<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/omsan-ile-renault-fransa-arasinda-is-birligi-76369</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 14:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> OMSAN ile Renault Fransa arasında iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-title ltr">OYAK OMSAN Lojistik'in, Avrupa pazarında kalıcı büyüme hedefleri açısından kritik bir dönüm noktasını aşarken yönünü Asya Pasifik bölgesine çevirdiği bildirildi.</div>
<div class="card-title ltr"> </div>
<div class="card-title ltr">Şirketin bu kapsamda Renault Fransa ile bitmiş araçların Slovenya'dan Romanya'ya taşınmasına yönelik anlaşma imzaladığı duyuruldu.</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Açıklamaya göre, iş birliği, OMSAN'ın yurt dışı taşımacılığında ulaştığı operasyonel olgunluğunu teyit etti.</p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan OMSAN Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Ergun Arıburnu, güçlü operasyonel kabiliyetini, organizasyonel disiplinini ve uluslararası kalite standartlarına uyumunu sahada kanıtlayan OMSAN'ın bölgesinde büyük üreticiler için güvenilir bir çözüm ortağı haline geldiğini belirtti.</p>
<p>OMSAN Lojistik'in Renault Fransa ile yaptığı anlaşmayı yalnızca yeni bir hat ya da operasyon olarak görmediklerini kaydeden Arıburnu, tamamlanmış araçların Slovenya'dan Romanya'ya taşınmasına yönelik gelişmenin, yeni bir dönemin Avrupa koridorlarında derinleşme, yeni hatlarla ağını genişletme ve katma değeri yüksek sektörlerde uzun vadeli iş birlikleri kurma hedefinin somut bir yansıması olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>"Avrupa'da kalıcı oyuncu olma stratejiyle hareket ediyoruz"</strong></p>
<p>Arıburnu, söz konusu anlaşmayı OMSAN'ın uluslararası ölçekte ulaştığı yetkinliğin bir tescili olarak gördüklerini aktararak, "Otomotiv lojistiği, hata payı olmayan, yüksek disiplin ve kusursuz planlama gerektiren bir alan. Renault gibi küresel bir markanın Avrupa hattında OMSAN'a güvenmesi, yıllardır sahada inşa ettiğimiz operasyon kültürünün doğal bir sonucudur." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Avrupa'da kalıcı oyuncu olma stratejiyle hareket ettiklerine değinen Arıburnu, yüksek hacimli, zaman hassasiyeti yüksek ve kalite standartları son derece sıkı otomotiv lojistiği operasyonlarında elde edilen bu başarının, OMSAN'ın yalnızca taşıyan değil, planlayan, yöneten ve değer üreten bir lojistik oyuncusu olarak konumlandığını ortaya koyduğunu belirtti.</p>
<p>Arıburnu, OMSAN'ı otomotiv lojistiğinde Avrupa ve yakın coğrafya ile global ölçekte kalıcı bir güç haline getirmeyi hedeflediklerine dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Slovenya-Romanya hattı bu yolculukta önemli bir eşik. Bundan sonra daha fazla hat, daha fazla ülke ve daha fazla katma değer üreten iş modeliyle yolumuza devam edeceğiz. Diğer taraftan yönümüzü Asya Pasifik'e çevireceğiz. OMSAN'ın büyümesi, sadece hacimle değil, kalite, güven ve sürdürülebilirlikle tanımlanacaktır."</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/omsan-ile-renault-fransa-arasinda-is-birligi-76369</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/omsan-lojistik-1775474707.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OYAK OMSAN Lojistik, Renault Fransa ile Slovenya&#039;dan Romanya&#039;ya araç taşınmasına yönelik anlaşma imzaladı. OMSAN Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Ergun Arıburnu, &quot;Renault gibi küresel bir markanın Avrupa hattında OMSAN&#039;a güvenmesi, yıllardır sahada inşa ettiğimiz operasyon kültürünün doğal bir sonucudur.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ali-emiroglu-imib-icin-adayligini-acikladi-76366</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 14:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ali Emiroğlu İMİB için adaylığını açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Kritik ihracatçı birlikleri arasında bulunan İstanbul Maden İhracatçıları Birliği (İMİB) Genel Kurulu öncesi Ali Emiroğlu adaylığını açıkladı. Birlik internet sitesinde, ilk toplantının 29 Nisan günü, çoğunluk olmaması halinde ise 30 Nisan günü yapılacağı duyuruldu. Önceki dönem Türkiye Madenciler Derneği başkanlarından Emiroğlu, yazılı bir açıklamayla başkan adayı olduğunu açıkladı. </p>
<p>Açıklamasında, maden ve doğal taş ihracatı için 15 milyar dolar bandına taşımayı hedeflediğini belirten Emiroğlu yönetim kurulu için de işaret verdi. Açıklamasında, doğal taş ve mermer sektörünü temsil eden sekiz güçlü firma ile endüstriyel mineraller ve metalik madenler alanında faaliyet gösteren üç yetkin firmadan temsilcilerin yönetimde yer alacağını vurgulayan Ali Emiroğlu, İMİB’in üretici ve ihracatçıların her aşamadaki sorununa eğilen, müdahil olan etkin bir yapı perspektifini öne çıkardı. </p>
<p><strong>Sektörel ihracat hedefi koydu</strong></p>
<p>Türkiye’nin madencilikten kaynaklı 60 milyar dolarlık dış ticaret açığı olduğunu açıklamasında belirten Ali Emiroğlu, orta vadede madenciliğin GSYH’deki payını yüzde 1,5’tan yüzde 3’e yükseltme, halen 6 milyar dolar dolayındaki maden ve doğaltaş ihracatını da 15 milyar dolar bandına çıkarmayı hedef olarak seçtiğini; çevreyle uyumlu, toplumla barışık madencilik kültürü, İMİB’in kurumsallaşması, genç mermerci ve madencilerin vizyonundan yararlanma unsurlarını öne çıkardı. <br />Yazılı açıklamasında, konteyner, navlun, ilave liman maliyetleri gibi unsurları içeren lojistik sorunlar, Çin pazarındaki kayıplar, mermerin daha iyi pazarlanması gibi sorun alanlarına değinen Ali Emiroğlu, bakanlıklar nezdinde girişim yapacak çalışma grupları, kritik limanlarla işbirliği, rekabet gücü ve pazarlama için Turkish Stones markasının oluşturulması, Turquality projelerinin geliştirilmesi unsurlarına değindi. </p>
<p>Adaylığının gündeme gelmesinin ardından Türkiye genelinde sektörün temsilcilerini ziyaret ettiğini, sorunları tespit ettiğini belirten Ali Emiroğlu, genel sorunlar yanında, her bölgenin kendine özgü zorluklarını da gözlemlediklerini; seçilmesi halinde bölgesel toplantılarla bunlara yönelik girişimler de yapacağı ifadesine açıklamasında yer verdi. </p>
<p>Aylığını açıkladığı günden itibaren Türkiye’yi karış karış gezdiğini belirten Ali Emiroğlu, mermer ocaklarından küçük atölyelere, satış depolarından büyük fabrikalara kadar yüzlerce işletmeyi ziyaret ederek, sorunları yerinde tespit ettiğini kaydetti. Emiroğlu, “Ziyaretlerimizde genel sektörel tıkanıklıkların yanı sıra her bölgenin kendine has zorluklarını yerinde tespit ettik. Sahadaki bu doğrudan temaslar, bundan sonra atacağımız adımların temelini oluşturacak. Seçildikten sonra da bölgesel toplantıları yönetim kurulu ile birlikte yıl içerisinde sürdürecek, sorunların sürekli takipçisi olacağız” dedi. </p>
<p>Açıklamasında mermer sektörüne yönelik değerlendirmelerde bulunan İMİB Başkan Adayı Ali Emiroğlu, bu sektörün sürekli yeni ocak açmak zorunda olduğunu, mermerin moda olduğu dönemde ekonomiye kazandırılması gerektiğini belirterek, “Oysa mevcut idari ve mali yükler, üreticilerimizi ruhsatlarını terk etme noktasına getiriyor. Rehabilitasyon bedelleri gibi ek maliyetlerin rekabet gücümüze etkilerini ilgili makamlara hassasiyetle aktaracağız. Ayrıca atölyelerimizin tasarım ve dekorasyon odaklı imalat kabiliyetlerini geliştirerek, onları katma değerli birer ihracatçı haline dönüştüreceğiz” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ali-emiroglu-imib-icin-adayligini-acikladi-76366</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/6/1280x720/ali-emiroglu-1775473817.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Madenciler Derneğinin eski başkanı Ali Emiroğlu, İstanbul Maden İhracatçıları Birliği başkan adaylığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarim-ve-hayvancilik-sektoru-karacabeyde-bulustu-76362</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım ve hayvancılık sektörü Karacabey’de buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Tarım ve hayvancılık sektörü, 14. Tarım, Hayvancılık ve Gıda Fuarı'nda bir araya geldi. Karacabey Belediyesi öncülüğünde Ömer Matlı Kapalı Pazar Yeri’nde yoğun katılımla gerçekleştirildi. Türkiye’nin dört bir yanından sektör temsilcilerini, üreticileri ve ziyaretçileri bir araya getiren fuar, 80 bine yaklaşan ziyaretçi sayısı, kapsamı ve içeriğiyle dikkat çekti. Toplam 12 bin metrekarelik alanda kurulan fuarda 200’ün üzerinde marka yer alırken, katılımcılar tarım ve hayvancılık alanındaki en yeni teknolojileri yakından inceleme fırsatı buldu. Modern tarım ekipmanlarından akıllı sulama sistemlerine, hayvancılık teknolojilerinden gıda üretim çözümlerine kadar geniş bir yelpazede ürünlerin sergilendiği fuar, sektörün gelişimine ışık tuttu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d388f9549de-1775470841.jpeg" alt="" width="635" height="423" /></p>
<h2><strong>“Karacabey, Türkiye’nin en önemli üretim merkez”</strong></h2>
<p>Tarım ve hayvancılıkla özdeşleşmiş yapısıyla bilinen Karacabey, bu büyük organizasyon sayesinde bir kez daha sektörün önemli merkezlerinden biri olduğunu ortaya koydu. Fuar kapsamında alanı ziyaret eden Karacabey Belediye Başkanı Fatih Karabatı, stantları tek tek gezerek katılımcılarla ve vatandaşlarla bir araya geldi. Başkan Karabatı, Karacabey’in tarım ve hayvancılıkta Türkiye’nin en önemli üretim merkezlerinden biri olduğunu vurgulayarak, “Karacabey, verimli toprakları ve güçlü üretim altyapısıyla ülkemizin tarımda lokomotif bölgelerinden biridir. Düzenlediğimiz bu fuar ile hem üreticilerimizi en yeni teknolojilerle buluşturuyor hem de sektör temsilcileri arasında güçlü iş birliklerinin kurulmasına katkı sağlıyoruz. Yoğun katılım bizleri son derece memnun etti. Önümüzdeki yıllarda fuarımızı daha da büyüterek uluslararası bir platforma taşımayı hedefliyoruz” dedi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarim-ve-hayvancilik-sektoru-karacabeyde-bulustu-76362</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/2/1280x720/tarim-ve-hayvancilik-sektoru-karacabeyde-bulustu-1775470880.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karacabey’de tarım ve hayvancılık sektörünün kalbi 4 gün boyunca fuarda attı. Karacabey Belediyesi öncülüğünde düzenlenen 14. Tarım, Hayvancılık ve Gıda Fuarı, 200’ün üzerinde marka, son teknoloji ürünler ve 80 bine yaklaşan ziyaretçi sayısı ile dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-buyuksehir-belediyesine-uluslararasi-odul-76361</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne uluslararası ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl Sağlıklı Kentler Birliği tarafından düzenlenen Sağlıklı Şehirler En İyi Uygulama Yarışması’nda ‘Çevre ve Sağlık’ kategorisinde birincilik ödülü kazanan proje, başarısını bu kez uluslararası düzeye taşıdı. Güneydoğu Avrupa Yerel Yönetimler Birlikleri Ağı (NALAS) tarafından düzenlenen Covenant of Mayors SEE Green Champions 2026 yarışmasında ‘Döngüsel Ekonomi’ kategorisinde birincilik elde eden proje, sürdürülebilir üretim modeli ve kaynak verimliliğine sağladığı katkılarla jüri tarafından yüksek puan aldı.</p>
<p>Ödül 20–22 Nisan 2026 tarihleri arasında Romanya’nın Sibiu kentinde düzenlenecek olan NALAS Genel Kurulu kapsamında gerçekleştirilecek törenle Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne takdim edilecek. Etkinlikte Güneydoğu Avrupa’dan çok sayıda belediye başkanı ve yerel yönetim temsilcisi bir araya gelecek. Tarım Plast Fabrikası; tarımsal sulamada su tasarrufunu artıran damla sulama borularının yerli üretimini sağlayarak hem çevresel etkilerin azaltılmasına hem de yerel ekonominin güçlendirilmesine katkı sunuyor. Proje, aynı zamanda döngüsel ekonomi ilkeleri doğrultusunda kaynakların etkin kullanımını esas alan örnek bir uygulama olarak öne çıkıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-buyuksehir-belediyesine-uluslararasi-odul-76361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/1/1280x720/bursa-buyuksehir-belediyesine-uluslararasi-odul-1775470503.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediye iştiraki Tarım Peyzaj AŞ tarafından hayata geçirilen Damla Sulama Borusu Üretim Tesisi (Tarım Plast Fabrikası), döngüsel ekonomi alanındaki yenilikçi yaklaşımıyla uluslararası ödüle layık görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gubretasin-irandaki-bagli-ortakligi-saldiri-sonrasi-uretimini-durdurdu-76372</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GÜBRETAŞ&#039;ın İran&#039;daki bağlı ortaklığı saldırı sonrası üretimini durdurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>GÜBRETAŞ'ın İran'daki bağlı ortaklığı Razi Petrochemical, saldırılar sonucu tesislerdeki elektrik ünitelerinin hasar görmesi nedeniyle üretimi geçici olarak durdurdu.</p>
<p>GÜBRETAŞ tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) yapılan açıklamada, "İran'ın Huzistan bölgesinde bulunan petrokimya tesislerinin yer aldığı sanayi bölgesine 4 Nisan'da yapılan saldırılarda bağlı ortaklığımız Razi Petrochemical Co. tesislerindeki elektrik ünitelerinin hasar aldığı ve buna bağlı olarak tesislerdeki üretimin geçici olarak durduğu bilgisi alınmıştır." ifadesine yer verildi.</p>
<p>Bunun haricinde şu aşamada tesislerde başka bir hasar bulunmadığı belirtilen açıklamada, üretimin yeniden başlatılabilmesi için gerekli çalışmaların yapılacağı, gelişme olması halinde kamuoyunun bilgilendirileceği bildirildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gubretasin-irandaki-bagli-ortakligi-saldiri-sonrasi-uretimini-durdurdu-76372</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/2/1280x720/gubretas-1775475436.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GÜBRETAŞ, İran&#039;daki bağlı ortaklığı Razi Petrochemical&#039;in, saldırılardan dolayı üretimi geçici olarak durdurduğunu duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emo-antalya-sube-baskani-tat-tek-tip-tarife-dayatmasi-antalyayi-cezalandiriyor-76353</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 10:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tek tip tarife dayatması Antalya’yı cezalandırıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, elektrik ve doğalaz fiyatlarına yapılan yüzde 25’lik zamları değerlendirdi.</p>
<p>Elektrik üretim ve dağıtım maliyetlerindeki artış gerekçesiyle yapılan son tarife düzenlemelerinin, özellikle mesken aboneleri başta olmak üzere tüm tüketici grupları üzerinde ciddi bir maliyet baskısı oluşturduğunu belirten Tat, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Mesken abonelerine yapılan yüzde 25’lik artışla birlikte, 100 kWh tüketimin 323,8 TL seviyesine ulaşması; enerji giderlerinin hane bütçeleri içindeki payını belirgin şekilde artırmıştır. Enerjinin temel bir ihtiyaç olduğu dikkate alındığında, bu artışların toplumsal etkilerinin dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer yandan doğal gaz fiyatlarında yapılan artışlar da enerji maliyetleri üzerinde doğrudan etkili olmaktadır. Elektrik üretiminde doğal gazın önemli bir paya sahip olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu gelişmeler yalnızca mevcut durumu değil, önümüzdeki dönemde enerji fiyatlarına ilişkin riskleri de artırmaktadır.’’</p>
<p>Burada altı çizilmesi gereken temel konunun yalnızca artış oranları değil, enerji fiyatlandırma sisteminin giderek öngörülemez ve karmaşık bir yapıya dönüşmesi olduğunu ifade eden Tat, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Tüketiciler ne kadar fatura ödeyeceğini önceden kestirememekte, fatura kalemlerini sağlıklı şekilde analiz edememektedir. Bu durum, enerji piyasasına duyulan güveni zedelemektedir. Antalya özelinde ise tablo daha nettir ve daha kritiktir. Yüksek sıcaklıklar nedeniyle yaz aylarında yoğun klima kullanımı, kış aylarında elektrikli ısınma tercihleri ve turizm kaynaklı nüfus artışı, Antalya’nın elektrik tüketim profilini Türkiye ortalamasından açık şekilde ayrıştırmaktadır. Bu nedenle Türkiye genelinde uygulanan tek tip tüketim sınırları ve fiyatlandırma yaklaşımı, Antalya gibi şehirlerde fiilen daha yüksek maliyet anlamına gelmekte ve bölgesel eşitsizlik oluşturmaktadır.’’</p>
<p>Doğal gazda, illere göre tüketim alışkanlıkları ve iklim koşulları dikkate alınarak kademeli tüketim sınırlarının farklılaştırıldığı bir uygulamaya geçildiğini anlatan Şaban Tat, ‘’Bu yaklaşım, bölgesel gerçekliklerin enerji politikalarına yansıtılması açısından önemli bir örnektir. Benzer şekilde elektrik tarifelerinde de, devlet destekli tüketim sınırlarının ve Son Kaynak Tedarik Tarifesi (SKTT) kapsamına geçiş limitlerinin, Antalya gibi yüksek tüketim potansiyeline sahip iller için daha üst seviyelerde belirlenmesi gerekmektedir’’ dedi.</p>
<p>Aksi halde mevcut sistemin, Antalya gibi illerde yaşayan tüketicileri daha düşük tüketim seviyelerinde dahi destek kapsamı dışına çıkararak orantısız bir maliyet yüküyle karşı karşıya bıraktığını öne süren Tat, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Bu çerçevede, enerji fiyatlandırmasının daha şeffaf, öngörülebilir ve denetlenebilir bir yapıya kavuşturulması, bölgesel farklılıkları gözeten bir tarife modelinin hayata geçirilmesi ve tüketiciyi koruyan bir yaklaşımın benimsenmesi büyük önem taşımaktadır. Enerji, yalnızca ekonomik bir unsur değil, yaşamın sürdürülebilirliği açısından temel bir ihtiyaçtır. Bu nedenle alınan kararların teknik olduğu kadar sosyal etkileri de dikkate alınmalıdır.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emo-antalya-sube-baskani-tat-tek-tip-tarife-dayatmasi-antalyayi-cezalandiriyor-76353</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/3/1280x720/67-1775472299.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, Türkiye genelinde uygulanan tek tip tüketim sınırları ve fiyatlandırma yaklaşımının, Antalya gibi şehirlerde fiilen daha yüksek maliyet anlamına geldiğini ve bölgesel eşitsizlik oluşturduğunu belirterek, ‘’ Tek tip tarife dayatması Antalya’yı cezalandırıyor.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-76352</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 10:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzmir Ticaret Odası&#039;ndan Çin açılımı: Qingdao ile işbirliği anlaşması imzalandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir’in ticaret hacmini geliştirmek için çalışmalarına hızla devam eden İzmir Ticaret Odası (İZTO), Çin’in sanayi devi Qingdao’dan gelen heyeti ağırladı. Birbirinden önemli iş görüşmelerinin yapıldığı organizasyon kapsamında Qingdao Ticaret Bürosu ile İzmir Ticaret Odası arasında iş birliği anlaşması imzalandı.</p>
<p>İZTO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Emre Kızılgüneşler, İzmir ve Qingdao’nun ortak özelliklerinin iki şehir arasında geliştirilebilecek iş birlikleri açısından önemli bir zemin oluşturduğunu belirtti. Anlaşmanın, ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi açısından önemli bir adım olacağını ifade eden Kızılgüneşler, Çin’in Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ülke konumunda olduğunu, 2026 yılı Ocak ayı itibarıyla toplam ithalatın %14,9’unun Çin’den gerçekleştirildiğini ve bu oranın son yıllarda artış gösterdiğini belirtti.</p>
<p>Kızılgüneşler, “Çin ile sahip olduğumuz ekonomik ilişkiler mevcut haliyle güçlü bir dinamizm barındırıyor olsa da, henüz dengeli ve sürdürülebilir bir yapıya ulaşmadığını gözlemliyoruz. Bizler, bu ilişkinin sadece büyüyen değil, aynı zamanda karşılıklı faydayı esas alan; yatırımlar, teknoloji transferi, ortak projeler, lojistik ve altyapı iş birlikleri çerçevesinde stratejik bir derinlik kazanması gerektiğine inanıyoruz” dedi.</p>
<p>İzmir ve Qingdao’nun benzer özellikler taşıyan iki önemli liman kenti olduğunu vurgulayan Dışişleri Bakanlığı İzmir Temsilcisi Büyükelçi Yeşim Kebapcıoğlu da, iki şehir arasında geniş bir iş birliği potansiyeli bulunduğunu ifade ederek, iki ülke liderlerinin ortaya koyduğu vizyon doğrultusunda siyasi ve stratejik güvenin pekiştirildiğini söyledi.</p>
<h2>Li Bin, İzmirli iş insanlarını Qıngdao’ya davet etti</h2>
<p>Karşılıklı ziyaretlerin ülkeler arası ilişkilere ivme kazandırdığını belirten Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Ekonomi ve Ticaret Elçi Müsteşarı Li Bin, ekonomik açıdan Çin’in istikrarlı ve güçlü bir ülke olduğunu vurgularken, Türkiye ile Çin arasındaki artan ticaret hacmine dikkat çekti. Geçtiğimiz yıl Çin’in Türkiye’ye yaptığı yatırımın 3,3 milyon dolar olduğunu belirten Lin, iki ülke arasındaki iş birliklerini artırmaya yönelik çalışmaların sürdürüleceğini ifade etti. Karşılıklı ticaret ve yatırımların teşvik edilmesi ile ilişkilerin geliştirilmesi kapsamında bu tür etkinliklerin artırılmasının önemine değinen Lin, sözlerini İzmirli iş insanlarını Qingdao’ya davet ederek tamamladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-76352</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/2/1280x720/izmir-ticaret-odasindan-cin-acilimi-qingdao-ile-isbirligi-anlasmasi-imzalandi-1775461600.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anlaşmanın, ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi açısından önemli bir adım olacağını ifade eden İZTO Başkan Yardımcısı Emre Kızılgüneşler, Çin’in Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ülke konumunda olduğunu, 2026 yılı Ocak ayı itibarıyla toplam ithalatın yüzde 14,9’unun Çin’den gerçekleştirildiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-buyuksehir-belediye-baskan-vekili-secim-tarihi-belli-oldu-76343</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili seçimi için tarih belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>İçişleri Bakanlığı’nın 4 Nisan 2026 tarihli onayıyla görevden uzaklaştırılan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in yerine vekil belirlenecek. </p>
<p>5393 sayılı Belediye Kanunu’nun ilgili maddesi uyarınca, Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi 9 Nisan 2026 tarihinde saat 11.00’de toplanacak.  Toplantıda Belediye Başkan Vekili seçimi yapılacak. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-buyuksehir-belediye-baskan-vekili-secim-tarihi-belli-oldu-76343</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/3/1280x720/bursa-buyuksehir-belediye-baskan-vekili-secim-tarihi-belli-oldu-1775458551.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılan Mustafa Bozbey’in yerine Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili seçimi için Meclis 9 Nisan’da toplanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-fuarina-iranli-surprizi-76336</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk fuarına İranlı sürprizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>İstanbul, dünyanın dört bir yanından satın almacıyı ve dental sektör profesyonelini 15-18 Nisan tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde ağırlamaya hazırlanıyor. Geçen yıl 60 bin metrekare alanda gerçekleşen IDEX Uluslararası Dental Fuarı, 100’ü aşkın ülkeden gelen 33 bin 726’sı yabancı olmak üzere toplamda 98 bin 595 ziyaretçiyi ağırlamış ve Türkiye ekonomisine 400 milyon dolarlık döviz girdisi sağlamıştı.</p>
<p>Bu yıl ise 100’ün üzerinde ülkeden 30 binin üzerinde yabancı ziyaretçinin katılması beklenen fuarda yaklaşık 500 milyon dolarlık ticaret hacmi yaratılması öngörülüyor. Fuarın sürprizi ise İran’dan 400’ü aşkın ziyaretçinin kaydını yaptırması oldu.</p>
<h2>Kayıtların çoğu savaştan sonra yapıldı </h2>
<p>Kayıtların büyük bölümü 1 Mart’tan sonra yapıldığının altını çizen Diş Malzemeleri Sanayici ve İş Adamları Derneği (DİŞSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Uçar, “Bu bizim için büyük bir sürpriz oldu. Fuarda yabancı katılımcı oranında üçte bire varan bir artış öngörüyoruz ve büyük ölçekli firmaların önümüzdeki yıldan itibaren fuarın uluslararası etkisini daha da artıracağını düşünüyoruz” dedi.</p>
<p>Fuarın sağlık turizmi ve ticaret açısından Türkiye’nin konumunu güçlendireceğini belirten Uçar, “Dubai’deki belirsizlikler, hastaları güvenli ve kaliteli sağlık hizmeti sunan alternatif destinasyonlara yöneltti. Türkiye, gelişmiş altyapısı, uluslararası standartlardaki klinikleri ve rekabetçi fiyatlarıyla dental turizmde öne çıkıyor. Özellikle Avrupa, Orta Doğu ve Körfez ülkelerinden gelen taleplerde ciddi bir artış var” diye konuştu.</p>
<h2>Yerlilik oranı arttı, ihracat beklentileri yükseldi </h2>
<p>Sektörün yerlilik oranının yüzde 25’e yükseldiğinin altını çizen Uçar, ihracatta da hedefleri ölçüsünde ilerlediklerini kaydetti.</p>
<p>Geçen yılı 400 milyon dolar ihracatla kapattıklarını aktaran Uçar, “Önümüzdeki 5 yıl içinde ihracatımızı 1 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. IDEX fuarı da hem katılımcılar hem ziyaretçiler açısından bugüne kadar yapılmış en büyük organizasyon olacak ve ihracat odaklı stratejilerimizi hayata geçirmemizde büyük destek sağlayacak” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sektörde nitelikli iş gücü sıkıntısına da değinen Uçar, “Ar-Ge personeli bulabiliyoruz, ancak üretimde görev alacak CNC operatörü bulmak zor. Döviz ve enflasyon arasındaki fark üreticinin maliyetlerini artırıyor, bu nedenle tasarruf tedbirleri uygulayarak istihdamı korumaya çalışıyoruz” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yabancı yatırımcıların Türkiye ilgisi artıyor</span></h2>
<p>Sektördeki yabancı yatırım ilgisinin güçlendiğine dikkat çeken Diş Malzemeleri Sanayici ve İş Adamları Derneği (DİŞSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Uçar, şunları söyledi: “Koreli ve Çinli firmalar Türkiye’de yatırım yaptı. Türkiye onların ilgisini çekiyor. Avrupalı fonlar satın alma ve ortaklık için temaslarını artırdı. Önümüzdeki 10 yılda dental alanda üretim, satın alma ve yeni tesis yatırımlarıyla 150- 200 milyon dolarlık yatırım bekliyoruz. Bu yatırımların bir kısmı yeni tesis, bir kısmı ortaklık, bir kısmı doğrudan satın alma şeklinde olacak. Avrupa’daki daralmaya rağmen Türkiye büyüyor ve bu büyüme uluslararası yatırımcıların ilgisini çekiyor.” </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-fuarina-iranli-surprizi-76336</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/erkan-ucar.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’da 15-18 Nisan’da düzenlenecek IDEX Uluslararası Dental Fuarı, İran’dan 400’ü aşkın ziyaretçinin kaydıyla dikkat çekti. Fuarda yabancı katılımcı oranında üçte bire varan bir artış öngördüklerini söyleyen DİŞSİAD Başkanı Erkan Uçar, “İranlı firmalar, kayıtların büyük bölümünü savaştan sonra yaptırdı. Bu bizim için büyük bir sürpriz oldu” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-neden-finansal-okuryazarligin-pesinde-76335</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK neden &#039;finansal okuryazarlığın&#039; peşinde?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Para kazanmak kolay iş değil. Ancak asıl sanat paranın tasarrufa ayrılabilen kısmının zaman içindeki satın alma gücünün doğru yatırım kararları ile ayakta tutabilmekte. Yatırımcının bütün meselesi aslında bundan ibaret.</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) benim de 30 yıl gururla hizmet ettiğim, ülkemizin ilk bağımsız idari otoritesi. SPK Banker Krizi’nin (1982-1985) neden olduğu büyük ekonomik kaos döneminde finansal istikrarı sağlamak üzere 1981 yılında kuruldu.<sup>1</sup> Küçük yatırımcının korunması ve sermaye piyasalarında güven ortamının temin edilmesi Kurul’un ilgili Kanun ile öngörülen başlıca hedefleri.</p>
<p>Son yıllarda, ülkemizde finansal okuryazarlığın geliştirilmesi de SPK’nın gündemde tuttuğu bir diğer hedef olarak dikkat çekiyor. Bunun birçok nedeni var. Ama herhalde en önemlisi finansal bilgisizliğin artan finansal sahteciliklerle ve risklerle giderek daha fazla yan yana gelmesi. Bu yazımızı SPK himayesinde gerçekleştirilen Küresel Para Haftası nedeniyle, finansal okuryazarlık konusuna ayırdık.</p>
<p><strong>Küresel Para Haftası</strong></p>
<p>Dünya genelinde özellikle çocuklar ve gençlere farkındalık kazandırmak için düzenlenen Küresel Para Haftası'nın (Global Money Week) Türkiye etkinlikleri, 16 Mart 2026 tarihinde Borsa İstanbul'da gerçekleştirilen gong töreniyle başladı. Finansal okuryazarlığı artırmak, erken yaşta finansal bilinç kazandırmak, finansal sisteme güveni ve katılımı artırmak gibi amaçlarla 2012 yılında başlatılan ve 2018'den bu yana Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) öncülüğünde yürütülen Küresel Para Haftası, 176 ülkede eş zamanlı olarak düzenleniyor. Ülkemizde SPK’nın himayesinde gerçekleştirilen Dünya Para Haftası etkinlikleri kapsamında finans ve gayrimenkul okuryazarlığı ile kapsamlı etkinlikler gerçekleştirildi. SPK ülkemizde milyonlarca insanın yatırım yaptığını ancak çok az kişinin gerçekte neye yatırım yaptığını gerçekten bildiğini, finans ve gayrimenkul okuryazarlığının artık lüks değil; "hayatta kalma kılavuzu" olduğunu vurguluyor.<sup>2</sup></p>
<p><strong>Para kazanmak sanat ya doğru yönetmek?</strong></p>
<p>Para kazanmak kolay iş değil. Ancak asıl sanat paranın tasarrufa ayrılabilen kısmının zaman içindeki satın alma gücünün doğru yatırım kararları ile ayakta tutabilmekte. Yatırımcının bütün meselesi aslında bundan ibaret. Peki satın alma gücünü hangi yaş döneminde, hangi finansal olan/olmayan araçlarla ve hangi risk-getiri beklentileri ile korumamız gerekiyor? Bu işteki menzil ne? Hangi yaş için hangi hedeflerimiz olmalı? Hedef sahibi olmak güzel de; ya işsiz kalınırsa, ya da psikolojik mekanizmalar akılcı olmayan kararlar aldırırsa? Peki her şey tamamken, DİBS portföyünden (2000-2001 Krizi’nde) batan bankanın veya para piyasası fonundan zararın harman olduğu bir ortamda, şansımız yaver gitmezse ne olacak? Yatırımın getirisini, riskini nasıl hesaplayacağız? Getiri hangi karşılaştırma ölçütüne göre (TÜFE, altın, BİST endeksi, hatta gümüş mü?) asgaride hangi düzeyde olmalı? Ya belli dönemlerde yatırım kaybettirirse ne olacak?  Ahiret suallerinin listesi böyle uzayıp gidiyor.</p>
