını, verisini ve araçlarını yeniden düzenlemeye hazırlanıyor. Plan; finans sektöründe iklim risklerinin daha görünür hale gelmesinden yeşile boyamanın önlenmesine, KOBİ’lerin finansmana erişiminden sigorta ve emeklilik sisteminin dönüşümüne kadar geniş bir yol haritası sunuyor. Ancak başarının asıl ölçüsü, 45 eylemin ne kadarının gerçek yatırım akışına dönüşeceği olacak.</p>
<p>Türkiye’nin yeşil dönüşümünde uzun süredir eksik kalan halkalardan biri tamamlanıyor: Finansmanın hangi kurallarla, hangi veriye dayanarak ve hangi araçlarla yönlendirileceğine ilişkin ulusal yol haritası. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı 2026-2029, finansal sistemi yalnızca yeşil projelere daha fazla kaynak sağlayan bir yapı olarak değil, iklim risklerini ölçen, fiyatlayan ve yatırım kararlarının içine yerleştiren bir mekanizma olarak yeniden kurguluyor. Planın çıkış noktası şöyle tanımlanıyor: Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi, yalnızca kamu kaynaklarıyla finanse edilemeyecek kadar büyük bir dönüşüm gerektiriyor. Belgede Dünya Bankası verilerine dayanılarak, Türkiye’nin dayanıklı net sıfır patikasını hayata geçirebilmesi için 2022-2030 döneminde yaklaşık 68 milyar dolarlık ek yatırıma ihtiyaç duyduğu, bu tutarın yaklaşık yarısının özel sektör tarafından karşılanmasının beklendiği belirtiliyor.</p>
<p>Bu nedenle plan, yalnızca “daha fazla yeşil kredi” ye odaklanmıyor. Asıl hedef; özel sermayenin harekete geçebileceği, yatırımcının neyin gerçekten yeşil olduğunu anlayabildiği, risklerin karşılaştırılabildiği ve uluslararası kaynaklara erişimin kolaylaştığı güvenilir bir finansal altyapı kurmak.</p>
<h2>3 amaç, 11 hedef, 45 eylem</h2>
<p>Strateji, 2026-2029 döneminde uygulanmak üzere üç ana amaç, 11 hedef ve 45 eylemden oluşuyor. İlk amaç, şeffaf ve ölçülebilir bir yeşil finans ekosistemi için gerekli altyapının kurulması. Bu başlık altında sektörel düzenlemelerin geliştirilmesi, danışmanlık, doğrulama ve güvence sistemlerinin güçlendirilmesi, merkezi veri altyapısının oluşturulması, ortak raporlama standartlarının geliştirilmesi ve yeşile boyamanın önlenmesine yönelik mekanizmaların kurulması yer alıyor. Bu bölüm, planın en kritik ayağı olarak öne çıkıyor. Çünkü bugün yeşil finansın önündeki temel sorunlardan biri, şirketlerin ve finans kuruluşlarının aynı kavramları farklı biçimde kullanması. Ortak tanım, taksonomi, veri ve doğrulama mekanizması olmadan, yeşil finans piyasasının büyümesi yatırımcı güvenini artırmak yerine yeni tartışmalar yaratabiliyor. İkinci amaç, kurumsal kapasite ve insan kaynağının güçlendirilmesi. Bankacılık, sigortacılık ve sermaye piyasalarında yeşil finans konusunda uzman personel yetiştirilmesi; kamu kurumlarının sürdürülebilirlik raporlaması kapasitesinin artırılması ve reel sektörün yeşil finans araçlarına erişim konusunda bilgilendirilmesi planlanıyor. Eğitimlerin yalnızca finans sektörüne değil, reel sektöre de yayılması hedefleniyor. Özellikle enerji verimliliği yatırımlarının bankalar tarafından doğru değerlendirilebilmesi, şirketlerin yeşil borçlanma araçlarına erişebilmesi ve sürdürülebilirlik raporlamasında yapılan sınıfl andırma hatalarının azaltılması amaçlanıyor.</p>
<p>Üçüncü amaç ise yeşil finansı büyütecek piyasa mekanizmalarının oluşturulması. Bu başlık; bankacılık, sermaye piyasaları, sigortacılık, emeklilik sistemi ve yeni finansal teknolojiler üzerinden yeşil yatırımlara kaynak akışını hızlandırmayı hedefliyor. Planın bu bölümü, yeşil finansın yalnızca birkaç büyük şirketin tahvil ihracıyla sınırlı kalmaması açısından önem taşıyor. KOBİ’lerin, enerji verimliliği yatırımlarının, iklim uyum projelerinin ve dönüşüm sürecindeki sektörlerin de finansmana erişebilmesi için yeni ürün ve mekanizmaların devreye alınması bekleniyor.</p>
<h2>Yeşil boyamaya karşı ortak veri</h2>
<p>Planın en dikkat çekici unsurlarından biri, yeşil finansın güven sorununun açık biçimde ele alınması. Şirketlerin çevresel performansına ilişkin verilerin eksik, karşılaştırılamaz veya doğrulanamaz olması, yeşil finans piyasasının büyümesinin önündeki en önemli engellerden biri. Strateji bu soruna merkezi veri altyapısı, ortak raporlama standartları, doğrulama ve güvence sistemleriyle yanıt vermeyi amaçlıyor. Bu yaklaşım, finansal kuruluşların kredi ve yatırım kararlarında yalnızca şirketlerin beyanlarına değil, ölçülebilir verilere dayanmasını sağlayabilir. Aynı zamanda sürdürülebilirlik iddialarının gerçekten çevresel sonuç üretip üretmediğinin izlenmesi açısından da önemli.</p>
<p>Ancak burada belirleyici olacak konu, toplanacak verinin niteliği ve kamuoyuna ne ölçüde açık olacağı. Veri yalnızca kurumlar arasında kullanılan teknik bir araç olarak kalırsa, yatırımcı güveni ve piyasa disiplini açısından beklenen etki sınırlı kalabilir.</p>
<p>İklim riski artık kredi riski</p>
<p>Stratejinin bir diğer önemli yönü, iklim değişikliğini finansal sistemin dışında bir çevre başlığı olarak değil, doğrudan finansal istikrar konusu olarak ele alması. Kuraklık, sel, yangın, aşırı sıcaklık ve su stresi gibi fiziksel risklerin şirket bilançoları ve teminat değerleri üzerindeki etkisi giderek büyüyor. Aynı şekilde karbon fiyatlaması, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve yeni çevre standartları da yüksek emisyonlu sektörler açısından geçiş riski yaratıyor. Plan, bankaların, sigorta şirketlerinin, yatırımcıların ve düzenleyici kurumların bu riskleri karar süreçlerine dahil etmesini hedefl iyor. Böylece iklim riski, yalnızca sürdürülebilirlik raporlarının konusu olmaktan çıkıp kredi maliyetini, yatırım kararını ve sigorta primini etkileyen bir değişkene dönüşecek. Türkiye’de BDDK’nın yeşil varlık oranı düzenlemesi, iklim bağlantılı finansal risk rehberi; KGK’nın Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları ve SPK’nın yeşil borçlanma araçlarına ilişkin çalışmaları zaten bu dönüşümün ilk adımlarını oluşturuyordu. Yeni strateji, dağınık ilerleyen bu çalışmaları ortak bir çerçeve altında toplamayı hedefliyor.</p>
<h2>Asıl ihtiyaç uzun vadeli ve uygun maliyetli kaynak</h2>
<p>Türkiye açısından en kritik konu ise yeşil finansman araçlarının sayısından çok, finansmanın vadesi ve maliyeti. Yeşil dönüşüm yatırımları çoğu zaman yüksek başlangıç maliyeti ve uzun geri ödeme süresi gerektiriyor. Mevcut makroekonomik koşullarda şirketlerin uzun vadeli ve uygun maliyetli finansmana erişememesi, teknik olarak uygulanabilir birçok projenin ertelenmesine yol açıyor.</p>
<p>Bu nedenle stratejinin başarısı, yalnızca yeni rehberlerin, standartların ve eğitimlerin yayımlanmasıyla ölçülemez. Uluslararası iklim fonlarından, çok tarafl ı kalkınma bankalarından ve özel yatırımcılardan gelecek kaynakların ne ölçüde harekete geçirileceği; bu kaynağın KOBİ’lere ve reel sektörün dönüşüm yatırımlarına ulaşıp ulaşmayacağı belirleyici olacak.</p>
<p>Planın vizyonu, Türkiye’yi adil, kapsayıcı ve yenilikçi bir yeşil finans ekosistemiyle sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen model ülke haline getirmek. Misyonu ise yurtiçi ve yurtdışı finansal kaynakları sürdürülebilir ekonomik faaliyetlere yönlendirecek bir ekosistem kurmak olarak tanımlanıyor. Yeşil finansın gerçek sınavı, finansal ürünlerin isimlerinde değil, finanse edilen yatırımların sahadaki etkisinde verilecek. Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca daha fazla “yeşil” etiketli finansman değil; emisyon azaltan, enerji verimliliğini artıran, iklim risklerine dayanıklılık sağlayan ve şirketlerin rekabet gücünü koruyan yatırım akışı.</p>
<p><strong>ERTA YÖNETİM KURULU BAŞKANI &amp; CFGS KURUCU DİREKTÖRÜ PROF. DR. GÜLER ARAS: </strong></p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Yeşil dönüşümün başarısı finansman, veri ve yönetişimin birlikte çalışmasına bağlı</span></h2>
<p><span style="color: #ba372a;"><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5dbb8b679c5-1784527755.png" alt="" width="244" height="402" /></span>Ulusal Yeşil Finans Stratejisi’nin uzun bir hazırlık sürecinin ardından tamamlanarak yayımlanmış olmasının son derece değerli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Güler Aras, “Strateji belgesi düzenleme, veri, raporlama ve kurumsal altyapı açısından önemli bir başlangıç noktası oluşturuyor. Bununla birlikte bu aşamada bu çerçevenin somut yatırım akışına nasıl dönüştürüleceği çok daha önemli. Yeşil dönüşüme ivme kazandırmak istiyorsak, bunun ancak sürdürülebilir finansman kaynaklarıyla mümkün olacağını biliyoruz. Türkiye›nin en temel ihtiyacı uzun vadeli, uygun maliyetli ve ölçeklenebilir finansmana erişim. Bu açıdan finansal mekanizmaların hızla devreye alınması ciddi önem taşıyor” diyor. Bu çerçevede üç alanının öncelikli olduğunu ifade eden Prof. Aras, şu bilgileri veriyor.</p>
<p><strong>Gerçek bir yatırım akışı için 3 öncelikli alan</strong></p>
<p>Birincisi, kamu destekli garanti ve risk paylaşım mekanizmalarının geliştirilmesi. Bugün yatırımların önündeki en önemli engellerden biri yüksek finansman maliyetleri ve risklerin yeterince paylaşılmaması. Özellikle enerji dönüşümü, sanayinin karbonsuzlaşması ve KOBİ yatırımlarında ilk kayıp garantileri, kredi garanti mekanizmaları ve karma finansman modelleri özel sektör sermayesini harekete geçirebilir. Kamu kaynaklarının burada temel rolü, özel sektörün tek başına üstlenmekte zorlandığı riskleri azaltarak yatırımları mümkün kılmaktır. İkinci önemli konu, Ulusal yeşil taksonominin tamamlanması ve güvenilir bir proje havuzunun oluşturulması. Yatırımcı açısından öngörülebilirlik ve standartlaşma, sermaye maliyetini doğrudan etkileyen unsurlar. Ancak finansmana erişebilecek nitelikte proje geliştirilmesi de en az kaynak yaratılması kadar önemli. Üçüncü öncelik ise, uluslararası iklim finansmanının daha etkin kullanılması. Çok taraflı kalkınma bankaları, iklim fonları, yeşil tahvil ve sürdürülebilirlik bağlantılı finansman araçları aracılığıyla sağlanacak uzun vadeli kaynaklar Türkiye’nin dönüşüm yatırımları açısından önemli bir kaldıraç etkisi yaratacak. Burada yalnızca finansmanın miktarı değil, finansmanın niteliği de önemli. Özellikle uluslararası yatırımcı açısından güvenin temelinde şeffaflık, karşılaştırılabilir veri ve hesap verebilirlik bulunuyor. Bu noktada entegre düşünce yaklaşımının önemi ortaya çıkıyor. Bir yatırımın yalnızca çevresel kriterlere uygun olması yeterli değil. Aynı zamanda şirketin stratejisi, iş modeli, risk yönetimi, kaynak tahsisi ve uzun vadeli değer yaratma kapasitesiyle nasıl ilişkilendiğinin de ortaya konulması gerekli. IFRS Vakfı’nın Entegre Raporlama ve değer yaratma yaklaşımını önemsemesi ve ISSB standartlarının önem kazanmasının temel nedeni de bu. Özetle, ulusal Yeşil Finans Stratejisi›nin başarısı yalnızca düzenlemelerin hayata geçirilmesine bağlı değil. Başarının temelinde mutlaka kamu, düzenleyici kurumlar, finans sektörü ve reel sektör arasında güçlü bir iş birliğiyle, sermayeyi dönüştürücü yatırımlara yönlendirecek “güvenilir bir finansal mimari”nin kurulması yer alıyor.”</p>
<p><strong>En zayıf halka şirket seviyesindeki veri yönetişimi ve veri kalitesi sorunu</strong></p>
<p>“Stratejisi’nin en güçlü ve değerli yönlerinden biri, yeşile boyamayı önlemek amacıyla ortak standartlar, merkezi veri altyapısı ve doğrulama mekanizmalarına özel önem vermesi. Ancak bana göre Türkiye’de güvenilir bir yeşil finans piyasası kurmanın en zayıf halkası şirket seviyesindeki veri yönetişimi ve veri kalitesi sorunu. Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’nın yürürlüğe girmiş olması önemli. Bununla birlikte, piyasa güveni yalnızca standartların varlığına bağlı değil. Uygulama çok daha önemli. Verinin şirket içinde nasıl üretildiği, nasıl kontrol edildiği ve karar alma süreçlerine nasıl entegre edildiği, güvence beyanı belirleyici temel faktörler. Sıklıkla vurguladığım gibi, raporlamanın ve sürdürülebilir finansın temelinde ‘ölçemediğinizi yönetemezsiniz’ yaklaşımı var. Güvenilir veri olmadan ne iklim riskleri doğru fiyatlanabilir ne de gerçekten yeşil olan yatırımlarla yeşile boyama örnekleri birbirinden ayrıştırılabilir. Ne de uluslararası fonlar için cazip bir yatırım alternatifi sunabiliriz. Bu nedenle sürdürülebilirlik verisinin finansal veri kadar disiplinli yönetilmesi gerekiyor. Öte yandan bu konu yalnızca teknik bir raporlama sorunu değil, aynı zamanda ciddi bir kurumsal yönetişim sorunu. Güvenilir bir yeşil finans piyasasının temelinde daha fazla veri üretmek değil, daha kaliteli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir veri üretmek var. Çünkü sürdürülebilir finansın temeli güven, güvenin kaynağı ise kaliteli, güvenilir veri, güçlü yönetişim ve entegre düşüncedir. Bu anlamda özellikle daha çok uluslararası fon bekliyorsak Türkiye’nin artık uygulama kapasitesi, güvenilir veri üretimi ve çok paydaşlı yönetişim mekanizmalarını hayata geçirme ihtiyacı var. Yeşil dönüşümün başarısı finansman, veri ve yönetişimin birlikte çalışmasına bağlı.”</p>
<p><strong>Koordinasyon şart</strong></p>
<p>“Ulusal Yeşil Finans Stratejisi, dönüşümün yalnızca kamu politikalarıyla değil, finans sektörü ve reel sektörün birlikte hareket etmesiyle gerçekleşebileceğini açık biçimde ortaya koyuyor. Ancak özel sektörün dönüşüm finansmanındaki ağırlığı dikkate alındığında, başarının temel koşulu güçlü bir yönetişim ve hesap verebilirlik mekanizmasının oluşturulması olduğunu belirmek lazım. Stratejinin tüm süreçlerinin uygulaması, sorumlulukların takibi için ‘Ulusal Yeşil Finans Kurulu”nun oluşturulması gerekli. Diğer önemli konu ise, izleme sisteminin yalnızca çıktı göstergelerine odaklanmaması. Yönetmeliklerin yayımlanması, rehberlerin hazırlanması veya eğitim programlarının gerçekleştirilmesi önemli olmakla birlikte bunlar tek başına dönüşümün gerçekleştiğini göstermez. Asıl izlenmesi gereken, taksonomiyle uyumlu finansman hacmi, geçiş finansmanı, kamu kaynaklarıyla harekete geçirilen özel sermaye miktarı, finansmanın vadesi ve maliyeti, KOBİ’lerin finansmana erişimi, finanse edilen emisyonlar, portföylerin dönüşüm performansı ve iklim dayanıklılığı yatırımlarının gelişimi. Önemli bir nokta da, kamuya açık bir “ulusal yeşil finans ilerleme raporu” hazırlanması ve izlenmesi. Bu hem yatırımcı güvenini güçlendirecek hem de stratejinin hesap verebilirliğini artıracaktır.</p>
<p>Sonuçta yatırımcı güvenini sağlayan unsur tek başına stratejilerin varlığı değil, bu stratejilerin ne ölçüde uygulandığının ve nasıl bir etki yarattığının şeffaf biçimde ortaya konulabilmesi. Güçlü yönetişim mekanizmaları, Türkiye›nin uluslararası sürdürülebilir finans piyasalarındaki güvenilirliğini de önemli ölçüde artıracak. Şunu çok net ifade edebilirim ki, Ulusal Yeşil Finans Stratejisi›nin başarısı, stratejiyi uygulamaya ve güvene dönüştürebilme kapasitesiyle ölçülecek. Bu yolculukta başarının en temel kriteri tüm süreçler ve kurumların koordinasyonunu sağlamak. Koordinasyon şart."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansal-sistem-yeniden-tasarlaniyor-83531</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Finansal sistem yeniden tasarlanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ev-tekstili-cin-golgesinde-kalan-pazarlara-acilacak-83527</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ev tekstili, Çin gölgesinde kalan pazarlara açılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Türkiye ev tekstili sektörü, yeni büyüme rotasını ABD ve Afrika olarak belirlerken Avrupa'da ise teknik tekstille güçlenmeyi hedefliyor. Yıllardır Avrupa'ya odaklanan sektörün artık yeni pazarlara yönelmesi gerektiğini belirten Türkiye Ev Tekstili Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TETSİAD) Başkanı Murat Şahinler, Afrika'da Çin'in hakimiyetine karşı Türkiye'nin birçok ülkede yüzde 1'in altında pay aldığını, ABD'nin ise hâlâ yeterince değerlendirilemeyen dev bir pazar olduğunu söyledi.</p>
<p>Şahinler, ihracatın artırılması, yeni pazarlara erişim, teknik tekstile dönüşüm, dijitalleşme ve ortak yurt dışı satış merkezleri kurulmasına ilişkin hedeflerini EKONOMİ'ye anlattı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5db68da1272-1784526477.png" alt="" width="600" height="303" /></p>
<h2>Büyümenin yeni adresi ABD ve Afrika</h2>
<p>Sektörün yıllarca Avrupa'dan beslenmesinin doğal bir konfor alanı oluşturduğunu belirten Şahinler, artık bu anlayışın değişmesi gerektiğini söyledi. Avrupa'da yaklaşık yüzde 20 pazar payına sahip olduklarını aktaran Şahinler, “Dünya genelindeki payımız ise yüzde 4 seviyesinde. Yıllardır Avrupa ile çalıştığımız için Avrupa'nın dışına yeterince çıkmamışız. Bundan sonra Amerika'ya, Afrika'ya gitmemiz gerekiyor. Önümüzdeki 15 yılın en önemli pazarı ABD olacak. Sonrasında ise Afrika ön plana çıkacak” dedi.</p>
<p>Afrika ve ABD pazarlarına yönelik bilgi veren Şahinler, şöyle devam etti: “Batı ve Doğu Afrika'da incelediğimiz birçok ülkede Çin, açık ara lider durumda. Biz ise çoğu pazarda yüzde 0,2-0,6 arasında pay alıyoruz. Bu tablo aslında o pazarlara hiç gitmediğimizi gösteriyor. Afrika öncelikli hedeflerimizden biri olacak. ABD ise yılda yaklaşık 15 milyar dolarlık ev tekstili ithalatı yapıyor. Avrupa Birliği ülkelerinin toplam ithalatı da yaklaşık aynı büyüklükte. Buna rağmen ABD'de pazar payımız sadece yüzde 2,1 seviyesinde. Bu kabul edilebilir bir oran değil. Sonbahardan sonra hem Afrika’ya hem de ABD'ye yönelik çalışmalarımıza da hız vereceğiz.”</p>
<h2>Hamburg modeliyle dünyaya açılmayı hedefliyor </h2>
<p>Yurt dışında ortak satış merkezleri kurulmasının sektör için yeni bir dönemin kapısını açacağını belirten Şahinler, Almanya'da ziyaret ettikleri Hamburg Mode Centrum'un kendilerine önemli bir örnek sunduğunu ifade etti. Merkezin yaklaşık 3 milyar dolarlık ticaret hacmine sahip olduğu bilgisini veren Şahinler, şunları söyledi:</p>
<p>“Burada Çinli, Hintli ve Pakistanlı firmalar var ancak tek bir Türk firması yok. Artık bireysel değil kümelenerek hareket etmeliyiz. Turkish Towels çatısı altında Avrupa ve ABD'de ortak hub'lar kurmayı hedefliyoruz. Hamburg modelini Avrupa’da Almanya, İtalya, Romanya ve ayrıca ABD'de de hayata geçirmek için çalışma yapacağız.”</p>
<h2>Teknik tekstilde ihracatı ikiye katlayacak potansiyel </h2>
<p>Ev tekstilinin yanı sıra teknik tekstilin Türkiye için büyük fırsat sunduğunu vurgulayan Şahinler, İTHİB ile ortak çalışma yürüttüklerine değindi. Türkiye’nin tekstil, hazır giyim, deri ve halıda toplam 31 milyar dolarlık ihracat yaptığını kaydeden Şahinler, “Avrupa'nın tekstil üretimi ise 105 milyar dolar seviyesinde. Airbag kumaşı, paraşüt kumaşı, inşaat tekstilleri gibi teknik tekstil ürünlerinde çok büyük fırsat var. Sadece airbag kumaşı pazarı 3,8 milyar dolar büyüklüğünde. Avrupa'dan yüzde 10 pay alabilsek tekstil ihracatımızı iki katına çıkarabilecek bir potansiyelden söz ediyoruz. Katma değerli üretime yönelmek zorundayız” dedi.</p>
<p>Hometex Fuarı'nın da sektörün küresel vitrini haline geldiğini dile getiren Şahinler, 50 bin metrekare alanda düzenlenen fuara yaklaşık 600 firmanın katıldığını ve katılımcı memnuniyetinin yüzde 98 seviyesinde gerçekleştiğini sözlerine ekledi. Ayrıca Turkish Towels markasının uluslararası tanıtım çalışmalarını sürdürdüklerini, milli futbol ve basketbol takımları üzerinden yürütülen iş birliklerinin de markanın küresel bilinirliğine katkı sağladığını ifade etti.</p>
<h2>Sipariş iyi, karlılık zayıf </h2>
<p>Geçen yıl üretim ve ihracatta yoğun çalıştıklarını ancak artan maliyetleri fiyatlara tam yansıtamadıkları için kârlılığın gerilediğini belirten Şahinler, “Miktar bazında iyiydik ancak zarar etmediysek bunu başarı sayıyoruz. Borcumuz artmadıysa mevcut durumu korumuş oluyoruz. Eskiden maliyetlerimizin yüzde 44'ünü enerji oluştururken, bugün aynı oranda en büyük gider kalemi işçilik oldu. Devletin enerji destekleriyle elektrik ve doğal gaz maliyetleri gerilerken, elektrik faturalarındaki dağıtım bedeli ve yüksek faizler finansman yükünü artırıyor” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa pazarında Hindistan alarmı</span></h2>
<p>AB ile Hindistan arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması'nın sektör açısından önemli sonuçlar doğuracağını ifade eden TETSİAD Başkanı Murat Şahinler, Avrupa pazarındaki rekabetin daha da artacağının altını çizerek, “1 Ocak 2027 itibarıyla Hindistan sıfır gümrükle Avrupa'ya mal göndermeye başlayacak. Daha önce vergi ödeyen Hintli üreticiler ciddi avantaj elde edecek. Önümüzdeki iki-üç yıl içinde Avrupa'daki pazar payımızın yaklaşık yüzde 3'ünü kaybetme riskimiz bulunuyor. Bu nedenle yeni pazarlara yönelmek artık tercih değil zorunluluk” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">SEKTÖR 1,7 MİLYAR DOLAR DIŞ TİCARET FAZLASI VERİYOR</span></h2>
<p>Dünya ev tekstili ihracatının yaklaşık 61 milyar dolar büyüklüğünde olduğunu belirten TETSİAD Başkanı Murat Şahinler, TETSİAD üyelerinin 3,2 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini söyledi. İç pazarla birlikte sektörün yaklaşık 20 milyar dolarlık hacme ve 1,7 milyar dolar dış ticaret fazlasına ulaştığını kaydeden Şahinler, kilogram başına ihracat değerinin ise 14 dolar seviyesinde olduğunu ifade etti. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ev-tekstili-cin-golgesinde-kalan-pazarlara-acilacak-83527</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/677-1784526645.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye ev tekstilinde Avrupa’da yüzde 20 pazar payına ulaşırken, ABD’de yüzde 2,1, Afrika’nın birçok ülkesinde ise yüzde 1’in altında kaldı. Avrupa’nın oluşturduğu “konfor alanı&quot;ndan çıkarak teknik tekstille büyümeyi hedeflerini dile getiren TETSİAD Başkanı Murat Şahinler, ABD ve Çin’in hakim olduğu Afrika pazarlarına yöneleceklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-chpye-veda-etmeye-mi-hazirlaniyor-83519</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel, CHP’ye veda etmeye mi hazırlanıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin verdiği “mutlak butlan” kararına ilişkin dosya, 56 günlük sürecin ardından Yargıtay’a gönderildi. Bu kararın ardından, Özgür Özel ve ekibinin yeni parti kurma çalışmalarını hızlandırdığı belirtiliyor. Kulislerde, yeni parti çalışmalarına başlamak için, Özgür Özel’in CHP’ye veda edeceği ve Salı günü TBMM’de son grup toplantısını yapacağı konuşuluyor.</p>
<p>Ancak Ankara kulislerinde yeni bir iddia daha ortaya atıldı. CHP’nin “mutlak butlan” kararına ilişkin temyiz dosyasının Yargıtay’a ulaşmasının ardından gözler adli tatil döneminde verilebilecek kararlara çevrildi. Bugün başlayacak ve 1 Eylül'e kadar sürecek adli tatil döneminde, taraflardan birinin "ivedi görülme" talebinde bulunması ve Yargıtay nöbetçi hukuk dairesinin bu talebi kabul etmesi halinde dosyanın esası incelenebilecek. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre ise tedbir kararlarına ilişkin talepler, adli tatilde de değerlendirmeye alınabiliyor. Mahkeme, tedbirin kaldırılması yönünde karar verirse bu kez CHP’de dengeler yeniden değişecek. Özgür Özel’in bu ihtimal üzerinde durup durmayacağı ise merak konusu. Bu durumda yeni parti kurma çalışmalarının bir süre daha askıya alınması gündeme gelebilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>En düşük emekli aylığında son aşamaya gelindi </strong></span></p>
<p>En düşük emekli aylığının Temmuz ayından geçerli olmak üzere 20 bin liradan 23 bin 552 liraya çıkarılmasını, turizm ve imalat sanayine sigorta prim desteği sağlanmasını öngören düzenlemelerin yer aldığı torba teklif bu hafta Meclis Genel Kurulu’nda ele alınarak yasalaştırılacak. En düşük emekli aylığındaki artıştan yaklaşık 5.1 milyon emeklinin yararlanması bekleniyor. En düşük emekli aylığının Temmuz ayından itibaren 23 bin 552 liraya çıkmasıyla 2026 yılının ikinci altı aylık döneminde merkezi bütçeye yaklaşık 79 milyar lira ek maliyet oluşturacak. En düşük emekli aylığı Nisan 2020’de 1.500, Ocak 2022’de 2 bin 500, Temmuz 2022’de 3 bin 500, Ocak 2023’de 5 bin 500, Nisan 2023’de 7 bin 500, Ocak 2024’te 10 bin, Temmuz 2024’de 12 bin 500, Ocak 2025’te 14 bin 469, Temmuz 2025’de 16 bin 881, Ocak 2026’da 20 bin liraya yükseltildi.</p>
<p><strong>İmalat sanayiinde istihdamı koruma </strong></p>