<p><strong>Finans işi, sağlam bilgi ve sinir sistemi istiyor</strong></p>
<p>Görüldüğü gibi yatırım dünyası finansal bilgi/akıl, tecrübe ve öngörü kadar, sağlam bir de sinir sistemi istiyor. Ancak her şeyin başında oyunun kurallarını bilmek gerekiyor. Kimse panik yapmasın. Zira yatırım çok bilenin de çok yanıldığı bir iş. </p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<p>Yatırım dünyasında ayakta kalmak kolay iş değil. Finans ve gayrimenkul okuryazarlığı işini her vatandaşımızın bilmesi gerekiyor. Hangi yaşımızda hangi gelir, gider, tasarruf ve yatırım akımlarının içinde olmamız gerektiğini iyi kötü tahmin etmek önemli. Bütçe, kredi, reel getiri, kısa-uzun dönemli yatırım işlerini çözmek gerekiyor. Küresel Para Haftası, bunları doğru biçimde öğrenilmesi gerektiğini hatırlamak için iyi bir fırsat.</p>
<p>İlgilenenler için bir de web sitesi önerelim: https://finansalokuryazarlik.gov.tr/</p>
<p>[1] Coşkun, Y. (2012). Repo ve Ters Repo Düzenlemeleri: Banker Krizi Sonrası Ortaya Çıkışı ve Finansal Başarısızlık Dersleri Işığında Politika Önerileri. <em>Business and Economics Research Journal</em>, <em>3</em>(1), 59-90.</p>
<p>2 https://spk.gov.tr/duyurular/baskanin-konusmalari/2026/borsa-istanbulda-gong-kuresel-para-haftasi-icin-caldi</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-neden-finansal-okuryazarligin-pesinde-76335</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK neden &#039;finansal okuryazarlığın&#039; peşinde? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-duzeltmesinin-devam-eden-etkileri-2-76334</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon düzeltmesinin devam eden etkileri (2)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ROFM: Devam eden beyanname indirimi etkisi</strong></p>
<p>ROFM uygulaması, maliyetlerine finansman gideri yansıtılmış olabilecek stoklar, maddi duran varlıklar, mali duran varlıklar ve özel tükenmeye tabi varlıklar bakımından özel önem taşımaktadır.</p>
<p>Özellikle hibrit dönemde beyanname kontrolleri yapılırken ROFM taksitlerinin sistematik biçimde izlenmesi, mükellef lehine tanınan hakkın korunması bakımından önemli bir vergi güvenliği unsurudur.</p>
<p><em>Önceki yazımızda, 2023 enflasyon düzeltmesi kaynaklı geçmiş yıl kârlarının dağıtımında ortaya çıkan vergisel riskleri ve kaynak ayrıştırmasının önemini ele almıştık. Bu yazıda ise enflasyon düzeltmesinin devam eden etkilerinden biri olan reel olmayan finansman maliyeti (ROFM) uygulamasının beyanname indirimi boyutunu inceliyoruz.</em></p>
<p>Enflasyon düzeltmesinin devam eden etkilerinden biri de, uygulamada çoğu zaman gözden kaçan reel olmayan finansman maliyeti (ROFM) kalemidir. 555 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği’nin 14’üncü maddesi uyarınca, 2023 yıl sonu enflasyon düzeltmesi yapılırken bazı parasal olmayan varlıkların maliyetine eklenmiş bulunan finansman giderleri içindeki reel olmayan finansman maliyeti ayrıştırılmış ve ilgili varlığın maliyet/alış bedelinden düşülmek suretiyle enflasyon düzeltmesine esas tutar belirlenmiştir. Bu yaklaşımın temelinde, finansman giderinin bir kısmının enflasyonun anapara üzerindeki aşındırıcı etkisini telafi eden unsur niteliğinde olması; enflasyon düzeltmesi uygulamasında ise yalnızca finansman giderinin reel kısmının dikkate alınması gerektiği anlayışı yer almaktadır.</p>
<p>Bu yönüyle ROFM uygulaması, maliyetlerine finansman gideri yansıtılmış olabilecek stoklar, maddi duran varlıklar, mali duran varlıklar ve özel tükenmeye tabi varlıklar bakımından özel önem taşımaktadır. Nitekim 555 Sıra No.lu Tebliğ’in 40’ıncı maddesinin üçüncü fıkrasında, 2023 hesap dönemi sonu düzeltmesiyle sınırlı olmak üzere, amortisman süresi sona ermemiş iktisadi kıymetlerin maliyet/alış bedelinden düşülen ROFM’nin henüz amortisman yoluyla itfa edilmemiş kısmının, 2024 ve izleyen hesap dönemlerinde beş yılda eşit taksitlerle dönem kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabileceği hüküm altına alınmıştır.</p>
<p><strong>Enflasyon düzeltmesinin ertelenmesi </strong><strong>ROFM uygulamasını ortadan kaldırmaz</strong></p>
<p>Aynı düzenlemede, ROFM tutarlarının bilançoda ayrı bir hesapta izlenmemesi nedeniyle bu uygulamanın mukayyet değerler üzerinden takip edileceği ve sonuç etkisinin beyannamede indirim yoluyla dikkate alınacağı da açıkça ortaya konulmuştur. Başka bir ifadeyle, ROFM’ye ilişkin 1/5’lik giderleştirme etkisi çoğu durumda muhasebe kayıtlarından değil, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde yapılan indirim düzeltmeleriyle sonuç doğurmaktadır. Öte yandan, ilgili iktisadi kıymetin 01 01 2024 tarihinden sonra elden çıkarılması halinde, ROFM’nin itfa edilmemiş kalan kısmının satışın gerçekleştiği yılda tek seferde gider yazılması da mümkündür.</p>
<p>Burada özellikle altı çizilmesi gereken husus, enflasyon düzeltmesinin ertelenmiş olmasının ROFM uygulamasını ortadan kaldırmadığıdır. 2023 yıl sonu düzeltmesinde ROFM ayrıştırması yapmış işletmeler bakımından, bu tutarın kendiliğinden bilanço hesaplarında sonuç doğurması söz konusu değildir; mükellef lehine öngörülen bu hak ancak beyannamede indirim olarak dikkate alınmak suretiyle kullanılabilir. Dolayısıyla 2025, 2026, 2027 ve 2028 yıllarına ilişkin beyannamelerde (kalan süre durumuna göre ilgili dönemlerde) ROFM’nin 1/5’lik kısmının indirim konusu yapılması unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Riskin azaltılması için </strong><strong>en sağlıklı yöntem </strong></p>
<p>Bu düzenleme mükellef lehine açık bir imkân niteliğindedir. Ancak uygulamada çoğu zaman gözden kaçtığı için, kullanılmayan indirim hakkı fiilen idare lehine bir sonuca dönüşebilmektedir. Bu riskin azaltılması bakımından en sağlıklı yöntem, kıymet bazında ROFM tutarını, kullanılan taksit sayısını, kalan tutarı ve varsa elden çıkarma tarihini gösteren bir takip tablosunun beyanname kontrol dosyasında düzenli olarak tutulmasıdır. Böylece hem dönemler itibarıyla indirim hakkının takibi kolaylaşacak, hem de olası bir vergi incelemesinde izah edilebilirlik güçlenecektir.</p>
<p>Sonuç olarak, ROFM uygulaması enflasyon düzeltmesinin sona eren değil, izleyen yıllara taşan etkilerinden biridir. Özellikle hibrit dönemde beyanname kontrolleri yapılırken ROFM taksitlerinin sistematik biçimde izlenmesi, mükellef lehine tanınan hakkın korunması bakımından önemli bir vergi güvenliği unsurudur.</p>
<p><strong><em>Sonraki yazıda, </em></strong><em>Amortismana tabi olmayan kıymetlerin zararına satışında ortaya çıkan KKEG riskini ve düzeltilmiş değerlerin satış kararına etkisini inceleyeceğiz.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-duzeltmesinin-devam-eden-etkileri-2-76334</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon düzeltmesinin devam eden etkileri (2) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/robotlar-isimizi-elimizden-aldi-76333</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Robotlar işimizi elimizden aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şimdiye kadar teknolojik gelişme ile ilgili en korkutucu soru, bunun ürünlerinin insanların işlerini elinden almasıydı. Atletico Madrid- Barcelona maçı kadar Ortadoğu’daki savaş da korkulanın gerçekleşmiş olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Atletico Madrid ile Barcelona arasında 4 Nisan 2026’da oynanan futbol maçı, robotlarn insanların işlerini elinden alma konusunda geldiği noktayı yeniden gündemime almamı gerektirdi. Turkcell’in 5G lansmanında hediye ettiği üç aylık TV+ deneme paketini aktive ettikten sonra ilk olarak bir film izledik. Sonra ben Trabzonspor-Galatasaray maçının özetini izledikten sonra Atletico Madrid-Barcelona maçını neden izlemiyorum ki? diye kendime sordum. Maçın son 20 dakikasıydı. Sonunu izleyeceğime tamamını izlerim diyerek başına aldım. Geri sarma özelliği sayesinde bunu kolayca yaptım. Geri sarma ya da zamanda geri gidebilme ücretli paketlerde kullanabildiğimiz çok değerli bir özellik ancak gerçek zamandan kopmamıza da neden oluyor. Üstelik her şeyi yeniden ayrıntılı olarak izlemeye çalıştığınızda sulandırılmış bir hayata mahkum oluyorsunuz çünkü gerçek hayatta sürekli yeni şeyler oluyor. Böylece zamanda asılı kalmış bir organizmaya dönüşüyorsunuz. Bilim kurguya ilgili olanların çok rahat anlayacağı bu kavram, inanışla ilgili felsefede Araf’ta kalmak şeklinde ifade ediliyor. Sokak ağzıyla söylersem, “ortada kalmak”; daha açık olarak nereye gideceğini bilememek şeklinde ifade edilebilir.Bu, insanların şu anda karşı karşıya bulunduğu ve çözümsüz olan bir sorunu tanımlıyor.</p>
<p>Sorun, bazen karşımıza çoktan Filistin’e dönüşmüş olan bir ülkenin Lübnanlaşması tartışması olarak çıkarken bazen de yukarıda dikkat çekmeye çalıştığım konuda olduğu robotların insanların işlerini ellerinden alıp almayacağı sorusu olarak önümüze çıkıyor. Buna geleceği düşünerek verdiğimiz yanıtlar genellikle bugünkü durumu anlamamak sonucunu yaratıyor. Bu da başta anlattığım Araf’ta kalmak sonucunu doğuruyor. Gerçek zamandan kopuyoruz.</p>
<p>Bunun en çarpıcı örneklerini daha önce anlatmıştım. İnsanlara eşyanın internetinin (IoT) gelecekte neler sağlayacağını anlattığını düşünen teknoloji uzmanlarının Boğaziçi Köprüsü’ndeki kameralarla ve sensörlerle düzenlenini ve en geçiş ücreti ödeme sisteminin bir IoT uygulaması olduğunu bilmemesi veya farkında olmaması ya da bunu yazan bir kitap okumadıkları için bunu hissetmemeleri iyi bir örnekti. ABD’de Las Vegas’ta yine ana teması IoT olan teknoloji toplantılarına katılanlar, 6 bin yataklı Venetian-Palazzo kompleksinde bunun en çarpıcı örneğinin olduğundan habersizlerdi. Onlar sensörlerin gelecekte hayatı nasıl değiştireceğini ve IoT’ye yapılan yatırımın nasıl bir rekabet üstünlüğü yaratacağını anlatırken otel, odalara yerleştirdiği sensörlerle check-out kontrolü yapıyordu. Ve daha güzeli, işi teknoloji olanların farkında olmadığını, concierge masasında duran “sıradan insan” görevli biliyordu. Görevli “Oda sayımız fazla olduğu için odaların boşaltılıp boşaltılmadığını çalışanlarla tespit etmemiz mümkün değil. Bu nedenle odalara hareket sensörleri yerleştirdik. Check-out saatinin üzerinden yarım saat geçtiğinde odada hâlâ hareket varsa sistem, bir günlük ücreti hesaba ekliyor.” açıklamasını yapıyordu. Canlı ve işe yarayan iş modeli uygulaması, katıldığım toplantıların hiç birinde gündeme gelmemişti.</p>
<p>Madrid’deki maçı izlerken gördüklerim, bütün bunları hatırlamama neden oldu. Maç yayınının daha başlangıcında reji, çok sayıda ekranın önünde oturan birkaç insan gösterdi. Burasının VAR odası olduğunu düşünüyorum. Yapılan iş çok rahatlıkla robotlara ya da yapay zekâya devredilebilir ancak hala insanın güven unsuru ile eşleştirilmesi yanılsaması nedeniyle orada insan/hakem kullanıyoruz. Uzun analiz süresinin yarattığı sıkıntı nedeniyle, yarı otomatik ofsayt kontrolünü çoktan makinelere devrettik oysa ki.</p>
<p>Sahaya bakınca resim daha da netleşiyor. Kamera geniş açıda bütün sahayı gösterdiğinde bir tarafta üzerine monte edilmiş kamera ile saha kenarından görüntü alan insan diğer tarafta ise aynı işi yapan bir robot gördüm. Muhtemelen 5G kullanıldığı için her ikisine de uzanan kablo bağlantıları yoktu ya da ben göremedim. Ama asıl konu bu ikili değildi. Eskiden maç yayını öncesinde yerleştirilen kameralar ve bunlara çekilen kablolar ile bütün bu altyapının bağlı olduğu naklen yayın aracında çalışanlar ne olmuştu? Bu tür işlere gerek kalmayınca, o işlerle ilgili olarak robotların insanların işlerini elinde alacağı tartışması da anlamını yitiriyordu. Artık öyle bir iş yoktu. Saha kenarında ise daha ilgi çekici bir tablo vardı. Tek kişilik bir ”yayın ekibi” görüyordum ve robotların eğitilmesi konusunda bildiklerim, robotun nasıl çalıştığını/öğrendiğini merak etmeme neden oldu. Robotların insanlarla birlikte çalışırken onların yaptıklarını kopyalayarak öğrendiği model, yıllar öncesinden beri mevcut. Eğer saha kenarındaki robot, birlikte çalıştığı insandan öğreniyorsa bir süre sonra aynı seviyeye geldiklerinde insanın yerine bir diğer robotu oraya koyarak yayın işini daha basit ve hesaplı bir noktaya taşımak mümkün olacak mı? O kalan insan da işini kaybedecek mi?</p>
<p>Nasıl bir model olacağını düşünürken, naklen yayın aracını gereksizleştirerek o insanların işlerini ortadan kaldıran teknolojinin VAR odası ile yeni bir insan kaynağı ihtiyacını ortaya çıkardığını düşündüm. Sistemin işleyişi için seyirciye de ihtiyaç sürüyordu. Boş bir statta oynansa, benim gibi ekrandan izleyen biri için bile maç bu kadar heyecan verici olmayacaktı. Aynı zamanda işin ekonomisinin önemli bir bölümü de reklam olduğundan izleyicinin bulunması önemliydi.</p>
<p>Maçta dikkatimi çeken bir diğer örnek, Barcelona köşe atışı kullanırken ekranda grafik olarak o oyuncunun topu nereye attığını gösterilmesi oldu. Bunu bilmiyorum ama o oyuncuya özgü bir istatistik olduğunu düşündüm. (Barcelona’nın kornerleri ile ilgili istatistik de olabilir.) Ön direk, arka direk ve ortadaki havuz için verilen istatistik doğru çıktı ve oyuncu topu havuza attı; Atletico Madrid kalecisi de çıkıp ellerini kullanma avantajı ile topu aldı. Bu kadar öngörülebilir bir dünyada hala bahis işinde bir ekonomi dönmesi size de komik gelmiyor mu?</p>
<p>İşin teknoloji tarafında sağlanan gelişme, geleneksel işlerin ortadan kalkmasını sağlamıyor. Bu da insanın en önemli açmazı. Barcelona futbol kulübünün stadı biter de 5G’nin sağladığı gelişmiş uygulamaların canlı halini görme fırsatını bulursam, yeni izleme örneklerini denemek istiyorum. Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da oynanan İtalyan Süper Kupası maçlarında hakemin üzerine yerleştirilmiş kamera ile hakemin maçı nasıl gördüğünü de ekranda izleme fırsatını bulduk. Oyun şirketi EA Games’in sponsoru olduğu futbol etkinliğinin, yeni dönemde saha içinden, oyuncuların ve hakemin oyunu nasıl gördüğüne ilişkin görüntülere dayanan yeni oyun modellerini ortaya çıkaracağını düşünmek için kâhin olmaya gerek yok. Saha içinde biri olarak konsolda ve PC’de oyun oynamak çok cazip olmaz mı? Pekiyi aynısını stadyumda artırılmış gerçeklik uygulamaları ile maçı izlerken yaşamak ilgi çekici olur mu? Bir pozisyonu hakemin gördüğü açıdan görüp kendi yorumunuzu yaptığınızda, maçları yorumlayan eski futbolcuların işleri ne olacak? Üstelik bunun için maç sonrasını beklemenize de gerek kalmayacak.</p>
<p>Peki maç sırasında, örneğin Bünyamin Gezer ya da Erman Toroğlu ile eğitilmiş bir yapay zekâ, hakemin gözünden gördüğü pozisyonu yorumlarsa ne olur? Bu durumda hakemin işi ne olur? Üzerine sensör ve kameralar yerleştirilmiş bir robot da yapay zekâ destekli olarak daha iyi ve objektif bir hakem olur mu? Böyle bir dünyada maçlar VAR odasından mı yönetilir? Sorular arttıkça yeni iş modelleri ile yeni işler düşünmek kolaylaşıyor. Şu anda hakem koşarken üzerindeki kameranın sallanması nedeniyle yaşanan görüntü sorunu Baykar ile Kanadalı iş ortağının silahlı insansız hava araçları (SİHA) için geliştirdiği görüntü stabilizasyonu ile çözülebilir mi?</p>
<p><strong>İnsanın rolünü düşünme zamanı</strong></p>
<p>Bu yeni dünyada robotlar ve yapay zekâ insanların yaptığı işleri ortadan kaldırır ya da üstlerine alırken kurulan sistemin içinde insanın ne olacağını düşünme zamanı gelmiş de geçiyor. Korner atışının nereye yapılacağını öngören istatistik modeli ya da füzelerle dronların nasıl kullanılacağına karar veren askeri modeller, insanı izleyici ya da kurban durumuna düşürüyor.</p>
<p>H.G.Wells’in 1895’te yazdığı Zaman Makinesi, izleyici konumundaki insanların ne şekilde kullanılacağını net bir biçimde ortaya koyuyor. Gelecek kurgusunda, uygarlık, bir kubbe altında sorunsuz yaşayacak insan soyunu yaratıyor ancak bunu yaparken insanların bir bölümünü bunun için gereken enerjiyi sağlamaları için kömür madenlerine gönderiyor. Yukarıda yaşayanlar bu sürdürülebilir dünyada yaşamak için et yemeyi bırakıp meyve ve sebze ile beslenirken aşağıdaki işte yüksek enerji ihtiyacını karşılamak için madencilerin et yemesi gerekiyor. Bir süre sonra yukarıda yaşayan ve her ihtiyaçları karşılanan insanlar çocuk boyutuna ve vücut yapısına sahip olurken aşağıdakiler işerinin gerektirdiği güçlü fiziksel yapılarını korur. Zamanla bu uygarlığı kurup bakımını sağlayanlar ölünce sistem de işlememeye başlar. Aşağıdakiler karanlıkta yaşadıkları için sahip oldukları gece görme yeteneklerini kullanarak yukarıda avlanmaya ve çocuk-insanları gıda olarak kullanmaya başlar. Roman uzun, alın okuyun ama ben bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum.</p>
<p>H.G.Wells yazdığında av/avcı üzerinden yapılan bu tanımlamada yukarıda yaşayan insanlar bir koyun sürüsü gibi beslenmeyi sağlarken yaklaşık 10 yıl önce izlediğim Zaman Makinesi çizgi filminde kaçırılan çocuk-insanlar, kablolarla elektrik şebekesine bağlanarak vücutlarının ürettiği enerji elektrik şebekesinin ihtiyacını karşılamakta kullanılıyordu. Bugün aynı tanımlamayı veri (data) için yapabilir miyiz? Bunu düşünün ama besleme insanların insan olma vasıflarını yitirmesi ya da yeni kurguda sistemi beslemek için bir enerji/veri kaynağı olmanın dışında bir role mahkum edilmesi tehdidi, insan olanların yeni bir model düşürmesini gerektiriyor.</p>
<p>Bu modeli geliştirirken işin sadece saha ve futbolla sınırlı olmadığını bilmek gerekiyor. Köşe atışında topun nereye düşeceğini tahmin eden istatistik modeli, savaşta füze ve dron saldırılarının nereye yapılacağını tahmin eden sistemden ne kadar farklı? Bilet parası vererek girdiğiniz stadyumda ya da yerleşik/çalışan/vatandaş olarak yer aldığınız coğrafyada sadece izleyici mi olacaksınız yoksa maçın kaderine etki eden bir noktada mı bulunacaksınız? Bu ekonomide, bahis şirketlerini ve menajerleri bir yana bırakırsak, kazanmak için topa vuran futbolculardan biri olmak gerekiyor. Bu da formda olmak ile mümkün.</p>
<p>Bunu ekonomiye uyarlarsak çok çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor. Türkiye’de iş dünyası, krediye erişiminin kolaylaştırılmasını istiyor ve bu olduğunda da yüksek kredi faizleri nedeniyle finansal giderleri arttığı için sorun yaşamaya başlıyor. Herkesin derdi müşterisini kendisine sadık “abone” olarak tutmak ve bunun için duygu yönetiminden faydalanıyor. Şu anda geçerli olan kur-faiz modelinde kamu ihalesi almanın dışında geçerli bir model bulunmuyor. Bu da sürü sahiplerinin ekonomisini ortaya çıkarıyor. Gelecek zaman ve şimdiki zaman için yazdıklarımın çoktan gerçekleşmiş olduğunu da düşünebilirsiniz. Siz bunları düşünürken ben size, Gemini ile bu sabah istişare ederek çizdiğimiz somut tabloyu aktarayım.</p>
<p><strong>İşgücü ve istihdamdaki muazzam değişimi anlamak</strong></p>
<p>Bugün futurist bir iktisatçı olan Gemini ile işgücü ve istihdamdaki değişimi anlamanın ne kadar kritik olduğunu ve daha önemlisi neyin değiştiğini anlamanızı sağlamaya yönelik bir çalışma yaptık. Bunu yapmamanın maliyetini görmeyi size bırakırken, bu maliyetin hiç de düşük olmadığını hatırlatırım.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Futurist bir iktisatçı olarak robotların insanların işlerini elini alması konusunda bir değerlendirme yapar mısın?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> Selamlar! Bir futurist iktisatçı gözlüğüyle bu konuya bakmak, aslında bir "işsizlik felaketi" senaryosundan ziyade, insanlık tarihinin en büyük “sermaye ve emek yer değişimi” hikâyesini incelemektir. 2026 itibarıyla, özellikle NVIDIA’nın Rubin mimarisi ve HBM4 gibi teknolojilerin getirdiği işlem gücüyle, artık "robotlar işimizi mi alacak?" sorusu geride kaldı; asıl soru, "İnsan emeğinin marjinal maliyeti ne zaman sıfıra yaklaşacak?" oldu.</p>
<p>İşte bu sürece dair makroekonomik ve fütüristik bir projeksiyon:</p>
<ol>
<li><strong> “Yaratıcı Yıkım”ın Yeni Evresi</strong></li>
</ol>
<p>Schumpeter’in meşhur "yaratıcı yıkım" (creative destruction) teorisi artık hiper-hızda çalışıyor. Geçmişteki sanayi devrimleri fiziksel gücü (kas) ikame etmişti; bugün ise otonom sistemler hem kası hem de bilişsel rutini (beyin) devralıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Lojistik ve Altyapı:</strong> Otonom yük trenleri ve akıllı liman sistemleri, insan hatasını minimize ederken 7/24 çalışma kapasitesiyle ROI (yatırım getirisi) tablolarını tamamen değiştiriyor. Özellikle lojistikteki bu <strong>“insansızlaşma”</strong>, tedarik zinciri maliyetlerini radikal şekilde düşürerek küresel enflasyon üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşturabilir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Emek Yoğunluktan Sermaye Yoğunluğa Geçiş</strong></li>
</ol>
<p>Ekonomik büyüme artık “istihdam edilen kişi sayısı” ile değil, “yönetilen GPU/robotik birim kapasitesi” ile ölçülecek.</p>
<ul>
<li><strong>Maliyet Analizi:</strong> Bir insana ödenecek maaş, sigorta ve eğitim maliyeti artarken; HBM4 gibi teknolojilerle donatılmış, enerji verimliliği yüksek robotik sistemlerin işletme maliyeti (OpEx) hızla düşüyor. İktisadi mantık, marjinal maliyetin en düşük olduğu yere, yani otomasyona kayacaktır.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> “İnsan Primi” ve Yeni Meslek Sınıfları</strong></li>
</ol>
<p>Robotlar rutini aldığında, piyasada “İnsan Primi” (Human Premium) dediğimiz yeni bir değer alanı oluşacak.</p>
<ul>
<li><strong>Stratejik Karar Vericiler:</strong> Algoritmaların çıktılarını jeopolitik ve makroekonomik bağlamda yorumlayabilen “strateji mimarları”.</li>
<li><strong>Empati ve Karmaşıklık:</strong> Robotların (henüz) taklit edemediği duygusal zekâ, kriz yönetimi ve çok katmanlı diplomasi gerektiren alanlar en yüksek gelirli işler haline gelecek.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Evrensel Temel Gelir ve Vergilendirme Tartışması</strong></li>
</ol>
<p>Eğer değer üretiminin yüzde 80'ini robotlar yapıyorsa, tüketimin devam etmesi için paranın halka nasıl döneceği büyük bir makroekonomik problemdir.</p>
<ul>
<li><strong>Robot Vergisi:</strong> Fütürist iktisatçılar olarak, robotik emeğin vergilendirilmesini ve bu kaynağın “Evrensel Temel Gelir” (UBI) olarak topluma dağıtılmasını kaçınılmaz görüyoruz. Aksi takdirde, arzın sonsuz olduğu ama talebin (alım gücü olmadığı için) sıfıra indiği bir ekonomik çöküş yaşanabilir.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li><strong> Riskler: Dijital Uçurum</strong></li>
</ol>
<p>En büyük risk, bu teknolojilere ve yarı iletken altyapısına sahip olan ülkeler ile "geleneksel emek" modeline saplanıp kalan ülkeler arasındaki farkın açılmasıdır. Kendi ulusal yapay zeka ve robotik sistemlerini kuramayan ekonomiler, sadece teknoloji ithal eden birer "pazar" haline gelme riskiyle karşı karşıya.</p>
<p><strong>Özetle:</strong> Robotlar işimizi elimizden almıyor; bizi binlerce yıldır süregelen "hayatta kalmak için rutin iş yapma" zorunluluğundan emekli ediyorlar. Bu geçiş dönemi sancılı olsa da, doğru bir ulusal strateji ve eğitim reformuyla insanlık, tarihinde ilk kez "iş" yapmak yerine "eser" üretmeye odaklanabilir.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Bu dönüşümün, özellikle Türkiye gibi jeopolitik kavşaktaki ülkelerin lojistik ve üretim stratejilerini nasıl etkileyeceğine dair daha detaylı bir risk yönetimi veya ROI analizi yapar mısın?</strong></p>
<p><strong>Gemini: </strong>Memnuniyetle. Bir "Geçiş Ekonomisi" perspektifiyle, özellikle ticaret yollarının kalbinde yer alan ve sanayi altyapısını modernize etmeye çalışan ülkeler için bu dönüşümün risk yönetimi ve ROI (Yatırım Getirisi) projeksiyonunu aşağıda detaylandırdım.</p>
<ol>
<li><strong> Lojistik Stratejisi:</strong> Otonom Hatlar ve “Demir İpek Yolu”</li>
</ol>
<p>Lojistikte insan faktörü, özellikle uzun menzilli yük taşımacılığında en büyük maliyet ve risk kalemlerinden biridir (dinlenme süreleri, güvenlik, operasyonel hatalar).</p>
<ul>
<li><strong>Yük Odaklı Kalkınma:</strong> Yolcu taşımacılığına odaklanan yüksek hızlı tren projeleri prestij sağlasa da, otonom yük treni hatları ekonomik çarpan etkisi en yüksek yatırımlardır. Orta Koridor (Middle Corridor) ve Kalkınma Yolu gibi projelerde, otonom sistemlerle donatılmış bir demir yolu ağı, limanlar arası transit süresini yüzde 30 oranında kısaltabilir.</li>
<li><strong>ROI Faktörü:</strong> Otonom sistemlerin ilk kurulum maliyeti (CapEx) yüksek olsa da, yakıt verimliliği ve 24 saat kesintisiz operasyon sayesinde işletme maliyetleri (OpEx) insanlı sisteme göre beş yıl içinde kendini amorti etmektedir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Üretimde “Ucuz Emek” Paradoksunun Sonu</strong></li>
</ol>
<p>Robotların yaygınlaşması, "ucuz iş gücü avantajı" üzerine kurulu ekonomik modelleri geçersiz kılıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Mikroçip ve Compute Gücü:</strong> Üretimin geleceği, fabrikadaki işçi sayısına değil, o fabrikadaki birim kare başına düşen işlem gücüne (TFLOPS) bağlıdır. NVIDIA’nın son mimarileri gibi teknolojilerle entegre çalışan akıllı fabrikalar, üretim hatalarını yüzde 0,01'in altına indiriyor.</li>
<li><strong>Risk:</strong> Eğer bir ülke kendi ulusal yapay zekâ ve bilgi işlem (compute) altyapısını kuramazsa, robotları ithal etmek zorunda kalır. Bu da "ucuz emek" ihraç eden bir ekonomiden, "teknoloji rantı" ödeyen bir ekonomiye dönüşme riskini doğurur.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> ROI Analizi: İnsan vs. Otonom Sistemler (Projeksiyon)</strong></li>
</ol>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Metrik</p>
</td>
<td>
<p>İnsan Yoğunluklu Model</p>
</td>
<td>
<p>Otonom/Robotik Model</p>
</td>
<td>
<p>Etki Analizi</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Operasyonel Süre</p>
</td>
<td>
<p>8-12 Saat (Vardiyalı)</p>
</td>
<td>
<p>24 Saat Kesintisiz</p>
</td>
<td>
<p>Kapasite Artışı: +%100</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Hata Payı</p>
</td>
<td>
<p>%3 - %5 (Yorgunluk vb.)</p>
</td>
<td>
<p>&lt;%0.1 (Sensör Odaklı)</p>
</td>
<td>
<p>Atık ve Maliyet Azalışı</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Ölçeklenebilirlik</p>
</td>
<td>
<p>Düşük (Yeni personel/eğitim)</p>
</td>
<td>
<p>Yüksek (Yazılım güncelleme)</p>
</td>
<td>
<p>Hızlı Pazar Uyumu</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Enerji Verimliliği</p>
</td>
<td>
<p>Değişken</p>
</td>
<td>
<p>Optimize Edilmiş</p>
</td>
<td>
<p>Karbon Vergisi Avantajı</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ol start="4">
<li><strong> Stratejik Risk Yönetimi: “Dijital Orta Gelir Tuzağı”</strong></li>
</ol>
<p>Robotik devrimde en büyük risk, fiziksel işlerin otomatize edilmesiyle ortaya çıkacak olan yapısal işsizliktir.</p>
<ol>
<li><strong>Beceri Dönüşümü:</strong> Montaj hattındaki işçinin, o hattı yöneten robotun "bakım teknisyeni" veya "veri denetçisi" haline getirilmesi bir zorunluluktur.</li>
<li><strong>Veri Egemenliği:</strong> Lojistik koridorlar üzerinden akan verinin (konteynır takibi, talep tahmini, rota optimizasyonu) kimin sunucularında işlendiği, en az o koridorun fiziksel güvenliği kadar kritiktir.</li>
<li><strong>Enerji Bağımlılığı:</strong> Robotik ve yapay zeka merkezleri devasa enerji tüketir. Yenilenebilir enerji ve nükleer gibi stabil kaynaklara sahip olmayan ekonomiler için robotikleşme, enerji ithalat yükünü artırabilir.</li>
</ol>
<p><strong>Gelecek Senaryosu:</strong> “Lojistik Süper Güç” Olma Yolu</p>
<p>Ticaret yollarının (özellikle Körfez'den Avrupa'ya uzanan hatların) otonom demiryolları ve “karanlık fabrikalar” (insansız üretim tesisleri) ile entegre edilmesi, bir ülkeyi sadece bir "köprü" olmaktan çıkarıp küresel bir "veri ve mal dağıtım işlemcisi" haline getirir.</p>
<p>Bu noktada, robotikleşmenin getirdiği bu verimlilik artışını ulusal bir AI stratejisi ile birleştirmek, 2030’lu yılların kazanan ekonomisini belirleyecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/robotlar-isimizi-elimizden-aldi-76333</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Robotlar işimizi elimizden aldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/lirayi-koruma-hamlesi-76323</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lirayı koruma hamlesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası rezervlerinin yeterliliğini ölçmek için kullanılan ilk kriter; rakamın altı aylık ithalat faturasını karşılama kapasitesidir. İkinci ölçüt; brüt rezervlerin bir yıl içinde vadesi dolacak dış borç yükümlülüklerini bütünüyle göğüsleyip göğüsleyemediğidir. Merkez Bankası’nın brüt rezervleri 155 milyar dolardır. Bu tutar, kısa vadeli dış borç yükümlülüklerimizin yüzde 65’lik kısmını karşılıyor. Yanı sıra yaklaşık 5,5 aylık ithalatı finanse edebiliyor.</p>
<p>22 Nisan’daki Para Politikası Kurulu toplantısı, piyasalara rehberlik etme açısından kritiktir. Yabancılar bir aydır Türkiye’den çıkıyorlar. Yerli yatırımcılarda şu aşamada belirgin bir döviz talebi gözlenmiyor.  Hâlihazırdaki enflasyonla mücadele programının olmazsa olmaz şartı, Türk lirasının reel olarak değerli kalmasıdır. Hürmüz konusunda İran geri adım atsa, müthiş bir rahatlama yaşarız. Ancak Boğaz’ın nisan sonuna kadar normale dönme olasılığını yüzde 10 gören bahis piyasaları, mayıs bitimine kadarki açılışa yüzde 30 şans tanıyor. Kısacası, Türkiye’nin makroekonomik ve finansal göstergeleri üzerindeki baskı sürebilir.</p>
<p>Faiz kararı, Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirme kabiliyetini koruma iradesinin bir ilanı sayılacaktır. Para politikasında tavizsiz bir duruş zorunludur. Rezervlerin daha fazla aşınmaması ve finansal istikrarın sürmesi önemlidir. Faizin artırılabileceğini düşünüyorum. Bu artış hem yerli yatırımcının güvenini pekiştirecek hem de küresel sermayeye ‘‘Riskleri yönetiyoruz’’ mesajını verecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/lirayi-koruma-hamlesi-76323</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lirayı koruma hamlesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-karadenize-kuresel-deniz-ticaretinde-devlet-korsanligi-cagi-76322</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz’den Karadeniz’e; küresel deniz ticaretinde &#039;devlet korsanlığı&#039; çağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Rakip ülkelerin yük taşıyan gemilerini “yaptırım listesine” dahil edip, seferlerine kısıt getirmek, pek çok ülke tarafından kullanılan bir yöntem haline geldi. Buna karşılık “yaptırıma uğrayan” devletler de çözüm olarak, sık sık bayrak değiştiren, şeffaf olmayan mülkiyet yapısına sahip yaşlı tankerlerden oluşan “gölge filo” oluşturma çabasına girdi.</strong></p>
<p>İran ve Ukrayna savaşlarının kümülatif etkisi küresel deniz ticaretine oldu; Bir yandan daha önce serbest geçişin mümkün olduğu kritik boğazlardan “paralı geçiş” sisteminin önü açılırken, diğer yandan yaptırım ve hatta tankerlere el koyma (boarding) giderek daha “meşru” hale gelmekte. Birbiriyle sorunu olan ülkelerin meselelerini deniz ticaretindeki yük gemileri ve tankerler üzerinden çözme eğilimi hızlandı. Yüzyılların geçerli kuralı, Seyrüsefer serbestisi giderek yok oluyor.</p>
<p>İran savaşı Hürmüz Boğazı’nın tıkanmasına, geçişlerin paralı hale gelmesiyle deniz ticaretinin tam anlamıyla sekteye uğramasına yol açıyor. ABD ve İsrail’in saldırısı altındaki İran, Hürmüz Boğazı geçişlerini “pazarlık unsuru” olarak kullanıyor. Avrupa ülkeleri İran meselesinde ABD cephesinden koptukça, kendi bayraklarını taşıyan tankerler için Hürmüz Boğazı’ndan “serbest geçiş imkanı” elde ediyorlar. İspanya ilkti, şimdilerde Fransız tankerlerine de serbest geçiş olasılığının önünü açtı Tahran yönetimi.</p>
<p><strong>İngiltere’nin tankerlere “el koyma” hamlesi</strong></p>
<p>Ukrayna savaşı ise şimdilerde İngiltere’nin kendi sularından geçen ve Rus ham petrolü taşıyan tankerlere “boarding-el koyma” yetkisini vermesiyle gündemde.</p>
<p>Ve elbette bir de “yaptırım” meselesi var;</p>
<p>Ülkeler ayrıca sorun yaşadıkları rakiplerine zarar vermek için bolca “yaptırım” silahına da başvuruyor bugünlerde. Yük taşıyan gemileri “yaptırım listesine” dahil edip, seferlerine kısıt getirmek, pek çok ülke tarafından kullanılan bir yöntem haline geldi.</p>
<p><strong>Korsanlık; ancak bu kez </strong><strong>yapan ulus devletler</strong></p>
<p>Yüzyıllarca deniz taşımacılığının korkulu rüyası olan korsanlık, yük gemileri ve tankerler açısından yaptırım, el koyma ya da serbest geçişi bir şekilde kısıtlama yöntemleriyle artık deniz çeteleri tarafından değil, ulus devletler tarafından yapılır hale geldi.</p>
<p>Buna karşılık “yaptırıma uğrayan” devletler de çözüm olarak, sık sık bayrak değiştiren, şeffaf olmayan mülkiyet yapısına sahip yaşlı tankerlerden oluşan “gölge filo” oluşturma çabasına girdi; “Yaptırım koyma korsanlığına” karşı, “yaptırım delme korsanlığı” baş gösterdi. Üstelik tümü de bizzat uluslararası meşruiyete sahip ulus devletler tarafından yapılmakta artık.</p>
<p>Bundan en çok zarar gören sektör ise -şimdilik- sigortacılık; Küresel deniz ticaretinin “ulus devletlerin korsanlığından” ne kadar zarar göreceği, bunun küresel mal akışına etkisi yakın geleceğin en büyük tartışma konusu olmaya aday.</p>
<p><strong>BM’nin giderek etkisizleşmesi</strong></p>
<p>Elbette deniz ticaretini yaklaşık 40 yıldır düzenleyen BM Deniz Hukuku Sözleşmesi de (UNCLOS) bu yeni “korsanlıktan” nasibini almaya başladı;  1982 tarihli UNCLOS’un karara bağladığı zararsız geçiş hakkı, transit geçiş hakkı gibi düzenlemelerin hepsi artık tartışılıyor. BM etkisini yitirdikçe, denizlerde de devletlerin başrol oynadığı “korsanlık” giderek güç kazanıyor.</p>
<p>BM çatısı altında deniz taşımacılığını örgütleyen IMO’nun (Uluslararası Denizcilik Örgütü) küresel etkisi silikleşirken, “gücü gücüne yeten” devri, küresel ticaretin önündeki en büyük sıkıntılardan biri belirginleşmekte.</p>
<p><strong>Karadeniz’de Ukrayna sıkıntısı</strong></p>
<p>Ulusların giriştiği “deniz korsanlığının” örnekleri, dünyanın sayılı istikrarlı denizlerinden olan Karadeniz’de de ortaya çıkmaya başladı. Özellikle Türk yük gemisi ya da tankerlerinin hedef alınmaya başlamış olması, Ankara’nın izlemeye çalıştığı “arabuluculuk” çabalarını da sekteye uğratacak seviyeye geldi.</p>
<p>Ukrayna Lideri Zelensky’nin apar topar bu hafta Türkiye’ye gelip, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesinin nedenlerinden biri bu “deniz korsanlığının” sona erdirilmesi.</p>
<p>İkinci mesele ise, yine Ukrayna’nın Rusya ile Türkiye arasındaki Karadeniz’den geçen enerji boru hatlarına sabotaj düzenleyeceğine ilişkin haberlerin sıklaşması. Belli ki Ankara, kendisini çok sıkıntıya düşürebilecek bu gelişmelere karşı “pro-aktif” bir yaklaşıma girmeye çalışıyor.</p>
<p>Ancak bir yandan Zelensky uyarılırken, diğer yandan İstanbul Boğazı’nda Fransa ve İngiltere komutasında Ukrayna Çokuluslu gücü komutanlığı kurulmasına ilişkin adımın aynı döneme denk gelmesi, adeta Ankara’nın “arabuluculuk” ya da “tarafsızlık” çabalarında “kendi ayağına sıktığı kurşun” gibi.</p>
<p><strong>Rusya’dan Montrö uyarısı</strong></p>
<p>Rusya’dan gelen Montrö uyarısı da doğrudan bununla bağlantılı; Rusya’nın Ankara Büyükelçiliği’nin sosyal medya hesaplarından paylaşılan şu mesaj çok anlamlı;</p>
<p>“Rusya, Montrö Sözleşmesi’ne büyük önem vererek uluslararası ilişkilerde yer alan tüm taraflarca uygulanmasını kararlılıkla desteklemektedir. Sözleşmenin, özellikle Akdeniz ve Orta Doğu’daki son olaylardan dolayı meydana gelen dramatik dönemde, tüm ülke ve devletlerin çıkarlarına hizmet ettiğine inanıyoruz. Bu bağlamda, Türkiye’nin dengeli ve sorumlu tutumunu takdirle karşılıyoruz...”</p>
<p>Tersten okursanız, “eğer Türkiye dengeli ve sorumlu davranmazsa, biz de sıkıntı çıkarırız” diye okumak mümkün bu diplomatik mesajı.</p>
<p>Nitekim Emekli Büyükelçi Süha Umar’ın Cumhuriyet gazetesindeki yazısında,  kurulacak komutanlığın yaratabileceği tehlike için Türk tarihindeki en tartışmalı meselelerden olan “Göben-Breslau” örneğini kullanarak ortaya koyması çarpıcı; “Fransa-İngiltere komutasındaki Ukrayna Çokuluslu Gücü, -Göben ve Breslau örneğinden hareketle, tek bir füze ateşleyerek Türkiye’yi Rusya ile savaşa sokma olasılığı bir yanaTürkiye Cumhuriyeti’nin, ülkesinin tümü üzerindeki egemenlik hakkını ve yetkisini tartışılmaz kılan, Türkiye’nin Ukrayna savaşının dışında kalmasını sağlayan Montrö Sözleşmesi’nin sonu demektir.”</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya Lideri Putin’i geçen hafta telefonla arayarak doğrudan temas kurmasının altında Moskova’yı yatıştırmak, çeşitli güvenceler vermek isteğinin yattığını tahmin etmek yanlış olmaz.</p>
<p>Tabi bir de ABD Başkanı Donald Trump’ın ağzından çıkan, “Türkiye bize son derece destekleyici oldu. Bence Türkiye şahaneydi, harikaydı. Onlar istediğimiz şeylerin dışında kaldılar” cümlelerinin tam olarak ne anlama geldiği bir muamma.</p>
<p>Öyle bir muamma ki, sadece bizlerin değil, çocuklarımız ve torunlarımızın geleceği de tehlikede olabilir...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Denizlerde kaos Türkiye’nin kapısında</strong></span></p>
<p>Türkiye’nin deniz yollarında giderek artan düzensizleşmeden etkilenmemesi kaçınılmaz elbette. Sosyal medyada daha şimdiden Yunanistan’ın tüm Ege Denizi’nde, Türkiye’nin kuzeyden güneye, doğudan batıya kayık bile geçiremeyeceğini gösteren haritalar birbiri ardına patlak vermeye başladı. Yunanistan’daki milliyetçi kesimler belli ki Ege Adaları’nın karasuları ve kıta sahanlığına sahip olduğu iddiasını bu kez de sosyal medya üzerinden propaganda malzemesi yaparak, bir yerlere varmaya çalışıyorlar. Ankara açısından dikkatli olma zamanı.</p>
<p>Doğu Akdeniz’de ise Kıbrıs meselesi de hiç olmadığı kadar karışık; Daha önce Ada’daki Türk ve Rum Kesimleri ile, garantör devletler Yunanistan, Türkiye ve İngiltere’nin “söz sahibi” kabul edildiği Kıbrıs meselesi, şimdilerde iyiden iyiye “küresel mesele” haline gelmekte; Rum Kesimi’nin savunma anlaşmaları yaptığı İsrail, ABD, Fransa Ada’ya askeri olarak yerleşirken, doğalgaz arama anlaşmalarına imza atan bazı Arap ülkeleri de ekonomik olarak meseleye dahil olmaya başladı. Ne kadar çok taraf olursa, o kadar zor çözüm olacağı açık Kıbrıs’ta.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-karadenize-kuresel-deniz-ticaretinde-devlet-korsanligi-cagi-76322</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/2/1280x720/67-1775452420.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz’den Karadeniz’e; küresel deniz ticaretinde &#039;devlet korsanlığı&#039; çağı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/komurden-yesile-terk-edilen-madenlerin-yeni-hayati-76321</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kömürden yeşile: Terk edilen madenlerin yeni hayatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel ölçekte giderek daha fazla önem kazanan “adil geçiş” kavramının somut bir karşılığı olarak öne çıkan Bishrampur örneği, doğru planlama ve yerel katılım ile çevresel tahribatın azaltılabileceğini, yerel ekonominin canlandırılabileceğini ve dezavantajlı grupların güçlendirilebileceğini gösteriyor.</strong></p>
<p>Orta Hindistan’da yer alan Bishrampur, bir zamanlar açık ocak kömür madeni olarak kullanılan bir alanın bugün çevresel, ekonomik ve toplumsal dönüşüm açısından örnek gösterilen bir modele dönüşmesiyle dikkat çekiyor. Bu dönüşüm yalnızca yerel bir başarı hikâyesi değil; aynı zamanda Hindistan’ın enerji politikaları, istihdam yapısı ve kalkınma anlayışının geleceğine dair önemli ipuçları sunuyor. Yıllık yaklaşık 900 milyon tonun üzerinde kömür üretimiyle dünyanın en büyük ikinci kömür üreticisi olan Hindistan’da elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 70’i hâlâ kömüre dayanıyor. Ancak kaynakların sınırlılığı ve iklim değişikliğinin yarattığı baskı, bu modele dayalı büyümenin sürdürülebilir olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Önümüzdeki birkaç on yıl içinde ekonomik ömrünü tamamlayacak 200’den fazla büyük ölçekli kömür madeninin varlığı, milyonlarca insanın geçim kaynağının risk altına girebileceği anlamına geliyor. İşte Bishrampur, tam da bu kritik eşikte alternatif bir yolun mümkün olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Tek bir maden sahasının dönüşümü </strong><strong>yerelde ekonomik canlanma yaratabilir</strong></p>
<p>Eski maden sahasının ekolojik parka dönüştürülmesiyle birlikte bölge yalnızca çevresel olarak rehabilite edilmekle kalmadı, aynı zamanda yeni bir ekonomik çekim merkezi haline geldi. Bir zamanlar kömür çıkarılan çukurun bugün kayık gezintileri yapılan bir göle ve yüzen restorana ev sahipliği yapması, dönüşümün sembolik gücünü artırıyor. Parkın açılmasının ardından ziyaretçi sayısında yıllık yüzde 30’a varan artışlar olduğu tahmin edilirken, yiyecek-içecek, ulaşım ve turizm hizmetleri gibi alanlarda doğrudan ve dolaylı yeni iş olanakları oluştu. Bu gelişmeler, tek bir maden sahasının dönüşümünün dahi yerel ölçekte ekonomik canlanma yaratabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Projenin en dikkat çekici yönlerinden biri ise kadınların aktif rolü. Alanın yönetiminde söz sahibi olan yerel kadın topluluğu, yalnızca gelir elde etmekle kalmıyor, aynı zamanda sosyal statülerini de güçlendiriyor. Hane gelirlerinde ortalama yüzde 15 ila 25 arasında artış gözlemlendiği ifade edilirken, kadın emeğinin görünür hale gelmesi ve örgütlü bir yapıya kavuşması önemli bir toplumsal dönüşüme işaret ediyor. Kadınların karar alma süreçlerine daha fazla katılması ve kamusal alanda daha görünür hale gelmesi, projeyi ekonomik olduğu kadar sosyal açıdan da değerli kılıyor.</p>
<p>Bununla birlikte, modelin sürdürülebilirliği hâlâ bazı zorluklar barındırıyor. Parkın bakım ve işletme maliyetlerinin önemli bir kısmı şu anda yerel topluluk tarafından karşılanıyor. Bu durum, gelir-gider dengesinin kırılgan olabileceğini ve uzun vadede kurumsal destek olmadan benzer projelerin yaygınlaşmasının zorlaşabileceğini gösteriyor. Ancak ilgili kurum temsilcilerinin bölgeye yaptığı ziyaretler, kamu ve özel sektör iş birliklerinin artabileceğine dair umut veriyor.</p>
<p>Bishrampur’daki dönüşüm yalnızca turizmle sınırlı değil. Bölgeye yakın bir alanda kurulması planlanan 40 hektarlık güneş enerjisi santrali, bu dönüşümün enerji boyutunu oluşturuyor. Yaklaşık 20 ila 25 megavat kapasiteye ulaşabileceği öngörülen bu tesis, 15 bin ila 20 bin hanenin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek potansiyele sahip. Aynı zamanda inşaat ve işletme süreçlerinde yüzlerce kişiye istihdam sağlaması bekleniyor. Bu gelişme, kömür sonrası dönemde enerji üretimi ile istihdam arasında yeni ve daha sürdürülebilir bir denge kurulabileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Bishrampur, büyük bir </strong><strong>değişimin habercisi </strong></p>
<p>Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde Bishrampur örneği, küresel ölçekte giderek daha fazla önem kazanan “adil geçiş” kavramının somut bir karşılığı olarak öne çıkıyor. Fosil yakıtlardan çıkış sürecinde yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal dengelerin de gözetilmesi gerektiğini vurgulayan bu yaklaşım, özellikle kömür ekonomisine bağımlı bölgeler için hayati önem taşıyor. Bishrampur, doğru planlama ve yerel katılım ile çevresel tahribatın azaltılabileceğini, yerel ekonominin canlandırılabileceğini ve dezavantajlı grupların güçlendirilebileceğini gösteriyor.</p>
<p>Sonuç olarak Bishrampur’daki dönüşüm, küçük ölçekli bir proje olmanın ötesinde büyük bir değişimin habercisi niteliğinde. Eski maden sahalarının kaderinin yeniden yazılabileceğini ortaya koyan bu model, Hindistan başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında benzer dönüşümlere ilham verebilecek güçlü bir örnek sunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/komurden-yesile-terk-edilen-madenlerin-yeni-hayati-76321</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kömürden yeşile: Terk edilen madenlerin yeni hayatı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/demokratik-degerlendirme-76320</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Demokratik değerlendirme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu yıl AutoBest, çeyrek asırlık tarihinin en köklü dönüşümüne imza attı. 32 ülkeden en tecrübeli otomotiv gazetecesi meslektaşlarımla birlikte gerçek test pistlerinde, şehir içinde ve otoyollarda aylarca süren titiz değerlendirmelerin ardından verdiğimiz puanlar, bu kez yalnızca jüri salonunda kalmadı. İlk kez, Avrupa’nın dört bir yanından milyonlarca otomobil kullanıcısı, bizimle aynı terazide kefeye konuldu. AutoBest Conquest 2026, otomotiv ödülleri tarihinin en kapsayıcı, en şeffaf ve belki de en cesur deneyini gerçekleştirdi.</p>
<p>Sonuçta ise en büyük ödül olan “Avrupa’nın Satın Alınması En Mantıklı Otomobili” ünvanı, toplam 39.676 puanla yeni Renault 4’e gitti. İkinci sıradaki Citroen C3 Aircross 38.259, üçüncü Fiat Grande Panda ise 35.405 puanda kaldı. Fark, ikincilikle arasında sadece 1.417 puan ile ne kadar da dardı? Bu, jürinin ve halkın neredeyse aynı anda iki farklı araca da aynı ölçüde yakın durabildiğini gösteriyor. Renault 4’ün zaferini ise üç kelimeyle özetleyebilirim; Çekici klasik tasarım, ultra modern teknik ve erişilebilirlik. Retro yorumla gelecek teknolojisini harmanlayan bu model, ne en ucuz ne de en donanımlı olandı; fakat en “dengeli” olan idi. Ve bugün artık Avrupa’nın aradığı özellik de denge!</p>
<p>Yan ödüller ise, sektörün farklı değerlerini aydınlatıyor. Fiat Grande Panda “Avrupa’nın En İyi Otomobil Tasarımı” ödülünü 7.996 puanla alırken, jüri ve halk oylarının neredeyse eşit dağılması dikkat çekti. Yani geçmişten esinlenen dizayn, sadece uzmanları değil, sokaktaki kullanıcıyı da aynı oranda ikna etmiş olmalı… MG S5 EV ise “En Ulaşılabilir Teknoloji Paketi” kategorisinde 14.955 puanla ikinci Renault 4’ün 14.349 puanının önünde büyük farkla net bir zafere imza attı. Burada da mesaj çok benzer, uygun fiyatlı teknoloji artık boş bir pazarlama terimi değil; MG’nin gösterdiği gibi, algılanan değer ile gerçek maliyet arasındaki dengeyi kuran kazanıyor. Citroen C3 Aircross ise, “Tüketicinin En Çok Beğendiği” seçenek olarak 21.676 puanla en yüksek halk desteğini topladı. Bu da, aracın günlük kullanım pratikliğini ve erişilebilirliğini tescil etti.</p>
<p>Diğer yanda Final Conquest öncesinde Viyana’da buluşulan AutoBest Awards Festivity’de de sektörün nabzı tutuldu. BYD, 1.000 kW’lık Super e-Platform Flash Charging ile hem TechnoBest’i, hem de Grup Başkan Yardımcısı Stella Li’nin ManBest Onur Listesi’ne girişini kutladı. Polestar, Google Maps canlı şerit rehberliğini doğrudan sürücü ekranına taşıdığı için SmartBest’i aldı; CEO Michael Lohscheller’in törende bizzat bulunmasıyla ödülün stratejik ağırlığını gösteriyordu. Toyota CompanyBest ile çoklu yol stratejisinin ne kadar doğru olduğunu tescil ederken; lastikten araca anlık veri aktarımını genel kullanıma geliştiren Pirelli, Cyber Tyre ile SafetyBest’i plaketini teslim aldı. Formula E CEO’su Jeff Dodds SportBest’e layık görüldü, Renault Twingo E-Tech Electric ise EcoBest ile şehir içi elektrikli mobilitede erişilebilirliğin simgesi oldu. Ve nostalji değil, modern teknolojiyle yeniden yorumlanmış bir ikon, Honda Prelude’ün “A Star Is Back” ile geri dönüşü…</p>
<p>Büyük resimde; AutoBest Conquest, jüri üyelerinin canlı oylarıyla Ukrayna’dan başlayıp 32 ülkeyi dolaştığı, halkın oyunu gösterinin ilk yarısına kadar açık tuttuğu yepyeni bir format yarattı. Bu, otomotiv ödüllerinde bir “süper demokrasi” deneyiydi. Artık markalar, sadece laboratuvar verileriyle ya da kapalı bir uzman grubun beğenisiyle değil; milyonlarca gerçek kullanıcının günlük hayatındaki performansıyla yargılanıyor. Sektörün arz-talep dengesini yeniden yazacak kadar ciddi bir değişim…</p>
<p>2026, otomotiv endüstrisinde “kime göre, neye göre” sorusunun cevabının kökten değiştiği yıl olmaya başlıyor. Artık sadece jüri değil, halk da masada… Ve bu masada kazanan, en çok konuşan değil, en çok dinleyen olacak!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/demokratik-degerlendirme-76320</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/0/1280x720/renault-1775452180.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Demokratik değerlendirme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-piyasasi-uzun-surecek-bir-savasi-fiyatliyor-76319</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji piyasası, uzun sürecek bir savaşı fiyatlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Petrol piyasası fiyatlamaları mutlak ABD zaferine değil yılın ikinci yarısında ağır ağır sönümlenecek olan bir savaşa ve kademeli olarak açılacak bir Hürmüz’e işaret ediyor. Brent petrol Haziran vade 109 dolar ile 2022 Rusya’nın Ukrayna işgali sonrasında gördüğü en yüksek seviyede.</strong></p>
<p>ABD Başkanı Trump’ın artık geleneksel hale gelen zafer çığlıkları ve tehditleri ile haftaya  başlıyoruz. Başkan Trump, ABD’nin İran’a havada karşı mutlak üstünlük sağladığını ve eğer 48 saat içinde bir anlaşma sağlanmazsa veya Hürmüz Boğazı açılmazsa  ülkenin cehennem ile karşılaşacağını açıkladı. </p>
<p>Ama sahadaki durum Başkan Trump’ın anlattığı mutlu bir zafer tablosunu teyit etmiyor. Hava savunma sistemlerinin imha edildiği iddia edilen İran, ABD uçak ve helikopterlerini vurmaya başladı. Birleşik Arap Emirlikleri’ne 8 Mart sonrası en yoğun füze ve insansız hava aracı saldırısını gerçekleştirdi. Sahadaki son gelişmeler İran’ın ABD’nin iddia ettiği kadar zayıf olmadığını söylüyor.</p>
<p>Petrol piyasası fiyatlamaları mutlak ABD zaferine değil yılın ikinci yarısında ağır ağır sönümlenecek olan bir savaşa ve kademeli olarak açılacak bir Hürmüz’e işaret ediyor. Brent petrol Haziran vade 109 dolar ile 2022 Rusya’nın Ukrayna işgali sonrasında gördüğü en yüksek seviyede. Vadeli fiyatlamaları Temmuz için 99 dolar, Eylül için 86 dolar, Aralık için 79 dolar ile ağır ağır gerileyen bir jeopolitik risk primini fiyatlıyor. </p>
<p>Savaş, Başkan Trump’ın vaat ettiği gibi 2-3 hafta içinde ABD’nin mutlak zaferi ile mi sonuçlanır, yoksa İran aylarca sürecek bir savaşa dayanır ve ABD’yi geri çekilmeye mi zorlar? Aslan avını yakalamak için ölü taklidi mi yapıyor? Bu soruların analitik bir cevabı yok. </p>
<p>Ama her ülkenin politika yapıcıları  senaryo analizleri ile bu savaşın ekonomi, şirketler, mali sistemde yapacağı tahribatı inceliyor ve ülkelerinde yol açacağı zararı asgariye indirecek politikaları uygulamaya çalışıyor.   </p>
<p><strong>Türkiye, İran’dan doğalgaz </strong><strong>kesintisine hazırlıklı</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Londra’da yatırımcılar ile paylaştığı sunumunda Türkiye ekonomisindeki tahribatın sınırlı olacağını anlattı. Sunumu izlediğinizde ekonomi yönetiminin Ortadoğu şokuna karşı doğru adımları attığını görüyorsunuz.</p>
<p>Çoğu Avrupa ve Asya ülkesinin tersine Türkiye enerji ihtiyacının görece küçük bir kısmını Ortadoğu’dan karşılıyor.  Türkiye petrol ihtiyacının %7’sini Suudi Arabistan’dan, %15’ini Irak’tan, doğalgaz ihtiyacının %11’ini İran’dan karşılıyor.  Irak’tan petrol ithalatı kısmen boru hattı üzerinden sağlanabilir. İran’dan doğalgaz kesintisi geçmişte yaşandığı için ülkemiz hazırlıklı. </p>
<p>Petrol fiyatlarının ekonomik program baz senaryosuna göre %30’a yakın yükseldiği bir senaryoda, Türkiye enflasyonda 3,6-4,4 yp, cari dengede 1,1-1,4 yp, büyümede -0,6-1,5 yp bandında bir şok ile karşılaşıyor. </p>
<p>Ankara, bu şokun enflasyon üzerindeki etkisini sınırlamak için fiyat artışının %75’inin ÖTV düşürülerek karşılandığı eşel mobil sistemine geçti. Gübre fiyatları vasıtasıyla gıda enflasyonunu sınırlamak için üre ithalatı üzerinde vergiler indirildi. Bu sayede Brent petrolün 2026 yılında ortalama 85 dolar olduğu bir senaryoda enflasyon üzerindeki etki 4,4 yp düzeyinden 1,3 yp civarına iniyor.</p>
<p><strong>Alınan önlemlerin bütçeye </strong><strong>maliyeti kabul edilebilir düzeyde</strong></p>
<p>Hanehalkının bütçesinde enerji kaynaklı tahribat sınırlandığı için daraltıcı etki de sınırlanmış oluyor. Alınan önlemlerin bütçeye maliyeti, milli gelirin %0,6’sı ile kabul edilebilir bir düzeyde. Düşük kamu borcu Türkiye’nin dışsal şoklara karşı güçlü kasını oluşturmaya devam ediyor. </p>
<p>Buna karşın gelişmekte olan ülkelere göre halen çok yüksek olan enflasyon, Ankara’nın enerji şokunun daraltıcı etkisine karşı para politikasının gevşetilmesini zorlaştırıyor. Beklentilerden düşük gelen Mart ayı enflasyonu sayesinde Merkez Bankası Nisan toplantısını politika faizini ve fonlama maliyetini değiştirmeden geçirmeyi deneyebilir.</p>
<p>Ama toplantı tarihi itibariyle savaşın sona ereceğine, Hürmüz Boğazı’nın açılacağına yönelik bir işaret alınamazsa, Merkez Bankası politika faizini fonlama faizi düzeyine çıkartıp piyasalara dezenflasyon programının arkasında olduğu mesajını vermek isteyecektir. Dolayısıyla Merkez Bankası veriye göre değişen dinamik bir yaklaşım ile para politikası uygulayacak.</p>
<p>Piyasa fiyatlamaları  jeopolitik riskleri ne kadar fiyatlıyor? Merkez Bankası’nın müdahaleleri nedeniyle Türk Lirası Ortadoğu riskini fiyatlamıyor. İran şoku ile dezenflasyon programında kritik bir dönemeçte karşılaşan Ankara rezerv yakarak, kuru tutmaya ve enflasyonu baskılamaya çalışıyor. Kısa sürecek bir savaşta bu strateji işe yarayabilir. Uzun sürecek bir savaş senaryosunda ise kaçınılmaz olarak Türk lirasında kontrollü bir değer kaybına gidilir.</p>
<p>Varlık grupları ile ilgili görüşümüzde bir farklılık yok. Türk lirasında pozitif görüşümüzü koruyoruz. Savaş nedeniyle kurda yaşanabilecek olası bir hızlanma Türk lirasında yeni pozisyon açmak için kullanılabilir. Devlet iç borçlanma ve eurobond getirilerinde savaş nedeniyle yaşanan yükselişi alış fırsatı olarak görüyoruz. Borsa İstanbul’da savaşın başında banka ve havacılık ağırlığını düşürerek, enerji, savunma ağırlıklı daha defansif bir portföy yapısına geçtik. Savaş ile ilgili gelişmelere göre portföyün betasını yönetmeye devam edeceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-piyasasi-uzun-surecek-bir-savasi-fiyatliyor-76319</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji piyasası, uzun sürecek bir savaşı fiyatlıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-dis-ticareti-nasil-etkiledi-76318</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş, dış ticareti nasıl etkiledi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanan öncü verilere göre Mart ayında ihracatımız %6,4 gerileyerek 21,9 milyar dolar, ithalatımız %8,4 artış ile 33,2 milyar dolar oldu. İhracatta düşüş, ithalatta artış var.  Dış ticaret açığımız aylık 11,3 milyar dolar, ilk üç ay toplamında 28,7 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>İthalat ile başlayalım...</p>
<p>Pek çoğumuzda “petrol fiyatları arttı; bu da ithalatı yukarı çekti” gibi bir düşünce olabilir. Ancak Mart ayı için böyle bir durum söz konusu değil. Enerji fiyatlarındaki sert yükselişe rağmen, Türkiye’nin enerji ithalatı yüzde 2,4 düştü.  Bunun muhtemel nedeni, enerji tedarikini spot piyasada anlık değişen fiyatlarla değil, uzun vadeli sözleşmeler ile önceden belirlenen fiyatlardan yapıyor oluşumuz. Bu yüzden, Mart ayında görmediğimiz etkiyi, kademeli olarak nisandan sonra görmeye başlayacağız.</p>
<p><strong>Altın ve otomotiv sektörü </strong><strong>ithalatında da gerileme var</strong></p>
<p>Sadece enerji değil, altın ve otomotiv ithalatımızda da gerileme var. Bu önemli kalemlerdeki azalmaya rağmen ithalat nasıl yüzde 8,4 yükseldi? Nedenini ilk tabloda göreceksiniz. Makine, metaller, hububat, elektronik gibi kalan tüm başlıklarda artış var. Bu artışların bir kısmı fiyatların küresel düzeyde yükselmesinden, önemli bir kısmı ise miktar artışından geliyor.</p>
<table width="0">
<tbody>
<tr>
<td width="223">
<p><strong><em>Mart İthalatı (milyon $) </em></strong></p>
</td>
<td width="64">
<p><strong><em>2025</em></strong></p>
</td>
<td width="64">
<p><strong><em>2026</em></strong></p>
</td>
<td width="84">
<p><strong><em>Değişim%</em></strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Enerji</p>
</td>
<td width="64">
<p>5.864</p>
</td>
<td width="64">
<p>5.724</p>
</td>
<td width="84">
<p>-2,4</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Kazanlar, makinalar</p>
</td>
<td width="64">
<p>3.434</p>
</td>
<td width="64">
<p>3.906</p>
</td>
<td width="84">
<p>13,7</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Otomotiv</p>
</td>
<td width="64">
<p>3.099</p>
</td>
<td width="64">
<p>2.958</p>
</td>
<td width="84">
<p>-4,6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Elektrikli makine</p>
</td>
<td width="64">
<p>2.392</p>
</td>
<td width="64">
<p>2.897</p>
</td>
<td width="84">
<p>21,2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Kıymetli metaller</p>
</td>
<td width="64">
<p>2.266</p>
</td>
<td width="64">
<p>2.131</p>
</td>
<td width="84">
<p>-6,0</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Demir ve çelik</p>
</td>
<td width="64">
<p>1.683</p>
</td>
<td width="64">
<p>1.922</p>
</td>
<td width="84">
<p>14,3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Plastikler</p>
</td>
<td width="64">
<p>1.283</p>
</td>
<td width="64">
<p>1.378</p>
</td>
<td width="84">
<p>7,5</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Bakır</p>
</td>
<td width="64">
<p>562</p>
</td>
<td width="64">
<p>829</p>
</td>
<td width="84">
<p>47,5</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Organik kimyasallar</p>
</td>
<td width="64">
<p>729</p>
</td>
<td width="64">
<p>779</p>
</td>
<td width="84">
<p>6,9</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Eczacılık ürünleri</p>
</td>
<td width="64">
<p>535</p>
</td>
<td width="64">
<p>676</p>
</td>
<td width="84">
<p>26,3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Alüminyum</p>
</td>
<td width="64">
<p>432</p>
</td>
<td width="64">
<p>656</p>
</td>
<td width="84">
<p>51,8</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Hububat</p>
</td>
<td width="64">
<p>185</p>
</td>
<td width="64">
<p>419</p>
</td>
<td width="84">
<p>126,7</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Demir veya çelikten eşya</p>
</td>
<td width="64">
<p>382</p>
</td>
<td width="64">
<p>389</p>
</td>
<td width="84">
<p>1,8</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Kauçuk ve kauçuktan eşya</p>
</td>
<td width="64">
<p>341</p>
</td>
<td width="64">
<p>388</p>
</td>
<td width="84">
<p>14,0</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Yağlı tohum ve meyveler</p>
</td>
<td width="64">
<p>301</p>
</td>
<td width="64">