<p>Torba teklifteki bir diğer düzenlemenin kabul edilmesiyle imalat sanayinde istihdamı korumaya yönelik olarak 2026'da uygulamaya alınan sigortalı başına 3 bin 500 lira istihdam desteğinde süre uzatımına gidilerek 2027 ve 2028'de de istihdamı koruma şartıyla destek ödemesi yapılacak. Destekler Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile KOSGEB tarafından yürütülecek, finansman ise İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanmaya devam edecek. Kanun teklifiyle Kültür ve Turizm Bakanlığından turizm işletmesi belgesi almış konaklama tesislerine ait işyerlerine, 2026 yılı Mayıs- Aralık döneminde, işyerinden bildirilen kapsamdaki sigortalıların prim ödeme gün sayısı esas alınarak günlük 116.67 lira, aylık yaklaşık 3.500 lira tutarında prim desteği getiriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-chpye-veda-etmeye-mi-hazirlaniyor-83519</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/5/1280x720/ozgur-ozel-1782882415.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel, CHP’ye veda etmeye mi hazırlanıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankadaki-para-varlik-barisina-girer-mi-83518</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankadaki para varlık barışına girer mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Vergi hukukunda vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyeti esastır. Paranın kısa süreli olarak bankadan çekilip yeniden yatırılması ekonomik gerçeği değiştirmez. Ancak böyle bir ihtimalin dahi tartışılıyor olması, Tebliğin getirdiği ilave şartın uygulamada şekli sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir.</strong></p>
<p>7582 sayılı Kanun ile yeniden uygulamaya alınan varlık barışında en çok tartışılan konulardan biri, Türkiye'deki banka hesaplarında bulunan Türk Lirası ve dövizlerin bildirim konusu yapılıp yapılamayacağıdır.</p>
<p>İlk bakışta bu sorunun cevabı “evet” ya da “hayır” gibi görünse de, 1 Seri No.lu Genel Tebliğ birlikte incelendiğinde bunun doğru olmadığı görülmektedir. Çünkü Tebliğ, bütün mükellefler için tek bir uygulama öngörmemekte; farklı kişi grupları bakımından farklı şartlar getirmektedir.</p>
<p><strong>Bankadaki varlık için </strong><strong>mükellefin sıfatı belirleyici</strong></p>
<p>Tebliğin 6'ncı maddesinin birinci fıkrasında, gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye'de bulunan, ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının bankalara veya aracı kurumlara bildirilebileceği düzenlenmiştir.</p>
<p>Bu fıkrada aranan temel şart, varlığın mükellefe ait olması ve kanuni defter kayıtlarında yer almamasıdır. Dikkat edilirse, varlığın bildirimden önce banka veya aracı kurumlarda bulunmaması gerektiğine ilişkin herhangi bir şart öngörülmemiştir.</p>
<p>Nitekim Tebliğde yer alan Örnek 5'te, bir anonim şirketin banka hesabında bulunan 15 milyon TL tutarındaki döviz varlığının şirkete ait olduğu, ancak kanuni defter kayıtlarına intikal ettirilmediği belirtilmiş ve bu döviz varlığının banka aracılığıyla bildirim konusu yapılabileceği açıkça ifade edilmiştir.</p>
<p>Ancak Tebliğin 6'ncı maddesinin ikinci fıkrasında farklı bir düzenleme yer almaktadır.</p>
<p>Bu fıkra üç ayrı grubu kapsamaktadır.</p>
<p>Birinci grup, gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişilerdir.</p>
<p>İkinci grup, gelir vergisi mükellefi olmakla birlikte Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutma zorunluluğu bulunmayan kişilerdir. Örneğin yalnızca gayrimenkul sermaye iradı, ücret, menkul sermaye iradı veya değer artış kazancı nedeniyle beyanname veren kişiler bu kapsamda değerlendirilebilir.</p>
<p>Üçüncü grup ise ticari, zirai veya serbest meslek kazancı nedeniyle gelir vergisi mükellefi olmakla birlikte, bildireceği varlığı işletmesi veya mesleki faaliyeti kapsamında değil, şahsi mal varlığı olarak bildirmek isteyen gelir vergisi mükellefleridir.</p>
<p>İşte Tebliğ, yalnızca bu üç grup için kanunda ve tebliğ taslağında yer almayan ilave bir şart getirmektedir. Buna göre bu kişilerin bildirecekleri para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının <strong>Türkiye'de bulunması, ancak bildirim tarihi itibarıyla hâlihazırda banka ve aracı kurumlarda bulunmaması</strong> gerekmektedir.</p>
<p><strong>Aynı para, farklı </strong><strong>kişiler için farklı sonuç</strong></p>
<p>Buradan çıkan önemli sonuç şudur: <strong>“Hâlihazırda banka ve aracı kurumlarda bulunmama” şartı bütün mükellefler için geçerli genel bir şart değildir. Bu şart yalnızca Tebliğin 6/2'nci fıkrasında sayılan üç grup bakımından uygulanmaktadır.</strong></p>
<p>Örneğin banka hesabında bulunan ancak muhasebe kayıtlarına alınmamış 15 milyon TL dövizi bulunan bir anonim şirket, Tebliğdeki Örnek 5 uyarınca bu varlığı bildirebilirken; hiçbir ticari faaliyeti bulunmayan bir gerçek kişi, banka hesabındaki kendi şahsi dövizini Tebliğin 6/2'nci fıkrası nedeniyle bildirememektedir.</p>
<p>Benzer şekilde, serbest meslek erbabının mesleki faaliyetine ait olup kanuni defterlerine kaydetmediği banka mevcudu 6/1 kapsamında değerlendirilebilirken; aynı kişinin mesleki faaliyetiyle ilişkilendirmeden bildirmek istediği şahsi banka hesabındaki para 6/2 kapsamına girecektir. Dolayısıyla aynı kişi bakımından dahi, bildirimin hangi sıfatla yapıldığı farklı hukuki sonuçlar doğurmaktadır.</p>
<p><strong>Şekli şart, ekonomik </strong><strong>gerçeği değiştirir mi?</strong></p>
<p>Kanaatimce tartışmanın odak noktası da tam burasıdır.</p>
<p>Sorun, paranın bankada bulunması değildir. Sorun, Tebliğin farklı mükellef grupları için farklı şartlar öngörmesidir.</p>
<p>Bu farklılık uygulamada ilginç sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Örneğin banka hesabındaki şahsi parasını bildiremeyen bir gerçek kişinin, bu parayı bankadan çekip daha sonra yeniden yatırması hâlinde Tebliğdeki şartın şeklen sağlandığı ileri sürülebilecektir.</p>
<p>Elbette böyle bir yöntem güvenli veya önerilebilir değildir. Vergi hukukunda vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyeti esastır. Paranın kısa süreli olarak bankadan çekilip yeniden yatırılması ekonomik gerçeği değiştirmez. Ancak böyle bir ihtimalin dahi tartışılıyor olması, Tebliğin getirdiği ilave şartın uygulamada şekli sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir. Kanun koyucunun amacının mükellefleri paralarını bankadan çekip yeniden yatırmaya yönlendirmek olduğu düşünülemez.</p>
<p><strong>Tebliğle getirilen şart </strong><strong>hukuken tartışmalı</strong></p>
<p>Kanaatimce bu düzenlemenin dava konusu edilmesi hâlinde temel tartışma, <strong>Kanunda yer almayan ilave bir şartın Tebliğ ile getirilip getirilemeyeceği</strong> olacaktır. Danıştayın yerleşik içtihadına göre idarenin düzenleme yetkisi Kanunun uygulanmasını açıklamakla sınırlıdır. Verginin kanuniliği ilkesi ve normlar hiyerarşisi gereği, Tebliğlerle Kanunda öngörülmeyen yeni yükümlülükler veya hak daraltıcı şartlar ihdas edilemez. Bu nedenle “hâlihazırda banka ve aracı kurumlarda bulunmama” şartının hukuki niteliği de kuşkusuz yargısal denetime konu olabilecek hususlardan biri olacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak “bankadaki para varlık barışına girer mi?” sorusunun tek bir cevabı yoktur.</p>
<p>Gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin işletmelerine ait, ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan banka mevcudu bakımından Tebliğ, bankada bulunmayı engel olarak görmemektedir. Buna karşılık gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar, defter tutma zorunluluğu bulunmayanlar ile varlığını işletmesiyle ilişkilendirmeden bildirmek isteyen gelir vergisi mükellefleri için ilave olarak “hâlihazırda banka ve aracı kurumlarda bulunmama” şartı aranmaktadır.</p>
<p>Dolayısıyla doğru soru <strong>“Para bankada mı?”</strong> değildir.</p>
<p>Doğru soru, <strong>“Bu para kime ait, hangi sıfatla bildiriliyor ve Tebliğin hangi fıkrası uygulanıyor?”</strong> sorusudur. Kanaatimce varlık barışı uygulamasında önümüzdeki dönemde en fazla tartışılacak husus da bu ayrım olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankadaki-para-varlik-barisina-girer-mi-83518</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankadaki para varlık barışına girer mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kompakt-suvu-yaratan-83517</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kompakt SUV’u yaratan...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Günümüz otomotiv pazarında en çok tercih edilen gövde tipi haline gelen kompakt SUV’ların küresel ölçekte yaygınlaşmasını başlatan ve Light OffRoader segmentini yaratan Nissan Qashqai, 2006 yılındaki lansmanından bu yana geçen 20 yılda Avrupa’da 4 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 250 bin adetlik satış hacmine ulaşarak trendsetter konumunu koruyan bir endüstri standardı haline gelmişti.</p>
<p>Bir SUV’nin yüksek sürüş pozisyonu ve çok yönlülüğünü geleneksel binek aracın pratikliği ve verimliliğiyle sentezleyerek kendi sınıfını tanımlayan model, üç nesil boyunca değişen müşteri beklentilerine göre kendini yenilerken güvenlik, bağlantı, elektrifikasyon ve konfor alanlarında sürekli bir evrim geçirdi. Başarısının temelindeki en kritik faktörlerden biri, Londra’daki Nissan Design Europe’da tasarlanması, Cranfield ve Barselona’daki teknik merkezlerde geliştirilmesi ve Sunderland Fabrikası’nda üretilmesi suretiyle Avrupa ekosistemi içinde bütüncül bir mühendislik yaklaşımı hayata geçirmesiydi. Geliştirme süreçlerinde Müşteri Odaklı Mühendislik metodolojisi kapsamında, müşteri klinikleri, medya değerlendirmeleri ve mevcut kullanıcı geri bildirimleri sistematik olarak entegre edilmiş, gerçek kullanım senaryolarına ve tüketicinin sesine doğrudan yanıt veren bir ürün olarak şekillendirilmişti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5daa4dc81ca-1784523341.jpg" alt="" width="700" height="467" />Günümüzdeyse e-POWER hibrit güç aktarma sistemiyle benzinli motorun yalnızca jeneratör görevi görüp tekerlekleri e-motorunun tahrik etmesiyle, dışardan şarj etmeye gerek kalmadan ve menzil kaygısı da yaşatmadan elektrikli araç sürüşü sunuyor. Sessiz ve akıcı bir elektrikli his ile 1.250 km’nin üzerine çıkabilme, 100 km’de 4,4 litre yakıt tüketimi gibi veriler, aslında iyi bir geçiş çözümü.</p>
<p>Qashqai, arazi maceraları için tasarlanmamış olsa da, isteğe bağlı dört tekerlekten çekiş sistemi yağmur, çamur veya kar gibi kaygan zeminlerde, zorlu hava koşullarında güvenli çekiş ve kontrol sağlıyor. Yüksek sürüş pozisyonu da, görüş açısını iyileştiriyor, çocuklu veya yaşlı yolcular için binme ve inme kolaylığı sunuyor.</p>
<p>Konfor ve teknoloji arasında kurduğu dengeyle kabin içinde akıllı telefon entegrasyonu, sesli komutlar ve yerleşik Google hizmetleriyle donatılmış geniş bilgi-eğlence sistemi, dijital gösterge paneli, kablosuz şarj ve kaliteli ses sistemi gibi özellikler, sürüş deneyimini keyifli ve bağlantılı hale getirirken, ulaşılabilir fiyat aralığının ötesinde premium hissiyata çıkıyor. Otomatik acil frenleme, kör nokta izleme, şeritten ayrılma uyarısı ve trafik işareti tanıma gibi kapsamlı sürücü destek sistemleriyle donatılan Qashqai, aldığı 5 yıldızlı Euro NCAP güvenlik puanıyla aileler için yüksek bir koruma seviyesi taahhütünde. ProPILOT teknolojilerinin de katkısıyla günlük sürüş konforu ve güvenliği pekiştirilirken, modelin farklı ülkelerde kazandığı 20 Yılın Otomobili ödülü dahil 110’dan fazla uluslararası ödül, bu teknik yetkinliğin pazar nezdindeki karşılığını gösteriyor.</p>
<p>Kompakt SUV segmentinde Skoda Karoq ve Hyundai Tucson gibi güçlü rakiplerle rekabette Qashqai, ne aşırı güce ne de lükse yönelerek, tüketicilerin aslında en çok talep ettiği unsurlara odaklanmıştı; güvenilir, dengeli sürüş dinamiğine sahip ve günlük yaşama sorunsuz entegre olabilen bir araç. Sportif ve şık dış görünümü, geniş iç hacmi, düşük yakıt tüketimi ve yüksek fiyat-performans oranıyla, vaat ettiklerini istikrarla teslim eden ender modellerden biri olmayı başarmıştı.</p>
<p>20 yıllık ticari başarı serüveni, otomotiv endüstrisinde müşteri odaklı mühendisliğin, lokal üretim ve tasarım entegrasyonunun ve teknolojik adaptasyonun doğru kurgulandığında nasıl sürdürülebilir bir rekabet avantajına dönüştüğünü kanıtlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kompakt-suvu-yaratan-83517</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/7/1280x720/54-1784523360.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kompakt SUV’u yaratan... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/katalog-verileri-ve-gercek-hayat-karsi-karsiya-83516</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Katalog verileri ve gerçek hayat karşı karşıya</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otomotiv dünyasında uzun süredir devam eden bir "açık artırma" var: "Tek şarjla kaç kilometre?” Markalar reklam afişlerinde, kataloglarında binleri bulan, sekiz yüzleri zorlayan menzil sayılarını havada uçuşturuyor. Ancak direksiyon başına geçen her kullanıcının aklında hep aynı şüphe: “Bu araba gerçekten bu kadar gider mi, yoksa yolda kalır mıyım?”</p>
<p>İşte bu sorunun cevabı, elektrikli araç testlerinin "Şampiyonlar Ligi" kabul edilen Norveç’ten geldi. Norveç Otomobil Federasyonu (NAF) ve Motor dergisi, “Yaz 2026-El Prix" test sonuçlarını yayınladı. Kâğıt üzerindeki vaatlerin ne kadarının gerçeği yansıttığını görmek adına, pazara yeni sunulan 24 elektrikli araç tam anlamıyla acımasız bir teste tabi tutuldu: Araçlar, bataryaları tamamen bitip yol kenarında durana kadar sürüldü.</p>
<p>Hava sıcaklığının 12°C ile 18°C arasında seyrettiği, rüzgârsız ve kuru zemin gibi bir elektrikli aracın en seveceği (ideal) yaz koşullarında yapılan bu test hem mühendislik harikalarını hem de pazarlama balonlarını bir bir ortaya çıkardı.</p>
<p>Testin bu yılki tartışmasız şampiyonu Bavyeralı üretici oldu. Yeni BMW iX3 50 xDrive, tek şarjla tam 781 kilometre kat ederek hem testin en uzun menzil kat eden aracı oldu hem de resmi WLTP verisini %1,5 aşmayı başardı.</p>
<p>Ancak testin en büyük sürprizi menzil uzunluğundan ziyade, aerodinamik olarak dezavantajlı görünen devasa kasasıyla Çinli XPeng X9 oldu. Bir van modeli olan araç, fabrikanın vaat ettiği 580 km'lik menzili %11,4 gibi muazzam bir oranla geçerek 646 kilometre yol yaptı. Bu durum, Çinli üreticilerin batarya yönetimi ve yazılım optimizasyonunda ne kadar agresif bir gelişim gösterdiğinin en net kanıtı oldu.</p>
<p>Premium segmentin diğer güçlü oyuncularından Mercedes-Benz ise teste geniş bir kadroyla katıldı. Markanın aerodinamik harikası CLA modeli 675 kilometreye ulaşırken, GLC 400 modeli 665 kilometre ve GLB 350 modeli 593 kilometre yol kat ederek fabrika verilerinin üzerine çıkmayı başardı.</p>
<p>Lüks elektrikli SUV pazarının iddialı oyuncusu Lucid Gravity 720 kilometre ile zirveyi zorlarken, Polestar-3 de 601 kilometrelik stabil bir performansla 600 barajını aşanlar kulübüne adını yazdırdı.</p>
<p>Japon cephesinde ise Toyota bZ4X, tam bir "saat mekanizması" gibi çalışarak fabrikanın taahhüt ettiği 506 kilometreyi metre şaşmadan teslim etti. Test pilotlarının aktardığı eğlenceli bir detay ise tam bir kullanıcı dostu hile: Aracın dijital göstergesi %0 batarya gösterdikten sonra bile bZ4X, saklı enerjisiyle 18 kilometre daha gitmeye devam etti. Markanın hibrit geçmişinden süzülüp gelen Toyota C-HR+ modeli de 587 kilometrelik performansıyla rüştünü ispatladı.</p>
<p><strong>Sınıfta Kalanlar ve Hayal Kırıklıkları</strong></p>
<p>Her sınavın bir birincisi olduğu gibi, sonuncusu da olmak zorunda. Testin en büyük hayal kırıklığı, fabrikanın vaat ettiği 505 km menzilin %11,7 gerisinde kalarak sadece 446 kilometre gidebilen Çinli MG IM6 oldu. Aynı markanın daha kompakt modeli olan MG S6 beklentileri aşarak 502 kilometreye ulaşırken, üst segmentteki IM6’nın bu denli geride kalması model bazlı yazılım veya batarya optimizasyonu sorunlarına işaret ediyor.</p>
<p>Hacimli SUV ve aile araçları segmentinde ise Hyundai Ioniq 9 (%5,7 sapma, 566 km) katalog verilerinin bir parça gerisinde kalarak devasa gövdesinin ve ağırlığının kurbanı oldu. Buna karşın, grubun küçük üyesi Hyundai Inster şehir içi odaklı yapısına rağmen 373 kilometre yol kat ederek kendi kulvarında yüzleri güldürdü. Benzer bir şekilde kompakt sınıfta yarışan Kia EV2 (325 km) ve Smart-5 (556 km) gibi modeller de küçük bataryalarına rağmen resmi verilerini aşarak verimlilik dersi verdiler.</p>
<p><strong>Sektör Nereye Gidiyor?</strong></p>
<p>Bu testin bize gösterdiği en önemli şey şu: Elektrikli araçlar artık çocukluk hastalıklarını geride bıraktı. Bundan birkaç yıl önce laboratuvar verileriyle gerçek dünya arasında uçurumlar varken, 2026 yılı itibarıyla araçların çok büyük bir kısmının resmi vaatlerle neredeyse birebir örtüşen, son derece kabul edilebilir bir performans bandında kalması teknolojinin ne kadar olgunlaştığını kanıtlıyor.</p>
<p>Hücre kimyasındaki gelişmeler, gelişmiş ısı pompaları ve en önemlisi yapay zekâ destekli batarya yönetim yazılımları sayesinde artık elektrikli araç alırken "katalog yalanlarına" kanma korkusu tarih oluyor. Elbette bu testlerin bir de "Kış" bacağı var ve düşük sıcaklıkların bataryaları nasıl hırpaladığını hepimiz biliyoruz. Ancak ideal şartlar altında, vaat edilen menzillerin artık birer hayal ürünü olmadığı tüm dünya öğrendi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/katalog-verileri-ve-gercek-hayat-karsi-karsiya-83516</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Katalog verileri ve gerçek hayat karşı karşıya ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odysseus-ve-dijital-donusum-yolculugu-83515</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Odysseus ve dijital dönüşüm yolculuğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Christopher Nolan’ın yönettiği Odysseus filmi, bize dijital çağda IMAX ve Netflix yolculuklarını ekonomik açıdan karşılaştırma fırsatı sunuyor. Tematik olarak ise bizim, Evliya Çelebi ya da Nasrettin Hoca ile ilgili böyle bir film çekmemiş olmamız dijitalleşmede neden başarısız olduğumuzu gösteriyor. İşin ekonomik boyutunda ise, IMAX teknolojisi ile fiziksel olarak kurulan setlerde filme çekilen Odysseus’un sinema salonlarına dağıtımının bir lojistik problemi olduğunu anlamamızın bizi başarısız kıldığını söyleyebilirim.</p>
<p>Odysseus’un yolculuğu ve bu yolculuğun sonunda ulaştığı yeni gerçekliğin başlangıçta arkasında bıraktığı ile ilişkisinin olmaması aslında insan olarak hayatlarımızdaki sıradan trajedinin ifadesinden başka bir şey değildir. Çocukluğumuzda hayal ettiğimiz şeyleri gerçekleştirsek bile yaşlandığımızda kendimizi içinde bulduğumuz dünya bizim zamanında içinde yaşadığımızdan da hayal ettiğimizden de farklıdır. Bunu anladığımızda huzur içinde ölebilir ya da sanatsal (ve elektronik oyunlardaki) anlatımla yeni bir aşamaya geçebiliriz.</p>
<p>Christopher Nolan’ın, gösterime giren yeni filminde bu sıradan hikâyeyi farklı bir tatta anlattığı ifade ediliyor. Filmi izlemediğim için bilemiyorum ama bildiklerimle yazacaklarım filmi izlememi gerektirmiyor.</p>
<p>Bizim toplumsal olarak gerçekleştirdiğimiz yolculuklara değinmek istiyorum. İktisatçı olsam yıllardır süren ve daha da süreceği düşünülen enflasyonla mücadele yolculuğunu yazardım ama anladığım bir konu değil. Ben bundan çok daha uzun süredir hayatımızda ve bence daha büyük bir trajedi olan dijital dönüşüm yolculuğunu yazmak istiyorum. Aradan geçen yıllara karşın hâlâ “dijital şirket” olmayı başaramayıp dijital dönüşüm projesi anlatanlar var. Bunları dinlerken aklıma askere gitmemek ve paso kullanmak için onlarca yıl üniversite öğrencisi olarak kalanların hikâyesi geliyor. Sürekli olarak ulaştıkları yeni noktada yeni bir dijital dönüşüm yolculuğuna çıkan bu şirketlerin, bu tipolojiden bir farkı yok. Yapay zekânın bana anlattıklarından bildiğim kadarıyla Odysseus’un sonunda krallığındaki evine ulaştığında evini içi boş bir harabe olarak bulması, herkesten çok bu şirketleri yönetenlerin izlemesi gereken boyutu oluşturuyor.</p>
<p>Hikâyenin sıradan olduğunu söylememin nedeni ise, benim bu tür bir kurguyla çocukken babamın bana okuduğu; üniversite yıllarında ise benim kantinde okuduğum için solcu arkadaşlara rezil olduğumu Japon Masalları adlı kitapta; Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nin çocuklara özel versiyonunda; ve tabii ki başka bir boyutu ile dünyanın merkezinin eşeğinin ayağının bastığı yer olduğunu söyleyen Nasreddin Hoca’nın fıkralarında karşılaşmış olmam.</p>
<p>Bunu şu nedenle yazıyorum: Dijital dönüşümü ele alırken bunu zihniyet dönüşümü ile farklı deneyimleri dijital şirket iş modelini kurgulamak için kullanmak yerine dijital araçları ve çözümleri eski iş modelini ayakta tutmak için şirketin içine sokmak arasındaki farkın altını çizmemiz gerekiyor. Bunu yaparken de, rekabet gücünü ana gösterge olarak belirlemek zorundayız. Bu nedenle ben de bu yazıda IMAX ile Netflix’i karşılaştıran bir perspektif kullanmayı seçtim. Yapay zekâ Gemini ile çıktığımız bu yolculukta önce bir teknoloji uzmanı gözünden IMAX’in ne olduğunu size aktarmak istiyorum.</p>
<p><strong>Hibrit bir sentezin sonucu: IMAX</strong></p>
<p>Bir teknoloji uzmanı perspektifiyle IMAX’i (Image Maximum), sadece "daha büyük bir ekran" olarak değil, sinema endüstrisini donanım, optik mühendisliği ve mimari tasarımın hibrit bir senteziyle dönüştüren kapsamlı bir ekosistem olarak tanımlayabiliriz.</p>
<p>IMAX’in sinema endüstrisine getirdiği temel yenilikleri şu başlıklarla özetleyebilirim:</p>
<ol>
<li>Optik ve Çözünürlük Standartlarının Yeniden Tanımlanması</li>
</ol>
<p>IMAX, geleneksel 35 mm formatının sınırlarını aşarak işe başlamıştır. Geleneksel sinemada film şeridi dikey akarken, IMAX formatında (özellikle 70 mm) film şeridi yatay akarak çok daha geniş bir yüzey alanını kullanır. Bu da görüntü kalitesinde muazzam bir artış sağlar. Dijital çağda ise bu durum; çift 4K lazer projeksiyon sistemleri ve yüksek kontrast oranlarıyla, standart sinemaların sunamadığı bir "kristal netlikte görüntü" standardı haline gelmiştir.</p>
<ol start="2">
<li>"DMR" (Digital Remastering) Teknolojisi</li>
</ol>
<p>IMAX sadece filmleri yayınlayan bir aracı değildir; stüdyolarla iş birliği yaparak filmlerin her bir karesini dijital olarak iyileştiren DMR sürecini uygular. Bu süreçte renk dengesi, kontrast ve netlik, IMAX’in devasa ekranlarına ve projeksiyon sistemlerine uygun hale getirilir. Yani filmi "IMAX formatına yükseltmek" aslında filmi teknik bir cerrahi operasyondan geçirmek gibidir.</p>
<ol start="3">
<li>Mimari ve Akustik Mühendislik</li>
</ol>
<p>Bir salonun "IMAX" etiketi alabilmesi için sadece projektörün varlığı yetmez; salonun geometrisi (salonun stadyum tarzı dizaynı) özel olarak optimize edilir:</p>
<ul>
<li>Yarım Daire Oturma Düzeni: İzleyicinin görüş açısını (field of view) maksimize ederek ekranın çeperlerdeki görüntüsünü insan gözünün görme kapasitesine uyumlu hale getirir.</li>
<li>Hassas Ses Yerleşimi: IMAX’in ses sistemi, klasik surround sistemlerden farklı olarak lazer hizalamalı hoparlör konfigürasyonları ve çok kanallı (örneğin 12 kanallı) yapılandırmalarıyla, sesin mekansal konumunu izleyicinin üzerine mükemmel bir şekilde yansıtır.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Deneyim Odaklı Mühendislik (İçinde Hissetme)</li>
</ol>
<p>Teknolojinin en büyük yeniliği, izleyici ile ekran arasındaki "gözlemci" duvarını yıkmasıdır. Ekranın genişliği ve yüksekliği, izleyicinin periferik (çevresel) görüş alanını tamamen doldurur. Bu sayede beynimiz, izlediğimiz şeyin bir "perde" olduğunu değil, "içinde olduğumuz bir gerçeklik" olduğunu kabul etmeye başlar.</p>
<p>Bir Uzman Notu: Donanım ve Yazılım Uyumu</p>
<p>IMAX, günümüzde sadece yüksek bütçeli aksiyon filmleri için bir "görsel şölen" değil, aynı zamanda yönetmenlerin (örneğin Christopher Nolan gibi isimlerin) çekim aşamasında IMAX kameralarını kullanarak filmin kadrajını en başından itibaren bu geniş formata göre tasarladığı, yaratıcılık ile teknolojinin iç içe geçtiği bir sanat formuna dönüşmüştür.</p>
<p>Özetle; IMAX, sinemayı pasif bir izleme eyleminden, teknik olarak tasarlanmış "kapsayıcı bir deneyime" evriltmiştir.</p>
<p>Kapsayıcı sözcüğünün ne anlama geldiğinin üzerinde biraz duralım. İngilizcesi “immersive” olan bu terim hayatımıza büyük ölçüde sanal gerçeklik gözlükleri ile girmişti. Oradaki deneyim üç boyutlu içerik içinde çeşitli yönlere kafamızı çevirdiğimizde kapsayıcı ortamın içinde ve onunla etkileşim içinde hareket edebilmemizdi. Bunun en önemli uygulama alanınım bilgisayar oyunları olması kaçınılmaz. Tabii neyin oyun neyin gerçek olduğunu ayırt etmek giderek güçleşiyor.</p>
<p>Dünya Kupası bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Futbol mu, siyaset mi, uluslararası ilişkiler mi, ekonomi mi… neyin etkinlik alanı olduğu belli olmayan bir faaliyeti izliyoruz. Ancak hakemin kafasına monte edilen kameraya bakınca, burada bir kapsayıcı gerçeklik yaratmak için içeriden bir veri toplama çalışması görebiliyorum. Bu da bir dijital dönüşüm değil, dijitalleşme adımı oluşturuyor.</p>
<p><strong>Bir IMAX içeriği: Christopher Nolan’ın Odysseus’u</strong></p>
<p>Burada biraz ürüne odaklanmak istiyorum. Christopher Nolan’ın filmi Odysseus’un sadece içerik yapısını değil, üretim sürecini ve maliyet yapısını ortaya koymak için Gemini ile bir çalışma yaptım. Temel bulguları aktarıyorum.</p>
<p>Christopher Nolan'ın yönettiği ve 17 Temmuz 2026'da vizyona giren "Odyssey" filmi ile ilgili teknik bilgiler şu şekildedir:</p>
<p><strong>Maliyet (Bütçe)</strong></p>
<p>Filmle ilgili rapor edilen bütçe yaklaşık 250 milyon dolardır.Nolan, filmin çekimlerinde bilgisayar tabanlı görsel efektler (CGI) ve yeşil ekran kullanımını en aza indirerek, gerçek mekanlarda çekim yapma ve pratik efektler kullanma konusundaki imza tarzını bu devasa yapımda da sürdürmüştür.</p>
<p><strong>Zaman (Süre)</strong></p>
<p>"Odyssey" filminin toplam süresi 172 dakikadır (yaklaşık 2 saat 52 dakika).</p>
<p>Filmle İlgili Bazı Teknik Detaylar:</p>
<ul>
<li>Format: Film, tamamı IMAX kameralarla çekilen ilk uzun metrajlı yapım olma özelliğini taşımaktadır.</li>
<li>Oyuncu Kadrosu: Başrolde Odysseus rolüyle Matt Damon yer alırken;Anne Hathaway, Tom Holland, Robert Pattinson, Zendaya, Lupita Nyong'o ve Charlize Theron gibi isimler kadroda bulunmaktadır.</li>
<li>Çekim Yerleri: Prodüksiyon, otantik bir atmosfer yakalamak adına Yunanistan, İtalya, Fas, Malta, İskoçya ve İrlanda gibi birçok farklı ülkede gerçekleştirilmiştir.</li>
</ul>
<p>Nolan'ın bu mitolojik destanı beyaz perdeye taşıma süreci, 20 yılı aşkın bir süredir üzerinde çalıştığı bir vizyon olarak tanımlanmaktadır. Film, vizyona girdiği andan itibaren hem görselliği ve kapsamı ile övgü toplamış hem de Nolan'ın klasik anlatı tarzı ve bazı yapısal tercihleri nedeniyle izleyiciler arasında yoğun bir tartışma konusu olmuştur.</p>
<p>Christopher Nolan'ın The Odyssey filminin çekim süreciyle ilgili teknik detaylar şu şekildedir:</p>
<ul>
<li>Toplam Çekim Süresi: Film, dünya genelinde beş farklı ülkede (Fas, İskoçya, Yunanistan, İzlanda ve İtalya) toplam 91 günlük bir çekim programı ile tamamlanmıştır.</li>
<li>Çekim Takvimi: Prodüksiyon çalışmaları Şubat 2025'te başlamış ve Ağustos 2025'e kadar devam etmiştir.</li>
</ul>
<p>Nolan'ın bu yapımda bilgisayar tabanlı görsel efektler (CGI) yerine gerçek mekanları ve fiziksel setleri tercih etmesi, çekim sürecinin lojistik açıdan oldukça karmaşık olmasına neden olmuştur. Özellikle filmin tamamının IMAX kameralarla çekilmiş olması ve bu kameraların her bir şarjda yaklaşık 2,5-3 dakika çekim yapabilmesi, prodüksiyonun teknik zorluklarını artıran temel unsurlardan biri olmuştur.</p>
<p>Christopher Nolan’ın yönettiği ve 17 Temmuz 2026’da vizyona giren The Odyssey filminin post-prodüksiyon süreci hakkında stüdyo tarafından açıklanmış resmi bir gün sayısı bulunmamaktadır. Ancak Nolan’ın çalışma disiplini ve filmin üretim takvimi üzerinden şu teknik çıkarımları yapabiliriz:</p>
<p><strong>Prodüksiyon ve Post-Prodüksiyon Takvimi</strong></p>
<ul>
<li>Çekim Süreci: Filmin ana çekimleri Şubat 2025’te başlayıp Ağustos 2025’te sona ermiştir.</li>
<li>Takvim Aralığı: Ağustos 2025 ile Temmuz 2026 arasındaki yaklaşık 11 aylık dönem, filmin kurgu, ses tasarımı, renk düzeltme (color grading) ve IMAX formatına uygun teknik optimizasyon süreçleri için ayrılmıştır.</li>
</ul>
<p><strong>Teknik Zorluklar ve Post-Prodüksiyonun Niteliği</strong></p>
<p>Nolan’ın "pratik efekt" odaklı yaklaşımı, dijital kurgu (CGI) süreçlerini diğer büyük bütçeli yapımlara göre farklılaştırsa da, bu film için bazı özel teknik süreçlerin post-prodüksiyonu uzattığı bilinmektedir:</p>
<ol>
<li>DMR (Digital Remastering) Süreci: Filmin tamamının IMAX kameralarla çekilmiş olması, görüntülerin her bir karesinin IMAX formatının devasa çözünürlük ve kontrast standartlarına göre optimize edilmesini gerektirmiştir.</li>
<li>Kurgu Disiplini: Nolan, editörü Jennifer Lane ile birlikte çalışarak "hikayeye hizmet etmeyen her şeyin atılması" felsefesini uygulamıştır. Çekilen yaklaşık 100 saatlik ham görüntünün, 172 dakikalık nihai kurguya dönüştürülmesi oldukça titiz bir çalışma gerektirmiştir.</li>
<li>Analog Kurgu: Nolan, filmlerini dijital kurgu masalarının yanı sıra geleneksel yöntemlerle de işlediği için, devasa 65mm/70mm film makaralarının manuel kurgusu ve basımı, dijital bir filme kıyasla çok daha uzun süren fiziksel bir işlem yükü getirmektedir.</li>
</ol>
<p>Özetle, çekimlerin bitişi ile vizyon tarihi arasındaki 11 ay, Nolan’ın yüksek teknik standartlarını karşılamak için gereken yoğun bir post-prodüksiyon süresi olarak değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>Asıl konu tedarik zinciri ve lojistik</strong></p>
<p>IMAX formatı ilk gündeme geldiğinde en önemli konulardan biri filmlerin dağıtımının yapılmasıydı. Biz telekomünikasyon ve özellikle de mobil teknolojilerin en önemli farkı yaratacağı alanlardan biri olarak bu alanı yani IMAX’i görüyorduk. İçeriğin sinema salonlarına bu şekilde indirildiği ve gösterildiği bir modelin 70 mm’lik filmleri taşımaya göre daha büyük fark yaratacağına inanıyorduk. Dijitalde ise bu kadar verinin depolanması ve taşınması yerine sadece gösterilecek filmin indirilip oynatılması daha akılcı geliyordu. Uzmanların anlattığı buydu ama teknoloji yolculuğunda bugün bulut teknolojileri ve 5G ile çok daha farklı modellerin uygulanabileceğini görüyoruz. Gemini’ın buradaki ifadeleri karışık olsa da Christopher Nolan’ın filmi tamamen analog gösterime uygun 41 salonu seçerek dağıtımda da dijital uzak durmak suretiyle gösterime soktuğunu anlıyorum.</p>
<p>IMAX filmlerinin sinema salonlarına dağıtımı, kullanılan formatın fiziksel (film şeridi) veya dijital olmasına göre iki temel yönteme ayrılır. Bu süreçte kararlar büyük oranda yapımcı stüdyolar tarafından, maliyet ve lojistik hedeflere göre verilir.</p>
<ol>
<li>Fiziksel (IMAX 70mm) Film Dağıtımı</li>
</ol>
<p>Bu yöntem, yüksek maliyeti ve teknik zorlukları nedeniyle günümüzde oldukça nadirdir ve genellikle "event" statüsündeki prestijli yapımlar (örneğin Nolan filmleri) için tercih edilir.</p>
<ul>
<li>Lojistik: IMAX 70mm film şeritleri, devasa boyutları ve ağırlıkları nedeniyle taşınması çok maliyetli olan fiziksel makaralardır. Bu makaralar özel kutularında, lojistik şirketleri aracılığıyla doğrudan sinema salonlarına gönderilir.</li>
<li>İşletme: Bu formatın gösterimi için özel eğitimli projeksiyon operatörlerine ihtiyaç duyulur. Film salonu kapattıktan sonra bu makaralar geri toplanır veya bir sonraki lokasyona sevk edilir.</li>
<li>Maliyet: Baskı (print) maliyetleri çok yüksektir; bu yüzden stüdyolar sadece belirli sayıda kopyaya onay verir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Dijital Dağıtım</li>
</ol>
<p>Günümüzdeki IMAX gösterimlerinin büyük çoğunluğu dijital dağıtım ağıyla gerçekleşir. Bu yöntem hem maliyet etkinliği hem de hız açısından endüstri standardıdır.</p>
<ul>
<li>Veri Aktarımı: Dijital IMAX filmleri, temel olarak devasa boyutlu şifreli bilgisayar dosyalarıdır. Bu dosyalar:
<ul>
<li>Sabit Diskler (DCP - Digital Cinema Package): Fiziksel bir hard disk içerisinde sinema salonlarına gönderilebilir.</li>
<li>Uydu veya Geniş Bant: İnternet üzerinden veya özel uydu ağları aracılığıyla doğrudan salonların sunucularına indirilebilir.</li>
</ul>
</li>
<li>DMR (Digital Remastering) Süreci: Dağıtım öncesinde, filmler IMAX'in yüksek standartlarına (renk, kontrast, çözünürlük) göre "DMR" sürecinden geçirilerek dijital olarak optimize edilir.</li>
<li>Esneklik: Dijital dağıtım, bir filmin aynı anda dünyanın pek çok yerindeki sinemada vizyona girmesini mümkün kılar. Ayrıca, bir salonda biletler tükenirse, dijital dosya sayesinde filmi anında başka bir salonda da oynatmaya başlamak mümkündür.</li>
</ul>
<p>Özetle Dağıtım Dinamikleri</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Özellik</p>
</td>
<td>
<p>Fiziksel (70mm)</p>
</td>
<td>
<p>Dijital</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Taşıma</p>
</td>
<td>
<p>Ağır makaralar, özel lojistik</p>
</td>
<td>
<p>Hard disk veya dijital iletim</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Maliyet</p>
</td>
<td>
<p>Çok yüksek</p>
</td>
<td>
<p>Çok düşük</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Personel</p>
</td>
<td>
<p>Uzman operatör gerekir</p>
</td>
<td>
<p>Otomatize sistemler</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Hız</p>
</td>
<td>
<p>Yavaş ve zorlu</p>
</td>
<td>
<p>Anlık / Hızlı</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>IMAX, dağıtım noktalarını veya basılacak kopya sayısını kendisi belirlemez; bu tamamen filmi finanse eden stüdyonun bütçe yönetimiyle ilgilidir. Stüdyo, dağıtım maliyetlerini ve beklenen gişe gelirini dengeleyerek hangi formatın (film veya dijital) daha karlı olacağına karar verir.</p>
<p>The Odyssey filminin dağıtımında baskın olan yöntem, dünya genelindeki teknik kısıtlar ve lojistik gerçeklikler göz önüne alındığında açık ara dijital gösterimdir.</p>
<p>Nolan'ın filmi tamamen IMAX 15/70mm film formatında çekmiş olması ve bu formatı "yönetmenin vizyonunu yansıtan ideal yöntem" olarak işaret etmesi, bu yöntemin dünyadaki en yaygın yöntem olduğu anlamına gelmemektedir. İşte dağılımın gerçek yüzü:</p>
<p><strong>1. Dijital Gösterim (En Baskın Yöntem)</strong></p>
<p>Dünya genelinde yaklaşık 200.000 sinema salonu bulunmasına rağmen, filmi Nolan'ın hedeflediği o saf, analog 15/70mm IMAX formatında gösterebilecek sadece 41 salon mevcuttur.</p>
<ul>
<li>Bu da dünya çapındaki ekranların %0,02'sinden daha azının "gerçek IMAX" deneyimini sunabildiği anlamına gelir.</li>
<li>Geriye kalan salonların neredeyse tamamı, filmi dijital dosyalar (DCP) üzerinden ve çoğunlukla 1.90:1 en boy oranına sahip IMAX Lazer veya standart dijital sistemlerle gösterir.</li>
</ul>
<p><strong>2. Analog IMAX 70mm (Prestijli Ama Nadir Yöntem)</strong></p>
<p>Bu, Nolan'ın tercihi olsa da teknik ve lojistik nedenlerle oldukça kısıtlıdır:</p>
<ul>
<li>Lojistik Zorluk: Bir adet 15/70mm IMAX baskısı yaklaşık 240-300 kg ağırlığındadır ve 17 kilometreden uzun film şeridi içerir. Taşınması, depolanması ve kurulması son derece maliyetli ve zahmetlidir.</li>
<li>Erişilebilirlik: Sadece 41 lokasyonda bulunması nedeniyle, izleyicilerin büyük çoğunluğu için bu formata ulaşmak neredeyse imkansızdır; biletler hızla tükenmekte ve karaborsada çok yüksek fiyatlara satılmaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Nolan’ın "yaratıcı vizyonu" analog 15/70mm film formatına dayanıyor olsa da, filmin "endüstriyel dağıtım gerçeği" dijitaldir. Eğer "baskın olan yöntem hangisi?" diye soracak olursanız, pratik ve ekonomik zorunluluklar nedeniyle dijital gösterim tartışmasız bir şekilde baskın yöntemdir.</p>
<p><strong>Netflix, IMAX’e karşı… mı?</strong></p>
<p>Sizin de anladığınız gibi aslında Odysseus’u kullanarak Türk şirketlerinin kendi iş modellerini sorgulamasına yardımcı olacak bir çalışma yapıyorum. Bunun sonunda IMAX’in ekonomisini ve bundan farklı bir model olarak Netflix’i karşılaştırmak istiyorum.</p>
<p>IMAX, günümüzde sadece bir "sinema salonu işletmecisi" olmaktan çıkıp, küresel eğlence ve etkinlik sektöründe devasa bir teknoloji platformuna dönüşmüş durumdadır. 2025 ve 2026 yılı verileri, şirketin finansal olarak tarihinin en güçlü dönemlerinden birini yaşadığını göstermektedir. Gemini bu konuda bana önemli bir yardım sunuyor.</p>
<p>IMAX'in oluşturduğu ekonomiyi şu ana başlıklarla özetleyebiliriz:</p>
<p><strong>1. Rekor Kıran Gişe Ekonomisi</strong></p>
<p>IMAX'in merkezinde yer alan gişe gelirleri, şirketin ekonomik büyüklüğünün en somut göstergesidir:</p>
<ul>
<li>Küresel Gişe: 2025 yılı, 1,28 milyar dolar ile IMAX tarihinin en yüksek gişe hasılatına ulaşılan yıl oldu.</li>
<li>2026 Hedefi: Şirket yönetimi, 2026 yılı için bu rekoru daha da ileriye taşıyarak 1,4 milyar dolarlık bir küresel gişe geliri hedeflemektedir.</li>
</ul>
<p><strong>2. Finansal Büyüklük ve Piyasa Değeri</strong></p>
<ul>
<li>Gelir:2025 yılında şirket 410 milyon dolar ile yıllık bazda en yüksek gelirini elde etti.</li>
<li>Karlılık: Şirket, %45'in üzerinde bir "Düzeltilmiş EBITDA" (FAVÖK) marjı ile oldukça yüksek bir operasyonel kârlılık sergilemektedir.</li>
<li>Piyasa Değeri: Temmuz 2026 itibarıyla şirketin piyasa değeri yaklaşık 2,11 milyar dolar</li>
</ul>
<p><strong>3. Küresel Yayılım ve Operasyonel Güç</strong></p>
<p>IMAX, dünya genelinde 91 ülkede 1.865'ten fazla aktif sistem ile hizmet vermektedir. Bu geniş ağ, şirketin sadece Hollywood filmleriyle değil, yerel dillerde çekilen yapımlarla da (2025'te 405 milyon dolarlık yerel dil gişesi) büyük bir ekonomi oluşturmasını sağlamaktadır.</p>
<p><strong>4. Yeni Büyüme Stratejileri</strong></p>
<p>Ekonomik hacmini korumak ve artırmak için şirket şu stratejileri uygulamaktadır:</p>
<ul>
<li>Sistem Kurulumları: Yıllık 160-175 arası yeni sistem kurulumuyla fiziksel ağını genişletmeye devam etmektedir.</li>
<li>Dinamik İçerik Portföyü: IMAX artık sadece filmlerle sınırlı değildir; müzik etkinlikleri, spor yayınları, oyunculuk (gaming) ve belgeseller gibi çeşitlendirilmiş içeriklerle izleyiciyi yılın her döneminde salonlara çekmeyi hedeflemektedir.</li>
<li>Yeni Ortaklıklar: Otomobil içi eğlence sistemlerinden (Goer Dynamics ortaklığı) bölgesel sinema ağlarına kadar yeni işbirlikleriyle teknoloji lisanslamasını ve marka erişimini artırmaktadır.</li>
</ul>
<p>Özetle; IMAX bugün, sinema salonu deneyimini "premium" bir deneyim olarak konumlandırarak, izleyicinin daha fazla ödeme yapmaya istekli olduğu bir yüksek katma değerli teknoloji ekonomisi oluşturmuştur. Şirketin finansal verileri, geleneksel sinemacılığın zorlandığı bir dönemde bile IMAX'in "deneyim odaklı" yaklaşımının ne kadar sürdürülebilir ve kârlı olduğunu kanıtlar niteliktedir.</p>
<p>Bunu Netflix ile karşılaştırmasını istediğimde, Gemini şu değerlendirmeyi yapıyor:</p>
<p>Netflix ve IMAX, eğlence endüstrisinde tamamen farklı iş modellerine sahip iki devdir. Netflix, doğrudan tüketiciye (D2C) yönelik bir abonelik bazlı dijital içerik platformu iken; IMAX, stüdyolar ve sinema salonu işletmecileri arasında konumlanan, yüksek katma değerli bir premium teknoloji ve deneyim platformudur.</p>
<p>2025 yılı finansal verileri üzerinden yapılan karşılaştırma, bu iki şirketin ölçekleri arasındaki temel farkı net bir şekilde ortaya koymaktadır.</p>
<ol>
<li>Finansal Büyüklük Karşılaştırması (2025)</li>
</ol>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Metrik</p>
</td>
<td>
<p>Netflix (2025)</p>
</td>
<td>
<p>IMAX (2025)</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Yıllık Gelir</p>
</td>
<td>
<p>45,2 Milyar Dolar</p>
</td>
<td>
<p>410 Milyon Dolar</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Net Gelir</p>
</td>
<td>
<p>11,0 Milyar Dolar</p>
</td>
<td>
<p>~45 Milyon Dolar (Net Marj %11)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>İş Modeli</p>
</td>
<td>
<p>Abonelik ve Reklam</p>
</td>
<td>
<p>Teknoloji Lisanslama, Bakım, Gişe Payı</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ol start="2">
<li>Ekonomik Karşılaştırma: Temel Farklar</li>
</ol>
<ul>
<li>Ölçek ve Kapsam: Netflix, 16.000 civarı çalışanı ve yaklaşık 277 milyonun üzerinde küresel abonesiyle devasa bir ölçek ekonomisi yürütür. Gelirleri, abonelik ücretleri ve reklamlar gibi tekrarlayan gelir modellerine dayanır. IMAX ise yaklaşık 1.800 civarı aktif sistemle dünya genelinde çok daha niş, ancak kârlılığı yüksek bir "premium" deneyim alanı yaratır.</li>
<li>Kârlılık Yapısı:
<ul>
<li>Netflix: Yıllık 45 milyar doları aşan geliriyle dünyanın en büyük eğlence şirketlerinden biridir. Gelirinin büyük kısmını içerik üretimine ve lisanslamaya harcar.</li>
<li>IMAX: Bir "varlık hafif" (asset-light) iş modeli izler. Kendi sinema salonlarını işletmek yerine, teknolojisini ve markasını sinema işletmecilerine lisanslar. Bu model, şirketin çok yüksek işletme kârlılığı (Adjusted EBITDA marjı %45 seviyelerinde) elde etmesini sağlar.</li>
</ul>
</li>
<li>Stratejik Konumlanma: Netflix, izleyiciyi evde tutmayı hedeflerken, IMAX izleyiciyi özel bir deneyim için salonlara çekmeyi hedefler. Ancak aralarındaki ilişki değişmektedir; Netflix artık prestijli yapımları için (örneğin büyük bütçeli yeniden yapımlar) IMAX'in "premium" gücünden faydalanmak üzere stratejik ortaklıklar yapmaktadır.</li>
</ul>
<p>Sonuç: Birbirine Rakip mi, Tamamlayıcı mı?</p>
<p>Netflix ve IMAX, doğrudan gelir ve büyüklük olarak kıyaslandığında "farklı sıkletlerde" dövüşen şirketlerdir. Netflix'in ekonomik gücü küresel abonelik tabanından gelirken, IMAX'in gücü "premium marka değeri" ve bu markayı teknolojik olarak lisanslayabilme yeteneğinden gelir.</p>
<p>Günümüzde Netflix'in IMAX'i bir "rakip" olarak değil, içeriklerinin kültürel etkisini artıracak bir "pazarlama ve prestij platformu" olarak konumlandırması, bu iki farklı dünyanın ekonomik olarak birbirini nasıl desteklediğini göstermektedir.</p>
<p>Bu noktadan sonra Odysseus ya da filmin asıl adıyla The Odyssey’e bakan Türk şirketlerine hayıtlı yolculuklar dilemekten başka yapacak bir şey kalmıyor.</p>
<p>   </p>
<p>    </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odysseus-ve-dijital-donusum-yolculugu-83515</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Odysseus ve dijital dönüşüm yolculuğu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ekonominin-yeni-guc-mucadelesi-kusak-ve-yol-global-gateway-ve-amerikan-sanayi-donusumu-83514</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ekonominin yeni güç mücadelesi: Kuşak ve Yol, Global Gateway ve Amerikan sanayi dönüşümü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>21’inci yüzyılın küresel ekonomi politiği artık yalnızca ticaret rakamları veya büyüme oranları üzerinden okunmuyor. Günümüzde rekabet; limanlardan veri merkezlerine, batarya üretiminden kritik minerallere, yarı iletkenlerden enerji koridorlarına kadar uzanan çok daha geniş bir stratejik zeminde şekilleniyor. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi (Belt and Road Initiative-BRI), Avrupa Birliği’nin Global Gateway programı ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Inflation Reduction Act’i (IRA) tam da bu dönüşümün üç büyük jeoekonomik hamlesi olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Bu üç girişim yalnızca ekonomik kalkınma paketleri değil; aynı zamanda küresel sistemin üretim ağlarını, enerji dönüşümünü, teknoloji standartlarını ve ticaret koridorlarını yeniden şekillendirme projeleri niteliği taşıyor. Başka bir ifadeyle mesele artık yalnızca “kim daha çok üretir?” sorusu değil; “kim küresel sistemin altyapısını, finansman modelini ve teknolojik standartlarını belirler?” sorusuna dönüşmüş durumda.</p>
<p><strong>Küreselleşmenin yeni evresi</strong></p>
<p>1990’lardan 2010’lara uzanan dönemde küresel ekonominin temel mantığı düşük maliyetli üretim, serbest ticaret ve küresel tedarik zincirleri üzerine kuruluydu. Çin’in “dünyanın fabrikası” hâline gelmesi, Batılı şirketlerin üretimlerini Asya’ya kaydırması ve ticaretin giderek daha bütünleşmiş bir yapıya dönüşmesi bu dönemin belirleyici özellikleriydi. Ancak pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı, enerji krizleri ve ABD–Çin rekabeti küresel ekonominin kırılganlıklarını görünür hâle getirdi. Bugün devletler artık yalnızca ekonomik verimlilik değil; tedarik güvenliği, stratejik sektör koruması ve teknolojik egemenlik arayışıyla hareket ediyor.</p>
<p>Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre dünya ekonomisi 2025 itibarıyla yaklaşık 115 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşırken, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 30’u artık jeopolitik risklerden doğrudan etkileniyor. Dünya Ticaret Örgütü (WTO) son üç yılda uygulamaya alınan sanayi sübvansiyonları ve korumacı tedbirlerin tarihsel ortalamaların çok üzerine çıktığını belirtiyor. BRI, Global Gateway ve IRA bu yeni dönemin üç farklı ekonomik modeli olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi: </strong><strong>Küreselleşmenin Çin merkezli altyapısı</strong></p>
<p>2013 yılında Xi Jinping tarafından ilan edilen Kuşak ve Yol Girişimi, modern tarihin en büyük altyapı ve bağlantısallık projesi olarak değerlendiriliyor. Çin bugüne kadar 150’den fazla ülkeyle iş birliği anlaşmaları imzaladı. Çeşitli araştırmalara göre 2013–2025 döneminde BRI kapsamındaki toplam yatırım ve finansman taahhüdü 1 ila 1,3 trilyon dolar arasında değişiyor.</p>
<p>Çin’in stratejik amacı oldukça net: üretim fazlasına yeni pazarlar bulmak, enerji ve ticaret yollarını güvenceye almak, yuanın uluslararası kullanımını artırmak, Çinli şirketleri küreselleştirmek, ABD’nin deniz merkezli ticaret üstünlüğüne alternatif kara ve liman ağları kurmak.</p>
<p>Demiryolları, limanlar, enerji santralleri, dijital altyapılar, fiber ağlar ve maden yatırımlarıyla şekillenen BRI, özellikle Orta Asya, Afrika, Güney Asya ve Orta Doğu’da büyük etki yarattı. Örneğin Çin–Avrupa demiryolu hatları üzerinden taşınan yük miktarı son on yılda katlanarak artarken, Pakistan’daki Gwadar Limanı, Yunanistan’daki Pire Limanı ve Afrika’daki enerji yatırımları Çin’in küresel lojistik ağını genişletmesinde kritik rol oynadı.</p>
<p>Ancak proje ciddi eleştirilerle de karşı karşıya. Sri Lanka’nın Hambantota Limanı nedeniyle yaşadığı borç krizi, “borç tuzağı diplomasisi” tartışmalarının sembolü hâline geldi. Dünya Bankası verilerine göre düşük gelirli birçok ülkenin Çin’e olan dış borcu son on yılda dramatik biçimde yükseldi. Buna rağmen BRI’nın tarihsel önemi tartışmasız: Çin, küreselleşmenin altyapısını Batı’dan bağımsız biçimde yeniden inşa etmeye başladı.</p>
<p><strong>Avrupa Birliği’nin Global Gateway </strong><strong>hamlesi: Norm ve standart rekabeti</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin 2021’de duyurduğu Global Gateway programı ise doğrudan Çin’in yükselen etkisine karşı geliştirilen stratejik bir cevap niteliği taşıyor. AB’nin 2021–2027 dönemi için açıkladığı toplam yatırım hedefi 300 milyar euro düzeyinde. Ancak bu miktarın önemli kısmı doğrudan kamu harcaması değil; özel sektör mobilizasyonu, kalkınma bankaları ve kredi garantileri üzerinden oluşturuluyor.</p>
<p>AB’nin yaklaşımı Çin’den farklı. Brüksel yalnızca liman ve yol inşa etmeyi değil; dijital altyapı, enerji bağlantıları, veri güvenliği, yeşil dönüşüm, sürdürülebilir finansman, hukuk temelli yatırım modeli oluşturmayı hedefliyor.</p>
<p>Bu nedenle Global Gateway yalnızca bir yatırım programı değil; aynı zamanda “demokratik altyapı modeli” ve “kurallı küreselleşme” anlayışının ihracı olarak görülüyor.</p>
<p>Avrupa Birliği özellikle Afrika, Balkanlar, Orta Asya ve Hint-Pasifik bölgelerinde enerji dönüşümü ve dijital bağlantılar üzerinden nüfuz alanı oluşturmaya çalışıyor. Kritik mineraller ve hidrojen ekonomisi de AB’nin öncelikli başlıkları arasında yer alıyor. Ancak Brüksel’in önemli sorunları var. Çin’in merkezi karar alma yapısına kıyasla AB’nin bürokratik süreçleri daha yavaş ilerliyor. Ayrıca Çin’in devlet destekli agresif finansman modeliyle rekabet etmek Avrupa açısından kolay görünmüyor. Buna rağmen Global Gateway’in en güçlü tarafı finansal hacminden çok normatif gücü. Çünkü AB, küresel ekonomide standart belirleyici rolünü sürdürmeye çalışıyor. Karbon düzenlemeleri, veri koruma rejimleri, yeşil finans kriterleri ve sürdürülebilirlik standartları bunun temel araçları hâline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>Amerika’nın IRA hamlesi: </strong><strong>Küreselleşmeden sanayi milliyetçiliğine</strong></p>
<p>ABD’nin 2022’de yürürlüğe koyduğu Inflation Reduction Act ise görünürde bir enflasyon yasası olsa da özünde devasa bir sanayi politikası paketi niteliği taşıyor. Başlangıçta yaklaşık 369 milyar dolarlık bir teşvik programı olarak açıklanan IRA’nın toplam etkisinin vergi teşvikleri nedeniyle uzun vadede 1 trilyon doların üzerine çıkabileceği tahmin ediliyor.</p>
<p>ABD’nin temel amacı: temiz enerji üretimini ülke içine çekmek, batarya ve elektrikli araç ekosistemini büyütmek, yarı iletken tedarik zincirlerini güvenceye almak, Çin’e teknoloji bağımlılığını azaltmak, sanayisizleşme sürecini tersine çevirmek.</p>
<p>Bugün Tesla’dan Ford’a, Samsung’dan TSMC’ye kadar çok sayıda küresel şirket ABD’de yeni yatırım planları açıklıyor. Financial Times analizlerine göre IRA sonrası ABD’de temiz enerji ve batarya yatırımları rekor seviyelere ulaştı. Ancak IRA aynı zamanda transatlantik gerilim yarattı. Avrupa’da birçok çevre, ABD’nin yüksek sübvansiyonlarla Avrupa sanayisini kendine çekmeye çalıştığını düşünüyor. Özellikle Alman otomotiv sektörü ve Avrupa’daki batarya üreticileri bu rekabet baskısını yoğun biçimde hissediyor. Aslında IRA’nın tarihsel önemi burada yatıyor: ABD, onlarca yıl savunduğu neoliberal serbest ticaret yaklaşımından uzaklaşarak yeniden devlet destekli sanayi kapitalizmine yöneliyor.</p>