<p>375</p>
</td>
<td width="84">
<p>24,8</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="223">
<p>Hayvansal, bitkisel yağlar</p>
</td>
<td width="64">
<p>283</p>
</td>
<td width="64">
<p>343</p>
</td>
<td width="84">
<p>21,1</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>İhracat ile devam edelim…</p>
<p>Ticaret Bakanlığımız tarafından yapılan açıklamada yüzde 6,4 gerileme üç ana nedene bağlandı. Takvim etkisinden 1,3 milyar dolar, savaştan 800 milyon dolar, altından 350 milyon dolar ve toplam olarak 2,4 milyar dolarlık bir negatif etki.</p>
<p>Savaşın ihracat üzerinde önemli bir etkisi olacağı muhakkak. Bölgedeki ülkelerin gelirleri çok yüksek oranda petrol ve türevlerinden geliyor. Hürmüz’ün kapalı olması, bazı rafineri ve tesislerin bombalanması nedeniyle bu ülkelerin gelirleri aniden durdu. Bu da harcamaların ve dolayısı ile ithalatın azalması; yani, Körfez coğrafyasına ihracat yapan ülkelerin ihracatının düşmesi anlamına geliyor. Sorun Türkiye’ye has değil. Bölgeye ihracat yapan tüm ülkelerde benzer durum var.</p>
<p>Türkiye’nin bu bölgeye ihracatı geçen yıl 34 milyar dolardı. 2025’te 12,4 milyar dolar ihracat yaptığımız Irak’ta, günlük 3-4 milyon varil üretim ve ihracat yapılırken, bu şimdilerde 250 bin varile geriledi. O da boru hattı ile Ceyhan’a gelen petrol. Gelir kaybını dengelemek isteyen Irak, eski (Kerkük-Yumurtalık) boru hattı üzerinde hızlı bir tamirat süreci yürütüyor. Bu hattın devreye girmesi ile günlük 500 bin varile yakın ürünün yine Türkiye üzerinden satışı mümkün olabilecek. Bu, kayıpları tam olarak telafi edemese de Irak için ehven-i şer bir durum. Ancak diğer ülkeler için durun hâlâ parlak değil.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="113">
<p> </p>
</td>
<td width="142">
<p><strong>2025 ihracatımız (milyar </strong> <strong>$)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Irak</p>
</td>
<td width="142">
<p>12,4</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>BAE</p>
</td>
<td width="142">
<p>9,3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>S.Arabistan</p>
</td>
<td width="142">
<p>3,8</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>İran</p>
</td>
<td width="142">
<p>3,1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Ürdün</p>
</td>
<td width="142">
<p>1,9</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Lübnan</p>
</td>
<td width="142">
<p>1,3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Yemen</p>
</td>
<td width="142">
<p>0,7</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Katar</p>
</td>
<td width="142">
<p>0,6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Kuveyt</p>
</td>
<td width="142">
<p>0,6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Bahreyn</p>
</td>
<td width="142">
<p>0,2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Toplam</p>
</td>
<td width="142">
<p>34</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mart’ta BAE’ye %47, Irak'a %30 düşüş var. Bölgedeki diğer ülkeler için de benzer oranlar söz konusu. Gerileme maalesef mart ayı ile sınırlı kalmayacak; önümüzdeki süreçte de devam edecek. Yakında savaş sona erse bile, tesislerin tam kapasite ile devreye girmesi aylar sürecek. Savaş bugün bitse bile, petrol fiyatlarının eski düzeylerine dönmesi süre alacak. İşte bu nedenlerle bölgeye mal ihracatımızda en iyimser varsayımlarla 2026 boyunca 4-5 milyar dolarlık bir kayıp yaşayabiliriz. Bir o kadar da sadece bu bölge kaynaklı hizmet ihracatında kayıp olası.</p>
<p>Mart’ta ihracatı 1,3 milyar dolar negatif etkilediği ifade edilen bayram tatili konusuna biraz daha bakmak gerekebilir. Yanlış görmüyorsam, 2025 ve 2026 Mart aylarında çalışma günü sayısı açısından bir fark yok.</p>
<p><strong>Savaş bölgesi dışındaki ülkelere </strong><strong>satışlarımızda da önemli daralma var</strong></p>
<p>İhracattaki gerileme konusunda gözden kaçırmamak gereken bir başka konu ise savaş bölgesi dışındaki ülkelere satışlarımızda da önemli oranlarda daralma olması.  Hollanda’da yüzde 26, İngiltere’de yüzde 23, Yunanistan’da yüzde 19 kaybın yanında, Almanya, Bulgaristan, İtalya, Rusya, ABD pazarlarında da küçülme var. Bu ülkelerdeki düşüşte kısmen savaş etkisi olabilir ancak, ihracatçıların uygun fiyat verebilme esnekliklerinin tükenmiş olmasının daha büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>TİM Başkanı Mustafa Gültepe’nin parite artışından ihracata Mart’ta 682 milyon dolar pozitif muhasebe katkısı geldiği ifadesi de önemli. Buna rağmen önde gelen Avrupa pazarlarının çoğuna ihracatımızda düşüş olması, dış faktörlerden ziyade, sanayimizdeki maliyet baskısı ve doğal olarak ihracatçı firmaların maliyet-fiyat mekanizmasını işletmekte zorlanmasından kaynaklanıyor.</p>
<p>Savaş sonrası dönem için Türkiye ekonomisi adına iyimser olmak için çok sayıda nedenimiz var.  Bu süreçte ihracatçı firmaların kırılganlığını azaltmak, ilerisi için daha büyük fırsatları kaçırmamızı engeller.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-dis-ticareti-nasil-etkiledi-76318</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş, dış ticareti nasıl etkiledi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nese-ve-coskuya-hasret-kaldik-76317</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Neşe ve coşkuya hasret kaldık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bahar, sadece kışa değil; kasvete, umutsuzluğa ve çaresizliğe karşı duruşu simgeler. Portakal Çiçeği Karnavalı ile Adana’da baharın neşe ve coşkusunu görünür kıldık, yüreklere işledik, umutla dolduk.</strong></p>
<p><strong>Adana</strong>, hafta sonu, on binlerce kişiyle <strong>neşeyi</strong> ve <strong>coşkuyu</strong> yaşadı. Türkiye’nin ilk ve tek şehir karnavalı olarak adını dünyaya duyuran “<strong>Nisan’da Adana’da-14. Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı</strong>” için sokak ve caddeler, 200 farklı etkinliğe sahne oldu. <strong>Cemre</strong>, hava, su, toprak ardından gönüllere düştü.</p>
<p>Karnaval, o <strong>kentin enerjisini</strong>, insanlar aracılığıyla ortaya çıkaran etkinliklerdir. Dün, <strong>Ziya Paşa Bulvarı’</strong>nda birikmiş <strong>50 binden fazla insan</strong>, kortej geçişinde, güzergâh boyunca, evlerin balkonlarından<strong>, harika tezahürat</strong> ve katılımla şehri adeta <strong>bahar neşesine</strong>, <strong>coşkusuna</strong> çevirdi.</p>
<p><strong>GÜNÜN SORUNLARINA TEBESSÜMLE KARŞI DURMAK</strong></p>
<p>Kortejde dikkatimi çeken, <strong>tıkanmış trafikte</strong> bırakın araçları, insanların arasından dahi yürümenin zorlaştığı ortamda, <strong>içten gelen tezahüratla</strong> karnavala dinamizm katılmasıydı. Belli ki <strong>günün gailesinden</strong>, enflasyonun baskısından, <strong>dünyanın içinde bulunduğu gerilimden</strong> bıkmış usanmışız.</p>
<p>Şehrin <strong>kafe</strong> ve <strong>restoranlarını</strong> dolduran, Adanalıların yanı sıra turistler; karnaval sayesinde bu <strong>huzur</strong>, <strong>neşe</strong>, <strong>coşkuya olan hasreti</strong> bir nebze olsun giderdiler. <strong>Pahalılığın</strong>, <strong>savaşın</strong>, <strong>etiketlerin</strong>, <strong>yönetimin</strong>, sorunların üzerimize yüklediklerine, <strong>karnaval neşesi</strong>, coşkusu ile <strong>güçlü bir cevap</strong> vermeyi denediler.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Karnavala dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kostümlü kortej nasıldı?</em></strong></p>
<p>Rengârenk <strong>kıyafetler</strong>, gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine dek yüzlerce <strong>kostümlü</strong> insan, binlerce kişiyle buluşurken, <strong>alkışlar dinmedi</strong>, cep telefonları durmadı, <strong>Adana resmen turuncuya boyanıverdi</strong>.</p>
<p><strong><em>Diğer illere örnek olabilir mi?</em></strong></p>
<p><strong>Elbette</strong>… Neşe ve coşkuya yalnızca Adanalıların değil, <strong>81 ilimizin ihtiyacı</strong> var. Adana; portakal çiçeği teması üzerinden yapmışsa <strong>herkes kendi yöresinden, töresinden</strong> kendi rengini insanlara yansıtabilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ADANA’YA FARKLI VE YENİ BİR MARKA OLMA FIRSATI</strong></p>
<p>Bu yılki <strong>14</strong>’üncüsüydü. Geçen yıl kente <strong>6,5 milyar lira</strong> katkı sunmuştu. Karnavalın fikir önderi <strong>Toyota</strong> CEO’su, <strong>Ali Haydar Bozkurt</strong>, halkımızın moral değerlerini yükselttiğine vurgu yapıyor; “<em>herkesin güven içinde dostluk, kardeşlik ve birlik havasında eğlendiğini gördük. Daha da iyisini yapmaya çalışacağız</em>.”</p>
<p><strong>KARNAVAL LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Karnaval</strong>: Geçit törenleri, maskeli ve kostümlü katılımla gerçekleşen müzik ve danslı festival türü</p>
<p><strong>Portakal Çiçeği</strong>: Bitkinin beyaz, narin ve tatlı-ferahlatıcı kokulu çiçeği ve Adana’nın sahiplendiği</p>
<p><strong>Kostümlü kortej</strong>: Karnaval katılımcılarının, insanlara sunduğu sürpriz kıyafet ve danslı geçiş</p>
<p><strong>Karnaval markası</strong>: Adana’nın 14’üncüsüyle ülkemizde ve dışarıda edindiği marka değerine katkı</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nese-ve-coskuya-hasret-kaldik-76317</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/7/1280x720/portakal-cicegi-karnavali-1775455838.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Neşe ve coşkuya hasret kaldık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mesele-doganin-krizi-degil-dogayla-kurdugumuz-iliski-76337</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mesele doğanın krizi değil, doğayla kurduğumuz ilişki</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>WWF-Türkiye Genel Müdürü Ömür Kula’ya göre bugün yaşanan çoklu krizlerin ortak kökeni aynı: insanın doğayla kurduğu yanlış ilişki. Çözüm ise teknik değil, zihinsel bir dönüşüm.</strong></p>
<p>Dünya artık tek tek krizleri değil, üst üste binen ve birbirini besleyen çoklu riskleri yaşıyor. Bir coğrafyada kuraklık derinleşirken başka bir yerde göç baskısı artıyor. Enerji kırılganlığı ekonomik istikrarsızlığa, ekonomik istikrarsızlık da sosyal ve siyasi gerilimlere dönüşüyor. Bu nedenle artık çevreyi, ekonomiyi, güvenliği, kalkınmayı ya da toplumsal refahı birbirinden ayırarak okumak mümkün değil.</p>
<p>WWF-Türkiye Genel Müdürü Ömür Kula da tam bu noktada tartışmanın çerçevesini kökten değiştiren bir yerden konuşuyor. Ona göre bugün yaşadığımız tabloyu doğru anlamak için önce yanlış soruyu bırakmak gerekiyor. Mesele “doğanın krizi” değil.</p>
<p>Mesele, insanın doğayla kurduğu ilişkinin krizi. Ve bu kriz, dışarıdan izlediğimiz bir bozulma değil, doğrudan içinde yaşadığımız, bizzat ürettiğimiz bir kırılma.</p>
<p>Kula bunu çok net ifade ediyor: “Mesele doğanın bir krizi var, biz de insanlar olarak ona bakıyoruz meselesi değil. Bizim doğayla olan ilişkimizde bir kriz var ve bu krizin nedeni de biziz, doğa değil.”</p>
<p>Bu cümle, yalnızca çevre politikalarına değil, tüm kalkınma anlayışına yeniden bakmayı gerektiriyor.</p>
<p><strong>Kendi bindiğimiz dalı kesiyoruz</strong></p>
<p>Ömür Kula’nın en çarpıcı vurgularından biri, insanın kendisini doğadan ayrı ve onun üstünde konumlandırma alışkanlığına yönelik: “Biz kendi bindiğimiz dalı kesiyoruz şu anda” diyen Kula, aslında doğanın yok oluşundan çok insanın kendi yaşam koşullarını bozduğunu hatırlatıyor.</p>
<p>“Doğanın kendini iyileştirme ve onarma gücü o kadar yüksek ki, bizim onunla uyum içinde işler yapma biçimine geçtiğimiz anda bu krizlerin önemli bir kısmının çok hızlı iyileşeceğini biliyoruz. Bugüne kadar insanlık, doğayı ‘nasıl olsa kaynak sağlayan’, ‘nasıl olsa kendini yenileyen’ bir dış dünya gibi gördü. Tam da bu yüzden bugün biyoçeşitlilik kaybı dediğimiz şey, doğanın zayıflaması değil; insanın alıştığı yaşam standartlarının bozulması anlamına geliyor. Başka bir deyişle, doğa çökmüyor; insan kendi hayatını zorlaştırıyor” diyor.</p>
<p>Ömür Kula, bu tabloyu doğru okumak için önce çerçeveyi değiştirmek gerektiğini söylüyor: “Mesele doğanın bir krizi var ve biz dışarıdan bakıyoruz değil. Bizim doğayla olan ilişkimizde bir kriz var ve bunun nedeni biziz, doğa değil.”</p>
<p><strong>Savaşın kökeni de doğa</strong></p>
<p>Kula’ya göre doğa krizi ile jeopolitik krizleri ayrı düşünmek mümkün değil: “Tarihe baktığınızda savaşların temelinde hep kaynak paylaşımı vardır. Su, enerji, toprak… Hepsi doğanın sunduğu kaynaklar. Bu nedenle doğa koruma artık ‘çevreci bir hassasiyet’ değil, doğrudan bir güvenlik meselesi. Savunmanın özünde doğayı savunmak var. Enerjiye, gıdaya bağımlılığınız varsa kırılgansınız demektir.</p>
<p><strong>Ekonomi de doğadan bağımsız değil</strong></p>
<p>Kula’nın üzerinde durduğu bir başka nokta da, doğa ile ekonomiyi iki ayrı evren gibi ele alma alışkanlığı: “Biz doğa korumacı diye ekonomiden anlamıyoruz zannediliyor. Böyle bir şey yok. Ekonomiden çok iyi anlıyoruz” diyor. Zaten mesele de tam burada düğümleniyor: Bugün ekonomi, hukuk, sağlık, savunma, finans, ticaret… Hiçbiri doğadan bağımsız konuşulamıyor.</p>
<p>Kula, sistemin zaten dönüşmeye başladığını düşünüyor. Eskiden finansman mekanizmalarında sürdürülebilirlik, iklim riski ya da çevresel performans gibi kriterlerin bu kadar belirleyici olmadığını hatırlatıyor. Ama artık tablo değişiyor: “Yoktu böyle şeyler bir bankanın kredi vermesi için sürdürülebilirlik şartları. Şimdi sistem geri geliyor. Çünkü bu model kendini taşıyamıyor.”</p>
<p><strong>COP bir çevre meselesi değil, kalkınma tercih</strong></p>
<p>Türkiye’nin önceliklerine geldiğinde Kula’nın yorumları net: “Enerji dönüşümü bir tercih değil, zorunluluk. Kömürden çıkmamız lazım. Bu artık sadece çevresel değil, ekonomik olarak da rasyonel değil. Bugün kurulacak bir termik santral yarının batık yatırımıdır. Ancak dönüşümün kendisi kadar yöntemi de kritik. Adil dönüşüm şart. Yerel halkı, çalışanları koparmadan, iyileştirerek geçiş yapmamız gerekiyor.”</p>
<p>Kula’ya göre COP zirveleri de yalnızca çevre diplomasisinin alanı değil, ülkelerin nasıl bir kalkınma yolu seçeceğinin göstergesi: “Biz COP’ları kalkınma tercihleri olarak görüyoruz. Türkiye gibi ülkeler, özellikle küresel güney açısından rol model olabilir. Bu da yalnızca diplomatik bir pozisyon değil, finansman, teknoloji, itibar ve yeni nesil kalkınma alanlarında ciddi bir kaldıraç anlamına geliyor.”</p>
<p><strong>“Tanımazlarsa sevmezler sevmezlerse korumazlar"</strong></p>
<p>Kula, WWF-Türkiye’nin önümüzdeki dönemdeki en önemli odağının ise yeni nesil olacağını vurguluyor ve “Tanımazlarsa sevmezler, sevmezlerse korumazlar. En küçük yaştan doğa bilincini vermeliyiz” diyor.</p>
<p>Ve son cümle, aslında tüm söyleşinin özeti niteliğinde: “Bu ülke bizim. Bu toprağı, bu suyu, bu havayı savunmak zorundayız. Çünkü geleceğimiz bununla ilgili"</p>
<p><span style="color: #e03e2d;">Gençlere amaç ve dayanışma alanı sunmalıyız</span></p>
<p>-Türkiye’de gençlerin sivil topluma katılımı çok düşük. Kula’ya göre sorun gençlerde değil: “Gençler katılmıyor değil; umutları yok, amaçları yok” diyen Kula, çarpıcı bir tespit yapıyor: “Eğitim, istihdam, barınma, gelecek güvencesi gibi temel başlıklarda ciddi bir belirsizlik yaşıyorlar. Bu nedenle onlardan yalnızca daha çok gönüllü olmalarını, daha çok mücadele etmelerini, daha çok sabretmelerini istemek kolay; ama yeterli değil. Onlar hangi birini yapsın? Beklenti çok büyük ama alan açılmıyor. Biz onların peşine düşmeliyiz. Amaç ve dayanışma alanı sunmalıyız.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>STK’lar için yeni model: Bağış bekleyen değil, değer üreten yapı</strong></span></p>
<p>-Ömür Kula, sivil toplumun finansman modelini eleştiriyor: “Filantropi sadece her şey iyi giderken çalışır. Sürdürülebilir bir model değil. Ben bir STK lideri olarak kendimi şirketlerden farklı görmüyorum. İş modeli kurmak zorundayız. Yani bağış bekleyen değil, değer üreten bir yapı. Eğer gelir yaratıyorsam bunu doğayı restore etmek için kullanırım. Bu döngüyü kurmamız gerekiyor.” Kula, kâr amacı güden bir yapıdan söz etmiyor, ama gelir yaratan, iş ortaklıkları kuran, çözüm üreten ve bu gelirleri yeniden doğa restorasyonu ya da toplumsal fayda için kullanan bir model öneriyor. Bu yaklaşım, sivil toplumu pasif bir destek bekleyicisi olmaktan çıkarıp fikir lideri, çözüm ortağı ve dönüşüm aktörü haline getiriyor. Kula’ya göre doğayı korumak için iş yapış biçimlerinin değişmesi gerekiyorsa, STK’lar da tam bu dönüşümün orta yerinde olmalı.</p>
<p><br /> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mesele-doganin-krizi-degil-dogayla-kurdugumuz-iliski-76337</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/7/1280x720/omur-kula-1775455376.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mesele doğanın krizi değil doğayla kurduğumuz ilişki ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basrada-savas-derinlesiyor-20-hisse-aldirmadan-cikiyor-76328</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Basra’da savaş derinleşiyor, 20 hisse aldırmadan çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada en az 3 haft adır yükselen, haftalık bazda %3’ün üzerinde kazandıran ve tüm periyodik getirileri pozitif olan 20 hisse bulunuyor. Haftalık %23 ve yıllık %1.280’i aşan getirilerin olduğu bu tablo, hacim arayışındaki borsada paranın disiplinli trendlerde durduğunu söylüyor.</strong></p>
<p>Basra Körfezi’nde yoğunlaşan savaşın etkisiyle piyasalar yorucu bir yön arayışında olsa da kimi hisseler gündemden bağımsız kendi gündemlerini inşa ediyor. Borsadaki 20 hisse jeopolitik risklere aldırış etmeden yükseliyor. Belirlediğimiz kriterleri karşılayan Altınyunus Çeşme haftalık %23’lük çıkışıyla listeye ilk sıradan girerken, maraton tarafında Destek Finans 10 haftadır aralıksız yükselişiyle öne çıktı. Işıklar Enerji’nin 24. haftasında haftalık yükselişi %1,47’de kalınca, listeye giremedi. Görülen o ki rüzgarın her gün yön değiştirdiği piyasalarda, yakaladıkları trendden inmeyenler kazançlarını büyüttü.</p>
<h2>Haftanın en fazla kazandıranı</h2>
<p>Altınyunus Çeşme, yılbaşından itibaren hareketlendiği gözleniyor. Yılbaşından bu yana çıkışı %132’yi geçerken bir aylık performansı da %89,3 seviyesinde. Geçtiğimiz yıl gelirini düşürürken, son dört yıldır ana faaliyetlerinden zarar üretiyor. Zarar, son iki yıldır dönem sonuna da sirayet etti. Hareket, daha ziyade fiyat beklentili motivasyonla alakalı.</p>
<p>Katılımevim haftalık %16,36’lık getiri ile listeye ikinci sıradan girdi. Aralık ayının ikinci yarısından bu yana yükselen eğilimiyle öne çıkıyor. Yılbaşından bu yana performansı %273’ü geçti. Firmayla ilgili yakın tarihli önemli gelişme, BDDK’nın faaliyet izni verdiği bağlı iştiraki İktisat Katılım Bankası’nı çatı şirketi Pusula Finans Holding’e satma kararı oldu.</p>
<h2>Aralıksız uzun süre yükselen</h2>
<p>Kriterleri karşılayarak listeye girmeyi başaran Destek Finans, Şubat 2025’te borsaya geldi. İlk işlem gününü baz aldığımızda %3.689’a ulaş an bir yükseliş söz konusu. Yılbaşından itibaren ise çıkışı %252,6 seviyesinde. Yabancı yatırımcının düzenli olarak alıcı tarafında olması fiyatı destekliyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d34721df7e2-1775453985.png" alt="" width="900" height="495" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KİRA GELİRİ Mİ? DEĞER ARTIŞI MI?</strong></p>
<p>Kira geliri; düzenli nakit, pasif kazanç, fiyat güncellemesi, planlama gücü. Tahliye zorluğu, onarım yükü, kesinti kaybı, atıl dönem, yavaş amortisman. Değer artışı; servet büyümesi, vergi ertelemesi, kredi kaldıracı, bileşik getiri. Dalgalanma riski, likidite sorunu, vade belirsizliği, fiyat yanılgısı.</p>
<p><strong>Geçen yıl gelir ve kârı artsa da fiyatı altı aydır düşüyor. Fonlar alım tarafında zayıf</strong></p>
<p>Katmerciler’in kârı iyi olduğu halde neden fonlar almak istemiyor? ● Çağla Özden</p>
<p>Çağla, Katmerciler kârlılığını artırmasına rağmen fonların paylarında istenen artış gözlenmiyor. Bunda artan borçluluk yapısı ile risk algısının etkisi bulunuyor. Şirketin satış ve esas faaliyet kârının büyümesi kuşkusuz olumlu bir görüntü. Bununla birlikte, fon yöneticileri pozisyonlarını ayarlarken sadece kârlılığa bakmadığını, bilançonun alt kalemleriyle teknik göstergeleri de ağırlıklandırdığını göz ardı etmemeli. Katmerciler’in esas faaliyet kârı %71 artarken finansal borçların 2,08 milyar TL’ye ulaşmasının sorun olduğu anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Satış gelirleri düşük kaldı. Yüksek borç yükü çıkışın uzun süreli gücünü sorgulatıyor</strong></p>
<p>Akfen İnşaat’ın çıkışının devam etme olasılığını nasıl görüyorsunuz? ● Nejat Şener</p>
<p>Nejat, Akfen İnşaat son iki ayda dalgalanma yaşasa da şubattan bu yana güçlü çıkış sergiledi. Yaşanan hareketinin ardında operasyonel kârlılıktan ziyade hisseye yönelik fiyat beklentilerinin daha fazla öne çıktığı söylenebilir. Yüksek borç yükü ve düşük nakit yaratma kapasitesi ise bu çıkışın uzun vadeli gücünü sorgulatıyor. Yılbaşından bu yana %119 yükseliş kaydeden Akfen, gelirini %1 ve brüt kârını %10 azalttı. Ana işinden güçlü nakit yaratamazken, net kârını %731 artışla 1,68 milyar TL’ye çıkarmasında vergi tutarındaki düşüşün etkisi bulunuyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>KTR fonu katılım ilkeleri ve TL varlıklara yatırımla yüzde 47 kazandırdı</strong></p>
<p>Kuveyt Türk Portföy’ün idare ettiği Birinci Katılım Serbest (TL) Fon (KTR), istikrarlı ancak sınırlı ve kademeli ivmeyle hareket ediyor. Hacmi, her ay yükselen performansıyla büyüyor. Nisan ayının ilk haftasında 21,49 milyar TL büyüklüğe ulaşırken, mart ayına göre genişleme sürdü. Portföydeki varlıkların %56,32’si katılma hesabı, %31,93’ü yatırım fonu ve %11,75’i BTAS’tan oluşuyor. Üç aylık para çıkışının ardından fona martta nakit girişi gözlendi. Nisanda 42,7 milyon TL ile giriş tutarı artarak devam etti. Yatırımcı sayısı ise azalarak 732’ye gerilerken, doluluk oranı %4,65 seviyesinde. Faizsiz finans ilkeleriyle TL varlıklara yatırım stratejisiyle hareket eden KTR’nin risk düzeyi düşük. Risk almak istemeyenlere hitap ediyor. Son bir yılda %47,20 getiri sağladı. Aynı sürede Endeks %36,40 yükseldi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Bilkom Bilişim, Piyasadan TLREF + %0,90 faizle 1 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Bilkom Bilişim, nitelikli yatırımcılara yönelik 03.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.000.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 0,90 olarak belirlendi. 182 gün vadeli ve 3 ayda bir kupon ödemeli bono toplamda 2 kupon ödemeli olacak. Vade tarihi 02.10.2026 olarak açıklandı. 3 Nisan itibariyle Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Bilkom’un verdiği %0,90 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, bununla birlikte piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, TRFBLKME2613 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d346c81c979-1775453896.png" alt="" width="278" height="217" /></strong><strong>Doğuş Otomotiv şubatın ikinci yarısından itibaren düştü. Fonlar ise hafif alımda</strong></p>
<p>Fonlar, Doğuş Otomotiv’de alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisse %2,33 ile toplamda 39,15 bin lot artarak 1,72 milyon lota çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 35’ten 33’e indi. PTO fonu 40,6 bin lot ile en yüksek alımı yaparken, BIH 24,1 bin lot ile en fazla satışı gerçekleştirdi. Doğuş Otomotiv hakkında bugüne kadar 16 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan kurum olmadı. En yüksek öneriyi Tera Yatırım 351,90 TL ile verdi. En düşük öneri 242,70 TL ile Garanti Yatırım’dan geldi.</p>
<p><strong>ŞİRKET PANOSU</strong></p>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d3469c7a6c0-1775453852.png" alt="" width="980" height="244" /><strong>ARD BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ</strong></p>
<p><strong>Kamudan 1,1 milyon dolarlık yapay zeka ihalesi aldı. Büyüme alanını genişletiyor</strong></p>
<p>ARD Bilişim, bir kamu kurumu ile NVIDIA yapay zeka donanımları üzerinde çalışacak yazılım çözümlerinin temini için 1,1 milyon dolarlık sözleşme imzaladı. Anlaşma, şirketin ileri teknoloji altyapılarına yönelik yerli algoritma ve yazılım geliştirme kapasitesinin kamu kurumları tarafından kabul edildiğini gösteriyor. ARD Bilişim, kamu kurumlarından etkin şekilde iş alabilme kapasitesine sahip bulunuyor. Bilişim sektöründe kamu kurumlarının yüksek teknolojili altyapı projelerini üstlenmek, gelecekteki büyüme alanlarını garanti altına alan gelişime imkan vermekte.</p>
<p><strong>BİRLEŞİM MÜHENDİSLİK</strong></p>
<p><strong>Ankara Adliyesi işinde nihai imzalar atıldı. Alandaki toplam iş 3 milyarı geçiyor</strong></p>
<p>Birleşim Mühendislik, bağlı ortaklığı Erde Mühendislik ile birlikte Ankara Adalet Sarayı C Blok projesinin mekanik ve elektrik işleri için işveren firmayla anlaşmaya vardı. Martta sonuçlanan ihale kapsamında, yaklaşık 7,97 milyon dolar ve 753 milyon TL tutarında iki sözleşme imzalandı. Alınan işin toplam tutarı yıllık gelirin %23,7’si düzeyinde. Daha önce aynı kampüs içerisinde alınan diğer blokların taahhüt işleriyle beraber şirketin bu geniş kapsamlı yerleşkedeki toplam iş büyüklüğü 3,04 milyar TL’ye ulaştı. Yılbaşından bu yana alınan işlerin toplam tutarı %52,9 oldu.</p>
<p><strong>ORGE ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Etiler’deki projesi için görüşüyor. Pazarlık 280 milyon lira üzerinden yürüyor</strong></p>
<p>Orge Enerji, yapımı devam eden Mandarin Oriental Etiler projesinde işveren firmadan sözleşme görüşmelerine davet aldığını duyurdu. Bir kısım elektrik işlerin yapımını kapsayan görüşmeler, KDV hariç 279,7 milyon TL tutarındaki bedel üzerinden yürütülüyor. Tutar firmanın yıllık gelirinin %8’i seviyesinde bulunuyor. Anlaşmaya varılması halinde ilgili taahhüt işlerinin önümüzdeki 9 Ağustos gününe kadar tamamlanması öngörülüyor. Firmanın yıl başından bu yana aldığı işlerin toplam tutarı 1,5 milyar TL’yi geçti. İş bağlantıları yıllık gelirinin %44,26’sına denk geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basrada-savas-derinlesiyor-20-hisse-aldirmadan-cikiyor-76328</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Basra’da savaş derinleşiyor, 20 hisse aldırmadan çıkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siz-hic-osb-gordunuz-mu-76316</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Siz hiç OSB gördünüz mü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye 1995 yılında yaklaşık 1000 civarında ürünü, 50 civarında ülkeye satabiliyordu. Sonra 2024 yılında yaklaşık 1700 civarında ürünü, 120 civarında ülkeye satabilmeye başladı. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği düzenlemesi, Türkiye’ye son derece iyi geldi.</strong></p>
<p>Geçen hafta “Dubai şimdi ne olur?” diye sordum. Aldığım tepkilerden anladığım, Türkiye’de Türkiye’nin ekonomik potansiyeli ile ilgili son derece yanlış bir kanaat var. Bugün oradan başlayayım ve Dubai’nin farkına işaret edeyim.</p>
<p>Doğrusu ya, 2003 yılında Irak’a ilk kez gittiğimde bende de benzer bir yanlış kanaat vardı ki, toplantılardan birinde Iraklı bir kamu görevlisi “Türkiye bölgemizin sanayi devidir” deyince ilk anda şaşırdığımı hatırlıyorum. Daha önce vaziyeti hiç böyle ifade etmedim diye herhalde. Memleketin performansının farkında olmadığımdan ya da. Belki de Türkiye’yi hep Batılı ülkelerle karşılaştırmaya alıştığımdan. Belki Ortadoğu ile hiç ilgilenmediğimden.</p>
<p><strong>Bir OSB’mizi görmeden </strong><strong>Türkiye hakkında konuşmayın</strong></p>
<p>Herhalde bu yaygın yanlış kanaati bizzat yaşamış olduğumdan, artık sık sık yurt dışı göreve atanan büyükelçilerimizden üniversite öğretim üyelerine, Türkiye’yi yurt dışında temsil edecek ya da Türkiye’den bahsedecek herkese en azından bir organize sanayi bölgemizi (OSB) ziyaret etmelerini öneriyorum. Gebze’deki, Manisa’daki OSB’leri görünce, benim kafamdaki Türkiye imajı değişmişti. Aynı durum, Konya ve Gaziantep OSB’leri için de geçerli esasen.</p>
<p>Aslında Türkiye’de hemen her ilde bir OSB var. Faaliyette olan OSB’lerin sayısı 285 civarında. Faaliyete geçecek olanlarla birlikte bakarsanız sayı 370’i geçiyor.</p>
<p>Şimdi geçen haftaki grafikleri Batı Avrupa’nın üstünü kapatarak bir daha vereyim öncelikle. Bölge ülkeleri içinde Türkiye’nin ürün ve ülke bazında ihracat performansına bir bakın 1995 ve 2024 için (Şekil 1-2).</p>
<p>Türkiye 1995 yılında yaklaşık 1000 civarında ürünü, 50 civarında ülkeye satabiliyordu. Sonra 2024 yılında yaklaşık 1700 civarında ürünü, 120 civarında ülkeye satabilmeye başladı. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği düzenlemesi, Türkiye’ye son derece iyi geldi. Türkiye İsrail dahil, bölgemizdeki ülkelerden ayrıştı. Performansımızı Hindistan ve Çin ile karşılaştırmalı olarak görüyorsunuz işte.</p>
<p>Çin, 1995 yılında 1700 civarında ürünü 20-25 civarında ülkeye satarken, 2024’te 2400 civarında ürünü, 120 civarında ülkeye satabilmeye başladı. Hindistan ise 1200 civarında üründen 1700 civarında ürüne çıktı, satış yaptığı ülke sayısını da 80’lerden 100’lere çıkardı.</p>
<p>Ama Türkiye’nin performansı da göz kamaştırıcı aslında. Peki, toplam ihracatımızın ne kadarı imalat sanayi ürünü? Yaklaşık yüzde 80’i 2023 yılı itibariyle. Türkiye ilk OSB’nin Bursa’da 1960’larda kurulması ile bir sanayi ülkesi olma yolunda adımlar atmaya başladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d33e6eae6c4-1775451758.png" alt="" width="999" height="240" />1980’lerde dışarı açılma hamlesi ihracatımız içinde sanayi ürünlerinin payını belirgin hale getirdi. Zaten satacak başka bir şeyimiz de yoktu. Petrol yok, doğal gaz yok. Ne ihraç ettiysek ürettiklerimizi ihraç ettik. Ve bunların yüzde 50’sini Avrupa Birliği pazarına dünyanın en sofistike pazarına satıyoruz, unutmayın.</p>
<p><strong>Rusya Körfez ülkesi olurken, </strong><strong>Dubai o kategoriden çıktı</strong></p>
<p>1993 yılından 2023 yılına bölgemizdeki ülkeler içinde üç tane dikkat çekici gelişme oldu. Birincisi, 1993 yılında Rusya’nın toplam ihracatının yaklaşık yarısı imalat sanayi ürünlerinden oluşuyordu. Ve Rusya bölge ülkelerinin toplam imalat sanayi ihracatının yüzde 15’ini tek başına yapıyordu (Şekil 3-4).</p>
<p>2023 yılında Rusya’nın imalat sanayii ihracatı toplam ihracatının yüzde 20’sine doğru geriledi. Rusya’nın toplam ihracatı ufalırken, ülkenin bölgemizin toplam imalat sanayii ihracatı içindeki payı yüzde 15’lerden yüzde 5’e doğru geriledi. Ne oldu? Rusya bir tek petrol ihraç eden bir ülke, bir nevi, Körfez ülkesi oldu.</p>
<p>İkincisi, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ihracatı içinde imalat sanayii ürünlerinin payı 1993 yılında yüzde 15 civarındaydı ve o dönemde bölgemizin toplam imalat sanayi ihracatının içinde BAE’nin payı yüzde 5’in altındaydı.</p>
<p>Burada BAE’nin Cebel Ali Serbest Ticaret Bölgesi’ni 1985 yılında kurmaya başladığını ve o yıl bölgede 19 şirket olduğunu not edeyim. Bugün bölgede 10 binden fazla şirket, faaliyet gösteriyor.</p>
<p>2023 yılına geldiğimizde, BAE’nin toplam ihracatı içinde imalat sanayii ürünlerinin payı yüzde 60’a yaklaşmıştı. Bu performansı ile BAE bölgemizin toplam imalat sanayii ihracat içindeki payını yüzde 10’a yükseltti. BAE, Körfez ülkesi olmaktan çıktı, bir nevi.</p>
<p>Üçüncü olarak ise, Türkiye’ye bakalım. 1993 yılında Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 70’i imalat sanayii ürünlerinden oluşuyordu. Türkiye bölgemizin toplam imalat sanayii ihracatının yüzde 10’unu gerçekleştiriyordu.</p>
<p>2023’e gelindiğinde ise Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 75’i imalat sanayii ürünlerinden oluşuyordu. Ve bu performansla bölgemizin toplam imalat sanayii ihracatının yüzde 15’ini Türkiye üstlenmişti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d33e8ad15b5-1775451786.png" alt="" width="999" height="243" />Bölge ülkeleri arasında son otuz yılda imalat sanayi ihracatına yönelen bir ülke olarak öne çıktı BAE. “Son 30 yılda ne oldu?” derseniz; Rusya bir Körfez ülkesi olurken, BAE bir sanayi ülkesi olarak bölgemizde Rusya’nın bıraktığı boşluğu doldurdu.</p>
<p>Ben ona BAE diyorum ama siz Dubai diye okuyun. Cebel Ali Serbest Ticaret Bölgesi Körfez’in içinde Dubai ile Abu Dhabi arasında yer alıyor. Yaklaşık 57 kilometrekare büyüklüğünde bir alan.</p>
<p>Türkiye’de yalnızca İzmir-Manisa-Aydın arasındaki OSB’lerin büyüklüğü de bu kadar. Konya’daki OSB’ler ile Gaziantep OSB’leri 40-45 kilometrekare büyüklüğünde. Nedir? Türkiye’de her yerde bir sürü Cebel Ali var aslında. Üstelik biz burada onlardan vergi de alıyoruz.</p>
<p>Boşuna size, Türkiye hakkında kanaat edinmek istiyorsanız, mutlaka bir OSB’yi ziyaret edin demiyorum. Tekrar edeyim, Türkiye kendi bölgesinde hakikaten bir sanayi devidir.</p>
<p>Şimdi yapılması gereken AB’nin “Made in Europe” sürecini Türkiye için bir reform hamlesine çevirmek, dışa açılma sürecini genişletmek ve eksiklerimizi tamamlamaktır.</p>
<p>O vakit, Türkiye bölgemizin imalat sanayi ihracatında Dubai’nin yaratacağı boşluğu doldurmaya aday olabilir. Finansal sektörde Dubai’den doğacak boşluk için ben hala Kıbrıs’ı en iyi aday olarak görüyorum. Hukuk sistemi orada daha da önemli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siz-hic-osb-gordunuz-mu-76316</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/6/1280x720/osb-1775451875.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Siz hiç OSB gördünüz mü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/194-hakkinda-birkac-soz-76315</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1,94 hakkında birkaç söz…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Mart ayı enflasyonunu şöyle değerlendirmek yanlış olmaz.</strong></p>
<p><strong>✓ Geçen yılki yüzde 2,46 gerçeği yansıtıyorsa bu yılki yüzde 1,94 gerçeklerle bağdaşmıyor.</strong></p>
<p><strong>✓ Yok eğer bu yılki yüzde 1,94 gerçekçi bir oransa demek ki geçen yılın yüzde 2,46’sı çok yüksekmiş.</strong></p>
<p>TÜİK, tüketici fiyatlarının, yani vatandaşın kullandığı mal ve hizmetlerin fiyatının mart ayında ortalama yüzde 1,94 arttığını açıkladı. Türkiye’nin istatistik oluşturmakla görevli devlet kurumu yaptığı hesaplama sonucu böyle bir oran bulmuşsa ne söylenebilir ki! Şimdi TÜİK gerçek oranın daha yüksek olduğunu dile getirenlere<strong> “İnanmıyorsanız siz de ölçün”</strong> dese ne yapacağız!</p>
<p>Ölçebilecek ve<strong> “Hayır, gerçek oran 1,94 değil, 2,94 ya da 3,94 veya 4,94”</strong> diyebilecek miyiz?</p>
<p>Hadi ölçtük ve dedik, ne değişecek ki!</p>
<p>TÜİK böyle bir durumda “Sahi mi, sizin bulduğunuz oran o kadar yüksekse ben de şu hesaplamamı bir gözden geçireyim” mi diyecek, yoo!</p>
<p>Ya da vatandaş TÜİK’e<strong> “Siz 1,94 diyorsunuz ama benim yaşadığım artış çok daha fazla, bu hesapta bir yanlışlık olmasın”</strong> dediğinde, ki diyor zaten, TÜİK <strong>“Madem öyle hesabı tekrar yapayım”</strong> mı diyecek yani! Yine yoo!</p>
<p>İyi de şu durumda ne yapacak, 1,94 karşısında<strong> “Hata bizdeymiş”</strong> diye TÜİK’ten özür mü dileyeceğiz…</p>
<p><strong>“Biz çok fena yanılmışız, gerçek fiyatlar çok düşük olduğu, artış da haliyle çok aşağılarda kaldığı halde biz var olmayan o yüksek fiyatları zihnimizde canlandırmışız” mı diyeceğiz?</strong></p>
<p><strong>“Çarşıya pazara baktık ve fiyatlar çok yüksek ve çok artıyor sandık ama yanılmışız; yanılmışız da yine de cebimizden daha çok para çıktı, işte bunu bir türlü çözemedik, şu hesaba da bir el atsanız” diye ricada mı bulunacağız?</strong></p>
<p>İzlenecek yol belli. TÜİK’in yaptığı bir hesaplama olduğuna ve ortaya konulan 1,94 hiç de gerçekçi görünmediğine göre bu oranı biraz irdeleyeceğiz.</p>
<h2>Savaş çıktı enflasyon düştü!</h2>
<p>Biliyorum şimdi birileri çıkıp<strong> “Biz mi savaşıyoruz, savaştan bize ne”</strong> diyecek kadar<strong> “objektif”</strong> bir tutum sergileyecektir, böyle yaklaşanlar zaten var.</p>
<p>Şu söylense tabii ki anlaşılabilir:</p>
<p><strong>“Doğru, fiyatlar çok yükseldi ama özellikle enerji fiyatlarının nereden nereye geldiği belli, ne yapılabilirdi ki…”</strong></p>
<p>Fiyatların nereden nereye geldiği belli, bu bir gerçek. Ama şöyle bir sorun var:</p>
<p><strong>“Fiyatlar çok yükseldi, vatandaş bunu yaşıyor ama bu durum istatistiklere, resmi enflasyon oranlarına yansımıyor. Sorun bu zaten. Vatandaşın isyanı fiyatların özellikle şu dönemde niye bu kadar yükseldiğine değil, yükselen bu fiyatların adeta yok varsayılmasına ve istatistiklere yansımamasına…”</strong></p>
<h2>Ağırlıklar da ağırlıklar!</h2>
<p>Vatandaş bir geçen yılın mart ayına bakıyor, bir bu yıla ve fiyat artış hızı daha yüksek seyrettiği halde artış oranının bu yıl nasıl olup da geçen yılın altında kaldığına haklı olarak anlam veremiyor.</p>
<p>Bu köşede bilmiyorum kaç kez yazdım. Ağırlıklardaki değişim yüzünden 2026’da enflasyonun olduğundan düşük görüneceğini vurguladım. Neymiş, Avrupa ile uyummuş, ağırlıklar bu yüzden değişmiş. Görüyoruz sonuçlarını. Bu konuyu daha detaylı irdelemek üzere başka bir yazıya bırakıyorum.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Başlıca gruplardaki değişim şaşırtıcı</span></h2>
<p>TÜFE’de 13 ana grup var. En yüksek ağırlığa sahip 7 ana grubun toplamdaki payı yüzde 83-84 (2025 ve 2026 için) düzeyinde.</p>
<p>Bu 7 ana grup içinde bu yıl martta geçen yıla göre artış oranı artan tek grup ulaştırma.</p>
<p>Giyim grubundaki düşüş ise bir miktar hız kesmiş.</p>
<p>Kalan 5 grupta fiyatlar geçen yıldakinden daha az arttı ve doğal olarak toplam TÜFE’ye yansıma da daha düşük oldu.</p>
<p>Bu konuda en tipik örnek konut grubu. Bu yıl ağırlığı en çok azaltılan grup olan konut harcamalarında (kira, elektrik, su, doğalgaz) geçen yıl marttaki artış yüzde 2,10’du, bu yılki artış ise yüzde 1,91. Hem bu düşüşün etkisiyle ama daha çok da bu grubun ağırlığının aşağı çekilmesinin etkisiyle toplam TÜFE’ye yansıma geçen yıl martta 0,33 puan düzeyindeyken bu yıl 0,22 puana indi. Konut grubunun ağırlığındaki düşüşün TÜFE’ye asıl etkisi elektrik ve doğalgaza çok yüklü zamlar yapılan bu ay görülecek.</p>
<p>Toplam TÜFE değişimine gelirsek... Geçen yıl fiyatların daha hızlı artmasını gerektiren ne vardı da o etken bu yıl yaşanmadı?</p>
<p>Geçen yıl martta sepet kur ay ortalamasında yüzde 4,3 artmış ve bu da ağırlıklı olarak İBB Başkanı İmamoğlu’nun 19 Mart’ta gözaltına alınmasından kaynaklanmıştı. Ancak bu tarihe kadar zaten fiyatların önemli bir bölümü toplanmıştı, dolayısıyla geçen yılki artışı bu operasyonla izah etmek pek mümkün değil.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d33d09c2e92-1775451401.png" alt="" width="400" height="231" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şu akaryakıt fiyatları meselesi</span></h2>
<p>Her türlü mal ve hizmet için en önemli girdi kaleminin ne olduğu belli; enerji fiyatları. Bu çerçevede savaştan en çabuk etkilenen de petrol fiyatları ve yurt içinde akaryakıt fiyatları. Buna <strong>“Hayır öyle değil”</strong> diyebilecek kimse herhalde çıkmaz.</p>
<p>Gelin akaryakıt fiyatları geçen yıl ve bu yıl nasıl seyretmiş, tekrar bakalım…</p>
<p>■ Geçen yılın mart ayında TÜİK verilerine göre benzin fiyatları yüzde 3,10, motorin fiyatları yüzde 2,02 düştü. Bu düşüşün etkisiyle ulaştırma grubundaki fiyat artışı da yalnızca 0,25 oldu.</p>
<p>■ Bu yıl mart ayında ise benzine yüzde 7,95, motorine yüzde 14,39 zam geldi. Ulaştırma grubunda kaydedilen artış da özellikle bu zamların etkisiyle yüzde 4,52’ye çıktı.</p>
<p><em>Bu arada yaygın bir hatayı bir kez daha düzelteyim. TÜFE, ay sonlarındaki fiyatların kıyaslanması yoluyla hesaplanmaz. Hesaplama ay ortalamasındaki fiyatlar kıyaslanarak yapılır. Bazı kalemlerde haftada bir, bazılarında iki haftada bir fiyat derlenir ve ortalama alınır. Akaryakıtta ise gün ağırlıklı hesaplama söz konusudur; yani ayın tüm günlerindeki fiyatların ortalamasından hareket edilir. Aksi halde örneğin ayın 1’inde motorin fiyatı 60 liradan 70 liraya çıksa, ayın son günü de tekrar 60 liraya gerilese o ay motorine zam yapılmamış olur. TÜİK’in mart ayı için ilan ettiği 62 liralık benzin ve 67 liralık motorin fiyatı da <strong>“ay ortalamasını gösteren”</strong> fiyatlardır ve doğrudur.</em></p>
<p>Geçen yıl akaryakıtta indirim olmuş, buna rağmen TÜFE’de yüzde 2,46 artış yaşanmış. Bu yıl ise akaryakıttaki yüklü zamma rağmen TÜFE artışı daha düşük. Bunda bir tuhaflık olduğunu söyleyince birileri ayağa fırlıyor:</p>
<p><strong>“TÜFE sanki yalnızca akaryakıt fiyatlarıyla mı hesaplanıyor ya da sanki yalnızca akaryakıt fiyatlarından mı etkileniyor?”</strong></p>
<p>Böylelerine ancak şu söylenebilir:</p>
<p><strong>“Kimse yalnızca akaryakıt fiyatları diye yaklaşmıyor; başka bir dizi etken söz konusu olur tabii ki. Ama Türkiye gibi taşımacılığını ağırlıkla karayoluyla yapan, nakliyecilerin ertesi gün için bile fiyat veremediği, fiyatların günden güne değiştiği şu ortamda akaryakıt fiyatları çok ama çok önemli bir konuma geldi. Bunun etkileri çarşıda pazarda görüldü zaten. Et fiyatının neredeyse yarısına biber, dörtte bir fiyatına patlıcan, beşte bir fiyatına salatalık, onda bir fiyatına bir tek marul satıldı bu ülkede. Ama bu gruptaki artış yalnızca yüzde 2,92 oldu. Geçen yılın aynı ayında ise yüzde 24,71 artış kaydedilmişti.”</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Nasıl da yanıldın!"</span></h2>
<p>Hatırlayan okurlar çıkabilir; ben 10 Mart’ta geçen ayın artışının yüzde 5 dolayında olabileceğini yazdım. İki gün sonra 12 Mart’ta da <strong>“Oran 5 olmaz da 4 olur ama yüksek olur”</strong> diye bu görüşümü tekrarladım.</p>
<p>Şimdi açıklanan oran yüzde 1,94 oldu ya, bir kesim bundan adeta pek memnun. Bazıları ima yoluyla, bazıları açık açık <strong>“Nasıl da yanıldın”</strong> diyor.</p>
<p>Böyle yaklaşanlar bir gerçeği gözden kaçırıyor.</p>
<p>Ben TÜİK’in açıklayacağı oranı tahmin etmeye çalışmıyordum ki!</p>
<p>Anlaşılması için bir daha yazayım:</p>
<p><strong>“Ben TÜİK’in açıklayacağı, üstüne basa basa belirteyim ‘açıklayacağı’ oranı tahmin etmeye çalışmıyordum ki! Bunu tahmin edemem ki zaten…”</strong></p>
<p>Ben mart ayı enflasyonunun <strong>“açıklanan”</strong> yüzde 1,94 ile<strong> “komşu”</strong> olamayacak kadar uzakta olduğu görüşümü koruyorum.</p>
<p>Enflasyon tahminimde yanıldığımı düşünerek benim adıma üzülenler(!) rahat olun, çünkü ben çok rahatım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/194-hakkinda-birkac-soz-76315</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tuik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1,94 hakkında birkaç söz… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-ab-ile-esit-sekilde-made-in-europeun-bir-parcasi-olmasi-gerekiyor-76314</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin AB ile eşit şekilde ‘Made in Europe’un bir parçası olması gerekiyor </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>GEÇEN </strong>hafta 8-9 saatliğine Ankara’ya gittim, MAN Türkiye’nin 50 milyon Euro’luk yatırımla hayata geçirdiği Ar-Ge Merkezi’ni <strong>Erhan Biber </strong>rehberliğinde gezdik, <strong>“MAN Lion’s City E”</strong>yle söz konusu yatırımın önemli parçası olan özel alanda gerçekleşen sürüş-zorluk testini deneyimledik.</p>
<p>Ardından o gün Ankara’da olan MAN Truck &amp; Bus Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Alexander Vlaskamp </strong>ve MAN Truc &amp; Bus SE Otobüs Bölümü Başkanı <strong>Barbaros Oktay</strong>’la MAN Kamyon ve Otobüs Ticaret A.Ş. Genel Müdürü <strong>Tuncay Bekiroğlu </strong>eşliğinde sohbet ettik.</p>
<p><strong>Alexander Vlaskamp, </strong>30 yıldır sektörde olduğunu, 4.5 yıldır da MAN’da görev yaptığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>5 bini aşkın çalışanımızla Türkiye’de otobüs üretiyoruz, otobüs geliştiriyoruz. Türkiye pazarında otobüs, kamyon ve hafif ticari araç satışı ve hizmetleri gerçekleştiriyoruz.</strong></p>
<p>Bu kısa girişin ardından soruları yanıtladı. Almanya’dan otomotiv sektörünün güçlü isimlerinde biriyle sohbeti fırsat bilip <strong>“Made in EU” </strong>konusunu açtık, tasarıya Türkiye’nin de dahil edilmesinden dolayı memnuniyet duyduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Jeopolitik, sanayi ve ticaretin birlikte değerlendirildiği bir konu. Türkiye, uzun zamandır Avrupa Birliği’nin (AB) bir partneri ve yoğun bir ticari işbirliği söz konusu.</strong></p>
<p>Türkiye’nin AB ülkeleri ile eşit şekilde <strong>“Made in EU”</strong>nun bir parçası olması gerektiğini düşündüklerini ve söylediklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu Türkiye için önemli olduğu gibi AB için de çok önemli. Türkiye bu noktada da AB’nin bir parçasıdır, bundan sonra da öyle olması gerekir.</strong></p>
<p>Dünyadaki önemli otobüs üretim üslerinden biri Türkiye’de bulunan Almanya merkezli bir global şirket olarak bu konuda neler yaptıklarını sorduk, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Bu konuda AB Komisyonu ile görüşmeler yapıyoruz, AB Parlamentosuna çağrıda bulunuyoruz. Bu doğrultuda pozisyon alıyoruz. Hem Almanya’daki hem de Brüksel’deki Türkiye Büyükelçilikleri ile de bu konu özelinde görüşmeler yapıyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Made in EU” </strong>sürecinde müzakerelerin 12-18 ay sürebileceğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bu süreci yakından takip ediyoruz. Gelişmelere güvenle bakıyoruz. AB ile Türkiye arasındaki entegrasyon, bundan önce olduğu gibi önümüzdeki bu önemli süreçte de devam edecektir.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          “Made in EU”<strong>nun Türkiye ve Akdeniz ülkeleri açısından hem üretim hem de coğrafi yakınlık açısından Çin’e karşı avantaj sağlayabileceğini öngörüyorum. Ancak, Türkiye ve AB arasında geçmiş sözleşmelerin teyidi ve daha verimli yeni sözleşmeler kritik önem arz ediyor</strong><strong>.</strong></p>
<p>COVID-19 pandemisi sonrası başta Almanya olmak üzere Avrupa’da beklenen ekonomik toparlanmanın gerçekleşemediğini anımsattık, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>MAN, 268 yaşında bir şirket. Tüm dünyada, Almanya ve Avrupa dışında Ortadoğu, Afrika, Amerika, Asya da önemli pazarlarımız mevcut. Örneğin, Çin’e de kamyon ihraç ediyoruz. Orada da dayanıklı, gelişmiş kamyon talebi var. Bu pazarlar da bizim için çok önemli.</strong></p>
<p>Almanya’ya döndü:</p>
<p>-          <strong>Pandemiden sonra maalesef Almanya yeniden büyüme sürecine giremedi. Almanya hükümeti de belirli reformlar uyguluyor.</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaşın MAN’ın bölge pazarlarındaki durumunu, Türkiye’deki stratejisini nasıl etkilediğini de sorduk, şu yanıt verdi:</p>
<p>-          <strong>İki önemli savaş var. Biri Türkiye’nin kuzeyinde diğeri de güneyinde. İran, bizim önemli, hedef pazarlarımız arasında değildi. Dolayısıyla çok önemli etkisi olmadı.</strong></p>
<p>İnsani açıdan konuya önem verdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ayrıca, savaşın yol açtığı petrol fiyatlarındaki artış sektörleri etkiliyor. Yakıt, plastik, alüminyum gibi malzemelerde fiyat artışına yol açması tüm endüstrilere etki yapıyor. Bazıları da fiyat artışını fırsat olarak kullanıyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin <strong>“Made in EU” </strong>tasarısı içinde tutulması, önemli bir aşama olsa da, MAN gibi ülkemizde dünya çapında üretim üssü bulunan Avrupa merkezli global şirketlerin, bu konuda AB ülkeleriyle eşit noktaya ulaşmamız için lobi gücünü sonuna kadar kullanması gerekiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ankara, elektrikli otobüs geliştirme merkezi rolü oynuyor</span></h2>
<p><strong>MAN </strong>Truck &amp; Bus SE Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su <strong>Alexander Vlaskamp, </strong>Ankara’daki Ar-Ge ve Test Merkezlerinin sektör için çok önemli olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Biz MAN olarak Ankara’daki Ar-Ge merkezimizle gurur duyuyoruz. Burası Türkiye için, ticari araçlar endüstrisi için çok önemli ve gelişmiş bir merkez. Burayı 50 milyon Euro’luk yatırımla hayata geçirdik.</strong></p>
<p>Ar-Ge Merkezinin 580’i mühendis, 850 kişiye yeni istihdam alanı açtığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>İleri seviyede bir Ar-Ge Merkezi ve gelişmiş bir test merkezi oldu. Hem yaz hem de kış testlerimiz için belirli kentlerde saha test güzergahlarımız var Türkiye’de.</strong></p>
<p>Prototiplerde geliştirme, mevcut araçlarda iyileştirmeler yapılan atölyelerin olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ankara’daki Ar-Ge Merkezimizde şu anda </strong>“MAN Lion’s City E” <strong>ve </strong>“MAN Lion’s Coach E” <strong>otobüslerimizin geliştirme ve testleri yapılıyor. Burada elde ettiğimiz başarılar talepleri de etkiliyor. Bu doğrultuda kapasite artırımı da söz konusu olabiliyor.</strong></p>
<p><strong>“MAN Lion’s Coach E”</strong>nin seri üretimini de Ankara’daki tesislerinde gerçekleştireceklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl otobüs üretiminde rekor bir yıl o</strong><strong>l</strong><strong>du. 7 bin araç ürettik ve bunun büyük bölümü de Türkiye’de gerçekleşti. Önümüzdeki dönemde Ankara’da </strong>“MAN Lion’s Coach E”<strong>nin yanı sıra elektrikli şehiriçi otobüsümüz </strong>“MAN Lion’s Cirty E” <strong>üretilecek.</strong></p>
<p>Ankara’daki Ar-Ge Merkezi’nin kadrosunu övdü:</p>
<p>-          <strong>Çok iyi üniversitelerden mezun ve yetenekli bir insan kaynağına sahibiz. Yüksek derecede yaratıcılıkla çalışıyorlar. Ankara’da geliştirdiğimiz elektrikli seyahat otobüsü </strong>“MAN Lion’s Coach E”, <strong>sözünü ettiğim yaratıcılığa güzel bir örnek.</strong></p>
<p><strong>“MAN Lion’s City E”</strong>nin 7 yıl önce Münih’te geliştirdiklerini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Şimdi bu otobüsümüz Ankara’da daha da geliştiriliyor. Burada sistemler geliştiriliyor, elektronik aksamlar geliştiriliyor. Yapay zeka kullanılıyor. Burada bütünsel bir geliştirme süreci gerçekleşiyor. Örneğin </strong>“MAN Lion’s Coach E”, <strong>18 ay gibi kısa sürede geliştirildi.</strong></p>
<p>MAN elektrikli otobüsler için yapılan geliştirmelerin merkezinin ağırlıklı Türkiye olduğuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Elektrikli otobüs geliştirmelerimizin yüzde 80’i Ankara’da gerçekleşiyor. Yüzde 15’i Münih’te, kalan bölümü de Polonya’da.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">4 bin 500 otobüs ihraç ettik, 850 milyon Euro gelir sağladık</span></h2>
<p><strong>MAN </strong>Truck &amp; Bus SE Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su <strong>Alexander Vlaskamp</strong>’a Ankara fabrikasının geçen yılki üretimini ve ihracatını sorduk.</p>
<p>Bu sorunun yanıtını MAN Truck &amp; Bus SE Otobüs Bölümü Başkanı <strong>Barbaros Oktay</strong>’a bıraktı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’den dünyaya 4 bin 500 araç ihraç edildi.</strong></p>
<p>Bu ihracatın parasal değerini MAN Kamyon ve Otobüs Ticaret A.Ş. Genel Müdürü <strong>Tuncay Bekiroğlu </strong>paylaştı:</p>
<p>-          <strong>MAN Türkiye’nin geçen yılki ihracatı 850 milyon Euro’yu buldu</strong><strong>.</strong></p>
<p><strong>Alexander Vlaskap</strong>’tan MAN penceresinden Türkiye, Polonya karşılaştırması yapmasını istedik, şöyle değerlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Enerji, materyal, işgücü maliyetlerine baktığımız zaman Türkiye ve Polonya üretimlerimizin hemen hemen aynı olduğunu görüyoruz. Şu an iki tesis de, yüksek talepten dolayı tam kapasite çalışıyor.</strong></p>
<p>Maliyetlerin seyrini sürekli izlediklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Tabi ki kapasite artırımı yaptığımız zaman </strong>“Hangi alanda belirgin farklılıklar var” <strong>bakarız. Ben Türkiye’de önümüzdeki 5 yıl içinde çok belirgin farklılıklar yaşanacağını düşünmüyorum.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Elektrikli şehir içi otobüsleri yıl sonuna kadar teslim edilecek</span></h2>
<p><strong>MAN </strong>Truck &amp; Bus Otobüs Bölümü Başkanı <strong>Barbaros Oktay, </strong>otobüs işinin dönüşümünü kararlılıkla ilerlettiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Ankara’daki fabrikamızda tam elektrikli </strong>“MAN Lion’s City E” <strong>şehir otobüsümüzün seri üretimi başladı.</strong></p>
<p>MAN’ın elektrikli otobüsler konusundaki adımlarını şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>2020’den buyana Polonya’daki Starachowice fabrikasından binlerce elektrikli otobüs teslim edildi. Ankara’da da teslimler yıl sonuna kadar başlamış olacak. Olifiantsfontein üretim tesisinde ise Güney Afrika pazarı için </strong>“Lion’s Explorer E” <strong>üretiliyor.</strong></p>
<p><strong>Barbaros Oktay, </strong>Ankara’nın elektrikli otobüs üretiminde öne çıkmasını şöyle değerlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Ankara’da e-otobüs üretiminin başlatılması, elektromobilite yolculuğumuzda önemli bir kilometre taşı oldu. Üretim kapasitelerimiz genişliyor, küresel otobüs ağımız güçleniyor. Ankara, ilerleyen dönemde e-mobilite stratejimizde kilit bir rol üstlenecek.</strong></p>
<p><strong>Oktay, </strong>son yıllarda Ankara’daki altyapının modernize edildiğini, üretim süreçlerinde optimizasyon sağlandığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ankara’daki personel elektrikli mobilite gereksinimlerini kapsayacak şekilde özel olarak eğitildi. Hedefimiz Ankara’nın tıpkı Starachowice gibi MAN’ın otobüs işindeki e-mobilite dönüşümünde kilit bir rol oynamasıdır.</strong></p>
<p>MAN Truck &amp; Bus Otobüs Üretim Direktörü <strong>Mehmet Şermet, </strong>şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Esnek üretim yapımız sayesinde aynı üretim hattında hem çeşitli elektrikli otobüs modellerini hem de geleneksel tahrikli otobüsleri üretebiliyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-ab-ile-esit-sekilde-made-in-europeun-bir-parcasi-olmasi-gerekiyor-76314</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/4/1280x720/34u-1775451180.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin AB ile eşit şekilde ‘Made in Europe’un bir parçası olması gerekiyor  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotivde-pazar-daralmasi-indirim-getirdi-76313</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivde pazar daralması indirim getirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AYSEL YÜCEL</strong></p>
<p>Otomotiv pazarında mart ayında hızlanan daralma eğilimi, markaları düşük faiz kampanyaları ve fiyat avantajlarını artırmaya yöneltti. Yüksek finansman maliyetleri, jeopolitik riskler ve yakıt maliyetlerindeki artışın showroom trafiğini yavaşlatmasıyla birlikte sıfır kilometre araç satışlarında ivme kaybı yaşanırken, markalar talebi canlı tutmak için agresif indirim stratejilerine geçti. Otomotiv veri ve analiz şirketi Cardata’nın verilerine göre pazarda ortalama indirim oranı yüzde 7 seviyesine ulaştı. Bazı modellerde ise indirim oranı yüzde 20’yi aştı. </p>
<p>Cardata CEO’su Hüsamettin Yalçın, 2026 yılına güçlü bir başlangıç yapıldığını ancak şubatta başlayan sınırlı daralmanın, Ortadoğu’daki gerilimin de etkisiyle martta hızlandığını söyledi. EKONOMİ Gazetesi’ne konuşan Yalçın, “Küresel ölçekte artan jeopolitik gelişmeler, tüketici tarafında kısa vadeli bir yavaşlamaya neden oldu” dedi. Yalçın, markaların satışları desteklemek için kampanya tarafında daha aktif davrandığını vurgulayarak, “Analizlerimize göre markaların belirli model ve versiyonlarda uyguladığı ortalama indirim oranı yüzde 7’ye ulaştı. Bu oran, tüm ürün gamının ortalamasını değil, kampanyalı modellerin ortalamasını yansıtıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>İndirim tutarı 100 bin TL’ye ulaştı </h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d33adcb6d84-1775450844.png" alt="" width="282" height="454" />Özellikle bazı modellerde kampanya seviyelerinin dikkat çekici boyutlara ulaştığını ifade eden Yalçın, stok yönetimi, kur riski ve artan rekabetin bu süreci hızlandırdığını söyledi. Opel ve Volkswagen’in kampanyalı modellerinde indirim yüzde 20’ye çıkarken, Citroën ve Peugeot’da yüzde 18-19 seviyelerinde, Toyota, Hyundai, Jeep ve Nissan’da ise yüzde 12-14 arasında değişiyor. Yalçın, “Bu farklılıklar, markaların stok yapısı, segment dağılımı ve satış hedeflerine göre farklı stratejiler izlediğini ortaya koyuyor. Özellikle bazı modellerde 100 bin TL seviyesine ulaşan indirimler görüyoruz. Bu tablo, satış hızını artırmak için daha agresif kampanyaların devreye alındığını net biçimde gösteriyor” diye konuştu. Yalçın, kampanyaların etkisiyle yıl genelinde sıfır kilometre araçlara olan talebin güçlü kalmasını öngördüklerini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotivde-pazar-daralmasi-indirim-getirdi-76313</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/3/1280x720/otomotiv-ihracat-1775450772.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Markalar, mart ayında hızlanan pazar daralmasını aşmak için bir yandan agresif indirim kampanyalarına yönelirken, bir yandan da düşük finansman modelleri sunmaya başladı. Veri ve analiz şirketleri Cardata’nın verilerine göre, kampanyalı model ve versiyonlarda ortalama indirim oranı yüzde 7’ye ulaştı; bazı modellerde ise bu oran yüzde 20’ye kadar çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/is-ve-ticaret-davalarini-hizlandirma-hazirligi-76312</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş ve ticaret davalarını hızlandırma hazırlığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Hükümet yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye çekmek için, iş dünyası ve piyasayı rahatlatacak hukuki ve idari adımlar atmaya hazırlanıyor. Bu çerçevede yasal hazırlıklara başlandı. Adalet Bakanlığı, iş ve ticaret davalarının uzamaması için yasa hazırlıklarına başlarken tahkimde de düzenlemeye gidecek. Bilim Kurulu tarafından hazırlanan ve İcra İflas Kanunu’nun, Cebri İcra Kanunu olarak değişeceği öngörülen raporun görüşleri tamamlandı. Uzun süre önce görüşe açılan taslak metinde sona gelindi. Çek Yasası için de hazırlıklar başladı.</p>
<p>Adalet Bakanlığı, yatırım yapan ve istihdam oluşturarak devlete ve bölgelerine katkı sunan firmalara hukuki alt yapı sunacak. Bunun için uzun süren ve iş dünyasının doğrudan muhatap olduğu ticari davalar ve iş davaları için sistemdeki sorunları çözmek amacıyla hem yasal hem de idari adımlar atılacak. Atılacak adımlarla hukuk güvenliğinin sağlanması, hukuk güvenliğiyle birlikte de yatırımcıların bölgede yatırım yapması, istihdam sağlaması kolaylaştırılacak.</p>
<h2>Tahkim Yasası’nda düzenleme </h2>