<p><strong>Üç farklı model, tek rekabet</strong></p>
<p>Bu üç girişim aslında aynı küresel mücadeleye farklı cevaplar veriyor.</p>
<p>Çin: “Dünyayı birbirine bağlayayım.”</p>
<p>ABD: “Üretimi ülkeme geri çekeyim.”</p>
<p>AB: “Küresel standartları ben belirleyeyim.”</p>
<p>Dolayısıyla:</p>
<p>- Çin ağ kuruyor,</p>
<p>- ABD sanayi kuruyor,</p>
<p>- AB norm kuruyor.</p>
<p>Ve bu üç model yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda jeopolitik güç rekabetinin araçları hâline geliyor.</p>
<p>Bugün liman yatırımları askerî erişim anlamına gelebiliyor. Batarya üretimi stratejik güç olarak görülüyor. Çip üretimi ulusal güvenlik meselesine dönüşüyor. Kritik mineraller ise yeni dönemin “petrolü” olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><strong>Yeni dünya düzeni ve çok kutuplu ekonomi</strong></p>
<p>Bu gelişmeler dünya ekonomisinin artık tek merkezli Atlantik sisteminden uzaklaştığını gösteriyor. Çin, ABD, AB, Hindistan ve Körfez ülkeleri arasında çok katmanlı bir ekonomik güç mücadelesi yaşanıyor.</p>
<p>Yapılan tahminlere göre 2035’e kadar küresel büyümenin yaklaşık yüzde 60’ı Asya’dan gelecek. Bu nedenle altyapı koridorları, enerji bağlantıları ve teknoloji standartları üzerindeki rekabet önümüzdeki yıllarda daha da sertleşecek. Bu noktada, Kuşak ve Yol, Global Gateway ve IRA yalnızca ekonomik paketler değil; 21. yüzyılın küresel güç mimarisini şekillendirme projeleri niteliği taşıyor. Bugünün dünyasında artık rekabet yalnızca üretim miktarıyla ölçülmüyor.</p>
<p>Asıl belirleyici soru şu: Küresel ekonominin altyapısını, finansman sistemini, enerji dönüşümünü ve teknolojik standartlarını kim belirleyecek?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ekonominin-yeni-guc-mucadelesi-kusak-ve-yol-global-gateway-ve-amerikan-sanayi-donusumu-83514</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ekonominin yeni güç mücadelesi: Kuşak ve Yol, Global Gateway ve Amerikan sanayi dönüşümü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-yangini-icin-itfaiyeyi-bekliyoruz-83513</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürdürülebilirlik yangını için itfaiyeyi bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Samuel Beckett’in ünlü eseri “Godot’yu Beklerken”, bitmeyen bir bekleyişin hikâyesini anlatır. Bu hikayenin özünde insanların kendi kaderlerini değiştirecek iradeyi ortaya koymak yerine, gelmeyeceği belli olan bir kurtarıcıdan çözüm umut etmeleri var. Aslında bugün Türkiye’nin sürdürülebilirlik meselesine yaklaşımı da biraz böyle görünüyor. Sorunların büyüdüğünü görüyoruz. Ancak çözüm için gerekli davranış değişimini sürekli erteliyoruz.</p>
<p>Kişisel sorunlarda edilgenlik yalnızca bireyi yorar. Ancak toplumsal meselelerde bunun maliyeti çok daha ağır. Doğurganlık oranındaki gerilemeden konut krizine, hayat pahalılığından gelir dağılımındaki bozulmaya kadar pek çok alanda “bir şeylerin düzelmesini” bekliyoruz. Sürdürülebilirlik krizinin yönetiminde de durum pek farklı değil. Ekonomik büyümenin çevresel ve sosyal maliyetlerini yönetemeyen toplumlar, uzun vadede refah üretme kapasitesini kaybediyor. Türkiye de buna aday ülkelerden biri.</p>
<p><strong>Türkiye’nin sürdürülebilirlik krizi</strong></p>
<p>Pek çok ülke gibi, ülkemiz de çevresel ve sosyal boyutları olan bir sürdürülebilirlik krizinin içinde. Çevresel tarafta su stresi, kuraklık, hava kirliliği ve plansız kentleşme öne çıkıyor. Yale Center for Environmental Law &amp; Policy tarafından hazırlanan Çevresel Performans Endeksi’nde Türkiye son yıllarda oldukça alt sıralarda yer aldı. Özellikle hava kalitesi, biyolojik çeşitlilik ve karbon yoğunluğu göstergelerinin alarm verdiği görülüyor.</p>
<p>Sosyal sürdürülebilirlik tarafında ise tablo daha da çarpıcı. World Economic Forum tarafından yayımlanan Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde Türkiye uzun süredir alt sıralarda bulunuyor. Genç işsizliği, eğitim kalitesi farklılıkları ve gelir dağılımındaki bozulma sosyal kırılganlığı artırıyor. OECD verilerine göre Türkiye, gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkelerden biri olmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Sermaye maliyetleri artıyor</strong></p>
<p>Bu olumsuz göstergeler sürdürülebilirlik krizinin yalnızca bugünü değil, gelecek nesillerin yaşam kalitesini de etkilediğini gösteriyor. Sürdürülebilirliği sadece çevreci bir söylem olarak görmemek gerek. Sürdürülebilirliği yüksek ekonomiler; yüksek dayanıklılıkları ile ekonomik rekabetçiliği ve toplumsal huzuru da destekliyor. Küresel yatırımcıların ESG (çevresel-sosyal-yönetişim) kriterlerini merkeze aldığı bir dönemde, sürdürülebilirlik performansı zayıf ülkelerin sermaye maliyetleri de yükseliyor.</p>
<p><strong>Hukuk ve sürdürülebilirlik kültürü </strong></p>
<p>Türkiye’de son dönemde önemli bir sürdürülebilirlik hamlesi yaşanıyor. 2025 yılında kabul edilen İklim Kanunu, yeşil dönüşüm açısından kritik bir eşik oluşturdu. Emisyon ticaret sistemi, karbon piyasaları ve sürdürülebilir finans alanındaki ikincil düzenlemeler üzerinde yoğun biçimde çalışılıyor. Ayrıca Türkiye’nin COP31’i düzenlemesi sürdürülebilirlik konusunun görünürlüğünü önemli ölçüde artırdı, kamuoyunda önemli bir farkındalık yarattı.</p>
<p><strong>Mevzuat kültür </strong><strong>değişimi yaratır mı? </strong></p>
<p>Ancak asıl mesele burada başlıyor. Mevzuat üretmek ile kültür oluşturmak aynı şey değil. Şirketlerin önemli bir kısmı sürdürülebilirliği hâlâ bir “raporlama yükümlülüğü” olarak görüyor. Vatandaş düzeyinde ise enerji tasarrufu, geri dönüşüm, su tüketimi ya da sürdürülebilir kent yaşamı konularındaki davranış değişimi oldukça sınırlı.</p>
<p>Yani sürdürülebilirlik Türkiye’de büyük ölçüde yukarıdan aşağıya doğru ilerleyen teknik bir dönüşüm gibi ele alınıyor. Oysa gerçek dönüşüm, günlük hayatın içine yerleştiğinde anlam kazanacak. Karbon ayak izi yalnızca fabrikaların değil; şehirlerin, evlerin ve bireylerin de meselesi.</p>
<p><strong>Godot gelmeyecek</strong></p>
<p>Türkiye’nin sürdürülebilirlik sorunu artık ertelenebilir bir başlık değil. Çünkü mesele yalnızca çevreyi korumak değil; ekonomik rekabet gücünü, yaşam kalitesini ve toplumsal dayanıklılığı koruyabilmek. Ancak bu yangını söndürmek için hâlâ itfaiyeyi bekler gibi davranıyoruz. Devletin, uluslararası kuruluşların ya da büyük şirketlerin tek başına çözüm üretmesini umuyoruz. Oysa -tıpkı Beckett’in eserindeki gibi- Godot gelmeyecek.</p>
<p>Sürdürülebilirlik krizini edilgen bekleyişlerle çözemeyiz. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey yeni sloganlar değil; davranış değişimi, kurumsal sorumluluk ve daha yüksek bir toplumsal eylem seviyesi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-yangini-icin-itfaiyeyi-bekliyoruz-83513</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilirlik yangını için itfaiyeyi bekliyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-kitap-oldugunde-ne-kaybederiz-83512</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir kitap öldüğünde ne kaybederiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yıkıcı tarama... İlk bakışta bir bilimkurgu filminin adı gibi geliyor. Oysa gerçek çok daha sarsıcı. Bir kitabın sırtı kesiliyor. Sayfaları tek tek birbirinden ayrılıyor. Endüstriyel tarayıcılardan geçiriliyor. Dakikalar içinde dijital veriye dönüştürülüyor. İşlem tamamlandığında ise geriye kitap değil, yalnızca dosyalar kalıyor.</strong></p>
<p>Hayatımın altmış yılı kitaplarla geçti.</p>
<p>Gazeteciliğe başladığım ilk günlerde haber peşinde koşarken de yıllarca KİTAP dergisinin sayfalarını hazırlarken de biyografiler yazarken de yeni çıkan kitapların mürekkep kokusunu içime çekerken de hep aynı alışkanlığımı korudum. Bir kitabı elime aldığımda önce kapağına bakarım. Sonra cildine... Kâğıdına dokunurum. Parmaklarımın arasında bıraktığı hissi fark ederim. Daha ilk satırı okumadan önce bile onun bana anlatacağı bir hikâyesi olduğuna inanırım.</p>
<p>Belki de bu yüzden geçen hafta Amerika Birleşik Devletleri'nde görülen bir telif davasının belgelerinde karşıma çıkan iki kelime günlerdir zihnimden çıkmıyor.</p>
<p>Destructive scanning.</p>
<p>Türkçesiyle...</p>
<p>Yıkıcı tarama.</p>
<p>İlk bakışta bir bilimkurgu filminin adı gibi geliyor. Oysa gerçek çok daha sarsıcı. Bir kitabın sırtı kesiliyor. Sayfaları tek tek birbirinden ayrılıyor. Endüstriyel tarayıcılardan geçiriliyor. Dakikalar içinde dijital veriye dönüştürülüyor. İşlem tamamlandığında ise artık ortada kitap diye bir şey kalmıyor. Geriye yalnızca dosyalar kalıyor.</p>
<p>Mahkeme dosyalarında adı geçen ve kamuoyuna "Project Panama" olarak yansıyan süreç, yapay zekâ modellerini eğitmek amacıyla milyonlarca basılı kitabın bu yöntemle dijital ortama aktarılmasını konu ediyordu. Hukuki tartışma telif hakları üzerineydi. Fakat benim aklıma takılan soru bambaşkaydı.</p>
<p>İnsanlık gerçekten yeni bir bilgi çağına mı giriyor? Yoksa yüzyıllardır taşıdığı hafızayı kendi elleriyle parçalamaya mı başlıyor?</p>
<p>Biliyoruz bilmesine de…</p>
<p>İnsanlık kitap yakmanın utancını iyi bilir. İskenderiye Kütüphanesi'nin yok oluşunu da bilir. Nazi Almanya’sında meydanlarda ateşe atılan kitapları da... Balkanlarda bombalanan kütüphaneleri de... Çünkü kitap yakmak yalnızca kâğıdı yakmak değildir. Bir hafızayı yok etmektir.</p>
<p>Şimdi ise bambaşka bir çağın eşiğindeyiz. Artık kitaplar ateşe verilmiyor. Buna gerek de kalmıyor. İçindeki bilgi alınıyor. Kabuk sessizce ortadan kaldırılıyor. Ateş yok. Duman yok. Küller yok. Ama sonunda yine eksilen bir şey var.</p>
<p>Belki de bu yüzden "yıkıcı tarama" ifadesi beni ürkütüyor. Çünkü burada yok edilen yalnızca bir cilt değil; kitabın nesne olarak varlığı.</p>
<p><strong>Yapay zekâ çağının yakıtı</strong></p>
<p>Yapay zekâ çağının petrolü veri. Üstelik herhangi bir veri değil. Doğru veri. Temiz veri. Editörden geçmiş veri. İnsan emeğinin damıttığı veri. İnternette dolaşan milyonlarca metin çoğu zaman eksik, hatalı ya da birbirinin tekrarı.</p>
<p>Oysa kitap öyle değildir. Bir kitabın arkasında bazen yıllar süren araştırma vardır. Defalarca yazılmış taslaklar vardır. Editörün kırmızı kalemi vardır. Düzeltmenin sabrı vardır. Yayıncının inancı vardır. Bir kitap yalnızca yazılmaz. İnşa edilir.</p>
<p>İşte yapay zekâ şirketlerinin peşinde olduğu şey de tam budur. Algoritmaların daha iyi düşünebilmesi için insanlığın en rafine metinlerine ihtiyaç duyuyorlar. Bu ihtiyacı anlamak zor değil. Ama şu soruyu sormadan da geçemiyorum. Kitap gerçekten yalnızca içindeki bilgi midir?</p>
<p>Umberto Eco, kitabı insanlığın en kusursuz icatlarından biri olarak tanımlamıştı. Kaşık, çekiç ya da tekerlek gibi... Bir kez bulunduğunda özü değişmeyen, yalnızca kullanım biçimi değişen bir icat.</p>
<p>Bugün ekranlardan da okuyabiliyoruz. Telefonlardan da... Elektronik mürekkepli cihazlardan da... Bunların hiçbirine karşı değilim. Ben de dijital arşivlerden yararlanıyorum. Yapay zekâyı da her gün kullanıyorum.</p>
<p>Sorun teknoloji değil. Sorun, teknolojinin bizi hangi noktada kitabın kendisinden uzaklaştırmaya başladığı. Çünkü kitap yalnızca bilgi taşıyan bir araç değildir. O aynı zamanda bir tanıktır.</p>
<p><strong>Sahaf dükkânlarında</strong></p>
<p>Hayatım boyunca sayısız sahaf dükkânına girdim.</p>
<p>İstanbul'da Beyazıt Sahaflar Çarşısı'nda saatlerce dolaştım. Bazen aradığım kitabı bulamadım ama hiç aklımda olmayan bir kitabı koltuğumun altına sıkıştırarak çıktım.</p>
<p>Ankara'da bir sahafın tozlu raflarında, yıllardır baskısı tükenmiş bir biyografiyle karşılaşmanın sevincini yaşadım.</p>
<p>İzmir'de Kıbrıs Şehitleri çevresindeki eski kitapçılarda, deniz kokusuna karışan sararmış sayfaların kokusunu içime çektim.</p>
<p>Londra'da Charing Cross Road boyunca uzanan kitapçılarda dolaşırken, kitapların yalnızca satılmadığını; âdeta korunduğunu hissettim. Raflar, yüzyıllardır aynı sabırla yeni okurlarını bekliyordu.</p>
<p>Paris'te Seine Nehri kıyısındaki yeşil renkli bouquiniste tezgâhlarının önünde saatler geçirdim. Eski gravürlerle yan yana duran kitaplar bana, bir şehrin hafızasının yalnızca müzelerde değil, kaldırımlarında da yaşayabileceğini gösterdi.</p>
<p>New York'ta ise Strand Book Store'un o meşhur "18 Miles of Books" sloganını ilk gördüğümde gülümsedim. On sekiz millik kitap rafları... Bir insan ömrünün bile yetmeyeceği kadar çok kitap... Ama yine de insanın gözü hep bulamadığı kitabı arıyordu.</p>
<p>Her sahaf bana aynı duyguyu yaşattı. Kapıyı açarsınız. Önce eski kâğıdın kokusu gelir. Sonra sessizlik. Ardından raflar... Tavana kadar yükselen raflar...</p>
<p>Kimsenin yıllardır elini sürmediği kitaplar... Ve tam o anda zaman yavaşlamaya başlar. Yeni çıkan kitapçıda aradığınız kitabı bulursunuz. Sahafta ise aramadığınız kitabı.</p>
<p>Asıl keşif de budur. Belki yıllardır baskısı tükenmiş bir şiir kitabı çıkar karşınıza. Belki artık kimsenin hatırlamadığı bir tarihçinin incelemesi. Belki de hiç adını duymadığınız bir yazarın romanı.</p>
<p>Tesadüf, iyi sahafların görünmez kütüphanecisidir. Algoritmalar tesadüfü sevmez. Çünkü algoritmalar sizi tanımaya çalışır. Sahaf ise sizi şaşırtır.</p>
<p>Belki de bu yüzden hiçbir dijital kütüphaneye "sahaf" diyemiyoruz. Çünkü sahaf yalnızca kitap satmaz; bekler. Kitabın doğru okurunu bekler. Raflarda yıllarca sabırla duran bir kitabın, bir gün hiç ummadığı bir insanın hayatını değiştireceğine inanır. Algoritmalar ise beklemeyi bilmez. Onlar yalnızca önermeyi bilir.</p>
<p>Bir kitabın arasından eski bir vapur bileti çıkabilir. Kurumuş bir menekşe... Sararmış bir gazete kupürü... 1948 tarihli bir mektup... Bir öğrencinin kurşun kalemle aldığı notlar... Bir sevgilinin tek cümlesi...</p>
<p>"Bekle beni."</p>
<p>Bunların hiçbiri kitabın metni değildir. Ama hepsi kitabın hayatıdır.</p>
<p>Yapay zekâ o kitabın bütün cümlelerini okuyabilir. Ancak o çiçeğin neden yıllarca saklandığını bilemez. Çünkü veri ile hatıra aynı şey değildir. Bilgi ile yaşanmışlık da...</p>
<p><strong>Bir gecede yağmalanıyor</strong></p>
<p>Bugün Avrupa'nın birçok sahafı benzer hikâyeler anlatıyor. Yıllardır rafta bekleyen yerel tarih kitapları... Baskısı tükenmiş belediye yayınları... Eski teknik kılavuzlar... Kimsenin sormadığı akademik çalışmalar... Bir gecede topluca satın alınıyor. Çoğu zaman otomatik siparişlerle.</p>
<p>Kim alıyor?</p>
<p>Kesin olarak bilinmiyor.</p>
<p>Nereye gidiyorlar?</p>
<p>O da bilinmiyor.</p>
<p>Ama raflar boşalıyor.</p>
<p>Bugün kimsenin önemsemediği ince bir kasaba monografisi, elli yıl sonra tek tarihî kaynak olabilir. Bir köy envanteri... Eski bir imar planı... Bölgesel bir flora kitabı... Bugün değersiz görülen her belge, yarının hafızası olabilir. Bir kitabı yok ettiğinizde yalnızca bugünü değil, geleceğin ihtimallerini de azaltırsınız.</p>
<p><strong>Ya sunucular susarsa?</strong></p>
<p>Bir gün sunucular kapanabilir. Dosya biçimleri değişebilir. Bulut sistemleri başka şirketlere taşınabilir. Bugün kullandığımız teknolojilerin çoğu birkaç on yıl sonra tarih olabilir. Ama iki yüz yıl önce basılmış bir kitap hâlâ açılıp okunabiliyor.</p>
<p>İnsanlık belleğini önce taşa kazıdı. Sonra kil tabletlere. Parşömene. Kâğıda... Şimdi ise onu görünmeyen sunuculara emanet ediyor. Belki de tarihte ilk kez, ortak hafızamızın büyük bölümünü dokunamadığımız bir dünyaya bırakıyoruz.</p>
<p><strong>Oysa gerçek yaşam…</strong></p>
<p>Gerçek yaşam keyfi bazen çok küçük bir anda saklıdır. Bir sahafın kapısını sessizce açarsınız. Rafların arasında dolaşırsınız. Hiç tanımadığınız bir yazarın kitabını çekersiniz. Sayfalarını yavaşça çevirirsiniz. Kâğıdın hışırtısını duyarsınız. İşte o anda yalnız değilsinizdir. Sizden önce o kitabı okuyan herkes de görünmez biçimde yanınızdadır.</p>
<p>Bir kitabı değerli yapan yalnızca yazarı değildir. Onu yıllar boyunca yaşatan okurlarıdır.</p>
<p>Algoritmalar milyarlarca satır metni ezberleyebilir. İnsan sesini taklit edebilir. Resim yapabilir. Müzik besteleyebilir. Belki bir gün kusursuza çok yakın romanlar da yazacaktır. Ama hiçbir zaman eski bir kitabın kapağını açarken duyduğu heyecanı yaşayamayacaktır.</p>
<p>Çünkü heyecan öğrenilen bir veri değildir. Yaşanmış bir duygudur. Bir kitabın ağırlığını hissedemez. Kâğıdın kokusunu içine çekemez. Sayfaların arasından düşen eski bir fotoğraf karşısında durup gülümseyemez.</p>
<p>Algoritmalar çok şey bilir. Ama hiçbir şeyi özlemez. İnsan ise biraz da özlediği kadar insandır.</p>
<p>Belki de geleceğin en büyük sorumluluğu yalnızca daha güçlü yapay zekâlar üretmek değildir. İnsan hafızasını koruyabilmektir. Çünkü bir gün kitaplar yalnızca veri olarak kalırsa bilgi yaşamaya devam edebilir.</p>
<p>Ama kültür eksilir.</p>
<p>Hatıralar eksilir.</p>
<p>Tesadüfler eksilir.</p>
<p>Sahaflar eksilir.</p>
<p>Ve en sonunda bizi biz yapan görünmez bağlar sessizce çözülmeye başlar.</p>
<p><strong>Bugün tam zamanı</strong></p>
<p>O yüzden bugün bir sahafın kapısını aralayın. Bir kitabı elinize alın. Kapağını yavaşça açın. Sayfalarını acele etmeden çevirin. Belki aradığınız kitabı bulamayacaksınız. Ama büyük ihtimalle kendinizden unuttuğunuz bir parçaya rastlayacaksınız.</p>
<p>Çünkü kitaplar yalnızca okunmaz. Yaşanır. Ve bazı hayatlar, ancak bir kitabın sayfaları arasında yaşamaya devam eder. Bir kitap öldüğünde yalnızca bir cilt eksilmez. İnsanlığın hafızası biraz daha yalnızlaşır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Ah! Kütüphanelerimiz…</strong></span></p>
<p>Jorge Luis Borges, "Cenneti hep bir kütüphane olarak düşledim" demişti. Ne güzel bir cümle... Çünkü iyi bir kütüphane insana yalnızca bilgi vermez. Güven de verir. İnsanlığın hafızasının bir yerde durduğunu bilmenin huzurunu verir.</p>
<p>Bugün dijital dünyanın sunduğu imkânları küçümsemek mümkün değil. Cebimizde taşıdığımız küçük bir telefon, bir zamanlar büyük üniversite kütüphanelerinde günler sürecek araştırmaları dakikalar içinde yapabiliyor. Yapay zekâ araştırmayı hızlandırıyor. Çeviri yapıyor. Özet çıkarıyor. Fikir veriyor. Hayatımızı kolaylaştırıyor. Bütün bunlar büyük kazanımlar. Ama ilerleme, geçmişi sessizce öğüterek kuruluyorsa orada durup yeniden düşünmek gerekir. Çünkü medeniyet yalnızca bilgi üretmez. Medeniyet aynı zamanda iz bırakır. O iz bazen bir daktilonun tuşlarında yaşar. Bazen bir dolmakalemin mürekkebinde. Bazen de yıllarca okunmaktan yumuşamış bir kitabın sırtında.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-kitap-oldugunde-ne-kaybederiz-83512</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/2/1280x720/67-1784525555.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir kitap öldüğünde ne kaybederiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trumpin-yeni-paradigmasi-enerji-ve-ticaret-koridorlari-savasi-83511</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump’ın yeni &#039;paradigması&#039;; enerji ve ticaret koridorları savaşı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Washington, artık tek bir enerji koridoruna güvenmek yerine,  birbirini tamamlayan çok sayıda alternatif oluşturup, hepsini bizzat kontrol etmek istiyor. Bu kontrol kimi zaman İran savaşında olduğu gibi askeri güçle, kimi zaman ise kendisine yakın duran/duracak hükümet aracılığıyla...</strong></p>
<p>ABD’nin küresel politikalarına ilişkin ilk ipuçları son dönemde hep ABD’nin Türkiye Büyükelçisi, aynı zamanda Başkan Trump’ın Irak ve Suriye temsilcisi Tom Barrack’tan gelir oldu.</p>
<p>Barrack yaptığı son açıklamada, “Trump’ın yeni paradigması” diyerek Washington’un yeni planlarını  ifşa etti; <br />“Mezopotamya, Levant, Türkiye ve Körfez boyunca uzanan yeni bağlantılar Hürmüz Boğazı’nı kısa süre içinde çok daha az önemli hale getirecek...”<br />Barrack’ın bahsettiği yeni “paradigma, askeri müdahaleden ekonomik koridorlara, enerji hatlarından özel sektör yatırımlarına uzanan kapsamlı bir jeopolitik dönüşüm planını tarif ediyor. Bu yeni modelin temel hedefi yalnızca İran’ın bölgesel etkisini sınırlandırmak değil. Aynı zamanda Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji sistemindeki belirleyici rolünü azaltmak, Rusya’nın enerji gelirlerini baskılamak ve uzun vadede Çin’in enerji güvenliğini daha kırılgan hale getirmek.<br />İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin dış politikası askeri üsler, güvenlik anlaşmaları, istihbarat operasyonlarıyla ülkelerin iç politik düzenlerini değiştirmek ve doğrudan askeri müdahaleler üzerine kuruluydu. Trump döneminde ise bunun yerine enerji, altyapı, lojistik ve özel sektör yatırımlarını merkeze alan yeni bir model şekilleniyor.</p>
<p>Barrack’ın yaklaşık 1 trilyon dolar piyasa değerine sahip Amerikan şirketlerinin “diplomasinin öncüsü” olacağını söylemesi de bu nedenle dikkat çekici;  Belli ki yeni dönemde Amerikan şirketleri yalnızca yatırımcı değil, aynı zamanda jeopolitik aktör olarak sahaya sürülüyor.</p>
<h2>Hürmüz’ü devre dışı bırakma operasyonu</h2>
<p>İran savaşının belki de en önemli sonucu, Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji güvenliği açısından ne kadar büyük bir kırılganlık oluşturduğunu yeniden göstermesi oldu.<br />İran’ın boğazı kapatma tehdidi yalnızca petrol fiyatlarını yükseltmedi. Asıl etki, enerji ithalatçısı ülkelerin alternatif güzergâh arayışını hızlandırması oldu.<br />Bugün Körfez petrolünün önemli bölümü hâlâ Hürmüz’den geçiyor. “Trump’ın yeni paradigması” çerçevesinde üzerinde çalışılan yeni projeler bu bağımlılığı azaltmayı hedefliyor;<br />- Irak-Suriye (Kerkük-Baniyas) hattının yeniden inşası<br />- Irak-Ürdün boru hattının canlandırılması<br />- BAE’nin mevcut bypass kapasitesini artıracak ikinci hat<br />- Türkiye üzerinden uzanan Kerkük-Ceyhan sisteminin korunması bu projelerden ilk akla gelenler. <br />Washington, artık tek bir enerji koridoruna güvenmek yerine,  birbirini tamamlayan çok sayıda alternatif oluşturup, hepsini bizzat kontrol etmek istiyor. Bu kontrol kimi zaman İran savaşında olduğu gibi askeri güçle, kimi zaman ise kendisine yakın duran/duracak hükümet aracılığıyla...</p>
<h2>Irak, yeni paradigmanın merkezinde</h2>
<p>Bu dönüşümün en dikkat çekici aktörü ise Irak ve Suriye olacak gibi duruyor. <br />Irak’ın yeni Başbakan Ali el Zaidi’nin geçen hafta yaptığı ilk Washington ziyaretinde yaklaşık 61 milyar dolarlık enerji anlaşmaları imzalaması tesadüf değil.<br />Irak yönetimi açık biçimde İran gazına bağımlılığı sona erdirmek istiyor. El Zaidi’nin bizzat ifade ettiği “2028 sonrasında İran’dan gaz alınmaması” yönündeki hedef bunun en somut göstergesi.<br />Chevron’un Batı Kurna-2 ve Nasıriye sahalarına ilgisi de aynı stratejinin parçası. ABD yalnızca petrol üretimini artırmaya çalışmıyor, aynı zamanda bu petrolün Hürmüz’e ihtiyaç duymadan dünya piyasalarına ulaşabileceği yeni güzergâhlar da oluşturuyor.<br />Yaklaşık 8 milyar dolarlık yatırım gerektiren Kerkük-Baniyas hattının yeniden gündeme gelmesi de stratejinin üçüncü parçası; Proje hayata geçerse günlük yaklaşık 700 bin varillik ihracat kapasitesi oluşabilecek.</p>
<h2>Kafkasya’da yeni hamle; TRIPP koridoru</h2>
<p>Washington’ın aynı dönemde Kafkasya’da attığı adımlar da dikkat çekici; <br />Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’ın açıkladığı TRIPP Development projesini, ABD’nin Azerbeycan ile Nahçivan’ı Ermenistan toprakları üzerinden birbirine bağlayacak Zengezur Koridoru’na uzun vadeli ekonomik yerleşme planı olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Projeye göre Amerikan şirketi belirli bölgelerde arazi kullanım ve inşaat haklarını 49 yıllığına devralacak ve şirket hisselerinin yüzde 74’ü ABD tarafına ait olacak.<br />Bu yalnızca ekonomik yatırım anlamına gelmiyor. ABD ilk kez Güney Kafkasya’daki kritik ulaşım koridorlarından birinde uzun vadeli fiili varlık oluşturuyor.<br />Bu gelişme hem Rusya’nın hem İran’ın bölgedeki nüfuzunu sınırlandırabilecek yeni bir jeopolitik hamle niteliğinde.</p>
<h2>Yeni paradigmanın asıl hedefi Çin mi?</h2>
<p>ABD’nin Çin’in petrol tedarikçilerinden Venezuela’yı Maduro’yu devirerek kendi kontrolü altına alması; <br />Trump’ın, dünyanın önemli ticaret yollarını kontrol eden Grönland üzerinden NATO’daki müttefiki Danimarka ile tartışmaya girmesi; <br />Hürmüz Boğazı’nın devre dışı bırakılıp, İran’ın petrol ihracatının kontrol altına alınma çabaları;<br />Rusya’nın enerji üretim kapasitelerinin Ukrayna eliyle yok edilmesi; <br />Panama kanalının kontrolünün fiilen Washington’un eline geçmesi…</p>
<p>Hepsi aynı yönü işaret ediyor: Enerji açı Çin’in tedarik yollarını kesebilmek. Nitekim Çin de bunun farkında olduğu için yıllardır Malakka Boğazı’na bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. Malakka Boğazı’nın da ABD tarafından -bir şekilde- devre dışı bırakılması ihtimaline karşı, Çin yönetimi Pakistan’daki Gwadar Limanına yatırım yapıyor.</p>