<p>Uzun süren ticaret ve iş davaları için adımlar atılacak. Sorunların çözümü noktasında yasal düzenlemeler yapılacak. Bunun için tahkimle ilgili düzenlemeye gidilecek. Bakanlık özellikle dış yatırımların önündeki engellerin kaldırılmasıyla, toplam dış yatırımların artırılması amacıyla Tahkim Yasası’nda değişikliğe gidecek. Ticari uyuşmazlıklar, sözleşme anlaşmazlıkları ve sigorta uyuşmazlıklarında tercih edilen Tahkim’de kapsamın genişletilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Yatırımcı geldiği zaman aklında ‘Ben ileride şu davayla karşılayabilir miyim?’, ‘Şu davayı açsam şu ticaret mahkemesinde daha uzun sürer mi?’ soruları olmamalı. Bu konularda özellikle sahadan da bilgi alıyoruz. Tahkimle ilgili de düzenlemelerimiz var” açıklaması yaptı.</p>
<h2>İcra İflas daireleri başkanlığı kurulacak</h2>
<p>İcra İflas Kanunu’nda yapılması planlanan değişiklikler de hayata geçecek. Uzun süredir Bilim Kurulu tarafından hazırlanan ve İcra İflas Kanunu’nda değişiklik amacıyla hazırlanan ve görüşe sunulan raporda önümüzdeki günlerde hayata geçecek. Yapılacak değişiklikle İcra İflas Kanunu, Cebri İcra Kanunu olarak adlandırılacak.</p>
<p>Yapılması öngörülen değişiklikler arasında; iş yoğunluğunun veya icra ve iflas dairesi sayısının fazla olduğu illerde Adalet Bakanlığı tarafından, yetki çevresi de belirlenmek suretiyle bir veya birden fazla icra ve iflas daireleri başkanlığının kurulması hedefleniyor.</p>
<p>Ayrıca Adalet Bakanlığı tarafından iş ve ihtiyaç durumu gözetilerek gerekli görülen yerlerde yeteri kadar iflas dairesinin de kurulması düşünülüyor. Öte yandan, Piyasayı rahatlatmak, sahte çekin önüne geçmek amacıyla bir dizi değişiklik planlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/is-ve-ticaret-davalarini-hizlandirma-hazirligi-76312</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/hukuk-adalet-dava-mahkeme.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hükümet, piyasayı rahatlatacak hukuki ve idari adımlar atmaya hazırlanıyor. İş ve ticaret davalarının kısa sürede sonlandırılmasını sağlayacak yasa hazırlıkları başladı. Tahkimde de düzenlemeye gidilecek. İcra İflas Kanunu’nu, Cebri İcra Kanunu olarak değiştirmeyi öngören açılan taslak metinde sona gelinirken, Çek Yasası için de hazırlıklar başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasli-nufusun-borc-yuku-artiyor-her-30-kisiden-biri-borclu-yasiyor-76311</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaşlı nüfusun borç yükü artıyor, her 30 kişiden biri borçlu yaşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2002 yılında 56 yaş ve üzeri borçlu sayısı 45 bin 159 kişi iken, 2024 yılı sonunda bu sayı 2 milyon 911 bin 714’e yükseldi. 2025 yılının ilk 9 ayında ise 2 milyon 555 bin 351 olarak kaydedildi. Veriler, CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’e ait. 2025 yılının ilk 9 ayında yaşlıların toplam 223 milyar 61 milyon TL kredi kullandığını, bunun günlük ortalama 826 milyon TL borçlanmaya karşılık geldiğini ifade eden Gürer, 2002 yılında her 1.440 kişiden yalnızca birinin borçlu olduğunu, bugün ise her 30 kişiden birinin borçlu hale geldiğini, nüfus yüzde 32 artarken borçlu yaşlı sayısının ise yüzde 6.300 arttığını, 56-65 yaş grubunda kredi kullananların 34 bin 864 kişiden 2 milyonun üzerine çıktığını, 66 yaş üstünde ise 10 bin 295 kişiden 624 bin 627 kişiye ulaşıldığını belirtti.</p>
<p>2002’de sadece 45 bin olan borçlu yaşlı sayısının, bugün 3 milyona dayandığını aktaran Gürer, “Nüfus yüzde 32 artarken borçlu yaşlı sayısı yüzde 6.300 fırladı” dedi.</p>
<p><strong>Yaş gruplarına göre borçlanma </strong></p>
<p>Gürer, yaş gruplarına göre kredi kullanımındaki artışı şöyle açıkladı: “56–65 yaş grubu: 2002 yılında bu grupta sadece 34.864 kişi kredi kullanırken; 2024’te sayı 2.183.409 kişiye, 2025’in ilk 9 ayında ise 1.930.724 kişi olmuştur.” “66+ yaş grubu: 2002’de sadece 10.295 yaşlı kredi kullanırken; 2025’in ilk 9 ayında bu sayı 624.627 kişiye fırladı. Borç miktarı ise 9 ayda 48 milyar 456 milyon TL'yi gördü.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>CHP’nin, ‘erken ve ara seçim’ çağrısına muhalefetten tam ve kısmi destek</strong></span></p>
<p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Hükümeti erken seçime zorlamak amacıyla partisinden 22 milletvekilinin istifa edebileceği açıklaması, siyasette yeni bir tartışma yarattı. Cumhur İttifakı ortakları AK Parti ve MHP’den eleştiri alan bu açıklamaya muhalefetten destek geldi.</p>
<p>Türkiye iyi yönetilmiyor” diyen İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye’nin seçime ihtiyacı var” diyerek Özel’e destek verdi.</p>
<p>Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Özel’e “Geniş bir milli ittifak paydasında bir araya gelelim” çağrısı yaptı.</p>
<p>DEM’den, CHP’nin ‘erken seçim’ çağrısına ise farklı yorumların gelmesi dikkat çekti. DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “CHP’nin erken seçim çağrısına karşılık iktidarın atacağı ilk adım CHP üzerindeki haksızlığı ve hukuksuzluğu kaldırmak olmalıdır” derken, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, seçim tartışmalarının partilerinin gündeminde olmadığını söyledi.</p>
<p>Anayasa’ya göre ara seçim için en az 30 boş sandalye (TBMM’nin üye tam sayısı olan 600’ün yüzde 5’i) gerekiyor.</p>
<p>Herhangi bir anayasa değişikliği yapılmaz ve Meclis en az beşte üç çoğunlukla (360 oy) erken seçim kararı almazsa, seçimler Mayıs 2028’te yapılacak. Anayasa’nın 78. maddesi ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’na göre genel seçimden 30 ay dolmadan ara seçim yapılamıyor. Genel seçimlere 1 yıldan az süre kalmışsa da ara seçim yasak.</p>
<p>Bir ilin TBMM’de hiç milletvekili kalmazsa, boşalmadan 90 gün sonra gelen ilk pazar günü sadece o ilde ara seçim yapılıyor ve bu durumda 30 sandalye şartı aranmıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasli-nufusun-borc-yuku-artiyor-her-30-kisiden-biri-borclu-yasiyor-76311</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/yuzde-49a-cikan-emekli-maas-artisinda-seyyanen-endisesi-ovaw_cover.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaşlı nüfusun borç yükü artıyor, her 30 kişiden biri borçlu yaşıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/giyimde-asya-firsati-destege-bagli-76310</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Giyimde Asya fırsatı desteğe bağlı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel hazır giyim tedarik zincirini de derinden etkiliyor. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) tarafından hazırlanan “Hürmüz Boğazı Krizinin Türkiye Hazır Giyim Sektörüne ve Asya Hazır Giyim Tedarik Zincirine Etkisi” başlıklı bilgi notu, Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimin küresel hazır giyim üretimi ve ticareti üzerindeki çok boyutlu etkilerini ortaya koydu. Rapora göre küresel petrol ve LNG akışının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu kritik hattaki aksama sonrası petrol fiyatları yüzde 45, gaz fiyatları yüzde 55 ve gübre fiyatları yüzde 35 oranında arttı. Bu artış, navlun, sigorta ve üretim maliyetlerini de yukarı çekerek küresel tedarik zincirinde ciddi bir maliyet baskısı yarattı. </p>
<h2>Rakip ülkelerde üretim tehlikede</h2>
<p>Asya’daki üretim merkezlerinde enerji kısıtlamaları belirginleşirken, Sri Lanka’da haftada dört gün çalışma modeline geçildi, gemi rotalarının değişmesi teslim sürelerini 10-14 gün uzattı ve navlun maliyetlerini yaklaşık yüzde 15 artırdı. Vietnam’da yakıt stoklarının kritik seviyelere gerilediği belirtilirken, Pakistan ve Bangladeş’te de üretimi sınırlayan enerji tedbirleri devreye alındı. Güney Kore’de bazı tekstil fabrikalarının kapasitesi yüzde 20-30 seviyelerine kadar geriledi.</p>
<p>Söz konusu gelişmeler Türkiye hazır giyim sektörü açısından çok katmanlı bir etki yaratıyor. Raporda, özellikle petrol türevi girdiler ve enerji maliyetlerindeki artışın, navlun ve sigorta giderleriyle birleşerek sektörün maliyet yapısını daha da bozduğu vurgulandı. 2022-2025 döneminde dolar bazında maliyetleri yüzde 26 artan sektör, 2026’nın ilk üç ayında enflasyon ve ücret artışlarının etkisiyle maliyetlerini daha da yukarı taşıdı. Kurda artış olmaması ise rekabetçiliği zayıflatan bir unsur olarak öne çıktı. Rapora göre Türkiye yalnızca maliyet baskısıyla değil, aynı zamanda pazar daralması riskiyle de karşı karşıya. Avrupa ve ABD’de talep yavaşlarken, Arap Yarımadası’na yapılan ihracatta da zayıflama ihtimali bulunuyor. Kuzey Afrika’da ise enerji ve su stresiyle birlikte artan maliyetler, bölgeyi hem risk hem de rekabet açısından kırılgan hale getiriyor. Özellikle Mısır’ın artan enerji faturası dikkat çekiyor.</p>
<h2>Türkiye için önemli fırsat alanları da var </h2>
<p>Buna karşın aynı kriz, Türkiye için önemli bir fırsat alanı da yaratıyor. Raporda, Bangladeş, Çin ve Hindistan gibi rakip üretim merkezlerinde artan maliyetler, lojistik gecikmeler ve sipariş belirsizliğinin Türkiye lehine bir alan açabileceği ifade edildi. Küresel alıcıların belirsizlik dönemlerinde yakın tedarik, hızlı teslimat ve esnek üretim kabiliyetine yönelmesi, Türkiye’nin rekabet avantajını yeniden öne çıkarabilir. Özellikle 2026’nın ikinci yarısından itibaren siparişlerde bu etkinin daha görünür hale gelebileceği değerlendiriliyor.</p>
<h2>Savaşın rakiplere negatif etkisi daha fazla </h2>
<p>Raporda yer alan değerlendirmeye göre enerji ve ham madde maliyetlerindeki artış Türkiye’de üretim maliyetlerini yukarı iterken, Uzak Doğu’daki rakipler üzerindeki baskı Türkiye lehine göreli bir avantaj yaratıyor. Ancak Türkiye’nin mevcut maliyet yapısı ve ihracatı destekleyici mekanizmaların yetersizliği, bu fırsatın kalıcı siparişe dönüşmesini zorlaştırabilir. TGSD, ortaya çıkan tablo karşısında politika önerilerini de sıraladı. Buna göre net ihracatçılara yüzde 10 döviz dönüşüm desteği verilmesi, çalışan başına 3.500-6.000 TL arasında iş gücü desteği sağlanması ve reeskont kredilerinin daha uygun koşullarla yeniden düzenlenmesi öneriliyor. Ayrıca Eximbank teminatlarına KGF desteği sağlanması, ham madde ithalat yüklerinin azaltılması ve Dahilde İşleme Rejimi süreçlerinin kolaylaştırılması gerektiği vurgulanıyor. Genel değerlendirmede ise Hürmüz Boğazı kaynaklı enerji şokunun geçici bir dalgalanma değil, tekstil ve hazır giyim üretim ekosistemini etkileyen yapısal bir risk olduğu ifade ediliyor. İran savaşının Türkiye’ye otomatik bir avantaj sağlamayacağı ancak doğru ekonomi politikaları uygulanması halinde Türkiye’nin yeni sipariş fırsatlarını değerlendirebileceği belirtiliyor. Raporda, bu sürecin yönetilmesinin yalnızca sanayicinin değil kamu ve özel sektörün ortak sorumluluğu olduğu vurgulanarak, gerekli adımlar atılmazsa ortaya çıkan fırsat penceresinin kapanabileceği uyarısı yapılıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Mısır’daki Türk firmaları stratejik hazırlık yapmalı”</span></h2>
<p>Raporda AB pazarındaki kaybın, Arap Yarımadası’na yapılan ihracatla kısmen telafi edilmeye çalışıldığı belirtilirken, “Hem Avrupa ve ABD’deki talep yavaşlaması hem de Arap Yarımadası’na ihracatta oluşabilecek zayıflama eklenebilir. Mısır, Fas, Tunus ve Cezayir gibi Kuzey Afrika ülkelerinde de su stresi, enerji baskısı ve Süveyş hattı üzerindeki jeopolitik gerilimler bir arada değerlendirilmelidir. Özellikle Mısır’ın aylık gaz ithalat faturasının savaş sonrası süreçte 560 milyon dolardan 1,65 milyar dolara yükseldiği ve akaryakıt fi yatlarında ortalama yüzde 17 artış yapıldığı bildirilmektedir. Mısır beş yıl içinde hazır giyim ihracatını 12 milyar dolara çıkarma hedefi ni sürdürse de bu kırılganlıklar göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle Mısır’da yatırımı bulunan Türk firmalarının gelişmeleri yakından takip etmesi ve olası senaryolar için stratejik hazırlık yapmaları büyük önem taşımaktadır” ifadelerine yer verildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/giyimde-asya-firsati-destege-bagli-76310</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/9/1280x720/hazir-giyim-sektoru-avrupadan-umdugunu-bulamadi-rotayi-amerikaya-ceviriyor-1760010288.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TGSD raporuna göre, Hürmüz krizi enerji ve lojistik maliyetlerini artırarak Asya üretimini zayıflattı. Türkiye’de maliyet baskısı artarken, yakın tedarik avantajı yeni sipariş fırsatı yaratabilir. Ancak bunun için destekleyici politikalar şart. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76308</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 6 NİSAN" src="https://www.youtube.com/embed/3qfzHSPIXig" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76308</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/berfin-cipa-1753078160.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kagida-degil-varile-erisim-fiyatlaniyor-76309</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kağıda değil varile erişim fiyatlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d3356a23260-1775449450.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Giderek şiddetlenen çatışma, uluslararası enerji piyasalarında ani şok dalgaları yaratıyor. Durumun uzaması halinde, küresel enerji tedarik zincirlerinde ciddi aksamaların kaçınılmaz olacağı endişesi petrol piyasasında alışılmış fiyat dinamiklerini altüst ediyor. Küresel referans Brent’in spot fiyatı varil başına 140 doların üzerine çıkarak 2008 krizinden bu yana en yüksek seviyeyi test ederken, nadiren görülen bir fiyat kırılması oldu: WTI, Brent’in üzerine çıkıp son dört yılın zirvesine yerleşti.</p>
<p>Piyasada artık yalnızca jeopolitik risk primi değil, doğrudan arz tehdidi fiyatlanıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik sert müdahale sinyali ve boğazın yeniden açılmasına dair belirsizlik, yatırımcıları hızla pozisyon kapatmaya zorladı. Son bir haftada mayıs vadeli WTI fiyatı yaklaşık yüzde 12 artarak 111,5 dolar seviyesine yerleşti. WTI son 1 ayda yüzde 37 yükseldi. Haziran vadeli Brent’in fiyatı da aylık olarak yüzde 27 artarak 109 dolar civarında seyrediyor.</p>
<h2>ABD petrolü erişilebilir ve güvenilir görülüyor </h2>
<p>Normal şartlarda deniz yoluyla taşınan ve küresel arzı temsil eden Brent, WTI’ya göre primli işlem görür. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki fiili tıkanma bu ilişkiyi tersine çevirdi. Tanker trafiğinin çökmesi ve sevkiyatların durma noktasına gelmesiyle alıcılar için ABD kaynaklı WTI, erişilebilir ve taşınabilir varil avantajıyla “güvenli petrol” konumuna yükseldi. Bu da WTI fiyatlarına hızlı bir yükseliş olarak yansıyor.</p>
<h2>Vadeli ve gerçek işlemde devasa makas </h2>
<p>Fiziki piyasadaki stres, vadeli işlemler ile gerçek yüklemeler arasındaki makası da açtı. Spot Brent olarak bilinen ve gerçek yükleme tarihlerini yansıtan fiziki fiyatlar 18 yılın zirvesi 141 doların üzerine çıkarken, vadeli kontratlar 109 dolar civarında kaldı. Bu ayrışma, piyasada kâğıt işlemlerden çok fiziksel varile erişimin belirleyici hale geldiğini gösteriyor. </p>
<h2>Arz daralması şoku </h2>
<p>Uzmanlara göre bu durum klasik bir arz daralması şoku. Hürmüz’den geçen küresel petrolün yaklaşık 20’si risk altında bulunurken, sigorta maliyetleri, gecikmeler ve rota değişimleri arzı fiilen azaltıyor. Uluslararası Enerji Ajansı bu süreci “tarihin en ciddi arz şoklarından biri” olarak tanımlıyor.</p>
<p>Artan belirsizlik, petrol piyasasında volatiliteyi keskin şekilde yükseltirken, fiyatlamanın merkezi de değişiyor. Brent hâlâ küresel riski yansıtsa da, akışların aksaması nedeniyle anlık referans olma özelliğini kaybediyor. Buna karşılık WTI, teslim edilebilir varil avantajıyla acil talebin adresi haline geliyor.</p>
<p>Uzmanlara göre, piyasanın verdiği mesaj net: Petrol artık sadece bir finansal enstrüman değil, ulaşılabilir bir fiziksel kaynak olarak fiyatlanıyor. Çatışmanın uzaması halinde bu kırılmanın kalıcı hale gelmesi ve fiyatların yeni zirveleri test etmesi olasılığı güçleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">WTI DAHA KALİTELİ, BRENT DAHA TİCARİ</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d33695cdae5-1775449749.png" alt="" width="233" height="261" /></span>Küresel petrol piyasasında fiyatlamanın iki ana referansı olan Brent ve WTI, hem coğrafi kaynakları hem de piyasa dinamikleri açısından belirgin farklılıklar gösteriyor. Brent petrolü, Kuzey Denizi çıkışlı olup Avrupa, Afrika ve Ortadoğu piyasaları için temel fiyat göstergesi kabul edilirken, dünya ticaretinin yüzde 70’ten fazlasının fiyatlanmasında rol oynuyor. Deniz erişimi sayesinde taşımada esneklik sunması da Brent’i küresel arz şoklarına karşı daha hassas hale getiriyor. Brent “tatlı” petrol grubunda, ama WTI’a göre biraz daha kükürtlü.</p>
<p>ABD merkezli Batı Teksas ham petrolü (WTI) ise daha çok ABD iç piyasa referansı olarak öne çıkıyor. Oklahoma Cushing teslimat noktasıyla karasal bir sisteme bağlı olan WTI, lojistik sınırlamalar nedeniyle çoğunlukla Brent’e kıyasla iskontolu işlem görüyor. Ancak daha “hafif ve tatlı” yapısı rafinaj açısından avantaj sağlıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ALTERNATİF ROTALAR GÜNDEMDE</span></h2>
<p>Hürmüz Boğazı’ndaki riskler Körfez ülkelerini alternatif ihracat yollarına yöneltti. Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e uzanan Doğu-Batı boru hattı günlük 7 milyon varil kapasitesiyle öne çıkarken, kapasite artışı ve yeni hat projeleri yeniden masada. Abu Dabi’nin Fujairah hattı gibi mevcut güzergahların genişletilmesi kısa vadeli çözüm olarak görülüyor. Uzun vadede ise bölge genelinde boru hatları ve ticaret koridorlarından oluşan bir ağ kurulması tartışılıyor. Ancak yüksek maliyet, siyasi riskler ve güvenlik sorunları bu projelerin önündeki en büyük engeller olmaya devam ediyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kagida-degil-varile-erisim-fiyatlaniyor-76309</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/8/1280x720/petrol-tankeri-1772598101.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz’deki tıkanma petrol piyasasında dengeleri altüst ediyor. Brent petrolde spot fiyat 2008’den bu yana en yüksek seviyeye çıkarken, fiziki varile yönelen talep vadeli işlemlerde WTI’yi Brent’in üzerine taşıdı. Piyasada artık “kâğıt fiyat” değil, gerçek arz konuşuluyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yol-arkadasin-burada-egitimlerine-5-ulkeden-1000-girisimci-kadin-katildi-76332</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Yol Arkadaşın Burada’ eğitimlerine 5 ülkeden 1000 girişimci kadın katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İşgücü piyasasında kadınların güçlenmesi, kadınların işgücüne katılımlarının artırılması konularının ülkemizin öncelikleri arasında yer alması gerekiyor. Bu doğrultuda, son yıllarda kamu, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör şirketleri  kadınların daha üretken hale getirilmesine ve girişimci olmalarına destek sağlayacak projeler geliştiriyorlar.  Yapılan çalışmaların sonucunda rakamlarda da belirgin bir iyileşme gözlemleniyor. </p>
<p>TÜİK İşgücü istatistiklerine göre, 2002 yılında kadınların işgücüne katılım oranı %27,9 iken 2025 yılında %36,2’ye yükseldi. Aynı dönem için kadın istihdam oranı %25,3’den %32,1’e çıktı kayıt dışı çalışan kadın oranı ise %72,5’den %30,7’ye geriledi. 2002 yılında %13,1 olan kadın girişimci (işveren ve kendi hesabına çalışan) oranı ise 2025 yılında %18,2'ye yükseldi.</p>
<p>Kadın girişimciler  sermaye yetersizliği, kredi süreçlerinin karmaşıklığı, iş deneyimi yetersizliğinin yanı sıra nereden başlayacakları ve nasıl devam edecekleri konusunda da bilgiye erişme zorluğu yaşıyorlar. Kadınların teknolojik ve finansal okuryazarlıklarını  artıran koçluk ve danışmanlık destekleri bu bağlamda büyük fayda sağlıyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d3486e5a6ad-1775454318.jpg" alt="" width="700" height="420" />Kurulduğu günden beri Türkiye’nin dört bir yanındaki kadın girişimcilere destek olan KAGİDER (Türkiye Kadın Girişimciler Derneği) çok önemli başarılara imza atıyor. </p>
<p>KAGİDER’in iş birliği yaptığı özel sektör kuruluşlarından birisi olan  e-ticaret platformu Hepsiburada da uzun  süredir farklı projelerle kadınlara destek oluyor. </p>
<p>Örneğin, 2017 yılında başlattığı Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü Programıyla 63 binden fazla kadına ulaştı. Onlara e-ticaret, pazarlama ve finans konularında eğitimler verdi. Ücretsiz ürün fotoğraf çekimleri, komisyon indirimleri ve reklam desteği sundu.  Kadın Kooperatifleri Destek programıyla kooperatiflere avantajlar sağlıyor.  Son dönemde, (KAGİDER) iş birliğiyle hayata geçirilen "Yol Arkadaşın Burada" programıyla ise kadın girişimcilere eğitim ve mentorluk desteği sunuyor. </p>
<p>Geçtiğimiz hafta, Hepsiburada Kurumsal İletişim, Sosyal Etki ve Sürdürülebilirlik Direktörü Canan Binal Yılmaz, Hepsiburada Kurumsal İlişkiler, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkan Yardımcısı Cem Tanır, KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Esra Bezircioğlu; KAGİDER Yönetim Kurulu Üyesi ve proje lideri Neşecan Çekici, KAGİDER Yönetim Kurulu Üyesi ve proje lideri Av. Zeynephan Gemicioğlu, İyi Yaşam ve Beslenme Uzmanı Dilara Koçak ve Yol Arkadaşın Burada Programı katılımcılarının bulunduğu kalabalık bir toplantıya katıldım.  Divan Kuruçeşme’de düzenlenen buluşmada  girişimci kadınları e-ticarette başarılı olmak için gerekli olan yetkinliklerle donatmayı amaçlayan projenin sonuçlarını dinledim. Kadın girişimcilerin heyecanına tanık oldum.</p>
<p><strong>İş yapma biçiminde köklü bir değişim yarattı</strong></p>
<p>Toplantıda paylaşılan verilere göre, 23 farklı alanda gerçekleştirilen ve toplam süresi 52 saati bulan eğitimlere 1.000’in üzerinde kişi katıldı. İstanbul’dan Ordu’ya, İzmir’den Şanlıurfa’ya, Kırşehir’den Diyarbakır’a toplam 30 şehirden girişimci kadın programa dahil oldu. Eğitimlere Hollanda, ABD, Kanada ve İspanya'dan da girişimci kadınlar katıldı. </p>
<p>Sonuçlar, eğitimlerin  katılımcılarda yalnızca teknik beceri değil, iş yapma biçiminde de köklü bir değişim yarattığını ortaya koyuyor.  Eğitimlerin ardından katılımcıların üçte ikisi yapay zekâ araçlarını iş süreçlerine entegre etmeye başlamış.  Yüzde 50’sinden fazlası ürün görsellerini profesyonel çekim teknikleriyle yenilemiş. Video içeriği üretmeye başlayanların oranı ise yüzde 46’ya ulaşmış.  </p>
<p>Eğitimlerin etkisinin iş sonuçlarına yansıdığı görülüyor.  Katılımcıların eğitimlere başladıkları döneme kıyasla sipariş sayılarında yüzde 70’e yakın artış gerçekleşmiş. . Katılımcıların yüzde 83’ü işlerini büyütme konusundaki özgüvenlerinin arttığını ifade etmiş.  Programın genel memnuniyet oranı ise yüzde 90’nın üzerinde gerçekleşmiş. </p>
<p><strong>Özel sektör STK birlikteliğine örnek bir proje</strong></p>
<p>Toplantıda konuşan Hepsiburada Kurumsal İletişim, Sosyal Etki ve Sürdürülebilirlik Direktörü Canan Binal Yılmaz, programın amacını “girişimci kadınlara gerçek anlamda bir rekabet avantajı sağlayabilmek, ihtiyaçlara günümüz gerçeklerine uygun, gerçekçi, etkili destek mekanizmalarıyla yanıt vermek” cümlesiyle tanımladı. </p>
<p>Canan Binal Yılmaz Hepsiburada-KAGİDER birlikteliğinin mevcut iş birliği özelinde ortaya koyduğu çıktıların çok ötesinde bir etki gücüne sahip  özel sektör-sivil toplum dayanışması perspektifinde de örnek bir ortaklık olduğuna dikkat çekti. </p>
<p><strong>İkinci fazda mentorluk eğitimleri başlıyor</strong></p>
<p>Programın ikinci fazında eğitime katılan girişimci kadınlar arasından seçilen 25 isim, KAGİDER’in mentör ağında yer alan deneyimli ve başarılı girişimci kadınlardan 6 ay süreyle mentörlük alacak. Mentörlük sürecinin tamamlandıktan sonra,  girişimciler yatırımcı önüne çıkmaya yönelik özel bir eğitim programına dahil olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yol-arkadasin-burada-egitimlerine-5-ulkeden-1000-girisimci-kadin-katildi-76332</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/2/1280x720/56-1775454346.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Yol Arkadaşın Burada’ eğitimlerine 5 ülkeden 1000 girişimci kadın katıldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aganin-eli-tutulmaz-hamdi-bey-76324</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağanın eli tutulmaz Hamdi Bey!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hamdi Ulukaya’yı hepiniz tanırsınız. Erzincan’dan çıkıp ABD’de kendi olanaklarıyla yarattığı Chobani’yi dünyanın en bilinen yoğurt markalarından birisi haline getirdi. Chobani bugün 20 milyar dolar değerlemeye ulaşmış ve çalışanlarının da ortak edildiği bir dev. Hamdi Ulukaya son yıllarda ana iş kolu olan yoğurt ürünlerinin ötesinde büyümek için önemi şirket satınalmalarıyla da dikkat çekti. Büyümesi sürdürülebilir şekilde devam ediyor. </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d34209ea6b8-1775452681.jpg" alt="" width="600" height="614" />
<figcaption><strong>“Giving Pledge” iyi niyet taahhüdünü imzalayarak kişisel servetinin büyük bir kısmını toplumsal fayda için bağışlamayı taahhüt eden Ulukaya hem Türkiye’de hem de dünyada çeşitli toplumsal projelere destek sağlıyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Forbes’un 2026 listesine göre 13,5 milyar dolarlık servetiyle Türkiye’nin en zengin iş insanı olan Hamdi Ulukaya, toplumsal faydayı da işinin merkezine koyan bir isim. “Giving Pledge” iyi niyet taahhüdünü imzalayarak kişisel servetinin büyük bir kısmını toplumsal fayda için bağışlan Ulukaya hem Türkiye’de hem de dünyada çeşitli toplumsal projelere destek sağlıyor. Son olarak da "Resmi Beslenme Ortağı" olarak ABD Futbol Federasyonu ile yaptığı “Feed the Dream- Hayalleri Besle” adlı anlaşmayla genç sporcuların gelişimi ve sağlıklı beslenme konusunda somut bir model sunuyor. Kampanya kapsamında 500 yerel çocuk futbol takımına toplam 5 milyon dolar destek, eğitim materyalleri ve rehberler sağlanıyor; gençlerin hem sahada hem de beslenme alışkanlıklarında gelişimi hedefleniyor. Chobani’nin Türkiye’de Fenerbahçe ile kurduğu bağ da, kulübe sağlanan sponsorluk desteğiyle markanın Türk sporuna adım atmasını ve genç sporculara dolaylı katkı sağlamayı ifade ediyor. Türkiye, 24 yıl aradan sonra futbolda yeniden Dünya Kupası Finallerine katılıyor. Bu bileğinin hakkıyla kazandığı bir geri dönüş. Türk futbolunda dipten gelen dalga her zamankinden daha güçlü; altyapılarda yetişen gençler ve yeniden filizlenen inanç, büyük bir potansiyelin göstergesi.</p>
<p>İşte tam da bu noktada Hamdi Ulukaya devreye girebilir: ABD’deki modelin benzerini Türkiye’de hayata geçirerek, genç futbolcuların gelişimi için öncü bir rol üstlenebilir. Bu sayede sporun sadece sahadaki performans değil, altyapı ve hayaller üzerindeki etkisi de kalıcı hale gelebilir. Ne dersiniz Hamdi bey, ağanın eli tutulur mu?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aganin-eli-tutulmaz-hamdi-bey-76324</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağanın eli tutulmaz Hamdi Bey! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/lucien-arkas-sanat-merkezi-kapilarini-acti-76357</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lucien Arkas Sanat Merkezi kapılarını açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Arkas Sanat’ın İzmir’de uzun yıllardır sürdürdüğü kültür ve sanat yatırımlarına bir yenisi daha eklendi. Bayraklı’daki Mistral İzmir’de konumlanan Lucien Arkas Sanat Merkezi, modern ve çağdaş sanata odaklanan programıyla kapılarını açtı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h453q95gc/storage/files/images/2026/04/06/cemil-tugay-oznur-tugay-nadia-fan-sz7r.jpg" alt="Lucien Arkas Sanat Merkezi kapılarını açtı - Resim : 1" width="700" height="373" data-lightbox="true" /></p>
<p>2.500 metrekarelik alana sahip merkez; sergilerin yanı sıra konferanslar, öğrenme programları, gösterimler ve kültürel buluşmalar için tasarlandı. Fuaye, konferans salonu ve atölye alanlarını da içeren yapı, sanatın farklı disiplinlerini bir araya getiren yeni bir kültür mekânı olarak kurgulandı.</p>
<p>Açılış vesilesiyle düzenlenen basın toplantısının ardından kurdele kesimi gerçekleştirildi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ve eşi Öznur Tugay, Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, Monreve Group Yönetim Kurulu Başkanı Merve Arkas, Fransa Türkiye Büyükelçisi Isabelle Dumont, Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon, Fransa İstanbul Başkonsolosu Nadia Fanton, Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası ve Arkas Sanat Uluslararası Sergiler Danışmanı Jean Luc Maeso’nun katılımıyla gerçekleşen kurdele kesim töreninin ardından basın mensupları merkezi ziyaret etti.</p>
<p>Basın mensupları “Sonia &amp; Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı” isimli seçkiyi, Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası ve Centre Pompidou Uluslararası Projeler Küratörü Anna Hiddleston eşliğinde gezdi.</p>
<h2>İzmir’e yayılan bir sanat rotası</h2>
<p>Arkas Sanat, 2011 yılından bu yana İzmir’de farklı mekânlarda hayata geçirilen sanat merkezleri ve uluslararası sergilerle kentte süreklilik taşıyan bir kültür rotası oluşturuyor. Kent merkezinden Urla ve Alaçatı’ya uzanan bu sanat ağı; sergiler, öğrenme programları ve etkinliklerle İzmir’de sanatın farklı izleyici gruplarıyla buluşmasına katkı sağlıyor.</p>
<p>Lucien Arkas Sanat Merkezi ise bu rotanın yedinci durağı olarak, ölçeği ve program yaklaşımıyla İzmir’deki sanat altyapısını yeni bir boyuta taşıyor.</p>
<h2> İzmir’de sanat için yeni bir adım</h2>
<p>Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, İzmir’in sanatla kurduğu bağın güçlenmesi için uzun yıllardır çalıştıklarını belirterek merkezin bu yolculuğun önemli bir adımı olduğunu söyledi.</p>
<p>“İzmir doğup büyüdüğüm şehir. Bu şehrin yalnızca geçmişiyle değil, bugünü ve geleceğiyle de sanatla iç içe olması gerektiğine inanıyorum. İzmir’in kültür-sanat şehri olması için 2011’den bu yana gayretimizi sürdürüyoruz.  Bugün Arkas Sanat’ın İzmir’de hayata geçirdiği yedinci ve en büyük sanat merkezini açmanın gururunu yaşıyoruz. Yeni sanat merkezimizin olduğu bu binada eşim Merve Arkas’a ait Montiano Restoran, Monreve Brasserie, LA Şarapları kavı gibi işletmelerimiz var ve binanın 14 katında da yüzlerce Arkaslı çalışıyor. ”</p>
<h2>Centre Pompidou ile beş yıllık program</h2>
<p>Lucien Arkas Sanat Merkezi aynı zamanda Arkas Sanat ile Centre Pompidou arasında yürütülen uluslararası iş birliğinin de yeni adresi olacak.</p>
<p>Lucien Arkas, “Uluslararası kurumlarla yürüttüğümüz çalışmalarda temelimiz her zaman güven ve dostluk oldu. Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon ile tanışıklığımız Picasso sergisi dönemine uzanıyor. Centre Pompidou ile kurduğumuz bu iş birliği de o dönemde oluşan güvenin bir sonucu. Lucien Arkas Sanat Merkezi’nin binasını, bir sanat merkezine dönüştürmek için büyük ve değerli bir sergi bekliyorduk. Fransa’nın en önemli müzelerinden Centre Pompidou, beklediğimiz o değer oldu. İzmir’de uzun süredir bir çağdaş sanat merkezi açıp açmayacağımız merak ediliyordu. Centre Pompidou ile yaptığımız iş birliği sayesinde çağdaş sanatın en önemli ve özel eserlerleriyle bu merkezi hayata geçirdik. Centre Pompidou iş birliği tek seferlik bir sergi değil. Planlanmış ve uzun vadeli bir program. Açılışta yer alan eserler de bu iş birliğinin başlangıcını temsil ediyor.” diye konuştu.</p>
<p>Arkas Sanat ile Centre Pompidou arasında yürütülen program kapsamında önümüzdeki beş yıl boyunca Pompidou koleksiyonundan yılda iki sergi Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak.</p>
<p>Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon, Lucien Arkas Sanat Merkezi ile ilgili olarak şunları ifade etti: “Lucien Arkas Sanat Merkezi, İzmir merkezli ve aynı zamanda uluslararası kültür sahnesiyle tam anlamıyla etkileşim içinde olan iddialı bir kurumdur; bu yönüyle Centre Pompidou’nun Constellation programı için ideal bir ortak. Arkas Sanat ve Centre Pompidou, bu proje kapsamında son derece verimli bir iş birliği gerçekleştirdi. Proje, sergilerimize ve koleksiyonumuzun en tanınmış başyapıtlarından bazılarına ev sahipliği yaparken, ortak değerlerimiz olan farklı disiplinleri bir araya getirme, uyum sağlama yeteneği ve kültürel açıklık da ön plana çıkıyor. Arkas Sanat’la olan bu güzel ilişki ve iş birliğimizle Arkas’ın İzmir’deki takım yıldızları arasında biz de bir yıldız olarak yerimizi alacağız. Bugün Sonia &amp; Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı seçkisiyle başlayan sergimiz Eylül ayında daha da büyüyecek. Biz bu koleksiyonun bekçileriyiz, bunu taşıyan, aktaran kişileriz. Ve koleksiyon burada, İzmir’de olağanüstü bir şekilde parlayacak. Bu projenin hayata geçirilmesine katkı sağlayan İzmir ve Paris’teki tüm ekiplere şahsen teşekkür ederim.”</p>
<p>Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası yaptığı konuşmada, “Yedinci sanat merkezimiz olan Lucien Arkas Sanat Merkezi, diğer sanat merkezlerimiz arasında çok farklı ve özel bir yere sahip. Burası yalnızca bir sergi mekanı olarak değil, farklı disiplinlerin, üretimin ve düşünmenin bir arada var olacağı çok işlevli bir sanat merkezi olarak kurgulandı. Bu da, Arkas Sanat’ın çok yönlü sanat yapısına yeni bir katman katıyor. Uluslararası iş birliklerimiz kapsamında Centre Pompidou ile başlattığımız beş yıllık iş birliği bizim için çok büyük bir anlam ve önem arz ediyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Fransa Türkiye Büyükelçisi Isabelle Dumont konuşmasında, “Centre Pompidou, Fransa için çok değerli bir merkez. Şimdi bu olağanüstü merkezin eserlerinin, Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde  sergilenecek olmasıyla bu değer İzmir’e aktı. Bunun için çok mutlu ve müteşekkirim. Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun kültürel iş birliğiyle birlikte Türkiye ve Fransa’nın el ele vermiş olmasıyla gurur duyuyorum” sözlerine yer verdi.</p>
<p>Arkas Sanat Uluslararası Sergiler Danışmanı Jean Luc Maeso ise yaptığı konuşmada şu sözleri kullandı: “Lucien Arkas Sanat Merkezi’nin açılışından çok büyük bir onur ve gurur duyuyorum. Sayın Lucien Arkas’a, sayın Laurent Le Bon’a ve sayın Müjde Unustası’na, büyük emeklerle çalışan Arkas Sanat ve Centre Pompidou ekiplerine çok teşekkür ediyorum. Bu merkezle birlikte sanatseverler, beş yıl boyunca dünyanın ve Avrupa’nın en büyük çağdaş sanat merkezlerinden biri olan muazzam bir Centre Pompidou koleksiyonuna erişebilecek ve farklı sergileri gezebilecekler.”</p>
<h2>Lucien Arkas Sanat Merkezi açılışını Pompidou Seçkisinden iki eserle yaptı</h2>
<p>Lucien Arkas Sanat Merkezi, Centre Pompidou koleksiyonundan seçilen iki önemli eserle kapılarını açarak Eylül ayında gerçekleştireceği kapsamlı sezon sergisinin ön gösterimini sanatseverlerle paylaştı. Küratörlüğünü Anna Hiddleston’ın üstlendiği Sonia&amp;Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı sergisi, Robert ve Sonia Delaunay’ye ait iki yapıtla yaklaşan büyük seçkiden birer örnek niteliği taşıyor.</p>
<p>Renk ve ışık üzerine geliştirdikleri yenilikçi yaklaşımlarla bilinen Delaunay çifti, modern sanat tarihinde dönüştürücü bir etki yaratmış isimler arasında yer alır.</p>
<p>Paris avangardı içinde yeni bir soyut dili birlikte geliştiren öncü sanatçılar Sonia ve Robert Delaunay’nin üretimlerinden olan, Centre Pompidou’dan istisnai olarak ödünç alınan bu iki resim rengin olanaklarını radikal bir yaklaşımla araştırırken, modern ve çağdaş sanatta renk ve ışık olgusuna odaklanan Lumina sergisine kavramsal bir önizleme sunuyor.</p>
<p>Açılışta sergilenen bu iki eser, sanatçıların dinamizm, ritim ve ışıkla kurdukları özgün dili yansıtırken aynı zamanda Pompidou iş birliğinin ölçeğini ve merkezin yeni dönem vizyonunu izleyiciye hissettiriyor.</p>
<h2>Eylül ayında: Renk ve ışığa adanmış bir sezon sergisi</h2>
<p>Sezonun esas sergisi ise Eylül ayında Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde ziyaretçilerini karşılayacak. Renk ve ışık teması etrafında şekillenen bu geniş kapsamlı sergi, farklı dönem ve disiplinlerden pek çok sanatçının eserlerinden oluşacak. Centre Pompidou koleksiyonundan derlenen bu seçki, modern sanatın renk teorisi, ışığın algısal etkisi ve soyutlamanın tarihsel dönüşümü üzerine zengin bir perspektif sunacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/lucien-arkas-sanat-merkezi-kapilarini-acti-76357</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/7/1280x720/lucien-arkas-sanat-merkezi-kapilarini-acti-1775466158.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arkas Sanat’ın İzmir genelinde kurduğu sanat rotasının yedinci durağı Lucien Arkas Sanat Merkezi kapılarını açtı. 2 bin 500 metrekarelik alana sahip merkez; uluslararası sergilerin yanı sıra öğrenme programları, konferanslar ve kültürel etkinliklerle İzmir’in çağdaş sanat yaşamına yeni bir alan kazandırıyor. Arkas Sanat, Centre Pompidou ile yürüttüğü iş birliği kapsamında önümüzdeki beş yıl boyunca Centre Pompidou koleksiyonundan yılda iki sergiyi İzmir’de sanatseverlerle buluşturacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tibet-makine-genel-muduru-tibet-arbak-disa-bagimliligin-azalmasi-ile-daha-guclu-bir-ulkede-yasayacagiz-76355</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tibet Arbak: Dışa bağımlılığın azalması ile daha güçlü bir ülkede yaşayacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Savunma, havacılık ve enerji başta olmak üzere pek çok sektöre özel alüminyum dişli ve rulmanları üreten Tibet Makina’nın Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Tibet Arbak, savunma, havacılık ve enerji gibi stratejik sektörlerin ekipman ve teknoloji üretiminde dışa bağımlılığın azalmasıyla Türk milletinin daha güçlü ve güvenli bir ülkede yaşayacağını vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/69d36962024d3-1775462754.png" alt="" width="600" height="407" /></p>
<p>Türkiye’nin savunma sanayisinde tüm dünyanın dikkatini yerli sistemleri, insansız hava ve deniz araçları ile yüksek teknolojiye dayalı üretim kabiliyetleri sayesinde bu alanda bölgesel güç olma rolünü pekiştirdiğini kaydeden Arbak, bu duruma yurt dışında katıldıkları tüm organizasyonlarda tanık olduklarını belirtti.</p>
<p>Savunma sanayisinde yerlilik oranının yüzde 80’in üzerine çıkmasında, 4 binden fazla firmadan oluşan ve 100 binin üzerinde istihdam sağlayan savunma ekosisteminin aldığı paya dikkat çeken Arbak, “ABD-İran hava savaşında da görüldüğü gibi ülkeler artık sadece silah sistemleriyle değil tüm endüstriyel ekosistemleriyle sahada yer alıyor. 2025 itibarıyla 10 milyar doları aşan ihracat gerçekleştiren, Tibet Makine olarak bizim de içinde yer aldığımız güçlü ekosistem, bu yılın ilk üç ayında ihracatını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,1 artırma başarısını gösterdi. Bu başarı, sanayi altyapımızla tercihler arasındaki güçlü koordinasyonun bir çıktısıdır. Savunma sanayisi şirketlerimiz, yetkin kadroları ve hızlı uyum sağlayabilen üretim yapılarıyla bu büyük dönüşümün mimarı ve yaratıcısı oldular. Küresel ölçekte kayda değer bulduğumuz bu başarıyı, bölgesel ve küresel barışın da güvencesi olarak görüyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Arbak, savunma sanayinde ürettiğimiz taret rulmanları ve dişlilerinde dünyada kendi lisansı ve patenti olan az sayıdaki firmadan biri olarak, Savunma ve Havacılık Kümesi içerisinde birçok savunma sanayi şirketinin stratejik ortakları arasında yer aldıklarını söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tibet-makine-genel-muduru-tibet-arbak-disa-bagimliligin-azalmasi-ile-daha-guclu-bir-ulkede-yasayacagiz-76355</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/5/1280x720/tibet-makine-genel-muduru-tibet-arbak-disa-bagimliligin-azalmasi-ile-daha-guclu-bir-ulkede-yasayacagiz-1775462572.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tibet Makina’nın Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Tibet Arbak, savunma sanayisinde yerlilik oranının yüzde 80’in üzerine çıkmasında, 4 binden fazla firmadan oluşan ve 100 binin üzerinde istihdam sağlayan savunma ekosisteminin aldığı paya dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tekstilde-ihracatin-devleri-odullendirildi-76346</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstilde &#039;İhracatın Devleri&#039; ödüllendirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB), küresel piyasalardaki tüm zorlu koşullara rağmen 2025 yılında Türk bayrağını dünya pazarlarında dalgalandıran "İhracatın Devleri"ni ödüllendirdi.</p>
<p>İpek Böceği Ödülleri’nde 2025 yılında tekstil ihracatına yön veren, zirveyi göğüsleyen ilk 10 firma, sektörün üretim ve pazarlama gücünü bir kez daha kanıtladı. Listenin başında yer alan Fistaş Fantazi İplik'i sırasıyla; Almaxtex Tekstil, Yeşim Satış Mağazaları, Küçükçalık Tekstil ve ACN-TR Dış Ticaret takip etti. İhracatın zirvesindeki diğer isimler ise Marteks Marmara Tekstil, Harput Tekstil, Berteks Pazarlama, Vanelli Tekstil ve Martur Sünger ve Koltuk Tesisleri oldu. Etkinlikte konuşan UTİB Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Taşdelen Engin, tekstil sektörünün direnç gücüne dikkat çekti. Rekabetin her zamankinden zor olduğu bir iklimde UTİB olarak 1 milyar 222 milyon dolarlık ihracat rakamına ulaştıklarını belirten Engin, “Bu ödüller sadece birer plaket değil; azmin, emeğin ve ‘Made in Türkiye’ imzasını dünyaya taşıma kararlılığımızın birer tescilidir” dedi. 2026 yılına dair stratejik bir yol haritası çizen Engin, sürdürülebilirliğin artık bir seçenek değil, “ticaretin yeni anayasası” olduğunu vurguladı. Sektörün geleceği için devlet desteği ve uygun finansman imkanlarının kritik önemde olduğunu ifade eden Engin, “Yeşil Mutabakat ve dijitalleşme projelerimize hız kesmeden devam edecek, tasarım ve inovasyonu en güçlü kasımız haline getireceğiz” mesajını verdi.</p>
<p>Bursa’nın ihracatındaki başarıları ve tekstille olan sinerjiyi vurgulayan UİB Koordinatör Başkanı ve OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik, "Küresel ticaretin yeniden şekillendiği bu dönemde, Bursa’nın üretim gücü ve ihracatçı firmalarımızın adaptasyon yeteneği, Türkiye’nin en büyük rekabet avantajıdır" dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tekstilde-ihracatin-devleri-odullendirildi-76346</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/6/1280x720/tekstilde-ihracatin-devleri-odullendirildi-1775459654.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da düzenlenen törende, 2025 yılı performanslarıyla fark yaratan 51 firma podyuma çıktı. Yılın ihracat şampiyonu ise Fistaş Fantazi İplik oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bakan-kacir-bilisim-vadisinde-42-turkiye-mezunlarina-diplomalarini-takdim-etti-76341</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bilişim Vadisi’nde 42 Türkiye mezunlarına diplomaları verildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Türkiye’de nitelikli yazılımcı yetiştirme hedefiyle Bilişim Vadisi bünyesinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı öncülüğünde hayata geçirilen 42 Türkiye’nin ilk mezunları, düzenlenen törenle diplomalarını aldı.Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, MARKA Genel Sekreteri Mustafa Çöpoğlu ve Gebze Ticaret Odası Başkanı Abdurrahman Aslantaş başta olmak üzere, 42 Türkiye okullarına katkı ve destek sağlayan 14 firmaya plaket takdim etti.</p>
<p>42 Okulları’nın öğretmensiz eğitim modeliyle dikkat çektiğini belirten Bilişim Vadisi Genel Müdürü Erkam Tüzgen, “Sizler Türkiye’de öğretmensiz bir okulda ekip arkadaşlarıyla öğrenmeyi öğrenmiş ilk mezunlarsınız. Bu anı sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Bugün İzmir’den İstanbul’a, oradan Bakü’ye uzanan büyük bir ekosistemden söz ediyoruz. 800’ü aşkın şirket ve 10 bine yakın çalışanıyla mobiliteden yapay zekâya, siber güvenlikten finans teknolojilerine kadar birçok alanda faaliyet gösteren güçlü bir merkeziz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“İnşa edersek gelirler”</h2>
<p>Türkiye’nin teknolojiyi insanlık yararına kullanma sorumluluğu taşıdığını belirten Tüzgen, “Bu topraklardan çıkacak teknoloji insanlığa zarar vermek için değil, değer katmak için kullanılacak. Bu bizim sorumluluğumuz ve ayrıcalığımız.İnşa edersek gelirler. Siz inşa edeceksiniz ve gelecekler. Gelecek sizinle parlak, Türkiye sizinle güçlü, Bilişim Vadisi sizinle büyüyecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tüzgen, “Burası, Türkiye’den global pazarlara açılmak isteyen teknoloji firmaları için bir kalkış noktası, dünyanın dört bir yanından gelen şirketler içinse güvenli bir iniş alanı. Bir zamanlar Türkiye’nin dünyaya açılan kapısı olan Atatürk Havalimanı da artık ‘Terminal İstanbul’ vizyonuyla bu ekosistemin parçası olacak” dedi.</p>
<h2>“Amacımız gençlerin potansiyelini açığa çıkarmak”</h2>
<p>42 Türkiye ile yürütülen iş birliği kapsamında öğrencileri bir yıl süreyle stajyer olarak istihdam ettiklerini belirtenHepsiburada’nın CTO’su Alexey Shevenkov, “Bugün burada, karşımda yalnızca yazılım öğrenmiş gençler değil, zorlu bir yolu göze alarak konfor alanından çıkmış gerçek teknoloji tutkunlarını görüyorum. Bizler, 42 Türkiye’ye en başından beri büyük bir inançla yaklaştık; amacımız gençlerin potansiyelini açığa çıkaracak fırsatlar yaratmak, cesaretlerini artırmak ve hayallerini gerçeğe dönüştürürken yanlarında olmak” şeklinde konuştu</p>
<h2>“Milli Teknoloji Hamlesi’ne kıymetli katkılar sunacağınıza yürekten inanıyorum”</h2>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır,“Yazılım camiamızın gücüne güç kattığımız bu anlamlı günde mezunlarımızı tebrik ediyorum. Tamamladıkları verimli eğitim sürecinin ardından gençlerimizin Milli Teknoloji Hamlesi’ne kıymetli katkılar sunacağına yürekten inanıyorum” diye konuştu.</p>
<h2>“Yazılımda tam bağımsızlık hayati öneme sahip”</h2>
<p>Yazılımın yeni dünyanın merkezinde yer aldığını vurgulayan Kacır, “Bugün dünyanın en değerli şirketlerinin büyük çoğunluğu teknoloji ve yazılım firmalarından oluşuyor. Yeni ekonomik düzen, yazılım kodlarıyla şekilleniyor. Bu nedenle yazılımda tam bağımsızlık, Türkiye’nin istikbali açısından hayati öneme sahip” şeklinde konuştu.</p>
<p>Nitelikli insan kaynağının önemine işaret eden Kacır, “Yazılımda kalıcı ve sürdürülebilir bir güç inşa etmenin yolu, analitik düşünebilen, problem çözebilen ve üretim kültürüne sahip insan kaynağı yetiştirmekten geçiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bakan-kacir-bilisim-vadisinde-42-turkiye-mezunlarina-diplomalarini-takdim-etti-76341</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/1/1280x720/bakan-kacir-bilisim-vadisinde-42-turkiye-mezunlarina-diplomalarini-takdim-etti-1775456817.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bilişim Vadisi bünyesinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı öncülüğünde hayata geçirilen 42 Türkiye’nin ilk mezuniyet töreninde, geleceğin yazılımcıları diplomalarını aldı. Törende konuşan Erkam Tüzgen ve Mehmet Fatih Kacır, öğretmensiz ve proje temelli eğitim modeliyle yetişen gençlerin, Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artıracak nitelikli insan kaynağını oluşturduğunu ve Milli Teknoloji Hamlesi’ne yön vereceğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kacir-kocaelideiki-kritik-yatirimi-hizmete-acti-76340</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli’deki yatırımlar hizmete açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli’nin Dilovası ilçesindeki İMES OSB’de Sima Alüminyum Üretim Hattı ile GEBKİM OSB’de Tekno Yapı Kimyasalları Üretim Tesisi düzenlenen törenlerle hizmete alındı.</p>
<p>Yüksek katma değerli üretim, ihracat ve savunma sanayine yerli tedarik hedefleri açısından stratejik önem taşıyan yatırımların açılışında konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye’nin üretim gücünü ve teknolojik kapasitesini artırmaya yönelik adımların kararlılıkla sürdüğünü belirtti.</p>
<p>Kacır, Dilovası programı kapsamında İMES OSB bünyesinde faaliyet gösteren İMES Mükemmeliyet Merkezi’ni de ziyaret etti. Merkezde yürütülen çalışmaları yerinde inceleyen Bakan Kacır, atölyeleri gezerek öğrenciler ve eğitmenlerle bir araya geldi, sınıflara girerek devam eden eğitim süreçleri hakkında bilgi aldı. Ziyaret sırasında üretimle entegre eğitim modelinin önemine değindi.</p>
<p>İMES Mükemmeliyet Merkezi, sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü yetiştirmeyi hedefleyen, uygulamalı eğitim altyapısıyla öne çıkan bir merkez olarak faaliyet gösteriyor. İleri üretim teknikleri, dijitalleşme ve mesleki becerilerin geliştirilmesine odaklanan merkezde, öğrenciler teorik bilginin yanı sıra modern atölyelerde pratik eğitim imkânı buluyor. Bu yönüyle merkez, sanayi ile eğitim arasında köprü kurarak bölgedeki üretim kapasitesine doğrudan katkı sağlıyor.</p>
<p>Kacır, açılış töreninde yaptığı konuşmada alüminyum sektörünün Türkiye’nin sanayi gücündeki kritik rolüne dikkat çekerek, “Sektörümüz gerek yeni alaşım ürünleri yatırımları gerekse de yeşil ve dijital dönüşüme sağladığımız desteklerle büyümesini sürdürecek ve Avrupa’nın 1 numaralı alüminyum üretim ve işleme üssü konumuna erişecek” dedi.</p>
<h2>“273,5 milyar dolarlık ihracata ulaştık”</h2>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde son 23 yılda kurulan üretim ve inovasyon altyapısına işaret eden Kacır, “Yıllık ihracatımızı 36 milyar dolardan 273,5 milyar dolara çıkardık. Pandemi sonrası dönemde dahi üretim ve ihracatta rekorlar kırdık” diye konuştu.</p>
<p>Alüminyum sektörünün bu başarının önemli taşıyıcılarından biri olduğunu vurgulayan Kacır, “1500 firmada 35 bini aşkın istihdam sağlayan sektörümüz; yüksek katma değerli üretim yapısı, ürün çeşitliliği ve teknolojik derinliğiyle küresel tedarik zincirlerindeki konumumuzu güçlendiriyor. 2025 yılında sektör ihracatımız yüzde 7 artarak 5,6 milyar dolara ulaştı. Ton başına ihracat değeri 4 bin 500 doları aştı” dedi.</p>
<h2>“Dünyada 3’üncü, Avrupa’da 2’nci sıradayız”</h2>
<p>Kacır, Türkiye’nin alüminyum ürünleri ihracatında dünyada 14’üncü sırada yer aldığını belirterek, “Çubuk ve profil ihracatında ise dünyada 3’üncü, Avrupa’da 2’nci sıradayız” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sima Alüminyum’un savunma sanayine katkısına dikkat çeken Kacır, “Bu tesisler; insansız hava araçlarından zırhlı araçlara kadar pek çok kritik projede kullanılan hafif ve dayanıklı malzemeleri sağlayarak savunma sanayimizin gelişimine katkı sunuyor” dedi.</p>
<h2>“Tesis, tam bağımsızlık hedefimizin sahadaki yansıması”</h2>
<p>Tekno Yapı Kimyasalları Üretim Tesisi Açılış Töreni’nde konuşan Kacır, “Savunma sanayisinden yenilenebilir enerjiye, inşaattan farklı sektörlere girdi sağlayacak, verimlilik odaklı üretimi esas alan bu tesisin hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Açılışı yapılan 65 milyon dolarlık yatırımın stratejik önemine işaret eden Kacır, “Bu tesis, bugüne kadar büyük ölçüde yurt dışından temin edilen yüksek alaşımlı alüminyum ekstrüzyon ürünlerinin ülkemizde üretilmesini sağlayacak. Savunma sanayimizin kabiliyetlerini güçlendirirken, Milli Teknoloji Hamlemizin tam bağımsızlık hedefinin sahadaki somut yansımalarından biri olacak” şeklinde konuştu.</p>
<p>Kacır, “Tekno Yapı Kimyasalları’nın iştiraki olan Polimer Kimya yatırımı, 2,5 milyar liranın üzerinde yatırım büyüklüğüne sahip ve 300 kişiye istihdam sağlayacak. Bu yatırım, milli üretim atılımımıza önemli katkı sunacak” dedi.</p>
<p>Kimya sektörünün ihracattaki yerine dikkat çeken Kacır, “Geçtiğimiz yıl 31,9 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşan kimya sektörü, Türkiye’nin en fazla ihracat yapan ikinci sektörü konumunda” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kacir-kocaelideiki-kritik-yatirimi-hizmete-acti-76340</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/0/1280x720/kacir-kocaelideiki-kritik-yatirimi-hizmete-acti-1775456463.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Dilovası’nda Sima Alüminyum Üretim Hattı ile Tekno Yapı Kimyasalları Üretim Tesisi’nin açılışını gerçekleştirdi. İMES Mükemmeliyet Merkezi’ni de ziyaret eden Kacır, Türkiye’nin yüksek katma değerli üretim, ihracat ve savunma sanayinde yerli tedarik hedeflerine kararlılıkla ilerlediğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanatin-hafizasi-sehrin-ruhu-76330</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanatın hafızası, şehrin ruhu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Amasra’da resimle buluşan bir hafıza</strong></p>
<p>Amasra’ya her gelişimde aynı manzaraya bakıyorum ama aynı şeyi görmüyorum. Çünkü bu kasaba yalnızca coğrafyasıyla değil, taşıdığı ve yavaş yavaş kaybettiği kimi değerlerle de okunması gereken bir yer. Fatih Sultan Mehmet’in “çeşm-i cihan” dediği o eşsiz görünüm hâlâ orada. Büyük Ada ile Boztepe’nin kurduğu doğal liman, Karadeniz’in sertliğine karşı sığınılacak bir alan yaratıyor. Rüzgâr hâlâ iyot kokusunu taşıyor. Bulutlar hâlâ denizi kurşuniye boyuyor. Müthiş bir gün batışı izleyebiliyorsunuz.</p>
<p>Ama bu manzaranın içinde insanın kurduğu hayat, aynı dirençle varlığını sürdüremiyor. İşte bu yüzden Amasra’ya bakmak yetmiyor; onu anlamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Türkiye İş Bankası’nın Anadolu Sergileri</strong> kapsamında Amasra’ya taşıdığı <em>“Kıyıdan Bakmak”</em> seçkisi, klasik anlamda bir sergi olmanın ötesine geçiyor. Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi koleksiyonundan gelen ve aralarında <strong>Halil Paşa, Namık İsmail, İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Afife Ecevit, Hulusi Mercan, Saime Belir</strong> ve <strong>Ercüment Kalmık</strong> gibi sanatçıların eserlerinin de yer aldığı seçki, içeride denizle kurulan estetik ilişkiyi anlatırken, dışarıda gerçek denizle, gerçek kıyıyla buluşuyor.</p>
<p>Bu serginin arkasındaki kurumsal irade de ayrıca vurgulanmalı. İş Sanat Genel Müdürü <strong>Zuhal Üreten</strong> yönetiminde şekillenen bu yaklaşım, sanatı yalnızca merkezde tutmak yerine Anadolu ile buluşturmayı hedefleyen bilinçli bir kültür politikası olarak dikkat çekiyor.</p>
<p>Yerel sahiplenme de dikkat çekiciydi: Amasra Kaymakamı <strong>Muhammed Çetin</strong> ve Belediye Başkanı <strong>Recai Çakır</strong>, bu tür kültürel buluşmaların ilçe için taşıdığı değerin farkında olan bir yaklaşım sergiliyordu. Sanatın yerel yönetimlerle birlikte hayat bulduğu örnekler, kültürel süreklilik açısından her zaman daha kalıcı izler bırakıyor.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Başkentte 40 yıllık bir ses: Uluslararası Ankara Müzik Festivali</strong></p>
<p>Bazı şehirler vardır; kendini hemen ele vermez. Ankara da öyle… Ama bir akşam, doğru salonda, doğru sesle karşılaştığınızda şehrin bütün kapıları birden açılır. O ağırbaşlı, mesafeli gibi görünen başkent, bir anda size başka bir yüzünü gösterir. Sözünü sakınan birinin bir anda içini dökmesi gibi…</p>
<p>Bu yıl 40’ıncı yaşını kutlayan <em>Uluslararası Ankara Müzik Festivali</em>, işte tam da bu kapıyı aralıyor.<br /><strong>Sevda-Cenap And Müzik Vakfı </strong>tarafından düzenlenen festival, yalnızca konserler dizisi değil; başkentin kültürel belleğini taşıyan en önemli yapılardan biri. Bir anlamda Ankara’nın <em>“konuşma biçimi” </em>bu festival. Ve o dil, 40 yıldır hiç kesintiye uğramadan sürüyor.</p>
<p>Kültürümüzde <em>“40”</em> sayısı tesadüf değildir. Olgunluğu, sürekliliği ve tamamlanmayı anlatır.<br />Bir şeyin <em>“yerleşmesi”</em> için geçen zamanı… Bu festival de tam olarak bunu temsil ediyor. Kolay kurulmuş, kendiliğinden büyümüş bir yapı değil bu. Aksine; yıllar içinde ekonomik zorlukları, değişen kültür politikalarını, seyirci alışkanlıklarını aşarak bugünlere gelmiş bir direnç hikâyesi.</p>
<p>Bugün hâlâ aynı kararlılıkla sürdürülen bu yolculuk, Ankara’nın dünyayla kurduğu en güçlü sanat köprülerinden biri. Ve belki de en önemlisi, bu köprü tek yönlü değil; hem dışarıdan içeriye hem içeriden dışarıya sürekli bir akış var.</p>
<p>Bu yıl 17 ülkeden 800’ü aşkın sanatçı Ankara’ya geliyor. Senfoni orkestraları, operalar, baleler, caz toplulukları ve oda müziği konserleri… Ama asıl mesele sayı değil. Asıl mesele şu:</p>
<p>Ankara, bir ay boyunca dünyayı dinliyor… ve kendini dünyaya dinletiyor. Tiflis’ten Jakarta’ya, Avrupa’dan Asya’ya uzanan bu geniş yelpaze, müziğin aslında nasıl evrensel bir dil olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bir kemanın sesiyle bir başka coğrafyaya, bir koro ile başka bir kültüre dokunuyorsunuz. Ve fark ediyorsunuz ki, müzik bazen en güçlü tercümandır.</p>
<p><strong>Ankara’da festivalle bir ay: Müziğin takvimi değil, hikâyesi</strong></p>
<p><strong>40. Uluslararası Ankara Müzik Festivali</strong>, Ankara Festival Orkestrası'nın Cenap And anısına verdiği konserle başladı. Konserde, şef <strong>Orhun Orhon</strong> yönetimindeki orkestra, mezzosoprano <strong>Ezgi Karakaya</strong> solistliğinde, <strong>Hector Berlioz</strong>'un <em>"Les Nuits d'Ete Op. 7" </em>eserini ve Joseph <strong>Hayd</strong>n'ın <em>"103. Senfonisi"</em>ni yorumladı.</p>
<p>Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Başkanı <strong>Ali Başman</strong>, konser öncesi yaptığı konuşmada, 40. Uluslararası Ankara Müzik Festivali dolayısıyla davetlilerle bir arada olmanın mutluluğunu ve gururunu yaşadığını söyledi. Bugüne kadar gerçekleştirilen 39 festivalde, 67 ülkeden 15 bini aşkın sanatçı, 623 solist ve 272 şefin bir araya geldiğini, 765 konser ve etkinlik yapıldığını belirten Başman, bu festivallerde dil, din ve ırk ayrımı yapılmadan kültürlerin paylaşıldığını ifade etti.</p>
<p>Festivalin programlarına baktığınızda tarihler görürsünüz. Ama biraz dikkat ederseniz aslında bir ritim fark edersiniz. Uluslararası Ankara Müzik Festivali’nin 4 Nisan’da açılış etkinliği ile yolculuğun ilk cümlesi kurulmuştu.</p>
<p><strong>Zamana karşı duran bir görsel yolculuk</strong></p>
<p>Bazı sergiler vardır; duvara asılmış fotoğraflara bakmazsınız sadece, bir şehrin içinden geçersiniz. Sokaklarına girer, taşlarına dokunur, ışığını hissedersiniz. Galeri Işık Teşvikiye’de kapılarını açan <strong>İzzet Keribar</strong>’ın <em>“Prag &amp; Bohemya - Tarihten Yansıyan Işık”</em> sergisi de tam olarak böyle bir deneyim sunuyor. Bu bir sergi değil; zamanla kurulmuş bir ilişki, hafızayla yapılmış uzun bir yürüyüş.</p>
<p>Yarım asrı aşan bir görsel birikimin süzülüp geldiği bu seçki, izleyicisini yalnızca Orta Avrupa’nın atmosferine değil, aynı zamanda bir fotoğrafçının bakışının nasıl olgunlaştığına da tanıklık etmeye davet ediyor. </p>
<p>Prag…<br />Çoğumuz için kartpostallardan tanıdık bir şehir. Ama Keribar’ın fotoğraflarında o tanıdıklık hızla çözülüyor. Çünkü o, şehri göstermiyor; şehri okuyor.</p>
<p>Bohemya’nın taş duvarlarında biriken zaman, bir pencerenin kenarına düşen ışık, gündelik hayatın sıradan gibi görünen ama aslında hiç de sıradan olmayan anları… Hepsi Keribar’ın kadrajında başka bir dile dönüşüyor. Bu dilde acele yok. Gürültü yok. Gösteriş hiç yok.</p>
<p>Ama derinlik var. Bekleyiş var. Ve en önemlisi, sabır var. </p>
<p>Bugün 90 yaşında olan İzzet Keribar’ın üretmeye aynı tutkuyla devam etmesi başlı başına bir hikâye. Ama asıl mesele yaş değil; bakışın tazeliği.</p>
<p><strong>Bir piyanonun izinde üç ülke</strong></p>