<p>Sonuç olarak Orta Doğu’da yaşanan son gelişmeleri artık yalnızca askeri dengeler üzerinden okumak mümkün değil. Artık Enerji boru hatları, lojistik koridorları, limanlar ve altyapı yatırımları yeni dönemin jeopolitik silahları haline geliyorlar.</p>
<p>Washington’ın hedefi, İran’ın Hürmüz kartını etkisizleştirmek, Irak’ı Tahran’ın ekonomik etkisinden uzaklaştırmak, Rusya’nın enerji gelirlerini baskılamak ve uzun vadede Çin’in enerji güvenliğini daha kırılgan hale getirecek alternatif bir bölgesel düzen kurmak gibi görünüyor. Bu büyük dönüşümün merkezinde ise Irak, Suriye, Güney Kafkasya ve Türkiye bulunuyor. Ancak bütün projelerin önünde ortak bir soru işareti var: Güvenlik.</p>
<p>IŞİD tehdidi, İran destekli silahlı gruplar, Suriye’nin yeniden inşa maliyeti, bölgesel siyasi kırılganlıklar ve milyarlarca dolarlık finansman ihtiyacı, kağıt üzerindeki projelerin hayata geçirilmesini zorlaştırıyor.</p>
<p>Dolayısıyla bugün ortaya çıkan tablo, tamamlanmış bir stratejiden çok, Washington’ın İran savaşı sonrasında şekillendirmeye çalıştığı yeni jeopolitik düzenin ilk taslağı olarak değerlendirilmeli. Başarısı ise yalnızca diplomatik iradeye değil, bu koridorların ekonomik olarak sürdürülebilir ve güvenli hale getirilebilmesine bağlı olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye için fırsat mı, risk mi?</span></h2>
<p>Washington’ın şekillendirmeye çalıştığı yeni enerji ve lojistik mimarisinde Türkiye hem en kritik ülkelerden biri hem de en fazla risk taşıyan aktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Çünkü Ankara, bir yandan Avrupa ile Orta Doğu arasında doğal enerji ve ticaret köprüsü olma avantajını korurken, diğer yandan yeni oluşturulacak alternatif hatların kendi transit gelirlerini azaltma ihtimaliyle karşı karşıya.</p>
<p>Bu ikili tabloyu en somut biçimde Irak petrolü üzerinden görmek mümkün. Türkiye ile Irak, uluslararası tahkime kadar uzanan uzun anlaşmazlıklarını geride bırakarak Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı’nın işletilmesini bir yıl daha uzatma kararı aldı. Böylece günlük 200 bin varili aşan Kuzey Irak petrolünün Akdeniz’e Türkiye üzerinden taşınmasının önü açık tutuldu. Ancak bu anlaşma kalıcı bir çözüm değil; Irak’ın Hürmüz Boğazı’na bağımlılığını azaltacak alternatif güzergâhlar üzerinde çalıştığı geçiş dönemini yönetmeye yönelik bir düzenleme niteliğinde.</p>
<p>Asıl soru ise Kerkük-Baniyas hattının yeniden hayata geçirilmesi halinde ortaya çıkacak. Eğer ABD’nin desteklediği bu proje gerçekleşirse, Irak petrolünün önemli bir bölümü Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaşabilecek. Bu da Türkiye’nin yalnızca transit gelirlerini değil, enerji merkezi olma iddiasını da olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Ankara açısından mesele yalnızca mevcut Kerkük-Ceyhan hattını korumak değil, oluşan yeni enerji mimarisinin vazgeçilmez aktörlerinden biri olmayı sürdürebilmek.</p>
<p>Tam da bu noktada son günlerde Lübnan basınına yansıyan iddialar dikkat çekiyor. El-Akhbar ve El-Nashra’nın haberlerine göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Katar ile birlikte Suriye, Irak ve Lübnan’ı kapsayan kapsamlı bir ekonomik istikrar planını ABD Başkanı Donald Trump’a sundu. Aynı iddialara göre Washington da Türkiye’nin bölgesel rolünün genişletilmesine olumlu yaklaşıyor.</p>
<p>Bu çerçevede Ankara’nın Suriye’nin yeniden inşasında, Irak’ın ekonomik entegrasyonunda ve Lübnan’da devlet otoritesinin güçlendirilmesinde daha aktif rol üstlenebileceği öne sürülüyor. Hatta Hizbullah’ın silahsızlandırılması veya silahlarının devlet kontrolüne alınması gibi son derece hassas bir konuda Türkiye’nin arabulucu olarak devreye girebileceği de iddialar arasında yer alıyor.</p>
<p>Bu haberler henüz resmî makamlar tarafından doğrulanmış değil. Ancak Tom Barrack’ın “yeni paradigma” açıklamasında Türkiye’yi Mezopotamya ile Körfez’i birbirine bağlayan yeni jeopolitik düzenin merkez ülkelerinden biri olarak tanımlamasıyla birlikte değerlendirildiğinde, Ankara’nın yalnızca bir enerji koridoru değil, aynı zamanda yeni bölgesel düzenin siyasi ve ekonomik mimarlarından biri olarak görülmek istendiğine işaret ediyor. Türkiye açısından asıl mesele ise bu yeni denklemde sadece geçiş ülkesi olarak mı kalacağı, yoksa kuralları belirleyen aktörlerden biri olmayı başarıp başaramayacağı olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rusya, enerjide cephesinde de baskı altında</span></h2>
<p>TRIPP projesi ile Rusya’yı bir dönem “arka bahçesi” olarak nitelenen Kafkaslar’dan silmek için adım atan ABD, Ukrayna’nın artan dron saldırıları ile Rusya enerji cephesini de baskı altına almaya başladı.</p>
<p>Uluslararası basında Ukrayna’nın rafinerilere yönelik saldırıları nedeniyle Rus rafinaj kapasitesinin yaklaşık yüzde 40’ının devre dışı kaldığına ilişkin haberler yayınlanmaya başladı. Haberlere göre Moskova’nın sıkışmışlığı o kadar arttı ki, Rusya ham petrol sattığı Hindistan’dan yakıt ithal etmeye başladı.<br />Enerji ihracatçısı bir ülkenin belirli ürünlerde ithalatçı konumuna düşmesi, savaşın Moskova’YA ekonomik maliyetini gösteriyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trumpin-yeni-paradigmasi-enerji-ve-ticaret-koridorlari-savasi-83511</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/1/1280x720/harita-bolge-1784525660.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trump’ın yeni paradigması; enerji ve ticaret koridorları savaşı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butcedeki-iyilesme-nereden-geliyor-83510</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçedeki iyileşme nereden geliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Vergi tahsilatında, kimi zaman mükellefleri rahatsız ediyor olsa da bir verimlilik artışı olduğu saptamasını yapmamız gerekiyor. Gerek tahakkuk eden vergilerin tahsilata dönüşümünde, gerek kayıt dışı faaliyetlerin kayıt altına alınmasında idare daha aktif çalışıyor.</strong></p>
<p>Dış ticaretin ardından, yılın ilk yarısına yönelik netleşen verilerden biri de merkezi yönetim bütçe sonuçları oldu. Geçen hafta açıklanan veri, beklenenin ötesinde iyileşmeye işaret ediyor.</p>
<p>2025’in ilk yarısında 980 milyar TL açık veren devlet bütçesi, bu yıl 943 milyar TL açık verdi. Yüzde 30 civarında enflasyon olan bir dönemde açıkta nominal olarak gerileme yaşanması, kamunun enflasyonla mücadelesi adına olumlu bir gösterge.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5db2aa8f90c-1784525482.png" alt="" width="319" height="204" /><strong>Gelir performansı, gider </strong><strong>artışının önünde seyrediyor</strong></p>
<p>İlk 6 ayda giderlerde yüzde 32,7 artış varken, gelirler tarafındaki artış yüzde 39,1. Bu bize, bütçe disiplininin korunduğunu ve gelir performansının gider artışının önünde seyrettiğini gösteriyor. En dikkat çekici iyileşme faiz dışı dengede. Geçen yılın ilk yarısında 131 milyar TL olan faiz dışı fazla, 2026'nın aynı döneminde 521 milyar liraya yükselmiş.</p>
<p><strong><em>Gider kalemlerine bakalım:</em></strong></p>
<p>Personel Giderleri: Yüzde 42,7 artışla 2,49 trilyon TL’ye,</p>
<p>SGK Devlet Primi Giderleri: Yüzde 49,3 artışla 317 milyar liraya,</p>
<p>Mal ve hizmet alımları yüzde 44,8 artışla 598 milyar liraya,</p>
<p>En büyük kalem olan Cari Transferler yüzde 24 artışla 3,1 trilyon TL’ye,</p>
<p>Altyapı, bina, makine vb. yatırımları gösteren sermaye giderleri yüzde 7,3 artışla 464 milyar TL’ye yükselmiş. Faiz giderleri ise yüzde 31,7 artışla 1,46 trilyon TL olmuş.</p>
<p>Gider tarafında cari transferler ve sermaye giderleri kalemlerinde tasarrufa gidildiği görülüyor.</p>
<p><strong><em>Gelir kalemlerinde ilk 6 ayda durum şöyle:</em></strong></p>
<p>Öncelikle, vergi tahsilatında, kimi zaman mükellefleri rahatsız ediyor olsa da bir verimlilik artışı olduğu saptamasını yapmamız gerekiyor. Gerek tahakkuk eden vergilerin tahsilata dönüşümünde, gerek kayıt dışı faaliyetlerin kayıt altına alınmasında idare daha aktif çalışıyor.</p>
<p>Yılın ilk yarısında Gelir Vergisi %54,6, Kurumlar Vergisi ise %54,5 oranında artış göstererek bütçeye önemli bir katkı sağlamış.</p>
<p><strong>Yıllık hedefine en fazla </strong><strong>yaklaşan kalem, harçlar</strong></p>
<p>Harçlar %76,2 artmış. Tüm gelir kalemleri içinde yıllık hedefine en fazla yaklaşan ve ilk 6 ayda en yüksek artış yaşanan kelem bu. Sebeplerinden biri, harçların önemli bir bölümünü oluşturan yurt dışı çıkış harcının 2025 başında 710 TL iken, Eylül’de 1000 TL’ye, bu yıl başında ise 1250 TL’ye yükseltilmesi. Bir başka neden ise yurtdışına çıkan vatandaş sayısının artmaya devam etmesi.</p>
<p>Dahilde alınan KDV %38,4, İthalde alınan KDV %32,7 artmış</p>
<p>Özel Tüketim Vergisi’ndeki artış ise yüzde 8,5’te kalmış. ÖTV artışının düşük kalmasının iki önemli nedeni var: Akaryakıt fiyat artışlarının tüketiciye yansımasını sınırlamak için uygulanan eşel-mobil sistemi ve yılın ilk yarısında otomobil satışlarında yaşanan yüzde 10’a yakın gerileme.</p>
<p><strong>Özetle; </strong>merkezi yönetim bütçe verilerindeki iyileşme, şu beş faktörden geliyor:</p>
<p><strong>1-</strong> Cari transferler kalemindeki tasarruf,</p>
<p><strong>2-</strong> Sermaye giderleri kaleminde tasarruf,</p>
<p><strong>3-</strong> Vergi tahsilatındaki verimlilik artışı,</p>
<p><strong>4-</strong> Kayıtdışı gelirlerin kayıt altına alınması,</p>
<p><strong>5-</strong> Harç gelirlerinde artış (Yurtdışı çıkış harcı).</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butcedeki-iyilesme-nereden-geliyor-83510</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bütçedeki iyileşme nereden geliyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyada-teknoloji-orta-doguda-enerji-savasi-83509</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünyada teknoloji, Orta Doğu’da enerji savaşı...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa İstanbul küresel satış dalgasına karşı görece dirençli seyrediyor. Tahvil getirileri 700 baz puan yükseliş ile, banka hisseleri %23 gerileme ile Ortadoğu’da savaştan en çok etkilenen varlık grupları. THY dışı havacılık hisseleri satış dalgasından payına düşeni alıyor. Demir-çelik, savunma, petrokimya, rafineri savaş döneminde güçlenen sektörler. </strong></p>
<p>Çinli yapay zekâ şirketi Moonshot tarafından piyasaya sürülen Kimi K3 modeli sonrası teknoloji hisselerinde satış sertleşti. Bugüne kadar yapılan açık kaynaklı en büyük yapay zekâ  modeli olan Kimi K3,  yapılan ilk değerlendirmelerde Claude Fable5, GPT-5.6 Sol’un hemen arkasına yerleşti. Son üç haftadır devam eden satış ile yarı iletkenler %20 kaybederek ayı piyasasının eşiğine geldi. </p>
<p><strong>Nvidia, dünyanın en değerli şirketi </strong><strong>ünvanını Apple’a kaptırmak üzere</strong></p>
<p>Intel, Micron, Samsung, Sandisk, SK Hynix gibi hafıza kartı ve çip üreticileri tepe noktasına göre %30 civarı kayıp ile satış dalgasında başı çekiyor. 5 trilyon dolar piyasa değerini geçen ilk ve tek şirket olan Nvidia, yarı iletkenlerdeki sert kayıp sonrası dünyanın en değerli şirketi ünvanını Apple’a kaptırmak üzere. </p>
<p>ABD ve İran arasındaki çatışmaların sertleşmesi ve geniş bir coğrafyaya yayılması küresel risk iştahını bozan diğer gelişme. Füze rampaları ve radarlar ile başlayan ABD saldırıları köprü ve demiryolları ile devam ediyor. Kuveyt ve Umman’da ABD üsleri ile başlayan İran saldırıları, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’a yayıldı. </p>
<p>Brent petrol çatışmaların yeniden başladığı Temmuz başından bugüne %23 yükselişle 88 doları aşarak yeniden boğa piyasasına girdi. ABD’nin İran’ın elektrik santrallerini ve tuzlu su arıtma tesislerini vuracağı, İran’ın Kızıl Deniz ticaret yolunu kapatmaya çalışacağı şiddetli bir savaş senaryosunda petrol fiyatları 100 doları geçer. ABD ile İran arasında tam ölçekli savaş yaşandığı Mart-Nisan döneminde Brent petrol 120 doları zorlamıştı. </p>
<p>Borsa İstanbul küresel satış dalgasına karşı görece dirençli seyrediyor. Tahvil getirileri 700 baz puan yükseliş ile, banka hisseleri %23 gerileme ile Ortadoğu’da savaştan en çok etkilenen varlık grupları. THY dışı havacılık hisseleri satış dalgasından payına düşeni alıyor. Demir-çelik, savunma, petrokimya, rafineri savaş döneminde güçlenen sektörler. </p>
<p><strong>100 doları aşacak Brent petrol </strong><strong>dezenflasyon programına zarar verir</strong></p>
<p>MSCI Türkiye, yılın ilk iki ayındaki güçlü kazançlara rağmen, sene başından beri %15 getiri ile Çin harici gelişmekte olan ülkelerin (%26) gerisinde kalıyor. Yapay zekâ teması kaynaklı küresel satışın Türkiye etkisinin sınırlı olmasını bekleriz. Ama net enerji ithalatçısı olmamız ve coğrafi yakınlığımız nedeniyle Ortadoğu'da savaş bizi olumsuz etkiler. </p>
<p>Uzun süre devam edecek, galibi olmayan şiddetli bir savaş senaryosunda 100 doları aşacak Brent petrol hem dış dengemize, hem de dezenflasyon programına zarar verir. Türk Lirası cinsi tahviller, bankalar ve havacılık hisseleri satış baskısı altında kalır.  Demir-çelik, savunma, petrokimya, rafineri pozitif ayrışmaya devam eder.  </p>
<p>Ankara kısa sürecek bir savaşa nefesini tutarak cevap verir. Uzun sürecek bir savaş senaryosunda  ekonomik programın parametreleri daha genişletici maliye politikası ve daha az sıkı para politikası ile güncellenir. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyada-teknoloji-orta-doguda-enerji-savasi-83509</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyada teknoloji, Orta Doğu’da enerji savaşı... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/onu-da-bilmeyiverin-merkez-bankaciligi-83508</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Onu da bilmeyiverin&#039; merkez bankacılığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Warsh’un manşette şahin mesaj verip altta bunun detaylarını piyasaya anlatmadığı bir iletişim dilini kalıcı hale getirmesi, Fed’in kredibilitesi nedeniyle kısa vadede ABD’nin tolere edebileceği bir durum. Ama Fed’in pratiklerinin tüm dünyaya örnek olduğunu unutmamak gerek.</strong></p>
<p>ABD’de son TÜFE ve ÜFE rakamları beklentilerin altında gelince, piyasalarda gönüller şen oldu. Hemen ardından Fed’in yeni başkanı Warsh güzel bir manevra yaparak şahin mesajlar verdi ve piyasada güven uyandırdı, faiz artırım beklentileri ötelendi. Olaylar olaylar...</p>
<p>Düşünsenize... Faiz indirimi için baskı yapmaktan çekinmeyen biri tarafından Fed başkanlığına getiriliyorsunuz ve şahin mesaj verebiliyorsunuz. Üstelik bunu ilk kez de yapmıyorsunuz. Alkış!</p>
<p><strong>Abartıya buyurun!</strong></p>
<p>Eminim X’te kendisine yapılan güzellemeleri de görmüşsünüzdür. Övgüde en ileri giden, Warsh’un iletişimini överken Powell döneminde “entelektüel atalet” yaşandığını iddia eden El-Erian oldu. Abartıya buyurun! Dün bir, bugün iki… Ne gördük de ne övüyoruz?</p>
<p><strong><u>Ne gördük?</u></strong> Başkan Trump’a ve piyasa iyimserliğine rağmen şahin mesaj verebileceğini gördük.</p>
<p><strong><u>Ne övüyoruz?</u></strong> Bilmiyorum.</p>
<p>Kimsenin bildiğini de sanmıyorum. Warsh şahin olacağını söylüyor, tebrikler. Bu sözlerin yarısını Powell söyleseydi ABD iç politikasından gelecek baskıların hiçbiri de Warsh’a yöneltilmiyor. Bravo! Faiz indirimlerinin destekçisi Miran ve faiz indirimlerinden en çok faydalanacak olan El-Eriangiller kendisini övüyor. Ne hoş!</p>
<p>İşte buradaki tutarsızlık da benim aklıma takılıyor (Başka hobim yok muhteremler, o nedenle).</p>
<p>Görülüyor ki, yarınlar yokmuşçasına Warsh övenler, para politikası iletişimini sadece başkanın sert mesajlar vermesi ile özdeşleştiriyor. Oysa bir para politikası aracı olan iletişim, aktarım mekanizmasının temel oyuncularının davranışlarını belli bir vadede hareket ettirecek güce sahip olmalı. Bunu başkanlığınızın ikinci konuşmasında Fed’in verdiği kredibilite ile yapabilirsiniz. Ama sonra detay gerekecek. Warsh’ta ise sert ve kararlı iletişim var ancak detay yok.  </p>
<p>Böyle yazınca Warsh’un sözlü yönlendirmeyi (forward guidance) kaldırmasını eleştireceğimi zannetmiş olabilirsiniz.  Ama hayır, hiç öyle bir eleştirim yok.</p>
<p>Sözlü yönlendirme, 2008 krizinde sıfır limitine gelmiş politika faizleri varken iyiydi, güzeldi. Alıştık ve sonraki yıllarda da devam edeceğini varsaydık. Nitekim Alan Blinder’ın 2008 ve 2016 yıllarında merkez bankaları arasında yaptığı anketler, merkez bankacıların çoğunun sözlü yönlendirmenin kriz sonrasında da bir iletişim aracı olarak kullanılmaya devam etmesini beklediklerini gösteriyor(du).<strong><sup>1-2</sup></strong></p>
<p>Ama benzer bir anketi yakın zamanda BIS yaptığında sonuç farklı çıktı. Aralarında TCMB ve Fed’in de olduğu merkez bankaları, sözlü yönlendirmenin belirsizlik düşükken daha etkili olduğunu söylüyor ve ekliyorlar: <strong><em>Belirsizliğin kaynağı merkez bankalarının kontrolü dışındaysa, sözlü yönlendirme merkez bankalarını zor durumda bırakabilir.<sup>3</sup></em></strong></p>
<p><strong>Warsh, sınıfın dahi çocuğu değil</strong></p>
<p>Bu sonuç, San Francisco Fed Başkanı Daly’nin “Sözlü yönlendirmeyi fazla yapmak, aslında var olmayan bir kesinlik algısı yaratır” uyarısıyla da uyumlu.  Üzgünüm ama Warsh hayranlarına kötü bir haberim var:  Warsh, sınıfın dahi çocuğu değil. Sözlü yönlendirmeyi kaldırma konusu da zaten yakın dönem literatürün içinde.</p>
<p>Örneğin, Warsh’un Fed’in faiz karar metnini kısaltması da yeni bir mevzu değil. Alan Blinder, “Hiçbir merkez bankacı, faiz kararını daha önceden bilmiyorsa, kararın hemen ardından 500 sözcüklük metin yayınlayamaz.” diyeli yıllar oluyor. Lakin iş metni kısaltmakla bitmiyor ki. Literatürün kalanını okuyanlar, Blinder’ın karar metni kısa yayınlansa bile, sonraki toplantı özetlerinin detaylı yayınlanmasını önerdiğini bilecektir. <strong>Çünkü amacımız şeffaf ve hesap verebilir iletişim. Değil mi?</strong></p>
<p><strong><em>İşte Warsh’un bence piyasayı atlattığı kısım burası:</em></strong></p>
<p>- Faiz karar metnini kısaltmakta sorun yok... Detayları sonra vereceksen. (Ama Warsh bu ikinci kısmı hiç söylemiyor.)</p>
<p>- Sözlü yönlendirmeyi ortadan kaldırmakta sorun yok... İletişimde şeffaf olmaya devam edeceksen. (Kurduğu komitenin üyeleri kuvvetli ama bir sonuç üretmesi için henüz çok erken.)</p>
<p>- Güven duyulan bir merkez bankasının başkanı olarak, getiri eğrisini etkilemek için şahin mesaj vermen güzel… Sonrasında bunu hangi vade ve araçlarla yapacağını anlatabileceksen.</p>
<p><strong><em>Merkez bankaları taahhüt değil tahmin verir.</em></strong> <strong><em>Sözlü yönlendirme dokunulmaz değil ve olmamalı. Lakin merkez bankalarının hesap verebilirliği, iletişimin şeffaflığı bence dokunulmazdır ve öyle kalmalıdır. </em></strong></p>
<p>Warsh’un manşette şahin mesaj verip altta bunun detaylarını piyasaya anlatmadığı bir iletişim dilini kalıcı hale getirmesi, Fed’in kredibilitesi nedeniyle kısa vadede ABD’nin tolere edebileceği bir durum. Ama Fed’in pratiklerinin tüm dünyaya örnek olduğunu unutmamak gerek. Eğer mevzu,</p>
<p>- İletişimde opak bir yaklaşımı,</p>
<p>-  “Anlatsam sanki anlayabilecek misiniz?” kafasını ve</p>
<p>- Ben bu işi başaracağım ama nasıl yapacağımı da bilmeyiverin” merkez bankacılığını</p>
<p>dünya genelinde yaygınlaştırmaya dönüşürse, işin sonu iyi olmaz. <strong><em>Warsh’un tatlı diline dikkat!</em></strong></p>
<p> </p>
<p><strong>[1]</strong> ~ <em>Blinder, A. S. (2018, May). Through a crystal ball darkly: The future of monetary policy communication. In AEA Papers and Proceedings (Vol. 108, pp. 567-571). 2014 Broadway, Suite 305, Nashville, TN 37203: American Economic Association.</em>  </p>
<p><strong>2</strong> ~ <em>Blinder, A. S., Ehrmann, M., Fratzscher, M., De Haan, J., &amp; Jansen, D. J. (2008). Central bank communication and monetary policy: A survey of theory and evidence. Journal of economic literature, 46(4), 910-945.  </em></p>
<p><strong>3</strong> ~ <em>Amaral, E., Ehlers, T., Shim, I., &amp; Tombini0F1, A. (2025). Monetary policy decision-making and communication under high uncertainty. BIS Papers, 1. </em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/onu-da-bilmeyiverin-merkez-bankaciligi-83508</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Onu da bilmeyiverin&#039; merkez bankacılığı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kolsuz-dogup-kanat-olmak-83507</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kolsuz doğup kanat olmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Daldaki kuşun güvendiği, tünediği dal değil, kanatlarıdır. Şirketlerin prangaları, tüm yükümlülükleri olsa da şirketi yükseltecek olan kanatlarıdır ki onlar liyakatli çalışanlar, basiretli yöneticilerdir.</strong></p>
<p><strong>Kanat</strong>, kuşları uçuran şey… Havadan ağır iseniz <strong>kanada ihtiyaç</strong> duyarsınız. <strong>Balıkta yüzgeç</strong> adını alır. Sudan ağır iseniz de yüzgeç gerekecektir. Kanat, sizi hafifleştirendir. <strong>Pranganın zıttı</strong>, yerçekimine meydan okuyandır. İnsanı kanatlandıran; <strong>hayalleri</strong>, idealleri, <strong>gayreti</strong>, inancı ve özgüvenidir.</p>
<p><strong>Uçakların olmazsa olmazı</strong>… Havada yüzgeçleri… <strong>James Watt</strong>, buhar çağının babası ve Bilimler Akademisi başkanıydı. Bilimde kural koyan oydu onaylamazsa doğru olamazdı. Önüne <strong>Wright Kardeşler’in</strong> uçak projesi geldi. Hükmü kesindi; “<strong>insan yapımı havadan ağır hiçbir şey uçamaz</strong>.”</p>
<p><strong>ŞİRKETLERİN KANATLARI VE PRANGALARI</strong></p>
<p>Ancak <strong>o ağır şey uçtu </strong>hatta kendi ağırlığının kat be kat ağırlığı da havalandırdı. Kanat sayesinde… <strong>Can Yücel</strong>; insanın <strong>prangaları kadar ağır</strong>, <strong>kanatları kadar hafif</strong> olduğunu söyler şairane üslubuyla; “<strong>Yerin seni çektiği kadar ağırsın </strong>/ <strong>Kanatların çırpındığı kadar hafif</strong>…” Şirketler için de durum bundan ibaret.</p>
<p>Bazen Allah; <strong>kolunu kırar</strong>, üzülürsün. Oysa içten <strong>tevekkül</strong> eden için sonuç farklı olabilir. <strong>Allah; kırdığı kolunun yerine kanat takmam istemiştir</strong> belki de… <strong>Sümeyye Boyacı</strong>’ya bak; 2 kolsuz doğdu ama <strong>kendisi kanada dönüştü</strong>, şampiyon oldu. Kanadı kırılan kaybetmez, yeni kanat takmayan kaybeder.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Stratejiye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kolun kanadın neden kırılır?</em></strong></p>
<p>İkiye katlanmış <strong>bir şeyin her katı</strong>; kanattır. Zaten kanat; çift olan bir şeydir. <strong>Tek kanat ile tırmanamaz</strong>, sadece pike yaparsın. Kolu <strong>kanadı kırılmış kuşun</strong> başına gelen tam da budur. Ekip bu yüzden önemli…</p>
<p><strong><em>Kuş tünediği dala güvenir mi?</em></strong></p>
<p>Birini <strong>kanatlarının altına</strong> alınca, ona koruma sağlarsın. <strong>Kuşun yavrusuna yaptığı</strong> da budur. Sığınacak kanat bulanın sevinci de… Yine de hafifleyeceğim diye kanatlarından olma. Kuşa kanadı ağır gelmez.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ARALARINDA UYUM YOKSA FAZLA KANADIN OLSA DA İŞE YARAMAZ</strong></p>
<p><strong>Fazla kanat</strong>; uçmaya garanti vermez. <strong>Kanatların uyumundan</strong> söz edilir. <strong>Konfüçyüs</strong>’ün bize farklı bir sözü olacak 2 bin 500 yıl önceden… <strong>İki kuş al</strong>, ayaklarından birbirine bağla, <strong>4 kanat eder</strong> ancak uçamaz, çakılır. Kuşları, <strong>kanat mesafesinde aynı hedefe</strong> yönlendirmeye bakın… Strateji bu olmalı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KANAT LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Kanat</strong>: Uçma organı. Mimaride, coğrafyada, şirket yönetiminde sıkça kullanılan çok amaçlı sözcük</p>
<p><strong>Pranga</strong>: Ayağa takılan ve kanadın olsa bile uçmana engel olan aparat. Şirketin yönetim zaafları gibi</p>
<p><strong>Uçuran fikirler</strong>: Kuşun kanatları gibidir. Şirketi, projeyi alıp götüren parlak yararlı düşünceler</p>
<p><strong>Çakılma</strong>: Kuşu uçuran kanat, tavuğa yüktür. Yere çakılmak istemiyorsan sürekli kanat çırpmalısın</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kolsuz-dogup-kanat-olmak-83507</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kolsuz doğup kanat olmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83504</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 20 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/qMIA4UhDpVo" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83504</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-sonraki-uc-toplantida-degisir-mi-ki-83506</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz sonraki üç toplantıda değişir mi ki?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fark etmişsinizdir, aslında başlığı kısalttım. Tam yazmak gerekirse şöyle demek gerekirdi: <strong>“Faiz bu perşembe günü değişmez de sanki sonraki üç toplantıda değişir mi ki?”</strong></p>
<p>Sonraki üç toplantının 10 Eylül, 22 Ekim ve 10 Aralık’ta yapılacağını hatırlatayım.</p>
<p>Merkez Bankası’nın 23 Temmuz toplantısında faizde değişikliğe gideceği zaten beklenmiyor. Perşembe günü yapılacak bir değişiklik çok büyük bir sürpriz olur, yanlış da olur. Ama yine de hem perşembe günü ne olabileceğini irdeleyelim; hem de sonrasında, sonraki üç toplantıda ne olur, ne olabilir, ona bakalım…</p>
<h2>Faiz niye değişir? </h2>
<p>Çok basit bir soruyla devam edelim: <strong>“Merkez Bankası’nın politika faizi niye değişir?”</strong></p>
<p>Bu dönem için faizin değişmesiyle tabii ki düşüşü kastediyorum. Yani Merkez Bankası’nın politika faizi ne olursa aşağı çekilir ya da şu dönem faizi aşağı çekmeyi gerektirecek ne gibi koşullar var?</p>
<p>Bazı gerçekleri görmenin en sağlıklı yolu verilere bakmak…</p>
<p>10 Temmuz itibarıyla vatandaşın bankalarda 15,6 trilyon lira mevduatı var. Bu mevduatın 9,1 trilyonu TL, 6,5 trilyonu (139 milyar dolar) döviz cinsinden. Yani her 100 birimlik tasarrufun 58 birimi TL, 48 birimi döviz.</p>
<p>Döviz son dönemde enflasyonun altında artış kaydetmiş, reel olarak kayba yol açıyormuş… Çok geniş bir kitle bunu hiç umursamıyor ve döviz tutmaktan vazgeçmiyor.</p>
<p>Kaldı ki bu tutar bankadaki tasarruf. Bir de yastık altında, kasalarda tutulan miktar var.</p>
<p>Bu veriler bize çok özet olarak şunu söylüyor:</p>
<p><strong>“Bir kere Türk halkı dövize olan ilgisini hiç kaybetmiyor. Bu yüzden de vatandaş Türk parasının getirisinin hızla düşmesi gibi bir durumda</strong> (çok yakın zamanda 2021’in son döneminde görüldüğü gibi) <strong>anında dövize yönelir.”</strong></p>
<p>Bu gerçek ortadayken, eğer böyle bir durum, yani dövize hızlı bir yöneliş yaşanması istenmiyorsa faizde beklenmeyen ve olmayacak zamanda yüklü bir indirime gidilir mi?</p>
<h2>Ya ılımlı bir indirim?</h2>
<p>2021’in eylül ayında öyle bir anda yüklü bir faiz indirimi yapılmamıştı gerçi ama o dönem hiç faiz indirimi söz konusu olmamalıydı, o yüzden bu karar dramatik sonuçlar doğurdu. Üstelik faiz indiriminde birkaç ayla yetinilmedi, bu bir sürece dönüştü.</p>
<p>Oysa şimdi faiz indirilse indirilse ılımlı bir şekilde ve süreklilik göstermeyecek bir şekilde indirilir.</p>
<p>İyi de Merkez Bankası bu ayı da katarsak beş aydır kağıt üstünde yazan faizi bile uygulayamıyorken nasıl olacak da indirime gidecek?</p>
<p>Savaşla birlikte yüzde 37’lik haftalık repo ihale faiz oranı kağıt üzerinde kaldı ve piyasa yüzde 40 faizli gecelik kanaldan fonlanıyor.</p>
<p>Savaş kesin olarak biterse, enflasyonla faiz arasında 7-8 puan arasında olan fark enflasyon düştüğü için daha da açılırsa Merkez Bankası yeni bir faiz kararı almaksızın fonlamayı haftalık repoya kaydırmak suretiyle fiili faizi zaten yüzde 37’ye istediği an düşürebilir.</p>
<p>Dolayısıyla 23 Temmuz Perşembe günü yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında yüzde 37’lik haftalık repo ihale faiz oranı değişmez.</p>
<p>Sayıları çok az olsa da yüzde 40’lık gecelik fonlama faizinin aşağı çekilebileceğini savunanlar da var; ancak bu pek mümkün görünmüyor. Ne yapacak Merkez Bankası, gecelik faizi 39’a, 38’e çekecek ve fonlamayı yine bu kanaldan sürdürecek, tahminler bu yönde. İyi de şimdi 40 olan fiili faizi bir süreliğine birkaç puan aşağı çekmek ama örneğin savaş daha da büyürse yeniden artış yapmak durumunda kalmak, ya böyle bir durum olursa... Merkez Bankası bu olasılığı gözetmiyor olabilir mi?</p>
<p>Halen 37 ve 40 olan faizlere hiç dokunmayıp fonlamayı haftalık repoya çekerek fiili faizi bir anda 37’ye indirmek mümkün de koşullar buna da uygun değil. Hem zaten böyle bir adım için biraz önce belirttiğim gibi PPK toplantısına da gerek yok.</p>
<p>Bu yüzden perşembe günkü toplantı öyle görünüyor ki takvimde yer aldığı için yapılacak bir toplantıdan öteye gitmeyecek.</p>
<h2>Ya sonraki toplantılar…</h2>
<p>Girişte de belirttim, bu perşembeden sonra yıl sonuna kadar üç PPK toplantısı daha var. Bu toplantılarda hangi yönde kararlar alınabileceğini irdelemeden önce söz konusu dönemde öncelikle enflasyonun nasıl seyredebileceğine bakmak gerekiyor.</p>
<p>Şu dönem yüzde 32 dolayında bulunan yıllık enflasyon yıl sonuna kadar umulduğu gibi yüzde 20’lerin ortasına iner ve faiz-enflasyon makası çok açılacak gibi olur mu? Olmaz! Enflasyonun en fazla yüzde 28-29’a ineceği bekleniyor. Kaldı ki bu bile iyimser bir düzey. Enflasyon yıl sonuna kadar muhtemelen yüzde 32-33 dolayında seyredecek, belki bu oranlar artı-eksi 1-2 puan değişecek, yani yıl sonuna kadarki oranlar muhtemelen yüzde 31-34 arasında oluşacak.</p>
<p>Enflasyondan söz etmişken vurgulamak isterim. Bu ayın enflasyonu öyle hazirandaki gibi yüzde 1’in altına gelmeyecek, bu yönde bir beklenti de yok zaten. Son günlerde hizmetler sektöründe yapılan bir dizi zam bir yana akaryakıtta geçen ay ucuzlama olmuşken bugünkü fiyatların ay sonuna kadar değişmeyeceği varsayımına göre bile bu ay hazirana kıyasla benzin yüzde 2,4, motorin yüzde 7,1 zam görecek.</p>
<p>Hele hele yeniden patlak veren savaşla birlikte enerji maliyetleri nereye gidecek ve bu yurt içinde fiyatları nerelere tırmandıracak, hiç belli değil.</p>
<p>Sonuç olarak bu yılın enflasyonu konusunda temkinli olmakta yarar var. Yüzde 30’un altı büyük başarı olur.</p>
<p>Bu koşullarda faiz yıl sonunda yüzde 35’lere çekilebilir m? Zor! Zor, çünkü faizin o düzeye çekilebilmesi için enflasyonun 28-29’a gerilemesi gerekiyor.</p>
<h2>Ya döviz… </h2>
<p>Türk halkının dövize olan ilgisinin bitmediğini ve bitmeyeceğini yazının girişinde sayılarla aktarmaya çalıştım. Üstelik giderek güçlenen bir <strong>“Döviz patladı patlayacak”</strong> algısı var. TL mevduatın ve giderek büyüyen yatırım fonlarının getirisinin hızla gerilemesine yol açacak bir faiz indiriminden sonra dövize olan ilgi çığ gibi büyürse ne olacak; Türkiye yeni bir KKM benzeri uygulama mı başlatacak?</p>
<p>Dolayısıyla hem enflasyonun seyrine, hem dövizde adeta pusuya yatmış bekleyen kitleye bakılarak faizde önümüzdeki toplantılarda da çok fazla hareket alanı bulunmadığını söylemek pek yanlış olmaz.</p>
<p>Elbette o günlere kadar köprülerin altından çok sular akar ama bugün için görünen durum bu…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5da61fefb04-1784522271.png" alt="" width="655" height="339" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-sonraki-uc-toplantida-degisir-mi-ki-83506</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faiz sonraki üç toplantıda değişir mi ki? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayisi-uretimi-donla-sifira-inse-bile-depodaki-urunle-250-milyon-dolar-geldi-83505</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayısı üretimi ‘don’la ‘sıfır’a inse bile depodaki ürünle 250 milyon dolar geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MALATYA </strong>Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Sami Er, “Depremin yaralarını sardık, artık ayağa kalktık” </strong>diyerek daveti iletti:</p>
<ul>
<li><strong>28. Malatya Kayısı Festivali ve Fuarı</strong><strong>,</strong><strong>17-21 Temmuz 2026’da gerçekleşecek.</strong></li>
</ul>
<p>Meslektaşlarım <strong>Abdurrahman Yıldırım, Servet Yıldırım </strong>ve <strong>Serkan Arman</strong>’la geçen Cuma sabahı Malatya’ya gittik. Orada daha sonra meslektaşlar ekibine <strong>Fuat Kozluklu </strong>da katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5da3bd9d3f8-1784521661.jpg" alt="" width="800" height="534" /><strong>Sami Er, </strong>Tarım ve Orman Bakanı <strong>İbrahim Yumaklı</strong>’nın katılımıyla gerçekleşen <strong>“festival ve fuar açılışı”</strong>nda başta 6 Şubat 2023 depremleri olmak üzere şehrin çok ağır sınavlardan geçtiğini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Asırların deprem felaketinden sonra Malatya’yı geçen yıl Nisan ayı başlarında </strong>“zirai don” <strong>da derinden etkiledi. Bakanımız İbrahim Yumaklı’nın gayretleriyle hükümetimiz çiftçilerimizin üretim masraflarını karşıladı.</strong></p>
<p>Bu yıl kayısı üretiminin ve hasadının bereketli olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl kirazımız da kayısımız da bol ve çok güzel. Bu bereketli günler Malatya’mız için önemli bir müjdedir.</strong></p>
<p>Malatya’nın, düzenlenen festival ve fuarla şu mesajı verdiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Malatya yeniden ayağa kalkmıştır. Malatya yeniden umut olmuştur. Geleceğe artık çok daha güvenle bakmaktadır. Şehrimizin dört bir yanında yeni konutlar yükseldi, iş yerlerimiz açılıyor. Yeniden üretiyor, büyüyor, el birliği ile geleceğimizi inşa ediyoruz.</strong></p>
<p>Kayısının Malatya için anlamını şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>Kayısı, şehrimizin alın teridir, emeğidir, bereketidir ve dünyaya açılan en değerli markasıdır. Kayısımızın hak ettiği değeri görmesi, üreticimizin daha fazla kazanması ve Malatya’mızın dünya pazarlarındaki gücünün artması için tüm kurumlarımızla çalışmaya devam edeceğiz.</strong></p>
<p>Hedeflerini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Hedefimiz sadece fazla üretmek ve işlemek değil, daha yüksek katma değer yaratmak ve Malatya’yı tarımda olduğu kadar ticarette de Türkiye’nin öncü şehirlerinden biri haline getirmektir.</strong></p>
<p>Malatya’da sosyal ve kültürel hayatı daha da güçlendirecek yeni bir dönem başlattıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Çünkü biz istiy</strong><strong>o</strong><strong>ruz ki Malatya sadece yeniden inşa edilen bir şehir değil, yaşayan, üreten, gezen, eğlenen ve kültürüyle öne çıkan geleceğin şehri olsun.</strong></p>
<p>Orduzu Pınarbaşı Fuar Merkezi’nde gerçekleşen, AK Parti Malatya Milletvekilleri <strong>Bülent Tüfenkci, İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak </strong>ve <strong>Abdurrahman Babacan</strong>’ın da katıldığı açılışta konuşan Malatya Valisi <strong>Seddar Yavuz, </strong>kentte 1 milyon dekar alanda kayısı üretimi gerçekleştiğine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Verimin yüksek olduğu yıllarda da hatırı sayılır miktarda yaş kayısı ve kuru kayısı üretiliyor, dünya piyasasına sunuluyor. Geçen yıl zirai don felaket nedeniyle </strong>“sıfır üretim” <strong>olmasına rağmen önceki sezon ürünleriyle 250 milyon dolarlık kayısı ihracatı yapıldı.</strong></p>
<p>Vali <strong>Yavuz</strong>’un bu sözleri üzerine Malatya Ticaret Borsası Başkanı <strong>Ramazan Özcan</strong>’a sordum:</p>
<p>-          <strong>Anlaşılan depolarda ciddi miktarda kuru kayısı vardı. Üretimin </strong>“sıfır” <strong>olduğu 2025 yılında 250 milyon dolarlık kayısı ihracatı başka türlü gerçekleşemezdi değil mi?</strong></p>
<p><strong>Ramazan Özcan, </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Lisanslı depoculuk, ürünlerimizi depolarda koruyabilmek açısından önemli bir imkan oldu. Malatya’da biri TOBB’un desteği</strong><strong> ile</strong><strong> diğeri Büyükşehir Belediyesi’nin de içinde olduğu bir yapı olmak üzere </strong><strong>kurulan </strong><strong>iki lisanslı depo var.</strong></p>
<p>2024 yılından kalan kuru kayısı miktarına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>İki lisanslı deponun toplam kapasitesi 11 bin ton. Özel soğuk hava depoları dahil, ilimizde 50 bin ton 2024 ürünü kuru kayısı vardı. Hem iç pazara hem de ihracata yönlendirildi. 250 milyon dolarlık ihracat rakamına depolar sayesinde ulaşılabildi.</strong></p>
<p><strong>Ramazan Özcan, </strong>kayısı ihracatında daha önce ulaşılabilen en yüksek ihracat verisini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Geçmişte 451 milyon dolarlık ihracata ulaştığımız dönemler oldu.</strong></p>
<p>Bu yılki durumu merak ettim, hesapladı:</p>
<p>-          <strong>340 bin ton yaş kayısı elde edilecek. 70 bin ton kurutulmuş kayısımız olacak. Bu yıl yaş kayısı, kuru kayısı ve kayısı çekirdeği ihracatıyla 750 milyon doları yakalamayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Dünyada kurusuyla öne çıkan Malatya kayısısı, kentin ekonomisine en önemli katkıyı yapan ürün olarak yerini koruyor…</p>
<p>Vali <strong>Yavuz, </strong>Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Er </strong>ve Ticaret Borsası Başkanı <strong>Özcan </strong>başta olmak üzere kentin önde gelen isimleri, <strong>“Kayısıyı daha katma değerli ürün şeklinde ihraç edelim” </strong>görüşünde birleşiyor…</p>
<p>Bu konuda yol alınabilirse, kayısı ihracat gelirinin kısa sürede rahatlıkla 1 milyar doları bulabileceği anlaşılıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tarım İl Müdürlüğü Binası projesini durdurdu, Ziraat Parkı yapacak</span></h2>
<p><strong>MALATYA </strong>Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Sami Er, </strong>Tarım ve Orman Bakanı <strong>İbrahim Yumaklı</strong>’yla bir süre önce görüşme fırsatı bulduğunda talebini iletti:</p>
<p>-          <strong>Sayın Bakanım, Kayısı Araştırma Enstitümüz var. 275 dönüm araziye sahip. Orada bir Tarım İl Müdürlüğü binası yapılması planı var sanıyorum. Alan bakanlığa ait. O alanı belediyemize devretmenizi rica ediyoruz.</strong></p>
<p>Bakan <strong>Yumaklı, </strong>biraz da <strong>“konut projesine mi açacaklar” </strong>şüphesiyle sordu:</p>
<p>-          <strong>O alanı neden istiyorsunuz sayın Başkan?</strong></p>
<p><strong>Sami Er, </strong>planını Bakan <strong>Yumaklı</strong>’ya açtı:</p>
<p>-          “Kayısı Araştırma Enstitüsü” <strong>ve belediyemiz bir komisyon kurduk. Çok ciddi çalışmalarımız var. O alanı </strong>“Ziraat Parkı”<strong>na dönüştürmeyi hedefliyoruz. Ayrıca panor</strong><strong>a</strong><strong>mik bir kayısı müzesi de kurabiliriz o alana.</strong></p>
<p>Bakan <strong>Yumaklı, </strong>bu projeye olumlu yaklaştı:</p>
<p>-          <strong>Malatya Büyükşehir Belediyesi ile Bakanlığımız projeyi birlikte yapsın.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enkaz alanı için 10 milyon Euro geldi, yeşil alan yapacak</span></h2>
<p><strong>MALATYA </strong>Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Sami Er, </strong>Malatyalı İş İnsanları Derneği (MİAD) Genel Başkanı <strong>Yunus Akdaş, </strong>Genel Başkan Yardımcısı <strong>Hazreti Akdemir, </strong>MİAD Yönetim Kurulu Üyeleri Prof. <strong>İlhan Erdoğan, Ömer Gümüştekin, </strong>MİAD Malatya Şubesi Başkanı <strong>Rıdvan Budak</strong>’ın da katıldığı sohbette deprem enkazının toplandığı alana dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Enkaz Şehir Mezarlığı’nın yanındaki alanda toplandı. Orada 800 bin metrekare alanda enkaz yığılı vaziyette. AB’den 10 milyon Euro hibe bulduk. O alanı rehabilite edeceğiz.</strong></p>
<p><strong>Sami Er, </strong>söz konusu alanda düşündükleri projeyi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Önce ayrıştırma gerçekleşecek. Sonra temiz toprakla enkaz kalıntısı alanını örteceğiz. Bitki, ağaç yetişmesine uygun hale getireceğiz. Ardından da o alanı </strong>“en büyük orman parkı” <strong>gibi bir proje ile dönüştüreceğiz.</strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5da3d19c8dd-1784521681.jpg" alt="" width="700" height="450" />
<figcaption><strong>Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, “En iyi kayısı yarışması” için sergilenen ürünleri inceliyor</strong></figcaption>
</figure>
<h2><span style="color: #e03e2d;">24 yılda Malatya’ya 75 milyar liralık destek ve yatırım yapıldı</span></h2>
<p><strong>TARIM </strong>ve Orman Bakanı <strong>İbrahim Yumaklı, </strong>bakanlık olarak Malatya’ya ciddi destekler verdiklerini ve yatırım yaptıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Son 24 yılda Malatya’ya 75 milyar liralık destek ve yatırım yapıldı. Su ve sulama alanında 117 tesis hizmete alındı. 403 bin dekarlık arazi sulamaya açıldı. Bu alanın Malatya ekonomisine yıllık katkısı 7 milyar lira civarında.</strong></p>
<p>Malatya’da kayısı başta olmak üzere 53 ürünün coğrafi işaretle tescil ettirildiğini, kentte bilincin yüksek olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Üreticinin tarım sigortası bilincinde de yaygınlaşma olduğunu görüyoruz. Nitekim 2006 yılından bu yana afetlerle alakalı TARSİM’den karşılanan zarar 6 milyar lirayı buldu.</strong></p>
<p>Kentin iki merkez ilçesi Battalgazi ve Yeşilyurt’un içme suyu altyapısını güçlendirme çalışmalarına değindi:</p>
<p>-          <strong>Bu projenin gerçekleştirilmesiyle ilgili çalışmalara başladık. 3.6 milyar liralık bir harcamayla devreye girecek.</strong></p>
<p>Doğanyol’a hizmet verecek gölet inşasına da başlandığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ayrıca Sultansuyu Barajı’nın rehabilitasyonu da tamamlandı. Baraj daha güvenli bir hale geldi.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayisi-uretimi-donla-sifira-inse-bile-depodaki-urunle-250-milyon-dolar-geldi-83505</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/7/1280x720/kayisi-1748852117.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayısı üretimi ‘don’la ‘sıfır’a inse bile depodaki ürünle 250 milyon dolar geldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/arz-bollugu-tavan-serisini-kirdi-83503</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arz bolluğu tavan serisini kırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’da Temmuz 2026 tarihte en fazla şirketin işlem gördüğü ay olarak tarihe geçti. Bu rekor Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) çoklu halka arz onaylarıyla gerçekleşti. Tek bültende 4-5 onay çıkması, aynı hafta bu 4-5 şirketin talep toplamasıyla yatırımcının seçeneği çoğaldı ve önceki dönemlerdeki gibi halka arz sonrası tavan serileri de artık daha az görülür oldu. Temmuzda işlem görmeye başlayan 8 şirkettin 3’si taban açıldı, 2'si 7-10 tavan yaptı, kalan 3’ü 1-3 tavan serisiyle sınırlı kaldı.</p>
<h2>Şimdilik 49.3 milyar lira toplandı </h2>
<p>Halka arzlar yıla başlasa da şubat sonu başlayan savaş ve etkileri halka arzlara ara verilmesine neden oldu. Sermaye Piyasası Kurulu’nda onay bekleyen halka arz sayısı 150’ye yaklaşırken haziran ortasında yeni göreve gelen SPK başkanıyla birlikte halka arz onayları hiç olmadığı kadar hızlandı. SPK tek bültende 4-5 halka arz onayı verdi, böylece sadece temmuzda 8 tane şirket halka arzını tamamlayıp borsada işlem görmeye başladı. Bu hafta da 4 yeni şirket halka arzı için talep toplayacak gelecek hafta borsada işlem görmeye başlamalarıyla birlikte temmuzda 12 yeni şirket borsaya girmiş olacak. SPK’nın yeni döneminde böylesi çok sayıda halka arza onay vermesi piyasa uzmanları tarafından olumlu karşılandı. Bu yıl başından bu yana gerçekleştirilen 24 halka arzda sermaye artışı ve patron satışlarıyla 49.3 milyar lira toplandı piyasadan.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5da24806d5d-1784521288.png" alt="" width="298" height="599" /></p>
<h2>Ayda 5 şirketten haftada 5’e geçildi </h2>
<p>Yılık ilk ayında 5 şirket halka arzını tamamlayıp işlem görmeye başladı bu şirketlerden AARF Bio Yenilenebilir Enerji 7 tavan, Meysu Gıda 4 tavan, Formül Plastik 4 tavan, Z GYO 2 tavan, Üçay Mühendislik 8 tavan gördü. Ocakta halka arz edilen 5 şirketin cuma kapanış itibariyle hepsi halka arz fiyatının üzerinde işlem görüyor. Şubatta yine 5 şirketin borsa macerası başladı. Netcad Yazılık 8, Akhan Un 4, Best Brands Grup Enerji 10, Ata Turizm 5, Empa Elektronik 6 tavan serisi gerçekleştirdi. Bu şirketlerin de cuma kapanış fiyatları halka arz fiyatının üzerinde seyrediyor. Yılın ilk iki ayı 5'er halka arzla kapatıldı martta 4 şirket işleme başladı bu şirketlerden Gentaş Kimya 5, Savur GYO 11, Luxera GYO8, Metropal 4 tavan yapmayı başardı. Bu şirketlerin de cuma kapanış fiyatı halka arz fiyatından yüksek. Nisanda tek şirket işleme başladı 2 tavan yapan Ağaoğlu Avrasya GYO'nun cuma kapanış fiyatı 21 lira olan halka arz fiyatının yüzde 29,29 altında 14.85 lira seviyesinde. Mayısta da Ekinciler Demir Çelik işleme başladı, 4 tavan gören şirket halka arz fiyatının üzerinde işlem görüyor.</p>
<h2>Tavan serisi bitti taban başladı </h2>
<p>Temmuzda 8 şirket işlem görmeye başladı. Bu şirketlerden Beta Enerji 10 tavan, Golda Gıda 7 tavan yapmayı başardı. Orzax 2 tavan, Isvea Seramik 3 tavan gördü. Ekim Turizm, Soho Giyim ile Saat ve Saat'in borsadaki ilk işlem günleri taban ile başladı. Cuma kapanış itibariyle Soha Giyim yüzde 13,87, Ekim Turizm yüzde 21,73, Saat ve Saat ise yüzde 19 halka arz fiyatının altında işlem görüyor.</p>
<p>SPK tek bir bülteninde yılın başında aylık olarak halka arz sayısında onay vermeye başlayınca hem yatırımcı için seçenekler arttı, hem de halka arzdan alamayıp ilk işlem günlerinde şirket hissesi almaya çalışan yatırımcı sayısını da azalttı. Yatırımcı talep edeceği şirketi seçip inceleme şansına sahip olduğu bazı talep toplamalarda ek satıştan vazgeçildi. Bu hafta 4 halka arzla şirketler 13.8 milyar lira finansman toplamayı hedefliyor.</p>
<h2>Yabancı talebi bekleniyor </h2>
<p>Bu hafta da 4 şirket halka arz için talep toplayacak. Metgün Enerji 20- 21-22 Temmuz’da talep toplayacak, şirketin halka arzına İnfo Yatırım aracılık edecek. Halka arz edilecek payların 90 milyon 579 bin TL nominal değerlisi sermaye artırımından, 45 milyon TL nominal değerlisi ortak satışından gelecek.</p>
<p>Halka arz büyüklüğü ise yaklaşık 2 milyar 711 milyon 580 bin TL olacak. Halka arz sonrası halka açıklık oranının ise yüzde 21,35 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor. Halka arz edilecek payların yüzde 60’ının yurt içi bireysel yatırımcılara, yüzde 3’ünün grup çalışanlarına, yüzde 30’unun yurt içi kurumsal yatırımcılara ve yüzde 7’sinin yurt dışı kurumsal yatırımcılara tahsis edilmesi planlanıyor. Metgün Enerji Genel Müdürü Uğur Işık halka arzdan elde edilecek gelirin yüzde 80 ila 90’ını yatırımlarda, %10 ila 20’sini ise işletme sermayesinin güçlendirilmesinde değerlendireceklerini belirtti.</p>
<h2>Yatırım finansmanına kullanılacak </h2>
<p>Masfen Enerji ise 22-23-24 Temmuz’da talep toplayacak. Deniz Yatırım liderliğindeki halka arzda 55 milyon TL nominal değerli paylar sermaye artışı, 30 milyon TL nominal değerli paylar ise ortak satışı olmak üzere toplam 85 milyon TL nominal değerli paylar satışa sunulacak. Halka arz fiyatı 45.68 TL olarak belirlenirken, halka arz büyüklüğü yaklaşık 3 milyar 883 milyon TL olacak.</p>
<p>Halka açıklık oranının yüzde 15,32 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor. Masfen Enerji Kurucu Ortağı Kemal Onur Karakuş, elde edilecek kaynağın ağırlıklı bölümünün güneş ve rüzgâr santralleri ile müstakil elektrik depolama tesisleri başta olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımlarının finansmanında kullanılacağını söyledi.</p>
<h2>Kardemir Çelik ve Albayrak Hazır Beton da geliyor</h2>
<p>Kardemir Çelik 22-23-24 Temmuz’da talep toplayacak. Pay başına 35.0 TL sabit fiyatla gerçekleşecek halka arzın büyüklüğünün 4 milyar 480 milyon TL olması bekleniyor. Halka arz sonrası halka açıklık oranının ise yüzde 15,42 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor. Toplam 110 milyon nominal değerli pay sermaye artırımından 18 milyon TL nominal değerli pay ortak satışından olmak üzere 128 milyon TL nominal değerli payların pay başına 35,0 TL sabit fiyatla satışa sunulduğu halka arzın büyüklüğünün yaklaşık 4 milyar 480 milyon TL olması hedefleniyor. Halka arz sonrası halka açıklık oranının ise yüzde 15,42 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor. Kardemir Çelik Yönetim Kurulu Üyesi Özlem Bakırel, “Halka arzdan elde edeceğimiz kaynakla üretimimizi destekleyerek işletme sermayemizi güçlendirirken, modernizasyon, kapasite artışı ve yenilenebilir enerji yatırımlarımızı da hızlandıracağız” dedi. Albayrak Hazır Beton da 22-23 Temmuz’da iki gün talep toplayacak. Tacirler Yatırım’ın aracılık ettiği halka arzda 49 milyon TL’lik kısmı sermaye artırımı, 21 milyon TL’lik kısmı ortak satışı olmak üzere toplam 70 milyon TL nominal değerli paylar Borsa İstanbul’da satışa sunulacak. Halka arz sonrası şirket sermayesi, 201 milyon TL’den 250 milyon TL’ye çıkarılmış olacak. Halka arzda pay başına satış fiyatı 38,60 TL olarak belirlendi. Halka açıklık oranının yüzde 28 olarak gerçekleşmesi öngörülürken, halka arz büyüklüğünün ise yaklaşık 2 milyar 702 milyon TL olması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/arz-bollugu-tavan-serisini-kirdi-83503</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/borsa-istanbul-bist-halka-arz-1765361012.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yılın başında aylık 5 halka arz gerçekleştirilirken haziran ortasından bu yana SPK tek bültende 4-5 halka arz onayı vermeye başladı. Temmuzda 8 şirket halka arzını tamamlayıp borsa yolculuğuna başlarken bu şirketlerden 3’ü ilk işlemlerde taban oldu, 7 ve üstü tavan serisine 2 şirket imza atabildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/link-bilgisayar-ykb-geyik-firmalara-metal-yakali-calisan-veriyoruz-83529</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Link Bilgisayar YKB Geyik: Firmalara metal yakalı çalışan veriyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Bilişim ve teknolojide 40 yıllık köklü geçmişe sahip olan Link Bilgisayar'ın, teknoloji yatırımlarıyla Türkiye’nin dijital yolculuğuna katkı sağlayan firmalar arasında başı çektiği belirtildi. 2024 yılında firma birleşmeleri yapan ve yatırım alan şirketin, akıllı ıot sistemleri, iş zekası, sentetik veri analitiği, yeşil dönüşüm-sürdürülebilirlik, savunma sanayii ve akıllı tesis güvenliği gibi alanlarda yetkinliklerini genişleterek teknoloji ekosistemini büyüttüğü bildirildi. Yapılan açıklamaya göre, Ar-Ge tarafını birleşme sonrası Ankara Gazi Teknopark’taki tesisiyle güçlendiren Link Bilgisayar, yeni nesil bulut teknolojileri vizyonu doğrultusunda geliştirdiği yapay zeka destekli dijital iş asistanı LİO ile firmalara “metal yaka” desteği sunuyor.</p>