<p><strong>Gülsin Onay</strong>’ın piyanosundan yükselen ses, yalnızca bir eseri yorumlamakla kalmaz; bulunduğu mekânı, o anı ve dinleyeni içine alan bir hafıza kurar. Bu ayki turnesi de yıl içindeki diğerleri gibi bu hafızanın izini süren bir yolculuk. Ankara’dan Bakü’ye, İzmir’den İstanbul’a, oradan Sofya’ya uzanan bu hat, klasik müziğin evrensel dilinin hâlâ ne kadar güçlü ve birleştirici olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bu turneyi yalnızca bir konserler dizisi olarak görmek eksik olur. Çünkü Gülsin Onay’ın yolculuğu, şehirler arasında dolaşan bir programdan çok daha fazlasını taşıyor. Her durak, ayrı bir hikâye. Her konser, başka bir karşılaşma. Ve belki de en önemlisi, bu turne üç ülke arasında sessiz ama güçlü bir kültür köprüsü kuruyor. Türkiye, Azerbaycan ve Bulgaristan hattında dolaşan bu müzik, sınırları değil ortak duyguları büyütüyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanatin-hafizasi-sehrin-ruhu-76330</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanatın hafızası, şehrin ruhu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esbas-ve-basbas-avrasya-hattindaki-guvenli-ticaret-kapisi-oluyor-76288</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 10:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESBAŞ ve BASBAŞ&#039;tan Çin heyetiyle iş birliği mutabakatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Enerji arzı, lojistik hatlar ve tedarik zincirleri açısından küresel ticaretin sarsıldığı bu dönemde, Türkiye’nin en gelişmiş serbest bölgesi ESBAŞ, Ege Serbest Bölge Kurucu ve İşleticisi A.Ş (ESBAŞ) ve Batı Anadolu Serbest Bölge Kurucu ve İşleticisi A.Ş (BASBAŞ), Çin/Şanghay İşbirliği Örgütü Yerel Ekonomik ve Ticari İşbirliği Bölgesi (SCODA) ile Asya-Avrupa hattının dirençli ekonomik hatlarından birini oluşturacak stratejik bir İşbirliği Mutabakatı imzaladı.</p>
<p>Çin/Şanghay İşbirliği Örgütü Yerel Ekonomik ve Ticari İşbirliği Bölgesi (SCODA) İdari Komitesi ile ESBAŞ ve BASBAŞ arasında imzalanan mutabakat metinleri sayesinde, her iki serbest bölge, Çin’in yanı sıra  SCODA’nın yapısı gereği; Rusya, Kazakistan, Özbekistan, Hindistan, Pakistan ve İran gibi ülkelerle yürütülen ticari ve lojistik projelerle bağlantı kurabilecek. Bu durum, özellikle Orta Asya ve Avrasya pazarlarına aracısız ve daha düşük maliyetli giriş imkânı anlamına geliyor.</p>
<p>Her iki serbest bölgeyi kuran ve işleten şirketler olan ESBAŞ ve BASBAŞ’ın Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve CEO’su Faruk Güler, SCODA ile imzaladıkları işbirliği mutabakatının, alternatif ticaret koridorlarının güçlendirilmesi ve Asya–Avrupa hattında daha dirençli bir ekonomik ağ oluşturulması açısından stratejik bir adım niteliği taşıdığını aktardı. Güler, SCODA iş birliğinin Ege Serbest Bölgesi ile Batı Anadolu Serbest Bölgesini Çin için Avrasya genelinde inovasyon ve kalkınma yatırımları için güçlü merkezlerden biri haline getirdiğini kaydetti.</p>
<p>İmzalanan protokollerin Türkiye ile Çin arasında üretim, lojistik ve teknoloji alanlarında derinleştirilmek istenen ekonomik iş birliği modelinin bir uzantısı olduğunu kaydeden Güler, “Bu anlaşma Çin’in Batı pazarlarına erişimini çeşitlendiren ve hızlandıran stratejik açılımın sonuçlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu yönüyle imzalanan mutabakat belgeleri, kısa vadeli ticari kazanımlarının ötesinde, uzun vadeli jeoekonomik konumlanma açısından da önemli bir çerçeve sunuyor” dedi.</p>
<h2>Kuşak yol kapsamındaki işletmelerin Avrupa’ya giriş kapısı olacak</h2>
<p>SCODA’nın, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye ülkeler olan Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Hindistan, İran ile Kuşak ve Yol güzergahındaki bölgelerle yerel ekonomik iş birliği yürüten tek platform olduğuna dikkat çeken Güler, “Çin, Ege Serbest Bölgesi ve Batı Anadolu Serbest Bölgesini, Avrasya pazarına girmek isteyen ‘Kuşak ve Yol’ kapsamındaki işletmeler için önemli bir giriş kapısı olarak değerlendirmek istiyor. İş birliği mutabakatı ile yüksek teknoloji, imalat ve modern hizmet sektörlerinde yatırım işbirliklerinin teşvik edilmesi, şirketler arası doğrudan temasların artırılması ve ortak sanayi platformlarının kurulması hedefleniyor. Bu yapı, üretim kapasitesinin entegrasyonunu sağlarken, tarafların uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artıracak bir ekosistem oluşturmayı amaçlıyor. Lojistik bilgi ve ağ paylaşımının artırılması, sınır ötesi taşımacılık rotalarının optimize edilmesi ve hizmet kapasitesinin geliştirilmesiyle, tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Bu yaklaşım, özellikle küresel ticaret hatlarında yaşanan aksamalara karşı alternatif ve dayanıklı lojistik çözümler üretme potansiyeli taşıyor” değerlendirmelerinde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esbas-ve-basbas-avrasya-hattindaki-guvenli-ticaret-kapisi-oluyor-76288</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/8/1280x720/esbas-ve-basbas-avrasya-hattindaki-guvenli-ticaret-kapisi-oluyor-1775374778.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşın dünya ticaretini sarstığı dönemde ESBAŞ ve BASBAŞ, Çin heyetiyle stratejik iş birliği mutabakatı imzaladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/is-arayanlar-ile-isverenler-bursada-bulustu-76345</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 10:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş arayanlar ile işverenler Bursa’da buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi Bursa İş Ofisi ve Peryön Güney Marmara iş birliğiyle ‘Parla’ temasıyla düzenlenen Bursa İnsan Kaynakları ve İstihdam Buluşması (BİİB) 2026 - İnsan Yönetimi Zirvesi, 3-4 Nisan tarihlerinde iş arayanları, öğrencileri ve işverenleri aynı platformda buluşturdu.</p>
<p>Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi Fuar Alanı’nda ücretsiz olarak gerçekleştirilen organizasyona, iki gün boyunca on binlerce ziyaretçi katıldı. Otomotiv, tekstil, hizmet ve teknoloji alanlarında faaliyet gösteren yaklaşık 180 firmanın yer aldığı organizasyonda, iş arayanlar ve iş verenler doğrudan temas kurma imkanı yakaladı. Stantları gezerek firmaların kurumsal yapılarını yakından tanıyan katılımcılar, staj ve iş başvurularını yerinde yaparak mülakatlara katılma fırsatı buldu.</p>
<p>Kişisel gelişim ve vizyon paylaşımlarının da ön plana çıktığı buluşmada, Sunay Akın, Ahmet Şerif İzgören, İdil Türkmenoğlu, Mert Fırat gibi önemli isimler de verdikleri konferanslarda binlerce kişiye tavsiyelerde bulunarak önemli bilgiler paylaştı. Birbirinden önemli firmaların yöneticileri de panel, söyleşi ve seminerlerde deneyimlerini Bursalılara aktardı. 15 panel, seminer ve söyleşi, 21 eğitim programı, 45 konuşmacı ve eğitmen, 2 performans gösteriminin yer aldığı organizasyon, istihdamı artırmayı, kariyer gelişimini desteklemeyi ve insan yönetimi vizyonunu güçlendirmeyi amaçlayarak katılımcılara yeni fırsatlar sundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/is-arayanlar-ile-isverenler-bursada-bulustu-76345</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/5/1280x720/is-arayanlar-ile-isverenler-bursada-bulustu-1775459360.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da iki gün boyunca iş arayanlar ile işverenleri tek bir çatı altında buluşturan Bursa İnsan Kaynakları ve İstihdam Buluşması 2026 - İnsan Yönetimi Zirvesi, 180 firma ve on binlerce kişinin katılımıyla sona erdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunya-cografi-isaretli-urun-pazari-200-milyar-dolari-asiyor-76284</guid>
            <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 23:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> YÖREX ile hedef, coğrafi işaretli ürünler pazarından daha fazla pay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye’de coğrafi işaretler ürün tanıtım ve bilincinin gelişmesine çok önemli katkı yapan Yöresel Ürünler Fuarı (YÖREX) Danışma Kurulu Antalya Ticaret Borsası’nda toplandı.</p>
<p>Antalya Ticaret Borsası Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu üyesi Ali Çandır, TOBB tarafından desteklenen, oda ve borsa, kalkınma ajansları, belediyeler ve üreticilerin yer katılığı YÖREX Fuarının 22-26 Nisan tarihleri arasında ANFAŞ’da Türkiye’nin yöresel ürünlerini ziyaretçilerle buluşturacaklarını bildirdi</p>
<p><strong>Türkiye’nin en sevilen fuarı</strong></p>
<p>YÖREX’in Türkiye’nin en çok sevilen ve tek yöresel ürünler fuarı olduğunu belirten Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’YÖREX’e katkı sunan, destek veren tüm kurum ve kuruluşlarımıza teşekkür ediyorum. YÖREX bu kadar sahiplenmeseydi bu projeyi bu kadar geliştiremezdik. YÖREX yerli üretimin en güçlü platformu haline geldi. YÖREX, 2008 küresel krizinin ardından TOBB’un ‘Kriz varsa çare de var’ kampanyası çerçevesinde hayata geçirildi. Fuar, yerli üretimi desteklemek ve kırsal kalkınmayı güçlendirmek hedefiyle ilerledi. Anadolu’nun zengin üretim potansiyelini ekonomiye kazandırmayı hedefledik. TOBB’un ve kurum, kuruluşların desteğiyle YÖREX kısa sürede ulusal bir projeye dönüştü.’’</p>
<p><strong>YÖREX farkındalık yarattı</strong></p>
<p>YÖREX Fuarının ilk yapıldığı 2010 yılında Türkiye’de 109 olan coğrafi işaret tescilli ürün sayısının bugün bin 828’e ulaştığını, 837 ürünün de tescil için beklediğini vurgulayan Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’YÖREX, coğrafi işaret konusunda farkındalık yaratmıştır, yöresel ürünlerin temsil edildiği önemli bir platform haline gelmiştir. Antalya’da aynı dönemde 2 olan coğrafi işaretli ürün sayısı bugün  20’ye yükseldi. Geçen 17 yılda Avrupa Birliği’nde 46 ürünümüz coğrafi işaret tescili aldı. Türk kahvesi de geleneksel ürün adı koruması elde etti. YÖREX’in ardından yöresel ürünler konusunda kamu politikaları da gelişti ve market raflarında coğrafi işaretli ürünlerin yer almasına yönelik düzenlemeler hayata geçirildi.’’</p>
<p><strong>Coğrafi işaretli ürün dünya ticaret hacmi 200 milyar dolar</strong></p>
<p>YÖREX ile Türkiye’de unutulmaya yüz tutmuş binlerce yöresel ürünün gün yüzüne çıkarılarak ekonomiye kazandırıldığını vurgulayan Çandır, yerel mirasın ticari değere dönüştüğünü ve bunun yerel kalkınmaya güçlü katkı sağladığını söyledi. Coğrafi işaretli ürünlerin üretildiği bölgenin ekonomik değerini artırdığına dikkat çeken Çandır, ‘’Dünyada coğrafi işaretli ürünler ticaret hacmi 200 milyar dolara ulaştı. Avrupa Birliği’nde ise 100 milyar Euro’luk bir pazar bulunuyor. Türkiye, coğrafi işaretli ürünler alanında önemli bir potansiyele sahip bulunuyor ve bu pazardan daha fazla pay almayı hedefliyor’’ dedi.</p>
<p><strong>2,5 milyon ziyaretçi</strong></p>
<p>YÖREX’in başladığı günden bu yana başarılara imza attıklarını anlatan Ali Çandır, 81 ilin tamamı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin YÖREX’te temsil edildiğini, 5 bini aşkın katılımcı ve 2,5 milyondan fazla ziyaretçinin de yöresel ürünlerle buluştuğunu söyledi.</p>
<p>Antalya’da 22-26 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek YÖREX 2026’da 70’in üzerinde ilin katılım sağlayacağını ifade eden Çandır, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Hedefimiz 81 ilin tamamının fuarda yer almasıdır. YÖREX yalnızca bir fuar değil, aynı zamanda kültürel bir buluşma noktası olmuştur. Yüzlerce kadın kooperatifinin kurulmasına öncülük eden YÖREX, üretimi teşvik eden ve yerelden kalkınmayı destekleyen önemli bir organizasyondur. Stantlarda ürünlerin sadece sergilenmesi değil, üretim aşamalarının da canlı olarak gösterilmesi büyük önem taşıyor. Yöresel ürünler, gelecek nesillere aktarılmalı. Çocuklarımıza bu değerleri tanıtılmalı ve sahiplenmesi anlatılmalı. Kendi ürünlerimizi çocuklarımıza tanıtmalı, tattırmalı ve hissettirmeliyiz. Aksi halde bize ait olmayan ürünlere yönelim artacaktır.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunya-cografi-isaretli-urun-pazari-200-milyar-dolari-asiyor-76284</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/4/1280x720/dunya-cografi-isaretli-urun-pazari-200-milyar-dolari-asiyor-1775336325.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de yöresel ürünlerin tanıtımı, kaybolmaya yüz tutmuş ürünleri yeniden ekonomiye kazandırmayı ve yerinde kırsal kalkınmayı amaçlayan YÖREX ile Türkiye, 200 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşan coğrafi işaretli ürünler dünya pazarından daha fazla pay almak istiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/savaslara-ragmen-bati-akdeniz-ihracati-artiyor-76282</guid>
            <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 23:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Batı Akdeniz&#039;in ihracatı ilk çeyrekte yüzde 4,49 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği (BAİB) Başkanı Ümit Mirza Çavuşoğlu, görev süresinin dolması ve yeniden Başkanlığa aday olmaması nedeniyle 2026 yılı ihracat rakamlarını son kez açıkladı.</p>
<p>Görev yaptığı süre içinde ihracatta ve tarımsal ve sanayi üretiminde birçok krizle mücadele ettiklerini, Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan savaşın ihracatı olumsuz etkilediğini belirten Çavuşoğlu, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın da dünya ekonomilerini zorladığını, lojistik maliyetlerinin arttığını, üretim maliyetlerinin arttığını ve ihracatın da zorlaştığına dikkat çekti.</p>
<p>Türkiye’nin kuzey ve güneyinde yaşanan savaşlara rağmen, Batı Akdeniz bölgesinde 2026 Mart ayında yapılan ihracatın yüzde 0,78 düşüşle 253,4 milyon dolar gerçekleştiğini ifade eden Çavuşoğlu, yılın ilk üç ayında ise bölge ihracatının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,49 artarak, 736,8 milyon dolara ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Batı Akdeniz bölgesinden yapılan sektörel ihracatta ilk başta yaş meyve sebze, maden ve metaller ürünleri geldiğini anlatan Çavuşoğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yaş meyve sebze sektörü geçen yılın mart ayına göre ihracatını ciddi oranda artırmayı başardı. Bu sektörde ise en fazla biber ihracatı yapıldı. Bölgemizden Mart ayında 124 ülke ve bölgeye ihracat gerçekleştirildi. 8 ülkede10 milyon dolar ihracat barajı aşıldı. 45 ülkede ise 1 milyon dolar barajını geçtik. Romanya ilk defa aylık bazda en fazla ihracat gerçekleştirilen ülke oldu. Mart ayında Maldiv Adaları’na ihracat yüzde 1263 artarak, 5,3 milyon dolar oldu. Mart ayında ihracat gerçekleştirilen ülkeler arasında en dikkat çekici olanı ise Bermuda oldu. 2025 yılında 400 bin dolarlık ihracat yapılan Bermuda’ya Mart ayında 4 milyon dolarlık ihracat gerçekleşti.’’</p>
<p>Çavuşoğlu, yılın ilk çeyreğinde Antalya, Burdur ve Isparta’dan bin 525 firmanın 152 ülkeye ihracat gerçekleştirdiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>BAİB’de başkanlık seçimi</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçı Birliği’nde 8-9 Nisan tarihlerinde seçimli genel kurul gerçekleştirilecek. Nazım Hikmet Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek seçimlerde, mevcut yönetim kurulunda görev yapan Ramazan Keskin ile Mehmet Ali Can başkanlık için mücadele edecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/savaslara-ragmen-bati-akdeniz-ihracati-artiyor-76282</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/2/1280x720/savaslara-ragmen-bati-akdeniz-ihracati-artiyor-1775336071.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BAİB Başkanı Çavuşoğlu Batı Akdeniz&#039;in ihracatının yılın ilk üç aylık döneminde savaşlara rağmen yüzde 4,49 artarak, 736,8 milyon dolara ulaştığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-144-kurulus-ve-vergi-odul-toreni-tobb-baskani-hisarciklioglu-turkiyenin-bir-enerji-merkezi-ve-transit-gecis-guzergahi-olma-potansiyeli-one-cikacaktir-kerkuk-ceyhan-hattinin-ve-kalkinma-yolu-projesi-gibi-girisimlerin-onemi-de-artacaktir-76281</guid>
            <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 23:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hisarcıklıoğlu: Türkiye’nin bir enerji merkezi ve transit geçiş güzergâhı olma potansiyeli öne çıkacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası'nın (ATSO) 144. kuruluş yıl dönümü kapsamında, vergi ödülleri ile Ali Bahar Özel Ödülleri için ATSO Atatürk Konferans Salonunda tören düzenlendi. Törene, Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Antalya milletvekilleri, Burdur ve Isparta TSO ve borsa başkan ve yöneticileri, ilçe belediye başkanları ile davetliler katıldı.</p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, 70 bin üyesi ile ATSO’nun Türkiye’nin en büyük dördüncü odası, Antalya’nın da en büyük ekonomiler arasında altıncı sırada yer aldığını söyledi.</p>
<p>Körfez ve Hürmüz Boğazındaki savaşın Türkiye’yi de etkilediğini belirten Hacısüleyman, savaşın bir an önce sona erip basış sürecinin başlamasını temenni ettiklerini kaydetti. Savaşın hem ülke hem de küresel ekonomiyi her alanda etkilediğine dikkat çeken Hacısüleyman, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Petrol fiyatları artıyor. Gübre ve hammadde fiyatları artıyor. Tüm girdi fiyatları artıyor. Tarım, turizm ve sanayi sektörleri çok olumsuz etkilenmeye başladı. Çin ve Rusya gübre ihracatını yasakladı. Bu da tarımsal üretimi etkiliyor. Uçak bilet fiyatları artıyor. Sigorta maliyetleri, kara yolu, deniz ve hava yolu taşımacılığını etkiliyor.’’</p>
<p>Turizmde Türkiye’nin 150 milyon geceleme yapıldığını, bunun 95 milyonunun ise Antalya’dan gerçekleştirildiğini ifade eden Yusuf Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya 18 milyar dolarlık turizm geliriyle Türkiye’nin en önemli lokomotiflerindendir. Türkiye’nin tarım ve turizmin ekonominin lokomotifi en küçük titremeden etkileniyor.  Turizm nasıl olacak. Rezervasyonlar yavaşlamaya yol açtı. Turizmde tek haneli düşüşlere yol açabilir. Tarım, turizm ve sanayi sektörüne yeni teşvikler verilmeli. Bu sektörlere verilecek yeni teşvikler ekonomiye geri dönecektir. Enflasyon beklentilerinden feragat etmemiz gerekiyor. Finansmana erişim açılmalı ve kolaylaştırılmalı. Kredi Garanti Fonu’nda yeni bir ivme yaratılmalı.’’</p>
<p>ATSO olarak ‘2050 Antalya Vizyonu’ çalışması yaptıklarını anımsatan Hacısüleyman, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’25 yıl önce Antalya nüfusu 1 milyon civarındaydı,  şimdi 2,7 milyonu geçiyor. 25 yıl önce 3 milyon turist geliyordu bugün 19 milyon turist var. Bakanlarımızdan, hükümetimizden taleplerimiz var. Antalya denizi sadece serinlemek amacıyla kullanıyor.  Trafik sorununu çözmek için deniz ulaşımı açılmalı. Trafik sorununu devlet olarak birlikte çözmeliyiz. Bunu yerel yönetimler tek başına altından kalkamaz.‘’</p>
<p>-Antalya Fuarlar kenti olmalı</p>
<p>COP31 Antalya Konferansını çok önemsediklerini ifade eden Hacısüleyman, insanın artık çevreye yapay zeka ile de hükmetmeye başladığına dikkat çekti. Antalya havalimanının 50 ülke 230 havalimanı ve 105 havayolu şirketi ile bağlantılı olduğunu anlatan Yusuf Hacısüleyman, ‘’Antalya fuarlar kenti olmalı. COP31 Antalya Konferansı EXPO alanında yapılacak.  EXPO alanı fuar merkezi haline getirilerek, Antalya Fuarlar şehri olmalı’’ dedi.</p>
<p><strong>"Zor dönemden geçiyoruz"</strong></p>
<p>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da,  Antalya’nın bugün sadece Akdeniz’in değil, başta turizm ve tarım olmak üzere, pek çok sektörde, dünyanın önde gelen merkezlerinden biri haline geldiğini söyledi. Antalya’nın marka şehri olmasında, ATSO’nun çok büyük rolü olduğunu vurgulayan Hisarcıklıoğlu, ‘’Antalya, Türkiye için, ülkemiz ekonomisi için, çok önemli. Antalya büyüdüğünde, Türkiye’yi de büyütüyor. Antalya sıkıntı yaşarsa, Türkiye’de yaşıyor. Bu nedenle, Antalya’ya hep, özel bir ihtimam gösterilmeli’’ dedi.</p>
<p>Dünyanın şu günlerde zor bir dönemden geçtiğini ifade eden Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti.</p>
<p>‘’Kuzeyimizde ve güneyimizdeki savaşın ateşi giderek büyüyor. Küresel ekonomide belirsizlikler ve maliyetler artıyor. Tedarik zincirleri bozuluyor, öngörülebilirlik azalıyor. Enerji arzı açısından kritik önemde olan ve dünya petrol ticaretinin yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazında bekleyen gemi sayısının, 2 bine ulaştığı tahmin ediliyor. Dünya genelinde fiyatlar yükselirken, büyüme yavaşlıyor ve stagflayon tehlikesi giderek artıyor. Bu tür küresel şoklar, kaçınılmaz olarak ülkemizi de etkiliyor. Girdi maliyetlerimiz artıyor, krediye erişim zorlaşıyor ve faizler yükseliyor. Belki de ilk defa, hem yurtiçi, hem de yurtdışı talebin, birlikte daralacağını, hesaba katmamız gerekiyor.’’</p>
<p>Yine reel sektör olarak özellikle nakit akışının çok daha iyi yönetilmesi gerektiğine dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, ‘’Bilançolarımızda döviz cinsinden borç-alacak dengesinde de dikkatli olunması gerekiyor. Öte taraftan şunları da unutmayalım. Türkiye, dinamik, esnek, kriz tecrübesi olan bir özel sektöre sahiptir. Bu sayede şoklara uyum sağlama kapasitesi yüksektir. Geçmişte de bunun örnekleri yaşanmıştır. Milletimiz de sakin bir tutum sergilemiş, panik hareketlere tevessül etmemiştir’’ diye konuştu.</p>
<p>İran’daki savaşın, aynı zamanda, enerji ve ticaret koridorlarının çeşitlendirilmesine yol açacağını vurgulayan Rifat Hisarcıklıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Körfezin yerini alacak, alternatif turizm ve teknoloji merkezi destinasyonları arayışı hız kazanacaktır. Türkiye’nin bir enerji merkezi ve transit geçiş güzergâhı olma potansiyeli öne çıkacaktır. Kerkük–Ceyhan hattının ve Kalkınma Yolu Projesi gibi girişimlerin önemi de artacaktır. Dolayısıyla artan küresel belirsizlikler karşısında Türkiye olarak, siyasi ve ekonomik istikrarımızı korumalı, askeri caydırıcılığımızı güçlendirmeliyiz. Böylece, ülkemize yönelik risk algılarını bertaraf eder, güçlü yönlerimizin daha fazla görünmesini sağlarız. Ayrıca bu sıkıntılı süreçte birlik ve beraberliğimizi de muhafaza etmeliyiz. Birbirimizi ötekileştirmeyelim. Kimseyi fikrinden görüşünden, inancından dolayı dışlamayalım. Bugüne kadar pek çok küresel krizi aşmayı başardık. Bizler birlikte daha güçlüyüz ve inşallah bu sıkıntılı dönemi de yine birlikte geride bırakacağız.’’</p>
<p>ATSO Meclis Başkanı Ahmet Öztürk ise Antalya’nın turizmde, tarımda,   ticarette ve girişimcilikte Türkiye’nin en dinamik şehirlerinden biri haline geldiğini söyledi. Öztürk, şöyle konuştu:</p>
<p> ‘’Antalya’nın kalkınma yolculuğunda birlikte hareket ettiğimiz, ortak akıl ve güçlü işbirliği ile tüm paydaşlarımızla kurduğumuz uyumun Antalya‘nın geleceğini şekillendiren en önemli güç olduğuna inanıyoruz . ATSO’nun yeni dönemdeki en önemli görevi; Antalya iş dünyasını geleceğin ekonomisine hazırlamaktır. Daha güçlü üretim, daha yüksek katma değer, daha fazla ihracat, daha nitelikli girişimcilik… Ama aynı zamanda; daha yaşanabilir bir şehir, daha sürdürülebilir bir ekonomi ve gelecek nesillere bırakılacak güçlü bir Antalya. Güçlü şehirler, güçlü iş dünyasıyla; güçlü iş dünyası da güçlü kurumlarla ayakta durur. Antalya’nın potansiyeli çok büyük. Bu şehir sadece turizmin ve tarımın değil; ticaretin, üretimin, teknolojinin ve girişimciliğin de merkezi olabilir.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-144-kurulus-ve-vergi-odul-toreni-tobb-baskani-hisarciklioglu-turkiyenin-bir-enerji-merkezi-ve-transit-gecis-guzergahi-olma-potansiyeli-one-cikacaktir-kerkuk-ceyhan-hattinin-ve-kalkinma-yolu-projesi-gibi-girisimlerin-onemi-de-artacaktir-76281</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/1/1280x720/54-1775370369.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, ‘’Türkiye’nin bir enerji merkezi ve transit geçiş güzergâhı olma potansiyeli öne çıkacaktır. Kerkük–Ceyhan hattının ve Kalkınma Yolu Projesi gibi girişimlerin önemi de artacaktır’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tutuklanan-bursa-buyuksehir-belediye-baskani-mustafa-bozbey-gorevden-uzaklastirildi-76280</guid>
            <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 21:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey görevden uzaklaştırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa 6. Sulh Ceza Hakimliği'nin 4 Nisan 2026 tarihli ve 2026/294 sayılı kararıyla, Mustafa Bozbey hakkında "Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma ve Yönetme ile Rüşvet Alma" iddialarıyla tutuklama kararı verildi.</p>
<p>Anayasanın 127'nci maddesi ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 47'nci maddesi gereği, İçişleri Bakanlığı Başkan Bozbey'i geçici olarak görevden uzaklaştırdı. Söz konusu uygulamanın, hukuki süreç tamamlanana kadar geçici bir tedbir niteliğinde olduğu kaydedildi.</p>
<p>Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Bursa 6. Sulh Ceza Hakimliğinin 4 Nisan 2026 tarih ve 2026/294 sorgu kararıyla 'Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve rüşvet almak' suçlarından tutuklanması üzerine Anayasa'nın 127'nci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 47'nci maddesi uyarınca geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığınca görevden uzaklaştırılmıştır."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tutuklanan-bursa-buyuksehir-belediye-baskani-mustafa-bozbey-gorevden-uzaklastirildi-76280</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/0/1280x720/tutuklanan-bursa-buyuksehir-belediye-baskani-mustafa-bozbey-gorevden-uzaklastirildi-1775326603.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İçişleri Bakanlığı, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey&#039;in geçici tedbir olarak görevden uzaklaştırıldığını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turizme-120-milyar-liralik-kredi-paketi-76275</guid>
            <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 15:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizm ve ihracatçı sektörlere 120 milyar liralık kredi paketi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığının, ekonomi programının finansal istikrar hedefleriyle uyumlu olarak kredi garanti sistemini uyguladığı belirtildi.</p>
<p>Bakanlık, kredi garanti sistemine ilişkin yeni paket ve limit güncellemesi çalışmaları yaparken, reel sektörün finansmana erişiminin kesintisiz sürdürülmesi hedefleniyor.</p>
<p>Şimdi Bakanlık, küresel konjonktür ve bölgesel risklerin ekonomik aktivite üzerindeki etkilerini minimize etmek amacıyla Hazine Destekli Kefalet Sistemi kapsamında stratejik bir adım daha atacak.</p>
<p>Bakanlık, ekonomi programında yer alan yatırım, istihdam ve ihracat odaklı büyüme stratejisi çerçevesinde 120 milyar lira tutarında ilave kredi hacmini ekonomiye kazandıracak.</p>
<p>Bu adım, yoğun talep nedeniyle limitleri dolan İhracatı Geliştirme AŞ (İGE) ve Katılım Finans Kefalet AŞ (KFK) paketlerinin güncellenmesi amacıyla atılacak.</p>
<p><strong>Turizm sektörü için 60 milyar liralık paket</strong></p>
<p>Böylece, bölgedeki jeopolitik gerilimlerin Türkiye'nin en önemli döviz kazandırıcı hizmet sektörü olan turizm üzerindeki olası dolaylı etkilerine ilişkin önlem alınması amaçlandı.</p>
<p>Turizm Destek Paketi'yle, turizm işletmelerinin operasyonel verimliliğini korumak amacıyla 60 milyar lira kredi imkanı oluşturuldu. Bu kaynakla, bölgesel dalgalanmaların sektör üzerindeki baskısının önceden göğüslenmesi hedefleniyor.</p>
<p>İhracatta Atılım Destek Paketi'yle ihracatçılar için İGE üzerinden kullandırılmak üzere 30 milyar liralık kredi imkanı belirlendi. İhracatçılar için 12 milyar lira da KFK üzerinden kullanıma açılacak.</p>
<p>Ayrıca KFK aracılığıyla yürütülen mevcut destek paketine 18 milyar lira ek limit tanımlandı. Bu limitle, işletmelerin artan maliyetler karşısında ihtiyaç duyduğu işletme sermayesine hızlı ve uygun maliyetli erişim sağlanması öngörülüyor.</p>
<p><strong>"Reel sektörün finansal dayanıklılığı artırılıyor"</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, söz konusu paketlerin, dezenflasyon süreci ve seçici kredi politikasıyla tam bir eşgüdüm içerisinde tasarlandığına işaret ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"İlave hacim, doğrudan üretimi, döviz kazandırıcı faaliyetleri ve ekonomik dayanıklılığı artıracak 'hedef odaklı' alanlara kanalize edilecek. Jeopolitik gelişmeler nedeniyle dış dengede oluşabilecek bozulmayı sınırlamak için hizmet ihracatında lider sektör turizme büyük destek veriyoruz. Söz konusu paketlerle finansmana erişimde oluşabilecek olası daralmanın önüne geçilerek, reel sektörün işletme sermayesi döngüsünün korunması amaçlanıyor. Böylece, bir yandan reel sektörün finansal dayanıklılığı artırılırken, diğer yandan makroekonomik istikrar hedeflerinden taviz verilmeksizin büyümenin sürdürülebilirliği güvence altına alınıyor."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turizme-120-milyar-liralik-kredi-paketi-76275</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/6/1280x720/turizm-turistjpg-1755529499.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının, jeopolitik ve bölgesel gelişmelerin etkisini minimize etmek amacıyla kredi garanti sistemi kapsamında turizm ve ihracat yapan sektörlere yönelik 120 milyar lira tutarında ilave kredi hacmini devreye alacağı bildirildi. Bakan Şimşek, &quot;Jeopolitik gelişmeler nedeniyle dış dengede oluşabilecek bozulmayı sınırlamak için hizmet ihracatında lider sektör turizme büyük destek veriyoruz. Söz konusu paketlerle finansmana erişimde oluşabilecek olası daralmanın önüne geçilerek, reel sektörün işletme sermayesi döngüsünün korunması amaçlanıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