<p>Devreye aldıkları yapay zeka asistanlarıyla “metal yakalı” çalışan çözümleri oluşturup bunları firmalara kullandırma hedeflerinin olduğunu kaydeden Link Bilgisayar Yönetim Kurulu Başkanı Şaban Geyik, “Yapay zeka agent’larına yönelik yatırımlar yaptık. Standart bir ERP veya iş çözümünün yanı sıra firmalara “metal yakalı” bir çalışan veriyoruz. Ürünler bir ürün kıvamından çıkarak bir çalışan kıvamına büründü. Şu anda yapay zeka sadece et ve kemiğe bürünmedi. Geliştirdiğimiz çözümler tekrarlayan işlerde yeri geldiğinde 10 kişinin işini de yapabiliyor. Yapay zeka agent’larının açtığı dünya farklı bir perspektif oluşturacak” dedi. Geyik, tekrarlayan ve standart işlerde yapay zekanın öne çıkacağını kaydederek, “Analiz ve tasarımın ön planda olduğu işlerde ise yapay zeka çalışana yardımcı bir pozisyonda yer alacak. Burada mesleklerin de ciddi bir dönüşüm sürecinden geçmesi söz konusu” dedi.</p>
<h2>“Yükselen bir ivmeyle devam ediyoruz” </h2>
<p>İş hacmine yönelik değerlendirmesinde, 2024’ten itibaren büyüyen bir ivmeyle yola devam ettiklerinin altını çizen Geyik, “Büyümemizde ağırlık güvenlik ve savunma tarafındaki projeler öne çıkıyor” dedi. Link Bilgisayar’ın borsadaki performansına da değinen Geyik, “Sürdürülebilir ve güçlü bir büyümeyle ilerleyen bir şirket ortaya koymak temel amacımız. Geçtiğimiz bilanço döneminde güzel karlılıklar açıkladık. İkinci çeyrek bilanço döneminin de benzer şekilde ilerleyeceğini öngörüyoruz. Hedefimiz şirketimizin büyüme kaslarını güçlendirmek” diye konuştu. Bu yıl özelinde aktif olarak devam eden 4 projelerinin bulunduğunu 2 projenin de yolda olduğunu belirten Geyik, “Sahada sorumluluğumuz kapsamında olan 10 projemiz var” diye konuştu.</p>
<h2>Son çeyreğe doğru hedefte ihracat var</h2>
<p>Link Bilgisayar’ın ihracat hedeflerine de değinen Geyik, “Son çeyreğe doğru ihracatta platform kullandırarak bir gelir modeli oluşturmayı hedefliyoruz. İlk etapta yakın coğrafyalar ve AB odaklı ülkeler nezdinde planlamalarımız var. İş ortaklıklarıyla hangi ürünle, hangi pazarda yer alabiliriz? Konusunda mutfakta çalışıyoruz” şeklinde konuştu. Bilişim Sanayicileri Derneği’yle birlikte ihracat konusunda kolektif çalışmalar içerisinde de yer almayı planladıklarını kaydeden Geyik, “Özellikle platform hizmetlerinin ihracatında oluşturulacak bu sinerji bizlerin işlerini daha fazla kolaylaştıracaktır” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Ar-Ge tarafındaki yatırımlarla önemli ilerlemeler kaydettiklerinin altını çizen Geyik, güvenlik-savunma kanadında da Link Bilgisayar’ın güçlü bir yapıya sahip olduğuna dikkat çekti. Yapılan yatırımların link bilgisayarın büyümesinde önemli olduğunu kaydeden Geyik, “Bizim odak noktamızda yeni yatırımlar ve bu yatırımların sürdürülebilirliği var. Link Bilgisayar’ı önümüzdeki dönemde yarım asır daha büyütecek projelere odaklanıyoruz” diye konuştu. Ar-Ge tarafındaki çalışmaların Link Bilgisayar’ın entegrasyon kabiliyetini artırdığına vurgu yapan Geyik, “Link’in tüm ürünlerinin buluta taşınmasındaki en önemli konu aslında bu. Yapılan ürünler, üçüncü part yazılımlarla entegre çalışmazsa ülkemiz aslında bir teknoloji çöplüğüne dönüşüyor. Burada kokpit yönetir gibi çözümler ortaya koyuyoruz. Verimlilik ve kazanç açısından birçok firmanın bu çözümlere ihtiyacı var” açıklamalarında bulundu.</p>
<h2>“Yeşil yap” mottosuyla ERP çözümleri </h2>
<p>Yazılım ve entegrasyon süreçlerinde firmaların sürdürülebilirlik alanındaki hedeflerine yönelik de önemli çözümler geliştirdiklerine vurgu yapan Geyik, “Yaptığınız yatırımların hepsini bu dönüşümün gerekliliklerine uygun olarak yapmanız gerekiyor. Firmalarımızın çevresel, sosyal ve yönetişimsel skorlarını görebileceklerini bir altyapı sunuyoruz. Firmalar bu uygulamayla sürdürülebilirlik alanındaki karnesini de görebilecek ve böylece yeşil finans konusundaki desteklerden de daha rahat bir şekilde faydalanabilecekler” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’nin yapmış olduğu ihracatın yaklaşık yüzde 70’lik kısmının Avrupa ülkelerine yapıldığını kaydeden Geyik, “Karbon ayakizi konusunda AB’nin isteklerini yerine getiremezseniz, bu durum ilerleyen dönemde sizin rekabet gücünüzü de olumsuz yönde etkiler” şeklinde konuştu.</p>
<h2>Link Akademi ile istihdam ekosistemini genişletiyor </h2>
<p>Geyik, kendi alanında güçlü teknoloji partnerleriyle akademik projeler yürüttüklerini kaydetti. E-dönüşüm tarafında da farklı işbirlikleriyle teknoloji ekosistemini güçlendirdiklerini dile getiren Geyik, yapılan bu yatırımlarla istihdamı da yüzde 100 artırdıklarını kaydetti. İstihdam konusunda ise genç mühendislerin önünü açacak çalışmalara imza attıklarını kaydeden Şaban Geyik, “Link Akademi ile çalışanlarımızın ve iş ortaklarımızın profesyonel gelişimini desteklemek amacıyla çeşitli eğitim ve gelişim programlarını devreye alıyoruz. Teknoloji, yönetim ve sektörlere özel eğitimlerle her seviyedeki katılımcıya hitap eden içerikler oluşturuyoruz. Ayrıca staj programından gelen bazı personellerimizi de akademimizdeki eğitimden sonra istihdam ediyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/link-bilgisayar-ykb-geyik-firmalara-metal-yakali-calisan-veriyoruz-83529</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/9/1280x720/saban-geyik-1784527990.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Link Bilgisayar Yönetim Kurulu Başkanı Şaban Geyik, büyüme alanları içerisinde savunma ve güvenliğin yer aldığını söyledi. Standart ve tekrar eden işler arasında yapay zekanın ağırlığının her geçen gün daha fazla arttığını ifade eden Geyik, bu noktada, “Geliştirdiğimiz çözümlerle firmalara metal yakalı çalışan veriyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kanadali-ortakla-globalde-satin-alma-yapacak-83525</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kanadalı ortakla globalde satın alma yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'ye gelen yabancı yatırımları konuşurken çoğu zaman fabrika, enerji ya da finans sektörüne odaklanıyoruz. Oysa bugün dünyanın en stratejik yatırımları yazılım ve yapay zekâ şirketlerine yapılıyor. Bu nedenle, telekom operatörleri ve büyük işletmelere yapay zekâ destekli dijital dönüşüm çözümleri geliştiren Türk teknoloji şirketi Etiya'ya son beş yılda yapılan yatırımı sıradan bir sermaye girişi olarak görmek eksik olur.</p>
<p>Kanada'nın önde gelen telekomünikasyon ve medya gruplarından Quebecor ile Etiya arasındaki ortaklığın temelleri 2021'de atıldı. Mayıs 2026'daki ikinci faz yatırımla ilişki daha da güçlendi. Quebecor, bugün şirketin stratejik ortağı konumunda. Ancak şirket bu süreci bir hisse devrinden çok uzun vadeli stratejik ortaklık olarak tanımlıyor. Yönetimin değişmemesi ve kurucu ekiple yola devam edilmesi de bunun en somut göstergesi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5db5263a4a6-1784526118.png" alt="" width="373" height="286" />
<figcaption><strong>Doğan'a göre Türk şirketleri artık yalnızca yazılım geliştirmekle kalmıyor, öğrendikleri ihracatla dünya pazarlarına da açılıyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Etiya CEO'su Aslan Doğan ile sohbetimizde en dikkat çekici değerlendirme şuydu: Zorlu bir coğrafyadaki Türkiye'ye yapılan yatırım yalnızca finansal değil, aynı zamanda güçlü bir güven mesajı taşıyor. Çünkü teknoloji yatırımları bugünü değil, geleceği satın alıyor.</p>
<p>Doğan'a göre Türk şirketleri artık yalnızca yazılım geliştirmekle kalmıyor, artık öğrendikleri ihracatla dünya pazarlarına da açılıyorlar. Sektör 2026'da 6 milyar dolarlık ihracat hedefiyle ilerlerken, Etiya da ikinci faz yatırımın desteğiyle küresel büyümesini hızlandırmayı planlıyor. Etiya’nın Quebecor bünyesindeki üç telekom şirketine Türkiye'den bilgi teknolojileri hizmeti vermesi de bu ortaklığın somut sonucu.</p>
<p>Yapay zekâ yatırımlarının dünyada hızla arttığını belirten Doğan, Türkiye'de ise birçok kurumun hâlâ ihtiyaç doğmasını beklediğini (!) söylüyor. Oysa teknoloji yarışında geç kalmanın faturası her geçen gün kabarıyor.</p>
<p>Etiya'nın sıradaki hedefi yurt dışında şirket satın alarak büyümek. Quebecor'un Türkiye'de yazılım ve telekom teknolojilerine yeni yatırımlar değerlendirmesi de bu vizyonu destekliyor. Belki de artık asıl soru, Türkiye yabancı yatırım çekebiliyor mu değil; dünyanın teknoloji yatırımcıları neden Türkiye'den çıkan yazılım şirketlerine uzun vadeli ortak olmayı tercih ediyor?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kanadali-ortakla-globalde-satin-alma-yapacak-83525</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kanadalı ortakla globalde satın alma yapacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-karlilik-alarm-veriyor-83502</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 06:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayide kârlılık alarm veriyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) açıkladığı İSO Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu çalışması, sanayideki karsızlık sorununu net bir şekilde ortaya koyarken, imalattaki kan kaybını da gözler önüne serdi. Devlerin satış karlılığı 10 yılda yüzde 6,8’den yüzde 3,4’e düşerek yarı yarıya eridi. Varlıkların kara dönüşme gücünü ölçen aktif karlılığı da bu daralmadan payını aldı; İSO 500'de aktif karlılığı 10 yılda yüzde 53,2 gerileyerek yüzde 6,2'den yüzde 2,9'a düştü. Yeni yatırım iştahını belirleyen özkaynak karlılığı tarafında da durum farklı değil… İSO 500 genelinde söz konusu rasyo 10 yılda yüzde 63'lük kayıpla yüzde 16,2'den yüzde 6'ya inerken, yüksek finansman maliyetleri altında ezilen sanayicinin artık ürettiği değerle özsermayesini koruyamadığını net bir biçimde gösterdi.</p>
<h2>Satış kârlılığı yarıya indi </h2>
<p>Sanayicinin ürettiği ürünü karla satabilme kapasitesini gösteren satış karlılığı, 10 yıllık süreçte adeta eridi. 2016-2020 yıllarını kapsayan ilk dönemde görece dengeli bir seyir izleyen rasyo, pandemi sonrası küresel tedarik zincirlerinin Türkiye'ye yönelmesi ve kur artışının getirdiği geçici rüzgarla 2021 yılında yüzde 9,5, 2022'de ise yüzde 9,3 ile tarihsel zirvesini gördü. Ancak maliyetlerin kuru yakalaması ve değerli TL’nin etkisiyle başlayan daralma süreci, karlılığı 2024 yılında yüzde 2,6 ile son 10 yılın en dip seviyesine kadar indirdi. 2025 yılı itibarıyla yüzde 3,4 seviyesine sıkışan satış karlılığı, sanayicinin 10 yıl önce 100 TL'lik bir satıştan 6,8 TL kar elde edebilirken, bugün ancak 3,4 TL kar yazabildiğini, yani karlılık gücünün yarısını kaybettiğini gösteriyor.</p>
<p>Aktif kârlılıkta 2022 sonrası sert fren Sanayicinin elindeki makine parkını, tesisleri, hammadde stoklarını ve toplam varlıklarını ne kadar etkin yönettiğinin en temel ölçüsü olan aktif karlılığının 10 yıllık seyri de üretim gücünün operasyonel olarak nasıl aşındığını ortaya koyuyor. 2016 yılında yüzde 6,2 olan İSO 500 aktif karlılığı, 2022 yılında yüzde 12,4 ile son 10 yılın rekorunu kırsa da bu zirve çok kısa sürdü. Sıkılaşma politikaları ve talep daralmasının sanayi çarklarını yavaşlatmasıyla aktif karlılığı 2024'te yüzde 2,2'ye çakılarak dip yaptı. 2025'te ise ancak yüzde 2,9 seviyesine yerleşebildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5d9e889067d-1784520328.png" alt="" width="986" height="653" /></p>
<h2>Özkaynak kârlılığında irtifa kaybı</h2>
<p>Kârlılık rasyolarında en kritik alarm ise firmaların kendi özkaynaklarını ne ölçüde kara dönüştürebildiğini ölçen ve yeni yatırım iştahını belirleyen özkaynak karlılığı cephesinde çaldı. 2016 yılında yüzde 16,2 olan İSO 500 toplam özkaynak karlılığı, 2021 ve 2022 yıllarında yaşanan olağan dışı fiktif karlar ve kur rüzgârıyla yüzde 35'lerin üzerine çıksa da, finansmana erişimin maliyetinin arttığı son dönemde adeta çakılarak 2025 yılı sonunda yüzde 6'ya kadar indi. 10 yıl önce yatırdığı her 100 TL'lik özsermayeye karşılık 16,2 TL kar elde eden sanayicinin bu getirisinin bugün yüzde 6,0'ya inmesi, yüksek faiz ve enflasyon ortamında sanayicinin artık yeni yatırım yapmak bir yana, elindeki mevcut sermayeyi bile koruyamadığını acı bir matematiksel gerçeklikle tescilledi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5d9eb8766e1-1784520376.png" alt="" width="255" height="277" /> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5d9ecdd320f-1784520397.png" alt="" width="255" height="145" />İkinci yarıda performans düştü </h2>
<p>İSO 500'ün son 10 yılına 5'er yıllık iki dönem halinde bakıldığında, kağıt üzerindeki yüksek karların enflasyon muhasebesi filtresi ile aslında ne şekilde eridiği görülüyor. 2026-2020 döneminde satış karlılığı yüzde 6,56'dan 2021-2025 döneminde yüzde 6,68'e çıkarken, aktif karlılığı ise yüzde 6,80'den yüzde 7,00'ye gelerek neredeyse yerinde saydı. Ancak asıl dikkat çeken değişim özkaynak karlılığında yaşandı. 2016-2020 döneminde yüzde 19,92 olan ortalama özkaynak karlılığı, enflasyon düzeltmeli ikinci 5 yılda yüzde 18,72’ye geriledi. Bu net düşüş sanayicinin yapısal olarak sermaye tükettiğini açıkça ortaya koydu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sermaye kârlılığında büyük aşınma</span></h2>
<p>Sektörlerin ezici çoğunluğunda sermaye adeta eridi, 17 sektörde 10 yıl öncesine göre özkaynak karlılığı düştü. Bu süreçte özkaynak karlılığı en çok düşen alan diğer ulaşım araçlarının imalatı oldu; sektörün 2016'da yüzde 23,2 olan sermaye karlılığı 40,8 puan eriyerek yüzde -17,6'ya indi. Kok kömürü ve rafine edilmiş petrol ürünleri 31 puanlık düşüşle yüzde 34,9'dan yüzde 3,9'a gerilerken; kimya sanayii de 29,9 puanlık kayıpla yüzde 24,1'den yüzde -5,8'e gerileyerek sermaye tüketti. Sanayinin hem ihracat hem de istihdamda en büyük kalelerinden olan kauçuk-plastikte özkaynak karlılığı 26,7 puan düşüşle yüzde -7,6'ya; tekstilde de 21,9 puan düşüşle yüzde -11,0'e indi, bu sektörlerde faaliyet gösteren sanayici 10 yılın sonunda kendi koyduğu sermayeyi koruyamaz hale geldi. Bu ağır tabloda özkaynak karlılığını anlamlı ölçüde artıran sektörler; 12,9 puanlık artışla yüzde 22,5'e ulaşan mobilya imalatı ile yüzde -15,6 ile düşük baz etkisinden yüzde 2,8’e yükselen mücevherat/bijuteri oldu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Lokomotif sektörlerde alarm</span></h2>
<p>İSO 500’ün karlılık performansına sektörel bazda bakıldığında ise, Türkiye’nin önemli ihracatçı sektörlerinde 10 yılda yaşanan kar erozyonu daha net biçimde ortaya konuyor. Buna göre, 2016’dan 2025’e 11 sektör satış karlılığını artırmayı başarırken, 14 sektörde karlılıklar geriledi. 2016’da satış karlılığı negatif bölgede olan 4 sektör varken, 2025’te bu sayı 7 sektöre ulaştı. 10 yılda karını en çok artıran sektör içeceklerin imalatı olurken, bu sektörün 2016’da yüzde -1,5 olan satış karlılığı 2025’te yüzde 15,4 oldu. İçeceklerin imalatı sektöründe satış karlılığında artış 10 yılda 16,9 puan olurken, tütün ürünleri imalatında 3,9 puan artışla yüzde 25, mobilya imalatında artış da 2,9 puan artışla yüzde 9 oldu. 10 yılda söz konusu karlılık rasyosunu artıran diğer 8 sektörde ise artış 2 puanı geçmedi.</p>
<p>2016’dan 2025’e satış karlılığı en çok gerileyen sektör 28,9 puan ile madencilik ve taşocakçılığı oldu. Bu sektörün satış karlılığı 2016 yılında yüzde 56,1 iken 2025’te yüzde 27,2’ye indi. Satış karlığı en fazla geriye giden ikinci sektör 25 puan ile diğer ulaşım araçlarının imalatı olurken, bu sektörün satış karlılığı 10 yılda yüzde 16’dan yüzde -9’a düştü. Satış karlılığı 10 yılda 16,4 puan gerilerek yüzde -3,1’e inen kimyasalların ve kimyasal ürünlerin imalatı sektörü en fazla kayıp yaşayan üçüncü sektör olurken; Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden tekstil ürünlerinin imalatı da kayıplar sıralamasında 4’üncülük koltuğuna oturdu. Tekstilde 2016’da yüzde 5,6 olan satış karlılığı yüzde -10,6 olarak hesaplandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">16 sektörde varlıklar verimliliğini kaybetti</span></h2>
<p>Sanayicinin elindeki kaynakları ve makine parkını ne kadar verimli yönettiğini gösteren aktif karlılığında, 10 yıllık süreçte stratejik sektörlerin bazılarında çok sert düşüşler yaşandı. 2016’dan 2025’e 25 sektörün 16’sında aktif karlılığı gerilerken, en keskin düşüşlerden biri kimyasalların ve kimyasal ürünlerin imalatı sektöründe görüldü. Sektörün 2016'da yüzde 10,1 olan aktif karlılığı 10 yılda 12,4 yüzde puan gerileyerek yüzde -2,3'e indi. Benzer şekilde, kauçuk ve plastik ürünlerin imalatı da 9 puanlık kayıpla yüzde 6,2'den yüzde -2,8'e düştü. Diğer ulaşım araçlarının imalatı sektörü 10,6 puanlık kayıpla yüzde 6,5'ten yüzde -4,1'e gerilerken; tekstil ürünleri imalatı 8 puanlık düşüşle yüzde 3,6'dan yüzde -4,4'e indi. Ana metal sanayii ise 6,5 puanlık gerilemeyle yüzde 6,7'den yüzde 0,2'ye inerek neredeyse sıfır verimlilik sınırına yaklaştı. 10 yılda varlık karlılığını artırmayı başaran nadir sektörlerden tütün ürünleri imalatı 7,2 puanlık artışla yüzde 20,8'e, mobilya imalatı ise 6,4 puanlık artışla yüzde 12,6'ya ulaştı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-karlilik-alarm-veriyor-83502</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/9/1280x720/isci-calisan-fabrika-1782452964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Düşük finansman kalitesi, kur-maliyet makası ve zayıf işletme sermayesi sanayi devlerinin karlılık rasyolarını 10 yılda adeta eritti. Pandemi sonrası geçici rüzgarlarla tarihi zirveleri gören karlılık oranlarında, 2024 itibarıyla başlayan sert düşüş dizginlenemedi; satış karlılığı yüzde 3,4&#039;e, aktif karlılığı yüzde 2,9&#039;a ve özkaynak karlılığı yüzde 6’ya kadar geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hos-geldin-arfem-83563</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hoş geldin Arfem…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Diyarbakır’dan Dünyaya Üretiyoruz” dediler. Kimi zaman bu sözün yalnızca bir slogan olduğunu düşünenler oldu. Ancak bugün gelinen noktada, bu iddianın sadece bir söylem değil, güçlü bir üretim hikâyesi olduğu bir kez daha kanıtlandı.</p>
<p>Diyarbakır için gurur verici bir gelişme yaşandı. Kentimizden ikinci bir firma, İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesine girmeyi başardı. Yıllardır Diyarbakır’ın sanayideki yükselişini yakından takip eden biri olarak bu başarı beni ayrıca mutlu etti.</p>
<p>Uzun yıllardır kentimizin göğsünü kabartan MES Yağ’ın başarılarını gazetemizin sayfalarına taşımaya devam ettim. MES Yağ yine 2. 500’de 324. sırada. Bu yıl ise aynı gururu Arfem Alüminyum yaşattı. Arfem ilk defa 2. 500’de 480. sırada yer aldı. İnanıyorum ki çok uzak olmayan bir gelecekte hem MES Yağ’ı hem de Arfem Alüminyum’u İSO İlk 500 listesinde de göreceğiz.</p>
<p>Arfem, Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nde üretim yapan, her geçen yıl kapasitesini artıran örnek bir sanayi kuruluşu. OSB’nin ikinci etabındaki 41 bin metrekarelik tesisinin ardından dördüncü etapta 164 bin metrekarelik alanda yeni yatırımını hayata geçirdi. 2024 yılının Şubat ayında geri dönüşümlü alüminyum billet üretimine başlayan şirket, bugün sadece mevcut üretimiyle değil, geleceğe yaptığı yatırımlarla da dikkat çekiyor.</p>
<p>2011 yılından bu yana inşaat, enerji, mimari sistemler ve sanayi uygulamalarına yönelik alüminyum profil üreten Arfem, Türkiye’nin dört bir yanına uzanan bayi ağıyla faaliyet gösterirken, üretiminin yaklaşık yüzde 60’ını Avrupa, Afrika, Türk Cumhuriyetleri ve Orta Doğu ülkelerine ihraç ediyor.</p>
<p>4. etapta kurulan 6 bin ton kapasiteli geri dönüşümlü alüminyum billet üretim hattı aktif olarak çalışırken, 2025 yılı itibarıyla 33 bin metrekarelik alanda betonarme prefabrik yapı üretimine de başlanmış durumda. Bu yatırımlar, firmanın yalnızca bugünü değil, geleceği de planladığını gösteriyor.</p>
<p>2009 yılında 7 bin metrekare kapalı alanda ve 50 çalışanla başlayan üretim yolculuğu bugün 101 bin metrekare kapalı alana ve yaklaşık 700 kişilik istihdama ulaştı. Yaklaşık 100 milyon dolarlık yatırım hacmiyle büyüyen şirket, yıllık 30 milyon dolarlık ihracatıyla Diyarbakır’ın toplam ihracatının yaklaşık yüzde 12’sini tek başına gerçekleştiriyor. Bu rakamlar, Arfem’in kent ekonomisi açısından ne kadar önemli bir konuma ulaştığını açıkça ortaya koyuyor.</p>
<p>Ancak başarının sadece rakamlardan ibaret olmadığını da görmek gerekiyor. Bir şirketi büyüten sadece fabrikalar, makineler ya da üretim bantları değildir. Asıl başarı; ortak hedefe inanan, aynı heyecanı paylaşan insanların eseridir.</p>
<p>Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Baran, Başkan Vekili Ali Baran ve Genel Müdür Ümit Bali’nin liderliğinde oluşan güçlü ekip ruhu, beyaz yakasından mavi yakasına kadar tüm çalışanların firmaya duyduğu aidiyet duygusuyla birleşince ortaya örnek gösterilecek bir başarı hikâyesi çıkmış durumda.</p>
<p>Bu vesileyle kentimizin adını sanayide başarıyla temsil eden MES Yağ’ın yöneticileri Mehmet Bal ve Fikret Odabaşı’nı, Odabaşı ve Bal ailelerini aynı zamanda Arfem Alüminyum’un başarılı yöneticileri Nihat Baran ve Ali Baran’ı gönülden kutluyorum. Diyarbakır ürettikçe büyüyor. Ürettikçe kazanıyor. Kazandıkça da Türkiye’nin sanayi haritasındaki yerini daha da sağlamlaştırıyor. Hoş geldin Arfem… Nice başarı hikâyelerine…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hos-geldin-arfem-83563</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Diyarbakır’dan Dünyaya Üretiyoruz” dediler. Kimi zaman bu sözün yalnızca bir slogan olduğunu düşünenler oldu. Ancak bugün gelinen noktada, bu iddianın sadece bir söylem değil, güçlü bir üretim hikâyesi olduğu bir kez daha kanıtlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alpedodan-120-cesitlik-lezzet-atagi-83551</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alpedo YKB Pekel: Tüketici beklentilerine uygun yeni ürünler geliştirmeye devam ediyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş merkezli dondurma markası Alpedo'nun geleneksel Maraş dondurmasını yenilikçi üretim anlayışıyla buluşturarak ürün çeşitliliğini her geçen gün artırdığı bildirildi. Yapılan açıklamaya göre, günlük 80 ton üretim kapasitesine sahip firma, doğal içerikler ve gerçek meyveler kullanarak hem iç pazarda hem de ihracat pazarlarında büyümesini sürdürüyor.</p>
<p>Alpedo Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Pekel, tüketici beklentilerine uygun yeni ürünler geliştirmeye devam ettiklerini belirterek, geleneksel Maraş dondurmasının eşsiz lezzetini korurken inovasyona da önem verdiklerini söyledi.</p>
<p>Pekel, "Geleneksel dondurmalarımızın yanı sıra gerçek meyvelerle ürettiğimiz ürünlerin çeşitliliğini artırıyoruz. Coğrafi işaretli meyveleri de kullanarak yeni tatlar elde etmek ve tüketicinin damak tadına hitap eden farklı ürünler geliştirmek istiyoruz. Doğallığı ve kaliteyi üretimimizin merkezine koyuyoruz." dedi.</p>
<p>Alpedo'nun yalnızca klasik Maraş dondurması üretmediğini ifade eden Pekel, sütlü meyveli ürün grubuna da önemli yatırımlar yaptıklarını belirterek, "Klasik dondurma çeşitlerinin yanı sıra sadece sorbe üretmiyoruz. Gerçek meyvelerle hazırlanan sütlü meyveli dondurmalarımız da tüketicilerden yoğun ilgi görüyor. Bu alandaki ürün çeşitliliğimizi sürekli geliştiriyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Alpedo markasının yanı sıra Stone ve Dondurmam Gaymak markalarıyla da üretim gerçekleştiren şirketin, üç marka altında toplam 120 farklı dondurma çeşidini tüketicilerle buluşturduğu, Alpedo markasında ise 22 farklı içerikli ürün yer aldığı belirtildi.</p>
<p>Kahramanmaraş'ın gastronomi değerlerinden biri olan Maraş dondurmasının dünya çapında daha geniş kitlelere ulaşması için çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Pekel, Ar-Ge yatırımlarına da ağırlık verdiklerini ifade etti.</p>
<p>Pekel, "Hedefimiz sadece üretim miktarını artırmak değil; tüketicilerin beklentilerine uygun, doğal, kaliteli ve yenilikçi ürünler geliştirmek. Gerçek meyveler, coğrafi işaretli ürünler ve geleneksel Maraş dondurmasının eşsiz reçetesini bir araya getirerek hem Türkiye'de hem de uluslararası pazarlarda markamızı daha güçlü bir konuma taşımayı amaçlıyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Kalite, doğal içerik ve ürün çeşitliliğini temel üretim politikası haline getiren Alpedo, geliştirdiği yeni ürünlerle hem sektörün yenilikçi markaları arasında yer almayı hem de Kahramanmaraş'ın dondurma geleneğini geleceğe taşımayı hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alpedodan-120-cesitlik-lezzet-atagi-83551</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/1/1280x720/marasin-lezzeti-120-farkli-tatla-bulustu-1784536029.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş merkezli dondurma üreticisi Alpedo&#039;nun Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Pekel, tüketici beklentilerine uygun yeni ürünler geliştirmeye devam ettiklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ges-yatirimiyla-belediyeye-milyonlarca-liralik-tasarruf-83548</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi&#039;nden GES yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından yenilenebilir enerji alanında hayata geçirilen en önemli yatırımlardan biri olan Kahramanmaraş Güneş Enerji Santrali (GES) düzenlenen törenle hizmete açıldı.</p>
<p>Pazarcık Karabıyıklı Mahallesi’nde kurulan ve yaklaşık 200 milyon TL’lik yatırımla hayata geçirilen tesis, belediyenin enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 60’ını karşılayacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, yerel yönetimler tarafından Kahramanmaraş’ta gerçekleştirilen en büyük güneş enerjisi yatırımı olma özelliğini taşıyan tesis hem çevre dostu enerji üretimi hem de belediyenin enerji maliyetlerini azaltması açısından stratejik önem taşıyor. Kuveyt Arap Ekonomik Kalkınma Fonu’nun finansmanıyla 100 bin metrekarelik alanda inşa edilen santralin, 6 megavat kurulu gücüyle şehrin enerji altyapısına önemli katkı sağlayacağı belirtildi.</p>
<p>GES'in açılış programı yoğun katılımla gerçekleştirildi. Programa; 66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Kuveyt’in Ankara Büyükelçisi Mohammad Alshabo, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekilleri Ömer Oruç Bilal Debgici, Tuba Köksal ve İrfan Karatutlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, AK Parti İl Başkanı Muhammed Burak Gül, Kuveyt Arap Ekonomik Kalkınma Fonu heyeti, ilçe belediye başkanları, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri ile çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p>Programın açılış konuşmasını Kuveyt Arap Ekonomik Kalkınma Fonu adına Ahmad B. Al-Sabah yaptı. Sabah konuşmasında, “Bugün bu tesisin açılışı, teknik bir başarı veya altyapı projesinden çok daha fazlasını ifade etmektedir. Bu tesis; insani hedefleri, çevre yönetimini ve etkili kurumsal iş birliğini bir araya getiren sürdürülebilir kalkınmanın somut bir modeli olarak öne çıkmaktadır. Bu çabalar, Kuveyt Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki köklü ve seçkin ilişkileri; her iki ülkenin de karşılıklı çıkarlarına hizmet edecek ve iki dost ülkenin halkları için sürdürülebilir büyüme ve refahı teşvik edecek şekilde kalkınma iş birliğini güçlendirme konusundaki ortak kararlılığını yansıtmaktadır. Bu vesileyle, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesine ve bu projenin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesinde katkıda bulunan tüm kurum ve ortaklara en içten teşekkürlerimi iletmek isterim. Bu projenin Kahramanmaraş’ın kalkınmasına önemli bir katkı sağlamasını, hizmet verdiği topluluklara kalıcı faydalar sunmasını ve sürdürülebilir kalkınma amaçlarının ilerletilmesiyle uluslararası dayanışma ve ortak değerlerinin teşvik edilmesi konusundaki Kuveyt Fonu ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki verimli iş birliğini daha da güçlendirmesini umuyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Şehrimiz Adına Önemli Bir Yatırımı Hizmete Alıyoruz”</strong></p>
<p>Programda konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, “Bugün şehrimiz adına önemli bir yatırımın daha tamamlanmasının mutluluğunu yaşıyor, Kahramanmaraş Güneş Enerji Santralimizi hizmete alıyoruz. Bulunduğumuz Pazarcık Karabıyıklı’da 100 bin metrekarelik alanda 6 megavat kurulu güce sahip bu tesis, yerel yönetimler tarafından şehrimizde hayata geçirilen en büyük güneş enerjisi santrali olma özelliğini taşımaktadır. Bu yatırım, belediyemizin enerji ihtiyacının %60’ını karşılamasının yanında, kaynaklarını doğru kullanan, geleceği bugünden planlayan bir belediyecilik anlayışının da eseri olmaktadır. İnşallah amacımız, Büyükşehir Belediyemizin tüm enerji sarfiyatını enerji santralleri yoluyla sağlamaktır. İnşallah bundan sonraki süreçte çalışmalarımızın tamamı bu yönde olacaktır. Yaklaşık 200 Milyon TL’lik bu yatırımımızın Kahramanmaraş’ımıza uzun yıllar hizmet edecek stratejik bir değer olduğuna inanıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Sıfır Emisyon Hedefine Emin Adımlarla İlerliyoruz”</strong></p>
<p>Başkan Fırat Görgel konuşmasının devamında, “Bu proje Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu ‘Sıfır Emisyon’ vizyonuna deprem bölgesinden önemli bir katkı sunmaktadır. Biz 6 Şubat depremleriyle yıkılan şehrimizde; konut ve iş yeri, altyapı ve yol yatırımlarıyla sadece süreci sınırlandırmıyor; yenilenebilir enerji yatırımları, çevre projeleri, sosyal ve kültürel çalışma alanlarıyla da yenilikçi bir duruş ortaya koyuyoruz. Kahramanmaraş’ımızda bugün hayata geçirilen çalışmalarla, birbirini tamamladığımız yatırımlarla geleceğe çok daha güçlü bir şekilde hazırlanıyoruz” cümlelerini kaydetti.</p>
<p><strong>“Depremin Yaralarını Sararken Hizmet Üretmeye Devam Ediyoruz”</strong></p>
<p>Başkan Görgel, “Her fırsatta ifade ettiğimiz gibi bizim vizyonumuz; katılımcı ve yenilikçi yönetim ile dayanıklı ve dirençli, ulaşılabilir, çevreye duyarlı, üreten, paylaşan, yaşayan ve eşsiz mirasına sahip çıkan bir Kahramanmaraş inşa etmek. Bunun için bu projeleri hayata geçiriyor, gençlik ve spor yatırımları yapıyor, kültür çalışmaları gerçekleştiriyor, sosyal yatırımları artırıyor ve çevreyi önceliyoruz. Bir yandan yaşadığımız afetin getirdiği temel meselelerle ilgileniyoruz. Barınma diyoruz, sağlık tesisleri diyoruz, okullar diyoruz, altyapı diyoruz, yol diyoruz. Hamdolsun bu işler de bir yandan ilerlerken, diğer yandan da belediyecilik ve yerel yönetimler hizmetlerinde aksatmadan devam ettiriyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Şehrimizde Her Alanda Büyük Bir Dönüşüm Yaşanıyor”</strong></p>
<p>Başkan Fırat Görgel, “Yıkıntı atıklarının dönüşümünü sağlayan ilk şehiriz. Türkiye’nin en büyük gençlik merkezini şu anda inşa ediyoruz. Yeni stadyumumuz yılbaşında inşallah bitiyor. Çocuklarımız için spor vadisi ve halı sahalar gibi spor yatırımlarını hayata geçiriyoruz. Yine Türkiye’nin ilk sertifikalı karbon yutak alanını da çok yakında açmış olacağız. Tarihi yapılarımızı bir bir restore etmeye başladık. Kalemiz inşallah bu yıl eylül ayında tamamlanıyor. Yine şehrimizin tarihi adasını, Kanlıdere bölgesinde ihya edecek kentsel tasarım projemizi hazırladık, yakında da inşallah onu da paylaşmış olacağız. Hemşehrilerimiz için sosyal desteklerimizi artırıyoruz. Ülkemizin sayılı Engelsiz Yaşam Merkezlerinden birini açtık. Ulaşım filomuza elektrikli araçları ve daha birçok aracı bu dönem içerisinde dahil ettik. Vatandaşlarımız için sosyal tesislerimizi ve gençlerimiz için kütüphanelerimizi de şu anda artırıyoruz. Tüm bu çalışmaları, depremin getirdiği zorunlu işlerle beraber, çok değerli bakanımız, milletvekillerimiz, teşkilatımız ve çalışma arkadaşlarımızla yoğun bir gayret göstererek hayata geçiriyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Vatandaşlarımıza Verdiğimiz Sözleri Bir Bir Yerine Getiriyoruz”</strong></p>
<p>Görgel, “Biz memleketimiz daha da güzelleşsin, Kahramanmaraş altyapısını 100 yıl konuşmasın, yolların konforu en üst standarda çıksın, hemşehrilerimiz güven ve huzur içerisinde olsun, gençlerimiz sporla, kütüphanelerle hemhal olsun, çocuklarımız, torunlarımız güvenle geleceğe bakan bir şehirde yaşasın istiyoruz. Bu minvalde hemşehrilerimize verdiğimiz sözleri de hamdolsun bir bir yerine getiriyoruz. Bu çalışma da seçimlerde hemşehrilerimize verdiğimiz sözlerden bir tanesiydi. Rabbime şükürler olsun bunun da bugün açılışını yapmaktayız” dedi.</p>
<p><strong>“Yeni Enerji Yatırımlarımız Sürecek”</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ta enerji yatırımlarının artarak süreceğini vurgulayan Başkan Fırat Görgel, “Kahramanmaraşlı hemşehrilerimize de bir teşekkür etmek istiyorum. Bize en büyük destek ve gücü hemşehrilerimiz veriyor. Vatandaşlarımızın bizlere inancı, azmimizi daha da artırıyor; hepsinden Allah razı olsun. Şehrimizin yarınlarına değer katacak bu önemli yatırımın hayırlı olmasını diliyorum. Bu noktada yatırımlarımız inşallah sürüyor. İlave kapasite için çalışıyoruz şu anda. Bir yandan da şehrin genelinde elektrikli araç şarj istasyonlarımızın sayılarını artırıyoruz. Hepsi şehrimizin geleceği, enerji verimliliği açısından da gerçekten önemli gelişmeler. Tabii bu tesiste emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Gerçekten büyük bir gayretle, kısa bir zaman içerisinde bu tesisi devreye aldılar. Yüklenici firmamıza çok teşekkür ediyorum. Tabii en büyük teşekkür, projeye finansman desteği sağlayan Kuveyt Arap Ekonomik Kalkınma Fonu’na çok çok teşekkür ediyorum. Türkiye ile Kuveyt arasındaki köklü dostluk ve güçlü iş birliğinin nişanesi olacak bu proje, iki kardeş ülkenin ortak geleceğe duyduğu güvenin de kalıcı bir sembolüdür. Kahramanmaraş Güneş Enerji Santralimiz şehrimize hayırlı olsun” diye konuştu.</p>
<p><strong>“İki Ülke Arasındaki Güçlü İlişkilerin Bir Meyvesi”</strong></p>
<p>Kuveyt Ankara Büyükelçisi Mohammad Alshabo, “Bu proje, Kuveyt Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki köklü tarihi bağların gücünü kanıtlamaktadır. Aynı zamanda iki dost ülkenin sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etme yolundaki yakın iş birliğini ve ortak vizyonunu en güçlü şekilde yansıtmaktadır. Bu Güneş Enerjisi Santrali; temiz ve yenilenebilir enerjiye geçişi desteklemesi, sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunması, çevre koruma ile enerji güvenliğini artırmaya yönelik küresel çabalara uyum sağlaması bakımından özel bir öneme sahiptir. Kuveyt Devleti, karşılıklı saygı ve verimli iş birliğine dayanan iki ülke arasındaki güçlü ve kalıcı ilişkilerden büyük gurur duymaktadır. Dost halklarımızın çıkarlarına hizmet edecek ve farklı alanlardaki iş birliğimizi daha geniş ufuklara taşıyacak ortak adımları sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu vesileyle, projenin hayata geçmesi için özveri ve tam bir iş birliğiyle çalışan tüm Türk ve Kuveyt kurumlarına içtenlikle teşekkür ederim. Bu başarılı adımın, iki ülke arasında gelecekte gerçekleşecek pek çok ortak kalkınma girişimine öncülük etmesini temenni ediyorum” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kurdela Kesildi, Tesis Gezildi</strong></p>
<p>Konuşmaların ardından protokol üyeleri tarafından kurdele kesilerek Kahramanmaraş Güneş Enerji Santrali’nin resmi açılışı gerçekleştirildi. Açılışın ardından protokol üyeleri tesisi gezerek santralin teknik altyapısı, üretim kapasitesi ve işletme sistemi hakkında bilgi aldı. Hizmete alınan tesisin, hem Kahramanmaraş’ın yenilenebilir enerji kapasitesini artırması hem de belediyenin enerji giderlerini önemli ölçüde azaltarak kamu kaynaklarının daha verimli kullanılmasına katkı sağlaması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ges-yatirimiyla-belediyeye-milyonlarca-liralik-tasarruf-83548</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/8/1280x720/ges-yatirimiyla-belediyeye-milyonlarca-liralik-tasarruf-1784533957.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi&#039;nin Pazarcık’ta 200 milyon TL’lik yatırımla hayata geçirdiği 6 megavat kurulu güce sahip Güneş Enerji Santrali düzenlenen törenle hizmete açıldı. Yerel yönetimler tarafından şehirde hayata geçirilen en büyük GES yatırımı olan tesisin, sürdürülebilir enerji üretimiyle çevreye ve belediye bütçesine katkı sunacağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/makbule-kurtul-aile-sagligi-merkezi-kapilarini-acti-83547</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Makbule Kurtul Aile Sağlığı Merkezi kapılarını açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş'ın tanınmış iş insanı A. Kadir Kurtul, annesi Makbule Kurtul adına yaptırdığı Makbule Kurtul Aile Sağlığı Merkezi'ni tamamlayarak Sağlık Bakanlığına bağışladı. Erkenez Mahallesi'nde inşa edilen modern sağlık tesisi, düzenlenen törenle hizmete açıldı.</p>
<p>Modern altyapıya sahip aile sağlığı merkezinde 3 aile hekimi ile 24 uzman hekimin görev yapacağı, yaklaşık 5 bin kişiye sağlık hizmeti sunulacağı belirtildi. Tesis bünyesinde ayrıca 112 Acil Sağlık Hizmetleri için bir birim de hizmet verecek.</p>
<p>Açılış törenine AK Parti Kahramanmaraş Milletvekilleri, Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş, İl Sağlık Müdürü Dr. Vehbi Şirikçi, mahalle muhtarları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p>Açılışta konuşan AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Vahit Kirişci, sağlık merkezinin bölge için önemli bir kazanım olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Makbule Kurtul Aile Sağlığı Merkezi, fiziki altyapısı ve modern donanımıyla bölge halkının sağlık hizmetlerine erişimini güçlendirecek önemli bir yatırım olmuştur. Bu tesis, sağlık hizmetlerinin kalitesinin ve sürdürülebilirliğinin artırılmasına büyük katkı sağlayacaktır. Bu anlamlı eseri şehrimize kazandıran hayırsever iş insanımız A.Kadir Kurtul'a teşekkür ediyorum."</p>
<p><strong>İsmail Kurtul: Üretirken topluma katkı sunmaya devam ediyoruz</strong></p>
<p>Erkenez Organize Sanayi Bölgesi Başkanı ve İSKUR Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili İsmail Kurtul ise yaptığı konuşmada sosyal sorumluluk anlayışına vurgu yaparak şunları söyledi:</p>
<p>"İSKUR Holding olarak üretimimizle ülkemize katma değer kazandırırken, Kahramanmaraş'ta binlerce çalışma arkadaşımıza istihdam sağlamanın yanı sıra sosyal sorumluluk projelerimizi de sürdürüyoruz. Sağlık, eğitim ve toplumsal dayanışmayı önceleyen yatırımları sadece bir görev değil, geleceğe bırakacağımız en değerli miras olarak görüyoruz. Babaannem Makbule Kurtul'un adını yaşatacak bu sağlık merkezinin vatandaşlarımızın şifa bulmasına vesile olmasını temenni ediyorum. Deprem sonrası yeniden ayağa kalkan Kahramanmaraş'ın her alanda güçlenmesi için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğiz. Makbule Kurtul Aile Sağlığı Merkezi'nin bölgemize ve tüm hemşehrilerimize hayırlı olmasını diliyorum."</p>
<p><strong>Eğitime ve Sağlığa Kalıcı Eserler Kazandırdı</strong></p>
<p>İş insanı Kadir Kurtul'un 6 Şubat depremlerinde Onikişubat ve Dulkadiroğlu ilçelerindeki tekstil fabrikalarının önemli bir kısmının yangın ve yıkım nedeniyle ağır hasar gördüğü belirtildi. </p>
<p>Kurtul daha önce de babası İsmail Kurtul adına sağlık ocağı, ilk ve ortaokul, cami, spor salonu ile özel hastane odaları yaptırdı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/makbule-kurtul-aile-sagligi-merkezi-kapilarini-acti-83547</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/7/1280x720/makbule-kurtul-aile-sagligi-merkezi-kapilarini-acti-1784533438.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraşlı iş insanı Kadir Kurtul tarafından Erkenez Mahallesi&#039;nde yaptırılan Makbule Kurtul Aile Sağlığı Merkezi düzenlenen törenle hizmete açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/25-ulkeden-3-bin-sporcu-9-uludag-premium-ultra-trailde-zirveye-kostu-83545</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 25 ülkeden 3 bin sporcu 9. Uludağ Premium Ultra Trail’de zirveye koştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bu yıl dokuzuncusu düzenlenen ve 25 ülkeden 3 bine yakın sporcunun katıldığı Uludağ Premium Ultra Trail, doğa sporlarına ev sahipliği yaparken müzik ve konser etkinlikleriyle de katılımcılara çok boyutlu bir festival deneyimi sundu.</p>
<p>Bu yıl 9’uncusu gerçekleştirilen Uludağ Premium Ultra Trail’de dereceye giren sporculara ödülleri; Kültür ve Turizm Bakanlığı Uludağ Alan Başkanı Candemir Zoroğlu, Uludağ İçecek Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl, Bursa Gençlik ve Spor İl Müdürü Rahmi Aksoy ve yetkililer tarafından verildi. Uludağ Alan Başkanlığı’nın ev sahipliğinde, 2019 yılından bu yana organizasyonun isim sponsorluğunu üstlenen Uludağ Premium’un ana sponsorluğunda ve Gençlik ve Spor Bakanlığı, Bursa Valiliği, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bursa Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Türkiye Atletizm Federasyonu’nun katkılarıyla hayata geçirilen organizasyonda, çok sayıda sporcu bir araya geldi. “Uludağ'da Koşmayı Hayal Et!” sloganıyla gelenekselleşen yarış, 2.543 metrelik Uludağ’ın büyüleyici doğal ortamında koşuldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5dcd7fa5815-1784532351.jpeg" alt="" width="569" height="379" /></p>
<p>Yarış; 6K, 16K, 30K, 42K ve 70K olmak üzere her seviyeye uygun beş farklı parkurun yanı sıra genç sporcular için düzenlenen Çocuk Koşusu kategorisinde koşuldu. Sporcular; UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Cumalıkızık Köyü'nün taş evlerinden Saitabat Şelalesi'ne, Kürekli ve Softaboğan Şelaleleri'nden Zeyniler Köyü'nün tarihi atmosferine, Keşiş Tepe'den Buzul Gölleri'ne ve Uludağ Zirvesi'ne kadar uzanan birçok noktadan geçti. Bu yıl yenilenen 70K parkurunda sporcular ilk kez Uludağ Zirvesi'nden geçerken, 42K parkuruna katılanlar ise küçük zirve bölgesini deneyimledi. </p>
<p>Uludağ İçecek Türk AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl şu değerlendirmeyi yaptı: “Uludağ, sadece bir dağ değil; doğa, tarih ve sporun kesiştiği eşsiz bir yaşam alanı. Her adımda değişen coğrafyasıyla sporculara hem fiziksel hem de ruhsal bir meydan okuma sunuyor. Başlangıç törenine Bursa'nın birçok ileri gelenleri katıldı. Açılışa bile inanılmaz bir ilgi oldu. 3 bine yakın kişinin koştuğu inanılmaz bir organizasyon yaşadık. Uludağ'da bu tür organizasyonların olmasını çok önemsiyoruz. Hatta bundan sonraki sloganımız da her yaz ayında bir tane özel organizasyon olsun, biz de bu özel organizasyonlara Uludağlı bir şirket olarak destek olalım. Her ay burada bisiklet, dağ bisikleti vb. organizasyonlar olsa müthiş olur. Uludağ kışın belki bu kadar kalabalık olmuyor, onun için doğru yoldayız, onun için herkesi Uludağ'a bekliyoruz. Uludağ Premium Ultra Trail, bu benzersiz atmosferi dünyayla paylaşma hayalimizin bir parçası. Biz bu dağı sadece sevmedik; ona sürdürülebilirlik anlayışıyla hak ettiği saygıyı göstermeyi görev bildik. Her yıl daha fazla katılımcıyı bu deneyime ortak etmek, Uludağ’ın evrensel değerini yükseltmek için bizi motive ediyor.”  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/25-ulkeden-3-bin-sporcu-9-uludag-premium-ultra-trailde-zirveye-kostu-83545</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/5/1280x720/25-ulkeden-3-bin-sporcu-9-uludag-premium-ultra-trailde-zirveye-kostu-1784532383.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 9. Uludağ Premium Ultra Trail, “Uludağ&#039;da Koşmayı Hayal Et!” sloganıyla düzenlendi. Uludağ İçecek Türk AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl, &quot;Uludağ&#039;da bu tür organizasyonların olmasını çok önemsiyoruz. Hatta bundan sonraki sloganımız da her yaz ayında bir tane özel organizasyon olsun, biz de bu özel organizasyonlara Uludağlı bir şirket olarak destek olalım.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmarabirlikten-ureticiye-akaryakit-destegi-83536</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Üreticiye piyasa fiyatlarının altında akaryakıt desteği sağlamayı hedefliyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Marmara Zeytin Tarım Satış Kooperatifleri Birliğinin (Marmarabirlik), ortak üreticilerin artan üretim maliyetlerini azaltmaya yönelik desteklerine bir yenisini daha eklemeye hazırlandığı bildirildi.</p>
<p>Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, gübre ve zirai ilaç desteğinin ardından bu kez akaryakıt desteğini yeni bir sistemle yeniden hayata geçirerek üreticilere piyasa fiyatlarının altında yakıt ulaştırmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>Üretimde en büyük gider kalemlerinden biri olan akaryakıt konusunda önemli bir hazırlık yaptıklarını ifade eden Başkan Ali Yıldız, "Uzun yıllardan sonra üreticimize uygun fiyatlı gübre desteğini yeniden başlattık. Son dönemde yaklaşık 11 bin ton zirai gübreyi piyasa fiyatlarının altında üreticimizle buluşturduk. Zirai ilaç desteğimiz devam ediyor. Şimdi de ortaklarımızın ihtiyaç duyduğu akaryakıtı uygun şartlarda temin edeceğiz. Benzin istasyonundan çıkacak Marmarabirlik akaryakıt tankerleriyle yakıtı ortaklarımızın ayağına kadar götüreceğiz. Marmarabirlik Kart sistemiyle bu projeyi daha da güçlendirmeyi planlıyoruz" dedi.</p>
<h2>Kartlı sistem ve mobil tanker</h2>
<p>Daha önce de uygulanan akaryakıt desteği, sürdürülebilir olmazken, Ali Yıldız yönetiminin açıkladığı yeni model ise önceki uygulamalardan farklı olarak sadece belirli litrelerde mazot tahsis edilmesini değil, Marmarabirlik'in kendi organizasyonu ve kart altyapısıyla üreticinin bulunduğu bölgeye kadar akaryakıt ulaştırılmasını öngörüyor. Böylece hem lojistik kolaylığı sağlanması hem de üreticinin piyasa fiyatlarının altında akaryakıta erişiminin kolaylaştırılması hedefleniyor.</p>
<p>Marmarabirlik'in yeni dönemde hayata geçirmeyi planladığı akaryakıt sistemiyle, zeytin üreticisinin artan girdi maliyetlerinin azaltılması ve üretimin sürdürülebilirliğine katkı sağlanması amaçlanıyor. Üreticilerin kullanacağı Marmarabirlik Kart sistemi ve mobil akaryakıt tankerlerinin uygulama detaylarının ise önümüzdeki süreçte açıklanması bekleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmarabirlikten-ureticiye-akaryakit-destegi-83536</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/6/1280x720/marmarabirlikten-ureticiye-akaryakit-destegi-1784530766.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, akaryakıt desteğini yeni bir sistemle yeniden hayata geçirerek üreticilere piyasa fiyatlarının altında yakıt ulaştırmayı hedeflediklerini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-83631</guid>
            <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 21:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gebze Belediyesi&#039;nden Eskihisar Kalesi&#039;nde kültür sanat buluşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Belediyesi tarafından düzenlenen "Eskihisar Kalesi Kültür Sanat Akşamları" etkinlikleri kapsamında GESMEK Halk Oyunları ekibi, Anadolu'nun farklı yörelerine ait halk oyunlarını sahnelerken, Türk Halk Müziği Korosu seslendirdiği türkülerle katılımcılara keyifli anlar yaşattı. Düzenlenen sıra gecesinde ise vatandaşlar türkülere hep bir ağızdan eşlik ederek unutulmaz bir yaz akşamı geçirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/07/21/whatsapp-image-2026-07-20-at-11-g0at.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“Asıl önemli olan; bu tür kültürel etkinlikler”</h2>
<p>Kültür ve sanat faaliyetlerini her geçen gün artırdıklarını belirten Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz, "Kültür ve sanat etkinliklerimizi her geçen gün artırıyor ve çeşitlendiriyoruz. Fiziki yatırımlar elbette yapılacak. Ancak asıl önemli olan; bu tür kültürel etkinlikler, çocuklarımızın ve onları yetiştiren annelerimizin eğitimleri ile onlara yönelik çalışmalarımızdır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-83631</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/1/1280x720/gebze-belediyesinden-eskihisar-kalesinde-kultur-sanat-bulusmasi-1784630186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Belediyesi,  Eskihisar Kalesi Kültür Sanat Akşamları kapsamında hafta sonu halk oyunları, Türk halk müziği konseri ve sıra gecesi etkinlikleri düzenlendi. Başkan Zinnur Büyükgöz, kültürel etkinliklerin toplumun gelişimi açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
